“Bu kitap çağdaş felsefenin en yararlı kitabı haline gelecektir, çünkü okuru sayaçlarını sıfırlamaya ve düşüncenin durmadan daha çok beslendiği kaos karşısında, kendi ‘zar atımını’ denemeye çağırıyor. Düşünceyi, direniş gücünün en güvenilir göstergesi olan şen ciddiyetiyle kendi sınırlarına doğru götüren, açık, yoğun ve zor; bizatihi açıklığı, çembersi mantığı, sarmal gelişimi yüzünden zor bir kitap.”

Raymond Bellour
(Magazine Littéraire)

FELSEFE NEDİR?

Gilles Deleuze - Félix Guattari İkilisi, felsefe tarihinde eşine ender rastlanan bir işbirliği gerçekleştirmeden önce, bağımsız birer düşün­ ce adamı olarak da modern zamanlara mühürlerini vurmuşlardı. Gilles Deleuze, Kant, Hume, Spinoza, Bergson ve Nietzsche üzeri­ ne yaptığı araştırmalarının ardından özgün çizgisini buldu. Bu çiz­ giyi Michel Foucault, "gün gelecek, XX. yüzyıl Deleuze'cü bir çağ olarak anılacak" sözleriyle tanımlamıştır. Deleuze, 1970'lerin ilk ya­ rısında, farklı bir ilgi alanından ve kuşaktan gelen Félix Guattari ile karşılaşmıştır. Büyük işbirliğinin ilk ürünü Anti-Oedipe 1974'te ya­ yımlandı ve inanılması güç bir etki yarattı. Bir yandan bağımsız ça­ lışmalarını sürdüren Deleuze ve Guattari, bir yandan da ortak ürünler kaleme alıp Kapitalizm ve Şizofreni projesini genişleterek Kafka, Köksap, Bin Yayla gibi düşünce tarihi açısından büyük önem taşıyan son derece aykırı kitaplar yayımladılar. Guattari'nin erken ölümüyle yarıda kalan bu kolektif serüvenin son meyvesi olan Felsefe Nedir? 1991'de yayımlanmıştı (Türkçesi: YKY, 1993, Çeviren: Turhan İlgaz).

Turhan İlgaz 1945'te Trabzon'da doğdu. Galatasaray Lisesi ve İs­ tanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. Üniversite yıllarında başladığı gazeteciliği 1988 yılına kadar sür­ dürdü. O yıldan bu yana kitap yayıncılığı ve Fransızcadan çeviriler yapıyor. Başlıca çevirileri: Leonardo da Vinci'den Defterler (Hil, 1986); Octavio Paz'dan Modern insan ve Edebiyat (Remzi, 1993), Michel Serres'den Doğayla Sözleşme (Contrat naturel; YKY, 1994), Der Spiegel Dergisi'nden Profesör Heidegger, 1933'te Neler Oldu? (YKY, 1995), Alexis de Tocqueville'den Eski Rejim ve Devrim (L'Ancien régime et Révolution; Kesit, 1995), Raymond Aron'dan Özgürlükler Üzerine Deneme (Essai sur les libertés; Kesit, 1995), Marc Ferro'dan Sinema ve Tarih (Le cinéma et l'histoire; Kesit, 1995), Jean-Paul Sartre'dan Sartre Sartre'ı Anlatıyor, Filozofun yo Yaşındaki Otoportresi (YKY, 1996), François Jacob'dan Mümkünlerin Oyunu (Le jeu des possibles; Kesit, 1996), Marc Augé'den Yer-olmayanlar (Non-lieux; Kesit, 1997), Marisol Touraine'den Altüst Olan Dünya, 21. Yüzyılın jeopo­ litiği, (La géopolitique du 2 îème siècle; Ümit, 1997), Daniel CohnBendit ve Olivier Duhamel'den Euro İçin Küçük Sözlük (Petit dic­ tionnaire pour l'Euro; YKY, 1999), Pierre Bourdieu'den Televizyon Üzerine (Sur la télévision; YKY, 2000), Chantai Thomas'dan Özgür­ lüğünü Taşımak (Comment supporter notre liberté; Om, 2000), Luc Ferry'den Ekolojik Yeni Düzen (Le nouvel ordre écologique; YKY, 2000).

GILLES DELEUZE FÉLIX GUATTARI FELSEFE NEDİR? ÇEVİREN: TURHAN ILGAZ .

243 Cogito -1 Felsefe Nedir? / Gilles Deleuze.com. Ağustos 1993 6. 1992 © Édition de Minuit. 285 Beyoğlu 80050 İstanbul Telefon: (0 212) 252 47 00 (pbx) Faks: (0 212) 293 07 23 http: / / www.com http://www.Ş.tr .yapikrediyayinlari..com/yky e-posta: ykkultur@ykykultur. Baskı: İstanbul.Ş.superonline.shop. Temmuz 2001 ISBN 975-363-088-3 Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Ticaret ve Sanayi A. Félix Guattari Özgün adı: Qu'est-ce que la Philosophie Çeviren: Turhan İlgaz Kitap Editörü: Selahattin Özpalabıyıklar Düzelti: Sevil Emili Kapak Tasarımı: Nahide Dikel Baskı: Şefik Matbaası 1.Yapı Kredi Yayınları . Yapı Kredi Kültür Merkezi İstiklal Caddesi No. Baskı: İstanbul. 1991 Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Ticaret ve Sanayi A.

MANTIK BİLİMÎ VE SANAT 5. İçkinlik Düzlemi 39 3.İÇİNDEKİLER Önsöz 7 Giriş Demek ki Soru. Bir kavram nedir? 23 2. Duygulam ve Kavram 146 Sonuç Kaostan Beyne 179 . Geofelsefe 80 II FELSEFE. Kavramsal Kişilikler 60 4.. Fonktifler ve Kavramlar 107 6. Algılam. 11 I FELSEFE 1. Prospektler ve Kavramlar 122 7..

köktenci (hatta devrimci). kendi dönemle­ rinde.bugün eriştiği soyutlama gücü ve ye­ teneği gözönüne alındıkta. bilgilerimizin bugün ulaştığı şu noktada konumlanarak. "Doğu bilge­ liği"nden çok farklı bir düzlemde ilerleyen açılımları içinde izlediği ölçüde. bilgiye ulaşma sürecindeki farklılıklarına. felsefe(ler)in Ta­ rihi’ni okumak değil. Felsefenin niteliği ve niceliği üzerinde kafa yormuş bütün filozofların. Felsefe. kendi. Kitap.. insanoğlunun "bilme istenci" olarak düşüncenin kaos­ la giriştiği kavgadan beri. bireşimsel bir tanıma gerek­ sinmektedir. tarih içindeki "haline-geliş"lerini anlamak bağlamında. ve daha da çok. Bu yüzden. çö­ zümsel olduğu kadar. değinmek ne demek. kaosla girişilmiş kavga olan bilme serüvenin­ de. bu alanda düpe­ düz yapılmadık. üç temel düşünce formunun. meydan okuyucu tanımlarını getiriyorlar. en başatlarından biri yapan da. çağdaş felsefe metinlerinin en önemlilerin­ den.. bilimin ve felsefe­ nin.Önsöz Bu kitap. felsefeyi. şüphe yok ki Felsefe nedir sorusu. Deleuze-Guattari İkilisinin felsefeye getir­ dikleri (devrimci) tanım. onu artık bir tür köken. Ama.. kitabın fazlasıyla alçakgönüllü (ve de iddialı) başlığı yanıltmamalıdır. topluca. böylesi bir gereksinimin karşı­ lığı olmasıdır. bir yandan da kendi kendisini tanımla­ maya uğraşmıştır. Bu kitabı. veya dönüş. Çünkü Deleuze-Guattari İkilisi. "olmak" (être) fiilinin gücüyle donatmayı akıl ettiği için bir "Yunan işi" olarak kerterizlediği coğrafyadan alıp. sanatın. dolayısıyla alışılmadık. insanı. Ama. Çünkü.. veya . bilgilerimizin -sanatın duyumsadıkları ve bilimin işlevselleş­ tirdikleriyle birlikte. yepyeni bir çözümleme getirmektedir. bir felsefe tarihi olarak da okunabilir. aynı konumlar içinde tanım ürettikleri doğrudur elbette. koşutluklarına ve kesişmelerine değinmekte.

fransızcanın sıradan bir 'anlamdaşlar' sözlüğünde. Ama bu üç form arasında. bir yandan da bu üçünü. türkçenin -ne yazık ki. çatışmaların veya kibirlerin. felsefenin ne tür bir düşünce formu olduğunu söylediği ölçüde. Seyir sözcü­ ğü. haline-geliş olarak tarihin (zamanın) içinde olduğu ölçüde. üç temel bil­ me formunun özgünlüğünü ve özerkliğini kurarken. iletişim (öz­ nellerarası idealizm) ile de karıştırılamaz. sanattan ve bilim­ den neden ve nasıl ayrıldığını ortaya koymaktadır. kurma edimidir. Örneğin. çatallaşmalar. sanat. düşüncenin yurtlandığı ve yurtsuzlaştığı mekânın (et/beden'den evrene) içindedir. kostak­ lanmaların ötesinde. Böylelikle. kurdu­ ğu şeylerse KAVRAMLARdır. kavramlarıyla olayları çı­ kartır. "tefekküre" dalmadan kaç tane türkçe anlamdaş bulabilirsiniz? Oysa ki. birbirine gereksinmeye ve birbirini anlamaya mahkûm eden şey nedir o halde? Bizatihi zihin olan ve Ben öznesini telaffuz eden bir Beyin. Felsefe. Tahsin Yücel'in getirmiş olduğu düşünümlemek fiilini ve düşünüm. bireşim ve özdeşle­ şim olmaksızın kesişir. üç düşünce. Yarattığı.pek cılız felsefe sözlüğünden karşılıklar bulmak kolay olmadı. keyifli ama çetin bir iş oldu. ama yurtluğun ve toprağın (yeryüzünün) değişken bir ilişkisi içinde" gerçekleşir. Kitapta hesaplaşılan bir başka önemli kavram. düşü­ nümleme adını kullandık. bir yaratma. Bir tür düşünme halini ifade eden bu iki sözcüğü. Ve felsefece düşünme edimi de "öznenin ve nesnenin kategorileri için­ de değil. contempler fiilinden gelen contemplation adıydı. birbirini kollamaya. veya düşüncenin düşüncesi gibi. başatlıkla hesaplaşılan bir kavramdı.. felsefe. muğlaklıktan uzak. réfléchir fiilin­ den türeme reflexion sözcüğü." Bir yandan. penser / düşün­ mek fiilinden ve pensée / düşünce adından ayırmak için. "Felsefe nedir"de. düşünümleme (öznel idealizm) ile de. bir geo­ felsefedir. "Üç düşünce biçimi.. eklemlenmeler. aşina tanımlarla tanımlama­ mıza bırakmayacak ölçüde net. duyumlarıyla anıtlar diker. karıştırılmamalıdır. kırk tane anlamdaşını bulabileceğiniz penser / düşünmek fiiline. baştan sona kavramlarla iş gören ve bu arada bir takım yeni kavramlar da geti­ ren bir metne. "Felsefe nedir". fonksiyonlarıyla şeylerin durumlarını kurar. öteki iki düşünce formundan.8 Felsefe Nedir? arayış. bilim de. bize contemplation'daki vurguyu tastamam verir görünmediği . içiçe girer. açık seçiktir: felsefe bir edimdir. karşılıklı atıflar da hiç eksik olmaz. ittifaklar. Bu yüzden de felsefe. temaşa (nesnel idealizm) ile de. Bu kitabı türkçeleştirmek. Felsefeyi 'kavramlar yaratmak' olarak tanımlayan. yanlış anlamaların.

'Moi' için 'ben'. Şüphe yok ki.. türkçeleştirmeye kalkışmaksızın. fransızcadaki moi ve je olarak farklı­ laşmasına denk düşmek üzere. Deleuze-Guattari'nin. bizim öner­ diklerimizin yerini alabilir. algılama ve duygulanım­ larımızın oluşturduğu duyum kitlelerini çözümlerken getirdikleri iki kavramı. türkçeleştirildikleri ilk satırda. bulunabilecek daha iyi karşılıklar. bir çok sözcüğün fran­ sızca asıllarını da. Ilgaz 27 Temmuz 1993 . bu kavramlarla iş görecek. metinde görüleceği gibi. T. 'fonksiyon' olarak bırakıldı.sırasında. Bu arada 'fonction' (işlev) sözcüğü. Bunun dışında. 'Je' içinse 'Ben özne­ si’ demeyi uygun gördük. Bu kitapta kimi yeni kavramlar var. Buna karşılık. yalnızca yazımını türkçeleştire­ rek bıraktık: Fonksiyon (işlev) öğesi anlamındaki fonktif (fonctif). türkçe özgün felsefe çalışmaları -eğer yapılırsa. percept ve affect kavramlarını -belki haddimizi aşaraktürkçeleştirmeyi denedik.. bu kavramları eğip bükecek. önermenin öğeleri olarak prospekt(ler). bu sözcüğü temaşa ile karşılamayı yeğledik. Algılama ve duygulanım süreçleri için­ deki bir anlığı saptayan bu iki kavrama karşılık. bilimsel bilime. algılam ve duygu­ lum sözcüklerini önerdik. Bunlardan bazılarını. özellikle de matematiğe ait bir nosyon olarak kullanıldığı her yerde.Önsöz 9 için. köşeli ayraç içinde verdik. Felsefenin sıkça kullandığı 'ben' kavramının.

.

:" Olanaksız değer olarak ihtiyarlık üzerine bir kitap olan Raneé. hem de modern edebiyatın başlangıcını işaretlemektedir belki(2). Yeterince kanaatkâr değildik. yaşlılık ve dobra dobra konuşma vakti geldiğinde sorulabilir.. ve soruya yakalanacak yerde. insanın soracak bir şeyi kalmadığı zaman sorulan bir sorudur bu. egemenlik altına alınıyordu. Jean-Louis Prat'nın önsözü.Giriş Demek ki Soru. Felsefe yapmayı çok istiyorduk. iktidardaki ihtiyarlığa karşı kaleme alınmıştır: salt yazının iktidarının öne çıktı­ ğı. bu konudaki kaynakça pek cılızdır. üslup alıştırmaları dışında. (1) L'oeuvre ultime (Nihai Yapıt). fazlasıyla soyuttu. Yaşlı Turner resmi ıssız ve geri dönüşü olmayan. fazlasıyla yapay. bir nihai sorudan farksız bir yola sürme hakkını elde etmiş. Ketum bir telaş içinde. katışıksız bir zorunluluk sunduğu. Cézanne'dan Dubuffet'ye. ama bu sor­ malar fazlasıyla dolaylı veya yampiri. Tur­ ner. durmadan soruyorlardı. Daha ön­ ce de soruyorlardı bu soruyu. "iyi de neydi o. Vie de Raneé (Rancé'nin hayatı) aynı zamanda hem Cha­ teaubriand'ın yaşlılığını. Chateaubriand. en sonunda. Yaşlılığın. bir evrensel yıkıntılar kitabıdır. ebedi bir gençlik değil de. Aslında. bütün hayatım boyunca ben ne yaptım?" diyebileceğimiz üslup­ suzluk noktasına erişememiştik. yaşamla ölüm arasındaki bir hidayet anıyla keyiflenilen ve makinenin tüm parçalarının çağları kateden bir çizgiyi geleceğe göndermek üzere bir araya geldiği durumlar vardır: Tiziano. Monet(l). Felsefe nedir? sorusu.. Larousse Yay. Maeght Vakfı. ya da ka­ zanmıştır. tersine egemen bir özgürlük sağladığı. felsefenin ne olduğunu kendimize hiç sormadık." . örneğin İvens kendi gülüşünü. soru ayaküstü sergileniyor. gece yarısı. (2) Barbéris. belki de ancak geç vakitte. Bazı bazı.

Daha önceleri de bunu yapmaktan geri durmadık biz. zira dost. "Tyrannie et sagesse" (Tiranlık ve Bilgelik). ileride göreceğiz. 235 (in Leo Strauss. ama (3) Kojeve. felsefede belirdiğince. zincirinden boşanmış bir yapıttır: aklın tüm yetileri. De la tyrannie/Ti­ ranlığa Dair. ve değişmeyen yanıtımız da esasen o zamandan beri hazırdı: Felsefe kavramlar oluşturmak. Bilgi-dostluğunun [filozofi. uzmanca bir mahremiyeti. Ve birden farkedilir ki. Kant'ın olgunluk dönemi kitaplarında onca özenle saptadığı sınırlarını aşarlar burada. zira her türlü şıkta bunlar şimdi konuşulacaktır. manzaraları ve kişilikleri. ve dost ya da düşman. "Dost"un ne anlama geldiğini. Kant'ın Yargı Gücünün Eleştirisi kitabı. yeterince inandırıcı olabildim mi?" denilen bir saattir bu. ama Yunanlı­ lar. koşulları ve sorunun bilinmeyen­ lerini de belirlemesi gerekiyordu. rastge­ lişleri. tanımlanmalarına katkıda bulu­ nan kavramsal kişiliklere gereksinirler. felsefe­ nin ne olduğunu sormanın vakti geldi. Ancak bu yanıtın sadece soruyu toparla­ ması gerekmiyordu. s. "İşte buydu. filozof ile bilge arasında. Çok değişmiştir bilgelik. Böylesine bir konuma öykünemeyiz. oysa ki filozof. "dostlar arasında" sır verir­ mişçesine ya da güvenle. bir yaşlılık döne­ mi yapıtı. . felsefe] yunanca kökenine tanıklık ettiği bile söylenen Dost da böy­ lesi bir kişiliktir: Başka uygarlıkların Bilgeleri vardır. aynı zamanda da bir saati. Bilgenin ölümünü onayan ve onun yerine filozofları. bir merdivenin basamaklarındaki gibi bir aşama farkı ol­ mayacaktır yalnızca: Doğu'dan gelmiş yaşlı bilge belki figürler ara­ cılığıyla düşünmektedir. sinema da kocamışlığın yetilerini bize sunar. üretmek sanatıdır. Ne ki. bilgeliği arayan. ardıllarının peşi sıra koşturup duracakları. Dost. bilgeliğin dostlarını. Gallimard). tahtanın dostu mudur? Soru önemlidir. daha alçakgönüllü olmakla da kalmayan bu "dostlar"ı sunarlar. veya düşmana karşı bir meydan okumay­ mış gibi sorabilmek. ve özellikle de onlarda bile. iyi bir şekilde söylemiş ya da inandırıcı olmuş olmak pek de önemli değildir. o günbatımı saatinde. Yunanlılarda. Yunanlılar olsa gerektir(3). bir tür maddi tat almayı ve bir gizilgüçlülüğü mü gösterecektir: iyi marangoz tahtanın içindeki güç müdür. Kavramlar. ama bilemiyorum iyi bir şekilde söyleyebildim mi onu.12 Felsefe Nedir? zincirinden boşanmış rüzgârın içinde büyücününküne karıştırır­ ken. Ancak bizim için. bir örneği ya da bir ampirik koşulu değil. dosttan bile çekinilen saatte sorabilmek gerekiyordu. onu düşünür. bilebilmek daha da zor­ dur. Kavram'ı keşfeder. Aynı şekilde fel­ sefede de. Onu. ama biçimsel olarak ona sahip olma­ yanları geçirenler. bir fırsatı. marangozun tahtayla olan ilişkisindeki gibi. ar­ tık bir dışsal kişiliği. keşfet­ mek.

gerçekten de da­ ha çok bir sevgili değil mi? Ve dost. Dost. Çok büyük bir görev değil mi? Dost. bütün alanlarda karşı karşıya getirerek. rakip karşı­ sındaki özentili güvensizliği de taşıyacaktır. rekabet ilişkilerini öne çıkarmış olmak. genelleşmiş bir atletizm: agôn(4). tıpkı talip olanla rakibi gibi olacaklardır (ama kim onları birbirinden ayırdedecektir ki?). Dostluğa talip olanların rekabetini ve özün bütünlüğünü uzlaştırmak. bunun tersine. bir Nesnellikle. keyfi ya da önemsiz olduğunu. ne demektir? Ya da sevgili diyelim ona. bu. Yunanlılar. tersine. bir yaratıcılığa tanık­ lık ettiğini bilir. Lakedemonyalılar Cumhuriyeti. ta düşünceye ka­ dar.Giriş 13 düşünceye içsel bir mevcudiyeti. Öz­ gür insanlar arasındaki bir rekabet. talip. Felsefe. bir Töz'le ilişkiye giren dostu. kendini kavram olarak bulur ve de kavramların eksikliğini duyar. talebini yönelteceği Şey mi olacaktır? Dostluk. ama ondan daha çok bilgeliğin. doğrunun ve kavramın dostu olan Philalethos ve Theophilos. spor karşılaşmalarında. arzunun nesnesine duyulan aşk gerilimi ölçüsünde. Dostluk öze doğru yö­ neldiğinde. aşkınsal [transcendantal] bir yaşanmışlığı göstermektedir. yeniden içeri almayacak mıdır? Ya da yine dosttan veya sevgi­ liden daha başka biri değil midir söz konusu olan? Zira. rakip aşkınsal belirlemelerdir ve bu böyle­ (4) Örneğin Ksenophon. dostlardan ya da eşit insanlardan oluşan top­ lumlar yaratmış olmak. ama bir Bütünlük'le. yaşayan bir kategoriyi. içinde taşıdığı güçle buna zorlanarak o konuma ta­ lip olduğu için değil midir? Dost o halde aynı zamanda talepte bu­ lunan ve dost dediği kimse de. hangilerinin yaşayamayacağını. sevgili. mahkemelerde. dostluğa kalmıştır. Filozof onda. IV. ona eylem olarak sahip­ lenmekten çok.. siyasette ve hatta koşulunu yalnızca dostta değil ama ta­ lep edende ve rakipte (Platon'un amphisbetesis sözcüğüyle tanımla­ dığı diyalektik) bulacak düşünceye varana kadar. bizatihi düşüncenin olabilirliğinin bir koşulunu. hangilerinin iyi ya­ pılmış ve kaygı verici veya tehlikeli bile olsa. yöneti­ ciliklerde. aşkta. Détienne ve Vernat sitenin özellik­ le bu yönlerini çözümlemişlerdir. bundan böyle bir başka­ sıyla değil. işte bu ilk hatla­ rı içinde bir Yunan işine benzemekte ve site devletlerinin katkısıyla rastlaşmaktadır: yani.. . 5. bir rakibe dönüşecek olan üçüncü kişi değil. saf düşünceden dışlanmış ol­ duğu sanılan Öteki ile kurduğu yaşamsal ilişkiyi. Pla­ ton'un dostu olan. kavramsal kişilik veya zihnin alıştırma koşulu haline geldikte. bir an bile ayakta duramayacağını. ama aynı zamanda aralarında ve her birin­ de. felsefe aracılığıyla bir güç gösterisinden geçirirler. talipleri. iki dost. eğer filo­ zof bilgeliğin dostu veya sevgilisiyse.

sanat ve felsefeler. Daha zorlu bir tanımla felsefe. Kavramlar. Yaratmanın. dostluğun kendisini sonsuz güvensizlik ve sabır olarak kavramın düşüncesine dönüştüren. felsefenin basit bir kavram oluşturma. yalnızca onları temizle­ yip cilalamak üzere kabullenmekle yetinmemelidirler. kendilerine verilen kavramları. yaratılmalıdırlar ve yara­ tıcılarının imzasını taşımadıkça da bir şey olamazlar. kavramlar yaratmayı içeren bir disiplindir. Autour d'un effort de mémoire (Bir Bellek Çabasının Etrafında). üretme sanatı olmadığını söylemek demektir. gök cisimleri gibi önceden tamamlanmış olarak bizi beklemezler.14 Felsefe Nedir? dir diye de. çeşitlilikleri. Ve bugün. da­ ha çok duyulur olanın ve sanatların alanına özgü olduğu yollu bir itiraz olamaz. Blanchot. hepsi birden yaratıcıdır. yaratılmak zorunda olduğu içindir ki. ürünler ya da keşifler değillerdir. en saf Düşünce'nin bağrına hâlâ yeniden kavramsal kişi­ likler. canlı ilişkilere doğru sürükleyen bir felaketten çıkmışa benzeyen kav­ ramsal kişilikler buyur etmez mi: bir dönüş. kendi yara­ tılarının dostu mu olacaktır? Yoksa. Filozof kavram dostudur. dostluk ve düşünme olabilirliği ilişkisi konusunda. ortaya koymakla işe başlamalı ve insanları bu (5) Modern dünyada. çünkü kavramlar ille de birtakım formlar. Dost. "Filozoflar. L'amitié (Dostluk) ve L'entretien infini (Sonsuz Konuşma) -iki yorgunun diyalogu-. bir tür yorgunluk. dostun gücüne gönderme yapan kavramın edimi midir? Her zaman yeni kavramlar yaratmak. san­ ki onları a priori karakterler konumuna yükseltilmiş yepyeni. Yunan felsefesinin esasen karmaşık olan birliğine indirgenmeden kavranılmak gerekir. ve bundan ötürü felsefenin evriminde ya da sıçramalarında önemli bir rol oynar. ya da onu yaratacak güce ve yeterliğe sahip olan kişi kimliğiyle filozofa göndermede bulunur. bilimler. bkz. başka yerlerden gelme. Onlar keşfedilmeli. Kav­ ramsal kişiliklerin listesi hiç kapanmaz. dostlar arasındaki bir tür kaygı?(5). felsefece kavramlar da "duyumluluklar"dır [sensibilia]. kesin anlamda kavram yaratmak yal­ nızca felsefeye ait olsa da. Daha doğ­ rusunu söylemek gerekirse. Ve Mascolo. yaratıcının tekilliğinde ve su­ retinde. Gallimard. yaratmak. Nadeau Yay. Kavramlar için ayrı bir gökyüzü yoktur. Bu. üretilmeli. tek ya da bir çok kişilik içinde yoğun ve canlı varoluş­ larını yitirmezler. düşüncenin koşullarının bu iç sorununu bu haliyle yeniden ele aldığında. felsefede "dost" sözcüğünün anlamı üzerinde düşünen ender düşünürlerden biri olan Maurice Blanchot da. onu bir güç halinde kendinde taşıyan kişi. keşfetme. Kav­ ram. ama onları üretmek. kavram üretme gücünü içinde taşır. ya da asıl. sanat zihinsel bütünlükler [entités] varettiği ölçüde. ama bu kez pek az Yunanlı olan. . felsefenin amacı budur. Nietzsche.

kendisi de muci­ zevi bir çeyizmiş gibi. Sonuç olarak. ama onlar bundan öylesine çeki­ niyorlar ve onu öylesine sert bir işlemden geçiriyorlardı ki. düşünümleri kendi yaratılarını karşıladığı ölçüde.Giriş 15 kavramlara başvurmaya ikna etmelidirler. resim veya müzik üze­ rine düşünmek için filozofları beklemişlerdir. kavram de­ ğil "uzlaşma" [consensus] yaratmak için. bunu iyi biliyordu.) (6). bu düşün­ ce belki Yunanlılardan gelmedir. iletişimde bulunmaz. felsefe. diğer disiplinlere egemen olma rüyası içindeki felsefenin daha önce katettiği iki yanılsama gibidir (6) Nietzsche. herkes tıpkı mucizevi bir âlemden gelmiş. birer disiplin değil. ama güvenin yerine güven­ sizliği koymak gerekiyor ve onları bizzat kendisi yaratmadığı süre­ ce. (Platon. denilebilecek bir filozof neye yarardı ki? En azından. kav­ ram. ne de sanatçılar. yalnızca görüşlerin [opini­ ons] içindeki gücüyle iş gören iletişimde de hiçbir nihai sığınak bu­ lamaz. dü­ şünüm [reflexion] veya iletişim [communication] de değildir. kendi kavramlarına güveniyordu" diye ya­ zarken felsefenin ödevini belirliyordu. özellikle de saçtığı sisler arkası­ na gizlenme yeteneği nedeniyle. ama bütün di­ siplinler içindeki Tümelleri oluşturan makinelerdir. zira ne matematikçiler matematikçi olarak. temaşa etmez. bugüne kadar.. düşünümleme. en ufak bir kavramı dahi asla üretememiştir. sonra da düşünümün Tümelleri. Gallimard s. felsefenin ne olmadığını görüyoruz: her disiplinin kendi öz yanılsamalarını doğurma. iletişim. kendi öz kavramlarının yaratı­ lışı içinde gömülmüş bir halde. felsefe temaşa [contemplation] değildir. Hakkında. ama daha önce İdea kavramını yaratması gerekmişti. İşi o eylemler ve tutkular için kavramlar yaratmak olsa da. sadece kötü bir şaka olur. Te­ maşa değildir. Düşünüm değildir. Ve felsefe. . Dostlar arasında. onların o zaman filo­ zof haline geldiklerini söylemek. Batılı anlamda bir demokratik tartışma düşüncesi. 215-216 ("çekinme sanatı" üzerine). kavram yaratmadı. düşünümlemez. her ne üstüne olursa olsun düşünümle­ mek için felsefeye gereksinmez: felsefeyi düşünce sanatı yapıp çık­ makla ona pek büyük paye verildiği sanılır. zira temaşa edilenler. İdeaları temaşa etmek gerektiğini söylüyordu Platon. çünkü hiç kimse. Posthumes 1884-1885. kavramlarını yaratmadı. Temaşa. tam tersini öğretmiş olmakla birlikte. şeylerin kendileridir. matema­ tik üzerine düşünmek için. yok edilmiş karşıt görüşlerin muharebe alanı üzerinde uçan alaycı ve kendi kendine öten kuş gibiydi daha çok (şölenin esrik konukları). Oeuvres philosophiques XI. filozof en çok kavramlardan çekinmek zorundadır. oysa her şey elinden alınmaktadır.. kendisinin bazen biri bazen diğeri olduğuna inansa bile. Temaşanın.

kendilerini işaret etmek üzere. pedagojik bir bakış açısından bile. Felsefenin birinci ilkesi. çok sıradan. Ama yine. yani onlara öz­ gü bir sezgi içinde yaratmamışsanız. ona özerk bir varoluş veren bir düzlem üzerindeki yapılandırma olmasını ön­ görür. Her bir şık içinde. mümkün olan deneyin ya da sez­ ginin içinde. başkaları. Her türden felsefece kavramlar ve kavramsal kişiliklerle karşı­ laşmak durumunda kaldığını gören bir yaşlı adamın sanrılı bakış­ ları altında pek çok sorun birikir. kavramlar aracılığıyla hiçbir şey bilemezsiniz. Kendi kendini tanımak -düşünmesini öğrenmek. Zira. daha başkala­ rıysa. eğer onları daha önceden. Tersine. felsefenin bu ve daha birçok belir­ lemeleri.. her yaratının. Bergson'un süre'si. Aristoteles'in töz'ü. bir düzlem. Ne ki.16 Felsefe Nedir? (nesnel idealizm ve öznel idealizm) ve felsefenin. kavramlarla edinilen bilgi ile kavramlar inşa ederek edinilen bilgiyi karşı karşıya koymanın gereği yoktur. pazarları ve medyaları kavrayıverme düşünün kurallarını koyması beklenen iletişimin Tümellerine kapanmak su­ retiyle de daha fazla onurlanması söz konusu olamaz (öznellerarası idealizm). giderek yorucu olmakla birlikte. fel­ sefece atletizm olarak etimoloji. bizatihi kendilerinin açıklan­ mak zorunda olduklarıdır.. onlarla karışmayan.. iyice tanımlanmış bir uğraş. bir yer içinde inşa etmemişseniz. nietzs­ chegil hüküm uyarınca. "olmak­ ta olanın olduğuna şaşırmak". En azından kavram yaratmak. ama bu belirlemeler. Bazıları arkaikliklere. Kavramın vaftizi. Descartes'in cogi­ to'su. bu sözcüklerin ve de üslup öğesi olarak onların seçilmiş bulunmalarının tuhaf bir zorunluluğu olsa gerektir. belirli bir faaliyet oluşturmaz.. Kant'ın koşul'u. Schelling'in güç'ü. bildik bir söz­ cükle yetinir.sanki hiçbir şey kendiliğinden olmuyormuş gibi davranmak.. kendini yeni bir Atina gibi sunup. nihai tanım olarak düşünülebilir: salt kavramlar aracılığıyla edinilen bilgi. çok uzaklarda oldukları için felsefece işitmeyen bir kulağın hatta farkedemeyeceği uyumlarla şişen. Tümellerin hiçbir şey açıklamadıkları. kimi za­ man barbar veya şaşırtıcı bir sözcük talep ederken. Ve her şeyden önce kavramlar imzalıdırlar. öyle de kalırlar. bazıları. Her yaratıcılık tekildir ve tastamam felsefece yaratıcılık olarak kavram her zaman bir tekilliktir. hatta muzırlığı (kime zarar veri­ yor?) sorusu bu yolla değiştirilmiş olur. ama on­ ların nüvelerini ve onları yetiştiren kişilikleri saklayan bir tarla. olağanüstü. fel­ sefenin şu tanımı. birşeyler yapmak demektir. Felsefenin kullanılışı ya da yaran. neredeyse çıldırmış etimolojik alıştırmaların katettiği neolojizmlere başvurur: yani. şiddetle veya sızarak . ilginç tutumlar oluştu­ rur. Konstrüktivizm.şaşırmak.

bu sürekli kavram yaratma işlemiyse. bu. bilimsel ya da sanatsal faaliyetten farklı­ laştığı kadarıyla neye yaramakta olduğu sorusuna her zaman dö­ nülecektir: neden kavramlar ve durmadan yeni kavramlar yarat­ mak gerekiyor. sıçrama yapma türünden zorlamalara maruz kalırlar ve felsefeye. nerede kullanmak için? Ne yapmak için? Felsefenin ululuğunun. Her türlü şıkta. yalnızca sözcük da­ ğarı olarak değil. Eğer kavram­ lar yaratmak için yer ve zaman varsa. gençleri bile artık eğlendirmeyen bir rüküşlüktür. hangi zorunluluktan. tümüyle felsefece bir tada başvurur. kendile­ rine özgü tarihleri. özgür ve de rakip insanlar (yurttaşlar) cemaatinin kuralı olarak keşfetmesindendir. tastamam hiçbir şeye yara­ mamak olduğu yollu yanıt. elbette felsefece Fikir [İde] olarak bir kavramın ne oldu­ ğu sorulacaktır. her kö­ şesi korunan. sanatlar için aynı şey söylenebilir mi? Ve her birinin ta­ rihleri için durum nedir? Eğer felsefe. Daha başkaca düşünme ve yaratma biçimleri. Ve. imzalanmış ve vaftiz edilmiş de olsalar. sitenin agôn'u bir "dostlar" toplumunun. ama aynı zamanda da. Peki kavramlarla çalışmayan bi­ limler için. ama zaman içinde korunan ve geçip giden. kavram olmayan. kavramlar­ dan geçmek zorunda olmayan daha başka fikirleştirme yöntemleri olduğu sürece. kavramlar ölmemek için kendilerine özgü bir şe­ kilde direnirler. kavramlar yaratma önceliği felsefeye bir işlev sağ­ lar. felsefeler için na­ sıl bir birliğin kalacağı sorulurdu.Giriş 17 iş gören ve dilin içinde felsefeye özgü bir dili. ama za­ manın dışında geçip giden bir tarih ve de bir coğrafya veren de bunlardır. bu kavram­ lar yaratma faaliyetinin. kendilerine özgü gelecekleri ve birbirleriyle ve felsefeyle kendilerine özgü değişebilir ilişkileri bulunan öteki yara­ tıcı Fikirlerin ne menem şeyler olduğu sorulacaktır. imparatorluklardan ya da Devletlerden farklı olarak. İmdi. ya da eğer ona bir başka ad verilseydi bunun farkına bile varılmayacaktı. Bugün sistemlerin çöküşünden söz ediliyor. buna başvuracak işlemin adı her zaman felsefe olacaktır. bilimsel düşünce gibi. Platon'un betimlediği değişmez konumdur bu: . ama yüceliğe ya da büyük bir güzelliğe erişen bir sözdizimi [syntaxe] olarak da bir felsefe dilini oluşturan. yo­ rucu zevzekliklerdir bunlar. oysa ki değişen sadece sistem kavramıdır. her anı. Bununla beraber talepte bulunan dostun veya sevgilinin. bizim metafiziğin ölümü ya da felse­ fenin aşılmışlığı türünden sorunlarımız asla olmadı: yararsız. değiştirilme. Eğer kavramlar değişip durmasalardı. ra­ kipsiz olamayacağını biliyoruz. yine de yenilenme. tarihlenmiş. Eğer felsefenin kabul edilegeldiği üzere bir Yunanlı başlangıcı varsa. ancak ona hiçbir üstünlük ve ayrıcalık vermez.

Nihayet. Ama orada bile. yoksa. onu besleyen köylü. Bize daha yakın zamanlarda. rekabet doruğa çıkar. sıraya girdiler. Enformasyon ve yaratıcılık. 268a. tersine. onu koruyan savaşçı gibi7. Tümellerin içine sığın­ mak üzere kavramlar yaratma yeteneğinden giderek uzaklaştığı içindir ki. onları komiğin ve trajiğin güçle­ riyle donatarak her tarafa yayan bütün bir Platoncu tiyatrodur. oduncu. çünkü onu bilgisayarlarımızın içine koyuyo­ ruz. onun yerini almak isteyen sosyolojiydi. felsefe pek çok yeni rakiple kar­ şılaştı. onu giydiren do­ kumacı. yaratıcı olan bizleriz. onu otayan hekim. insanın dostu diye ortaya çıkacak bir dolu talip vardır. Platon'un gördüğünce Atina demokra­ sisi içinde.18 Felsefe Nedir? eğer her bir yurttaş bir şeylere talipse.. pazarlama. Marangoz tahtayı talep eder. önüne gelenin önüne gelene talip olduğu siyasette. kavramları kâh kollektif temsiliyet­ ler. Bir sınavdan ötekine. hep daha musibet rakipler­ le kapışacaktır. yani iletişimin tüm disiplinleri. kâh halklar tarafından yaratılmış dünyanın kavranışları haline getirerek. bütün bu durumlarda. Ve eğer. bizzat Platon'un en gülünç anlarında bi­ le hayal edemeyeceği. sorunun ne olduğu da pek iyi bilinmiyordu. bu artık böyle değildir. öyle ki taleplerin isabetliliğine karar verebilmek gerekir. Eğer söz konusu olan insana özen göstermekse. dülger dikilir. yaşamsal. hatta psikanaliz -ve de mantıksal çözümleme. biz kavramlaştırı­ cılarız! dediklerinde. Politika. bu bizim işimizdir. bilgiişlem. onların doğasını. reklamcı­ lık. ama doğrunun sah­ te dostunu ve öykünme kavramını nasıl ayırdetmeli? Öykünmeci ve dost: bu kavramsal kişilikleri. bizatihi kavram sözcüğüne sa­ hiplenip. Mutlak bir insan bilimi uğruna her türlü kavram yaratımından vazgeçmek mi söz konusuydu. 279a. tarihsel ve zihinsel güçlerini değiştirmek mi söz konusuydu? Ardından epistemoloji. . ama karşısına. Bunlar öncelikle insan bilimleri ve en başta da. tahtanın dostu olan benim". utanmazlığın en dibine inilmiş oldu. diyen ormancı. dilbilim. felsefe. diyebilecek her türden talepkârlarla karşılaşılma­ yacak mıdır? Yaşlı bilgenin kalıntılarını kapışmaya koyulan sofistle filozofun mücadelesinde. "benim o. benim Bilgeliğin ve İsabetli­ liğin dostu olan"." gerçek filozof benim. Platon için. eleme her şeye karşın bir ölçüde sınırlı bir çerçevede olmaktaysa da. Kavra­ mın dostları bizleriz. Pazarlama kavram ve olay arasındaki belli bir (7) Platon. zorunlu olarak rakiplerle karşılaşır. kavram ve işletme: şimdiden yo­ ğun bir kaynakça. tasarım.. taleplerin isabetliliğini yargılaya­ cak mercilerin yaratılacağı bir yeni baştan düzenleme zorunluluğu bundan ötürüdür: felsefece kavramlar olarak İdealar'dır bunlar.. Ancak felsefe.. hep daha küstah.

Olaylar yalnızca ser­ gilerdir ve kavramlar da. felsefece gerçeklik olarak. yaratılacaktır. Öykünme. verilmiş bir bilgi ya da temsiliyet gibi düşünmeyi yeğlediler onu. bir makarna paketinin öykünülmüş görüntüsü hakiki kavram haline geldi ve mal ya da sanat yapıtı.Giriş 19 ilişki fikrini belledi. Filozoflar felsefece gerçeklik olarak kavramın doğasıyla yete­ rince ilgilenmediler. kav­ ramın ve yaratının birbirlerine atıfta bulundukları tuhaf noktadır. ya da tanınmasını sağlayan bir kendiliğinden-konumsal vasıftan yararlanır. küstah ve ah­ mak rakiplerle karşılaştığı ölçüde. pragmatik) bütünü ve olay da. Hegel yaratılışının Figürleri ve kendi kendiliğindenkonumunun Anları ile. aynı zamanda kendisini. yalnızca satılabilecek ürünler. canlı­ dan sanat yapıtına kadar. Ama kavram verilmiş değildir. Demek ki. Özgür bir yaratıcı faaliyete bağlı olan şey. beri yandaysa anlar. kavramın kendi kendisini ortaya koyduğu ve tinleri Kendi'nin mutlaklığı içinde bir araya getirdiği öteki yanı yükseltirler. ama gelin görün ki kavram bir ürünün sunu­ luşlarının (tarihsel. ya da kullanmaya (yargı) muktedir yetiler aracılığıyla açıkla­ nan. kendinde ortaya koyan şeydir: en öznel olan en nesnel olacak­ tır. bağımsız ve zorunlu ola­ rak. gerçekten yaratılmış olan. ken­ diliğinden-konum'dur. o kendi kendisini kendinde ortaya koyar. çeşitli sunuluşları sahneye koyan sergi ve bunun vesile olması beklenen "fikir alışverişi" haline geldi. tinlerin birbirini izleyişi boyunca. yaratılmış ol­ duğu ölçüde. felsefenin sorusu. yaratılmıştır. filozof. ürünün sunucu-sergileyicisi. felsefeyi de etkilemek­ te gecikmemiştir. Onu oluşturmaya (soyutlama veya genelle­ me). bilimsel. bizatihi bura­ da bir kendiliğinden-konum'dan. bu doğrultuda en fazla dikkat yöneltenler Kant-sonrası filozofları. Bu ikisi birbirini içermektedir. çünkü. Ancak felsefe. Bir yaşlı kişi olan felsefe. ödevi yerine getirmek. Gözlerinden yaşlar boşanırcasına gülesi gelir. Kavram. en başta da Schelling ve Hegel oldu. Hegel bu şekilde kavramın genel veya so­ . kavramı sağlamca tanımladı: figürler kav­ ramın aidiyetleri haline geldiler. Eleştiriyi tecimsel yüceltmeyle değiştiren genel akım. genç kadrolarla nasıl yanyana duracaktır? Kuşkusuz. onlara kendi bağrında rastladığı ölçüde. MERZ kavramının tecimsel bir biçimini belirlemek için iletişimin tümellerine doğru bir koştur­ macada. zira. yani birer meta olmaktan çok sema­ vi taşlar olan kavramları yaratmak için heves duyar. "Kavram"ın bilgiişlem hizmeti ve üretimiyle uğraşan bir şirketin adı olduğunu öğrenmek acı vericidir. kavramsal kişilik ya da sanat­ çı olup çıktı. kavramın bilinç tarafından ve bilinçte yaratıldığı yanı oluştururlar. kendini ortaya koyar. oluşturulmamıştır. Kavrama. cinsel. sanatsal.

düşünce için geçerli o mutlak bozgunun içine düş­ mekten alıkoyabilir. bilerek eğitsel bir biçim altında oldukça ilginç bir kavram pedagojisi öne­ rir: Eléments pour la lecture des textes philosophiques (Felsefe Metinlerini Okumak İçin İpuçla­ rı). yaratılmamış bir Bilgelikle de ilişkisi bulunmadığını gös­ teriyordu. birincinin doruklarından üçüncünün mutlak bozgununa. yal­ nızca ikincisi bizi. kendilerine daha alçakgö­ nüllü bir ödev. Eğer kavramın üç çağı ansiklopedi. (8) Frédéric Cossutta. Bordas Yay.20 yut fikirle bir ilişkisi olmadığı gibi. Ama bu. pedagoji ve tecimsel profesyonel formasyon ise. bizatihi felsefeden kaynaklan­ mayacak. evrensel kapitalizm açısından toplumsal kazançları ne olursa olsun. Kant-sonrası filozoflar. . felsefenin belirsiz bir yayılışı pa­ hasınaydı. yaratının koşullarını tekil kalan anların etmenleri olarak çözümlenmesi gereken bir kavram pedagojisi seçecek yerde. bilimlerin ve sanatların bağımsız hareketlerini sürdürmeye asla izin vermeyen. kavramın yaratılışını saf bir öznelliğe gönderen bir evrensel kav­ ram ansiklopedisi çevresinde dönüyorlardı(8). çünkü felsefe tümelleri kendi öz anlarıyla yeniden kuru­ yor ve kendi yaratısının kişiliklerine de hayalet figüranlarmış gibi davranıyordu.

I Felsefe .

.

bana belirdiği şekliyle. zihinsel kaostan çıkabilir. ve eğer onu başka bir özneyle özdeşleştiriyorsak. vb. Aynı şekilde bütün bileştiricile­ ri içeren kavram da yoktur.1. bu. iletişim. kavramın eklemleme. o bir çoğulluktur. Her çoğulluk kavramsal olmasa da. bileştiricilerinin sayısıyla tanımlanmış. kavram.) kaostan çıkmak zo­ rundadırlar. düzensiz bir çerçevesi vardır. bir felsefenin "başladı­ ğı" ilk kavramın bile. Bir kavram acaba hangi koşullarda. eğer onu özel bir nesneyle özdeşleştiriyorsak. Feuerbach aynı kavramla işe başlama­ dıkları gibi. düşünüm. Gerçekten de. durmadan onu gözetleyen. mutlak olarak olmasa da. Descartes. Hegel... Ancak ve ancak bu koşulladır ki. birçok bileştiricisi vardır. zira felsefenin bir başlangıcı olması gerektiği kesin değildir ve de eğer bir başlangıç belirleyecekse. zira bu düpedüz bir kaos olurdu: sözü­ mona nihai kavramlar olan tümeller bile onları açıklayan bir evreni çevremleyerek (temaşa. baş­ kası. üçlüdür. ama parçalı bir bütündür. aynı başlangıç kavramını da kullanmazlar. Her kavramın. kesip çıkarma ve yeniden kesme işi olduğu düşüncesiyle karşılaşırız. onun kavra­ mı bana kıyasla özel bir başkasının -kendini bir nesne olarak su­ nan özne. Bileştiricilerini tümlediği için bir bütündür kavram. bir başkasına kıyasla.kavramı olduğu ölçüde öyledir: iki bileştiridir bunlar. ilktir? Örneğin başkası kavramı bir ben'e kı­ yasla zorunlu olarak ikincil midir? Eğer öyleyse. Bu nedenle. Her kav­ ram en azından çifttir. daha şimdiden öteki özneden başka bir şey değildir. Tek bir bileş­ tiricin kavram olmaz: birinci kavramın bile. Her kavramın bileştiricileri vardır ve bunlar aracılığıyla tanımlanır. onu bir daha emmek için durmadan ona yapışan. buna bir bakış açısı ya da bir neden eklemek zo­ rundadır. . Şu halde her kavramın bir şifresi vardır. Bir Kavram Nedir? Basit kavram yoktur. Platon'dan Bergson a kadar.

İşte. koşul olarak duyulur bir dünyanın belirlemesinden başkaca hiçbir şey öngörmeyen bir başkası kavramı o halde. özel nesnenin.24 Felsefe Nedir? bu kez ben ona göründüğümce başkası olurum. başkası hiç kimse değildir. a priori bir kavram talep eder. görüş alanı dışında birşeylere bakan dehşet içinde bir surat pey­ dahlanıyor. bir gerçeklik kazanır. Birden. Bu olabilir dünya gerçek değildir. ilişkilerini. o zaman. ya da belli bir deneyim alanı içinde Çin'den söz edildiği anda. Falanca anda.. Bu. ne ki bu yüzden va­ rolmadığını söyleyemeyiz: yalnızca kendi ifadesinde varolan bir ifade-edilmiş'tir bu. ve de sonra benim ona göründüğümde özel nesne olarak gelip işgal ettiğim zaman. düzen de değişti. sakin ve dinlendirici bir dünya var. Kavramların doğasınca. Ancak felsefede bile kavramlar. Özetleyerek ilerleyelim: bir ben'e kıyasla değil de basit bir ”. ne öznedir ne de nesne. dehşet verici bir dünyanın olabi­ lirliği şeklinde ortaya çıkıyor. Burada.. ama çince konuşmaya başlandığı anda. baş­ kasının konumu ne olacaktır? Bu açıdan bakıldıkta. Başkası olduğu için birçok özne vardır. tersi değil. Bilimdeki bir sorunla felsefedeki sorun arasında ne fark olduğu sorusunu bir yana bıra­ kıyoruz. surat ya da bir surat muadili şey. olabilirliği ölçüsünde kendine özgü bir gerçekliği vardır kendi kendisinde: olabilir olana o haliyle bir gerçeklik ka­ zandırmak için ifade edenin konuşması ve "korkuyorum" demesi yeterlidir (sözleri yalan bile olsa). var"a göre gerçek dünya gibi ele alınmış bir deney alanı düşünü­ yoruz. dilbilimsel işaret olarak başkaca anlamı yoktur. Başkası. tersi değil. Kaldı ki. vazgeçilmez de değildir: Çin olabilir bir dünyadır.. Bu koşul altında başkası . Başkası. "Ben" öznesinin. Her kavram. karşılıklı tanışmalarını ilgilendiren bir sorunun içindeyiz. her-­ şeyden önce olabilir bir dünyanın bu varoluşudur. Çin'in bizatihi deneyim alanına dönüşerek kendi kendini gerçekleştirdiği durumdan çok farklıdır.. iyi algılanmamış ya da or­ taya iyi konmamış oldukları düşünülen sorunlara bağlı olarak ya­ ratılırlar (kavramın pedagojisi). on­ larsız anlam taşıyamayacağı ve onların da ancak çözümleri üzerin­ de yol alındıkça ortaya konabileceği ya da anlaşılabileceği bir so­ runa. ama olabilir bir dünya. başkası ne bir özne gibi ne de bir nesne gibi beliriyor.. Ve bu olabilir dünyanın da. ya da henüz değildir. sorunlara göndermede bulunur: burada öznelerin çokluğu­ nu. bu da hepten farklıdır.. öteki öz­ nenin ve benim kaynaklanacağımız. kavramların yanıtlamak zo­ runda oldukları sorunlarca. Ancak başka bir sorun keşfettiğimize inanıyorsak elbette her şey değişir: öteki öznenin bana özel nesne olarak göründüğün­ de gelip de yalnızca "işgal ettiği" zaman.

Bir Kavram Nedir? 25 bir olabilirin ifadesi olarak peydahlanıyor. ama önermeler olabilir dünyalara. bu kez aynı düzlem üzerinde yer alan kavramlarla olan ilişkisini ilgilendiren bir haline-geliş'i var­ dır. çünkü her kavram yeni bir şekillendirme gerçekleş­ tirir. kesişebilen sorunlara yanıt veren. bunlarda bir başkası ko­ numunda ifade edilebilecek kipsellikler görmez. Kısaca. gerektiğinde başka sorunların içinden ya da çeşitli düzlemlerin üzerinden geçse de. ama bir arada yaşamakta olan başka kavramlarla itti­ fak kuracağı bir sorunlar kavşağını gerektirir. çevremlerini uyumlulaştırır.. Aynı kavram. Ger­ çekten de. sonlu bir sayıdaki bileştiriciye sahip her kavram. her kavramın bir tarihi vardır. çünkü başkasını bir başka özne ile bir özel nesne arasında kolan vurmağa bırak­ maktadır). onu ifade eden bir suratta varolduğunca bir olabilir dünyadır ve ona bir gerçeklik veren bir dil aracılığıyla tamamlanır. farklı tarihleri olsa da. Bir kavramın içinde.. birbirle­ riyle kesişirler. yeniden canlandırılmayı veya yeniden yontulmayı gerektirir. yeni çevremler alır. Ancak öte yandan bir kavramın. onların hakikilik ko­ şullarına uyan gerçekliği kazandırmazlar (Wittgenstein bile dehşet ya da ızdırap önermeleri tasarladığında. başka türlü biçimlenmiş. Şu başkası kavramı Le­ ibniz'e. aynı felsefeye aittirler. Bu anlamda. Bu zorunludur. . Algılanabilir bir alan içindeki bir olabilir dünyanın ifadesi olarak Başkası kavramına (1) Leibniz'le başlamayan bu tarih. ya da onların yerini aldığı bir sorunu değil. biribirinden ayrılmaz üç bileştiricin bir kavramdır: olabilir dünya.. Wittgenstein'daki değişmez tema olarak başkası önermesi ("dişi ağrıyor. Bir kavram yalnızca daha önceki kavramları evirip çevirdiği. başka sorunlara yanıt veren ve başka düzlemleri varsayan başka kavramlardan gelme parçalar ya da bileştiriciler bulunur. gerçek dil ya da söz. Leibniz’in olabilir dünyalarına ve dünyayı ifade ediş ola­ rak monad'a gönderme yapar.. karşılıklı sorunlarını biçimlendirirler. ancak sorun aynı sorun değildir. Olabilir dünyaların uzun bir tarihi vardır (l). çoğu za­ man. bir ortak-yaratmaya katılan baş­ ka kavramlar halinde çatallanacaktır. varolan su­ rat. önermelerin kipsel mantığına da göndermede bulunur. bu tarih zig­ zaglar çizse de. ama aynı düzlemin başka bölgelerini oluşturan. Burada kavramlar birbirleriyle yeniden uyarlanırlar. Gallimard) kadar çeşitli dönemlerden geçer. çünkü Leibniz'in olabilirleri gerçek dünyada varolmakta değiller­ dir. Başkası.") ve Michel Tournier'deki olabilir dünya kuramı olarak başkası konumu (Vendredi ou les timbes du Pacifique / Cuma ya da Pasifik Sahilleri. Elbette. her kavram için her zaman bir tarihi vardır diyoruz.

kavramlar sonsuza kadar uzanırlar ve yaratılmış ol­ dukları için. başka ne yapabiliriz ki? Okur kendi eğilimine göre her­ hangi bir başka örnekten hareket edebilir. bu alanın bileştiricilerini onun kendisi için yeni baş­ tan düşünmek zorundayızdır: artık ne alanın bir öznesi. asla hiç'ten yaratılmamışlardır. Ya da en azından. ve olabilir de ortadan yitmiş olduğundan. geçişler ve dö­ nüştürmeler anlaşılmaz hale geleceklerdi. yalnızca nesne ve öznenin değil. Nedenine gelince.26 Felsefe Nedir? baktığımızda. ve "ben" öznesi de yalnızca geçmiş bir dünyayı işaret eder ("sükûnet içindeydim. İlk olarak. kendi bileştiricileri olan kavram olarak düşünülecek­ tir). bu bileştiriciler arasında yer alacaktır) yeni bir algısal alan kavramının yaratılışına sürükleyecektir.. Her kavramın. kafamızı ha bire şeylere çarpıp duracaktık. Çok karmaşık bir örnekten yola çıktık.. her kavram başka kavramlara göndermede bulunur. belirlenmesi gereken başkaca bileştiricilerle (kafasını çarpmamak. her türlü uzunluktan olabilir bir de­ rinlik yaratmaya ve bunun tersini yapmaya yeterlidir... ne de alan içindeki bir nesne olan başkası. kenarların ve merkezin. Kendisi aracılığıyla bir dünyadan ötekine geçtiğimiz ko­ şuldur. İnanıyoruz ki kavramın doğasına ya da kavram kavramına ilişkin olarak aynı sonuçları çı­ karacaktır. ama haline-gelişi ya da mevcut bağlantıları içinde de. Basit kavram olmadığı­ na göre. belir­ lenebilecek bir düzlem üzerinde. İkinci olarak. bizim için olduğu gibi başkaları için de . ama biçimlerin ve fonun. kavrama özgü olan şey. üstelik yalnızca tarihi içinde değil. onun iç-tutarlılığını tanımlayan şey. ama kendi kavramı içinde. Başkası. bir komşuluk bölgesi veya bir başkasıyla arasında bir farkedilmezlik . felsefece bakış açısından. uzunluğun ve de­ rinliğin yeniden dağıtmışlarının da koşulu olacaktır.. İşte bu yolladır ki.. Demek ki. ama Surat'ın kendisi de."). uzay içinde. öyle ki eğer bu kavram algısal alan içinde işlemeyecek olsaydı. bir kavramdan ötekine bir tür köprüyle geçilir: falan bileştiricilerle Başkası diye bir kavramın ya­ ratılması. bileştiricileri ondan ayrılmaz hale getirmektir: farklı. ayrışık ve buna rağmen ayrılabilemez. Başkası her zaman bir başka kişi gibi algılanmıştır. her türlü algılamanın ko­ şuludur. budur işte bileştiricilerin ko­ numu. ya da kafasını çok fazla çarpmamak. sıraları geldikte kavram olarak ele alınabilecek bileştiricileri vardır (böylece Başka­ sı da bileştiricileri arasında surat kavramına sahiptir. oynak olanın ve nirengi noktasının. ya da kavramın tutarlılığını. Başkası dünyanın geçip gitmesini sağlar. kafamızı çarpmamamız için bir başka neden bulmak gerekecekti. Örneğin. farklı her bileştirici kısmi bir çevreleme. geçişli olanla tözsel olanın.

ve kavramın bileştiricileri de ne değişmez­ lerdir ne de değişebilirlerdir.Bir Kavram Nedir? 27 eşiği sergiler: örneğin. Bütün bileştiricilerinde veya de­ ğişimlerinde hiçbir mesafe olmaksızın. Bölgeler ve köprüler kavramın ek­ lemleridir. İşte bu yüzden. Düzenseldir. kavramda ne değişmez vardır ne de değişebilir. anındaki ortak-mevcudiyet­ tir. yoğunlaştırıcı bir koordinattır. başkası kavramında. parçalı­ dırlar. kavram cisimsiz bir şeydir. her kavram şu halde. değişebilir bireyler içindeki değişmez cinslerden daha çok olduğu söylenemez. başka kavramlar­ la bir de dış-tutarlılığı vardır. mesafesi bulunmayan bir düzen uyarınca dolaşıp durduğu bileştiricilerine kıyasla. genel olarak da özel olarak da değil. bu ayrılabilinemezlik. eşikler ya da haline-gelişler. Kavram. Ancak kavramın. Ancak. Kavramın için­ deki ilişkiler. hareketleri­ nin. de­ ğişken değerler verildiği ya da değişmez bir işlev gösterildiği ölçü­ de özelleşen veya genelleşen bir tekillik olarak yakalanması gere­ ken. Cisimlerde beden kazanıp. ve de değişmez bir türün içindeki değişebilir cinslerin. ve surat devreye girdiğinde. sayısı belli bir opus'tur o. bunlar kendi komşuluklarına göre düzenlenmiş değişimlerdir düpedüz. Bunlar süreçseldirler. ama birinden ötekine birşeyler. hem a'ya hem de b'ye ait olan bir ab alanı vardır. onu oluş­ turan bütün çizgilerde mevcut bir yoğunluktur. onların içinden geçer. kendi öz bileştiricileri­ nin rastlaşma. ama düpe­ düz bir tekillik -"bir" olabilir dünya. yoğunlaşma ya da birikme noktası olarak düşünü­ lecektir. Üçüncü olarak. Bu bölgeler. Bu bağlamda her bileştirici bir yoğunlaştırıcı çizgi. bileştiricilerinin komşuluk bölgeleri halinde düzenlenişidir. Bileştiriciler farklı ola­ rak kalırlar. Bir kavram bir ayrışık-doğuştur [hétérogenese ]. kavramın iç tu­ tarlılığını tanımlar. Kavramsal nokta durmadan kendi bileştiricilerini dolaşır. karşılıklı yaratılışları aynı düzlem üzerinde bir köprü inşasını içerdiğinde. onu ifade eden suratın dışında var değildir. "bir" surat. çoktandır seslen­ diricisi olduğu sözlerin yanıbaşında durur. ama sadece düzenleme ilişkileridir. ikisi arasında kararlaş­ tırılamaz bir şeyler geçip durur: a ve b'nin ayırdedilmez "hale-geldi­ ği". yukardan-seyir halindedir. olabilir dünya. onlarda eyleşir durur. ayrımına varılamayan bir şey. renklerinin ve ötüşünün biçimlenmesinde ortaya çıkar: bir si­ nestezi'den çok bir sineidezi olan. bilimde olanın tersine. ifade edilen ve ifade olarak ondan farklı bile olsa. içinde . kavrama ya da yayılma ilişkileri değil. Bir kuş kavramı türünde veya cinsinde değil. sözcük "1er"-. bir daha geçer: bir nakarat. kendisini cisimlerde gerçekleştir­ mekle beraber. çıkıp inerek.

idealliği ve gerçekliği gibidir. Şu halde kavram aynı zamanda hem mutlak. Yukardan-seyri ya da hı­ zıyla sonsuz.. eşiklerin ve köprülerin sayı­ sına göre az ya da çok büyükse de. bir bütünlüktür: Başkasının olayı veya (surat da bu kez kav­ ram olarak alındığında) suratın olayı. düzlem üzerinde işgal ettiği yerle. ama gerçekleştirdiği yoğunlaşmayla. mutlak yukardan-seyir halindeki bir nokta tarafından katedilmiş sonlu sayıdaki ayrışık bileştiricilerin ayrılabilemezliği olarak tanımlanır. soruna biçtiği koşullarla mutlak. IX-XL.. yalnızca yoğun ordinatları vardır. Raymond Ruyer. PUF Yay. Ya da olay olarak kuş. Nietzsche'nin. ya­ ratılışı ve öz-konumu. kendinde ve öteki kavramlarla ortaya koyuş tarzıdır. bazılarını çıkarmak için. ama parçalı olduğu ölçüde de görecelidir. "Yukardan-seyir". (3) Leibniz. Ya da Leibniz'i alalım: "Li­ mana girdiğimi sanıyordum. çözmek zorunda olduğu sorunlara kıyasla gö­ receli. ya da. Bütün olarak mutlak. Uzay-zamansal koordinatları yoktur. Kavra­ mın göreceliği ve mutlaklığı tıpkı onun pedagojisi ve ontolojisi. Kavram bu bağlamda pekala bir düşünce eylemidir. hem de göreceli­ dir: kendi öz bileştiricilerine. Bir filozof kavramlarını elden geçirmekten. daha yenilerini oluştur­ mak için bizzat düzelttiğini. ama. Bu­ nunla birlikte mutlak olarak kalan. yaratılmış olan kavramın ken­ disini. Kav­ ram. . Kav­ ram olayı söyler. hatta onları de­ ğiştirmekten vazgeçmez. üzerinde kendisini sınırladığı düzleme. Güncel ol­ (2) Yukardan seyir. ama yoğunluğun yaygınlaşıcı şeyler ha­ linde yayılma ve kendi kendini ortadan kaldırma tarzıdır). sonsuzlar her ne kadar bileştiricilerin. Enerjisi de­ ğil sadece yoğunlukları vardır. Saf bir Olay'dır o. ama bileştiricilerinin kenarlarını çizen devinimi içinde son­ ludur. Kavramlar "mutlak yüzeyler veya oylumlar"dır. sonsuz (yine de az ya da çok büyük) hızla işlem yapan düşüncenin eylemidir. erkesel değildir [anergétique] (enerji yoğunluk değildir. bir hekse­ ite'dir. öteki kavramlara. 12. Néo-finalisme (Yeni-erekçilik). kavramın bulunduğu durumdur. ve gerçek varlıklar olarak mutlak yüzeyler veya oylumlar konusunda. bunalım anlarında. kendine özgü sonsuzluğudur kavramın. özü ya da şeyi değil. Système nouveau de la Nature (Doğa'nın Yeni Sistemi).28 Felsefe Nedir? kendini gerçekleştirdiği şeyin haliyle karışmaz. açık denize savruldum"(3). ufak bir ayrıntı bile yeter. kimi zaman. "açık seçik itiraf etmese de. sonsuz hızla. önceden ulaşmış olduğu sonuçları unuttuğunu" söyler. düşüncelerini. Filozof kimi zaman da neredeyse kendisini hasta düşürecek bir unutkanlık sergiler: Jaspers. bkz. bazı bileştiriciler katıp. böl. büyüyüp yeni bir yoğunlaş­ ma üretmek. farklı değişimlerin ayrılabilemezliğinden başkaca nesnesi olmayan form­ lardır2.

içinde yer aldıkları tümcelerden çekip çıkarılmış öner­ meler ekleyen "felsefece" bir dilbilgisine göre ölçüyorlar: kavramın dışlanmış üçüncüye çoktan geçivermiş olduğunu görmeden. bu ilişkinin koşullarını kapsar. Kavramla önermenin birbirine karıştırılması yüzünden bilimsel kavramların varlığına inanılmakta ve önerme hakiki bir "yoğunluk"muş (tüm­ cenin ifade etliği şey) gibi düşünülmektedir: o zaman da felsefece kavram. hem her biri kendi kendisinde. kâh aralarında hiçbir düzeyde hiçbir kademe farkı göstermedikleri için. Tu­ tarlılığı. kâh birinin bi­ leştiricileri her zaman ayrışık başka bileştiricileri olan kavramlar haline geldiği için. hatta bir puzzle'ın bölümleri bile değillerdir. uzay-zaman­ sal ve erkesel [énergétique] koordinatlar içinde yoğunlaşıcı ordi­ natları devreye sokan. işte bu nedenle herşey. Tutarlılık. önermesel değildir.. Kavramların birbirlerini izlemesi için hiçbir neden yoktur. Basba­ . Önermeler kendi gönderim­ leri aracılığıyla tanım kazanırlar ve gönderim de Olay'ı değil. bu koşulların hepsi de genişlemecidir: bunlar .Bir Kavram Nedir? 29 maksızın gerçek. ve felsefe de söylemsel bir edinim olamaz çünkü önermeleri ardarda sıralamaz. göreceli ile mutlağı birleştiriyor. Nihayet kavram söylemsel değildir. çoğunlukla. durmadan önermeler arasındaki seçeneklere hapsediyorlar. Genişleyen sistemlerde söylemselliği tanımlayan. Bu karışıklık mantıkta da hüküm sürüyor ve felsefenin ne olduğu konusundaki çocukça düşüncesini açıklıyor. Kav­ ram hiçbir şekilde bir önerme değildir. serbestçe. birbirini izleyecek ya da birbiriyle rabıta kuracak yerde. bir yandan yaratılırken. kavramın içindeki değişimlerin ayrılabilmezliğine karşı koyar. ne ki gönderimi yoktur: kendi kendine göndermede bulunur. Kavramlar titreşim merkezleridir. bu ardarda gelişler ve bu rabıtalardır. Bir yoğunluk oluşturmak şöyle dur­ sun. ve önermelerin içindeki değiş­ kenlerin bağımsızlığı.. aynı şekilde. Kavramla­ rı. ama şeylerin veya cisimlerin durumuyla bir ilişkiyi. Kav­ ramlar. söylevsel olmayan tınılama ilişkilerine girerler. Kons­ trüktivizm. parçalı bütünlükler olarak. ya da koordinatlar dışı yoğunlaştırıcı ordi­ natlardan başka bir şeye sahip olmayan kavramlar. hem de biri ötekine göre. zira düzensiz kenarları birbiriyle uyuşmaz. soyuta kaçmaksızın ideal olandır kavram. bizatihi kendisini ve nesnesini ortaya koyar. bizi. iç-tutarlılığı ve dış-tutarlılığı ile tanımlanır kavram. sınırları belirlenmiş bütünlüklerin bir­ birleriyle ilişkiye geçmelerini sağlayan mekanizmaların kurulması­ nı içerirler. ve önerme de asla bir yoğunluk değildir. böylece. anlamından boşalmış bir önerme olarak belir­ mektedir. tınılar. birbirini izleyen absisleme veya lineerleş­ tirme işlemlerini. onlara.

ne kadar tarihsel kabul edilirlerse edilsinler. daha başka hali­ ne-gelişler için birer maskedirler. her sözceleme bir konu­ mun sözcelendirilmesidir. kendisinin de içlerinden geçtiği. şu ya da bu tutarlılık düzlemini yoklayıp duran kavramsal kişilikler düşü­ nülecektir.30 Felsefe Nedir? yağı bir duvar oluştururlar ama bu. Ha­ milton sayısından. zira kavramın. konudışıcılığı­ nı sürdürdüğünü düşünmek yanlış değildir.. Bir kavramdan ötekine atılan köprüler bile hâlâ daha birer kavşaktır. Her de­ fasında. Tersine. tümcelerden ya da bir eş­ değerinden. ve Pythagoras teoreminden. Özel adların felsefelerde. kartezyen koordinatlardan. oysa ki. ama önermenin dışında kalır. dil kıyaslanamayacak sınav ve kullanımlardan geçirilmiş­ . ayrılabilemezliğinden başkaca nesnesi yoktur. düz taştan bir duvardır. ve hepsi birden bir araya gelmişlerse de. daha gizli tekil bütünlükler için yalancı-adlar olarak kullanılmaya yararlar. Önermeler için.. oysa ki bilim prospektler (yargılarla karış­ mayan önermeler) ve sanat da algılamlar ve duygulamlar (bunlar da algılama ya da duygulanım ile karışmaz biribirine) çıkartır. Ancak sözceleme­ nin böylece bağlandığı özel adlar. şeylerin durumu. şurası muhakkaktır ki bilimsel önermeler ve ilinekleri. Lagrange fonksiyonundan. Henüz hâlâ çok geniş bir varsayım var elimizde: felsefe. Hareketli köprülerdir bunlar. ne kadar tarihsel olurlarsa olsun­ lar. birbirinden ayrılan yollarla biraraya gelmişlerdir. şu ya da bu gönderim eksenine göre bilimsel olarak tanımlanabilen. felsefece kavramlardan daha az imzalı ya da daha az yaratı ürünü değiller­ dir. dış­ sal kısmi gözlemciler söz konusudur. ya da hiçbir söylemsel bütünü çevrem­ lemeyen dönüşlerdir. konu­ mun sözcelendirilişi sıkı sıkıya kavrama içkindir. ve ko­ şulları da hakikat değerlerini oluşturan gönderimlerdir (bu koşul­ lar kendi hesaplarına nesnenin içinde olsalar bile). Felsefe tümcelerle iş görür. parçalanmış kavramların felsefece sözcelen­ dirilişiyle kısmi önermelerin bilimsel sözcelendirilişi arasındaki bü­ yük farklılıklardır. Bir ilk görünüşe göre. her zaman önermeler değildir. Öteki görünüşe. kavramlar çıkartır (genel ya da soyut fikirlerle birbirine karışmayan kavramlar). bilimlerde ve sanatlarda çok farklı kullanımları olduğunu söylemeyeceğiz yalnızca: dilbilimsel öğeler için de. kadar söz edilir. özellikle "imdi". ama genelde tüm­ celerden damıtılan. "öyleyse" gibi takılar ve bağlaçlar için de böyledir bu. yeniden geçtiği bileştiricilerinin. bileştiricilerinin. yaratıcılık veya imza taşıyan sözcelendirişe gelin­ ce. Bu bakımdan felsefenin sürekli olarak konunun dışında kaldığını. Bunlardan çıkan. kavramlar için. çünkü onun nesnesi gönderimde bulunan olarak. en az platoncu İdea veya Descartes'in cogito'su vb.

ben kavramının yalnızca varlığın ikinci evresini alıkoyup. B'" -olmak'ın rastlaştıkları bütün bileştiricilerden geçen. ve bu yeni kavramın da . şüphe. ama bu sınav dığı gibi. ikinci bölgeyse düşünmek'le olmak arasında yer alır (düşünmek için olmak gerekir). Bunlardan üçüncü bileştiriciyse (ontolojik kanıt) kavramın kendi içindeki kapanı­ şını sağlarken. değişimin kalanını dışarda bırakması dikkat çekicidir. ben düşünen bir şeyim. şüphelen­ mek. düşünmek. parçalı tümlük olarak kendi içinde kapanmasının işare­ tidir: varlığın diğer evrelerine. Kavramın bir çok­ luluk olarak bütüncül sözcesi şöyledir: Düşünüyorum "öyleyse" varım. ve aynı zamanda ay­ rılabilemezliklerini oluşturan bu bölgelerin birinden ötekine ge­ çerler: bir ilk bölge şüphelenmekle düşünmek arasındadır (şüphelenmekte olan ben. B noktasında yoğun­ laşır. değişimler olmala­ rı kafidir bunların. bu kavram kartezyen cogito kavramı. olmak (buradan. Kavram. ancak bizi daha başka kavram­ lara götürecek olan kavşak-köprüler aracılığıyla geçilecektir. bunların dir. bütün kavramların üçlü bi­ leştiricileri olduğu sonucu çıkarılmamalıdır). Böylece. saplantısal kuşku. bilimsel. Bileştiriciler. sonlu düşünen varlık. Ama işte bu da. imgelemek. ve kullanımlar disiplinlerarası farkı tanımlama­ süregiden buluşmalarının da kaynağı değiller­ ÖRNEK I Altında imzası olan bir felsefece kavramı örnek alarak.Bir Kavram Nedir? 31 tir. Varlık. Bu son şıkta. Diyelim ki. düşünüyorum. bir evreler alanı vardır. kavramın. ne ki bu bir kural değildir. uzamsal varlık. ben kavramından Tanrı kavramına ulaştıran köprüdür. yoğun ordinatlar olarak. Descartes'in 'ben' öznesidir: bir ben kavramı. bir türün cinsleri değil ama bir değişimin evreleri olan anlar içerir: duyulur. şey ya da töz tipleri için yine aynı şey: sonsuz varlık.) Düşüncenin kipleri için de aynı şey: duymak. sahip olduğumuz öteki açık ve . varım. "ben düşünen bir şeyim"le. B"-düşünmek. B’-şüphelenmek. daha önceki çözümlemeleri doğrulamak gerekiyor. Bu kavramın üç bileştiricisi vardır. sonsuzluk fikrine de sahibim". komşuluk ya da ayırdedilmezlik bölgelerinde sıralanırlar. (Şu halde her kavramın. Gerçekten de. Descar­ tes'in anladığı haliyle. "fikirlerim arasında. bilimde olduğundan başka türlü bile olsa. düşünmekte olduğumdan şüphe edemem). Bileştiriciler burada birer fiil olarak beliriyor. bu kez kendisi. Bu. sonsuz olay olarak Tanrı'nın varlığının "ka­ nıtlarını" oluşturan üç bileştiricisi bulunur. ya da daha bir tamamlanmış olarak: şüphelenmekte olan ben. fikirleri olmak. durmaksızın yinelenen düşünme ola­ yı'dır.

öyle ki. onu söyleyerek bilir). Daha önceki kavram belki de cogito'dan daha başka bir soruna gönderiyordu (kartezyen cogito'nun ortaya çıkması için sorunda bir sıçrama olması gerekir). Öyle ki. ya da başkalarını kata­ cak olan. daha önceki filozoflarca imzalanmış kavramlar var mıdır. onu olarak. ben öznesinin ne anlama geldiğini bilir (onu yaparak.Felsefe Nedir? seçik fikirlerin nesnel doğruluk değerini güvenceye aldığı öl­ çüde. olmanın. bir cogito'nun billurlaşmayı başaramamış olduğu bileşti­ riciler olsun? Her şey hazırmış gibi görünüyordu. söylenmek is­ tenen şudur: acaba. bileştiricileri henüz bir ben içinde rastlaşmadıkla­ rı için. ama ilk kavrama köprüler aracılığıyla bağlanmış olmak. bir başka düzlemde cereyan ediyordu. ya da doğruyu mutlak anlamda saf öznel kesinlik olarak belirleyebilecek ne tür bir şeyden başlamalı? İşte budur cogito.. Çok yeni bir ayırdediştir bu. ya da hatta. ama içlerinden biri ya eksik olan. Böylesi bir düzlem nesnel olarak hiçbir şeyi önvarsaymaması gereken bir ilk kavramı zorunlu kılar.. yani dolaylı ve öznel önvarsayışları: herkes düşünmenin. Kartezyen düzlem. ama birşeyler eksikti. . Öteki kavramlar nesnelli­ ğin fethine çıkabilirler. ya da bir çatallaş­ ma sağlar. aynı koşullara tâbi sorunlara yanıt vermek. nesnel ve açık her türlü önvarsayışın yad­ sınmasından ibarettir. sorun şudur: bu düzlem üzerindeki ilk kavram nedir. bir uzam kavramına doğru bir köprü. benzer ya da hemen hemen eş bileştiricileri olan. düşünebilen-hayvan olan insan kavramı). Cogito'nun öncülleri var mıdır? diye soruldukta. Yalnızca bir felsefece kavrayışı sahiple­ nir. her kavramın başka kavramlara göndereceği (örneğin.

bizim tarihimizle ve özellikle de bizim haline-gelişlerimizle bağlantı içinde olmak zorundadırlar. sorunları da ortaya koymak gerekir. Bir kavram her zaman yaratılışı­ nın koşulları işlevince kazandığı doğruluğa sahiptir. Şüphesiz yeni kavramlar. Bütün öteki­ lerden daha mükemmel bir düzlem.Bir Kavram Nedir? 33 ve aynı düzlem üzerinde kalmak koşuluyla: bu. hazırlayabildiyse. bu da yeni so­ runların ve başka bir düzlemin ortaya çıkması koşuluyladır. Genelde. ve bütün ötekilere karşı ken­ dini dayatan sorunlar var mıdır? İşte bu konuda hiçbir şey söyle­ nemez. ama bunun gerçekten en iyisi mi olduğunu bile­ meyecek. onlardan esinlenmek . bu. eğer gereki­ yorsa. bu. onların kavramlarının kendi sorunlarımız içinde yeniden canlandırılabileceğini düşün­ mek ve yaratılması gereken o kavramları. eğer daha önceki kavramlar bir kavramı. Kartezyen kavramlar yanıt getirdikleri so­ runlar ve üzerinde cereyan ettikleri düzlemin işlevince değerlendi­ rilebilirler. yoksa daha önceden varol­ duğu ya da hanidir orada durduğu kabul edilmiş bir doğruyu varsayan nesnellik değil. bizim olan sorunlarla. yeni değişimler ve bilinmeyen tınılar duyurduğu. Düzlemleri ortaya çıkarmak. bunun nedeni. he­ nüz kurmaksızın. iyi de zamansal mıdırlar buna karşın? Bu zamanın sorunlarının felse­ fece biçimi hangisidir? Eğer bir kavram bir öncekine kıyasla "daha iyi" ise. kesin bir bilgi­ nin kazanacağı nesnellik olacaktır. Filozof en iyisini yapmaya çabalar. ve düzlemin henüz zorun­ lu eğriliği ya da devinimleri kazanmamış olmasındandır. Descartes'in haklı mı haksız mı olduğunu sormak anlamsızdır. Ancak bir öncekinin yapageldiği şey de bu değil midir? Ve eğer bugün platoncu. hatta bu soruyla ilgilenemeyecek kadar çok işi vardır. Ve eğer kavramlar başka kavramlarla değiştirilebiliyorsa. alışıl­ madık bölümlemelere imkân verdiği. Öznel ve dolaylı önvarsayılmışlar nesnel ve açık önvarsayılmışlar­ dan daha mı uygundur? "Başlamak" gerekiyor mu ve. Ancak bizim zamanımıza ya da herhangi bir zama­ na ait kavramlar ne anlama gelir? Kavramlar ebedi değildirler. tıpkı kavramları yaratmak gerektiği gibi. kartezyen veya kantçı olarak kalmak mümkün oluyorsa. bu bağlamda bir Ben öznesinin fiili olabilir mi? Bunların doğrudan yanıtı yoktur. öznel bir kesinliğin bakış açısından mı başlamak gerekir? Düşünce. sorunun hâlâ daha başka sorunlar içinde ele alınmış olmasından. başlangıç tüm gerekliliğini. öyle ki bunlar karşısında (örneğin) "Ben" öznesi tüm anlamını yitirir. önvarsayılmışlar tüm farklarını yitirir­ ler -ya da başkalarını kazanırlar. bizi yukardan-seyreden bir Olay getirdiği içindir.

biri şu görüştedir ve şundan çok bunu düşünmektedir. . felsefe. Bazı ba­ zı. Eleştirmek. Sokrates. Hınç ayakta tutar. İçi boş genel­ liklerle boğuşarak. tüm bu tartışmacıları. tıpkı daha başka silahlar imal etmek üzere bir topun eritilmesi gibi. asıl belirsizlikler onu daha ıssız baş­ ka yollara sürükler. Felsefe tar­ tışmalardan nefret eder. Hiçbir zaman aynı düzlem üzerinde yer alınmaz. her zaman çok erken veya çok geç devreye girer. her türden tartış­ mayı durmamacasına imkânsızlaştırmıştır. İletişim. bu İletişimcileri. ama kendimiz için belir­ lemiş olduğumuz sorunun tartışılmayacak kavramlarını yaratmak­ tır. Diyelim ki. yapacak başka işleri var­ dır. yalnızca bir kavramın. "iletişimsel ussallık" ya da "evrensel demokratik konuş­ ma" türünden kesintisiz bir tartışmaymış gibi düşünülür. Tartışmalar en azından çalışmayı ilerletemeyecektir. onların söylediklerini yinelemek mi. bileştiricilerini yitirdiğini ya da onu değiştiren yeni bileştiriciler kazandığını saptamaktır. üzerinde rakamlar bulunan zarlarını attığı masa daha başkadır. Her filo­ zof. Dostu. yaratılacak olana kıyasla her zaman fazla gelir. ona can verici güçler kazandırmasını bilmeden. uzun olarak bir söylevler rekabeti şekliyle de. Bundan daha yanlış bir şey olamaz ve bir filozof bir başkasını eleştirdiği za­ man. uğraşılan sorunlar söylenmedikçe bu­ nun ne getirisi olabilir felsefeye? Ve de bir kez sorunlar söylendik­ te. yeni bir ortama daldırıldıkta yittiğini. Tartış­ malar yuvarlak masaların başında iyidir. Ne ki yarat­ maksızın eleştirenler. Tartışmayı dayanılmaz bulmasının nedeni kendinden fazlaca emin olması değildir: tersine. Onun her zaman. eritmek amacıyladır. kısadan soru ve yanıtların bir agôn'u şekliyle de. yalnızca kendilerinden söz ederler. ko­ nuşma da.34 Felsefe Nedir? hakkına sahip oluşumuzdur. İyi de Sokrates felsefeyi dostlar arasındaki öz­ gür bir tartışma haline getirmemiş miydi? Özgür insanların konuş­ ma biçimi olarak Yunan toplumsallığının doruğu değil miydi bu? Gerçekte. ama filozofun. yoksa onla­ rın yaptıklarını yapmak. eski kavramları. yitişi. bu başkalarınınkinden tümüyle farklı sorunlardan kalkarak ve başkalarınınkinden tümüyle farklı bir düzlem üzerinde. kavramı da birbiri ardısıra rakipleri eleyen acımasız bir monolog haline getirmiştir. artık söz konusu olan tartışmak değil. Peki. büyük filozofları izlemenin en iyi yolu hangisidir. yani zorunlu olarak değişen sorunlar için kavramlar yaratmak mı? Filozof bu yüzden tartışmaktan pek fazla hoşlanmaz. savunmakla yetinenler. şu tümceyi duyduğunda kaçar: şimdi biraz tartışacağız. felsefenin yaralarıdır. salt kavramın dostu kılmış. zira konuşmacılar asla ay­ nı şeyden söz etmezler.

bu platoncu zemin üzerinde yeşeremeyecektir. böyledir İdealar. cogito bu Yunan düzelemi. var­ lıktan aşağı Bir.. eğer anadan başkaca bir şey olmayan (da­ ha önce kız olmamış olan) bir anne varsa. ana İdeası da vardır. Ancak Bir her kavramdan önce gelmez mi? İşte burada. Besbelli ki. çok belirgin. Bes­ belli ki. bunun tersine. doğru. değil-varlık'la eşit Bir). bir nesnelliğin ön-varlığına tanıklık etmek üzere. zorunlu olarak daha önceki bir zamanın yukardan-seyri içinde. farkedilmezlik bölgeleri (kendine göre. niteliğe talip olan ve onu ancak ikinci. İdea'ya göre "sa­ hip olunmuş" az ya da çok bir yakınlıkla temellendirilmiş ola­ caktır.Bir Kavram Nedir? ÖRNEK II 35 Parmenides diyalogunda. İdea budur işte. ilk. ilk sırada edinmiş İdea. Varlık'la eşit Bir. paylaşılmaz olarak. öznel bir anlam kazanması ve de idea ile onu özne olarak oluşturan ruh arasın­ daki tüm zaman farkının ortadan kalkması gerekecektir (doğuş­ .. Bu daha öncekilik formu altındaki zaman kavrama aittir. ancak ikinci sırada edinim halindedir­ ler. ya da olduğundan başkaca bir şey olmayan şeydir. platoncu düzlem üzerinde. bir ön­ varsayılmış olarak. Platoncu İdea kavramında. sırada edinebilecek olan şey. Bu bir kavram modelidir. ikinci bir baba. Descartes'in bu kavramı yaratması için. O zaman İdea kavramı şu bileştiricilere sahiptir: edinilmiş veya edinilecek nitelik. daha önce gelen yaratılmamışın temsilcisi olarak ortaya koymak zo­ rundadır.. Descartes'da kazanacağından çok farklı bir anlam alır: nesnel olarak saf bir nitelik taşıyan şeydir. "ilk"in özellikle anlam değişikliğine uğraması.. her zaman daha önceki. talepleri yargılayan. Cesaret cesur­ dur . pay almış İdea. Yalnızca Adalet adildir. Platon'un kavrama ne denli egemen olduğunu görürüz. Zamanı kavramın içine yerleştirir. ötekilere göre) vardır. ancak bir komşulukla. ama olası bir kurucunun uzaklığını ya da yakınlığını ölçebilecek bir zaman farklılığı şeklinde. değil-varlık'tan üstün. Çünkü. ama sonuna ka­ dar götürülemezdi. dördüncü. Sanki Baba. ama onları. Platon yaptığının tersini öğretir: kavramları yaratır. Kavramı kurar kurmasına. onun bölgesi gibidir. zaten orada bulunan olarak konumlanır. üçüncü. ama bu zaman Da­ ha-önceki olmak zorundadır. şeyler her zaman olduklarından daha başka şeylerdir: dahası. Bunlar İdea'nın yoğun ordinatlarıdır: bir talep. niteliğe ancak ve de yalnızca İdea'dan pay aldıkları ölçüde talip olabilirler. cogito hazırlanabilir. İdea'nın ön-varlığı sürüp durdukça (hatta Tanrı'nın anlağındaki hıristiyanca arke­ tipler şeklinde bile olsa). kızı ve talipler söz konusudur. ya da daha önce kıldan başkaca bir şey olmayan kıl İdeası. Bir'in iki bileştiricisi (varlık ve değil-varlık). bileştirici evreleri ( Varlık'tan üstün Bir.

bu bakış açısından çözümlenmeli­ dir. Ben'in başka­ sı'na dönüşmesinin yolu mu bu? "Ben öznesi bir başkasıdır"ın hazırlığı mı? Bu. bir kavrama bir bileştirici ekleniyor: çatlaması. Ancak biz yalnızca bir kavramın her zaman bir başka kav­ ramın ortaya çıkışını engelleyebilecek. bilmiyoruz. ben düşünen bir töz'üm. hattâ doğruları bile ya­ ratması gerekecektir. Varsayalım ki. asla engelledikleriyle değerlendirilemez: benzeştirilmez konumu ve kendi yaratılışıyla değer kazanır. ancak edilgin ve fenomensel ben olarak.. zaman içinde. daha başka ordinatlarla. belleğe-vuruşa [réminiscence] karşı yaptığı uyarının önemi bundandır. ve de Tanrı'nın. onu kendi efece yiğitliğiyle. Şu halde Kant Descartes'ı. özbeöz kartezyen bir düzlemde platoncu bileştiri­ cileri yeniden canlandırıp canlandıramayacağı. her zaman etkilenebilen.. Descartes'in bir yana itmiş oldu­ ğu bileştiricinin alınmasını ister: bu da zamandır. bunu etkileyen bir Başkası gibi görmek zo­ runda olan. Kant şüpheyi gereksiz hale getiren ve bir kez daha önvarsayılmışların doğasını değiştiren bir "aşkınsal" [transcendantal] düzlem kurar. şemanın sağladığı da­ . her türlü şıkta başkaca sorunlar içe­ ren tam bir sıçrama göstermesi muhtemeldir. Descartes'in).. değiştirilebilen. Kant. zira benim be­ lirlenmemiş varoluşum ancak zaman içinde belirlenebilir ol­ maktadır. ve bunu ne pa­ hasına başarabileceği sorusu. Kantçı cogito'nun durumu budur. Hiç şüphe yok ki. Bir başka özne yok ortada.. Kavramın bir tür anındalığına ulaşmak. dört bileştiri­ ciyle karşımıza çıkıyor: düşünüyorum ve bu bağlamda etkinim.Felsefe Nedir? tan idelerin ruhtan "önce" değil. şu halde ben. ya da belki bir başka düzlem. ve de o zaman belirlenmiş olarak hangi biçim altında orta­ ya çıktığını. bir varoluşum var. Bununla be­ raber. değişebilen ben olarak belirlenebilirim. Ne ki. cogito'ya yeni bir bileştiricinin. cogito şimdi. bu belirlenmemişin nasıl olup da belirlenebilir kılındı­ ğını. bu varoluş ancak zaman içinde ve edilgin bir ben'in varoluşu gibi belirlenebilir. kendi öz düşünme etkinliğini. asıl.. ya da tersine. edilgin bir ben olarak belirlenmişim. Böylece. zira Ben öznesinin böylesi bir talepkârlığını temellendirecek hiçbir şey yok. Ne ki. bizatihi bu düzlem gere­ ği. bir kavram. ama onunla "aynı zamanda" ol­ duğunu söylerken. ancak baş­ ka kavramların ortadan silinmesi pahasına kendilerini göstere­ bilecek bileştiricileri olduğunu göstermek istiyoruz. Ma­ lebranche'ın. Talepkârlığın doğasının değişmesi gereke­ cektir: talip olan artık kızı babasının izniyle almayacak. kendi yöntemiyle kazanacaktır. demiş olduğu için "eleştiriyor". özne bir başkası haline geliyor. Kant şunu ortaya koyabiliyor: "düşünüyorum" bir belirleme ise ve bu niteliğiyle belirlenmemiş ("varım") bir varoluşu içeri­ yorsa da.

madde. bilim bu işi kavramın görüntüsü altında yap­ maz. bir düzlem çattığı ve kartezyen cogito tarafından doldurulamayacak ya da gerçekleş­ tirilemeyecek bir sorun kurduğu anlamına gelir. bütünlükler yarattığında felsefenin işi budur. ama o kavramların birbir­ lerinin içinden geçerkenki haline-gelişlerinin gücünün değerlen­ dirilmesini de dikkate alır. Uzay. onlardan durmadan başkalarını yaratan felsefedir. kendi kendisine göndermede bulunan. Kavram gelecekte­ ki bir olayın kenarı. Bu da. Kavram elbette ki bilgidir. ama kendinin bilgisidir.Bir Kavram Nedir? 37 ha başka ayırdedilmezlik bölgeleriyle. ama platoncu daha-öncekilikten tümden farklı bir zamanı. Kant'ın Descartes'ı "eleştirmesi". saf olaydır. yalnızca. Kavramın yaratılması. Her yerde kavramın aynı pedagojik statüsüyle karşılaşıyo­ ruz: mutlak. zaman. yeni bir sözdizimidir. bir komşuluk düzeni boyunca belli sayıdaki yoğunluklu ve ayrılamaz değişim­ lerden oluşmuş. Descartes cogi­ to'yu kavram olarak yaratmıştı ama. Şeylerin ve var­ lıkların yeni olayını çatmak. ama hem de eşzaman­ lılık ve süreklilik olarak. ardışlık. Şeylerden ve varlıklardan her zaman bir olay çıkartmak. her biri aynı zamanda birer kav­ şak noktası olan köprülerle birbirine bağlanmış üç orijinal kav­ ram. çünkü onları yaratan. Felsefe tarihi. ama bu kez yeni bir zaman kavra­ mı sağlamak koşuluyla: zaman. Bilime ödünç kavramlar vermek gereksizdir: aynı "nesneler" le uğraştığında bile. kavram­ lar. Kant zamanı.. ve yukardan-seyir halindeki bir nokta tarafından katedilen bir çokluk. yeni bir uzay kavramını daha içermektedir. bir yüzey ya da bir oylum. zaman. artık basit eşzamanlılıkla tanımlanması mümkün ol­ mayan ve dışsallık formu haline gelen. Düşünüyorum. Bunun kullanılan sözcük soru­ . kavramlar yaratarak yapmaz. içlerinde bedenleştiği şeylerin durumuyla karışmayan. kendi'nin kendi'yle duygulanmasıy­ la. yeni baş­ tan cogito'ya dahil eder. üç bileştiricili içsellik formu haline ge­ lir.. ve ardından da Ben özne­ siyle Ben'i ayrılamaz kılan. yeni bir cogito'nun bileştiricisi yapar. Çok büyük bir çevrimdir [révolution] bu. ve onun bildiği. Yeni kavramların yaylım ateşi. sürdürülmüş yaratıma gön­ deren basit bir ardışlık kipi haline getirmişti. Kavramlar bu anlamda kendiliklerinden felsefeye aittirler. onlara her zaman yeni bir olay ver­ mek: olaylar olarak uzay. şekillendirilmesi. düşünce ve olabilir. bir filozofun yaratmış olduğu kavramların tarihsel yeniliklerinin değerlendi­ rilmesini içermekle kalmaz yalnızca. Zamanı. yıldızlarla bezenmesidir. bunu yaparken daha-önce­ kilik formu olarak dışladığı zamanı.

kavramı bir bilimsel önerme ya da fonksiyon olarak tanımlamakla işe başlar. bu iş düpedüz bir sözcük sorunu olurdu. Pour la connaissance philosophique (Felsefece Bilgi İçin). VI. ya felsefenin kavrama ilişkin hiçbir bilgisi yoktur. Gilles-Gaston Granger. Ama çoğu kez başka türlü davranılıyor. bi­ lime göre değerlendiriliyor.(4) Aslında. hem de bu konuda bilime hiçbir şey bırakmaksızın. Her kavram olayı yontar. Felsefece kavram. Kaldı ki. bir "yaşanmış bütünlük" bağıyla nesneye gönderme yap­ manın yerini alacak felsefece kavramların da her şeye rağmen bu­ lunabileceğini teslim eder. Böylece. yaşanmış olana belli belirsiz bir çağrıyla kendi yetersizliklerinin yerini alacak. . bir olabilirlik kalıp kalmadığı soruluyor. benzersiz. Kavramın gücünü bilime bağlamakla işe başlanıyor. yaşan­ mışlığa atıfta bulunmaz. ya da bizi kavramları içinden onları çıkartacak imkâna sahip kılmasıyla ölçülür. Bu nedenle. Bir felsefenin yüceliği kavramlarının bizi çağırdığı olayların doğasıyla.38 Felsefe Nedir? nu olduğu söylenecektir. ama o. kendi öz yaratısıyla. sonra da. Önermeler ya da fonksiyonlar bilime yeter. onu kendince ye­ ni baştan biçimlendirir. esa­ sen kavrama en ufak bir gereksinimi de yoktur. özel ilişkisini en ufak ayrıntılarına kadar duymak gerekir. yalnızca şeylerin durumu ve koşulları ile uğraşan bilimin. (4) Gilles-Gaston Granger. Eğer kavramı bilime saklayıp. ama sözcüklerin niyetleri ve kurnazlıkla­ rı bağlamadığı pek az görülür. ya da onu hak olarak ve de ilk elden bilmek­ tedir. her yaşanmış­ lığın ve bir o kadar da şeylerin durumunun hepsinin üzerinde sey­ reden bir olayı hazırlar. oysa ki beri yanda felsefenin. kendiliğin­ den kanı boşalmış ikincil kavramlara hayaletimsi ve dışsal bir ha­ yattan başkaca bir şey veremeyecek bir yaşanmışlığı hatırlatmaya gereksinimi yoktur. Odile Jacob Yay. sonra da. Kavram felsefeye ve de yalnızca ona aittir. fel­ sefenin işini göstermek üzere bir başka sözcük aramaya karar verilseydi. kavramla­ rın yaratıcı disiplin olarak felsefeyle olan.. böl.. telafi etmek üzere.. ikinci bölge kav­ ramları da bu kez felsefenin oluşturması için. kavram bilimin yaratıcı yöntemleriyle tanımlanıyor.

2. İçkinlik Düzlemi

Felsefece kavramlar birbirlerine uymayan parçalanmış bütünler­ dir, zira kenarları çakışmaz. Bir puzzle oluşturmaktan çok, zar atımlarından doğarlar. Yine de tınıları vardır, ve onları yaratan fel­ sefe, ucu açık kalsa bile, parçalanmamış, güçlü bir Bütün sunar her zaman: Bir-sınırsız Bütün, o kavramların hepsini bir tek ve aynı düzlem üzerinde kavrayan Omnitudo. Bir masa, bir yayla, bir ke­ sittir bu. Bir tutarlılık düzlemidir, ya da daha doğru bir ifadeyle kavramların içkinlik düzlemi, planomenadır. Kavramlar ve düz­ lem sıkı sıkıya biribirlerinin tamamlayıcısıdırlar, ama o ölçüde de birbirlerine karıştınlmamaları gerekir. İçkinlik düzlemi bir kavram değildir, bütün kavramların kavramı da değildir. Eğer onları birbi­ rine karıştırsaydık, hiçbir şey kavramların bir'e dönüşmesine, ya da tümeller haline gelip tekilliklerini kaybetmelerine, aynı şekilde düzlemin de açıklığını kaybetmesine engel olmayacaktı. Felsefe bir konstrüktivizmdir ve konstrüktivizmin de tümüyle farklı yapıda i­ ki tamamlayıcı yüzü vardır: kavramlar yaratmak ve bir düzlem çizmek. Kavramlar tıpkı yükselip alçalan sayısız dalgalar gibidir, ama içkinlik düzlemi onları katlayıp açan yegâne dalgadır. Düz­ lem, onu bir uçtan ötekine katedip geri dönen sonsuz devinimleri sarmalar, ama kavramlar her seferinde yalnızca kendi öz bileştiri­ cilerini kateden sonlu devinimlerin sonsuz hızlarıdır. Epikuros'tan Spinoza'ya (olağanüstü V. kitap...), Spinoza'dan Michaux'ya, dü­ şüncenin sorunu sonsuz hızdır, ama bu hızın kendi kendisinde sonsuzcasına devinecek bir ortama, düzleme, boşluğa, ufuğa ge­ reksinimi vardır. Kavramın esnekliği kadar ortamın akışkanlığı da gereklidir(1). "Yavaş varlıklar" olan bizleri ortaya çıkarmak için iki­ si birden gerekir.
(1) Kavramın esnekliği konusunda, Hubert Damisch, Dubuffet'nin Prospectus'una önsöz, Galli­ mard, I, s. 18-19.

40

Felsefe Nedir?

Kavramlar takımadalar ya da kemik yapısıdır, kafatasından çok bir bel kemiğidir, oysa ki düzlem bu tek başınalıkları dolaşan nefestir. Kavramlar, eğri büğrü ve parçalanmış, mutlak yüzeyler ya da oylumlardır, oysa ki düzlem, şekilsiz, yüzeyi de oylumu da ol­ mayan, ama her zaman parçalanabilir olan, mutlak sınırsızdır. Kavramlar bir makinenin tasarlanışları olarak somut düzenleme­ lerdir, ama düzlem, düzenlemelerin parçalarını oluşturduğu soyut makinedir. Kavramlar olaylardır, ama düzlem olayların ufku, öz­ beöz kavramsal olayların yedeği ya da deposudur: bir sınırmış gi­ bi iş gören, bir gözlemciyle birlikte değişen ve şeylerin gözlenebilir durumlarını kuşatan göreceli ufuk değil; ama tüm gözlemcilerden bağımsız ve olayı, geçekleştiği yerde, şeylerin görünür bir duru­ mundan bağımsız kavram haline getiren mutlak ufuk(2). Kavram­ lar, parça parça düzlemi döşerler, işgal ederler veya doldururlar, oysa ki düzlemin kendisi kavramların, bütünlüğünü, sürekliliğini kırmaksızın aralarında paylaştıkları bölünemez ortamdır: saymak­ sızın işgal eder kavramlar (kavramın sayısı bir rakam değildir), ya da bölmeksizin bölüşürler. Düzlem tıpkı kavramların onu bölmek­ sizin kalabalıklaştırdıkları bir çöl gibidir. Düzlemin bölgeleri yal­ nızca kavramların kendileridir, ama kavramların yegâne vekilharcı da düzlemdir. Düzlemin onu kalabalıklaştıran ve orada yer değişti­ ren aşiretlerinkinden başkaca bölgeleri yoktur. Durmadan büyü­ yen kesişmelerle, kavramların birbirine bağlanmasını sağlayan düzlemdir ve durmadan yenilenmiş, durmadan değişen bir eğrili­ ğin üzerinde, düzlemin kalabalıklaşmasını sağlayanlar da kavram­ lardır. İçkinlik düzlemi düşünülmüş ya da düşünülebilir bir kavram değil, ama düşüncenin imgesidir; düşünmenin, düşünceyi kullan­ manın, düşünce içinde yol almanın ne anlama geldiğine ilişkin olarak düşüncenin kendine verdiği bir imge... Bu bir yöntem değil­ dir, zira her yöntem muhtemelen kavramları ilgilendirir ve böylesi bir imgeyi öngörür. Beyin veya beynin işleyişiyle ilgili bir bilgi du­ rumu da değildir, zira kullanılışı ve yol alışı ne olursa olsun, bura­ da düşünce, yalnızca gerçekleşmekle yetindiği bilimsel olarak be­
(2) Jean-Pierre Luminet göreceli ufukları, bir gözlemciye odaklanmış ve onunla birlikte yer de­ ğiştiren yeryüzü ufku ve tüm gözlemcilerden bağımsız, olayları, görülmüş ve görülmemiş, iletilebilir ve iletilemez şeklinde iki kategori halinde ayıran mutlak ufuk, "olayların ufku" olarak ayrıştırır ("Le trou noir et l'infini / Kara Delik ve Sonsuzluk", in Les dimensions de l'infini, Paris İtalyan Kültür Enstitüsü). Japon rahip Dôgen’in, olayların "saklandığı" ufuktan söz açtığı zen metnine de başvurulabi­ lir: Shôbogenzo, Différence Yay., René de Ceccaty ve Nakamura'nın çeviri ve yorumlamala­ rıyla.

İçkinlik Düzlemi

41

lirlenebilir şeylerin durumunda olduğu gibi, beynin yavaş işleyen kısmına da gönderilmiş değildir. Düşünce; düşüncenin biçimleri, şu ya da bu andaki hedefleri ve olanakları konusunda edinilen gö­ rüş de değildir. Düşüncenin imgesi, kendiliğinden olanla hakkı olan arasında katı bir paylaşımı içerir: düşünce olarak düşüncenin payına düşen, beyne gönderme yapan kazalardan, veya tarihsel görüşlerden ayrılmak zorundadır. "Quid juris?". Örneğin, belleğini kaybetmek, ya da deli olmak; bunlar düşünce olarak düşünceye ait olabilirler mi, yoksa yalnızca basit olgular olarak düşünülmesi ge­ reken beyinsel kazalar mıdır? Ya da temaşa etmek, düşünümle­ mek, iletişimde bulunmak; falan zamanda ve falanca uygarlıkta, düşünce konusunda edinilmiş görüşlerden başka bir şey midir? Düşüncenin imgesi, sadece düşüncenin hak olarak talep edebilece­ ği şeyi tutar. Düşünce "yalnızca" sonsuza götürülebilecek olan de­ vinimi talep eder. Düşüncenin hak olarak talep ettiği şey, seçtiği şey, sonsuz devinim ya da sonsuzun devinimidir. Düşüncenin im­ gesini kuran odur. Sonsuzun devinimi bir devingenin ardarda gelen konumlarını ve bu konumların kendilerine göre değiştiği sabit kerterizleri ta­ nımlayacak uzay-zamansal koordinatlara göndermez. "Düşünce içinde yol almak" ne nesnel kerteriz gerektirir, ne de kendini özne gibi duyacak ve bu sıfatla, sonsuzu isteyecek veya ona gereksine­ cek devingen... Devinim herşeyi aldı ve de artık kavramlardan baş­ kaca bir şey olamayacak bir özneye ve bir nesneye hiç yer yok. De­ vinim halinde olan şey, bizatihi ufuktur: göreceli ufuk özne ilerle­ diği zaman uzaklaşır, ama mutlak ufuk, içkinlik düzlemi üzerinde, bizim her zaman ve esasen olduğumuz yerdir. Sonsuz devinimi ta­ nımlayan şey, bir gidiş-dönüştür, çünkü, pusulanın ibresi aynı za­ manda kuzey olduğundan, gittiği belli bir yer bulunmaz ki daha önce oradan dönmüş olmasın. Eğer "...ne/na doğru dönmek" dü­ şüncenin doğru'ya doğru olan devinimiyse, aynı şekilde doğru ne­ den düşünceye doğru dönmeyecektir? Ve nasıl olur da düşünce ondan sırt çevirdiğinde, doğrunun kendisi de ona sırt çevirmez? Bununla birlikte bu bir kaynaşma değil, bir karşılıklılık, hemence­ ne, sürekli, anında bir takas, bir göz açıp kapamacadır. Sonsuz de­ vinim çifttir ve birinden ötekine sadece bir kıvrım söz konusudur. İşte bu anlamda düşünmek ve olmak bir ve aynı şeydir, denir. Ya da daha doğrusu, devinim aynı zamanda varlığın maddesi olmak­ sızın düşüncenin imgesi olamaz. Thales'in düşüncesi sıçrama yap­ tığında, su olarak geri döner. Herakleitos'un düşüncesi savaşa (po­ lemos) soyundukta, üzerinde taşıyıp getirdiği ateştir. İki yandaki

pek çok sonsuz devinim vardır her zaman. iki kez ortaya çıkabilirler. Le visage (Surat). Her devinim. (4) Bu dinamizmalar konusunda. onun değişen eğriliğini. biri döner dönmez hemen bir ötekini fırlattı­ ğı ölçüde. düşünce ve bir için. Düzlem hiç şüphesiz Yunanlılarda. birbirlerine katlanmış. İçkinlik düzleminin nihai doğasına ilişkin bu güçlük ancak adım adım çö­ zülebilir. bkz. birbirlerinin içine girmiş. ama aynı şekilde başkalarını kıvırarak.42 Felsefe Nedir? hız da bir ve aynıdır: "Atom düşünce kadar hızla ilerleri 3 . yüzyılda. Pla­ nomen'den. ortadan çekilmeyi de içerir 4 . ama karşı çıkmayı. içbükeyliklerini ve dışbükeyliklerini." İçkinlik düzleminin. ne ki. aynı fiiller ve aynı sözcük­ lerle kendilerini dile getirseler bile. XVII. her biri kıvrılarak. bunlar kavram bileştiricilerinin içinde yer alırlar ve kendileri (3) Epikuros. Bu nedenle. değişik içkinlik düzlemlerinin neden ortaya çıktığını da. Ne/na doğru-dönmek. öyle ki içkinlik düzlemi. tutkuları yenme ölçüsünde kendini onların egemenli­ ğine bırakmak. ne de varlığın maddesi. kendisi de saf değişim olarak. anında kendi üzerine bir dönüş yaparak. . bir o kadar. ye­ niden dönmeyi. bunun böyle olduğunu gör­ dük. Michcl Courthial. arkasını dönmeyi. ya da başkalarının onu kıvırmasına izin vererek. tarih içinde birbirini izleyen ya da birbirleriyle rekabet eden. İçkinlik düzlemi ile onu dolduran kavramların birbirlerine ka­ rıştırılmaması esastır. açıklamak durumundayız. özellikle bellen­ miş. Şu halde düzlem sonsuz bir özgünleştirmenin nesnesidir. Sonsuzun çeşitli devinimleri birbirlerine öylesine karışmış bir haldedirler ki. 61-62. bir tür parçalanabilir doğasını oluştururlar. seçilmiş sonsuz devinimlere göre. günümüzde (kaldı ki bu terimler muğlak ve genel) aynı değil: ne düşüncenin imgesi aynı. ters-etkiler. hiç durmadan dokur. bağlantılar. içkinlik düz­ leminin her zaman bir-tek olduğu eğer doğruysa. Herodot'a mektup. işte bu parçalanabi­ lir doğadır. iki yüzü var. kavram diye imlenebilecek her türlü yüzey ve oylum­ dan her zaman daha başka bir sonsuz çıkaran. bocalamayı. devasa bir mekik gibi. içkinlik düzleminin Bir-bütün'ünü ko­ parmak şöyle dursun. Ancak. düzlemde ve kav­ ramda. öyle ki ancak seçilen devinimle öz­ günleştirilmiş her bir vakada Bir-Bütün olmuşa benzer. Buna rağmen aynı öğeler. Düşünce ve Doğa olarak. Hatta olumsuz bile sonsuz devinimler üretir: yanlıştan kaçınıldığınca ha­ taya düşmek. yal­ nızca vazgeçmeyi değil. çoğalmalar oluşturarak. Physis ve Nous olarak. aynı belirticiler altında olmaya­ caktır bu: varlık. sonsuzcasına kıvrımlanmış bu sonsuzlu­ ğun parçalanabilirliği içinde bütün düzlemi kateder (düzlemin de­ ğişken eğriliği).

İçkinlik Düzlemi 43 de kavramdır. tıpkı özgün kesitler veya diferansiyel konumlar gibi: sonsuzun hızdan başka bir şey olmadığı ve her seferinde bir yüzey veya bir oylum. Bundan hiç şüphesiz kavramların düzlem­ den türediği sonucu çıkarılmayacaktır: burada düzleminkinden ay­ rı özel bir yapı gerekir ve bu yüzdendir ki. eğer sezgi. ya da "düşüncenin ona doğru döndüğü şey" olarak tanımlanabilir. Kaldı ki. İkisinin arasındaki rabıta basit tınıların bile ötesine taşar ve kavramların yaratılmasında. doğru. içkinlik düzleminin felsefe-öncesi bir şey gibi düşünülmesi gerekir. ne ki bu yolla hiçbir doğru kavramı elde etmiyoruz. Her türlü felsefenin. sonlu bir anlak ve sonsuz bir istencin iki bileştiricisi). Bunun tersine. Birinciler sonsuzun devinimleridir. İkincilerse yoğunluklar. yoğunluklarınca tanım­ lanmış. Yoğun çizgiler asla diyagramsal çizgilerin sonucu değildir. gerçekte. her zaman parçalı yüzeyler ya da oylumlardır. kavramlara kıyasla saymaca tanımlardan başka şey de­ ğillerdir. Ancak. Eğer hata kendi başına düzlemin parçası olan. kavramları­ nın yoğunluk farklılıkları ölçüsünde durmamacasına geliştirdiği bir sezgiye bağlı olması. ama o zaman düzleme imge veya madde olarak ait olduklarından daha başka tarzda kavramdırlar. düşüncenin durmadan bir içkinlik düzlemi­ ni kateden sonsuz devinimlerinin sarmalanması gibi düşünülü­ yorsa temellenmiş olur.ne/na doğru dönmek"le. yalnızca yanlışı doğru sanmaktan (düşmek) ibaret olur. düzlem üzerinde ancak bir ". yani kavramsal kişilikleri devreye sokar. Eğer felsefe kavramların yaratılmasıyla başlıyorsa. bir kavramın başka kavramlara gönderebileceği tarzda değil de kavramların kendilerini değil-kavramsal bir anlayışa gön­ dermeleri tarzında önvarsayılır. aynı şekilde yoğun ordinatlar da devi­ nimlerden ya da yönlerden türemezler. düzlem çatıldığı ölçüde kavramlar da yaratılmak gerekir. İçkinlik düzlemi. çoğal­ ma derecesindeki bir durağı işaretleyen düzensiz bir kenar oluştu­ ran. kavramlarsa yoğun çizgilerdir. oysa ki İkinciler bu devinimlerin yoğun ordinatlarıdır. oysa ki İkinciler mutlak boyutlardır. Birinciler sezgilerdir. yapısal farklılıkları gözden kaçırıl­ dığı sürece.. her türlü güncel kavramı çiftleyen bir önceden­ . Birinciler parçalanabilir türden mutlak yön­ lerdir. Şu halde düz­ lemin devinimleri veya öğeleri. leibnizci ya da bergsoncu bu muazzam bakış açısı. bu sezgisel anlayış düzle­ min çiziliş tarzına göre de değişir. Descartes'a göre. Descartes'da ilk kavram olarak Düşünüyorum'la varsayılmış öznel ve zımni bir anlayış söz konu­ suydu. hakça bir ögeyse. ama sadece bileştiricileri belirlendiği takdirde bir kavram alır (örneğin.. yar­ dıma mercileri. sonlu devinimler. Platon'da. düzlemin öğeleri diyagramsal çizgilerdir.

Bu Bir-Bütün Spinoza'ya yakın görünmektedir. ezoterik deneyler. az farkedilir. bir varlık maddesinin. felsefenin dışında varolmayan bir şeyi anla­ tır. yine de ondan ayrılamayan bir önvarsayımı içerir. Çünkü aslında içkinlik düzlemi felsefe-­ öncesi'dir ve henüz kavramlarla iş görmez. tıpkı iki kanat ya da iki yüzgeç gibi. Descar­ tes bile düş görür. dina­ miklerle dolu bir tür kuruluş düzlemi. Her türlü şıkta. ama tehlikeler çoğunlukla gizli. Felsefe. "Varlığın pre-ontolojik anlayışı"na başvurur. İçkinlik düzlemi üzerinde. Philosophie et non-philosophie (Felsefe ve Değil-felsefe). Heidegger.. girişime içrek bir biçimde kalırlar.. her zaman için bir büyücü çizgisi izlemektir. Mardaga Yay. Düşünmek. Felsefe-öncesi. ama felsefe onu varsaymakla birlikte. aynı zamanda kavram yaratma ve düzlemin çatılmasıdır. felsefe-öncesi. düzlem de onun çatılmasıdır6. Düzlem elbette bir programdan. Oysa ki bu­ nun tehlikeli bir alıştırma olduğunu söylemek yanlış değildir. belki de bizatihi felsefeden de çok felsefenin bağrındadır. Bunlar onun iç koşullarıdır. O sonsuz. Bunlar. felse­ fe. ama. hatta değil-felsefece gibi koyar ortaya.5 De­ ğil-felsefe'yle olan bu değişmez bağın değişik görünümler aldığını ilerde göreceğiz. Yurdunu ya da yurtsuzlaştırılmasını. önceden varolan bir şeyi değil. bu gözler zihnin gözleri de olsa. felsefenin. "değil-felsefece" ve. sayrıksı süreç. ve felsefenin yalnızca fel­ sefece ya da kavramsal bir tarzda anlaşılmakla yetinemeyeceğini. (5) .. (6) Etienne Souriau L'instauration philosophique'i (Felsefece Kuruluş) 1939'da çıkardı. özü itibariyle. Kavram felsefenin baş­ langıcıdır ama. bir tür el yordamıyla ilerleyen deneylemeyi içerir ve izlediği yolda pek itiraf edilemeyen. bunla­ rın ikisi birden gerekir. Felsefedeki yaratıcı faaliyete duyarlı olarak. kavramların gelip dolduracakları devingen bir çölü andıran bir Bir-Bütün'ün gücünü.44 Felsefe Nedir? düşünülmüş'ün gizil [virtuel] imgesiydi. Düşünmek genel bir vurdumduymazlık yaratır.. esriklik ya da aşırılık türünden araçlardır. düşüncenin belli bir durumuyla bağlantı halindeki yakalanışını içerdiği anlaşılan "kavramsal-öncesi" bir anlayışa. fazla akılcı ve akla yakın olmayan araçlara başvurur. bu ilk görünüme göre. "bilimsel" olarak nitelediği bir Bir-Bütün' den söz açıyor. Micha­ François Laruelle çağdaş felsefenin en ilginç girişimlerinden birini sürdürmektedir: "felsefe­ ce kararın" üzerinde kökleşeceği. Alcan yay. temelini kuran bir içkin­ lik düzlemidir. bu. ufka koşulur. Değil-felsefece. tuhaf bir şekilde de. Hat­ ta yalnızca tehlikeler ayan beyan hale geldiğinde vurdumduymaz­ lık sona erer. üzerlerinde kavramlarını yarattığı mutlak zemi­ nini. Kavramlar yaratmak ve bir düzlem çatmak. düş. değil-filozoflara da seslendiğini anlatır. Bkz. burada bu yaratıcılığın zemini gibisinden. bu işlevinden farklılaşmakla beraber. oradan gözler kızarmış olarak dönülür. kavramlar yaratma olarak tanımlanan felsefe. bir hedef ya da bir araçtan ibaret değil­ dir. ya da "philosophème" tasarlıyordu. bir amaçtan. kızgın devinimleri ve hızlarıyla.

içkinlik düzlemini varsayarak ya da onu çatarak iş görür: değişebilir eğrilikleri hiç bitmeyen bir değişto­ kuş içinde kendi üzerine dönen sonsuz devinimleri koruyan. İçkinlik düzlemi. tersine iki belirleyici arasındaki bir bağlantının imkânsızlığıdır. rastgele bir karışım değildir. Sonsuzdan hiçbir şey yitirmeksizin tutarlılık vermek. bu belirleyicilerin başlayıp yokoldukları sonsuz hızdır: bu. ancak kendi kendisinde ve sükûnetle kavranması gereken sonucun içinde belirmezler. tersine. Gerçekten de. ve sonsuzun içinde her türlü tutarlılığı bozar. birinden ötekine giden bir devinim değil. O halde bu sonsuz devinimlerin yoğun ordinatlarını. Bunun da nedeni başka şey haline gelmeden. ama bir yandan da kendi kendilerini koruyan daha başkalarını hiç dur­ madan serbest bırakan. logostan basitçe "akıl"a epey yol var demektir (tıpkı . bir hayvan. kavramlara kalıyor. bir kaos kesiti gerçekleştirmekle. bir parçacık haline gelmeden düşünülememesidir. ya da düşünülmeli midir? sorusuna verilen bir ilk yanıt. cansız ya da durağan bir hal. "tehlike" bir başka anlam kazanır: saf içkinlik kamuoyunda güçlü bir içgüdüsel yadsıma uyandırdığında ve de yaratılmış olan kavramlar bu yadsımayı daha bir arttırdığın­ da ortaya çıkan apaçık sonuçlar söz konusudur. bu. kendileri de sonlu devinimler olarak çizmek. Jean-Pier­ re Vernant ikinci bir yanıt ekliyor buna: Yunanlılar kaosu bir düz­ lem gibi kesen kozmik bir ortamdaki Düzen'in kesenkes içkinliğini ilk tasarlayanlar olmuşlardır. Kaos. bir bitki. kavramların yaratılmasına seslenir. zira biri öteki ortadan kaybolmadan belirmez. Felsefeyse. belirleyicilerin yokluğun­ dan çok. Çoğu zaman. bir tutarlılık kazanmaktır (bu bakımdan kaosun zihinsel olduğu kadar da fizik bir varoluşu vardır). ve de öteki başlangıç halinde kaybolduğu zaman biri yokolma halinde belirir. kaosu belirleyen şey. örneğin. Felsefenin sorunu. düşünceye geri dönen ve onu yeniden ortaya atan.İçkinlik Düzlemi 45 ux'nun içkinlik düzlemi. Böylesi bir elek-düzleme Logos diye­ cek olursak. Kaos kaoslaştırır. bu içkinlik düzlemidir. Ancak o zaman. bu araçlar. bir molekül. İçkinlik düzlemi kaosun bir kesiti gibidir ve bir elek görevi ya­ par. gerçekten de Yunan site dev­ letinin. sonsuz bir hızla düzlem üzerine çizilmiş değişebilir kenarları meydana getiren. "dostların" yeni toplumu olarak ortaya çıkmış olmasıyla verilmiş gibidir. ışık ya da göreceli ufuktur. Felsefe Yunan işi olarak düşünülebilir mi. sözcüğün bütün kaypaklıklarıyla birlikte. düşüncenin içi­ ne gömüldüğü sonsuzu yitirmeksizin. düşünmeyen bir şey. son­ suz devinimlere ve hızlara sırt çevirmek ve önce bir hız kısıtlaması uygulamak koşuluyla kaosa göndermeler yapmaya çalışan bilimin sorunundan çok farklıdır: bilimde birincil olan.

ya da hatta kralları andırıyor olabilirler. Bilgeden. Kısa­ ca. Ve felsefenin Yunan işi olduğuna iliş­ kin bu iki olası belirleme. kendini gizlemekten tümden vazgeçecek midir? Eğer felse­ fenin kurulması felsefe-öncesi bir düzlemin varsayılmasıyla karı­ şırsa. Empedokles'te. gökte ya da yerde imparator Dev­ let vardır. o za­ man. putlardan gizlenen bir zemin olarak bir içkin­ lik düzlemi çatabilir. bağdaştır­ mak suretiyle en katı şeklini veren Anaksimandros'tur. 105-125. . Akıl bir kavramdan başka bir şey değildir ve düzlemle onu katedip duran sonsuz devi­ nimleri tanımlama konusunda da epey fukara bir kavramdır. Filozof bil­ gelikte büyük bir dönüştürme gerçekleştirir. içkinlik düzlemini kaosun üzerine gerilmiş bir elek gibi çatanlardır. Apeiron ya da Sınırsız'la. öteki. dikey Varlık. Bu iki yüz arasındaki ay­ rıma. s.46 Felsefe Nedir? dünyanın akıla olduğu söylendiğindeki gibi). birer din adamı ve rahip olan Bilgelerin tam karşısında yer alırlar. biri. Yalnızca dostlar.. PUF Yay. ama hep aynı düzlem üzerinde kalarak. maskesini ödünç almaktadır onlar. felsefenin kılık değiştirmemesi mümkün müydü? Hatta. (7) Bkz. her za­ man için aşkın bir düzenin yerleştirilmesini tasarlarlar. onu katışıksız içkinli­ ğin hizmetine sokar. agôn ve rekabete arena olsa bile. İlk filozoflar. ve Nietzsche'nin dediği gibi. belki de derinlemesine bağlıdır birbirleri­ ne.7 Ne zaman ki. ve en başta da Empedokles. o zaman din vardır ve ne zaman ki. rekabetçi karşı­ laşmaları daha baştan yadsıyan kinler ve her türden agön'u aşan savaşlar sonunda. Jean-Pierre Vernant. başlangıçlarında. en şid­ detli rekabetleri arasında ortaya çıktığı ölçüde. Soybilimi yerbilimle değiştirir. içkinlik vardır. sınırsız devinimlerin. kaosun (volkan) bir üst-aşkın­ lığıyla bir tanrının üst-aşkınlığına tanıklık eden olumsuz hale gel­ miş devinim olarak Kin'i eğmeksizin ben'e geri dönmese bile. felsefe vardır (Yunanlı tiran­ ların varlığı bir itiraz oluşturamaz. büyük bir despot veya Eris'ten esinlenmiş. düşünceye bir imge verdiği ölçüde Noûs olarak belirlenebilen iki yüzünü durma­ macasına katettikleri bir düzlem çizerler. Les origines de la pensée grecque (Yunan Düşüncesinin Kaynaklan). öteki­ lerden daha üstün bir tanrı tarafından dışarıdan dayatılmış. niteliklerin devinimini mutlak bir ufkun gücüyle. dostlar toplumunun tümüyle yanındadır onlar). Bu bakımdan. hâlâ da­ ha rahipleri. Var­ lık'a bir madde verdiği ölçüde Physis olarak. bunu çizen Philia'dır. ilk filozoflar. aşkınlık vardır. çünkü bilgeler. çünkü onların en çılgın. felsefe nasıl olur da yüzüne bir maske takmak için bundan yararlanmaz? Yine de ilk filozoflar.

içerdiği içkinli­ ğin payınca. tıpkı bir "atıf hali" gibi olacak bir şeye. daha yukarıdaki bir kaynaktan çıkmak koşuluyla. teraslı çeşmelerde. içkinlik ne za­ man Birşey'e içkin olarak yorumlansa. iç­ kinliğin ancak yerel olarak. içkinlik düzlemi aşkını öne çıkarır: o artık. Her türlü şıkta. Her filozof.ve aşkıninişliliktransdescendance). tıpkı. Hıristiyan felsefesiyle birlikte durum daha da vahimleşir. çok çabuk ortaya çıkar: içkinlik düzlemi. içkinliğin neden böylesine tehlikeli olduğu anlaşılmaz. İçkinliğin her felsefe için yakıcı bir mihenk taşı olduğu düşünülebilir. aynı zamanda da küçük dozlarla tahammül edilir hale gelmiştir. kavram aşkın bir tümel. Bütün-Bir'i emer ve ona içkin olabilecek hiçbir şeyin varlı­ ğını sürdürmesine izin vermez. sıkı bir şekilde de­ netlenmekte ve çerçevelenmektedir. bu içkinliğin ancak ikincil olarak yüklemlenmesi ge­ reken bir Tanrı'nın aşkınlığına halel getirmediğini göstermek zorundadır (Nicolas de Cuse. aşkınçıkışlılık -transascendance.İçkinlik Düzlemi 47 ÖRNEK III Bütün felsefe tarihini bir içkinlik düzleminin çatılması açısından sunmak mümkün müdür? Bu durumda Varlık'ın maddesi üze­ rinde duran fizikalistlerle düşüncenin imgesinde direten noolo­ jistleri ayıracağız. öyle ki. içkin­ lik. o Birşey'in. Dinsel otorite. yayılıcı ve özel­ likle de yaratıcı bir aşkınlığın zorlamalarıyla. dünyaya ve zihne şırıngaladığı içkinlik dozunun. Ancak bunları birbirine karıştırma rizikosu. çünkü felsefenin göğüslemek zorun­ da kaldığı bütün tehlikeleri. bu Varlık maddesini ya da bu düşünce imgesini bizzat oluşturacak yerde. en azından. ya da aradaki bir düzeyde kalmak koşuluyla kullanılmasını istemektedir. Bu da. ya da içerdiği ateşin payınca tanınabilir. öncelikle aşkın birlik'e yüklemlenen şeyi ancak ikincil olarak sahiplenen basit bir fenomenler alanıdır. Bruno). bu kez aşkın. İlk bakış­ ta. bu yeni-platoncuların formülü olacaktır. içkinlik sorunu­ nun soyut ya da salt kuramsal olmadığını gösteriyor. düzlem de kavram içindeki bir yüklem haline gelir. bir başka Bir'le. öyle ki. Platon ve ardıllarınla birlikte apaçık orta­ ya çıkan budur. asıl. Madde ya da Ruh'a. ama bu böyledir. aşkınlığı ye­ . zu­ lümleri. yapıtı ve bazen de yaşamı pahasına. çektiği bütün mahkûmiyetleri. düzlemle kavram birbirine karıştırılır. içkinlik Bir "e göre" dir. Felsefe. suyun. içkinliğin içinde uzandığı ya da yüklemi olduğu Bir'le ör­ tüşür: her zaman Bir'in ötesindeki bir Bir. inkârları o üstlenir. Bir içkinlik düzlemi Bir-Bütün'ü oluşturacak yerde. Böylesine yanlış anlaşıldıkta. Eckhart. gönderilmiş olacaktır. aşağı­ ya inerken her kademeyi bir süre doldurması gibi (Wahl'ın de­ diği gibi. İçkin­ lik tavrı saf felsefece kuruluş olarak kalırken. Bilgeleri ve tanrıları yutar. İçkinliğin birşey "e göre” olarak her yorumla­ nışında. İçkinlik yalnızca kendine göre içkinliktir ve o andan itibaren her şeyi alır.

ama bütün bu saf ve hatta vah­ şi yaşanmış. Bir adım daha atalım: içkinlik aşkınsal bir öznellik "e" içkin hale geldikte. ona yüklenemez (düşünüm­ leme). öz­ nel birlik olarak taşır. bir başka bilince göndermede bulunan eylem olarak bir aşkınlığın işareti ya da şifresi. aşkın bir şey. düşünen bir özneye iç­ kin kabul edilmesidir. Yahudi-Hıristiyan kelâm Yunan logos'unun yerini alır: yalnız içkinlik yüklemekle yetinil­ mez. Doğruyu söylemek gerekirse. Saf Aklın Eleştirisi: dışsallık formu olarak uzay da içsellik formu olarak zaman kadar "bizde"dir ("Dördüncü yanılım’ın eleştirisi").ya da herşeyin üs­ tündeki Bir'in aşkınlığı (temaşa) değil. bir aşkına içkinliği düşünmekle yetinilmiyor artık. ufukta. aşkın her yerde boğazlatılır ona. Birşey'in. şimdi bir başka ben'e. çünkü işte bu. yeniden üretmesi. aşkını kovması. ama içkinliği bireşimin öznesine yeni birlik. bizatihi içkinlik içindeki köste­ bek çabasını keşfeden Husserl ve ardıllarından birçoğunda gö­ rülen budur. aidiyet-dışı bölgelerde yerle­ şir: bir kezinde amaçlı nesnelerle dolu bir dünyanın"içkin ya da birincil aşkınlığı" biçiminde. içkinlik düzlemi "Kuşatıcı" olarak en derin belir­ lenmesini bulacaktır. içerisi kadar dışarısının da kaçamadığı bütün mümkün deneylerin iç­ kinlik alanının öznesidir. onu biz­ zat yapması istenir. ama bu kuşatıcı aşkınlık indifaları için bir havuzdan başka bir şey olmayacaktır. ama bir Özne'nin aşkınlı­ ğıdır ve içkinlik alanı da. Kimseye ait olmayan Yunan dünyası giderek bir Hıristi­ yan bilincin mülkiyetine geçmektedir. onu kendinde temsil eden ben’e bütünüyle ait ol­ madığından. bir üçün­ cü kez kültürel oluşumlar ve insan cemaatleriyle dolu ide'ce bir dünyanın nesnel aşkınlığı olarak. iç­ kinlik düzleminin bir bilinç alanı gibi ele alınmasını mümkün kılar. Kant bireşimin her türlü aşkın kullanı­ mını reddeder. Kant aşkın değil de aşkınsal [transcendantal] diyecektir. Bu modern anda. Husserl içkinliği. kendi öz alanının bağrında ortaya çıkmak zorundadır (iletişim).48 niden içeriye aldığına emin olabiliriz. Bu özneye. İçkinliği aşkına gönder­ mekle yetinilmez. bir kopuş bekleniyor. Hatta aşkın İdeleri suçlama lüksünü bile tanır kendisine ve bunları özneye içkin alanın "ufku" haline ge­ tirir. Jaspers'de. aşkını içkinin içinde düşünmek isteniyor ve içkinlikten. Kant aşkınlığı kurtarmanın mo­ dern tarzını da bulmuştur: artık bu. Descartes'tan itibaren ve Kant ve Husserl’le birlikte. bir başka kez başka ben'lerle dolu öznellerarası bir dünyanın ayrıcalıklı aşkınlığı olarak. cogito. . öznelliğe yansıyan bir yaşanmış akımının içkinliği olarak kavrar. Böyle­ ce.: "Aşkınsal diya­ lektiğe ek". Baş­ kası'nda. Ve "ufuk" olarak îdea için bkz. hiçbir şeyin. ya da Et'de.8 Ama bunu yaparken. kendini zorunlu olarak böyle bir özne gibi koyan bir ben'e ait olmaksızın. aşkınlığın. bu zor da de(8) Kant. Nedeni de içkinliğin saf bir bilince.

ya da daha doğrusu iki gücünü gösterir. Belki de aşkınlıkla hiçbir uzlaşma­ ya girmeyen. ve bir ben'e ait olan şeyde bireyselleşecek bir yaşanmışın akımını göstermeyecektir. Sonsuzun devinimini turlamış ve. iletişim. İçkinlik kendinden başkaca bir şeye içkin olma­ dığı zaman bir içkinlik düzleminden söz edilebilir. onu her yerden kovup çıkaran tek filozof odur. rüzgârdan ve de bağlardan söz edilebilir. Spinoza yegâne özgürlüğü içkinlikte bulmuştur. Ethika'nın son kitabında. yeniden sıçramak. felsefenin. bil­ ginin üçüncü türü içinde düşünceye sonsuz hızlar kazandırmış­ tır. ama tersine öznesiz bir alanın içkin yukardan-seyrine yükler.. Sartre'ın kimliksiz bir aşkınsal alan varsayımı. nice Raymond Bellour. tam tersine.). uzanım ve dü­ şünce olarak. (Spinoza'yı Anma.. Gösterdiği sadece olaylardır. spino­ zagil töz ve kip kavramlarıdır içkinlik düzlemine ve onların ön­ varsayılmışlarına yüklemlenenler. Töze ve spino­ zagil kiplere yüklemlenen içkinlik değildir. Aşkın'ın gelip bizi kurtaracağı bir hapisane olduğuna bizi inan­ dırmada. devinimi durdurmak yeter (9). s. olma gücü ile düşünme gücü. felsefeyi tamamlamıştır.İçkinlik Düzlemi 49 ğildir.. Değerlerin değiştirilmesin­ de. Böylesi bir düzlem belki de köktenci bir ampirizmdir: bir özneye içkin. yani kavramlar olarak olabilir dünyalar ve. L'entre-images. aşkınlık yere iner ve yeniden canlanmak. 23) (9) . Spinoza'ydı. bu yüzden büyük bir kavram yaratıcısıdır. Bu yüz­ den filozofların prensidir o. içkinliğe hakları­ nı geri verir10.. Sonsuzun devinimi dur­ duğu anda. Burada öylesine akıl almaz hızlara. Vrin Yay. Başkası bir başka ben'e yeniden aşkın­ lık vermez. öylesine çarpıcı kısalt­ malara ulaşır ki. Felsefedeki felsefe-öncesi var­ sayımını kapattığı için. İçkinliğin ancak kendine içkinlik olduğunu ve böylece sonsu­ zun devinimleriyle katedilen. bunu tanımlamak için ancak müzikten. olabilir dünyaların ifadesi ya da kavramsal kişilikler olarak. Tü­ mellerin üç türü. yalnız ve yalnız bir içkinlik alanındaki bir alışkanlık. Bu düzlem. başkaları. iki yüzünü de gösterir bize. yeniden ortaya çıkmak için bundan yararlanır. düşünümleme. tayfun­ dan. Ben öznesini telaffuz etme alışkanlığı. 132: devinimin kesilmesi ya da "imge üzerinde duraklama" ile aşkınlığın bağlantısı hk (10) Sartre. ama her türlü başka ben’i yukardan-seyredilen ala­ nın içkinliğine iade eder. Kritik ve Fenomenoloji gibidir. La transcendance de i Ego (Ego'nun Aşkınlığı). Gücü özneyi tanımladığı andan itibaren başlar: bir dış-tutum. s. Différence Yay. Ampirizm yalnızca olayları ve başka­ ları'nı tanır. temaşa. içkinliğin bir hapisane olduğuna (solipsizm / tekbencilik. Olay yaşanmışı aşkın bir özneye=Ben'e yüklemez. Spinoza. Eide­ tik. bir alış­ kanlık. upuzun bir yanılsamanın tarihinden kopamayan üç çağı. yoğunlaştırıcı ordinatlarla dolu bir düzlem olduğunu tastamam bilen kişi. o noktaya kadar gidilmesi gerekiyordu.

Bu yanılsamalar. Yanılsamaların. ve bizatihi içkinli­ ğin içinde yeniden bir aşkınlık bulmak). ayrı­ ca bizi parçalayabilecek o sonsuz hızları da gemleyemediğimiz için (o zaman devinimi durdurmamız. tıpkı Spinoza'dan sonra Nietzsche'nin "dört büyük hata"nın çetelesini çıkardığı gibi. Derken gidimlilik [discursivité] yanılsaması var. o sonsuz devinimleri kaldıramadığımız. Les Tarahumaras (Bütün Yapıtları. veya düşünümlemenin. kaosu. diyordu (11) . Bunlar soyut ters-anlamlar.. içkinliği bir şeye içkin kılmak. aşkınlık yanılsaması var (ikili bir görünüm altında. bütün bu yanılsamaların öner­ meler gibi mantıksal olarak birbirlerine zincirlendiğini sanmak (11) Artaud. hem durmamacasına yayıl­ makta olan bir maddenin sonsuz devinimi. önermelerle kavramları birbirine ka­ rıştırınca görülen. En başta. ya da yalnızca dışarının baskıları değil. IX). veya iletişimin yanılsama­ sına. Sonra. ve böylece üçlü bir yanılsama içine düşülü­ yor. ege­ men görüşlerin hazırdan üremişliği ile mi açıklanırlar? Oysa. önlemlerini al­ mak gerekirdi. bunun tersi doğrudur) olarak dümdüz kesen bir düzlem çizer.aynı zamanda da hayallenmeler. Bergson yakaladı: Madde ve Bellek'in başında. oysa açıklanması gereken o. Yine sonra. Sokrates-öncesi buhurlar gibi. kendimizi yeniden göreceli bir ufkun mahpusları yapmamız gerekecek). kavramların yaratılmak zorunda oldukları unu­ tuldukta karşılaşılan. hiç değilse bir bölümüyle. tümeller yanılsaması var. ancak bu karışıklık bir içkinlik birşeye yerleştirildiği anda oluşuyor. sonsuz yanılsaması var. hem de saf bir bilin­ ci. durmamacasına her köşeye yayan bir düşüncenin imgesi (iç­ kinlik bilinç "e göre" değildir. Bu yanılsamaların çetelesini tutmak. temaşanın.. Ama liste sonsuz. Gallimard. Altını çizelim ki. hatalı algılar. Artaud. içkin­ lik düzlemi üzerinde koşanlar bizleriz. bir gölcükten tüten bu­ ğular gibi. belki de bütün ötekilerden önce gelen. ama düşüncenin serapları­ dır. düzlem üzerinde hep işbaşında olan öğelerin dönüşü­ münden yükselen. Düzlemi yanılsamalar kuşatmıştır. zira o birşey zorunlu olarak bir kavram: sanılıyor ki tümel açıklar. mutlak ufuktakiler bizleriz. bir kezinde. Acaba spinozagil bir esinlenişe erişebilecek olgunluğa gelecek miyiz? Bunu. beynimizin çekimi. "bilinç düzlemi" ya da sınırsız iç­ kinlik düzlemi -Hintlilerin Ciguri diye adlandırdıkları şey. kavramlar düzlem­ le karıştırıldıklarında ortaya çıkan. .50 Felsefe Nedir? filozofun boşu boşuna kurtulmaya çabaladıkları içkinliğin baş ­ döndürücülüğüdür.. kötü duygular doğur. düzlemin kendi­ sinden çıkmaları gerekir..

Ve hiç kuşkusuz karşılaştırılan her şıkta tek ve aynı bir düzlem mi. ama dağı­ tımsaldır. İçkinlik düzlemi yapraklar halindedir.İçkinlik Düzlemi 51 doğru olmaz. her düzlemin aşkınlığı yeni baştan vermede. bir ya da çok sorusu. Sokrates-öncesi filozofların. o "başka türlü düşündü" (Foucault'nun formülünce). yeni bir var­ lık maddesi getiren ve düşünceye yeni bir imge çatan ve bütün bunları da aynı düzlem üzerinde iki büyük filozofun olamayacağı şekilde kotaranların her biri büyük filozoflar değil midir? Şu bir gerçek ki. ya da bir düşünce imgesinden söz edile­ bilir mi? Değişiklik gösteren. hakkında şöyle denmeyen bir büyük filozof düşleyemi­ yoruz: düşünmenin anlamını değiştirdi. ge­ nelleştirilmiş bir görecelicilikle yetinilebilir mi? Bütün bu açılardan. varsayılmak gerekir. zira düz­ lemlerden hiçbiri yeniden içine düşmeksizin bütün kaosu kucakla­ yamayacaktır ve de her biri. hep yeniden başlanmış kendi tarzı olmasından değildir. Herakleitos ve Parmeni­ des arasındaki farklılıklara karşın. sadece kendileriyle birlikte katlanabi­ len devinimleri tutar. bunların kendi tınıları. ama onların dağıtılış biçimleridir de. ya da tam tersine ortak gibi görünen bir düzlemde yaprakları ayırmaya imkân verecek. o bir "her biri"dir. yalnızca düzlemler değil. yeni bir imge daha bulmuş olması değil midir? Ölümün yanıba­ . az ya da çok uzak veya yakın görüş açıları var mıdır -ve mutlak ufka rağmen nereden gelecektir bu görüş açılan? Burada bir tarihselcilikle. yoksa farklı farklı pek çok düzlemler mi bulunduğunu tahmin et­ mek zordur. Oldukça uzun bir dönem boyunca farklı yaprakları biraraya getirmeye. O zaman da bir düzlem çokluğu varsayılabilir. ama işte birinden ötekine değişen de bu elemedir. Eğer felsefe tarihi birbirinden apayrı onca düzlemi sunuyorsa. bu aynı zamanda ve daha derinlemesine. onun içkinlik yapma tar­ zındadır. yanılsamaların çeşitliliği yüzünden değildir. düzleme sızmak suretiyle yeniden en önemli soru haline gelir. kavramlar gibi parçalıklı da değildir. kendi ışıkları vardır ve düzle­ min çevresinde yoğun bir sis oluştururlar. İçkinlik düzlemi kaostan ödünç aldığı belirlemeleri kendi son­ suz devinimleri ya da diyagramsal belirticileri yapar. hak olarak düşüncenin payına düşen şeyin bir elemesini gerçekleştirir. yeni bir içkinlik düzlemi çizen. bu sırf yanılsamalar yüzünden. ortak bir düşünce imgeleri mi vardı? Klasik denen ve Platon'dan Descartes'a kadar sürecek olan bir içkinlik düzleminden. Her düzlem. Her içkinlik düzlemi Bir-Bütün'dür: bilimsel bir bütün gi­ bi kısmi değildir. bunun nedeni onun da bizzat düzlem değiştirmiş olma­ sı. En uca gidildikte. Ve aynı bir yazarda birçok felsefe ayırt ediliyorsa.

ama bütün bu belirle­ meler. s. benzersiz olmaya. Naville Yay. böyle bir sorunun bilincine bile varamamış memurlar. meşru bir tek etkide bulunan oluşlar gi­ (12) Maine de Biran. kâh bir araya toplanan. içine düştükte çoğunlukla en başta onu çiz­ miş olan filozofun kendini yitireceği o sisleri sızdırır. söz-yitimi. düz­ lemi sarıp sarmalayan. Bunu ilk yapan o değildir ve "hata". iki şekilde açıklıyoruz. Böylesi bir imgenin içinde düşünmeyi tehdit eden daha başka şeyler bulunduğu biliniyor: ahmaklık. bir yandan şeylerin bu durumlarından olayı çekip alırken. her içkinlik düzleminin. yaşanmış içeriklere gön­ derir. kavramlar da çıkarabilir. düşüncenin imgesini yenilemeyen.. ÖRNEK IV Düzlem. kendiliğinde diyagramsal be­ lirtici olarak alıkonmuş olan şey. unut­ kanlık. hatayı hak alanında düşüncenin olumsuz halini ifade eden belirtici. birşeye içkin olarak yorumlamaktan kendini alamayacağı için: o zaman aşkınlığın yeniden sızması mukadder­ dir. içkinliği. bu. her düzlem yalnızca yapraklar halinde olmakla kalmaz. felsefede anlaşma nasıl olacaktır? Hangilerini yeni baştan keseceğini bilmek­ sizin. DÜZLEM olmaya talip olama­ masındandır: aşkınlık ve kaos arasında bir seçim yapacaksınız. . İyi de. iletişi­ min Başka öznesi gibi. şeyle­ rin durumlarının gösterdiği niteliklere. defetmesi gereken kaosu yeni­ den kurmadan. kendi belirti­ cileri. kendisine model aldığını öne sürdüğü kişilerin çabalarına va­ rıncaya kadar bilmezden gelen hazırlop bir düşüncenin erinci için­ de. Hak alanında düşünceye ait olan. büyük temaşa Nesnesi. basit oluşlara. hak alanında düşüncenin payına düşeni. Buna karşı­ lık. diyagramsal yönelimleri ya da devinimleri yap­ mak üzere elediğinde. Ama soru bu değil. Sa vie et ses pensées (Hayatı ve Düşünceleri). öteki belirlemeleri. kâh birbirinden ayrılan bütün bu yapraklar varsa. ama delik deliktir ve bu deliklerden dışarıya. 357. düşünümlemenin Öznesi. çıldırma. düşünceye içkin. Bunca sisin yükselişini öyleyse. kendi öz düzlemimizi çizmek için yeltenmeye mahkûm edil­ miş olmuyor muyuz? Bu yeniden bir tür kaos kurmak değil midir? Ama işte bu yüzdendir ki. Böylece Descar­ tes.52 Felsefe Nedir? şındaki Biran'ın. Öncelikle düşüncenin.. öteki rakip belirlemeleri geri iter (bunlar bir kavram kazanacak bile olsalar). sezgileri. görünüşe bakılırsa. 1823. klasik düşünce imgesinin başlıca belirticilerinden biri gi­ bi düşünülebilir. delilik gibi. filozof değillerdir. Ve eğer bundan kurtulmak mümkün olmuyorsa. "inşaata yeniden başlamak için kendimi biraz yaşlı hissediyorum" yakınmasına duygusuz kalamayız12. ya da yön haline getirir. Ve elbette felsefe.

. ladînî hale gelmiş bir inanç meşru olabilir? Bu soru yanıtlarını.) yaratılmasıyla bulacaktır. dolayısıyla düşünmek için hak alanında yetkin olduğudur.İçkinlik Düzlemi 53 bi düşünülecektir. "doğal ışık"tan "Aydınlanma"ya. ondan sonuç çıkarmaktır. Phaidros'un çıldırması türünden. hata hak alanında düşüncenin başına gelebilecek en kötü şeyi ifade etmez: varsayılmış olan şey. yine hatadır. içlerinde hem kendini yitirip. Gerçekten de. inancı her şeyden önce dinden bağımsız olarak yeni içkinlik düzlemini ka­ . eğer Theaitetos'un hatanın temellenişi olduğu doğruysa. "Dü­ şünce içinde yolunu bulmak" sorusu bile anlam değiştirir. ama düşünce imgesinde de büyük bir değişimdir: Fontenelle burada büyük bir rol oynar ve değişen de. işte bu biraz da mizah taşıyan güvendir: bilginin sonsuz devinimini diyagramsal belirtici olarak kuran doğruya olan bağlantı. doğruyu "isteyen" ola­ rak. ancak büyük ampirist kavramların (çağrışım. Düşünce. yal­ nızca kavramlarda değil. olumlu veya iki yönlü işaretler taşıyan devinimler içinde katlanmış durumda­ dır. doğruya dönmüş olarak kendini sun­ madıkça.. (oluş ala­ nındaki) kötüyü hak alanında "yanılan" bir kişi olarak kabul eden Sokrates'e kadar çıkarmak mümkün müdür? Ancak. doğruya yönelmiş. bu da hatadır. aklın ta içinden gelen kaçınılmaz yanılsama­ lar tarafından tehdit edildiğini saptadığında. Bu­ nun tersine. uzlaşma. Bir sonuç çıkarma hangi koşullarda meşrudur? Hangi koşullarda. içkinlik düzlemi üzerinde izlediği yoldaki çukurların ve izlerin değil. bu imgeye doğru dönmek değil. yani bir başka düşünce imgesini içeren yeni bir sonsuz devinimdir: söz konusu olan. belli. inancın kendili­ ğinden edindiği de dahil olmak üzere bu kavramlar. bu. meşru bir çıl­ gınlık düşüncenin içine gömülürken. düşüncenin kendisi. ve felsefesindeki düşünce im­ gesi bir dolu başka yollar çizmişe benzercesine. inancın bilgi­ ye eklenmesi. bütün düşüncenin yeni baştan yönlendirilmesi zorunlu hale gelir. olabilirlik. yüzyılda aydınlanma çağının ortaya koyduğu sıçramaysa. alışkanlık. yakalamak ve yakalan­ maktan çok. XVIII. ama herşeyi örten kuzey sislerinin tehdidi altındadır artık. Hata bütün olumsuzu toplayan sonsuz devinimdir. daha başka ra­ kip belirlemelerin de haklarını saklı tutmuyor mu? Bilgisizlik ve bâtıl inanç. Bu belirticiyi. olumsuz bir işaretle im­ lenmiş deviniminin kendisi de. Platon. bütün pusula ibrelerinin şaşırdığı bir içsel kuzey kutup bölgesi gibi. Klasik imgede. ilişki. düşüncenin. daha başka. Klasik imgeyi canlı tutan şey. Bir belirtici yalıtılamaz. ama asıl ardı sıra onu izlemek. Kant düşüncenin hata­ dan daha çok. ne ki bunun tersine. hem yeniden ka­ zandığı sonsuz devinimlerdir. hata ve önyargının yerini aldığında. hak alanında düşüncenin olumsuzunu ifade etmek üzere. Dahası. herkesin düşünme­ nin ne demek olduğunu bildiği.

bizi aynı zamanda Ben öznesini söyleyebil­ mekten vazgeçirten bir sonsuz devinimin şiddetine mi maruz kalmak zorundadır düşünce? Heidegger ve Blanchot'nun ünlü metinleri bu ikinci vasfı sergiler.Felsefe Nedir? teden sonsuz bir devinim haline sokacak diyagramsal belirtici­ leri önvarsayarlar (ve asıl dinsel inanç. düşüncenin Yunan­ lı imgesi. düşüncenin modern bir imgesinin belirticilerini de aynı şekilde özetleyerek çizmeğe kalkışırsak. iki yönlü yüzçevirmenin çılgınlığına başvuruyordu. olumlusu ve olumsuzuyla biribirinden ayırdedilmez hale gelmiş bütün belir­ ticilerini dikkate alarak yarattığı şey olduğunu düşünmektir: düşünce yaratmadır. eğer doğruluk istenci yoksa. Düşüncenin modern imgesinin birincil vasfı belki de tümüyle bu bağlantıdan vazgeçmek. yalnızca olumlu ya da olumsuz belirticiler değil. Hume'dan miras alınmış. Hiç kuşkusuz Kant'da. yal­ nızca düşüncenin yarattığı şey olduğunu. hak olarak payına düşen şeyin dağılımı değiştiği zaman. sabit bir iş hiç olmadı. düşüncenin. yoksa Nietzsche'nin anlatmayı başardığı gibi. bir iç­ kinlik düzleminden ötekine değişen şeyse. bu. bu. Daha o zamanlar. kavramsal­ laştırılabilir bir vaka haline gelecektir). Düşüncenin doğru ile olan bağlantısı hiçbir zaman sonsuz devinimin kay­ paklıkları içinde basit bir iş olmadı. ya düşüncenin durmadan içine düştüğü hatadır. Ancak. meşruluğu ya da gayri meşruluğu sonsuzun düzenine göre ölçülebilecek. Ancak. düşünceyi hatadan çok sonsuz serseriliklere atan. klasik imgede ortaya çıktığı­ nın tersine. ve artık devinimlerin vektoriyel karşıtlığını izleyerek katlan­ makla yetinmeyen. eğer düşüncenin. ya durmadan içine yuvarlandığı ahmaklıktır. Her kezinde de büyük cüretkârlıklardır bunlar. doğruluk istenci değil. ya içinde dönüp durduğu ya­ nılsamadır. basit bir düşünme "olabilirliği" kur­ masındandır: düşünmesini becerebilecek hale gelmekliğimiz için bir tür şiddete. Bu yüzden felsefeyi tanımlamak için böylesi bir bağlantıya başvur­ mak boşunadır. kaypak belirticilerdir. ama muhtemelen giderek çoğalan. yeni bir düzlem üzerinde ya da bir başka imgeyi izle­ yerek miras alınmış bu çizgilerin çoğunu bulmak mümkündür. önvarsayılmış olarak kabul ettiği içkinlik düzlemini ve de bu düzlemin. Düşüncenin. başarıyla çıkamayız işin içinden. henüz düşünmesini "becerebilecek" ve Ben öznesini kullanabilecek bir düşünürü tanımlamadan. dehşeti bile göze alsak. ve doğrunun. Eğer. ya da içine düştükte durmamacasına kendinden ya da bir tanrıdan yüz çevirdiği çıldırmadır. yaratma olarak belirlenebilen yeterliği kazan­ . ama bir kez daha derin bir sıçrama pahasına. Düşüncenin imgelerinden hiç biri asûde belirlemeleri eleyip seçmekle yetinebilemez ve hepsi de düpedüz tiksinti verici bir şeye rastlar. üçüncü vasfa geldikte.

sanki bir köpeğin dü­ zensiz sıçramaları gibidir. aşağıdaki şema). zihnin faaliyetine ilişkin [noétique]. yanılsamalar da dahil olmak üzere. Kant'ın bir makinesel portresi tasarlanabilir (bkz. bu haliyle dü­ şüncedir13. Tinguely. 1. . öküz kafalı "Düşünüyorum". sesler. (13) . 2.. Schopenhauer bize kesin olan hiçbir şey ver­ mezken. içinde kalmış böylesi bir "İktidarsızlığı" varsa.55 dığında bile. ya da denemeye sürükleyen birtakım sırıtışlar. Dünya'nın istenç ve temsiliyet olarak iki-yüzlü düzlemini işgale hazır gibiydiler. ötelerde. yakın zamanlar­ da. katlanıp açılabilen. düpedüz yükselen. karmaşık çevrimsel düzlemleri izleyerek. belli bir yöntemle çalışan bir insanın yaptığı gibi değil de. Henüz düşünmeyen bir düşünce düzleminde hiçbir örtünme-­ açılma'yı kendine saklamaz Heidegger. Racine'in dörtlüsü. Utkusuzca bir dolu acıyı içeren ve düşünmenin giderek ne kadar zorlaştığına işaret eden böylesi­ ne bir düşünce imgesiyle kostaklanmanın gereği yoktur.. İçkin­ liktir bu. 77). var­ lık maddeleri ve düşünce imgeleri aracılığıyla birleşik ya da birbirinin yerine geçen. ışıklar. 1989. çığlıklar edinmeye koyu­ lan şey. Beaubourg katalogu. "Söylem içinde düşüncelerin aşamalı düzenlenişine dair" (Anecdotes et petits écrits /Anekdotlar ve Küçük Yazılar. Felsefenin tarihi portre sanatına benzetilebilir. Söz konusu olan "benzerini yapmak". diyagramsal belirticiler veya sonsuz devi­ nimler haline gelen. yutkunmalar. yani filozofun dediğini yinelemek değil. anıtsal boyutlardaki. bu. bunları estetik olarak da üretmek mümkündür. makineleri dans ettirme­ yi pekâlâ becerdi. böylesine bü­ yük bir sanatçıyı eleştirmeğe eğer izin varsa. sonsuz sayıdaki güçlü devinimlerle iş gören filozofların. Maya’nın örtüsü. diş gıcır­ datmalar. Nietzsche'de dans eden hiçbir şey yoktur. makinesel portrelerini hazırlamıştı14.Tümel kavramlar olarak kategoriler (dört büyük başlık): 3'ün çembersi devinimini izleyen uzanabilen ve Bkz. "Rivière'le mektuplaş­ malar" 'Bütün yapıtları. Yine de. Ve Artaud. mekanik portrelerdir bunlar. Ve genelde felsefece araçlarla yapılsalar bile.Ben=Ben diye yineleyip duran. Belki de soyut makine olarak çizilmiş içkinlik düzlemine ve makinenin parçaları gibi yaratılmış kavramlara daha fazla dikkat yöneltmek gerekirdi. girişiminin henüz yetkinliğe ulaşmadığı anlaşılıyor. Payot Yay. Bu bağlamda. Ve eğer düşünce arıyorsa. Kleist. kaypak işaretlerin bir bütünü olmasıdır: düşünceyi yarat­ maya. s. Kleist ya da Artaud'nun önerdikleri gibi. meşru bir değer kaza­ nan. ama aynı anda çattığı içkinlik düzlemini ve yarattığı yeni kav­ ramları çekip çıkartarak benzerliği üretmektir. Zihinsel. bu. seslendirilmiş. Nitekim. (14) Tinguely. oysa ki Tinguely. . düşüncenin öteki imgelerinde elenerek bir yana atılmış gelip geçici basit oluşlarken. 1). kekelemeler.

. Üstelik. ya da aşkınlık ya­ nılsaması (mutlak ufukta dönüp duran daireler: Ruh.. 3. İçkinlik düzleminin yaprakları bazen birbirle­ rine karşı çıkacak ve her biri şu ya da bu filozofa uygun düşecek öl­ çüde birbirinden ayrılır.Bireşimsel yargıların. . 5. 6. .Dışardanlık formu olarak Uzay: kı­ yılar ve dip.56 Felsefe Nedir? geri çekilebilen ayaklar. uzay-zamanı kate­ den ilkeleri. 9. . felsefe-öncesi bir düzlemin .Üç İde. Dünya ve Tanrı). 4. oldukça uzun dönemleri kapsamak üzere biraraya gelir. Şem'lerin çemberinin dalıp çıktığı içerdenlik formu olarak Za­ man.Irmağın dibinde ve iki formun kesişme noktası olarak edilgin ben. derinliği az ırmak. 7. olabilir deneyimin aşkınsal alanı (içkinlik düzlemi).Şem'lerin devingen çemberi. Felsefe tarihini olduğu kadar felsefeyi de ilgilendiren birçok sorun çıkıyor ortaya. 8. . bazen de tersine.Ben öznesi 'ne içkin olarak.

bu yine de. Bütün şıklarda. bir şüphenin varlığını koru­ yacağı şekilde ve başlangıçtaki düzleme yeni eğrilikler vererek uzatmaksızın gerçekleşmeyecektir: ilkinin ilmekleri arasında do­ kunmuş bir başka düzlem değil midir bu? Şu halde. silin­ miş güzergâhların daha kestirmeden gidenleri. onu belirleyen yoğunlaşma noktası ba­ zen bir noktanın dağılmasını bazen daha önceki noktaların birik­ mesini gerektirir). bir dönemin devinimleri ya da toplumsal-tarihsel belirticileri arasında ne tür bağlantı vardır? Bu sorular. Bazı yollar (devinimler) sadece. değişken bir eğrilik bir ya da bir­ çok başka eğriliklerin dönüşümü gibi görünebilir ancak. zira bunlar ancak daha önceki imge üzerinde doğrudan saptanabilen yönelim değişikliklerini içe­ rirler (ve kavram için bile. böylesine bir görü­ . ya da en azın­ dan dönemin zorunluluklarına yanıt verip vermediği söylenebilir mi? Zorunluluklara yanıt vermek ne demektir ve bir düşünce im­ gesinin devinimleri ya da diyagramsal belirticileriyle. Bu. bir düzlemi doldu­ ran kavramların hiçbir zaman kendiliklerinden ve basitçe türetile­ meyecekleri kadar karmaşık ve göreceli değerlendirmeleri içerir. içkinlik düzleminin bir katmanı veya yaprağı ister istemez bir başkasına göre üstünde veya altında olur ve düşüncenin imgeleri de herhangi bir düzen içinde ortaya çıkamazlar. filozofların hangi şıklarda ve hangi noktaya kadar bir başkasının "tilmizleri" oldukları. felsefenin tarihi yerine felsefe­ nin zamanı dikkate alınarak. Aynı bir düzlemi çok değişik tarihlerde ve özel bağdaşımlar altın­ da gelip dolduran kavramlara. bir baş­ ka imge yükselterek eleştiriyi seferber ettikleri. ama belirlenmesi gereken dolaylı bağlantılar altında oluşur. filozoflar. ancak. bunun tersine hangi şıklarda düzlemi değiştirip. usta­ larıymışçasına anacakları daha önceki bir filozofla aynı imgeyi var­ sayarak ve aynı düzlem üzerinde kalarak yeni kavramlar yaratabi­ lirler: Platon ve yeni-platoncular. Kant ve yeni-kantçılar gibi (ya da hattâ Kant'ın platonculuğun bazı arızalarını bizzat canlandırması tarzında). Uzun bir dönem boyunca. ya da sapakları ola­ rak doğrultu ve yön kazanırlar. önce ve sonra ile ilgilenen o dar tarih­ selci bakış açısından vazgeçildiği takdirde sorulabilir. bir stratigrafik zaman'dır. farklı düzlemlere gönderenlereyse bunun tersini söyleyeceğiz. Zihinsel manzaralar çağlar boyunca rastgele de­ ğişmezler: şimdi kuru ve düzgün olan zeminin. önce ve sonra'nın bir katmanlanma düzeninden başkaca bir şeyi gösterme­ diği. Ya­ ratılmış kavramlar ve çatılmış düzlem arasındaki rabıta zorludur. aynı grubun kavramları diyeceğiz. Bir düzlemin bir ötekinden "daha iyi" olduğu.İçkinlik Düzlemi 57 çatılmasıyla felsefece kavramların yaratılması arasındaki ilişkilerin kendileri de karmaşıktır.

çünkü bütün iç dünyalardan daha derin bir içerisidir: içkinliktir. kâh bizi yeni baştan bir kav­ ramın bileştiricilerinden geçiren ışıklı noktalar gibi. sıradan ardışlık ya­ salarına boyun eğer. . Düşünce içindeki düşünül­ memiş için. kötü durumlar için de elbette. kâh bir katma­ nın veya bir yaprağın. Düzlemin bitmeyen gidiş-gelişi. L'entretien infini (Sonsuz Konuşma). düzlemlerin birlikte yaşamasıdır. Les mots et les choses (Sözcükler ve Şeyler). s. yeni bir eğrilik ilettikleri şimdiki katmanda yü­ ze çıkabilecekleri doğrudur. Daha da fazlası. sonsuz devinim. O bütün düzlemlerin kaidesi. s. düşünülen bölgeler boyunca. Onu bu şekilde. ancak öz adları. Belki de budur felsefenin en yüce jesti: İçkinlik düzlemi üzerinde o kadar düşünmek değil de onun orada. Felsefenin. Fi­ lozofların yaşamı ve yapıtlarının en dış kısmı. Ortak yanları. tari­ hini kesen ama onunla karışmayan. ama onları stratigrafik bir düzende kat­ manlayan. ışığı her zamankinden de canlı olan ölmüş yıldızlar misali. katmanlaşmalar ille de aynı katmanlaşmalar olmadığı gibi. parlar ve birlikte yaşarlar. onları örtmüş olan oluşumlar içinden kendilerine bir yol açabilecekleri ve doğruca şimdiki katmanda. aşkınlık ve yanılsamayı yeniden çatma işidir (bun­ dan alıkoyamazlar kendilerini). haline-geliştir. dış olmayan dışarısı veya iç olmayan içerisi (15) Blanchot. Gallimard. Gallimard. kocaman bir birlikte-yaşama zamanıdır. ve aş­ kınlığa ilişkin hiçbir şeyi taklit etmeyecek "daha iyi" bir düzlem var mı? İçkinlik Düzlemi sanki. Ve Michaux'nun "uzak iç"i. "Dışarısı olarak mahremiyet. Bu nedenle düzlemler bazen birbirinden ayrılabilir. Felsefe. böylece. Düşüncedeki en mahrem olandır. şu yakınlarda. düşüncenin dı­ şarısı ve içerisi olarak. bununla birlikte mutlak dışarısı­ dır. Fesefece zaman. oradan geçmesi gerek­ miştir. Bütün dış dünyalardan daha uzak bir dışarısı. bir dağın şurada yüksel­ miş olması ya da bir nehrin. 333-339. onu düşün­ mesini beceremeyen düşünülebilir her düzleme içkin kaidesidir. hem de düşünülemeyen şeydir. sonsuz bir haline-gelişidir. sızma haline-gelmiş ve insanı boğan dış ve her ikisini­ nin devrilişi"15. böylesine bir doku kazanması için. Düşüncenin içindeki düşünce-­ olamayan o olsa gerektir. tarih değil. aynı zamanda hem düşünülmesi gere­ ken. her düzlemde düşünülme­ miş olarak durduğunu göstermek. ama aynı zamanda da tutkuyla sa­ vaşırlar bunlarla ve her birinin bu iki işi yerine getirirken kendine has bir tarzı vardır. Çok eski katmanların yükselebilecekleri. 65. bazen bir araya gelebilir -iyi durumlar için de. sistemlerin ardışlığı değil. ön­ ceyi ve sonrayı dışlamayan.58 Felsefe Nedir? nüm. aynı düzene de sahip değillerdir. Foucault. bize kadar ulaşmaktan vazgeçmeyen asal noktaları gibi. Acaba içkinliği Birşey=x'e bırakmayacak.

.. yine de düşünülmesi gereken şey. ancak bu kez imkânsızın olabilirliğini göstermek için. . bir kez düşünüldü.. en az yanılsama. Spinoza. tıpkı İsa'nın bir kez. düşünmüştür.. ken­ dini aşkına teslim etmeyen ve aşkını da yeniden vermeyen. O. "en iyi". yani en saf.59 olarak düşünmek. Düşünülemeyen. ancak ve yalnızca bu gizeme yaklaşan veya ondan uzaklaşan havarilerdir. Bu ne­ denle Spinoza filozofların İsa'sı ve en büyük filozoflar da. kötü duygular ve hatalı algılamalar telkin eden içkinlik düzlemini göstermiş. bedenleştiği gibi. sonsuz filozof-haline-geliştir. çatmış.

yaratıl­ mış cogito'dan ve düşüncenin önvarsayılmış imgesinden başka­ ca bir şey var mı? Sahiden de başka şey. Bu bir kavramın daha başkalarını varsayması gibi değildir (örneğin. Burada önvarsayılmışlar zımnidirler. birinden ötekine giderek. "hayvan" ve "akıllı" kavramlarını var­ sayar). Soruya daha da kesinlik ka­ zandırabiliriz: cogito'nun öncüleri var mı? Budala kişiliği nere­ den geliyor. Kavramsal Kişilikler ÖRNEK V Descartes'in cogito'su kavram olarak yaratıldı. aracı bir varoluşa sahip gibi görünen. muğlak.3. cogito'yu ortaya atan odur. Kilise'nin otoriter örgütlenişine karşı tepkime so­ nucu. zaman zaman ortaya çıkan. nasıl ortaya çıktı. "doğal ışık" aracılığıyla düşünmek isteyen ve düşünen kişi. ama önvarsayıl­ mışları vardı. herkes doğruyu ister.. kendisi aracı­ lığıyla. kamusal hoca­ ya (iskolastik) karşıt olarak özel düşünürdür: hoca. Budala'dır bu şey: Ben öznesini kullanan odur. Herkesin düşünme imkânı vardır. "insan". ama aynı zamanda öznel önvarsayılmışları e­ linde tutan ya da düzlemi çizen de odur. az buçuk gizemli bir şey var. durmama­ casına öğretilmiş kavramlara (insan-akıllı hayvan) göndermeler yaparken. kavram ve aynı gruptan kavramlar tarafından doldurulacak olan düşünce im­ gesi ya da içkinlik düzlemi'nden (cogito ve ona bağlanabilecek kavramlar) başka bir şey var mı? Descartes örneğinde. bir Hıristiyan atmosfer içinde mi doğdu? Acaba Aziz Au­ gustinus'ta bile izleri bulunur mu? Acaba Nicolas de Cuse mü . Budala. herkesin doğrudan doğruya kendisi için sahip olduğu doğuştan gelen güçlerle bir kavram oluşturur (düşünüyorum). Budala bir kavramsal kişiliktir. Şu iki öğeden. özneldirler. kav­ ram-öncesidirler. İşte size çok garip bir kişilik tipi. ve bir düşünce imgesi oluştururlar: düşünme­ nin ne demek olduğunu herkes bilir. özel düşünür. Şim­ dilik.. Hıristiyanlığın "iskolastik" örgüt­ lenişine karşı. ya da görünüp kaybolan ve kavramla kavram-öncesi düzlem arasında.

aynı düşünce imgesi değildir bu. Yeni budala bellilik falan istemez. kavramlar boyunca gösterdikleri çeşitliliklerin araştırılmasın­ dan geçmek zorundadır. neyin yitirilmiş neyin kazanılmış olduğunu kendi kendisine kavramak istiyordu. Gandillac. Ve felsefe hiç durmadan kavramsal ki­ şilikleri yaşatır. (1) . Besbelli ki. onlara hayat verir. Eski budala onlara kendiliğinden ulaşacağı bellilikler istiyordu: bu arada her şeyden. neyin akla uygun neyin değil. felsefe tari­ hi bu kişiliklerin.). budala. bunlar aynı kavramlar değillerdir. ve Epistemon. ötekinin aklı kazandığı anda çoktan yitirmiş olduğu şeyi ikinci yeniden bulsun diye. Nicolas de Cuse. birincinin aklı yitirmesi gerekirmiş gibi. s. özel olan) konusunda. Garnier Yay. Budala. çıldırmış bir Descartes mı yoksa? Düşünceyle ilişkileri içindeki Budala (teknisyene ve bilgine karşıt olarak. ama yeni budala yitirilmişin. yine Hıris­ tiyan. Dostoyevski'de özel düşünürle kamu ho­ cası arasındaki yeni bir zıtlaşmanın gücünü bulan Chestov ol­ muştur2. Eski budala. O. saçmanın yeniden kendisine verilmesini ister. bkz. yine tuhaf kişi ya da özel düşünür olarak kalmıştır. Rusya'da. Poliandre. 3+2=5’den bile şüphede olacak­ tı. teknisyen. Ve yine de incecik bir iplik iki budalayı birbirine bağlar. saç­ ma'yı ister o . konu dışı olan. 26. Aubier Yay. Idiota (Gandillac tarafından hazırla­ nan 'Seçme yapıtlar'. sanki. ama bu kez Rus olarak yeniden ortaya çıkar. Eski budala doğru'yu istiyordu. bir başka bağlam içinde. Slavlaşmış haliyle. düzlemler boyunca sergiledikleri sıçrayışların. ama. 3+2=5'e asla "boyun eğmeyecektir". yine de onu kav­ ram olarak berraklaştıramamıştır(l). o artık aynı kişilik değildir. Doğa’nın bütün doğrularından şüphelenecekti. Alquié. de Cuse'ün bir cogito'ya hangi nedenlerle ulaşamadığı konusunda. ancak yenisi saçmayı düşüncenin en üstün gücüne. bir başka dönemde. (2) Chestov yeni karşıtlığı önce Kierkegaard'a bağlar: Kierkegaard et la philosophie existentielle (Kierkegaard ve Varoluşçu Felsefe). ama tuhaflığı değişmiştir. an­ laşılmaz olanın. neyin anlaşılabilir neyin anlaşılmaz. "Tarihin her kurbanı için" kendisine hesap verilmesini ister. Eski budala akıl­ dan başka bir şeye hesap vermek istemiyordu. II)) N. Her türlü şıkta. bir sıçrama gerçekleş­ miştir. Vrin Yay. yani yaratmak fiiline çevirmek ister. ayrılmış olan. Descartes bu üç kişiliği şu adlar altında yapılandırır: Eudoxe. Tarih'in doğrularını asla kabul etmeyecektir. Sokra­ tes'ten çok Eyüb'e yakın olan yeni budala. kamusal hoca: La recherche de la vérité par la lumière naturelle /Doğal Işıkla Doğrunun Araştırılması (Felsefece yapıtlar.Kavramsal Kişilikler 61 ona kavramsal kişilik olmanın tüm değerini veriyor? Bundan ötürü bu filozof cogito'ya yakın olsa gerektir.

filozofun adıysa. kendini görmeğe ve kendini geliştirmeğe yönelik bir yatkınlığıyımdır. kavramsal kişiliğine veya kişiliklerine dönüşmek. Ve çoğunlukla. ve. Kavramsal kişiliğin soyut bir kimlikleştirmeyle. Nietzsche'nin Dionysos'u. yeraltında bile kalsa. sevimli biri. hattâ bu­ nun tersi geçerlidir: filozof. oysa az ya da çok sevimsiz olan ötekiler. O kişilikler tarihsel olarak. yaza­ rın temsilcisidir. platonculuğun başlıca kavramsal kişiliğidir. Aynı şekilde.62 Felsefe Nedir? Kavramsal kişilik. yaza­ rın içkinlik düzlemini çizen devinimleri harekete geçirirler ve biza­ tihi kavramlarını yaratışında devreye girerler. kötü algıları. Kavramsal kişilik filozofun temsilcisi olmadığı gibi. öyle ki Nietzsche'nin "Deccal"i veya "Çarmıha geril­ miş Dionysos"u imzaladığı gibi. Birçok filozof diyaloglar yazdı. yarattığı kişiliklerin sıradan lâkabıdır. Yine de oradadır. Cuse'ün Budala'sı). diretir. aralarından. filozof için geçerli olan bir felsefenin haline-gelişi veya öznesidir. başlıca kavramsal kişisiyle. okur tarafından her zaman yeniden ortaya çıkarılmak zorundadır. zarfıdır yal­ nızca. bütün bir felsefece Einfühlung için bu haydi haydi böyledir. ama diyalogdaki kişiliklerle kavramsal kişilikleri birbirine karıştırmak tehlikelidir: ancak adlandırma bakımından rastlaşırlar bunlar ve rolleri aynı değildir. yazarın onlara getireceği eleştirilere veya onlarda yapacağı değişikliklere zemin hazırlamak üzere. düşüncenin. çok büyük kaypaklıklar vardır. Düzlemin olumlu devinimleri. Cuse ya da hattâ Descartes "Buda­ . Ben artık ben değilimdir de. Kavramsal kişilik. filozofun kaderidir (Pla­ ton'un Sokrates'i. "se­ vimsiz" oldukları durumlarda bile. çe­ kici kavramlar ve sevimli kişilikler. binlerinden ötekilere. Diyalogdaki kişilik kav­ ramları sergiler: en basit durumda. kötü duygulanımları ve hatta bundan çıkan olumsuz devinimleri işaret­ lerler ve itici vasfı o felsefenin kurucu özelliği olarak kalan özgün kavramları bizzat esinlendirirler. zira kavramsal kişilik yaşar. Kavramsal kişilikler filozofun "öteki-ad"ları [hiteronymes]. beni birçok noktada geçen bir düzlem boyunca. Bazen. kendisi için pek ender olarak. adı konmamış bile ol­ sa. belirdiği zaman bir özel ad taşır: Sokrates. kavramsal kişiliklerinin mi­ zacıncadır. bir simge ya da bir alegoriyle uzaktan yakından ilişiği yoktur. kavramlarını sergiledikleri başka felsefe­ lere göndermeler yaparlar. Buna karşılık kavramsal kişilikler. veya yanılsa­ ma yoluyla belirebilir. mitoljik olarak veya güncel olarak olduklarından daha başka şey haline gelirlerken. tavassutçu­ lar ve felsefesinin hakiki özneleri olan bütün ötekilerin. Filozof. düşündüğümüz filozofun çizdi­ ği düzleme ve yarattığı kavramlara bütünüyle ait olarak sevimsiz­ dirler: o zaman bu düzleme özgü tehlikeleri.

Aynı şekilde. Ne ki. aynı an­ da Sokrates haline-geldi.Kavramsal Kişilikler 63 la"yı imzasalar gerekir. muazzam ve yoğun kavramlar ("güçler". Nietzsche'nin. düşüncenin imgesini alaşağı eden (doğruluk istencinin eleştirisi) yeni bir içkinlik düzlemi (güçlülük istencinin ve ebedi dönüş'ün sonsuz devinimleri) çizdiği ölçüde. Felsefece sözcelemde. neredeyse kavramlardan vaz­ geçtiğine bile inanılabilir. aynı anda Dionysos da filozof haline-gelir. ve "hınç". An­ cak işe karıştırılan kavramsal kişilikler onda asla imâ edilmiş ola­ rak kalmazlar. yontunun ve müziğin büyük estetik figürleri. ama aynı zamanda resmin.. Zerdüşt) ya da sevimsiz (İsa. sevimsiz haliyle bizzat Sokrates. edebi veya romanesk kahramanlar da değillerdir. gibi itici kavramlar) yaratır... Gündelik hayattaki sözel eylemler. İkincilerse duygulam ve algılamların güçleridir... seninle baban olarak konuşuyorum. üçüncü şahısta kullanılan bir sözel eylemdir: Budala olarak düşünüyorum. Zerdüşt olarak istiyorum. Burada da ilk başlayan Platon'du: Sokrates'i filozof haline-getirirken. ama. bir şey onu söy­ leyerek yapılmaz. Nietzsche'yi anmamızın nedeni. bir kavramsal kişilik aracılığıyla. bir kavramsal kişiliğin orada hep Ben öznesini telâffuz ettiği. tarihsel kişiler. devinimi düşünerek devinim gerçekleştirilir. Rahip. Dionysos olarak raks ediyorum. "değer". "yaşam". her zaman bir üçüncü şahıs. ötekiler. aslında altta yeralan bir üçüncü kişiye tanıklık eden psiko-sosyal tiplere göndermede bulunurlar: Cumhurbaşkanı olarak seferberlik ilan ediyorum. Üstün insanlar. fel­ sefece bağlantı da. Haline-gelmek olmak değildir ve Nietzsche Dionysos ha­ line-gelirken. Bergsongil süre bile bir koşucuya gereksinir. "kötü niyet". kavramların günde­ . Birinciler Düşünce-Valık'ın (numen) bir imgesi olan bir içkinlik düzlemi üzerinde iş görürler. Ortaya çıkmalarının kendiliğinden bir kaypaklık i­ çerdiği doğrudur. Aşık olarak talepte bulunuyorum. Platon'daki Sokrates'in tarihsel Sokrates oluşundan fazla değildir.. mitoscul kim­ likleştirmeler olmadığı gibi. Evren imgesi (fenomen) olan bir kompozisyon düzlemi üzerinde. ya da bir mitos yaratıcısı gibi düşünür... Kavramsal kişiliklerle estetik figürler arasındaki farklılık önce­ likle şundan ibarettir: birinciler kavramların güçleri. Bu nedenle kavramsal kişilikler sözcelemin gerçek taşıyıcılarıdır. bir keramet taslayıcı. sevimli (Dionysos. Oysa. Kimdir Ben öznesi?. öyle ki pek çok okur Nietzsche'yi bir ozan. kavramsal kişiliklerle onun kadar iş görmüş pek az fi­ lozofun bulunmasıdır. Nietzsche’deki Dionysos'un mitoslara aidiyeti. kavramsal kişilikler.). "haline-geliş". Düşüncenin ve romanın. Nietzsche'de ve başkalarında.

Melville. La terreur et la pitié (Dehşet ve Acıma). Sanat ve felsefe kaosu keser­ ler ve onunla kapışırlar. ya da bir "figüroloji" içinde tanımlar bunları (4). sıradan duygulanımlardan ve algıla­ malardan taşan duygulamlar meydana getirirler. kavramın duygulamı oldu­ ğu ölçüde. kavram da. ya da Hombourg'un veya Penthésilée'nin figürlerinin di­ kildiği yerde. ona daha başka çabalar. onları birlikte-belirleyen bir yoğunluk içinde. aniden taşlaşıveren duygulamlarla katedilmiştir. çoğu kez içiçe geçmelerine engel olmaz. orada evrenin yıldız kümeleriyle kaplanması. her bir şıkta. şiirsel. şimdiden büyük bir müzik ve tiyatro figürüdür. Actes Sud Yay. yeni bir içkinlik düzlemi çatabilir. Çünkü bu şekilde tanımlandığında.64 Felsefe Nedir? lik görüşlerden taştığı oranda. tıpkı göreceli olarak ay­ rı. ya da Bartleby3. kaosun aynı biçimde doldurması değildir. şeylerin başlangıcı gibi. Sanki birinden ötekine. ya da hattâ resimsel veya müzikal. bir uzay kümesindeki tek güneş gibi. iç içe geçebilirler. Fi­ gürlerin benzerlik ya da retorikle hiçbir ilişiği yoktur. Sanatın kompo­ zisyon düzlemiyle felsefenin içkinlik düzlemi. çizgilerden ve renklerden duy­ gulamlar üretebilmesinin koşuludur. felsefenin bağrındaki kavramsal ki­ şiliklerin varlığını en derinlemesine keşfedenlerden biri de Michel Guérin'dir. sanatın. romanesk. ama bu aynı kesim düzlemi. ama. Don Juan'ın teatral ve müzikal figürü. ya da gizli bir evreni karanlık­ lardan çıkaran fener gibi. her ikisini de birlikte götüren bir hali­ ne-geliş içinde. Büyük Dolandırıcı. tellerden ve rüzgârlardan. düzlem ve onu dolduran şey. duygulam kavramı olabilir. Ve aynı şekilde bunun tersini de ya­ (3) Melville. göreceli olarak ayrışık iki kısım gibidir. iki bütünlüğün. ama duygulam ve algılamlar aracılığıyla düşünür. taştan ve ma­ denden. ve Ni­ etzsche'deki Zerdüşt kişiliği. ama o. Kleist'ın evreni. Gerçekten. yalnızca ittifaklar değil. Kierkegaard'la birlikte kavramsal kişilik haline-gelir. ya da duygulam ve algılamlar vardır. . Çağdaş düşüncede. (4) Michel Guérin. onu dolduracak yeni kavramlar yaratacak yerde. burada içkinlik karmaşıklaşmaları ya da kavramlar. Sanat felsefeden daha az dü­ şünmez. Bu da. ama ça­ tallaşmalar ve birbirinin yerine geçmeler de meydana geliyormuş gibidir bu. bir düşünür kesin bir şekilde düşüncenin anlamını değiştirebilir. bir ro­ manın bir dolu ilginç karakter yanında. yeni bir dü­ şünce imgesi kotarabilir. birinin açıklarını ötekinin bütünlükleri doldurur. duygulamı düşüncenin içine yerleştiren bir "logodram". bir tek özgün Figür taşıdığını söylüyordu: kaptan Ahab. daha başka bütünlükler yerleştirir. bir evren kompozisyonu düzlemi üzerinde. Demek ki. duygulam. öy­ le ki. ancak bunlar. onu oklar gibi de­ lip geçen.

Isaac Joseph'in. ama aynı zamanda filozoftan da daha fazla bir şeydirler ve bununla birlikte birer bilge değiller­ dir. Hayvanlarda yurtluklar edinmeyi. bir içkinlik düzlemine sürüklenmiş estetik figür olarak Igitur. Bunlar. Artaud ve de Melville'den Lawrence ya da Miller'a kadar nice İngiliz ve Amerikalı romancı.5. Çatallaştırıyorlar.. tersine "atletiklik"lerinin bütün kaynaklarını bizatihi o farklılık içine yerleşmek üzere seferber eden melez dahi­ ler. sa­ natla felsefenin bir bireşimini yapmıyorlar. . kavramsal kişilikler (ve de estetik figürler). yurtsuzlaşmalara göğüs gerdiğini veya bunu sürdürdüğünü ve. en büyük sınavlarda olduğu gibi en küçük şeylerde de. ülkesine dö­ nen kişi. psiko-sosyal tiplere indirgenemezler. Mallarmé. sürekli bir güç gösterisi içinde gerilmiş akrobatlardır. göçmen. dışlanmış. kendisine nasıl bir yurtluk aradığını. Librairie de Méridiens. hayranlıklar içinde spinozacılı­ ğın romanını yazmış olduklarını keşfeder onların. Besbelli ki. onu bir el haline getirmek üzere top­ raktan koparır ve sonra onu dallar ve aletler üzerinde yeni baştan yurtlandırır. Rimbaud. sırf bu nedenle Socius'u etkileyen birtakım devinimler hakkında bi­ zi doğrudan bilgilendirmez. bir toplumsal alan.. he­ men hemen her bir şeyin üzerinde yeni baştan yurtlandığını gör­ mek gerekir. Pessoa. geçerken uğrayan. fetiş ya da düş. Şüphesiz. dur­ mamacasına çatallaştırıyorlar. onun yerini almayan. Bize öyle geliyor ki. burada da yine sonu gelmez sızmalar olmakla birlikte. çoğunlukla durağan görün­ meyen bu tiplere ilişkin araştırmayı alabildiğine derinleştirdiler: yabancı. Kafka. bu­ raları terketmeyi veya buralardan çıkmayı ve hattâ daha başka tür­ den bir şeyin üzerinde başka yurtluklar oluşturmayı öngören bu faaliyetlerin önemini esasen bilmekteyiz (etnologlar bir hayvanın oyun arkadaşının veya dostunun "onun evi değerinde" olduğunu. Michaux. ön ayağını yurtsuzlaştırır. her yaşta. yerli.Kavramsal Kişilikler 65 par. bir anı. Bu güçlü dinamizmalar nakaratlarla dile getirilir: Ka(5) Bkz. Simmel ardından da Goffman. İşte Hölderlin. Kleist. Bu dü­ şünürler "yarı yarıya" filozofturlar. okur. yurtsuzlaştırılmış bir daldır. Bir kompozisyon düzlemi üzerine taşınmış kavramsal kişilik.. doğal farkı yok etmeyen. tam tamına böyle bir durumdur: özel adı bir bağlaşımdır onun. İnsanımsılar için bu haydi haydi böyledir: doğum eylemiyle birlik­ te. anklavlar içinde ya da bir toplumun kıyısında yaşayan. Simmel ve Goffman'a atıflarda bulunan çözümlemeleri: Le passant considérable. Herke­ sin. dengesiz ayakların taşıdığı ya­ pıtları ne kadar da güçlüdür. ya da ailenin "hareket edebilen bir yurtluk" olduğunu söylerler). Bu kez bir sopa. yapılar ve işlevler taşımakla birlikte. Anekdot toplama merakından değil elbette..

Tacir herhangi bir yurtlukta alım yapar. ama tinsel de olan -yalnızca göreceli değil. belleğe-vu­ ruşun da tanıklık ettikleri gibi. Toplumsal alanlar her üç devinimin de birbirine karıştığı çözülmez düğümlerdir. PUF Yay.. Tçeu Çin imparatorluğundaki azatlı köle. gençliğinde Elealı Parmenides.. Yunanlıların ne tür yurtluklar çattıklarını. gelmem ge­ rekiyordu.. Ama ne­ den bu vatan. Eğer Yu­ nan dünyasının özgünlüğünü araştıracaksak. emekten söz et­ mez. evet benim.. nasıl yurtsuzlaştıklarını. yalnızca fiziksel veya zihinsel değil. . L'étranger et le simulacre (Yabana ve Aldan­ ma). onun yerini alan Yabancı tarafından yönlendirildi (6). yurtlukla eşdeğerde ve kendi-evi gibi kabul edilebilecek olan şeyi kim verecektir? Felse­ fece nakaratlar hangileri olacaktır? Düşüncenin Toprak’la bağlantısı nedir? Yolculuk etmesini sevmeyen Atinalı. PROLETER diye.. ama ürünleri meta ha­ linde yurtsuzlaştırır ve ticaret yolları üzerinde yeniden yurtlanır. ya da sanatçı tarafından anımsatılan Vatan ya da Sı­ la hangisidir? Felsefe. yitirilmiş. neyin üzerinde ye­ niden yurtlandıklarını kendi kendimize sormamız ve bunun için de tastamam Yunan olan tipleri (örneğin Dost?) çekip çıkarmamız ge­ rekecektir.yurtluklar ve yurtsuzlaşmalar da yok mu? Dü­ şünür. Psiko-sosyal tiplerin tam tamına şu anlamla yüklü olduklarını sanıyoruz: en önemsiz ya da en önemli koşullarda. sermaye ya da mülkiyet yurtsuzlaşır. öy­ leyse. Ancak. yeniden yurtlanmanın yöntemlerini algılanır kılmak. Kapitalizmde. J. doğuştanlığın da. Sokrates. Birincil olanın hangisi olduğunu söylemek bile müm­ kün değildir ve her türlü yurtluk belki de daha önceki bir yurtsuz­ laşmayı varsayar. ama daha sonra belirlenecek bir anlam içinde mutlak olan.. toprağa ait ol­ maktan çıkar ve üretim araçları üzerinde yeniden yurtlanır. bir Sıla'dan ayrılabilemez.-F. ya da hepsi aynı zamandadır. düşünürü bir Sürgün durumuna getirerek bilinme­ yen. bir yurtsuzlaşma tipi olarak böyledir.66 Felsefe Nedir? nada'daki kulübem. yurtlukların oluşumlarını. gidiyorum elveda. sevimsiz veya se­ vimli. Belli bir anda. filozof. Ölüler ülkesinden dönüyor­ (6) Platon'da Yabancı'nın kişiliği için.. ama KAPİTALİST diye. Mattéi. ordan çözmek için. yaşlılığındaysa. beri yandaysa emek ücret içinde yeniden yurtlanmış "soyut" emek hali­ ne gelir: bu nedenle Marx yalnızca sermayeden. hakiki tipler veya kişilikler teşhis etmek gere­ kir. hakiki psiko-sosyal tipler kotarma gereğini duyar. yurtsuzlaşmanın vektörlerini. a-priori'nin de. unutulmuş bir vatan olur? Ona. sanki platon­ culuğun en azından iki kavramsal kişiliğe gereksinimi varmışçası­ na. belli bir toplumdaki iyi tipleri seçmek her zaman kolay değildir: sinolog Tökei'nin ayrıntılı portresini çıkardı­ ğı Dışlanmış figürü.

düşüncenin kristalleri veya tohumlarıdır. içinde ortaya çıktıkları tarihsel dönem ve ortamla. psiko-sosyal tiplerin fiziksel ve zihinsel devinimleri. Kavramsal kişi­ likler düşünürlerdir. Bizden önce belki de varol­ mamış. patolojik belirtileri. ne menem bir yabancı var filozofun içinde? Kav­ ramsal kişiliklerin rolleri budur. Bunlar artık ampirik. ama tavassut­ çular. ya da. ama hak olarak dü­ şüncenin ve yalnızca düşüncenin payına düşen şeydir. "Mutlak" sözcüğü doğru gibi görünse bile. daha çok bir bağlaşım. yargıç. Yine örneğin. bu artık belli bir dilde kekeleyen bir tip değil. düşüncenin yurt­ suzlaştırmalarının ve yeniden yurtlandırmalarının psiko-sosyal'e aşkın olduğuna inanmayacağımız gibi. varoluşsal kipleri. bir kavramsal kişilik kekeliyor dendikte. söz konusu olan asla özel. şu ya da bu kavramsal kişilik düşünmektedir içimizde. düşüncenin kendi kendisinde paylaşılıp alıştırma yapabilmesi için. somut varoluşlarını yitirmezler. düşüncenin diyagramsal belirticileri ve kavramların yo­ ğun belirticileriyle sıkı sıkıya birleşir. Dost bir kavramsal kişiliktir. Bunlar düşünme alıştır­ maları yapan iki dost değillerdir. düşünürün bir dost olmasını düşünce zorlamaktadır. soyutlamalar hiç değil. yargısal statüleri. Kavramsal kişiliklerin belirticileri. Ör­ neğin. kamusal veya yargısal durumlar değil. Kavramsal kişilikler ve psiko-sosyal tipler birbirlerine göndermede bulunurlar ve asla birbirlerine karışmaksızın birlikte olurlar. bireylerin yaşanmışlığından olduğu kadar bir toplumun tarihsel şeyleri durumundan da koparıp. Su. ama bütün bir dili kekeleten ve keke­ lemeyi dil olarak bizatihi düşüncenin belirticisi yapan bir düşünür­ dür: o zaman da ilginç olan. bunun tersine. başlıbaşına düşünen ve düşünülmüş bir belirlemeye elve­ rişli hale gelirler. ilişkisel tutumları. sürekli bir gönderme ve değiştirme sistemidir. yurtsuzlaş­ malarını ve yeniden yurtlanmalarını ortaya çıkarmak. kendine çizdiği düzlem üze­ rindeki veya yarattığı kavramlar altındaki düşüncenin olayları kılar. Ama. düşüncenin şu ya da bu kavramsal kişilikle olan gerçek alış-verişindeki iç ko­ şulları olarak yeni bir varoluş kazanırlar. bu da onları. tersine. düşüncenin yurtluklarını. Yasa-koyucu böyledir dendikte. yalnızca düşünürlerdir ve kişiselleştirmeci be­ lirticileri. bir ideolojik ifadesi olduğuna da inanmayacağız. . ya da bunların bir soyutlaması. Bizatihi düşüncedir dostlar arasındaki bu düşünce paylaşımını zorlayan. sadece psiko-sosyal tiplerin ölçümlenmelerine izin verdiği bağlantılara sahiptir. kav­ ramsal kişiliklerin belirticileri. psikolojik ve toplumsal belirlemeler değil.Kavramsal Kişilikler 67 muş havasıyla. Kekeme. "yalnızca kekeleyebilen bu düşünce neyin nesi?" sorusudur. dost. ya da Yargıç. onun bunlara indirgenece­ ğine.

68 Felsefe Nedir? Kavramsal kişiliklerin belirticilerine ilişkin derlenecek hiçbir liste eksisiz olabilemez.. yani bir kez daha yeni bir bağlamda. zira durmadan yenileri doğar ve de bunlar içkinlik düzlemleriyle birlikte değişiklik gösterirler. Ve bazen de. ama kimi vakada şizofren. (7) Burada sadece özet göndermeler bulunmaktadır: Yunanlılardaki Eros ve muhabbet ilişkisi- . onu kendi kendisinde bölebilecek bir unutkanlığa ya da söz yitimi­ ne uğramış dostlar. bir ka­ dın. uyuyakalmış bir duyulur bedene. bir tür deli. Ve. çıldıran biri.. mahvına koşma pahasına. birbirlerine çarparlar. düşünceyi yarabilecek. kata­ leptik düşünür ya da "mumya". dile getirilmez bir felaketten sonra. düşüncenin yeni bir hakkını oluşturan karşılıklı bir daral. baş­ ka bir anlam alabilen bir kişilik. karşılıklı bir yorgunluk içinde (Yahudi olmuş Sokrates) "Dost"a gönderilmiş olmayalım. ama bizatihi dü­ şüncenin bağrında arayan. Kişilikler yayılırlar ve çatallanırlar. Birlikte iletişen ve birbirlerini yeni­ den anımsayan iki dost değil. zira sevgi tıpkı düşünmeye zorlayan şiddet. Ya da bir büyük manyak.. düşünürün içinde yoğunlukla yaşayan ve onu düşünmeye zorlayan bir kav­ ramsal kişiliktir. bilinçsiz. bir Zaten-burada'yı arayan. bu ikisi birlikte olurlar. Felsefeyle şizofreni sık sık birbirlerine yaklaştırıldı. yer değiştirirler. oysa ki dostluk yalnızca bir parçacık iyi niyet beklemiyor muydu? Ve bu kez bir "Nişanlı kız"ın. İlişkisel belirticiler vardır: "Dost". taşınması çok zor bir yaşanmışlık durumu karşılık verirmiş gibi. 7. düşüncenin içinde bir düşünme iktidarsızlığı bulan. bir "Çift" olursa? Meğer ki yeni baştan. ama kavram. Şimdiden bir başka düzlem üzerinde değil miyiz. belli bir düzlem üzerinde. rekabet taşıyıcı bir sevilen şeyin aracılığından başkaca bir ilişkisi olmayan bir dost. kendinin ne olduğunu bilen bir dosttan daha yeğlenesi değil midir? Peki. ama fazlasıyla sıkı bir sınavdan. ama dostuyla. bir kişiliği ortaya çıkarmak üzere çeşitli türden belirticiler birbirine karışır. ama tersine. "Talip" ve "Rakip"tir. Ama aynı zamanda da bir Deli. kimi vakada. düşünce­ den önce gelen şeyi. kavramsal kişilik rolünü üstlenmesine nasıl engel olmalı? Kierkegaard'ın dediği gibi (veya Kleist'ın ya da Proust'un). Patetik belirticiler olduğunu düşünüyo­ ruz: Budala.. sanki çok güçlü bir olaya. kendisiyle düşünmek isteyen kişi ve değişebilen. "Seven Sokrates" gibidir. yaşayanı saklayan ve düşüncesini ondan çalan bir psiko-sosyal tiptir. ama bir yandan da filozofun kendisi de kadın "haline-ge­ lirken". kavramsal kişiliklere eklenen "Oğlan"a gereksinir. kucaklaşırlar. ya kadının kendisi de filozof haline gelirse ne olur? Ya da düşünceye içsel olacak ve "evlenmiş Sokrates"i kavramsal kişilik yapacak. Şey ya da kavram için çekişen.

yargısal belirticiler vardır: ancak bu.Kavramsal Kişilikler 69 Dinamik belirticiler vardır: eğer ilerlemek. uzun bir süre yasaklanmayacak mıdır? Leibniz filozofu. Düşünce. hak olarak payına düşen şeyi durmamacasına talep ettiği. Yargıç ve masumun birbirine karışması. suçlayıcı­ ları ve suçlananları tersyüz etmesin. kendisine karşı hiçbir şey yapılamayan bir tür oyun-çocuğu. dahası Tanrı'nın adaleti içinde görevli dok­ tor olması. tırmanmak. ye­ ni varlık maddeleriyle "kayan" ve düşünürü kavramsal kişilik ola­ rak bir tür surf'çü yapan bir düşüncenin içine sızan. Nietzsche gibi dans etmek. şikâyetçileri. eğer enerji üreticisi eski faaliyetler.. tek bir aşkınlık yanılsamasının kalmasına bile izin vermeyen bir Spinoza haline geldiği bir içkinlik düzlemi üzerinde­ ki Alice gibi. inmek kavramsal kişiliklerin dinamizmalarıysa. Kierkegaard tarzı atla­ mak. Seu­ il Yay. sportif tipin erkesel değerinden vazgeçiyoruz. dalgada ya da karda. ya da hatta Şikâyetçinin erki midir? Ve kendisi bizzat suçlanmadıkça. daha başka di­ namik belirticilerdir. tıpkı Adaletin Masumiyetle eşit olduğu ve Masum'un artık kendini doğrulamak zorunda olmayan kavramsal kişilik. Michèle Le Doeuffe göre kadın-filozofun oluşturulmasına (L'étude et le rouet / Öğrenim ve Öreke. fi­ lozofun Yargıç olması. belirleyici bir yargıcın yasama erki midir. her şeyi. bu yalnızca tipin içindeki bir sıçrama değildir. birbirle­ rinden yenilmez felsefe atletleri için öteki dinamizmalardır. Ve eğer bugün sporlarımız yoğun sıçramalar gösteriyorsa."). en azından bu. felsefenin trajik Yunan mahkemesinden çekip kopardığı şekliyle. avukatları. ama varoluşlarının tümüyle içkin kıstasları aracılığıy­ la ("İyiliğin ve Kötülüğün ötesinden. Soruşturmacı ile ortaya attıkları ilginç kişilik neyin nesi? Akıl bir yanda bir mah­ keme oluştururken filozofu da Yargıç yapan Kant'tır. Melville gibi dalmak da. bunlar. İddia makamının. ama acaba bu. ve de Sokrates-öncesi filozoflardan beri Adaletle kapıştığı öl­ çüde. Kierkegaard'daki Nişanlı ve Baştan-çıkarıcının oynadığı role. yargı erki mi? Birbirinden çok farklı. yeni bir kavramsal kişilikte kendini ifade eden saf dinamik farklılığı ortaya çıkarmak için. varolan erkesel [énergétique] demetler üzerinde yerleşen alıştırmalara yer açıyorsa. tam tersine. yoksa düşünümleyen bir yargıcın içtihadı.). . iyi ve kötü ola­ nın ötesinden demek değil. yani varlıkların içeriden yargılanmaları gerekmiyor: Ya­ sa veya Değerler adına falan değil. o halde. yeni bir kavramsal kişilik mi beliriyor? Ya da ampiristlerin. Blanchot'daki Dost'un yeni kişiliğine. her yandan tehdit edilen bir tanrının Avukatı yaptığında.. Klossowski'ye göre Çift'in düşünsel işlevine (Les lois de l'hospitalité / Konukseverliğin Yasaları. ne. Meğer ki düşünce. hatta vicdanlarının gereği ola­ rak da değil. Gallimard). yargıçları. iki kav­ ramsal kişilik.

bitkilerle. ya da kayalarla olan bağlantısı anlatır ve bu bağlantı uyarınca filo­ zofun kendisi de beklenmeyen birşey haline-gelir ve tek başına edi­ nemeyeceği. Biz filozoflar. Kierkegaard bunu söylemek­ te hiç duraksamaz: aşkınlık için. bu anekdotlar yalnızca bir filozofun toplumsal ya da hatta psikolojik bir tipleme­ sine (Empedokles'in prensi veya Diogenes'in kölesi) göndermede bulunmazlar. Bu nedenle bir felsefenin portresini çizmek için.70 Felsefe Nedir? Gerçekten de varoluşsal belirticiler vardır: Nietzsche. çoğu zaman tuhaf bir hava. içkinlik düzlemi üzerindeki varoluştur9. Diogenes ve fıçı­ sı türünden. ama Kant'ın ceket-askısı. sanki onlarınkiyle gören bir başkasıy­ mışçasına. ancak kav­ ramsal kişiliklerin gücünü geliştiren bir içkinlik düzlemi üzerinde keşfedilebilirler. filozofların yaldızlı menkıbesini anlattığı başucu kitabını yazarak başardığı gibi. yitirilmiş nişanlı veya oğuldur. Zira. onlara. gözlerine bir tuhaf hava veren. daha çok onda yaşayan kavramsal kişilikleri ortaya çıkarırlar. modern filo­ zoflardan birçoğunun fazlasıyla kentsoylu yaşamı örnek gösterile­ rek karşı çıkılacaktır. Filozofların yüzü ve bedeni. Aklın sistemine uyan. bu kişilikleri barındırır. yaşamsal bir anekdot değil midir?8 Ve Spinoza'nın örüm­ ceklerin kavgalarına olan düşkünlüğü de. devinimin bir duraklama anında ona "yeni­ den verilmiş" olan şey. felsefenin varoluş kipleri ya da yaşam olabilirlikleri keşfettiğini söylüyordu. Empedokles ve yanardağı. içkinlik düzlemini bizatihi iç­ kinlik olarak yeniden doldurmaktan başkaca bir şey yapmıyo­ ruz: Kierkegaard düzlemin dışına atlar. Thomas de Quincey. yarattığımız kişiliklerle her zaman bir başka şey haline-gelir ve de park veya hayvanat bahçesi olarak yeniden doğarız. Yaşamsal anekdotlar bir kavramsal kişiliğin. Les demiers jours d'Emmanuel Kant (Immanuel Kant'ın Son Günleri). tıpkı Laerteli Dio­ genes'in. İşin doğrusu şu ki. ÖRNEK VI Aşkınlık yanılsamaları bile bize yaşamsal anekdotlar sağlar. bir parçacık "feragat" yeterdi. Ombres Yay. birkaç yaşamsal anekdot yeterlidir. aşkını içkinlik içinde anlatmakla böbürlenirken. ancak o atlama anındaki havada kalışında. trajik ve komik bir yoğunluk kazanır. . bkz. Buna. üstün ethologia olarak Ethika'nın sistemi içindeki kipsel bağlantıları tümüyle yeni­ den üretmelerinden ötürüdür. Pascal (8) Bu karmaşık aygıt hakkında. bunların. özellikle de. hayvanlarla. (9) Kierkegaard. ama içkinliğin de yeniden verilmiş olması gerekir fazladan. Kaygı ve Titreme. ya­ şamsal anekdotlar olarak hizmet ederler. Yaşam olabilirlikleri ya da varoluş kipleri.

Bu dünyaya. şu yaşadığımız hayata inanmak. Bir varoluş kipi. yaşamın yoğunluğundan başkaca bir kıstas asla yoktur. aşkın­ lığın orada göreceli olduğu ve bir "içkinlik mutlaklaştırması"ndan başkaca bir şeyi temsil etmediği söylenebilirI0. Seuil Yay. dünyanın varoluşuna bile değil de. İyilik'ten ve Kötülük'ten ve de her türlü aşkın değerden bağımsız olarak iyi ya da kötüdür. Tam burada François Jullien'in Çin düşüncesi hakkında söylediği şey. Sokrates'e kafa tutabilecek yeni kavramsal kişilikler çıkaran Pascal ve Kierkegaard'ın iyi bildikleri şey budur işte.Kavramsal Kişilikler 71 Tanrı'nın aşkın varoluşu için bahis tutar.. birinin ötekinden "daha iyi" olduğuna karar ver­ mek üzere.) Evet. ya da Pascal'in bahisçisi. yeni düzlem üzerinde. sonsuz devinimi kazanmaya. kendinde. Procès ou création (Dava ya da Yaratı). Ampirist dönüştürme budur (insanların dünyasına inan­ mamak için bir dolu nedenimiz var. en zorlu ödevimiz. zarları atan kişi.. dolu ya da boştur: varoluş derecesinden. Tanrı'nın varolduğuna inanan kişi­ nin içkin varoluşudur. ve bir yaşam olabilirliği. durmamacasına içkinliği doldururlar yeni baştan: bunlar. s. dünyayı yitirdik biz. atla­ yan kişi. Varo­ luş kiplerinin. Tanrı'nın varolmadığına inanan kişinin olumsuz devi­ nim olarak hâlâ eski düzleme ait olduğu için. Tersine. bir içkinlik düzlemi üzerinde çizdiği devinimlere. sorun değişti. ancak bahsin konusu. soylu ya da bayağı. Sonsuz devinim­ leri çok iyi tanıyan ve Eski Ahit'ten. Yalnızca bu varoluş.. o durumda üstün­ lük sağlayabilecek olması değildir. ancak içkin kıstaslar vardır.117. bir aşkınlığın veya bir imanın adamlarıdır. Kierkegaard'ın "imanın şövalyesi". ya da bugün içkinlik düzlemimiz üzerinde keş­ fedilmeyi bekleyen bir varoluş kipinin ödevi haline gelmiş ola­ bilir. kavramsal kişiliklerdir. . eleyecek aşkın değerlere gerek­ sindiklerini düşünmek için en ufak bir gerekçemiz bile yoktur. 18. üzerinde bahis tutulan şey. Tanrı'nın varolma­ dığına inanan kişinin varoluşu olumsuza yuvarlanırken içkinlik düzlemini kuşatmaya. Bu bir başka içkinlik düzlemi olsaydı sorun da değişecekti. çizmeyen ve yaratma­ yan atılır. yoğunluk­ ları üretmeye ve yeniden üretmeye muktedirdir. devinimler ve yoğunluklar halindeki kendi olabilirliklerine inanan kişiyi ilgi­ lendirebilir. Ne ki. bir nişanlıyı. yarattığı yoğunluklara göre ölçümlenir. Ne­ deni de. onları kıyaslayacak. Ama. ama yalnızca Tan­ rı'nın varolduğuna inanan kişinin varoluşunun getirdiği sonsuz sayıdaki içkin olabilirliklerle ilgilenen filozoflardır veya daha doğrusu tavassutçular. hayvanlara ve kayalara daha yakın olan.. bu iki filozof ölçüsünde değerli ve artık Tanrı'nın aşkın varoluşuyla değil. birtakım yeni varoluş kiplerini daha hayata geçirtmek üzere. sorun bu kez dünyaya inanan kişiyi. bir oğulu ya da bir tanrıyı yitirmekten de beter olarak. (10) François Jullien.

düşüncenin karşılaştığı riziko ve tehlikeleri. ama iki işlem. bazen de onu izliyormuş gibi.72 Felsefe Nedir? Kavramsal kişilikle içkinlik düzlemi karşılıklı önvarsayım du­ rumundadırlar. ancak eğrilik değişimle­ rine göre nasıl bir görünüm aldıklarını önceden bilmek mümkün değildir. çünkü zarı atmak geri dönüşlü ve birbiri içinde katlan­ mış sonsuz devinimlerden olur. düşen her zarla. oradan bir içkinlik düzleminin diyagramsal belirticileri kılacağı belirlemeler çıkarır: sanki rastlantı-kaos'un içinden bir avuç zar kapıp bir masa­ nın üzerine fırlatıyordur. Her kişiliğin. olumlular tarafından sarmalanmış olmaları nede­ niyle. birçok belirticileri bulunur: bir kavramsal kişilikler yayılması vardır. aynı zamanda her düzlemin aynı gruptan kavramlarla doldurulmuş olduğu koşulları da ortaya çıkarırlar. Kendi kendilerini salvolarca yaratır ve durmadan çatalla­ nırlar. bu çok karmaşık bir oyundur. tınılanırlar. kendi kendisini işlemden ayrı bir işlemci gibi sunan kişilik içinde birbirine karışmaz. ve kişilikler tarafından kurulmuş bakış açılarına göre. Öte yandan. tıpkı düzlemin kendisini çizmek için de gerektiği gibi. Ne ki. onun şu ya da bu bölgesini doldurmaya gelen bir kavramın yoğun belirticilerini bu­ luşturur. ama bir yandan da düzlem ve onu dolduran kavramların yo­ ğunsal belirticileri arasında devreye girer. demek ki kavramsal kişilik kaos ile içkinlik düzleminin diyagramsal belirticileri arasın­ da. bir zar atımını or­ taya sürer: konstrüktivizm budur. bu devin imlerin yoğun ordinatlarına uyan sonlu formlar yaratıla­ rak vapılabilir: her kavram daha önceden varolmayan bir sayıdır. sevimlilere sıkısıkıya yapışan ve de bunların kurtulmayı başaramadığı. Nedeni de iki kez ortaya çıkması. oyun daha bir karmaşıktır. Her biri değişken eğrilikli düzlemler sayısızdırlar. Bir yandan kaosun içine dalar. Bir düzlem üzerinde son­ suz sayıda olabilir kavramlar vardır: devingen köprüler aracılığıyla bunlar birbirleriyle eklemlenir. aynı zamanda. sevimsiz kavramsal kişilikler vardır (maymun"undan'' ya da soytarısından . onu çevreleyen sahte algıları ve kötü duyguları ifade etmek suretiyle. iki kez müdahale etmesidir. Kavramsal kişilik­ ler içkinlik düzlemlerini birbirlerinden ayırdeden ya da birbirine yaklaştıran bakış açılarını kurarlarken. Bazen kişilik düzlemden önceymiş gibi görünür. masa sanki gelen sayılara uygun olarak yanlıyormuşcasına. aynı düzlem üzerinde ya da bir başkasında. Kavramlar düzlemden türemezler. Igitur. Her düşünce bir Oluş-kararı'dır (Fiat). onları düzlem üzerinde yarat­ mak için kavramsal kişilik gerekir. da­ ha başka kişilikleri ortaya çıkarabilecek. öyle ki düşüş ancak sonsuz hızda. biraraya gelir veya dağı­ lırlar. Kişiselleşmeci belirticileriyle birlikte. Sonsuz olumsuz devinimlerin.

kötü taklitlerinin komplolarını engelleyemeyen eleştirici filozof da). An­ cak bir vektöryel dağılımın da ötesinde. Çizmek. yapısal olarak farklılık gösteren üç merci arasın­ daki rabıtanın kuralı gibidir tıpkı. ama düzlem üzerinde alçak ya da boş yoğunluk bölgeleri çizen ve durmamacasına kendilerini yalıtan. ya da düzensiz formları. ama kendi başına ele alınması gereken üç öğe sunar: çizmek zorunda olduğu felsefe-öncesi düzlem (içkinlik). tat henüz belirlenmemiş kavramın. bazen sevimsiz olan bu kişilikler­ de. icadetmek. tiz yoğunlukları bulunan. onları birbirle­ rine eklemleyen aynı bir içkinlik düzlemini kaplayan kavram grupları vardır. Bunun için. kişilik ve kavram imleri kaypaktır. Bu nedenle felsefe her zaman adım adım iler­ ler. aynı bir düzlem üzerindeki ve bir grup içindeki rastlaşma olabilirliklerine göre. bağlantıları koparan itici kavramlar vardır (aşkınlığın kendisinin de "kendi" kavramları yok mu?). düzlem. İsa'dan ayrılmayan Diyonisos değil yalnız­ ca. felsefece teslis bu­ dur işte. Düşüncenin sonsuz devinimlerinin birbiri içinde katlanışına ve eğrilik değişimleri ortaya çıkarmalarına. ya da tersi­ ne ortaya çıkarılamayan değişiklikleri seçmelerine göre. yaratmak zorunda olduğu felsefece kav­ ramlar (tutarlılık). aynı tip mi. İçkinlik düzlemini ortaya çıkaran bu sonsuz devinimlerde. kişiselleşmeci ve yoğun belirticiler. kendilerini uyumsuzlaştıran. Tınla­ malarına ya da devingen köprüler atmalarına göre. Bu yüzden yaratmak. kişiliklerin icadına imgelem. Şüphesiz bu bir ölçme yetisi de­ ğildir. nihayet çekici olanların içinde tutulmuş. Hiçbiri ötekilerden türemediğine göre. icadetmek ve yaşatmak zorunda olduğu felsefe-yakını kişilik veya kişilikler (üsteleme). kucaklaşırlar ya da komşudurlar. çizmek gerekir. her biri öteki ikisine yanıt veren. Eğer düzlemin çizimine Akıl.Kavramsal Kişilikler 73 kurtulamayan Zerdüşt. kenarları olmayan bu hızlandırılmış çizgilerde. yaratmak. henüz saydamlıklardaki düzlemin üçlü ye­ tisi olarak ortaya çıkıyor. başlı başına "tat" almayı bilmek gerekir. Kavramların yaratılmasını düzenleyen bu felsefe­ ce ortak-uyarlama yetisine tat adı verilir. henüz belirsizlik­ lerde dolaşan kişiliğin. kişilik tipleri vardır. ama sofist"inden" farklılaşamayan Sokrates. Diyagramsal. kavramların yaratılmasına An­ lak diyorsak. icadetmek. Ama. bunun aynı grup mu. bir tür "tik­ sinme" telkin edebilecek ölçüde cırtlak ve barbar renkler taşıyan bu . bu meyil ve eğri­ liklerde. aynı aile mi olduğunu be­ lirlemek. çoğu zaman zordur. ayrıca her zaman aşırı. üçü için bir ortak-uyar­ lama gerekiyor. ama tat. çünkü birbirleri içinde katlanırlar. düzlem ai­ leleri vardır. Düşmanca bile olsa. Felsefe.

iyi yapıl­ mış kavramın sevgisidir. ama biçimsiz kenarlarının derinin do­ kusuyla. onları ölçüsüzce yaratarak kavram belirleyebilir. onu ılımlı da kılmaz. ama düzlemin kendi­ si sınırlıdır. kavramın ılımlılığına değil. Kavramların yaratılmasının.74 Felsefe Nedir? kavramlarda (özellikle itici kavramlarda) hiçbir ölçü bulamayız. hem içinden ge­ çilmesi kaçınılmaz uzun bekleyişe. Eğer kavramlar hazır biçimde önceden varolsalardı. iyi çizilmelerini gerektiren bir tattan söz edilebilir. hemen hemen hayvansı bir içgüdü­ . ne ki. gelip dol­ durdukları düzlemden başkaca sınırı yoktur. Renklerin ta­ dı. "İyi yapılmış" diye. ya da tohumu taşıyan madde olarak dalgalarını geçer gibi göründükleri bir Toprak parçasıyla ilişkileri bağlamında çizilmele­ ri demektir. Tıpkı resimde olduğu gibi: canavarlar ve cüceler için bile. tek cetveli çizdiği bir içkinlik düzlemi ve tek pergeli de yaşattığı tuhaf kişilik­ ler olduğu halde. Üç faaliyet de kesenkes eşzamanlıdır ve de yalnızca ortak-ölçümle­ nemezlik ilişkileri içindedir. bunların. dalgalanımına diyoruz. bu da tat­ sızlaştırılmaları demek değil. tam tersine. ancak. hem onlara yaklaşmanın gerektirdiği saygıya. tersine bu yaratmayı. eğriliklerden. giriftliklerden oluşmuş düz­ lemlerle rastlaştığı noktaya kadar götüren bir renk tadı vardır. önceden varsayılmış olarak çizildiği ve de çizilmeksizin önceden varolmayacağı için böyle adlandırılmıştır. ama "felsefe-önce­ si" düzlem bile. Nietzsche. falanca bileştiriciler. Van Gogh sarıyı. Bu. atılmak için uzun süre duraksar. yalnızca. bu erktir. asıl onların yaratılışlarıdır. seçilmiş değillerdir. kavramların yaratılmasıyla tasta­ mam felsefece bir tat arasındaki bu ilişkiyi sezmişti ve eğer filozof kavramları yaratan kişiyse. kenarlardan oluşmuş figürlerle ve tekrenkten. ancak ayçiçeği-adamı icadederek. bütün şıklarda felsefece tat olarak ortaya çıkan şey. ve sonsuz sayıdaki küçük virgüller düzlemini çizerek sınırsıza kadar iter. yaratmanın yerini de tutmaz. Belirlenmiş kavramların özgürce yaratılışı. Felsefece tat. hiç şüphesiz "akılcı ve akla uygun" nedenler yüzünden yaratılmış. belirlenmemiş kavramdan duyulan tada muhtaçtır. kavramları biçimlendiren bir tada çağrı çıkaran. Tat. ve çizimi yalnızca eklemlemek zorunda olduğu yaratı­ lacak kavramlara veya tutmakla yükümlü olduğu icadedilecek ki­ şiliklere uyar. gözlemlenecek sınırları da olurdu. Yi­ ne de. yalnızca öteki iki sınırsız faaliyette sınır tanıdığı bir tür atılımı­ na. kavramların tadı için de böyledir: filozof belirlenmemiş kavrama yalnızca kaygı ve saygıyla yaklaşır. kavramın-erkinde-varlık'tır: falanca kavram. ama kavramsal faaliyetin kendi kendinde sının bulunmadı­ ğı. ama aynı zamanda da onları va­ reden sınırsız yaratmaya tanıklık eder. Büyük ressamlarda renklerin yaratılmasını ılımlılaştı­ racak yerde. bu.

Felsefece sorun şu halde. Felsefenin "sorular" sorduğunu söylemekle fazlaca bir şey kazanmış olmayacağız. ta ki Hegel. tema­ (11) Nietzsche. yapıtlarının çıkageleceği bir duyarlık gibiy­ mişçesine.11 Bir kavram başka kavramlarla eklemlenmedikçe ve çözdüğü veya çözümüne katkıda bulunduğu bir soruna bağlanmadıkça. her bir şık için bir doğruluk değeri biçebilen mercii bulmaktan ibaret olacak­ tır. Eğer yine de felsefece kav­ ram önermeye çevrilmek istenirse. Musarion-Ausgabe. Adına diyalektik denilen ve felsefeyi sonu gelmez tartışmalara indirgeyen şeyin anlamı her zaman bu oldu12. rakip görüşler arasındaki çelişkiden. karşıt görüşlerin elenmesi veya bö­ lünmesinden ibaret olacaktır. felsefenin bir Yunan işi olarak anılmasının üçüncü göstergesidir: Yunan sitesi dostu ya da rakibi toplumsal ilişki olarak yüceltir. . bunları değiştiren ve bilimden de farklılaşan bir "bil­ me" çıkartmak zorundadır. ve 'sage' (bilge) sözcüğünü "sapere" fiilinden türetir ("sapiens". adının üze­ rine kazınmış bir iz. karşı karşıya getirilebilen görüşlere. PUF Yay.Kavramsal Kişilikler 75 sel "sapere" gibi bir tat yetisi sayesindedir -her filozofa. zamanında Yunanlıların da karşılaşmış oldukları bir güçlüğe çarpıyoruz. an­ lamdan yoksundur. bi­ liminkilerle özümlenebilecek yayılma koşullarını ilgilendirecek so­ runlara da göndermede bulunamazlar. Hatta bu. ama aynı zamanda da özgür görüşü (doxa) egemen kılar. "Felsefede sorun nosyonu". zira sorular bili­ minkilere indirgenemeyecek sorunları göstermek için birer sözcük­ tür sadece. sorun. (12) Bkz. temaşa edilen tümellerin. düşünüm­ lemenin tümelleri aracılığıyla. Ancak felsefece sorunlarla bilimsel sorunları birbirinden ayırmak önemlidir. onları bilme katına yükseltmek üzere rakip görüşlerin karşılıklı değerlerini ölçtüğünü kabul eden Platon felsefesinde gö­ rülür. görüşlerden. Platon'un. bu ancak az ya da çok doğrum­ su ve hiçbir bilimsel değer taşımayan görüşler şeklinde olabilir. "sisyphos" tat duygusu alabildiğine incelmiş / "subtil" hale gelmiş kişi): Yunan Tragedyası Çağında felse­ fenin Doğuşu. XVI. O zaman da felsefe. tadıcı. önermelerin. Aristoteles'i daha o zamandan. s. Kant'da da yine. Bu. Etudes de philosophie antique (Antik Felsefe Araş­ tırmaları). Ancak böylece. aporetik (şüpheci) denilen diyaloglarında varlığı­ nı duyuran çelişkilerin. Brehier. kâh bazılarını ötekilere kıyasla daha bilgece bularak. kâh her birinin doğruluk payını belirleyerek. sorunların diyalektik araştırmasını iletişim tümellerine (topikler) doğru yön­ lendirmeğe zorladığı doğrudur. Nietzsche sıklıkla bir felsefece tadın sözünü eder. birtakım sorunlara ulaşma hakkını veren bir Oluş-kararı (Fiat) ya da bir Kader (Fatum). Kavramlar önermesel olmadıkları için. 35. bir içkinlik düzlemi çizer. kendi kendilerinde ve mutlak içinde devinebilen.

iletişebilen bilim-üstü önermeler (görüşlerin kavramın aşamaları olduğu spakülatif önerme) çıkart­ mak üzere. başka kavramlar talep eder (örneğin inanç. yanıt yerine geçen önermelerde yeni baştan aktarılmakla yetinildiği için. Ne ki. Her bilgin kişinin neden düşündüğünü bilmeden düşündüğünü (Olay) öğ­ rendiğimiz Ortaçağ Quodlibet'lerinden. Bir Urdoxa'nın kay­ naklarıyla bile. ancak bu koşulların ve belirsizlikle­ rin de kavramlar olarak belirlenebilir çözümlerden bağımsız an­ lamları olmaz. sözümona üstün bir gö­ rüşten başkaca bir şey oluşturmayan bir bilme modeli. kavramsal kişiliklerin yerini alışı. yayılmacı önermelerin gönderim koşullarında değil.. Eğer kavram bir çözümse.) çözümlerin sırayla gözden geçirildiği pek çok felsefe tarihinde de bulduğumuz. başka bir imge. Descartes'ta. felsefece sorunun koşulları. bu en az doğru görünen görüşlerin yanını tuttuğu ya da çelişkili görüşleri koruduğu için değil.. içkinlik düz­ leminin yanlış algılar ve kötü duygulanımlar içinde yutulması (aş­ kınlığın ya da tümellerin yanılsamaları). hatta önermenin de alanına girmeyen bir şeyi ifade etmek üzere. Görüşü istediği kadar bilmeye doğru aşmaya uğraşsın. delip geçmeye devam etmektedir. Üç merci de birbirlerinin içindedir. koşulların en sefiline. Eğer felsefe doğası gereği aykırısalsa. başka bir kişilik. düşünümleyebilen. ama görüşün de. tartışılmış Sorulardan yük­ selen de. yoksa. sorunun ne olduğu asla bilinemeden (Aristoteles'te. Leibniz'de töz. ve Soruşturmacı). ama doğaları bir . Diyalektik tastamam felsefece bir söylemsellik getirdiği iddia­ sındadır. ancak göndermede bulunduğu bir dü­ şünce imgesine ve gereksindiği bir kavramsal kişiliğe kıyasla anla­ mı vardır. hep aynı karasevdadır. varsaydığı içkinlik düzleminin üzerinde (düşüncenin imgesinde hangi sonsuz devinime göndermektedir?) ve sorunun bilinmezleri de.. ekol önderlerinin ya da profesörlerin. ama yanıt verdiği sorun kendi yoğunlukçu tutarlılık koşullarında yatar. ama bunu ancak görüşleri birbirine ekleyerek yapabilir. kendi koşulla­ rı ve kendi bilinmezleri içinde belirlenmesi gereken bir sorundan bağımsız olarak anlamı yoktur. diyalektiğin en büyük tutkuları içinde ve büyük diyalektikçilerin dehaları ne ölçü­ de olursa olsun. felsefe bir doksografi olarak kalmaktadır.. bilimde ol­ duğu gibi. Urdoxa. Nietzsche'nin avamın sanatı. Kavram elbette ki bir çözümdür. Bir çözümün.76 Felsefe Nedir? şa edebilen. seferber ettiği kavramsal kişiliklerde (hangi kişilik ama?) bulunur. görüş delip geçmekte. yararlanmayı akıl edene kadar. Bilgi kavramı gibi bir kavramın. ya da felsefedeki zevksizlik olarak tanıladığı duruma düşülür: kav­ ramın basit görüşler olarak önermelere indirgenmesi. standart bir dilin tümcelerinden yararlandı­ ğı içindir.

konstrüksiyonizmi ortaya çı­ karan üç faaliyetin. daha öteki de sorunun bilinmezi olarak bir kişilik icadeder. Konstrüktivizm. Bir çözüm bulmuş olduğumuza inanabiliriz. Hiçbir kural ve özellikle de hiçbir tartışma bunun en iyi düz­ lem mi. "Başarısız. ardarda gelen itmelerle iş gören ve gelecek. An­ cak bu demek değildir ki bir sorun. bir başka kez önvarsayılmış olarak sorunlarda. üçüncüsü yürürlükteyken öteki ikisini yarat­ maktan ibarettir. "ilk"in ve zaman'ın. bir başkası icade­ dilmiş. iki.. öteki çizilmiş olarak her biri kendi payına yapılandırılmış olmak zorundadır. ama düzlemin önceden göremediğimiz yeni bir eğriliği. Sorunun (çözümün kendisinin de bir parçası olduğu) bü­ tünü. yeni bir kavramın. biri yaratılmış.." denilebilecek sorunlar ve çözümler. Platon'dan Kant'a. soruna ilişkin bir lâfazanlıktan ya da sorunun çözümlemesel sonucundan başka bir şey değildir. öteki bir sorunun koşulları olarak bir düzlem ve o düzlem üzerindeki bir devinimi çizer. Bir felsefece sorunun ne olduğunun anla­ şılmasına onca katkıda bulunan Bergson. Bu. iletişimi yadsıdığı gibi. zorunlu ya­ pılandırmaları geciktirecek her türlü tartışmayı da safdışı eder. nasıl çözümler. durmamacasına birbirlerini kesmeleri. bir başka kez de aracı olarak. varlıklarını sürdürürler. iyi bir şekilde ortaya kon­ muş olan sorunun çözülmüş bir sorun olduğunu söylüyordu. çözüm de. hatta üç kez or­ taya çıkabilirler. Önceden söylenebilecek şey bundan ibarettir. ama farklı sorunlar belirleyen önvarsayıl­ mışlar bağlamında çözümler belirleyebilen. Başarılı. Düşünce’nin. daha çok. her zaman için. çözümlerinin gölgesinden ya da ona eklemlenen ikinci bir olgudan ibarettir. temaşayı. bir kez kavramlar olarak çözümlerde. ancak adım adım ve ortak-uyumlarını izleyerek kurulur.Kavramsal Kişilikler 77 ve aynı değildir. uygun kişilik mi. zira öteki ikisinin başarılı olup olmadığına ka­ rar verecek olan her biridir. zira aynı terimler. düşünümlemeyi. farklı kavramlar ka­ zandıklarını gördük. ama her kezinde indirgenemez bir özgün form altında. nöbet değiştirmeleri demek­ tir. yerinde kavram mı olduğunu önceden söyleyemeyecektir. kâh biri kâh öteki önce ve sonra gelmek üzere. ama. birbirleri içinde yitip gitmeksizin bir arada yaşar. gelip bütüne yeniden hamle ettirir ve yeni sorun­ ları. yaratılacak kav­ ramları yoklayan yeni bir sorunlar takımını ortaya koyar (bunun daha çok bir öncekinden ayrılan yeni bir düzlem mi olduğunu da­ hi bilmeyiz).. tıpkı "yanlış sorunlar” denilen ve düzlemi çevrele­ yen yanılsamaların yayıcısı olan şeyin kaynağı olarak bütün tümel­ leri. bunlardan biri çözüm şıkkı olarak kavramları yaratırken. Tersine. içkinlik masasının üzerin­ .. tavassutçu olarak bir kişilikte.

Nietzsche. bir kavram ilginç olmak zo­ rundadır. Düzlem sarsıntılarla. Eleştiri. yani okun­ mak üzere kendilerine verilen şeyin yeniliği konusunda. bir kişili­ ğin yaşayıp yaşayamayacağını önceden söylemek mümkün değildir. 6. donmuş. doğru şık mı olduğunu. komşu oldukları sanılan iki kavram arasına tıpkı bir köşe gibi saplandığı görülebilir. bir kavramsal kişilik de öyle olmalıdır. İmdi ba­ şarı ya da başarısızlık yapılandırmazdan önce bilinemez. insan için insa­ na uyan yeni bir kavram yaratmış olduğunu biliyordu 13. bir düşünce imgesi getirmemiş­ lerdir. . bir çö­ zümün uygun olup olmadığını. faz­ lasıyla düzenli. Nice fel­ sefe kitabı için yanlış olduklarını söylemeyeceğiz. bu (13) Nietzsche. on­ da dünya üzerinde varolabilecek en tiksindirici şeyi görebiliyordu. hepsi o. Sevimsizken bile.yoksa. Ahlâkın Soybilimi. sayfanın kenarına "yanlış" diye yazabi­ lirler. Felsefe böylece sürekli bir bu­ nalım içinde yaşar. Kavramların canlı maddeleri üzerine kazınmış düzensiz kenarları olmak gerekir. ya da Önemli kategorileri gibi kategorilerdir. yeni kavramlar (eleştirilen şeyin kavramları) içerir. Dik­ kate-değer. daha çok kuşku duyarlar. I. zira bu hiçbir şey demek değildir. felsefe bu yüzden aykırısalın içinde gelişir. ne ki okurlar önem ve yarar konusunda. kemikleşmiş kavramlar mı? En çok tümel­ lik içeren. kavramlar salvolarla ve kişilikler gemlemelerle iş görürler. en olumlusundan yaratma kadar. üç merciin ilişkisidir. ama önemsiz de. Melville. çünkü işte hiçbir kavram yaratmamışlardır. bir Tek olmak zorundadır. büyük bir romanesk kişilik bir Orijinal. dikkate-­ değer olmak zorundadır. Doğası gereği ilginç olmayan nedir? Tutarsız kavramlar.78 Felsefe Nedir? de bir tür eklenti gibi peydahlanan bir sorunu bu kez kendisi belir­ lemeğe çalışarak. ve gerçekten de. Çünkü felsefece faaliyetlerden her biri yalnızca öteki ikisinde kısta­ sını bulur. Bir sorunun iyi bir şekilde ortaya konup konmadığını. tersine. Yalnızca öğretmenler. ebedi formlar ya da değerler gibi sunulan kavramlar. yararsız da diyebiliriz. Bunlar Zihnin kategorileridir. "insan işte burada ilginç hale gelmeye başlıyor!" diye ses­ lenmekten geri durmadı. iticiyken bile. "kötü niyet" kavramını yapılandırdığında. diyordu. ya da üzerinde durmağa değecek bir kişilik doğurmamışlar­ dır. Nietzsche'nin "biçimsiz ve akışkan kavram karalaması" dediği şey mi . yeni bir kavramsal kişi­ lik (rahip) ve düşüncenin yeni bir imgesiyle (nihilizmin olumsuz belirticileriyle kavranmış erk istenci) ilişki halinde. ama başarı veya başarısızlık için karar verecek olan İlginç. Felsefe bil­ mekten ibaret değildir ve felsefeyi esinlendiren şey de hakikat de­ ğil. Doğası gereği sorunsal olan. yine de.

Kavramsal Kişilikler

79

bağlamda en kemikleşmiş, en az ilginç olanlardır. Her türlü yarat­ mayı korkutmak üzere konmuş iskeletler örneği, yapılıp hazırlan­ mış eski kavramlar; bu kavramların kendilerinden ödünç alındığı eski filozofların, kendi zamanlarında, modernlerin yapması engel­ lenmek istenen şeyi yaptıklarını, yani kavramlarını yarattıklarını ve de, çağımızın eleştiricisi veya tarihçisi gibi, kemikleri temizle­ yip, raspalamakla yetinmediklerini görmeden, ortada sallanmakla yetinilirse hiçbir olumlu şey yapılmaz, ne ki eleştiri ve tarih alanın­ da da bir şey yapılmaz. Eğer, uyuyakalmış bir kavramı uyandır­ mayı öneremiyorsa, onu kendi aleyhine çevirme pahasına bile olsa, bu kavramı yeni bir sahnede oynatamıyorsa, felsefe tarihi bile baş­ tan sona ilginçlikten uzak demektir.

4 . Geofelsefe

Özne ve nesne, düşünce hakkında yetersiz bir değerlendirme yap­ mamıza yol açıyorlar. Düşünmek, ne bir özne ile bir nesne arasın­ da gerili bir ip, ne de birinin öteki çevresinde yaptığı bir çevrimdir. Düşünmek, daha çok toprakla yurtluğun ilişkisi içinde gerçekleşir. Kant, sanıldığı kadar nesne ve özne kategorileri içine hapsolmuş değildi, zira onun kopernikusgil çevrim düşüncesi, düşünceyi doğ­ rudan doğruya toprakla ilişkiye sokar; Husserl, düşünce için, de­ vinmediği ama dinginlik olarak da kalmadığı ölçüde toprağa ben­ zeyen, kökensel sezgi gibi bir zemini zorunlu kılar. Bununla birlik­ te toprağın, durmamacasına bir yurtsuzlaştırma devinimi içinde olduğunu, hemen oracıkta gerçekleştirdiği bu devinimle her türlü yurtluğu aştığını gördük: toprak yurtsuzlaştıran ve yurtsuzlaştırıl­ mış olandır. Kendisi de, kitleler halinde yurtluklarını terkedenle­ rin, suyun dibinde sıra halinde yürüyüşe geçen ıstakozların, semâ­ vi bir kaçış çizgisi boyunca at koşturan hacıların veya şövalyelerin devinimine karışır gider. Toprak başka öğeler arasından bir öğe değildir, tüm öğeleri bir ve aynı kucaklayış içinde toplar, ama yurtluğu yurtsuzlaştırmak üzere kâh birinden kâh ötekinden ya­ rarlanır. Yurtsuzlaştırma devinimleri bir öte'ye doğru açılan yurt­ luklardan ve yeniden yurtlandırma işlemleri de yurtlukları yeni­ den dağıtan topraktan ayrı tutulamaz. Yurtluk ve toprak, iki ayır­ dedilmezlik bölgesi olan yurtsuzlaştırma (yurtluktan toprağa) ve yeniden-yurtlandırma (topraktan yurtluğa) ile birlikte, iki bileştiri­ cidir. Birincinin hangisi olduğunu söylemek mümkün değildir. Yu­ nanistan'ın hangi bağlamda filozofun yurtluğu ya da felsefenin toprağı olduğu sorulacaktır. Devletler ve Siteler, bir yurtluk ilkesinin soyzinciri ilkesine ikame edilmesiyle, çoğu zaman yurtluklar olarak tanımlanageldi­

Geofelsefe

81

ler. Ama bu doğru değildir: yurtluklarını değiştirebilen soyzincir­ sel gruplar, gerçekte ancak bir "yerel soy" içinde bir yurtluk ya da ikâmetgâh edinerek kendilerini belirlerler. Devlet ve Site'yse, tersi­ ne, bir yurtsuzlaştırma uygularlar, çünkü biri üstün bir aritmetik Birlik'e taşıyarak tarımsal alanları yanyana getirip kıyaslar, öteki de yurtluğu tecimsel bağlantılar içinde genişletilebilir bir geomet­ rik alana uyarlar. Devletin Spatium imperial'i ya da sitenin extensio politik'i bir yurtluk ilkesi olmaktan çok, Devlet yerel grupların yurt­ luklarını sahiplendiğinde veya site ülkenin iç kesimlerinden yüz çevirdiğinde uygulandığını gördüğümüz bir yurtsuzlaştırmadır; yeniden yurtlandırma, bir durumda saray ve sarayın stokları üze­ rinden, bir başka durumda agora ve tecimsel kanalları üzerinden gerçekleşir. Emperyal devletlerde, yurtsuzlaştırma aşkın niteliktedir: yu­ karıdan, diklemesine, toprağın bir tür semâvi bileştiricisini izleye­ rek gerçekleşme eğilimindedir. Yurtluk çorak toprak haline gelmiş­ tir, ama bir semâvi Yabancı gelip yurtluğu yeniden-kurar, ya da toprağı yeniden-yurtlandırır. Sitedeyse, bunun tersine, yurtsuzlaş­ tırma içkin niteliktedir: bir Yerli'yi, yani denizgil bir bileştiriciyi iz­ leyen, yurtluğu yeniden ihya etmek üzere bizzat kendisi suların al­ tından geçen toprağa ait bir gücü, özgürleştirir (Erechteion, Athe­ na ve Poséidon tapmağı). Aslında işler daha da karmaşıktır, çünkü emperyal Yabancı'nın kendisi de hayatta kalmış yerlilere gereksinir ve yurttaş Yerli de kaçmakta olan yabancıları çağırır - ne ki aslında bunlar da aynı psiko-sosyal tipler değildir, tıpkı imparatorluğun çoktanrıcılığıyla sitenin çoktanrıcılığının aynı dinsel figürler olma­ yışı gibi(l). Yarımadanın her noktası denize öylesine yakın ve kıyılarının uzunluğu öylesine fazladır ki, Yunanistan'ın parçalı bir yapı taşıdı­ ğı söylenebilir. Ege halkları, antik Yunan'ın siteleri ve özellikle de 'yerli' Atina, ilk tecimsel siteler değillerdir. Ancak, önerdikleri mo­ deli izlemeksizin onlardan yararlanabilecek ölçüde, Doğu'nun ar­ kaik imparatorluklarına hem yeterince yakın, hem de yeterince uzak olan ilk yerleşimler de onlardır: gözenekleri içinde kurumlaş­ mak yerine, yeni bir bileştirici içinde yıkanırlar, içkinlikle iş gören özel bir yurtsuzlaştırma kipini geçerli kılarlar, bir içkinlik ortamı oluştururlar. Bu tıpkı, birbirine bağlı, bağımsız sitelerin veya ayrı
(1) Marcel Detienne bu sorunları derinlemesine yeniledi: Kurucu Yabana ve Yerli karşıtlığı, bu iki kutup arasındaki karmaşık karışımlar, Erektheon konusunda, bkz. "Bir sit nedir?", in Tracé de fondation (Temel İzleri), Peeters Yay. Yine bkz. Ciulia Sissa ve Marcel Detienne, La vie quotidienne des dieux grecs (Yunan Tanrılarının Günlük Yaşamı), Hachette (Erektheon konusunda böl. XIV, iki çok tanrıcılığın farkı konusundaysa böl. X).

görüş alışverişinden. yok muydu?). hiç kuşkusuz Ati­ nalI Platon tarafından icadedilmiş olan "felsefe" sözcüğünde bağın­ tısını bulması için bir yüzyıl gerekecektir. dostluğun rekabetleri. yüzyıl başlarına doğru onu tanımlamayı başardığı şekliyle. imparatorluktan gına getir­ mişler ve de Apollon'un sömürgeleştirdikleri. görüşün kanlı karşıtlıkları ve geri dönüşleri olduğu sürece. I. Yalnızca zanaatkârlar ve tacirler değil. tam da Doğu'daki krallık ve imparatorluklarla karşılaştıkları yerde" doğup bü­ yüdü. Yunan Tragedyası Çağında Felsefenin Do­ ğuşu: "Filozofun Yunan ellerine gelmiş bir göçmen olduğunu düşünün. "Asya. Doğu'nun kıyısında yeralan bir "uluslararası pazar" gibidir. tartış­ ma konusunda. Yunan'a özgü bu üç belirtici her zaman karşımıza çıkıyor. Yunan mucizesi. ama yanı zamanda da rekabeti kuran bir tür toplaşmayı bozma hazzı (Açılımlarını Yunanistan'da yapa­ cak. Platon-öncesi düşü­ nürler böyleydi. Nietzsche. s. Salamin'de. Yunan dünyasının kıyısından gelmektedirler. ama onlardan biraz daha gizli cemaatler olan. uzak batıya. Bunlar bir bakıma yurtlarından kopmuş yabancılardı. deniz üzerinde yeniden yurtlandığı o zaferdedir. (3) Jean-Pierre Faye. hiç kuşkusuz Efesli Heraklei­ tos tarafından icadedilmiş olan "filozof" adının. 110-115. en azından üç şey: emperyal egemenliğin tam karşısında olan ve de rakip çıkarlar. "Pers isti laları ve siyasal ihtilallerin yol açtığı göçlerin yardımıyla. Yunanistan'ın Pers imparatorluğun­ dan kurtulduğu ve yurtluğunu kaybetmiş olan yerli halkın onu de­ nizde kazandığı. 408-409: Sokrates ön­ cesi felsefe "helenistik çağın yanıbaşında.. Clémence Rammoux. ve Yunanlıların. "toplaşmanın iç­ sel doğası" olarak. göçmenler tarafından oluşturulmuş. katışıksız bir toplumsallaşabilme. dostluğu ku­ ran bir tür toplaşma hazzı. bkz. Gallimard. Sociologie et épistémologie. L'Europe préhistorique (Tarihöncesi Avrupa). yüzyıl sonu ve VI. böl. ama felsefe Yunanlıdır. Oldukça kısa (2) Childe. önceden tasarlan­ mış hiçbir çıkar içermeyen içkinlik ortamı olarak. kolonileşmelerin. "dost toplu­ lukları". Afrika. La raison narrative (Anlatıcı Akıl). Sicilya ve İtalya'daki kolonilere" sıçradı. Balland Yay. kaçak yabancılar." (4) "Özel bir içeriğin ötesinde ve berisindeki" bu katışıksız toplumsalcılık. Payot Yay. fi­ lozofu felsefeye bağlayan odisseuscu güzergâhın aşamalarıdır"(3). zanaatkâr ve tacirle­ rin imparatorlukların izin vermediği bir özgürlüğe ve hareketliliğe kavuştukları. görüş. ticaret ve savaş ilişki­ leri içinde. konuşmadan alınan haz(4). Filozoflar yabancıdır. görüşten alınan haz. bundan daha yumuşak bir dünya görülmeyecektir. bir imparatorlukta tasavvur edilemeye­ cek şey. Simmel.2 Bu kişiler. VII. Bkr. dostluk.82 Felsefe Nedir? toplulukların çokluğu arasında örgütlenmiş. pythagorasçılarınki tü­ ründen. . ama filozoflar da: Faye’in dediği gibi. PUF Yay. Toplumsallaşabilmenin kıyıcılıkları. III. s. ve. s.15-18. in Histoire de la philosophie (Felsefe Tarihi). İçkinlik. sonra. tam tersine onu öngördüğü için. Delos paktı Yunanistan'ın parçalılaştırılması gibidir. ve demokrasi. İtalya. Bu göçmenler Yunan ortamında ne bulurlar? Felsefenin kendiliğinden koşulu olan.

Göreceli yurtsuzlaştırmanın. Çin altılık­ . burada aşkının içkinlik düzlemi üzerine yansıtılmasını içerir. aynı şeydir: Aşkın Tanrı kendisini. emperyal bir­ likte veya tinsel imparatorlukta. yani sonsuz bir devinime uyan görünümüne yansıyan. Ama toprak. toprağın üzerinde çizilen veya silinen yurtluklarla olan ta­ rihsel. işte bu noktada büyük bir farklılık işe ka­ rışmaktadır. kendisi olarak. Aşkınlık ken­ di kendisinde tümüyle "boş" olabilir. Yalnız şu var ki. tecellisinin [teofani] aşamalarını çizdiği. İçkinlik düzlemi üzerindeki mutlak yurt­ suzlaştırma. semâvi ve emperyal birlik tarafından gerçekleştirilmiş olduğu zaman. aşkın öğe. Bunun bir bilgelik. Bütün bu durumlarda. ister fizik olsun. gö­ receli yurtsuzlaştırmalarla birlikte belirlenecek birtakım ilişkiler boyunca düşünülebilir.. içkinliğe veya aş­ kınlığa ait oluşuna göre.Geofelsefe bir dönem için. ya da en azından "an­ laşılması zor" olarak kalırdı. içkin olan Doğa-düşün­ ce'nin düzlemine yazılmak için hep eğilmek veya bir tür dönüş ha­ reketine uğramak zorundadır: semâvi dikey. dikey. Bütün bunlar ve ön­ celikle de felsefenin Yunanistan'la olan bağı. doğru gibi görünüyor. Düşünmek. ya da bir din olması önemli değildir. Böylesi bir düzlemin yurtsuzlaştırılması yeniden yurtlan­ dırmayı dışlamaz. ama coğrafyasal. ya da bir tektanrıcılık emperyal birli­ ğin yerini aldığı zaman olan da. yurtsuzlaştırma mutlak tır. ama bu işi. ner zaman belli bir tarzda alır. mutlak yurtsuzlaştırma. bir sarmal eğri halin­ de düşünce düzleminin yatayı üzerinde uzanır. boş.. ama genişletilmiş bir içkinlik banyosu olarak gören yeni bir emperyalizm arasında kuruldu. en yoğun bağ. beraberce düzlemin bir bölge­ sine. bu bakımdan. bir Doğa-düşünce'nin katışıksız içkinlik düzle­ mi içine geçtiğinde. yalnız kozmik değil. verili bir alandaki bir göreceli yurtsuzlaştırmanın yeri­ ni. Ve aşkınlık mutlağı istila ettiği. Düşünmek toprağı emen (veya daha iyisi onu "tutan') bir içkinlik düzlemi sermekten ibarettir. tarihsel ve psiko-sosyal. kendini içkinlik düzlemi üzerine yansıtan aşkınlık onu döşemekte ya da Figürlerle doldurmaktadır. Aşkın. çağlar ve felaketlerle olan jeolojik ve parçası olduğu evren ve yıldız sistemiyle olan astronomik ilişkisini ilgilendirdiği sürece göreceli'dir. Yurtsuzlaştırma. denizi artık yurtluğu için bir sınır veya girişimi karşısında bir engel olarak değil. ama birtakım sapma ve rastlantıların da izini taşıyor. sonsuz diyagramsal devinimleri olan bir Varlık-düşünce'nin. demokratik site. yaradılışın içkinlik düzlemi üzerine yansıtmasaydı. isterse psikolojik veya top­ lumsal. sömürgeleştirme ve denizle. gelecekteki yeni bir toprağın yaratıl­ ması gibi koyar ortaya. aşa­ malandınlmış farklı düzeyleri katettiği ve eğildiği ölçüde dolar.

Yahudi sefaradi ayincilerini. Ve kavramlar yaratmanın ne anlama geldiği de işte budur: ayrılmaz iç bileştiricileri. yalnızca bu bakış açısından birbirlerine yaklaştırmak mümkün olabilir: figürler aracılığıyla dü­ şünmek. görüş). mimari. ama onu. Bu ne­ denle figürün bir gönderimi. üzerlerinde gönderme ve yansımaların doğaları­ nın değiştiği yeni düşünce düzlemleri yapmak için şu veya bu dü­ zeyi serbest bırakmaktır. İslam "mu­ tasavvıflarını". ve yalnızca tutarlığını meydana getiren birleşmeleri ve bağlantıları korumak üzere. Altılıklar. İçkinlik ikiye katlanmıştır. ve de doğası gereği çok anlamlı ve çembersel bir gönderimi vardır. daha çok göreceli ile mutlak arasındaki ilişkide aramak gerekir. Artık bir figür içinde yansıma değil. aşamalı. bir başkasıyla eklemlemek. gönderimsel'dir. kozmik. hiç şüphesiz yasaklanmış olarak kalan bir dış benzerlikle değil. iç veya dış. politik. öyle ki bu bileştiricilerden biri bile kavram değiştirilmeden eklenemesin veya çıkarılamasın. ayırdedilmezlik bölgelerinde­ ki bileştiricilerinin bağlantısıyla sağlanmıştır. tanrısal. ileride göreceğimiz gibi. yasaklanmış benzerliğe öykünmek değil. yansıyabilir. ama kavram içinde bağlantı vardır. Hıristiyan ikonalarını. sonsuza taşıyan içkinlik düzleminin mutlak yurtsuzlaştırmasıyla birleşir (ortam. başka bağlantılara başvuruldukta doğalarının da değişeceği tarzda. figür özünde paradigmatik. Figür.84 larını. düşüncenin içkin­ lik düzlemi üzerinde aşkına taşıyan bir iç gerilimle tanımlanır. kavramı. dış komşuluğu ya da dış tutarlığı. (Sanatlar ve bilimler de güçlü figürler çatarlar. aynı bir aşkınlığın bütün değerleri olarak uyarlayan bir yansıtmadır. kavramdır. bir kapanış ya da doyum noktasına vara­ na kadar eklemlemek. içlerinden birinin bileştiricileri doyum noktasına ulaş­ tığında. Bu ne­ denle kavramın kendisi de.) Bundan önce. yatay ve içkin oldukta. dost. Yunanlıların mutlak bir iç­ kinlik düzlemi icadetmiş olduklarını söylüyorduk. organik düzeyleri. Göreceli yurtsuzlaştırmanın kendisi de. komşuluk dışında başkaca kuralı yoktur. Kı­ saca. Hint mandalalarını. bir kavramdan ötekine giden köprüler aracılığıyla sağlan­ mıştır. aşkının boyun eğdiği anların bütününü göste­ ren bir sarmal eğrinin düzeylerine göre birbirlerinden çıkan kesik­ siz ve kesikli belirticilerin düzenliliğidir. İç komşuluğu veya tutarlığı. çabuk ilerlemek için. Ama Yunanlıla­ rın özgünlüğünü. İçkinlik düzlemini gelip dolduran şey. Artık figür­ ler aracılığıyla değil de kavramlarla düşünülen yer işte burasıdır. her türlü gönderimi terkeder. devinimlerini değiştirerek onu mutlağa iteleyen. ama onları tüm din­ lerden ayıran şey. Kavramın çokanlamlılığı yalnızca komşu­ . Kavramın. Mandala bir yüzey üze­ rinde.

ama tutarlı'dır. yansıyabilir değil.) ve François Jullien’in (Procès ou création/Dava ya da Yaratı. bazen de figürlere zihinsel yaşamın ayrı­ calıkları verilirken. PUF Yay. kesintisiz ve kesin­ (5) Kimi yazarlar. bir Doğa-düşünce'nin. Hegelcil veya Heideggercil klişelerden bağımsız olarak. tümüyle felsefece olan sorunu yeni temeller üzerinde ele almaktalar bugün: bir Yahudi felsefesi konusunda. Roger-Pol Droit'nın yaklaşımı (L'oubli de ¡'İnde / Hindis­ tan'ın Unutuşu. ama sentagmatik'tir. aynı tarzda düzenlememeleri yüzündendir. Kavramlar dümdüz tek renklilikler. bir Hint felsefesi için. veya yenibaştan oluş­ turmaları gerekir. René de Ceccaty ve Nakamura (Mille ans de littérature ja­ ponaise/Japon Yazının Bin Yılı. Se­ uil Yay. artık felsefenin. Seuil yay. aralarında aşama farkı bulunmayan ordinatlardır. aşamalı değil. Çin düşüncesi düzlemin üzerinde ve bir tür gidiş ve dönüş içinde. Buradan sonra. Jambert (La logique des Orientaux/Doğuluların Mantığı. ama karşılıklı bir bağımsızlık. aralannda bağlantı ilişkileri kuran bir işbölümü içinde kendilerini bir anda ortaya koymaları. yalnızca.). Corbin’in çalışmaları doğrultusunda. Seuil Yay. bkz. 3. bilimin ve sana­ tın aynı bir yansımanın çeşitli düzeyleri gibi örgütlenmemeleri. gibi soruların önemi bundandır.) ve Lardreau (Discours philosophique et discours spirituel/Felsefece Söylem ve Tinsel Söylem. kendileri olarak ele alır ve yalnızca kendi aralarındaki ve olası bileştiricilerindeki uygun komşuluk kurallarını araştırırlar. bkz. François Cheng (Vide et plein/Boş ve Dolu. kavramlar ölmüş bir anlağın yapay devinimle­ rine gönderilmişlerdir. bir İslam felsefesi için. Lévinas ve Levinas'ın çevresindeki çalışmalar (Les cahiers de la nuit surveillée. Ama yine de. Çin felsefesi için. Bunlar kav­ ram yaratmanın sorulandır. ve rahip Dögen'in yorumlu çevirisi. . 1984). gönderimsel de­ ğil. bir Japon felsefesi için de. Masson-Oursel'in çalışmaları doğ­ rultusunda. yin ve yang'ın diyagramsal devinim­ lerini kaydeder. Felsefede.). bu basit kavramları.). Kavram pa­ radigmatik değil. Différence yay.Geofelsefe 85 luğa bağlıdır (bir kavram birden çok komşuluk bağlantısı içinde bulunabilir). içerden ve dışardan. Yanıtlarında ortaya çıkan farklılık. iki terimden birini değersizleştirmek­ le yetinen yüzeysel yargıları dile getirmektedir: bazen kavramlara aklın saygınlığı verilirken figürler akıl-dışının karanlığına ve imge­ lerine gönderilmişlerdir. bir ortak matristen kalktıklarında bile farklılaşmamaları. altılıklar da düzlemin kesitleri. Figürler ve kavramlar arasında köktenci bir karşıtlık bulundu­ ğu sonucuna mı varmak gerekiyor? Farklılıklarını ortaya koyma gi­ rişimlerinden çoğu. Seuil Yay. ama çevreden'dir. no. ortakmış gibi görünen bir iç­ kinlik düzlemi üzerindeki kaygı verici yakınlıklar ortaya çıkmakta­ dır (5). Sokrates-öncesi filozoflar fizik öğeleri kavrammışlar gibi incelerler: onları her türlü göndermeden bağım­ sız olarak. bir kavramın içine ne koymalı ve bunu neyle bir arada koymalı? Buradakinin yanına hangi kavramı koymak gerekir ve her birinin içinde hangi bileştiri­ ciler bulunmalıdır?. ama bağ­ lantılanabilir'dir.) araştırmala­ rı.

. yüzyıla kadar. aşkın. ama concetto henüz tutarlık kazanmış değildi ve şekilleştiriliş.. yansıma yoluyla "içkinliğin mutlaklaştırılmasını" üretir. Yahudi. yalnızca ufuk üzerindeki komşulukları ve bağdaşımları içerirler. Tanrı'nın ölümü de öyle. Çünkü figürler. Hıristiyanlık.86 Felsefe Nedir? tili belirticiler halindeki bileştiricileriyle birlikte. kavramlarla olduğunca figürlerle de doldurula­ . Belki de Hıristiyan düşüncesi. dikey veya aşkın bir şeyi içeren yansımalardır. "bir Hıristiyan felsefesi var mı­ dır?" sorusu. Ama bunun dışındakiler felsefenin sa­ hiplendiği mutlağın içkinliğidir. Tanrı'nın ölümüne hâlâ trajik düzlemde yaklaştığını gördükçe hay­ rete düşüyor. Bir Çin. tanrı-tanımazcılık bir sorun de­ ğildir. düz­ lemin üzerindeki. bir sınırın varlığını dışlamazlar. ama ancak tanrı-tanımaz Spinoza ile kavrama ulaşır. bunun tersi de aynı şekilde doğrudur ve felsefece kavramlar içkin­ liğin bir şey'e her bir bağlanışında yeniden figürler üretirler. şu anlama geliyor: Hıristiyanlık özgün kavramlar ya­ ratmaya muktedir midir? inanç. kendisi­ ni ancak bu-dünyaya inanç kıldığı ve kendisini yansıtacak yerde eklemlendirdiğinde sahici bir kavram haline gelmektedir. XV. Dönem dönem sorulan. felse­ fenin üç "figür"ü olarak. figürle­ rin. hatta saklanış tarzına ba­ ğımlıydı. yüzyıldan XVII. öteki dinlerin hep­ sinden daha fazla salgıladığı tanrı-tanımazcılığı aracılığıyla kav­ ram üretmektedir. ancak tanrı-tanımazcılığı. Ancak böylesi rabıtalar. ama aynı zamanda olabilir derecelerdeki bütün farklılıkları da taşırlar. gibi? Bunu Pascal'de veya Kierkegaard'a gördük: belki de inanç. Filozoflar için. buna karşılık kavramlar. özgürlük. Şüphesiz. onca filozofun. Ve eğer figürler böylece kavramlara doğru uzanıyorlarsa. ama filozofun din­ ginliği ve felsefenin kazancıdır. iletişimdeki öznellikler-arası.. Bu esasen ya­ hudi düşüncesi için bile doğruydu: Yahudi düşüncesi figürlerini kavrama kadar iter. dehşet. Hint. Söyleyebileceğimiz şey. ayrımına varılması zor bile olsa. düşünümleme özne­ si.. tanrı-­ tanımazcılığın kavramına ulaşıldıkta başlar. Figürlerle kavramlar doğaları gereği farklıdırlar. günah. Tanrı-tanımazcılık bir dram değil. sonsuzcasına yaklaşacak kertede kavramlara doğru uzandıkla­ rıdır. François Jullien'in Çin düşünce­ siyle ilgili göstermiş olduğu gibi. tıpkı felse­ felerin kendi kendilerine ihanet etmeden figür'e ulaşamayacakları gibi. İslam "felsefesi"nden söz edilebilir mi? Düşünme eylemi. sorunlar ancak daha sonra. İnsan. Bir dinin içinde her zaman dışarı çıkartılmayı bekleyen bir tanrı-tanımazcılık vardır. temaşa nesnellemesi. Şunu da saptamak gerekir ki din­ ler kendi kendilerini yadsımadan kavrama ulaşamazlar. impresa'yı bir "concetto"nun [kavramın] kılıfı yaptı. o sonsuz devi­ nimlerin ordinatlarıdır.

"güzel" olarak temaşa-edilmiş kal­ dığından. Yunan orta­ mı ile düşüncenin içkinlik düzlemi arasında bir buluşma gerekti. başka komşuluklarla birlikte başka türlü olabilecek bir eklemlenmeye bağlıdır. Çok farklı iki yurtsuzlaştırma deviniminin. Felsefenin doğabilmesi için. bu ilişkinin kendisinin düşünümlenmiş. evrensel tarih olarak yalnızca olağanlı­ ğın tarihi vardır. felsefenin bir iç zorun­ luluk gösterdiği görüşüdür (ve bir Yunan mucizesi fikri de bu sö­ zümona zorunluluğun bir başka görünümünden başka bir şey ol­ mayacaktır). Kavramın içinde bile. onu dolduran ve onun üzerine etkiyen şeyle etkilenmiştir. Dostla düşüncenin buluşması gerekti. sonraki aşamaları . özneyle olan ilişkisi he­ nüz daha belirlenmemişken. kaçınılmaz bir şekilde bir kavram yaratmaya veya bir felse­ fece oluşuma yönelmediği. bir olağan neden ilkesidir ve şöyle sözcelenir: iyi ne­ den ancak olağan olandır. Ama yine de. bir bağlaşım. zaten içkinlik içinde iş gören göreceli ile mutlağın. Kendisi ile yetersiz değil. bunun tersine. Nesne'yi özneyle bir ilişki içinde ilk kez onlar kavradılar: Hegel'e göre. içkinlik düzleminin ken­ disinin. Yunanlılar özgür insanlar oldukları için.bir buluşma. bilgelikle­ rin ve dinlerin içinde de yayılabileceğidir. Figürlerin durumundaysa. bileştiriciler ara­ sındaki bir eklemlenmeye. isterse Yunanlılarda. felsefeyi Yunanistan'la birleştirecek çözümsel ve zorunlu bir neden aramak boşunadır. felsefe bir Yunan işi oldu. ya da onunla eklemlenmesi ge­ rekti. öyle ki ancak kavramın etkisiyle felsefe­ ce içkinlik düzlemi haline gelir: felsefe tarafından varsayılmış ol­ makla birlikte onun tarafından çatılmamıştır ve değil-felsefe ile fel­ sefece bir ilişki içinde yayılır. ama bu bireşimsel ve olağan bir neden . Felsefede belirdiği şekliyle neden ilkesi. ister kendi kendisinde. Ancak nesne. göçerler tarafından getirilmiş bile olsa. neden. ama bizatihi olabilirliği açısından felse­ feye önceden komplo kurmuş bir çatallaşmayı izleyerek. Bu­ nunla beraber bu içkinlik düzlemi tam olarak felsefece değil. ardından da devinime geçirilmiş veya iletilmiş olması için. Bu içkinlik düzlemi. felsefe için dü­ pedüz bir neden var. Bizim yadsıdığımız şey. felsefe-öncesi'nin bize gösterdiği. ama kendisi için­ de olağan bir neden. kavram işte böyle ortaya çıkacaktır.Geofelsefe 87 bilen bir içkinlik düzlemi üzerinde gerçekleştiği ölçüde evet. bağlaşımı gerekti. Kısaca. Düşünce düzleminin mutlak yurtsuzlaştırmasının doğrudan Yunan toplumunun görece­ li yurtsuzlaştırmasına ayarlanması. ÖRNEK VII Hegel ya da Heidegger'in yaptığı gibi. felse­ fe-öncesi'dir.

öyle ki fel­ sefe ister istemez kendi öz tarihi ile karışır. Yine de Doğu'nun felsefe-öncesi dönemini Yunanistan'ın felsefe döneminden ayıran şeyin ne olduğu pek iyi anlaşılmı­ yor. Bu nedenledir ki Doğu felsefeden önce değil. Yunan dönemi var. yapısı gereği. Toprağa ve yurtluğa yaklaşır): Yunanlının özelliği Varlık'ta eyleşmesi ve onun sözcü­ ğüne sahip olmasıydı. ev­ rimleşmekten çok bir Varlık yapısına musallattır. .. Bu yüzden. ama Varlık’ı düşünmez. Jean Beaufret: "Kaynak her yerde belirsiz. bir yandan da durmamacasına kendinden yüz çevirir. oturmak/ey­ leşmek temalarının da tanıklık ettiği üzere. zira Yunan düşüncesi. Heidegger yurtsuzlaştırma devinimine ihanet eder. özgür yurttaştan çok yer­ li olarak düşünmektedir (ve Heidegger'in Varlık ve olan üzerin­ deki bütün düşünümlemesi. kavramdan habersiz­ dir. Heidegger Ve Hegel'de ortak kalan şey.6 Ve bizati­ hi felsefe de özne ve nesnenin derecelerinden geçmekten. bir daha değişmemecesine olmak ve olan ara­ (6) Bkz. Yunanlı kendi öz dilinde ve dilbilimsel hâzinesinde. yurtsuzlaştırılmasının tarihidir. hiç şüphe yok ki düşünüyordu. Yunanistan'la felsefenin ilişkisinin bir köken gibi. Heidegger'in Yunanlıları Varlık'la olan ilişkilerini "telaffuz etmeyi" başara­ mazlar. Ancak Heidegger'de. Doğu. ama ya­ nısıradır. inşa etmek/kurmak. Doğu.. ama kendiliğinde nesneyi katışıksız bir soyutlama. olmak fiilinde [être] yeniden yurtlanır. en soyut boşlukla en sıradan olan'ı birarada yaşatmakla yetindiği için. Yunanlıların vardıkları noktadan daha ileriye gitmek söz konusu değildir. Heidegger sorununun yerini değiştirir ve kavramı özne ve nesne arasındaki farklılık yerine Varlık [Etre] ve olan arasındaki farka yerleştirir. çünkü düşünür.. Çin'den olabildiği gibi belki Arap. henüz üzerinde düşünümlemesini bilemeden varsaydığı özneyle ilişkinin bilincinde değildir. Bununla birlikte.. kaynağı olmak diye adlandırmanın tuhaf ayncalıklığına Yunanlılar sahip oldular. Hegel'inkiler Özne'yle olan ilişkileri üzerinde düşü­ nümlemeyi beceremezler. Yurtsuzlaştırıldığında. Yunanlıyı. yeniden başlatan bir yineleme içinde ele almak yeterlidir. onların devinimlerini başlatıcı. her­ hangi bir aracılık olmaksızın. kendine döndüğü zaman. Çünkü Varlık. ve de Varlık'ın veya Toprak'ın tarihi de. çünkü onu. Batı uygarlığı­ nın Yunanlılar tarafından başlatılmış ve nasyonal-sosyalizm ü­ zerinde yeniden-yurtlandırılmış dünya ölçeğindeki teknik geli­ şimi içinde." (Ethemité no. basit tikellikle bir ve aynı olan boş tümellik gibi düşünüyordu: somut tümellik ya da tümel tekillik olarak özneyle olan ilişkisi eksikti. Olaya ne kadar yaklaş­ mış olursa olsun. o andan itibaren herşeyin kavramın içinde gelişeceği ilk aşamayı Yunanlıların icat ettikleri de bir gerçektir.1985). belki de Hintli.. ve böylece Batı'nın içindeki bir tarihin başlangıç noktası olarak tasarlanmasıdır.. Ama işte. 1. kendinden yüz çevirmesinin.88 Felsefe Nedir? beklemek gerekir.

Nihayet. der Nietzsche. tarihselci bakış açısında kalırlar. Olağanlığın yokedilmezliğini yüceltmek için. koşullan­ mamış olarak kalırdı. önce filozof haline-gelmek zo­ runda kaldıklarını saklamamalıdır. Felsefe bir geo-felsefedir. haline-geliş belirlenmemiş. tarihin içine düşen. Bu durumda kavramların öngörülemeyen yaratılışını anla­ mak zorlaşıyor. filozofların önce Yunanlı haline-gelmek zorunda ol­ dukları kadar. "Haline-geliş" tarihe ait değildir. Hegel ve Heidegger.. yani yeni bir şey yaratmak üzere. Felsefe neden belli bir anda ve Yunanistan'da ortaya çıkıyor? Bu tıpkı. başka bir anda Çin'de yok? Coğrafya. Bir şey nasıl tarihten ge­ lebilirdi ki? Tarih olmasaydı. tarihsel forma sadece bir madde ve değişken ortamlar sağlamakla yetinmez. Felsefeyi kendi öz tarihimize indirgemek mümkün değildir. Yalnızca fizik ve insan coğrafyası değildir o. yüz çevrilen koşulların bütününü göstermektedir yalnızca.. Değil-tarihsel öğe. ama kavramsal kişilikler haline-geliş'in malıdır. Yunan yurtluğu ile Yunanlıların Varlık adını verdikleri Batı Toprağı arasında dondurur. Olayın kendisi de değil-tarihsel bir öğeye gereksindiği gi­ bi. yapılardan koparıp alır onu. içinde kavramın zorunlu olarak kaderini geliştireceği veya açığa çıkaracağı bir içeridenlik formu olarak koydukları ölçüde. bel­ li anlarda var da. bir "ortam"ın gücünü dile getirebil­ sin diye kökenlere tapınmaktan koparır (Nietzsche. haline-gelmek için. Yunanlılar bunu yaptılar. Onu. zihinseldir de. ama tıpkı manzara gibi. ne kadar yeni olursa olsun. çevreleyen bir atmosfer olduğunu söylüyordu: filozof bir kuyruklu yıldız olmaktan çıkıyor. felsefenin Yu­ nanlılarda bulduğu şeyin. bugün bile tarih. tıpkı tarihin de Brau­ del’in bakış açısından bir geo-tarih olması gibi.Geofelsefe 89 sında. bir çevre. Braudel'e göre kapitalizm için olduğu gibidir: kapitalizm neden belli yerlerde. ama haline-geliş tarihsel değildir.). haline-geliş'e de gereksinir. ama bir ortam. Zorun­ luluk çembersel hale getirilmiş tarihsel öğenin soyutlanmasına da­ yanır. . Akdeniz boyunca Yunan dünyasından geçen kaçış çizgilerini çizmek üzere. tarihin içine düşseler de tarihe ait olamayan haline-ge­ liş'leri keşfetmek üzere. ancak hepsinin yerini tutacak bir yüz çevirme yoktur. ama oradan geri dönmeyen yeni kavramlar yaratmak için. Psiko-sos­ yal tipler tarihe aittirler. Yunanlıların da. bir köken değil. tarihi. çünkü felsefe. durma­ macasına bu tarihten koparıp alır kendini. tarihi tarihten koparıp alır: felsefenin Yu­ nanistan'daki tarihi. zorunluluğa ta­ pınmaktan koparır tarihi. her kezinde. onca bileştirici hanidir durup durduğu halde.

1. demokratik emper­ (7) Nietzsche. XIII. Ancak. Felsefe eğer Yunanistan'da ortaya çıktıysa. Yalnızca Batı kendi içkinlik odaklarını serer ve yayar. bir vakanüvisçilikten çok bir coğrafyanın. 3. yeryüzünün en ücra kö­ şelerine kadar uzanan Dünya pazarı: gökler bile yatay hale geliyor. kuşatıcı bir atmosfere benzer". Top­ lumsal alan. imparatorluklarda olduğu gibi. ama bunu. yeni baştan ve daha bir büyümüş ölçekte. inanılmaz bir göreceli yurtsuzlaştırma içine sürük­ ler. sistemi büyüterek durmamaca­ sına yer değiştiren ve yer değiştirirken kendi kendisini yeniden oluşturan içkin iç sınırlara gönderir(9). ve "acaba insanın daha önce bu değil-tarihsel yoğunluğa sarmalanmaksızın yerine getirmeye muktedir olduğu eylemler nerede bulunur?"(7). Bu Yunan kalkışmasının bir devamı değil. Dış engeller artık sadece teknolojik niteliktedir ve yalnızca iç rekabetler varlıklarını sürdü­ rürler. ama önceden bilineme­ yen bir ölçekte. çıplak emek ve saf serveti. Balazs. Felsefenin doğuşu... Kapitalist üretimin gerçek engeli. bir doğadan çok bir bağışlamanın sonucudur." . servet emeği satın aldıkta ortaya çıkan ayırdedilmezlik bölgeleriyle birlikte belirleyerek tasta­ mam bir kapitalizm kavramı kurar. aynı engelleri. bizatihi serma­ yedir. III. ve hatta VIII. Kuyrukluyıldız-filozof ve Yunan'da bulduğu "ortam" konusunda. ortadan kalktı­ ğında yeniden söneceği. bir kökenden çok bir çevre ve bir ortamın. yüzyıllarda Çin'de değil?8 Çünkü Batı bu bileşti­ ricileri ağır ağır kurup ayarlarken. önce site devletlere gönderen ve kendisi de içkinlik aracı­ lığıyla iş gören. başlıca iki bileştiriciyi. onu yukarıdan kısıtlayan bir dış sınıra değil. başka bir biçim altında ve başka araçlarla girişilmiş bir canlanmadır. ama. Doğu onların sona ermelerine izin vermez. Neden kapitalizm Batı'da da. Bu tıpkı bir bağışlanma anıdır. III. (9) Marx. "Tarihsel araştırmaların yararları ve sakıncaları üzerine". Uzay boşluğuna atlamazdan önce. Marx. Gallimard. artık. Kapital. kar­ şısına çıkaracak araçlar kullanarak başarır. bununla birlikte bu canlanma Yunanlıların ilk gi­ rişimcilik hakkını ellerinde tuttukları birleşime. "düz emek" ve her ikisi arasındaki mal olarak gerçekleşen buluşma.90 Felsefe Nedir? "hayatın yalnızca onun içinde ortaya çıkabileceği. Peki felsefe neden Yunan'dan sonra da yaşamını sürdürmüş­ tür? Ortaçağ boyuncaki kapitalizmin Yunan sitesinin bir uzantısı olduğu söylenebilemez (tecimsel formlar arasında bile pek az ben­ zerlikler vardır). Yurtlukların üretimleri denizleri aşmağa muktedir içkin bir or­ tak forma bağlanırlar: "genel olarak zenginlik". yine olağan nedenler sonucu. bu bir zorunluluktan çok bir olağanlığın sonucudur. (8) Bkz. sonuç: "Kapitalist üretim kendisine içkin olan sınırları hiç durmadan aş­ ma eğilimindedir. bir tarihten çok bir haline-­ geliş'in. böl. kapitalizm Avrupa'yı. Zamansız Düşünceler.. La bureaucratie céleste (Semâvi Bürokrasi)..

ama Ulyseus'tur. 11 Kapitalizm. yeni iç sınırlar olarak zorunlu yeniden-yurtlan ­ dırmaları gerçekleştirmek üzere. Bu. s. kapitalizm site-devletlerden yola çıktı. ötekiler arasından bir psiko-sosyal tip gibi değil.-P. Kapitalizmin insanı Robin ­ son değil. bütün öteki halklar üze­ rinde Avrupa'nın gücünü sağlamak ve onları Avrupa üzerinde ye­ niden yurtlandırmak için durmaksızın kendisini yurtsuzlaştıran sermayenin. Bununla bera­ ber. yurtluğu olarak "kendi evi"ne. Dünya kapitalizminin devasa göreceli yurtsuzlaştırması.. Hıristiyanlık aracılığıyla Yunanistan'dan Avrupa'ya giden zorunlu bir süreklilik değildir. en yetkininden İnsan olarak düşünebiliyor. tıpkı daha önce Yunanistan'da yaptığı gibi. Mo­ dern felsefenin kapitalizmle olan bağı. kendi kendisiyle akraba olacaktır (10) . (11) Braudel. Demek oluyor ki Avrupalı kendisini. olağan yeniden başlayışıdır. Yunanlının da daha önce yapmış olduğu gibi. . Husserl. yerli Proleter ya da yabancı (10) Husserl . L'oubli de l'lnde. 203-204). onları yakalaması ve onları kuşatması gerekir. Onlardaki çılgınlığı yumuşatması. düşmanlıklarında bile. Droit'mn yorumları. R. Civilisation matérielle et capitalisme. Braudel'in gös­ terdiği gibi. antik felsefenin Yu­ nanistan'la olan bağıyla aynı türden: kendisi de içkinlik aracılığıyla iş gören göreceli bir toplumsal ortamla mutlak bir içkinlik düzleminin eklem­ lenmesi. başlıbaşına Avrupalı bir aşkın öznenin bu ayrıcalığını açıkla­ yan şeyin "felsefenin ve onda birlikte bulunan bilimlerin" yükselişi olduğuna inanmak kolay değildir. Armand Colin Vay. öyle ki bu Batı içinde bütün bir insanlık. ». tıpkı Hindistan'daki halklar gibi. demokrasi içinde bir varış noktası bulan modern ulusal Devlet üzerinde yeniden-yurtlanmaya gereksinir. Düşüncenin sonsuz devinimi­ nin. göreceli büyük devinimi ile bağlaşımı gerekiyor. siyasal ve toplumsal temeller üzerinde yeniden canlandırır. (bkz. felsefenin gelişimi yönünden. ancak bunlar yurtsuzlaştırmayı o kadar ileri götürüyorlardı ki. Yu­ nan dünyasını ekonomik. yeni "kardeşler" toplumunda. ancak Yunanlıdan çok daha fazla bir yayılmacı güç ve misyonerlik istenciyle. ancak yalnızca Avrupa. yani dostlar topluluğunun kapitalist kar­ şılığında. kendine ve öteki halklara "durma­ dan daha çok Avrupalılaşmaya dönük bir teşvik" önerecektir. sömürgeleştirici demokrasi birleşimine hız verir.Avrupa'da Bilimlerin Bunalımı. ve bir ailesel akrabalığa sahip tipler halinde gruplandıklarını söylüyordu. kurnaz avam takımı. içkin olan mo­ dern Devletlerin. ulus­ ları arasındaki rekabete rağmen. bir ve aynı olağan sürecin. halkların.. ama.Geofelsefe 91 yalizm. 391-400.. Yeni Atina'dır bu. Husserl'in Telos adını verdiği şeyin. şu halde. başka verilerle. büyük kentlerde oturan herhangi bir sıradan adam.

Ütopya sonsuz devinimden ayrılmaz: kökenbilim bakımından. Her kezinde. keyifli bir alış-verişini görmek çekici ge­ lebilir. birle­ şiniz. ozan ve düşünür gibi sunmasını anlayabiliriz: can sıkıcı olan bu küstah sahiplenme değil. ama öncelikle felsefenin bunu olabilir kıl­ mış olan kavranışıdır.. Gerçekten de. Ama böylelikle. taka­ sın. Ulyseus'un dönüşü­ nü. önermesel olmayan kav­ ram formuna ulaşır. benzer utançların için­ den geçmişlerdi. mutlak yurtsuzlaştırmayı gösterir. sonsuz devinimin içine -yani devrime. antik felsefeyle Yunan sitesinin. yeni bir halka çağırmak üzere. tıpkı sanatın bir estetik sağladığı gibi bir etik sağlayabilen. Kapitalizmi aşıp geçen ve aynı hayal kırıklığına doğru koşan tek bir çığlık değil. kavramda kendine has metayı bulacak olan zihnin keyifli bir alış-verişini görmek. Batı'nın iki kutbunda. modern felse­ feyle kapitalizmin eklemlenmesi ideolojik oluşumlar değildir ve iç­ lerinden tinsel figürler damıtmak üzere tarihsel ve toplumsal belir­ lemeleri sonsuza doğru sürmekle yetinmezler. iletişimin. Ameri­ ka'da ve Rusya'da. Yunan düşünü yenibaştan alan ve "demokratik saygınlığı" ye­ nibaştan oluşturan kardeşlerin veya yoldaşların yeni toplumunu oynamaktalar. felsefe deyince. onu sonsuzun devinimi olarak içkinlik düzlemi üzerine geçi­ rir ve iç sınır olarak ortadan kaldırır. Ütopyacı Samuel Butler . ve Frankfurt Okulu'nun "ütopya" olarak tanımladığı şeye daha yakındır. Ancak. yurtsuzlaştırmanın mevcut görece ortamla ve özellikle de bu ortam içinde ezilmiş güç­ lerle eklemlendiği kritik noktada gösterir. iletişime de.92 Felsefe Nedir? Göçmen'dir.. onu ona karşı çevirir. Felsefe sermayenin görece yurtsuzlaştırılmasını mutlağa taşır. Eğer böylesi bir şeye felsefe deniyorsa. selameti açısından. Gerçekten de. Şüphesiz. görüşlerarası bir uzlaşma yaratabilen.. felsefe ütopya aracılığıyla siyasal hale gelir ve döneminin eleştirisini en üst noktaya kadar sürdürür.. Avrupa kapitalizmiyle. pazarlamanın kavra­ mı sahiplenmesi ve de reklâmcının kendini en yetkin kavramcı. dönemiyle. batılı anlamda demokratik söyleşiyle beslenmiş çıkarsız bir toplumsallaşabilirlik açısından kavramda değişim de­ ğerini bulacak olan zihnin. ama her zaman. modern felsefe. felsefenin. Bütün ülkelerin Proleterleri. pragmatizmle sosyalizm. Yunanlılar da. bağlantısını kuran ütopyadır. Demek ki Adorno'nun "olumsuz diyalektik" adını verdiği. Kıyaslamalar tüm yönleriyle dikkate alındık­ ta. antik felsefenin sitenin dostu olduğundan daha çok dostu değildir kapi­ talizmin. kimi sofistler yüzünden. ya da daha iyisi. uzlaşmanın ve görüşün yok oldukları. ama iki çığlıktır: bütün ülkelerin Göçmenleri.atılanlardır. yeni bir toprağa. ama daha önce de Yunan sitesiyle.

Devrimin (devrimi sürdürenler filozoflar olmasa da) "filozof­ ların suçu" olduğunu söylemek yanlış sayılmaz. (13) Kant. Kavram kimliğiyle ve olay olarak. kamuoyunun ona verdiği çarpı­ tılmış anlam nedeniyle. Ütopyada (felsefede de olduğu gibi) her zaman için aşkınlığın restorasyon rizikosu ve bazen de gururlu evetlenişi vardır. Emst Bloch. ama akılcı veya hatta akla uygun hiçbir şey içermeyen şimdi-burada'daki sonsuzun sunumu olarak. ya da ancak ken­ dine ihanet ederek gerçekleşecek bir şey olduğunu söylemek değil­ dir. Habermas ve Lyotard'ın birbirin­ den çok farklı yorumlarıyla olanca önemini kazanmış durumdadır). Tersine. mutlak yu­ kardan-seyir olarak. İki büyük modern devrimin. Yetilerin Çatışması. içkin ütopyaları birbirinden ayırmak gerekir (12). bunlar daha çok ütopyanın çeşitli tipleridir ve devrim de bu tiplerden bir tanesidir. ya da Hiçbir yerde'ye değil. Kant'ın gösterdiği gibi. II. Umut İlkesi. Ama işte. ortaya koymaktır. en uygun sözcük değildir). Ütopya sözcüğü şu halde felsefenin veya kav­ ramın mevcut ortamla olan bu bağlaşımını gösteriyor: siyasal felsefe (bununla beraber belki de ütopya. devrimin kendisinin içkinlik ütopyası olduğunu söy­ lemek. şimdi-bu­ rada'ya da göndermede bulunmaktadır. böylesine kötü so­ nuçlanmış olması.Geofelsefe 93 tarafından kullanılan "Erewhon" sözcüğü. Vincennes Üniversitesi Yayınları. seyirciyle oyuncunun ayrılmasından çok. . aynı zamanda da "Now-here". devrimci. öyle ki buyurucu ya da aşkınlıkçı ütopyalarla. içkinliği sermayenin hâlâ ona dayattığı (ya da aşkın bir şeymiş gibi ortaya çıkan sermayenin formunda kendi kendisine dayattığı) bütün sınırlardan kurtarır. devrim kavramı. bugün Foucault. ve bir öncekinin her ihanete uğrayışında yeni savaşımları başlattığı ölçü­ de. devrimi içkinlik düzlemi. öz­ gürleştirici. ve bu belirticiler kapitalizme karşı savaşımda burada ve şimdi gerçek olarak varolan şeyle eklemlendiği. kavramın kendi içkin yolunu izlemeyi sürdür­ mesini engellemez. devrim kendiliğinden(12) Bu tür ütopyalar için bkz. Kavram. Ve René Schérer'in devinimle ilişkileri içinde Fourier'nin ütopyasına ilişkin yorumları. yalnızca "No-where". sonsuz devinim. Pari sur l'impossible (Olanaksız Üzerine Bahis). şeyle­ rin hali ve olay arasındaki eylemin bizatihi kendi içindeki bir ayrı­ şımdır. bunun bir düş. gerçekleşmeyecek bir şey. mutlak bir içkinlik düzlemi üzerinde nasıl bir "coşkuyla" düşünülmüş olmasında bu­ lunur13. Bununla birlikte bu coşkuda söz konusu olan. onun ister istemez göreceli bir toplumsal alandaki sürdürülebilirlik tar­ zında değil. tarihsel etmenlerle "değil-tarihsel yoğunluk" arasındaki. Amerikan ve Sovyet devrimlerinin. Önemli olan bir ütopik sosyalizm ile bir bilimsel sosyalizm arasındaki sözümona ayrım değildir. 6 (bu metin.

şimdiki ve belki de gelecek bir forma sahiptir. Kısacası. yine bkz. onların. yeni halka çağrı yaptığı anda bile. Remarques sur Oedipe / Oedipus üzerine değinmeler. ama zihni "gizemler" (14) Hölderlin: Yunanlılar. henüz olmayan şeydir. kazanmak zorunda olduğumuzdur. oysa ki biz. geçmişteki formuyla kavram. çünkü Hıristiyanlığın aşkınlığı bizi öylesine dalgın­ laştırmış ki. bizim artık sahip olmadığımız düzlemleri vardı. ama ba­ tılı örgensel kompozisyonu veya kavramı edinmek zorundaydılar. yurtsuzlaştırmanın yeni toprağa. L’imitation des modernes / Modernlerin Taklidi.düşünümlemek yeter. Hölderlin'in onca derin­ likle ifade ettiği budur: Yunanlılar için "doğum yeri" olan. Devrim. Yunanlıların ise henüz yoktu. Kavram nesne de­ ğil. Tas­ tamam bu bağlamda. coşku ve esriklik içinde inşa ettikleri içkinlik düzlemini sıkıca tutuyorlardı ellerinde. bunun tersi oluyor" (Bölhendorf'a. Yunanlılar kendi yad-elleri olarak kazan­ mak durumundaydılar(14). bizim "yad el"imizdir. Ya da Schelling'in söylediği: Yunanlılar Doğa’nın içinde yaşıyor ve düşünüyorlardı. şeylerin duru­ munda veya yaşanmışlıkta hiçbir şeyin. bizler artık Yunanlı değil. 10-18 Yay. kavramı hâlâ çok uzakta ve yukarıda duran bir şeymiş gibi temaşa ederler.. Onun Nesnesi değil. Felsefe kavram üzerinde yeniden yurtlanır. 8-11.). yurtluktur. Ne ki işte bu ilişkiyi Yunanlıların tersi veya aksi gibi. ama bir yurtluğu vardır. Yunanistan'la olan ilişkiyi bir kişi­ sel ilişkiymişçesine yaşamış olanlar özellikle Alman filozoflarıdır. bugün. kavrama sahibiz. ancak onları nereye koyacağımızı bir türlü bilemiyoruz. "bizde. biz ancak düşünüm yo­ luyla ve temel bir unutma ve bir sıkıntıyla kapışmak pahasına yeniden bulabiliriz. bunca yüzyıl süren Batı düşüncesinden sonra kavramlara sahip ol­ duğumuzu sanıyoruz. ona zihnimizde doğuştan ge­ len bir tarzda sahibiz. Bu nedenle Platon'un Yunanlıları. gerçek bir düzlem edinememişiz. Philippe Lacoue-Labarthe. kavramla­ rımız var. Doğu ile paylaştıkları bir büyük pancıl Düzleme sahiptiler. 4 Aralık 1801 tarihli mektup ve Jean Beaufret'nin yorumları. Modern felsefe kendi özgeçmişinin formu olarak Yunanis­ tan üzerinde yeniden yurtlanır. ir Hölderlin. oysa ki biz. ama Doğu'nun fi­ gürleri içine düşmemek için onu ne tür kavramlarla dolduracakla­ rını aramak durumundaydılar. geçmiş. Renan'm Yunan "mucizesi" üzerine yazdığı ünlü metin bile benzer bir karmaşık ha­ reketlilik gösterir: Yunanlıların doğal olarak sahip oldukları şeyi. oysa ki tersine bizim doğum yerimizi. ters bakışımı gibi yaşıyorlardı: Yunanlılar. hatta aklın düş kırıklıkları­ nın bile onu yatıştıramayacağı içkin bir coşkuya teslim eden bir kendiliğinden-konum'dan yararlanır. Galilée Yay. Mutlak yurtsuzlaştırma yeniden yurtlandırma olmadan ol­ maz. s. kavramlara sahibiz. Bizim.94 Felsefe Nedir? gönderimseldir [auto-referentiel] ya da kendisini. Brötonlarız (Souvenir d'enfance et de jeunesse / Çocukluk ve Gençlik Anıları) . mutlak yurtsuzlaş­ tırmadır.

bir ulusa sahip olan yalnızca filozof değildir. bir Devlet'in. ama Doğa'yı durma­ macasına kutsallığını kirlettiğimiz derin bir simyasal gizem içinde bırakıyoruz. bir zamanlar yabancı olan da yerli. bunu ya­ parken biz onları kendi üzerimizde yeniden yurtlandırmaktayız. onların malik-olmadıkları ve de henüz ol­ madıkları şeye göre yeniden yurtlandırıyoruz. bütün gücüyle bir "dostlar toplumuna" başvurur. bu çaba sonuçsuz kaldı ve mirası da daha çok Alman­ ya'ya geçti (Leibniz ve Schelling aracılığıyla). Şu halde felsefece yeniden yurtlanmanın da bir şimdiki hali var. Yerli ve yabancı. bu devinim. Gerçekten de. İtalya ve İspanya. belki de Katoliklikle bağların kopması. kavram ve figür arasındaki . duyuyor ve düşünüyoruz. Biz kendimizi Yunanlılarda. iki farklı kişi gibi biribirinden ayrıl­ mıyor artık. güçlü bir biçimde 'concettizme'i.]. öyle ki düşünürleri bi­ rer "kuyrukluyıldız" olarak kalıyordu ve bu ülkeler de kuyruklu­ yıldızları yakmaya hazırdılar. Felsefenin modern demokratik Devlet ve insan hakları üzerin­ de yeniden yurtlandığı söylenebilir mi? Ama. gallikanizm'di [Özgür Fransız Kilisesi sistemi. bir "mucizenin" koşullarını yinelemeye muktedir. kapitalist dünyada felsefeyi ortaklaşa üretmeye muktedirdiler acaba? Neden İspanya değildi. ama bu sanki o toplum dostluğun doğasını değiştiren bir felâketten çıkmışcasınadır. yani büyük bir estetik değeri olmakla beraber felse­ feye kılık değiştirten.Geofelsefe 95 içinde bırakmaktaydılar. tek ve aynı bir çiftkişilikmişcesine dağılıma uğ­ ruyor: bir zamanlar yerli olan yabancı haline geliyor. veya insan haklarını "kendi" Devletinde ifade etmeye ve kar­ deşlerin modern toplumunu çizmeğe muktedir bir halkın zihniye­ tini içerir. bir hukukun özelli­ ğini. o kadar ki. Fransız. onu bir retorik bağlamında saptıran ve kavra­ ma tümüyle sahiplenmesini önleyen. Zihnin içinde. ikiye bölünen. insan olarak. An­ cak neden yalnızca üç ülke. İngiltere ve Almanya'yı tinsel yönden kurtaran. neden İtal­ ya değildi? Özellikle İtalya. ulusal Devlet ve halkın zihniyeti (ço­ ğunlukla filozofunki.. oysa ki biz. İtalya ve İs­ panya felsefe için bir "ortam"dan yoksundu. İspanya belki de Kili­ se'ye fazlasıyla boyun eğmişti ve İtalya da Kutsal-Mekan'a [Vati­ kan] fazlasıyla "yakın"dı.. asıl felsefe. kendisi de şimdiki ve geçmişteki biçimleri altın­ da. yurtsuzlaştırılmış bir siteler bütünü ve bir deniz gücünü ortaya koyuyordu. ama her zaman değil) üzerinde yeniden yurt­ lanır. Hölderlin. ama. erişilebilmez bir felsefenin başlangıcını işaretle­ diyse de. düşüncenin koşulu olarak. Nietzsche böylece. Fransa'yı kurta­ ransa. İngiliz ve Alman felsefelerinin ulusal karakterlerini belirlemek amacıyla geo-felsefeyi kurdu. evrensel demokratik Devlet olmadığı için. düşünümleme­ nin içinde yaşıyor.

yerleşilebi­ lir. Al­ manya'ya gelince. ÖRNEK VIII Eğer bizlerin. bilinebilir veya bilinen toprakların sayımı gibidir. onları uzaktan temaşa ediyor. bir akıllar düzeni. yüzyılda Almanya için durum böyledir. olaylarda neden bun­ ca kötüye gittiklerini ilk sorgulayan ülke olacaktır. devrimci bir cogito'da ifadesini bula­ rak sonuçlanacak olan bir zihinler cumhuriyeti ve bir düşünme ye­ teneği ile "en iyi paylaştırılmış şey" olarak övünmektedir. bir halkın anlayışına ve hukuku tasarlayışına uygun olarak. uygarlaştırılabilir. o cogito ön-düşünümsel. demokratik Devlet ve insan haklarıyla rastlaşır görünmüyor. ne XVIII. kavrama sahip olduğumuz. Felsefenin tarihi şu halde. felsefe modern dünyada yeni­ den yurtlanma durumundadır. Amerika'daki felsefece girişiminin. Fransa'da onca yanlış tanı­ nan pragmatizmin. Her kezinde. durmadan Fransız devrimi üzerinde düşünecektir kendi köşesinde (yeterince yurtsuz­ laştırılmış kentleri yoktur. bu konumla uyuşma eğilimindedir. Fran­ . Ancak yapamayacağı şeyi. veya sezinliyorlardı: buradan platoncu belleğe-vuruş ile kartezyen doğuştan-gelirlik veya kantgil a-priori arasındaki fark be­ liriyor. bir "epistemoloji" aracılığıyla destekleyerek. ne XVII. bir iç-ülkenin. Land'ın ağırlığı altında ezilmektedir). sadece. ama içkinlik düzlemini gözden yitirdiğimiz doğruysa. devrim. Ama bu. demokratik devrim ve yeni kardeşler toplumuyla devamlılık içinde olduğu doğruysa da. en yozlarını yeşertmek üzere. felsefe­ deki fransızlaşmış vasfı da kavramları düşünümsel bilginin ba­ sit bir düzeni. bir bilincine "varma"ya veya cogito'ya göre ölçümlenen. Bu tıpkı. üzerinde düşünmek için kendine ödev olarak verir. ve devrimlerin zihinlerde bunca vaatkârken. yüzyılda İngiltere için. yüzyılda Fransız felsefesinin altın çağı için. insanların tarihi ile felsefenin ta­ rihinin aynı ritmi taşımadıklarını söylemek demektir. tıpkı fel­ sefece "görüşler" gibi olan. ulusal veya daha doğrusu ulusallaştırıcı vasıflarla belirlenmiştir. Şimdiki form şöyle sözceleniyor: kavramlarımız var! Oysa ki Yunanlılar henüz onlara "sahip değillerdi". yapamayacağı şey olarak. Ve daha o zamandan Fransız felsefesi. Ingiltere kendi devrim deneyimi üzerinde düşünümlemeyi bırakmayacak. insan haklarının üç toprağı gibi yaşarlar. ne de XIX. modern insanların. ve o bilinç savlı-olmayan hale gelmek zorunda olsa bile. Ame­ rika ve Fransa. İngiltere.96 Felsefe Nedir? bu katolik uzlaşmasını geliştirmeye muktedir iki batılı ülke oldu­ lar. Ancak kavrama sahiplenme.

Bu felsefeyi. iç savaşlar sonucu. parçalanmış. bir toprak üzerine kalıcı olarak yerleşmekten nefret eden bu göçerler de. despotça bir iktidar sürdürmekteydi. Kurmak-İnşa etmek-Eyleşmek üçlüsünde. kendileriyle iş gö­ (15) Saf Aklın Eleştirisi'nin ilk baskısının önsözünün ilk satırlarına başvuracağız: "Muharebele­ rin cereyan ettiği yerin adı Metafiziktir. İngi­ lizler ise eyleşirler. kuranlar Alınanlardır. klorürleri ve sülfatları temaşa-e­ der. bir alışkanlığı za­ manla kazanarak. Bu açıdan baktıkta. bir "yurtluk"unu ve bir "toprak"ını farkederiz (Yargı gücünün Eleştirisi. Her zaman bilinç üzerinde yeniden-yurtlanmışlardır. ama bir kavram eyleşerek. içkinlik düzlemini taşınabilir ve oynak bir zemin. bu kopan bağı durmadan yeni baştan kurmayı denemelerine engel olamadılar. ama asıl bir coğraf­ yasını içerirler. mutlu bir rastlantı sonucu az sayı­ da oldukları için. Bitki suyu.. ama onları edinirler ve yalnızca edi­ nilmiş olana inanırlar. edinildiği için. kök­ tenci bir deney alanı. ve septikler. çadır­ larını kurmakla yetindikleri bir takımada dünyası gibi kullanan o göçerlerdir aslında. İngiltere Almanya'nın saplantısıdır. Herşey duyulardan geleceği için değil. zira toprağı fethedip sabitleştiriyor). Eleştiri'ler Aklın yalnızca bir "tarihini" değil. ken­ di öz anarşisi gibi duyumsadığı bilinmeyen toprağı. bu metafizik. kendi öz felsefe yapma Eylemine. 2). Almanya ise. mutlaktan vazgeçmez: bilinçten yararlanır. adadan adaya ve denizin üzerinde. yavaş yavaş tam bir anarşinin içine yuvar­ landı.97 sızlar tıpkı gelirleri cogito olan toprak sahipleri gibidirler.." Ve kuruluş adası üzerine de. İngilizler kırılmış. açması. dogmatiklerin hükümranlığı sırasın­ da. zaman zaman toplumsal bağı kopartıyorlardı. Yunanlıların yerlilik aracılığıyla sahip ol­ duklarına. yasaları hâlâ antik barbarlığın damgası­ nı taşıdığı için. fetih ve kurma eylemiyle sahiplenecektir. bir kurma. III. yani te­ mellendirmesi gerekmektedir. Fransızlar veya Almanlar gibi sahip oldukları bile söylenemez.. zira İn­ gilizler. Ancak. Kavram. toprağı. fethetme şiddeti esinlendirir. . ve kendi öz kavramını edinmek ve onunla dolmak (enjoy­ ment) için onları zamanla kazanır. Alışkanlığı kavrayış tarzları olağanüstüdür: alışkanlıklar temaşa-ederek ve temaşa-­ edileni zamanla kazanarak edinilir. kendi öz felsefe-yürütme öznelliğine içkin kılacaktır (demek ki cogito bir başka anlam kazanıyor. Kant'ta saf Aklın coğrafyasına ilişkin ola­ rak Jean-Clet Martin'in çözümlemesi. Alışkanlık yaratıcıdır. çadırını kurarak. Yunan iç­ kinlik düzlemini şimdi yeniden fethetmek ister15. azotu. Bir çadır yeter onlara. bölümün başında yer alan "İlkelerin analiti­ ği" konulu önemli metin. öyle ki iç­ kinliği birşey'e içkin. inşa edenler Fransızlar. buna göre de kavramın bir "alan"ını. Yunanlıların yitip gi­ dişinden bu yana göçerlere terkedilmiş kendi öz barbarlığı. Variations (Değişimler). Başlangıçta. Kavramlara. giriş. aslında aralarında önceden üzerinde uzlaşılmış herhangi bir düzlem olmaksızın. rakiplerinin. Bundan ötü­ rü hiç durmadan bu toprağı sağlamlaştırması. Bkz.. tersine. o. ama bir yurtsuzlaştırma aracıymış gibi yararlanır. tüm evre­ ne yayılmış eski Yunan toprağı üzerinde göçerler gibi gezin­ mektedirler. Yine de. karbonu.

karşılıklı olarak söz vermemiş olsalar da. Biz hepimiz temaşalarızdır. Şüphesiz. yani alışkanlıklarız­ dır. bu işi bir anlaşma veya uzlaşma sonucu yaparlar. ama o içkin aksiyomatiğin "gerçekleşme modellerini" meydana getirir­ ler. diktacı. filozof felsefe profesörü haline gelir. Her demokrat aynı zamanda Beaumarchais'nin "öteki Tartuffe" üdür. Ulusal devletler artık üst-kodlama paradigmaları değildirler. ger­ çekten ayrışık olabilir. yine de dünya pazarı yalnızca varsaymadı­ ğı.) içkin bir aksiyomatiği gibi çalışır. totaliter. ondan daha az eşbiçimli değildirler. Peguy'nin dediği gibi. Ben öznesi bir alışkanlıktır. ama belirleyici gelişme eşitsizlikleri ürettiği ölçüde. ondaki kavramı oluşturan alışkanlık hangisidir? Budur pragma­ tizmin sorusu. Alışkanlığın olduğu her yerde kavram vardır ve alışkanlıklar köktenci deneyin içkinlik düzle­ minde edinilirler ve ortadan kalkarlar: bunlar "uzlaşmalar"dır 16." . bizi hangi uzlaşmaya gönderir.. Bu nedenle. ampirik yeni-platonculuğu buradan gelir). kapitalizm kodsuzlaştırılmış akışla­ rın (para. Bu tıpkı Devletlerin yurtsuz­ laştırması.. Alman felsefesinin temellendirme düşüne rağmen. de­ mokratik Devletler. Bir aksiyomatikteyse. ama Alman kurum ve temel aracılığıyla öyledir. insancıl Tartuffe'dür. Auschwitz'den sonra artık düşünemeyeceğimizi ve de hepi­ (16) Hume. modeller bir aşkınlığa göndermede bu­ lunmazlar. kurbanlar­ dan başkaca kimseyi etkilemeyecek sağlıksız bir suçluluk duygusu içinde. Bir önerme verildikte. diktacı Devletlerle öylesine bağlılık ve uzlaşma içindedirler ki. evrensel demokratik Devlet yoksa. İnsan Doğası Üzerine İnceleme. Fransız sözleşme yoluyla. Felsefe Hukuk devleti üzerinde yeniden-yurtlandı­ ğında. tam tersi söz konusudur. emek. ürün akışları. bunun nedeni kapitalizmde evrensel olan tek şeyin pazar oluşudur.). İngiliz hukuku gelenek ve uzlaşmadan oluşmuş­ tur.. Aşkın üst-kodlamalarla iş gören ar­ kaik imparatorlukların tersine. Bu nedenle İngiliz felsefesi. İngiliz ise ancak uzlaşmayla öyle olur. özgür ve vahşi bir kavram ya­ ratmadır. tıpkı Fransız hukukunun sözleşmeden (tümdengelimci sis­ tem) ve Alman hukukunun da kurumdan (organik bütünlük) geldiği gibi. İmdi gerçekleştirme modelleri çok çeşitli olabilir (demokratik. sık sık işaret edildiği gibi. sermayeninkini ılımlılaştırıyormuş ve ona telafi edici ye­ niden-yurtlandırmalar sağlıyormuş gibidir. II: "Bir kayığın küreklerine asılan iki kişi..98 Felsefe Nedir? rülen öğeler temaşa-edilirken kazanılmış bir alışkanlıktır (İngi­ liz felsefesinin çok özel Yunancılığı. insan haklarının savunulması zorunlu olarak her tür demokrasinin içsel eleştirisinden yola çıkmak zorundadır.

aşağılanmış ve küçültülmüş olmanın utana. İnsan hakları bize kapita­ lizmi kutsatabilemez. Devletleri ve pazarı ahlâklı­ laştırmaya muktedir "uzlaşma" olarak bir evrensel görüş oluştur­ mak suretiyle dostların veya hatta bilgelerin toplumunu yeniden düzenleme iddiasındaki iletişimin felsefesi için de. bunun sonrasında yaşıyor almanın utancı. kim sürdürüp yönetebilir? Sefalet kendi yurtluğundan ya da gettosundan dışarı çıktığında. Biz artık Yunanlılar değiliz ve dostluk da artık aynı dostluk değil: Blanchot. onurlarını zedele­ mek zorunda kaldılar. ve insan hakları veya Uluslara­ rası hukuk Devleti’nin küçümsenmesi konusundaki en güçlü çözümlemelerden biri Michel Butel'inkidir. Setaletı. ama felaket şurada: kardeşlerin ya da dostların toplumu öylesine bir sınavdan geçti ki. . Mascolo bu sıçramanın bizati­ hi düşünce için taşıdığı önemi gördüler. no. der. Ve de. dostluğu ortadan kaldırmayan ama ona modern renklerini ve­ ren ve Yunanlıların basit "rekabetçiliği"nin yerini alan bir "yorgun­ luk". ama çok daha önemsiz koşullarda. (18) "Demokratik görüş"ün eleştirisi. ya da kurnazlık gerekir (l8). birbirlerine ve her biri ken­ di kendisine bakamıyorlar. diye ekler. Gallimard. belki de bir çekinme duymaksızın. Pri­ mo Levi.)(17). ulusları. her biri­ miz. bu (17) Primo Levi'nin böylece betimlediği "karma düzen" bir duygudur. Yalnızca Devletlerimiz değil. 21-25. Ve bir in­ san olmanın utancını da. ne de demokratik Devlet üzerinde yeniden-yurtlanan bir felsefeyi. hangi sosyal-demokrasi vur emri vermedi? Haklar ne insanları kurtarır. her demokrat. Ama nazizmin ve toplama kamplarının bize telkin ettiği. Ortada sahiden de felaket var.Geofelsefe 99 mizin nazizmden sorumlu olduğunu sanmanın alemi yoktur. "pis karışım veya yanyana pislik" diyordu. kimse bize kurbanları cellatmışlar gibi kabul ettiremez. haklardan yoksun insa­ nın içkin varoluş kipleri konusunda hiçbir şey söylemez. demokrasile­ re musallat olan varoluş aşağılıklığı ve sıradanlığı karşısında. onun tarafın­ dan kirletildi. insanların bunu yapabil­ miş olmasının utancı. bunun Amerikan modeli. özellikle de yadsımaktan daha da fazla olarak. ve gecekonduların yurtsuzlaştırılıp-yeniden-yurtlandırıl­ masını. Les naufragés et les rescapés (Boğulanlar ve Kurtulanlar). yalnızca Primo Levi'nin betimlediği en uç konumlarda değil. nazizmden sorumlu olmasa bile. onları yok sayan veya askıya alan mülkiyetin güvenliği söz konusuysa: "Nietzsche. 10. kardeşler ya da dostlar. demokrasilerle birarada yaşayan güçlü polis ve ordulardan başkaca.. İnsan hakları. L'Autre journal. Mart 1991. s. İnsan hakları aksiyomlardır: pazarda pekâlâ başka aksiyomlar­ la bir arada yaşayabilirler.. düşüncenin sonsuz devinimleri haline ge­ len. bundan daha çoğu veya daha azıdır: "bir insan olmanın utan­ cı" (çünkü hayatta kalanlar bile ittifak kurmak. epeyce safiyet. Bkz. bizim bunu engelleyememiş olmamızın utancı.

Avrupalılaştırma bir haline-geliş kurmuyor. Heidegger olayı ortalığı daha da karıştırdı: en tuhaf yorumların. eşelemek. Ve re­ zilden kurtulmak için hayvanlaşmaktan (homurdanmak. Sanat ve felsefe bu noktada. Sanki utanç bizatihi felsefenin içine girmek zorundaymış gibi. yeni bir toprağa ve henüz varolmayan bir halka sesle­ nir. kendini kasmak) başkaca yol yok: düşünce bile bazen ölen bir hayvana. Büyük bir res­ samın. Demokrasiler çoğunluklardır. ama bir haline-geliş. yaşayan bir adamdan daha ya­ kındır. tersine fazlasıyla var ondan. sadece uyruklaştı­ rılmış halkların haline-gelişini engelleyen kapitalizmin tarihini ku­ ruyor. ülküleri ve görüşleri karşısında da duyuyoruz. karmaşık. kaypak bir konumdur. Bu utanç duygusu felsefenin en güçlü motiflerinden biridir. Kavramların yaratılması. bir büyük filozofun gerçekten de nazizm üzerinde yeniden-yurtlanması ge­ rekti. bunun bir filozof olması gerekti. Kur­ banlardan sorumlu değiliz. Kendimizi çağımızın dışında hissetmiyoruz. Bu geleceği talep edenler halkçı yazarlar değil. tarihlerinin en berbat anında Almanları kul­ lanarak Yunanlılara ulaşmak istedi: Bir Yunanlı beklerken. ama en aristokrat kişilerdir. bazen felsefesini suçlamak. ya da düşünüm cogito'sundan da daha kuşkulu bir iletişim cogito'sunda bulamaz. eksikliği duyulan bir toprak ve bir halkın oluşturulması noktasında buluşuyorlar. Birçok yazarın demokrasiye göre konumu. kendiliğinde bir gelecek formuna çağrı yapar. Bize sunulmuş yaşam olabilirliklerinin rezilliği. bunun ko­ şulunu demokratik Devletin şimdiki formunda. diyordu Nietzsche. tersine onunla utanç verici uzlaşmalara girişmekten geri durmuyoruz bir türlü. Felsefe. karşısında bir Alman bulmaktan daha beter ne vardır? Kavramlar (Heidegger'inkiler) nasıl olacaktı da aşağılık bir yeni­ den-yurtlanmayla özünden kirlenmiş olmayacaklardı? Meğer ki . Eğer felsefe kavram üzerinde yeniden-yurtlanırsa. ça­ ğımızın değerleri. Şimdiki hale direncin yokluğunu çekiyo­ ruz. demokrat da olsa. biz yarat­ manın eksikliğini çekiyoruz. ama kurbanların karşısındayız. İletişimden yoksun değiliz. içerden de görünü­ yor. Bu halk ve bu toprak bizim demokrasileri­ mizde buluşamayacaktır. yaratmanın bağlantısı olarak.100 varoluş ve pazar-için-düşünce kiplerinin yayılması karşısında. Heideggerci olmak her zaman kolay değildir. sırıtmak. büyük bir müzisyenin böylece utanç içine düşmesi (ne ki iş­ te onlar bunu yapmadılar) daha kolay anlaşılabilirdi. doğası gereği her zaman için kendini çoğunluktan dı­ şarıya çıkaran şeydir. bazen insanı dalgınlıklar içinde bırakacak kertede karmaşık ve yapmacık kanıtlar adına suçunu bağışlamak üzere kesişmesi için.

Onların ortak yanı direnmektir. yabancı olmayan ötekinde yerli olurken. utanca. Hayvanlar için bile düşünülüp yazılır. kendi sınıfına. ne de ". Heidegger yeniden. Belki bu tumturaklı profesör. Ne ki felsefe kitapları ve sanat yapıt­ ları da bir halkın gelişini önceden hissettiren. alfabesizler için yazmaktan -söz-­ yitimliler için konuşmak. bir "halk-haline-geliş" olduğu için düşünüre içsel olması öl­ çüsünde. Felsefenin değil-felsefe ile kurucu ilişki­ sidir bu. onulmazcasına minör bir ırktır -Kant'ın yeni Eleştiri'nin açtığı yollardan dışaladıklandır. Bu. Artaud. Düşünür beyinsiz. Bir halk ancak tik­ sinti verici acılar içinde kendi kendini yaratabilir ve artık sanatla veya felsefeyle uğraşabilemez. Yurtsuzlaştırma ve yeniden-yurtlanma çift yönlü haline-ge­ liş'te kesişir. Piskopos Berkeley gibi hakkında onca iyi düşünü­ len bir filozof bile. zira bunlar işareti de korkuluğu da olmayan yollardır. çünkü yabancı. gö­ çer. belki de Hintli olan Hintli'nin kendisi de başka bir şey haline-gelsin ve can çekişmesinden kurtulsun "için/diye". . Hayvanın da başka şey haline-gelmesi için hay­ van haline-gelinir. "için" ne anlama geliyor? ". değil-filozof haline-gel­ mek zorundadır. kanda yanıldı. Haline-geliş her zaman çifttir ve gelecekteki halkı ve yeni toprağı kuran bu çifte haline-geliştir. göründüğünden de daha çılgındı. halka iç­ seldir. "karşısında" demektir. Zira sanat veya felsefe aracılığıyla seslenilmiş olan ırk kendini ari sanan değil. düşünür de.. düşün­ cenin içinde mevcut kalır. ama faşisti de bir varoluş ve özgürlük ya­ ratıcısı olarak algıladığı. daha az sınırsız haline-geliş olarak. beyinsizler için düşünmek. kendi kendisine. Sanatçı ya da filozof bir halk yaratmaktan elbette ki acizdir­ ler ve onu ancak. o gri ve ayrıştınlmazlık bölgesini taşıma­ sınlar. sözyitimli veya alfabesiz değildir. kavgacıların bir an için yerde birbirlerine karıştığı. şimdiki hale direnmek. Halkta. durmamacasına bu hale-gelir. ve düşünürün yorgun gözlerinin birini öteki diye. Hintli haline-gelir.söz ediyordu. Bu bir haline-geliş sorunudur. Ama. ayaktakımı. hoşgörülemeyene.yurtlanmanın yollarında kendini yitirdi. ama insanla hayvan arasında. biz öteki trlandalılar. acımaktan ötürü değil.Geofelsefe 101 tüm kavramlar.. aşağı. anarşik.yerine" demektir. bütün güçleriyle. ama ezilmiş.. top­ rakta. Bir farenin can çekişmesi ya da bir dananın öl­ dürülüşü. aynı zamanda da yerli. ama bu hale-gelir. Adına" demek değildir bu.. düşlenemeyen acıla­ rın toplamını içlerinde taşırlar. deyip durur. filozof.. bi­ rindeki bir şeyin ötekine geçtiği bir değişim bölgesi olarak. piç. ölü­ me. Değil-felsefe'nin felsefenin toprağı ve halkı haline-gelmesi için. Halkın. Bundan böyle artık yerli ve yabancıyı ayırdetmek mümkün değildir. yalnızca Alman'ı bir Yunanlı olarak değil. çağırabilirler. tutsaklığa..

tarihten kaçan bir şeyin denenme­ sini mümkün kılan hemen hemen olumsuz koşulların bütünüdür yalnızca. tarih içindeki koşullanışını ve çürüyüşünü top­ lamaktan. ne ki tarihin içinde değildir. deneme belirlenmemiş. haline-geliş'i içinde. Psiko-sos­ yal tipler tarihseldirler. ilginç şey. onda tıpkı bir haline-geliş'te yerleşir gibi yerleşmekten. Tarihin olayda yakaladığı şey. Onun. biri olayın uzağından geçerek tarih içindeki gerçekleşmesini. Bazen tarihi izleyerek ve onunlu birlikte yaşlanılır. kendiliğinde bir başlangıcı ya da sonu yoktur. Yunanlılar ve demokratlar bu gelecek aynasında tuhaf bir şekilde şekillerini yitirirler. Bu nedenle tarihsel olmaktan çok coğrafya­ saldır o. çünkü Tarihe karşı çıktığında bile. hâlâ ona göndermede bulunur ve bir ülkü ya da bir güdüleyici olarak kendisini tarihe kaydeder. felsefece zırvalar denilen şey değil midir acaba? Kısacası. yal­ nızca bir ortası vardır. denemektir. Devrimler ve dost toplumları. zira yaratmak direnmektir: bir içkinlik düzlemi üzerin­ deki saltlık haline-gelişler. ne ki deneme tarihsel değil. Ütopya iyi bir kavram değildir. ancak olay. yönlendirilme­ miş olarak kalırdı. Tarihin içinde doğar ve oraya düşer. bir kezinde şimdiki hal içinde demokratik Devlet üzerinde. Düşünmek. bu türlü ölmenin de birçok çeşidi vardır. kendi öz sağlamlığı içinde. onun tüm bileştiricilerinden ya da özellikle­ . Ama haline-geliş bizatihi kav­ ramdır.. Tarih olmasaydı. Yapılmakta olan şey. filozofun ve felsefenin bir özeliği. felsefe üç kez yeniden-yurtlanır. biten şey olmadığı gibi. "tarz" la­ rı. ama öteki. kavram olarak kendiliğinden-konumu içinde Tarihten kurtulur. olaya gidip. Tarih deneme değildir..102 Felsefe Nedir? kendi diline yabancı haline-gelir: aynı dili konuşuyoruz. ama denemek denen şey. saltlık olaylar. bazen de çok özel bir olayın içinde (belki de "felsefe nedir?" sorununu ortaya koyma imkânını veren o aynı olayın içinde) ihtiyar haline-gelinir. ama kavramsal kişilikler olaylardır. felsefecedir. ÖRNEK IX Olayı düşünmenin. bir kezinde geçmişte Yunanlıların üzerinde. her zaman için yapılmakta olan şeydir -hakikatin görünüşünün ye­ rini alan ve ondan çok daha talepkâr olan yeni. Ve bu genç yaşta ölenler için de aynı şeydir. dikkat çekici. direniş toplumları işte bu türdendir. Kendi kendisine ve kendi öz diline ve ulusuna yabancı haline-gelerek. yine de si­ zi anlamıyorum. onda aynı zamanda gençleşmekten ve yaşlanmaktan. bir ke­ zinde de gelecekte yeni toplum ve yeni toprak üzerinde. onun şeylerin durumunda ya da yaşanmışta gerçekleşmesidir. başlayan şey de değildir.

Tarihin içinde hiçbir şey değişmiyor ya da değişmez görünüyor olabilir. her zaman yapılmakta olan yeni bir dünyanın diskini ve okunu atar gibi. şimdinin ve güncelin paylarını da ayırmak zorunda­ yız (20). ne şimdi (19) Péguy. olmaktan çıkmış olduğumuz şeydir. daha derin­ lemesine. Ve sonu görüleme­ yen bir sorun.Geofelsefe 103 rinden geçmekten ibaret iki tarzı olduğunu. yani Öteki. öteki-haline-gelişimiz. ya da tarihi düşünümleme değil. Foucault'nun Güncel diye adlandırdığı şey de bu değil mi? Ancak. Geçmişe karşı etkimek ve böylece şimdiki hali. ama o bizim haline-ge­ lişimizin şimdi'si olduğu için. ama olayda herşey değişir ve biz de olayda değişiriz: "Hiçbir şey olmadı. bir halk. birdenbire artık varol­ maz hale geliverir ve insan kendi kendisine. güncel olandır. Gallimard. çıkışı olmayan bir sorun. devrimlerin ne geçmişiyle. Yeni ve ilginç olan. . 266-269. Foucault'ya göre. Gallimard. İşte yeni bir kavramı göster­ mek üzere Péguy'nin yaratması gereken bir ad ve bu kavramın bileştiricileri. buradan kalkarak. yoğunlukları. kavram şimdi nasıl gün­ cel adını alacaktır? Çünkü. onsuz tarihin içinde hiçbir şe­ yin yapılamayacağı. ama güncel haline-geliş­ lerimiz üzerinde teşhiste bulunmak olduğunu anlatmak ister: Kant'ın kendisine göre de. Platon'un. s. ama daha çok hali­ ne-geldiğimiz şey. ütopik bile olsa. ve böylece zamanı. Foucault. her türlü şimdiki halden ayırmış olduğu Noûn'dur. haline-gelmekte olduğumuz şeydir. ne olduğu­ muz ve. Yoğun veya Zamasız. Ve Péguy'den uzaklardaki bir dü­ şünürün Zamansız ya da Güncelliksiz adıyla nitelemiş olduğu da benzer bir şey değil midir: ebediyet ile hiçbir ilişkisi bulun­ mayan değil-tarihsel yoğunluk. bir toprak fırlatmaktadır: "zamana kar­ şı etkimek. tersine. gelecekteki bir zaman lehine (umarım) etkimek". "hiçbir şey olmadı ve yeni bir halkın. 172. sonsuz Şimdi'dir. Şimdiki hal ise. Clio.. Güncel bizim olduğumuz şey değil. Péguy büyük bir felsefe kitabında açıklar. ama. Archéologie du savoir. tarihin bir geleceği değil. bir gelecek lehine (umarım) etkimek -ama gelecek. yeni bir dünyanın. Nietzsche onu Güncelliksiz diye adlandırmışken. Yalnızca geçmişin ve şimdinin paylarını değil. neden söz ediyor­ duk diye sorar". ama bir haline-geliş'tir. bir türlü bitme­ yen. bu N'ebedi'dendir.19 Artık tarihselden değil ve ebediden de de­ ğil. (20) Foucault. başka sorunların içine geçmiştir o. Yunanlıların ve Devletlerin altından doğru. der Péguy. felsefenin hedefinin ebediyi te­ maşa. bir an değil... s. Güncel ütopik de olsa hâlâ bizim tarihimize ait bir gele­ ceğin önceden temsili olduğu için değil. felsefenin sorununu ebedi'ye göre değil ama Şimdi'ye göre ortaya koyduğu için Kant'a hayranlığını belirtirken. ama tarihle birbirine karışmayan haline-ge­ liş. yeni bir insanın içinde olakoduk". önemli olan şimdi­ ki hal ile güncel arasındaki farktır..

örnek kavramlar. Foucault ileyse İçteki-dış. Güncel. Bu­ gün. ne de geleceğiyle birbirine karışan. "uy­ garlığın hekimi" ya da yepyeni içkin varoluş kiplerinin mucidi olarak verdiği ödev budur.) . Ebedi felsefe. bir sorundaki değişikliklere yol açabile­ cek komşulukları ve bileştiricileri'nden ötürüdür. yeniden tarihin içine düşen. Peguy'nin dediği gibi. ama oradan gelmeyen. ama aynı zamanda da felsefe tarihi.104 Felsefe Nedir? siyle. bir devrimci-haline-ge­ liş. Zamansız. Nietzsche'ye göre haline-gelişin Ebediliği. Nietzsche'nin filozofa hekim olarak. (Peguy'deki Zamansalca-ebedi. işte felsefedeki kavramlara örnekler. yerlerini bir felsefece-haline-geliş'e bırakırlar. ya da daha iyisi. ufak yer değiştirmelerin. ya da hatta Yunanlıların ne idiydileriyle ka­ rışmayan bir Yunanlı-haline-geliş. ancak oradan çıkmak için gelen.. Ve eğer biri bir başka­ sının Güncelliksiz dediğine Güncel adını veriyorsa.. Geçen her şimdi'de haline­ gelişleri teşhis etmek. bu yalnızca kavrama ait bir şifre'den ötürüdür. hangi haline-geliş­ ler bizi katediyor? N'ebedi. Hukuk devletlerinin ne olduklarıyla karışmayan bir demok­ ratik-haline-geliş.

II Felsefe. Mantık Bilimi ve Sanat .

.

Kaos düzensizliğinden çok kendi­ sinde başlayan her türlü formun dağılıp gittiği sonsuz hızla tanım­ lanır. s. bilimlere düşünümleme ve iletme olanağını veren de. ama kendilerini söylemsel sistem­ ler içindeki önermeler olarak sunan fonksiyonlardır. ilk farklılık bilimin ve felsefenin kaosa gö­ re aldıkları karşılıklı tavırdadır. küçük kristal nüveleri oluşur. fonksiyonlar aracılığıyla bilimsel olarak yapı­ landırıldığında. Entre le temps et l'éternité (Zaman ve Sonsuzluk Arasın­ da). İmdi felsefe. geriye. çok değişken ve karmaşık bir fikirdir. sonucu olmaksızın. Bundan da fazlası. ama bir gizil olan. ama bu nüveler sonuç vermeden bir belirip bir erirler"). Buna karşılık. Kao­ (1) Ilya Prigogine ve Isabelle Stengers. . bir yandan tutarlılık kazanırken. 162-163 (yazarlar 'sürfüzyon' durumundaki bir sıvının. olabilecek tüm fonksiyonların fonktiflerini bileştiriciler olarak alabilir. Bilimsel bir nosyon kavram­ larla değil. bir nesne. gizile özgü bir tutarlılık vererek sonsuz hızların nasıl korunabileceğini sorar. örneğin geometrik bir uzam. Bir hiçlik değil. asıl bu fonk­ siyon fikridir.. bir kavram. felsefece kavramın araştırılması kalır. matematik ve biyolojinin karşılıklı kullanış biçimlerinde de görülebildiği gibi. Bu sonsuz bir doğuş ve eriyiş hızıdır. Bu koşullar altında. kristalleşme ısı­ sından daha düşük ısıdaki bir sıvının kristalleşmesini örnek almaktadırlar: "Böylesi bir sıvı­ da. Bilimin bu ödevleri yerine getirmek için felsefeye en ufak bir gereksinimi bile yoktur. ama fonksiyonlar ya da önermeler aracılığıyla belirlen­ miştir. olabilecek bütün parçacıkları içeren ve olabilecek bü­ tün formları çeken bir boşluktur o(1). Fonksiyonla­ rın öğeleri fonktifler diye adlandırılır. Bu.Fonktifler ve Kavramlar Bilimin nesnesi kavramlar değil. aynı anda ortadan kalkmak üzere ortaya çıkan. ne ki. tutarlılığı ve gönderimi olmaksızın. fonksiyonun içinde hiçbir şekilde verilme­ miş olan. Fayard Yay. ama kav­ ramlarla fonksiyonlar arasındaki yapıca farklılıkları işaretlemek amacıyla.5. en ufak bilimsel değere sahip olmaksızın.

aynı zaman­ da ona önermelerle sızmaya muktedir olan bilimsel düşünce de. görüntü üzerindeki bir du­ rak gibidir. neredeyse bunun tam tersidir: gizili gün­ celleştirmeğe muktedir bir gönderim elde etmek için.108 Felsefe Nedir? su kesen içkinlik düzlemi olarak. bir yandan da sınır. aşılması müm­ kün olmayan bir evrensel değişmez oluşturur (örneğin kasılmadaki bir azami had). Şu halde ilk fonktifler sınır ve değişken'dir. Yine de orantı­ nın terimlerinin göndermede bulundukları koordinat sistemlerinin varolması gerekecektir: demek ki bu. Harikulade bir yavaşlama'dır ve madde de. bir Yavaşlıktır. altından bütün hızların geçip gittiği kaosta bir sınır koymaktır. bu. bilimse.) boyun eğmiş olduğu evrenin bütünü içinde bir orantı gibi belirdiği olur. kavramlar aracılığıyla bir tutarlılık verir. Zira. güç. üzerlerinde eşgüdümlenebilir ek­ senlerin çatılacağı hız apsislerini meydana getirirler. öyle ki hızlar apsis olarak belirlenmiş bir değişken oluştururlarken. bilim. ama daha çok gelişmelerinin bütünü için bir ortak-yayılım koşulu bulurlar. sınırın ikinci bir anlamı. hızların apsisi olarak değişken'le sınır arasındaki orantıdır. onunla bağlarını koparacakları bir sıfır-anı değil. ya da daha de­ rinlemesine.. sonsuzdan vazgeçerek. Kaos içindeki yavaşla­ mayı ya da sonsuzun süspansiyon eşiğini kuranlar. Felsefe bir içkinlik ya da tutarlılık düzlemiyle iş görür. tüm koordinatla­ rın dışında. yavaşlama aracılığıyla güncelleşirler. Bilimin olayında. Şüphesiz bilim. bütün parçaların sonlu bir koşul altında (devinim. hızlanmaları öne çıkartıp durur. baş­ langıçtaki yavaşlamada. bir erkesi.n. öncelikle. gizile. ç. içerden-gönde­ rim işlevi gören ve bir sayımı gerçekleştirenler bu ilk sınırlardır: bunlar oranlar değil.] değeri olacaktır. ve gön­ derim de değişkenin değerleri arasındaki bir orantı. işlevler aracılığıyla onu güncelleştiren bir gönderim verir. sonsuzdan.. Bununla birlikte bu olgular. Felsefe. ama sayılardır ve bütün fonksiyonlar kuramı . Yavaşlamak. Sınır-değişmezinin kendisinin de. ama bir varoluş ya da fizik bir güncellik kazanmak veya koordinat sistemlerinin yakalayabilecek­ leri yörüngelerde "iniş yapmak" koşuluyla. felsefenin eleği düşüncenin son­ suz devinimlerini eler ve düşünce kadar hızlı giden tutarlı parça­ cıklar gibi oluşmuş kavramlarla döşer kendisini.. ilk-sınırlar. Bilimin kaosa yak­ laşımıysa tümüyle başka. bir kütlesi. ama parçacık hızlandı­ rıcılarında. gökadaları birbirinden uzaklaştıran genişlemelerde de. bir gönde­ rim düzlemiyle. yalnızca katalizlerde değil. bir spin [özgün kinetik momen­ tumu. Bir fonksiyon. bir dış çerçeveleme ya da bir dış-gönderimdir. gizile. fırıl. son­ suz hızdan vazgeçer. Bir parçacığın bir konumu.. sonsuzu saklayarak. erke niceliği.

onlar öncelikle. Bilimin ve fonksiyonların kuramı buna bağlıdır.] ile gösterilebilecek aynı sa­ yıda öğe veya aynı üs'se sahip olması koşuluyla. Eğer belirleme belirlenmemişle doğrudan bir ilişki içinde değilse. ko­ ordinat sistemlerine gelince. asıl sınır sınırsız bir şeyi mümkün kılar. Düzleme gönderimlerini sağlayan bu kenarlardır. Big-Bang’e başvurulacaktır: uzunlukların sıfırda büzüştüğü ve saatlerin durduğu yerde. ısılarda mutlak sıfır -273. İmdi bu düşüncede sonsuzun yeniden matematiğe dahil edilişinin bunca sık görülmesi tuhaftır: bu daha çok.796 km/sn. Anaksimandros ve de Platon bunun üzerinde düşüneceklerdir: sınırın sınırsızla. İkinci belirlemeye göre. bir bütün eğer bölümlerinden ya da alt-bütünlerin­ den biri ile ve bütün ve alt-bütünün ”0 alef " [sonsuz bir bütün­ lüğün gücünü belirten asal sayı. ona sonsuz denir: tam sayıların bü­ tünü için bu böyledir. Pythagoras. Böylesi sınırlar. sonsuza göre yayılan başlangıçtaki yavaşlamanın koşulu olarak hareket ederler. gerçekten de bu sınırların her biri. mutlak sıfıra. Bilimi tehdit eden kendi öz birliği değil. sadece koordinat sistem­ lerinde kazandıkları ampirik değerle ölçülmezler. gönderim düzleminin kendisini dol­ durur veya döşerler. kendi he­ sabına birbirine indirgenemeyecek ayrışık koordinat sistemleri ya­ ratır ve değişkenin yakınlığına veya uzaklığına göre (örneğin gö­ kadaların uzaklığı). Oysa ki sonsuza bir sınır dayatan sınırlı olan şey değildir. ama altında kaosla kapıştığı bütün bu sınırlar veya kenarlar tarafından ortaya çıkarılmış olan gönderim düzlemidir. sını­ . Daha sonra.15 derece. uyan hızların bütün skalası üzerinde. terim terime bir uygunluk gösteriyorsa. şeylerin çıkmasına yol açan. kurama. göğüs göğüse ka­ pışmasıdır sınır. sınırsızı aştığını anla­ mak güçtür. ÖRNEK X Sınırın nasıl olup da bir çırpıda sonsuzu. ç. zorunlu olarak başlangıçtaki bütünden da­ ha büyüktür: 0 alef alt-bütünlerin bütünü şu halde.Fonktifler ve Kavramlar 109 da sayılara bağlıdır. Birinci bakış açı­ sına göre. süreksizlik eşikleri dayatırlar. 299. ışığın hızı. dir. Işık hızına. her belirleme yadsıma ve her sınır da alda­ tıcıdır. bir başka sınır-aşan sayıya. iki açıdan mate­ matik formüllerini sağlayan Cantor olmuştur. belli bir bütünün alt-bütünler bütünü. süregidenin üs'süne sahip olan veya gerçek sayıların bütününe uyan.n. özden ve dıştan olmak üzere. eylemin kuantumu­ na. 2 alef. 1 alef'e gönderir (sonra. Ve bilimin birleştiri­ ci yöneliminden kuşkulanmamıza izin veren şey de salt bu sınırla­ rın çeşitliliği değildir. koşullandırılmış hızlanışları veya yavaşlamaları üzerinde. vb ile de­ vam edilir).

Sınır. ya da Cantor'un dediği gibi. Cantor'un baştan reddettiği ve Russell'ın gösterdiği gibi. Yoğun form ordinatları. belirleyici farklılık varlı­ ğını korur. İşte bu ikinci görünüm altındadır ki sınır şimdi en azından iki bağımsız değişkenden meydana gelen bir ko­ Cantor. yayılıma hız apsisleriyle düzenlilik gös­ termek zorundadırlar (3). zira biri gönderimsiz bir içkinlik ya da tutarlılık düz­ lemi üzerinde gelişir. hatta bölgelerinde ortaya çıkaran bir ön-elemeyi gerçekleştirmiş durumdadır. Bütünler kuramının yaptığı. bir ordinat boyunca güncelleşme eğilimine girer­ ler. Fondements d'une théorie générale des ensembles / Genel bir bütünlükler kuramının te­ melleri (Cahiers pour l'analyse. Le système du monde (Dünyanın sistemi). bir yavaş­ lamayı. apsis üzerinde yer değiştirenlerden daha az bağımsız değişkenler meydana getirmez­ ler. ama bir de dış-gönderim (dıştan gelen belirleme) içeren bir gönderim düzeninin kurulmasıdır. yavaşlama aracılığıyla bir hızlar apsisi yarattığında. (2) . Hermann Yay. 6. Les enjeux du mobile (Devingenin Getirecekleri). Bütünler kuramı bir gönderim düzlemi. gelişimin hızlarıyla formla­ rın güncelleşmesi. söylemsel bir oluşum içinde ortaya çıkmak zorunda olan ayrışık belirlemeleri gösterirler (değişkenler). felsefece kavramdan çok farklıdır: yoğun ordinatlar artık. bizatihi sonsuzun içi­ ne yerleştirmektir: katı aşamalandırma düzeni içinde. Cantor'un felsefece kavram ile bilimsel fonksiyonu birleştirmek için sarfettiği açıklayıcı çabaya rağmen. yeni bir tam sa­ yının ancak "eğer daha önceki bütün sayıların toparlanışı. Bu. Duhem. Bu durma ya da yavaşlama ilkesi olmazsa. bir tüm bütünler bütünü çıkacaktır. Cantor. dışsal belirlemeler olarak birbirleriyle ilişkide bulunacak şekilde. sınırı. ama yayılım halinde ele alınmış daha başka belirlemelerle birlikte. onsuz hiçbir zaman bir sınır olamayacağı üzere. Ancak formlar da. Ve Gilles Châtelet. ortaya. yoğun ordinatlar ve bunların yaygın çizgilerle iliş­ kisi konusunda. yalnızca bir iç-gönderim değil (sonsuz bir bütünün özden belirlenmesi). belirlenmiş bir sayı sınıfının üs'süne sahipse" yaratılabildiği bir "durma ilkesini" yerleştirir (2). bir durağı. metnin başından itibaren Platoncu Sınır'dan söz eder.110 Felsefe Nedir? rın bir sayı ve hiçbiri maksimumu oluşturmayan bütün sonlu tam sayıları izleyen ilk tam sayı olan bir sayı ile tanımlanması­ nın nihai sonucudur. ancak kaos olabi­ lecek. bütün yayılımı içinde önceden verilmiş. Ve doğallıkla gönderim düzlemi de. ayrışık. böl. mutlak yukarıdan-seyir olarak kavramın içinde birikmiş ayrılmaz bileştiricileri göstermezler (değişimler). bkz. (3) Nicolas Oresme'in koordinatları kurması.. no 10). kao­ sun gizil formları. formları söz konusu apsis­ lerin sınırlarında. VII. ötekiyse tutarlılıktan yoksun bir gönderim düzlemi üzerinde (Gödel).

. değişkenlerinden birinin daha yüksek bir üs'ten (y2/x=P) olmasını zorunlu kıldığını göstermiştir. biyolojik olabilir. ama onun yerine bir değişmezi ve bir dönüştürme grubunu gönderim olarak alır (geometrideki euklidesgil cisim. ancak bunlar. bir biyolojik özellik değildir burada ve olası değiştirmeleri eksiksiz bir bireyleşmeye kadar giderek sınırlayan o temel cisim­ (4) Hegel. Bu nedenle Hegel. değişkenlerin değerinin. . ancak o zaman. Güncelleştirdiği gizilde kendine ma­ lettiği bir gizilgüç tüketir. sonsuz hızlardan koparılıp alınmış olmakla beraber.Fonktifler ve Kavramlar 111 ordinatlar sisteminin başlangıcında yer alır. örneğin. Şeylerin durumu bir fonksiyondur: en azın­ dan iki bağımsız değişken arasındaki bir orana bağlı olan karmaşık bir değişkendir. şeylerin durumlarını. Bu aslında önermenin formu olarak. Burada şeylerin durumu ya da "türemiş" bir fonksiyon. sınırı ve değişkeni değil. şeylerin durumu (şeylerin durumu matematik. değiştirilmesi müm­ kün olan (2/3 ve 4/6). Zira bir oran. Şeylerin durumundan bizatihi şeye geçtiğimiz­ de. bir şeyin. fi­ zik. şeyleri ve cisimleri daha bir kesinlikle ayır­ maya imkân verir. yenilenip genişletilmesinin mümkün olup olmadığı sorusu. II. eriyip gitmek veya doğmak dı­ şında başkaca bir belirleyiciye sahip olmadığı. şeylerin durumunun sisteme orantısı olarak. şeyin kendisi koordinat değişikliklerinden geçtiğinde. kendini koordinatlar sistemi içinde dağıtan bir gizilgüç vermeksizin güncelleştirmez. her za­ man birbirlerinin fonksiyonları olan değişkenler boyunca yer alan birçok eksene birden bağlandığını görürüz. şeylerin durumu kaotik bir gizili. dy/dx diferansiyel oranı olarak doğrudan belirlenebilir. Ancak gizilgücün güncel içinde yeni baştan yaratılıp yaratılamaya­ cağı. Ancak. bir doku teline sahiptir. ya da belirlenmemiş olarak bırakılan (a=2b) değerlerle yetinmeyerek. Değişkenlerin karşılıklı bağımsızlıkları. üçüncü bir değişkenin. böylesi bir orana bağlıdır: kendilerin­ den yola çıkılarak bir şeyin veya bir cismin bile gelişebileceği (tüm­ leme). gerçek­ ten de. iç bütünlük belirlenmemiş olarak kalsa bile. gönde­ rimin yeni anlamıdır.) ya da sistem içinde oluşmuş madde kimli­ ğiyle bağlı olduğu bir ilişki içine girerler. birinden biri ilkinden daha yüksek bir üs'te olduğu zaman matematikte ortaya çıkar. fonksiyondaki değişebilirliğin. Mantık. En kapalı sistem bile gizile doğru çıkan. tam anlamıyla bir cisim haline gelir ve artık fonksiyon da. "Cisim".. ve örümceğin oradan beri aşağıya indiği. ayrışık üs'leri kıyaslamağa imkân veren bir gizilgüçten-bo­ şaltma işlemi yapmış olduk (4). devinimler grubuna kıyasla değişmezlerden oluşturulacaktır). Genelde.

güncelleştirilecek yeni formlar arayacakmışçasına olur: kar­ bon. Cisimlerle birlikte. bireyleşmesini yenileyen bir gizilgüç ya da bir güçle donanmaya hazır olarak. düzenli karışımlardır. bu eksenlerin yapısından. iç ortamlarla ilişki halinde tümüyle biyolojik fonksi­ yonları belirleyen (iç-gönderim). hatta yalnızca yörüngeleri bile ilgilendirebi­ len. Bilim Gönderge'ye ilişkin hiçbir birleştirme yapmaz. Ancak şeyler ara-et­ kileşimler. varlık nedenini yeterince tamamlar. eşzamanlı­ lıkla. Mendeliev'in çizelgesinde./ Şu halde. tıpkı felsefe­ deki içkinlik düzlemi için olduğu gibi. yeterli sayılarla gösterilmiş bir mutlak asgariden itibaren matematik belirlenişine kavuşur. cismin. zamansal boyuta ve evrime sahip bir gönderim düzlemi üze­ rinde hangi konumu aldığını sormak gerekir. ortaya çıkan bir kez daha yeni bir değiş­ kenler tipidir. plastik özellikleri aracılığıyla. ama dönüşlerinde veya geçtiği yolda önceden varolmayan bir gönderim düzlemi üzerindeki her türlü çatallaşmayı gerçekleştirir. Bu tıpkı. Şey durumları. yayılma veya katılma yoluyla değil de farklılaşma yoluyla iş gören bir canlı oldukta. orga­ nik bir maddeye yer açan bir çatallaşma yaratır. önce ve sonranın. güncelleştirmeler çavlanı gibi iş gören bireyleşmesin­ den gelir. bağlı ol­ mayan sistemlerin bilişimsel koordinatlarına gönderirler. gizilin sonsuz kaosunda. çatallaşma.112 den bağımsız yayılmalar gerçekleştirmek suretiyle. Özellikle de ci­ sim. Şu halde bilimdeki bir birlik veya çokluk sorunu. Bir tek mi yoksa çok sayıda mı gönderim düzlemi vardır? Sorunun yanıtı felsefece içkin­ lik düzleminin. koordinat sistemleri. yeni bir fonktif dizesinin karşısında bulunu­ yoruz. iç değişkenlerdir (5). Bilimlerin tarihi eksenler kurulmasından. gizilgüçler. Vendryès'in çalışmalarının önemi biyolojinin matematikleştirilmesinde değil. çoğalıp yayılmalarından ayrılabilemez. Şey durumları kapalı oldukla­ rı varsayılmış sistemlerin geometrik koordinatlarına. ama aynı zamanda dış ortamın dış değişkenleriyle olasılıkçı forksiyonlar içine de giren (dış-gönde­ rim). Cisim ve şeylerin durumu (ya da şeyin durumu) arasındaki fark. . Déterminisme et autonomie (Determinizm ve Özerklik). şeyler. ama daha çok matematik fonksiyonla biyolojik fonksiyonun uyumlulaştırılmasındadır. bağımsız değişkenler arasındaki ilişki. maddenin bir tür gizilgüç haline getirilmesini gerçekleş­ tirerek. belli bir anda ve muhtemelen tek bir koordinat sistemi doğrultusunda konmamak gerekir. sonsuzdan vazgeçmeyi içeren (5) Pierre Vendryès. cisimler ise iletişimlerdir. Çünkü. boyutla­ rından. şey­ ler ve cisimler olarak. çok farklı tiplerdeki. çiftleş­ miş sistemlerin erkesel koordinatlarına. şey durumları. Armand Colin Yay. katmanları ya da üstüste konmuş yaprakları için verilen yanıtla aynı değildir. cisimler. ayrılmış.

tam sayı kesirli sayının bir özel durumu. ya da gerçek sayıla­ rı kopuştan. Ama. Riemann geometrisinin Euklides geometrisiyle bağını kopardığı söylenir. kesintiler ve kopuşlar üretirler. Kuhn'la birlikte söylersek. her zaman mümkün. ancak bir an geldikte zorunlu olarak kopacak olan fonk­ tif zincirleri örer. felsefe­ nin tarihini bu bilimsel ritim boyunca yorumlamak. Newton'u Einstein'dan. Ama Kant'ın Descartes'la bağ­ larını kopardığını ve de kartezyen cogito'nun kantgil cogito'nun bir özel durumu haline geldiğini söylemek. kesirli sayının tam sayıyla. ama kendiliklerinde kendi öz gönderimlerini değiştirecek olan yeni kopuşlara ve çatal­ laşmalara boyun eğdiği daha başka gönderimleri de zorunlu olarak buyur ettiği doğrudur. Felsefe gibi. bizi yeniden aynı bileştiricilerden geçirmek şöyle dur­ sun. Çatallaşmalar. olan budur. Ve bilginlerin özel adları. bilim. bilim para­ digmatiktir. zira işte bu.oysa ki felsefe sintagmatikti. bu öteki zamanın. Newton'la Einstein arasında bir üstüste konulmuşluk düzeni kurmak da bundan daha doyurucu olmayacaktır. (Bunun tersi­ ne. yavaşlamalar ve hızlanmalar daha başka değişkenlere. tastamam dizisel. sonranın ve öncenin.) Bilgin'in özel adının işlevi. Bir içkinlik düzlemi üzerindeki katmanları düzenleyen dört ana yönü paylaştırmanın ötesinde. bunu yapmaktan alıkoymak ve bizi daha önceden katedilmiş bir yolu yeniden arşınlamanın âlemi olmadığına ikna etmektir: adı konmuş bir denklemden bir daha geçilmez. eşzamanlı öteki doğrultusunda. irrasyonel sayının rasyonel olanlarla. değişkenlerinin. bilgin'in özel adı zorunlu olarak yönlen­ dirilmiş gönderim sistemleri içinde kendilerini yansıtan paradig­ . özel durumu vermek üzere yalnızca kısıtlama koşullarına değil. bütünüyle doyurucu de­ ğildir. kopuş noktalarıyla yeniden-zincirlenme noktalarını işaret ederek. hatta bazen verimlidir de. felsefeyi bilime dönüştürmek olur. Tersetkileşimli doğrultuda iş gören bu birleştirici sürecin. bu öteki öğenin içinde yazılır. Ancak. bilim de çizgisel ve zamansal bir peşpeşelikle yeti­ nemez. Şüphesiz. önce ve sonrayı üstüste konulmuşluklar düzeni içinde ifade eden bir katmanlaşımsal [stratigraphique] zaman yeri­ ne. dallanmış bir zamanı yayar: bilimsel gelişmenin bambaşka gidişatı bundandır. öncenin (bir önceki) her zaman gelecekteki çatallaşma ve kopuşları ve sonranın da. ya da rasyonel sayı. ondan yararlanılır. tersetkileşimsel yeniden-zincirlenmeleri gösterdiği. Yetersiz ör­ neklerden kalkarak. daha başka ilişkilere ve daha başka gönderim­ lere gönderen delikler. veya Euklides geometrisini soyut bir metrik geometri­ den türettikte. noktaların çizgisel bütünü içindeki özel bir "ke­ sinti" durumu olarak belirmektedir.Fonktifler ve Kavramlar 113 gönderim.

fonksiyona aittir. n sayıda değişken verildikte. Bir durumda. Esasen. değişimlerin kavramını kuran "olumlayıcı bir aklın" al­ tında ayrılabilemez değişimlerin bütününü buluruz. Nihayet. . ko­ şullandırılmamış kavramın özelliğidir. tek bir karşıetkileşim arayışın­ daki bütün bilimsel tekleştirme ve tümelleştirme girişimlerinde gö­ rüldüğü gibi. ama bu içkinlik düzleminde olduğundan başka türlüdür. Ancak bilimin tüm dinlere karşıtlığını durmamaca­ sına dile getiren ve bu arada bilimin tekleşmesini de çok şükür imkânsız kılan şey. bilimin dinle olan çok daha tutkulu ilişkisidir. tersine. teğetler sorunu (farklılaşma) her biri için türeyenin herhan­ gi bir noktadaki her hangi bir teğet olduğu eğrilerin sayısınca de­ ğişkeni seferber eder. figür "fonksiyonun gidişini ve farklı etkilenişlerini görmeğe yarar". bir gönderim sistemiyle paradigma arasında­ ki fonktiflerin aracılık ettiği işlevsel rabıtadır (6). onun sonsuz ve her türden dinsel kulla­ nımını yasaklayarak. n -1 sayıda bağımsız değişkenin fonksiyonu olarak düşünülmesine. Felsefe ile bilim arasındaki ilk fark. kavramın ve fonksiyonun karşılıklı ön-varsayılmışlığında yatar: ilkinde bir içkinlik ya da tu­ tarlılık düzlemi vardır. s. Bilimi dine yaklaştıran şey. birinci değişkenin. 320-326). oysa ki değişkenlerin ba­ ğımsızlığı. koşullandırılabilir oranlar içinde. görülmüş ve okunmuş olmasını gerektiren salt bilimsel bir tarz belirleyip. öteki durum­ daysa. ama teğetler sorununun tersi (bütünleşme). koordinatlardaki bir değişme koşuluyla.. İkinci farklılık kavram ve fonksiyonu daha bir doğrudan ilgilendirir: değişimlerin ayrılabilemezliği. Gönderim düzlemi aynı zamanda tek ve çoktur. sorun çıkaran.. bilimin felsefeyle olan ilişki­ sinden çok. kendisi de aynı ordinat­ (6) Bir fonksiyonlar kuramı içinde figür (ya da imge.. tek bir yasa. gönderimin her türlü aşkınlığın yerini alması­ dır. figürün kurulmuş.114 Felsefe Nedir? malar çatar. bilime özgü bir ideografi oluşturan ve de gö­ rüyü [vision]. kendilerini uzaysal bir sezgiden çok bir tinsel gerilimle tanımlayan figürler oluşudur. bu sonuncu ba­ kış açısından. O yüzden. n -1 sayıdaki tikel türev ve fonksiyonun bütün­ sel bir diferansiyeliyle. figürümsü bir şey vardır. ya da. çoktan bir okumaya dönüştürmüş olan. Vuillemin'in Riemann üzerine çözümlemesi: karmaşık bir fonksiyonun yansıtılma­ sında. fonktiflerin kavramlar olmayıp. Fonktiflerde. tek bir güç. bkz. değişkenlerin fonksiyonunu kuran "zorunlu bir aklın" altın­ da bağımsız değişimlerin bir bütününü. PUF Yay. Bild) sözcüğünün aldığı anlam konusun­ da. bi­ leşik fonksiyonun bütünsel diferansiyeli olmaksızın. aynı bir ba­ ğımsız değişkenin fonksiyonları oluşuna göre iki kutup gösterir. n -1 sayıdaki büyüklüğün. ötekinde bir gönderim düzlemi. fonksiyonlar kuramı. değişkenin ve fonksiyonun "işlevsel rabıtalarını anında gösterir" (La philosophie de l'algèbre / Cebirin Felse­ fesi.

Gallimard. bilimsel çokluluk tipleri kendiliklerinden büyük bir çeşitliliğe sahip olmak­ la beraber. bilimin belirlenmesinde. Bu açıdan bakıldıkta. bilim. Sokrates-öncesi filozoflar. Ve stoacılar da. Ve. oysa ki bilimsel fonksiyonla­ rın gönderimleri şey durumlarında veya karışımlardadır: felsefe kavramlar aracılığıyla şeylerin durumundan tutarlı bir olay. fonksiyonlar aracılığıyla şeylerin durumunda. birbirine bağlı bu iki karakter altın­ da farklılaşmaktadır: ayrılabilemez değişimler. zira bunlar kavramın iç bileşti­ ricileri. Leibniz'in Sonsuz küçük sa­ yılar hesabına ilişkin çalışpıası'nda yer alan bu metinler. en küçüğüne kadar. geçerliğini günümüze kadar koruyan özü yakala­ mışlardı8. durağanlığı düşük bir sistemin evreler uzayının her bölgesindeki farklı tipten yörüngelerin "sıkı karışımı'nı betimledikten sonra şu sonuca varmaktadırlar: "Bildik bir konumlama. ama aynı zamanda bir evreler uzayın­ daki tek bir noktayla da gösterilebilir. karışımları düzenleyen ve değişkene veya bağımsız değişkenlere gönderen. içlerinde olayın güncelleştiği şey du­ rumları ya da cisim karışımlarıyla. (8) Prigogine ve Stengers. bizatihi şeylerin durumunun dumanı gibi yükselen bedenleşmemiş olaylar arasındaki temel ay­ rımı en uç noktasına götüreceklerdir. Bilim ve felsefe sanki iki karşıt yol izlemektedir. Benzer bir ikilik n sayıda bağımsız parçacık­ tan oluşan bir sistemin dinamik betimlenişini ilgilendirmektedir: anlık durum üç boyutlu bir uzaydaki n sayıda nokta ve n sayıda hız vektörüyle gösterilebilir. yalnızca fonksiyonlardaki yaygın apsisli koordinat­ lardır). Bergson'un. bir gönderim sistemi içindeki şey durumları (her iki şıkta da farklılık gösteren yoğun or­ dinantların konumu buradan çıkar. sayı ve zaman çokluklarına Leibniz. hiç durmadan olayı güncelleştirir. Böylece kavramlar ve fonksiyonlar doğal olarak farklılık gösteren iki çokluluk ya da değişiklik tipi gibi ortaya çıkmaktadırlar. (7) . bütün parçalarında. bir şeyde veya gön­ derime uygun bir cisimde. bir ba­ kıma Lewis Carroll'ın kedisinin yitip gitmesinden sonra geride ka­ lan gülümseyişi türü bir olay çıkarmaya ara vermezken. bir içkinlik düzlemi üzerindeki olaylar. sıkı sıkıya karışmış nitelik yönünden farklı nüvelerin sonsuz çokluğunu içerdiği de aynı şe­ kilde düşünülebilir" (La nouvelle alliance / Yeni İttifak. 241). s.Fonktifler ve Kavramlar 115 dan tüm eğrilere teğet geçen eğri olan tek bir değişkenden başkası­ nı dikkate almaz (7). fiziği karışımların ve bu karışımların farklı tiplerinin kuramı haline getirmekle. Demek oluyor ki felsefece kavram ve bilimsel fonksiyon. fonksiyonlar kuramının temellerini oluşturur. her rasyonel sayının irrasyonel sayılarla ve her irrasyonel sayının da rasyonel olanlarla çevrelendiği eksen üzerindeki sayıların konumlanışı düşünülebilir. uzay. Çizgilerden çıkmış çizgi üzerine ve Hesabın yeni uygulaması. ama değişimin sadece değişkenin durumlarından biri oldu­ ğu zaman da. bağımsız değişken­ ler. çünkü felse­ fece kavramların tutarlılığı olaylarda. Anaksagoras'ın göstermiş olduğu gibi. her şeyin.

Koordinatlar. İki düşünür arasında. bilimin nesnesini uzay zaman karışımlarıyla. Granger. felsefe dili ve bun­ ların doğal denilen dillerle ilişkileri arasındaki farklar ne olursa ol­ sun. (10) G. ama sözceleme kipi olarak ilgilendiren bir üçüncü büyük fark vardır. bugün pek çok matematikçi bir bilgisayarın bir aksiyomatikten çok daha değerli olduğunu düşünmektedir ve çizgisel olmayan fonksiyonların ince­ lenmesi. tıpkı bir hastalığın. uygulanımlarından bağımsız olarak. Bergson. birbirlerinden esinlenişlerini de saptamaya elverişli olduğu doğrudur. Essai d'utıe philosophie du style (Bir Biçem Felsefesi Denemesi). Granger.116 Felsefe Nedir? karşıt olarak. Bilimin söylemsel olması onun as­ la çıkanmsal olduğu anlamına da gelmez. Hiçbir ya­ ratım deney olmaksızın varolamaz. "içine dalma"yla tanımlanır ve bu deyimlere. başlıca edimini de. değişken göster­ gelerini tecrit etmesini. Bergson'da Bilincin doğrudan verileri ile birlikte ortaya çıkar (böl. söylemsel ve sezgi­ sel. süre öteki kutupta bütün değişimlerden geçerken. süre tarafından tanımlanmış özel bir statü talep ettiği. hatta saf matematikte bile. Bilimsel ve felsefece çokluklar arasındaki. öğeyi de kavram ya da fonksiyon olarak değil. yayılıma ve yoğunsal çokluklar arasındaki bu karşıtlığın. 10-11. hazır bir şekilde önceden varolmazlar. Nihayet. bilimsel sistemlerde. aynı zamanda bilim ve felsefe arasındaki rabıtayı. tastamam felsefece çoklukları kendi dışlarında bırakır­ lar (9). bir araya getirmesini ya da yeniden birara­ ya getirmesini başaran hekimin adıyla anılması gibi. s. fenomenler veya etkiler.102-105. gözlemlenebilir sayıların dizeleri içinde yavaşlamalardan ve hızlanmalardan geçmektedir. görsel. Odile Jacob Yay. ya­ salar. çatallaşmaları (9) İki tür "çokluk" kuramı. fonksiyonlar ve denklemler. Aritmetiğin felsefesi ile birlikte Husserl'de de rastlarız. Tersine. Görmek. bu bakımdan çok fazla benzerlik vardır. Besbelli ki felsefede de bilimde de dü­ şünce deneyi olarak yeterince deneyimleme vardır ve her iki şıkta deney. II): Bilinç çoklukları "erime"yle. ama en azından yaratılışlarının boyutu ve hatta bir deney veya bir yaşanmışla temas halinde varoldukları­ nı gösterebilmişti(10). fi­ gürsel oldukları söylenebilecek kanıtlamalardan da daha büyük ve her zaman için temel nitelikte bir önem taşımıştır. Ancak aynı şekilde bilimde de felsefede veya sanatlarda olduğunca yaratım vardır. değişimlerin ayrılabilemezliğini dile getiren "kaynaş­ ma çokluğu" şeklinde. Bilimsel dil. dıştan gelen belirlemeler şeklinde değil. zamanı "bağımsız değişken" olarak al­ ma eğilimiyle tanımlamaktan vazgeçmeyecektir. kavram­ lar da. kaosa yakınken. fonktifler (koordinat eksenleri dahil olmak üzere) de. karşılıklı ön-varsayılmış olanı da.. olup biteni görmek.-G. . özel adlara göndermede bulunan "tarzlar"ın. çarpıcı olabilir. bunların olası işbirli­ ğini. özel adlara bağlanmış olarak kalırlar.

. Ancak şeytan adı. özel adların. "onları asla gerçekleşti­ remeden hesap işlemlerinin ilerleyişini göstermek ve sonuçlarını öngörmek"(11) dediği gibi . Bilim eğer felse­ feyle arasında doldurulamayacak bir fark saklıyorsa.. Ne ki perspektif. talip. Fasquelle Yay. budala. İki şıkkın her birinde de. oysa ki izdüşümsel geomet­ rinin "değişkenin ve fonksiyonun bütün değerleri için sonlu bir im­ ge" verdiğini saptayabildik.Galois'nın. ötekindeyse bir yaprak üstüsteliğini işaretlemesidir: onlar. Evariste Galo­ is. bunun nede­ ni. biza­ tihi yaratının koşulu olan. ama kavram veya fonksiyon açısından. s. Galois'nın matematik sözcelem konusundaki metinleri. ko­ puşlardan ve yenibaştan kenetlenmelerden geçer. Laplace'ın verilmiş bir şey durumundan yola çıkarak geleceği ve geçmişi hesaplamaya muktedir "şeytanı" gibi. birer şeytandır. ve . gönderim sistemi içindeki fonksiyonlara oranla kısmi gözlemci­ ler ortaya çıkartıyor. tıpkı Maxwell'in şeytanı. Einstein'ın veya Heisen­ berg'in gözlemcisi gibi. bir kısmi gözlemciyi (11) Bkz. Bunun nedeni.. ama düşünülmüş alanlara içsel olan ideal aracıla­ rına seslenen bir başka görünümüne gönderilmiş olmamızdır: bun­ dan önce bir içkinlik düzlemi üzerindeki parçacıksı kavramlara oranla kavramsal kişiliklerin felsefece rolünü gördük. onlara bilginin sınırı. ya da sözcelemin öznelliği gibi bir rol vermekten kaçınmak gerekir. artık bir bilgin ya da bir filozofun özel adına değil. gönderimin ve tutar­ lılığın tüm vasıflarıyla birbirlerine karşıttırlar. bilmediklerinde ya da yapabilemediklerinde bile. yalnız ve yalnız. Bütün bilimlerin ve bütün gönderim sistemlerinin içinde yayı­ lan kısmi gözlemcilerin ne olduğunu anlamak için. ama şimdi bi­ lim. eksiksiz gözlemcinin olmayışı. sözcelemin.. ama karşı­ lıklı sözceleme "özneleri" olarak o zorunlu aracıların ortak bir türü­ nü işaret etmek üzere. Sorun neler yapabileceklerini veya yapa­ mayacaklarını bilmek değil. kusursuzcasına olumlu görünebilmelerindedir. Ancak felsefe ve bi­ lim iki yandan da (tıpkı üçüncü yandan sanatın kendisi gibi). bilim özel adların işaretlediği bir o kadar felaketlerden. olanaklarımızı aşacak bir şeyi değil. çeşitlilik çok büyüktür. üstün-insan. ama iki büyük tip arasındaki yapısal farklılığı unut­ turacak kertede de değil. birinde bir gönderim yanyanalığını. Tanrı'nın da ne bir felsefece kişilik ne de bir bilimsel gözlemci olduğu anlamına gelir.bilinmeyen şey aracılığıyla belirlemeden ibaret olan. Kartezyen koordinatların çıkış noktası yakınında konum­ lanmış noktaları ayrıcalıklılaştırdığını. 117-132.Fonktifler ve Kavramlar 117 içinde. olumlulanmış ve yaratıcılaşmış bir bilmiyorum taşırlar. André Dalmas. bilimde olduğu kadar felsefede de mükem­ melen yerine oturuyor: felsefece dost.

ama tastamam. Heisenberg'in şeytanı.. biyoloji bilimine söylendiği kadar uzakta değildir: cisimler böylelikle sonsuz sayıda küçük monadla dolmuş olurlar. canlı bir organizmanın özelliklerinin yakınındadırlar. ve animizm bile. kenarları kavrar. Termodi­ namiğin. doğrudan etkimeyen gözlemciler vardır: bütün molekül­ cü biyolojide. gönderim sistemine bir golem olarak bizzat kendisinin yerleştirdiği ideal gözlemciden alır. ama güç eyleyen şey değil. Bu kısmi gözlemciler bir eğrinin. bir katılımın etkisini alabildiğine duyumsa­ maz ki). bir aşınımın. göreceliğin. Yine de insan etkiyi hissetmiyor değildir (hangi matematikçi bir kesitin. Kısmi gözlemciler birer güçtürler. Tümüyle işlevsel. yani koordinatlar sistemi içinden çekip çıkardığı değerlere göre şıklarını düzenlediği değişkenler ku­ rar (böylece de tepesi göz tarafından işgal edilmiş olan koninin ke­ sim çizgilerine göre konik şekillerin düzenini). algılayan ve du­ yumsayan şeydir. kuantum fiziğinin öznelcil yorumları da aynı yetersizlikleri göstermektedir. bir fizik sisteminin. kısmi bir gözlemcinin rolü algılamak ve duyumsamaktır. . bağışıklıkbiliminde. çıkartılabilecek olan her şeyi çıkartır.bu algılamalar ve duygulanımlar. Genel kural olarak gözlemci ne yetersiz ne de özneldir: kuantum fi­ ziğinde bile. tanıma ve eleme özelliklerinin ortaya çıktığı her yerde. ama bu etkiyi ancak.. ama tersine bir görece doğrusu. onları yalnızca molekülleşmiş algılama ve duygulanım odakları yapmak üzere tüm etkin veya etkili rollerin­ den soyundurmak koşuluyla çoğalttığı zaman. Perspektifcilik ya da bilimsel görece­ lik asla bir özneye göreceli değildir: o doğru için bir görecelik değil. bu . nesnel bir şeyler durumunu ölçer.118 Felsefe Nedir? bir koninin tepesindeki gözmüşçesine bağlar ve o andan başlaya­ rak gözlemcinin başka bir konumuna göndermede bulunan kabart­ maları ya da yüzeyin niteliklerini kavramaksızın. ya da allosterik enzimlerle. Leibniz ve Nietzsche'nin iyi bildikleri gibi. bir parçacığın aynı zamanda hızını ve konumunu ölçmenin olanaksız­ lığını dile getirmez. bağımsız değişkenlerin sayısı azaltılmış ve de koordinatların değerleri aynı olasılığa sahip olarak. Kısmi bir gözlemci tarafından kav­ ranmış bir cismin ya da bir şeyler durumunun bölgesine 'sit' adını vereceğiz. organlara ve işlev­ lere içkin küçük ruhları. parçacıklarından ikisininin karşılıklı konumlarını güncelleşmesinin alanı dışında bırakan. Ve besbelli ki iyi ta­ nımlanmış bir gözlemci. buna uyan sistem içinden çıkartabileceği her şeyi. çoğunlukla kabul gören anlamıyla bir insanın algı­ lama ve duygulanımları değil de incelediği şeylere ait olsa bile. ölçünün ölçülmüş olanla öznel bir karşılıklı gönderme ilişkisi içinde olduğunu öne sürerek. Kısaca.

bilimsel olarak belirlenmiş bir şeyi veya cismi niteleyen. en basit problemlerin onlar olmadan anlaşılmaz kala­ cağı dugulanımları ve algılamaları vardır (Proclus. Michaelson'un interferometresi gibi. Bununla beraber kavramsal kişiliklerin bilimsel gözlemcilerden. Duyulur bilgiyi bilimsel bilgiyle karşı karşıya getirmektense. yüksek ve zayıf erkeli molekülleri ayırabilecek bir şeytan varsayıyordu. sayısız gözlemciye gereksinir. kamera. Penguin Books. Russell. Mysticism and logic. ya da daha basitçe fotografi camı. Maxwell. bir fonksiyonun bütününe veya bölümlerine uyan tekseslileşmiş uzay-zaman parçalarını gös­ terirken. bu du­ yulur olandır işte. her türlü öznellikten kopmuş bu nitelikleri. zorunlu olarak bir alıklaşma duygulanımına gömülekoyaca­ ğı doğrudur. gelip görecek gerçek bir gözlemcinin bekleyişi içindeki araçlarla tanınmaları bir yana. patemler ve semptomlar diyordu). başka bir şey yapmıyordu. ay­ na gibi hiç kimsenin görmek için orada bulunmadığı şeyi yakala­ yan ve bu hissedilmemiş duyumlulukları bütün parlaklıklarıyla or­ taya çıkartan aygıt ve araçlarla özdeşleştirir(I3J.Fonktifler ve Kavramlar 119 böyledir(12). Geometrik fi­ gürlerin bile. şeylerin durumuna yerleşik sit’leri.. ama algılanır ve hissedilirler. Maxwell'in gazla aynılaştırılmış o şeyta­ nının. Monod. asıl bu araçlar şeylerin içinde en uy­ gun bakış açısında konumlanmış ideal kısmi gözlemciyi varsayar­ lar: değil-öznel gözlemci. koordinatlar sistemini dolduran ve bilime özgü olan bu duyumlulukları ortaya çıkarmak gerekir. bununla beraber bir enziminkine yaklaşan bir din­ ginlik-ötesi durumda da uzunca bir zaman geçirebilir. "The relation of sense-data to physics"." Molekülsel bir tanınma süreci. Sonuç olarak. s. Seuil Yay. Russell onları. çeşitli mekanizmaları. Russell. Parçacıklar fiziği alabildiğine titiz. sitleri ve çok farklı gözlemcileri işe karıştırabilir. sit'leri de küçülen gözlemciler tasarlayabiliriz. tıpkı kavramların fonktifler­ (12) J. Şeylerin du­ rumu koordinat değişimlerini katettiği ölçüde. ideal kısmi gözlemciler fonktiflerin kendilerinin algıları ya da duygulanımlarıdır. Kısmi gözlemciler fonktifleri ikileyen du­ yumluluklar’dır [sensibilia]. 91: "Allosterik karşılıklı etkileşimler dolaylıdır ve proteinin ulaştığı iki ya da daha çok durum içindeki stereospesifik tanınışının ayırımsal özgünlüklerinin sonucudur. (kimi zaman binlerle) bir şeyler durumu­ nu. bir karışım içindeki hızlı ve ağır. eşikleri. (13) . Beri yanda. biza­ tihi şeylere ait olan boş perspektifleri. kavramsal kişilikler felsefece duyumluluklardır. her türlü duyumsamadan ayrışık duyumsal verileri. kendileri de parçacıklı olan kavramların algılamaları ve duygula­ nımlarıdır: onlar aracılığıyla kavramlar yalnız düşünülmekle kal­ mazlar. Den­ ge halindeki bir sistemde. tıp­ kı bitkilerdeki dişi-erkek tanımlanışında olduğu gibi. Le hasard et la nécessité (Rastlantı ve Zorunluluk). Ancak bu duyum­ lulukların.

biliminkiler de felsefeninkiler ölçüsünde olmak üzere. sonra. ve özellikle de birincinin. Bu belirlemeleri asla geliştiremeyiz. yalnız newtongil fizikte değil (Doğrudan Veriler. Her iki şıkta da ideal. zira o durumda hiçbir fazladan belirleme getirmeyeceklerdir: iki sözcelem etkeni de yalnızca algılanmış olan aracılığıyla değil. . bağımsız değişkenler ve ayrılmaz değişimlerdir. bizatihi değişimlerin içinden geçeceği için yaşanmışlığın (süren bir varlık) ayrıcalığına sa­ hipken. bir yanda fonktif dizelerini. süreden "geçen" felsefece kişiliğin karşısı­ na koyar. çünkü saf algılam ve duy­ gulamların konumu hâlâ bize bağlı değil. verilebileceği ve verilmesi gerektiği halde. ya da bir anda içinden geçtikleri bileştiricilerden gelen hızlı ve yavaş arasındaki erkesel olmayan [anergétique] farklılıklarla iş gö­ rürler. algılama ve duygulanım vardır.). Öncelikle gönderim sistemi ve içkinlik düzlemidir bu. böl. öte yanda kavram aidiyetlerini bir araya toplayan başlıca üç muhalefet odağında olur. Bunun tersine. bu. Bunlar iki çokluk tipidir. öte yanda sa­ nat arasındaki bir ilişkinin. bir yanda bilim ve felsefe. aynı şekilde algılama oraya bilgi iletmez. kısaca. Felsefenin veya bilimin özel algılamaları ve duygula­ nımları. III. bizatihi şeylerin içinde yerleşik bakış açılarıdır: duygulamlar burada erkesel [énergétique] ilişkiler ve algılamanın kendisi de bir bilgilenme niceliği haline ge­ lir. sanatların varlığına gön­ deriyor. bilimsel gözlemciyi. ama (sevimli ya da sevimsiz) bir duygulamı çevrimler. Birinin yaşanmışlığı ötekinin simgeselliğinden daha çok değildir. Felsefece kişilik. Ama işte. görecelik kuramının gülleye binmiş yolcusu). bir ufuk ayarlamasını ve yavaşlamalar ve hızlanmalar fonu üzerindeki bir dizi çerçevelemeyi varsayan. ama algılama kipi aracılığıyla da (her iki şıkta da değil-doğal) birbi­ rinden ayrılmak zorundadır. tastamam felsefece ve tastamam bilimselce algı­ lamalar ve duygulanımların oluşu. kavramın kendi­ si. nihayet.120 Felsefe Nedir? den ayrıldığı gibi ayrıldığını söylemekle yetinmek mümkün değil­ dir. verilmiş olmaksızın (14) Bergson. bilimsel gözlemciyi (örneğin. Bilimin ve felsefenin doğrudan çatışmasına gelince. yalnızca yukarıdan-seyrettikleri yüzeyler­ den. ama çok farklı. bir fonksiyonun veya bir kavramın gü­ zel olduğunu söylemenin mümkün olabildiği bir ilişkinin temelini de gösteriyor. Bir fonksiyon. Kav­ ramsal kişilikler her zaman için ve hanidir ufuktadırlar ve fonun üzerinde sonsuz hızla. kısmi gözlemciler ve kavramsal ki­ şiliklerdir. kavram ve fonksiyon duyumluluklarının oluşu. Bergson'un yöntemini izleyerek. değişken durum­ larını işaretleyecek basit bir simgeye indirgemek yetmez (l4). bütün yapıtında. zo­ runlu olarak sanatın duygulam ve algılamlarına tutunacaktır. ama Görecelik kuramında da (Süre ve Eşzamanlılık) İkinciyi varsaydığını göstermeğe çalışır. bilimsel gözlem­ ciler.

bu uzayın kavramı henüz veril­ miş olmaksızın da verilebilir. bir gönde­ rim düzlemi üzerinde ve bir koordinatlar sistemi içinde gizili gün­ celleştiren bir şey veya bir cisim. bilim için. eğer her türlü indirgeme olanaksızsa. bir denklemin veya fonksiyonun en mükemmel koordinatlarını kurmak). kuramsal olarak. İki tür problem arasındaki pratik ge­ çişler nasıl kavranacaktır? Ama asıl. Bu benzerlik ayrıca iki ödev daha dayatır. ama so­ runsallık yetisi olarak üstün bir "tatla". Bilim alanında fonksiyon. bu ikisi arasında olumlu bir ilişkiler bütünü nasıl düşünülecektir? . Demek oluyor ki karşılıklı yaratım alanı. muhalefet odakları her türlü tekdüzeleştirmeyi ve hattâ kavramlardan fonk­ tiflere ya da bunun tersi her türlü indirgemeyi engelleyecekler mi­ dir? Ve. bir soruyu yanıtlamaktan ibaret değildir.Fonktifler ve Kavramlar 121 da verilebilir. uygun bağımsız değişkenleri seçmek. ancak bu bütünlükler bu yüzden kendi ödevleri bakımından belli bir benzerlik de gösterirler: felsefede veya bilim­ de. etkin kısmi göz­ lemciyi böylesi bir güzergâha yerleştirmek. her iki şıkta da çok farklı bütünlükler tarafından aşa­ malandırılmıştır. şeylerin bir durumudur. bir problem. bir içkinlik düzlemi üzerinde ve düzenli bir form içinde gizile tutarlık veren bir olayı ifade eder. felsefede kavram. belirlenme yolundaki uy­ gun öğeleri uyarlamaktan. bir uzay fonksiyonu. birlikte uyarlamaktan ibarettir (örneğin.

Kavramın kendisi böylece onun anlam-genişliğini oluşturan nesnelerin bütünü için fonksiyondur. Fonksiyonu tanımlayan şey bir bağımlılık ya da rabıta ilişkisidir (zorunlu neden). Bir fonksiyonun. ama Mestan bir kedidir. ama bir x değişken için f(a)’nın değeridir. fonksiyonun kendisini sadece bilimsel veya matematik bir önermede tanımlamakla yetinmeyip. ama onsuz da fonksiyonun eksik kaldığı bir bağımsız değişkenin konumunu pek güzel gösteriyor. tesadüfen değil. Şu halde yeni tipte. Her eksiksiz kavram bu anlamda bir bütündür ve belirlenmiş bir . Önermesel fonksiyonun değişken veya bağımsız kanıta olan ilişkisi. Eksiksiz fonksiyon bir veya birçok "ordinat çifti"nden yapılmıştır. Ancak. olumlayıcı doğru önermeleri belirleyen doğruluk değerlerinin bütünü.. Prospektler ve Kavramlar Mantık indirgemecidir. tam anlamıyla mantıksal bir fonksiyon icat etmek gerekiyor. ve belirlenmemiş bir sayıya bağlı olduğu ölçüde. ya da fonksiyonun kanıt için doğruluk-değerini ("doğru" ve "yanlış") tanımlar: Ahmet bir insandır. öyle ki "insan olmak" fonksiyon bile değil. sınırlar veya bir aralık içindeki bir ayırıcı varsayım içeren kanıt nosyonuyla yer değiştirmesinin önemi yoktur. bunun için her şey­ den önce. önermesel fonksiyonun. "X insandır" şeklindeki önermesel fonksiyon. Önermelerden birçoğunun pekçok bağımsız değişkene sahip olmasının fazla önemi yoktur. bir kavramın yayılım'ını oluşturur: kavramın nesneleri. doğal bir dilin tümcelerin­ deki ifade olarak daha genel bir önerme düzeninde belirlemesi ge­ rekir. değişken nosyonu­ nun bile. o haliyle fonksiyona ait olmayan. önerme­ nin gönderimini.. önermenin doğru ya da gönderiminin karşılanmış olduğunu gösteren kanıtlarının veya değişkenlerin yerini doldururlar. ama özü gereği ve zorunlu olarak indirgemecidir: Frege ve Russell'ın çizdikleri yolu izleyerek kavramdan bir fonksiyon yapmak ister.6.

Seuil Yay. les pa­ radoxes de la représentation (Frege. aralıklar. bu iki kitapta Claude Imbert'in yorumları. Bunlar mantıksal sunumlar ya da betimlemelerdir. kavramın nesneleri bütünün öğeleridir (1).. kavramın alt-bütünlükleridir: akşam yıldızı ve sabah yıldızı. dış-gönderimin (ya da temsiliyetin) bakış açısından fonksiyonun kanıtlarına nasıl ulaşıldı­ ğıdır: bu özel adın problemi ve. çünkü şunu yapmıştır. "general" Bonaparte'ın bir yüklemi. koordinat­ ların eksenleri. mantıkçıların dediği gibi. Napoléon kavramı.. böylece bir önermenin prospektleri haline gelen fonktifler üzerinde bir mantıksallaştırma işlemi uyguladığı ölçüde. çünkü kendini öyle takdim etmektedir. Russell.. Venüs (sabah ve ak­ şam yıldızı) çevrim süresi dünyanınkinden daha kısa olan bir ge­ zegendir. yoğunluk yalnızca gönderim koşulu olmak ve önermenin bir iç-gönderimini kurmak. gönderime aittirler. önermesel değişkenlere. ama kavramın yoğunluğunu kurarlar. Görüldüğü gibi burada yoğun­ lukla yayılımı ayıran hiçbir yapısal fark bulunmuyor. "Waterloo mağlubu"'nu içerir.. Frege. özellikle "Fonksiyon ve kavram". zira her ikisi de. aynı zamanda hem şeyin başlıca yüklemlerini çıkarmaya. Ancak yine de bir değişkenin doğru bir önermeye dahil oldu­ ğu sınırları ve aralıkları veren gönderimin koşullarını saptamak gerekir: X bir insandır. hem de nihayet kavramın anlaşılmasını oluşturan şeye imkân veren niceleme işlemleriyle. gizil-güçler veya "olabilecek dünyalar"dır. bu kasıtlı sunumlar boyunca. kavram öğelerinin ya da nesnelerin tek anlamlı bir belirlenmesine. PUF Yay.. Şu halde "önermesel kavram". bizi şeylerin durumlarından şeye veya cisme (nesne) geçiren bir kimlikleştirme­ nin veya bir mantıksal bireyleştirmenin işidir. Örneğin. Gönderimde bulunduğu edimi eşzamanlı olarak kuran sözceler [performatifs] bile kendili­ (1) Bkz. yoğunluk olarak "Iéna gali­ bi". Sorun daha çok. anlamayı değil. Ec­ rits logiques et philosophiques (Felsefe ve Mantık Yazıları). . şeylerin durumları veya konumlanmalar. s. "impara­ tor" da Napoléon'un bir yüklemidir. "Kavram ve nesne" ve değişken eleştirisi konusunda da "Bir fonksiyon nedir?" bölümleri. I. tek ögeli bir kavram. yayılımlılığın içinde kalınır. "Yalan söylüyorum" paradoksunun da gösterdiği gibi..Prospektler ve Kavramlar 123 şifreye sahiptir. oysa ki ge­ neralliğe atanmış olmak veya imparator olarak taç giymek birer betimleme bile olsa. özellikle de ek A. Minuit Yay. tümce­ lerin kendiliğinden-gönderimi yoktur. 48 ve 54. Temsiliyetin Paradoksları). "Iéna galibi" bir betimleme veya sunumdur. Les fondements de l'arithmétique (Aritmetiğin Temelleri). tümüyle gönderi­ min çemberi içinde ilerler (bilimsel önermeden mantıksal önerme­ ye geçiş). ve Philippe de Rouilham. Principe de la mathématique (Matematiğin İlkeleri). yayılım da dış-gönderimini kurmak üzere. Yine bkz. Böylesi gönderim koşulla­ rı. Koşuluna kadar gidilmekle gönderimden çıkıl­ mış olmaz. ve Frege. Ahmet bir insandır..

kavram fel­ sefece kavram olarak edinmiş olduğu tüm vasıflarını. Bunun nede­ ni. a'yı h'dan. Kısacası. önermesel hale gelmekle. onlara tutarlılık vermesi beklenen Başkası kavramından ayrı düşmüşlerdir (öyle ki. söz veriyorum. Gönderim koşulları olarak olabilecek dünyalar bile. yitirir..124 Felsefe Nedir? ğinden-gönderimsel değildirler. eğer tümceye bir kendiliğinden-tutarlılık atfediyorsak. önermelerin maddi olarak hiçbir iç-tutarlılıktan da. tam sayılar aritmetiğinin tutarlılığının bilimsel olarak kanıtlanmasına muhtaçtır. . 72. ama tersine her türlü tutarlılığı (kendiliğinden-tutarlılık) "belirsiz" kılan gönderimin buyurganlığı gereği. Buna karşılık. Sayının kendisi de genel bir ayrılma ilkesini işaretlemektedir: "Zahl sözcüğünün harf kavramı Z'yi a'dan. ama önermenin bir dış-gönderimi (uzlaşım aracılığıyla ona bağlı olan ve önermeyi sözceleştirirken yerine getirilen eylem) ile bir iç-gönderimini (sözceyi formülleştir­ mede uyulan başlık veya şeylerin durumu: örneğin. bu ancak. bunları birbirlerinden ayırmanın zorunluğunu işaretler. aritmetiğin tutarlılık kanıtlaması sistemin içinde gösterilebile­ mez (iç-tutarlılık yoktur) ve sistem zorunlu olarak. ya da tutarlı sistemin eksiksiz ol­ ması mümkün değildir). Gödel teoreminin iki yönü uyarın­ ca. doğru olmakla birlikte kanıtlanabilir olmayan. imdi. s. Bir asal sayı önermesel kavrama ait olduğu ölçüde. ama bir aritmetik sayısı vardır. kâh başka önermelere yaptıkları gönderim­ den alırlar: kavramın fonksiyona indirgenmesinin onu başka bir boyuta gönderecek olan bütün kendine özgü vasıflarından yoksun bırakması mukadderdir. aksiyomların ve kararlaştırılmaz önermele­ rin bağımsızlığı). ayırır". emrediyorum. Genel olarak kavramın artık bir şifresi değil. derken yaptığımız gibi) Dire et ne pas dire (Söylemek ve Söylememek) Hermann Yay. sevgisini açıklayan âşıktır vb. iç-tutarlılığını ve dış-tutarlılığını. önermeler mantığı da. bir şeylerden ötürü kızılan çocuktur. kararlaştırılmaz olarak kalan sözce­ lere takılır (dış-tutarlılık yoktur. Fonksiyonlar bütün güçlerini. kâh şeylere. (2) Oswald Ducrot performatif sözcelemlere atfedilen kendiliğinden-gönderimsel niteliği eleş­ tirmiştir (yemin ediyorum. kararlaştırılmaz olan artık kasıtlı bi­ leştiricilerin aynlabilmezliğini değil (ayırdedilmezlik bölgesi). Ama bu. "yemin ede­ rim" sözcesindeki kavramın yoğunluğu mahkemedeki tanıktır. vb. mantık tekbencilik karşısında tuhaf bir şekil­ de silahsız kalmıştır). önermenin veya önermelerin kendi arala­ rındaki biçimsel çelişkisizliği içinde kalabilir. hiçbir dış-tutarlılıktan da yararlanmadıklarını söylemek demektir. bir bağımsızlık rejiminin ayrılmazlık rejiminin yerini almış ol­ masıdır (değişkenlerin. aksiyomlardan yola çıkarak. kendiliğinden-­ gönderimini.) içerirler2. kâh şeylerin du­ rumlarına.

. Sonlu bile olsa düşüncenin bütün devinimleri arasından. düşüncenin klasik imgesi de doğrunun tanınmasına tutu­ nan bu serüvenlerden korunabilmiş değildi. ama fonktiflerin yerine algıla­ maların. sonlu devinimleridir düşüncenin. Nagel ve Newman. bununla beraber. kâh bilimin edinmiş olduğu önermelerde. Bütün bu önerme tipleri. .. bir tanıma formu altında bilimsel sözceden man­ tıksal önermeye geçişi oldukça iyi gösteriyor. üçüncü paradigma şıkkıdır. Düşüncenin problem­ lerinin. ayarlanmış. mantık hatta.") önceden oluşturulmuş cisimlere veya şeylerin durumları­ na uygulayabilir. Bilgiççe "meta-ma­ tematik" deyimi. felsefede olduğunca bilimde de böylesi durumlara indir­ genmiş olmasına. Seuil Yay. Bu tıpkı gönderimin. 61-69. Önermeler mantığı bir yansıtma yöntemine muhtaçtır ve Gödel teoremi de yansıtıcı bir model icadeder3. Le théorème de Gödel (Gödel Te­ oremi). Mantık içinse durum artık böyle değildir: basit doğruluk değeri olarak gönderi­ mi kendi kendisinde boşmuş gibi düşündüğünden. Demek oluyor ki mantığın bir paradigması vardır.Prospektler ve Kavramlar 125 Gönderim eylemleri. duygulanımların ve eylemlerin geçtiği yaşanmışa ait ko­ şullar içinde bunu gerçekleştirdiği de söylenebilir. düşüncenin hakettiği bir imgeyi de model olarak yükselttiği kolayca kabul görür. Bütün zamanlar boyunca. onu ancak. bu paradigmanın yansıtılmasıdır. bilimsel konumuna kıyas­ la. kâh edimsel önermelerde (Napoléon Waterloo mağlubudur). düşünceyi. en fakiri ve en çocuksu olanı tanıma­ nın formudur. Sıraları geldikte mantıksal kavramları sadece birer figür ve mantığı da bir ideografi kılan. yoldan geçen Theetetos'ken "merhaba Théodore" demek kadar ilginçlikten uzak zuhuratlara göre ölçmekten ibaret bu tehlikeyle yüzyüze gel­ miştir.. hiçbir zaman psikolojik olma­ yan (buna karşın normatif de olmayan). bilimin onlar aracılığıyla şeylerin du­ rumlarını ya da cisimleri oluşturduğu veya biçimlerini değiştirdi­ ği. Tarih boyunca insanın böylesi biçim değiştirmelerine başvurduğu. felsefe. artık dininki de biliminki de olmayan ve prospektlerin veya bilgilendirici önermelerin içindeki doğrunun tanınması gibi olan. kâh basit görüşlerde ("X sanı­ yor ki. hiç şüphesiz en az uzağa gideni. eğik bir deformasyonu gibidir. s. Mantık psikolojiyle farklılığının karmaşık sorunuyla sonsuza dek debelenirmişcesine bir görüntü verir. bilgilendirme değeri ta­ şıyan prospektlerdir. insanın inanası gelmiyor: düşünce yaratımı ola­ (3) Gödel yöntemi ve yansıtma konusunda. Sorun da­ ha çok bu hakedilmiş imgenin değerinde ve saf bir düşüncenin mekanizmaları konusunda bize öğrettiğini savladığı şeyde yat­ maktadır.

bu çatallanmaların kendilerini de psikolojik ve sos­ yolojik aidiyetlerine göre ayırarak ortaya çıkarmak daha iyi olurdu. mantığın ancak göstermeğe muktedir olduğu. Ve mantık problemleri hesaplamakla oyalanırken. (Bir yenilik yaratımı uğruna güncel etmenlerden taşan değil-tarih­ sel yığına erişilmesi gereken Tarih için de aynı şey söz konusudur. yani beslendiği şık­ ların önemsizliği tarafından yenilmiştir. ancak asla önermeler içinde tutamadığı ve bir gönderime de taşıyamadığı şey­ dir. eşbiçimcilik halinde yapar. "Mantık araştırmaları" (Ecrits logiques et phi­ losophiques. ve düşün­ ce halindeki düşüncenin. yargının ortaya konması veya doğrulama. mantık o zaman bir tür zen budizmine ulaşır. s. televizyon için hazırlanmış bir yarışma oyunu di­ yesi geliyor insanın. önermeyi bütün psikolojik boyutlarından çö­ zer. Para­ digmaya karşı paradigma. ya da birinci böl­ ge kavramı oluşturuyormuş gibi bir durum yaratıyor. Bilim. veya en sıradan konuşmanın tuhaf çatallanmalarını. iç monologun akı­ şını. havada asılı bir önermeden başkaca bir şey ol­ mayan. O zaman mantık susar ve ancak sustuğu zaman ilginçtir. Üç öğe. sanki bilim çoktandır kavramlarla uğraşıyormuş. onu varsayılmış paradigma olarak doğ­ ru'dan kurtaran sonsuz devinime eriştiği ve yaratmanın içkin bir gücünü yeniden kazandığı zaman ilginç bir şeyler ürettiğini göste­ rebilmek için. Felsefenin yerini alma ar­ zusu içinde. ünlü bir sözcükle söy­ lersek. yalnızca ona yanıt versin diye ("Waverley'nin yazarı kim­ dir?". Ancak bunun için düşüncenin. bunlarda günceleşmekten başkaca bir şey yapmayan gizilin küresine. . ama düşünceyi sınırlayan ve onu önermenin içindeki doğru­ nun tanınmasında karşılaşılan zorlukların boyunduruğuna sokan postulatlar bütününü daha da bir saklar (4). s. bu Doğa-Düşünce. en altında mantığın konakladığı yolu aşağıya doğru inerken. mantık. düşüncenin kavraması veya düşünme edimi. Ama bizatihi (4) Frege'nin sorgu sal önerme tasarımı konusunda. Önermelerin birbirine bağlanmaları yerine. önermelerin hesaplanmasından çıkartarak. uzak yakın ilişiği olamaz. Ne ki problemler hiçbir zaman önermesel de­ ğillerdir. Ve Russell.126 Felsefe Nedir? rak bir problemin. Kavramlarla fonksiyonları birbirlerine karıştırmakla. yukarıya tırmanmak gerekirdi. yani tutarlığın içine da­ labilmek üzere. yükselmesi gerekirdi. için de ayru şekilde. bunu. "Scott Waverley'nin yazarı mıdır?") tasarlanmış bir olumlayıcı önermenin kan kaybetmiş ikizi olan bir soruyla. 477.) Ancak gizilin bu küresi. şeylerin durumlarının veya kurul­ makta olan bilimsel cisimlerin içinde. mantık. bir düşüncenin doğruluğunun tanınması veya yargı. Mantık her zaman kendisi tarafından. Bir satranç veya dilmece oyunundan çok. 175). Principes de la mathématique.

. sayıdan kurtulmuş ve ar­ tık. Yine de kavram yeniden doğar. normal bir bü­ tünün alt-bütünü olmasıdır. 0 ile 1 arasındaki kesirli bir sayı halinde. olasılık olmayan. felsefe. (5) Örneğin. gerçek bir kindir mantığa yaşam ve­ ren. bir felsefe düşmanı için bile. Asıl bu muğlak bütünlüklerin. öznenin düpedüz görüşleri. Rekabetçiliği veya felsefeye ikame edilme arzusu içinde. Bu­ nunla beraber. tümüyle mantıksal ya da ikinci böl­ geden yeni bir kavramlar sınıfı oluşturduğu düşünülen. basit algılama ve duygulanım top­ laşmalarıdır. bu ampirik yargılar değildir. kimi öğele­ rinin bütüne ait olup olmadığına karar vermenin mümkün olmadı­ ğı. . La norme du vrai (Doğrunun Normu) Gallimard Yay. be­ lirsiz veya muğlak bütünlükler. Bunlar daha çok. bilimsel fonksiyonları. düzenli bir fonksiyona göndererek. öyle ki muğlak bütünlükler. Kavram kendini gösterir ve de ken­ dini göstermekten başkaca bir şey yapmaz. Bununla birlikte koşul. İntroduction â la thcorie dcs sous-ensemb­ les flous (Muğlak Alt-bütünlükler Kuramına Giriş). Kavramı iki kez birden öldürür. Masson Yay. kendimizi bir seçenek karşısında buluyoruz: ya bu değişkenler için. Bu yaşanmışlık bütünlükleri bir üçüncü prospekt türü içinde. tıpkı "kırmızı" gibi. "dazlak" gibi. felsefece kavramlara bir çırpıda sığınak bulunacak yer. mantıksal fonksiyonlarla ikilemek zorundadır.127 kendisi. muğlak bütünün. bir bilince içkin olarak yaşanmışın içinde oluşmuş.. felsefece kavramlara başvuruyu nihai olarak gereksiz kılacak bilimsel veya mantıksal fonksiyonları yenibaştan kurmayı başaracağız ( 5 ). iyice tanımlanmış. Ve Pascal Engel'in "belir­ siz"e bir bölüm ayırdığı kitabı. üçüncü bölge kavramlarını devralır. doğru ve yanlış arasına (1 ve 0). Ve. çünkü o bir bilimsel fonksiyon değildir ve çünkü o bir man­ tıksal önerme de değildir: kavram hiçbir söylemsel sisteme ait de­ ğildir. ama doğruluk tepeleriyle yan­ lışlık çukurları arasında bir tür kesiklilikler yaratan doğruluk dereceleri yerleştirilir. yalnız­ ca değişkenleri oldukları fonksiyonları ortaya çıkarmak gerekir. iyice çerçevelenmiş. Bkz. Kavramlar gerçekten de kalıntıları içinden yeniden doğan canavarlardır. o hemen hemen dazlak. yeniden sayısal hale gelirler. onun gönderimi yoktur. nitel veya yoğun çokluklardır. bir özneye. ancak hangi biçimde ve hangi durumda? Kav­ ramlar genellikle bilimsel ve mantıksal fonksiyonlarda sözümona güçlü bir konum bulduklarından. fiziko-matematik şeyler durumu olarak sunulabilecek karışımlara götürülebilen bütünlük­ ler kurmayan. Bunlar. bilimsel sözceler veya mantıksal önermeler olarak değil de. öteki ikisini de taşımakla görevlendirileceği için. bu noktada. ya da tastamam felsefece yeni tipte bir fonksiyonu. Arnold Kaufmann. Mantığın kendisi de bazen felsefece kavramların yeniden doğ­ masına imkân verir. bu yaşanmışlık içeriklerinin. öznel de­ ğerlendirmeler ya da beğeniye ilişkin yargılar olarak kendilerini ifade ederler: bu şimdiden kırmızı.

gibi) bu eylemlerin ifadesi olacaktır. o öznenin. artık tekbencil veya ampirik değil. Bunlar yal­ nızca tekbencil özneye içkin yaşanmışlıklar değil. Bu. ancak şimdi düzen ya da sapma yön değiştirmektedir. mümkün deneyin tümlüğüne ilişkin fonksiyonlar olarak. bir kaynaşma çokluğu olarak veya öz­ neye yönelik bir akışın içkinliği olarak tanımlanmış bile olsa. ama bütünlüklerin bütün gücü­ nü aşan tümleştirmelerdir. ama aşkınsal öz­ nenin yaşanmışlığa gönderimleridir. Felsefece kavram. o zaman. Urdoxa'lar. ar­ tık bir özneye "aidiyet" kazanır. Ancak. oysa ki kavramlar.128 herşeyin tuhaf bir şekilde kendine doğru döndüğü üçüncü bölgeyi keşfetmek zorunda kalacağız. basit yaşanmışlıkla birbirine karışması değildir. Bunun nedeni felsefece kavramın. ama bu değişkenler içinde karşılıklı olarak doğruluk güzergâhlarını bulan büyük fonksiyonlardır. Şu halde yaşanmışlığın bir özneye içkinliğinin bizatihi bağrında. bir bütünlüğe aidiyet değil. Eğer yaşanmışlığın dünyası. Fenome­ nolojik ya da felsefece kavramların birçoğu ("dünya içinde olmak". açıktır ki görünüşte felsefece olan kavramlara bu ilk kuruluşu ger­ çekleştirmek üzere başvurulmuştur. Felsefece kavramların. nihayet bilim­ sel. sahici fonksiyonları da tanım­ lamak zorundadırlar ayrıca. öznenin önce nesnelerle dolu bir duyulur dün­ ya. matematik ve mantıksal oluşumların dolduracakları ortak bir ideal dünya kurduğu aşkınlık eylemlerinin (düşünce) üçlü kökünü keşfederek. vb. önermeler ya da a priori yargılar aracılığıyla. alt-bütünlükler değil. sonra başkalarıyla dolu bir öznelerarası dünya. yaşanmışlık yalnızca de­ ğişkenler sağlar. sayısal-olmayan çokluklar ya da algısal-duyusal içkin karışımsal bütünlükler içinde. ama aşkınsal­ dır. zira yaşanmışlığın bu fonksiyonları birincil hale gelmişlerdir. Bunlar yalnızca yargılar ya da ampirik görüşler değil. "et". önerme olarak başlan­ . bu anlamda. yeryüzünü ve taşıdığı her şeyi kavra­ yan ve formel mantığa ve ondan çıkan bölgesel bilimlere bir ilk ze­ min görevi yapan aşkın bir mantıktır (buna diyalektik mantık da denebilir). Belirsiz ve muğlak bütünlükler. şeylerin durumlarının bilimini ve mantığını kurmak veya taşımak zorunda olan yeryüzü gibiyse. tıpkı bilimsel fonksiyonların gönderimleri­ nin de şeylerin durumuna yönelmesi gibi. algısal-duyusal değişkenler değil. yeni değişken fonksiyonlar ya da kavramsal gönde­ rimler kurmağa muktedir aşkınlık eylemlerini keşfetmek gerekir: öz­ ne. Bu fonksiyonların yalnız yaşanmışlığa gönderimleri olacaktır. nasıl zorunlu olarak yaşantıya bağlandığını göstermek suretiyle. "ideallik". ama proto-inançlar. en uç noktaya kadar giden Husserl olmuştur. Kant'ın bu işin üstesinden gelmeye başladığını görmüştük.

yaşanmı­ şa gönderim'e indirgeniyor: bu da aşkın bir özneyi içerir. fenomenolojik-felsefece kavramlar arasında geçici bir dengenin kurulup kurulamayacağını kendi kendimize sorabiliriz. onu boydan boya kateden ve onu götüren aş­ kınlık eylemleridir. (7) G. Sanki felsefece kavramlar an­ cak özel fonksiyonlar haline gelmeyi kabul ederek ve hâlâ muhtaç oldukları içkinliğin yapısını değiştirerek kendi kendilerini kurtara­ bilmektedirler: içkinlik artık yaşanmışlığın içkinliğinden başkaca bir şey olmadığından. Felsefe açısından. koskoca bir mantık ve küçücük bir fenomenoloji bölümüyle ve bu ikisi ço­ ğu zaman birbirleriyle savaş halinde olduğu halde. yaşanmışlığın değişimle­ rine göre öznenin aşkınlık eylemi. bilimsel-mantıksal kavamlar­ la. ama yaşanmışlığın gizilgüç olarak tümlüğünün "anlamlılık­ larını" belirleyerek. yaşanmışlığın tümleştirilmesi veya bu eylemlerin fonksiyonudur.o yaşanmışlığa göreceli kavramlar olacak bir özneye içkinliktir. ama en leziz yeri. Kartezyen Düşünceler. Felsefe­ ce kavramın bilgisi. Husserl. felsefece fonksiyonlara. Granger. eylemleri (fonksiyonlar) -içkin­ lik düzleminin uzayıp giden bozuluşunu izlerken gördüğümüz gi­ bi. kavrama sahip­ lenmeye yeltenmiştir. (6) . Anlamlılık olarak kavram aynı anda bunların hepsidir. bkz. Granger'nin bilimsel kavramlardan felsefece kavramlara geçişte "muğlak kavramlar"a verdiği varsayımsal rol de dikkat çekicidir.Prospektler ve Kavramlar 129 gıçta yer alan görüşlerdir. gizilin tümlüğü ola­ rak yaşanmışlığın anlamlılıklarına veya fonksiyonlarına. VI ve VII. öznelerarası ve nesnel konusunda. Pour la connaissance philosophique (Felsefece Bilgi îçin) böl.-G. gergedanla üze­ rindeki asalaklarla beslenen kuşun paylarını anıştırıyor. yani fenomenolojik kavramlar yine de vardır. ama özerk bir yer bıraktığı bir ayrıştırma önere­ bilmişti (burada muğlak bütünlükler iki kavram formu arasında bir bağlantı rolü oynar gibidir)7. iş görmüyor mu? Bu tıpkı tarla kuşu patesine benziyor. 174175). yaşanmışlığın özneye içkinliği. İçkinlik alanında beliren üç aşkınlık. Daha doğrusu bu. Amerika'da. gönderim tarafından "gizil tümlük" olarak kurulduğu ölçüde. Deney ve Yargı. Bir Fenomenoloji İçin Yönlendirici Düşün­ celer. için­ deki fenomenolojik tarla kuşunun payı değil de mantık atının bazı bazı felsefeye bağışladığı pay. önce bilimsel ve mantıksal fonksiyon olarak belir­ lenmiş olan kavramın. ister istemez. Bilim öyleyse. mantıkçıların cömertliğine ya da tövbelerine bağlanmak tehlikeli olmakla beraber. Urdoxa konusunda. Gilles­ Gaston Granger.6 İçkinlik akışının peşpeşe gelen içerikleri değil. önceliksel. yine de üçüncü bölgeden. homeopatik dozlarda ta­ hammül edilen kavramlar. ne ki değil-bilimsel. çok uzun bir zamandan beri. ve Granger de "gizil"e olabilir de­ neyin bir bütünü şeklindeki kantçı anlamdan farklı bir anlam vermez görünüyor (s. Felsefe. Bugün ortaya çıktığını gördüğümüz Frege-Husserl ya da hatta Wittgenstein-Heidegger karışımı en tuhaf piçler buradan ge­ liyor.

. veya kö­ peklerde ortak bir algısal niteliği ve kedileri veya köpekleri bize sevdiren ya da onlardan nefret etmemize neden olan belli bir duy­ guyu yakalarız: bir grup nesne için çeşit çeşit bir çok nitelik ortaya çıkarılabilir ve. Eğer felse­ fece kavram bir fonksiyon veya bir önermeyle karıştırılmışsa. bay Rorty'lerdeki akşam yemeğinde.). tıpkı yaşanmışlığın bir fonksiyonu ya da bir görüş önermesi (üçüncü tip) gibi olacaktır. Bu. bileştiricileri anında kateden saf anlam olarak olaydır. kanıtları algılamalar ve duygulanımlar olan bir fonksiyon veya bir önermedir. muğlak olduğu doğrudur.. kavramın söylemsel-­ olmayan avareliğindedir. kasıtlı ve­ ya modülerdir. ama bu. Kavram. Özelliklerini gösteren şeyleri saymak üzere. ama ayırdedilmezlik bölgelerinden geçen ve onun kenar. Görüş birinden ötekine olan uyum kuralıdır. ama aynı zamanda da de­ ğişik önerme tiplerini veya yargı kipliklerini gösterirler. Örneğin. içkinlik düzlemi üze­ rinde yalnızca felsefece olabilen kavramlar bulunur ve bilimsel fonksiyonlar ya da mantıksal önermeler kavram değildirler. felsefenin. kenar çizgilerinin olmayışı yüzünden değildir ki: bunun nedeni. bir öznenin durumu olarak dış algılama ile. çok değişik özne grupları oluşturu­ labilir (kedi sevenler. öy­ le ki görüşler.. bu bağlamda yaşanmışın fonksiyonudur.130 Felsefe Nedir? Kavram üzerine uzun bir yanlış anlamalar dizesidir bu. esasında bir kavganın veya bir takasın nesnesi olur. bir durumdan ötekine geçiş (dış ve iç gönderim) olarak iç duygulanım arasındaki belli bir ilişkidir.. Yaşanmışlığa olduğu kadar şeylerin durumuna da gönderimi yoktur. hoş ya da sal­ . çekici veya itici. gönderim koşullarına sahip olduğu için değil. ama katedilmiş ve yukardan seyre­ dilmiş bileştiricilerini yoğunlaştırıp biriktiren bir şifresi vardır. kedilerde. Kısacası. bu.). olabilecek herhangi bir doğrul­ tudaki bir fonksiyon asla değildir. tam ve­ ya kesirli. Algıladığımız birçok nesnede ortak olduğu varsa­ yılmış bir niteliği ve onu duy ve bizimle beraber bu niteliği kav­ rayan birçok öznede ortak olduğu varsayılmış bir duygulanımı or­ taya çıkarırız. ama örnekse­ me yoluyla. bir içkinlik düzlemi üzerinde dolaşıp durmasındadır. bilimsel veya hatta mantıksal bir türden olmayacak. çiz­ gilerini değiştiren ayrılmaz değişimlerden oluştuğu için. ya da kediden nefret edenler "derneği". sayısı yoktur onun. ama iç bileştiricileri tarafından tanımlanmış bir tutarlılığı vardır: ne şeylerin durumunun taşıyıcısı ne de yaşanmı­ şın anlamlılığı olan kavram. Kavram bir form ya da bir güçtür. Kavra­ mın belirsiz. değişkenler. doğruluk değeri. O noktadan başlayarak bu ko­ numlanışı dikkate alan bir kavram üretmek gerekir: görüşün öner­ diği şey. Prospektler öncelikle önermenin öğelerini (önermesel fonksi­ yonlar.

doxa'yi terketmede epey zorlanırlar. Yunan filzoflarının durmamacasına doxa'yi suçladığı. birisi bundan katışıksız bir nitelik çıkartır (örneğin. Görüş. bir grubun duygulanımda kimliklenmesi (düşünüm). Bu tıpkı Hegel'in anlattığı öyküdeki. şölen masa­ sına peynir getiriliyor). dostlar meclisi.Prospekder ve Kavramlar 131 dırgan sohbet konuları sağlamasını öneren. biz­ zat kendisi ortak bir duygulanımı duyan türe-ortak bir özneyle öz­ deşleşir (peynirden nefret edenler topluluğu -bu kimliğiyle de pey­ niri. yaşamasını bilen biri gibi yaşa­ maktan uzak düşmek mi demektir? Ancak "yaşamasını bilme". Buna karşı. doğru'nun kimliklenmesine. bilge değil yalnız­ ca birer dost oldukları için. XX. Böylece bu görüşlerin şölen masasında giriştiği rekabet. Algılamadan soyut bir nitelik ve duygulanımdan da bir genel güç çıkarır: her görüş bu bağlamda siyasal bir kimlik edinmiştir. bkz. o ebedi Atina. Örneğin. 445-450). içkinlik masası ve çatışan görüşlerdi. "Kokuşmuş sensin. bir rakibin başka grup­ ların ve başka niteliklerin olabilirliğinde kimliklenmesi (iletişim). Bu ne­ denle nice tartışma şöyle sözcelenebilir: "ben erkek olarak. O. yumurtaların kokuşmuş" denen satıcının. Ama bu karışık bir sorundur ve de filozoflar. batılı demokratik po­ püler kavranışıdır. "ben kadın olarak erkeklerin birer yalancı olduğunu düşünüyorum". ağır bir koku). ancak bir yandan niteliği soyutlarken. çünkü görüş özel durumların genel fonksiyonlarını ifade eder8. . s. tü­ re-ortak olarak imrenilecek bir duygulanım mıdır? Peyniri sevenle­ rin ve bütün yaşamasını bilenlerin. "Tartışma" şu halde. doğası gereği bir "ortodoksluğa" ait olan bir yayılım ve kıstaslar getirir: söylendiğinde ait olunan (8) Soyut düşünce ve halkın yargısı konusunda. bütün kadınların sadık olmadıkları düşüncesindeyim". Hegel'in Kim soyut düşünür? başlıklı kısa metni (Sämtliche Werke. kendini sıkı sıkıya kimlikleme formunda kalıplayan bir düşüncedir: bir niteliğin algıda kimliklenmesi (temaşa). Doxa kendini şu şekilde sunan bir önerme tipidir: algısal-duy­ gusal bir yaşanmışlık konumlanışı verildikte (örneğin. soyut algısal niteliğin seçi­ mi ve duygulanımı taşıyan türe-ortak öznenin gücü üzerinedir. "Kocakarı. kendilerinin de koktuğunu söy­ lemek gerekmez mi? Meğer ki asıl kokanlar peynirin düşmanı kişi­ ler olmayagörsün. peynirden nefret etmek. ve anandır ve de büyük anandır" diye yanıt vermesi gibidir: görüş so­ yut bir düşüncedir ve küfür bu soyutlamada etkili bir rol oynar. bizim hâlâ Yunanlı oluşumuz değil mi? Fel­ sefeyi Yunan sitesine taşırken başvurulan başlıca üç vasıf. çoğunlukla bir başka niteliğine bağlı olarak sevenlerle rekabe­ te giren topluluk). ve onun karşısına felsefeye uygun tek bilme olarak episteme'yi çıkardığı söylenecek­ tir.

Yunanlıların bilim konusunda oldukça açık felsefeyle birbirine karışmayan bir fikre sahip oldukları anlaşılıyor: bilim. utkuya erer. böl.. Yine de bu. basit bir konuşma önerilse kaçıp uzaklara gidiyor. ama eğer yarışmaya katılanların çoğunluğuyla aynı şeyi söylediyseniz "kazanırsınız" (doğruyu söylediniz). herkesin gizli görüşü­ nü dile getirdiği ve başkalarının söylemeye cesaret edemediği şe­ yin sözcülüğünü yaptığı iddiasındadır. sofistlere ve retorikçilere bıraktıkları doxa-görüş'ü birbirine karşıt kabul ettikleri sık sık söylenir. 131. bu nitelikleriyle. peynir üzerine yapılan tartışmaları. "Paradoksal" kişi bile onca göz kırpmalar ve kendinden emin budalalıklarla kendini ifade ettiğinde. . ne ki her iyi aile çocuğu. ve de yalnızca birer dost olan filozoflar. bilme'ye nasıl sa­ hip olacaklardı? Ve görüş bir doğruluk-değeri kazandığına göre nasıl olurdu da tümüyle sofistlere ait bir şey olurdu?9 Üstelik. liberal bir evrensel görüşün arayışı içinde tüke­ niyor. Her konuşmada didiklenen her zaman felsefenin kaderi oluyor ve felsefece tartışmalardan çoğu. Yunanlıların henüz bilimleri de kapsayan bir bilme olarak felsefeyle.. özü içinde çoğunluğun istencidir ve zaten bir çoğunluk adına konuşur. ÖRNEK XI Bu konumlama hangi yönden Yunanlıları ilgilendirmektedir? Platon'dan beri. Bunu kimi ya­ rışmalarda pek güzel görmekteyiz: kendi görüşünüzü söylemek zorundasınızdır. görüşün salta­ natındaki ilk adımdır henüz: görüş. İletişim felsefesi.132 Felsefe Nedir? grubun görüşüyle uyuşan bir görüş doğru olacaktır.". nedenin. filozofların eski bilgelikle karıştırılmayan bir bilmeyi ve sofistlerinkiyle karıştırılmayan bir görüşü sahiplendiklerini gösterir. s. O zaman pazarlama bizatihi kav­ ram olarak ortaya çıkar: "biz. ve daha o zamandan bir tür fonksi­ (9) Marcel Detienne. herkesin edinmek zorunda ol­ duğu nitelik ve duygulanımı. An­ cak bunun böylesine kesin basit bir karşıtlık olmadığını öğren­ dik Bilgelerin bilme'sini ne yeniden kurabilen ne de bunu iste­ yen.. Les maîtres de vérité dans la Grèce archa­ ïque (Arkaik Yunan'da Doğrunun Ustaları). altından kişi olarak kapitalistin sinik algılanım ve duygulanımlarının çıktığı konsensüs olarak. VI.. İletişimin çağın­ da bulunuyoruz. aşamıyor. tanımın bilgisiydi. Gö­ rüş. ne zaman kendisine bir küçük tartışma. kabullenilmiş nitelik bir gru­ bun kuruluş koşulu olmaktan çıkıp. kavramlaştırıcılar. bir kollokyum. algısal ve duygusal modeli bizzat be­ lirleyen kurulmuş grubun imgesi veya "markasından" başkaca bir şey olmadığı anda. küfürler ve dünyayı kavrama çatışmaları dahil olmak üzere. Maspero Yay.

bir proto-görüş olacaktı. Filozoflar. Felsefeyi değişken yaşamın fonksiyonu olarak tanımlayacak olan Doğa’nın içindeki güzel ve zihinlerin içindeki iyiydi. onları telâffuz eden özneler bakımından da en bilgece olanlarını belirlemeye yönelik bir araştırma. Aris­ toteles'te bile. platoncu filozofların. ama algılardan çı­ karılacak niteliği ve duygulanımlardan çıkarılacak türe-ortak özneyi iyi seçmedikleri için sofistleri kınamaktaydılar. güzel ve iyi de görü­ şün doğruluk değeri olan fonksiyonlar. bir birey olarak insana kıyasla. bizi kavramın unutulmuş vatanına ulaştıracak bir kökensel gö­ rüş. Parmenides de bilme ve görüşü. olağanüstü bir yanıtla­ rı vardı. ama. . s. Ancak onların. Heidegger ve Beaufret'nin ünlü çözümlemeleri (Le poème de Parménide / Parmeni­ des'in şiiri. Phaidros'taki çılgınlık. 31-34). Yu­ nanlılar. tıpkı platoncu büyük üçlemede. ya da insan türüne kı­ yasla. Bu her şıkta kolay değildi. dışarıya çıkardığı nitelikleri bakımından en doğru görünenlerini. Filo­ zoflar.. bilme ile görüşü karşı karşıya getirmiyorlardı. kâh biri kâh öteki gibisinden iki ayrışık yol şeklinde or­ taya koymuyordu (10). olabilecek bilimsel önermeleri belirlemek için gö­ rüşlerin diyalektiği zorunluydu ve Platon'da "doğru görüş" bil­ me'nin ve bilimlerin zorunlu talebiydi. ya da "her şeyin ölçüsü" olarak üç ayrı yorumlanışı) önlerine çıkan herhangi bir duyulur niteliğe takıldıkları için sofistleri kına­ maktaydılar. bir görüşün içindeki "doğru" olan şeye ula­ şamıyorlardı: yaşanmışın değişimlerine tutsak kalmaktaydılar. veya sitenin yasasına (nomos) kıyasla (İnsan'ın güç. O halde. görüşler arasından. Belli bir yaşanmış konumlanışı içinde Güzel'in açımlanışı gibi olan niteliği seçmek ve İyi'nin esinlendirdiği İnsan'ı türe-or­ tak özne olarak almak gerekiyordu. Şölen'deki sevgi. saf görüşün öğesi içinde birbirleriyle rekabete girdik­ leri ölçüde. Görüşün Doğru'ya erişmesi için şeylerin güzel içinde açımlanması ve güzelden yararlanan­ ların iyiden esinlenmesi gerekiyordu. Bunun tersine duyulurun hiçbir güzellik taşımaksızın. öyle ki sofistler. Yu­ nan felsefesi böylece güzelin momenti'dir. belli bir tema üzerinde.. görüşler arasında tartıştıkları ölçüde. Phaidon'daki ölümde olduğu gibi. bu yüzden. Demokrat olsunlar ya da olmasınlar.133 yondu. bilimsel ve­ ya mantıksal kıyaslamanın bu öncüllerine nasıl ulaşılabilir? Di­ yalektik aracılığıyla oluyordu bu: yani. bütün sorun şuradaydı: tanımlara. PUF Yay. yanılsamaya indirgenmiş ve aklın iyilik(10) Bkz. görüşleri ele­ melerine imkân verdiğini düşündükleri.. Doğru görüşe ulaşmak için. doxa'ya bağlanıp kaldıkları için değil. birbirlerine karşı çıktıkları. algılamayı algılanmış olanın güzelliğine (dokunta) ve duy­ gulanımı da iyinin sınamasına (dokimos) kadar taşımak gereki­ yordu: doğru görüş artık ondan sonra değişken ve keyfi görüş olmayacak.

sanatın içinde güzelin ve ta­ rihin içinde insanlığın kurulmasıdır. duy­ gulanımdan başkaca bir şey kalmamakla beraber.belki de peynir. aşkınlığını yeniden açımsamaya hazır bekleyen o eski Bilgeliğe bağlı ola­ rak kalıyor yine de. Tıpkı platoncu akıl yürütme güçlüğündeki gibi. platoncuları çıkışı olmayan bir akıl yürütme güçlüğüne. fe­ nomenoloji de hiçbir zaman. bir "sağlam bi­ lime". fenomenoloji de sanata muhtaçtır. bizi görüşün sıradan alanının dışına çıkarmaya yetmez ve Urdoxa da bizi kavrama kadar yükseltmez. Yunan felsefesi. tıpkı Yunanlının "Yu­ nanlılaştırdığı" gibi. Ve o da. gö­ rüşe katılması ve onu doğru kılmak için ondan farklılaşması ge­ rekir. görüş kendiliğinden sofistçe ve yanlış olarak kalacaktı . Sanki doğru görüş. algılamaları klişelerden. durmamacasına "Avrupalılaştırmak" olan. güzele ve iyiye muhtaçtır: bu kez söz konusu olan. Cézanne veya Van Gogh'un bile kaçamadıkları. büyük Majörün. ayrıcalığı. diyalogların en hayret vericisi olan Theetetos'da dile gelen güçlüğe götürmez mi? Bilme'nin aşkın olması gerekir. kuruluşuna sanat ve kültürün de katılacağı. modern Ulysseus'un basit görüşüne ta­ şınmış olmuyor muyuz? Başlangıçta yer alanla ondan çıkan şey arasındaki ayrım. sıradan zevke kapılmış bir şekilde kendini gösterdi­ ği yerde. İçkinlik gerekir. yani psiko-sosyal tipler olarak tutulmuş öteki kültürlerin sınır­ larını aşmak olan Avrupalı insanı gizlemez mi? O zaman. kıl. idealliğe içkin olması gerekir. Bununla beraber. pazarlamacılık haline gelmiş bir iletişim dünyasında. Fenomenoloji de benzeri bir kalkışmaya girişmez mi yeniden? Zira o da bizi vatanımızmışçasına (Yeryüzü ) dünyaya bağlayan kökensel görüşlerin arayışına çıkar. Cézanne ya da Çin resmine muhtaçtırlar. Yaşanmışlık. Şu halde yaşanmışlığın bir aş­ kınsal özneye olan içkinliğinin. ve kendisini. Merleau-Ponty ya da Maldiney. Erwin Strauss. bir üstün bilgeliğe.134 ten yoksun.. o öznenin yaşanmışlık içindeki aşkınlık eylemi olarak ifade eden (iletişim) bir proto-görüş yapması gerekir. kavramı. bir dostlar topluluğu oluş­ turacak tarzda. Güzel ve iyi bizi durmama­ casına aşkınlığa götürürler.. algı ve duygulanım doğruluk değerlerine ulaşsın diye. Mantığın bilime muhtaç olması gibi. Ancak husserlgil aşkınsal özne. görüşü. bu görüşlerin de­ ğişken ampirik görüşlerle birbirine karışmaması için. çamur. kendi başına. ama görüş olarak doğru olabilmesi için de içkin olması gerekir. ondan beri kendinde dostluktan. azletmiş olduğu bir bilme'yi yine de talep etmekteymiş gibidir bu. doğru görüşün bu tutkulu aranışı. ama bu içkinliğin aşkın bir şeye. bizi onlardan vazgeçmeye çağırdığı zamanda olduğu ka­ . psiko-sosyolojik tip olarak ampirik bir görüş yapar sadece. ve duygulanımları da markalardan ibaret olan sıradan Kapita­ listin.

. Kavramların fonksiyonlara göre indirgenmezliği. Ne ki eğer onları üreten makineyle savaşılmazsa algısal veya duygusal klişelere karşı da savaşıl­ maz.. Şeylerin durumları. hak sahibi varlıklar olarak. proto-görüşlerini bu dünyanın temeli yapacak. oysa ki olaylar kavramın tutarlılığıdır. ama sanatsal duygulanım ve algılanımı göğüslemeye muktedir kavramlara ulaşmaksızın. onları belirlenmemiş bir şekilde karşılaştıra­ cak yerde. kavrama götüren yolu bulacak mıdır.135 dar. felsefece kav­ ram açısından birçok bakımdan yıkıcı sonuçlar doğurur. yoksa sanat aracı­ lığıyla görüşü tersine çevirmek. Ne ki kavramın bu üç söylemsel sistemden hiçbirinde yeri yok­ tur. içkinliği bir öz­ neye ait içkinlik yapmakla. onu. kendisini edimsel öner­ melerde (ikinci prospekt) ifade eden bir mantıksal kavram yerleşti­ rir. Felsefece kavramın yerine. bizi dünya üzerinde dün­ yaya-getirecek algılamalar ve duygulanımlar vermek suretiyle. görü­ şü felsefenin koşullarından biriymiş gibi varsaymakta hiç şüp­ hesiz haklıdırlar. bazılarının gönderimini kuran şeyle ötekilerin tutarlılı­ ğını meydana getiren şey kıyaslandığında keşfedilir ancak. yerine özellikle kavramı geçirecek olan sonsuz devinime yükseltmek mi gerekir? Kavramla fonksiyonun birbirine karıştırılması. Felsefece kavrama. Yunanlılar siteleri. Kimlikleme formunda ilerlemeye devam edecektik. Fenomenoloji. sadece yeni algılamaların ve vaadedilmiş duygula­ nımların klişesini çıkaracak görüşler oluşturmasını engelleye­ miyordu. Başlangıçtaki yaşanmışlığa başvurmakla. nesneler ya da cisimler.. sanata başvuracaktık. Kavram bilimsel veya mantıksal bir fonksiyon olmadığı gibi yaşanmışlığın fonksiyonu da değildir. üstün bir bilgelik ya da kesin bir bilimle arasındaki dostluğuna dayanarak. fenomenolojiyse batılı toplumlarımız aracılığıyla. Olabilecek bir indirgeme açısından dikkate alınması gereken bu deyimlerdir. muhtaç olmamıştı. kendisini bilimsel önermede (birinci prospekt) ifade eden başat kavram yapar. kavramlarımızı yenilemek istiyordu: bebekler ya da insanımsı­ lar gibi değil de. Ancak felsefe. görüşün alanından (üçüncü prospekt) çıkardığı küçültülmüş veya yozlaştırılmış bir pay bıra­ kır. yaşanmışlık durumları fonksiyonun gönderimlerini oluştururlar. Bilimi. görüşü derinleştirmek ve baş­ langıçta yer alan görüşler keşfetme aracı olarak sanata başvur­ makla. öznenin daha o an­ dan itibaren. fenomenoloji de.

Nihayet olayın kendisi de. sit'e katılan veya ondan çıkan ayrı bir olasılıklı nokta halinde ortaya çıkar (ya da kaybolur). olay "yapmak" gibisinden bir güç vardır. her zaman için bütünlüğün öğeleri­ ne ya da konumlanımın nesnelerine göre aşırılık gösteren altbütünlüklerdir..136 ÖRNEK XII Felsefe Nedir? Böylesi bir kıyaslama. siyasal ya da doxaci. L'être et l'événement (Varlık ve Olay) ve Manifeste pour la philosophie (Felsefe Manifestosu) Seuil Yay. olayın kendi sit'inin bulunduğu konumlanıma aidiyeti konusunda karar veri­ lemeksizin (kararlaştırılmaz olan). konumlanım içindeki boşluğun kenarında duran ve artık birimler değil. Cantor'da olduğu gibi aşamalı bir düzen içinde sıralanmaya izin vermez. konumlamm durumları. ama "bir yerine sayılan''ın (cisimler ya da nesneler. boşlu­ ğun aşkınlığı ya da boşluk olarak Doğru içinde. konumlanımın hemen hemen eksiksiz hale gelişiyle aynı zamanda ve bu kez "farkedil­ mez" olarak. ve bilim bütünlükleştirici. İkinci ola­ rak. ancak durumun bu aşırılığı. ama daha önceki fonk­ siyonlara bağımlı öğeler olarak özellikler taşıyan. aşırılığın aşkın olanı yeni baştan devreye sokacak olan. olayı nite­ leyen ve onu konumlanımın içine sokan bir müdahale. "atfedilemez" olandır. Badiou. sanatsal. ve sevgi de Lacan'ın bilinçdışı ol­ sun. Bütünlük. on­ lardan koşullarını alıp bu kez kendisi onlara dayatmakla birlik­ te. seven ya da yaşanmış) oluştu­ rur. burada onu aşırı ölçü­ de sadeleştirmiş olduk. fonksiyonlardan kavramlara doğru giden bir dizi etmeni aşamalandırmayı öne­ rir. türe-ortak fonksiyonlar ola­ rak her birine uyan "doğruluk" üretimleriyle dört düğüm (bilim­ sel.sanat temelli olarak "şiir" ol­ sun. Badiou'nun çağdaş düşünce içinde özel­ likle ilginç bir yer tutan girişimine denk düşer görünüyor. . bir "kaçış çizgisi" boyunca. Ancak belki de o zaman. bir özellik gibi olmaktan çok. olaycıl sit'tir. Buna karşılık belki de sit üzerindeki bir zar atımı gibi. Ne ki. bütün­ lükler kuramının gelişmesine uygun olarak. ya da kavram olarak felsefe oluşudur . boş­ luğa dönüşüne ulaşılır: burası. konumlanımın içkinliğe dönüşü­ ne. üzerinde fonksiyonların ve. Badi­ ou yukarıya doğru çıkan bir çizgi üzerinde. bütünlükten yola çıkarak. Bunun nedeni olayın. konumlanmanın birimleri) rejimine tabi tutulmuş öğe­ lere götürüldüğünde. hiç şüp­ hesiz çokluklar olan. birinci süreç konumlamm'dır. siyasa da doxa-görüş'ten kurtulakosun -. o. Badiou'nun kuramı fazlasıyla karmaşıktır. konumlanım içinde yeniden-sunulmuş olması ge­ rekir: kaçış çizgisi burada dört figür.11 Herhangi bir çokluğu gösteren yansızlaştırılmış bir temelden. (11) Alain Badiou. Fonksiyonlara olduğu kadar kavramlara göre de yansızlaştı­ rılmış bir temel alır kendine: sonsuza kadar yükseltilebilen Bü­ tünlük olarak sunulmuş herhangi bir çokluk. daha önceki dört fonksiyondan farklılaşan kavram.

boş bir aşkınlık içinde yüzer gibidir. Fonksiyonlar ve kavramlar. gizil olmaktan çıkmış olan. ama ha­ la onun başlangıç noktasını gösteren ve durum için düpedüz vaz­ geçilmez bağıntı görevi yapan bir uzayı da kendisiyle birlikte sü­ rükleyerek. ancak çokluk. Çokluklar. siyasa ve sevgi) bulan mutlak kav­ ram olarak. çok karmaşık olmakla beraber tek olan bir çizgi çıkartır ortaya: şu halde felsefe. Şeylerin böylesi bir durumuna bir gizil-güç ya da bir güç ortak edilmiş bulunmaktadır (leibnizgil mv2 formülünün öne­ mi. nükleon kaosa daha bir yakındır ve dü­ zenli olarak yayılan ve yeniden emilen gizil parçacıklardan bir bu­ lutla çevrilidir. Öyle olunca. daha baştan itibaren en az iki tane. Yörünge-parçacıklar ya da hız-imler olarak. ya da tersine aralarından birçoğunun birine bağlı olduğu oranlar uyarınca. üstün felsefenin eski bir kavranışına dönüş olmuyor mu? Bize öyle geliyor ki çokluklar kuramı herhangi bir çokluk varsayımını kaldırmaz (matematik bile bütünlüklemeci­ likten yeterince çekti). çokluğun görüntüsü altında. birbiriyle kesişen ve birine göre şey­ lerin durumlarının olayları güncelleştirdiği. özellikle işte bu ikisi arasında cereyan eden şeydir. iki tipte olmalıdır. atom çekir­ değinin güncelliği içinde. Bu değişkenler. henüz cisimler veya şeyler değillerse de. bu oranlar içinde ele alındıkları ölçüde.Prospektler ve Kavramlar 137 ötekilerin üstünde olmak üzere kavramın basamaklanacağı bir çizgi. kaotik bir gizilliği güncelleştirir. ancak. hiç şüphesiz. güncelleştirmenin daha ileri bir aşamasında. Karışımlar dır bunlar. koordinatlara girdikleri ve aralarından birinin ötekilerin büyük çokluğuna bağlı olduğu. Bu. yüz yüze ya da sırt sırta olacaklardır. Çünkü şeylerin durumu. Örneğin. güncelliklerdir. birimler veya bütünlüklerdir. iki vektöre bağlanırlar. biri ötekinin karşısında. kendilerini bir gidiş çizgisi üze­ rinde paylaştırmak yerine. İkicilik teklikten daha yeğlenir olduğu için değil. Şeylerin durumunu. şiir. her iki tip besbelli ki birbiri üzerinde değil ama birbirinin yanında. fonksiyonlar içinde türe-ortak koşulları­ nın tümlüğünü (bilim. bağımsız değişken kütleleridir. yakaladığı). içinden geçerek iş gördüğü ve o olmadan faaliyet ve evrim gösteremeyeceği gizil-güç­ . özellikle­ ri belirlerler. elektron. şeylerin durumu içine bir gizil-güç sokmasındandır). nükleer maddenin yeni bir durumunu ortaya çıkarmak üzere nükleon üzerine karşılıklı etkime yapan gizil-güç halindeki bir fotonla ilişki halindedir. Şeylerin durumları sınır (gönderim) tarafından getirilmiş ko­ şullar altında gizil kaostan çıkarlar: bunlar. ötekine göreyse olayların şeylerin durumlarını emdiği (ya da daha iyisi tuttuğu. güncel şey durumları ve gizil olaylar.

bir proto-algılanabilirliği ve bir proto-duygulanımı koşullandı­ rır. ama başka bir cisimle devreye sokulmuş şeyin durumudur ve "duygulanım" da. s. ve bir kavranıştan ötekine geçişi de. olumlu ya da olumsuz bir "feeling" kılarken yeniden bulduğu tanımdı. cisimlerin karşılıklı-etkimeleri. güncelleşmelerini yal­ nızca canlının içinde tamamlasalar bile. çıkarılmaları ya da hatta yansımaları göğüsleye­ bilir. veya değişkenler yitirip kazanabilir. bir gizilgüç ya da güç aracılığıyla. bilim için bilimsel değerden yoksun bir imge sunma hakkına sahip bile olsa (kavramlar aracılığıyla). içinde durumunu güncelleştirdiği ve be­ denini bireyleştirdiği katılmış gizilgücü yeniden içerden üretmek­ tir.138 Felsefe Nedir? ten ayırmak mümkün değildir (örneğin. her alanda. bazen ona ilişkin fazla­ sıyla basit bir imge. felsefe. Adına "algılama" denilen şey artık bir şeyler durumu değil. veya daha iyisi varlığını sürdüren şeyler durumu içinde bireyleştirilmiş cisim­ lerin bölünüşü aracılığıyla. Canlının ayrıcalıklığı. artan sayıda boyut­ ları olan bir aşamalar uzayından geçebilir. bilim adamlarını güldüren bir imge önerir. şeylerin durumu içinde ele alınmış ci­ simler için "affectio" ve "affectus"'a vermiş olduğu ve de Whitehe­ ad'in her şeyi. hepsi de "problemler" ku­ rar. Karşılıklı-etkime iletişim haline gelir. çünkü algılamalar ya da duygulanımlardır. Canlı-olmadıklarında ve­ ya daha iyisi organik-olmadıklarında bile. ya da kendisini değiştiren çatallan­ maları izleyebilir. daha önce geo­ metrik figürlerde de görüldüğü gibi. O. Bu işlem­ lerden hiçbiri tek başına gerçekleşmez. Şeylerin durumu ("halk") daha önceki durumu içindeki dün­ ya tarafından güncelleştirilmiş verilerin karışımıydı. Felsefe kendini bilimle kıyasladığında. şeyler durumundan cisme geçiş temel bir momenti gösterir. bilim adamlarının (12) Whitehead. kataliz). katılmaları. ya da özellikle. ama her şey. cisimlerse. Free Press. şeylerin durumuna bağlan­ mış kısmi gözlemcilerde zaten kendilerini ifade eden bir duyarlılı­ ğı. şeyler bir yaşanmışlığa sahiptirler. başka cisimlerin etkisi altında. "özel" durumlarının yeni cisimler için şeylerin durumlarını yeni baştan verdiği yeni güncelleşmelerdir12. bu gizil-güç boyunca rastge­ lişleri. Bu. Ancak. ya da fazladan değişkenlerle. özellikleri yeni özellikle­ rin yanıbaşına kadar yayabilir. Ve nihayet. yerçekimi bile. Burada karışımdan karşılıklı-etkimeye geçilir. gizilgüç ve güç'ün artışı veya azalışı olarak bu durumdan bir başkasına geçiştir: bun­ ların hiçbiri edilgin değildir. Yi­ ne de. gizil-­ güçle oluşturduğu alan içindeki cisimleri bireyleştirebilir. daha başka şeylerin "kavranışı" yaparken. . karşılıklı-­ etkimedir. Process and Reality. 22-26. Spinoza'nın.

Bütünlüklerin. İlk olarak. .Prospektler ve Kavramlar 139 en basit girişimleriyle durmadan aştıkları birtakım had bildirme­ lerle bir şey kazanamaycaktır. felsefeyi yalnızca basit bir yaşanmışa yak­ laştırma tehlikesiyle karşılaşmıyor. bağım­ sız mantıksal atomlar olarak ele alınmış tekil terimlerdir. Dahası. bununla birlikte. İkinci olarak. Bergson'da ya da fenomenolojide olduğu gibi. 48-49. Theorie de l'art moderne (Modern Sanatın Kuramı). felsefe bilimi "tümüyle ya­ pılmış"a gönderip. düzenlenmiş bir güncel sis­ tem halinde birleşme kaygısından çok. Üçüncü olarak da. kav­ ramsal çokluklarla fonksiyonel çokluklar kıyaslandıkta. yalnızca sınırın gün­ celleştirilmesi olarak yararları vardır. daha önce de gördük. algılamalar ve duygulanımlar olduğu ölçüde de türe-ortak görüşlerdir. nesnelerin veya bireyleşmiş cisimlerin/bedenlerin fonksiyonlarıdır: kanıtları. onu güncelleştiren. Bilim kaotik gizillikten. en basit or­ ganizmanın durumunun ve gücünün bağlı olduğu su.. fonksiyonlara rast­ lanır. fonksiyonlar. s. şeylerin durumlarına ve cisimlere doğru iner. üzerinde onların yüklemlerini belirle­ yen betimlemelerin (mantıksal şeyler durumu) eyleştikleri. mantıksal önermeler kuran şeylerin. karbon ve tuzlar hakkında bir proto-görüş edinmesi anlamında. yaşanmışlık fonksiyonlarının kanıtları algılamalar ve duygulanımlardır.ancak şeylerin kendileri. özellikle de Erwin Strauss'da gördüğümüz üzere. Gonthier Yay. onu tedirgin eden şeyin bir kısmını. bu sonun­ cuları bütünlükler olarak tanımlamak fazlasıyla ilkel bir tanımlama olabilir. ve görüşleri kurarlar (üçüncü tipten prospekt olarak doxa): algıladığımız ya da bizde duygulanım yaratan her şey üzerine görüşlerimiz vardır. fonksiyonlar şeylerin durumlarının fonksiyonları­ dır ve bu durumda birinci tipte prospektler olarak bilimsel öner­ meler kurarlar: kanıtları. hiç şüphesiz daha doğru bir bakış açısına sahiptir 13 . onlar fonksiyonlara bağlıdır­ lar yoksa fonksiyonlar onlara bağlı değildir ve fonksiyon da bili­ min gerçek nesnesidir. felsefece çokluklarla bilimsel çokluklar. Gizil­ den şeylerin durumlarına ve öteki güncelliklere doğru inen yol işte böyledir: bu yolun üzerinde kavramlara değil. tamamlanmış formu değil bizatihi formasyonu hedef aldığını söylerken. Böylece. arkasında duran kao ­ (13) Klee. öyle ki insan bilimleri engin bir doksoloji gibi düşünülebilir . üzerinde zorunlu bağlantılarını belirleyen eşgüdümlemelerin ve gizil-güçlendirmelerin eyleştikleri bağımsız değişkenlerdir. kaostan fazla da uzaklaş­ mamak. ama bilimin de kötü bir karika­ türünü sunmuş oluyoruz: Paul Klee matematik ve fiziğin fonksiyo­ nellere dalmakla. "kendini-yapan"ı kendisine sakladığında.

ancak. 104. Gilles Châtelet matematik ve fiziğin bir gizil küresinden nasıl bir şeyler yakalamayı çalıştıklarını göster­ mektedir: Les enjeux du mobile.160. Bilim yalnızca kaosu düzenleme gereksiniminde değildir. s. 230. o. tamamlanmış ya da tamamlanma gücüne sahip şeylerin durumunu. ya da bütün olup bitenler içinde onun kendi güncelleşmesinden kurtulan şeyin içindeki payı­ dır. öte yandaysa. Péguy ve Blanchot'ya baktığımızda. ama onu görmek. ama tutarlılık kazanmış olan gizilliktir. Gizil artık kaotik gizillik değildir. ne başlar ne de bi­ ter. ancak tutarlılık kazandırdığı sonsuz devinimi kazanmış ya da saklamıştır. çizgi aynı çizgi olmayacaktır.155. kendisini kaostan çekip alan içkinlik düzlemi üzerinde tu­ tarlı ya da gerçek haline gelmiş bir gizildir. s.140 Felsefe Nedir? sun gizini. gelmediği kadar da bitmeyen. ama artık kaotik ol­ mayan. tam tersine çizgi boyunca yukarı çıkarsak. daha öncekiyle birbirine karışmaksızın. çizgiyi aşağıya doğru da katede­ biliriz). Clio. Aşkın olan. soyut olmaksızın ideal. ne kesilen ne de başlayan. ama kendi kendisinde ve düzlemin üzerin­ de kendiliğinden yukarıdan seyredebilme yeteneğini ona veren şey saf içkinliktir. güncelleşmeyen ya da güncelleşmeye ilgisiz kalan şeyin saf içkinliğidir. biri. bir yaşanmışlık içinde güncelleşir. o. Sanki şeylerin durumunu yukardan seyrettiği için aşkındır. ancak dur­ madan güncelleşmesinden çıkan veya ona eklenen gölgeli ve gizli bir parçası vardır: şeylerin durumunun tersine. bu şeylerin durumuna gelin­ ceye kadar. içinden geçtiğimiz şeylerin durumunun ve öte yandan da içine gömüldüğümüz ya da tırmandığımız olayın. (14) . bir yanda benim bedenimle. 265. çünkü karşımızdaki gizil aynı gizil değildir (demek oluyor ki. Albin Michel Yay. gizilin baskısını tutup çıkarabilmek için gizil-güçleri eşelemek arzusu tarafından esinlendirilmiştir (14). şeylerin du­ rumlarından kalkıp gizile gidersek. benim kendimle en azından gizil-güç halindeki bağlantı içinde olan. aşkın-inişsel olan. kaosu kesen bir içkinlik düzlemi üzerinde oluşan bütünlüktür. ona dokun­ mak. gerçekliği buna bağlı olmadığı için. sonsuz içkinin olduğunu söyler15. asla başlamadan ve bitmeden yeniden başla­ yan şeyin.ve öteki de bir yanda bizim kendimizin ve bedenimizin. bir cisim içinde. daha çok içinde gün­ celleştiği şeylerin durumudur. Olay mad­ desizdir. sonsuz devinimi ayırmak gerektiğini söyler . Güncel olmaksızın ger­ çek. cisimsizdir. L'espace littéraire. onu yapmak ister: James Gleick. şeylerin durumu için­ de. Gallimard. gerçekliğinin bile tamamlayamayacağı olayı. (15) Péguy. Olay hiç de şeylerin durumu değildir. yaşanmazdır: o saf yedektir. benimle ve bedenimin de onunla bağlantısı ol­ mayan olayı. Blanchot. Olay denilen şey budur. Olaya en çok nü­ fuz etmiş iki düşünüre. İmdi. Güncelden farklı bir gizildir olay. La théorie du caos.

herhangi bir şeyler-durumu boyunca. hep eşzamanlı. Her olayın içinde.Prospektler ve Kavramlar 141 Bir bulut ya da bir akım bile olsa. ne kadar yakınlaştırıl­ mış olursa olsun. bir noktadan ötekine. bir şeyler-durumu veya bir fonksiyon alanı. hangi eşikleri aştıklarını. bir gizilgüçten başlayarak yenilerinin ne zaman devreye girdiğini. Ancak. ama zamandan da gelmez. henüz fonksiyonların alanından çıkmış olmaz. belli anlarda değişkenleri yalıtmaya çalışırız. Bergson. İki an arasında bulunan artık za­ man değildir. gizile doğru çıktığımızda. Şeylerin durumunun fonksiyonlarını çizeriz: yerel ve genel arasındaki farklılıklar. 236. ya da birçok anlar arasındaki zamanlar olarak tanımlanırlar. Bu ölü zaman gelen şeyin peşisıra ortaya çıkmaz. şeylerin durumu içinde gün­ celleşen gizilliğe doğru döndüğümüzde. bir andan öteki ana neyin geçtiğini artık aramak zorunda olmadığımız bambaşka bir gerçeklik keşfederiz. hangi tekilliklerden geç­ tiklerini. Ara-zaman. iki an arasında her zaman için zaman bulunur dediğinde. oysa ki zamanlar peşpeşedir. fonksiyonların alanı içinde kalır (örneğin biri dışında bütün bağımsız değişkenlerin elenebile­ ceğinden yola çıkarak). Fizik-matematik. birçok ayrışık bileştirici bulunur. anın ya da rastgelişin zamanıyla. Bü­ tün ara-zamanlar üst üste yerleşirler. hepsi. hiçbir şeyin cereyan et­ mediği yerdir. çoktan beri sonsuzcasına geçmiş olan sonsuz bir bekleyiştir. Bir bilim adamına atfedilebilecek ta­ nıdık terimleri kullanırsak. . La théorie du caos (Kaosun Kuramı). onu bilimden daha iyi bir şekilde kavrayabilirler16. asıl olay bir ara-zamanda bulunmaktadır: ara-zaman sonsuzdan gelmez. hangi bağımlılık ilişkileri içine girebildiklerini. bekleyiş ve yedektir. onu hâlâ gelirken ve hanidir gel­ miş gördüğümüz boş zamanın devasalığı olarak. hangi çatallanmaları kazandıkla­ rını görmeye çalışırız. zira bu bileştiricilerin her biri bir ara-zamandır. öyle ki sanat ve hatta felsefe. çünkü bu gerçeklik olabilecek her türlü fonksiyondan taşar. iki an arasındaki bir zaman. s. sadece oraya bir parça yaşanmışlık dahil eder. haline-gelmeğe ait­ tir. karar-verilemezlik bölgeleri aracılığıyla onları birbirleriyle (16) Gleick. Her türlü şıkta bir güncel sistem. Bu nedenle. ya da birinden ötekine algılama ve duygulanımın tekil eşik­ lerine göre ele alınmış olmalarından yola çıkarak). birlikte yaşar. mantık ve yaşanmışlık arasın­ daki farklılıklar da fonksiyonlara aittir (cisimlerin şeylerin durumla­ rının gösterdiği tekillikler içinde. veya kendileri de tekil terimler olarak. olay "bulunduğu yer konusunda kaygı taşımaz ve ne kadar zamandan beri varolduğunu bilmek de umu­ runda değildir". olay hep bir ölü zamandır. ayırdedil­ mezlik. ama bir zihinsel sezginin tuhaf ilgisizliği içinde.

142 Felsefe Nedir? iletişime geçiren ara-zamanın içindedirler: bunlar değişimlerdir. ama bileştiriciler olarak ara-zamanlardan ve bileştirilmiş haline-ge­ liş olarak bir olaydan başkaca bir şeyi bulunmayan gizilliğin içinde hiçbir şey cereyan etmez. ancak herşey haline-gelir. Orada hiçbir şey cereyan etmez. V. "Zamanın birkaç görünümüne dair" başlıklı ala­ bildiğine yoğun makalesine başvurulabilir. Ola­ yı. bir zamanı ve değişkenleri yakalar. Groethuysen’in. bunlara hiç ben­ zemeyen ve savaş alanını kaplayan bir buğu yayılır . Her olay bileştiricisi bir anın içinde ve olay da. Olayı. bir başka ana ge­ tirmektedir hiç durmadan.. ayrılmaz değişimlerini kavrayan bir kavramdır. Kavramın. Bir öznenin yaşayabildiklerinin tümün­ den. Devasa bir imâ olarak felsefe. çünkü haline-geliş. zaman geçmiş olduğunda yeniden başlama ayrıcalığına sahiptir (17). Zaman geçtiğinde ve anı götürdüğün­ de. bir şeyler-durumunu. kendisininkinden farklı olan be­ denlerden/cisimlerden ve nesnelerden ve onları belirleyen şeyle­ rin-durumundan ya da fizik-matematik alandan. Recherches philosophiques. 'intermezzi' lerdir. Hiçbir şey cereyan etmez ve yine de her şey değişir. haline-gelişini. cisim ve yaşanmışlık fonksiyonla­ rının tersine." Lernet-Holonia'nın romanesk yapıtı tümüyle ara-zamanlarda geçer. bir fonksiyon çizmekle aynı şey değildir: iki ayrı çokluluk tipi kesişir. üretilişinde ve yeniden-üretilişinde bir gizi­ lin. bu an­ ların arasında geçen zamanda güncelleşir ya da kendini gerçekleştirir. Bir kavram çatmak. cisimlerden ve yaşanmışlıktan ayrıl­ maz. Hiç şüphesiz olay yalnızca ayrılmaz değişimlerden yapılma­ mıştır. .savaş ve yara­ yı saf bir olayın bileştiricileri veya değişimleri olarak anlıyoruz ve o savaş alanında yalnızca durumlarımızı ilgilendiren şeye dönük bir imâ varlığını koruyor. kavram. bir cisimsizin. bir aldırmazın gerçekliğine sahiptir. dalgalanmalardır. yeniden bileştiricilerinden geçmekte ve ötelerde bir yerde güncelleşen olayı. iki yanda da devinim olmakla beraber. her yandan güncelleşmesinden taşmakta olan olaydan ayrı­ labilir değildir. gü­ (17) Ara-zaman konusunda. Güncel durum fonksiyonlarının. sonsuz bir yeni düzenin te­ killikleridir. zamanı izleyen bağlantılarıyla birlikte. oysa ki bir fonksiyon. öyle ki olay. kendisine ait olan bedenden. iki şıkta da dönüş­ türme ve yaratmalar olmakla beraber. Ama bunun tersi de söylenebilir: şeylerin durumu da aynı şe­ kilde. kendisi de içlerinde güncelleştiği ya da kendisini gerçekleş­ tirdiği şeylerin-durumundan.. 1935-1936: "Her olay sanki içinde hiçbir şey geçmeyen zamanın içindedir. Fonksiyona gönderimlerini veren güncel şeylerin-­ durumuna inildiği ölçüde. kavrama gizil tutarlılığını veren olaya kadar da çıkmak gerekir. olayı getirmek üzere her zaman için bir ara-zaman vardır. fonksiyonun söylemsel gücünden farklı bir yineleme gücü vardır.

Yakman ve kendini savunan. Mallarmé ona Mim adını veriyordu. s. Birilerini ötekilerden yalıtabilmeksizin. Qeuvres. felsefe çoğu zaman bilime. geçmiş ve gelecek savaşlara kar­ şı savaşı. Sonsu­ zun değil de haline-geliş'in adına. fonksiyonların güncelleştirdikleri bir gizil tara­ fından tecrit edilmelerine izin vermedikleri söylenecektir. ve mimikler içinde yiten o sah­ te istençle olup-biteni istemek değil de. "Mimiques". La Pléiade. canlı kavram içinden onu çekip almak üzere. bir imge vermez. yaşanmışlığı taklit etmediği gibi şeylerin-durumunu da yeniden üretmez. onu ortaya çıkarmak. şeylerin-durumu içinde devreye soktuğumuz her kezinde onu güncelleştirir ya da gerçekleştiririz. ya da hatta bir kaos. gizliliklerden güncel şeylerin-durumlarına inilir. Olup-­ biten şeyde fonksiyonu aramaz. kavram içinde düzenlenmiş bir olayın gerçekliğinden çok kaotik bir gizillik gibi sunar. Le Çerde du livre. basit bir kaosu kavrarmış gibi görünür ve ona şunu söyletir: kaos ile be­ (18) Joe Bousquet. ne ki bu gizil kendini önce bir yığın veya bir sis gibi. Ama böylece çıkılan ve inilen aynı çizgi değildir: güncelleş­ tirme ve tersine-gerçekleştirme aynı çizginin iki parçası değil. Felsefenin amor fati'sinden başkaca etik yoktur. ama şeylerin-­ durumlarından kavramını çıkarmak üzere onu soyutladığımız her kez olayı tersine-gerçekleştiririz. kavramın gerçekliğini çı­ karır. Mim kaypak bir addır. Les Capitales. özellikle kavramsal kişiliktir. odur. yakınma ve öfkeyi olup-bitene karşı döndükleri noktaya taşımak. iki farklı çizgidir. 103. Böy­ lesi bir mim.. çünkü şeylerin-durumunu sa­ vuşturur ve "aynayı kırmadan sürekli bir imâyla yetinir"19. olayı çatmak. ve bütün yara izleri­ ne karşı yarayı talep etmek: kavram yalnızca bu bağlamda biraraya getirir.Prospektler ve Kavramlar 143 zellikle ya da zorla. 310. ama ondan olayı ya da kendini güncelleşmeye bırakmayan şeyin payını.. Sonsuz devinimle iş gören kavramsal kişilik. Olaya yakışır hale-gelmek. şeylerin-durumlarından gizilliklere çı­ kılır. Eğer şeylerin-durumlarının bilimsel fonksiyonlarına bağlı kalınacaksa. (19) Mallarmé. Olayın "amor fati" olarak felsefeden hiçbir zaman ayrılmamış bir vakan vardır: olayla bütünleşmek. s."benim yaram benden önce de vardı. Felsefe hep ara-zamandır. Olayı tersine-gerçekleştiren kişidir. ya da kendi olaylarının çocuğu olmak . Bu yüzden. felsefenin başkaca amacı yoktur ve olayı tersi­ ne-gerçekleştiren de. Onu olay olarak ete kemiğe büründürmek için doğdum çünkü şeylerin-­ durumu ya da yaşanmış konumluluk olarak onu bedenimden bo­ şaltmasını bildim. . ben onu ete kemiğe büründürmek için doğdum"18. bütün ölümlere karşı can çekişmeyi. ne ki kavramı kurar.

birinin maksimumu. felsefece kavramlar da bilimsel fonksiyonların kurulmasında işe karışırlar. ama içkin­ lik düzlemi üzerinde ve olayın içinde. irrasyonel sayı. ya da ötekinin mini­ mumu bulunmayan iki rasyonel dizesinin ortak sınırı olarak bir fonksiyonla tanımlanır. kaosa gönderir. veya hatta yaşanmışlık durumu fonksiyonu olarak. tersine-gerçekleştirilmişlerdir. fonksiyon­ ların kavramların kurulmasında işe karıştıkları ölçüde.her durumda bir düzlem. bağımsız değişkenlerin fonksiyonu olarak. bilimin arasındakinden başkaca bir seçim şansınız bulunmu­ yor. bunlar hiç şüphesiz olay tarafından tutulmuş. ama bunlardan ancak. Ölüm. Kavram ve fonksiyon. kendi koordinatları içindeki gizil olayları da güncelleştiren.halde. bilimsel açıdan belir­ lenebilir bir şeyler-durumuyla aynılaştırılabilir. ya da filozofların gerçekten bilimsel araçlar olmaksızın bilim yapmaları (biz yaptığımızı iddia etmedik) hep sakıncalı olmuştur. fonksiyonların parçası olan. ama (birbirinin uzantısı olarak zincirlenecek yerde) bir boşluğun üzerinden doğru yeniden-zincirlenen fikir dizelerine gönderir. bu. İki çizgi şu halde ayrılmaz­ lar. örneğin. Kavramların ve fonksiyonların. ama aynı zamanda . Güncellik çizgisi kaosu kesen bir gönderim düzlemi çizer: bu­ radan. Bu nedenle bilim adamlarının gerçekten felsefece araçlar olmaksızın felsefe yapmala­ rı. Bunun tersine. buna ilişkin olarak. zorunlu olarak kesişmeleri. her biri kendi çiz­ gisini izleyerek. Felsefe bilimden ancak imâ yoluyla söz edebilir ve bilim de felsefe hakkın­ da ancak bir yoğunluktan söz açarmışçasına konuşabilir. öğeler. Aynı şekilde. her biri ancak kendi öz imkânla­ rıyla yaratılmış . karşılıklı yeterlilikleri içinde olur ve. yoksa kuruluş sürecinde değil. daha şimdiden güncelleşme yoluna girmiş gizil-güçleri tutan şeyle­ rin-durumlarını çıkartır. kavram da fonksiyon üzerinde düşünümlemez. iyice olgunlaştıkları dö­ nemde olur. felsefeye özgü riemanngil bir uzay kavramı hak­ kında bize hiçbir şey söylemezler: felsefenin onu yaratmaya yatkın oluşu ölçüsündedir ki bir fonksiyonun kavramını elde ederiz. hiç şüphesiz. Fazlasıyla yo­ ğunluğu olan şeylerin-durumlarına gelince. ajanlar belirlen­ miş . İki çizgi ayrılmazsa da. imâlardan başkaca bir şey bulamayız. buna karşılık. olayların felsefece kavram­ ları düşünülecek olursa. Fonksiyon kavrama uyarlanmadığı gibi. ama bağımsızdırlar ve her biri kendi kendisinde tamamlar: bu tıpkı iki düzlemin onca çeşitlilik gösteren kılıfları gibidir. kavram sayı dizelerine gön­ dermez. kesişmek zorundadırlar. Riemanngil uzay fonksi­ yonları. bu kez kendisi kaosu kesen ve kaostan ancak tutarlılığı ya da gizilin gerçekliğini çekip alan bir içkinlik düzlemi üzerinde.144 Felsefe Nedir? nim. bunların gizillikleri.

tastamam bi­ limsel fonksiyonlar var mıdır? Bilimin de. hatta düşünümler de olmayan imâlar taşı­ masıdır. ışık ve gölgenin ayrılmaz deği­ şimleriyle. Eğer felsefe kendisiyle çağdaş olan bilime temelli olarak muhtaçsa. bunun ne­ deni bilimin hiç durmadan kavramların olabilirliğiyle karşılaşma­ sı. Bunun tersine kavramların da fonksiyonları. farkedilmezlik bölgeleriyle.Prospektler ve Kavramlar 145 da değişimleri yaşamla ortak-yayılan saf bir olay olarak ortaya çı­ kar: çok farklı iki görünümü Bichat'da buluruz. . birer ör­ nek de. uyarlamalar da. Newton frekansı ya da bağımsız değişkenlerin fonksiyonunu kurmuştu. aynı şekilde ve alabildiğine felseye muhtaç olup olmadığını sor­ mak daha iyi. Goethe. Ama bu soruya yanıt verme yetkisi yalnızca bilim adamlarının. koskoca bir renk kavramı kurarken. ve de kavramların zorunlu olarak bilime dönük imâlar. bizim inandığımız gibi. felsefede de ne ölçüde sınamalar olabileceğini gösteren yoğunlaştırma süreç­ leriyle.

edası da artık onu yapıtlaştırana bağımlı değildir. güncel seyirci ve dinleyiciden daha az bağımsız değildir. yani algılam ve duygulamların bir bileşimi. esintisini ve ışığını korur ve artık. onların içinden geçen kişilerin gücünden taşarlar.7. Sanat saklar ve dünya üzerinde kendini saklayan tek şeydir. tuval durdukça gülümseyecek. tuval. Genç kız bundan beş bin yıl önce verdiği pozu korur. sanayinin şeyin kalıcılığını uzatmak amacıyla ona bir madde katması gibi olmaz. yeniden gü­ lecek. şey ya da sanat yapıtı. kendi kendileriyle değer kazanan ve her türlü yaşanmışlığı aşan varlık­ lar'dır. yara­ tıcıdan da bağımsızdır o. Hava. geçen yılın falanca günkü hareketliliğini. algılamlar ve duygulamlar. kaidesi ve taş. Ve de onu sonradan. Aslında. bir grup insan gitmeğe hazırlanı­ yor. Bir romanda ya da bir filmde. Algılamlar algılamalar değildir artık. Şu kadın yüzünde. duygulamlar da artık duygu­ lar ya da duygulanımlar değildir. Duyumlar. Kendini saklayan. kimyasal boya vb. Duygulam ve Kavram Genç adamın tuvaldeki görüntüsü. onları duyanlarda ortaya çıkan bir durumdan bağımsızdırlar. öteki olası kişiliklerden de bağımsızdır. kanın derinin altındaki damarlarda attığı görü­ lüyor ve rüzgâr bir dalı sallıyor. bir duyumlar kitlesidir. ama falanca sayfaya ya da belli bir ana gidildikte. Algılam. Onların insanın yokluğunda oldukları söylenebilir. o resim havasını soluklayan resim kişilikleri olan. çünkü . Peki yaratıcı karşısındaki konumu nedir? Kendini kendin­ de saklayan yaratılmışın kendiliğinden-konumu aracılığıyla. kendileri de sanatçı-­ şeyler. kendinde kendini saklar (quid juris?). türü malzemele­ rinden (quid facti?) daha çok dayanmamakla beraber sanat saklar. Sanatın saklaması. o sabah onu ciğerlerine çekenlere bağımlı değildir. ama. genç adam gülmekten vazgeçe­ cek. Şey başından itibaren "model"inden bağımsız hale gelmiştir. eğer güçleri var­ sa duyacak olan.

yapıtlarımdan bir tekini bile yaratma­ mışım. sanatın zo­ runluğuyla bütünleşirler. bazen pek çok geometrik benzemezlik. ne ki bu ince hatalar. ya da yatırmanın) içsel araçlarıysa. tıpkı Emily Dickinson'ın bir şiiri gibi. Cézanne'in. Varsayılmış bir model açısından. yıpranmış. dik durmak de­ mek değildir (zira evler bile esrik ve yamuk). ihtiyar bir eşeğin çizimi "ne ha­ rika! iki çiziktirmeyle yapılıvermiş. renklerin optik karı­ şımının. (Burada. Buna karşılık. Duyumun "sürekli. Sanatçı algılam ve duygulam kitleleri yaratır.. onu ömürsüz bileştirmelerinden çekip koparmak üzere meydan okuduğu ölçüde daha temelli bir sınavdır. bileşimin kendi başına ayakta durmak zorunda oluşudur. Bu lâfın gelişidir. Rubens’teki "kanın sürekliliği" gibi yeterince "sağlam ve kalıcı" bir bileşim yapmağa yetmediğiydi 2. düpedüz benimsemişim onları. ama anıt. Rameau uyumla duygulamın aynılığının altını çiziyordu. adı sanı bilinmeyen çağ­ daşı ressamlardan birinin küçük bir tablosunu keşfettikten sonra resim yapmaktan vazge­ çen akademik ve gözde bir ressam anlatılır: "Bense. izlenimciliği saklayacak Edith Wharton. cambaz­ vari duruşlarında bile. taşta. eğer ayakta tutmanın (veya oturtmanın. çünkü Cézanne buna. Pissaro ve Monet'ye duyduğu hayranlığın yanı sıra. fizik eksiklik.") (2) Conversations avec Cézanne (Cézanne'la Konuşmalar). Sanatçının. Duygulam ve Kavram 147 insan. birkaç belirtici veya birkaç çizgiyle de ayakta durabilir. Müzikteki minör kipi. s. ama yerinden oynatılmaz te­ meller üzerine oturtulmuş (tur)"(1). ancak yaratımın tek yasası. s. 121. or­ ganik anomali gerekir. tuval üzerinde ya da sözcükler boyunca ele alındığı şekliyle. Les metteurs en scènes. Bir anıttır.Algı lam. izlenimcilerde kınadığı. Uyumlar duygulamlardır. sanat olduk­ ları iddiasındaki nice yapıt bir an bile ayakta duramaz. kendini-sakla­ yan kılmak için. Sanat yapıtı bir duyum varlığından başka bir şey değildir: kendi kendi­ sinde varolur.. yaşanmış algılamaların ve duygulanımların açısından baktıkta. Ses. bu yalnızca yaratıl­ mış duyumlar bileşiğinin kendini kendisinin içinde sakladığı ey­ lemdir. dayanıklı ve hor gören emek"le dolu yıllardan da daha bir yetkiyle tanıklık etttiği. "müzelerdeki sanat gibi". kendisi de algılam ve duygulamların bir bileşimidir. müzikçiyi sağlam ve kalıcı. (1) . Fiziksel olabilirlikle hiçbir ilişiği bulun­ mayan ve en cambazvari duruşlara bile çekülün dengesindeki gü­ cü veren bir resimsel olabilirlik vardır. Düzenli ya da düzensiz ton veya renk uyumları. üreti­ lişi ve gelişimi içinde olduğu kadar ortadan yitişi içinde de ayakta durmak zorundadır. onu tek başına ayakta durdurabilmesi en zor şeydir. Tek başına ayakta durmak. müzik ya da resim duygulamlarıdır. Macula Yay (Gasquet).. bir yukarısı bir de aşağısı olmak. 10-18 Yay. 263.

başka dayanaklar ve başka kitleler arar. Algılamlar olarak duyum­ lar bir nesneye gönderen (gönderim) algılamalar değildir: herhangi bir şeye benziyorlarsa. fırçanın kılının bırak­ tığı iz ve bunların berisinde daha başka birçok şey. Çocuk resimlerine de hayran olabilir. beste yapılır. duyumum nerede bittiğini. Duyum. Oysa ki kitleler hava deliklerine ve boşluğa muhtaçtırlar. fırçaların kullanı­ cısı. hatlardan. bunlar karşısında heyecanla­ nabiliriz. bu onların kendi öz olanaklarıyla ürettikleri türden bir benzerliktir ve tuval üzerindeki gülümseme yalnızca renklerden.. Seuil Yay. Tersi­ ne. zira boşluk bile duyumdur. tüpteki boya). ayakta durabildikleri pek enderdir ve ancak uzun süre seyredilmedikleri takdirde Klee'yi ya da Miro'yu andırırlar. bizi gerçekten de "algılamanın kapılarına" götürüp götür­ medikleri. duyumun yalnızca onun mal­ zemesine uymasındandır: benzerlik bizatihi malzemenin algılam ve duygulamıdır. s. pişmiş toprağın eda­ sı. Benzerliğin sa­ nat yapıtıyla içli dışlılığının nedeni. her duyum kendini kendi-kendisiyle oluştururken boşlukla birlikte oluşturur. roman tarzında yontulmuş taşın çömelmişliği ve gotik tarzda işlenmiş taşın yükselmişliğidir. ancak. madenin atılımı. Çinli ressamın dediği gibi.. nerede baş­ ladığını söylemek zordur. her şey toprağın üzerinde ve havada durur ve boşluğu saklar. yağlıboyanın gülümsemesi.. Bu duyum varlıklarını yaratmada. yontulur. genel bir yanıt bulacaktır. o. bestelenir. ya da daha doğrusu. Duyumlarla resim. baştan aşağı doldurulmuş olabilir. hatta havanın bile içinden geçemeyeceği kertede. aslında. bunların da içsel araçlardan sayılıp sayılma­ yacağı. ama tıkış tıkış olma­ ları ve boşluğa yer bırakmamaları koşuluyla. her durumda öylesine çeşitlidir ki (tuvalin taşıyıcısı. bizi algılam ve duygulamlara teslim edip etmedikleri sorusu. gölge ve ışıktan yapılmıştır. tuvalin hazırlanışı. kendilerini yaptıkları ya da onlara bakıldığı anda kendilerini bozan şeyler ol­ dukları ölçüde. yazı yazılır. . başka bir sağlamlık. uyuşturucuların sanatçıya yardım edip etmediği. Vide et Plein (Boş ve Dolu). Duyumlar resmedilir. 63 (Ressam Huang Pin-Hung’dan aktarım). kalıcılık yeteneğine sahip bir malzeme (3) François Cheng.148 bir şey eklemez. Ve malzeme. yontu. kendi-kendisini saklarken boşluğun içinde kendisini saklar. eğer yine de atların sıçrayabileceği yeterli boşluğu (düzlemlerin farklılığıyla bile olsa) saklıyorsa bir sanat yapıtıdır 3. delilerin resimleri çoğunluk ayakta durur. elbette duyu­ mun parçalandır. Bir tuval. kendilerini saklamaktan aciz. uyuşturucu altında gerçekleşen bileşimlerin çoğunlukla olağanüstü dayanıksız. yazılır.

Bü­ tün madde anlamlı hale gelir.. duyumların bileşim düzlemini bile. duyum bizatihi bu anların içindeki bir sonsuzluktan yarar­ lanır. renkli değildir. varolmak ve kendi-kendisinde kendini saklamak gücünü verecektir. Bir duyumlar kitlesinden. Van Gogh. duygu­ lamı da bir durumdan ötekine geçiş olarak duygulanımlardan çe­ kip almaktır. sabit duran tuvalin önüne getirir". resimle işimiz olduğunu en çok unutturandı. Cézanne'in dediği gibi. bir duyumlar bileşimi. ama harikulade olan odur ki bu ressamdan başka bir şey olmayan ressam. ne kadar kısa olursa olsun bir süre olarak düşünüldükte. Malzemenin kalıcılığı sürdü­ ğünce.. tıpkı kemandan piyanoya. sürülmüş. toz olup gitmediği sürece). s. 82: "Ressam ve yalnızca ressam olarak Van Gogh saf resmin olanakla­ rını benimsedi ve onların ötesine geçmedi. Sanatın. renklendirendir. algılamın ya da duygulamın içine geçmeden. Toplumun İntiharı). yağlıboyadan pastele geçildiği gibi. 74. billurumsu. malzeme düzleminin karşı durulmaz bir şekilde nasıl yükseldiğini. renk ya da taş. kendisini nasıl saklayabilir. le suicide de la société (Van Gogh. Ve yine de duyum malzemeyle aynı şey değildir. ince fırça­ dan kalınına. benzerliği değil. bu koşul yerine getiril­ diği sürece (tuval. Bu yüzden ressamdan başkaca bir şey olmayan kişi aynı zamanda ressamdan da fazla bir şeydir. "tüpten sıkıldığı gibi yakalanmış renkle. bu kısa süreyle birlikte varolan sonsuzluk içinde. Paule Thevenin Yay. Bu bağlamda. algılamı nesne algılamalarından ve algılayan bir öznenin durumlarından. Gallimard. yalnızca olgusal koşulu kuran malzeme değil. duyuma. en azın­ dan buna hakkı yoktur. izle­ nimcilerin "optik karışım"larının yetkinlikle tanıklık ettiği üzere. çün­ kü. duyum da malzemenin içinde gerçekleşemez. ancak duyumla­ rın bileşimi buna zorladığı ölçüde geçilir. fırçanın kılarının peşpeşeymiş gibi iziyle".. ama "resimdeki suyu doğaya" geri veren "ezi­ yet edilmiş çiçeğin. aynı zamanda da doğuştan-ressam olanlar arasında. malzemenin olanakları içinde hedefi.. suyun mavisiyle değil ama "sıvı boyanın bir mavisi" olan şu maviyle ressam ve yalnızca bir ressam olduğu söylenir. ama. Ve bir sanatçının bilime karşı ilgisi ne kadar güçlü olursa olsun. Mal­ zemenin kalıcılığı birkaç saniyelik bile olsa." . hançerlenmiş. bize.. Hak olarak kendini saklayan şey. Malzeme tümüyle duyumun. algılam ya da duygulamdır. ezilmiş manzaranın" katışıksız duyumunu "önümüze. katışıksız bir duyum varlı­ (4) Artaud. bi­ limin şeylerin durumları içinde belirlediği malzemenin "karışımla­ rıyla" asla birbirine karıştırılamaz. olan duygulamdır ve duyum. Duygulam ve Kavram 149 olmaksızın ve zaman. kendi-­ kendisinde kendini saklayan şey.. vb.. Madensel olan. berikinin parçası yapacak veya ondan ayrılmaz kı­ lacak ölçüde nasıl istila ettiğini ilerde göreceğiz.4 Bir malzemeden ötekine.Algılam. res­ samın. yoğrul­ muş.

bölünme. yapıtın içinde kar­ şı durulmaz bir şekilde yükselen ve duyuma geçen yaratılmış sözdizimidir. Ya­ zarların özel malzemesi. böl.. kucaklaşma ya da göğüs-göğüselik (iki duyum "erke­ lerden başka bir şeyden ibaret olmayan bir göğüs-göğüselik için­ de. şimdiki hali saklayan etmen olarak belleğe-vuruşu da ekleyen istençsiz bir bel­ lek de yeterli olamaz. Ve yöntemler. sözcükler ve sözdizimi. çekilme. katedral ya da anıt olarak Combray. ama belle­ ğin içinde bulunmayan. kendi öz saklanış­ larını yalnızca kendi-kendilerine borçlu olan ve olaya onu kutlayan bileşimi veren bir mevcut duyumlar kitlesidir. yalnızca eski algı­ lamaları biraraya getiren bellek yeterli olmadığı gibi. senden nefret ediyo­ rum." Algılam veya duygulama ancak özerk ve yeterli. ancak sözcüklerde. Anıtın eylemi anım­ sama değil. hava ya da boşluk ta(5) José Gil. Pessoa'nın yaşanmış algılardan kalkarak kavram üretme yöntemlerini inceler (Fernando Pessoa ou la métaphysique des sensations / Fernando Pessoa ya da Duyumların Metafiziği. ya da duyum bileşimlerinin "değişiklikleri"ni. onları du­ yanlara ya da duymuş olanlara artık hiçbir borcu olmayan vatlıklar olarak ulaşılır: asla yaşanmamış olduğu. zi­ hinsel olmaktan çok sinirsel bir görünmez bağı izler) özelliğini be­ lirleyen titreşim. yaşanmaya­ cağı haliyle Combray. Différence Yay. Her sanat yapıtının bir anıt olduğu doğrudur. kar­ maşık bir malzemeye gerek vardır : "Bellek. onca sıkıca kaynaşarak birbiri içinde tınladıklarında).150 Felsefe Nedir? ğı çıkartmaktır. yine de büyük anıtsal tipleri. Müzik bunlarla doludur. aralarına veya içlerine bir köşe gibi. hem alabildiğine yoğun hem de alabildiğine hafif olduğu için mesafe arttıkça her yöne yayılan ve artık hiçbir dayanağa gereksinmeyen bir kitle oluşturan bir köşe gibi gömülen ışık. müzisyenlerden. ama buradaki anıt bir geçmişi anan şey değildir. Çocukluk anılarıyla yazılmaz. Burada belleğe değil. mimarlardan daha başka bir konumlanma içinde değillerdir. Yaşanmış algılamalardan çıkmak için. yalnız sanatlarda değil ama bir sanatçıdan öte­ kine de çok farklılık gösterseler bile. Bu bağlamda yazarlar ressamlardan. seslerde taşınan. Bunun için. iki duyum birbirinden uzaklaştı­ ğında ve yeniden ancak. yaşanmadığı. Bellek sanatta pek az işe karışır (Proust'ta bi­ le ve özellikle onda). II). özellikle "Denizin şarkısında. ama şimdi­ ki zamanın çocuk-haline-gelişleri olan çocukluk kitleleri aracılığıy­ la yazılır. her yapıtın sahibine göre değişen ve yapıtın parçası olan bir yöntem gerekir: varlık olarak duyum arayı­ şı ile farklı uygulamalar icat eden Pessoa ile Proust'u kıyaslamak yeterlidir(5). genleşme (bunun tersine. kurucu bir düzey farkı içerir. uydurmadır. . özellikleriyle belirle­ mek mümkündür: basit duyumun (ama o aynı zamanda kalıcı ve bileşiktir. çünkü çıkar veya iner.

ancak ve ancak. ne ki yalnızca. Bayan Dalloway. Melville'in okyanussal al­ gılamları. Duygulam ve Kavram 151 rafından bir araya getirilmek üzere. Genel olarak. a g y. bu dakikayı "onun kendisi haline gelmek" sizin saklayamayız. Manzara görür.ki bu Okyanus'tur .6 (6) Cézanne. bir anın ısısının derecesini kendiliğinde sakla­ yan o duyum varlıklarını yaratmamıştır ki (Faulkner'ın tepeleri. "Geçen dünyanın bir dakikası var". çün­ kü biz onu fethettikçe içinde yitip gideriz. ama Hardy'deki algılam olarak kır. Bkz. birbirinden çözüldüğünde). kentin içinden geçmiş olduğu için onu algılar ve kendisi de algılanmaz hale gelir. s. yontanın ya da yontulmuş olanın ışık mı yoksa hava mı olduğu anlaşılmayan yontuculuk. aynı ölçüde bizim kendimizi de etkiler. mermer ya da maden du­ yumlarıyla. ayna. ama manzaraya geçmiş oldukları ve kendileri de duyumlar bileşiminin parçası ol­ dukları için varolabilirler ve yazar onları yaratabilir. Erwin Straus. Du sens des sens (Anlamların Anlamı Üzerine) Millon Yay. Güçlü ve zayıf vurgularının.oluşturan bir ilişki içine girmiş olduğu için onda bu algılamalar olmaktadır. bir gruptan ötekine ve aynı bir grubun içindeki büyük boşlukları düzenlerken.duyumu çiftleştirmek . ancak bu terkediş yal­ nızca hedefimizi vurmaz. Ne ki bütün bu şıklarda. 519: "Görkemli manzaraların hepsinin de gönlün gözünü gerektiren bir yanı vardır. boşaltmak. onlar aracılığıyla da. uzaysa]. Duyumu titreştirmek . "her şeyin içinden geçen bir bıçak" gibi. onu balina haline getiren ve artık hiç kimseye gereksinme­ yen bir duyumlar bileşimi . Görü denen şey görünmezin görünür hale gelmesidir. yazarın algılamalarından ve anılarından bağımsız olmadığına göre. insanın bu insansı olmayan haline-gelişleridir. Manzaranın içindeyken.. Tolstoy'un veya Çehov'un bozkırı)? Algılam. Denize ilişkin algılamalar elbette Ahab'ın algılamalarıdır. her türlü zamansal. in­ sanın yokluğundaki manzaradır. tıp­ kı algılamların (kent dahil) doğanın insansı olmayan manzaraları ol­ ması gibi.Algılam. Mobby Dick ile.. Kişilikler. der Cézanne. bunu söylemek niye? Ve kent.. manzara kişiliklerin varsayılmış algılamalarından ve. hangi büyük yazar bir gü­ nün içindeki saati. ya da aynanın al­ gılamları. . Manzaraya ulaşabilmek için. nesnel belirlemeyi elden geldiğince feda etmemiz gerekir. Roman kendisini sık sık algılama yükseltti: kırın algılanması değil. çıkıntı ve boş­ luklarının düzeni boyunca titreşen taş. 113. algılamadıkları. ta­ rihsel varlıklar. s. insandan önceki.duyumu açmak ve­ ya yarmak. Manzara görünmezdir. yani bizatihi kendileri de nesnelleştirilebilir varlıklar olmaktan çıkarız. nasıl insansız veya ondan önce ola­ bilir. ama bütünüyle manzaranın için­ de". Virginia Woolf'taki kentsel algılamlar. onda kendini seyretmese bile ona yansıyan ihtiyar ka­ dın olmadan nasıl olabilirdi? Cézanne'in (pek çok kez yorumlan­ mış) enigmasıdır bu: "insan yok. bu tipleri hemen hemen katışıksız bir durumda sunar. Duygulamlar işte asıl.

Nesnel dünyadan saklandığımız gibi kendi kendimizden de saklanmışızdır. ağlar-gezer ve memnun çocuklukla acımasızlığın. öyle ki ondan vaz­ geçmek daha iyiydi. bir roman yazılabileceğini düşünür. Le cinéma révélé.. bir müzis­ yenin ton ve ritimleri. "melodik manzaraları" ve "ritmik kişilikleri" boyunca ne tuhaf hali­ ne-gelişler boşaltmaktadır zincirlerinden? Bir ayçiçeği haline-gelişe kapılmış Van Gogh'un kafasında dolaşan nasıl bir terördür? Yaşan­ mış algılardan algılam'a. Evren haline-geliyoruz. Bütün sanatlar için doğrudur bu: Messiaen'in dediği gibi. mole­ kül haline-geliş.gerekir. bitki haline-gelişler. Roman sanatı üzerinde ısrarla duruyoruz. rastlayabileceği ilginç kişilik­ lerle ve de özellikle ille de kendi ilginç kişiliğiyle (kim değil ki?). hiçbir şey­ den yoksun bırakılmamışızdır.152 Felsefe Nedir? Dünyanın içinde değiliz. müzik. görülebilecek acı­ masızlığı da. onları ani donuşların ya da sonsuz hızla­ nışların haline-gelişleri. yalnızca kendi yaşamlarını anlatmış olan büyük yazarlar. Penthésilée'nin köpek-haline-gelişi ve say­ rık algılamlarında yakalar. Etoile Yay. Hissetmek budur. içinde çokça kımıldanılan. nihayet her şeyi eklemlemek üzere kendi görüşleriyle. Thomas Wolfe ya da Miller anımsa­ tılır. Gerçek anlamda sanatkârca yapılmış her türlü çalışma dışında. Rossellini bu noktada sanattan vazgeçmek için bir neden bile bulur: sanat. s. Ama yaşanmışla bu çelişikliği sürdürmekten vaz­ Manzaraya ilişkin belleğimiz yoktur. onu temaşa ederek haline-geliyoruz. Güpegündüz ve gözümüz açık olarak düş kurarız. atomları ve kuşları bir araya getirerek. Hayvan. Kleist hiç şüphe yok ki duygu­ lamları en fazla kullanarak yazı yazan kişiydi. . Genelde iletmenin güçlükleri üze­ rinde yükselen görüşü bir kez daha üretmek için. acımasız ve yakınmacı." (7) Rossellini. anıları veya biriktirdikleriyle. 80-82. sıfır haline-geliş. yıldızları.7 En ilginci de Rossellini aynı işgali resimde de saptıyordu. bir ressamın çizgi ve renkleri. ikisi birden ve aynı zamanda kendisini istila etmesine fazlasıyla izin vermişti. aynı bir duyum varlığı içinde molekülsel ve kozmik olanı. çünkü bir yanlış an­ lamanın kaynağını oluşturuyor: pekçok kişi algıları ve duygula­ nımlarıyla. ya­ malı bohça yapıtlar elde edilir: gazetecinin yazdığı roman. ama ancak kendi kendisinde bulunabilen bir baba arayışı peşinde kımıldanılan. haline-­ geliştir. yaşanmış duygulanımlardan duygulam'a yükselmek için her kezinde tarz -bir yazarın sözdizimi. manzaranın içindeyken kendimize ilişkin belliğimiz de yoktur. yolculukları ve fantazma­ larıyla. içinden geçilmiş olan umutsuzluğu da fazla değiştir­ meğe gerek yoktur. Her şey görüdür (vizyon). dünya ile birlikte haline-geliyoruz. Yeri geldikte. çocukları ve ana-babalarıyla. Genellikle de. onlardan taş veya si­ lahmışlar gibi yararlanır.

Algılam, Duygulam ve Kavram

153

geçmeyen öncelikle edebiyattır. Büyük bir gözlemleme yeteneğine ve epey bir hayal gücüne bile sahip olunabilir: ama acaba algılarla, duygulanımlarla ve görüşlerle yazmak mümkün müdür? En az otobiyografik romanlarda bile bir dolu kişiliğin görüşlerinin çatıştı­ ğı, kesiştiği görülür; her görüş, toplumsal konumlanışına ve birey­ sel serüvenlerine uygun olarak, bunlardan her birinin algılarının ve duygulanımlarının fonksiyonudur, romanın bütünü yazarın görü­ şünü yansıtacak olan geniş bir akışın içinde ele alınmıştır, ama bu görüş romanın kişiliklerine geçirilmek üzere ya bölünmüştür, ya da okur kendi görüşü yapsın diye gizlenmektedir: Bakhtine'in bü­ yük roman kuramı böyle başlar hatta (bereket versin Bakhtine ora­ da kalmaz, bu aslında romanın "parodik" temelidir...). Yaratıcı uydurunun, güçlendirilmiş olsa da bir anı, ya da bir fantazmayla hiçbir ilişkisi yoktur. Aslında, romancı da içinde ol­ mak üzere, sanatçı, yaşanmışlığın algısal durumlarından ve duy­ gusal geçişlerinden taşar. O bir uz-görendir, bir haline-gelendir. Bir gölge olduğuna göre, başına gelmiş olanı, ya da hayal ettiği şeyi nasıl anlatacaktır ki? Yaşamın içinde fazla büyük bir şey, aynı za­ manda fazlasıyla kabullenilmez bir şey, ve yaşamı tehdit eden şey­ le birlikte yaşamın kıskaçlarını görmüştür o, öyle ki algıladığı doğa parçası, ya da kentin semtleri ve buralarda yaşayanlar, onlar üze­ rinden kendilerinden başkaca nesnesi de öznesi de bulunmayan yaşanmış algıları, bir tür kübizm içinde, bir tür eşzamanlılık, çiğ ışık veya tan ağartısı, koyu kırmızı ya da mavi içinde paramparça ederek, işte-bu yaşamın, işte-bu anın algılamlarını meydana getiren bir görüye erişirler. Giacometti, "tarz diye, zaman ve mekan içinde durdurulmuş bu görülere denir" diyordu... Söz konusu olan, her zaman, yaşamı tutsak olduğu yerde özgürlüğe kavuşturmak, ya da sonu belirsiz bir kavga içinde bunu denemektir. Lawrence'de kirpi­ nin, Kafka'da köstebeğin ölümleri, hemen hemen kabul edilmez ro­ mana eylemleridir; ve bazen de yere uzanmak gerekir, tıpkı "mo­ tife, yani algılama erişmek için ressamın da yaptığı gibi. Algılam­ lar teleskopik veya mikroskopik olabilirler, sanki hiçbir yaşanmış algının erişemeyeceği bir yaşam tarafından şişirilmişcesine, kişilik­ lere ve manzaralara devasa boyutlar verirler. Budur Balzac'ın bü­ yüklüğü. Yarattığı kişiliklerin sıradan olup olmamaları fazla önemli değildir: tıpkı Bouvard ve Pécuchet gibi, Bloom ve Molly, Mercier ve Camier gibi, oldukları gibi kalmayı sürdürmekteyken, birer dev haline-gelirler. Sıradanlıkları, hatta budalalıkları veya alçaklıkları öl­ çüsünde, basit değil (hiçbir zaman basit değillerdir), ama devasa hale-gelebilirler. Cüceler ve sakatlar bile yapabilirler bu işi: her uy­

154

Felsefe Nedir?

duru devler üretmektir.8 Sıradan ya da etkileyici, bu kişilikler ya­ şayabilirdirler veya yaşamış olmak için fazlasıyla canlıdırlar. Tho­ mas Wolfe babasından bir dev çıkartır, Miller de, kentten, kara bir gezegen... Wolfe, eski Catawha'nın insanlarını ahmakça görüşleri ve tartışma saplantılarından beriye betimleyebilir; aslında yaptığı şey, onların yalnızlıklarının, çöllerinin, ebedi topraklarının ve unu­ tulmuş, farkedilmemiş yaşamlarının gizli anıtını dikmektir. Faulk­ ner da şöyle bağırabilir: hey Yoknapatawpha'nın insanları... Anıtsal romancının kendisinin de yaşanmıştan "esinlendiği" söylenir ve bu doğrudur; Monsieur de Charlus Montesquiou'ya çok benzer, ama Montesquiou ile Monsieur de Charlus arasında, iyice düşünüldük­ te, havlayan hayvan-köpekle, gökyüzündeki Köpek takımyıldızı arasındaki kadar bir ilişki vardır aşağı yukarı. Dünyanın bir anını nasıl kalıcı kılmalı ya da onu kendisi tara­ fından nasıl var etmeli? Virginia Woolf yazı için olduğu kadar re­ sim ya da müzik için de geçerli bir yanıt veriyor: "Her atomu do­ yum noktasına getirmek", gündelik ve yaşanmış algılarımıza yapı­ şan her şeyi, sıradan romancının gıdasını oluşturan her şeyi "Atık, ölü ve gereksiz olan her şeyi elemek", yalnızca bize bir algılam ve­ ren doygunluğu saklamak, "Saçmayı, olayları, pisliği, ama saydam­ lık içinde işlenmiş olarak, anın içine almak", "Oraya her şeyi koy­ mak ve yine de doyum noktasına getirmek"(9). "Kutsal kaynak" olarak algılama ulaşmış olmak uğruna, Yaşamı yaşayanın ya da Yaşayanı yaşanmışın içinde görmüş olmak uğruna, romancı ya da ressam, gözleri kızarmış, nefesi kesilmiş bir halde dönüp gelir. On­ lar birer atlettir: birçok yazar, sporu sanat ve yaşamı geliştiren bir araç gibi görmekten yana olsalar bile, aslında bedenlerini bir iyi geliştirmiş ve yaşanmışlığı beslemiş atletler değil, ama daha çok "oruç şampiyonu" ya da yüzmesini bilmeyen "Büyük yüzücü" ti­ pinden tuhaf atletlerdir. Yani, organik veya kassal bir Atletizm de­ ğil, ama, bunun inorganik ikizi olacak "bir duygusal atletizm", ken­ disinin olmayan güçlerden başkasına dayanmayan bir haline-geliş atletizmi, "plastik hayalet" (10). Bu bakımdan sanatçılar da tıpkı filo­ zoflar gibidir, çoğu kez çok küçümen, kırılgan bir sağlıkları vardır, ama bunun nedeni sayrılıkları veya nevrozları değildir, bunun ne­ deni yaşamın içinde her kim için olursa olsun fazlasıyla kocaman
Bergson, Ahlak ve Dinin İki Kaynağı'nın II. bölümünde, uyduruculuğu, imgelemden çok farklı ve, "yarı-kişiliksel güçler veya etkin mevcudiyetler" olarak tanrılar ve devler yarat­ maktan ibaret bir görüsel yeti olarak çözümler. Bu yeti önce dinlerde iş görür, ama sanat ve edebiyatta da özgürce gelişir. (9) Virginia Woolf, Bir Yazarın Günlüğü. (10) Artaud, Tiyatro ve İkizi (YKY, Kazım Taşkent Klasik Yapıtlar dizisi). (8)

Algılam, Duygulam ve Kavram

155

bir şeyi, onlar için fazlasıyla kocaman bir şeyi görmüş olmaları ve bu şeyin onların üzerine ölümün gizli işaretini koymuş olmasıdır. Ne ki bu bir şey, aynı zamanda da yaşanmışın sayrılıkları içinde onları yaşatan kaynak ya da nefestir (Nietzsche'nin sağlık adını verdiği şey). "Belki bir gün sanatın olmadığını, yalnızca tıbbın ol­ duğunu öğreneceğiz..." (11). Duygulam da duygulanmaları en azından algılamın algıları aştığınca aşar. Algılam, yaşanmış bir durumdan bir başkasına geçiş değil, ama insanın insanca olmayan haline-gelişidir. Ahab Moby Dick'i taklit etmez, Penthésilée köpeklik "yapmaz": bu bir taklit, se­ vimli bulma, hatta imgesel bir özdeşleşme de değildir. Benzerlik olmakla beraber, benzerlik de değildir bu. Ne ki aslında bu, yalnız­ ca üretilmiş bir benzerliktir. Benzerliği bulunmayan iki duyumun kucaklaşması içinde, ya da tersine, aynı bir yansımada her ikisini de yakalayan bir ışığın uzaklaşışı içinde, aşırı bir yakınlıktır daha çok. André Dhôtel kahramanlarını ağaç haline-geliş veya kadife çi­ çeği haline-geliş gibi, tuhaf bitkisel hale-gelişler içine sokmayı ba­ şarmıştır: bu, biri ötekine dönüştüğü için değil, ama bir şey birin­ den ötekine geçtiği için, der12. Bu bir şey, duyum olmanın dışında başka türlü belirlenebilemez. Bu, sanki şeyler, hayvanlar ve insan­ lar (Ahab ve Moby Dick, Penthésilée ve dişi köpek) her durumda, onların doğal farklılaşımlarından hemen önce gelen ve bununla be­ raber sonsuzda duran o noktaya erişmişlermiş gibi, bir belirsizlik, farkedilmezlik bölgesidir. Duygulam adı verilen şey budur. Pierre ya da kaypaklıklar'da, Pierre artık kendisini üvey kız kardeşi Isabel­ le'den ayıramaz olduğu ve kadın haline-geldiği bölgeye ulaşır. Yal­ nızca yaşam canlıların dönüp durduğu böylesi bölgeler yaratır, ve yalnızca sanat ortak-yaratım girişimi içinde oraya ulaşabilir ve da­ labilir. Bunun nedeni, bir Rodin yontusundaki gibi, malzeme du­ yumun içine geçtiği andan itibaren, sanatın kendisinin de bu belir­ sizlik bölgeleriyle yaşamasıdır. Kitlelerdir bunlar. Resim, insan ve hayvan biçimlerinin benzerliğini belirterek bize bunlardaki değişi­ mi gösterecek olan çizerin ustalığından daha başka bir şeye gerek­ sinir: tersine, biçimleri eritebilecek ve, bir şey ayırdedilmezlikleri­ nin utkusu veya anıtıymışçasına yükseldiği için, kimin hayvan ki­ min insan olduğununun artık bilinmediği, öylesi bir bölgenin varlı­ ğını dayatabilecek bir temelin gücü gerekir; Goya veya hatta Dau­
(11) Le Clézio, HAI, Flammarion Yay., s. 7 ("ben bir Yerliyim"... mısır yetiştirmesini ya da ağaçtan bir kano yontmasını bilmesem bile...). Tanınmış bir metninde, Michaux sanata öz­ gü "sağlık'tan söz ediyordu: "Mes propriétés”ye sonsöz, La nuit remue, Gallimard, s. 193. (12) André Dhôtel, Terre it mémoire, Universitaire Yay., s. 225-226.

Şüphe yok ki duygulam.. Beckett'in durumlarına kadar. "dikkat edin. ama natüralizm içindeki kişiliklerin. her yerde yaşamın ilkel bataklıkları­ nı yaratan böylesine büyük bir girişim için gerekli sözdizimsel ya da plastik malzemeleri ve yöntemleri yaratmak zorundadır (Go­ ya'nın ofort ve akuatinta kullanması gibi). madensel ya da insansı olan artık ayrışık değildir -bizim. bunda bir fizyolojist tezin ifadesini değil.. cinslerin (sekslerin). sanki uygar olanın altında hay­ vansı ya da ilkel bir insan bulunurmuş gibi. tıpkı iki kurt arasındaki dostluk gibi. Düşünce ve Devingen. kaynaklara doğru bir dönüşü gerçekleştirmez. duygulanım­ lar yönünden fakir oldukları ölçüde daha bir gösterişli duygulam­ lar olarak. Psikanalizin yaptığı gibi. Büyük bir romana her şeyden önce bilinme­ yen veya az bilinen duygulamlar icat eden ve onları tıpkı kişilikle­ rinin haline-gelişi gibi dünyaya getiren bir sanatçıdır: Chrétien de Troyes'un romanlarındaki şövalyelerin çöküş durumlarından (şö­ valyeliğin olası bir kavramıyla ilişkili olarak). Ancak. Redon böyledir. Mme de Lafayette'te ödevle birbirine karışan hemen hemen katatonik "dinlenme" du­ rumlarından (bir kietizm kavramıyla ilişkili olarak). Zola okurlarına. Bergson'un da işaret ettiği gibi. orada tuhaf bir şekilde ayırdediş bakımından kazanmamıza rağmen. Emily Bronte Heathcliff ile Cat­ herine'i birleştiren bağı çizdiği zaman. Sapkının. Görüşler. Proust onca kılı kırk yararak kıskançlığı be­ (13) Bergson. özellikle aşkla karıştırılmaması gereken şiddetli bir duygulam icat eder. sınıflandırılmış duygulanımlara yasaklanmış nesneler vermek. görüşün duygusal durum­ ları iyi tanımadığı ve bir araya getirilmeyecek veya ayrılmayacak şeyleri bir araya getirip ayırdığı izlenimini alırız13. duy­ gulanımların belli bir bilgisine sahip oldukları savındadırlar. Sanatçı. Maksimum belirleme bu kom­ şuluk kitlesinden çıkar bir şimşek gibi. Hayvanın yaratılmasıyla birlikte yükselen yeni duygulamların da­ ğıtımını görmemiz gerekir (ve Zola'nın içgüdü dediği şey de bir hayvan-haline-geliş'ten ayrılmaz). ama bizde hayvansı olan. yaşanmışlığın fonksiyonları olduğu içindir ki. halen uygarlığımızın ılıman ortamlarında etkili ol­ makta ve gelişmekteler. sözkonusu olan yalnızca biziz. Onlar insanın tutkuları ve bu tutkuların sonsuzluğu üzerinde ustalaşırlar.. benzerlik terimleriyle söylersek. Kendini türlerin.156 mier. . bitkisel.. dü­ zenlerin ve hükümranlıkların farklılaşımından gizleyen ekvator ve buzul bölgeleri.. ya da belirsizlik bölgelerinin yerine basit farklı-değerler geçirmek bile yetmez. kahramanlarımın duyduğu şey pişmanlık değildir" diye tel­ kinde bulunduğunda. Sıradan-insanın. Burada ve şimdi.

Algılam, Duygulam ve Kavram

157

timlermiş gibi göründüğünde, görüşün duygulanımların içinde bulunduğunu varsaydığı ve kıskançlığın aşkın mutsuz bir sonucu olmasını gerektiren düzenini durmadan yıktığı için, bir duygulam icat eder: ona göre, tersine, kıskançlık sonuçtur, son duraktır, ve, sevmek gerekiyorsa, bu kıskanabilmek içindir; burada kıskançlık işaretlerin anlamı, semioloji olarak duygulamdır. Claude Simon toprak-kadının mucizevi edilgin aşkını betimlediğinde, kilden bir duygulam yontar, şunu diyebilir: "bu benim annemdir", ve bunu o söylediği için biz ona inanırız, ama duyuma aktardığı bir annedir, ve ona öylesine özgün bir anıt dikmiştir ki artık onun ilişkisi gerçek oğlu ile değil, ama daha uzaklarda, yaratmanın bir başka kahrama­ nıyla, Faulkner'ın Eula'sıyladır. Bir yazardan ötekine, büyük yaratı­ cı duygulamlar, değişen, titreşen, kucaklaşan veya çatlayan duyum bileşikleri içinde, işte bu şekilde birbirlerine zincirlenebilir veya birbirlerinden çıkabilirler: sanatçının bir izleyici kitlesiyle olan iliş ­ kisini, aynı sanatçının yapıtları arasındaki ilişkileri, ya da hatta sa­ natçıların kendi aralarındaki olası bir yakınlığı gösterenler bu du­ yum varlıklarıdır14. Sanatçı dünyaya her zaman yeni değişiklikler katar. Duyum varlıkları değişikliklerdir, tıpkı kavram varlıklarının değişimler ve fonksiyon varlıklarının da, değişkenler olması gibi. Her sanat için söylenmesi gereken şudur: sanatçı, bize verdiği algılamlar veya görülerle bağlantılı olarak duygulamların gösteri­ cisi, duygulamların mucidi, duygulamların yaratıcısıdır. Onları yalnızca kendi yapıtında yaratmaz, onları bize verir ve bizim on­ larla birlikte haline-gelmemizi sağlar, bileşiğin içine alır bizi. Van Gogh'un ayçiçekleri birer haline-geliştir, tıpkı Dürer'in dikenleri ya da Bonnard'ın mimozaları gibi. Redon bir taşbaskısını şöyle adlan­ dırıyordu: "Belki de çiçekte denenmiş bir ilk görü vardı Çiçek gö­ rür. Terör düpedüz: "Odanın penceresinden içeriye bakan şu ay- çi­ çeğini görüyor musun? Bütün gün evime bakıyor"(15). Resmin çi­ çekcil bir tarihi, çiçek duygulanıları ve çiçek algılamlarının durma­ dan yeniden başlanan ve sürekli yaratısı gibidir tıpkı. Sanat, ister sözcüklerden geçsin isterse renklerden, seslerden ya da taşlardan, duyumların dilidir. Sanatın görüşü yoktur. Sanat algıların, duygu­ lanmaların ve görüşlerin üçlü düzenini bozar ve bunun yerine di­ lin işini gören algılamlardan, duygulamlardan ve duyum kitlele­ rinden bir anıt koyar. Yazar sözcüklerden yararlanır, ama onları duyuma geçiren, ve gündelik dili kekemeleştiren, ya da titreten,
(14) (15) Bu üç soru Proust'ta sık sık karşımıza çıkar: özellikle Le temps retrouvé (Bulunmuş Za­ man), La Pléiade, III, s. 895-896 (evren yaratma olarak yaşam, görü ve sanat konusunda). Lowry, Au-dessous du volcan (Yanardağın Altında), Buchet-Chastel Yay., s. 203.

158

Felsefe Nedir?

veya bağırtan veya hattâ ona şarkı söyleten bir sözdizimi yaratarak yapar bunu: bu üsluptur, "ton"dur, duyumların dilidir, ya da dilin içindeki yabana dildir, bir halkı kalkıp gelmeğe kışkırtan dil, ey es­ ki Catawba'nın insanları, ey Yoknapatawpha'nın insanları... Yazar, algılamı algılardan, duygulamı duygulanımlardan, duyumu görüş­ ten çekip almak için, dili eğip büker, onu titreştirir, kucaklar, yarar - umulur ki, hâlâ ortalarda görünmeyen o halkı getirmek amacıyla yapmaktadır bunu. "Belleğim aşktan değil, ama düşmanlıktan olu­ şuyor ve geçmişi yeniden üretmek için değil, onu uzaklaştırmak için çalışıyor... Ailem ne söylemek istiyordu? Bilmiyorum. Doğuş­ tan kekemeydi o ve yine de söyleyecek bir şeyleri vardı. Benim ve pek çok çağdaşımın üzerinde, doğuştan kekemeliğin ağırlığı bin­ miştir. Biz konuşmasını değil, ama kekelemesini öğrendik ve ancak yüzyılın artan gürültüsüne kulak vererek ve bir kez onun doru­ ğundaki köpükle aklandıktan sonradır ki bir dilimiz oldu" (16). İşte budur her sanatın ödevi ve resimle müzik de, renklerden ve sesler­ den yeni akorlar, plastik ya da melodik manzaralar, ritmik kişilik­ ler koparıp alarak toprağın şarkısına, insanların çığlığına yükselir­ ler: bu da tonu, sağlığı, haline-gelişi, görsel ve timsal bir kitleyi ku­ rar. Bir anıt geçmişteki bir şeyi yâdetmez, kutlamaz, ama geleceğin kulağına, olayı canlandıran kalıcı duyumları fısıldar: insanların hep yinelenmiş acısını, yeniden yaratılmış protestolarını, hep yeni­ den başlanmış kavgalarını... Acı sonsuza kadar süreceği ve de dev­ rimler utkularından sonra yaşayamadıkları için herşey boşa mı gi­ decektir? Ne ki bir devrimin başarısı ancak kendi içinde yerleşiktir; tastamam, gerçekleştirildiği sırada insanlara verdiği ve tıpkı her yeni yolcunun getirip bir taş bıraktığı o höyükler gibi, hep halinegeliş durumundaki bir anıtı kendi kendisinde gerçekleştiren titre­ şimlerde, kucaklaşmalarda, açılımlarda yerleşiktir. Bir devrimin ut­ kusu içkindir ve insanlar arasında başlattığı yeni bağlardan ibaret­ tir; bu bağlar devrimin erimekte olan maddesinden daha fazla sür­ mese de, yerlerini çabucak bölünmeye, ihanete bıraksa bile... Estetik figürlerin (ve onları yaratan üslubun) retorikle hiçbir alışverişi yoktur. Duyumlardır bunlar: algılamlar ve duygulamlar, manzaralar ve suratlar, görüler ve haline-gelişler. Ama biz felsefece kavramı da, ve hemen hemen aynı terimler içinde, haline-geliş ola­ rak tanımlamamış mıydık? Yine de estetik figürler kavramsal kişi­ liklerle aynı değildir. Belki şu ya da bu doğrultuda, tıpkı Igitur ve­ ya Zerdüşt gibi, birbirlerinin içinden geçerler, ama bu, kavram du­ yumları ve duyum kavramları olduğu sürece olur. Aynı haline-ge­
(16) Mandelstam, Le bruit du temps, (Zamanın Gürültüsü) L'Age d'homme Yay., s.77.

Algılam, Duygulam ve Kavram

159

liş değildir. Duyulur haline-geliş bir şeyin veya birinin (neyse o ol­ maya devam ederken) hiç durmaksızın başkası-haline-geldiği ey­ lem, ayçiçeği ya da Ahab'dır, oysa ki kavramsal haline-geliş bizati­ hi sıradan olayın olmakta olduğu şeyi savuşturduğu eylemdir. Be­ riki mutlak bir form içindeki ayrışıklıktır, ötekiyse bir ifade mad­ desi içinde seferber olmuş başkasılıktır. Anıt gizil olayı güncelleş­ tirmez, ama onu kendisine katar veya onu bedenleştirir: ona bir be­ den, bir yaşam, bir evren verir. Proust anıt-sanatı, "yaşanmış"tan üstün olan o yaşamla, onun "nitel farklılıklarıyla", onun, kendi öz sınırlarını, bunların uzaklaşmalarını ve yakınlaşmalarını, bezen­ mişliklerini, yuvarladıkları duyum kitlelerini inşa eden "evrenleriy­ le" - Rembrandt-evreni veya Debussy-evreni - işte böyle tanımlı­ yordu. Bu evrenler ne gizildirler ne de güncel, bunlar olabilir'dir­ ler, estetik kategori olarak olabilir'dirler ("bir parçacık olabilir, yok­ sa boğulacağım"), olabilir'in varoluşudurlar, oysa ki olaylar gizilin gerçekliği, olabilir tüm evrenleri yukardan-seyreden bir Doğa-dü­ şünce'nin formlarıdır. Bu, kavramın bir hak olarak duyumdan önce geldiğini söylemek değildir: bir duyum kavramı bile kendi öz ola­ naklarıyla yaratılmak zorundadır ve bir duyum, kavramın zorunlu olarak kendi mutlak formu içinde varolması gerekmeksizin, kendi olabilir evreninde varolur. Duyum bir köken görüşe, dünyanın temeli ya da değişmez te­ mel olarak Urdoxa'ya benzetilebilir mi? Fenomenoloji duyumu, ya­ şanmış algılara ve duygulanımlara aşkın olan, algısal ve duygusal "maddi a-priori"lerde bulur: Van Gogh'un sarısı, ya da Cézanne'in doğuştan duyumları. Daha önce de gördük, fenomenoloji kendisi­ ni sanatın fenomenolojisi yapmak zorundadır çünkü aşkınsal bir özneye göre yaşanmışlığın içkinliği, kendisini, genel olarak yalnız­ ca deneyi belirlemekle kalmayan, ama burada ve şimdi bizatihi ya­ şanmışlığın içinden geçen ve orada canlı duyumlar kurarak beden­ leşen, aşkın fonksiyonlarda ifade etmek gereksinimindedir. Duyu­ mun varlığı, algılam ve duygulamın kitlesi, duyan ve duyulmuşun birliği veya tersine çevrilebilirliği, bunların, tokalaşan eller gibi, mahrem kenetlenişi olarak belirecektir: hem yaşamış bedenden, hem algılanmış dünyadan ve hem deneye hâlâ fazlasıyla bağlı ola­ rak birinden ötekine giden kasıtlılıktan aynı zamanda ortaya çıka­ cak şey et'tir -oysa ki et bize duyumun varlığını verir ve deney yar­ gısından farklı olan köken görüşü taşır. Değişim halindeki rabıta­ lar, ideal karşılaşma olarak dünyanın eti ve bedenin eti17. Feno­
(17) Mikel Dufrenne, Phénoménologie de l'expérience esthétique 'den(Estetik Deneyimin Fenome­ nolojisi) başlayarak, duyumu bedenin dünyaya uyumu olarak kuran algısal ve duyusal a­

Ama aca­ ba kendini etin içinde gösterecek bir duyum varlığı var mıdır? Le visible et l'invisible'de (Görünür ve Görünmez) Merleau-Ponty'nin tuttuğu yol buydu: Dufrenne. vb. bizi et nos­ yonunun daha genelleştirilmiş kaynakları ve Kilise Babalarının kafasındaki açılımı konu­ sunda bilgilendirecektir. eriyişte. İkinci öge. bitki. L'Hexa­ gone Yay. yani ete zırhını veren.. kemikler boyunca aşağılara inecektir). et-kırmızısı yüzeylerin altında beliren. Erwin Straus'a yakın bir konumdaydı. bazen kırık tonlarla (eşit olmayan oranlarda tamamlayıcıların birbirine eklemlenmesi) yapar. en zarif çıplaklığın içinde. en çekici. et bir "kuşku" doğurun kaosa fazlasıyla yakın­ dır. (18) Georges Didi-Huberan’ın gösterdiği gibi. duyum değildir. bir kösnüllük ve din karışımı (Bacon'ın figürlerinde görüldüğü gibi. Bu sorun tümüyle bir sanat fenomenolojisinin merkezinde yer alır.. bir koruda). Et bir haline-gelişin termometresinden başka bir şey değildir. ya da. kaynayış­ ta. dik ve eğik. Etin sanata uygun düşüp düşmediği sorusu şöylece sözcelendirilebilir: algıla­ mı ve duygulamı taşımaya. haline-ge­ liş.) Yakın bir zamanda. böylesi bir et ontolojisi için pek çok çekinceler göstermekteydi (L'oeil et i oreille / Göz ve Kulak.(18). onsuz. Ancak duyumu kuran şey.. sağ. "et-kırmızısı"yla ['incarnat'] "yüzey" arasındaki bütünleyicilik bunun için zorunludur. duyumun açımlanışına katılsa bile. etin Heidegger ve daha önce de Husserl'deki belirleyici önemini (Heidegger et le problème de l’espace. Du­ yum bedenleşir derken fazla ileri gidiyorduk. haline-geliştir. duyum varlığını kurmaya muktedir midir. yatay. ya da taşınması gereken ve yaşamın başka güçlerine geçme­ si gereken o değil midir? Et.160 Felsefe Nedir? menolojinin bu en son dönüşümüne esin kaynağı olan ve onu be­ denleşmenin gizi içine iteleyen şey tuhaf bir Etçilliktir. değişik biçimlerde yönlendirilmiş düzlem parçalarıdır: ön-düzlem ve arka-düzlem. Bu yüzeyler duvarlardır. özerk çer­ çeveler içinde duyuma tek başına ayakta durma gücünü veren ze­ priori'lerin bir tür analitiğine girişiyordu. insanla hayvanın ayırdedilmezlik bölgesi olarak. Fazla yumuşaktır et. Les aveux de la chair (Etin İtirafları). sol. ayna karşısındaki Venüs'ün mevcudiyeti gibi. ama bir yandan da.) ortaya koyarak. soyulmuş bir meyvenin.. Eti ayakta tutacak ikinci bir öğe olmasaydı. . Beden. düz veya yuvarlağımsı yüzey­ lerdir.. Resim.. Et ve Beden. La peinture incarnée'nin bu başat teması. Devant l'image'da yeniden ele alınıp geliştirilir (Minuit Yay. Merleau-Ponty'nin temasını yeni­ den ele aldı. eti bazen et-­ kırmızısıyla [incarnat] (kırmızı ve beyazın üst üste gelmesi). kemik ya da kemik çatısından çok evdir. dikey. belki de bu bir kar­ maşa ya da bir kaos olurdu. İmdi. Chair et corps / Heidegger ve Uzay Sorunu. bitki. Minuit Yay. hayvan.). Belki de Fnucault'un henüz yayınlanmamış kitabı. aynı zaman­ da sofu ve kösnül bir nosyon. derisi yüzülmüş bir hayvanın. kırık tonların akışında beliriveren hayvan. bir kaynakta. belki de etin tek başına ayakta duramayacağı. zırhtır. evin içinde gelişir (ya da bir eşdeğerinin içinde. vb. evi tanımla­ yan şey "yüzeyler"dir. Didier Franck.

eğer şeyin içinden geçen ve bu kez kendisi onu ipli­ ğimsi kılacak uzun bir iğne gibi. elleri değil. artık yerin. Ev her yönden. ama aynı zamanda da yurtluktan yurtsuzlaştırmaya doğru bir geçiş gibidir. düşünülmemiştir. ama bu onu tutup geriye çekecek ve ortadan kaldıracak bir cımbız gibidir. derinlik tipinin bağlı olduğu kesişme noktalarını gerçekleştirirken gösterdikleri özen. Olabilecek bütün kiplerde. Zor olan. bugün Ba­ . duyum-ev'i tanımlayan şey bin tür­ lü yönü olan düzlemlerin kesişme noktasıdır. resim hiçtir. Yaşamdır o. çoğu zaman birbirine karışır. ve şeyin üzerinde (küçük elmanın etinde) toplaşmışa ben­ zerler. Bununla beraber bir ressamda kimi eğilimler bulu­ nur: Giacometti'de örneğin. kaçan yatay düzlemler sağda ve solda farklıdır. Üçüncü öğe. Bu saygı ve bu özen olmadan. ama düzlemleri birleştirmektir. sonsuz tek-renk olarak gösterir kendini. Camlı kapı. Gauguin'de. evin sakini değil. ya da tersine onları gömmek. bir pencere ya da bir ayna aracılığıyla manzarayla iletişim kurması gibi.. Evin kendisi (ya da eşdeğeri) renkli düzlemlerin sonlu kesişme noktasıdır. evrendir. her zaman delice bir bahçe­ nin. gülistanlık bir kozmosun bitkisel güçleri tarafından yakalan­ mıştır. farklı biçimde yönlendirilmiş düz­ lemler de değildir. rengin içindeki düzlemler! Düzlemlerin ruhunun eridiği renklendirilmiş ortam. aynalardır. ya da daha iyisi figür. Bütün düzlemlerin sonsuzda­ ki kenetlenişiyle kurulabilirse de. kara bir düz-renkten başkasına açılmaz. camlı kapılar. Bir kozmos-evren et değildir. düzlemlerin mimarisi ve renklerin düzeni. Bu tıpkı sonlu­ dan sonsuza. bir kozmos-evren birbirine kavu­ şan düzeyler. Van Gogh'da. sözgelimi: "Düzlemler. düzlem parçaları. kapılar. tek büyük düzlem. Bunlar du­ yum kitlesinin yüzleridir. renkli boşluk. Birleşen düz­ lemlerle çıkma yapmaktır. Ve büyük ressamların dehaları kadar al­ çakgönüllülüklerinin de hiç kuşkusuz iki göstergesi bulunur: renge yaklaşırken ve renge girerken gösterdikleri. Monet'nin evi. son anda onu tutmaz. Sahiden de sonsuzluğun anıdır bu: sonsuz­ casına çeşitli sonsuzlar. Cézanne'da yatay ve dikey düzlemlerin ke­ sişme noktasının gerçekleştirilişi. ama evi taşıyan bir evrenin sâkinidir (haline-geliş). Ve açık evin. onları kes­ mektir. bir haline-gelişe katılır.. Et." Aynı şekilde iş gören iki büyük ressam.Algılam. en kapalı ev de bir evrene açıktır. İki sorun. kozmostur.. Matisse'de olduğu gibi. "şeylerin organik-olmayan yaşa­ mı".. yüzeylerin veya düzlemlerin. pencereler. Duygulam ve Kavram 161 minlerdir. yalnızca kalınlıksız çizgisini gör­ düğümüz bir dikey düzlem gelip de onu sabitleştirmezse. çalışılmamış. ona kalıcı bir varoluş vermezse. hatta iki büyük yapıt yoktur. neredeyse teröre varan saygı. Ancak evren en uç noktada düz-renk.

ateş altında eğilip bü­ külen bir yığın çanak çömleğin belli belirsiz anısını düşünün. 8 Ekim 1888 tarihli mektubu. insanın yokluğundaki renk.. III. düz-­ renk titreşir. ya da doğadaki en kavramsal veya en "önermesel"şey yapan özellikle mavidir. 165. morlar. her türlü evden veya her türlü etten kurtulmuş bir tek­ renklilikle çalışır. kâh delinmiş veya yarılmışlardır: burada da.. Sonsuzu üstlenen ve algılamı bir "kozmik duyar­ lılık". (20) Bkz. Ve resim. Teo'ya mektup. zaten bir güçtür. öncelikle soyut resmin yaptığı şeydir: güçleri bir araya getirmek. 140: "Vincent için kendi portremi yaptım. Grasset Yay. "Monochromes" (Klein hakkında. (19) Van Gogh. ..162 Felsefe Nedir? con’da. Lettres (Mektuplar). rengin içine geçmiş olan insan. Bunların hepsi de çocuksu çiçek demetleri serpiştirilmiş krom sarısı bir zeminde. dalga dalga kırık tonlarla parlak ve doymuş. et ve tek-renk arasındaki. söz konusu olan. Tek-renkli düz­ rengin bir zeminden farklı bir şey olduğu doğrudur. kâh ton üzerine tonla gerçekleştirilmiş.. ama ortaya çok incelikli. Sanırım en iyi iş­ lerimden biri oldu: öylesine soyut ki kesinlikle anlaşılmaz (örneğin).. algı­ lamı boşluktan önceki bir minimum olarak kurmak. eksiksiz bir soyutlama. ama. Artstudio. Pierre Sterckx'in ma­ kalesi). he­ men hemen gizil çizgisel veya çemberimsi figürler ortaya koyarlar. yakınlık veya uzak­ lığıyla. özel olarak yaygınlaşmış kesişme noktası sorunlarıdır.. ya da onu kav­ ramın maksimumuna yaklaştırmak suretiyle sıfırdan başlamak is­ tediğinde. saf bir bağdaşık rengin sonsuz yüzeyi arasındaki ani gerilimin ortaya çıkıverdiğini görürüz ("bayağı bir dairenin sıradan duvarını boyayacak yerde. Modern resmin büyük tek-renklilerinden birçoğunun artık küçük duvar süslerine gereksinimleri yoktur. Resim bütünüyle özel. evreni boşluğa yu­ varlayan ve en üstün ressama bile artık yapacak bir şey bırakma­ yan katışıksız bir duygulam uyarınca mavi haline-gelen ressamdır -"Tek-renkli Yves"20. s. Renkli veya daha iyisi renklendiren boşluk. sonsuzu boyuyorum. düz-rengi taşıdığı güçlerle doldurmak. en yo­ ğun maviden basit bir zemin yapıyorum. en zengin. Aynı şekilde Gauguin'in Schuffenecker’e. ve "tek-rengin günümüzdeki öncüleri" hakkında.. Renk doğanın çok uzağında bir renk. Gallimard-Gras­ set. çünkü kâh. Correspondance complète (Bütün Mektuplar). kucaklaşır veya yarılır. Kısacası. tastamam aynıysa. Kırık renkler ve düzrenkle olan ilişkileri mektuplarda sıkça rastlanan bir ko­ nudur. Olanca saflığı içindeki bir genç kızın odası.. düzrengin yoğunluğunu. kuşakla.. s. no 16. eğer mavi (veya kara ya da beyaz) tablonun içinde veya bir tablodan ötekine. far­ kedilmez (bununla beraber bir algılamın kurucusu olan) değişimler koyarlar. çünkü öngörülmüş olan güçle­ rin taşıyıcısıdır. Ve bu da.") (19)." Bu Van Gogh’a göre "keyfi boyayıcı"nın düşüncesidir. Geneviève Monnier ve Denys Rio­ ut'r un makaleleri. düzeyle kesmiş veya çevrelemişlerdir. ressamın düşüncesindeki kavgaların mekânı o fırın. Göz kamaştıran bir fırının ateşindeki parlamalarla silinip giden bütün o kızıllar. başka renkte veya tonda bir şeritle.

Worringer'e göre. ya bi­ zatihi evin duvarıdır. zamanın gücünden başka bir şey olmayacak figürler çatmak (müzi­ ğin. ayırdedilmezlik bölgelerine yolaçanlar. bizatihi kozmik güçlerdir ve düzrengin içinde pusuya yatmış güçleri de bu ayırdedilmezlik bölgeleri ortaya çıkarır (Bacon). Kozmik veya kozmogenetik güçle­ re. Belki aynı şekilde evi ve bedeni de buluruz. örneğin Messiaen'la. kordela ve şeritler. küçük çiçek demetleriyle kaplarlar. . en kötücül güçler de girebilir kapıdan: bir suratın kırık tonlarında. ya da edebiyatın. bitkisel. duyulur olmayan güçleri duyulur kılmak? Mondrian'ın bir karenin kenarları arasındaki basit farklarla. Duygulam ve Kavram 163 o güçlerin kendilerinde görünmez olanları göstermek. L'art gothique. her yönde eriterek. zamanın okunamaz gücünü okutup kavrattığının söylenebilediği gibi). çevrimlenene kadar. yer çekimi. Tintoretto gibi güçleri resmet­ mek: resmin sonu gelmeyen hedefi budur. Worringer'in kuzey çizgisi adını verdiği şey. hiçbir zaman Bonnard'ın "Ban­ yodaki çıplak”ında başardığı kertede ortaya koyamadı. Van Gogh ve Gauguin düz-ren­ gi. suyun. filizlenme güçlerinden. onları eler. ve Kupka'nın noktanın çevresindeki eğik düzlemler­ le elde ettikleri budur. ama bir dolu güçten. geometrik görünüşlü figürler.Algılam. zamanın timsal gücünü duyurduğunun. ekseni etrafında dönme. evin banyo küvetinde yüzen latif bir be­ den üzerindeki itme gücünü. Güçlerin algılam. ya da zemin. soyut güç çizgisi hayvan­ sı motifler yönünden zengindir. ya da tersine. Ama. yayılma. Kandinsky'nin çizgisel "gerilimler"le. Çünkü sonsuz düz-renk çoğu zaman pencere ya da kapının açıldığı şeydir. kırık tonlarla yapılmış suratın ayrılacağı duvar kâğıdına dönüş­ türmek üzere. Gallimard. çağların derinliklerinden kalkıp bize gelir21. Proust'la. çevrim. Ve gerçekten de. hayvansal. soyut ve sonsuz. organik-olma­ yan güçlü bir yaşam kuran bütün bir "yaşayan geometri". ister aralık olsun isterse kapalı. duyumun varlığı et değil. Kısacası. onu tokatlayarak. iyiliksever güçler çıkartır onlardan: Arşimet'in yasa­ laştırdığı o gücü. resim. tırmıklıyarak. olsa olsa onları süzer. bizi haline-­ getiren. bir dolu tamamlayıcılıkları. kucaklaşmaları vardır. patlama. ev bizi kozmik güçlerden koruyamaz. insanın değil-in­ (21) Worrenger. tekerlekler ve topaçlar oluştu­ ran evren çizgisi. "mekanik güçleri sezgiye yükselten". molekülsel haline-gelişler tekabül etmekte­ dir: ta ki beden düz-rengin içinde kendinden geçene veya duvara girene. ama kozmosun insansı-olmayan güçler bileşiğidir. Bazı bazı. haline-gelişlerin de duygulam olarak. Algılamın kendisinin de tanımı bu değil mi: dünyayı dolduran ve bizi duygulandıran. düzrenk bedenin ayırdedilmezlik bölgesinde bükülüp. çekim.

Kandinsky'de. renklerin ve seslerin. ve "gelecekteki oda vaadi" olarak beyaz ve boş bir iç kareye açılışını çözümlemişti: Répertoire III. insansı-olmayan haline-gelişle­ ridir. salt işlevsel olmaktan çıkarak. Scenopoietes dentirostris. Flammarion Yay.doğrudan sormaktadır. Yurtluk-ev sistemiyle. boşlukta kozmogenetik duyum­ lar haline-gelerek onu dolduran eğik düzlemleri verecek şeritleri ya da renkli düzeyleri. ev. beslenme gibi. katışıksız duyulur niteliklerin suyüzüne çıkmasını gerektirir23. (23) . Mondrian'da. yoksa bir canlı kavram mı olmuştur çoktan? Soyut sanat. Her resim gibi. Çizgilerin. yurtluğu işlevlerdeki bir evrimle açıklamak istemekle Lorenz hata yapıyor: L'agression (Saldın). peşinden de kavramsal sanat. 307-309. resmin fonksiyonla iliş­ kisi sorusu . ifadeci ol­ dukları ölçüde birbirinden ayrılamayan fışkırmasıdır (yurtluğun felsefece kavramı). saldırganlık. Michel Butor. zihinsel duyum mudur. cinsellik. Piet Mondrian. odadır22. en azından bir yurtluk belleyen ve bir ev yapan (bu ikisi birbiriyle ilişkilidir. döl verme. Sanat belki de hayvanla. Flammarion. ama yurtluğu işaretleyen şarkı­ larda ve çığlıklarda. Kupka'da. adına konut de­ nen şeyde birbirine karışır) hayvanla başlar. yalnızca duyumdur. Bize göre. sonsuz boş düzlemi renkli düzeylere bölerek. her resmi rahat­ sız eden soruyu . soyut resim de duyum­ dur. bunları değiştiren ve ayarlayan. sa vie. Oda. ama yurtluğun ve evin ortaya çıkışını açıklayan şey bu değişiklik değil. evler. "Le carré et son ha­ bitant / Kare ve Sâkini) Minuit Yay. bize açıkladığı şeyin içinde kaybolan açıklayıcıdır yalnız­ ca: duyumlar bileşimidir. bedenin duruş ve renklerinde yüze çıkan şey.. Hiç şüphe yok ki bu ifadecilik zaten yaşamın içinde yayılmıştır ve sıradan bir kır zambağının tanrıların utkusunu kutladığı söylenebilir. son oeuvre. s.resmin kavramla ilişkisi. hattâ bazen. ressam. birçok organik iş­ lev şekil değiştirir. daha çok bunun tersi olmak gerekir: yurt­ luk. odanın kareler ve dikdörtgenler halindeki bu yayılışını. önce bedenin üzerinde yontar. karşılığında ona sonsuz açılımlar veren duyum varlığına ulaşan. rüzgârlar gibi döndürüp duran muğlak evin. Avustralya'nın yağmur­ (22) Mondrian. işlevlerdeki bir değişimi müm­ kün kılan. yurtluk ve evle birlikte yapıcı hale-gelir ve niteliklerden yeni nedensellikler ve ereksellikler çıkarmazdan önce onları kutla­ yan hayvansı bir ayinin alışılmış anıtlarını yükseltir. Ancak ifadecilik. 314-315. ev­ ren. geometrik figür­ ler olmaktan çok dinamik güzergâhlar ve üzerinde gidilen çizgiler. soyut gerçeklik" (in Se­ uphor.164 Felsefe Nedir? san haline-gelişleridir. yöredeki "yürüyen yollar"dan ibaret olan soyutlamanın kaynakla­ rından biridir. Yalnız dış malzemenin kullanılmasında değil. daha şimdiden sanattır. "Réalité naturelle et réalité abstraite / Doğal gerçeklik.): oda ve yayılışı üzerine. ifade çizgileri haline-gelen duyumluluğun. Et.

Duygulam ve Kavram 165 lu ormanlarında yaşayan bu kuş. bu arada gagasının altındaki tüylerin san renkli diplerini de ortaya çıkarmaktadır: bir artist-komple'dir o. Bu timsal kitleler nakaratladır. Bowler Birds. Örümcek ağın­ da. duruşlar. Bu bakımdan. Gilliord. bir evren ya da yurtsuzlaşma çizgisi gibi. Her yurtluk. Bir kuşun şarkısında yalnızca kendi kontrpuan ilişkileri yoktur.24 Bunlar etin duyumsadığı algı çağrışımları [synesthésies] değil. kendi öz notalarıyla arada taktlit ettiği başka kuşların notalarından oluşan bir şarkıya başlar. renkler. hayvansı olan hiç dur­ maksızın sanatı rahasız edecektir. portre-duruşlar (ev sâkininin göğsüne gömülü çenesiyle eğik bası. ve duruşlar da. duruşlar ve seslerdir. içindeki sâkinleriyle birlikte perspektifi" (Klee). yuvarlaklar. renkler ve şarkılar şu koşulla ki bütün bunlar. renkler de her zaman nakaratların içinde olaya girerler. Oxford at the Clarendon Press. delice bir vektör üzerinde açılacak ve ile­ ri atılacaktır. daha solgun olan iç yüzleri toprakla kont­ rast yapsın diye ters çevirir. Ve her yurtluk. şarkı söyleyip söylemediğini bilemediğimiz şarkıcı fare Joséphine. Nakarat bütünüyle duyum var­ lığıdır. bir şarkı ve bir renk. bu öteki şarkıları taklit edebilir. ama duruşsal veya renksel nakaratlar da vardır. her sabah ağaçtan kopardığı yap­ rakları aşağı atar. kendi cırıltısını kızkardeşinin piyanosunun sesiyle kar­ maşık bir oda-ev-yurtluk ilişkisi içinde birleştiren Grégoire) üzeri­ ne. Anıtlar nakaratlardır. müzik-sesler (bizatihi duruşlarıyla birer müzisyeni andıran köpek­ ler. yurtluktaki duyum kitleleri. Eğilmeler ve dikilmeler. . kontrpuancıl bir kavranışını geliştirir. yalnızca uzay-zamansal değil. ya da tersine köşeli kafasıyla tavam delen "koca utangaç"). eksiksiz bir sanat yapıtını ortaya çıka­ ran renkler. ve kuşun kendisi de sanki bir maksimum frekansı doldurması söz konusuymuşçasına. "Bir odanın. ya da yurtsuz hay­ vanların izlerini yakalar. özgünlük-arası bağlantı noktaları oluşturmak suretiy­ le. Weidenfeld. in. böylece kendine bir ready-made gibi bir sahne kurar ve tam üstünde. ama bu ilişkiler başka türden kuşların şarkısıyla da olabilir. işte bu bağlamda Doğanın melodik. ama ni­ tel düzlemlerini veya düzeylerini de birleştirir: örneğin bir duruş ve bir şarkı. bir ilk görünüm altında. bir cadı süpürgesi gibi. çoksesli. onları. Birds of Paradise and Bow­ ler Birds. Euxkühl. en derinlemesine kafa yoruş olarak çıkar karşımıza. İşte sanat yapmak için bütün gerekenler: bir ev. algılamlar ve duygulamlar. Kafka'nın sanatı yurtluk ve ev. başka türden yurtlukları kaplar veya keser.Algılam. bir sarmaşık veya bir dala tüneyip. ona kontrpuan görevi yapan "sineğin çok incelikli bir portresi" (24) Marshall. her konut.

Kene. (s. kiremitler gibi sıralamış meşe ağacı yaprakları gibi. ama neyin sanata neyin doğaya ("doğal teknik") ait olduğunun artık bilinemediği. Ancak. Bazen yurtluğun elemesine bırakırlar kendilerini ve içlerinden en iyileri eve girer. ışığın. bütün şıklarda onun şu iki yaşayan öğeyi birleştirmesidir: Ev ve Evren. aynı zamanda. Mondes animaux et monde humain. genelleştirilmiş olsalar bile. . Heimlich ve Unheimlich. yeterli yüksekliğe kadar çekebilecek gücünü ve kendini.166 vardır. meşe ağacının kompozisyon düzlemidir. altın­ dan geçen memelinin üzerine bırakabileceği çekim gücünü taşıyan kenenin kompozisyon düzlemidir -ve bu ikisi arasında. ya da. güçler. bazen de birbirlerinin yerini alır veya çatışır­ lar. von Uexküll'ün başyapıtı. Anlam Kuramı). J. sonsuz bir senfonik kompozisyon düzlemi gerekir: Ev­ den evrene uzanan. Salyangozun evi olan kabuğu. yurtluk ve yurtsuzlaştırma. o öldüğünde. tıpkı birden bire milyonlarcası bir araya toplanan ispi­ nozlar ya da suyun dibinde muazzam bir hac seferine çıkan ısta­ kozlar gibi. organik açıdan. her zaman tıpkı sanat gibiyse. tıpkı yabanarısıyla aslanağ­ zı arasındaki ilişki gibi. Théorie de la significati­ on (Hayvan Âlemleri ve İnsan Âlemi. daha ortaya çık­ tıkları anda ayrışırlar. duyum bileşikleri. Bazen barınmakta olanı yurtluktan koparıp alan ve onu. kötü niyetle. yurtluğun üzerine çökerler ve onu devirerek henüz kurtulmuş olduğu kaosu yeniden kurarlar. tıpkı akan yağmur damlaları altında. bunun nedeni. üs­ tünde durduğu dalın altından geçen herhangi bir memelide kendi kontrpuanını bulacak tarzda yapılanmıştır. Gonthier Yay. İç-duyumdan dış-duyuma uzanan. hayvanı bir dalın ucuna ka­ dar. belli be­ lirsiz geçişler halinde. Palamutun gelişme gücü­ nü ve damlaların oluşma gücünü taşıyan ve içeren. Bu kontrpuan ilişkileri düzlemleri birleşti­ rir. Ancak doğa eğer. Bu erekçi bir kavrayış değil. bir başka gö­ rünüm altında. doğayı kuran şey yalnızca bu belirlenmiş melodik bileşikler değildir. (25) Bkz. 137-142: "kont­ rpuan. içerden yükselen ve­ ya dışardan gelen kozmik güçlere açar ve bunların barınmakta olan üzerindeki etkilerini duyulur kılar.25 Ve bazen. Çünkü yurtluk. melodik bir kavrayıştır: bir melodinin "motif" olarak bir başka melodi içindeki her ortaya çıkışında kontrpuan vardır. birbirlerinin içinde erirler. yalıtmak ve bağlamakla yetinmeyip. memeli hayvan geçmeyecek olursa yıllar boyu sürebilecek ürkütücü bir boşluktan başkaca hiçbir şey yoktur. Bazen de. gelişmenin ve morfojeneziıf gerekçesi"). yüzmekten çok tutmağa yarayan kuyruğuyla boş kabuğu yakalayıp kendi barınağı yapan yengeç için kontrpuan haline gelir. kitleler oluşturur ve haline-gelişleri belirler. karşı durulmaz bir yolculuğun içine yuvarlayan gizem­ li bir çağrıda bulunurlar.

Duygulam ve Kavram 167 sonlu melodik bileşikler ve sonsuz büyük kompozisyon düzlemi. tıpkı küçük sütunları. mimarlık. yüzeyler yapar ve bunları birleştirir. Bundan ötürü mi­ marlığı. pencerenin çerçevesi içindeki vitraydan. Deblaiemant d'art. Çerçeveler ve bağlantı noktaları duyum bileşiklerini ta­ şırlar. duvarın çerçevesi içindeki freskodan. onlar yüzleri­ ni ve ara-yüzlerini kurdukları duyum bileşiklerine aittir. yine de. kapışmaya. meyil yüzeyini birleştirmek. yakalayan veya eleyen pen­ cere (yurtluk üzerinde etkide bulunarak). duvar yüzeyi. Ancak. Ve. çok geniş bir kompozisyon düzlemi ve bir yere sahip olmaktan çok engebenin soyut çizgisini buruşturan vektörleriyle bir kent gerekir. Çerçeve ya da yüzeyler koordinatlar değildir. tabloyu küçültülmüş örneği olan anıta bağ­ layan göbek bağıdır". öncelikle eve çe­ virir yüzünü ve bütün yapıtı. değişmeye. bu sistem ne kadar yayılabilir olursa olsun. pencere yüzeyi. . sanatların birincisidir.. Bernard Cache. Tablonun tari­ höncesi. Sanat etle birlikte değil. (26) Henry van de Velde. ve şimdi de yerin kimliğini Yeryüzünün değişimi doğrultu­ sunda eriten. Dubuffet işlenmemiş sanata ilişkin belli bir durumu yakalamaya çalıştığında. Erimeye. sivri kemerleri ve kü­ lahlarıyla beliren gotik çerçeve gibi26. insan tarafın­ dan üretilmiş olsa bile insan öncesi dünya olan. Bu çerçeveleri içiçe koymak ya da bütün bu düzlem­ leri. biçime yöneldikçe. Archives d'architecture moderne. puan ve kontrpuanlar yönünden zengin bir bileşik sistemdir. s. birleşen veya seyrekleşen taban-döşemesi ("insanların güzergâhlarına serbesti tanımak için yeryüzünün engebelerin seyrekleştirmek"). bu yüzdendir ki mimarlık. kendi duruşlarıyla karışırlar. resimden sinemaya kadar bütün öteki sanatlara kendini dayatacak "çerçeve" olarak. durmadan düzlemler. yer değiştirmeye muktedir kozmik güçlerden başka bir şey olmayan. figürleri ayakta tutarlar. küçük ve büyük nakarat. yontu ve resim arasında yükselir. mimarlığı çerçevenin birincil sanatı haline getirirken yapının hiçbir somut içeriğini ya da işlevini önceden yargılamaksızın bir dizi çerçevele­ yici formu sayabiliyor: yalıtan duvar."). kendi ayakta-tutma eylemleriyle. yapıyı bir tepenin üzerine yer­ leştiriyor. zeminin çerçevesi içindeki mozaikten geçer gibi sunulmuştur: "Çerçeve. mekanın özelliğini sa­ rıp sarmalayan dam ("meyilli dam. en bilgece mimarlık. ev-yurtluk'tan kent-kozmos'a gi­ den. kaçış çizgileri bo­ yunca bir tür çerçeveden-çıkarma gerçekleştiren.Algı lam. geometrik figürler. zemin yüzeyi. farklı biçimlerde yönlendirilmiş çerçe­ velerin iç içeliği olarak tanımlamak mümkündür. yurtluktan yalnızca onu evrene açmak üzere geçen. ama evle birlikte başlar. 20.. Burada bir duyum zarının yüzleri bu­ lunur.

168 Felsefe Nedir? koniler. daha başka bir konumlama içinde görünmüyor. içsel bile olsa. Edebiyat ve özellikle roman da. kozmos kenti. L'ameublement du terriloire. Seurat'nın bo­ yanmış ve noktalamayla belirlenmiş çerçeveleri. (29) Bakhtine. salt düzlemler. gerçek ya da uyduru. çerçeveden çıkar ve çerçeveyle de başlamaz. Bakhtine'in ro­ man kuramı. Önemli olan. ama her türlü ko­ nuşmadaki. Gallimard. dış çerçeve düzeyinde bile. "soyut bir vektörel uzay"a çizilirmiş gibi. Ocak 1978). iki yüzeyli şekiller. bir kompozisyon düzlemi bir yandan her şeyi. kısaca. birle­ şen bir dizi çerçeve veya yüzeyin dış örtüsüdür en başta. önceden soyut bir şekilde tasarlanmamış. yeni duygulamlar yaratmak ve birini öte­ kine götürmekten çok aralıklarına taşımak üzere. Ressamın tavrı hiçbir zaman çerçevenin içinde kalmaz. kötü romanlarda olduğu gibi. bu kompozisyon düzlemi üzerinde çizilirler27. çerçeveden çıkarma kavramını oluşturan Pascal Bonitzer'dir (Cahiers du cinema. çok çe­ şitli olabilir: düzensiz formlar. . Esthetique et theorie du roman (Estetik ve Roman Kuramı). Kontrpuan. kozmik güçlerin dalışı boyunca gitgide daha sınırsız bi­ leşikleri açarak. duygulanımlarından ve görüşlerinden dışarı çıkart­ mak ve kahramanın başkaca bir hayatı saklamaksızın yükseltilmesi gereken algılam ve duygulamlarına aktarmak zorundadır. bu bağlamda iler­ ler29. haline-gelişleri ve görüleri içinde. (28) Sinemada düzlemler arasında yeni bağlantıları geçerli kılmak üzere. toplumsal tiplerine ve karakterlerine göre kahramanların görüşleri değil. bizzat duyduk­ ları ya da duyurdukları duyum bileşikleridir. İmdi resmin de aynı devinimi izlediğini görmüştük. duyum bileşiklerini belirleyerek. prizmalar. psiko-sosyal "modelleri"nin algılarından. Şimdi artık. bozarak ve yeniden yaparak kendi kendisini kuran bir kompozisyon düzlemi içerir. konuşmaları aktarmaya yaramaz. Tablonun kenarı ya da çerçevesi. her türlü söyleşimdeki çılgınlığı göster­ meğe yarar. onu bir kompozisyon düzlemine ya da sonsuz bir kuvvetler alanına açan bir güçle. tabloya tuvalden dışarıya çık­ ma gücünü veren her şey. ama bu görüşlerin içine girdikleri kontrpuan oranları ve bu kahramanların. kucaklayarak. Bu yöntemler. çerçeve dışına çıkarma gücüy­ le katedilmiştir. Ve bu da çok geniş. bütün bunları. düzlemleri ayır­ mak gerekmektedir28. çoksesli ve çok sözlü bileşiklerin arkitektonik ve senfonik bir kompozisyon düzlemiyle biraradalığını göstermek suretiyle. ama yapıt ilerledikçe. bkz. Bernard Cache. Ama tab­ lo aynı zamanda da. birleşmeyen köşeler. Mondrian'ın ucu­ nun üzerinde duran kareleri. çerçeveleyen formların ve kozmos-kent(Lozan örneği) çözümü için. Romancı. Dos Passos gibi bir romancı. Rabelais'den Dostoyevski'ye kontrpuanlı. Yaşama ve Ölüme sürüklemek üze­ (27) Bütün bu hususlar. çizgi ve renk kont­ rpuanlannı gerçekleştirerek. no 284.

.. Birbirleri içinde varolmakta olan bu iki öğenin hemen hemen peşpeşe gelmesini. biyografiler. sürekli dönü­ şüm [metamorfoz] halindeki yedilinin tümcesi içinde. teksesli bir na­ karat olan melodik hava'dır. yalnızca kendi kendisinde değil. Proust'a yeniden dönmekteyiz. her biri kendi yüzeylerini birleştirmek ve bileşikleri ayakta tutmak zorunda olan Evlerle. onları çökerten ya da değiştiren ve onları düzrengin sonsuzluğu içinde emen. yaşam ve ölüm için. duyulur hale gelmiş katışıksız zamanın gücü ya da daha iyisi güçleri. insandan önceki veya sonraki dünyanın içinde. yavaş yavaş. Her şey nakaratlarla birlikte başlar ve bunların her biri.ve her şey büyük Nakarat içinde. ta ki yeniden bu­ lunmuş zamanla birlikte. evrenlerin şarkısı içinde. mo­ tiftir. kişilikler.. alıcı gözleri arasında oluşturduğu bileşiklerde inanılmaz bir kont­ rpuan sanatına erişebilmiştir. ama.Algılam. Oysa sesin çerçevesinin olmadığı söylenir. Bunlar bir duyum varlığının üç ayrı kipliliği­ ne tekabül ederler. Bu üç basit form. Boulogne ormanındaki yeşilliklerin yarattığı duyumlar­ da ortaya çıkar . melodik satırlar boyunca ortaya çıkan armoni değişiklik­ lerinin nesnesi olarak. gök dürbünü aracılığıyla görülebilen gezegensel bir Kozmos da esasen orada bulunmaktadır. Verdurin'lerin salonuyla birlikte başlar ve evlerin kendileri de ara yüzleri boyunca birbirine bağlanırlar. son­ suzda sona erer. Her şey. Duygulam ve Kavram 169 re sonsuza kadar genişlerken. ama daha başka de­ ğişken duyumlarda. zaten çok sesli olan. motif bir sarılma. ÖRNEK XIII Müzik de bundan farklı bir konumlanma içinde görünmüyor. zira hava bir titreşimdir. başkalarından daha fazla başardığı içindir ki. güncellikler. belki de bu konumlanmayı daha da bir güçlülükle somutlaştırı­ yor. her durumda belli bir kapanmayı sağlayarak birleşmek zorunda oldukları yüzeylere ya da çerçe­ veleyen formlara sahiptir. yitirilmiş zaman boyunca çattığı duyum bileşiklerinden kurtulur. Guermantes malikânesiyle. kontrpuan ya­ ratarak bir başka melodinin gelişimi içinde devreye giren. Varlığın bir kompozisyon düzlemi içinde kaçarken bir yandan da durma­ dan kendini saklayan bir duyum varlığı çıkarır Proust: "kaçışın varlıkları". tema'dır. yoldan geçen yabancı bir kadının. Combray'le. Ancak duyum bileşikleri de. sesli kitleler de. tıpkı Vinteuil'ün sonatındaki küçük müzik tümcesi gibi. Odette'in yüzünün. Her bir sonlu şeyden bir duyum varlığı. kompo­ zisyon düzlemi. sesin evini ve yurtluğunu kurar. kendi kendilerinde ortaya çıkana ka­ dar. Bunların en basitleri.

Bütün havalar. Eğer sonatı düşünecek olursak. Mahler. bireyleştirici ka­ panışlarını dalgalanma.. yurtsal bütün küçük nakaratlar. ya da Debussy'de. ulusal. burada bir çift-temalılık üzerine kurulu özellikle katı bir çerçeveleyici form buluruz ve bu çift-te­ malılığın ilk devinimi şu yüzeyleri sergiler birinci temanın ser­ gilenmesi. Evden Kozmos'a geçilir (Stockhau­ sen'in yapıtının benimseyeceği bir formül uyarınca). (çerçevelerinin. Liszt) yerini bir tür çerçeveden boşaltmaya bırakır: bu yeni ve temelli bir an­ dır.yeryü­ . ta ki Liszt. motif ve temalara değil. asıl birinci devinimdir ve büyük bir müzikçinin kanonik formu izlediği pek ender görü­ lür. yineleme. bütün odalarıyla birlikte tüm bir ev­ dir. doğrudan kompozisyon düzleminin kendisine yönelir. Bu bakımdan. Sonat. eskinin tema ve çeşitleme yöntemi. müzikal yüzeylerin bir araya gelme­ sinden. öteki devinimler.. ondan çok daha özgür ve çerçeveden boşalmış bileşikler.yurtsuzlaştarılmış . temanın ar­ monik çerçevesini elinde tutan bu yöntem. dalgalanmayla birlikte birinci temanın çeşitlenişi. Bergson'a göre müzik varlıkları da. Dubussy-evreni. daha çok bir sapak-form olarak belirir o zaman. yüzeylerinin birleştirilmesi sure­ tiyle) bunların kapanış veya kapatışlarının giderek daha sınır­ sızlaşan bir kompozisyon düzlemine açılma olabilirliğine eşlik etmesidir. Berg ya da Bartok'la birlikte yükselen büyük Nakaratın içinde. . çünkü yaratıcı çalışma. sürekli dengesizlik halinde bulunan. geçiş. vb. piyano kompozisyon çalışmalarını doğurduğunda (Chopin. Schumann. birinci ya da ikinci tema üzerine çeşitlemeler. Gerçekten de.. işitilir hale gelmiş güçleri kucaklaştıran ve birleştiren sürekli çeşitlemenin devasa düzrenkleri. iki yönde katedilebilen geçişlerini düzenleyerek güçleri ayıran ve dağıtan kırık tonlar. koda. Kompozis­ yon düzlemindeki çalışma. ama ter­ sine. çocuksu. neredeyse tamamlanma­ mış veya fazlasıyla yüklü katışıklar doğurtmak üzere.170 Felsefe Nedir? bir birleşmedir. sesli bileşiklerin kapanışından. tonal çerçevenin katışıklığının bo­ zulmasına yol açacak iki yönde gelişir: Wagner'de. Sesin "rengi" gide­ rek daha fazla önem kazanır. Bu. yer değiştirme. özellikle de ikincisi. sesli duyum bileşik­ leri daha bir karmaşık hale geldikçe ortaya çıkan en önemli mü­ zikal fenomen. sesli bileşiklere. tema ve çeşitleme ara­ cılığıyla açılabilirler. devinimleri "senfonik şiir" için­ de eritene kadar. profesyonel. evcil. Ne ki böylece bir hücre oluşturan. çerçeveleyen veya çerçevelenmiş. üst üste gel­ meden kurulu bir açılmayla dengeleyen canlılar gibidir tıpkı. Wagner-evreni. artık. kompozisyon düzlemi­ nin açılışının doğduğu. tema ise gevşetmeksizin yarmaz ve aynı zaman­ da da açmaksızın kapatmaz. ikinci temanın sergilenmesi. içlerinden bir düzlem çıkart­ mak pahasına..

. skalalar. gölgeler ve ışıklar yerli yerine oturtulur. perspektif yöntemleri.. ses kitlelerini değişken bireyleşmeye sürükleyen bir verev çizmek. müzik alet­ leri. duyumun işi olan. . Amaç oraya ye­ niden dönmek bile olsa. tablo zeminin be­ yazlaştırılması. teknik kompozisyon düzle­ miyle estetik kompozisyon düzlemi arasındaki ilişki. fizik. zemin gitgide daha da kalınlaşır. teknik her sa­ natçıya ve her yapıta göre bireyselleşen pek çok şeyi içerir: edebi­ yatta sözcükler ve sözdizimi. Dizilerin sü­ relere yayılması.. estetik kompo­ zisyonu birbirine karıştırmayacağız. özellikle de Points de repère (Kerteriz Noktalan). sonra rengi rengin yanına yerleştire­ rek resmedecek. bunun üzerine resmin çizilmesi ve ilk renklendir­ menin (taslak) gerçekleştirilmesiyle hazırlanır. büyük nakarat evden uzaklaşıldığı öl­ çüde yükselir. taslağın yerini "pişmanlık­ lar"ın aldığı. s. boya maddeleri. resimde yalnızca tuval değil. 159. ya da batı müziğinin oniki sesi. sonunda boyanır. kimya. bu sanatın tek tanımıdır. Şüphesiz. Bununla birlikte teknik kompozisyonla. Boulez'nin saplan­ tısı olan formüle göre: melodik yataya olduğu gibi armonik dü­ şeye de indirgenemeyen. emicileşir. koyu bir gam üzerinden palet dolusu renklerle yapı­ lır: ressam doğrudan renkle. her kezinde.171 zünün güçlü bir ezgisi içinde. Kompozisyon estetiktir ve bileşiklerle oluşturulmamış şey bir sa­ nat yapıtı değildir. kompozisyon düzlemini yeni baştan ele almaktan ibarettir. bu arada renkler gitgide daha vurucu hale gele­ (30) Boulez. çoğun­ lukla bilimi (matematik. yine kompozisyon. Ve iki düzlem. ama tersine yükselişlerin dizisi içinde kapanan şeyin bir açılımıdır. dize içinde olduğu gibi. ye­ ni kapanışlar doğurmaktadır. Öteki şıkta. çerçeveden boşaltmaktan. zira döndüğümüzde bizi artık hiç kimse tanıya­ mayacaktır. Gonthier Yay. Kompozisyon adını tümüyle hak eden. her kezinde müzisyenin tavrı. öyle ki daha ilk renklendir­ me sırasında boyanmıştır ve de çalışma. ama tu­ valin hazırlanışı. Bourgeois-Seuil Yay. taşınmışlardır. ama aynı zamanda da bu kitleleri.. yalnızca bu İkincisidir ve bir sanat yapıtı asla teknik ta­ rafından ya da teknik için yapılmamıştır. s. perdeler. Kompozisyon. Yağlıboya resimde birbirine karşı çı­ karılabilecek iki durumu ele alalım: bir ilk şıkta. Ve hiç kuşkusuz. 59-62). Ancak. onların birbirine karıştırılması. yoğunluklar ve tınılar bir kapanış edimi değil. tarihsel ola­ rak hiç durmaksızın değişir. anatomi) devreye sokan mal­ zemenin işi olan kompozisyonla. kompozisyon düzlemi. matlaşır. açılışı bulmaktan. (Pen­ sez la musique aujourd'hui / Bugün Müzik Düşünün. yoğunluklarını ve düzlem üzerindeki güzergâhlarını belirleyen bir uzay-zaman içinde açmak ya da yarmak (30).

felsefeyi Aziz Thomas'da durdurdukları gibi). yağlıboya resmin iki durumunun ayrıştırılması. aynı ölçüde sapmalar. la technique de la peinture à l'huile (Yağlıboya Resim Tekniği). sanatta gelişme sorununu da gündeme getirir. bu ikinci şıkkın bütününde. Bu bakış açısından. ayrım çizgileri. zira Langlais dekadansın Van Eyck sonrasında başlamış olduğu görüşündedir (tıpkı. Fi­ gür tıpkı Bergson'daki uyduruculuk gibidir: dinsel bir kökeni var­ dır onun. Flamma­ rion Yay. Renkler üzerine). en azından olumsuz yönde. Ne ki bu yalnızca malzemeyi ilgilendiren teknik bir saptamadır: malzeme­ nin dayanıklılığının göreceli oluşu bir yana. duyum malzemenin içinde gerçekleşir ve bu gerçek­ leşme dışında varolmaz. dönüşler. mimari yapı renkle ve rengin içinde bulunacaktır. kendisini temsil edilecek şey­ de değil. (Ve Goethe. este­ tik bir görünüm kazanır . hiçbir zaman temsili olmamıştır. İkinci şıkta. bazılarının müziği gregoryen şarkılarda. Demek ki malzemenin kendisinin de perspektif mekanizma­ larını içermesi gerekir ve yansıtılmış duyum da bunlar sayesinde. hangi türden olursa olsun malzemenin dayanıklılık sınırları içinde değerlendirilmek gerekir. estetik kompozisyon düzleminin gelip onu kaplayacağı şekilde yansımak­ tadır. mimari yapı "tamamlayıcıların kontrastı ve benzeşenlerin uyu­ muyla" (Van Gogh) sağlanacaktır. estetik hale geldikte. Ve şüphe yok ki bu saptama. düzey ve ölçek değişiklikleri olarak yeni algılamlar ve yeni duygu­ lamlar yaratarak yaşayabilmesidir. ama aynı zamanda bir derinlik boyunca gerçekleşir. ama yansıtmanın paradigmasal.bu ayrıştırma elbette "temsili olan ya da olmayan"a indirgenmeyecektir. Sanat o zaman. duyum başka bir dü­ zende yer alır ve malzeme dayandığı sürece kendi kendisinde bir varoluşa sahiptir.. bunun nede­ ni sanatın ancak. Xavier de Langlais'nin. malzemenin içinde gerçekleşen artık duyum değil­ (31) Xavier de Langlais. Şu halde duyumun malzemeyle olan ilişkisi. perspektifin de "simge­ sel" vasfı içinde ifade eden bir aşkınlık taklidinden yararlanır. Ancak. zira hiçbir sanat. teknik değil. figürün duyumsal aşkınlığı dinlerin duyulur-üstü aşkınlığı ile sağır veya açık bir karşıtlık içine girer. Sanki duyum (duyumlar bileşiği) çok iyi hazırlanmış olan teknik kompozisyon düzleminin üzerine. Birinci şıkta. büyük renklendirici birimler kurmak için vurgulardan vazgeçmek bile gerekse. hiçbir duyum. bambaşka. kalıcı olamayan ve bir mimari yapı kur­ mayı başaramayan uzun bir dekadans gördüğü doğrudur: tablo ça­ bucak gölgelenir. Eğer sanatta gelişme varsa. yalnızca tabloyu kaplayarak değil. solar ya da pul pul dökülür (31).172 Felsefe Nedir? cek. ..

geçiriyor. katlamalar. Hantai ile birlikte. Artık "üzerine" resim yapılmaz. geçişler. öyle ki ressam tablosunun arka­ sında. Duygulam ve Kavram 173 dir. Macula. biriktirmek.Algılam. Bu artık dibi olmayan bir resimdir. "altına" resim yapılır. çünkü "alt taraf" yüze çıkar: yüzey kazılabilirdir. kendine özgü bir derinlik vermektedir. daha çok malzeme duyumun içine geçer. yapılan şey yükseltmek. liflere. "Christian Bonnefoi. ya da ince pamuklu veya tül kullanarak. dokunun bu yeni güçlerini çok çok ile­ riye götürdü. içinden geçmek. doldurmak. yağlıboya ve incelticilerle yetindiğinde bile. tekniğin bu iki kutbu arasında. Canson kâğıdı'nın girinti ve çıkıntılarına dayanması yeterlidir. Dubuffet ile ge­ len zemindeki bu yükselişi. sanki es­ tetik kompozisyon düzlemi içinde yükselmekte ve Damisch'in dedi­ ği gibi. bu iki duyum hali. resmi. bu düzleme her türlü perspektiften ve derinlikten bağım­ sız. masum tanrıtanımazlıklarını. 5-6. . katlamaktır. Mondrian için kalınlığın ressamı olduğu söylenebilirdi. minimal sanat da aynı şeyi yaptı. Bililendirici sanat. Bu zeminin promosyonudur ve yontu da düz hale gelebilir. körlemesine bir durumda bile resim yapabilir(32). tabakalandırmalara başvurarak. bağdaştırmalar ve birlikte yaşama du­ rumları sıklıkla ortaya çıkar (örneğin Tiziano'nun ya da Rubens'in doğrudan boyayla yaptıkları işler): bunlar gerçekten ayrışık devi­ nimler olmaktan çok soyut kutuplardır. görünür bir aşkınlıktan ya da bir paradigmasal modelden kur­ tulup. soyut dışavurumculuk. bir kez açıldıklarında. duyum bu geçi­ şin dışında daha fazla varolmaz ve teknik kompozisyon düzlemi­ nin de birinci şıktakinden daha fazla özerkliği yoktur: bu düzlem hiçbir zaman kendi başına değer taşımaz. resim düşünülmüştür: görü düşünce aracılı(32) Bkz. Bu. kompozisyon düzlemi kalınlık kazanır. Her türlü şıkta ve bütün durumlarında. ya da malzeme bir derinlikten veya perspektiften ba­ ğımsız olarak. seyredenin görüşüne sundukları şeyi ressamın bakışından gizlerler. Elbette. Bununla beraber modern resim. "bir yüzey kazma sanatı" olarak tanımladığında. interviewé et commenté par Yves-Alain Bois". ama Seurat. sanatın figürleri­ nin. Ne ki şimdi o. Bu yüzden mo­ dern resimde duyumu. emdirmelere. kaldırmak. Artık sözkonusu olan kaplamak değildir. Ve hiç şüphesiz bu iki şık. gitgide daha fazla ikinci kutba dönüyor ve malzemeyi estetik kompozisyon düzleminin "kalınlığı içinden" yükseltip. zira düzlem katmanlaşır. kâfirliklerini itiraf ettikleri an­ dır. katışıksız bir görsel düzlemliliğin göğe erişi gibi tanımlamak fazlasıyla yanlış olur: yanlışlık belki de kalınlığın güçlü ya da derin olmaya ihtiyaç duymamasından kaynaklanmak­ tadır. gölgelerden ve hatta rengin kromatik düzeninden (keyfi boyamacı) bağımsız olarak yükseldiği ölçüde.

Boulez'nin müzik için benimsediği tema (Points de repère. yalnızca kromatikliğin perdeden başka bileştiricilere doğru genişletilmesi değil. bir zaman­ lar perspektifin yaptığı görevin benzerini pekâlâ yerine getirebile­ ceğini" göstermek suretiyle. dinlemekten daha çok. en çok direten yazardır. sadece bir tek düzlem bulunur: gerçekten de teknik düzlem zorunlu olarak estetik kompozisyon düzlemi ta­ rafından kaplanmış ya da emilmiş durumdadır. (33) Damisch. Seuil Yay. algıla­ mın. s. vuruş duygulamlarının metallerle. gürültü. "batikçiliğin. Berlioz'da orkestrasyonun kazandığı belirleyici önem. "kompozisyon etütleri" haline gelen piyano için etütlerdeki evrim. düzlemin kalınlığını gerçek bir kavram kıldı. ses düzlemine özel bir kalınlık vermek için perdenin. çok çeşitli öğelerin tanıklık ettiği gibi. 275-307 (ve s. Fenêtre jaune cadmium ou les dessous de la peinture (Kadmium Şansı Pencere veya Resmin Altındakiler). ama bu her zaman tastamam estetik bir kompozisyon düzlemi üzerinde konumlanıla­ cak şekilde olur. Gallimard. bu koşul­ ladır ki ifade edici hale gelir: duyumlar bileşimi malzemede ger­ çekleşir. düşünür. de­ rilerle ve tahtalarla yayılması ve malzemeden ayrılmaz kitleler kur­ mak üzere bunların nefesli çalgılarla karıştırılması (Varèse). Le livre de Mallarmé (Mallarmé'nin Kitabı). Sözcükler ve sözdizimi kompozisyon düzlemi içinde yükselirler ve orada bir perspektifleştirme işine girişecek yerde onu kazarken. ham ve karmaşık ses bağlamında yeniden tanımlan­ ması (Cage). düşünce-resim bağlantısı konusunda. Pollock'da düzlemin kalınlığı). tamperamanın ve kromatikliğin dayattığı açılımlardan olduğu ka­ dar yansımadan da vazgeçtiğinde. Madde. örneğin Scarpa hacimleri bizatihi düzlemin kalınlığı içine sıkıştırmak için yansımanın devinimi ve perspektif mekanizmalarını dışladığında. Buysa resme özgü olmayan bir şeydir. özellikle Dubuffet'nin kur­ maya çalıştığı bağlamda.174 Felsefe Nedir? ğıyla edinilir ve göz. 55 . s. Stravinski ve Boulez'de tınıların yükselişi. Da­ misch düşünce-sanat. Jacques Schérer. Sanat alanında elbette bir çok teknik sorun vardır. Ve. aynı ayrımla mimari düzlem düzeyinde de buluşur33. zira Damisch. 161) . müzik için de bu böyledir: salt teknik olmayı bırakıp (Debussy'nin onlara kazandırdığı yayılımla). geleceğin resmi için. kendini hiçbir biçimsel derinliğe indirgenme­ ye bırakmayan maddi bir kalınlık kendisini duyurur. s. Hubert Damisch. ya da malzeme bileşimin içine geçer. 80. ama sonsuz bir süreklilik içinde sesin kromatik-olmayan belirişine yönelik eğilim (elektronik ya da elekt­ ro-akustik müzik). Ve edebi­ yattan müziğe kadar. Sanatın estetik kompozisyon düzleminden başkaca bir düzlem içermediği anlamında. modern ede­ biyatın da belirleyici çizgisi olur bu.. Mallarmé kitabın "kalınlığı"nı derinli­ ğinden ayrı bir boyut olarak kabul ediyordu: bkz.

önce gelmez. İmdi estetik kompozisyon düzlemi. Yeryüzünün bütününde. ne ki bilincine varılışı azar azar gerçekleşmek ve çoğun­ lukla sonradan ortaya çıkmakla birlikte. Evrenler kendi kaçış çizgileri üzerinde birbirlerine zincir­ lenir ya da ayrılırlar. Algılamlar ve duy­ gulamlardan yapılmış bileşik duyum. biri ancak öteki aracılı­ ğıyla ilerlediğinden. saf algılam haline gelmiş manza­ ralar. yanıtı yalnızca sessizlik bile olsa. Evrenler. görüşün. ya da kozmos yurtluktan sonra gelmez. onlar. bir programla uzaktan yakından ilişkisi bulunmadığı için. tek bir sanat içinde olduğu kadar bir sanattan ötekine. tarihsel ve toplumsal bir ortamda egemen algıları ve duygulanımları bir araya getiren sistemini yurtsuzlaştırır. Sanat alanında sorun her zaman şu düzlem üzerinde hangi anıtın çatılacağını. öyle ki. duyumu sonsuz bir kozmos üzerinde açan ve yaran bir tür çerçeveden boşaltma işle­ minden geçirerek. Her duyum. ya da hangi düzlemin şu anıtın altına çekileceğini ve de her ikisini aynı zamanda bulmaktan iba­ rettir: Klee'nin "bereketli ülkenin sınırındaki anıt" ve "bereketli ül­ kedeki anıt"ında olduğu gibi. daha üst dereceden bir yurtsuzlaşmanın içine sürükler. çünkü oraya kendi evleri­ ni kurar. iç içe çerçevelerin ya da birleşik yüzeylerin içinde su­ nar. artık uzay-zamana ait olmayan nitel uzaklıklarda. evrenler birbirlerinden türeyebilir. Her şey (teknik de dahil olmak üzere) duyum bileşikleriyle es­ tetik kompozisyon düzlemi arasında ceryan eder. nebulalar veya farklı yıldız sistemleri içinde de dağı­ labilirler. Pessoa'da olduğu gibi. Kent ev­ den sonra. gönüllü ya da önceden tasarlanmış olmadı­ ğı. kompozis­ yon düzlemi üzerinde yeniden yurtlanır. Evren de figür­ den sonra gelmez ve figür evren yatkınlığıdır. indirgenebilmez çokluklar ha­ lindeyken. yakalama ilişkilerine girip evren takımyıldızları meydana geti­ rebilirler. ama bu sorunlar an­ cak duyum bileşiklerini ve malzemeleriyle birlikte zorunlu olarak katıldıkları düzlemi ilgilendiren estetik kompozisyon sorunları bağlamında ortaya çıkarlar. çünkü orada kendisini. Ve kompozisyon düzlemi aynı zamanda. sonra da gelmez. ama aynı zamanda. Ancak bileşik duyum.Algılam. saf duygulam haline gelmiş kişilikler olan kendi bileştiricile­ rini kuşatan. yapıt sahipleri ya da hatta yapıtlarca çok ve birbirinden farklı düzlemler yok mudur? Gerçek­ te. düzlem bir tek olabilir. yer­ . onların kesin birlikte-varoluşlarını ya da bir­ birlerini tamamlayışlarını görmek için yaptık. Duygulam ve Kavram 175 ve bilim bunların çözümünde işe karışabilir. düzlem üzerindeki bir duyum iş­ gal ettiği bir yeri mutlaka yayacak. bir sorudur. ya da her türlü türemeden bağımsız ola­ rak. Bileşik duyumdan kompozisyon düzlemine gittik. doğal. ama bunu.

orada sonsuza . Kavramsal sanat. kavramlar aracılığıyla düşünmektir. aynı ölçekte ve aynı yerdeki fotoğrafı. değnekçiklerle bölünmüş nokta serpintisi.176 Felsefe Nedir? yüzünün içerdiği bütün duyumları serbest bırakarak gevşetecektir: açacak ya da yaracak. sanat. tuval üzerindeki. ya da duyumlar aracılığıyla düşünmektir ve bu düşüncelerden her biri ötekilerden daha iyi. duyumlar da kavramlar. Sanatın çerçeveleri bi­ limsel koordinatlar olmadığı gibi. fonksiyonları ya da gönderimsel önermeleri ta­ nımlayan. daha bireşimsel olarak "düşünce" değildir. imge ve klişelerin. duyumu inceltmeye. önermelerin . Sanatı felsefeye yaklaştırmak üzere yakın zamanlarda ortaya çıkan iki girişim. kaosun üzerine bir düzlem çekmektir. arkitek­ tonik bir kompozisyon düzlemi uzatarak. bilim ve fel­ sefeyi tanımlayan şey. düşüncenin üç büyük formunu. yeniden vermek için sonludan geçmek. her kezinde şeyle­ rin durumlarını.bir şey. anıtları ya da bileşik duyumları taşıyan. = oo kılan kompozisyon düz­ lemi üzerine açılır. Soyut sanat. sonsuzla eşitlenecektir. bize kaosun sonsuz geçişiymiş gibi geliyor. maddeden kurtarmaya çalışır sadece. bilimle felsefenin. Bu elbette bir allegori değil. her zaman kaosla kapışmak. şeylerin. kav­ ram değil duyumlar yaratırlar. Kenarda dans eden ve tuvali kateden koyu lekeler. ya da kavramlar duyum değillerdir. Bununla birlikte sanatı. Sanat sonsuzu yeniden veren sonluyu yaratmak ister: estetik figürlerin edimiyle. ancak bu girişimler kavramı duyuma ekleyemezler. sözlükten çıkarılmış tanımı . Düşünceyi. ama bir deniz kav­ ramı ya da ağaç kavramı duyumunun söz konusu olduğu. sonlu yolla sonsuz yolun bir bireşimiymiş gibi düşünmeyeceğiz. tutarlılık vererek sonsuzu kurtarmak ister: kavramsal kişiliklerin edimiyle. duyumun orada saf bir zihinsel varlık. bir deniz veya ağaç duyumunun değil. Buna karşılık bilim gönderimi kazanmak uğruna son­ suzdan vazgeçer: kısmi gözlemcilerin edimiyle. Klee'nin "Eşittir sonsuz" adlı tablosunu çözümlemişti. Düşün­ mek. Üç yol da özgündür. sonlu bileşik duyumdur. ama sonsuzu bize. her şeyin. Damisch. veya daha bir yoğunlukla. soyut sanatla kavramsal sanattır. ama kendini resim olarak sunan resmetme tavrıdır. olayları ya da tutarlı kavramları sonsuza taşıyacak bir içkinlik düz­ lemi çizer. belki de budur sana­ tın işi. yalnızca tanımlanmamış koordinatlardan bir düzlem çi­ zer. bir düzlem çiz­ mek. düşünen ve düşünülmüş bir ışıyan madde haline geleceği. bir kompozisyon düzlemi çizer. her biri ötekiler kadar doğrudandır ve düzlemin ve o düzlemi işgal eden şeyin türüne göre birbirinden ayrılır. daha bir tamlıkla. ya da fonksiyonlar. Sonsuzu yeniden bul­ mak. Ama felsefe.

Ve bu öğelerden her­ hangi biri. öteki düzlemler üzerinde yaratılmayı bekleyen. "flatbed" düzlemi) bir kompozisyon düzlemi yerleştirmek suretiyle ve genelleme aracılığıyla. ya da kapış­ mak istediğimiz kaosun içine iteceklerdir bizi. Felsefe kavramlarıyla olaylar çıkartır. duyumun. duyum ya da kavram fonksiyonu haline geldiği noktaları vardır. çünkü kompozisyon düzlemi kendisini "bililendirici" kılma eğiliminde ve de duyum. "maddeleştirmenin" veya tersinin. böylece duyuma ya da kavrama ulaşıldığı kesin değil. sanat duyumla­ rıyla anıtlar diker. içiçe girer. Düzlemler arasında zengin bir iletişim örgüsü yerleşebilir. karşı yön­ de bir maddeden kurtarma arayışında. kendiliğinden kav­ ram ya da fonksiyon duyumu haline geldiği. Bir düzlem üzerinde yaratılmış her öğe. mimarisi olmayan. işlevin­ den boşaltılmış mekanlar. henüz hâlâ gelecek. Sıradan algıları ve duygulanımları sonsuzda yeniden bulmak ve kavramı toplum­ sal gövdenin veya büyük Amerikan metropolünün bir doxa’sına indirgemek uğruna ne çok emek! Üç düşünce biçimi. . bu son şıkta. yani söz konusu işin sanat olup olmadığına karar vermenin muhtemelen ona ait olacağı bir izleyicinin basit "görüşüne" bağlanmış oluyor. Ama şebekenin yükselen noktaları. fonksiyon ya da duyum kavramı. daha başka ayrışık öğelere çağrıda bulunur: ayrışık-doğum olarak düşünce. Duygulam ve Kavram 177 kadar yeniden üretilebilir bir duyum değeri kazanmaları için.Algılam. Bu yükse­ len noktaların iki aşırı tehlike taşıdığı doğrudur: ya bizi içinden çıkmak istediğimiz görüşe götüreceklerdir doğruca. yete­ rince tarafsızlaştırılmış (gösterilmemiş yapıtları bir araya getiren katalog. fonksiyonun da. hâlâ belirsiz ya da bilinmez olabil­ meksizin ortaya çıkmaz. kendi haritasıyla kaplı zemin. bireşim ve özdeşleşim olmaksızın kesişir. kavramın. bilim de fonksiyonlarıyla şeylerin durumlarını kurar. Bununla birlikte.

.

. Bunlar yitişleri ve belirişleri rastlaşan sonsuz değişkenlikler­ dir. tıpkı nesnel bir anti-kaos gibi. Nabız gibi atan kırbaç darbelerine maruzuz. bitişikliği. Bunlar katettikleri renksiz ve sessiz boşluğun. delilik) engelleyen bu koruyucu kuralları. nedenselliği sağlamaktan başkaca bir anlamı olmadı. imgelemim. birinden ötekine bir uzay ve zaman düzenliliği içinde geçmemize olanak veren."1 Ve nihayet. kimi zaman hafif. fikirlerimize bir parçacık olsun düzen vermemize. düşüncemin içine kabul etme fırsatını bulamayacaktır. unutmanın hanidir kemirdiği ya da bi­ zim daha iyi bir şekilde kavrayamadığımız daha başkalarının içine itilmiş fikirlerden daha dehşet verici. Durmaksızın yitiriyoruz fikirlerimizi. en az sayıdaki değişmez kurallar uyarınca eklemlenmesi ve çağrışımın da bundan başkaca bir anlamı asla olmadı. kaçan. bazen kara. kendimizi kaostan korumak için bir parçacık dü­ zen. kanatlı atlar ve ateş saçan ejderhalar doğurtmak üzere evreni anın içinde katetme "fantezimizi" (kendinden geçme. henüz ta­ sarlanmışken yitip giden. şeyler ve dü­ (1) Kant. daha ızdırap verici bir şey olamaz. Ama eğer şeylerde ya da şeylerin durumunda bir parça düzen yoksa. fikirlerde de bir parça düzen olmayacaktır: "Eğer sülüğen bazen kırmızı. kimi zaman ağır idiyse. Tefhim edilmiş görüşlere bunca yapışmak isteyişimiz bundandır. "İmgelemdeki yeniden üretim bireşimine dair". doğasız ve dü­ şüncesiz boşluğun devinimsizliği ile karışan sonsuz hızlardır. Kendi kendisinden kurtulan bir düşünceden. ağır sülüğeni kırmızı rengin temsiliyetiyle bir arada. Tek istediğimiz fikirlerimi­ zin.Sonuç Kaostan Beyne Tek istediğimiz.. Za­ man açısından fazla mı uzun yoksa fazla mı kısa olduğunu bileme­ diğimiz andır bu. benzerliği. Analitik.. Saf Aklın Eleştirisi..

Filozof. s. sanatçı ölüler alemin­ den dönmüş gibidirler. kaosla. Gonthier Yay. Ressam bir felaketin. sonsuzu yeniden vermeye mukte­ dir.. resmin içindeki eylemle. Gasquet. Felsefe.. artık duyu organında duyulurun ye­ niden üretimini kurmayan. ama kesitsel bir içkinlik düzlemi çizen yüzey­ lerin üzerinde ya da mutlak oylumların içinde birbirinden ayrıl­ maz hale gelmiş değişimlerdir: bunlar artık ayrışık çağrışımlar de­ ğil. felsefede de ortaya çı­ kar: her kezinde. ya da şemsiyenin üzerine. Ancak sanat. bir başka biçimde bilimde de. L'age d’homme Yay. yeniden üretmesi. bilim ve sanat gökkubbeyi yırt­ mamızı ve de doğruca kaosun içine dalmamızı isterler. sonsuz olarak kalan. Ve Henri Maldi­ ney'nin çözümlemeleri. Cézanne ve Klee'nin. duyumun. Bilgin kaostan yavaşlamalarla. ama yerel olasılıklardan kalkıp bütünsel bir kozmolojiye giden ke­ sitsel bir gönderim düzlemi üzerindeki sonlu koordinatlardır. yani hangisi olursa olsun içiçe girmeğe elverişli başkaca değişkenlikle­ rin elenmesi yoluyla bağımsız hale gelmiş değişkenler getirir. onların uyumunun teminatı ya da tanığı olarak kendisini yeniden üretmesi gerekir.. tanrıların hanedanlarını anımsatan dinler. felsefe daha da fazlasını isterler: kaosun üzerine düzlemler çi­ zerler. onu kateden bir kesitsel düzlemle kaosu alt et­ mektir sözkonusu olan. ona geçmişle bir uyumluluk dayatmadan algılayamayan bedenimizin organlarıyla. 150151. Regard Parole Espace (Bakış Söz Uzay). bir duyum varlığı çatan değişiklikler'dir. ya da bir yangının içinden geçer ve tuvalin üzerinde. Tıpkı bizi kaostan koruyan bir tür "şemsiye" gi­ bi. bi­ lim. in Conversations avec Cézanne.2 Matematik (2) Cézanne ve kaos hakkında bkz. öyle ki alıkonmuş değişkenler belirlenebilir orantılar altında bir fonksiyo­ na dahil olurlar: bunlar artık şeylerin içindeki özellik bağları değil. bilgin. tıpkı onu kaostan kompozisyona ulaştıran sıçrayışın izi gibi. Bütün bunlardan. ona baktığımız her kez kırmızı duyumu olarak. görüşlerimiz oluşmuştur. . görüşlerimizin türeyeceği bir Urdoxa'nın fi­ gürleriymişçesine bir gök kubbe resmetmek üzere tek bir tanrının belirivermesi gibi değildir. Sa­ natçının kaostan getirdiğiyse. sülüğeni elimize aldığımız her kez ağırlık duyumu. ama bir kavram içindeki ayrıştırılmazlık bölgelerine göre dağıl­ mış yeniden-zincirlenmelerdir. Klee ve kaos için bkz. işte bütün bunları talep ederiz bir görüş sahibi olmak için. resmin bağrında sergile­ dikleri kavga. 183-185. ama.180 Felsefe Nedir? şünce buluştukları zaman. Ve ben üç kez utkuyla katettim Akheron ırmağını. Kaosu an­ cak bu bedel karşılığında yenebileceğizdir. Bu üç disiplin. "gri nokta üzerindeki not" in Théorie de l'art moderne. bu geçişin izini bırakır. Filozofun kaostan beraberinde getirdiği. bir du­ yulur varlık. organik-olmayan bir kompozisyon düzlemi üzerinde. ve şimdiki zamanı.

bunun alt yüzüne bir gökkubbe çizer ve uzlaşımlarını. "Le chaos en poésie / Şiirde kaos". özgür ve esintili bir parçacık kaosu içeri alabil­ mek. daha baş­ ka gedikler açmak. s. Belki de giderek daha büyük.130. Fontana boyanmış tuvali bir ustura darbesiyle kestiğinde. farklı biçimlerde. görüye şöyle böyle benzeyen bir parçayla şemsiyeyi yama­ yan taklitçilerin ve gediği görüşlerle dolduran tefsircilerin kalabalı­ ğı onu izler: iletişimdir bu. kaostan çıkmış ve bize görüyü ulaştıran bir akımın geçmesini sağlamak için. böylece (3) Galois. ya da yazar beyaz bir sayfaya yazmaz. Bu tıpkı denize ağ atmak gibidir. ama sayfa ya da tuval önceden varolan. Bu demektir ki sanatçı. temizlemek. Cahiers de l'Heme. gönülden çağırdığı) kao­ sa karşı dövüşmekten çok. (belli bir biçimde. Lawrence şiirin yaptığı şeyi betimler: insanlar ara vermeksizin onları koruyacak bir şemsiye imal ederler. Alabildiğine şiirsel bir metninde. görüşlerini yazarlar buraya. kavramlarını dostulu­ ğun içinde bir araya getiremez. görüşün "klişelerine" karşı dövüşür. . Üç disip­ lin de. in Lawrence. hatta parça parça etmek gerekir.4 Ressam el değmemiş bir tuvale yapmaz resmini. önce silmek. kavramları yeniden nefrete götüren ya da. (4) Lawrence. O zaman. bunalımlar ya da sarsıntılarla iş görür ve her birinde "gelişme"den söz edebilmemize olanak veren şey ardış­ lıktır. önce­ den yerleşmiş klişelerle hanidir öylesine kaplıdır ki. Macbeth veya Ahab'ın siluetini çerçevelemek uğruna. çünkü görüşe karşı. Word­ sworth'un çuhaçiçeğini veya Cézanne'in elmasını. sanatçı. şemsiyede bir gedik peydahlar.3 Ve. ama balıkçı sürüklenmek ve limana geldiğini sanırken kendisini açıklarda bulmak tehlikesiyle karşı karşıyadır her zaman. matematikçinin "dosdoğru hesapların içine atladığı" ve "sağa sola çarpmadan" bu hesapların üstesinden gelip doğruya ulaşamayacağını öngördüğü bir uçurumdan çıkarlar. bir başka kavga ge­ lişiyor ve daha bir önem kazanıyor. zorunlu yıkımlar gerçekleştirmek ve böylece öncüllerine artık görmesini bilmediğimiz iletilebilmez yeniliği ye­ niden vermek üzere. felsefece düşünce de. s. aramamız. in Dal mas. 189-191.Sonuç 181 denklemlerin kendileri de bilimsel bir görüşün onanması gibisin­ den dingin bir kesin-inanca yaslanmak yerine. her zaman daha başka sanatçılar gerekecektir. hem de bizi kaosun kendisinden koruduğu savındaki görüşe karşı. gökkubbeyi bile yırtar. Evariste^ Galois. ama şair. ani bir ışık içinde gedikten beliriveren bir görüyü. inceltmek. 121. onları geri almamız. hattâ. Kaosa karşı girişilen kavga düşmanla belli bir yakınlık olmaksı­ zın yürümeyeceğe benziyor. bir sıçrama yapmamız gere­ ken kaosun ortak varoluşu içinde dağıtan bir çatlak tarafından he­ nüz katedilmedikçe.

Sanat kaos değildir. oradan bakıl­ dıkta.ne öngörülmüş ne de önceden tasarlanmış. bileşik bir kaos kurar . kaosun. her türlü görüşe.182 Felsefe Nedir? yardığı şey renk değildir. En narin pembe bile kaosa açılır. bilime de can vermektedir belki. ama onu duyulur kılmak için sa­ vaşır (Watteau). Sanat sahiden de kaosla kavga eder. bir Duyumu fışkırtmak için. kaostan ele geçirilmiş tastamam bilimsel bir görüşten. . Sanat. onu koordinat eksenlerinin içindeki çok az sayıdaki bağımsız değişkenleri tutabilen bir elemeden geçirdi­ ğinde. de­ nenmiş silahlarla daha bir iyi yenebilmek için.: Soutine'in esrik evleri. onu böylece denge merkezlerine taşıdığında. tıpkı. tıpkı yüzülmüş derinin altındaki et gibi(5). yavaşlatılmış değişkenliği değişmez­ lerin veya uç noktaların altından geçirdiğinde. bir kaosmos. Bunun benzeri dolambaçlı. Turner'ın altın renkli aydınlığı ya da Sta­ el'in kızıl aydınlığı... öyle ki. kendi aralarında yeniden oraya düşmelerini engelleyerek. ya da tersine. ama. 120-123: et ve kaos üzerine. en büyülü manzarayı kullanarak da olsa. Ancak. güllerin görüsü haline geldiği bir yarık olarak beliriverir. ama kaosun görüyü ve duyumu veren bir kompozis­ yonudur. kaosla savaşır. şeylerin durumunun yalnızca ista­ tistiksel olduğu (olasılık hesabı) onca değişkeni aynı zamanda ola­ ya dahil ettiğinde. kaosa karşı savaş en başta onun işiymiş gibi gö­ rünür. burada da bilim. El Greco'nun koyu gri ve yeşil aydınlığı örneğin. kaosla kapışmak ve yıkımları çabuklaştırmak zorundadır. her türlü kli­ şeye meydan okuyan (ne kadar zaman?) bir duyum üretmek üzere. bazen başlangıç bililendirmeleriyle. ve Monet'nin evi de. Bu bağlamda. Joyce'un dediği gibi. ama oradan bir anlık süreyi ışıklandıran bir görüyü. kâh molekülselden bütüne giden bir iletişimmiş gibi söz edilebilir. sonradan görüşe yö­ nelteceği silahları ondan ödünç almaktır. Hatta tablo ilk başta klişe­ lerle kaplı olduğu içindir ki ressam. tersine yarık boyunca bize saf rengin düzrenkliliğini göstermiş olur. sanat da görüşle yapıldığından daha çok kaosla yapılma­ mıştır. La peinture incarné. sağa sola çar­ parak. kaosun içinden çıkarlar. ve çoğunlukla basitten bi­ leşiğe doğru. savaştığı kaosa karşı derin bir çekim duymaktan alıkoyamaz (5) Didi-Huberman. Bir kaos yapıtı hiç şüphesiz bir görüş yapıtından daha iyi değildir. sürüngen bir devinim. Sanat kaotik de­ ğişkenliği kaoid değişikliğe dönüştürür. Hatta evleri. eğer sanat kaosa karşı dövüşüyorsa. Bilim. bazen büyük ölçekteki bililendirmelerle tanımlanmış. s. bu değişkenler arasında gelecekteki durumun şimdiki za­ mandan yola çıkılarak belirlenebildiği (determinist hesap) orantılar yerleştirdiğinde. bunun nedeni. en sevimli kişiliği. kâh şimdiki zamandan geleceğe.

ortaya çıkan ve kaybolan değişkenlerin sınırı olarak bir orantı su­ nan yarı-kaotik durum arasındaki farklılık giderek daha da küçü­ lür. bir çerçevenin içine alır. Görüş. La th éorie du chaos (Kaos Kuramı).."6. yapa­ bildiği ölçüde en yakındaki dalgalara yaklaşır. şu ya da bu biçimde kendi kendisini yalanlayan her şeyi). ya da değişiklik olarak ondan kaoid bir duyum çıkar­ mak üzere. iki komşu yörünge bu durumda kal­ mazlar. Oysa. gönderimde bulunulmuş bir kaos oluşturur. Sanat bir kaos parçasını. Prigogine ve Sten­ gers. değişkenlerin ortaya çıkması veya kaybolmasıyla kendilerini saklayan orantılar koyarak (diferansiyel hesap). kaostan bir parça koparma düşü çok daha inatçıdır. I. öyle ki basitten bileşiğe gidecek yerde.U. 120-123). bağımsız değişkenler ve "kaosa giden yollar" hakkında. tuhaf çekiciler de onun kaosa duyduğu derin çekimi ve de mo­ dern bilime içsel bir kaosmos'un kuruluşunu açığa çıkartmaktadır (daha önceki dönemlerde. P.F. ondan rastgele bir fonksiyon ve kaoid değişkenler çıkarttığı. sınır döngü­ ler. duyulur hale gelen bileşik bir kaos oluşturmak. özlemini çektiği bütün o akılcı birliliği feda edecektir. s. bize birliği. eksponansiyel biçimde ayrılır ve kaosu ye­ niden keserler. Albin-Michel Yay. kaotik eşiklerden geçile­ cektir. işaretlerin rastgele karışımı gibi yapılandırılacaktır. daha az derindekiyse bu çokluğun biraraya getirici şemalarıyla kaplı olacaktır. özellikle çevrimlere duyulan hayranlık içinde. Eğer yavaşlama bizi kaos okyanusundan ayıran incecik kenarsa. Michel Serre'in Leibniz hakkında söylediği gibi. Entre le temps et l'éternité (Zaman ve Sonsuzluk Arasında). katışıksız çokluk ya da genel olasılık. Ve Gleick. (6) Serres. ardarda sıra­ lanmış elekler gibi. ama bilim kaos parçasını bir koordinatlar sistemi içine buyur eder ve Doğa haline gelen. Modern matematik fiziğin en önemli yönlerinden biri. en değişik güçler bile orada eyleşip dursa.. bir değişkenliğin or­ taya çıkışının ve kayboluşunun birbirine karıştığı kaotik durumla. bir dizi evre aralığı ya da koordinat tasarlanabi­ lir. bilim.Sonuç 183 kendini. yasalarını birleştirmeyi düşleyen ve bu­ gün bile dört güç arasında ortaklık arayan bir bilim sunar. 111 (elelelerin peşpeşeliği için. "tuhaf" veya kaotik çekicilerin et­ kisi altında kaosa doğru geçişlerde ortaya çıkmaktadır : belirlenmiş bir koordinatlar sisteminde. Le système de Leibniz. Her zaman bir öncekinin göreli olarak kaotik bir durum ve sonrakinin de kaoid bir durum olacağı. silmeler) bilimin kaosla olan savaşını yeterince ifade ediyorlar­ sa..7 Eğer denge çekicileri (sabit noktalar. . "iki alt-bilinç olacaktır: en derindeki sıradan bir bütün. s. IV. (7) Tuhaf çekiciler. böylece. Fayard Yay. araştırabileceği bir küçük kaos par­ çası için. yinelenen çekme ve katlama işlemleriyle yeniden birbirleri­ ne yaklaşmazdan önce. böl.. Bilim.

kavrama erişmek için her birini ayrı ayrı aşmamız ve de gerçek varlıklar ola­ rak belirlenebilen zihinsel nesnelere olabildiğince çabuk ulaşmamız gerekir. Spinoza ya da Fichte'nin daha o zaman göstermiş oldukları budur: uydurulardan ve soyutlamalardan yararlanmamız gerekir. "yaşamsal fikirlere" .yaratmak zorunda olduklarımıza . Bir kavram. zira insanların mutsuzluğu görüş­ ten kaynaklanır. bir tür akılcı­ laştırılmış Urdoxa kurabilecek bir akıllar düzeni. Bilim kendisine dinsel bir birlik ya da birleştirme tadı sağlayan görüşe karşı döner. Ama aynı zamanda. Kavrama erişmek için.184 Felsefe Nedir? Öyleyse sanatın bizi ulaştırdığı sonuca benzeyen bir sonuç karşı­ sındayız: kaosla girişilen kavga görüşe karşı açılmış daha derinde­ ki bir savaşın aracıdır yalnızca. düzenlenmiş bir akıllar dizisi de değildir. Yaratım denen şey. formları doğ­ rulamanın tüm mantığını model olarak saklarlar. bazen deter­ minist öngörüden (Laplace'ın Tanrı'sı). Üçüncü şıkkın doğruladığı da işte bu. En kötü olasılıkla. kao­ id durumlara ve kaotik çekicilere erişmek zorundadırlar (bilgisa­ yarların evrim yollarından biri de kaotik veya kaotikleştiren bir sis­ temin yükseltilmesi doğrultusunda ilerliyor). kaotik değişkenliği kesmeğe muktedir bir düzlem üzerinde fışkıran este­ tik değişiklikler ya da bilimsel değişkenlerdir. durağan çekicileri. fi­ kirleri birleştiren ilkelerin benzeri ilkelere. bazen olasılıkçı değerlen­ dirmeden (Maxwell'in şeytanı) ibaret Urdoxa olarak tastamam bi­ limsel görüşe karşı da döner kendi içinde: kendisini başlangıç bili­ lendirmelerinden ve büyük ölçekteki bililendirmelerden kurtarmak suretiyle. ya da şeylerin. Michaux'nun de­ diği gibi. duyulur değişiklik. Görüş fenomenlerini düşündükleri iddiasındaki sözde-bilimlere gelince. "sıradan fikirlere" yeten. bilim. ama yalnızca gerçek varlıktan gerçek varlığa gideceğimiz ve kav­ ramlar kurmak suretiyle iş göreceğimiz bir düzleme varmamız için . yararlandıkları yapay beyinler olasılıkçı süreçleri. fenomenlerin. ya da görüşün onda yer alabile­ ceği sonucu çıkarılmamalıdır. ya da fonksiyonel değişken değil de. görüşte olduğu gibi çağ­ rışmış bir fikirler bütünü değildir. ancak düşünce­ nin görüşe karşı verdiği kavgayı ve bizatihi görüşün içinde düşün­ cenin uğradığı yozlaşmayı aynı zamanda kavrayabilmek için. akılları düzenleyen ilkelere boyun eğmeleri bile yetmez. Bundan fel­ sefenin görüşün yanında durduğu. felsefede ortaya çıktığı şekliyle kavramsal değişim. önemsiz dalgalanmaların tekil etkileriyle tanımlan­ mış yaratıcılık koşulları ekler iletişime. Fikirler ancak imgeler olarak bir­ leşebilir ve ancak soyutlamalar olarak düzenlenebilirler. Felsefe de farksızlaştırılmış boşluk ya da ben­ zeşmezliğin okyanusu olarak algıladığı kaosla savaşır.yetmez.

bilim ve felsefedir. beyin kuramını olduğu kadar algının kavranışını da ilgilen­ dirir. hazır veya yapılan yolla­ rın. Kısacası. bizatihi mer­ kezin konumunun bağlı olduğu bir alan içinde durağanlık koşulla­ rına erişen formlar (Gestalten) mıdır? Geştalt kuramının önemi. Düşünce haline gelmiş bir kozmosa.. bu açıdan. ele alman bakış açısı hangisi olursa olsun. nasıl elde edilebileceğini gördük: o zaman değişimler. Şu halde ortada iki soru var: bağlantılar önce­ den yerleşik ve de raylar gibi yönlendirici midirler. . tutarlı kılınmış. Üç düzlemin birleşme noktası (birliği değil). değişimlerin komşuluk veya ayırdedilmezlik bölgeleri boyunca ayrılmaz hale geldiğince. mekanik veya dinamik merkezlerin. beyindir. doğrudan doğruya korteksin statüsüne karşı çıkmaktadır. L'evolution et la structure de la Doctrine de la Science chez Fichte (Fichte'de Bi­ lim Doktrininin Yapısı ve Evrimi). Onda bir şemsiye ya da bir sığınak bul­ maktan vazgeçilmek ve tam tersine onu. Adım adım izlenen hazır yollar bir ön çizim gerektirirler. en iyi şıkta bir Urdoxa'dan baş­ kaca bir şey değildir. ait olduğu ve yeniden açık denize çıkaran bir içkinlik düzlemi üzerine yerleştirmek için. imgelemin kaprisleri uyarınca birleşebilir. Şüphesiz. Demek ki bir kavram öncelikle bir kaoid durumdur. ye­ relleşmiş hiyerarşik merkezler midir. zira koşullu refleksler bağlamında ortaya çıktığı şekliyle. bu düzlem kaotik değişkenliği kesip ona tutarlılık (gerçeklik) verdiği ölçüde üreyen ya da kurulan. yoksa daha çok. kendi­ liğinden oluşacak bir içkinlik varsaymaya son verilmek koşuluyla. Gu£roult. sanat. beyinsel "ha­ ritaların" da tanıklık ettiği gibi.Sonuç 185 zorunlu olduğu ölçüde8. cogito bile. zihinsel kozmosa gönderir. bir içkinlik düzlemi üzerin­ de. I. Les Belles Lettres Yay. Kaosu kesen düzlemler üzerin­ de üretilmiş gerçekliklere kaoid adı verilir. Ancak. Kaoidler. İyi de eğer hiç durmadan kaosla boy ölçüşmeseydi dü­ şünmek ne olurdu? Akıl bize gerçek yüzünü ancak "kendi kraterin­ den kükrerken" gösterir. yoksa güç alan­ ları içinde kurulup çözülmekte midirler? Ve tümleme süreçleri. kaosun onu kesen düzleme göre üç kızı vardır: bunlar. düşüncenin ya da yaratmanın formları olarak. bir görüşten. benzer güçlüklerle karşı­ laştıklarını göstermek zor değildir. 174. gerçek kavramsal kitleler meydana getirmek üzere. onu bir kavram yapan ayrılmaz değişimlerin içinden çekilip alınmadıkça. ya da aklın zorlamaları uyarınca ayrışabilir ve düzenle­ nebilir olmaktan çıkarlar. beyin belirlenmiş bir fonksiyon olarak düşünüldükte. s. aynı zamanda birbirleri üzerine et­ kiyen yatay bağlantıların ve düşey tümlemelerin karmaşık bir bü­ tünü gibi görünür. ama bir güç alanı içinde kurulan (8) Bkz. Bir kavram. ayrılmaz bir değişimler bütü­ nüdür. Bu soncun.

bir hedef ya da bir program olarak değil. tıpkı uyarma­ ların dünyanın. nesnelleştirilmiş beynin içindeki sıradan nöron birleşimleri olarak ele almak zor görünüyor. aynı postulatlar üzerinde yer alır. inançlara ve engellere bakılacak olursa. ve burada beynin biyolojisi en dikkafalı man­ tıkla birlikte. mekanizm ve dinamiz­ min çift yönlü eleştirel bakışı altında. Ortamlara. nesnel tanımla­ manın gücünden kaçan şeyi. (10) Erwin Straus. organik bağ­ lantılardan ve tümlemelerden yapılmış bir beyne bağlı olmayışıdır: fenomenolojiye göre. Bunun anlamı. zira tanımanın geçici modeli. Mekanizmanın önkurguyu açıklamadığı gibi. "İn­ san düşünür. ne ki fenomenolojinin. görüşün oluşum ve iletişim organından başkaca bir şey olamayacağı bizi şa­ şırtmayacaktır: çünkü adım adım bağlantılar ve odaklanmış tümle­ meler. canlılıklarıyla kendilerini ka­ bul ettiren formlardır. ikirciklikleri ve eksiklikleri içinde bile. dünya'da-Ol­ mak'a yönelerek beyni aşan bu yükselişi. aralıklarında. tepkilerin de insanın üzerine çıkartıldığı gibi. görüşler. dalga yoğunlukları boyunca ortaya çı­ kartmak üzere ayarlanışına benzer(9).. çıkarla­ ra. sanatın ve bi­ limin zihinsel nesneleri (yani yaşamsal fikirler) bir yere sahip idiy­ seler. bizi hiçbir şekilde görüşlerin küresinden çıkarmaz.). özne (9) Jean-Get Martin. Bu durumda felsefeyi. bilimin kurulmuş nesnesi olarak ele alındıkta. bu yer nesnelleştirilmez bir beynin sinaptik yarıklarının en derinlerinde. bir televizyon ekranının. Du sens des sens. ama alanın bütünüyle yukardan-seyri olarak. Bu biraz. bir "düzlemi" gerektirir. Millon Yay. tıpkı Gestalt'ın peşisıra giden sabun köpükleri gibi. ara-zamanların­ dadır. onları aramak için oraya dalmanın yaratmakla anlamdaş olacağı yerdedir. sanatı ve hatta bilimi "zihinsel nesneler". beynin "özne" olduğu. insanın dünya ile ilişkilerine bağlı olacaktır beyin. Eğer felsefenin. düşüncenin. tanımanın dar modeline bağımlı kalırlar (gnozi /ilkel bilgi ve praxi /devinimlerin uyumu. böl. .. bilimin içinde etkinlikle kazandığı form altında bile. Kavşak noktası bir başka yerde. bu ilişkilerle zorunlu olarak uyuşur çünkü onların üzerine yükseltilmiştir. aynı şekilde adım adım davranan gerilim kararlarıyla ilerlerler (örneğin fovea ile. beynin bozmaddesine benzer bir yapısı olan retina üzerine yansıtılmış ışıklı nokta arasındaki yakınlaşma gerilimi): her iki şema. III. yalnızca kökensel görüş ya da anlamların an­ lamı olarak ortaya konmuş bir Urdoxa'ya götürür (I0).. "bu bir kurşun kalemdir". Variation (Değişim). Beynin. Gestalt kuramının da açıklamadığı budur. beyin değil". boşluklarında [hiatus]. "bu bir kare prizmadır". bunları doxa'nın içine toplar.186 Felsefe Nedir? güzergâhlar.

Beyinden. ya da daha iyisi Whitehead'in deyişiyle "süperfışkır­ ma" haline gelmesiyle aynı zamanda. tüm ek boyutlardan bağımsız olarak kendini yukardan-seyreden mutlak bir tutarlı dolayısıyla hiçbir aşkınlığa çağrı çıkarmayan.. ama her şeyden önce mesafesiz. yoksa. fenomenolojininkinden farklı bir eleştiri sürdürür. ama beynin özne haline geldiği. (11) Ruyer. beynin çizdiği ve kavramları taşıyan içkinlik düzlemi haline gelir. Beynin özne.. yal­ nızca beyinsel bir kristalleşme olan insan değil. onların her biridir ve yeni bir kavram çıkıp da belirlemelerin birlikte-varoluşunu ya da eşgizilliğini zorunlu kılmadıkça. karışıklığa yolaçmaksızın bir eşgizillik dağıttığı ayrılmaz değişim çıkaran bir form(11). düzen ve bağlantılarını değiş­ tirdiği. bütün yapıtında mekanizm ve dinamizme (Geştalt) karşı. Her kavramın bir beyin olduğu da söylenemez. birincil formdur: bir Geştalt ya da algılanmış bir form değil. Beyin-düşünce haline geldiği üç görünüm. Ruyer'in tanım­ ladığı gibi. Beyinsel devinim­ ler bu yüzden kavramsal kişilikler doğururlar. üç düzlemdir. hiçbir dış ba­ kış açısına göndermeyen bir kendisi içinde form. kavram. Kendini artık ikincil bağlantılar ve tümlemelerle tanımlamayan bu beynin özellikleri nelerdir? Bu. PUF Yay. Felsefe. bir kavramdan ötekine geçişler indirgenmez olarak ka­ lırlar. Neo-finalisme. Ancak beyin. yakınlaşma ve uzaklaş­ ma olmaksızın bütün belirlenişleriyle birlikte-var kalan. kendilerini yaratmaktan vazgeçmediği içkinlik düzlemini çizerken.. retinanın veya görüntünün ulaştığı beyin bölgesinin de bir başkasına göndermemesi gibi. ama. bir yu­ kardan-seyir hali. bir yandan kavramların üzerinde yerleştiği. yenilendiği. toprağın hemen üzerinden. sanat ve bilim nesnelleşti­ rilmiş bir beynin zihinsel nesneleri değil. hız-sınırı olmaksızın onları kateden ve onlardan bir o kadar da. yaratılmış olarak nesne. hiçbir çukuru. beynin arkasındaki bir beyin değil. kendiliğinden-yukardan-seyirdir. ama bütünüyle beynin içinde. VII-X. kavramın statüsünün de böyle olduğunu gördük. boyutlarının sayısı ne olursa olsun yalnız bir tek kenarı olan. tıpkı C6zanne'ın manzaradan söz ettiği gibi söz edeceğiz: insan yok. Beyin bizatihi zihindir. Ruyer. yer değiştirdiği. bu bir "doğru form".187 haline geldiği yerde olmasın sakın? Düşünen beyindir. düpedüz kavramlar yetisi olarak. Ve hiç şüphe yok ki kav­ ramlar da bir ve aynı beyne indirgenemezler. üzerine binip meydan okumak üzere kaosun içine daldığı sallardır. . bu ilk mutlak form görünümü altında. Katışıksız olay ya da gizilin gerçekliği olarak. hiçbir kıvrım ya da boşluğu [hia­ tus] kaçırmayan. yani onların yaratılışlarının yetisi olarak ortaya çıkar. olay veya bizatihi yaratma ve felsefe de. zira bir "yukar­ dan-seyir alanı" kuran.

aynı zamanda da sanat olarak "ben duyuyorum"udur. ya da yaydığı. ilerlettiği. Bu. di­ namizmalardan ve erekliliklerden daha başka bir düzlem üzerin­ dedir: bu. ama Ben öznesi bir başka­ sıdır. ya da daha iyisi bir içine-fışkırtma'dır. Duyum kompozisyon düzlemini doldurur ve kendisini temaşa ettiği şeyle doldurarak kendiliğinden dolar: o "enjoyment" ve "self-enjoyment" tır. Bunun için­ dir ki özne-beyin'e burada ruh ya da güç denildi. öncekini sonrakinin içinde saklayan bir temaşadır12. ama karşılıklı bağlamıdır. Duyum katışıksız temaşadır. 14). temaşa aracılığıyla olur. duyumun yolun hangi aşamasında ya da hangi düzeyde ortaya çıktığı sorulmayacaktır. edinilmiş titreşimdir. ara-böl. zira duyum varsayılmıştır ve de geriye çekilmiş olarak durur. kırdığı veya değiştirdiği şeyi saklar. edinim bir eylem değil. imgelemi bu edilgin temaşa-gerilim'le tanım­ lar (böl. Duyum. ikincil bağlantıların ve tümlemelerinkiyle aynı beyin değildir. Ve bu Ben öznesi beynin yalnızca felsefe olarak "ben kavrıyorum"u değil. Eğer sinirsel uyarım-tepki bağlantılarıyla beyin­ sel algı-eylem tümlemeleri düşünülürse. edilgin yaratının gizi olan duyumu yaratmaktır. ama katışıksız bir tutku. Bu onun kaosa yanıt verme tarzıdır. yalnızca insanları ve hayvanları değil. bir kompozisyon düzlemidir. İnsan Doğası Üzerine İnceleme'sinde. zira yalnızca ruh. iş görürken başvurulan öğeler temaşa edildiği sürece kendisini de temaşa ederek. zira edinim. bir şey yapmaz ya da eylemez. bir aşkınlık barındırmamakla birlikte. Kendi kendisini saklar çünkü titreşimleri saklamaktadır: o Anıt'tır. Duyum uyarıcının titreşimlerini. Şu halde duyum mekanizmalardan. duyumu boş yere aramış oluruz: çünkü Leibniz'in dediği gibi ruh (ya da daha iyisi güç). değişiklik haline-gelmiş. yansıttığı.188 Ben öznesini telaffuz eden beyindir. Geri­ ye çekilme yukardan-seyrin tersi değil. III. sinirsel bir yüze­ yin üzerinde ya da beyinsel bir hacmin içinde edinir: bir sonraki ortaya çıktığında bir önceki henüz kaybolmamıştır. biza­ tihi uyarımdır. Duyumun kendisi de titreşir çünkü titreşimler edinir. toprağı (12) Hume. eylemlere ve bu eylem­ lerin yansıttıkları algılara takılıp kaldıkça. Duyum. saklar. Plotinos bütün şeyleri. yalnızca mevcuttur. nitelik. duyumun onu ortaya çıkaran şeyi edinerek ve kendisini sıraları geldikte edindiği başka duyumlarla ortaya çıkartarak oluş­ tuğu. Duyum kavramdan daha az beyinsel değildir. Bu yüzden tepkilere ve bu tepkilerin sürdürdükleri uyarımlara. ama kendisini sakladığı ya da titreşimlerini sakladığı için. edinmek suretiyle maddenin dağıttığı. . Temaşa et­ mek. adım adım sürüp gittiği ve tepkinin içine geçtiği için de­ ğil. Bir özne. ama bitkileri. Tınılanır çünkü kendi uyumluluklarını tınılatır.

şu halde yalnızca dış bir beyinsel bilginin bakış açısından eyleyen bir İdea olarak yorumlanışı (Kant'dan Claude Bernard'a). bunun nedeni. temaşalar olarak tanımlayabiliyordu. maddeye doğru eğerek ele alacak­ lardır: yeni-platonculukları buradan gelir. doğrudan edinilmiş falanca öğeler ve falanca edinim kipine göre evrensel bir beyinmiş gibi sunmasıdır. ya da olan. en küçük nedensellik bile anlaşılmaz kalır. hatta duyulmazdan önce. ancak her yerde mikro-beyinler kuran güçler. Ve kimyasal yakınlıklar ve fizik nedensellik­ ler de uzun zincirlenmelerini. veya "küçük türler" deki bitkisel dokularla birlikte varolan bir duyma yetisini varsay­ mak da yanlış olmaz. Yeryüzünün sinir sistemi üzerine harikulade bir varsayım geliştirmek gerekmiyorsa. do­ kularda da birlikte varolan duyma yetisi olarak bir beyin-güç var­ sayıyorlarsa. ışık. Fechner veya Co­ nan Doyle gibi. ama. saklayan edinimin eyleme ya da hatta devinime göre her zaman için koparılmış durumda olması. 8. Di­ rimselciliğin [vitalisme] her zaman iki olası yorumlanışı oldu: eyle­ yen. ama eylemeyen. kendisini. duyum aracılığıyla. ama olmayan. maddenin öğe­ lerini temaşa ederiz. çiçekler. bunun nedeni. dolayısıyla katışıksız bir iç Duyma olan bir güç olarak yorumlanışı (Leibniz'den Ruyer'e). Biz kavram aracılığıyla İdeaları değil. bileşimini niteleyen renkler ve kokularla dolar: kendi kendi­ sinde duyumdur13. Ancak. öğelerini edinerek ve onları tartarak saklamağa muktedir birincil güçlere. Tıpkı. edinme ya da saklamanın. İkin­ ci yorum bize kendini daha bir dayatır gibi görünüyorsa. karbon ve tuz­ ları edinerek temaşa eder ve kendisi de. Her organizma beyinle donatılmamıştır ve her ya­ şam da organik değildir. Ancak. ampiristler aynı temayı. ya da şeylerin inorganik yaşamı bulunur. sinirler ve beyinle donatılmış bir aracı tarafından algılanmazdan. Kayalar ya da bitkiler hiç şüphesiz sinir sistemine sahip değil­ lerdir. sonuç olarak. aynı şekilde ambriyoncul dokularla birlikte varolan. yani duyma gücünün. birin­ cil görme ve koklama girişimi olarak. eğer sinirsel bağlantılar ve beyinsel tümlemeler. Hume'dan Butler ve Whitehead'e kadar. Bitki başvurduğu örsleri. her kezinde onun değişik­ liğini. Evrenin bütün değişikliklerini taşıyan tek bir kompozisyon düzle­ mini kuranlar. alan­ lar uyarınca farklılaşan ve özellikle de indirgenemez değişiklikler kuran. onları ortaya çıkaran şeyi duymak suretiyle kendiliklerinden duyuyorlarmış gibi. ve kendisini bilgiye sahip (13) Plotinos'un temaşalar hakkındaki ana metni Enneades'in başında yer alır. ancak ve ancak. kendiliklerinden gönderimde bulunurlar: bu öznel merci olmaksızın. .Sonuç 189 ve kayaları da. II. ve kendini Türdeki kollektif beyin gibi sunan. aynı nihai öğeler ve aynı geriye çekilmiş güçtür.

temaşa edeceğini. kavram ve bir o kadar da duyum. yalnızca bir noktadan ötekine. mutlağı gerçek gibi gösterecek ölçüde. Şüphe yok ki nedensellikler. kompozisyon düzlemi dışına. artık söyleyecek sözü kal­ madığına tanıklık eden. edineceğini bilemediği için. tümüyle kaosa yuvarlanmamak için hâlâ asılıp durdukları eski kavramları­ nın uzak anısıymışçasına. tümlemeler. durağan tartışmaları sürdüren yorgun ihtiyarlarda olduğu gibi. ve bir fare olundukta bile. çağrışımlar. ya da bir beynin varlığına tanıklık eden bu sessiz tema­ şaları keşfetmek gerekir. nasıl saklayacağını. Hu­ me'un dediği gibi. artık. zihinsel kao­ sun içine düşmek. bütün yoğun bileştiricilerindeki birlikte-varlığını aynı zamanda ölçen üçüncü türün sonsuz hızları­ nı kaldıramaz (tutarlılık). yaygın bir bileştiriciden ötekine. bu kez. Bunu. çok büyük hızlar oldu­ ğu da olur. Hu­ me'un gösterdiği gibi. biraz daha farklıdır. bir fikirden ötekine devinimin peşpeşeliğini ilgilendiren ve kavramı kurabilmeksizin basit çağrışımları ölçen göreceli hızlara gönderilmiştir o. ama aynı zamanda da yavaşlamış görüşleri kovalayan ve boşalmış kafalarının içinde tek başlarına konuşarak. temaşa edici bir "imgelem" içinde kendilerini edinme­ leri gerekir. bu içsel yaratıcı duyumları. ya da yapılıp hazırlanmış görüşlere. bir şeyleri ("zihinsel nesneler" de dahil) bekle­ . Dahası. alışkanlıkla­ rın öğrenilmesinin ya da oluşmasının öncelikli beyinsel alanı içinde bile görürüz: bir sınamadan ötekine. bir burgaç gibi. tartışmanın ya da "karşı karşı­ yalıklar"ın değişken hızlarından başkaca bir şey değildir. oysa ki bunlar görüşün. Felsefenin durumu. klişelere sa­ rılmak söz konusudur.190 Felsefe Nedir? olmayan katışıksız bir temaşa gibi sunmasıdır. çok fazla kırılgandır. kavramın. bir sanatçının. Koyulaşmış duyumla­ rın. Özne-beyin'in bu ilk iki görünümü veya katmanı. sınamaların ya da şıkların. tıpkı zi­ hinsel kıvraklıkları övülüp duran yorulmak bilmez genç insanlarda görüldüğü. içkinlik düzlemi üzerinde tutunmayı beceremediği için yorgun düşmüş düşünce. bir alışkanlık temaşa yoluyla "edinilir". benzer bir yorgunluğa bağlı olmakla birlikte. Yaşlılık bizatihi bu yorgunluktur: o zaman. eylemlerin gürültüsü altında. bir yandan hem bilgiye hem de eylemlere göre ayrışık kalırlarken. yalnızca nesnel bağlantısız­ lıklar ya da tümlememeler değil. yeni du­ yumlar yaratmaya muktedir olamadığı. Ve hiç şüphesiz bu göreceli hızla­ rın. ama muazzam bir yorgunluktur. edinmekte giderek daha çok güçlük çektikleri öğeleri ve titre­ şimleri salıvermelerine neden olan şey. her şey etkin ilerleyen bağlan­ tılar ve tümlemeler halinde cereyan ediyormuşa benzese bile. beklenmedik du­ rumların.

böylesi görüşler sıklıkla bilimsel önermeler arasına sızmakla birlikte. bilimsel bir işlemde bir sabit verildikde. ama bir işlev'dir [fonksiyon]: "ben işliyorum" [je fonctionne. cebirsel kat­ malar ve dönüştürmeler. bunun ne­ deni bizatihi kaostan ödünç aldıkları gizil-güçlerden ayrılmazlıkla­ rı ve de parçalanmak ya da dibe itilmek rizikosu olmaksızın gün­ celleştirmemeleridir.]. değişimler boyunca bir şeyleri bilmekten değil.. Bilgi ne bir formdur. ama bağımsız olarak kalan etmenler arasında zorunlu bir ilişki kurmaktır. ama her zaman yeniden devreye sokulan değişken yüzeyinin dö­ nemeçlerinde de kaosun varlığını sürdürdüğüne tanıklık eden bir işlem daha vardır. ya da peşpeşe ge­ len sınırlara doğru uzanan terimleri aşama aşama ayırdetmekten ibarettir. özel ola­ . Çatallaştırma ve bireyleştirme işlemleridir bun­ lar: şeylerin durumları eğer bu işlemlerden geçiriliyorsa.. çünkü temel özelliği ayrışım. Bilimsel bilginin bu işlemle­ rinin beynin işlevleri olduğunu söylemek yetmez. Beyin. başka türlü uygulamalar­ dan geçirir. işlevlerin kendi­ leri de bir bilgi düzleminin (gönderim) değişken koordinatlarını çi­ zen ve her yana kısmi gözlemciler gönderen bir beynin kıvrımları­ dır. Şu halde bilgi öznesi olarak bizatihi beynin içine daldığı kaosu açığa çıkarmak bilime düşüyor. Yalnızca gönderim ya da eşgüdüm düzleminin etrafında değil. fonksiyon­ ların gönderimde bulundukları koordinatlara bağlanan karışımları ya da şeylerin durumlarını belirlemek. değişkenler. Esasen. bu en kısa yoldur.n. bu bir baş­ ka görünüm altında aynı şekildir. söz konu­ su olan şey aynı bir temaşa içindeki şıkları veya anları edinmek de­ ğil. Özne şimdi kendi­ sini bir "fışkırmama" olarak sunar. Bilimsel bilme yetisinin temel edimleri bu bağlamda bi­ ze şunlar olarak göründü: sonsuz hızlardan vazgeçmeyi işaretleyen ve bir gönderim düzlemi çizen sınırlar koymak. ne de bir güç. ç. bilimsel önermenin terimlerini oluşturan bütün bu fonktif ya da prospektler. ama değişkenleri ve sabitleri ayırmaktan. sabitler. ayırdetme olan öğeler çıkartmaktadır: sınırlar. bir bilme yetisine gönderen. Geometrik projeksiyonlar. su kaynayacak. bu sınırlara doğru yönelen dizeler halinde düzenlenen değişkenler vermek.Sonuç 191 menin ve tanımanın tarzları olan görüşleri ve inançları esinlendirir­ ler: yağmur yağacak. fonksiyonlar. ayrışık fonksiyonların aralarında ya da sınırlarında bağlı olduk­ ları zorunlu bağlamlar kuracak tarzda eşgüdümlemek. gönderim düzlemi edimli bir eşgüdüm olarak kalırken. Ancak. bağımsız değişkenle­ ri. onun parçası değiller­ dir ve bilim de bu süreçleri. bir bilme faaliyeti kuran ve bir özne-­ beyin'in öteki iki katmandan daha az yaratıcı olmayan üçüncü kat­ manı olarak.

koşullu reflekslerinki gibi çizgisel bir model içinde bile. duyumlar ve estetik figürler.. ama determinist bir kaosa gönderen kimyasal bağlantılarda da giderek artan. kavramın formu. sonlu otomat şebekelerine. yinelenmeksizin durma­ dan ölürler. ve de "osilatörler". kesintisiz ölümü içimize yerleş­ tiren küçümen ölümlerin bütünü yaparak. ama bunun tersine yaratıcı süreçler ve bun­ ların içerdiği çatallaşmalar düşünülecek olursa. Erwin Straus..hangi birlik. duyumun gücü. hangi çokluk? Ancak şimdi. Üç düzlem de kendi öğeleriyle indirgenebilmezdir: felsefenin içkinlik düzlemi. yalnızca istatistik bir kaosa tanıklık eden nöronlar arası elektrik bağlantılarda değil. önemli olanın aracıları. bilimin gönderim ya da eşgüdüm düzlemi. hatta tıpkı Lautman'ın. ya da bir bilim adamı." . Ve.. Ve Steven Rose. alışkanlıkların ya da tanıma modelle­ rinin etkisi altında. bireyleşme de daha işlevseldir. kav­ ramlar ve kavramsal kişilikler. bir filozof bir duyu­ mun. öyleyse ilginçtir. The Uncertain Nervous System. Hiç şüphesiz bu kaos. merkezsizleştiril­ miş sistemlere. Benzer sorunlar her düzlem için geçerlidir: her bir şıkta. ama bundan da daha çok kavramların. bilginin işlevi. ya da irrasyonel sayıya öz­ gü bir kavram. duyumların fonksiyonlarını ya­ ratmaya kalktığında. değişkenler olarak hücrelerin kendilerine sahip olmadığı ölçüde. Arnold Yay. beynin içinde birbi­ riyle birleşen düzlemler arasındaki karışma sorunları daha bir önemli görünüyor bize.). yerlerini kök-sapcıl [rizomatik] figürlere. Bireyleşme hiç şüphesiz algılardan gelen belirlenebilir bağlantılar içinde. tıpkı Fechner'de veya renk ve ses kuramlarında olduğu gibi. fonksiyonlar ve kısmi gözlemciler. zira bu hücreler. daha bir duyulur hale gelecektir. beyni. bir başkasında dağılmış noktalar vardır. 84: "Sinir sistemi belirsizdir. sanatın kompozisyon düzlemi. s. Bir ilk karışma tipi. bir noktadan ötekine geçen ve elektrik titreşimleri üreticisi moleküller vardır.192 Felsefe Nedir? rak yayılmış bölgelerin içindeki değişkenlerin işlevlerini belirleyen sınırlar kurar hiç durmadan. güncelleşen bir gizil-güce çağrıda bulunur. Beyinsel merkezlerden çok. hiatus'ları ve boşlukları anla­ mak olduğunu göstermişti. bu değişkenler (bağlantılar) arasında­ ki ilişkiler. olasılıkçı dır. beyinsel şeyler durumunda. ya da bir fonksiyonun kavramını yaratmaya kalkıştığında or­ taya çıkıyor (örneğin riemanngil uzaya. bir bölgede yoğunlaş­ mış. düzlem hangi bağlamda ve nasıl bir tek veya birden çok­ tur . Seuil Yay. duyum­ ların ya da hatta fonksiyonların yaratılmasına göre değişen özgür etki içinde. Le cerveau conscient. belirsiz ve rastgele bir ya­ pı gösterirler14. görüş üretici akışkanlıkların güçlendirilmesiyle gizlenmiş durumdadır. kaoid durumlara bıra­ kırlar. gizil kavramları gün­ (14) Bums. Beynin ağaç gibi düşünülmüş paradig­ maları.

kendi hesabına onu ilgilendiren Değil ile temelli bir bağ­ lantı halindeyse mümkündür. Bu kaymalar. ama bu güzelliğin. Bu türden pedagojiler ancak disiplinlerden her biri. Örneğin. bilimden ödünç alınmış orantı. kendimizi nitelenmesi zor. öylesine İnceliklidir ki. Çünkü her ay­ rışık disiplin kendisine göre bir olumsuzla ilişki içindedir: bilim bi­ le etkilerini gönderen bir değil-bilim ile ilişki halindedir. Nietzsche'nin felsefsinde Zerdüşt’ün ya da Mallarmé'nin şiirinde Igitur'un kayı­ şındaki gibi. fonksiyonların ve kısmi gözlemcilerin veya duyumların ve estetik figürlerin arasından bir başka düzleme kaymak üzere. düzlemin kaosa kafa (15) Kant. hiçbir estetik yanı yoktur: Kant'ın bü­ yük bir güçle ortaya koyduğu da budur15. veya Noland ya da Shirley Jaffe'de tuhaf çekicilerin yaratığı duyumla kaosun yaklaşması).Sonuç celleştireceği ölçüde matematik için de olabilirliğini gösterdiği gibi. karıştırıcı disiplinin kendi öz olanaklarıyla işgörmek zorunda olmasıdır. kavranmış olması gerekir (Mondrian'da iki kara çizginin kesişmesi ya da dik açılardaki renk tabakaları.zorunda olduğunu söy­ lemek değil yalnızca. Fonksiyonun. bir işlemin ya da bir kanıtlamanın kendine özgü güzelliğin­ den sözedildiği olur. ama değil-felsefe. onu her türlü gönderim­ den koparıp alan özgün bir yaratım düzlemi üzerinde. kavramlar ve kavramsal kişilikler. kavramların fonksiyonlarını yaratmaya kalktığında. çünkü her disip­ lin kendi öz düzlemi üzerinde kalır ve kendi öz öğelerini kullanır.ve de felsefenin bize kavraması­ nı öğretmek. ya da. bakışımsızlık. sadece ve sadece sanat tarafından meydana getirilmiş algılamları ve duy­ gulamları ona verecek bir duyum içinde. . uyandırmak. bakışım. Yargı Gücünün Eleştirisi. bir geometrik şeklin. Söz konu­ su olan sanatın bizi oluşturmak. kendilerine uyacak bir içkinlik düz­ leminden çıkmış gibi göründüklerinde. 62. yansıma. birer sanatçı olma­ yan bizlere duymasını öğretmek . kar­ maşık düzlemler üzerinde buluruz. Kısmi gözlemciler de sırası gel­ dikte. ve öteki şıklar için de öyledir. Demek oluyor ki bunlar dışsal karışmalardır. bir sanat­ çı kavramların veya fonksiyonların katışıksız duyumlarını yarattığı zaman. karma bir düzlem üzerinde kimi zaman estetik figürlere yak­ laşan duyumluluklar [sensibilia] yerleştirirler bilime. Nihayet yeri belirlenemeyen karışmalar vardır. bilimin bilmesini öğretmek . ikinci tipten bir karışma iç­ selleşir. dönüşüm gibi kıstaslar ara­ cılığıyla tanımlandığı sürece. Felsefenin düzlemi. Bütün bu şıklar için kural. Ancak. soyut sanatın değişiklikleri içinde veya Klee'de görüldüğü gibi. gelip onu doldu­ ran kavramlardan bağımsız olarak kendi kendisinde düşünüldüğü sürece felsefe-öncesi'dir.

tıpkı sanatın değil-sanat'a. sanki. ama bir yandan da felsefe ve bilimin çağır­ dığınca. Felsefe onu anlayan bir değil-felsefe'ye muhtaç­ tır. sanatın. felsefe. kaostan dışarı çıkıyormuş gibidir: kitle-halk. ayırdedilmez hale gelirken. İşte burada. Mardaga Yay. duyumlar. İmdi. artık beynin içine dal­ dığı kaosa göre ayrılmazlar. değil-felsefece bir anlayışa muhtaçtır. beyin-halk. ya da içinde gerçekleşirlerken yitip gitmeğe çağrıl­ dıkları son gibisinden değil. eğer bu üç Değil hâlâ beyin­ sel düzleme göre birbirinden ayrılıyorlarsa. tıp­ kı farklı yapıları boyunca uzanan ve onlara eşlik etmekten bıkma­ yan aynı gölgeyi paylaşıyorlarmış gibi. . Her üçünde de düşün-meyen düşünce uzan­ maktadır. sanat ve bilim. sanki "gelecekteki halkın" gölgesi. aynı anda kavramlar. Ancak bu bilim gerçe­ ğinin neden aynı zamanda değil-bilim olmadığı anlaşılmıyor. ama haline-gelişlerinin ya da gelişme­ lerinin her anında muhtaçtırlar. fonksiyonlar da karar verilmez hale gelirler. (16) François Larurelle. tıpkı Klee'nin değil-kavramsal kavramı ya da Kan­ dinsky'nin iç sessizliği gibi. bilgi nesnesinin ötesinde. kaos-halk. dünya-halk.194 Felsefe Nedir? tuttuğu yerde bulunur. Bu dalışta. "bilgi(nin) gerçeği" olarak an­ laşılmasını önermektedir: Philosophie et non-philosophie. değil-felsefe'nin. Onlar bunlara başlan­ gıç gibisinden. ve bilimin de değil-bilim'e muhtaç olduğu gibi(16).

pdf | word |epub http://www...:) . secretdream.com/?kvvv6jvi55ytdis iyi okumalar..mediafire.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful