P. 1
"Dünya Nimetleri" çevirisinde değiştirim işlemi

"Dünya Nimetleri" çevirisinde değiştirim işlemi

|Views: 52|Likes:
Published by mustafa durak
Tahsin Yücel'in, çevirdiği "Dünya Nimetleri"nin ikinci baskısında yaptığı değişikliklerin incelenmesi ve sınıflandırılması
Tahsin Yücel'in, çevirdiği "Dünya Nimetleri"nin ikinci baskısında yaptığı değişikliklerin incelenmesi ve sınıflandırılması

More info:

Published by: mustafa durak on Sep 22, 2012
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

12/23/2014

pdf

text

original

AMAÇ DİL ODAKLI ÇEVİRİNİN BİR GÖRÜNÜMÜ Tahsin Yücel'in André Gide'ten Çevirdiği "DÜNYA NİMETLERİ"nin

İkinci Basımındaki Değiştirimlerin Sınıflandırılması

Mustafa Durak

ÇEVİRİ ELEŞTİRİSİ

AMAÇ DİL ODAKLI ÇEVİRİ

"DÜNYA NİMETLERİ" ÇEVİRİSİNDE DEĞİŞTİRİM İŞLEMİ

Mustafa DURAK

Bursa 1998

AMAÇ DİL ODAKLI ÇEVİRİNİN BİR GÖRÜNÜMÜ Tahsin Yücel'in André Gide'ten Çevirdiği "DÜNYA NİMETLERİ"nin İkinci Basımındaki Değiştirimlerin Sınıflandırılması Mustafa Durak Bu çalışmada, André Gide'in “Les Nourritures Terrestres” adlı kitabının Tahsin Yücel tarafından yapılmış çevirisi temel alınmış, kitabın yirmi yıl sonra basılmasından önce Tahsin Yücel'in bu çeviride yaptığı değişiklikler saptanmış ve tüm değiştirimlerin kendi aralarında sınıflandırılmaya çalılılmıştır. Tahsin Yücel'in değiştirimlerinin dilsel yetkinleştirme yada özleştirme odaklı olduğu görülmüştür. Ve çalışmanın savı da, Roman Jakobson'un dilsel işlevler sınıflandırmasındaki sanatsal işlev konusundaki, bir anlatımda dikkatin metnin kendine yönelik olmasıdır, açıklamasının yetersiz olduğudur. Her metne yönelik dikkat, yoğunlaşma sanatsal değildir. Sanatsal anlatımda metne, dile, ifadeye yönelmede, ekonomi ve göreli açıklık ilkesi esastır. Biçimsel eşdeğerliliklere yoğunlaşma sanatsal değil dilsel yeğlemelerdir. Elbette burada özellikle şiirde ses kaygısıyla ortaya çıkacak seçme bunun dışındadır. Çeviri kuramları konusunda tarihçe yazılırken karşımıza iki temel ayrım çıkarılıyor: biçim ve anlam. Ve buna bağlı olarak biçime dayalı çeviri ya da anlama dayalı çeviri. Böyle bir değerlendirmede elbette öncelikle biçimin ve anlamın ne olduğu sorunu bir kılçık gibi boğazımıza takılıyor. Bu kılçık bence çeviri kuramının gelişmesini engelliyor. Çeviri kuramı dilsel, anlamsal, metinsel sorunlara dayatılıyor. Ve bu alanlardaki ilerlemelere bağımlı kılınıyor, bağımlı kalınıyor. Elbette çeviri kuramının bunlarla ilişkisi olacak, ancak çeviri ile ilgili gelişmeler kendi sorunsallarına bakışlardan, çözümlerden geçmelidir. Yalnızca gerektiğinde, öbür alanlara başvurmak üzere kendi çözümlerini üretmelidir. Çeviri edimi; temelde, kaynak dili, kaynak metni, kaynak metnin hedef kitlesini ve elbette kaynak metnin yazarı ile; ayni biçimde amaç dili, amaç metin(ler)i, amaç metnin hedef kitlesini ve amaç metnin yazarını yani çevirmen(ler)i ilgilendiren bir olgudur. Ve çeviri ile ilgili kuramsal çalışmalar da bu ögelere dayanmak zorundadır. Ne var ki çeviri, bu ögelerden birisine dayansa bile, bir ögede daha özgül bir bakışa yönelmiş olabilir. Bu çalışmanın amacı da böyle bir ayrışmaktan, farklılaşmaktan ileri gelen kuramsal gerçekliği ortaya koymaktır. R. Jakobson dilde Gönderici, Alıcı, Bağlam, İleti, Bağ ve Düzgü ögelerine bağlı olarak altı işlev saptar. Özellikle, bu işlevlerden, konuyla ilgili olduğu için iletiye bağlı olan poétique (estetik) işlev üzerine dikkat çekmek istiyorum.

R.Jakobson bu işlevle; dile dayalı herhangi bir ürünün, -ifadenin bildirisinin, söyleyeceği sözün,- kendisine ait olmasını anlar. Bu, ifadenin kendisini amaç edinmesidir. Bu, aslında herhangi bir üretilmişin sanatsal işlevidir. O ürünle ne yapılacağına, onun ne işe yarayacağına bakmadan, başkaca onu bir araç gibi değil, kendi kendinin aracı ve amacı olarak görmektir estetik işlev. İşaret ettiği şeyin, kendisi olmasıdır. Durum böyle olunca ister istemez şöyle bir sonuç çıkarabiliriz. Her hangi bir üretimin kendine dönük olması, yönelmesi onun estetik işlevidir. Bu çalışma, bu konuda bir odaklanmanın boyutlarını ve kuramsal açılımlarını sergilemeyi amaçlamaktadır. André Gide'in gerçekten eğitim ve yaşam felsefesi konularıyla yüklü, sanatsal bir başyapıtı Les Nourritures Terrestres = Dünya Nimetleri adlı kitabı türkçeye çeşitli çevirmenlerce kazandırılmış. Ben incelememde Tahsin Yücel'in Varlık Yayınlarındaki 3. baskısı (1969) ile Can Yayınlarındaki 3.basımını (1989) karşılaştıracağım. Bu iki baskı arasında yirmi yıllık bir zaman farkı var. Eğer, Tahsin Yücel hiç bir değişiklik yapmamış olsaydı, bu ayni basımla sürüp giderdi. Pek çok yayında olduğu gibi. İki basım arasındaki farklılıklar Tahsin Yücel'in yaptığı işi, sevgiyle ve ilgiyle yaptığının, kendisine ve okura saygısının bir göstergesidir. Böyle bir göstergenin yanısıra yalnızca bu farklılıklardan yola çıkarak, Tahsin Yücel'in neyi hangi amaçla değiştirdiği sorunsal edilerek onun çevirideki odak noktaları, başkaca benimsediği çeviri yaklaşımı ortaya konulabilir. Ve gerekirse tartışma açılabilir. Şimdi ikinci kitapta gerçekleştirilmiş olan değiştirim işlemlerine bakmaya çalışalım: DEĞİŞTİRME İŞLEMLERİ 1- dizgi kusurlarının düzeltimi: Herhangi bir metnin yazıcısı tarafından yıllar sonra yeniden gözden geçirilmesinde ilk yapılacak işlem herhalde dizgi yanlışları belki de daha doğrusu dizgi kusurları konusundaki düzeltim olur. Zira bu; yazara, çeviri özelinde çevirmene yapılmış bir haksızlıktır. Yanılmıyorsam tüm yazarların yakındıkları bir konudur. Hatta bazı yazarlar bir yapıtı dizgi yanlışsız yayınlatabilme umudundan vazgeçmişlerdir (Bunun belki de belirgin bir örneği, düzeltme çabasında olanla alay eden bir örnek, Tahsin Yücel'in düzelttiği biçiminde daha önce doğru yazılmış olan "Cita Vecchia" düzeltilen çeviride "Cita Cecchia" (s: 52 /42) olarak yanlış dizilmiştir -Bu tekil örnek elbette ne Tahsin Yücel'in çabasını küçültür, ne de yazarları yetkinleşmekten alıkoyar). Ben de Tahsin Yücel'in çevirisinde gerçekleştirdiği düzeltme ve değiştirimlerin sıralanmasında, gerçekten çeviriyi eksik gösteren dizgi kusurlarının düzeltilmesiyle başlamak istiyorum. Bunlardan bazıları herhangi bir harfin değiştirilmesiyle ortaya çıkan ve anlamı saptıran kusurlardır : limonların > limanların (s: 72 /55), Sabanlar > Sabahlar (s: 114 /84), dalmak > dolmak (s: 98 /73), sana onlardan sözedeceğim > sana

an'lardan ... (s: 39 /34), gök ağaçlara > kök ağaçlara (s: 149 /107), çiğe batmıştı > çiye batmıştı, buna > bana (s: 153 /110), bilgilere > bilgelere (s: 14 /17), coşkunluk yol görünsün sana > coşkunluk yokluk gibi görünsün sana (s: 12 /16) gibi. Kimisi de herhangi bir harfin düşürülmesiyle: su ittiği > su içtiği (s: 153 / 110) yada yanlış yazım ile oluşmuş kusurlardır: Mutluluğun [iyelik] > Mutluluğum (s: 61 /48) gibi. Kimisi de atlanmış sözcük, yada ifade parçalarının düzeltimidir. Bunu okur anlar ama kendi payına yapabileceği bir şey de yoktur. Yazarın (çevirmenin ya da yayıncının) düzeltimini beklemek zorundadır: karın [eksik] ve incelemen > karın ve çocukların, kitapların ve incelemen (s: 69-70 / 54), hemen hiç yerini de- [atlanmış] laşır >..( de)ğiştirmeden; biçimleri do(laşır) (s: 55-6 / 45) 2- noktalama ve yazımda düzeltim: a) Fiillerin bazı çekimli halerinde sözlü dilde görülen kullanımı işaret eden yazım yerine, düzeltilmiş çeviride fiilin köküne sadık kalan yazı diline bağlı yazım yeğlenmiştir: örnekler: durmıyacaksın > durmayacaksın (s: 9 /14), bekliyen > bekleyen (s: 11 / 15), söyliyecek > söyleyecek (s: 11 /16), arıyarak > arayarak (s: 12 /16), bekliye bekliye > bekleye bekleye (s: 21 /22), doğmıyacak > doğmayacak (s:17 /19), saklıyan > saklayan (s: 17 /19), olmıyan > olmayan (s: 39 /34), , benziyenin > benzeyenin (s: 38 /33), başlıyacaktır > başlayacaktır (s: 30 /28), kalmıyacak > kalmayacak (s: 148 /106), yapmıya > yapmaya(s:39 /34), yapmıyagöreydim > yapmayagörey dim(s:58 /46), anlıyamadığını yapamıyacağını > anlaya madığını yapamayacağını (s: 14 /18). b) Bazı uzamsal sözcüklerin ilk biçiminde sözlü dil kullanımı yeğlenmişken, değiştirilen biçimde yazılı biçime uyulmuş: Burdayım > Buradayım (s: 136 /98), üzre > üzere (s. 157 /113), orda > orada (s: 18 /20). Ancak, neredeyse > nerdeyse (s: 134 /97) örneğinde tersi yapılmış. c) Yine bazı sözcüklerin yeğlenmesinde sözlü /yazılı dil ikilemi belirleyici olmuş. Tahsin Yücel, sözcüğün yazılı biçimde doğru kabul edilen biçimine yönelmiş: Kanape > Kanepe (s: 149 /107), reçinalar > reçineler (s: 155 /111), meyveleri > meyvaları (s: 14 /17), sırasiyle > sırasıyla (s: 104 /77) d) Ayni yaklaşım seslerin korunmasında da görülmektedir. Değiştirilen biçimde sözcük kökünün yazımında geçerli olan harf yeğlenmiştir: tadları > tatları (s: 120 /87), Orman geçidi > ..geçiti (s: 101 /75). "Tat" ve "geçit" sözcüğündeki /t /nin /d /leşmesi, çevirmence, yazım için doğru bulunmamıştır. Ayni biçimde bir özel ada yapılan ekte -DE halindeki değişke ses birim /d / yerine /t / yeğlenmiştir: Bilidah'da > Bilidah'ta (s: 145 /105). Ne var ki adlaşmada bu

ilkeye uyulmamıştır: tad-alma > tad alma (s: 61 /48). Herhalde bu örnekte yalnızca yazımın ara-çizgi ile yazılıp yazılmamasına yoğunlaşılmıştır. e) Bileşik sözcüklerin yazımında iki ayrı birimden yeni bir kavram ortaya çıktığı için bitişik yazma yeğlenmiş: gün sonu > günsonu (s:99 /74), türüz otların > türüzotların (s. 53 /43), bir araya gelmişlerdi > biraraya gelmişlerdi (s: 88 /66), deniz anaları > denizanaları (s: 109 /80). Ancak sıfat işlevi açık olan kullanımlarda birleşik yazımdan vaz geçilmiştir: birşey > bir şey (s: 39 /34), kimbilir? > kim bilir? (s: 53 /43), herşeye > her şeye (s: 99 /749, herbiri > her biri (s: 104 /77). f) Yabancı sözcüklerde türkçedeki söylenen biçim yeğlenmiştir: Pollen > Polen (s: 20 /22), Saint-Marc > San Marco (s: 50 /41): Son örnekte italyanca kullanım fransızcasına yeğlenmiş. Bu yeğlemede bu özel adın orijinal kullanımı etkin gibi geliyor bana. g) Düzeltmeli biçimde inceltme işaretleri kaldırılmış: Lâhana > Lahana (s: 110 / 81), tâkların > takların (s: 133 /96), lâğım > lağım (s: 134 /96), hattâ > hatta (s: 144 /104), vâdiler > vadiler (s: 161 /115). Bu işlem özel adlara da uygulanmış: Côme > Come (s: 71 /55), Cômes > Comes (s: 138 /99) Ancak yine de bu kuralı bozan ters bir örneğe de rastlıyoruz: Anın pek ezici > Ânın çok ezici (s: 20 /22). h) İki noktadan sonra küçük yazmayı yeğleme: bir kadın: Kulübenin > .. kulübenin (s: 97 /72), Ancak ünlemden sonra hem küçük hem de büyük yazma örneklerine rastlıyoruz. Demek ki bu noktada bir belirsizlik var çevirmenin zihninde: ah! Nasıl ötüyorlardı > ah! nasıl ... (s: 151 /108), Sahel çiçeği! küçük gül! >.. Küçük gül! (s: 54 /43) ı) Ay adı "temmuz"un da büyük harften küçüğe dönüştürüldüğünü görüyoruz: Temmuz > temmuz (s: 110 /81) i) Dönüştürülen biçimde sıfat ve ad tamlamalarında sıfat ve adlar hatalı bir kesitleme ya da dizgi kusuru olarak virgülle ayrılmışlar, düzeltilen biçimde bu virgüller kaldırılmıştır: ah! Acılı, çöl > ah! Acılı çöl (s: 158 /113), şehvet, kederimi > şehvet kederimi (s. 17 /20), ağaçların, döllerini > ağaçların döllerini (s: 20 /22), görüntüsünü verecek, birşeyler içeyim > ..verecek bir şeyler içeyim (s: 114 /83) j) Bağlaçlarla ilgili noktalamada Tahsin Yücel'de bir kararsızlık var. Birinci metinde "ki" bağlacı virgülsüz kullanıldığı halde, düzeltilmiş biçimde "ki" den önce ve sonra kullanılmıştır: çıktı ki > çıktı, ki (s: 20 /22), bilirim ki > bilirim ki, (s: 41 /35). Benzer durum "ama" bağlacı için de geçerlidir : Birinci metinde virgül ya konulmamış ya da "ama" dan sonra konulmuş. Düzeltilmiş biçimde ise

ya "ama"dan önce kullanılmış ya da hiç kullanılmamıştır: vardı ama, > vardı, ama (s. 41 /35), sanıyorsun ama > sanıyorsun, ama (s: 69 /54), Çorak ama, sert > Çorak ama sert (s: 105 /77) k) Bazı ifade kesitlerinde virgül kullanılırken, bazılarında virgül kaldırılmış, ya da noktalı virgüle dönüştürülmüş: seçmek gibi değil de, > seçmek gibi değil de (s: 57 /46), uzanıp kalmıştım öyle > ..öyle, (s: 94 /70), sanmıştım da, kaçıp gitmiştim > sanmıştım da ... (s: 112 /82), görmüştüm de, > görmüştüm de (s: 144 /104), isteyen, giriyordu > isteyen giriyordu (s: 62 /49), Birkaç saat uyudum; > ..uyudum -- (s: 94 /70), uzun sürerdi, > uzun sürerdi; ( ). Bir de nokta, virgüle dönüştürülmüş: ..ayrıca. Güzel görünmüştü gözüme > ayrıca, .. (s. 162 /115) l) Bazı örneklerde tartışmasız hatalı düzeltme söz konusu: yalnız olurdun. Myrtil, karısız, çocuksuz olurdun. > yalnız olurdun, (s: 70 /54), filizlensinler! Filizlensinler de ... > filizlensinler; Filizlensinler de .. (s: 112 /82). İlkinde eğer noktayı kaldırıp tümcenin sürerli olduğunu göstermek için virgüle geçeceksek kendisinden sonraki tümcecikte virgül olduğu için noktalı virgül kullanılması gerekirdi. İkinci örnekte ise ünlem noktalı virgülle değiştirilmiş ancak arkasından gelen sözcüğün ilk harfinin büyük yazılımı olduğu gibi bırakılmıştır. m) çevirilerden ilk biçimin 39. sayfasında, paragraflar arası bir ayrım yapılmamışken, ikincisinde iki paragraf arasına bir yıldız işareti konulmuştur(s:34). 3- dipnotlarda düzeltim: Düzeltilmiş biçimde, önceki biçimde yapılan dipnotlarla sunulan açıklamaların çoğu kaldırılmış. Örneğin "esnek" sözcüğü için ilk biçimde "elastik" dipnotu düşülmüş. Kaldırılmış dipnot açıklamalarına örnekler: [ayraç içinde verdiklerim ilk çeviri biçimde dipnotla açıklananlardır] görünüm (manzara) (s:8), coşku (ferveur: Büyük gayret, şevk, hararet) (s: 19), her duygunun sonsuz bir varlığı vardır (Burada "varlık" kelimesi "mevcudiyet anlamına kullanılmıştır. (s: 13), doğayı (tabiat) (s: 24), yeğ görürüm (tercih ederim) (s: 25), ödülünü (mükafat) (s: 29), bir öğretinin (Doktrin) (s: 36), gizemci (mistik) (s: 82), konutumda (ikametgâh) (s. 72), yeğleme (tercih) (s: 67), gözenekli olurdu (Gözenek: Mesamat) (s: 51), savunusu (müdafaa) (s: 34), İlk yürütenle kanıtlamak var (İlk yürüten: İlk müteharrik (premier moteur) (s: 34), çeperler (Cidar) (s. 135), Bileştirim (Composition) (s: 136), buyrultu (irade) (s:174) Açıklamanın kaldırılması bir hatanın düzeltilmesine de yol açmış. Birinci biçimde yanlış bir açıklamayla sunulmuş olan, ikinci biçimde kaldırılınca hata da ortadan kalkmış. Örnek: Altın anız (1): (1) Biçilmemiş başak sapı (s: 110).

Doğrusu "ekin biçildikten sonra toprakta kalan sap"tır. Ve aşağıda ayraç içinde sunduğum açıklama ilk biçimde yer alırken ikinci biçimde kaldırılmış: düzene düşkün, ortodoks leylekler / uzun ayaklarıyla, / ağır ağır, - öyle ya, pek güç kullanılır o ayaklar (Yazarın deyişine sadık kalınarak çevrilen bu parçada, çevirme yahut dizgi yanlışı yoktur.) (s: 102). Buna karşılık, Goethe'den bir almanca alıntının türkçesine ilk çeviride yer verilmemiş, ama ikincisinde "Görmekti varoluş nedeni / Bakmaya yargılıdır şimdi. Goethe (Faust, II)" olarak dipnotta verilmiş (s: 85). dipnot düzeltimiyle ilgili şu yorumu yapabiliriz: çevirmen zaman içinde yerleştiğini düşündüğü seçenek sözcüklerden eski kullanımları gündemden iyice düşürmüştür. İkinci biçimde kendine güveni daha fazla ve daha araştırıcıdır. 4- eksiltme: Bir metinde yapılan eksiltme genellikle ifadeyi cilalamaya, daha güzel kılmaya yönelik bir işlemdir. Bu nedenle de sanatsaldır. Bir anlatımın anlamını bozmaksızın onu daha az sözcükle anlatabilme işidir. Dil ustalığı ister. Dilsel ve sanatsal algılamanın birleşimini gerektirir. Eksiltmeyi yapan iki işlem gerçekleştirir: anlatımda yer alan ögelerin değerlerinin saptanması ve fazla olan ögenin seçilmesi. Anlatımda fazla olan demek, söz konusu edilecek anlatımda anlamsal hiç bir işlevi yoktur demektir. Bunun belirlenmesi de elbette dilsel deneyim işidir. Tahsin Yücel'in yaptığı eksiltmeler de böyle bir deneyimin ürünüdür. Yapılan eksiltmeleri öbeklemeye çalışırsak bu konudaki çabanın arkaplanı da başarımız ölçüsünde ortaya konmuş olur. a) ifadede artık-öge durumunda olan ek ya da sözcüklerin eksiltilmesi: ben ... gördüm > gördüm (s: 61 /49), ben bu hikâyeyi > bu öyküyü (s: 37 /32)senin ellerine > ellerine (s: 117 /86), Akşam vakti gezintiler > Akşam gezintiler (s: 105 /78), geceleyin > gece (s: 84 /63), yürünmekle > yürümekle (s: 121 /88), sık sık yenilmek ister, diyordu > sık sık yenmek ister (s: 89 /66), ya da tersini > ya da tersi (s. 136 /98), gece geliyor, günün de > ... gün de (s: 139 /100), ne buldularsa yükte hafif, pahada ağır şeylerden > .. pahada ağır.. (s: 86 /64) İlk iki örnekte pekiştirme işlevindeki adılların kaldırıldığını görüyoruz. - Ben kendi payıma bunların türkçede her zaman pekiştirme görevini yerine getirmediklerini düşünüyorum. Zira pekiştirme olabilmesi için bürünsel bir öge olan vurgulamanın da devreye girmesi gereklidir. Dolayısıyla vurgusuz kullanımlarda pekiştime zayıflar ve bağlama göre değersizleşir ve kaldırılması uygundur.Eksiltilen öbür ögeler, anlatımdaki öbür sözcüklerle ilişkili olarak eksiltilebilir kullanımlardır. Öbür eksiltme örnekleri: - DA ekinin eksiltilmesi:

şimdi de Fiesole'ün > şimdi Fiesole'ün (s: 72 /55), gerçekten de > gerçekten (s: 114 /83), koştuğum zamanda, kaç kereler arzularım sisler gibi dağıldı > koştuğum zaman, arzularım kaç kez sisler gibi dağıldı (s: 15 /19) -DIr ekinin eksiltilmesi: değildir > değil (s: 35 /32), vardır > var (s: 96 /72), yoktur > yok (s: 30 /28). Dilbilgisel olarak -dir ekinin işlevi dikkate alınarak bir değerlendirmeye gitmeli. Zira -dir eki her zaman kolayca kaldırılabilecek bir ek değildir. -lAr ekinin eksiltilmesi: Çoğul eki olan -lAr türkçede sık sık boş ögeye dönüşebilen, yani eksiltilebilen bir ektir. Ama yine de bazı durumlarda dikkatli olmak gerekir. -lAr ile ilgili eksiltme örnekleri: genişlemişler > genişlemiş (s: 152 /109), Bir hazlar bahçesiydi > Bir haz bahçesiydi (s: 149 /107), tahterevanlar içinde > tahterevan .. (s: 157 /113), susarlardı > susardı (s: 132 /95), göründüler > göründü (s: 125 /91), renklendirirler > renklendirir (s: 118 /86), değerli oldular > değerli oldu (s: 69 /53), çiçekler şehri > çiçek kenti (s: 43 /37), baladlar halinde > balad biçiminde (s. 83 /62), meşeler > meşe (s: 88 /66), kimileri > kimi (s:86 /64), topraklarda uyandılar > ..uyandı (s. 86 /64), yapraklar bolluğunun > yaprak ... (s. 97 /72), geçiyorlar > geçiyor (s: 100 /74), arılar yerlerdi > .. yerdi (s: 91 /68), geldiler > geldi (s. 94 /70), haklarım > hakkım (s: 27 /26), bir düşünceler düzeninin > bir düşünce dizgesinin (s: 36 /32) Eksiltilmiş sözcükler: etkili olmıyan bir arzu > etkili olmayan arzu (s: 21 /22), Artırır mı bu onu? > Artırır mı onu? (s: 36 /32), içindi bu > içindi (s: 130 /94), ırmak olup çıkmış bu > ırmak olup çıkmış (s: 118 /86), bu her zaman > her zaman (s. 58 /47), hiç durmamacasına > durmamacasına (s:125 /91), pek kuru > kuru (s: 160 / 114), pek çabuk anladım > çabuk anladım (s:62 / 49), alçakgönüllülükleriyle hoş > alçakgönüllülükleriyle (s: 25 /24), gibi gelmezdi hiç bana > gibi gelmezdi hiç (s: 130 /94), hiç bir zaman el değmemiş > hiç eldeğmemiş (s: 126 /91), suçlandırdı beni > suçladı beni (s: 66 /52), geri almak > almak (s: 67 /52), garipsi duymuyormuşum > garip duymuyormuşum (s: 64 /50), hem havanın > havanın (s: 61 /49), ne kadar hoştur > ne hoştur (s. 53 /43), ak ak saçaklı > ak saçaklı (s: 52 /42), vakitlerden şafaktır > vakit şafaktır (s: 45 /38), orda bütün bir mutluluk > bütün bir mutluluk (s: 40 /34), biricik zenginliğin hayat olduğunu > .. zenginliğinin yaşam... (s. 22 /23), tamamiyle uzanmak isterdim üstüne senin > üstüne uzanmak isterdim senin (s: 38 /33), bundandır zaten > bundandır (s: 58 / 47), başlamazdım zaten > başlamazdım (s: 35 /31) Sevmeye doğuştan düşkün yüreğim, bir sıvı gibi yüreğim dört bir yana yayılırdı >bir sıvı gibi dört bir yana yayılırdı (s: 66 /52).

Bu örneklere baktığımızda eksiltilen sözcüklerin, bağlam içinde artık-kullanım durumunda olan sözcükler olduğunu, yinelemeden kaçınıldığını ya da şu örneklerdeki gibi bir dolaylamadan vazgeçme olarak gerçekleştiklerini görürüz: Amaçlı sebeplerle kanıtlama > Amaçlarla ... (s: 35 /31), mutluluğum haline > mutluluğuma (s: 104 /77). Bu eksiltmeler bazan türkçe açısından hatalı kullanımların düzeltilmesiyle ortaya çıkan eksiltmeler olabilir, örneğin: gökten balıklar yüzüyordu > gök balıkları yüzüyordu (s: 118 /86), Ruhum, kumda ne gördünüz? > ...gördün (s. 161 /115) Nasıl vereceğimi bilmiyorum > nasıl vereceğim bilmiyorum (s: 12 / 16) örneğindeki -İ ekinin eksiltilmesini ise anlatımın seçeneklerinden daha yalının seçilmesi olarak değerlendiriyorum. İkilemelerden dilbilgisel ek yardımıyla vazgeçme olarak ortaya çıkan eksiltmeler: Serseri serseri > Serserice (s: 99 /74), serbest serbest yüzerlerdi > serbestçe ... (s: 109 /80) b) İlk öbekteki örneklerde eksiltmeyi değerlendirmek daha kolaydı, iki çeviriyi karşılaştırınca genelde nedeni anlaşılabilir gibiydi. Ama bu öbekte ele alacağımız örnekler için kaynak metne başvurmak kaçınılmaz: Ah! j'ai brisé ma coupe d'or -- je me réveille. L'ivresse n'est jamais qu'une substitution du bonheur. (p: 109) Ah! altın kadehimi kırdım -- uyanıyorum. Sarhoşluk, mutluluğun değişmesinden başka birşey değildir hiç bir zaman > başka bir şey değildir (s: 114 /84) İlk çeviride "jamais" olduğu gibi çevrilmişken ikincide, "bu sözcük, kaynak metinde olmasına karşın kaldırılmış. Burada yargının bir genelleme niteliği taşıdığı ve zaten hem genellemenin hem de olumsuzluğun bu sözcük kullanılmadan da aktarılabildiği düşünülmüş. (Bu aşamada çevirideki hata üzerinde durmayacağım.) La matière est infiniment poreuse à l'esprit, acceptante de toutes lois, obéissante! transparente de part en part. Madde alabildiğine gözeneklidir, usa, bütün kanunlara boyun eğer, söz dinler! Tepeden tırnağa saydamdır >.. bütün yasalara saydamdır (s: 124 /90)

Sanırım burada bu kez ikinci çeviri-metin aleyhine bir dizgi kusuru var. Aksi takdirde kaynak metnin biçeminden uzaklaşmış oluyoruz, üstelik anlamda da bir başkalaşma söz konusu. Bu da, Tahsin Yücel'in yapacağı bir hata değil. Fiole étroite; toute une vague d'ivresse, en toi, se concentre, déferle; l'essence, avec tout ce qu'il y avait de délicieux, de puissant dans le fruit; de délicieux et de parfumé dans la fleur. (p: 108) Daracık şişe; bütün bir sarhoşluk dalgası sende toplanır, sende çatlar; öz, meyvedeki bütün güzel, bütün güçlü şeyler; çiçekte güzel ve hoş kokulu şeyler adına ne varsa > öz, meyvadaki bütün güzel, bütün güçlü şeyler adına ne varsa (s: 113,114 /83) Burada da düzeltilmiş biçimde bir atlama söz konusu, sanırım bir dizgi kusuruyla daha karşı karşıyayız. İlk çeviride verilmiş bir şeyi kaldırmak için kaynak metni görmeden bir düzeltme yapılmış olması gerekir. Kaynak metinde [esans] öz ile ilişkilendirilen meyva ve çiçek ayrımı net bir biçimde yapılmış. Un matin je partis sur l'une d'elles, le gouverneur de la ville ayant mis à ma fantaisie la force de quarante rameurs. (p:86) Bir sabah birine binip açıldım, kentin valisi emrime kırk kürekçilik bir kuvvet vermişti >.. buyruğuma kırk kürekçi vermişti (s: 87 /65) Bu çeviride de kaynak metinde "force" karşılığı kullanılmış olan "kuvvet" sözcüğü kaldırılmış. Buradaki bağlamda anlam açısından "kırk kürekçi" ile "kırk kürekçilik kuvvet" arasında önemli bir ayrım yok. "Les événements, reprit Josèphe, ont disposé de moi d'une façon que je n'ai pas approuvée. (p: 77) Olaylar hiç sevmediğim, beğenmediğim şeyler yaptırttı bana > Olaylar beğenmediğim şeyler yaptırttı bana (s: 75 /57) Kaynak metinde "d'une façon que je n'ai pas approuvée", yani "onaylamadığım biçimde" ilk çeviride bir berkitme ile iki ayrı fiille ikiletilmiş, "hiç sevmediğim, beğenmediğim" diye çevrilmiş. Düzeltilmiş biçimde ise berkitme işlemi kaldırılmış. Des chênes verts et des lauriers immenses, plantés en régulières avenues, venaient finir au bord du ciel, où la terrasse même finissait; pourtant, des balustrades arrondies, par instans, s'avançaient encore, surplombant et formant comme des balcons dans l'azur. (p: 76)

Düzgün yollar halinde dikilmiş yeşil meşeler, uçsuz bucaksız defneler, gölün kıyısına gelip biterlerdi, set bile biterdi burda; bununla birlikte, bazı anlar, yuvarlaklaşmış parmaklıklar gene ilerlerdi, eğilirler, sanki gökte balkonlar meydana getirirlerdi. >.. gölün kıyısında biterdi.. (s: 74 /56) İlk çeviride "venaient finir" sözcüğü sözcüğüne bir çeviri ile "gelip biterlerdi" diye çevrilirken düzeltilmiş biçimde ifadenin türkçe anlatım ile uyumsuzluğu dikkate alınarak "gelip" kaldırılmış. Ancak burada bu düzeltmelerin kaynak metne bakılmadan yapıldığı konusundaki zayıf kuşkularım güçleniyor, zira belki bir yanlış yazım, belki bir dizgi kusuru "ciel"=gök, ilk çeviride "göl" diye yazılmış ve bu düzeltilen metinde aynen kalmış. Les robes s'accrochaient aux branches en travers des routes. (p: 75) Yolları tıkamış dallara etekler takılıyordu > [çıkarılmış] (s: 72 /55) Kaynak metinde bulunan bir tümcenin düzeltilmiş biçimde çıkarılmış olması bir dizgi kusuru olabilir. Les tiges énormes du fenouil ... (p:60) Rezenenin kocaman dallarının ( )bu ilk yaz sabahında > ... dalları ... (s: 54 /44) Yine kaynak metinde bulunan ve ilk çeviri biçiminde değerlendirilen "énorme" >"kocaman", ikinci biçimde silinmiş. Bir de şunu ekleyeyim: eğer Tahsin Yücel, kaynak metne ikinci kez baksaydı "tige"i "dal" olarak çevirmezdi. (Il ne venait pas d'une femme; il ne venait pas non plus de ma pensée.) Ecriraije, et me comprendras-tu si je dis que ce n'était là que la simple exaltation de la LUMIERE? (p:52) Ben bunun IŞIĞIN coşup da kendinden geçmesinden başka bir şey olmadığını yazsam ve söylesem anlar mısın? > Şimdi bunun IŞIĞIN coşup kendinden geçmesinden başka bir şey olmadığını söylesem... (s: 44 /37) Yine kaynak metinde bulunan "Ecrirai-je" 'in çıkartılıp asıl düzeltilmesi gereken yanların aynen alınması ve "şimdi" nin eklenmesi çevirilmiş metin üzerinde düzeltmelerin yapıldığı kanısını iyice pekiştiriyor. Aşağıdaki eksiltmeye uğramış çevirilerde de ayni özellik, yani kaynak metinde ve ilk çeviride olup da düzeltilmiş metinde olmayan sözcük öbekleri bulunmaktadır.

Si tu savais, éternelle idée de l'apparence, ce que la proche attente de la mort donne de valeur à l'instant. (p:52) Bir bilseydin, ey ölümsüz görünüş fikri, ölümün yakın bekleyişinin âna ne büyük bir değer getirdiğini bir bilseydin! > ölümün yakın bekleyişi âna ne büyük bir değer kazandırır! (s: 43 /36) Çeviri ikilemeden kurtarılmış. Anlatım kısaltılmış Ah! croisées! que de fois mon front s'est venu rafraîchir á vos vitres, et que de fois mes désirs, lorsque je connais de mon lit trop brûlant vers le balcon, à voir l'immense ciel tranquille, se sont évaporés comme des brumes.(p: 25) Ah! pencereler! kaç kereler alnım gelip serinledi camlarınızda.. > Alnım kaç kez serinledi camlarınızda (s: 15 /18) Kaynak metinde olan "gelip" düzeltilen metinde kaldırılmış. 5- kısaltma: Eksiltmenin başka bir biçimi olarak ele alabileceğimiz işlem kısaltmadır. Kısaltmanın eksiltmeden farkı ifadedeki sözcük öbeğinin daha kısa başka bir öbeğe yada sözcüğe dönüştürülmesidir: her zaman > hep (s: 37 /33), Hemen hiç birşey > Nerdeyse (s:121 /88), Öylesine şiddetli > Öyle yoğun (s: 50 /41) 6- artırma: Artırma işlemi anlatımın bir yerinde bir boşluğun bulunduğu düşüncesinden, ya da pekiştirme, açıklama gereksiniminden doğar. Tahsin Yücel'in yaptığı düzeltmelerde artırma işleminin eksiltmeye göre çok daha az olduğunu görüyoruz. çıkacak > çıkacaktır (s: 31 /29) Daha önce -DIr eki eksiltilmişti. Ama burada artırılmış. Aşağıdaki örnekte de -DA eklenmiş: dolaşmasına engel olmıyan esrarlı iplik gibiydi > dolaşmasına da engel olmayan gizemli iplik gibiydi (s: 62 /49) tepeler üstünde > tepelerin üstünde (s: 74 /569 J'ai connu les sommeils de midi, l'été -- les sommeils du milieu du jour -- après le travail commencé de trop bonne heure; les sommeils accablés. (p:120) Ben öğle uykuları tattım, yazın - gün ortası uykuları- , pek erken başlamış çalışmalardan sonra; bitkin uykular tattım. >.. çalışmalarından.. (s: 127 /92)

Burada kaynak metinde görülmeyen -In ekinin eklenmesi fazladan. Bu bir dizgi kusuru da olabilir. Je sais qu'on ne commence pas à écrire quand on n'a rien de plus à dire que ça. (p:22) Biliyorum, söyliyecek şeyi kalmadı mı yazmaya başlamaz insan > .. bundan başka söyleyecek şeyi kalmadı mı (s: 11 /16) Bu örnekte çevirmenin kaynak metni yeniden gözden geçirdiği açıkça ortada. Zira ilk çeviride yer almayan "bundan başka" kaynak metinde var. dans la nuit vous sembliez le redire, la raconter très faiblement (p: 119) karanlıkta ışığı tekrarlar, alçaktan alçaktan anlatır gibiydiniz. >karanlıkta ışığı yineler gibi, fısıl fısıl anlatır gibiydiniz (s: 124 /90) Burada "gibi", "yineler"e kolaylaştırmış. yaklaştırılmış ve yinelenmiş. Bence anlamayı

J'ai vu le long des routes désolées des carcasses de chameaux blanchir (p: 146) Hüzünlü yollar boyunca deve iskeletlerini ağarır gördüm >.. ağarır gibi gördüm (s: 159 /114) Bu örnekte kaynak metinde "gibi" olmadığı gibi "hüzünlü yollar" da düzeltilmemiş. Zira "désolé"yi hüzünlü diye çevirmek pek uygun değil. Il y a des habitations merveilleuses, dans aucune je n'ai voulu longtemps demeurer. Çok ama, çok güzel konutlar; hiçbirinde uzun zaman kalmak istemedim. > konutlar vardır (s: 129 /93) 7- açımlama: Açımlamalar da bir ekleme, artırma işlemidir. Anlatımın bir ögesinin açımlanmasına ya da verilmemiş bir ögenin açıklaştırılmasına dayanır : Ménalque da devam etti > Ménalque da sürdürdü konuşmasını (s: 59 /47), bu kalanın > bu geri kalanın (s: 58 /47), Résidence havuzlarını >(Münih'teki) hükümdar konutu havuzlarını (andırır) (s: 49 /41)

Düzgün yollar halinde > Düzgün yollar oluşturacak biçimde (s: 74 /56) Bu örnekte "halinde" söcüğünden sakınma, yerine tek sözcük koyamayınca açımlamaya dönüştürülmüş. éternelle idée de l'apparence (p:52) ölümsüz görünüş fikri > ölümsüz dış görünüş düşüncesi (s. 43 /36) Bu örnekte "apparence" sözcüğü önce görünüş diye çevrilmiş, daha sonra bir özelleştirmeyle "dış görünüş" olarak çevrilmiş. les cigognes /orthodoxes et compassées / (p: 100) düzene düşkün, ortodoks leylekler > düzene, töreye düşkün leylekler (s: 102 /75) Bu örnekte "orthodoxe" sözcüğünü türkçeleştirmek, yani yabancı sözcük kullanımını sıfırlamak kaygısıyla sözcük açımlanmıştır: töreye düşkün. Et je me refusais à leur donner à boire, / Tant je les savais malades pour avoir bu. (p: 88) İçecek vermeye yanaşmazdım / İçmekten bilirdim dertlerini >.. İçmekten geliyordu dertleri, biliyordum (s: 91 /67) "İçmekten bilirdim" deyişindeki sözdizimsel ve anlamsal yapı türkçede, alışılmış dengeyi sunmuyor. Bu nedenle yeniden düzenlenmiş. Dolayısyla ikincisi birincisinin açımlanması durumuna gelmiş. L'an d'après, j'étais dans un immense parc de Vendée, non loin des plages. (p: 75) Ertesi yıl, kıyıların yakınında, Vendée'nin uçsuz bucaksız bahçelerindeydim. > kıyılara yakın bir yerde (s: 72 /55) "non loin des plages" = plajlardan uzak olmayan (çok büyük; Vendée parkındaydım). Özleştirme kaygısıyla park'tan bahçeye, plaj'dan kıyıya gelinmiş ve "uzak olmayan" ifadesi, "yakın"a dönüştürülmüş ilk çeviride, ardından da ikinci çeviride uzamsal nitelemenin boş (sonraya) bırakılan nesnesi açık edilmiş: yer. Böylece ayni uzam için iki uzamsal sözcük, dolayısıyla açımlamalı bir kullanım ortaya çıkmış. Hem birinci çeviriye göre, hem de kendi içinde açımlamalı. J'aimais mieux les trésors des champs (p: 72)

Tarlaların hazinelerini daha üstün tutuyordum > Tarlaların sunduğu zenginlikleri ... (s. 68 /53) Çevirmen tamlayan ile tamlanan arasındaki ilişkiyi açıklama gereğini duymuş. Au souvenir de chaque ville j'attaché le souvenir d'un débauche. (p: 72) Ben herşeyin hâtırasına bir zevk ve eğlence hâtırası bağladım > Ben her kentin anısına bir haz ve eğlence anısı bağladım (s: 67 /52) Kaynak metindeki "ville"= kent söcüğü, ilk çeviride "şey" olarak genelleştirilmiş, ama ikincisinde metne bağlı kalınarak özelleştirilmiş yani "kent" olarak çevrilmiş. -- Familles, je vous hais! foyers clos; portes refermées; possessions jalouses du bonheur. --- Aileler nefret ediyorum sizden! kapalı evler; kapanmış kapılar; mutluluğa kıskançca sahiboluşlar, sizlerden nefret ediyorum! -- > ..kıskançça ve dört elle mutluluğa sarılmalar.. (s: 63 /50) İlk çevirideki "sahiboluşlar" kaldırılıp yerine "ve dört elle mutluluğa sarılmalar" getirilmiş, yani sahibolma biçimi açımlanmış. Ancak bu açımlama kaynak metinde yok. 8- adlandırma: Adlandırma; tanım ya da açımlamayla bilinen bir kavramın yalın ya da bileşik bir sözcükle dilselleştirilmesidir. Dolayısıyla adlandırma, tanım ve açımlamayla bütünlendiği için hem birbirinin tümleyeni hem de tersidir. Aşağıdaki örnekte ikinci çeviride bir adlandırma işlemi gerçekleştirilmiştir. Fransızcadaki simultané sözcüğü için önce "aynı zaman içinde" diye açımlayıcı bir çeviri yapılmışken ikincisinde simultanée'ye karşılık olarak "eşzamanlı" sözcüğü yerleştirilmiş: -et par une attention subite, simultanée de tous les sens, aynı zaman içinde bir dikkatle > eşzamanlı bir dikkatle (s: 136 /98) 9- özleştirme: Tahsin Yücel, dil devrimi konusunda gerçekten sağlam kalelerimizden, bu konuda tutunabileceğimiz sağlam dallardan biri. Hatırlıyorum Türk Dili dergisinde yapılan bir araştırmada öz türkçe sözcükleri kullanan yazarların başında geliyordu. Öztürkçecilik onun yazmasının dilsel bir katmanı olmuştur.

Zaten kendisi bu konuda kitap ve yazılar yazdığı gibi Türk Dil Kurumu'nda görev de alarak öztürkçe kullanımının yaygınlaşmasına katkıda bulunmuş, çok yönlü eylem /uygulama içinde olmuştur. Bırakın yazarken, çevirisindeki düzeltmeleri yaparken de en önde gelen kaygısı, aradan geçen yirmi yıl içinde kendi dilinde farklılaşmış, yenileşmiş sözcükleri değiştirmek oluyor. Aşağıda değiştirilen sözcükler zaman içindeki değişimi somut biçimde göstermesi açısından ilginçtir. Örnekleri abecesel sıraya dizdim ve elden geldiğince ayni örneği ikinci kez vermemeye çalıştım: aceleci > ivecen (s: 133 /96), ahlâk bilimi > törebilim (s: 36 /32), ahlâkım > ak törem (s: 54743), Ahlâklar > Töreler (s.28 /27), akıl > us (s: 124 /90), aklımda > belleğimde (s: 129 /93), âşık güzelliği > tutkun güzelliği (s: 26 /25), asırlık > yüzyıllık (s: 34 /31), astronomi > gökbilim (s: 59 /47), Bazan > Kimi zaman (s: 104 /77), bazıları > kimileri (s: 125 /90), buhran > bunalım (s: 17 / 19), çağı > dönemi (s: 16 /19), cesaret alıyordu > güç alıyordu (s: 65 /51), cesaret kırıcı > umut kırıcı (s: 56 /45), cesareti > umudu (s: 140 /101), bir çeşit şaşkınlık > bir tür şaşkınlık (s. 27 /26), çeşitli ısılarının > değişik ısılarının (s: 106 /78), cesur ca > çekinmeden (s: 27 /26), ciddî mi ciddî > ağırbaşlı (s: 147 /106), davetli > çağrılı (s: 64 /51), devam etmek > sürmek (s: 147 /105), Edebiyatlar > Yazın lar (s: 69 /53), elbette > kuşkusuz (s: 76 /57), elbiselerimi > giysilerimi (s: 63 /49), elzem > zorunlu (s: 98 /73), esrarlı > gizemli (s: 113 /83), etimi > tenimi (s: 8 / 13), etin hatırladığı > tenin anımsadığı (s: 55 /44), etkili > etkin (s: 21 /22), fayda > yarar (s: 9 /15), daha faydalı geldi > daha yararlı oldu (s. 7 /13), fikrini > düşüncesini (s: 8 /14), O, galip geldiği yerde güzeldir > O, yengiye ulaştığı yerde güzeldir (s. 83 /62), garip > görülmedik (s: 40 /35), koş mak isterdim hâlâ > koşmak isterdim daha (s: 14 / 17), yağmur halinde > yağ mur biçiminde (s: 47 / 39), haline > durumuna (s: 53 /43), bir halde > bir du rumda (s: 107 /79), haline getiriyordu > dönüştürüyordu (s: 104 /77), haliyle > biçimiyle (s: 83 /62), hareket > devinim (s: 128 /93), hareketli > devingen (s: 146 /105), hatırlıyorum > anımsıyorum (s: 50 /41), hayal etmek > düşlemek (s: 107 /79), yarının hayali >.. düşü (s: 31 /29), hayal-geminin > düş-geminin (s: 73 /56), hayal-su > düş-su (s: 158 /113), hayat > yaşam (s: 7 /13), hayat şekli > yaşam biçimi (s: 23 /23), hemen hemen > nerdeyse (s: 74 /56), Herşeye rağmen > Ne olursa olsun (s: 154 /110), hikâye > öykü (s: 14 /17), hikâyeci > öykücü (s: 134 /97), hiza > düzey (s: 130 /94), hiza > düzey (s: 51 /42), Hububat > Tahıllar (s: 109 /80), huzur > dinginlik (s. 44 /38), iddiasındaydım > savındaydım (s: 67 /52), ihtişam > gör kem (s: 54 /44), ihtiyacındaydı > gereksinimindeydi (s. 19 /21), ihtiyarlar > yaş lılar (s: 154 /110), imkân > olasılık (s: 101 /75), imkânlar > olanaklar (s: 14 / 17), imkânsız > olanaksız (s: 16 /19), kadar > dek (s. 9 / 14), susamıyacak kadar > susamayacak ölçüde (s: 106 /78), bilmemiştim kadrini > değerini bile memiştim (s: 53 /43), kanun > yasa (s: 124 /90), kelimesi > sözcüğü (s: 42 /36), kere > kez (s: 106 /79), kaç kereler > Kaç kez, kaç kez (s: 140 /101), madde dışı fikirler > ... görüşler (s: 59 /47), mesafeyi > uzamı (s: 130 /94), mesele > sorun

(s: 98 /73), meydan vermesin > yol açmasın (s. 93 /69), meydana gelmişti > oluşmuştu (s: 22 /23), meyilli > eğimli (s: 105 /77), mısra > dize (s. 135 /97), muammalar > bilmeceler (s: 83 /63), muhteşem > görkemli (s: 157 / 113), mümkün > olası (s: 18 /20), Müthiş sarsıntılar > zorlu ... (s: 141 /102), nesil > kuşak (s: 139 /100), ömür > yaşam (s: 10 /15), paralel > koşut (s: 104 / 77), rağmen > karşın (s: 144 /104), rezil ettiği gemi > gülünç düşürdüğü gemi (s:140 / 101), sabaha doğru > güne doğru (s: 123 /90), sadece > yalnızca (s: 39 / 34), tam bir sahiboluş da arama > tam bir ergi de arama (s: 77 /58), şair > ozan (s:62 / 49), sakin > durgun (s: 135 /97), Sâkinleşmiş > yatışmış (s: 143 / 103), sebep > neden (s: 135 /97), sefer > kez (s: 94 /69), şehri > kenti (s: 43 / 37), şe kil > biçim (s: 105 /78), şiddetli > taşkın (s: 130 /94), şiddetli susuzlu ğuyla > keskin susuzluğuyla (s: 159 /114), sükûn bulduğu > yatıştığı (s: 143 / 103), şüpheli > kuşkulu (s: 8 /14), tamamiyle > tümüyle (s: 45 /38), tekrarla mak > yinelemek (s:41 /35), ulaşamaz > erişemez (s: 128 /93), üzerinde > üs tünde (s: 143 /103), vahşi > yabanıl (s: 52 /42), v.s... > vb... (s: 42 /36), yeknesak > tekdüze (s: 154 / 110), zalim > amansız (s: 52 /42), sahte sevinçler > yalancı sevinçler (s: 67 /52), Hoş bir parmak > duyarlı bir parmak (s: 47 /39), Hoş ayaklar > Güzelim ayaklar (s. 47 /39), Cânım an > Güzelim an (s: 101 /75), sohbetler > söyleşiler (s: 105 / 78) 10- seçenekleme: Tahsin Yücel yalnızca eski sözcüklerin yerine yenisi koymakla kalmaz, eş anlamlı eş değerli türkçe kullanımlarda da oynar, değişiklikler yapar. Bu noktada öznel yeğleme söz konusudur elbette. pek tatlı > çok tatlı (s: 15 /18), anlamalar > algılamalar (s. 17 /19), sonu gelmez karşılıklar > ..çekişmeler (s: 19 /21), bir karşılaşmadan olduğunu > ... doğduğunu (s: 31 /29), doğalca > doğallıkla (s: 33 /30), kımıltısı > devinimi (s: 136 /98), Görüntü > Görü (s: 138 /99), bekçi > nöbetçi (s: 139 /100), sıkıntı > dert (s: 155 /111), yolcu ev > gezgin ev (s: 131 /95), lâmbanın başında > lambanın yanında (s:127 /92), karşılıklar > yanıtlar (s: 61 /48), gücü bitmiş > gücü gitmiş (s: 93 /69), birçok > nice (s: 92 /68), bütün bütün > büsbütün (s: 78 / 59), Pek küçük > küçücük (s: 52 /42), uzayda > uzamda (s: 29 /28), tam > eksiksiz (s: 70 /54), bitmez > tükenmez (s: 65 /51), çok yıllardan beri > nice .. (s: 66 /51), töresine > yaşayışına (s: 63 /50), Tanrı'nın tamlığını > Tanrı'nın tümlüğünü (s: 59 /47), usa vurmalar > uslamlamalar (s: 58 /47), Giralda'nın yanında > Giralda'nın oralarda (s: 48 /40), dağınık > yayınık (s. 44 /37), son derece yaşlı > fazlasıyla yaşlı (s: 43 /36), zevk > haz (s: 40 /34), yeni hâtıradan > yakın anıdan (s: 40 /34), şişirdim > abarttım (s: 36 /32), türküsü > şarkısı (s: 33 / 30), usavurma > uslamlama (s: 61 /48), yayınlarken > yayımlarken (s: 7 /13), her kişinin > herbirimizin (s: 37 /333), ufacık farklar > en ufak farklar (s: 106 /78), tatlıca > tatlımsı (s: 121 /88)

Tahsin Yücel yabancı sözcüğün yerine öz-türkçe bir karşılık koyamadığında da seçenekleme işlemine başvurmuş. Bu durumda, yabancı sözcüklerde daha az kullanılırdan daha sık kullanılıra, bazan daha kısa olana yönelmiş : gittikçe daha musallat gelirdi > .. ısrarlı .. (s: 19 /21), zevk > haz (s: 112 /82), Zaten > Hem (s: 27 /26). Bazan salt öznel bir yeğleme göstermiş: maceralar > serüven (s: 65 / 51), hoşlanıyordum > hoşuma gidiyordu (s: 64 /50) [bu kullanım içindeki "hoş" sözcüğü farsçadır] Bazı sözcükler için değiştirme takınaklaşmış. Örneğin "pek" sözcüğü için : pek eksik > fazlasıyla eksik. (s: 66 /52), pek hoştu > çok görkemliydi (s: 72 /55), pek hoş vahalar > eşsiz vahalar (s: 61 /48), pek hafiflemişti > fazlasıyla ... ( s:20 / 21) 11- adlaştırmada yeğleme: Tahsin Yücel düzeltme yaptığı çeviride -Iş ekiyle adlaştırma yerine -mA ekiyle adlaştırmayı yeğlemiştir: hoş bir yıpranıştı > hoş bir yıpranmaydı (s: 10 /15), uyuklayışlar > uyuklamalar (s: 16 /19), bekleyişler > beklemeler (s: 16 /19), karşılayışa hazırlık olsun > karşılamaya hazırlık olsun (s:21 / 22), geçişler > geçmeler (s: 140 /101), patlayışı > patlaması (s: 141 /102), dölleniş > döllenme (s: 150 /107), dayanış > dayanma (s: 112 /82), katılışı > katılımı (s: 54 /44), konuklayışları > konuklamaları (s: 124 /90), sahiboluş > sahibolmak (s: 101 /75). Ancak bu konuda da kullanım istisnasız değildir: erken kalkış > ivedi kalkış (s: 100 /74). 12- dönüştürüm Tek bir ögenin yerini yine tek ama başka eşdeğerli bir ögenin almasıdır. Örneğin düzeltilmiş çeviride dipnotlar azaltıldığı için numarayla dipnot düşme yerine yıldız ile dipnot düşülmüş olmasını bir dönüştürüm olarak değerlendiriyorum: (1) > * (s: 35 /31). Öbür dönüştürüm örnekleri: (uyku bitkinliklerine) batardım > gömülürdüm (s: 16 /19), türkü > şarkı (s. 52 / 43), Ama bu an > Ama şu an (s: 78 /59), burcu burcu kokutuyorlar > güzel güzel ... (s. 152 /109), ben de > ve ben (s: 162 /116), ehram gibi > ehrama benzer (s: 160 /114), kalmamıştır burda > kalmamıştır artık (s: 161 /115), kesilip kesilip yeniden başlayan > durup durup yeniden başlayan (s: 136 /98), çok gelmeyen > fazla gelmeyen (s: 138 /99), Şehirler ve şehirler vardır > Kentler, gene kentler vardır (s: 132 /96), aşk için > aşka (s: 149 /107). Son örnekte sözcüksel bir birim bir eke dönüştürülmüş. 13- zaman, kip, görünüm ve çatı değiştirimi: Tahsin Yücel düzeltmede geniş zaman yerine şimdiki zamanı yeğlemiş: yayarlardı > yayıyorlardı (s: 155 /111), karışırdı > karışıyordu (s: 155 /111), Kimileri burundan çekilirdi. Kimileri çiğnenirdi; kimileri yakılırdı > Kimileri burundan çekiliyordu. Kimileri çiğneniyordu; kimileri yakılıyordu (s: 155 /111),

ileri sürerdim > ileri sürüyordum (s: 62 /49), dinlenirdim > dinleniyordum (s: 62 /49), düşünürsen > düşünüyorsan (s: 31 /29), yanaşmazdım > yanaşmıyordum (s. 91 /67). Aşağıdaki tekil örneklerde de -DI'lı geçmiş yerine şimdiki zaman, edilgen yerine etken ya da etken yerine edilgen, soru biçimli -koşul içerenhaber kipi yerine koşul kipini ve kesinlik belirten -DIr yerine geçmiş zaman kullanımını (görünüm değiştirimi) yeğlemiştir. zorladılar > zorluyorlar (s: 18 / 20), girilirdi > girerdi (s: 147 /106), Koklananlarsa sadece kokarlardı >... yalnız koklanırdı (s: 155 /111), kullanabileceğim bir şekilde > kullanılabilecek bir biçimde (s: 69 /53), sarhoş etmiyor mu > ... etmiyorsa (s: 30 /28), yoktur > yoktu (s: 138 /99) 14- sözcük ekini değiştirim: Fiilden -mIş ekiyle oluşturulan sıfat görevli sözcükleri -An ekiyle oluşturulan biçimle değiştirmiş. Böylece geçmişten şimdiki zamana bir yeğleme gerçekleşmiş: meydana gelmiş bir yarım-yemek > oluşan bir yarım-yemek (s: 88 /66), ileriye atılmış vagon >.. atılan.. (s: 54 /44) Mastar nesneler yerine türkçenin başka, daha sık kullanılan bir seçeneğini yeğlemiş: arzumu yormak, bıktırmak istedim > ..yorup .. (s. 91 /68) 15- çevrilmişi, sözdizimsel (sözcük sırasını) yeniden düzenleme: Bazı anlatımların söz diziminde yalnızca sözcük sırasında bir yer değiştirme yapılmış: Bu çok güzel bir ölümdü > Çok güzel bir ölümdü bu (s: 43 /37), başka bir seferde > bir başka kez (s: 137 /98), içinde kendimi göremeyeceğim bu odaya kapanıp > bu içinde kendimi göremeyeceğim odaya kapanıp (s. 114 /83), kaçmanın başdönmesi içinde yitiklere karışsın bencileyin > bencileyin... (s: 101 / 75) 16- çevirisel sözdizimden amaç dil sözdizimine (ifadeyi yeniden düzenleme): Bazı anlatımlarda türkçenin sözdiziminde sıklık açısından en fazla kullanılana, yani daha kolay anlaşılıra yönelme izlenmektedir. Bu bazı durumlarda anlatımı fransızca sözdizim yapılarından kurtarma çabası olarak değerlendirilmelidir. Örnekler: kayıklarda kaçanlar > kayıklarla ... (s. 86 /64), acı çekmeden korkum pek azdı > acı çekmekten pek korkmazdım (s: 59 /47), ne olsa hep birdi benim için > ne olursa olsun farketmezdi (s: 41 /35), çünkü bundan çoğalırlar > çünkü böyle çoğalırlar. (s: 9 / 15), bir aşkı yitirmek korkusuylaydı > bir aşkı yitirmek korkusundandı (s: 11 /16), öğle bunaltıları > bunaltıcı öğle havaları (s: 28 /27), yakamozlanmadan neler söylesem > yakamozlanma konusunda ... (s: 124 /90), hayatla kaynaşan > yaşamla dolup taşan (s: 18 / 20), aklımı hoşnudederim > aklımın isteklerini karşılarım (s. 36 /32), bir görevle yönetilmez olmuş özgürlük> bir görevin yönlendirmediği özgürlük (s: 8 /14), Ben olmıyan şeyin, olamıyacak şey olduğunu düşünmeyi yeğ bulurum > Ben olmayan şey olamayacak şeydir diye düşünmeyi yeğ tutarım (s: 75 /57), Benim için seçmek zorunluluğu her zaman

çekilmez birşeydi > Seçme zorunluluğu her zaman katlanılmaz geldi bana (s: 57 / 46), Her arzu, arzumun her zaman yanlış ereğinden daha çok zenginleştirdi beni > arzular, arzuladığımı elde etmekten daha çok zenginleştirdi beni. (s: 10 /15), ancak çok sevinçle biraz düşünme hakkı satınalınabilir > biraz düşünme hakkı kazanmak için çok sevinç gerekir (s: 37 /33), ben kafadan öğrendiğim herşeyi unutmak için > ben kafamla öğrendiğim herşeyi unutmak için (s. 7 /13), Nathanaël, geçmişi gelecekte yeniden bulmaya çalışma sakın > Geçmişin sularını yeniden tatmaya çalışma, Nathanaël. (s: 31 /29), Topraktan fışkıran, kaynaklar, içmek için duyduğumuz susuzluktan çok daha fazla > İçmek için duyduğumuz susuzluktan daha fazla kaynaklar fışkırır topraktan (s: 119 /87), otlar yığınına yatmış > ot yığınlarına yatmış (s: 106-7 /79), Başka hiç birşeyi yeğ bilmemeli > ...tutmamalı (s: 76 /58), Şu kesin anda > Tam şu anda (s: 70 /54), ne güçtedir > ne güçlüdür (s: 39 /34), ne güçte > ne denli güçlü (s: 70 /54), yoğunlaşmış duygusu yapabilmek > yoğunlaşmış duygusuna dönüştürebilmek (s: 136 /98), bazan > kimi zaman (s: 36 /32), sevgiden > sevgi konusunda (s: 99 /739 17- durumsal eş-değerli sözcük (yada sözcük öbeği) seçimi: Çevirmen, sözcüklerin sözlüksel anlamda eşdeğerlisi olmasa da ayni bağlamda kullanılabilecek, başka bir anlatım biçimi, yani durumsal eşdeğerli sayılabilecek anlatımlarla değiştirme yapmış. Örnekler: arılar çalışıyorlar > ... canlanıyor (s: 152 /109), anahtarınız elimde > ... bende (s: 109 /80), bir kasırga başladı > bir kasırga çıktı (s: 96 /72), hüzünlenecek derecede >hüzünlenecek ölçüde (s. 94 /70), topluluklar halinde konuşuyorlardı > toplu toplu konuşuyorlardı (s: 94 /69), zerre kadar > hiç mi hiç (s: 94 /69), akşamın dalgın sakinliğini tatmak için > ...yatışmasını ... (s:73 /56), herhangi bir sahiboluştan > her türlü iyelikten (s: 58 /47), Kim sayesinde? > Kimin yardımıyla (s: 58 /47), alçaktan anlatır gibiydiniz > fısıl fısıl anlatır gibiydiniz (s: 124 /90), büyük karanlık > bütün karanlık (s: 124 /90), şiddetli hayat duygumun > yoğun yaşam duygumun (s: 104 /77), Yoluma devam edebilmek için > Yolculuğumu sürdürebilmek için (s.85 /63), şaşırtıcı bir ciddiliği vardı > umut kırıcı bir ağırbaşlılığı vardı (s: 89 /66), topraktan da hâlâ nasip almamıştır > toprağı da hâlâ benimsememiştir (s: 82 /62), güneş durup gecikirdi > güneş oyalanıp gecikirdi (s: 91 /68), Arabacı otlar içinde almaya gelirdi beni > Arabacı otlar içinde bulurdu beni (s: 102 /76), konuşmalar cılızlaştı > konuşmalar çözüldü (s: 94 /70), Arzuyla sıkıntı arasında / Dengeyi kaygımız sağlar > .. /Kaygı bir gider, bir gelir (s: 92 / 68), Tanrı'nın aldığı bütün şekilleri > Tanrı'nın girdiği bütün biçimleri (s: 70 /54), huyumun sertliğini gidermişti o > yabanıllığımı kırmıştı (s: 65 /51), fikirlerden ayrılmazlıklardan da > görüşlere bağlılıklardan da (s: 60 /48) [ters çevirme], onların hayattan ders aldıklarını sanırdım > onların yaşamı bildiklerini sanırdım (s: 59 /47), ama en içindeki duyuşum > ama ilk ve beklenmedik duyuşum (s: 130 /94), Şaşırtacak kadar saydam sular > Olmayacak gibi saydam sular (s: 122 /89), pek az bir zaman > çok kısa bir süre (s: 56 /45), daha ötelerde devam ederdi > daha ötelere uzanırdı (s: 51 /41-2), Sessizce

basıyorlardı kumun üstüne >... konuyorlardı... (s: 47 /39), birdenbire toplıyabilmek için > hemen orda yoğunlaştırabilmek için (s: 40 /34), bir sabah penceresi açılsın artık > ..boşluğu ... (s: 19 /21), içten dışa çıkmış bir ihtiyaçtan > dışa vurmuş bir gereksinimden (s: 36 /32), bayılacak gibi oldu > kendinden geçer geçer .. (s: 20 /22), Ne iyi diyemeyince, ne kötü de > ... ne yapalım de (s: 32 /30), yenmek için yeterince yakıcıdır > yenecek ölçüde yakıcıdır (s: 158 /113), vakitlerden gündüz olduğu halde > gündüz olmasına karşın (s: 66 /52), ondan sızan > içinden taşan (s: 39 /34), O zamana kadar > o güne dek (s: 53 /43) Eşdeğerli kullanımlardan bazıları da anlatım içindeki bir sözcüğün değiştirilmesi isteğinden gelir ama yalnızca tek sözcüğün çevirisiyle yetinilemez: kabul edildikten sonra > bir kez benimsendikten ... (s: 33 /30), daha çok acele eder > daha bir ivecendir (s. 160 /114), Tahsin Yücel bazı sözcüklerin özleştirilmesinde bağlama göre çeşitlenmeler sunmuş, yani aynı sözcüğü aynı karşılıkla aktarmamıştır bunlar bağlama denk düşecek eş değerli kullanımlara dönüştürülmüş : Tanrı'ya sahipsin > Tanrı'ya ermişsin (s: 21 /22), Tanrı'ya bütünüyle sahibolabileceğini anla > Tanrı'yı bütünüyle elde edebileceğini anla (s: 21 /22), (Arzun aşktan olsun, sahiboluşun âşıkça > ..ergin... (s: 21 /22), ona önceden sahibolduğumuzu bilmemektir > onu önceden içimizde taşıdığımızı ... (s: 22 /22) 18- eş-değerli dilbilgisileştirme: Eş-değerlilik sözcük temelinde yapılabileceği gibi dilbilgisel ögelerle de yapılabilir. Örnek: uzaklaştırmadı mı > uzaklaştırmayınca (s: 16 /19) 19- sözcüğün bağlanımıyla ilgili değiştirimler: Eğer herhangi bir anlatım içinde bir sözcüğü değiştirmeye kalkarsanız yalnız bu sözcüğü değiştirmekle yetinemezsiniz. Her sözcüğün sözcüksel, dilbilgisel, anlamsal ve sözdizimsel bir çevresi vardır. Buna genel anlamda sözcük alanı diyebiliriz. İşte aşağıdaki örneklerde çevirmen öztükçeye yönelirken doğal olarak o sözcüğün çevresini de düzenlemiş. Örnekler: güzelliğin yoktu > güzellikten yoksundun (s: 143 /103), kaçış kaçış mümkündür > kaçışa olanak vardır (s: 114 /84), hiç bir tekrarlayışla artmazdı > hiç bir yineleme artıramazdı onu (s: 130 /94), size sahibolamadığım için > sizi elde edemediğim için (s. 83 /63), salınmalarına devam ederlerdi > salınmalarını sürdürmüşlerdi (s: 87 /65), çalışmamıza engel oluyorlardı > çalışmamızı engelliyordu (s. 90 /67), devam ederdi hazır durmaya > sürdürürdü hazır durmasını (s: 66 /51), hiç bir incelemeye uzun boylu devam edememek oldu > hiç bir incelemeyi uzun boylu sürdürememek oldu (s. 58 /46), bir sevinç hâtırası > bir sevincin anısı (s.43 /37), günah işlemekle kalmamak gururu > günah işlemekle kalmamanın gururu (s: 8 / 14), (kişinin) kendisinin bakmasından, gördüğünü de

kendine bağlamasından gelir > (herbirimizin) kendimizin bakmasından, gördüğümüzü de kendimize bağlamamızdan gelir (s: 38 /33) 20- bağlantısal düzeltim: Özleşme ister istemez toplumsal uzlaşımdan geçtiğinden öznel kullanımlar yalnızca sözcükle sınırlı kalmıyor, bağlanımına da bulaşıyor ve zaman içinde beğeni ve yeğleme süreci kendi işini görüyor, gerekli seçimi yapıyor. Aşağıdaki değiştirim buna güzel bir örnek: herşeyden yeğ tutmak > her şeye yeğ tutmak (s: 132 /95), (yeğ görmek > yeğ tutmak (s: 109 /80)) 21- sözcüğü sözcüğüne çeviri: Çevrilmiş metindeki bazı anlatımlar diliçi yeniden çevrilmiş. Örnekler: hayatın çeşitli şekilleri > yaşamın değişik biçimleri (s: 14 /18), tekrar tekrar söylemekten > dönüp dönüp söylemekten (s: 13 /17), küreklerin sakin ahengince > küreklerin durgun uyumunca (s: 71 /55), hemen hemen aralıksız > nerdeyse kesintisiz (s: 27 /25), 22- Diliçi yeniden çeviri: Bazı anlatımlarda bir kesit yeniden ikinci kez çevrilmiş : daha yüce oranlar alır gibi geldi bana > yüce boyutlara kavuşur gibi geldi bana (s: 102 /76), bazı anlar da öyle sanıyordum ki > Zaman zaman da bana öyle geliyordu ki (s.41 /35), Ömrüm boyunca > yaşarken (s: 11 /15), hayat muamması > yaşamın gizi (s: 21 /22), meyilli yerlerde > eğimlerde (s: 106 /79) 23- sözcükten kaçınma: Dili arındırmaya odaklaşma dilde iyice yerleşmiş sözcükleri de söküp atmaya yöneliyor: (düşünmesine yetecek) zamandan fazla > ... olandan daha uzun süre (s: 22 /23), oluşum halindeler sanki > oluşmadalar sanki (s: 148 /106), oluşum halinde > oluşmakta olan (s: 150 /107) 24- üretilmiş karşılığı yenileme: Bazı düzeltmeler kullanılmış olan sözcüğü mantık süzgecinden geçirmeye dayalı. Örneğin aşağıdaki iki değişke arasında önemli bir anlamsal ayrım söz konusu. Un public inélégant, mais mélomane (p:57) Kaba, ama çalgı sever bir kitle. > ezgisever ...(s: 50 /41). Bu örnekte "melodiye düşkün" anlamındaki "mélomane"ın "çalgısever" olarak türkçeleştirmesi çalgı aletinin çıkardığı sesten çok kendisine yöneldiği için anlatılmak istenen ile buluşmuyor, okuru sese değil de nesneye yönlendiriyor. Bu da anlatılmak istenilene ters düşüyor. Bu yüzden değiştirilmiş. 25- dilbilgisel ögeyi kaydırma:

Dilbilgisel bir ögeyi başka bir ögeye kaydırarak anlamsal denkliği bozmadan yeniden düzenleme. Örnek: hayatımın duygusunu > yaşama duygumu (s: 41 /35) Bu, aslında öztürkçeleştirme, söz öbeğini yeniden düzenleme işlemidir. 26-düzeltme: Çeviride ortaya çıkan anlatım ve /ya anlam bozukluğunu düzeltme: duyu > duygu (s: 13 /17), Öğle yaprakların > Öğle yapraklarının (s. 25 /25) Belle Florence, ville d'étude grave, de luxe et de fleurs; surtout sérieuse; grain de myrte et couronne de "svelte laurier". (p:52) Güzel Floransa, ağır incelemeler şehri, lüks ve çiçekler şehri; daha çok ağır; mersin çekirdeği ve "ince defne" çelengi. >..daha çok ağırbaşlı .. (s: 43 /37) Bu anlatımda "sérieuse" önce "ağır" sonra da "ağırbaşlı" olarak çevrilmiş. İlk çeviride sözcük anlaşılmaz kalıyor. (Bethsabée, quand, suivant une colombe d'or jusque sur la plus haute terrasse de mon palais, je vous vis, prête au bain, descendre nue,) je fus David qui fit se tuer pour moi votre mari. (p: 83) Davut oldum, kendim için kocanızı kendi eliyle öldürttüm > ben kocanız için canından olan Davut oldum (s: 84 /63) *Benim için yani kocanız için kendisini öldürten Davud oldum ben. parfois un poète conteur y raconte longuement une histoire; (p:126) uzun hikâyeler anlatırdı > uzun uzun bir öykü anlatır (s: 134 /97) Burada da bir öykünün uzun uzun anlatılması söz konusu ve ilk çeviride yapılan hata düzeltilmiş. Mais de la nuit, de la nuit, que dirai-je? (p: 148) Ona gecenin, gecenin nesini söylesem? > Ama gecenin ... (s: 161 /115) Et que certains trouvent un peu spéciaux (p:31) pek özel bulur > biraz özel bulur (s: 24 /24) 27- indirgeme: Bazı durumlarda özleştirme çabası dildeki sözcük dağarcığını zayıflatmaya yönelip kavramsal alanı da daraltabiliyor. cins > tür (s: 109 /80) düzeltimi türkçede iki ayrı gönderilen için kullanılmakta olan iki sözcüğün birbirine dönüştürülmesi böyle bir zayıflatmaya örnek gösterilebilir.

28- çeviride bir sözcüğü tek bir karşılığa indirgeme: Kaynak dildeki herhangi bir sözcüğün amaç dildeki karşılığını otomatik bir karşılığa indirgemek, anlatımın bağlamını düşünmemeye yol açar. Bu da çeviri için her zaman sorun yaratır. Anlamayı güçleştirmekten öte olanaksızlaştırır. Ve bu çeviri için anlatımın bütününden çok sözcüğe bağlı çeviri takınağını oluşturma ve de herhangi bir sözcüğün, karşılıklarını bildiğimiz karşılıklara indirgenmesidir ayni zamanda. Anlama ve anlatma çabası gütmeden aklımıza gelen ilk karşılığı metne yamamak demektir sonuçta. Cela t'amuse-t-il tant, me dit-il d'édifier ainsi des systèmes? (p:42) Böyle düşünce düzenleri kurmak seni çok mu eğlendiriyor? dedi bana. > Böyle törebilim dizgeler kurmak.. (s: 36 /32) İzlendiği gibi "édifier de systèmes" için "düşünce düzenleri kurmak", türkçede olmayan bir anlatım, bu nedenle anlaşılması kolay değil, hele hele bunu "törebilim dizgeler kurmak" olarak düzeltmek daha da anlaşılmaz kılıyor. Oysa burada Tanrının varlığını kendince kanıtlamaya çalışan birinin önerileri söz konusu. Öyleyse buradaki "système" sözcüğü, sözlükte de yer alan yol, yöntem anlamınadır. Ve biz bunu bağlama oturtarak, yani açarak, "kanıtlama yolları" diye çevirebiliriz. Hatta "yolları"nı kaldırıp yalnızca "kanıtlamalar" olarak çevirebiliriz: * Bu tür kanıtlamalar geliştirmek seni çok mu eğlendiriyor? 29- mantıklılaştırma: odeur de vase des plantes d'eau, froissement des tiges. (p: 55) su bitkileri bataklığının kokusu > su bitkilerinin bataklık kokusu (s: 47 /39) "vase" için sözlüğe baktığımızda "suyun dibinde toplanan çamur" karşılığını buluyoruz (Tahsin Saraç: Fransızca-Türkçe Sözlük). Öyleyse bunu, "su bitkilerindeki çamur kokusu" diye çevirebiliriz. İlk çeviride su bitkilerinin oluşturduğu bir bataklık gibi, olmayacak bir anlamlama üretiyoruz. İkincisi daha anlaşılır, olabilecek bir dış gerçekliğe çekiyor. 30- kolay bilinmeyecek bir sözcüğü yerlileştirme: André Gide fransızlar için yabancı bir sözcüğü yöresel bir kullanım olduğu için aynen alıyor ama yazılış biçimiyle onun alıntı sözcük olduğu anlaşılıyor "haïck", türkçede hayık diye bir sözcük var mı bilmiyorum. İlk uzandığım sözlükte yok. Elbette yazarın aynen aldığı bir sözcüğü çeviride aynen bırakmak bir yöntem ama hiç bir yabancı etkisi yaratmadan, ses olarak da yerlileştirerek almak, en azından benim için sorun oldu: bir hayığa bürünmüş olurdu (131 /94) Değerlendirme:

Bu çalışmada, çeviride yapılan değişiklikler elden geldiğince ayrıntılı biçimde sınıflandırılmaya çalışılmıştır. Bunun, çeviri eleştirisine de katkısı olabileceğini düşünüyorum. Çeviri bilimin oluşması sınıflandırmaların tartışılmasına ve sonuçta üzerinde anlaşılmış, kendi içinde tutarlı bir sınıflandırmaya varılmasına bağlıdır. Bu çalışmada ortaya çıkan değiştirmlere bir göz atalım. Baskı hatalarının düzeltilmesi çevirmenin çalışmasıyla ilgisini göstermektedir. Yazımla ilgili düzeltmeler, ne yazık ki türkçede henüz noktalama konusunun uzlaşımsızlığını, uyuşumsuzluğunu bize hatırlatmaktadır. Türkçede yazım ve noktalama konusunun ivedilikle ayrıntılı ve tartışmalı olarak gözden geçirilmesi gereği gündeme geliyor ancak, tartışma ve yazılan açıklayıcı yazıların çok dar bir çerçevede kaldığı düşünülürse türkçe konusunda önemli bir eğitim politikasına ve bunu gerçekleştirme savaşımı verecek kahramanlara gereksinim olduğu ortadadır. Anlatım gibi yazım da ayrı bir disiplin işidir. Dipnot düzeltimleri hem dildeki, hem de yazarın bireysel dilindeki gelişmeleri işaret etmektedir. Eksiltmelerde gerek dilbilgisel ögelerde gerekse sözlüksel ögelerde elden geldiğince yalınlaştırmaya gidilmiş. Ve bazı örneklerde yalınlaştırma sanki kaynak metin dikkate alınmadan yalnızca türkçedeki anlatımın yalınlığının peşine düşülmüş. Okur ve ayni zamanda amaç metin odaklı bir çeviri anlayışının sonucudur. Ancak bu durumda kaynak metin odaklı bakışın eksikliği kendini hissettirmektedir. Yer yer denetim seyrekleştirilmiş. Örneğin "des routes désolées" ilk çeviride olduğu gibi bırakılmış: "hüzünlü yollar. Tahsin Yücel, yaptığı düzeltme işleminde genellikle sözcüksel bir yenileştirmenin ardında olmuş: Ve çok titiz bir düzeltme yapmamış. Yer yer hiç gözden geçirmediği ifadeler var. Ek olarak, düzeltimdeki genel eğilimine karşıt kullanımlar ikinci biçimde de yer almış (! kadınlar inerlerdi (s: 109) ikinci çeviride (iner) "ler" kullanımı; ! Mağripli (s: 111) ikinci çeviride ; ! Hâfız, sâkî (s: 97) ikinci çeviride. ! istiyorum: Kuru otlar burcu burcu koktu... (s:79)) Asıl önemlisi düzeltim, sözcüklerin yenileştirilmesi odaklı olunca, amaç dilin sözcüklerine odaklanınca büyük ölçüde önceden yapılmış çevirinin doğruluğunun ön kabulü gündeme geliyor. Her ne kadar yer yer okur odaklı anlatım düzeltimleri yapılmış ise de genelde okur odaklı bir düzeltim gerçekleştirilmemiş. Durum böyle olunca çeviri anlayışının da, genelinde, okur odaklı olmaktan uzak olduğunu savlayabiliyoruz. Bunun kanıtlanması da ikinci bir yazının, çeviri eleştirisiyle ilgili bir yazının konusu. Sonuç olarak şunu söyleyeceğim: çeviri edimi çok yönlü bir tititzlenmeyi gerektiren bir uğraş. Konu-nesnesine bağlı olarak tek yada çok yönlü dizgeleri,

sorunları olabilir. Tek odaklı bir çeviri, çevirmeni yanlı kılmakta, yanlışlara sürüklemekte. Zira bu bir proglanma sorunu. Çeviri bir çok odaklılık işidir. Ve şunun da altını çizmeliyim: kendimin kusursuz olmadığımı, yanlışlarımın , eksikliklerimin en yakın tanığı olarak çeviri adına, yapılan çeviride olabileceklerin bir görünümünü vermek istedim. Olabilirse kendime bir ders ve çevirmenlere bir 'dikkat!' uyarısı. Kaynaklar: Gide; Les Nourritures Terrestres suivi de Les Nouvelles Nourritures; Gallimard, Collection Folio; 1984 André Gide; Dünya Nimetleri; çeviren: Tahsin Yücel; Varlık yayınları; İstanbul; 1969 André Gide; Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler; Türkçesi: Tahsin Yücel; Can Yayınları; 3.basım; İstanbul; 1989

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->