Enjoy this title right now, plus millions more, with a free trial

Only $9.99/month after trial. Cancel anytime.

Enkaz: "Sıfır Noktası"

Enkaz: "Sıfır Noktası"

Read preview

Enkaz: "Sıfır Noktası"

Length:
183 pages
1 hour
Publisher:
Released:
Feb 5, 2017
ISBN:
9786059496049
Format:
Book

Description

  Bir gece ansızın kan ter içinde uyandı. Evin ışıkları kapalı ve saat daha 02.30’du. Uyuyalı 1 saatten biraz daha fazla olmuştu. Etrafına bakınarak nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Mantar pano ve üzerinde holden gelen cılız ışıkla zar zor seçilen bir fotoğraf tanıdık geldi.


 Dikdörtgen, güneş ışığından solmuş kuşe bir kâğıda basılan fotoğrafta, nişanlısı ön plandaydı. Tanıştıkları günlerde vermişlerdi bu pozu. Sevgilisi yani şu anki nişanlısı o anda, sanki rüyasını biliyormuşçasına tehlike çanları çalıyormuş gibi bakıyordu.


 Kendine gelmeye başladı. Rüya ile gerçeği ayırt edebildiğinde derin bir nefes aldı. Yaz yaklaşıyordu. Mayıs aylarının ortasıydı. Hava geceleri odanın olduğu cepheden esen serin ilkbahar rüzgârıyla doluyordu. Balkon kapısı açıktı. Adrenalin ve baskıdan oluşan teri, rüzgârın ve sakinleşmenin etkisiyle soğuyordu.


 Kalktı; mutfağa gidip su içti yatağa tekrar döndüğünde gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Önce aklının ona oyun oynadığını düşündü, hemen odanın ışığını açıp tekrar baktı. Yanılmıyordu. Gördükleri gerçekti ve tam yatağın ortasında duruyordu.

Publisher:
Released:
Feb 5, 2017
ISBN:
9786059496049
Format:
Book

About the author


Related to Enkaz

Related Books

Book Preview

Enkaz - Abdulkadir Akın

24

Yazar Hakkında

AbdulKadir AKIN (1989 / …)

1989 istanbul doğumlu yazar, aslen Giresunludur. Beş kardeşten en küçüğü olarak, İlkokulu ikamet ettiği semt olan Sultanbeyli ilçesinde bitirdi ve Gediktaş Lisesinin sayısal bölümünden mezun oldu. Liseyi bitirdikten iki sene sonra Konya Selçuk üniversitesi turizm otel işletmeciliği bölümünü kazandı ve ingilizce hazırlık eğitimimi tamamladıktan sonra özel nedenlerden dolayı okulu bıraktı. Bir sene ara verdikten sonra, tekrar sınavlara girip bu kez Edirne Trakya üniversitesi turizm otel işletmeciliği yüksekokuluna yerleşti ve mezun oldu. Öğrencilik dönemimde tiyatro oyunculuğuyla ilgilendi ve 2 seans halinde gösteri yapılan 6 oyunluk bir tiyatro gösterisinde bulundu. Üniversitenin ilk yıllarında otelcilik sektörüne atıldı ve çalışmaya başladı. Şu anda İstanbul’da 5 yıldızlı bir otelde resepsiyonist olarak çalışmaktadır.

***

Bölüm 1

Bir gece ansızın kan ter içinde uyandı. Evin ışıkları kapalı ve saat daha 02.30’du. Uyuyalı 1 saatten biraz daha fazla olmuştu. Etrafına bakınarak nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Mantar pano ve üzerinde holden gelen cılız ışıkla zar zor seçilen bir fotoğraf tanıdık geldi.

Dikdörtgen, güneş ışığından solmuş kuşe bir kâğıda basılan fotoğrafta, nişanlısı ön plandaydı. Tanıştıkları günlerde vermişlerdi bu pozu. Sevgilisi yani şu anki nişanlısı o anda, sanki rüyasını biliyormuşçasına tehlike çanları çalıyormuş gibi bakıyordu.

Kendine gelmeye başladı. Rüya ile gerçeği ayırt edebildiğinde derin bir nefes aldı. Yaz yaklaşıyordu. Mayıs aylarının ortasıydı. Hava geceleri odanın olduğu cepheden esen serin ilkbahar rüzgârıyla doluyordu. Balkon kapısı açıktı. Adrenalin ve baskıdan oluşan teri, rüzgârın ve sakinleşmenin etkisiyle soğuyordu.

Kalktı; mutfağa gidip su içti yatağa tekrar döndüğünde gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Önce aklının ona oyun oynadığını düşündü, hemen odanın ışığını açıp tekrar baktı. Yanılmıyordu. Gördükleri gerçekti ve tam yatağın ortasında duruyordu. Hızlıca cep telefonunu eline aldı.

Son aramalardan nişanlısı Aslı’nın kaydını buldu. Sonra saatin geç olduğunu hatırlayıp vazgeçti. Aslı gece yarısı gibi uyumuştu ve sabah işe gidecekti.

Sonra evin diğer odalarını gezdi. Ablası, annesi ve babası herkes uyuyordu. Kimseyi uyandırmadı. Oturdu ve rüyasını hatırlamaya çalıştı. Detaylar aklına geldikçe korku içinde kaldı. Anlam veremediği şekilde rahatsız olmuştu bu rüyasından ve ayrıntılar henüz aklından çıkmamışken cep telefonunun notlar bölümüne rüyasıyla ilgili birkaç tarih yazdı. Tekrar yatıp uyumaya karar verdiğinde saat 03.40 sularıydı ve karanlık sessiz geceye yenik düştü.

Sabah 10.08 de telefon ikinci kez çalıyordu. Okan heyecanla fırladı ve telefonu açtı.

-Alo!

-Günaydın hayatım!

Bu, nişanlısı Aslı’nın sesiydi, kimin aradığına bakmadan açmıştı Okan telefonu.

-Günaydın aşkım. Sana hemen bir şey anlatmam lazım, gece geç saatte uyandırmak istemedim.

Okan yattığı yerden doğruldu ve el yordamı ile sigara paketini buldu.

-Hayrola aşkım ne oldu? Keşke arasaydın.

Okan rüyasını anlatmaya başladığında etkisinden çoktan kurtulmuştu ve saçmaladığını düşünüyordu artık. Gece rüyası çok daha keskin ve akla yatkın gibi gelmişti ona. Okan'ın ses tonundaki ikna edicilikte kaybolmuştu ve Aslı'yı etkileyememişti.

-Rüyalara bu kadar takılmamalısın. Dedi Aslı hafifçe güler bir ses tonuyla.

Güneş doğmuştu zaten, dışarıda dolaşan insanların konuşması, araba sesleri, kuş cıvıltıları. Artık daha rahat ve güvende hissediyordu kendisini.

-Evet haklısın hayatım. Gece, rüyanın sıcağı ile çok etkilenmiştim. Dedi Okan.

-Anladım canım. Ee ne yapacaksın bugün?

-Şimdi kalkıyorum yataktan, kahvaltı yapacağım. Öğleden sonra işe gideceğim.

-Tamam canım. Afiyet olsun. Ararsın sonra. Dedi Aslı ve telefonu kapattılar.

Okan kendisini çok tatsız hissediyordu. Gün doğduktan sonra uyanmak onu bütün gün üzerinden atamadığı uyuşuk bir duruma sokuyordu.

Kalktı, yüzünü yıkayıp salona girdiğinde ablası çoktan uyanmış annesi ile kahvaltı hazırlıyorlardı.

-Günaydın millet!

-Şükür uyanabildin. Birazdan yanına gelecektim uyandırmak için. Dedi ablası Ayla.

Ayla, Okan'ın büyük ablasıydı ve genelde erken saatlerde kalkardı. Nişanlanalı iki ay olmuştu ve düğün için, nişanlısı Göksel'in Türkiye'ye dönmesini bekliyordu. Göksel, uluslararası sularda yakıt taşıyan büyük bir geminin makina teknisyeniydi. Şu aralar Hindistan yakınlarındaydı ve 1 ay sonra dönecekti. Okan ise ablası Ayla'nın düğünün ardından, sonraki senenin yaz aylarında evlenecekti.

-Abla akşam vardiyasındayım bugün, keşke uyanmamı beklemeseydiniz.

-Olsun uyandın sonuçta bak, bir saat arayla iki kez kahvaltımı hazırlasaydık yani.

-Uyuyordum, Aslı aradı onunla konuştuktan sonra uyuyamadım daha.

-Anladım. Birazdan kahvaltı hazır olacak.

Ablası Ayla, mutfağa annesinin yanına yardıma gitti. Okan normal bir sabahtan farksız şekilde telefonundan sosyal medya hesaplarına bakınıyordu. Televizyon açıktı ve şu saçma sapan sabah kuşağındaki kadın programlarından biri gösteriliyordu. Sunucu kadın, çok büyük bir haber veriyormuş gibi ciddi bir yüz ifadesiyle moderatörlük yapıyordu. Ama aslında programın gündemi aralarında tartışmış iki çifti barıştırmak üzerineydi. Her zaman kızardı kanalların yayın politikalarına. Ona göre belgesel yayınlansa çok daha iyi olurdu.

Kısa bir süre sonra kahvaltı masası hazır olduğunda annesinin, kahvaltı hazır çağrısı ile elindeki telefonun ekran kilidini kapattı ve masaya oturdu.

-Okan çay mı içersin yoksa meyve suyu mu?

-Tabiki çay anne. Karadenizli insana sorulacak soru mu bu?

-Ben Muğlalıyım zaten dimi meyve suyu içiyorum. Dedi ve güldü annesi Emine.

Kahvaltıdan sonra Okan iş için hazırlanmaya başladı. Değişimden ve son dakikada alınacak kararlardan hoşlanmaz, belirli bir rutine bağlı yaşardı. Tıraş olacak, giyinecek ve işten önce her zaman gittiği kafede zaman geçirecekti.

Öğlen saatlerinde evden çıktı. Öğleden sonra saat 3 te resepsiyonist olarak çalıştığı otelde olmalıydı. Yoğun bir iş günü onu bekliyordu. Aşağı inip bahçenin demirden yapılmış 300 kiloluk sürgülü kapısını açacak ve pikapını çıkarıp kafeye gidecekti. Ama garaj kapısının önüne başka bir araç park etmişti. 96 model gök mavisi bir Corolla tam motor kısmı garajın çıkışını kapatacak şekilde duruyordu. Aslında istese ve zorlasa yüksek pikapla Corolla’yı ezip garajdan çıkabilirdi ve o anda aklından tam olarak da bu geçiyordu çünkü insanların umursamazlığına akıl sır erdiremiyordu.

Koskocaman park yasak yazısına rağmen her gün aynı problemi yaşıyordu. Mavi kumaş pantolon ve beyaz gömleğiyle kafeye kadar 10 dakika yürüyüp -ki bundan nefret ediyordu- iş zamanı arabasını almak için tekrar eve gelmesi gerekecekti. Cebindeki telefonu ikinci çalışında ancak titreşiminden fark edebildi.

-Alo.

Arayan Aslı'ydı.

-Ne yaptın canım?

-Çıktım canım ama geri zekâlının birisi yine arabasını garajın önüne park etmiş. Kafeye gidiyorum. Acilen çay içmem gerek. Dedi ve güldü Okan.

-Tamam, kızma, boş ver. Döndüğünde alırsın. Kahvaltı yapmadın mı sen?

-Yaptım canım neden ki?

-Ee çay ne alaka?

-Bugün meyve suyu içmeyi tercih ettim.

-Tamam neyse hayatım işe giderken ara beni öpüyorum.

-Tamam hayatım kolay gelsin öptüm.

Kafeye geldiğinde arkadaşlarından kimse yoktu, bir iki kişi dışında hiçkimse yoktu hatta. Kendisine içecek bir şeyler alıp arkalardaki karanlıkta kalan deri koltuğa oturdu. Salı günüydü ve öğlen saatleri olduğundan herkes işindeydi.

Karanlık ortam Okan'ı yine düşüncelere itti. Rüyasını düşünmeye başladı. Rüyalar her zaman görülürdü bu problem değildi. Ama bu kadar detaylı, net bir rüya düşündürüyordu. Düşündükçe düşündü ve daldı gitti. Uzun zaman sonra bir sesle irkildi.

-Neden karanlıkta oturuyorsun lan!

Okan, arkadaşı İlyas’ın geldiğini bile fark etmemişti. Korktu ve irkildi.

-Gel şöyle güneşe çıkalım. Fare gibi girme buralara. dedi İlyas.

Okan'ın nutku tutulmuş gibiydi.

-Tamam. diyebildi sadece.

İlyas devam etti,

-Arabayı nereye koydun girişte göremedim.

-Aptalın birisi yine garajın girişine park etmiş, çıkaramadım.

İlyas güldü ve devam etti,

-Faruk’a söyleyelim garajın girişine bir engel yapsın dedim kaç kez sana.

Faruk’ta İlyas gibi çocukluktan arkadaşıydı Okan’ın ve demir-kaynak işlerinde ustaydı. Bir işi kâğıda çizip bunu yap dediğinde, yapabilecek beceriye sahipti.

-Doğru söylüyorsun ama kim uğraşacak onu her seferinde kapatıp açmakla. Uzaktan kumandalı demir bloklardan yaptırmak istiyorum ben.

-Maliyetli olur oda ama.

-Olsun. Yeter ki beni bu dertten kurtarsın.

-Nerede yaptıracaksın ki o sistemi?

-Bilmem. Araştırmak lazım tabi.

-Kapıyı da uzaktan kumandalı yaptır bari.

-Doğru. Boşver onu da gece bir rüya gördüm. Çok gerçekçiydi.

-Ne gördün? Hayrolsun.

-Rüyamda çok büyük bir.. Diye anlatmaya başladı Okan. İlyas tüm dikkatini vererek sabırla dinledi.

-En son o yataktaki şeyi bulmamış olsan, kötü bir kabus deyip geçerdim ama ilginç cidden. Dedi İlyas.

-Evet bende o yüzden ciddiye alıp etkilendim bu kadar.

-Hayrolsun kardeşim. Umarım herhangi bir rüyadır.

-Neyse ben kaçayım yavaş yavaş, iş saati geliyor.

-Tamam. Akşam işten sonra dışarıya çıkarsan ara beni, buralardayım. Dedi İlyas.

Ve oradan ayrıldı. İçten içe şaşırmıştı. İki saat zaman nasıl geçmişti hatırlamıyordu bile. Eve geri döndüğünde, Corolla hala garajın önündeydi. Eline bir balyoz alıp parçalamak istedi ve sonra bahçe duvarına baktı. Acaba ikinci bir çıkış kapısı mı açsaydı ileride. Hızla vazgeçti bu düşüncesinden ve eve çıktı. Hala zamanı vardı ve beklemeye başladı.

Bahçeleri aşağı yukarı 800 m² dikdörtgen biçimindeydi. Okan’ın babası Ahmet amca, gençliğinden bu yana kümes hayvanları yetiştirmeyi severdi. Bahçede yıllardır kümes inşa eder, bozar sonra tekrar yapar bu şekilde kafasını dağıtırdı. Bu bir hobiydi onun için. Bahçede yeni ağaçlar yetiştirmek, kümes hayvanları beslemek. Sık sıkta tepki alırdı çevreden. İstanbul’un nüfus yönünden en kalabalık ikinci semtinde sabahları horoz sesiyle uyanmak insanları rahatsız ediyordu haliyle. Ama yasal bir sıkıntı yoktu. Kendi arazilerinde hayvan besliyorlardı ve tabiatıyla horozlar çok erken saatlerde ötüyordu.

Nitekim hayvan yetiştiriciliği ardından zararsız bir paranoya geliştirdi Ahmet amcada. Kimi kümes hayvanları uçma yetisi olmamasına rağmen iki metreye yakın duvarları zıplayarak aşabiliyorlardı ve Ahmet amca her zaman cins hayvanlar beslediğinden kaçmalarını istemiyordu. Yaşı yetmişin üzerinde olmasına rağmen dinç ve enerjikti. Bu enerjisini boş günlerinde bahçe duvarlarını yükseltmekte kullanmış, dört tarafı üç buçuk metrelik duvarlarla çevrili ve tek girişi garaj kapısı olan bir kale haline getirmişti adeta.

Açık balkondan, aşağıda çalışan arabanın çıkardığı kayış sesini duyduğunda kalktı ve camdan aşağıya baktı. Garajın önündeki araba çıkıyordu. Tam zamanında diye geçirdi içinden. Mesai saatinin başlamasına yirmi dakika kalmıştı ve çalıştığı otel on dakikalık mesafedeydi. Hızlıca aşağı inmek üzere hareketlendi ve annesine seslendi.

-Anne ben çıkıyorum.

-Tamam oğlum. Dikkatli ol. Hayırlı işler.

O gün, iş çok yoğun geçmişti ve saat akşam 10.30 civarında Okan, kasasını devretmek üzere hazırlanıyordu. Birden kendini yorulmuş ve kafası çok dolu hissetti. Biraz hava almak ve sigara içmek için dışarı çıktığında dışarıda mükemmel hissettiren, yaz aylarının habercisi niteliğinde ılık bir rüzgâr esiyordu. Arkasını rüzgâra döndü ve sigarasını yaktı. Daha sonra otelin önündeki banka oturdu ve önünden havalimanına giden arabalarla dolu işlek caddeye baktı.

Şehir hayatından yorulmuştu. Zaten böyle hissettiğinde, aklından hep yazları 1 haftalığına gittiği kamplar gelirdi. Yıldızların altında doğa ve sessizlikle baş başa kalmak fikri bile huzur veriyordu. Sigarası bittiğinde küllüğe basıp içeriye doğru yöneldi. Resepsiyon deskine yürürken başının döndüğünü sandı, sendeledi ve bir anlığına duraksadı. Tam o sırada restoran bölümünden bir arkadaşı koşar adımla lobye fırladı.

-Hissettin mi?

-Neyi?. dedi Okan.

17 ağustos 99 Gölcük depremi olduğunda Okan henüz küçüktü ve derinden etkilenmişti. Depremden bir kaç gün sonra merkez üssüne çok yakın bir bölgede oturan halasını ziyarete gitmişler ve harabeye dönmüş şehri birebir görmüşlerdi. Ayrıca 2013 yılında Çanakkale yakınlarında olan 6,2'lik deprem esnasında, öğrenci olarak bulunduğu

You've reached the end of this preview. Sign up to read more!
Page 1 of 1

Reviews

What people think about Enkaz

0
0 ratings / 0 Reviews
What did you think?
Rating: 0 out of 5 stars

Reader reviews