Find your next favorite book

Become a member today and read free for 30 days
“Ufuk Ötesi” Cilt: I

“Ufuk Ötesi” Cilt: I

Read preview

“Ufuk Ötesi” Cilt: I

Length:
745 pages
7 hours
Publisher:
Released:
Nov 30, 2014
ISBN:
9781310789076
Format:
Book

Description

Bu tür insanlarımız kitap, makale, gazete ve dergi okumak yerine, kapitalist sistemin emzirip büyüttüğü yandaş basın ve medyanın aktardığı ikiyüzlü haberleri, dizileri ve yazıları takip etmektedir. Bu insanlarımız, farkında olmadan zihinlerinin bir bölümünde niteliksiz bir bilgi havuzu oluşturur ve bu bilgilerle ülke ve dünya siyaseti hakkında ahkâm keserler. Hastalıklı bilgi sahipleri doğru tercihlerde bulunamaz, yönünü ve kıblesini şaşırarak ailesine, çevresine ve ülkesine zarar verirler. Hastalıklı bilgilerle yoğrulanlar; Cumhuriyet, Atatürk, Türk, bayrak, vatan, millet, ordu ve din hassasiyetlerini yitirdiğini de fark edemezler. Öyle ki; dostunu düşman, düşmanını da dost görürler. Ben, bu ‘akıl tutulmasına’ “Küresel Halüsinasyon” diyorum.
Dokuz bölüm, seksen dokuz konudan oluşan bu eser, dört yıllık titiz bir çalışmanın ve araştırmanın ürünüdür. Bu eseri okuyanlar; Batı’nın derin devletinin Vatikan olduğunu, Siyonizm’i, masonluğu, ABD politikalarını, Tapınak Şövalyelerini, Engizisyon Mahkemelerini, Osmanlı’nın derin devletini, Hacı Bektaşî Hz.lerinin Alevilik anlayışını, Ahi Evran Hazretlerinin İslam’a, devlete ve sanata yaptığı hizmetleri, Sultan Abdülhamit Han’ı, Sultan Vahdettin Han’ı ve elbette Kemal Atatürk’ü farklı yönleriyle tanıma fırsatı bulacaktır. Osmanlı’nın tartışmalı konularından Harem’i, kardeş katlinin sebep ve sonuçlarını anlayıp, önyargılarınızdan kurtulacaksınız. İslam’ın kanayan yarası Kerbela’da nasıl bir vahşet sergilendiğini ibretle okuyacaksınız. Ayrıca; İslam Dini üzerinde asırlardır sürdürülen küresel ve bölgesel oyunları, iç siyasetimize dönük olarak ipten adam alma sanatını, bir ustanın seyir defterini, Türkiye’de yapılan darbelerin arka planlarını, Türkiye üzerinde oynanan küresel oyunları, örgütleri ve aktörlerini tanıyacaksınız. TSK’ya kumpas emrinin nereden geldiğini ve uygulayıcılarının kimler olduğunu hayret ve ibretle okuyacaksınız. Mevcut hükümetin nasıl işbaşına getirildiğini, BOP Eş Başkanlığı’nın ne anlama geldiğini, PKK ile müzakereye nasıl mecbur edildiğini, ASALA-PKK işbirliğini, Dinlerarası Diyalog ve Medeniyetler İttifakı’nın gayelerini, çanların kimler için çalacağını yine hayret ve ibretle okuyacaksınız. Değerli kitap dostları, bu eseri okuduğunuzda, aslında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını fark edecek, ‘Fikri Bükülmez’ bir kişi olarak ailenize, dostlarınıza ve çevrenize bilgilerinizi bir ışık gibi yansıtarak cehalet zincirlerini kıracaksınız.
Bu sebeple; özgün bir anlatımla ve bir makale disipliniyle kaleme aldığım bu eseri siz değerli kitap dostlarına önemle tavsiye ediyorum.

Saygılarımla,

HALİT DURUCAN

Publisher:
Released:
Nov 30, 2014
ISBN:
9781310789076
Format:
Book

About the author

1960 yılında Kırıkkale’de doğdum. İlkokulu Kırıkkale’de, ortaokulu ve liseyi Ankara’da tamamladım. 1980 yılında vatani görevimi yapmak üzere askere gittim. Askerliğimi tamamlayıp döndükten sonra Yükseköğretim Kurumu’nda memur olarak çalışmaya başladım. 1984 yılında evlendim ve bu evliliğimden üç çocuğum dünyaya geldi. 2005 yılında Gazi Eğitim Fakültesi son sınıfta okuyan kızım Çiğdem’in arkadaşlarının hayat hikâyelerinden oluşan “İsimsiz Sevda” isimli çalışmasını kendi imkânlarımızla kitaplaştırdık. Kızımın bu çalışması başta bizler olmak üzere; hem üniversite hocalarını ve hem de arkadaş çevresini çok sevindirdi. Kızımın bu çalışması içimde var olan yazma hevesimin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu sebeple; ortaokul ve lise yıllarımda oluşturduğum arşivimi büyük bir hevesle aralayıp, kesintiye uğrayan çalışmalarıma yeniden başladım. O günden bu güne kadar; biri araştırma, diğeri gerçek yaşanmış insan öyküleri ve bir diğeri de kurgu roman olmak üzere üç eser yazdım. Okumayı, yazmayı, araştırmayı ve eleştirmeyi seven bir kişi olarak bende edebiyat dünyasında varlığımı hissettirmek amacındayım. Çünkü kalemime ve hayal gücüme güveniyorum. Amatör bir ruhla çıktığım bu meşakkatli yolda ilerleyebilmek için önüme çıkan tüm engelleri aşabilecek güce ve kabiliyete sahip olduğuma inanıyorum. Bu sebeple; kitapseverlerin, eserlerimi okurken; profesyonel bir yazarın eserlerini okurken aldıkları hazzı alacaklarına yürekten inanıyorum. Bu zorlu ve riskli süreçte beni hiçbir zaman yalnız bırakmayan başta kızım Çiğdem’e, manevi desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen kızım Tuğba’ya ve oğlum Osmangazi’ye de ayrıca teşekkür ediyorum. Çocuklarımın destekleriyle ortaya koyduğum eserlerimden ikincisi olan Kristal Dünyaları okurken kimi zaman üzülecek, kimi zaman şaşıracak ve kimi zamanda mucizelere tanık olacaksınız. Halit DURUCAN

Related to “Ufuk Ötesi” Cilt

Related Books

Book Preview

“Ufuk Ötesi” Cilt - Halit Durucan

Degildir"

Yazar Hakkinda

BIYOGRAFI

10 Kasim 1960 yilinda Kirikkale’de dogdum. Ilkokula Kirikkale’de basladim. Babamin islerinin ters gitmesi sebebiyle Sulakyurt’a yerlesmek zorunda kaldik. Ilkokulu bitirdigim dönemde babamin isleri yeniden ters gidince; bu sefer Ankara’ya yerlesmek zorunda kaldik. Ortaokulu Esenevler Lisesi’nde, liseyi de Aydinlikevler Ticaret Lisesi’nde tamamladim.

Ortaokul ve lise yillarimda ülkemizde sag-sol çatismalari yasaniyordu. Bu anarsi dönemlerinde okula gidip-gelmek, emniyetli bir sekilde dolasmak mümkün olmuyordu. Anarsi dönemlerinde herhangi bir ideolojinin pesinde kosmadim. Ögrencilerin kendi aralarinda yaptiklari konusmalara ve tartismalara sahit oluyordum. Anarsi ve ideolojilerle pek ilgilenmiyordum ancak; kendimi bu konularin disinda da görmek istemiyordum. Söyleyecek sözlerimin, savunacak fikirlerimin olmasi gerektigine inaniyordum. Bu nedenle; tatil dönemlerinde ÖSYM’ye geçici isçi olarak giriyor, aldigim maas ile hem aileme katki sagliyor, hem de kafamdaki sorulari cevaplayacak kitaplari alip, okuyordum. Okudugum kitaplar sayesinde, hangi fikirlerin bana hitap ettigine, hangi fikirlerin bana ters düstügüne karar veriyordum.

Liseyi bitirdigim yil askerlik çagim gelmisti. Hiç vakit geçirmeden askerlik vazifemi yapmak üzere Isparta 40. Piyade Alayi’na teslim oldum. Acemi birligimi tamamlayinca, Kibris’a usta birligine dagitim oldum. 60. Piyade Alayi’nda bir süre havanci olarak görev yaptiktan sonra, Alay (S3) Istihbarat Servisi’ne yazici olarak görevlendirildim. 1981 yilinda askerlik vazifemi tamamlayip döndükten bir yil sonra, ÖSYM’ye geçici isçi statüsünde yeniden ise basladim. Yaklasik dokuz aylik bir çalismanin ardindan, ÖSYM çatisi altinda kurulan YÖK’e transfer oldum. YÖK’ün açtigi memuriyet sinavini kazanarak memuriyet hayatina basladim.

1983 yilinda evlendim. Evliligimden iki kizim bir oglum dünyaya geldi. Kiz-erkek ayrimi yapan bir kisi olmadigimdan; çocuklarimin hepsine iyi bir egitim ve iyi bir gelecek temin etmek amacinda oldum. Tek maasli bir baba olmama ragmen çocuklarimi okula yolladim. Ilk, orta ve liseyi bitiren çocuklarimi sirayla dershanelere yollayarak sinavlara hazirladim. Çok sükür çocuklarimin hepsi üniversiteli oldular. Büyük kizim Gazi Üniversitesi Egitim Fakültesi’ni bitirdi; girdigi KPSS sinavlari sonucunda sinif ögretmeni olarak atamasi yapildi. Kizima iyi bir egitim ve is sagladiktan sonra, evlendirerek babalik vazifemi tamamladim. Oglum ise Akdeniz Üniversitesi Maliye Bölümü’nü bitirdi; girdigi KPSS sinavi sonucunda iyi bir puanla bir bakanliga memur olarak atandi. Küçük kizim ise bir bankanin açtigi sinavi kazanarak görevine basladi.

2005 yilinda emekliye ayrildiktan sonra zamanimin büyük bölümünü okumaya ve arastirmaya ayirdim. Bu dönemde ‘Kristal Dünyalar’ ve ‘Sanal Cinayet’ adli kitaplarimi e-kitap projesinde yayinlattim. Arastirmalarimdan elde ettigim bilgilerle bir bilgi deposu olusturdum ve bu bilgileri güncelleyerek ‘Ufuk Ötesi’ isimli kitabimin birinci cildini tamamladim. Su siralar bu eserim yayinlanma asamasindadir.

Halit DURUCAN

Önsöz

Insanlarimiz, basin-yayin ve medya organlarinca gözlerine takilan at gözlükleriyle on bir yildir Türkiye’de yasanan hadiseleri seyretti. Batili sermaye tarafindan beslenen Türkiye’deki basin-yayin ve medya organlari, günümüz iktidarini övmekle görevlendirildi. Basin ve medya gurubu, desteklemekle yükümlü olduklari iktidarin attigi her adimi, çikarttigi her yasayi ve kanunu hayirli ve çagdas bir hamle olarak insanlarimiza aktardi. Basarili da oldular. Insanlarimiz, deyim yerindeyse tam anlamiyla efsunlandilar. Dogrulari egrilerden ayiramaz oldular.

Iktidar, fakirligi insanlarimizin ortak kaderi olarak gördü ve her seçim arifesinde makarnalarla, kömürlerle ve çesitli yardim paketleriyle kapi kapi dolasarak bu yardim paketlerini fakir ve gariban insanlarimiza dagitti. Sözüm ona iktidar, ‘Hz. Ömer’in Adaleti’ni uyguluyordu. Hükümet, yaptigi bu yardimlarla fakirin-yetimin ve kimsesizlerin yaninda oluyordu. Bu iktidar döneminde asla yetim hakki yenmezdi! Bu iktidar döneminde asla yolsuzluk ve daha baska gayrimesru isler yapilamazdi. Kendilerini ‘Müslüman’ olarak takdim ederek iktidar koltuguna yerlesenler, harama asla ve kat’a el uzatamazdi. Onlar Allah’a inanan Müslümanlardi. Harama el uzatanlarin Yüce Allah katinda cezalandirilacaklarini iyi biliyorlardi! Heyhat! At gözlüklerinden etrafina bakamayan insanlarimiz, at gözlüklerini bir tarafa biraktiklarinda ülkede yasananlarin farkinda olmaya basladilar. Meger, 11 yildir gördükleri bir halüsinasyondan ibaretmis! Meger gördükleri adalet ‘Hz. Ömer Adaleti’ degil, bir ‘Firavun’ adaletiymis!

Vatandaslarimizin bir hastaligi var ve bu hastalik tüm egitimcilerimiz tarafindan defalarca dile getirilmistir. Insanlarimiz maalesef okumayi ve arastirmayi sevmiyor. Tablo bu olunca insanlarimiz, yandas medya ve basinin haberlerine takiliyor ve ögrendikleriyle yetiniyor. Asla edindigi bilgilerin dogru olup olmadigi konusunda endise duymuyor. Iste, insanlarimiz burada kaybediyor! Farkli muhalif gazeteler ve televizyon kanallari, bu efsunlanmayi çözecek bilgiler ve haberler veriyor; günümüz iktidarinin yanlislarini, yasal düzenlemelerin geri planini uzman kisilerle izah ediyor ve insanlarimizi aydinlatmaya çalisiyorlar.

Ülkemizin meseleleri gün geçtikçe artiyor. Çözüm diye ortaya konulan düzenlemeler ilerleyen günlerde yeni bir sorun yumagi olarak hükümetin önüne geliyor ve dolayisiyla da milletimizin sirtinda bir kambura dönüsüyor. AKP Hükümeti’nin 11 yillik icraatlarini çesitli muhalif kanallardan, gazetelerden ve kitaplardan da takip ediyorum. ABD güdümlü AKP Hükümeti’nin niyetlerinin, icraatlarini sebep ve sonuçlarini ögrendikçe ne kadar yanildigimizi bir kez daha anliyorum. Artik ‘Islam’ kilifina bürünmüs sahte suratlar büyük bir hizla desifre oluyor ve bu bati hayrani kabinenin Türkiye’ye ve Türk Milleti’ne hiçbir fayda saglamayacagi da gün gibi ortaya çikiyor.

Uzun zamandir siyaset ile bu kadar ilgilenmemistim. Herkes vatandaslik vazifesini yapmak için sandiga gider, oyunu atar ve ülkeyi yönetecek kadrolari is basina getirir diye düsünüyordum. Ancak bunun büyük bir vebal gerektirdigini anladim. Zira bir oy bile milletin kaderine tesir edebiliyor; verilen bir oyun nelere sebep oldugu vicdanlarda sorgulanmaya basliyor. Iste, bu sebeplerle su ilkeyi kendime düstur edindim: Hiçbir zaman görüneni degil, görünenin arkasini merak et Zira ülkemizde büyük bir algi yönetimi is basindadir. Küresel sermayenin isbasina getirdigi hükümet, elbette kendisini iktidar koltuguna oturtanlarin haklarini ve menfaatlerini Türkiye ve Türk Milleti üzerinden tanzim ve tesis edecektir. Burada kavrulan, yarinlarina küsen, istikbali sönen Türk Milleti olmaktadir.

Arastirmalarim neticesinde Cennet Vatanimizin büyük bir bilinmezlige sürüklendigini, küresel ve bölgesel seytanlarin kimler oldugunu, içimizde besleyip büyüttügümüz imam cübbeli papazlarin kimler oldugunu artik net bir sekilde ögrenmis bulunuyorum. Aylarini ve hatta yillarini arastirmalar yaparak harcayan yazarlarimiza, arastirmaci gazetecilerimize ve aydinlarimiza tesekkür ediyorum. Onlar sayesinde oynanan sinsi oyunlarin farkina varabildik. Onlarin gayesi, bati markali ‘At Gözlükleri’nden milletimizi kurtarmakti. Basardilar, sag olsunlar.

Aydinlarimiz, edindikleri bilgileri nasil millet ile paylastilar ise, ben de karinca kararinca onlardan aldiklarimi yine onlar gibi millet ile paylasiyorum. Yani; Edindigim bilgileri Internet sitelerinde makale olarak yayinliyorum. Bes ayri Internet sitesinde yayinladigim 100’e yakim makalem su ana kadar 2 milyon okuyucu sinirina dayanmis bulunmaktadir. Bu sayi her geçen gün daha da artmaktadir.

Makalelerime olumsuz tepki gösterenler oldugu gibi, olumlu tepki gösterenlerde bulunmaktadir. Olumsuz tepkilerin bazilarini eksikligim, bazilarini da önyargili yaklasimlar olarak gördüm. Olumlu yaklasimlari da insanlara sundugum fayda olarak gördüm. Sayet basarabilirsem, tüm makalelerimi bölümlere ayirip, bir kitaba dönüstürmek ve yayinlatabilmektir. Kendime has anlatim tarzimla ve yorumumla yayina hazirladigim kitabimi okuyacak olanlar, ülkemizde ve dünyada nasil bir oyunun sergilendigine sahit olacaklardir.

IÇINDEKILER

Yazar Hakkinda

Önsöz

1. Bölüm - Din ve Maneviyat

-Insan Neslinin Çogalmasi ve Helak Olan Kavimler

-Neden Çapraz Evlilik?

-Helak Olan Kavimlerden Bazilari:

-Insanoglunun Yaratilis Gayesi

-Dinlerin Toplum Üzerindeki Etkileri

-Hak Dinler, Batil Dinler, Muharref Dinler Nedir?

-Dinlerin Toplum Üzerindeki Etkileri-2

-Dinlerin Asil Amaci:

-Dinlerin Kökeni:

-Din Nedir?

-Türkiye’nin Dünü ve Bugünü

-Yabancilasmanin Sonuçlari:

-Alin Yazisi Kader midir?

-Mümin, Model Insan Demektir

-Kutsal Emanetlerimiz

-Birlikten Kuvvet Dogar

-Geçmisten Günümüze Fal ve Büyücülük

-Dünden Bugüne Fitne ve Sonuçlari

-Dost Hayati Yasayanlar

-Osmanli’da Harem ve Harem Hayati

-Dinlerde Kudüs’ün Yeri ve Önemi

-Kaybolan Degerlerimiz

-Hz. Muhammed (s.a.v) ve Türkler

-Rüsvetin Anatomisi

-Faizin Anatomisi

-Vatan Sevgisi Imandandir: Çanakkale Geçilmez

-Çagdasligin Anatomisi

-Dogru Bildigimiz Yanlislar

-Yalan ve Yalanin Sonuçlari: Siyah Beyaz Yalanlar

-Madde ve Mana Ilmi

-Kapitalizm: Aci Reçete: Hiç Kurtulan Olmadi!

-Mezhep ve Tarikatlarin Ortaya Çikisi

2. Bölüm - Misyonerlik Faaliyetleri

-Dünden Bugüne Misyonerlik Faaliyetleri

-Papa’ya Türk Pilavi: Bu Pilav Senin Midene Dokunur!

-Armageddon: Kiyamet Savaslari

-Dünden Bugüne Vatikan: Avrupa’nin Derin Devleti

-Masonlugun Öteki Yüzü

-Siyonizm’in Evrensel Hedefleri

-Fatima’nin Üç Sirri: Mehmet Ali Agca, Vatikan’in Figürani miydi?

3. Bölüm - Amerikan Emperyalizmi Ve AKP Politikalari

-Polemik (a)

-Batil’in Merkezine Yolculuk

-Kanli Eller Senfonisi

-BOP’un Arka Penceresinden

-Ortadogu’da Demokrasi Rüzgârlari

-Insanlik Can Çekisiyor: Kara Çiglik

-Adaletin Kayboldugu Ülke

-Düzen ve Düzenbazlar: Düzene Çekidüzen

-Ergenekon Davalari: Küresel Güçler Yine Devrede

-Gizli Tanik Sendromu: Generaller Sanik, Eskiyalar Tanik

-Baskanlik ve Yaribaskanlik Sistemi

-AB Uyum Yasalari

-Lale Devri Insanlari: Üç çocuk Yapin

-Üçüncü Göz - Dördüncü Kuvvet: Bir Algi Yönetimi

-Avrupa Birligi Çikmaz Sokak

-Silahsiz Isgal Dönemi: Babalar Gibi Satar Giderim

-Stratejik Adimlar, Var Olma Savaslari

-Bye Bye Türkiye

-Balistik Füze Savunma Sistemleri

-Patriotlar Niçin Getiriliyor? Bir ABD Oyunu mu?

-Türk Milleti Kiyamda, Yollara Dösenen Mayinlar

-Rantsal Dönüsüm Projesi, Bir Talan Yasasi

4. Bölüm - AKP’nin Egitim Açilimlari

-Kayip Nesil, Türk Gençligi Nereye Gidiyor?

-Her Yerde Egitim

-Egitimde Basörtüsü Sendromu

-Egitimde Din Dersi Bunalimi

-Egitimle Gelen Egitimsizlik

-Çanlar Kimler Için Çalacak?

-Ak Damar Kilisesi ve Düsündürdükleri

5. Bölüm - Çaglar Boyunca Kadinlar

-Kadinlarin Dünü ve Bugünü

-Kadina Siddetin Anatomisi

-Kahraman Türk Kadinlari

6. Bölüm - Kemal Atatürk’ü Taniyalim

-Kemal Atatürk ve Islam

-Gazi Pasa’nin Öngörüleri

-Atatürk Mason muydu?

-Atatürk’ün Misyonerlerle Mücadelesi

-Atatürk’ün Balkan ve Ortadogu Politikalari

-Atatürk’ün Ekonomi Politikalari

7. Bölüm - AKP’nin PKK Açilimi

-Kafesteki Orangutan

-Kürt Açilimi ve Kimlik Tartismalari

-Iki Dilli Türkiye’ye Dogru

-PKK Açilimlari, Bir Ustanin Seyir Defteri-1

-Bir Ustanin Seyir Defteri-2, Zülfü Yâre Dokunmak

-Bir Ustanin Seyir Defteri-3, Zülfü Yâre Dokunmak, Bu Iste Bir Terslik Var!

-Akillerle Çiktilar Yola: Durmak Yok Yola Devam!

-Ipten Adam Alma Sanati

-Sivil Inisiyatif Çagrisi

8. Bölüm - Darbelerin Gölgesinde Türkiye

-Osmanli’nin Derin Devleti, Jön Türklerden ITC’ ye

-27 Mayis Ihtilali ve Adnan Menderes, 1.Bölüm

-28 Subat Post Modern Darbe, Balans Ayari

-12 Eylül 1980 Darbesi, Bizim Çocuklar Yine Basardi

9. Bölüm - Tarihe Not Düsenler

-Hacivat ile Karagöz Bir Efsane mi?

-Ahi Evran ve Ahilik Teskilati

-Bir Devrin Anatomisi

-Kardes Katlinin Sebep ve Sonuçlari

-4T’nin Ayak Sesleri, Ermeni Katliamlari

-Asala-PKK Kardesligi, Kalleslerin Kardesligi

***

1. Bölüm

Din ve Maneviyat

Insan Neslinin Çogalmasi ve Helak Olan Kavimler

Yüce Allah (c.c) kiyamete kadar yaratacagi insanlarin önce ruhlarini yaratmistir. Hz. Âdem zahiri anlamda ilk yaratilan insan olarak bilinir; ancak batini anlamda ruhu ilk yaratilan, insanlarin en sereflisi Hz. Muhammet (s.a.v) efendimizdir.

Yüce Allah (c.c) insanligin atasi olarak bir avuç balçiktan yarattigi Âdem’in sol ege kemiginden Havva Anamizi yaratip, Âdem’e es kilmistir. Âdem’i yaratan Yüce Rab (c.c) meleklerini huzurunda toplamis ve Âdem’e secde etmelerini emretmistir; ancak meleklerden biri kismi gece-gündüz ibadet ettiklerini, Allah’in emrinden hiç sapmadiklarini ileri sürüp, Âdem’e secde etmeyeceklerini söylemislerdir. Bunun üzerine Yüce Rab (c.c), isyan eden meleklere Iblis demistir. Yüce Allah (c.c) nefissiz yarattigi meleklere nefisle yarattigi Âdem’i üstün kilmistir. Iblisler, kiyamete kadar Âdem’i ve onun soyundan gelenleri yoldan çikarmak için ugrasacaklarina yemin etmislerdir.

Yüce Allah (c.c) üstün varlik (Esref-i Mahlûkat) olarak yarattigi Âdem’i ve sol ege kemiginden yarattigi Havva Anamizi cennetinde çesitli nimetleriyle sereflendirmistir. Ve Iblis, meyve bahçelerinde dolasan Âdem ile Havva’ya yaklasip; elma agacindaki güzel elmalari gösterip yemelerini istemistir. Âdem ile Havva, yasakli elmalari yemek istememislerdir; ancak Iblis ilmini kullanip, Âdem ile Havva’nin nefislerine üfleyerek elmalarin güzel görünmelerini saglamistir. Elma yeme istekleri artinca; Âdem ile Havva o yasakli elmalardan yemislerdir. Böylece Allah’in (c.c) emirlerini çignemis olduklarindan Iblis ile birlikte cennetten kovulmuslardir. Onlar artik bir daha cennete dönmemek üzere yeryüzüne gönderilmislerdir.

Yüce Allah (c.c) her seyi bir sebebe dayandirmistir. Insan neslinin çogalabilmesi için Üstün Insan; yani Takva Sahibi Âdem ile Havva’yi yeryüzüne göndererek çogalmalarini murat etmistir. Insan neslinin çogalmasi ile ilgili olarak yüce kitabimiz Kuran söyle buyuruyor: Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ayni nefisten esini yaratan ve bu ikisinden pek çok erkek ve kadin meydana getiren Rabbinize hürmetsizlikten sakinin… (Nisa Suresi; 5/1)

Hemen akillara su soru gelmektedir: Insan nesli kardesler arasi evlilik yoluyla mi çogaldi? Ilk bakista bunun böyle oldugu düsünülebilir; ancak burada pek çok suallere de cevap aramak gerekir. Mesela; neden Havva Anamiz, Âdem gibi ayri yaratilmadi da O’nun sol ege kemiginden yaratildi? Bir diger sual; neden Havva Anamiz her batinda biri erkek, digeri kiz olmak üzere pek çok ikiz dogum yapti? Devamla; neden ilk doganlarla sonradan doganlar evlendirilmiste, ayni anda dogan ikiz kardesler evlendirilmemistir? Iste tüm bu sualler gerek Kuran isiginda gerek bazi kisilerin yorumlariyla izah edilmeye çalisilmistir. Elbette Yüce Allah’in bunu böyle emretmesinde çesitli hikmetler saklidir. Ancak böyle bir evlilikte amca, dayi, hala, teyze çocuklarinin evlenmelerinin yolu açilabilirdi. Amca, hala, dayi ve teyze çocuklarinin birbirleriyle evlenmelerine Yüce Allah (c.c) bir kisitlama getirmemistir.

Neden Çapraz Evlilik?

Buna verilecek cevap bence söyle olabilir: Yüce Allah (c.c) Havva Anamizi Âdem’in (a.s) sol ege kemiginden yaratmakla kardeslerin bir yabanci gibi dogmasini murat etmis olabilir. Uygulamada Âdem’in çocuklarina çapraz evlilik yaptirdigi belirtilir. Ikinci bir hikmet; Âdem’in balçiktan yaratilmis olmasidir. Yüce Allah (c.c) Âdem’i böyle yaratirken yine çocuklari birbirlerine bir yabanci gibi yaratmayi murat etmis olabilir. Bir baska ihtimal; kizlarin ve erkeklerin ilk etapta eseysiz olarak yaratilmis olabilecegidir. Eseysiz doganlarla, eseyli dogan Âdem’in çocuklarinin evlenmeleri olabilir.

Peki, eseysiz dogum olabilir mi? Yüce Allah (c.c) dilerse olur: Örnegin; Hz. Meryem, Kuran’da ismi geçen dört seçkin aileden biri olan Imran Ailesi’ndendi ve Zekeriya (a.s)’nin himayesi altindaydi. Hz. Meryem, Beytü’l Makdis’te ibadet halindeyken insan suretinde Cebrail ile karsilasti. Bu karsilasma Kuran’da söyle anlatilir: Meryem dedi ki; ben senden Rahman’a siginirim. Eger O’ndan korkuyorsan bana dokunma! O da dedi ki; ben temiz bir oglan bagislamak için Rabbinin sana gönderdigi elçiden baskasi degilim Meryem; bana bir insan temas etmemisken, ben kötü kadin olmadigim halde nasil oglum olabilir? Cebrail; Bu böyledir; çünkü Rabbin bu bana kolaydir, onu insanlar için bir mucize ve katimizdan da bir rahmet kilacagiz Böylece Meryem, Isa Peygamber’e hamile kalmistir. Hz. Meryem basina gelenlere üzülüp; keske bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim diyerek üzüntüsünü dile getirmistir. (Meryem, 19/18–23)

Kuran isiginda da görülüyor ki; Yüce Allah (c.c) dilediginde kullarina eseysiz (essiz) nesiller vermeye kadirdir. Eseysiz üremeleri bir mucize olarak sadece kullarinda göstermekle kalmamis, yarattigi bitkilerde de eseysiz üremeleri birer mucize vesikasi olarak gözler önüne sermistir.

Bu konu çok karisik ve her insanin cevaplayabilecegi bir konu degildir. Din adamlari bile bu konuda fikir birligine varamamislardir. Bazi arastirmacilar, Kuran’in bazi ayetlerinden yola çikarak Âdem’in çocuklarinin uzayli insanlarla evlendigini ileri sürmüs olsalar da; niçin insanlarin uzayli insanlarla evliligi bir anda veya bir dönem sonunda sona erdi? Uzaylilar, insan formunda mi yaratilmislardi? Gibi sorulari da beraberinde getirmistir. Bu ve benzeri sorulara net cevaplar verilemedigi için bu görüse katilim olmamistir. Yine bazi arastirmacilara göre; Âdem, insanin çogul ismidir; yani birden fazla Âdem (insan) yaratilmistir. Onlarin çocuklarinin birbirleriyle evlenmeleri suretiyle insan nesli çogalmistir. Bu düsünceler ortaya konmaya devam ede dursun, surasi muhakkak ki; Hz. Âdem, bir dönem sonunda çapraz evliligi yasaklamis, yeni akrabalar olustugu için evliliklerin akrabalar arasinda olmasini emretmistir.

Âdem nesli, atalarindan aldigi dini ögretileri zaman içinde unutup, çesitli sapkinliklara dalarak takvalarini (dini inançlarin) yitirmislerdir. Sapkinliklar öyle artmistir ki; Yüce Allah (c.c) merhametinin bir tecellisi olarak onlara birer peygamber göndermis, onlarin dogru yola ulasmalarini arzu etmistir. Ancak; kavimler sapkinlikta israr edince helak olmalari da kaçinilmaz olmustur.

Helak Olan Kavimlerden Bazilari:

Nuh Kavmi: Nuh Peygamber (a.s) Yüce Allah’in (c.c) emir ve yasaklarini kavmine bildirmis; ancak kavmi, eski inançlari olan putperestlikte inat etmislerdir. Allah’in emirlerine asi gelen bu kavim Nuh Tufani diye bildigimiz bir tufanla helak olmustur.

Ad Kavmi: Hud Peygamber, kavmine Allah’in (c.c) tüm emir ve yasaklarini bildirdigi halde kavmi O’nu beyinsizlikle, yalancilikla suçlamistir. Allah’in emirlerini çigneyen bu kavim, siddetli bir rüzgârla helak olmustur.

Salih Kavmi: Salih Peygamber, kutsal deveye dokunulmamasini istedigi halde kavmi kutsal deveyi bogazlayarak öldürmüstür. Semud Kavmi, nereden geldigi bilinmeyen, yürekleri yerinden oynatan korkunç bir sesle helak olmustur.

Lut Kavmi: Lut Peygamber’de diger peygamberler gibi Allah’in (c.c) dinini uygulamak istemis; ancak erkekler kadinlarini birakip, erkeklerle cinsel münasebetlerde bulunmuslardir. Bu hal, Yüce Allah’in (c.c) yasalarina apaçik bir isyan oldugundan, bu kavim, depremlerle ve gökten yagan taslarla helak olmustur.

Medyen ve Eyke Kavmi: Suayip Peygamber de, diger peygamberler gibi Allah’in (c.c) yasalarini halkina bildirmis; ancak kavmi ölçü, tarti ve hile ile ticari ahlakini yitirmistir. Allah’in (c.c) emirlerine apaçik isyan eden bu kavim, bulutlardan inen siddetli ateslerle yakilarak helak edilmistir. (Bulutlardan inen atesin yildirim oldugunu düsünebiliriz.)

Yahudi Kavmi: Musa Peygamber, kavmine Allah’in (c.c) tüm emir ve yasaklarini bildirdigi halde halki bu emirlere itaat etmemistir. Bunun üzerine Yüce Allah (c.c) bu kavmin suretlerini maymun, domuz ve fareye çevirmistir. Bu konuda Yüce Allah söyle buyuruyor: Böylece onlar kibirlerinden dolayi kendilerine yasak edilen seylerden vazgeçmeyince, kendilerine asagilik birer maymun olunuz demistik (Araf: 166). Sonuç olarak; insan nesli nasil çogalmis olursa olsun, Yüce Allah’in (c.c) ilmi ve iradesiyle çogalmistir. Biz aciz insanlar, O’nun neyi nasil yaptigini asla sorgulama yetkisine sahip degiliz. O, ne yaparsa güzel yapar, dogru yapar. Bize düsen görev; küfre sapmadan Allah’in (c.c) emirlerine riza gösterip, sükretmektir. Esref-i Mahlûkata yakisanda bu olur ancak.

Insanoglunun Yaratilis Gayesi

Yüce Yaratici, yasadigimiz su sonsuz evreni ve içinde bulunan tüm varliklari bir düzen içinde yaratmistir. Gökyüzünde bulunan gezegenler; ay, günes ve yildizlar, insanlarin öteden beri dikkatini çekmis ve bu sonsuz âlemin bir yaraticisinin olabilecegini düsünmüstür. Bu bas döndüren varliklarin bir düzen ve ahenk içinde hareket ettigini anlayan ve uzayi kesfe çikan insanoglu; hem evrenin ve hem de kendisinin mutlak surette bir gaye için yaratildigini düsünmek ve anlamak durumundadir.

Yüce Yaratici, Kuran’da insanoglunun yaratilis gayesini su sekilde açiklamistir: O, hanginizin daha güzel amel yapacagini sinamak için ölümü ve hayati yaratandir. Ben cinleri de, insanlari da yalniz bana ibadet etsinler diye yarattim (Zariyat/56)

Yüce Yaratici, kullarini basibos birakmamistir. Merhametinin bir neticesi olarak kullarina kulluk görevlerini nasil yapacagini da peygamberlerine indirdigi ayetlerle ögretmis ve kullarina bir takim sorumluluklar yüklemistir. Yüce Allah, (c.c) yarattigi kullari için söyle buyurmaktadir: Insan, kendi basina ve sorumsuz birakilacagini mi saniyor? (Kiyamet/36)

Insanoglu, dünya düzeninin bozulmasina asla müsaade etmemelidir. Insanoglu, yaratilan düzenin korunmasi yönünde bir takim çabalar içinde bulunarak kullugunun geregini yerine getirmelidir. Yeryüzünün düzeninin korunmasi, insanoglunun hayrina olan bir çabadir. Zira gözle gördügümüz veya göremedigimiz pek çok canli-cansiz varliklar, bizimle birlikte bu evrende yasamakta ve insanogluna türlü faydalar saglamaktadir.

Buna dair örnekler:

Balik avlama mevsimi gelmeden, daha fazla balik avlayabilmek için göllere, nehirlere veya denizlere trol atilmasi balik yumurtalarinin ve baliklarin yok olmasina sebep olur. Kaz, ördek, tavsan, tilki, ceylan, yaban domuzu gibi daha pek çok hayvanin henüz av mevsimi baslamadan avlanmalari bu canli türlerinin yakin gelecekte soylarinin tükenmesine neden olur. Yasadigimiz su günlerde soylari tükenmis ve tükenmekte olan pek çok hayvan türünün oldugunu biliyoruz.

Rantçi kisilerin cografi özellikleri sebebiyle büyük orman alanlarinda yer açabilmek için keyfi yanginlar çikarttigi bilinmektedir. Ihmale dayali veya menfaate dayali çikartilan bu tür yanginlarda yüzlerce canli türünün yok oldugunu hesaba katarsak, durumun vahametini daha iyi anlamis oluruz.

Sunu çok iyi idrak etmeliyiz ki; her canli Yüce Yaratici tarafindan belirli görevleri yerine getirmek amaciyla yaratilmistir. Arilar bal yaparak yasarlar ve yaptigi ballarla insanliga büyük hizmette bulunurlar. Köstebekler, karincalar ve yilanlar gibi yer altinda ve üstünde yasayan canli türleri, topragin altinda tüneller açarak topragin havalanmasina ve üzerinde bulunan nebatlarin daha gür çikmasina vesile olurlar. Otlanarak yasayan hayvan türleri de bu otlarla beslenerek dogal dengenin sürdürülmesine katki saglarlar.

Farelerin en büyük düsmanlari kediler ve yilanlardir. Sayet kediler ve yilanlar fare ile beslenmeselerdi; fareler çogalarak insanlarin evlerini, bahçelerini istila ederek hayati çekilmez hale getirirlerdi. Kediler ve yilanlar, kendilerine verilen ilahi komutla fare sayilarinin belirli sayida kalmasini saglarlar.

Uçan ve uçmayan kanatli hayvan türleri, yeryüzündeki karincalarla, köstebeklerle, yilanlarla, zararli-zararsiz böcek türleriyle ve leslerle beslenirler. Sayet bu düzen bu sekilde tasarlanmasaydi; haddinden fazla yilanlarin, zehirli böceklerin, köstebeklerin, farelerin ve karincalarin yeryüzünü istila etmesi kaçinilmaz olacakti. Böyle bir durumda insanoglunun hayati da adeta kâbusa dönüstürecekti.

Insanoglu, Yüce Allah’in bahsettigi cüzi iradesiyle iyilik ve kötülük yapabilme imkânina sahiptir. Elbette iyilik yapan iyilik bulacak, kötülük yapan da kötülük bulacaktir. Insanoglu, ancak iyilikte yarisarak fazilet ufuklarini açar ve yücelir. Kötülükte yarisanlar ise, kötülügün girdabina düserek, asagilarin asagisina yuvarlanirlar.

Müminler, Yüce Allah’i görmedigi halde, O’nun kendilerini her an görüp takip ettigini bilir ve ona göre hareket ederler. Bu bakimdan Allah sevgisi, müminleri hayra ve selamete ulastirir. Bakiniz, Yüce Allah, kullugumuz hakkinda Yüce Resul’e nasil sesleniyor: Ey Muhammed! De ki! Süphesiz benim namazim da, diger ibadetlerimde, yasamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir (Enam/162)

Dünya, ahretin tarlasidir. Insanoglu, bu dünyada kendisine bahsedilen cüzi iradesiyle yaptigi iyilikleriyle birlikte ahrete göç eder. Cüzi iradesiyle kötülüklere sapmis olanlar da yaptigi kötülüklerle ahrete göç eder.

Günümüzde su üç tip insanin hali gerçekten düsündürücüdür!

a-) Ölümün ansizin gelecegini bildigi halde, kisinin halen dünyalik pesinde kosabilmesi,

b-) Gaflete dalip, kendini unuttugu halde, kendisini unutmayan Yüce Allah (c.c.) tarafindan hesaba çekilecegini tefekkür edememesi,

c-) Yüce Allah’in (c.c) kendisinden razi olup olmadigindan emin olmadigi halde hayatini nefsi arzularina göre sürdürebilmesi,

Ve Insanoglu su üç seye sarilmadikça asla kurtulusa eremez!

a-) Ibadetleri zamaninda yapmak,

b-) Haramlardan sakinarak yasamak,

c-) Hayatinin her döneminde helal kazanç pesinde kosmak.

Insanoglu biraz tefekkür âlemine dalsa; dünyanin geçici ve bos oldugunu; Yüce Allah’in yasakladigi seylerde zerre kadar hayrin olmadigini ve bu dünyanin bir imtihan sahasi oldugunu rahatlikla anlayabilir. Oysa Yüce Yaratan, kullarina merhametle yaklasmis, imtihan sorularini henüz imtihan baslamadan evvel vermistir. Kul, Yüce Yaratanin bu merhametine karsilik, nefsinin eline düserek ve iblisin pesinde kosarak hem bu dünyasini ve hem de ahretini kendine zindan etmektedir.

Yüce Allah (c.c) kullarini nefisle birlikte yaratmis; iblise de kullarini yoldan çikarmasi için müsaade etmistir. Insanoglunun üstünlügü; yani esref-i mahlûkat olmasi bu yüzdendir. Kul, hem nefsi ile mücadele etmekte ve hem de iblis ile mücadele etmektedir. Bilinir ki; meleklerde nefis yoktur ve onlar asla günah isleyemezler. Meleklerden olan iblisler, nefis sahibi olan insanlara bu yüzden secde etmek istememisler ve cennetten kovulmuslardir.

Yüce Allah, kullarinin basina iki büyük düsman verirken onlari iki düsmana kolay lokma kilmamistir. Kuluna kendi sevgisini vermesinin yani sira, akil, düsünce, tefekkür ve irade bahsetmistir. Yani kullarini büyük silahlarla donatmistir. Kimi kullari bu silahlariyla düsmanina karsi koyabilmekte, kimi kullari ise silahlarini yeterince kullanamadigindan büyük-küçük günahlar isleyebilmektedir. Yüce Allah, kullarinin isledigi günahlardan dolayi AF kapisini açmistir.

Kul, her ne kadar günah islerse islesin, isledigi günahlarin Allah’a bir isyan oldugunun farkina varip, tövbe ederek isledigi günahlarin affedilmesini saglayabilmektedir. Tövbesinde samimi olan kullarin, geçmiste yaptigi günahlarin tamami da sevaba çevrilmektedir. Böylece kul tövbe etmekle kullugunun geregini de yerine getirmis olur. Bu durum, Yüce Allah’in (c.c) kullarina ne kadar hosgörülü ve merhametli oldugunun çok açik delilleridir.

Mümin odur ki; hastaligin da, sagligin da Yüce Allah (c.c) tarafindan geldigine süphesiz iman eder. Hastalikta, herhangi bir musibetle karsilastiginda isyan etmez. Allah’tan (c.c) gelene isyan edildigi zaman bu apaçik sirke girmek olur. Müminlere yakisan; saglikta, hastalikta veya herhangi bir musibet aninda Yüce Yaratana büyük bir samimiyetle teslim olmaktir. Süphe yok ki; Yüce Allah (c.c) bizleri yasantimizla ve Islam ile imtihan etmektedir. Bu bakimdan Yüce Yaratici Kuran’da söyle buyuruyor: Bugün sizin dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladim ve size din olarak Islam’i seçip begendim (Maide/3)

Son söz olarak; yaratilan insanlar bir yandan Allah’a (c.c) kulluk vazifesini yerine getirmeli, bir yandan da kâinat düzeninin korunmasina çalismalidir. Yaratilan her canli, dünyanin birer parçalaridir ve her birinin birer görevi vardir. Canli türlerinden herhangi birinin veya birkaçinin yok edilmesi demek, dünya düzeninin bozulmasi demektir ki bunun tehlikelerini insanoglu yasamaktadir ve yasayacaktir.

Dinlerin Toplum Üzerindeki Etkileri

Yüce Rab (c.c) yarattigi kullarini din inancina uygun bir formatta yaratmistir. Bu bakimdan insanlar, yasadigi ilkel dönemlerde bile kendilerine bir Tanri aramislardir. Dönemin insanlari, akil-sir erdiremedigi dogaüstü varliklari Tanri olarak kabul etmisler, onlarin heykellerini yaparak tapinmaya baslamislardir. Bu Tanri figürleri bazen bir günes, bazen bir ay, bazen deniz, bazen de bir canli türü olmustur.

Bir arada yasayan ilkel toplum insanlari, kendi kanunlarini yapmislar ve o yasalara uygun yasamislar; yasalara uymayanlara da çesitli cezalar vermislerdir. Bu yasalarla toplum düzeninin korunmasi amaçlanmistir. Dini inançlarini yasalara da yansitan ilkel topluluklar; zinayi, hirsizligi, haksiz yere insan öldürmeyi kesinlikle cezalandirmislardir. Çünkü onlar ruhun ölümsüzlügüne ve hesap gününde islenen suçlarin cezalandirilacagini düsünmüslerdir. Ilkel toplum insanlari her ne kadar yasalariyla bu tür olaylari engellemeye çalismislarsa da; gerçek din anlaminda ölçüyü tutturamamislardir. Çünkü gerçek dinlerde cezalar belirli ölçülere göre verilir ve uygulanir.

Yüce Rab, (c.c) kullarini bu sekilde basibos birakmamistir. Kullarini ilkellikten ve yanlis inançlardan korumak için Peygamberlerini yeryüzüne göndermistir. Cebrail, Peygamberligi teblig ettikten sonra; Peygamberler insanlari Hak yoluna davet etmistir. Toplumda insan hak ve hürriyetlerini ihlal edici hadiseler yasandiginda Cebrail, yasanan olaylarla ilgili ayetleri Peygamberlere getirmistir. Peygamberler de Allah’in yasasi olan bu ayetleri insanlara anlatmis ve o yasaya göre yasanmasini saglamistir. Demek oluyor ki din; Allah’in yasalarinin tamamidir. Yüce Allah’in yasalariyla fuhus, hirsizlik, dolandiricilik, kumar, içki, haksiz yere insan öldürmek, yalan yere sahitlik yapmak, rüsvet ve adam kayirmak gibi toplum düzenini temelinden saracak çirkin olaylar engellenmistir. Iste, insanlik için Altin Çag dönemi bu dönemlerde baslamistir.

Filozof Auguste Sabatier, insanlarin dini anlayacak kabiliyette yaratildigina dair söyle söylüyor: "Diyanet, gayet kuvvetli bir agaç gibi insaniyetin geçirdigi inkilâplarin hepsinde hayatini muhafaza etmis ve edecektir. Zaman geçmekle onun kaynagi kurumak söyle dursun, bilakis gittikçe o membain derinlestigini, genisledigini görmekteyiz. Binaenaleyh, insan hayati diyanetle baslamis oldugu gibi, diyanetle kuvvet bulacak, diyanetle nihayetlenecektir.

Ben niçin dinliyim sualini nefsime sorar sormaz, su cevabi aliyorum; dindarim; çünkü baska türlü olmaya muktedir degilim.Dinin Insanlara ve Topluma Sagladigi Faydalar:

1-) Insan akil ve suur sahibi, varligi üzerinde düsünebilen bir canlidir. Nereden gelip nereye gittigini, niçin yaratildigini, hayat yolunun onu nasil bir sonuca ulastiracagini vicdaniyla bas basa kaldigi zaman, kendi kendine sorup durmaktadir. Bu konuda tatmin olmak, içinde gelecege ait olarak beliren endiselerden kurtulmak, sükûnete ve iç huzura ermek ihtiyacindadir. Bu huzuru insan ancak insanüstü bir hakikate inanip baglanmakla bulabilir. Bu hakikat ona ancak din verir ve ögretir.

2-) Insanligin kendi dünyasinda maddeten ve manen inkisaf etmesi, gerçek insanlik mertebesine ulasabilmesi için de din mutlaka gereklidir. Bu hususu Bediüzzaman söyle ifade ediyor: Nev-i beserin ahvaline dikkatle bakilsa görülür ki, ruhun manen terakkisini, vicdanin tekâmülünü, akil ve fikrin inkisaf ve terakisini telkin eden, yani asilayan seriatladir. Vücut veren tekliftir. Hayat veren Peygamberlerin gönderilmesidir. Ilham eden dinlerdir. Eger bu noktalar olmasaydi, insan hayvan olarak kalacakti ve insandaki bu kadar kemalat-i vicdaniye ve ahlak-i hasene tamamen yok olurlardi. (Isara tül-i caz)

Ayni konuda Ali Fuad Basgil söyle diyor: En âliminden cahiline kadar insan, nereden gelip nereye gittigini kendi kendine soracak; insanüstü âlemlerden yüksek bir ideal mesnedi ve bir hareket ve faaliyet prensibi arayacaktir. Fakat bu aradiklarina ve sorduklarina dinin disinda ne ilimde, ne de felsefede tatmin edici ve iç ferahlatici bir cevap bulamayacaktir. Neticede ya dindar olup dini hakikatlere gönül baglayacak ve insan hayati yasayacaktir yahut da hayvanlasip, fiziki hisler ve bayagi zevkleriyle yasama yolunu tutacaktir. Bu yol, insanligi uçuruma götürecektir (Din ve Laiklik)

3-) Din, cemiyet hayatini düzenleyici ve disiplin edici olarak da insanlik için lüzumlu bir müessesedir. Dini duygu, insandan hiçbir vakit ayrilmayan, onu daima murakabe altinda bulunduran manevi bir bekçidir. Bu bekçi, vicdanlar üzerinde son derece etkili oldugu için hem insani gizli-asikar bütün fenaliklardan alikoyar, hem de iyiliklere yöneltir. Din; insan ihtiraslarini engelleyen en güçlü manevi bir dizgindir. Din sayesinde Allah’in her seyi bilecegini, hiçbir seyin ondan gizlenemeyecegini idrak eden insanda kuvvetli bir idare meydana getirir. Böyle kuvvetli irade ve seciye sahibi kisilerden meydana gelen bir cemiyet ise; asayis ve istikrar, nizam ve ahenk bulunur. Din; her türlü ahlaki faziletlerin kaynagidir. Insanlar için dinin getirdigi ahlaki sistemin önemi çok büyüktür. Din ile ilgili Aleksi Bertrant söyle demistir: "Dindar kimselerde mevcut olan iman, ahlak için pek kiymetli bir istinat noktasidir. Bu bakimdan; bir milletin ahlaki yönden zelil olmasi kadar korkunç bir felaket düsünülemez. Tarih boyunca pek çok millet, ahlaken çöktükleri için yok olmustur.

4-) Dinsizlik, her seyden önce ahlak fikrini yikip atar. Zira din olmadigi zaman ahlak için hiçbir yaptirici güç kalmayacagindan, dinsizlik her türlü çirkinligin ve fenaligin yayilmasina; sonuç olarak ta o toplumun çökmesine sebep olur. Dinsizlik, ayni zamanda hukuk fikrini de ortadan kaldirir. Kendisin herhangi bir ahlaki müeyyideye bagli hissetmeyen dinsiz insan, hukuk kurallarini çigneyerek; her türlü haksizligi, zulmü ve gaspi islemekte bir sakinca görmez. Ayrica; dinsiz insanlarda (materyalist) sehvet düskünlügü, fazilet, feragat ve fedakârlik gibi yüce duygular asla bulunmaz. Bu tip insanlarda ancak Bos ver zihniyeti bulunabilir. Toplum adina bakildiginda bu zihniyetin ne kadar feci bir zihniyet oldugunu söyleyebiliriz.

Hak Dinler, Batil Dinler, Muharref Dinler Nedir?

a-) Hak Dinler: Tek Allah’a imani esas tutan ve yalnizca O’na kulluk ve ibadet etmeyi emreden dinlerdir. Hak dinler, Allah’in gönderdigi dinler oldugundan, bu dinlere semavi dinler de denir. Temelini Allah’in birligine iman ve sadece O’na ibaret esasi teskil ettigi için ayrica bu dinlere Tevhit dini de denilmektedir.

b-) Batil Dinler: Allah tarafindan gönderilmemis, insanlarin kendilerinden uydurduklari, tek Allah’a iman esasini tasimayan inanç ve fikirlere batil dinler denir.

c-) Muharref Dinler: Hak dinlerin içerigine insanlar tarafindan hurafeler ve batil inançlar konulmus ve dinin orijinali bozulmustur. Bu dinlere de Muharref Dinler diyoruz.

Insanoglunun ilk Dini:

Insanoglunun ilk dini; ilk insan ve Ilk Peygamber olan Hz. Âdem Aleyhisselam’a gönderilen ve Allah’in bir oldugu inancina dayanan Tevhit dinidir. Sosyolojik arastirmalar da insanligin ilk dininin Tevhit dini oldugunu ortaya koyar mahiyettedir. Nitekim dinler tarihi arastirmacisi ve sosyolog Schmid, yeryüzünde en ilkel insan cemiyeti olan Pigmeler üzerinde yaptigi arastirmalar sonucu, bunlarda Tek Tanrili bir inancin oldugunu ortaya koymustur. Ortaya konulan bu tespit ile Durkheim’in insanligin ilk dininin totemizm oldugu iddiasi da yerle bir edilmistir.

Batil Dinlerin Ortaya Çikisi:

Hz. Âdem’den sonra, bazi insanlar nefislerinin esiri olarak (Seytanin telkinlerine aldanarak) Tevhid inancini terk etmisler ve batil inançlara saplanmislardir. Zaman içinde de insanlar çesitli batil dinleri ortaya atmislar ve kendi yapay dinlerinin esiri olmuslardir. Yüce Allah’in merhameti kullari üzerinde oldugundan; sapik yola düsen kullari için yeni peygamberler göndererek onlari bu sapkinliktan ve cehaletten kurtarmak istemistir; ancak insanlardan bazilari peygamberlerin davetine uymus, bazilari ise içine düstükleri bataklikta sürünmeyi tercih etmislerdir. Inanmayan sapkinlar, hak dine dönenlere türlü iskenceler uygulayarak eski dinlerine döndürmeye çalismislardir. Bu bakimdan; her asirda ve dönemde Hak ile Batil daima karsi karsiya gelip çatismistir. Bu mücadeleler günümüzde de çesitli isimler ve simgeler altinda devam ediyor ve kiyamet sabahina kadar da Hak ile Batilin mücadelesi sürecektir.

Din ile Ilim Bir Bütündür!

Ilim, maddi âlemin, hayatin ve özellikle insanin nasil var oldugunu inceler, bu evrende meydana gelen ilahi kanunlari bulur ve çikarir. Bu kanunlar sayesinde insanligin teknik ve medeniyette daha fazla ilerlemesine imkân saglar. Dinler ise; kâinatin ve maddi âlemin niçin yaratildigini ve yaraticisinin kim oldugunu ortaya koymakla kalmaz; insanoglunun varliklar içindeki ayricalikli mevkiini, yaratilisindaki asil gayesini ve bu dünyadaki vazifesini belirtir. Bu bakimdan din ile Ilmi birbirine düsman gibi göstermek beyhude bir çabadir. Islam’in ilimle olan münasebetlerini inceledigimizde Yüce Dinimizin ilme ne kadar büyük deger verdigini görebiliriz.

Dinlerin Toplum Üzerindeki Etkileri-2

Ilkel Dinler:

Ilkel dinleri kaynaklari bakimindan; Ruhçuluk, Tabiatçilik, Totemcilik ve Vahiycilik olmak üzere dört temel esas üzerinde degerlendirebiliriz. Ana guruplara ayrilan bu ilkel dinlere dikkat ettigimizde üçünün ilkellik bakimindan birbirlerini tamamladigini, dördüncüsünün ise semavi bir din olarak digerlerinden ayrildigini görürüz. Simdi sirasiyla bu dinleri kisaca açiklayalim:

a-) Ruhçuluk:

Bu inancin esasi; insanlardan tabiat ve esyaya ruhun aktarilmasidir. Iyi ruhlardan yardim istenirken, kötü ruhlarin gazabindan korunmayi amaçlar. Ibadetlerin amacina uygun yapilabilmesi için dua edilmesi, adaklar adanmasi ve törenler düzenlenmesi sarttir. Ruhçuluk Dinine göre; tüm dinler bu sekilde ortaya çikmistir.

Ruhçuluk dini; felsefe, sosyoloji ve dinler tarihindeki anlamlari baska türlüdür. Felsefede Ruhçuluk (animizm) hayatin ta kendisidir. Sosyolojik anlamda Ruhçuluk; Insanlarin ruhlar tarafindan yönetilmesi seklinde kendini gösterir. Bu yönüyle Ruhçuluk, dinler tarihinde ilkel bir din olarak degerlendirilmistir. Konu ile ilgili olarak dinler tarihi bilginlerinden Edward Burnette Tylor göre; Animizm ilkel kavimlerin en eski dinidir. Ölüm ve rüya olaylari, ilkel insanda ruh fikrini dogurmustur. Ilkel insanlar, kendilerinde gövdeden ayri bir baslangicin varligini fark etmislerdir. Can çekisen bir insanda ölümü gösteren belirti, solugun kesilmesi oldugundan ilkel insan, ruhun gövdeden ayri soluk, hava ve benzeri türden bir sey oldugu kanisina varmistir. Bugün bu inançta Amerika, Avusturya ve Afrika’nin birçok bölgelerinde sayisi milyonlari asan insan vardir.

Ilkel dine inananlardan bazilari ruhu; ruh yiyen, içen ve arada bir gövdeden ayrilarak uçusan, avlanan varliklar olarak tanimlamislardir. Bazilari da ruhun akiskan olduguna inanirlar. Baskalari da gölgelerin insanlarin yaninda yürümesi, insan yansimasinin duru suda görüntülenmesi, sesin aksetmesi (eko) ve benzeri olaylara bakarak ruhu hafif, bugu türünden bir sey olarak tasavvur etmislerdir.

Ilkel toplumlara göre rüya (düs); eslerin geçici olarak gövdeyi terk edip, basibos bir vaziyette dolasmasi olarak yorumlanmistir. Ölüm olayi ise; bu esin (ruhun) bir daha dönmemek üzere bedenini terk etmesi olarak yorumlanmistir. Ilkel toplumlar, atalarinin ruhlarinin iyi ruhlar olduguna inanmislar ve onlardan yardim dilemislerdir. Çildirma, delirme ve çarpilma gibi vakalar da kötü ruhlarin marifeti olarak algilanmistir. Bunun dogal bir sonucu olarak ta; Atalara Tapinma (Cute des Abcetres) fetisizm, büyücülük, cincilik gibi inançlarin animizmden dogmus olabilecegi ileri sürülmüstür.

b-)Tabiatçilik (Naturismeou animatisme)

Bu inanca göre, fiziki çevrede rastlanan kuvvetler ve varliklarin kisilestirilmesi ve tanrilastirilmasidir. Örnegin; bir yanardagin lav püskürtmesi, gök gürültüsü, yildirim düsmesi, firtina, yildizlar, karanlik, günes ve günes tutulmasi, ates, deniz ve irmak gibi büyük tabiat olaylari karsisinda hayrete, korkuya düserek saygi duymuslar ve onlari tanri zannedip tapinmaya baslamislardir. Tabiatçilara göre din kavrami buradan çikmistir.

Tabiat varliklarinin Tanrilastirilmasi bakimindan Natürizm’e tabiat dini diyenlerde olmustur. Eski inanç sahipleri, Natürizm ile Naturalizmi birbirinden ayirmak için Natüralizme Teb’aniye, Natüralizme tabiiye demislerdir. Sosyolojik anlamda Naturalizm, dinin kaynagini tabii kuvvetler ve varliklari Tanrilastirmada bulan bir sistemin adidir. Teori, Hindin kutsal kitabi olan Vedalarin (Las Vegas) bulunmasi sonunda olaganüstü bir önem kazanmistir. Bu ögreti, son devirlerde Max Müler tarafindan düzgün bir sistem haline dönüstürülmüstür. Durkheim’in pek çok elestirdigi bu nazariyenin esasi su sekilde olmustur: Insanoglu; dünyayi görmeye ve kesfetmeye basladiginda ilk dikkat çeken ve onlari hayretler içerisinde birakan tabiat olaylari olmustur. Tabiat; ilkel insani gözünde en büyük bir yasama alani, en güçlü dehset nedeni ve sonsuz harikalar âlemi olarak görülmüstür. Bu sebepledir ki; tabiatin gözlere ikram ettigi çesitli görüntüler ruhlarda din fikrini uyandirmis, böylelikle Natürizm inanci dogmustur. Insanoglu; bir yasam boyu tabiat olaylariyla iç içe oldugundan, tekrar eden tabiat olaylarini önceden görebilme ve/veya tahmin edebilme yetenegini kazanmistir. Max Müller bu Teorisini ortaya çikarirken Hint’in Vedalarindan esinlenmistir. Vedalar, Hindi-Avrupai bir dille yazilmistir ve burada Tanri isimleri tabiat güçleriyle ifade edilmistir. Örnegin; o dönemlerin en önemli Tanrilarindan birinin adi Agni’dir. Agni ates anlamina geliyordu. Hindi-Avrupai dillerde, Ihnis, Ingilizcede Ignition Agni ile ayni anlama geliyordu. Bu ise Max Müller’in nazariyesini dogrulamistir. Bunun gibi Sanskrit dilinde parlak gök anlaminda olan Dyaus, Yunancaya Zeus, Latinceye Jovis, Italyancaya Dio, Fransizcaya Dieu, Ispanyolcaya Dios olarak geçmistir. Bu nazariyenin dogruluguna inananlara göre ilk dinlerin kaynagi tabiatçilik olmustur. Bu dinlerde dogal güçler insanlara benzetildigi için maddi âleme de bir ruh âlemi ilave edilmistir. Isin gerçek yönü; Animizm ve Natürizm’in insanlarin inançlarini sekillendirip yönlendiren ilkel dinler olmasidir.

c-) Totemcilik (Totemimse)

Totemcilik; birtakim ilkel klanlarin atasi olarak kabul edilen ve bu sifatlarla kutsal olarak görülen hayvanlara ve bitkilere verilen bir addir. Totem kelimesinin Kuzey Amerika’daki Algonkin kabilesinden alindigini pek çok yazar söylemisse de, bazilari Arunta kabilelerinden Ojivaylarin kendi klanlarina verdigi isimler oldugunu ve terim olarak bu amblemler için kullanildigini iddia etmislerdir. Bazilari ise asil deyimin Otam oldugunu iddia ederler. Reinach’a göre ise Totemin anlami, adi geçen kabilenin dilinde belirti (isaret) veya simge demektir. Kilanlar, bitkilerden veya hayvanlardan türediklerine inandiklarindan bu bitkileri ve hayvanlari Tanrilastirip, taparlar. Toplumlarin en ilkel hali olan klanin din ve toplum teskilatina kisaca Totemizm denilmektedir.

Totem inancinda bir takim belirleyici faktörler göze çarpar: Örnegin, üyelerin ana tarafindan akraba olmalari, dis evlenme, ortaklasa mülkiyet, parazitsel ekonomi olarak özetlenebilir. Bir klanda fertler akrabadir. Bir diger nitelik, her klanin tasidigi isim, o klanin ilgili bulundugu esya, bitki ve hayvanlardan birinin adi olmasidir. Bu bakimdan klan üyeleri ile esyalar, bitkiler veya hayvanlar arasinda bir akrabalik oldugu düsünülür. Klan üyeleri bir totemden türediklerine inanirlar. Bu anlayis, her klanin totemini kutsal saymasinin bir sonucudur. Totem kadar klan üyeleri de kutsal sayildigindan, birbirleri ile evlilik yapmalari kesinlikle yasaktir. Bu yasaklardan dolayi, dis klanlarla evlilik yapmak klanin temel özelligidir.

Emile Durkheim, bütün dinlerin esin kaynagi totemizmdir ve totemin yerine bir tanriyi koyunca yeni dinler için bir açiklama sekli bulunabilecegini ileri sürmektedir. Bu nazariyeyi kabul etmeyen pek çok bilgin, totemizm hakkinda çesitli nazariyeler üreterek, totemizmi ilkel bir din olarak kabul etmezler.

Totemlerin tapinmalari sanildigi gibi bir hayvana veya bir bitkiye degildir. Totem üyeleri de en az totem kadar kutsal sayilmistir. Totemizm; kisiye bagli ve klana bagli olmak üzere kendi içinde iki kisma ayrilmistir.

Kisisel totemcilik, totem dininin bireysel tezahürüdür. Totemizmin ilki kisisel totemizmdir ve klana bagli totem anlayisi buradan çikmistir. Bu anlayisa göre din ferdin vicdanindan dogmustur sonucu çikmistir denilebilir.

Klana bagli totemcilik; ortaklasa bir totem anlayisidir. Klan totemi, uzun zamanda genellesmis kisisel totem anlayisindan baska bir sey olmaktan öteye geçememistir. Frazer, totemizmi bir sihirler nazariyesi olarak görmüs olsa da bu yanlistir; çünkü totemizmde kutsal ile kutsal disi ayirimi mevcuttur. Bu ayirimi yapan sistem de bir dindir. Kutsal sayilan nesne (totem) hayvan veya bitki degil, fakat bunlarda gizli bir gücün varligina inanilir. Buna Suikslar Vakan, Ukraynalilar ve Malezyalilar mana ismini verirler. Türkler buna Kut; Ziya Gökalp ise Altin Isik demektedir. Gökalp’a göre bu güç, kisisel degil, ölümsüzdür. Bu, su anlama gelmektedir. Kendinde mana gücü olan bitki ya da hayvan yok olduktan sonra da mana devam eder. Totem, iki seyi farkli gösterir. Mana, totem, mabut veya hayat prensibi denilen seyin duyulara çarpan dis görüntüsüdür. Öte yandan klanin bir sembolüdür. Totem, bir klani digerinden ayiran bir isarettir.

Emile Durkheim, tüm varliklari kutsal ve kutsal disi olmak üzere iki kisma ayirmistir. Tanri’nin kendisi ve ona tabi olan her sey kutsal sayilmalidir. Bu anlayisin disinda kalanlarin hiçbirisi kutsal addedilmemelidir. Bu anlayisa göre; dinin temel prensibi, kutsal olanin kutsal olmayana yaklasmasinin yasak olmasidir. Tapinmaktaki asil gayenin, kutsal olmayan insanin kutsal olan tanriya yaklasmasidir. Bu nedenle ibadetin yapilabilmesi için yaratigin yaratana yaklasmasi icap eder. Bu bir ibadet biçimidir ve ibadet edecek kisinin veya kisilerin kisisel duygulardan kurtulmasi ile mümkün olabilmektedir. Çünkü ibadet edecek kimse, içten ve distan temizlenerek kutsallasmalidir, yani kutsal olan Tanri’ya ancak bu sekilde yaklasabilir. Bu bakimdan Emile Durkheim, ibadeti iki ana gruba ayirmistir. Din; insanin kutsal gördügü gerçeklikle iliskisi, bu iliskinin çerçevesini olusturan inançlar, ögretiler, davranis kurallari, tapinma biçimleri ve kuramsal yapilar. Dinlerin temelini kutsal gerçekligin olaganüstü ya da kisilesmis bir varligin Tanri biçiminde tasarlanmasi zorunlu degildir; zira bütün bir Tanri kavramini bütünüyle ya da büyük ölçüde dislayan dinler de vardir.

Dinlerin Asil Amaci:

Dinlerin amaci, evreni açiklamak degil; somut yasantilardan esinlenerek dünyayi anlamli kilmaktir. Insanoglunun doga ile bas edebilmesini, kendi var olusunu idrak edebilmesini, baskalariyla bir arada yasayabilmesini saglamaktir.

Dinlerin Kökeni:

Dinlerin gelisimini Ilkçag düsünürleri açiklamaya çalismistir. Sofist Filozof Keoslu Krstos’a göre din, insanlari ahlak ve adalete yöneltebilmek için onlari korkutmak amaciyla uydurulmustur. Politeia (Devlet, 1942–1946) adli eserinde yönetenlerin, yönetilenlere devlet yararina bazi güzel yalanlar söylemesini gerekli sayan Platon da bu açiklamadan esinlenmistir. Sonraki Yunan düsünürleri arasinda Euhomeros (I.Ö. 330.yy. 260) Tanrilarin, tanrilastirilmis birer insan oldugu yönündeki ögretisiyle özellikle çok tanrili dinlerin yorumlanmasinda uzun sürecek bir etki uyandirdi. Putperestligi açiklamaya çalisan Kilise babalari, Euhomeros’un görüslerinden büyük ölçüde yararlandi.

Felsefi düsünceyi tekrarlayici dinlerin egemen oldugu ortaçagda ise çoktanrili dinleri insanin Tanri’ya baskaldirarak kendi özündeki tek tanrici inançtan uzaklasmasiyla açiklayan yaklasim öne sürüldü; ama bütün insanlarin Tanri bilgisine us araciligi ile ulasma yetisini dogustan tasidigi yönündeki ögreti, öteki dinlerde de bir dogruluk payi olabilecegi düsüncesini giderek olgunlastirdi. Böylelikle Rönesans ile birlikte dinleri karsilastirmali yöntemlerle inceleme dogrultusunda gelisen egitimde temelleri atilmis oldu.

Giambattista Vico, Yeniçagda dinleri evrimci bir bakisla açiklamaya çalismistir. (1668–1774) Vico’ya göre Eski Yunan dini önce doganin, sonra insanin denetlemeyi basardigi güçlerin (örnegin, ates ve ürün) ardindan kurumlarin (evlilik) tanrilastirdigi asamalardan geçmisti. 18. yüzyilda deneyci düsünür David Hume, insanlik tarihinin baslangicinda yer alan çoktanricilik, dogal olaylari saf bir antropomorfizmle açiklama çabasinin ürünü oldugunu savunmustur. Özellikle tanrilarin öfkesini yatistirmaya yönelik tapinma biçimleri tek olumsuz bir tanrisal varligin yüceltilmesine yol açmistir. Voltaire ve Denis gibi aydinlanma dönemi düsünürleri, putperestlige ve dogmaci Hiristiyanliga karsi çikarken; toplum düzenini sürdürmek için gene de bir Tanri’nin bir dogal dinin varligini zorunlu görmüslerdir. Onlara göre çoktanrili dinleri yaratan rahiplerdir.

1834–1913 yilinda dinleri antropolojik ve arkeolojik verilerle açiklamaya çalisan John Lubback’a göre; insanlik tarihinin temelinde ateizm yer aliyordu. Hiyerarsik düzene göre, fetisizm, dogaya tapinma ve totemcilik, Samanizm, antropomorfizm, tektanrici inanç ve son olarak da etik tek tanricilik ge-lesiminim tamamlamistir. Çagdas antropolojinin kurucularindan olan Ingiliz etnolog Edward Taylor göre en eski din biçiminin animizm oldugunu savunmustur. Sonraki dönemlerde fetisizm, cinlere inanma ve çok tanricilik inanci gelismistir. Tylor’a göre tektanricilik, çok tanrici bir çerçeve içinde, örnegin Gök-Tanri gibi büyük bir tanrinin yönetilmesi sonucunda dogmustur. Herbert Spencer ise; animizmin degil, atalara tapinmanin temel din biçimi oldugunu öne sürmüstür. Buna karsilik olarak Andrew Log ve Wilhelm Schmidt gibi arastirmacilar bulgulari, bazi ilkel toplumlarda öncü tek tanricilik adi verebilecek bir tür yüce tanri inancinin da görüldügünü ortaya koymustur. Uzakdogu’nun bazi cografyalarinda nüfusun çogunlu birden çok dine bagli olarak yasamaktadir. Çin, Kore, Vietnam dinleri Mahyana Budaciligi, Taoculuk, Konfüçyüs’çülük ve halk dinlerini kapsar. Japon dinleri Sinta dini ile Mahyana Budaciligidir.

Üçlü Tek Tanricilik Inanci:

Hiristiyan din adamlari, Hiristiyanligin içini baba, ogul ve kutsal ruh olarak doldurmuslardir. Bu inanç biçimi Petrus’un Isa Peygamberin gerçekte bir Mesih olduguna gözleriyle görüp inanmasindan ve Thomas’in Isa Peygamber’in dirildigine inanmasindan yola çikan havariler, bu Üçlü Tanri inancinin doktrinlerini olusturdular. Isa Peygamber, öldükten sonra Tablan Dagi’nda 3 havarisine görünmesi Isa’nin güçlü kisiligi Istanbul Konsili’nde de onaylanmistir.

Ülkemiz, son günlerde Hiristiyanlarin dinimiz üzerinde bir takim hain oyunlar pesinde kostugu bir ülke haline gelmistir. Dinimizin özü ile oynayip, Islam’in içine Hiristiyanligin temel esaslari sizdirilmaya çalisiliyor. Bu projelerini Ilimli Islam ve Dinler arasi Diyalog masallari ile sürdürülüyor. Kuran’in inmesiyle ve Son Peygamber Hz. Muhammed’in gelmesiyle tüm semavi dinlerin batil oldugu belirtilmis, tüm dünya insanligi Islam’a davet edilmistir. Bu bakimdan gerçek din’in ne olduguna kisaca deginmekte fayda vardir.

Din Nedir?

Yüce Allah’in (c.c) Kuran ile bildirdigi emirleri ve yasaklaridir. Yani Allah’in yasalarinin tamamidir. Kuran ile Yüce Rab, insanlara yaratilis gayelerini ve var olus hikmetlerini bildirir. Yüce Rablerine karsi ne sekilde ibaret edecekleri ögretir. Iyi ve güzel ameller islemeye sevk

You've reached the end of this preview. Sign up to read more!
Page 1 of 1

Reviews

What people think about “Ufuk Ötesi” Cilt

0
0 ratings / 0 Reviews
What did you think?
Rating: 0 out of 5 stars

Reader reviews