P. 1
Büyük Türkçe Sözlük-Turkish Dictionary

Büyük Türkçe Sözlük-Turkish Dictionary

|Views: 30|Likes:
Published by EmirFurkan

More info:

Published by: EmirFurkan on Dec 25, 2012
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/08/2013

pdf

text

original

Büyük Türkçe Sözlük

Sürüm No: 1.0 Açı klama Farabi

(veya ağ nıiçine) bakmak zın * ne söyleyeceğ beklemek. ini * onun sözüne göre davranmak. ... (bir) hâl almak * bir duruma gelmek. ... canlı sı * düş künü. ... damgası vurmak nı * (biri için) kötü bir yargı varmak. ya ... -e kuvvet * herhangi bir ş ağ k verildiğ kullanı eye ı rlı inde lı r. ... fı ekmek yemesi lâzı rı n m * bir duruma eriş için pek çok emek vermesi, çalı mek ş gerekir. ması ... gözüyle bakmak * yerine koymak. ... ile beraber * ile birlikte. ... kim ... kim * yakı rı ş uygunsuzluğ belirtmeye yarar. ş lan eyin tı unu ... olsun, ... olsun, * sözü geçen her ş ey. ... süsü vermek * gerçeğ aykıolarak, kendisinde veya herhangi bir ş üstün bir nitelik veya değ varmıgibi e rı eyde er ş göstermek. ... ziyafeti çekmek * herhangi bir ş en iyi biçimde baş eyi armak, herhangi bir yönüyle doyurmak. ...-a veya ...-e gelince * sı gelince anlamı gelerek bir konu bittikten sonra sözü baş bir konuya geçirmeye yarar. ra na ka * ayrı k gösteren bir düş calı ünceye geçildiğ anlatı ini r. ...-a, ...-ya getirmek * birini bir duruma getirerek istediğgibi davranmak. i ...-den eylemek * yoksun bı rakmak. ...-ı / ...-inde değ nda il * bir ş söylenen niteliğ önem vermeyi anlatı eyin ine r. ...i tutmak * bir işyapacağve göreceğo zamana rastlamak. i ı i ...ikinci plâna düş mek * bir kimsenin veya topluluğ gözünde eski önemini, değ yitirmek. un erini

...ile beraber * -dı / -diğanda. ğ ı i * -dan / -den baş ka. * -dı / -diğhâlde. ğ ı i ...-ması ...-mesi bir olmak yla, * aynı anda, çabucacı birden. k, ...maya veya ...meye görsün (veya gör) * söz konusu fiilin doğ uracağsonuca kesinlik kazandı için kullanı ı rmak lı r. ...nıresmidir... n * bir durumun olacağkesin ve bellidir. ı 19 Mayı s 30 Ağ ustos * Zafer Bayramı . a a * (a:) Ş ma, hatı aş rlama, sevinme, acı üzülme, kı gibi duyguları ma, zma güçlendirir, cümlenin baş veya ı nda sonunda kullanı lı r. a/e * Çekimli fiilin sonuna gelerek anlamı pekiş tirir. -a- / -e-a / -e -a / -e *İ simden fiil türeten ek. * Yönelme durumu eki: dağ eve, yola, öne. Ünlü ile biten isimlerden sonra araya y sesi girer. a, * Seslenme bildirir.

* Fiilden zarf türeten ek: yaza yaza, gide gide, koşkoş düş kalka, güle oynaya. Ünlü ile biten fiillerden a a, e sonra araya y sesi girer: yaş yaş bekleye bekleye, okuya okuya, yürüye yürüye. Bu ek göre, kala, geçe, sapa aya aya, örneklerinde kalı mı r. plaş ş tı a, A

* Türk alfabesinin birinci harfi, ses bilimi bakı ndan kalıünlülerin düz ve geniş mı n olanı gösterir. nı * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde lâ sesini bildirir. * Su. * Yünden, dövülerek yapı kalı ve kaba kumaş lan n . * Bu kumaş yapı ş tan lmıyakasıve uzun üstlük. z * Bu kumaş yapı ş tan lmıolan. * Eskiden derviş giydiğabadan yapı ş lerin i lmı önü açıhı , k rka. * Abla. * Anne.

ab aba

aba altı değ (sopa) göstermek ndan nek * yumuş görünmekle birlikte yine de gözünü korkutmak. ak aba gibi * (kumaş için) kaba ve kalı n.

aba güreş i * Aba giyilerek ve bele kuş bağ ak lanarak yapı bir tür güreş lan . aba vakti yaba, yaba vakti aba * kiş ihtiyaçları vaktinden önce ve ucuz olduğ zaman karş i, nı u ı lamalır. dı abacı * Aba yapan veya satan kimse. * Abadan giyecek yapan veya satan kimse. * Bedavacı , asalak. abacı kebeci, ara yerde sen neci? * "anlamadın bu iş ne karıyorsun?" anlamı kullanı bir söz. ğ ı e ş ı nda lan abacı lı k * Aba yapma veya satma iş i. * Abadan giyecek yapma veya satma iş i. abadî * Kalı ve açısaman renginde, yarı bir yazı ıı nca k mat kâğ türü. d abajur * Işı yere toplamak, doğ ı bir ğ rudan doğ gözlere vurması önlemek için kullanı lâmba siperi. ruya nı lan * Genellikle üzeri siperli masa lâmbası ayaklı veya lâmba. * Abajur yapan veya satan kimse.

abajurcu

abajurculuk * Abajurcunun iş i veya mesleğ i. abajurlu abaküs * Sayı boncuğ çörkü. u, abalı * Abası olan, aba giymiş olan. * Abajuru olan.

abandı rma * Abandı rmak iş i. abandı rmak * Bir kimsenin bir yere abanması sağ nı lamak. * Bir hayvanı çöktürmek. yere abandone * Dövüş emeyecek duruma gelen (boksör). abandone etmek * dövüş emeyecek duruma getirmek. abandone olmak * dövüş emeyecek duruma gelmek. abanî * Sarı rak dallı ş iş mtı nakı larla lenmiş tür beyaz, ipek kumaş bir . * Bu kumaş yapı ş tan lmı . * Abanmak iş i.

abanma

abanmak

* Eğ ilerek bir ş bir kimsenin üzerine kapanmak. eyin, * Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak. * Bir ş veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak. eyin * Birine yük olarak onun sı ndan geçinmeye bakmak. rtı * Abanozgillerin ağ sert ve siyah renkli tahtası ı r, .

abanoz

abanoz gibi * çok sert. abanoz kesilmek * sertleş dayanı lı artmak. erek klı ı ğ * kirden matlaş rengini kaybetmek. mak, abanozgiller * İ çeneklilerden, sı ülkelerde yetiş ve kerestesine abanoz denilen bir bitki familyası ki cak en . abanozlaş ma * Abanozlaş durumu alma. mak abanozlaş mak * Ağ ve benzeri maddeler uzun süre suda kalarak kararmak. aç * (insan) uzun süre güneş kalarak kararmak, yanmak. te abartı abartı cı * Bir ş olduğ eyi undan büyük veya çok gösterme huyunda olan (kimse), abartmacı , mübalâğ . acı abartılı cı k * Abartı olma durumu, abartmacı mübalâğ lı cı lı k, acı k. abartı lı * Olduğ undan fazla gösterilen, mübalâğ . alı * Abartma, mübalâğ a.

abartı lma * Abartı iş lmak i. abartı lmak * Abartmak iş konu olmak, mübalâğ edilmek. ine a abartız sı abartı ş abartma * Olduğ undan fazla gösterilmeyen, mübalâğ z. ası * Abartmak iş i veya biçimi. * Abartmak işmübalâğ i, a.

abartmacı * Abartı, mübalâğ . cı acı abartmacı lı k * Abartılı mübalâğ lı cı k, acı k. abartmak * Bir ş olduğ eyi undan büyük veya çok göstererek anlatmak, mübalâğ etmek. a

abartmalı * Abartı şmübalâğ . lmı , alı abartması z * Abartı lmamı abartmadan, mübalâğ z. ş , ası abası z abaş o * Alt, alttaki, aş ı ağ . * Gemiyi baş veya kı halatla karaya bağ tan çtan lama. abat * Bayı r, mamur. ndı * Ş rahat. en, abat etmek * mamur etmek, rahata kavuş turmak, zenginleş tirmek, gönendirmek. abat eylemek * abat etmek. abat olmak * mutlu olmak, rahata kavuş gönenmek. mak, abayı sermek * bir yere teklifsizce yerleş mek. abayı yakmak * gönül vermek, tutulmak, âş olmak. ı k Abaza Abazaca abazan * Kuzeybatı Kafkasya'da yaş bir halk ve bu halka mensup olan kimse. ayan * Abazalar tarafı kullanı dil. ndan lan * Karnı olan (kimse). aç * Uzun süre kadı z kalan (erkek). nsı * Abası olmayan, aba giymemiş olan.

abazan kalmak * uzun süre cinsel iliş bulunmamak, kadı z kalmak. kide nsı abazanlı k * Abazan olma durumu. Abbas yolcu * yola çı kacak kimse. Abbasî * Abbas bin Abdülmuttalib soyundan gelen, Bağ merkez olmak üzere Ön Asya ve Kuzey Afrika'da 750dat 1258 tarihleri arası hüküm süren sülâle. nda abd * Kul. * Köle. * Safevîler devrinde İ ran'da yaş Türk oymakları biri. ayan ndan

Abdal

* Anadolu'da yaş birtakı oymaklara verilen ad. ayan m abdal * Eskiden bazı gezgin derviş verilen ad. lere * Dilenci kı , üstü başperiş kimse. lı klı ı an * Bkz. aptal. abdala malûm olur * bir ş olacağ önceden sezen kimseler için ş yollu söylenir. eyin ı nı aka abdallı k * Abdal olma durumu. abdest * Müslümanları bazı n, ibadetleri yapabilmek için el, ağ burun, yüz, kol, ayak yı ı z, kama ve baş enseye ı el a, slak gezdirme, kulağtemizleme biçiminde yaptı arı ı kları nma. * İ yapma ve kalı bağ ı altma. drar n ı boş rsağ abdest almak * abdest yoluyla arı nmak. * namaz kı için gerekli yı lmak kama kuralları yerine getirmek. nı abdest bozmak * ayak yoluna gitmek. abdest bozulmak * yeniden abdest alma gereğortaya çı i kmak. abdest tazelemek * yeniden abdest almak. abdestbozan *Ş eritgillerden, vücudu yassı , birbirine kenetlenmiş umları boğ bulunan ve bazı metrelerce boyda olan bir sı bağ ı asalağ tenya, ş rsak ı , erit. abdestbozan otu * Gülgillerden, siyah ve yeşboya çı lan bir bitki (Poterium spinosum). il karı abdesthane * Abdest bozacak yer, ayak yolu, tuvalet. abdesti gelmek (veya olmak) * abdest bozmaya ihtiyaç duymak. abdesti kaçmak * abdest bozma ihtiyacı varken yok olmak. abdestinde namazı nda * dindar. abdestinden ş üphesi olmamak * yaptı iş kusuru olmadını ğ te ı ğ kesin olarak bilmek. ı abdestini vermek * azarlamak. abdestli abdestlik * Abdest almıbulunan veya abdesti bozulmamıolan. ş ş * Abdest alı nacak yer. * Abdest alırken giyilen ve kolsuz hı nı rkaya benzeyen bir tür giyecek.

* Abdest almaya yarayan. abdestsiz * Abdest almamıveya abdesti bozulmuş ş olan. abdestsiz yere basmamak * din buyrukları titizlikle uymak. na abdiâciz * Alçak gönüllülük bildirmek üzere "ben" yerine kullanı lı r.

abdülleziz * Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetiş çok yık ve otsu bir bitki (Cyperus esculentus). en llı * Bu bitkinin yemiş yenilen, tatlı yağ ürünü. gibi ve lı abece * Bkz. alfabe.

abece sı rası * Bkz. alfabe sı . rası abecesel * Bkz. alfabetik.

aberasyon * Sapı nç. abes * Akla ve gerçeğ aykı. e rı * Gereksiz, lüzumsuz, yersiz, boş .

abes bulmak * gereksiz, saçma saymak. abes kaçmak * uygunsuz düş mek. abesle uğ mak (veya abesle iş etmek) raş tigal * yersiz, yararsış z eylerle vakit öldürmek. abeslik abı hayat * Abes olma durumu. * Efsanelere göre içen kimseye ölümsüzlük sağ layan bir su, bengi su.

abı hayat içmiş * yaşçok ilerlemiş ı olduğ hâlde genç görünen (kimse). u abı kevser * Cennette bulunduğ inanı Kevser ı ın adı una lan rmağ nı . abı ru * Yüz suyu. * Irz, namus, ş haysiyet. eref, * Anı t.

abide

abideleş me * Anı ma. tlaş

abideleş mek * Anı mak. tlaş abideleş tirme * Anı tı tlaşrmak iş i. abideleş tirmek * Anı tı tlaşrmak. abidemsi abidevî abis abiye * Bayanlarıözel gecelerde giydiğş giysi veya tuvalet. n i ı k abla * Bir kimsenin kendinden büyük olan kıkardeş z i. * Büyük kıkardeş saygı sevgi gösterilen kıveya kadı z gibi ve z n. * Genel ev veya randevu evi iş letmecisi kadı çaça, mama. n, * Yayvan ve dolgun yüz veya yüzü böyle olan (kimse). ablakça ablaklı k ablalı k * Ablak gibi, ablak tarzı nda. * Ablak olma durumu. * Abla olma durumu. * Anıbenzeri. t * Anı ilgili, anı anı benzer, anı tla tsal, ta t gibi. * Okyanusları çok derin yeri ve daha özel olarak, güneşş ın eriş n ığ ını emediğkesim. i

ablak

ablalıetmek k * abla gibi yakıve koruyucu davranı bulunmak. n ş ta ablâtif ablatya abli * Çı durumu. kma * Uzunluğ 150, geniş i 4-10 kulaç olan bir balıağ u liğ k ı . * Yarı serenleri sağ sola veya ortaya çevirmek için bunlarıucuna bağ bulunan donanı m a, n lı m.

abliyi kaçı rmak (veya bı rakmak) *şı aş rmak, soğ kanlı ı yitirmek, ipin ucunu kaçı uk lını ğ rmak. abluka * Bir ülkenin veya bir yerin dıdünya ile olan her türlü bağ sı kuvvet kullanarak kesme, kuş ş lantını atma, ihata.

abluka altı tutmak nda * ablukayı devam ettirmek. abluka etmek * genellikle denizden kuş atmak. * etrafı çevirmek, bulunduğ yerden ayı nı u rmak.

ablukaya almak * Bkz. abluka etmek. ablukayı rmak kaldı * abluka kararı ve uygulaması vazgeçmek. ndan ndan ablukayı yarmak * abluka bölgesini zor kullanarak yarıgeçmek. p abone * Önceden ödemede bulunarak süreli yayı alı olma iş nlara cı i. * Peş para ile bir ş belli bir süre için alı olan kimse. in eye cı * Bir yere gitmeyi alı k hâline getirmek. ş kanlı abone etmek * peş para ile belli bir süre için bir ş sürekli olarak almayı lamak. in eyi sağ abone olmak * peş para ile belli bir süre için bir ş sürekli olarak almayı in eyi önceden üstlenmek. abone yapmak * abone olmayı lamak.. sağ abonelik * Abone veya aboneler için kullanı labilecek kadar olan.

abonman * Bir satı veya kamu kuruluş ile alılar arası yapı anlaş cı u cı nda lan ma. aborda * Bir deniz teknesinin baş bir tekneye, bir iskeleye veya bir rı ma yanı vererek yanaş . ka htı nı ması aborda etmek * (gemi için) yanlaması yanaş na mak. abra * Bozuk teraziyi dengelemek için hafif gelen kefeye konulan taş , demir, çivi gibi ağ k, dara. ı rlı * Bir değ tokuş üste verilen ş iş ta ey.

abrakadabra * Eski çağ larda bazı hastalı iyi geldiğ inanı büyülü söz. klara ine lan * Sihirbazları sı kullandı büyülü söz. n kça ğ ı abrama abramak abraş * Alaca benekli. * (bitki yaprakları Klorofil azlından dolayı k renkte lekeleri olan. nda) ğ ı açı * Çilli, çopur yüzlü, açırenk gözlü, çapar. k * Deseni ve atkı bozuk halı sı . * Çarpı eğ düzgün olmayan. k, ri, * Ters, kaba, görgüsüz. abril * Nisan, april. abstraksiyonizm * Abramak iş idare. i, * (deniz taş için) Yönetmek, idare etmek. ı tları

* Bkz. soyutçuluk. abstre * Soyut, somut karş , mücerret. ı tı abstre sayı * Bkz. soyut sayı . absürt * Saçma.

absürt tiyatro * Bkz. saçma tiyatro. abu * Ş ma ve korku bildirir. aş abuhava *İ klim.

abuk sabuk * Akla, mantı uymayan, düş ğ a ünmeden söylenen, saçma sapan (söz). abuk sabuk konuş mak * saçma sapan söz söylemek. abuk sabukluk * Ciddiyetsizlik, saçmalı k. abuli abullabut *İ stenç yitimi, irade kaybı . * Hantal, kaba ve anlayı z (kimse). ş sı * Biçimsiz ve kötü giyinen, giyimine özen göstermeyen (kimse).

abullabutluk * Abullabut gibi davranma, abullabut olma durumu. abur cubur * Sı , tadı rası , yararı gözetilmeksizin rastgele yenilen ş eyler. * İe yaramayan, boş ş . abus * Asısuratlı k , somurtkan (kimse). * Somurtkan, çatı ası(yüz). k, k * Niteliğbilinmeyen, garip, acayip. i * Aktinyum'un kı saltması . * Merak, kararsı k veya kuş anlatı zlı ku r.

Ac acaba

-acak / -ecek * Fiil çekim eki (gelecek zaman eki). * Fiilden isim ve sı yapma eki. fat Acar * Güneybatı Kafkasya'nıTürkiye sırı yakıbölgesinde yaş bir halk. n nına n ayan acar

* Atı gözü pek, yiğ kabadayı lmaz, kabı sı lgan, it, , yı na ğ maz. * Güçlü ve becerikli, çevik, enerjik. * Yeni. Acara * Bkz. Acar.

acarlaş ma * Acarlaş iş mak i. acarlaş mak * Acar duruma gelmek. acarlı k * Acar olma durumu.

acayibine gitmek * yadı rgamak, tuhafı gitmek. na acayip * Sağ duyuya, göreneğ olağ aykı, ş ı e, ana rıaş lacak, ş maya değ garip, tuhaf, yadı aş er, rganan, yabansı . * Ş ma anlatı aş r.

acayip olmak * yadı rganacak bir duruma girmek. acayipleş me * Acayipleş durumu. mek acayipleş mek * Baş mak, yadı kalaş rganacak bir duruma girmek. acayipleş tirme * Acayipleş tirmek iş i. acayipleş tirmek * Acayip, yadı rganacak bir duruma getirmek. acayiplik * Acayip olma durumu, yabansı gariplik, tuhaflı lı k, k. accelerando * Parçanıçalırken gittikçe hı n nı zlanacağ anlatı ı nı r. acele * Çabuk davranma zorunluluğ ivedi, ivecenlik. u, * Vakit geçirmeden, tez olarak.

acele acele * Çabuk çabuk, hı olarak, büyük bir çabuklukla. zlı acele etmek * çabuk davranmak, ivmek. * telâş etmek, sabı zlanmak. rsı acele işş e eytan karır ş ı * düş ünüp taş ı nmadan, ivedi olarak yapı iş iyi sonuç beklenmemesi gerektiğ anlatı lan ten ini r. aceleci * Tez iş gören, çabuk davranan, telâş, ivecen. lı acelecilik

* Aceleci olma durumu, ivecenlik. aceleleş tirme * Aceleleş tirmek iş i. aceleleş tirmek * Çabuklaşrmak. tı aceleye gelmek * çabuk yapı ğiçin gereken özen gösterilmemiş ldı ı olmak. aceleye getirmek * zaman darlından yararlanarak birini aldatmak veya bir işüstünkörü yapmak. ğ ı i Acem *İ . ranlı * İ özgü. ran'a * İ ülkesi. ran acem * Türk müziğ mi notası yakıbir perde. inde na n

Acem halayı * Güney Anadolu yöresinde oynanan bir halk oyunu. Acem kı gibi lı cı * hem birinden yana, hem ona karşolabilen. ı Acem lâlesi * Taşrangillerden, turuncu ve sarı kı renkte çiçekli, yık ve çok yık türleri olan, tohumla saksı ve tarlada llı llı da üretilebilen bir süs bitkisi, güneş topu. Acem pilâvı * Safran ve zencefil ile yapı İ usulü bir pilâv çeş lan ran idi. acemaş iran * Klâsik Türk müziğ kullanı ş makamları biri. inde lan et ndan acemborusu * Canlı rmı çiçekler açan bir süs bitkisi (Bigonia radicams). kı zı acembuselik * Klâsik Türk müziğ kullanı birleş bir makam. inde lan ik Acemce acemi * Farsça. * Bir iş yabancı olan, eli işalı in sı e ş mamı bir işbeceremeyen. ş , i * İinde, mesleğ ilerlememiş ş inde . * Bir yerin, bir ş yabancı. eyin sı * Saraya yeni alı ş nmıcariyelere verilen ad.

acemi ağ ası * Hareme yeni alı cariyelerin ağ . nan ası acemi çaylak * Tecrübesiz, toy, beceriksiz. acemi er * Askere yeni alı ve eğ dönemini henüz tamamlamamıer. nan itim ş

acemi ocağ ı * Osmanlı ordusuna kapı eri yetiş kulu tirmek için kurulan okul. acemi oğ lanı * Yeniçeri ocağ yetiş ı nda tirilmek üzere tutsaklardan veya devş yoluyla Hristiyanlardan toplanan çocuk. irme acemice * Toyca, beceriksizce. acemileş me * Acemileş durumu. mek acemileş mek * Beceriksizlik göstermek, bocalamak. acemilik * Acemi olma durumu, aceminin çekingenliğve ürkekliğ acemice davranı toyluk. i i, ş ,

acemilik çekmek * henüz alı ş ğbir iş zorluk çekmek, bocalamak. madı ı te acemilik etmek * düş üncesizce hareket etmek, acemice davranmak. acemkürdi * Klâsik Türk müziğ birleş bir makam. inde ik acemleş me * Acemleş durumuna gelmek. mek acemleş mek * Kültür ve medeniyet bakı ndan İ veya İ halkı örnek almak. mı ran'ı ran nı * Kendini İ gibi hissetmek veya İ gibi davranmak. ranlı ranlı acemleş tirme * Acemleş tirmek iş i. acemleş tirmek * Kültür veya medeniyet bakı ndan İ veya İ halkı örnek aldı mı ran'ı ran nı rmak, Acem kültürünü yaygı tı nlaşrmak. acente * Bir kuruluş malî veya ticarî iş un lerini kazanç karşğ yürüten ticarethane. ıı lında * Vapur ortaklı veya banka ş ğ ı ubesi. * Bir kurumun veya ş ubelerinin baş bulunan kimse. ı nda * Bir kuruluşbağ olmaksın sözleş a lı zı meye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya iş letmeyi ilgilendiren iş aracı eden, bunları iş lerde lı k o letme adı yapan kimse. na acentelik * Acentenin yaptı iş ğ . ı * Acente kuruluş u. * Acaba. * Acizler, güçsüzler, eli ermezler, düş künler. * Tat alma organı bazı nda maddelerin bı ğyakı durum, tatlı ı raktı ı cı karş . tı * Tadı nitelikte olan. bu * Keskin, hoşgitmeyen, ş a iddetli.

acep aceze acı

* Renk için, koyu. * Ağ, sancı rı . * Dı dan gelen bir etki ile dıorganlarda birdenbire oluş ve o etkilerin kalkması duyulan rahatsı k, ş arı ş an ile zlı ı rap. stı * Kıcı rı, üzücü, incitici, dokunaklı , korkunç. * Ölüm, yangı deprem gibi olaylarıyarattı üzüntü, keder, elem. n, n ğ ı * Acı olarak, acı vererek, acı duyurarak, üzüntü içinde. * Dokunaklı rı, üzücü olarak, üzüntü içinde. , kıcı

acı acı

acı aç ağ

* Sedef otugillerden, sı ülkelerde yetiş kabuğ ve odunu hekimlikte kullanı küçük bir ağ kavasya cak en, u lan aç, (Quassia amara). acı badem * Gülgillerden bir meyve ağ (Amygdalus amara). acı * Bu ağ n acı rak, keskin kokulu meyvesi. acı mtı acı badem kurabiyesi * İ ve ş rmik ekerle yoğ rularak üzerine acı badem konduktan sonra fında piş rı irilen bir çeş kurabiye. it acı bakla * Baklagillerden, acı taneleri suda tatlı tılarak yenilen otsu bir bitki, Yahudi baklası olan laşrı (Lupinus termis). acı bal acı k balı amarus). acı ceviz * Deli bal. * Sazangillerden, Avrupa'da ve ülkemiz göllerinde yaş ayan, 8-10 cm uzunluğ unda bir balı gördek (Rhodeus k,

* Genellikle Kuzey Amerika'da yetiş güzel görünüş bir ceviz türü. en, lü

acı çekmek (veya duymak) * ağ, sı duymak. rı zı * üzülmek, üzüntü içinde kalmak. acı dem çiğ * Zambakgillerden, 10-30 cm boyunda, ş yapraklı açırenk çiçekli, tohumları erit ve k romatizma tedavisinde kullanı zehirli bir çiğ türü, güz çiğ lan dem demi (Colchicum autumnale). acı elma * Bkz. ebucehil karpuzu.

acı gelmek * dokunaklı rı, üzücü gelmek. , kıcı acı görmüş * kötü günler yaş ş amı . acı yar hı * Bkz. ebucehil karpuzu.

acı karpuz * Bkz. ebucehil karpuzu. acı kavak * Dağ kavağveya titrek kavak (Populus tremula). ı acı kavun

* Bkz. eş hı . ek yarı acı kök * Loğ otu köklerinin kurutularak dövülmesiyle elde edilen acı toz. usa bir acı kuvvet * Sert, etkili, zorlu kuvvet. acı marul * Birleş ikgillerden, tadı , diş yapraklı acı li , sürgününden çı sütü uyuş kan turucu ve yatı rı olarak kullanı ş cı tı lan iki yık bir bitki (Lactuca virosa). llı acı meyan * Bkz. dikenli meyan. acı ot * Kuzey Anadolu dağ nıormanları yetiş toprak altı bilek kalı ğ kökü bulunan çok yık ların nda en, nda nlında ı llı ve otsu bir bitki (Tamus communis). acı canı rağçalmaz patlı kı ı * kötü durumda olan bir kimseyi yeni kötü durumlar etkilemez. acı z sakı * Çam sakı. zı acı söylemek * olumsuz bir davranı karşgerçeğolduğ gibi söylemek. ş a ı i u acı söz acı su acı tatlı * İ kötü. yi acı vermek * üzüntüye sebep olmak, incitmek. acı an yavş * Tüylü dalak otu. acı yitimi * Sinir bozukluğ çok ilâç alma, donma gibi sebeplerle acı u, duyumunun birazın veya tamamın yok nı nı olması , analjezi. acı yonca * Kıl kantarongillerden, bataklıyerlerde yetiş kötü kokulu ve çok acı yaprakları zı k en, olan hekimlikte kullanı bir bitki (Menyanthes trifoliata). lan acı ca acılma kı * Acılmak iş kı i veya durumu. acılmak kı * Acı kmak iş konu olmak. ine acı klı * Acı racak, acı ndı verecek nitelikte olan, dokunaklı , koygun. * Oldukça acı . * Kiş onuruna dokunan gönlünü inciten söz. inin *İ çindeki minerallerin etkisiyle tadı olan kuyu veya pı suyu. sert nar

* Acı görmüş , kederli. , yaslı acı komedi klı * Eğ lendirici olmayı amaçlamayan, dramatik yönü ağ basan, duygusal bir oyun türü, trajikomik. ı r acı kma acı kmak düş ünür. acı rma ktı * Acı rmak iş ktı i. acı rmak ktı * Açlıduyması sebep olmak. k na * Aç bı rakmak, yeterince doyurmamak. acı lanma * Acı lanmak iş i. * Acı kmak iş i. * Açlıduymak, yemek yeme ihtiyacı k duymak. * Uzun süre bir ş yokluğ çeken kimse, o ş eyin unu eyden ne kadar çok elde etse, yine kendisine yetmeyeceğ ini

acı lanmak * Tadı olmak, acı mak. acı laş * Acıdurumda olmak, üzüntüye kapı lı lmak, üzülmek. acı ma laş * Acı mak iş laş i.

acı mak laş * Tadı bozulmak, acı olmak. * Dokunaklı duruma gelmek. * (konuş Kıcı bir durum almak. ma) rı, sert * Yemlerde genellikle yağ asitlerinin oksidasyonu ve hidroliz sonucu uygun olmayan koku ve tat meydana gelmek. acı tı laşrma * Acı tı laşrmak iş i. acı tı laşrmak * Acı duruma getirmek. bir acı lı * Acı lmıolan. katı ş * Acı olan, kederli. sı * Acı olma durumu. * Dokunaklı kederlilik, yaslı lı k, lı k. * Acıolma durumu. lı * Acı iş mak i. * Baş bir kimsenin veya canlın mutsuzluğ karşduyulan üzüntü, merhamet. ka nı una ı acı mak * Tadı duruma gelmek, acı mak. acı laş * Acı ağlı lı rıolmak. , * Baş nıacına ortak olmak veya durumundan üzüntü duymak. kasın sı

acı lı k

acı k lı lı acı ma

* Baş nıuğ ğveya uğ kasın radı ı rayacağkötü bir duruma üzülmek, merhamet etmek. ı * Bir ş vermeye kı eyi yamamak veya verdiğ elden çı ğ üzülmek. ine, kardına ı acı z ması * Acı katı maz, yürekli, merhametsiz.

acı zca ması * Acı z olarak, acı z bir biçimde, zalimce, zalimane. ması ması acı zlı ması k * Acı olma durumu, merhametsizlik, zulüm. maz acı k mı acı msı * Buğ tarlaları yetiş tohumu zehirli, yabanî bir bitki, belemir. day nda en, * Acı yakı tadı ya n olan, tadı acı az olan, acı rak. mtı * Dokunaklı .

acı rak mtı * Acı . msı acı nacak * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek. acı ölmek ndan * açlı ölmek. ktan * çok acı kmak. acı rma ndı * Acı rmak iş ndı i. acı rmak ndı * Bir kimsenin acı na yol açmak, merhamete getirmek. ması acılacak nı * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek durumda bulunan. acılma nı * Acılmak iş nı i. acılmak nı * Acı nmak iş konu olmak. ine acı nma acı nmak * Acı nmak iş i. * Acı iş konu olmak. mak ine * Baş nıhesabı üzülmek, yazı kasın na klanmak, yerinmek, eseflenmek, esef etmek, teessüf etmek. * Az acı mtı , acı rak. * Yaban turpu. acıçı sı kmak * olumsuz, kötü sonucu ortaya çı kmak. acıiçine (veya yüreğ çökmek (veya iş sı ine) lemek) * bir ş acını çok duymak. eyin sı pek

acı rak acı rga

* olmadan olacağdüş ı ünerek çok üzülmek. acına dayanamamak sı * bir kimse bir yakınıölümünden büyük üzüntü duymak. nın acını sı almak * acı ı gidermek. lını ğ * sıyı zı dindirmek. * kederini azaltmak. acını rı basmak sı bağna *ş ikâyet etmeden üzüntüye katlanmak. acını sı çekmek * yapı yanlıbir iş kötü sonucunu görmek. lan ş in acını karmak sı çı * (tat için) acı ı yok etmek. lını ğ * uğ ğmaddî veya manevî zararı ı radı ı karş layacak bir iş yapmak. * öç almak, intikam almak. acını sı görmek * bir yakını ölümünü görmek. nın acız sı * Tadı olmayan. acı * Ağ, sı duyulmayan. rı zı * Üzüntü, sıntı kı olmayan, kedersiz. * Acı iş tmak i veya biçimi. * Acı iş tmak i. * Acı vermek. lı k * Ağ ve sı duyması sebep olmak. rı zı na * Acı duygusu olan (kimse). ma * Acı iş mak i veya biçimi. acibe acil * Hiç görülmemişalılmamış ı veya yadı , ş ı ş aş , lacak rganacak ş ey. * İ ivedili. vedi,

acı tı ş acı tma acı tmak

acıcı yı acış yı

acil servis * (hastanelerde) Vakit yitirilmeden bakı lması gereken hastalarıilk tedavilerinin yapı ğyer. n ldı ı acil ş dilemek ifalar * hastanı kı sürede iyileş dileğ bulunmak. n sa mesi inde acilen aciyo * Hemen, hiç zaman yitirmeden, tez elden, gecikmeden, ivedilikle. * Bkz. acyo.

aciz

* Gücü bir iş yetmez olanıdurumu, güçsüzlük. e n * Beceriksizlik. * Birinin borcunu vaktinde ödeyememesi durumu. * Gücü bir iş yetmez olan, güçsüz. e * Beceriksiz.

âciz

âciz kalmak * çok uğ maya rağ o işyapamamak. raş men i âcizane * Söz söyleyen kimsenin kendi yaptı nı kları abartmamak için kullandı "acizlere yakı biçimde" ğ ı ş acak anlamı bir nezaket sözü. nda âcizleri âcizlik acube acul * Tez canlı tez, ivecen. , içi * Hı , çabuk. zlı acun * Dünya. acur acur * Bkz. ajur. * Alçak gönüllülük göstermek için "ben" zamiri yerine kullanı bir söz. lan * Beceriksizlik, güçsüzlük. * Tuhaf kimse.

* Kabakgillerden, kabuğ çizgili ve tüylü, sarı rak, yeşveya sarı u mtı il , üzeri yeşlekeli, irice bir çeş hı il it yar (Cucumis flexuosus). acurlu acuze acyo * Herhangi bir paranıgerçek değ n eriyle sürüm değ arası veya bir ticaret senedinin üzerinde yazı eri nda lı miktar ile indirimden sonraki tutarı nda doğ fark. arası an * Bir ticaret senedinin yenilenmesinde alı komisyon. nan * Senetli kredi iş lemlerinde bankaları yaptı tahsilât. n kları acyocu * Borsa veya piyasada tahvil için çeş hileler uygulayan, dolaplar çeviren kimse. itli * Bkz. ajurlu. * Huysuz, çirkin, yaş kadı cadı . lı n, karı

acz içinde olmak * gücü yetmemek, becerememek. acze düş mek * çaresiz kalmak, elinden birş gelmemek. ey aç

* Yemek yeme ihtiyacı veya yemesi gereken, tok karş . olan ı tı * Yiyecek bulamayan, yoksul kimse. * Gözü doymaz, haris. * Çok istekli, çok hevesli. * Karnı doymamıolarak. ş -aç / -eç *İ simden isim ve sı yapma eki: bakr-aç, top-aç, kı vb. fat r-aç * Fiilden sı yapma eki: gül-eç vb. fat * Fiilden isim yapma eki: tı say-aç, sür-eç vb. ka-ç, aç acı na * aç olarak, bir ş yemeden. ey

aç açıkalmak k * yoksulluk içinde, evsiz barksıkalmak. z aç ayı oynamaz * kendisinden iş beklenilen kimseden emeğ karş ğesirgenmemelidir. inin ıı lı aç bı rakmak * yiyecek vermemek veya karnı doyurması engel olmak. nı na aç bîilâç * Sürekli olarak aç ve bakı z. msı * Sürekli olarak aç ve bakı z. msı

aç doymam, tok acı kmam sanı r * aç insan elde ettiğ inden çoğ ister, varlı insan ise var olanla yetinir gibi görünür. unu klı aç doyurmak * yoksulları beslemek. aç gezmektense tok ölmek yeğ dir * yoksulluk ölümden de beterdir. aç göz aç gözlü aç gözlü * karş . ı tı aç gözlülük * Aç gözlü olma durumu veya aç gözlüye yakı ş davranı doymazlı tamahkârlı tamah. acak ş , k, k, aç gözlülük * karş . ı tı aç gözlülük etmek * bir ş karşaş istek duymak, doyumsuzca davranmak, tamahkârlıetmek. eye ıı rı k aç gözünü, açarlar gözünü * "uğ ı uyanıbulunmak gerekir, yoksa umulmadıbir anda büyük zararlarla yüz yüze gelirsin" raş larda k k anlamı kullanı nda lı r. aç kalmak * karnı doyuramamak. nı * yoksulluğ düş a mek. * Gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris. * Mala veya yiyecek içecek ş eylere doymak bilmeyen, gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris, camgöz.

aç karnı na * mide boş henüz birş yiyip içmemiş ken ey ken. aç kurt gibi (yemek, üş mek veya saldı üş rmak) * büyük bir istekle. aç susuz kalmak * yoksulluktan yaş ayamayacak bir duruma gelmek, yoksul bir duruma düş mek. aç tavuk kendini arpa ambarı sanı nda r * insanlar, yokluğ yoksulluğ çektikleri ş için olmayacak hayaller, düş kurar. unu, unu eyler ler açacak * Açmaya yarayan araç. * Anahtar. * Kokusuz, güzel renkli çiçekler açan bir bitki, açelya, azelya. * Açmak iş yapan. ini * Oynak kemiklerin arası ndaki açı geniş ları letmeye yarayan kasları genel adı n , büken karş . ı tı * Anahtar. * İtah açmak için yemekten önce içilen alkollü içki, aperitif. ş * Bkz. açalya. * Birbirini kesen iki yüzeyin veya iki doğ runun oluş turduğ çıntı u kı . * Birbirini kesen iki yüzey veya aynı noktadan çı iki yarı doğ kan m runun oluş turduğ geometrik biçim, u * Görüşbakı yön. , m,

açalya açan

açar

açelya açı zaviye.

açı ölçüm * Açı ölçmede söz konusu olan yöntem ve teknik. açı cı * Açmak iş yapan. ini

açı alı ğ nmak a * görevine son verilmek. açı alma ğ a * bir görevliyi geçici bir süre iş alma. ten açı almak ğ a * görevine son vermek. açı çı ğ karmak a * iş inden çı karmak. açı çı ğ kmak a * belli olmak, anlaş ı lmak. * iş inden çı lmak. karı açı vurmak ğ a * belli etmek, ortaya çı karmak. * gizli bir durumu ortaya çı karmak.

açı çı ğ kmak ı * saklamakla görevli bulunduğ paranıveya malıeksik olduğ anlaş u n n u ı lmak. açını ğ kapatmak ı * eksiğ tamamlamak. ini açı k * Açı şkapalı lmı , olmayan, kapalı ı. karş tı * Engelsiz. * Örtüsüz, çı plak. * Boş . * Görevlisi olmayan, boş , görev), münhal. (iş * Aralı çok. ğ ı * İler durumda olan. ş * Kolay anlaş r, vazı ı lı h. * Gizliliğolmayan, olduğ gibi görünen. i u * Her türlü düş ünceyi hoş görüyle karş ı layabilen, etkisinde kalabilen. * (renk için) Koyu olmayan. * (kitap, resim, film için) Seviş sahnelerini bütün çı ğ anlatan. me plaklıyla ı * Kapalı olmayan (hava, iş yeri). * Belli bir yerin biraz uzağ ı . * Denizin kıdan uzakça olan yeri. yı * Doğ olarak, açı ru kça. * Bir ihtiyacıkarş n ı lanamaması durumu. açıaçı k k * Saklamaksın, gizli yer bı zı rakmaksın, içtenlikle. zı

açıağ k ı l * Koyunlarıve keçilerin barı rı kları açı etrafı duvar veya ölü çitlerle çevrili basit barı n ndıldı üstü k, taş nak. açıağ k ı zlı * Aptal, sersem, ahmak. açıalı k nla * baş ve övünç ile. arı açıartı k rma * Bir malısatında alılar arası fiyat artı yarına dayanan satı n ş ı cı nda rma ş ı ş . açıbilet k * Yolculuklarda dönüş tarihi kararlaşrı tılmamı belirli bir dönem için geçerli, gidiş ş , dönüş bileti.

açıbono k * Para hanesi boş rakı imza edilen bono. bı larak açıbono vermek k * sırsıyetki tanı nı z mak. açıbölge k * Gümrük sırlamaların olmadı bölge, serbest bölge, serbest mı ka. nı nı ğ ı ntı açıcelse k * Açıduruş k ma. açıciro k açıçek k * Üzerine para miktarı lmamı çek. yazı ş , açıdeniz k * Senet veya çek arkası kime ödeneceğbelirtilmeden imzalanma yoluyla yapı ciro. na i lan

* Denizin, kara suların dında kalan bölümü. nı ş ı * Yakıkaralarla çevrili olmayan deniz, engin. n açıdevre k *İ çinden sürekli akı geçmeyecek bir yalı m tkanla kesilmiş elektrik devresi. açıdolaş sistemi k ı m * Genellikle bütün eklem bacaklı ve birçok yumuş larda akçada bulunan atardamar ve kan boş undan luğ oluş açıbir dolaş sistemi. muş k ı m açıduruş k ma * Mahkemede herkesin duruş dinleyebileceğoturum. mayı i açıdüş k me * Yağ güreş pehlivanıkıüstü düş yenilmiş lması lı te n ç erek sayı . açıeksiltme k * Yaptılacak bir iş veya satıalı rı in n nacak bir malıucuza sağ n lanması iş için i yapacak veya malı satacak kiş iler arası fiyat düş nda ürme yarına dayanan iş ş ı lem. açıelli k * Cömert.

açıellilik k * Cömertlik. açıfikirli k * Olayları özellikle yenilikleri iyi anlayı gereğgibi karş ve p i ı layabilen, düş ündüğ olduğ gibi söyleyebilen ünü u (kimse). açıfikirlilik k * Açıfikirli olma durumu. k açıhava k * Bulutsuz hava. * Bahçe, park gibi yapı şolan yer. dı ı açıhava sineması k * Yazı veya iklimi elverişyerlerde sürekli olarak çalı üstü açı yanları n li ş an, k, kapalı sinema. açıhava tiyatrosu k * Yazı veya iklimi elverişyerlerde sürekli olarak çalı üstü açı yanları n li ş an, k, kapalı tiyatro. açıhece k * Ünlü ile biten hece.

açıhesap k * Peş para veya bono vermeden yapı alıveriş in lan ş . açıimza k * Üzeri boş rakı bir kâğ n altı dolduracak olana güvenilerek atı imza. bı lan ı dı na, lan açıiş k letme * Maden yatağ örten verimsiz topraklar kaldıldı sonra açıhavada yapı iş ı nı rı ktan k lan letme. açıkahverengi k * Kahverenginin bir veya birkaç ton açı. ğ ı açıkalp ameliyatı k * Kalbin içi açı lmadan önce dolaş sun'î kalp denilen bir aygı devredildikten sonra yapı kalp ameliyatı ı m ta lan . açıkalpli k

* Bkz. açıyürekli. k açıkalplilik k * Bkz. açıyüreklilik. k açıkapamak k * (bütçe) gider fazlası para sağ nı layarak gidermek. açıkapı rakmak k bı * gereğ inde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı rakmak, kesip atmamak. bı açıkapı k politikası * Yabancı malları ülkeye serbestçe sokma politikası bir . açıkapı k siyaseti * Açıkapı k politikası . açıkonuş k mak * gerçeğçekinmeden söylemek. i açıkredi k * Bankalarıgüvendikleri müş n terilere rehin, ipotek veya kefil istemeksizin verdikleri borç para. açıliman k * Bütün gemilerin formalite yönünden kolayca girip çı kları ktı liman. * Hava ş artları kolayca etkilenen liman. ndan açımaaş k ı * Görevinden alı birine yasaca tanı belirli bir süre içinde ödenen aylı nan nan, k. açımavi k * Mavinin bir ton açı. ğ ı açımektup k * Zarfı şrı yapı lmamımektup. tı ş * Yazı ğkimseye gönderilmeyip bası yoluyla açı ldı ı n klanan mektup. açıolmak k * (o yerde) kendisi her zaman iyi karş ı lanmak. açıordugâh k * Kı kurulan ordugâh. rda açıoturum k * Güncel, siyasî, sosyal ve bilimsel konularıveya sorunlarıherkesin izleyebileceğbir biçimde açıolarak n n i k tartıldı toplantı ş ğ ı ı . açıoy k * Verenin adı gösteren ve konuş sorun üzerindeki düş nı ulan üncesini belli edecek yolda verilen oy.

açıöğ k retim * Ders konuları radyo ve televizyon gibi araçlarla yayı mlanan veya posta ile ilgililere ulaşrı öğ tılan retim yöntemi. açıönerme k *İ çerisinde değken bulunan ve bu değkenin alacağdeğ doğ u veya yanlı ğkesinleş önerme. iş iş ı erle ruluğ şı lı en açıpazar k * Gümrük kaydı olmayan, her devletin malı serbestçe satabileceğş veya ülke. nı i ehir açıpembe k * Pembenin bir ton açı. ğ ı

açıpoliçe k * Eksik bilgileri sonradan tamamlanmak üzere düzenlenen poliçe. açırejim k * Parlâmenter rejim. açısaçı k k * Göreneğ aykı derecede çı veya örtüsüz. e rı plak açısaçıkonuş k k mak * cinsî konularla ilgili sözler söylemek. açısarı k * Sarın bir ton açı. nı ğ ı açısayı k m * Bir seçim sonunda verilen oyları açıolarak sayı , aleni tadat. n k lması açıseçik k * Çok açı çok belirgin. k, açısenet k * Bkz. açıbono. k açısöylemek k * anlaş ı lmamıyönünü bı ş rakmadan anlatmak veya çekinmeden söylemek. açısözlü k * Her ş olduğ gibi söyleyen, sözünü esirgemeyen. eyi u açısözlülük k * Açısözlü olma durumu. k açış k ehir * Düş saldısı karşsavunma önlemleri alı man rına ı nmamı içinde herhangi bir askerî hedef bulunmayan ve bu ş , durumu önceden ilân edilmiş olan ş ehir. açıtaş k ı t * Üstü örtülmemiş ı taş (araba, otomobil vb.). t açıteş k ekkür * Herhangi birine basıyoluyla edilen teş n ekkür. açıtohumlular k * Tohumları kozalak pulları üzerinde açıolarak bulunan çiçekli bitkilerin ayrı ğiki büyük daldan biri. k ldı ı açıtribün k * Açıhavadaki spor müsabakaları seyircilerin oturduğ ve üstü kapalı k nda u olmayan bölüm. açıtutmak k * bir iş yerinin çalır durumunu sürdürmek. ş ı açıvermek k * gelir, gideri karş ı lamamak. * gizlenmek istenen bir olayı düş , bir ünceyi veya durumu elde olmayarak ortaya koymak, açı klamak. açıyara k açıyeş k il * Kapanmamı sürekli iş ş , leyen yara. * Yeş bir ton açı. ilin ğ ı

açıyürekle k * özü sözü bir olarak, hiçbir ş saklamaksın. ey zı açıyürekli k * Düş ündüğ olduğ gibi söyleyen, içi temiz, gizli yönü olmayan (kimse), samimî, açıkalpli. ünü u k açıyüreklilik k * Açıyürekli olma durumu, samimiyet, açıkalplilik. k k açızaman k * Tutkalı yüzeye sürüldüğ an ile pres edilip, sılması n ü kı gereken an arası geçen süre. nda açı ı kağ z açı kça * Turpgillerden bir bitki (Hesperis acris). * Gizli bir yönü kalmaksın, kolay anlaşr bir biçimde. zı ı lı

açı kçası * Doğ rusu, açıolanı k , anlaşr biçimi, gizli kapaklı ı lı olmayan yanı . * Açıolarak. k açı kçı açı kgöz * Uyanıdavranarak çı nı layan, imkânlardan kurnazca yararlanması bilen. k karı sağ nı açı kgözlük * Açı kgözlülük. açı kgözlülük * Açı olanı durumu, açı kgöz n kgöze yakı ş davranı acak ş . açı klama * Açı klamak iş izah. i, * Borsada fiyat dalgalanmaları yararlanarak açı para kazanan (kimse). ndan ktan

açı klama cümlesi * Bir önceki cümleyle bağ kuran yani, demek ki, öyle ki gibi bağ cı baş lantı layılarla layan, söz konusu duygu veya düş ünceyi bütünleyen cümle. açı klama yapmak * herhangi bir konuyu aydı ğ kavuş nlı a turmak amacı konuş veya yazmak. yla mak açı klamak * Bir konuyla ilgili olarak gerekli bilgileri vermek, izah etmek. * Bir sorunla ilgili olarak aydı cı vermek, tavzih etmek. nlatı bilgi * Bir sözün, bir yazın ne anlatmak istediğ belirtmek, yorumlamak. nı ini * Açı söylemek, ifş etmek. kça a * Belirtmek, göstermek, açı vurmak, izhar etmek. ğ a açı klamalı * Birtakı açı m klamalarla anlaş ı , öğ lması renilmesi kolaylaşrı şizahlı tılmı , . açı klanan * Açı klamalar sonunda ortaya çı kması beklenen kavram. açı klanma * Açı klanmak iş i. açı klanmak

* Açı klamak işyapı i lmak, izah edilmek, ifş edilmek. a açı livası klar * İi gücü olmayan, boş kalan kimse. ş ta açı livası klar * iş i gücü olmayan, boş kalan kimse. ta açı livası klar olmak * iş bulamayarak iş ve kazançsıkalmak. siz z açı ma klaş * Açı mak durumu almak. klaş açı mak klaş * Açıduruma gelmek. k * Rengi açı lmak. açı tı klaşrma * Açı tı iş klaşrmak i. açı tı klaşrmak * Açıduruma getirmek. k * Rengini açtı rmak. açı klatma * Açı klatmak iş i. açı klatmak * Açı klaması sağ nı lamak. açı klayan * Açı klamalar sonucunda elde edilen kavram.

açı cı klayı * Bir sorunu gerekli açı ğ kavuş klı a turan. * Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açı klayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk yeni Türkiye'nin kurucusu, daima saygı anı ile lacaktı cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk adın açı cıd ı r" nı klayısır. açı ş klayı * Açı klamak işveya biçimi. i açı ğ kavuş klı a turmak * (bir konu veya sorunu) aydı nlatmak, kapalı lı kurtarmak, anlaş r duruma getirmek. ktan ı lı açı k klı * Açıolma durumu. k * Uzaklı mesafe. k, * Örtüsüz, çı yer. plak * Boş geniş ve yer. * Bir yerin uzaklara kadar bakı labilecek ve bakanı içinde ferahlıdoğ n k uracak durumda olması . * Gerçeğolduğ gibi yansı durumu. i u tma * Bir söz veya yazı maksadı açıolması da n k özelliğ vuzuh. i, * Dürbün, fotoğ makinesi gibi optik araçlarda ağ çapışı girebildiğdelik. raf ı z , ığ ın i

açı k getirmek (veya kazandı klı rmak) * (bir konu veya sorunu) anlaş r duruma getirmek. ı lı açı kölçer klı * Bir mikroskobun açı ğ ölçmeye yarayan alet. klını ı açı bı kta rakmak

* iş görev vermemek, yersiz yurtsuz bı ve rakmak veya birkaç kiş birlikte sağ iye lanan bir iyilikten birini yararlandı rmamak. açı kalmak (veya olmak) kta * iş görev bulamamak, yersiz yurtsuz kalmak veya birkaç kiş birlikte eriş i bir iyilikten ve inin tiğ yararlanamamak. açı ktan * Bir yerin uzağ ı ndan. * Sı ve aş gözetilmeden, dı dan atayarak. ra ama ş arı * Emek ve para harcamadan.

açı (para) kazanmak ktan * emek ve sermaye olmadan para kazanmak. açı açı ktan ğ a * Belirgin olarak, göz göre göre. açı kazanmak ktan * emek ve sermaye koymadan kazanç sağ lamak. açı para almak ktan * bir iş veya mal için, kararlaşrı ş tılmıücret veya değ dında para almak. er ş ı açı tayin ktan * Derece ve belli bir sı gözetilmeksizin yapı atama. ra lan açı lama açı lı m ölçülür. * Açı lma. * Bir yı zla gök ekvatoru arası ldı ndaki uzaklı kuzeye doğ olanı , güneye doğ olanı eksi iş k; ru artı ru da aretiyle *İ leride, içlerinde en uygununun seçilebilmesi için, güç bir sahnenin çeş açı itli lardan çekiminin yapı . lması

açı saçı lı lmak p * (kadıiçin) çok açısaçıgiyinmeye baş n k k lamak. * (kadıiçin) eskisine göre ölçüsüz davranı n ş bulunmaya ba ş larda lamak. açı lı ş * Açı işveya biçimi. lmak i * Yeni bir yapın, yerin veya yeni bir kuruluş çalı nı un ş maya baş laması at. , küş

açı konuş lı ş ması * Herhangi bir toplantın açı nı lması rası yapı ilk konuş sı nda lan ma. açı töreni lı ş * Bir açıı lıkutlamak için yapı toplantı ş lan , resmiküş at. açı lma * Açı iş lmak i. * Bir film çekiminde karanlı baş p gittikçe aydı kta layı nlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama. * Bir grupta, sı n jimnastik alı rmaları dağ k düzene girmesi. raları ş tı için ı nı * Çatlama. * Açmak iş lmak veya açmak iş konu olmak. i yapı ine * (renk için) Koyuluğ yitirmek. unu * Kendine gelmek, biraz iyileş mek, ferahlamak. * (gemi) Gitmek, uzaklaş mak. * Sılması kı , çekinmesi, tutukluğ kalmamak. u * (kuruluş için) İ kez veya yeniden iş baş lar lk e lamak.

açı lmak

* İini gereğ ş inden veya götürebileceğ inden geniş tutmak. * Geniş lemek, bollaş mak. * Delinmek, yı lmak. rtı * (sis, karanlı duman için) Dağ k, ı lmak, yoğ unluğ yitirmek. unu * Gereken güce ulaş mak. * Sı nı rrı, üzüntüsünü, sorunları birine söylemek. nı * (pencere, kapı için) Geçit vermek. , yol * Ayrı ya girmek. ntı * (yüzerken) Kıdan uzaklaş yı mak. açı m * Açma, açı , küş lı at. ş açı mlama * Açı mlamak iş teş ş i, rih, erh. açı mlamak * Bir sorunu veya konuyu ele alıen ince noktaları kadar gözden geçirerek anlatmak, ş etmek, teş p na erh rih etmek. açı mlanma * Açı mlanmak iş i. açı mlanmak * Açı mlamak iş konu olmak. ine açı rma ndı * Açı rmak iş ndı i. açı rmak ndı * Açı nması sağ nı lamak. * Bir cismin yüzeyini açarak bir düzlem üzerine yaymak. açım nı * Açı nmak iş inkiş i, af. * Bir cismin yüzeylerinin açı bir düzlem üzerine yayı . lı p lması * Açı nmak iş i. * Geliş mek. * (tohum, hastalıiçin) İ k çindeki yetenekler uyanarak amacı varmak, geliş na mek, inkiş etmek. af * Açı nsamak işistikş i, af.

açı nma açı nmak

açı nsama

açı nsamak * Bir yerin özelliklerini ortaya çı karmak için araşrma ve inceleme yapmak, istikş etmek. tı af açı ortay * Bir açı bölgeyi, ölçüleri birbirine eş olan iki açı bölgeye ayı doğ sal it sal ran ru. açı düzlemi ortay * İ düzlemli bir açı iki komş ve eş açı bölen düzlem. ki yı u it ya açı ölçer açı sal * Bkz. iletki. * Açı ilgili. ile

açı bölge sal * Açı iç bölgesinin birleş ile iminden oluş düzlem parçası an . açı çap sal * Ay ve Güneş gök cisimlerinin iki doğ arası gibi rusu ndaki açı . açı hı sal z * Hareket eden bir cismi duran bir noktaya birleş doğ parçasın birim zamanda taradı açı tiren ru nı ğ . ı açı ivme sal * Açı hın birim zamanda değen niceliğ sal zı iş i. açı sapma sal * Belli bir açı düzeyinde gerçekleş sapma. en açı uzaklı sal k * Gök cisimlerinin (yı z veya gezegen) birbirlerinin karş ma düzlemine göre uzaklı. ldı ı laş ğ ı açı yol sal * Hareket eden cismin birim zamanda gözlemciye göre aldı yol. ğ ı açı ş * Açmak iş i veya biçimi. * Bir kuruluş çalı u ş maya baş latma.

açıkonuş ş ması * Herhangi bir toplantı baş yı latmak için yapı ilk konuş lan ma. açı t açkı * Bir duvarda açıbı lmıbulunan kapı k rakı ş , pencere, kemerleme benzeri açı k. klı * Bir cismin yüzeyi üzerinde sert bir madde veya bir araç sürterek onu düzleş parlatma, perdah. tirip * Demircilikte delik büyütmekte kullanı araç. lan * Anahtar ve her türlü açma aracı . * Açkı yapan (kimse), perdahçı . * Anahtarcı . * Açkı lamak iş i.

açkı cı

açkı lama

açkı lamak * Açkı parlatmak. ile açkı lanma * Açkı lanmak iş i. açkı lanmak * Açkı lmak, perdahlanmak. yapı açkı latma * Açkı latmak iş i. açkı latmak * Açkı i yaptı iş rmak, perdahlatmak. açkı lı * Açkı lmı perdahlanmı perdahlı yapı ş , ş , . açkız sı

* Açkı lmamı perdahlanmamı perdahsı yapı ş , ş , z. açlı öldürmek ğ ı * açlıhissini geçiş k tirmek, yatı rmak. ş tı açlı k * Aç olma durumu. * Kık. tlı * Yoksulluk. * Aş istek içinde bulunmak. ı rı

açlıçekmek k * yoksulluk içinde bulunmak. açlıgrevi k * Kendisine veya baş na yapı bir haksı ğprotesto için bir kimsenin aç durarak gösterdiğtepki. kaları lan zlı ı i açlı gözü (veya gözleri) kararmak (veya dönmek) ktan * çok acı kmak. açlı imanı ktan gevremek * çok acı kmak. açlı nefesi kokmak ktan * yoksulluk içinde bulunmak. açlı ölmek ktan * dayanı derecede acı lmaz kmak, çok acı kmak. açlı ölmeyecek kadar ktan * (yiyecek, içecek için) pek az (yemek, içmek). * gereğ inden az. açma * Açmak iş i. * Orman içinde ağ kesme veya yakma yoluyla tarı elverişbir duruma getirilen arazi. aç ma li * Bir çeş susamsı kalı yağ simit. it z, nca lı * Açma yapan veya satan kimse. açmak * Bir ş kapalı eyi durumdan kurtarmak. * Bir ş kapağ veya örtüsünü kaldı eyin ı nı rmak. * Engeli kaldı rmak. * Sarı şkatlanmı örtülmüş lmı , ş , veya iliklenmiş olan ş eyleri bu durumdan kurtarmak. * Oyarak veya kazarak çukur, delik oluş turmak. * Tı bir ş bu durumdan kurtarmak. kalı eyi, * Çevresini geniş letmek. * Birbirinden uzaklaşrmak. tı * Yarmak. * Düğ veya dolaş ş ş çözmek. ümü mıbir eyi * Bir kuruluş bir iş u, yerini, bir yeri iş veya ilk defa kullanı duruma getirmek. ler lı r * Bir aygı, bir düzeni vb.lerini çalır duruma getirmek. tı ş ı * Alıverişbaş ş i latmak. * Rengin koyuluğ azaltmak. unu * Yakı ş mak, güzel göstermek. * Ferahlıvermek. k * Bir konu ile ilgili konuş mak. * Savaş almak, fethetmek. la * Avunmak veya danı ş için söylemek. mak * Yapmak, düzenlemek.

açmacı

* Ayı rmak, tahsis etmek. * Sılganlını kı ğ , utangaçlını ı ğ gidermek. ı * Görünür duruma getirmek. * (hava için) Bulutlarıdağ n ı yla gök yüzü aydı lması nlanmak. * Geçit vermek. * İ dökmek. çini açmalı k açmaz * Satranç oyununda ş koruyan taş ahı lardan birinin yerinden oynatı lmaması durumu. *İ çinden zor çılı kı durum. r * (tulûatta) Karş ndakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolaylını ı sı ğ veren söz. ı açmaz halatı * Gemilerin limana bağ lanması sahilden esecek rüzgârla rı mdan uzaklaş ve htı maması kıya dikine için yı bağ lanan halat. açmaza düş mek * içinden çılması durumda kalmak. kı güç açmaza getirmek (veya düş ürmek) * düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak. açmazlı k * Açmaz olma durumu. * Ağ pek sı olma durumu, ketumiyet. zı kı açtı zı, yumdu gözünü ağ nı * öfkelenerek veya kı zarak ağ sözler söyledi. ı r açtı rma * Açtı rmak iş i. * Kiri çı karmak veya eş iyice temizlemek için kullanı her türlü madde. yayı lan

açtı kutuyu, söyletme kötüyü rma * kötü konuş abilecek birine, bildiklerini açı klama fı verilmemesi gerektiğ öğ rsatı ini ütler. açtı rmak * Açmak iş yaptı ini rmak. ad * Bir kimseyi, bir ş anlatmaya, tanı eyi mlamaya, açı klamaya, bildirmeye yarayan söz, isim: Çocuk, kedi, ağ aç, düş ünce, iyilik, Ahmet, Ertuğ birer addı rul r. * Herkesçe tanı ş nmıveya iş itilmiş olma durumu, ün, nam, ş öhret. * Anı değ önem. lacak er, *İ sim. ad ad almak * Sayma, sayı lma. * kendisine ad verilmek. * ün kazanma.

ad bilimi

* Özel adlar üzerinde duran ve özel adları köken bilgisi, tarihî geliş dil ve kültür sorunları sı me, açından inceleyen bilim dalı . ad cümlesi * Bkz. isim cümlesi.

ad çekilmek * ad çekmek iş lmak. i yapı ad çekilmek * ad çekmek iş lmak. i yapı ad çekimi * Bkz. isim çekimi. ad çekme * Ad çekmek iş kur'a. i, ad çekmek * raslantı ve talihe bağ bir ayı yapmak için, her birinde birer ad yazı ş ı ya lı rma lmıkâğ tlardan birini çekmek, kur'a çekmek. ad çekmeye girmek * kur'aya tâbi olmak. * oyunun baş cı oyuncular arası alan seçimi, baş atıveya karş langında, nda lama ş ı ı hakkı öncelik lama için sağ layan iş . ad çektirmek * ad çekmek iş yaptı ini rmak. ad değ imi iş * Bkz. mecazimürsel. ad durumu * Bkz. isim hâli. ad gövdesi * Bkz. isim gövdesi. ad koymak * çağ ı veya anmak için bir canlı bir yere, bir ş ad vermek, adlandı rmak ya, eye rmak, isim koymak, tesmiye etmek. ad kökü * Bkz. isim kökü.

ad takmak * adlandı rmak, ad koymak. ad tamlaması * Bkz. isim tamlaması . ad vermek * ad koymak, adlandı rmak, tesmiye etmek. * bir işkimin yaptını i ğ söylemek. ı ad yapmak * isim yapmak. ada * Her yanı ile çevrilmiş parçası su kara . * Trafiğ açıbir yol üzerinde sola dönüş sağ e k leri layan, sağ tarafta veya yol ortası yer alan kaldım taş nda rı ı yla ayrı ş lmıalan. * Çevresi yollarla belirlenmiş olan arsa ve böyle bir arsayı kaplayan yapı topluluğ lar u. ada balı ğ ı * Bkz. amber balı. ğ ı

ada çayı * Ballı babagillerden, yurdumuzda çok yetiş tüylü ve beyazı rak yaprakları ı bir bitki (Salvia en mtı olan tı rlı oflicinalis). * Bu bitkiden yapı sı içecek. lan cak ada gibi gemi * pek büyük (gemi). ada soğ anı * Zambakgillerden, soğ ndan ilâç olarak yararlanı birtakı maddeler elde edilen çok yık bir bitki anı lan m llı (Urginea maritima). ada tavş anı * Evcil cinsleri de olan tavş yakıbir kemirici memeli (Oryetolagus cuniculus). ana n adabı eret muaş * Terbiyeli, ince davranmak için tutulması gereken yollar, davranıtöresi, davranıbilgisi, topluluk töresi, ş ş görgü. adacı k adacı lı k * Kavramları gerçek varlı olduğ kabul eden, kavram gerekliğ karş olarak, tümel kavramları n klar unu ine ı t n yalnı nesnelerin adları zca olduğ ileri süren görüşnominalizm. unu , adagio * Yavaş ı , ağ olarak. r * Bu biçimde çalı beste. nan adak * Adamak iş i veya adanı ş nezir. lan ey, adak adamak * bir dileğ gerçekleş amacı kurban kesip yoksullara dağ in mesi yla ı veya kutsal bir güce yönelik bir niyette tmak bulunmak. adaklama * Adaklamak durumu. * Küçük ada.

adaklamak * Küçük çocuk yürümeye baş lamak. adaklanma * Adaklanmak iş i veya durumu. adaklanmak * Niş duruma gelmek, niş anlı anlanmak. adaklı * Adağolan, adak adamıolan. ı ş * Niş , yavuklu, sözlü. anlı * Adak olarak ayrı ş lmı(hayvan). * Adak adanan yer. * Adağolmayan, adak adamamıolan. ı ş * Niş olmayan. anlı

adaklı k

adaksı z

adale

* Kas. adaleli * Kaslı , kasları kı miş sı, geliş . adalesiz adalet * Kassı z. * Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, doğ ruluk, türe. * Bu işuygulayan, yerine getiren devlet kuruluş . i ları * Herkese kendine uygun düş kendi hakkı eni, olanı verme.

adalet dağ ı tmak * kanunlarısaydı hakları n ğ ı sahiplerine vermek, tanı nmak. adalet divanı * Devletler arası ndaki birtakı hukuk anlaş kları bakan ve merkezi La Haye'de bulunan uluslar arası m mazlı na mahkeme. adalet kapı sı * Hak ve hukukun aranması baş için vurulan merci, mahkeme. adalet mahkemesi * Bkz. adliye mahkemesi. adalet örgütü * Adliye teş . kilâtı adalet sarayı * Mahkemelerin bulunduğ büyük yapı u . adalete teslim etmek * sanı, adalet iş ğ ı leriyle uğ an kuruluş götürmek. raş a adalete teslim olmak * sanı adalet iş k, leriyle uğ an kuruluş gidip hakkı gerekli iş raş a nda lemin yapı nı lması istemek. adaletine sınmak ğ ı * (birinden) anlayı hoş ş görü, yakı k beklemek. , nlı adaletli * Adalete uygun düş veya adaletli olan, adil. en

adaletlilik * Adaletli olma durumu. adaletsiz * Adalete aykı düş veya adaleti olmayan. rı en

adaletsizlik * Adalete aykı davranı rı ş . adalı adalî * Ada halkı olan (kimse). ndan * Kas niteliğ olan; kasla ilgili olan, kası inde l. * Kasları geliş , adaleli, kaslı iyi miş . *İ nsan.

adam

* Erkek kiş i. * İ yetiş , değ kimse. yi miş erli * Birinin yanı ve iş bulunan kimse. nda inde * Birinin yararlandı, kullandı kimse. ğ ı ğ ı * Birinin sözünü dinleyen, nazı çeken kimse, kayıcı nı rı. * İ huylu, güvenilir kimse. yi * (belirsizlik zamiri yerine), Herkes, kim olursa olsun. * Görevli kimse. * (isim tamlamaları Bir alanda derin bilgisi olan veya bir alanı nda) benimseyen. * Eşkoca. , adam adama (savunma) * futbolda, basketbolda karştakı oyuncusunu kollama, rahat hareket etmesini, sayı ı m yapması engelleme. nı adam akı llı * Bkz. adamakı. llı adam almamak * son derece kalabalıolmak. k adam azmanı * Çok iri yapıkimse. lı adam baş ı na * her kiş her birine. iye, adam beğ enmemek * herkesi değ görmek. ersiz adam boyu * Yaklaş olarak normal bir adam boyunda. ı k * İ boyunca. nsan adam değ ilim * herhangi bir durumun gerçekleş memesi hâlinde, kendisinin insan sayı lamayacağanlamı kullanı ant, ı nda lan göz dağsözü. ı adam etmek * eğ itmek, yetiş tirmek, topluma yararlı duruma getirmek. * bir yeri düzene sokmak veya bir ş işyarar duruma getirmek. eyi e adam evlâdı * İ bir ailenin iyi yetiş çocuğ yi miş u. adam gibi * terbiyeli, akı uslu. llı * adamlı insanlı yaraş yolda. ğ a, ğ a ı r * iyice. adam hesabı koymak na * birine değ vermek, saygı er göstermek. adam içine çı kmak * topluluğ karı a ş mak, değ insanları bulunduğ yerlere gitmek, eşdosta gitmek. erli n u e adam içine karı ş mak * değ bir topluluğ girmek, kendisine değ verilir olmak. erli a er adam kığ (veya yokluğ tlında ı unda) * işyarar kimselerin bulunmadı durumda. e ğ ı adam kullanmak

* iyi çalı rması bilmek. ş tı nı adam olmak * geliş büyümek, şmanlamak. mek, iş * iyi yetiş mek, iyi bir duruma gelmek. adam sarrafı *İ nsanlarıkarakterini çabuk anlayacak duruma gelmiş n kimse, insan sarrafı . adam sen de! (veya yalnıadam) z * bir iş önemsenmediğ anlatmak için söylenir. in ini adam sı na geçmek (veya girmek) rası * daha önce toplumda önemli bir yeri veya özel bir değ yokken artı kendisine önem ve değ verilmek. eri k er adam yerine koymak * adamdan saymak, varlını ğ kabul etmek. ı adama * Adamak iş i. adama dönmek (veya benzemek) * düzelmek. adamak * Bir dileğ gerçekleş amacı kurban kesip yoksullara dağ in mesi yla ı veya kutsal bir güce yönelik bir niyette tmak bulunmak, nezretmek. * Kutsal saydı bir ş uğ ğ ı ey runa kendini feda etmek, ant niteliğ söz vermek. inde * Ayı rmak. adamakı llı * Gereğ inden çok, iyice. adamakla mal tükenmez * büyük vaatlerde bulunanlar için alay yollu söylenir. adamca *İ nsana yaraş biçimde. ı r * İ sayı olarak. nsan sı

adamcağ ı z * Kendisine karşsevgi veya acı duyulan adam. ı ma adamcası na * Adamca. adamcı k * Yerilen, küçümsenen; acı (kimse). nan adamcı l *İ nsandan ürkmeyen, insana alı ş ş olan, insana sokulan, sı mı cakkanlı , munis.

adamcık llı * Adamcı l olma durumu. adamdan saymak * bir kimseye değ olmadı hâlde değ vermek, saygı eri ğ ı er duymak. adamı * (bir iş ustalı yapan. i) kla adamıadı kacağ canı ksı n çı ı na çı n

* Bkz. insanı adı kacağ canı ksı n çı ı na çı n. adamıalacası n içinde, hayvanıalacası ş n dında ı * Bkz. insanı alacası n içinde, hayvanı alacası ş n dında. ı adamıiyisi alıveriş (veya iş ı belli olur n ş te baş nda) * bir kiş iyi bir insan olarak değ iyi erlendirebilmek için alıveriş veya iş ı ahlâk dı davranı ş te baş nda ş ı ş larda bulunmaması gerekir. adamı çatmak na * Bkz. tam adamı çatmak. na adamı düş na mek * (yapı bir işgüzel bir rastlantı lacak ) sonunda anlayanı uzmanı verilmiş na, na olmak. adamı göre na * kiş arası ayrı k gözeterek. iler nda calı * herkesin yeteneğ uygun olarak. ine adamı bulmak nı * Bkz. tam adamı bulmak (veya adamı düş nı na mek). adamkökü * Bkz. adamotu. adamlı k *İ nsana yakı ş durum, tutum ve davranı acak ş . * Yabanlı k.

adamlısende kalsı k n * iyilik bilmese de sen yine iyilik et. * bu işnası i l olsa sana yaptı racaklar, bari kendiliğ inden yap da onurunu koru. adamotu adamsı z * Patlı cangillerden, geniş yapraklı , kötü kokulu bir bitki, kankurutan, adamkökü (Mandragora autumnalis). * Yardı sı hizmetçisiz. mcız, * Erkeksiz, kocası z.

adamsı k zlı * Adamsıolma durumu. z a'dan z'ye kadar * baş aş ı tan ağ bütünüyle. , Adana kebabı * Kı na bolca acı yması biber katı hazı larak rlanan ş köfte. iş adanma adanmak adap * Adanmak iş i. * Adamak iş konu olmak. ine * Töre. * Yol yordam, yol yöntem.

adap erkân * Yol yöntem.

adaptasyon * Uyarlama. * Bir eseri çevrildiğdilin, konuş i ulduğ toplumun yaş ş inançları uyarlama. u ayına, ı na * Uyma. adapte * Uyarlanmı ş .

adapte etmek * uyarlamak. adapte olmak * uymak. adaptör * Bir âletin çapları birbirinden farklı parçaları birini ötekine geçirebilmek için yararlanı bağ cı olan ndan lan layı. adaş adaşk lı adatepe * Adları olanlardan her biri. aynı * Adaş olma, aynı taş durumu. adı ı ma

* Genellikle tropikal bölgelerde görülen ve çevresindeki alçak alanlar üzerinde dik yamaçlarla bir ada gibi yükselen, aş mdan dolayı ı nı ortaya çı ş kmıtepe. adatma adatmak * Adamak iş yaptı ini rmak. adavet aday * Düş manlı yağ k. k, ı lı * Bir görev, bir iş kendini ileri süren veya baş için kaları tarafı ileri sürülen kimse. ndan * Bir iş yetiş için tirilmekte olan kimse, namzet. * Adatmak iş yaptı ini rmak.

aday adayı * Herhangi bir iş i yapmak, bir görevi yüklenmek için adaylıaş k aması kazanmak amacı baş nı yla vuran kimse. * Milletvekili ve senatör seçimlerinde, partinin adayı olmak için, partisinde yapı ön seçimlere adaylını lan ğ ı koyan kimse. aday göstermek * bir iş veya bir görev için birini aday olarak belirlemek: Anayasa. aday olmak * herhangi bir iş alı e nmak veya seçilmek için istekli olmak. adayavrusu * İ veya üç çifte kürekli küçük balı teknesi. ki kçı adaylını ğ koymak ı * bir iş veya göreve seçilmek için kendini ileri sürmek. adaylı k * Herhangi bir iş görev için kendini ileri sürme veya baş , bir kaları tarafı ileri sürülme, namzetlik. ndan * Bir görevde yetiş tirilme.

adcı

* Adcı öğ lı retisiyle ilgili olan. k * Bu öğ retiye bağ kimse. lı adcı lı k * Kavramları gerçek varlı olduğ kabul eden, kavram gerçekliğ karş olarak, tümel kavramları n klar unu ine ı t n yalnı nesnelerin adları zca olduğ ileri süren görüşisimcilik, nominalizm. unu , addan türeme fiil * Bkz. isimden türeme fiil. addedilme * Addedilmek iş i. addedilmek * Sayı lmak. addetme * Addetmek iş i.

addetmek * Saymak. addolunma * Addolunmak iş i veya durumu. addolunmak * Sayı lmak. adedî adem * Adetçe, sayı ca. * Yokluk, hiçlik, ölüm. * Osmanlı sözlerle birleş "-siz, -lik" anlamı kullanı ca erek nda lı r. * Dinî inançlara göre ilk yaratı insan ve ilk peygamber. lan *İ nsan, insanoğ adam. lu, *İ nsanda bulunması gereken olumlu özelliklere sahip olan.

Âdem

Âdem baba *İ nsanlın babası Âdem. ğ ı , Hz. * Hapishanede çevresindeki mahkûmları haraca bağ layan kimse. * Afyonkeş . Âdem elması * Gı çıntı. rtlak kı sı Âdem evlâdı * Bkz. âdemoğ lu. Âdemci * Âdemcilik yanlı olan kimse. sı

Âdemcilik * XX. yüzyı baş simgeciliğ karşbir tepki olarak Rusya'da ortaya çı bir edebiyat akı . lı ı n nda e ı kan mı ademimerkeziyet * Yerinden yönetim. ademimerkeziyetçi * Yerinden yönetimci.

ademimerkeziyetçilik * Yerinden yönetimcilik. ademiyet âdemiyet * Yokluk. *İ nsanlı k. * Doğ dürüst insana yakır durum, adamlı ru ş ı k.

âdemoğ lu * İ denilen yaratı n hepsi. nsan kları âdemotu * Bkz. adamotu. adenit adese * Lenf düğ ümleri iltihabı . * Mercek. * Kovucuk. * Görüş derecesi, inceliğ i. * Sayı . * Herhangi bir sayı olan (ş tane. da ey), * Bir kimsenin yapmaya alı ş ş olduğ ş alı . mı u ey, ş kı * Topluluk içinde eskiden beri uyulan kural, töre. * Ay baş ı .

adet

âdet

âdet edinmek * bir ş alı k ve huy durumuna getirmek. eyi ş kanlı âdet görmek * (kadı ay başolmak. n) ı âdet olmak * öteden beri yapı olmak. lı r * bir ş gelenek durumuna gelmiş ey olmak. âdet yerini bulsun diye * gerekli görüldüğ için değ yalnıalılmıolduğ için. ü il, z ş ş ı u âdeta * Bayağ basbayağ hemen hemen, sanki. ı , ı , * Bayağyürüyüş ı le. * Sayı mı bakı ndan, sayı ca.

adetçe

adetimürettep * Bkz. tam sayı . adezyon kuvveti * Yan yana duran veya sürtünen iki cismin molekülleri arası ndaki çekiş kuvveti. adı (veya ismi) gibi bilmek * çok iyi bilmek.

adı batası (veya adı batası ca) * "yok olasıanlamı bir ilenme. " nda adı batmak * (sevilmeyen bir ş veya kimse için) unutulmak, adı lmaz olmak, artısözü edilmemek. ey anı k adı belirsiz * ünü olmayan, tanı nmayan, kim ve ne olduğ bilinmeyen. u adı okunmamak bile * birine hiç önem verilmemek. adı kmak çı * kötü bir ün kazanmak. * hakkı olmayan bir ün kazanma. adı kmıdokuza, inmez sekize çı ş * birinin bir kere adı ktı sonra onun hakkı çı ktan ndaki yaygıinanç artıkolay kolay düzelemez. n k adı deliye çı kmak * deli olmadı hâlde deli olarak tanı ğ ı nmak. adı duyulmak * tanı nmak, ünlenmek. adı geçmek * anı lmak, söz konusu olmak, ismi geçmek. * adı lmak. yazı adı rı kaldılmak * anı olmak, silinip gitmek. lmaz adı kalmak * bir kimse veya bir ş ortadan çekildikten, öldükten sonra dillerde yalnıadı ey z dolaş mak. adı ş karı mak * (kötü) bir iş birinin ilgisi bulunduğ söylenilmek. le u adı kötüye çı kmak * ünü kötü olarak yayı lmak. adı olmak * gereksiz, yersiz ünü olmak. adı sanı * bir kimsenin kimliğ i. adı üstünde * adı belli olduğ gibi. ndan u adı var * yaş amayan, yalnı hayalde var olan. zca

adı verilmek * ad takı lmak. adı l adı m * Zamir. * Yürümek için yapı ayak atı nıher biri. lan ş n ları

* Bir adı alı yol (bu uzunluk 75 cm sayı mda nan lı r). * Giriş hamle. im, * Bir gösterge ucunun eş olarak ayrı ş lmıyaylardan biri boyunca aldı yol. ğ ı * Ayakta temel duruş bir ayağ türlü yönlerde iki ayak boyu kadar ara ile yer değtirmesi. tan, ı n iş * Teknolojide iki diş arası li ndaki aralı k. adı adı m m * Ağ ağ yavaş ı ı r r, yavaş . adı adı gezmek m m * her yerini dolaş görmek. ı p adı adı izlemek m m * arkası izlemek. ndan * gizlice takip etmek. adı atmak m * yürümek için ayağ öne doğ uzatı basmak. ı nı ru p * bir iş ilk kez giriş e mek. adı atmamak m * gitmemek, uğ ramamak, aramamak. adı baş m ı * Birbirine yakıyerlerde, sısı n k k. adı nı rmamak mı attı * bir yere girmesine engel olmak. adı nı almak mı geri * baş ğbir iş geri dönmek. ladı ı ten adı mlama * Adı mlamak iş i. adı mlamak * Adı ölçmek. mla * Bir yerde ileriye geriye doğ giderek dolaş ru mak. adı nı mları açmak * yürürken hı zlanmak. adı nı mları seyrekleş tirmek * hı yürürken adı nı zlı mları yavaş latmak. adı nı klaşrmak mları sı tı * daha küçük ve çabuk adı atarak hı yurümek, ivmek, acele etmek. mlar zlı adı k mlı * Adı uzunluğ m unda olan. * Bir yerin çok uzak olmadını ğ belirtmek için kullanı ı lı r.

adı msayar * Yürüme sı nda gerçek sonuçlara varabilmek için geçilen yerin uzunluğ anlayabilmek amacı ayağ rası unu yla a takı alet, pedometre. lan adı na * o ş veya o kimsenin yerinde olarak, namı onun hesabı eyin na, na.

adı ağ na almamak nı zı * dargı k, kı nlı kı nlıgibi bir sebeple bir kimseden hiç söz etmemek. nlı rgı k, zgı k

adı almak nı * ad takı lmak, ad verilmek. adı anmak (veya anmamak) nı * birinden söz etmek (veya etmemek). adı bağlamak nı ı ş * bir baş ndan adı söylemesini istemek. kası nı adı bozmak nı * andı uymamak, andı aykıdavranmak. na na rı adı kirletmek (veya lekelemek) nı * adın kötüye çı nı kması yol açmak. na adı koymak nı * karşğ veya fiyatı kararlaşrmak. ıı lını nı tı adı taş nı ı mak * birinin adı anı yla lmak, sahip olduğ adısorumluluğ yüklenmiş u n unu olmak. adı vermek nı * birinin adı bildirmek. nı * biri tarafı salıverildiğ söylemek. ndan k ini adı sanı yla yla * bilinen ün ve niteliğ iyle. adî * Sı radan, hiçbir özelliğolmayan. i * Aş ı bayağ alçak. ağ k, lı ı , * Adı uygunluk, beraberlik gerektirmeyen ve grup olarak yapı bir tür yürüyüş mda lan .

adî adı m

adî defter * Bir iş letmenin veya ticarethanenin yaptı iş ğ lemlerinin muhasebe kayı nı geçirildiğticarî defter. ı tların i adî kesir * Bayağkesir. ı adî suçlu adil * Basit suçları leyen kimse. iş * Adaletle iş gören, adaletten, haktan ayrı lmayan, hakkı yerine getiren, adaletli. * Hakka uygun, haklı . * Adalete uygun olarak, hakça. * Adîleş durumu. mek

adilâne adîleş me

adîleş mek * Adî bir duruma girmek, bayağ mak. ı laş adîleş tirme * Adîleş tirmek iş i. adîleş tirmek * Adîleş mesine yol açmak.

adîlik adisyon

* Bayağ k, düş ı lı üklük, aş ı ağ k. lı * (lokanta, otel gibi yerlerde) Hesap.

adlandılma rı * Adlandılmak iş rı i. adlandılmak rı * Ad vermek işyapı i lmak. adlandı rma * Adlandı iş rmak i. adlandı rmak * Bir kimseyi veya bir ş kullanarak belli etmek, ad vermek, ad koymak, tesmiye etmek. eyi * Ad koyma, ad vermeyi sağ lamak, tesmiye etmek. adlanma * Adlanmak iş i.

adlanmak * Kendisine ad verilmek. * Kötü ün kazanmak. adlaş ma adlaş mak * Ad durumuna gelmek. adlaşrma tı * Adlaşrmak iş tı i. adlaşrmak tı * Ad durumuna getirmek. adlı * Adı olan. * Ünlü. * Adlaş durumu. mak

adlı yla adı * herkesin bilip tanığbiçimde. dı ı adlı sanlı * Ünlü. adlî * Adaletle ilgili.

adlî makam * Adalet iş lerinin görüldüğ ve sonuca bağ ğkamuya ait yönetim yeri. ü landı ı adlî merci * Adaletle ilgili sorunlarıçözümü için baş n vurulan resmî daireler. adlî polis * Adliye içerisinde güvenliğsağ p adlî iş yardı olan kolluk gücü. i layı lere mcı adlî sicil

* Bir kimsenin mahkûmiyetinin olup olmadını anlaş ğ n ı ı lması konulmuş için olan kayı t yöntemi. adlî tabip * Adlî tı görevli doktor. pta adlî tatil * Her yı Temmuz ile 5 Eylül tarihleri arası kanunda yazıdurumlarıdında, hiçbir adlî iş l 20 nda, lı n ş ı lemin yapı ğsüre. lmadı ı adlî tı p adlî yı l * Tı n adalete yardı eden kolu; adaletin bu iş uğ an kuruluş bbı m le raş u. * Mahkemelerin bir yı l içindeki çalı süresi. ş ma

adlî zabı ta * Bir suç sonrası ğve suç delillerini adlî yetkililere sunan kolluk kuvveti. sanı ı adliye * Hukuk ve adalet iş lerini gören devlet kuruluş . ları * Hukuk ve âdalet iş lerinin görüldüğ resmî yapı ü . adliye encümeni * Adalet komisyonu. adliye mahkemesi * Anayasa mahkemesi, genel mahkemeler, askerî ve idarî mahkemeler dında kalan ve denetim mahkemesi ş ı olan Yargı ile hüküm mahkemeleri. tay adliye nezareti * Osmanlımparatorluğ İ unda adliye teş nıbağ olduğ en üst makam. kilâtın lı u adliye teş kilâtı * Yargı organları bu organlarıbirbirleriyle olan iliş ve n kilerini, derecelerini, görev ve yetkilerini düzenleyen ve yürüten mekanizmanıbütünü. n adliye vekâleti * Adalet bakanlı. ğ ı adliyeci adrenalin * Böbrek üstü bezlerinin etkili bir maddesi; hekimlikte damarları daraltma, bronş açma, kanamaları ları kesme gibi amaçlarla kullanı lı r. adres * Bir kimsenin arandında bulunabileceğyer, oturduğ yer. ğ ı i u * Gönderilen ş üzerine, alınıadı ve bulunduğ yeri bildirmek için yazı yazı eyin cın nı u lan . adres bı rakmak (göstermek veya vermek) * arandında bulunabileceğ oturduğ yeri bildirmek. ğ ı i, u adres defteri * Kiş ilerin kendilerine lâzı olan adresleri topladı defter. m kları adres kartı * Adres defteri. adres kitabı * Genellikle belli bir iş veya meslekte olanları iş ev adreslerini toplu olarak gösteren kitap. n ve * Adliye kuruluş meslek görevlisi. unda

adres makinesi * Posta gönderilerinin üzerine kâğ plâstik veya madenden, adres basan alet. ı t, adres rehberi * Adres defteri. adsı z * Adı olmayan, isimsiz. * Türklerde, ailesinden ayrı ğiçin artıonun adı taş ldı ı k nı ı onun adı anı hakkı yitirmiş mak, ile lmak nı olan ve ancak bir yararlıgösterince ad kazanabilen delikanlı k . adsıparmak z * Orta parmak ve serçe parmak arası ndaki parmak, yüzük parmağ ı . aerobik * Hı müzik temposu eş inde yapı vücudun çevikliğ ve hareketliliğ dayanan bir tür jimnastik. zlı liğ lan, ine ine aerobik solunum * Hücrede yalnımoleküler oksijenin kullanı ğbir solunum ş z ldı ı ekli. aerodinamik * Hareket hâlinde olan bir cisim üzerinde havanıyarattı etkiyi inceleyen bilim. n ğ ı * Aerodinamik bilim alanı ilgili. yla * Fizik biliminin gazlarıhareketini inceleyen dalı n . af * Bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı ı bağlama. ş * Mazur görme veya görülme. * (görevden) çı lma. karı

af buyurun! * "affedersiniz" veya "affızı ederim" anlamı bir söz. nı rica nda af çı lmak karı * bir suçun bağlanması Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çı ı ş için karmak. af dilemek * bağlanması istemek. ı ş nı af kapsamı alı na nmak * af kanununa girmek. afacan * Zeki ve yaramaz (çocuk). afacanlaş ma * Afacanlaş iş mak i. afacanlaş mak * Yaramazlaş yaramaz, ele avuca sı mak, ğ duruma gelmek. maz afacanlı k * Afacan olma durumu, yaramazlı k. afak * Ufuklar, dört bir taraf. afakan afakî * Bkz. hafakan. * Belli bir konu üzerine olmayan (konuş dereden tepeden. ma),

* Nesnel, objektif. afakîlik * Bkz. objektiflik. afal afal afallama * Ş kıbir biçimde. aş n * Afallamak iş i.

afallamak * Ş kı ktan sersemleş aş nlı mek. afallaş ma * Afallaş iş mak i. afallaş mak * Ş kı k içinde kalmak, ş ıp bir ş yapamaz olmak. aş nlı aş rı ey afallaşrma tı * Afallaşrmak iş tı i. afallaşrmak tı * Ş kı k içinde bı aş nlı rakmak, birini ş ıp bir ş yapamaz duruma sokmak. aş rı ey afallatma * Afallatmak iş i. afallatmak * Ş kı ğ düş aş nlı a ürerek sersemleş tirmek. afat afazi aferin * Okş alkı ama, ş lama, beğ enme gibi duyguları belirtmek için söylenir, bravo. * Eskiden öğ rencilere verilen beğ enme ve takdir kâğ . ı dı aferin almak * değ görülüp beğ erli enilmek. aferist afet * Vurguncu, dalavereci, çı nı karı bilen, çı . karcı * Doğ n sebep olduğ yım. anı u kı * Kı ran. * Çok kötü. * Güzelliğile insanıaşna çeviren, aklı baş i ş kı nı ı alan kadı ndan n. * Hastalı n dokularda yaptı bozukluk. kları ğ ı * Afete uğ şafet görmüş ramı , . * Afetler, belâlar, kı ranlar. * Bkz. söz yitimi.

afetzede

affa uğ ramak * bağlanmak, affedilmek. ı ş affedersin veya affedersiniz

* özür dilemek için söylenir. * karşçı ı kmak için söylenir. affedilme * Bağlanma. ı ş affedilmek * Bağlanmak. ı ş affetme affetmek * Bağlama. ı ş * Bağlamak. ı ş * Hoş ile karş görü ı lamak, mazur görmek. * Görev veya iş çı ten karmak.

affetmemek * bağlamamak, hoş ı ş görmemek. affetmiş sin * "hiç de öyle değ yanı il", lı yorsun" anlamı kullanı nda lı r. affettirme * Affettirmek iş i. affettirmek * Bağlanması sağ ı ş nı lamak. affettuoso * Bir parçanıyumuş ve duygulu bir biçimde çalı ı anlatı n ak nacağ nı r. affeyleme * Affeylemek iş i. affeylemek * Affetmek. affı dilemek (veya istemek) nı * bir iş veya görevi yerine getiremeyeceğ nezaketle bildirmek. ini affıza sınarak nı ğ ı * "bağlayacağ za güvenerek" anlamı bir nezaket sözü. ı ş ı nı nda affolunma * Affolunmak iş i. affolunmak * Bağlanmak, affedilmek. ı ş Afgan * Afganistan halkı veya bu halkısoyundan olan kimse. ndan n * Afganistan'a ve Afganistan halkı özgü olan. na Afganlı * Afgan. afi * Gösteriş m, caka. , çalı

afi kesmek (satmak veya yapmak) * birine karşgösteriş ı yapmak, kabadayı etmek. lı k

afif afife afili afis

*İ ffetli. * Namuslu, iffetli, saygı er (kadı değ n). * Gösteriş çalı . li, mlı * Gümüş ğ n küçüğ balını ı ü.

afiş

* Bir ş duyurmak, tanı için hazı eyi tmak rlanan, çoğ resimli duvar ilânı u .

afiş asmak * duvarlara ilân yapı rmak. ş tı afiş yutmak * yalana dolana kanmak. afiş çi * Afiş yapan sanatçı . afiş çilik afiş e * Afiş yapma sanatı . * Açı çı şduyulmuş ğ kmı a , .

afiş etmek e * açı vurmak, belirtmek, duyurmak, dile düş ğ a ürmek, reklâm etmek. afiş olmak e * (bir kimse) bilinmeyen bir yönüyle tanı nmak. afiş leme * Afiş asma iş afiş i, lemek iş i.

afiş lemek * Afiş p duyurmak. ası * Nitelemek, göstermek. afiş kalmak te * (oyun için) ilgi görerek günlerce oynanmak. afiyet * Hasta olmama durumu, sağk, esenlik. lı

afiyet bulmak * iyileş sağğ kazanmak. mek, lını ı afiyet olsun * bir ş yiyip içenlere "yarası anlamı söylenen iyi dilek sözü. ey n" nda afiyet ş olsun eker * "yarası ağ tadı yensin'" anlamı söylenir. n, ı yla z nda afiyet üzere olmak * sağklı lı , rahat yaş amak.

afiyetle afoni aforizm

* ağ tadı keyifle. ı yla, z * Bkz. Ses yitimi. * Özlü söz, özdeyiş .

aforoz

* Hristiyanlı kilise tarafı verilen "cemaatten kovma" cezası kta ndan .

aforoz etmek * kilise birliğ inden çı karmak. * darı biriyle konuş lı p mamak, yakı olmaktan çı nı karmak, ilgiyi kesip uzaklaşrmak, adı duymak bile tı nı istememek. aforozlama * Aforozlamak iş i. aforozlamak * Aforoz etmek, kovmak. aforozlu afra tafra * Çalı m. * Çalı . mlı afralı tafralı * Çalı . mlı Afrika çekirgesi * Değ ik boyda ve renkte genellikle kuzey Afrika'da ekilmemiş iş arazilerde rastlanan zararsıbir çekirge z (Locusta migratona). Afrika domuzu * Çift parmaklı lardan, kalıderili, Afrika'da yaş ve yaban domuzuna benzer bir hayvan (Phacochoerus n ayan aethiopicus). Afrika menekş esi * İ çeneklilerden, tüylü yapraklı ki , mor, pembe, beyaz renkli çiçekleri olan, evlerde saksı yetiş da tirilen çok yık bir süs bitkisi (Saintpaulia ionantha). llı Afrikalı * Afrika kökenli olan kimse. * Afrikalı oyuncu. Afrikalı lı k * Afrikalı olma. afsun afsuncu * Büyü, füsun. * Büyücü, üfürükçü. * Aforoz edilmişkovulmuşuzaklaşrı ş , , tılmı .

afsunculuk * Afsuncunun yaptı iş ğ . ı afsunlama

* Afsunlamak iş i. afsunlamak * Büyülemek. afsunlanma * Afsunlanmak iş i. afsunlanmak * Büyülenmek. afsunlu Afş ar * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. uz aft aftos * Pamukçuk. * Oynaş , metres. * Büyülü, sihirli, füsunkâr.

afur tafur * Çalı m. afur tafura gelmemek * çalı satmadan hoş m lanmamak; böyle bir davranı karştepki göstermek. ş a ı afyon * Olgunlaş mamıhaş kapsüllerine yapı çizintilerden sı sonradan katı an süt; içinde morfin ve ş haş lan zan, laş kodein gibi çok uyuş turucu maddeler bulunan, güçlü bir zehir olmakla birlikte, hekimlikte kullanı değ bir ilâç. lan erli afyon çekmek * keyif için afyon yutmak. afyon ruhu * Yatı rı olarak kullanı afyon tentürü. ş cı tı lan afyonkeş * Keyif için afyon yutan veya çeken (kimse), afyon tiryakisi. afyonkeş lik * Afyon çekmeye düş künlük. afyonlama * Afyonlamak iş i. afyonlamak * Afyon vererek uyuş turmak, uyutmak. * Telkin yoluyla doğ düş ru ünmeyi önleyerek zararlı yola sürüklemek. bir afyonlanma * Afyonlanmak iş i. afyonlanmak * Afyonlamak işyapı i lmak. afyonlu *İ çinde afyon bulunan. * Afyon yutmuş . * Dalgı uyuş , uyuş (kimse). n, muş uk

afyonu baş vurmak ı na * aş davranı ı rı ş larda bulunacak kadar öfkelenmek, ne yaptını ğ bilememek. ı afyonunu patlatmak * kendi keyfine dalmıolan birini öfkelendirmek. ş Ag aga * Ağ a. agâh * Bilir, bilgili, haberli, uyanı k. * Gümüş kı 'ün saltması .

agâh olmak * bilgi edinmiş olmak. agami aganta emir. agaragar * Deniz yosunları çı lan, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanı bir tür ndan karı lan jelâtin, jeloz. agel * Arap erkeklerinin kefiyelerinin üzerine bağ kları ladı , yünden örülmüş n çember bağ kalı . agitato * Bir parçanıcanlı coş çalı ı anlatı n ve kulu nacağ nı r. * Yı veya lâçka edilmekte olan bir halatı ve zincirin kı bir süre elde tutulup bı lmaması verilen sa n sa rakı için * Güney Amerika'da yaş ayan, mavi ve yeş metalik yansı bir kuş il malı .

aglütinasyon * Kümeleş im. aglütinin agnosi * Tanızlı sı k. agnostik * Bilinemezci. * Bilinemezcilikle ilgili. * Serumda meydana gelen antikor.

agnostisizm * Bilinemezcilik. agnozi * Duyularda herhangi bir bozukluk olmaması rağ sı sisteminin belirli bir yerindeki doku na men nav bozukluğ undan ileri gelen algı kaybı yokluğ veya u. Agop'un kazı bakmak gibi * aptal aptal bakmak. agora * Yunan klâsik devrinde, sitenin yönetim, politika ve ticaret iş lerini konuş için halkıtoplandı alan, mak n ğ ı halk meydanı .

agorafobi * Bkz. alan korkusu. agraf agrafi * Kanca, kopça. * Bkz. yazma yitimi.

agrandisman * Büyültme. agrandisör * (fotoğ lı Büyülteç. rafçı kta) agreje agreman agu * Süt çocukların neş nı elendikleri zaman çı kları kardı ses. agu bebek * Büyüdüğ hâlde bebekliğ özenen çocuklara alay yollu söylenir. ü e agucuk * Süt çocuğ u. * Süt çocuğ sevmek için söylenir. unu * Agulamak iş i. * Yeni doğ bebeklerin çı ğses. muş kardı ı * (yabancı ülkelerde) Doçent olmak için sı vermiş nav kimse, doçent. * Bir elçinin bir ülkeye atanması önce o ülkeden istenen uygun görme yazı. ndan sı

agulama

agulamak * (bebek) Agu agu diye ses çı karmak. aguş ağ * İ sicim, tel gibi ince ş plik, eylerden kafes biçiminde yapı ş lmıörgü. * Örümcek gibi birtakı hayvanlarısalgı yla oluş m n ları turdukları örgü. * Ülke yüzeyine yaygı tılmıörgü, ş nlaşrı ş ebeke. * Tuzak. * Oyun alanı ortadan ikiye bölen iple yapı ş nı lmıörgü. * Çaprazlama örgü ile yapı ve kale direkleri arkası gerilen örgü, file. lan na ağ * Donun veya pantolonun apıarası gelen yeri, apık. ş na ş lı ağ atmak (veya bı rakmak) * balıavlamak için denize ağ k salmak. ağ benek * Açı koyulu kahverengi ağ klı görünüş ünde olan, arpa yaprakları yerleş oldukça önemli zararlara yol na erek açan asklı mantar. * Bu mantarı ortaya çı ğekin hastalı. n kardı ı ğ ı ağ çekmek * Kucak.

* yakalanan balı toplamak için ağsudan çı kları ı karmak. ağ nesi iğ * Ağ örülmesinde kullanı iğ ı n lan biçiminde tahtadan veya plâstikten yapı ş lmıalet. ağ i ipliğ * Keten, kenevir, naylon gibi maddelerden ağ mı kullanı iplik. yapı nda lan

ağ ğ kayı ı * Balıağ nı ı kayı k ları taş yan k. ağ kepçe ağ kurdu * En çok elma ve erik gibi yemiş açları zarar veren bir kurt. ağ na ağ unu kurş * Balıağ nı k ları suda tutmaya yarayan zeytin çekirdeğbiçiminde delikli kurş madde. i un ağ mantarlar * İ ve hayvanlarda hastalı yol açan ve birçok türü içine alan ilkel bitkiler topluluğ nsan ğ a u. ağ tabaka ağ tonos * Gotik mimaride kullanı ş biçiminde parçalı lmı ağ , tonos. ağ torba * 25 cm geniş inde ve 50 cm uzunluğ liğ unda ağ yapı ş rmı yosunlarısuya dalı dan lmıkı zı n narak avlamada kullanı bir ip ve kayı makara yardı ile suyun yüzeyine çıp inebilen bir torba. lan, ktaki mı kı ağ yatak ağ a * Hamak. * Kık kesimde geniş rlı toprakları olan, sözü geçen, varlı kimse. klı * Halk arası sayı ve sözü geçen erkeklere verilen san. nda lan * Büyük kardeşağ , abey. * Okur yazar olmayan yaşca kiş lı ilerin adları birlikte kullanı san. yla lan * Osmanlımparatorluğ İ unda bazı kuruluş n baş bulunanlara verilen resmî san. ları ı nda * Göz yuvarların iç yüzeyinde görme sinirinin yayı nı lması beliren, ığ duyarlı ı bölüm, retina. ile şa ı , ağ msı * Balı lı kullanı ağ örülerek yapı uzun saplı kçı kta lan, dan lan sepet.

ağ borç eder, uş harç a ak * ağ para sıntıiçinde olup borç etse de, uş hâlden anlamaz ve bol harcamayı a kı sı ak, sürdürür. ağ kapı a sı * Yeniçeri ağ nıdairesi. asın ağ yamağ a ı * Yeniçeri ağ na bağ emir çavuş ası lı u. ağ ababa * Dede, ata. * Sanı a" olan babaya çocuğ "ağ unun sesleniş i. * Bir yerde, bir topluluk içinde etkili olan, sözü geçen, ileri gelen (kimse). * Bir kimsenin kendinden yaş büyük olan erkek kardeş ça i. * Kardeş olmayanlar arası da genellikle yaş büyük olanlara bir saygı nda ça sesleniş i olarak kullanı lı r.

ağ abey

ağ abeylik

* Ağ abey olma durumu. ağ abeylik etmek (veya yapmak) * Birini ağ abey gibi korumak, gözetmek. ağ çı keçinin dala bakan oğ ı aca kan lağolur * çocuklar ana ve babaları öğ ndan rendiklerini yapmaya özenirler. ağ çı pabucu yerde kalmaz aca ksa * davranı na engel olacak hiçbir takı sı ş ları ntı yok. ağ dayanma kurur, adama (insana) dayanma ölür aca * insan yapacağiş baş na değ kendine güvenmelidir. ı te kaları il, ağ kurt, insanı yer acı dert * kurt ağ nası acı l içten içe kemirirse dert de insanı içten içe yer bitirir. ağ aç * Gövdesi odun veya kereste olmaya elveriş bulunan ve uzun yı yaş li llar ayabilen bitki. * Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dalları yapı ndan lan. * Direk.

ağ arı aç sı * Düzgün kanatlı , kuyruğ unda yumurtlama hortumu olan, 3-4 cm boyunda ağ zararlı. aç sı ağ balı aç * Erik, kayı gibi ağ sı açlardan sı zamk. zan ağ biti aç * Yarı kanatlı m lardan, bitkiler üzerinde yaş ayan, sı cı böcek türü (Psylla). çrayı bir

ağ çileğ aç i * Ahududu. ağ ebegümeci aç * Ebegümecigillerden, boyu yüksek bir ot (Fr. lavatere). ağ kaplama aç * Konut duvarları yalı ve güzelleş nı tma tirme amacı ağ veya ağ ürünlerinden yararlanı yapı yla aç aç larak lan kaplama. ağ kavunu aç * Turunçgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetiş taç yaprakları en, mavimsi pembe, küçük bir ağ (Citrus aç medica). * Bu ağ n iri bir limon görünüş acı ündeki buruş kabuklu yemiş uk i. ağ kurbağ aç ası * Kurbağ agillerden, boyu 3-5 cm olan, sı yaprak yeş ağ rtı ili, açlara tı rmanan bir kurbağ türü (Hyla arborea). a ağ kurdu aç * Ağ açları kemirerek beslenen birtakı sinek kurtçukları verilen ad. m na ağ küpesi aç * Hatmi. ağ mantarı aç * Ağ biten bazitli mantarlara verilen ad. açta ağ minesi aç * Mine çiçeğ igillerden, bahçelerde süs bitkisi olarak yetiş tirilen, kı zı rmı, mor çiçekli bir ağ k (Lantana). aççı ağ mobilya aç

* Oturma, yemek yeme, çalı yatma vb. iş yapı nda kolaylıve rahatlısağ ş ma, lerin lması k k layan, parçaların nı büyük çoğ unluğ masif, lifli, yangalı tabakalı aç malzemeden yapı taş u ve ağ lan, ı nabilir veya sabit olarak kullanı eş lan ya. ağ nemi aç * Ağ bulunan su miktarın, aynı acımutlak kuru ağ ğ oranı açta nı ağ n ı ı rlına . ağ olmak aç * bir yerde ve ayakta çok beklemek. ağ oyma aç * Oyma baskı sanatları düz bir baskı ndan tekniğ i. ağ sakı aç zı * Reçine. ağ sansarı aç * Sansargillerden, sı koyu esmer, karnı rtı daha açı iyi tı k, rmanan, postu değ bir memeli türü (Martes erli martes). ağ yaş eğ aç iken ilir * çocuklar küçük yaş kolay eğ büyük insan kolay kolay eğ ta itilir, itilemez. ağ k aççı * Taflan gibi, dalları dibinden baş layarak çatallanan küçük ağ aç. ağ lı aççı k * Ağ yetiş aç tirme iş i.

ağ açdelen * Yuva yapmak için ağ açları oyan böcek. ağ açkakan * Serçegillerden, ağ kurtları geçinen bir kuş aç ile (Picus). ağ açkesen * Zar kanatlı lardan, kurtçukları çok gül fidanları en üzerinde yaş ayarak yapraklara zarar veren, kara renkli bir böcek (Hylotoma). ağ açlama * Ağ açlamak iş i. ağ açlamak * Ağ açlandı rmak. ağ açlandı rı lma * Ağ açlandılmak iş rı i. ağ açlandı rı lmak * Ağ duruma getirilmek. açlı ağ açlandı rma * Ağ açlandı rmak iş i. ağ açlandı rmak * Bir yeri ağ duruma getirmek. açlı ağ açlanma * Ağ açlanmak iş i. ağ açlanmak * Ağ duruma gelmek. açlı

ağ ma açlaş * Ağ mak durumu. açlaş * Bitki ş ekilleri gösteren ve akiklerde olduğ gibi maden filizlerinin gerek yüzeyinde gerek içlerinde rastlanan u tabiî desen. ağ mak açlaş * Ağ durumuna gelmek. aç ağ açlı ağ k açlı * Ağ olan. acı * Ağ öbeğ aç i. * Ağ bol olan (yer). acı

ağ klı açlı * Ağ açları olan (yer). bol ağ açsı * Ağ benzeyen, ağ andı aca acı ran. ağ z açsı * Ağ olmayan. acı

ağ alanma * Ağ alanmak iş i. ağ alanmak * Ağ tavrı narak çalı yapmak. a takı m ağ k alı * Ağ olma durumu. a * Kibar ve cömertçe davranı ş . -ağ / -eğ an en * Fiilden sı ve isim yapma eki: yat-ağ gez-eğ ol-ağ dur-ağ piş en vb. fat an, en, an, an, -eğ ağ n alnı anı terlemezse ı n burnu kanamaz rgadı * iş veren iş ile birlikte çalı çisi ş mazsa iş iş var gücüyle sarı çi e lmaz. ağ n eli tutulmaz anı * cömertliğ elinin açı ğ tartılmaz. i, klı, ı ş ı ağ k arı ağ arma * Ağ armak iş i. * Tan atma, ş sökme. afak ağ armak * Ak olmak, ak duruma gelmek, beyazlanmak, solmak. * Aydı nlanmak. ağ artı * Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklı k. * Süt, yoğ peynir, ayran gibi yiyecek ve içecekler. urt, ağ lma artı * Ağ lmak iş artı i. ağ lmak artı * Aklaş ş mırengi solmuş , .

* Temizlenmek, beyazlatı lmak. ağ artma * Ağ artmak iş i. * Kuyumculukta gümüş temizleme iş ü i. ağ artmak * Ak duruma getirmek, beyazlatmak. ağ beneklilik * Arpa bitkisinde görülen mantar hastalı (Pyrenophora). ğ ı ağ cı ağ k cı ağ lı cı k * Ağ balıtutma. ile k ağ da * Kaynatı çok koyu ve yapı bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu ş eriyiğ larak ş kan eker i. * Ağ balıtutarak geçinen kimse. ile k * Palmiyelerde çiçeklerin dibinin çevresindeki telli kı n.

ağ yapmak da * vücuttaki fazla tüyleri ağ ile almak, temizlemek. da ağ dacı *Ş eker, tatlı helva yapı nda ağ hazı ve mı da rlayan iş çi. * Ağ ile vücuttaki fazla tüyleri veya kı temizlemeyi meslek edinmiş da lları kimse.

ağ dalanma * Ağ dalanmak iş i. ağ dalanmak * Ağ durumuna gelmek, ağ maya baş da dalaş lamak. * Ağ bulaş da mak. ağ ma dalaş * Ağ mak durumu. dalaş ağ mak dalaş * Ağ durumuna gelmek, ağ da dalanmak. * (sohbet) Tam tadı varı durum almak, koyulaş na lı r mak. ağ tı dalaşrma * Ağ tı iş dalaşrmak i. ağ tı dalaşrmak * Ağ durumuna getirmek. da ağ dalı * Ağ dalanmı ş . * (deyiş için) Bilinmeyen kelimelerle, anlaş ı güç, dolambaçlı lması cümlelerden oluş an. * Karmaş ı k. * Pekmez yapmaktan baş iş yaramayan üzüm. ka e * Ağ rmak iş dı i.

ağ k dalı ağ rma dı

ağ rmak dı

* Ağ na sebep olmak. ması * Aş ı ağinmek, yük veya terazide denge bozularak bir yanı ı ağ gelmek. r

ağ ı

* Organizmaya girince kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarı göre canlı öldürebilen na yı madde, zehir. ağağ ı acı * Zakkum. ağçiçeğ ı i * Zakkum. ağgibi ı * acı veren, çok etkileyen. * çok sert, keskin. ağotu ı * Baldı ran. ağ ı l * Koyun ve keçi sürülerinin gecelediğ çit veya duvarla çevrili yer. i, * Bazı ldı n, özellikle ayıçevresinde görülen geniş aydı k teker, ayla, hale. yı zları n ve nlı * Bazı görüntülerdeki çok ıklı ş cisimleri çevreleyen ıklı ı ş teker. ı * Ağverme, zehirleme. ı ağ ı lamak * Ağvermek, zehirlemek. ı * (bir ş Ağkatmak. eye), ı

ağ ı lama

ağ ı rma landı * Ağ ı rmak iş landı i. ağ ı rmak landı * Ağ duruma getirmek. ı lı ağ ı lanma * Ağ ı lanmak iş i.

ağ ı lanmak * Bilmeden veya farkı olmadan zehirli bir ş yemek veya içmekle zehirlenmek. nda ey ağ ma ı laş * Ağ mak durumu. ı laş

ağ mak ı laş * Ağ duruma gelmek. ı lı ağ oğ doğ ovada otu biter ı lda lak sa * Tanrı yarattınırı nı her ğ n zkı verir. ı ağ ı lı *İ çinde ağbulunan, zehirli. ı ağ böcek ı lı * Kıkanatlı n lardan, baş böcekleri yemesi bakı ndan yararlı böcek. (Carabus). ka mı bir ağ ı llanma * Ağ ı llanmak durumu.

ağ ı llanmak * Toplanı bir arada durmak. p * Çevresinde ağ denen hale oluş ı l mak, halelenmek. ağ ı m ağ ı mlı * Ayağ üstündeki tümsek yer. ı n * Üstü aş tümsek olan (ayak). ı rı

ağ düş ı na ürmek * tuzağ düş ı na ürmek. ağ ı nma * Ağ ı nmak iş i. ağ ı nmak ağ ı r * (hayvan) Yere yatıyuvarlanmak. p * Tartı çok çeken, hafif karş . da ı tı * Davranı yavaş ş ları olan. * Değ çok olan, gösteriş eri li. * Çapı , boyutları büyük. * Çetin, güç. * Tehlikeli, korkulu, vahim. * Sınt ı kı veren, bunaltı. cı * Dokunaklı , insanıgücüne giden, kıcı n rı. * Yavaş . * Ağ lı ı , ciddî. rbaş * (koku için) Keskin, boğ ucu. * (yiyecek için) Sindirimi güç. * Yoğ un. * (uyku için) Uyanı lması derin. güç, * Kık, alçak. sı * Güç iş sağ iten, ı r. * Ağ siklet. ı r * Acele etmeden. * Fazlası yla.

ağ ağ ı ı r r

ağ aksak yürümek (veya gitmek) ı r * pek yavaş olarak. ağ almak ı r * bir iş yavaş te davranmak. ağ araç ı r ağ ayak ı r * Ağ vası ı ta. r * Doğ urması n (gebe kadı yakı n).

ağ basmak ı r * ağ ğfazla gelmek. ı ı rlı * bir iş gücü ve etkisi üstün gelmek. te ağ basmak ı r * gücü, etkisi veya özelliğdaha üstün ve belirgin olmak. i * bir iş gücü ve etkisi üstün gelmek. te

ağ basmak ı r * bir kimse kâbusa uğ ramak. ağ canlı ı r * Çok yavaş yapan, çevik olmayan. iş * Varlı sıntı ğ kı veren sevimsiz. ı * Tembel. * Gebe (kadı n). ağ canlı ı r lı k * Hareketlerin yavaş olması mbık, tembelce davranıbiçimi. , hı llı ş ağ ceza ı r * Ağ hapis ve beş ldan yukarı hapis cezaları ı r yı olan .

ağ çekmek ı r * tartı ağ gelmek. da ı r ağ durmak ı r * ciddî, ağ lı ı , oturaklı ukkanlı rbaş , soğ hareket etmek. ağ elli ı r * Bkz. eli ağ ı r. ağ ellilik ı r * Eli ağ olma durumu. ı r ağ ezgi ı r * Çok ağ yavaş ı r, yavaşahenkli. ,

ağ gelmek ı r * gücüne gitmek, onuruna dokunmak. * yapı güç gelmek. lması ağ hapis cezası ı r * 2-24 yı l veya ömür boyu hapis cezası . ağ hastalı ı r k * Ölümle sona erebilecek gibi olan hastalı k. ağ hidrojen ı r * Döteryum. ağ iş ı r * Büyük tehlikeler yaratan ve fazla güç isteyen her türlü iş .

ağ iş ı itmek (veya duymak) r * kulakları iş iyi itmemek, kulakları iş az itmek. ağ kaçmak ı r * gücendirici olmak. ağ kayba uğ ı r ramak * maddî ve manevî büyük zarar görmek. ağ kayı ı p r * (savaş , deprem, sel gibi doğ afetlerde) Büyük kayı al p. * Maddî zarar. ağ küre ı r * Yer yuvarlağ n, yoğ ı nı unluğ ve katı ı olan bölümü, barisfer. u lı çok ğ

ağ ol! ı r

* ciddî, ağ lı ukkanlı rlı ı , soğ rbaş , sabı ol!. * acele etme, yavaş ol!.

ağ oturmak ı r * uslu durmak. ağ para cezası ı r * Bazı suçlara göre takdir edilen para cezası . ağ sanayi ı r * Üretim araçları yapan sanayi. ağ satmak ı r * nazlanmak, gönülsüz davranmak. ağ sı ı klet r * Bazı dalları yarı larıağ ğile sırlandılan kategori, baş ık. spor nda ş macı n ı ı nı rı rlı ağ rlı ağ söylemek ı r * acı , dokunaklı , sözler söylemek. ağ söz ı r ağ su ı r * Bazı nükleer reaktör tiplerinde nötron yavaş cıolarak kullanı içinde hidrojen atomları latısı lan, yerine döteryum izotopları bulunması sonucu oluş su (DO). an ağ top ı r * Güçlü, ünlü, tanı ş nmıkimse. ağ uyku ı r * Uyanı lması derin uyku. güç, * Kiş onuruna dokunan, dayanı inin lması söz. güç

ağ vası ı ta r * Motoru, ağ yük veya birden fazla römork taş ı r ı amacı güçlendirilmiş mak yla kamyon ve benzeri araç. ağ vası ehliyeti ı ta r * Ağ vası sürücülerine verilen kullanma belgesi. ı ta r ağ yağ ı r * Kalı yağ n . ağ lı ı rbaş * Davranı ölçülü, olgun (kimse), vakur, ciddî. ş ları ağ lı ı lı rbaş k * Ağ lı ı rbaş olma durumu, vakar, ciddiyet. ağ ı rca ağ ı rdan * Ağ olarak. ı r ağ ı almak rdan * bir işgereken süre içinde bitirmemek. i * bir işgönülsüz, isteksiz yapmak, geciktirmek. i ağ ı rkanlı * Oldukça ağ ı r.

* Hippokrates'in ortaya attı ağ canlı soğ ğ ı ı r lı k, ukluk, kolayca duygulanmayıgibi nitelikleri kendinde toplayan ş kiş tipi. ilik * Bkz. ağ canlı ı r . ağ ı lı rkanlı k * Ağ ı rkanlı olma durumu. ağ ı rlama * Ağ ı rlamak iş ikram, izaz. i, * Gelin veya güvey karş rken çalı kı bir hava. ı lanı nan vrak

ağ ı rlamak * Konuğ saygı a göstererek onun her türlü rahatı, ihtiyacı sağ nı nı lamak, ikram etmek, izaz etmek. ağ ı rlanma * Ağ ı rlanmak iş i. ağ ı rlanmak * Ağ ı rlamak iş konu olmak. ine ağ ma ı rlaş * Ağ mak durumu. ı rlaş

ağ mak ı rlaş * (hava) Sıcı bunaltı bir durum almak, bozulmak. kı ve cı * (hasta için) Tehlikeli duruma gelmek, fenalaş mak. * Yavaş lamak. * (gebe kadıiçin) Doğ n urması yaklaş mak. * Ağ lı ı rbaş olmak. * (yiyecek) Bozulmaya yüz tutmak. * Güçleş zorlaş mek, mak. * (organ için) Görevini yapamaz duruma gelmek. ağ tı ı rma rlaş * Ağ tı iş ı rmak i. rlaş ağ tı ı rmak rlaş * Bir ş ağ ması yol açmak. eyin ı rlaş na ağ ı rlatma * Ağ ı rlatmak iş i.

ağ ı rlatmak * Ağ ı rlamak iş yaptı ini rmak. ağ ğ altıdeğ ı ı rlınca n mek * çok değ olmak. erli ağ ğ (ortaya) koymak ı ı rlını * kimliğ ve kiş ini kabul ettirmek. ini iliğ ağ k ı rlı * Ağ olma durumu. ı r * Değ olma durumu. erli * Ağ lı ı lı rbaş k. * Tehlikeli olma durumu. * Sınt ı bunaltı durum. kı lı , cı * Orduda bir birliğ cephane, yiyecek ve eş yükleri. in ya * Çeyizini düzmek için güveyin geline verdiğpara, kalı i n. * Uyuş ukluk ve gevş durumu. eklik * Uykuda iken gelen ve insana boğ gibi bir duygu veren durum. ulur * Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluş turduğ bileş u ke.

* Takı . * Yük, külfet. * Sorumluluk. * Etki, yetki, baskı , güçlük. * Dikkati ve önemi bir ş üzerinde yoğ tı ey unlaşrmak. * Terazilerde tartma işyapı i lı bir kefeye konulan nesne. rken * Değ erlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağ n üzerinde ve belli oranda, fazladan bir değ anı er tanı nması . ağ k basmak (veya çökmek) ı rlı * gevş ve uyku gelmek. eklik * (uykuda) sıntıduruma girmek. kı lı * Ağ bir hava kaplamak, sessizlik oluş ı r mak. ağ k merkezi ı rlı * Bir cismin bütün noktaları ayrı etki yapan yer çekimi kuvvetlerinden oluş tek kuvvet na ayrı muş durumundaki bileş kenin uygulama noktası . * Bir iş en önemli bölümü. in ağ k olmak ı rlı * birine yük olmak, kendi masrafı baş na çektirmek, sıntı nı kası kı vermek. ağ klı ı rlı (değ er). ağ ı rsama * Ağ ı rsamak hareketi. ağ ı rsamak * Birine karşsoğ davranarak sıntı ı uk kı verdiğ anlatmak. ini * Bir işyavaş i yapmak, önemsememek, ilgilenmemek. * Bir işağ bulmak, yük saymak, yüksünmek. i ı r ağ ak ı rş * Yün, iplik eğ irilen iğağ tı için alt ucuna geçirilen yarı küre biçiminde, ortası i ı rmak rlaş m delik ağ veya aç kemik parça. * Teker biçiminde yassı nesne, kurs. ağ aklanma ı rş * Ağ aklanmak işveya durumu. ı rş i ağ aklanmak ı rş * Çı banda veya (ergenlik sı nda) memede ağ ak biçiminde bir tümsek oluş rası ı rş mak. ağ ı ş * Ağ işveya biçimi. mak i * (su buharın ve baş gazları Yerden havaya doğ çış yağ karş . nı ka n) ru kı, ı ı ı ş tı * Değ erlendirmelerde, herhangi bir konu veya evreye olağ n üzerinde ve belli bir oranda, fazladan tanı anı nan

ağ ı t

* Ölen bir kimsenin gençliğ güzelliğ iyiliklerini, değ ini, ini, erlerini, arkada bı kların acı nı büyük raktı nı ları veya felâketlerin acıetkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazı yazı u, mersiye. lı lan , sağ * Ağ lama, gelin olan bir kın arkası meziyetlerini sayıdökerek ağ zı ndan p lama. ağ yakmak (veya tutturmak) ı t * ağ söylemek, ağ düzmek. ı t ı t ağ ı tçı ağ lı ı k tçı * Ölüye ağ söylemek için para ile getirilen kimse, sağ ı t ucu. * Ağ nı iş ı n i veya mesleğ tçı i.

ağ ı tlama ağ ı z boş luk.

* Ölmüş anmak için düzenlenen törende okunan övgü. leri * Yüzde, avurtlarla iki çene arası ses çı nda, karmaya, soluk alı vermeye ve besinleri içine almaya yarayan p * Bu boş un dudakları luğ çevrelediğbölümü. i * Kaplarıveya içi boşeylerin açıyanı n ş k . * Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğ yer, munsap. ü * Koy, körfez, liman, yol gibi yerlerin açıyanı k . * Birkaç yolun birbirine kavuş u yer, kavş tuğ ak. * Kesici aletlerin keskin yanı . * Bir dilin sırları nı içinde, bölgelere ve sıflara göre değen söyleyiş nı iş özelliğ i. * Birini yanı ltmak, kandı amacı dolambaçlı rmak yla birtakı sözler söyleme özelliğ m i. * Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. * Bazen "kez" anlamı gelir. na * Üslûp, ifade özelliğ i. * (tehlikeli ş için) Pek yakıyer. eyler n

ağ ı z

* Yeni doğ urmuş memelilerin ilk sütü.

ağ açmak ı z * söz söylemek, konuş mak. * azarlamak, paylamak. ağ açmamak ı z * tek bir söz olsun söylememek, susup kalmak. ağ açtı ı rmamak z * çok konuş baş nısöz söylemesine, konuş na engel olmak. arak kaların ması ağ ağ ı ı z za * ağ na kadar, tamamen. zı ağ ağ vermek (veya konuş ı ı z za mak) * iki kişbirbirine pek yakı durarak baş i n kalarıitmeyecek biçimde konuş iş mak. ağ alı ı ş ğ z kanlı ı * Çok söylendiğiçin bir sözü sısıkullanma durumu. i k k ağ aramak (veya yoklamak) ı z * öğ renmek istenilen ş söyletecek yolda dil kullanmak. eyi ağ birliğ ı z i * Bir konuda anlaş aynı arak biçimde konuş söz birliğ ma, i. ağ birliğetmek ı z i * bir konuda anlaş aynıekilde konuş arak ş mak, söz birliğetmek. i ağ birliğetmek ı z i * bir konuda anlaş aynı arak biçimde konuş mak, söz birliğetmek. i ağ burun birbirine karı ı z ş mak * dayak yeme sonunda yüzü, yara bere içinde kalmak. * yüzde aş öfke, üzüntü, yorgunluk gibi durumlarıizleri görünmek. ı rı n ağ dalaş ı z ı * Ağ kavgası ı atı bağş dil dalaş ı z , karş klı ş lı ma, rı ma, ı . ağ değikliğ ı iş i z

* Yemeğ çeş in idinde değiklik. iş ağ değtirmek ı iş z * önce söylediğ baş türlü anlatmak. ini ka ağ dil vermemek ı z * hiç konuş mamak, susmak. ağ dolusu ı z * Ağ n alabileceğkadar. zı i * (küfür için) Birbiri ardı birçok. nca, ağ kâhyası ı z * Birinin söyleyeceğsözlere karı kimse. i ş an ağ kalabalı ı z ğ ı * Birbirini tutmayan gereksiz sözler. ağ kalabalına getirmek ı z ğ ı * birini gereksiz sözler söylemek yolu ile ş ı aş rtmak. * söz söyleme becerisine sahip olma. ağ kavafı ı z * Karş ndakini kandı için gerekli gereksiz çok söz söyleyen. ı sı rmak ağ kavgası ı z * Karş klı ı ı ağ sözler söyleyerek yapı çekiş atı dil kavgası lı r lan me, ş ma, . ağ kokusu ı z * Bir kimsenin çekilmez davranı , istekleri, sözleri. ş ları ağ kullanmak ı z * duruma, ortama göre söz söylemek, sözünü amacı göre değtirmek. na iş ağ niş ı anı z * Yalnısözle yapı niş z lan anlanma. ağ satmak ı z * yüksekten atarak kendini övmek. ağ ş ı akası z * Sözle yapı ş lan aka. ağ tadı ı z * (ailede veya toplumda) Dirlik düzenlik, iyi geçinme veya rahatlı k. ağ tadı ı yla z * huzurla, rahatlıiçinde, içine sine sine, lezzetini duyarak. k ağ tamburası ı z çalmak * sözle avutmaya, oyalamaya çalı ş mak. ağ tatsı ğ ı z zlı ı * Bir topluluk içindeki geçimsizlik, huzursuzluk. ağ tı ı kamak z * konuş imkânı ma vermemek. ağ tüfeğ ı z i * Mermileri ş iddetle üflenerek fı lan bir çeş tüfek taslağ rlatı it ı . ağ tütünü ı z

* Keyif için ağ çiğ ı zda nenen bir tür tütün. ağ ünlüsü ı z * Geniz yoluna kaymadan çı ünlü, ağ l ünlü. kan ı zsı ağ yapmak ı z * birini kandı yanı amacı duyguları, düş rma, ltma yla nı üncelerini olduğ undan baş türlü gösterecek biçimde ka konuş mak. ağ yaymak ı z * açıve dürüst konuş k maktan kaçı nmak. ağ yer, yüz utanı ı z r * armağ alan, armağ verenin isteğ yerine getirmeye çalır. an anı ini ş ı ağ yoklamak ı z * Bkz. ağ aramak. ı z ağ dağ ı zda ı lmak * (genellikle hamur iş i için) iyi piş ve lezzetli olmak. miş ağ sakıgibi çiğ ı zda z nemek * bir söz veya düş ünceyi sısıtekrarlayıdurmak. k k p ağ ı zdan * Yazıolmayarak, sözle, sözlü, ş lı ifahî.

ağ ı ağ zdan ı za * Herkes birbirine söyleyerek. ağ ı ağ dolaş (veya geçmek) zdan za mak * herkes birbirine söylemek. ağ ı burun yakı kardeş karıyakı zdan n, ten n n * "insanıkendi yararı ş n her eyden önemlidir" anlamı kullanı nda lı r. ağ ı dolma zdan * (top veya tüfek için) Namlusu ağ ndan doldurulan. zı ağ ı kapmak zdan * baş ndan dinlemek yolu ile yarı yamalak birtakı bilgiler edinmek. kaları m m ağ ı zlama * Ağ ı zlamak iş i. ağ ı zlamak * Bir işkolaylamak. i * Bir parçayı yuvası geçirmek için önce yuvanıağ nı na n zı ayarlamak. * Bir boğ n veya bir limanıağ nı azı n zı ortalamak. ağ ı sakıolmak zlara z * herkesin diline düş mek. ağ ma ı zlaş * Ağ mak işveya durumu. ı zlaş i ağ mak ı zlaş * İ kan damarı ki , birbiri içine açı lmak. ağ ı zlı * Ağ herhangi bir biçimde olan. zı

ağ k ı zlı

* Bir ucuna sigara takı öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. lan, * Nefesli çalgı ağ gelen yer. larda za * Yemiş küfelerinin üzerine yapraklı dallarla yapı kapak. lan * Kuyu bileziğ i. * Su tesisatı su alıvermeye yarayan vanalı nda p uç. * Hayvanıırması zararlı ş yemesine engel olmak için ağ na takı tel, deri gibi kafes. n sı na, bir ey zı lan * (dokumacı Çözgünün açı kapandı ve içinde mekiğ geçtiğyer. lı kta) lı p ğ ı in i * Telefon ve benzeri cihazlarda ağ yaklaşrı bölüm. za tılan * Bir ş baş ğyer. eyin ladı ı * Huni.

ağ kçı ı zlı * Ağ k yapan veya satan kimse. ı zlı ağ ı zotu ağ l ı zsı * Ağ ilgili. ı zla ağ l ünlü ı zsı * Bkz. ağ ünlüsü. ı z ağ z ı zsı * Ağ olmayan. zı * Yumuş huylu, sessiz. ak * Topları lemek için falyaya konulan ve barutun patlaması sebep olan madde. ateş na

ağ ağ ladı layacak * ağ lamak üzere olan. ağ lama ağ lamak * Üzüntü, acı , sevinç, piş manlı aldanma vb.nin etkisiyle göz yaşdökmek. k ı * Ağ budandında kesilen yerlerden besi suyu veya öz su akmak. aç ğ ı * Sı zlanmak, yakı nmak. * Bir duruma karşüzüntü duymak. ı ağ lamak para etmez * üzülmenin yararı olmaz. ağ lamaklı * Ağ gibi olan, üzüntülü. lar ağ lamaklı olmak * ağ layacak duruma gelmek. ağ lamalı * Ağ gibi olan, ağ lar layacak gibi. * Acı duygusu uyandı ma racak hâlde, sı zlamalı . ağ lamayan çocuğ meme vermezler a * hakkı araması bilmeyen kimsenin iş nı nı i görülmez. ağ lamsı ağ lanma * Ağ layacak gibi, ağ lamalı . * Ağ lanmak iş i. * Ağ lamak iş i.

ağ lanmak * Ağ lamak işyapı i lmak. ağ lantı * Hafif hafif ağ lama.

ağ gözden, sahte sözden kendini sakı lar n * "kendini acı ranlardan kork" anlamı kullanı ndı nda lı r. ağ ma laş ağ mak laş * Ağ mak iş laş i. * Birlikte ağ lamak. * Sı zlanmak.

ağ ağ lata lata * Sürekli ağ latarak, devamlı eziyet ederek, üzerek. ağ latı ağ cı latı * Ağ lamaya yol açan. ağ ş latı ağ latma ağ latmak * Ağ latmak işveya biçimi. i * Ağ latmak iş i. * Ağ laması yol açmak. na * Trajedi.

ağ ağ laya laya * Ağ layarak. ağ layanımalı n gülene hayretmez * birinden haksıolarak alı malı onu alana yararı z nan n olmaz. ağ cı layı ağ ş layı ağ lı * Ağbulunan. ı ağ ma * Ağ iş mak i. * Akan yı z, ş ldı ahap. * Sarkmak, aş ı inmek, eğ ağ ya ilmek, meyletmek. * Yükselmek, yukarı kmak. çı * Koyun ve keçi baş alı vergi, sayı vergisi. ı nan na m * Ağ namak iş i. * Ölünün ardı ağ ndan lamak için para ile tutulan kimse, ağ , yasçı ı tçı . * Ağ lamak işveya biçimi. i

ağ mak

ağ nam ağ nama

ağ namak

* (hayvan) Yere yatıyuvarlanmak. p

ağ namcı * Ağ vergisi toplayan kimse. nam ağ raz ağ rı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan sürekli ve ş iddetli acı . ağ kesici rı * Acı, sıyı yı zı dindirici (ilâç). ağ kesimi rı * Ağ duyusunun kendiliğ rı inden veya tedavi sonucu yok olması , analjezi. ağ sı rı zı * Rahatsı k veren acı zlı , sancı . ağkesen rı * Ağ duyusunu ortadan kaldı dindiren (ilâç vb.), analjezik. rı ran, ağlarda göz ağsı kiş öz ağsı rı rı, her inin rı * herkesi en çok ilgilendiren ş kendi derdidir. ey ağlı rı ağma rı * Ağyan, ağ sı rı rı olan. * Ağmak iş rı i. * Memeli hayvanlarda görülen ara konakçı kenelerin bulaşrdı ağma asalakları ileri gelen hastalı tı ğ rı ı ndan k. * Kötü niyet ve düş manlı klar.

ağma asalakları rı * Omurgalı lardan alyuvar asalağolarak yaş türlü biçimlerdeki sporlular topluluğ ı ayan u. ağmak rı * (vücudun bir yeri) Ağlı rıolmak. ağna gitmek rı * onuruna dokunmak veya gücüne gitmek. ağsı rı tutmak * (gebe kadıiçin) doğ sancı baş n um ları lamak. * (hasta bir organ) ağmaya baş rı lamak. ağsı rız * Ağsı rı olmayan. * Ağ vermeden. rı * Dertsiz, tasası z.

ağsıbaş kaş bağ rız ı na bastı lamak * kendine gereksiz yere iş karmak. çı ağtma rı ağtmak rı * Ağtmak iş rı i. * Ağması yol açmak. rı na

ağ sı ağ u

* Ağ görünüş ünde olan, ağ örülmüş gibi olan. * Ağ ı .

ağ ulamak * Ağ ulamak. ağ ustos * Yı 31 gün süren sekizinci ayı lı n .

ağ ustos böceğ i * Eş kanatlı lardan, erkeğyazıkarnın altı i n nı ndaki özel bir organdan kesik ve sürekli ses çı karan bir böcek, orak böceğ(Cicada plebeja). i ağ ustos böcekleri * Genç sürgünlerden öz su emerek tarı ve orman bitkilerine zarar veren birçok türün bulunduğ eş m u kanatlı familyası lar . ağ yar * Baş , yabancı eller. kaları lar,

ağ alı za nmaz (veya ağ alı za nmayacak) * söylenmesi ayı çirkin (söz, küfür). p, ağ almamak za * anmamak, sözünü etmemek. ağ düş za mek * dedikodu konusu olmak. ağ koyacak bir ş za ey * yiyecek bir ş ey. ağ tat, boğ feryat za aza * (yiyecek için) miktarı az olan. çok ağ açı zı k * Ş kı alı bön. aş n, k, * Hayranlı büyülenmiş kla, olarak. ağ açı(veya ağ bir karıaçı kalmak zı k zı ş k) * çok ş ı aş rmak, ş akalmak. aş ağ açıayran delisi (veya budalası zı k ) * yeni gördüğ her ş ş kı kla bakan, ş ı ü eye aşnlı aş ran. * saf, bön. ağ bir zı * Söz birliğetmiş i .

ağ bozuk zı * Sövmeyi alı ş k edinmiş kanlı olan, küfürbaz. ağ burnu yerinde zı * oldukça güzel, yakıklı ş . ı ağ çiriş zı çanağ dönmek ı na * ağ kuruyup acı mak. zı laş ağ dili bağ zı lanmak

* herhangi bir sebeple konuş amaz olmak. ağ dili kurumak zı * herhangi bir sebeple tükürük az olmak. ağ dili tutulmak zı * beklenmedik bir durum karş nda heyecanlanmak, hayranlıduymak. ı sı k ağ dolu dolu konuş zı mak * heyecanlı söylemek. söz ağ gevş zı ek * Sısaklamaz, sıtutmaz. r r ağ havada zı * çevresindekilerden habersiz, alı ş kı k, aş n. ağ kalabalı zı k * Birbirini tutmayan sözler söyleyen, yerli yersiz çok konuş boş az. an, boğ ağ kara zı * Kara haber vermekten hoş lanan, ş ağ . om ı zlı * Bir yerde konuş ulanı yapı duyup görmesi istenilmeyen (kimse). veya lanı

ağ kenetli zı * Sıtutan, sısaklayan (kimse). r r ağ kilitli zı * Dudakları beyaz (at). * Sısaklayan. r ağ kulakları varmak zı na * çok sevinmek. ağ kulakları zı nda * çok sevinçli, mutlu. ağ kurumak zı * bir konuyu çok söylemek sebebiyle, ondan bı kmak. * içecek ihtiyacı duymak. ağ kurusun zı * felâket dileğ bulunanlara karşkullanı bir ilenme. inde ı lan ağ lâf (veya lâkı ) yapmak zı rdı * kolay konuş yeteneğolmak. ma i * inandıcı söyleme yeteneğolmak. rı söz i ağ oynamak zı * bir ş yemek. eyler * konuş mak. ağ pek zı ağ pis zı * Sıvermeyen, ketum. r * Sövmeyi huy edinmiş olan.

ağ sı zı kı * Bkz. ağ pek. zı ağ sulanmak zı

* imrenmek. ağ süt kokmak zı * çok genç ve toy olmak. ağ teneke kaplı zı (olmak) * çok sı veya çok acıeyleri kolaylı içebilen veya yiyebilenler için ş yollu söylenir. cak ş kla aka ağ torba değ ki büzesin zı il * herkesin dedikodu yapmasın önüne geçilemeyeceğ anlatı nı ini r. ağ var, dili yok zı * pek sessiz, kendi hâlinde. * konuş mayan, derdini anlatamayan. ağ varmamak zı * söylemeye, açı klamaya gönlü elvermemek. ağ yanmak zı *oş eyden büyük zarar görmek. ağ na (veya diline) kira istemek zı * söylemesi beklenen ş söylemekte nazlı eyi davranmak. ağ na (veya diline) sağk zı lı * bir sözü yerinde söyleyen kiş söylenir. ilere ağ na (veya önüne) bir kemik atmak zı * birini küçük bir çı göstererek susturmak. kar ağ na abdestle almak zı * o kiş anarken çok saygıdavranmak. iyi lı ağ na almak zı * söylemek. ağ na almamak zı * adı ağ na almamak. nı zı ağ na almamak zı * söz konusu etmemek, anmamak, söylememek. ağ na atmak zı * yemek için ağ koymak. za ağ na bakakalmak zı * sözlerine hayran olmak. ağ na baktı zı rmak * kendini zevk ile dinletmek. ağ na bir parmak bal çalmak zı * birini tatlı sözlerle veya çeş hediyelerle bir süre için kandı itli rmak, oyalamak. ağ na bir ş (veya bir çöp) koymamak zı ey * hiçbir ş yememek. ey ağ na bir zeytin verir, altı (veya ardı tulum tutar. zı na na) * yaptı küçük iyiliklere karşk büyük çı bekler. ğ ı ı lı kar ağ na burnuna bulaşrmak zı tı * bir işbeceremeyip berbat etmek, bozmak. i

ağ na düş zı mek * çok yaygıolarak bilinip konuş n ulmak. ağ na etmek zı * haddini bildirmek. ağ na geldiğgibi zı i * önünü sonunu düş ünmeden. ağ na geleni söylemek zı * nezaket dına çı ş karak ağ ve kıcı ı ı r rı sözler söylemek. * çok ve düş üncesizce konuş mak. ağ na gem vurmak zı * susturmak, söyletmemek. ağ na kadar zı * boş kalmayacak biçimde. yeri ağ na kilit takmak (veya vurmak) zı * susturmak. ağ na koymamak zı * yememek veya içmemek. ağ na lâyı zı k * bir yiyeceğ tadı in anlatı lı "sen de yesen, beğ rken enirsin" anlamı söylenir. ile ağ na sakıolmak zı z * dedikodusuna konu olmak. ağ na sürmemek zı * bir ş eyden hiç yememek. ağ na taş ş zı almı * söze karı p susanlar için kullanı ş mayı lı r. ağ na tı zı kamak * susturmak, fazla konuş na engel olmak. ması ağ na tükürmek zı * birini küçültmek üzere küfür olarak kullanı uygunsuz sözler sarf etmek. lan * birine benzemek. ağ na verilmesini beklemek (veya istemek) zı * çalı p, iş ş mayı lerinin baş kaları tarafı yapı nı ndan lması beklemek. ağ na vur, lokması al zı nı * yumuş huylu kimseye her istenileni kolaylı yaptı ak kla rabilme anlamı bir atasözüdür. nda ağ na yakı zı ş mamak * söylemesi ayı kaçmak, uygun düş p memek, yakık almamak. ş ı ağ nda bakla ı zı slanmamak * hiç sı r saklamamak. ağ nda bı zı rakmak * Bkz. lâf ağ nda kalmak. zı ağ nda büyümek zı * sevmediğ inden veya içi almadından yutamamak. ğ ı

ağ nda gevelemek zı * açı söylememek. kça ağ nda yaş zı kalmamak * bir düş üncesini bir kimseye birçok kez söylemiş olmak. ağ ndan zı * birisinden dinleyerek. * adı na.

ağ ndan baklayı karmak zı çı * Bkz. baklayı zı çı ağ ndan karmak. ağ ndan bal akmak zı * çok tatlı konuş mak. ağ ndan çı (veya çı sözü) kulağduymamak (iş zı kanı kan ı itmemek) * sözlerini tartmadan söylemek. ağ ndan çı zı kmak * bir sözü istemeden, farkı varmadan söylemek, söylemiş na bulunmak. ağ ndan çıçı zı t kmamak * hiçbir ş söylememek. ey ağ ndan dirhemle çı zı kmak * çok az konuş mak. ağ ndan dökülmek zı * açı söylemekten çekindiğş konuş ndan belli olmak. kça i ey, ması ağ ndan düş zı memek (veya düş ürmemek) * her zaman sözünü etmek. ağ ndan girip burnundan çı zı kmak * türlü yollara baş vurarak birini bir ş razı eye etmek, kandı rmak. ağ ndan hayıçı zı r kmazsa bari ş söyleme er * "lehte konuş muyorsun, bari aleyhte de konuş anlamı kullanı ma" nda lı r. ağ ndan kaçı zı rmak * istemediğhâlde boş i bulunup söyleyivermek. ağ ndan kapmak zı * birinin bildiğş i eyleri, ustalı konuş klı malarla ona sezdirmeden öğ renmek. * birinin konuş nı ması keserek kendi söze ba ş lamak. ağ ndan lâkı (veya lâf) almak (veya çekmek) zı rdı * karş ndakini konuş ı sı turarak birtakı gizli ş m eyleri öğ renmek. ağ ndan lokması almak zı nı * birinin hakkı ş ondan almak. olan eyi ağ ndan yel alsı zı n * ağ nı zı hayra aç. ağ nı zı (veya çenesini) tutmak * boş azlıetmemek. boğ k * kötü söz söylememe. * bir konuda arzu edilmeyen düş üncelerin açı çı ğ kması bir ş a nı ekilde önlemek.

ağ nı zı açacağ gözünü aç ı na * dikkatsiz kiş uyarmak için "dikkatli ol uyanıol!" anlamı kullanı ileri k nda lı r. ağ nı p gözünü yummak zı açı * öfke ile, sonunu düş ünmeden ağ na gelen bütün ağ sözleri söylemek. zı ı r ağ nı zı açmak * konuş maya baş lamak. * ağ sözler söylemeye baş ı r lamak. * alıalıbakmak. k k ağ nı zı açmamak * hiçbir söz söylememek, ses çı karmamak. ağ nı zı aramak (veya yoklamak) * Bkz. ağ aramak. ı z ağ nı çak açmamak zı bı * üzüntüsünden söz söyleyecek durumda olmamak. ağ nı zı bozmak * kaba sözler söylemek, küfretmek. ağ nı zı burnunu çarş amba çanağ (veya pazarı çevirmek ı na na) * kıp parçalamak, dövmek. rı ağ nı zı burnunu dağ ı tmak * birinin yüzüne ş iddetle tokat, yumruk indirmek. ağ nı zı dilini bağ lamak * birini konuş amaz duruma getirmek. ağ nı zı havaya (veya poyraza) açmak * umduğ elde edememek. unu ağ nı zı hayra aç! * kötü ihtimaller söz konusu edildiğ gerçekleş inde memesi dileğile söylenir. i ağ nı zı hayra açmak * Bkz. ağ nı zı hayra aç!. ağ nı zı kapamak * kendisine çı sağ kar layarak bir kimseyi susturmak. ağ nı zı kapamak (veya kilitlemek) * susmak, bir ş söylemek istememek. ey ağ nı zı kiraya vermek * kendini de ilgilendiren bir konuda düş üncesini söylememek. ağ nı zı koklamak * niyetini ve durumunu öğ renmek. ağ nı zı kullanmak (veya satmak) * birinin söylediklerini kendi düş üncesi gibi göstermeye çalı ş mak. ağ nı zı mühürlemek * konuş mamak, susmak. ağ nı zı öpeyim (veya seveyim) * sevindirici bir söz söyleyene "ne güzel söyledin" anlamı kullanı nda lı r.

ağ nı kı zı sı (veya pek) tutmak * sı r vermemek. ağ nıkamak zı tı * sözünü kesmek susturmak. ağ nı zı toplamak * söylemekte olduğ kötü söz veya küfürleri kesmek. u ağ nı zı yoklamak * birinin bir ş hakkı bildiğ kendisine sezdirmeden söyletmeye çalı ey nda ini ş mak. ağ nı içi yangı yerine dönmek zın n * ağ nıtadı zın bozulmak, tat alma duyusunu yitirmek. ağ nı içine baktı zın rmak * sözlerini seve seve ve dikkatli dinletmek. ağ nı içine girmek zın * çok yanaş mak, iyice sokulmak. * hayranlı büyük bir zevkle seyredip dinlemek. kla, ağ nı kaş ı bı lokması zın ı (kalı veya ğ ) olmamak * bir ş bir kimsenin uğ abileceğkonulardan olmamak. ey raş i * bir ş bir kimsenin sözünü edemeyeceğkadar değ olmak. ey, i erli ağ nı kokusunu çekmek zın * bir kimsenin çekilmez davranı na katlanmak. ş ları ağ nı mührü ile zın * oruçlu olarak. ağ nı payı (veya ölçüsünü) vermek zın nı * verilen karş kla bir kimseyi söylediğ veya yaptına piş etmek. ı lı ine ğ ı man ağ nı perhizi yok zın * ağ na geleni söyler. zı ağ nı suyu akmak zın * çok beğ istemek, imrenmek. enip ağ nıtadı zın bozulmak (veya kaçmak) * bir kimsenin kurulu düzeni dirliğbozulmak. i ağ nı tadı almak zın nı * o ş acı eyin tecrübesini geçirmiş bulunmak. ağ nı tadı bilmek zın nı * güzel yemeklerden anlamak. * her ş güzelini, iyisini bilmek, anlamak. eyin ağ nı tadı bilmek zın nı * güzel yemeklerden anlamak. * her ş güzelini, iyisini bilmek, anlamak. eyin ağ nı tadı kaçı zın nı rmak * bir kimsenin kurulu düzenini bozmak; neş esini, keyfini bozmak. ağ yla kuş zı tutsa... * ne yapsa, ne kadar çaba ve ustalıgösterse. k ah

* Sesin tonuna göre piş manlı öfke, özlem, beğ k, enme, sevgi gibi duygular anlatı r. * (a:h) Ağ, acı rı duyulduğ unda söylenir. * (â:h) İ lenme, beddua. ah alan onmaz * "kötülük ettiğiçin beddua alan iflâh olmaz" anlamı kullanı i nda lı r. ah almak * birinin ilenmesini üstüne çekmek.

ah çekmek * derin bir keder veya özlemle içten gelerek ah demek. ah etmek * acı içini çekmek. ile * ilenmek.

ah vah etmek * piş manlını ğ , üzüntüsünü dile getirmek. ı ah yerde kalmaz * "kötülük cezasıkalmaz" anlamı kullanı z nda lı r. aha ahacı k * Dikkati çok yakıbir noktaya çekmek için kullanı n lı r. ahali * Araları aynı nda yerde bulunmaktan baş hiçbir ortak nitelik düş ka ünülmeksizin bir ülkede, ş ehirde veya semtte oturanları tamamı n . * Bir yerde toplanan kalabalı halk. k, ahar * Hattatlarıkâğ cilâlamak için kullandı niş ve yumurta akı yapı özel bir karım. n ı t kları asta ndan lan ş ı aharlama * Aharlamak iş i. * İte burada. ş

aharlamak * Ahar sürmek. aharlı ahbap * Kendisiyle yakı iliş kurulup sevilen, sayı kimse. n ki lan * Seslenme sözü olarak da kullanı lı r. ahbap çavuş lar * her vakit birlikte görülen ve birbirine çok bağ olan arkadaş için söylenir. lı lar ahbap çı kmak * önceden tanı ş ş olmak. mı ahbap kusuruna bakan ahbapsıkalı z r * "dostlarıufak tefek kusurları bakmamak gerekir" anlamı kullanı n na nda lı r. ahbap olmak * arkadaş olmak, dostluk kurmak, yakı k kurmak. nlı * Aharı olan, üzerine ahar sürülmüş olan.

ahbapça

* Dostça, içten, teklifsizce.

ahbaplı dökmek ğ a * yerli yersiz yakı k göstermek. nlı ahbaplı k * Ahbap olma durumu, ünsiyet. ahbaplıetmek k * arkadaşk etmek, arkadaş konuş lı ça mak. ahcar ahçı * Taş lar. * Aş. çı

ahçı ı baş * Aşbaş çı ı . ahçı lı k * Aşlı çı k.

ahde vefa (etmek) * (devletler hukukunda) devletlerin, katı kları ldı milletler arası antlaş malara uyma zorunluluğ unda oldukları nı belirten kural. * sözünde durma. ahdetme * Ahdetmek iş i.

ahdetmek * Bir ş yapmak için kendi kendine söz vermek. eyi * Yemin etmek. ahdî Ahdiatik * Antlaş maya göre olan, antlaş gereğolan. ma i * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan önceki kutsal kitaplar.

Ahdicedit * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan sonraki kutsal kitaplar. ahengi bozulmak * dirliğ düzeni bozulmak. i, ahenk * Uyum. * Uyuş anlaş ma, ma. * Çalgıeğ lı lence.

ahenk almak * uyumlu hâle gelmek. ahenk kaidesi * Bkz. ünlü uyumu. ahenk kurmak * uyuş sağ ma lamak, anla ş sağ ma lamak.

ahenk sağ lamak * düzene sokmak, birliğsağ i lamak. ahenk tahtası * Telli çalgı lardan üzerine teller gerilmiş bulunan kapak tahtası . ahenk vermek * düzeni, uyumu sağ lamak. ahenk yapmak * çalgıeğ lı lence düzenlemek. ahenkleş tirme * Ahenkleş tirmek iş i. ahenkleş tirmek * Ahenk sağ lamak. ahenkli * Uyumlu, düzenli. * Eğ lenceli. ahenklilik * Ahenkli olma durumu, uyumluluk. ahenksiz * Uyumsuz, düzensiz. * Eğ lencesiz.

ahenksizlik * Uyumsuzluk, düzensizlik. ahenktar aheste * Ahenkli. * Yavaş ı , ağ r.

aheste aheste * Yavaş yavaşağ ağ usul usul. , ı ı r r, aheste beste * Yavaş yavaşağ ağ , ı ı r r. ahfat * Torunlar, soy.

Ahfeş keçisi gibi baş sallamak 'in ı nı * söylenen sözü anlamadan kafa sallayarak onaylamak. ahı kmak çı * yaptı ilenme etkisini göstermek. ğ ı ahı tutmak * birinin ilenmeleri gerçekleş mek. ahı yerde kalmamak * yaptı ilenme er geç etkisini göstermek. ğ ı ahı ş m m ahı * Beğ enilecek, değ verilecek bir ş değ er ey il.

ahı ş m bir ş değ m ahı ey il * beğ enilecek, değ verilecek bir ş değ er ey il. ahı r * Evcil büyük baş hayvanları barı ğkapalı hayvan damı n ndı ı yer, .

ahı çekmek ra * bir sürüyü ahı kapamak, bir hayvanı ra bağ ra ahı lamak. ahı çevirmek ra * bir yeri pis, bakı z, dağ k, harap duruma getirmek. msı ı nı ahı rlama * Ahı rlamak i ş i.

ahı rlamak * (hayvan) Ahı uzun süre kalı hamlaş rda p mak. Ahı Türkleri ska * Gürcistan'ı Türkiye sırları yakıbölgelerinde yaş ş n nı na n amıolan, ancak 2. Dünya Savaşsonları ı nda Sovyetler Birliğ değik bölgelerine sürülen Türkler. inin iş Ahi * Ahilik ocağ ı olan kimse. ndan ahi Ahilik * Cömert, eli açı k.

* Kökü eski Türk töresinde olan ve Anadolu'da yüksek bir geliş gösteren esnaf, zanaatçı im , çiftçi gibi bütün çalı kolları içine alan ocak. ş ma nı ahilik ahir * Eli açıolma durumu, cömertlik. k * Son, sonraki, ahı r. * Sonra, en sonra, sonunda. * İ ömrünün son yı . nsan lları

ahir vakit

ahir zaman * Son zaman. * (halk inanına göre) Dünyanıson günleri, kı ş ı n yametin kopmak üzere bulunduğ günler veya yı u llar. ahir zaman peygamberi * Müslümanlarca son peygamber olduğ inanı Hz. Muhammed. una lan ahiren ahiret ahiretlik ahit * Kendi kendine söz vererek bir işüzerine alma, ant. i * Antlaş ma. * Devir, zaman. * Son zamanlarda, son günlerde, son olarak, yakı nlarda. * Bkz. ahret. * Bkz. ahretlik.

ahitleş me * Ahitleş iş mek i. ahitleş mek * Antlaş mak. ahitname ahiz * Alma. * Kabul etme. ahize * Bir elektrik akı nı p baş bir kuvvete çeviren âlet, alı, reseptör. mı alı ka cı ahkâm * Yargı hükümler. lar, * Antlaş belgesi, antlaş anlaş ma ma, ma.

ahkâm çı karmak * kendi düş üncelerine dayanarak birtakı yargı varmak. m lara ahkâm kesmek * çekinmeden kesin yargı bulunmak, bilir bilmez konuş larda mak. ahkâm yürütmek * (bir sözden) kendi anlayına göre sonuçlar çı ş ı karmak. ahlâf ahlâk bilim. * Birinin yerine geçenler, halefler, kuş aklar, eslâf karş . ı tı * Bir toplum içinde kiş ilerin benimsedikleri, uymak zorunda bulundukları davranıbiçimleri ve kuralları ş . * Belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davranıkuralları tespit eden ve inceleyen ş nı * İ nitelikler, güzel huylar. yi

ahlâk bilimi * Yarar, iyi, kötü gibi sorunları inceleyen, törelere dayanan bir davranıyasası tiren, neyin uğ ş geliş runda savaş ı lmaya değ neyin hayata anlam kazandı ğ hangi davranın iyi ve hangisinin kötü olduğ gibi sorunları er, rdı, ı ş ı u kendine konu edinen bilim, etik. ahlâk dı ş ı * Töre dı. ş ı ahlâk dıcı ş lı ık * Ahlâk bilimine aykıdavranma. rı ahlâk yasası * Ahlâk iş lerini belirleyen, kendine uyulması ahlâk açından gerekli olan genel ve geçer kural. sı ahlâk zabı tası * Büyük ş halkın sosyal ve sağk durumunu koruyan, ş düzeni için çalı teş ehir nı lı ehir ş an kilât. ahlâkça ahlâkçı * Ahlâk anlayına göre, ahlâk değ ş ı erlerine bağlı lı kla. * Ahlâk konuları inceleyen filozof veya bu konularla uğ an kimse. nı raş * Her ş ahlâk açından değ eyi sı erlendiren kimse.

ahlâkçı lı k * Ahlâkı araç değ bir amaç sayan öğ törecilik, moralizm. bir il, reti, ahlâken ahlâkı yat ahlâkî * Ahlâka uygun, ahlâkla ilgili. ahlâkî vazife * Kanunun zorlaması olmaksın, doğ bilindiğiçin yapı zı ru i lması gereken iş ler. ahlâklı * Ahlâk kuralları bağ, bunlara uygun davranan (kimse). na lı * Ahlâka uygunlukla. * Ahlâk bilimi.

ahlâklı lı k * Bir insanıveya bir insan grubunun iyi ve kötü açından davranıbiçimi ve ahlâkî düş ü. n sı ş ünüş * Ahlâk kuralları , yasaları uyum içinde olma. ile ahlâksı z * Ahlâk kuralları uymayan. na * Dürüst davranmayan, kötü huylu, terbiyesiz.

ahlâksı zca * Ahlâksıbiçimde veya tarzda. z ahlâksı k zlı * Ahlâksıolma durumu. z * Ahlâk kuralları uymama, ahlâksı davranı na zca ş . ahlâksı k etmek zlı * ahlâksı davranmak. zca ahlama ahlamak ahlat * Ahlamak iş i. * İ çekmek, ah etmek, ah çeker gibi ses çı ç karmak. * Gülgillerden, kendi kendine yetiş üzerine armut aş en, ı lanan ağ yaban armudu (Pirus piraster). aç, * Bu ağ n, armuda benzeyen ve ancak iyice olgunlaşktan sonra yenilebilen yemiş acı tı i. * Kaba adam, yol iz bilmez kimse. * Bir karım içindeki parçalar, ögeler. ş ı * Beden yapınıtemelini oluş sın turan ögeler.

ahlât

ahlâtı erbaa * Bedende bulunduğ var sayı dört öge. u lan ahlatı(veya armudun) iyisini (dağ ayı yer n da) lar * kendilerine yakı ş mayan güzel bir ş eline geçirenler için kullanı eyi lı r. ahmağ yüz, abdala söz vermeye gelmez a * ahmağ gereğ a inden çok ilgi gösterirseniz sizi sı sıuğ tır. k k raşrı ahmak

* Aklı gereğgibi kullanamayan, bön, budala, aptal. nı i ahmak yerine koymak * bir kimseye aptalmı anlamazmıgibi davranmak. ş , ş ahmakça * Biraz ahmak. * (ahmak'ça) Ahmağ yakır nitelikte, aptalca. a ş ı

ahmakı slatan * Yavaş yavaş ince ince yağ yağ çisenti. ve an mur, ahmaklaş ma * Ahmaklaş durumu. mak ahmaklaş mak * Ahmak duruma gelmek, aptallaş mak. * Bir an için ş alayıbocalamak. aş p ahmaklaşrma tı * Ahmaklaşrmak iş tı i. ahmaklaşrmak tı * Ahmaklaş na sebep olmak, aptallaşrmak. ması tı ahmaklı k * Zekâsı geliş olma durumu, budalalı anlayı zlı akı zlı az miş k, ş k, lsı k. sı ahraz ahret dünya. * Dilsiz, sağ ve dilsiz. ı r * Dinî inanı göre, insanı öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağve Tanrı hesap vereceğyer, öbür ş a n ı 'ya i

ahret adamı * Dünya iş lerinden el çekip sürekli ibadetle uğ an kimse. raş ahret kardeş i *İ nanç ve ibadette birbirinden ayrı lmayan ve bu iliş ahrette de sürdüreceklerini düş kiyi ünen kadı nlara verilen ad. ahret suali * Gereksiz ve usandıcı rı soru. ahret yolculuğ u * Ölüm. ahreti (veya öbür dünyayı ) boylamak * ölmek. ahretini yapmak (veya zenginleş tirmek) * hayı leri yaparak sevap kazanmak. r iş ahretlik * Besleme kı z. * Ahret kardeş i olan kadı nlardan her biri. ahrette on parmağyakası olmak ı nda * kendisine karşsorumlu olan kimseden ahrette davacı ı olmak. ahş a

* İ n veya hayvanıgöğ ve karnı nsanı n sü içindeki organlar, bağ ı ciğ gibi ş rsak, er eyler. ahş ap * Ağ açtan, tahtadan yapı ş lmı . ahtapot * Kafadan bacaklı lardan, dokunaçlı mürekkep balı türü (Octopus). bir ğ ı * Genellikle burun zarı üzerinde çı bir çeş ur, polip. kan it

ahtapot gibi * sı ı yapı kimse. rnaş k, ş kan * sömürmek amacı birçok iş konuya el atan, yayı yla e, lan. ahu * Ceylan, karaca. * Güzel, ince, zarif kadı n. * çok güzel, çekici.

ahu gibi

ahu gözlü * Güzel gözleri olan. ahu parçası * Çok güzel, çekici. ahududu * Gülgillerden, dikenli bir bitki (Rubus idaeus). * Bu bitkinin duta benzeyen, kı zı rmı renkli, sulu ve kokulu yemiş ağ çileğ i, aç i. ahval * Durumlar, hâller, vaziyetler. * Davranı ş lar. * Olaylar. ahzetme * Ahzetmek iş i.

ahzetmek * Almak, kabul etmek. ahzüita * Alıverişalı satı aksata. ş , m m,

ahzükabz * Kendine mal etme. aidat * Ödenti. * Kesenek. * Ait olma durumu, iliş kinlik.

aidiyet aile

* Evlilik ve kan bağ dayanan, karı ı na , koca, çocuklar, kardeş arası ler ndaki iliş kilerin oluş turduğ toplum u içindeki en küçük birlik. * Karı , koca ve çocuklardan oluş topluluk. an * Aynı soydan gelen kimseler zinciri. * Araları kandaşk veya hımlıbulunan kimselerin tümü. nda lı sı k * Birlikte oturan hım ve yakı n tümü. sı nları * Eşkarı , .

* Aynı üzerinde anlaş ve birlikte çalı kimselerin bütünü. gaye an ş an * Temel niteliğbir olan dil, hayvan veya bitki topluluğ i u. aile adı * Soyadı .

aile bahçesi * Ailelerin rahatlı gidebileceğ genellikle içkisiz yer. kla i, aile bütçesi * Kı bir süre içinde bir iş sa çinin veya iş ailesinin hayat seviyesinde meydana gelen değmeleri belirlemek çi iş amacı yapı istatistik çalı . yla lan ş ması aile dostu * Ailece tanılan ve evlerine gidilip gelinen ahbap, yakı ş ı n. aile gazinosu * Sadece evlilerin girebildiğve birlikte eğ i lendikleri yer. aile hayatı * Aile bireylerinin bütün iş lerini düzenli olarak ev içinde yapma durumu. aile hukuku * Aileyi oluş turan kiş ilerin karş klı ve görevlerini düzenleyen hukuk dalı ı hak lı . aile meclisi * Aile makamın görevini yerine getiren kan veya soy hımları en az üç kiş oluş heyet. nı sı ndan iden an aile ocağ ı * Ailenin kurduğ yerleş i, geliş i ev. u, tiğ tirdiğ aile plânlaması * Ailede çocuk edinmeyi sırlama, doğ kontrolu. nı um aile reisi * Kanunlara göre aile yükümlülüğ taş kimse. ünü ı yan aile saadeti * Genellikle karı , koca bazen de büyükler ve çocuklar arası ndaki uyum, anlaş sevgi ve hoş ma, görü. ailece ailecek ailelik * Aile sayınıbütünü. sın ailesiz ailevî ait ait olmak * ilgilendirmek, birinin olmak, birine düş mek. ajan * Ailesi olmayan. * Aile ile ilgili. *İ lgilendiren, iliş iliş ilgili, için, -e düş kin, ik, en. * Bütün aile birlikte. * Ailece.

* Bir devlet veya kuruluş gizli amaçları çalı kimse, casus. un için ş an * Bir kimsenin, bir ortaklın veya bir devletin bazı lerini gören kimse, iş ğ ı iş görevlisi, temsilci. ajanda ajanlı k * Ajan olma durumu. * Ajanıgörevi. n ajans * Haber toplama ve yayma iş uğ an kuruluş iyle raş . * Bir ticarî kuruluş tanı onunla ilgili bilgi aktaran ve bu yolla kazanç sağ u tan, layan iş kolu. * Bu iş kolların çalı ğbüro. nı ş ı tı ajitasyon ajur * Delikli örgü, gözenek. ajurlu ak * Ajuru olan veya her yanı biçiminde iş ajur lenmiş bulunan, gözenekli. * Kar, süt gibi ş eylerin rengi, beyaz, kara ve siyah karş . ı tı * Bu renkte olan. * Temiz namuslu. * Sınt ız, rahat. kı sı * Beyaz leke. * Bazıeylerde beyaz bölüm. ş *İ simden isim türeten ek (küçültme eki): baş ben-ek vb. -ak, * Fiilden yer isimleri türeten ek: dur-ak, yat-ak vb. * Fiilden alet isimleri türeten ek: or-ak, bı tara-k, ele-k, küre-k vb. ç-ak, ak ağ a ak Arap * Saraylarda hizmet gören hadı ağ nıbeyaz ı olanı m aların rktan . * Ruhsal gerginliğ dı vurması in ş a . * Unutulmaması gerekli notları için yazmaya yarayan takvimli defter, andaç.

-ak / -ek -ak / -ek -ak / -ek

* Arap sözcüğ "zenci" anlamı da geldiğ ü na inden ası l Araplarısöz konusu olduğ anlatı istenirken n u lmak kullanı lı r. ak basma * Ak su, perde, katarakt.

ak basmak * Göze beyaz leke inerek görme yetisini yitirmek. ak benek benek. ak demir * Dövme demir. ak don kara don geçitte belli olur * Gözün saydam tabakası bir yara veya çı sonucunda oluş , görmeyi derece derece azaltan beyaz nda ban muş

* Bkz. akı karası geçitte belli olur. ak düş mek * (saç ve sakal) tek tük ağ armaya baş lamak. ak gözlü * Gözlerinin rengi pek açıolan ve nazarın hemen değ ine inanı (kimse). k nı diğ lan

ak gün ağ r, kara gün karartı artı r * mutlu bir yaş ş iyi dinç kı mutsuz bir yaş ş yı r. ayıkiş lar, ayıise pratı ak kan * Lenf.

ak kan yangı sı * Adenit. ak koyunun kara kuzusu da olur * iyi bir aileden kötü bir çocuk da çı kabilir. ak köpek kara köpek geçit baş belli olur ı nda * kimin ne olduğ deney veya sı sonunda anlaşr. u nav ı lı ak madde * Demet durumundaki sinir liflerinden oluş beynin iç, omuriliğ dıtabakası an in ş . ak mı mı kara önüne düş görürsün ünce *ş imdiden boş düş una ünme, sonuç belli olduğ zaman anlarsı u n. ak pak * tertemiz. * saçı sakalı armı ağ ş . * Bembeyaz, temiz, parlak.

ak pak ak pas

* Lâhana, turp, ş algam, karnabahar gibi bitkilerin kök dındaki bütün bölgelerine yerleş ş ı ebilen, özellikle semiz otugillerde karş ı yosunumsu mantar (Albugo candida). ı lan laş ak sakaldan yok sakala gelmek * çok yaş p iyice kuvvetten düş lanı mek. ak sülümen * Cı ile klorun birleş olan, çok zehirli, beyaz bir toz, süblime, sülümen. va imi ak yazı lı * Bahtlı anslı ,ş . ak yel ak yem ak yı z ldı aka * Büyük kardeşağ , abey. akabe * Güneyden esen rüzgâr, lodos. *İ zmarit, istavrit, uskumru gibi balı n beyaz etinden yapı ve oltada kullanı yem. kları lan lan * Çoban yı zı ldı.

* Tehlikeli, sarp ve zor geçit. akabinde * Arkası ndan, hemen arkadan, ardı ndan, hemen ardı ndan. akacak kan damarda durmaz * herhangi bir zarar karş nda bunun kaçılmaz olduğ anlatarak avundurmak için söylenir. ı sı nı unu akaç * Bir yerde birikip kalan sıları iş sonunda geriye kalan artı , gereksiz nesneleri dı ya akı vı , bir lem kları ş arı tmak için kullanı boru, oluk veya baş araç. lan ka * Kanal, ark, su yolu. * Yer altı oluğ su u. akaçlama * Akaçlamak iştefcir, drenaj. i, * Yer altı suları toplayan tesisat. nı akaçlamak * Bir yerde birikmiş suları tmak. akı * Bataklı akaç yoluyla kurutmak. kları akaçlatma * Akaçlatmak iş i. akaçlatmak * Akaçlama iş yaptı ini rmak. akademi * Bilginler, yazarlar, sanatçı kurulu. lar * Yüksek okul. * Çı modelden yapı ş plak lmıinsan resmi.

akademici * Kurallara bağ resim ve heykel çalı lı ş yapan kişveya sanatçı ması i . akademicilik * Resim veya heykel çalı nda kurallara bağlı ş ması lı k. akademik * Akademi ile ilgili. * Bilimsel niteliğolan. i akademisyen * Akademi üyesi. akağ aç * Gürgengillerin, kerestesinden yararlanı beyaz kabuklu bir türü (Betula alba). lan akait akaju * Bir dinin öğ renilmesi gereken inançların ve tapı kuralların tümü veya bunları nı nma nı toplayan kitap. * Maun. * Maundan yapı ş lmı . * Akarsu yatağ yatak, mecra. ı , * Irmak, dere, çay, küçük akarsu. * (su için) İ yeri. vinti * Eğ inişfazla olan yer. imi, i

akak

akala akamber

* Amerikan tohumundan yurdumuzda üretilen bir pamuk türü.

* Özellikle amber balınıbağ ğ n ı ı rsakları çı lan, kül renginde, yapı bükülgen ve misk gibi kokulu ndan karı ş kan, olan bir taş . * Sı üİ cak kelerde yetiş bir ağ en açtan (Hymenea) elde edilen katı , güzel kokulu reçine. akamet * Kırlı verimsizlik. sık, * Baş sı k, sonuçsuzluk. arızlı

akamete uğ ramak * baş sı sonuçsuz kalmak. arız, akan sular durmak * itiraza, söyleyeceğsöze yer kalmamak. i akan yı z ldı * Güneş sistemine bağ, kesin yörüngesi bulunmayan ve bu sebeple atmosferin üst katmanları girince ateş lı na külçesi durumuna dönüş küçük gök cismi, ağ ş en ma, ahap, meteor. akar * Kiraya verilerek gelir getiren ev, dükkân, tarla, bağ mülk. gibi akar amber * Asya ve Amerika'da yetiş odunu ceviz ağ nı en, acınkine benzeyen, güzel kokulu öz suyu olan büyük bir ağ aç (Liquidambar orientalis). akarca * Kemik veremi. * Sürekli iş leyen çı fistül. ban, * Küçük akarsu. * Kaplı ca. * Kiraya verilerek gelir getiren ev, dükkân gibi mülk.

akaret akarlar

* Tı yapı gövdeleri halkası baş göğ birleş ağ yapı ırı, sokucu veya emici knaz lı , z, ları üsle ik, ı z ları cı sı örümceğ imsiler takı . mı akarsu * Yeryüzünde ve yer altı belirli bir yatak içinde, eğ boyunca sürekli veya zaman zaman akan su. nda im * Tek sı elmastan veya inciden gerdanlı ra k. * Kesintisi olmayan, aralı z. ksı akaryakı t * Benzin, gaz yağ mazot gibi sı durumunda olan yakacak. ı , vı akaryakıistasyonu t * Benzin, gaz, motorin gibi yakı n satı ğyer. tları ldı ı akasma * Düğ çiçeğ ün igillerden, beyaz çiçek veren, bahçelerde süs çiçeğolarak yetiş i tirilen sarı bir bitki; yaban lı cı asması , Meryem ana asması (Clematis vitalba). akasya * Baklagillerden, sı iklimlerde birçok çeş yetiş ve tanen, zamk, boya gibi maddelerinden cak itleri en yararlanı bir ağ (Acacia). lan aç * Baklagillerden, yurdumuzda yetiş bir süs ve gölge ağ , salkı ağ (Robinia pseudoacacia). en acı m acı

akbaba

* Akbabagillerden, başve boynu çı olan, dağk yerlerde yaş ı plak lı ayan, leş beslenen, çok yüksekten uçarak le keskin gözleriyle çok uzakları görebilen, iri ve yı cı kuş rtı bir (Vultur monachus). * İ htiyar. akbabagiller * Gündüz yı cı alt takı nı kanatları rtıları mın, geniş büyük olan, iyi uçan büyük kuş içine alan bir ve ları familyası . akbakla akbalı k * Kuru fasulye. * Sazangillerden, eti kı klı lçı , yumurtası tarama yapı bir balı(Leuciscus). ile lan k * Akya balı. ğ ı

akbalı l kçı * Leyleksilerden, bataklı ı ve göl kıları yaş k, rmak yı nda ayan, oldukça büyük, ak renkli bir kuş (Egretta türü alba). akbaş * Yazı kutup bölgelerinde yaş n ayan, kın ı kılara göçen, kı ve ince gagalı ş lı yı ı k sa , siyah bacaklı yabanî bir tür kuşdeniz kazı , (Bemicla). akbuğ day * Kurak iklime dayanı , beyaz kabuklu, ekmeklik buğ klı day. akburçak akciğ er organ. * Göğ kafesinin büyük bir bölümünü dolduran ve solunum organın temeli olan, sağ sollu iki parçalı üs nı lı * Baklagillerden, burçağ yakıbir bitki cinsi (Lathyrus sativus). a n

akciğ göbeğ er i * Akciğ iç yan yüzünün hemen arkası bronşsinir ve damarlarıgirip çı ğyer. erin, nda , n ktı ı akciğ kesecikleri er * Akciğ lopçuğ er unun parçaları ; bronş çuklarıson bölümü. n akciğ lopçuğ er u * Birçok akciğ keseciğ birleş oluş er inin erek turduğ parça. u akciğ peteğ er i * Akciğ erlerde solunumda gaz alıveriş sağ ş ini layan, hava borucukların sonunu oluş nı turan kesecik. akciğ zarı er * Göğ boş unun içini ve bu boş un içinde bulunan akciğ dını üs luğ luğ erin ş kaplayan ince zar, plevra. ı akciğ erliler * Karı bacaklı ndan yumuş akçalarıtek ciğ soluk alan bir takı . n erle mı akça akça * Oldukça beyaz, beyazca. * Bkz. akçe.

akça armudu * İ kabuklu, sarı ve sulu bir tür armut. nce , etli akça pakça

* Beyaz tenli, güzel (kadı n). akça yel * Güneydoğ udan esen yel, keşleme. iş akçaağ aç * Akçaağ açgillerden süs ağ olarak da dikilen tahtası acı hafif ve sağ bir ağ isfendan (Acer). lam aç,

akçaağ açgiller * İ çeneklilerden, örneğakçaağ olan bir bitki familyası ki i aç . akçakavak * Akkavak. akçalı * Paraya bağ, parayla ilgili, malî. lı akçe * Küçük gümüş para. * Her tür madenî para. * Rengini atmı ağ ş ş armıiçinde ak renk bulunan. , ,

akçı l

akçı llanma * Akçı llanmak iş i. akçı llanmak * Akçı l duruma gelmek, rengini atmak veya atmıgibi olmak. ş akçı ma llaş * Akçı mak işveya durumu. llaş i akçı mak llaş * Akçı l duruma gelmiş olmak. akçık llı * Akçı l olanıdurumu. n

akçöpleme * Zambakgillerden, yaprakların uzun, geniş nı olması , çiçeklerinin güzelliğdolayıyla bahçe çiçekleri arası i sı na giren zehirli bir bitki cinsi (Veratrum album). akdarı * Buğ daygillerden, bir yık veya daha uzun yaş llı ayabilen otsu bir bitki türü (Panicum miliaceum).

akdedilme * Akdedilmek durumu. akdedilmek * Akdetmek işyapı i lmak. Akdeniz humması * Malta humması . Akdeniz mavisi * Parlak ve canlı görünümde mavi rengin bir türü. akdetme * Akdetmek iş i. akdetmek

* (mukavele, muahede, ittifak gibi karş klı lanma anlamı ı Arapça sözlerle) Yapmak. ı bağ lı taş yan akdiken * Hünnapgillerden, hekimlikte ve boyacı kullanı bir bitki cinsi, güvem eriğ geyik dikeni (Rhamnus lı kta lan i, cathartica). akdoğ an * Kartalgillerden bir doğ türü, aksungur. an akdut akemi akgünlük akhardal * Hekimlikte iç sürdürücü olarak kullanı hardal türlerinden biri (Sinapis alba). lan akı seyelân. akı karası ak kara * beyaz tenli, kara gözlü, kara saçlı . akı karası geçitte belli olur * bir iddiadaki doğ un ancak deney veya sı sonunda belli olacağ anlatmak için söylenir. ruluğ nav ı nı akı bet * (bir iş veya durum için) Son, sonuç. * Sonunda, eninde sonunda. * Herhangi bir kuvvet alanı belli bir düzlemin belli bir bölümünden geçtiğvar sayı güç çizgileri, nda, i lan * Beyaz renkte olan dut. * İ elemanlı ki mermer yapı rısı ş cı. tı * Tütsü olarak yakı bir tür ağ sakı. lan aç zı

akı betine uğ ramak * birinin içinde bulunduğ kötü duruma düş u mek. akı cı * Akma özelliğolan. i * Kolay söylenebilen, okunabilen, anlamca açı(anlatı selis. k m), akı ünsüz cı * Ciğ erlerden gelen havanı ağ boş undaki yarı n, ı luğ z kapalı engele çarpması oluş bol sesli ünsüz (r, l, bir yla an ğy). , akılı cı k * Akı olma durumu. cı * Söz, yazı anlatı n akı olma özelliğ selâset. ve mı cı i, akılıölçeğ cı k i * Bir sınıbelli sı ktaki akılını vın caklı cı ı ölçmekte kullanı alet. ğ lan akı l * Düş ünme, anlama ve kavrama gücü, us. * Hafı bellek. za, * Öğ salıverilen yol. üt, k * Düş ünce, kanı .

akı l, gel çengele takı l akı l * bir sorunun nası l çözümleneceğ düş ini ünememe durumu.

akı ldan üstündür l akı * bir kimsenin aklı gelmeyen bir çare, herhangi birinin aklı gelebilir. na na akı l almak * danı ş mak, görüş almak. akı l almamak * inanı gibi olmamak, akla uygun gelmemek. lacak akı l almaz * inanı gibi olmayan, inanı lacak lmaz. akı ş l danı mak * bir konuda birinin görüş sormak. ünü akı l defteri * Hatı p yapı rlanı lması gereken ş eylerin yazı ğküçük defter, not defteri, muhtı defteri, ajanda. ldı ı ra akı ş l dı ı * Akla, gerçeğ uygun olmayan. e, * Us dı, gayriaklî, irrasyonel. ş ı akı ş lı l dıcı ık * Akı şdavranma yanlı görüşus dıcı irrasyonalizm. l dı ı sı , ş lı ı k, akı i l diş * Yirmi yaş raları altlı sı nda üstlü ve sağ sollu, en içeride çı azı i, yirmi yaş i. lı kan diş diş

akı l doktoru * Psikiyatrist. akı l durdurmak * bir ş çok ş ı cı ey aş nitelikte olmak, insanıaş rtı şı rtmak. akı l erdirememek (veya ermemek) * ne olduğ anlayamamak, sı nı unu rrı çözememek. akı l erdirmek * anlamak, sı nı rrı çözmek. akı l etmek * herhangi bir önlem veya çareyi zamanı düş nda ünmek, vaktinde hatı rlamak. akı l hastahanesi * Akı l hastaların yatıldı hastahane. nı rı ğ ı akı l hastası * Ruh hastası , deli. akı l havsala almamak * akla mantı sı ğ ğ a mamak. akı l hocası * Birine yol gösterip akı reten kimse. l öğ * Herkese akı retmeye meraklı l öğ kimse. akı yol (veya tarik) birdir l için * iyi düş ünülünce ayrı kimselerce varı sonuç hep aynır. ayrı lacak dı akı i değ l iş il * akla uygun değ doğ değ il, ru il.

akı olmamak l kârı * akı bir kiş yapacağiş llı inin ı olmamak. akı l kethüdası * Herkese akı retme merakı olan kimse. l öğ nda akı l kumkuması * Çok bilmiş kimse. akı l kutusu * Çok akı, zeki kimse. llı akı retmek l öğ * nası l davranacağ göstermek, yol göstermek, akı ı nı l vermek. akı r ermemek l sı * bir iş niteliğ gizli yönlerini anlayamamak. in ini, akı l terelelli * pek deliş kendisinden ciddî bir düş men, ünce, davranıbeklenmeyen (kimse). ş akı yakıvar (veya akı izan var) l var, n l var, * kafa yormaya gerek yok. akı l vermek * bir konuda yol göstermek, akı retmek. l öğ akı ta değ baş r l yaş il, tadı * akı olma ile yaş olma arası ilgi yoktur; bazı llı lı nda küçükler büyüklerden daha akı olabilir. llı akı l yormak * hatı rlamaya çalı ş zihnini zorlamak. mak, akı l yürütmek * herhangi bir konuda fikir vermek. akı flı l zayığ ı * Deliliğ kadar varmayan akı e l bozukluğ u. akı lcı * Akı lı ilgili. lcı kla * Akı lı yana olan kimse, usçu, rasyonalist. lcı ktan

akı lı lcı k

* Akla dayanan, doğ un ölçütünü duyularda değ düş ruluğ il, ünmede ve tümden gelimli çı karmalarda bulan öğ retilerin genel adı , usçuluk, akliye, rasyonalizm. * Akla ve akı l yolu ile varı yargı inanma, akla aykı veya akı şhiçbir ş tanı lan ya rı l dı ı eyi mama davranı ve ş ı tutumu, akliye, rasyonalizm. * Bilginin evrensellik ve zorunluluğ unun deneyden ve deneye dayanan genellemeden değ yalnı akı il, zca ldan çı labileceğ savunan öğ rasyonalizm. kartı ini reti, akı kalmak lda * akı yer etmek, unutulmamak. lda akı tutmak lda * unutmamak. akı çı ldan karmak * düş ünmemek, unutmak, umudunu kesmek. akı çı ldan kmak * unutulmak.

akı çı ldan kmak * unutmak. akı çı ldan kmamak * unutamamak. akı geçirmek ldan * bir ş yapmayı ünmek, tasarlamak. ey düş akı rma llandı * Akı rmak işdurumu. llandı i, akı rmak llandı * Aklı kullanması sağ nı nı lamak, aklı baş getirmek. nı ı na akı llanma * Akı llanmak iş i. akı llanmak * Karş ı olaylarısonuçları yararlanarak davranmak. ı lan laş n ndan * Uslanmak. akı durgunluk vermek llara * çok ş ı bir sey olmak. aş lacak akı pazara çı ş herkes yine kendi akı almı(veya akı gelin olmuşherkes kendininkini beğ lları karmı lar, lı nı ş llar , enmiş ) * "insan kendi aklı baş nı nı kasınkinden üstün görür" anlamı kullanı nda lı r. akı llı * Gerçeğiyi gören ve ona göre davranan. i * Karş ndakinin düş ı sı üncesizliğ belirtmek için söylenilen uyarma sözü. ini * (alay yollu) Düş üncesiz, aptal.

akı düş llı ününceye kadar deli çocuğ (veya oğ unu lunu) everir * kendini akı sananlar çok kez akız diye tanı llı lsı nanlardan daha az baş gösterir. arı akı geçinmek llı * kendini çok akı sanmak. llı akı köprü arayı llı ncaya dek deli suyu geçer * atak kiş i tehlikeyi göze alarak iş giriş ve çabuk sonuç alı e ir r. akı olmak llı * gerçeklere uygun davranmak. akı uslu llı * Akı olarak, yaramazlıetmeyerek, dengeli. llı k akıca llı * Akla yakı doğ olarak. n, ru * Akla yakı doğ makul. n, ru, * Akı olma durumu; uyanı k. llı klı

akılı llı k

akılıetmek llı k * yerinde ve uygun davranmak. akı lsal * Düş ünceyi ve gerçeğsomut değ i erlerle birbirine bağ layan hakikati içine alan ş ey.

akı lsallaşrma tı * Akı tı lsallaşrmak durumu. * Bilinç dı olayları mantıve akla dayalı ş ı n k olarak açı klanması . akı lsallaşrmak tı * Bir ş akı duruma getirmek. eyi lsa akı z lsı * Aklı , gerçeğgörüp ona göre davranmaya elveriş olmayan, anlayıkı i li ş t. ı

akı z baş cezası ayak çeker (veya akı z iti veya köpeğyol kocatı lsı ı n nı lsı i r) * düş üncesizlik veya tedbirsizlik yüzünden, gereksiz yere gidip gelme zahmetine katlanı lı r. akı zlı lsı k * Akız olma durumu. lsı * Akızca yapı iş lsı lan veya davranı ş .

akı zlıetmek lsı k * düş üncesiz ve yersiz davranmak. akı m * Akmak iş i. * Hava, su gibi akı maddelerin veya elektrik yüklerinin belli bir yönde akı, yer değ tirmesi, cereyan. ş kan ş ı iş * Sanatta, siyasette, düş hayatı ortaya çı yeni bir görüş ünce nda kan , yöntem, hareket, cereyan tarz. * Debi.

akı derken bokum demek m * sözünü yolunca söyleyememek, düzensiz ş söylemek. eyler akı ölçümü m * Bir akarsuyun veya kanalısu yolunda bir saniyede akan su hacmini ölçme. n akı mcı * Belli bir akı bağ kiş ma lı i.

akı mölçer * Bir elektrik akı nış mın iddetini ölçmeye yarayan araç, amperölçer. akı mtoplar * Akü, akümülâtör. akı n * Kalabalıbir ş arkası k eyin kesilmeyen bir geliş durumunda olması . * Düş toprakları tedirgin etme, yı rma, çapul gibi amaçlarla toplu olarak yapı baskı man na ldı lan n. * Futbolda sayı yapmak amacı karştakı kalesine doğ genellikle topluca giriş saldı, hücum. yla ı m ru ilen rı * Kazak-Kı z Türklerinin saz ş rgı airlerine verdiğad. i akıakı n n * Arkası kesilmeyen kalabalıöbekler durumunda. k akıetmek n * toplu olarak gitmek, üş mek. üş * düş ülkesine saldı man rmak, baskı yapmak. n akı ncı * Düş ülkesine akıyapan savaş. man n çı * Görevi karştarafa top sürmek ve sayı ı yapmak olan ön sı radaki oyuncu, forvet. * Akı olma durumu. ncı

akı n

akı lı ncı k

akı lıetmek ncı k * düş ülkesinde karşgüçleri yı rmak, tedirgin etmek. man ı ldı akı rı ndık * Reçine, çam sakı, akma. zı akı nkayası * Kaya balıgiller familyası derin ve uzaklarda yaş ince, uzun bir balıtürü. ğ ı ndan ayan k akı ntı * Akmak iş i. * Havanıveya suyun herhangi bir yöne doğ yer değtirmesi, akı cereyan. n ru iş m, * Hastalısebebiyle vücudun bir yerinden sulu madde akması k . * Eğ eğ meyil. iklik, im, * Çam türü ağ açlarda bulunan reçinenin eriyerek akması . olayı * Sı yapı rılarıağ yüzeylerine gereğ vı ş cı n aç tı inden çok sürülmesi ile oluş durum. an akı bilimi ntı * Deniz akı ları inceleme konusu edinen bilim dalı ntı nı . akı çağ ntı anozu * Akı ya kapı ş ntı lmıyengeç. * Vücudunda göze çarpacak bir çarpı k bulunan kimseler için kullanı klı lı r. akı lı ntı * Akı sı ntı olan, eğ meyilli. ik,

akı ölçer ntı * Bir akarsuyun ve kanalıakı hını düzeyini ölçmeye yarayan alet. n ntı zı ve akı ya kapı ntı lmak * bir akı nıetki alanı girmek, akı ile birlikte sürüklenmek. ntın na ntı * etki altı kalarak bir topluluğ davranına katı nda un ş ı lmak. akı ya kürek çekmek ntı * olmayacak bir iş runda boş çabalamak. uğ una akıgitmek p * (zaman için) çabuk geçmek. akı ş * Akmak işveya biçimi. i * Geçip gitme, sürüp gitme. * Akı n.

akı ş kan * Kendilerine özgü bir biçimleri olmayı içinde bulundukları n biçimini alan ve yın oluş p kabı ğ ı turmayan (sı vı veya gaz), seyyal. akı ş kanlaş ma * Akı duruma gelme. ş kan akı ş kanlaş mak * Akı duruma gelmek. ş kan akı ş kanlaşrı tıcı * Akı duruma getirme özelliğolan. ş kan i akı ş kanlaşrılı tıcı k * Akı duruma getirme özelliğolma. ş kan i

akı ş kanlaşrma tı * Akı ş kanlaşrmak iş tı i. * Akı ş kanları niteliğ düzeltmek için yoğ n ini unlaş akı içinde parçacı n asısı sağ an mı kları ltını layan yöntem. akı ş kanlaşrmak tı * Akı duruma getirmek. ş kan akı k ş kanlı * Akı olma durumu. ş kan akı ş ma * Kulağ hoş a gelen veya kolayca söylenen seslerin özelliğ i. akı ş malı * Akı özelliğolan. ş ma i akı ş maz * Dıetkenlerin tesiriyle akı ş ş ğdeğmeyen, durağ mazlı ı iş an.

akı ş k mazlı * Akı veya durağ maddenin durumu. ş maz an akı tma * Akı iş tmak i. * Hayvanları özellikle atlarıalı nda bulunan ve burunları doğ uzanan beyaz leke. n, n nları na ru * Un, süt, yağyumurta, ş veya pekmezle yoğ , eker rularak cık bir duruma getirilen hamurun kı n saç vı zgı üzerinde piş irilmesiyle yapı bir çeş tatlı lan it . * Enli bilezik. akı tmak * Akması sağ nı lamak, akması yol açmak, dökmek. na

akı tmalı * Alnı akı nda tması (hayvan). olan akide akide *Ş ekerin kaynatı ağ durumuna getirilmesi yolu ile yapı ş larak da lmırenkli ve kokulu, ağ güç eriyen ş ı zda eker; daha çok akide ş ekeri yerine kullanı lı r. akide ş ekeri * Bkz. akide. akidesi bozuk *İ nancı f olan (kimse). zayı akideyi bozmak * doğ bilinen bir inanıveya gidiş ayrı ru ş ten lmak. akik * Yüzük taş mühür gibi ş yapmakta kullanı türlü renklerde, yarı ı , eyler lan, saydam, parlak ve değ bir taş erli ; kalseduan kuvarsın bir türüdür. nı akil * Akı. llı * Bir ş inanarak bağ şinanç, din inancı eye lanı , .

akil baliğ * Döl verebilecek duruma gelmiş olan, erin. akil baliğ olmak

* döl verebilecek eriş duruma gelmiş kin olmak. * rüş ispat etme yaş gelmiş tünü ı na olmak. akilâne akim * Kır, verimsiz, döl veremeyen. sı * Sonuçsuz, baş sı arız. akim kalmak * sonuca ulaş amamak, baş sağ arı layamamak. akis * Iş veya ses dalgaların yansı bir yüzeye çarparak geri dönmesi, yansı yankı ı k nı tı cı ma, . * Bir cismin, parlak bir yüzeyde görünmesi. * Bir ş baş bir ş üzerinde yarattı etki. eyin ka ey ğ ı * Evirme, evirtim. * Akıca. llı

akis uyandı rmak * bir konunun üzerinde düş ünülmesine, tartılması yol açmak, ilgi veya tepki yaratmak. ş ı na akit * Hukukî sonuç doğ urmak amacı iki veya daha çok kimsenin veya kuruluş karş klı birbirine uygun ile un ı ve lı irade beyanları gerçekleş iş sözleş mukavele, kontrat. ile en lem, me, * Nikâh. âkit * Bir işkarşklı i ı olarak kararlaşrıüstlerine alan taraflardan her biri, sözleş veya mukavele yapan. lı tıp me

akit vaadi * Ön sözleş me. akkaraman * Vücudu beyaz, ağ burun, göz etrafı ı z, , kulak ve ayaklarda siyah lekeler bulunabilen, kaba karık yapağ , ş ı ı lı Orta Anadolu ve Doğ Anadolu'nun batı u kesimlerinde yaygı olarak yetiş n tirlen yerli bir tür koyun. akkarı nca * Düz kanatlı lardan, sı veya ı cak lı ülkelerde yaş man ayan, bitkilere çok zarar veren bir böcek cinsi, termit (Termes). akkarı ncalar * Ağ parçaları geliş , iri baş, ırı böcekler topluluğ termitler. ı z iyi miş lısıcı u, akkavak akkefal * Söğ ütgillerden, yaprakların altı nı beyaz olan bir kavak türü, akçakavak, Hollanda kavağ(Populus alba). ı * Sazangillerden bir cins tatlı balı (Alburnus). su ğ ı

akkelebek * Hemen bütün meyve ağ nda tomurcuk düş açları manı lan, iri ak kanatları n, kara damarlı kelebek sayı kalı bir (Aporia crataegi). akkirpani * Ak, fakat kirli. akkor akkorluk * Iş saçacak beyazlı varı ı k ğ a ncaya değ ıtı ş in sı lmıolan. * Akkor olma durumu.

akkuş akkuyruk

* Atmaca, yı cı kuş rtı bir . * Tadı artı için çay harmanı katı beyaz bir çay türü. nı rmak na lan

-akla / -ekle * Bazı fiillerin sı k çatı nı klı ları türeten ek: tart-akla- , it-ekle- vb. akla fenalıvermek k * çok ş ı aş rmak, çı racak gibi olmak, zı ldı vanadan çı kmak. akla gelmedik * düş ünülemeyen. akla gelmeyen başgelir a * insan ummadı, düş ğ ı ünmediğş i eylerle daima karş abilir. ı laş akla gelmez * hatı rlanamaz, düş ünülemez. akla hayale gelmez * inanı lmaz. akla karayı seçmek * (bir işbaş ncaya değ çok sıntı i arı in) kı çekmek, güçlüklerle karş mak. ı laş akla sı gibi ğ ar * aklı kabul edebileceğbiçimde, makul. n i akla sı ğ (veya sı mak ğ mamak) * inanı gibi olmamak. lacak akla yakı n * aklı benimseyebileceğ aklıkabul edebileceğ n i, n i. akla yatkı n * uygun, akıca, makul. llı akla zarar (veya ziyan) * çok ş ı aş lacak, ş kı ğ uğ aş nlı ratacak (ş a ey). aklama * Aklamak iş ibra. i,

aklama belgesi * Alacak verecek kalmadını ğ gösteren belge, ibraname. ı aklamak * Suçsuz veya borçsuz olduğ yargına vararak birini temize çı u sı karmak, tebriye etmek, ibra etmek. * Baş lı arıgösterilmek, değ olarak nitelendirilmek. erli * Suları bir denize veya göle gönderen bölge, maile. nı * Bir dağ rasın yamaçları her biri. sı nı ndan * Aklanmak iş i.

aklan

aklanma

aklanmak * Ak olmak, temizlenmek.

* Bir dava sonunda temiz ve iliş çı iksiz kmak, temize çı kmak, beraat etmek. aklaş ma * Aklaş iş mak i. aklaş mak * Ak duruma gelmek, ağ armak, beyazlaş mak.

aklaşrma tı * Aklaşrmak iş tı i. aklaşrmak tı * Aklaş nı lamak, beyazlaşrmak. ması sağ tı aklen * Akı l icabı l gereğ , akı ince. aklevrek aklı * Tatlı levreğ su i. * Akı bulunan, ak renkli.

aklı almamak * anlayamamak, kavrayamamak. * bir ş olabileceğ inanmamak. eyin ine * uygun bulmamak. aklı ı gelmek baş na * davranı nıyanlı ğ sezerek doğ yolu bulmak. ş n ları şı lını ru * ayı lmak, kendine gelmek. aklı ı baş nda * sürekli akı davranan. llı * doğ dürüst, kusursuz. ru aklı ı olmamak baş nda * iyi düş ünebilir durumda olmamak. aklı ı bir karıyukarı baş ndan ş (veya yukarı da) * düş ünmeden aklı geleni yapan. na aklı ı gitmek baş ndan * çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağ ş ı ı aş nı rmak. aklı ka yerde olmak baş * baş ş düş ka eyler ünmek. aklı yerde olmak bir * düş ünülmesi gerekenden baş bir ş düş ka ey ünmek. aklı bokuna karı ş mak * korkudan ş ıp ne yapacağ bilememek. aş rı ı nı aklı kmak çı * titizlikle üzerinde durmak, çok korku geçirmek, çok korkmak. aklı ı dağ lmak * düş ünceyi belli bir konu, sorun üzerinde toplayamamak. aklı durmak * düş ünemez bir duruma gelmek, ş ı aş rmak.

aklı ermek * anlayabilmek. * akı olgunlaş lca mak. aklı evvel * Akı geçinen. llı aklı bir ş olmak fikri eyde * bütün düş ündüğ bir konuda yoğ mak. ü unlaş aklı gitmek *şı aş rmak, korkmak. * çok beğ enmek, bayı lmak. aklı kalmak * beğ enilen bir ş düş eyi ünmekten kendini alamamak. aklı karalı * Akı karası ve olan, beyazlı siyahlı . aklı ş karı mak * ne yapacağ bilememek, ş ı ı nı aş rmak, bocalamak. aklı kesmek * bir ş olabileceğ inanmak. eyin ine aklı kesmemek * sonucu tahmin edememek, ilerisini görememek. aklı ra sı * aklı sandına göre, düş üne göre, umduğ göre. nca, ğ ı ünüş una aklı ra sı * Aklı nca.

aklı sonradan gelmek * verdiğkararıyanlıolduğ anlayıvazgeçmek. i n ş unu p aklı lmak takı * zihni bir ş uğ mak. eyle raş aklı ayar tam * aklı yerinde. aklı yatmak * anlamaya baş lamak, olacağ inanmak, tatmin olmak. ı na aklı vanadan çı zı kmak * delirmek, aklı oynatmak. nı aklı evvel * Densiz, münasebetsiz, sağ duyu sahibi olmayan. * Kendisini en akı sanan. llı * Ak olma durumu. * Kadı n makyaj için yüzlerine sürdükleri beyaz bir sı, düzgün. nları vı

aklı k

aklı gelen baş geldi ma ı ma * olması korktuğ ş oldu. ndan um ey

aklı mda! söz.

* lâdes oyununa katı lanlardan biri ötekine bir ş verirken karş ey ı dakinin "unutmadı anlamı söylediğ m" nda i

aklı birş gelmek na ey *ş üphelenmek. aklı düş na mek * hatı rlamak. * kafası bir düş doğ nda ünce mak. aklı esmek na * daha önce düş ünmemiş olduğ ş birden yapmaya karar vermek. u eyi aklı geleni söylemek na * rastgele konuş mak. aklı geleni yapmak na * her istediğ düş ini ünmeden yapmak istemek. aklı gelmek na * hatı rlamak, anı msamak. * bir ş yapmayı ünmek, tasarlamak. eyi düş aklı getirmek na * hatı rlatmak. * düş ünmek. aklı koymak na * bir ş yapmaya kesin olarak karar vermek. ey * kararlaşrmak, çok istemek. tı aklı koymak na * bir kimse birine, bir ş telkin etmek. ey aklı sı rmak na ğ dı * bir ş olabileceğ inanmak, aklı eyin ine almak. aklı sı na ğ mamak * anlayamamak, kavrayamamak. * olabileceğ inanmamak. ine aklı ş ayı (veya ş arı na aş m aş m) * adı geçen kimsenin akı zca bir davranı bulunduğ anlatı lsı ş ta unu r. aklı takmak (veya aklı takmak) na nı * sürekli olarak bir ş düş eyi ünmek, bir düş ünceye saplanı kalmak. p aklı turp sı m na kayı * birinin düş üncesini ve yaptını enmemek. ğ beğ ı aklı tükürmek na * birinin düş üncesini beğ enmemek, kı namak. aklı uymak na * birinin uygun olmayan görüş göre iş üne yapmak, davranmak. aklı vurmak na * birden düş ünüvermek. aklı yelken etmek na * düş üncesizce davranmak veya aklı geleni hemen yapmak. na

aklı nca

* (küçümseme yollu) Düş üncesine göre, aklı ra. sı

aklı kalmak nda * unutmamak. * hatı rlamak. aklı olsun! nda * unutma!. aklı tutmak nda * öğ renmek, bellemek. * unutmamak. aklı çı ndan karmamak * devamlı rlamak, hiç unutmamak. hatı aklı çı ndan kmak * unutmak. aklı geçirmek ndan * bir ş yapmayı ünmek, tasarlamak. ey düş aklı geçmek ndan * düş ünmek. aklı tutmak ndan * bir ş düş ey ünmek. aklı zoru olmak ndan * arada bir durum ve ş artlarıgerektirdiğgibi davranmamak. n i aklı (bir ş bozmak nı eyle) * bir ş üzerine düş hep onunla uğ ıdurmak. ey erek raş p aklı baş almak (veya toplamak, devş nı ı na irmek) * akı zca davranı lsı ş larda bulunmaktan kendini kurtarmak. aklı baş nı ı almak ndan * düş ünemeyecek bir duruma getirmek, çok ş ı aş rtmak. aklı baş yere vermek nı ka * konuş konudan baş bir ş düş olmak. ulan ka ey ünür aklı çalmak nı * ilgisini aş derecede çekmek. ı rı aklı çelmek nı * niyetinden, kararı caydı ndan rmak. * ayartmak, baş çı tan karmak. aklı kaçı nı rmak * delirmek. * gereksiz, yersiz iş yapmak. aklı oynatmak nı * çı rmak. ldı * akı şiş yapmak. l dı ler ı aklı peynir ekmekle yemek nı * ş kı ve akızca iş yapmak. aş nca lsı ler

aklı ş ı nıaş rmak * yerinde olmayan bir iş yapmak, yersiz düş ünmek. aklı takmak nı * sürekli olarak aklı ş uğ mak. bir eyle raş aklın köş nı esinden geçmemek * hiçbir zaman düş ünmemek. aklın terazisi bozulmak nı * akıca olmayan davranı llı ş bulunacak bir duruma düş larda mek. aklı bin yaş nla a * akla yakıgörülmeyen bir düş ileri sürene söylenir. n ünce aklı selim aklî akliyat * Akı l yolu ile kazanı bilgiler. lan akliye * Akı l hastalı ile ilgili hekimlik kolu. kları * Akı l hastalı ile ilgili hastahane bölümü. kları * Akı lı usçuluk, rasyonalizm. lcı k, * Akı l hastalı uzmanı kları . akma * Akmak iş i. * Reçine, çam sakı, akı rı zı ndık. * Sağ duyu. * Akı ilgili, akla dayanan. lla

akliyeci

akma hançer * Ortası oluklu hançer. akma sırı nı * Malzemenin belirli bir gerilme uygulanması sırlı kalı deformasyona uğ yla nı ve cı raması belirlenen veya toplam uzamaya maruz kalması durumundaki mukavemeti. akmak * (sı maddeler veya çok ince taneli katı vı maddeler için) Bir yerden baş bir yere doğ gitmek. ka ru * (bu gibi maddeler) Aş ı yere düş ağ ya, mek. * (sı bir madde için) Bir yerden çı vı kmak. * (bir kap veya bir yer) İ çindeki veya üstündeki sıyı zdı vı sı rmak. * Çabucak savuş ortadan kaybolmak. mak; * Art arda ve toplu olarak gitmek. * (kumaş için) Yı p iplikleri erimeye baş pranı lamak. * (zaman için) Çabuk geçmek. * (boya için) Birbirine karı ş mak. * Karı ş mak, katı lmak. * Sürüp gitmek. * Tadı güzel ve besleyici bir tür mantar, keçi mantarı (Agaricus campestris).

akmantar

akmasa da damlar * çok değ bile, az çok bir gelir veya kazanç sağ ilse lar.

akmaz

* Durgun su, gölet.

akompanyatör * Bir parça çalı ğzaman ses veya bir âletle ona katı kimse, eş eden. ndı ı lan lik akonitin akont * Bir borca karş k, hesabı ı lı daha sonra görülmek üzere yapı kı ödeme. lan smî akordeon * Üstündeki düğ melere veya tuş basarak, metal dilcikleri titretme yolu ile çalı körüklü, elde taş lara nan ı nabilir bir çalgı . * Kumaş larda makine ile yapı ş rma. lmıkı akordeoncu * Akordeon çalan kimse. akordiyon * Bkz. akordeon. akordiyoncu * Bkz. akordeoncu. akordu bozuk * Birbirini tutmayan, uyumsuz, akortsuz. akort * Bir çalgı doğ ses vermesi için ayarlama. yı ru * Armoniyi sağ layan seslerin birleş mesi. akort etmek * çalgı n seslerini ayarlamak, düzenlemek. ları akort yapmak * çalgı n tellerini, ses veren araçları ayarlamak. ları nı akortçu * Piyano ve org gibi müzik aletlerini ayarlamayı meslek edinmiş kimse. * Boğ otundan çı lan ve hekimlikte kullanı zehirli bir madde. an karı lan

akortlama * Akortlamak iş i. akortlanma * Akortlanmak iş i. akortlanmak * Akortlanmak işyapı i lmak. akortlatma * Akortlatmak iş i. akortlatmak * Akortlamak iş yaptı ini rmak. akortlu * Akordu olan, akort edilmiş . akortsuz

* Akordu olmayan, akort edilmemiş . * Birbirini tutmayan, uyumsuz. akortsuzlaşrmak tı * Radyoda bir ayar frekansı sapma meydana getirmek. nda akortsuzluk * Ses düzensizliğveya ayarsı ğ i zlı. ı * Radyoda gerçek ayar frekansı doğ değ arası ile ru eri ndaki sapma. akraba * Kan veya evlilik yoluyla birbirine bağ olan kimseler, hım. lı sı * Oluş yönünden aynı ma kaynağ dayanan ş a eyler. * Biri, diğ erinin sonucu olan ş eyler. akraba çı kmak * önceden tanı ş madan veya bilmeden konuş akraba oldukları anlamak. arak nı akraba diller * Aynı dilden gelen diller. ana akraba olmak * evlilik yoluyla yakı k kurmak. nlı akrabalı k * Akraba olma durumu. akran akranlı k * Akran olma durumu, yaş k. ı tlı akreditif * Belirli bir nicelikteki para için, bir bankanı yükümlülüğ altı üçüncü bir kişyararı bir baş n ü nda, i na ka bankada veya aracında açtılan kredi. sı rı * Kredi mektubu. Akrep * Zodyak üzerinde Terazi ile Yay burçları nda yer alan burç. Zodyak. arası akrep * Akreplerden, sı ve nemli yerlerde yaş cak ayan, kı k ve kalkıkuyruğ vrı k unda zehirli bir iğ olan böcek nesi (Scorpio). * Saatin iki ibresinden küçüğ ü. akrep gibi * her fı rsatta sözleriyle baş nı kaları incitme veya onlara kötülük etme durumunda olan. akrepler akrobasi akrobat * Örümceğ imsilerin, örneğakrep olan takı . i mı * Cambazlı akrobatlı k, k. * Cambaz. * Yaş denk, yaş boydaşöğ ça ı t, , ür.

akrobatlı k * Cambazlı k. akromatik

* Beyaz ığçözümlemeden geçiren, renksemez. şı ı * Hücrede boyayı kabul etmeyen (bölüm). akromatik iğ iplik * Mitozun ilk evresi sonunda bütün hücrelerde beliren ve hücre boyaları pek boyanamayan iğ yla biçimindeki oluş um. akromatin * Hücre çekirdeğiçindeki ince iplikçiklerden yapı şkromatin ile boyanmamıolan kromozomları i lmı , ş oluş turan bölüm. akromatopsi * Bkz. renk körlüğ ü. akromegali * Genel geliş bittikten sonra el, çene, burun gibi vücudun sivri kımları me sı ndaki kemiklerin kalı ması nlaş , büyümesi veya uzaması . akropol * Eski Yunan ş ehirlerinde, en önemli yapı n ve tapı ları nakları bulunduğ iç kale. n u akrostiş * Her dizenin ilk harfi yukarı aş ı doğ okununca ortaya bir söz çı dan ağ ya ru kacak biçimde düzenlenmiş manzume, muvaş tevş ş ah, ih. aks aksak * Dingil. * Aksayan, hafifçe topallayan. * İ gitmeyen, iyi iş yi lemeyen. * Türk müziğ oldukça kı bir usul. inde vrak * Eski Yunan ve Lâtin ş ölçüsünde, sondan bir önceki hecesi kı olacak yerde uzun olan dize. iir sa

aksak eş yüksek dağ çılmaz ekle a kı * eksik araçlarla sağklı yapı lı iş lmaz. aksakal * Köyün veya mahallenin ihtiyar heyetinde olan kimse. * Ermişevliya. , * Aksak olma durumu. * Kımlar. sı * Aksamak iş i. * Hafif topallamak. * (bir işGereğgibi yürümemek, geri kalmak. ) i aksan * Bir ülkenin insanları veya bir çevreye özgü söyleyiş na özelliğ i. * Vurgu, kelime vurgusu, grup vurgusu. aksanı bozuk * Bir dildeki kelimeleri doğ söyleyemeyen. ru aksata

aksaklı k aksam aksama aksamak

* "alma ve verme" Alıveriş ş . aksatı ş * Aksatmak iş i veya biçimi. aksatma aksatmak aksayı ş akse * Hastalınöbeti, kriz. k aksedir * Kaplaması mobilyacı kullanı açıkahve rengi öz odunlu olan bir ağ (Thuya occidentalist). lı kta lan, k aç * Aksatmak iş i. * Aksaması yol açmak, bir işgereğgibi yürütmemek. na i i * Aksamak iş i veya biçimi.

akselerograf *İ vmeyazar. akselerometre *İ vmeölçer. akseptans * Yabancı ülkelerde okuyacak öğ renciler için gönderilen kabul belgesi. * Poliçelerin üzerine "kabulümdür" biçiminde yazı altı larak imzalanan açı klama. aksesuar nesne. * Bir aletin, bir makinenin iş levine katı lmayan, ancak kendine özgü ayrı yararı bir bulunan alet, araç veya * Konunun gerektirdiğölçüde kullanı bir sahne içinde yer alan veya oyuncunun dekor gereğkullandı i lan, i ğ ı çeş eş itli ya. * Kadıgiyiminde giysiyi bütünleyen ayakkabı n , çanta, kemer, ş apka, eldiven, mücevher gibi eş ya. aksesuarcı * Aksesuarı rlayan kimse. hazı * Aksesuar kullanması seven. nı aksetme aksetmek * Aksetmek iş i. * (ses) Bir yere çarpıgeri dönmek, yankı p lanmak, yankı vermek. * (ık) Bir yere vurmak. ş ı * (bir ık veya bir ş Düz ve parlak bir yüzeye çarpıorada aynen görünmek, yansı ş ı ekil) p lanmak. * Ulaş yayı mak, lmak, duyulmak. * Evirmek, tersine çevirmek.

aksettirme * Aksettirme iş i. aksettirmek * (sesi) Yankı lamak. * (ığ Yansı şı ı) tmak. * Haberi, durumu, ulaşrmak, yaymak, duyurmak. tı aksık rı * Herhangi bir sebeple burun zarın gıklanması nı cı sonucu solunum kasların birdenbire kası yla ağ ve nı lması ı z burundan hı , gürültülü soluk boş zlı alması , aksı hapş olayı rma, ı hapş k. rma, ı rı

aksıklı rı * Aksığ tutulmuşaksığolan, sısıaksı hapş klı rı a , rı ı k k ran, ı . rı aksıklıksıklı rı tı rı * Yaş, hastalı . lı klı aksış rı aksı rma * Aksı rmak iş i. aksı rmak * Burun zarların gıklanması solunum kasların birdenbire kası nı cı ile nı lması üzerine, ağ ve burundan hı , ı z zlı gürültülü soluk boş altmak, hapş ı rmak. aksı rtma * Aksı rtmak iş i. * Aksı aksı biçimi. rma, rma

aksı rtmak * Birinin aksı na sebep olmak, hapş rması ı rtmak. aksi * Ters, zıkarş olumsuz, menfi. t, ı t, * Uygun olmayan. * İ , hı n, huysuz. natçı rçı * Olumsuz bir biçimde, ters ve kı n olarak. zgı * istenmediğhâlde, aksilik olarak. i

aksi aksi aksi gibi

aksi hâlde * yoksa, öyle olmazsa. aksi ş eytan * iş yolunda gitmediğzaman "ne kadar ilgisiz, münasebetsiz" anlamı kullanı ler i nda lı r. aksi takdirde * yoksa, aksi hâlde. aksi tesadüf * "ş zlı bak" anlamı kullanı anssı ğ a nda lı r. aksilenme * Aksilenmek iş i. aksilenmek * Aksileş mek, huysuzlanmak. aksileş me * Aksileş iş mek i. aksileş mek * Huysuzlanmak, huysuzluk etmek, ters davranmak, inatçı etmek. lı k aksiliğtutmak i * güçlük çı karmak, inadı direnmek. nda aksiliğüstünde i

* olumsuz davranı. ş lı aksilik * Terslik, inatçı huysuzluk. lı k, * Bir iş yolunda gitmemesi durumu, uygunsuzluk, elveriş in sizlik. aksilik çı kmak * engel ortaya çı kmak. aksilik etmek * güçlük çı karmak, uyuş maya yanaş mamak, huysuzluk etmek, inatçı etmek, ters davranmak. lı k aksine aksiseda aksiyom * Kendiliğ inden apaçıolan ve böyle olduğ için öteki önermelerin ön dayanağolan temel önerme, belit, k u ı mütearife. aksiyon * Bir kuvvetin, maddî bir etkenin, bir düş üncenin ortaya çı kması . * İ etkinliğ veya iradesinin açı çı nsan inin ğ kması a . * Hareket, iş . * Bir oyuncunun sahne üzerindeki hareketi, bu hareketten ortaya çı geliş kan im. * Oyunun teması geliş başca olay, hikâye, geliş nı tiren lı im. * Sermayenin belirli bir bölümü. * Hisse senedi, pay senedi. aksoğ an akson * Sinir uyarmaları sinir hücresinden ileriye uzatmaya yarayan, sinir hücrelerinin uzantı ndan en belirli ve nı ları uzun olanı . aksona * Vurgun hastalına karşuygulanan emniyet durakları ğ ı ı . aksöğ üt aksu aksungur * Söğ ütgillerden, kabukları eczacı kullanı bir söğ türü (Salix alba). lı kta lan üt * Gözdeki billûr cismin saydamlını ğ yitirerek ağ ı arması ileri gelen körlük, ak basma, perde, katarakt. ndan * Akdoğ an. * Ada soğ . anı * Tersine. * Yankı .

aksülâmel * Tepki, reaksiyon. akş am * Gündüzün son ve gecenin ilk saatleri. * Gece. * Akş vakti kı namaz. am lı nan

akş ahı sabah çayı am ra ra * hayatta yiyip içip yatmaktan baş kaygıolmayanlar için söylenir. ka sı akş akş am am

* Akş n olduğ ş dar zamanda. amı u u akş azadı am * Ders çış ders paydosu. kı, ı akş ezanı am * Günün dördüncü namaz vaktini bildiren ezan; güneş battı sı in ğ ralar. ı akş gazetesi am * Baskı öğ sı leden sonra, özellikle akş doğ yapı gazete. ama ru lan akş güneş am i * Etkisi azalmıgün ığ ş şı ı. * Yaşlıdönemi. lı k akş karanlı am ğ ı * Alaca karanlı k. akş namazı am *İ kindi ile yatsı namazı nda kı namaz. arası lı nan akş pazarı am * Pazarlarda, iş portalarda akş doğ tezgâhta kalmımallarıucuz fiyatla satı ı ama ru ş n lı. ş akş piyasası am * Akş üzerleri belli bir yerde yapı gezinti. am lan akş saati am * Akş vakti, akş am amleyin. akş simidi am *İ kindi üzeri çı lan sı susamlı karı cak, simit. akş yeli am * Akş amları serin rüzgâr. esen Akş Yı zı am ldı * Venüs, Çulpan. akş doğ ama ru * Gündüzün akş yakıbir zamanı ama n nda. akş kadar ama * bütün gün, ara vermeden. akş kalmak ama * (işgecikmek, bitmemek. ) akş sabaha ama * Neredeyse, pek yakı kı bir zaman içinde. nda, sa akş amcı * Akş amları içme alı ğ olan kimse. içki ş kanlında ı * Çalı ş akş rastlayan. ması ama * Çalı ş maları daha yoğ olarak akş saatlerinde yapan. nı un am akş lı amcı k * Akş olma durumu. amcı akş lıetmek amcı k * akş lar içki içmek amacı bir araya gelmek. amcı yla

akş amdan * akş olmak üzere iken, akş doğ am ama ru. akş amdan akş ama * Her akş üst üste. am akş amdan kalmı(veya kalma) ş * geceki sarhoş un mahmurluğ taş luğ unu ı yan. akş amdan kavur, sabaha savur * kazandını ğ günü gününe harcayan tutumsuz kimselerin durumunu anlatmak için kullanı ı lı r. akş amdan sonra merhaba (veya sabahlar hayrolsun) * iş ten geçtikten, olan olduktan sonra gösterilen ilgi için söylenir. iş akş bulmak (veya akş etmek) amı amı * akş amlamak, günü bitirmek. akş n iş sabaha (veya yarı bı amı ini na) rakma * bu gün yapı lması gereken bir işertesi güne bı i rakmak sakı dı ncalır. akş amki * Akş olan, akş yapı am am lan.

akş amlama * Akş amlamak durumu, iş i. akş amlamak * Bütün günü bir yerde veya bir iş geçirerek akş eriş akş bulmak. te ama mek, amı * Akş bir yerde geçirmek. amı * (ay) Dolun ay durumundan sonra geç doğ mak. akş amlar (veya akş ş am erifler) hayrolsun! * akş vakti kullanı esenleme sözü, iyi akş am lan amlar!. akş amları * Akş vakti. am * Her akş am. akş amlatma * Akş amlatmak iş i. akş amlatmak * Akş yaptı amı rmak, akş buldurmak veya ettirmek. amı akş amleyin * Akş saatlerinde, akş olduğ am am unda, akş vakti. am akş sabahlı amlı * Her akş ve her sabah. am akş k amlı * Akş özgü olan, akş için. ama am akş k sabahlı amlı k * Nerede ise, kaçılmaz sonuç pek yakı nı n. akş amsefası * Gecesefası . akş amüstü * Güneş battı sı in ğ ralarda, akş doğ akş yaklaş ı ama ru, am ı rken.

akş amüzeri * Bkz. akş amüstü. akş ı n * Kı nda ve gözlerinde, bazen de derisinde doğ tan boya maddesi bulunmadı için her yanı olan lları uş ğ ı ak (hayvan veya insan) çapar, albino. akş k ı nlı aktar * Akş olma durumu. ı n * Baharat, ev ilâçları , gereçleri satan kimse veya dükkân. * Anadolu'da iğ iplik, baharat, zarf, kâğ tütün vb. satan kimse veya dükkân. ne, ı t, * Dam kiremitlerini aktarıkıkları p rı yenileyen kimse. * Voleybolda öbür oyuncularıvurması topu, ağ üzerine yükselten oyuncu. n için ı n * Görüntüyü bir bölgeden baş bir bölgeye ileten araç. ka

aktarı cı

aktarı lma * Aktarı iş lmak i. aktarı lmak * Aktarmak iş konu olmak. ine aktarı m * Aktarma işnakil. i, aktarı ş aktariye aktarlı k aktarma * Aktarmak iş i. * Bir taş baş bir taş geçme. ı ttan ka ı ta * Sürülmemiş tarlayı veya ikinci kez sürme. ilk * Alı , iktibas. ntı * Bir oyuncunun topu kendi takı ndan bir baş oyuncuya göndermesi. mı ka * Arı bir kovandan ötekine geçirme. ları * Bir hesaptan baş bir hesaba para havale etme, virman. ka aktarma etmek * aktarmak. aktarma yapmak * bir taş ötekine geçmek. ı ttan * bütçede bir bölümden baş bir bölüme ödenek geçirmek. ka aktarmacı * Aktarma iş yapan kimse. ini aktarmacı lı k * Aktarma işaktarma iş uğ ma. i, iyle raş aktarmak * Bir yerden, bir kaptan baş bir yere veya kaba geçirmek. ka * Aktarmak işveya biçimi. i * Aktarı sattı ş n ğ eyler. ı * Aktarı yaptı iş n ğ . ı

* Bir ş yolunu, yönünü değtirmek. eyin iş * Bir kitaptan veya bir yazı bir bölümü almak, iktibas etmek. dan * Bir dilden baş bir dile çevirmek, tercüme etmek. ka * Çatı kiremitlerini gözden geçirerek kık ve bozuk olanların yerlerine sağ rı nı lamları koymak. nı * Sürülmemiş tarlayı ve ikinci kez sürmek. ilk *İ letmek; bildirmek. * Bir tekniğ göre biçimlendirmek, uyarlamak. e * Bir kitabı , daha çok Kur'an'ı ı sonuna kadar okumak. baş ndan aktarmalı * (taş için) Belli bir süre sonra inilip baş bir taş binilmesini gerektiren. ı tlar ka ı ta aktarması z * (taş için) Belli bir süre sonra inilip baş bir taş binilmesini gerektirmeyen. ı tlar ka ı ta aktartma * Aktartmak işyaptı i rmak.

aktartmak * Aktarmak işyaptı i rtmak. aktavş an aktif * Bir cins iri çöl sı (Jaculus). çanı * Etkin, canlı , hareketli, çalı ş kan. * Etkili, etken. * Bir ticarethanenin, ortaklın para ile değ ğ ı erlendirilebilen mal ve hakların tümü. nı * Etken. * Etken fiil. aktif metot * Öğ rencilerin, kiş çalı isel ş maları ve iş nı yapma yeteneklerini geliş tirmeyi sağ layan bilimsel yöntem. aktif rol oynamak * etkili olmak. aktif taş ı ma * Bir maddenin hücre zarı enerji harcanarak hücre içine veya dına taş ndan ş ı ı nması . aktifleş me * Aktif duruma gelme. aktifleş mek * Canlı hareketli, etkili olmak, aktif duruma gelmek. aktifleş tirme * Aktifleş tirmek iş i. aktifleş tirmek * Aktifleş mesini sağ lamak, aktif duruma getirmek. aktiflik * Etkinlik. aktinit * Aktinyum, toryum, protaktinyum, tulyum, plûtonyum, amerikyum, küryum ve berkelyum radyoaktif elementlerinin ortak adı . aktinoloji

aktif fiil

* Güneşş nıhem insan hem de bütün canlı üzerinde etkisini inceleyen bilim dalı ınların ı lar . aktinyum * Atom numarası atom ağ ğ 227 olan, radyoaktif bir element.Kı 89, ı ı rlı saltması Ac. aktinyumlu * Özünde aktinyum bulunduran. aktivite aktivizm aktör * Erkek oyuncu. * Olduğ undan baş türlü görünen kimse. ka aktöre * Ahlâk. aktörlük * Aktörün görevi, aktörün yaptı iş ğ . ı * Olduğ undan baş türlü görünme, kendini baş türlü gösterme. ka ka * Kadıoyuncu. n * Güncellik. * Günün olayı konusu. veya * Etkinlik. * Etkincilik.

aktris aktüalite

aktüalitesini kaybetmek * güncelliğ yitirmek. ini aktüalizm * Geçmiş jeolojik olaylarıbugünkülere bakarak açı n klanabileceğ ileri süren öğ edimselcilik. ini reti, * Kuvveden fiile geçmiş olan hâl (Aristo felsefesi). aktüel * Güncel, ş imdiki. * Edimsel. * Azgı kı n (hayvan). n, zgı * Fizik biliminin konusu ses olan kolu, yankı bilimi. * Kapalı yerde seslerin dağ m biçimi, ses dağ mı bir ı lı ı , yankı m. lı lanı akut *İ lerlemişş , iddetli, acil (hastalı k). akuzatif akü * Yükleme durumu. * Akümülâtörün kı lmıadı saltı ş .

akur akustik

akümülâtör * Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depo eden, istenildiğ bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz, inde akı mtoplar.

aküpunktür * Vücudun belirli noktaları genellikle altıiğ batı yapı Çin'de yayı ş na n ne rarak lan lmıolan tedavi. akva * Kuvvetli, sağ lam. * Bir tür sı ve köstekli bı rmalı çak. * Kavimler. * Sulu boya resim.

akvam akvarel

akvaryum * Tatlı tuzlu su hayvanların, su bitkilerinin yapay bir ortamda beslendiğcam su kabı veya nı i . akvaryumcu * Akvaryum iş uğ an kimse. iyle raş akvaryumculuk * Akvaryumcunun mesleğ i. * Süs balı beslemeciliğ ğ ı i. akya balı ğ ı * Uskumrugillerden, ufak pullu, 10-15 bazen de 50-60 kg gelen bir balı akbalı(Lichia amia). k, k akyuvar * Kan ve lenf gibi vücut sıları bulunan çekirdekli, yuvarlak hücre, lökosit. vı nda

akzambak * Zambakgillerden, süs bitkisi olarak yetiş tirilen, çiçeğdiş yüz şlerinin tedavisinde kullanı bir bitki i ve iş lan (Lilium candidum). Al * Alüminyum'un kı saltması . al al * Aldatma, düzen, tuzak, hile. * Kanırengi, kıl, kı zı n zı rmı. * Bu renkte olan. * (at donu için) Dorunun açı, kıla çalan. ğ zı ı * Yüze sürülen pembe düzgün, allı k.

al (veya alı n) * iş te. al (veya kanlı ) gömlek gizlenemez * gizli tutulması olmayan ş için söylenir. elde eyler -al- / -el*İ simden fiil türeten ek. -al / -el *İ simden sı türeten ek: gen-el, gövel (< gök-el), güz-el (<gözel), doğ öz-el vb. fat -al,

al basmak * loğ albastı usa hastalına tutulmak. ğ ı al bayrak (veya sancak)

* Türk bayrağ ı . al benden de o kadar * ben de aynı durumdayı veya ben de aynı üncedeyim. m düş al birini, vur ötekine (veya birine) * hiçbiri işyaramaz, hepsi bir ayarda. e al elmaya taş çok olur atan * değ kimselere sataş çok olur. erli an al giymedim ki alı m nayı * "bu iş hiçbir ilgim olmadı için söylenen sözleri kendi üzerime almadı anlamı kullanı le ğ ı m" nda lı r. al gülüm ver gülüm * iki sevgilinin birbirine sevgi gösterisinde bulunmaları . * bir kimseye yapı hizmetin hemen karşğ bekleme durumu. lan ıı lını al kan * Doymuş alifatik hidrokarbonları genel adı n , parajin. al kanlara boyanmak * yaralanmak, vurularak ölmek; ş olmak. ehit al karı sı * Loğ usalara musallat olarak onları duğ sanı görüntü. boğ u lan al kiraz üstüne kar yağ ş mı * düş ünülmeyen, beklenilmeyen ş eylerin de olabileceğ anlatı ini r. al sana bir daha * yeni bir aksilik olunca bezginlik bildirmek için "iş anlamı söylenir. te" nda al takke ver külâh * uzun bir çekiş meden sonra, çekiş çekiş e e. * araları ndaki senli benli iliş sürdürerek. kiyi ala * Karık renkli, çok renkli, alaca. ş ı * Açıkestane renginde olan, elâ (göz). k * Kekliğ boynundaki siyah halka. in * Alabalın kı lmıadı ğ saltı ş . ı * İ pek iyi. yi,

âlâ

-ala- / -ele* Fiilden sı k (tekerrür) çatıtüreten ek: çalk-ala-, ş -ala-, silk-ele-, it-ele-, kak-ala-, kov-ala- vb. klı sı aş ala ala * Toplu olarak yapı iş lan lerde bağş söylenen ala ala hey! ünleminde geçer. rı arak

ala alaya kalkmak * bağş gürültü etmeye kalkmak. rı arak ala gün ala sulu * Yeni olgunlaş maya baş ş lamı(meyve). * İ piş yi memişsuluca (yemek). , * Yazı güneş n bulut arkası kaldında oluş gölgeli durum. nda ğ ı an

ala tav

* Az tavlı yaş kuru olan (toprak). , yarı yarı

ala tavlı * Bitkinin çimlenmesi için yeterli tavı bulmamı(toprak). ş * İ piş yice memiş (yemek). Ala Yuntlu * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. uz alabacak * Ayağsekili (at). ı * Ara bozucu, dönek, uğ ursuz (kimse). alabalı k * Ala balı kgillerden, soğ ve duru sularda yaş uk ayan, eti turuncu ve lezzetli, 250 gr dan 2 kg a kadar gelen bir tatlı balı (Trutta faris). su ğ ı alabalı kgiller * Omurgalı hayvanlardan, kemikli balı n bir familyası kları . alabanda * Deniz teknelerinin iç yanları , borda karş . ı tı

alabanda ateş * Geminin bir yanı bulunan toplarla birden ateş nda edilmesi komutu. alabanda etmek * dümeni sağ veya sola, sonuna kadar çevirmek. a alabanda iskele * Dümeni sol yana doğ sonuna kadar çevirme komutu. ru alabanda sancak * Dümeni sağ yana doğ sonuna kadar çevirme komutu. ru, alabanda vermek * azarlamak, paylamak, haş lamak. alabandayı yemek * adamakı azarlanmak. llı alabaş * Turpgillerden, ş algama benzeyen bir bitki. alabildiğ ine * Sırsı uçsuz bucaksı nı z, z. * Aş derecede, gereğ ı rı inden çok. * Olanca hı ile. zı alabora * Geminin devrilecek kadar yan yatması . * Bir serenin yatay durumdan düş duruma getirilmesi. ey * Selâmlamak için filika küreklerinin yukarı kaldılması ya rı . * Balı toplamak için dalyan ağ n yukarı alı ğ ı ı nı ya nması . alabora olmak * tekne, sandal vb. deniz araçları devrilip ters dönmek. * iş alt üst olmak. ler alabros * Fı gibi dik kesilmiş rça (erkek saçı ).

alaca

* Birkaç rengin karımı oluş renk. ş ndan ı an * İ veya daha çok renkli. ki * Birkaç renkli iplikten yapı ş lmıdokuma. * Ağ ilk olgunlaş meyve. açta an * Keklik, bı rcıgibi kuş avlamak için kullanı iki renkli bez. ldı n ları lan * Meyvelere, daha çok üzüme düş ben. en * Kötü huy. * Aş ure.

alaca aş alaca bulaca * Çok karık renkli. ş ı alaca düş mek * (meyve) olgunlaş maya baş lamak. alaca karanlı k * Güneş madan önce veya battı hemen sonraki aydı k, yarı doğ ktan nlı karanlı k. alacabalı l kçı * Balı lgiller familyası kçı ndan, uzunluğ 50 cm, kül rengi, akla kara karık, sazlı u ş ı klarda yaş bir kuş ayan türü (Ardeola ralloides). alacağolmak ı * birinden alı nacak parası olmak. * vakit darlından bir öneriyi kibarca geri çevirmek. ğ ı alacağolsun! ı * "günün birinde ondan öcümü alım" anlamı göz korkutma sözü. rı nda alacağ olsun da ala kargada olsun ı m * alacaklı olmak iyi bir ş eydir. alacağ ş ı ahin, vereceğ karga (veya kuzgun) na ine * alı kolaylıgösteren, verirken de güçlük çı rken k karan kimse. alacağ tutmak ı na * bir ş vereceğ veya borca karş k saymak. eyi e ı lı alacak * Bir hesap gereğ daha alı ince nmamıolan para, mal veya baş ş matlûp. ş ka ey, * Para verilerek alı nacak ş ey. alacak verecek * alıveriş kisi. ş iliş alacakarga * Saksağ an. alacaklı * Birinden alacağolan, borçlu karş . ı ı tı * Birinden alacağolan kimse. ı

alacaklı kmak çı * alacağvereceğ ı inden çok olmak. alacaklı olmak * birinden alacağbir ş bulunmak. ı ey

alacalama * Alacalamak iş i. alacalamak * Renk renk, benek benek boyamak. alacalandı rma * Alacalandı rmak iş i. alacalandı rmak * Alaca duruma getirmek. alacalanma * Alacalanmak iş i. alacalanmak * Alaca bir duruma gelmek. * Eriyen karlar arası yer yer toprak görünmek. ndan * Herhangi bir heyecan dolayıyla benzi kı p bozarmak, renkten renge girmek. sı zarı alacalı * Alaca, rengârenk.

alacalı bulacalı * Çok karık ve çiğ ş ı renkli, alaca bulaca. alacalı k * Alacalı olma durumu. * Renkli ve renksiz kı n bütün vücutta düzenli ş lları ekilde dağ ı lmayarak büyük ve küçük parçalar hâlinde birleş mesiyle meydana gelen bir at donu. alacamenekş e * Hercaî menekş e. alacasansar * Benekli sansar türü. alaçam alaçı k * Rengi kıla yakıbir çam türü (Picea excelsa). zı n * Üzeri dal ve hası örtülmüş rla kulübe, çardak. * Keçeden yapı çadı lan r. * Frenklerin töre, âdet ve hayatı uygun, Frenklerle ilgili, alaturka karş . na ı tı * Avrupa uygarlını ğ benimsemişAvrupa eğ ı , itimiyle yetiş (kimse). miş * Alafranga saat.

alafranga

alafranga müzik * Batı nda ve ölçülerinde yapı ş tarzı lmımüzik. alafranga saat * Günü 24 saat sayarak, günün baş ş gece yarı 01 olarak kabul eden saat sistemi. layını ı sı alafranga tuvalet * Batı nda kapaklı tarzı , üzerine oturulabilen klozetli tuvalet. alafrangacı * Alafranga hayatı benimsemiş olan. alafrangacı lı k

* Alafrangacı olma durumu. alafrangalaş ma * Alafranga usulleri benimseme, alafranga olma. alafrangalaş mak * Alafranga olmak, alafranga davranmak. alafrangalaşrma tı * Alafrangalaşrmak iş tı i. alafrangalaşrmak tı * Alafrangalaş na sebep olmak. ması alafrangalı k * Alafranga olma durumu. alâgarson * Kı kesilmiş sa saç. * Oğ saçı lan biçiminde kesilmiş (kadısaçı n ). alageyik * Geyikgillerden, postu benekli, erkeklerinin boynuzları doğ kürek biçiminde geniş uca ru leyen, Güney Avrupa ve Kuzey Afrika'da yaş bir cins geyik, sın (Dama dama). ayan ğ ı alâimisema * Gök kuş ı ağ . -alak / -elek * Fiilden sı türeten ek: yat-alak, as-alak, çök-elek vb. fat alâka *İ lgi. * Gönül bağ ı .

alâka çekmek (toplamak veya uyandı rmak) * ilgi çekmek. alâka duymak * ilgi duymak. alâkabahş *İ lgilendirici, ilgi çeken, ilginç. alâkadar * İ ilgili bulunulan. lgili,

alâkadar etmek * ilgilendirmek. alâkadar olmak * ilgilenmek. alâkalandı rma * Alâkalandı iş rmak i. alâkalandı rmak *İ lgilendirmek. alâkalanma * Alâkalanmak iş i.

alâkalanmak *İ lgilenmek. * Gönül bağ lamak, yakı k duymak. nlı * Bir ş çekici gelmek; zevk almak. ey alâkalı alakarga *İ lgili. * Kargagillerden, iri gövdeli, ötücü, tüyleri alacalı kuş bir türü, kestane kargası (Garrulus glandarius). * Saksağ an. * Yemek listesinden seçilen, fiyatları ayrı ayrı hesaplanan (yemek), tabldot karş . ı tı * Yemek listesinden yemek seçerek. *İ lgisiz, ilgisi olmayan.

alâkart

alâkası z

alâkası k zlı *İ lgisizlik. alâkayı (veya alâkası) kesmek nı * ilgiyi, ilgisini kesmek, iliş kalmamak, ayrı kisi lmak. alâkok alalama alalamak etmek. alamana * Rafadan. * Alalamak iş kamuflâj. i, * Beneklerle, çizgilerle veya renklerle bezeyerek bir ş bulunduğ çevreye uydurmak, maskelemek, kamufle eyi u

* Balıavlamakta veya yük taş k ı makta kullanı büyük kayı lan k.

alamana ağ ı * Kılardan uzak sularda avlanmak için iki alamana kayı tarafı kullanı uzunluğ 200 ile 250, yı ğ ı ndan lan, u geniş i 7 ile 25 kulaç olan büyük ağ liğ . alâmet * Belirti, iş iz, niş aret, an. * Büyüklük, irilik bakı ndan ş ı durumda olan ş mı aş lacak ey. alâmetifarika * Bazı ticaret eş üzerine konulan, o eş üreten veya satanı tan resim, harf gibi özel iş marka. yası yayı tanı aret, * Ayıcı rı nitelik, ayıcı rı özellik. alâmetifarikalı * Alâmetifarikası olan. alâminüt * Çarçabuk, anı hemen, ş ak. nda, ipş

alâminüt yemek * Kolayca hazı p tüketilebilen yemek. rlanı alan * Düz, açıve geniş meydan, saha. k yer, * Orman içinde düz ve ağ z yer, düzlük, kayran. açsı

* Bir konu veya çalı çevresi. ş ma * Yüz ölçümü. *İ çinde birtakı kuvvet çizgilerinin yayı ş m lmıbulunduğ var sayı uzay parçası u lan . * Eski Roma'da açıhava gösterisi yapı geniş k lan yer. * Bir alı merceğ net bir görüntü sağ cı inin layabildiğderinlik ve geniş in bütünü. i liğ * Yarı ş maları karş maları ve oyunlarıyapı ğyer, saha. n, ı laş n n ldı ı alan hı zı * Hareket eden bir cismi, duran bir noktaya birleş doğ parçasın birim zamanda taradı alan. tiren ru nı ğ ı alan korkusu * Bazı ilerin alan, park, sokak gibi yerlerde duydukları kiş ürkeklik hastalı, agorafobi. ğ ı alan talan * Karmakarık, allak bullak, darmadağ k. ş ı ı nı alan talan etmek * allak bullak etmek, dağ ı tmak, alt üst etmek, yağ etmek. ma alan talan olmak * her biri bir yana dağ ı lmak. alan topu * Tenis. alarga * Açı geç, yaklaş ktan ma. * Açıdeniz, engin. k * Uzaktan, açı ktan.

alarga durmak * uzak durmak, karı ş istememek, ilgisiz davranmak. mak alarga etmek * açıdenize çı k kmak, engine açı lmak. * geri çekilmek, uzaklaş mak. alargada durmak * uzakta durmak. alargadan seyretmek * Uzaktan bakmak. alârm * Bir tehlike olduğ unda bunu herkesin haber alması verilen iş için aret.

alârma geçmek * beliren tehlikeye karşdirenebilecek, dayanabilecek duruma gelmek. ı alaş ı ağetmek * birini, yetkilerini elinden alıyerinden uzaklaşrmak, atmak, kovmak. p tı * kapı yere vurmak. p alaş ı yukarı ağvur * çekişçekiş (pazarlı e e k). alaş ı m * İ veya daha çok metalden, bazı ki durumlarda metallerle, C, P, Te gibi elementlerden oluş metal an görünümünde katı sı karım. veya vı ş ı alaş ı mlama * Alaş ı mlamak iş i.

alaş ı mlamak * Çözen metale, alaş elementlerini eriterek katmak. ı m alaten alaturka * Cüzamlı , abraş . * Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatı uygun, alafranga karş . na ı tı * Bu töre ve hayatı benimsemiş (kimse). * Alaturka saat. * Düzensiz, yöntemsiz.

alaturka müzik * Türk müziğ i. alaturka saat * Güneş batında 12'yi gösterecek biçimde ayarlanmısaat, ezanî saat. in ş ı ş alaturka tuvalet * Tuvalet ihtiyacı gidermek amacı çömelme usulüne göre yapı tuvalet. nı yla lan alaturkacı * Alaturka bilen, alaturka eser veren kimse. * Türk müziğ inden yana olan. * Bu tür müziğseslendiren veya çalan, söyleyen. i alaturkacı lı k * Alaturkacı olma durumu. alaturkalaş ma * Alaturkalaş durumu. mak alaturkalaş mak * Alaturka olmak. alaturkalaşrma tı * Alaturkalaşrmak iş tı i. alaturkalaşrmak tı * Alaturkalaş nı lamak. ması sağ alaturkalı k * Alaturka olma durumu. alavandalı * Bkz. andavallı . alavere * Bir ş elden ele geçmesi. eyin * Bir ş elden ele vererek aktarma. eyi * Vapurlarda bu biçimde taş işiçin bordalarda kurulan basamaklı ı i ma iskele. * Kargaş k. alı

alavere dalavere yapmak (veya çevirmek) * hileli, düzenli bir iş yapmak, yalanla dolanla iş görmek. alavere tulumbası * Emme basma tulumbası . alavereci

* Piyasada fiyatı ünce yükselir umuduyla mal alan ve fiyat yükselince malı düş satan toptancı , vurguncu, spekülâtör. alay * Herhangi bir törende veya gösteride yer alan topluluk. * Çok kalabalı k. * Bütünü, hepsi. * Genel olarak üç tabur (süvarilerde dört veya beş bölük) ve bunlara bağ birliklerden oluş asker lı an topluluğ u. * Çok miktarda, fazla sayı da. alay alay alay * Kalabalıolarak, pek çok. k alay beyi * Albay rütbesinde jandarma alay komutanı . * Ses tonu, söz, davranıgibi yollarla biriyle, bir ş eğ ş eyle lenme; onu küçümseme.

alay etmek * bir kimsenin, bir ş bir durumun, gülünç, kusurlu, eksik vb. yönlerini küçümseyerek eğ eyin, lence konusu yapmak. alay geçmek * alay etmek. alay gibi gelmek * inanı gibi olmamak. lacak alay malay * hep birden, birlikte. alaya almak * alay etmek, eğ lenmek. alaya bozmak * alay niteliğvermek. i alaya çı kmak * askerî bir okulda baş gösteremeyerek kı gönderilmek. arı taya alaybozan * Bir çeş fitilli tüfek. it alaycı * Alay etme huyu olan, müstehzi. * Alay eden, küçümseyen, küçümseyerek eğ lenen. * Alay etmeyi huy edinmiş olma durumu.

alaycı lı k

alayı olmak nda * iş i önem vermeyerek yapmak, işş konusu yapmak. i aka âlâyı ile vâlâ * bütün gösteriş i ile. alâyiş * Gösteriş kamaşrma. , göz tı alâyiş li

* Gösteriş li. alaylı * Erlikten yetiş subay. miş * Gerekli okul eğ itimini görmeden kendini yetiş tirmiş olan (kimse), mektepli karş . ı tı * Gösteriş görkemli, debdebeli. li, alaylı alaysı * Alaya benzer, ciddî olmayan. alaz alaz alaz alaza alazlama * Alazlamak iş i. * Vücutta kıllıveya kıl lekeler belirmesi durumu. zık zı alazlamak * Bir ş yüzünü alevden geçirmek, aleve tutmak. eyin * Sı zlatmak, yakmak, acı vermek. alazlanma * Alazlanmak iş i. alazlanmak * Alazlamak iş konu olmak. ine * İ derisi için, üstünde kıllıveya kıl lekeler belirmek. nsan zık zı albasma albastı * Albastı . * Alev, yalaz. * Alev alev. * Dökülen tohumlarla ertesi yı l kendiliğ inden çı tahısoğ vb. kan l, an * Alay edici, küçümseyici, müstehzi.

* Doğ sı nda temizliğ dikkat edilmemesi yüzünden loğ um rası e usanıtutulduğ ateş hastalı loğ n u li k, usa humması , albasma. albatr albatros exulans). albay albaylı k * Albay rütbesi veya albayıgörevi. n albeni * Alı çekicilik, cazibe. m, * Kaymak taş su mermeri. ı , * Fı na kuş rtı ugillerden, 1 m uzunluğ unda, Atlantik Okyanusu'nda yaş iri bir kuş (Diomedea ayan türü

* Rütbesi yarbay ile tuğ general arası bulunan ve ası nda l görevi alay komutanlı olan üstsubay, miralay. ğ ı

albeni vermek * çekiciliğ artı ini rmak, ilgi toplamak, hoş güzel göstermek. ve

albenili

* Alı , çekici, cazibeli. mlı

albenisi olmak * çekiciliğbulunmak. i albinos albüm * Resim, fotoğ pul gibi ş raf, eyleri dizip saklamaya yarayan bir tür defter. * Herhangi bir konu ile ilgili kı açı sa klamalar verilerek resimler bası ş lmıolan kitap. * Bir sanatçın eserlerinin bir bölümünün yer aldı kaset, uzunçalar, tekerçalar. nı ğ ı albümin * Bitkilerin, hayvanları doku ve sıları bulunan, birleş karbon, oksijen, azot, hidrojen ve kükürt n vı nda imi olan, suda eriyen, beyaza yakırenkte, yapı madde. n ş kan albümin iş eme * Birçok hastalı klarda, özellikle böbrek hastalı nda idrarda albümin bulunması kları durumu, ak tutma. albüminli *İ çinde albümin bulunan. alçacı k * Çok alçak. * Akş ı n.

alçacıdağ ben yarattı demek k ları m * çok kurumlu olmak, kendini çok beğ enmek. alçak * Yerden uzaklı az olan, yüksek karş . ğ ı ı tı * Aş ı ağ yüksek olmayan (yer). , * (boy için) Kı sa. * Bile bile en kötü, en ahlâksı davranı zca ş bulunan, aş ı soysuz, namert, rezil hain. larda ağ k, lı

alçak bası nç * Barometrede 760 mm altı bulunan, kötü havaya iş olan hava durumu. nda aret alçak gerilim * Düş voltajlı ük elektrik hattı . * Değ ve gücü az olan elektrik potansiyeli. eri alçak gönüllü * (makam, para vb. durumlarda) Aş ı ağolanları kendisiyle eş tutan veya kendi değ olduğ it erini undan aş ı ağ gösteren (kimse), mütevazı . alçak gönüllülük * Alçak gönüllü olma durumu. alçak kabartma * Heykel sanatı yüzeyden çıntı az olan kabartma. nda, kı sı alçak kavuş um * Kavuş umda gezegenin güneş yer arası bulunması le nda . alçak ses * Hafif ses. * Kalı ses. n

alçak yaylak

* Devamlı oturma bölgesinde, normal tahı l ziraatı lan alanları bitişinde genellikle deniz seviyesinden yapı n iğ 900-1200 metre yükseklikteki yaylak. alçakça * Oldukça alçak. * Alçak, aş ı kimselere yaraş na. ağ k lı ı rcası

alçaklaş ma * Bayağ mak durumu. ı laş alçaklaş mak * Bayağ mak. ı laş alçaklaşrma tı * Alçaklaşrmak durumu. tı alçaklaşrmak tı * Alçaklaş na sebep olmak. ması alçaklı k * Alçak olma durumu. * Alçakça davranı ş ş enaat. , * Aş ı ma, bayağ ma, mezellet. ağ laş ı laş * Alçalmak iş inme. i, * Toprağ çöküp oturması ı n . * Kabarma alçalma olayı sularıindiğdönem, cezir. nda n i * Düş künlük, zül. alçalmak * Alçak duruma gelmek, yüksekten aş ı ru inmek. ağdoğ * (insan için) Değ azalmak. eri * Küçük düş ürme, hor görme, zillet.

alçalı ş alçalma

alçaltı

alçaltı cı * Küçük düş ürücü. alçaltı ş * Alçaltmak işveya biçimi. i alçaltma * Alçaltmak iş i.

alçaltmak * Alçak duruma getirmek. * Değ azaltmak. erini alçarak alçı * Az alçak. * Alçı ın piş toz durumuna getirilmesinden elde edilen madde. taş nı irilip

alçı p kalı * Bir ş üzerine alçı eyin dökülerek alı kalı nan p. alçı ı taş

* Toprak içinde katman olarak bulunan ve piş toz durumuna getirilerek alçı irilip yapmaya yarayan hidratlı kalsiyum sülfat, jips. alçı cı * Alçı ı çı taş karan kimse. nı * Tavan ve duvarlarıalçı kaplanması çalı iş n ile nda ş çi. an * Alçı lamak iş i. * Alçı sı ile vamak. * Alçı şrmak. karı tı alçı lanma * Alçı lanmak iş i. alçı lanmak * Alçı lamak iş konu olmak. ine alçı latma * Alçı latmak iş i.

alçı lama alçı lamak

alçı latmak * Alçı kapattı ile rmak, sı vatmak. alçı lı *İ çinde alçı bulunan. * Alçı sarı ş ile lmıolan. alçı pan * Tavan süslemelerinde kullanı ve çeş desenleri olan alçı yapı ş p. lan itli dan lmıkalı alçı almak (veya koymak) ya * kılan bir kemiğgereğgibi kaynaması alçı batılmısargı sarmak. rı i i için ya rı ş ile aldanç aldangı ç aldanı ş * Aldanmak işveya biçimi, kanma. i aldanma * Aldanmak iş i. * Çabuk ve kolay aldatı kimse. lan * Üzeri ot veya kumla örtülmüş çukur, tuzak.

aldanmak * Görünüşkapı yanlıbir yargı varmak, yanı e larak ş ya lmak. * Bir hileye, bir yalana kanmak. * Düş rı ğ uğ kıklına ramak. ı * Avunmak, oyalanmak. * (bitkiler için) Havanıbirden ınması zamansıaçan çiçek, soğ sebebiyle donmak. n sı yla z uk aldatı cı aldatı lma * Aldatı iş lmak i. aldatı lmak * Aldatma niteliğolan, yanıcı i ltı, kandıcı rı.

* Aldatmak iş konu olmak. ine aldatı ş * Aldatma işveya biçimi. i aldatma * Aldatmak iş i.

aldatmaca * Aldatmaya dayanan davranı aldatı oyun. ş , cı aldatmak * Beklenmedik bir davranı yanı ş la ltmak. * Karş ndakinin dikkatsizliğ ı sı inden, ilgisizliğ inden, gereğgibi uyanıolmayından yararlanarak onun i k ş ı zararı kazanç sağ na lamak. * Birine verilen sözü tutmamak, yalan söylemek. * Bir ş görünürdeki durumu, o ş niteliğbakı ndan yanlıbir kanı eyin eyin i mı ş vermek. * Ayartmak, kötü yola sürüklemek, baş çı tan karmak, iğ etmek. fal * (karı koca) Eş sadakatsizlik etmek, ihanet etmek. veya ine * Oyalamak, avutmak. aldehit aldı * Alkolleri oksitlendirme veya asitleri indirgeme yolu ile elde edilen uçucu bir sı. vı * (halk edebiyatı söylemeye baş . nda) ladı

aldı abdest ürküttüğ kurbağ değ ğ ı ü aya memek * sağ ğyarar, verdiğzararı ı ladı ı i karş lamamak. aldış rı * Aldı rmak işveya biçimi. i aldış rıetmemek * önem vermemek, aldı rmamak, ilgi göstermemek, ilgilenmemek, ilgisiz kalmak, umursamamak. aldışz rı sı * Aldı rmaz, umursamayan. aldı rma aldı rmak * Almak iş yaptı ini rmak. * Getirtmek. * Vücuttan herhangi bir parçayı organı lısebebiyle operasyonla çı veya sağk kartmak. * Önem vermek, değ vermek (bu fiil, bu anlamı ancak olumsuz, soru veya ş biçimlerinde kullanı er ile art lı r). * Elindekini baş na kaptı kası rmak. * Sı rmak. ğ dı aldı rmaz * Bir ş önem vermeyen; umursamayan, kayı z, lâkayt. eye tsı aldı rmazlı k * Aldı rmaz olma durumu, tasası k, kayı zlı lâkaydî. zlı tsı k, aldı rtma * Aldı rtmak iş i. * Aldı rmak iş i.

aldı rtmak * Aldı rmak iş baş na yaptı ini kası rmak.

alegori

* Bir görüntü, bir yaş veya bir davranın daha iyi kavranması sağ antı ş ı nı lamak için göz önünde canlandıp rı dile getirme. alegorik aleksi * Alegori ile ilgili. * Okuma yitimi.

alelâcayip * Acayip üstü çok acayip, tuhaf, garip, bambaş ka. alelâcele alelâde * Çok acele ederek, çarçabuk, ivedilikle. * Her zaman görülen, olağ an. * Bayağ sı ı radan. , * Alelâde olma durumu. * Hesaba sayarak. * Hele, özellikle, en çok. alelı tlak * Genel olarak.

alelâdelik alelhesap alelhusus

alelumum * Genel olarak, genellikle. alelusul alem * Bayrak. * Minare, kubbe, sancak direğgibi yüksek ş i eylerin tepesinde bulunan, madenden yapı ş yı z veya lâle lmıay ldı biçiminde süs. âlem * Yeryüzü ve gökyüzündeki nesnelerin oluş turduğ bütün, evren. u * Dünya, cihan. * Aynı konu ile ilgili kimseler veya bu kimselerin uğ ların bütünü. raş nı * Hayvan veya bitkilerin bütünü. * Durum ve ş artlar. * Herkes, baş . kaları * Ortam, çevre. * Eğ lence. * Kendine özgü birçok niteliğbulunan ş veya farklı i ey davranıiçinde bulunan kimse. ş * Duygu, düş ünce, düş gücü. * (yöntem gereğ yöntem üzere) Yol yordam gereğ i, ince, kurala uygun bir biçimde.

alem olmak * sembol olmak. âlem yapmak * sazlı sözlü eğ lenmek. alemci

* Camilerin kubbelerine, minarelerine alem yapan veya takan kimse. alemdar * Bayrağveya sancağtaş bayraktar, sancaktar. ı ı ı yan, * Önder. âleme dalmak * çevre ile ilgisini kesip iç dünyası kapanmak. na * eğ lenceye, zevkusefaya kapı lmak. âlemi var mı ? * yakık alı , uygun olur mu?. ş r mı ı âlemin ağ torba değ ki büzesin zı il * Bkz. elin ağ torba değ ki büzesin. zı il âlemş ümul * Dünya ölçüsünde, evrensel, üniversel. alenen alengirli * Gösteriş yakıklı li, ş . ı alenî * Açı ortada, meydanda, herkesin içinde yapı k, lan. * Açı açı herkesin gözü önünde, herkesin içinde, gizlemeden, açı ktan ğ a, kça.

alenîleş me * Alenîleş iş mek i veya durumu. alenîleş mek * Herkesçe bilinir duruma gelmek. aleniyet * Açıolma durumu, açı k. k klı alerji * Bazı ları birtakı yiyeceklere, ilâçlara, toz, koku gibi nesnelere karşhastalıderecesinde gösterdikleri canlı n m ı k aş tepki. ı rı * Bir kimseye veya bir ş karşolumsuz yönde duyulan aş duyarlı eye ı ı rı k. alerjik * Alerji ile ilgili olan. * Herhangi bir maddeye veya kimseye karşolumsuz duyguları ı olan, alerjisi bulunan. alessabah * Sabah erkenden. alesta * Harekete hazı tetikte. r,

alesta beklemek * hazı r durumda beklemek. alesta durmak * tetikte beklemek. alesta tutmak * hemen kullanı labilecek durumda bulundurmak. alet

* Bir el iş veya mekanik bir işgerçekleş ini i tirmek için özel olarak yapı ş lmınesne. * Bir sanatı yapmaya, uygulamaya yarayan özel araç, aygı t. * Bir makineyi oluş turan ve iş lemesine yardı eden parçalardan her biri. m * Hoş görülmeyen bir işyardı veya aracı e mcı olmayı kabul eden kimse, maş a. alet edevat * Bu el iş veya mekanik bir işgerçekleş ini i tirmek için kullanı araçlar. lan alet etmek * bir iş birini uygun olmayan bir biçimde kullanmak. te alet olmak * bilerek bir çı karş ğveya bilmeyerek kötü bir iş aracı etmek, vası olmak. kar ıı lı te lı k ta aletli * Aleti olan veya aletle yapı lan. aletli jimnastik * Birtakı aletler kullanı yapı jimnastik. m larak lan alev * Yanan maddelerin veya gazlarıtürlü biçimlerde uzanan ıklı yalı yalaz, alaz. n ş dili, ı m, * Ateşsı k, kılcı , caklı vı m. * Aş ateş k i. * Mı uçları takı küçük bayrak, flâma. zrak na lan * Alevli olarak. * Vücut ısı sı herhangi bir sebeple artmıve bu sebeple kı ş ş zarmıolarak. alev almak * tutuş mak, yanmaya baş lamak. * coş heyecanlanmak, heyecana gelmek, telâş mak, lanmak, öfkelenmek. alev bacayı (veya saçağ sarmak ı ) * ateş bacayı sarmak. alev gibi parlamak * canlış ıl olmak. , ıl ş ıı alev kı zı rmısı * Alev rengi. alev lâmbası * Gaz veya benzinle çalı ucundan bir alev püskürterek yanan ve kurş boru iş ş an, un lerinde kullanı bir araç. lan alev makinesi * Düş üzerine alevli sılar püskürten taş man vı ı nabilir alet. alev saçağsarmak ı * bir olay, önüne geçilemez, tehlikeli bir duruma gelmek, ateş bacayı sarmak. Alevî Alevîlik * Alevîliğ bağ (kimse). e lı * Halife Ali yanlı olma durumu. sı

alev alev

alevlendirme * Alevlendirmek iş i. alevlendirmek

* Alevlenmesini sağ lamak, tutuş turmak. * Etkisini, ş iddetini artı rmak, çoğ altmak. alevlenme * Alevlenmek iş i. alevlenmek * Alev çı karmaya baş lamak. * Zorlu, öfkeli veya heyecanlı durum almak. bir * Parlamak. alevli * Alevi olan, alevlenmiş . *Ş iddetli, hararetli. * Karş karş zı ı ı t. , t,

aleyh

aleyhe dönmek * karşdurum almak, karşduruma geçmek. ı ı aleyhinde (veya aleyhine) söylemek (veya bulunmak) * çekiş tirmek, yermek. aleyhinde olmak * birine karşolumsuz duygu ve davranıiçinde bulunmak. ı ş aleyhine dönmek * destek vermekten vazgeçip karşduruma geçmek. ı aleyhine olmak * bir işbirinin zararı olmak, onun için iyi olmamak. , na aleyhtar * Karşolan, karş . ı ı tçı

aleyhtarlı k * Bir iş harekete veya düş e, ünceye karşolma, karş lı ı ı k. tçı aleyhte olmak * karşdurum almak. ı aleykümselâm * Arapça selâmünaleyküm selâmlama sözüne verilen "esenlik, selâmet üzerinize olsun" anlamı karş k. nda ı lı alfa alfa * Yunan alfabesinin birinci harfi. * Kuzey Afrika'da ve İ spanya'da yetiş ve kâğ ip, halı mı kullanı bir bitki. en ı t, yapı nda lan

alfa ınları ş ı * Radyoaktif maddelerin yaydı üç ından biri. kları ş ı alfabe * Bir dilin seslerini gösteren, belirli bir sı göre dizilmiş raya belli sayı harflerin bütününe verilen ad. da * Bir dilin harflerini tanı okuma öğ tarak renmeyi sağ layan kitap. * Bir iş baş cı in langı. alfabe dı ş ı * Bir milletin alfabesinde bulunmayan harf, Türk alfabesinde bulunmayan x, w, q harfleri gibi.

alfabe sı rası * Harflerin alfabedeki belirli düzene göre diziliş i. * Eş ilkesini sağ itlik lamak için uyulan düzen. alfabetik * Alfabe sı na göre dizilmiş rası .

alfabetik katalog * Eserleri yazarları soy adları veya adları göre sı sokan katalog. n na na raya alfabetik sı ralama * Bkz. alfabe sı . rası alfaterapi alfenit alg algarina * Ağ bir ş denizden çı ı r eyi karmak veya denize indirmek iş kullanı büyük vinçli deniz teknesi. inde lan * Bazı gemilerin baş veya kıtarafı eğ olarak uzatı ş ç ndan ik lmıbulunan makaralı sa ve kalıdikme. , kı n algı * Kazanç, alacak. * Rüş vet. * Vergi. algı algı * Bir ş dikkati yönelterek, o ş bilincine varma, idrak. eye eyin algı çağ bı ı * Haş kozası çizmeye yarayan alet. haş nı algı lama algı lamak * Algı lamak işidrak etme. i, * Bir olayı bir nesnenin varlını veya ğ duyum yolu ile yalıbir biçimde bilinç alanı almak, idrak etmek. ı n na * Haş sütünü toplamakta kullanı kaş haş lan ı k. * Alfa ınların tedavide kullanı na verilen ad. ş nı ı lması *İ çinde bakıçinko, nikel bulunan ve çatal bı takı yapmakta kullanı gümüş bir alaş r, çak mı lan lü ı m. * Su yosunu.

algı lanma * Algı lanmak işveya durumu. i algı lanmak * Algı lamak iş konu olmak, idrak edilmek. ine algı latma * Algı latmak iş i veya durumu.

algı latmak * Algı lamak iş birine yaptı ini rmak, idrak ettirmek. algı cı layı * Algı yetkisi olan. algı n

* Cı zayıhastalı . lı z, f, klı * Birine gönül vermiş , tutkun, vurgun. algler * Su yosunları .

algoritma * IX. yüzyı baş yaş ş lı ı n nda amıolan Türk matematikçilerinden Musaoğ Harezmli Mehmed'e Arapları lu n unvan olarak verdiğElharezmî adı batı yapı bir terim. Orta Çağ ondalısayı i ndan da lan da k sistemine göre yapı ve lan son zamanlarda belirli herhangi bir kurala bağ bulunan her türlü hesap iş lı lemine verilen ad, Harezmli yolu. -alı -eli / * "...-den beri" anlamı zarf-fiil eki: al-alı nda , gid-eli, görme-y-eli vb.

alı moru mor al, * telâş veya yorgunluktan yüzü kı rmı kesilmiş pkı zı (olarak). * sağklı lı , canlı . kanlı alı cı * Satıalmak isteyen kimse, müş n teri. * Kendisine bir ş gönderilen kimse. ey * Bir elektrik akı nı p baş bir kuvvete çeviren cihaz. mı alı ka * Ahize, almaç. * Azrail. * Görüntüleri alan cihaz, kamera. alı bulmak cı * müş bulmak. teri alı çı cı kmak * müş bulunmak. teri * istemek, talip olmak. alı gözüyle bakmak cı * inceden inceye gözden geçirmek. alı kı ı girmek cı lına ğ * müş gibi davranmak. teri alı kuş cı * Atmaca. alı verici cı * Bağladını alan. ı ğ geri ş ı alı yönetmeni cı * Alıyı rudan doğ çalı ran ve yöneten, alı hareketlerini gerçekleş cı doğ ruya ş tı cı tiren, görüntülerin filme alı nması sağ nı layan kimse, kameraman. * Televizyon alısı doğ cını rudan çalı ran kimse, kameraman. ş tı alı ç * Gülgillerden, kı rlarda yetiş yabanî bir ağ (Crataegus). en aç * Bu ağ n mayhoş acı yemiş i. alı k * Akız, sersem, budala, ebleh. lsı alı k * Hayvan çulu. * Eskimiş giyecek.

alıalı k k

* Aptalca, ş kış kı aş n aş n. alıalıbakmak k k * aptalca, ş kış kı aş n aş n. alısalı k k * Aptal. * Aptalca. * Alı mak iş klaş i.

alı ma klaş

alı mak klaş * Alıduruma gelmek, bir ş karş nda aptallaş ş ı k ey ı sı ı aş p rmak, ş kı mak, aptallaş aş nlaş mak. alı tı klaşrma * Alı tı klaşrmak iş i. alı tı klaşrmak * Alıduruma getirmek. k alı k klı * Alıolma durumu veya alı bir iş k kça .

alı konulma * Alı konulmak iş i. alı konulmak * Alı koymak iş konu olmak, menedilmek, tatil edilmek. ine alı koyma * Alı koymak iş i. alı koymak * Bir süre için bir yerde tutmak. * Birini, yapmakta olduğ veya yapmak istediğiş geri tutmak. u i ten * Ayıp saklamak. rı * Mahrum etmek. * Mani olmak, engel olmak. alı m * Almak iş i. * Gözü, gönlü çeken durum, cazibe. * Kurum, çalı gurur. m,

-alı / -elim m * İ kipinin çokluk 1. kişeki: al-alı gid-elim, baş stek i m, la-y-alı bekle-y-elim vb. m, alı çalı m m * Gösteriş , çekici hareket. alı satı m m * Satıalma ve satma iş alıveriş n i, ş . alı satı bürosu m m * Alıveriş lerinin yapı ğveya düzenlendiğş yer. ş iş ldı ı i ube, alı satı ofisi m m * Alı satı bürosu. m m alı mcı * Baş nıhesabı alacak toplayan veya kabul eden kimse. kasın na

alı mlı

* Alı olan, çekici, cazibeli. mı * Kurumlu, çalı , gururlu. mlı

alı çalı mlı mlı * Gösteriş güzel. li, alı lı mlı k alı z msı * Alı olma durumu. mlı * Alı olmayan, cazibesiz. mı

alı zlı msı k * Alı z olma durumu. msı alı n * Yüzün, kaş saçlar arası larla ndaki bölümü. * Bir ocakta her türlü ayak, galeri, baca, kuyu ve yolun ilerletilmekte olan yüzeyi. * (bazıeylerde) Ön, ön yüz. ş * Karş ı .

alıçatı n sı * İ kaş arası n ortası ki ı n , alnı . alıdamarı n çatlamak * Bkz. ar damarı çatlamı ş . alıteri n * Emek.

alıteri dökmek n * çok emek vermek, zahmetli bir iş görmek. alıteri ile kazanmak n * hak ederek, çalı ş emek vererek kazanmak. arak, alıyazı n sı * Yazgı , talih, kader, mukadderat. alı ndı alı lı ndı * Para veya baş bir ş teslim alı ğ gösteren belge, makbuz. ka eyin ndını ı

* Yerine gitmesini sağ lamak için gönderenin ek bir ücret ödeyerek postaya alı karş ğ verilen ndı ı ı lında (mektup, paket vb.). alı ngan * Aş duygulu, çabuk gücenen, kı ı rı rı lan.

alı nganlı k * Alı olma durumu. ngan alı k nlı * Kadı n alı na taktı altıveya gümüş süs eş . nları nları kları n ten yası * Yapı cephe süsü. larda alı nma * Alı nmak iş i. alı nmak

* Almak iş lmak. i yapı * Bir sözün, bir davranın kendisine karşolduğ sanarak incinmek, kılmak veya öfkelenmek. ş ı ı unu rı * Elde edilmek. * Uyarlanmak, adapte olunmak. alı ntı * Bir yazı baş bir yazarı yazından alı ş ya ka n sı nmıparça, aktarma, iktibas. * Baş bir dilden alı ş ka nmıkelime.

alı lama ntı * Alı lamak iş ntı i. alı lamak ntı * Bir yazı baş bir yazarı yazından cümle veya cümleler almak, alı yapmak, aktarmak, iktibas etmek. ya ka n sı ntı alısatmaz görünmek p * ilgisiz görünmek veya davranmak. alısattı olmamak p ğ ı * hiç ilgisi bulunmamak. alıvereceğolmamak p i * bir kimseyle hiçbir ilgisi olmamak. alıverememek p * anlaş amamak, çekememek, geçinememek. alıvermek p * yürek çarpı sı ntı geçirmek. alıyürümek p * az zamanda çok ilerlemek, yayı lmak, çoğ almak, artmak. alı r almaz * hemen, derhal. alık rlı alı ş * Duygusal uyarı alabilme yeteneğ idrak kabiliyeti. mları i, * Almak iş i veya biçimi.

alıfiyatı ş * Bir mal için alı karşğödenen para ve üretim gereçleri fiyatı m ıı lı . alıveriş ş * Alı satı iş m m i. * İ ki, münasebet. liş alıveriş ş yapmak * alı satı iş gerçekleş m m ini tirmek. alıverişçı ş e kmak * alı satı işiçin çarş gitmek. m m i ı ya alıveriş ş i kesmek * biriyle ilgisi kalmamak. alık ş ı * Herhangi bir duruma alı ş ş olan. mı alık olmak ş ı

* alı k durumuna gelmek. ş kanlı alıklı ş k ı * Alık olma durumu. ş ı alılma ş ı alılmak ş ı * Alılmak iş ş ı i. * Bir ş alı ş eye ş duruma gelinmek. mı

alılmamı ş ı ş * Nadir, bilinmeyen, az rastlanan. alılmı ş ş ı * Her zamanki, mutat. alı ş kan * Alı n. ş kı

alı ğ olmak ş kanlında ı * iyice alık bulunmak, huy hâline getirmek. ş ı alı k ş kanlı * Bir ş alı ş eye ş olma durumu, itiyat, huy. mı * Yakı k, arkadaşk, ünsiyet. nlı lı * İ ve dıetkilerle davranı n tekrarlanması aynı ç ş ş ları , hep biçimde gerçekleş sonucu beliren, ş mesi artlanmı ş davranı ş . alı k edinmek ş kanlı * bir ş sürekli yapar olmak, itiyat edinmek. eyi alı ktan kopamamak ş kanlı * belli bir huydan vazgeçememek, alıklı bı ş ğ rakamamak. ı ı alı ş kı alı n ş kı * Bir ş veya bir ş yapmaya alı ş eye ey ş olan. mı alı n olmak ş kı * iyice alı ş hiç yabancı çekmemek. mak, lı k alı nlı ş k kı * Alı n olma durumu, alı k. ş kı ş kanlı alı ş ma alı ş mak * Bir iştekrarlayarak kolaylı yapabilmek. i kla * Yadı rgamaz duruma gelmek. * Uyar duruma gelmek, uygun gelmek, intibak etmek. * Sürekli ister olmak. * Bağ lanmak, ınmak. sı * Etkisini yitirmek. * Evcilleş mek, ehlîleş mek. * Tutuş mak, yanmaya baş lamak. alı ş ş kudurmuş beterdir mı tan * alılan bir ş ş ı eyden kolayca vazgeçilmez. * Alı ş iş mak i. * Yapı lmaya alılmıdavranı ş ş ı ş .

alı rma ş tı

* Alı rmak iş ş tı i. * Bir beceriyi, bilgiyi kazanmak için yapı tekrar, temrin, egzersiz. lan * Vücudun biyolojik yönden geliş imini sağ layan çalı idman. ş ma,

alı rmak ş tı * Alı na yol açmak. ş ması * Uyar duruma getirmek. Ali * Kişadı i olarak aş ı deyimlerde geçer. ağ daki âli * Yüce, yüksek.

Ali Cengiz oyunu * "kurnazca ve haince düzen" anlamı kullanı nda lı r. Ali kı baş ran kesen * çok zorba. Ali kı baş ran kesen * zorba. âlicenap * Cömert. * Onurlu, ş erefli.

âlicenaplı k * Âlicenap olma durumu. alifatik alil alim * Bilen, bilici. âlim alimallah âlimane âlimlik * Bilginlik. alinazik * Közlenmiş can, sarı patlı msaklı urt ve kı ile yapı bir çeş yemek. yoğ yma lan it * Bilgin. * Allah "Allah bilir" anlamı gelen bu söz, söylenen bir sözün doğ una inandı için kullanı na ruluğ rmak lı r. * Âlime yakı âlimin yaptı gibi. ş an, ğ ı * Açızincirli (organik madde). k * Hastalı , sakat. klı

Ali'nin külâhı Veli'ye, Veli'nin külâhı Ali'ye giydirmek nı nı * (bir kimse) birinden aldını ğ ötekine, ötekinden aldın bir baş na vererek iş yürütmek. ı ğ ı kası ini Ali'nin külâhı Veli'ye, Veli'nin külâhı Ali'ye giydirmek nı nı * birinden aldını ğ öbürüne, bir baş ndan aldını ona vererek iş yürütmek. ı kası ğ da ı ini

aliterasyon * Ş ve nesirde uyum sağ iir lamak için söz baş nda ve ortaları aynı ları nda ünsüzün veya aynı hecelerin tekrarlanması . alivre * Ürün daha tarladayken, yetiş i zaman teslim edilmek üzere, önceden pey verilerek yapı (satı tiğ lan ş ). * Dağ m, dağ ı tı ı tma.

alivre satı ş * Vadeli satı ş . aliyyülâlâ alizarin * Kök boyası kı zı. , kök rmısı alize Alka Evli alkali * Tropikal bölgelerdeki denizlerde bütün yı l süresince düzenli esen birtakı rüzgârlar. m * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. uz * En güzel, en iyi, mükemmel.

* Alkali metallerin hidroksitleriyle amonyum hidroksitin genel adı maddelerde, asitlerin kı zı . Bu rmıya çevirmiş olduğ bitkisel mavi rengi eski durumuna döndürme özelliğvardı u i r. alkali metaller * Oksitlenmelerini sodyum, lityum, potasyum, rubidyum, sezyum elementlerinin sağ ğmetaller. ladı ı alkalik * Alkali ile ilgili olan veya içinde alkali bulunan, kalevî, antiasit. alkalimetre * Bkz. alkalölçer. alkaloit * Özellikleri ile alkalileri andı organik madde. ran

alkalölçer * Alkalilerin saflıderecesini belirtmeye yarayan cihaz, alkalimetre. k alkarna *İ stiridye, midye, tarak gibi kabuklu hayvanları avlamak için deniz dibini taramakta kullanı ağ kı lan, ı smı z demirden bir ağ . alkı m * Gök kuş ı ağ . alkı ş * Bir ş beğ eyin enildiğ onaylandını ini, ğ anlatmak için el çı ı rpma, alkı ş lama.

alkıağ ş ası * Padiş alkı ahı ş lamakla görevli kimse. alkıalmak ş * çok beğ enilmek. alkıkopmak ş * birdenbire güçlü bir biçimde el çı lmak. rpı alkıtoplamak ş

* çok alkı ş lanmak. alkıtufanı ş kopmak * sürekli ve coş alkıbaş kun ş lamak. alkıtutmak ş * el çı rparak veya topluca, yüksek sesle "yaş "var ol" gibi sözler ile birini alkı a", ş lamak. * taraftar olmak belli bir görüş yana olmak. ten alkı ş çı * Alkı ş layan (kimse). * Ş akçı akş , dalkavuk, yüze gülücü, yağ . cı * Alkı olma durumu. ş çı * Alkı ş lamak iş i.

alkı lı ş k çı alkı ş lama

alkı ş lamak * Bir ş beğ eyin enildiğ onaylandını ini, ğ anlatmak için el çı ı rpmak. * Beğ enmek, takdir etmek. alkı ş lanma * Alkı ş lanmak iş i. alkı ş lanmak * Alkı ş lamak iş konu olmak. ine alkil alkol * Alkol kökü.

* Bira, ş gibi sılarıveya pancar, patates niş nış arap vı n astasın ekere dönüş türülmesi sonucu ortaya çı glikoz kan çözeltilerin mayalaş ş mıözlerinin damı tı yla elde edilen, kokulu, uçucu, yanı, renksiz sı, C2H5OH, ispirto, lması cı vı etanol, etil alkol. * Her türlü alkollü içki. alkolik * Alkollü içkilere aş derecede düş olan (kimse). ı rı kün alkolizm alkollü * Alkollü içkilere hastalıderecesinde düş olma durumu. k kün * Alkolden yapı ş lmıveya içinde alkol bulunan. *İ çkili.

alkolölçer * Sılardaki alkol oranı ölçmeye yarayan cihaz. vı nı Allah * Kâinatta var olan her ş yaratısı eyin cı, koruyucusu olduğ ve tek olduğ inanı yüce ve üstün varlı una una lan k, Yaradan, Tanrı , Rab, Mevlâ. * Allah adı isim tamlamaları tamlanan kelimeyi güçlendirir. bazı nda * En büyük, en usta. Allah Allah! * ş ma veya can sıntı anlatan bir ünlem. aş kı sı * Türk askerinin hücum narası . Allah (bin bir) bereket versin

* bir kazanç karş nda durumundan hoş olmayı ı sı nut belirtir. Allah (seni) inandı n rsı * inanı lması kolay olmayan bir ş anlatı pek ey lı yemin yerine söylenir. rken Allah (veya Allahı m) * bir ş karş nda hayranlıveya yakarma bildirir. ey ı sı k Allah acını sı unutturması n * Tanrı acı unutturacak daha büyük bir acı bu yı göstermesin. Allah akı l fikir versin (veya Allah akı versin) llar * akı zca bir davranı bulunanlar için kullanı lsı ş ta lı r. Allah aratması n * yakılacak bir durumda "Tanrı nı daha kötüsünü göstermesin" anlamı kullanı nda lı r. Allah artı n rsı * (gerçek veya alay anlamı Tanrı nda) daha çoğ versin. unu Allah aş na kı * birlikte söylendiğsözün anlamı göre ant vermek veya yalvarmak için "Allah'ı seversen" anlamı i na nı nda, ş ma, usanç bildirir. aş Allah bağ lası ı n ş * (çocuğ sevdiğ Tanrı unu, ini) kazadan, belâdan korusun, esirgesin. Allah bahtı güldürsün ndan * (evlenecek kıiçin) mutluluk dileğ belirtir. z ini Allah bana, ben de sana * ş sana borcumu ödeyecek param yok, kazanı öderim. imdi rsam Allah belâsı versin nı * ilenme sözü. Allah beterinden saklası (veya esirgesin) n * Tanrı daha kötü duruma düş ürmesin. Allah bilir * belli değ il. * bana öyle geliyor ki. Allah bir * yemin yerine kullanı lı r.

Allah bir dediğ inden baş sözüne inanı ka lmaz * birinin çok yalancı olduğ anlatmak için söylenir. unu Allah bir yastı kocatsı kta n * yeni evlenenlere "bir arada yaş n" anlamı söylenen bir iyi dilek sözü. lanı nda Allah büyüktür * günün birinde hakkı alacağ kendine yapı ş nı ı na, lmıolan haksı kları düzeleceğ inanmak gerektiğ zlı n ine ini anlatı r. Allah canı alsı nı n * ilenme sözü. Allah cezası vermesin (veya Allah cezası versin) nı nı * yarıaka, yarıaş yollu, bazen de gerçek öfke ile söylenen ilenme sözü. ş ş ma

Allah dağ göre kar verir ı na * Tanrı herkese dayanabileceğölçüde sıntı i kı verir. Allah derim * pek bozuk bir iş sorulan "ne dersin?" sorusuna karş"söyleyecek baş söz bulamı için ı ka yorum" anlamı nda kullanı lı r. Allah dirlik düzenlik versin * Tanrı huzuru versin. aile Allah dokuzda verdiğ sekizde almaz ini * alıyazı ne ise o olur. n sı Allah dört gözden ayı n rması * "Tanrı , çocuğ yetim veya öksüz bı u rakması anlamı bir iyi dilek sözü. n" nda Allah düş ma vermesin manı * anlatı bir kötülüğ büyüklüğ belirtmek için söylenir. lan ün ünü Allah ecir sabı r versin * baş lı dileğolarak söylenir. sağğ ı i Allah eksik etmesin * Tanrı yokluğ göstermesin. unu * birinin yaptı bir hizmet anı ğ ı lı onun için teş rken ekkür yollu söylenir. Allah eksikliğ göstermesin ini * pek gerekli olan bir ş kusuru anlatı eyin lı böyle de olsa onun varlına ş rken, ğ ükredildiğ anlatı ı ini r. Allah emeklerini eline vermesin * Tanrı emeklerini boşçı a karması n. Allah esirgesin (veya saklası n) * Tanrı korusun! Tanrı kötü durumla karş tı n!. ı rması laş Allah etmesin * olması istenilmeyen bir durumdan veya bir olaydan söz edilirken söylenir. Allah gecinden versin * "çok yaş n"' anlamı kullanı bir iyi dilek sözü. ayası nda lan Allah göstermesin * Tanrı kötü bir durumla karş maktan korusun. ı laş Allah hakkı için * ant içmek veya ant vermek için kullanı lı r. Allah Halil İ brahim bereketi versin * Tanrı versin, bereket versin. çok Allah hayı etsin rlı * genellikle bir olay baş cı "Tanrı urlu etsin" anlamı söylenir. langında uğ nda Allah herkesin gönlüne göre versin * Tanrı herkesin dileğ yerine getirsin. ini Allah hoş olsun nut * bir kimsenin, kendisine iyiliğdokunan biri için kullandı bir iyi dilek sözü. i ğ ı Allah için * gerçekten, doğ rusu.

Allah iki iyilikten birisini versin * (ağ hasta için) ya ölsün kurtulsun, ya iyi olsun. ı r Allah iyiliğ (veya lâyınıversin ini ğ ) ı * hoşgitmeyen bir davranıkarş nda hoş ile söylenir. a ş ı sı görü Allah kabul etsin * sevap sayı bir iş ldında söylenir. lan yapı ğ ı Allah kahretsin * "Tanrı cezası versin" anlamı bir ilenme sözü. nı nda Allah kavuş tursun * birinin yakı, bulunduğ yerden ayrı kalanlara kavuş dileğ bulunmak için söylenen söz. nı u lı nca ma inde Allah kazadan belâdan saklası n * Tanrı n insanı 'nı türlü kötülüklerden koruması iyle söylenen bir iyi dilek sözü. dileğ Allah kerim * Tanrı büyüktür, Tanrı güvenmeli. 'ya Allah kı ederse smet * Tanrı verirse. izin Allah korusun (veya saklası n) * Tanrı tehlikeye, kötü duruma düş ürmesin!. Allah kuru iftiradan saklası n * bir suçlama karş nda bunun sı iftira olduğ anlatmak için söylenir. ı sı rf unu Allah manda ş ğversin ifalı ı * çok veya ağ yemek yiyenler için ş yollu söylenir. ı r aka Allah mübarek etsin * kutlu olsun. * onaylanmayan bir durumda alay yollu kullanı lı r. Allah müstahakı versin nı * (gerçek veya alay anlamı çış anlatan bir söz. nda) kı ma Allah ne verdiyse * yemek olarak evde ne varsa. Allah ömürler versin * saygı gösterilen bir kimseye selâm veya teş ekkür olarak söylenir. Allah övmüş yaratmı de ş * çok güzel olanlar için söylenir. Allah rahatlıversin k * genellikle yatmaya gidilirken söylenen bir iyi dilek sözü. Allah rahmet eylesin * ölüleri hayı anmak için söylenir. rla Allah rı için zası * dilencilerin para isterken söyledikleri yalvarma sözü. * ne olursun. * karşk beklemeksizin. ı lı Allah sağ gözü (veya eli) sol göze (veya ele) muhtaç etmesin * Tanrı kimseyi kimseye, en yakı na bile muhtaç etmesin. nları

Allah selâmet versin * yola çı kanlara "Tanrı kazadan belâdan korusun" anlamı söylenen bir uğ nda urlama sözü. * yolda güçlük içinde bulunanlara iyi dilek sözü olarak kullanı lı r. * uzaktaki tanıklar anı dı lı kullanı rken lı r. * birinden pek yana olmayan bir söz söyleneceğzaman onun adı önce getirilen giriş i ndan sözü. * "keyfin bilir, gidersen git" anlamı kullanı nda lı r. Allah senden razı olsun * yapı bir iyilik karş nda "Tanrı lan ı sı seninle birlik olsun, iyiliğ senden esirgemesin" anlamı teş ini nda ekkür olarak kullanı lı r. Allah seni (veya sizi) inandı n rsı * doğ söylüyorum, Tanrı ktı ru tanı r. Allah son gürlüğ versin ü * Tanrı lı sıntı , yaşlı kı göstermesin. kta Allah sonunu hayı r etsin * bir iş sonucu için kaygı in duyulduğ unda söylenen bir iyi dilek sözü. Allah taksimi * eş gözetilmeden yapı paylaşrma, kul taksimi karş . itlik lan tı ı tı Allah taksimi * Eş gözetilmeden yapı paylaşrma kul taksimi karş . itlik lan tı ı tı Allah taksiratı affetsin nı * (ölüler için) Tanrı kusurları bağ lası nı ı n. ş Allah tamamı eriş na tirsin * herhangi bir iş veya olayı iyi sonuçlanması iyle söylenir. n dileğ Allah tekrarı erdirsin na * tekrar bu günleri görün. Allah utandı n rması * bir iş giriş e enlere söylenen baş dileğ arı i. Allah var (veya Allah'ı var) * doğ rusunu söylemek gerekirse. Allah vere de * iyi dilek anlatı r. Allah vergisi * Tanrı vergisi, yaradı tan olan yetenek veya özellik. lı ş Allah vermesin * bir ş olmaması ini anlatı eyin dileğ r. Allah versin * iyi bir ş ele geçirenlere memnunluk bildirmek için, bazen de takı ve ş için söylenir. ey lma aka * dilenciyi savmak için söylenir. Allah yapı sı *İ nsanlar tarafı değ de tabiatta olduğ gibi. ndan il u Allah yarattı dememek * kı ya dövmek, çok hı yası rpalamak. Allah yazdı bozsun ise

* gerçekleş istenmeyen bir olay veya durum için kullanı mesi lı r. Allah yürü ya kulum demiş * az zamanda çok para kazananlar veya iş çok ilerleyenler için söylenir. inde Allah ziyade etsin * (kahve ve yemekten sonra) "Tanrı rsı anlamı kullanı bir iyi dilek sözü. artı n" nda lan Allah'a (bin) ş ükür * "hamdolsun", "bereket versin" gibi durumdan memnun olunduğ anlatı unu r. Allah'a bir can borcu var * Allah'a vereceğcanı baş hiç kimseye bir borcu yok. i ndan ka Allah'a emanet * "Tanrı esirgesin" anlamı birini överken söylenir. nda Allah'a emanet olun * ayrı n kalana söylediğbir esenleme sözü. lanı i Allaha ı smarladı k * Ayrı n kalan veya kalanlara söylediğbir iyi dilek sözü. lanı i Allah'a yalvar * kendi kusuru yüzünden güç bir duruma düş yakı kimseye "ben sana yardı edemem, benden bir ş üp nan m ey umma" anlamı söylenir. nda Allah'ı (veya Allah'ı) seversen nı * "Allah aşna" gibi, yerine göre ant verme, yalvarma için kullanı kı lmakla birlikte, ş ma veya usanç gibi aş duygular da anlatı r. Allah'ı insanı bir yer çok, az * pek ı z ve kuytu bir yer. ssı Allah'ı m! *ş iddetli bir duygulanma anlatan ünlem. Allah'ı(veya Tanrı n) günü n 'nı * (bı nlıduygusu ile) hemen hemen her gün. kkı k Allah'ıadamı n * garip, saf, zavallı (kimse). Allah'ıbelâsı n * varlı üzüntü veren. ğ ı Allah'ıbinası yı n nı kmak * kendini veya baş nı kası öldürmek. Allah'ıcezası n * pek yaramaz, ş irret. Allah'ıemri n * kader. Allah'ıevi n * cami, mescit. * insan gönlü. Allah'ıgazabı n * çok sıntı kı veren ş ey.

Allah'ıhikmeti n * beklenmeyen, sebebi anlaş ı lmayan veya ş ı ş için kullanı aş eyler lan lı r. Allah'ıiş bak n ine * (bir iş bir olayı beklenmedik, ş ı bir durum alması kullanı in, n) aş lacak nda lı r. Allah'ıkulu n * insan, kimse, kiş i. Allah'ı bulsun ndan * ben kendisine bir ş yapmayacağ yaptı kötülüğ cezası Tanrı ey ı m, ğ ı ün nı versin. Allah'ı seversen nı * istek, dilek ve yalvarma amacı kullanı yla lı r. allahlı k allahsı z * Tanrı tanı 'yı mayan, Tanrı n varlına inanmayan, Tanrız. 'nı ğ ı sı * Acı z, insafsı vicdansı ması z, z. allahsı k zlı * Tanrızlı sı k. Allah'tan * iyi ki. * yaradı tan. lı ş * Kendisinden hiçbir iş yararlıumulmayan saf ve zararsı(kimse). te k z

Allah'tan kork! * "yapma, utan, yazı r!". ktı Allah'tan korkmaz * can yakı, insafsı acı z. cı z, ması Allah'tan umut kesilmez * daha çok ağ hastalar için söylenilen "iyileş ı r ebilir" anlamı bir iyi dilek sözü. nda Allahüâlem * Tanrı daha iyisini bilir anlamı kullanı nda lı r. Allahütealâ * Yüce Tanrı Allah. , ulu allak * Sözünde durmaz, dönek, aldatı. cı * Kendisine güvenilmesi doğ olmayan (kimse). ru

allak bullak * Alt üst, karmakarık. ş ı allak bullak etmek * karmakarık bir duruma getirmek, düzeni bozmak. ş ı * (aklı, zihnini) düş nı ünemez duruma getirmek. allak bullak olmak * çok karık duruma gelmek, altı ş ı üstüne gelmek, karmakarık olmak, düzeni bozulmak. ş ı * (akızihin) ş kı dönmek, karı l, aşna ş mak, ş ı aş rmak. allama * Allamak iş i.

allamak allâme

* "Süslemek, donatmak" anlamı gelen allamak pullamak deyiminde geçer. na * Derin ve çok bilgisi olan, çok bilgili.

allâme kesilmek * her ş bilir görünmek. eyi allâmelik * Allâme olma durumu.

allâmelik taslamak * bilgisiz olduğ hâlde her ş bilir görünmek. u eyi allanma allanmak * Süslenmek. allaş ma allaş mak allegretto allegro * Bir parçanıcanlı eli ve hı çalı ı anlatı n , neş zlı nacağ nı r. allem * Bir işistediğduruma getirmek için "her türlü kurnazca çareye baş i i vurmak" anlamı allem etmek kallem yla etmek deyiminde geçer. allı allı pullu allı k * Üzerinde al renk bulunan. * Göz alı renkler ve ş cı eylerle süslenmiş . * Al olma durumu. * Kadı n süs için yanakları sürdükleri al boya. nları na * Almak iş i. * Alı , iktibas. ntı * Bir elektrik akı nı p baş bir kuvvete çeviren cihaz, alı, ahize, reseptör. mı alı ka cı * Bir ş veya kimseyi bulunduğ yerden ayı eyi u rmak. * Bir ş elle veya baş bir araçla tutarak bulunduğ yerden ayı eyi ka u rmak, kaldı rmak. * Yanı bulundurmak. nda * Birlikte götürmek. * Satıalmak. n * Ele geçirmek, fethetmek. * İ sı çine ğ mak. * Allaş iş mak i veya durumu. * Al duruma gelmek. * Bir parçanıallegrodan biraz daha ağ çalı n ı nacağ anlatı r ı nı r. * Allanmak iş i.

alma

almaç almak

* Kabul etmek. * Kendine ulaşrmak, iletilmek. tı * İ sı çeri zmak, içine çekmek. * (erkek, kadıiçin) ... ile evlenmek. n * Sürükleyip götürmek. * Kazanmak, elde etmek. * Zararlı , tehlikeli bir ş uğ eye ramak. * Bürümek, sarmak, kaplamak. * Kı saltmak, eksiltmek. * Yolmak, koparmak. * Yerini değtirmek, çekmek. iş * Temizlemek. * (duşbanyo için) Yapmak; yı , kanmak. * (içeri) Götürmek. * Bir yeri savaş ele geçirmek. la * (tat veya koku için) Duymak. * Örtmek, koymak. * (süre için) Değtirmek. iş * ... gibi anlamak. * Baş lamak. * Davranıveya makam değ tirmek. ş iş * (içecek veya sigara için) İ çmek. * Yutmak; kullanmak. * (yol için) Gitmek, (mesafe) katetmek. * Çalmak. * Göreve, işbaş e latmak. * Görevden, iş çekmek. ten * Kazanç sağ lamak. * (ölüm sebebiyle) Ayrı lmak. * Gidermek, yok etmek. * Soldurmak. * Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çı karmak. * (motor) Çalı ş için gerekli olan elektrik veya yakı yararlanı ması ttan r duruma gelmek. almamazlı k * Kabul etmeme durumu. Alman * Cermen soyundan olan halk ve bu halktan olan kimse. * Alman halkı Almanya'ya özgü olan ş na, ey.

Alman gümüş ü * Çinko, bakıve nikelden yapı gümüş andır bir alaş mayş r lan, ü rı ı m, or. Alman papatyası * Orta Avrupa'da yetiş bir papatya türü (Anfhemis mobilis). en Alman usulü * Bir topluluk için yapı harcamada giderlerin herkese eş olarak bölüş lan it türülmesi yöntemi. almanak * Yı gün, hafta, ay gibi bölümlerinden baş bayram, yı lı n ka, l dönümü gibi belli günleri ve birtakı astronomi, m meteoroloji, istatistik bilgilerini gösteren kitap biçiminde takvim. Almanca dil. * Hint-Avrupa dillerinin Cermence kolundan, Almanya, Avusturya ile İ sviçre'nin bir bölümünde kullanı lan * Almanlarıkullandı dil. n ğ ı * Bu dile özgü olan.

Almancı * Almanya yanlıolan (kimse). sı

* Almanya'da çalı Türk iş ş an çisi. Almancı lı k * Almancı davranma. gibi Almanlaş ma * Almanlaş iş mak i veya durumu. Almanlaş mak * Alman yaş ş nı ayıtarzı benimsemek. Almanlaşrma tı * Almanlaşrmak iş tı i. Almanlaşrmak tı * Almanlara özgü yaş ş ayıtarzı kazandı rmak. almaş * İ veya daha çok ş sı ile değ tirilerek kullanı ki eyin ra iş lması kendiliğ veya inden değerek çalı , keş iş ş ması ikleme, münavebe. * Birinin doğ olması ru ötekinin yanlı ğ gerektiren iki önermenin oluş şı lını turduğ sistem. u almaş ı k * İ veya daha çok ş sı ki eyin ralanmaları değiklik olan. nda iş * Almaş olarak iş lı leyen, mütenavip, alternatif. almaş yapraklar ı k * Sapı iki yanı karş klı il de aralı olarak bir sağ bir solda bitmiş n nda ı değ lı klı da, yapraklar. almaş k ı klı * Dönüş ümlü ve düzenli sı ralanma. almaş lı alnaç * Almaş niteliğolan. i * Bir ş ön tarafı yüzü. eyin , ön

alnı k yüzü ak açı * çekinecek hiçbir durumu veya ayı olmayan. bı alnı kara sürmek na * bir kimsenin haksıyere kötü tanı z nması yol açmak. na alnı yazı ş nda lmıolmak * bir olayı kiş baş gelmesini Allah'ıbuyurmuş n, inin ı na n olduğ inanmak. una alnı öpmek ndan * beğ enmek, takdir etmek. alnı karı nı ş lamak * küçümseyerek meydan okumak. alnın akı nı ile * ayı planacak bir duruma düş meden, tertemiz, ş erefiyle, baş göstermiş arı olarak. alnın kara yazı nı sı * kötü kaderi, kötü talihi. alo * Telefon konuş nda kullanı seslenme sözü. ması lan

alogami alotropi alp

* Bir çiçek tepeciğ baş bir çiçek tozu ile tozlanması inin ka . * Karbon, fosfor gibi maddelerin, fiziksel bakı mdan ayrı özellikler gösterebilmesi durumu. * Yiğ kahraman. it,

Alp eren

* Derviş . * Mücahit.

Alp yı zı ldı * Dağ n çok yüksek yamaçları yetiş bir çiçek (Paradisia liliastrum). ları nda en alpaka * Çifte parmaklı takı nıdevegiller sıfı lar mın nından, Güney Amerika'da yaş ayan, uzun tüylü, memeli bir hayvan (Lama glama pacos). * Bu hayvanıyünü veya bu yünden dokunan kumaş n . alpaks alpinist alpinizm alplı k * Alp olma durumu, yiğ kahramanlı itlik, k. alş imi alş imist alt * Elementleri altı çevirmek isteyen bir iş , simya. na alanı * Alş ile uğ an kimse, simyacı imi raş . * Kolayca bükülebilen alüminyum ve silisyum karımı ş . ı * Dağ . cı * Dağ lı cı k.

* Bir ş yere bakan yanı karş . eyin , üst ı tı * Bir nesnenin tabanı . * Oturulurken uyluk kemiklerinin yere gelen bölümü. * Bir ş yere yakıbölümü. eyin n * Birkaç ş içinden bize göre uzak olanı eyin . * (birkaç ş eyden) Yere yakıolan. n * Alt kelimesi "... altı biçiminde kullanı ğ "bir ş etkisinde" anlamı verir. nda" ldında ı eyin nı * Alt bir isimle tamlama kelime oluş turduğ unda a) önceki ismin kavramı etki veya yer anlamı na katar: Ayak altı (sıflamalarda) ikinci derecede olan. . b) nı * (kaynatma veya piş irmede) Yanan ocak, ocak alevi. alt alta * Birbirinin altı olarak. nda

alt alta üst üste * birbirleriyle itiş kalkır durumda. ir ş ı alt bölüm * Yazı bölümlerin ayrı ğparçalardan her biri, ayrı larda ldı ı m. alt cins * Bir cins içinden ayrı ikinci derecede bir cins. lan

alt çene

* İ ve hayvanlarda yiyecekleri çiğ nsan nemeye yarayan, oynayabilen çene.

alt çene oynamak * yemek, içmek. alt damak * Damaklardan altta olanı . alt deri * Üst derinin altı bulunan ikinci tabaka, hipoderm. nda * Bazı gövde ve yaprakları üst derilerinin altı bulunan, çoğ kez hücre zarları nlaş ş doku, n nda u kalı mıözel hipoderm. alt diş alt dudak * Dudaklardan altta bulunanı . * Böceklerin ağ sisteminde bulunan alt parça. ı z alt etmek * üstünlük sağ lamak, yenmek, sı nı getirmek. rtı yere alt familya * Bir familyanıiçinden ayrı ikinci derecede bir familya. n lan alt geçit * Trafik akı nı mı kesmemek için bir yolun altı geçirilen yol. ndan * Alt çene üzerinde sı ralanmıdiş biri. ş lerin

alt güverte * Gemilerde güvertelerden altta bulunanı . alt hava yuvarı * Dünyamı kuş atmosferin 10 km kalı ğ olan alt katmanı zı atan nlında ı . alt ı rk * Aynı içinde yetiş ı rk tirme amacı ve çevreye bağ kalı na lı narak değme uğ lmıve bu yolla ı içinde iş ratı ş rk özellikle fizyolojik nitelikleri bakı ndan kalı sapma gösteren hayvan topluluğ mı tsal u. alt karş ı t * Konusu ile yüklemi aynı olan, biri tikel olumlu, öbürü tikel olumsuz, karşkarş konmuş önermeden ı ı ya iki her biri: Bazı insanlar bilgindirler" ile "Bazı insanlar bilgin değ ildirler" gibi. alt kat alt kurul alt olmak alt sıf nı * Bir sıf içinden ayrı ikinci derecedeki sıf. nı lan nı alt ş ube * Bir ş içinde kurulan ikinci derecedeki ş ube ube. * Bir yapın veya aracıkatları altta bulunan bölümü. nı n ndan * Belli bir konuyu ele almak amacı bir kurul içinden birkaç kişseçilerek oluş yla i turulan kurul. * yenilmek.

alt tabaka * Tabakalardan altta bulunan.

alt takı m

* Bir takı içinde kurulan ikinci derecedeki takı m m.

alt tarafı (veya yanı ) * geriye kalanı . * iş daha sonrası in . * değ olup olacağ eri, ı . alt tür alt üst * Bir tür içinde ayrı ikinci derecedeki tür. lan * Çok karık ve dağ k. ş ı ı nı

alt üst böreğ i * Önce bir yüzü, sonra çevrilerek öbür yüzü kı larak piş zartı irilen börek. alt üst etmek * alt yüzünü üst yüzüne getirmek. * çok karık duruma getirmek, düzenini bozmak. ş ı * zarar vermek, yı kmak. * huzursuz etmek, rahatsı k vermek. zlı alt üst olmak * çok karık duruma gelmek. ş ı * heyecanlanmak, üzülmek, tedirgin olmak, yılmak. kı * rahatsı zlanmak. alt yanı kmaz sokak çı * sonu gelmeyen, sonuç alı namayan iş için söylenir. ler alt yapı * Bir yapı gerekli olan yol, kanalizasyon, su, elektrik gibi tesisatlarıhepsi. için n * Toplumun ekonomik yapını turan ve insan bilincinden bağ z olarak biçimlenen üretim sı oluş ı msı iliş kilerinin hepsi, üst yapı ı karş . tı alt yazı * Gazete, dergi gibi yayı nlarda çı resim ve fotoğ kan rafları klayan yazı açı . * Yabancı dildeki bir filmin konuş maları çeviri olarak görüntünün altı veren yazı nı nda .

alt yazı lama * Alt yazı iş lmak i. alt yazı lamak * Alt yazı hazı ları rlamak ve gerçekleş tirmek. alt yazı cı layı * Alt yazı lamak iş yapan (kimse). ini alt yazı lı * Alt yazı bulunan (film, görüntü). sı Altayca * Altay Türkçesi. * Türk, Moğ Mançu-Tunguz, Kore ve Japon dillerinin kendisinden türediğvarsayı ana dil. ol, i lan * Altayistik ile uğ an kimse. raş

Altayist Altayistik

* Altay grubuna giren Türk, Moğ Mançu-Tunguz, Japon ve Korelilerin dil, edebiyat, kültür ve tarihleriyle ol, uğ an bilim dalı raş . alternatif * Seçilebilecek bir baş yol, yöntem; seçenek. ka * Almaş ı k. * Dalgalı m). (akı

alternatör * Dalgalı elektrik akı veren üreteç. mı altes * Prens ve prenseslere verilen ş unvanı eref . * Bu unvanı ı kimse. taş yan * Beş sonra gelen sayın adı bu sayı gösteren rakam, 6, Vl. ten nı ve yı * Beş bir artı ten k.

altı

altı üstü kalay alay * içi dıgibi özenilmiş ş ı olmayan ş için söylenir. eyler Altı Kardeş * Kuzey kutup yönünde, Büyük Ayı n karş nda bulunan takı yı z. 'nı ı sı m ldı altı ş karıbeberuhi * kı boylu olanlar için alay yollu söylenir. sa altı kaval üstü şhane iş * Bkz. altı kaval üstü şhane. iş altı kaval, üstü şhane iş * (giyim için) altı , üstüne uymaz. altı okka etmek * birini kolları ve bacakları tutup yukarı rarak sallamak veya götürmek. ndan ndan kaldı altı olmak yaş * işbirtakı oyunlar karı e m ş böyle bir iş giriş mak, e mekte sakı ncalar bulunduğ anlaş u ı lmak. altı yol * Altı yolun birleş i yer. tiğ

altı yemek dan * hastahanelerde hiç perhizi olmayan hastalara verilen tam yemek. altı gen * Altı kenarlı çokgen, müseddes. altı k * Konusu ile yüklemi aynı olan, biri tümel olumlu, biri tikel olumlu; biri tümel olumsuz, biri tikel olumsuz iki önerme arası ndaki bağ durumu, mütedahil: "Kimi insanlar fanidir" önermesi "Bütün insanlar fanidir" lantı önermesinin altı olur. ğ ı altı lı * Altı parçadan oluş kendinde herhangi bir ş an, eyden altı bulunan. tane *İ skambil, domino gibi oyunlarda üzerinde altıareti bulunan kâğ veya pul. iş ı t * Divan edebiyatı her bendi altı sradan oluş nazı biçimi. nda mı an m altı lı k * Altı bir arada, altı sı taneden oluş , altı alabilen. muş tane

altı n

* Atom sayı 79, atom ağ ğ196,9 olan, 10640 C de eriyen, kolay iş sı ı ı rlı lenen, yüksek değ paslanmaz erli, element, kı saltması Au. * Altı yapı ş ndan lmı . * Altı yapı ş ndan lmısikke. * Niteliğiyi olan, üstün nitelikte olan, değ i erli. altıadı oldu, kıadı oldu n pul z dul * uygunsuz davranı yüzünden temiz tanı kiş i lekelendi. ş ları nan iliğ altıadı bakıetmek n nı r * kötü iş yaparak temiz ve parlak ününü karartmak. ler altıanahtar her kapı açar n yı * para olunca her güçlük yenilebilir. altıbabası n * Çok zengin, parası olan kimse. çok altıbeş n ik * Bir elleriyle kendi bileklerini kavrayan iki kiş öteki elleriyle karşklı inin, ı olarak birbirlerinin bileklerini lı tutmaları . altıbilezik n * Altı yapı ş ndan lmıkola takı ve pek çok türü olan süs eş . lan yası * Para getiren sanat veya meslek. altıçağ n * En parlak ve mutlu çağ . altıeli bı kesmez n çak * varlı veya değ kiş klı erli ilerin elini kimse bükemez. altıgibi n * altı benzeyen, sarı na .

altıkaplama n * Herhangi bir metal altı suyuna batılarak ince bir altıtabaka ile sarı altı benzetilmek. n rı n larak na altıkeseğ n i * Yerden temiz külçe durumunda çı altı kan n. altıkesmek n * çok para kazanıolmak. r altıkökü n * Güney Amerika'da yetiş kusturucu niteliğolan bir kök, ipeka (Cephaelis ipeca cuanha). en, i altıküpü n * Altı para biriktiren; parası olan. n çok altıleğ kan kusmak n ene * varlıiçinde hastalıveya sıntı k k kı çekerek yaş amak. altısaat n *İ zlenme oranın en çok olduğ vakit, prime time. nı u altısarı n sı * Altı rengini andı n ran. altısuyu n

* Bir kım konsantre nitrik asit ile üç veya dört kım konsantre hidroklorik asitten oluş , özellikle plâtin sı sı muş ve altıgibi metalleri çözmekte kullanı bir karım. n lan ş ı altıtopu n * güzel ve tombul olan kucak çocukları bir benzetme sözü olarak kullanı için lı r. altıtutsa, toprak olur (veya altı yapı elinde bakı n na ş sa r kesilir) * giriş i iş tiğ lerde büyük talihsizliklere uğ rayan kimsenin durumunu anlatı r. altıyağ n murcun * Bir tür kuşyağ kuş , mur u. altıyı n l * Eş birlikte ulaşkları evlilik yı lerin tı 50. lı .

altıyumurtlayan tavuk n * mesleğ sanatı i, , parası olan, gelirli kimse. * turist. altıyürekli olmak n * çok iyi niyetli olmak, yumuş huylu görünmek. ak altı etmek (veya kaçı na rmak) * yatağ veya donuna abdest etmek. ı na altı nbaş altı ncı * Daha çok Ege bölgesinde yetiş yuvarlak, kalı kabuklu güzel bir kavun türü. en, nca * Altı sın sı sı , sı beş sayını ra fatı rada inciden sonra gelen.

altı duygu ncı * Ön sezi. altı his ncı * Bkz. altı duygu. ncı altı kalmak nda * ezilmek. altı kalmamak nda * karşğ vermek, gördüğ iyilik veya kötülüğ karşksıbı ıı lını ü ü ı z rakmamak. lı altı Çapanoğ çı ndan lu kmak * giriş iş baş dert olacak bir durumla karş mak. ilen te a ı laş altı çapanoğ çı ndan lu kmak * bir iş baş dert olacak bir durumla, bir sorunla karş mak. te a ı laş altı girip üstünden çı ndan kmak * malı , parayı üncesizce harcayıtüketmek. düş p altı kalkamamak ndan * bir işbaş i aramamak, becerememek, üstesinden gelememek. * kendini savunamamak. altı kalkmak ndan * bir güçlüğ yenmek, baş ü armak. altı çizmek nı * (bir sözün) önemini belirtmek, üzerine dikkati çekmek; vurgulamak.

altı ı nı slatmak * yatağ veya donuna küçük abdestini etmek. ı na altı üstüne getirmek nı * söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düş ürmek, karmakarık etmek. ş ı * bir ş bulmak için aramadıyer bı ey k rakmamak. altı ma nlaş * Altı mak işveya durumu. nlaş i altı mak nlaş * Altı durumu veya görünümü almak. n altı noluk * İlemeli kadış . ş n alvarı * Altı sı veya kı n rma laptanla iş lenmiş çizgili ipek kumaş bu cins kumaş n üstünde bulunan sı ve ları rma iş lemeli yollar. * Sarı n üstüne sarı sı ş kları lan rma erit. altı ntop * Turunçgillerden, sı bölgelerde yetiş bir meyve ağ , greyfrut (Citrus decumana). cak en acı * Bu ağ n kanarya sarırenginde, tadı msı acı sı acı meyvesi, kımemesi, greyfrut. z * İ çeneklilerden, uzun, dikenli ve kürecikler hâlinde sapları bir kaktüs türü (Trollius ranunculoides). ki olan

altı ntop

altı parmak * Ellerinde veya ayakları altı parmağolan (kimse). nda ş ar ı * İ bir tür palamut balı. ri ğ ı * Ayrı renkte altı olan kumaş yolu . * Bu kumaş yapı gelin giysisi. tan lan altı patlar altı ş ar altı z * Bir doğ umda dünyaya gelen altı (kardeş ). altimetre altlama altlamak altlı * Altı olan. altlı üstlü * Altı üstü birlikte. ve * Alt ve üst katta olmak üzere, birlikte. * Tabak veya bardak altı . * Hayvanlarıaltı yayı ot veya saman. n na lan * Arabaya koş atları yolları ulan n kirletmemesi için kuyruğ unun altı yerleş na tirilen torba. * Yükseklikölçer. * Altlamak iş i. * Özel diye alı bir ş genel bir kavramıaltı yer vermek. nan eye, n nda * Altı fiş alan toplu tabanca, revolver. tane ek * Altı sın üleş sayını tirme biçimi; her birine altı seferinde altı bir arada olan. , her sı

altlı k

altmı ş

* Elli dokuzdan sonra gelen sayın adı bu sayı gösteren rakam, 60, LX. nı ve yı * Altı on, elli dokuzdan bir artı kere k.

altmıaltı ş * Altmıaltı almakla kazanı bir çeş iskambil oyunu. ş sayı lan it altmıaltı bağ ş ya lamak * temelli olmayan bir çözümle durumu kurtarmıgörünmek. ş altmıdörtlük ş * Bir notanıaltmıdörtte biri değ n ş erinde olan nota. altmı ş ar * Altmısı nıüleş ş fatın tirme biçimi, her birine altmı her defası altmı bir arada olan. ş , nda ş ı

altmıncı ş ı * Altmısı nısı bildiren biçimi, sı elli dokuzuncudan sonra gelen. ş fatın ra rada altmı k ş lı *İ çinde altmıtane bulunan. ş * Altmıyaş olan veya görünen. ş ı nda * Kemanla viyolonsel arası büyük keman, viyola. * Kontralto.

alto

altta kalanıcanı ksı n çı n * "herkes baş n çaresine baksı gücü yetmeyen ne olursa olsun" anlamı kullanı ı nı n, nda lı r. altta kalmak * herhangi bir çatı ş mada, çekiş mede yenilmek. altta yok üstte yok * yoksul, fakir. alttan (veya aş ı almak ağ dan) * sert konuş birine karşyumuş olumlu davranmak. an ı ak, alttan alta * gizlice, el altı ndan. alttan güreş mek * gizli gizli yenme yolları kollamak. nı altunî alüfte alüftelik alümin * Suda çözünmeyen, 20500 C de eriyen, beyaz bir toz olan alüminyum oksit (Al2O3). alümina * Bkz. alümin. * Altı renginde olan. n *İ ffetsiz, oynak, cilveli (kadı n). * Alüfte olma durumu.

alüminyum

* Atom numarası atom ağ ğ26,98 olan, gümüş 13, ı ı rlı parlaklında, beyaz, 6600 C de eriyen hafif bir ğ ı element. Kı saltması Al. * Alüminyumdan yapı ş lmı . alüminyum taş ı * Boksit. alüvyon lı ğ . alveol * Akarsularıtaş p yı kları k, kil gibi çok ince taneli ş n ı ğ yı dı balçı eylerin kum ve çakı karı yla oluş yın, lla ş ması an ğ ı

* Torba biçiminde küçük boş veya geniş luk lemiş sı kım.

alvere tulumbası * Emme basma tulumba. alyans alyon alyuvar Am * Amerikyum'un kı saltması . am * Diş organı ilik , ferç. * Niş yüzüğ an ü. * Para babası . * Kana al rengini veren, çekirdeksiz, yuvarlak, küçük hücre, eritrosit.

-am / -em * Fiilden isim türeten ek: tut-am, dön-em vb. ama * Çeliş ve tutarsıiki cümleyi birbirine bağ kili z lamaya yarar, amma. * Uyarma veya ş bir ifade niteliğ olan bir cümleyi, baş bir cümleye bağ artlı inde ka lamaya yarar. * Beklenmeyen bir sonucu anlatan iki cümleyi onun sebebi durumunda olan cümleye bağ lar. * Bir yargı veya bir buyruğ pekiş yı u tirmek için de kullanı lı r. * Bazen dikkati çekmek için cümlenin sonuna getirilir. * Görmez, kör. ama ne * ne hoş . * ş ı niteliğolan. aş lacak i * Bir parçanısevimli ve cana yakı çalı ı anlatı n n nacağ nı r. * Eriş ilmek istenilen sonuç, maksat. * Gaye. * Hedef.

âmâ

amabile amaç

amaç dı ş ı * Gaye dı, hedeflenen amacıdında. ş ı n ş ı amaç edinmek * bir amaca ulaş isteğ bulunmak. ma inde

amaç gütmek * bir amacı gerçekleş tirmeye çalı ş mak. amaçlama * Amaçlamak işhedef alma, istihdaf. i, amaçlamak * Bir amaca ulaş istemek, istihdaf etmek. mayı amaçlanma * Amaçlanmak iş i. amaçlanmak * Amaçlamak iş konu olmak. ine amaçlı * Amacı olan, gayeli. * Bir amaca yönelik.

amaçlı lı k * Amaçlı olma durumu. amaçsı z * Amacı olmayan, gayesiz.

amaçsı k zlı * Amaçsıolma durumu. z amade -amak amal âmâlı k * Âmâ olma durumu. amalierbaa * Matematikte dört iş terimine verilen ad. lem aman * Yardı istendiğ anlatı m ini r. * Bir suçun bağlanmasın istenildiğ anlatı ı ş nı ini r. * Rica anlatı r. * Usanç ve öfke anlatı r. * Dikkat uyandı için kullanı rmak lı r. * Çok beğ enmeyi anlatı Aman ne güzel ş Bu anlamda kullanı ğ buna da edatı getirilebilir. r: ey! ldında ı da * Ş ma anlatı aş r. * (bir iş Yapmaya hazı i) r. * Fiilden isim türeten ek: bas-amak, tutamak, kaç-amak vb. * İler, iş ş lemler.

aman Allah (Allahı m) * ş ma, beğ aş enme veya beğ enmeme, korku gibi duyguları belirtmek için kullanı lı r. aman bulmak * kurtulmak. aman dedirtmek (veya amana getirmek) * karşkoyan birini boyun eğ zorunda bı ı mek rakmak, zor durumda bı rakmak.

aman derim! * sakıha, böyle bir iş n yapayı deme. m aman dilemek * önce direnirken zor karş nda boyun eğ canın bağ lanması dilemek. ı sı ip nı ı ş nı aman vermek * canı bağlamak, öldürmemek. nı ı ş aman vermemek * rahat bı rakmamak, göz açtı rmamak. * acı p öldürmek. mayı aman zaman * Karş ndakini yumuş ı sı atmak için söylenen sözleri anlatı r. amana gelmek * önce direnirken zor karş nda boyun eğ ı sı mek. amanı n * Korkma ve ş ma sözü. aş

amanname * İ devletlerinde düş slâm mana güvenlik içinde olduğ bildirmek üzere verilen belge. unu amansı z * Aman vermez, hiç acı mayan, cana kıcı yı.

amansıhastalı z k * Kanser. amansı zca * Öldürücü bir durumda, acı z olarak. ması * Hoş görüsüz olarak. aması maması yok! * hiçbir özrün geçerli olamayacağ anlatı ı nı r. aması var * herkesin bilmediğsakı veya kusurları i ncası var. Amasya'nıbardağ biri olmazsa biri daha n ı , * ele geçirilmeyen veya kaçan bir ş üzülmek boş çünkü her zaman benzeri sağ eye tur, lanabilir. amatör * Bir işpara kazanmak için değ yalnızevki için yapan kimse, hevesli, profesyonel karş . i il, z ı tı

amatörlük * Amatör olma durumu. amazon * (eski çağ n Amazonları benzetilerek) Erkek gibi, savaş ları na safları yer alan kadı nda n. * Ata binen kadı n. ambalâj * Eş sarmaya yarayan mukavva, kâğ tahta, plâstik madde gibi malzeme. yayı ı t, ambalâj yapmak * (bir ş bu gibi maddelerle paketlemek, sandı eyi) klamak. ambalâjcı * Ambalâj yapan kimse.

ambalâjcı lı k * Ambalâjcı olma durumu veya iş i. ambalâjlama * Ambalâjlamak iş i. ambalâjlamak * Ambalâj yapmak. ambale etmek * Birini düş ünemez duruma getirmek, çok yormak. * Otomobili fazla gaz vermekten çalı hâle sokmak. ş maz ambale olmak * Çok yorulup iş göremez, düş ünemez duruma gelmek. ambar * Genellikle tahı l saklanan yer. * Yiyecek ve bazı yanısaklandı yer. eş n ğ ı * Geminin yük koymaya ayrı ş lmıyeri. * Eş taş iş yapan kurum veya ortaklı ya ı leri ma k. * Kum, çakı yapı l gibi malzemesini ölçmekte kullanı ve her yanı unlukla 75 cm olan küp ölçek. lan çoğ * Genellikle tahı çok üretildiğyer, bölge. lı n i

ambarcı * Ambara bakan görevli, ambar memuru. ambarcı lı k * Ambarcın gördüğ iş nı ü . ambarda kurutma * Kapalı yerde, güçlü bir vantilâtör kullanı sağ bir larak lanan hava akı ile yeş ve sulu yemlerin kurutulması mı il . ambargo * Bir devletin, gemilerin kendi limanları ayrı nı ndan lması yasaklama buyruğ u. * Bir malıserbest sürümünü engellemek için konulan yasak. n ambargo koymak * gemilerin limanlardan hareketini yasaklamak. * bir malıserbest sürümünü engellemek. n * bir mala el koymak, müsadere etmek. * siyasî, ekonomik, sosyal alanlarda caydı amacı yaptım uygulamak. rma yla rı ambargoyu kaldı rmak * ambargo ile ilgili yasaklamayı rmak. kaldı ambarlama * Ambar durumuna gelmek. ambarlamak * Ambar işyapmak. i amber * Amber balından ç ı lan güzel kokulu, kül renginde bir madde. ğ ı karı * Güzel kokulu bazı maddelerin ortak adı .

amber ağ acı * Baklagillerden bir cins mimoza (Geum urbonum). amber balı ğ ı

* Balinagillerden, boyu 25 m'ye kadar çı başbüyük, diş çok yı cı balı ada balı (Catodon kan, ı li, rtı bir k, ğ ı macrocephalus). amber çiçeğ i * Amber ağ nıtoparlak, fı k büyüklüğ acın ndı ünde, altısarı renginde güzel kokulu çiçeğ n sı i. amberbaris * Sarı . çalı amberbu amblem amboli * Hindistan'da, İ ran'da yetiş piş güzel bir koku veren, iri ve uzun taneli bir tür pirinç. en, ince * Soyut bir ş bir kavramısembolü olan varlıveya eş belirtke. eyin, n k ya, * Atardamarda kanıpı laş veya yağ n htı ması parçacı nıoluş sonucunda meydana gelen tı kların ması kanma.

ambülâns * Hasta arabası , cankurtaran (arabasıcankurtaran. ), amca * Babanıerkek kardeş n i. * Yaş erkeklere saygı kullanı seslenme. lı için lan * Amca olma durumu.

amcalı k

amcalıetmek k * birine amca gibi yakı k göstermek. nlı amcamla dayı hepsinden aldı payı m, m m * yakı ndan beklediğilgi ve yardı görmeyen bir kimsenin artıyeni bir dilekte bulunmaya niyetli nları i mı k olmadını ğ anlatmak için söylenir. ı amcazade * Amcanı oğ veya kı. n lu zı amel * Yapı iş lan , edim, fiil. * Bir kimsenin dinin buyrukları yerine getirmek için yaptı . nı kları * Sürgün, ötürük, ishal. amele * İçi, emekçi. ş

amele taburu * Genellikle yol yapı iş m lerinde görevli amelelerden oluş birlik. an amelelik amelî * Amele olma durumu. * İe dayanan, iş ş üstünde, tatbikî, pratik. * İbakı ndan, iş ş mı çe. * Elveriş kolay, uygun, kestirme. li, * Hareketle ilgili olan, yalnıdüş alanı kalmayıişdönüş uygulamalı z ünce nda p e en , tatbikî.

amelimanda * İyapamaz durumda olan. ş ameliyat

* Operatörün, hasta üzerinde kesme ve dikme yoluyla yaptı müdahale, operasyon. ğ ı * ç. İ faaliyetler. ş ler, ameliyat geçirmek * ameliyat edilmiş olmak. ameliyat masası * Üzerinde ameliyat yapı özel donanı masa. lan mlı ameliyathane * Hastaları ameliyat edildiğyer. n i ameliyatlı * Ameliyat edilmiş . ameliye * Yapı iş lem. lan , iş

amenajman * Devlete ve kiş ait ormanları önceden hazı p kabul edilmiş ilere n, rlanı esaslara uygun olarak iş letilmesi. * Tabiî kaynakları iş n letilmesi. amenna *İ nandıanlamı "öyledir", "doğ "diyecek yok" gibi tasdik etme anlatı k ile ru", r. Amentü * Kur'an surelerinden birinin adı .

Amerika armudu * Defnegillerden, Amerika'da yetiş bir ağ (Persea gratissima). en aç * Bu ağ n armuda benzer yemiş acı i. Amerika bademi * Aselbent ve zamk gibi maddeler veren bir sı iklim ağ (Styrax americana). cak acı Amerika elması * Antep fı ğ stıgillerden, Amerika'da yetiş bir a ğ bilader ağ (Anacardium occidentale). ı en aç, acı * Bu ağ n badem biçiminde çekirdekli, armuda benzer yemiş acı i. Amerika tavş anı * Kemiricilerden, arka ayakları uzun, küçük bir memeli kürk hayvanı çok (Eriomys chincilla). Amerika üzümü *Ş ekerci boyası . Amerikalı * Amerika Birleş Devletleri halkı olan kimse. ik ndan Amerikalı ma laş * Amerikalı mak işveya durumu. laş i Amerikalı mak laş * Amerikalı n yaş ş nı ları ayıtarzı benimsemek. Amerikan * Amerika Birleş Devletleri halkı olan kimse. ik ndan * Amerika'ya özgü, Amerika ile ilgili olan. amerikan * Pamuktan düz dokuma, kaput bezi. Amerikan bezi biçiminde de kullanı lı r. Amerikan bar

* Lokanta, otel veya evlerde içki için ayrı ş e. lmıköş Amerikan bezi * Bkz. amerikan. Amerikan salatası * Rus salatası . Amerikanca * Amerika Birliş Devletlerinde kullanı İ ik lan ngilizce. Amerikanist * Amerikan tarihi ve kültürü ile uğ an bilimci. raş Amerikanvarî * Amerikalı yakı biçimde, Amerikalı ya ş an gibi. amerikyum * Atom numarası yapay olarak elde edilen aktinitlerden bir element. Kı 95, saltması Am. ametal ametist amfi * Amfiteatr kelimesinin kı lmı. saltı ş ı amfibi * İ yaş ş. ki ayı lı * Hem karada hem de suda hareket eden (taş yüzergezer. ı t), * Metal olmayan elementler. * Süs taşolarak kullanı mor renkte bir tür kuvars. ı lan

amfibi harekât * Kara ve deniz araçları yapı manevra. yla lan amfibol * Piroksenlere yakısiyah, esmer, yeşrenkli bir silikat grubu. n il

amfibyumlar * Kurbağ ve semenderleri içine alan iki yaş ş omurgalı sıfı a ayı lı lar nı. amfiteatr * Dinleyicilerin oturduğ sı u, raları arkaya doğ basamaklı ru olarak yükselen salon. * Yunan ve Roma'da açıhava tiyatrosu. k * Toprak parçası . amfizem amfor * İ kulplu, dibi sivri, dar boyunlu, karnı ki geniş testi. amfora amigo amigoluk * Bkz. amfor. * Çoğ unlukla spor yarı ş maları seyircileri coş nda turan kimse. * Amigonun yaptı iş ğ . ı * Vücut organları bir bölümünün hava ile şmesi. ndan iş

amil amilâz amin

* Yapan, etken, etmen, sebep, faktör. * Niş astayı parçalayarak ş ekere çeviren bir enzim. * Amonyaktaki hidrojen yerine, tek değ hidrokarbonlu köklerin geçmesiyle oluş ürünlerin genel adı erli an .

âmin

* "Allah kabul etsin" anlamı dualarıarası ve sonunda kullanı nda, n nda lı r.

aminoasit * Bir amino grubu ile bir karboksil grubu taş proteinlerin temel taşolan organik bileş ı yan, ı ik. amip * Amipler takı ndan, vücudunun biçim değtirmesiyle oluş geçici kollar veya ayaklar üzerinde sürünerek mı iş an yer değtiren, tatlı tuzlu sularda yaş bir hücreli canlı iş ve ayan (Amoibe). amipler amipli *İ çinde amip bulunan. * Amiplerin yol açtı. ğ ı amir * Buyuran, emreden, üst. * Bir iş emir verme yetkisi olan kimse. te amiral * Deniz kuvvetlerinde, ordudaki general rütbesine eş rütbedeki subay. it amirallik * Amiral olma durumu. * Amiralin makamı . * Amir gibi, amire yakı biçimde. ş an * Amire yakır biçimde, amir gibi. ş ı * Bkz. ita amiri. * Amir olma durumu. amit amitoz amiyane * Amonyağ hidrojeni yerine bir asit kökünün geçmesiyle oluş birleş ı n an iklerin sıf adı nı . * Amip, akyuvar ve bazı bakterilerde hücre bölünmesi yoluyla olan çoğ alma. * Kibarca olmayan, bayağ ı . * Sı radan. * Bir hücreli hayvanları kök bacaklı sıfı giren bir takı . n lar nına mı

amirane amirce amiriita amirlik

amiyane tabiriyle * halk ağ ile, halk deyiş zı iyle.

amma

* Bkz. Ama. * Yanı getirildiğkelimenin anlamı aş lıkatarak ş ma veya hayranlıanlatı na i na ı k rı aş k r.

amma velâkin * Ancak, bununla beraber. ammada yaptıha! n * söylenen bir söze pek inanı ğ ve ş ı ğ anlatı lmadını aş ı ı ldını r. amme * Halkıbütünü, kamu. n amme davası * Kamu davası . amme efkârı * Kamuoyu. amme hukuku * Kamu hukuku. amme idaresi * Kamu yönetimi. amme menfaati * Kamu yararı . amnezi amnios * Hafı kaybı za , bellek yitimi. * Döl kesesi.

amnios suyu * Döl kesesini dolduran ve cenini içinde bulunduran sı, çağ vı nak. amonyak * Azot ve hidrojen birleş olan, keskin kokulu bir gaz (NH3). imi *İ çinde bu gazıeritilmiş n bulunduğ su, nı r ruhu. u ş adı

amonyaklama * Amonyaklamak iş i. amonyaklamak * Bazı yemlerin amonyak veya bir amonyum bileşi ile karı rmak veya doyurmak. iğ ş tı amonyum * Amonyaklı tuzlarda maden rolü oynayan bir birleş kökü (NH4). im amonyum karbonat * Hamur kabartmada maya olarak kullanı karbonik asidin amonyum tuzu, nı r kaymağ lan ş adı ı . amonyum sülfat * Sanayide sentez yolu ile elde edilen amonyum nötr sülfat, azotlu gübrelerin en çok kullanı dı lanır. amor * Bir çeş kumaş it .

amoralizm * Ahlâk dıcı töre dıcı ş lı ı k, ş lı ı k.

amorf amorti

* Biçimsiz. * Birden ödenerek faizinin iş lemesine son verilen tahvil. * Piyangoda ödenen para kadar ödenen karşk. ı lı

amorti etmek * bir giriş imde yatılan parayı rı zamanla yeniden kazanmak. amortisman * Taş ı nmaz mallarıaş n ı nmaları karşk olarak, yık kârdan ayrı belirli pay. na ı lı llı lan * Faizin iş lemesine son vermek için bir tahvilin birden ödenmesi. amortisör * Motorlu araçlarda sarsı , sallantı hareketleri en aza indiren, yayları gereksiz hareketlerini gidermeye ntı gibi n yarayan düzen. * Bu düzeni kuran öge, cihaz, yumuş atmalı k. amper * Elektrik akı nda ş mı iddet birimi. Kı saltması A.

amper saat * Bir amper ş iddetinde akı geçiren bir iletkenden bir saat içinde geçen elektrik miktarı m . ampermetre * Amperölçer. amperölçer * Bir elektrik akı nış mın iddetini ölçmeye yarayan aygıakı t, mölçer. ampir ampirik * Bir kurama değ de yalnı deneye, gözleme dayanan. il zca ampirist * Deneyci. * Napoleon döneminde Fransa'da ve Avrupa'da yayı ş lmıolan yapı , mobilya, giyim vb. üslûbu.

ampirizm * Deneycilik. amplifikatör * Alçak veya yüksek frekanslı mlarıgerilimini, ş akı n iddetini veya gücünü artı rmaya yarayan araç, yükselteç. ampul şe. iş *İ çinde, elektrik akı ile akkor durumuna gelerek ık verebilen bir iletkeni bulunan, havası altı ş mı ş ı boş lmıcam *İ çinde çoğ kez zerk edilecek, sı durumda ilâç bulunan küçük veya büyük cam tüp. u vı

ampütasyon * Bir organı kesip çı karma. * Herhangi bir bütünden bir parça kesme veya koparma. amuda kalkmak * iki eli üstüne dayanarak bacakları havada dikey tutmak. nı amudî * Dikey, dikine, dik. amudufı karî

* Omurga kemiğ bel kemiğ i, i. amut * Dikme, dik durumda. amyant an an an * Zihin. -an / -en -an / -en ana *İ simden isim türeten ek: oğ ul-an > oğ kı kök-en vb. lan, z-an, * Fiilden sı türeten ek. fat * Kolayca bükülen ve ateş dayanan liflerden oluş , bir tür ak asbest. e muş * Zamanıbölünemeyecek kadar kı bir parçası n sa , lâhza. * İ tarla arası ki ndaki sır. nı

* Çocuğ olan kadı anne. u n, * Yavrusu olan dişhayvan. i * Dince aziz tanı bazı nlara verilen saygı nan kadı unvanı . * Yaş kadı saygıbir seslenme sözü olarak kullanı lı nlara lı lı r. * Velinimet. * Alacağ veya borcun, faizin dında olan bölümü. ı n ş ı * Temel, asıesas. l, * Çizgilerden herhangi birini anlatan kelimeye sı olarak geldiğ fat inde, o çizginin, belirli bir kural altı nda hareket ederek bir yüzey oluş turmaya yaradını ğ anlatı ı r. ana arı * Arı beyi. ana avrat düz (veya dümdüz) gitmek * sövmek, küfretmek. ana baba * Ana ile babanı oluş n turduğ birlik. u

ana baba bir * aynı ve babadan olan (kardeş ana ler). ana baba eline bakmak * ana ve babanıverdiğpara ile geçinmek. n i ana baba günü * Çok kalabalı k. * Sınt ıkalabalı telâş, tehlikeli zaman, yer veya durum. kı lı k, lı ana baba yavrusu * nazlı büyütülmüş çocuk. ana bilim dalı * Üniversite veya fakültelerde bölümlerin alt bilim veya uzmanlıdalları k . ana bir, baba ayrı * anaları babaları olan (kardeş bir, ayrı ler).

ana cadde *Ş ehirde ara sokaklarıaçı ğgeniş n ldı ı yol. ana çizgi ana dal * Ağ ağ k veya çalı gövdeden ilk çı ve bitkinin çatını turan dal. aç, aççı larda kan sı oluş ana defter * Ticarî bir kuruluş aylıve bilânço hesapları gösteren defter, büyük defter, defterikebir. un, k nı ana deniz * Kı birbirinden ayı engin deniz, okyanus, umman. taları ran ana deniz bilimi * Oş inografi. ana dil * Baş diller veya lehçeler türetmiş ka olan dil. ana dili ana direk * İ n çocukken anası nsanı ndan, evindekilerden ve soyca bağ olduğ topluluktan öğ lı u rendiğdil. i * Gemilerde, ekleme direklerde dipteki temel parça. * Belli bir kurala göre yürütülerek bir biçimin oluş na yarayan çizgi. ması

ana doğ rusu * Dönen silindirin yan yüzünü oluş turan dikdörtgenin bir kenarı . * Dönen koninin yan yüzünü oluş turan dik üçgenin hipotenüsüne verilen ad. ana duvar * Bir yapın, dört bir yönünü çevreleyen kalıdıduvar. nı n ş ana düş ünce * Temel fikir. ana fikir * Belirli bir konuda bir yazın temeli olan düş nı ünce.

ana gibi yâr olmaz, Bağ gibi diyar olmaz dad * insanlar içinde bize ana kadar candan bağ dost yoktur. lı ana kadı n * Bir ailede veya bir toplulukta en çok sayı kadı lan n. ana kapı * Bir yapın süslü, büyük ön kapı. nı sı ana kara ana kent * Yeryüzündeki beş büyük kara parçası her biri, kı ndan ta.

* Bir ülkenin veya bir bölgenin çevresindeki yerleş yerlerine ekonomik ve toplumsal yönlerden egemen im olan ve genellikle ülkenin baş ülkelerle olan her türlü iliş ka kilerinin sağ ğen önemli kenti, metropol, büyük ş landı ı ehir. * Bir ülkede büyük kentlerden herhangi biri, metropol, büyük ş ehir. ana kına taht kurar, kıbahtı zı z kocadan arar (veya ana kına taht kurmuş zı , baht kuramamı ş ) * kocası olmayan bir kadı kendi ne kadar zengin olursa olsun, mutlu olamaz. iyi n, ana kitap * Bir bilim alanı yazı ş nda lmıtemel kitap.

ana kök

* Tohumun çimlenmesinden sonra kökçüğ toprağ dalarak geliş sonucu oluş ilk kök. ün a mesi an

ana kraliçe * Kralı annesi. n * Arı beyi. ana kubbe * Camilerde ayaklar veya ana duvar üzerindeki kasnağ oturtulmuş a kubbe. ana kucağ ı * Ananı sevgi ve sevecenlikle dolu çevresi. n ana kuyu * bir ocakta ana çış havalandı kıve rmada kullanı kuyu. lan ana kuzusu * Pek küçük kucak çocuğ u. * Sınt ı güç iş alı kı ya, lere ş mamı nazlı ş , büyütülmüş çocuk veya genç. ana mektebi * Bkz. anaokulu. ana motif * Bir sanat eserinde sısıtekrarlanarak ona özellik kazandı motif, laytmotif. k k ran ana muhalefet *İ ktidarı dında sayı en üstün olan parti. n ş ı ca ana ortaklı k * Birçok ortaklın pay senetlerini elinde bulundurarak onları ğ ı denetimi altı tutan sermaye yatı nda rı m ortaklı, holding. ğ ı ana rahmine düş mek * döl yatağ cenin oluş ı nda mak. ana saat saat. ana sanlı * Soyadı ana yönünden alan. nı ana sav ana sayaç * İ sürülerek savunulan düş leri üncelerin en belli baş olanı lı . * Bir gözlem evi veya kurumda, saatler içinde en doğ giden ve öbür saatlerin ayarlanması kullanı ru nda lan

* Belirli bir yerleş birimine veya bir ş verilen toplam gazıölçülmesi amacı ana dağ m boru hattı im ehre n yla, ı tı baş cı tesis edilen sayaç sistemi. langına ana sıfı nı * Genellikle beş ı bitirmiş yaş nı çocukları ilkokul öğ renimine hazı rlayan sıf. nı ana sözleş me * Taraflar arası düzenlenen ilk ve temel sözleş me. ana ş ehir * Ana kent.

ana toplardamar * Kirli kanı kalbin sağ kulakçına boş iki büyük toplardamardan her biri. ğ ı altan

ana vatan * Ana yurt. * Bir ş ilk kez yetiş göründüğ yer. eyin tigi, ü ana yapı * Bir yapı bütünü içinde yükseklik ve biçim bakı ndan göze çarpan, önemli bölüm. mı ana yarı sı * Teyze. ana yol * Küçük yolları kendisine açı ğbüyük yol. n ldı ı * Cadde. * Kuzey, güney, doğ ve batı u yönlerinden her biri. * İ yurt edinilen yer, ana vatan. lk ana yüreğ i * Annelik duygusu, ana sevecenliğ i. anabolizma * Özümleme. anaca anacı k * Küçük anne. * Sevimli, sempatik anne. anacı l * Anası düş (çocuk). na kün anaç * Yavru yetiş tirecek duruma gelmiş olan hayvan veya yemiş verecek durumdaki ağ aç. * İ kart. ri, * Kurnaz, deneyli, bilgili, baş buyruk. ı na * Ana olarak.

ana yön ana yurt

anaçlaş ma * Anaçlaş iş mak i. anaçlaş mak * Anaç duruma gelmek. anaçlı k * Anaç olma durumu.

anadan (yeni) doğ a dönmek (veya anadan yeni doğ gibi olmak) muş muş * dertsiz, tasası sağklı duruma gelmek. z, lı bir anadan doğ ma * çılçı rı plak. * doğ tan olan. uş anadan görme * annesinde gördüğ gibi. ü * geleneksel.

Anadolu

* Ön Asya'nı bir parçası n olarak Türkiye'nin Asya kı nda bulunan toprağ verilen ad. tası ı na

Anadolulu * Anadolu halkı olan (kimse). ndan anadut * Ekin veya ot demetlerini arabaya yüklemeye veya harmanı aktarmaya yarayan, uzun saplı dirgen, yaba. araç, anaerki * Soyda temel olarak anayı ve ailede çocukları klânı mal eden ilkel bir toplum düzeni, alan ana na maderş ahîlik. anaerkil * Anaerki temeline dayanan, maderş matriarkal. ahî,

anaerkillik * Kadın üstünlüğ dayalı nı üne toplumsal örgütlenme düzeni. * Ananı egemen olduğ aile hayatı n u . anaerobik * Oksijensiz yerde yaş ayabilen, yetiş ebilen. anafor * Bir engelle karş an su veya hava akı sın dönerek ve çukurlaş yaptı çevrinti, ters akı ları ı laş ntını arak ğ ı ntı n oluş turduğ dönme, eğ çevri, burgaç, girdap. u rim, * Karmakarık, sinirli, güç durum. ş ı * Yolsuz veya emeksiz elde edilen ş ey. anafora kaptı rmak * emeksiz, karş ksıolarak baş nıyararlanması imkân vermek. ı z lı kasın na anaforcu * Yolsuz veya emeksiz kazanç peş olan (kimse). inde

anaforculuk * Anaforcu olma durumu. anafordan * yolsuz veya emeksiz olarak. anaforlama * Anaforlamak iş i. anaforlamak * Yolsuz veya emeksiz olarak kazanç elde etmek. anaforlu anagram * Bir kelimedeki harflerin yerini değ tirerek elde edilen kelime. iş anahtar * Bir kilidi açı kapamak için kullanı araç, açar, açkı p lan . * Bir ş zembereğ kurmak için kullanı araç, kurgu. eyin ini lan * Ş yazmak ve çözmek için kararlaşrı ş ifre tılmıolan yol. *İ stenilen yere veya aygı isteğ göre elektrik akı nıgeçmesini sağ ta, e mın lamak için kullanı düzen, lan komütatör. * Somunları vidaları veya çevirerek sışrı gevş kı p tı etmek için kullanı çelik saplı lan araç. * Notalarımüzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunması sağ n nı lamak için portenin baş konulan iş ı na aret. * Akı lı ntı cereyanlı , .

* Konserve kutuların kapağ keserek açmaya yarayan alet, açacak. nı ı nı * Vesile, araç, vası ta. anahtar ağ ğ ı ı zlı * Mobilya kapakların ve çekmecelerin yüzlerine açı anahtar deliklerinin üzerine çivilenen paslanmaz nı lan çelik veya dökümden yapı ş lmıortası anahtara uygun, delikli metal ve plâstik gereç. anahtar bitkiler * Mera üzerinde çok bulunan ve bunlarıdoğ bir ş n ru ekilde otlatı lmaları tüm meranıdoğ bir ş ile n ru ekilde otlanmıolacağkabul edilen bitki türleri. ş ı anahtar kelime * Bir kompozisyonda kullanı temanıifade edildiğbaşca kelimelerden biri. lan n i lı anahtar taş ı * (yapılı Kemerlerin en üstündeki taşkilit taş cı kta) , ı . anahtar uydurmak * bir kilidi açmak için kendi anahtarı baş bir anahtar kullanmak. ndan ka anahtar vermek * (tulûat tiyatrosunda) komiğ nükte yapma kolaylı vermek. e ğ ı anahtarcı * Anahtar yapan, satan veya onaran kimse. * Kapı , kasa gibi yerlere anahtar uydurarak hı zlıyapan kimse. rsı k anahtarcı lı k * Anahtarcın yaptı iş nı ğ . ı anahtarı beline takmak * evde yönetimi ele almak. anahtarlı k * Anahtarları kaybolması önlemek, kolayca kullanı nı lamak için takı ğmaden, deri ve n nı lması sağ ldı ı benzerinden yapı halka veya kı lan lı f. -anak / -enek * Fiil köklerinden isim türeten ek. anakonda * Boğ agillerden tropikal Güney Amerika'da yaş ayan, avı sararak ve sı nı karak öldüren yı (Eunectes lan murinus). anakronik * Çağgeçmişçağ uymaz, eskimiş ı , a . anakronizm * Tarihe aykılı rı k. * Çağ uymama. a analaşrma tı * Analaşrmak iş tı i. analaşrmak tı * Annedeki özellikleri kazandı rmak. analı * Anası olan.

analı kuzu kı kuzu nalı * Bkz. analı .

analı kuzu, kı kuzu nalı * annesi sağ olan çocuklarımutluluğ anlatı n unu r. analı k * Ana olanı durumu. n * Ana duygusu. * Ana yerini tutan veya ana kadar yakı k gösteren kadı nlı n. * Üvey ana. * Anaca davranı ş .

analıetmek k * analıgörevini yapmak veya ana gibi yakı k göstermek. k nlı analızlı kı * Salça, tuz, su, bulgur ve kı ymanı yoğ n rularak küçük köfteler hâline getirilmesi ve bu malzemenin et suyu ve nohut ile piş irilmesiyle hazı rlanan yemek. analist * Tahlil, analiz yapan kimse, çözümleyici. analitik analiz * Çözümlemeli. * Çözümleme, tahlil.

analiz etmek * Çözümlemek, tahlil etmek. analizci * Analizle uğ an veya analiz yapan kimse. raş analizör analjezi analjezik analoji * Benzeş benzeş im, me. * Andışandış rı , rı ma. * Örnekseme. analojik * Analoji ile ilgili, benzeş meye dayanan. * Analiz yapan cihaz, aygı t veya organ. * Ağyı rı dindirme, acı duyumunu yok etme, acı yitimi. * Bkz. ağkesen. rı

anam avradı olsun m * birini kesin olarak inandı rmak için söylenen çok kaba bir ant. anam babam * teklifsiz bir seslenme. anam! * Kadıerkek, büyük küçük herkese karşkullanı teklifsiz bir seslenmek. n ı lan * Sese verilen tona göre ş ma, beğ aş enme, acı , üzüntü gibi duygular anlatı r. * Sermaye, kapital.

anamal

sermaye.

* Bir ticaret iş kurulması inin , yürütülmesi için gereken anapara ve paraya çevrilebilir mallarıbütünü, n

anamal birikimi * Anamalcın elde ettiğartıdeğ bir bölümünü kendi kullanı büyük bölümünü anamalı nı i k erin rken na ekleyerek onu büyütmesi. anamalcı * Üretim araçları özel mülkiyetinde bulunduran, anamal sahibi, sermayedar, kapitalist. nı * Anamalcı düzenini benimsemiş lı k . anamalcı lı k * Anamala dayanan ve kâr amacı güden üretim düzeni, kapitalizm. anan yahş baban yahş i, i * birini, bir iş razı e etmek için gereğ inden çok överek yumuş atmak amacı güdüldüğ baş na anlatı ünü kası rken kullanı lı r. ananas * Ananasgillerden, sı ülkelerde yetiş bir ağ (Ananas sativus). cak en aç * Bu ağ n tadı acı , kokusu çok beğ enilen meyvesi. ananasgiller * Bir çeneklilerden, sı ülkelerde yetiş ve örneğananas olan bitki familyası cak en i . an'ane an'aneci * Gelenek. * Ananeye bağ olan, gelenekçi. lı

an'anecilik * Gelenekçilik. an'anesiz * Geleneğ sahip bulunmayan. e ananet an'anevi * Erkekte cinsel güçsüzlük, puluçluk. * Geleneğ dayanan, geleneksel. e

ananıak sütü gibi (helâl olsun) n * anamı sütü bana nası n l helâl ise, bu da sana öyle helâl olsun. ananıörekesi n * saçma bir söze karşverilen karşk. ı ı lı anaokulu * Öğ renim çağ henüz gelmemiş ile altı arası ı na iki yaş ndaki çocukları düzenine hazı okul rlayan eğ itim kuruluş u. anapara anarş i * İletilen paranıfaiz katı ş n lmamıbütünü. ş * Siyasî ve idarî kurumlardaki çözülme sonucu olarak devlet denetiminin kalmaması durumu, başzlı sı k. * Kargaş baş luk. a, ı boş * Anarş i niteliğ olan. inde

anarş ik

anarş ist

* Anarş ilgili olan. i ile * Anarş yanlıolan kimse. izm sı

anarş me istleş * Anarş mek iş istleş i veya durumu. anarş mek istleş * Anarş özelliğtaş ist i ı mak. anarş istlik * Anarş olma durumu, iş ist i. anarş izm * Tarihî ş artlar ne olursa olsun devletin ortadan kaldılması çalı öğ rı na ş an reti. anartri * Dil tutukluğ u.

anası lamak ağ * çok sıntı kı çekmek, eziyet çekmek, bitkin duruma gelmek. anası danası * soyu sopu, bütün aile. anası lı kı klı * görüşdavranı huy vb. bakı ndan anası benzeyen. , ş , mı na anası (veya sarı turp msak), babasıalgam (veya soğ ş an) * ne olduğ belirsiz kimselerin çocuğ u u. anası yerinde * bir gencin anası kadar yaş (kadı lı n). anası l * Kökten, ası l olarak, esaslı biçimde. bir

anası avradı sövmek na na * birinin anası ve karını nı sı amaçlayarak çirkin söz söylemek. anası bak, kını kenarı bak, bezini al na zı al, na * bir kın karakterini öğ zı renmek isteyenler, anasın hâlini göz önüne alı nı rlarsa aldanmamıolurlar. ş anası doğ una piş ndan duğ man * çok tembel, üş engeç. * canı bezmiş ndan . anası doğ una piş etmek ndan duğ man * çok eziyet etmek, çok üzmek, bezdirmek. anası emdiğsüt burnundan (fitil fitil) gelmek ndan i * bir işyaparken çok sıntı i kı çekmek. anası emdiğsütü burnundan getirmek ndan i anası ağ nı latmak * bir kimseye çok eziyet etmek, çok sıntı kı çektirmek. anası bellemek nı * bir kimseye en büyük kötülüğ yapmak. ü

anası eş kovalası nı ek n! * sözü edilen kimse veya iş bı nlı dikkate almama ve umursamama anlatı için kkı k, r. anası sat! (veya satayı nı m) * önem verme, aldı umursama, bunun için gam yeme (yemem)!. rma, anasın gözü nı * çok kurnaz, çok açıgöz, dalavereci, hinoğ k luhin. anasın ipini satmı(veya pazara çı ş nı ş karmı ) * ipsiz, kendisinden her türlü soysuzluk beklenebilen (kimse). anasın kı nı zı * anasın huyları nı kendisinde de görülen kı z. anasın körpe kuzusu nı * pek küçük kucak çocuğ u. anasın nikâhı istemek nı nı * bir ş değ eye erinden çok para istemek. anası r anası z anası k zlı anason * Maydanozgillerden, kokulu tohumu hamur iş lerinde ve rakı mı kullanı yurdumuzda ekimi yapı nda lan, yapı bitki (Pimpinella anisum). lan anatomi *İ nsan, hayvan ve bitkilerin yapını organların birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim, teş sı ve nı rih. * Beden yapı, gövde yapı. sı sı * Bir ş oluş eyin umunda göze çarpan özel yapı . anatomici * Anatomi uzmanı . * Anatomi dersi veren öğ retim üyesi. anatomik * Anatomi ile ilgili. * İ vücudunun anatomisi ile ilgili. nsan * Unsurlar, ögeler. * Anası olmayan. * Anasıolma durumu. z

anatomist * Anatomiyle uğ an bilimci. raş anavaş ya * Göçücü balı n Akdeniz'den Karadeniz'e çı kları kması , katavaş ya. anayasa * Bir devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargı güçlerinin nası lama l kullanı ı gösteren, lacağ nı yurttaş n kamu hakları bildiren temel yasa, kanunuesasî, teş esasiye kanunu. ları nı kilâtı anayasacı * Anayasayı savunan, anayasadan yana olan. * Anayasa konusunda yetkili olan, anayasa okutan (kimse). anayasal

* Anayasa ile ilgili. anbean * Dakikadan dakikaya, her an, gittikçe. anca * Ancak.

anca beraber, kanca beraber * bir iş iki veya daha çok kimsenin, o iş te kötü de gitse, birbirinden ayrı lmamaları gerektiğ anlatı ini r. ancak * "Yalnı sadece" gibi sırlama anlatı z, nı r. * "Olsa olsa", "en çok", "daha çok", "güçlükle" gibi, bir ş daha çoğ eyin unun, ilerisinin olmadını ğ gösterir. ı * "Lâkin", "ama", "yalnı gibi bir düş z" ünceye karş ikinci bir düş ı t ünceyi anlatı r. * En erken. * Genellikle hamsi, bazen de çaça, sardalye veya tirsi balı ndan yapı tuzlu ve yağ ezme. kları lan lı * Ajanda. * (çoğ durumunda) Anı hatı ul lar, rat. * Anı , yadigâr. * Yarı yavaşadagio ile andantino arası , .

ançüez andaç

andante

andantino * Andante'den daha canlı , daha hı . zlı andaval * Ahmak, aptal, beceriksiz, saş n, bön. kı

andavallı * Bön ve görgüsüz, beceriksiz (kimse). andemi andemik andezit andı k * Sı rtlan. andış rı * Andı rmak işveya biçimi, analoji. i * İ ş arası bazı ki ey nda noktalardaki uygunluk, benzerlik durumu, temsil. * Belli bir bölgede sısıgörülen hastalı k k k. * Belli bir bölgede sısıgörülen. k k * Plâjiyoklâzlı yanardağ bir kültesi.

andış rı ma * Andış iş analoji. rı mak i, *İ ltibas. andış rı mak * (bir ş Baş bir ş andı ey) ka eyi rmak. andı rma * Andı rmak iş i.

andı rmak * Anmak iş yaptı ini rmak. * Benzer yanları bulunmak, çağşrmak. rı tı andı z * Yaprakları dikenli olan bir çeş ardı it ç. * Servi ağ . acı * Kı rlarda yetiş yabanî bir otun kökü. en

andıotu z * Birleş ikgillerden, nemli yerlerde yetiş sarı en, çiçekli, acı kokulu bir ot (İ ve nula). andoskop * Bkz. endoskop. andoskopi * Bkz. endoskopi. andropoz * Erkeklerde yaş dönümü. anekdot * Kı veya özlü anlatı olan güldürücü hikâye, fı sa mı kra. anele anemi anemik * Gemilerde türlü iş lerde kullanı bir tür demir halka. lan * Kansı k. zlı * Kansı z.

anemometre * Yelölçer. anemon aneroit anestezi * Dağ lâlesi. * Cı yerine bir maden kutu kullanmak temeline dayanan kadranlı va barometre. * Uyuş turucu bir ilâçla vücudun bütününde veya belirli bir bölgesinde duyuları yok olması n , duyum yitimi.

anestezist * Anestezi uzmanı . anesteziyoloji * Duyum yitimi bilimi. anevrizma * Bir atardamarı bir noktası oluş ur biçimindeki gevş şkinliğ n nda an eme iş i. angaje * Sözle veya yazıolarak bağ lı lanan.

angaje etmek * birini söz veya yazı bağ ile lamak, taahhüt etmek. angaje olmak

* sözle veya yazıolarak bir ş bağ lı eye lanmak. angajman * Yüklenme, üstlenme, bağ , taahhüt. lantı angajmanlı * Bağ sı lantı, taahhüdü olan. angajmansı z * Bağ sı lantı, taahhüdü olmayan. angajmansı k zlı * Angajmanı olmama durumu. angarya * Bir kimseye veya bir topluluğ zorla, ücret vermeden yaptılan iş a rı . * Kölelik düzeninde köylünün derebeyine yaptı zorunlu ücretsiz hizmeti. ğ ı * Savaş durumundaki bir devletin, kendi suları ndaki yabancı devletin ticaret gemilerine el koyarak bir bunlardan yararlanması . * Olağ anüstü durumlarda veya sıyönetimde devletin vatandaş ait ta ş el koyması kı lara ı tlara . * Usandıcı ktıcı rı, bı rı, zorla yapı iş lan . angarya çekmek * bir işisteksizce, hatıiçin yapmaya mecbur olmak. i r angaryacı * Baş na ücretsiz iş kası yaptı kimse. ran angaryaya koş mak * birini zorunlu olmadı hâlde bir iş çalı ğ ı te ş maya zorlamak. angı ç angı n * Ünlü, anı şmeş lmı , hur. Anglikan *İ ngiliz kilisesine bağ olan (kimse). lı * Harman zamanı fazla sap yüklemek için öküz ve at arabaların iki tarafı takı parmaklı nı na lan k.

Anglikanizm *İ ngiliz kilisesinin tuttuğ inanç yolu. u Anglofil *İ ngiliz yanlı. sı

Anglosakson * V. ve VI. yüzyı Büyük Britanya'yı geçiren Cermen ı ndan oymaklara verilen ad. lda ele rkı * Ana dili İ ngilizce olan kimse. *İ ngilizlere has olan. Angolalı * Angola'da yaş (kimse). ayan angström * Metrenin on milyarda biri değ erine eş olan ık dalgaları ölçme birimi. Kı it ş ı nı saltması A. angudî angut * Angut kuş unun renginde. * Ördekgillerden, tüyleri kiremit renginde, evcilleş tirilebilen bir yaban kuş (Casarca ferruginea). u

* Ahmak, kaba saba. anha minha * Aş ı ağyukarı . anhidrit anı * Genellikle kaya tuzu ve alçı ı birlikte bulunan doğ susuz kalsiyum sülfat. taş yla al, * Hatı ra. * Yaş ş anmıolayları anlatı ğyazı n ldı ı türü, hatı ra. * Hazı r. * Anı klamak iş i.

anı k anı klama

anı klamak * Hazı rlamak. anı ma klaş * Anı mak iş klaş i. anı mak klaş * Hazıolma durumu. r anı k klı anı ma laş * Anı mak işanı laş i, durumuna girme. anı mak laş * Anı niteliğkazanmak. i anı lma anı lmak * Anı iş lmak i. * Anmak iş konu olmak, hatı ine rlamak. * Hazık. rlı

anı msama * Hatı rlama. anı msamak * Hatı rlamak. anı msanma * Hatı rlanma. anı msanmak * Hatı rlanmak. anı msatma * Hatı rlatma. anı msatmak * Hatı rlatmak. anış rı * Anı iş rma i veya biçimi.

anı rma anı rmak anı rtı anı rtma

* Anı iş rmak i. * (eş Bağ ek) ı rmak. * Eş in anırken çı ğses. eğ rı kardı ı * Anı rtmak iş i.

anı rtmak anı rma ş tı

* Anı nı lamak. rması sağ * Anı rmak iş ş tı i. * Bir yazı veya ş bilinen bir olayı atasözünü anlatma veya çağşrma sanatı da iirde , bir rı tı , telmih.

anı rmak ş tı * Bir ş açı söylemeyip üstü kapalı eyi kça anlatmak, dolaylı anlatmak, ima etmek ihsas etmek. anı t * Önemli bir olayı büyük bir kiş gelecek kuş veya inin aklarca tarih boyunca anı lması yapı göze için lan, çarpacak büyüklükte, sembol niteliğ yapı inde , abide. * Önemi ve değ çok olan eser. eri anımezar t * Görkemli, anı mezar. tsal Anı tkabir * Atatürk'ün mezarı . * (küçük a ile) Tarih değ olan kiş eri ilerin mezarı olarak yapı anı erindeki yapı lan t değ . anı ma tlaş * Anı mak iş tlaş i. anı mak tlaş * Anıdurumuna gelmek, anı eri kazanmak. t t değ * Saygı sevgi ile anı duruma gelmek, abideleş ve lı r mek. anı tılma tlaşrı * Anı tılmak durumu. tlaşrı anı tılmak tlaşrı * Anı tı tlaşrmak durumuna getirmek. anı tı tlaşrma * Anı tı tlaşrmak iş i. anı tı tlaşrmak * Anıdurumuna getirmek, abideleş t tirmek. anı tsal * Anıniteliğ olan, anı benzeyen, abidevî. t inde ta * Büyüklüğ görünüş ve güzelliğ görenleri etkileyen, görkemli. ü, ü iyle anı tsı * Anı benzer. ta anı z

* Ekin biçildikten sonra tarlada kalan köklü sap. * Ekin biçildikten sonra sürülmemiş tarla. anıbiçmek z * anı ve tarla kenarı zı ndaki otları biçmek. anıbozmak z * anı alt üst etmek için toprağyüzden sürmek. zı ı anı k zlı anî * Anı sökülmemiş zı tarla. * Bir anda oluveren, apansı z. * Ansın, birdenbire. zı * Bir anda gerçekleş tirilen hücum. * Bir andaki hı z. * Hemencecik, bir anda, birden. anîden anif anilin * Ansın, birdenbire. zı * Sert, kaba. * Benzenden türeyen bir amin.

anî akı n anî hı z anîde

anilin boyalar * Taş kömürü eterinden elde edilen, fotoğ lı bası iş rafçı kta, m lerinde, boya sanayiinde kullanı organik boya lan cevheri. animasyon * Canlandı rma. animato animizm anjin anjiyo * Anjiyografinin kı saltması . anjiyo olmak * anjiyografi çektirmek veya yaptı rmak. anjiyografi * Damar içine x ınları geçirmeyen bir madde ş nga edildikten sonra damarları filminin alı ş nı ı ı rı n nması . anjiyoloji * Dolaş organları inceleyen anatomi bölümü. ı m nı * Bir parçanıcanlı nacağ anlatı n çalı ı nı r. * Canlılı cı k. * Boğ mukozasın şmesi, boğ yutak iltihabı az nı iş ak, , hunnak, farenjit.

Anka

* Masallarda adı geçen ve gerçekte var olmayan büyük bir kuşZümrüdüanka. ,

Ankara keçisi * Uzun, kırcıve ipek gibi yumuş kı olan ve Ankara yöresinde yetiş vı k ak lları tirilen evcil keçi türü, tiftik keçisi. Ankara kedisi * Uzun tüylü ve Ankara yöresinde yetiş kedi ı . en rkı ankastre * Bir oyuğ yuvaya yerleş a, tirilmiş (tesisat).

ankesörlü telefon * Kutulu telefon. anket * Soruş turma, sormaca.

anket yapmak * bir konuda soruş turma, araşrma yapmak. tı anketçi * Soruş turmacı .

anketçilik * Soruş turmacı lı k. anketör ankiloz * Oynar eklemlerde oynaklın kalmaması eklemin iş ğ ı yla lemez duruma gelmesi, eklem kaynaş . ması anladı arap olayı msa m * hiçbir ş anlamadı ey m. anlak anlaklı anlam * Bir kelimeden, bir sözden, bir davranıveya olgudan anlaş ş bunlarıhatı ğdüş veya nesne, ş ı ey; lan n rlattı ı ünce mana, fehva. * Bir önermenin, bir tasarın, bir düş nı üncenin veya eserin anlatmak istediğş i ey. anlam aykılı rı ı ğ * Karş anlamlı ı t kelimelerin, sözlerin bir araya gelmesi. anlam bayağ ması ı laş * Anlam kötüleş mesi. anlam bilimi * Dili anlam açından inceleyen bilim dalı sı , semantik. anlam bilimsel * Anlam bilimi ile ilgili, semantik. anlam çı karmak * bir cümlede veya bir metinden yeni ve değ ik bir anlam yakalamak veya bulup çı iş karmak. * Zekâ. * Zeki. * Anket yapan uzman.

* yersiz ve gereksiz bir yargı varmak, yanlıdeğ ya ş erlendirmek; bir söze, söyleyenin aklı geçmeyen bir ndan anlam vermek. anlam daralması * Geniş kavramları bir kelimenin, bu kavramlar içinden tek bir anlam bildirmesi durumu, genel bir olan anlamdan özel bir anlama geçiş . anlam değ mesi iş * Anlamı daralması n , geniş lemesi, kayması bayağ ması veya ı laş . anlam geniş lemesi * Dar bir anlamda kullanı bazı lan kelimelerdeki anlamıilgili kavramlara yayı . n lması anlam iyileş mesi * Kötü ve olumsuz bir anlamı bir kelimenin zamanla iyi bir anlam kazanması olan . * Bkz. isimden türeme fiil. anlam kayması * Yeni bir anlam vermek üzere kelimelerin gerçek anlamları kayarak kalı maları ndan plaş . anlam kötüleş mesi * Anlamı ve olumlu olan bir kelimenin zamanla kötü veya kötüye doğ giden bir anlam kazanması iyi ru . anlam vermek * kendince bir yargı varmak, yorumlamak. ya anlama * Anlamak iş vukuf. i, * Bir olay veya önermenin daha önce bilinen bir kanunun veya formülün sonucu olduğ görme. unu anlamak * Bir ş ne demek olduğ neye iş ettiğ kavramak; yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek eyin unu, aret ini sonuç niteliğ baş bir bilgi edinmek. inde ka * Sorup öğ renmek. * Doğ ve yerinde bulmak. ru * Birinin duyguları, isteklerini, düş nı üncelerini sezebilmek. * Bir ş üzerinde bilgisi bulunmak. ey * (olumsuz veya soru biçiminde) İ görmek, yararlanmak. yilik * Sahip olmayı istemek, dileğ yerine getirilmesini istemek. inin anlamamak * hoş lanmamak, ilgilenmemek. anlamamazlı k * Anlamazlı k. anlamazlı k * Bir ş anlamamı kavrayamamıgibi davranmak. eyi ş , ş anlamazlı gelmek ktan * bir ş anladı hâlde anlamamı farkı varmamıgibi davranmak. eyi ğ ı ş , na ş anlamdaş * Eş anlamlı , müradif, müteradif, sinonim. anlamdaşk lı * Eş anlamlı lı k. anlamı gelmek (veya manaya gelmek) na * (bir anlam) bildirmek. anlamlandı rma

* Anlamlandı iş rmak i. anlamlandı rmak * Anlamı açı nı klamak; anlam vermek, anlam kazandı rmak. anlamlı * Anlamı olan, bir ş demek isteyen, düş ey ündürücü, manalı , manidar.

anlamlı anlamlı * Anlamlı olarak. anlamlı lı k * Anlamlı olma durumu. anlamsal * Anlamla ilgili, semantik. anlamsı z * Anlamı olmayan, önemli bir ş anlatmayan, manası ey z. anlamsı ma zlaş * Anlamsı mak durumu. zlaş anlamsı mak zlaş * Anlamsıduruma gelmek. z anlamsı tı zlaşrma * Anlamsı tı zlaşrmak durumu. anlamsı tı zlaşrmak * Anlamsıduruma getirmek. z anlamsı k zlı * Anlamsıolma durumu, manası k. z zlı anlarsıya! n * açı klanmaması gereken bir olayı dolaylı yoldan anlatmak için kullanı lı r. anlaş ı k * Araları anlaş bulunan taraflardan, kimselerden biri. nda ma anlaş ı lan * anlaş ğ göre, galiba. ı ı ldına

anlaş Vehbi'nin kerrakesi ı ldı * iş iç yüzü, gerçeğöğ in i renildi. anlaş Vehbi'nin kerrakesi ı ldı * Bkz. anlaş Vehbi'nin kerrakesi. ı ldı anlaş ı lma * Anlaş ı iş lmak i. anlaş ı lmak * Anlamak iş konu olmak, belli olmak, ortaya çı ine kmak. anlaş ı lmaz * Anlaş ı lması olan, bir anlam verilemeyen, karık, muğ güç ş ı lâk. anlaş ma * Anlaş işuyuş itilâf. mak i, ma,

* Devletler arası siyasî, ekonomik, kültürel vb. alanlarda yapı uzlaş ve bu uzlaş n tespit edildiğ lan ma manı i belge, uyuş itilâf, antant. ma, anlaş yapmak ma * anlaş belgesi düzenleyip imzalamak. ma anlaş mak * Düş ünce, duygu, amaç bakı ndan birleş mı mek. anlaş malı * Anlaş maya dayanan. anlaş maya varmak * bir konuda birisiyle anlaş mak. anlaş k mazlı * İ veya daha çok tarafıkarş an düş ve amaçları nda ayrı uyuş k, ihtilâf. ki n ı laş ünce arası lı k, mazlı anlaş k çı mazlı kmak * bir konuda uyuş k söz konusu olmak. mazlı anlaşrma tı * Anlaşrmak iş tı i. anlaşrmak tı * Anlaş , uzlaş , uyuş mayı mayı mayı lamak. sağ anlata anlata bitirememek * bir ş eyden çok söz etmek, övmek. anlatı * Hikâye etme, tahkiye. anlatı cı anlatı lma * Hikâye, fı gibi ş kra eyleri anlatan kimse. * Anlatı iş lmak i.

anlatı lmak * Anlatmak iş konu olmak. ine anlatı m * Anlatmak iş i. * Bir duyguyu, bir düş ünceyi, bir konuyu söz veya yazı bildirme, ifade. ile anlatı bilimi m * Üslûp yöntemlerini inceleyen edebî araşrma, inceleme, stilistik. tı anlatı tonu m * Anlatı mantıve düş özelliğ göre oluş ton. mda k ünce ine an anlatı mcı * Yalnı hikâye etmeye ağ k veren (eser). zca ı rlı * Eserlerinde hikâye etmeye, tahkiyeye ağ k veren (yazar). ı rlı anlatı lı mcı k * Bkz. ekspresyonizm. anlatı mlı * Düş ve duyguyu güçlü ve canlı biçimde anlatan. ünce bir

anlatı ş anlatma anlatmak

* Anlatmak iş i veya biçimi, takrir. * Anlatmak iş i. * Bir konu üzerinde açı klamada bulunmak, bilgi vermek, izah etmek. *İ nandı rmak, belirtmek. * Söylemek, nakletmek.

anlattı rma * Anlattı rmak iş i. anlattı rmak * Bir konu üzerinde bilgisini ölçmek, açı klama yaptı rmak. anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az * anlayı kimseleri en küçük bir söz bile etkiler, oysa anlayı z kimselere ne söylense yararsı r. ş lı ş sı zdı anlayıdinlemek p * (bir olayla ilgili olarak) iyice anlamak. anlayı ş * Anlamak işveya biçimi, telâkki, zihniyet. i * Anlama yeteneğ feraset, izan, zekâ. i, * Hoş görme, hâlden anlama. * Ayıcı nitelik olmak bakı ndan görüş rı bir mı , zihniyet.

anlayıgöstermek ş * istenilen veya söylenilen bir ş hoş eyi görüyle karş ı lamak. anlayı ş lı * Anlayı olan, ferasetli, izanlı ş ı , zeki. * Hoş görülü. anlayılı şk lı * Anlayı olma durumu. ş lı anlayı z ş sı * Anlayı kıolan, kafası kavrayı z, vurdumduymaz, kalı kafalı ş t ı z, ş sı n , izansı ferasetsiz, gabi. z, * Hoş görüsüz. anlayı zlı ş k sı * Anlayıkığ kafası k, kalı kafalı vurdumduymazlı izansı k, gabavet. ş tlı, ı zlı n lı k, k, zlı * Hoş görüsüzlük. anlıanlı ş * Güzel, gösteriş ünlü. li, anlı k entelekt. * Kı süren, bir an içinde olan. sa * Duyu ve iradeden ayrı olarak düş ünülen bilme melekesi, anlama gücü; usa vurma, yargı müdrike, lama,

anlı lı kçı k * Duyu ve irade karş nda anlın üstünlüğ ileri süren doktrin, zihniye, entelektüalizm. ı sı ğ ı ünü anma * Birini veya bir ş akla getirerek sözünü etme. eyi * Ölmüş insanı rlamak için yapı tören, ihtifal. bir hatı lan

anma töreni * Bir kiş veya bir olayı rlamak için yapı tören. iyi hatı lan anmak * Birini veya bir ş akla getirerek sözünü etmek veya onu düş eyi ünmek, zikretmek, hatı rlamak. * Bir sözü ağ na almak. zı * Bir armağ gönlünü almak. anla * Adlandı rmak. * Anı için verilen ş hatı yadigâr, bergüzar. lmak ey, ra, * Çocuğ dünyaya getiren kadı unu n.

anmalı k anne

anne olmak * (kadı çocuk sahibi olmak. n) anneanne * Annenin annesi. annelik * Anne olma niteliğveya durumu. i

annelik etmek * annelik görevini yapmak veya anne gibi ilgi ve yakı k göstermek. nlı anofel anomali * Sapaklı aykılı k, rı k. anonim * Adı bilinmeyen. sanı * Yaratısın adı cını bilinmeyen (eser). * Sı mikrobunu aş tma ı bir tür sivrisinek (Anopheles maculipennis). layan

anonim ortaklı k * Sermayesi paylara bölünmüş olan ve her ortağ sorumluluğ sermayedeki payı sırlı ı n u yla nı bulunan ortaklı k, anonim ş irket. anonim ş irket * En az beş inin kurduğ sermayesi hisselere bölünmüş her ortağ sorumluluğ sermayedeki hissesi kiş u, ve ı n u ile sırlı nı ortaklı anonim ortaklı k, k. anons * Duyuru, duyurma.

anons etmek * sözle veya yazı bir durumu, bir haberi halka bildirmek. yla anonsör anorak * Başklı geçirmeyen spor ceket. lı , su anorganik *İ norganik. anormal * Genel olan örneğ alılmı ve kurala aykıolan; düzgün olmayan, gayritabiî. e, ş ş ı a rı * Bkz. sunucu.

* Dengesi bozuk, deli. anormalleş me * Anormalleş iş mek i. anormalleş mek * Anormal duruma gelmek. anormallik * Anormal olma durumu. anot ansefal * Kafatası içindeki beyin ve yardı organlarıhepsi. mcı n ansefalit ansı ma ansı mak ansı z * Anlayı z, akı z. ş sı lsı * Birdenbire, habersiz. ansın zı * Hiç hatı gelmedik bir sı birdenbire, anî olarak, anîden. ra rada, ansiklopedi * Bütün bilim, sanat dalları tek veya bir arada belli bir yönteme göre inceleyen eser, bilgilik. nı ansiklopedici * Ansiklopedi hazı rlayan veya satan (kimse). ansiklopedicilik * Ansiklopedicinin yaptı iş ğ . ı * Değ ik alanlardaki bilgileri sistemli bir yöntemle bir araya getirme veya toplama iş iş i. ansiklopedik * Ansiklopedi ile ilgili. * Her konuda biraz bilgi sahibi olan. ansiklopedik sözlük * Alfabetik sı göre kelimelerin karş kları geniş biçimde veren, özel adları içine alan sözlük türü. raya ı nı lı bir da ant * Tanrı veya kutsal bilinen bir kiş bir ş tanıgöstererek bir olayı rulama, yemin. 'yı iyi, eyi k doğ * Kendi kendine söz verme. ant içmek (veya etmek) * bir ş yapmaya veya yapmamaya ant ile söz vermek, yemin etmek. eyi ant kardeş i * Bkz. kan kardeş i. ant verdirmek * bir ş yapması bir kimseye ant içirmek. eyi için * Beynin irinsiz iltihaplı hastalı. ğ ı * Bkz. anı msama. * Bkz. anı msamak. * Bir elektrolitte elektrik akı nıgelip bağ ğve içeri girdiğuç, artı mın landı ı i uç.

ant vermek * "Allah aşna, "çocukların başiçin" gibi sözlerle karş ndakini bir ş zorlamak. kı nı ı ı sı eye antagonizma * Tezat. antant * Anlaş uyuş mutabakat, itilâf. ma, ma,

antant kalmak * anlaş mak, uzlaş mak. antarktik * Güney kutupla ilgili, güney kutup yakında olan. nı

antarktik kara * Güney kutuptaki kara bölgesi. anten * Boş yayı elektromanyetik dalgaları lukta lan toplayarak bu dalgaları transmisyon hatları n içerisinde yayı nı layan cihaz. lması sağ * Duyarga. * Olta ş amandı nı alt ve üst kı nda bulunan ince uçlar. rasın smı anten yükselteci * Anten ile alı arası yer alarak elektromanyetik dalgalarıgenliğ yükselten cihaz. cı nda n ini antenli * Anteni olan.

antenli balı k * Göğ yüzgeçleri saplı üs , iskeleti kemikleş , sı yüzgeçleri uzamıkemikli balıtürü. miş rt ş k Antep baklavası * Antep yöresinde yapı özel bir tatlı lan türü. Antep fı ğ stı ı * Antep fı ğ stıgillerin örnek bitkisi, yurdumuzda Gazi Antep ve Siirt bölgelerinde yetiş yanlıolarak Ş ı en, ş am fı ğda denilen bir ağ (Pistacia vera). stı ı aç * Bu ağ n, ince ve sert kabuklu, yağ yemiş acı lı i. Antep fı ğ stıgiller ı * Ayrı yapraklı taç lardan, tipik örneğAntep fı ğağ olan bir familya. i stı acı ı Antep iş i * Gazi Antep yöresine özgü, iplikleri çı lmıve kafes ş karı ş eklini almıkumaş ş üzerine aynı iplikle renk verevine sarı yapı bir çeş el iş larak lan it lemesi. anterit * İ bağ nce ı iltihabı rsak .

anterograf * Bağ kası ı rsak lmaları ölçmeye yarayan alet. nı anterosel * İ bağ nce ı fığ rsak tı. ı

anterostomi * Bağ düğ ı rsak ümlenmesinin kesilip alı nması . antet

* Kâğ veya zarf üstüne bası ş ve adres, başk. ı t lmıad lı antetli * Başklı lı . antetsiz * Başksı lı z.

antialerjik * Alerjilerin önlenmesinde veya tedavisinde kullanı ilâçlarıözelliğ lan n i. antiasit * Alkalik, kalevî.

antibiyotik * Bitkilerde, özellikle küf mantarları bulunan veya sentezle elde edilen, birçok mikroba karşkullanı nda ı lan, penisilin, streptomisin gibi maddelerin ortak adı . antibiyotik tedavisi * Bir veya birçok antibiyotiğ durdurucu veya öldürücü etkisinden faydalanı yapı tedavi. in larak lan antidemokratik * Demokrasiye aykıolan. rı antidot * Bkz. panzehir.

antiemperyalist * Emperyalizme karşolan. ı antiemperyalizm * Emperyalizme karştutum, davranıveya öğ ı ş reti. antifriz * Bir sıya katı ğ o sınıdonma derecesini düş vı ldında ı vın ürerek donması önleyen madde. nı

antihijyenik * Sağk kuralları aykı olma. lı na rı antijen *İ çerisine girdiğorganizma aracı ı antikor oluş i lıyla ğ umunu sağ layan bakteri, virüs, parazit gibi protein yapında madde. sı antik * İ Çağ uygarlı lk daki klarla, özellikle eski Yunan ve Roma uygarlı ile ilgili olan. kları

antik çağ * Eski Yunan ve Roma uygarlı nıgeliş yayı ğçağ kların ip ldı ı . * Bu çağ özgü olan. a antika * Eski çağ lardan kalma eser veya tarihî değ olan eski eş eri ya. * Genele, olağ geleneğ aykı, acayip, tuhaf. ana, e rı * Mendil, örtü, yatak çarş gibi bezlerin kenarları paralel ipliklerden bir bölümü çekilip dikey olanları afı na n ikisi, üçü bir arada tire ile sarı yapı diş süs, sı diş ajur. larak lan diş çan i, * Antik. antika mobilya * En az yüz sene evvel imal edilmiş olan, ana hatlarda herhangi bir değiklik yapı iş lmamıve belli bir ekole ş göre isimlendirilen mobilya. antikacı

* Antika eş veya eser satan veya toplayan kimse. ya antikacı lı k * Antika eş veya eserlerle uğ ma iş ya raş i. antikalı k * Antika olma durumu. * Tuhaflı k.

antikapitalist * Kapitalist rejime karşolan kimse. ı antikapitalizm * Kapitalizme karşolma. ı antikası bilmek nı * en iyisini bilmek. antikatot yaprak. antikite * Tarihte İ Çağantik devir. lk , antikomünist * Komünizme karş ı . antikomünizm * Komünizm aleyhtarlı. ğ ı antikor antilop * Antiloplardan, sı ülkelerde yaş cak ayan, çok hı koş boynuzlu bir hayvan (Anthilopus). zlı an, * Bu hayvanıderisinden yapı ş n lmı . antiloplar * Geviş getiren memeli hayvanları bir familyası n . antimon * Atom numarası atom ağ ğ121,76 olan, 6300 C de eriyen, haddede veya çekiç altı iş 51, ı ı rlı nda lenemeyen, çoğ unlukla bası harfleri alaş nda kullanı mavimtı beyaz renkte bir element. Kı m ı mı lan, rak saltması Sb. antinomi antipati * Çatı . ş kı * Sevimsizlik, soğ ukluk. * Karş duygu. ı t * Antipati uyandı sevimsiz, soğ ran, uk. * Hastalıetkenlerini zararsıduruma getirmek için vücudun çı ğmadde. k z kardı ı * Bası azaltı ş elektrik boş tüpünde, katot ınları alan elektronik lâmbadaki genellikle metal ncı lmıbir alma ş nı ı

antipatik

antipatik bulmak * sevimsiz bulmak, kanı kaynamamak. antipropaganda * Karşpropaganda. ı antisemit

* Yahudilik aleyhtarlı. ğ ı antisemitist * Yahudilere karşdüş ı manca duygular besleyen ve Yahudilere karşayı edici tedbirler alı ı rt nması isteyen nı görüş bağ olan (kimse). e lı antisemitizm * Yahudilere karşdüş ı manca duygular besleyen ve Yahudilere karşayı edici tedbirler alı ı rt nması nı isteyenlerin görüş veya tutumu. ü antisepsi * Mikropları ilâçla öldürme yolları . antiseptik * Antisepsi yapmak için kullanı veya antisepsi özelliğolan (madde). lan i antisiklon * Yüksek bası atmosfer kütlesi; havanı sarmal biçimli hareketi için kullanı nçlı n lı r. antitez * Karşsav. ı

antitoksik * Antitoksin. antitoksin * İ giren toksinleri zararsıhâle getirmek için vücudun çı ğmadde. çine z kardı ı antlaş ma * İ veya daha çok devletin saldı ki rmazlı savaş ittifak gibi konularda üstlenmelerini belirttikleri belge ve k, ta belgede belirtilen durum, muahede, pakt. antlaş mak * Antlaş yapmak, ahitleş ma mek. antlı antoloji *Ş airlerin, yazarları bestecilerin eserlerinden alı ş n, nmıseçme parçalardan oluş kitap, seçki, güldeste. an antrakt antrasit antre * Ara. * Güçlükle tutuş koku, duman çı an, karmadan, büyük bir ı vererek yanan bir tür taş sı kömürü. * Bir yapı girip geçilen yer, methal. da * Baş ç yemeğ langı i. * Ant içmiş veya ant içirilmiş .

antrenman * Bir spor dalı yapı alı rma veya hazı k çalı , idman, egzersiz. nda lan ş tı rlı ş ması antrenman yapmak * spor amacı çalı yla ş mak, alı rma yapmak. ş tı antrenmanlı *İ dmanlı . antrenmansı z * Antrenmanı olmayan, idmansı z.

antrenör

* Bir spor dalı sporcuyu eğ yetiş ve çalı ran kiş çalı rı. nda iten, tiren ş tı i, ş cı tı

antrenörlük * Antrenörün işveya mesleğ çalı rılı i i, ş cı tı k. antrepo * Gümrüklere gelmiş ticarî eş n konulduğ korunduğ yer, ardiye. yanı u, u

antrepocu * Antrepo iş kimse. leten * Antrepoya bakan kimse. antrepoculuk * Antrepocunun yaptı iş ğ . ı antrkot antrok * Sırıiki kürek arası ve pirzolalıyerinden çı lan kemiğ ğn ı ndan k kartı inden sı lmıet dilimi. yrı ş

* Triyas devri katmanları bulunan, derisi dikenlilerden, deniz lâlelerinin sapları oluş nda nı turan kalsiyum karbonat birleş fosil. imli antropoit * Bkz. insansı .

antropoitler * Bkz. insansı lar. antropolog * İ bilimi uzmanı nsan . antropoloji * İ n kökenini, evrimini, biyolojik özelliklerini, toplumsal ve kültürel yönlerini inceleyen bilim, insan nsanı bilimi. antropolojik * İ bilimiyle ilgili, insan bilimsel. nsan antropomorfizm * İ biçimcilik. nsan antroponim * Kişadları inceleyen bilim dalı i nı . antroposantrizm *İ nsanı tabiatımerkezi sayan, bütün öbür yaratı n insan için yaratı ş n kları lmıoldukları söyleyen dinî nitelikli nı öğ insaniçincilik. reti, antropozoik * İ n belirmesi ve yayı nı nsanı lması niteleyen antropozoik devir teriminde geçer. antropozoik devir * Antropozoik. antrparantez * Söz arası sı gelmiş istitrat. nda, rası ken, anut * İ , ayak direyici. natçı

anüri anüs

* İ nı drarı yapamama ş eklinde ağ bir böbrek rahatsı ğbelirtisi. ı r zlı ı * Sindirim kanalın doğ bağ nı ru ı denilen son bölümündeki çış i, makat, ş rsak kıdeliğ erç.

anüs yüzgeci * Balı klarda anüs bölgesinde tek olarak bulunan yüzgeç. anyon anzarot * Negatif elektrikle yüklü iyon, eksin. * Sı ülkelerde yetiş bodur bir ağ (Sarcocolla). cak en aç * Bu ağ n yara tedavisinde kullanı reçinesi. acı lan * Rakı . * Kalbin sol karı ğ ncından çı ve vücuda kı zı dağ büyük atardamar. ı kan rmı kan ı tan * Çok acı . * Çok açı çok belirgin. k,

aort apacı apaçı k

apaçı k klı * Apaçıolma durumu. k * Bir ş hiçbir kuş yer bı eyin, kuya rakmaksın aydı k, açıbir biçimde görünmesi. zı nlı k apak * Çok ak. apala apalak apandis apandisit * Apandisin iltihaplanması . apansı z * Hiç beklenmedik bir sı pek ansın. rada, zı * Abla. * (bebekler ve küçük çocuklar için) Tombul, gürbüz, iri. * Kör bağ ı ince bir parmak gibi olan son bölümü. ı n rsağ

apansın zı * Birdenbire, çok anî olarak. apar topar * Telâş acele ile, yaka paça. ve aparey * Çeş parçalardan meydana gelen alet, cihaz. itli aparkat aparma * Boksta bükük kolla aş ı yukarı doğ atı yumruk. ağ dan ya ru lan * Aparmak iş i.

aparmak

* Almak, alıgötürmek. p * Gizlice almak, alıkaçmak, çalmak. p

apart otel * Müş terilerin kendi yeme ve içme ihtiyacı karş nı ı layabilmek için gerekli malzemeler ile donatı ş ı z lmıbağ msı apartman veya villâ tipinde inşedilmiş a ancak otel gibi iş letilen konaklama tesisi. apartman * Birkaç katlı her katı bir veya birkaç daire bulunan yapı ve nda . apaş apatit apaydı n * Çok aydı k. nlı apaydı k nlı * Apaydıolma durumu. n apayrı apaz * Büsbütün ayrı , bambaş ka. * Avuç. * Bir avuç dolusu. * Çok az. * Apazlamak iş i. * Pupa ile orsa arası geminin omurgası 450 açı esen (rüzgâr). nda na ile * Böyle esen bir rüzgârla. apazlamak * Avuçlamak. * Yelken rüzgârla dolup şmek. iş * (gemi) Apazlama rüzgârla gitmek. apel aperitif apı ş * Butlarıiç tarafı bacak arası n , iki . apıarası ş * İ bacağ arası kalan yer. ki ı n nda apı ş ak * Bacakları açarak yürüyen, ayrıbacaklı nı k . * Bacakları aça yürüme. aça * Yorgun, güçsüz, ş kı aş n. * Anonim ortaklı klarda sermaye artımı yapı ödeme çağsı rı için lan rı. * İtahı ş açmak için yemekten önce içilen içki, açar. * Külhan beyi, kabadayı , hayta. * Doğ kemik dokusunda bulunan, içinde flüor veya klor olan doğ kalsiyum fosfat. ada, al

apaz apazlama

apık ş ı

* Kuyruğ apıarası alarak yı n yı n giden (hayvan). unu ş na lgı lgı apıp kalmak ş ı *şı aş rmak. apı k ş lı apı ş ma apı ş mak * Ağ . * Apı ş iş mak i. * Hayvan yorgunluktan bacakları birbirinden ayı çöküvermek. nı rarak * Oturmak, bacakları rarak çömelmek. ayı * Ne yapacağ kestirememek, ş ı ı nı aş rmak. * Apı rmak iş ş tı i.

apı rma ş tı

apı rmak ş tı * Hayvanı yorarak yürüyecek gücünü bı çok rakmamak. * Çifte demir atarak döndükçe geminin bir alan içinde kalması sağ nı lamak. apiko * Geminin, zinciri toplayı demirini kaldı p rmaya hazı r bulunması . * Hazı tetik. r, * Derli toplu, süslü, ş ı k. * Duvar ş amdanı , duvar lâmbası .

aplik

aplikasyon * Uygulama. * Bir kumaş üzerine baş bir kumaş ka parçası veya bir danteli dikme yolu ile uygulayarak yapı süs. nı lan * Eldeki haritaya göre arazi üzerinde bir parseli kazı klarla belirtme. aplike * Düz veya desenli bir kumaş kesilmiş tan motiflerin bir baş kumaş iş ka a lenmiş durumu.

apokaliptik * Anlaş ı lmaz, kapalı , karanlı(söz veya yazı k ). apokrif * Doğ ruluğ güvenilmez söz veya yazı una . apolet * Subaylarda rütbeyi göstermek için üniformalarıomuzları takı iş n na lan aretli parça, omuzluk. * Giysilerin omuzları süs olarak takı parça. na lan

apoletleri sökülmek * bir suç sebebiyle rütbesi indirilmek veya askerlikten atı lmak. aport * Avıveya kendisine gösterilen ş üzerine atı getirmesi için köpeğ verilen buyruk. n eyin lı p e

aposteriori * Deney sonucu ortaya çı (bilgi), sonsal. kan apoş i * Çember biçiminde, telden yapı torbaya benzer, büyük gözlü ağ lma, . apotr

* Yardı , koruyucu, havari. mcı appassionato * Bir parçanıcoş n kunca çalı ı anlatı nacağ nı r. apraksi apre * Bkz. iş yitimi. lev * Kumaş veya derinin cilâlanması , perdahlanması . * Dokumacı boyacı cilâ olarak kullanı madde. lı kta, lı kta lan * Apre yapan kimse. * Aprelemek iş i.

apreci apreleme

aprelemek * Kumaş veya deriyi cilâlamak, perdahlamak. apreli apresiz april apriori * Hiçbir denemeye dayanmayan ve akı l yordamı bulunup ortaya konan, önsel. yla apse * İ birikimi, çı rin ban. * Apresi olan. * Apresi yapı lmamı perdahlanmamıveya cilâlanmamı ş , ş ş . * Nisan ayı , abril.

apse yapmak * bir doku içinde iltihap oluş mak. apseleş me * Apseleş durumu. mek apseleş mek * Yara irin bağ lamak, apse yapmak. apsent apsis * Pelinle kokulandılmısert bir içki. rı ş * Yönlü bir eksen üzerinde bir noktanı baş ç noktası olan uzaklınıcebirsel değ n, langı na ğ n ı eri. * Bir noktanıuzaydaki yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden yatay olanı n , koordinat. * Zekâsı geliş pek memiş , zekâ yoksunu, alı ahmak. k, * Küçümseme belirten seslenme; azarlama.

aptal

aptal aptal * Aptal gibi, aptalca, aval aval. aptal olmak * aptal durumda bulunmak.

aptal yerine koymak (veya koyulmak) * anlamaz, bilmez sanmak (sanı lmak). aptalca * Biraz aptal. * (apta'lca) Aptala yaraş nitelikte, aptal gibi, ahmakça. ı r

aptalcası na * Aptala yakır biçimde, aptal gibi. ş ı aptallaş ma * Aptallaş iş mak i veya durumu. aptallaş mak * Zekâsı iş nı letemez olmak, alı mak, ahmaklaş klaş mak. aptallaşrma tı * Aptallaşrmak işveya durumu. tı i aptallaşrmak tı * Aptallaş na sebep olmak, aptal duruma getirmek, ahmaklaşrmak. ması tı aptallı vurmak ğ a * bir ş bilmez, anlamaz gibi görünmek. eyi aptallı k * Aptal olma durumu veya aptalca iş .

aptallıetmek k * aptalca davranmak veya aptalca iş görmek. apteriks aptes * Bkz. abdest. aptesbozan * Bkz. abdestbozan. aptesbozan otu * Bkz. abdestbozan otu. apteshane * Bkz. abdesthane. aptesli * Bkz. abdestli. apteslik aptessiz apukurya apul apul * Tombul çocuklarıbacakları açarak salı salı yürüyüş n nı na na lerini anlatı r. Ar * Bkz. abdestlik. * Bkz. abdestsiz. * Et kesimi yortusu. * Bkz. kivi.

* Argon'un kı saltması . ar * Tarı alanları yüz metre kare değ m için erinde yüzey ölçü birimi. ar * Utanma, utanç duyma.

-ar- / -er* Belirli fiillere gelen geniş zaman eki: aç-ar, biç-er, geç-er, bat-ar, çı yat-ar, kalk-ar, ölç-er vb. Bu ekle k-ar, yapı ş lmıisimler de vardıkeser, açar "anahtar", çı "menfaat" vb. r: kar -ar- / -er*İ simden geçiş fiil türeten ek. siz -ar- / -er*İ simden geçişfiil türeten ek: baş li -ar-mak, suv-ar-mak vb. -ar- / -er* Fiilden ettirgen çatı türeten ek: çı k-ar-mak, gid-er-mek vb. ar belâsı * namus ve onuru için baş söz eder korkusu. kası ar damarı çatlamı ş * utanç duyulacak ş eyleri hiç sılmadan yapan, utanmaz. kı ar etmek * utanmak.

ar namus tertemiz * utanması olmayan. ar ve hayâ perdesi yı lmak rtı * utanmamak, utanç duymamak, yüzsüzlük etmek. ar yıdeğ kâr yı lı il, lı * birinin sılmayı yana bı kı bir rakarak yalnıçı na baktı anlatı z karı ğ ı lı söylenir. rken ara * İ ş birbirinden ayı uzaklı açı k, aralı boş mesafe. ki eyi ran k, klı k, luk, * İ olguyu, iki olayı ki birbirinden ayı zaman, fası ran la. * Kiş ilerin veya topluluklarıbirbirine karşolan durumu veya ilgisi. n ı * Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin içi. * Bir oyunda, bir filmde dinlenme süresi, antrakt. * Toplu jimnastik dizilmelerinde, sı radakilerin birbirlerinden yanlaması olan uzaklı . na kları * Aralı k. * Futbol oyununun kı beş dakikalıiki devresi arası oyunculara verilen on beş rk er k nda dakikalıdinlenme k süresi, haftayı m. * (basketbol ve voleybol için) Takı n oyun sı nda aldı birer dakikalıdinlenme ve talimat alma mları rası kları k süresi, mola. ara açmak * dostluğ bozmak, anlaş u mazlı yol açmak. ğ a ara başk lı * Esas bölümün alt başkları anlatmak için kullanı lı nı lı r. ara bono * Arada ödenen olağ dı bono. an ş ı ara bozucu

* Ara bozan (kimse), fesatçı , fitçi, münafı müfsit. k, ara bozuculuk * Ara bozucu olma durumu, fitçilik, münafı k, fesat. klı ara bulma * Anlaş k durumunda bulunan kimseleri uzlaşrma iş mazlı tı i. ara bulmak * anlaş amayanları tı uzlaşrmak. ara bulucu * Uzlaşran kimse, uzlaşrı. tı tıcı ara buluculuk * Uzlaşrılı tıcı k. ara buluculuk etmek * ara bulmada yardı olmak. mcı ara cümle * Birleş veya yalıcümlelerde anlamı ik n biraz daha açı klamak için araya giren iki virgül veya iki kı çizgi sa içinde verilen cümle. ara deniz * Okyanuslardan dar ve az derin boğ azlarla ayrı karalarıarası sokulmuş lan, n na deniz.

ara kapı * İ yapı oda arası kolayca geçmek için açı kapı ki veya nda, lan . ara kararı * Bir davanıbakı nı n lması kolaylaşrmak için yargı önce, arada önlem niteliğ verilen karar. tı dan inde ara kazanç * Malı bütünüyle devretmeden arada elde edilen kazanç. ara kesit * Çizgilerin, yüzeylerin, katı cisimlerin birbirlerine rastladı ve kesiş kları tikleri yer.

ara konakçı * Asalağ geliş evreleri sı nda beslenip barı ğkonakçı ı n, me rası ndı ı lardan her biri. ara mal * Üretimde gerekli malı etmek için kullanı yarı lenmiş elde lan iş mal. ara nağ me * Ş , türkü, köçekçe gibi küçük güfteli bestelerde, güftenin iki kı arası baş sonuna da gelebilen, arkı tası na, ı na, sözsüz çalı parça. nan * Sısısöylenen söz veya açı sorun. k k lan ara nağ mesi * Bkz. ara nağ me. ara seçim * Genel seçimler dında yapı ara dönem seçimleri. ş ı lan ara sı cak * Soğ ve sı yemek servisi arası ikram edilen hafif sı yiyecekler. uk cak nda cak

ara sı navı * Üniversite ve yüksek okullarda yarı l içinde yapı sı yı lan nav.

ara sı ra

* Seyrek olarak, zaman zaman.

ara sokak * Ana yola açı ikinci derecedeki yol. lan ara söz * Doğ rudan doğ konuş veya yazı konuyu ilgilendirmeyen dolaylı istitrat. ruya ulan lan söz, ara tümce * Bkz. ara cümle. ara vermek * yeniden baş lamak için, bir işbir süre bı i rakmak, durmak. ara yerde ara yön * Dört ana yönden ikisi arası olan yönlerden her biri. nda araba * Tekerlekli, motorlu veya motorsuz her türlü kara taş . ı tı * Araba ile taş ş ı veya taş nmı ı nacak miktar. * arası arada. nda,

araba araba * Arabalar dolusu, birçok arabalarla. araba devrilince yol gösteren çok olur * iş ten geçtikten sonra verilen öğ iş üdün değ yoktur. eri araba falakası * Çift atlı arabalarda, okun dibinde ve iki yanı bulunan uçları koş kayı bağ nda na um ş ları lanan ağ bölüm. aç araba kullanmak * araba sürmek. araba mezarlı ğ ı * Kullanı hâle gelmiş lmaz veya eski arabalarıbı ldı yer. n rakı ğ ı araba vapuru * Arabalı vapur. arabacı * Arabayı süren kimse. * Araba yapan veya satan kimse.

arabacı lı k * Araba sürme iş i. * Araba yapma veya satma iş i. arabalı * Arabası olan. * Araba vapuru.

arabalı vapur * Arabaya taş vapur, vapur, araba vapuru. ı yan arabalı k * Araba konulan yer, garaj. * Araba dolduracak miktar.

araban

* Klâsik Türk müziğ bir makam. inde

arabanıön tekerleğnereden geçerse art tekerleğde oradan geçer n i i * çocuklar, büyüklerin yaş ş uyarlar. ayına ı arabanıtekerine taş n koymak * güçlük çı karmak. arabankürdî * Klâsik Türk müziğ az kullanı ş inde lmıbirleş bir makam. ik arabası düze çı nı karmak * karş tı güçlükleri yenip iş kolay yürür hâle getirmek. ı ğ laş ı ini arabaş ı arabesk * Arap üslûbunda olan (ş ey). * Giriş bezeme. ik arabeskçi * Arabesk müzik sanatçı. sı arabeskleş me * Arabesk durumuna gelme. arabeskleş mek * Arabesk özelliğkazanmak veya arabesk durumuna gelmek. i Arabî * Araplarla ilgili, Araplara özgü olan. * Arapça. * Arap dili ve edebiyatı uğ an kimse. yla raş * Piş ve dondurulmuş miş hamur yanı yenen tavuklu veya hindili çorba. nda

Arabist

Arabistan defnesi * Dulaptal otugillerden, Asya ve Afrika'nısı bölgelerinde yetiş kabukları n cak en, hekimlikte kullanı bir lan ağ k (Daphne gnidium). aççı Arabistik * Arap dili ve kültürü araşrmaları tı . arabizasyon * Araplaşrma. tı arabozan * İ kiş arası ki inin ndaki dostluğ veya geçimi bozan (kimse), fesatçı u , münafı müzevir. k,

arabozanlı k * İ kiş arası ki inin ndaki dostluk veya geçimi bozma işmünafı k, müzevirlik. i, klı aracı * Uzlaşran, anlaş sağ tı ma layan kimse. * Üretici ile tüketici arası alı satı konusunda bağ kuran ve bundan kazanç sağ nda m m lantı layan kimse, mutavassı t. aracı koymak * bir kimseyi, uzlaş sağ ma lamak için görevlendirmek.

aracı ı lıyla ğ * Aracı olarak, bağ kurarak, vası yla, yoluyla. lantı tası aracı lı k * Aracın gördüğ iştavassut, vası nı ü , ta.

aracı etmek lı k * bir iş çözümünde araya girerek yardı etmek, tavassut etmek. in m araç * Bir iş yapmakta veya sonuçlandı rmakta, gücünden yararlanı nesne. lan * Kiş veya nesneler arası bağ sağ iler nda lantı layan ş vası ey, ta. * Bir ş ulaş bir ş elde etmek için yararlanı kimse veya ş eye mak, eyi lan ey. * Taş ı t. * Bir sonuca ulaş için kullanı ş mak lan ey.

araççı lı k

* Düş ünme biçimlerinin, kuramları mantıve ahlâk biçimlerinin yalnı hayatıdeğik ş n, k zca n iş artları uyma na araçları olduğ savunan dünya görüş enstrümantalizm. unu ü, araçlı * Araçla yapı veya olan, vası , bilvası lan talı ta.

araçlı jimnastik * Bkz. aletli jimnastik. araçsı z * Araç kullanı lmadan, doğ rudan doğ yapı veya olan, vası z, bilâvası ruya lan tası ta. araçsı k zlı * Araçsıolma durumu. z arada bir * seyrek olarak.

arada çı karmak * baş iş arası bir işde yapı ka ler nda i vermek. arada kalmak * iki tarafı tı üzere araya girme dolayıyla güç duruma düş uzlaşrmak sı mek. arada kaynamak * karık bir durumda gereken ilgiyi görmemek. ş ı aradan * o zamandan bu zamana dek.

aradan çekilmek * iliş ini kesmek. iğ aradan çı karmak * birçok iş birini yapı bitirivermek. ten p aradan kaldı rmak * iş yapma imkânı yok etmek. nı Araf Arafat * Cennet ile cehennem arası bir yer. nda * Mekke'nin doğ usunda, hacı n, kurban bayramın arife günü toplandı tepe. ları nı kları

Arafatta soyulmuş ya dönmek hacı * her ş kaybedip çılçı kalmak, çaresiz kalmak. eyini rı plak aragonit arak * Ter. * Pirinç ve ş kamından elde edilen bir tür rakı eker ş ı . -arak / -erek * Fiillerden zarf yapan ek. araka arakçı arakçı lı k arakı ye * Derviş giydikleri, tiftikten yapı ş külâh. lerin lmıince * Bir tür küçük zurna. araklama * Araklamak işçalma, aş i, ı rma. araklamak * Çalmak, aş ı rmak. aralama aralamak * Aralamak iş i. * İ ş arası açı k oluş ki ey nda klı turmak, yarı açmak. * Aralı duruma getirmek, seyrekleş klı tirmek. * Bitkilerin fazla dal ve çubukları kesmek, seyrekleş nı tirmek. * Aralanmak iş i. * İ taneli bezelye. ri * Araklayan, çalan, hı z. rsı * Hı zlı rsı k. * Beyaz, yeş mavimsi gri renkte billûrlaş ş tür kalsiyum karbonat. il, mıbir

aralanma

aralanmak * Biraz açı lmak, aralıolmak. k * Gitmek, uzaklaş yanı ayrı mak, ndan lmak. * Seyrelmek. araları iyi * dostlukları düzenli.

araları dağ kadar fark olmak nda lar * araları her yönden büyük ayrı bulunmak, benzer nitelikler çok az olmak. nda lı klar araları kara kedi geçmek (veya araları kara kedi girmek) ndan na * iki dost birbirine gücenmek, iki dostun arası soğ na ukluk girmek. araları su sı ndan zmamak * birbirleriyle çok yakı sı fı arkadaşk kurmak. n, kıkı lı araları açmak nı * iki kişarası i ndaki dostluğ iliş bozmak. u, kiyi

araları bozmak nı * iki kişarası i ndaki iliş bozmak. kiyi araları bulmak nı * birbirleriyle anlaş amayan iki kiş uzlaşrmak, barı rmak. iyi tı ş tı aralatma * Aralatmak iş i.

aralatmak * Aralıduruma getirtmek, biraz açtı k rmak. aralı k * İ ş arası ki ey ndaki açı k, mesafe. klı * Sı vakit. ra, * Uygun, elverişdurum, fı li rsat. * Evin iki bölümü veya iki oda arası ndaki dar geçit, geçenek, koridor. * Yı 31 gün süren son ayı kânun. lı n , ilk * Ayakyolu. * Yarı k, tam kapanmamı açı ş . * Bir sesi bir baş sesten, kalı veya inceye doğ ayı uzaklı ka na ru ran k. * Toplu beden eğ itiminde art arda dizilenleri ayı açı k. ran klı * Portenin paralel çizgileri arası ndaki boş luk. * (bası lı Harfler veya satı arası mcı kta) rlar ndaki açı k, espas. klı * Borsada hisse senetlerinin alı satı emirlerinin verildiğsüre. m m i

aralıetmek k * aralamak, yarı açmak. aralıoyunu k * Tiyatroda iki perde arası yapı koro, bale, monolog gibi eğ nda lan lendirici oyun. aralıvermek k * yeniden baş lamak için bir işkı süre ile bı i sa rakmak. * harfler arası veya satı arası boş bı nda rlar nda luk rakmak. aralı klı * Birbirine bitiş olmayan, araları açı k bulunan. ik nda klı * Dizgide kelimeler, harfler veya satı arası açı ğolan, espaslı rlar nda klı ı . * Kesik kesik. * Birbirine bitiş olan, araları açı k bulunmayan. ik nda klı * Sürekli, aralıvermeden. k aralı kta * Öbür ş arası eyler nda. arama * Aramak iştaharri. i, * Saklanan sanın ve suç belgelerinin elde edilmesi için bir kimsenin ev, iş gibi yerlerde, üzerinde ve ğ ı yeri eş nda yapı araşrma iş yası lan tı lemi. arama emri * Yapı araşrma iş için yetkili organdan alı buyruk. lacak tı lemi nan arama kararı * Arama yapı labilmesi için hâkim tarafı verilmiş ndan karar. arama tarama * Polisin kuş gördüğ kimseler üzerinde bı silâh, esrar gibi yasak ş araması kulu ü çak, eyler .

aralı z ksı

* Denizdeki mayı toplama veya yok etme iş nları lemi. arama yapmak * birini veya bir ş bulmaya çalı eyi ş taharri etmek. mak, aramak * Birini veya bir ş bulmaya çalı eyi ş mak. * Bir yöntem bulmaya çalı ş mak. * Araşrmak, yoklamak. tı * Ziyarete, hatısormaya gitmek. r * Bir ş yokluğ duyarak geri gelmesini istemek, özlemek. eyin unu * Önem verip istemek. * Ş koş art ulmak.

aramak taramak (veya arayı taramak) p * dikkatle aramak, çok aramak. aramakla bulunmaz * çok değ ancak rastlantı ele geçer. erli, ile Aramca Aramîce aranı lma * Aranı iş lmak i veya durumu. aranı lmak * Aramak iş konu olmak. ine * Söz konusu olmak. aranje aranjman aranjör aranma * Aranmak iş i. aranmak * Aramak iş konu olmak. ine *İ steklisi bulunmak. * Eksikliğduyulmak. i * Kendi üstünü aramak veya ortalı kendi kendine bir ş aramak. kta eyler * Ş koş art ulmak. * Olumsuz, kötü davranı ş larda bulunarak cezayı gerektirmek. * Aranı çözüm. lan * Orta Doğ ile Kuzey Afrika'nıbüyük bir bölümünde yaş halk ve bu halkı soyundan olan (kimse). u n ayan n * Arap halkı özgü olan ş na ey. * (küçük a ile) Zenci, fellâh. * Koyu esmer veya kara. * Bu söz "düzenlemek" anlamı "aranje etmek" biçiminde kullanı nda lı r. * Düzenleme. * Düzenleyici. * Bkz. Aramîce. * Samî dillerinin batı lehçelerini içine alan ve milâttan önceki dönemlerde kullanı ş lmıbulunan ölü bir dil.

arantı Arap

arap

* Negatif fotoğ raf.

Arap gibi olmak * simsiyah olmak, kararmak. Arap olayı m * (ş yollu) söylenen bir ş doğ una inandı aka eyin ruluğ rmak için kullanı lı r. Arap rakamları * Bugün kullandımısayı gösteren rakamlar. ğ z ı ları Arap sabunu * Potasla yapı yumuş esmer bir sabun. lan, ak, arap saçı gibi * karmakarık. ş ı arap saçı dönmek na * iş çok karıp çözümlenmesi güç bir duruma gelmek. ler ş ı Arap tavş anı * Kemirgen memelilerden bir hayvan (Daculus daculus). Arap uyandı (veya Arabıgözü açı ) n ldı * geçen bir olaydan ders alı ğ anlatı ndını ı r. Arap zamkı * Akasyadan elde edilen bir zamk, zamkı arabî. Arapça * Samî dilleri ailesine giren ve Arap ülkelerinde kullanı dil. lan * Bu dile özgü olan. Arapçalaşrma tı * Arapçalaşrmak iş tı i. Arapçalaşrmak tı * Arapçaya çevirmek. * Arap dili özelliğkazandı i rmak. Araplaş ma * Araplaş durumu. mak Araplaş mak * Arap olmak, Araplı benimsemek. ğ ı Araplaşrma tı * Araplaşrmak iş tı i. Araplaşrmak tı * Arap kimliğ kazandı ini rmak. Araplı k * Arap olma durumu.

Arapsaçı * Çözümlenemeyecek kadar karık durum. ş ı Arapsaçı * Küçük, yuvarlak ve çok sıyeş yaprakları uzadı aş ı ru sarkan bir tür süs bitkisi. k il olan kça ağdoğ

ararot

* Sı iklimlerde yetiş maranta adlı ş ve baş bitkilerin kökünden çı lan, çocuk maması cak en kamı tan ka karı yapmaya yarayan un. ararot kamı ş ı * Maranta. Arasat * Müslüman inanına göre, kı ş ı yamet günü bütün ölülerin toplanacakları yer.

arası (veya araları lmak (açıolmak veya bozulmak) ) açı k * arkadaşkları lmak, arkadaşk bağ kopmak, birbirine darı lı sarsı lı ları lmak. arası geçmeden * vakit geçmeden, sı ı cağ cağsı ı na. arası (veya iyi) olmamak hoş *oş eyden hoş lanmamak, araları gerginlik, geçimsizlik olmak. nda arası olmamak * geçinememek. arası umak soğ * aradan zaman geçerek önemini yitirmek. arası (veya araları karı na na) ş mak * büyüyüp yetiş mek. arası z arasta araş it * Yer fı ğ stı. ı araşrı tı * Araşrma. tı * Sürekli olarak, arkası kesilmeden, ara vermeden, müstemirren, vira. * Çarş ı veya alıveriş larda ş bölgelerinde aynıi yapan esnafı bir arada bulunduğ bölüm. iş n u

araşrı tıcı * Araşran, inceleyen, araşrman, araşrmacı tı tı tı (kimse). * Meraklı , mütecessis. araşrılı tıcı k * Araşrınıyaptı iş tıcın ğ . ı araşrı tılma * Araşrı iş tılmak i. araşrı tılmak * Araşrma yapı tı lmak, gözden, geçirilmek. araşrma tı * Araşrmak iş taharri. tı i, * Bilim ve sanatla ilgili olarak yapı yöntemli çalı lan ş ma. araşrma filmi tı * Herhangi bir bilimsel araşrmada alınısalt bir kayıaracı tı cın t olarak kullanı yla elde edilen film. lması araşrma görevlisi tı

* Yüksek öğ retim kurumları yapı araşrma, inceleme ve deneylerde yardı olan ve yetkili organlarca nda lan tı mcı verilen görevleri yapan öğ retim yardı sı mcı, asistan. araşrmacı tı * Bilim ve sanat alanları araşrma yapan kimse, araşrman. nda tı tı araşrmacı tı lı k * Araşrmacı tı olma durumu. araşrmak tı * Birini veya bir ş bulmak için bir yeri gözden geçirmek. eyi * Bir gerçeğortaya çı i karmak için aramalarda bulunmak, sormak, soruş turmak. * Bilimde ve sanatta yöntemli çalı ş malar yapmak. araşrman tı * Araşrı. tıcı aratı ş aratma aratmak * Aratmak iş i veya biçimi. * Aratmak iş i. * Aramak iş bir baş na yaptı ini kası rmak. * Arzu ettirmek, istetmek.

aratmamak * yenisi, eskisinin yerini doldurabilmek, yokluğ duyurmamak. unu araya almak * bir çevreye kabul etmek. araya girmek * iki kiş arası inin ndaki bir işkarı e ş mak. * iki kiş uzlaşrmaya çalı iyi tı ş mak. * bir iş lı ona engel olacak baş bir ş çı yapı rken ka ey kmak. araya gitmek * harcanmak, kaybolmak, karıklı kurban olmak. ş ğ ı a araya koymak * bir iş sözü geçer bir kimsenin aracı ı baş te lına ğ vurmak. araya soğ ukluk girmek * dostluk bağgevş ı emek. araya vermek * yararsıbir işharcamak. z e arayı açmak * aradaki uzaklıartmak. k arayı utmak soğ * zaman geçmek, eski yakı k, dostluk kalmamak. nlı arayı yapmak * araları lmıiki kiş barı rmak. açı ş iyi ş tı * arası lmıkimse ile barı açı ş ş mak. arayı cı * Bir ş aramayı edinen kimse. eyi iş

* Arama iş görevlendirilmiş iyle kimse. *İ stenilen yı zı ldı teleskop içine getirebilmek için büyük teleskoplara paralel olarak bağ, görüş lı alanı geniş olan küçük teleskop. arayı fiş i cı eğ * Bir tür donanma fiş i. eğ arayıda bulamamak p * beklenmedik iyi bir durumla karş mak. ı laş arayısoranı p bulunmamak (veya olmamak) * kimsesi olmamak. arayısormak p * biri hakkı haber sormak veya birinin ziyaretine giderek ona karşilgi göstermek. nda ı arayı ş araz * Aramak iş i veya biçimi. * Belirtiler. * Hastalıbelirtileri, semptom. k *İ linek. * Türk müziğ bir birleş makam. inde ik

arazbar

arazbarbuselik * Türk müziğ bir birleş makam. inde ik arazi * Yer yüzü parçası , yerey, yer, toprak. arazi açma * fundalı koruluk, sazlıyerleri temizleyerek tarı elveriş duruma getirme. k, k ma li araziye uymak * ortama, çevreye uymak, görünmemeye çalı ş mak. arbalet arbede * Gürültülü kavga, patı . rtı arbitraj * Hisse senedi, tahvil, yabancı gibi değ kâğ daha kârlı para erli ı tları görülen baş kâğ ka ı değtirme iş tlarla iş i. * Kundaklı , tetikli yay.

arboretum * Botanik bahçesinde ağ ve benzeri bitkilerin dikimine ayrı ş aç lmıbölüm. arda * İaret olarak yere dikilen çubuk. ş * Maden üzerine kazı yapmak ve çı kta çevrilen ş ma krı eyleri yontmak için kullanı çelik kalem. lan * Ardı l. * İ çürümeye yüz tutmuş aç. çten ağ

ardak

ardaklanma * Ardaklanma iş durumu. i,

ardaklanmak * (ağ açlarda) Mantarlarısebep olduğ çürümeye uğ n u ramak. ardı arası kesilmemek * aralı z olarak gelmek. ksı ardı na ardı * Birbirlerini kovalayarak, ara vermeden, aralı z. ksı ardı kesilmek * arkası gelmemek, tükenmek. ardıra sı ardı ç * Peş inden, arkası ndan.

* Servigillerden, güzel kokulu yaprakları kın da dökmeyen, yuvarlak kara yemiş ilâç olarak kullanı nı ş ı leri lan bir ağ k (Juniperus). aççı ardıkuş ç u * Kara tavukgillerden, Avrupa ve Asya ormanları yaş nda ayan, sı kahverengi, karnı kuyruğ kara bir kuş rtı ak, u türü (Turdus pilaris). ardıotu ç * Ardıağ nıküçük bitkisi. ç acın

ardırakı ç sı * Cin. ardı l * Birinin ardı gelip onun yerine geçen kimse, öncel karş , halef. ndan ı tı * Bir çı mda varı sonuç. karı lan

ardı l görüntü * Bir duyunun kaybolması sonra geriye kalan görüntü. ndan ardı lma ardı lmak * Ardı iş lma i. * Birisinin sı na ası rtı lmak. * Musallat olmak, ası lmak, takı lmak. * Sataş mak, çatmak.

ardıardı n n * Geri geri, ardı ra. sı ardı (veya arkası düş na na) mek * arkası gitmek, peş bı ndan ini rakmamak. ardı kadar açı na k * (kapı , pencere için) sonuna kadar açı k. ardı nca * Hemen arkası ndan, hemen ardı ndan, arkası ra, ardı ra. sı sı

ardı yüz köpek havlamayan kurt, kurt sayı nda lmaz * önemli kimseleri çekemeyip onlara dil uzatanları çok olduğ anlatı n unu r. ardı (veya arkası ndan ndan) atlı kovalamak * bir işgereksiz bir telâş yapanlar için söylenir. i la

ardı sapan taşyetiş ndan ı mez * bir kimsenin çok hı gittiğ anlatmak için kullanı zlı ini lı r. ardı almak (veya getirmek) nı * bitirmek, tamamlamak. ardı bı nı rakmamak * Bkz. peş bı ini rakmamak. ardı kesmek nı * arkası gelmemek, önlemek, son vermek, durdurmak. ardık ş ı * Birbiri ardı gelen, mütevali. ndan

ardık görüntü ş ı * Bir duyunun kaybolması sonra da devam eden görüntü. ndan ardık olgular ş ı * Bir hastalı sonra görülebilen fakat hastalın kesin sonucu olmayan olgular. ktan ğ ı ardık sayı ş ı lar * Bir, iki, üç gibi birbiri ardı gelen sayı ndan lar. ardıklı ş k ı * Ardık olma durumu. ş ı ardiye * Genellikle ticaret eş nı yası saklamaya yarar yer, depo, antrepo. * Böyle bir yerde saklanı eş için ödenen ücret. lan ya * Ardiye iş leten kimse. * Ardiyeye bakan kimse. * Kayağ taşkayrak. an , * Bkz. arife. arefe günü * Bkz. arife günü. arena * Amfiteatrıortası boğ güreş yarı oyun gibi türlü gösteriler yapı alan. n nda, a i, ş , lan * Siyasî çekiş melerin geçtiğyer. i

ardiyeci

arduaz arefe

areometre * Sıölçer. vı argaç * Dokuma tezgâhları enine atı iplik, atkı nda lan .

argaçlama * Argaçlamak iş i. argaçlamak * Dokumada argaç atmak. argali * Boynuzlugillerden, Kuzeydoğ Asya'da yaş u ayan, büyük boynuzları yaban koyunu (Ovis ammon). olan

argı n

* Yorgun, zayıbitkin. f, * Beceriksiz. * Argıolma durumu. n * Geçit, boğ dağ azı az, boğ , derbent. * Keklik tutmakta kullanı tahtadan kapanları yan tarafları bağ lan, n na lanan ağ parça. aç

argı k nlı argı t

argo

* Kullanı ortak dilden ayrı lan olarak aynı meslek veya topluluktaki insanları kullandı özel dil veya söz n ğ ı dağ ğ arcı. ı * Serserilerin, külhan beylerinin kullandı söz veya deyim. ğ ı argolaş ma * Argolaş özelliğgösterme. mak i argolaş mak * Karş klı konuş ı argo lı mak. * Söz argo durumuna gelmek. argon * Atom numarası atom ağ ğ39,9 olan, havada %1 oranı bulunan, rengi, kokusu ve tadı 18, ı ı rlı nda olmayan bir element. Kı saltması Ar. argonot * Kafadan bacaklı lardan, salyangoz kabuğ biçiminde kabuğ olan ve ahtapota benzeyen bir hayvan u u (Argonauta argo). argüman arı * Bir çış kıkümesinin değkenine verilen ad. iş * Temiz, münezzeh. * Yabancıeylerden arı ş ş z, saf, halis. ş nmı katıksı , ı * Günahsı z. * Zar kanatlı lardan, bal ve bal mumu yapan, iğ nesiyle sokan böcek (Apis mellifica).

arı

arı alacak çiçeğbilir bal i * iş bilen kimse nereye baş ini vuracağ bilir. ı nı arı beyi * Her kovanda bir tane bulunan ana arı . arı biti * Kör, kanatsı kılca renkli küçük sinek (Braula caeca). z, zı

arı ı dalağ * Bal peteğ i. arı gibi * çok çalı ş kan.

arı sokmak gibi * iğ nelemek, acı söylemek. söz arı kil

* Porselen yapmakta kullanı bir çeş ak ve gevrek kil, kaolin. lan it Arı Kovanı * Yengeç takı yı zı m ldı yöresinde bir yı z kümesi. ldı arı kovanı * Arı n içinde bal yaptı çeş maddelerden yapı ş ları kları itli lmıyuva. arı kovanı iş gibi lemek * (bir yerin) gireni çı çok olmak. kanı arı u kuş * Arı ugillerden, sı sarı kuş rtı , karnı mavimsi yeş Güney Avrupa, Kuzey Afrika, Orta Asya'da az ağ klı il, açlı , açıyerlerde yaş bir kuş k ayan (Merops apiaster). arı ugiller kuş * Omurgalı hayvanlardan kuş sıfı giren bir familya. lar nına arı sili * Tertemiz. arı sütü arı cı arılı cı k arı k * Ark. * Fide veya fidan dikilen yer. arı k * Eti, yağerimiş f, cı kuru, sı ı zayı lı z, ska. arıçekmek k * tı kanan, bozulan arkları temizleyip açmak. arıemek k * İçinin, ek süre içinde harcadı ve sonucunda artıdeğ yarattı, karşğödenmeyen emek. ş ğ ı k er ğ ı ıı lı arı kçı arı klama * Arı klamak iş i. arı klamak * Arı(II) duruma gelmek. k arı ma klaş * Arı mak iş klaş i. arı mak klaş * Arı(II) olmak. k arı klatma * Arı klatmak durumu. arı klatmak * Su yolu yapan kimse. * Genç iş arın baş çi nı ı ndaki bezlerden salgı ğazotu çok madde. ladı ı * Bal almak için arı tiren kimse. yetiş * Bal almak için arı tirme iş yetiş i.

* Arı(II) duruma getirmek. k arı k klı * Zayık, sı k. flı skalı arı lama arı lamak arı lanma * Arı lamak iş tenzih. i, * Bir ş herhangi bir ayıveya kusur bulunmadını eyde p ğ bildirmek, tenzih etmek. ı * Arı lanmak durumu, arı ma. laş

arı lanmak * Arı mak. laş arı lar * Tek tek veya bir topluluk düzeni içinde yaş ayan, vücutları , özellikle karı ve arka ayakları llarla örtülü nları kı zar kanatlı familyası lar . arı ma laş * Arı mak durumu, arı laş duruma gelme, özleş me.

arı mak laş * Arı duruma gelmek, saflaş mak, özleş mek. arı tı laşrma * Arı tı işözleş laşrmak i, tirme. arı tı laşrmak * Arı duruma getirmek, özleş tirmek. arı lı k * Temizlik. * Katıksı k. ş zlı ı * Günahsı k. zlı * Kovanları konulduğ yer, kovanlı n u k. arı dokunmak na * utanç duymak. arı rma ndı * Arı rmak iş ndı i. arı rmak ndı * Arı nması sağ nı lamak. arın yuvası kazı(veya çöp) dürtmek nı na k * tehlikeli kiş kı rtmak. iyi ş kı arış nı arı nma * Arı nmak işveya biçimi. i * Temizlenme. * Ruhun tutkulardan temizlenmesi. * Sanat yoluyla duygularıarı n nması .

arı lı k

arı nmak

* Temizlenmek. * Katıksı arı ş z, duruma gelmek. ı * Rahatlamak. arı ş arı ş arı ş * Araba oku. arı tı cı * Arı özelliğolan. tma i * Deterjan. * Arı iş tma i. * (petrol, yağ için) Arı iş rafinaj. vb. tma i, * Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü. * Çözgü.

arı lı tı k cı arı tı m

arı evi tı m *Ş eker, petrol gibi maddelerin arı ğyer, tasfiyehane, rafineri. tı ı ldı arı tı ş * Arı işveya biçimi. tmak i arı tma * Arı iş tmak i.

arı ünitesi tma * Doğ gaz üretim kuyuları toplama hatları gelen gazı içerisindeki hidrojen sülfür, karbondioksit ve al ndan yla n su buharo gibi hidrokarbon bileşi olmayan gazlarla, hidrokarbon kondanstların tabiî gazdan ayrı ğbirim. iğ nı ldı ı arı tmak * Temizlemek. * Katıksıduruma getirmek, tasfiye etmek. ş z ı * Sonradan ortaya çı kan. * Bulaş ş mı musallat olmuş , .

arı z

arıolmak z * bulaş sürekli görünür durumda olmak. mak, * sonradan ortaya çı kmak. arı za * Engebe. * Aksama, aksaklı k. * Bir notanısesini yarı ton yükseltmek, alçaltmak veya eski durumuna getirmek için notanısoluna n m n konulan diyez, bemol ve bekâr iş aretlerinin ortak adı . arı yapmak za * Bozulmak, iş lemez duruma gelmek. arı zalanma * Arı zalanmak iş i. arı zalanmak * Arı aksaklıgöstermek. za, k

arı zalı

* Engebeli. * (Araç vb. için) Aksayan, iş lemeyen, bozulmuş . * Yarı yamalak, idare edecek biçimde. m * Engebesiz, düz. * Aksamayan, bozulmadan iş leyen. * Huzurlu, rahat, mutlu.

arı z zası

arı zî

* Sonradan olan, dı gelen. ş tan * Geçici, eğ reti. *İ ran'dan geçerek Kuzey Hindistan'a yerleş halk veya bu halktan olan kimse. en * Bu halkla ilgili, bu halka özgü. * Çı plak. * Özgür, hür. * Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İ grubuna verilen ad. ran * Operalarda solistlerden birinin orkestra eş inde söylediğş , arya. liğ i arkı

Ari

arî

Ari dil aria arif

* Çok anlayı ve sezgili (kimse), varı . ş lı ş lı

arif olan anlası(veya anlar) n * herkesin anlayacağkadar açısöylenmeyen bir sözün gerçek anlamı ı k nıkavrayanlar için söylenir. arifane * Arif olana yakı yolda, biçimde. ş acak * Yiyeceğortaklaşsağ i a lanan (toplantı ).

arifane ile * ortaklaş a. arife * Belirli bir günün, olayıbir önceki günü veya ona yakıgünler, ön gün. n n arife günü * Dinî bayramlardan önceki gün. arioso Aristocu * Dramatik ve lirik bakı mdan yüksek bir anlatı gücü olan ağ başhava. m ı lı r * Aristotelesçi.

Aristoculuk * Aristotelesçilik. aristokrasi * Ekonomik, toplumsal ve siyasî gücün soylular sıfın elinde bulunduğ tarihî yönetim biçimi. nını u * Soylular sıfı nı. aristokrat

* Aristokrasi yanlı. sı * Soylu. aristokratik * Aristokratlı ilgili. kla aristokratlı k * Aristokrat olma durumu. Aristotelesçi * Aristotelesçilik yanlı olan kimse. sı Aristotelesçilik * Yunan filozofları Aristoteles'in felsefesi, gezimcilik. ndan * Bu felsefeyi benimsemiş olma durumu. aritmetik * Matematiğ konusu sayı bunlarıözellikleri ve iş in, lar, n lemler olan kolu. * Bu bilimle ilgili.

aritmetik dizi * Ardık terimleri arası ş ı ndaki ayrı değ meyen dizi: 1,3,5,7,9... dizisi aritmetik bir dizi olup ortak çarpan m iş denilen değmez oranı sayıdı iş 2 sır. aritmetik iş lem * Aritmetik yoluyla yapı çözüm. lan aritmetik orta * Bir diziyi oluş turan sayı n toplamın, dizinin terim sayına bölünmesiyle elde edilen sayı ları nı sı . aritmetiksel * Aritmetik ile ilgili. aritmi aritmik ariya ariyet * Eğ ödünç. reti, * Belli bir taş r malıkullanı nı geri verilmek ş yla bedelsiz olarak bir kimseye bı lması ı nı n lmasın artı rakı . ariyeten * Eğ olarak, ödünç olarak. reti ariz amik ariza arjantin * Enine boyuna, her yönü ile. * Yüksek bir makama sunulan mektup veya dilekçe. * Büyük bira bardağ ı . * Kalp atı ndaki düzensizlik ve eş ş ları itsizlik. * Ritimli olmayan, düzensiz. * Sancağ yelkeni veya sereni direkten aş ı ı , ağalma.

Arjantinli * Arjantin halkı olan. ndan ark

*İ çinden su akı için toprağkazarak yapı açıoluk, arı hark, cetvel, kanal. tmak ı lan k k, arka * Bir ş temel tutulan yüzünün tam ters yanı eyin . * Bir ş sı durumunda olan yüzeyi. eyin rt * Geri kalan bölüm. * Art, peş . * Otururken sı n dayandı yer. rtı ğ ı * (insan için) Vücut, beden. * Arkada olan, arkada bulunan. * Koruyucu, kayıcı rı, iltimasçı , piston. * Geçmişgeride kalmızaman. , ş arka (veya sı çevirmek rt) * eski ilgiyi göstermez olmak, yabancı davranmak. gibi arka arka * Geriye doğ ru.

arka arkaya * Hemen birbirinin arkası ndan, art arda. arka arkaya vermek * birbirini korumak için birleş destek olmak, dayanı mek, ş mak. arka ayak * Hayvanlarda vücudun gerisinde bulunan ayaklardan biri.

arka bulmak * bir koruyucu, kayı bulmak. rı cı arka çı kmak * bir kimseyi baş kaları karşkorumak, kayı na ı rmak. arka kapı çı dan kmak * okuldan baş sı kla ayrı arızlı lmak. arka müziğ i * Bir oyunda hareket ve sözlerin yanı ra etkiyi artı için hafifçe çalı müzik. sı rmak nan arka olmak * maddî, manevî yönden destek olmak. arka plânda * Geride. * Önemsiz. arka sokak * Ana yola açı ikinci derecedeki sokak. lan arka teker * Araçlarıarka düzeninde yer alan tekerlek. n arka vermek * desteklemek, dayamak. arka yüz arkaç * Bir ş arkada kalan yüzü. eyin * Ağ ı l. * Dağ rtları davarlarıyatıldı düz, rüzgâr almayan kuytu yer. sı nda n rı ğ ı

arkada bı rakmak * birinden daha ileri gitmek. arkada bı rakmak * bir ş eyden epey uzaklaş ş mıbulunmak. * zaman bakı ndan geçmiş bı mı te rakmak. * (ölen kimseye göre) dünyada bı rakmak. arkada kalanlar (veya arkadakiler) * bir kimsenin öldüğ ünde veya bir yere gittiğ geride bı ğyakı . inde raktı ı nları arkada kalmak * geriden gelmek, geride kalmak. * değ ileride olanlarıarkası kalmak, ileri gidememek, geride kalmak. erce n nda arkadan arkaya * Gizli gizli, el altı ndan, gizlice, belli etmeden. arkadan söylemek * kendisi bulunmadı bir yerde kimseyi çekiş ğ ı tirmek, dedikodusunu yapmak. arkadan vurmak * bir kimse kendisine güvenen ve inanan birine gizlice kötülük etmek. arkadaş * Bir iş birlikte bulunanlardan her biri, hempa, refik, yâren. te * Birbirlerine karşsevgi ve anlayıgösteren kimselerden her biri. ı ş

arkadaş sı canlı * arkadaşğ değ veren, arkadaş na çok düş olan kimse. lı a er ları kün arkadaş il, arka taş değ ı * zarar veren arkadaş için söylenir. lar arkadaş olmak * bir kimseyle dostluk kurmak, içten olmak. arkadaş ça * Arkadaş olarak; içtenlikle, dostça. arkadaşk lı * Arkadaş olma durumu, arkadaşyakır davranı omuzdaşk, ünsiyet. a ş ı ş , lı arkadaşk etmek lı * bir iş birlikte bulunmak; huyu ve düş te ünceleri birbirine uymak. * bir süre beraber bulunmak, birlikte gitmek, eş etmek, refakat etmek. lik arkaik * Arkaizmle ilgili, eskimiş veya eser). (söz * Güzel sanatlarda klâsik çağ öncesinden kalan. * Konuş ve yazı dilde, kullanı ulan lan mdan düş olan eski söz ve deyim. müş * Kullanı ğçağ daha eski bir çağ kalma bir biçimin, bir yapın özelliğ ldı dan ı dan nı i. * Arkalamak işyardı müzaheret. i, m,

arkaizm

arkalama

arkalamak * Arkası almak, yüklenmek. na * Bir kimseye güven vererek yardı etmek, destek olmak, korumak, müzaheret etmek. m

arkalanma * Arkalanmak iş i. arkalanmak * Kendisine yardı edilmek, destek olunmak. m arkalı arkalı ç * Arkalı k. arkalı k * Ev içinde giyilen kolsuz, kalı bir tür kı hı nca sa rka. * Sı dayamaya yarar yer. rt * Sı nda yük taş hamalları yük taş rtı ı yan n, ı kullandı arka yastı, semer, arkalı rken kları ğ ı k. * Koruyanı , koruyucusu, dayanağolan. ı

arkalı klı * Arkalı, sı dayayacak yeri olan. ğ rt ı arkalı z ksı * Arkalı, sı dayayacak yeri olmayan. ğ rt ı arkası (veya sı ) yere gelmemek rtı * sarsı lmamak, yerinden düş ürülememek, güçlü olmak. arkası nmak alı * sona erdirilmek, bitirilmek, bir yerde durdurulmak. arkası gelmek * devamlı olmak, sürekli olmak. arkası kesilmek * tükenmek, son bulmak. arkası olmamak * kayı racak kimsesi olmamak. arkası pek * Güçlü birine veya sağ bir ş güvenen. lam eye arkası ra sı * arkası ndan. arkası ra sı * Ardı ndan, peş inden. arkası yufka * Sevilen bir yemeğ arkası baş bir yemeğ bulunmadını in ndan ka in ğ anlatmak için söylenir. ı * Soğ a karşgereğgibi giyinmemiş uğ ı i olma durumu. arkası almak na * sı na yüklemek, taş rtı ı mak. * desteğ sağ ini lamak. arkası bakmadan gitmek na * arkada kalanlarla hiç ilgilenmeden bir yerden ayrı lmak. arkası düş (veya takı na mek lmak) * bir işsona erdirmek için sı çalı i kı ş mak. * (birini) gözden ayı rmayarak arkası gitmek. ndan

arkası (veya sı nda) yumurta küfesi yok ya! nda rtı * eski düş üncesini değtirmekte, sözünden caymakta sakı görmeyenler için kullanı iş nca lı r. arkası dolaş (veya gezmek) nda mak * bir işyaptı için ilgili veya yetkili bir kimsenin uğ ğyerlere giderek görüş fı aramak. i rmak radı ı me rsatı arkası ndan * birinin orada hazı r bulunmaması durumunda. arkası koş ndan mak * iş rmak için birinin arzusunu kollamak, görüş fı aramak. yaptı me rsatı * birine çok ilgi duymak. arkası sürüklemek ndan * arkası gelmesini sağ ndan lamak. arkası (bir ş vermek nı eye) * dönmek. arkası (birine) vermek nı * birinin koruyuculuğ güvenmek. una arkası (veya peş bı nı ini) rakmak * vazgeçmek. arkası almak nı * bir iştamamlamak. i arkası dayamak nı * birinin koruyuculuğ güvenmek. una arkası getirememek nı * baş ğbir iş ladı ı i sürdürüp sona erdirememek. arkası sı nı vamak * okş amak, övmek, iltifat etmek. arkası z * Arkalı olmayan. ğ ı * Koruyanı olmayan, koruyucusu, dayanağolmayan. ı arkaüstü * Arkası gelecek biçimde. yere arkaya bı rakmak (veya koymak) * sonraya, baş zamana veya iş sonuna bı ka in rakmak; ertelemek. arkaya kalmak * geride kalmak, sonraya kalmak, geriden gelmek. arke arkebüz * XV. yüzyı Fransa'da kullanı lda lmaya baş lanan, taş ı nabilir ateş silâh. li arkeen arkegon * Kambriyumlardan önce oluş en eski yer katı an . * İ ana madde. lk

organı . arkeolog arkeoloji

* Eğ otları bazı yosunları bütün kara yosunları ve bazı k tohumlularda görülen diş relti nda, su nda, nda açı ilik

* Kazı bilimci, arkeoloji uzmanı bilgini. veya * Tarih öncesi ve eski çağ lardan kalma eserleri tarih ve sanat bakı ndan inceleyen bilim, kazı mı bilimi.

arkeolojik * Arkeoloji ile ilgili. arkeopteriks * Hem kuş hem sürüngen özellikleri gösteren bir hayvan fosili. arkı t arkoz * Birleş iminde feldspat bulunan, kum taştüründen bir tortul kayaç. ı arktik arlanma arlanmak arlanmaz * Utanmaz, sılmaz. kı arlı * Namuslu, utangaç, sılgan. kı * Kuzey kutupla ilgili, kuzey kutup yakında olan. nı * Arlanmak iş i. * (olumsuz olarak veya olumsuz anlamlı cümlelerde kullanı Utanmak. lı r) * Köy evlerinde kapı n arkası konulan kalıkuş ları na n ak.

arlı ndan, huysuz huyundan vazgeçmez arı * herkes kendi karakterine göre davranı bulunur. ş ta arma * Bir devletin, bir hanedanıveya bir ş n ehrin sembolü olarak kabul edilmiş resim, harf veya ş ongun. ekil, * Geminin yürümesine hizmet eden direk, seren, ip, halat ve yelken takı . mı

arma donatmak * armayı yerine koymak. yerli arma soymak * hareketli olan armayı , limanda kı ş lamak, yağ ve kardan korumak amacı bir süre için sökmek. mur yla arma uçurmak (veya arma budatmak) * armayı rüzgâra kaptı rmak. armada armador * Donanma. * Geminin direk, seren, yelken ve ip gibi donanı nı mı düzenleyen usta.

armadura * Gemide direklere takıhalatları lamak için küpeş lı bağ tenin iç tarafı bulunan delikli ve çubuklu levha. nda armağ an

* Birini sevindirmek, mutlu etmek için verilen ş hediye. ey, * Ödül. * Bir bilim adamın emek verdiğdalda onu anmak için hazı nı i rlanan bilimsel eser. * Bağ, ihsan. ı ş armağ etmek an * birine bir ş armağ olarak vermek, hediye etmek. eyi an armalı armatör * Arması bulunan. * Ticaret gemisi sahibi.

armatörlük * Armatör olma durumu. * Gemi iş letme işgemi iş i, letmeciliğ i. armatür * Bir aletin ana bölümünü oluş turan kım. sı * Bir mı sı iki kutbu arası kuvvet akı nı knatın nda, mı toplu bir duruma getirmek için bu kutuplar arası na yerleş tirilen demir parçası . * Bir kondansatördeki iki iletken yüzeyden her biri. armoni * Türlü sesler arası sağ nda lanan uyum.

armoni orkestrası * Yalnıüflemeli çalgı z lardan oluş orkestra. an armonik * Armoni ile ilgili olan. * Armonika. armonika * Yan yana sı ralanmıdeliklerden her biri üflenince, ayrı ş notada sesler çı karan küçük ağ çalgı, mıka. ı z sı zı * Akordeon. armoniler * Frekansı sesin frekansı tam katı sesler. , ana ndan olan armonize * Tamamlayı sesler eklenmiş cı (müzik parçası ).

armonyum * Taş ı nabilir küçük org. armudî armudiye * Armut biçiminde nazarlı olarak takı altı k lan n. armudun iyisini (dağ ayı yer da) lar * Bkz. Ahlatı iyisini (dağ ayı yer. n da) lar armut * Gülgillerden, çiçekleri beyaz, yurdumuzun her yerinde yetiş bir ağ (Pirus communis). en, aç * Bu ağ n rengi sarı yeş kadar değebilen tatlı acı dan ile iş , sulu, yumuş ufak çekirdekli meyvesi. ak, * Fazla bön. * Armut biçiminde olan.

armut gibi

* çok anlayı z, bön. ş sı armut kabağ ı * Ürünü, armut biçiminde olan bir süs kabağ ı . armut kurusu * Daha sonraki mevsimlerde yenmek üzere kurutulmuş armut. armut piş zı düş ağ ma ! * bir iş hiç emek harcamaksın onun kendiliğ e zı inden olması bekleyenlerin durumunu anlatı nı r. armut top * Boksörün çalı ş maları kullandı içi havalı şderi, armut biçiminde top. nda ğ ı , dı ı armutun sapı üzümün (veya kirazı çöpü var demek var, n) * her ş kusur bulmak, hiçbir ş beğ eye eyi enmemek. armuz Arnavut * Gemilerde güverte ve borda kaplama tahtaların yan yana gelmeleri sonucu araları oluş nı nda turdukları çizgi. * Arnavutluk ve çevresinde yaş bir halk. ayan * Bu halka özgü olan (ş ey).

Arnavut bacası * Çatı penceresi. Arnavut biberi * Acı rmı biber. kı zı Arnavut ciğ eri * Ciğ tavası er . Arnavut kaldımı rı * Yollarda irili ufaklı larla geliş taş igüzel yapı kaldım. lan rı Arnavutça * Hint-Avrupa dilleri ailesine giren, Arnavutlarıkullandı dil. n ğ ı Arnavutlaş ma * Arnavutlaş mak. Arnavutlaş mak * Arnavut dilini ve kültürünü benimsemek. Arnavutlaşrma tı * Arnavutlaşrmak durumu. tı Arnavutlaşrmak tı * Arnavut kimliğ kazandı ini rmak. Arnavutluk * Arnavut olma durumu. * Arnavut halkın bütünü. nı arnika aroma * Bitki özlerinden veya yağ ndan elde edilen hoş ları koku. aromatik * Öküz gözü, sır gözü, mastı ğ ı çiçeğ i.

* Hoş kokulu, aromalı . arozöz * Kamyon, araba gibi bir taş aracı doldurma ve boş ı t na, altma düzeni olan, bir su deposu eklenmesiyle oluş turulan, sulamaya yarar araç. arp * Bkz. harp (II). arpa * Buğ daygillerden, taneleri ekmek ve bira yapı nda kullanı hayvanlara yem olarak verilen, yurdumuzda mı lan, çok yetiş tirilen bir bitki (Hordeum vulgare). * Bu bitkinin taneleri. arpa boyu kadar gitmek (veya yol almak) * pek az ilerlemek. arpa ektim, darı ktı çı * ters sonuç veren iş için söylenir. ler arpa güvesi * Tahı dadanan bir güve türü. llara arpa suyu * Bira. arpa ş ehriye * Arpa biçiminde dökülmüşehriye. ş arpacı * Arpa alan ve satan kimse.

arpacı kumrusu gibi düş ünmek * ne yapacağ bilmeyerek derin derin düş ı nı ünmek. arpacı k * Göz kapağ n kenarı çı küçük çı it dirseğ ı nı nda kan ban, i. * Tüfek, tabanca gibi ateş silâhlarda namlunun en ileri bölümünde bulunan ve niş alı gezle birlikte li an rken göz ile hedef arası aynı üzerine getirilen küçük çıntı nda çizgi kı . * Arpa biçiminde ş ehriye. arpacısoğ k anı * Tohumdan yetiş tirilen ve tohumluk olarak kullanı küçük soğ lan an. arpacı lı k arpağ an arpalama * Atlarıayakları görülen ve rahat yürümelerini önleyen bir hastalı n nda k. * Çok arpa yemekten ileri gelen bir hayvan hastalı. ğ ı arpalı k * Arpa ekilen yer, arpa tarlası . * Arpa konulan yer. * Hayvanıdiş bulunan ve hayvan yaş kça silindiğiçin yaş belli eden bir niş n inde landı i ı nı an. * Müftü ve kazasker gibi din görevlilerine aylıyerine verilen giyecek, yiyecek gibi ş veya para. k eyler * Baş k. maklı * Karş ksıyarar sağ lan yer veya kimse. ı z lı lanı * Arpa yetiş tirme veya alı satma iş p i. * Yabanî arpa.

arpalıetmek k * arpalıyapmak. k arpalıyapmak k * bir kaynaktan sürekli olarak çı sağ kar lamak. arpası gelmek çok * coş azmak, kudurmak. mak, arpçı arpej arsa arsenik * Atom numarası atom ağ ğ74,91, yoğ 33, ı ı rlı unluğ 5,7 olan, atmosfer bası altı 4500 C de u ncı nda süblimleş maden filizlerinde çok yaygı bulunan, metal görünümünde basit element, sı otu, zı k. Kı en, n çan rnı saltması As. arsı ulusal * Uluslar arası . arsı z * Utanması kı olmayan, yıı yüzsüz (kimse). , sılması lık, ş * Aç gözlü davranan (kimse). * Kolayca üreyebilen (bitki). arsıarsı z z * Utanmaz bir biçimde, yıarak, sı arak. lı ş rnaş arsı zca * Arsıgibi, arsı yakı biçimde. z za ş an arsı zlanma * Arsı zlanmak iş i. arsı zlanmak * Arsı k etmek. zlı arsı ma zlaş * Arsı mak iş zlaş i. arsı mak zlaş * Arsıduruma gelmek. z arsı k zlı * Arsıolanıdurumu veya arsı yakı z n za ş davranı yı ı k, sı ı k. acak ş lıklı rnaş , ş klı * Arp çalan kimse. * Bir akort oluş turan seslerin birbiri arkası çalı ndan nması . * Üzerine yapı lmak için ayrı ş yapı lmıyer.

arsı k etmek zlı * utanmadan, sılmadan, yüzsüzce davranmak; aç gözlü davranmak. kı arslan * Aslan.

arslanıadı kmı çakallar baş n çı ş , keser * haksı ğveya kötülüğ esas yapanıyerine bu konuda adı plâna çı kiş anlamı kullanı zlı ı ü n ön kan iler nda lı r. arslanlı

* Osmanlı devletinde kullanı arslan baskıgümüş lan lı sikke. arş * İ dinî inanına göre göğ en yüksek katı slâm ş ı ün . arş arş e * Askerlikte "yürü" komutu.

* Keman yayı . * Tren, troleybüs, tramvay gibi elektrikle iş leyen taş ı tlarda telden elektrik akı almaya yarayan, yukarı mı ya doğ uzanmıdemir yay. ru ş arş etip arş ı âlâ arş ı n * İ örnek. lk * Dokuzuncu kat gök. * Yaklaş olarak 68 cm ye eş olan uzunluk ölçüsü. ı k it

arş ı nlama * Arş ı nlamak iş i. arş ı nlamak * Arş ölçmek. ı nla * Amaçsı geniş mlarla dolaş z, adı mak. arş k ı nlı arş idük arş es idüş * Arş ölçüsünde, arş kadar. ı n ı n * Avusturya'da imparator ailesi prenslerine verilen unvan. * Arş idükün karıveya kı. sı zı * Avusturya hanedanı prenses. nda * Belgelik. * Belgelik görevlisi veya uzmanı . arş ivcilik * Arş ivcinin yaptı iş ğ veya görevi. ı

arş iv arş ivci

arş ivleme * Arş ivlemek iş i. arş ivlemek * Arş kaldı ive rmak, arş saklamak. ivde art * Arka, geri. * Bir ş öbür yüzü. eyin art arda * Birbirinin arkası ndan. art avurt

* Avurdun arka bölümü. art avurt ünsüzü * Dil ucunun art damağ çarpması oluş ve dilin yanları akan ses. a ndan an ndan art bölge * Deniz kısı bulunan bir yerin gerisindeki bölge, hinterland. yında

art damak * Damağ arka bölümü. ı n art damak ünsüzü * Ciğ erlerden gelen havanı dil sı yardı yla art damağ çeş noktaları bazen patlayarak, bazen de n rtı mı ı itli n nda sı zarak oluş turduğ ünsüz: k, g, ğ u . art düş ünce * Bir düş üncenin arkası gizli tutulan ası ünce. nda l düş art elden * birini oyalayı ondan gizli olarak. p, art eteğ namaz kı inde l * çok temiz huylu kimseler için söylenir. art niyet art oda art teker * İ gücü sağ tici layarak bisikleti yürüten teker. art zamanlı * Evrim açından ele alı süre içinde birbirini izleyen, diyakronik. sı nan art zamanlı bilimi dil * Dil olayları değik zaman ve evrim açından ele alan dil bilimi. nı iş sı art zamanlı lı k * Değ ik zaman ve evrim açından incelenen dil olayların özelliğ diyakroni. iş sı nı i, artağ an * Alılandan veya beklenilenden artıverimi olan, bereketli. ş ı k * Çoğ fazlalaş artı . alan, an, mlı artağ k anlı * Alılandan veya beklenilenden artıürün verme durumu, bereket. ş ı k artakalma * Artakalmak iş i veya durumu. artakalmak * Artmak, geriye kalmak, fazla bulunmak. artçı * Yürüyüş durumunda bulunan bir askerî birliğ güvenliğ sağ in ini lamak için arkadan gelmek üzere bı lan rakı kı dümdar. ta, * Geçmiş sanat veya edebiyat çırı sürdüren (sanatçı bir ğ nı ı , hareket). artçı lı k * Artçın görevi. nı * Art düş ünce. * Gözde iris ile billûr cismin arası ndaki boş luk.

arter

* Atardamar. * Trafiğyoğ olan ana yol. i un * Atardamar bozukluğ u. * Toprağburgu ile delinerek açı ve suyu yükseğ fı ran kuyu. ı lan e ş kı

arterit artezyen

artezyen kuyusu * Artezyen. artı * Toplama iş leminde + iş aretinin adı , zait. * Sırdan büyük, önünde artıareti bulunan (sayı eksi karş , pozitif. fı iş ), ı tı artı sayı * Kendisinden önce + iş bulunan, sırdan büyük sayı areti fı , pozitif sayı . artı uç artı k * Elektrikli çözümlemede, sıya batı p akı n geçmesini ağ vı rı lı mı layan, metal uçlardan artı yüklü olanı , anot. *İ çildikten, yenildikten veya kullanı ktan sonra geriye kalan. ldı * Kalan veya artan bölüm. * Bir ş harcandı sonra onun artan bölümü. ey ktan * Daha çok, daha fazla. * Bundan böyle, sonra, daha, yeter.

artıdeğ k er * İçinin, iş ş gücünün karşğolarak, ödenen değ üzerinde ürettiğve iş ıı lı erin i verenin, karşğ ödemeksizin ıı lını sahip olduğ ek değ u er. artıemek k * İçinin, ek süre içinde harcadı ve sonucunda artıdeğ yarattı, karşğödenmeyen emek. ş ğ ı k er ğ ı ıı lı artıgün k * Artıyı k llarda ş ayı eklenen, dört yı bir gelen 29. gün. ubat na lda artıyı k l artı klama * Dört yı bir gelen 366 günlük yıseneikebire. lda l, * Artı klamak iş i.

artı klamak * Yemekte artıbı k rakmak. artı m * Artma, artı çoğ ş alma. , artı mlı artı n artılma rı * Piş ştiğiçin miktarı ince iş i artmıgibi görünen, artağ ş an. * Katyon. * Artılmak iş rı i.

artılmak rı * Artı rmak iş konu olmak, çoğ lmak, tezyit edilmek. ine altı artım rı * Bir ş idareli harcayarak onun bir bölümünü artı iştasarruf. eyi rma i, * Müzayedede artı rma.

artı rma

* Artı rmak iş i. * Alılar arası cı ndaki yarı ş maya dayanan ve en yüksek fiyatı sürene malıverilmesiyle biten yöntem, n müzayede. artı rmak * Artması sağ nı lamak, çoğ altmak. * Bir malı ka alıları verdiğfiyattan daha yüksek bir fiyatla almak istemek. baş cı n i * Tutumlu davranıbiriktirmek, tasarruf etmek. p * Herhangi bir davranı ileri gitmek. ş ta * Artmak iş i veya biçimi, artma, artı çoğ ş m, alı . artist * Güzel sanatlardan birini meslek edinen kimse, sanatçı , sanatkâr. * Eğ lence yerlerinde gösteri yapan kimse. * boylu poslu, güzel ve alı (kimse). mlı * Artiste benzer biçimde, artist gibi. * Güzel sanatlarıgerektirdiğniteliğ uygun, sanatlı n i e . * Artistin görevi. * Artist olma durumu. artma * Artmak iş i. artmak artmak * Büyük heybe. * Eskisinden daha çok çoğ almak. * Gereğ harcandı sonra bir miktar geri kalmak. ince ktan * Değ yükselmek, fazlalaş eri mak. * Eklem romatizması . * Genellikle ş bozucu, iltihapsı süreğ eklem hastalı. ekil z, en ğ ı * Arttı rmak iş i. * Artı rmak işyapı i lmak. * Yükseltmek.

artı ş

artist gibi artistçe artistik artistlik

artrit artroz arttı rma arttı rmak

aruz

* Hecelerin uzunluk ve kı k, kapalı veya açı k değ salı lı k klı erlerine göre türlü ses kalı ndan oluş Divan pları an Edebiyatı m ölçüsü. nazı arya * Operalarda solistlerden birinin orkestra eş inde söylediğ genellikle kendi içinde bütünlüğ olan parça. liğ i, ü

Aryanizm * IV. yüzyı Arius adlı papazıkurduğ ve Hristiyan inanını tersine olarak İ n tanrı ı inkâr lda bir n u ş n ı sa'nı lını ğ eden mezhep. arz * Sunma. * (büyük bir makama) Anlatma, bildirme. * En, geniş lik. * Yer, yeryüzü. arz dairesi * Bkz. enlem dairesi. arz derecesi * Bkz. enlem. arz etmek * sunmak. * saygı bildirmek. ile arz odası * Mevkii olan insanları halkla görüş ü oda. n, tüğ arz talep kanunu * Belirli bir piyasada sunu ve talep dengesini düzenli tutma sistemi. arz ve talep * Üreticinin piyasaya mal çı karması tüketicinin piyasadan mal çekmesi olayları ve , sunu ve istem. arzanî arziyat arzu * İ dilek. stek, * Heves. arzu duymak * birine veya bir ş karşistek duymak. eye ı arzu etmek * yürekten istemek. arzuhâl * Dilekçe, istida. * Enine olan. * Yer bilimi, jeoloji.

arz arz

arzuhâl gibi (veya kadar) * bir mektubun çok uzun olduğ anlatmak için söylenir. unu

arzuhâlci

* Para ile dilekçe, mektup vb. yazan kimse.

arzuhâlcilik * Arzuhâl yazma iş i. arzulama * Arzulamak iş i. arzulamak * İ duymak, özlemek, istemek. stek arzulu *İ stekli, hevesli.

arzusu kalmak * isteğyerine gelmemek, hevesini alamamak. i As * Arsenik'in kı saltması . as as * Kakı m. *İ skambil kâğ nda birli. ı tları * Bir iş baş gelen (kimse veya ş te ta ey). * Ast sı nıkı lmı; eklendiğkelimenin daha aş ı fatın saltı ş ı i ağderecelisini anlatan yeni kelimeler türetmeye yarar. * Herhangi bir ölçü biriminin bölündüğ eş parçalardan her biri. ü it * Ara yön. asa * Bazı ülkelerde, hükümdarları mareş n, allerin, din adamların güç sembolü olarak, törenlerde taş kları nı ı dı bir tür ağ veya metalden değ aç nek. * Eskiden ihtiyarları baston yerine kullandı uzun sopa. n kları asabî * Sinirli. * Sinirle ilgili, sinirsel. asabîleş me * Asabîleş iş mek i. asabîleş mek * Kı zmak, öfkelenmek, sinirlilik belirtileri göstermek, sinirlenmek. asabîlik asabiye * Asabî olma durumu. * Sinir hastalı ile ilgili hekimlik kolu. kları * Sinir hastalı ile ilgili hastahane bölümü. kları * Sinir hastalı uzmanı kları .

asas kat as yön

asabiyeci

asabiyet asal

* Sinirlilik, asabî yapıolma. lı * Başca, temel niteliğ olan, esasî. lı inde

asal gazlar * Atomların dıelektron halkaları nı ş tamamı veya geçici olarak elektrona doymuş yla olan gazlar (helyum, neon, argon, kripton, ksenon), soy gazlar. asal sayı (lar) * Bölenlerinin kümesi iki elemanlı elemanlardan biri 1, öbürü sayın kendisi olan doğ sayı olan nı al (lar). asalak parazit. * Bir canlın içinde veya üzerinde sürekli veya geçici olarak, onun zararı yaş baş canlı nı na ayan ka , tufeyli, * Baş nısı ndan geçinen (kimse), ekti. kaların rtı

asalak bilimi * Asalaklarıyapını ayını n sı, yaş ş , konakçı iliş ı yla kisini ve yaptı hastalı ğ ı klarla bu hastalı karşgiriş klara ı ilecek savaşkonu alan bilim dalı ı , parazitoloji. asalaklaş ma * Asalaklaş durumu. mak asalaklaş mak * Asalak duruma gelmek. asalaklı k asalet * Asalak olanıdurumu. n * Soyluluk. * Bir görevi yüklenmiş olan, o görevin sahibi olan kimse, asillik, vekillik karş . ı tı * Yazı veya sözde bayağsöz ve deyim bulunmaması da ı durumu. * Bir görevde temelli olarak, ası l olarak, vekâleten karş . ı tı * Kendi adı hareket ederek. na

asaleten

asaleten atama * Sürekli görev yapmak üzere bir göreve atama. asamble asansör araç. *İ nsanları yükleri bir yapın bir katı ötekine veya yüksek yerlere çı p indiren elektrikle iş veya nı ndan karı ler * Kurul.

asansör boş u luğ * Binalarda asansörün iş lemesi için bı lan boş rakı luk. asansörcü * Asansörün bakı ve onarı nı m mı yapan kimse. * Otel ve hastahane gibi büyük kuruluş larda asansörün düzenli çalı nı layan kimse. ş ması sağ asap asar * Sinirler. * Yapı eserler. lar,

asarı atika asayiş

* Eski yapı eski eserler. lar, * Bir yerin düzen ve güvenlik içinde bulunması durumu, düzenlilik, güvenlik.

asayiş berkemal * Güvenliğ yerinde olduğ anlatı in unu r. asbaş kan *İ kinci baş kan. asbest * Tremolitin bozulması oluş lifli, kılmadan bükülebilen ve ateş niteliğdeğ meyen bir mineral, taş ndan an rı te i iş pamuğ kaya lifi. u, asbest yünü * Asbestin iş lenerek yün biçimine sokulmuş u. aselbent * Hekimlikte ve koku yapı nda kullanı aselbent ağ nı kabukları mı lan, acın çizilerek elde edilen bir reçine. * Bu reçinenin elde edildiğağ (Styrax officinalis). i aç * Eş zamanlı olmayan, baş ve bitme anları ka olan (olaylar); senkron, eş lama baş zaman karş , yadıkurun. ı tı n * İ kullanmadan, yalnııyardı ile aygı pansuman gereçleri gibi ş lâç z sı mı t ve eyleri mikropsuzlaşrma iş tı i. * Her türlü mikroptan arı ş nmı . ases * Gece bekçisi. * Osmanlımparatorluğ İ unda yeniçeri ocağ n kaldılması önceki güvenlik görevlisi. ı nı rı ndan

asenkron asepsi aseptik

asesbaş ı * Yeniçeri ocağ ı ndaki askerî görevinin yanı ra, baş sı ş ehrin düzenini korumakla da yükümlü olan 28. ortanı n çorbacı ına verilen ad. baş sı asetat asetatlı asetik * Asetik asidin tuzu veya esteri, saydam. * Birleş imine asetat karı rı ş ş lmı tı . * Sirkeyle ilgili, sirkeyle aynı özellikleri taş ı yan.

asetik asit * Sirkeye tadı ve özelliklerinden birçoğ veren asit. nı unu asetilen aseton asfalt * Renksiz, sarı kokulu, güçlü ve beyaz bir ık vererek yanan hidrokarbonlu bir gaz. msak ş ı * Birçok organik maddeyi eritmekte kullanı uçucu, kolayca alev alıeter kokusunda bir sı. lan r, vı * Siyah renkte ş ekilsiz bir cins bitüm. * Ana maddesi katran olan ve yollarıkaplanması kullanı karım. n nda lan ş ı

* Asfaltlanmı ş . asfaltit * Petrolün ayrı ş ile oluş ve çoklukta tortul kayaçlarıgözeneklerinde bulunan doğ bitüm. ması an n al asfaltlama * Asfaltlamak iş i. asfaltlamak * Asfaltla kaplamak. asfaltlanma * Asfaltlanmak iş i. asfaltlanmak * Asfalt dökülmek, asfaltla kaplanmak. asgarı terek müş * Herkes tarafı kabul edilen nokta, üzerinde anlaş ndan maya varı husus, uyuş konu, ortak payda. lan ulan asgarî * En az, en aş ı azı ağ en ndan, en düş , ük. * Minimum.

asgarî ücret * İçilere bir çalı günü karş ğolarak ödenen ve iş ş ş ma ıı lı çinin gı konut giyim, sağk, ulaş ve kültür gibi da, lı ı m ihtiyaçları günün fiyatları nı üzerinden en az düzeyde karş ı lamaya yetecek ücret. ashap * Sahipler. * Hz. Muhammed'in meclislerinde ve konuş maları bulunanlar, sahabeler. nda * Asmak iş i.

ası

-ası -esi / * Fiilden sı yapan ek. fat ası olmak (veya ası kalmak) da da * bir iş son verilmeyip öylece bı lmıolmak veya kalmak. e rakı ş ası k * Somurtkan. * Ası lı .

asısuratlı k * Hoş nutsuzluğ kı nlını unu, zgı ğ yüzüne sert bir anlam vererek belirten" öfkeli görünüş yüzü olan. ı lü ası l * Bir ş kendisi, örnek, kopya karş . eyin ı tı * Kök, köken, kaynak. * Gerçeklik, esas, hakikat. * Soy, nesep. * Gerçek. * Bir ş temelini oluş eyin turan, ana. * Aranı nitelikleri en çok kendinde toplamıolan. lan ş * (a'sıBaşca, baş gelen, gerçek olarak. l) lı ta

ası l nüsha * Bir yazma eserin veya belgenin kopyaların dayandı özgün biçimi. nı ğ ı ası lar l sayı

* Sı veya üleş ra tirme eki almamıyalı sayı ş n lar. ası l vurgu * Kelimenin aslı ndaki vurgu. ası lanma * Ası lanmak işintifa. i,

ası lanmak * Bir ş eyden yarar sağ lamak, intifa etmek. ası lı ası lı ş * Ası iş lmak i veya biçimi. ası llı ası lma ası lmak * Bir kökene dayanan, kökenli. * Ası iş lmak i. * Asmak işyapı veya asmak iş konu olmak. i lmak ine * Bir yere tutunup sarkmak. * Tutup çekmek. * Bir ş isterken karş ndakini tedirgin edecek derecede ileri gitmek üstelemek, ı etmek. ey ı sı srar * Hı eline almak. zla * Boynuna ip geçirip sallandılarak öldürülmek, idam edilmek. rı * Karşcinsin ilgisini çekmek için çarpı davranı ı cı ş larda bulunmak. * Israrla üzerine gitmek, sonuna kadar mücadele etmek. * Ası ş lmıolan.

ası ş lmı adam * Salepgillerden, çiçekleri ası ş insana benzeyen ve köklerinden salep çı lan bir bitki. lmıbir karı ası z lsı ası ltı * Doğ olmayan, temelsiz, dayanaksı köksüz (haber). ru z, * Çözünemeyen madde parçacı nıdibe çökmeden bir sı ortamda kalmıdurumu, süspansiyon. kların vı ş * Böyle bir sı karımı vı ş , süspansiyon. ı * Asma iş i.

ası m

ası takı m m * Kadı n takı kları eş . nları ndı süs yası ası ntı * Bir işhemen yapmayı bekleterek geri bı i p rakma, tehir, tavik. * Birini tedirgin edecek kadar üzerine düş me. * Sı an, tebelleş rnaş olan kimse.

ası olmak ntı * tebelleş olmak, sı mak. rnaş asıkesmek p * (genellikle iş ı bulunan bir kimse için) yasayı neyerek sert davranmak. baş nda çiğ ası r * Yüzyı l.

* Çağ . ası rlarca * Yüzlerce yı l. asık rlı asi * Yüzyık. llı * Baş ran, isyan eden. kaldı * Hayı z, dik baş. rsı lı * Un, et ve bamya ile yapı bir Arap yemeğ lan i.

aside

asidimetre * Asitölçer. asil * Soylu. * Yüksek duygu ile yapı lan. * Bir görevde temelli olan, vekil karş . ı tı asileş me * Asileş iş mek i.

asileş mek * Karşgelmek, baş rmak, isyan etmek. ı kaldı asilik * Asi olma durumu, isyan etme, isyankârlı k.

asilik etmek * karşgelmek, baş ı kaldı rmak. asillik * Asil olma durumu, asalet. * Soylu olma durumu, soyluluk. * Soylu.

asilzade

asilzadelik * Soyluluk. asimetri asimetrik * Simetrisi olmayan, bakımsı k. ş zlı ı * Simetrik olmayan, bakımsı ş z. ı

asimilâsyon * Benzer hâle getirme, kendine benzetme, kendine uydurma, özümleme. * Benzeş me. asimile asimptot * Bir eğ giderek yaklaş ama sonuna kadar uzatı bile yaklaşğhâlde eğ kesmeyen doğ riye an, lsa tı ı riyi ru; sonuş maz. * Bu söz "benzeş mek", "kendine uydurmak" anlamı "asimile etmek" biçiminde kullanı nda lı r.

asistan

* Yardı . mcı * Araşrma görevlisi. tı

asistanlı k * Asistan, araşrma görevlisi olma durumu asistanıgörevi. tı n asit * Turnusolün mavi rengini kı zı çevirmek özelliğ olan ve birleş rmıya inde imindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluş turan hidrojenli birleş hamı ik, z. asit alkol asit borik * Bkz. borik asit. asit fenik asitölçer ask askarit * Bağ solucanı ı rsak . asker * Erden mareş kadar orduda görevli bulunan herkes. ale * Askerlik görevi veya ödevi. * Ordunun yalnıer rütbesinde olan bölümü. z * Topluluk düzenine saygı olan, disiplinli. sı * Yurdun korunması yolunda iyi dövüş mesini baş aran. * Bkz. fenol. * Bir asidin özelliğ konsantrasyon derecesini ölçmeye yarayan cihaz, asidimetre. ini, * Bkz. asklı . * Aynı zamanda asit ve alkol grupları içeren birleş nı iklere verilen ad.

asker çı karmak * (bir devlet) belli kanunlara bağ olarak asker toplamak. lı * kılara ve en çok düş kıları asker indirme. yı man yı na asker gibi * disiplinli, düzgün. asker kaçağ ı * Askerlik ödevini yapmamak için asker ocağ ı ayrı veya oraya gitmekten kaçan kimse. ndan lan asker ocağ ı * Askerlik ödevinin yapı ğkı ordugâh, tahkimli bölge, gemi, tersane gibi hizmet yerlerine verilen ad. ldı ş ı la, asker olmak * askerlik ödevine baş lamak. asker tayı nı * Erlere verilen azı k. askerce askerci * Asker yanlı. sı askercilik * Askere yakır biçimde. ş ı

* Askerci olma durumu. * Bir tür çocuk oyunu. askere alı nmak * askerlik ödevini yapmak için er eğ merkezine gönderilmek. itim askere çağlmak rı * askerlik ödevini yapmak için ş ubece istenmek. askere gitmek * askerlik ödevini yapmak için orduya katı lmak. askerî * Askerlikle ilgili, askere özgü.

askerî ambargo * Bir ülkeyi cezalandı amacı askerî alanda yaptım uygulama. rmak yla rı askerî ataş e * Bir ulusun yabancı ülkelerdeki elçiliklerinde görevli askerî uzman. askerî inzibat * Askerî birlikler arası düzeni, disiplini, kanunları nda yürütmekle görevli sıf ve bu sıftan olan asker. nı nı askerî kaput * Askerlerin giydiğkalı kumaş üstlük. i n tan askerî rüş tiye * Askerî ortaokul. askerîleş me * Askerîleş iş mek i. askerîleş mek * Bir yer askerlikle iliş duruma gelmek, askerlik niteliğkazanmak. kili i askerîleş tirme * Askerîleş tirmek iş i. askerîleş tirmek * Asker yönetimine geçirmek; (bir ş askerlik niteliğkazandı eye) i rmak. askeriye * Askerlik. askerlik * Asker olma durumu; askerlik ödevi ordu hizmeti.

askerlik dairesi * Yurttaş askere alma iş ları leriyle görevli olan askerlik ş ubelerinin bağ bulundukları lı bölge dairesi. askerlik etmek * askerlik yapmak. askerlik hizmeti * Orduda belirli bir sürede yapı yurt ödevi. lan askerlik yapmak * kanunlara göre yurttaş n yükümlü oldukları ları ordu ödevinde bulunmak. askerlik yoklaması * Askerlik ş ubelerine kayı kimselerin belirli zamanlarda yapı durum yoklaması tlı lan .

askı

* Üzerine herhangi bir ş asmaya yarar nesne. ey * Pantolon veya giysilerin düş mesini önlemek için omuzdan aş lan bağ ı rı . * Artı eksiltme gibi resmî iş rma, ilânların ilgili daire duvarı belli bir zaman süresince asıdurması nı nda lı . * Hastahanelerde kık kol veya bacakları ası tutturulduğ araç. rı n larak u * Çay, kahve taş ı yarar kahveci tepsisi, fener. maya * Saklanmak için tavana ası ş veya hevenk. lmıdizi * Yeni yapı yapı n çatına, ev sahibi tarafı usta için veya düğ arabaları düğ sahibi lan ları sı ndan ün na ün tarafı arabacı armağ olarak ası kumaş ndan için an lan . * Gelinin oturacağyerin üstüne ası süsler. ı lan * Kadı n kullandı altıdizisi veya zincirli mücevherat. nları ğ n ı * Düğ ünlerde geline yakı tarafı takı hediye. nları ndan lan * İ böceğ kozası sarması yanı konulan çalı rpı pek inin nı için na çı . * Saz ş airleri arası yapı deyiş ş üstün gelene verilmek için duvara ası kumaş nda lan yarında ı lan , tabanca gibi ödül. askı bı da rakmak * sonuca vardı rmamak. askı kalmak da * (bir işbir engel dolayıyla sonuca varamamak. ) sı askı lı askı lı k * Avcı n sı na taktı askı mı ları rtları kları takı . * Ası saklanacak sebze, meyve. lı p * Vestiyer. askı ntı * Baş nısı ndan geçinen. kaların rtı * Karşcinsi rahatsıeden kimse. ı z * Askı olan. sı

askı almak ya * altı alıdesteğkalmayan yapı dikmelerle boş tutarak yılmaktan kurtarmak. boş p i yı lukta kı * oturmuş veya batmıbir gemiyi yüzdürmek için baş teknelere asarak kaldı ş ka rmak. * bir işzamanı yapmayıbelirsiz bir zamana bı i nda p rakmak, savsaklamak. askı çı ya karmak (veya çı lmak) karı * evlenecek kimselerin durumunu nüfus kayı nı bulunduğ yerde askı tların u yoluyla ilân etmek. askı çı ya kmak * ipek böceğkoza sarmak üzere dallara çı i kmak. asklı * Sporları denen torbalar içinde oluş (mantar). ask an askospor asla Aslan aslan * Kedigillerden, erkekleri yeleli, yı cı rtı, Afrika'da yaş ayan, uzunluğ 160 cm, kuyruğ 70 cm ve ucu püsküllü, u u çok koyu sarı renkli güçlü bir memeli türü, arslan. * Gürbüz ve yiğ adam. it * Asklı mantarları sporuna verilen ad. n * Hiçbir zaman, hiçbir biçimde. * Zodyak üzerinde, Yengeç ile Baş burçları nda yer alan burcun adı ak arası , Zodyak.

aslan ağ zı * Havuz kenarları konulan ve ağ ndan su akan aslan biçiminde süs taş na zı ı . aslan gibi * boylu boslu, güçlü ve yakıklı ş . ı * sağğyerinde. lı ı

aslan kesilmek * aslan gibi güçlü ve cesur duruma gelmek. aslan payı * Hak edilenden daha çok alı pay. nan aslan sütü * Rakı . aslan yatağ ı belli olur ndan * bir kimsenin oturduğ yerin durumu, onun kiş ini belli eder, uygun bir durumda olması u iliğ gerekir. aslan yürekli * Çok yiğ hiçbir ş it, eyden korkmayan. aslanağ zı * Sı otugillerden, türlü renkte, güzel, kokusuz çiçekleri olan bir bitki. raca aslanca * Aslana yakır yolda, aslan gibi, yiğ ş ı itçe. aslangiller * Kedi cinsinden olan bütün et oburları içine alan hayvan familyası . aslanı m! * gençler, delikanlı için kullanı bir seslenme sözü. lar lan

aslanı ağ nda n zı * elde edilmesi çok güç. aslankulağ ı * Bir sap üzerinde dizili sarı kı zı veya rmı çiçekli otsu bir bitki. aslankuyruğ u * Ballı babagillerden, eskiden hekimlikte terletici olarak kullanı bir bitki, yer pı lan rasası (Leonurus). aslanlı k * Yiğ cesaretlilik. itlik,

aslanpençesi * Gülgillerden, sarı , beyaz çiçekli bir yabanî bitki (Alchemilla). *Ş irpençe. aslen * Kök veya soy bakı ndan. mı

aslı astarı * iç yüzü, gerçek ş ekli. aslı astarı * Esası ruluğ geçerliliğ , doğ u, i. aslı astarı (veya aslı ) olmamak aslı * yalan, ası z olmak. lsı

aslı kmak çı * gerçek olduğ anlaş u ı lmak, gerçek olduğ ortaya çı u kmak. aslı yok faslı * yalan, uydurma. aslı nesli aslı k * Kır olan (kadıveya diş sı n i hayvan). aslî * Temel olarak alı esas olan. nan, * Soyu sopu.

aslî düş ünce * Ana fikir. aslî maaş * Devlet dairelerinde çalı memurlara verilen aylın, yükselmeye temel olan her aş ş an ğ ı aması . aslî nüsha * Bir yazın çoğ lması örneklik eden ilk nüsha. nı altı na asliye asma * Temel, esas. * Asmak iş i. * Ası şası lmı lı , . * Asmagillerden, dalları çardak üzerine yayı bitkilere genel olarak verilen ad. lan * Belirli bir tür üzüm veren bitki (Vitis).

asma

asma bahçe * Ayak ve kemerler üzerine kurulan teraslardan yapı ş lmıbahçe. asma bığ yı ı * Asma dalların çevresine tutunması yarayan yeşuzantı sülük. nı na il lar, asma biti * Eş kanatlı lardan, asmalara zarar veren, sarı renkte bir böcek, filoksera (Phylloxera vestatrix). msı asma kabağ ı * Kabakgillerden sürüngen veya sarı mevsimlik bir kabak türü (Lageneria vulgaris). lgan, * Bu türün ince uzun, sebze olarak kullanı ürünü. lan asma kat * Yapı genellikle tabanla birinci kat arası yapı basıtavanlı boş larda na lan, k , altı kat.

asma kilit * Kilitlenecek ş üstündeki halkalara geçirilip kapatı biçimde yapı ş eyin lacak lmıkilit. asma köprü * İ baş ki ı ndaki ayaklardan baş dayanağolmayan, çoğ ka ı unlukla uzun ve yüksek köprü. asma merdiven * Yukarı ucundan bir yere ası kullanı ip merdiven. larak lan asma yaprağ ı

* Zeytinyağ ve etli dolma yapmakta kullanı körpe asma yaprağ lı lan ı . asmagiller * İ çeneklilerden, belli baş türü asma olan bitki familyası ki lı . asmak * Bir ş aş ı sarkacak biçimde bir yere iliş sarkı eyi ağ ya tirip tmak. * Üzerine takı nmak, kuş anmak. * Bir kimseyi boğ ndan ip geçirip sarkı öldürmek, idam etmek. azı tarak * Gitmek zorunda olunan bir yere özürsüz gitmemek veya görevi olan bir iş i özürsüz yapmamak. * Asması olan. * Asma için ayrı ş veya toprak. lmıyer asmolen asonans * Piş toprak, cüruf ve beton karımı yapı kiriş miş ş ndan ı lan , putrel nervürler arası konulan delikli tuğ na la.

asmalı asmalı k

* Yarı kafiye, her dizenin sonunda gelen, aynı m aksanı veren ünlünün ondan sonra veya önce gelen ünsüzü hiç dikkate almadan tekrarlama ş eklinde uyak. asorti asortik asosyal * Sosyal olmayan. asparagas * Uydurma, gerçek olmayan, gerçekmiş gösteren haber. gibi aspidistra * Zambakgillerden, genellikle saksı yetiş da tirilen, yaprakları rudan doğ topraktan çı bir süs bitkisi. doğ ruya kan aspiratör aspirin * Ağ kesici ve ateş ürücü olarak kullanı beyaz renkli, ekş rak ilâç. rı düş lan imtı aspur * Yalancı safran. * Havadaki duman, toz vb. yabancı maddeleri emerek dı atan cihaz, emmeç. ş arı * (daha çok giyimde) Birbirine uygun, birbirini tutar renk ve yapı olan. da * (daha çok giyimde) Birbirine uygun, birbirini tutar renk ve yapı olan. da

asrı saadet * Hz. Muhammed'in yaş ğzaman. adı ı asrî asrîleş me * Çağ llaş çağ laş cı ma, daş ma. asrîleş mek * Çağ llaş cı mak, çağ laş daş mak. asrîlik * Çağ llı cık. * Modern, çağ l. cı

assai assolist ast

* Birlikte kullanı ğterimin anlamı aş lıkazandır: Adagio assai çok yavaşçok ağ ldı ı na ı k rı rı , ı r. * Bir müzik programı daha çok en son olarak sahneye çı alanı tanı ş çok ünlü olan sanatçı nda kan, nda nmıve . * Alt. * Birinin buyruğ altı olan görevli, madun. u nda * (birine göre) Rütbe veya kı demce küçük olan asker. * Giyecek, perde, çanta, ayakkabı ş gibi eylerde, kumaş veya derinin iç tarafı geçirilen ince kat. ı n na * Sı veya boyadan önce vurulan kat. va * Gemicilikte bir ş sağ eyi lamlaşrmak için kullanı bez, halat, ağ vb. tı lan aç

astar

astar boyası * Boyacı ası lı kta l boyadan önce sürülen, kiri kapatmak ve sürülecek boyanıdayanı lını rmak için n klı ı artı ğ kullanı boya. lan * Üzerine resim yapı bezin veya duvarıyağ boyayı lacak n lı emmesi için, resim yapı lmadan önce sürülen boya. astar kaplama * Kontratablalarda kör ağ n biçim değtirmesini önlemek amacı iki yüzüne yapı rı kaplama katı acı iş yla ş lan tı . astar sürmek (veya vurmak, çekmek) * astar boyası boyamak. ile astarı yüzünden pahalı olmak * bir iş ayrı ları harcanı para veya emek, elde edilen sonucun değ aş masraflı in ntı na lan erini mak, olmak. astarlama * Astarlamak iş i. astarlamak * Astar geçirmek. * Boyacı astar vurmak, astar sürmek. lı kta, astarlanma * Astarlanmak iş i. astarlanmak * Astar geçirilmek. astarlatma * Astarlatmak iş i. astarlatmak * Astar yaptı veya geçirtmek. rmak astarlı * Astar geçirilmiş , astarlanmı ş . astarlı zarf * İ yüzüne ince bir kâğ geçirilmiş ç ı t zarf. astarlı k astarya * Astar olmaya elveriş(kumaş li vb.). * Bir gemiye yükleme veya boş altma için tanı süre. nan

astası m astat

* Öncüllerinden biri önceki tası n vargı durumunda olan bir ek tası mı sı m.

* Atom numarası olan, bizmutun alfa ınları bombardı sonucu elde edilen yapay element. 85 ş yla ı manı Kı saltması At. astatin * Astat.

asteğ men * Orduda en küçük rütbeli subay. asteğ menlik * Asteğ rütbesi veya asteğ men menin görevi. astı astı kestiğkestik ğ k, ı i * acı z, çok sert veya istediğgibi davranan kimseler için kullanı ması i lı r. astı m astı mlı * Astı olan, astı hastalına tutulmuş mı m ğ ı olan. astı rma astı rmak astigmat * Astı iş rmak i. * Asmak iş yaptı ini rmak. * Net görmeyen, astigmatizme tutulmuş (göz). * Bronş n daralması ileri gelen nefes darlı. ları ndan ğ ı

astigmatizm * Gözün saydam tabakası meridyenlerin eş nda itsizliğyüzünden net görememe durumu. i astragan * Karakul kuzusunun kırcıve parlak postu. vı k * Bu posttan yapı ş lmıolan. * Gök fiziğ i. * Yı z falı uğ an kimse, müneccim. ldı yla raş * Yı z falcı ı ldı lı, müneccimlik. ğ

astrofizik astrolog astroloji

astronom * Astronomi bilgini, gök bilimci. astronomi * Gök bilimi, felekiyat. astronomik * Gök bilimiyle ilgili olan. * Aş çok yüksek. ı rı astronomik fiyat * Çok yüksek fiyat.

astronomik rakam *İ nsana ş kı k verecek derecede büyük rakam. aş nlı astronot * Uzay adamı .

astronotluk * Uzay adamı olma durumu veya uzay adamın görevi. nı astropikal * Tropikal bölgelere yakı fakat daha yüksek bir enlemde olan. n, astsubay * Silâhlı Kuvvetler yasası göre astsubay okulları yetiş Silâhlı na nda erek Kuvvetlere katı astsubay çavuş lan tan astsubay kı demli baş çavuşkadar rütbesi olan asker. a astsubay baş çavuş * Astsubaylın beş basamağ ğ ı inci ı . astsubay çavuş * Astsubaylın ilk basamağ ğ ı ı . astsubay kı demli baş çavuş * Astsubaylın altı ve son basamağ ğ ı ncı ı . astsubay kı demli çavuş * Astsubaylın ikinci basamağ ğ ı ı . astsubay kı demli üstçavuş * Astsubaylın dördüncü basamağ ğ ı ı . astsubay üstçavuş * Astsubaylın üçüncü basamağ ğ ı ı . astsubaylı k * Astsubay olma durumu veya astsubayıgörevi. n asude * Sessiz, rahat, sakin. asudelik asuman Asurca Asyalı * Asya'da yaş kimse. ayan * Asya'ya özgü olan, Asya ile ilgili (olan). Asyalı lı k * Asyalı olma durumu. aş * Piş irilerek hazı rlanan yemek. * Huzur içinde olma, mutluluk. * Gök, gökyüzü. * Samî dilleri ailesine giren ve Milâttan önceki dönemlerde Ön Asya'da kullanı ş lmıolan ölü bir dil.

aş damı * Bazı bölgelerde yemek piş irilen yer, mutfak.

aş erme aş ermek aş evi

* Aş ermek durumu. * hamilelikte bazı yiyeceklere karşaş düş ı ı künlük göstermek, çok arzulamak veya nefret etmek, tiksinmek. rı * Para ile yemek yenilen yer, aş, lokanta. çı * Yoksullara parasıyemek yedirilen veya dağ lan yer, aş z ı tı hane. * Düğ ve benzeri toplantı ün larda, verilecek yemekleri hazı rlamak için geçici olarak mutfak gibi kullanı lan * Tekkelerde yemek piş irilen yer.

yer.

aş ı ocağ * Yemek piş yoksullara dağ lan yer. irilip ı tı aş ı kepçeye paha olmaz taş nca * sış zamanlarda önemsiz ş kık ı eylerin değ çoktur. eri aş yermek * Bkz. aş ermek. aş ı ağ * Bir ş alt bölümü. eyin * Bir yere göre daha alçak yerde bulunan. * Eğ bir yerin daha alçak olan yeri. imli * Niteliğdüş kötü, adî. i ük, * Bayağ adî. ı , * Daha küçük, daha az; değ yönünden daha az. er * Aş ı yere doğ ağ ya, ru.

aş ı ağ(falan) yukarı * bir kimsenin adın dilden düş nı ürmediğ onun pek gözde olduğ anlatı ini, unu r. * bir hizmette çok kullanı kiş yakı olarak kullanı lan ice, nma lı r. aş ı ağalmak * devirmek, yı kmak. aş ı ağbitkiler * Su yosunları , mantarlar ve kara yosunları su dında fazla boy atmayan damarsıbitkiler. gibi ş ı z aş ı mek ağdüş * düzeyi, miktarı , niteliğalçalmak. i aş ı ağgörmek * küçük görmek, beğ enmemek, hor görmek. aş ı r yeri (veya yanı ağkalı ) yok * nitelikleri bakı ndan baş yla karş tıldında eksiğolmayan, denk olan. mı kaları ı rı ğ laş ı i aş ı ağkalmamak * herhangi bir nitelik bakı ndan ondan geri olmamak. mı aş ı ağkurtarmaz * bundan daha ucuza olmaz. * daha aş ı durumu kendine lâyıgörmez. ağbir k aş ı ağmahalle * Yüksek bir yerleş bölgesine göre alçakta kalan yer, yerleş bölgesi. im im * Genel ev.

aş ı ağtükürsem sakalı yukarı m, tükürsem bığ yım ı * iki karş ve aynı ı t derecede sakı durum karş nda karar verme zorluğ anlatı ncalı ı sı unu r. aş ı ağyukarı * Tama yakı yaklaş olarak. n, ı k aş ı ağyukarı (yürümek) * bir baş bir baş (yürümek). tan a aş ı almak ağ dan * sert konuş bir kimseye yumuş bir dil kullanmak, alttan almak. an ak aş ı ağ lama * Aş ı ağ lamak iş i. aş ı ağ lamak * Değ erinden düş göstermek. ük * Küçültücü davranı ş larda bulunmak, hor görmek. aş ı ağ lanma * Aş ı ağ lanmak durumu. aş ı ağ lanmak * Aş ı ağduruma düş ürülmek. aş ı ma ağ laş * Aş ı ağduruma düş mezellet. me, aş ı mak ağ laş * Aş ı duruma düş ağ k lı mek. aş ı ağ latma * Aş ı ağ latmak iş i. aş ı ağ latmak * Aş ı ağ lamak iş uğ ine ratmak, tenzil etmek. aş ıyukarı ağ lı lı * Aş ı ve yukarıolan; aş ı yukarı birlikte. ağ sı sı ağ sı sı aş ı ağ k lı * Aş ı ağolma durumu, adilik. * Niteliğdüş adî. i ük,

aş ı duygusu ağ k lı * Kiş gerçeklere uyan veya uymayan sebeplerle, benliğ yetersiz ve küçük görmesi. inin ini aş ı kompleksi ağ k lı * Kendini olduğ undan yetersiz, yeteneksiz ve güçsüz görme duygusu. aş ı ağ sama * Aş ı ağ samak iş i. aş ı ağ samak * Bir kimseyi veya bir ş aş ı ve değ göstermek, hafife almak, hafifsemek, tezyif etmek. eyi ağ k lı ersiz aş ı ağ sı aş ama * Aş ı ağtaraftaki. * Önem veya değ bakı ndan gitgide yükselen bir sı basamaklarıher biri, rütbe, mertebe, paye. er mı ra n * Varı istenen bir amaca doğ geçilmesi gerekli dönemlerden her biri, evre, basamak, merhale. lması ru

aş sı ama rası * Önem ve değ bakı ndan gitgide yükselen basamaklar dizisi, hiyerarş er mı i. * Otoritenin en geniş ölçüde en üst mertebede olarak değ ik önem sı iş raları nda katı kesin bir biçimde arası ve dağ ğtoplumsal teş ı ı ldı kilâtlanıbiçimi, hiyerarş ş i. aş amalı * Aş aması olan, kademeli. aş ar * Ondalı k. * Tarı ürünlerinden alı onda bir nisbetindeki vergiler. m nan * Ondalı k. * Yemek piş kimse, ahçı iren . * Yemek piş satan kimse. irip * Yemek yenilen dükkân, aş lokanta. evi,

aş arî aş çı

aş baltası çı * Kemikli et kesmeye yarar küçük balta. aşbaş çı ı * Birkaç aşnıbirlikte çalı ğyerde bulunanlarıbaş çın şı tı n ı . * Bir lokanta veya evde yemek piş irmekle görevli kimse. aşbaşk çı ı lı * Aşbaşolma durumu, aşbaş n görevi. çı ı çı ı nı aşlı çı k * Aş olma durumu veya aşnıgörevi. çı çın * Yemek piş zanaatı bilgisi. irme veya * Onluklar. * Aş evi. * Mutfak. aş ı * Organizmada belli birtakı hastalı karşbağı k sağ m klara ı ıklı lamak için vücuda verilen, o hastalın ş ğ ı mikrobuyla hazı rlanmıeriyik. ş * Bir ağ n dalı gövdesi üzerine, aynı acı veya familyanıdaha iyi bir türünden alı dal, göz, tomurcuk gibi n nan parçaları kaynaşrma işveya böylece eklenen parça. tı i * Bu eriyiğ uygulanması in . * Aş (kimse veya bitki). ı lı aşboyalı ı * Aşboyası ı renginde boyanmı ş . aşboyası ı * İ karı demir hidroksit miktarı göre pas sarı, kıl veya koyu esmer renk almıgevrek kil. çine ş an na sı zı ş * Koyuca kı zı rmı, kiremit rengi. aşkâğ ı ı dı * Aşolanlara verilen resmî belge. ı aşolmak ı * aşyapı ı lmak.

aş erat aş hane

aştaş ı ı

* Taş durumundaki aşboyası ı .

aşvurmak ı * bağı k veya tedavi amacı vücuda aşvermek, aşyapmak. ıklı ş yla ı ı aş ı cı aş lı ık cı * Aş nıyaptı iş ı n cı ğ . ı âş a Bağ sorulmaz ı ğ dad * bir ş çok istekli olan kimsenin, o ş elde etmedeki zorlukları saydını eye eyi hiçe ğ anlatı ı r. aş ı oturmak ı cuk ğ * iş olumlu bir biçim almak. i çok âş ı ı kesilmek ğ * tutku hâline getirmek. âş ıgözü kördür ın ğ * kendisini aş kaptı kimse, sevgilisinin kusurları görmediğgibi, çevresinde olup bitenlerle de ka ran nı i ilgilenmez. aş ı k * Baldı r kemiğile eklemleş bileğ belli baş oynak merkezini oluş i erek in lı turan, ayak bileğ bulunan küçük inde kemiklerden biri. * Yapı ları uzun mertek, aş çatı nda, ı rma. âş ı k * Bir kimseye veya bir ş karşaş sevgi ve bağlıduyan, vurgun, tutkun (kimse). eye ıı rı lı k * Halk içinde yetiş deyiş en, lerini sazla söyleyen, sözlü ş geleneğ bağ halk ş iir ine lı airi. * Seviş bir çiftten kadı oranla genellikle erkeğ verilen ad. en na e * Dalgı kalender (kimse). n, * Ahbap, arkadaş bir seslenme. gibi * Aşyapan kimse. ı

aş atmak ı k * yarıetmek, yarı ş ş mak. aş atmak (veya aş oynamak) ı k ı k * aş kemiğ oyun oynamak. ı k iyle aş kemiğ ı k i * Aş ı k. âş olmak ı k * sevmek, tutulmak. âş ı kane * Âş a yaraş biçimde (olan). ı ğ ı r âş k ı klı âş sı ı klı âş ı ktaş * Âş olanıdurumu. ı k n * çok seveni, düş künü. * Birbirleriyle seviş erkek ve kadı her biri. en ndan

âş lı ı k ktaş * Karş klı me, muaş ı seviş lı aka. âş lıetmek ı k ktaş * karşklı mek. ı seviş lı aş ı lama * Aş ı lamak iş i. * Yeni aş ı ş aç. lanmıağ * Soğ a sı sı a soğ su katma. uğ cak, cağ uk * Bu yolla elde edilmiş . * Bitkilerin aşyoluyla üretilmesi, ilkah. ı * Aş ı ş aç). lanmı(ağ aş ı lamak * Organizmada bağ ı k yaratmak veya yerleş bir hastalı karşkoyabilmek için hazı ıklı ş miş ğ a ı rlanmıbir aş ş ı yı vücuda vermek, aşyapmak. ı * Elde edilmesi istenilen herhangi bir ağ n bir parçası anaç üzerine kaynaşrarak üretmek. acı nı tı * Baş na hastalıgeçirmek. kası k * Birtakı düş veya duyguları kası benimsetmek, telkin etmek, etkilemek. m ünce baş na * Soğ a sı sı a soğ su katmak. uğ cak, cağ uk aş ı lanma * Aş ı lanmak iş i. aş ı lanmak * Aş ı lamak iş konu olmak. ine aş ı latma aş ı latmak aş ı lı * Herhangi bir hastalı karşaş ğ a ıı ş lanmıolan (kimse). * Kendisine aşyapı ş ı lmı(bitki). aş ı lma * Aş ı durumu. lmak aş ı lmak aş ı m * Aş iş konu olmak. mak ine * Erkek hayvanı diş çiftleş n isiyle mesi. * Aş ı latmak iş i. * Aş ı lamak iş yaptı ini rmak.

aş rma ı ndı * Aş rmak iş ı ndı i. aş rmak ı ndı * Aş ı nmak iş uğ ine ratmak. * Dokunduğ cisimleri eriterek aş u ı nması yol açmak. na * (bir yere) Pek çok gidip gelmek. aş m ı nı * Aş ı nmak iş i. * Erozyon. * Aş ı nmak iş i.

aş ı nma

* Yer kabuğ oluş unu turan kayaçları baş akarsular olmak üzere türlü dıetmenlerle yı lı yerinden n, ta ş pratı p, koparı lmaları eritilmeleri, itikal, erozyon. veya aş ı nmak * Birbirine sürtünerek incelmek. * Eskimek, yı pranmak. * Çıntı silinmek, düzleş kı ları mek. * Aş ş ı yer. nmı * On sayı. sı * Bir dinî tören sı nda veya cemaatle namaz kı ktan sonra Kur'an'dan okunan on ayetlik bölüm. rası lı ndı

aş ı ntı aş ı r

aş ı ramento * Çalma, aş ı rma. aş ı rı * Alılan veya dayanı ş ı labilen dereceden çok daha fazla, taş n. kı * Bir ş gereğ eye inden çok fazla bağ lanan, önem veren, müfrit. * Bir ş gereğ eyin inden çok olanı . * Ötede, ötesinde. * Gereğ inden fazla, çok. aş bellem ı rı * Belleme yetisinin olağ anüstü bir durumda geliş olması miş . aş besi ı rı * Olağ anüstü nicelikte yemek yeme veya yedirme.

aş doyma ı rı * Belli sı ktaki bir sı içinde, eriyebildiğkadar eriyen bir maddenin, sı ğ düş caklı vı i caklın ı mesine karş bir sıra ı n nı kadar erimiş olarak kalması durumu. aş duyu ı rı * Herhangi bir duyu organı ve özellikle dokunma duyusuyla sağ yla lanan her tür uyarana karşolağ dıbir ı an ş ı duyarlıgösterme durumu. k aş erime ı rı * Erime noktası daha aş ı ıderecesine düş ndan ağbir sı mesine rağ birtakı ş men m artlar altı bir sını nda vın katı maması laş durumu. aş gitmek ı rı * ölçüyü kaçı rmak, usandı rmak. aş taş ı ı rı rı * Çok aş , fazla miktarda. ı rı aş uç ı rı aş cı ı lı rı k aş lı ık rı aş lma ı rı * Aş lmak iş ı rı i. aş lmak ı rı * Politika alanı sağ nda veya sol görüş en ateşve yıcı lerin li kı kanadı . * Beklenenin üstünde aş davranma eğ ı rı ilimi. * Aş olma durumu. ı rı

* Aş ı iş konu olmak. rmak ine aş ntı ı rı * Aş lmıolan (ş ı ş rı ey). aş ı rma * Aş ı iş rmak i. * Baş nıyazı ndan bölümler, mı kaların ları sralar alıkendininmiş gösterme veya baş nı konuları p gibi kaların nı benimseyip değik biçimde anlatma, intihal. iş * Aş lmı ı ş rı . * Yapı ları uzun mertek, aş çatı nda ı k. * Küçük kazan, kova, bakraç. aş kayı ı rma ş * Bir çarkı döndürmek için kasnaktan kasnağ geçirilen kuş biçimindeki kayıçember. a ak ş aş ı lı rmacı k * Baş na ait olan bir ş izinsiz alma. kası eyi * Bir yazarıbaş bir yazarıeserinden konu veya biçim alması n ka n . aş ı rmak * Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden öte yanı geçirmek. na * Çalıgötürmek. p * Tehlike içinde bulunan bir ş acele kaçı eyi rmak. * Baş nıeserinden parçalar alıkendininmiş göstermek. kasın p gibi

aş ı rmasyon * Çalma, aş ı rma. aş ı rtı aş ı rtma aş ı rtmak * Aş iş ı rma i. * Aş ı rtmak iş i. * Aş ı iş yaptı rmak ini rmak. * Aş ı rmak. * Herhangi bir hastalı karşaş ğ a ıı lanmamıolan (kimse). ş * Kendisine aşyapı ı lmamı(bitki). ş * Siper, kuytu yer. * Aş ı yer. lacak * Dağ geçidi. * Açı apaçı belli, meydanda olan. k, k,

aş z ı sı

aş ı t

aş ikâr

aş etmek ikâr * açı klamak, belli etmek. aş olmak ikâr * belli olmak, ortaya çı kmak, belirginleş mek. aş ikâre aş ina * Açı belli ederek, saklamadan. kça, * Bildik, dost, arkadaştanık. , dı

* Bilinen, tanık olan. dı aş k inalı * Birbirini bilme, tanı tanıklı ma, ş k. ı * Tanıklı gösterir davranı ş ğ ı ı ş . aş k göstermek inalı * ilgilenmek, tanığ belli etmek. dını ı aş iret aş iyan * Oymak. * Kuş yuvası . * Ev, oturulan yer, mesken. * Aş sevgi ve bağlıduygusu, sevi. ı rı lı k

aş k

aş etmek k * hı vurmak. zla aş olmayı meş olmaz k nca k * güçlü bir istek olmayı hiçbir ş elde edilemez. nca ey aş olsun k * "Aferin" sözünden daha güçlü olarak bir davranın, bir tutumun çok beğ ş ı enildiğ bildirir. ini * Beğ enilmeyecek bir davranı bir tutum karş nda kı ş , ı sı nama, sitem bildirir. * Derviş arası selâm sözü olarak kullanı ler nda lı r. aş yapmak k * cinsel iliş bulunmak, seviş kide mek. aş düş ka mek * âş olmak. ı k aş gelmek ka * bir ş yapmak için büyük bir istek duymak, coş eyi mak, coş kunluk göstermek. aş n kı * Belli bir süreyi aş şötesine geçmiş mı , . * Benzerlerinden üstün. * Çok, fazla.

aş ncı kı lı k * Birey ve evrenseli birleş tirmeye çalı ahlâkî nitelikli Amerikan felsefesi. ş an aş lama aş lamak * Bkz. Aş ı lamak. aşk lı * Aş yapmak için hazı rlanan ve saklanan ş eyler. * Dövüldükten sonra savrularak temizlenen ve kurutulan buğ day. * Sı gelince kullanı için saklanan yemeklik ş rası lmak eyler, zahire. * Aş iş mak i. aş mak * Bkz. Aş ı lama.

aş ma

* Yüksek, uzak veya geçilmesi güç bir yerin öte yanı geçmek. na * (süre) Geçmek, bitmek, sona ermek. * (erkek hayvan) Diş isiyle çiftleş mek. * Görünmeden kaçmak. aş na * Aş ina.

aş fiş na ne * Gizli dost. * Gizli dostluk. aş oz * Ahş gemilerin omurgaların uzunluğ ve iki yanı borda kaplamaların en dar yüzünü ap nı unca nda nı yerleş tirmek için açı keskin, sivri köş yuva. lan eli aşrma tı aşrmak tı aş ure * Buğ nohut gibi taneleri, kuru yemiş ş day, leri ekerle kaynatarak yapı bir tür tatlı lan . aş ayı ure * Muharrem ayı . aş günü ure * Aş urenin piş irildiğMuharrem ayın onuncu günü. i nı aş urelik * Aş yapmada kullanı ure lan. * Aş dağ ure ı tmaya yarayan süslü kap. * Oynak, açısaçıkadı kokot. k k n, * Aş olma durumu. üfte At at * Astatin'in kı saltması . * Atgillerden, binme, yük çekme veya taş gibi hizmetlerde kullanı memeli hayvan. ı ma lan * Satrançta, her yönde siyahtan beyaza ve beyazdan siyaha bir hane atlayarak L biçiminde hareket eden taş . *İ simden isim türeten ek (Arapça çokluk eki): gidiş gelir-at vb. -at, * Aşrmak iş tı i. * Aş iş yaptı mak ini rmak.

aş üfte aş üftelik

-at

at anası * Bkz. atlar anası . at baş(beraber) gitmek ı * eş durumda olmak. it at binenin (veya iş bilenin), kı kuş n lı ananı ç * her ş onu gereğgibi kullanması bilene yakır. ey, i nı ş ı at binicisine göre kiş ner * insanları baş nda bulunan kiş etkisi altı kalarak, onun tutumuna göre davrandı nı n, ları inin nda kları anlatı r.

at cambazı * At alısatan kimse. p * Sirklerde veya eğ lence yerlerinde, at üstünde hünerlerini gösteren kimse. at çalı ktan sonra ahın kapını ndı rı sı kapamak * iş ten geçtikten sonra önlem almaya kalkı iş ş mak. at çevirmek * geri döndürmek. at donu at gibi * vücudu iri yarı (kadı olan n). at gözlüğ ü * Atlarıkoş takı nda, göz hizası bulunan korumalı n um mı nda k. * Çevresinde olup bitenleri iyi algı layamama, değ erlendirememe, sabit fikirlilik. at hı zı rsı gibi * kı kı lı yafeti ve tutumu güven vermeyen (adam). k at izi it izine karı ş mak * iyiyi kötüden ayı ramayacak kadar bir karıklıortaya çı ş k ı kmak. at kestanesi * At kestanesigillerden, 15 ile 30 m yükseklikte, geniş yapraklı , çiçekleri kokulu bir ağ (Aesculus aç hippocastanum). * Bu ağ n kestaneye benzeyen yemiş acı i. at kestanesigiller * İ çeneklilerden, örneğat kestanesi olan bir bitki familyası ki i . at koş turacak kadar * pek geniş . at koş turmak * çok genişalabildiğ rahat hareket edilebilecek yer ve ortam yaratmak, veya bulmak. , ine at meydanı * at koş nı yapı ğmeydan. uların ldı ı at meydanı * At veya at arabaları uların yapı ğyer. koş nı ldı ı at nalı kadar * (niş madalya, elmas, plâka gibi göğ takı ş için) pek büyük. an, se lan eyler at olur, meydan olmaz (bulunmaz), meydan olur (bulunur), at olmaz (bulunmaz) * gerekli ş artlar her zaman bir arada bulunmaz. at oynatmak * atla hüner göstermek. * yarı ş mak. * bildiğve istediğgibi davranmak. i i at pazarı eş osurtmuyoruz! nda ek * söyleneni dinlemeyene söylenen bir uyarma sözü. at sineğ i * Atıtüyünün rengi. n

* Çift kanatlı lardan, uzunluğ 8 mm kadar olan, kanatları u büyük ve küt, at, sır ve domuzlarıbacak ve ğ ı n kuyruk araları yaş nda ayan, eklem bacaklı sinek türü (Hippobosca equina). bir at var, meydan yok * yapacak güç var, ama kullanma imkânı yok. ata * Baba. * Dedelerden ve büyük babalardan her biri. ata et, ite ot vermek * bir işters yapmak. i atabek atabey * Bkz. atabey.

* Eski Türk devletlerinde, özellikle Selçuklularda ş ehzadelerin eğ veya bağ z olarak bir eyaletin itimi ı msı yönetimi ile görevli vezir. atacı lı k * Uzaklarda bulunan ve birçok kuş aktan beri görünmeyen birtakı özelliklerin yeni bir kuş birden m akta ortaya çı , ataya çekme, atavizm. kması atadan babadan görmek * gelenek hâlinde eskiden beri bilmek, yapmak, uygulamak. ataerki ataerkil * Ataerki temeline dayanan, pederş patriarkal. ahî, atak * Düş üncesizce her işatı cür'etkâr. e lan, * Geveze, yalancı . * Atı akı lı m, n. * Saldı, saldışhücum, hamle. rı rı , * Soyda temel olarak babayı ve ailede çocukları alan baba soyuna mal eden topluluk düzeni, pederş ahîlik.

atak

atak yapmak * akıyapmak, atı yapmak. n lı m ataklı k atalet * Atak olanıdurumu veya atakça iş n , davranı cür'et. ş , * Tembellik. * İsizlik, iş kalma, iş ş siz lemezlik. * Ataya yakır davranı babalı ş ı ş , k. * Atamak iş tayin. i, atamak ataman * Birini bir göreve getirmek, tayin etmek. * Eskiden Rus Kazaklarıbaş una verilen unvan. n buğ

atalı k atama

atanma

* Bir göreve getirilme, tayin edilme.

atanma yapmak * tayin etmek. atanmak * Bir göreve getirilmek, tayin edilmek.

ataraksiya * Hiçbir heyecan veya zihin etkisiyle uyarı lmayan ruh dinginliğ acı olduğ kadar kı i, ya u vanca karşda ilgisizlik. ı atardamar * Kalbin sağ ncından akciğ karı ğ ı erlere, sol karı ğ ncından vücudun diğ bölümlerine kan taş damar, ı er ı yan ş iryan. atari atarkanal atasözü * Bilgisayarlarda basit programlarla düzenlenmiş oyun türü. bir * Spermayı idrar yoluna salan iki kanal.

* Uzun deneme ve gözlemlere dayanı söylenmiş halka mal olmuş darbı larak ve söz, mesel: Ayağ yorganı ı nı na göre uzat. Atsan atı lmaz, satsan satı vb. lmaz ataş ataş e * Bir elçiliğ bağ uzman, elçilik uzmanı e lı . ataş elik * Ataş olma durumu veya makamı e . * Ataş görev yaptı yer. enin ğ ı * Tutacak.

Atatürkçü * Atatürkçülük yanlı olan (kimse), Kemalist. sı Atatürkçülük * Atatürk'ün düş ve uygulamaları kaynaklanan; Türk Devleti'nin bağ zlıve bütünlüğ millî ünce ndan ı k msı ünü, egemenliğ kişözgürlüğ çağ olmayı i, i ünü, daş amaçlayan; akla, bilime ve gerçeğ dayanan, evrensel ağ klı e ı , geleceğ rlı e yönelik, birbiri ile uyumlu amaçlar, uygulamalar ve ilkeler bütünü. * Bu ilkeye bağlı lı k. atavik * Atacı ilgili. lı kla atavizm atbalı ğ ı atçı atçı lı k * Soy at yetiş tiriciliğ yapı at koş , at sergileri gibi çalı inde lan uları ş malar. ate * Atacı lı k. * Su aygı. rı * Soy at yetiş tiricisi.

* Ateist. atefleksiyon * Döl yatağ n biçiminin bozulması ı nı . ateh * Bunama, bunaklı ihtiyarlıyüzünden alıduruma gelme. k, k k

ateh getirmek * bunamak. ateist ateizm * Tanrı mazlı tanı k. atelye aterina ateş * Bkz. atölye. * Gümüş ğ balı. ı * Yanı cisimlerin tutuş yla beliren ı ve ık, od. cı ması sı ş ı * Tutuş olan cisim. muş * Isı veya piş için kullanı yer veya araç. tma irme lan * Patlayı silâhlarıatı . cı n lması * Vücut ısı sı. * Coş kunluk. * Tehlike, felâket. * Büyük üzüntü, acı . * Kı zı renginde olan. rmı, alev * Öfke, hı hı rs, nç. * Tanrı maz. tanı

ateş açmak * ateşsilâhla mermi atmaya baş li lamak. ateş almak * yanmak, tutuş mak. * (ateş silâh) patlamak. li * telâş lanmak, öfkelenmek, heyecanlanmak, coş acele davranmak, acele etmek. mak, ateş almaya mı geldin? * uğ ğyerden hemen gitmeye kalkan kimseye sitem olarak söylenir. radı ı ateş bacayı (veya saçağ sarmak ı ) * bir olay, önüne geçilemez, tehlikeli bir durum almak. ateş ğ balı ı * Sardalye. ateş basmak * kı zarmak, sılı baş kan yürümek. kı p ı na ateş böceğ i * Kıkanatlı n lardan, karanlı ıldama özelliğolan böcek (Lampyris noctiluca). kta ş ı i ateş böcekleri * Kıkanatlı n lardan, örneğateş i böceğolan böcekler takı . i mı ateş kmak çı

* Bkz. yangıçı n kmak. ateş çiçeğ i * Ballı babagillerden, ateş rmısı kı zı renginde çiçekler açan bir süs bitkisi (Salvia splendens). ateş tüğ yeri yakar düş ü * bir acı onu çekenden baş tam anlayamaz veya aynı yı kası ölçüde üzülemez. ateş etmek * ateşsilâhlarla mermi atmak. li ateş gecesi * Hristiyanlarda 24 Hazirana rastlayan Yahya yortusunun, meydanlarda ateş yakmak, bu ateş üstünden in atlamak ve çevresinde oynamak yolu ile kutlanan bir önceki gecesi. ateş gemisi * Eski çağ larda düş gemilerini yakmak için özel bir biçimde yapı ş yakı maddelerle dolu gemi. man lmı içi , cı ateş gibi * çok sı cak. * zeki, çalı ve becerikli. ş kan * kı rmı. pkı zı ateş yanmak gibi * ateş i yükselmek. ateş hattı * Savaş en ilerideki birliklerin ellerindeki silâhlarla ateş ta açabilecekleri hat. ateş ğ kayı ı * Ateş ğavlamak için kullanı ve içinde ate ş lan kayı balı ı lan yakı k. * Yangısöndürmede kullanı tulumbayı ı için kullanı büyük ve geniş k. n lan taş mak lan kayı ateş kesilmek * çok kı n davranı zgı ş larda bulunmak, ateş püskürmek. * (sonradan) çok çalı hareketli ve becerikli olmak. ş kan, ateş kesmek * ateşsilâhlarla yapı atı son vermek. li lan ş a ateş rmısı kı zı * Yanan ateş rengi. in ateş olmayan yerden duman çı kmaz * küçük de olsa birtakı belirtilerin önemli olaylara iş olduğ anlatı m aret unu r. ateş cirmi kadar yer yakar olsa * hasmıpek önemsenmediğ anlatı n ini r. ateş pahası * Çok pahalı . ateş parçası * Ateş bir bölümü. in * Çok canlı , hareketli, becerikli, çalı ş kan. * Çok yaramaz (çocuk). ateş püskürmek *ş iddetli, öfkeli konuş mak. * çok öfkeli olmak. ateş saçmak

* çok kı zmak, çok öfkelenmek. ateş lası tuğ * Ocak, soba gibi yerlerde kullanı ateşdayanı tuğ lan, e klı la. ateş vermek * tutuş turmak. ateş dı yağ rmak * ateşsilâhlarla aralı z mermi atmak. li ksı * çevresindekilere ağ sözler söylemek. ı r ateş ! ateş baz * ateş etmek için verilen komut. * Osmanlı ş larda enlikler için donanma fiş eklerini hazı rlayan kimse. * Ateş hüner gösteren oyuncu. le * Fabrika, vapur, lokomotif gibi ateş iş le leyen yerlerde ocaklara kömür atı ateş sürekli yanması sağ p in nı layan

ateş çi kimse. ateş çilik

* Ateş çinin iş i.

ateş atmak e * bile bile çok tehlikeli bir işgiriş e mek. ateş dayanı e klı * aş ıdan zarar görmeyen. ı sı rı ateş tutmak e * az ıtmak. sı * üzerine ateş silâhla mermi atmak. li ateş vermek e * ateş içine sokmak. * bir yeri kasten yakmak, kundak sokmak. * aş telâş ve sıntı düş ı rı a kı ya ürmek. * bir ülkeyi savaş sokarak veya kargaşve karıklıyaratarak sıntı yıma uğ a a ş k ı kı ve kı ratmak. ateş vurmak e * bir yemeğpiş üzere ocağ koymak. i mek a ateş vursa duman vermez e * pek cimri olanlar için söylenir. ateşbaş vurmak i ı na * çok öfkelenmek, sinirlenmek, coş mak. ateşçı i kmak (veya yükselmek) * (hasta için) vücut ısı andan çok artmak. sı olağ ateşdüş i mek * (hasta için) ateşgeçmek veya azalmak. i ateşuyandı i rmak * sönmek üzere olan ateş i canlandı rmak. ateş in * Ateş coş li, kun.

ateş (veya nârı yanmak ine na) * bir kimse yüzünden zarara uğ ramak. ateş almak ini * yüksek vücut ısı düş sını ürmek. * derece ile ateşölçmek. i * acı, yanmayı yı azaltmak. ateş kes * Savaş iki kuvvetin karş klı an ı olarak savaşdurdurması rakı mütareke. lı ı , bı ş ma,

ateş barut bir yerde durmaz le * biri kı biri erkek iki gencin bir yerde yalnıbaş na kalmaların sakı olduğ anlatmak için z, z ları nı ncalı unu söylenir. ateş oynamak le * pek tehlikeli bir iş uğ mak. le raş ateş leme * Ateş lemek iş i.

ateş lemek * Tutuş turmak, yakmak. * Top, tüfek gibi patlayı maddeleri patlatmak. cı * Kı rtmak, heveslendirmek. ş kı ateş lendirme * Ateş lendirmek iş i. ateş lendirmek * Coş turmak, kı rtmak, ş ş kı iddetlendirmek. ateş lenme * Ateş lenmek iş i. ateş lenmek * Ateş lemek iş konu olmak. ine * Vücut ısı sı artmak. * Coş mak, kış zı mak, ş iddetlenmek. ateş içinde ler * (hasta) çok ateş bir durumda. li ateş letme * Ateş letmek iş i. ateş letmek * Ateş lemek iş yaptı ini rmak. ateş leyici * Ateş niteliğolan. leme i * Patlayı maddeleri ateş cı lemekte kullanı cihaz. lan ateş li * Ateşolan. i * Coş coş kun, turucu, coş kulu. * Cinsel istekleri güçlü olan. ateş ateş li li * Yoğ ve heyecanlı biçimde, hararetli hararetli. un bir

ateş silâh li * Patlayı madde aracı mermi atan top, tüfek gibi silâh. cı ile ateş lik ateş lilik * Ateş olma durumu. li ateş perest * Ateş tapan. e ateş gömlek ten * acı , üzüntü veren, dayanı lmaz, sıntıdurum. kı lı atfen atfetme * Atfetmek işisnat. i, atfetmek * Bir işveya bir sözü bir kimseye mal etmek, yüklemek, isnat etmek. i * Yöneltmek, çevirmek. * Atları ekleri ve zebraları , eş içine alan, tek parmaklı memeliler familyası . * Mal ederek, yükleyerek. * Ateş lan veya konulan yer. yakı

atgiller

atı Üsküdar'ı alan geçti * fı n kaçılıartıyapı bir ş kalmadını rsatı rı p k lacak ey ğ anlatı ı r. atı cı * İ niş alan, attını yi an ğ vuran kimse. ı * Yalancı lsış uydurup söyleyen. , ası z eyler * Atı olma durumu. cı * Bazı li silâhlar kullanarak yapı spor. ateş lan * Yalancı uydurmacı lı k, lı k. * Yöneltme, çevirme. * İ kili bulma. liş * İ bağ, kayra, lütuf, ihsan, inayet. yilik, ı ş * Karş k beklemeden gösterilen sevgi. ı lı * Süt veya yoğ çalkamaya yarar küçük yayı urt k. * Atı ş lan. lmı atı ,

atılı cı k

atı f

atı fet

atı k atı k

atıkâğ k ı t * Kâğ iş sürecinden veya kullanı ı leme t, mdan sonra arta kalan ve kâğ veya karton üretiminde ve kâğ ı t ı t hamuru yapı nda tekrar kullanı kâğ veya karton parçaları mı lan ı t . atısu k * Evlerde, iş yerlerinde kullanı mdan dolayı kirlenen ve bina dına sevkedilen pis su. ş ı atı l

* Tembel. * İsiz, aylak. ş * Etkisiz, iş yaramaz. e * Bkz. süreduran. atı lgan * Çekinip korkmadan kendini tehlike veya güçlüklere atan. * Giriş ken.

atı k lganlı * Atı olma durumu. lgan atı lı m * İ atı atı iş leri lma, lma i. * Hı ilerleme, hamle, savlet. zla * Herhangi bir konuda ilerleme çabası , hamle. * Sayı kazanmak amacı yapı atı , hücum. yla lan lı ş * Durumunu geliş tirme gücü gösteren, atı yapan, hamleci. lı m atı lı ş atı lma atı lmak * Atı işveya biçimi, atı lmak i lma. * Atı iş lmak i. * Atmak iş konu olmak. ine * Saldı rmak, hücum etmek. * Bir ş doğ birden gitmek, birden bir davranı bulunmak. eye ru ş ta * Bir iş giriş baş e mek, lamak. * Patlamak. * Atmak iş i. * Atı bir ş gidebildiğuzaklı lan eyin i k. atı mcı * Pamuğ yünü yay veya tokmak gibi bir araçla kabartma, ditme iş yapan kimse, hallaç. u, ini atı lı mcı k atı k mlı * Atı nıişhallaçlı mcın i, k. * Silâhı doldurmaya yetecek veya en az bir atı yapabilecek barut miktarı m . * Konuş yazacak söz veya bilgi. acak,

atı lı mcı

atı m

atı ölümü arpadan olsun n * çok sevilen bir ş yapı ey lı veya sevilen bir yiyecek yenilirken sonuç kötü de olsa katlanı ı anlatı rken lacağ nı r. atı sağ kazı bağ nı lam ğ a lamak * eş ini sağ kazı bağ eğ lam ğ a lamak. atı (veya atmak) tutmak p * bir kimse veya bir ş için kötü konuş ey mak. * abartmalı konuş mak. atı ş * Atmak işveya biçimi. i * Bir silâhımermisini amaca ulaşrmak için gereken iş bilgi. n tı ve * (kalp, nabıiçin) Vuruş z , çarpı ş .

atıyeri ş atı ş ma

* Silâh atma alı rmaları lan yer, poligon. ş tı yapı * Atı ş iş mak i. * Saz ş airlerinin deyiş tartı le ş maları . * Ağ kavgası ı z etmek. * Kendisine dargıolan bir kimseye barıkmıgibi söz söylemek. n ş ş ı * Saz ş airleri, belli bir ayak üzerine birbirlerini küçük düş ürmek amacı karşklı yla ı deyiş lı söylemek. * Atı rmak iş ş tı i.

atı ş mak

atı rma ş tı

atı rma yeri ş tı * Ayaküstü yemek yenilen yer. atı rmak ş tı * Acele olarak yemek veya içmek. * (yağ veya kar) Serpiş mur tirmek. atı rmalı ş tı k * Atı rmaya yarayan. ş tı ati * Gelecek. atik atik atik tetik atiklik * Çabukluk, çeviklik. atkı * Soğ a karşomuzlara, baş sı veya boyna alı örtü. uğ ı a, rta nan * Bazı n ayakkabı nda ve çocuk patiklerinde ayağ üstünden geçen, yandan iliklenen ince uzun parça. kadı ları ı n * Büyük yaba. * Kapı pencerelerin yapı nda üst tarafa konan ağ taş ve mı aç, veya beton destek, üst eş ik. * Dokuma tezgâhları mekikle enine atı iplik, argaç. nda lan * Dokumacı mekikle enine atı iplik kumaş en ipliğ lı kta lan ı n i. * Atkı lamak iş i. * Çabuk davranan, çevik. * Eski, eski zamanla ilgili. * Çabuk hareket edebilen, çevik.

atkı iplik atkı lama

atkı lamak * Dokuma tezgâhları mekikle atkı nda atmak, argaçlamak. atkı lı * Atkı olan. sı

atkuyruğ u

* Atkuyruğ ugillerden, kök sapı ömürlü olan, daha çok nemli yerlerde yetiş ve ilâç olarak kullanı bir en lan bitki (Equisetum arvense). * Genç kı n saçları baş nıarkası toplayarak uç bölümünü kaldıp serbest bı kları biçimi. zları nı ların na rı raktı saç atkuyruğ ugiller * Eğ otugillerden, örneğatkuyruğ olan bir bitki familyası relti i u . atla arpayı dövüş türmek (veya dalaşrmak) tı * fesat karı rmak, ara bozanlıetmek. ş tı k atladı Genç Osman! geçti * bir iş bittiğ veya tehlikenin atlatı ğ anlatı in ini ldını ı r. atlama * Atlamak iş i. * Belirli bir yerden gerilip hıalarak yapı sı z lan çrama ile vücudu yerden kesip daha uzak bir yere kondurma veya belli bir yükseklikten aş ı rma. * Bu biçimde en uzağ atlamak veya en yükseğaş amacı yarılan atletizm dalı a i mak yla ş ı . atlama beygiri * Yüksekliğ1.70'e ayarlanabilen ve atlamalar için kullanı beden eğ i lan itimi aracı . atlama tahtası * Daha iyi bir duruma geçmek için araç olarak kullanı yer veya kimse. lan atlama taş ı * Suyu geçerken üzerine basıatlamak için konulan büyük taşatlangı p , ç. atlama taşyapmak ı * daha iyi bir yere geçmek için bir durumu veya bir kimseyi araç olarak kullanmak. atlamak * Bir engeli sı çrayarak veya fı rlayarak aş mak. * Yüksek bir yerden alçak bir yere, ayaküstü gelecek biçimde kendini bı rakmak. * Binmek. * (bası Haberi zamanı verememek veya diğ gazetelerden öğ nda) nda er renmek. * Okuma, yazı yazma, sayı sayma gibi iş lerde bazı bölümleri bı p geçmek. rakı * Sıfı nıokumadan geçmek. * Yanı lmak, aldanmak. * Çı kmak, inmek. * Çocukları atlama oyunu. n

atlambaç

atlandı rma * Atlandı iş rmak i. atlandı rmak * Ata bindirmek veya binecek at vermek. atlangı ç * Suyu geçerken üzerine basıatlamak için konulan büyük taşatlama taş p , ı . atlanı lma * Atlanı iş lmak i.

atlanı lmak * Atlanmak. atlanma * Atlanmak iş i.

atlanmak atlanmak

* Ata binmek veya at edinmek. * Atlamak iş lmak. i yapı

atlar anası * İ yarı ri , erkeksi kadı n. atlar nallanı kurbağ ayak uzatmaz rken alar * küçükler büyüklerin yanı hadlerini bilmelidir. nda atlar tepiş arada eş ir, ekler ezilir * büyüklerin çatı ndan küçükler zarar görür. ş ması atlas atlas * Dünyanı bir ülkenin, bir bölgenin fiziksel ve siyasî coğ n, rafyası ekonomi, tarih gibi konularda toplu bilgi ile vermek için bir araya getirilmiş rafya haritaları coğ derlemesi. * Bir konuyu açı klamak için hazı rlanmıresim veya levhalardan oluş kitap. ş muş atlas çiçeğ i * Uzun ve sarkıyapraklı k , parlak kı zı rmı çiçekler açan kaktüs. atlas çiçeğ igiller * Kaktüsgiller. atlas kemiğ i * Boyun omurların üstten birincisi. nı atlatı lma * Atlatı iş lmak i. * Yüzü parlak, sıdokunmuş tür ipekli kumaş k bir .

atlatı lmak * Atlatmak iş lmak veya bu iş konu olmak. i yapı e atlatma * Atlatmak iş i. atlatmak * Atlamak iş yaptı ini rmak. * Kötü bir durumu geçiş tirmek. * Savmak. * Savsaklamak. * Aldatmak. * (bası Baş ilgililerden önce bir haberin yayı nda) ka mlanması sağ nı lamak.

atlaya zı playa * atlayarak. * istekle, isteyerek. atlet * Atletizmle uğ an kimse. raş

atlet fanilâsı * Kolsuz erkek fanilâsı . atletik * Atletleri ilgilendiren. * Vücudu geliş , biçimli, atlet gibi. miş

atletizm

* Beden gücünü, çevikliğ yetenekleri geliş i, tirmeye yarayan koş atlama, ağ k kaldı ve atma gibi, tek u, ı rlı rma baş yapı vücut çalı ı na lan ş maları . atlı * Atı olan. * Ata binmiş kimse, süvari. * Binek atı kullanan asker veya asker sıfı nı.

atlı nca karı * İ bir karı türü (Ponera grandis). ri nca atlı kovalarcası na * gereksiz yere acele ederek. atlı spor * At üzerinde yapı bütün sporları genel adı lan n .

atlı nca karı * Yere dikilmiş eksen çerçevesinde döndürülen askı takıoyuncak atlar, uçaklar vb.den oluş bir bir lara lı an eğ lence aracı . atma * Atmak iş i.

atma Recep, din kardeş iyiz * söylediklerin hep yalan (veya abartma), farkı z. ndayı atmaca * Kartalgillerden, ava alı rı ş labilen küçük bir yı cı (Accipiter nisus). tı rtı kuş * Sapan. * Bir cismi bir yöne doğ fı ru rlatmak. * Bir ş yere doğ bı eyi ru rakmak. * (bir kimseyi) Uzaklaşrmak, göndermek, ilgisini kesmek. tı * Koymak. * Yerleş tirmek, bir kenara koymak. * Uzatmak. * Bir yerden baş bir yere taş ka ı mak. * (sille, tokat, kı Vurmak. lı ç) * (top, tüfek gibi silâhlar için) Patlatmak. * (kurş gülle, ok gibi ş un, eyleri) Hedefe iletmek. * (zaman bildiren tümleçlerle) Geri bı rakmak. * Örtmek. * (yapı ş lmıkötü bir işbirine) Yüklemek. i * Sözle sataş mak. * Kovmak, dı ya çı ş arı karmak, ilgisini kesip uzaklaşrmak. tı *İ stenilmeyen bir ş kendi malı eyi olmaktan çı karmak. * Kullanı lması gelenek hâline gelmiş ş kullanmaktan vazgeçmek. bir eyi * Çı karmak, dı ya vermek. ş arı * Patlayı maddelerle havaya uçurup yı cı kmak. * Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. * İ içmek. çki * Bilmeden, kestirerek söylemek. * Yalan veya abartmalı söylemek. söz * Çatlamak, yı lmak veya yapık olduğ yerden ayrı rtı ş ı u lmak. * (kalp, nabıgibi kan dolaş ile ilgili organlar için) Vurmak, çarpmak. z ı mı * (sıntı kı dolayıyla) Giyilen bir ş çı sı eyi karmak. * Yazıveya banda alı ş metinden bazı lı nmıbir bölümleri çı karmak. * Değ eksiltmek. erini

atmak

* (renk için) Solmak. * Söylemek. * Göndermek, yollamak. * Haykı rmak, bağ ı rmak. * Etkisi kaybolmak, alı ş mak, bı rakmak. * Götürmek, sahiplenmek. atmasyon * Uydurma, palavra. atmasyoncu * Uydurmacı , palavracı (kimse). atmasyonculuk * Atmasyoncu olma durumu. atmı k atmosfer * Erkeklerin cinsel organı salgı ndan lanan madde, er suyu, bel, meni, sperma.

* Yeri veya herhangi bir gök cismini saran gaz tabakası yuvarı , gaz . * Hava yuvarı . *İ çinde yaş lan ve etkisinde kalı ortam, hava. anı nan * Bası birimi olarak kullanı 150 C de deniz yüzeyinde, 76 cm uzunluğ nç lan, unda ve tabanıcm 2 olan cı l va sütununun ağ ğ(l kg 33 gr). ı ı rlı atmosfer bası ncı * Atmosferin yeryüzünde bulunan her cisim üzerine yaptı bası ğ nç. ı atmosferik * Atmosferle ilgili, cevvî. atol atom parçacı k. * Mercanları bir araya toplanması oluş , halka biçiminde adacı mercan ada. n ile muş k, * Birkaç türü birleş çeş kimyasal birleş ince itli ikleri (molekülleri), bir tek türü ise bir kimyasal ögeyi oluş turan * (eski Yunan filozofları göre) Gerçeğ son, artıbölünemez, bozulamaz diye tasarlanan temel ögeleri. na in k

atom ağ ğ ı ı rlı * Herhangi bir atomun 16 sayı ile gösterilen oksijen atomuna göre ağ ğ sı ı ı rlı. atom bombası * Atom çekirdeklerinin parçalanması sonucu enerji oluş temeline dayanan bomba. ması atom çağ ı * Atom enerjisinin insanlın hizmetine girdiğçağ ğ ı i . atom çekirdeğ i * Atomun çekim kuvvetinin etkisiyle, çevresinde elektronlar dolaş proton ve nötronlardan oluş pozitif an, an elektron yüklü merkez bölümü. atom enerjisi * Atom çekirdeklerinin parçalanması veya hafif atomlarıkaynaş ndan oluş büyük enerji. ndan n ması an atom numarası * Bir atom çekirdeğ içinde bulunan protonları sayı. inin n sı atom reaktörü * Nükleer parçalanma sonucu oluş enerjiyi kontrol etmekte kullanı düzen. an lan

atom santrali * Atomdan yararlanarak enerji elde eden fabrika. atom sayı sı * Bir atom çekirdeğ içerisinde bulunan protonlarısayı. inin n sı atomal * Atomlarla ilgili olan. atomcu * Atomculuk yanlı (kimse). sı * Atomla ilgili.

atomculuk * Evrenin, bölünmez parçalarıkümelenmesinden oluş unu ileri süren öğ n tuğ reti. atomik atonal atölye * Zanaatçı n veya resim, heykel sanatları uğ anlarıçalı ğyer, iş ları yla raş n şı tı lik. atölye resmi * Bir iş ayrı ları gösteren ve atölyede yapı sı nda kullanı 1/1 ölçüdeki teknik resim. in ntı nı m rası lan atraksiyon * Gazino gibi yerlerde yapı müş lan, terileri oyalayı, eğ cı lendirici, ilgi çekici gösteri. atropin * Güzelavrat otundan çı lıhekimlikte kullanı zehirli bir ilâç. karı p lan * Atomla ilgili olan. * Yeni bir bestecilik çırı göre, ton ve makam temeline bağ kalmadan oluş ğ na ı lı turulan (beste).

atsan atı lmaz, satsan satı lmaz * işyaramadı veya sıntı e ğ ı kı verdiğhâlde vazgeçilemeyen ş ve kimseler için söylenir. i eyler attan inip eş e binmek eğ * bulunduğ önemli görevden daha aş ı göreve alı u ağbir nmak. attar * Bkz. aktar.

attı tı kadar olamamak ğ rnak ı * bir kimsenin sözü edilenden daha değ ersiz olduğ anlatmak için kullanı unu lı r. attı rma * Attı iş rmak i. attı rmak Au aut geçmesi. av * Atmak iş yaptı ini rmak. * Altı n kı n'ı saltması . * Top oyunları topun karştakı oyuncuların vuruş oyun alanın veya kale çizgisinin arkası nda ı m nı uyla nı na

* Karada, denizde, gölde veya akarsularda evcil olmayan hayvanları vurma veya yakalama iş i. * Bir hayvanıbir baş hayvanı n ka yemek için yakalaması .

* Bu yollarla yakalanan hayvan. * Tuzağ düş a ürülen, kendisinden yararlanı kimse. lan -av / -ev * Fiilden isim türeten ek: sı gör-ev, öd-ev, iş türe-v vb. na-v, le-v,

av avlanmı tav tavlanmı ş , ş * olan olmuşiş ten geçmiş k yapacak bir ş yok. , iş , artı ey av dönemi * Av hayvanların avlanması bu amaçla kullanı av araçların kullanı nıserbest olduğ yı nı veya lan nı lmasın u lı n belirli bölümü. av köpeğ i * Tazı , kopoy, zağ gibi ava yardı lıetmeye alı rı ş ar mcı k ş lmıköpek. tı av kuş u * Avlanı kuş lan .

av mevsimi * Av dönemi. av yasağ ı * Yı av dönemi dında kalan zamanda konulan yasak. lı n ş ı ava çı kmak * avlanmak için gitmek. avadancı * Eski Osmanlı sarayı bir sıf hademe. nda nı avadanlı k * Bir işyapmak, bir aracı i onarmak için kullanı alet takı . lan mı aval * Ticarî senetlerde, ödemeden sorumlu olanları ödememesi hâlinde üçüncü bir kiş alacaklı senet n inin lara bedelini ödeyeceğ iliş verdiğgüvence. ine kin i aval * Saflı sersemlik derecesine varan (kimse). ğ ı aval aval avam * Aptal bir biçimde, aptal aptal. * Halkıaş ı n ağtabakası . * Halk. * Kolaylı kandılabilen veya aldatı kla rı labilen, aptal, bön. * Avanak gibi, avanağ uygun düş biçimde. a en

avanak avanakça

avanaklı k * Avanak olma durumu, avanakça davranı ş . avanaklıetmek k * aptallıetmek, avanak gibi davranmak. k avangart * Öncü.

avans

* Alacağ sayı üzere önceden yapı ödeme, öndelik, peş ı na lmak lan inat.

avans almak * öndelik almak. avans çekmek * öndelik çekmek. avans vermek * öndelik vermek. avanta * Bir kimsenin, emek vermeden sağ ğkazanç. ladı ı

avantacı * Çı , beleş bedavacı karcı çi, . avantacı lı k * Çı lı beleş bedavacı karcı k, çilik, lı k. avantadan * bedavadan, beleş ten. avantaj * Üstünlük sağ layan ş yarar, kâr. ey,

avantajlı * Yarar sağ layan, yararlı (durum veya ş ey). avantajsı z * Yarar sağ lamayan, yararsı z. avantür * Serüven, macera. avantüriyer * Serüvene atı maceracı lan, . Avar * Kuzeydoğ Kafkasya'da Dağ u ı Federe Cumhuriyeti'nde yaş halk. stan ayan * III. - VI. yüzyı arası Moğ llar nda olistan'da VI. - IX. yüzyı arası Orta Avrupa'da yaş ş llar nda amıhalk. * Bir geminin baş bir gemiden veya kıdan açı . ka yı lması * Kıya dayanı sandalıaçı yı larak n lması kürekçilere verilen komut. için * İe yaramaz, kötü. ş * Üzerinde döndüğ ve kendisini taş milden bağ z olarak çalı mekanizma. ü ı yan ı msı ş an

avara

avara

avara kasnak iş lemek (veya dönmek) * hiçbir iş yaramadan boş e una. avaraya almak * o bölümün çalı nı ş ması durdurmak. Avarca * Avarlarıkullandı dil. n ğ ı avare

* İsiz, iş güçsüz, baş , baş luk, aylak. ş siz ı boş ı boş avare dolaş mak * iş iş güçsüz, baş , aylak dolaş siz, siz ı boş mak. avare etmek * bir kimseyi iş inden alı koymak. avare olmak * iş güçsüz dolaş siz mak. avareleş me * Avareleş durumu. mek avareleş mek * Aylaklıetmek. k avarelik avarı z * İsizlik, baş luk, aylaklı ş ı boş k. * Kazalar, belâlar. * Engebeler, engeller, tümsekler, yüzey biçimleri. * Osmanlı önceleri yalnıolağ larda z anüstü durumlarda, sonraları sürekli olarak halktan toplanan vergi. ise * Bir deniz yolculuğ unda geminin veya yükünün gördüğ zarar. ü * Çeş sebeplerle dayanı lını esnekliğ kaybetmiş itli klı ı ve ğ ini yapağve yün. ı * Yüksek ses, nara.

avarya

avaz

avaz avaz (bağ ı rmak) * var gücüyle bağ ı rmak. avazı ktı kadar çı ğ ı * çok yüksek sesle. avcı * Avlanmayı seven veya avı kendine iş edinen kimse. * Avcı özgü olan. lara * Baş hayvanları ka yakalamakta usta olan (hayvan). * Bir ş büyük bir istekle izleyen ve bulup ortaya çı eyi karan, tanı kimse. tan avcı eri * Piyade mangası her ere verilen ad. nda

avcı hattı * Savaş düş ta mana doğ dağ ru ı ön safta ilerleyen asker topluluğ larak u. avcı otu * Düğ çiçeğ ün igillerden, kokusuz, parlak zehirli bir bitki (Adonis). avcı ı uçağ * Düş uçakları düş man nı ürmek için kullanı uçak. lan avcı lı k * Avcı olma durumu veya iş i.

avcı etmek lı k * avlanma ile uğ mak. raş

avcu kaş ı nmak * halk inanına göre eline bir yerden para geçeceğanlaş ş ı i ı lmak. avcuna saymak * peş olarak ödemek. in avcunu yalamak * umduğ ele geçirememek. unu avcunun içi gibi bilmek * (bir yeri, bir ş çok iyi ve ayrı lı eyi) ntıolarak bilmek. avcunun içinde tutmak * ona istediğ yaptı ini racak güçte olmak. avcunun içine almak * bir kimseyi baskı etkisi altı almak. ve na avdet * Dönüşgeri gelme. , avdet etmek * dönmek, geri gelmek. avdetî avene averaj * Ortalama. * Sayı . farkı avgı n * Duvarda suyun geçmesi için bı lan delik veya üstü kapalı yolu. rakı su avisto avize * Ödenmesi gereken poliçelere yazı ve "görüldüğ lan ünde" anlamı gelen bir terim. na * Tavana ası ş lan, amdanlı , lâmbalı , billûr, cam veya metal süslü aydı nlatma aracı . * (genellikle Musevîler için) İ dinine dönmüş slâm olan. * Yardakçı lar.

avize ağ acı * Zambakgillerden, Amerika'dan dünyanıher yanı yayı ş n na lmıolan, avize biçiminde sarkı iri ve beyaz k, çiçekli bir süs ağ (Yucca glosiosa). acı avlak avlama * Avlamak iş i. * Voleybolda karşoyuncularıboş raktı ve yetiş ı n bı ğ ı emeyeceğyere topu yavaş indirip sayı i ça alma. avlamak * Bir avı veya ölü olarak ele geçirmek. diri * Tuzağ düş a ürmek, kurnazlı kandı kla rmak. avlanma * Avlanmak iş i. avlanmak * Avı olan yer, av yeri. çok

* Avlamak iş konu olmak. ine * Ava gitmek, ava çı kmak, av için dolaş mak. avlatma avlatmak * Avlanmak iş yaptı ini rmak. avlu avokado avrat * Bir yapın veya yapı nı grubunun ortası kalan üstü açı duvarla çevrili alan. nda k, * Amerikan armudu (Persea americana). * Kadı n. * Karı . , eş * Avlatmak iş yaptı ini rma.

avrat pazarı * Cariyelerin satı ğpazar. ldı ı * Kadı n öteberi sattı pazar yeri. nları kları avret * Ut yeri.

Avrupa kayı nı * Avrupa'da yetiş bir kayıtürü. en n Avrupaî * Avrupalı vergi, Avrupalı benzer, Avrupalı gibi. lara lara lar

Avrupalı * Avrupa'da yaş ayan, Avrupa halkı olan kimse. ndan * Avrupa'ya özgü olan, Avrupa ile ilgili (olan). Avrupalı ma laş * Avrupalı mak. laş Avrupalı mak laş * Avrupalı n düş ları ünce, davranıve yaş ları benimsemek. ş antı nı Avrupalı lı k * Çağ olma, düş ve davranı batı daş ünce ş ta ölçülerinde bulunma. Avş ar avuç * Bkz. Afş ar. * Elin iç tarafı . * Elin yarı yumulmuş durumu. * Yarı yumulmuş alacağmiktar. elin ı

avuç (veya el) açmak * dilenmek, para istemek, yardı istemek. m avuç avuç * Her defası bir avuç. nda * (para için) Bol bol, pek çok. * Avuçlayarak. avuç dolusu

* (para için) Pek çok. avuç içi * Elin parmak dipleri ile bilek arası ndaki iç bölümü. avuç içi kadar * pek küçük, dar (yer). avuçlama * Avuçlamak iş i.

avuçlamak * Avuçla kavramak, avuçla almak. avukat * Hak ve yasa iş lerinde isteyenlere yol göstermeyi, mahkemelerde, devlet dairelerinde baş kaların hakkı nı nı aramayı , korumayı meslek edinen ve bunun için yasanıgerektirdiğş n i artları ı kimse. taş yan * Gerekmediğhâlde baş nısavunması üstlenen kimse. i kasın nı avukat tutmak * adlî iş lemleri gereğ yerine getirmek için bir avukata vekâletname verip onu görevli kı ince lmak. avukatlı k * Avukat mesleğ i. * Avukatı yaptı iş n ğ . ı * Gereksiz, boş savunma. avunç * Acın hafiflemesi veya unutulması nı , avuntu, teselli.

avundurma * Avundurmak iş i. avundurmak * Oyalanması sağ nı lamak. * Acını sı hafifletmek, acını sı unutturmak, teselli etmek. avunma avunmak * Avunmak iş teselli. i, * Bir ş uğ arak acını eyle raş sı unutmak, sıntı kı lardan uzaklaş mak, teselli bulmak, müteselli olmak. * Oyalanmak; yetinmek. * (hayvan) Gebe kalmak. *İ nsanı avutan ş teselli. ey,

avuntu

avurdu avurduna geçmek * çok zayı flamak. avurt * Yanağ ağ boş u hizası gelen bölümü. ı ı luğ n z na

avurt satmak (veya avurt zavurt etmek) * beceremeyeceğş i eyleri becerebilecekmiş konuş gibi mak. * korkutucu büyük sözler söylemek. avurt şirmek iş * yanağ iç tarafı ı n ndaki boş u su veya havayla doldurup şkin duruma getirmek. luğ iş avurt ünsüzü

* Dil ucunun ön damağ veya art damağ çarpması oluş ve dilin yanları akan ses: Dil, bel, el, dal, a a ndan an ndan bal, al kelimelerindeki l ünsüzü gibi. avurtlama * Avurtlamak iş i. avurtlamak * Büyülenmek. * Çalı satmak, yüksekten atmak. m avurtları çökmek (veya avurtları birbirine geçmek) * çok zayı ğyüzünden belli olmak. fladı ı avurtlu * Çalı satan, yüksekten atan. m

Avustralya kara tavuğ u * Serçegillerden, erkeğ kuyruğ lir biçiminde ve çok süslü bir Avustralya kuş (Maenura superba). inin u u Avustralyalı * Avustralya kökenli olan (kimse). Avusturyalı * Avusturya kökenli olan (kimse). avutma avutmak * Avutmak iş teselli. i, * (bir kimsenin acını sıntınıYatı rmak, teselli etmek. sı veya kı sı) ş tı * Oyalamak. * Avutan, teselli eden. * Avutulmak iş i.

avutucu avutulma

avutulmak * Avutmak iş konu olmak. ine Ay * Yer yuvarlağ n uydusu olan gök cismi, kamer. ı nı * Yı on iki bölümünden her biri. lı n * Art arda gelen iki yeni ay arası geçen süre. nda * Bir ayıherhangi bir gününden ertesi ayıaynı n n gününe kadar geçen veya yaklaş 30 gün olarak kabul ı k edilen süre. ay -ay / -ey * Birdenbire duyulan acı rı ş ı ürkme veya sevinç anlatı , ağ veya aş rma, r. *İ simden isim türeten ek: kol-ay, düz-ey, gün-ey, yüz-ey vb.

-ay / -ey, y * Fiilden isim ve sı türeten ek: ol-ay, dene-y, yapa-y vb. fat ay ağ ı lı * Ayı aylası n , hale.

ay aydı hesap belli n, * anlaş ı lmayacak bir ş yok, hesap ortada, açı ey k.

ay balı ğ ı * Ay balıgillerden, 3 m boyunda, görünüş balıbaş benzeyen, kuyruk yüzgeci hilâl biçiminde olan, ğ ı ü k ı na Akdeniz'de yaş bir balıtürü, pervane balı, kemer balı (Mola mola). ayan k ğ ı ğ ı ay balıgiller ğ ı * Kemikli balı takı nı çengel çeneliler alt takı na giren bir familya. klar mın mı ay balta * Ağ yarı daire biçiminde olan balta, teber. zı m

ay çekirdeğ i * Ay çiçeğ tohumu. inin * Genellikle vakit geçirmek için içi yenen kuru yemiş idi. çeş ay dede * (çocuk dilinde) Ay.

ay dedeye misafir olmak * gece açı yatmak, geceyi açı geçirmek. kta kta ay dönümü * Aybaş ı . ay evi ay gibi * Ayla. * Bkz. ay parçası .

ay harmanlanmak * ayıçevresinde ayla oluş n mak. ay ığ şı ı * Ayı yeryüzüne verdiğık. n i ş ı * Ayı dolunay durumundaki parlak durumu, mehtap. n

ay karanlı ğ ı * Bulutlar arkası kalan ayıyaydı hafif aydı k. nda n ğ ı nlı ay modülü * Gözlem araçları içinde taş ay araşrmaları kullanı ve ay yüzüne yumuş iniş nı ı yan, tı için lan ak yapan araç. ay örümceğ i * Ay modülü. ay parçası (gibi) * (kadıveya kıiçin) çok güzel. n z ay takvimi * Ayı gökyüzündeki görünen hareketine ve evrelerine göre düzenlenen takvim, kamer takvimi. n Ay tutulması * Yer yuvarlağ n Güneş Ay arası girmesiyle, Ay'ıyer yuvarlağgölgesinde kalması ı nı ile na n ı , husuf. ay yı z ldı ay yı lı * Ayı on iki kez yeni aydan yeni aya gelmesi için geçen süre (354 gün 8 saat). n aya * Türk bayrağ ı ndaki ayça ve beşş yı zdan oluş simge. ınlı ldı ı muş

* Elin parmak dipleriyle bilek arası ndaki iç bölümü, avuç içi; ayak tabanı . * Yapraklarıdüz ve parlak bölümü. n ayağ düş a mek * işilgisiz ve yetkisiz kimseler karı e ş mak. ayağ fı a rlamak * hı ayağ kalkmak. zla a ayağ kaldı a rmak * telâş heyecana düş ve ürmek. ayağ kalkmak a * ayakları üzerinde durmak, dikilmek. * telâş lanmak, telâşkapı a lmak, heyecanlanmak. * (hasta) iyi olmak, iyileş mek. * saygı göstermek için oturma durumundan ayak üzeri durumuna geçmek. ayağ(veya ayakları ı ) dolaş mak * yürürken telâş ayakları tan birbirine takı lmak. ayağ(veya ayakları ı ) suya ermek * bir gerçeğanlayarak aklı ı gelmek. i baş na ayağalı ı ş (veya alı mak ş mamak) * bir yere sürekli gitmek (veya gitmemek). ayağdüş ı mek * Bkz. yolu düş mek. ayağdüze basmak ı * güçlükleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek. ayağile (veya kendi ayağile) gelmek ı ı * kendi isteğ gelmek veya emek çekilmeden elde edilmek. iyle ayağuğ ı urlu * geldiğyere uğ getirdiğ inanı (kiş i ur ine lan i). ayağüzengide ı * hemen yola çı kmak üzere olan. ayağyerden kesilmek ı * ayağyere değ olmak. ı mez * bir taş binip yaya yürümekten kurtulmak. ı ta ayağyürüten başr ı tı * halkıdüzen içinde çalı nı takiler sağ n ş ması baş lar. ayağ (veya ayakları kapanmak ı na na) * alçalı na yalvarmak. rcası * bağlanmak için yalvarmak. ı ş ayağ (veya bacağ geçirmek ı na ı na) * aceleyle bir ş giymek. eyi ayağ bağ ı na olmak * (biri) bulunduğ yerden ayrı na veya yaptı işsürdürmesine engel olmak. u lması ğ i ı ayağ bağ ı na vurmak * önüne bir engel çı karmak.

ayağ çabuk ı na * bir yere alılandan daha kı sürede gidip gelen. ş ı sa ayağ çağ ı na ı rmak * yanı gelmesini istemek. na ayağ çelme takmak ı na * biri yürürken ayakları na ayak uzatı düş arası p ürmek. * (birinin) iş yükselmesine engel olmak. inde ayağ dolanmak (veya dolaş ı na mak) * baş na yapmayı kası tasarladı kötülük kendi baş gelmek. ğ ı ı na * iş yapmakta olan birine engel olmak, yürümesine engel olmak. ayağ düş ı na mek * çok yalvarmak. ayağ gelmek ı na * alçak gönüllülük göstererek birinin yanı gelmek. na * emek çekilmeden elde edilmek. ayağ getirmek ı na * sı saygı ra, gözetmeksizin birinin yanı gelmesini sağ na lamak. ayağ gitmek ı na * alçak gönüllülük ederek veya saygı göstererek birinin yanı varmak. na ayağ ip takmak ı na * bir kimseyi çekiş tirmek. ayağ kira istemek ı na * gelmeye nazlanmak, gitmeye üş enmek. ayağ sı su mu, soğ su mu dökelim? ı cak na uk * ender gelen bir konuğ yarı a sitem, yarı sevinçle söylenen söz. ayağ üş ı enmemek na * hamarat olmak, ayak iş lerini bı kmadan, yorulmadan yapmak. ayağ donu yok, fesleğ ister (veya takar) baş ı nda en ı na * yoksulluğ bakmayarak süs ve gösteriş una yapmak ister. ayağ (veya ayakları) altı almak ı nı nı na * tek bacağ (veya bacakları) kırı üzerine oturmak. ı nı nı vıp ayağ (veya ayakları) öpeyim ı nı nı * yalvarım. rı ayağ alamamak ı nı * ağ veya uyuş dolayıyla ayağ oynatamamak. rı ma sı ı nı * alılan bir yere gitmekten kendini alamamak. ş ı ayağ bağ ı nı lamak * engel olmak. ayağ çekmek ı nı * sısıgittiğbir yere artıuğ k k i k ramaz olmak, ilgiyi kesmek. ayağ denk almak ı nı * baş nıkendisine yapması kaların ihtimali bulunan kötülüklere karşuyanıdavranmak. ı k * dikkat.

ayağ denk basmak ı nı * dikkatli ve uyanıdavranmak. k ayağ giymek ı nı * ayakkabını sı giymek. ayağ kaydı ı nı rmak * bir yolunu bulup birini iş inden veya görevinden uzaklaşrmak. tı ayağ kesmek ı nı * bir yere gitmez olmak, uğ ramamak. * baş nı yere artıuğ kası bir k ramaz duruma getirmek. ayağ sürümek ı nı * verilen bir işağ i ı almak. rdan * bir yerden uzaklaş üzere bulunmak. mak * halk inanına göre bir kimsenin gelmesi, ardı baş nı da gelmesine yol açmak. ş ı ndan kaların * ölmek üzere olmak. ayağ tek almak ı nı * bir iş iyi düş te ünüp dikkatli davranmak. ayağ vurmak ı nı * ayakkabı ı yara etmek. ayağ nı ayağ yorganı göre uzatmak ı nı na * giderini gelirine uydurmak. ayağ n (veya ayaklar) altı ı nı nda * (yüksek bir yerden) geniş alanı bir görür durumda. ayağ n (veya ayakların) altı öpeyim ı nı nı nı * "pek çok yalvarım" anlamı kullanı rı nda lı r. ayağ n altı almak ı nı na * tekme ile dövmek. ayağ n altı karpuz kabuğ koymak ı nı na u * bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle iş inden uzaklaşrmak. tı ayağ n bağ çözmek ı nı ı nı * karını amak. sı boş * serbest davranması engelleyen iliş nı kilere son vermek. ayağ n bastı yerde ot bitmez ı nı ğ ı * uğ ğyere bereketsizlik, uğ radı ı ursuzluk getirir. ayağ n pabucu olamamak ı nı * değ ondan çok aş ı erce ağolmak. ayağ n pabucunu baş giymek ı nı ı na * dengi olmayan bir kimseyle evlenmek. * değ bir kimseyi üstün bir yere geçirmek. ersiz ayağ n tozu ile ı nı * yoldan gelir gelmez, henüz dinlenmeden. ayağ n tozunu silmeden ı nı * henüz yoldan gelmiş ken. ayağ n türabı ı nı olmak * bir kimse baş bir kimseye kul gibi bağ p onun her emrini yerine getirmek. ka lanı

ayak

* Bacakları bilekten aş ı bulunan ve yere basan bölümü. n ağ da * Bacak. * Birtakı ş m eylerin yerden yüksekçe durması sağ nı layan dayak, destek veya bunlardan her biri. * Vücudun belden aş ı ağbölümü. * Büyük bir ı a karı ikinci derecedeki akarsularıher biri. rmağ ş an n * Göl ayağ ı . * Yürüyüş ağ k veya çabukluk derecesi. ün ı rlı * Basamak. * Halk edebiyatı uyak. nda * Halk edebiyatı koş nda uklarda kı yedekli dizelere verilen ad. sa * Yarı arş veya 30,5 cm uzunluğ m ı n undaki ölçü birimi, kadem. * 30,4 cm değ erinde İ ngiliz uzunluk ölçüsü birimi, fut. * (buzdolabı ölçülerinde) İ ngiliz ölçüsü fut'un kübü alı narak hesaplanan değ er. * Bir doğ runun baş bir doğ ka ruyu veya bir düzlemi kestiğnokta. i * Aş ı ağdüzeyde, sı radan, bayağ ı .

ayak atmak * girmek. * ilk kez gitmek. ayak atmamak * bir yere hiç gitmemek, uğ ramamak. ayak ayak üstüne atmak * otururken bir bacağ ötekinin üstüne almak. ı nı ayak bağ ı * Bir yere veya bir iş gidilmesine engel olan ş e ey. ayak basmak * bir yere varmak, ulaş mak. * girmek, gelmek, uğ ramak. * (bir yere veya mesleğ girmek, bağ e) lanmak. ayak basmamak * bir yere hiç uğ ramamak. ayak bileğ i * Baldı r kemikleriyle tarak kemikleri arası bulunan ve yedi kemikten oluş ayağ arka bölümü. nda an ı n ayak çekmek * kandı rmaya çalı ş mak, avutmak. ayak değtirmek iş * talim yürüyüş kı bir adı atmak yolu ile adı nı kalarınkine uydurmak. ünde sa m mları baş nı ayak diremek * bir düş ünceyi, bir davranı sonuna kadar sürdürmek, kendi tutumundan ş mamak. ş ı aş ayak divanı * Olağ anüstü durumlarda o anda bulunulan yerde padiş n katı yla bir konuyu görüş ve karara ahı lması mek bağ lamak için yapı toplantı lan , ayakta toplanan meclis. * Ayakta yapı sohbet. lan ayak iş i ayak izi * Birtakı getir götür iş m leri. * Herhangi bir zemin üzerinde ayağ bı ğiz. ı raktı n ı

ayak keseri * Ayakta durarak ağ yontmaya elverişuzun saplı aç li keser. ayak kirası * Bir haber veya eş getirene emeğ karşk verilen para, ayak teri. ya ine ı lı ayak makinesi * Ayak yardı ile iş mı letilen makine. ayak oyunu * Hile. ayak satısı cı * Gezgin satı. cı ayak sürümek * verilen bir işağ i ı almak. rdan * gönderilen yere isteğile gitmemek. i ayak takı mı * Görgüsüzlükleri veya bilgisizlikleri dolayıyla toplum içinde aş ı sı ağdurumda olan kiş iler. ayak tarağ ı * Bkz. tarak. ayak tedavisi * Ayakta oluş bir hastalın veya rahatsı ğ tedavisi. an ğ ı zlın ı * Ayakta tedavi. ayak teri * Ayak parmakları ndan çı pis kokulu salgı arası kan . * Hizmet için bir yere gönderilen kimseye verilen ücret, ayak kirası .

ayak topu * Futbol. ayak tutmak * mani yarı ş maları karş ndakine uyması nda ı sı gereken uyağvermek. ı ayak ucu * Yatanıveya yatı bir yerin ayak uzatı yönü, yeri. n lan lan * Ayak parmak uçların oluş nı turduğ dar dayanak yüzeyi. u

ayak uydurmak * yürüyüş adı atını kalarınkine uydurmak. te m ş baş nı ı * kendi gidiş davranını kasınkine benzetmek. ve ş baş nı ı ayak vermek * âş atı ı ş k maları dinleyicilerden biri uyak belirtmek. nda ayak yalı n * Yalı ayak. n ayak yapmak * birini aldatmak, kandı için dalavere çevirmek. rmak ayakaltı * Gelip geçenlerin çok olduğ yer. u ayakaltı almak na * hakir görülmek, gözden çı lmak. karı

ayakaltı bı nda rakmak * ezilmesine, yok olması göz yummak, korumamak. na ayakaltı dolaş nda mak * bir iş yaramadı hâlde herkesin iş engel olacak biçimde ortalı dolaş e ğ ı ine kta mak. ayakbastı * Bir yere dı dan gelen insan ve eş ş arı yadan alı vergi, toprakbastı nan . ayakçak * Merdiven, merdiven basamağ ı . * Dokuma tezgâhı ayaklı. ğ ı * Çocukları cambazları ayakları takıyürüdükleri çifte sık. n, n na p rı * Ayak iş lerinde kullanı kimse. lan * Bir iş süresince tutulan hizmetçi. * Gezici satı, çerçi. cı ayakçı n * Dokuma tezgâhları atkı nda ipliklerini hareket ettirmek için ayakla bası tahta ayaklı lan k.

ayakçı

ayakkabı * Özellikle sokakta ayağkorumak için giyilen ve altı ı kösele, lâstik gibi dayanı maddelerden yapı ayak klı lan giyeceğ pabuç. i, ayakkabı vurmak * (ayakkabı ) ayağzedelemek, ayağrahatsıetmek. ı ı z ayakkabı cı * Ayakkabı yapan veya satan kimse, pabuççu. * Ayakkabı lan yer. satı ayakkabılı cı k * Ayakkabınıiş pabuççuluk. cın i, ayakkabı nı ları çevirmek * konuk ayakkabı nı ları gidiş yönüne doğ düzgün biçimde sı ru ralamak. * bazı davranı konuğ gitmeye zorlamak. ş larla u ayakkabı lı k * Ayakkabı konulan yer, ayakkabı dolabı . * Ayakkabı yapmaya elverişolan (deri, kösele gibi ş li eyler). ayaklama * Ayaklamak iş i.

ayaklamak * Ayakla ölçmek. ayaklandı rma * Ayaklandı iş rmak i. ayaklandı rmak * Ayaklanmak iş yaptı ini rmak. ayaklanma * Ayaklanmak iş i. * Birçok kimsenin cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine karşgelmesi, baş rma, isyan, kı ı kaldı yam. ayaklanmak * (çocuk için) Yürümeye baş lamak.

* (hasta için) Yürüyebilir duruma gelmek. * Ayağ kalkıgitmeye davranmak. a p * (birçok kimse) Cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine karşgelmek, baş ı kaldı rmak, isyan etmek. * Uyanmak, uyanıkalkmak. p ayaklar altı almak na * önem verilmesi gereken ş eyleri hiçe saymak, çiğ nemek. ayaklar baş lar ayak olmak , baş * değ kimseler baş geçip, değ kimseler ise en geride bı lmak. ersiz a erli rakı ayakları dolaş mak * yürürken ayakları birbirine takı lmak. ayakları geri gitmek geri * bir yere gönülsüz, istemeye istemeye gitmek. ayakları değ yere memek * çok sevinmek. ayakları (veya ayağ kara su (veya sular) inmek na ı na) * uzun süre ayakta kalmak veya yürümekten çok yorulmak. ayakları nısürümek * güçlükle yürümek, ayağ sürümek. ı nı ayakları yerden kesmek nı * bir taş binerek yürümekten kurtulmak. ı ta ayakların (veya ayağ n) ucuna basmak nı ı nı * çok yavaşsessiz, gürültü yapmamaya özen göstererek yürümek. , ayaklı * Ayağolan. ı * Bir destekle yere dayanan. * Ayakla iş letilen.

ayaklı canavar * Çok hareketli, yaramaz, cin gibi çocuk. ayaklı ma koş * Halk ş iirinde müstezat tarzı söylenen deyiş nda . ayaklı kütüphane * Pek çok konuda bilgisi olan, çok ş okumuş öğ ey ve renmiş olan, sorulan her soruya cevap verebilen kimse. ayaklı mani * Cinaslı ayaklarla söylenen bir mani türü. ayaklı k * Ayakla iş letilen makinelerde ayağ bastı yer, pedal. ı n ğ ı * Ayak basacak yer. * Ayakçak. * Taban. * Ayağolmayan. ı

ayaksı z

ayaksı zlar * Omurgalı hayvanlarda amfibyumlar sıfın en ilkel yapıtürlerini içine alan bir takı nı nı lı m. ayakta

* Ayağ kalkmıdurumda. a ş * Telâş, heyecanlı lı . ayakta kalmak * oturacak yer bulamamak. * yılmamak, çökmemek. kı * değ yitirmemek, önemini korumak. erini ayakta tedavi * hastanı yatağ yatılması n a rı gerekli görülmeyerek kendisine ayakta yapı tedavi. lan ayakta tutmak * oturtmak gerekirken oturtmamak. * bozulması yılması çökmesine engel olmak. na, kı na, * bir kuruluş yaş un aması sağ nı lamak. ayakta tutmak * o ş sürekliliğ sağ eyin ini lamak. ayakta uyumak * aş dalgı ş kı veya yorgun olmak. ı rı n, aş n ayaktan * (kesim hayvanları canlı için) olarak. ayaktaş ayakucu ayaküstü * Arkadaşyoldaşhempa. , ; * Yeryüzünde bir noktada çekülün gösterdiğdoğ i rultudaki alt yön. * Oturmadan, ayakta durarak; kı sürede. sa * Acele olarak. * Hazıyemek, festfut. r

ayaküzeri * Ayaküstü. ayakyolu ayal * Karı . , eş ayan âyan * Belli, açı k. * İ gelenler. leri * Senato üyeleri. * İ n besin artı yla idrarı boş ğyer, abdesthane, helâ, kademhane, memiş nsanı kları nı alttı ı hane, kenef, tuvalet.

ayan beyan * Besbelli, apaçı açıseçik. k, k ayan olmak * belli olmak, bilinir olmak. ayandon * 18 Ocak'ta baş layan bir fı na. rtı ayar

* Bir aygın gereken işyapabilmesi durumu. tı i * Saatler için belli bir yere göre kabul edilmiş olan ölçü. * Altı gümüş madenlerden yapı şeylerin saflıderecesi. n, gibi lmış k * Bir iş veya bir davranı gereken ölçü. ş ta * Değ derecesi. er ayar etmek * (bir aygın) çalı nı tı ş ması düzeltmek, düzenli iş duruma getirmek. ler ayarcı * Esnafıkullandı ölçü aletlerini denetleyen görevli. n ğ ı

ayarı bozuk * Belli bir ayarı olmayan. * Ahlâk, karakter veya aklı yerinde olmayan. ayarlama * Ayarlamak iş i.

ayarlamak * Bir ölçünün doğ unu belli bir örneğ göre düzeltmek, doğ ruluğ e rulamak. * Bir aygıbelli bir iş tı yapabilecek duruma getirmek. * İleri birbiriyle çatı ş ş mayacak veya zamanı bitirecek biçimde düzenlemek. nda * Kandı rmak. ayarlanma * Ayarlanmak iş i. ayarlanmak * Ayar edilmek, birbirine uygun duruma getirilmek. ayarlatma * Ayarlatmak iş i. ayarlatmak * Ayar ettirmek. ayarlı * (saat ve makine için) Ayarlanmı doğ çalı ş ru , ş sağ ması lanmı düzeltilmiş ş , , düzenli, doğ ru. * (altıve gümüş n için) Belirli bir ayarı olan.

ayarlı pense * Vida, cı ve musluk aksamı sışrmak amacı kullanı ağ açı ğayarlanabilen özel alet. vata nıkı tı yla lan, ı klı z ı ayarsı z * Ayarı lmamı ayarı yapı ş , bozuk, düzensiz. * Davranı ölçüsüz. ş ları * (altıve gümüş n için) Belli bir ayarı olmayan.

ayarsı k zlı * Ayarsıolma durumu. z * Ölçüsüzlük, düzensizlik. ayartı ayartı cı * Baş çı tan karma. * Baş çı tan karan, doğ yoldan saptı ayartan. ru ran,

ayartılı cı k * Ayartını yaptı iş cın ğ . ı

ayartı lma

* Ayartı iş lmak i.

ayartı lmak * Ayartmak iş konu olmak. ine ayartma * Ayartmak iş i. ayartmak * Baş çı tan karmak, doğ yoldan saptı ru rmak. * Kandı rmak. * Birini, çalı ğyerden ayıp baş nı yanı çalı ş ı tı rı kasın nda ş maya kandı rmak. * Duru, sakin havada çı kuru soğ kan uk. * (hava ve gece için) Soğ uk. ayaz kesmek * uzun süre soğ kalıüş ukta p ümek. ayaz paşkol geziyor a * dı da çok soğ var. ş arı uk ayaz vurmak * (sebze ve meyveler için) donmak. ayaza çekmek * kın kuru soğ artmak. ş ı uk ayazda kalmak * soğ kalmak. ukta * boş beklemek, eline bir ş geçmemek. yere ey ayazlama * Ayazlamak iş i. ayazlamak * (hava) Ayaza çevirmek. * Ayazda kalı üş p ümek. * Boş beklemek, eline bir ş geçmemek. yere ey ayazlandılma rı * Ayazlandılmak durumu. rı ayazlandılmak rı * Ayazlanması lanmak. sağ ayazlandılmırakı rı ş * Halk inanına göre sı tedavisinde kullanı üzere rakın açı balkonda veya dı da bekletilmiş ş ı tma lmak nı larak ş arı hâli. ayazlandı rma * Ayazlandı durumu. rmak ayazlandı rmak * Ayazlanması sağ nı lamak. ayazlanma * Ayazlanmak iş i. ayazlanmak

ayaz

* Ayazda bı lı soğ rakı p umak. ayazlatma * Ayazlatmak iş i. ayazlatmak * Soğ bekletmek. ukta * Ayazda soğ utmak. ayazlı k ayazma aybaş ı * Evlerde serinlemek için kullanı önü açıyer, tahtaboşbalkon, taraça. lan k , * Rumlarıkutsal saydı kaynak veya pı n kları nar. * Ayı ilk günü, ay dönümü. n * Ayı ilk günü. n

aybaşolmak ı * (kadın) ayda bir döl yatağ nı ı kan gelmek, âdet görmek. ndan aybeay * Aydan aya, ay ay olarak. ayça * Ayı ilk günlerinde aldı yay biçimi, hilâl. n ğ ı * Bayrak ve sancak direklerinin tepesindeki pirinçten yapı ş yı zlı alem. lmıay ldı süs,

ayçiçeğ i

* Birleş ikgillerden, sarı renkli çiçeğçok iri olan, yurdumuzda çok yetiş i tirilen bir bitki, gün çiçeğ günebakan; i, gündöndü (Helianthus annuus). * Bu bitkinin yağ karı tohumu. çı lan ayçiçeğyağ i ı * Ay çiçeğ inden çı lan yağ karı . ayçöreğ i * İ tarçı ceviz konularak ay biçiminde yapı ş çine n, lmıçörek.

ayda yı bir lda * çok seyrek olarak. aydemir aydı n * Iş alan, ıkl ı nlı ı k ş , aydı k. ı * Kültürlü, okumuşgörgülü, ileri düş , ünceli (kimse), münevver. * Kolayca anlaş ı kadar açı(söz veya yazı vazı lacak k ), h. aydı nger * Parlak yüzeyli, saydam, mimarlı çizim için kullanı özel bir kâğ kta lan ı t. * Yüzü yay biçiminde bir çeş keser. it

aydı nlanma * Aydı nlanmak iş i. * Bir sorun üzerine gereğkadar bilgi edinme, tenevvür. i * Bir yüzeyin, karş na konulan eş ık kaynakların sayı ile orantıolarak aydı k görünmesi. ı sı it ş ı nı sı lı nlı aydı nlanmak * Aydı k olmak. nlı * Bir sorun üzerine gereğkadar bilgi edinmek, tenevvür etmek. i

aydı cı nlatı * Aydı k verici. nlı * Bir sorunla ilgili gerekli bilgileri veren. aydı lma nlatı * Aydı lmak iş nlatı i. aydı lmak nlatı * Aydı nlatmak iş konu olmak. ine aydı nlatma * Aydı nlatmak iş i. * Sahnelerin ıklandılması i. ş ı rı iş aydı nlatmak * Karanlı giderip görünür duruma getirmek. ğ ı * Bir sorun üzerine bilgi vermek. aydı k nlı * Bir yeri aydı nlatan güç, ık. ş ı * Iş alan. ı k * Kolay anlaş ı derecede açıolan, vazı lacak k h. * Kötülükten uzak, temiz, saf. * Bir yapın ortası gelen oda ve öbür bölümlerin ık alması damıortası zemine kadar açı nı na ş ı için, n ndan lan

boş luk.

aydı kölçer nlı * Aydı kları nlı ölçmeye yarayan aygılüksmetre. t, ayet * Kur'an surelerini oluş turan cümlelerden her biri. aygı n * Bitkin.

aygıbaygı n n * Güçsüz, çok yorgun, bitkin. * Duyguda ölçüyü kaçı ş rmı . * Kendinden geçercesine âş vurgun. ı k, aygı r * Damı k erkek at. zlı

aygı r deposu * Aygı n bakı ğbüyük ahı rları ldı ı r. aygı r gibi aygı t * Birçok parçadan yapı ş cihaz. lmıalet, * Vücutta belirli bir görevin sağ lanması yarayan organlarıhepsi, cihaz. na n * Birkaç aletin uygun biçimde eklenmesinden oluş turulan ve bazı deneylerin yapı na yarayan takı belli lması m. ay-gün takvimi * Güneş görünen hareketlerine göre düzenlenen takvim. in ay-gün yı lı * Hem ay evreleri değ imi hem de güneş gökyüzündeki görünen hareketi göz önüne alı iş in narak düzenlenmiş olan takvim yı lı . * iri yarı cüsseli, güçlü (kimse).

ayı

* Memelilerin et obur takı ndan, beş mı parmaklı , tabanları basarak yürüyen, yurdumuzda boz türü na bulunan, iri gövdeli hayvan (Ursus arctos). * Kaba saba. ayı ğ balı ı * Fok. ayı gibi * iri yarı . * kaba, anlayı z (kimse). ş sı

ayı gördüm, yı za itibarı (veya minnetim) yok ldı m * bir ş en iyisine alı ktan sonra ondan aş ı eyin ş tı ağolanlar beni doyuramaz. ayı görmeden bayram etme * bir iş gerçekleş meden ona oldu gözüyle bakı sevinilmemelidir. lı p ayı gülü * İ çenekliler sıfın düğ çiçeğ ki nı nı ün igiller familyası bir ş k türü (Peconia corollina). ndan akayı ayı üzümü * Fundagillerden, küçük taneli yemiş veren, tüylü bir bitki (Arbutus uva ursi). ler ayı yavrusu ile oynuyor * iri ve yetiş birinin ufak tefek birine, bir çocuğ el ş yapması gücünü onda denemesi karş nda kin a akası veya ı sı ayı plama yollu söylenir. ayı yürüyüş ü * Gergin kol ve bacaklarla dört ayak yürüme. ayı ı bacağ * Çift yan yelkenlerden birini sağ birini soldan kullanma biçimi. dan, ayını bı yüzüne vurmak * birinin kusurunu yüzüne söylemek. ayı an boğ ayı cı * İ yarı ri , kaba ve anlayı z (kimse). ş sı * Ayı oynatmayı edinen kimse. iş * Sert, kaba ve hoyrat (kimse). * Ayını iş mesleğ cın i, i. * Memeli et oburlardan, ayı içine alan bir familya. ları * Sarhoş u veya baygı ğgeçmiş luğ nlı ı olan. * Sarhoş u geçmiş biçimde. luğ bir * Anlayı, uyanı ş lı k. ayı pirincin taş ! kla ı nı * bir iş pek karık ve içinden çılmaz durumda olduğ anlatmak için kullanı in ş ı kı unu lı r. ayı klama * Ayı klamak iş i. ayı klamak

ayılı cı k ayı giller ayı k

* Bir ş içinden, işyaramayan, gereksiz veya istenmeyen taneleri veya maddeleri ayıp çı eyin e rı karmak, temizlemek. * Bir görevde gereksiz görülenleri iş inden ayı rmak. ayı klanma * Ayı klanmak iş i. * Yaş varlı ayan klarda ortamış n artları en iyi uyan türlerin veya bireylerin üreyip kalması na , uyamayanları n yok olmasıı fa. , stı ayı klanmak * Ayı klamak iş konu olmak. ine ayı klatma * Ayı klatmak iş i. ayı klatmak * Ayı klamak iş yaptı ini rmak. ayı k klı * Ayıolma durumu. k ayı kmak * Ayı lmak, kendine gelmek, uyanmak, aklı ı gelmek. baş na

ayı ı kulağ * Çuha çiçeğ bir türü (Primula auricula). inin ayı lı k * Kabalı kaba davranı k, ş .

ayı etmek lı k * kaba davranmak. ayı bayı lı p lmak * birini kendinden geçercesine sevmek. * aş ölçüde sinir bunalı ı rı mları geçirmek. ayı lma ayı lmak * Ayı iş lmak i. * Sarhoş baygı k gibi bir durumdan kurtulmak, kendine gelmek. luk, nlı * Aklı ı gelip gerçeğgörmek. baş na i * İ içmiş kimsenin duyduğ baş rı ve sersemlik, mahmurluk. çki bir u ağsı * Ayı ltmak iş i. * Ayı nı lamak. lması sağ -ayı / -eyim m * İ kipi tekil 1. kişeki: yaz-ayı çiz-eyim, oku-y-ayı bekle-y-eyim vb. stek i m, m, ayı n * Arap alfabesinde on sekizinci, Osmanlı alfabesinde yirmi birinci harf.

ayı ltı ayı ltma ayı ltmak

ayıon dördü n * Dolunay.

ayıon dördü gibi n * yüzü çok güzel (kadıveya kı n z). ayı nga * Kaçak tütün, tütün.

ayı ngacı * Tütün kaçakçı. sı ayı lı ngacı k * Tütün kaçakçı ı lı. ğ ayın kı türküsü var, kı da Ahlat üstüne nı rk rkı * bir kimsenin hep aynıeyi veya hikâyeyi anlatması ında söylenir. ş karş sı ayı çatlatmak nları * bu harfin gösterdiğArapçaya özgü sesi gı i rtlakta boğ umlamaya çalı ş mak. ayı p * Toplumun ahlâk kuralları aykıolan, utanı durum veya davranı na rı lacak ş . * Kusur, eksiklik. * Utanç veren. ayıetmek (veya yapmak) p * yakıksı davranmak. ş zca ı ayıyerler p * vücutta örtülü tutulması gereken yerler. ayı plama * Ayı plamak iş takbih. i,

ayı plamak * Kı namak, takbih etmek. ayı planma * Ayı planmak iş i. ayı planmak * Ayı plamak iş konu olmak. ine ayı plı ayı z psı * Ayı, kusuru olan. bı * Ayı, kusuru olmayan. bı

ayı r söylemesi ptı * "bunu söylemek size karşsaygızlıolacak, ama söylemek zorundayı anlamı özür dilemek için ı sı k m" nda kullanı lı r. * övünmek gibi olmasıama. n ayı raç ayı ran ayıcı rı * Ayı özelliğveya gücü olan. rma i ayım rı * Cisimleri, birleş veya ayrıma uğ ime ş ı ratarak niteliklerini belirtmede kullanı madde, miyar. lan * Işı n ögelerine ayı özelliğolan. ı yalı ğ rma i

* Ayı rmak iş i. ayım yapmak rı * eş davranı bulunmamak, fark gözetmek. it ş ta ayım yaratmak rı * farklı çı lı karmak, ikilik ortaya atmak. k ayımlama rı * Ayım yapmak iş rı i. ayımlamak rı * Ayım yapmak. rı ayı rma * Ayı rmak iş i. ayı rmaç ayı rmak * Bir ş benzerlerinden ayı etmeye yarayan durum veya öge, farika. eyi rt * Bölmek. * Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak. * Bir yeri bir engelle bölmek. * Birbirinden uzaklaşrmak. tı * Nitelik değ ikliğ anlamak. iş ini * Seçmek. * İ veya daha çok kimse arası ki ndaki anlaş , uzlaş bozmak. mayı mayı * Farklı davranmak, fark gözetmek. * (bir ş veya yeri) Bir ş veya kimse için kullanmayı ey ey belirlemek, tahsis etmek.

ayı edilmek rt * Ayı etmek iş konu olmak. rt ine ayı etmek rt * Birkaç ş birbirinden ayı niteliğanlamak, tefrik etmek, temyiz etmek. eyi ran i ayı rtı ayı rtma ayı rtmak ayı rtman * Sı navlarda, soruları hazı n rlanması notlarıverilmesine kadar bütün değ ndan n erlendirme çalı ş maları na katı görevli, mümeyyiz. lan ayı rtmanlı k * Ayı rtmanıgörevi, mümeyyizlik. n ayı t * Mine çiçeğ igillerden, Akdeniz çevresinde yetiş mavi, beyaz veya menekşrenginde çiçekler açan, 1-2 m en, e boyunda bir ağ k, hayı(Vitex agnus-castus). aççı t ayı kaval çalmak ya * anlayı z bir kimseye bir ş anlatmaya çalı ş sı ey ş mak. ayı vurmadan postunu satmak yı * henüz ele geçmemiş ş üzerinde hesap yapmak. bir ey * Aynı cinsten olan ş arası eyler ndaki ince fark, nüans. * Ayı rtmak iş i. * Ayı rmak iş yaptı ini rmak.

ayin

* Dinî tören, ibadet. * Mevlevî tekkelerinde okunan ağ bestelerin biçimi. ı r * Mevlevî ve Bektaştekkelerinde kadıve erkeğ birlikte katı ğ dinî müzikli sohbet töreni. î n in ldı, ı * Alılmı doğ diye bellenmiş uygun olmayan, karş ters, mugayir. ş ş ı a, ru e ı t, * Gidilen yol üzerinde olmayıgidiş p yönüne ters düş en. * Çapraz, ters. * Bütün noktaları düzlemde bulunmayan. aynı

ayinicem aykı rı

aykı doğ rı rular * Aynı düzlemde bulunmayan doğ rular. aykı düş rı mek * uygun gelmemek, ters gelmek, ters düş mek. aykı katmanlaş rı ma * Katmanları düzenli bir biçimde olmayan katmanlaş ma. aykı olmak rı * ters olmak, zı t olmak. aykılama rı * Aykılamak iş rı i. aykılamak rı * Dikey olarak gelmek; kestirmeden gitmek, düz yoldan ayrı lmak. aykılaş rı ma * Aykılaş iş rı mak i. aykılaş rı mak * Aykıduruma gelmek. rı aykılı rı k * Aykıolma durumu, mugayeret, muhalefet. rı ayla * Ayı ve bazı ldı n dolayı n yı zları ndaki ık çevresi, ay ağ , hale. ş ı ı lı * Bazı kutsal kiş ilerin başetrafı gösterilen ık çevresi. ı nda ş ı * İsiz, boş ş gezen, avare. * İsiz, bir ş yapmayarak. ş ey

aylak

aylak olmak * boş olmak, yapacak bir iş ta i olmamak, boş oturmak. aylakçı * Temelli işolmayan iş i çi.

aylakçı lı k * Temelli iş sahibi olmama durumu. * İsizlik, avarelik. ş aylaklı k * Aylak olma durumu, iş sizlik, avarelik.

aylaklıetmek k * boş durmak, boş oturmak, iş güçsüz dolaş siz mak, çalı ş mamak. aylama aylamak * Beklemek. * Sürmek, devam etmek. * Ayı dolduran bir süre geçirmek, aylarca kalmak. aylandı z * Sedef otugillerden, Avrupa'ya Çin'den getirilmişkı zamanda yetiş boy attı için bir gölge ağ olarak , sa ip ğ ı acı dikilen, kötü kokan bir ağ kokar ağ (Ailanthus glandulosa). aç, aç aylanma * Aylanmak iş i. * Aylamak iş i.

aylanmak * Bir yerin çevresinde dolanmak. aylı * Üzerinde ay biçimi bulunan. * Ay ığolan, mehtaplı şı ı .

aylı geçmek ğ a * çalı ş karş ğolarak her ay belirli bir para alı ması ı ı lı nacak bir iş baş e lamak. * gündelikten veya ücretten kadroya geçmek. aylı k * Birine, görevi karş ğolarak veya geçimi için her ay ödenen para, maaş ıı lı . * Bir ay içinde olan veya bir ay süren. * Ayda bir kez yapı veya çı lan kan. * ... aydan beri var olan. * Ay olarak, bir ay için.

aylıalmak k * bir aylıçalı karşğ para almak. k ş ma ıı lında aylıbağ k lamak * emekli olan veya baş sebeplerle çalı ka ş mayanlara her ay için belirli bir parayı ödemeyi üstlenmek. aylıvermek k * aylıolarak üstlenilen parayı k ödemek. aylı kçı * Aylı çalı kimse. kla ş an * Baş geliri olmayıyalnıaldı aylı geçinen kimse. ka p z ğ kla ı * Aylıalan (kimse), maaş. k lı * Karş ğaylı ödenen. ı ı kla lı * Aymak iş i. * Kendine gelmek, aklı ı gelmek, ayı baş na lmak. * Gerçeğanlamak. i * Çevresinde olup bitenlerin farkı varmayan, gafil. na

aylı klı

ayma aymak

aymaz

aymazlı k * Çevresinde olup bitenlerin farkı varamama durumu, aymaza yakı na ş durum, gaflet. acak ayn ayna * Göz. * Işı tan, varlı n görüntüsünü veren, cilâlı sı cam. ı yansı ğ kları ve rlı * Gemilerde iş aretçi erlerin kullandı dürbün. ğ ı * Akı ve anaforun birleş i yerde oluş su burgacı ntı tiğ an . * Doğ ramacı ve yapılı çerçeve içine geçirilen tahta veya taş lı k cı kta levha. * Küreğ yassı bölümü. in uç * (atlarda) Diz kapağ ı . * İ bir durumda, yolunda. yi * (Karagöz oyununda) Perde. * Bir olayı durumu yansı göz önünde canlandı olay, durum, ş , bir tan, ran ey. * dümdüz ve parlak. * (deniz için) kı ltız, durgun. mısı ayna taş ı * Yapı t ve çeş gibi yerlere konan yazıveya yazız süslü taş , anı me lı sı levha. ayna tı ı rnağ * Aynayı duvara tutturmak için kullanı nikel veya kromla kaplanmımetal parçası lan ş . aynabakar * Büyük, yumurtamsı rmımsı , kı zı mavi renkli bir erik türü. aynacı * Ayna yapan veya satan kimse. * Hileci, iş hile karı ran. ine ş tı * Aynacın yaptı iş nı ğ veya aynacı ı olma durumu. * Aynası olan. * Parlak yüzlü, yakıklı ş , güzel. ı aynalı sazan * Üzerinde az sayı büyük pullar bulunan bir tür sazan balı. da ğ ı aynalı k * Geminin ve bağ bulunduğ limanıadı lan, düz veya az yuvarlak kıbölüm. lı u n yazı ç

ayna gibi

aynacı lı k aynalı

aynalıtahtası k * Sandalları kıtarafları oturanısı nı n ç nda n rtı dayaması yarayan tahta. na aynası z * Aynası olmayan. * Hoş gitmeyen, kötü, yakıksı çirkin, ters, biçimsiz. a ş z, ı * Polis.

aynası k zlı * Aynasıolma durumu. z aynaz * Bataklı k.

aynaz aynen aynı

* Köy oyunları yöneten kimse. nı * Olduğ gibi, değ tirmeden, aynı u iş yla. * Baş değ yine o. kası il, * Ayı edilemeyecek kadar benzeri özdeş tı sı rt i, pkı. * Değ meyen, araları ayrı olmayan. iş nda m

aynı zı ağ kullanmak * aynıeyi söylemek, aynı ünceyi ileri sürmek. ş düş aynı ya çı kapı kmak * sonuç bakı ndan fark etmemek, aynı mı sonuca varmak. aynı potada erimek * benzer konuları sorunları ve birlikte düş ünmek veya değ erlendirmek. aynı telden çalmak * aynıeyi söylemek. ş aynı yolun yolcusu * kötü sonları birbirine eş olan. aynı zamanda * Hem de, bununla birlikte. aynı lı k aynı sefa aynı yla aynî * Gözle ilgili. aynî aynî hak haklar. ayniyat ayniyet * Para olarak değ madde olarak verilen. il, * Taş r veya taş ı nı ı nmaz üzerinde doğ rudan doğ egemenlik yetkisi veren ve herkese karşileri sürülebilen ruya ı * Aynı olma durumu, özdeş ayniyet. lik, * Birleş ikgillerden, çiçekleri sarı renkli bir kıbitkisi (Calendula arvensis). r * Hiçbir değiklik olmadan, olduğ gibi. iş u

* Kullanı lmaya veya harcamaya elveriş taş li, ı nması kolay eş ya. * Aynı özdeş lı k, lik.

aynş tayniyum * Bkz. einsteiniyum. ayol ayraç * Daha çok kadı n kullandı bir seslenme sözü. nları ğ ı * Yay ayraç.

ayraç açmak * söz veya yazı içine, ası l konu ile ilgisi az olan bir bölüm sışrmak. kı tı ayran * Süt veya yoğ yayı çalkalanarak yağalı ktan sonra kalan sulu bölüm. urt kta ı ndı * Yoğ urdu sulandı rarak yapı içecek. lan

ayran ağ ı zlı * Aptal, budala, sersem. ayran budalası * Aptal, sersem. ayran delisi * Bön, safdil. ayran gönüllü * Çabuk âş olan. ı k ayrancı * Ayran yapan veya satan kimse.

ayrancı lı k * Ayran yapısatma iş p i. ayranı kabarmak * öfkelenmek, coş mak. * aş bir cinsel arzu duymak. ı rı ayranı içmeye, atla (veya tahtı yok revanla) gider sı çmaya * yoksulluğ bakmadan gösteriş una yapmaya kalkanları gülünçlüğ anlatmak için kullanı n ünü lı r. ayranı budur, yarı sudur m sı * yapı bir iş yarı yamalak olduğ bildirilmek için kullanı lan in m u lı r. ayranlaş ma * Ayranlaş özelliğveya durumu. mak i ayranlaş mak * Ayran durumuna gelmek. ayrı * Yerleri bir olmayan. * Baş baş türlü. ka, ka * Yalnı tek baş olan. z, ı na ayrı ayrı * Birbirinden ayrı olan, değik. iş * Her biri için. * (her biri) Ayrı olarak. ayrı m bası * Genellikle bir dergide yayı mlanmıbilimsel bir yazın ayrı broş olarak bası . ş nı bir ür mı ayrı çekmek baş * topluluktan ayrı kendi baş iş lı p ı yapmak. na ayrı cinsten * Farklı da olan, heterojen. yapı ayrı çanak yapraklı lar

* Çanak yaprakları birbirine bitiş olmayan bitkiler. miş ayrı mek düş * birbirinden uzakta kalmak. * uyuş mamak. ayrı gayrı bilmemek (veya ayrı gayrı olmamak) sı sı * birbirinden hiçbir ş esirgemeyecek durumda olmak. ey ayrı yapmak seçi * birkaç ş arası fark gözetmek. ey nda ayrı yapraklı taç lar * Taç yaprakları birbirine bitiş olmayıyan yana yer almıbulunan bitkiler. ik p ş ayrı tutmak * farklı davranmak. ayrı ca * Ayrı olarak. * Ayrı önem verilerek. bir * Bundan baş ka. ayrı calı ayrı k calı * Baş ndan ayrı üstün tutulma durumu, imtiyaz. kaları ve ayrı k tanı calı nmak (veya göstermek) * baş ndan ayrı üstün tutmak. kaları ve ayrı klı calı * Ayrı ğolan, ayrı k tanı imtiyazlı calı ı calı nan, . ayrı ksı calı z * Ayrı ğolmayan, ayrı k tanı calı ı calı nmayan, imtiyazsı z. ayrı z cası * Ayrı tutulmadan, istisnası z. ayrı ç ayrı k * Yol kavş ı yolun ayrı ğyer. ağ iki , ldı ı * Ayrı ş lmı . * Ayrı tutulan, baş kaları benzemeyen, ayrı , müstesna. na calı * Kur'a dı, müstesna. ş ı * Ayrıotu. k * Düzgün ve uygun olmayan, çarpı k. * Baş na benzemeyen, ayrı kaları tutulan, müstesna.

ayrıküme k * Ortak elemanları olmayan küme. ayrıotu k * Buğ daygillerden, kökü hekimlikte idrar söktürücu olarak kullanı yabanî bir bitki (Agropyrum repens). lan ayrı klı ayrı k klı * Ayrı tutulmuşbenzerlerine uymayan, kural dı olan, istisnaî. , ş ı * Ayrı olma durumu, ayrı klı tutma, ayrı tutulma, istisna.

* Bir konik (elips, daire, parabol, hiperbol) üzerinde hareket eden bir cismi, odağ veya merkeze birleş a tiren doğ runun büyük eksen ile yaptı açı ğ . ı * Önermelerin birbirine bağ lanması leminde ya ... ya ve ya da ile gösterilen iliş iş ki. * Kaplamları birbirinden ayrı olmakla birlikte aynı n cinsin kaplamı giren kavramlar arası yakı na ndaki bağ . lantı ayrı ksı * Alılagelmiş ve davranı aykıolan, eksantrik. ş ı töre ş lara rı ayrı ay ksı * Ayı yörüngesindeki en beri noktası art arda iki geçiş n ndan i arası ndaki süre farkı .

ayrı yı ksı l * Yerin kendi yörüngesindeki günberi noktası art arda iki geçişarası ndan i ndaki süre farkı . ayrı lı ksı k * Ayrı olma durumu. ksı ayrı z ksı * Hiçbir ayrı olmadan veya hiçbirini ayrıtutmaksın, istisnası bilâistisna. ğ ı k zı z, ayrı lanma * Ayrı lanmak durumu. ayrı lanmak * Ayrı duruma gelmek. ayrı ma laş * Ayrı mak iş teferrüt. laş i,

ayrı mak laş * Benzerleri arası ayrı yeri ve önemi olmak, teferrüt etmek. nda bir ayrı lı ayrı lı k * Ayrı ş lmıolan, ayrı duran, munfası l. * Ayrı olma durumu. * Birinden uzak düş me. * Düş ünce, görüş veya duygu arası ndaki uymazlı mubayenet. k, * Evlilik birliğ yargıkararı geçici bir süre için kaldılması inin ç ile rı . * Ayrı iş lmak i veya biçimi. ayrıma lı ş * Ayrımak iş lı ş i veya durumu.

ayrı lı ş

ayrımak lı ş * Birbirinden ayrı lmak. ayrı lma * Ayrı iş lmak i. * Bir biçmeden geçen beyaz ığ türlü renklerde görünmesi. şı ın * Ayı rmak iş konu olmak. ine * Bir yerden, bir kimseden, bir ş eyden uzaklaş mak. * (karı koca için) Evlilik birliğ bozmak. ve ini

ayrı lmak

ayrı lmazlı k * Özelliklerin, kendilerini taş nesnelerle; ilineklerin tözle bağ sı cı karş . ı yan lantı, kalılı k ı tı

ayrı m

* Ayı rmak iş tefrik. i, * Bir kimse veya nesnenin bir baş yla karı rı kası ş lmaması sağ tı nı layan ayrı benzer ş lı k; eyleri birbirinden ayı ran özellik, baş k, fark. kalı * Alt bölüm. * Cinsleri ve türleri birbirinden ayı ana karakter, fark. ran * Ayrı noktası lma . * Bir veya daha çok sahne içinde geliş tirilip, olayı tamamlanmıbir parçası veren film bölüğ n ş nı ü. ayrı mlama * Senaryonun hazı rlanması geliş nda tirim ile çevrim senaryosu arası yer alan, senaryonun sahne ve nda ayrı nıbelirlendiğ başca karakterlerin ayrı ları çizildiğ konuş mların i, lı ntı yla i, malarıson biçimini aldı aş n ğ ama. ı ayrı ma mlaş * Ayrı mak iş farklı ma. mlaş i, laş * Hücrelerin veya canlı organizmaları iş n levlerine veya yaş ş ayıtürlerine iliş yapı nitelik kazanması kin sal , farklı ma. laş * Bir iç kayanıkatı ması n laş sürecinde yer ve zamana göre ayrı n ortaya çı mları kması , farklı ma. laş ayrı mak mlaş * Ayrı duruma gelmek, farklı mak. mlı laş ayrı mlı * Ayrı olan, araları ayrı bulunan, değik, farklı mı nda m iş .

ayrı lı mlı k * Ayrı olma durumu, farklı mlı lı k. ayrı msama * Ayrı msamak iş i veya durumu. ayrı msamak * Bir ş anlamak, bir ş görmek, fark etmek. eyi eyi ayrı z msı * Ayrı olmayan, aynı mlı , farksı z.

ayrı zlı msı k * Ayrı z olma durumu, farksı k. msı zlı ayrı ntı * Bir bütünün önemce ikinci derecede olan ögelerinden her biri, detay. * Edebiyat veya sanat eserlerinde bir bütünün ögelerinden her biri, teferruat, tafsilât. * Bir tiyatro eserinde ana düş ünceye yardı olan kelime, cümle veya eş mcı ya.

ayrı lara inmek ntı * bir konuyu en küçük noktası kadar inceleyip araşrmak. na tı ayrı lı ntı * Ayrı sı ntı olan, teferruatlı , tafsilâtlı , detaylı , mufassal. ayrık ş ı * Ayrı ş ş olan. mı * Ayrı türden, çeş çeş muhtelif. it it,

ayrıklı ş k ı * Ayrık olma durumu. ş ı ayrım ş ı * Ayrı ş iş mak i.

ayrı ş ma

* Ayrı ş iş mak i. * Moleküllerin, türlü etkenlerle geçici olarak daha yalı atom ve moleküllere bölünmesi, tahallül. n * Birbirinden ayrı lmak, birliğbozmak. i * Moleküller, türlü etkenler sebebiyle geçici olarak daha yalıatom veya moleküllere bölünmek. n

ayrı ş mak

ayrı rma ş tı * Ayrı rmak iş ş tı i. ayrı rmak ş tı * Bütünün bozulması sebep olmak. na * Ayrı nı lamak. ş ması sağ ayrı t aysar * Ayı etkisiyle huyunun değ tiğsanı (kimse). n iş i lan * Değ ken huylu, kararsı(kimse). iş z aysberg * Buz dağ ı . aysfild aysı z * Buzla, bankiz. * Ay ığolmayan (gökyüzü, gece). şı ı * İ düzlemin ara kesiti. ki

ayş n ekadı * Kı ksı lezzetli bir tür taze fasulye. lçı z, aytı ş ma * Aytı ş iş mak i. aytı ş mak * Atı ş mak, tartı ş münakaş etmek. mak, a * Halk ş airleri belli bir ayak çerçevesinde karşklı ş ı atı lı mak. * Gülgillerden, çiçekleri iri ve pembe, yaprakların altı nı tüylü, orta yükseklikte bir ağ (Cydonia vulgaris). aç * Bu ağ n büyük, sarı acı renkte, tüylü, mayhoşdokusu sertçe, ufak çekirdekli meyvesi. ,

ayva

ayva göbekli * göbeğçukur olan (kimse). i ayva hoş afı * Ayvadan yapı hoş lan af. ayva kompostosu * Ayvadan yapı komposto. lan ayva marmelâdı * Ayva ve ş ekerden yapı ezme. lan ayva reçeli * Ayva ve ş ekerden yapı kokulu reçel. lan ayva tüyü * Vücuttaki ince, sarı tüyler.

ayvadana ayvalı k ayvan

* Yüksekliğ15-70 cm , sıtüylü, soluk sarı i k çiçekli, çok yık ve otsu bir bitki (Achillea nobilis). llı * Ayva ağ nı çok bulunduğ yer. açların u * Teras, sundurma. * Bir tarafı ş ya açıolan oda. dı arı k

ayvayı yemek * kötü duruma düş mek, işbozulmak. i ayvaz * Büyük konaklarda mutfak ve yemek hizmetlerinde çalı rı uş ş lan ak. tı * Koca, erkek, eş . ayvaz kasap hep bir hesap * ha öyle ha böyle, ikisi de bir. ayvazlı k ayyar ayyarlı k ayyaş *İ çkiye düş içkici, içken, bekri. kün, ayyaşk lı ayyuk * Ayyaş olma durumu. * Göğ en yüksek yeri. ün * Göğ kuzey yarı küresinde bulunan bir takı yı zı en parlak yı zı ün m m ldın ldı. * Ayvazı görevi. n * Dolandıcı rı, hilekâr. * Dolandıcı rılı k.

ayyuka çı kmak * (ses için) yükselmek. * (dedikodu için) herkesçe duyulmak, yayı lmak. Az az * Azot'un kı lması gaz N kı saltı . Bu saltması de gösterilir. ile * Alılmıolandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok karş . ş ş ı ı tı * Nicelik, güç, nitelik, süre bakı ndan eksiklik bildirir. mı * Uzun süreli, yavaş yavaş . * Küçük ölçülerle. * Bir parça, biraz.

az az

az buçuk

az bulmak * yeterli görmemek, az saymak, azı msamak. az buz olmamak

* (bir ş azı ey) msanacak kadar olmak. az çok * Bir parça, oldukça. az daha az değ il! * az kalsı neredeyse. n, * birinin herhangi bir karakter bakı ndan göründüğ gibi olmadını mı ü ğ anlatmak için söylenir. ı

az geliş miş * geliş gecikmiş mesi olan. * eğ düzeyi düş kalmı üretimi daha çok ilkel tarı dayanan, doğ kaynakları gereğ itim ük ş , ma al nı ince değ erlendiremeyen (ülke). az gelmek * yetmemek, daha çok istemek. az görmek * umduğ undan eksik bulmak. * azı msamak. az günün adamı olmamak * çok yaş ş görmüş amıçok , bulunmak. az kaldı (veya az kalsı n) * bir iş olması in , gerçekleş mesi, bitmesi çok yakı olmadını nken ğ anlatı ı r. az tamah çok ziyan getirir * hı ve pinti insan her zaman zararlı kar. rslı çı aza * Organlar, vücut parçaları . * Üye. * Vücut parçası , organ.

aza çoğ bakmamak a * olanla yetinmek. aza sormuş "nereye?" "çoğ yanı demiş lar: un na" * küçük kazançları bile hep varlı kimselere düş ü inancı belirtir. n klı tüğ nı azade * Baş , erkin, serbest. ı boş * Baş , erkin, serbest olarak gürültüden azade yaş ı boş amak.

azade azade * bir ş eyden kurtulmuşuzak. , azadelik * Azade olma durumu, serbestlik. azalma azalmak * Azalmak iş eksilme, tenakus. i, * Az denecek bir miktara inmek veya eskisinden az bir duruma gelmek. * Etkisini yitirmek, hafiflemek. * Azaltmak iş i.

azaltma

azaltmak

* Az denecek bir miktara indirmek veya eskisinden az bir duruma getirmek, kı rmak. * Etkisini yitirmesine sebep olmak, hafifletmek. * Ululuk, büyüklük. * Gurur. * Görkem, heybet. * Debdebe. * Çalı kurum, tekebbür. m,

azamet

azamet satmak * büyüklük taslamak, çalı satmak, böbürlenmek. m azametli * Ulu, çok büyük. * Gururlu. * Görkemli, heybetli. * Debdebeli. * Çalı , kurumlu. mlı * En büyük, en yüksek, en çok, maksimum. azap * (Müslümanlı Dünyada günah iş kta) lemiş olanlara ahrette verilecek ceza. * Organik veya ruhî büyük sıntı kı , ezinç. * (Anadolu'nun birçok bölgesinde) Çiftlik uş ı ağ . * Anadolu beyliklerinde donanmadaki görevlerde kullanı asker. lan

azamî

azap

azap çekmek * ahrette ceza görmek. * çok büyük sıntı uğ kı ya ramak. azap vermek * acı çektirmek, üzmek. azar azar azar * Paylama. * Süreyi uzatarak, yavaş yavaş az. , az * Küçük ölçülerle.

azar iş itmek * azarlanmak. azarlama * Azarlamak işpaylama. i, azarlamak * Paylamak, tekdir etmek. azarlanma * Azarlanmak işpaylanma. i, azarlanmak * Azarlamak iş konu olmak, paylanmak, kötü sözle karş mak. ine ı laş

azarlatma * Azarlatmak iş i. azarlatmak * Azarlamak iş yaptı veya azarlanması yol açmak. ini rmak na azat * Serbest bı rakma. * Okullarda paydos. * Serbest bı lmıolan. rakı ş azat etmek * serbest bı rakmak, salı vermek. * (köle ve cariyeler için) özgürlüğ geri vermek. ünü azat eylemek * azat etmek. azatlı * Azat edilmiş (cariye veya köle). azatlı k * Azat olma durumu, serbestlik. * Azat edilme vakti gelmiş olan (cariye, köle). * Azat edilemez. * Oldukça az.

azatsı z azca

azdılma rı * Azdılmak iş rı i. azdılmak rı * Azması yol açmak. na azdı rma azdı rmak * Azdı rmak iş i. * Azması sebep olmak. na * Azgıduruma getirmek. n * Şmartmak. ı * Kötü davranıveya alı klara sürüklemek, yoldan çı ş ş kanlı karmak. * Açalya. Azerbaycanlı * Azerbaycan halkı olan kimse. ndan Azerî * Azerbaycan Cumhuriye'tinde ve güney Azerbaycan'da (İ ran'da) yaş Türk soylu halk veya bu halktan ayan olan kimse. * Azerî halkı özgü olan, Azerî halkı ilgili (olan). na ile Azerîce azgı n * Azerbaycan Türkçesi. * Azmıolan. ş

azelya

* (ten için) Çabuk iltihaplanan, yarası hemen kapanmayan. * (çocuk için) Çok yaramaz. * Cinsel istekleri aş olan. ı rı azgı ma nlaş * Azgı mak iş nlaş i. azgı mak nlaş * Azgıduruma gelmek. n * Cinsel istekleri aş laş ı mak. rı azgı k nlı azı * Köpek diş lerinden sonra içeriye doğ alt ve üst çenenin iki yanı beş tane bulunan ve yiyecekleri ru, nda er öğ ütmeye yarayan diş ortak adı dişöğ lerin , azı i, ütücü diş . * Öküz arabaları ön ve arka yastı dingile bağ nda kları layan ağ çivi. aç azı a saymak (veya tutmak) çoğ * verilen küçük bir armağ çok ve değ kabul etmek. anı erli azı i diş * Azı . azık cı * Çok az, biraz. * (süre ve miktar için) Az olarak, biraz. * Azgıolma durumu. n

azık aş kaygız baş cı ı m sı ı m * derdim olması da baş bir ş istemem. n ka ey azı k azı klı * Yiyecek, besin, gı da. * Azı olan. ğ ı * Yoksulları doyuran. * Azıolarak ayrı veya hazı k lan rlanan yiyecekler. * Azıkoymaya yarayan kap veya torba. k * Hemen yemek üzere, harman zamanı önce biçilip savrulan ekin. ndan * Gözü bir ş eyden yı lmayan, azgı n. *Ş iddetli, korkunç, çok etkili.

azı k klı

azı lı

azı msama * Azı msamak iş i. azı msamak * Bir ş umulduğ eyin undan az olduğ yargına varmak, daha fazlası istemek, az görmek, az bulmak. u sı nı azı k nlı karş . ı tı * Bir toplulukta herhangi bir nitelik bakı ndan ayrı ötekilerden sayı az olanlar, ekalliyet, çoğ mı ve ca unluk * Bir ülkede egemen ulusa göre ayrı soydan ve sayı az olan topluluk, ekalliyet. ca

azı k hükûmeti nlı * Mecliste çoğ unluğ olmayan bir partinin kurduğ hükûmet. u u

azı kta kalmak nlı * bir toplulukta belli bir sorun üzerine oy verenler, karşdüş ı ünceye oy verenlerden daha az olmak. azı ş ma azı ş mak * Gittikçe kış ş zı mak, iddetlenmek. azı rma ş tı * Azı rmak iş ş tı i. * Azı ş iş mak i.

azı rmak ş tı * Azı na yol açmak. ş ması azı tma azı tmak * Azgıduruma getirmek. n * Çırı çı ğ ndan karmak. ı azil * Görevden alma. azim azimet * Bir iş engelleri yenme kararı teki . * Gidiş . * Azı iş tmak i.

azimet etmek * gitmek, yola çı kmak. azimkârane * Kararlı . * Kararlı kararlı lı kla, olarak. azimli * Kararı tutumunda direnen, kararlı nda, . azit aziz * Azothidrik asit HN3 deki hidrojenin yerine bir kökün geçmesi ile türeyen birleş iklere verilen ad. * Sevgide üstün tutulan, muazzez. * Ermişeren. , * Ermiş n. kadı * Sultan Abdülaziz'in ve devlet adamların giydiğfes. nı i * Aziz olma durumu. * Muziplik. azizlik etmek * muziplik etmek. azledilme

azize aziziye azizlik

* Azledilmek iş i. azledilmek * Görevden alı nmak. azletme azletmek azlı k * Azletmek iş i. * Bir görevliyi iş inden ayıp açı bı rı kta rakmak, görevden almak, çı karmak. * Az olma durumu. * Azı k. nlı

azlolunma * Azlolunmak iş i. azlolunmak * Görevinden alı nmak, görevinden çı lmak. karı azma * Azmak iş i. * İ ayrı n karı ndan doğ kı melez, metis. ki ı rkı ş ması an, rma, * Küçük su birikintisi, gölcük. * Bataklı k. * Taşnlı ileri gitmek, kötülüğ artı kı kta ünü rmak. * (deniz, ı vb. için) Kabarmak, taş rmak mak. * (yara, hastalıvb. için) Etkili, tehlikeli duruma gelmek. k * Cinsel duyguları artmak. * (çamaş Artıağ lamaz duruma gelmek. ı r) k artı * (hayvanlar için) İ ayrı ki ı rktan doğ mak. * Çok geliş . miş * Azma. * Kerestelik tomruk.

azmak

azmak

azman

azman kaya * Kaya balınıbir çeş ğ n ı idi. azmanlaş ma * Azmanlaş iş mak i. azmanlaş mak * İ mek, kocaman duruma gelmek. rileş azmetme * Azmetmek iş i.

azmetmek * Bir iş engelleri yenmeye karar vermiş teki olmak. azmettirme * Azmettirmek iş i. azmettirmek * Bir suçu veya herhangi bir işkesinlikle yapması karar verdirmek. i na

azmıkudurmuş beterdir ş tan * "coş ve heyecana kapı ş kun lmıkimseyi zaptetmek zordur" anlamı kullanı nda lı r. aznavur * Gürcüce, iri "yarı"kıcısinirli, asıyüzlü, sert kimse. " rı" k

aznavur gibi * zalimce davranan. aznif * Bir tür domino oyunu. azoik *İ çinde fosil bulunmayan (toprak). * En eski jeolojik (sistem). * Heterosiklik birleş iklerin önemli bir sıfı verilen ad. nına * Yeryüzünün herhangi bir noktası enleme bağ olmaksın meydana gelen olay. nda lı zı

azol azonal azot

* Atom numarası atom ağ ğ14,008 olan, havada beş dört oranı bulunan, rengi, kokusu, tadı 7, ı ı rlı te nda olmayan element. Kı saltması N. azotlama * Azotlamak iş i. * Azotlu besin almayan bitki veya hayvanları dokuları n ndaki serbest azotu tespit etme iş i.

azotlamak * Azotla karı rmak veya birleş ş tı tirmek. azotlanmı ş * Azotlama iş yapı ş lemi lmı . azotlu *İ çinde azot bulunan.

azotometre * Bir organik maddede bulunan azotun gaz hacmini ayarlamaya yarayan aygı t. azotölçer Azrail * Tanrı buyruğ ile insanları canı almakla görevli olduğ inanı melek. u n nı una lan Azrail'e bir can borcu olmak (veya kalmak) * nası öleceğ kabul etmek. l olsa ini * hiç kimseye borcu kalmamak, bütün borçları kurtulmak. ndan Azrail'in elinden kurtulmak * ölümden kurtulmak. Azrail'le burun buruna gelmek * ölümle karşkarş gelmek. ı ı ya azvay * Sarı r. sabı * Azotometre.

B

* Bor'un kı saltması . * Basso kı saltması . * Türk alfabesinin ikinci harfi. Be adı verilen bu harf, ses bilimi bakı ndan ötümlü, çift dudak patlayısı mı cını

b, B gösterir.

* Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde İ ngilizler b harfiyle "si" yi, Almanlar ise "si bemol"ü gösterirler. Ba * Baryum'un kı saltması . baba * Çocuğ dünyaya gelmesinde etken olan erkek. un * Çocuğ olmuş u erkek. * Tarikatlarıbazında tekke büyüğ n sı ü. * Bu gibi kimselere verilen unvan. * Silâh kaçakçı ı para aklama ve uyuş lı,kara ğ turucu madde ticareti gibi kirli ve gizli iş yapan çetenin baş ler ı . * Yaratı, kurucu kimse. cı * Gemi veya iskelede halatıtakı ğyuvarlak baş, iri demir, ağ veya beton dikme. n ldı ı lı aç * Kazı çı lan toprağ miktarı hesaplayabilmek için yer yer bı lan toprak dikme. larda karı ı n nı rakı * Çatı merteğ i. * Koruyucu, babalıduyguları dolu kimse; bir ülkeye veya bir topluluğ yararlı k ile a olmuş kimse. * Ata.

baba baba adam * Yaş, ağ lı yürekli, olgun adam. lı ı , iyi rbaş baba bucağ ı * \343 baba ocağ ı . baba değ tı il, rabzan babası * babalıgörevlerini yapmayan babalar için söylenir. k baba evi * Babadan, dededen kalma ev, toprak, yurt.

baba hindi * İ ve iyi beslenmiş ri erkek hindi. baba koruk (veya erik) yer, oğ lunun diş i kamaş ı r * babanıyaptı kötü iş sıntını n ğ ı in kı sı çocuğ çeker. u baba mirası * Babanıyaş ğdönemden kalan değ mal veya dost. n adı ı erli baba nasihati * Bir babanıverdiğöğ n i üt. baba ocağ ı * Babadan, dededen kalma mülk veya bir kimsenin içinde doğ büyüdüğ yaş ğev, toprak ya da yurt, up ü, adı ı baba evi, baba bucağ baba yurdu. ı , baba oğ bir bağ ı ş ul babaya bir salkı üzüm vermemiş luna bağlamıoğ ş ; m * babalar çocukları büyük fedakârlı katlanı ama çocuklar babaları fedakârlı bulunmazlar. için klara rlar, için kta baba olmak * (erkek için) çocuk sahibi olmak.

baba tatlı sı * Bir çeş hamur tatlı, ş it sı ambaba. baba yadigârı * Babadan kalan, baba döneminde yapı şbabanıhatı nı ı lmı , n rası taş yan. baba yurdu * Baba evi, baba ocağ ı . babaanne * (çocuğ göre) Babanıannesi. a n babaca babacan * Baba gibi, babaya yakı n. * Cana yakı olgun, hoş n, görülü, iyi kalpli, güvenilir (erkek).

babacanca * Sevgi ve sevecenlikle, cana yakıolarak. n babacanlaş ma * Babacanlaş işveya durumu. mak i babacanlaş mak * Babacan duruma gelmek. babacanlı k * Babacan olma durumu, cana yakı k. nlı babacı k * Küçük baba. * Sevimli, hoş , sempatik baba. babacı l * Babası çok seven, babası çok düş olan. nı na kün babacı lı k * Devletin türlü sıflar üzerinde babalıederek bu sıflar arası denge kurmaya çalı nı k nı nda ş iş ması lemi, paternalizm. babaç babaçko * Erkek kümes hayvanların en iri ve yaş olanı nı lı . * (kadıiçin) Güçlü ve gösteriş iri yarı n li, .

babadan babaya * dedelere doğ zincirleme. ru babadan oğ ula * torunlara doğ zincirleme. ru * ataları beri. ndan babafingo * Yelkenli gemilerde direklerin ve gabyanıüstünde bulunan en yüksek bölüm. n Babaî Babaîlik * Babaîlik mezhebinden olan kimse. * XIII. yüzyı Baba İ lda shak'ıkurduğ mezhep. n u

babaköş * Ayaksıolduğ için yı sanı solucanla beslenen bir tür kertenkele (Anguis fragilis). z u lan lan, babalanma * Babalanmak iş i. babalanmak * Babaları tutmak, öfkelenmek. * Diklenmek, kabadayı davranmak. ca babaları z mı * bizden, bizim kuş aktan öncekiler. babalı * Babası olan. babalı babalı k * Zaman zaman sinir nöbeti geçiren. * Baba olma durumu. * Üvey baba. * Kayıbaba, kayıpeder. n n * Yaş veya küçümsenen adamlara seslenme olarak kullanı lı lı r.

babalıetmek k * baba gibi davranmak. babalıfı has iş k rı n ler * babasın parası geçinenlere sitem olarak kullanı nı ile lı r. babam! * teklifsiz bir seslenme sözü. * tekrarlanan iki emir kipi arası getirilerek iş sürekliliğ anlatmaya yarar. na in ini

babamı (veya ustamı adı dıelimden gelen budur n n) Hır, * gücüm ancak bu kadarı yapmaya yeter. nı babana rahmet * yapı bir iş davranıkarş nda "Allah senden razı lan , bir ş ı sı olsun." anlamı kullanı bir söz. nda lan babası tutmak (veya babaları üstünde olmak) * gibi deyimlerde "çok öfkelenmek, öfkesi her hâliyle belli olmak" anlamı geçer. nda babası çekmek na * her yönü ile tamamen babaya benzemek. babası rahmet okumak na * hakkı iyilik düş nda ünmemek. babasın (veya babaların) çiftliğ nı nı i * bir malı kuruluş yalnı kendi çı veya u zca karları araç yapmak. na babasın hayrı nı na * hiçbir çı gözetmeksizin. kar babasın oğ nı lu * her yönüyle babası benzeyen erkek çocuk. na babası z * Babası ölmüş çocuk, yetim.

babayani

* Gösteriş özentisi olmayan. i ve

babayanilik * Babayani olma durumu. babayiğ it * Güçlü kuvvetli. * Mert, korkusuz adam, kabadayı . * Bir giriş imde kendine güvenebilecek durumda olan.

babayiğ itlik * Babayiğ olma durumu, babayiğ davranı kabadayı it itçe ş , lı k. Babı âli * Osmanlı imparatorluğ döneminde İ u stanbul'da sadaret (Baş bakanlı dahiliye ve hariciye nezaretleri (İ k), ç iş ve Dıiş bakanlı ) ile Ş leri ş leri kları ûrayı Devlet (Danı dairelerinin bulunduğ yapı ş tay) u . *İ stanbul'da bu çevredeki bası n. * Osmanlı hükûmeti. babı nda * Konusunda.

babı ndan * Bkz. babı nda. Babî Babîlik * XIX. yüzyı İ lda, ran'da Ali Muhammed Bab'ıkurduğ dinî öğ n u reti. baca * Dumanı ocaktan çekip havaya vermeye yarayan maden veya kâgir yol. * Su yolu, lâğ maden ocağgibi yer altı ların hava deliğ ı m, ı yapı nı i. * "Bâb'a ait" Babîlik yanlı. sı

baca baş ı * Ocağ üstündeki taş ı n raf. baca kulağ ı * Ocağ iki yanı taş yapı ş ı n nda tan lmıufak raf. baca tomruğ u * Bacanıdamdan yukarı n bölümü. bacak * Vücudun kası tabana kadar olan bölümü. ktan * Hayvanlarda yürümeye veya atlamaya yarayan organ. * Bazıeylerin yerden yüksekçe durması sağ ş nı layan dayak, destek veya bunlardan her biri, ayak. * Oyun kâğ nda, oğ vale. ı tları lan, bacak bacak üstüne atmak * otururken bir bacağ ötekinin üstüne koyarak oturmak. ı nı bacak kadar * ufacı k. bacak kadar boyu var, türlü türlü huyu var * daha küçük, ama değik, herkesten farklı ş klar, huylar edinmiş iş alı kanlı . bacak kalemi

* Kaval kemiğ i. bacakkı ran * Nemli bölgelerde yetiş yeş en ilimsi sarı çiçekli bir bitki (Narthecium). bacakları kopmak * çok yorulmak. bacakları tutmamak * ayakların üzerine basıyürüyemeyecek duruma gelmek. nı p bacaklı * Bacağolan. ı * Bacakları uzun olan, uzun boylu. * Felemenk altına verilen ad. nı

bacaklı yazı * İ ve okunaklı . ri yazı bacaklı k bacaksı z * Bacağolmayan. ı * Bacakları sa olan, kı boylu, bodur. kı sa * Yaş ı büyük iş kalkı çocuklar için söylenir. ndan lere ş an bacanak * Karı kardeş ları olan erkeklerden her biri. * Dost, arkadaş . * Özellikle hokey oyuncuların giydikleri deriden yapı ş nı lmıkoruyucu.

bacanaklı k * Bacanak olma durumu. bacası tütmek * (aile için) yaş aması sürüp gitmek. bacası tütmez olmak * (aile için) dağ ı veya işbozulmak. lmak i bacı * Büyük kıkardeş z , abla. * Kıkardeş z . * Bir evde uzun zaman çalı ş lı nlara (daha çok yaş zenci kadı ş yaşkadı mı lı nlara) verilen unvan. * Tarikat ş eyhlerinin karı. sı * Osmanlımparatorluğ İ unda gümrük vergisi. * Zorla alı para, haraç. nan -baç * Fiilden isim türeten -maç/-meç ekinin türü. baççı baççı lı k bad * Baç alan kimse. * Baç alma işveya görevi. i * Yel, rüzgâr.

baç

badana

* Duvarları boyamak için kullanı sulandılmıkireç veya boya. lan rı ş

badana etmek (veya vurmak) * badanalamak, badana yapmak. badanacı * Geçimini badana yapmakla kazanan kimse. badanacı lı k * Badanacın yaptı iş nı ğ . ı badanalama * Badanalamak iş i. badanalamak * Duvarları boyamak için sulandılmıkireç veya plâstik boya sürmek. rı ş badanalanma * Badanalanmak iş i. badanalanmak * Badana yapı lmak. badanalatma * Badanalatmak iş i. badanalatmak * Badanalamak iş yaptı ini rmak. badanalı * Badana edilmiş olan. * Yüzüne çok pudra ve boya sürmüş olan (kadı n). badanası z * Badana edilmemiş . * Badanası bozulmuş . badas * Harman kaldıldı sonra yerde kalan toprak, çöp ve samanla karık tahı rı ktan ş ı l taneleri, harman döküntüsü. badat bade badehu badeli * Aş badesi içmiş k kimse. badeli âş ı k * Düş ünde bir pirin elinden aş badesi içerek saz çalısöyleyen halk ş k p airi. badem * Gülgillerden, yurdumuzun her yerinde yetiş ağ (Amygdalus communis). en aç * Bu ağ n yaş acı veya kuru yenilen yemiş i. * Birleş ikgillerden, ş ekeri çok, bir tür yer elması . *Ş arap, içki. * Ondan sonra.

badem ağ acı

* Gülgillerden ilkbaharda beyaz ve pembe renkli çiçekler açan yüksekçe bir bitki, badem (Amygdalus communis ve Prunus amygdalus). badem bık yı * Badem içi biçiminde üst dudağ her iki yanı yer alan bık. ı n nda yı badem ezmesi * Ezilmiş bademle yapı ş lan ekerleme. badem gibi * (salatalıiçin) taze ve gevrek. k badem gözlü * Badem içi biçiminde iri göz. badem içi * Bademin dıkabuğ alı ktan sonra kalan içi. ş u ndı badem kürk * Tilki postunun yalnıbacak kesiminden yapı kürk. z lan badem parmak * Baş parmak. badem ş ekeri * İ bir ş tabakası kaplanmıiç badem. nce eker yla ş badem tı rnak * Badem biçiminde uzunca tı rnak. badem yağ ı * Bademden çı lan ve deri, kösele gibi ş karı eyleri yumuş atmak için kullanı yağ lan . badema bademci * Bundan sonra, bundan böyle. * Badem satan kimse.

bademcik * Boğ n iki yanı birer tane bulunan, badem biçimindeki organ. azı nda bademli *İ çinde badem bulunan yiyecek. bademlik bademsi baderna badı ç * Bakla, fasulye, bezelye gibi taze sebzelerde, içinde tohumlarısı n ralanmıbulunduğ kabuk. ş u badı saba badi * Sabah vakti esen ve ruhu okş ayan, gönle ferahlıveren hafif rüzgâr. k * Ördek. * Badem ağ açları olan yer, badem bahçesi. çok * Badem biçiminde olan. * Halatı aş n ı nabilecek yerine sarı bez, halat sargı. lan sı

badi badi yürümek (veya gitmek, koş mak) * ördek gibi iki yana sallanarak yürümek (gitmek). badik * Ördek; palaz. * Kı boylu. sa

badikleme * Badiklemek iş i. badiklemek * Ördek gibi iki yana sallana sallana yürümek. badikleş me * Badikleş durumu. mek badikleş mek * Ördek gibi sağ sol yalpa vurarak yürüme eğ göstermek. a ilimi badire badiye * Birdenbire ortaya çı tehlikeli durum. kan * Çöl.

badminton * Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun. badya bagaj * Ağ geniş zı , yayvan, büyükçe su kabı . * Yolcu yükü. * Tren, vapur gibi taş ı tlarda yolcularıyüklerinin konulduğ yer. n u * Otomobillerin yük konulabilen, genellikle arkada olan bölümleri.

bagaj kapağ ı * Otomobillerde içine yük konulabilen bagajları kapatmaya veya kilitlemeye yarayan bölüm. bagaj kilidi * Bagaj kapağ kilitlemeye yarayan alet. ı nı bagaj memuru * Toplu taş yerlerinde ve araçları bagaj iş ı m nda lerini yürütmekle görevli kimse. baget * İ kı değ nce, sa nek. * Tı lanmı dikdörtgen biçiminde değ taş raş ş , erli . * Düş gramajlı ük küçük boy ekmek. bagetli bağ * Bir ş baş bir ş veya birçok ş topluca birbirine tutturmak için kullanı ip, sicim, ş tel gibi eyi ka eye eyi lan erit, düğ ümlenebilir nesne. * Sargı . * Bağ deste, demet. lam, * İ iliş rabı lgi, ki, ta. * Kemikleri birbirine bağ lamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. * Bageti olan.

bağ

* Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğ toprak parçası u . * Meyve bahçesi.

bağ bahçe * Bahçe gibi taş ı nmaz mal. bağ çağ bı ı * Bağ bahçelerde yetiş meyve fidanları, bitki ve özellikle üzüm kütüklerini budamaya yarayan kesici ve en nı alet. bağ bozmak * bağ üzümlerini toplamak. ı n bağ bozumu * Bağ ürünün toplanması da . * Bu iş yapı ğmevsim, güz, sonbahar. in ldı ı bağ budamak * bağ üzüm kütüklerini budamak. daki bağ çubuğ u * Asma fidesi. bağ doku * Hücre sayı az, hücre arası sı maddesi çok ve genel olarak diğ dokuları er birbirine bağ layarak destek görevi yapan doku. bağ fiil bağ a * Fiillerin zarf olarak kullanı ş lan ekilleri, ulaç, zarf fiil: gül-e gül-e, koş -arak, otur-up vb. * Kaplumbağ a. * Deniz kaplumbağ nıkabuğ asın u. * Kaplumbağ kabuğ a u. * Kaplumbağ kabuğ a undan yapı ş lmıveya bu kabuğ andır biçimde olan. u rı * Ur.

bağ bak, üzüm olsun, yemeye yüzün olsun a * kiş karş k beklediğiş istediğ alabilmek için gereken harcamaları i, ı lı i ten ini yapmalır. dı bağ an * Vakti gelmeden ölü doğ yavru, düş an ük. * Ölü doğ kuzunun derisi. an

bağ an boğ * Küsküt, ş eytansaçı . bağ cı * Bağ tirip ürününü satan kimse. yetiş * Bağ layan veya soğ haddehaneden çı metal ş bobinlere bant yapı ran (kimse). uk kan erit ş tı * Bağ iş kullanı ş biçiminde bağ lama inde lan erit .

bağ k cı

bağ klı cı * Bağolan, bulunan. ı bağ ksı cı z * Bağolmayan, bağ z. ı sı bağ lı cı k

* Bağ tirme ve ürününü satma iş yetiş i. Bağ dad'ı tamir etmek * karnı doyurmak. nı bağ dadî * Ağ direkler üzerine çakı ş talara sı vurularak yapı (duvar veya tavan). aç lmıçı va lan * Yapı kullanı çı larda lan ta.

bağ dalama * Bağ dalamak iş i. bağ dalamak * Düş ürmek için ayağ birinin ayakları takmak, çelme atmak. ı nı na bağ dama * Bağ damak iş i.

bağ damak * Birkaç ş birbirine geçirerek bağ eyi lamak. *İ çinden çılmayacak bir duruma getirmek, kör düğ etmek. kı üm bağ daş * Sağ ı uyluğ sol ayağsağ ayağsol un, ı uyluğ altı alarak oturma biçimi. un na bağ kurmak daş * bu biçimde oturmak. bağ ı daş k * Her yeri aynı özelliğgösteren, mütecanis, homojen. i bağ ı ma daş klaş * Bağ ı mak durumu. daş klaş bağ ı mak daş klaş * Aynı özelliğgöstermek, homojen duruma gelmek. i bağ ı tı daş klaşrma * Bağ ı tı iş daş klaşrmak i. bağ ı tı daş klaşrmak * Bağ ıduruma getirmek, homojenleş daş k tirmek. bağ ı k daş klı * Bağ ıolma durumu, homojenlik. daş k bağ ı daş lma * Bağ ı iş daş lmak i. bağ ı daş lmak * Bağ mak iş konu olmak. daş ine bağ ı daş m * Tutarlı tutarlı insicam. k, lı k, bağ ma daş * Bağ mak iş imtizaç. daş i, bağ mak daş * Anlaş uzlaş mak, mak, uymak, imtizaç etmek. * Çocuk oyunları arkadaş nda olmak. * Bağ kurup oturmak. daş

bağ maz daş * Uyuş tutarsı maz, z. bağ mazlı daş k * Uyuş k, geçimsizlik. mazlı bağ tıcı daşrı * Bağ ma sağ daş layan. bağ tı daşrma * Bağ tı iş daşrmak i. bağ tı daşrmacı * Bağ tı lıyanlı kimse. daşrmacı k sı bağ tı lı daşrmacı k * Pek çok değik öğ iş retiyi birleş tirmeyi amaçlayan felsefî veya dinî öğ reti. * Farklı kökenlere sahip değ ik kültür özelliklerini birleş iş tirme veya kaynaşrma iş tı i. bağ tı daşrmak * Bağ ması sağ daş nı lamak. bağ ı bağ ı cı * Büyücü. * Baş çı cı tan karı. bağ ı l * Görece, izafî. * Baş bir cisme uyarak sürüklenen, aynı ka zamanda kendine özgü bir kı ldanıda bulunan bir cismin mı ş ı görünürdeki bu kı ldanını niteliğ izafî. mı ş n ı i, bağ değ ı er l * Bir aritmetik sayını önüne + ve - iş sın, aretleri yazı ktan sonraki değ ldı eri. * Bir sayın rakamları her birinin bulunduğ basamağ göre aldı değ izafî değ nı ndan u a ğ er, ı er. bağ nem ı l * Bir metre küp hava içinde bulunan su buharı ı ğ n, aynıartlardaki havanıdoymuş buharın ağ ı rlını ş n su nı ağ ğ oranı ı ı rlına . bağ ı ldak * Beş ikteki çocuğ düş un memesi için beşe sarı bağ iğ lı lanan, kumaş yapı ş bağ p tan lmıenli . * Kadı n âdet zamanı bağ kları nları nda ladı bez. * Görece olma durumu, izafiyet, rölâtivite. * Bir ş veya bir kimsenin gücü ve etkisi altı bulunma durumu, tâbiiyet. eyin nda bağ ı mlama * Bağ ı mlamak iş i. bağ ı mlamak * Bir ş bağ altı sokmak, etkisi altı tutmak. eyi ı na m nda bağ ı ma mlaş * Bağ ş iş ı mak i. mla * Büyü, sihir.

bağ k ı llı bağ ı m

bağ ı mak mlaş * Bir ş veya bir kimseye tamamen bağ olmak. eye ı mlı bağ ı mlı * Baş bir ş istemine, gücüne veya yardı na bağ olan, özgürlüğ özerkliğolmayan, tâbi. ka eyin mı lı ü, i

bağ sı cümle ı ralı mlı * Anlam bakı ndan birbirine bağ olan ve özneleri, tümleçleri veya yüklemleri ortak olan cümle. mı lı bağ lı ı k mlı * Bağ olma durumu, tâbiiyet. ı mlı bağ z ı msı * Davranı nı ş , tutumunu, giriş ları imlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen, hür, özgür, müstakil. * Herhangi bir kuruluş partiye bağ olmayan kimse. a, lı bağ z milletvekili ı msı * Herhangi bir partinin adayı olmadan seçilen veya herhangi bir partiye bağ olmayan milletvekili, bağ z. lı ı msı bağ z sı cümle ı msı ralı * Anlam bakı ndan birbirine bağ olduğ hâlde özneleri, tümleçleri, yüklemleri ayrı cümle. mı lı u olan bağ zlaş ı msı ma * Bağ zlaş iş ı msı mak i. bağ zlaş ı msı mak * Bağ z duruma gelmek. ı msı bağ zlaşrma ı msı tı * Bağ zlaşrmak iş ı msı tı i. bağ zlaşrmak ı msı tı * Bağ z duruma getirmek. ı msı bağ zlı ı msı k * Bağ z olma durumu veya niteliğ istiklâl. ı msı i, bağ ı n * İ aatta veya kazı rası toprağ çökmesini önlemek için yerleş nş sı nda ı n tirilen parça veya dayak. bağ vurmak ı n * kazı duvarların çökmemesi için bağ nı ı nlarla desteklemek. bağ ı ntı * Bir nesneyi baş bir nesne ile uyarlı lan bağ ka kı . * Eş , kavramları tasarı birlik, bağlı birliktelik gibi durumlarda toplayan görünüş yayı veya mları lı k, veya nitelik, görelik, bağ k, izafet, rölâtivite. ı llı * İ veya daha çok nitelik arası matematik iş ki nda lemleri yardı ile kurulan bağlıveya eş mı lı k itlik. bağ cı ı ntı * Bağ cı yanlıolan kimse, göreci, rölâtivist. ı lı ntı k sı bağ cı ı lı ntı k * Bağ lı öğ ı lı retisi; özellikle bilginin bağ lı ntı k ı olduğ ileri süren her türlü felsefe öğ ntı unu retisi; görecilik, izafiye, rölâtivizm. bağ lı ı ntı * Varlı baş bir ş varlına bağ bulunan, mutlak olmayan, göreli, izafî, nispî, rölâtif. ğ ka ı eyin ğ ı lı bağ lı ı lı ntı k

* Var olabilmek veya belirlenebilmek için, bağ yolu ile baş bir ş bağ bulunma durumu, görelilik, ı ntı ka eye lı izafiyet, rölâtivite. bağ ı r * Göğ üs. * (ok yayı dağ ve için) Orta bölüm. * Ciğ bağ er, ı gibi vücut boş rsak lukları bulunan organlarıortak adı a. nda n , ahş

bağ yeleğ ı r i * Eskiden zı altı giyilen, köseleden yapı ş rh na lmıyelek. bağ ı rdak bağ ı rgan * Bağ p çağ tepkisini hemen ve sert bir ş ı rı ı ran, ekilde dı vuran kimse. ş a bağ yanmak ı rı * üzüntü çekmek, çok acı duymak. * çok susamıolmak. ş bağ p çağ ı rı ı rmak * öfkeyle bağ ı rmak. bağ ş ı rı * Bağ ı işveya biçimi. rmak i * Bağ ı ldak.

bağ ş ış ı çağ rı rı * Gürültü, ş amata. * Gürültüyle, ş amata ederek. bağ ş ı ma rı * Bkz. bağş rı ma. bağ ş ı mak rı * Bkz. bağş rı mak. bağ ı rma bağ ı rmak * Bağ ı iş rmak i. * (insan) Yüksek ve gür ses çı karmak. * Kendini belli etmek. * Yüksek sesle azarlamak. * Sindirim organın mideden anüse kadar olan, ince bağ ve kalıbağ nı ı rsak n ı rsaktan oluş bölümü. an

bağ ı rsak

bağ ı askı rsak sı * İ bağ ı nce ı karnı arka bölümüne bağ rsağ n layan ve karızarın bir bölümünden oluş askı n nı an . bağ ı iltihabı rsak * Sindirim organı oluş iltihabî durum ve buna bağ hastalı nda an lı k. bağ ı ingini rsak * Çoğ unlukla sürgün ve karı ağsı beliren bağ n rı ile ı iltihabı rsak . bağ ı kazı sı rsak ntı * Kalı bağ n ı hastalı nda çı lan sümüksü madde. rsak kları karı bağ ı kurdu rsak * Omurgalı n ve de özellikle insanlarıbağ ı yaş asalak solucan. ları n ı nda ayan rsağ

bağ ı otu rsak * Farekulağ ı . bağ ı solucanı rsak * Ortalama 25 cm boyunda, insanları özellikle çocukları bağ n, n ı rsakları asalak olarak yaş yuvarlak nda ayan solucan, askarit. bağ ı rsakları deş nı erim * "canı kı m, öldürürüm" anlamı korkutmak, gözdağvermek üzere kullanı na yarı nda ı lı r. bağ ı rtı * Bağ sesi. ı rma

bağ ı rtkan * Çok bağ p çağ ı rı ı huyunda olan (kimse). rmak bağ ı rtlak bağ ı rtma * Orta büyüklükte, eti sevilen bir cins göçebe ördek (Querquedula). * Bağ ı rtmak iş i.

bağ ı rtmak * Bağ ı na yol açmak. rması * Bir haberi, bir isteğ birinin aracı ı duyurmak. i, lıyla ğ bağ ı ş * Bağlamak iş ı ş i veya biçimi. * Bağlanan ş hibe, teberru. ı ş ey, * Bağ yapan kimse. ı ş * Herhangi bir ödevin veya yükümlülüğ dında kalan, muaf. ün ş ı * Bazı mikroplara karşaşveya doğ yolla direnç kazanmıolan. ıı al ş bağ ı k ıklı ş * Bir ödevin veya yükümlülüğ dında kalma durumu, muafiyet. ün ş ı * Bazı mikroplara karşaşveya doğ yolla kazanı ş ıı al lmıdirenç durumu. bağ ı k bilimi ıklı ş * Bağı k olayların ortaya çı ş ıklı ş nı kma artları, geliş nı imini, alı nabilecek önlemleri ve yapı labilecek tedaviyi inceleyen tı dalı p , immünoloji. bağ lama ı ş * Bağlamak işaffetme, af. ı ş i, * Hibe etme. bağ lamak ı ş * Bir mal veya hakkı ı beklemeden birine vermek, teberru etmek. karş k lı * Herhangi bir kötü davranıiçin ceza vermekten vazgeçmek, affetmek. ş * Görevden çekmek, almak. * Deyimlerde "Tanrı esirgesin, ayı n" gibi anlamlarda kullanı rması lı r. bağ lamamak ı ş * karş ndakinin yanlından, kusurundan doğ fı ı sı ş ı acak rsatları rmamak, acı kaçı madan değ erlendirmek. bağ lanma ı ş * Bağlanmak işaffedilme. ı ş i,

bağ çı ı ş bağ ı ık ş

bağ lanmak ı ş * Bağlamak iş konu olmak, affa uğ ı ş ine ramak, affedilmek, affolunmak. bağ latma ı ş * Bağlatmak iş ı ş i. bağ latmak ı ş * Bağlamak iş yaptı ı ş ini rmak. bağ layı ı cı ş * Bağlayan. ı ş bağ ı t bağ ı tçı * Sözleş akit, mukavele, kontrat. me, * Bağ yapanlardan her biri, âkit. ı t

bağ ı tlanma * Bağ ı tlanmak işveya durumu. i bağ ı tlanmak * Bağ ile sonuçlanmak. ı t bağ ma ı tlaş * Bağ mak iş ı tlaş i veya durumu. bağ mak ı tlaş * Araları bağ yapmak. nda ı t bağ ı tlı * Bağ sözleş ile bağ ı tla, me lanmıolan. ş bağ kesen bağ laç * Makaslı böcek.

* Eş görevli kelimeleri veya önermeleri birbirine bağ layan kelime türü, rabıVe, ya, veya, ya da birer t: bağ r. laçtı bağ grubu laç * Bağ öbeğ laç i. bağ öbeğ laç i * Bağ veya bağ z birbirine bağ laçla laçsı lanmıolan, aynı ş nitelikte iki veya daha çok kelimeden oluş öbek. an bağ laçlı * Bağ olan. lacı bağ tamlama laçlı *İ simleri, sı fatları na bağ alan isim veya sı tamlaması arası laç fat . bağ yan cümle laçlı * Birleş cümlelerde ki bağ yla temel cümleye bağ ik lacı lanan yan cümle. bağ ğyerde otlamak ladı ı * Bkz. bı ğ (bı ğ bağ ğ (bağ ğ yerde (çayı otluyorsun (otluyor). raktım raktı) ı ı ladım ı ladı) ı rda) bağ lam * Cinsleri aynı birbirine yakıolan ş veya n eylerin bir arada bağ lanmı, demet, deste. ş ı * Bir ş iirdeki dörtlüklerin her biri, bent. * (herhangi bir olguda) Olaylar, durumlar, iliş örgüsü veya bağ sı kiler lantı, kontekst.

* Bir dil birimini çevreleyen, ondan önce veya sonra gelen, birçok durumda söz konusu birimi etkileyen, onun anlamı, değ belirleyen birim veya birimler bütünü, kontekst. nı erini bağ lama * Bağ lamak iş i. * Üç çift telli olan ve mı zrapla çalı bir saz. nan * Yapı duvarları larda birbirine bağ layan kirişputrel vb. ,

bağ lama zarf fiili * Ve bağ görevinde kullanı lacı larak, kendinden sonraki çekimli fiile veya fiilimsiye zaman ve kiş i bakı ndan uyan -ıekini almıfiil: Gelip gitti (Geldi ve gitti) Gülüp geçti (Güldü ve geçti) gibi. mları p ş bağ lamacı * Bağ lama yapan veya satan kimse. * Bağ çalan kimse. lama bağ lamacı lı k * Bağ lamacın işveya mesleğ nı i i. bağ lamak * Bağ veya baş bir araçla tutturmak. ka * Düğ ümlemek. * (yara için) İ koyup bezle sarmak. lâç * Denk yapmak, paket yapmak. * Oluş mak, tutmak, meydana gelmek. * Bir iş veya kimse için ayı rmak, tahsis etmek. * (bir iş için) Anlaş yapmak. ma * Birinde bir ş karşilgi, istek uyandı eye ı rarak o ş ilgi, yakı k duyması sağ eye nlı nı lamak. * Uyulması zorunlu olmak. * Baş bir iş uğ amaz durumda olmak. ka le raş * Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. * Gönlünü kazanmak. * Bütün ilgisini bir yerde yoğ tı unlaşrmak. * Geçiş i engellemek. bağ lamalı k * Bağ yapmaya yarayan. lama bağ lamsal * Bağ ile ilgili. lam bağ lamsal anlam * Bir sözün kullanı veya amaçlanan bağ göre anlam kazanması lan lama . bağ lanak bağ m lanı * Bağ lacak ş bağ , irtibat. lanı ey, lantı * Bağ lanmak iş i veya biçimi. * (siyasî veya sosyal konularda) Yan tutma.

bağ ş lanı * Bağ lanmak iş i veya biçimi. bağ lanma * Bağ lanmak iş i. bağ lanmak * Bağ lamak iş konu olmak. ine * Sevmek, içten bağ olmak. lı * Beklenen ş elde edilmez olmak. ey * Yalnı belli bir iş uğ mak. zca le raş

* Bir ş bir kimseye ayrı ey lmak, tahsis edilmek. bağ lantı * İ veya daha çok ş birbiriyle bağ, iliş veya ilgili bulunması ki eyin lı ik , irtibat. * İ ş arası iliş sağ ki ey nda ki layan bağ . bağ borusu lantı * Katlardaki pis ve kirli suları toplayan, kolona ileten boru. bağ kurmak lantı * irtibat sağ lamak. * haberleş sağ me lamak. bağ ünlüsü lantı * Bkz. bağ cı layı ünlü. bağ ünsüzü lantı * Bkz. bağ cı layı ünsüz. bağ yapmak lantı * iliş kurmak; anlaş sözleş yapmak. ki ma, me bağ lı lantı * Araları bağ bulunan, irtibatlı talı nda lantı , rabı . bağ sı lantız * Araları bağ bulunmayan. nda lantı * Askerî, siyasî yönden hiçbir bloka bağ olmayan (ülke), bloksuz. lı bağ sıülkeler lantız * Bağ sı k siyaseti izleyen ülkeler, bloksuz ülkeler. lantızlı bağ sı k lantızlı * Bağ sıolma durumu. lantız bağ sı k politikası lantızlı * Askerî, siyasî yönden hiçbir bloka girmeme siyaseti. bağ sı k siyaseti lantızlı * Bağ sıülkelerin izlediğsiyaset. lantız i bağ ı laş k * Araları anlaş veya sözleş sağ nda ma me lanmıolan (kimse veya topluluk), müttefik. ş * Sonuç, sebep gibi birbiriyle sı sıya bağ ve karşklı ı olan (nesne, terim). kı kı lı ı bağ lı mlı

bağ ı k laş klı * Bağ ıolma durumu. laş k bağ ı laş m * Eş leme. * Araları ortak çı bulunan devletler iliş nda kar kisi.

bağ ı laş mlı * Araları karş klı nda ı destek ve bağ lı bulunan. lı ı k mlı bağ ma laş * Bağ mak iş ittifak. laş i,

bağ mak laş * Bir ş yapmak için birbirine antlaş veya sözleş ile bağ ey ma me lanmak, ittifak etmek. bağ latma

* Bağ latmak iş i. bağ latmak * Bağ lamak iş yaptı ini rmak. bağ cı layı * Bağ niteliğolan. lama i * Bağ lamaya ve birleş tirmeye yarayan: "Ve" bağ cı edattı layı bir r. * Uyulması zorunlu. bağ cı layı ünlü * Ünsüzle biten kelime kök ve gövdelerine ünsüz ile baş layan eklerin getirilmesi sı nda ve kök ile eki rası birbirine bağ layan ünlü: al-ı aç-ı -r, -l-mak, gec-i-k-mek vb. bağ cı layı ünsüz * Ünlü ile biten kelime kök ve gövdelerine ünlü ile baş layan bir ek eklendiğ araya giren y ünsüzü, inde koruyucu ünsüz: okul-da-y-ı eski-y-ince vb. m, bağ lı * Bir bağ tutturulmuş ile olan. * Gerçekleş bir ş gerektiren, tâbi, vabeste. mesi artı * Bir kimseye, bir düş ünceye, bir hatı saygı aş gibi duygularla bağ raya veya k lanan, tutkun. * Sırlanmı sırlı nı ş nı. , * Kapatı ş lmıolan, kapalı . * Bir kuruluş yetkisi altı bulunan. un nda * Bir halk inanına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş ş ı (erkek). * Sadı k. bağ kalmak lı * uymak, tâbi olmak. bağ kredi lı * Kredi açan ülkeden mal veya hizmet satıalı n nmasıartı sağ ş ile lanan kredi. bağ olmak lı * tâbi bulunmak. bağ su lı bağk lı * Ağ hücre zarın emdiğve taş ğsu. açta nı i ı ı dı * Bağ yeri, üzüm bağ çok olan (yer). ları

bağk bahçelik,-ğ lı i * Bağ bahçesi zengin ve bol olan (yer). ı , bağlaş lı ı k * Biri ötekine bağ olarak var olan; biri olmadan öteki düş lı ünülemeyen iki ş bu iliş yönünden durumu. eyin, ki bağlaş lı ı m * İ veya daha fazla değ ken arası ki iş ndaki bağ . ı ntı * Organizmanıdeğik yapı n iş , özellik ve olayları görülen karş klı korelâsyon. nda ı ilgi, lı bağlaş lı ma * Bağlaş iş lı mak i. bağlaş lı mak * İ ş arası karş klı ı olmak veya bağlıkurmak. ki ey nda ı bağ lı ntı lı k bağlı lı k * Bağ olma durumu, merbutiyet. lı * Birine karş sevgi, saygı yakı k duyma ve gösterme, sadakat. ı , ile nlı

* Bkz. Bağlaş lı ı m. bağ naz * Bir düş ünceye, bir inanı aş ölçüde bağ p ondan baş bir düş ve inanıkabul etmeyen, ş ı a rı lanı ka ünce ş ı mutaassı p. bağ nazlaş ma * Bağ nazlaş durumu. mak bağ nazlaş mak * Bağ duruma gelmek. naz bağ k nazlı * Bağ olma durumu, bağ naz nazca davranı taassup. ş , * Bir düş ünceye, bir inanı aş ölçüde bağ p ondan baş nı ünmeme durumu, taassup. ş ı a rı lanı kası düş bağ yanı rı k * Çok dert, acı kı çekmiş , sıntı . bağ yufka rı * Yufka yürekli, merhametli. bağ kara rı *İ skete kuş unun bir türü (Saxicola torquata). bağ na basmak rı * kucaklamak. * biriyle ilgilenerek onu koruyup kayı rmak, yetiş tirmek. bağ na taş rı basmak * sesini çı karmaksın her türlü acı katlanmak. zı ya bağ nı rı delmek * çok dokunmak, içine iş lemek. bağ nı rı ezmek * üzülmek, dertlenmek. bağ ş rı * Bağ ı işveya biçimi. rmak i bağ ş rı rıçağş * Gürültü, ş amata. * Gürültüyle, ş amata ederek. bağ şçağş rı a rı a * Büyük gürültü ederek, bağ ı çağ rarak ı rarak. bağ ş rı ma * Bağş işbirlikte bağ rı mak i, ı rma.

bağ ş rı mak * Birlikte veya karşklı ı ı bağ lı rmak. bağ şrma rı tı * Bağşrmak işveya durumu. rı tı i bağ şrmak rı tı * Bağ ı na yol açmak, hep birden bağ rması ı rtmak. bağ z sı * Bağbulunmayan. ı

baha

* Paha.

baha biçmek * değ belirlemek. erini bahadı r * Savaş larda, çarpı ş malarda gücü ve yı lmazlıyla üstünlük kazanan veya yiğ gösteren (kimse). ğ ı itlik

bahadık rlı * Bahadı r olma özelliğ durumu. i, Bahaî Bahaîlik bahane * Bahaîlik yanlı kimse. sı * XIX. yüzyı Babîlikten doğ olan, İ lda muş ran'dan baş Avrupa ve Amerika'da da yayı ş din. ka lmıbir * Bir ş gerçek sebebi gizlenerek ileri sürülen sözde sebep. eyin

bahane aramak * bir işyapmamak için sebep aramak. i bahane bulmak * bir işyapmak veya yapmamak için sözde sebep göstermek. i bahane etmek * herhangi bir ş sebep olarak ileri sürmek. eyi bahaneli * Bahanesi olan.

bahanesiz * Bahanesi olmayan. bahar * Kuzey yarı küre için, 21 Martta gündüz gece eş iyle baş m itliğ layarak 22 Haziranda gün dönümü ile biten, kıve yaz arası ş ndaki mevsim; ilkyaz, ilkbahar. * Bu mevsimde ağ açlarda açan çiçekler ve yapraklar. * Gençlik çağ ı . bahar * Yiyecek ve içeceklere hoş koku ve tat vermek için kullanı tarçı karanfil, zencefil, karabiber gibi lan n, maddeler. bahar bayramı * Genellikle mayıayın ilk günlerinde kutlanan bayram. s nı bahar dönemi * Yı kı sonra gelen ilk ayları lı ş n tan . bahar nezlesi * Bkz. saman nezlesi. bahar noktası *İ lkbaharda gündüz gece eş i anı güneş gök ekvatoru çizgisi üzerinde bulunduğ nokta. itliğ nda in u baharat * Tarçı karanfil, zencefil, karabiber gibi maddelerin toplu adı n, .

baharatçı * Baharat satan kimse. baharatçı lı k * Baharat satma iş i. baharatlandı rmak * Baharat ile süslemek, lezzetlendirmek veya baharat ekmek. baharatlı * Baharatı olan. baharatsı z * Baharatı olmayan. baharcı * Baharat alı satı yla uğ an (kimse). m mı raş

baharı ı vurmak baş na * (alay yollu) gençliğ verdiğcoş in i kuyla gereksiz veya aş davranı bulunmak. ı rı ş ta bahariye baharlı bahçe * Divan edebiyatı bahar tasviri ile baş nda, layan kaside. *İ çinde karabiber, karanfil, tarçı gibi bahar bulunan. n * Sebze yetiş tirilen yer, bostan. * Çiçek ve ağ yetiş aç tirilen yer.

bahçe domatesi * Tarla ve bahçelerde sun'î gübre kullanmadan, doğ olarak yetiş al tirilen domates türü. bahçe kekiğ i * Bahçelerde özel yöntemlerle yetiş tirilen kekik. bahçe makası * Çeş ot ve bitkileri düzgün kesmek ve budamak amacı yapı bir makas türü. itli yla lan bahçe nanesi * Bahçelerde yetiş tirilen bir nane türü. bahçeci * Çiçek, ağ ve sebze yetiş aç tirme iş uğ an kimse. iyle raş

bahçecilik * Bahçecinin iş i. * Bahçe yapma iş i. bahçeli * Bahçesi olan. bahçelik * Bağ , bahçeleri olan (yer). ları

bahçemsi * Bahçeye benzeyen, bahçe gibi düzenlenmiş yer. bahçesiz * Bahçesi olmayan.

bahçı van

* Geçimini bahçe ürünlerini yetiş satmakla sağ tirip layan kimse. * Bir bahçenin düzenlenmesi ve bakı yla görevli kimse. mı

bahçı vanlı * Bahçı bulunan. vanı bahçı k vanlı * Bahçı n yaptı iş vanı ğ . ı bahir * Deniz. * Aruzdaki vezin takı ndan her biri. mları * Mevlid'in bölümlerinden her biri. bahis * Konuş ş konu. ulan ey, * Görüş ünde veya iddiası haklı kacak tarafa bir ş verilmesini kabul eden sözlü anlaş nda çı ey ma. * Söz. * Bir kitabıbölümlerinden her biri. n

bahis açmak (veya açı lmak) * belli bir konuda konuş maya baş lamak (baş lmak). lanı bahis konusu * Söz konusu. bahis mevzuu olmak * üzerinde konuş ulmak, söz konusu olmak. bahis tutuş mak * karşklı ı bahse girmek. lı bahisçi * Oyunlarda veya at yarı nda yarın sonuçları tahmin ederek bahis oynayan veya oynatan kimse, ş ları ş ı nı müş terek bahisçi. bahname bahrî bahrî bahriye * Bir devletin deniz güçlerinin ve kuruluş nıbütünü. ların bahriye çifte tellisi * Hareketli bir halk oyunu ve ezgisi. bahriyeli * Deniz Kuvvetlerine bağ asker. lı * Deniz Harp Okulu öğ rencisi. *İ çinde cinsel konularla ilgili açısaçıyazı n, resimlerin bulunduğ eser. k k ları u * Denizle ilgili. * Yalı nı çapkı.

bahse girmek * görüş ünde veya iddiası haklı kacak tarafa bir ş verilmesini kabul eden sözlü anlaş yapmak. nda çı ey ma bahsetme * Bahsetmek iş i.

bahsetmek * Bir konu üzerinde söz söylemek, konuş sözünü etmek. mak, bahsi geçmek * bir konu üzerinde konuş ulmuş olmak. bahsi kapamak * bir konu üzerindeki konuş mayı kesmek. bahsi kaybetmek * ileri sürülen, savunulan görüş yanlıolduğ ortaya çı ün ş u kmak. bahsi kazanmak * ileri sürülen, savunulan görüş doğ olduğ belli olmak. ün ru u bahsi tazelemek * konuş mayı konu üzerine getirmek. aynı bahş etme * Bahş etmek iş i. bahş etmek * Bağlamak, sunmak. ı ş bahş iş * Bir hizmet görene hakkı ayrı ndan olarak verilen para.

bahş (veya beleşatıdiş bakı iş ) n ine lmaz * para verilmeden sağ lanan bir ş ufak tefek kusurları hoş eyin nı görmelidir. baht * Olacakları kaçılmaz olduğ belirleyen ilâhî iradenin insan için veya bir toplum için çizdiğhayat tarzı n, nı unu i , kader, talih. * Ş mutluluk. ans, baht iş i * Talihe bı lmı talihe bağ iş rakı ş , lı.

bahtı k açı * Talihli. bahtı k olmak açı * bir konuda ş yaver gitmek, talih yüzüne gülmek. ansı bahtı lmak açı * talihi dönüp uygun duruma veya arzulanan sonuca gelmek. bahtı lı bağ olmak * talihi kapalı olmak. * (kı için) evlenecek istekli çı zlar kmamak. bahtı kapanmak * talihsizliğ uğ e ramak, istenen sonuca ulaş mamak. bahtı kara * Mutsuz, talihsiz. bahtı olmak kara * sürekli olarak talihi yaver gitmemek, mutsuz olmak. bahtı küsmek na * talihsizliğ inden yakı nmak.

bahtiyar

* Bahtı olan, bahtlı , talihli, mutlu.

bahtiyarlı k * Bahtlı olma durumu, mutluluk. bahtlı bahtsı z * Bahtı olan, mutsuz, talihsiz. kötü bahtsı k zlı * Bahtsıolma durumu, mutsuzluk. z bahusus bak bak! bak! * iş te. * ş ma anlatı aş r. * küçümseme bildirir. bakaç * Dürbün. * Hele, özellikle, üstelik. * ş ma bildirir. aş * Bahtı olan, mutlu, talihli. iyi

bakakalma * Bakakalmak iş i veya durumu. bakakalmak * Ş kı ğ uğ p ne yapacağ bilmez durumda kalmak. aş nlı rayı a ı nı bakalı (veya bakayı m m) * içinde yer aldı cümlenin güvensizlik, kuş merak, uyarma gibi anlamları pekiş ğ ı ku, nı tirir. bakalit bakalitli * Bakalit bulunduran, bakalit kaplamalı . bakalorya * (eskiden üniversite ve yüksek okullara girebilmek için lise öğ reniminden sonra verilen) Olgunluk sı . navı bakam bakan * Baklagillerden, odunundan kı zı rmı boya çı lan bir ağ bakkam (Haematoxylon campechianum). karı aç, * Formaldehit ile bir fenolün yoğ ması unlaş sonucu elde edilen yapay reçine.

* Bakmak iş yapan (kimse). ini * Hükûmet iş lerinden birini yönetmek için, genellikle milletvekilleri arası ndan, baş bakan tarafı seçilerek ndan cumhurbaş nca onaylandı sonra iş ı getirilen yetkili, vekil, nazı kanı ktan baş na r. bakanak * Geviş getiren hayvanları ayakların arkası n nı ndaki körelmiş rnak, kemik çıntı. tı kı sı

bakanlar kurulu * Baş bakan ve bakanlardan oluş kurul, hükûmet. an

bakanlı k

* Bakan olanıdurumu ve görevi, vekillik. n * Bakanı yönetimi altı n ndaki kuruluş n bütünü veya bu kuruluş n bulunduğ yer, nezaret, vekâlet. ları ları u * Öküz, sır. ğ ı

bakar

bakar kör * Gözleri sağ göründüğ hâlde göremeyen. lam ü * Çok dikkatsiz (kimse). bakar mını sız? * seslenme ünlemi. bakara *İ skambil kâğ ile oynanan bir kumar. ı dı bakarak bakarsı n bakaya * göre. * olur ki.

* Kalı lar. ntı * Askerlik çağ girenlerden son yoklamada bulunarak askere alı ş ı na nmıoldukları hâlde çağldı nda rı kları gelmeyen veya gelip de kı na gitmeden toplandı yerlerden veya yollardan savuş taları kları anlar. * Ait olduğ yı u l içinde toplanamayı ertesi yı kalan vergiler. p la bakı * Özellikle dağk yörelerde bir yamacı güneşş na, güneye veya kuzeye karşkonumunu belirleyen, lı n ınları ı ı bunun sonucu olarak da doğ ş al artları tespit eden durumu. nı * Fal. bakı cı * Bakmak iş görevlendirilen kimse. iyle * Bir ş satıalmayı ünmeden yalnı bakarak ilgilenen (kimse). eyi n düş zca * Falcı . bakılı cı k * Bakmak iş i. * Falcı lı k. * Bakı iş lmak i. * Bakmak iş konu olmak veya bakmak iş lmak. ine i yapı bakı m * Bir ş iyi geliş eyin mesi, iyi bir durumda kalması verilen emek veya emek verme biçimi. için

bakı lma bakı lmak

bakı evi m * Bakı ihtiyacı kimselerin bakı kları ndı kuruluş ma olan ldı , barı kları . * Kademe. * Kurum ve kuruluş motorlu araçlarıonarı ğve korunduğ yer veya birim. larda n ldı ı u bakı yapmak m * araç ve gereçlerin düzenli çalı ş için onarı nı ması mı yapmak. bakı yurdu m * Yoksul veya kimsesiz yaş ve sakatları barı rı bakı kları lı n ndılı p ldı yurt, darülâceze.

bakı mcı * Bakı iş yapan kimse. m ini bakı ndan mı * Bakıveya görüş sı ş açı, yönü, değ erlendirme açı, -e göre. sı bakı mlı bakı k mlı * Filmin kartpostal büyüklüğ ünde cam bir perde üzerinde görünmesini sağ layan cihaz. bakı lı mlı k * Bakı olma durumu. mlı bakı z msı * Özen gösterilmemişbakı , lmamı ş . bakı zlı msı k * Bakı z olma, terk edilme, yüzüstü bı lma durumu. msı rakı bakı ncak * Tüfeklerde hedefin uzaklına, yakı ğ göre ayar edilecek biçimde yapı ş kalkar gez, niş ğ ı nlına ı lmıiner angâh. bakı ndı bakı nma * Bak hele, olacak ş mi? gibi ş ma anlatı ey aş r. * Bakı nmak iş i. * İ bakı şüzerinde iyi çalılmı yi lmı , ş ş ı .

bakı nmak * Bakmak iş lmak, çevreye göz gezdirmek, araşrmak. i yapı tı * Muayene olmak. bakı r * Atom numarası yoğ 29, unluğ 8.95 olan, 10840 C ye doğ eriyen, doğ serbest veya birleş olarak u ru ada ik bulunan, ı ve elektriğiyi ileten, kolay dövülür ve iş olduğ sı i lenir undan eski çağ lardan beri türlü iş lerde kullanı kıl lan, zı renkli element. Kı saltması Cu. * Bakı yapı ş rdan lmıkap. * Bakı yapı ş rdan lmı . bakı ı r alaş mı * %1'in üzerinde çözünmüş elementlerin oluş turduğ bakı ı nı genel adı u r alaş mların . bakı ğ r çalı ı * Bakıtuzları zehirli duruma gelmiş r ile . * Yeş çalar mavi renk. ile bakı r çalmak * (bakı r kaptaki yemek) bakı r tuzları zehirli duruma gelmek. ile bakı r kaplama * Demir benzeri madenlerin yüzeyinde bakıkatman oluş r turma iş lemi. bakı r oksit * Kimyasal formülü CuO veya Cu2O olan bakın oksit biçimi. rı bakı r pası * Bakıüzerinde nemli havalarda oluş bakı r an r hidrokarbonat. bakı r rengi

* Kıla yakı kahverengi. zı n * Bu renkte olan. bakı r sülfat * Göz taş ı . bakı ı r taş * Malakit. bakı r tuzu * Bakısülfat, göz taş r ı . bakı rcı * Bakıiş r leyen veya bakıkap kacak satan kimse. r

bakı lı rcı k * Bakıkap yapma veya satma iş r i. bakı ma rlaş * Bakı mak durumu. rlaş bakı mak rlaş * Bakırengini almak, (rengi) bakın rengine benzemek. r rı bakı rlı bakı ş * Bakıiçeren maddeler. r * Bakmak iş i veya biçimi.

bakıaçı ş sı * Bir olayda, konuyu, düş ünceyi belirli bir yönden inceleme, görüş sı açı. bakıatmak ş * kı bir sürede bakı geçmek. sa p bakık ş ı * Bkz. bakımlı ş . ı

bakıksı ş z ı * Bkz. bakımsı ş z. ı bakım ş ı * İ veya daha çok ş arası konum, biçim ve belirli bir eksene göre ölçü uygunluğ ki ey nda u. * Eksen olarak alı bir doğ nan rudan, benzer noktaları ı olarak aynı karşklı lı uzaklı bulunan iki benzer kta parçanıbirbirine göre olan durumu, tenazur, simetri. n bakımlı ş ı * Bakımı ş bulunan, simetrik, mütenazı ı r. bakımsı ş z ı * Araları bakım bulunmayan (iki ş veya iki yanı nda bakım olmayan (bir ş asimetrik. nda ş ı ey) arası ş ı ey), bakımsı k ş zlı ı * Bakımsıolma durumu, asimetri. ş z ı bakı ş ma * Bakı ş iş mak i.

bakı ş mak * İ veya daha çok kimse birbirine bakmak. ki * Kaçamak ve gizli olarak birbirine bakmak.

baki

* Sürekli, kalı, daimî. cı * Bir ş eyden artan (miktar).

baki kalmak * sürekli, kalı olmak. mlı * bir ş eyden artmak. * artakalan, geride kalan, öteki. bakir * Cinsel iliş bulunmamı(erkek). kide ş * El değ memişkullanı , lmamı ş . * (toprak için) İ ş lenmemiş . * Eskimemişyı , pranmamı yeni. ş , bakire bakirelik bakirlik * Bakir olma durumu; el değ memiş bozulmamık. lik, ş lı bakiye * Artı artan, kalan, geri kalan. k, * Kalı . ntı * Yiyecek, içecek ve baş ihtiyaç maddelerini perakende olarak satan kimse. ka * Bu gibi ş eylerin satı ğdükkân. ldı ı * Cinsel iliş bulunmamıdiş kı kıoğ kı kide ş i; z, z lan z. * Bakire olma durumu, erdenlik.

bakkal

bakkal çakkal * Bakkal ve benzeri iş uğ an esnaf için küçümseme sözü. lerle raş bakkal defteri * Karık, düzensiz yazı dolu defter. ş ı larla bakkal kâğ ı dı * Kalı ve kaba kâğ n ı t. bakkala bı rakma! * bir iş"bakalı diyerek savsaklamak isteyenlere söylenir. i m!" bakkaliye * Bakkal dükkânı satı ş nda lan eyler. * Büyük bakkal dükkânı .

bakkallı k * Bakkalı iş n i. bakkam bakla * Bkz. bakam. * Baklagillerden, yurdumuzun her yerinde yetiş tirilen, taneleri badıiçinde bulunan bir bitki (Vicia faba). ç * Bu bitkinin yeşürünü veya kuru tanesi. il * Bir zinciri oluş turan halka veya parçalardan her biri.

bakla çiçeğ i * Sarı rak eflâtuna çalan beyaz renkte olan bitki. mtı

* Bu renkte olan. bakla dökmek (veya atmak) * bakla ile fala bakmak. bakla falı * Bakla taneleri ile bakı bir fal türü. lan bakla ı slanmamak * Bkz. ağ nda bakla ı zı slanmamak. bakla kadar * (bit, pire gibi küçük böcekler için) çok iri. bakla kı rı * Beyazı almı beyazlamaya yüz tutmuş çoğ ş , renk. * At donları koyu ve iri lekeli kı ndan r. bakla oda nohut sofa * Bkz. nohut oda. baklagiller * Bakla, fasulye, akasya, keçiboynuzu gibi, badı pek çok sebze ve ağ çlı açları alan, iki çenekli ayrı içine taç yapraklı lardan büyük bir bitki familyası , bakliye. baklalı baklalı k * Baklası olan. * Bakla tarlası .

baklamsı * Bakla biçiminde olan. baklamsı meyve * Bkz. badı ç. baklan baklava * Anguta benzeyen kı zı rmı renkli bir çeş yaban kazı it (Otis tarda). * Çok ince yufkadan yapı arası kaymak, fı k, ceviz, badem gibi ş konulan tatlı larak na stı eyler . * Eş kenar dörtgen biçiminde olan nesne.

baklava açmak * baklava yapmak için gerekli olan ince yufkaları rlamak. hazı baklava börek * (bir baş ş karş tıldında) çok kolay ve zevkli (iş ka eyle ı rı ğ laş ı ). * çok tokluk durumunda "baklava börek olsa yemem" biçiminde kullanı lı r. baklava dilimi * Eş kenar dörtgen biçiminde olan. baklavacı * Baklava yapan veya satan kimse. baklavacı lı k * Baklava yapma veya satma iş i. baklavalı *İ çinde baklava bulunan.

*İ çinde baklava desenleri olan. baklavalı k * Baklava yapı nda kullanı veya baklava yapmaya elverişolan. mı lan li baklayı zı çı ağndan karmak * sabrı tükenip o zamana kadar söylemediğş i eyleri söylemeye baş lamak. * açısöylemekten kaçı ğbir sorunu sonunda açı k ndı ı klamak. bakliyat bakliye bakma bakmak * Bakı bir ş üzerine çevirmek. ş ı ey * Aramak. * (yer için) Yüzü bir yöne doğ olmak. ru * Bir ş geliş veya iyi bir durumda kalması emek vermek. eyin mesi için * Beslemek, geçindirmek. * (bir işBirinden beklenmek. ) * (hasta için) Muayene etmek, tedavi etmek. * Yoklamak, incelemek, denemek. * Bir işyapmak, bir işyapmakla görevli olmak. i i * Yapı labilmesi bir ş bağ bulunmak. eye lı * Gözetmek, ilgilenmek. * Renklerde, Benzemek, andı rmak. * Önem vermek, önem vererek üzerinde durmak. * Anlamak, farkı varmak. na * Baş bir ş ilgilenmeyip elindeki veya önündeki iş uğ ı ka eyle le raş olmak. r bakraç * Çoğ unlukla bakı yapı küçük kova. rdan lan * Bir bakracıalabildiğmiktar. n i * Baklagillerden elde edilen ürün. * Bkz. baklagiller. * Bakmak iş i.

baksana! baksanı za! * seslenme için kullanı lı r. * dikkat çekmek sözü. bakteri * Toprakta, suda, canlı bulunan, çürüme, mayalanma veya hastalı yol açan, küresel, silindirimsi, larda klara kı k biçimde olan, bölünerek çoğ klorofilsiz, tek hücre canlı vrı alan, . bakteridi *Ş arbon hücresi gibi hareketsiz bakteri.

bakterigiller * Bakterilere verilen ad, bakterileri içine alan canlı lar. bakterisit * Canlı n vücudunda veya laboratuar deneylerinde bakterileri fiziksel, kimyasal etkiyle öldüren (etken). ları

bakteriyel * Bakterilerle ilgili. bakteriyolog * Bakterilerle ilgili, bakteriyoloji alanı çalı kimse. nda ş an

bakteriyoloji * Bakterilerin ve genel olarak mikroplarıbiçimlerini, niteliklerini inceleyen bilim. n bakteriyolojik * Bakteri bilimi ile ilgili. bakteriyoskopi * Bakterilerin mikroskopla incelenmesi iş lemi. baktı alı kça r * güzelliğbirdenbire göze çarpmayan. i baktı rma * Baktı iş rmak i.

baktı rmak * Bakması yol açmak, bakması sağ na nı lamak. bal * Özellikle bal arı nıbitki ve çiçeklerden topladı bal özünden yapı kovanları ların kları p, ndaki petek gözlerine doldurdukları , rengi beyazdan esmere kadar değen tatlı iş , koyu, sı madde. vı * Olgunlaş ş mıincirin, dına sı tatlı. ş zan ı sı * Ağ açlarıkabuğ n undan sı zarak pı laş besi suyu. htı an bal alacak çiçeğbilmek (veya bulmak) i * çı sağ kar lanabilecek yeri veya ş bilmek veya bulmak. eyi bal arı sı * Zar kanatlı lardan, bal yapan eklem bacaklı (Apis mellifica). türü bal bal demekle ağ tatlı ı lanmaz z * sözde kalan dilek ve tasarı n iş ları bitirmede hiçbir etkisi olmaz. bal baş ı * En temiz bal. bal çiçeğ i * Almaş yapraklı rmı veya kı zı çalar sarı ı k , kı zı rmıya renkli çiçekli ağ k. aççı bal dök de yala * bir yerin çok temiz olduğ anlatı unu r. bal dudak * Bkz. bal dudaklı . bal dudaklı * Tatlı dilli. bal gibi * pek tatlı . *ş üpheye yer bı rakmadan, çok iyi, adamakı. llı

bal kabağ ı * İ turuncu, iri ve tatlı kabak çeş (Cucurbita moschata). çi bir idi * Aptal, beyinsiz kimse. bal kelebeğ i * Bal kovanları çok zarar veren bir böcek (Galleria mellonella). na bal mumu * Arı n peteklerini yapmak için karıhalkaları ndan salgı kları ları n arası ladı yumuş ve sarı madde. ak msı * Bu maddenin sanayide kullanı için yapay olarak hazı lmak rlanmı. ş ı

bal mumu gibi erimek * çok zayı flamak. bal mumu macunu * Mobilyadaki kusurlarıonarı nda kullanı toprak boya ile renklendirilmiş mumu. n mı lan, bal bal mumu yapı rmak ş tı * unutulmaması iş edip dikkati çekmek. için aret bal özlü * Bal özü bulunduran. bal özü * Bazı çiçeklerin içinde bulunan, arı n bal yapmak için emdikleri tatlı vı ları sı, nektar.

bal özü bezi * Bitkilerin yaprak, yumurtalıve erkek organların dibinde bulunan ve bal özü çı k nı karan bez. bal özülük * Çiçeklerde bal özünü çı karan bezlerin bulunduğ organ. u bal peteğ i * Arı n içine bal doldurduğ bal mumu levha. ları u bal rengi * Kahverengine çalan sarı renk. * Bu renkte olan.

bal sağ mak * kovandan bal ürünü almak. bal tutan parmağ yalar ı nı * imkânları geniş iş baş bulunan kimse bu imkânlardan az da olsa yararlanı bir in ı nda r. bala balaban * İ büyük. ri, * Ş man, gürbüz (kimse, çocuk). iş balaban * Atmaca veya doğ gibi yı cı kuş an rtı bir . balaban kuş u * Bataklı klarda yaş ayan, balı la benzer, eti yağ ve ağ iri bir kuş kçı lı ı r, (Botaurus). balabanlaş ma * Balabanlaş durumu. mak balabanlaş mak * Balaban duruma gelmek, irileş mek. balabanlı k * Balaban olma durumu. balak balalayka * Bkz. malak. * Üç köş üç telli Rus halk sazı eli, . * Yavru, çocuk.

balama

* Orta oyununda Rum tipi. * Karagöz, matiz ve külhan beyi tipleri tarafı yabancı ndan ülkelerin tiplerine hitap ederken kullanı söz. lan * Denge, muvazene.

balans

balans ayarı * Otomobilin sarsı nı lması önlemek için, tekerleklere gereğkadar balans pensi denen kurş parçası i un takarak denge sağ lama iş i. balans pensi * Arabaları tekerleklerindeki dengeli dönmeyi sağ n lamak için cant ile lâstik kenarı sışrı kurş na kı lan tı un parçası . balar balast * Çatı i olarak kullanı ve kiremitlerin altı döş ince tahta, pedavra. kiriş lan na enen * Demir yolları traverslerin altı ş nda na, oselerde düzeltilmiş toprak üzerine döş enen taş rı . kıkları * Safra.

balast direnç * Gerilimin büyük değimlerinde, devredeki akı sabit tutmak için konulan direnç. iş mı balast gemi * Ambarları yük bulunmayan gemi. nda balast yem * Çok büyük miktarda ham selüloz ihtiva eden ve dolayıyla yoğ yemlerden çok daha düş sindirilebilir sı un ük besin maddeleri ihtiva eden ve hayvanlara tokluk hissi vermek amacı kullanı yem. yla lan balat * Orta Çağ üç bentten oluş bir Batıiiri türü. da, an ş * Batı belirli danslara eş eden bir tür ş . da, lik arkı * Serbest biçimli, romantik, müzik araçları çalı veya ş olarak okunan eser. yla nan arkı * Soğ ve sı büyük bir sürtünme kat sayına sahip olan suya ve yağ dayanı , yavaş ı madde. uk cakta sı a klı aş nan * Motorlu araçlarda fren yapmayı layan, tekerlek mili üzerine yerleş sağ tirilmiş m ay biçimindeki alet. yarı balayı * Evlilik hayatın ilk ayı ilk günleri. nı veya balbal balcı balcı lı k balçak * Kabza. * Kabzanı demir siperi. n balçı k *İ çinde çeş organik maddeler bulunan, daha çok killi, koyu, yapı çamur, mil. itli ş kan * Güçlük çı kartan. *İ çindeki kil oranı yüksek, yağ, su geçirmez, koyu toprak. lı * Eski Türklerde kiş anı için mezarın veya bazı inin lması nı kurganlarıetrafı dikilen taş n na . * Arı tirip bal alan veya satan kimse. yetiş * Arı tirme veya bal alı satma iş yetiş p i.

balata

balçıhurması k * Sandı bası kurutulan hurma (veya kuru incir). klara larak balçıinciri k * Kurutulmuş incir, balçıhurması k . balçı klı baldı r * Bacağ dizden ayak bileğ kadar olan bölümü, incik. ı n ine * Bu bölümün yumuş ve şkin olan arka tarafı ak iş . baldı r bacak * Açısaçıgörülen kadıbacağ k k n ı . baldı r kemiğ i * Baldı bulunan iki kemikten ince olanı rda . baldı rak * Don ve pantolon gibi giysilerin dizden aş ı bölümü. ağolan * Kı kayınıaş ı lı ç ş n ağuzanan parçası ı . * Maydanozgillerden, nemli yerlerde yetiş zehirli bitkilerin ortak adı u otu. (Conium maculatum). en , ağ * Bu bitkiden çı lan zehir. karı * Balçı olan. ğ ı

baldı ran

baldı ş ran erbeti * Acı çekerek, yüz suyu dökerek elde edilen kazanç. baldı k ranlı * Çok baldı yetiş yer. ran en baldı rgan * Baldı ran. *Ş eytan otu, ş eytan tersi otu (Ferula assa-foetida). baldıçı rı plak * Ayak takı ndan, iş serseri. mı siz, baldıkara rı * Nemli yerlerde yetiş birçok eğ otu türünün ortak adı en relti , karabaldı r. baldı rpatlatan * Güreş hasmı bir ayağ tutarak diz kapağ kadar büküp üzerine yüklenme oyunu. te n ı nı ı na baldı rsokan * Çift kanatlı n, sinekgiller familyası ları ndan, karasineğ çok benzeyen, kan emen, hastalıbulaşran, hayvan e k tı sağğyönünden zararlı sinek türü (Stomaxys calcitrans). lı ı bir baldı z baldo * İ ve dolgun taneli, pilâvlıpirinç. ri k bale * Belli hafif figürlere, adı atı çoğ m ş lara, unlukla sahne düzenine ve müziğ dayalı e gösteri türü. * Bu tür gösteri yapan sanatçı topluluğ u. * Erkeğ göre karını kıkardeş e sın z i.

balerin

* Bale yapan kıveya kadısanatçı z n . balerinlik * Ası l mesleğbalerin olan kimse. i balet balgam * Bale yapan erkek sanatçı . * Solunum organların salgı ğ ağ nı ladı, ı dı atı sümüksü madde. ı zdan ş arı lan

balgam atmak * yapı lmakta olan bir iş veya bir konu üzerine kuş uyandı ku racak bir söz söylemek. balgam taş ı * Damarlı yarı ve saydam bir tür Kadı taş Hacı köy ı , bektaş ı taş mühresenk. , balgamlı * Balgamı olan. balgümeci * Bal peteğ andı bir tür dikiş ini ran büzgüsü. balhane * Bal süzme ve paketleme iş lemlerinin yapı ğyer. ldı ı

balı çı ğ kmak a * balıavlamaya gitmek. k balı k balı k * Omurgalı lardan, suda yaş ayan, solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen hayvanlarıgenel adı n . * Zodyak üzerinde, Kova ile Koç burçları nda yer alan burcun adı arası . Zodyak.

balıadam k * Deniz dibine inilebilecek donanı su altı çalı mla nda ş iş mayı edinen kimse, dalgı kurbağ adam. ç, a balıbaş kokar k tan * bir iş aksaklın baş olanlardan baş ğ anlatı te ğ ı ta ladını ı r. balıbilimci k * Balı sıfı inceleyen bilim adamı klar nını . balıbilimi k * Su ürünleri araşrmaları özellikle balı sıfı inceleyen bilim. tı nda klar nını balıçorbası k * Beyaz etli balı klardan yapı bir tür çorba. lan * Suda piş kı kları klanmı incecik kılmıbalıile soğ yağhavuç, patetes ve domatesten irilip lçı ayı ş , yı ş k an, , hazı rlanan bir çorba türü. balıeti k * Omurgalı lardan, suda yaş hayvanlarıyumuş ve açırenkli eti. ayan n ak k

balıetinde k * Ne şman, ne zayıolan, biçimli tombul. iş f balıistifi k * Çok sış olarak bir yere dolmuş kık ı (insanlar). balıkartalı k

* Kartallardan, su kıları yaş yı nda ayan, balı beslenen, beyaz, kahverengi çizgili, yı cı (Pandion kla rtı kuş haliaetus). balıkavağ çınca k a kı * hiçbir zaman olmayacak iş için söylenir. ler balıotu k * Cava ve Malabar'da yetiş zehirli meyvesiyle balı sersemleterek avlamaya yarayan bir bitki en, kları (Anamirta). balıpazarı k * Balı larıavladı balı n günlük ve taze olarak satı sunulduğ yer, ticarî merkez. kçı n ğ kları ı ş a u balısütü k * Yumurtlama sı nda erkek balı n çı ğbeyaz madde. rası kları kardı ı balıtabağ k ı * Balıkoymaya yarayan kap. k * Yayvan servis tabağ ı . balıtutkalı k * Balıendüstrisi artı ndan üretilen, yavaş k kları kuruyan, fakat bağ gücü yüksek yapı rı. lama ş cı tı balıtutmak k * balı avlamak. ğ ı balıunu k * Kurutulmuş ktan özel iş balı lemlerle elde edilen un. balıyağ k ı * İ balıve deniz hayvanların sanayide kullanı yağ ri k nı lan ı . * Morina balınıkaraciğ ğ n ı erinden çı lan ve hekimlikte zayığ karşkullanı iyotlu, vitaminli yağ karı flı a ı lan . balıyemi k * Balıavlamada oltanı ucuna takı genellikle yiyecek türü madde. k n lan balıyumurtası k * Balı n daha çok sıyerlere bı kları kları ğ raktı , üremelerini sağ layan yumurta. * Çoğ unlukla mersin balını eritilmiş mumuna batılarak hazı ğ n, ı bal rı rlanan yumurtası , havyar. balı kçı * Balıtutan veya satan kimse. k * Balı lara özgü. kçı

balı düğ kçı ümü * İleme baş cı yapı ve sonra kolayca çözülerek iş tersine de tutturulan düğ ş ş langında lan in üm ekli. balı kazağ kçı ı * Balı larısoğ ve nemli havalarda giydiğboğ ve yünlü kalıkazak. kçı n uk i azlı n balı yaka kçı * Kazaklarda boynu saran ve katlanabilen yaka, boğ k. azlı balı l kçı * Balı beslenen, balıyiyen. kla k * Uzun bacaklı lardan, boynu ve gagası uzun, su kıları yaş yı nda ayan, balıyiyerek beslenen büyük bir kuş k (Ardea cinerea). balı lgiller kçı * Leyleksiler takı nıbalı llar alt takı na giren bir familya. mın kçı mı balı lı kçı k

* Balıtutma, avlama iş k i. * Balıüretme, balı yararlanma ve satma iş k ktan i. balı llar kçı * Çoğ unlukla uzun bacaklı , uzun gagalı kçı balı l cinsinden kuş familyası lar . balı n kçı * Perde ayaklı lardan, uzunca gagalı , uzun ve çatal kuyruklu, deniz kıları yaş bir kuş yı nda ayan cinsi, deniz kı cı rlangı (Sterna hirundo). balı kgözü * Ayakkabı n bağ ları geçirilen deliklerine ve kemer deliklerine takı maden, kemik gibi ş lan eylerden yapı ş lmı halka. balı kgözü objektif * Normal objektiflerden çok daha geniş yı ve görüntüyü dıbükey ayna görüntüsü biçiminde veren açı alan ş objektif türü. balı khane * Balı n toptan satı çı ldı, soğ hava deposu olan yer. kları ş karı ğ uk a ı balı klama * (suya dalmada, atlamada) Balıgibi gergin, düz ve baş ağbir biçimde. k aş ı * Bir iş bir duruma, bir harekete sonucunun ne olacağ düş e, ı nı ünmeden giriş erek. balı klamak * Balı klama tarzı atlamak. suya balı klandı rma * Balı klandı rmak iş i. balı klandı rmak * Balıile doldurmak, süslemek. k balı klava * Deniz, göl ve ı rmaklarda balıyatağolan yer. k ı balı klı * Balı olan. ğ ı

balı knefesi * Balinagillerin baş ı çı lan ve kozmetik maddeler ve süslü mumlar yapı nda kullanı bir yağ ndan karı mı lan . balı rtı ksı * Balıkı ğbiçiminde birbirine paralel ve çapraz çizgili kumaş k lçı ı deseni. * Yollarda sularıortada toplanmayarak iki yana akması yapı şkinlik. n için lan iş balı z ksı baliğ * Döl verme çağ eren, buluğ ı ermiş ı na çağ na olan. baliğ olmak * bulmak, eriş mek. * erinlik çağ ermek, erinleş buluğ ermek, akı ı na mek, a l baliğ olmak. balina * Balinalardan, uzunluğ 20 m, ağ ğ200 ton olan, yağve çubukları avlanan memeli hayvan, kadı u ı ı rlı ı için rga balı, falyanos (Balaena mistycetus). ğ ı * Giysilerin dik ve düzgün durması bazı için yerlerine özellikle yakaları konulan sert, esnek, yassı na , dar, uzun çubuk. * Balı olmayan. ğ ı

balina çubuğ u * Balinanı ağ na aldı suyu dı ya süzüp içindeki deniz hayvanları tutması yarayan ve üst çenesinin n zı ğ ı ş arı nı na iki yanı tarak diş gibi sı nda leri ralanmı boynuz dokusunda, esnek kemiksi bölümlerin adı ş , . balina yağ ı *İ spermeçet balinasın kafa sinüslerinde bulunan yağ nı . balinalar balinalı balistik * Ateş silâhlarda barut gazın bası ile fı p hedefe varı li nı ncı rlayı ncaya kadar merminin havadaki hareketini inceleyen bilim. balkan * Sarp ve ormanlısı dağ k ra lar. Balkanlar * Hı rvatistan, Sı rbistan, KaradağKosova, Slovenya, Arnavutluk, Makedonya, Bosna-Hersek, Bulgaristan, , Romanya, Yunanistan ve Trakya'yı alan bölge. içine Balkanlı * Balkan devletlerinden olan, Balkanlarla ilgili. Balkanlı lı k * Balkanlı olma durumu. Balkanolog * Balkanoloji uzmanı . Balkanoloji * Balkan ulusların dili, tarihi ve kültürü ile uğ an bilim dalı nı raş . Balkar Balkarca balkı * Bkz. Malkar. * Bkz. Malkarca. * Güzel süslü, parlak. * Ağ, sancı rı . * Balkı iş mak i. * Parlamak, parı ldamak. * Ş ek çakmak. imş * Su halkalanmak, dalgalanmak. * Kesik kesik ağmak, sancı rı mak. balkı r * Parı. ltı * Ş ek. imş * Bir yapın genellikle üst katları dı ya doğ çı şçevresi duvar veya parmaklı çevrili bölümü. nı nda ş arı ru kmı , kla * Örnek hayvanı balina olan, kutup denizlerinde yaş memeli hayvanlar familyası ayan . * Balina takı ş lmıolan, balina geçirilmiş olan (giysi).

balkı ma balkı mak

balkon

* Tiyatro ve sinema gibi büyük salonlarda asma kat. balkonumsu * Balkona benzer. balköpüğ ü * Açısarı k renk. ballandı ballandı ra ra * Ballandı rarak. ballandı rma * Ballandı rmak iş i. ballandı rmak *İ mrendirecek biçimde övmek. ballanma * Ballanmak iş i.

ballanmak * Bal bulaş bal sürülmek. mak, * Tatlı mak, tatlanmak, olgunlaş laş mak. ballı *İ çinde bal bulunan.

ballı börek * Çok lezzetli. ballı börekli olmak * çok iyi anlaş mak. ballı pasta * Bal ile yapı ş lmıveya içine bal konmuş pasta. ballı baba * Ballı babagillerden, beyaz çiçekli ve çok yık otsu bir bitki (Lamiumalbum). llı

ballı babagiller * Nane, lâvanta çiçeğ kekik gibi kokulu bitkileri içine alan ve iki çenekli bitiş taç yapraklı i, ik lardan oluş bir an familya. ballı darı *İ ncir. ballı k * Bal konulan kap. * Bağ larda görülen külleme hastalı. ğ ı * Ballı baba. ballı klı balo * Danslı resmî giyimli gece toplantı. ve sı balo vermek * baloyu hazı rlamak, düzenlemek. balon * Isı ş tı hava veya havadan daha hafif bir gazla doldurulan, atmosferde uçabilen, küre biçiminde araç. lmı * Ballıhastalı olan. k ğ ı

* Hava veya gazla doldurulmuşkauçuktan yapı çocuk oyuncağ , lan ı . * Karnı yuvarlak ve şkin, boynu dar cam kap. iş balon lâstik * Bisikletlerde kullanı bir lâstik türü. lan balon uçurmak * ilgililerin ne diyeceklerini ve nası l davranacakları anlamak amacı aslı nı yla olmayan bir haber yaymak. baloncu baloncuk * Balon satan kimse. * Küçük balon.

balonculuk * Balon yapmak veya satmak iş i. balonvari * Balona benzer, balon gibi. balotaj baloz balsam * Bir seçimde adaylardan hiçbirinin, gerekli oyu sağ layamaması dolayıyla seçimin sonuçsuz kalması sı . * Gemici, iş gibi kimselerin eğ çi lenmek için gittikleri içkili, danslı yer. * Bazı açlardan elde edilen, parfüm ve ilâçlarıyapı nda kullanı reçine, belsem. ağ n mı lan

balsamlı * Balsam içeren, antiseptik ve besleyici özelliğolan (ilâç, merhem vb.). i balsı ra * Yapraklarıüzerinde oluş bir tür küf. n an * Bir tür kudret helvası . * Kesmek, yarmak, yontmak gibi iş kullanı ağ saplı lerde lan aç , demir araç.

balta

balta değ memiş (girmemiş veya görmemiş ) * içinden hiç ağ kesilmemişsıve gür (orman, koru). aç , k balta olmak * direnerek bir ş istemek, vakitli vakitsiz tedirgin etmek, ası ey lmak, musallat olmak. balta vurmak * balta ile kesmek, parçalamak. baltabaş * Baş bodoslaması omurga hattı dikey olarak çelik lâmadan yapı ş na lmı(gemi). baltacı * Balta yapan veya satan kimse. * Odun kıcı rı. * Yangısöndürme kuruluş nda balta kullanan er. n ları * Önceleri sefer sı nda çalı ve ormanlıyerleri temizlemek, yol açmak, çadı kurup kaldı rası lı k k rları rmak, yükleri bindirip indirmekle; sonraları zlar ağ na bağ olarak sarayı kı ası lı korumak ve sarayı dıhizmetlerini yapmakla n ş görevli kimse. baltacı k * Küçük el baltası .

* Değ irmen taş n ortası bulunan haç biçimindeki alet. ı nı nda baltadan kurtulmak * kesilmemek. baltalama * Baltalamak iş sabotaj. i, * Bilinçli ve kası olarak, bir iş tlı i veya bir durumu bozarak zarara yol açan harekette bulunma, sabote etme. baltalamak * Balta ile kesmek. * Bir iş bilinçli ve kası olarak bozacak veya yı i, tlı kacak davranı bulunmak, sabote etmek. ş ta baltalayı cı * Baltalama hareketini yapan kimse. baltalayılı cı k * Baltalama iş yapan kimse. ini baltalı * Baltası olan. * Yolları açma ve düzenlemede balta ile donatı ş lmıasker sıfı nı. * Sısıkesimi yapı orman. k k lan * Bir köyün odun ihtiyacı sağ nı laması izin verilen koruluk veya orman bölgesi. na

baltalı k

baltası kütükten çı kmak * bir engelden, bir sıntı kurtulmak. kı dan baltayı a vurmak taş * farkı olmayarak birine dokunacak sözler söylemek, pot kı nda rmak. Baltı k * Baltıdenizine kısı ülkeler ve bu ülkelerin halkı k yı olan .

Baltıdilleri k * Baltıülkelerinde konuş Hint-Avrupa dil grubu. k ulan baltrap balya * Çember ve demir tellerle bağ lanmıticaret eş . ş yası balya makinesi * Değ ik tarı ürünlerini ip ya da çember ile balyalama veya denkleme iş yapan alet. iş m ini balya yapmak * balyalamak. balyalama * Balyalamak iş i. balyalamak * Balya yapmak, denk yapmak. balyalanma * Balyalanmak iş i. balyalanmak * Balyalamak iş lmak. i yapı * Atılı hedef vazifesi gören plâkaları cı kta havaya fı rlatan yaylı alet.

balyemez balyos balyoz

* Eskiden kara ve deniz savaş nda kullanı orta çapta, uzun menzilli tunçtan top. ları lan, * Osmanlımparatorluğ döneminde Frenk ve özellikle Venedik elçilerine verilen ad. İ u * Taş kı ları rmak, kazıçakmak gibi iş kullanı çok iri ve ağ çekiç, varyos. k lerde lan, ı r

balyoz gibi * çok ağ ezici (kol veya yumruk). ı r, balyozlama * Balyozlamak iş i. balyozlamak * Balyozla vurmak, balyozla dövmek. balyozlanma * Balyozlanmak işveya durumu. i balyozlanmak * Balyoz ile dövülmek. bam teli * Bazı sazlarda kalıses veren tel veya kiriş n . * Sakalı alt dudağ hemen altı n, ı n ndaki bölümü.

bam teline basmak (veya dokunmak) * en çok kı ıeyi yapmak veya sözü söylemek. zacağş bambaş ka * Büsbütün baş apayrı iş farklı ka, , değik, . bambaş k kalı * Bambaş olma durumu. ka bambu * Buğ daygillerden, sı ülkelerde yetiş boyu 25 m kadar olabilen, mobilya, merdiven, baston gibi birçok cak en, eş n yapı nda kullanı bir tür kamıHint kamı, hezaren (Bambusa vulgaris). yanı mı lan ş , ş ı * Bu kamı yapı ş ş tan lmıolan. bambul * Kurtçuk evresinde ekinlerin kökünü, ergin evrede baş akları kemiren, kahverengi, kıkanatlı n böcek (Anisoplia austriaca). bambul otu * Sı ve ı cak lı bölgelerde yetiş otsu veya çalı bir bitki (Heliotropium). man en türü bamya * Ebegümecigillerden bir bitki (Hibiscus esculentus). * Bu bitkinin hem taze, hem kurutularak yenilen ürünü. bamya tarlası * Mezarlı k. ban * Osmanlımparatorluğ döneminde Macaristan ve Hı İ u rvatistan'da sancak beylerine ve küçük prenslere verilen unvan. ban ağ acı

* Asya'nıtropik bölgelerinde ve Afrika'nı kuzeyinde yetiş yaprakları n n en, telek damarlı , çiçekleri salkı m durumunda, meyvesinden kokusuz bir yağ elde edilen ağ (Moringa oleifera). aç * Sepetçi söğ sorgun. üdü, ban otu * Asya, Kuzey Afrika ve Avrupa'nısı bölgelerinde yetiş zehirli ve otsu bir bitki (Hyoscyamus). n cak en

ban yağ ı * Hint yağ ı . bana * Ben zamirinin yönelme hâli ekli biçimi. bana bak! * "beni dinle" anlamı teklifsiz bir seslenme ve gözdağsözü. nda ı bana da ... demesinler * bir iş kesinlikle yapı ı belirtmek için söylenir. in lacağ nı bana dokunmayan (veya beni sokmayan) yı bin yaş n lan ası * birçok kimseler, kendilerine kötülüğ dokunmayan kiş dokunmak istemezler. ü iye bana mın dememek sı * hiçbir ş etkili olmamak, aldı etmemek. ey rı ş banak banal * Ekmek parçası , lokma. * Herkesin kullandı, herkesin anladı. ğ ı ğ ı * Bayağ sı ı radan. , * Banal olma durumu. * Amerika zencilerinin çaldı gitar biçiminde, madenî gövdesi olan beş ğ ı veya daha çok teli olan bir müzik

banallik banço aleti.

bançolaş ma * Bançolaş durumu. mak bançolaş mak * Banço durumuna gelmek. banda almak * bir sesi, ses cihazı bant üzerine kaydetmek. ile bandaj * Sargı sarma. ile * Bağsargı , .

bandajlama * Bandajlamak iş i. bandajlamak * Sargı sarmak. ile bandajlatma * Bandajlatmak iş i. bandajlatmak

* Sargı sardı ile rmak, bandaj yaptı rmak. bandı ra * Geminin hangi devlete ait olduğ gösteren bayrak. unu * Yabancı devlet bayrağ ı . bandı ralı * Bandı olan. rası bandı rma * Bandı iş rmak i. * İ dizilmiş pe ceviz, badem ve benzerlerinin, niş ile kaynatı ş asta lmıüzüm suyuna veya baş bir tatlı ka ya batılması yapı sucuk. rı yla lan * Kurutulacak üzümün güneş serilmeden önce içine batıldı potaslı e rı ğ ı suyun konulduğ kap. u bandı rmak * Banmak. * Çabuk kuruması renginin parlak sarı ve olması üzüm salkı nı inciri küllü veya potaslı k suya için mları veya ı lı daldıp çı rı karmak. bando * Türlü üfleme ve vurgulu çalgı lardan oluş ve daha çok geçit törenlerinde kullanı mıkacı topluluğ an lan zı lar u veya takı , mıka. mı zı bandocu * Bandoda görevi olan kimse, mıkacı zı .

bandoculuk * Bandocu olma işveya durumu. i bandrol * Paket veya şelerin ağ na konulan ş veya etiket. iş ı zları erit * Devletçe verginin kesildiğ gösteren etiket. ini * Bayrak direğ tepesine süs olarak konulan uzun, kumaşerit. inin ş bandrollü * Bandrolü bulunan. bangı r bangı r * Yüksek sesle, gürültüyle. bangı r bangı lamak r ağ * yüksek sesle, hı karak ağ çrı lamak. bangı r bangı ı r bağ rmak * yüksek sesle, avazı ktı kadar bağ çı ğ ı ı rmak. bangı rdama * Bangı rdamak iş i. bangı rdamak * Öfkelenerek yüksek sesle bağ p çağ ı rı ı rmak, bangıbangıbağ r r ı rmak. Bangladeş li * Bangladeş ndan olan kimse. halkı bani * Kurucu. * Yapan, kuran. * Etibank, Sümerbank gibi belirtme grupları banka sözünün yerine kullanı nda lı r.

bank

bank banka

* Çoğ unlukla bahçelerde, parklarda oturulacak sı ra.

* Faizle para alıveren, kredi,iskonto, kambiyo iş p lemleri yapan, kasaları para, değ belge, eş saklayan nda erli ya ve daha baş ekonomik etkinliklerde bulunan kuruluş ka . * Bankacı iş lı leminin yapı ğyer. k ldı ı banka cüzdanı * Banka hesabı olanlarısahip oldukları n küçük defter, banka cüzdanı . banka defteri * Bkz. banka cüzdanı . banka gibi * çok zengin (kimse). banka kartı * Banka iş lemleri için otomatik makinede kullanı özel ş kart. lan ifreli bankacı * Bankacı iş lı lemleri ile uğ an veya bankada görevli kimse. k raş bankacı lı k * Banka iş lemleri yapma iş i. * Bankacın mesleğ nı i. bankadan çekmek (veya almak) * bankadaki hesabı para almak. ndan bankamatik * Bankalarıpara iş n lemlerini günün her saatinde otomatik olarak yapan makine. bankaya yatı rmak * bankadaki hesabı para koymak, biriktirmek. na banker * Banka sahibi. * Bankacı . * Para, altıgibi taş r değ n ı nı erlerin ticaretiyle uğ an kimse. raş * Çok zengin (kimse). * Banker olma durumu. * Bankerin yaptı iş ğ . ı

bankerlik

bankerzede * Banker ile olan iş kilerinde zarara uğ iliş rayan kimse. banket *Ş ehirler arası yollarıiki tarafı yayalarıyürümesine ve taş n trafiğaksatmadan durabilmesine n nda n ı tları i yarayan çakı l veya toprak yol. bankiz * Buzla. banknot banko * Devlet bankası ndan piyasaya çı lan kâğ para. tarafı karı ı t * İyerlerinde üzerine eş koymaya elveriş iş ş ya li, takibi için gelenle görevli arası konulmuş na tezgâh.

* Talih oyunları oyunu yönetenin ortaya koyduğ para. nda, u * Talih oyunları oyunu yöneten kimse. nda * Talih oyunları ortada toplanan paranıhepsine oynandını nda n ğ anlatı ı r. * Su altı tepeliğ i. banko at * Yarı ş dereceye gireceğkesin olarak tahmin edilen at. larda i

banko geçme * Banko geçmek durumu. banko geçmek * Yarı ş veya toto, loto gibi oyunlarda, bir atı veya sayın kesin olarak tutturulacağ tahmin edip larda n nı ı nı iş aretlemek. banko sayı * Sayı loto oyununda, garanti olarak çı ı sal kacağtahmin edilen sayı . banlama * Banlamak iş i. banlamak * Horoz ötmek. * Bağ ı rmak. banliyö * Genellikle oturma alanı niteliğ olan, ş merkezinden uzakta veya sırları yakıyerlerde bulunan inde ehir nı na n ş yöresi, çevre, dolay. ehir banliyö treni *Ş ehirle banliyö arası iş nda leyen tren. banma banmak bant * Düz, ensiz, yassı , ş bağ erit. * Yara üzerine yapı rı özel olarak hazı ş lan tı rlanmıilâçlı ş küçük ş erit. * Ses alma cihazları seslerin kaydı kullanı manyetik oksitli plâstik veya selüloz ş nda için lan erit. bant çözmek * manyetik bir bant üzerine alı ş nmısesleri yazı aktarmak, deş etmek. ya ifre bant doldurmak * bir bandı kaydederek kullanmak. ses bant zı mpara * Çekmeye dayanı , uzun kâğ veya bezden üretilmişgenellikle zı klı ı t , mparalama makinelerinde kullanı lan aş rma gereci. ı ndı bantlama * Bantlamak iş i. * Banmak iş i. * Katı ş sulu veya tuz, biber gibi toz durumundaki maddelerin içine batıp çı bir eyi rı karmak.

bantlamak * Bantla iki ş birbirine tutturmak, bant yapı rmak. eyi ş tı bantlayı cı * Bant yapan kimse. * Bantlama makinesi.

banttan vermek * genellikle radyo ve televizyonda banttan yararlanarak daha önceden alı ş sesi veya görüntüyü nmıbir yayı nlamak. banyo * Yapı larda, içinde yı lan bölüm, hamam. kanı * Banyo küvetinde yı kanma. * Tedavi amacı hazı ile rlanan ilâçlı su. * Vücudun bir bölümünü veya bütününü, fiziksel veya kimyasal bir etki altı bir süre bulundurma iş nda lemi. * Duyarlı yüzeylerin iş lenmesinde belirli bir iş lemin gerektirdiğmaddeyi erimiş i olarak içinde bulunduran

sı. vı banyo bataryası * Sı ve soğ su ile duş lantını bir arada bulunduğ musluk takı . cak uk bağ sın u mı banyo almak * banyo yapmak. banyo dolabı * Banyo için gereken bütün malzemenin içinde bulundurulduğ dolap. u banyo havlusu * Banyo sonrası kullanı ve özel olarak yapı havlu. lan lan banyo kabini * Duş kabini. banyo kazanı * Banyoyu ve suyu ıtmak için yapı özel kazan veya ıtma aleti. sı lan sı banyo küveti * Genellikle içine su doldurulup yı kanmaya elveriştekne. li banyo sabunu * Banyo yaparken vücudu yı kamak için kullanı sabun. lan banyo takı mı * Banyo odaları ı zemine serilen altı nda slak plâstik, üstü havlu benzeri dokuma olan paspas. banyo yapmak * yı kanmak. banyolu *İ çinde banyo bölümü olan. * Banyodan henüz çı ş kimsenin durumu. kmıbir

banyosuz * Banyosu olmayan. baobap * Ebegümecigillerden, sı ülkelerde yetiş çok yüksek olmamakla birlikte, gövdesinin çevresi 20 m yi cak en, aş abilen bir ağ (Adansonia digitata). aç bap * Kapı . * (kitaplarda) Bölüm, başk. lı * Konu, husus. * Arap gramerinde mastar çeş itlerinden her biri. bar

* Anadolu'nun doğ ve kuzey bölgesinde, en çok Artvin ve Erzurum yörelerinde el ele tutuş u ularak oynanan, ağ ritmli bir halk oyunu. ı r bar * Danslı , içkili eğ lence yeri. * Ayaküstü içki içilen meyhane. * Bir salonda içki içmek için hazı rlanmıköş ş e. * Hava bası birimi. ncı * Cam kaplarda oluş pas. an * Halterde kaldılması rı gereken alet. bar ateş i * Yoğ yaylı ateş un m i.

bar bar bar

bar bağ lamak * kir bağ lamak, paslanmak. bar bar * Bağ ı fiili ile kullanı bağ ş öfkeli ve yüksek sesle olduğ anlatı rmak larak ıı rın unu r. * Apaçıgörünmek, ortada olmak. k

bar havası * Bar oyunları tek veya toplu olarak söylenen ezgi. nda bar tutmak * bar oynamak için hazı rlanmak ve oyuna baş lamak. baraj * Suyu toplamak, gücünden yararlanmak amacı akarsu üzerinde yapı bent, büğ yla lan et. * Herhangi bir alanda baş yı arı tespit etmek için gerekli olan ş art. * Futbol veya hentbolda serbest atı yapacak oyuncunun önünde karştakı oyuncuların yanyana dizilip ş ı ı m nı oluş turdukları duvar. baraj ateş i * Yoğ yaylı ateş un m i. baraj mesafesi * Serbest atısı nda, atınoktası kaleye doğ ve oluş ş rası ş ndan ru turulan baraja kadar belirlenen nizamî ara açı ğ klı. ı baraj yapmak (veya kurmak) * (futbol veya hentbolda kaleye yapı vuruş önlemek için) oyuncular kale önünü kapatacak biçimde lan ları sı ralanmak, duvar yapmak. barajı mak aş * herhangi bir sebeple konulmuş olan ş yerine getirip baş sağ artı arı lamak. barak * Tüylü, kı çuha, kebe. llı * Bir cins tüylü av köpeğ i. * Tahta, çinko gibi hafif ş eylerden yapı ş lmı temelsiz eğ yapı , reti .

baraka

barakacı k * Küçük baraka.

baran barata

* Yağ mur.

* Osmanlı sarayı genel olarak bostancı n, baltacı kapılarıgiydikleri, kı zı nda ları ve cı n rmı çuhadan yapı ş lmı , ucu kı k, uzunca başk. vrı lı * Bilim doktorların ve kardinallerin giydikleri dört köşkülâh veya başk. nı e lı baratarya barba barbakan barbar * Uygarlaş mamı ş . * Uygarlaş mamıkavim, topluluk. ş * Kaba ve kı . rı cı * Kaba saba, ilkel. barbarca * Barbara yakı bir biçimde. ş an * Kaba ve kı bir davranı rı cı ş la. * Kaptanı tayfaları gemi sahibine, armatöre veya sigorta ortaklına bilerek verdikleri zarar. n, n, ğ ı *İ htiyar Rum meyhanecilerine seslenmek için kullanı lı r. * Kale duvarları düş nda mana ok atmak için açı ş lmıdelik.

barbarizm * Bir sözün fonetik veya morfolojik yapında yapı büyük yanlı k. sı lan ş lı barbarlaş ma * Barbarlaş iş mak i. barbarlaş mak * Barbar gibi davranmak. barbarlı k * Barbar olma durumu. barbaş ı barbata * Bar oyunları sı n sağ ı yer alan ve oyunun düzenini sağ nda ranı baş nda layan kimse.

* Kalelerde mazgal ve mazgal siperlerinin oluş turduğ girintili çıntıdıduvarlarıüst bölümü, kale u kı lı ş n korkuluğ u. barbekü barbunya * Barbunyagillerden, kı zı rmı pullu, beyaz etli, kemikli bir balı(Mullus barbahı k s). * Taneleri yuvarlak, oval veya yassı rmı benekli, bir tür fasulye. , kı zı barbunyagiller * Dikenli yüzgeçliler alt takı na giren, vücutları pullarla kaplı mı iri , barbunya ve tekir türleri iyi bilinen bir familya. barbut * Zarla oynanan bir çeş kumar. it barcı * Özellikle balkonlarda ı et piş zgara irmekte kullanı ve duvar içerisine gömülmüş lan ocak.

* Bar iş kimse. leten barcı lı k * Barcı olma durumu. * Barcın iş nı i veya mesleğ i. barça * Orta Çağ kullanı kürekli ve yelkenli taş gemisi. da lan ı ma * Kalyon türünden küçük savaş gemisi. barçak * Kı kabzasın siperi. lı ç nı barda * Dam ustaların kullandı, baş n bir ucu çember parçası nı ğ ı ı nı biçiminde eğ öbür ucu keskin çekiç. ri, * Fıcı çı keseri. * Bir tür küçük ve tatlı incir. yaş

bardacı k

bardacıeriğ k i * Bardak eriğ i. bardağtaş damla ı ı ran * sabı r tüketen aş davranıveya durum. ı rı ş bardağtaş ı ı rmak * sabrı tüketmek. nı bardak * Su ve benzeri ş eyleri içmek için kullanı genellikle camdan yapı kap. lan, lan * Bir bardağ alacağmiktar. ı n ı * (bazı bölgelerde) Toprak testi.

bardak eriğ i * İ ve tatlı tür erik. ri bir bardakaltı * Bardağ konulduğ yeri kirletmemesi için kullanı genellikle örgü, kâğ veya plâstik örtü. ı n u lan, ı t * Yemek öncesi yenilen bardak altı büyüklüğ ünde bir tür lâhmacun. bardakçı * Bardak veya çömlek yapan veya satan kimse. bardaktan boş rcası yağ anı na mak * (yağ mur) çok ş iddetli yağ mak. bardan bardan * Yük taş ı için kullanı çanta veya çuval. mak lan bardan bardan * Beyaz beyaz. bardo barem * Aygı diş ek çiftleş r ile i eş mesinden üretilen her yaş hayvan. taki * Devlet memurların maaş nıderece ve tutarları düzenleyen sistem ve çizelge. nı ların nı * Çok beyaz.

baret baret

* İçilerin baş na giydikleri, metal veya plâstikten yapı şapka. ş ları lmış * Küçük takke, papaz takkesi. * Bir tür süs iğ nesi. * Çeş beden hareketleri yapmaya elverişyükseklikte, iki ayak üzerine tutturulmuş itli li çubuklu jimnastik aracı . * İ izinle girilen yer, otağyüksek divan. çine ,

barfiks bargâh bargam barhana

* Levreğ benzer bir balı e k. * Kafile, küçük kervan, göç. * Göç eş , ev eş . yası yası * Bahçe duvarı , çit. * Barılacak yer, melce. nı

barı barı nak

barı rma ndı * Barı rmak iş ndı i. barı rmak ndı * Barı nması sağ nı lamak. barı nma * Barı nmak iş i.

barı nmak * Doğ etkilerinden korunmak için kapalı yere sınmak. a bir ğ ı * Yerleş mek, yaş amak için uygun ş artlar bularak oturmak. * Çevresiyle uyumlu, dirlik içinde yaş amak. * (soyut kavramlar için) Bir yerde etkili olmak, geliş ortamı ecek bulmak. barı ş * Barı ş iş mak i. * Savaş bittiğ bir antlaş ı n inin mayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh. * Böyle bir antlaş madan sonra insanlıtarihindeki süreç. k * Uyum, karş klı ı anlayıve hoş ile oluş lı ş görü turulan ortam.

barıgörüş ş olmak * her türlü dargı ğunutarak barı nlı ı ş mak. barıyapmak ş * barıantlaş nı ş ması imzalamak. barı ş çı * Barı seven, barı ş ı ş sever, sulhçu, sulhsever, sulhperver. * Barı amaçlayan, barıöngören. ş ı ş ı * Bkz. barı . ş çı

barı l ş çı

barı lı ş k çı * Barı olma durumu, kavga etmeme eğ ş çı ilimi.

barık ş ı

* Baş ile barıdurumunda bulunan, dargıveya düş olmayan, sevecen, hoş kası ş n man görülü.

barık olmak ş ı * sevecen ve hoş görülü davranmak. barıklı ş k ı * Barık olma durumu. ş ı barı ş ma * Barı ş durumu, uzlaş anlaş mak ma, ma. barı ş mak * İ taraf, araları ki ndaki dargı ğkaldı nlı ı rmak, uzlaş mak, anlaş mak. * Sevmek, zevk almak.

barı ş sever * Barı , barı l, sulhçu, sulhsever, sulhperver. ş çı ş çı barı ş severlik * Barı ş sever olma durumu. barı rma ş tı * Barı rmak iş ş tı i. barı rmak ş tı * Barı ş maları sağ nı lamak, ara bulmak. bari * Hiç olmazsa, hiç değ o hâlde, öyle ise. ilse, * Keş ke. * Bir yolu veya geçidi kapamak için her türlü araçtan yararlanı yapı engel. larak lan

barikat

barikat kurmak * engel oluş turmak. barikat yapmak * çeş araçlarla bir engel oluş itli turmak. barikatlama * Barikatlamak iş i. barikatlamak * Barikat ile çevirmek, barikat yapmak. barisfer barit baritin * Doğ baryum sülfat (BaSO4). al baritli *İ çinde barit bulunduran. * Bkz. ağ küre. ı r * Baryum oksit (BaO) veya baryum hidroksit Ba(OH)2.

baritli yı kama * Kalı ı ıve rektumun radyolojik iş nbağ n rsağ lemde baryum sülfatla doldurulması yı ve kanması .

bariton

* Tenor ve bas arası ndaki erkek sesi. * Basso ile alto arası ses veren, pistonlu bir tür ağ çalgı. nda ı z sı * Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenliğ sağ ini lamak için kullanı açı kapanı lan lı r r engel. * Kara yolların kenarları yapı korkuluk, engel. nı na lan * Herhangi bir yolu kapamak için yapı engel. lan * Engelli at yarı nda üzerinden atlanması ş ları gereken yapay engel. * Açı göze çarpan, belirgin. k,

bariyer

bariz

barizleş me * Barizleş iş mek i. barizleş mek * Bariz duruma gelmek. bark barka barkarol * Venedik gondolcülerinin söz ve müziğönceden yazı i lmadan, içlerinden geldiğgibi söyledikleri ş . i arkı * Ritmi üç zamanlı müzik eseri. barklanma * Barklanmak işveya durumu. i barklanmak * Ev sahibi olmak; evlenmek. barkot barlam barmen * Bar tezgâhtarı . barmenlik * Bar tezgâhtarlı. ğ ı baro * Bir ş veya bir bölge avukatların bağ oldukları ehir nı lı meslek kuruluş u. * Çizgi im. * Bkz. barlam. * Bkz. ev bark. * Büyük sandal.

baro baş kanı * Baro genel kurulunca en az on beş llıkı olan avukatlar arası seçilen ve baroyu temsil eden yık demi ndan baro üyesi. barograf * Bir hava taş nı uçarken izlediğyolun yüksekliklerini çizgi hâlinde göstermeye veya iş ı n tı i aretlemeye yarayan alet, yükseklikölçer. barok * M.S 1600 ile 1750 yı arası lları ndaki klâsik sanatı izleyen resim, mimarlıüslûbu. k

* Batı edebiyatları dengeden çok harekete, düş nda ünceden çok duyuma, biçimlerin serbestçe yaratı ndan duyulan coş önem veren, abartmalı lması kuya , etkileyici, çeliş kiden çekinmeyen edebiyat akı . mı barok müzik * Çalgı arası veya çalgı sesler arası karş klar kuran XVl-XVlll. yüzyı arası lar nda larla nda ı tlı llar ndaki müzik reformunu oluş turan müzik. barokçu * Barokçuluk yanlı olan kimse. sı

barokçuluk * Barok sanat ve edebiyat görüş ilkelerini benimseyen akı ve m. barometre * Bası nçölçer. * Gösterge. baron baronluk * Batı ülkelerinde vikont ile ş övalye arası soyluluk unvanı nda . * Baron olma durumu veya baronun görevi.

baroskop * Havanıiçinde bulunduğ cisimlerin ağ ğüzerine yaptı hafifletici etkiyi gösteren ve havası n u ı ı rlı ğ ı boş labilen bir fanus içinde terazisi bulunan fizik cihazı altı . barparalel * Düş direkler üzerine paralel olarak tutturulmuş tahta çubuktan oluş jimnastik aracı ey iki muş . barsak * Bağ ı rsak. barsam barsama barudî barut * Ateş silâhla bir merminin atı na veya herhangi bir aracı fı lması yarayan, patlayı, katı li lması n rlatı na cı madde. barut esmeri * Koyu esmer renkte olan (kimse). barut fısı çı * Barut koymaya, doldurmaya ve muhafaza etmeye yarayan kutu, fı. çı barut fısı çı gibi * çok kı n, sinirli ve kinle dolu kimse. zgı * her an olay çı kacak yer veya kavgaya yol açacak durum. barut gibi * öfkeli, huysuz, sert, aksi (kimse). * pek ekş i veya acı . barut hakkı * Mermiyi istenilen uzaklı atabilmek için gerekli barut gazı ncı sağ ğ a bası nı lamaya yetecek miktarda barut. * Yüzgeçleri dikenli ve zehirli bir çeş çarpan balı (Trachinus vipera). it ğ ı * Güzel kokulu yaprakları yemeklere konulan, nane ve yaban kekiğ ortak adı inin . * Koyu gri renkte olan.

barut kesilmek (veya olmak) * çok öfkelenmek. barut kokusu gelmek * savaş tehlikesi sezilmek. barut rengi * Koyu giri. barutçu * Barut yapan kimse.

barutçuluk * Barut yapma veya alısatma iş p i. baruthane * Barut yapı veya saklanan yer. lan barutla oynamak * tehlikeli iş uğ mak. lerle raş barutluk baryum * Barut saklanan kap veya yer.

* Atom sayı 56, yoğ sı unluğ 3.78 olan, doğ en çok baryum sülfat ve baryum karbonat olarak bulunan, u ada havada çabuk oksitlenen, gümüş renginde, katı basit bir element. Kı ve saltması Ba. baryum karbonat * Karbondioksidin, barit üzerine etkisiyle elde edilen beyaz bir katı . baryum sülfat * Baritin. bas * En kalıerkek sesi. n * Sesi böyle olan sanatçı . * En kalısesli orkestra çalgı. n sı bas (veya bas git) * çekil, yürü, git, defol!. bas bariton * Bası çı n kamadı ince tonlara çı ğ ı kabilen, buna rağ basıindiğkalıve tok tonlara inemeyen sesi olan men n i n sanatçı . bas bas * Bağ ı fiili ile kullanı bağ ş yüksek sesle olduğ anlatı rmak larak ıı rın unu r. bas tutmak * ince sesli çalgı tek perdeden eş etmek. lara lik basak basaklı basaksı z * Merdiveni olmayan. basamak * Merdiven. * Merdiveni olan.

* Bir yere çı karken veya bir yerden inerken bası ve art arda gelen, birbirinden belirli aralı lan klarla yükselen düz yüzeylerden her biri. * Derece, aş kerte. ama, * Bir amaca ulaş için yararlanı kiş durum veya yer. mak lan i, * (aritmetikte) On kuralı göre yazı ş sayın, her rakamın bulunduğ sı hane. na lmıbir nı nı u ra, * (cebirde) Bir tam denklemde bulunan bilinmeyenin en yüksek kuvveti. basamak basamak * Yavaş yavaş (yükselme veya inme). * Derece derece. basamak yapmak * bir durumu daha yükseğ eriş için araç olarak kullanmak. ine mek basamaklı * Basamağolan, basamak basamak olan. ı basar * Göz. *İ leriyi görme, algı yetisi. lama * Merdivenin ayakla bası yüzeyi. lan * Görme ile ilgili. * Bir cismin bir yanı kaldı yükseltme iş nı raçla i. * Dalyanıkapak yeri. n

basar basarî basarna

basbayağ ı * Alılandan, bilinenden hiçbir değ ikliğolmayan. ş ı iş i basen * Omurganıbel ile kalça arası n ndaki bölümü. * Kı uzantı okyanus ortası rtları kadar devam eden ve 4000-5000 m derinliğolan deniz dibi. tasal dan sı na i bası * Resim kliş dökme harf, taş p kullanarak makine yardı ile kâğ ve bez gibi ş esi, kalı mı ı da eylere yazı , resim çı karmak iş tabı i, . bası cı * Kitap, dergi gibi ş eyleri basan kimse, tâbi. basılı cı k bası k * Bası olma durumu veya basınıiş cı cın i. * Bası ş lmı yassı mı , laş ş . * Çok yüksek olmayan, alçak. * Kık. sı

bası tı klaşrma * Bası tı iş klaşrmak i. bası tı klaşrmak * Basıdurumuna getirmek. k bası k klı * Basıolma durumu. k * Bir elipsin büyük ve küçük eksenleri arası ndaki farkı büyük eksene oranı n .

bası la

* Bası lı provalarda "basız, bası n" anlamları kullanı terim. mcı kta, nı lsı nda lan

bası vermek la * prova hâlindeki bir kitabıveya herhangi bir yazın bası uygun olduğ bildirmek. n nı ma unu bası lı * Bası yerleş larak tirilmiş . * Bası evinde bası şmatbu. m lmı , * Bası işveya durumu. lmak i * Bası iş lmak i. bası dayanı lma mı * Dokusunu basarak ezmeye çalı dıetkilere ağ n gösterdiğdirenç. ş ş an acı i bası lmak bası m * Basmak iş konu olmak veya basmak işyapı ine i lmak. * Bası sanatı , tabaat. * Bası i, tabı iş , tipografya.

bası lı ş bası lma

bası evi m * Bası i yapı yer, matbaa. iş lan bası mcı * Bası evi iş kimse, matbaacı m leten . bası lı mcı k * Bası evi iş m letme iş kitap basma iş matbaacı i, i, lı k. bası n * Gazete, dergi gibi belirli zamanlarda çı yayı n bütünü, matbuat. kan nları

basıataş n esi * Resmî veya özel kurum ve kuruluş larda, yabancı temsilciliklerde basıile ilgili konuları n düzenleyen yetkili ve sorumlu kimse. basıbildirisi n * Bası yayı organları bilgi vermek amacı yetkili kurum veya kiş tarafı hazı n n na yla iler ndan rlanmıyazı ş lı açı klama. basıdünyası n * Görsel ve yazıbasıorganları burada görevlilerin tümü. lı n ile basıkartı n * Mesleğbasıiş olan kimselerin taş ğkimlik belgesi. i n leri ı ı dı basıözgürlüğ n ü * Görüş düş ve ünceleri bası ve yayıyoluyla açı n n klayabilme ve yayabilme hakkı . basıtoplantı n sı * Yetkili veya ilgili bir kimsenin, bir konu veya çeş konular üzerinde açı itli klamada bulunmak için gazetecilerle yaptı toplantı ğ ı . basıyasağ n ı * Bası yayıorganların bir konu hakkı yayıyapması kıtlayıengelleme. n n nı nda n nı sı p

bası nç

* Bir yüzey üzerine etkide bulunan gücün yüz ölçümü birimine düş miktarı en , tazyik.

bası nçlama * Bası nçlamak iş i. bası nçlamak * Hava taş araçları insan organizması yeterli bası düzeyini sağ ı t nda, için nç lamak veya ayarlamak. bası nçlı * Bası yüklenmiş nç olan. bası su nçlı * Bası yüklenerek fı rtı düzeyine getirilmiş tazyikli su. nç ş lma kı su, bası nçölçer * Hava bası nı ncı ölçerek yer yükseltilerini ve hava değimlerini tespit etmek için kullanı alet, barometre. iş lan bası nçölçüm * Hava bası ölçümlerini inceleyen birim. ncı bası ölçer * Buharıveya herhangi bir gazıbulunduğ kabı yüzeyine yaptı bası belirleyen alet. n n u n ğ ncı ı * Akı ş kanları bası nı n ncı ölçen araç. basıgeçmek p * önde gideni geçmek. * önem vermeyerek uğ ramamak. basıgitmek p * birdenbire gitmek, aklı koyduğ ş yapmak üzere bulunduğ yerden uzaklaş çekip gitmek. na u eyi u mak, bası rgama * Bası rgamak iş i. bası rgamak * Ağ k çökmek veya basmak. ı rlı * Kâbus çökmek. bası rganma * Bası rganmak durumu. bası rganmak * Üzerine ağ k basmak, kâbus çökmek. ı rlı bası ş * Basmak iş i. basil basiret * Bakterilerin çomak biçiminde ince uzun olan türü. * Doğ görüşuzağgörüş ru , ı , seziş , uyanı k, anlayı kavrayıdikkat, sağ klı ş , ş , görü.

basireti bağ lanmak * iyi düş ünemez, gerçeğgöremez bir duruma düş i mek. basiretli * Gerçeğgörebilen, uzağgörebilen, basireti olan, sağ i ı görülü. basiretsiz

* Gerçekleri görebilmekten uzak, ileri ve uzak görüş olmayan, sağ lü görüsüz. basiretsizlik * Gerçekleri, ileriyi ve uzağgörememe, sağ ı görüden yoksun olma. basit * Yapı lması anlaş veya ı kolay olan, karık olmayan, bayağ lması ş ı ı . * Süssüz, gösteriş siz. * Bilgi ve görgüsü sırlı nı olan, bayağ görgüsüz. ı , * Her zaman rastlanan, özelliğolmayan, olağ i an. * Kolay.

basit cisim * Maddesi tek elementten oluş cisim. muş basit cümle * Tek yargı bildiren cümle. basit faiz * Faizleri üzerine eklenmemiş paraya belli bir dönem sonunda verilen faiz. ana basit kelime * Anlamlı olarak daha küçük parçaya bölünemeyen, kök durumundaki kelime, yalıkelime. n basit kesir * Payı paydası küçük olan kesir. ndan basit renk * Biçmeden geçen beyaz ığ ayrı ğrenklerden her biri. şı ldı ın ı basitçe * Basit olarak, kolay tarafı ndan. basite indirgemek * basitleş tirmek, sade bir biçime döndürmek,basite irca etmek. basitleş me * Basitleş iş mek i. basitleş mek * Basit duruma gelmek. basitleş tirme * Basitleş tirmek iş i. basitleş tirmek * Gereksiz ayrı lardan arı sade duruma getirmek. ntı tarak basitlik Baskça basket * Basketbolda kazanı sayı lan . basket yapmak * basketbolda sayı kazanmak. basketbol * Basit olma durumu. *İ spanya'nıBask bölgesinde kullanı dil. n lan

* Beş kiş iki takı arası topu 3 m yükseklikteki karş klı er ilik m nda ı duran ağ lı geçirilmiş sepetten birine iki sokup sayı kazanmak esası dayanan bir oyun. na basketbolcu * Basketbol oyuncusu. basketbolculuk * Basketbol oynama veya oynatmak iş i. basketçi baskı * Basketbol oyuncusu, basketbolcu.

* Bir eserin bası biçimi veya durumu. lı ş * Bası sı sayı. * Bir eserin bası tekrarlanan her bir kezi. larak * Giysinin içine kı lıdikilen kenarı vrı p . * Hak ve özgürlükleri kıtlayarak zor altı bulundurma durumu, tazyik. sı nda * Bir maddeyi sıp ezen alet, pres. kı * Belirli ruhî etkinlik ve süreçleri, kiş isteğdında bilinçaltı itmesi veya bu itilenlerin bilince çı inin i ş ı na kması nı önleme durumu. * Karştakı oyuncusunun hareketini ve sonuç alması engellemek amacı uygulanan yakı savunma ı m nı yla n durumu. baskı nda tutmak altı * özgürlüğ engellemek, kıtlamak. ünü sı baskı grubu * Bir iş yapı nda, gerçekleş in lması tirilmesinde veya tamamlanması baskı turan güç. nda oluş baskı bı kalı * Kitap kapları süslemeler basmak için kullanı kalı na lan p. baskı resim * Gravür tekniğile yapı resim, kazı resim. i lan ma baskı yapmak * bir kimseyi bir iş i yapmaya zorlamak, zor kullanmak. baskı cı * İlenecek kumaş üzerine kalı resim basan kimse. ş lar plara * Matbaacı baskılerini yapan kimse. lı kta iş * Kıtlayı. sı cı

baskılı cı k * Baskınıiş cın i. baskı kalmak da * yağ yağ ktan sonra toprağ üst kı sertleş tohumlar fidelenip toprak üstüne çı mur dı ı n smı erek kmak. baskı lı * Baskı olan. sı baskı lı k baskı n * Bir masadaki kâğ n uçmaması üzerlerine konulan özel biçimdeki ağ k. ı tları için ı rlı * Suç iş i veya suçlularıbulunduğ sanı bir yere ansın girme. lediğ n u lan zı * Kı süreli, beklenmedik saldı. sa rı * (sertlik, zorluk bakı ndan) Üstün. mı

baskıbasanı r n ndı

* düş manı avlayısaldı taraf savaşkazanı gafil p ran ı r. baskıçı n kmak (veya gelmek) * (karş tı konusu olan kimseyi) geçmek, üstünlüğ göstermek. ı rma laş ünü baskıvermek n * anî ve habersiz girmek, saldıda bulunmak. rı baskıyapmak n * suç iş lendiğveya suçlularıbulunduğ sanı bir yere ansın girmek. i n u lan zı * düş mana ansın saldı zı rmak. * ansın konuk gelmek. zı baskı uğ na ramak * düş n beklenmedik bir saldısı karş mak. manı rıyla ı laş * bir yerde suç üstü yakalanmak. * beklenmedik bir zamanda konuklar gelmek. baskı ncı * Baskıyapan kimse. n baskız sı * Hak ve özgürlükleri kıtlanmamı sı ş . * Disiplinsiz. * Terbiyesiz, ahlâksı z.

baskız büyümek sı * serbest bir eğ itimle yetiş mek. basklârnet * Kalı sesli klârnet. n baskül * Çoğ unlukla bir kütleyi çok daha küçük bir kütle yardı yla tartmaya yarayan alet. mı * İ kolu sı ile kalkıinebilen, ortası veya uçları birine az çok yakı değmez bir noktaya ki ra p ndan ndan n iş dayanan kaldı raç. basma * Basmak iş i. * Üzerinde bası yapı ş ile lmırenkli biçimler bulunan pamuklu kumaş . * Bu kumaş yapı ş tan lmıolan. * Gazete, dergi, kitap gibi bası hazı ile rlanmıyazış ş lıeyler, matbua. * Bası ş lmı matbu. , *İ skambil kâğ ile oynanan bir oyun. ı dı * Gübre, tezek.

basma kalı bı * Kitap, kumaş ş gibi eylerin baskı için hazı sı rlanan kalı p. basmacı * Basma yapan veya satan kimse. * Pamuklu, tülbent vb. üzerine kalı desen basan kimse. pla * Bohça ile köylerde eş satan kadı bohçacı ya n, . basmacı lı k * Basma alı satı . m mı * Pamuklu, tülbent vb. üzerine kalı desen basma iş pla i. * Matbaacı lı k. basmahane * Basma yapı iş lan yeri.

basmak

* Vücudun ağ ğ verecek biçimde ayak tabanı bir yere veya bir ş üzerine koymak. ı ı rlını nı eyin * (küçük çocuklar için) Ayakta durabilmek. * Bir ş üzerine kuvvet vererek itmek. eyi, * Sışrarak yerleş kı tı tirmek. * Bası i yapmak, tabetmek. iş * Örtmek, bürümek, kaplamak. * Bir ş üzerinde kalı mühür gibi bir araçla iz yapmak. ey p, * Baskıyapmak. n * Bazı isimlerle birlikte sertlik, aş lıanlamları yardı fiil olarak kullanı ık rı nda mcı lı r. * Bir kimse bir yaş girmek. a * Çevreyi kaplamak, çökmek. * Bası yaparak sı ve gazları nç vı itmek. * Kümes hayvanları kuluçkaya yatmak. * Bir ş etkisinde kalı eziklik, üzüntü ve ağ k duymak. eyin p ı rlı

basmakalı p * Özgünlüğ olmayan, değ iklik göstermeyen, bilineni tekrarlayan, harcı ü iş âlem, kliş e. basmakalı mak plaş * Basmakalıdurumuna gelmek. p basmalı * Basma özelliğolan. i basmalı k * Üzerine bası ş lacak ey. basso * En kalıerkek sesi. n * En kalısesli orkestra çalgı. n sı

bastana salatası * Domates, taze soğ yeş an, ilbiber, maydanoz, nane ve limon suyu kullanı yapı bir salata türü. larak lan bastarda bastı * Kı ile piş yma irilmiş sebze. * Bastı rma. bastı bacak * Bacakları sa veya çarpı(kimse). kı k * (çocuk için) Yaramaz. bastı yerde ot bitmez ğ ı * gittiğyere uğ i ursuzluk götürür, gittiğyerin bereketini kurutur. i bastı yeri bilmemek ğ ı * çok sevinmek. * ş kı ktan nerede olduğ seçememek, durumunu kontrol edememek. aş nlı unu bastı k bastı rak bastık rı * Pestil. * Yol yapı nda çakıkum, curuf gibi maddeleri ezmeye ve sışrmaya yarayan alet. mı l, kı tı * Kapı arkadan bastı için kullanı ağ dayak. yı rmak lan aç * Ağ k, baskı ı rlı , yük. * Bkz. baş tarda.

bastılma rı * Bastılmak iş rı i. bastılmak rı * Bastı iş konu olmak. rmak ine bastım rı bastı rma * Bastı iş rmak i. * Bastı . bastı rmak * Basmak iş yaptı ini rmak. * Zararlı olayı bir önlemek. * Üstünlüğ göstermek. ünü * Bir kumaş kenarı kırı dikmek. ı n nı vıp * Gidermek. * (cevap için) Hemen yetiş tirmek. * Ansın birinin yanı gitmek. zı na * Birdenbire ve pek çok etkisini göstermek. * Kümes hayvanları kuluçkaya yatı nı rmak. * Baskı yapmak, üzerine iyice düş mek. bastika * Bir yelken serenine veya herhangi bir ağ açı delik. aca lan baston * Yürürken dayanmaya yarayan ağ veya metalden yapı araç. aç lan * Geminin baş tarafı ndaki yatıdireğ (cı k in vadranı dı ya doğ uzanan parçası n) ş arı ru . * Ruh dünyası oluş tepkimelerin bilinç dına yansı . nda an ş ı ması

baston francala * İ uzun ekmek. nce, baston gibi (veya baston yutmuş gibi) * dimdik duran veya yürüyen (kimse). bastoncu * Baston yapan veya satan kimse.

bastonculuk * Baston yapma veya satma iş i. bastonlu * Bastonu olan.

bastonsuz * Bastonu olmayan. basur * Kalı bağ ıalt bölümünde ve anüste toplardamarları geniş n ı n rsağ n lemesiyle oluş varis, hemoroit. an

basur memesi * Anüste geniş meme gibi uzamıdamar yını leyip ş ğ . ı basur otu * Düğ çiçeğ ün igillerden, nemli ormanlarda biten, köklerinde basur memelerine iyi gelen bir madde bulunan, sarı çiçek açan küçük bir bitki (Ranunculus ficaria). basurlu

* Basuru olan, hemoroitli. basübadelmevt * Ölümden sonra dirilme. basya baş * Sapotgillerden, tohumları sabunculukta kullanı bir yağ ndan lan elde edilen, Asya'da yetiş bir ağ (Basia). en aç

* İ ve hayvanlarda beyin, göz, kulak, burun, ağ gibi organları nsan ı z kapsayan, vücudun üst veya önünde bulunan bölüm, kafa, ser. * Bir topluluğ yöneten kimse. u * Baş ç. langı * Temel, esas. * Arazide en yüksek nokta. * Bir ş genellikle toparlakça ucu. eyin * Bir ş uçları biri. eyin ndan * Kasaplıhayvanlarda ve bazı k yiyeceklerde tane. * Para değ tirirken verilen veya alı üstelik, sarrafiye. iş nan * Bir ş yakı veya çevresi. eyin nı * "Başkelimesi birçok deyimde "öz varlı kendisi" anlamı taş bir zamir niteliğ " k, nı ı yan indedir. * Önem veya yönetim bakı ndan ileride olan, en önemli, en üstün anlamı birleş kelimeler yapar. mı nda ik * Güreş pehlivanları ayrı kları derecenin en yükseğ te n ldı beş i. * "... baş adlardan sonra ve nicelik anlatan kelimeden önce gelerek üleş ı na" tirme anlamı verir. * Deniz teknelerinde ön taraf. * En uç, yüksek nokta veya en ön. baş * Çı ban.

baş ık ağ rlı * Ağ sı ı klet. r baş rı ağsı * Baş ağması ta oluş rahatsı k. ı rı , baş n an zlı * Sürekli sıntı kı yaratan durum veya kimse. baş rı olmak ağsı * sıntı kı vermek, uğ tı raşrmak. baş rı ağtmak * tedirgin etmek, bı nlıvermek, can sı kkı k kmak. baş alamamak * çok uğ tı bir konu yüzünden vakit ve fı bulamamak. raşran rsat baş almak * fı bulmak. rsat baş ağ aş ı * Başaş ı ı ağgelmek üzere. baş ağdüş aş ı mek * kiş inden kaybederek toplum içindeki durumu sarsı iliğ lmak. baş ağetmek aş ı * tersine çevirmek. baş ağgelmek aş ı * tepesi üstü düş mek. baş ağgitmek aş ı

* sürekli zarar görmek veya kötüleş mek. baş ağgitmek aş ı * iş ters gitmek, sürekli zarar etmek. leri baş lamak bağ * baş bir örtü örtmek. ı na * baş vermek. ak * birine veya bir ş bağ eye lanmak, intisap etmek. baş baş * çocukları"Allaha ı n smarladı anlamı ellerini baş na götürmelerini sağ k" nda ları lamak için söylenir. baş a baş * Birlikte, beraberce.

baş a (veya kafa kafaya) vermek baş * iki veya daha çok kimse bir kenara çekilip konuş mak. * dayanı ş mak. baş a bı baş rakmak * birinin, bir ş veya bir kimseyle yalnıkalması sağ eyle z nı lamak. baş a kalmak baş * biriyle veya bir ş yalnı kalmak. eyle z baş a olmak baş * birlikte bulunmak, beraber yaş amak. baş belâsı * Sınt ı kı , üzüntü veren. baş bezi * Mendil.

baş çağ bı ı * Ustura. baş biti * Bkz. bit. baş bulmak * (alıveriş kazanç bı ş te) rakmak. baş çanağ ı * Kafa tası . baş çekmek * ön ayak olmak. baş çevirtmek * başarkaya doğ döndürtmek. ı ru * birinin arkası hayranlı bakmak. ndan kla baş döndürmek * baş dan, gururdan, sevinçten çok mutlu duruma getirmek, aş heyecanlandı arı ı rı rmak. baş döndürücü * (çabuklukta) olağ anüstü, aş . ı rı * baygı k verici. nlı baş döndürücü

* Ş kı serseme çevirici. aş na, baş dönmesi * Göz kararıdüş gibi olma. p ecek baş edebilmek * bir kimseyi yola getirmeye veya bir ş yapmaya gücü yetmek. eyi baş mek eğ * saygı göstermek için baş erek selâmlamak. eğ * direnmekten vazgeçip buyruk altı girmek, inkı etmek. na yat baş elde iken * ölmeden, yaş arken sağ iken. baş etmek (veya edememek) * gücü yetmek (yetmemek), baş kazanmak (kazanmamak). arı baş gelmek * yenmek, gücü yetmek. baş göstermek * belirmek, ortaya çı kmak, zuhur etmek, vuku bulmak. baş etmek göz * evlendirmek. baş olmak göz * evlenmek. baş kaldı rma * baş rmak işisyan. kaldı i, baş kaldı rmak * ayaklanmak, yönetime karşgelmek, isyan etmek. ı * iyice coş mak, kabarmak. baş kaldı rmamak * Bkz. baş kaldı ı nı rmamak. baş kesmek * selâm için baş mek. eğ baş ç vurmak kı * baş gelen dalgalarla gemi, başve kı üzerinde inip kalkmak. tan ı çı baş rı fes içinde, kol kılıyen içinde kılı r rı r * aile içindeki, arkadaş arası lar ndaki uyuş klar yabancı duyurulmamalır. mazlı lara dı baş komak (koymak) * bir ş uğ ey runa ölümü göze almak. baş mak koş * bir işbaş i armak için çalı ş mak. baş nereye giderse, ayak da oraya gider * küçükler büyüklerin izinde gider, her iş onları te örnek tutarlar. baş da, istersen soğ başol ol an ı * küçük bir iş de olsa, baş olmak önemlidir. te ta baş olan boş olmaz

* bir yerde baş olan kimse taş ğdeğ dolayıyla o yere gelmiş ı ı er dı sı tir. * iş ı baş ndaki kiş iş inin i çoktur. baş örtüsü * Bkz. baş örtü. baş lı sağğ ı * Ölen bir kimsenin yakı na söylenen ilgi ve yakı k anlatan söz. nları nlı baş lı dilemek sağğ ı * ölen bir kimsenin yakı na ilgi ve yakı k anlatan söz söylemek. nları nlı baş sallamak * karş ndakinin her sözünü uygun bulur görünmek. ı sı baş tacı * Çok sevilen, çok yüksek tutulan (kimse veya ş ey). baş etmek tacı baş etmek tacı * çok sevmek ve saymak, el üstünde tutmak. baş tutamamak * rüzgâr, fı na yüzünden, yapıı rtı lındaki veya yükseliş ş indeki bir bozukluk sebebiyle gemi dümene uymamak, rotadan çı kmak. baş tutmak * elebaşolmak. ı baş ucu * Yatı bir yerin baş lan konulan yönü veya yakı. nı baş kitabı ucu * Sısıyararlanı ana bilgileri veren, değ hiç yitirmeyen eser. k k lan, erini baş üstünde tutmak * çok iyi ağ ı rlamak. baş üstünde yeri var * büyük bir saygı ilgi ile karş r veya ağ r. ve ı lanı ı rlanı baş üstüne * bir dileğ yerine getirileceğ içtenlikle belirtmek için "peki" anlamı kullanı söz. in ini nda lan baş vermek * (çı olgunlaş ban) mak. * (buğ vb. bitkiler) baş bağ day ak lamaya baş lamak, baş oluş ak mak. * (gemi, kayı döndürmek, çevirmek. k) baş yakmak * kötü duruma düş ürmek. baş yapmak * (kuaför) saç bakı ve tuvaleti yapmak. m baş lı rı börk (fes) içinde, kol kılı yarı (kılı r r) rı kürk (yen) içinde r * aile içindeki kiş ilerin anlaş mazlı aile içinde kalmalır. kları dı baş yarma * Vida yapı nda kullanı olan perçinlerin baş na tornavida yerleri açmak iş mı lacak ları i.

baş ğ yastı ı * Yatakta baş altı konulan yastı ı na n k. baş yemek (baş yemek) ı nı * birinin ölümüne veya yok olması sebep olmak. na * birinin güç duruma düş mesine yol açmak. baş baş a * birinden üstün olmadan. baş baş a * Eş durumda, dengeli olarak. it baş baş a gelmek * eş olmak, denk olmak. it baş baş a noktası * bir yabancı paranı veya değ kâğ n piyasa değ ile üstünde yazıdeğ aynı n erli ı dı eri lı erin olması durumu. baş çı a kmak * güçlükler çı karan biriyle olan iş kendi istediğyolda sonuçlandı ini, i rabilmek. baş çı a kmak * bir ş gücü yetmek. eye baş geçmek a * en üstün yeri almak. baş gelen çekilir a * çaresiz durumlara düş üldüğ ünde insanıkendini üzüntüye kaptı p bu durumlara katlanmasın olağ n rmayı nı an ve doğ bulunduğ anlatı ru unu r. baş gelmek a * (kötü bir duruma) uğ ramak. baş güreş a mek * yağ güreş en usta pehlivanlar baş lı te, pehlivanlıiçin yarı k ş mak. * en üstün sonucu elde etmek için mücadele vermek. baş vermek a * değ tokuş iş yaparken üste bazıeyler vermek. ş baş aç ağ * Boyuna dikey yönden kesilmiş olan ve yı l halkaları çember biçiminde görüntü veren ağ aç. Baş ak baş ak * Zodyak üzerinde Aslan ile Terazi burçları nda bulunan burcun adıZodyak. arası , * Arpa, buğ yulaf gibi ekinlerin taneleri taş kı klı ı day, ı yan lçı baş . * Tarlalarda, bağ larda dökülmüş veya tek tük kalmıolan ürün. ş

baş bağ ak lamak (veya tutmak) * arpa, buğ yulaf gibi ekinlerde baş oluş day, ak mak. baş toplamak ak * tarlalarda kalmıbaş ş akları bağ veya larda dökülmüş meyveleri toplamak. baş akçı * Tarlalarda kalmıbaş ş akları bağ veya larda dökülmüş meyveleri toplayan kimse. baş k akçı

* Çiçeklerde baş ı turan çiçek demeti veya topluluğ ağoluş u. baş aklama * Baş aklamak iş i. baş aklamak * Tarlalarda, bağ larda kalmıdöküntüleri toplamak. ş baş aklanma * Baş aklanmak durumu. baş aklanmak * Baş bağ ak lamak, tutmak. baş aklı * Baş ı (ekin). ağolan * Arka ucu baş biçimde olan (ok). ka baş aktör * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli erkek oyuncu. baş aktörlük * Baş aktörün işveya mesleğ i i. baş aktris * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli kadıoyuncu. n

baş aktrislik * Baş aktrisin işveya mesleğ i i. baş altı * Yağ güreş pehlivanları ayrı ğbeş lı te n ldı ı derecenin ikincisi. * Gemilerde tayfa ve erlerin baş taraftaki koğ ları uş . baş arı * Baş armak işveya baş lan iş i arı , muvaffakı yet. baş göstermek (veya kazanmak) arı * baş armak. baş lı arı * Baş gösteren, muvaffakı arı yetli. * Baş lmı üstesinden gelinmiş arı ş , . * Baş lı biçimde, baş göstererek. arıbir arı

baş lma arı * Baş lmak iş arı i. baş lmak arı * Baş ile sona ermek. arı baş m arı * Elde edilen bir baş . arı * Bir sporcunun yapabileceğen iyi derece, takat sırı i nı, performans. * Baş göstermeyen, muvaffakı arı yetsiz. * Baş lamayan, muvaffakı arı yetsiz. * Baş göstermeyerek. arı

baş sı arız

baş sıolmak arız * baş sağ arı layamamak, baş gösterememek. arı

baş sı ğ uğ arızlı ramak a * baş sıolmak. arız baş sı k arızlı * Baş sıolma durumu, muvaffakı arız yetsizlik. baş arma * Baş armak iş i.

baş armak * Bir işistenilen biçimde bitirmek, muvaffak olmak. i baş asistan * En üst derecedeki asistan. baş asistanlı k * Baş asistan olma durumu. * Baş asistanıgörevi. n baş at * Benzerleri arası güç ve önem bakı ndan baş gelen, hâkim, dominant. nda mı ta

baş karakter at * Bir melezde her zaman ortaya çı karakter. kan baş k atlı * Baş olma durumu, hâkimiyet. at baş k yasası atlı * Irk karı nda güçlü öz yapın sonraki soylardan üstün geldiğ kanı ş ması nı ini tlayan yasa. baş bakan * Hükûmet baş ; bakanlar kurulunun baş kabinenin baş baş kanı ı , ı vekil. , baş bakanlı k * Baş bakan olma durumu ve baş bakanıgörevi. n * Baş bakanı makamı n . * Baş bakan ve görevlilerinin çalı ğdaire. ş ı tı baş bayi baş buğ * Bir dağ m iş bütün bayilerin bağ bulunduğ ana bayi. ı inde tı lı u

* Eski Türklerde başbaş komutan. , kan, * Osmanlımparatorluğ İ unda savaş zamanı ka birliklerden ayrı bir araya getirilerek oluş baş lı p turulan birliğ in veya milis güçlerinin komutanı . baş çavuş * Astsubay baş çavuş . * Yeniçeri ocağ n çavuş ı nı u. baş çavuş luk * Astsubay baş çavuş rütbesi. baş çı * İçi baş ş ı . * Çiğ veya piş koyun, kuzu, sır başsatan kimse. miş ğ ı ı * Çiçeklerin erkek organları çiçek tozunu taş torbacı haş nda ı yan k, efe.

baş k çı

baş ş danı man * Danı ş manlarıbaş n ı . baş ş danı manlı k * Baş ş n işveya görevi. danı manı i baş dekorcu * Dekorcuları baş dekor hazı n ı , rlamada en üst sorumlu. baş dekorculuk * Baş dekorcunun işveya mesleğ i i. baş dizgici * Bir bası evindeki dizgicilerin baş baş m ı mürettip, sermürettip. , baş dizgicilik * Dizgicilerin baş ı . baş dümenci * Dümencilerin baş ı . baş dümeni * Gemi veya teknelerin baş yerleş ı na tirilen ve iyi bir manevra sağ layan dümen. baş efendi * Devlet dairelerinde kı demli memur, baş kâtip. baş eksper * Eksperlerin baş ı . baş eser * Kendi türünde en mükemmel eser, baş t, ş yapı aheser. baş eski * En kı demli kimse. * Yeniçeri bölüklerinin en kı demsiz subayı erlerinin en kı ve demlisi. * En iyi ürün için tespit edilen fiyat.

baş fiyat

baş gardiyan * Gardiyanlarıbaş n ı . baş garson * Garsonlarıbaş metrdotel. n ı , baş garsonluk * Baş garson olma durumu. * Baş garsonun işmetrdotellik. i, baş gedikli * En yüksek rütbeli astsubay. baş hakem * Yarı ş veya oyunu yöneten hakemlerin baş mayı ı . baş hekim * Bir hastahaneyi yönetmekle görevlendirilen hekim, baş tabip, sertabip. baş hekimlik * Baş hekimin görevi. * Baş hekimin makamı .

baş hemş ire * Bir klinik veya hastahanede hemş ireleri yönetmekle görevlendirilmiş hemş ire. baş hemş irelik * Baş ire olma durumu. hemş baş hostes * Hava yolları hosteslerin en deneyimlisi ve yapı sefer boyunca hizmetten sorumlu kimse. nda lan başaçı ı k * Örtü veya ş ile başörtülmemiş apka ı . başağmak ı rı * bir iş dolayı ten sorumlu duruma düş mek. başbağ ı lanmak * biri evlendirilmek. * birini yandaş olarak kazanmak, kendi yanı tutmak. nda başbağ ı lı * Serbest olmayan. * Evli. başbelâda ı * çözülmesi güç, sıntıbir durumda. kı lı başbelâya girmek (veya uğ ı ramak) * sıcı kı, üzücü bir durumla karş mak. ı laş başbütün ı * eş i hayatta olan (karı koca). veya başçatlamak ı * başçok ağ mak. ı rı başçekmek ı * herhangi bir konuda önde gitmek, ön ayak olmak. başdara düş ı mek * sıntı girmek. kı ya başdaralmak ı * (para yönünden) sıntı darlı düş kı ya, ğ mek. a başdarda kalmak ı * parası ktan dolayıkı da olmak. zlı sıntı başderde girmek ı * sıntıbir duruma düş kı lı mek. başdertte ı * çözülmesi güç, sıntıdurumda. kı lı başdevletli ı * Talihli, bahtı k. açı başdimdik ı * Onurlu, gururlu. başdinç ı * Kaygız ve tasası sı olmayan.

başdönmek ı * insana, eş n dönmesi, ayağ n altı yerin çekilmesi gibi bir duygu gelmek. yanı ı nı ndan * sıntı kı yaratan bir durum karş nda bunalmak. ı sı * görkemli bir ş karş nda ş ı ey ı sı aş rmak. * para veya mevki sebebiyle ş ıp ş aş ı rı marmak. başdumanlı ı * Doruğ sis bürümüş ). unu (dağ * Sevdadan veya içkiden sarhoş . başgöğ ermek (veya değ ı e mek) * beklenmeyen bir mutluluğ ermek. a başhavada ı * sevinçli. başhoş ı olmamak * bir ş eyden hoş lanmamak. başiçin ı * "çocuğ umuzun başiçin", "annenizin başiçin" gibi sözlerde değ bir kiş ı ı erli i ortaya konarak kullanı ant lan veya yalvarma sözü. başkalabalı ı k * yanı bir işkonuş nda i amayacak kadar çok kimse var. başkazan gibi olmak ı * baş ı çok ağ ve uğ nda rı ultulu bir sersemlik olmak. başnâra yanmak ı * baş uğ kası runa büyük bir zarara uğ ramak. başönünde ı * uslu, çevrede gözü olmayan. başsılmak (veya sış ı kı kı mak) * herhangi bir güçlük karş nda kalmak, bunalmak. ı sı başsıya gelmek ı kı * herhangi bir güçlük karş nda bunalmak, zor durumda kalmak. ı sı baştaşdeğ ı a mek * ağ bir durum kendisine ders olmak. ı r baştutmak ı * gürültüden veya üzüntüden başağmak. ı rı başüstünde yeri olmak ı * her zaman iyi karş ı lanmak, ağ ı rlanmak. * bir düş veya davranı uygun bulmak. ünce ş ı başyastı düş ı ğ mek a * yorgunluktan veya güçsüzlükten uykuya dalmak. başyastıyüzü görmemek ı k * yatağ yatıuyumamıolmak. a p ş başyerde ı * utançla, kı nlı üzüntüyle. rgı kla, başyerine gelmek ı

* zihin yorgunluğ geçmiş u olmak. başyukarda ı * onurlu, kibirli, kendini beğ enmiş . başyumuş ı ak * Uysal, söz dinler (kimse). başzapt olunmamak ı * binicisini alıgötürmek. p baş ı boş * Bir ş veya kimseye bağ olmayan. eye lı * Bağ lanmamı serbest bı lmı ş , rakı ş . * Yönetimsiz, baskız, denetimsiz. sı

baş bı ı boş rakmak * üstünde hiçbir baskı denetim bulundurmamak, kendi havası bı veya na rakmak. baş kalmak ı boş * baskı nda bulunmamak, karı , görüş olmamak. altı ş anı eni baş luk ı boş * Baş olma durumu. ı boş baş ı bozuk * Askerlerin arası katı ş savaş . na lmısivil çı * Düzensiz topluluk. * Kargaş , karık, içinden çılamayan. alı ş ı kı baş ı bozukluk * Baş ı bozuk olma durumu. * Düzensiz davranı düzensizlik, disiplinsizlik. ş , baş ı kabak * Saçı dökülmüş veya dibinden kesilmiş . * Baş örtmeden. ı nı baş gözüm üstüne ı m * belirtilen istekleri içtenlikle yapmayı kabul etmeyi anlatı r. baş beraber ı mla * memnunlukla, seve seve. baş sağ ı n olsun * yakı ndan birini toprağ vermiş kimseye söylenen ilgi ve yakı k anlatan söz. nları a bir nlı baş balta kesilmek (veya olmak) ı na * sürekli istemek, ı etmek, inat etmek. srar baş belâ açmak ı na * kötü bir olay dolayıyla dert sahibi olmak. sı baş belâ almak ı na * bir sorunla karş mak, kötü bir duruma düş ı laş mek. baş belâ olmak (veya kesilmek) ı na * sıntı kı vermek, tedirgin etmek, musallat olmak. baş bir hâl gelmek ı na * kötü bir duruma uğ ramak. * ölüm ihtimalini bildirmek için kullanı lı r.

baş buyruk ı na * kimseden izin almaksın dilediğgibi davranan. zı i baş çalmak ı na * bir ş öfkeyle, nefretle geri vermek. eyi baş çalsı ı na n * birine verilmek istenilen bir ş öfke ve nefretle geri çevrildiğ anlatmak için söylenir. eyin ini baş çı ı karmak na *ş ı martmak, çok yüz vermek. baş çı ı kmak na * birinden yüz bulup ona karşpek ş kça davranmak. ı ı marı baş çorap örmek ı na * birine, haberi olmadan kötü duruma düş ürücü davranı bulunmak. ş ta baş dert etmek (veya açmak) ı na * bir ş üzüntü konusu yapmak. eyi baş devlet kuş konmak ı na u * beklemediğbüyük bir nimeti ele geçirmek. i baş dikmek ı na * birini veya bir ş korumak için bir kimseyi görevlendirmek. eyi * bir içeceğkabı i yukarı rarak sonuna dek içmek. kaldı baş dolamak ı na * musallat etmek. baş dünyanı belâsı sarmak ı na n nı * büyük felâket getirmek. baş ekş ı na imek * ağ yük olmak. ı r * üstüne kalmak. baş geçirmek ı na * baş giymek. ı na * bir ş öfke ile birisinin baş vurmak. eyi ı na baş geçmek ı na * görevi altı bulundurmak. nda * bir iş yönetimini ele almak. in * bir işyapmaya baş i lamak. baş gelmek ı na * bir görevin baş gelmek. ı na * kötü bir durumla karş mak. ı laş * beklenmedik, ş ı cı olay veya durumla karş mak. aş bir rtı ı laş baş güneş ı na geçmek * güneş çarpmak. baş iş ı açmak na * uğ tıcı üzücü bir iş çı raşrı ve in kması yol açmak. na baş iş karmak ı çı na * istenilmeyen veya uğ tıcı iş yol açmak. raşrı bir e

baş iş kmak ı çı na * boşgitmeyen ve beklenmedik bir iş a veya olayla karş mak. ı laş baş kakı etmek ı na nç * yapı bir iyiliğsürekli olarak söyleyerek bı rmak. lan i ktı baş kakmak ı na * yapı bir iyiliğyüzüne vurarak birini üzmek. lan i baş kalmak ı na * istemediğhâlde bir işyapmak veya bir kimseye bakmak zorunluğ ile karş mak. i i u ı laş baş kan çı ı na kmak * öfkelenmek, hiddete kapı lmak, kontrolünü yitirmek. baş karalar bağ ı na lamak * çok kederlenmek. baş oturmak ı na * Bir işyapmaya baş i lamak, işkoyulmak. e baş sarmak ı na * birine musallat etmek. baş taç etmek ı na * çok değ vermek, ilgi göstermek. er baş taş mek (veya yağ ı na düş mak) * felâkete uğ ramak. baş vur, ağ ndan lokması al ı na zı nı * uysal ve sessiz kimseler için kullanı lı r. baş vurmak ı na * (içtiğiçki) ne yaptını i ğ bilemez bir duruma düş ı ürmek. * (gaz veya sı caktan) başağmak. ı rı baş yı ı kmak na * harap etmek, zor durumda bı rakmak. baş ı nda * (bir ş sı önde olanı eyin) rada , önde geleni.

baş beklemek (veya durmak) ı nda * yanı durup gözetlemek. nda baş değ ı nda irmen çevirmek * gürültü ile tedirgin etmek. baş kavak yeli esmek ı nda * (genç için) sorumluluk duygusundan uzak, zevk, eğ lence peş koş inde mak. * gerçekleş meyecek ş düş eyler ünerek vakit geçirme. baş olmak ı nda * aynıkı lı sıntıdurumda bulunmak. baş olmak ı nda * yöneticisi olmak. baş paralansı ı nda n * yapı bir iyilik çok söylendiğ o iyiliğ artıistenmediğ belirten bir söz. lan inde in k ini

baş torbası ı nda eksik * eş gibi bir adam. ek baş ı almak ndan * kurtulmak, sorumluluğ atmak. u baş ı aş ı ndan ağkaynar sular dökülmek * üzüntülü veya kötü bir olay karş nda birdenbire büyük bir sıntı ı sı kı duymak. baş ı aş n olmak ndan kı * iş çok olmak. i pek baş ı atmak ndan * yapı güç bir işyapmaktan kendini kurtarmak. lması i * sürdürülmesi gereksiz görülen bir bağlı bir iliş son vermek. lı a, ğ kiye baş ı büyük iş giriş (veya kalkı ndan lere mek ş mak) * gücünün üstünde olan iş kalkı lere ş mak. baş ı geçmek ndan * daha önce aynı duruma uğ ş ramıolmak. baş ı kesmek ndan * yapı istenmeyen bir işbaş engellemek. lması i tan baş ı korkmak ndan * hayatı kaygı ndan duymak, cezalandılmaktan korkmak. rı baş ı savmak ndan * bir istekte bulunanı sözde bir sebeple uzaklaşrmak. tı baş ağtmak ı rı nı * gereksiz sözlerle birini bunaltmak. * bir iş birini tedirgin etmek, uğ tı için raşrmak. baş ağtmamak (veya baş zı rı ı rı nı ı ağtmayayı nı m) * uzun uzun anlatı bir sorunu sonuca bağ lan larken sözün uzadını ğ anlatmak için söylenir. ı baş alamamak ı nı * bir ş eyden kurtulamamak. baş alıgitmek ı p nı * izin almadan ve gideceğyeri bildirmeden gitmek, savuş i mak. baş ateş yakmak ı nı lere * baş büyük bir dert almak. ı na baş bağ ı nı lamak * birini niş anlamak veya evlendirmek. baş beklemek ı nı * gözetlemek. baş belâya sokmak ı nı * birini, kötü sonuçlar verecek bir duruma itmek. baş bir yere bağ ı nı lamak * birini bir işyerleş e tirmek, iş sizlikten, baş luktan kurtarmak. ı boş baş boş rakmak ı nı bı * yalnıveya serbest bı z rakmak.

baş çatmak ı nı * baş rını ağsı önlemek için alnı üstünden arkaya doğ eş ve benzeri ş n ru arp eyleri çepeçevre bağ lamak. baş çı ı karmak nı * (bitki için) filizlenmeye baş lamak. baş derde sokmak ı nı * sıntıbir duruma girmek veya getirilmek. kı lı baş dik tutmak ı nı * onurunu korumak. baş dinlemek ı nı * sessiz, sakin kalmak. baş döndürmek ı nı * mutluluktan yarı sarhoş duruma getirmek. * kendine hayran bı rakmak. baş duman almak ı nı * sis kaplamak, sis bürümek. baş ezmek ı nı * bir daha kötülük edemeyecek duruma getirmek. baş gözünü yarmak ı nı * bir işkötü yapmak, bir iş i i istenildiğgibi yapmamak. i baş istemek ı nı * öldürülmesini istemek. baş kaldı ı nı rmamak (veya kaldı ramamak) * bir işaralı z sürdürmek. i ksı * iyileş ememek, yataktan çı kamamak. baş kaş ı nı ı vakti olmamak (veya baş kaş maya ı nı ı yacak vakti olmamak) * arada en ufak baş bir iş ka yapamayacak kadar sış durumda bulunmak. kık ı baş koltuğ ı nı unun altı almak na * ölümü göze alarak bir işgiriş e mek. baş kurtarmak ı nı * canı korumak. nı * geçimini sağ layacak bir duruma gelmek. baş nâra yakmak ı nı * birini ağ bir zarara uğ ı r ratmak. baş ortaya koymak ı nı * bir iş giriş e irken ölümü göze almak. baş sokmak ı nı * barı nacak bir yer bulmak. baş taş taş vurmak ı tan a nı * çaresiz kalarak çok piş olmak. man baş toplamak ı nı * (kadı saçı toplayıbaş bir çeki düzen vermek. n) nı p ı na baş uçurmak ı nı * Bkz. kellesini uçurmak.

baş vermek ı nı * kendini feda etmek. baş yakmak ı nı * güç bir duruma sokmak. baş yemek ı nı * yok olması sebep olmak. na baş n altı ı nı nda * yastını altı ğ n nda. ı baş n altı çı ı nı ndan kmak * birinin hilesiyle yapı lmak. baş n çaresine bakmak ı nı * kimseden yardı görmeden kendi iş kendi yapmak. m ini baş n derdine düş ı nı mek * baş bir ş ilgilenmeyecek kadar sıntıdurumda bulunmak. ka eyle kı lı baş n dikine gitmek ı nı * kendi düş ve görüş ünce ünün en iyi olduğ inanarak kimsenin öğ una üdünü, uyarını sı dinlememek. baş n etini yemek ı nı * karş ndakini bezdirinceye, bı rı ı sı ktıncaya kadar sürekli konuş veya söylemek. mak baş n gözünün sadakası ı nı * başgelecek bir belâyı a savmak veya önlemek için yapı bağ, özveri. lan ı ş baş imam baş ka * Bilinenden ayrı iş farklı , değ ik, , özge. * Nitelik yönünden alılmın dında bir üstünlüğ olan. ş ş ş ı ı ı ü * Konu edilen, bilinenden ayrı nesne ve kimse için teklik veya çokluk olarak baş , baş kası kaları biçiminde kullanı lı r. * "Ayrı üstelik bir yana" anlamları -dan / -den baş biçiminde kullanı ca nda ka lı r. baş biri ka * diğ bir kimse. er baş iş mu? ka i yok * Bu iş ne diye karıyor? Bu iş ilgilendirmez. e ş ı onu baş olmak ka * farklı olmak, değik görünmek. iş baş kaca * Ayrı ca. baş kafiye * Dize baş nda aynı ları kelime olmamak kaydı aynı yla sesleri veren kelimelerden oluş kafiye. an * Birden çok imam bulunan camilerde yönetici durumundaki imam.

baş kahraman * Bir eserde baş oynayan kiş baş i. rolü i, kiş baş ı kalaş m * Bir kütlenin fizikçe ve kimyaca değmesi, istihale, metamorfizm. iş

baş ma kalaş * Baş mak iş kalaş i. * Embriyon evresinden ergin olana değ bir hayvanı geçirdiğbiçim ve yapı iş in n i değimleri, istihale, metamorfoz. baş mak kalaş * Baş bir varlı niteliğ dönüş ka ğ a, e mek, değmek, farklı kazanmak. iş lı k * Biçim değtirmek, istihale etmek. iş * Kötüleş mek, bozulmak. baş tı kalaşrma * Baş tı iş kalaşrmak i. baş tı kalaşrmak * Baş bir duruma getirmek. ka baş rı kaldı * Ayaklanma, isyan. baş k kalı baş kan * Bir topluluğ bir toplantın veya bir derneğ baş bulunan kimse, reis. un, nı in ı nda * Bazı ülkelerde devletin ve hükûmetin baş ı . baş vekili kan * Baş n iş görmesi için yerine bı ğveya yetki verdiğkimse. kanı ini raktı ı i baş yardı sı kan mcı * Baş yardı eden sorumlu ve yetkili kimse. kana m baş k kanlı * Baş olma durumu. kan * Baş n görevi veya makamı kanı , reislik, riyaset. baş k etmek kanlı * bir toplantı topluluğ baş olarak yönetmek. veya u, kan baş k makamı kanlı * Baş n odasın bulunduğ veya oturduğ yer. kanı nı u u baş k sistemi kanlı * Devlet yönetiminde tek bir kiş baş ğ hükûmet etme ve devleti yönetme esası bağ siyasî inin kanlında ı na lı sistem. baş karakter * Oyunun önde gelen aslî karakteri , aslî tipi. baş kası baş kâtip * Diğ bir ş s, herhangi bir kimse, diğ ötekisi. er ahı eri, * Bir resmî dairede veya kuruluş çalı kâtiplerin baş baş ta ş an ı yazman. , * Alılana benzememe, değ ik olma durumu, değ iklik. ş ı iş iş

baş kâtiplik * Bir resmî dairede veya kuruluş çalı kâtiplerin baş baş ta ş an ı yazman. , baş kent * Baş ş ehir. baş kentlik

* Baş olma durumu. kent baş kesit * Ağ n boyuna dikey yönde kesilmesi sonunda yı acı l halkaların çember biçiminde görüntü verdiğyüzey. nı i baş kilise baş i kiş * Piskoposluk makamı büyük kilise, katedral. olan * Bir eserin veya bir oyunun en önemli kiş baş isi, kahraman.

baş komutan * Savaş bir devletin bütün kara, deniz ve hava kuvvetlerine komuta eden en büyük komutan, ta baş kumandan, serdar. baş komutanlı k * Baş komutanıgörevi. n * Baş komutanımakamı n . baş konakçı * Asalağ en iyi geliş i, dolayıyla en çok yararlandı ve yaş ı n tiğ sı ğ ı amaktan hoş ğkonakçı landı ı . baş konsolos * En yüksek derecedeki konsolos. baş konsolosluk * Baş konsolosun görevi. * Baş konsolosun makamı . baş e köş * Bir yerde en saygı kiş veya büyüklerin oturması ayrı yer. n inin için lan

baş eye kurulmak köş * saygıkiş ayrı yere oturmak. n ilere lan baş kumandan * Baş komutan. baş kumandanlı k * Baş komutanlı k. Baş kurt * Rusya'daki Baş kurdistan Federe Cumhuriyeti'nde yaş Türk halkı bu halkısoyundan olan kimse. ayan veya n * Bu halka özgü olan, bu halkla ilgili.

Baş kurtça * Baş Türkçesi. kurt baş lâhana * Yaprakları kı sı, yuvarlak baş lâhana (Brassica oleracea). lı baş lama * Baş lamak iş i.

baş meridyeni lama * Boylamlarıhesabı baş ç olarak kabul edilen meridyen. n nda langı baş vuruş lama u * Futbolda oyuna ilk baş lamada veya her golden sonra topu santrada yeniden oyuna sokmada yapı vuruş lan . baş lama! * (hoş olmayan bir söz veya davranı ilgili olarak) "tekrarlama" anlamı emir. ş la nda

baş lamak

* Bir iş giriş harekete geçmek. e mek, * Çalır, iş yürür duruma girmek. ş ler, ı * Olmak, oluş mak, ortaya çı kmak, doğ mak. * Görünmek. * Etkisini gösterme. * Hoş olmayan bir davranı koyulmak. ş a

baş ç langı * Bir iş bir dönemin, bir hayatıvb.nin ilk bölümü. in, n * Ön söz veya girişmukaddime. , baş ç noktası langı * Bir iş veya ş baş ğyer. in eyin ladı ı * Sır sayını sayı rusundaki yeri. fı sın, doğ * Parametrelenmiş yayıuçları biri. bir n ndan baş ç tutmak langı * bir iş bir dönemin, baş ğnokta veya tarih olarak kabul etmek, belirtmek. i, ladı ı baş lma lanı * Baş lmak iş lanı i. baş lmak lanı * Baş lanmak. baş lanma * Baş lanmak iş i. baş lanmak * Baş lamak iş konu olmak. ine * Baş mak. oluş baş lma latı * Baş lmak iş latı i. baş lmak latı * Baş latmak iş lmak. i yapı baş latma * Baş latmak iş i.

baş latmak * Baş laması yol açmak. na * (birinin) Kötü konuş na yol açmak. ması baş cı layı * Bir ş öğ ey renmeye yeni baş layan (kimse), müptedi. baş ş layı * Baş lamak iş i veya biçimi. baş lı * Başolan. ı

baş baş lı ı na * Baş ş ka eylerden ayrı olarak kendi baş tek baş ı na, ı na. başca lı * En önemli, baş gelen. ta

başk lı

* Genellikle başkorumak için giyilen nesne, takke, külâh, serpuş ı . * Hayvan koş umunun baş geçirilen bölümü. a * Bir sütunun, bir direğ tepeliğ in i. * Bir yazın, bir kitabıbölümlerinin baş konulan ve konuyu kı tanı yazı nı n ı na saca tan , serlevha, antet. * Bazı bölgelerde, evlenirken, damadıkaynatası ödemesi görenek olan para. n na * Tablalarıveya iş n parçaların düzgün kalması sağ nı nı lamak amacı baş ile tarafları takı parça. na lan * Tekerlek parmakların çakıolduğ kım, top. nı lı u sı

başk atmak (veya koymak) lı * bir yazı başk olarak ad bulmak. ya lı başk vermek lı * bazı bölgelerde, evlenirken damat kaynatası para veya mal vermek. na başkçı lı başklı lı * Başğolan. lı ı * Antetli, anteti olan. başksı lı z * Başğolmayan. lı ı baş mabeyinci * Osmanlı sarayı mabeyincilerin baş nda ı . baş mak * Ayakkabı mak. , paş * Başk yapan veya satan (kimse). lı

baş makale * Baş . yazı baş makçı * Ayakkabı yapan, satan kimse, paş makçı . * Camilerde, giriş bölümünde, çı lan ayakkabı bekçilik eden kimse. karı lara baş makçı lı k * Baş makçın iş nı i. baş maklı k * Padiş n anne, kıkardeşkıve hasekilerine bağ ahı z , z lanan ödenek, has, arpalı k. * (camide) Ayakkabı konulan yer. baş mal * Anamal, sermaye, kapital.

baş misafir * En değ konuk. erli baş muallim * Baş retmen. öğ baş muallimlik * Baş retmenlik. öğ baş mubassı r * Gözetmenlerin başolan kimse. ı baş muharrir * Baş yazar, sermuharrir.

baş muharrirlik * Baş yazar olma durumu. baş murakı p * En üst düzeydeki denetçi. baş murakı k plı * Baş murakın yaptı iş bı ğ . ı baş müdür * En üst düzeydeki müdür. baş müdürlük * Baş müdürle yönetilen kuruluş . * Baş müdürün çalı ğdaire. ş ı tı baş müfettiş * En üst düzeydeki müfettiş . baş müfettiş lik * Baş müfettiş olma durumu. baş mühendis * En üst düzeydeki mühendis. baş mühendislik * Baş mühendisin yaptı iş ğ veya görev. ı baş mürettip * Baş dizgici, sermürettip. baş mürettiplik * Baş mürettibin yaptı iş ğ . ı baş müsevvit * Yazı müsveddeleri hazı rlayan ve adı müsevvit denen memurlarıbaş . na n kanı baş nokta * Baş ç noktası langı . baş oda * Geleneksel Türk evinde özellikle konuklarıağ n ı rlandı büyük ve özenli döş ğ ı enmiş oda.

baş oyuncu * Bir filmde veya tiyatro eserinde baş canlandı oyuncu. rolü ran baş oyunculuk * Baş oyuncu olma durumu. baş retmen öğ * (ilkokullarda) Yönetimden sorumlu olan öğ retmen, müdür. baş retmenlik öğ * Baş retmen olma durumu. öğ baş örtü * Kadı n saçları örtmek için kullandı örtü, eş nları nı kları arp.

baş örtülü * Baş baş ile örtmüş ı nı örtü olan (kadı n).

baş papaz

* Bazı kiliselerin papazları öteki papazlara göre bir üstünlük veren unvan. na,

baş papazlı k * Baş papazıgörevi ve makamı n . * Baş papazısorumluluğ n unda olan bölge. baş parmak * El ve ayakta bulunan en kalı parmak. n baş pehlivan * Birçok pehlivanı yenerek gücünü kabul ettirmiş pehlivan. baş pehlivanlı k * Baş pehlivan olma durumu. baş piskopos * Katoliklerde piskoposlarıbaşolan din adamı n ı . baş piskoposluk * Baş piskoposun görevi ve makamı . baş rahip * Manastı rlarda en kı demli ve yönetimden sorumlu rahip. baş rahiplik * Baş rahibin görevi. baş rejisör * Baş yönetmen. baş rejisörlük * Baş yönetmenlik. baş rol * Baş oyuncunun rolü. * Bir filmin veya bir tiyatro eserinin baş isini canlandı iş kiş rma i. baş savcı * En üst düzeydeki savcı . baş lı savcı k * Baş savcı olma durumu. * Baş nı görevi veya makamı savcın . başz sı * Başolmayan. ı * Yöneticisi, baş olmayan. kanı * Başveya baş bulunmama durumu. ı kanı * Yasası hükûmeti olmayan topluluk, erksizlik, anarş ve i. * Bir devletin yönetim merkezi olan ş devlet merkezi, baş ehir, kent.

başzlı sı k

başehir ş

baş (veya baş ta ı bulunmak nda) * bir iş yöneticisi olmak. in baş gelmek ta * önde olmak, üstün durumda olmak.

baş gitmek ta * en ileri durumda bulunmak. baş taş ta ı mak * çok saygı göstermek. baş taban * Yunan ve Roma mimarlı nda, sütunlarıüstüne oturan ve iki sütun arası kları n ndaki uzaklın üstünü örten ğ ı büyük, uzun taş lerin oluş kiriş turduğ bölüm. u baş tabip * Baş hekim. baş tabiplik * Baş hekimlik. baş tan * baş ı alarak, bir kez daha, yeniden. ndan

baş aş ı tan ağ * Hepsi, bütünü, bir uçtan öbür uca kadar. baş aş tan mak * pek çok olmak, pek çoğ almak. baş baş tan a * Tamamen, bütünüyle, hepsi bir arada. * Baş ı sonuna kadar. ndan baş çı tan karmak * ayartmak, kötü yola sürüklemek, doğ yoldan saptı ru rmak. baş çı tan kmak * ahlâkı bozulmak. baş kalmı(veya kalma) tan ş * baş tarafı kullanı ş kası ndan lmı . baş kara etmek tan * batma tehlikesi karş nda, gemi baş karaya vurup oturmak. ı sı ı nı baş kara gitmek (veya etmek) tan * sonunu düş ünmeyerek hesapsı batarcası yaş z, na amak. baş savma tan * üstünkörü, özen göstermeden. baş savmacı tan * Bir işyapmamak veya savsaklamak için bahane bulma, baş i ı savma veya atma. ndan baş savmacı tan lı k * Bir işyapmamak için bahane bulma iş i i. baş sona tan * Daima, her zaman. baş maz tanı * Asi, isyancı , düzen bozucu. baş mazlı tanı k * Anarş izm.

baş tankara * Ötücü kuş takı nı baş lar mın, tankaragiller familyası ndan, Kuzey Afrika, Avrupa ve Asya'da yaş ayan, çesitli renklerde olabilen bir kuş (Parus maior). türü baş tankaragiller * Omurgalı hayvanları ötücü kuş takı ndan yüz kadar kuş n, lar mı türünü içine alan geniş familya. bir baş tarda * Osmanlı donanması yer alan kadı cinsinden bir tür savaş nda rga gemisi.

baş teknisyen * En yüksek düzeyde bulunan teknisyen. baş teknisyenlik * Baş teknisyenin görevi. baş ucu * Bir yerin düş eyinin gök küreyi kestiğnokta. i

baş noktası ucu * Yeryüzündeki bir gözlem noktası geçen düş doğ ndan ey rultusunun gökyüzünü deldiğiki noktadan, ufkun i üstünde olanı , semtürreis. baş uzaklı ucu ğ ı * Gökyüzünde verilen bir nokta veya yı zıbaş noktası ldın ucu ndan açı uzaklı. sal ğ ı baş uzman * En yüksek düzeyde bulunan uzman. baş uzmanlı k * Baş uzman olma durumu. * Baş uzmanı görevi. n baş ülke baş üstü * Sömürge imparatorlukları sömürgelere egemen olan ülke. nda * Geminin ön bölümünde çapanı bulunduğ yer. n u

baş vekâlet * Baş bakanlı k. baş vekil * Baş bakan. baş vekillik * Baş olma durumu. vekil baş vurdurma * Baş vurdurmak iş i veya durumu. baş vurdurmak * Baş işyaptı vuru i rmak, müracaat etmesini sağ lamak, müracaat ettirmek. baş vurma * Baş vurmak iş müracaat. i, baş vurmak * Bir iş yapı in lması bir kimsenin aracı ı istemek veya bir iş bir ş için lını ğ te eyden yararlanmak amacı ona el yla atmak, müracaat etmek. * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağkullanmak. ı

baş vuru

* Baş vurmak iş müracaat. i, * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağkullanma, bilgiye ulaş referans. ı ma,

baş vurucu * Bir iş baş için vuran kimse, müracaatçı . baş vurulma * Baş vurulmak durumu. baş vurulmak * Baş yapı vuru lmak, müracaat edilmek. baş t yapı *Ş aheser.

baş mcı yardı * Bir kurum veya kuruluş görevli amirin yardı ları en üst düzeyde olanı ta mcı ndan . baş cı yargı * Oyunu yöneten yargılardan, anlaş k durumunda, kararda yetki üstünlüğ olanı hakem. cı mazlı ü , baş baş yaver * Yaverlerin başolan kimse. ı baş yaverlik * Baş yaver olma durumu. * Baş yaverin görevi veya makamı . baş yazar * Bir gazete veya derginin baş ları yazan kimse, baş yazı nı muharrir, sermuharrir.

baş yazarlı k * Baş yazar olma durumu. * Baş yazarıgörevi. n baş yazı * Gazete ve dergilerde ilk sütuna veya birinci sayfaya konulan önemli yazı makale. , baş

baş yazman * Bir dairedeki yazmanları baş baş n ı kâtip. , baş yazmanlı k * Baş yazman olma durumu, baş kâtiplik. * Baş yazmanıgörevi veya makamı n . baş yemek * Geleneksel Türk mutfağ çorbadan sonra gelen en önemli yemek. ı nda baş ldı yı z * Çift yı zlarda büyük olan yı z. ldı ldı baş yönetmen * Bir filmde veya tiyatro oyununda en üst düzeyde yönetmenlik yapan kimse, baş rejisör. baş yönetmenlik * Baş yönetmenin iş i veya mesleğ i. baş yukarı * Bir yer altı kuyusunun üst kı na geçmeyi sağ smı layan geçit. bat

* Kurş boruları ağ nı un n zı açmakta kullanı ş irden yapı ş sivri bir çeş takoz. lan, imş lmı ucu , it bata çı ka * Güçlükle zorlukla. batağ saplanmak a * içinden çılması bir durumda olmak. kı güç batak * Üzerine bası çöken çamurlaş ş nca mıtoprak. * Hayıgelmez, yarar sağ r lamaz, batmı ş . * Kötü durum, içinden çılmaz iş kı .

batak çulluğ u * Çullukgillerden, bataklı klarda yaş ayan, rengi kahverengiye çalan siyah, 30 cm uzunluğ unda bir çulluk türü (Gallinago gallinago). batakçı * Borcunu ödememeyi alı k hâline getirmiş ş kanlı olan (kimse). * Eline geçen parayı ran. batı * Bataklı seven, bataklı kları klarda yaş (bitki, hayvan). ayan

batakçı l

batakçı lı k * Batakçı olma durumu. batakhane * Gidenlerin dolandıldı veya kötü bir durumda bı ldı yer. rı ğ ı rakı ğ ı * İlerin zamanı ve gereğ yapı ğyer. ş nda ince lmadı ı bataklı bataklı k * Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge. * Uygunsuz ve kötü, ahlâk dı durum. ş ı bataklıardı k cı * Bataklıve sıbitki örtülü yerlerde yaş küçük ve ötücü kuş k k ayan (Acrocephahus palustris). bataklıbaykuş k u * Baykuş giller familyası ndan, sı tüyleri pas rengi olan, bataklı rt klarda yaş bir kuş ayan türü, ishak kuş (Asio u flammeus). bataklıgazı k * Metan. bataklıketeni k * Papirüs familyası ndan, bataklı klarda yetiş bir bitki, pamuk otu (Eriophorum). en bataklıkı cı k rlangı * Kı gagalı sa , uzun kanatlı , uçarken deniz kı cı andı bir tür kuş rlangını ran (Glareda). bataklıkuş k ları * Omurgalı hayvanlardan hem tavuksulardan, hem yağ kuş nı mur ları içine alan kuş sıfı lar nı. bataklınergisi k * Avrupa ve Kuzey Amerika'da güneşsu kıları yetiş çok yık bir bitki (Caltha palustris). li yı nda en llı batar * Zatürree. * Bataklı olan (yer). ğ ı

batarya

* En küçük topçu birliğ i. * Savaş gemilerinde borda topları bunlarıbulunduğ güverte parçası ve n u . * Birkaç aygın bir araya getirilerek belirli biçimde eklenmesinden oluş takı tı an m.

batarya ateş i * Bir bataryada bulunan toplarıhep birden ateş n düzenine geçmesi. batarya kutusu * Bataryanı bütün olarak taş n ı nması sağ nı layan sandı k. bataryalı * Batarya ile güçlendirilmiş veya desteklenmiş . * Batarya ile çalı (radyo, telefon vb.). ş an bateri baterist batı * Yeryüzündeki başca dört yönden güneş battı yön, gün indi, garp. lı in ğ ı * Bu yönde olan, bu yönle ilgili, garbî. * Bulunulan yere göre güneş battı yönde olan bölge, garp. in ğ ı * (siyasî anlamda) Avrupa ve Kuzey Amerika. * Güneş 22 Martta ve 23 Eylülde battı nokta. in ğ ı batı bloku * Batı Avrupa ülkeleri ile Kuzey Amerika ülkelerinin oluş turduğ blok. u Batı Türkçesi * Hazar Denizinin batındaki Türk dünyası XIII. yüzyı beri kullanı ve Oğ sı nda ldan lan uzcaya dayanan Türk dili. batı cı batılı cı k batı k * (gemi için) Batmı ş . batı l * Doğ ve haklı ru olmayan. * Çürük, temelsiz. * Batı sı kimse, garpçı yanlı olan . * Batı sı yanlı olma durumu, garpçı lı k. * Orkestrada vurma çalgı takı , davul. lar mı * Bateri çalan kimse, davulcu.

batı l inanç * Doğ üstü olaylara, gizli ve akı şgüçlere, kehanetlere aş derecede bağ boş a l dı ı ı rı lı inanç, batı l itikat. batı l itikat * Boş inanç. batı lı * Batı ülkeleri veya batı bölgesi halkı olan (kimse), garplı ndan . * Batı uygarlını ğ benimsemiş ı bulunan (kimse).

batı ma lı laş * Batı mak işgarplı ma. lı laş i, laş

batı mak lı laş * Özellikle Avrupa ülkelerinin düş üncede, çalı ş mada, görüş anlayı izledikleri temel ilkeleri benimsemiş ve ş ta olmak, garplı mak. laş batı tı lı rma laş * Batı tı lı rmak iş garplı tı laş i, laşrma. batı tı lı rmak laş * Batı ması sağ lı laş nı lamak, garplı tı laşrmak. batı k lı lı * Batıolma durumu. lı * Batı uygarlını ğ benimseme, garplı ı lı k. batı n * Karı n. * Göbek, kuş ak. Batı nî * Batı mezhebinden olan kimse. niye *İ çrek. Batı nîye * Görünürdeki olaylarıardı gizli gerçeklerin bulunduğ kabul eden tarikatlara verilen ad. n nda unu batık rı * Köftelik bulgur, dövülmemiş ceviz içi, soğ domates, nane, maydanoz, tahin ve limon suyu kullanı an, larak yapı taze asma yaprağveya lahanaya sarı tüketilen bir salata tütü. lan, ı larak batılma rı * Batı rı iş lmak i.

batılmak rı * Batı iş konu olmak. rmak ine * Yok edilmek. batı rma batı rmak * Batı iş rmak i. * Sınıveya yumuş bir maddenin içine gömülmesine yol açmak, batması sağ vın ak nı lamak. * Bir iş sermayeyi yitirmek. te * Bir kimseyi çekiş iyice kötülemek. tirip * Kirletmek. * Mahvetmek. * Batmak iş i veya biçimi. bati batik * Yavaş ı , ağ r. * Kumaşderi veya kâğ süslemede kullanı bir yöntem. , ı t lan * Bu yöntemle hazı rlanmıkumaş ş . * Bu kumaş yapı ş tan lmıolan (giysi). * Su üstü araçları çelik kablo ile bağ na lanmı negatif yüzebilirliğbulunan dalıküresi. ş , i ş * Deniz diplerinde inceleme yapmak için kullanı araç. lan

batı ş

batisfer batiskaf

batkı batkı n

* Batkı k, iflâs. nlı * Borçları ödeyemez duruma düş iflâs etmiş nı en, (kimse), müflis.

batkı k nlı * Borçları ödeyemediğmahkeme kararı tespit ve ilân olunan tüccarıdurumu, iflâs. nı i ile n batma * Batmak iş i. * Yılma, çökme; yok olma, inkı kı raz. * Bir gök cisminin (Ay, GüneşYı z vb.) ufkun altı inmesi. , ldı na batmak * Bir sınıüstünde iken içine gömülmek. vın * (GüneşAy, yı z için) Dünyanı dönüş dolayıyla ufkun altı inmek. , ldı n ü sı na * İ etmek. flâs * Kirlenmek. * Saplanmak. * Dokunmak, incitmek. * (tedirgin etmemesi gereken ş için) Tedirgin etmek. eyler * Hoş gitmeyen bir duruma uğ a ramak. * Yok olmak. * Daha kötü bir duruma uğ ramak. * Çökmek. * Yılmak egemenliğsona ermek. kı i * Miktarı bölgelere ve tartı ş lacak eylere göre değ en eski bir ağ k ölçüsü. iş ı rlı

batman

batonsale * Tuzlu hamurdan yapı ince uzun çubuk, tuzlu çubuk. lan batöz batsat * Ara sı seyrek olarak tek tük. ra, battal * İe yaramaz, kullanı ş lmaz. * Alılmıolandan büyük. ş ş ı * Harman makinesi, harman dövme makinesi.

battal edilmek * kullanı lamaz duruma getirilmek, bozulmak. battal etmek * kullanı lamaz bir duruma getirmek. battal olmak * kullanı lamaz, iş yaramaz duruma gelmek. e battaniye * Yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanı çoğ yünden dokunmuş nca örtü. lan, u kalı battaniyeli * Battaniyesi olan. battı k yan gider balı * iş kötü gittiğ göre artıistenildiğgibi davranı ler ine k i labilir.

batur batyal bav bavcı

* Bahadı r. * 200 ile 2000 m arası derinliğolan (deniz). nda i * Hayvanı lı alı rma iş avcı a ş ğ tı i. * Ş ve köpek gibi hayvanları lı alı ran kimse. ahin avcı a ş ğ tı

bavlı

* Ava alı rı ş ş lmı(hayvan). tı * Avcı n, köpeklerini ava alı rmak için kullandı yapay kuş ları ş tı kları vb. * Bavlı iş mak i. * Ş ve köpeğava alı rmak. ahin i ş tı * Yolculukta, içine eş konulan büyük çanta. ya

bavlı ma bavlı mak bavul

bavul ticareti * Gümrüksüz ve vergisiz ithaline izin verilen eş yabancı yayı ülkelerden satıalı bavul veya çantalarla yolcu n p, beraberinde sırdan geçirerek iç piyasada değ nı erlendirmek iş i. bavulcu * Bavul yapan veya satan kimse. bavullu * Bavulu olan.

Bavyeralı * Bavyera halkı olan (kimse). ndan bay bay * Bey yerine kullanı bir unvan. lan * Erkek özel adları yerine kullanı lı r. bayağ ı * Aş ı pespaye. ağ k, lı * Kibar olmayan, basit adî, sı radan, amiyane, banal. * Her zamanki gibi olan, hiçbir özelliğbulunmayan. i * Hemen hemen, âdeta. * Gerçekten, çok, oldukça, epey. * Çok iyi, pekâlâ. bayağkaçmak ı * (söz, davranı giyiniş ş , için) yakı ş mamak, uygunsuz olmak. bayağkesir ı * Ondalıolmayan kesir. k bayağ ma ı laş * Bayağ mak durumu. ı laş * Parası , malı olan, zengin (kimse). çok

bayağ mak ı laş * Bayağbir durum almak, bayağbir duruma girmek. ı ı bayağ tı ı rma laş * Bayağ tı ı rmak iş laş i. bayağ tı ı rmak laş * Bayağ ması sebep olmak. ı laş na bayağ k ı lı * Bayağolma durumu veya bayağ davranı ı ı ca ş . bayan * Hanı yerine kullanı bir unvan. m lan * Kadıözel adları n yerine kullanı lı r. * Eşkarı , . * Taze olmayan. * Güncelliğ önemini, özelliğ yitirmiş söylenmiş ini, ini , çok . Bayat * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. uz bayatı bayatî * Azerî ve Türkmen halk ş iirinde mani türüne verilen ad. * Klâsik Türk müziğ uş dörtlüsüne buselik beş katı yla yapı ş bir makam. inde ş ak lisi lması lmıeski

bayat

bayatîaraban * Araban ve bayatî makamları oluş ndan turulan bir birleş makam. ik bayatîbuselik * Bayatî makamın buselik beş veya dörtlüsü ile sona ermesinden oluş bir birleş makam. nı lisi an ik bayatlama * Bayatlamak durumu. bayatlamak * Bayat duruma gelmek, tazeliğ yitirmek. ini bayatlatma * Bayatlatmak iş i. bayatlatmak * Tazeyken kullanmayıbayatlaması bekletmek. p için bayatlı k bayatsı * Bayat olma durumu. * Bayatlamaya baş ş lamı .

bayatsı mak * Bayatlamaya yüz tutmak. baygı n * Bayı şkendinden geçmiş lmı , . * Süzgün. * Gönül vermiş .

*İ nsanı kendinden geçirir gibi olan. * Yılmı dökülmüş ğ ş ı , . baygıbaygıbakmak n n * kendinden geçmiş ş bir ekilde, çevreye göz gezdirmek. * hayranlı seyretmek. kla baygıdüş n mek * çok yorulmak. baygı ma nlaş * Baygı mak iş nlaş i. baygı mak nlaş * Baygı duruma gelmek. n * (göz için) Süzülmek. baygı k nlı * Baygı olma durumu. n * Duyumlarıdurması dolaş nıve solunum görevlerinin duraklaması n , kan ı n mı , vücudun kı ldanamaması mı gibi fizyolojik aksamalarla beliren kendinden geçme durumu. baygı k geçirmek nlı * bayı lmak. * çok heyecanlanmak, telâş lanmak. baygı ntı * Baygı k. nlı * İ böceklerinin sindirim organları görülen ve yemden kesilmelerine yol açan bir hastalı bu sebeple pek nda k; koza yapamama durumu. bayı bayı la la *İ steyerek, istekle, çok isteyerek, severek. bayı lma * Baygı duruma girme, kendinden geçme. n bayı lmak * Baygı duruma girmek, uyur gibi olmak, kendinden geçmek, kendini kaybetmek. n * Çok hoş lanmak, çok sevmek. * Sı açlı susuzluk, yorgunluk gibi etkenlerle dayanma gücünü yitirmek. cak, k, * Vermek, ödemek.

bayıcı ltı * Bayı ltan. * Bayı ltacak gibi etkide bulunan. bayı ltma * Bayı ltmak iş i.

bayı ltmak * Bayı nı lamak, bayı na yol açmak. lması sağ lması bayı rma lttı * Bayı rmak işveya durumu. lttı i bayı rmak lttı * Bayı na yol açmak, bayı nı lamak. lması lması sağ bayı r ndı mamur. * (yer için) Geliş güzelleş ip mesi, hayat ş artların uygun duruma getirilmesi için üzerinde çalılmıolan, nı ş ş ı

Bayı r ndı * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. uz bayı rcı ndı * Bayı r duruma getirici. ndı bayı rlaş ndı ma * Bayı rlaş durumu. ndı mak bayı rlaş ndı mak * Bayı r duruma gelmek. ndı bayı rlaşrma ndı tı * Bayı rlaşrmak işimar etme. ndı tı i, bayı rlaşrmak ndı tı * Bir yeri bayı r duruma getirmek, imar etmek. ndı bayı rlı ndık * Bayı r olma durumu, ümran. ndı * Bayı r duruma getirme işimar. ndı i, Bayı ndur bayı r * Küçük yokuş . bayı ağ r aş ı * Tepeden düze doğ ru. bayı u r kuş * Çalı bülbülü. bayı r turpu * İ bir turp türü (Cochlearia armoracia). ri * Kaba, terbiyesiz erkek. bayı r yukarı * Tepeye doğ yokuş ı yönelerek. ru, baş na bayı ma rlaş * Bayı mak durumu. rlaş bayı mak rlaş * (yer ve yol için) Dikleş mek. bayi bayilik * Bazı maddeleri satma izni olan kimse, dükkân veya kuruluş . * Bir maddeyi sürekli satma iş i. * Bu iş yapı ğyer. in ldı ı * Baş kulak yerinde iki sorgucu bulunan, yı cı kuş nıgenel adı ı nda, rtı gece ların . * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. uz

baykuş

baykuş gibi * uğ ursuzluk getirdiğ inanı kimseler için söylenir. ine lan baykuş giller

* Büyüklükleri çeş olan kukumav, puhu gibi yıcı ları itli rtı kuş içine alan kuş familyası lar . baylan * Nazlıı k (biçimde). ,ş marı baylanlı k * Zenginlik. * Şmarı k, naz, iş ı klı ve. baylanma * Baylanmak iş i. baylanmak * Nazlanmak, ş ı marmak. bayma baymak * (yiyecek) Baygı k vermek, mideyi bulandı nlı rmak, midede ezinti yapmak. * Aldatmak, kandı rmak, etki altı bı nda rakmak. baypas * Damar aktarma. * Devre dı bı ş rakma. ı baypas ameliyatı * Kalpte tı kanmıbir damarı beslediğbölgeye kan akını rmak için o bölgeye eklemek için yapı ş n i ş artı ı lan damar ameliyatı . bayrağyarı indirmek ı ya * millî yas ilân etmek için bayrağdireğ yarına kadar indirmek. ı in sı bayrak * Bir milletin, belli bir topluluğ veya bir kuruluş simgesi olarak kullanı renk ve biçimle un un lan, özelleş tirilmişgenellikle dik dörtgen biçiminde kumaş , . * Öncü. * Simge, sembol. * Baklagil çiçeklerinde diğ erlerinden daha üstte bulunan, daha büyük olan ve çoğ unlukla baş bir renkte ve ka yuvarlakça olan taç yaprağ ı . * Gerektiğ indirilip kaldılan, açı kapatı kol. inde rı lı p lan bayrak açmak * gönüllü asker toplamaya giriş mek. * bir ülkü yolunda toplanmaya çağ ı rmak. bayrak çekmek (veya asmak) * bayrağbir direğ veya ipe takmak. ı e bayrak dikmek * bayraklı sopayı yere saplamak. bir bir bayrak direğ i * Bayrak asmak için hazı rlanmıuzun direk. ş * Gemilerde güvertenin en yüksek direğ i. bayrak gibi * kendini belli edecek bir biçimde. bayrak merasimi * Bkz. bayrak töreni. * Baymak iş i.

bayrak töreni * Bayrak karş ndaki saygı ı sı duruş u. bayrak yarı ş ı * Atletizmde dört sporcudan oluş ekibin araları paylaşkları an nda tı mesafelere baş larken elden ele geçirmek yoluyla bir sopayı , bayrağdüş ı ürmeden yaptı koş kları u. bayrakaltı * Ordu hizmeti, askerlik. bayrakçı * Bayrak çeken kimse. * Bayrak yapan, diken veya satan kimse. bayrakları açmak * bağ p çağ ı rı ı rarak, hı nlıetmek. rçı k bayraklaş ma * Bayraklaş işveya durumu. mak i bayraklaş mak * Bayrak değ kazanmak. eri bayraklı * Bayrağolan, üzerine bayrak çekilmiş ı bulunan (yer). * Bkz. eli bayraklı . bayraklı k * Bayrak olmaya uygun kumaş . * Bayrak asmaya uygun direk. bayraktar * Bayrağtaş kimse. ı ı yan

bayraktarlını ğ yapmak ı * bir akı n, bir görüş yayı nda öncü olarak çalı mı ün lması ş mak. bayraktarlı k * Bayraktarı görevi. n bayraktarlıetmek k * öncülük etmek, yol göstermek. bayram * Millî veya dinî bakı mdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler. * Sevinç, neş e. * Özel olarak kutlanan gün.

bayram alayı * Bayram günlerinde padiş ahlarıcamiye gidiş geliş rası yapı tören. n ve sı nda lan bayram ayı * (Hicrî takvime göre) Ramazandan sonra gelen ay, ş evval. bayram çocuğ u * Bayram dolayıyla süslenmişdonatı şsevinçli çocuk. sı , lmı , * Bayram günü doğ çocuk. muş bayram değ seyran değ eniş beni niye öptü il, il, tem * gösterilen bu ilginin, bu yakı ğ bir sebebi olacak. nlın ı bayram etmek (veya yapmak)

* çok sevinmek. bayram günü * Bayrama rastlayan, bayramıkutlandı gün. n ğ ı bayram haftası mangal tahtası nı anlamak * sözü, konu ile hiçbir ilgisi olmayacak biçimde ters anlamak. bayram havası * Neş sevinçli bir ortam. eli, bayram hediyesi * Bayram günleri karşklı tek yanlı ı veya lı verilen armağ an. bayram koçu gibi * gösteriş ve zevksiz bir biçimde süslenmiş li olan. bayram namazı * Dinî bayramlarıilk gününde sabah namazı sonra kı özel namaz. n ndan lı nan bayram ş ekeri * Özellikle dinî bayramlarda konuklara ikram edilen ş veya çikolata. eker bayram tebriğ i * Bayramı kutlamak için yazı gönderilen kart veya birine yapı ziyaret. lı p lan bayram topu * Dinî bayramlarıbaş ğ duyurmak için atı top. n ladını ı lan bayram yeri * Bayram günlerinde çocuklar için kurulan açıeğ k lence yeri. bayram ziyareti * Dinî bayram günlerinde, bayramı kutlamak için yapı kı ziyaret. lan sa bayramda seyranda * seyrek olarak, arada sı rada. bayramdan bayrama * çok seyrek olarak, nadir olarak, nadiren. Bayramî * Hacı Bayram Veli'nin tarikatı girmiş na olan kimse.

Bayramîlik * Bayramî tarikatı . * Bayramî tarikatı olma durumu. ndan bayramlaş ma * Bayramlaş iş mak i. bayramlaş mak * Birbirinin bayramı kutlamak. nı bayramlı k * Bayramda kullanı bayrama özgü olan. lan, * Bayramlarda verilen armağ an. bayramlıad k * Birisi tarafı hakaret yollu kullanı sözün kendisine ait olduğ bildirmek için kullanı ndan lan unu lı r. bayramlıağ k ı z

* küfür. bayramlıağ nı k zı açmak * kaba konuş küfretmek. mak, bayramüstü * Bayrama yakı n. bayramüzeri * Bkz. Bayramüstü. bayrı bayrı lı k * Bayrı olma durumu, kı dem. baysal baysallı k * Huzur ve refah içinde olan. * Huzur ve refah içinde bulunma durumu. * Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan, kadim.

baysungur * Ş cinsinden, yı cı kuş ahin rtı bir . baytar * Hayvan hastalı hekimi, veteriner. kları baytarlı k baz * Baytarımesleğ n i. * Temel, esas. * Bir asitle birleş bir tuz oluş ince turan madde, esas. * Taban.

baz losyon * Cildin esnek ve sağklı lı görünmesini sağ lamak ve özellikle yağ ciltlerin parlak görüntüsünü gidermek için lı kullanı bir tür losyon. lan baza * Mobilyanıuzunluğ n unca konulan dar ayak. * Dolap gövdesinin zemine düzgün oturması yarayan çerçeve ş na eklindeki kaide. * Bazı olan (tuz) veya bazıözelliklerini taş (madde), esasî. çok n ı yan * Koyu renkli, sert, bir çeş yanardağ it kültesi. * Çarş pazar. ı , * Pazarlı alıveriş k, ş . * Ara sı arada bir, kimi vakit. ra, * Birtakı kimi. m, * Ara sı arada bir, kimi vakit. ra,

bazal bazalt bazar

bazen bazı

bazı bazı * Ara sı arada bir. ra, bazı dingil döner bazı teker * karşklı kilerde her iki tarafa da zaman zaman söz söyleme hakkı ar anlamı kullanı ı iliş lı doğ nda lı r. bazı (veya bazı) ları sı * birtakı , kimisi. mı baziçe * Oyun.

bazidiyospor * Bazitli mantarlarısporları verilen ad. n na bazik (tuz). * Baz niteliğgösteren. i * Birleş iminde asit ve baz ağ ğoranı ı ı rlı normal tuza göre az, fakat baz oranı normal tuza göre yüksek olan

bazik oksitler * Çoğ oksijen bakı ndan zayı u mı f olan, su ile birleş baz etkisi gösteren, asitlerle birleş tuzları ince ince veren oksitler. bazilika * Kral sarayı . * Dikdörtgen biçiminde, uç kı nda yarı çembere benzeyen bir çıntı olan Roma mahkemesi. smı m kı sı * Ortadaki yüksek, yanlardakiler daha alçak olmak üzere içi, iki sı sütunla, üç salona ayrı ş ra lmı dikdörtgen , biçiminde kilise. bazit * Bazit mantarları üreme organı n . bazitli mantarlar * Sporları bazitlerin içinde bulunan mantarlar grubu. bazlama * Sacda piş irilmiş yuvarlak pide. * Tatlı bol, kalıgözleme. sı n * Bazlama. * Bir maddenin baz durumuna gelmesi. * Roketatar. Be be be bebe * Bebek, küçük çocuk. bebe aspirini * Berilyum'un kı saltması . * Türk alfabesinin ikinci harfinin adı . * (teklifsiz konuş mada) Ey, hey, yahu.

bazlamaç bazlaş ma bazuka

* Küçük çocuklara içirilmek üzere, ilâcı olarak yapı ş özel lmıaspirin. bebecik * Küçük veya acı nacak durumda olan bebek. * Yaş yakı ı na ş mayacak davranı ş bulunan kimse. larda bebek * Meme veya kucak çocuğ u. * Plâstik, tahta, bez vb.den yapı insan biçiminde oyuncak. lan * Sevgi sesleniş i olarak kullanı lı r. * Göz bebeğ i. bebek beklemek * (kadı gebe durumda bulunmak. n) bebek gibi * çok güzel (kadı n). * bebeğ yakır biçimde. e ş ı bebek ölümü * Çeş hastalı itli klardan, 0-2 yaş grubunda bulunanları ölümü. n bebekçe * Bebek gibi, bebeğ yakır biçimde. e ş ı bebekleş me * Bebekleş iş mek i. bebekleş mek * Şmarı davranı ı kça ş larda bulunmak. bebeklik * Bebek olma durumu. * Yeni doğ yavrunun yetiş an kinlerin bakı na sürekli olarak bağ olduğ dönem. mı ı mlı u * Bebek gibi davranı ş larda bulunma.

bebeklik etmek * bebek gibi davranı ş larda bulunmak. Beberuhi * Karagöz oyunundaki kambur cücenin adı . * (küçük b ile) Sevimsiz, budala, bücür erkek. * Yer değ me, karş klı değtirme. iş ı yer lı iş

becayiş

becayiş etmek * değik yerdeki görevliler, karşklı değtirmek. iş ı yer lı iş becelleş me * Becelleş iş mek i. becelleş mek * Cebelleş mek. beceri * Elinden iş gelme durumu, ustalı maharet. k, * Kiş yatkı k ve öğ inin nlı renime bağ olarak bir iş arma ve bir iş amaca uygun olarak sonuçlandı lı i baş lemi rma yeteneğ maharet. i, * Vücudun, yapı lması alı rmalara yatkıolması güç ş tı n durumu. becerikli

* Becerisi olan, elinden iş gelen, usta, maharetli, mahir. beceriklilik * Becerikli olma durumu, ustalı maharet. k, beceriksiz * Becerisi olmayan, usta olmayan. beceriksizlik * Beceriksiz olma durumu. becerme * Becermek iş i.

becermek * Güç görünen bir iş veya duruma çözüm bulmak, üstesinden gelmek. * Bir ş kullanı duruma getirmek, bozmak, kirletmek. eyi lmaz * Irzı geçmek, kirletmek. na * Birini öldürmek. becet becit * Serçegillerden, küçük bir kuş (Passer). * Gerekli, lüzumlu. * İ acele. vedi,

Beç tavuğ u * Tavukgillerden, başküçük ve çı tüyü mavimtı kül renginde, tavuk büyüklüğ ı plak, rak ünde, evcil bir hayvan (Numida meleagris). Beçene bedahet * Besbelli, apaçıolma durumu. k * Bir konuda hazı ksıkonuş rlı z abilme yeteneğ i. bedaheten * Birdenbire, ansın, düş zı ünmeksizin. bedava * Karş ksı parası emeksiz. ı z, lı z, * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. uz

bedava sirke baldan tatlır dı * masrafsıveya emeksiz elde edilen ş z eylere herkes istek gösterir. bedavacı * Her ş bedavadan sağ eyi lamaya çalı (kimse). ş an bedavacı lı k * Bedavacı olma durumu. bedavadan * Bedava olarak. bedavadan ucuz * çok ucuz. bedavalaş ma * Bedavalaş durumu. mak

bedavalaş mak * Bedava duruma gelmek. bedavası na * Bkz. bedavadan. bedavaya * Çok ucuza. bedayi bedbaht * Estetik yönü ağ basan güzellikler. ı r * Mutsuz, bahtsı talihsiz. z,

bedbaht etmek * üzmek. bedbaht olmak * üzülmek. bedbahtlı k * Mutsuzluk, bahtsı k. zlı bedbin * Kötümser, karamsar, pesimist.

bedbin etmek * üzmek, karamsarlı sokmak, ümitsizliğ düş ğ a e ürmek. bedbin olmak * ümitsizliğ düş e mek, kötümserliğ kapı e lmak. bedbinleş me * Bedbinleş iş mek i. bedbinleş mek * Kötümserleş mek, kötümser olmak, karamsar olmak. bedbinleş tirme * Bedbinleş tirmek iş i. bedbinleş tirmek * Kötümser, karamsar duruma getirmek. bedbinlik bedçehre * Kötümserlik, karamsarlı pesimizm. k, * Kötü yüzlü. * Asısuratlı k , lânetlenmiş , suratsı z. *İ lenme, ilenç.

beddua

beddua etmek * ilenmek, intizar etmek. beddua sinmek * ilencin tutması yüzünden, birinin işsürekli ters gitmek. i bedduası tutmak

* ilenci yerine gelmek. bedduası almak nı * biri tarafı kendisine ilenilmek. ndan bedel * Değ fiyat, kı er, ymet. * Bir ş yerini tutabilen karşk. eyin ı lı * Eş denk. it, * Askerlik yapmamak veya yapı süreyi kı lacak saltmak isteyenlerin devlete ödedikleri para. * Baş nıadı ve onun parası hacca giden kimse. kasın na ile * Uş hizmetçi, çoban. ak,

bedel tutmak * kendi yerine askerlik yapması birini para ile tutmak. için bedel vermek * askerlik yapmamak veya kı süre yapmak için devlete para ödemek. sa bedelci bedelli * Bedeli olan, bedel ödenilen. * Bedelci. bedelli askerlik * Askerlik çağ gelmiş ı na gençlerin belirlenen miktardaki parayı ödeyerek yaptı kı süreli vatanî görev. kları sa bedelsiz * Bedeli olmayan, bedel ödenilmeyen. * Çok değ bedeli belirlenemeyen. erli, * Bedel verdiğiçin kı süre hizmet gören asker. i sa

bedelsiz ithalât * Yurt dındaki iş ş ı çilerin veya geçici görevle yurt dına giden kamu görevlilerinin dönüş ş ı lerinde kendi mesleklerinin icrası kiş kullanı için getirdikleri mallar için yapı düzenleme. veya isel m lan beden * Canlı klarımaddî bölümü, vücut. varlı n * Vücudun, başkol ve bacak dında kalan bölümü, gövde. , ş ı * Kale duvarı .

beden cezası * İ vücudu üzerine uygulanan ceza. nsan beden eğ itimi * Vücudu güçlendirmek ve sağğkorumak amacı araçlı araçsıhareketler yapma. lı ı yla veya z beden terbiyesi * Spor iş lerinden sorumlu makam. * Bkz. beden eğ itimi. bedence bedenci bedenen * Bedeniyle, vücuduyla, fiilen. bedenî * Beden bakı ndan. mı * Beden eğ öğ itimi retmeni.

* Bedenle ilgili, bedensel. bedenli * Bedeni olan. bedensel bedesten bedevî * Bedenle ilgili, bedenî. *İ çinde değ eş alıp satı kapalı ı erli ya nı lan çarş . * Çölde, çadı yaş göçebe. rda ayan * Böyle bir hayat sürdüren kimse. * (büyük b ile) Bedevîlik tarikatı olan derviş ndan . * Bedevî olma durumu. * (büyük b ile) XIII. yüzyı kurulan bir Sünnî tarikatı lda . * Kötülük isteyen, kötü yürekli. * Besbelli, apaçı k. * Güzellik ölçülerine uyan, gözü gönlü okş ayan, beğ enilen. * Estetik. bediîleş me * Bediîleş iş mek i. bediîleş mek * Bediî duruma gelmek. bediiyat bedik bedir * Dolunay, ayıon dördü. n bedirik * Temizlenip taranmıve eğ ş rilmeye hazıduruma getirilmiş veya pamuk topağ yumağ r yün ı , ı . * Estetik bilimi, güzel sanatlar. * Kazak Türklerinde bir hastalın iyileş için yapı tören. ğ ı mesi lan

bedevîlik

bedhah bedihî bediî

bedirlenme * Bedirlenmek durumu. bedirlenmek * Dolunay biçimini almak. * Parlak ve sağklı lı görünmek. bedirleş me * Bedirleş durumu. mek bedirleş mek * Ay bedir durumunu almak, bedirlenmek. bednam

* Kötü ün kazanan, kötülüğ ile dillere düş ü en. bedük * Çam sakı, reçine. zı begayet Begdili begonvil begonya * Begonyagillerden, dekoratif yaprakları renkli çiçekleri olan, pek çok çeş bulunan sı ülke bitkisi ve itleri cak (Begonia). begonyagiller * İ çeneklilerden, örneğbegonya olan bir bitki familyası ki i . begüm beğ beğ ence beğ endi * Bkz. hünkârbeğ endi. beğ endirme * Beğ endirmek iş i. beğ endirmek * Beğ enilmesini, hoş görünmesini sağ lamak. beğ eni * Güzel veya çirkin yargını sı verdiren duygu, zevk. * Güzeli çirkinden ayı yetisi, zevk, gusto. rma * Beğ enme duygusu veren, beğ enilen. * Hint prenseslerine verilen unvan. * Bey. * Övücü tanı yazı, takriz. tma sı * Son derece, pek çok, aş . ı rı * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. uz * Akdeniz bölgesinde yaygıbir çiçek. n

beğ enilir

beğ enilme * Beğ enilmek işveya durumu. i beğ enilmek * İ ve güzel bulunmak. yi * Sevilmek, hoş gitmek. a beğ enirlik * Beğ enme durumu, beğ enilir olma durumu. beğ eniş beğ enme * Beğ enme. * Beğ enmek iş i.

beğ enmek * İ veya güzel bulmak. yi * Benzerleri arası birini seçip ayı ndan rma. * Onaylamak, kabul etmek, tasvip etmek. beğ enmemek * İ veya güzel bulmamak. yi * Kuş duymak, kuş ile karş ku ku ı lamak. * Küçümsemek, hor görmek. * Onaylamamak. beğ enmeyen kını zı (veya küçük kınıvermesin zı) * bir durumun beğ enilmemesi karş nda, beğ ı sı enmeyenin umursanmadını ğ anlatı ı r. beğ enmezlik * Beğ enmeme, iyi veya güzel bulmama. beğ lik * Beylik.

behavyorizm * Davranı lı ş k. çı behemehal * Her hâlde, ne olursa olsun, ne yapıyapı mutlaka. p p, beher * Her bir. behey behime behimî behimîlik * Behimî olma durumu. behiş t behre behresiz beis * Engel, uymazlı k. * Kötülük, zarar. beis görmemek * sakı zarar görmemek. nca, beis yok bej * zararı önemi yok. yok, * Sarı çalan açıkahverengi. ya k * Cennet, uçmak. * Pay, nasip, hisse. * Payı , nasibi, hissesi olmayan; bîbehre. * Çış bildirmek için kullanı bir ünlem. kı ma lan * Dört ayaklı hayvan. * (duygular için) Hayvanca, hayvana yakır biçimde olan. ş ı

* Bu renkte olan. bek * Sert, katı lam. ; sağ bek bek beka * Savunucu. * Hava gazı lâmbasın ucu. nı * Kalılı ölmezlik. cı k,

beka bulmak * ölmezlik erdemine ulaş ölümsüzleş mak, mek. bekar bekâr * Diyezli veya bemollü bir sesin eski durumuna getirilmesini gösteren nota iş areti. * Evlenmemiş kimse. * Evli olduğ hâlde ailesinden ayrı u , yalnıyaş kimse. z ayan

bekâr kalmak (veya yaş amak) * evlenmemek, evlenmemiş olmak. * ölüm veya boş anma dolayıyla eş yitirmek. sı ini bekâr odası * Bekârları taş n, radan gelmiş çilerin kalacağoda. iş ı bekâra karı aması boş kolaydı r * bilgi ve tecrübesi olmayan bir kimsenin işhafife alması i , önemsememesi, gereğ değ ince erlendirememesi tâbiîdir. bekâret * Kıoğ kıolma durumu, kı k, erdenlik. z lan z zlı * Saflı temizlik, masumluk. k, * Sanat ve düş üncede özgünlük, yenilik. * Doğ k, tazelik. allı

bekârhane * Bekârlarıkalması ayrı ş n için lmıveya düzenlenmiş oda. * Bekârlarıyaş ğmüstakil ev. n adı ı bekârlı k * Bekâr olma durumu.

bekârlısultanlı k k * evlenmeden tek baş yaş ı na amanı daha iyi olduğ anlatı n unu r. bekas bekçi * Bir ş veya bir yeri bekleyip korumakla görevli kimse. eyi bekçi kalmak * koruyucu, gözcü, denetleyici olarak beklemek. bekçilik * Bekçinin yaptı iş ğ . ı * Çulluk.

bekçilik etmek * (bir ş bekleyip korumak. eyi) bekinme * Bekinmek iş i.

bekinmek * İ etmek, direnmek. nat * Kapanmak, tı kanmak. bekitme bekitmek * Kapamak, tı kamak. bekle yârin köş esini! * yakı gerçekleş i sanı nda eceğ lmayan umutlar karş nda söylenir. ı sı bekleme * Beklemek iş i. * Vakit öldürme. * Bekitmek iş i.

bekleme odası * Bir kimseyi veya bir taş beklemek için gelenlerin oturdukları ı tı yer. bekleme salonu * Doktor, avukat vb. ile görüş öncesinde oturulan yer. me bekleme yeri * Bir kimseyi veya taş beklemek için ayrı bölme, bekleme odası ı tı lan , bekleme salonu. beklemek * Bir iş oluncaya, biri gelinceye değ bir yerde kalmak, durmak. in * Süre tanı acele etmemek. mak, * Bir ş bir kimseyi gözetmek, korumak, muhafaza etmek. eyi, * Ummak. * Karş ı ı lması laş ihtimali bulunmak. * Aramak, istemek. beklemeli * Sıfta kalıderslere devam etmeyen (öğ nı p renci). beklenilme * Beklenilmek iş i veya durumu. beklenilmek * Beklenmek. beklenme * Beklenmek durumu. beklenmedik * Birdenbire, ansın. zı beklenmek * Beklemek iş konu olmak. ine beklenmez * Beklenmeyecek durumda olan.

beklenmezlik * Beklenmeme durumu. beklenmezlik fiili * -acağ ı /-eceğbiçimindeki sı i fat-fiil ekine tutmak fiili getirilerek yapı ve iş istenmeden, beklenmeden lan in olduğ anlatan birleş fiil. unu ik beklenti * Bir olgunun sonunda gerçekleş beklenen ş mesi ey. * Bireyin belli ş ve durumlarıalacağbiçimler veya kendisinden beklenenler konusundaki ön görüş art n ı ü. * Bekleş iş mek i veya durumu.

bekleş me

bekleş mek * Birlikte veya karşklı ı beklemek. lı bekletilme * Bekletilmek iş i veya durumu. bekletilmek * Bekletmek iş konu olmak veya bekletmek iş lmak. ine i yapı bekletme * Bekletmek iş i.

bekletmek * Beklemek iş birine yaptı ini rmak. bekleyiş * Beklemek işveya biçimi. i bekri bekrilik Bektaş î * Hacı Bektaş Veli'nin tarikatı girmiş na olan kimse. Bektaşbabası î * Bektaştarikatı olan derviş î ndan . Bektaşdedesi î * Bektaştarikatı daha üst makamlarda bulunan ve yönetimde sorumluluk taş derviş î nda ı yan . Bektaşsı î rrı * Çok gizli tutulan sı r. Bektaşüzümü î * Taşrangillerden bir çalı kı (Ribes grossularia). * Bu çalın mayhoşnohut büyüklüğ nı , ünde, ak veya kara yemiş i. bektaş îkavuğ u * Büyük ve güzel çiçekler veren, ı iklimlerde yetiş bir kaktüs (Echinocactus). lı k en Bektaş îlik * Bektaş tarikatı î . * Bektaştarikatı olma durumu. î ndan bel *İ çkiye düş içkici, ayyaş kün, . *İ çkiye düş künlük, ayyaşk. lı

* İaret. ş bel * İ bedeninde göğ karıarası daralmıbölüm. nsan üsle n nda ş * Bu bölümün, sı n altı rastlayan bölgesi. rtı na * Hayvanlarda omuz başile sa ğ arası ı rı . * Dağ rtları geçit veren çukur yer. sı nda * Geminin orta bölümü. bel bel * Atmı meni, sperm. k,

* Toprağkazmaya veya kirizma yapmaya yarayan, uzun saplı ı , ayakla bası yeri tahta, ucu sivri kürek lacak veya çatal biçiminde bir tarı aracı m . bel * Ses ş iddetiyle ilgili birim.

bel ağ sı rı * Bel çevresinde oluş ve duyulan ağ. an rı bel bağ ı * Bel kemeri. bel bağ lamak * birisinin kendisine yardı olacağ inanmak, güvenmek. mcı ı na bel bel * Durgun, anlamsıbakmayı z anlatan bel bel bakmak deyiminde geçer.

bel bellemek * toprağbelle kazmak. ı bel etmek * iş koymak, iş vermek. aret aret bel evlâdı * (bir kimsenin) Öz çocuğ ı . bel fı ı tı ğ * Bel bölgesinde fı tı k. bel gevş i ekliğ * Cinsel gücü yitirme. bel kemeri * Elbise üzerinden bele dolayarak bir toka ile tutturulan, deri, kumaş veya metalden yapı özel bağ lan . bel kemiğ i * Omurga. * Bir ş varlı ile ilgili en önemli bölümü, temel, esas. eyin ğ ı bel kı kı ra ra * kıta kıta, salı salı rı rı na na. bel kı rmak * gövdeyi, belden sağ sola bükmek. a bel kündesi * (güreş Ellerin arkadan gelip hasmıgöbeğüzerinde kilitlenmesi yolundaki kündeleme. te) n i

bel soğ ukluğ u * Üreme organların akı ıve bulaş bir hastalı. nı nt lı ı cı ğ ı bel soğ ukluğ uğ una ratmak * bir iş veya bir söze gereksiz yere karı onun akını e ş arak ş sektirmek. ı bel vermek * (duvar gibi dik ş eyler) dı ya veya (tavan gibi yatay ş ş arı eyler) aş ı doğ kamburlaş ağ ya ru mak. * destek olmak. belâ *İ çinden çılması sakı durum. kı güç, ncalı * Büyük zarar ve sıntı yol açan olay veya kimse. kı ya * Hak edilen ceza. * (istenmedik bir davranı zorlayan) Etki. ş a belâ aramak * kavga çı karmak için fı aramak. rsat belâ çı karmak * kavga çı karmak. belâ kesilmek * birisine sıntı eziyet vermek, musallat olmak. kı ve belâ okumak * birine beddua etmek. belâgat * İ konuş sözle inandı yeteneğ yi ma, rma i. * Söz sanatları inceleyen bilgi dalı nı , retorik. * Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak, hiçbir yanlıve eksik anlayı yer bı ş ş a rakmayan, yorum gerektirmeyen, yapmacı uzak, düzgün anlatma sanatı ktan . * Bir ş gizli olan derin anlam. eyde belâgatli * Belâgati olan.

belâgatsiz * Belâgati olmayan. belâhat * Alı k. klı

belâlar mübareğ i * istenilmeyen, kaçılan bir durumun gerçekleş i bildirilirken alay yollu söylenir. nı tiğ belâlı * Yorucu, üzücü, can sıcı kı. * Kavgacı irret. ,ş * Yolsuz kadı n zorba dostu. nları * -den dolayı , -den sebebiyle.

belâsı

belâsı bulmak nı * hak ettiğcezayı i görmek. belâya çatmak (girmek veya uğ ramak) * beklenmedik bir belâ ile karş mak. ı laş belâya uğ ramak

* çok kötü bir durumla karş mak. ı laş belâyı n almak satı * göz göre göre belâyı üstüne çekmek. belce * İ kaş . ki arası

Belçikalı * Belçika halkı olan (kimse). ndan belde *Ş ehir. * Mekân, yer, çevre.

beldeitayyibe * Medine ş ehri. beledî *Ş ehirle ilgili. * Yerleş ik. * Bir tür pamuklu, kalıkumaş n . belediye * İ ilçe, bucak gibi yerleş merkezlerinde temizlik, aydı l, im nlatma, su ve esnafı denetimi gibi kamu n hizmetlerine bakan, üyeleri halk tarafı seçilen, tüzel kiş i olan teş ndan iliğ kilât. * Bu teş n bulunduğ bina. kilâtı u belediye baş kanı * Belediye teş nı kilâtı yöneten kimse. belediye çavuş u * Zabı iş ta lerinde üst görevli. belediye encümeni * Belediye kanununda belirtilmiş görevleri yerine getiren, özel kanunlarla belediye meclisince verilen görevleri, belediye meclisi toplu bulunmadı zaman, tetkik eden ve karara bağ ğ ı layan organ. belediye meclisi * Belediye tüzel kiş ine tanı yetkileri kendinde toplayan organ. iliğ nan belediye nikâhı * Medenî kanuna göre kılan resmî nikâh. yı belediye polisi * Zabı görevlisi. ta belediye reisi * Belediye baş . kanı belediye sarayı * Belediyeye ait bütün iş yapı ğve büroları bir arada bulunduğ büyük yapı lerin ldı ı n u . belediye suçları * Belediye buyrukları ve yasakları aykıdavranı na na rı ş lar. belediye teş kilâtı * Nüfusu iki binden fazla olan yerleş yerlerinde hükûmet kararı kurulan, belediye baş , belediye im yla kanı meclisi, belediye encümeni ve belediye memurları oluş kuruluş ndan an . belediyeci * Belediye iş görevlisi. leri

belediyecilik * Belediye iş leri. belediyelik * Belediyeyle ilgili. belediyelik olmak * belediye ile ilgili bir iş i olmak. belek * Kundak, çocuk bezi. * Beşe konulan yatak. iğ beleme * Belemek iş i. belemek * (çocuğ Kundaklamak. u) * Beşe yatıp bağ iğ rı lamak. * Bulamak, bulaşrmak. tı

belemir * Orta Anadolu'da tarlalarda yetiş çiçekleri mavimsi renkte bir yık bir bitki, peygamber çiçeğ mavi en, llı i, kantaron (Cephalaria syriaca). belen * Bel. * Tepe, yüksek yer; bayı r. * Dağ üzerindeki yüksek geçit, dik dağ yolu. belenme * Belenmek iş i.

belenmek * Kundaklanmak. * Bulanmak, bulaş mak, örtülmek. belerme * Belermek iş i. belermek belertme * (göz için) Akı belirecek biçimde açı iyice lmak. * Belertmek iş i.

belertmek * Gözlerini, akı görünecek biçimde açmak. çok beleş * Karş ksı emeksiz, parasıelde edilen. ı z, lı z beleş (veya bahş) atıdiş (veya yaş bakı iş n ine ı na) lmaz * bedava gelen ş kusur aranmaz. eyde beleş çi beleş çilik * Parasıgeçinmeyi seven, lüpçü, bedavacı z . * Beleş olma durumu. çi

beleş konmak e * emek, para vermeden elde etmek. beleş ten beletme * Beletmek iş i. beletmek belge * Kundaklatmak. * Bir gerçeğ tanı k eden yazı e klı , fotoğ resim, film vb. vesika, doküman. raf, * Emek vermeden, karş ksı ı z. lı

belge almak * (iki yı l aynını üst üste kalan öğ sıfta renci) okuldan uzaklaşrı tılmak, okuldan çı lmak. karı belgeci * Belgesel filmler yapan, yöneten sinemacı . belgegeçer * Yazı bilgi ve belgelerin telefon sistemi vası yla bir yerden bir yere iletilmesini anı sağ lı , tası nda layan araç, faks. belgeleme * Belgelemek iştevsik. i, belgelemek * Bir olgunun doğ olduğ belge ile göstermek, ortaya çı ru unu karmak, tevsik etmek. belgelendirme * Belgelendirmek iş i. belgelendirmek * Belge göstererek belirtmek. belgelenme * Belgelenmek iş i. belgelenmek * Belgelemek iş konu olmak. ine * İ yı üste aynı nı kalan öğ ki l üst sıfta renci okuldan çı lmak. karı belgeli * Belgesi olan. * İ yı üste sıfta kaldı için okula devam etme hakkı yitirerek belge alan. ki l üst nı ğ ı nı * Belge ve yazı n saklandı yer, arş ları ğ ı iv. * Belge niteliğbulunan (ş dokümanter. i ey), * Belge niteliğtaş film veya televizyon programı i ı yan .

belgelik belgesel

belgesel film * Hayattan alı herhangi bir olguyu, kendi tabiî çevresi ve akı içinde veya gerçeğ en yakı biçimde nan ş ı e n hazı rlanmıyapay bir yerde iş ş leyen, belirli bir amacı tan film. yansı belgeselci * Belgesel, film çeken veya bunun üzerinde çalı (kimse). ş an * Belgesel niteliğ indeki eserleri seven veya bunlarla ilgilenen (kimse).

belgeselcilik * Belgeselcinin yaptı iş ğ . ı belgi * Bir ş benzerlerinden ayı özellik, ş alâmet, niş eyi ran iar, an. * Duyuşdüş , ünüş inanı ayıcı ve ş taki rı özellik, ş iar.

belgileme * Belgilemek iş i. belgilemek * Belgi ile göstermek. belgili * Belgiye dayanan, belirli olan. belgin belginlik belgisiz * Tam ve kesin olarak belirlenmiş olan, sarih. * Belgin olma durumu, sarahat. * Belirli olmayan, iş edilemeyen, gayrimuayyen. aret

belgisiz sı fat * Bkz. belirsizlik sı . fatı belgisiz zamir * Bkz. belirsizlik zamiri. belgisizlik * Belgisiz olma durumu. belgit burhan. beli * Senet. * Bir önermeyi tanı tlamak için gösterilen ve daha önce doğ diye kabul edilen baş önerme, hüccet, ru ka

* Evet.

beli açı lmak * küçük aptesini tutamaz olmak. beli bükük * Beli bükülmüşgüçsüz, zavallı , . beli bükülmek * yaşlıyüzünden güçsüz kalmak, bir iş lı k yapamayacak duruma düş mek. beli çökmek * kamburlaş mak. beli gelmek * cinsel birleş sı nda salgı almak. me rası boş beliğ * Belâgati olan, belâgatli. belik

* Saç örgüsü. belik belik * Örgü örgü, örgü hâlinde. belikleme * Beliklemek iş i. beliklemek * Saçları örmek. belinden gelmek * birinin dölü olmak. belini bükmek * çaresizlik içinde bı rakmak. belini doğ rultmak (veya doğ rultamamak) * yeniden durumunu düzeltmek. belini kı rmak * birini bir ş yapamaz duruma getirmek. eyi belini vermek * dayamak,yaslanmak. belinleme * Belinlemek iş i. belinlemek * Birden uyanarak çevresine korku ile ş kış kı bakmak, irkilmek. aş n aş n belirgin * Belirmiş durumda olan, besbelli, açı bariz, sarih. k,

belirginleş me * Belirgin duruma gelme. belirginleş mek * Belirgin duruma gelmek. belirginleş tirme * Belirgin duruma getirme. belirginleş tirmek * Belirgin duruma getirmek. belirginlik * Belirgin olma durumu. belirleme * Belirlemek iştayin. i, belirlemek * Belirli duruma getirmek, belirli kı lmak, tayin etmek. * Yeni bir kavramı , özünü oluş turan ögeleri açı klayarak tanı mlamak, sırlamak. nı * Bir kavramı rı bir öge ekleyerek sırlamak, kapsam bakı ndan daraltmak, genellemek karş . , ayı cı nı mı ı tı belirlenim * Belirli duruma gelme iş i. * Bir kavramı anlamın, içeriğ yapınıveya sırların tam olarak belirlenmesi iş gerektirim, n nı inin, sın nı nı i, determinasyon.

belirlenimci * Belirlenimcilik yanlı olan (kimse), gerekirci, determinist. sı belirlenimcilik * Her olayıbaş olaylarıgerekli ve kaçılmaz bir sonucu olduğ ileri süren öğ gerekircilik, n ka n nı unu reti, determinizm. belirlenme * Belirlenmek iş i. belirlenmek * Belirli duruma getirilmek. belirlenmezci * Belirlenmezcilik yanlı olan (kimse), indeterminist. sı belirlenmezcilik * Nedensellik yasası bağ olmayan, bir sebebe bağ na lı lanmayan olay ve durumlarıda bulunduğ öne n unu süren görüş , indeterminizm. * İ iradesinin hiçbir ş bağ olmadını nsan arta lı ğ , içinde bulunduğ ş ı u artlarla belirlenmediğ insanıözgür ini, n iradesinin nedensellik yasası bağ olmadını na lı ğ savunan görüş ı , indeterminizm. belirleş me * Belirleş işveya durumu. mek i belirleş mek * Belirgin duruma girmek. belirli * Açıve kesin olarak sırlanmıveya kararlaşrı ş k nı ş tılmıolan, muayyen.

belirli belirsiz * Yarı belirgin durumda, az çok belli olan. belirli geçmiş * Fiilin belirttiğkavramı içinde bulunan zamandan önce olup bittiğ kesinlikle bildiren kip, -di'li geçmiş i n, ini , görülen geçmişBu zaman Türkçede -dı / -tı ekiyle karş r.Aldı . (-di) (-ti) ı lanı , biçti, uçtu vb. belirli nesne * Belirtme durumu ekini almı geçiş fiil durumunda olan yüklemle ilgili kelime veya kelime grubu. ş , li belirlilik * Belirli olma durumu. belirme belirmek * Belirmek iş tebellür etme. i, * (önce belli veya görünür olmayan bir ş için) Ortaya çı ey kmak, tezahür etmek. * Bir düş veya durum için, kesin bir biçim almak, tebellür etmek. ünce * İ görünür ve anlaşr bir durum almak, tebarüz etmek. yice ı lı * Belirli olmayan, gayrimuayyen. * Niteliğhakkı tam bir bilgi edinilemeyen, müphem. i nda * Bilinmeyen, meçhul.

belirsiz

belirsiz geçmiş * Fiilin belirttiğkavramı içinde bulunulan zamandan önce olup bittiğ baş ndan duyarak veya belirsiz i n, ini kası olarak bildiren kip, -miş geçmiş 'li , görülmeyen geçmiş . Türkçede bu zaman -mı/ -miş ş ekiyle kurulur: Gelmiş , gülmüş lamıgibi. , ağ ş

belirsizlik * Belirsiz olma durumu, müphemiyet. belirsizlik sı fatı *İ simleri yaklaş kabataslak belirten sı bazı ı k, fat: , birkaç, her, birtakı filan vb. m, belirsizlik zamiri *İ smin yerini belirsiz, kabataslak tutan zamir: bazı, birkaçı sı , birçoğ azıherkes, biri vb. u, , belirteç * Zarf. belirten belirti belirtik belirtilen * Tamlanan. belirtili * Belirtisi olan. * Belirtilmiş olan, belirli kı lı nan. * Tamlayan. * Bir olayı veya durumun anlaş n ı na yardı eden ş alâmet, niş niş lması m ey, an, ane. * Açı belli, sarih. k,

belirtili nesne * Belirtme durumundaki nesne, sarih meful. belirtili tamlama * Tamlayanı (-nin) takı, tamlananı -in sı üçüncü kişiyelik eki alan ve belirli bir kavram taş tamlama: i ı yan Doğ n kalemi, çiçeğ kokusu gibi. an'ı in belirtilme * Belirtilmek iş i. belirtilmek * Belirtmek iş konu olmak. ine belirtisiz * Belirtisi olmayan. * Belirtilmemiş olan. belirtisiz nesne * Yalı durumdaki nesne. n belirtisiz tamlama * Tamlayanı n durumda olan, tamlananı yalı genellikle üçüncü kişiyelik eki alan ve çoğ kez tür kavramı i u veren isim tamlaması : Ankara kedisi. Tuz Gölü gibi. belirtken * Bir özlü sözle birlikte kullanı iş lan aret. * Soyut bir ş bir kavramısembolü olan varlıveya eş amblem. eyin, n k ya, * Gösterge. * Belirli kı görüş lma, bildirme, tasrih. belirtme durumu

belirtme

* Yüklemi geçişbir fiil olan cümlede fiilin doğ li rudan etkilediğ-i (-ı -ü) ekini almıisim, yükleme i , -u, ş durumu, i hâli, akuzatif. Evi gördüm. Yazı okudum. yı belirtme grubu * Tamlamalardan daha geniş kelime dizisi: Kalıbir kitabısüslü cilt kapağbir belirtme grubudur. n n ı belirtme sı fatı * Bir ismi gösterme, soru, sayı belirsizlik bakı ndan belirten sı Bu kapı veya mları fat: . Birinci dönem. Kaç öğ renci? Hangi ev? Üç çocuk gibi. belirtmek * Açı klamak, tebarüz ettirmek. belit * Kendiliğ inden apaçıve bundan dolayı k öteki önermelerin ön dayanağsayı temel önerme, mütearife, ı lan aksiyom: "Tüm, parçalarıher birinden büyüktür" sözü bir belittir. n belitken belitleme * Belitler sistemi. * Belitlemek iş i. * Tümden geliş bir bilime esas olacak belit sistemi. imci

belitlemek * Belgeye dayanarak ortaya koymak. * Belitleme kuramı ortaya koymak. nı belitlenebilirlik * Belitlenebilen kuram. beliye belki * Muhtemel olarak, olabilir ki. * Olsa olsa, ya ... ya, ihtimal. belki de * ş da olabilir. u belkili * Olası muhtemel. lı , * Doğ olabileceğgibi, yanlıda olabilen, belli ve kesin olmayan, olası ihtimalî. ru i ş lı , * Felâket, keder, tasa.

belladonna * Güzelavrat otu. belleğ yitirmek ini * bellek kaybı uğ na ramak. bellek * Yaş ananları renilen konuları , öğ , bunları geçmiş iliş n le kisini bilinçli olarak zihinde saklama gücü, akı l, hafı dağ k. za, arcı * Bir bilgisayarda, programı iş değ meyen verileri, yapı iş gerekli olan ara sonuçları lacak için toplayan bölüm. bellek karıklı ş ğ ı ı * Kelimelerin doğ anlamı hatı ru nı rlayamamak veya ilk olarak görülen bir ş önce gördüğ sanma eyi ünü duygusuna kapı biçiminde beliren bir ruh hastalı. lmak ğ ı bellek kaybı * Bellek yitimi.

bellek yitimi * Büyük sarsı veya humma yüzünden belleğ bozulması kaybolması ntı in veya biçiminde beliren ruh hastalı. ğ ı * Belleğ kı bir süre durup iş in sa lememesi. bellem belleme belleme bellemek * Öğ renip akı tutmak. lda * Sanmak. bellemek * Bel denilen araçla toprağiş ılemek. bellenmek * Bellenmek (I) iş konu olmak, öğ ine renilmek. bellenmek * Bellenmek (II) iş konu olmak. ine belleten belletici * Çalı rı, öğ ş cı retici, müzakereci. tı belletme * Belletmek iş i. * Bilim kurumların çalı nı ş maları ilgili yazı haberlerin yayı ile ve mlandı dergi. ğ ı * Bellemek yetisi. * Bellemek iş i. * At ve benzeri hayvanlarısı na vurulan keçe, meş veya kalıkumaş n rtı in n parçası k, haş , yapı a.

belletmek * Bellemesini sağ lamak, öğ retmek. belletmen * Orta öğ retimde etütleri denetleyen kimse, belletici. belli * Beli olan. belli * Bilinmedik bir yanı olmayan, malûm. * Gizli olmayan, ortada olan, anlaş bedihî, zahir, aş ı lan, ikâr. * Belirli, muayyen.

belli baş lı * Belirli, muayyen. * Önemli. belli belirsiz * Zorlukla seçilebilen, yarı belli, yarı bellisiz, duyulabilen, çok az belli olan. belli etmek * açı klamak, iyice görünür anlaşr duruma getirmek. ı lı * sezdirmek, hissettirmek. belli olmak

* anlaş ı lmak, açı klanmak. bellik * İaret, marka. ş bellilik bellisiz belsem * Belli olma durumu, bedahet, muayyeniyet. * Belli olmayan, bilinemeyen. * Bkz. balsam.

bembeyaz * Çok beyaz veya her yanı beyaz, apak. * Pıl pıl, apaçı rı rı k. bemol * Bir sesin yarı ton kalı tılacağ gösteren nota iş m nlaşrı ı nı areti. * Böylece kalı tılmı(ses). nlaşrı ş ben * Çoğ doğ tan, tende bulunan ufak, koyu renkli leke veya kabartı u uş . * En çok üzümde görülen olgunlaş belirtisi. ma * Saçta, sakalda beliren beyazlı k. ben * Olta veya tuzağ konulan yem. a * Kuş yavrusuna taş ğyem. un ı ı dı * Tekil birinci kiş gösteren zamir. iyi * Kiş öbür varlı iyi klardan ayı bilinç. ran * Bir kimsenin kiş ini oluş iliğ turan temel öge, ego.

ben

ben bu iş yokum te * ben bu iş karı e ş mam. ben hancı yolcu oldukça , sen * özel iliş kilerimiz sürüp gittikçe (senin bana iş düş in er). ben ş mı ahı (veya ş eyhimi) bu kadar severim * ben bundan daha çok özveride bulunamam. benbenci * Kendini çok öven, hep kendinden söz eden, kibirli, gururlu.

benbencilik * Benbenci olma durumu. bence benci * Kendini beğ enen, kendini her konuda üstün gören, hodpesent, megaloman. bencil * Yalnıkendini düş z ünen, kendi çı karları herkesinkinden üstün tutan, hodbin, hodkâm, egoist. nı * Bencillik öğ retisine inanan. * Bana göre, düş ündüğ gibi. üm

bencil olmak

* bencilce davranı bulunmak. ş ta bencilce * Bencile yakır biçimde. ş ı bencileyin * Benim gibi. bencilik * Benci olma durumu, hodpesentlik, egoizm. * İ n bütün eylemlerinin ben sevgisiyle belirlenmiş nsanı olduğ buna göre ahlâklı ı da yalnı kendini unu, lın ğ zca koruma içgüdüsünün bir biçimi olduğ ileri süren öğ unu reti. * Kendi benini ve çı nı karı hayatımutlak ilkesi yapan anlayı n ş . bencilleş me * Bencilleş iş mek i. bencilleş mek * Bencil duruma gelmek. bencillik * Bencil olma durumu, hodbinlik, egoistlik, egoizm.

bencillik etmek * bencil davranmak. bende * Kul, köle. bendegân * Kullar, köleler. bendegî * Kulluk, kölelik. * Köle ile ilgili, köleye ait.

bendehane * Bendenin, kölenin evi. benden de al o kadar * Bkz. al benden de o kadar. benden günah gitti * Bkz. benden söylemesi. benden söylemesi * ben üzerime borç saydım ş söyledim, kendimi suçlu saymam. ğ eyi ı bendeniz * alçak gönüllülükle ben yerine ve "köleniz'" anlamı kullanı nda lı r.

bendeniz cennet kuş u * kendini tanı tı kullanı bir deyim. rken lan bendezade * Bendenin oğ lu. bendir benefş e * Alaturka çalgı aleti. * Menekş e.

benek

* Herhangi bir ş üzerindeki ufak leke, nokta, puan. ey * Güneş lekeleri yöresinde görülen, parlak taneciklerden ve parlak damarlardan oluş bölüm, fekül. muş

beneklenme * Beneklenmek iş i. beneklenmek * Benek oluş mak. benekleş me * Benekleş işveya durumu. mek i benekleş mek * Benek benek durum almak. benekli * Ufak lekeleri bulunan.

benekli köpek balı ğ ı * Kara benekli, küçük boyda bir cins köpek balı (Scylliorhinus canicula). ğ ı bengi bengi * Ege ve Güney Marmara bölgesinin halk oyunları biri. ndan bengi su * İ sonsuz hayat verdiğ inanı ve efsanelerde geçen su, abı çene ine lan hayat. * Sonu olmayan, hep kalacak olan, ölümsüz, ebedî.

bengileme * Bengilemek iş i. bengilemek * Bengi kı lmak, sonsuz yaş niteliğkazandı ama i rmak, ölümsüzleş tirmek, ebedîleş tirmek. bengileş me * Bengileş iş mek i. bengileş mek * Sonsuz yaş niteliğkazanmak, ölümsüzleş ama i mek, ebedîleş mek. bengilik * Zamanla ilgisi, baş cı sonu olmayan varlı langı ve k. * Ölmezlik, ebedîlik. * Sonsuz ve ölçülmez zaman.

beni sokmayan yı bin (yıyaş n lan l) ası * zararlı olduğ bilinen, ama kimseye kötülüğ dokunmayan kiş uğ mamalır. u ü iyle raş dı beniâdem * Âdemoğ , insanlar. ulları benibeş er *İ nsan. beniçinci * Kiş benliğ merkez sayma görüş benmerkezci. inin ini ü, beniçincilik

* Dünyada kiş benliğ merkez sayan felsefe görüş benmerkezcilik, egosantrizm. inin ini ü, benildeme * Benildemek iş i. benildemek * Belinlemek. benim diyen * kendine güvenen, güçlü olduğ inanan. una benim oğ bina okur, döner döner yine okur lum * "çok çalı na karşk verimli ve yararlı ş ması ı lı olmuyor" anlamı kı nda nama veya eleş belirtmek için tiri kullanı lı r. benimseme * Benimsemek iş sahip çı tesahup. i, kma, benimsemek * Bir ş kendine mal etmek, sahip çı eyi kmak, kabullenmek, tesahup etmek. * Bir ş birine bağ eye, lanmak, ınmak. sı benimsenme * Benimsenmek iş i. benimsenmek * Benimsenmek iş konu olmak. ine benimsetme * Benimsetmek iş i. benimsetmek * Birinin benimsemesini sağ lamak. benimseyiş * Benimsemek işveya durumu. i beniz * Yüz rengi.

beniz geçmek * benzi solmak. benizli * Benzi bulunan, benze sahip olan.

benlenme * Benlenmek iş i. benlenmek * Ben oluş mak. benli benli * Teninde ben bulunan. * Bkz. senli benli.

benliğyoğ i urmak * kiş i oluş iliğ turmak. benliğ inden çı kmak

* kendine benzemez olmak. benlik * Bir kimsenin öz varlı, kiş i, onu kendisi yapan ş kendilik, ş ğ iliğ ı ey, ahsiyet. * Kendi kiş ine önem verme, kiş ini üstün görme, kibir, gurur. iliğ iliğ benlik çatı ş ması * Benliğ ön plâna çı in kması baş ile gösteren çatı . ş ması benlik davası * Her ş kendi düş eyi üncesine uydurmak ve her ş söz sahibi olmak çabası eyde . benlik ikileş mesi * Öznenin kiş ini iki veya daha çok bilinç merkezine bölen ve tek kiş çeş kiş iliğ ide itli ilikler durumunda beliren bir ruh hastalı. ğ ı benlik yitimi * Kiş duygusunun ve benlik bilincinin yitirilmesi ile beliren ruh hastalı. ilik ğ ı benlikçi * Her konuda hep kendini ileri süren, hep kendinden söz eden (kimse). * Benlikçilik yanlı olan (kimse). sı

benlikçilik * Her konuda hep kendini ileri sürme, hep kendinden söz etme durumu. * Kendi benliğ geliş inin imini, bütün davranı nı ilkesi yapan kiş niteliğ egotizm. ş n ları inin i, benmari * Bir kabı kaynar suya oturtmak yolu ile içindekini ıtmak veya eritmek yöntemi. sı

benmerkezci * Beniçinci. benmerkezcilik * Beniçincilik. bent * Bağrabı , t. * Kanun maddesi; kitaplarda kendi içinde bütünlük oluş turan bölüm. * Suyu biriktirmek için önüne yapı set, büğ lan et. * Gazete yazı. sı * Bağ lam.

bent etmek * kendine bağ lamak. bent olmak * bağ lanmak, tutulmak. benzeme * Benzemek iş i.

benzemek * İ kişveya nesne arası birbirini andı ki i nda racak kadar ortak nitelikler bulunmak, andı rmak. * Sanını sı uyandı rmak, gibi görünmek. benzemeklik * Benzer olma durumu. benzemez *İ skambil veya okey oyununda farklı ı n veya taş n bir araya gelmesi. kâğ tları ları

benzen benzer

* Maden kömürü katranı çı lan C6H6 formülündeki hidrokarbonun bilimsel adı ndan karı .

* Nitelik, görünüş yapı mı bir baş na benzeyen veya ona eş ve bakı ndan kası olan (ş müş mümasil. ey), abih, * Bkz. benzeş im. * Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde ası l oyuncunun yerine çı yapı yüz bakı ndan bu oyuncuyu kan, ve mı andı kimse, dublör. ran benzer ş ekiller * Kenarların uzunlukları ndaki oran değ memekle birlikte karşklı ları it olan ş nı arası iş ı açı eş lı ekiller. benzeri benzerlik durum. * Benzerlik gösteren, benzer. * Benzer olma durumu. * İ üçgende köş ki elerinin eş lenmesine göre karş klı larıeş karşklı ı açı n ve lı ı kenarlarıorantından doğ lı n sı an

benzersiz * Benzeri olmayan, eş siz. benzersizlik * Benzersiz olma durumu. benzeş * Birbirine benzeyen, araları benzerlik bulunan, müş nazir. nda abih, benzeş en * Ünlü veya ünsüz benzeş melerinde etki altı kalan ünsüz veya ünlü: Sütçü (süt-çü), ekmekten (ekmeknda ten), odalardan (oda-lar-dan) kelimelerinde bulunan -çü, -ten, -dan eklerindeki ünsüz veya ünlüler gibi. benzeş ik * Benzeş özelliğgösteren. me i

benzeş im * Bazı ortak yönleri olan iki ş arası ey ndaki benzeş me. *İ ş ki eklin kenarların uzunlukları ndaki oran değ memekle birlikte, karş klı ların eş bulunması nı arası iş ı açı nı it lı durumu. benzeş oranı im *İ ş ki eklin kenarların arası nı ndaki oran. benzeş lik * Benzeş olma durumu, müş abehet. benzeş me * Benzeş iş mek i. * Bir kelimede bir sesin baş bir sesi kendisine benzetme etkisi: yurt-daş yurttaş anba > çarş ka > , çarş amba, o + bir < öbür gibi. benzeş mek * Birbirine benzemek, müş olmak. abih benzeş mezlik * Bir kelimede bulunan aynı benzeri seslerden birinin değikliğ uğ veya iş e raması , disimilâsyon: Kı nnap > kı attar > aktar, kehribar > kehlibar gibi. rnap, benzeti * Benzetme, aslı kopya edilmişteş ndan , bih.

benzeti ressamı * Büyük sanatçı n yaptı nı ları kları, orijinaline bakarak yapan ve benzeti olduğ belirten ressam. unu benzetici * Benzeterek yapan, sahteci, kopyacı .

benzetici ressam * Büyük sanatçı n üslûbunda çalı ları ş yaptı iş orijinal eser diye satan sahteci ressam. arak, ğ leri ı benzetilme * Benzetilmek iş i. benzetilmek * Benzetmek iş konu olmak. ine benzetiş * Bir ş baş bir ş benzetmek iş eyi ka eye i veya biçimi. benzetme * Benzetmek iş i. * Bir ş neteliğ anlatmak için, o niteliğeksiksiz taş bir ş örnek olarak gösterme iş teş eyin ini i ı yan eyi i, bih. benzetmek * Benzer duruma getirmek. * Bir ş baş ş benzeyen yönler bulmak. eyde ka eye * Kötü bir duruma getirmek, bozmak. * Dövmek. benzetmek gibi olması n * kötü bir sona uğ ş ramıbirinden veya bir ş eyden söz ederken, ona benzetilen kimse veya ş için kötü bir ey duygu beslenilmediğ anlatı ini r. benzeyiş * Bir ş baş bir ş benzemesi durumu. eyin ka eye benzeyiş sizlik * Benzeş memek durumu. benzi atmak (veya uçmak) * ansın yüzünün rengi sararmak, solmak. zı benzi kül gibi olmak * yüzünden kan çekilmek, yüzü sararmak. benzi sararmak * yüzünün rengi solmak. benzi uçmak * yüzü sararmak. benzin * Petrolün damılması elde edilen, özgül ağ ğyaklaş 0,65 olan, renksiz, uçucu, kendine özgü kokusu tı ile ı ı rlı ı k bulunan bir sı. vı * Benzen. benzin istasyonu * Araçlarıbenzin, yağ ihtiyaçları karş n gibi nı ı layan, yolculara dinlenme ve alıveriş ş imkânı veren tesis, benzinlik. benzin pompası * Benzinlikte araç depoları benzin koyma ve verilen benzin tutarı gösterme aracı na nı .

benzinci

* Benzin satı yer veya benzin satan kimse. lan

benzincilik * Benzincinin işveya mesleğ i i. benzinde kan kalmamak * kansı k sebebiyle yüzü sararmak. zlı benzine kan gelmek (veya benzi kanlanmak) * sağklı lı duruma gelmek, canlanmak. benzinleme * Benzinlemek işveya durumu. i benzinlemek * Benzin dökerek yakmak. * Bir nesneyi benzine bulamak. benzinli benzinlik * Benzin satı yer, benzin istasyonu. lan benzol beraat * Benzin ve tolüen karımı akaryakı ş bir ı t. * Aklanma. * Benzinle çalı (motor, makine vb.). ş an

beraat etmek * aklanmak, temize çı kmak. beraatı zimmet * Borcu, vereceğolmama durumu, borçsuzluk. i beraatı zimmet ası r kdı * tersi ispatlanmadı insanları suçsuz sayı kça n lmaları ilkesini anlatı r. beraber * Birlikte, bir arada. * Aynı düzeyde. * -e rağ men, -e karş ı n.

beraberce * Birlikte, beraber olarak. berabere bitmek * (oyun, yarı takı n aynı yı ş ma) mları sayı alması sonuçlanmak. yla berabere kalmak * (oyun, yarı için) takı aynı yı ş ma mlar sayı almak veya denk gelmek, baş baş a kalmak, baş baş a gelmek. beraberinde * yanı nda. beraberlik * Birlikte olma durumu. * Baş a kalma durumu. baş beraberlik müziğ i

* Orkestra, koro veya oda müziğ olduğ gibi birçok sesin oluş inde u turduğ müzik. u berat * Bir buluş bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge, patent. tan, * Osmanlımparatorluğ İ unda bir göreve atanan, aylıbağ k lanan, san, niş veya ayrı k verilen kimseler için an calı çı lan padiş buyruğ karı ah u. Berat Gecesi * Hz. Muhammed'e peygamberliğ Cebrail aracı ı bildirildiğş ayın 15. gecesine rastlayan kandil in lıyla ğ i aban nı gecesi. Berat Kandili * Bkz. Berat Gecesi. berbat * Kötü. * Bozuk. * Çirkin, beğ enilmeyen. * Darmadağ bakı z, periş viran. ı n, msı an, berbat etmek (veya eylemek) * kötü duruma getirmek. * bozmak. berbat olmak * kötü duruma gelmek; kirlenmek. * bozulmak. berber * Saç ve sakalıkesilmesi, taranması yapı n ve lması iyle uğ an veya bunu meslek edinen kimse. iş raş * Bu iş yapı ğdükkân. in ldı ı

berber balı ğ ı * Hanigillerden, kuyruğ unun çatalı uzun olan, Akdeniz'de yaş çok ayan, eti yenilen bir balı(Serranus k anthias). berber bataryası * Berber dükkânları lâvaboya su akması sağ nda nı layan deve boynu biçimindeki musluk takı . mı berber çı ı rağ * Berber ustasın yanı yetiş nı nda tirilmek üzere çalı çocuk. ş an berber dükkânı * Berber. berber koltuğ u * Berberler için yapı hareketli, oynar başklı koltuk. lan lı özel berber salonu * Büyük berber dükkânı . Berberî berberlik * Berberin yaptı iş ğ . ı berceste * Sağ ve lâtif. lam * Seçilmişseçme. , * Sanat değ yüksek anlamlar taş dize. eri ı yan * Kuzey Afrika'daki Cezayir bölgesinde Berberistan halkı veya bu halkısoyundan olan kimse. ndan n

berdelacuz * Halk tahminine göre, 9-18 Mart arası görülen kocakarı uğ nda soğ u. berdevam * Sürmekte olan, sürüp giden. berduş * Baş , serseri. ı boş * Pis, bozuk, bakı z. msı bere * Vurma ve incitme sonucu vücudun herhangi bir yerinde oluş çürük. an * Herhangi bir ş görülen çizik, ezik. eyde bere * Yuvarlak, yassı sipersiz başk. ve lı bereket * Bolluk, gürlük, ongunluk, feyz, feyezan. * İ ki, neyse ki, iyi bir rastlantı yi olarak. * Yağ mur.

bereket ki (veya bereket versin ki) * iyi ki, Tanrı ş ki. 'ya ükür bereket versin * para alan kimsenin söylediğiyi dilek sözü. i * bir kimsenin bir durumdan hoş nutluğ anlatması unu , teselli bulması . bereketlenme * Bereketlenmek işveya durumu. i bereketlenmek * Çoğ almak, artmak. bereketli * Bol, verimli.

bereketli ola! (veya olsun!) * yemek yemekte olanlara veya ürünlerini devş irenlere söylenen iyi dilek sözü. bereketlilik * Bereketli olma durumu. bereketsiz * Kendinden beklenen yararlı sağ ğ layamayan (ş ı ey). bereketsizlik * Bereketsiz olma durumu. bereleme * Berelemek iş i. berelemek * Bereli duruma getirmek. berelenme * Berelenmek işveya durumu. i berelenmek * Bereli duruma gelmek.

bereli bereli

* Beresi olan. * Beresi olan.

berenarı * Ş böyle, az çok, biraz, oldukça. öyle bergamodî * Sarı pembe renginde olan. msı bergamot * Turunçgillerden bir ağ (Citrus bergamia). aç * Bu ağ n, kabukları reçel yapı ve esans çı lan meyvesi. acı ndan lan karı bergüzar berhane * Anmak için verilen hatı armağ yadigâr. ra, an, * Büyük, harap, kullanı z ev. ş sı

berhane gibi * gereğ inden çok büyük (ev). berhava * Havaya verilmişuçurulmuş , . * Yararsı boş z, .

berhava etmek * havaya uçurmak. * bitirmek, yok etmek. berhava olmak * patlama yolu ile havaya uçmak. * boşgitmek. a berhayat berhudar * Hayatta olan, canlı ayan. , yaş * Mutlu.

berhudar ol! * "iyi günler göresin" anlamı dilek olarak kullanı nda lı r. beri * Konuş n önündeki iki uzaklı kendisine daha yakıolanı anı ktan n . * Bu uzaklı bulunan. kta * Çı durumundaki kelimelerden sonra getirilerek bir iş baş cı gösterir. kma in langını beribenzer * Sı radan bayağ alelâde. ı , beriberi * Genellikle Uzak Doğ ülkelerinde B vitamini eksikliğ u inden ileri gelen bir hastalı k. beriki * Beride olan. * Beride olan ş veya kimse. ey

beril

* Doğ altı billûrlar durumunda bulunan, saydam, çoğ yeş renkli berilyum ve aliminyum silikat. ada gen u il berilyum * Atom numarası yoğ 4, unluğ 1,84, atom ağ ğ9,013 olan, zümrüt gibi bazı larıbirleş u ı ı rlı taş n iminde bulunan, 29700C de eriyen, havanıetkisine karşince bir oksit tabakası kaplı n ı yla element. Kı saltması Be. berjer * Arkası kabarıve yüksek oturacak yeri geniş k koltuk. berk * Sert, katı . * Sağ lam.

berkelyum * Atom numarası atom ağ ğ294 olan, amerikyum veya küryumdan elde edilen yapay element. 97, ı ı rlı Kı saltması Bk. berkemal berkime * Mükemmel, pek iyi. * Berkimek iş i.

berkimek * Sağ lamlaş mak, güç kazanmak, pekiş mek. berkinme * Berkinmek işveya durumu. i berkinmek * Berkimek. * Pekiş tirilmek. berkitme * Sağ lamlaşrma, tahkim, takviye. tı

berkitmek * Sağ lamlaşrmak, tahkim etmek, takviye etmek. tı berklik * Sağ k. lamlı * Sertlik, katı lı k.

berlam

* İ pullu, sı açıkahverengi, yanları karnı nce rtı k ve beyaz, ortalama 30-40 cm boyunda, Marmara ve Ege deniziyle Akdeniz'de bol bulunan bir balıtürü (Merluccius merluccius). k bermuda bermutat * Alılagelen biçimde, her zaman olduğ gibi. ş ı u berrak * Duru, temiz, aydı k, açı nlı k. * Dizlere kadar inen dar ve kı pantolon. sa

berraklaş ma * Berraklaş işveya durumu. mak i berraklaş mak * Berrak duruma gelmek, durulaş mak.

berraklaşrma tı * Berraklaşrmak iş tı i. berraklaşrmak tı * Berrak duruma getirmek, durulaşrmak. tı * Açı net ve kolay anlaş r duruma getirmek. k, ı lı berraklı k * Berrak olma durumu, duruluk. berri * Kara ile (toprakla) ilgili, karasal. bertafsil bertaraf * Açı klamalı , uzun uzadı açıolarak. ya, k * Bir yana, ş dursun. öyle

bertaraf etmek * ortadan kaldı rmak, gidermek. bertaraf olmak * ortadan kalkmak, yok edilmek. bertik * Yara, bere. *İ ncinmiş , burkulmuş . * Deride mor leke, çürük. * Bertilmek işveya durumu. i bertilmek *İ ncinmek, burkulmak. * Berelenmek yaralanmak. * Morarmak, çürümek. bertme * Bertmek iş i. bertmek berzah besalet * Bertilmek. * Kı dar dil. stak, * Yiğ yararlı itlik, lı k.

bertilme

besbedava * Pek ucuz. besbelli * Açı apaçı çok belli. k, k, * Anlaş ğ göre, anlaşyor ki. ı ı ldına ı lı * Çok kötü.

besbeter

beselemek * Bkz. eselemek beselemek.

beserek

* Tüylü ve damı k erkek deve. zlı

besermek * Bkz. esermek besermek. besi * Yaş atmak ve geliş tirmek için gereken besinleri yedirip içirmek iş i. * Bir ş istenilen durumda tutmak ve oturtmak için kullanı takoz gibi ş eyi lan eyler.

besi doku * Tohumlarıiçinde embriyonu çevreleyen bölüm. n * Yumurta akı maddesi. besi dokulu * Besi dokusu olan. besi dokusu * Besi doku. besi dokusuz * Besi dokusu olmayan. besi hayvanı * Beslenmek amacı yavru iken alı veya besiye çekilen hayvan. yla nan besi merası * Besleme değ oldukça yüksek mera bitkileri ile kaplı ve gerektiğ ilâve yemler de verilerek eri olan inde özellikle kesime gönderilecek hayvanlarıfazla canlı ık kazanmaları otlatı kları al veya sun'î verimli n ağ rlı için ldı doğ mera. besi örü * Tohum çimlenirken yeni çı bitkiyi beslemeye yarayan ve embriyonun çevresine yayı ş kan lmıbulunan besleyici maddelerin bütünü. besi suyu besici besicilik * Besicinin yaptı iş ğ . ı besihane besili besin * Besi yapı yer. lan * Semiz, semirtilmiş . * Yenilebilir, beslenmeye elveriş her tür madde, azı gı li k, da. * Yaş amak, varlını ğ sürdürmek için gerekli ş ı ey. * Besini olan, gı . dalı * Besini olmayan, yeterli besin almayan, gı z. dası besinsizlik * Bitkilerin damarları dolaş besleyici su. nda an * Sır, davar gibi hayvanları ğ ı besleyerek semirten, satan kimse.

besinli besinsiz

* Besinsiz olma durumu, gı zlı dası k. besiye çekmek * hayvanı semirtmek için çalı rmadan beslemek. ş tı besle kargayı , oysun gözünü * nankörlük edenler için söylenir. beslek besleme * Besleme, hizmetçi, ahretlik. * Beslemek iş i. * Evlâtlıolarak alı ev iş k nan, lerinde çalı rı kı ş lan z. tı * Herhangi bir kuruluş onun maddî yardı dolayıyla körü körüne destekleyen. u, mları sı

besleme bası n * Çı uğ kar runa, herhangi bir kuruluş veya iktidardaki güçlerin görüş un lerini savunan bası n. besleme gibi * giydiğ kendine yakı ramayan (kı ini ş tı z). besleme kı z * Besleme. beslemek * Yiyecek ve içeceğ sağ ini lamak. * Yedirmek. * Semirtmek. * Eklenmek, katı lmak, çoğ altmak. * Bir ş korumak veya sağ eyi lamca durması sağ nı lamak için, çevresini veya altı desteklemek, doldurmak, nı pekiş tirmek. * Yetiş tirmek. * Bir duyguyu gönülde yaş atmak. * Maddî yardı yapmak, desteklemek. m beslemelik * Besleme. * Besleme olarak. beslenen beslengi * Sönümsüz. * Hizmetçi, evlâtlı besleme. k,

beslenilme * Beslenilmek işveya durumu. i beslenilmek * Beslenmek iş konu olmak. ine beslenme * Beslenmek iş i. * Vücut için gerekli besin maddelerinin alı . mı beslenme bozukluğ u * Bazı organ ve dokularda veya organizmanıbütününde ş veya çalı düzensizliğmeydana getiren, n ekil ş ma i bir veya birkaç beslenme görevinin bozulması . beslenme çantası * Anaokulu ve ilköğ retim okulların öğ nı rencilerinin beslenme saatinde yiyeceklerini içinde bulunduran çanta.

beslenme eğ itimcisi * Beslenme eğ itimi ile uğ an uzman. raş beslenme eğ itimi * Besin maddelerinin özellikleri, insan vücudunun geliş mesinde yiyeceklerin etkisi ve görevi, yiyecek seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar, iyi beslenmenin sağk yönünden önemi, ucuz ve dengeli beslenmenin lı yolları konuları leyen bilim dalı gibi iş . beslenme odası * Anaokulu, ilköğ retim okulu gibi eğ kurumları yemek yenilen yer. itim nda beslenme saati * Anaokulu, ilköğ retim okulu gibi eğ kurumları yemek yeme zamanı itim nda . beslenme uzmanı * Beslenmenin genel özelliklerini kitle çapı ele alan, inceleyen yetkili. nda beslenmek * Kendini beslemek. * Beslemek iş konu olmak. ine besletme * Besletmek işveya durumu. i

besletmek * Beslemek iş baş na yaptı ini kası rmak. besleyici * Besleyen, beslemeye yarayan, besin değ yüksek, mugaddi. eri * Yüz ve boyunda güneş lekelerini azaltıölü hücreleri atan krem türü. p * Bkz. besili.

besli besmele

* "Acı ve esirgeyen Tanrı n adı anlamı gelen ve bir işbaş yan 'nı ile" na e larken söylenilen Arapça bismillahirrahmanirrahim sözünün kı saltması . besmele çekmek * bismillahirrahmanirrahim sözünü söylemek. besmelesiz * Çocuklar için "piç" anlamı kullanı bir sövgü. nda lan * Besmele çekmeden. beste * Bir müzik eserini oluş turan ezgilerin bütünü.

beste bağ lamak * bestelemek. beste yapmak * bir müzik eseri yaratmak. besteci bestekâr * Beste yapan kimse, bestekâr, kompozitör. * Besteci.

besteleme * Bestelemek iş i. bestelemek * Beste yapmak. bestelenme * Bestelemek iş i. bestelenmek * Bestelemek iş konu olmak, bestesi yapı ine lmak. besteli bestelik * Bestesi olan, bestelenmiş . * Beste olma durumu.

bestenigâr * Klâsik Türk müziğ en eski birleş makamlardan biri. inde ik bestesiz bestseller beş * Bestesi olmayan. * Çoksatar. * Dörtten sonra gelen sayın adı bu sayı gösteren rakam, 5, V. nı ve yı * Dörtten bir fazla. * Beş nı ilkokul. sıflı * Biraz, bir parça, birkaç.

beş altı

beş ağbeş aş ı yukarı * Bkz. üç aş ı yukarı ağ beş , . beş beter * Besbeter. beş binlik * Beş liralıbütün kâğ para. bin k ı t beş bir beş dört beş duyu * Dokunma, görme, iş itme, koklama, tat alma duyuları . beş iki * Bkz. pencüdü. * Bkz. pencüyek. * Oyunda, atı zarlardan birinin beş lan , öbürünün dört benekli yüzünün üste gelmesi.

beş kardeş *Ş amar, tokat. beş milyonluk * Beş milyon liralıbütün kâğ para. k ı t

beş on

* Az sayı biraz. da, * Beş on santim ölçülerinde biçilmiş ve kereste.

beş para almamak * hiç para almamak. beş para etmez * hiçbir değ yok, iş yaramaz. eri e beş paralı k * Değ ersiz, aş ı bayağ ağ k, lı ı . beş paralıetmek k * Bkz. on paralıetmek. k beş paralıolmak k * alçalmak, kusurları ğ çı açı kmak. a beş parası z * parası yoksul. z, beş parmak bir olmaz * ana ve babaları olduğ hâlde kardeş arası çeş farklı bulunur. bir u ler nda itli lı klar beş üç beş vakit * Bkz. pencüse. * Günün belirli beş vaktinde kı namaz. lı nan

beş yüzlü * Beş yüzü olan cisim. beş yüzlük * Beş liralıbütün kâğ para. yüz k ı t *İ çinde beş tane bulunan. yüz beş aret * İ haber, müjde, muş erim. yi tu, beşyı bık beş er beş er * İ muş ri mula. *İ nsanoğ insan. lu, * Beş sın üleş sayını tirme biçimi, her birine beş defası beşbir arada. , her nda i

beş ş ar er aş * insan her zaman yanı labilir. beş erî *İ nsanoğ ile ilgili. lu * Bedensel, bedenle ilgili.

beş coğ erî rafya *İ nsanlarıyerleş bulunduğ yöre ile ilgisini ve o yörenin veya yerin türlü olayları inceleyen coğ n ik u nı rafya kolu. beş eriyet

*İ nsanlı insanoğ . k, ulları beş eriyetçi * Beş eriyet yanlı(kimse), hümanist, insancı sı l. beş eriyetçilik * Beş eriyetçi olma işveya durumu, hümanizm, insancık. i llı beş erli beş gen beş ibirlik * Kadı n süs için takı kları altılira değ nları ndı , beş n erinde olan altı n. beş ibiryerde * Bkz. beş ibirlik. beşini sallamak iğ * çocukluğ undan veya çok eskiden tanı büyümesine hizmet etmek. mak, beş ik * Süt çocukları yatı nı rmaya ve sallayarak uyutmaya yarayan, tahta veya demirden yapı ş lmısallanıbir çeş r it küçük karyola. * Bir ş doğ geliş i yer. eyin up tiğ * Yüz üstü yatı geriye bükülü ayak bileklerini ellerle kavrayarak karıüzerinde baş ayak yönünde ş ta, n ve sallanma. * Ambalâjlanacak malıbiçimine uygun olarak alta konulan parça veya parçaları tümü. n n beş kertiğ ik i * Daha beş iken anası ikte babası ndan niş tarafı anlanmıkimse. ş beş kertme ik * Daha beş iken anası ikte babası ndan niş tarafı anlanma. beş salı ik ncak * Bayram yerinde kurulan bir tür salı ncak. beş ikçi beş iklik * Beş yapan veya satan kimse. ik * Beş olmaya uygun. ik * Beş beş sı er er ralanmı ş . * Beş kenarlı çokgen.

beş etmek iklik * beş vazifesini, fonksiyonunu yapmak. ik beş ikörtüsü * İ yana akı sı çatı ki ntı olan . beş mezara kadar ikten * bütün hayatı boyunca, ölünceye kadar. beş inci * Beş sın sı sı , sı dördüncüden sonra gelen. sayını ra fatı rada

beş kol inci * Bir ülkede gizli olarak, düş için çalı örgüt. man ş an beş iz

* Beş arada doğ (kardeş i bir an ler). beş izli * Beş tanesi bir arada olan. beş leme * Beş lemek iş i. * Tahmis.

beş lemek * Bir işbeş yapmak. i kez * Bir ş sayını e çı eyin sı beş karmak. beş li * Beş parçadan oluş kendinde herhangi bir ş an, eyden beş tane bulunan. *İ skambil, domino gibi oyunlarda üzerinde beş areti bulunan kâğ veya pul. iş ı t * Divan edebiyatı beş nda dizeli bölümlerden oluş manzume, muhammes. muş * Beş veya beş ses müzik aracı yazı müzik eseri, kentet. için lan * Beş müzisyenin çaldı caz orkestrası ğ ı . * Halk edebiyatı üçlemeli bir bende, konu ile ilgili aynı nda ölçüde bir çift dizenin bağ lanması oluş yla an manzume. beş lik * Beş para, beş kuruş veya beş değ lira erinde olan akçe. * Beş arada olan, beş alabilen. i bir tane beş simit gibi kurulmak lik * kendine değ vererek bir yere yayı oturmak. er lı p beş me * Her çubuğ ayrı beş u ayrı renkte olan, yollu bir çeş kumaş it . * Çı kçı krı tezgâhın kütüğ nı ü. * Tabaklanmamıham deri. ş

beş me

beş parmak * Derisi dikenlilerden, beşş yı z biçiminde bir deniz hayvanı pençe (Uraster). ınlı ldı ı , beş * Beş renkte dokunmuş çubuklu kumaş . beş parmak otu * Gülgillerden, yol kıları ve çayı yı nda rlarda yetiş sürgüne karşkullanı bir bitki, kurt pençesi (Potentilla en, ı lan reptans). beş pençe beş taş beş uş * Güler yüzlü, güleç, gülümser. bet * Beti benzi atmak, beti benzi uçmak, beti benzi sararmak gibi deyimlerde beniz kelimesi ile birlikte, "çehre" anlamı ikileme oluş nda turur. * Bet bereket kalmamak, beti bereketi gelmek, beti bereketi kaçmak gibi deyimlerde bereket kelimesi ile birlikte "bolluk" anlamı ikileme oluş nda turur. bet * Kötü, çirkin, tuhaf. * Bkz. beş parmak. * Beş la oynanan bir tür çocuk oyunu. taş

bet beniz kalmamak * yüzü sararısolmak. p bet bet bakmak * kötü kötü bakmak, bir kötülük yapacakmıgibi durmak. ş bet suratlı * Yüreğ kötülüğ yüzünden belli olan. inin ü beta * Yunan alfabesinin ikinci harfi -B.

beta ınları ş ı * Radyoaktif cisimlerin yaydı üç ından biri. kları ş ı betatron * Elektronları zlandı elektromanyetik bir araç. hı ran

betelemek * Bkz. etelemek betelemek. betelenmek * Karşgelmek, dikleş ı mek, kafa tutmak. beter * İ kötü. yice

beter etmek * daha kötü duruma getirmek. beterin beteri var * çok kötü bir duruma düş kimse, bundan daha kötü durumları da bulunduğ düş en n unu ünerek teselli bulmalır. dı beterleş me * Beterleş iş mek i veya durumu. beterleş mek * Beter duruma girmek veya o durumda bulunmak. beti * Resim ve heykel sanatları varlı n biçimi. nda kları

beti benzi kireç kesilmek (beti benzi atmak, solmak veya beti benzi uçmak) * herhangi bir sebeple kanı çekilip yüzü solmak, korkmak. beti bereketi kalmamak (veya kaçmak) * azalmak, kı mak, çabuk tükenmek. tlaş betik betili * Yazıolan ş kitap, mektup, tezkere, pusula. lı ey, *İ çinde insan, hayvan ve doğ ögeleri bulunan (resim veya heykel), figüratif. a

betili sanat * Doğ n görünen biçimlerini iş anı leyen sanat, figüratif sanat. betim * Betimlemek iş betimleme. i, * Bir ş bir kimseyi, bir olay veya duyguyu betimleyen söz veya yazı eyi, , tasvir.

betimleme * Betimlemek iş tasvir. i, betimlemeci * Betimlemeye ağ k veren, tasvirci. ı rlı betimlemek * Bir nesnenin, kendine özgü belirtilerini tam ve açıbiçimde söz veya yazı anlatmak, tasvir etmek. k ile betimlenme * Betimlenmek durumu. betimlenmek * Betimlemek işyapı i lmak. betimleyici * Betimleme yanlı. sı betimsel * Betimle ilgili, tasvirî. betimsel dil bilgisi * Bir dilin belirli çağ inceleyen dil bilgisi, betimlemeli dil bilgisi, tasvirî dil bilgisi. ı nı betine gitmek * gücüne gitmek, kendine yedirememek. betisiz *İ çinde insan, hayvan ve doğ ögeleri bulunmayan (resim veya heykel), nonfigüratif. a

betisiz sanat * Beti kullanmayan nonfigüratif sanat. beton * Çimentonun su yardı yla kum, çakı maddelerle karı mı l gibi ş sonucu oluş sert, dayanıı layı ması an kl , bağ cı yapay yış ğı ım. beton gibi * çok sağ dayanı , sert. lam, klı * güçlü. betonarme * Yapı gücü, esnekliğartı için metal ve çimentodan yararlanma yöntemi, demirli beton. da i rmak betoncu * Yapı beton dökme iş larda leriyle uğ an usta veya iş raş çi.

betoniyer * Beton karma makinesi. betonkarar * Beton karma makinesi. betonlaş ma * Betonlaş durumu. mak betonlaş mak * Beton duruma gelmek. bevliye * İ yolları drar hastalı , üroloji. kları

bevliyeci

* İ yolu hastalı hekimi, ürolog. drar kları

bevliyecilik * Bevliyecinin işveya mesleğ i i. bevvap * Kapı. cı * Mahalle okulları hademe. nda bey * Günümüzde erkek adları sonra kullanı saygı ndan lan sözü. * Erkek özel adları yerine kullanı lı r. * Eşkoca. , * Zengin, ileri gelen kimse, bay. *İ skambil kâğ nda birli, as. ı tları * Boy gibi küçük bir toplumun veya küçük bir devletin baş . kanı * Komutan. * Erkek sı nıhemen arkası eklenir. fatların na bey (veya paş gibi yaş a) amak * bolluk içinde yaş amak. bey armudu * İ kokulu ve tatlı armut türü. ri, bir bey erki * Zengin erki, plutokrasi. bey kardeş * erkekler için seslenme sözü. bey mi yaman, el mi yaman * Bkz. el mi yaman, bey mi yaman. beyaban beyan * Söyleme, bildirme. * Bir eserde, düş üncelerin, duyguları hayallerin doğ ve değ n, uş erlerini, bunları anlatı nda tutulacak yolları n mı konu edinen bir edebiyat bilgisi dalı . beyan etmek * bildirmek, söylemek, ileri sürmek, anlatmak. beyanat * Demeç, bildiri. beyanat vermek (veya beyanatta bulunmak) * demeç vermek. beyanname * Bildirge. beyaz * Ak, kara karş . ı tı * Bu renkte olan. * Beyaz ı olan kimse. rktan * (baskı Normal karalı görünen harf çeş da) kta idi. * Çöl.

beyaz adam

* Beyaz ı mensup olan kiş rka i. * Avrupalı . beyaz baston * Görme özürlülerin yürürken kullandı madenî çubuk. kları beyaz cam * Televizyon ekranı . beyaz dizi * Genellikle sevgi konuları basit bir biçimde iş nı leyen romanlardan oluş dizi. an beyaz eş ya * Buzdolabı , çamaş makinesi, bulaş makinesi gibi ev aletlerine toplu olarak verilen ad. ı r ı k beyaz et * Tavuk, balıvb. etlere verilen genel ad. k

beyaz etmek (veya beyaza çekmek) * yazı temize çekmek. yı beyaz ı rk * Avrupa, Kuzey Amerika, Güney ve Batı Asya ile Kuzey Afrika'da yaş ve teninin rengi açıolan ı ayan k rk.

beyaz iş * Beyaz pamuklu veya keten kumaş üzerine beyaz veya renkli ipliklerle yapı sarma iş lar lan . beyaz kitap * Bir sorunu aydı nlatmak ve savunmak için bir kurum veya hükûmetçe yayı mlanan kitap. beyaz kömür * Akarsulardan elde edilen elektrik gücü. beyaz oy * Onaylayı oy. cı

beyaz perde * Göstericiden çı görüntülerin üzerinde yansığ sinema filminin oynatı ğyüzey. kan dı, ı ldı ı * Sinema. beyaz peynir * Beyaz renkli bir tür peynir. Beyaz Rus * Ekim ihtilâlinde komünist kıl yönetimden kaçan Rusyalı zı kimse. * Beyaz Rusya halkı olan kimse. ndan beyaz sabun * Beyaz renkli bir tür sabun. beyaz ş arap * Sadece beyaz üzüm ş ndan yapı ş ı rası lan arap. beyaz zehir * Eroin, kokain gibi sı olmayan uyuş vı turucu madde. beyazı msı * Beyaza çalan. beyazı rak mtı * Beyaza çalar renk.

beyazıadı n , esmerin tadı * esmerleri övmek için söylenir. beyazlanma * Beyaz duruma gelme, ağ arma. beyazlanmak * Beyaz duruma gelmek, ağ armak. beyazlaş ma * Beyazlaş işveya durumu. mak i beyazlaş mak * Beyaz duruma getirmek. beyazlatı cı * Daha beyaz duruma getiren kimyasal madde. * Dokunan kumaş n renk tonları açan veya beyazlatan ve kumaş üzerindeki lekeleri gideren (kimse). ları nı lar beyazlatı lmak * Beyaz duruma getirilmek, ağ lmak. artı beyazlatma * Beyazlatmak işağ i, artma. * (kâğ lı Parlaklın iyileş ı kta) tçı ğ ı tirilmesi için hamur bileş enlerinin renginin az veya çok oranda değtirilmesi iş veya giderilmesi. beyazlatmak * Beyaz duruma getirmek, ağ artmak. beyazlı * Beyazı bulunan. beyazlı k * Beyaz olma durumu. * Ağ . artı

beyazsinek * Özellikle pamukları üzerinde üreyerek bitkinin öz suyunu emen ve kuruması sebep olan bir sinek türü. n na beyaztilki * Tilkinin kık tüyünden yapı kürk. ş lı lan beybaba * Yaş erkeklere teklifsizce sesleniş lı biçimi. * Çocukları babaları kullandı saygı n için ğ ı sözü.

beyefendi * Saygı belirtmek için erkek adların sonuna getirilen veya bu adlarıyerine kullanı san. nı n lan beygir * At. * Yük taş araba çeken, üstüne binilen at. ı yan, * Atlama beygiri. beygir gücü * Saniyede 75 kilogrammetrelik iş yapan bir motorun gücü. beygirci * Beygir besleyen veya kiraya veren kimse. beygirli

* Beygiri olan. beygirlik * Beygire ait, beygir için. * Beygir gücünde. beygirsiz * Beygiri olmayan. beyhude * Boş una. * Yararsı anlamsı z, z.

beyhude yere * boş yere, boş boş gereğyokken. u una, i beyhudelik * Beyhude olma durumu. beyin * Kafatasın üst bölümünde beyin zarı örtülü, iki yarı yuvar biçiminde sinir kütlesinden oluş duyum nı ile m an, ve bilinç merkezlerinin bulunduğ organ, dimağ u . * Muhakeme, usa vurma. * Bir ş yönetmede önemli görevi olan kimse. eyi * Bilgisi, eğ itimi, düş üncesi yüksek düzeyde olan kimse. beyin cerrahı * Beyin konusunda uzmanlıyapmıcerrah. k ş beyin cerrahîsi * Hastahanelerde beyin konusunda ameliyat yapabilen bölüm. beyin göçü * İ düzeydeki meslek ve bilim adamları uzmanlarıbir baş geliş ülkede yerleş çalı leri ile n ka miş ip ş amacı mak ile kendi ülkelerinden ayrı . lması beyin gücü * Bir ülkede ileri düzeyde iyi yetiş olan meslek ve bilim adamları uzmanlarıfikir gücü. miş ile n beyin jimnastiğ i * Bkz. zihin jimnastiğ i. beyin kanaması * Beyni besleyen damarlardan bir veya birkaçı dı kan sı ndan ş arı zması sonucu, beslenen bölgenin çalı ş maz duruma gelmesi. beyin karı kları ncı *İ çinde beyin-omurilik sısı vı bulunan, kafa içinin, dört boş undan her biri. luğ beyin omurilik sısı vı * Örümceksi zarla ince zar arası ndaki boş bulunan beyinle omuriliğçepeçevre saran sı. lukta i vı beyin orağ ı * Beynin iki lopu arası ndaki zar. beyin takı mı * Bir kurum veya kuruluş yönetiminde etkin rol oynayan kimseler. un beyin üçgeni * Beynin alt tarafı ndaki üç kı mlı vrı yuvarlak çıntı kı . beyin yı kamak

* insanı , kendine özgü düş ve dünya görüş yabancı tı ünce üne laşrmak, baş yönde düş ve davranı ka ünür r duruma getirmek amacı çeş yollarla etkilemek. yla itli beyin zarı * Beyni üst üste saran zar, korteks. beyin zarları * Beyni üst üste saran üç zar. beyincik beyinli * Kafatasın art bölümünde ve beynin altı hareket dengesi merkezi olan organ, dimağ nı nda, çe. * Beyni olan. * Akı, düş llı ünceli. * Beyinle ilgili. * Beyne benzeyen. * Beyni olmayan. * Akız, düş lsı üncesiz. beyit * Ev. * Anlam bakı ndan birbirine bağ iki dizeden oluş ş parçası mı lı muşiir . beyitli * Beyti bulunan, içinde beyit olan. beyiye * Bkz. satı k. mlı

beyinsel beyinsi beyinsiz

beylerbeyi * Sancak beylerinin baş ı . beylik * Bey olma durumu. * Devletle ilgili, devlete özgü olan, devlet malı olan, mirî. * Herkesin kullandı, çok bilinen, herkesin bildiğ basmakalı ğ ı i, p. * Rahat yaş ama. * Merkeze tam bağ olmayarak bir beyin yönetimi altı lı ndaki ülke, emirlik, emaret. * Hükûmet. * Bir çeş küçük ve ince asker battaniyesi. it

beylik fın has çı r rı karı * devlet görevlisi olmanı insana birçok kazançlar sağ ğ ş yollu anlatmak için söylenir. n ladınıaka ı beylik söz * Herkesin kullandı, etkisi kalmamısöz. ğ ı ş beylikçi * Divanı kaleminin baş ı . beynamaz * Namazsı namaz kı z, lmayan, pis (kimse). beynelmilel * Milletler arası , uluslar arası , enternasyonal.

beynelmilelci * Bkz. uluslar arası. cı beynelmilelcilik * Milletlerin sosyal sıfları nda uygunluk olması birlikte davranı gerektiğ savunan görüş nı arası ve lması ini , milletler arasılı uluslar arasılı enternasyonalizm. cı k, cı k, beyni atmak * Bkz. tepesi atmak. beyni bulanmak * sersemlemek, düş ünemez olmak. * kötü bir ş sezinlemek. ey beyni karı ncalanmak * zihin yorgunluğ undan düş ünemez olmak. beyni kaynamak * aş sı ı caktan sersemlemek, bunalmak. rı beyni sı çramak * aklı ı gitmek. baş ndan beyni sulanmak * düzgün düş ünemez olmak, bunamak. beyninde * Arası nda.

beyninde ş ekler çakmak imş * çok üzülmek, sarsı lmak. * zihninde birden bir düş doğ ünce mak. beyninden vurulmuşdönmek a * beklenmedik bir durum karş nda olağ ı sı anüstü bir üzüntü ve ş kı ğ uğ aş nlı ramak. a beynine girmek * herhangi bir konuda birisini yönlendirmek, ikna etmek. beynine vurmak * (içki etkisiyle) ne yaptını ğ bilemez duruma gelmek. ı beynini kemirmek * rahatsı k vermek, huzurunu kaçı zlı rmak. beysbol * Dokuzar kiş iki takı arası bir top ve sopayla oynanan, Amerika Birleş Devletlerinde yaygıbir ilik m nda ik n çeş oyun. it beysbolcu * Beysbol oynayan ve oynatan (kimse). beytülmal * Devlet hazinesi. beyyine * Bir olayı doğ n ruluğ ortaya koyabilen yöntem. unu * Duruş sı nda bir düş ma rası ünceyi gerçekleş tirmek için baş vurulan belge, kanı tutamak, delil. t, * Bey oğ lu.

beyzade

* Soylu kimse. * Özenle büyütülmüş , nazlı kimse. beyzadelik * Soyluluk. beyzî * Yumurta biçiminde, söbe, oval. bez * Pamuk veya keten ipliğ inden yapı dokuma. lan * Pamuktan, düz dokuma. * Herhangi bir cins kumaş . * Herhangi bir iş kullanı dokuma. için lan * Geliş igüzel kumaş parçası , çaput. * Bezden yapı ş lmı . *İ çinden geçen kandan veya öz sudan bazı maddeler ayı salgı turan organ, gudde. rarak oluş

bez

bez bağ lamak * bebeklere altları kirletmesinler diye bez koymak. nı bez tüyler * Bitkilerde salgı karan tüyler. çı bezci * Bez yapan veya alı satan (kimse). p bezcilik bezdirici * Bezcinin iş i veya mesleğ i. * Usanç veren.

bezdirilme * Bezdirilmek iş i veya durumu. bezdirilmek * Bezmesine sebep olmak, bezmesine yol açmak. bezdirme * Bezdirmek iş i.

bezdirmek * Bı rmak, usandı ktı rmak, bı nlıvermek. kkı k beze * Yara veya çı sebebiyle vücudun herhangi bir yerinde oluş şkinlik. ban an iş * Bez (I). * Hamur topağ pazı ı . , * Yumurta akı pudra ş ve ekeri ile yapı bir çeş kuru pasta. lan it bezek * Süs, ziynet. * Bir eseri süslemeye yarayan motiflerin her biri.

beze beze

bezekçi

* Duvar ve tavanları boyayıbirtakı resim veya ş p m ekillerle süsleyen kimse, nakkaş . * Gelinleri süsleyen kadı n. bezekleme * Bezeklemek iş i. bezeklemek * Süslemek, bezemek. bezekli bezeleme * Bezeğolan, süslü, süslenmiş i . * Bezelemek iş i.

bezelemek * Hamur topağyapmak. ı bezeli * Bezeğolan, bezekli. i bezelye * Baklagillerden, yurdumuzun her yanı yetiş nda tirilen, tı cı bitki (Pisum sativum). rmanı bir * Bu bitkinin yuvarlak tanesi. * Süsleme, tezyin. * Süs, süsleyen ş ey.

bezeme

bezemeci * Bezeme yapan oymacı nakkaş veya . bezemecilik * Bezemecinin yaptı iş ğ . ı bezemek bezemeli * Süslü, dekoratif. bezen bezeniş bezenme * Bezek, süs. * Bezenme işveya biçimi. i * Bezenmek iş i veya durumu. * Süslemek, donatmak, tezyin etmek.

bezenmek * Bezemek iş konu olmak, süslenmek. ine * Kendini bezemek, süslenmek. bezetme * Bezetmek iş i. bezetmek * Bezeme yaptı rmak, süsletmek. bezeyici * Bezekleme yapan ressam, dekoratör.

bezeyiş bezgi bezgin

* Bezeme iş i veya biçimi. * Süs, bezek. * Yaş veya iş ama görme isteğ yitirmiş ini .

bezginleş me * Bezginleş iş mek i. bezginleş mek * Bezgin duruma gelmek. bezginlik * Bezgin olma durumu, usanç, yorgunluk.

bezi herkesin arş na göre vermezler ı nı * genel kurallar kiş ilerin isteklerine göre bozulmaz. bezik * İ üç veya dört kiş ki, i arası 96 kâğ oynanan bir çeş iskambil kâğ oyunu. nda ı tla it ı dı bezilme bezilmek bezir * Bezilmek iş i. * Bezmek iş konu olmak, bezmek durumuna gelinmek. ine * Keten tohumu. * Bkz. bezir yağ ı .

bezir yağ ı * Keten tohumundan çı lan ve yağ boya yapmak için içine renkli maddeler katı çabuk kurur bir yağ karı lı lan, . bezirgân * Tüccar. * Alıveriş çok kâr amacı güden kimse. ş te nı * Mesleğ sadece kazanç için kullanan kimse. ini * Yahudilere verilen ad. bezirgânbaş ı * Padiş n kullanacağçuha, bez, tülbent gibi eş ahı ı yaları lamak ve bunları sağ korumakla görevli kimse. * Bir çocuk oyunu. bezirgânlı k * Bezirgâna yakır davranı ş ı ş . bezirleme * Bezirlemek iş i. bezirlemek * Bezir yağile yağ ı lamak, bezir yağsürmek. ı bezleme * Bezlemek iş i.

bezlemek * Bez veya kumaş örtmek veya kaplamak. ile

* Çocuğ altı bez koymak, çocuğ belemek. un na u bezm * İ meclisi, dost toplantı. çki sı bezme bezmek bezsi bezzaz * Kumaş p satan kimse,manifaturacı alı . bezzazlı k * Kumaş satma işmanifaturacı i, lı k. bı bı cı cı * (çocuk dilinde) Yı kanma. * Genellikle benzinliklerde bulunan otomobil yı kama aleti ve yeri. bı bı yapmak cı cı * yı kanmak. bıl cı * Aş kemiğ altı bulunan küçük bir kemik. ı k inin nda * Bu kemikle oynanan bir oyun. * Bkz. bılgan. çı * Bezmek iş i. * Bezgin duruma gelmek, bezginlik getirmek, bıp usanmak. kı * Bez dokusunda olan, bezi andı ran.

bılgan cı

bır bır cı cı * Sürekli ve çok konuş için kullanı ma lı r. bırgan cı bı çak * Boru biçimindeki maden parçalarıiçini düzleş parlatmakta kullanı alet. n tirip lan * Bir sap ve çelik bölümden oluş kesici araç. an * Çeş kesme iş itli lerinde kullanı keskin ağ araç. lan ı zlı * Jilet.

bı altı yatmak çak na * (insan için) ameliyat olmak. bı atmak çak * bir hedefe bı fı çak rlatmak. * bı çaklamak. * ameliyat etmek. bı bı a gelmek çak çağ * bı birbirine saldı çakla racak kadar zorlu kavga etmek. bı çekmek çak * üzerindeki bı ı çağbirden ele alarak birine saplamaya hazı rlanmak. bı gibi çak * ince, keskin.

bı gibi kesilmek çak * (söz, konuş sohbet) birden bitmek, duruvermek. ma, bı gibi kesmek çak * çok keskin olmak. * birdenbire ve tamamen ortadan kaldı rmak. bı gibi saplanmak çak * (sancı rı , ağ) birden ve güçlü olarak gelmek. bı kemiğ dayanmak çak e * çekilen sıntı k katlanı kı artı lamayacak bir duruma gelmek. bı kını çak nı kesmez * kötüler yararlandı kimselere kötülük etmekten çekinirler. kları bı sı çak rtı * Bı ıkeskin olmayan ters yanı çağ n . * Çok az (fark), çok yakı(aralı n k). bı silmek çak * bir işbitirmek. i bı vurmak çak * bı kesmek. çakla * bı çaklamak. bı yarası çak onulur, dil yarası onulmaz * hakaret, ağ söz gibi gönül kıcı ı r rı davranı n hiçbir zaman unutulmayacağ anlatı ş ları ı nı r. bı yemek çak * bı çaklanmak. bı çakçı * Bı ve daha baş kesici araçlar yapan veya satan kimse. çak ka

bı lı çakçı k * Bı ve benzeri ş çak eyleri yapma veya satma iş i. bı çaklama * Bı çaklamak iş i. bı çaklamak * Bı kesmek. çakla * Bı yaralamak. çakla bı çaklanma * Bı çaklanmak iş i. bı çaklanmak * Bı çaklamak iş konu olmak. ine bı çaklatma * Bı çaklatmak iş i. bı çaklatmak * Bı saldıyı çakla rı tahrik etmek, bı saldı çakla rtmak ve yaralatmak. bı çaklı * Bı ı çağolan. bı k çaklı

* Bı koyacak yer. çak * Bı yapmaya elveriş (maden). çak li bık çı bılgan çı * Azmı yayı ş ş lmı(yara). , * Hayvanlarıtı kökünde oluş yara. n rnak an bı çkı * Tahta veya ağ biçmekte kullanı karşklı sapı ve iki kiş aç lan, ı iki lı olan i tarafı kullanı büyük testere. ndan lan * Motorla çalı bir çeş güçlü testere. ş an it * Saraç bı ı çağ . * Bağ budamaya yarayan diş bı li çak. bı evi çkı * Tomruklardan kalas, kalaslardan daha ince tahtalar kesen, boyları ve kenarları düzgün ve eş olarak nı nı it düzelten iş yeri. bı tozu çkı * Doğ ramacı bı dan çı ve çoklukla yakacak olarak kullanı toz ve talaş lı çkı kta kan lan . bı cı çkı * Bı ile ağ ve tahta kesen kimse. çkı aç * Bı yapısatan kimse. çkı p * Sel veya dere yatağ ı .

bı hane çkı * Bı evi. çkı bı n çkı * Külhanbeyi, kabadayı . * Korkusuz, gözü pek, yürekli, cesur. bı nlaş çkı ma * Bı nlaş iş çkı mak i. bı nlaş çkı mak * Kabadayı taslamak. lı k bı nlı çkı k bık dı bılma kı * Bılmak iş kı i. bılmak kı * Usanı lmak. * Bı n olma durumu. çkı * Kı ve tı sa knaz.

bıp usanmak kı * çok bezmek. bış kı bış kı ma * Bış iş kı mak i. bış kı mak * Bı işveya biçimi. kma i

* Karş klı ı olarak birbirinden bı lı kmak. bı n kkı * Çok bı şusanmı bezmiş kmı , ş , . bı nlı kkı k * Çok bı ş kmıolma durumu. bı nlıgelmek kkı k * bı kmak, usanmak, bunalmak. bı nlıvermek kkı k * bir ş sürekli tekrarlayarak karş ndakini usandı eyi ı sı rmak. bı ntı kkı * Bı duygusu. kma bı kma bı kmak * Bı kmak iş i.

* Tekrarlanması , sürüp gitmesi yüzünden bir ş eyden doygunluk veya yorgunluk duyarak onu istemez duruma gelmek, usanmak. * Dayanamaz duruma gelmek. bı rı ktıcı * Bı nlıverici. kkı k bı rma ktı * Bı rmak iş ktı i.

bı rmak ktı * Bı na yol açmak, bı nlıvermek, usandı kması kkı k rmak. bı r ldı * Geçen yıbir yı l, l önce. bı rcı ldı n * Tavukgillerden, boz renkli, benekli, yurdumuzda en çok güzün, eti için avlanan göçebe kuş (Coturnix).

bı rcıeti ldı n * Bı rcıkuş ldı n unun saka ve avcı beğ larca enilen kı zı rmı eti. bı rcıgibi ldı n * kı boylu, dolgunca, alı (kadı sa mlı n). bı ma lkı * Bı mak işveya durumu. lkı i bı mak lkı * Bozulmak, yumuş amak, zedelenmek, erimek.

bık bık llı llı * Çok tombul, etli butlu. bı l bı l ngı ngı * Dolgun ve pelte gibi titrek. bı ldak ngı * Kafatası kemikleş meden önce kemiklerin birleş yerlerinde bulunan kırdak bölümü. me kı bı ldama ngı

* Bı ldamak iş ngı i. bı ldamak ngı * (et ve sı için) Yumuş k veya şmanlısebebiyle oynamak, titremek. vı aklı iş k bı Allah'ı seversen rak nı * bir kimse veya nesnenin değ ersizliğ belirtmek için kullanı ini lı r. bı ki rak * saymasak, hesaba katmasak da.

bı lma rakı * Bı lmak iş rakı i veya durumu. bı lmak rakı * Bı rakmak iş konu olmak, terk edilmek. ine bı m rakı bı ş rakı * Bı rakmak iş i. * Bı rakma iş i veya biçimi.

bı ş rakı ma * Karş klı rakmak iş ateş mütareke. ı bı lı i, kes, bı ş rakı mak * Savaş çarpı gibi durumları ı bı ma, ş ma karş klı rakmak, ateş yapmak, mütareke yapmak. lı kes bı t rakı bı rakma * Tereke. * Bı rakmak iş i. * Salı verme, terk.

bı rakmak * Elde bulunan bir ş tutmaz olmak. eyi * Koymak. * Bir işbaş bir zamana ertelemek. i ka * Unutmak. * Eski bulunduğ yerini veya durumunu değtirmemek. u iş * Saklamak, artı rmak. * Bir iş sorumluluğ yükümlülüğ baş na vermek, görevlendirmek. in unu, ünü kası * Engel olmamak. * Sarkı tmak. * (ölen, ayrı birinden iş i, nesne vb.) Kalmak. lan , kiş * Bir alı ktan veya bir iş vazgeçmek. ş kanlı ten * Uğ maz olmak, artıuğ mamak. raş k raş * (bık veya sakal) Uzatmak. yı * Özgürlük vermek, hürriyetine kavuş nı lamak. ması sağ * Boş amak. * Kötü bir durumda terk etmek. * Ayrı lmak; terk etmek. * Sıf geçirmemek, döndürmek. nı * Bir pazarlı belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. kta, * Bakı lmak, korunmak için vermek. * Yanı almamak, yanı götürmemek. na nda * Sahiplik hakkı baş na vermek. nı kası * Yapık olan bir ş yapıklı kurtulmak. ş ı ey ş ktan ı * (bulunduğ veya dokunduğ yerde) Oluş u u turmak, meydana getirmek.

bı ğ (bı ğ bağ ğ (bağ ğ yerde (çayı otluyorsun (otluyor) raktım raktı), ı ı ladım ı ladı) ı rda) * uzun süredir hiçbir ilerleme ve değiklik göstermiyor (veya göstermiyorsun). iş bı rma raktı * Bı rmak iş raktı i. bı rmak raktı * Bı rakması sağ nı lamak, bı rakması yol açmak. na bırak tı * Kı rlarda yetiş yabanî bir otun dıdikenli tohumu. en ş ı

bığterlemek yı ı * bığyeni yeni çı yı ı kmaya baş lamak. bığ balta kesmez olmak yını ı * kimseden korkusu olmamak. bığ silmek yını ı * bir işolmuş i bitmiş sayarak onunla uğ maktan vazgeçmek. raş bık yı * Üst dudak üzerinde çı kı kan llar. * Balı klarda deri uzantı. sı * Asma gibi bitkilerde, sarı tutunmaya yarayan sürgün. lı p

bık altı gülmek yı ndan * birinin durumuna belli etmemeye çalı gülümsemek. ş arak bık bı yı rakmak * bık uzatmak. yı bık burmak (veya bükmek) yı * çalı yapmak amacı bıkları kırmak. m yla yı nı vı bıklanma yı * Bıklanmak iş yı i. bıklanmak yı * Bığçı yı kmak, bıklı ı yı duruma gelmek. bıkları almak yı ele * delikanlı çağ girmek. lı ı k na bıklı yı * Bığolan, bığ tı etmemiş yı ı yınıraş ı olan.

bıklı k yı balı * Sazangillerden, büyüklerinin boyu 2 m yi bulan, eti sevilen bir balı(Barbus fluviatilis). k bıksı yı z * Bığolmayan, bığ tı etmiş yı ı yınıraş ı olan. bı z zbı bı k zdı bır zı * Davula sol elle vurulan ince değ nek. * Ufak çocuk. * Kadı k organın üst yanı cinsel zevk duyumu noktası bölüm, klitoris. nlı nı nda olan

Bi bîaman biat

* Bizmut'un kı saltması . * Hoş görüsüz, amansı gaddar, zalim. z,

* Bir kimsenin egemenliğ tanı ini ma. * Osmanlımparatorluğ İ unda padiş ölünce tahta geçecek oğ ah lunun devlet yönetimindeki etkili gruplarca kabul ve tasdik edilmesi. biat edilmek * birinin egemenliğtanı i nmak. biat etmek * birinin egemenliğ tanı kabul etmek. ini mak, bîbaht bîbehre biber * Bahtsı kadersiz, kötü talihli. z, * Payı olmayan, pay almamı ş . * Patlı cangillerden, yurdumuzda çok yetiş bir bitki (Capsicum annuum). en * Bu bitkinin, tazeyken sebze olarak yenilen veya kurutulup baharat olarak yararlanı ürünü. lan

biber atmak * içine biber koymak. biber gibi * çok acı . biber gibi yanmak * (deri, göz vb.) çok acı mak. biber salçası * Kı zı rmı biberden yapı ş lmısalça. biber turş usu * Yalnı uzun yeşbiberden yapı ş u. zca il lmıturş biberiye * Ballı babagillerden, Akdeniz çevresinde çok yetiş güzel kokulu yaprakları dökmeyen, çiçekleri soluk en, nı mavi renkli, çok yık bir bitki (Rosmarinus officinalis). llı biberleme * Biberlemek iş i. biberlemek * Biber serpmek, biber katmak. biberli * İ biber katı ş çine lmı . * Acı . * Biber konulan küçük kap. * Biber yetiş tirilen yer. * Genellikle süt çocukları süt ve sulu yiyecekleri içirmekte kullanı emzikli şe. na lan iş

biberlik

biberon

bibersiz

* İ biber katı çine lmamı ş . * Acız. sı * Babanıkıkardeş hala. n z i, * Kitapsever.

bibi bibliyofil

bibliyograf * Bibliyografya uzmanı , kaynakları bilen uzman. bibliyografi * Bibliyografya. bibliyografik * Kaynakla ilgili. bibliyografya * Kaynaklar, kaynakça. bibliyoman * Bibliyomanisi olan (kimse). bibliyomani * Hastalıderecesine varan kitap sevgisi, kitap düş k künlüğ ü. bibliyotek * Kitaplı kütüphane. k, bibliyotekçi * Kütüphaneci. biblo * Çeş maddelerden yapı heykel, vazo gibi zarif küçük süs eş . itli lan yası

biblo gibi * ufak tefek, zarif (kı z). bici bicik bicili bîçare * Çaresiz, zavallı (kimse). bîçare olmak * çaresiz kalmak. bîçarelik biçem * Biçare olma durumu, zavallı çaresizlik. lı k, * Üslûp. * Bkz. cici bici. * Meme, meme baş ı . * Bkz. cicili bicili.

biçenek

* Her yı l belirli bir süre otlatı ktan sonra yeniden geliş bitkilerin biçilerek değ ldı en erlendirildiğtabiî çayı i r.

biçerbağ lar * Ekini hem biçen, hem de bağ durumuna getiren makine. biçerdöver * Ekin biçen, döven, taneleri ayı samanı lam veya balya durumuna getiren makine. ran, bağ biçici biçicilik biçilme biçilmek * Biçmek iş konu olmak. ine biçilmiş kaftan * bütünü ile uygun, elveriş (iş li ). biçim * Dıgörünüşş ş , ekil. * Yakık alan ş uygun ş ş ı ekil, ekil. * Herhangi bir ş benzeri. eyin * Sanat ve edebiyat eserlerinde dıgörünüşform. ş , * Tarz. * Manzumelerin kuruluş uyak düzenlerine göre olan dıgörünüş ş ve ş ü, ekil. * Biçmek iş i. * Biçmek iş yapan (kimse). ini * Biçicinin işveya mesleğ i i. * Biçilmek iş i.

biçim

biçim almak * biçimlenmek, belli bir biçime girmek, ş ekillenmek. biçim bilimi * Yapı bilimi, morfoloji. biçim birimi * Kelimelere gramer bakı ndan biçim veren, çoğ ek durumunda olan öge, morfem. mı u biçimci * Biçimcilik yanlı olan (kimse). sı * Alılmıkural, tutum, davranıveya belli biçimin dına çı ş ş ı ş ş kmayan (kimse), ş ı ekilci, formaliteci, formalist.

biçimcilik * Biçime sı sıya bağlı kı kı lı k. * Özü, içeriğyeterince önemsemeden, yalnıbiçim üzerinde duran, biçime ağ k veren görüş i z ı rlı . biçime sokmak (veya biçim vermek) * bir ş biçimlendirmek. eyi biçimine getirmek * sı nı rsatı bulmak, punduna getirmek, en uygun durumunu yakalamak. rası, fı nı biçimleme * Çeş maddelerin biçimsel imkânları birbirleri arası itli ile ndaki düzen iliş kilerini araşrma iş tı i. biçimlendirilme

* Biçimlendirilmek iş i. biçimlendirilmek * Bir ş biçim verilmek. eye biçimlendirme * Biçimlendirmek işş i, ekillendirme. biçimlendirmek * Bir ş belirli bir biçim vermek, ş eye ekillendirmek. biçimlenme * Biçimlenmek iş ş i, ekillenme. biçimlenmek * Bir ş belli bir biçim kazanmak, ş ey ekillenmek. biçimli * Biçimi güzel olan, mevzun. * Ortamı uygun düş yakık alan. na en, ş ı * Biçime dayanan, biçimle ilgili, ş ait, ş formel. ekle eklî,

biçimsel

biçimselleş tirme * Biçimselleş tirmek iş i. biçimselleş tirmek * Biçimsel duruma getirmek. * Bir kuramı biçimsel bir kurama dönüş türmek. biçimsellik * Biçime uygun olma durumu. biçimsiz * Kendine özgü bir biçimi olmayan, biçimi bozuk, ş ekilsiz. * Kötü, hoş olmayan, yakıksı ş z. ı * Kendine özgü billûrlaş ş biçimi olmayan (madde), amorf. mıbir biçimsizleş me * Biçimsizleş iş mek i. biçimsizleş mek * Biçimsiz duruma gelmek, biçimi bozulmak. biçimsizlik * Biçimsiz olma durumu. * Çirkinlik, yakıksı k. ş zlı ı biçiş biçki * Biçmek işveya biçimi. i * Dikilecek kumaşbelli bir modele ve ölçüye göre kesme sanatı ı .

biçki dikiş kursu * Terzilik mesleğ öğ ini retmek amacı verilen kurs. yla biçki dikiş yurdu * Halka açıterzilik mesleğ öğ k ini retme ve uygulama yeri. biçki yapmak

* dikilecek kumaşbelli bir modele ve ölçüye göre kesmek. ı biçki yurdu * Biçki ve dikiş okulu. biçkici biçme * Kumaşbelli bir modele göre biçen (kimse). ı

* Biçmek iş i. * Alt ve üst tabanları birbirine paralel ve eş iki çokgenden, yanal ayrıları eş ve paralel doğ it tı da it rulardan oluş çok düzlemli cisim, menş prizma. an ur, * Yontulmuş taş yapı ı . biçmek * Belli bir biçim vererek kesmek. * Dikilecek kumaşbelli bir ölçüye ve modele uygun olarak makasla kesmek. ı * Ekini, otu orakla, tı rpanla, makine ile kesmek. * Yaylı ateş öldürmek. m iyle * (değ paha, fiyat) Koymak. er, biçtirme * Biçtirmek iş i.

biçtirmek * Biçmek iş yaptı ini rmak. bîdar bid'at * İ dininde Hz. Muhammed zamanı sonra ortaya çı değik yargı ve ilkeler. slâm ndan kan iş lar * Sonradan türeyen ş ey. bidayet * Baş lama, baş ç. langı bide bidon bidoncu bienal * Yı ı, iki yı bir olan. l aş rı lda biftek bîgâne * Izgara veya tavada piş irilen dana eti dilimi. * Yabancı . *İ lgisiz. * Bîgâne olma durumu. * Kadı n saçları kırmak için kullandı , metal veya plâstikten, boru biçiminde küçük araç. nları nı vı kları * Bedenin belden aş ı ağbölümlerini yı kamakta kullanı tuvalet aracı lan . * İ sı maddeler konulan, sac, plâstik veya çinkodan yapı şçoğ çine vı lmı unlukla silindir biçiminde kap. , * Bidon satan kimse. * Uyanı uyumayan. k,

bîgânelik bigudi

bîgünah bîhaber bihakkı n

* Suçsuz, günahsı z. * Habersiz, bilgisiz. * Hakkı hakkı ile, olarak, gerçekten.

bîhuş bîilâç

* Ş kı sersem, aklı ı olmayan, deli. aş n, baş nda * İ z, çaresiz, umutsuz. lâçsı

bijon anahtarı * Araba tekerleklerinin somunları sökmek için kullanı alet. nı lan bijuteri * Kuyumcunun yaptı değ takı n tamamı ğ erli ı ları . * Değ olmayan maden veya taş erli lardan yapı ş , süs eş . lmıtakı yası bîkarar * Kararsı tereddütlü. z, bikarbonat * Hidrojen karbonatlarıgenel adı n . bîkes bîkeslik bikini * İ parçalı n mayosu. ki kadı bikir * Kı k, erdenlik. zlı * Kimsesiz. * Bîkes olma durumu.

bilâder ağ acı * Amerika elması . bilâhare * Sonra, sonradan, daha sonra, sonraları .

bilâistisna *İ stisnası ayrı z, ayrı yapı z, ksı m lmadan. bilâkaydüş art * Kayı z ve ş z olarak, herhangi bir kıtlama olmaksın. tsı artsı sı zı bilâkis bilânço * Tersine olarak, tam tersine, tersine, aksine.

* Bir kuruluş veya bir ticarethanenin belirli bir dönem sonundaki veya belirli bir gündeki taş r ve un ı nı taş ı nmaz varlı ile bunları lamak için kullanı öz ve yabancı kları sağ lan kaynakları dengeli olarak gösteren çizelge. * Giriş herhangi bir iş belirli bir süre sonunda elde edilen iyi ve kötü sonuçlarıkarşklı ilen te, n ı durumu. lı bilâr * Katranlı ldan yapı ve kalafat iş kı lan lerinde kullanı bir tür macun. lan

bilârdo

* Yeş çuha kaplı masa üzerinde, fil diştoplarla ve isteka ile oynanan bir oyun. il bir i

bilârdocu * Bilârdo oynayan veya oynatan kimse. bilârdoculuk * Bilârdo salonunu iş letme veya oynama iş i. bilâvası ta * Vası z, araçsı aracız, dolaysı doğ tası z, sı z, rudan doğ ruya. bilcümle * Bütün, hep ...-in hepsi.

bildiğ inden ş mamak (veya kalmamak) aş * hiçbir etkiye aldı etmeyerek doğ bildiğdavranı sürdürmek. rı ş ru i ş ı bildiğ okumak ini * herkes ne derse desin bildiğ istediğgibi davranmak. i, i bildiğ yapmak ini * verilen öğ ütleri dinlemeyerek tutumunu sürdürmek. bildiğ yedi mahalle bilmez ini * bir kimsenin çok kurnaz, çok bilmiş olduğ anlatı unu r. bildik * Tanık. dı

bildik çı kmak * birbirlerini eskiden bildiklerini veya ailece tanı kları anlamak. ş tı nı bildim bileli (veya bildik bileli) * öteden beri, eskiden beri. bildirge * Bir kimsenin resmî bir kuruluş herhangi bir durumu bildirmek için verdiğçizelge, beyanname. a i * Vergi yükümlülerinin belli zamanlarda, bağ oldukları lı vergi dairelerine verdikleri gelir bildirme belgesi, beyanname. bildiri * Resmî bir makam, kurum veya bir topluluk tarafı herhangi bir durumu ilgililere duyurmak için yazı ndan lan yazı , tebliğtebligat. , * Bilimsel bir konu üzerine yazı açı lan klama, tebliğ . bildirilme * Bildirilmek iş i veya durumu. bildirilmek * Bildirmek iş konu olmak, duyurulmak, haber verilmek. ine bildirim * Yazıolarak yapı açı lı lan klama, tebliğ . * Bu açı klamanı yapı ğkâğ ihbarname. n ldı ı ı t,

bildirim ödencesi * Süresi belli olmayan sürekli iş sözleş melerinin daha önce bildirim yapı lmaksın yürürlükten kaldılması zı rı sebebiyle yükümlü olanlarca karştarafa verilmesi zorunlu olan ödence, ihbar tazminatı ı . bildiriş

* Bildirmek işveya biçimi. i bildiriş im * İ im, haberleş komünikasyon. letiş me, bildiriş me * Bildiriş işveya durumu. mek i bildiriş mek * Bir duygu veya düş ünceyi iş aretle veya sesler dizgesiyle bildirerek anlaş mak. bildirme * Bildirmek iş beyan. i,

bildirme cümlesi * Yüklemi bildirme kiplerinden biriyle kurulan cümle. bildirme kipleri * Belli zaman kavramı veren, belirli geçmiş , belirsiz geçmişş , imdiki zaman, geniş zaman, gelecek zaman kipleri: Gel-di, gelmişgel-iyor, gel-ir, gel-ecek gibi. , bildirmek * Herhangi bir ş haber vermek. eyi * Herhangi bir konuda bilgi vermek. * Anlatmak, ifade etmek. bile * Birlikte. * Aynı zamanda, da, de, dahi. * Üstelik. bile bile * Bilerek, isteyerek, önceden tasarlayarak, düş ünülerek, kasten.

bile bile lâdes * Kötü bir durumu öyle gerektiğiçin kabullenmiş i görünme, bilerek aldanmıgörünme. ş bilecen * Her ş bilen, her ş eyi eyden anlayan. * Bilgiçlik taslayan, ukalâ.

bilecenlik * Bilecen olma durumu. bileğ i * Kesici araçları bilemek için kullanı alet. lan

bileğtaş i ı * Bı çakı çak, , makas gibi kesici araçları bilemekte kullanı ince taneli sarıist. lan ş bileğ altıbileziğolmak inde n i * Bkz. kolunda altıbileziğolmak. n i bileğ güvenmek ine * gücüne veya hünerine güvenmek. bileğ kadar (veya bileklerine kadar) ine * (çamur, kar için) ayakları içine gömülecek biçimde. * (giysi eteğiçin) yalnıayaklar görünecek kadar (uzun). i z bileğ hakkı inin ile * kendi gücü ve kendi çalı ş ile. ması

bilek

* Elle kolun, ayakla bacağ birleş i bölüm. ı n tiğ * Güç, kuvvet.

bilek damarı * Nabı z. bilek gibi * (saç veya akarsu için) gür, kalı n.

bilek gücü * Kol kuvveti. bilek güreş i * Karş klı kişdirseklerini dayayarak birbirlerinin bileğ bükmek. ı iki i lı ini bilek kuvveti * Beden kuvveti, kol kuvveti. bilek saati * Bileğ takı küçük saat. e lan bileklik bileme * Bilemek iş i. bilemedin (veya bilemediniz) * en çok, en fazla. bilemek * Kesici aletleri zı mpara veya bileğtaş keskinleş i ı nda tirmek, keskin duruma getirmek, keskinleş tirmek. * Güçlendirmek, etkisini artı rmak. * Bilenmek iş i. * Bilemek iş konu olmak, keskin duruma getirilmek. ine * Bir iş yoğ bir biçimde hazı e un rlanmak, konsantre olmak. * Hı rslanmak, aş derecede istemek. ı rı * isteyerek, kasten. * Bir bileş oluş ke turan kuvvetlerin her biri. * Oyunlarda bileğ incinmesini önlemek için bileğ takı meş sargı in e lan in .

bilenme bilenmek

bilerek bileş en bileş ik

* Birleş oluş , basit olmayan, mürekkep. erek muş * Kimyasal tepkimeler sonucu iki veya daha çok elementten oluş ve bunlardan bağ z fiziksel, kimyasal an ı msı nitelikler gösteren (madde). * Ses ve görüntünün birlikte yer aldı film parçası ğ ı . bileş faiz ik * Süre tarihine dek birikmiş faizlerin ana paraya eklenmesiyle elde edilen toplam üstünden ödenen faiz, mürekkep faiz. bileş kap ik * Birleş kap. ik

bileş kaplar ik * Birleş kaplar. ik bileş kesir ik * Payı paydası eş veya payı na it paydası büyük olan kesir. ndan bileş önerme ik * En az iki önermeden oluş yeni önerme. an bileş ikgiller * Bitiş yapraklı çeneklilerden, çiçekleri kömeç durumunda toplu olarak bulunan, bazı ik iki cinsleri uçucu yağ veya süt taş bir familya. ı yan bileş im * İ veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş ki turma, terkip. * Bir maddenin hangi kimyasal türlerden oluş unu belirleyen verilerin tamamı tuğ . * Bileş sonucu oluş cisim. me an * Bileş işveya durumu. mek i bileş ke bileş me bileş mek * İ veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş ki turmak, terekküp etmek. bileş tirici * Bileş tirmek iş yöneten kimse. ini * Bir cisme uygulanan birkaç kuvvetin toplam etkisine eş olan tek kuvvet, muhassala. it * Bileş iş terekküp. mek i,

bileş tirme * Bileş tirmek iş i. bileş tirmek * Bileş mesini sağ lamak. * İ veya daha çok vektörün, paralel kenar kuralı uygun olarak geometrik toplamı almak, geometrik ki na nı toplam. bilet * Para ile alı konser, sinema, tiyatro gibi eğ nan, lence yerlerine girme, ulaş araçları binme veya bir talih ı m na oyununa katı imkânı veren belge. lma nı bilet kesmek * bileti koparı alıya vermek, bilet satmak. p cı biletçi biletçilik * Bilet satma iş i. biletli biletme biletmek * Bileti olan. * Biletmek iş i. * Bilemek iş yaptı ini rmak. * Bilet satan görevli.

biletsiz bileyici bileyicilik

* Bileti olmayan. * Kesici aletleri bilemeyi iş edinmiş olan kimse, zağ . cı * Bileyicinin yaptı işzağ lı ğ , cı ı k.

bilezik

* Bileğ süs için takı halka. e lan * İ borunun ucunu birleş ki tirmeye yarayan halkaya benzer parça. * Motor pistonları yağ na, lama, soğ utma, özellikle sıntı önleme gibi amaçlarla yerleş zı yı tirilmiş , genel olarak dökme demirden yapı ş lmı uçları k ve esnek halka. , açı * Kelepçe. * Mobilyaları ayak altları takı kare, dikdörtgen, silindir, kesik koni ve benzeri ş n na lan ekilli, pirinç veya nikel kaplı demirden yapı şiki ucu delik gereç. lmı , bilezikli * Bileziğolan. i * Bilezik takmıolan. ş bilfarz * Tutalı ki, sayalı ki, söz geliş diyelim ki. m m i, bilfiil bilge bilgece bilgelik * Bilge olma durumu ve niteliğ i. * Bilgi, hikmet. * (İ Çağ lk felsefesinde) Kendini tanı n bilgisi, vukuf. manı bilgi * İ aklın erebileceğolgu, gerçek ve ilkelerin bütününe verilen ad, malûmat. nsan nı i * Öğ renme, araşrma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malûmat, vukuf. tı * İ zekâsın çalı nsan nı ş sonucu ortaya çı düş ürünü, malûmat, vukuf. ması kan ünce * Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradı temel düş ğ ı ünceler, malûmat. * Bilim. * (biliş imde) Kurallardan yararlanarak kiş veriye yönelttiğanlam. inin i * İolarak, iş ş edinerek, gerçekten. * Bilgili, iyi ahlâklı , olgun ve örnek (kimse), hakim. * Bilgeye yaraş (biçimde), hâkimane. ı r

bilgi edinmek * öğ renmek, bilgi almak. * Bir durumu öğ renmek. bilgi iş lem * Özellikle bilgisayar vb. makinelerle yapı iş lan lemlerin düzenli biçimde yürütülmesi. bilgi kuramı * Bilginin temelini, bilim alanı uygulanan yöntemleri, sır ve güvenilirlik bakı ndan inceleyip araşran nda nı mı tı felsefe dalı , epistemoloji. bilgi ş öleni * Belli bir konunun tartıldı bilimsel toplantı ş ğ ı ı , sempozyum. bilgi toplamak

* değik yer ve kaynaklardan sağ iş lanan bilgileri bir araya getirmek. bilgici * Sofist. bilgicilik * Antik Yunan felsefesinde eleş akı , sofizm. tiri mı * Baş nı ltmak için doğ olmadı bilinerek yapı uslamlama ve çı kası yanı ru ğ ı lan karsama, safsatacı lı k. * Bilgili kimse. * Bilgisiz olduğ hâlde bilgili görünmek isteyen, bilgili geçinen kimse. u

bilgiç

bilgiç bilgiç * Bilgisi olduğ göstererek, bildirerek. unu bilgiçlik * Bilgiç olma durumu.

bilgiçlik satmak (veya taslamak) * bilmediğhâlde bilir görünmek, bilgin geçinmek. i bilgilendirme * Bilgilendirmek iş i veya durumu. bilgilendirmek * Bir konuda bilgi sahibi olması sağ nı lamak, haberdar etmek. bilgilenme * Bilgilenmek iş i veya durumu. bilgilenmek * Bilgi sahibi olmak, öğ renmek. bilgili * Bilgi sahibi olan, malûmatlı , haberli. * Bilerek. bilgilik * Ansiklopedi. bilgin bilgince bilginlik bilgisayar * Çok sayı aritmetiksel veya mantı iş da ksal lemlerden oluş bir işönceden verilmiş programa göre an i, bir yapısonuçlandı elektronik araç, elektronik beyin, kompüter. p ran bilgisayarcı * Bilgisayar alı satı sı m mcı. * Bilgisayar programcı, yapı sı mühendisi. sı mcıveya bilgisayarcı lı k * Bilgisayar ticareti veya uzmanlı. ğ ı bilgisayarlamak * Bilimsel bir konuda çok bilgisi olan (kimse), âlim. * Bilgine yakır, bilgin tavrı bilgin gibi. ş ı nda, * Bilgin olma durumu.

* Bilgisayara geçirmek. bilgisayarlaş mak * Bilgisayar düzeniyle donatı lmak. bilgisiz bilgisizlik * Bilgi sahibi olmayan, malûmatsı cahil. z, * Bilgisiz olma veya bilgi yokluğ durumu, cehalet. u

bilgiyazar * Elektronik sistemle dizgi yapan alet. bilhassa * Hele, her ş eyden önce, baş özellikle, en çok, mahsus. ta, bili bili bili bilici bililtizam * Bile bile, bilerek ve isteyerek. bilim * Evrenin veya olaylarıbir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten n yararlanarak yasalar çı karmaya çalı düzenli bilgi, ilim. ş an * Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi. * Belli bir konuyu bilme isteğ inden yola çı belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araşrma kan, tı süreci. bilim adamı * Bilimsel çalı ş malarla uğ an kimse, bilgin, âlim. raş bilim dı ş ı * Bilime aykı, bilime uymaz, gayriilmî. rı bilim kadı nı * Bkz. bilim adamı . bilim kuramı * Bilimlerin koydukları ünsel sorunları düş inceleyen ve tek tek bilimlerin yöntemlerini, ilkelerini, varsayı nı tı felsefe dalı mları araşran . bilim kurgu * Çağ bilim verileriyle düş daş gücünden oluş film, roman vb. an bilim kurgusal * Biyoloji ve elektrikle ilgili olan, biyonik. bilimci bilimcilik * Bilginin, temeli olarak yalnıbilim yöntemine önem verme, ilimcilik. z bilimsel * Bilgin. * Bilgi, malûmat. * Tavuk gibi kümes hayvanları çağ nı ı için çı lan ses. rmak karı * Bilen.

* Bilimle ilgili, bilime dayanan, ilmî. bilimsel deneycilik * Her bilginin deneyle veya gözlemle doğ rulanabileceğ sı ini, nanabileceğ savunan felsefe akı . ini mı bilimsel düş ünce * Bilim temeline dayanan özgür eleş tirici, araşrı ve bağ z düş tıcı ı msı ünce. bilimsel sosyalizim *İ htilâlci sosyalizm, Marxçı lı k. bilimsel toplantı * Uzmanları katı ile gündemi bilimsel konuları oluş n lı mı n turduğ toplantı u . bilimselleş tirme * Bilimselleş tirmek iş i. bilimselleş tirmek * Bilimin metotları uygun duruma getirmek. na bilimsellik * Bilimsel olma durumu. bilimsiz * Bilime, bilim yöntemlerine uygun olmayan gayriilmî.

bilimsizlik * Bilimsiz olma durumu bilimsizce iş . bilincine varmak * anlamak, kavramak. bilincini yitirmek * bilincini herhangi bir sebeple yitirmek. bilinç * İ n kendisini ve çevresini tanı yeteneğ ş nsanı ma i, uur. * Algı bilgilerin zihinde duru ve aydı k olarak izlenme süreci, ş ve nlı uur. * Temel bilgi, temel görüş . * Bir toplumdaki ruhî etkinliklerin veya ruhî durumlarıbütünü. n * Dimağ .

bilinç akı ş ı * Düş üncelerin arka arkaya birbirini izlemesi. * Kiş aklı geçenlerin birinci kişağ ndan yansılması inin ndan i zı tı . bilinç dı ş ı * Bilinçsizce yapı iş etkinliklerin bütünü gayriş lan ve uur. * İ ruhunun, baskı nda tutulan isteklerle bunlara bağ düş nsan altı lı üncelerden oluş ve bilince ulaş an amayan bölümü. bilinç kaybı * Hafı yitimi. za bilinçaltı * Bilinç dı olmakla birlikte, dilendiğzaman kapsamı ş ı i ndakilerin bilince çağlabildiğzihin bölgesi, ş rı i uuraltı tahteşuur. ş bilinçlendirme * Bilinçlendirmek iş i. bilinçlendirmek

* Bilinçli duruma getirmek. bilinçlenme * Bilinçlenmek iş i. bilinçlenmek * Bilinçli duruma gelmek, ş uurlanmak. bilinçli * Bilinci olan, bilinçle yapı ş lan, uurlu. * Eleş tirmeli bir biçimde, kendi etkinliğ farkı olan, ş inin nda uurlu. * Bilinçli olma durumu ş uurluluk. * Nesne, olay ve edimlere uyanıbulunma durumu, ş k uurluluk. * Bilinci olmayan, bilinçle yapı lmayan, ş uursuz. * Kendi etkinliğ eleş ini tirmeli bir biçimde sezmeyen, ş uursuz.

bilinçlilik

bilinçsiz

bilinçsizlik * Biliçsiz olma durumu, ş uursuzluk. * Nesne, olay ve iş karşuyanıbulunmama durumu, ş lere ı k uursuzluk. bilindik * Bilinen.

bilinemez * İ aklı bilinemeyen ş nsan yla ey. bilinemezci * Bilginin bağ lı ı olduğ inanan (kimse). ntı una * Tanrı n ve evrenin nereden türediğ bilinmediğ ve bilinemeyeceğ ileri süren öğ 'nı inin ini ini retiyi benimseyen (kimse), lâedri, agnostik. bilinemezcilik * Bilginin bağ lı ı olduğ ve bundan dolayı olmadına inanan öğ ntı una salt ğ ı reti. * Tanrı n ve evrenin nereden türediğ bilinmediğ ve bilinemeyeceğ ileri süren öğ lâedriye, 'nı inin ini ini reti, agnostisizm. bilinen bilinme * Değ belli olan nicelik, bilindik, malûm. eri * Bilinmek iş i.

bilinmedik * Bilinmeyen. bilinmek * Bilmek iş konu olmak, anlaş ine ı lmak, öğ renilmek.

bilinmeyen * Değ belli olmayan, bilinmeyen (nicelik), bilinmedik, meçhul. eri bilinmez * Anlamı ve anlaş gizli ı lması olan, muğ güç lâk. * Belli olmaz, kuş meçhul. kulu,

bilinmezlik * Bilinmez olma durumu.

bilir

* "Anlar", "sayar", "yapar" anlamları isimlerle birleş birleş sı kurar. ile erek ik fat

bilir bilmez * yarı bilgi ile, bilip bilmediğ göz önüne almadan. m ini bilirkiş i * Belirli bir konudan iyi anlayan ve bir anlaş ğçözümlemek için kendisine baş mazlı ı vurulan kimse, uzman, ehlihibre, ehlivukuf, eksper. * Çözümlenmesi özel veya bilimsel bilgiye dayanan konularda oyuna veya düş üncesine baş vurulan kimse, ehlihibre, ehlivukuf. bilirkiş i raporu * Bilirkiş hazı ş inin rlamıolduğ rapor. u bilirkiş ilik * Bilirkiş yaptı iş inin ğ . ı bilisiz * Öğ renim görmemiş , cahil. bilisizlik * Bilisiz olma durumu, cahillik.

bilistifade * Yararlanarak. biliş * Canlın, bir nesne veya olayıvarlına iliş bilgili ve bilinçli duruma gelmesi, vukuf. nı n ğ ı kin * Bildik, tanık, dost. dı

biliş kmak çı * tanı önceden tanıolmak. mak, ş biliş im * Teknik, ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş imde kullanı ve özellikle elektronik aletler aracı ı lan lı ile ğ düzenli bir biçimde iş lenmeyi ön gören bilim, informatik, sibernitik. biliş ağ im ı * Teknik, ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş sistemi. im biliş teknolojisi im * Biliş imde kullanı bütün araç ve gereçlerin oluş lan turduğ sistem. u biliş imci biliş me biliş mek * Karş klı ı olarak birbirini tanı muarefesi olmak. lı mak, * Öğ renmek. billâhi * Tanrı ant içerim" anlamı bir ant. 'ya nda * "İ olsun" anlamı kullanı nan nda lı r. billûr * Bazı cisimlerin aldı geometrik biçim. kları * Duru ve temiz kesme cam, kristal. * Billûrdan yapı ş lmı . * Biliş alanı uzman kiş im nda i. * Biliş iş mek i.

* Koç yumurtası . billûr cisim * Gözde, irisin arkası mercek görevini yapan, mercimek biçim ve büyüklüğ nda, ündeki saydam cisim. billûr gibi * çok duru, çok temiz (su). * çok beyaz ve pürüzsüz (kol, gerdan, göğ üs). * (ses için) pürüzsüz. billûrî * Billûra benzer, billûr gibi. billûriye * Billûrdan yapı ş lmıveya billûrla ilgili. * Genellikle billûrdan yapı ş ya satan dükkân. lmıeş

billûrlaş ma * Billûr durumuna gelme. * Herhangi bir cisim moleküllerinin bazı ve kimya değmeleriyle geometrik biçim alması fizik iş , kristalleş me. billûrlaş mak * Billûr durumuna gelmek, billûr durumunda yoğ unlaş mak, kristalleş mek. * Belirgin duruma gelmek, netlik kazanmak. billûrlaşrma tı * Billûrlaşrmak iş tı i. billûrlaşrmak tı * Billûr durumuna getirmek. billûrlu *İ çinde billûr bulunan. * Bol ıklı rı rı ş , pıl pı parlayan (yer). ı l * Billûra benzeyen, billûru andı kristaloit. ran, * Diyalize uğ rayarak çözümlenen madde, koloit karş . ı tı * Bilmek iş i. * Bir ş ne olduğ eyin unun bilincine varma. * Bilgi edinmenin gaye ve sonucu.

billûrsu

bilme

bilmece

* Bir ş adı anmadan, niteliklerini üstü kapalı eyin nı söyleyerek o ş ne olduğ bulmayı eyin unu dinleyene veya okuyana bı rakan oyun, muamma. * Bilinmeyen ş muamma. ey, bilmece çözmek * bilmecenin cevabı bulmak. nı bilmece gibi konuş mak * açı anlaşr biçimde konuş k, ı lı mamak. bilmeden * bilmeyerek. * sonucun ne olacağ kestiremeden. ı nı

bilmediğbeş i vakit namaz * her ş pek iyi bilir, anlamı bir söz. eyi nda

bilmek

* Bir ş anlamıveya öğ eyi ş renmiş bulunmak. * Bir bilim veya sanat dalı yeterli olmak. nda * Bir iş yapmaya alı ş ş olmak, elinden gelmek. mı * Tanı hatı mak, rlamak. * Sanmak, var saymak, farz etmek. * Anlamak. * Sorumlu tutmak. *İ nanmak. * Bazen "iş gelmek", "uygun bulmak" anlamı da kullanı ine nda lı r. * -a/-e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleş fiiller oluş ik turur. * Saymak. * Geniş zamanıolumsuz birinci tekil kiş olarak bilmem biçiminde kullanı duraksama, ş ma, n isi lı nca aş tereddüt anlamı verir. nı bilmem hangi (veya bilmem kaç, kim, nasıne) l, * önemli veya anlatı gerekli görülmeyen ş için kullanı lması eyler lı r. bilmemek * birlikte kullanı ğfiilin bir türlü gerçekleş ldı ı emediğ anlatı ini r. bilmemezlik * Bilememe durumu, bilmezlik. bilmez * Anlamaz, kavramaz, hatı rbilmez, kadirbilmez gibi sözlerle "yapamaz", "edemez" anlamları kullanı nda lı r.

bilmezleme * Bilmezlemek iş teçhil. i, bilmezlemek * Bir kimseyi, bir ş bilmez göstermek, teçhil etmek. ey bilmezlenme * Bilmezlenmek iş i. bilmezlenmek * Bilmiyor gibi görünmek, bilmezlikten gelmek, tecahül etmek. bilmezlik * Bilmez olma durumu, cehalet.

bilmezlikten gelme * yazarı bildiğbelli olan bir ş bilmez veya baş türlü bilir görünecek yolda bir anlatısanatı n, i eyi ka ş , tecahülüarifane. bilmezlikten gelmek * bilmiyor görünmek. bilmiş * Her ş bilir geçinen, bilgiçlik taslayan. eyi * Bkz. çok bilmiş .

bilmukabele * Karş klı ı olarak, karşk olarak. lı ı lı * (davranıtöresinde) Ben de, size de, sizlere de. ş bilmünasebe * Sı gelince, sı düş rası rası ünce. bilsat * Kuruluş ş lar, irketler arası bilgi satma, bilgileş bencmarking. nda im,

bilumum bilvası ta bilye

* Bütün, hep, kamu, ... -in hepsi. * (birinin) Aracı ı araçla; doğ lı ile, ğ rudan doğ olmayarak, dolaylı ruya .

* Taş , maden, toprak, cam gibi ş eylerden yapı ş lmıküçük yuvarlak, misket. * Motorlu taş ı tlarda dönme veya sürtünme etkilerini azaltmak, aş ı nmayı enerji yitimini önlemek için, ve göbeklerdeki yataklara yerleş tirilen, çoğ unlukla çelikten, küçük yuvarlak. bilyeli * Bilyesi olan.

bilyeli yatak * Bisiklet, otomobil gibi taş n tekerleklerinde sürtünmeyi azaltmak amacı içine çelik bilye yerleş ı tları yla tirilmiş bölüm. bilyon bin * On kere yüz, dokuz yüz doksan dokuzdan bir artı k. * Bu sayın adı bu sayı gösteren rakam, 1000, M. nı ve yı * Bir isimden önce geldiğ aş lıve çokluk bildirir. inde ı k rı bin bilsen de bir bilene danı ş * bir insan bir ş ne kadar iyi bilirse bilsin, gene de onu kendisinden daha iyi bilen bulunabilir. eyi bin bir * Pek çok, çok sayı da. bin bir ayak bir ayak üstüne * herkesin ayakta olduğ kalabalı u k. bin can ile * çok isteyerek, gönülden. bin dallı * Çoğ unlukla mor kadife üzerine sı ile kabartma dal, yaprak ve çiçek iş rma lenmiş giysi veya örtü. bin derde deva * pek çok işyarayan; her sıntı gideren. e kı yı bin dereden su getirmek * birini kandı için birçok sebep ileri sürmek, dil dökmek. rmak bin iş bir baş çi, çı * her iş baş e, olacak bir kimse gerekir. bin kalı girmek ba * birbirine benzeyen birçok iş yapmak, sürekli olarak düş değ tirmek. ünce iş bin kat * Pek çok, kı yaslanmayacak ölçüde. bin nasihatten bir musibet yeğ dir * yaş ş anmıolaylar, öğ ütlerden çok daha etkilidir. bin piş olmak man * çok piş olmak. man * Milyar.

bin tarakta bezi olmak * birçok iş uğ mak. le raş bin türlü bin yaş a! * Birbirinden çok farklı değik. , çok iş * (memnunluk bildirmek için kullanı söz) çok yaş lan a!.

bin zahmetle * çok zor, büyük zorlukla. bina * Yapı . * Arapça fiil çatını sı konu edinen bilim ve kitap. * Çatı .

bina etmek * yapmak, kurmak, inş etmek. a * (bir düş sistemine göre) kurmak, dayamak, yapmak. ünce binaen * -den dolayı , -den ötürü, -diğiçin. i * Dayanarak. binaenaleyh * Bundan dolayı , bundan ötürü, bunun için, bunun üzerine. bînamaz binbaş ı * Bkz. beynamaz. * Rütbesi yüzbaşile yarbay arası bulunan ve ası ı nda l görevi tabur komutanlı olan subay. ğ ı

binbaşk ı lı * Binbaşrütbesi veya binbaş n görevi. ı ı nı binde bir * çok seyrek olarak. bindi * Destek, hamil.

bindiğdalı i kesmek * (kendisine gerekli ve yararlı ş farkı olmadan yararsıduruma getirmek, kendi eliyle yok etmek. olan eyi) nda z bindirilme * Bindirilmek işveya durumu. i bindirilmek * Bindirmek işyapı i lmak. bindirilmiş kuvvetler * Motorlu taş ı bindirilmiş tlara asker birlikleri. bindirim * Fiyat artı zam. rma,

bindirimli * Fiyatı rı ş artılmızamlı , .

bindirme

* Bindirmek iş i. * Birbiri üzerine gelerek eklenen levha, kiremit, ahş parçaların durumu. ap nı * Çı karma harekâtı katı birliklerin, çı na lacak karma yerine gitmek için kendilerine ayrı deniz araçları lan na binmeleri. bindirme kilit * Gövdesi kutu biçiminde olan, kapak veya kapın arkası doğ nı na rudan vidalanan, basit mekanizmalı kilit. bindirmek * Bir kimseyi bir ş üzerine çı eyin kartmak, oturtmak veya içine yerleş tirmek, binmesini sağ lamak. * (taş Baş ı t) tarafı baş bir taş çarpmak veya bir yere vurmak. ndan ka ı ta * Eklemek, katmak. binek * Binmeye ayrı şey ve daha çok at. lmış * Üzerine binilen, binmeye yarayan. binek atı * Sadece binmek, gezmek veya binicilik sporu için yetiş tirilen at. binek taş ı * At veya arabaya binmek için üstüne çılan yüksekçe taş kı . biner bingi her biri. bini çı ta. * Bin sayınıüleş sın tirme biçimi, her birine bin, her defası bini bir arada olarak. nda * Kemerler üzerine oturtulmuş kubbe ile kemerlerin arası kapatan üçgen biçimindeki kubbe parçaları nı ndan

* Binme iş i. * Kapı , dolap gibi ş eylerin, kanatları kapanı kalan aralı örtebilmek için bu kanatlarıkenarı çakı nca ğ ı n na lan

bini aş mak * çok fazla olmak. bini bir paraya * pek çok ve ucuz. * pek çok yapı pek çok olan. lan, binici * Binen. * Ata iyi binen kimse. * Ata binme ustalı. ğ ı * Ata binilerek yapı spor. lan * Binilmek iş i. * Binmek işyapı i lmak. binin yarı beş (o da bizde yok) sı yüz * çok düş ünceli görünen birine ş yollu "aldı aka rma!" anlamı söylenir. nda bininci * Bin sayınısı sı , sı dokuz yüz doksan dokuzuncudan sonra gelen. sın ra fatı rada

binicilik

binilme binilmek

biniş

* Binmek işveya biçimi. i * Atlı alay. * Atlı alayda giyilen giysi. * Yüksek aş amalı bilginlerin ve yeniçeri subayların giydikleri cübbe. nı * Üniversite öğ retim üyelerinin giydikleri cübbe. * Biniş durumu. mek * İ parçadan biri, öbürünün üstünde olmak. ki * Kas kiriş birbiri üstüne binmek. leri * Kık bir kemiğ iki parçası rı in birbiri üstüne gelmek. * Üstüne binilen hayvan, binek atı . * Hamur durumundaki ekmeklerin, fına atı rı lmadan önce, içine konulduğ oyuk gözlü tahta. u * Birçok bin; pek çok.

biniş me biniş mek

binit binit binlerce binlik

* Bin liralıkâğ para. k ı t * Yaklaş olarak üç litrelik büyük şe. ı k iş * Bin tanesi bir arada olan. * Binmek iş i.

binme binmek

* Yüksek bir ş veya bir hayvanıüstüne çıp ayakları sallandı oturmak. eyin n kı nı rarak * Bir yere gitmek için tren, vapur, uçak, otomobil gibi bir taş yer almak. ı tta * (bisiklet motosiklet, binek hayvanı Kullanmak. için) * İistenilmeyen veya beklenilmeyen bir biçim almak. ş * Bir ş sış yanı ey kı arak ndakinin üstüne çı kmak. * Fiyat artmak. * Eklenmek, katı lmak. * Sonuç olarak, nihayet.

binnetice binyı l biokütle

* Bin yıiçine alan zaman dilimi. lı * Belirli zamanda sırları nı belirli bir biyotopta bulunan canlı organizmalarıtoplam kütlesi. n

biomedikal * Hem biyoloji hem de tı ilgili olan. pla biomekanik * Biyoloji, fizyoloji ve tıkonuları mekanik kanunlar yöntemiyle irdeleme. p nı biomikroskop * Kendine özgü bir ık ile kullanı çift göz mercekli mikroskop. ş ı lan bîperva * Çekinmez, sakı nmaz, korkusuz, gözü pek.

* Çekinmeden, korkmadan. bir * Sayı n ilki. ları * Bu sayı gösteren rakam 1, I. yı * Bu sayı kadar olan. * Herhangi bir varlı belirsiz olarak gösterir. ğ ı * Tek. * Birleş ik. * Eşaynı boyda. , , bir * Ortaklaşolan, müş a terek. * Değ önem bakı ndan birbirinden farksı birbirine eş birbirine benzer. er, mları z, it, * Sı veya zarf durumunda baş geldiğkelimelere kuvvet, istek veya kesin olmayan anlamlar katar. fat ı na i * (tekrarlanarak) Bir kez. * Sadece. * Ancak, yalnı z. bir (veya sağelinin verdiğ öbür (veya sol) elin duyması ) ini n * yapı bir iyilik gizli tutulmalı lan , onunla övünülmemelidir. bir (veya tek baş ı na) * yalnıolarak, yanı kimse bulunmadan. z nda * baş birinin yardı olmaksın. ka mı zı bir ..., bir (veya bir de) * hem .... hem. bir abam var atarı nerede olsam yatarı m, m * tek baş bulunan kimsenin istediğyerde barıp rahat edebileceğ anlatı ı na i nı ini r. bir acı kahvenin kı yı rı r rk l hatıvardı * Bkz. bir fincan kahvenin kı yı rı r. rk l hatı vardı bir ağ ı zdan * hep birlikte, beraberce, hep birden. bir ağ ı çıp bin dile yayı zdan kı lı r * ortaya atı bir söz çok çabuk yayı lan lı r. bir alay bir âlem * Kendine özgü bir niteliğolan. i bir an * Çok kı bir süre için kullanı sa lı r. * Birçok, bir sürü, pek çok.

bir an önce * Bir ara, olabildiğkadar tez. i bir ara * Kı bir süre. sa * Geçmiş bir zaman. te * Odun, kömür gibi bazıeylerin ölçü birimi. ş * Pek çok, fazla. * Toplu bir durumda, birlikte, toplu olarak.

bir araba

bir arada

bir aralı k * Bir ara. bir araya gelmek * bir yerde toplanmak, buluş mak. bir araya getirmek * toplamak. bir arpa boyu (gitmek veya yol almak) * çok az. bir aş ı yukarı ağbir * amaçsıolarak gidip gelmeyi anlatı z r. bir atı k barutu olmak (veya kalmak) mlı * bir konuda yapabileceğçok az ş bulunmak. i eyi bir avuç * Bir avuç dolduracak kadar. * Az, çok az. bir ayağçukurda olmak ı * yaş ayacak çok az zamanı kalmıolmak; çok yaş ş lanmıolmak. ş bir ayak önce (evvel) * bir an önce. bir ayak üstünde bin yalan söylemek (veya bir ayak üstünde kı yalanı belini bükmek) rk n * çok kı sürede pek çok yalan söylemek. sa bir baba dokuz evlâdı besler, dokuz evlât bir babayı beslemez * çok çocuğ olan baba, her çocuk babası bakı nı u na lması ötekinden beklediğiçin sıntı kalı i kı da r. bir bakı ma * Baş bir görüş baş bir düş le. ka le, ka ünüş bir baltaya sap olmak * belirli bir iş sahibi olmak. bir bardak suda fı na koparmak rtı * önemsiz, küçük bir sorunu büyütmek. bir baş ı na * Tek baş ı na. bir baş (veya uçtan) bir baş (veya uca) tan a * bir yerin bir sırdan öbür sırı kadar. nı nına bir ben, bir de Allah bilir * sıntıdurumlarda söylenilen bir deyim. kı lı bir biçimine getirmek * çözüm yolu bulmak. bir bir bir bir * Birer birer, ayrı . ayrı * Olduğ gibi, tam tamı eksiksiz. u na, * Bkz. hepyek.

bir boy

* Bir kez. * Hele.

bir boyda * Boyları it. eş bir boydan bir boya * Bir yerin bir ucundan öbür ucuna kadar, baş baş tan a. bir bu eksikti * sıntıbir durum varken bir yenisinin çı kı lı kması üzerine söylenir. bir çatı nda (olmak veya bulunmak) altı * aynı içinde. yapı bir çekirdek geri kalmamak * bütünüyle denk olmak. bir çenekliler * Oğ ulcuğ bir çenekten oluş , kapalı u muş tohumlulardan bir bitki sıfı nı. bir çenetli * Kapsüllü yemiş tek parçalı lerin olanları . bir çı da rpı * bir ele alı ele alıalmaz, çabucak. ş ta, r bir çiçekle bahar (veya yaz) olmaz * küçük, güzel bir belirti ile doyurucu sonuca ulaş ı lmaz. * çapkı kimseler için kullanı n lı r. bir çift * Bir takı m. * Biraz, bir iki.

bir çift söz * Bir iki söz. bir çift sözü olmak * söyleyecek bir ş eyleri bulunmak. bir çokları * çok sayı olan (kimse veya ş da ey). bir çöplükte iki horoz ötmez * bir yerde iki kiş olmaz. i baş bir çuval inciri berbat etmek * düzelmekte olan bir durumu yersiz, yanlıdavranı bozmak. ş ş larla bir daha * bir kez daha. * hiçbir zaman.

bir daha yüzüne bakmamak * darı ilgiyi kesmek. lı p bir dalda durmamak * sısıiş k k veya düş değ tirmek. ünce iş bir damla

* Çok az. * (çocuk için) Çok küçük. bir de * ve olana katarak, fazladan. * umulanı veya beklenilenin dında bir durumu anlatan cümlelerin baş gelir. n ş ı ı na

bir dediğbir dediğ tutmamak i ini * söyledikleri birbirine uymamak, tutarsıkonuş z mak. bir dediğiki olmamak i * her istediğyapı i lmak. bir dediğ iki etmemek ini * her istediğ hemen yapmak. ini bir defa * Olup bitti anlatan cümlelere katı lı r. * "ilk önce", "hele" anlamı da kullanı nda lı r.

bir defada * ara vermeksizin. bir defalı k * Bir kere yapmaya yetecek kadar. * Bir kereye özgü olan, bir kereye özgü olarak. bir deli kuyuya bir taş atar, kı akı çı rk llı karamazmı ş * bazen bir kimsenin yaptı yersiz bir işbirçok kimse tarafı düzeltilemez. ğ ı , ndan bir derece (veya bir dereceye kadar) * biraz. bir deri bir kemik (kalmak) * çok zayı flamak. bir dikili ağ olmamak acı * evi veya mülkü olmamak. bir dirhem * Çok az, birazcı k. bir dirhem bal için bir çeki keçiboynuzu çiğ nemek * verimi az, zahmeti çok olan bir iş uğ mak. le raş bir dirhem et bin ayı örter p * biraz kilo almak bazen insanı güzelleş tirir. bir dokun bin ah iş (dinle) kaseifağ it furdan * insanları konuş turmak için biraz dertlerini deş yeter. mek bir dolu * Birçok.

bir don bir gömlek * yarı plak. çı bir dostluk kaldı ! * az bir mal kalı satıları kullandı bir özendirme deyimi. nca cı n ğ ı bir dudağyerde bir dudağgökte ı ı * masallardaki dev gibi korkunç ve çirkin.

bir düziye * Sürekli olarak. bir el * (ateş silâh için) bir kez atı li m.

bir el bir eli yı iki el bir yüzü yı kar, kar * bazı durumlarda yardı sıiş lmayacağ anlatı mcız yapı ı nı r. bir elden * aynı kimse tarafı ndan. * bir merkezden. bir eli yağ bir eli balda (olmak) da * varlıve bolluk içinde olmak. k bir elin sesi çı kmaz * bir davanıbir kiş n i tarafı savunulması ndan etkili ve yeterli değ ildir. * yardı arak iş daha kolay baş lı mlaş ler arı r. bir elini bı p ötekini öpmek rakı * aş saygı ı rı göstermek. bir elle verdiğ öbür elle almak ini * yapar göründüğ bir iyiliğ sağ ğbir çı ödetmek. ü i, ladı ı karla bir elmanıyarı o, yarı bu n sı sı * birbirlerine çok benzeyen kimseler için kullanı lı r. bir evcikli * Mır, ceviz, fı k gibi erkek ve dişorganları çiçeklerde, ancak aynı üzerinde bulunan (bitki). sı ndı i ayrı kök bir fende kazıkakmak k * bir bilgi veya bilim dalı saplanmıkalmak. nda ş bir fincan (veya bir acı ) kahvenin kı yı rı r rk l hatı vardı * iyilik küçük de olsa unutulmaz. bir gecelik * Bir gece için, bir gece içinde olup biten, bir geceye ait. bir gömlek aş ı ağ * bir derece daha düş (birinden). ük bir gömlek fazla eskitmiş olmak * birinden daha yaş ve daha görmüş lı geçirmiş olmak. bir göz ağ larken öbür göz gülmez * keder veya sıntı kı varken dostlar, akrabalar eğ lenmemelidir. bir göz gülmek * hem gülüp hem ağ lamak. bir gözeli * Yapı tek bir hücreden oluş (hayvan veya bitki), tek hücreli. sı an bir gözeliler * Yapı tek bir hücreden oluş hayvanlar veya bitkiler. sı an bir gün evvel * olabildiğkadar çabuk. i

bir günden bir güne * hiç, hiçbir zaman. bir günlük beylik beyliktir * hoşgiden bir durum, kı da sürse çekici ve güzeldir. a sa bir güzel * Çok iyi, iyice.

bir hâl olmak * bir ş çok tekrarlanması eyin yüzünden bitkin duruma gelmek, usanmak, bezmek, fenalıgelmek. k * huyu değ mek. iş * kazaya uğ ramak, ölmek. bir hamlede * Çabucak, bir atıta. lı ş bir hayli * Epey, çok. bir hoş * Tuhaf bir ş ekilde, garip.

bir hoş eylemek * hüzünlendirmek. bir hoş olmak *şı aş rmak. * hüzünlenmek. bir hoş u olmak luğ * bir rahatsı ğ bir neş zlı, ı esizliğolmak. i bir hücreli * Bkz. bir gözeli. bir içim su (gibi) * (kadıiçin) çok güzel. n bir iğ bir iplik olmak ne * Bkz. iğ ipliğ dönmek. ne e bir iki * Birtakı bazı parça, biraz, çok az sayı birkaç kez. m, , bir da,

bir iki demeden (demeye kalmadan) (veya bir iki derken) * duraksamadan, karş ndakine vakit bı ı sı rakmadan, duraksamadan. bir iş aretine bakmak * bir işyapmak için hazıbeklemek. i r bir iş oldu tir * istenmeyen, kötü bir durum karş nda söylenir. ı sı bir kafada * aynı üncede. düş bir kalem * Bir an için. * Aynı , benzer, tek tür.

bir kalem geçmek * boş vermek, bir an için göz ardı etmek. bir kalemde * birden ve toptan. bir kapı çı ya kmak * aynı sonuca varmak. bir karar * Aynı durumunu koruyarak, belli durumunu değtirmeden. iş

bir kararda bir Allah * insan talihinin her an değebileceğ ve bunun olağ karş iş ini an ı lanması öğ nı ütler. bir karı ş * Çok kı sa. * Çok az. bir karıbeberuhi ş * çok kı boylu kimse. sa bir karı bir koca, dı r eder her gece yla rdı * sıntı yalnı k yüzünden iki dost (bile) birbiriyle dalaş anlamsıkonuş kı veya zlı ı r, z ur. bir kaş suda boğ ı k mak * bir kimseye çok kı zmak veya çok öfkelenmek. bir kazanda kaynamak * anlaş mak, uyuş bağ mak. mak, daş bir kenarda durmak * gerektiğzaman kullanmak üzere hazı tutmak. i rda bir kere * Aslı nda. * Bir kez, bir defa. bir kerecik * Bir defaya mahsus olarak. bir kı yamettir gitmek (veya kopmak) * çok fazla gürültü, patı , telâş rtı olmak. bir kı bin kişister, bir kişalı zı i i r * güzel ş herkes ister, ama o, ancak bir kiş kı olur. eyi iye smet bir kol çengi (olmak) * ş sözler ve davranı çevresine neşsaçanlar için söylenir. en ş larla e bir koltuğ iki karpuz sı a ğ maz * aynı zamanda birden çok iş ilgilenmek baş için sakı dı le arı ncalır. bir koş u * Koş koş koş çabucak. arak, a a,

bir koyundan iki post çı kmaz * birinden, gücünün yetmediğbir özveriyi beklememek gerekir. i bir Köroğ bir Ayvaz lu, * bir karı kocanıçocukların, yakı nıyanları bulunmadını hiç çocukları n nı nların nda ğ veya ı olmadını ğ anlatı ı r.

bir köş atmak eye * gerektiğ kullanı için bir yere koymak. inde lmak bir köş koymak eye * saklamak, biriktirmek. bir kulağ ı girip öbür kulağ ndan ı çı ndan kmak * söylenen söze önem vermemek. bir kurş atı un mı * kurş unun gidebileceğuzaklı i k. bir lokma bir hı rka * hayatta azla yetinmeyi, derviş geçinmeyi anlatı çe r. bir mum al da derdine yan * baş yla uğ acağ kendi durumunu düş kaları raş ı na ün. bir nebze * Çok az, bir parça. bir nefeste * (söz ve içecekler için) Ara vermeden. bir nice * Bir hayli, birçok.

bir numara * Tek, birinci. bir numaralı * Birinci, baş gelen. ta bir o kadar * Ne kadar varsa o kadar daha, bir katı misli. , bir bir o yana, bir bu yana * rastgele, birçok yerlere, çeş yönlere. itli bir olmak * bir araya gelmek, iş birliğyapmak. i bir ölçüde * Biraz, belli oranda. bir örnek * Aynı biçimde olan, yeknesak.

bir papel etmemek * hiç bir iş yaramamak, değ olmamak. e eri bir paralıetmek k * çok utanacak, işyaramaz bir duruma düş e ürmek. bir parça * Biraz, azık, çok az. cı bir parmak * Parmak ucuyla alı miktar veya parmak ucuyla alarak. nan * Çok küçük (çocuk). bir postum var atarı nerede olsa yatarı m, m

* istediğ yere gider, istediğ biçimde davranım. im im rı bir pul etmemek * hiç değ olmamak. eri bir pula satmak * bir kimseyi bir çı uğ kar runa harcamak. bir sı n çekirge, iki sı n çekirge, sonunda yakalanı n çekirge (veya üçüncüsünde avucuma düş çekirge) çrarsı çrarsı rsı ersin * birkaç kez saklanabilen bir suç günün birinde ortaya çı karak yapanı kötü bir duruma düş suçlu cezası ürür, z kalmaz. bir sımlıcanı kı k olmak * çok cı ve güçsüz olmak. lı z bir sı ra * Üst üste, ardı na. ardı

bir solukta * Çabucak, çarçabuk, çok kı bir sürede, hemen. sa bir söyle on dinle * az konuş çok dinlemek yaralı up olur. bir söyledi pir söyledi * uzatmadan, gereğgibi söyledi. i bir sözünü iki etmemek * birinin her istediğ hemen yerine getirmek. ini bir sürü * Çok sayı pek çok. da, bir ş sanmak ey * (bir kimseyi, bir ş bir yeri) gerçeğ eyi, inden, olduğ undan baş türlü düş ka ünerek hayal kıklına uğ rı ğ ı ramak, değ erlendirmede yanı lmak. bir ş söylemek ey * konuş mak. * belirtmek, anlatmak, ifade etmek. bir ş benzememek eye * işyarar durumda olmamak. e bir ş ş eyin uyuu vukuundan beterdir * söylenti veya dedikodu olayıgerçekleş n mesinden daha kötüdür. bir ş (veya bir ş olmak eyler ey) * huyu, durumu, tutumu değmek, yeni huylar edinmek. iş * bayı gibi olmak, birden fenalıgelmek. lı r k * ölmek. bir ş eyler, bir ş eyler * daha fazla açı klamamak, kı kesmek gerektiğ söylenir. sa inde bir tahtada * bir defada, yekten. bir tahtası eksik * akı eksik, yarı akı. lca m llı bir tane

* Biricik, yegâne. bir tanem * Sevgi sözü. bir tarafa bı rakmak (veya koymak) * önemsememek, benimsememek, ertelemek. bir taş iki kuş la vurmak * bir davranı birden çok yararlı ş la sonuca ulaş mak. bir tek atmak * bir kadeh içki içmek. bir temiz * Adamakı. llı bir terimli * Araları yalnıçarpma, bölme, kuvvete yükseltme, kök alma iş nda z lemleri yapı olan (nicelikleri gösteren lacak terim). bir torba kemik * çok zayı f. bir tuhaflı olmak ğ ı * kendini iyi hissetmemek. bir tutmak (veya bir görmek) * eş saymak, eş görmek. it it bir türlü * (tekrarlı kullanı ğ ldında) iş yapı nıda, yapı ı in lmasın lmamasın da aynı nı derecede kötü olduğ belirtir. unu * hiçbir biçimde, hiçbir yolla. bir vakitler * Geçmiş zamanda, eskiden, vaktiyle. bir varmıbir yokmuş ş * bir masala baş larken, "eskiden" anlamı söylenen bir tekerleme. nda * masal gibi geçip gitmiş k hayal olmuş , artı . bir yakadan baş karmak çı * bir çatı nda dirlik düzenlik içinde yaş altı amak. bir yana * -den baş sayı ka, lmazsa, hariç tutulursa.

bir yana dünya bir yana * bir varlı çok değ verildiğ anlatmak için kullanı ğ a er ini r. bir yandan (yanda) * bir taraftan (tarafta), hem ... hem. bir yastı baş ğ a koymak * (karı koca) evli bulunmak. bir yastı kocamak kta * (karı koca birlikte) uzun bir ömür sürmek. bir yaş daha girmek ı na *ş imdiye değ görmediğş ı in i aş lacak yeni bir ş karş mak. eyle ı laş

bir yın ğ ı

* birçok, pek çok, bir sürü.

bir yiyip bin ş ükretmek * kötü durumda olanlara bakarak kendi durumunun değ bilmek. erini bir yol * Bir kez. bir yol tutturmak * bir davranı bir tutum biçimi belirlemek. ş , bir yolunu bulmak * bir işsonuçlandı için çare bulmak. i rmak bir zaman * Geçmiş zamanda, eskiden, vaktiyle. * Belirli bir süre, biraz. bir zamanlar * Zamanı vaktiyle, eskiden. nda, bira * Arpa ile ş erbetçi otunu mayalandı yapı bir içki, arpa suyu. rarak lan bira bardağ ı * Bira içmek için yapı ş bardak. lmıözel bira mayası * Mayalanmıdurumdaki biranıyüzünden alı bir tür mantar. ş n nan biracı * Bira yapısatan kimse. p * Çok bira içen (kimse). * Bira yapma ve satma iş i. * Erkek kardeş . * "Yahu, dost, arkadaş anlamı seslenme olarak kullanı " nda lı r. * Masonları birbirlerine verdikleri ad. n birahane * Genel olarak sadece bira içilen, aynı zamanda da çabuk hazı rlanan bazı cak veya soğ yemeklerin sı uk yenildiğyer. i birahaneci * Birahane iş leten kimse. biralı k * Bira yapmakta kullanı lan. biraz * Kı bir süre için. sa * Yeterince değ yeter ölçüde değ il, il. * Az miktarda, çok değ il. * Pek az, çok az. birazdan

biracı lı k birader

birazcı k

* Az sonra. birazı * Bir parça. birbiri * Karş klı ı olarak biri ötekini, öteki de onu. lı * Biri diğ erinin yanı ra. sı

birbiri için yaratı ş lmıolmak * birbiriyle çok iyi anlaş mak. birbiri üstüne gelmek * arkası arkası ara vermeden. na, birbirine düş mek * araları lmak, araları anlaş k çı açı nda mazlı kmak. birbirine girmek * kavga etmek, dövüş mek. * karı ş mak. * (iplik vb. için) dolaş çözülmeyecek duruma gelmek. mak, birbirine katmak * araları açmak, araları bozmak, olay çı nı nı karmak. birbirini tutmaz * birbiriyle ilgisi olmayan, tutarsı z. birbirini yemek * iki veya daha çok kimse birbiriyle uğ mak, birbirine kötülük etmek. raş birbirinin ağ na girmek zı * birbirine çok düş olmak. kün birbirinin ağ na tükürmek zı * bir sorunda, bir olayda sözleş gibi, ağ birliğyapmak. miş ı z i birbirinin gözünü çı karmak * kı ya dövüş yası mek. birbirinin gözünü oymak * araları aş geçimsizlik olmak. nda ı rı birci bircilik birçoğ u * Çok sayı olan kimse veya ş da ey. birçok birden * Oldukça çok, sayı belirsiz, bir hayli, müteaddit. sı * Bir defada, hepsi bir arada. * Ansın, hemencecik. zı * Birlikte, beraberce. * Tekçi, monist. * Tekçilik, monizm.

birdenbire

* Ansın, hemencecik, beklenmedik bir sı zı rada. birdirbir * Oyuncuları birbirinin üstünden atlayarak oynadı bir oyun. n kları bire ... vermek * (buğ arpa, nohut, fasulye gibi ürünler için) toprak, kullanı tohumun belli bir katı day, lan kadar ürün vermek. bire beş katmak * eklemek, abartmak, bire bin katmak. bire bin katmak * çok abartmak. bire bir * Verilen ölçüdeki karş k, miktar. ı lı bire bir eş leme * İ kümenin elemanları nda, bir elemana karş bir eleman alı ki arası ı , narak yapı eş lan leme. birebir * Etkisi kesin olan. *İ stenildiğgibi, uygun. i

birebir gelmek * etkisini hemen ve kesin olarak göstermek. birer * Bir sayınıüleş sın tirme sayıfatı birine bir. sı , her

birer birer * Her biri ayrı olarak. birer ikiş er * Tek veya birkaçı birlikte olarak. bireş im * Parçalarıveya ögelerin bir araya getirilip bir bütün olarak birleş n tirilmesi. * Bu biçimde oluş bütün. an * Element veya baş maddeleri bir araya getirerek, sun'î olarak bileş cisimler oluş ka ik turma, sentez. * Yalı karmaş olana, küllîden cüz'îye, zorunludan olası ilkeden onun uygulanması genel yasadan ndan ı k ya, na, bireysel duruma, nedenden etkiye, öncülden varı sonuca giden düş lan ünme biçimi, terkip, sentez. bireş imli birey * Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlı fert. k, * Bir türün kapsamı giren somut varlı içine k. * Doğ bilgisinde türü oluş a turan tek varlı klardan her biri. * Toplumları turan ve düş oluş ünsel, duygusal, iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanlarıher n biri, fert. * İ toplulukları oluş nsan nı turan, insanları benzer yanları kendinde taş n nı ı makla birlikte, kendine özgü ayı rı cı özellikleri de bulunan tek can, fert. birey oluş * Yumurtanıdöllenmesinden bireyin yetkin duruma gelmesine kadar geçirdiğgeliş evrelerinin bütünü, n i im ontogenez, soy oluş ı karş . tı birey üstü * Tek bir bireyi aş an. * Genellikle fertlerin çevresini aş bireylerin bilincinden bağ z olan. an, ı msı * Bireş yolu ile elde edilen, sentetik. im

bireyci

* Kişhakları savunan. i nı * Bireycilikten yana olan, ferdiyetçi.

bireycilik

* Bireylerin yararları toplumsal yararlardan daha üstün veya daha önemli sayan öğ tutum veya nı reti, politikalarıgenel adı n , ferdiyetçilik, individüalizm. * Bütüne, genele değ de, bireye, tek olana üstünlük tanı görüş ferdiyetçilik, individüalizm. il yan , bireyleş me * Türle ilgili bir örneğ bireyde gerçekleş in mesi. * Bağ z kiş e varan geliş süreci. ı msı iliğ me bireyleş tirme * Bireye özgü kı lma. bireyleş tirmek * Bireye özgü kı lmak, baş kaları ayı ndan rmak. bireylik * Bir kimseyi dıgözlemciler gözünde benzersiz, tek kı özellikler veya bunlarıtek biçimi, ferdiyet. ş lan n * Bireyi benzerlerinden ayı niteliklerin bütünü. ran * Bireyle ilgili olan, bireye özgü olan, ferdî.

bireysel

bireyselleş tirme * Bireysel duruma getirme. * Ancak ortaklaş ve genel olarak var olan ş bireylere uygulama ve yayma. a eyi *İ nsanlarıdoğ toplumsal ve tarihî geliş n al, mesinden; kendine özgü olan ş eylerin, özelliklerin, bireysel olanı n çekilip çı lması karı . bireyselleş tirmek * Bir ş ayrı eyi olarak, bireysel olarak göz önüne almak. bireysellik * Birey olma olgusu. * Bir kiş benzerlerinden ayı özelliklerin bütünü, ferdiyet. iyi ran biri * Bir tanesi. * Bilinmeyen bir kimse. * Tamlanan olarak kullanı bazı tamlamaları tamlayanıküçümsendiğ hor görüldüğ anlatı lan isim nda n ini, ünü r. * Yüklem durumunda olan bir isim takı nı belirtileni olarak kullanı ğ mın ldında, belirtenin hor görüldüğ ı ünü

anlatı r.

biri çok olmak * haddini aş karş ndakini usandı arak ı sı rmak. biri eş biri beş ikte ikte * ufak cocuğ çok olan kimseler için söylenir. u biri yer biri bakar, kı yamet ondan kopar * bir ş eyden yalnıbir veya birkaç kişyararlanı baş na yararlanma imkânı z i r da kaları verilmezse bundan büyük sorunlar çı kar. birice biricik * En fazla, tek. * Eş benzeri, ikincisi olmayan ve çok sevilen, tek, yegâne. i,

birikim

* Birikme, bir yerde toplanıyılma. p ğ ı * Gözlemler, deneyler sonucu elde edilmişeylerin bütünü. ş * Toplumları kültürel varlı nıgeliş geniş n kların ip lemesi ve uygarlıdüzeyinin yükselmesi süreci. k * Mal ve paranıtoplanıçoğ n p alma süreci. * Herhangi bir aş ı sürecinde veya taş işyapı nma ı i ma lı alüvyonlu maddelerin bı lması rken rakı . * Bir yerde kendi kendine birikmiş olan ş ey.

birikinti

birikinti konisi * Dağk bölgelerden veya yamaçlardan sularıgetirdiğkum veya taş lı n i parçaların bir düzlükte oluş nı turduğ u yelpaze biçimindeki yın. ğ ı birikiş birikiş me * Birikiş iş mek i. birikiş mek * Bir yere toplanmak, bir araya gelmek. birikme * Toplanı yılma. p ğ ı * Birikme iş i veya biçimi.

birikme havzası * Kar ve yağ suların biriktiğbölge. mur nı i birikmek * Toplanı yılmak. p ğ ı * Birbirine eklenip çoğ almak. biriktirim * Biriktirme. biriktirme * Biriktirmek iş tasarruf. i, biriktirmek * Toplayı yı p ğ mak. * Bir ş parayı eyi, ölçülü kullanarak artı rmak, tasarruf etmek. * Öğ renme, yarar sağ lama gibi sebeplerle bazı nesneleri bir araya getirmek, koleksiyon yapmak. birileri birim * Bazı kimseler.

* Bir kümenin her elemanı bir çokluğ oluş veya u turan varlı n her biri, ünite. kları * Bir niceliğölçmek için kendi cinsinden örnek seçilen değmez parça, vahit. i iş * Herhangi bir kuruluş alt bölümlerden her biri. taki * Dilin, oluş turduğ yapı u içinde, belli bir düzlemde yer alan öbür ögelerle kurduğ bağ larla tanı u ı ntı mlanan ayrı nitelikli öge, ünite. birimci ekonomi * Birime bağ ekonomi. lı birimler bölüğ ü * Birden dokuz yüz doksan dokuza kadar olan sayı bölüğ lar ü. birincası f

* Birleş ikgillerden hekimlikte kullanı bir bitki. lan birinci * Bir sayınısı sı . sın ra fatı * Zaman, yer, sı bakı ndan baş ndan önce gelen. ra mı kaları * Sı önem sı nda en üstün olan kimse. rada, rası * (ulaş araçları Mevki, sıf, orun. ı m nda) nı birinci çağ * Yeryüzünün yaklaş üç yüz milyon yık çağ paleozoik. ı k llı ı , birinci gelmek (veya çı kmak) * birçokları nda en iyi olarak seçilmek. arası birinci olmak * baş gelmek, önde gelmek. ta birinci orun * (tren, vapur, uçak vb.) Birinci mevki. birinci zar * Yemiş derisi, dıkabuk, meyve dı. lerin ş ş ı birincil * Sı önemde ilk yeri alan, ana, temel, esas. rada,

birincil grup *İ çten, samimî, yüz yüze iliş kilere dayanan iki veya daha çok insandan meydana gelen topluluk. birincilik * Birinci olma durumu. * (çoğ durumda) Ş ul ampiyonluk için yapı yarı lan ş malar.

birincivası f * Birleş ikgillerden, hekimlikte kullanı bir bitki. lan birinden) buz gibi soğ umak * birinden tiksinmek. birinin baş dikilmek ı na * birinin yanı uzaklaş ndan mamak, onu denetim altı bulundurmak. nda * bir işyaptı için yanı ayakta durmak. i rmak nda * bir ş yanı ve ayakta beklemek. eyin nda birinin çanı ot tı na kmak (tı kamak veya tı kanmak) * sesini çı karamayacak, kötülük edemeyecek bir duruma getirmek (getirilmek), susturmak. birisi * Bilinmeyen bir kimse.

birisinden biri * içlerinden biri, birkaç kiş herhangi biri. iden birkaç birkaçı birleme * Çok olmayan, az sayı az. da, * Az sayı olan kimse veya ş da ey. * Bir etme, tek duruma getirme. * Tanrı n birliğ dile getirme, tevhit. 'nı ini

birlemek

* Bir etmek, tek duruma getirmek. * Tanrı n birliğ dile getirmek, zikretmek. 'nı ini * Ondalısayı k sistemine göre yazı bir tam sayı sağ sola doğ ilk sayın bulunduğ basamak. lan da dan ru nı u * Birbirini kesen, bir noktada kesiş (doğ yay). en ru, * Bir araya gelmişbirleş olan, müttehit. , miş

birler birleş en birleş ik

birleş cümle ik * Birkaç yan cümle veya ara cümle ile bir temel cümleden kurulan cümle. birleş fiil ik * İ soyundan bir kelime ile biçim veya anlam bakı ndan kaynaş bütünleş fiil: Reddetmek, sim mı ı p en hissetmek, kaybolmak, bakakalmak, hasta olmak, tedavi etmek gibi. birleş isim ik * Birleş kelime biçiminde belirli kurallar içinde kalı mıisim: Aslanağ , başehir, kaptı , gecekondu ik plaş ş zı ş kaçtı gibi. birleş kap ik * Alt tarafı birleş ndan tirilmiş kaplardan her biri. birleş kaplar ik * Alt tarafları değ ik boyut ve kesitlerde borularla birleş ndan iş tirilmiş sistem. birleş kelime ik * Ses düş mesi, ses türemesi, kelime türünün değmesi, üzerindeki ekin görevini kaybetmesi veya anlam iş kayması dolayıyla araları ek girmeyerek kalı mıiki veya daha çok sözden oluş kelime: pazartesi (< pazar sı na plaş ş an ertesi), hissetmek (< hiss etmek), ayakkabı ayak kabıdelikanlı (< ), (<deli kanlı kaptı (< kaptı ), kaçtı kaçtı gibi. ) birleş oturum ik * Bir arada yapı oturum. lan birleş oy pusulası ik * Seçime katı bütün partilerin adayları ayrı gösteren oy pusulası lan nı ayrı . birleş zaman ik * Yalı zamanlı çekimli bir fiilin -di (i-di), -miş n ve (i-miş -se (i-se) gibi ek fiil eklerinden birini alarak ,), bildirdiğzaman: Sevdiydi (sevdi-y-di <sevdi+i-di), sevecekmiş i (sev-ecek-miş sev-ecek + i-mişsev-er-se (sev-erse < ) < sev-er + ise) gibi. birleş ilme * Birleş ilmek işveya durumu. i birleş ilmek * Birleş iş lmak, bir araya gelinmek, buluş mek i yapı ulmak. birleş im * Birleş iş mek i. * Bir meclisin bir gün içindeki toplanmaları , inikat. * Döllenmek için erkekle dişhayvanı bir araya gelmesi. i n * Birleş iş mek i. birleş değ me eri

birleş me

* Basit bir cismin bir atomu ile birleş ebilecek olan hidrojen atomların en yüksek miktarı nı . birleş mek * Ayrı tek bir bütün durumuna gelmek. iken * Buluş bir araya gelmek. mak, * Uyuş aynı mak, görüş olmak. te * Aynı amaç çevresinde toplanmak. * Kaynaş mak. * Cinsel iliş bulunmak. kide birleş tirici * Birliğsağ i layan. * Uzlaş mayı layan. sağ * İ veya daha çok nesnenin birleş ki mesini sağ layan. birleş tirme * Birleş tirmek işveya durumu. i birleş tirmek * Bir araya getirmek. birli birlik *İ skambil, domino gibi oyunlarda bir iş aretini taş kâğ veya pul, as. ı yan ı t * Tek, bir olma durumu, vahdaniyet. * Bir taneden oluş , bir tane alabilen. muş * Birleş , bir arada olma durumu, vahdet. miş * Bağlı benzerlik, bağ , vahdet. lı k, lantı * Belli bir topluluğ yararları korumak için kurulmuş un nı dernek. * Askerlikte bölük, tabur, alay gibi bir bütün sayı topluluk. lan * Konunun bir ana düş çevresinde toplanması ünce . * Bölünmezliğiçeren yalı bütün. i n * En büyük değ erdeki nota, dört dörtlük.

birlik olmak * bir işyapmak için anlaş i mak. birlikte * Bir arada, beraberce. * Yanı beraberinde. nda, birliktelik * Birlikte olma durumu. birlikten kuvvet doğ ar * toplu veya beraber davranmak daha büyük güç sağ lar. birsam birtakı m birun * Osmanlı sarayı Harem dairesinin ve Enderun'un dında kalan bölüm. nda ş ı biryan * Tandı susuz piş rda irilen kebap. * Sanrı , halüsinasyon. * Belirsiz olarak çokluğ anlatı(nitelediğisim çokluk biçimde olur), kimi, bazı u r i .

biryan pilâvı * Biryan yağile piş ı irilen pilâv.

biryan yağ ı * Tandı susuz piş rda irilerek yapı kebaptan çı yağ lan kan . biryancı * Biryan yapan veya satan kimse. bisiklet * Tekerleğ ayakla çevrilmesiyle hareket eden iki tekerlekli taş çiftteker. in ı t,

bisiklet yolu * Trafikte bisikletlerin geçmesine ayrı ş yol. lmıdar bisikletçi * Bisikletle spor yapan kimse, çifttekerci.

bisikletçilik * Bisikletle yapı spor, çifttekercilik. lan * Bisiklet satma, onarma iş i. bisikletli * Bisikleti olan.

bisikletsiz * Bisikleti olmayan. bisküvi * Un, süt, ş veya tuzla yapı ince, gevrek kuru pasta türü. eker lan bismillâh * "Allah'ıadı anlamı bir işbaş n ile" nda, e larken söylenen veya ş ı korku gibi duyguları aş rma, belirten söz.

bismillah demek * bir iş uğ olması i ile baş e urlu dileğ lamak. bistro bisturi * Neş ter. bisülfat bisülfür biş ek biş i * Çörek, tatlı ekmek türü. bir bit * Yarı kanatlı alt takı na giren, insan ve memeli hayvanlarıvücudunda asalak olarak yaş böcek, m lar mı n ayan kehle (Pediculus). bit kadar bit otu * en küçük, en ufak, çok küçük. * Sı racagillerden, birçok çeş bulunan ve kuzey yarı kürede yetiş bir bitki. itleri m en * Hidrojenli sülfatlara verilen ad. * Molekülünde iki kükürt atomu bulunduran birleş ik. * Yayıdövmede kullanı araç. k lan * İ kahve, küçük lokanta. çkili

* Bitlere karşkullanı bir madde. ı lan bit yeniğ i * Bir iş gizli kalmıkötü ve aksak yanı kulu bir nokta. in ş , kuş bîtap * Bitkin, yorgun.

bîtap düş mek * çok yorulmak, yorgun düş mek. bîtaraf * Yansı tarafsı z, z.

bîtaraflı k * Yansıolma durumu, yansı davranı z zca ş . bitek bitelge bitevi biteviye * Aynı biçimde, sürekli olarak. biteviyelik * Aynı biçimde sürüp gitme durumu. bitey * Bitki örtüsü, flora. * Bol ve iyi bitki yetiş tiren, verimli (toprak), mümbit. * Toprağ bitki yetiş ı n tirme gücü. * Bkz. biteviye.

biti kanlanmak * sıntı kı içinde yaş bir kiş ayan i para ve varlıyönünden güçlenmek. k bitik * Yorgunluk veya hastalı gücü kalmamı ktan ş . * Durumu kötü, fena. * Yapık, dolaş ş ı ı k,ekli. bitiklik bitim * Bitmek iş i. * Son, nihayet, münteha. bitimli * Sonu olan, sonlu. bitimsiz bitirilme * Sonu olmayan, sırlandılı belirlenmeyen, namütenahi. nı rı p * Bitirilmek durumu. * Bitik olma durumu.

bitirilmek * Bitirmek iş konu olmak. ine

bitirim

* Çok hoş giden (kimse, yer). a * Barbut oynatı yer, kahve, kumarhane. lan * Yaman, zeki, çok beğ enilen.

bitirim yeri * Kumarhane. bitirimci * Barbut kahvesi iş leten, barbut oynatan kimse.

bitirimhane * Kumar oynanan yer, kumarhane. bitiriş yemi * Et üretimi için beslenen hayvanlara belirli bir devreden itibaren besi sonuna kadar yedirilen ve enerji değ eri daha yüksek olan karma yem. bitirme * Bitirmek işitmam, mezuniyet. i, bitirme fiili * Etmiş biçimindeki sı fat-fiille ve olmak yardı sı yapı ve fiilin, yardı fiilin iş ettiğzamandan mcıyla lan mcı aret i önce olup bittiğ anlatan birleş fiil. ini ik bitirmek * Bitmesini sağ lamak,sona erdirmek, tüketmek, tamamlamak, sonuçlandı rmak. * Güçsüz düş ürmek, bitkin duruma getirmek, yormak. * Onulmaz duruma getirmek, mahvetmek. * Bir bilim dalı veya baş bir alanda bilginin doruğ ulaş ş nda ka una mı(kimse). * Bilgili, açı kgöz. bitiş * Bitmek işveya biçimi, bitme, sona erme. i bitiş ik * Birbirine dokunacak kadar yakı mıveya yan yana olan. nlaş ş * Yandaki ev, komş u. * Yan, yandaki.

bitirmiş

bitiş çanak yapraklı ik lar * Çanak yaprakları birbirine bitiş bulunan bitkiler. miş bitiş taç yapraklı ik lar * Taç yaprakları birbirleriyle yandan bitiş olan bitkiler. ik bitiş iklik bitiş imli bitiş ken * Kelime üretim ve çekiminde ekler getirilirken kökü veya gövdesi değikliğ uğ iş e ramayan (dil), iltisakî. bitiş dil ken * Kelime kökleri değ meyen, eklerle türetilen dil. iş bitiş kenlik * Bitiş olma durumu. ken * Bitiş olma durumu. ik * Bitiş ken.

* Yeni bir kelime türetmek için köklere ek getirme özelliğ i. bitiş me * Bitiş iş ittisal. mek i, bitiş mek * Birbirine dokunacak kadar yanaş mak.

bitiş tirme * Bitiş tirmek iş i. bitiş tirmek * Bitiş mesini sağ lamak. bitki * Bulunduğ yere kökleriyle tutunup geliş döl veren ve hayatı tamamladı sonra kuruyarak varlı u en, nı ktan ğ ı sona eren, yosun, ot, ağ gibi canlı n genel adı aç ları , nebat. bitki bilimci * Bitki bilimiyle uğ an, bitki bilimi uzmanı raş , botanikçi. bitki bilimi * Bitkileri inceleyen bilim kolu, botanik. bitki bitleri * Bitkiler üzerinde yaş ayan, kı z böceğ ağ biti, çiçek veya fidan biti gibi böceklerin ortak adı rmı i, aç . bitki coğ rafyası * Yeryüzünün bitki örtüsünü ve bu örtünün çevreyle ilgisini inceleyen coğ rafya bilimi. bitki örtüsü * Bir bölgede yetiş bitkilerin topu, bitey, flora. en bitki patalojisi * Bitki hastalı nı kları inceleyen bilim dalı . bitki sütü * Süt görünüş ünde bitki öz suyu.

bitki topluluğ u * Benzer doğ olaylara ve yaş koş na uymuşbelirli bir görünüş ş al ama ulları , almıbitkilerin bir araya gelmiş durumu. bitkici bitkicilik * Bitki yetiş tirme iş i. bitkileş me * Bitkileş işveya durumu. mek i bitkileş mek * Bitki durumuna gelmek. bitkimsi * Bitkiye benzer, bitkiyi andır. rı * Bitki yetiş kimse. tiren

bitkimsi hayvanlar * Mercan, sünger gibi bitki görünümünde olan hayvanlar. bitkin

* Gücü tükenmiş olan, çok yorgun. bitkinlik * Bitkin olma durumu. bitkisel * Bitki ile ilgili, bitki cinsinden olan; bitkiden elde edilen, nebatî.

bitkisel hayat * Hastalıveya kaza sebebiyle bilinçsiz ve hareketsiz duruma gelen kiş hayatı k inin . bitkisel kazein * Küspe ve sı yağ kları elde edilen azotlu madde. vı artı ndan bitkisel yağ * Bitkilerden değik yöntemler kullanı elde edilen yağ iş larak . bitleme bitlemek bitlenme * Bitlemek iş i. * Birinin bitlerini ayı klamak. * Bitlenmek iş i.

bitlenmek * Üzerinde bit üremek. * Kendi bitlerini ayı klamak. bitler * Kanatlı alt sıfı giren, ağ yapı sokup emmeye elveriş memelilerde yaş ve kanla beslenen bir lar nı na ı ları z li, ayan böcek takı . mı bitli * Üstünde bit bulunan. * Cimri. bitli (veya kurtlu) baklanıda kör alısı n cı olur * işyaramaz da olsa, her ş isteklisi bulunduğ anlatı e eyin unu r. bitli kokuş * üstü başkirli, vücut temizliğ bakmayan (kadı ı ine n). Bitlis köftesi * Yağz kı köftelik bulgur, pirinç, yağnar, yumurta ve baharat kullanı hazı sı yma, , larak rlanan ceviz büyüklüğ ünde bir yemek. bitme bitmek * Bitmek iş i. * Tükenmek. * Sona ermek. * Çok yorulmak, güçsüz kalmak, çok zayı flamak. * Çok sevmek, bayı lmak, beğ enmek. * Bitki, tüy, saç gibi ş için, çıp yetiş eyler kı mek. * Beklenmedik zamanda ortaya çı kmak.

bitmek

bitmek tükenmek bilmemek

* bir türlü sonu gelmemek, eksilmemek. bitmez tükenmez (veya bitip tükenmez) * hiç bitmeyen, sonu gelmeyen, uçsuz bucaksı z. bitmiş i bitnik * pazarlı bir ş son fiyatı kta eyin .

* Genel davranı ve hı ş ları rpanî giysileri ile toplum hayatı kopma eğ gösteren ve toplum dında bir ndan ilimi ş ı yaş sı genç. antı olan bitpazarı * Eski eş n alıp satı ğpazar. yanı nı ldı ı bittabi bitter * Bir çeş acı it bira. * Bir çeş ardırakı. it ç sı * Acı çikolata. bitüm * Keskin bir koku, alev ve koyu duman çı kararak yanan, karbon ve hidrojen bakı ndan çok zengin tabiî mı yakımaddelerinin genel adı sakı. t , yer zı * Yol kaplaması kâğ ve çatı n su geçirmez duruma getirilmesinde, kömür tozundan briket yapı nda nda, ı t ları mı vb. kullanı tabiî ıda katı unluğ bire yakı koyu kestane renginde madde. lan, sı , yoğ u n, bitümleme * Bitümlemek iş i. bitümlemek * Belirli bir kalı kta bitüm ile örtmek. nlı bitümlü bîvefa * Sevgisine bağ olmayan, vefası lı z. biyaprak biye biyel biyelcik * Küçük biyel, küçük hareketli çubuk. biyeli biyesiz * Biye geçirilmiş , biyesi olan. * Biyesi olmayan, biye geçirilmemiş olan. * Yaprakları halka diziliş daha çok akvaryumlarda bulundurulan su bitkisi. li, * Genellikle giysinin yaka, kol, etek çevresine kendi kumaş ı veya baş kumaş geçirilen ince ş ndan ka tan erit. * Makinelerde, bir ucu pistona, öbür ucu volanı çeviren kaldı geçirilmiş raca bulunan hareketli çubuk. *İ çinde bitüm bulunan veya bitümün bütün özelliklerini gösteren. * Doğ olarak, tabiatı tabiî, elbette. al ile,

biyoelektrik * Canlı klarıürettiğelektrik. varlı n i

biyoelektronik * Moleküler biyolojinin hücrelerin yapına giren moleküller arası geçerli elektrostatik güçlerini inceleyen sı nda bölümü. biyoenerji * Biyokütlenin kimyasal dönüş ümüyle elde edilen enerji. biyofizik biyogaz * Ahı r gübresinden elde edilen yanı gaz, gübre gazı cı . biyograf biyografi * Hayat hikâyesi yazarı . * Hayat hikâyesi, tercüme-i hâl, hâl tercümesi. * Fizyolojide geçen fiziksel olaylarıbilimi, biyolojik fizik. n

biyografik * Biyografi ile ilgili. biyojeografi * Bitki ve hayvanları yeryüzü üzerindeki dağ mı ve bunun sebeplerini inceleyen bilim, biyoloji n ı nı lı coğ rafyası . biyokatalizör * Canlı dokuları hepsinde çok az bulunan ve hayat için gerekli kimyasal tepkimeleri uyandı veya n ran kolaylaşran madde. tı biyokimya * Hücreden en geliş organa kadar canlı miş dokuları inceleyen ve bunları turan maddeleri araşran bilim oluş tı dalı . biyolog * Biyoloji ile uğ an kimse, biyoloji uzmanı raş . biyoloji biyolojici biyolojik * Bitki ve hayvanları doğ geliş üreme gibi yaş ş n ma, me, ayıevrelerini inceleyen bilim, dirim bilimi. * Okulda biyoloji dersini veren öğ retmen. * Biyoloji ile ilgili, dirimsel, dirim bilimsel.

biyometeoroloji * Canlı üzerinde hava olayların etkisini inceleyen bilim. lar nı biyonik * Biyoloji ve elektronikle ilgili olan. * Dirim kurgu. * Mikroskopta yapını sı incelemek amacı canlı bir doku parçası yla dan alma.

biyopsi

biyopsi yapmak * parça almak. biyosfer * Üzerinde hayat olan yeryüzü bölgesi.

biyoş imi biyotit biz

* Organ dokuları ndaki kimyasal olayları inceleyen kimya kolu. * Bir çeş kara renkli mika. it * Çoğ birinci kişzamiri. ul i * Resmî konuş mada, bazen teklik birinci kiş i zamiri ben yerine kullanı lı r. * (bazı yazarlar için) Ben zamirinin yerine kullanı lı r.

biz araç, tı ğ .

* Katı ş dikerken iğ geçirecek yeri delmek için kullanı çelikten yapı şsivri uçlu ve ağ saplı bir eyi ne lan, lmı , aç

* Maraş inde kalı karton parçaların iğ kı iş n nı neyi rmaması sağ nı lamak ve delik delmek iş leminde kullanı lmak üzere hazı rlanmıtahta saplı ş , ince sivri uçlu bir tür çuvaldı z. biz * Ülkemiz suları yaş bir mersin balı türü, ş (Acipenser nudiventris). nda ayan ğ ı ip

biz attıkemik diye, el kaptı diye k ilik * bizim işyaramaz diye vazgeçtiğ e imizi baş kaları erli buldu. değ biz bize * Yalnıbiz, aramı yabancı kimse olmaksın. z zda bir zı

biz bize benzeriz * aramı fark yok, özelliklerimiz veya tutum ve davranı mıaynır. zda ş ları z dı biz kı kiş birbirimizi biliriz rk iyiz, * birbirimizi çok yakı tanız; onun öyle bir üstün durumu olmadını ndan rı ğ biliriz. ı bîzar * Tedirgin, bezmiş , usanmı bezginlik getirmiş ş , .

bizar etmek * tedirgin etmek, usandı rmak. bizar olmak * usanmak, bı kmak. bizatihi bizce * Kendiliğ inden, kendinden, özünden, kendisi. * Bize göre.

bizcileyin * Bizim gibi. bizden * Bizim tarafı zda olan (kimse). mı bizdenlik * Bizden olma durumu.

bize de mi lolo? * iş içinde bir iş in olduğ bilmez miyiz sanı unu yorsunuz?. bizim gelin bizden kaçar, tutar ellere baş açar ı nı * bize yabancı duran yakımı dostumuz, akrabamıbaş nı z, z kaları rahatça içtenlikle, yardı eder. na m

bizimki

* Bizim olan, bizimle ilgili olan. * Kadı n kocaları nları ndan, kocalarıkarı ndan söz ederken kullandı söz. n ları kları * Yakıçevremizde olan bir kimseden söz ederken kullanı n lı r. * Bizlemek iş i. * Ucu çivili değ nekle hayvanı dürtmek. * Ucu çivili değ nek.

bizleme bizlemek bizlengiç bizmut

* Atom sayı 83, atom ağ ğ209 olan, 271,3° C de eriyen, yoğ sı ı ı rlı unluğ 9,8 olan, kılı beyaz renkli, u zı msı kılgan ve katı element. Kı rı bir saltması Bi. * İ olarak kullanı ve ası lâç lan l maddesi bizmut olan karım. ş ı bizon bizzat * Kendi, kendisi, ş ahsen. blâstulâ blender blok * Yumurta hücresi embriyon olurken morulânı geliş içi boş n erek yuvarlak biçime girmesi durumu, morulâ. * Piş irmeden önce malzemeyi kesip karı ran elektrikli alet. ş tı * Amerika'da yaş bir cins hörgüçlü yaban öküzü. ayan

* Kocaman ve ağ kitle. ı r * Birden çok bölümü bir araya getirilmiş olan, bir bütün oluş turan. * Politik çı karları sebebiyle birlik kuran devletler topluluğ u. * İ resim veya yazı ı konulan karton kap. çine kâğ tları * Birbirine bitiş büyük yapı ik lar. * Voleybolda, file üstünde karşoyuncunun topu sert vururken, önünde iki veya üç kiş elleri ile ı inin oluş turdukları perde. blok inş aat * Birbirine bitiş yapı yapı ik lan lar. blokaj * Bloke etmek iş i. * Hareketine engel olma, hareketini durdurma. * Sivri taş n toprak zemine dikine çakı ları larak, üzerine beton dökülmesiyle yapı dolgu. lan * Bankacı bir varlın yetkili otoritelerin izni olmadan sahibi tarafı kullanı lı kta ğ ı ndan lamaması durumu. * Kullanı lması önlenmişel konulmuş , .

bloke

bloke çek * Keş tarafı anlaş ideci ndan mazlın çözümüne kadar ödemenin durdurulduğ çek türü. ğ ı u bloke etmek * kullanı nı lması önlemek amacı el koymak. yla * savaş durumundaki bir ülkenin dıülkelerle iliş ş kisini engellemek. * kapatmak, durdurmak. * (futbolda kaleci) topu yakalamak. bloklaş ma

* Bloklaş iş mak i. bloklaş mak * Blok durumuna gelmek. bloknot bloksuz * Yaprakları kolayca çı labilecek biçimde yapı ş defteri. kartı lmınot * Hiçbir bloka girmemiş olan; bağ sı lantız.

bloksuzluk * Bloksuz davranma, bağ sı k. lantızlı blöf *İ skambil oyunları elindeki kâğ nda ı olduğ tları undan baş gösterme davranı. ka ş ı * Karş ndakini yanı ı sı ltarak veya yı rarak bir iş caydı için söylenen ası z söz veya takılan aldatı ldı ten rmak lsı nı cı tavıkuru sı. r, kı blöf yapmak * karş ndakini yanı ı sı ltarak veya yı rarak bir iş caydı için aslı ldı ten rmak olmayan söz söylemek veya aldatı cı tavı nmak. r takı blöfçü blûcin * Giysi yapı bir tür mavi, kaba pamuklu kumaş lan . * Bu kumaş yapı (giysi). tan lan blûm * Bir tür iskambil oyunu. blûz boa * Vücudun üst bölümüne giyilen, genellikle ince kumaş yapı veya iplikten örülen kadıgiysisi. tan lan n * Boagillerden, yalnıGüney Amerika'da yaş z ayan, zehirsiz, çok iri, güçlü bir yı (Boa constrictor). lan * Kadı n boyunları aldı yı biçiminde dar ve uzun kürk, boyun kürkü. nları na kları lan * Blöf yapan (kimse).

boagiller

* Avları yutmadan önce uzun gövdeleriyle sarısı nı p karak boğ ve ezen sarı yı an lgan lanları kapsayan zehirsiz yı lanlar familyası . boalar bobin * Sürüngenler sıfın, yı nını lanlar takı nıbir bölümü. mın

* Makara. * Fotoğ filmi rulosu. raf * (kâğ ve karton için) Tampon silindiri veya mihver boru etrafı sarı ş ıveya kartonun sürekli ı t na lmıkâğ t uzunluğ u. *İ çinden elektrik akı geçebilen yalı ş ile bu telin, makara tiresi gibi sarıbulunduğ silindirden mı tı tel lmı lı u oluş aygı an t. bobin kıcı rı * Dağ k iplik bobinlerini düzelten ve boyamaya elveriş biçime getiren makinede çalı (kimse). ı nı li ş an bobinaj * Bir filmi veya mı slı ağbir makaradan baş bir makaraya sarma. knatı kuş ı ka boca

* Geminin rüzgâr almayan yanı , rüzgâr üstü, orsa veya rüzgâr üstü karş , poca. ı tı boca alabanda * Boca etme komutu. boca etmek * geminin baş bocaya rüzgâr almayan tarafa çevirmek. ı nı * (birden çevirip) boş altmak, dökmek. bocalama * Bocalamak iş i. bocalamak * (gemi) Rüzgâra karşgidemeyerek sürüklenmek. ı * Bir iş tutulması te gereken yolu kestirememek, ne yapacağ bilememek, kararsıolmak. ı nı z bocalatma * Bocalatmak iş i. bocalatmak * Bocalaması yol açmak. na boci * Ağ yük taş ı r ı yarayan, iki kalıve küçük tekerleğolan el arabası maya n i . bocuk * (Ortodokslarca kutlanan) İ n doğ yortusu. sa'nı um * Domuz.

bocuk domuzuna dönmek * çok semiz ve besili olmak. bocurgat * Ağ yükleri çekmek için manivelâ ile döndürülen ve döndürüldükçe, çekilecek ş bağ bulunduğ ı r eyin lı u urganı kendi üzerine saran çı k. krı bodoslama * Gemi omurgasın baş kıtarafı yukarı uzanan ağ veya demir direklerden her biri. nı ve ç ndan ya aç bodoslama * Bodoslamak iş i. bodoslamadan * Ön taraftan, baş taraftan. bodoslamak * Açı klamak, belirtmek, ileri sürmek. bodrum * Bir yapın yol düzeyinden aş ı kalan bölümü. nı ağ da

bodrum gibi * basıtavanlı k , genellikle güneş görmeyen (oda). bodrum katı * Bir yapın zemin katın altı olan ve oturulabilen en alt katı nı nı nda . boduç bodur * Ağ veya topraktan yapı ş aç lmıküçük testi. * Enine göre boyu kı ve tı sa knaz.

bodur kalmak * boyu uzamamak. * geliş memek. bodur pas * Arpa yaprakları yerleş ve seyrek olarak yurdumuzda da görülen ilkel mantar (Puccinia hordei). na en * Bu mantarı yol açtı hastalı n ğ ı k. bodur tavuk her gün (veya her dem) piliç * kı boylular oldukları daha genç görünürler. sa ndan bodurlaş ma * Bodurlaş işveya durumu. mak i bodurlaş mak * Bodur duruma gelmek. bodurluk * Bodur olma durumu. Boğ a boğ a boğ gibi a * Zodyak üzerinde, Koç ile İ kizler burçları nda yer alan burcun adı arası , \343 Zodyak. * Damı k erkek sır. zlı ğ ı * çok güçlü görünen, vücudu iyi geliş (delikanlı miş ).

boğ güreş a i * Daha çok İ spanya ve Meksika'da, özel olarak yetiş tirilmiş ayı boğ yenmek amacı yapı gösteri. yla lan boğ ada * Küllü veya sodalı ile çamaş yı su ı kama. r * Yı kanmak üzere hazı rlanmıçamaş n üzerine sı kül suyu süzme iş ş ı rı cak i. * Anjin. * Boğ olarak kullanı için ayrı bir yaş a lmak lan ı yukarı ndan erkek sır. ğ ı

boğ ak boğ k alı

boğ otu an * Düğ çiçeğ ün igillerden, özellikle kökünde akonitin adı bir zehir bulunan bitki, kurtboğ otu (Acunitum nda an napellus). boğ anak boğ asak * Boğ gelmiş aya veya boğ isteyen inek. a boğ asama * (inek) Boğ asamak iş i veya durumu. boğ asamak * (inek) Boğ istemek veya boğ gelmek. a aya boğ ası * İ bez, astar. nce * Sağ anak, bora.

boğ çekmek aya * (inek) boğ ile cinsel iliş bulundurmak, keleye çekmek. a kide boğ az * Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluş turan organlar, imik. * Ş e, güğ gibi kaplarda ağ yakıdar bölüm. iş üm za n * İ dağ nda dar geçit, derbent. ki arası * İ kara arası ki ndaki dar deniz. * Yiyeceğiçeceğsağ i i lanan kimse. * Yeme içme. * Yedirip içirme yükümü, iaş e.

boğ açmak az * ağ n dibini kazarak toprağkabartmak. açları ı boğ boğ (veya gı gı a) gelmek az aza rtlak rtlağ * zorlu kavga etmek. boğ derdi az * geçim için uğ ma. raş * yemek piş irme, hazı rlama sıntı . kı ları boğ dokuz boğ az umdur * bir söz iyice düş ünmeden söylenmemelidir. boğ durmaz az * yeme içme ihtiyacın baş ihtiyaçlar gibi geri bı lamayacağ anlatı nı ka rakı ı nı r. boğ içinde kavga var az * aş bir biçimde açlını ı rı ğ gidermeye çalı ı ş anlar için söylenir. boğ kavgası az * Geçim için yapı didinme. lan boğ meselesi az * Geçim derdi. boğ ola az * "afiyet olsun, yarası bereketli olsun" anlamı yemek yiyenlere söylenir. n, na, boğ olmak az * boğ ağmak. azı rı * imrenmekten boğ şmek. azıiş boğ tokluğ az una * ayrı ücret verilmeden yalnıkarnı doyurarak. ca z nı boğ açı azı lmak * iş artmak. tahı boğ düğ azı ümlenmek * üzüntüden boğ tı azıkanmak. boğ inmek azı * bademcikleri şmek, iltihaplanmak. iş boğ iş azı lemek * durmadan bir ş yemek. eyler boğ kurumak azı * çok susamak.

boğ na bir yumruk tı azı kanmak (veya gelip oturmak) * konuş amaz olmak, sesi çı kmamak. boğ na dikkat etmek azı * yiyeceğ içeceğ özen göstermek. ine, ine boğ na dizilmek azı * (üzüntü, kaygı sebeplerle) isteksiz yemek, iş kesilmek. gibi tahı boğ na durmak azı * yediğş yutamamak. i eyi boğ na düş azı kün * yiyip içmeyi çok seven (kimse). boğ na indirmek azı * fazla ve geliş igüzel yemek. boğ na kadar azı * pek çok, lüzumundan fazla, aş ölçüde. ı rı boğ na sarı azı lmak * üstüne yürümek. boğ nda düğ azı ümlenmek * söylemek istediğ heyecan veya üzüntü yüzünden diyememek. ini boğ nda kalmak azı * ağ ndaki lokmayı zı üzüntü dolayıyla yutamaz duruma gelmek. sı boğ ndan artı azı rmak * yiyeceğ inden kıp parası artı sı nı rmak. boğ ndan geçmemek azı * sevdiğbir kimsenin yokluğ veya yoksulluğ dolayıyla bir yiyeceğyalnıbaş yemekten üzüntü i u u sı i z ı na duymak. boğ ndan kesmek azı * yiyip içmede çok tutumlu davranmak. boğ nı azı doyurmak * karnı doyurmak. nı boğ nı azı sevmek * yiyip içmeye düş olmak. kün boğ nıkmak azı sı * bunaltmak, sıntı kı vermek. boğ nı rtmak azı yı * olanca gücüyle bağ ı rmak. boğ azkesen * Bir boğ savunmak için deniz kısı yapı hisar. azı yında lan boğ azlama * Boğ azlamak iş i. boğ azlamak * Hayvan veya insanı azı keserek öldürmek. boğ ndan * Gaddarca, kan dökerek öldürmek.

boğ azlanma * Boğ azlanmak iş i. boğ azlanmak * Boğ azlamak iş konu olmak veya boğ ine azlamak iş lmak. i yapı boğ ma azlaş * Boğ mak iş azlaş i. boğ mak azlaş * Birbirini boğ azlamak veya kı ya dövüş yası mek. boğ azlatma * Boğ azlatmak iş i. boğ azlatmak * Boğ azlamak iş yaptı ini rmak. boğ azlı * Boğ olan. azı * Çok yemek yiyen, yemek isteğçok olan, iş . i tahlı boğ z azsı * Boğ olmayan. azı * Çok az yemek yiyen, iş z. tahsı boğ durma * Boğ durmak iş i. boğ durmak * Boğ iş yaptı mak ini rmak. boğ durtma * Boğ durtmak iş i. boğ durtmak * Boğ durmak iş birine yaptı ini rmak. boğ durulma * Boğ durulmak iş i. boğ durulmak * Boğ durmak iş lmak. i yapı boğ ma * Boğ iş mak i. * İ dut, kuru üzümün mayalandı sonra ilkel araçlarla damı ncir, ktan tı yla elde edilen, alkol derecesi düş lması ük bir tür rakı . boğ maca * Çoğ unlukla çocuklarda nöbet nöbet öksürüklerle görülen bulaş bir hastalı ı cı k.

boğ macalı * Boğ macaya tutulmuş olan (kimse). boğ mak * Bir canlı, soluk alması engel olarak öldürmek. yı na * El, ip veya benzeri ile bir ş çepeçevre sı eyi kmak. * Silik bir duruma getirmek, bastı rmak. * Tamamı kaplamak, sarmak. yla * Peş e yapmak, bir kimseyi bir ş fazlası eriş peş eyin na tirmek veya uğ ratmak. * (motorlu taş ı tlarda) Fazla yakımotoru çalı duruma getirmek. t, ş maz

* Bir durumu baş bir durum yaratarak örtmeye çalı ka ş mak. * Geliş mesine engel olmak. * (renkler için) Uygun düş memek. * Bunaltmak. boğ mak * Boğ yeri. um

boğ boğ mak mak * boğ boğ um um. boğ maklı * Boğ makları olan. boğ maklı kuş * Toygar kuş unun bir türü. boğ ucu * Boğ özelliğolan. ma i * Solunumu güçleş tiren. * Çok sı sıntı cak, kı veren. * Kılmı(ses). sı ş boğ boğ uk uk * Boğ bir biçimde, kık kık. uk sı sı boğ uklaş ma * Boğ mak iş uklaş i. boğ uklaş mak * (Ses) Boğ duruma gelmek, kıklaş uk sı mak. boğ boğ ula ula * Boğ ulacakmıgibi, boğ bir biçimde. ş uk boğ ulma * Boğ ulmak iş i.

boğ uk

boğ ulmak * Boğ iş konu olmak. mak ine * Havası ktan ölmek. zlı * Bunalmak. boğ um * Boğ ulmuşsılmıyer. , kı ş * Parmak veya kamısaz gibi bitkilerin şkince bölümü. ş , iş * İ damarlarıveya sinirlerin yumak gibi toplandı yer. nce n ğ ı

boğ boğ um um * Çok boğ umlu. boğ umlama * Boğ ulmak iş i. boğ umlamak * Boğ durumuna getirmek. um boğ umlanma * Boğ umlanmak iş i.

* Ciğ erlerden gelen havanı ağ ve burundaki çeş nokta ve bölgelerde engellemeye uğ n, ı z itli rayarak ses olarak çı , telâffuz. kması boğ umlanma bölgesi * Ağ boş unda seslerin oluş u çeş bölgelerden her biri. ı luğ z tuğ itli boğ umlanma noktası * Ağ boş unda seslerin oluş u noktalarıher biri, çı mahreç. ı luğ z tuğ n kak, boğ umlanmak * Boğ oluş boğ boğ olmak. um mak, um um * Bir ses çı karmak için ses yolunun herhangi bir yerinde daralma veya kapanma olmak. boğ umlu boğ untu * Boğ olan. umu * Zor soluk alma. * Sınt ı kı . * Bir ş değ eyi erinden çok yükseğ satma iş vurgunculuk, ihtikar. e i,

boğ untuya getirmek * birini bunaltış ı p aş rtmak yolu ile kendisinden, bir iş veya mal karşğolarak çok miktarda para çekmek. ıı lı boğ unuk * Kık, boğ sı uk. * Sınt ı kapalı kı lı , , donuk. * Boğ mak iş uş i.

boğ ma uş

boğ mak uş * Birbirinin boğ na sarı azı lmak, dövüş mek. * İ ip kakı tiş ş mak. boğ ulma uş * Boğ ulmak işveya durumu. uş i boğ ulmak uş * Boğ mak işyapı uş i lmak. bohça * İ çamaş elbise gibi ş koyup sarmaya yarayan dört köş kumaş çine ı r, eyler e . * Ufak ve seçme tütün dengi.

bohça böreğ i * Bohça biçiminde sarı bir çeş börek. lan it bohçacı * Bohça içinde dokuma eş gezdirip satan kadı ya n. bohçacı lı k * Bohçacın iş nı i. bohçalama * Bohçalamak iş i. bohçalamak * Bir ş bohça içine koyup sarmak. eyi * Güreş rakibin kol ve ayakları üst üste getirerek kı ldayamaz hâlde alttan kavrayıkucaklamak. te nı mı p bohçası koltuğ almak nı una

* kendi isteğ ayrı iyle lmak. bohçası koltuğ vermek nı una * kovmak, iş son vermek. ine bohçası toplamak nı * eş nı yası toplamak. bohem * Yarını ünmeden günü gününe tasası derbeder bir yaş şolan edebiyat ve sanat çevresinden (kimse nı düş z, ayı ı veya topluluk). bohem hayatı * Baş yaş ş ı boş ayı . bok * Dı . ş kı * (kaba konuş mada) Hor görülen, tiksinilen. * Güç durum.

bok atmak * (birine) leke sürmek, kara çalmak. bok böceğ i * Kıkanatlı n lardan, genellikle otçul memeli hayvanlarıgübrelerinde yaş ve bokla beslenen böcek n ayan (Geotrupes stercorarius). bok canı olsun na * bılan, kötülüğ görülen ş kı ü eylere karşbir sövgü sözü olarak söylenir. ı bok etmek * (bir iş bir ş bozmak, berbat etmek. i, eyi) bok karı rmak ş tı * bir işbozacak biçimde davranmak. i bok püsür * hoşgitmeyen, can sı ş ve onun ayrı ve pürüzleri. a kan ey ntı bok üstün bok * çok kötü, çok berbat. bok yedi baş ı * burnunu her işsokan, her işkarı e e ş an. bok yemek * yakıksıbir iş ş z ı yapmak. bok yemek düş mek * birinin bir iş karı e ş maması , burnunu sokmaması gerekir. bok yemenin Arapçası * yakıksı ğ büyüğ ş zlın ı ı ü. bok yoluna gitmek * yararsı gereksiz bir ş uğ yok olmak. z, ey runa boka nispetle tezek amberdir * çok kötü bir ş yanı ondan daha az kötü olanı eyin nda, güzel görünür. boklama * Boklamak iş i.

boklamak * (bir yeri veya bir iş Kötü bir duruma getirmek. i) boklanma * Boklanmak durumu. boklanmak * Kötü bir duruma gelmek, pislenmek. boklaş ma * Boklaş durumu. mak boklaş mak * Kötü bir duruma girmek. boklu bokluk * Boku olan; pis. * Pislik. * Kötü durum. * Belirli kurallara uyularak yapı yumruk dövüş yumruk oyunu. lan ü, * Korindon. boksör * Boks oynayan kimse, yumruk oyuncusu.

boks boksit

boksörlük * Boksörün işveya mesleğ i i. boktan * temelsiz, derme çatma, yararsı z.

boku bokuna * boş boş yok yere. u una, boku çı kmak * bir iş veya durum tatsı mak. zlaş bokun soyu (veya bok soyu) * kılan veya tiksinilen bir ş karşsövgü olarak söylenir. zı eye ı bokunda boncuk bulmak * birine hak etmediğhâlde çok değ vermek. i er bokunu çı karmak * bok etmek. bokuyla kavga etmek * çok sinirli ve geçimsiz olmak, her ş öfkelenir olmak. eye bol * İ girecek ş boyutları daha büyük veya geniş çine eyin ndan olan, dar karş . ı tı * (nicelik bakı ndan) Olağ mı andan veya alılandan çok, kı ı. ş ı t karş tı * Özel bir cam içinde likör, ş arap, meyve ve maden suyu karı rı hazı ş larak tı rlanan içki.

bol

bol bol

* Fazla, büyük miktarda, sıntı düş kı ya meden.

bol bolamat * Refah, zenginlik, bolluk. bol bulamaç * Bol bol, pek çok. bol doğ ramak * (parası) saçı savurmak. nı p bol kepçe * Servis sı nda yiyeceğbol bol dağ rası i ı tma. * Cömert, eli açı zengin gönüllü. k, bol keseden * bol bol, ölçüsüz, çok. bol paça * Geniş paçalı . * Dökük, saçı apş , ş al. * Bolalmak iş i veya durumu. * Bollaş mak. * Bolarmak iş i veya durumu. bolarmak * Bol duruma gelmek. bolca * Oldukça çok, çokça. * Oldukça geniş . * Kı ve kolsuz kadıceketi. sa n * Ağ ritmli bir İ ı r spanyol dansı . * Bu dansımüziğ n i. * Yahudi kadı. nı

bolalma bolalmak bolarma

bolero

boliçe

Bolivyalı * Bolivya halkı olan. ndan bollanma * Bol duruma gelme.

bollanmak * Bol duruma gelmek, geniş lemek. bollaş ma * Bollaş işveya durumu. mak i

bollaş mak * Bol durumda olmak.

bollaşrma tı * Bollaşrmak iş tı i veya durumu. bollaşrmak tı * Bol duruma getirmek. bollatma * Bol duruma getirme.

bollatmak * Bol duruma getirmek, geniş letmek. bolluk * Bol olma durumu. * Her ş bol olduğ zaman. eyin u * Her ş bol olduğ (yer). eyin u * Fazlalı k.

bolometre * Iş mölçer. ı nı Bolş evik * Bolş eviklik yanlıkimse. sı * Bolş eviklikle ilgili olan. Bolş eviklik * Rusya'da XX. yüzyı ları doğ ve Lenin tarafı geliş l baş nda an ndan tirilen komünist hareket. Bolş evizm * Bolş eviklik, komünistlik. bom bomba * Bir çeş kumar. it

* Canlı cansıhedeflere atı içi yakı ve yıcı veya z lan, cı kı maddelerle doldurulmuş , türlü büyüklükte patlayı, cı ateş silâh. li * Büyük fı veya varil. çı * Bomba biçiminde, kalıdemirden kap. n bomba * Yan yelkenlerin alt yakası gerip açmak için kullanı yatay seren. nı lan

bomba gibi * iyi, sağ göz alı, gösteriş lam, cı li. * iyi hazı rlanmı çok çalı ş renci). ş , ş (öğ mı bomba gibi patlamak * öfkelenerek, birdenbire ve yüksek sesle bağ p çağ ı rı ı rmak. * bir olay birdenbire ortaya çı karak herkesi ş ı aş rtmak. bombacı * Bomba kullanan veya yapan kimse. bombacı lı k * Bombacın işveya mesleğ nı i i. bombalama * Bombalamak iş i. bombalamak

* Belli bir hedefe, çoğ unlukla havadan, bomba atmak. bombalanma * Bombalanmak iş i. bombalanmak * Bombalanmak iş konu olmak. ine bombalatma * Bombalatmak iş i. bombalatmak * Bombalamak iş yaptı ini rmak. bombardı man * Topa tutma. * Bombalama. bombardı etmek man * top ateşveya bomba ile bir yere saldı i rmak. * bir kimseyi ağ sözlerle paylamak. ı r bombardı uçağ man ı * Bombalama iş kullanı uçak. inde lan bombardon * Bandoda en kalısesi veren, pistonlu, nefesli çalgı n . bombe * Ş kin, kabarı tümsekli. iş k, * Ş kinlik, kabarı k. iş klı

bombe bezi * Ayakkabı sayaların burun bölümlerine içten dikilen bir kumaş nı türü. bombeli * Ş kinliğ kabarı ğolan. iş i, klı ı

bombesiz * Bombesi olmayan. bombok * Çok kötü, çok berbat.

bomboş * Büsbütün, tamamen boş . bomboz bon otu niger). bonbon *Ş ş eker erbeti içinde kaynatı üzeri ş lı p ekerle kaplanmımeyve. ş bonbon ş ekeri * Bkz. bonbon. bonboncu * Bonbon yapan veya satan kimse. * Patlı cangillerden, hekimlikte kullanı uyuş lan, turucu ve zehirli, bir veya iki yık otsu bir bitki (Hyoscyamus llı * Çok boz.

bonbonculuk * Bonbon yapma veya satma iş i. boncuk * Cam, taşsedef, tahta, plâstik gibi maddelerden yapı ortası , lan, delik, çoğ yuvarlak ve renkli süs tanesi. u

boncuk boncuk * boncuk gibi yuvarlak taneler durumunda. boncuk fasulye * Bir tür iri taneli fasulye. boncuk gibi * küçücük (göz). boncuk mavisi * Yeş çalan bir mavi. ile boncuk tutkalı * Boncuk biçiminde glüten tutkalı . boncukçu * Boncuk yapan veya satan kimse. boncukçuluk * Boncukçunun işveya mesleğ i i. boncuklanı ş * Boncuklanmak işveya durumu. i boncuklanma * Boncuklanmak iş i. boncuklanmak * Gözyaş çiy, ter boncuk biçiminde yuvarlak taneler oluş ı , mak. boncuklaş ma * Boncuklaş iş mak i. boncuklaş mak * Boncuk biçimini almak. boncuklu * Boncuğ olan, boncukla süslenmiş u . boncukluk * Boncuk olmaya elveriş (nesne). li boncuksuz * Boncuğ olmayan. u bone bonfile * Düz veya kı mlı çeş yumuş kumaş maddeden yapı başk. vrı her it ak vb. lan lı

* Kasaplıhayvanlarda karnıiçinde, bel kemiğ iki yanı aş ı doğ uzanan ve yumuş ğ k n inin ndan ağ ya ru aklı ı dolayıyla beğ sı enilen et bölümü. bonfilelik * Bonfile yapmaya elveriş (et). li

bonjur

* Günaydı n. * Uzun siyah ceketle, çizgili pantolondan oluş erkek giysisi. an * İ yürekli. yi * Eli açı cömert. k,

bonkör

bonkörlük * İ yüreklilik, eli açı k, cömertlik. yi klı bonmarş e *İ çinde her türlü giyim, süs eş oyuncak vb. satı büyük mağ yası lan aza. bono * Belirli bir sürenin sonunda, belirli bir paranı belirli bir kimseye ödeneceğ belirten senet. n, ini bono kı rmak rdı * bir bonoyu, süresi dolmadan, eksiğ paraya çevirmek. ine bono vermek * borç alı ğ gösteren vadeli senedi imzalayıteslim etmek. ndını ı p bonservis * Çalı ğyerden ayrı ş ı tı lı görevini iyi yaptını rken ğ belirtmek amacı birine verilen belge, temiz iş ı. ı yla kâğ dı bop * Poker oyununda, oyuna girmek için ortaya konması gereken en az miktar. bopluk bopstil * Bop tutarı olma. nda * Züppece giyiniş biçimi. * Bu biçimde giyinen kimse. * İlenmemiştaşk, sert, ekilmemiş ş , lı (toprak).

bor bor

* Atom sayı 5, atom ağ ğ10,8 olan, tabiatta bor asidi veya boratlar durumunda bulunan, yoğ sı ı ı rlı unluğ 2.45 u olan basit element. Kı saltması B. bora bora gibi * çok sert, öfkeli, ş iddetli. borak boraks boralı boran * Rüzgâr ş ek ve gök gürültüsü ile ortaya çı sağ yağlı olayı imş kan nak ı hava ş . borani * Bor (I). * Yoğ unlaş ş borik asitten türeyen sodyum tuzu. mıbir * Yağ murlu, sert rüzgârlı soğ havalı ve uk . * Genellikle arkası yağ getiren sert ve geçici yel. ndan mur

* Pirinçli, yumurtalı yoğ ve urtlu ı spanak veya benzeri sebze yemeğ i. borasit * Sert billûr veya yumuş beyaz kütle durumunda bulunan magnezyum boratı ak . borat borazan * Bor asidi ile bir oksidin birleş mesinden oluş tuz. an * Üfleyerek çalı perdesiz çalgı nan, , boru. * Bu boruyu çalan kimse.

borazancı * Borazan çalan kimse. borazancı ı baş * Birçok borazancın başolan borazancı nı ı . borazancı lı k * Borazancın iş nı i. borca almak * veresiye almak. borca batmak * çok borçlu olmak. borca girmek * borçlanmak, borç para almak. borcunu bilmek * borcunu zamanı öder olmak. nda borcunu bilmek (veya saymak) * bir ş yapmayı ey yerine getirilmesi gereken bir iş olarak değ erlendirmek. borcunu kapatmak (veya borçtan kurtulmak) * borcunu ödeyip bitirmek. borç * Ödenmesi gerekli para veya baş bir ş ka ey. * Birine karşbir ş yerine getirme, gerekliğ yükümlülük, vecibe. ı eyi i, * Pancar, lâhana ve et veya krema konularak yapı sebze çorbası lan .

borç

borç almak * daha sonra ödemek üzere birinden para veya bir ş almak. ey borç altı girmek na * borç para almak. borç bini aş mak * (borç) pek çok olmak, altı kalkı ndan lamayacak duruma gelmek. borç etmek * borçlandı rmak. borç gı ı çı rtlağ na kmak * Bkz. borca batmak. borç harç

* Borçlanarak veya benzeri yollara baş vurarak. borç ödemekle (veya vermekle), yol yürümekle tükenir * birden ödenmeyen bir borç azar azar verilerek ödenebilir. borç yapmak * borç olarak almak. borç yemek * borçla geçinmek. borç yiğ kamçıdı idin sır * borç, kiş daha çok çalı iyi ş maya zorlar. borç yiyen kesesinden yer * borçla alıveriş ş yapan, aldı nıparası hemen vermez, ama aldı nıkarşğkesesinden çı kların nı kların ıı lı kacaktı r. borçlandılma rı * Borçlandılmak işveya durumu. rı i borçlandılmak rı * Borçlanması yol açı na lmak. borçlandı rma * Borçlandı iş rmak i. borçlandı rmak * Borçlanması yol açmak, borçlu duruma getirmek. na borçlanı lma * Borçlanı işveya durumu. lmak i borçlanı lmak * Borca girilmek, borç edilmek. borçlanma * Borçlanmak iş istikraz. i, borçlanmak * Karş ğ sonra vermek ş yla birinden para veya bir ş almak. ıı lını artı ey * Manevî bir yükümlülük altı girmek. na borçlu * Borcu olan, borç almıolan, verecekli, medyun. ş * Bir yüküm altı bulunan. nda * Bir ş birinin yardı yla elde etmiş eyi mı olan. borçlu bulunmak (veya olmak) * borçlu duruma düş mek. borçlu çı kmak * görülen hesapta vereceğkalmak. i borçlu ölmez, benzi sararı r * borç kiş öldürmez, ancak hasta edecek kadar üzer. iyi borçluluk * Borçlu olma durumu. borçluluk dengesi * Bir ülkenin belli bir tarihe kadar birikmiş ş dıborç ve alacakları gösteren durum veya belge. nı

borçsuz

* Borcu olmayan.

borçsuz harçsı z * Hiç borç yapmadan. borçsuzluk * Borçsuz olma durumu. borda * Geminin veya kayın yanı ğ ı .

borda bordaya * yan yana. borda etmek * yandan yanaş mak. borda fenerleri * Gemilerde biri (solda) kı zı (sağ yeşolarak iki yanda yakı fenerler. rmı, biri da) il lan borda hattı * Donanma gemilerinin bir sı ve paralel olarak gitmek için aldı durum. rada kları bordalama * Bordalamak iş i. bordalamak * Gemiyle bir baş gemiye borda bordaya gelmek veya kazayla ona çarpmak. ka bordo * Mora çalan kı zı rmı renk, ş tortusu rengi. arap * Bu renkte olan. bordro * Bir hesabıayrı ları gösteren çizelge. n ntı nı bordür * Kaldımları kenarları bulunan taş rı n nda lar. * (genellikle giyim kuş malzemesindeki) Kenar süsü. am * Cilt kapağ ı ndaki kalıçizgiler. n * Banyo, tuvalet ve mutfak gibi ı zeminlerde duvar döş slak emeleri arası konan motifli bir tür fayans. na * Bordan türeyen bir asit ve anhidrite verilen ad. * Etkisi az, beyaz, sedef görünümde bir madde, asit borik. borikli borina *İ çinde borik asit bulunan. * Dört köşyelkenlerin yan yakaları alt tarafa doğ bağ e na, ru lanan halat.

borik borik asit

Bornova misketi * Bir çeş üzüm. it bornoz * Banyodan çı karken kurulanmak için kullanı önden açı havludan yapı ş lan, k, lmıgiyecek. * Kuzey Afrika'da Berberîlerin giydikleri başklı lı , geniş sa kollu bir üstlük. , kı

borsa

* Bazı tüccarlarıve özellikle sarraflarla değ kâğ ve tahvil alıveriş uğ anları alı satı ve n erli ı t ş iyle raş n m m değim amacı devlet denetimi altı iş iş yla nda yaptı yer. kları borsa acentesi * Müş teriden aldı alıve satıemirlerini borsada yerine getirip karş ğ komisyon alan kimse. kları ş ş ıı lında borsa cetveli * Borsada belirlenen fiyatları gösteren günlük bülten. borsa değ eri * Borsada arz ve talebe göre oluş fiyat. an borsa kâğ ı dı * Borsada kayı, alıp satı hisse senedi. tlı nı lan borsa oyunu * Borsada oynanan hava oyunu. borsa simsarı * Müş ile borsa acenteleri arası aracı yapan kimse. teri nda lı k borsa tahtası * Borsada alı satı fiyatların ilân edildiğpano. m m nı i borsacı * Değ kâğ para ve tahvil üzerine borsa oyunu yapan kimse. erli ı t,

borsacı lı k * Borsacın işveya mesleğ nı i i. borş boru * Bir yerden baş bir yere sı veya gaz aktarmaya yarayan, içi boş ka vı , uçları k, uzun ve dar silindir. açı * Nefesle çalı perdesiz madenî çalgı nan , borazan. boru ağ ı * Tesisatı turan borularıbütünü. oluş n boru askı sı * Her tür borunun ası nda kullanı lâma demiri veya çelik çemberlerden yapı askı lması lan, lan . boru bileziğ i * Soba boruların ek yerine geçirilen süslü çember. nı boru çalmak * borazan öttürmek. boru çiçeğ i * Çan çiçeğ i. * Tatula. boru çiçeğ igiller * Çan çiçeğ igiller. boru değ (veya boru mu bu?) il * azı msanacak, küçümsenecek, önem verilmeyecek ş değ ey il. boru hattı * Borç (II).

* Doğ gaz arı ünitesinden alı gazı bir veya daha fazla dağ m merkezlerine veya tüketim al tma nan n, ı tı merkezlerine doğ gaz taş al ı nması amacı tesis edilen boru ş yla ebekesi. boru kabağ ı * Boğ umsuz, boru gibi uzun su kabağ ı . boru kelepçesi * Boruyu duvara tespit etmekte kullanı gereç. lan boru mengenesi * Kesme, diş açma gibi iş lemler için borunun sıca bağ ğalet. kı landı ı boru yolu * Petrolü, çı ğyerden baş yere akı boru tesisatı ktı ı ka tan , payplayn. borucu * Boru yapısatan kimse. p * Boru montajı çalı kimse. nda ş an * Dağ larda yetiş kokulu, süpürge ve yakacak olarak kullanı bir ot türü. en, lan * Borusu olan. borumsu * Boru biçiminde olan.

boruk borulu

borusu ötmek * sözü geçmek, yetkisi olmak. borusu tutmak (veya üstünde) * (zenciler için) ağ köpürerek kriz geçirmek, çok öfkelenerek etrafa saldı zı rmak. borusunu çalmak * çı sağ ğkimsenin davası gütmek. kar ladı ı nı bos boslu bostan * Bkz. boy bos. * Bkz. boylu boslu. * Sebze bahçesi. * Kavun, karpuz tarlası . * Kavun ve karpuza verilen ortak ad.

bostan bekçisi * Bostanı koruyan ve kollayan kimse. bostan bozuntusu * Korkak, yüreksiz, işyaramaz adam. e bostan dolabı * Sebze bahçesini sulamak için bir at bağ lanarak diklemesine dönen kovalarla kuyudan su çı karmaya yarayan dolap. bostan kebabı * Patlı ve yeş can illikler ile kuğ inceliğ toprak tencerede piş u inin irilmesiyle yapı kebap. lan bostan korkuluğ u

* Kuş ürkütüp yaklaşrmamak için tarlaya dikilen kukla. ları tı * Kendisinden beklenilen görevi yapmayan veya kendisinden çekinilmeyen güçsüz kimse. bostan patlı canı * Az çekirdekli, iri ve yuvarlak bir patlı türü. can bostancı * Bostan iş leriyle uğ an kimse. raş * Osmanlı tarihinde sarayıkorunması ve ş n na ehrin güvenliğ bakmakla görevli olan erlerden her biri. ine bostancı ı ocağ * Bostancı n bağ oldukları ları lı ocak. bostancı lı k * Bostan iş leriyle uğ ma. raş * Bostancın görevi. nı bostanlı k * Bostan olmaya elverişyer. li boş *İ çinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir ş bulunmayan. ey * İsiz. ş * Bir iş yaramayan. e * Bilgisiz. * Görevlisi olmayan (iş , görev), münhal. * Yapı iş lacak i olmayan. * Verimsiz. * Anlamsı z.

boş (veya boş gezmek veya gezinmek ta) * iş güçsüz dolaş siz mak. boş p dolu tutmak (vurmak) atı * umutsuz olarak giriş bir işiyi sonuç vermek. ilen , boş ak dik durur baş * bilgisiz olan üstün görünmek için kası lı r. boş rakmak bı * bir yerde kimse oturmamak, boş kalmak. boş rakmamak bı * (para, yiyecek gibi ş eylerle) yardı etmek. m * iş bı siz rakmamak. boş bakmak boş * amaçsı anlamsıve bilinçsizce bakmak. z, z boş ür böğ * Bkz. böğ ür. boş bulunmak * dikkatsiz ve dalgıbulunmak. n * söylenmesi sakı olan bir ş söyleyivermek. ncalı eyi boş kmak çı * umduğ gerçekleş u memek, sonuç vermemek. boş kmamak çı * bir iş az da olsa, bir kazançla çı ten kmak.

boş dönmek * hiçbir ş elde edemeden geri gelmek. ey boş durmak * iş kalmak, çalı siz ş mamak. boş durmamak * her zaman bir iş uğ mak. le raş * birinin yaptına karş k olarak bir harekette bulunmak. ğ ı ı lı boş mek düş * (kadı ş hükümlerine göre kocası ayrı n) eriat ndan lmak. boş gezenin boş kalfası * iş güçsüz dolaş kimse. siz an boş gezmekten bedava çalı ş yeğ mak dir * çalı ş insanı mak tembellikten kurtarı r. boş gözlerle bakmak * anlamsıbakmak. z boş inanç * Kaynakları bilimsel ve dinî temele dayanmayan, dar, biçimci inanma, batı l itikat. boş kafalı * akı z veya bilgisiz. lsı boş ı kâğ dı * Eski ş hükümlerine göre, ayrı isteyen kocanı karına gönderdiğboş eriat lmak n, sı i anma kâğ . ı dı boş kalmak * kimse oturmamak. * iş kalmak. siz boş dipsiz ambar kile * Bkz. dipsiz kile boş ambar. boş konuş mamak * gerçekleri söylemek, bilgisine dayanarak anlatmak. boş koymak * yoksun bı rakmak, mahrum etmek. boş küme * Hiçbir ögesi olmayan küme. boş lâf * Gereksiz, verimsiz, işyaramayan ş e ekilde konuş ma.

boş (veya olsun) ol * erkeğ karını amak için söylediğsöz. in sı boş i boş olmak * evlilik birliğsona ermek, boş i anmak. boş oturmak * hiçbir iş uğ ı i, raşolmamak. boş söz * Bir düş anlatmayan, lâf olsun diye söylenmiş ünce söz.

boş torba ile at tutulmaz * çı veya karş k gösterilmeden bir kimse bir yere bağ kar ı lı lanmaz. boş vermek * aldı rmamak. boş yere * Boş una. boş yerine vurmak * böğ ürlerine vurmak. boş zaman * Çalı geçirilen saatler dında kalan süre. ş arak ş ı boş almak a * askı almak. ya * (motorlu araçlarda) vites kolunu vitesten kurtarmak, rölântiye almak. boş çı a karmak * olumlu bir sonuç alı nması engellemek. nı boş çı a kmak * (umut, düş gibi ş ünce eyler) sonuç vermemek, gerçekleş memek. boş gitmek a * (harcanan emek, para) hiçbir iş yaramamak, olumlu bir sonuca ulaş e amamak. boş koysan dolmaz, doluya koysan almaz a * içinden çılamayan güç bir durum karş nda kalı ğ söylenir. kı ı sı ndında ı boş vermek a * boş geçirmek. boş m alı * Boş almak iş deş i, arj. boş alma * Boş almak iş inhilâl. i, * Derdini birine açarak ferahlama, rahatlama. * Elektrik yükünün baş bir iletkene geçiş ka i veya sı düş fı ra mesi.

boş almak * Boş duruma gelmek, içinde bir ş kalmamak, inhilâl etmek. ey * Dı ya akmak, dökülmek. ş arı * Gevş emek, açı lmak. * Derdini, sıntını kı sı birine anlatarak ferahlamak, deş olmak. arj * (hayvan) Bağ ı kurtulmak. ndan boş altaç boş altı * Bir kabıiçindeki havayı altmaya yarayan araç, hava boş n boş altma makinesi. * Boş m. altı

boş lma altı * Boş lmak işveya durumu. altı i boş lmak altı * Boş altmak iş konu olmak. ine boş m altı

* Boş altmak iş i. * Sistemlerin çalı ş abilmesi için sürekli olarak gereken boş altma iş lemleri. * Sindirimden sonra bağ ı rsaklarda kalan posanı idrar torbası n, ndaki idrarı ve ter, tükürük, sümük gibi n salgı n vücuttan dı atı , ifrağ ları ş arı lması . boş m organı altı * Vücuttan dı atı ş arı lması gereken maddeleri toplayı boş p altan organ. boş altma * Boş altmak iş i.

boş altma havzası * Suları ı a veya göle veren yerlerin bütünü. nı rmağ boş altmak * Boş duruma getirmek. * Dökmek, boca etmek. * Bir silâhta ne kadar mermi varsa hepsini arka arkaya patlatmak. * Derdini dökmek. * Kusmak. * Gevş etmek, açmak. boş ama * Boş amak iş i. boş amak * Kanunlara göre iki eş iliş , aile kisini kesmek. * Karı ile arası sı ndaki nikâh bağ bozmak. ı nı

boş rma andı * Boş rmak işveya durumu. andı i boş rmak andı * Boş anması sağ nı lamak. * (karı kocayı stekleri üzerine kanunlara uyarak ayı ile )İ rmak. boş anma * Boş anmak iş i. * Eş lerden birinin boş anma ilâmı alması evlilik birliğ son bulması yla inin .

boş anma davası * Eş lerden birinin evlilik birliğ son verecek kararı etmek için açtı dava. ine elde ğ ı boş anma ilâmı * Mahkemenin boş anmayı kesin hükme bağ ğ belirterek verdiğresmî belge. ladını ı i boş anmak * (karı koca) Mahkeme kararı birbirinden ayrı ve ile lmak. * (hayvan) Başğ lından, koş takı ndan veya bağ ı um mı ı kurtulmak. ndan * Birdenbire ve bol bol akmak. * (baskı nda gergin duran bir ş Birden ve hı kurtulmak. altı ey) zla * (kapalı yerde bulunan insanlar) Birden dı çı bir ş kmak. arı * Dertlerini, yakı nmaları anlatmak. nı * Çok ağ lamak. * Sı lmak kurtulmak. yrı boş atma * Boş atmak iş i.

boş atmak * Boş amak iş yaptı ini rmak.

boş rma attı * Boş iş yaptı atma ini rtma. boş rmak attı * Boş iş yaptı atma ini rtmak. boş az boğ * Saklanması gereken ş eyleri söyleyiveren, sı r saklayamayan, geveze. * Yerli yersiz konuş (kimse). an boş azlı boğ k * Boş az olma durumu. boğ boş azlıetmek boğ k * gereksiz, yersiz, düş üncesiz konuş mak. boş lama * Boş lamak iş ihmal. i,

boş lamak * Bı rakmak. * İ göstermemek, ihmal etmek. lgi boş luk * Oyuk, çukur, kapanmamıyer. ş * Kesinti, kopukluk. * Boş geçen süre. * Eksiklik, yoksunluk duygusu. * Yetersizlik. *İ çinde hiçbir cisim bulunmayan uzay, vakum.

boş tulumbası luk * Bkz. boş altaç. boş luklu serpme * Zı mpara üretiminde tanecikler arası %50 boş kalacak biçimde düzenlenen tane yapı rma iş nda luk ş tı lemi. Boş nak * Bosna halkı veya bu halk ısoyundan olan kimse. ndan n * Boş naklara özgü olan, Boş naklarla ilgili olan.

Boş güzeli nak * Sarı , al yanaklı saçlı , ablak yüzlü güzel. Boş nakça * Çoğ unlukla Bosna-Hersek Cumhuriyet'inde yaş Bosna Müslümanların kullandı dil. ayan nı ğ ı Boş k naklı * Boş olma durumu. nak boş gezmek ta * iş olmak. siz boş kalmak ta * iş kalmak. siz boş boş u una * Gereksiz yere, boş una. boş una * gereksiz, yararsıyere, boş z yere, beyhude, nafile.

boş una bot

* Boş yere, yararsıyere, gereksiz, beyhude, nafile, tevekkeli. z * Küçük gemi. * Ağ plâstik veya kauçuktan yapı ş aç, lmıküçük sandal. * Uzun konçlu, kapalı ayakkabı . * Bitki bilimi, nebatat.

bot botanik

botanik bahçesi * Otsu veya çalı bitkilerin yetiş türü tirildiğve incelemelerinin yapı ğhalka açıbahçe. i ldı ı k botanik parkı * Otsu ve çalı bitkiler ve değik ağ türleri ile düzenlenmiş türü iş aç , dinlenme ve gezme amacı halka açı yla k geniş alan. botanikçi boy * Bitki bilimci. * Bir ş tabanı en yüksek noktası ndaki uzaklı eyin ile arası k. * Bir yüzeyde, en sayı iki kenar arası lan ndaki uzaklı en karş . k, ı tı * Uzunluk. * Yol, ı rmak, deniz kısı yı. * Kumaş ölçü. için * Süre. * Uzaklı k. * Destan.

boy

* Ortak bir atadan türediklerine, birbirleriyle kan akrabalı bulunduğ inanarak evlenmeyen, toplumsal ve ğ ı una ekonomik iliş kilerini anaerkil, ataerkil anlayı uygulayan geleneksel topluluk, kabile, klân. ş ı boy abdesti * İ dininin gerekli bulduğ durumlarda ve biçimde yı p abdest alma, gusül. slâm u kanı boy almak (veya sürmek) * boyu uzamak, boylanmak. boy atmak * boyu uzamak, boylanmak, geliş mek. boy aynası *İ nsanı bütünüyle gösteren büyük ayna. boy beyi boy bos * Boyun en saygı ve lider kimliğ sahip kiş n ine isi. * Vücudun yapı bakı ndan biçimi. sı mı * Geçerlilik, değ er.

boy bos yerinde * uzun ve biçimli. boy boy * Çeş büyüklük ve nitelikte. itli

boy göstermek * görünmek. * gösteriş yapmak. boy menteş e * Düz yaprak menteşbenzeri 1,75-3,50 cm uzunluğ e unda menteş e. boy otu * Baklagillerden, çiçekleri mavi, sarı beyaz renkli, kurutulan tohumları veya çemen yapı nda kullanı bir mı lan bitki (Trigonella faenum-graecum). boy ölçüş mek * yarı ş mak. boy pos * Bkz. boy bos. boy vermek * (su) insan boyunu aş kadar derin olmak. acak * suya dalarak boyu ile suyun derinliğ ölçmek. ini * büyümek. boy vermemek * sıolmak, (su) insan boyunu geçmemek. ğ boya * Renk vermek, dıetkilerden korumak için eş n üzerine sürülen veya içine katı renkli madde. ş yanı lan * Renk. * Yazmak için kullanı mürekkep. lan * Aldatı görünüş cı .

boya çekmek * boyuna büyümek, uzamak. boya fı rçası * Boya sürmek veya resim yapmak için kullanı değik tür ve ölçülerde fı lan iş rça. boya kalemi * Resim yapmak için kullanı değik renkli kalem. lan iş boya kökü * Bitki köklerinden elde edilen tabiî boya. boya kullanmak * boyanmak, makyaj yapmak. boya kutusu * İ çeş renkli kalemleri ve fı çine itli rçaları koymaya yarayan kutu. boya tabakası *Ş ablonlarısulu kenar kapatısı kaplanması n cı ile . boya tabancası * Sı boyayı vı püskürtmek için kullanı alet. lan boya tutmak * (boyanan nesne) iyi boyanı r olmak. boya vurmak (veya çekmek, sürmek) * boyamak. boyacı

* Boya satan kimse. * Boyama iş boyacı ı ini, lı meslek edinen kimse. ğ * Boya satı dükkân. lan boyacı küpü * Bir iş kolayca ve çabucak yapı in lamayacağ anlatmak için boyacı ı nı küpü mü bu? boyacı küpü değ ki il (hemen daldıp çı n) gibi deyimlerde kullanı rı karası lı r. boyacı küpüne girmiş gibi * çok boyalı n. kadı boyacı sandı ğ ı * Ayakkabı boyacı nıboya, fı cilâ gibi gereçlerini koydukları müş ların rça, ve terinin ayağ basıayakkabını ı nı p sı boyattı, omuza ası taş ğ ı larak ı nabilir bir çeş küçük sandı it k. boyacı lı k * Boya yapma veya satma iş i. * Boyacın yaptı iş nı ğ . ı boyahane * Boya iş yapı yer. leri lan boyalama * Boyalamak iş i. boyalamak * Geliş igüzel boya sürmek. boyalanma * Boyalanmak durumu. boyalanmak * Boya sürülmek. boyalı * Boya sürülmüşboyanmıveya boyaya batılmı , ş rı ş . * Renkli. * (kadıiçin) Yüzünü çok boyamıolan, makyajlı n ş . boyalı n bası * Okuyucunun ilgisini çekmek için renkli fotoğ yazı haberden çok yer veren, kupon veya çekiliş rafa ve lerle armağ dağ bası an ı tan n. boyama * Boyamak iş i. * Renkli yazma veya mendil. * Rengi boya ile sonradan verilmiş olan.

boyama kazanı * Örgü yünlerinin veya ipliklerin boyanma iş leminin yapı ğbüyük tekne. ldı ı boyama kitabı * Küçükleri eğ nitelikte içinde boyanacak resimler bulunan kitap. itici boyamak * Boya sürerek veya boyaya batı renk vermek. rarak * Ağ söz söylemek, aş ı ı r ağ lamak. boyana * Boyna. boyanma

* Boyanmak iş i. boyanmak * Boyamak işyapı i lmak. * Kendi kendini boyamak, yüzüne boya sürmek, makyaj yapmak. * Boya veya renkli bir ş sürülmek. ey boyar boyar * Boyama özelliğolan madde, boyar madde. i boyar madde * Bazı ortamlarda çözünerek ortama belli renk veren doğ veya yapay renkli madde. al * Hücre öz suyu içinde eriyik durumunda bulunan renkli madde. boyası atmak * boyası solmak. boyası z * Boya sürülmemiş . * Renksiz. * (kadıiçin) Yüzünü boyamamıolan, makyajsı n ş z. * Tuna bölgesinde, Transilvanya'da, Rusya'da soylulara verilen unvan.

boyası k zlı * Boyasıolma durumu. z boyatı lma * Boyatı iş lma i. boyatı lmak * Boyamak işyaptılmak, boya sürdürülmek. i rı boyatma * Boyatmak iş i. boyatmak * Boyamak iş yaptı ini rmak, boya sürdürmek. boyayı cı * Boyama özelliğolan. i boyca boydak * Yükü olmayan yaya. * Bekâr, yalnı serbest. z, boydan boya * Bir uçtan öbür uca kadar. boydaş * Aynı boyda olan. * Akran. * Boy bakı ndan. mı

boydaşk lı * Boydaş olma durumu. boykot * Bir iş bir davranı yapmama kararı i, ş ı alma.

* Bir kimse, bir topluluk veya bir ülkeyle amaca ulaş için her türlü iliş kesme. mak kiyi boykot etmek * bir iş bir davranı yapmama kararı i, ş ı almak. boykotaj * Boykot etmek iş i.

boykotçu * Boykot yapan veya boykota katı kimse. lan boykotçuluk * Boykot yapma iş i. boylam * Yeryüzündeki herhangi bir noktanımeridyen dairesiyle baş ç olarak alı Greenwich gözlem evinin n langı nan meridyen dairesi arası ndaki açı eri, tul. değ boylama * Boylamak iş i. boylamak *İ stemeyerek bir yere gitme durumunda kalmak. * Batmak. * Düş mek. * Yükselmek, çı kmak. * Destan söylemek, anlatmak. boylaması na * Boyu doğ rultusunda. boylanı ş * Boylanmak iş i veya biçimi. boylanma * Boylanmak iş i. boylanmak * Boyu uzamak. boyler boylu * Kalorifer kazanın sı ğ nı caklından yararlanarak, içindeki suyun ıtı ı sı lması lanan depo. sağ * Boyu olan. * Boyu benzerlerinden uzun olan.

boylu boslu * Uzun boylu, yakıklı ş , gösteriş ı li. boylu boyunca * Boyu uzanabildiğkadar, boyu uzunluğ i unca. boylu poslu * Bkz. boylu boslu. boyluca boyna * Uzun boylu gibi olan. * Sandalı çtan yürüten kı kürek. kı sa

boyna etmek * sandalı çtan tek kürekle yürütmek. kı boynu altı kalsı nda n! * ölsün, gebersin. boynu armut sapı dönmek na * çok zayı flamak. boynu bükük * Üzgün, kılmı kimsesiz, acı rı ş , nacak ve yardı bekler durumda, zavallı m . boynu eğ ri * Asmaları yeni sürgünlerini yiyen veya kemiren bağ n zararlı. sı boynu eğ ri * herhangi bir sebeple birine karşdirenecek veya söz söyleyecek durumda olmayan. ı boynu kı ince olmak ldan * haksıolduğ anlaş ğ verilecek her cezaya razı z u ı ı ldında olmak. boynuna * üstüne.

boynuna almak * bir ş borç veya ödev olarak üzerine almak. eyi boynuna geçirmek * bir ş kendine mal etmek, zimmetine geçirmek. eyi boynunda kalmak * bir sözü iletmediğveya birine ödenecek parayı i ödemediğiçin üzerinde borç kalmak. i boynunu bükmek * acı rı, çaresiz bir durumda kalmak. ndıcı * bir durumu, bir iş i ister istemez kabul etmek. * (bitki için) canlı ı yitirmek. lını ğ boynunu kı rmak * çekip gitmek. boynunu uzatmak * her ş her cezaya razı eye, olmak. boynunu vurmak * baş keserek öldürmek. ı nı boynuz * Bazı hayvanlarıbaş bulunan, tı n ı nda rnaksı maddeden, uzun, kı k veya çatallı bir vrı korunma organı . * Bu organdan yapı ş lmı . * Kurş borudan kol alma iş un leminde kullanı demirden yapı ş lan lmıalet.

boynuz çekmek * boynuz kullanarak kan çekmek, hacamat etmek. boynuz dikmek * (kadı baş erkekle iliş kurarak kocası aldatmak. n) ka ki nı boynuz eğ mek * istemeyerek uymak, karştarafıgücünü kabul etmek. ı n boynuz isterken kulaktan olmak

olmak.

* daha iyisini, mükemmelini ararken mevcut olanı yitirmek, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan

boynuz kulağgeçmek ı * bir konuda daha sonra yetiş enler yetenek bakı ndan eskileri geçmek. mı boynuz takmak (veya takı nmak, taktı rmak) * (koca) karı baş bir erkekle iliş kurarak aldatı sı ka ki lmak. boynuzlama * Boynuzlamak iş i. boynuzlamak * (hayvan) Boynuzu ile vurmak, süsmek. * (kadıiçin) Kocası baş bir erkekle aldatmak. n nı ka boynuzlanma * Boynuzlanmak iş i veya biçimi. boynuzlanmak * Boynuzu çı kmak. * Boynuz batılmak, boynuz yarası rı almak. * (erkek için) Karı veya bir kadı yakı tarafı aldatı sı n nı ndan lmak. boynuzlaş ma * Boynuzlaş işveya durumu. mak i boynuzlaş mak * Boynuz durumuna girmek. boynuzlatma * Boynuzlatmak iş i. boynuzlatmak * Erkek, karıveya bir kadıyakı tarafı aldatı sı n nı ndan lmak. boynuzlu * Boynuzu olan (hayvan). * Karınıveya kadıyakı ndan birinin iffetsizliğ göz yuman (erkek). sın n nları ine * Troleybüs.

boynuzlugiller * Keçi, koyun, sır ve antilopları ğ ı içine alan, içi boş olan boynuzları sürekli kalan ve dallı olmayan, omurgalı n memeliler sıfı ları nı . boynuzluteke * Kıkanatlı n lardan, kurtçuğ meş ağ u e açları yaş bir böcek (Carambyx). nda ayan boynuzsu * Boynuza benzer, boynuz gibi. boynuzsuz * Boynuzu olmayan. boysuz * Boyu benzerleri arası kı olan. nda sa boyu * (bir isim tamlaması tamlanan olduğ nda unda) süresince, boyunca.

boyu (bosu) devrilsin (veya devrilesi) * "ölsün" anlamı ilenç sözü. nda

boyu (veya boyuna, boyunca) beraber * kendi boyu kadar. boyu bacadan mı tı aş? * daha evlenecek yaş değ ta il. boyu boyuna, huyu huyuna * karı veya arkadaş arası her bakı koca lar nda mdan uygunluk olması gerekir. boyun * Gövdenin baş omuz arası kalan bölgesi. la nda * Ş e, güğ gibi kapları veya vida, cı gibi araçları dar olan üst bölümü. iş üm n vata n * Sorumluluk. * Dağ rtları geçmeye elveriş alçak yer. sı nda li boyun bağ ı * Gömlek yakasın altı geçirilip süs olarak bağ nı ndan lanan uzun, enlice kumaş parçası , kravat. boyun bir karıuzadı ş * gereğolmayan o iş i i yapmakla sanki yükseldin anlamı söylenir. nda boyun borcu * Yapı lması gereken ödev, vecibe. boyun bükmek * Bkz. boynunu bükmek. boyun eğ mek * isteyerek veya istemeyerek uymak, katlanmak. boyun kesmek * baş eğ ı mek. nı boyun kı rmak * saygı duyulan bir kimse karş nda, ayakta iken başöne bükmek. ı sı ı boyun olmak * kefil olmak. boyun vermek * buyruk altı girmek. na boyuna * Ene dik olarak, boyunca, uzunlaması tulânî. na, * (bo'yuna) Ara vermeden, durmaksın. zı

boyuna bosuna bakmadan * fizik yapını gereğ geliş sın ince memiş olması göz önünde bulundurmadan. nı boyunca * Boyu veya uzunluğ kadar. u * Sürdüğ zaman kadar, süresince. ü boyunca çocuğ olmak u * yetiş çocuğ olmak. kin u boyunduruğ atmak (veya almak) a * (güreş hasmıbaş koltuk altı alıboynuna kol dolamak. te) n ı nı na p boyunduruğ vurmak a * baskı na almak. altı

boyunduruk * Çift süren veya arabaya koş hayvanları birlikte yürümelerini sağ ulan n lamak için boyunları geçirilen bir na tür ağ çember. aç * Zulüm ve zorbalıbaskı, esaret. k sı * Güreş hasmı baş koltuk altı alıboynuna kol dolama oyunu. te n ı nı na p * Kapı pencere gibi açı klarıüzerine konulan ağ taş veya klı n aç, veya beton kirişlento. , * Mengenenin üst yanı ndaki kemer biçimli bölüm. boyunduruk altı girmek na * baş nıbaskı altı kalmak. kasın sı nda boyunduruk parası * Bir mahalleden veya köyden baş yere gelin götürülürken, kaynatanı gelinin ayrı ğyerin delikanlı na ka n, ldı ı ları verdiğbahş. i iş boyunlandı rmak * Kapsam kazandı rmak. boyunlu * Boynu olan.

boyunluk * Boyuna sarı ş boyun sargı. lan ey, sı boyunun ölçüsünü almak * kendi yetersizliğ beceriksizliğ anlamak; beklediğyakı ğgörememek. ini, ini i nlı ı boyut * Bir cismin herhangi bir yöndeki uzanı . mı * Nitelik, geniş kapsam. lik, * Durum. * Doğ ruları yüzeylerin veya cisimlerin ölçülmesinde ele alı üç doğ n, nan rultudan uzunluk, geniş ve lik derinlikten her biri, buut. boyut katmak * baş veya yeni bir görüş sı ka açı vermek, geniş kapsam ve içerik kazandı lik, rmak. boyut kazanmak * yeni bir durum, içerik, geniş kapsam kazanmak. lik, boyutlandı rma * Boyutlandı iş rmak i. boyutlu boyutsuz boz * Açıtoprak rengi. k * Bu renkte olan. * Açı lmamı sürülmemiş ş , (toprak). boz bulanı k * Çok bulanı k. boz madde * Sinir hücrelerinden oluş beyinde dı omurilikte iç tabaka. an, ş , boz yel * Boyutu olan. * Boyutu olamayan.

* Lodos. boza * Arpa, darı sı buğ gibi tahı n hamurunun ekş , mır, day lları itilmesiyle yapı koyuca, tatlı mayhoş lan veya içecek. boza gibi * (sılar için) koyu ve bulanı vı k.

boza olmak * utanmak, bozum olmak. bozacı * Boza yapan veya satan kimse.

bozacı lı k * Boza yapma veya satma iş i. bozahane * Boza yapı yer. lan bozarı k bozarma * Bozarmıolan. ş * Bozarmak iş i veya durumu.

bozarmak * Rengi boz olmak, renk değtirmek, rengini atmak. iş bozayı * Tehlikeli bir cins ayı .

bozbakkal * Karatavukgillerden, boz renkli ardıkuş (Turdus pil ris). ç u bozca * Rengi boza çalan. * İlenmemişçalı toprak, ham tarla. ş , lı k

bozdoğ an * Bir doğ türü (Falco aesalon). an * Yeniçeriler tarafı kullanı ve atlarıeyerlerinde asıduran altı ndan lan n lı toplu gürz. bozdur bozdur harca * çok az olan ş için alay olarak kullanı eyler lı r. bozdurma * Bozdurmak iş i. bozdurmak * Bozmak iş yaptı ini rmak. bozdurtma * Bozdurtmak işveya durumu. i bozdurtmak * Bozdurmak. bozdurulma * Bozdurulmak iş i veya durumu. bozdurulmak

* Bozmak işyaptılmak. i rı bozgeven * Yurdumuzda Erciyes dağ yetiş bir geven türü (Astragalus microcephalus). ı nda en bozgun * Bir toplulukta karş klı ı güvenin bozulması beliren karıklı lı ile ş k. ı * Yenilen bir ordunun, düzen bağ yitirerek asker onurunun gerektirdiğbütün bağ bozması ı nı i ları , hezimet. * Bu durumda bulunan. * Morali bozulmuş , çökmüş lgı , yı n.

bozguna uğ ramak (veya vermek) * yenilip periş olmak, dağ an ı lmak, hezimete uğ ramak. bozguncu * Bozgunluk yaratan (kimse, güç vb.). bozgunculuk * Bozguncuya yakır davranı ş ı ş . bozgunluk * Bozgun. * Bozgun olanı durumu. n bozkı r * Kurakçı l otsu bitkilerden oluş sı ve ı an, cak lı iklimlerde geniş man alanlara yayı ağ z doğ bölge, step. lan, açsı al

bozkıkedisi r * Genellikle bozkı rlarda yaş yabanî kedi (Otocolobus manul). ayan bozkıkoyunu r * Asya koyunu (Ovis vignei). bozkıtavuğ r u * Bağ ı rtlak. bozkı ma rlaş * Bozkı mak iş rlaş i veya durumu. bozkı mak rlaş * Bozkı r durumuna gelmek. bozkurt * Birçok Türk destanı yer alan kutsal hayvan. nda bozlak * Orta ve Güney Anadolu'nun birçok bölgelerinde bir türkü ezgisi. * Bu ezgiyle söylenen, konusu acı türküler. klı * Bozlamak eylemi.

bozlama

bozlamak * (deve) Bağ ı rmak. * Çı k koparmak. ğ lı bozma * Bozmak iş i. * Biçimi ve kullanı ı iş lı değtirilmiş ş .

bozmacı * Eski ş eyleri alıbozarak parça parça satan kimse. p

bozmak

* Bir ş kendisinden beklenilen iş eyi i yapamayacak duruma getirmek. * Bir yerin, bir ş düzenini karı rmak. eyin ş tı * Dokunmak, zarar vermek. * Kötü duruma getirmek. * Geçersiz bir duruma getirmek. * Büyük parayı birimlere ayı ufak rmak. * Bir kimseyi beklemediğbir davranıkarş nda bı i ş ı sı rakarak veya sözünü yalana çı kararak küçük düş ürmek. * Bozguna uğ ratmak, yenmek, mağ etmek. lûp * Altı paraya çevirmek, bozdurmak. nı * Bağ veya bostanıson ürününü toplamak. n * Kı ğ zarar vermek. zlına ı * Aklı yitirecek derecede bir ş düş olmak. nı eye kün * Biçimini ve kullanıı değtirmek. lını iş ş * Bı rakmak, dağ ı tmak.

bozördek * Tatlı sularda bulunan bir tür ördek. bozrak bozuk * Rengi boza çalan. * Bozulmuş olan. * (bir organ) Görevini yapamaz duruma gelmiş . * Kı n, sıntı zgı kı lı . * Madenî, küçük değ para. erli * Kötümser, gergin, huzursuz, karık. ş ı * Türk halk müziğ inde, bağ lamadan biraz büyük ve meydan sazı küçük dokuz telli bir saz. ndan bozuk çalmak * canıkı ş sılmı yüzü ası ş , lmıolmak. bozuk düzen * Düzensiz, düzeni bozuk olan. bozuk para * Ufak birimlere ayrı ş lmıpara, ufaklı bozuk. k, bozuk para gibi harcamak * değ düş erini ürecek biçimde bir kimseden yararlanmaya kalkı ş mak. bozukça bozukluk * Biraz, bozuk, bozuk gibi. * Bozuk olma durumu. * Bir paranı ufak birimlere ayrı ş n lmıdurumu, ufaklı bozuk para. k, * Bozulmak iş i.

bozuk

bozulma

bozulmak * Bozmak iş konu olmak. ine * (yiyecek için) Kokmak, yenilemeyecek duruma gelmek, ekş imek. * İ ve değ niteliğ yitirmek. yi erli ini * Bir ş kı eye zmak, içerlemek. * Sağğ yitirip zayı lını ı flamak. * Dağ ı lmak, bozguna uğ ramak.

bozuluş * Bozulmak işveya biçimi. i bozum * Bozulmak iş utangaçlı mahçupluk. i, k,

bozum etmek * utandı rmak, mahcup etmek. bozum havası * Utangaçlı mahcupluk, yenilmiş k, lik. bozum olmak * utanmak, utanacak duruma düş mek, mahcup olmak. bozumca bozuntu * Kurş renginde iri bir kertenkele. un * Bozulmuş ş kalan bölümleri, döküntü. bir eyin * Kendinde bulunması gereken nitelikleri taş ı mayan kimse veya ş ey. * Ş kı ğ düş aş nlı a me.

bozuntuya uğ ramak * ş kı ğ kapı aş nlı a lmak. bozuntuya vermemek * bir kimsenin hoş gitmeyen bir durumunda fark etmemiş davranmak. a gibi bozuş ma * Bozuş iş mak i. bozuş mak * Araları lmak. açı bozuş uk * Araları lmı bozulmuş açı ş , olan.

bozuş ukluk * Bozuk durumda, karşklı ı bozulma içinde. lı bozyürük * Üstü hafif benekli, başküçük, kuyruğ kalıve kı zehirsiz ve zararsıbir yı (Eryx). ı u n sa, z lan böbrek biri. böbrek taş ı * Böbreklerde oluş taş an . böbrek üstü bezi * Böbreklerin üstünde bulunan, hormon niteliğ salgı olan bez (II). inde sı böbrek yağ ı * Kasaplıhayvanları böbreklerinin çevresinde oluş yağ k n an . böbreksi * Böbrek biçiminde olan. böbür * Kandaki zararlı maddeleri süzen, idrar salan, omurganısağ sol yanı bulunan çift organlardan her n ve nda

* Memelilerden, sı ülkelerde yaş cak ayan, derisi benekli, yı cı rtı hayvan (Hyrax syriensis). * Böbürlenme, kibir. böbürlenme * Böbürlenmek iş i. böbürlenmek * Övünerek kabarmak, kurulmak. böbürlenmek * çok böbürlenmek. böbürtü böce böcek * Eklem bacaklı n, altı ları bacaklı u kanatlı vücutları , göğ karıolarak eklemlerden oluş , çoğ ve baş üs, n muş hayvan sıfı ere. nı, haş * Kelebek, kurt ve tılıdında kalan küçük hayvancı verilen ad. rtı ş n ı klara *İ stakoza benzer, uzunluğ 30-40 cm kadar olan, sarı u renkli, kı kı , yenilen bir deniz hayvanı sa skaçlı . böcek bilimci * Böcek bilimi uzmanı , entomolojist. böcek bilimi * Böceklerin yapını ayını hastalıyapı niteliklerini inceleyen bilim dalı sı, yaş ş ve ı k cı , entomoloji. böcek çı karmak * ipek böceğyetiş i tirmek. böcek gibi * ufak tefek ve esmer (çocuk). böcek kabuğ u * Mor ile yeş arası ve metal parlaklında olan renk. il nda ğ ı * Bu renkte olan. böcekbaş ı * Osmanlımparatorluğ İ unda zabı görevlisi. ta böcekçil * Böcek yiyen, böcekle beslenen (hayvan veya bitki). * Böbürlenme. * Böcü.

böcekçiller * Omurgalı hayvanlardan memeliler sıfı giren, böcek yiyen, karada yaş hayvanlar takı . nına ayan mı böcekhane * Böceklik. böcekkapan * Örnek bitkisi drosera olan ve bazı organları böcek yakalamaya, sindirmeye elveriş olan bitkilerin ortak li adı . böceklenme * Böceklenmek iş i. böceklenmek *İ çinde veya üstünde böcek üremek.

böcekler

* Vücutları , göğ ve karıolarak üç bölgeye ayrı duyargaları baş üs n lan, birer, kanatları er, ayakları ağ ikiş yla ı z parçaları çift olan eklem bacaklı sıfı üçer lar nı. böcekli böceklik *İ çinde veya üstünde böcek bulunan, böceklenmiş . * İ böceğyetiş pek i tirilen yer, böcekhane.

böceksavar * Evdeki zararlı böcekleri savıöldürmekte kullanı ve ilâç püskürten sprey. p lan böceksiz *İ çinde böcek bulunmayan.

böcelenme * Böcelenmek iş i veya durumu. böcelenmek * (tahı Böceklenmek. l) böcü * Kurt. * Böcek. * Çocukları korkutmak için söylenen ve hayalet, hortlak vb. gibi hayalî bir varlı verilen ad. ğ a böcül böcül * Gözlerini iki yana oynatarak (bakmak). böğ * Eklem bacaklı lardan, soluk sarı renkli, zehirli bir örümcek türü. böğ ür * İ ve hayvan vücudunun kaburga ile kalça arası nsan ndaki bölümü, boş ür. böğ * Yan taraf.

böğ böğ üre üre * Bağ ı rarak. böğ ürme * Böğ ürmek iş i.

böğ ürmek * (öküz, manda, deve) Bağ ı rmak. * (insan) Anlaş ı bir biçimde yüksek sesle bağ lmaz ı rmak. böğ ürtlen * Gülgillerden, bahçe çitlerinde, yol kenarları kendiliğ nda inden yetiş dikenli ve çok yık bir çalı en llı , diken dutu (Rubus caesus). * Bu bitkinin önce kı zı olgunlaş kararan mayhoş rmı iken ı nca yemiş i. böğ ürtlenlik * Böğ ürtlen çalı nı çok olduğ yer. ların u böğ ürtme * Böğ ürtmek iş i. böğ ürtmek * Böğ ürtmek iş yaptı ini rmak. böğ ürtü

* Böğ ürme sesi. böğ ürüş * Böğ ürmek iş i veya biçimi. böke * Kahraman, güçlü kimse. * Ulusal veya uluslar arası yarı bir ş mada ilk dereceyi alan, birinci olan (kimse), ş ampiyon. * Böke olma durumu, ş ampiyonluk, ş ampiyona.

bökelik

böldürme * Böldürmek iş i. böldürmek * Bölmek işyaptılmak. i rı bölen * Bir bölme iş leminde bölünen sayın kaç eş parçaya ayrı ğ gösteren sayı nı it ldını ı . bölge * Sırları veya ekonomik birliğ toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğ veya üzerinde yaş nı idarî e, ine ayan insanlarıaynı n soydan gelmiş olmaları göre belirlenen toprak parçası ntı na , mı ka. * Vücut yüzeyinde sırları herhangi bir bölüm, nahiye. nı belli bölgeci * Belli bir bölgenin çı karları çalı (kimse). için ş an bölgecilik * Belli bir bölgenin çı karları çalı durumu. için ş ma bölgesel bölme * Bölge ile ilgili veya bir bölgeye özgü olan.

* Bölmek iş ayı parçalama, taksim. i, rma, * Salon, oda veya sofa gibi büyük bir yerden ayrı ş lmıdaha küçük yer. * Büyük bir yeri, alanı küçük oda veya kımlara ayı ince duvar veya tahta perde. sı ran * Bölmek iş lemi, taksim. * Cins kavramları tür, alt tür kavramları ayı iş nı na rmak i. * Gemilerin içinde, su baskı, yangı gibi durumlarda, ara kapı kapanı arı n veya hasarı nı n lar nca zanı n yayı nı lması önlemek için kullanı birbirlerinden ayrı ş lan lmıyerler. * Kalı ağ gövdesinden odun veya tekne yapmak için ayrı tomruk. n aç lan bölme iş areti * Bölme iş leminin yapı ı ifade eden bölü "/" iş lacağ nı areti. bölmeç bölmek * Ambalâj içinde bulunan malları birbirinden ayı rmaya yarayan koruyucu parça. * Bir bütünü iki veya daha çok parçaya ayı rmak, taksim etmek. * Birliğ bozulması yol açmak, parçalamak. in na * Bir niceliğiki veya daha çok eş parçaya ayı i it rmak. * Bölme ile ayrı ş lmıolan. * Bölme iş lemini gösteren iş aretin "/" okunuş taksim; "a/b" anlatı , "a bölü b" diye okunur. u, mı

bölmeli bölü

* Bir bayağkesrin gösteriliş pay ile payda arası konulan yatay çizginin okunuş "a/b" kesri "a bölü ı inde na u; b" diye okunur. bölücü * Bölme iş yapan, bölen. ini * Bir topluluğ birliğparçalama, bölme amacı olan, fesatçı u, i nda , münafı k. * Bir siyasî partinin birliğ parçalamayı ini , bozmayı amaç edinen kimse.

bölücülük * Bölücünün yaptı işara bozuculuk. ğ , ı bölük * Bir bütünden ayrı ş lmıolan parça, kım. sı * Saç örgüsü. * Hizip. * Takı mlardan oluş üçü veya dördü bir tabur oluş an, turan ve öbür birliklerin temeli sayı birlik. lan * On kuralı göre yazı bir tam sayın, sağ sola doğ üçer üçer ayrı basamakları her bir üçlü na lan nı dan ru lan ndan

takı . mı

bölük bölük * Parçalara ayrı şkım kım. lmı sı sı , bölük pörçük * Bütünlüğ sağ ü lanamamıdurumda, parça parça. ş bölükbaş ı * Yeniçeri ordusunda üst rütbeli bir görevli. bölüm * Bir bütünü oluş turan parçalarıher biri, kım. n sı * Bir kuruluş yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. un * Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlıdalı eğ sağ k nda itim layan birimlerinden her biri, departman. * Çağdevir. , * Bölme iş sonunda elde edilen sayı lemi . * Canlı n bölümlenmesinde filumlarıbir araya gelmesiyle oluş birlik. ları n an bölümleme * Bölümlemek iş sıflama, tasnif. i, nı bölümlemek * Birçok ş arası birbirine eş veya benzer olanları ey nda, it kümelere ayı rmak, sıflamak, tasnif etmek. nı bölümlendirme * Bölümlendirmek iş sıflandı i, nı rma. bölümlendirmek * Bir ş bölümlere ayı eyi rmak, sıflandı nı rmak. bölümleniş * Bölümlenmek işveya biçimi. i bölümlenme * Bölümlenmek işveya durumu. i bölümlenmek * Bölümlemek iş konu olmak, sıflanmak. ine nı bölümsel * Bölünme ile ilgili, kı smî. bölünebilme

* Kalansıbölünür olma durumu. z bölünen * Bölme iş lemine uğ lan sayı it bölümlere ayrı ratı ; eş lması gereken miktar veya sayı . bölüngü bölünme * Fraksiyon. * Bölünmek iş i. * Hücrelerin, belli bir büyüklüğ varı eş bölümlere ayrı çoğ e nca it lı alması p . * Yarı toplu olarak koş ş ta arken birbirinden ayrı lma.

bölünmek * Bir bütün, belirli bölümlere, parçalara ayrı lmak. bölünmez * Parçalanamaz, ayrı lamaz. bölünmezlik * Bölünmez olma durumu. bölüntü * Bölünmüş parça. * Fraksiyon. bölüntüler * Bir bütünün ayrı ş lmıolduğ bölümler, taksimat. u bölünüş * Bölünmek işveya biçimi. i bölüş bölüş me * Bölmek işveya biçimi. i * Bölüş iş mek i.

bölüş mek * İ veya daha çok kimse araları herhangi bir ş paylaş ki nda eyi mak, üleş mek, payı almak, taksim etmek. nı bölüş türme * Bölüş türmek iş i. bölüş türmek * Bölüş iş yaptı mek ini rmak. bölüş üm bölüt * Eklem bacaklı n vücudunu oluş ları turan yan yana dizili parçalarıher biri, halka. n * Zigotun bölünmesinden sonra embriyonda ortaya çı ve az çok birbirine benzeyen parçalarıher biri. kan n bölütlenme * Döllenmiş yumurtanı blâstulayı turuncaya dek art arda bölünmesi. n oluş bölütlü bön * Bölütlere, halkalara ayrı ş lmıolan. * Budala, saf. * Bölüş paylaş me, ma.

bön bön

* Budala ve safca bakarak.

bön bön bakmak * anlamayarak, safça, ş kış kıbakmak. aş n aş n bönce * Budala, saf (bir biçimde).

bönleş me * Bönleş iş mek i. bönleş mek * Bön duruma gelmek, aptallaş mak. bönlük börek * Bön olma durumu, budalalı aptallı sersemlik, saflı k, k, k.

* Açı ş lmıhamurun veya yufkanıarası peynir, kı ı n na, yma, spanak gibi ş konularak piş eyler irilen çeş itli biçimlerde hamur iş i. börek açmak * börek yapmak için hamurdan ince yufkalar hazı rlamak. börekçi * Börek yapan veya satan kimse. börekçilik * Börek yapma veya satma iş i. böreklik börk * Börek yapmaya elveriş olan, börek için ayrı ş li lmıolan. * Genellikle hayvan postundan yapı başk. lan lı

börkenek * Geviş getiren hayvanları midelerinin ikinci bölümü. n * Yağ murdan veya soğ uktan korunmak için giyilen ucu sivri boş külâh. luk, börtme * Börtmek iş i. börtmek * Az piş irmek, haş lamak.

börttürme * Börttürme iş i. börttürmek * Börtmek işyaptılmak. i rı börtü böcek * Çeş böcekler. itli börtük börtülme * Haş lanarak veya ateş biraz kı larak piş olan (ş te zartı miş ey). * Börtülmek iş i.

börtülmek * Börtmek iş konu olmak. ine börülce * Fasulyeye benzer bir bitki ve bunun göbeğkoyu benekli tohumu (Vigna sinensis). i * Bu bitkinin sebze olarak yararlanı yeş ürünü. lan il * Bösmek iş i. * Bir madde birdenbire gaz durumuna gelerek patlamak, infilâk etmek.

bösme bösmek böyle

* Bunun gibi, buna benzer. * Bu yolda, bu biçimde. * Bu derece. *İ çinde "ne", "nası gibi sorular bulunan cümlelerin sonuna geldiğ l" inde, o cümlede anlatı ş hoş lan eyin karş ı lanmadını ona ş ı ğ anlatı ğ veya ı aş ı ldını r. böyle baş böyle tı a, raş * kiş yaraş iş ilere an lemler uygulanı r. böyle böyle * Böylelikle. böyle gelmiş böyle gider * her zaman böyle olmuş , gene de böyle olacak. böylece * Tam böyle, bu biçimde. * Sonunda, böylelikle. böylecene * Böylece, böylelikle. böylelikle * Bu yolda yürüyerek, sonunda. böylemesine * Bu biçimde, bu yolda. böylesi böylesine * Aş bir biçimde. ı rı Br brahma Brahman * Brom elementinin kı saltması . * İ yapı bacakları ri lı , tüylü, paçalı tavuk ı . bir rkı * Hint kastları ilk kast. nda * Bu kasttan olan kimse. * Bunun gibisi, bu biçimde olanı .

Brahmanizm * Brahmanlı k.

Brahmanlı k * Kalım yoluyla geçen bir kast bölünmesine dayalı tı toplumsal bir kuruluş içeren Hint dini, Brahmanizm. u braket * Dikiş çı kitapları sı na makine ile bez geçirme. ten kan n rtı

brakisefal * Kafatasın ön alt eksenine göre kı olan (kimse), kı kafalı nı sa sa . branda * Gemilerde tayfa ve erlerin yattı dikdörtgen biçiminde, astarlanmıbezden yapı halatlarla bir yere ğ ı ş lan, tutturulan asıyatak. lı branda bezi * Keten ve pamuk ipliğ inden sıve sağ dokunmuş k lam bez. branş bravo bre * "Ey, hey" anlamı kullanı nda lı r. * "Be" yerine kullanı lı r. * "Vay" gibi ş ma anlatı aş r. * Tekrarlanan iki emir kipi arası getirilerek iş sürekliliğ anlatı na in ini r. * Ş kı k, coş anlatı aş nlı ku r. Brehmen breş * Bkz. Brahman. * Doğ çimento ile lâvlı al , kavkı kabuklu, kemikli kıntı n kaynaş yla oluş kütle. lı , rı ları ması muş * Bir tür yapay mermer. * Baklagillerden bazı açlarıkı zı ağ n rmı boya çı lan odunu. karı * Üstü kapalı ş kı olarak kullanı tek atlı , kın zak ı lan , yaylı araba. hafif * Dört kişarası oynanan bir iskambil oyunu. i nda brifing brik brik * Bir konuda özet olarak verilen bilgi veya açı klama. * İ direkli, seren yelkenli, birkaç top taş gemi. ki ı yan * (bilim için) Dal, kol. * Aferin, yaş a!.

brezil brı çka briç

* Önde çok yüksek bir oturma yeri, arkada da boylaması yerleş na tirilmiş oturacak yerleri bulunan dört tekerlekli, yaylı arabası at . briket * Linyit ve kömür tozundan bası elde edilen yakı nçla t. * Linyit, kömür tozu ve katran tortusundan bası elde edilen, tuğ biçimli yapı nçla la malzemesi. * Briket yapan veya satan kimse.

briketçi

briketçilik * Briketçinin iş i veya mesleğ i. briketleme * Briketlemek iş i. briketlemek * Briket hâline getirmek. briyantin * Saçı parlatmak ve yatı için kullanı güzel kokulu bir madde. rmak lan

briyantinli * Briyantinle süslenmiş , briyantin sürünmüş . brizbiz brokar * Sı veya gümüş lemeli bir tür ipekli kumaş rma iş . brokkoli brom * Küçük, yeşyumrular hâlinde olan, haş il lanarak yemeğhazı i rlanan bir tür sebze. * Pencerelerin çerçevesine, içeriden tutturulan ince perde.

* Atom numarası atom ağ ğ79,909 olan, deniz suları az, bazı 35, ı ı rlı nda göllerde çok miktarda bulunan, yoğ unluğ 2,97 olan kı zı u rmı renkli, pis kokulu, zehirli sı bir element. Kı vı saltması Br. bromhidrik * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş an. bromhidrik asit * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş HBr aside verilen ad. an bromür * Bromhidrik asidin tuzu veya eteri. bromürlü * Yapında bromür bulunan. sı bronş * Soluk borusunun akciğ erlere giden iki kolundan her biri ve bunlarıdalları n .

bronş çuk * Bronş n uç dalları her biri. ları ndan bronş it * Bronş bronş ve çukları iltihaplanması n . bronz * Tunç.

bronz gibi * tunca benzeyen, tunç renginde olan. bronzlaş ma * Bronzlaş iş mak i. bronzlaş mak * Bronz rengini almak. broş

* Kadı n takı kları iğ nları ndı süs nesi. broş ür * Sayfa sayı az, küçük kitap, risale. sı brovning bröve * 7.65 mm lik otomatik tabanca. * Diploma, ş ahadetname.

Bruxelles lâhanası * Bkz. Brüksel lâhanası . Brüksel lâhanası * Ceviz büyüklüğ ünde bir lâhana türü, Frenk lâhanası (Brassica oleracea gemmifera). brülör brüt * Sı yakıkolayca yanabilecek taneciklere ayı püskürten araç, yakmaç. vı tı rarak * Kesintisi yapı lmamı kesintisiz (para). ş , * Kabı darası karı ile çı lmadan tartı (ağ k). lan ı rlı

bu

* Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakıolanı n gösterir. * En yakı bulunan bir varlı veya biraz önce anı bir ş iş yolu ile belirtmek için kullanı (Çekim nda ğ ı lan eyi aret lı r sı nda bunu, buna, bunda, bundan, biçimlerine girer. Çokluk biçimi bunlar). rası bu (veya ş kadar u) * bir sayı sonra gelerek o sayı artımiktarı dan dan k bildirir. bu abdestle daha çok namaz kı r lı nı * bir tutum veya davranın etkisinin sürekli olacağ anlatı ş ı ı nı r. bu arada * Bu süre içinde. * Birlikte, beraber.

bu cümleden * bunlar arası bunlar gibi. nda, bu gidiş le * bu biçimde, bu tarzda. bu gözle * bu anlayı ş la.

bu günlerde * içinde bulunduğ umuz zamanda, bu birkaç gün içinde. bu haysiyetle * bu bakı mdan. bu kabil * bu gibi, bu türlü. bu kabilden * gibi, çeş idinden. bu kadar * bu denli.

bu kadar kusur kadı zı da bulunur kında * üzerinde durulmaya değ meyecek kadar küçük bir kusurdur. bu meyanda * Bkz. bu arada. bu meyanda * Bu arada. bu ne perhiz bu ne lâhana turş usu! * sözleri ve davranı birbirini tutmuyor, çeliş ş ları iyor. bu sefer * Bu defa, bu kez.

bu sı a kar mı cağ dayanı r? * aş harcamalarla eldeki imkânları tükeneceğ anlatı ı rı n ini r. bu türlü * böyle, bu biçimde.

bu yüzden * bundan dolayı , bunun için. buat * Elektrik akı devrelerinde birleş mı tirme yapmak veya akı bir veya daha fazla kollara ayı için mı rmak kullanı araç, kutu. lan bubi bucak * Küçük bir dokunma ile patlayan, kamufle edilmiş bombadan oluş bubi tuzağteriminde geçer. an ı * Kenar, köş yer. e, *İ lçelerin, bir müdürle yönetilen bölümlerinden her biri, nahiye.

bucak bucak * Her yerde, her yanda, her tarafta. bucak bucak aramak * her yerde aramak. bucak bucak kaçmak * bir olay, bir durum veya bir kimseyle karş mamaya çalı ı laş ş mak. buçuk buçuklu budak * (sayı üleş ve tirme sı ndan sonra gelir, tek baş kullanı fatları ı na lmaz) ... ve yarı m. * Kesirli. * Ağ n dal olacak sürgünü. acı * Dal. * Dalı gövde içindeki baş ç yeri olan ve tahtalarda görülen yuvarlak koyuca renkte sert bölüm. n langı

budak deliğ i * Tahtalardaki budak yerinin çı lması sonra açı boş karı ndan lan luk. budak özü * Taze sürgün.

budaklanma * Budaklanmak iş i. budaklanmak * Budak sürmek, dallanmak. budaklı * Budağolan. ı budala * Zekâca geri. * Bir ş aş ölçüde düş eye ı rı kün. * Zekâca geri olan kimse.

budala budala * budala gibi, budalaca. budalaca * Budalaya yakır (biçimde). ş ı

budalacası na budalalaş ma * Budalalaş iş mak i. budalalaş mak * Budala duruma gelmek, budala gibi davranmak. budalalı k * Budala olma durumu. * Budalaca yapı iş lan . budalalıetmek k * akı zca davranmak. lsı budama budamak * Daha çok ürün almak veya düzgün bir biçim vermek amacı ağ asma gibi bitkilerin dalları kesmek, yla aç, nı dalları kı nı saltmak. * Yeni filiz sürmesi için bir bitkinin dalları kesmek. nı * (güreş Rakibinin ayakları bir ayak oyunu veya vuruş ile yerden kesmek. te) nı u * Bir ş eksiltmek, azaltmak. eyi budanı ş * Budanmak iş i veya biçimi. budanma * Budanmak iş i. * Budamak iş i.

budanmak * Budamak iş konu olmak. ine budatma * Budatmak iş i. budatmak * Budamak iş yaptı ini rmak. Buddhist * Buddhizm dininden olan kimse.

Buddhizm * Tabiatüstü kiş miş tanrı üncesi yerine, salt varlı koyarak onun insanda arzu biçiminde ileş bir düş ğ ı belirdiğ bundan da ı rabı doğ unu, ı raptan kurtulmak için var olmaktan vazgeçmek gerektiğ ileri süren, ini, stı n duğ stı ini Hindistan ve Çin'de yaygı olan, Buddha'nı ileri sürdüğ mistik dünya görüş ve din. n n ü ü Budist * Bkz. Buddhist. budun kavim. * Araları töre, dil ve kültür ortaklı bulunan, boy ve soy bakı ndan da birbirine bağ insan topluluğ nda ğ ı mı lı u, * Ulus, millet.

budun betimci * Etnograf. budun betimi * Etnografya, kavmiyat. budun bilimci * Budun bilimi uzmanı , etnolog. budun bilimi * Etnoloji, ı rkiyat. budun bilimsel * Etnolojik. budunsal bugün * Kavmî, etnik. *İ çinde bulunduğ umuz gün. *İ çinde bulunduğ umuz çağzaman. , *İ çinde bulunduğ umuz günde.

bugün bana ise yarı sana n * bugün birinin baş gelen kötü bir durumun, daha sonra baş nıda baş gelebileceğ hatı ı na kasın ı na ini rlatmak için söylenir. bugün yarı n * çok yakı nerede ise. nda, bugünden tezi yok * hemen ş imdi, derhal. bugünden yarı na * az zaman sonra. * bugün yaş ayanlardan gelecek kuş aklara. bugüne bugün * "unutma ki", "ş iyi bil ki" anlamı kullanı unu nda lı r. * bugüne değ in. bugünkü * Bugüne özgü, bugün olan, bugün yapı lan.

bugünkü günde *ş imdi, içinde bulunduğ umuz zamanda, ş imdiki ş artlarda. bugünkü tavuk yarı kazdan iyidir nki

* sağ lanmıbir kazancıumulan daha büyük bir kazanca feda edilmemesini öğ ş n ütler. bugünlük * Bugün için. bugünlük yarı k nlı * çok yakı olması nda beklenen ş için söylenir. eyler buğ day * Buğ daygillerin örnek bitkisi (Triticum). * Bu bitkinin baş aktan ayrı ş lmıtanesi.

buğ baş verince orak pahaya çı day ak kar * ihtiyaç duyulan ş değ kazanı ey er r. buğ benizli day * Açıesmer. k buğ biti day * Yarı kanatlı m lardan, vücudu yeş başsiyah, ekinlere zararlı böcek, ekin biti (Sitophilus granarius). il, ı bir buğ güvesi day * Tahı zarar veren küçük bir kelebek (Tinea granella). la buğ pası day * Pas mantarı gillerden asalak bir mantar (Puccinia graminisi). * Bu mantarı buğ ve benzeri bitkilerin yaprakları oluş n day nda turduğ hastalı u k. buğ rengi day * (ten için) Açıesmer. k buğ sürmesi day * Buğ baş ndan oluş ilkel mantar (Tilletia tritici). day akları an * Bu mantarı yol açtı hastalı n ğ ı k. buğ unu day * Yabancı maddelerinden temizlenmiş tavlanmıbuğ ve ş dayları tekniğ uygun olarak öğ n ine ütülmesiyle elde edilen bir ürün. buğ daycı l * Bataklıyerlerde, patates, pancar tarlaları yaş göçücü bir kuş k nda ayan (Luscinia svecica cyanecula). buğ daygiller * Bir çeneklilerden, örneğbuğ yulaf, arpa, pirinç, çavdar, mır, ayrıve çayı i day, sı k r otları , kamı bambu olan, ş , çiçekleri baş durumunda büyük bir bitki familyası ak . buğ daysı * Buğ andı dayı ran. buğ daysı meyve * Çok ince olan kabuğ zarı ayrı u, ndan lmayacak derecede kaynaş ş mıolan tohum izlenimi veren bir kuru meyve. buğ daysı tane * Bkz. buğ daysı meyve. buğ daysı tohum * Bkz. buğ daysı meyve. buğ ra * Erkek deve, iki hörgüçlü deve.

buğ u

* Isı etkisiyle gaz durumuna geçen sı. vı * Soğ bir cisim üzerinde ince bir tabaka durumunda yoğ mısı. uk unlaş ş vı * Hastalıdolayıyla mikroplu sayı eş n sı buğ ile temizlendiğyer, tephirhane. k sı lan yanı cak u i

buğ evi u

buğ kebabı u * Et, arpacısoğ , domates, sarı k anı msak, kekik ve baharat kullanı hiç su konmadan hazı larak rlanan bir et yemeğ i. buğ buğ ul ul * Buğ çı u kararak. buğ ulama * Buğ ulamak iş i. * Buğ piş (yemek). uda miş buğ ulamak * Buğ udan geçirmek, buğ tutmak. uya * Bazı yemekleri buğ ile piş u irmek. buğ ulandı rma * Buğ ulandı rmak iş i. buğ ulandı rmak * Buğ ulanması yol açmak. na buğ ş ulanı * Buğ ulanmak iş i veya biçimi. buğ ulanma * Buğ ulanmak iş i. buğ ulanmak * Üzerinde buğ oluş buğ ile kaplanmak. u mak, u buğ ma ulaş * Buğ mak iş buharlaş ulaş i, ma. buğ mak ulaş * Buğ durumuna gelmek, buharlaş u mak. buğ tıcı ulaşrı * Suyu buğ durumuna getirmek için kullanı (araç). u lan buğ ulu * Üzerinde buğ bulunan, buğ u ulanmı ş . * Süzgün, dalgı bakı olan (göz). n ş lı buğ buğ ulu ulu * Nemli, dolu dolu, yaş. lı buğ ur * Buğ ra.

buğ üstünde usu * sı sı sı ğazalmamıdurumda. cak cak, caklı ı ş buhar * Isı etkisiyle sılarıve bazı ları dönüş vı n katı n tükleri gaz durumu.

buhar kazanı * Buhar elde etmekte kullanı kazan. lan buhar kurutucusu * Buhar içerisindeki su damlacı nı ran ve kuru buhar elde edilmesini sağ kları ayı layan araç. buhar makinesi * Buhar bası yla iş ncı leyen makine. buhar olmak * yok olmak, kaybolmak. buhar valfı * Buharlı nma sisteminde, kalorifer dairelerinde buhar akını ı sı ş kesmeye ve dengelemeye yarayan alet. ı buharlaş ma * Buharlaş iş buğ ma, tebahhur. mak i, ulaş buharlaş noktası ma * Bir sınıkaynatı sonucunda buhar durumuna geçme derecesi. vın lma buharlaş mak * Buhar durumuna dönüş mek, buğ mak, tebahhur etmek. ulaş * Dalgı mak, hayaller içinde kalmak. nlaş buharlaşrı tıcı * Buharlaş iş ma lemini gerçekleş alet. tiren buharlaşrma tı * Buharlaşrmak iş tı i. buharlaşrmak tı * Bir sıyı vı kaynatarak buhar durumuna getirmek. * Bir sıyı damlacı durumunda damı vı ince klar tmak. buharlayı cı * Buhar hâline getiren (makine vb.). buharlı * Buharı olan. * Buhar gücü ile çalı ş an. buharlı gemi * Buhar gücüyle çalı gemi. ş an buharlı tma ı sı * Buharıtaş ğıdan yararlanarak yapı ıtma. n ı ı dı sı lan sı buharlı makine * Buharla çalı makine. ş an buharlı tren * Buhar gücüyle çalı tren. ş an buharlı ütü * Çı ğbuharla kuru çamaş ütülemeye hazıduruma getiren ütü. kardı ı ı rları r buhran * Bunalı bunluk, kriz. m,

buhran geçirmek * bunalı geçirmek. m

buhrana tutulmak * buhran geçirmek. buhranlı * Bunalı . mlı buhur * Dinî törenlerde yakı kokulu ağ vb. maddeler, tütsü. lan aç

buhurdan * Buhurluk. buhurdanlı k * Buhur yapmak için kullanı araç. lan buhurluk *İ çinde tütsü için kullanı maddeler yakı kap. lan lan

buhurumeryem * Tavş ankulağ siklâmen. ı , buji * Patlamalı motorlarda gazı tutuş turmaya yarayan elektrikli araç. bukağ ı * Ağ cezalı n ayakları takı ucuna pranga bağ ı r ları na lı p lanan demir halka. * Kaçmaması hayvanları ayağ takı zincir, demir köstek. için n ı na lan

bukağvurmak ı * bukağtakmak. ı bukağ ı lama * Bukağ ı lamak iş i. bukağ ı lamak * (hayvan için) Ayağ bukağtakmak. a ı bukağ ı lı * Ayağ bukağbulunan. ı nda ı * Bilekleri beyaz olan (hayvan). bukağ k ı lı * Hayvanlarıayağ bukağtakı yer, bilek. n ı na ı lacak bukalemun * Bukalemungillerden, 20-30 cm boyunda, renk değtirmesiyle ünlü sürüngen türü, kaya keleri (Chamaeleo iş chamaeleon). * Çı na göre davranını karı ş , görüş değ tiren kimse. ı ünü iş bukalemun gibi renkten renge girmek * sürekli düş değtirmek. ünce iş bukalemungiller * Sürüngenler sıfın renklerini bulundukları nını yerin rengine uyduran, hareketleri yavaş , bukalemun türlerini içine alan bir familyası . bukanak buke * Ayak. * Güzel koku, rayiha.

buket bukle

* Çiçek demeti. * Küçük lüle durumunda, kı mlı vrı saç.

bukle bukle * Kı m kı m, bukleli (saç). vrı vrı bukleli * Kı mları (saç). vrı olan buklesiz buklet * Kı mları vrı olmayan (saç). * Bükülmüş iplik. * Bu iplikten dokunmuş (giyecek). * Saraçlarıkullandı yün kı ntı. n ğ ı rpı sı * Yalnıiki geniş z yüzü testere ile düzeltilmiş tahta. * Yenge, amca veya dayı sı karı. bula bula bunu (onu, bir ş bir kimseyi) bulmak eyi, * var olanları en değ n ersizini seçmek. * kötü bir raslantı anlatmak için kullanı yı lı r. bulada bulak bulama * Büyük piliç. * Kaynak, pı nar. * Bulamak iş i. * Genellikle üzüm ş nıkaynatı ile yapı koyu pekmez. ı n rası lması lan * Sulu, cık hamur. vı * Bu koyulukta yapı çeş hamur yemekleri. lan itli * Karık, oradan buradan toplanmı ş ı ş .

bukran bul bula

bulamaç

bulamak

* Bir nesnenin her yanı bir ş değ nı eye direrek üstünü onunla kaplamak, bir nesneyi baş bir maddeye ka batı rmak. * Kirletmek. bulandıcı rı * Bulantı veren. * Tiksindirici, nefret uyandı ran. bulandılmak rı * Bulandı iş lmak. rmak i yapı bulandı rmak * Bulanması yol açmak, bulanması sağ na nı lamak.

* İ veya daha çok ş birbirlerinden fark edilmeyecek biçimde karı rmak. ki eyi ş tı bulanı k * Bulanmıolan, duru olmayan. ş * Bulutlu, kapalı . * Açıseçik görünmeyen, net olmayan. k * (bakı için, Donuk, anlamsı fersiz. ş ) z; * Niteliğtam anlaş i ı lmayan. bulanı kça * Biraz bulanıolan, çok duru olmayan. k bulanı ma klaş * Bulanı mak işveya durumu. klaş i bulanı mak klaş * Bulanıolmak. k bulanı tı klaşrmak * Bulanıduruma getirmek. k bulanı k klı * Bulanıolma durumu. k bulanı ş bulanma * Bulanmak işveya biçimi. i * Bulanmak iş i.

bulanmak * Bulamak iş konu olmak, her yanı ş kaplanmak. ine bir eyle * Duruluğ yitirmek. unu * Parlaklını açı ğ yitirmek. ğ ve klını ı ı * (iç, mide içi) Bulantıolmak. sı * Karı ş mak. bulantı * Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum.

bulantı vermek * (içini, midesini) bulandı rmak. bulaş ı cı * Birinden baş na geçen, bulaş sri. kası an, bulaş hastalı ı cı k * Mikrop yolu ile yayı hastalı lan k. bulaş ı k * Yiyecek veya içecekte kullanı yı lan kanmamımutfak eş veya kap kacak. ş yası * Bulaş ş mıolan. * Yapı sulu. ş kan, * İ etki, kalı . z, ntı

bulaş adam ı k * Yolsuz, uygunsuz iş yapan, sataş alı ğolan kimse. ler ma ş kanlı ı bulaş bezi ı k * Bulaş ı yı kları kamak için kullanı bez. lan bulaş deniz ı k

* Mayıtehlikesi olan deniz. n bulaş deterjanı ı k * Bulaş tozu. ı k bulaş eldiveni ı k * Bulaş yı ı karken kullanı plâstikten yapı şgeçirimsiz eldiven. k lan lmı bulaş gemi ı k * Tayfaları veya içindeki yolcular arası bulaş hastalıbulunan gemi. nda nda ı cı k bulaş iş ı k * Yolsuz, uygunsuz, kirli iş . bulaş makinesi ı k * Bulaş yı ı kamaya yarayan alet. k bulaş makinesi tuzu ı k * Bulaş makinelerinde suyun içinde veya yı ı k kananları üzerinde kireç kalı ları yok eden kimyasal n ntı nı bileş im. bulaş suyu ı k * Bulaş yı ı karken kullanı su. k lan bulaş suyu gibi ı k * (sulu yiyecek ve içecekler için) kötü hazı rlanmı tadı olmayan. ş , tuzu bulaş tozu ı k * Bulaş ı yı kları karken kullanı temizleme ve arı özelliğbulunan toz. lan, tma i bulaş ı kçı * İi kirli kapları kamak olan kimse. ş yı bulaş lı ı k kçı * Bulaş nıiş ı n i. kçı bulaş ı khane * Kı okul, otel gibi yerlerde bulaş yı ş la, ı kamaya ayrı özel bölüm. k lan bulaş k ı klı * Bulaş olma durumu. ı k bulaş ı lma * Bulaş ı işveya durumu. lmak i bulaş ı lmak * Bulaş iş konu olmak. mak ine bulaş kan * Bulaşğyerden kolay temizlenemeyen, yapı tı ı ş kan. * Sataş kavga etme alı ğolan. ma, ş kanlı ı

bulaş k kanlı * Bulaş olma durumu. kan bulaş ma * Bulaş iş mak i.

bulaş mak * Bir nesne, üzerine sürülen bir ş yüzünden kirlenmek. ey *İ stenilmeyen bir madde bir ş sürülmek. eye * (hastalı Geçmek, sirayet etmek. k)

* Çatmak, sataş tedirgin etmek. mak, *İ stemeden veya rastlantı sonucu bir iş karı e ş mak. bulaşrı tılma * Bulaşrı iş tılmak i veya durumu. bulaşrı tılmak * Bulaşrmak iş konu olmak. tı ine bulaşrma tı * Bulaşrmak işveya durumu. tı i bulaşrmak tı * Bulaş na yol açmak. ması bulatmak buldok * Köpekgillerden, burnu bası alt çenesi üsttekinden uzun, iri ve güçlü bir köpek türü (Canis familiaris k, molosus hibernicus). buldozer * Önündeki geniş çakla toprağsırıengebeleri kaldı tekerlekli veya tı llı yol makinesi. bı ı yıp ran, rtı bir buldukça bunar (veya bulmuş bunuyor) da * bulduğ yetinmiyor da daha çoğ istiyor. uyla unu buldumcuk * Sonradan görme. buldumcuk olmak * bir ş sonradan ulaş ş eye ı ı nca marmak. buldurma * Buldurmak iş i. buldurmak * Bulmak iş yaptı ini rmak. buldurtma * Buldurtmak iş i. buldurtmak * Bulması veya buldurması sağ nı nı lamak. Bulgar * Slâvlarıgüney kolundan olan bir halk veya bu halkısoyundan olan kimse. n n * Bulgaristan'a özgü olan, Bulgaristanla ilgili olan. Bulgarca * Bulgar dili. bulgari * Dört telli bağ lama. * Bulaşrmak. tı

Bulgaristanlı * Bulgaristan halkı olan ( kimse). ndan bulgu * Var olduğ hâlde bilinmeyeni bulup ortaya çı u karma iş bu iş sonunda elde edilen ş i ve in ey. * Araşrma verilerinin çözümlenmesinden çı lan bilimsel sonuç, netice. tı karı

* Vücuttaki iş levsel bir bozukluğ hastalın belirlenmesine yarayan olgu veya olay, araz, semptom. un, ğ ı bulgulama * Bulgulamak iş i. * Yeni olayları bilgileri bulma yöntemi ve öğ ve retisi. bulgulamak * Yeni olayları bilgileri bulmak. ve bulgur * Kaynatı kurutulduktan ve kabuğ çı ldı sonra kılan buğ lı p u karı ktan rı day. * Sert ve ufak taneler durumunda yağ kar, ebe bulguru. an

bulgur bulgur * Bulgur tanesi gibi. bulgur çorbası * Domates, bulgur, taze biber, soğ tereyağve salça kullanı hazı an, ı larak rlanan bir çorba türü. bulgurcu * Bulgur yapan ve satan kimse.

bulgurcuk * Güneş yüzeyinde teleskopla seçilebilen küçük, dairesel görünüş parçacı lü klardan her biri. bulgurculuk * Bulgurcunun işveya mesleğ i i. bulgurlama * Bulgurlamak iş i. bulgurlamak * Bulgur tanaleri gibi küçük parçalara ayı rmak. bulgurlanma * Bulgur taneleri gibi küçük parçalara ayrı lma. * Güneş yüzeyinde bulgurcuk denilen taneciklerin kaynaş olayı ması . bulgurlu köfte * İ bulgurla yoğ nce rulmuş köfte. bulgurlu pilâv * Bulgurla piş irilen pilâv. bulgurluk * Bulgur yapmaya elveriş li. Bulgurlu'ya gelin mi gidecek? * gereğyokken ivedi ve sürekli olarak dikiş ş iş uğ anlara ş yollu söylenir. i , nakıgibi lerle raş aka bulgusal * Bulguyla ilgili, bulguya ait. bulgusal yöntem * Öğ retilmek istenen ş öğ eyi, rencilerin kendilerinin bulması sağ nı layan öğ retim yöntemi. bullak bulma * Bkz. allak bullak. * Bulmak iş i.

bulmaca bulmak

* Çeş biçimlerde düzenlenen ve düş itli ündürerek, aratarak buldurmayı amaç edinen oyun. * Arayarak veya aramadan, bir ş bir kimse ile karş mak; bir ş elde etmek. eyle, ı laş eyi * Kaybedilen bir ş yeniden ele geçirmek. eyi * Varlı bilinmeyen bir ş ortaya çı ğ ı eyi karmak, keş fetmek. * İ kez yeni bir ş yaratmak, icat etmek. lk ey *İ stenilen ş kavuş eye mak, nail olmak. * Bir yer, bir noktaya eriş ulaş mek, mak. * Herhangi bir görüş bir yargı varmak. e, ya * Seçmek, uygun saymak. * Sağ lamak, temin etmek. * (kabahat, suç, kusur için) Yüklemek. * Eriş mek. * Cezaya uğ ramak. * Hatı rlamak. * Bir ş bulan, bir buluş eyi yapan kimse, kâş if. * Gazları , mayı , radyoaktif mineralleri, manyetik dalgaları nları bulmaya yarayan araç, detektör.

bulucu

bulûğ * Erin olma, baliğ olma, erinlik. bulûğ ı çağ * Ergenlik çağ ı . bulûğ ermek a * erinleş mek. bulundurma * Bulundurmak iş i. bulundurmak * Var olması, hazı nı r bulunması sağ nı lamak. * Eksik etmemek. bulunma * Bulunmak iş i. bulunmak * Bulmak iş konu olmak. ine * Herhangi bir durumda olmak. * (bir yerde) Olmak. * Bulunmaz, eş benzersiz, güç bulunan. siz, bulunmaz Hint kumaş ı * çok az bulunduğ ve çok değ olduğ sanı ş u erli u lan ey. buluntu * Kazı araşrmalarla ortaya çı lmıolan, bazen de rast gelinerek bulunan eski çağ veya tı karı ş lardan kalma eş ya. * Sokakta bulunup alı çocuk. nan bulup buluş turmak * çaba göstererek sağ lamak, yaratmak. buluş * Bulmak işveya biçimi. i * İ defa yeni bir ş yaratma, icat. lk ey * Bilinen bilgilerden yararlanarak daha önce bilinmeyen yeni bir bulguya ulaş veya yöntem geliş ma tirme, icat. * Konu, duygu, düş ve hayalde baş ünce kaların etkisinden sı larak, bunlarıiş inde yeni bir yol tutma. nı yrı n leniş

buluş hakkı * Bir buluş veya o buluş uygulama alanı kullanma hakkın bir kimseye ait olduğ gösteren belgeye un u nda nı unu karş k kazanı hak. ı lı lan buluş ma * Buluş iş mak i.

buluş yeri ma * Buluş ulacak yer. buluş mak * Bir araya gelmek; karş mak. ı laş * Önceden belirlenmiş yer ve zamanda bir araya gelmek. bir * Kavuş mak. buluş turma * Buluş turmak iş i. buluş turmak * Bir araya gelmelerini sağ lamak, bir araya getirmek. buluş ulma * Buluş ulmak iş i. buluş ulmak * Buluş iş lmak. mak i yapı bulut * Atmosferdeki su damlacı ve buz taneciklerinin görülebilir yoğ kları unluk kazanması oluş biçimleri, yla an, yükseklikleri ve yol açtı hava olayları birbirinden ayrı yınlar. kları yla lan ğ ı * Herhangi bir ş eyden oluş yoğ yın. an un ğ ı * Keder, endiş e. bulut gibi * çok sarhoş . bulutçuk * Küçük bulut.

bulutlanma * Bulutlanmak iş i. bulutlanmak * Bulutlarla kaplanmak. * Kederlenmek, hüzünlenmek. bulutlu * Bulutlarla kaplanmı bulutlanmı ş , ş . * Üzerinde bulut varmıgibi bulanıgörünen. ş k * (bellek için) Karık, net olmayan. ş ı * Uzayda ekseni çevresinde yavaş dönen, kı n gaz ve tozlardan oluş gök varlı, nebülöz. ça zgı muş ğ ı * Bulutu bulunmayan, açı berrak. k,

bulutsu bulutsuz

buluttan nem kapmak * en küçük bir ş eyden alı nmak, çok alı olmak. ngan bulvar

* Ş içinde ağ , geniş ehir açlı cadde. bumbar * Büyükbaş küçükbaş ve hayvanları kalı bağ ı n n ı . rsağ * Bu bağ a ciğ kı pirinç veya bulgur doldurularak yapı yemek. ı rsağ er, yma, lan * Soğ un girmesini önlemek için kapı pencere aralı na takı içi pamuk dolu, uzun bez kı uğ ve kları lan, lı f. bumburuş uk * Çok, iyice buruş olan. muş bumbuz * Çok soğ uk. bumerang * Kı k bir sopaya benzeyen ve fı ldında geri dönen, ağ vrı rlatı ğ ı açtan yapı bir av aracı lma . bumlama * Bumlamak iş i.

bumlamak * Lâstik tı rnakların janta iyi oturmaması dolayı n iç lâstik üzerine basması nı ndan jantı sonucu lâstik patlamak. bun * Sınt ı kı . buna * Bu zamirinin yönelme eki almıdurumu. ş

buna değ (idi) buna değ di medi (idi) diyerek * birçok ş arası ey ndan, iyilerini seçmeye baş ş önce beğ lamı ken enmeyip bı kları da sonradan, yeniden raktı nı seçip alarak. bunak bunakça * Bunamıolan (kimse), ateh getirmiş ş olan (kimse), matuh. * Bunağ benzer, biraz bunak. a * Bunağ yakır (bir biçimde), bunak gibi. a ş ı * Bunak olma durumu.

bunaklı k bunalı m

* Doğ bir süreçte birdenbire oluş aykılı bunluk, buhran, kriz. al an rı k, * Tehlikeli sonuç doğ urabilecek gerginlik, buhran. * Bir hastalı iyileş veya ölümle sonuçlanan, birdenbire olan fizyolojik değiklik, kriz. kta me iş * Çoğ unluğ iliş satı alma gücünün durması ş erlerinin düş a kin n , satıdeğ mesi, çalı gücünün azalması ş ma gibi sebeplerle ortaya çı iktisadî durum, kriz. kan * Ruhî yönden sonucu tehlikeli olabilecek durum. bunalı geçirmek m * herhangi sebeple oluş bunalı yaş an mı amak. bunalı düş ma mek * ruhî bakı mdan gerginlik veya sıntı kı içine girmek. bunalı mlı * Gerginlik, sıntı kı veren, gerginliğolan. i bunalı ş * Bunalmak işveya biçimi. i

bunalma

* Bunalmak iş i.

bunalmak * Soluk alması güçleş mek. * Çok sılmak, çok tedirgin olmak. kı bunaltı * Sınt ı sıntı. kı , iç kı sı

bunaltı cı * Boğ sıcı kı veren. ucu, kı, sıntı bunaltı lma * Bunaltı iş lmak i veya durumu. bunaltı lmak * Bunalması yol açı na lmak. bunaltma * Bunaltmak iş i.

bunaltmak * Bunalması yol açmak. na bunama * Frengi, alkolizm gibi dısebeplerden veya yaşlı damar tı ş lı k, kanması iç sebeplerden ileri gelen, zihnî gibi bağ nıkopması ı n ntı , ateh. bunamak * Frengi, alkolizm gibi dısebeplerden veya yaşlı damar tı ş lı k, kanması iç sebeplerle zihnî bağ kopmak, gibi ı ntı ateh getirmek. bunayı ş bunca * Bunamak iş i veya biçimi. * Epey, çok. * Bu kadar, bu denli.

buncağ ı z * Bunun gibi. bunda * Bu zamirinin kalma durumu.

bunda bir iş var * olayıbir iç yüzü, durumun gizli bir yönü var. n bundan * Bu zamirinin çı eki almıdurumu. kma ş

bundan böyle * bundan sonra. bundan iyisi can sağğ lı ı * bu en iyisidir, daha iyisi olamaz. bungalov * Hindistan'da tek katlı , genellikle tahtadan yapı şveranda ile çevrili ev. lmı , * Genellikle tahtadan yapı ş katlı lmı tek , ev.

bungun

* Sınt ı kı lı .

bungunlaşrmak tı * Bungun hâle getirmek. bunlar * Bu zamirinin çoğ eki almıdurumu. ul ş bunlu bunluk bunmak bunu * Bu zamirinin belirtme eki almıdurumu. ş bunun * Bu zamirinin tamlayan durumu. * Sınt ı kı lı . * Bunalı sıntı m, kı . * Beğ enmemek, azı msamak, küçümsemek.

bunun burası * dikkati çekmek için "burasıanlamı kullanı " nda lı r. bununla birlikte * Buna ek olarak. * Bunun böyle olduğ bakmayarak. una bura * (bu ve ara kelimelerinden) Bu yer. * Kalma ve çı durumları orta hecenin düş ü ve burda, burdan biçimlerinin kullanı ğda görülür. kma nda tüğ ldı ı * Çok yakıve belirli bir yeri gösterir. n * Bu yerde. buradan * Buradan.

buracı kta burada

buradayı diye bağ m ı rmak * göze çarpacak bir yerde bulunmak. burağ an buralar * bu yerler. buralı * Bu memleketli, bu yerin halkı ndan. * Güçlü esen rüzgâr.

buram buram * (duman, koku gibi havada yayı ş için) Pek çok. lan eyler burası * Bu yer, bura.

burcu

* Güzel koku, ır. tı

burcu burcu * (koku için) Güzel güzel, pek güzel. burcumak * Güzel koku yaymak. burç * Kale duvarları daha yüksek, yuvarlak, dört köşveya çok köş kale çıntı. ndan e eli kı sı * Zodyak üzerinde yer alan on iki takı yı za verilen ortak ad. m ldı * Ökse otu. * Baklagillerden, taneleri hayvan yemi olarak kullanı yık bir yem bitkisi (Vicia ervilia). lan llı * Bu bitkinin mercimeğ benzeyen tanesi. e

burç burçak

burçlar kuş ı ağ * Gök küresinde tutulma çemberinin geçtiğve üzerinde on iki burçun (Koç, Boğ İ i a, kizler, Yengeç, Aslan, Baş Terazi, Akrep, Yay, Oğ Kova, Balı eş aralı ak, lak, k) it klarla dağ ldı kuş \343 Zodyak. ı ğ ak. tı ı burdurma * Burdurmak iş i. burdurmak * Burmak iş yaptı ini rmak. burgacı k * Bkz. kargacıburgacı k k. burgaç burgata burgu * Anafor, girdap. * Tel ve bitkisel halatlarıpus (2.54 cm) olarak çevresini belirten birim. n * Tahtada belirli delik açmaya yarayan delgiye takısarma, yivli, keskin, çelik alet. lı * Tı çekmeye yarayan, ucu sivri ve helis biçiminde demir alet, tirbuş pa on. * Yerin orta ve derin katmanları inebilmeyi sağ na layan delici alet. * Telli sazlarda, telleri germeye yarayan mandal.

burgu makarna * Burgu biçiminde dökülmüş fınlanmımakarna. ve rı ş burgulama * Burgulamak iş i. burgulamak * Burgu ile delmek, delik açmak. burgulanma * Burgulanmak iş i. burgulanmak * Burgulamak iş konu olmak, burgu ile delinmek. ine burgulu * Burgusu olan.

* Burgulanmıolan. ş burgusuz * Burgusu olmayan. * Burgulanmamıolan. ş burhan * Kanı t. * Belgit. burjuva *Ş ehirlerde yaş ayan, özel imtiyazlardan yararlanan ş ehirli. * Orta sıftan olan kimse, kent soylu. nı burjuva edebiyatı * Orta sıf halk kesimine hitap eden edebiyat. nı burjuvaca * Burjuva gibi, burjuvaya yakı biçimde. ş an burjuvalı k * Burjuva olma durumu. burjuvazi burkma * Burkmak iş i. burkmak * Burarak çevirmek. * Burkulmak. * Acı vermek, üzmek. * Burkma iş yapan. ini * Üzücü. burkulma * Burkulmak iş i. burkulmak * Burkmak iş konu olmak. ine * Vücuttaki organlardan biri birdenbire kendi eklemi üzerinde dönmek. * Üzüntü duymak. burlesk * Sanat alanı ve özellikle edebiyatta rastlanan, komikliğ dayanan bir tür. nda e burma * Burmak iş i. * Sarıburma tatlınıbir adı ğ ı sın . * Burularak yapı ş lmıbilezik. * Burulmuş , burularak yapı şkı lmı lmı vrı ş , . * Hadı etme, iğ etme. m diş * Musluk. * Eğ rilmek için bükülmüş yün. * Yaş burularak kurutulan ot. iken * Kuru incir. * Bir ş iki ucundan tutup ekseni çevresinde çevirerek bükmek. eyi * Burjuva sıfı nı, kent soyluluk.

burkucu

burmak

* Hadı etmek, iğ etmek. m diş * Ağ kekre tat vermek. za * (mide, bağ ı Sancı rsak) mak. * Üzmek, sıntı kı vermek. burnaz * İ ve uzun burunlu. ri

burnu bile kanamamak * tehlikeli bir durumdan yara bere almadan kurtulmak. burnu büyük * kibirli. burnu büyümek * kibirlenmek, büyüklenmek. burnu havada * kendini çok beğ enmiş (olmak). burnu havada (veya kaf dağ ı (olmak) nda) * çok kibirli (olmak). burnu kılmak rı * büyüklenemez duruma gelmek. burnu sürtülmek (veya burnu sürtmek) * sıntı kı çektikten sonra daha önce beğ enmediğbir durumu kabul etmek, gururundan vazgeçmek. i burnu yere düş almaz se * kendini beğ enmiş , kibirli. burnuna girmek * birine çok sokulmak. burnunda (veya gözünde) tütmek * çok özlemek. burnundan (fitil fitil) gelmek * elde ettiğgüzel ş sonradan gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak. i ey, burnundan ayrı lmamak * yanı gitmemek, uzaklaş ndan mamak. burnundan düş bin parça olmak en * çok asısuratlı k olmak. burnundan kı rmamak l aldı * kendisine hiç söz söyletmemek, çok huysuz olmak. burnundan solumak * çok öfkelenmiş olmak. burnundan yakalamak * birini yönetimi altı almak, kaçamak bulamayacağduruma getirmek. na ı burnunu çekmek * sümüğ çekmek. ünü * umduğ bulamamak, amacı ulaş unu na amamak. burnunu kı rmak * birini güç durumda bı rakarak büyüklenmesini veya direniş yok etmek. ini

burnunu sı canı kacak ksan çı * çok zayıve güçsüz kimseler için kullanı f lı r. burnunu sokmak * gerekmediğhâlde her iş karı i e ş mak. burnunun dibi * çok yakı. nı burnunun dibine sokulmak * çok yaklaş mak, iyice yaklaş mak. burnunun dikine (veya doğ rusuna) gitmek * öğ dinlemeyerek kendi bildiğgibi davranmak. üt i burnunun direğkılmak i rı * çok pis bir koku duyarak tedirgin olmak. burnunun direğsı i zlamak * (maddî veya manevî) çok acı duymak, çok üzülmek. burnunun ucundan ötesini (veya ilerisini) görmemek * kı ünceli olmak. t düş burnunun ucunu görmemek * çok sarhoş olmak. burnunun yeli harman savurmak * büyüklenmek, kibirlenmek. * çok öfkelenmek. burs * Bir öğ rencinin öğ renimini yapması bir kimsenin bilgi ve görgüsünü artı veya rması belli bir süre devlet için veya özel kuruluş larca, ödenen aylıpara. k * Bu amaçla vakfedilmiş paranıveya malıgeliri. n n burslu burssuz burtlak buru * Sancı , buruntu. buruk * Burulmuş olan. * Tadı kekre olan. * Alı narak küskünlük gösteren, gücenmiş (kimse). * Uygun olmayan ş artlar sonucu dönerek büyüyen ağ n kerestesi. acı * Burs alan, bursu olan. * Burs almayan, bursu olmayan. * Taşk, çalı yer. lı lı k

buruk buruk * Buruk bir biçimde. burukça * Tadı biraz buruk olan. buruklaş ma

* Buruklaş iş mak i veya durumu. buruklaş mak * Buruk durum almak. burukluk * Buruk olma durumu, kekrelik. * Küskünlük, gücenmiş lik. * Buruğ benzer, buruk gibi. a * Burulmak iş i.

buruksu burulma

burulma dayanı mı * Elyafı bükerek kı nı rmaya çalı kuvvete karşağ n gösterdiğdirenç. ş an ı acı i burulmak * Ekseni çevresinde döndürülmek. * Sancı ağmak. mak, rı * Alı narak küskünlük göstermek, gücenmek. burum burum * Burulmak fiili ile birlikte "çok fazla burulmak" anlamı kullanı nda lı r. burun * Alı üst dudak arası bulunan, çıntı iki delikli koklama ve solunum organı nla nda kı lı , . * Bazıeylerin ön ve sivri bölümü. ş * Karanı özellikle yüksek ve dağk kılarda, türlü biçimlerde denize uzanmıbölümü. n, lı yı ş * Kibir, büyüklenme. burun boş lukları * Burun deliklerinden yukarı ru açı mukozayla kaplı luklar. doğ lan, boş burun buruna * Birbirine çok yakı ve yüz yüze. n burun buruna gelmek * beklenmedik bir anda karş mak, birbirlerine çok yaklaş ı laş mak. * karş nda hissetmek. ı sı burun bükmek * beğ enmemek, önem vermemek. burun deliğ i * Burnun iki boş undan her biri. luğ burun kanadı * Burun deliğ yan tarafı inin ndaki kabarıbölüm. k burun kırmak vı * önem vermemek, küçümsemek, beğ enmemek. burun otu * Burna çekilen tütün, enfiye. burun perdesi * Burun boş unu ikiye ayı bölme. luğ ran burun şirmek iş * kibirlenmek.

burun yapmak * üstünlük taslamak. Burundili * Burindi halkı olan (kimse). ndan burunduruk * Hayvanları nallarken ırmaması dudakları kı rmaya yarayan kı yavaş sı için nı stı skaç, a. burunlamak * Dı ş lamak, aş ı ağ lamak. burunlu * Herhangi bir biçimde burnu olan. * Çıntı olan. kı sı * Kendini beğ enmişonurlu, kibirli. , * Burunsak. burunsak * Hayvan yavrusunun anası süt emmesini önlemek için burnuna geçirilen başk. ndan lı * Hayvanlarıburunları geçirilen ip. n na

burunluk

burunsalı k * Burunsak. buruntu * Buru, sancı ı bozukluğ , bağ rsak u.

buruş buruş * Çok buruş . muş buruş ma * Buruş iş mak i. buruş mak * Düzgünlüğ bozulmak, üzerinde kış ve katlamalar olmak. ü rık ı * (ağ ı Kekrelik duymak. zda) * Tiksinmek, hoş lanmamak. buruş turma * Buruş turmak iş i. buruş turmak * Buruş duruma getirmek. uk buruş uk * Gerginliğ düzgünlüğ kalmamıburuş olan. i, ü ş muş

buruş ukça * Biraz buruş olan, pek düzgün olmayan. uk buruş ukluk * Buruş olma durumu. uk * Ciltte oluş kış muş rık. ı buruş uksuz * Buruş u olmayan. uğ busbulanı k

* Çok bulanı k. buse * Öpücük, öpme, öpüş . buselik * Klâsik Türk müziğ on üç basit makamdan biri. inde

buselikaş iran * Klâsik Türk müziğ birleş bir makam. inde ik busines klas * İlik orun. ş but * Vücudun kalça ile diz arası ndaki bölümü. * Hayvanları bacakların gövdeye bitiş olan dolgun, etli bölümü. n, nı ik butafor * Oyun için gerekli sahne eş . yası butaforcu * Oyun için gerekli sahne eş nı yası yapan uzman. butik butikçi butikçilik * Butik iş letme iş i. butlan * Batı l olma durumu. * Geçersizlik, hükümsüzlük. * Yanlı k, haksı k. ş lı zlı * Çalı rmaya yarayan düğ ş tı me. buut * Boyut. * Uzunluk. * Giyim ve süs eş satı dükkân. yası lan * Butik iş leten kimse.

buton

buydurmak * Dondurmak, çok üş ütmek. buyma buymak * Buymak iş i. * Soğ uktan donarak ölmek. * Çok üş ümek. * Yatakta ınmak için kullanı sı su torbası sı lan cak .

buyot

buyruğ altı girmek u na * bir kimse baş bir kimsenin isteklerini ister istemez yerine getirmek zorunda olmak. ka buyruk

* Belirli bir davranı bulunmaya zorlayı söz, emir, ferman. ş ta cı * Egemenlik. buyruk kulu * Emir kulu. buyrukçu * Buyuran, emreden (kimse). buyrulma * Buyrulmak iş i. buyrulmak * Buyurmak işyapı i lmak. buyrultu * Sadrazam, vezir, beylerbeyi gibi yüksek devlet görevlilerince yazı buyruk. lan *İ rade. * Buyurun anlamı bir hitap sözü. nda

buyur

buyur etmek * "buyurun" diyerek konuğ saygı içeri almak veya sofraya çağ u ile ı rmak. buyur? * anlamadı sözünüzü tekrarlar mını m, sız?. * söyleyiniz, emrediniz.

buyurgan * Sısıbuyruk veren, buyruk verir gibi konuş k k an. buyurganlı k * Buyurgan olma durumu. buyurma * Buyurmak iş i.

buyurmak * Bir ş yapı nı yapı eyin lması veya lmaması kesin olarak söylemek, emretmek. nı * Söylemek, demek, düş üncesini bildirmek. * Gelmek, gitmek, geçmek, girmek. * Almak. * 'Etmek, eylemek' anlamı yardı fiil olarak kullanı nda mcı lı r. buyuru * Buyruk, emir.

buyurucu * Buyruk, emir veren. buyurun cenaze namazı na! * hiç beklenmedik kötü bir durum karş nda, ş yollu üzüntü anlatı ı sı aka r. buz * Donarak katı duruma gelmiş su. * Çok soğ bir etki uyandı ş veya kimseleri anlatmak için kullanı uk ran ey lı r. buz alanı * Buzla. buz bağ lamak

* (sılar için) yüzeyi donmak. vı buz dağ ı * Kutup bölgelerinde buzullardan koparak akı larla yer değtiren büyük buz parçası ntı iş , aysberg. buz duvarı * Samimî olmamaktan ortaya çı arzu edilmeyen, arada soğ kan, ukluk yaratan durum. buz gibi * çok soğ uk. * (kötü nitelikler için) kesin bir gerçeğbelirtir. i * (et için) temiz ve yağ. lı

buz kalı bı * Suyun belli biçimlerde donması sağ nı layan özel kap. buz kesilmek * buz gibi soğ umak; buz durumuna gelmek. * çok üş ümek, donmak. *şı aş lacak, üzülecek bir durum karş nda donakalmak. ı sı buz kesmek * çok üş ümek. buz torbası * Tedavi amacı kullanı ve içinde buz parçaları yla lan bulunan plâstik bir torba. buz tutmak * (sı için) üstünde buz oluş vı mak, buzla kaplanmak. buz üstüne yazı yazmak * süresi, etkisi çok az olacak bir iş yapmak. * bir kimseye etki yapmayan sözler söylemek. buz yalağ ı * Yüksek dağ larda kalı kar ve buzulun birlikte oluş cı turduğ arkası yanları önü açı çember biçimli u, ve dik, k, çukurluk. buzağ ı * Sütten kesilmemiş ğ yavrusu. sır ı buzağ ı lama * Buzağ ı lamak iş i. buzağ ı lamak * (sır için) Yavrulamak. ğ ı buzağ ma ı laş * Buzağ mak iş ı laş i. buzağ mak ı laş * Buzağdurumuna gelmek. ı buzağ ı lı * Buzağ olan. ı sı buzağ z ı sı * Buzağ olmayan. ı sı buzcu * Buz satan kimse.

buzculuk buzçözer

* Buzcunun iş i veya mesleğ i. * Buzu çözen, donmayı önleyen alet, defroster.

buzdolabı * Yiyecek ve içecek gibi ş eyleri soğ olarak saklamaya yarayan, motorla çalı dolap. uk ş an buzhane * Buz yapı yer. lan * Soğ hava deposu. uk

buzkı ran

* Donmuş deniz, göl veya ı rmaklarda ulaş öteki gemilere kolaylaşrmakta kullanı buzları rarak yol ı mı tı lan, kı açmak için yapı ş lmıgemi. buzla * Deniz suyunun donması kutup bölgelerinde oluş buz alanı yla an , bankiz, aysfild.

buzlanma * Buzlanmak iş i. buzlanmak * Buzla kaplanmak, buz tutmak. buzlar çözülmek * buzlar erimeye ve kı rı lmaya baş lamak. * aradaki soğ ukluk, dargı k, gerginlik ortadan kalkmak. nlı buzlaş ma * Buzlaş iş mak i. buzlaş mak * Buz durumuna gelmek. buzlu * Buz tutmuş bağ ş , buz lamıolan. * Buz içinde tutularak, içine buz katı soğ larak utulmuş . * Buğ ulanmıgibi olan, saydam olmayan. ş

buzlu cam * Saydamlı giderilmiş ğ ı cam. * Televizyon ekranı . buzluğ an buzluk * Üzerinde buz eksik olmayan yüksek dağ tepesi. * Yiyecek ve içecekleri soğ utarak saklamak için kullanı buzla soğ lan, utulan kap veya dolap. * Buzdolabın içinde buz yapan bölme. nı * Bağ lamaya benzer, bozuk düzen çalı bir Yunan çalgı. nan sı

buzuki buzul

* Kutup bölgelerinde veya dağ ları aş ı doğ ağ ağ yer değtiren büyük kar ve buz kütlesi, baş nda ağ ya ru ı ı r r iş cumudiye. buzul bilimci * Buzul bilimi uzmanı , glâsyolojist.

buzul bilimi * Fizikî coğ rafyanıbuzulları yeryüzündeki iş n ve levlerini konu alan bölümü, glâsyoloji. buzul çağ ı * Dördüncü zamanı yeryüzünün bugünkünden daha büyük bölgelerinin buzullarla örtülü bulunduğ n, u dönemi, pleistosen. buzul dönemi * Buzullarıyayı ğdördüncü zaman. n ldı ı buzul kar * Bir buzulun oluş nda temel olan katı mıkar kümesi. ması laş ş buzul kaynağ ı * Buzulun eriyerek toprağ altı inen suyunu dı ya veren kaynak. ı na n ş arı buzul masası * Çevresindeki buzlar erirken, altı rastlayan bölümü erimekten koruyan ve böylece buzdan bir ayak na üzerinde kalan kütle. buzul seli * Buzulun erimesiyle oluş sel. an buzul taş * Buzullarıtaş p biriktirdikleri, üzerleri çok kez parılı çizikli taş moren. n ı yı ltıveya lar, buzullaş ma * Buzul durumuna gelme. * Geçmiş larda ve ş geniş çağ imdi veya dar bir bölgenin buzullarla örtülmesi olayı . buzullaş mak * Buzul durumuna gelmek. buzullu buzulsuz bücür * Buzulu olan. * Buzulu olmayan. * Ufak tefek ve kı boylu, bodur (kimse). sa

bücürleş me * Bücürleş iş mek i. bücürleş mek * Bücür duruma gelmek. bücürlük Büdü büfe * İ sofra takı nıkonduğ dolap. çine mların u * Toplantı yiyecek ve içeceklerin konulduğ masa. larda u * İ yiyecek türü ş çki, eylerin satı tüketildiğyer. lı p i büfeci * Büfe iş kimse. leten * Bücür olma durumu. * Bkz. Edi ile Büdü.

büfecilik Bügdüz büğ e

* Büfe iş letme iş i. * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. uz * Büve.

büğ elek büğ eme büğ emek büğ et

* Büve. * Büğ emek iş i. * Suyu önüne bent yaparak toplamak. * Su birikintisi, gölcük.

büğ lü

* Küçük büğ soprano büğ alto büğ bariton büğ olarak dört türü bulunan, bakı perdeli veya lü, lü, lü, lü rdan, pistonlu müzik araçların adı nı . büğ rü bühtan * Bkz. eğ büğ ri rü. * Kara çalma, iftira.

bühtan etmek * kara çalmak, iftira etmek. bük * Ovada veya dere kısı çalı diken topluluğ yında ve u. * Böğ ürtlen. * Akarsu kıları yı ndaki verimli tarlalar. * Dönemeç. büken büklük büklüm * Bükülmüşkı lmış , vrı şeylerin oluş turduğ kat. u * Dönemeç, viraj. büklüm büklüm * Çok büklümlü, kı m kı m. vrı vrı bükme * Bükmek iş i. * Bükülmüş kaytan veya iplik. * Vücudun bir bölümünü yanı ndaki bölüm üzerine kırma. vı * Sertçe çevirmek, kırmak. vı * Birkaç tel ipliğburarak sarmak. i * Eğ mek. * Oynak kemikleri arası ndaki açı daraltan kasları genel adı ları n , açan karş . ı tı * Akarsu kıları yı ndaki verimli tarlalar, bük.

bükmek

* Katlamak. * Döndürmek. büktürme * Büktürmek iş i. büktürmek * Bükmek iş yaptı ini rmak, kırtmak. vı bükücü * Ağ veya kontraplâkları pla veya elle bükerek ş veren kimse. aç kalı ekil

bükücülük * Bükücünün işveya mesleğ i i. bükük bükülgen * Kolay eğ bükülen. ilip * Bükünlü. bükülgenlik * Bükülgen olma durumu. bükülme * Bükülmek iş i. * Bükülmüşeğ , ilmiş olan.

bükülmek * Bükmek iş konu olmak, katlanmak. ine * (iplik için) Eğ rilmek. * Eğ ilmek. * Yönelmek. bükülü * Bükülmüş olan. bükülüş * Bükülmek iş i veya biçimi. büküm * Bükmek iş i. * Bir ş bükülmüş kat, kı m. eyin yeri, vrı * (iplik, yün vb. için) Bir defada eğ rilmiş miktarı ip . * Bükülmüş olan, bükümü olan.

bükümlü

bükümsüz * Bükülmemiş olan, bükümü olmayan. bükün * Gramer görevleri ve yapı mı bakı ndan, kelime köklerinin baş içinde veya sonunda türlü değ ikliklerin ı nda, iş olması , insiraf. bükünlü * Türetmede ve çekimde kelime kökleri değikliğ uğ iş e rayan (dil), insirafî.

bükünlü dil * Gramer görevleri ve yapı mı kelime köklerini değ tiren dil: Arapça fail, fiil; ş ş gibi. bakı ndan iş air, iir bükünme

* Bükünmek iş i. bükünmek * Kı lmak, bükülmek. vrı * Ağdan, sancı kı rı dan vranmak. büküntü * Bükme sonucu oluş biçim veya iz. an * Bağ ı rsakta olan ağ. rı * Dönemeç, viraj. büküş bülbül * Karatavukgillerden, sesinin güzelliğile tanı ş i nmıolan ötücü kuş (Luscinia megarhynchos). * Sesi çok güzel olan kimse. bülbül çanağ ı * Çok ufak (kâse). bülbül gibi bilmek * çok iyi öğ renmiş olmak. bülbül gibi konuş (veya okumak) mak * kolaylı konuş okumak. kla mak, bülbül gibi konuş turmak (veya söyletmek) * itiraf ettirmek. bülbül gibi söylemek * hiçbir ş saklamadan bildiklerini söylemek, itiraf etmek. ey bülbül gibi ş mak akı * güzel sesle, neş konuş eyle mak. bülbül kesilmek * bir etki veya baskı nda çokça konuş altı mak. bülbülkonağ ı * Bir tür hamur tatlı. sı bülbülleş me * Bülbülleş iş mek i. bülbülleş mek * Bülbül gibi ötmek veya ş mak. akı bülbülü altı kafese koymuş "ah vatanı demiş n lar, m" * kiş yurdu dında ne kadar zengin olursa olsun, yine de yurdunu özler. i, ş ı bülbülün çektiğdili belâsı i * ilerisi düş ünülmeden söylenen söz insanıbaş dert açabilir. n ı na bülbülyuvası * Daire biçiminde, ortası çukur ve bu çukur yere piş tikten sonra dövülmüş Antep fı ğkonulan bir tür stı ı hamur tatlı. sı bülten * Özel veya resmî kurum ve kuruluş veya yetkili kiş lar ilerce herhangi bir durumla ilgili olarak süreli veya süresiz yayı mlanan duyuru. * Dergi. * Bükmek iş i veya biçimi.

bünye

* Vücut yapı. sı * Yapı , kuruluş . * Bünye olarak, bünye bakı ndan. mı * Baş örtüsü. * Çarş af. * Atkı . * İ perde. nce * Bürgüsü olan.

bünyece bürgü

bürgülü büro

* Çalı odası hane. ş ma , yazı * Danı ve yazı lerinin yürütüldüğ iş ş ma iş ü yeri. * Bölüm, ş ube. * Yazı masası .

bürokrasi * Kı rtasiyecilik. * Kamu yönetimi. bürokrat * Devlet dairesinde çalı görevli. ş an * Kı rtasiyeci.

bürokratik * Kı rtasiyecilikle ilgili. * Kamu yönetimi ile ilgili. bürudet bürük * Duvak. bürülü bürüm * Bürünmüş . * Bürülmüş , dürülmüşkatlanmıolan ş , ş ey. * Soğ ukluk.

bürümcek * Koza gibi yumaklanmış şey. bürümcük * Ham ipekten dokunmuş giysi kumaş ı . * Ham ipekten dokunan bir tür iç çamaş kumaş ı rı ı . bürüme * Bürümek iş i. bürümek * Sarmak, kaplamak, örtmek, basmak, istilâ etmek. * Çok, güçlü etkilemek.

bürünme

* Bürünmek iş i. bürünmek * Bürümek iş konu olmak. ine * Sarı nmak, örtünmek. * Bir görünüşgirmek. e büryan * Bkz. biryan.

büryan pilâvı * Kemiksiz koyun eti, pirinç, soğ domates, baharat ve yağ ş yla fında piş an, karımı rı ı irilen bir pilâv türü. büryancı * Bkz. biryancı . büsbütün *İ yiden iyiye, iyice, tamamen, tamamı temelli. yla, büst * Vücudun, omuzlarla birlikte göğ üsten yukarı bölümü. * Heykeltı lı baş göğ bazen de omuzları raşkta ı sü, , içine alan sanat ürünü.

bütan

* Metal bidonlar içinde az bir bası altı sılaş yakı nç nda vı an, t olarak yararlanı HC formülündeki lan hidrokarbür gazı . bütçe * Devletin, bir kuruluş bir aile veya bir kimsenin gelecekteki belirli bir süre için tasarladı gelir ve un, ğ ı giderlerini tür ve ayrı ları gösteren çizelge. ntı yla * Devlet ve öteki kuruluş veya topluluklarıbelirli bir dönem içindeki gelir ve giderlerinin oranlama n niceliklerini önceden belirleyen, onaylayan ve bu iş lemlerin yapı na izin veren kanun veya karar. lması bütçe açı ğ ı * Bütçede belirlenen giderlerin gelirlerden çok olması durumu. bütçe yı lı * Bir bütçenin uygulanmaya baş ğgünden ertesi yı ladı ı l aynı güne kadar geçen süre. bütçeleme * Bütçelemek iş i. bütçelemek * Bütçe yapmak veya hazı rlamak. büten bütün * Olefin grubundan C4H8 formülünde iki hidrokarbonun adı . * Eksiksiz, tam. * Parçalanmamı ş . * Çok sayı varlıve nesnelerin hepsi, bütünü. daki k * Ufaklı bozukluk olmayan (para). k, * Birlik, tamlı k.

bütün bütün * Büsbütün. bütün bütüne * Bütün olarak, tamamı yla. bütüncü ekonomi

* Ekonominin bütün alanları kapsayan yapı oluş makro ekonomi. nı ve um, bütüncül * Totaliter. bütüncüllük * Bütüncül olma durumu. bütünleme * Bütünlemek iş bütün, tek parça durumuna getirme, tamamlama, ikmal. i, * Bütünleme sı . navı bütünleme sı navı * İ ve orta dereceli okullarla üniversite ve yüksek okullarda bütünlemeye kalan öğ lk renciler için genellikle yaz tatili veya dönem sonunda açı sı ikmal imtihanı lan nav, . bütünlemek * Eksiksiz duruma getirmek, tamamlamak. * Ufak, bozuk paraları büyük para durumuna getirmek. bütünlemeli * Bütünleme sı na girmesi gereken (öğ navı renci). bütünlemeye kalmak * bir öğ renci yarı l veya öğ yı retim yısonunda bir veya birden çok dersten bir kez daha sı girmek üzere lı nava baş sı ğ uğ arızlı ramak, ikmale kalmak. a bütünlenme * Bütünlenmek işveya durumu. i bütünlenmek * Bütünlemek iş konu olmak, ikmal edilmek, tamamlanmak. ine bütünler * Bütün durumuna getiren veya bütün durumuna getirmek için eklenen, mütemmim.

bütünler açı * Ölçülerinin toplamı 180° ye çı nı karan açı lardan her biri. bütünleş me * Bütünleş iş mek i. bütünleş mek * Bütün duruma gelmek. bütünletme * Bütünletmek iş i. bütünletmek * Bütün durumuna getirmek, tamamlatmak. bütünleyen * Bütün durumuna getiren, mütemmim. bütünleyici * Bütünleme iş yapan. ini bütünlük bütünsel * Bütün olma durumu. * Bütün niteliğ olan, bütünle ilgili, total. inde

bütünsellik * Bütün olma durumu. büve bovis). büvelek büvet büvet * (istasyon, tiyatro, sinema gibi yerlerde) Yiyecek ve içecek satı küçük büfe. lan büyü * Tabiat kanunları aykısonuçlar elde etmek iddiası olanları baş na rı nda n vurdukları iş ve davranı gizli lem ş lara verilen genel ad, afsun, sihir, füsun, bağ ı . * Karşdurulmaz güçlü etki. ı büyü bozmak * yapı ş büyüyü etkisiz duruma getirmek. lmıbir büyü bozulmak * yapı ş büyü etkisiz duruma getirilmek. lmıbir büyü yapmak * büyü yolu ile etki altı almaya veya aldı na rmaya çalı ş mak. büyücek büyücü * Büyü yapan kimse, sihirbaz. * Çevresindekileri çabuk ve güçlü olarak etkileyen kimse. büyücülük * Büyücünün yaptı işsihirbazlı ğ , ı k. büyüğ ümsü * Büyüğ yakır, büyük gibi, büyüklere özgü. e ş ı büyük * (somut nesneler için) Boyutları , benzerlerinden daha fazla olan, küçük karş . ı tı * (soyut kavramlar için) Çok, ortalamayı an. aş * Niceliğçok olan. i * Üstün niteliğolan. i * Yetiş belli bir yaşgelmiş kin, a . * Önemli. * Biraz büyük, büyüğ yakı e n. * Daha çok sırlara saldı onlarıkanı emen, vıltı yla tedirginlik yaratan sokucu sinek (Hypoderma ğ ı ran, n nı zıları

* Büve. * Bkz. Büğ et.

büyük (söz) söylemek * yapacağbir ş hakkı kesin konuş övünmek. ı ey nda arak büyük abdest * Dı , kaka. ş kı büyük abdesti gelmek * göden bağ ı boş ı nı altma gerekliğ duymak. rsağ ini büyük aile

* Büyük baba, büyük anne ile bunlarıevli oğ ndan, gelinlerinden ve çocukları oluş aile. n ulları ndan an büyük amiral * Bazı ülkelerde kara ordusunda mareş denk sayı donanma subayların en yüksek aş ale lan nı aması ndaki amiral. büyük ana * Büyük anne. büyük anne * Annenin veya babanıannesi, nine. n büyük atardamar * Kalbin kası lması karı klardaki kanı ile ncı bütün vücuda taş ana atardamar. ı yan büyük baba * Annenin veya babanıbabası n , dede. büyük balıküçük balı yutar k ğ ı * güçlüler, güçsüzleri ezer. büyük baş derdi büyük olur ı n * büyük iş baş bulunanları karş acağgüçlükler de çoktur. lerin ı nda n ı laş ı büyük boy * Normal ölçülerden daha büyük. büyük çember * Bir kürenin merkezinden geçen bir düzlemde ara kesiti olan çember. büyük dalga * (radyo yayı için) Uzun dalga. nı büyük defter * Ticarî bir kuruluş aylıve bilânço hesapları gösteren defter. un k nı büyük elçi * Üstün aş amalı elçi. büyük elçilik * Büyük elçi olma durumu. * Büyük elçinin makamı . büyük görmek (bilmek veya tutmak) * kendini veya baş nı kası olduğ undan üstün saymak, yüceltmek. büyük hanı m * Yaş kadı lı n. büyük harf * Özel adlarla cümle baş gibi yerlerde kullanı ve büyük yazı özel biçimli harf, majüskül. ları lan lan, büyük kalori * 1 atmosfer bası altı 1 kg suyun sı ğ 14.50 C den 15.50 C ye çı nç nda caklını ı karmak için gereken ı miktarı sı , kilokalori. büyük kan dolaş ı mı * Kalbin sürekli kası gevş lı p emesiyle kan ve lenfin vücudun büyük bölümünü dolaş . ması büyük lâf etmek * Bkz. büyük söz söylemek.

büyük lokma ye büyük söyleme * baş aramayacağ sonuçlandı ı n, ramayacağ bir konuda kesin sözler söyleme. ı n büyük mağ aza * Her türlü tüketim maddesinin bol miktarda satı sunulduğ yer. ş a u büyük mevlit ayı * Ay takviminin üçüncü ayı , rebiyülevvel. büyük oynamak * çok para koyarak kumar oynamak. * büyük bir tehlikeyi göze alarak bir işgiriş e mek. büyük önerme * Tası n öncüllerinden büyük olanı mı , majör. büyük para * Çok para. büyük peder * Büyük baba, dede. büyük sesli uyumu * Kelimede kalıünlülerden (a, ı u) sonra kalı ince ünlülerden (e, i, ö, ü) sonra ince ünlülerin gelmesi n , o, n, kuralı , büyük ünlü uyumu. büyük sözüme tövbe! * bir konuda çok kesin konuş ulduğ unda, tersi bir durumun baş gelmemesi dileğ belirtir. a ini büyük ş ehir * Ana kent. büyük tansiyon * Kan bası nı yüksek olması ncın . büyük terim * Kapsamı daha geniş olan son uç önermesinin yüklemi görevini taş terim. ı yan büyük tövbe ayı * Ay takvimin beş ayı inci , cemaziyülevvel. büyük ünlü uyumu * Türkçe bir kelimenin ilk hecesinde kalıbir ünlü varsa, ondan sonra gelen bütün hecelerin kalı ünlülerle, n n ince bir ünlü varsa sonraki hecelerin de ince ünlülerle sürüp gitmesi kuralı : Çocuklaş denizcilik gibi. mak, büyük yemin etmek * bir ş yapmamak konusunda en kutsal ş üzerine ant içmek. eyi eyler Büyükayı * Kuzey yarı kürede yedi yı zdan oluş takı yı z, Yedigir, Dübbüekber. m ldı muş m ldı büyükbaş * Sır, manda gibi hayvanları niteliğ belirtmek için kullanı ğ ı n ini lı r. büyükçe * Biraz büyük. * Oldukça önemli. büyükle büyük, küçükle küçük olmak * her yaş durumdaki kiş karşdostça, arkadaş davranmak. ve ilere ı ça büyüklenme

* Kendini büyük gösterme, kibir. büyüklenmek * Kendini büyük göstermek, büyüklük taslamak, kibirlenmek. büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpmek * sevgi ve saygı göstermek. büyüklü küçüklü * Büyük küçük hepsi bir arada. büyüklük * Büyük olma durumu, ululuk. * Büyüklere yaraş bağ layı davranı ı ı cı r ş ş .

büyüklük göstermek * gönül ululuğ göstermek. u büyüklük hastalı ğ ı * Kendini olduğ undan daha büyük ve önemli görme, gösterme hastalı, megalomani. ğ ı büyüklük satmak * gururlanıüstünlük taslamak. p büyüklük taslamak * kendini üstün görmeye çalı ş mak, böbürlenmek. büyükseme * Büyüksemek iş i. büyüksemek * Büyük olduğ kabul etmek. unu büyüksü * Büyük gibi, büyümüş benzer. e

büyükten büyüğ e * mirası önce büyüğ o ölünce kalanlarıen büyüğ geçmesi kuralı n e, n üne , ekber evlât hakkı . büyüleme * Büyülemek iş i. büyülemek * Büyü ile etki altı almak. na * Etkisi altı almak, birini kendine bağ na lamak, teshir etmek. büyüleniş * Büyülenmek işveya biçimi. i büyülenme * Büyülenmek iş i. büyülenmek * Büyülemek iş konu olmak. ine büyüleyici * Etkileyen, çekici niteliğolan. i büyüleyici özellik * Sürekli büyüleyici ve etkileyici olma. büyüleyiş

* Büyülemek işveya biçimi. i büyülteç * Fotoğ ve resim büyültmeye, büyültüp basmaya yarayan aygı agrandisor. raf t, büyültme * Büyültmek iş i. * Fotoğ ve resimlere boyut kazandı iş agrandisman. raf rma lemi, büyültmek * Bir ş büyük duruma getirmek, büyütmek. eyi * (resim, harita gibi ş için) Daha büyük örneğ yapmak. eyler ini * Abartmak. büyülü * Kendisine büyü yapı ş lmı(kimse). * Büyü gücü olan, sihirli. büyüme * Büyümek iş i. * Organizmanıbütününde veya bu bütünün bir bölümünde boyutlarıartması n n . büyümek * Organizmanıbütününde veya bu bütünün bir bölümünde, boyutlar artmak, irileş n mek, eskisinden büyük duruma gelmek. * Yetiş mek. * Yaşartmak, yaş ı lanmak. * Artmak, güçlenmek, ş iddeti artmak. * Sayı artmak. ca * Geniş lemek. * Önem ve değ kazanmak. er büyümüş küçülmüş de * (çocuk için) konuş ve davranı yaş uymayan, büyüklerinki gibi olan. ması ş ları ı na büyüsel büyüteç * Odak boyutu birkaç santimetre olan yaklaşrı mercek, pertavsı tıcı z. büyütken doku * Sürgen doku. büyütme * Büyütmek iş i. * Birisi tarafı yetiş ndan tirilmiş kimse. * Uzakta duran cisimlere dürbün veya benzeri bir araçla bakı ğ cismi gören açın çı gözle ldında ı nı plak bakı ğzamanki açı oranı ldı ı ya . büyütmek * Büyük duruma getirmek, geniş letmek. * Yetiş tirmek, bakmak. * Abartmak, mübalâğ etmek. a büyütülme * Büyütülmek iş i. büyütülmek * Büyütmek iş lmak. i yapı büyütürlük * Büyü ile ilgili olan.

* Aş laşrma. ı tı rı büyütüş * Büyütmek iş i veya biçimi. büyüye kapı (veya tutulmak) lmak * yapı büyünün etkisinde kalmak, bir ş o kimsenin çekiciliğ lan eyin inden kurtulamamak. büyüyüş * Büyümek işveya biçimi. i büz * Künk.

büzdürme * Büzdürmek iş i. büzdürmek * Büzmek. * Büzmek iş birine yaptı ini rmak. büzgen büzgü * Kası vücuttaki herhangi bir deliğaçan veya kapayan çember biçimindeki kasları genel adı larak i n .

* Dikiş kumaş bir ucundan istenilen yere kadar geçirilen bir ipliğ çekilmesi ile oluş kumaş te ı n in an, ı n bolluğ azaltan sı küçük kı m. unu k, vrı büzgüleme * Büzgülemek iş yapmak. ini büzgülemek * Büzgü ş eklini vermek. büzgülü * Büzgüsü olan, büzülerek dikilmiş olan. büzgüsüz * Büzgüsü olmayan. büzme * Büzmek iş i. * Ağ büzülerek kapatı (kese, torba vb.). zı lan * Buruş turarak, sışrarak veya kı m yaparak bir ş alanı ve hacmini küçültmek. kı tı vrı eyin nı * Kapatmak, dedikodu yapı na engel olmak. lması * Toplanarak büzülmüş . * Kalı bağ ısona erdiğyer, anüs. n ı n rsağ i * Yüreklilik, cesaret.

büzmek

büzük

büzüktaş * Kafa dengi arkadaş , kafadar. büzülme * Büzülmek iş i.

büzülmek * Büzmek işyapı i lmak. * Korku, ş kı k, soğ gibi etkenlerle bir kenara sinmek, bir kenara çekilmek. aş nlı uk

büzülüp oturmak (kalmak) * bir kenarda çekingen bir tavı oturmak. rla büzülüş * Büzülmek işveya biçimi. i büzüş me * Büzüş iş mek i.

büzüş mek * Büzülerek alan hacmini küçültmek, kış rı mak. büzüş ük by-pass C * Büzülerek yüzey veya hacmi küçülmüş olan, büzüş ; kış müş rık. ı * Bkz. baypas. * Karbon'un kı saltması . * Elektrik kapasitesinin kı lması saltı .

c, C

* Türk alfabesinin üçüncü harfi. Ce adı verilen bu harf ses bilimi bakı ndan ötümlü katık diş diş mı ş ı eti ünsüzünü gösterir. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde do sesini gösterir. * Romen rakamları 100 sayını nda sı gösterir. Ca * Kalsiyum'un kı saltması .

-ca / -ce, -ça / -çe * Vurgusuz zarf eki: Kı sa-ca, iyi-ce, açı mert-çe vb.; dil adları k-ça, türetir: Alman-ca, İ ngiliz-ce, Rus-ça, Türkçe vb. "bakı ndan" anlamı zarf türetir: Para-ca, yaş vb. "-a göre" anlamı zarf türetir: Onlar-ca, biz-ce, ben-ce, mı na -ca na sen-ce vb. "tarafı ndan" anlamı zarf türetir: Bakanlı hükümet-çe vb. "kadar" anlamı zarf türetir: Bun-ca, onna k-ça, na ca vb. sayı eş bildiren zarflar türetir: Yüzyı ca itlik llar-ca, aylar-ca, günler-ce, binler-ce vb. topluluk beraberlik anlatan zarflar türetir: Aile-ce, ev-ce, köy-ce vb. -ca / -ce, -ça / -çe * Sı fatlardan küçültme sı fatları türeten ek: Sarın-ca, esmer-ce, soluk-ça, sert-çe vb. ş ı caba * Bir ş ödemeden, para vermeden alı ş bedava. ey nan ey, * Fazla olarak, üstelik. cabadan * Bedava olarak, karş ksı fazladan. ı z, lı cacı k cacı k * Yoğ ayran içine hı veya marul doğ urt, yar ranarak yapı çoğ kez sarı lan, u msaklı tah açı yiyecek. , iş cı * Bir tür ot.

-cacı/ -cecik k * Zarf türeten ek (vurgusuz): hemen-cecik, yavaş k, usul-cacıvb. -çacı k cadaloz * Çok konuş huysuz ve ş (kadı kocakarı an, irret n, ). cadalozlaş ma

* Cadalozlaş iş mak i. cadalozlaş mak * Cadaloz gibi davranmak. cadalozluk * Cadaloz olma durumu. cadde * Ş içinde ana yol. ehir

caddeyi tutmak * herhangi bir sebeple bir yoldan geçişengellemek, kapamak. i * (korkulu bir durumda) baş alıgitmek, uzaklaş ı p nı mak. cadı * Geceleri dolaş insanlara kötülük ettiğ inanı hortlak. arak ine lan * Huysuz, çirkin, ihtiyar kadı n. * Çok güzel göz. * saçı ı ık, tı başdağ nı rnakları uzun ve pis kadı için kullanı nlar lı r. * çok becerikli.

cadı gibi

cadı kazanı * dedikodunun, fesadıçok olduğ yer. n u cadı ma laş * Cadı mak iş laş i. cadı mak laş * (kadı Çirkinleş huysuzlaş n) ip mak. * Bitki bakı zlı yabanîleş msı ktan mek. cadı lı k * Cadı yakır davranı huysuzluk. ya ş ı ş , cadı etmek lı k * huysuzluk etmek, cadı davranmak. gibi cadı süpürgesi * Emeçleri özellikle dal uçları ndaki kabuk altı sı bir ağ nda kı örerek çekirdekli yemiş açların ağ nı çiçeklenmesine, dolayıyla meyve verimine engel olan asklı sı mantar (Taphrina cerasi). * Bu mantarıyol açtı bitki hastalı. n ğ ı ğ ı cafcaf * Gösterişş , atafat. * Ağ kalabalı ile bir ş elde eden, ş ı z ğ ı eyi irret. * Gösteriş fazla ş ş li, ı atafatlı k, . * Karık, gürültülü patı lı ş ı rtı tehlikeli. , * Ş in bir kolu ve bu koldan olan kimse. iîliğ * Parmaklı korkuluk. k, * Büyük bez veya deri torba, cav.

cafcaflı

Caferî cağ cağ

cağ

* Lavabo, banyo. * Hamam, duşbanyo vb. yerlerde atısuyun akması sağ , k nı layan zemindeki delik. * Dokumacı çözgü makinesinde çözgü ipliğbobinlerinin desen ve renk sı na göre yerleş lı kta, i rası tirildiğ i

cağk lı sehpa. cahil

* Öğ renim görmemiş , okumamı bilgisiz. ş , * Belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan. * Deneysiz, genç, toy (delikanlı kı veya z).

cahil kalmak * bilgi edinememek, bilgisi olmamak. cahilâne cahilce cahiliye * Araplarda Müslümanlı önceki çağ ktan . cahiliyet cahillik * Cahillik, bilgisizlik. * Cahil olma durumu, bilgisizlik. * Gençlik, toyluk, deneysizlik ve bu yüzden iş lenen kusur. * Cahilce, cahile yakır (biçimde). ş ı * Cahil gibi, cahile yakır (biçimde). ş ı

cahillik etmek * bilgisizliğ göstermek. ini * gençlik, toyluk, deneysizlik yüzünden kusur iş leme. caiz * Din, yasa, töre veya baş bakı ka mdan iş lenmesinde, yapı nda sakı olmayan, yapı iş lması nca lı lenmesine izin p verilen, uygun, yerinde sayı yakık olan. lan, ş ı caize *Ş airlerin kasidelerle övdükleri büyükler tarafı kendilerine verilen bahş. ndan iş * Yazı bir sözün olduğ gibi tekrarlandını da u ğ göstermek için alt hizası konulan tı biçimindeki ı na rnak noktalama iş areti. * Yol yiyeceğ azı i, k. -cak / -cek, -çak / -çek * Küçültme isimleri türeten ek: Yavru-cak, kuzu-cak vb. caka * Gösteriş m, kabadayı fiyaka. , çalı lı k,

caka satmak * gösteriş yapmak, çalı satmak. m caka yapmak * gösteriş davranmak, fiyakalı li durumda olmak. cakacı * Caka yapmayı seven. cakacı lı k

* Cakacı olma durumu veya cakalı davranı ş . cakalanma * Caka satma. cakalanmak * Caka satmak. cakalı cakası z calî * Yapmacı , düzme, sahte. klı calip Calvinci * Celp eden, çeken, çekici. * Bkz. Kalvenci. * Cakası olan, caka ile yapı gösteriş lan, li. * Cakası olmayan.

Calvincilik * Bkz. Kalvencilik. cam * Soda veya potas katı ş lmısilisli kumun ateş eritilmesiyle yapı sert, saydam ve çabuk kılı te lan rı cisim. r * Tümü veya bir bölümü bu maddeden yapı şsı lmı rça. , * Pencere. * Kadeh, içki. cam çivisi * Yaklaş çapları mm, boyları ı k 1 1,5-2,5 cm arası değen ince ve başz tel çivi. nda iş sı cam evi * Cam takma iş yapı dükkân, camcı leri lan . * Çerçevelerde camıyerleş n tirilmesi için açı yiv. lan * arkası görünen, saydam, ş effaf. * (göz için) donuk, cansı z. * Gözü takma olan. * Aç gözlü, tamahkâr.

cam gibi

cam göz

cam kanatlı lar * Kurtçukları , elma, kayı kavak, meş ve gürgen ağ n, e açları zarar veren, kanatları na camsı , hortumları körelmiş kelebekler familyası . cam macunu * Camı yuvası tutturmak ve yalı k sağ na tkanlı lamak amacı kullanı bezir yağve üstübeç karımı ile lan ı ş . ı cam mozaik * Renkli taş parçaları yerine cam parçaları yapı mozaik. ndan lan cam resim * Renkli camları kesilip birbirlerine kurş çubuklarla bağ n un lanması yapı süs veya resim. ile lan cam suyu

sı. vı

* Potas veya sodanıkuvars ile eritilmesinden elde edilen, ağ n böceklere ve ateş direncini artı renksiz n acı e ran

cam yuvası * Cam evi. cam yünü * Çok ince, bükülebilir cam liflerinin oluş turduğ ıve ses yalımı kullanı madde. u sı tı nda lan camadan * Çapraz düğ meli, ipek veya sı iş rma lemeli bir tür kı yelek. sa * Dört köşyelkenleri boğ yüzeylerini küçültme iş e arak i.

camadan vurmak * fazla rüzgâra karşyelkeni kasmak. ı camadanı etmek fora * bağ koyuverip kılmıyelkeni açmak. ları sı ş camadanlı * Camadan giymiş olan. cambaz akrobat. * Yerde ve tel, at, bisiklet vb. üzerinde dengeye dayanan, tehlikeli, heyecan verici gösterileri yapan kimse, * At alısatan veya yetiş kimse. p tiren * Usta, becerikli kimse. * Kurnaz, hileci. * Osmanlı Devletinde atlı ve savaş olan larda padiş n önünde düş ahı mana karşilk saldıya geçen birlik. ı rı

cambazhane * Cambazlarıoyunları gösterdikleri yer. n nı cambazlı k * Cambazıişveya mesleğ akrobatlı akrobasi. n i i, k, * At alısatma veya yetiş p tirme iş i. * Kurnazlı hilecilik. k, cambul cumbul * (yemek için) Çok sulu, suyu bol. camcı * Cam ticaretini veya cam takmayı meslek edinmiş kimse. * Evin içini pencereden gözetleyen kimse.

camcı elması * Ucundaki küçük, dönebilen elmas parçası camı ile çizerek kesmeye yarayan araç. camcı macunu * Cam ile çerçeve arası ndaki aralı kapatmakta kullanı ve kaba üstübeçle bezir yağ kları lan ı yapı ndan lan hamur. camcı lı k * Cam alı satma veya takma iş p i. * Evin içini pencereden gözetleme. * Göstermelik, satı ş lı eylerin sergilendiğcamlı k i bölme veya yer, sergen, vitrin. * Bir yeri, bir veya daha çok bölüme ayı cam bölme, camlı ran k. * Ser (II). * Hamamlarda soyunulan camlı yer. * Gözlük.

camekân

camekânlı * Camekanı (yer). olan camekânlı kutu * Televizyon. camekânsı z * Camekânı olmayan. camgöbeğ i * Yeş çalar mavi renk. ile * Bu renkte olan. camgöz canis). * Deniz kısı yakı yaş yına n ayan, boyu bir buçuk metre kadar olan, eti lezzetli bir tür köpek balı (Galeius ğ ı

camgüzeli * Evlerde süs olarak yetiş tirilen, pembe, kı zı rmı çiçekler açan bir tür kı çiçeğ(Impatiens sultanı na i ). camı çerçeveyi indirmek * etrafı rı dökmek, her ş parçalayıdağ kıp eyi p ı tmak. camı z cami cami * Toplayan, bir araya getiren. * İ alan, içinde bulunduran. çine cami yılmı ama mihrabı kı ş , yerinde * yaş ğhâlde güzelliğbozulmamı(kadı landı ı i ş n). camia camit * Topluluk, zümre. * Cansı z. * Donmuş . * Camlamak iş i. * Manda, su sırı ğ , kömüş ı . * Müslümanlarıhep birlikte namaz kı için toplandı yer. n lmak kları

camlama

camlamak * Cam geçirmek, cam takmak. camlanma * Camlanmak iş i. camlanmak * Cam takı lmak. camlaş ma * Camlaş iş mak i. camlaş mak * Cama benzer duruma gelmek.

camlatma * Camlatmak iş i. camlatmak * Cam taktı rmak. camlı * Cam takı şcam geçirilmişcamı lmı , , olan. camlı k köş * Saraylarda veya bahçelerde soğ uktan korunmak için camla örtülmüş salon. oda, camlı k * Camlı çerçeve ile bölünmüş yer. * Çiçek, sebze gibi bitkileri dıetkenlerden korumak için yapı ş ş lmıküçük limonluk, camekân.

camsı

* Cam gibi saydam, cama benzer. * Yerin içinden yüze çı erimiş cak maddelerin, soğ sı nda billûrlaş p biçimsiz olarak kan sı uma rası mayı katı mıdurumu. laş ş camsı z can * Camı olmayan. * İ ve hayvanlarda yaş nsan amayı ladına ve ölümle vücuttan ayrı ğ inanı madde dı varlı sağ ğ ı ldına ı lan ş ı k. * Yaş hayat. ama, * Güç, dirlik. * Kiş birey. i, * İ n kendi varlı, özü. nsanı ğ ı * Gönül. * Bektaş ve Mevlevîlikte tarikat kardeş îlik i. * Yakı k duygusu belirten bir seslenme sözü. nlı * Çok içten, sevimli, sevilen, ş irin.

can acı sı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan ş iddetli acı . can alacak nokta (veya yer) * bir ş en önemli yeri. eyin can alı cı * En önemli, en çarpı. cı * Azrail. can alıcan vermek p * ölüm sıntı ve acı içinde bunalmak. kı sı sı can arkadaş ı * Bkz. can dostu. can atmak can baş üstüne * istenilen ş büyük bir memnunlukla yapı ı anlatı eyin lacağ nı r. can baş sı ı çramak na * çok korkmak. can bayı lmak * iç geçmek, takatsizlik göstermek.

can beraber * Çok sevgili. can beslemek * kaygızca yiyip içip rahatı bakmak. sı na * baş nıyiyeceğ içeceğ sağ kasın ini, ini lamak. can boğ azdan gelir (veya geçer) * insan yiyeceğ önem vererek güçlenebilir veya yemeden yaş ine amak mümkün değ ildir. can borcunu ödemek * ölmek. can bunaltı sı * Aş üzüntü sebebiyle canısılma, bunalma hâli. ı rı n kı can cana, baş a baş * herkesin kendi canın, kendi baş n kaygına düş ü bir tehlike anı anlatı nı ı nı sı tüğ nı r. * birbirini seven iki kişbir arada yalnıolarak. i z can ciğ er * Çok yakı sı fı, pek içten (arkadaş n, kıkı ).

can ciğ kuzu sarması er * içli dı, candan, pek içten. ş lı can ciğ olmak er * birbiriyle çok yakıarkadaş n olmak. can cümleden aziz * insanıkendisi herkesten önce gelir. n can çabası * varlını tlama amacı aş gayret. ğ kanı ı yla ı rı can çekiş mek * ölmek üzere bulunmak. * sona ermek, tükenmek, bitmek. can çekiş mektense ölmek yeğ dir * bir iş çeş sıntı üzüntülerle karş ı olağ te itli kı ve ı p laş anüstü gayret harcamaktansa o iş vazgeçmek daha ten iyidir. can çı kmayı (veya çı nca kmadan) huy çı kmaz * insanı ş kları alı kanlı ndan, huyları vazgeçirmek mümkün değ ndan ildir. can damarı * En önemli veya hassas nokta, bir ş yaş eyin aması en önemli araç. için can damarı basmak na * bir iş en önemli yönü üzerinde durmak. in can dayanmamak * bir ş karş nda insanıdayanı lı elden gitmek. ey ı sı n klı ı ğ can derdinde olmak * zor bir durumdan kurtulmaya çalı ş mak. can derdine düş mek * ölüm korkusuna kapı lmak. can direğ i

* Kemanıiçinde, alt ve üst kapakları nda dikili duran çubuk. n arası can dostu * Pek içten dost. can düş manı * Aş düş ı manlıgüden kimse, öldürmeyi bile düş düş rı k ünen man. can eriğ i can evi * Genellikle yeş ilken yenen sert, sulu bir tür erik. * Yüreğ altı in ndaki bölge. * En duyarlı yürek. yer,

can evinden vurmak * en etkileyici yönünden saldı rmak. can feda * Çok imrenilen iyi veya güzel ş eyler, davranı karş nda söylenir, can kurban. ş lar ı sı can gelmek * canlanmak, güçlenmek. can gözdesi * Sevgili. can havli * ölüm korkusu.

can havli ile... * ölüm korkusundan doğ güçlü bir tepki ile. an can kalmamak * bitkin bir duruma gelmek, gücü tükenmek. can kaygına düş sı mek * her ş eyden vazgeçip sadece kendi hayatı koruma veya kurtarma çabası olmak. nı nda can korkusu * Bkz. can havli. can korkusu * Ölüm korkusu. can kulağ ı * çok yakıdost, sı . n rdaş can kulağile dinlemek ı * büyük bir dikkatle dinlemek. can kurban * Can feda. can kuş u * Ruh. can noktası * En önemli husus, vurgulanması gereken yer. can olmak * sevimli, hoş görünmek.

can pahası na * canı vererek veya tehlikeye koyarak. nı can pazarı * Herkesin kendi canın kaygına düş ü ve kendini kurtarmaya çalı ğbir durum. nı sı tüğ şı tı can sağğ lı ı * İ n sağ sağklı nsanı ve lı olması . can sevecek bir ş ey * hoşgidecek bir ş a ey. can sıcı kı * Üzüntü yaratan, üzücü. can sıntı kı sı * yapı bir iş lacak olmamaktan ve hiçbir ş oyalanma imkânı eyle bulunamadı için duyulan tedirginlik, ğ ı bunalı m. can sı kmak * bı nlıvermek. kkı k can sohbeti *İ çtenlikle konuş çok yakıdostlar bir arada söyleş dertleş an n ip me. can tahtası * Göğ kemiğ üs i. can vermek * ölmek. * ruha güç vermek. * canlanması yol açmak. na * bir ş çok istemek. eyi can yakmak * zulmetmek, eziyet etmek. * bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak. * üzmek, acı vermek. can yeleğ i * Bkz. cankurtaran yeleğ i. can yoldaş ı * Yalnı ktan kurtulmak için birlikte yaş lan (kimse vb.). zlı anı cana * Sevgiliye hitap sözü. cana can katmak * yaş gücünü artı ama rmak. cana kı ymak * öldürmek. cana minnet saymak (veya bilmek) * bir lütuf olarak kabul etmek. cana yakı n * Sevimli. cana yakı k nlı

* Cana yakı olma durumu. n canan * Gönülden sevilen, gönül verilmiş olan kadı sevgili. n, * (tasavvufta) Tanrı . canavar * Masallarda sözü geçen yabanî, yı cı rtı hayvan. * Kurt, domuz gibi cana kı yaban hayvanı yan . * Haş , yaramaz çocuk. arı * Acı z, kötü ruhlu, zalim (kimse). ması * Köpek balı. ğ ı canavar düdüğ ü * Taş ı tlarda bulunan, tiz ses çı karan alet. * Acı ses çı acı karan ve uzaklara kadar tehlike iş vermek için kullanı düdük. areti lan canavar gibi * iri yarı rgan. , saldı * çok fazla. canavar kesilmek * hı nlaş rçı mak, canavar gibi olmak. canavar otu * Canavar otugiller familyasın örnek türlerinden olan ve kenevirle tütün köklerinin asalakları biri nı ndan sayı çiçekli bitki (Orobanche ramosa). lan canavar otugiller * Bitiş taç yapraklı çeneklilerden, tarı bitkilerine zarar veren asalak bir bitki familyası ik iki m . canavarca * Canavar gibi, canavara uygun düş biçimde. en canavarlaş ma * Canavarlaş iş mak i. canavarlaş mak * Canavar gibi davranmak. * Korkunç, ürkütücü bir durum almak. canavarlı k * Canavar gibi davranma. cancağ ı z candan * Cancağ m sözünde sevgi ve teklifsizlik; cancağ isterse deyiminde ise önemsemezlik anlatı ı zı ı zı r. *İ çten, yürekten, gönülden, samimî. *İ çtenlikle, istekle, ilgiyle.

candan candan *İ çtenlikli bir biçimde. candan geçmek * ölmek. candan yürekten * içtenlikle. candanlı k * Candan olma durumu.

candarma * Jandarma. canfes * Üzerinde desen bulunmayan, ince dokunmuş , parlak, tok, ipekli kumaş . * Bu kumaş yapı ş tan lmı .

canfes gibi yaprak * (asma ve dut yaprakları ince, taze ve sinirsiz yaprak. için) canfeza cangı l * Bkz. cengel. * Karıklı kargaş ş k, ı a. cangı l cungul * Hayvanlara takı çanları veya baş maden eş n çı ğkaba sesleri anlatı lan n ka yanı kardı ı r. * Bu biçimdeki gürültü. canhı raş * Yürek paralayan, kulak tı rmalayan, acı , tüyler ürpertici. canı mak acı * çarpma, vurma vb. sonucu acı duymak. * üzülmek, rahatsıolmak. z canı zı (veya boğ na) gelmek ağna azı * büyük bir tehlike karş nda ölecekmiş bir korkuya kapı ı sı gibi lmak. * aş duygulanmak, çok heyecanlanmak. ı rı canı burnuna (veya burnundan) gelmek * bir ş yaparken çok zorluk çekmek. ey canı burnunda olmak * çok yorgun ve bezgin olmak. canı ölçmek cana * baş na yapı ş kendine yapı gibi düş kası lacak eyi lacak ünmek. canı na (veya içine) sı canı ğ mamak * sabıı k göstermek, tahammül etmemek. rs zlı canı cebinde * zayı f ahlâklı kimse. canı cehenneme * sevilmeyen bir kimse için duyulan öfke ve nefreti bildirir. canı çekilmek * (vücudun herhangi bir organı canlı ı r gibi olmak. için) lı azalı ğ * içi ezilmek. canı çekmek * bir ş istemek, istek duymak, arzulamak. eyi canı kası çı ca! * "büyük zarara veya kötülüğ uğ n, periş olsun, ölsün" anlamları kullanı bir ilenme sözü. e rası an nda lan canı kmak çı * Türk müziğ çok az kullanı ş birleş makam. inde lmıbir ik

* çok yorulmak veya çok zorluk çekmek. * ölmek. * çok yı pranmak. canı ksı çı n! * "ölsün, gebersin" anlamı bir ilenme sözü. nda canı gitmek gelip * ayı bayı lı p lmak. * ümit ve ümitsizlik arası kalıheyecanlanmak. nda p canı gelmek * yeniden canlanmak, canı yerine gelmek. canı sevmek gibi * çok güçlü bir sevgiyle bağ lanmak. canı gitmek * özen gösterilen, çok sevilen bir ş zarar gelecek diye kaygı eye lanmak. canı gönülden (veya canı yürekten) * içtenlikle, çok isteyerek. canı oynamak ile * tehlikeli iş uğ mak. lerle raş canı uğ mak ile raş * ağ hasta olmak, ölüm döş inde can çekiş ı r eğ mek. * büyük sıntı düş kı ya mek. canı istemek * heves duymak. canı isterse * (olumsuz bir cevap karş nda) "kabul etmezse etmesin!" anlamı kullanı ı sı nda lı r. canı pek * Acı sıntı karşdayanı . ya, kı ya ı klı

canı olsun! sağ * üzülmeye gerek olmadını ı ğ karştarafa bildirmek için kullanı ı lı r. canıkı sılmak * içi sılmak, yapacak bir işolmamaktan tedirginlik duymak. kı i * keyfi kaçmak. * yarı üzülmek, yarı öfkelenmek. canıkkı sı n * keyfi kaçmı ş . canı tatlı * Sınt ı ve acı katlanmak istemeyen. kı ya ya canı tez * Beklemeye dayanamayan, sabı z. rsı

canı yanan eş attan yüğ olur ek rük * zarara veya kötülüğ uğ e rayan kimse acını karmak için aş çaba harcar. sı çı ı rı canı yanmak * çok acı duymak. * acı deneme geçirmek; bir iş zarar görmek. bir te

canı yerine gelmek * yorgunluğ geçmek; sağğ , gücünü kazanmak. u lını ı canı mu? yok * birinin katlandı sıntı baş na örnek göstermek için söylenir. ğ kı yı kaları ı canı yürekten * Bkz. canı gönülden. canı ciğ m erim * içten bir sevgi sesleniş i. canı dese, canı çı n diyor sanmak m m ksı * birinin en gönül okş cı ayı sözleri bile kendisine dokunmak, batmak. canı m! * hoş nutsuzluk anlatı r. * sevgi seslenişolarak kullanı i lı r. * (ca:nı çok güzel, çok değ verilen. m) er

canı sokakta bulmadı mı m * tehlikeye veya herhangi bir sıntı katlanmaya hiç niyetim yok. kı ya canı n içi mı *ş efkat veya sevgi sesleniş i. canıisterse! n * "dilediğ gibi olsun, sen bilirsin, bana göre hava hoşanlamı kullanı in " nda lı r. canı acı na mamak * kendini düş ünmeden, kendine bakmadan yaş amak. canı değ na mek * çok hoş lanmak. * ruhu ş olmak. ad canı düş na kün * kendine iyi bakan, kendini koruyan. canı ezan okumak na * bir kimsenin hakkı gelmek, öldürmek. ndan canı geçmek, canı iş na na lemek (veya canı kâr etmek) na * çok etkilemek. canı kasdetmek na * intihara kalkı ş mak. * birini öldürmeye hazı rlanmak. canı kı na ymak * acı madan öldürmek. * kendini öldürmek. * gücünden fazla iş görerek aş derecede kendini yormak. ı rı canı minnet na * beklenilmeyen iyi bir durumla karş ı duyulan memnunluğ anlatmak için söylenir. ı nca laş u canı okumak na * berbat ve periş etmek. an canı rahmet na

* "Alllah rahmetini esirgemesin" anlamı kullanı nda lı r. canı susamak na * ölmek istemek. * birini öldürmeyi istemek. canı tak demek (veya etmek) na * dayanamaz duruma gelmek, sabrı kalmamak. canı tükürdüğ na ümün (veya üfürdüğ ümün) * kı nlıve öfke belirtir. zgı k canı yandım (veya yandımı na ğ ı ğ n) ı * sevgi, hayranlıveya öfke gibi türlü duygular anlatı k r. canı yetmek na * katlanamayacak duruma gelmek, bezmek, bı kmak. canı bezmek (veya bı ndan kmak, usanmak) * ölümü göze alacak kadar sıntı kı içinde olmak. canı geçmek ndan * ölmek için hazı r olmak. canı (bir yere) dar atmak nı * bir tehlikeden güçlükle kurtularak bir yere sınmak. ğ ı canı acı nı tmak * birine acı vermek. canı almak nı * (Tanrı ) öldürmek. * canı verdirecek kadar memnun etmek. nı * sıntı sokmak. kı ya canı bağlamak nı ı ş * öldürülmesi gerekirken vazgeçmek. canı burnundan getirmek nı * çok yormak, fazla çalı rmak. ş tı canı cehenneme göndermek (veya yollamak) nı * öldürmek. canı çı nı karmak * hı rpalamak, çok yormak, yı prandı rmak. canı diş almak (veya takmak) nı ine * her tehlikeyi göze alarak iş giriş e mek. canı sı nı kmak * keyfini bozmak, neş kaçı esini rmak. canı sokakta bulmak nı * sağğkorumak gerektiğ anlatan bir söz. lı ı ini canı vermek nı * kendini feda etmek. * hiçbir ş esirgememek. ey * bir ş çok düş olmak, çok sevmek. eye kün canı yakmak nı

* acı verecek biçimde cezalandı rmak. * bir kimseyi, çok sıntı zarara sokmak. kı ve canın derdine düş nı mek * canı baş bir ş düş ndan ka ey ünemeyecek kadar sıntı olmak. kı da canın içine sokacağgelmek nı ı * çok hoş lanmak, çok sevmek. cani canice canilik canip * Yan, taraf. caniyane * Cani gibi, canice. * Cinayet iş lemiş olan kimse, kı . yacı * Cani gibi, caniye yakır (biçimde). ş ı * Cani olma durumu.

cankurtaran * Hastahane veya kliniklere hasta veya yaralı ı taş maya özgü araç, ambülâns. * Havuz veya plâjda yüzme bilmeyenleri uyaran, tehlikeden koruyan ve onları kurtaran kimse. cankurtaran çanı * Tipili veya sisli havalarda sınacak veya yönelecek yeri yolculara, gemilere belli etmek için kullanı çan ğ ı lan (veya düdük). cankurtaran düdüğ ü * Cankurtaran çanı . cankurtaran gemisi * Karaya oturan, yanan veya batma tehlikesi ile karşkarş kalan gemileri kurtarmaya yarayan gemi. ı ı ya cankurtaran kulübesi * Dağ geçitlerinde tipiden veya soğ uktan korunmak icin sınak olarak yapı ş ğ ı lmıkulübe. cankurtaran salı * Deniz kazaları kullanı üzere gemilerde bulundurulan sal. nda lmak cankurtaran sandalı * Deniz kazaları veya gemi batmak üzere iken insanları nda kurtarmaya yarayan motorlu, kürekli sandal, filika. cankurtaran simidi * Suda boğ ulma tehlikesine karşkullanı ve sudan hafif maddelerden, büyük simit veya yelek biçiminde ı lan yapı ş lmıaraç. cankurtaran ş amandı rası * Denize düş enlerin kolayca belirlenip kurtarı lmaları denize bı lan ve kazaya uğ için rakı rayanlarıbulup n kendilerini göstermeleri için kullanı parlak renkli, fosforlu ş lan, amandı ra. cankurtaran yeleğ i * Yelek biçiminde yapı ş lmıcankurtaran aracı . cankurtaran yok mu! * ölüm tehlikesi karş nda yardı isteme sözü. ı sı m

cankurtaranlı k * Cankurtaran olma durumu. canla baş la * Seve seve her türlü yorgunluğ göze alarak, var gücüyle. u canlandıcı rı * Canlı veren, canlı kazandı lı k lı k ran. * Bir canlı resim veya ş filmi için hareketliliğsağ ema i layan tek tek resimleri yapan sanatçı . canlandıcı rılı k * Canlandıcı rı olma durumu. canlandılma rı * Canlandılmak iş rı i. canlandılmak rı * Canlandı rmak iş konu olmak. ine canlandım rı * Ortada kalan kalı ları göre bir eserin ana tasarına uygun olarak yeniden çizimi. ntı na sı canlandı rma * Canlandı rmak iş i. * Tek tek resimleri veya hareketsiz cisimleri gösterim sı nda hareket duygusu verebilecek biçimde rası düzenleme ve filme aktarma iş i. * Kiş tirme. ileş * Geçmiş olayıgeliş bir n mesini ve sonucunu aynı biçimde yansı sunma. tarak canlandı rmak * Canlanması sağ nı lamak, canlanması yol açmak. na * Yaş atmak, (birinin) kı ı girmek. lına ğ * Yoğ unluk, etkinlik kazandı rmak. * Canlı tazelik, dirilik getirmek. lı k, canlanma * Canlanmak iş i. canlanmak * Gücü artmak, diri duruma gelmek. * Etkinliğartmak, hareketlilik kazanmak. i * Depreş mek. * Geçmiş yaş bir olay veya durum yeniden hatı te anan rlanmak. canlı * Canı olan, diri, yaş ayan. * Güçlü, etkili, hareketli, hayat dolu. * Yaş p yer değ tirebilen yaratı hayvan. ayı iş k,

canlı canlı * Diri diri, henüz ölmemiş . * Heyecanla. canlı cenaze * Çok zayıbir deri bir kemik kalmıkimse. f, ş canlı model * Figürlerle süslü veya heykeltı lı yararlanı kadı veya erkek. raşkta lan n canlı müzik * Gazino, lokal vb. yerlerde yemek sı nda bir veya birkaç müzisyenin çalgı sesleri ile parçaları rası ve seslendirmesi.

canlı özdekçilik * Evrenin temeli olarak düş ünülen maddenin canlı olduğ savunan doktrin, hilozoizm. unu canlı resim * Bir hareketi parçaları ayıp bunlarıelle yapı resimlerinin alıyla tek tek çevrilmesine dayanan ve na rı n lan cı gösterimde sürekli bir hareketi ortaya koyan film tekniğ i. canlı n yayı * (televizyon ve radyo için) Daha önceden herhangi bir gereç üzerine tespit edilmemiş cı tespit edildiğ , alıyla i anda yapı yayı lan n. canlılı cı k * Olup bitenin ruhlar alanın gizli güçlerince yönetildiğ inanan ilkel anlayıanimizm. nı ine ş , * Bağ z bir ruhî varlın insanda ve doğ nesnelerinde yerleş olduğ inanan ilkel dinî görüş ı msı ğ ı a ik una . * Tek ve aynı ruhun fikrî ve organik hayatıilkesi olduğ ileri süren öğ n unu reti. * Çocukta bir düş biçimi olarak bütün cisimlerin canlı ünce olduğ inanma. una canlı lı k * Canlı olma durumu. * Neş elilik, hareketlilik. cansı z * Canı yitirmişölmüş nı , . * Güçsüz, mecalsiz. * İ uyandı lgi rmayan, sönük. * Durgun. * Canlı olmayan (varlı camit. k), cansıcansı z z * Cansıolarak, cansıgibi. z z cansıdüş z mek * hastalıveya yorgunluk yüzünden bitkin bir duruma gelmek. k cansıhedef z * İ ve hayvan dında kalan hedef. nsan ş ı cansı ma zlaş * Cansı mak iş zlaş i. cansı mak zlaş * Cansıduruma gelmek. z cansı tı zlaşrma * Cansı tı iş zlaşrmak i. cansı tı zlaşrmak * Cansıduruma getirmek. z * Bir diş canlı in dokusunu yok etmek. cansı k zlı * Cansıolma durumu. z * Hareketsizlik.

cansiparane * Canı verircesine, özveriyle. nı cantiyane * Kantiyane. capcanlı

* Çok canlı biçimde). (bir car * Çağ, tellâl ile duyurma; ilân. rı * Tehlike durumu, imdat, yardı m. car * Bazı yerlerde kadı n kolları örttükleri veya boydan boya örtündükleri çarş zar. nları na af, car car * Çok ve yüksek sesle, gürültülü bir biçimde (konuş ma).

car etmek * nara atmak, haykı rmak; ilân etmek. carcar carcur * Bkz. ş arjör. carcur carcur cari * "Geliş igüzel konuş mak" anlamı gelen carcur etmek deyiminde geçer. na * Fermuar. * Akan. * Olagelen, geçen, yürürlükte olan. * Geveze, yaygaracı .

cari hesap * İ taraf arası sürüp giden alacak verecek iş ki nda lemlerinin tutulan hesabı . cari masraf * Belirli bir dönemde yapı harcamalar. lan cari para cari ücret cariye * Geçerli olan, yürürlükte bulunan para. * İgücü piyasası iş ş nda gücünün, arz ve talebe göre belirlenen fiyatı .

* Yabancı ülkelerden kaçılıözgürlükten yoksun edilen, alıp satı rı p nı labilen, her konuda efendisinin isteklerine bağ bulunan genç kadı halayı lı n, k. cariyelik * Cariye olma durumu.

cariyelik etmek * cariye gibi hizmet etmek. cariyeniz (veya cariyeleri) * eskiden, söz söylenen kimseye aş bir saygı ı rı göstermiş olmak için kadı tarafı "ben" zamiri yerine nlar ndan kullanı . lı rdı * aynı maksatla genç kadı nlardan söz edilirken onları anlatan kelimelere bir unvan gibi getirilirdi. carlama * Carlamak iş i. carlamak

* Bağ ı konuş rarak mak; çok söylemek. * İ etmek, duyurmak; nara atmak, haykı lân rmak. carlı carsı z * Carı olmayan. (II) cart * Sert bir ş yı lı çı ses. ey rtı rken kan * Carı olan. (II)

cart cart ötmek * kendini beğ enmiş davranı ve buyururcası söz söylemek. bir ş la na cart curt * Gerekli gereksiz yerde söylenen, abartısöz. lı

cart curt etmek * göz korkutmak veya övünmek amacı abartıkonuş yla lı mak. cart kaba kâğ ı t * yüksekten atana veya çalı bir tavıtakı karşsöylenen hafifseme ünlemi. mlı r nana ı carta cartadak cartadan * Cartadak. cartayı çekmek * ölmek. cascavlak * (baş için) Çok saçsı çok tüysüz, hiç tüyü olmayan. z, * Çılçı örtüsüz. rı plak, * Yellenme. * Birdenbire ve gürültü ile.

cascavlak kalmak * bütün imkânları elinden alı ş nmıolarak ortada kalmak. casus casusluk * Casus olma durumu, çaş k. ı tlı casusluk etmek * casus olarak çalı ş mak. cav * Bkz. çağ (II). * Bir devletin veya bir kimsenin sı nı kasın hesabı öğ rları baş nı na renmeyi üstüne alan kimse, çaş ı t.

cavalacoz * Değ ersiz, önemsiz, derme çatma. cavlağçekmek ı * ölmek. cavlak

* Çı tüysüz. plak, cavlaklı k * Cavlak olma durumu, çı k. plaklı cavlama cavlamak cavlamak * Cavlamak iş i. * Kavlamak, tüyünü dökmek, çı kalmak. plak * Ölmek.

caydıcı rı * Kararı ndan, sözünden döndürücü. caydıcı rılı k * Caydıcı rı olma durumu. caydılmak rı * Cayması lanmak, kararı döndürülmek, vazgeçirilmek. sağ ndan caydış rı caydı rma * Caydı iş rmak i. caydı rmak * Cayması sağ nı lamak, kararı döndürmek, vazgeçirmek. ndan caygı n * Vazgeçip iş ardı bı in nı rakan, dönek. * Caydı işveya biçimi. rmak i

cayı r r cayı * Bir cismin çabuk ve ş iddetle yandını rtı ğ anlatmak için kullanı ğ , yı ldını ı ı lı r. *Ş iddetli, etkili olarak. cayı rdama * Cayı rdamak iş i. cayı rdamak * (nesneler için) Ses çı kararak yanmak veya yılmak. rtı cayı rdatma * Cayı rdatmak iş i. cayı rdatmak * (nesneler için) Sert, uzun, gürültülü ses çı kartmak. cayı rtı *Ş iddetli yanma, yı lma sesi, gürültü. rtı

cayı vermek rtı * gürültü ile gözdağvermek. ı cayı yı rtı basmak (veya cayı koparmak) rtı * birdenbire bağ p çağ ı rı ı rmaya baş lamak. cayı ş * Caymak işveya biçimi. i

cayma caymak caz

* Caymak iş i. * Sözünden, kararı dönmek, vazgeçmek. ndan * Baş çta Kuzey Amerika zencilerinin müziğiken sonraları langı i bütün dünyada benimsenen bir müzik türü. * Caz müziğçalan orkestra. i

caz takı mı * Caz müziğçalan orkestranıbütün çalgı . i n ları cazbant * Caz müziğçalan orkestra. i cazcı cazcı lı k cazgı r * Caz müziğçalan veya besteleyen kimse. i * Cazcın iş nı i veya mesleğ i. * Güreş olan pehlivanları ecek yüksek sesle izleyicilere tanı ve duaları okuyarak onları tan nı alana süren kimse. * Fitneci. * Cazgı r olma durumu.

cazgık rlı

cazı r r cazı * (bir cismin kaynama ve yanması belirtirken) Güçlü ve sesli olarak. nı cazı rdama * Cazı rdamak iş i. cazı rdamak * Caz diye ses çı karmak. cazı rdatma * Cazı rdatmak iş i. cazı rdatmak * Cazı rdaması yol açmak. na cazı rtı cazibe * Cazı rdama sesi. * Alı alı lı çekicilik, albeni. m, mlı k, * Çekim.

cazibe kanunu * Yer çekimini belirten kurallar bütünü. cazibedar * Çekiciliğolma, alı . i mlı cazibeleş me * Cazibeleş durumu. mek cazibeleş mek

* Çekici, alı duruma gelmek. mlı cazibeleş tirmek * Çekici, alı duruma getirmek. mlı cazibeli * Çekici, alı , albenili. mlı * Önemli, ağ ğolan. ı ı rlı * Çekici olmayan, alı z. msı * İ uyandı çekici, elveriş lgi ran, li.

cazibesiz cazip

cazipleş me * Cazipleş durumu. mek cazipleş mek * Cazip duruma gelmek. cazipleş tirme * Cazipleş tirmek durumu. cazipleş tirmek * Cazip duruma getirmek. cazipli caziplik * Cazip olma durumu. cazlı cazsı z * Cazı olan. * Cazı olmayan. * Çekici, alı , albenili. mlı

cazur cazur * Bkz. cazı r. r cazı Cb * Kolombiyum'un kı saltması . cc Cd CD Ce * Seryum'un kı saltması . ce ce * Türk alfabesinin üçüncü harfinin adı . * Kucak çocukları, bebekleri eğ nı lendirmek için çı lan ses. karı * Kemanısı ve göğ tahtası iki yanı C harfi biçiminde çenten oyuklar. n rt üs nı ndan * Kadmiyum'un kı saltması . * Yabancı devlet elçiliklerine ait arabaları plâkaları kullanı kı n nda lan saltma.

-ce -ce

* Bkz. -ca / -ce (I). * Bkz. -ca / -ce (II).

ce demeye mi geldin? * "Bu kadar az oturmaya mı geldin?" anlamı kullanı nda lı r. cebbar * Zorlayı, zorba. cı * Kudret sahibi, Tanrı . * Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yı z kümesi. ldı * Becerikli, açıgöz (kadı k n). cebe * Zı rh. * Silâh.

cebeci

* Yeniçeri ordusunda silâh yapan, onaran ve bakı ile görevli bulunan; savaş ordunun silâh ve mı ta cephanesini ulaşran yaya kapı ocakları bir sıf asker. tı kulu ndan nı cebel * Dağ . * Sahipsiz, boş toprak. * Ekilmemiş tarla, ekime elveriş olmayan yer. li

cebeli

* Osmanlımparatorluğ döneminde, savaş rası tı zeamet sahiplerinin dirlikleri oranı göre İ u sı nda mar, na yanları götürmekle yükümlü bulundukları asker. nda atlı * Aynı dönemde illerdeki atlı inzibat kuvveti. cebelleş me * Cebelleş iş mek i. cebelleş mek * Uğ mak, çekiş raş mek; tartı ş mak, münakaş etmek. a cebellezi * Hakkı olmayan bir ş kendisine mal edip cebine koyma, cebine indirme. eyi

cebellezi etmek * cebine indirmek. ceberut * Tanrı n her ş üstünde olan kudreti. 'nı eyin * (tasavvufta) Allah'a varmanıüçüncü basamağ n ı . * ("büyük kudret" anlamı kayarak) Merhametsizlik, zorbalı ndan k. * Acı z, merhametsiz, zorba. ması cebi delik * Tutumlu olmayan (kimse), savurgan. cebi delik (kimse) * para tutmayan, züğ parası ürt, z. cebi para görmek * parası yokken para kazanmaya baş lamak. cebin

* Korkak. * Alı yüz. n, cebinden çı karmak * ondan çok üstün olmak. cebine indirmek (veya atmak) * (para için) hakkı olmadı hâlde kendine mal etmek. ğ ı cebini doldurmak * karş tı elveriş durumlardan yararlanarak bol para kazanmak. ı ğ laş ı li cebir cebir * Zor, zorlayı ş .

* Artı eksi gerçek sayı bunlarıyerini tutan harfler yardı yla nicelikler arası genel bağ lar ve larla, n mı nda lantı kuran matematik kolu. cebir kullanmak * bir işyaptı için zora baş i rmak vurmak. cebire * Kık kemikleri yerinde tutmak için kullanı tahta, mukavva veya tenekeden yapı şüzeri bezle rı lan lmı , kaplanan levha, süyek, koaptör. cebirsel * Cebirle ilgili. cebirsel deyim * Bilinen veya bilinmeyen büyüklük ölçüleri üzerinde, bunlara bağ bir büyüklük ölçüsünü çı lı karmak için gerekli iş lemleri gösteren ve birbirine cebirsel iş aretlerle bağ lanan harf ve sayı bütünü. lar cebirsel formül * Cebirsel deyim. cebirsel ifade * Cebirsel deyim. cebren cebretme * Cebretmek iş i. cebretmek * Zorlamak. cebrî * Zorla yapı zor kullanı yaptılan. lan; larak rı * Zorla, zor kullanarak, zoraki.

cebrî yürüyüş * Bir yere kuvvet yetiş tirmek veya düş mandan önce varmak için yapı sı yürüyüş lan kı . cebrinefs * Kendini zorlama, kendini tutma. cebriye * Yazgılı kadercilik, fatalizm. cı k,

ceddine lânet (veya yedi ceddine lânet!) * "soyun sopunla birlikte Tanrı cezanı versin!" anlamı ilenme bildiren söz. zı nda

ceddine rahmet! * "aferin, bravo" veya "Tanrı senden razı olsun" anlamı kullanı nda lı r. Cedî cedit cedre * Guatr, guş a. cefa * Büyük sıntı kı , üzgü, eziyet. * Oğ burcu. lak * Yeni.

cefa çekmek (veya görmek) * üzüntü, sıntı kı çekmek. cefa etmek * üzmek, eziyet etmek. cefakâr * Cefalı . cefakeş cefalı * Cefa çeken, cefalı kı ya katlanan. , sıntı * Sınt ı eziyete katlanmıveya katlanan. kı ya, ş

cefaya katlanmak * sıntı üzüntüyü sabı karş p tahammül etmek. kı veya rla ı layı ceffelkalem * Hiç düş ünüp taş ı nmadan, bir çı da. rpı cehalet * Bilgisizlik, bilmezlik.

cehdetme * Cehdetmek iş i. cehdetmek * Çalıp çabalamak. ş ı cehennem * Dinî inanı göre, kötülük yapanlarıöldükten sonra ceza görecekleri yer, tamu. ş lara n * Çok sıntıyer. kı lı cehennem azabı * Cehennemde uğ lacağ inanı ceza. ranı ı na lan * Çok büyük sıntı kı , eziyet. cehennem gibi * çok sı cak. cehennem hayatı * Büyük sıntı üzüntülerle dolu yaş ş kı ve ayı . cehennem kütüğ ü * Cehennemde yanmaya yaraş kimse. ı r

cehennem ol * defol!. cehennem olmak * defolmak. cehennem taş ı * Gümüş nitrik asitte ergitilmesiyle elde edilen, havaya dayanı , ıkta bozulmayan beyaz kristal. ün klış ı cehennem zebanisi * Zalim, acı z kimse. ması cehenneme kadar yolu var * "defolsun, istediğyere kadar gitsin, korkum yoktur" anlamı sövme. i nda cehennemî * Cehennemle ilgili. * Üzücü, yakı, cehennem gibi. cı cehennemi boylamak * (sevilmeyen kimse için) ölmek. cehennemin bucağ(veya dibi) ı * çok uzak yer. cehennemin dibine gitmek * (kılan kimse için) defolup gitmek. zı cehennemleş me * Cehennemleş durumu. mek cehennemleş mek * Cehenneme dönmek. * Aş üzüntü ve sıntı ı rı kı çekilen yer hâlini almak. cehennemlik * Öldükten sonra yerinin cehennem olacağsanı cehenneme lâyı(kimse). ı lan, k * Hamamıocağ külhan. n ı , * Modern ekmek fınları ateş bulunduğ en sı bölüm. rı nda in u cak cehil cehre cehri * Bilgisizlik, bilmezlik. * Pamuk, yün, ipek gibi ş eyleri eğ iplik durumuna getirmeye yarar araç, iğ irip .

* Kök boyası gillerden, meyve, kabuk veya odunundan güzel kı zı elde edilen bir kök (Rhamnus rmı renk infectorius). ceht -cek * Bkz. -cak / -cek. ceket ceketatay * Erkeklerin ve kadı n giydiğ genellikle önden düğ nları i, meli, kalçayı örten, kollu giysi. * Bkz. Jaketatay. * Çaba, çabalama.

celâdet celâl

* Yiğ kahramanlı itlik, k. * Büyüklük, ululuk. * Öfke, kı nlı zgı k.

Celâlî

* İ olarak Yavuz Sultan Selim döneminde ortaya çıp devlete isyan eden Bozoklu Derviş lk kı Celâl'in adamları ve ondan yana olanlara, sonraları türeyen bütün eş yaya verilen ad. na da kı Celâlîlik * Celâlî olma durumu.

celâllenme * Celâllenmek iş i. celâllenmek * Öfkelenmek, kı zmak. celâlli * Sert ve öfkeli (kimse). * Hı n, coş rçı kun. * Celâlli gibi, celâlliye benzer. * Avcı çantası .

celâllice celbe celep

* Koyun, keçi, sır gibi kesilecek hayvanlarıticaretini yapan kimse. ğ ı n * Topkapı , Galata, İ brahim Paşve Edirne sarayları alıp türlü devlet hizmetleri için aday olarak a na nı yetiş tirilen genç. celeplik celî * Koyun, keçi, sır gibi kesilecek hayvanlarıticaretini yapma iş ğ ı n i. * Açı aş k, ikâr. * Parlak, cilâlı .

celî yazı * (Arap harfleriyle) Uzaktan okunacak biçimde istif edilmiş sülüs levha yazı. iri sı celil * Çok büyük, ulu. * Tanrı n sı ndan biri. 'nı fatları cellât * Ölüm cezası çarptılanları na rı öldürmekle görevli olan kimse. * Acı z, katı ması yürekli, kolaylı suç iş kla leyen, zalim. cellât gibi * acı z. ması cellâtlı k * Cellâdıgörevi. n * Katı yüreklilik, zalimlik.

celp

* Getirtme, kendi üzerine çekme. * Mahkeme tarafı dava edene, edilene veya tanı gönderilen çağ belgesi. ndan klara rı * Askerlik ödevini yapmaya çağ ı rma. celp etmek * kendine çekmek. * getirmek. celp kâğ ı dı * Çağ kâğ , çağ belgesi, celpname. rı ı dı rı celpname * Celp kâğ , çağ belgesi. ı dı rı celse * Oturum. celseyi açmak * oturumu açmak. celseyi tatil etmek * oturuma ara vermek. cemaat * Bir imama uyup namaz kı kiş lan iler. * İ kalabalı. nsan ğ ı * Bir dinden veya bir soydan olanlarıtopluluğ n u.

cemaat ne kadar çok olsa (veya cami ne kadar büyük olsa) imam gene bildiğ okur ini * bir yetkili kimse, çevresindekilerin düş üncesi ne olursa olsun kendi istediğ yapmaya çalır. ini ş ı cemaate uymak * içinde bulunulan bir topluluğ uyarak davranmak. a cemaatimüslimin * Müslüman halk. cemaatle namaz kı lmak * imama uyarak namaz kı lmak. cemaatleş me * Cemaatleş işveya durumu. mek i cemaatleş mek * Cemaat hâline gelmek. cemaatli * Cemaati olan. cemaatsiz * Cemaati olmayan. cemaatsizlik * Cemaatsiz olma durumu. cemadat cemal * Yüz güzelliğ i. cem'an * Cansı cansıvarlı zlar, z klar.

* Toplayarak, toplam olarak, hepsi. cem'an yekûn * Toplam olarak, hepsinin tamamı . cemaziyülâhı r * Ay takviminin altı ayı ncı , küçük tövbe ayı . cemaziyülevvel * Ay takviminin beş ayı inci , büyük tövbe ayı . cemaziyülevvelini bilmek * bir kimsenin herkesçe bilinmeyen, geçmiş kötü bir yönünü veya kötü durumunu bilmek. teki cembiye * Bir çeş eğ kama, hançer. it ri cembiyeli * Cembiyesi olan. cembiyesiz * Cembiyesi olmayan. cemetme * Cemetmek iş i.

cemetmek * Toplamak, bir araya getirmek. cemi * Bütün, hep, (bir ş eyin) hepsi, (bir ş eyin) tümü. * Toplama. * Toplama. * Çoğ çokluk. ul, * (erkek için) Güzel. * Tanrı n sı ndan biri. 'nı fatları * (kadıiçin) Güzel. n * Gönül alı davranı cı ş .

cemil

cemile

cemilendirme * Çoğ ullandı iş rma i. cemilendirmek * Çoğ ullandı rmak, çokluk hâline getirmek. cemilenme * Çoğ ullanma iş i. cemilenmek * Çoğ ullanmak. cemiyet * Dernek. * Topluluk, toplum. * Düğ ün. * Birbirine uygun veya zı t anlamlı kelimeleri tenasüp veya tezat sanatları yoluyla bir araya getirme. * Bir olayı kiş kutlama amacı bir araya gelen topluluk. veya iyi yla

cemiyetli cemre yükseliş i.

* Cemiyet içinde geçen, derli toplu, dağ k olmayan. ı nı * Ş ayı birer hafta aralı ubat nda klarla önce havada, sonra suda ve en sonra toprakta oluş u sanı sı k tuğ lan caklı

cemre düş mek * sı k yükselişo hafta içindeki günde baş caklı i lamak. cenabet * Cünüp. * Pis, kötü, hoş lmayan kimse veya ş lanı ey. Cenabı hak * Allah, Tanrı . cenah * Kuş kanadı . * Kol, pazı . * Yan, taraf. * Savaş düzenindeki ordunun iki yanı her biri. ndan * Saygı , onur ve büyüklük anlamı kullanı yla lı r. * Kefenlenip tabuta konmuşgömülmeye hazı , rlanmıinsan ölüsü. ş * Cenaze töreni. cenaze alayı * Ölüyü kaldı töreni veya bu törende yer alan veya cenazeyi izleyen topluluk. rma cenaze duası * Cenaze defnedilirken okunan dua. cenaze gibi * benzi sararmı ş . cenaze levazı matı * Ölünün kefenlenmesi sı nda gerekli olan malzemeler. rası cenaze merasimi * Cenaze töreni. cenaze namazı * Cenaze gömülmeden önce musalla taş n üstüne konan tabutun önünde kı namaz. ı nı lı nan cenaze töreni * Cenaze namazı mezara kadar yapı dinî tören. ndan lan cenazeyi kaldı rmak * ölüyü gömmek üzere götürmek; gömmek. cenbiye * Ağ eğ bir tür Arap bı ı zı ri çağ . cendere * Bir ş sı eyi kmak, ezmek gibi iş kullanı mekanizma, pres. lerde lan * Manevî baskı .

cenap cenaze

cendereleş me

* Cendereleş iş mek i. cendereleş mek * Manevî baskı nda mücadele etmek. altı cendereye sokmak * manevî baskı na almak. altı Cenevizli * Ceneviz (bugünkü Cenova ş Cumhuriyeti halkı olan kimse. ehri) ndan cengâver * Savaş. çı * İ dövüş dövüş savaş vuruş yi en, çü, kan, kan.

cengâverce * Cengâvere yakır biçimde. ş ı cengâverlik * Savaşlı savaş k, dövüş çı k, kanlı çülük. cengel cenin * Otlarla ve sıağ k açlarla örtülü geniş Hindistan ormanları verilen ad. na * Ana rahminde doğ zamanı tamamlayamamıveya vaktinden önce düş çocuk. ma nı ş müş

ceninisakı t * Düş ük. cenk * Savaşkavga. , * Büyük çaba, uğ , kavga; çekiş raş me. cenk etmek * savaş mücadele etmek. mak, cenkçi cenkçilik * Savaş, kavgacı çı . * Cenkçi olma durumu.

cenkleş me * Cenkleş iş mek i. cenkleş mek * Savaş mak. * Atı ş mak, çekiş münakaş etmek. mek, a cennet * Dinî inanı göre, iyilik yapanları günahsı n, öldükten sonra sonsuz bir mutluluğ kavuş ş lara n, zları a acakları yer; uçmak (II). * Çok güzel, huzur veren yer. cennet balı ğ ı * Cennet balıgillerden, mavi yeşzemin üzerine bakı ğ ı il r rengi çizgili tropikal balı(Macropodus k viridiauratus). cennet balıgiller ğ ı * Kemikli balı r takı nı kefallar alt takı na giren bir familya. kla mın mı

cennet biberi * Zencefilgillerden karabiber tadı bir bitki. nda cennet gibi * güzel, bakı (yer). mlı cennet kuş u * Cennet kuş ugillerden, tüyleri güzel renkli bir kuş (Paradisea apoda). * Güzel, alı kadı mlı n. * Henüz pek küçükken ölen bebek. cennet kuş ugiller * Omurgalı hayvanlardan kuş sıfın bir familyası lar nını . cennet öküzü * Yüreğtemiz ama budala denecek kadar saf kimse. i cennet taamı * Tadı güzel olan yemek veya yiyecek. çok cennete çevirmek * temiz, bakı , güzel bir yer durumuna getirmek. mlı cennete dönmek * güzel, rahat yaş lıbakı bir yer durumuna gelmek. anı r, mlı cennetleş me * Cennetleş durumu. mek cennetleş mek * Cennet durumuna girmek. * Cennetin güzellikleriyle donanmak. cennetlik * Öldükten sonra yerinin cennet olacağ inanı (kimse). ı na lan * (ölmüş kimse için) Yeri cennet olan, cennetmekân.

cennetmekân * Cennetlik. centilmen * İ arkadaşk eden, saygı görgülü, kibar (erkek). yi lı lı , centilmence * Centilmene yakır (bir biçimde). ş ı centilmenlik * Centilmen olma durumu. * Centilmene yakır davranı ş ı ş . centilmenlik antlaş ması * Hukukî ve resmî olmayan, ancak taraflarıkarş klı n ı güvenlerine dayanan sözlü antlaş lı ma. cenubî cenup cenuplu * Güneyle ilgili, güneye özgü olan, güney. * Güney. * Güneyli.

cep

* Genellikle bir ş koymaya yarar, giysini