Find your next favorite book

Become a member today and read free for 30 days
Adem'e Mektuplar

Adem'e Mektuplar

Read preview

Adem'e Mektuplar

ratings:
3/5 (1 rating)
Length:
370 pages
3 hours
Publisher:
Released:
Mar 2, 2017
ISBN:
9786059496346
Format:
Book

Description

  Ah! Adem!


 14/02/2000


  Dostum, seninle fuarda yollarımızın kesişmesiyle başlayan süreç, ikimizin de yaşamını kökünden değiştireceğini sanıyorum. Bu karşılaşama, sağlam, müstesna bir arkadaşlığın başlangıcı oldu…


 Aşkın ateşli savunucusu, İslam aleminin ışığı ve barışçı maneviyatının kapısını ardına kadar açık tutan, Mevlana gibi, bizim arkadaşlığımız da iki ummanın kavuşmasına benzedi! Sen de, savaşmak yerine nefsini terbiye etmeyi savunanlardansın. Biliyorum, bunu herkes kabullenemez…


 İnsanlarla kavga etmek yerine, dürüstçe konuşup, doğruyu anlatama taktiğini kullandığını biliyorum! Kendini sevenin, güzel olanı sevilmemesi mümkün mü? Sen kendine güzel muamele etmezsen, hiç başkaları sana güzel şeyler eder mi? Senin o güzel duygu ve düşüncelerin yüzüne yansıyor. Farkındayım! Bu da eğitimle ve öğretimle oluyor elbette…


 Biliyor musun Adem Hocam, insanların karşılaştıkları sorunların çoğunun temelinde kitap okuma eksikliğidir. Okumak, kişinin daha fazla kavramasına ve düşünme kapasitesini geliştiriyor...


 Gözlerimi yakıyor bazen bu güneşin ateşi! Ama olsun! Işık beni yaksa da, karanlıkta dünyamı aydınlatıyor! Zaten benim içimdeki ateş, Allah tarafından tutuşturulmuş! Belli ediyorum sevincimin heyecanını, değil mi?



YAZAR HAKKINDA (Kısa Özgeçmiş)


 Yazarın çalışmaları; TALAN MEVSİMİNDE ADAM GİBİ YAŞAMAK, SOKRATES’İN İSYANI, HAÇLILAR ÇANAKKALEDE, YÜZ ELLİ YAŞINDAKİ ADAM, TEVRATIN ÇOCUKLARI VE KURAN, ARİF’İN ÖLÜMÜ, ŞİİRLE AĞLAMAK, KÜÇÜK MAHMUT İLE KOCA BAYRAM, VENÜS GEZEGENİNDE İSYAN, ADEME MEKTUPLAR gibi Kur-an ahlakına dayalı, ama daha cüretkâr ve farklı konuda yazılmış kitaplardır.


  Halit Fuat Beşik kimdir?


 1952 yılında Fatsa'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Fatsa'da, üniversite öğrenimini ise İstanbul'da tamamladı. Kapalı çarşıda ticaret hayatına atıldı. Bu arada dünyanın pek çok ülkesini gezme fırsatı buldu. Önceleri rezaletten kaçmayan ve "Hep ben" mantığıyla maceralı bir hayat yaşadı. Okumayı ve not almayı çok sevdiği için pek çok kitap ve notlara sahiptir.


Yazmak konusuna otuz yıllık bir emek vermesine rağmen, bu konuda daha pek çok şey yapması gerektiğine inanıyor.


 İnanç, Adalet, İnsan sevgisi ve Kuran ahlakına dayalı o muhteşem denge içinde eserler vermeye çalışıyor. Şu anda sizler için değişik konularda pek çok kitaplar daha hazırlamaktadır. Gerçek eserlerini bundan sonra sizlere sunacağına inanıyor…

Publisher:
Released:
Mar 2, 2017
ISBN:
9786059496346
Format:
Book

About the author


Book Preview

Adem'e Mektuplar - Halit Fuat Beşik

İçindekiler

Yazar Hakkında (Kısa Özgeçmiş)

Ah! Adem!

AH BİZİM ELLER

YALNIZLIĞA DÜŞMEK

DAVET

ADEMLE TANIŞMAK

İNSANLARI KORUMAK

FIRTINA

BİR KİTAP YAZACAĞIM

DENGELİ ALLAH PROJELERİ

SEVGİLİ KİTABIM

HAÇLILAR

AH ŞU YAŞLILIK

AŞK

KORKUSUZ İHTİYAR

YAŞLILIK

BEN İYİYİM

ALLAH BİZİMLE BERABERDİR

BÜYÜK KATİLLER

BATI FANATİK BİR HRİSTİYAN KULUBÜDÜR

İLAHİ YASA

ŞEYTAN SOFRASI

SEÇKİN İNSAN

İNSANLAR ÖLMESİN

HAÇLI ZİHNİYETLİ AVRUPA

EYVAHLAR OLSUN BİZE!

FELAKETİ GÖRÜN

CADI AVI

BATI KENDİ KONFORU İÇİN SİLAH SATMAMALI

O KADIN Kİ!

CENNETİ YARATMAK ELİMİZDE

KİMDİ AKŞAMKİ O YABANCI ADAMLAR?

AŞKLA YAŞAMAK

ANLAMAK İÇİN DİNLE

EN BÜYÜK PROJE İNSANDIR

FRENKLER

MUSTAFA KEMAL

KARDEŞ OLMAK

İRADE VE AKIL

AŞK BU, SEVGİ DEĞİL Kİ!

DOĞRU KİTAP

O KADIN

ADEMİN ÖLÜMÜ

DOSTLARA MEKTUP

VAR OLUŞA BAĞLANMAK

O KIŞ

DEM ALMAK

CANIM ARKADAŞIM BENİM

KARDEŞİM ARİF

EDEBİYAT

YANGIN YERİ

O KADIN

BANA EYVALLAH

ESERLERİN UNUTTURMAZ SENİ

CENNETİ İÇİNDE BARINDIRAN TOHUM

KURAN’IN İSTİLASI

İDAMLIK ADAM

BAMBAŞKA BİR YOL

ŞİRK, KİBİR, EGO

BATI İNSANI

NUTUK ÇEKEN FİLOZOF

SEVGİLİLER GÜNÜ

Yazar Hakkında (Kısa Özgeçmiş)

Yazarın çalışmaları; TALAN MEVSİMİNDE ADAM GİBİ YAŞAMAK, SOKRATES’İN İSYANI, HAÇLILAR ÇANAKKALEDE, YÜZ ELLİ YAŞINDAKİ ADAM, TEVRATIN ÇOCUKLARI VE KURAN, ARİF’İN ÖLÜMÜ, ŞİİRLE AĞLAMAK, KÜÇÜK MAHMUT İLE KOCA BAYRAM, VENÜS GEZEGENİNDE İSYAN, ADEME MEKTUPLAR gibi Kur-an ahlakına dayalı, ama daha cüretkâr ve farklı konuda yazılmış kitaplardır.

Halit Fuat Beşik kimdir?

1952 yılında Fatsa'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Fatsa'da, üniversite öğrenimini ise İstanbul'da tamamladı. Kapalı çarşıda ticaret hayatına atıldı. Bu arada dünyanın pek çok ülkesini gezme fırsatı buldu. Önceleri rezaletten kaçmayan ve Hep ben mantığıyla maceralı bir hayat yaşadı. Okumayı ve not almayı çok sevdiği için pek çok kitap ve notlara sahiptir.

Yazmak konusuna otuz yıllık bir emek vermesine rağmen, bu konuda daha pek çok şey yapması gerektiğine inanıyor.

İnanç, Adalet, İnsan sevgisi ve Kuran ahlakına dayalı o muhteşem denge içinde eserler vermeye çalışıyor. Şu anda sizler için değişik konularda pek çok kitaplar daha hazırlamaktadır. Gerçek eserlerini bundan sonra sizlere sunacağına inanıyor…

Ah! Adem!

14/02/2000

Dostum, seninle fuarda yollarımızın kesişmesiyle başlayan süreç, ikimizin de yaşamını kökünden değiştireceğini sanıyorum. Bu karşılaşama, sağlam, müstesna bir arkadaşlığın başlangıcı oldu…

Aşkın ateşli savunucusu, İslam aleminin ışığı ve barışçı maneviyatının kapısını ardına kadar açık tutan, Mevlana gibi, bizim arkadaşlığımız da iki ummanın kavuşmasına benzedi! Sen de, savaşmak yerine nefsini terbiye etmeyi savunanlardansın. Biliyorum, bunu herkes kabullenemez…

İnsanlarla kavga etmek yerine, dürüstçe konuşup, doğruyu anlatama taktiğini kullandığını biliyorum! Kendini sevenin, güzel olanı sevilmemesi mümkün mü? Sen kendine güzel muamele etmezsen, hiç başkaları sana güzel şeyler eder mi? Senin o güzel duygu ve düşüncelerin yüzüne yansıyor. Farkındayım! Bu da eğitimle ve öğretimle oluyor elbette…

Biliyor musun Adem Hocam, insanların karşılaştıkları sorunların çoğunun temelinde kitap okuma eksikliğidir. Okumak, kişinin daha fazla kavramasına ve düşünme kapasitesini geliştiriyor...

Gözlerimi yakıyor bazen bu güneşin ateşi! Ama olsun! Işık beni yaksa da, karanlıkta dünyamı aydınlatıyor! Zaten benim içimdeki ateş, Allah tarafından tutuşturulmuş! Belli ediyorum sevincimin heyecanını, değil mi?

Sevgili Ademciğim, iş çıkarmayayım başınıza! Çok sıkıntılı bir durumum var, bu aralar. Kardeşimi yeni kaybettim! Ah şu mezar kimleri yutmadı sevgili arkadaşım? Dünya hayatının zevkine dalıp Allah’ın mesajını unutan bizler…

Hesap günü yüreklere gizlenen düşünceler, niyetler, sevgiler, nefretler, ihanetler ortaya serildiği zaman geçeği anlayacağız ama, iş iten geçmiş olacak! İnsanın, azgın bir hırsla, daha çok mal, servet, makam, şöhret tutkusuna kapılarak, geçici zevkleri çoğaltmaya ve kişilerin birbirine üstünlük taslama hastalığı hayret verici…

Zaman zaten hızla akıp gidiyor şu dünyada! Bir gün daha yaşayacağımı umarak güzel şeyler yazmaktan başka şeyler düşünemiyorum şu an. Ama ben başkalarının getireceği haberle yetinmek niyetinde de değilim açıkçası güzel kardeşim benim…

Gerçekten o kadar az zamanımız var ki, onu da ağlayarak tüketmek niyetinde değilim. Hem de, hiçbir şeyin kendi elimizde olmadığını bildiğim halde! Aşkın arkasında kesinlikle başka sırlar olduğunu biliyorum.

Dostum ama ben zaten Rabbimi aklımla değil, kalbimle seviyorum. O Aşk, inanç gibidir, ispat istemez ve kesinlikle kabullendim. Aşığım ben Ona! Bu arada beni dindar biri sanıyorsanız, evet dindarım. Dindarım ama asla inatçı, bağnaz, taassupçu dindarlardan değilim. Bu iki kavram arasında çok fark var…

Bak dostum, gördüğün gibi dünyada gittikçe büyüyen bir açmaz var. Ancak dönülmez noktanın tam da ortasında değiliz. Biz iman edenler, güzel yararlı davranışlar ortaya koyup, hakkı, hukuku, adaleti, doğruyu ve gerçeği öğütleyen Kur-an Ahlakına uyarsak o zaman korkma her şey düzelecek…

Sevgili Ademciğim! Rabbin yol göstericiliğinden uzaklaşan insan, sonu gelmeyen ihtirasların peşinde koşup, bencil arzuların çılgınca ihtiraslarına kapılacaktır. Yani, dünyaya köle olacak ve boş zindanlarda bocalayacaktır ve hiçbir zaman huzuru bulamayacaktır…

Ne! Yalan mı söylüyorum? Hayır yalan söylemiyorum! İstediğimiz gibi yaşamak için üç beş gün yetmiyor ki! Peki yalan söyledim! Var mı bir diyeceğiniz? Sonunda içinden çıkılmaz o noktaya doğru koştuğumu fark ettim. Sen beni anlıyor musun Adem Hocam? Her şey para değil! Feleğin çarkı öyle herkesin isteğine göre dönmüyor. İnanmamak insanın elindeki gücü alır. Artık gençlik bitti. Baharı çoktan geçtik! Şimdi kış! Nasıl zaman geçti, nasıl bitti koca bir ömür? Bilmiyorum! Taht senindi ve baht sonuna kadar gülecek sanıyorduk, değil mi? Olmadı işte…

Bilir misin? Ölümden kaçmak fayda vermiyor. Kaçamazsın! Ölüm her şeyi yok ettikten sonra bile bana ne, diyemezsin dostum! Cansız uzanmış bedenin başında bile konuşulanlar ne kadar farklıdır ve acıdır, ah bir bilsen sevgili arkadaşım! Ama boş ver! Ha dağda gömülmüşsün, ha cami avlusuna, ne fark eder ki? Dünya aynı…

Dünyaya kızgınlıklar, kurnazlıklar, kırgınlıklar, kan davaları ve şiddet sunacağımıza, aşk, inanç, ahenk, tebessüm sevgi sunarsak, daha güzel lezzetler almaz mıyız? Ey büyük nehir ak da herkes görsün! Köşe başlarında kötülük almış başını gidiyor. Namuslu insanlara huzur içinde yaşamak haram olmasın artık! Yangın mı olacak ne? Bu gün hiç keyfim yok! Bahçede dolaşırken, gecikmiş bir gonca gülü koparıp okuduğum kitabın sayfaları içine yerleştirmek istedim ama, ona kıyamadım Hoşça kal Sevgili Arkadaşım Adem…

Halit Fuat Beşik

AH BİZİM ELLER

14/02/2001

Sevgili Ademciğim, rüya bu ya! Güzel bir gün! Bütün gün beraberdik! Sohbetinden çok hoşlanmıştım. Yolun uzadığının farkında bile değildik! Sanki bir aydır kimseyle konuşmamış gibi coşkuyla bana söylev verir gibiydin. Ama diğer taraftan da, çok düzgün, anlamlı ve güzel konuşuyordun. Görüyordum ki, yüce gönüllüsün ve soylu bir yüreğin vardı. Çok iyi anlaştığımızı görüyordum dostum. Derenin kıyısında beraber yürümeye koyulduk…

Neyse, şimdi bir rüya bu! O yaşadığımız günler pek geride kaldı. Ancak o günleri hayalimde yaşatıyorum. Durgun suların üzerinde kuşlar ne güzel ötüşerek uçuyorlardı, değil mi? Aşağıda billur gibi, dupduru, dalgasız bir deniz vardı. Farkında olmadan, ta denize kadar yürümüşüz! Toprağın kokusu da müthişti…

O çayırlığın başlangıcındaki yaykın ve akasya ağaçlarının önünden denize akan derede sazan balıkları kaynaşıyordu. Yaban ördekleri yosunlu suda yüzüyordu. Karşı kıyıda yeşil eğrelti otlarını arasında kurşuni kaya parçaları yükseliyordu. Düzlüğün arkasında ise, ekilmiş mısır tarlaları ve çevresinde sırayla dikilmiş akasya ağaçları uzanıyordu. Geriye dönüp tepelere doğru bakıldığında yemyeşil fındık bahçeleri uzanıyordu. Daha da yükseğe varınca ormana ulaşılırdı. Kayın, kestane ve meşe ormanı, dağların yüksekliklerine uzayıp gidiyordu. Karadeniz’in doğası böylesine vahşi ve güzeldir işte…

Ben böyleyim işte Ademciğim! Aslında benim aradığım, duygulu kafası çalışan bir insanla söyleşmekti! Sevgili dostum, ben aslında biraz da konunun dışına çıkıp sana köyümün güzelliğin anlatmak istiyorum. Gerçi sen köyümü iyi tanıdın ve burayı çok sevdiğin için hayali tekrar gözünün önüne gelsin diye yazıyorum…

Çünkü biliyorum ki, sen de benim gibi doğaya aşıksın. Rüzgar o gün kuzeyden esiyordu. Kara bulutların saçları al aldı…

Tek başıma ormandayım şimdi! Bilirsin! Çok vakit kalırsanız orman, insanın içini karartır. Ama dolaşmak için giderseniz ormana doyamazsınız. Ormanlar böyledir işte… Ben çok severim ormanları! Bizim ormanlardaki her ağaç, birbirinden değişiktir. Ağaçlarında kendilerine göre pek çok özellikleri ve çok farklı bir güzellikleri vardır. Çamların arsında çok uzun kaldığım da oldu. Ayrıca bizim burada dağların havası da çok temiz olur. Bu açık hava insan sağlığına çok iyi gelir…

Eskiden insanlar, sıtmadan ve sivrisinekten kaçmak için buradan yüksek yerlere giderlerdi. Bu yüzden eskiden insanlar, deniz seviyesindeki tarlalarda çalışıp, akşamları yüksek yerler olan yaylalara uyumaya giderlerdi... Şimdi artık denize yakın yerlerde o hastalıklar kalmadı. Her seferinde böyle güzellikler gördüğümde, kalbim yerinden çıkacak gibi çarpmaya başlar. Allah’a şükrederim, bize böyle güzellikler yaşattığı için… Dağların tepesindeki güneşi, doruktaki karların serin esintisini içimde ve ruhumun derinlerinde duyumsadıkça, ben iyice kendimden geçerim ve her şey çok güzel görünür bana…

Sevgili Ademciğim! İnsan bu güzellikler karşısında zayıflığın girdabında kalmamalı! Doğanın bu mükemmelliğinin sınır yoktur! Etrafınıza bir şöyle bir bakın. Sonrada bakışlarınızı iki kere daha döndürerek bakın! O bakışınız, aradığınız kusuru bulamamış halde geri döner. Zaten Rahmanın yaratılışında hiçbir uyumsuzluk göremezsiniz, öyle değil mi sevgili kardeşim?

Hadi bakışınızı şöyle bir tekrar döndürüp bakın şu dünyaya! Bir kopukluk bir uyuşmazlık görüyor musunuz dünya nizamında? O halde vakit varken her şeyi doğru görüp yaşamak gerek, öyle değil mi? Şimdi ise, Mekke, Medine, Hıra ve haremi görmek istiyorum. Dostum gitmek istiyorum oraya ve Kabe’ye! Neyse ki sevgili dostum, biz ikimiz de, bu mükemmelliğin farkına varmış bulunuyoruz…

Gülme Allah aşkına! Söylediklerim hiç dalkavuk alkışlamasına veya konuşmasına benziyor mu? Ne gülüyorsun? Düşündüğünü ister içinde tut, ister açığa vur. Ama bu hakikat bilgisini inkar edenler, kanımca bir aldanış içindedirler…

O zaten işaretlerini bütün mahlukatta gösteriyor. Şifayı neden orda, burada, yada isyankarlıkta arayayım? HZ. Muhammed’in yolu sadece bilgi yolu olduğu için değil, dürüst ve samımı olduğu için bu yoldan gidiyorum...

Şimdi o Rahmana nasıl olur da hakikatimizle iman etmeyiz? Nasıl tevekkül etmeyiz? Söyler misin dostum? Bu hakikatler ölümle daha iyi meydana çıkıyor… Görüyorsun işte! Bulutun üstüne şimşek koymuş gidiyor o rüzgar…

Bu benzetmenin benim için fazla cüretli olduğunu sanmıyorum. Bize kimse öylesine hakikatsiz dost olamaz! Bu yüzden hem yüreğini, hem de kafanı kullanmaya çalış da dinle beni, olur mu dostum?

Hay Allah! Aksi gibi bu gün de, sevgililer günü imiş! Hiç de farkında olmadım. Merak etmeyin iyi öyküleri olduğu gibi kötü öyküleri de ustalıkla anlatmaya çalışacağım size…

Yazar Halit.

YALNIZLIĞA DÜŞMEK

14/02/2002

Mektuplar yazacağım sana sevgili Ademciğim! Yeni nesil insanlar, mektup yazmayı tamamen unutmuş olsa da ben sana gene de yazacağım. Bir mektup aylar süren ayrılıkların sessizliğini bile kolayca giderirmiş derler eskiler. Mektuptaki tek bir yemin yetermiş ayrılıklardaki tüm dargınlıkları yok etmeye. Bu yüzden mektup yazmak bence sıra dışı bir yazım türüdür dostum! Gurbette çok kalmış biri olarak sen bunu benden daha iyi bilirsin…

Dahası, daha çok şeyler konuşmak istiyorum seninle Sevgili Adem! Elimdeki en uygarca şey de buymuş gibi geliyor bana! E-mail gibi şeyleri hiç sevmiyorum ben! Elle mektup yazmak, daha insancıl geliyor bana! Evet arkadaşım, ben sana bu tür eskinin mektuplarıyla ulaşmak istiyorum…

Ne yalan söyleyeyim Ademciğim, arada sırada benimde günah işlediğim olmuştur elbette! Bunların hepsini sana tek tek anlatacağım. Çekinmeden yazacağım! Şimdi gerçeği yazabildiğim için yaradılışımı duygularımı ne güzel anlatabiliyorum sana. Bu da şu demektir dostum, artık talih yüzüme gülmeğe başladı...

Hele başımdan geçen bizzat yaşmış olduğum en basit hikayemi anlatayım sana. Çocuktum. On iki yaşlarında falan, oruçtum ve kimse görmeden yemek yedim. Ve orucumu bilerek bozmuştum. O kadar korkmuştum ki! O zamanlar, en büyük günahı işlediğime inanıyordum. Doğrusu buna hakkım yoktu. Sanki ölümü hak etmiştim gibi geldi bana! Of aman deyip neredeyse hastalanıp, yataklara düşecektim! Perişan bir durumdaydım ve bu gerçeği kimseye söyleyemezdim. Çünkü, o zaman ailemin inandığı, gerçekleştirmek istediği planlara ve umutlara ihanet etmiş olacaktım. Kendimi harap etmekten başka ne yapabilirdim ki? Haşa haddimize mi?

Halbuki hakka saygısızlıkta bulunmak, aklımın ucundan geçmedi benim. Ama oldu işte! Faziletin heybetli kıldığı ıstıraplardan biri vardı başımda artık. Çocuktum ve oldu bir kere işte…

Günlerce korkmuş bir tavşan gibi titredim durdum. Öylesine üzülmüştüm ki, hayatım gereksiz, amaçsız ve değersiz geliyordu bana! Genç bir delikanlının çağdaş bir dünyada, bilgisizlikten ve boş yere umutsuzca savaşını gördün işte…

Bilir misin dostum? Cehaletin olduğu yerde, korku, endişe, haksızlık, hırsızlık, kavga ve nefret vardır. Ama çoğu davranışlardaki yanlışlık, toplumun sağlıklı olmayan değer yargılarından ileri geliyor. Ne kadar korkutulmuşum, görüyor musun Sevgili arkadaşım? Evet! Tamamen kendi başıma ve yalnız kalmıştım...

Ama içimden bu yenilmişlik duygusuna karşı mücadele etmek istiyordum ve kafamda yeni bir ışık yandı! Önce böyle budalalıkları çözmemiz gerektiğini anladım ve bundan sonra kendimi küçük kabuğuna çekilmiş salyangoz olmaktan kurtaracaktım…

İçimden; Her şeyi araştıracağım artık! dedim!

Biliyor musun dostum? Araştırdıkça da, başka insanların durumunun benden daha kötü olduğunu gördüm. O zamana kadar kör olduğumu, diğer insanların davranışlarını benimkiyle karşılaştırdığımda, benim dertlerimin hiç de önemli olmadığını anladım. Meğerse başka insanların da ne çok dertleri varmış. Her önümüze gelenin bize hep kendi doğrularını dayatmış olduklarını gördüm...

Düşünmeye başladıkça sanki mezardan gün ışığına çıkmış gibi oldum! Boş yere acı çeken insanlardan biri olmak istemiyordum artık! Şunu da anladım ki, sen kendini kurtarmak istemezsen, sana kimse yardımcı olamazmış dostum…

İnsanda bir takım üstün vasıflar olmalı! Hoşnutsuzluğumuzu bilgece açığa vurmazsak acılarla hep baş başa kalacağımızı öğrendim. Ve o büyük savaşı, bir an önce kendi içinde başlatmalıydım. Başka türlü nasıl ayarlayabiliriz kendimizi, sevgili kardeşim? Söylediklerim ilgini çekmiyor mu? Kazanmak için sahip olduğunuzu ortaya koyarsanız, başaramayacağınız hiçbir iş olmaz. Yeter ki güzel düşüncenin zihninde doğmasına sebep olun ve o yola girin…

Siz beni anladınız! Ben artık dünyada ödüllendirileceğime inanamaya başladım. İşte böylece iyi bir adam olmaya ve her şeyi ama, her şeyi sana yazmaya ve anlatmaya karar verdim. Bunu yapamam gerekiyordu. Bunlar artık benim için çok önemli şeylerdir. Anlayacağın benimkisi sana günah çıkarmak gibi bir şey…

Arkamda şüpheli şeyler de var biliyorum ama, onları daha sonra düşünürüz ve konuşuruz sevgili dostum! Şimdilik boş verin! Her şey düşünüldükçe derinleşir ve daha iyi anlaşılır. Bu arada iyi bir kitap yazacağımızı da hissediyorum. Ve biliyor mu sun ben hiçbir şeyden korkmuyorum. Çünkü çok dikkatliyim ve kimseye karşı yanlış yapmamaya çalışıyorum. Zaten Allah’a teslim olmuşum ben! Hiç korkmadan dünyayla vedalaşabilirim. Hem de yıldızları selamlayaraktan…

Şimdi ise, öte dünyayı düşünürken, bu dünyayı da kavramak istiyorum. Efendisinin isteğini seve seve kabul eden bir köle gibi olmadığımızı anlatmak istiyorum herkese dostum, elimden geldiğince elbette…

Ademciğim, nedense içimde seninle konuşmak için büyük bir istek var. Hazırım ben! Bir an önce içimdeki güzel şeylerin çıkmasını istiyorum. Şimdi sana her şeyi ifade etmenin yolunu bulmalıyım. Bu gecenin hatırına mektubuma güzel bir tebessüm karıştırmak istedim…

İnan ki dostum, mutluluğun üstün kıymetini yeni kavramaya başladım ve onu bulmak yıllarımı aldı. Şimdi her şeyi daha iyi görür gibiyim! Bir zamanlar eşi benzeri bunalımlı yıllarım oldu. Aksine, çok gençken hayattan daha az memnundum! Hatta şimdi kendimi olduğumdan daha mükemmel olarak görmek istiyorum ki, daha çok okuyayım, daha çok kitap yazayım, fikirlerle daha iyi besleneyim ve daha çok bilgi sahibi olayım diye! Kitaplardan güzelce bilgi almak, onu güzelce anlamak, güzel fikirleri zihnime nakşetmek ve onları yazılarıma yansıtmak istiyorum. Tıpkı, Kur-an da olduğu gibi Rabbin adıyla okumak istiyorum…

Biliyorum ki, böylelikle her yeni eserle edebi seviyemi biraz daha yükselteceğim. Daha çok iyimserlik havası hakim olan eserlerden yazmak istiyorum. Hani şu, fikir tarafı ağır basan şöyle seviyeli eserlerden. Bilirsin sen hani şu çerez gibi ve batıl değerlerle dolu olmayan o güzelim kalın kitaplardan…

Evet dostum! Bu kitapları yazmakla ölümsüzlüğü yakalamak istediğimi zannetme! Çünkü ölümsüzlüğün bedeli oldukça fazla olur. Bunun karşılığı olarak yaşarken birkaç kez ölür insan! Büyük işlerin öç alması denen bir şey vardır. Her büyük eser tamamlandı mı, yaratıcısına karşı durur o an! Artık o eserin yaratıcısı ise, bu yaptığı işten dolayı güçten düşer ve üstelik kendi yapıtına bile katlanamaz olur. Hiç kimse bu yapıtın durduğu yeri ve yazarın içinde yaşanılan görkemli yalnızlığı anlayamaz. O yalnızlığın karşısına kimse kolay kolay çıkamaz…

İnsan yazgısının düğümlendiği bir şeyi çözmek ezer insanı! Buna büyük işin öç alması denir! Ayrıca yazarın etrafında duyumsadığı o korkunç ıssızlığa gelince de, o da ayrı bir derttir. İnsanlara yaklaşırsın, dostlarını selamlarsın yine de o ıssızlık peşini hiç bırakmaz! Karşılık veren tek bir bakış dahi bulamazsın çevrende! İnsanı en çok yaralayan şey de, kişilere aranızda bir ayırım olduğunu sezmektir…

Elbette böylesi bir yalnızlığa düşen insan kötüleşir, yerinden kımıldayamaz, dayanıklılığı azalır ve güçsüzleşir. Ben kendi payıma söylüyorum. Bir yazar, Kur-an’dan uzaklaşarak kendi asli kulluğundan sapıp, yozlaşmamalı. Kur-an ilkelerine karşı gelip, olumlu kişiliği saptırıp bir yozlaşmaya sebep olunursa, o yazar varlık mertebesinin en aşağısına düşebilir…

İşte dostum, ben böyle bir acıklı duruma düşmek istemiyorum. Dünyanın kaç bucak olduğunu anlamış, gün görmüş ve geçirmiş bir adam olduğumu iyi biliyorum artık. Kötü duruma düşmemek için o sade ışığımla yaşamaya çalışıyorum. Yine ben içiyorum, benden taşan alevleri! Çok şükür ki, açlıktan kıvranmam ben, Allah’ın verdiği böylesi doymuşluğun içinde…

Aradığım pek çok şeyi bulduğuma inanıyorum. Sonsuzu keşfettim. Ama bu sadece benimle ilgili bir şey değil, dünyada duyguları bastırılmamış herkesle ilgili! Sonunda günışığına çıktığımı keşfettim! İnsanın, yaratılış amacını gerçekleştirmesi için, ihtiyaç duyduğu her türlü, zihni ve bedeni özelliklerle donatılıp, varlık mertebesinin en yükseğine çıkabilecek yetenekte yaratılmış…

Kur-an adeta beni kurtarmak için bu aleme gelmiş! Onunla gönülden konuşuyoruz karşılıklı…

İnan ki sevgili dostum, duvardan aşmanın yolunu bulduğumu sanıyorum. Herkesin bilmesini istediğim şeyi size yazarak ifade etmeliyim. Çok işe yarayacaklar bunlar biliyorum! Hiçbir işe yaramasalar bile düşüncelerimi yine de tek tek anlatacağım sana. O gömülmüş olduğum derin sessizliğin içindeki mücevheri meydana çıkarmalıyım! Bizim mutlak hakikati fark edip, bunu tüm insanlara anlatmamız lazım. Artık o süreç önümüzde duruyor…

Mademki soruyorsun söyleyeyim sevgili Ademciğim! Bir çok kitap bitireceğim! Yazmak istediğim tüm kitapları yazacağım. Belki de bu kitaplar son zamanda yazılmış en yalnız türkü gibi olacaklar! En iyi kitapları yazamam lazım size! Bu kitaplar bir tek gerçeğe Allah ve Kur-an hakikate hizmet edecek. Hayallerimin gerçekleşmesi için de, bu işin, fazlasıyla büyük olduğunu da sanmıyorum. Okuyan kişi okuduğunu sanki kendi yazmış gibi hissedecek…

Yazar olmak için, az çok yazmayı öğrendik artık biz dostum. Diğer taşlar arasındaki duran pırlanta gibi, kendini gösterecek bizim yazılarımız. Merak etmeyin siz! Biz Kur-an’a dayalı hakikat boyutlarının üstünde derin bir yücelik sunacağız! Yazarken yüksek bir edebi düzey tutturmaya çalışacağız…

Güzel bir adetim var söylemeden geçemeyeceğim Adem hocam! Yazmaya başlamadan önce bütün velilerimizi selamlarım. İzin isterim onlardan! Ve onlara Allah’tan rahmet dilerim. Sağ olanlar için de daha büyük başarılar dilerim. Bizi mutlu eden herkese ve her şeye şükrederim…

Bir taraftan da lapa lapa yağan karı seyrediyorum. Yılın ilk karı, o kadar belirsiz ve öylesine sessiz geldi ki, hiçbir şey anlamdım. Sokaklar tamamen kar altında kaldı. Televizyon dün, dünyanın buzul çağının pençesine ve bin yılın en soğuk kışını yaşayacağımızı söylüyor. Çatılardan hançer gibi buzlar sarkıyor. Tehlikeli ama çok güzel görünüyorlar. Ayaz o kadar sertleşti ki, sokaklarda hayvanlar bile dondu. Evsizler de bu ayazdan nasibini aldı. Bir taraftan da yazmaya koyuldum. Öyle heyecanlıyım ki, neredeyse kusacağım…

Merak etme bunu yapmayacağım Ademciğim! Yapamam gerekmeyecek dostum. Korkma! Korkma! Korkma her şey yolunda. Haddinden fazla mı söz söylüyorum yoksa? İşin dışındaki fazla söz ziyan verir. Biliyorum. Sanki dilimin yetmediği öte bir boyut var içimde! Zaten Mevlana’nın dediği gibi aşkın sahasına girince kelimeler de yetersiz kalır, insan da… Dostum, aşığım ben Rabbime…

Hoşça kal…

Yazar Halit.

DAVET

14/02/2003

Dün yine tepeden tırnağa karalar giyinmiştin Ademciğim. O siyah takım elbise sana çok yakışmış. Siyah düzgün sakalınla, sağ kulağındaki küçük, halka altın küpenle ve parlak at kuyruğu saçlarınla gene can yakmaya hazır görünüyordun… Ve yüzündeki o hoş bir tebessüm, seni çok şık tamamlıyordu. Öyle sıra dışı bir görünümün vardı ki, genç kızlar gözlerini senden ayıramıyorlardı. Farkındasın değil mi? Sarhoş gibiydin! Hele konuşurken, o ne ruhların derinliğine iniş, o ne hitabet sanatıydı. Dahası düşüncelerin çok katı ve sertti konuşmalarında. Karşı fikirde olanlara iyi dokunmadın. Sanki onlarla birlikte acı çekiyor gibiydin. Senin gibilerin sayesinde Allah’ın yol göstericiliğinden uzaklaşıyor insanlar…

Halbuki biz, o puşt, orospuca, azgın, hayvanca ve insanların yüreğini paralayan kötülüklerden, namuslu yola dönmek arzuları olanlara hep kucak açacaktık! Sözümüz öyle değil miydi? Ya sen ne yaptın? Yapma öyle? Git ve o hırsızlarının seni oyuncak gibi kullanmasından vazgeçirmeden benim yanıma gelme! Gerçekten seni kırmak istemiyorum. Senin gibi iyi bir dostumdan, yarı kırgın vaziyette ayrılmak zorunda kalmayayım, olmaz mı?

Biz ki, cinayeti dahi haram aşklarla taçlandırmış insanlara bile doğruları anlatacaktık! Hani insanları yanlış yaptıklarında uyaracaktık. Peki sen ne yapıyorsun? Anlattıklarından dolayı derin bir umutsuzluğa düştüm. Sanki yemekler boğazıma diziliyordu…

Neydi senin dün gece yaptığın o havailikler ve kepazelikler? Kız henüz yirmisinde! Tanıdık hikayeler anlattırma bana! Bu konuda şimdilik susuyorum. İlerde ne olur bilemem Ademciğim! Her şey sana bağlı. Biraz züppesin galiba. Pahalı giysilere, şık markalara, pahalı arabalara, gösteriş yapmaya pek düşkün görünüyorsun. Asla benimle aynı değer ölçülerini paylaşmıyorsun. Ama şunu da biliyorum ki iyi bir yüreğin var...

Yazdıklarında kıskanılacak biri gibi görünüyorsun, ama kişiliğin gayet arızalı! Anlaşılan son zamanlardaki moda inançsızlığı seni de etkilemişe benziyor. Kendini harap etmekten başka yaptığın ne var ki? Yüce gönüllü bir kişisin, bundan kuşkum yok ama inan ki dostum, bu yeterli değil. Sıradan işleri bir kenara bırak, zor işleri bile yazarlıkla yan yana yürütebiliyorsun. Bu doğru! Aynı anda pek çok işi de beraber yürütebiliyorsun. İşte ben

You've reached the end of this preview. Sign up to read more!
Page 1 of 1

Reviews

What people think about Adem'e Mektuplar

3.0
1 ratings / 0 Reviews
What did you think?
Rating: 0 out of 5 stars

Reader reviews