Felsefe-i Ferd by Baha Tevfik by Baha Tevfik - Read Online

About

Summary

Felsefe-i Ferd, yayınevi olarak yola çıktığımız ilk günden beri yayınlamak istediğimiz bir eserdi.

Bu klasik eseri, çalışmanın editörü Burhan Şayli'nin ailesinden aldığımız izinle yayınlıyoruz.

Published: Propaganda Yayınları on
ISBN: 9781927893531
List price: $2.49
Availability for Felsefe-i Ferd
With a 30 day free trial you can read online for free
  1. This book can be read on up to 6 mobile devices.

Reviews

Book Preview

Felsefe-i Ferd - Baha Tevfik

You've reached the end of this preview. Sign up to read more!
Page 1 of 1

Notlar

Yayıncının Sunuşu

Felsefe-i Ferd, yayınevi olarak yola çıktığımız ilk günden beri yayınlamak istediğimiz bir eserdi.

Kitabı beş yıl gecikerek yayınlamamızın nedenlerini burada sıralamak gereksiz. İki bin on beş sonunda kitabı yayınlama enerjimizi tekrar topladığımızdaysa acı gerçekle burun buruna geldik: eserin dilini sadeleştiren, derli toplu bir halde yayına hazırlayan Burhan Şayli iki bin on dörtte kansere yenik düşmüştü. Bu üzücü gerçek kitabı yayınlamak için azmimizi arttırdı. Neticede Burhan’ın ailesinden ve vasilerinden izin alarak, kitabı yayınlayabildik. Böylece eseri, Burhan Şayli’nin emeklerini ölümsüzleştirdiğimize inanıyoruz.

Felsefe-i Ferd’in günümüze nasıl yansıması gerektiği düşünülünce ilk akla gelen, Türkiye’nin entelektüel ikliminin sürekliliğin kopukluğunu Tevfik’in düşünceleri üzerinden okuyabilmektir. Biraz hayalperest, biraz da iyimser bir açıdan bakıldığında, ideal şartlar altında Tevfik ve çevresinin entelektüel etkisinin, en azından Dünya Savaşları sonrası dönemde, zayıf nüvelerle de olsa Türkiye’de anarşizan düşüncenin yeşermesine katkıda bulunabileceği öngörülebilirdi.

Bu ihtimal, anarşizan düşüncenin modernizmle ilişkisini, daha önemlisi Türkiye modernizmiyle ilişkisini anlamamızda müthiş bir düşünce deneyidir. Daha önemlisi, en azından bizim için, anarşizan düşüncenin tarihini, tarihselciliğin girdabına düşmeden okumak için de önemli bir imkandır. Okuyucunun da bunun takibini yapacağını umuyoruz.

Kuşkusuz posthumous yayınlanan bu kitap birçok zorlukla da karşılaştı. Evvela, Burhan Felsefe-i Ferd’in e-kitap halini göremedi. Ayrıca, 2020’li yıllara yaklaşırken Baha Tevfik okumanın siyasi önemine dair kendisiyle yapmak istediğimiz söyleşiyi de gerçekleştiremedik. Ayrıca, elimizdeki metin, Burhan’ın ailesinin Burhan’ın bilgisayarında bulduğu metindir. Dolayısıyla, Burhan metnin son halini son bir kere kontrol etme fırsatı bulamamıştır. Bu nedenle, metinde bulunabilecek tüm hatalar, eksikler ve kusurlar yayınevi olarak bize aittir. Dipnotlar, aksi belirtilmedikçe, Burhan Şayli’ye aittir.

Son olarak, kitabı yayınlamamıza izin veren Burhan Şayli’nin ailesine, aileyle iletişimizi sağlayan Mutlu Dulkadir’e ve dolaylı olarak Barış Soydan’a, Burhan hakkında Mesele Dergisi’nde uzunca bir yazı yazan ve bu yazıyı kitaba eklememize izin veren Ufuk Özcan’a derinden ve içten teşekkür ederiz.

Can Başkent

Propaganda Yayınları

Yükselen İsyanın Barometresi Burhan Şayli

‘70’lerin sonları. Akşam saatleri. Şehrin çöp kokan, karanlık sokaklarından birinde on dokuz yaşlarında bir genç bir an önce evine ulaşmaya çalışıyor. Birden dört-beş kişiden meydana gelen, belki de daha kalabalık, silahlı bir grup tarafından yolu kesiliyor. Muhtemelen bu karanlık güruhun niyeti tek başına yürüyen genci oracıkta vurup öldürmek. Karanlıkta bir yerden Siz ne yapıyorsunuz? diye bir bağırtı duyuluyor. Telaşa kapılan faşistler amaçlarını gerçekleştiremiyorlar. Biri elindeki tabancayı gencin kafasına şiddetle vuruyor. Kaçıyorlar. Genç, kimbilir, mahallelinin de yardımıyla baygın bir halde evine ulaşmayı başarıyor. O kötü olaydan sonra gencin annesi Benim oğlum bir daha hiçbir zaman eskisi gibi olmadı. diyecek. Bu ve buna benzer olayları 78’lilerden çok dinledik. O yaralı neslin hikayesi bir başkadır.

13 Eylül 2014 akşamı. Burhan’la en son görüştüğümüz kültür merkezinin bahçesinde bir arkadaşımla çay içip sohbet ediyoruz. Telefonum çaldı. Bir ölüm haberi. Burhan mı?.. Çok şaşırdım, inanamadım.

Burhan’ın ardından, onun hakkında neyi dile döksem, eminim eksik olacaktır. Ama tanıdığım bu müstesna insanı biraz olsun anlatmazsam içimde bir eksiklik kalacak. Burhan Şaylı, yaklaşık bir hafta önce vefat eden eski bir anarşist arkadaşım. Onun kişisel özelliklerini, yayına hazırladığı kitapları, telif çalışmalarını tanıtmak ve enternasyonalist tutumundan bahsetmek istiyorum.

Üniversite yıllarımda tanıdığım en çarpıcı kişiliklerden biriydi Burhan. Hafızam beni yanıltmıyorsa, o loş Felsefe - Sosyoloji koridorunda tanışmıştık. Benim için ömür törpüsü olan o koridor, biraz da Burhan’la ayrı, güzel bir anlam kazanıyor. Hal ü tavırlarıyla koridorun belki de en dikkat çekici simalarından biriydi Burhan. Bazen benim ölçülerime göre biraz taşkın, biraz fevri, fazla heyecanlı, çocuk saflığı taşıyan, duygusal diyebileceğim bir düşünme tarzı vardı. Bu coşkunluk elbette aynı doğallıkla davranışlarına da yansırdı. Gene de, bu düşünce ve davranışlarını dengeleyen, insanda sempati hissini uyandıran bir karakteri vardı. Acayip sıcakkanlı, samimi bir insandı.

‘87 yılında, Kara dergisine katıldığımda dostluğumuz pekişti. Bazen koridorda, nadiren Hergele Meydanında, daha çok da Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nde sık sık bir araya geldik. Çaylı sohbetlerimiz bugün gibi aklımda. Kara kapandıktan sonra Efendisiz’i çıkaran ekibe dahil olmak istememişti. Şimdi düşünüyorum da tarzı yeni dergiye pek uygun değildi. Onsuz yürüdük; ama arkadaşlığımız hep sürdü. Efendisiz de kapandıktan sonra, ‘90’ların başından itibaren benim için ayrı bir mecraydı. Yolumuz gene koridorda kesişti. Felsefe yüksek lisansı yapıyor, bir görünüp bir kayboluyordu.

Uzun kesintilerle parçalanan ama hep istikrarlı kalan bir dostluğumuz oldu. En son 2013 güzünde Badieu-Zizek konferansında bir araya gelmiştik. Salonda son yıllarda görülmemiş bir izdiham vardı. Kendimizi dışarı atıp uzun uzun sohbet etmeyi yeğledik. Gezi olaylarının heyecanı sürüyordu. Gezi’den önceki hallerini kendisine hatırlatarak onun için barometre gibi adamsın, nerede bir isyan öncesi tuhaf atmosfer var, acayip bilgece önsezilerinle hemen kopacak fırtınanın habercisi oluyorsun dedim. Bu lafa çok güldük. Görüşlerimiz çoğu zaman uyuşmasa da, her zaman rahatlıkla fikir teatisi yapabildiğim bir arkadaştı. Fikirlerini kararlılıkla savunur ama üste çıkmaya çalışmazdı - hırçın ve öfkeli anları hariç. Kendisinin belki de farkında olmadığı, benimse hep farkında olup da bir türlü tarif edemediğim derin bir metafizik yönü vardı. Bundan, softaca, gizemci anlamlar çıkarılmasın. Bilgelik ahlakı sözü belki biraz olsun onun yaşam felsefesini yansıtabilir. Felsefenin ona, daha güzel deyişle, onun felsefeye yakıştığını hep düşündüm. Ama bu felsefe analitik felsefe değildi kuşkusuz. Soğuk akademi duvarlarının içinden geçmeyen, sokakta, çayırda, bahçede… hür bir tarzda yaşanan bir yaşam estetiğiydi. Onunla sohbetlerimiz bende mesela Nietzschevari bir lirizmi, sezgi ve coşkuyu hep içinde taşıdığı izlenimini uyandırmıştır. Felsefece ilgilerinin de bu yönde geliştiğini sanıyorum. Mesela Burhan deyince aklıma Romen Diyojen, Schopenhauer gibi isimler gelip takılıyor.

Deli-divane derecesinde, hakiki bir aşık adam olduğunu da eklemem lazım. Belki de maşuk bezdirecek derecede tutkulu. Bana, sevdiği kadınlara karşı hissettiklerine dair masumane birkaç sözle anlattıkları, hadi canım, bu kadarı da fazla mübalağalı dedirtir cinstendir. Bu yarı-masalsı tutkusunun kendisinden ödettiği bedel yüzünden çok acı çektiğini, derin ruhsal girdap hallerine düştüğünü tahmin ediyorum.

Almanya’da geçirdiği uzun ve çileli yıllarda, hiçbir işte çalışmıyordu, Almancasını geliştirmişti. Adorno’yu, Benjamin’i vd. Almancadan okuyordu. Anlatımından Pasajlar’a vurgun olduğunu anladım. Felsefe metinlerini Almancadan okurken bu dilin derinliğinin büyüsüne kapılmıştı. Almanya dönüşü tekrar görüştük. Oradaki kişisel yaşantılarından neredeyse hiç bahsetmedi ama o yıllardaki hayat tecrübesinin onu hırpaladığını, yaraladığını sanıyorum.

Daha önceki yıllara geri döneyim. 1994 yılında Berlin’deydi, mektup yoluyla haberleşmiştik, o mektupları hala saklıyorum. Baha Tevfik üzerine çalışıyordu; mümkün olabilirse bu konuda dergi ve gazete yazılarına rastlarsam kendisini bilgilendirmemi istemişti. Kendi tezim için kütüphanelerde dolaşıyordum; Yirminci Asırda Zeka ve Teşvik gibi periyodik yayınlarda Baha Tevfik ve arkadaşlarının (Ahmet Nebil, Memduh Süleyman, E. Rıfkı) makaleleri buldum, bunların bir listesini çıkarıp kendisine gönderdim. Bu makalelerden birinin başlığı ilgi çekiciydi: E. Rıfkı (muhtemelen müstear addı), Anarşistler (Yirminci Asırda Zekâ, Sene: 1, No: 12, 6 Ağustos 1328).

Burhan’ın geniş sayılabilecek bir ilgi alanı vardı. Ama ilgilerini daima spesifik ve incelikli bir uğraşa dönüştürmeye meyilliydi. ‘90larda, iyi yetişmiş bir Osmanlı aydını, Baha Tevfik ve bireyci felsefenin Osmanlı’ya girişi üzerine çalışıyordu; sanırım felsefe bitirme teziydi. Baha Tevfik’in Felsefe-i Ferd adlı kitabının çevrimyazısını yaptı, uzun bir giriş yazarak ve Anarşizmin Osmanlıcası alt başlığını da ekleyerek kitap olarak yayımladı (Altıkırkbeş Yay., İstanbul, 1992). Yine Baha Tevfik’in Ahmet Nebil ve Memduh Süleyman ile birlikte kaleme aldığı Nietzsche: Hayatı ve Felsefesi adlı eserini günümüz Türkçesine aktardı (Birey Yayıncılık, İstanbul, 2002). Sadece Osmanlı sonrası Türk modernleşmesinin ürünü olan ulus-devlet tecrübesine değil, dünyanın neresinde olursa olsun ulus-devlet örgütlenmesine karşı özel bir nefret besliyordu. Bu düşüncesiyle bağlantılı olarak, Jochen Hippler’in Ulus İnşası adlı kitabını, sanırım Almancadan, Algan Sezgintüredi ile birlikte Türkçeye çevirdi (Versus Kitap, İstanbul, 2007). Editörlüğünü Muhammed Zayani’nin yaptığı El-Cezire Olayı: Yeni Arap Medyası Üzerine Eleştirel Perspektifler adlı kitabı yayıma hazırladı (Çev. Gamze Erbil, Versus Kitap, İstanbul, 2006). Yine aynı yayınevinden çıkan, Ferhad Khosrokhavar’ın İntihar Bombacıları: Allah’ın Yeni Şehitleri adlı kitabını yayıma hazırladı (Çev. Tülay Duman, Versus Kitap, İstanbul, 2007).

2013 Temmuzunda Kadıköy Selamiçeşme’deki Özgürlük Parkı’nda Yeryüzü Sofrası kurulmuş, o akşam Arap Devrimleri başlıklı görsel-müziksel malzemeler içeren bir sunum yapmıştı. Bu sunuma katılan anti-kapitalist Müslümanlara oldukça sempatiyle bakıyordu. O günlerde Göztepe Park’ına sıklıkla gidip forumlara katılıyordu. Bir defasında beni de davet etti. Gittim. Bazı eski arkadaşlar da gelmişti. Çayırların üzerinde imece usulüyle hazırlanmış yemeğimizi yedik. Söz alarak konuşmalar yaptık.

Burhan iyi bir müzik dinleyicisiydi. Yükselen isyanın ruhundaki yansımalarını Léo Ferré, Joan Baez şarkıları ile ifade ediyordu. Daha önce adlarını hiç duymadığım Arap şarkıcılarının şarkılarını bulup bana dinletmişti.

Burhan çiftdilli, daha doğrusu çokdilli bir adamdı. Anadili Arapçaydı ama -bana kalırsa- onun asıl dili Türkçeydi; Türkçeyi oldukça iyi kullanırdı. Yaşam ve anlam dünyası Türkçe üzerine kuruluydu ama Türkçenin semantiği ona yetmiyordu. Bir gün Esperanto dilini öğrenmeye merak salmıştı, heyecanla anlatıyordu. Gülerek, "Ne o, her şeyi kendine yontan Avrupa