14 EKİM 2012 PAZAR

The new york Times inTernaTional weekly yo r u m

sabah

5

THE TIMES BAŞYA ZI

ThomasL.FrIeDman

İspanya’da Protesto, Almanya’dan Talimat
Güney Avrupa’daki başkentleri siyasetçilerin görmezden gelemeyeceği kadar büyük kalabalıklar halinde dolduran göstericiler, ekonomideki son kemer sıkma önlemlerini protesto etti. Lizbon, Madrid ve Atina’da yüz binlerce kişi toplanırken, bu tür gösteriler muhtemelen artacak. Alman ve Avrupa Birliği liderlerinin istediği kemer sıkma politikaları halkın sabrını taşırıyor. Oysa bunlar borç yükünü azaltma ve ekonominin canlanmasına zemin hazırlama hedef ler ini tutturmay ı açı kça başaramadı. Bu önlemlerin durgunluk düzeyindeki işsizliği artıracağı ve sosyal güvenlik programlarına, kendilerine en çok ihtiyaç duyulan dönemde zarar vereceği açık. İspanya’da Başbakan Mariano Rajoy, yeni öfke patlamalarına yol açmadan ve ekonominin dinamosu konu mu nda k i K at a lonya g ibi huzursuz özerk bölgelerde ayrılıkçı söylemi körüklemeden yeni bütçe kesintileri yapmaya uğraşıyor. Ama yeni kesintiler, maaş dondurma ve Rajoy’un geçenlerde duyurduğu vergi artışlarının oluşturduğu acı karışımın durumu iyice kötüleştireceği neredeyse kesin. Uzmanlara göre İspanya 2013’te ikinci kez eksi büyüme yaşayacak. Bu arada, yüzde 25’i geçen işsizlik AB ortalamasının iki katı. Ama İspanya kendisini kötü etkileyen bu önlemleri uygulamazsa veya İspanyol ekonomisi gerçekçi olmayan bütçe hedeflerini tutturmak için mucizevî biçimde yeni vergi gelirleri yaratmazsa, Almanya Avrupa’nın yeni bir bankacılık birliği kurulmasını engellemekle tehdit ediyor. Acilen ihtiyaç duyulan bu birlik, tökezleyen İspanyol bankalarını yeniden sermayelendirmeye yardım edecek. Yunanistan ve Portekiz’den farklı olarak İspanya şu ana dek AB’nin resmi kurtarma yardımından kaçındı. Bu da ona, kendi ekonomi politikasını belirlemek için biraz daha özgürlük sağlıyor. Ama Rajoy’un seçenekleri kısıtlı. Almanya Avrupa bankacılık birliğine onay vermezse, İspanya da zorlayıcı bir borç kurtarma anlaşmasına mecbur kalabilir. İspanya’nın borç sorunu büyüme dönem indek i sav urga n devlet harcamalarından kaynaklanmadı. Bunlar ucuz kredilerin özel sektörde körüklediği pervasız emlak balonunun ani çöküşünün bir sonucu. Balonun patlaması milyonlarca kişiyi işinden ederek vergi gelirlerini ve tüketici harcamalarını azalttı. Ayrıca hükümeti sendeleyen bankacılık sistemini kurtarmak için aslında elinde olmayan, artık toplayamayacağı milyarlarca euroluk kaynak vadetmeye zorladı. Yeni kesintiler toparlanmayı sağlamaz; sadece ilave acı ve kargaşa yaratır. Rajoy ülkenin eğitim ve sağlık masraflarının çoğunu karşılayan 17 bölgesel hükümetin harcamalarını da kısıtlamak istiyor. Bölgesel hükümetler büyüme döneminde bayındırlık işleri için milyarları heba etti. Ama bu paralar gitti. Sağlık ve eğitimde zor günlerde bile büyük kesintiler yapılmamalı. Bu derin durgunluk, uzun vadeli emeklilik sistemi maliyetlerini ve yaşlanan nüfusun sorunlarını ele almak için de doğru bir zaman değil. Uzun süredir işsiz olan kişilerin aldığı işsizlik yardımları biterken, yüz binlerce geniş ailenin tek gelir kaynağı emekli maaşı. Sosyal felaket tehlikesi yaratmayacak kolay çözümler yok. Durum Yunanistan ve Portekiz’dekine çok benziyor. Zaman tükeniyor. Euroyu ancak ekonomi politikalarında büyük bir değişim kurtarır. Başta Şansölye Angela Merkel olmak üzere Avrupalı liderler, euro bölgesinde borçların ödenebilmesi için sürekli kemer sıkma yerine daha esnek bütçe hedefleri vasıtasıyla ekonomik büyümeyi teşvik etmeye yönelik yeni çabalara gerek duyulacağını anlamalı.

Çin’in Kendi Rüyasına İhtiyacı Var
8 Kasım’da Çin Komünist Partisi’nin 18’inci Ulusal Kongresi yapılacak. Yeni parti liderinin kim olacağını şimdiden biliyoruz: Devlet Başkan Yardımcısı Xi Jinping. Fakat önemli bir konu var ki, onu bilmiyoruz. Xi’nin “Amerikan Rüyası”ndan farklı bir “Çin Rüyası” var mı? Çünkü onun yeni yükselen ve 2025’te 300 milyondan 800 milyon kişiye ulaşması beklenen Çinli orta sınıfla ilgili rüyası Amerikalılarınkiyle aynı olacaksa (herkese kocaman bir araba, kocaman bir ev ve Big Mac) o zaman başka bir gezegene ihtiyacımız var demektir. Çin’de bir hafta geçirirseniz nedenini siz de anlarsınız. İşte Şanghay Daily gazetesinin 7 Eylül’deki manşetlerinden biri. “Şehirde Su Kıtlığı Uyarısı”. Yazıda dendiğine göre, “Nüfus artışı devam ettiği takdirde Şanghay’da su kaynakları yetersiz kalabilir... Şehrin mevcut kapasitesi olan günlük 16 milyon tonla 26 milyon insanın ihtiyacı karşılanabiliyor. Fakat nüfus 30 milyona ulaşırsa günlük talep 18 milyon tona ulaşacak ve kapasiteyi aşacaktır”. Bu arada, Şanghay’ın yedi yıl içinde 30 milyon nüfusa ulaşacağı tahmin ediliyor! A BD - Çin Temiz Enerji Orta k Girişimi’nin (JUCCCE) kurucusu Peggy Liu, “Eskiden ‘Amerikan Rüyası’ demek bir ev, dört kişilik bir aile ve iki araba sahibi olmak demekti, şimdiyse Kim Kardashian örneğinde olduğu gibi bir tüketim gösterisine dönüşmüş durumda. Çin bu yolda ilerleyemez, aksi halde Çinli tüketicilerin talepleriyle gezegende doğal kaynak kalmayacak” diyor. McKinsey’de danışmanlık geçmişi olan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü mezunu Liu, Çinlilerin yeni bir milli kimlik oluşturmayı arzuladıklarını, bu kimliğin denge, saygı ve akış gibi geleneksel Çin değerleriyle modern kentsel gerçek liği birleştirmeyi hedeflediğini savunuyor. Ona göre gelir artışıyla kaynak tüketimindeki artış arasındaki tarihi bağı koparan sürdürülebilir bir “Çin Rüyası” bu yeni kimliğin bir parçası olabilir ve dünyaya örnek de bulabilir. JUCCCE tüketicilerde sürdürülebilir alışkanlıkları kökleştirmek amaçlı olarak Çinli belediye başkanları ve sosyal

ruth fremson/the new York times

Alt kastlara mensup olan birçok Hint, geleneksel mesleklerinden koparılıyor. Mumbai’de bir tütsü satıcısı.
İSTİHBARAT/shiVam ViJ

Kastsız Topluma Doğru Yolculuk
Yenİ Delhİ Anne olan Reshma Devi bir çocuk ıslahevinde tutulan 15 yaşındaki kızının velayetini alabilmek için Delhi’de mahkeme mahkeme dolaşıyor. Ocak’ta polis Mumbai’deki bir otele bir baskın düzenlemiş ve kızını fahişelik yaparken yakalamıştı. Çocuk esirgeme kurumu kızı Delhi’de bir ıslahevine göndermeye karar verince Devi, kızının seks işinde olduğunu bildiğini ve bundan şikâyetçi olmadığını savundu. Ortada bir insan kaçakçılığı yoktu. Bu kast sisteminin bir sonucuydu. Devi Bedia kastından olduğunu ve fahişeliğin bu kasta ait bir meslek olduğunu savunuyordu. Çocuk esirgeme kurumuna göreyse kızın velayeti zaten bu yüzden ona verilmemeliydi; kız ancak bu şekilde fahişelik yapmaktan kurtarılabilirdi. Dev i du r u mu nu aç ı k la maya çalışmakta zorlanıyor. Kızı “fahişe” kelimesinin kötü karşılandığı bir toplumda yaşıyor, fakat Bedialara bu işi yaptıran da toplumun kendisi. Bedialar nicedir bunu biliyor; onlar bu işi yapıyor; onların tanımı bu. Feodal toprak sahipliğinin kaldırılmasıyla köylerde işverenleri kalmayınca Bedia kızları büyük şehirlerde seks ticareti sektöründe çalışmaya başlamış. Geleneksel kast kurumuyla modernliğin çatışmasının bir sonucu olarak kendilerini bu çıkmazda bulmuşlar. Modern ulus devleti kim ki, onlar için neyin iyi olduğunu söylesin? Bu topluluktan ergenliğe ulaşan bazı kızların bekâreti Agra kentinde, Tac Mahal’den üç kilometre uzaktaki evlerinde bir törenle açık artırmaya çıkarılıyor. Agra’da Bedialardan binlerce kişinin yaşadığı biliniyor ve yalnızca kız çocukları istendiği için erkek ceninleri ana karnında yok ettikleri söyleniyor.
Yeni Delhi’den gazeteci Shivam Vij, Washington DC’deki Pulitzer Kriz Muhabirliği Merkezi üyesi. Yorumlar için, nytimes@sabah.com.tr. Kast sözcüğü, İspanyolcada ırk anlamına gelen “casta”dan geliyor. Kast meselesine genelde ırkçılık penceresinden bakılır ve asıl sorunun ayrımcılık olduğu söylenir. Oysa daha belirleyici olan, kastların mesleki boyutudur. Söz gelimi, Bedia olunmaz, Bedia doğulur. Hindu dinini bıraksanız bile kast sistemi peşinizi bırakmaz. 2006’da yapılan resmi bir araştırma Hint Müslümanların ülke ortalamasına göre daha yoksul ve daha eğitimsiz olduğunu ortaya koyuyordu, çünkü bu insanların çoğu modern ekonomiye ayak uydurmaya çalışan zanaatkâr kastlarına üyeydi. Ayrıcalıklı üst kastlarda rahip, bilgin, çıkaran kastlar açıkta kalıyor. Akrobasi ve hokkabazlıkla uğraşan Nat kastı dilenci olarak görülmekten şikâyetçi. Geleneksel işlerinden koparılan insanların çok azı yeni meslekler edinip topraksız gündelikçiliğe razı geliyor, üst kastların tarlalarını sürmek ve “yeni” Hindistan’ın yükselen binaların inşaatında çalışmak zorunda kalıyorlar. En büyük eşitsizlikse düşük vasıflı devlet okullarıyla yetinmek mecburiyetinde olmaları. Bu okullarda eğitimli Hintlilerin dili olan İngilizce genellikle öğretilmiyor ve bu da onların çocuklarını modern Hindistan’da rekabet edebilecek fırsat eşitliğinden mahrum bırakıyor. Yeni geçirilen bir eğitim yasası bu haksızlığı hafifletebilir, ama ancak bir yere kadar. Eğitim ve pozitif ayrımcılıktan ayrı olarak devletin kast topluluklarına el atıp onların geleneksel mesleklerini değiştirebilmelerine yardımcı olması gerekiyor. Şehirli seçkinlerse kastların varlığını görmezden geliyor. Bazıları hangi kasta ait olduklarını bile bilmediklerini ileri sürüyor. Ama evliliğe gelince kendi toplulukları içinde ka lıp sosyal, kültürel, siyasi ve ekonomik sermayelerini aralarında tutmayı tercih ediyorlar. Sömürgecilikle gelen modernliğin meyvelerini ilk toplayan üst kastlar mesleki sınırlara da bağlı değil. Çocukları ister pilot veya ressam, ister yazar veya girişimci olabiliyor. Fakat Devi’nin kızı böyle bir tercih yapamazdı. Delhi’de bir gönüllü kuruluşun idaresindeki ıslahevinde o şimdi eğitim görüyor ve hayatını başka yollardan kazanması için terziliği öğreniyor. Çocuk esirgeme kurumunun kararında, kızın eve günde 30 dolar gönderdiği, ailesinin o yüzden velayetini geri istediği bildiriliyor. Devlet Devi’yi terzilik yapmaya zorlarsa daha iyi bir hayatı olabilecek. Fakat yaşadığı dünyanın gözünde o yine de bir Dalit. Hindistan’da kastsız bir topluma giden yol ise uzun ve zahmetli.

Taliban’la Müzakereler
Amerikalı komutanlar uzun süredir Afgan savaşının askeri bir zaferle değil, ancak Taliban’la anlaşarak bitirilebileceğini biliyor. Oysa şimdi hem generaller, hem de sivil yetkililer bu ihtimalin 2015’ten önce için (yani Amerikan ve koalisyon kuvvetlerinin çekilmesinden sonraki bir tarihte) gerçekçi olmayacağını açıklıyor. Çekildikten sonraki dönemde Afgan hükümetiyle militanlar arasında nihai barış görüşmelerinin başlayabilmesine zemin hazırlamaya çalışıyorlar. Taliban’la yapılan görüşmelerde Obama’nın ilerleme kaydedememesi ciddi bir başarısızlık. Gerçi militanları barışa ikna etmek başından beri zaten çok zor bir seçenekti. Fakat Obama yönetimi, koalisyon güçlerine karşı ölümcül saldırılarını sürdüren amansız militanlarla müzakereleri nasıl başlatacağını bulmak için de hiçbir zaman yeterli çabayı göstermedi. ABD’nin Afganistan’daki 68 bin askerine 33 bin asker daha ilave ettiği 2010’da müzakereler konusunda fazla çekingen davranılıyordu. Generaller askeri kazanımlara odaklanmak gerektiğini savunarak görüşmelere karşı çıkıyordu. Yönetim Şubat 2011’de müzakere seçeneğini değerlendirmeye karar verdiğinde bile yetkililerin fikir birliğine varmaları aylar sürdü. Bu yılın başlarında ABD’yle Taliban arasında başlayan görüşmelerse tutuklu değişiminin Kongre muhalefeti sonucu gerçekleşememesi üstüne koptu. Taliban, militanların elindeki bir Amerikan askerine karşılık Küba’nın Guantanamo Körfezi’ndeki beş liderlerinin serbest bırakılmasını istiyordu. Bu riskli anlaşma güya daha ciddi görüşmelerin önünü açacaktı. Fakat görüşmelerin sekteye uğramasından sonra her şey zorlaştı. Ta l iba n , Wa sh i ng ton’u n E l Kaide’yle tüm bağları koparma, şiddete başvurmama ve Afganistan Anayasası’ndaki siyasi ve temel haklara saygı duyma talebine soğuk bakıyor. Taliban gruplarına yataklık eden ve görüşmelere destek vermeye yanaşmayan Pakistan da uzun süredir olumsuz bir rol oynuyor. Taliban üyelerini topluma kazandırmak için uyguladıkları program bile tahmini 20-30 bin militanın ancak 5 binini silah bırakmaya ikna edebildi Fakat ABD müzakere seçeneğinden de, uzlaşma yönünde atılacak herhangi bir adımdan da vazgeçmemeli. Ayrıca bunun için 2014 veya sonrası beklenemez. Ufukta resmi görüşmeler olmasa bile Taliban, Afganistan ve diğerleri arasında temaslar var. Geçenlerde Pakistan militanları siyasi sürece katılmaya çağırdı ve yeni potansiyel Taliban görüşmecilerinin soruşturulmasında Washington’a yardımcı olmayı kabul etti. Pakistan ordusunun ne kadar ciddi olduğunu öğrenmek uzun sürmeyecektir. 2014 başkanlık seçimleri belirleyici olacak. Bu arada muhalefet, Taliban ve diğer tarafların geçici bir anlaşmaya varma ihtimali değerlendiriliyor. Anlaşmanın asgari şartları El Kaide’yi reddetmek ve katılıma açık bir siyasi sistemi desteklemek. Hedefse Taliban’ın Amerikan kuklası olarak gördüğü Hamid Karzai’den daha ehil bir cumhurbaşkanının seçilmesi. Afganistan’ın geçmişine bakınca iyimser olmak kolay değil. Fakat ABD askerleri ülkeden çekilmek üzereyken militanların silahlı çatışmaya alternatif olarak görebilecekleri bir siyasi sistemi desteklemekte yarar var.

Hindistan kalkınırken kast sistemiyle modernlik çatışıyor.
tüccar ve savaşçı doğulur. Alt kastlarsa çiftçi ve zanaatkâr doğar ve örgün eğitimden mahrum bırakılır. Fakat bir de kast dışı olanlar var ki, “murdar” ve “kirli” kabul edilerek tuvalet ve sokak temizleme, ayakkabı tamirciliği, deri tabaklama gibi “temiz olmayan” işlere layık görülür. Kendilerine “kırık halk” anlamında Dalit diyen bu kast dışı kategoriye diğer kastların bazı üyeleri dokunmak bile istemez. Bedialar da işte bu kategoriye ait. Sözünü ettiğimiz üç kategori içinde meslekle tanımlanan binlerce kast ve alt kast bulunur. Bir kasta üye olan birisinin mesleğini bırakıp daha saygın bir işe geçmesi hâlâ zor. Birçok kast mesleği de modernliğin tehdidi altında. Turistler hiç yılan oynatıcısı göremediklerinden ya k ı n ıyor, çü n k ü hay va n la ra eziyet etmeyi yasaklayan kanun bu uygulamayı kaldırdı. Makineleşme ve ithalat yüzünden dokuma yapan ve yağ

Çinli yeni lider refahla gelen israf sorununu nasıl çözecek?
ağlarla, sürdürülebilirlik uzmanları ve Batılı reklam ajanslarıyla birlikte çalışıyor; kişisel refahı “daha iyi ürün ve hizmetlere sahip olarak değil, paylaşarak erişmek” şeklinde yeniden tanımlıyor. Bunun anlamı daha iyi toplu taşımacılık; daha iyi kamusal alanlar; enerjinin daha verimli kullanıldığı ve ortak hizmetlerin daha kolay sunulabildiği yüksek binaları özendiren bir konut anlayışı; işe gidip gelmeyi azaltan e-öğrenim ve e-ticaret fırsatları. Bir ürün veya hizmete sahip olmak yerine ona erişimin altını çizmek yalnızca sürdürülebilirliği sağlamaz, zenginlerle yoksullar arasındaki uçurumdan kaynaklanan sürtüşmeleri de azaltır. Nitekim JUCCCE’nin Çin Rüyası, Mandarin lehçesinde “Uyumlu ve Mutlu Rüya” olarak ifade ediliyor. On yıl önce Çin’deki hâkim tavır, “Siz Amerikalılar 150 yıl çevreyi kirleterek kalkındınız. Şimdi sıra bizde” idi. Birkaç hafta önce Şanghay’daki Tongji Üniversitesi Şehir Planlama ve Tasarım Enstitüsü’nün açılış gününe katıldığımda ve öğrencilere hâlâ öyle mi düşündüklerini sorduğumdaysa çok farklı bir cevap aldım. Enerji sistemleri üstünde çalışan yüksek lisans öğrencisi Zhou Lin ayağa kalktı ve sınıf arkadaşlarının onaylayan bakışları altında, “Bu konuyu istediğiniz kadar politize edebilirsiniz, ama son tahlilde bunun kimseye bir faydası olmaz” diye açıkladı. Meselenin artık bir adalet meselesi olmadığını söyledi. Çin için en çıkar yol “temiz” kalkınma yoluydu. Çin’in son beş yıllık kalkınma planında (2011-2015), GYSİH’da birim başına düşen enerji ve su yoğunluğunun azaltılması hedefleniyor. Fakat ne kadar etkileyici de olsa Liu bu hedeflerin yetmediğini savunuyor. Perakende satışların 2005’ten beri yılda yüzde 17, kentsel gelirin de son on yılda yüzde 150 arttığı şartlarda “devlet tüketici davranışlarını sürdürülebilir bir yola çekmek zorunda”. Fakat, diye ekliyor Liu, “Henüz böyle bir çaba yok”. Dolayısıyla Xi Jinping selefine göre iki farklı sorunla karşı karşıya. Birincisi, Komünist Parti iktidarını sürdürmek zorunda ve bu da halkı yönetimden memnun etmek için büyümeyi yüksek tutmayı gerektiriyor. İkincisi, gelir uçurumunun artmasından köy-kent göçüne ve boğucu çevre kirliliğine kadar bu büyümenin olumsuz yanlarını sınırlandırmak zorunda. Bu denklemi tutturmanın tek yolu, refah beklentisini sürdürülebilir bir büyüme anlayışıyla harmanlayan yeni bir Çin Rüyası’dır. Xi bunu biliyor mu ve biliyorsa da çarkları yeterince hızlı hareket ettirebilir mi? Birçok şey bu soruların cevabına bağlı.

maureenDowD

İkiyüzlülükte Suç Ortaklığı
Yönetimin üst kademelerindeki bir makamda bulunan ve dışişleri bakanı olmayı çok isteyen Rice soyadlı bir kadın, sırayla tüm sohbet programlarına katılarak başkan için iyi olsa da dikkatle bakıldığında dökülmeye mahkûm olan, Ortadoğu ile ilişkili bir hikâyeyi saldırganca pazarlıyor. Amerikalı yetkililerin elverişli bir gerçeklik yaratmak için, Ortadoğu’daki El Kaide bağlantıları ile ilgili istihbaratın içinden işlerine yarayanları seçtiğine dair suçlamalar var. Ulusal güvenlik aygıtı, siyasi imaj yaratma mekanizmasıyla iç içe geçmiş. Bunlar tanıdık geliyor mu? Geçen sefer Ortadoğu’yu yeniden yapılandırmaya çalışan ve kafayı savaşa takmış üstlerinin yalanlar ağını kurmasına yardım eden, Condoleezza Rice idi. Bu kez, Obama’nın ekibi can havliyle Ortadoğu’yu anlamaya çalışırken inandırıcılığı olmayan bir masal anlatan kişi, ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Susan Rice. Bush yönetimi Neo-conların öteden beri istediği gibi Irak’ı işgal etmek için El Kaide bağlantılarını abarttı ve 11 Eylül saldırısını suiistimal etti. Obama yönetimi Libya’daki büyükelçiliğe saldırıda, başkanın Usame Bin Ladin’i öldürerek El Kaide’yi büyük ölçüde yok ettiği hikâyesini sürdürmek ve 11 Eylül’ün yıldönümünde görev başında uyuduğu suçlamasını önlemek için El Kaide bağlantısını vurgulamaktan kaçındı. Tüm suçu YouTube’daki İslam’ı aşağılayan video aleyhindeki gösteriye yüklemek daha iyi. Bush güruhunun çıkarcı ve ikiyüzlü taktiklerinden tiksinerek iktidara gelen Obama’nın benzer suçlamalara maruz kalması tuhaf. Donald Rumsfeld mantığın sesi olunca, başınızın belada olduğunu bilirsiniz. Eski savunma bakanı geçenlerde Fox News’e, “ABD’nin Birleşmiş Milletler büyükelçisini, birkaç saat içinde doğru olmadığı kanıtlanan bir hikâye uydurup anlatması için ortalığa salma fikri bence affedilemez. Bunu hayal edemiyorum” dedi. Kendisi, ahbabı Dick Cheney ve vasiliğini yaptığı Bush’un, dönemin dışişleri bakanı Colin Powell’ı daha sonraki işgalle birlikte dökülen bir hikâyeyi pazarlaması için BM’ye göndermesine rağmen Rumsfeld’in hayal gücü tıkanıyor. Öldürülen Libya Büy ükelçisi Christopher Stevens’ın öyküsünde baştan beri tuhaf olan bir şey vardı. Stevens’ın tehditlerle ve nefretle kaynayan bu bölgede yeterince korunmadığ ı açıktı. Bina olay sonrasında bile öyle korumasızdı korunmadığını açıklamasını istedi. Susan Rice’ın dönüşü, başkanın ulusal güvenlik konusundaki performansını abartmaya yönelik rahatsız edici ve çok gereksiz olduğu için özellikle saçma gözüken sürecin parçası. Beyaz Saray geçen yıl, ulusal güvenlik danışmanı John Brennan’ın erkenden dile getirdiği aşırı heyecanlı iddiaları yalanlamak zorunda kaldı. Brennan Bin Ladin’in silahlı çatışmaya girerek direndikten sonra öldürüldüğünü ve “kalkan olarak kullandığı kadınların arkasına saklandığını” söylemişti. Baskını yapan SEAL timinin üyesi Matt Bissonette bir kitap yazınca, sertlik izlenimi vermeye can atan Beyaz Saray’ın anlatımı ile bu görgü tanığınınkiler birbiriyle çelişti. Bissonette en öndeki komandonun yatak odası kapısından dışarı bakan silahsız Bin Ladin’i kafasından vurduğunu, sonra da kendilerinin odada can çekişen hedefi tekrar vurduk la r ı n ı ya zd ı. Yönetimin anlatıma göre merdivenlerdeki atış hedefi ıskalamıştı. Pohpohlanmaya (hele de dış politikayı eline yüzüne bulaştıran Mitt Romney ile dış politika acemisi Paul Ryan karşısında) ihtiyacı olmayan başkanı övmeyi amaçlayan yönetim, Bingazi olayıyla ilgili çelişkili açıklamalara saplandı. Halk bu işin öyle kolay olmayacağını kuşkusuz anlasa da, yönetim El Kaide’yi gerilettiği izleniminden yararlandı. Ama krizden yararlanmak için vakitsizce mikrofon başına geçip gerçekleri çarpıtan Romney’in öğrendiği gibi, uydurma politik süreçlerin ulusal güvenliğin nasıl tartışılacağını belirlemesine izin vermenin bir bedeli var. ABD ordusu Libya’daki saldırıya karşı misillemeye hazırlanıyor. Peki, yardımcıları siyasi çıkar uğruna tarihi çarpıttıkları izlenimi uyandırırsa başkan hak ettiği takdiri alır mı?

Bilimsel Yayında Sahtekârlık
Yanlış hatta düzmece olduğu için geri çekilen bilimsel yayınların sayısındaki artış, dergi editörlerini ve etik uzmanlarını kaygılandırıyor. Geri çekilen yayınlar geçen yıl çıkan muazzam sayıdaki yayının küçük bir kısmını oluştursa da, bunlar birçok bilim insanını uygunsuz davranışa iten baskılar hakkında anlamlı bir fikir veriyor. Bilim dergisi Nature geçen yıl, basılıp geri çekilen yayınların sayısı son on yılda 10 kat artarak yılda 300’ü geçerken, yayınlanan makale sayısının sadece yüzde 44 arttığını hesapladı. Dergi bu yayınların yarısının utandırıcı yanlışlar; diğer yarısının da intihal, sahte veri ve değiştirilmiş imajlar gibi suiistimaller nedeniyle geri çekildiğini belirtti. ABD Ulusal Bilimler Akademisi’nin dergisinde yayınlanan yeni bir bilimsel çalışma, suiistimallerin düzeyinin sanılandan da kötü olduğu sonucuna vardı. Biyomedikal ve yaşam bilimleri alanlarında yayınlanıp geri çekilen 2 bini aşkın makaleyi inceleyen araştırmacılar, sebebi belirleyebildikleri vakaların dörtte üçünde gerekçenin suiistimal olduğunu buldu. Sorun dünyanın her yerinde görülüyor. Geri çekilen makaleler 50’yi aşkın ülkede yazılırken, sahtekârlıkların veya şüpheli vakaların çoğu ABD, Almanya, Japonya ve Çin’de meydana geldi. Araştırmacılara göre çoğu dergi bir makalenin neden geri çekildiğini açıklamadığı için, sorun yeni tahminlerin gösterdiğinden daha büyük olabilir. Yayın çekme ve sa htekârlık vakalarının niçin arttığı konusunda birçok görüş var. İyimser açıklamaya göre, dergiler artık internet üzerinden yayınlandığı ve daha geniş bir kitleye ulaştığı için uzmanların hatalı ve hileli yayınları belirlemesi kolaylaştı. Kötümser açıklamaya göre, bir keşfi yapan ilk kişi olma ve bunu saygın bir dergide yayınlama yönündeki baskı, bilim insanlarını saçma hatalar yapmaya hatta verileri çarpıtmaya itiyor. Çözümler belli olmasa da, editörler ile hakemlerin daha dikkatli olması gerektiği çok açık.

Ulusal güvenlik konusunda bu kez lafı dolandıran kim?
ki, CNN ekibi içeri girip Stevens’ın g ü n lü ğ ü nü a l a bi ld i . Gü n lü k , büy ükelçinin bitmek bi lmeyen saldırılardan ve El Kaide’nin ölüm listesinde olmaktan kaynaklanan korkularını yansıtıyordu. Sonuçta Mua mmer K adda fi’y i A BD’nin yardımıyla deviren isyancılar arasında El Kaide sempatizanları vardı. Temsi lc i ler Mecl isi’ndek i Cumhuriyetçiler Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın, milletvekili Darrell Issa’nın mektubunda belirttiği “11 Eylül 2012’den önceki aylarda Libya’daki Batılı diplomatlara ve görevlilere yönelik çok sayıda saldırıya” rağmen konsolosluğun neden da ha iyi

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful