Find your next favorite book

Become a member today and read free for 30 days
Recep Tayyip Erdoğan'lı Yıllar: "13 yıllık iktidarın tüm olayları, en detaylı açıklamalarla bu kitapta anlatılıyor"

Recep Tayyip Erdoğan'lı Yıllar: "13 yıllık iktidarın tüm olayları, en detaylı açıklamalarla bu kitapta anlatılıyor"

Read preview

Recep Tayyip Erdoğan'lı Yıllar: "13 yıllık iktidarın tüm olayları, en detaylı açıklamalarla bu kitapta anlatılıyor"

Length:
2,786 pages
39 hours
Publisher:
Released:
Feb 11, 2016
ISBN:
9786059285995
Format:
Book

Description

Bu kitapta Türkiye Cumhuriyeti'nin Atatürk'ten sonra gelen en başarılı lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi hayatı ve özellikle icraatın başında olduğu Başbakanlık dönemi yer almaktadır. Başbakanlık döneminde yaşanan siyasi ve gündemi oluşturan olaylar kronolojik olarak sıralanmıştır.


Bu eserde "Başarılı bir siyasetçi nasıl olunur?" sorusunun cevabı, 13 yıllık Başbakanlık yaptığı görevinde nasıl başarılı olduğunun yanıtı, Recep Tayyip Erdoğan'ın hayatından kesitler ve Recep Tayyip Erdoğan'ın farklı konulardaki değerlendirmeleri ve görüşleri vardır. Ayrıca Recep Tayyip Erdoğan'ın karakteri, aldığı ödüller ve yabancıların gözünden Recep Tayyip Erdoğan hakkında yorumlar yer almaktadır. "Yeni Türkiye" olarak tanımladığı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'sinden bizim almamız gereken dersler de elbette vardır...
Recep Tayyip Erdoğan, 26 Şubat 1954'te İstanbul'un Kasımpaşa semtinde ailesinin üçüncü çocuğu olarak doğdu. Ahmet Erdoğan'ın Tenzile Erdoğan'la olan ikinci evliliğinden bir erkek çocuğu, Recep Tayyip dünyaya geldi. Babasının, bir önceki evliliğinden iki çocuğu daha vardı. Recep Tayyip Erdoğan'ın biri kız dört kardeşi vardı. Deniz Hatları'nda kıyı kaptanı olarak çalışan "Reis Kaptan" lakaplı baba Ahmet Erdoğan, oğluna babasının adı olan Tayyip adını koydu. Eski takvime göre Recep ayında doğan bebeğe Recep adı da verildi. Recep Tayyip Erdoğan'ın ailesi, Recep Tayyip Erdoğan 13 yaşındayken Rize'nin eski adıyla Potamya yeni adıyla Güneysu ilçesinden, yokluk ve işsizlik nedeniyle İstanbul'un Kasımpaşa semtine göç etti. Recep Tayyip Erdoğan'ın babası Sahil Güvenlik Teşkilatında görevli olduğu için çocukluğu Rize'de geçti. Babası, o dönemin “Şirket-i Hayriye”si günümüzün Denizyolları'nda kaptanlık yaptı ve ve kıyı kaptanlığından emekli oldu. Recep Tayyip Erdoğan, o günleri anlatırken babasının İstanbul'un varoşlarında koşturduğunu belirterek, gelecekte nasıl bir yaşam olması gerektiğini şu sözlerle ifade ediyordu:
“O çilelerin içerisinden geldik. Onlar da oralarda böyle merdiven altlarında odalarda yaşadılar. Bunları bana ağlayarak anlatırdı rahmetli babam. Biz oralardan geldik. Ama oralarda kalamayız. Gelecek kuşaklarımıza da biz oraları örnek olarak veririz ama ‘Orada kal.’ diyemeyiz. Bunları yaşadığımıza göre gelecek kuşaklara biz çok daha farklı bir Türkiye bırakmak zorundayız. O yavrularımız çok daha farklı yetişmek durumunda. Eğer ben oğlumu, torunumu bilimde, sanatta her alanda çok daha ileri götürebiliyorsam kendimi çok daha başarılı bir baba ve dede olarak görebilirim. Eğer götüremiyorsam o zaman başarısızım, olaya böyle bakacağız. Onun için bizim bir günümüz diğerine eşit olmamalı. Dün bugünden geri kalmalı. Yarın bugünden çok daha ileri olmalı.


Mevlana diyor ya ’Dün dünde kaldı cancağızım yeni bir şeyler yapmak, söylemek lazım.’ …


İşte biz bunu başarmak durumundayız.”

Publisher:
Released:
Feb 11, 2016
ISBN:
9786059285995
Format:
Book

About the author


Related to Recep Tayyip Erdoğan'lı Yıllar

Related Books

Book Preview

Recep Tayyip Erdoğan'lı Yıllar - Muhammer Ferik

SÖZ

GİRİŞ

KISACA: RECEP TAYYİP ERDOĞAN KİMDİR?

HAYAT HİKAYESİ

Recep Tayyip Erdoğan, 26 Şubat 1954'te İstanbul'un Kasımpaşa semtinde ailesinin üçüncü çocuğu olarak doğdu. Ahmet Erdoğan'ın Tenzile Erdoğan'la olan ikinci evliliğinden bir erkek çocuğu, Recep Tayyip dünyaya geldi. Babasının, bir önceki evliliğinden iki çocuğu daha vardı. Recep Tayyip Erdoğan'ın biri kız dört kardeşi vardı. Deniz Hatları'nda kıyı kaptanı olarak çalışan Reis Kaptan lakaplı baba Ahmet Erdoğan, oğluna babasının adı olan Tayyip adını koydu. Eski takvime göre Recep ayında doğan bebeğe Recep adı da verildi. Recep Tayyip Erdoğan'ın ailesi, Recep Tayyip Erdoğan 13 yaşındayken Rize'nin eski adıyla Potamya yeni adıyla Güneysu ilçesinden, yokluk ve işsizlik nedeniyle İstanbul'un Kasımpaşa semtine göç etti. Recep Tayyip Erdoğan'ın babası Sahil Güvenlik Teşkilatında görevli olduğu için çocukluğu Rize'de geçti. Babası, o dönemin Şirket-i Hayriyesi günümüzün Denizyolları'nda kaptanlık yaptı ve ve kıyı kaptanlığından emekli oldu. Recep Tayyip Erdoğan, o günleri anlatırken babasının İstanbul'un varoşlarında koşturduğunu belirterek, gelecekte nasıl bir yaşam olması gerektiğini şu sözlerle ifade ediyordu:

O çilelerin içerisinden geldik. Onlar da oralarda böyle merdiven altlarında odalarda yaşadılar. Bunları bana ağlayarak anlatırdı rahmetli babam. Biz oralardan geldik. Ama oralarda kalamayız. Gelecek kuşaklarımıza da biz oraları örnek olarak veririz ama ‘Orada kal.’ diyemeyiz. Bunları yaşadığımıza göre gelecek kuşaklara biz çok daha farklı bir Türkiye bırakmak zorundayız. O yavrularımız çok daha farklı yetişmek durumunda. Eğer ben oğlumu, torunumu bilimde, sanatta her alanda çok daha ileri götürebiliyorsam kendimi çok daha başarılı bir baba ve dede olarak görebilirim. Eğer götüremiyorsam o zaman başarısızım, olaya böyle bakacağız. Onun için bizim bir günümüz diğerine eşit olmamalı. Dün bugünden geri kalmalı. Yarın bugünden çok daha ileri olmalı. Mevlana diyor ya ’Dün dünde kaldı cancağızım yeni bir şeyler yapmak, söylemek lazım.’ ... İşte biz bunu başarmak durumundayız.

Reis Kaptan lakaplı babasını çok seven Recep Tayyip Erdoğan, bir çok karakteristik özelliğini de babasından aldığını belirtiyordu. Recep Tayyip Erdoğan, babasının kendisini tatil günlerinde motor ile Galata ve Tophane'de gezdirdiğini belirterek, babasının karakteri hakkında, Babam çok asabiydi ama asabi olmanın yanında çok disiplinliydi, babamın o disiplinli oluşu, prensipli oluşu noktasında babama karşı olan ilgi, alakam çok fazlaydı. Ama şunu da söyleyeyim babamdan korkardım. diyordu. Babasının çok otoriter olduğunu, yetişmelerinde, karakter yapılarının oluşmasında Ahmet Erdoğan'ın ciddiyetinin çok ciddi katkısı olduğunu belirten Recep Tayyip Erdoğan, ağızlardan kötü söz çıktığında cezasının çok ağır olduğunu anlatıyordu. Küfür ettiğiniz anda faturasını çok ağır ödersiniz onun içinde zaman zaman babam bizimle hesaplaşmıştır. diyordu.

Recep Tayyip Erdoğan, çoçukluğunda söz dinlemez ve çok yaramazdı. Yaramazlığıyla ün yapmıştı. Ama merhametiyle de herkesi şaşırtıyordu. Akıllı ve hırslı bir çoçuktu. Recep Tayyip Erdoğan'ın, çocukluk ve ilköğretim yılları Kasımpaşa'da geçti. Kasımpaşa'daki Piyale Paşa İlkokulu evine yakın değildi. Annesi çoçuklarını her gün yarım saat uzaklıktaki okula götürmüyordu. Komşuluk bağları çok kuvvetli olan Kasımpaşa'da, birkaç çoçuğu sırayla her gün bir anne okula götürürdü. Recep Tayyip Erdoğan ve kardeşleri yaz-kış, yarım saat, ayaklarında yamalı ayakkabılarla okula gidiş geliş yapıyorlardı. İlköğretim dönemindeki öğrenim gördüğü sınıflar çok kalabalık olmasına rağmen öğretmenlerinin başarılı eğitimi ile öğrenim hayatı başarılı geçti. Recep Tayyip Erdoğan için ortaöğretim yılları gelecekteki başarılı yılların temel taşlarını oluşturuyordu. Recep Tayyip Erdoğan, ortaöğretim yıllarının önemini şu sözlerle ifade ediyordu: Özellikle ortaöğretimdeki yaşamım, bugünleri şekillendiren temel taşları oluşturdu. O dönemler olmamış olsaydı, bunlar olmazdı. O sosyal yaşam beni daha sonra siyasete taşıdı.

Hayatının dönüm noktasını ilkokul 5. sınıfta yaşadığını söyleyen Recep Tayyip Erdoğan, o günleri şöyle anlatıyordu:

İhsan Hocam okulumuzun müdürüydü, bakıldığı zaman müdürdü. Aynı zamanda bizim Din dersine giriyordu. Bir gün Din dersinde namaz bahsini okutuyorlar bize. Öğretmen ‘Kim namaz kılacak?’ diye sordu. Ben el kaldırdım, beni hemen çağırdı. Yere bir gazete serildi. Gazete resimliydi. Gazeteyi serince, ben de ‘Öğretmenim gazetenin üzerinde namaz olmaz.’ dedim. Ensemi şöyle bir okşadı, ‘Nasıl olacak?’ dedi. 'Masa örtüsü olabilir.’ dedim. Masa örtüsü serildi, sonra namazı kıldım. İhsan Hocam, rahmetli babacığımı davet etti. Babama, ‘Biz Tayyip'i imam hatip okuluna gönderelim.’ dedi. Babam da aslında çok ceberuttu ama İhsan Hocam'a çok saygısı vardı. Babam da ‘Nasıl takdir ederseniz.’ dedi. Bizim dünyamıza imam hatip böyle girdi. İhsan hoca imam hatip okulu gitmeme vesile oldu. İmtihanlara girerek imam hatip okuluna girdik.

Bu namaz kıldırma olayından sonra Recep Tayyip Erdoğan'a, arkadaşları Hoca lakabı taktılar. O da bu lakabı yadırgamadı. Recep Tayyip Erdoğan, bu konuda Biz çünkü hocaya da hoca derdik. Öğretmene de. İmam Hatip süresince ise Tayyip adı ile anıldım. diyordu.

Recep Tayyip Erdoğan, orta okulu ve liseyi İstanbul İmam Hatip Lisesi'nde yatılı okudu. Okulun en aktif öğrencilerinden biriydi. Spor, şiir, münazara gibi branşlarda okulunu temsil ediyordu. Arkadaşlar arasında bir sağlam bir dayanışma vardı.

Bu dönemlerde babasının geliri, Erdoğan ailesinin yeme, içme ve okul masraflarını karşılamaya yetmiyordu. Piyale Paşa İlkokuluna başlayan Recep Tayyip Erdoğan, okul harçlığını kazanmak için çocuk yaşta sokaklarda çalışmak zorunda kaldı. İlkokuldayken derslerden arta kalan vakitlerinde Recep Tayyip Erdoğan, annesinin bakraçlara doldurduğu suya buz koyarak, mahallerindeki futbol sahasında su, kağıtlı şeker ve simit sattı. Ekmek parası için çalışan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu mücadelesi okuldaki derslerini olumsuz yönde etkiliyordu. Sınıfta çok çalışkan değilid. Recep Tayyip Erdoğan'ın ilkokuldan mezun olduğu yıl Türkçe, Yazı, Beden Eğitimi ve ile Hal ve Gidiş olmak üzere sadece dört dersi pekiyi idi. Din dersi ise iyi idi. En sevdiği ders o dönemde adı aritmatik olan matematik dersiydi. Recep Tayyip Erdoğan bu derste başarılı olmasına rağmen, matematik öğretmeninin bunu karnesine yansıtmamasına bugün bile kırgınlığı vardı.

Bu dönemlerdeki sokak oyunları, artık günümüzde yerini bilgisayar oyunlarına bırakıyordu. Misket, saklambaç, çelik çomak,yakartop, uzun eşek gibi dönemin gelenesel oyunlarını oynarlardı. Evde ise dama, dokuz taş gibi oyunlar oynadıklardı. Kandillerde kule oluşturup ateş yakarlardı. Recep Tayyip Erdoğan, bisiklet alacak durumda olmadıkları için çoçukluğunda bir bisiklete sahip olamadı. İlkokulda kağıttan top yaparlardı. Recep Tayyip ve arkadaşları, kağıtları top haline getirir iple bağlayıp top oynarlardı. Bu oyunda ayakkabılarını parçalarlardı. Onun ifadesiyle ayakkabıları da delik deşik olurdu. Bundan dolayı da ailesinden gereken dersi alırdı.

Recep Tayyip Erdoğan'ın çoçukluğunda banka kumbarası yoktu. Ancak annesinin yaptığı bir kapta para biriktirirdi. Biriktirdiğimiz para ile de annesine birşeyler alırdı. Ailesinin mutfağında, Karadeniz mutfağı hakimdi. Onların kuymak dedikleri, kara lahana, bulgur ve diğer pilavı mutlaka olurdu. Mutfakları her zaman doluydu ve evleri hiçbir zaman misafirsiz kalmazdı. Babası, ailesinden habersiz, kimi bulursa alır, misafir ederdi. Onların sini dedikleri, büyük tepside hemen sofra hazırlanır, yere kurulan sinide yarım saat önce yemediği yemekleri yerlerdi.

Recep Tayyip Erdoğan, Kasımpaşa Piyale Paşa İlkokulunu 1965 yılında bitirdi. Piyale Paşa İlkokulunun 1074 numaralı öğrencisi Recep Tayyip Erdoğan'ın girişken ve liderlik vasfı okul müdürü İhsan Aksoy'un dikkatini çekmişti. Recep Tayyip Erdoğan, İhsan Aksoy'un yönlendirmesiyle ilkokuldan sonraki eğitimini İstanbul İmam Hatip Lisesinde sürdürdü. İstanbul İmam Hatip Lisesinin ortaokul kısmının 996 numaralı öğrencisi Recep Tayyip Erdoğan; Edebiyat, Kuran, Fıkıh, Hadis gibi meslek derslerinde başarılıydı. Okul futbol takımının en önemli oyuncularındadı. O yıllarda derslerinde biraz vasattı. Ama sosyal bir öğrenciydi. Okulun tüm faaliyetlerinde yer alan Recep Tayyip Erdoğan, mehter takımında, uzun boyu sebebiyle sancak taşıyordu.

Recep Tayyip Erdoğan, ilkokulda başladığı ticaret hayatını daha sonraki öğrencilik yıllarında da sürdürdü. Babasının verdiği haftalık 2.5 lira harçlıkla öğrenimini sürdürmesi çok zordu. Recep Tayyip Erdoğan, soğuk günlerde dahi okula giderken otobüse binmez, Kasımpaşa'dan sahile yürürdü. Oradan sandalla Balat'a geçer, Balat'tan da İmam Hatip Lisesine kadar yürürdü. Hafta sonları ise Kasımpaşa'dan Eminönü'ne yürüyerek gider, limon alıp satardı. Simit fırınlarına gidip bir gün önceden kalan bayat simitleri yarı fiyata alır, akşam annesi simitleri buharda ısıtır ve yumuşacık olan simitleri tazeymiş gibi satardı. Yatılı okulda yaptığı ticari faaliyetlerinden biri de kartpostal satışlarıydı. Yatılı okuyan öğrenciler sürekli ailelerine kart gönderiyor, o da bu işten iyi para kazanıyor, hatta ailesine maddi olarak destek de verebiliyordu. Kazandığı ilk parayı sağda solda çarçur etmek yerine kitap alıyordu. Recep Tayyip Erdoğan'ın kitaplara olan ilgisini fark eden babası, kendisine ihtiyaçlarına uygun bir kütüphane yaptırmıştı.

Recep Tayyip Erdoğan, okul yıllarında aldığı ilk ödülü ise şöyle anlatıyordu:

"O aralarda, şu anda mevcut gazetelerden bir tanesinin düzenlemiş olduğu bir şiir yarışması vardı. Türkiye Teknik Ressamlar Cemiyeti aslında düzenleyen. Fakat o dediğim grup da bir ödül koymuştu. Teknik Ressamlar Cemiyeti duvara monte bir kütüphane, yayın grubu da bir kitap serisi ödül olarak koymuştu. Mithatpaşa Kız Sanat Enstitüsü, Kız Meslek Lisesindeydi yarışma. O yarışmaya katılmıştık ve o yarışmada ben birinci olmuştum. Aklımda kaldığı kadarıyla 500 lira gibi bir para ödülü almıştık. O zaman o benim için çok büyük bir ödüldü. Bir taraftan duvara monte kütüphane, kitaplar falan, ilk aldığım ödül de buydu.

Aklımda kaldığı kadarıyla iki tane şiir yarışma vardı biri buydu diğeri daha sonra olmuştu. O zamanlar çocuk rollerindeki artistlerden Parla Şenol vardı, onun da katıldığı bir yarışmaydı. Biz derece yaparak ben birinci oldum. O yarışmayı kazandık, kütüphanedeki ilk adımı atış, kendi kitaplarıma sahip oluş orada başladı."

Liseler arası münazaralara okulu adına katılan Recep Tayyip Erdoğan'ı; bu faaliyetler, onu araştırmaya ve okumaya sevk ediyordu. Çünkü yarışmadaki tezini ancak bu şekilde en iyi savunabilirdi. Bunlar ona ciddi zenginlik kazandırıyor, kitleler karşısındaki konuşma cesaretini arttırıyordu.

İstanbul İmam Hatip Lisesini yatılı olarak tahsilini sürdüren Recep Tayyip Erdoğan, geleceğini şekilledirecek olan hayat görüşlerini burada kazanıyordu. İstanbul İmam Hatip Lisesinde, babasının karşı çıkmasına rağmen futbol hayatına başladı. Babası Ahmet Erdoğan, oğlu Recep Tayyip Erdoğan'ın futbol oynamasına hep karşı çıktı. Oğul Erdoğan hep babasından gizli top oynadı, kramponları evde zulada sakladı. Okuldaki sosyal etkinliklerin yanı sıra futbol merakı devam etti. Mahalle takımından sonra, ilk transferini amatör kümede yaşadı. İlk transfer ücreti ise 500 liraydı. Recep Tayyip Erdoğan, futboldan kazandığı en önemli şeyin ise kolektif düşünce ve dayanışma olduğunu ifade ediyordu.

Recep Tayyip Erdoğan'ın okul yıllarında hiç flörtü olmadı. Çünkü o, yatılı ve sadece öğrencisi erkek olan bir okulda öğrenim görmüştü. Hafta sonu eve gider ve sonra okul yurduna dönerdi.

Recep Tayyip Erdoğan'ın Siirt'te siyasi kaderine yön verecek, şiir tutkusu da bu okul yıllarında başlamıştır. En sevdiği şairler Necip Fazıl Kısakürek ve Ziya Gökalp'dir. Bu şairlerin şiirlerini, bu okul dönemlerinde okumaya başlamıştır. Recep Tayyip Erdoğan, 2012 yılında bir edebiyat dergisine verdiği röportajda, Çocukluk ve gençlik döneminizde en sevdiğiniz roman veya şiir neydi? Bu şiir veya romanı ilk ne zaman okudunuz ve sizi nasıl etkiledi? sorusuna verdiği yanıtta, dünya genelinde hemen her çocuğun edebiyatla ilk tanışmasının hiç şüphesiz ninniler ve masallar yoluyla olduğunu belirtti. Annesi merhume Tenzile Erdoğan'ı da rahmetle anan Recep Tayyip Erdoğan, annesinin kendisini ve kardeşlerini Anadolu'nun, özellikle de Karadeniz Bölgesi'nin en güzel ninnileriyle büyüttüğünü, aynı şekilde merhum babası Ahmet Erdoğan'dan Anadolu'nun oldukça zengin hikaye ve masal hazinesini hafızalarına miras devraldıklarını belirterek, çoçukluğundaki kitap ve edebiyatın durumunu şöyle izah etti:

"Çocukluğumda simit ve su satar, kazandığım parayla hemen gider kitap alırdım. Benim neslimin gençlik yılları ne yazık ki Türkiye'de ve dünyada oldukça çetrefilli meselelerin tartışıldığı, tatsız hadiselerin yaşandığı bir döneme rastladı. Sembollerin, sloganların ve eylemin, fikirlerin önüne geçtiği, zihinlerin ipotek altına alındığı, gençlerin başkalarının fikirlerine tahammülde zorluk yaşadığı bir dönemdi o dönem. Kitaplara, dergilere, gazetelere, yazarlara, şiire, romana, öyküye farklı anlamlar, farklı misyonlar yüklenmişti. Gençler, öğrenmek için okumak yerine, ideolojilerini desteklemek için okumayı tercih ediyorlardı.

Böyle zor bir süreçte, ben de, arkadaşlarım da gençlerin maruz kaldığı, ya da maruz bırakıldığı bu puslu ortamdan kendimizi muhafaza etmek için yoğun gayret gösterdik. Dar ideolojik kalıplara sıkışıp kalmak, başkalarına kulaklarını tamamen kapatmak, yeniliklere, farklı ve aykırı düşüncelere tehdit gözüyle bakmak gibi dönemin arızi durumlarına kendimizi kaptırmadık. Fikri temeli olmayan, düşünceyle zenginleştirilmeyen hiçbir hareketin başarılı olamayacağını biliyorduk. Fikir alışverişinin ve münazaraların ancak okumakla, çok okumakla verimli hale getirilebileceğinin bilincindeydik. İşte onun için, hem çok okumaya, hem de geniş bir yelpazede okumaya özen gösterdik. Dönemin yazarları, muharrirleri kadar, Türk ve dünya edebiyatına yön vermiş, kalıcı eserler bırakmış yazarları ulaşabildiğimiz ölçüde takip ettik.

Bu noktada şunu da hatırlatmak zorundayım; kitaba ulaşmanın ve kitap okumanın zor olduğu dönemlerdi o dönemler. Bugünkü kadar kitap ve kütüphane yoktu. Ailelerin bütçelerinde kitap bugünkü kadar yer tutmuyordu. Kitapları koltuğunuzun altına alıp, otobüste, dolmuşta, parklarda, üniversite kampüslerinde serbestçe okuyabilmeniz de kimi zamanlar mümkün olamayabiliyordu. Yine de kitaba ulaşıyorduk ve bir kitap onlarca kişi tarafından okunabiliyordu. İnternetin olmadığı, fotokopinin yaygınlaşmadığı bir dönemde bile, güzel bir makale, güzel bir şiir elden ele dolaşıyor, Anadolu'nun her köşesine ulaşabiliyordu. Bugün, ders kitaplarını eğitim öğretim dönemi başlangıcında sıralarının üzerinde hazır halde bulan bir nesil için bu söylediklerim ilginç gelebilir. Ama biz, kitabın kıt, erişilemez, ama bir o kadar da değerli olduğu dönemleri yaşayan bir nesil olarak, bugün çocuklarımızın hiçbir güçlük çekmeden kitaplara ulaşabilmesini temin için mücadele veriyoruz. Çocukluk ve gençlik yıllarıma ait onca şiir ve roman arasında birini öne çıkarmak zor. Ama yine de, burada, Üstad Necip Fazıl Kısakürek ve Sakarya şiirini anmadan geçemem. Tarihi ve o günü anlayabilmek, anlamlandırabilmek adına, Üstad ve Çile'si bizim için gerçekten mümtaz bir yerde olmuştu."

İstanbul İmam Hatip Lisesinin en aktif öğrencilerinden biri olan genç Recep Tayyip Erdoğan, o yılları şöyle anlatıyordu:

Futbola 13 - 14 yaşında başladım ama 15 yaşında lisansiyer oldum. Lisansiyer olduktan sonra futbol yaşamım devam ederken okuduğum okulda da liseler arası yarışmalara katılıyordum. Yani şiir okuma yarışmalarından tutun münazaralara kadar her alanda aktiftim. O zaman İstanbul'da bir tane imam hatip okulu vardı, İstanbul İmam Hatip, orada okuyordum. Aynı zamanda liseler arasındaki bütün atletizm yarışmaları, voleybol yarışmaları bunlarda yine okulumun o tür etkinlikleri içinde de bizzat görev alan öğrencilerden bir tanesiydim. Yani bu tür bir aktif hayatım vardı okul yaşamımda. Yine daha lise kısmına girmemiştim ki lise 1'de olacağım, o sırada ilk lisansiyer olduğum yıl oldu, Camialtı'nda orada amatör futbola başladım, aynı yıl İstanbul genç karmaya seçildim. Bununla birlikte başlayan bir süreç ve bu süreç içinde sosyal aktivitelerin içinde bulunuyordum.

Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul İmam Hatip Lisesi ve Milli Türk Talebe Birliğindeki bazı arkadaşları, gelecekte aynı kaderi yaşayacağı ve Adalet ve Kalkınma Partisi kurucu üyeleri ile milletvekilleri olacaktı. Abdullah Gül, Mehmet Ali Şahin, Hasan Hüseyin Ceylan, Yahya Baş, Sarıyer Eski Belediye Başkanı Yusuf Tülün bunlardan sadece bazılarıdır.

Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasetle tanıştığı ilk kurum, imam hatipli bir öğrenciyken katıldığı Milli Türk Talebe Birliğiydi. 1973'te üniversite yıllarında ise Milli Selamet Partisine üye olarak resmen siyaset hayatına başladı. Siyasi yaşamda büyük başarılar kazanacak olan Recep Tayyip Erdoğan, bu yıllarda çok aktif ve başarılı bir çalışmalarda bulunmuştur. Milli Selamet Partisine (MSP), 18 yaşında üye oluşundan sonra siyasi hayatında hızla yükselmeye başladı. 18 yaşından itibaren gençlik kollarından, bugüne siyasetten adeta hiç ayrılmaksızın iç içe olarak büyük başarılar sağladı. Halkın teveccühü, her zaman onun için güç kaynağı oldu. O güç kaynağıyla geleceğe çok daha kararlı bir şekilde yürüdü.

Gençlik yıllarından itibaren sosyal hayat ve siyasetle içice bir yaşamı tercih eden Recep Tayyip Erdoğan; dayanışmayı, disiplinli ekip çalışmasının ve takım ruhunun önemini kendisine çok erken yaşlarda öğreten futbolla, 1969-1982 yılları arasında amatör olarak ilgilendi. Recep Tayyip Erdoğan’ın futbol kariyerinde oynadığı ilk takım Kasımpaşa’nın semt takımı Erokspor'du. İmam hatipte okurken mahalle futbol takımının değişmez elemanı olan Recep Tayyip Erdoğan, kısa sürede İstanbul Amatör Küme'de yer alan futbol kulüplerinin ilgisini çekmiş, 15 yaşındayken Camialtı Spor Kulübünden ilk transfer teklifini aldı. 1969 yılında kulüp kendisine 500 lira transfer ücreti ödedi. O tarihte bu miktar bir öğrenci için oldukça iyi bir paraydı. Ancak baba Ahmet Erdoğan, olaylara daha gerçekçi bakıyor, futbolun oğlunun hem eğitimini engelleyeceğini, hem de bu işten ileride geçinmek için yeterince para kazanılmayacağını düşünüyordu. Recep Tayyip Erdoğan, o günleri 1994 yılında yayınlamış Meydan Gazetesi'nde şöyle anlatıyordu:

Çok seviyordum futbolu. Benim için tutkuydu. Gece adeta uykularıma giriyordu. Fakat ilk dönemlerde babam futbol oynamama asla müsaade etmedi. Uzun bir süre futbolu babamdan gizli oynadım. Mesela top ayakkabılarımı hiç eve getirmezdim. Evimizin dışında kömürlüğümüz vardı. Babam görmesin diye kramponlarımı kömürlükte saklardım. Ayakkabılarıma gayet güzel bakardım. Gözüm gibi korurdum onları. Ben maçları yapar, eve gelir, o gün oyun oynadığımı babama hiç çaktırmazdım. Yaralandığım olurdu. Babam görmesin diye saklardım. Sakatlanıp ağrıdan kıvranırdım ancak babam eve gelince dişimi sıkar, sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranırdım. Ne kadar kötü olursam olayım babam anlamasın diye hiçbir şey hissettirmezdim.

Recep Tayyip Erdoğan, Camialtı Spor Kulübünde oynarken futboluyla göz dolduruyordu. Bu futboluyla İstanbul genç karmasına seçildi. Türkiye Şampiyonası'na gitmek için noter tasdikli, veliden alınmış izin belgesine ihtiyacı vardı. Çok sevdiği, sert mizaçlı babasını ikna etmek için araya dayısına ricada bulundu. Böylece baba Ahmet Reis oğlunun gizli gizli futbol oynadığını öğrendi. Babası onun öğrenim hayatına devam etmesi için Türkiye Şampiyonası'na katılmasına da izin vermedi.

Recep Tayyip Erdoğan'ın gençlik yıllarında vazgeçilmezleri siyaset ve futboldu. 1973'te MSP'yi kuran Necmettin Erbakan, imam hatipli gençler üzerinde oldukça etkiliydi.

Oynadığı futbolu çok beğenilen Recep Tayyip Erdoğan'a, tranfer teklifinin yapılması kaçınılmaz bir gerçekti. Recep Tayyip Erdoğan'a İETT Spor Kulübünden transfer teklifi, baba Ahmet Bey'e bizzat İETT Teknik Direktörü Mehmet Ali Gürses tarafından yapıldı. İETT Teknik Direktörü Mehmet Ali Gürses, o günleri şöyle anlatıyordu:

"1970’lerin başında İETT’ye antrenör olarak geldiğimde ilk iş olarak takımı gençleştirmek istediğimi, dolayısıyla yeni transferler yapacağımı söyledim. Eski takım kaptanı Ayhan Mat vardı, ondan yardım istedim. ‘Hocam, iyi bir arkadaş var. Camialtında oynuyor ama biz istersek hemen gelir.’ dedi. ‘Peki, gidip görelim.’ dedim. Gittiğimizde eğilmiş ayakkabılarını bağlıyordu. Doğruldu, ’Hoş geldiniz.’ dedi. Tokalaştık. Boylu poslu, fiziği iyi, 20 yaşlarında, genç de. Öğrendik ki liseyi bitirmiş, sınavı da kazanmış, üniversitede okuyor. Tabii babası da orada. Rahmetli, kıyı kaptanıydı. Ayhan Mat, görüşme öncesi beni uyardığı için biliyorum, baba engeli konusunu.

Baba, oğlunu iyi tahlil edememiş. O, top oynasa da oynamasa da serseri olmaz. Öyle bir yapı var ki sağlam, yaşına göre çok daha olgun, ama adamcağızın düşünce tarzı bu. O zaman futbola bakış böyle. Bunun üzerine dedim ki; ’Ben size samimi olarak diyorum ki bu çocuğunuzu ben alıyorum, kendi evladım gibi. Sizi temin ediyorum hem okuyacak, hem çalışacak, hem aylık alacak, hem de futbol oynayacak.' O da ’Ha böyle şey olur mi?’ dedi. ’Hem okuyacak, hem çalışacak, hem para kazanacak hem da top oynayacak. Ha bu nasil iştur?’ dedi. Ben de ’Bana inanıp inanmamakta serbestsin. Hiçbir baba evladı için kötü istikbal düşünmez. Madem ki sen bu genç adamı bana bir evlat olarak veriyorsan ben de sana bu şekilde garanti veriyorum.’ dedim. O zaman elini salladı ve. ’Hayde tamam.’ dedi. Böylece ilk defa bir oyuncuyu hiç seyretmeden almış oldum.

Kararımın ne kadar isabetli olduğunu da zaman gösterdi. O günden sonra on yıla yakın bir zaman birlikte çalıştık. Bir tek gün antrenmana gelmemezlik etmedi. Bir zaman geldi, izin istedi. ‘Hocam’ dedi, ‘Ankara’ya gideceğim.’ Ben, ‘Hayırdır.’ deyince ‘Spikerlik imtihanı var, imtihana gireceğim.’ dedi. İzin verdim ama olmadı."

RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN KARAKTERİ & KİŞİLİĞİ

Recep Tayyip Erdoğan, sanılanın aksine çok iyi bir dinleyicidir. Yaptığı kapalı toplantılarda ekibini saatlerce dinleyip hiç tepki vermeden notlar aldığı bilinmektedir. Başbakan Erdoğan, etrafını dinlemiyor olsaydı AK Parti'nin seçim başarıları devam etmezdi. Örneğin halk, AK Parti'ye 2009 yerel seçimlerinde önemli bir uyarıda yaptı. AK Parti'nin oy oranı %39'a kadar düştü. Başbakan Erdoğan, bu başarısızlık tablosunun muhasebesini bütün ekibiyle birlikte yaparak, sonraki dönem seçimlerde oy oranını %50'lere yaklaştırdı.

2013 yılının Haziran ayında Gezi Parkı olayları yaşanırken, Başbakan Erdoğan'ın etkili danışmanlarından biri gazetecilere, Bugünlerde herkes bizim üzerimize geliyor. Başbakan etrafındaki kimseyi dinlemiyor. Etrafındakiler de ona bir şey demekten korkuyor diyorlar. Halbuki, kamuoyunda bilinenlerin en az on katı diyebileceğiniz kadar, düşüncelerimizi uyarılarımızı en açık haliyle kendisine iletiyoruz. diyordu. Başbakan Erdoğan, danışmanlarına, bakanlarına rağmen hareket ettiği de oluyordu.

Recep Tayyip Erdoğan, cinsiyet ayrımı yapmaya kesinlikle karşı çıkan bir liderdir. 22 Ocak 2004 tarihinde Başbakan Erdoğan, kamu kurumlarının personel alımında cinsiyetçi ayrımın yapılmamasını istedi ve Personel alımında eşitlik ilkesine uygun hareket edilmesi başlıklı genelge yayımladı. Genelgede, bazı kamu kurumlarının personel alımına ilişkin ilanlarında hizmet gerekleri dışına çıkıldığı izlenimini oluşturacak şekilde erkek olma şartına yer verildiğine dikkat çeken Başbakan Erdoğan, Personel alımında hizmet gerekleri dışında cinsiyet ayrımı yapılması, başta Anayasamız ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerdeki kadın-erkek eşitliğine ilişkin hükümlere aykırılık teşkil etmektedir. dedi.

Anayasa'da ve Türkiye'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesin'de, kamu hizmetlerine girişte kadın-erkek eşitliğinin güvence altına alındığını vugulayan Başbakan Erdoğan şu ifadeleri kullandı:

Hükümetimizin konuya yaklaşımı Hükümet Programı'nda yer alan, 'Kadınlarımız sadece toplumumuzun yarısını oluşturdukları için değil, birey ve toplumun gelişimi ile sağlıklı nesillerin yetiştirilmesinde özel bir konuma sahiptirler. Yılların ihmali sonucu biriken her türlü sorunlarıyla ilgilenilmesi, Hükümetimizin öncelik verdiği bir konudur.' ifadesi ile ortaya konulmuştur.

Siyaset bilimci Prof. Dr. Nur Vergin’in, külhani biri olarak tarif ettiği Recep Tayyip Erdoğan, tespih sallaması, ceketinin omzunda taşıması gibi davranışlarla toplumu etkiliyordu. Recep Tayyip Erdoğan'ın yürüşüne hasta olanlar da vardı. Onun yürüyüşü; göğüs ileride, omuzlar geride, sol omuz hafif yukarıda, kollar hafif açık, yere sağlam basan ama sallantılı, serbest-rahat ve dökülen ağır ritmde bir yürüyüştü. Recep Tayyip Erdoğan’ın yürüyüşünde, gençliğinde Kasımpaşa deyişiyle topçu yani futbolcu oluşunun eklediği bir stil de vardı. Recep Tayyip Erdoğan'ı, eşi Emine Erdoğan'ın abisi Hasan Gülbaran'ın eşi Saadet Hanım, Karadeniz delikanlılığının, Anadolu delikanlısının halka yansıması olarak tanımlıyordu. Recep Tayyip Erdoğan halktan biriydi. Halktan kopuk değil, halkla iç içeydi. Ramazan aylarında hiç tanımadığı evlerin zilini çalarak orucunu onlarla açacak, iftar yemeğini onlarla yiyecek kadar alçak gönüllüydü. Bağdaş kurarak yemek yerdi. Karadeniz’e gidince hamsi, Güneydoğu’ya gidince acı yiyordu.

Recep Tayyip Erdoğan ailesine ve sülalesine çok düşkündür. Aile büyüklerini korurdu, saygıda da kusur etmezdi. Emine Erdoğan'ın kardeşi Hasan Gülbaran'ın eşi Saadet Gülbaran, Recep Tayyip Erdoğan'ın bu özelliği için Tayyip Bey'in kayınvalidem ile kayınpederime kendi evlatlarından çok hakkı geçmiştir. Her zaman ailenin büyüklerini korur ve sayar. Hastalara ve çocuklara dayanamaz. sözünü kullanmıştı.

Recep Tayyip Erdoğan, sigara içmiyor ve sigara içme alışkanlığından nefret eder. 12 Temmuz 2009 tarihinde sigara içme yasağıyla birlikte gözler, sigaraya karşı sıkı bir mücadele veren Başbakan Erdoğan'a çevrilmişti. Başbakan Erdoğan, bu tarihe kadar birçok bakan, milletvekili, bürokrat, danışma,yakın çevresindeki kişilere ve çok sayıda vatandaşa sigarayı bıraktırdı. Başbakanlıktaki makam ve çalışma odalarında sigara içilmemesi için talimatlar yayınladı.

Sigara kokusunu hemen fark eden Başbakan Erdoğan'ın yakınında bulunan ve sigara içen isimler, yanlarında sürekle ağız spreyi, mentollü sakız ve kolonyalı mendil bulunduruyordu. Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala da Batman Valiliği sırasında Başbakan Erdoğan'a verdiği söz üzerine sigarayı bırakmıştı. Başbakan Erdoğan, sigara içen birinin önce paketini alıyordu. Sonra sigara paketinin üzerine, Sigarayı bıraktım. diye not ve tarih yazdırıp imzalatıyordu. Başbakan Erdoğan, daha sonra imzalı paketi alarak bu eylemin takipçisi oluyordu.

Peki Recep Tayyip Erdoğan'ın, kendisi sigaranın tadını biliyor muydu? Elbette sigaranın tadını biliyordu. Recep Tayyip Erdoğan, gençlik yıllarında bir tiyatro oyununda asi bir genci canlandırmış, uzun süre her gece bir sigara içmişti.

Recep Tayyip Erdoğan, inandığı şeyleri sonuna kadar savunur. Recep Tayyip Erdoğan, Anadolu insanının gözünde merhametli, gerçekçi, samimi, takva sahibi ve delikanlı biridir. Onlara göre Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’deki değişimin merhametli lideri, öfkesi bile nefretinin değil vicdanının eseriydi.

Recep Tayyip Erdoğan'ın sporcu geçmişi nedeniyle insanlara örnek olabilecek bir sağlıklı yaşamı vardı. Kendisi bu konuda yıllardan beri hem kendi vücudunu iyi tanıması bakımından hem de doğal önlemleri düzenli olarak gerektiği takdirde, ilaç kullanımından ziyade doğal önlemlerle ihtiyaçları gidermesi bakımından o konudaki tecrübe ve deneyimleri çok fazlaydı. Onun, sporcu geçmişi şu anki sağlıklı yaşamının en önemli temel altyapısını oluşturuyordu.

Recep Tayyip Erdoğan, anne ve babasını çok seven ve ilgisini hiç eksik etmeyenbir kişidir. Annesinin hastalığı esnasında sık sık hastaneye giderek ziyarette bulundu. 7 Ekim 2011 tarihinin sabah saatlerinde ise annesinin durumunun ağırlaşması üzerine Başbakan Erdoğan'a haber verildi. Başbakan Erdoğan, son olarak bir gün önce hastaneye giderek bilgi almıştı. Başbakan Erdoğan da sabah erken saatlerde hastaneye gitti ve annesinin vefat ettiğini burada öğrendi.

Annesinden her bahsettiğinde gözler dolan, yüzü gülen Recep Tayyip Erdoğan her özel günde de bir araya gelip ellerini öperdi. Annesine düşkünlüğü ile bilinen ve annelere verdiği önemi vurgulamak için Cennet anaların ayaklarının altındadır. Hadis-i Şerifi'ni sık sık dile getiren Başbakan Erdoğan, ameliyat olan annesini bırakıp gittiği Güney Afrika'dan dönüşte bir istekte bulunmuştu. Yaklaşık 9 saat süren Güney Afrika yolculuğunda işadamları ve basın mensuplarıyla sohbet eden Başbakan Erdoğan, annesinin durumu için Dünden daha iyi. Daha iyi olmasa yola çıkmazdım. Birkaç güne hastaneden çıkacak. Dua edin. demişti.

27 Mart 2012 tarihinde Seul'de ABD Başkanı Obama ile görüşen Başbakan Erdoğan’ın fotoğraftaki el hareketi Alman Bild Gazetesi'nin dikkatini çekti. Gazeteye konuşan vücut dili uzmanları, Bu duruşa 'Güç Elması' deniyor. Kişi enerjisini karşısındakine yönelterek onun duygularını kontrol eder. dedi. Almanya'nın en çok satan gazetesi Bild, Başbakan Erdoğan'ın iki elinin parmaklarını önünde birleştirdiği hareketi ilk olarak Alman Başbakanı Angela Merkel'in yaptığını, ardından birçok liderin de aynı şekilde görüntülendiğini belirtti. Aynı halde pozlarını yayınlayan gazete, bu hareketi Alman Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, eski Almanya Cumhurbaşkanı Cristian Wulff, Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ve Cornwall Düşesi Camilla'nın da yaptığını yazdı. Gazeteye konuşan vücut dili uzmanı Sabine Mühlisch de, Bu hareketi yapan kişi enerjisini karşısındakine yönelterek onun duygularını kontrol eder. yorumunu yaptı.

15 Temmuz 2012 tarihinde Eskişehir’de yoğun programına şelşepik kumaştan özel yapım ekose ceketi ile katılan ve pazar olduğu için kravat takmayan Başbakan Erdoğan'ın, gömlek düğmesi açık olduğu için boynunda bir kordon görüntülendi. Başbakan Erdoğan'ın uzun yıllardır muska taktığı belirtilerek, bugüne kadar fark edilmediği, muskanın kordonunun değiştirildiği için daha görünür hale gelmiş olabileceği ifade edildi. Muska, bir kağıda Kuran'dan şifa verici ve koruyucu ayetlerin yazılmasıyla genelde üçgen biçiminde meşin, gümüş veya altın muhafazalar içine konarak boyna asılır.

Halktan hiç kopmayan Başbakan Erdoğan, 15 Şubat 2013 tarihinde Cuma Namazı'ndan sonra bir satıcıdan aldığı simitleri vatandaşlara dağıttı. Cuma Namazı'nı Beştepe Camii'nde kılan Başbakan Erdoğan, cami çıkışında bahçede duran Ziya Kavcı'nın simit tezgahının yanına geldi. Başbakan Erdoğan, satın aldığı simitlerin bir kısmını, Cuma Namazı için camiye gelen cemaate dağıttı. Bir kısmını da görevlilerin aracılığıyla kendisine takip eden basın mensuplarına gönderdi.

Başbakan Erdoğan'ın simitlerini satın aldığı Ziya Kavcı, yaşadıklarını şöyle anlattı: Ben kenarda duruyordum. Bana 'Simitçi gelsin, vatandaşa simit dağıtacağım.' dedi. Ben de gittim. Simitleri vatandaşlara dağıttı. Simitlerinin karşılığında Başbakan'ın kendisine 100 TL verdiğini anlatan simitçi, daha önce de yine aynı camide Başbakan Erdoğan'ın simitlerini alıp, vatandaşlara dağıttığını söyledi. Ziya Kavcı, Başbakan'dan bir şey istediniz mi? şeklindeki soruya, İş istedim. Korumalar numaramı aldı. 'Kendisiyle konuşayım.' dedim. 'Yok. Bize numaranı ver, biz sizi ararız.' dediler. diye cevap verdi. Ziya Kavcı'nın uğradığı taksi durağındaki taksiciler, kendisine Başbakan'ın meşhur simitçisi lakabını taktı.

7 Kasım 2002 tarihinde AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan Ramazan'ın ilk iftarını bir gecekonduda açtı. Ankara'nın Karakusunlar Köyü'nde beş çoçuklu Yabir ailesinin elektrik ve su olmayan evinde orucunu açan Recep Tayyip Erdoğan, yardıma muhtaç diğer evleri de ziyaret etti.

Recep Tayyip Erdoğan, çay, şeker, un, makarna, salça, bulgur, pirinç, sıvı yağ ve deterjan olan yardım paketleri dağıttı. Akdere Kırmızıtepe Mahallesi'nde 5 çocuklu Dönüş Yakut adlı kadının evine konuk olan Recep Tayyip Erdoğan, orucunu ikram edilen kuru fasulye ve pilav ile açtı. Recep Tayyip Erdoğan, ev sahibine yardımı olup olmadığının sorulması üzerine ‘İmanlarımız elverdiğince. Ama ne yaptığımızı sormayın, o kadarını bize bırakın. yanıtını verdi.

Recep Tayyip Erdoğan, her dede gibi torunlarına çok düşkün biridir. 29 Mart 2013 tarihinde bir televizyon kanalının canlı yayına katılan Başbakan Erdoğan, torunlarıyla olan ilişkisini anlattı. Başbakan Erdoğan için hayatının en önemli konularından biri torunlarıydı. Öyle ki torun sevgisi evlatlarının sevgisinin önüne çoktan geçmişti. Başbakan Erdoğan, Ankara'dan İstanbul'a sık sık torunlarını görmek için geliyordu. Başbakan Erdoğan, canlı yayınlanan programda torunlarıyla ilgili İstanbul'a torunlarımı görmek için gidiyorum. İki büyük torunum ilkokula başladı. Ufak kız 3 yaşındı. Üçü de insana farklı bir canlılık, farklı bir enerji veriyor. Eşim de ufak kızım da sadece onları görmek için istanbul'a geliyorlar. 'Evlat torundan fazla sevilir.' diyorlar ya bence torun evlattan daha çok seviliyor. Onların hele ki dedeciğim demesi her şeyden öte. Boşuna mı 3 çocuk diyoruz. Herkes bu sevgiyi bol bol yaşasın diye. ifadelerini kullandı.

15 Kasım 2013 tarihinde de Başbakan Erdoğan, Orman Ve Su İşleri Bakanlığının 5 milyon üniversite öğrencisi için 5 milyon ağaç dikim törenine katıldı. Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde ağaç dikme töreninde iki ağaç diken Başbakan Erdoğan, diktiği fidanlara can suyu vererek, birine kendi adını diğerine ise bir gün önce dünyaya gelen torunu Ali Tahir'in ismini verdi.

Recep Tayyip Erdoğan, duygusal biridir. Acı olaylar karşısında gözyaşlarını tutamadığı zamanlarda olmuştu. 21 Ağustos 2013 tarihinde Başbakan Erdoğan'ın, Mısır'ın Rabiatul Adeviyye Meydanı'nda darbeye karşı yapılan demokrasi eylemlerine yönelik saldırılarda, göğsünden vurularak şehit edilen Müslüman Kardeşler örgütünün liderlerinden Muhammed El Biltaci'nin 17 yaşındaki kızı Esma'nın şehit edilişi haberini okurken ağladığı ortaya çıktı. Başbakan Erdoğan'ın kızı Esra Albayrak, Star Gazetesi köşe yazarlarından Sibel Eraslan'a Babamı ağlarken gördüm bu sabah. dedi.

Recep Tayyip Erdoğan, halkına karşı şeffaf ve gözyaşlarını bile sakınmayan liderdir. 22 Ağustos 2013 tarihinde Başbakan Erdoğan, Mısır'da katledilen Esma'ya hitaben babasının yazdığı mektubu, katıldığı bir haber kanalının canlı yayınlanan programında dinlerken hüngür hüngür ağladı. Mısır'da katliamın sembolü olan 17 yaşındaki Esma'nın babasının kızına yazdığı veda mektubu canlı yayında Başbakan Erdoğan'ı ağlattı.

Recep Tayyip Erdoğan, bayrağa ve Türk bayrağına çok saygılı bir liderdir. Katıldığı uluslararası toplantılarda fotoğraf çektirilirken yerde bulunan Türk bayrağını, yerden alır ve cebine koyardı. 25 Eylül 2009 tarihinde ABD'nin Pittsburgh kentindeki G-20 zirvesine katılan liderlerin aile fotoğrafı çekiminde, liderlerin duracakları yerleri gösteren ülke bayraklarının zeminde yer aldığı görüldü. Başbakan Erdoğan, diğer liderlerin yerlerini aldığı sırada, Türk bayrağını konulduğu yerden alarak ceketinin iç cebine koydu. 6 Eylül 2013 tarihinde ise Rusya'nın St. Petersburg şehrinde düzenlenen G-20 zirvesine katılan liderlerle aile fotoğrafı çektiren Başbakan Erdoğan, fotoğrafın çekildiği alandaki yerde bulunan Türk bayrağını yerden alarak cebine koydu.

7 Haziran 2014 tarihinde Diyarbakır Lice ilçesinde hayatını kaybeden bir kişinin, 8 Haziran 2014 tarihinde Diyarbakır'da yapılan cenazesinin defnedilmesi maksadıyla toplanan bazı gruplar tarafından, Bağlar ilçe merkezinde kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşü yapıldı. Gösterici gruplar söz konusu cenazenin defnedildiği mezarlığın yakınında bulunan 2. Hava Kuvvet Komutanlığına ait Kuzey Nizamiyesi bölgesinde bulunan bir nöbet kulübesine taşlı saldırıda bulundular. Bir kısmı çocuk olan göstericilerin arasında bulunan yüzü kapalı bir şahıs, nizamiye dış kapısından içeri atlayıp iki fens teli arasında bulunan araç kontrol bölgesine girerek, bayrak direğine tırmandı. Bölgeye sevk edilen tim tarafından şahsı ikaza yönelik havaya iki el uyarı ateşi yapıldı ve sesle ikazda bulunulmasına rağmen söz konusu şahıs Türk bayrağını gönderden indirdi. Bayrak konusunda çok hassas olan Başbakan Erdoğan, bu olay hakkında şu açıklamayı yaptı:

"Bu bayrak indirilme mevzusu için söyleyebileceğim en şiddetli cümle neyse benden duyun. Bu bayrağı indirenin çocuk olması bizi ilgilendirmez. Biz o komutan dahil olmak üzere soruşturma başlattık. O çocuğu oraya gönderenler de bunun hesabına verecek. orada görevli olan askerdir komutandır, hepsi bedelini ödeyecek.

Neymiş, çözüm süreci sekteye uğramasın diye müdahale edilmemiş. Garnizonun içerisinde bayrağı indireni her halükarda indireceksin, gereğini yapacaksın. Herhalde ben Ankara'dan gelip orada bayrağı indireni oradan indirmeyeceğim. Oradaki görevli indirecek. Askerin, polisin bahanesi olamaz. Gereği neyse onu yapacaksın.

Çözüm süreci sekteye uğramasın diye askerin, polisin bahanesi olamaz. Yollar kesiliyor, polisi, jandarması haddini bildirecek. Devletin görevi yol emniyetini, can emniyetini sağlamaktır.

Türkiye Cumhuriyeti bayrağına bu saldırıyı yapan alçak, bunu arkadan seyreden alçaklar, efendileri tarafından ölmeye gönderilmiş piyondan farkı yoktur. Askeri personel de gerekli önlemi almayarak başka bir istismarın önünü açtı. İhmali olanlardan hesap sorulacak. iki tanesi görevden alındı.

Yazılan senaryo çok açık, o maşa orada vurulursa terör örgütü ve HDP (Halkların Demokratik Partisi) tarafından kitleler provoke edilecek. Eylemi yaparsa MHP ve CHP tarafından istismar edilecek. O hain vurulsaydı Doğu karıştırılacaktı. Vurulmayınca Kuzey, Güney, Batı karıştırılıyor. MHP yeniden şehit cenazeleri gelsin diye pusuda bekliyor. CHP, kendisine iktidar alanı açılsın diye her türlü kaos ortamını destekliyor."

İnsanlarla iletişimi iyi olan Recep Tayyip Erdoğan, hediyeleşmeyi ve hediye vermeyi seven bir liderdir. 24 Şubat 2007 tarihinde eşi Emine Erdoğan'ın doğum gününde Leyla ile Mecnun adlı tiyatroya oyununa giden Başbakan Erdoğan, eşiyle birlikte İstiklal Caddesi'nde yürüyüş yaptı. Yürüyüş sırasında Erdoğan çifti, Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın sahibi olduğu Saray Muhallebicisinden tatlı yedi. Ertesi gün Hayır Çarşısı'nın toplantısına katılan Emine hanım, gazetecilerin Eşiniz size doğum gününde ne hediye etti? sorusuna önce Bu çok özel bir soru. diyerek cevap vermek istemedi. Ancak gazetecilerin ısrarı üzerine Emine Erdoğan, Eski bir gramafon. yanıtını verdi.

5 Ekim 2013 tarihinde tesis açılışları ve miting için Adana'ya giden Başbakan Erdoğan, yolda gördüğü yeni evlenen çiftin yanına giderek tebrik edip cumhuriyet altını hediye etti. Başbakan Erdoğan, Adana'da Beyazevler Kavşağı'na geldiği sırada yeni evlenen Mehmet Emin ve Ayşegül Ormanoğlu çiftini görünce otobüsü durdurarak aşağı indi. Çiftin yanına eşi Emine Erdoğan'la birlikte giden Başbakan Erdoğan, Emin ve Ormanoğlu'nu tebrik ederek cumhuriyet altını hediye etti. Başbakan Erdoğan, çifti 3 çocuk konusunda da uyarısını yine yaparak, toplantıya gitmek için yoluna devam etti.

15 Ekim 2013 tarihinde ise Bayram Namazı'nı Ataşehir Mimar Sinan Camii'nde kılan Başbakan Erdoğan, camiden çıkınca bir muhabirin bayram harçlığı isteğini kırmadı. Cami çıkışı basın mensuplarının sorularını cevaplayarak gündeme dair açıklamalarda bulunduktan sonra yanına gelen bir muhabir, Başbakan Erdoğan'la bayramlaşmak istedi. Başbakan Erdoğan, Bayram Namazı sonrası kendisinden bayram harçlığı isteyen bayan muhabire cebinden çıkardığı 200 TL'yi verdi. Başbakan Erdoğan'dan bayram harçlığı isteyen muhabir, Sabahtan beri burada sizi takip ediyoruz. Anneyle, babayla bayramlaşamadık. Bayram geleneklerimiz var malum. Arkadaşlar müsade ederlerse ben ilk bayramlaşmamı sizle yapmak ve bayram harçlığımı da babamın yerine sizden almak istiyorum. Babam yanımda değilse devlet baba yanımda. dedi. Muhabirin bayram harçlığı istemesi Başbakan Erdoğan ve gazeteciler arasında gülüşmelere neden oldu. Muhabirin isteğini kırmayan Başbakan Erdoğan, cebinden çıkardığı 200 TL'yi muhabire vererek, tokalaştı ve gazetecilerin bayramını kutlayarak oradan ayrıldı.

Recep Tayyip Erdoğan, geçmişte aynı kaderi paylaştığı kişileri unutmayan,onları fırsat buldukça ziyaret eden, vefalı bir liderdir. 6 Ekim 2013 tarihinde Başbakan Erdoğan, Adana ziyaretinde, 1979'da öldürülen iki arkadaşının cenazesinin ardından, katıldıkları yürüyüş nedeniyle konuldukları Metris Cezaevi'nde tutulduğu gün kendisiyle tanıştığı Fehmi Kanlı'yı da ziyaret etti. Kanlı'nın Ceyhan Sarısakal Mahallesi'ndeki evine eşi Emine Erdoğan ve bazı bakanlarla gelen Başbakan Erdoğan'ın ziyareti yaklaşık iki saat sürdü. Başbakan Erdoğan, ziyaretin ardından evin bulunduğu sokakta toplanan vatandaşlarla da sohbet ettikten sonra Ceyhan'dan ayrıldı.

Gazetecilerin ziyarete ilişkin sorularını yanıtlayan Kanlı, Başbakan Erdoğan ile 35 yıllık bir dostluklarının bulunduğunu söyledi. Adana'ya gelen Başbakan Erdoğan'ı evine davet ettiğini belirten Kanlı, Başbakan Erdoğan ve beraberindekilere ev yemekleri ikram ettiğini belirtti. Sohbetlerinde gençlik yıllarını, Metris Cezaevi'nde Başbakan Erdoğan'ın tutulduğu günü ve güncel meseleleri konuştuklarını söyleyen Kanlı, Eski günleri yad ettik. Sıkıntılı günleri ve güzel günleri hatırladık. Kendisi muhteşem bir insan, vefalı bir kişi. Bizi onurlandırdı. Ailelerimiz birbiriyle sohbet etti. dedi.

Başbakan Erdoğan'ın Metris Cezaevi'nde tutulduğu gün kendisiyle tanıştığını anlatan Kanlı, iki eski dost olarak sürekli telefonla görüştüklerini, Başbakan Erdoğan'ın yoğun programı nedeniyle ziyaretin bugüne kısmet olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan'ın çocuklarını sorduğunu, sağlık durumuna ilişkin bilgi aldığını belirten Kanlı, AK Parti Milletvekili Hüseyin Besli ve şair Ömer Özbay'ın kaleme aldığı Recep Tayyip Erdoğan - Bir Liderin Doğuşu kitabını da imzalayarak kendisine hediye ettiğini belirtti. Recep Tayyip Erdoğan-Bir Liderin Doğuşu adlı kitapta, Başbakan Erdoğan, 1979'da öldürülen iki arkadaşının cenazesinin ardından, katıldıkları yürüyüş nedeniyle konuldukları cezaevinde, Fehmi Kanlı ile tanıştıkları günü şöyle anlatıyordu:

Metris'teki ilk gecemizin büyük bir kısmını, koridorda ve ayakta geçirdik. Zaten istesek de oturamazdık, çünkü yerler su içindeydi. Vakit gece yarısına yaklaştığı halde hiçbir şey yememiştik. El ayak çekilip ortalık sakinleştiğinde bir onbaşı geldi yanımıza. Asker tayınından arta kalan bayat ekmekleri toplamış, bir kazan da çorba kaynatmış, bizi yemeğe çağırıyordu. Nasıl makbule geçti anlatamam. Bir süre sonra yatacak yer gösterdiler. Herkes bir köşeye kıvrılıp yatmıştı. Tam uykuya dalmak üzereyken acı bir feryatla irkildik. Anlaşılan birilerini işkenceye almışlardı. Önce içimizden birini aldılar sandık. Sayımızı kontrol ettik, eksiğimiz yoktu. Sonradan öğrendik ki, 'Anarşistlere acımak sana mı kaldı?' diyerek çorba yapıp getiren onbaşıyı falakaya yatırmışlar. Cezaevinden çıktıktan sonra o onbaşı ile irtibat kurmaya çalıştım. Bizim yüzümüzden canı yanmış, yok yere işkenceye maruz kalmıştı. Neyse ki bulmam zor olmadı. Adana taraflarından Alevi bir kardeşimizdi. Tanıştıktan sonra da irtibatı hiç kesmedik. Halen zaman zaman görüşürüz.

27 Ekim 2013 tarihinde Başbakan Erdoğan, Van'ın Özalp ilçesindeki toplu açılış törenin ardından 1979 yılında ilçeye yaptığı ziyarette, misafir olduğu Mehmet Ateş adlı vatandaşın evini ziyaret etti. Eşi Emine Erdoğan ve kızı Sümeyye Erdoğan ile gittiği evde, aile üyeleriyle bir süre görüştü. Başbakanın evlerini ziyaretinden duyduğu memnuniyeti anlatan Mehmet Ateş'in oğlu Recep Ateş, 34 yıl önce Başbakan Erdoğan'ın evlerinde konuk olduğunu ve çay içtiğini söyledi. Babası Mehmet Ateş'in hacda olduğu için kendisini karşılayamadığını bildiren Ateş, Başbakanın evimizi ziyaret etmesi çok güzel bir şey. Allah ondan razı olsun. Kendisine çok teşekkür ederiz. Allah onu başımızdan eksik etmesin. Başbakanımıza aşure ve kahve ikram ettik. dedi. İlçede kendisini bekleyen vatandaşların sevgi gösterisiyle karşılaşan Başbakan Erdoğan, otobüsten, eşi Emine Erdoğan ile vatandaşları selamlayarak çocuklara oyuncak dağıttı.

Başbakan Erdoğan 2007 yılında tüm yoğunluğuna rağmen öğretmenlerine yemek vererek gururlandırdı.

Başbakan Erdoğan, 2008 yılında 18 saat süren bir ameliyat geçiren, öğrenim gördüğü dönemde İstanbul İmam Hatip Lisesinde Sanat Tarihi öğretmenliğini yapan Semra Acar'ı, telefonla arayarak geçmiş olsun dileklerini iletti. Sizi görmeye geleceğim. dedi.

Öğretmenlerine karşı çok saygılı olan Recep Tayyip Erdoğan'ın, sinirli olduğu söylense de o sinirli değildi. Sadece heyecanlı ve coşkuluydu. Bütün öğretmenlerine efendiliği ve dürüstlüğüyle kendisini kabul ettirmişti. Recep Tayyip Erdoğan'ın derslerinde çok başarılı olduğunu belirten öğretmeni Semra Acar, öğrencisi Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü kişilikli olduğunu, bu özelliğinin de halen devam ettiğini açıkladı.

Recep Tayyip Erdoğan'ın nasıl br öğrenci olduğunu ve karakterini, 1971-1974 arasında öğrenim gödüğü dönemde öğretmeni olan Semra Acar şöyle açıkladı:

"Başbakan Erdoğan çok kitap okuyordu ve bilgi birikimi çok engindi. Sınıfta çok sakin ve sessizdi. Genelde arka sıraya otururdu. Çünkü onda insanları tartma gibi bir özellik de vardı. İyi bir dinleyiciydi ve iyi analizler yapardı. Allah birçok lütufu kendisine bahşetmiş. Bütün liderlik özellikleri doğuştan.

Okulun edebiyat ve münazara kollarının başkanlığının yanı sıra, sınıf başkanlığı yapan ve iyi bir sporcu olan Erdoğan'ın öğrencilik yıllarında siyasi eğilimlerinin olmadığını düşünüyordum. Onun, ileride hangi alanda olursa olsun çok iyi konumlara geleceğini düşünüyordum ama siyaseti hiç düşünmemiştim.

Başbakan Erdoğan'ın 1971-1974 arasında öğretmenliğini yaptım. Liderlik sonradan kazanılan bir vasıf değil. Lider doğuluyor. Bu özellik hayat boyu insanı sürükleyip gidiyor. Recep Tayip Erdoğan bunun tek örneğidir.

Her şeyden öte dürüst bir kişiliğe sahiptir. Etkin, karizmatik, entelektüel ve üretken özellikleri Erdoğan'ı sınıfta ön plana çıkardı. Erdoğan derslerinde de çok başarılıydı."

Recep Tayyip Erdoğan, yaptığı konuşmalarda dünyanın gelip geçiciliğine vurgu yapan, hepimizin faniliğinden, bir gün ecel çatıp geldiğinde öleceğimizden söz eden bir liderdi. Konuşmalarında milletin efendisi değil, hizmetkarı olduklarını vurgulamıştır. Halka hizmetin, Hakk'a hizmet olduğuna inanarak icraatlarını gerçekleştirdi.

Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkiye'de liderlik bazında örnek ve model olarak gördüğü kişi Turgut Özal ve Adnan Menderes'dir. Siyaset hayatına girdiği Milli Selamet Partisinin lideri Necmettin Erbakan da onun için bir yol gösterici klavuz ve siyasetinden çok şeyler öğrendiği bir öğretmendi. Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde kurulan AK Parti, model olarak da artık Necmettin Erbakan'ı değil Turgut Özal ve Adnan Menderes'i örnek alıyordu. Miting meydanlarında 1946 ruhu aranıyor, Recep Tayyip Erdoğan miting meydanlarında Menderes'den de söz ediyordu. Menderes'in Yeter söz milletin. sloganı, AK Parti'nin mitinglerinde Yeter karar milletin. ifadeleriyle aynı anlamı taşıyordu. Recep Tayyip Erdoğan, çocukluk yıllarında beri Adnan Menderes'e karşı bir sempati duyuyordu. Recep Tayyip Erdoğan, babasının eve getirdiği Hayat Mecmuası'nda gördüğü idam fotoğraflarının etkisinden bugün bile kurtulamamıştı. Menderes'in idam edilmesine babasıyla birlikte gözyaşı döken Recep Tayyip Erdoğan, o günleri şöyle anlatıyordu:

O günlerde rahmetli Menderes'in elleri arkasına bağlı, idam gömleğiyle onun o yürüyüş resmi vardır, fotoğrafı vardır. Hayat Mecmuası çıkardı o zamanlar, o mecmuadaki resimler, ondan sonra mahkeme sefahati filan. Babam onların olduğu sayıyı eve getirmişti. Ben de onları karıştırırken o tabloyu gördüm. Tabii o arada çok anlamlı, duygulu ifadeler de yer alırdı. O zaman ben tabii bunları pek anlamıyordum. Ama idama giden böyle bir insan, babamın duygulu anı, evde annemin duygulu anı yani evde bir duygu var. Bu kadar hizmet eden bir insanın idama götürülüşü olayı var.

Recep Tayyip Erdoğan, hizmet etmeyi bir güç kaynağı olarak görmüştür. Hizmet etmek onun için ayrı bir güç kaynağıydı. Bu gücü oluştururken yanınızdaki mesai arkadaşlarının da ona olan katkıları çok önemliydi. Mesai arkadaşları, gördükleri eksikleri ona hatırlatmak suretiyle, onun bu eksiğinizi gidermenize yardımcı oluyorlardı.

Recep Tayyip Erdoğan, partisinde ve çevresinde bulunan bayanların başörtüsü takması veya takmaması durumunda bir ayrımcılık yapan bir lider değildir. Recep Tayyip Erdoğan, bu konuda şu görüşe sahiptir:

"Bizim nezdimizde 'açık-kapalı ayırımı' diye bir şey söz konusu değil. Fakat, Başbakanlık konumuna gelmiş bir insan olarak size bu konuda bir soru, hele hele yurt dışında yabancı gazeteci tarafından sorulduğunda, siz 'Hayır ben bunun cevabını vermiyorum.' diyemezsiniz. Kaldı ki bunun cevabı ilk defa orada verilmedi. Bunu çok kez konuştuk. Orada sorulan bir soru ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak ben de orada her zaman verdiğim cevabı verdim.

Bu konuda bu kelimelere takılıp kalma olayı, ne yazık ki bazı niyet itibariyle dürüst davranmayan bir anlayışın gereğidir. Şimdi bu noktada bir defa ben ülkemde, hiçbir zaman ayrımın tarafı olmadım. Ülkemde başı açık hanım kardeşimle başı örtülü hanım kardeşimin hiçbir zaman, böyle bir sıkıntısı olmasını istemem, bunun da teminatıyız. Nerede teminatıyız? Partimin bir defa bütün kadın kollarının içerisinde çalışan başörtülü bayanlar da var, başı açık bayanlar da var. Aynı şekilde ailemde de var. Örtülüsü de var, açığı da var."

Recep Tayyip Erdoğan, milleti en büyük aile olarak nitelendirmektedir. Ona göre güçlü millet için sağlam temeller üzerine kurulmuş iyi aileler gerekliydi. Recep Tayyip Erdoğan, ailenin önemini şu sözlerle ifade etti:

Babalığı unutamazsınız. Bakın babalığın hakkını veremeyen milletle bütünleşemez. Anneliğin hakkını veremeyen milletle bütünleşemez. Önce bir aileyi kendi içinizde kurabiliyorsanız milleti güçlü kılabilirsiniz. Eğer kendi içinizde bunu kuramıyorsanız milleti güçlü kılamazsınız. Çünkü millet aslında en büyük ailedir.

Recep Tayyip Erdoğan'ın, romantik yönü de güçlüdür. 9 Haziran 2008 tarihinde Başbakan Erdoğan, bir televizyon programına konuk oldu. Program sunucunun İçinizde bir romantizm var mıdır? Ya da romantik anlamda en hoşunuza giden nedir? Mesela, gül vermek midir, güneşin batışını seyretmek midir, nedir sizi bu kadar keyiflendiren, romantik yönünüzle? sorusuna Başbakan Erdoğan, Şüphesiz ki, güneşin batışını seyretmek, bunlar özellikle hele hele bizler için çok çok önemli. Çünkü onlar hep anlam yüklü. yanıtını vererek romantik yönünden söz etti.

Sunucunun Orada bir anlam var yani. Siyasi anlam mı var orada? sorusuna Başbakan Erdoğan, Batışı, doğuşu bizler için çok çok önemli. Onun felsefesini okuyabilmek çok çok önemli. Şimdi öbür yanda yani gül vermek, karanfil dağıtmak. Hele hele çocuklarla ilgili olduğu zaman çocuklara yönelik olarak, onları sevindirebilmek benim adeta aşkımdır. cevabını verdi.

Sunucunun Eşinize mesela. sözleri üzerine Başbakan Erdoğan, Eşimle olan tabii... O benim için ayrı bir noktada. dedi. Sunucunun konuyu açması için, Gül vermek... Bir hanıma gül vermek anlamında. Çocuklara olan düşkünlüğünüzü biliyoruz zaten. sözleri üzerine Başbakan Erdoğan, Onlara bir çiçek demetini sunmak, onlar bizim için çok çok önemli. Bir siyasetçide zaten olması gereken en önemli anlayış farklılığı burada yatıyor. dedi.

Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi hayatında en büyük destekçilerinden biri de eşidir. Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan da Recep Tayyip Erdoğan ile beraber siyasi faaliyetlere katıldı. Fakat çoçuklarını eğitim öğretimlerini tam olarak almaları için siyasetten uzak tuttular. Recep Tayyip Erdoğan, eşinin kendisine verdiği bu desteği şöyle anlatıyordu:

"Şimdi talihsizliğim demeyeceğim, en önemli talihim şu: Evlenirken eşimle bunları hep konuşmuş olmamız ve kendisinin de bunu seviyor olması. Bunlar bizim için artı değerlerdi, kolay olanlardı. Dolayısıyla ben eşimden bu anlamda en ufak bir olumsuz yaklaşım görmedim. Görmediğim gibi, tam aksine hep destek gördüm. Kaldı ki zaten benimle bu yolda beraber yürüdü.

Öyle benim günlerim olmuştur ki ben öyle 6'da, 7'de, 8'de akşam eve döneyim, böyle bir şey mümkün değil. Bizim eve dönüşümüz geceleri hep 24.00, 01.00, 02.00... Ama eşim benim şunu bilir: 'Benim beyim muhakkak bir yerde bir toplantıdadır.'

Bazı insanlar gider, lüzumsuz yerlerde vaktini geçirebilir, benim hayatımda bu yok. Çünkü biz politikayı, masa başı politika olarak yapmadık. Veya sadece ne bileyim, yazılı, görsel medyayı sadece kullanarak bu işi yürütüp, böyle yapmadık. İlk politikaya başladığımız yıllarda adeta bire bir politika yaptık. Biz sokak sokak, mahalle mahalle dolaşarak politika yaptık. Böyle anlattık. Mesela, 89 yılında benim Beyoğlu Belediye Başkan adaylığımda, bu dönemler hep böyle gelişmiştir. Biz kolayı seçmedik, zoru seçtik. Ve eşim o da benimle beraber aynı bu şekilde bu işi yaptı. Yani ben resmen siyasetin içindeydim, ama eşim de fiilen siyasetin içindeydi. Fakat çocuklarım tabii bizden bu noktada doğrusu gerekli ilgiyi göremediler, ama biz bu ilgimizi onlara kendimiz yaşayamadığımız eğitim-öğretimde onlara yaşatmanın kararlılığı içinde olduk. Dedik bizim alamadığımız eğitimi ve öğretimi hiç olmazsa çocuklarımız alsın."

Recep Tayyip Erdoğan, çoçuk iken bile asosyal biri değildi. Recep Tayyip Erdoğan, çoçukluk yıllarındaki sosyal yaşamının hayatını nasıl etkilediğini şöyle açıkladı:

Sosyal yaşamı o yıllarda tatmış birisi olarak bundan çok mutluyum. Yani asosyal birisi olmadım. Gerek sosyal hareketlerin içerisinde aktif olmak, gerek siyaseti o yıllardan itibaren yakından takip etmek, bunları artı değerler olarak görüyorum. Özellikle ortaöğretimdeki yaşamım, bugünleri şekillendiren temel taşları oluşturdu. O dönemler olmamış olsaydı bunlar olmazdı. O sosyal yaşam beni daha sonra siyasete taşıdı. Siyasette de ondan sonrası devam etti.

Recep Tayyip Erdoğan, düzenli olarak günlük tutan bir liderdir. Ama kendi tuttuğu günlük daha çok bir ajanda düzenindeydi. Her gün yaşadıklarını akşam eve döndüğünde bir deftere not ediyordu. Ama onun günlüğünü, eski cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel’in ajanda günlüğünden ayıran özelliği, kimi zaman görüştüğü kişileri veya yaşanan olaylarla ilgili detayları da not etmesiydi.

Başbakan Erdoğan'ın, detaylı günlüğünü ise siyasi danışmanı Yalçın Akdoğan tutuyordu. Gelecekte bunları kitap olarak yayımlamayı düşünüyordu. Başbakan Erdoğan, gittiği her yerde çektirdiği yüz binlerce fotoğrafı dijital ortamda saklıyordu.

Recep Tayyip Erdoğan, arabada radyo dinlerken en çok, yayınlarında fantezi, arabesk, pop müzik gibi Türk müziği türlerini çalan Kral FM'i dinliyordu. Bunların dışında arabada Muazzez Ersoy ya da Bülent Ersoy gibi kimi klasikleri dinliyordu. Günün gazeteleri de uçakta, arabada her yerde bulunuyordu. Recep Tayyip Erdoğan, arabada hızı seviyordu. Hızlı giden konvoyda tedirgin olmadan, rahat davranış sergiliyordu.

Recep Tayyip Erdoğan, çocukları çok seven bir kişidir. Makam arabasının bagajında oyuncaklar hiç eksik olmazdı. Çocuklara dağıtmak için arabasının bagajında gofret ve çikolata da taşınıyordu. Başbakanlık adına özel olarak düzenlenmiş Başbakan Erdoğan’ın makam otobüsünde kameralar, müzik sistemleri ve her türlü konfor vardı. İçecek olarak Coca Cola’nın yanında Cola Turka da yer alıyordu.

Recep Tayyip Erdoğan’ın özel çantasında önemli evrak dosyalarının yanı sıra bir de ayakkabı sileceği bulunuyordu. Kitap okumaya fazla vakit bulamayan Başbakan Erdoğan’a, arkadaşları kitap özeti getiriyordu. Kitap seçiminde ise ayırt etme ve ön yargısı yoktu. Kitap seçmede önceliği, belgesel yönü olan kendini ilgilendiren konu ve özellikle yakın siyasi tarihe yönelik olmasıydı.

Recep Tayyip Erdoğan, İngilizceye uzak siyasi liderlerden biri değildir. İngilizceyi tam anlamıyla konuşamasa da vakti, mekánı geldiğinde İngilizce kelimeler söylemekten, cümleler kurmaktan çekinmezdi.

Recep Tayyip Erdoğan’ın kızlarının ikisi de tesettürlüydür. Bu kendi tercihleriydi. Recep Tayyip Erdoğan, çoçuklarına bu konuda herhangi bir zorlama yapamadığını, Katiyen çocuklarıma herhangi bir zorlamam olmaz. Büyük kızımın yurt dışında okumasının nedeni buradaki okullarda başörtülü okunmaması. Türkiye'de başörtüsü sorunu olmamış olsaydı zannediyorum ki kızım gitmezdi. sözleriyle ifade etmişti.

Recep Tayyip Erdoğan, müzik aletlerinden ut ve kanunu çok seviyordu. Kendisi hiç müzik aleti çalmamıştır. Çocuklarını teşvik etmiş ama onlar da yarım bırakmıştır. Oğlu Bilal ut, kızı Sümeyye keman dersi almış ama devam etmemişlerdir. Recep Tayyip Erdoğan, ut çalmayı öğrenmek istediğini ve bu müzik aletlerine ilgisini şöyle açıklamıştır: Gerçekten ut öğrenmeyi isterdim. Hatta bu eksikliğimi gidermek için Bilal oğlumu gönderdim ut öğrenmeye. Ondan sonra kızımı gönderdim. Udun yanında ben kanunu da çok severim. Çalabilmeyi isterdim. Bu fırsatları bulamadım.

2007 yılında Başbakan Erdoğan’ın cep telefonu, Mağrur olma yazısıyla açılıyordu. Cep telefonunda torunu Ahmet Akif'in fotoğrafı vardı. Başbakan Erdoğan’ın cep telefonuna yüklediği fasılları dinlemek en büyük zevklerinden biridir. Cep telefonuna oğlu Bilal ile kızı Esra'nın düğünleri için yaptırdığı besteleri de yükletmişti. Ayrıca cep telefonunda Enya'nın Only Time eseri, Ömer Faruk Tekbilek'in besteleri, nihavend, rast makamında fasıllar da vardı. Başbakan Erdoğan, gün içinde çok yorulduğunda, bir yandan çalışıp bir yandan da bu fasılları dinleyerek biraz rahatlıyordu.

24 saat cep telefonu açık olan Başbakan Erdoğan’ın telefon numarası, vatandaşlarda da bulunuyordu. Başbakan Erdoğan’ı gece yarısı bile arayanlar oluyordu. Telefonu açınca bazen karşısındaki kişi inanmıyor, Hakikaten Başbakan mısınız? diye soruyordu.

Recep Tayyip Erdoğan kıyafetlerini kendisi seçen liderdir. Başbakan Erdoğan, giyimine özel önem veriyordu. Bu konuda eşinden veya bir başkasından yardım almadığını, Kıyafetlerimi hep kendim seçerim. Programa bakarım, spor giysi imkanı varsa ona göre hazırlık yaparım. diyerek ifade ediyordu.

Recep Tayyip Erdoğan, kilosuna dikkat eden bir biridir. Recep Tayyip Erdoğan, formda kalma sırrının, protokol yemeği dışında meyve ve tatlıyı yemekten önce yemesinde yattığını belirtmiştir. Meyve veya tatlıyı yemekten önce yiyince, fazla yemek yemediğini anlatan Başbakan Erdoğan'ın ortalama kilosu 93 kilogramdı. Boyu ise 1 metre 85 santimdir.

Recep Tayyip Erdoğan, yağlı yemekleri yemekten kaçınıyordu. Kırmızı eti mümkün olduğunca az tükettiyor, genellikle balık ve tavuk etini tercih ediyordu. Daha çok sütlü tatlıları tercih eden Recep Tayyip Erdoğan'ın favori tatlısı ise kazandibiydi. Baklavadan mümkün olduğunca kaçınan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bunun dışında özel bir diyeti yoktu. Ekstradan vitamin almıyor, sadece kahvaltı, öğle ve akşam yemek düzenini muhafaza ediyordu.

Recep Tayyip Erdoğan, vakit buldukça spora yer ayırıyor, yürüme bandında her gün 5 kilometre yürüyordu.

Başbakan Erdoğan, özel bir programı yoksa hafta sonları Türkiye'yi gezer, illerin teşkilat toplantılarına katılır, gerekirse düğün derneklere giden bir siyasetçidir. Başbakan Erdoğan, bu özelliğini şöyle anlatıyordu: Ben görev adamıyım. Şu anda Ankara'da görevim var. Türkiye'de isem özel bir programım yoksa cuma, cumartesi, pazar, bütün Türkiye'ye yayılırım. İllere giderim, teşkilat toplantılarına katılırım, gerekirse düğün derneklere giderim. İstanbul bu noktada çok zengin bir yer. Talep daha çok oradan geliyor. Ben İstanbul'da otelde değil, evde kalırım.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlık yaşamında sıkıldığı yönlerden biri korumalı hayattır. Bu konuda hakkında, Korumalardan korunmak lazım. diye espri yapan Başbakan Erdoğan, Vatandaş da aşırı korumadan rahatsız oluyor. 'Biz başbakanı sizden daha iyi koruruz.' diyorlar, özellikle Karadeniz'de. diyordu.

Miting yapmayı seven bir siyasetçi olan Recep Tayyip Erdoğan, siyasete atıldığı ilk yıllarda boş meydanlara bile konuşmuştur. Boş meydanlara konuştuğu miting anılarını anlatan Recep Tayyip Erdoğan, gençlik kollarında iken Kadir Topbaş'ın Artvin'den aday olduğunu, ona destek vermek için Artvin'e gittiğini söyleyip, gülümseyerek 3-5 kişiye konuşmuştum. diyordu. Bu konuda bir başka anısını Biga'da da yaşadığını, koca meydanda 30-40 kişiye hitap etmek zorunda kaldığını belirterek, Onlar da 'Bu adam niye bağırıp çağırıyor?' diye merak edip gelmişti. Ama şimdi aynı Biga'da değil meydan, sokaklar bile doluyor. demişti.

AK Parti'yi kurdukları anda iktidar olacaklarını gördüğünü belirten Recep Tayyip Erdoğan, akşam geç saatlere kadar çalışmayı seviyordu. Eşi kendisi gelmeden istirahata çekilmiyordu. Kısa bir sohbet, günün özetinden sonra yatıyordu. Genellikle günde 16 saat çalışan Başbakan Erdoğan, 6 saat uyku uyuyordu.

Başbakan Erdoğan’ın akşam üzerine kadar gününün çoğu, görüşmeler ve ziyaretlerle geçiyordu. 18.00'den sonra dosyalar üzerinde çalışmaya başlıyordu. Eve gidişi gece yarısı 24.00, bazen 01.00'i buluyordu.

Recep Tayyip Erdoğan, televizyon izlerken devamlı izleyemediği için dizileri değil, haber programlarını tercih eden bir kişidir. Ayrıca TRT'nin klasik müzik programlarını da izliyordu. Kanalları izlerken yardıma muhtaç birini görürse hemen devreye giriyordu. Başbakan Erdoğan, seyrettiği bir televizyon programında Antalya'da mağdur olan Alman kadın hasta ile sanatçı Metin Şentürk'ün bir programında kalp hastası bir gence yardım etmişti. Başbakan Erdoğan, Türkiye Ligi futbol maçlarını da seyrediyordu. Fakat futbol programlarından hoşlanmıyordu.

Recep Tayyip Erdoğan da her insan gibi bazen çok sinirleniyordu. Sinirli olduğunda öfkesinin işareti sessizlikti. En çok kızdığı anlar ise çocukları ve ailesine yönelik suçlamalardır. Başbakan Erdoğan, Bunu ahlak ölçüsüne sığdıramıyorum. Savaşacaksan, gel benimle savaş. diyerek suçlama şekline tepki veriyordu.

Recep Tayyip Erdoğan'ın geniş halk kitleleriyle sıcak bir ilişki kurabilmesinde hitabet yeteneği ve beden dilini iyi kullanmasının önemi büyüktür. Bu amaçla Recep Tayyip Erdoğan, gençlik yıllarında ayna karşısında konuşma çalışmaları yapıyor, yalnız başına nutuklar atıyordu. Savaş Ay'a konuşan Tercüman gazetesinin spor fotoğrafçısı Kemal Adar, mahalleden tanıdığı Recep Tayyip Erdoğan'ı şöyle anlatıyordu: Bazen duyardık. Evde ayna karşısına geçer, liderlerin taklidini yaparmış. Gazeteci Ruşen Çakır ve Fehmi Çalmuk ise Başbakan Erdoğan'ın uyguladığı ilginç bir metodu kitapları Recep Tayyip Erdoğan Bir Dönüşüm Hikâyesinde şöyle anlatıyorlardı: Okuldan her çıkışında Haliç Rıhtımı'na geliyor, geminin güvertesine çıkıyor, yönünü denize dönüyor ve konuşmalarını prova ediyordu.

Recep Tayyip Erdoğan, hırslı ve azimli bir liderdir. Ama, Başbakan Erdoğan'ın hırsı aklının önüne hiç geçmedi. Hırs olmadan, politikada başarılı olmak zaten mümkün değildir.

25 Şubat 2014 tarihinde siyasetçilerin beden dili haritasını çıkaran Beden Dili ve Davranış Bilimleri Uzmanı Aşkım Kapışmak'a göre siyasetçiler içinde en karizmatik olan lider Başbakan Erdoğan oldu. 60 yaş ve 183 santimetre boyundaki Başbakan Erdoğan'ın beden dili haritasını çıkaran Kapışmak, onun davranışlarını şöyle yorumladı: Avuç içi psikolojisini kullanıyor. Halka seslenirken avuçlarını açıyor. İzleyende liderin avuç içi görüntüsü samimiyet duygusu uyandırır. Parmağını kaldırarak kendine güçlü imajı veriyor ve rakibini güçsüz kılıyor. Tokalaşırken üstün el konumunu seçiyor. Elini, rakibinin elinin üzerinde tutarak, 'Güçlüyüm.' mesajını veriyor. Obama'yla tokaşalırken bunu gördük. Zihinde yer eden hareketi, elini kalbinin üzerine koyduğu 'Gönlümdesiniz.' hareketi. 'Büyük bir sevgiyle sizi seviyorum.' mesajını veriyor.

Recep Tayyip Erdoğan, edebiyatı çok seven bir liderdir. Recep Tayyip Erdoğan'ın Siirt'te siyasi kaderine yön verecek, şiir tutkusu da bu okul yıllarında başlamıştır. En sevdiği şairler Necip Fazıl Kısakürek ve Ziya Gökalp'dir. Bu şairlerin şiirlerini, bu okul dönemlerinde okumaya başlamıştır. Başbakan Erdoğan, 2012 yılında bir edebiyat dergisine verdiği röportajda, Çocukluk ve gençlik döneminizde en sevdiğiniz roman veya şiir neydi? Bu şiir veya romanı ilk ne zaman okudunuz ve sizi nasıl etkiledi? sorusuna verdiği yanıtta, dünya genelinde hemen her çocuğun edebiyatla ilk tanışmasının hiç şüphesiz ninniler ve masallar yoluyla olduğunu belirtti. Annesi merhume Tenzile Erdoğan'ı da rahmetle anan Başbakan Erdoğan, annesinin kendisini ve kardeşlerini Anadolu'nun, özellikle de Karadeniz Bölgesi'nin en güzel ninnileriyle büyüttüğünü, aynı şekilde merhum babası Ahmet Erdoğan'dan Anadolu'nun oldukça zengin hikaye ve masal hazinesini hafızalarına miras devraldıklarını belirterek, çoçukluğundaki kitap ve edebiyatın durumunu şöyle izah etti:

"Çocukluğumda simit ve su satar, kazandığım parayla hemen gider kitap alırdım. Benim neslimin gençlik yılları ne yazık ki Türkiye'de ve dünyada oldukça çetrefilli meselelerin tartışıldığı, tatsız hadiselerin yaşandığı bir döneme rastladı. Sembollerin, sloganların ve eylemin, fikirlerin önüne geçtiği, zihinlerin ipotek altına alındığı, gençlerin başkalarının fikirlerine tahammülde zorluk yaşadığı bir dönemdi o dönem. Kitaplara, dergilere, gazetelere, yazarlara, şiire, romana, öyküye farklı anlamlar, farklı misyonlar yüklenmişti. Gençler, öğrenmek için okumak yerine, ideolojilerini desteklemek için okumayı tercih ediyorlardı.

Böyle zor bir süreçte, ben de arkadaşlarım da gençlerin maruz kaldığı ya da maruz bırakıldığı bu puslu ortamdan kendimizi muhafaza etmek için yoğun gayret gösterdik. Dar ideolojik kalıplara sıkışıp kalmak, başkalarına kulaklarını tamamen kapatmak, yeniliklere, farklı ve aykırı düşüncelere tehdit gözüyle bakmak gibi dönemin arızi durumlarına kendimizi kaptırmadık. Fikri temeli olmayan, düşünceyle zenginleştirilmeyen hiçbir hareketin başarılı olamayacağını biliyorduk. Fikir alışverişinin ve münazaraların ancak okumakla, çok okumakla verimli hale getirilebileceğinin bilincindeydik. İşte onun için, hem çok okumaya hem de geniş bir yelpazede okumaya özen gösterdik. Dönemin yazarları, muharrirleri kadar, Türk ve dünya edebiyatına yön vermiş, kalıcı eserler bırakmış yazarları ulaşabildiğimiz ölçüde takip ettik.

Bu noktada şunu da hatırlatmak zorundayım: Kitaba ulaşmanın ve kitap okumanın zor olduğu dönemlerdi o dönemler. Bugünkü kadar kitap ve kütüphane yoktu. Ailelerin bütçelerinde kitap bugünkü kadar yer tutmuyordu. Kitapları koltuğunuzun altına alıp, otobüste, dolmuşta, parklarda, üniversite kampüslerinde serbestçe okuyabilmeniz de kimi zamanlar mümkün olamayabiliyordu. Yine de kitaba ulaşıyorduk ve bir kitap onlarca kişi tarafından okunabiliyordu. İnternetin olmadığı, fotokopinin yaygınlaşmadığı bir dönemde bile güzel bir makale, güzel bir şiir elden ele dolaşıyor, Anadolu'nun her köşesine ulaşabiliyordu. Bugün, ders kitaplarını eğitim-öğretim dönemi başlangıcında sıralarının üzerinde hazır halde bulan bir nesil için bu söylediklerim ilginç gelebilir. Ama biz, kitabın kıt, erişilemez, ama bir o kadar da değerli olduğu dönemleri yaşayan bir nesil olarak, bugün çocuklarımızın hiçbir güçlük çekmeden kitaplara ulaşabilmesini temin için mücadele veriyoruz. Çocukluk ve gençlik yıllarıma ait onca şiir ve roman arasında birini öne çıkarmak zor. Ama yine de, burada, Üstad Necip Fazıl Kısakürek ve 'Sakarya' şiirini anmadan geçemem. Tarihi ve o günü anlayabilmek, anlamlandırabilmek adına, Üstad ve Çile'si bizim için gerçekten mümtaz bir yerde olmuştu."

Başbakan Erdoğan, Sizden Türk eğitim müfredatına bir kitap eklemeniz istense, hangi kitabı seçerdiniz ve hangi yaş grubunun bu kitabı okuması gerektiğini belirtirdiniz? sorusu üzerine, bu soruya hiç tereddüt etmeden Safahat ve Mehmet Akif Ersoy cevabını vereceğini söyleyerek, Her yaş grubunun bu kitabı mutlaka tanımasını ve okumasını istiyorum. Safahat, sadece bir edebi eser ve bir şiir kitabı değil; yakın tarihimize ışık tutan bir tarih kitabı, bir milletin ve medeniyetin temellerini çerçeveleyen bir felsefe kitabı, geçmişin ruhuyla geleceği şekillendiren bir fikir kitabıdır. Nasıl ki İstiklal Marşı bu millet ve bu topraklar için bir manifesto niteliğinde ise aynı şekilde Safahat da İstiklal Marşı'yla aynı ruhu taşıyan bir başvuru eseridir. Safahat'taki kelimeler, dizeler okuyanlar için belki ağır gelebilir; ama küçük yaştan itibaren böyle bir eserle tanışmak, böyle bir eserle haşir neşir olmak, inanıyorum ki gençlerimizin kelime hazinesini zenginleştirecektir. Kelime hazinesi zengin bir toplum, muhayyilesi zengin bir toplumdur. Ayrıca Safahat'taki kelimeler, dizeler, bizim tarihle olan bağımızı daha da güçlü hale getirecek, geleceği daha özverili şekilde inşa etmemizi sağlayacaktır. dedi.

Başbakan Erdoğan, en etkili bulduğu yazar ve metin ile ilgili sorulan bir soru üzerine, bu soruya bir ya da birkaç isim ve eserle cevap vermesinin mümkün olmadığını belirterek, soruyu şu sözlerle yanıtladı:

"Şüphesiz, başta Kur'an-ı Kerim olmak üzere kutsal kitaplar evrensel bir nitelik taşırlar. Ama bunların ötesinde, her millet, her toplum, her medeniyet için farklı metin ve eserler önem ve değer taşırlar. Burada tabii Mevlana ve Yunus Emre'yi hassaten anmak isterim. Her ikisi de bu topraklardan, Anadolu'dan çıkmış olmakla birlikte, hem yüzyılları hem de sınırları aştılar. Yerele sıkışıp kalmadılar, eserleriyle ve mesajlarıyla tüm dünyayı kucakladılar. Yüzlerce yıl önce yazılmış bu metinlerin, bu şiirlerin, bugün bile insanlığa yol gösterici olmaları gerçekten hayrete şayandır, takdire şayandır. Böyle iki zenginliğe sahip olduğumuz için gerçekten gurur duyuyorum.

Elbette bu topraklar son derece bereketli topraklar. Burada ismini sayamayacağım nice isim, Yusuf Has Hacip'ten Ahmet Yesevi'ye, Fuzuli'den Nedim'e, Hacı Bektaş'tan Kemal Tahir'e, Yahya Kemal'den Cemil Meriç'e, Oğuz Atay'dan Nurettin Topçu'ya, Orhan Pamuk'a kadar nice büyük isim, nice büyük eserler verdiler. Her bir yazarın, her bir eserin, hatta her bir dize ve satırın insanların üzerinde az ya da çok etkisi olur. 'Söz uçar, yazı kalır.' denilmiştir. Yazılan her eser, mutlaka insanların kendi kişisel yaşamında bir şeye tekabül etmiştir ve değişime neden olmuştur."

Başbakan Erdoğan, siyasete atılmak isteyenlerin mutlaka okumasını tavsiye edeceği kitap ya da şiir olup olmadığına dair sorulan bir soruya, kendisinin Hazreti Mevlana ve Yunus Emre'den çok istifade etmiş, AK Parti siyasetinin ve hareketinin ilham kaynaklarından ikisi olarak bu ulu insanları her zaman hatırlamış ve hatırlatmış bir siyasetçi olduğunu ifade etti. Siyasi anlayışlarının temeline bu eserleri koyanların, Türk milletinin diliyle ve ruhuyla konuşuyor pozisyonda olacaklarını belirten Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hedefiniz millete hizmet üretmekse bu milletin diliyle konuşmanız gerekir. İşte bu milletin dili ve gönül dünyası, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli ve onlar gibi nice ulu zatın eserleriyle şekillenmiş ve zenginleşmiştir. Yunus'un o arı duru, saf, süt gibi temiz Türkçesiyle, gönülden konuşan bir siyasetçi profilinin Türkiye'ye ve siyasetimize çok değer katacağına her zaman inanmışımdır.

Daha önce farklı platformlardaki konuşmalarda isimlerini zikrettiğim için, burada da tekrarlamakta beis görmüyorum. Falih Rıfkı Atay'ın 'Zeytindağı' adlı eseri ve Fahrettin Paşa'nın Medine Müdafaası'nı anlatan eserleri, bence her siyasetçinin, sadece siyasetçi değil her çocuğumuzun, her gencimizin mutlaka okuması gereken eserler. Bu toprakları anlamak ve anlamlandırmak, bugünlere nasıl ulaştığımızı görebilmek adına bu ve benzeri eserler mutlaka okunmalı ve okutulmalı."

Başbakan Erdoğan, Sizce dünya tarihinde, insanlığa iyilikten çok zarar getirmiş olan bir edebi eser var mı? sorusunu, Bildiğiniz gibi edebiyat, 'edeb' kökünden gelir. Özellikle bizim edebiyat tarihimizde, edebiyatla edeb her zaman paralel olmuş, iç içe geçmiştir. Edebe ait hiçbir şeyin zararlı olacağına inanmıyorum. Şiraze, kitabın sayfalarını bir arada tutan kumaş parçasıdır. Şiraze dağılırsa kitap dağılır. Şirazesi dağılmadığı sürece, her kitap yararlıdır. diyerek yanıtladı.

Başbakan Erdoğan, röportajda edebiyatta sansür konusu hakkındaki görüşlerini ise şöyle açıkladı:

"Sansür, sadece edebiyatta değil sanatta, medyada, siyasette ve diğer alanlarda da kabul edilmez bir engelleme yöntemidir. İfade özgürlüğü, bizim de üzerinde hassasiyetle durduğumuz ve standartlarını her geçen gün yükselttiğimiz bir alandır. Başkalarının özgürlük alanlarına müdahale etmemek, hakaret ederek kişisel hak ve özgürlükleri incitmemek kaydıyla, fikirlerin en özgür şekilde ifade edilmesini savunduk ve savunmaya da devam edeceğiz.

Yasakların, kısıtlamaların, sınırlamaların ülkenin, gençliğin, fikir, edebiyat ve medya dünyasının üzerine çöktüğü dönemlerden bugünlere geldik. Sadece gençliğimizde değil, yakın siyasi tarihimizde de bu baskıları yakından hissettik. Ben, ders kitaplarında bile yer alan bir şiiri okuduğum için mahkum olmuş, hapis yatmış bir siyasetçiyim. İfade özgürlüğünün, fikir özgürlüğünün ne manaya geldiğini çok iyi bilen bir başbakanım. Şair Ece Ayhan'ın şu dizesini ben geçmişte de birkaç kez alıntılamıştım: 'Biz, tüzüklerle çarpışarak büyüdük.' Dolayısıyla, genç nesillerin, yeni nesillerin, tüzüklerle, yasaklarla, sansürle imtihan edilmesine tahammül de rıza da göstermeyiz."

Başbakan Erdoğan, röportajda, çok yoğun mesaisine rağmen kitap ve edebiyat dünyasından kopmamaya, bigane kalmamaya gayret gösterdiğini, baştan sona okuma fırsatı olmasa da 'matbuat alemini' mümkün olduğunca takip ettiğini ve bilgi aldığını ifade etti.

Başbakan Erdoğan, Kendiniz hiç yazıyor musunuz? Yazmıyorsanız, 'Keşke bunu ben yazabilmiş olsaydım.' dediğiniz bir kitap veya şiir var mı? sorusuna, Günlük ve hatırat bildiğiniz gibi edebiyat formları olarak değerlendirilirler. Bu anlamda evet yazıyorum. Her gün, fırsat bulabilirsem günlük tutuyorum ve gelişmeleri not ediyorum. Belki ilerde, bu günlüklerden yola çıkarak hatıraları da yazma fırsatım olabilir. cevabını verdi.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN:

[İLK GENÇLİK VE LİSE YILLARI]

İstanbul İmam Hatip Lisesinin 723 numaralı öğrencisi, okulun lise kısmını iyi derece bitirdi. Mezuniyet notları çok iyi değildi. Kuran-ı Kerim dersinden bütünleme sınavında, Arapça dersini ise kanaat notuyla geçti. Mezuniyet kanesinde sadece Beden Eğitimi dersi pekiyi idi.

1973'te liseyi bitiren Recep Tayyip Erdoğan İETT'ye transfer oldu, işçi kadrosuna alınarak futbol oynamaya başladı. Daha önce Camialtıspor takımında çok az ücretlerle futbol oynayan Recep Tayyip Erdoğan'ın, artık yeni takımında düzenli bir maaşı vardı. Ayda 250 lira kazanıyordu. Üniversite hayatı ile birlikte İETT'de sekiz yıl oynadı ve takımı İstanbul şampiyonluğu da kazandı. Takımın lider futbolcusu olan Recep Tayyip Erdoğan, bu dönemde MSP'nin Beyoğlu ilçe ardından da İstanbul Gençlik Kolu Başkanı oldu. 1973-1974 İstanbul şampiyonu olan Recep Tayyip Erdoğan'lı İETT, Türkiye şampiyonluğu için Eskişehir'e gitti. Eskişehir'de Fenerbahçe Teknik direktörü Toma Kaleperoviç onu izledi. Recep Tayyip Erdoğan'ın futbolunu çok beğendi ve Fenerbahçe'ye transfer edilmesini istedi. Ancak babasının karşı çıkması nedeniyle futbolda profesyonel olma kararı olumsuz oldu.

İETT'de başarılı maçlar oynayan Recep Tayyip Erdoğan’ın kaptanı olduğu İETT futbol takımı, 1978 yılında İstanbul 1. Amatör Ligi Şampiyonu oldu. İETT'de oynadığı dönemde takımı 4 defa gruplarını lider bitirdi. İETT’de sekiz yıl futbol oynayan Recep Tayyip Erdoğan, 18 Haziran 1981’de istifa etti. Gerekçesi, Özel sektörden almış olduğu uygun iş teklifiydi. 13 Ağustos 1981’de kurumla ilişiğini kesti.

Recep Tayyip Erdoğan'ın futbol hayatında unutamadığı maçlardan birisi ise Fenerbahçe ile oynadıkları hazırlık karşılaşmasıydı. Recep Tayyip Erdoğan'ın takımı, Fenerbahçe'nin Dereağzı Tesisleri'nde Alparslan, Fuat, Ziya gibi şöhretli oyuncuların karşısında karşılaşmayı 2-1 kazandı. Maç sonrası yenilen Fenerbahçeli futbolcular, tekme tokat Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarıyle kavga etti. Hayallerinin takımını yendiği o gün, onun için çok anlamlıydı.

Recep Tayyip Erdoğan, o yıllarda İmam Hatip Lisesi mezunlarının üniversite sınavlarına alınmadığı için,fark dersleri sınavını girerek Eyüp Lisesinden düz lise diploması

You've reached the end of this preview. Sign up to read more!
Page 1 of 1

Reviews

What people think about Recep Tayyip Erdoğan'lı Yıllar

0
0 ratings / 0 Reviews
What did you think?
Rating: 0 out of 5 stars

Reader reviews