Find your next favorite book

Become a member today and read free for 30 days
Arif'in Ölümü

Arif'in Ölümü

Read preview

Arif'in Ölümü

Length:
252 pages
2 hours
Publisher:
Released:
Dec 9, 2016
ISBN:
9786059654814
Format:
Book

Description

  Ardıma baktığımda, yaşadığım hiçbir önemli şeyi unutmadığımı görüyorum! Bakıyorum da, gerçek duygularımı yaşayacak kadar oyuncu olmuşum. Ama olsun! Geçmişi bu güne taşımakla, ondan dersler alıp temiz bir gelecek yaratabiliriz...


 Ben, tanımadıkları insanları öldüren ve yok eden, onları kahraman sayan dünyada doğdum ama, içimden böyle bir dünyada yaşamak istemiyorum. Yaradılışın hakikatini görmek istiyorum ve başkalarının dayattığına göre yaşamak istemiyorum....


 Yeter artık bu kadar hayalperestlik! Açlık, yoksulluk, savaşlar, tecavüz, terör, hayvan katli, doğa tahribatı görmek istemiyorum… Nefes almak istiyorum… Karamsarlık kaplıyor içimi bütünüyle… Karanlığın, öfkenin, nefretin ve ölümlerin içinde yaşamak istemiyorum… Gerçek kahramanlık can almak değil, can vermektir! Sen kimsin de, Allah’ın verdiği canı alıyorsun? Senin kendi canını bile alma lüksün yok…


 Yaşam sahnesi tek kişilik olmadığına göre, en azından yaşananlardan ders alıp kendimizi insanlık konusunda geliştirmek zorundayız. İnsanlık sadece var olmak, yaşamak, nefes alıp vermek değil, paylaşmaktır. Kendi yaşam alanımızı korurken, başkalarının yaşam alanını ihlal etmemektir…


  Yazar Hakkında


 Halit Fuat Beşik: 1952 yılında Fatsa'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Fatsa'da, üniversite öğrenimini ise İstanbul'da tamamladı. Kapalı çarşıda ticaret hayatına atıldı. Bu arada dünyanın pek çok ülkesini gezme fırsatı buldu. Önceleri rezaletten kaçmayan ve "Hep ben" mantığıyla maceralı bir hayat yaşadı. Okumayı ve not almayı çok sevdiği için pek çok kitap ve notlara sahiptir. Yazmak konusuna otuz yıllık bir emek vermesine rağmen, bu konuda daha pek çok şey yapması gerektiğine inanıyor. 2003 yılında "Talan Mevsiminde Adam gibi yaşamak.” 2010 yılında, ”Sokrates’in İsyanı., Haçlılar Çanakkale’de, Yüz Elli Yaşındaki Adam, Tevrat’ın Çocukları ve Kur-an” adlı kitapları yayınlanmıştır. İnanç, Adalet, İnsan sevgisi ve Kur-an ahlakına dayalı o muhteşem denge içinde eserler vermeye çalışıyor. Şu anda sizler için değişik konularda pek çok kitaplar daha hazırlamaktadır. Gerçek eserlerini bundan sonra size sunacağına inanıyor...

Publisher:
Released:
Dec 9, 2016
ISBN:
9786059654814
Format:
Book

About the author


Related to Arif'in Ölümü

Related Books

Book Preview

Arif'in Ölümü - Halit Fuat Beşik

İçindekiler

Yazar Hakkında

ÖNSÖZ

Yazardan Arif’e

Aşk Yaratır, Nefret Yok Eder

Yalvarıyorum, Gel Gitme!

Yanlış Yol

Yenilgi Nedendir, Biliyor Musun?

Abladan Arif’e Mektup

Arif’ten Ablaya Mektup

Arif’ten Ablaya İkinci Mektup

Arif’ten Ablaya Üçüncü Mektup

Abladan Arif’e Mektup

Arif’ten Ablaya Mektup

Arif’ten Ablaya İkinci Mektup

Yazar’dan Ölen Arif’e Mektup

O En Acıklı Son Mektubun

Hainler Belli

Yazar’dan Arif’e İkinci Mektup

Yazardan Arif’e Üçüncü Mektup

Yazardan Ölen Arif’e Dördüncü Mektup

Yazar’dan Ölen Arif’e Beşinci Mektup

Yazardan Ölen Arif’e Altıncı Mektup

Yazardan Ölen Arif’e Yedinci Mektup

Yazardan Ölen Arif’e Sekizinci Mektup

Yazardan Ölen Arif’e Dokuzuncu Mektup

Kimsin Sen Arif?

Yazarın İsyanı

Yazardan Ölen Arif’e Onuncu Mektup

Arif’ten Sevince

Yazardan Arif’e Onbirinci Mektup

Yazardan Arif’e Onikinci Mektup

1970 Yılları ve Dedem Anlatıyor

Dedem Anlatmaya Devam Ediyor

Yıl: İki Bin On Altı ve Dedem Yine Anlatıyor

Ah! Benim Dedem Ah!

Kur-an Ahlakıyla Yaşamayı Mutlaka Öğrenmeliyiz

Arif’e Yazardan Son Mektup

Yazar Hakkında

Halit Fuat Beşik : 1952 yılında Fatsa'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Fatsa'da, üniversite öğrenimini ise İstanbul'da tamamladı. Kapalı çarşıda ticaret hayatına atıldı. Bu arada dünyanın pek çok ülkesini gezme fırsatı buldu. Önceleri rezaletten kaçmayan ve Hep ben mantığıyla maceralı bir hayat yaşadı. Okumayı ve not almayı çok sevdiği için pek çok kitap ve notlara sahiptir. Yazmak konusuna otuz yıllık bir emek vermesine rağmen, bu konuda daha pek çok şey yapması gerektiğine inanıyor. 2003 yılında Talan Mevsiminde Adam gibi yaşamak. 2010 yılında, Sokrates’in İsyanı., Haçlılar Çanakkale’de, Yüz Elli Yaşındaki Adam, Tevrat’ın Çocukları ve Kur-an adlı kitapları yayınlanmıştır. İnanç, Adalet, İnsan sevgisi ve Kur-an ahlakına dayalı o muhteşem denge içinde eserler vermeye çalışıyor. Şu anda sizler için değişik konularda pek çok kitaplar daha hazırlamaktadır. Gerçek eserlerini bundan sonra size sunacağına inanıyor...

ÖNSÖZ

Ardıma baktığımda, yaşadığım hiçbir önemli şeyi unutmadığımı görüyorum! Bakıyorum da, gerçek duygularımı yaşayacak kadar oyuncu olmuşum. Ama olsun! Geçmişi bu güne taşımakla, ondan dersler alıp temiz bir gelecek yaratabiliriz...

Ben, tanımadıkları insanları öldüren ve yok eden, onları kahraman sayan dünyada doğdum ama, içimden böyle bir dünyada yaşamak istemiyorum. Yaradılışın hakikatini görmek istiyorum ve başkalarının dayattığına göre yaşamak istemiyorum....

Yeter artık bu kadar hayalperestlik! Açlık, yoksulluk, savaşlar, tecavüz, terör, hayvan katli, doğa tahribatı görmek istemiyorum… Nefes almak istiyorum… Karamsarlık kaplıyor içimi bütünüyle… Karanlığın, öfkenin, nefretin ve ölümlerin içinde yaşamak istemiyorum… Gerçek kahramanlık can almak değil, can vermektir! Sen kimsin de, Allah’ın verdiği canı alıyorsun? Senin kendi canını bile alma lüksün yok…

Yaşam sahnesi tek kişilik olmadığına göre, en azından yaşananlardan ders alıp kendimizi insanlık konusunda geliştirmek zorundayız. İnsanlık sadece var olmak, yaşamak, nefes alıp vermek değil, paylaşmaktır. Kendi yaşam alanımızı korurken, başkalarının yaşam alanını ihlal etmemektir…

Bu nasıl olur derseniz? Ancak Kur-an ahlakıyla olur bu! Ahlak olmadıktan sonra hiçbir ilerlemenin kıymeti yoktur. Ahlaksıza en iyi eğitimi verseniz bile boşunadır. İnsanların mutlu, merhamet dolu, barışçıl, kaliteli ve sağlıklı ilişkileri ancak Kur-an ahlakıyla olabilir. Düzgün bir insan olmak ise, üst düzey ahlaka sahip olmaktan geçer. Bu da ,başkalarına alanına girmemekle duyulan saygıyla yaratılır…

Size bir şey açıkça söyleyeyim mi? Huzur =Ahlak = Kur-an demektir. Bu gün Dünya da Kur-an ahlakı yaşanmadığı için, karşılıklı saygı olmadığı için savaşlar var, çocuklar ölüyor ve intiharlar oluyor…

Kitabımızda yakından göreceğiniz gibi, acı intiharlar yaşanıyor... Susun, bunlar insan çığlıkları…

Diğer dinlerin faşizmi, bütün dünyada devam ediyor. Bin yıldır Haçlı Savaşlarıyla, bugün de Arap baharıyla Müslümanlık yok ediliyor ve tecavüzler sürüp gidiyor. Ben doğruyum, sen tamamen yanlışsın! diyerek karşındaki insanı değiştirmek, boş ve sonuçsuz bir hadsizliktir…

Dünyaya zorla dayatılan Avrupa ölçütleri tamamen sınıfta kalmıştır. O batı ki, barış ve demokrasi meleği rolleri oynarken, Orta doğu’ya silah satma rekorları kırıyor. 21’inci Y.Yılı Müslümanlıkla savaş yılı ilan ederken de, Haçlı Seferlerine hazırlanıyor. Ben de bu Yüz yılı Müslümanların yılı olarak ilan ediyorum! İlahi adalet mutlaka işleyecektir elbet…

Çok şükür neyse ki artık dünyada, Kur-an Ahlakını da bilenler var. Artık dünyada kapitalizm, sosyalizm bitmiştir ve dünyanın mutluluğu için sıra Kur-an çağına gelmiştir…

Onlar gibi kışkırtıcı üsluplara ihtiyacımız yok bizim! Kitabımızı okuyanları adaletli düşünmeye sevk edebiliriz. Tüm dünyaya anlatmalıyız bunu! İnsanlık mutluluğu hak etmeli artık! Mutluluk tohumu ekmek için hiç de geç değildir. Güzel hayaller kurup yardımlaşmayı bilen insanlar Kur-an’daki o yüksek farkındalığa mutlaka ulaşacaktır. Her şey bizim uyanışımıza bağlı…

HALİT FUAT

Yazardan Arif’e

Aşk Yaratır, Nefret Yok Eder

Güzel bir başlangıç olmadı! Kalbimin nasıl sızladığını anlatamam. Hayatta bir insanın olabileceği en iyi dönemde çekip gittin! Sen kimsin de, Allahın verdiği canı intihar ederek alıyorsun? Senin kendi canını alma lüksün yok! O can sana emanet verilmiş. Bir korkak olup kafanı duvarlara vuracağına keşke gözlerini açıp kapıyı görseydin! Üstelik kafanı vurduğun duvarı da oraya yerleştiren sensin. Ben yenerim! diyerek, kahraman olma sevdasına düştün! Koşup kafalarını duvarlara çarpanlara kötü haber mutlaka ulaşırlar. Bu yaptığın hiç de hoş bir gidiş değildi…

Acının kutlaması olamayacağına göre, genç yaşta ölümün benim gençlik yıllarımın ürpermelerle geçmesine sebep oldu. Ben de bu durumda senin hakkında ne buldumsa itina ile bir araya toplamaya ve yazmaya başladım. Bakalım! Son perde açıldığında hakikat kendini bütün ihtişamıyla gösterecektir. Amacım, seni suçlayarak kendimi iyi hissetmek değildir…

Sevgili dayıcığım bak! Bütün bunları okurun beğenisi için yazmıyorum. Kendi hakikatimiz olarak yazıyorum. Hayatın en büyük derslerini kendi ailenden ve sevdiklerinden alırsın derler. Anlaman lazım ki, bu derslerden geçip kendimizi geliştirmemiz lazım… Kusura bakma! O senin büyük tutkularını ve acılı duygularını insanlığa aktaracağım…

Sen ki, manevi duyguyu aşk, seks, para sandın! Bu yüzden hissettiğin eksiklik, doyumsuzluk, tatminsizlik hiç yüzünü güldürmedi. Herkes bilmez bunu ama, doğru yaşam, Kur-an ahlakıyla yaşamakta gizlidir…

Bunu bilmeyen insanlık, ne yazık ki, sevgisizlikle birlikte mutsuzluğu yaşıyor. İşte burada senin yaptığın gibi büyük saçmalıklara rastlıyoruz. Kur-ansız yaşam süren insanlarda bir müddet sonra dengesizlik başlıyor. İşte Büyük uyanış burada başlıyor. Bu farkındalık yolculuğunda adım atamazsak mutlaka yıkımlar başlayacaktır…

Kitabımız bu yüzden ince düşünen samimi okuyucunun en yakın dostu olacaktır...

Her yol bir adımla başlar! İçime doğru bir yolculuk yapıyorum. Bu kitapta okuyucular sanki kendi duygularını, düşüncelerini, alın yazılarını ve kader çizgilerini göreceklerdir...

Evet sevgili dayıcığım! Bazen o kadar hata yapıyoruz ki, yaşamamız gereken gerçek hayatı yaşayamıyoruz. Sonra da felaket gelip kapıya dayanıyor. İnsanın gücüne gidiyor bu durum elbette... İşte o zaman büyük üzüntü yaşıyor… Sessizce…

Sorular bitmek tükenmek bilmiyor. Sorular beklemezler, cevap isterler! Hakkınızda bilen de konuşuyor bilmeyen de konuşuyor. Her şey nasıl da bitiyor böylesine? Sanki hiçbir şey olmamış gibi! Çoğu insan, olayın doğruluğunu anlamak zahmetinde bile bulunmuyor. Bu yüzden işin aslını bilmeyenler de, senin genç yaşata veda edişinin sebebini öğrenmeli…

Önce şunu bil ki, senin intihar edişinden sonra benim için her taraf bir ölüm sessizliğine bürünmüştü. Yalnızca ölümün için ağlamıyorum! İçimdeki gizli o gizli matem duygusu beni daha da efkarlandırıyordu! Çocukluğundaki o küçücük yaşamımda ailemizde bir göç olmuş da, her şey sanki kırılıp, savrulup, dökülüp gitmiş gibiydi…

Çocuk olmama rağmen ölümünle birlikte tüm hayatım ve hayallerim tepetaklak olmuştu. Bir hayli kırgınım sana! Sen ki, ruhumun derinliklerine iyi insan olama arzusu yerleştirmiştin…

Sonra da akıl ve mantıkla uyuşmayan davranışların beni, annemi, kendi aileni, yakınlarını ve herkesi perişan etti…

Kimeydi bu acımasız meydan okuman? Nerden çıktı bu cenaze? Çiğneyip geçemem bunu…

Sen ki, harika bir aldırmazlıkla ilahi olan hiçbir şeye değer vermezdin! O muhteşem hayallerinin gücü altında mı ezildin yoksa? Uyudun ve bir daha uyanmadın mı? Lütfen bana bunlardan bahsetme deme dayıcığım! Ben artık boş şeylerle avutulmak istemiyorum ve ninnilere artık ihtiyacım yok! Senin yüzünden oluşan güvensizlikten kaç kere bunalımlara düştüğümü biliyor musun?

Bütün bunları anlatmam gerek. İnsanlar, düşünce yeteneğini kullanmazsa hayvandan ne farkı kalır? İnsan ki, doğru düşünmesini öğrenince kendi sorunlarını kendisi çözecektir. Bizler ki, yaratılmışların en üstünüyüz! Artık gaflet uykusundan uyanmak gerek. Düşünmek gerek! Düşünmek zahmetli iştir. Düşündürmeyen sözler bile etkili değildir. Düşünmek, çaba ve emek gerektirir…

Çoğu insan gibi; Birileri mutlaka bizim için düşünmüştür. Mantığı ile hareket edersek ve düşünce yeteneğini kullanmazsak, düşüncemizi şansa ve başkalarına bırakırsak kendi zihnimizin denetimini kaybedebiliriz. Tıpkı senin yaptığın gibi… Hemen kırılma…

Son zamanlarda olur olmaz şeylere kırılır olduk zaten! Ama benim kırgınlığım anladığınız mana da değil! Sitem gibi bir şey bu! Öyle bir yerdeyiz ki, hiç sorma dayıcığım! Zamana benzedik biz de! Her şeyi çabucak tüketir olduk…

İyice çekilmesi zor olan insanlara döndük! Küçüklük duygusundan herkes incinmiş görünüyor. Hayatın sorumluluklarını üstümüze almayıp başkalarını suçlamak, gücümüzü kaybetmekten başka bir işe yaramıyor maalesef...

Korkmuyorum ben! Korku insanı bitirir. Bu hayat benim! Kimseyi önemsemediğim yok ama, kimseye de bağlı olarak yaşamak istemiyorum. Umudum çok yüksek, çünkü Allah’a teslim olmuşum ben! Çok güçlüyüm çünkü Arkamı Allah’a dayamışım ve Kur-an ahlakıyla yaşamaya çalışıyorum. Beni de işte böyle yaratmış Allah! Elbette Rabbimizin bir bildiği vardır. İmtihandayız biliyorum… Ne olacaksa olacak… Göreceğiz…

Gülmek varken, ağlamak neden? Hep Allah korkusundan bahsedilir de, onun merhametinden hiç bahsedilmez. Aşk ve sevmek bu kadar kolayken üzüntü neden? Korkarak değil severek yaşayalım! İnsanlar birbirlerini severse, kalpleri birbirlerine bütünleşir. Böyle olursa insanlar ancak mutlu olur. Ruh cenneti kalbinde hissettiğinde her şey düzelir. Parayı, şanı, şöhreti asla insandan değerli kılmamalı. Hiçbir şeyi abartmadan ve iyi düşünmeliyiz. Yoksa hayatımız pişmanlıkla dolar…

O hayat ki, üzmeye ve üzülmeye değmeyecek kadar kısa! Korku yüzünden yıllarca Kur-an’a bile dokunamadık. Dokunmaya çalışırken hep azarlandık. Dokunalım artık Kur-an’a ve her ayetin manasını öğrenelim. İllaki, Arapça bilmemiz şart değil, Türkçe mealini okuyabiliriz. Karanlık odada sizin ne kadar güzel olduğunuzun değeri yoktur, sonuçta biri gelip ışığı yakmadıkça… Sevgilerimle…

HALİT

Yalvarıyorum, Gel Gitme!

Yaşam bazen her yönden çarpan köpüklü dalganın dövdüğü kayalıklara dönüşebilir. Hayat mücadelesi için ustalık işte o zaman gerekir. Ama sen, nerede olursa olsun yolunu bulup amaca ulaşacak değerde bir insandın! Her gittiğin yere ferahlık verirdin. Ne yazık ki, talih ve güzellik bir arada bulunmaz ki! Ey güzel insan! Kış yorgunu seni! Ne diyeyim? Yayılan nemli toprak ve yeşilliğin kokusunu hiç duymadın mı? Karanlık ve tenha yolları neden seçtin? İnsan kalbinin sınırsız lığı mıydı yoksa bu? Anlatmak için söz bulmak imkansız. Güzellik bölünemez ki! Güzelliğin zaten tasvire ihtiyacı yoktur...

Dayıcığım! Yaptığın şey latifeyi aştı! Anlaşılmaz bir acı…

Şiire aşıktın! Saz sesleri gibi acı nağmeler duyuyorum şimdi! Karanlığı doğurmuş olan aydınlığın bir parçası gibi... Erdem ve bilginin örtüşmesini sağlayan doğruyu çok iyi bilirdin sen. Bilgili bir insan olduğun için de, dolambaçlı yollara sapmadan istediğini anlatabilecek bilge bir adamdın. Benimle tartışıp konuştuğun bilgeliğini keşke daha çok kişi duysaydı...

Son hayat içkin bu mu olmalıydı? Sağlam karakterli insanın bile bozulmasına sebep olur bu yaptığın! Çünkü düşüncesizceydi ölümün! Düşüncesiz davranan insan herkese zarar verir… İnsan ancak doğru düşünmesini öğrenince kendi sorunlarını kendisi çözer. Bir işe kalktığımızda mutlaka düşünmek zorundayız! Düşünmek zahmetinde bulunmayan insanlar, kendilerine gösterilen her şeye kanarlar. Her şeyin sadece parlak ve güzel yanını görürler. Her şeyi bildiğini sanırlar… Ama aslında hiçbir şey bilmezler… Zaten anlamsız ve düşündürmeyen fikirlerin, insanın üzerinde etkisi de olmaz…

İnsanda Kur-an ahlakındaki gibi, edep ve haya olmadıktan sonra hiçbir ilerlemenin kıymeti yoktur. Ahlak, edep ve karakter zaafı olan birine, ne yazık ki, en iyi eğitimi verseniz de, ona hiçbir faydası olmuyor…

Dedemle ters düşmüştün! Olabilir! Bundan dolayı çok acı çektiğini biliyorum. Ancak insan, acı çekerek olgunlaşıp, yaşamın farkına daha iyi varabilir. Ama her halde fazla hassaslığın ve duyarlılığın seni korkak yaptı. Dedeme karşı her zaman ters davrandın ve o koca adamın fikirlerine hiç saygı göstermedin. Dedem maddi olarak senin hayal edip de ulaşamadığın hiçbir şey bırakmadı. Sana her türlü geleceği hazırlamıştı. Bütün zevkleri genç yaşta tattın…

O senin zengin babandı ve senin her lüks ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılardı! Aslında onun başardığı hiçbir işte senin emeğin yoktu. Ama sen hep hata üzerine hatlar yaptın. O seni defalarca affetti...

Aslında sen de bazı konularda haklıydın! Sen de kedi fikirlerine sahip çıkmak istiyordun! Başkalarının karalarının yarine kendi kararlarınla yaşamak istiyordun. Düşüncelerini ve hayallerini doğru yolunda şekillendirmek istiyordun aklınca. Babanın vaat ettiği hayata değil…

Bu hayat benim. Üzüleceksem kendi kararlarım ve fikirlerim için üzülmeliyim. demekle yerden göğe kadar haklıydın. Ama dedemi önemsemediğin de bir gerçek. Sen de onu affedebilirdin. Öyle olsaydı çok daha iyi olabilirdi. Aslında biliyor musun herkesin affetmeye affedilmeye ihtiyacı vardır…

Gelelim bize! Uysallığınla beni mutlu edeceğini zannetme dayıcığım! Sessiz bir sorgulama olmayacak bu! En iyisi seninle anlaşacağımız bir dille konuşalım. Az sözle çok şey söylemeye çalışalım ve acının kaynağına doğru gidelim. Ama benim burada yalnız kalmam söz konusu değil. Kusura bakma! Ev sahibi yetkisini kullanmam gerek…

Gene de, eğer kalbimden neler geçtiğini anlatabilecek güzel sözleri bulabilsem, senin için en iyi düşüncelerimi ve ifadelerimi kullanmak isterim! Söylemek istediğim çok şey var ama, bir türlü doğru sözcükleri bulamıyorum. Cahilliğime verin dayıcığım…

Tahsilli bir zengin çocuğuydun ve hiçbir zaman boş bir avare olmadın! Her zaman asıl meşguliyetlerin vardı. Benim şimdiye kadar tanıdığım çoğu insan hayata verdikleri anlam bakımından senin tırnağın bile olamazken sen, nasıl oldu da herkese örnek olabilecek bir insan iken, intihar etmeyi seçtin? Bunu hala anlamış değilim…

"Hiç kimseye söylemedim ilk sana söylüyorum! Bu davranışın beni ölüme götürecek kadar yara açmıştı! Acılar iyice etrafımı kuşatmıştı…

Sonra! Verdiğin bütün sevgiler bana yabancı kaldı… Zannettiğin kadar kolay olmadı zamansız ölümün…

Bu arada bana birkaç özür borcun oldu! Borçlusun unutma… Ödül her önüne gelene verilmez, hak edene verilir! Hak ettin mi peki sen? Söyle rahat mısın şimdi? Yemin ederim ki, rahat değilsin… Benden istediğin bir şey var mı?Yok tabii…

Evet! Dayı, yeğen açıkça konuşalım! Biliyorum! Hiç kimseden bir şey istediğin yok! Öyle değil mi? Hiç kimseye bir şey söylemden gittin bu zulüm diyarından ha? İşi bilmece haline getirdin adeta. Koca yayın evini bırakıp öğretmenliğe döndün ha? Öyle mi? Hayallerinden sıyrılarak hakikate mi dönmen gerekiyordu yoksa? Hem de, hümanist emelleri olan bir öğretmen olarak! Kendini daha yüksek amaçla mı kullanmak istedin? Yoksa işin kolayına mı kaçtın? Halbuki sen, büyük iş yapmak için yaratılmışlar gibi büyük şeyler yapmak için yanıp tutuşurdun… Yoksa borçlu muydun? Durum korkunç…

Büyük bir felaket haberi oldu ölümün benim için! Mükemmel tertiplenmiş acı bir tablo gibi! Bana göre insan hayatını görmezden gelmek, olacak şey değil! Kusura bakma! Yıllar geçip gider ama hayat hep aynıdır, diyemem ben…

Ya da, kim bilir? Beklide bazen hayatta en önemli şey, ne zaman dünyadan çekip gideceğini bilmektir midir, diyorsun? Öyle mi? Öyle akla yatkın bildiğimiz şeyler yetmiyor bazen insana! Sen ki, insan haklarına saygılı, hür fikirli bir insandın! Benim için hayatın hakkında öğrenilecek yeni bir şey yok zaten. Ayrıca senden büyük bir isteğim de yok dayıcığım. Benim ki, sevdiğim insan için içimde uyanan acı bir duygu işte! Öyle işte…

Zevk ve sefa düşkünlüğü insanı zayıflatır. Bilmiyorlar ki insanlar, dünyadan aldıkları tatlar bir süre sonra acı gelecek. En yüksek mutluluğa erişsen bile… Sonra, bu yetmez ve sonra yine başka arzulara kapılırsın. Senin gibi aniden sonradan zenginleşen insanların ahlakının yerini; para, kadın, iktidar, güç ve servet alıyor. Biraz eline güç geçiren ve zengin olan hemen Allah yokmuş gibi davranıyor…

Gerçekten de, senin gibi birden zengin olup işleri yolunda gidenler, nedense kibirlenip Allah’ı akıllarına bile getirmiyorlar. Hatta Allah’ın varlığını bile inkar ediyorlar. Halbuki Allah’ın varlığını bile tartışmak kadar saçma bir şey yok. Sadece etrafımıza bakıp olanları görmek bile onun varlığını ispat eder…

Ne yazık ki siz, o zindana girdiniz ve bir daha istediğiniz zaman çıkamazdınız.

You've reached the end of this preview. Sign up to read more!
Page 1 of 1

Reviews

What people think about Arif'in Ölümü

0
0 ratings / 0 Reviews
What did you think?
Rating: 0 out of 5 stars

Reader reviews