TAHSİN YÜCEL'İN ANDRE GİDE'TEN ÇEVİRDİĞİ "DÜNYA NİMETLERİ" ÜZERİNE BİR ÇEVİRİ ELEŞTİRİSİ DENEMESİ Mustafa DURAK

TAHSİN YÜCEL'İN ANDRE GİDE'TEN ÇEVİRDİĞİ "DÜNYA NİMETLERİ" ÜZERİNE BİR ÇEVİRİ ELEŞTİRİSİ DENEMESİ Mustafa DURAK Çeviri Eleştirisi Üzerine Çeviri kuramı ile çeviri eleştirisi üzerine söylenecek olanların benzer şeyler olacağı düşünülür ilk baştan. Bu, belki de Türkiyedeki çeviri üzerine üretilmiş olanların genelde çeviri eleştirisi kapsamında ele alınıp tartışılabilecek yazılar üretilmiş olmasından, başkaca kuramla ilgili üretici bir yaklaşım çıkaramadığımız gibi, önerilmiş kuramlara dayalı yöntemli çalışmaların da az (yoka yakın az) oluşundandır. Bu da, kavram bulanıklığına yol açıyor doğal olarak. Çeviri eleştirisi konusunda bizde tartışma bağlamında, sanırım beliren önemli iki görüşten biri Saliha Paker'e, öbürü de Işın Bengi'ye ait. Saliha Paker öncelikle yanlış kavramını ortadan kaldırmayı önerirken, Işın Bengi de eğer yanlış varsa niye söylemeyelim diyor. Ben ise her ikisinin de haklı yanları olduğunu, ama sorunun yanlıştan, yanlışın tartışılmasından çok çevirinin değerlendirilmesinden geçmesi gerektiğini, dolayısıyla yanlışlar kadar doğruların da değerlendirilebilmesi için çevirmenin zihinsel ve dilsel olarak gerçekleştirdiği işlem ve süreçlerin dikkate alınmasından yanayım. Çok kötü bir çevirinin bile iyi çeviriyi çekmek, iyi çeviriye özendirmek gibi, nitelikli çevirilerin farkını daha iyi anlayabilmemizi sağlama gibi bir işlevi olabileceği için, onu da bir dereceye kadar olumlu ve hoşgörüyle karşılamamız gerektiğini düşünüyorum. Çeviri eleştirisi, hele hele yanlışların saptanması söz konusu olunca Akşit Göktürk'ün Çağdaş Eleştiri Dergisi'nde A.Nihal Akbulut, Nesrin Kasap, Kemal Özyurt ve Tülin Şenruh ile yaptığı çeviri söyleşileri örnek gösterilebilir. Akşit Göktürk; eleştiriyi, kafasındaki çeviri eleştirisini somutlamak için söyleşiyi yönlediren konumundadır. İzlediği yöntem betimseldir. Önce kaynak metin ile ilgili tarihsel bilgi ve öz nitelikleri üzerine bilgiler verir. Sonra çevirinin kaynak metni, "ses, sözcük, tümce, bütün metin düzeyinde hangi eşdeğerliklerle ne ölçüde başarıyla yansıttığını, karşıladığını bulgulamaya" çalışır (1). Kültürler arasındaki ayrımın gözetilmesinden, iki kültürün ayrı tutulmasından yanadır, dolayısıyla aynileştirilmesine karşıdır. Bir sözcüğün yerlileştirilmesi, (onun örneğinde "chivalry"'nin "çelebi" olarak karşılanması ele alınır) bu sözcüğün "doğulu çağrışımla devreye girmesi, işleve girmesi, kültürel düzlemde çeviri açısından bir aykırılık taşır" (2). Sözcük düzeyindeki değerlendirmeden tümce düzeyine kaydırır söyleşiyi. Bu noktada dikkat ettiği tek şey işlevselliktir. "Tırnak, tire, ayraç imlerinin özgün metindeki işlevlerle çeviride kullanılmamasından dolayı çeviride, bir bilinçakışı metni olarak yazılmış Woolf

metni, bilinçakışı metninin taşıması gereken, özgününde taşıdığı nesnellikten, nesnel etkiden uzaklaşıyor" (3). Söz konusu yazının son kısmında yine de çevirmenin yalnızca sözcük, tümce, imsel kullanım yanlışları ve basım hataları üzerine duruluyor. Bir bakıma yalnızca yanlışlara dikkat çekiliyor. Sanırım burada şunu açıkça dile getirmekte yarar var. Bir çeviri binlerce alınmış kararı, pek çok dilsel kullanım seçeneğini, üretim ve yaratımı içerir. Bunların teker teker ele alınması elbette çevirinin oylumunu katlayan bir toplamı önümüze getirecektir. Bu da metni çevirmekten çok daha güçtür ve çok zaman isteyen bir çalışmadır. Böyle bir çalışmanın makale oylumunda bir yazıya dönüştürülebilmesi çok fazla emeği içerecektir. Bu da çeviriye, çeviri olgusuna saygının artmasına bağlıdır. Bir bakıma ülküsel bir tasarımdır. Ve hedeflediğim çeviri eleştirisi çevirmenin dünyaya bakışına, kişiliğine ve kendisini böyle bir eleştiri anlayışına programlamasına bağlıdır. “Dünya Nimetleri” çevirisine eleştirel yaklaşım: Bu çalışmada Tahsin Yücel'in André Gide'ten çevirdiği Dünya Nimetleri çevirisine kısmen, raslantıyla seçilmiş bazı ifadelere bakmaya çalışacağım. Uygulamaya çalışacağım çeviri eleştirisi elbette söz konusu hedefi yansıtmaktan uzak olacaktır. Zira henüz o kadar cesaretli görmüyorum kendimi. Yine sapmaların peşine takılıp gideceğim herhalde. Çevirmenin doğrularını söyleyebilmek hiç de kolay değil. Bir başka çeviriye, yanlış çeviriye gereksinimli. Yaratımın, yaratıcılığın, becerinin görülebilmesi ancak kötü örnekle karşılaştıktan sonra olur. Yani karşılaştırmalı çeviriye de gereksinim var doğruların, olumlulukların, yaratıcılıkların, üstünlüklerin görülebilmesi ve gösterilebilmesi için. Şimdi rastgele seçilmiş kesitlerin çevirilerini ele alayım: 1) Tandis que d'autres publient ou travaillent, j'ai passé trois années de voyage à oublier au contraire tout ce que j'avais appris par la tête. (p: 19) 1a) Başkaları kitaplar yayımlarken, çalışırken, ben kafamla öğrendiğim her şeyi unutmak için üç yıl yolculuk ettim. (Tahsin Yücel)  Bu çeviride sorunsal "apprendre par la tête" ifadesinin "kafamla öğrenmek" olarak çevrilmiş olmasıdır. Burada A. Gide'in kendi toplumundaki yerleşik öğrenme biçimine karşı çıktığı düşünülürse, ve "apprendre par coeur" ile "apprendre par la tête" yan yana getirilirse daha doğru bir çıkarıma gidilebilir. Ancak iki deyişi yan yana getirirken "apprendre par coeur"ü alıştığımız "ezberlemek" karşılığı olarak aldığımızda "apprendre par la tête"i de başkalarından hazır alınan bilgi olarak değerlendirebiliriz. Böylece Gide, hazır alınmış bilgileri kendi akıl süzgecimizden geçirerek yaşamımıza katmamızı

öneriyor diyebiliriz. Zaten o yüzden öğrendiklerini unutmaya çalışıyor. Zira öğretilmiş bilgiler, yönlendirici bilgiler. Ben odaklı değil Ve o güne değin öğrendikleri hep yönlendirilmiş bilgi olduğu için burada belki bir eksiltme ile "par la tête" kaldırılabilir ya da "akıllı geçinenlerin öğrettiklerinin ..." diye çevrilebilir. Zaten hemen izleyen tümce bu düşünceyi destekliyor. 1b) Başkaları kitaplar yayımlamayı yada çalışmayı sürdüre dursun; ben, öğrendiklerimin tümünü (/hazır bilgilerin tümünü/, /benimsetilmiş bilgilerin tümünü/) unutmak için tam üç yıl yolculuk yaptım. (Mustafa Durak) 2) Cette désinstruction fut lente et difficile; elle me fut plus utile que toutes les instructions imposées par les hommes, et vraiment le commencement d'une éducation. (p: 19) 2a) Ağır oldu, güç oldu bu bilgilerden kurtulma; ama insanların zorla verdiği bütün bilgilerden daha yararlı oldu, gerçek bir eğitimin başlangıcı oldu. (TY) Tahsin Yücel'in çevirisinde "désinstruction" tam sözcük anlamıyla doğru aktarılmıştır: "bilgilerden kurtulma", bilgilerden arınma da denebilir. Bunun yerine bir yorumla "yeniden öğrenme" yi getirdim, hatta iyelik ekiyle daha bir öznel kıldığımı düşünüyorum. "Yeniden öğrenme", eski bilgiyi yok etmeyi içerir. Bu ifadede eleştirilecek nokta "insanların zorla verdiği" kısmı. "imposer" fiilinin buradaki anlamı "benimsetmek, kabul ettirmek"tir. Yoksa Gide, yalnızca kendisine zorla kabul ettirilmiş bilgilerden kurtulmayı öneriyor sanılabilir. Zaten zorla verilen bilgiler insanın kafasında kalmaz genellikle. 2b) Yeniden öğrenme[m] güç ve yavaş oldu, [ama] insanların benimsettiği tüm bilgilerden daha yararlıydı ve doğrusu, eğitim yeni başlıyordu [benim için]. (MD) 3) Tu ne sauras jamais les efforts qu'il nous a fallu faire pour nous intéresser à la vie; mais maintenant qu'elle nous intéresse, ce sera comme toute chose passionément.(p: 19) 3a) Yaşamla ilgilenmemiz için ne çabalar, ne çabalar harcamamız gerekti, bunu hiçbir zaman bilemeyeceksin; ama şimdi bizi ilgilendiriyor ya, bu da her şey gibi olacak -- tutkuyla. (TY)  Tahsin Yücel'in çevirisi sözcüğü sözcüğüne aktarılmış. Ancak özellikle "ama" ile başlayan tümce anlaşılır gibi değil. Burada herşeyden önce iki dilin özne kullanımıyla ilgili yapısı farklı olduğu için, kaynak metindeki "elle" adılının gönderileni açıktır, bu da "yaşam"dır. Ama çeviridieeki "bizi ilgilendiriyor"un öznesi açık değildir. Burada bir yinelemeyle sorun çözülebilir.

Ne var ki ardından gelenler de anlaşılmaya açık durmuyor, birebir bir aktarım yapılmış olsa da. Bu yüzden, bir ifadenin nasıl seçenekleşebildiğini gösterebilmek için farklı çevirileri sunmak istiyorum. 3b) Yüzümüzü hayata çevirmek için ne çabalar, ne çabalar harcadığımızı bir bilsen; ama şimdi, her şeye olduğu gibi yaşamaya da tutkuyla bakıyoruz artık. (MD) 3c) Ama şimdi ilgilendiğimiz yaşam herşeyde olduğu gibi tutkuyla olacaktır artık. (MD) 3d) Yaşama bağlılığımız, herhangi bir kişi ya da şeye bağlılık gibi tutkuyla olmalıdır. (MD) 3e) Yaşama bağlılık tutkulu olmadıkça başka şeye bağlılık aldatıcıdır. (MD) 3f) Bağımlı bilgi şeylere, özgür bilgi yaşama bağlar insanı. (MD) 3g)Tadına varmadığınız bir şey kalmışsa hayatta, yaşamamışsınız demektir. (MD) Bunlarda anlatımı çekiştirdiğim ve kaynak metinden uzaklaştığım söylenecektir. Ya da bunların eşdeğerli olmadıkları. Eşdeğerli olmadıkları biçim açısından doğru. Bazı ögelerin vurgulanması açısından, yani odaklaştırma eşdeğerliliği açısından doğru ama anlam açısından eşdeğerli olduklarını düşünüyorum. 4) Je châtiais allégrement ma chair, éprouvant plus de volupté dans le châtiment que dans la faute - tant je me grisais d'orgueil à ne pas pécher simplement. (p:19) 4a) Sevinçle cezalandırıyordum tenimi, ceza suçun hazzından da büyük bir haz veriyordu --yalnız günah işlemekle kalmamanın gururu öylesine sarhoş ediyordu beni. (TY)  Bu çeviriyi sözcük sözcük kaynak metinle karşılaştırdığımızda her hangi bir sorun yok gibi duruyor. Ancak kaynak metnin tümce bağlantılarına baktığımızda imparfait, p. présent ve tant ile birleştirildiğini görüyoruz. Çeviri metninde ise dili geçmişle ardrada gelen üç tümce sıralanmış. Bu da metni öyküselleştiriyor. Oysa bir neden-sonuç ilişkisi var kaynak metinde: "Suçta cezadakinden daha fazla zevk hissettiğim için, keyifle cezalandırıyordum tenimi." ve "tant" ile bir miktar söz konusu: "gururdan başım döndükçe", "gururdan ne kadar başım dönüyorsa". Böylece çeviriye gelebiliriz:

4b) Suçta cezadakinden daha fazla zevk hissettiğim için, -sadece günah işlemekle kalmamış olmanın gururu başımı döndürdükçe-, keyifle cezalandırıyordum tenimi. (MD) 4c) Coşkuyla cezalandırıyorum tenimi, cezadan, suçu işlerken duyduğumdan daha çok zevk alıyorum - yalnızca günah işlemekle kalmıyorum ya, bunun gururu sarhoş ediyordu beni. (MD) 5) Supprimer en soi l'idée de mérite; il y a là un grand achoppement pour l'esprit. (p:20) 5a) Değer düşüncesini silmeliyiz içimizden; akıl için çok büyük bir engeldir o. (TY)  "mérite" sözcüğünün karşılığı için sözlükte, "değer, yetenek, değerlilik, saygınlık, onur, övünç, nişan, liyakat nişanı" karşılıkları var. Bunlardan "değer"in yeğlenmesi, ilk karşılığın alınması gibi bir sonuca götürüyor. Oysa değer için fransızcada bir de "valeur" sözcüğü var. "valeur" ile "mérite" arasındaki ayrım ne? Hem sonra "en soi" "içimizden" olarak mı çevrilmiş? Sözlükte bunun karşılığı "kendisi olarak" veriliyor. Böylece şu çeviriye geliyoruz: "Övünme, (kendini layık görme) düşüncesini bütünüyle atmalıyız içimizden." "Esprit" sözcüğü için çok fazla karşılık buluyoruz sözlükte. Burada, akıl, zihin, düşünce, ruh karşılıklaraından herhangi biri yeğlenebilir gibi duruyor. Övünme, kendini beğenme( <-- kendini layık görme) doğru düşünmeyi, aklı, zihni, ruhu engelleyebilir. Daha önce düşünce geçtiği için buna bağlı olarak doğru düşünme yeğlenebilir. Burada yalnızca düşünme değil de doğru düşünme olarak çevirilmesinin uygun olduğunu düşünüyorum (yada bunun yerine sağlıklı, nesnel nitelemeleri seçenek olarak kullanılabilir). 5b) Kendinizi layık görme düşüncesinden bütünüyle sıyrılın, Bu doğru düşünme için büyük bir engel oluşturur. (MD) 5c) Layık olma düşüncesini atın kafanızdan, bu düşünce insan için büyük bir engel oluşturur. (MD) 6) … L'incertitude de nos voies nous tourmenta toute la vie. Que te dirais-je? Tout choix est effrayant, quand on y songe: effrayant une liberté qui ne guide plus un devoir.(p:20) 6a) Yollarımızın belirsizliği yaşam boyu yedi bitirdi bizi. Ne diyecektim sana? Her seçim ürperticidir, bir düşünüldü mü: bir görevin yönlendirmediği özgürlük ürperticidir. (TY)

 "tourmenta" için "yedi bitirdi" denilmiş. Aslında anlamı aktarıyor. Ama iki şey daha var gibi geliyor bana kaynak metinde. Birincisi yargı tümcesi niteliği, ikincisi de p.simple ile bitmişlik görünümü. Türkçedeki "yedi bitirdi" ifadesindeki dili geçmiş sanki bu bitmişliği veriyor gibi ama ikilemeyle birlikte bir süreklilik de ediniyor. Bu yüzden çeviri, "yollarımızın belirsizliği yaşam boyunca altüst etmiştir bizi" olabilir. "effrayant"ı da "ürpertici" yerine "korkunç" olarak çevirebiliriz. Asıl önemlisi kaynak metinde yönlendiren "görev" değil, "özgürlük"tür. 6b) Yollarımızın belirsizliği yaşam boyunca altüst etmiştir bizleri. Nasıl söylesem sana? Bir düşününce her seçenek korkunçtur: Bir göreve rehberlik etmeyen özgürlük korkunçtur. (MD) 6c) ... Amaçlarımızın belirsizliği tüm hayatımızı allak bullak etti. Ne diyeyim sana? Bir düşünürsen, her seçim, korkunçtur: bir amacı yoksa korkunçtur özgürlük.(MD) 7) C'est une route à élire dans un pays de toutes parts inconnu où chacun fait sa découverte et, remarque-le bien ne la fait que pour soi; de sorte que la plus incertaine trace dans la plus ignorée Afrique est moins douteuse encore.(p:20) 7a) Hiç bir yanı bilinmedik bir ülkede tutulacak bir yoldur bu, herkes kendi yolunu kendi bulur orada, hem de, iyi dikkat et, yalnız kendisi için bulur; öyle ki, en bilinmedik Afrika'da en belirsiz bir iz bile böylesine kuşkulu değildir. (TY)  "une route à élire" ifadesi "seçilecek bir yol", eğer sözcük sözcük çevirirsek. Bunun "tutulacak bir yol" olarak çevrilmesi "yol" sözcüğünün başka bir karşılığını yürürlüğe sokuyor: yöntem. "moins douteuse", sözcük sözcük daha az kuşkulu demektir, ama genellikle çeviri tekniđi olarak "kuşkulu" nun karşýtı yeğlenip "daha güvenli" olarak çevrilir. 7b) Bu, hiç bir yanını bilmediğimiz bir ülkede yol seçmeye benzer. Bu seçimde herkes keşfini kendisi yapar ve unutma, yalnız kendisi için yapar. Bu öyle bir yoldur ki, hiç bilmediğimiz Afrikada'daki en belirsiz bir iz bile bundan daha güvenlidir. (MD) 7c) Bu, hiç bir yanını bilmediğin bir ülkede yol seçmek gibidir, ve dikkat et: herkes kendi keşfini yapar; herkes kendi yoluyla cebelleşir, öyle ki Afrika'nın hiç bilinmeyen bir bölgesinde karşına çıkacak en belirsiz bir iz bile buradakinden daha yol göstericidir. (MD)

8) Pour bien des choses délicieuses, Nathanaël, je me suis usé d'amour. Leur splendeur venait de ceci que j'ardais sans cesse pour elles. Je ne pouvais pas me lasser. Toute ferveur m'était une usure d'amour, une usure délicieuse. (p:21) 8a) Birçok güzel şeyler için aşkla yıprattım kendimi, Nathanaël. Onlar için hiç durmadan yanıp tutuşmamdan geliyordu parıltıları. Yorulmak bilmiyordum. Her coşku bir aşk yıpranmasıydı benim için, çok hoş bir yıpranmaydı. (TY)  Çevirideki "birçok" ve "şeyler"de, çoğulluk yineleniyor (redondance). Oysa bu durumda türkçede "-lAr" eki kullanılmaz. "délicieuse" için, "güzel" sadece bir seçenek. Ama nefis, leziz gibi karşılıklar da devrede kaynak metinde. İkinci tümce tam anlamıyla sözcüğü sözcüğüne çeviri. Oysa sözdizimini değiştirip "onlar parlaklıklarını kendileri için durmadan yanıp tutuşmamdan alıyordu" diye çevirebiliriz. Başka bir seçenek: "onları cazibeli kılan, kendileri için durmadan yanıp tutuşmamdı." Ya da "onlar cazibelerini benden alıyorlardı: durmadan yanıp tutuşuyordum onlar için." 8b) Nathanaël, pek çok nefis, güzel şey uğruna aşkla yıprattım kendimi. Çekicililiklerini benden alıyorlardı: onlar için yangınlardaydım hep. Usanmak, uslanmak nedir bilmiyordum. Benim için her coşku, aşkla tükenmek demekti, güzel bir tükenişti bu. (MD) 8c) Her güzel şeye aşkla yaklaştım Nathanaël, bu da beni yıprattı. Onlar, parıltılarını, kendileri için sürekli yanıp tutuşmamdan alıyorlardı. Yorulmak bilmiyordum. Her arzu, benim için bir yıpranıştı, ama aşkla dolu bir yıpranış. (MD) 9) Hérétique entre les hérétiques, toujours m'attirèrent les opinions écartées, les extrêmes détours des pensées, les divergences. Chaque esprit ne m'intéressait que par ce qui le faisait différer des autres. (p:21) 9a) Sapkınların en sapkınıydım, sapa kanılar çekti hep beni, düşüncelerin şiddetle yön değiştirmeleri, aykırılıkları çekti. Her kafa yalnız ve yalnız başkalarından ayrılan yanıyla ilgilendiriyordu beni. (TY)  "les opinions écartées" ifadesinin "sapa kanılar" olarak çevrilmesi ilk bakışta sapkın /sapa ses yinelemesiyle şiirsel duruyor. Ama kanıyla birleşince anlamlandırmayı zorluyor. "les extrêmes détours des pensées" için "düşüncelerin şiddetle yön değiştirmeleri" denilmiş. Oysa burada en azından şiddetle diye bir şey yok, sözcük sözcük aktarırsak, "düşüncelerin aşırı sapmaları" yani "en uç düşünceler" olarak çevrilebilir. "divergence" ta aykırılık değil, ayrılık olarak çevrilmeliydi. "esprit" sözcüğü için "kafa" sözcüğü belki doğru ama, kaynak metindeki şiirsellikten uzaklaştırıcı.

9b) Sapkınların sapkını olarak, aykırı görüşler, en uç düşünceler, ayrılıklar çekmiştir hep beni. Bir düşünüş, bir bakış, başkalarından ayrılıyorsa eğer o zaman ilgilendirir beni. (MD) 9c) Sapkınların sapkını olarak, aykırı görüşler, en uç düşünceler, ayrılıklar çekmiştir hep beni. Bir düşünüş, bir bakış, başkalarından ayrılmıyorsa ilgilendirmez beni. (MD) 9d) Aykırıların aykırısı olduğum için; düşüncelerdeki en uç sapmalar, farklılıklar, dışlanmış görüşler çekmiştir beni hep. Bir zihin, beni, yalnızca diğerlerinden ayrılan yanıyla ilgilendirmiştir. (MD) 10) J'en arrivai á bannir de moi la sympathie, n'y voyant plus que la reconnaissance d'une émotion commune. (p:21) 10a) Bu yüzden sonunda sevgiyi kovdum içimden, bunda yalnız ortak bir coşkunluğun nimetini görür oldum.(TY, s: 15)  Yine bir neden sonuç tümcesi parçalanarak ve nedensellik ortadan kaldırılarak çevrilmiş. "sympathie" nin bir karşılığı da sevgi, ama burada böyle çevirirsek yanlış anlamaya yol açabilir. "Sympathie", cana yakınlık, yakın bulma olarak da çevrilebilir. (Denediğimde ben de ayni karşılıkla çevirmek zorunda kaldım). "la reconnaissance"ın nimet olarak çevrilmesi ise yanlış. Bilme, bulma, keşfetme olarak çevrilebilirdi. 10b) Sonunda içimden söküp attım sevgiyi, ilgiyi, zira bunun herkese ait bir heyecan olduğunu farkettim. (MD) 10c) Sonunda hoşlanma diye bir şey bırakmadım içimde, zira hoşlanmada, herkese ait bir heyecan vardı. (MD) 11) Agir sans juger si l'action est bonne ou mauvaise. Aimer sans s'inquiéter si c'est le bien ou le mal. Nathanaël, je t'enseignerai la ferveur. (p:21) 11a) Yaptığının iyi mi, kötü mü olduğunu yargılamadan davranmalı, İyi mi, kötü mü olduğuna bakmadan sevmeli bir şeyi. Nathanaël, sana coşkuyu öğreteceğim. (TY, s:15) André Gide ile ilgili bir yazıda rasladığım alıntısal çeviride bu bölüm şöyle ifade edilmiş: 11b) Yapacağımız şeyin iyi ya da kötü olduğunu düşünmeden harekete geçmeliyiz. Iyilik mi kötülük mü olduğuna önem vermeden sevmeli.”(Serdar Ünal)

Çeviride "bonne" ile "le bien", "mauvaise" ile "le mal" ayni karşılıkla çevrilmiş. Dolayısıyla kaynak metindeki sözcük renkliliği kaybolmuş. "İyi mi kötü mü olduğuna bakmadan sevmeli" deyince sevdiği şeyin iyi yada kötü oluşu anlaşılıyor. Oysa A.Gide'in söylediği sevmenin getireceği iyilik (hayır) ya da kötülüktür (şer'dir)r. 11c) Yaptığının iyi mi kötü mü olduğunu yargılamadan davran. Sana iyilik mi getirecek, kötülük mü getirecek aldırmadan sev. Nathanaël, sana coşkuyu öğreteceğim. (MD) 11d) Bir şeyi, iyi mi kötü mü demeden yapmalı. Doğru mu yanlış mı demeden sevmeli. Sana yangınları, yürekten sevmeyi öğreteceğim Nathanaël. (MD) 12) Amalfi (dans la nuit) Il ya des attentes nocturnes d'on ne sait encore quel amour. Petite chambre au-dessus de la mer, m'a réveillé la trop grande clarté de la lune, de la lune au-dessus de la mer.(p: 53) 12a) Amalfi (gece) Gececil bekleyişler vardır, hangi aşkın, daha bilinmez. Deniz üstündeki küçük oda; ayın, deniz üstündeki ayın çok güçlü aydınlığı uyandırdı beni. (TY, s:38)  "attentes nocturnes" için "gececil bekleyişler" denmiş. Sözcüğe sıkı sıkıya bir bağlılık bu. Ve türkçede kullanılan bir söyleyiş değil. Bunun yerine "geceleri, beklediğimiz olur" denebilirdi. Zaten arkasından gelen "hangi aşkın", kaynak metindeki "de" (--> d'on) yü de olduğu gibi çevirme kaygısından, havada kalmış, türkçe tümce kuruluşundan uzaklaşılmış. Yapay, eksik bir tümce üretilmiş. Bu, "henüz hangi aşkla karşılaşacağımızı bilmeden bekleriz" demek. "m'a réveillé" için de "beni uyandırdı" denilmiş. Oysa özne olarak "petite chambre" var, fiilin nesnesi olarak da hem "me" zamiri, hem de "la clarté de la lune" var. "la clarté de la lune"ü T. Yücel, sıralı öznenin bir parçası gibi düşünmüş. Oysa dilbilgisel işlev farklı. Özne etken değil, ettirgen. 'Oda', onda ayın en görkemlisini uyandırıyor. Yani odada geceleyin beklerken hiç ummadığı bir aşka yakalanıyor. Bu, onda o görkemli ay ışığının uyandırdığı coşkudur, sevdadır. Öyleyse bu ifadeyi şöyle çevirebiliriz:

12b) Geceleri, beklediğimiz olur, henüz hangi aşkla karşılaşacağımızı bilmeden. Denizin üzerindeki küçücük odada beklerken ayın en görkemli ışığı, denizin üzerindeki ayın ışığı doğdu içime. (MD) 12c) Gece beklemeleri vardır: beklenir; neyin, kimin aşkına olduğunu bilmeden. Denizin üzerinde küçük bir oda; ayın apaydınlığını, denizin üzerindeki ayın, getirdi bana. (MD) 13) Tunis. Dans toute l'azur, rien que ce qu'il fallait de blanc pour une voile, de vert pour son ombre dans l'eau.(p:55) 13a) Tunus Bütün gökte, bir yelkene yetecek kadar aklıktan, suda gölgesine yetecek kadar yeşillikten başka hiç bir tey yok. (TY, s:39)  Sözcüklerin yerine belirli karşılıkları koyup çevirdiğimizde, ya da bir sözcüğün karşılığı oturmadığında anlaşılması zor bir ifade çıkıyor karşımıza. Bu çeviri de böyle diye düşünüyorum. "Azur" sözcüğünün türkçedeki karşılığı: hem "mavi", hem de "gökyüzü". Dolayısıyla "dans toute l'azur"ü "bütün gökte" diye çevirme şansımız var, ama böyle dediğimizde bu kaynak metinde ortaya çıkan renkli tabloyu eksik bırakmış oluyoruz. Bunun yerine "masmavi bir gökyüzünde" diyerek beyaz ve yeşilin yanına bir renk daha katmış oluruz. 13b) Masmavi bir gökyüzünde, sadece bir yelkenliye yetecek kadar beyaz ve yelkenlinin sudaki gölgesi kadar yeşil var.(MD) 13c) Tunus Masmavilik içinde, yalnızca bir yelkenliye yetecek kadar beyaz ve sudaki gölgesine yetecek kadar yeşil var. (MD) 14) La Roque. Les chariots sont rentrés chargés de moissons odorentes. Les greniers se sont emplis de foin. Chariots pesants, heurtés aux talus, cahotés aux ornières, que de fois me ramenâtes des champs, couché sur les tas d'herbes sèches, parmi les rudes garçons faneurs! (p: 103) 14a) La Roque

Arabalar burcu burcu harmanlarla yüklü döndüler. Samanlıklar kuru otlarla doldu. Ağır arabalar, eğimlerde çarpılmış, çukurlarda sarsılmış arabalar; kaç kez ot derleyen kaba-saba oğlanlar arasında, kuru ot yığınlarına yatmış bir durumda kaç kez tarlalardan geri getirdiniz beni! (TY, s: 78-79)  "moissons" sözcüğü "harmanlar" diye çevrilmiş. Oysa harmanda elde edilen ürün, ekindir "moisson". "Grenier" de samanlık diye çevrilmiş, oysa ambar, yada buğday, tahıl ambarı demek. Çevirmen, "foin" (=kuru ot) sözcüğüyle buluşturunca bunu samanlık diye çevirmiş. P. passé'ler ("heurtés" ve "cahotés") edilgin eki ve -mIş ekiyle aktarılmış ve söyleyiş garipleşmiş. Oysa bir durumsal olarak "çarparak", "sarsılarak"diye, daha doğrusu ikilemelerle "çarpa çarpa", "sarsıla sarsıla" diye çevrilebilirdi. "ornière", "çukur" olarak verilmiş oysa tekerleklerin açtığı iz. "talus" için de "eğim" denilmiş, oysa "yokuş aşağı iniş" demek. İnişlerde araba hızlandığı için denetimden çıkıp yol üstündeki taşlara çarpıyor olsa gerek. "faneur" sözcüğünü de "ot derleyen" değil, "ot kurutan" diye çevirmenin daha uygun olacağını düşünüyorum. 14b) La Roque Arabalar burcu burcu kokan ekinlerle yüklü olarak döndü. Ambarlar ot doldu. İnişlerde çarpa çarpa, tekerlek izlerinde sarsıla sarsıla ilerleyen, yüklü arabalarda, kaç kez tarlardan döndüm: kuru ot yığınlarına uzanmış olarak, ot kurutma işinde çalışan kaba delikanlılar arasında /(delikanlılarla birlikte). (MD) 14c) La Roque Arabalar, güzelim kokular saçan tahıl yüklü olarak döndü. Ambarlar ot doldu. Çukurlarda sarsılan, yamaçlarda zorlanan iyice yüklü arabalar, kaba, sert görünüşlü, ot işçisi delikanlılar arasında kuru ot yığınlarına yatmış olarak kaç kez beni tarlalardan geri getirdiniz. (MD) 15) Fermier! Fermier! chante ta ferme. Je veux m'y reposer un instant -- et rêver, auprès de tes granges, à l'été que les parfums des foins me rappelleront. Prends tes clefs; une à une, ouvre-moi chaque porte.. La première est celle des granges... (p:104) 15a) ÇİFTÇİ! Çiftliğinin şarkısını söyle. Bir an dinlenmek istiyorum burda -- bir de, samanlıkların yanında, yazı düşlemek istiyorum: Kuru otlar burcu burcu koktu muydu anımsarım. Al anahtarlarını; teker teker; her kapıyı aç bana... (TY, s:79)

 Tahsin Yücel'in bu çevirisinde bir çeviri hatası söz konusu değil. Kaynak metinde yinelenen "fermier" ünlemesi amaç metinde büyük yazılarak teke indirilmiş. "que" ilgi adılına kadar sözcüğü sözcüğüne bir çeviri gerçekleştirilmiş. "que" den sonra gelen ilgi tümceciği açıklama tümcesi olarak ve de bu kez tümceciğin anlamı başka bir anlatımda denenerek, yaratıcı, en azından yeniden yapılandırıcı bir çeviriye gidilmiş: "samanların kokusu bana hatırlatıyor --> saman kokularının bana hatırlattığı" yerine --> "Kuru otlar burcu burcu koktu muydu anımsarım" kullanılmış. 15b) Çiftçi! Hey çiftçi! Çiftliğin destanını anlat. Bir an dinlensem orda, samanlıkların dibinde yazı düşlesem, kuru ot kokusu bana yazı hatırlatır. Al anahtarlarını eline, bir bir; aç bana her (bir) kapıyı. Önce samanlığın kapısı (nı). (MD)  Kendi çevirimde, "hey" sözcüğünü katarak ünlemi türkçedeki söyleyişte daha canlı kıldım. Sözcüğü sözcüğüne "çiftliğinin şarkısını söyle" yerine başka bir seçenek kullandım. Zira türkçeye sözcüğü sözcüğüne aktarılınca, sanki bu çiftçinin gerçekten bilinen bir şarkısı var da onu söyleyecek anlamı çıkabiliyor. Oysa yazarın istediği, çiftliğin güzelliklerinin hissedilmesine bir hazırlık, bir övgüye giriş. Daha sonraki tümcedeki "je veux" (=istiyorum) yü dilek kipiyle aktararak hem sözcüksel bağımlılıktan kurtuldum, hem de ifadede ekonomiye yönelmiş oldum. 16) Ah! que si les temps sont fidèles!... ah! que dans la chaleur des foins ne reposé-je près de la grange!.. au lieu de vagabonder, à force de ferveur, vaincre l'aridité du désert!... (p:104) 16a) Ah! havalar değişmiyorsa!.. Ah! coşku yüzünden alabildiğine başıboş, çölün kısırlığını yenecek yerde... samanlığın yanında, kuru otların sıcaklığında dinlenmemek neden!.. (TY, s: 79)  Öncelikle tümceciklerin başındaki "que"yü değerlendirmeli. Bu ünlemsel ve dilek ifade eden sözcüğün karşılığı yok çeviride. Üstelik "les temps sont fidèles", "havalar değişmiyorsa" diye çevrilmiş. Ve ifade içinde anlamsız bir tümce oluşmuş. Ayni şekilde ardından gelen tümcede de, sözcüğü sözcüğüne bir çeviriye yönelirken anlam sapmış. Otlar, ot balyaları samanlığın, yani saman hangarının yanında, dolayısıyla "samanlığın yakınındaki kuru otların" demek gerek. Sonra sanki "que" sözcüğü bir soru sözcüğü olarak yerini almış çeviride. Oysa bir dilek bu, dolayısıyla "dinlensem" diye çevrilmeli. Otların sıcaklığında demek yerine, sözcüğü sözcüğüne çeviriyi bırakıp, sıcacık kuru otların üzerinde dinlemsem" demeyi yeğliyorum ben. "à force de ferveur", "coşku yüzünden" diye çevrilmiş, bu, her şeyi aşkla yapan birinin çölü de severek, aşkla dolaşması,

dolayısıyla belki biraz genişleterek, "tutkularım yüzünden" diye çevirilebilir. "au lieu de vagabonder, à force de ferveur, vaincre l'aridité du désert" ifadesinde, vaincre mastarını nereye bağladığımız önemli. Çeviride "coşku yüzünden alabildiğine başıboş, çölün kısırlığını yenecek yerde." denilerek "vagabonder" yalnızca "başıboş" olarak verilmiş, oysa bu, "başıboş gezmek" demek. Ya "başıboş gezmek, çölün verimsizliğini yenmek yerine" diyececeğiz, yani iki mastarı birleştireceğiz yada "çölün verimsizliğini tutku gücüyle yenmek için" diyerek nedenselleştireceğiz. Bence bu sonuncusu doğru. 16b) Ah! Keşke havalar değişmese! Tutkularım yüzünden çölün verimsizliğini yenmek için serseri serseri dolaşacağıma, ah! samanlık çevresindeki sıcacık kuru otların üzerine bir uzansam! (MD) Değerlendirme: Yaptığım eleştirileri kendi aralarında sınıflandırmaya çalıştığımda şöyle bir sıralama çıkıyor: 1) Kaynak metindeki tek sözcüğü tek sözcükle karşılama çabası: Kaynak metinde kullanılan bir sözcüğün, girdiği bağlamlarla ilintili olarak edindiği, doğrudan ya da dolaylı farklı karşılıkları vardır. Ve bir metin içinde böyle bir sözcük, okur zihninde birden fazla karşılıkla anlamlandırılır. Sözlük girdisi olarak karşımızdaki seçeneklerden birinin benimsenmesi halinde kaynak metindeki anlatım zenginliği ortadan kalkar. Örneğin "l'azur" sözcüğü için çeviride "gök" yeğlenmiş, ancak metin içinde yeşil ve beyaz renklerinin de verilmiş olması, "l'azur" sözcüğünün "gökmavisi" karşılığını da istiyor. Dolayısıyla burada sözcüğün çevirilmesi yeterli olmuyor, ifadeyi doyuracak bir anlatım zorunlu oluyor. Bu nedenle "masmavi gök", iki karşılığı birden vererek, bir çözüm oluşturuyor. "bien des choses délicieuses" ifadesi, çeviride "bir çok güzel şeyler" olarak aktarılmış. Ayni şekilde, "délicieuse" karşılığı olarak "nefis, güzel" birlikte kullanılabilir: "pek çok nefis, güzel şey". 2) Özleştirme çabası: Amaç dilde kullanılacak sözcüklerin elden geldiğince amaç dilin varlığını oluşturan sözcüklerden olması, yani özleşmeye yönelme, idealist bir çabadır. Ve bu, kendi diline önem veren her bireyin dil borcudur. Ancak özleştirme çabası bazen anlaşılırlığı tehlikeye düşürmektedir. Örneğin, "les opinions écartées" için "sapa kanılar" denilmesi, "des attentes nocturnes" için "gececil bekleyişler" denilmesi, ve "talus" için "eğim" karşılığının kullanılması bence anlaşılırlığı zora sokmaktadır. 3) İndirgeme:

Kaynak dildeki farklı sözcükleri amaç dilde tek bir karşılığa indirme; hem amaç metnin yanlış çevrilmesine, hem de zihinsel genişlemenin engellenmesine yol açmaktadır. örneğin "bonne /le bien" ve "mauvaise /le mal" çeviride ayni karşılıklarla "iyi /kötü" aktarılmıştır. Ayni şekilde hem "la grange" hem de "le grenier" sözcükleri "samanlık" olarak çevrilmiştir. 4) Sözcüklemede sapma: Bir sözcüğün yerine sesel benzerliğinden dolayı farklı bir sözcüğün kullanılması. Bu da ayrımları indirgeyen bir olgudur. Örneğin, "divergence" için ayrılık değil de "aykırılık" demek gibi. 5) Amaç dildeki seçeneklerden yanlış karşılık seçme: Bu, genellikle bir sözcük için sözlükte verilen ilk karşılıklardan birinin ifadeye yerleştirilmesi biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, "la reconnaissance" sözcüğü için "nimet" karşılığı yeğlenmiş çeviride, oysa ifadedeki karşılığı "bulma, bulgulama, keşfetme". "imposer" fiilii zorla vermek olarak çevirilmiş, oysa ifadedeki karşılığı "benimsetmek, kabul ettirmek". "le mérite" sözcüğü "değer olarak çevrilmiş, oysa "layık olma, kendini layık görme" olarak çevrilmeliydi. "esprit" sözcüğü "akıl" olarak çevrilmiş, oysa "doğru düşünme" olarak çevrilmeliydi. "les extrêmes détours" , "şiddetli yön değiştirmeler" diye çevrilmiş, oysa "aşırı sapmalar" yada "en uç" olarak çevrilebilir. "une route à élire", "tutulacak yol" diye çevrilmiş, oysa türkçede "yol tutmak" gibi bir kullanım olmadığı için, okur ister istemez "yol" sözcüğünün başka karşılığına kayabilmektedir. 6) Amaç dildeki karşılıkta sapma: Amaç dilde kullanılması gereken uygun sözcüğün yerine başka bir sözcüğün kullanılmış olması. Bu, kaynak metnin anlatımını yoldan çıkaran, dolayısıyla yazarın söylemek istediğinin değil de başka bir şeyin anlaşılmasına yol açan bir durumdur. "ornière" için "araba izi" değil de "çukur" sözcüğünün seçilmiş olması. "moisson" sözcüğü için, "hasat" değil de, "harman" sözcüğünün seçilmiş olması sözcükler arası ayrıma dikkatsizliği öne çıkarmaktadır. "faneur" için "ot kurutan" yerine "ot derleyen" denilmesi. "ot derlemek" türkçe bir anlatım değildir. Böyle bir kullanım yok türkçede. 7) Amaç dilin ifade olanaklarından yararlanmama: Genellikle sözcüğü sözcüğüne çevirinin yol açtığı bir durumdur. Kaynak metnin sözcüksel yapıları, çevirmeni etkisi altında bırakıp amaç dilin önünü tıkar. "heurtés aux talus, cahotés aux ornières" anlatımı, çeviride "eğimlerde çarpılmış, çukurlarda sarsılmış" olmuş. Oysa "inişlerde çarpa çarpa, tekerlek izlerinde sarsıla sarsıla" olarak çevrilebilir. Bu da türkçedeki anlatım olanaklarından yararlanmadır. Burada ikileme, anlatımı türkçeleştiriyor.

8) Dilbilgisel işlevde sapma: Bir tümcenin içindeki ögelerin dilbilgisel işlevlerinin yanlış yorumlanması sonucu, kabul edilemez bir çevirinin ortaya çıkması durumudur. "petite chambre m'a réveillé la clarté de la lune" ifadesi, "küçük oda, ay ışığı beni uyandırdı" diye çevrilmiş. Oysa ay ışığı özne değil, nesnedir. Ve "küçük oda bende ay ışığını uyandırdı" ve giderek belki "küçük oda bana ay ışığını gösterdi", "küçük odadan gördüm ay ışığını" gibi seçenekler üretebiliriz. Ayni şekilde "éprouvant plus de volupté" ifadesi "büyük bir haz veriyordu" olarak yani p. présent, kişi ve zaman ekli bir hale getirilmiş. Oysa burada nedensel bir anlatım söz konusu. Başka bir örnek, "une liberté qui ne guide plus un devoir" ifadesi "bir görevin yönlendirmediği özgürlük" olarak çevrilmiş. Oysa kaynak metinde özgürlük özne. Yani, göreve rehberlik eden özgürlük. 9) Dilbilgisel ögeyi silme: Bazı durumlarda diller arası çakıştırım sonucu, yani dillerden birinde bir ögenin eksiltilmesiyle karşılanan olgular, bazı durumlarda sorunsal olabilir. Örneğin "mais maintenant qu'elle nous intéresse" ifadesi, "ama bizi şimdi ilgilendiriyor ya" diye çevrilmiş. Yani özne, "elle" zamiri, türkçede eksiltili kullanıldığı için, tam karşılığı gibi geliyor ilk bakışta. Ama "elle" zamirinin neyin yerini tuttuğu fransızcada belli iken (çünkü dişil üçüncü tekil, hemen "la vie" sözcüğüne bağlanabiliyor) çeviride gizli özne olarak "o" zamirinin gönderileni ortada, boşlukta kalmış. Bu durumlarda genellikle zamirin yerini tuttuğu sözcük açık yazılır. 10) Çeviride dilsel yapıyı eksik kurma: Bazı durumlarda kaynak metnin tümce yapısının etkisiyle birebir karşılıklar peşinde olunca çeviride ortaya çıkan tümce, yapı açısından eksik bir tümce olabiliyor. Örnek, "il ya des attentes nocturnes /d'on ne sait encore quel amour" ifadesi, "gececil bekleyişler vardır /hangi aşkın, daha bilinmez" sözcük sözcük baktığınızda çevrilmeyen öge kalmamış gibi. Ama "hangi aşkın" birleşimini, tümcede nereye bağlayabiliriz? Bu, belki, "hangi aşk içindir" olabilirdi. Başka bir örnek, "au lieu de vagabonder, à force de ferveur, vaincre l'aridité du désert" ifadesinde "vagabonder" mastarı, "başıboş" olarak bırakılmış ve çeviri anlaşılmaz olmuş: "coşku yüzünden alabildiğine başıboş, çölün kısırlığını yenecek yerde". 11) Sözcüğü sözcüğüne oluşan çeviriyi dil içi yeniden çevirirken yanlış çevirme: Çeviri yalnızca bir sözcüğün, bir öbeğin, bir tümcenin, bir sözcenin bir başka dilden diğerine aktarılması değildir. Ayni dil içinde de anlatılacak ham ögeleri farklı biçimlerde ifadeleştiririz. Bu ifade seçenekleri kendi aralarında birbirlerine dönüştürülebilir, başka bir deyişle çevrilebilir. Yaratıcı çeviri genellikle böyle çeviriler sonunda ortaya çıkar. Ancak çevrilmişlerin eş değerliliği, unutulmaması gereken bir noktadır. Eğer kaynak metinde anlatılmak

istenilenden uzaklaşırsak, anlamsal bir sapmaya yol açmış oluruz. Şu örnekte olduğu gibi: "si les temps sont fidèles". Bunu sözcük sözcük çevirirsek, "zamanlar sadık olsa" deriz kabaca, ya da "havalar sadık olsa". Ama nedir zamanın yada havanın sadık olması, değişmemesi demek orada bir sorun yok ama “si” ile başlayan bölüm sözcüğü sözüğüne aktarılınca ifade havada kalıyor. 12) Anlamlandırmada sapma: Kaynak metnin anlamlandırılması ile amaç metnin anlamlandırılmasının buluşmaması, ifadeler arası anlamsal sapmayı işaret eder. Örneğin, "chante ta ferme" ifadesi "çiftliğinin şarkısını söyle" olarak çevrilmiş. Oysa bu, "çiftliğini şarkıya dönüştür", "çiftliğini şarkıla --> çiftliğini türküle" demektir. 13) Ögelerin bağlantılarını kuramama (anlamsızlaştırma): Bazı durumlarda ifadenin ögeleri arasındaki bağlantı eksik kalır, bunda kaynak metni sözcüğü sözcüğüne çevirmenin, başkaca kaynak metnin, etkisi rol oynayabilir ve zaman zaman mantıksız yapılar ortaya çıkar. Zira kaynak metnin sözcüksel ve sözdizimsel yapısı bizi hemen etkisi altına alır. Örneğin, "je veux rêver à l'été que les parfums des foins me rappelleront" ifadesi "yazı düşlemek istiyorum: kuru otlar burcu burcu koktumuydu anımsarım." olarak çevrilmiş. Yazı düşlemek ile yazı anımsamak arasında ne tür bir bağlantı vardır. Oysa bu ifedede söylenmek istenen şu: yazı düşlemek istiyorum. Yazı ben kuru otların saçtığı kokulardan anlarım. "Kuru ot kokuları banı yazı hatırlatacak" diyor, sözcüğü sözcüğüne. Burada hatırlatmak fiilini olduğu gibi çevirebilir miyiz? Hayır. Yeni bir çeviriye gereksinimi var. Hele hele anımsamak fiili, (ki burada hatırlamak fiilinin çevirisi olarak gündemdedir,) bana kabul edilemez görünüyor. 14) Dolaylandırma: Bazı durumlarda sözcüğü sözcüğüne çeviri sorun yaratırken bazı durumlarda da sözcüğü sözcüğüne çeviriyi yeniden çevirmek sorun yaratabilir. Dilde işleyen temel kural ekonomi olduğuna göre ki sanatsal olan da onun peşindedir, elden geldiğince, çevirmen en ekonomik anlatıma yönelmek zorundadır. Eğer uzatırsa bir dolaylama yapmış olur. "que me reposé-je" ifadesinin "dinlensem" yerine "dinlenmemek neden" diye çevrilmesi basit bir dolaylamadır. 15) Sözcüğü sözcüğüne çeviri: Sözcüğü sözcüğüne çeviri, çevirinin ilk biçimi, ham biçimidir. İşlenmesi gereken, başkaca yeniden dönüştürmelere gereksinimli bir biçim. Bu nedenledir ki çevirmen ustalaştıkça sözcüğü sözcüğüne çeviriden uzaklaşır. Bu, dili en iyi kullanma sorunudur. Dille bir savaşıma girmeden çözülemeyecek bir sorun. Bir kaç örnek verelim: "leur splendeur venait de ceci que j'ardais sans cesse pour elles" ifadesi "onlar için durmadan yanıp tutuşmamdan geliyordu parıltıları", sondan başa yapılmış sözcüğü sözcüğüne çeviri için bir örnektir. "ce que j'avais

appris par la tête" ifadesinin "kafamla öğrendiğim..." diye çevrilmesi de böyle bir çeviridir. Sonuç: Bu çalışmanın sonucu olarak ilkin aklımıza takılan soru şudur: acaba "Dünya Nimetleri" çevrilmiş mi? Elbette Bir kitaptan onbeş ifade çekip aldıktan sonra bunlar üzerine getirilebilecek eleştiriye dayanarak kestirip atıcı yargılarda bulunmak, hem kendini bilmezlik hem de yapılan çalışmaya saygısızlık olur. Ancak yaptığım eleştiriler ışığında Dünya Nimetleri yeniden gözden geçirilmeyi bekliyor, eğer Tahsin Yücel, buna yeniden eğilme fırsatı bulamayacaksa, yeni çevirmenini bekliyor diyebiliriz. Bir de bu çalışmaya çeviri sorunlarının kaynağı açısından bakılabilir. Bu durumda çevirmenin önüne kaynak metnin yapılarının modelliği, yani biçimsel aynilik kaygısı, özleştirme kaygısı, dikkatsizlik; engeller olarak çıkmaktadır. Özellikle sonuncusu her çevirmen için geçerlidir. Neredeyse kusursuz çevirmen yoktur denebilir. Zira çok fazla karar almak zorundadır. Alacağı kararların tümünün doğru olması, belki yeniden yeniden ayni metne dönmeyi yada bir başka kişinin dikkatini gerektirmektedir. Sonuçta çeviri kıskanç ve nankör bir edimdir. Notlar ve Kaynaklar: (1) Akşit Göktürk yönetiminde A.Nihal Akbulut, Nesrin Kasap, Kemal Özyurt ve Tülin Şenruh; "Deniz Feneri"nde yaşamın irdelenmesi; Çağdaş Eleştiri; şubat 1984; s: 4) (2) Ayni yazı. (s: 6) (3) Ayni yazı (s: 8) A. Gide; Les Nourritures Terrestres suivi de Les Nouvelles Nourritures; Gallimard, Collection Folio; 1984 André Gide; Dünya Nimetleri; çeviren: Tahsin Yücel; Varlık yayınları; İstanbul; 1969 André Gide; Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler; Türkçesi: Tahsin Yücel; Can Yayınları; 3.basım; İstanbul; 1989 Serdar Ünal; André Gide’in Anlatı Evrenine Bir Bakış; Çeşitli Yönleriyle André Gide: Littera cilt 8 içinde

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful