P. 1
Alain De Botton

Alain De Botton

|Views: 78|Likes:
Published by Volkan Tusu
Aşk Üzerine
Aşk Üzerine

More info:

Published by: Volkan Tusu on Jan 10, 2013
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

03/24/2013

pdf

text

original

AŞK ÜZERİNE Alain de BOTTON

Türkçesi: Ahu ANTMEN Sel Yayıncılık ISBN: 975-570-182-6 7. Baskı Ebook Düzenleme: Nirvana13

Arka Sayfadan: Alain de Botton, insanoğlunun yaşadığı en yoğun duygunun haritasını Aristo, Marx, Nietzsche, Wittgenstein, Tolstoy ve Stendhal'm rehberliğinde çıkartıyor. Yazarın hınzır, duyarlı, gerçekçi ve bilge kaleminden aşkın tetiklediği ruh halleri birer birer dökülüyor. Bize çok tanıdık gelen bu ruh halleri, derinlikleri, çelişkileri ve sırları ile karşımıza çıkıp aşka dair söylenen, düşünülen ve yaşanan her şeyi aydınlatıyor. Seyahat etmenin inceliklerinden sonra sıra aşık olmanın zorlu, ancak bir o kadar da keyifli anları ile tanışmaya geldi. ALAIN DE BOTTON 1969 yılında İsviçre'de doğdu. Eğitimini Cambridge'de tamamladı. Yapıtları on altı dile çevrildi. Halen Londra'da yaşıyor. Alain de Botton'un diğer kitapları: Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir, Öp ve Anlat, Romantik Hareket, Seyahat Sanatı, Felsefenin Tesellisi ve Statü Endişesidir. SEL YAYINCILIK

İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM Romantik Yazgıcılık İKİNCİ BÖLÜM Bir Ülkü Peşinde ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Baştan Çıkarma Üzerine DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Özgünlük BEŞİNCİ BÖLÜM Akıl ve Gövde ALTINCI BÖLÜM Marksizm YEDİNCİ BÖLÜM Sahte Notalar SEKİZİNCİ BÖLÜM Ya Aşk Ya Liberalizm DOKUZUNCU BÖLÜM Güzellik ONUNCU BÖLÜM Aşk Sözcükleri ON BİRİNCİ BÖLÜM Onda Ne Buluyorsun? ON İKİNCİ BÖLÜM Şüphe ve İnanç ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Samimiyet ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM "Ben"in Onaylanması ON BEŞİNCİ BÖLÜM Gönül de Mola Verir ON ALTINCI BÖLÜM Mutluluk Korkusu ON YEDİNCİ BÖLÜM Kasılmalar ON SEKİZİNCİ BÖLÜM Romantik Terörizm ON DOKUZUNCU BÖLÜM İyinin ve Kötünün Ötesinde YİRMİNCİ BÖLÜM Ruhsal-Yazgıcılık YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM İntihar YİRMİ İKİNCİ BÖLÜM İsa Kompleksi YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Boşlukları Doldurmak YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Aşk Dersleri

. 3. topuklu ayakkabılarını çıkaran hanımlar. Sıkılmıştım. 5. onu benden başka dinleyen yoktu. Genelde ruhumuzun derinliklerine inemeyen insanlarla yatağımızı paylaşmak zorunda kaldığımızdan. ne bir öykü vardı aklımda. havayolu dergisinde tatil beldeleri ve havaalanı hakkındaki bilgileri tepkisiz bir şekilde okuyordum. Ensesini açıkta bırakacak kadar kısaydı kestane rengi saçları. hoşgörülemez mi? Dualarımız belki yanıtsız kalacak." diye fısıldadı. o zaman o prens ya da prensesle karşılaşmamızı salt bir rastlantıya yormamız beklenebilir mi bizden? Bir kereliğine de olsa akılcı yorumlardan vazgeçerek. abartısız gri dekor. Belli bir yazgıya en çok romantik yaşantımızda özlem duyarız. bir tabak geçkin sandviçi ise geri çevirmek üzereydim ki yol arkadaşım kulağıma uzanarak. Fondaki o boğuk motor uğultusu.birinci bolum Romantik Yazgıcılık 1. Aç ya da susamış değildim ama. Sizin bu biçimde ölen bir tanıdığınız oldu mu?" Olmamıştı ama o sırada hostes (işverenleri hakkında duyulan ahlaki kaygılardan habersiz halde) yemek servisine başladığı için yanıt veremedim. 4. hosteslerin yapmacık gülücükleriyle uçakta insanın içini rahatlatan bir şey vardı. Paris'ten Londra'ya giden İngiliz Havayolları uçağının ekonomi bölümünde otururken ne bir aşk. Aralık ayının başında bir sabah. iri. çeşitli yiyecek ve içeceklerle koridorda ilerleyen arabayı gördüğümde uçak yolculuklarında yemek servislerinin uyandırdığı o belli belirsiz beklentiyi hissettim. karaya çarparsa ve önde de oturuyorsan zaten hiç şansın yok. Bir amcam uçak kazasında ölmüştü. "Öyle çabuk bir ölüm. "İnsanları biraz rahatlatıyor sanırım. Portakal suyu istemiştim. Ben yerim sizinkileri. açlıktan ölüyorum. Kış bulutlarının battaniye gibi açılıp yerini masmavi parlak sulara bıraktığı Normandiya sahilini yeni geçmiştik. belki erkeklerle kadınlar arasındaki anlaşmazlık kısırdöngüsü hiç aşılamayacak ama. derisi soyulmuş parmaklarından da tırnaklarını yediği anlaşılıyordu. kuş gibi konan yolcular." diye yanıtladım. günün birinde (aydınlanmış çağımızın tüm kurallarına aykırı olmakla birlikte) düşlerimizin erkeği ya da kadınıyla karşılaşacağımıza inandığımız için bağışlanamaz mıyız? Bu amansız özlemi doyura cak bir yaratığa adeta batıl bir inanç duymamız. dalga mı geçiyorlar?" diye sordu yanımdaki yolcu. Karaya ya da suya gayet sakin. "Olsun alın. uçağın tek parça kaldığı ideal bir kazayı gösteriyordu elindeki kart. o kadar da kötü bir son sayılmaz aslında. aklımı toparlayamıyordum. Sol yanımdaki yolcu sanki biraz ürkerek koltuğunun önündeki cebe yerleştirilmiş uçak güvenlik önlemlerini anlatan kartı okumak için kulaklıklarını çıkardı. Omuzlan kırılacakmış gibi incecikti. tanrılar olur da bize acırsa. "Bir terslik olursa nasılsa hepimiz öleceğiz. dizlerinin üzerini gri bir hırkayla örtmüştü. cankurtaran yeleklerini hünerle şişiren çocuklarla yakıtın mucizevi bir biçimde ateş almadığı. yeşil gözlerini gözlerimden kaçırıyordu. sulu. bunu romantik yazgımızın kaçınılmaz bir parçası olarak algılayamaz mıyız? 2. Mavi bir bluz giymiş.

ama bir kez New York."Sizi aç bırakmıyorum değil mi?" "Kesinlikle. Senin evcil hayvanın var mı?" "Eskiden balıklarım vardı. biliyorum." "Özür dilerim. ötekilerin zorlama ve kandırmacadan öteye gitmediğini. Uçak Heathrow'a doğru alçalmaya başlarken. deneyimlerim dışında kanıt da yok elimde. hissettiklerimi göz önünde bulundurarak ona birden duyduğum bu yakınlığın olsa olsa aşk olabi leceğini söyleyebilirim.. Bu sürecin iç dinamiklerini bildiğimi de iddia edemeyeceğim. Londra'ya döndükten birkaç gün sonra Chloe ile birlikte geçirdiğimiz öğleden sonrayı örnek verebilirim. kaktüslerim öldü mü. bir kaktüs dönemi geçirdim de. işimden oldum mu. nefret ediyorum yolculuklardan." 7. su borusu patladı mı. bir kez de Frankfurt'ta olmak üzere iki kez başıma geldi.. Fallik bir saplantı belki." diye açıklamada bulundu sonra ve elini epeyce dokunaklı bir resmiyet içinde bana uzattı. Bir yıldır Soho'daki bir moda dergisinin grafik tasarımcısı olarak çalışıyormuş. bir gün akvaryumu havalandıran aleti kapatmış. uçağın tekerlekleri asfalt piste değip. 8. hem de en doğal şeymiş gibi geceyi onun dairesinde sevişerek bitirmemiz de bir başka örnek. ama birbirimizi her gün aradık. herhangi birini yaşamının aşkı olarak düşünemez aslında (ki o zaman da zaten olanaksızdır). benim adım Chloe. kendimi tanıtmadım. Chloe. Kıskançlıktan mı bilmiyorum ama. Bavulumu alıp gümrüğü geçtiğim sırada Chloe'ye âşık olmuştum bile." diye iç geçirdi Chloe işaret parmağını kemirerek. 6. "Sen de bavullarını kaybedeceklermiş korkusuna kapılmaz mısın?" "Aklıma pek takmam doğrusu. bazen günde beş defa konuşuyorduk -bir şey söylemek için de değil haniyalnızca ikimiz de daha önce hiç kimseyle böyle konuşmadığımızı. (doğal olarak bir kurtarıcıya gerek duyan) o bek leyisin artık gerçekten sona erdiğini hissettiğimiz için arıyorduk . "Umarım bagajımı kaybetmemişlerdir. ticari bir fuara katılmak için Paris'te bulunuyormuş. motoru geri viteste terminale seyrederek yükünü kalabalık havaalanına boşaltana dek böylece sürdü. "En zoru da varmaktır. York'ta doğmuş ama çocukken Wiltshire'a taşınmış ve şimdi (23 yaşında) Islington'da bir dairede tek başına yaşıyormuş." "Tanrım. Nedenini bilmiyorum ama. ben arkadaşlarımla İskoçya'ya gittim. Virajlı bir dağ yolunda an an yakalanan manzaralar gibi birbirimizin kişiliklerine dair ufak pencereler açan bu sohbet. Kraliyet Sanat Akademisi'nde okumuş. hiç de tuhaf gelmiyordu bana. ben hep varış korkusu yaşarım. balıkların hepsi öldü." "Kaktüs mü yetiştiriyorsun?" "Birkaç kaktüsüm var. yokluğumda kötü şeyler olmuş gibi gelir. Oysa Chloe ile tanıştıktan kısa bir süre sonra onu yaşamımın aşkı olarak değerlendirmek. Noel'den birkaç hafta önce Londra'nın batı yakasında bir lokantada akşam yemeği yedikten sonra yapılacak hem en tuhaf." "Ne oldular?" "Birkaç yıl önce bir kız arkadaşımla birlikte yaşıyordum. ama Arizona'da bir kış geçirdikten sonra kaktüslere merak saldım. Ardından yaşam öyküsü değiş tokuşu yaptık. İnsan resmen ölmeden." dedi Chloe. Bir süre uzaklaşınca. Chloe Noel'i ailesiyle geçirdi.

Gökyüzündeki o dev beyin. Genelde batıl inançlarım da yoktur benim.birbirimizi. düşlerimde gördüğüm kadındı o ve gülüşü. dönmeyi istediğimiz gün sabah saat dokuz ile öğle arasında altı seçenek sunuyordu. başımıza geleni simyalaştırıyor ve yaşamımıza inanılması güç bir nedensellik atfediyorduk. önemsiz bile görünse bir dizi ayrıntıyı içgüdüsel olarak zaten hissettiklerimizin bir kanıtı olarak görmeye başladık. okul piyeslerinde Bir Yaz Gecesi Rüyası'nda (o Helena. yaşamımı bütünlüyordu) Chloe ile tanışmamın basit bir rastlantı olabileceğini aklım almıyordu.bunlar küçük ayrıntılar belki ama inananlar yeni bir dini na sil kuruyorlar dersiniz? 10. Bizim için gerçekleşmişti ya. hiç gerçekleşmeyen sayısız aşkı. Charles de Gaulle ile Heathrow arasmda gidip gelen ulusal havayolu şirketleri. Yazgı. birinci bölümün ilk sahnesiydi. Böylece. ben 01. Çocukluğumuzda klarinet çalmışız. Chloe ile uçakta karşılaşmamız Afrodit'in entrikasıydı bizce. İkimiz de çift rakamlı yılların aynı ayında gece yarısı sularında (o 23. son derece mistik ya da (daha nazikçe ifade edecek olursak) edebi bir adım atmış olmaktan suçlu bulunuyorduk. Daha akılcı olmamız gerekirdi elbette. ama Chloe ile bir likte.aşk öyküsüne. Chloe. en klasiğine dönüştürdük bu karşılaşmayı . bunun da değerli bir on dakikaya malolduğunu anlattı. 6 Aralık'ta öğleden sonranın erken saatlerinde Londra'da olmak isteyip de son dakikaya dek hangi uçağa bineceğimizi kararlaştırmamış olmamız göz önünde bulundurulduğunda. ancak odasından tam çıkarken giysilerinin arasındaki şampuanın sızdığını fark etme siyle bavulunu yeniden derlemek zorunda kaldığını. her durumun doğasında varolan şans öğesini gözardı ediyor ve kendi yaşantımızın Hegel'i. kaygıları ve zekâsıyla idealimdeki sevgiliye tıpatıp uyuyordu. saat dokuzu çeyrek geçmiş ve . Chloe de ben de bu iki başkent arasında sık sık gidip gelmediğimiz gibi. o gün başlarken ikimizin de aynı uçakta (yan yana koltuklarda olmasa da) bulunmasının matematiksel olasılığı 36'ya 1 kadardı. Ve birbirimize bu denli uygun olduğumuzu hissetmeye başladığım için de (yalnızca cümlelerimi tamamlamıyor. ikimizde de ketçapı şişesinden bıçakla sıyırarak alma huyu var. bu yolculuğu uzun zamandır tasarlamış da değildik. espri anlayışı. birbirimiz için yaratılmıştık biz. edebiyat zevki. kısmet gibi olguları gerekli şüphecilikle değerlendirebilecek yetkinlikteydim oysa. Otel resepsiyonu kredi kartıyla ödediği faturasını hazırlayıp sonunda bir taksi çağırdığında. ben de Bordeaux'daki işimin erken bitmesiyle. editör yardımcısı aniden hastalanınca işyerince apar topar gönderilmiş. Olmuş olan ilgilendiriyordu bizi tarihçiler gibi. öy külerin en efsanevi. Güneşli havalarda ikimizi de hapşırık tutuyor. Spengler'i olmaya soyunarak utanmadan büyük öyküler yazmaya yelteniyorduk. Chloe sonradan bana saat on buçuktaki Fransız Havayolları uçağına binmeyi tasarladığını. 11. Yaşamım boyunca beceriksizce aradığım. kızkardeşimle birkaç gün geçirmek için gelmiştim Paris'e. (Olay gerçekleştikten sonra ortaya çıkan) anlatıcıyı oynuyor. Sol ayaklarımızın baş parmaklarında iki büyük ben. 12. birilerinin bir uçak kaçırması ya da bir telefon numarasını kaybetmesi nedeniyle hiç yazılamayan pek çok aşk öyküsünü görmezlikten gelebiliyorduk. gözleri. Elimizdeki verilere yüce anlamlar yükleyerek zamanı kendimizce öyküleştirdik. 9. arkadaki azı dişlerimizde ikimizin de dolgusu var.45'te.15'te) doğmu şuz. ben Theseus'un uşağı) rol almışız. Hatta kütüphanelerimizdeki Anna Karenina'ların baskısı bile (eski Oxford baskısı) aynı . doğduğumuz andan başlayarak yörüngelerimizi kurnazca kaydırarak bir gün o Paris-Londra seferinde karşılaşmamızı sağlamıştı sanki.

16. geleceği kâ hinlerin değil bilgisayarların öngördüğü bir dünyada romantik yazgıcılık tehlikeli bir biçimde mistisizme . Chloe ile aynı uçakta yan yana koltuklara yerleştirilmemizi göz önünde bulun durmam gerekiyor.1 İngiliz Havayolları Boeing 767 14. 13. yazgıdan başka ne gelir akla? Bu denli zayıf bir olasılığın sonucu yaşamımızı değiştiren bu tanışma en akılcı adamın bile aklını çelerdi. Ve bu hesap. Oysa mistik yaklaşım. fizik kurallarına boyun eğen belli güçler birleşerek (hesaplanabilir bir olasılığa göre) tam o anda aynanın yere düşmesine yol açmış tır. Tanrı'nın yüz yıl önce tarihe gömüldüğü. Bir olayın gerçekleşmesi olasılığı son derece zayıfken o olay yine de gerçekleşirse durumu yazgı olarak değerlendirmek suç mu? Yazı tura attığımda yazı ya da tura gelmesinin olasılığı ikiye bir olunca. beni de 15B'ye yerleştirmişti (bkz.245'te l'e denk düşüyordu.82'de l'lik bir şanstı. Güvenlik önlemlerini aktaran kart nedeniyle konuşmaya başlamamız çok ufak bir olasılıktı zaten. benim de (kendime ait bir dizi nedenle) yolculuk edeceğim on kırk beş Londra uçağında yer ayırtmıştı. Oysa o kırılan ayna anlamlarla yüklüdür mistik için. Şansla bağlantılı gelişen olaylara iki çeşit yaklaşım söz konusudur. evrene dair daha ayrıntılı kuramları deşmekten kendini alamaz. biri ya da ötekinin gelmesi durumunda yüzümü Tanrı'ya dönmüyorum. ikimizin de Club Class uçmayacağı da gayet açıktı. 17. Porte de la Villette yakınlarındaki yoğun trafiği geçip havaalanına vardığında uçak çoktan kalkışa hazırmış ve Chloe bir sonraki Fransız Havayolları uçağını beklemek istemeyince. hafif bir sallantı olmuş.82'de 1 kadar az ve mesele de aşk olunca. 15A koltuğuna. Ancak bu rakamlar elbette ki Paris ile Londra arasında tek uçak olması durumunda yan yana geleceğimiz olasılığını ortaya koyuyor. Ve sonra bilgisayar öyle hokkabazlıklar yapmıştı ki Chloe'yi uçağın kanat bölümüne.847= 1/162(.> 1/162. hem ikimizin de bu altısı arasında karar kılmakta tereddüt edip. yani benim Merih gezegeninin güneşe göre konumunu ya da bir romantik yazgının yapısını değil. Ama oldu. yani 162. binbir cezanın habercisidir. Şekil 1. en az yedi yıllık kötü talihin apaçık bir işareti. uçakta 191 ekonomi sınıfı yolcusu bulunduğuna göre Chloe'nin 15A. âşık oluşumuza dair mistik yorumlarımızı güçlendirdi. (p = 1/36 .821) 15. yine de o uçağı seçtiğimiz için o olasılığı baştaki o otuz altıya bir olasılıkla çarpmamız gerekiyordu ve dolayısıyla Chloe ile benim bir Aralık sabahı Manş Denizi'nin üzerinde seyreden bir İngiliz Havayolları Boeing uçağında tanışmamız.245) .245 x36 = 1/5840.847'de 110. 5840. Neden düştü? Ne anlama geliyor bu? Felsefeci için aynanın yere düşmüş olmasmdan öte anlamı yoktur bu olayın. binbir günahın ilahi göstergesi. Ama bu olasılık Chloe ile benim durumumda olduğu gibi 5840. olayların ardındaki nedenlerin zorunlu olmadıkça çoğaltılmaması gerektiğini savunan Ockham'ın usturası yasasına bağlı olarak temel nedenlerle sınırlanır. Bir ayna duvar dan düşüp binlerce parçacığa ayrılıyor.> 110/17. Olayı anında açıklayacak nedenleri aramak anlamına geli yor bu.Chloe'nin on buçuktaki Fransız Havayolları uçağına yetişmesi olasılığı ortadan kalkmıştı. İngiliz Havayolları terminaline gidip. Felsefi bakış açısı. bizi akılcı çözümlere götüreceğine. Gökyüzünde birisi (on bin metre tepe mizde) kukla oynatıyor olmalıydı. oysa altı uçak vardı. şekil 1. benim de tamamen rastlantı sonucu 15B'ye oturtulmam (birbirimizle konuşmaya başlayacağımız olasılığı ise hesaplanamıyor) 17.1).

âşık olma gereksinmemizin.ama artık ona âşık olduğum için hayal bile edemeyeceğim bir şeydi bu. yaşamımızda anlama dair en ufak kırıntıyı yalnızca kendimizin yarattığını hissetmenin korkusu. Chloe'ye âşık olmuştum. Romantik yazgıcılık sayesinde. Kurtarıcımızla olan buluşmanın. Gerçi öykümüzün başındaki bu yazgıcı yorum. kahve ya da billur küre fallarına başvuran ilkel bir inanç sistemine bağlı olabileceğim anlamına geliyordu. Bir gün âşık obuamız kaçınılmazdır gerçi. Bir mit. çevremizi saran kargaşa içinde bilinmezliklerin yarattığı tedirginliği hafifletmek adına belli olayların öyle olması gerektiği için olduğunu düşünmek. gökyüzünde dalgalanarak yavaş yavaş açılan bir kâğıda önceden yazılmış olduğuna ve önünde sonunda (bugüne dek gizli kalmış olmasına karşın) seçilmiş kişiyi bize gösterdiğine inanırız. Chloe ile birbirimize âşık olmamız için bir uçakta karşılaşmaya yazgılı olduğumuz düşüncesine kapılmam. farklı istikametler. dolayısıyla aşklarımızı teminat altına alacak bir Tann'nın olmayabileceğine dair bir endişe.dönüşmeye başladı. saçını tarayışına âşık olmuşken. Chloe'nin kaçınılmaz olduğunu sanmak hatasına düşmüştüm. yani yaşamın dağınıklığına bir nedensellik. bir şeyin işareti sayılabilirdi en azından. dolayısıyla Tanrı'nın cinsiyetine ilişkin ayrımcılık yapmaktan kaçınıyor. Seçilen kişi is ter istemez tanışılanlar arasından seçildiğine göre. insana dair önemli ipuçları taşıdıklarını görmek için Yunan tanrılarına inanmış olmak gerekmiyor. Romantik yazgıcılığın bir mit. Bazı olayları yazgının bir parçası olarak algılama eğiliminin ardında ne yatıyor? Belki de tam zıddı. farklı uçaklar. 21. Chloe ile tanışmamızın yazgının bir sonucu olduğuna inanmak saçmaydı ama tanışmamıza yol açan olaylar zincirini etrafımızda örülen bir ağa benzetmemiz bağışlanabilir bir du rumdu. Chloe'nin gözlerine. içerdiği başlıca mesajın ötesinde anlam taşıyabilir. Onunla tanışmak ya da tanışmamanın salt bir . telefonda alo deyişine. farklı tarihler ve olaylarla karşı karşıya kalsaydım belki de âşık olacağım kişi Chloe olmayacaktı . yaşadığımız ve yaşamadığımız olayların (uçakta kiminle tanıştığımız ya da tanışmadığımız gibi) onlara yüklediğimiz anlam dışında bir anlam ifade etmemesi kısacası. dışardan bakınca rastlantısal ve dolayısıyla pek olasılıklı görünmemesinden olsa gerek.N. havayolları bilgisayarının koltuk yerlerini farklı belirlemiş olması durumunda bir başkasına da âşık olabileceğimiz düşüncesine karşı kendimizi savunuyorduk biz. ama biz yine türlü olasılıkları barındıran zarın bu olasılığı da taşıdığını unuturuz. belli bir kişiye âşık olmak yazgısıyla karıştırmak gibi bir yanlış içindeydim. yazılı bir kâğıdın olmaması (ve dolayısıyla üzerine yazılmış bir yazgının da). sigara yakışına. yani bilinmezliğin uyandırdığı kaygı. Ne var ki. öpüşüne. aslında belli bir kişiye âşık olmaktan önce geldiği yolundaki zor düşünceyi görmezlikten gelmiş oluruz. Yani aşkın değil. Âşık olunanın tekilliği üzerine kurulu olmayan bir aşk düşünülemeyeceğine göre. bir yanılsama olduğu şüphe götürmezdi ama onu saçmalık diye bir kenara itmek için yeterli neden sayılmazdı bu. bir yön vermeye çalışmak da anlaşılır bir durum. 19. öykümüzü anlatacak. ama İngiliz dilinde cinsiyeti ortaya koyan 'He' ve/ya 'She' zamirlerini kullanıyor.*{Yazar burada Tanrı'dan söz ederken Türk diline ancak 'O' şeklinde çevirebileceğimiz. onun yaşamımda oynadığı rolü bir başkasının da aynı şekilde oynayabileceğini hayal edebilir miydim? 20.)} 18. (Ç. Âşık olmak yazgısını. çöpçatanlık yapacak hali yoktu ya. Tanrı kumar oynamıyorsa.

Benim arabam söz dinlediği için.." demişti Elias Canetti.rastlantı. hem de bir işe yaramıyor. başkalarında gereksiz yere kabahat bulmamıza ilişkin. bizi yorgun düşüren sinizmden kaçmak için âşık olmuyor muyuz bazen? Enerjimizi kısa bir süre içinde mucizevi bir biçimde inandığımız belli bir yüz üzerine odaklamak ve böylece hayal kırıklığından kaçınmak için âşık olunanın değerlerini inatla abartmak her coup defoudre'da* {Yıldırım aşkı. "Bu arada. Korkunç bir Şey. İlk bagajlar teker teker dökülmeye başlamıştı.82'de l'lik basit bir olasılık olduğunu hissettiğimde." dedi Chloe." 4. ya sen?" "Hayır ama bir keresinde bir itirafta bulunmuştum. Nazi'nin biri.yani onu artık sevmeyecektim. ne kadar inatçı da olsalar arabalara sadık olmak gerekirmiş. "İnsanların asıl yüzünü görmek hem kolay. Öyleyse âşık olmak. gümrüğe tabi bir şeyim olup olmadığını sordu. hem uçak yolculuğundan sonra biraz gayret sarf etmek fena olmuyormuş. (Ç. yoktu ama evet dedim." . İşlemediğim bir suç için kendimi polise teslim etmek gibi fantezilerim bile olmuştur. bagajları salonun solunda bulunan Paris yolcularına doğru sürmeye çalışıyordu. 3. ikinci bolum Bir Ülkü Peşinde 1." "Peki neden?" "Bilmiyorum. daha şanslılarımızın çoktan ayrıldığı kuyrukta bagajlarımızı gözlerken. onsuz olmaz bir yaşamın gereğini de hissetmiyor olacaktım artık . başka insanlarda kabahat bulmayı anlık bir dürtüyle askıya almaktan kaynaklanıyor olamaz mı? Bir yelpazenin iki zıt ucunun birinde aşk. gergin yüzler bavullarını seçmeye çalışıyordu. "Gümrükte tutuklandın mı hiç?" diye sordu Chloe..N)} yok mu? 2. yanına gidip değiş tokuş etmeyi önerdim ama reddetti. "Şimdilik hayır. kendimi suçlu hissettim: Yapmadığım şeyleri itiraf etmeye korkunç bir eğilimim var. İnatla sağa meyleden arabayı. Karaçi yolcularının arasından dolanarak Charles de Gaulle Havaalam'nda uçağa bindiğimizden beri ister istemez tanıdık olduğumuz Paris yolcularmm bagaj bölümüne iliştik. sakın bavuluma bakıp yargılama beni. bu süreçte bi raz körleşmek pahasına da olsa. "Son dakikada Rennes Sokağı'ndaki iğrenç bir mağazadan aldım. 5840. birinde sinizm yer alıyorsa. Pasaport kontrolü sırasında kaybettiğim Chloe'yi bagaj salonunda yeniden buldum.

onun ağzından çıkan her sözcükte mükemmeli duymaya karar vermiş bulunuyordum. ateşli silahlar gibi mesela?. "Geldi mi?" diye sordu. arabama bakar mısın? Hemen dönerim. Sıradan konuşmaları değerlendiren her zamanki mantığım yok olmuştu."Sen bir de benimkini gör. kaygılı ifadeyle bana doğru yürüdüğünü gördüm.. benimki de yok ortalıkta ama daha bagajını almayan birçok insan var. Kısa bir süre sonra koridorun öte yanından Chloe'nin." "Ne kadar sinir bozucu. çantalarımızı arabalara yükledik ve birlikte yürüyerek yeşil kapıdan çıktık. başını eğip ayaklarına bakarak. önemli olan ne söylediği değil. anlamsız gelse bile yorumlarına severek katılmaya hazırdım. Her anekdotu dinlemeye (Taze zeytin satan bir dükkân vardı... Kendimizde gördüklerimizi. her bir anısını listelemeye.. Cümlelerini genelde tamamlamaması. korkularını ve 11. Chloe konuşurken. ona destek olmak (ya da elini uzatmak) dürtüsü uyandırıyordu. Beş yıldır aynı bavulu taşıyorum. yol yorgunluğuma. benimkidir. tüm aşklarını. Parlak yeşil saplı pembe bir çanta görürsen.). "Gümrüğe tabi mal taşıyor musunuz? Alkol. Korkunç olan.akıl ve gövdesiyle Chioe'yi Chioe yapan tüm unsurlar birden bire çok ilginç gelmeye başlamıştı bana.. erkek kardeşiyle birlikte Rodos'ta geçirdikleri bir tatille ilgili (hemen bitişiğimize Atina'nın bagajları boşalmaya başlayınca aklına gelen) çok uzun ve çok sıkıcı olacağı belli öyküyü anlatmaya başlamasından kısa bir süre sonra. "Çantalarınızı gözden geçirebilir miyim." 5. İnsanda onu teselli etmek.belki o güçlük nedeniyle. Ada turistlerden geçilmiyordu ama biz motorsiklet kiraladık ve. efendim?" diye sordu gümrük memuru. Chloe'nin de sonunda insan olduğunu (sözcüğün taşıdığı tüm çağrışımlarla) anlamış olmalıydım ama -yolculuğun ve varoluşun tüm o ger ginliğiyle-böylesi bir düşünceyi askıya aldığım için bağışlana maz mıyım? Her âşık oluş (Oscar Wilde'a kulak verecek olursak) umudun kendini bilmişliğe karşı zaferidir. 8. biraz kaygılı oluşu ve küpelerinin zevkli olmaması.ve ben. Beş dakika daha bekleyelim. Kötü bir haber almak üzereymiş gibi ağlamaklıydı yüzü hep. Aşkı hemen duyumsadım." diyerek gülümsedi Chloe. yüzünde sonradan her zamanki hali olduğunu öğrendiğim. şimdilik paranoyaya kapılmana gerek yok. kalkıp bir başkasını olmadık ölçüde ülkü selleştirebilmek . "Hayır. Konuşmaların içeriğinde ne bir entelektüel boyut ne de bir şiirsellik arıyordum. çok uzatsa bile esprilerine gülmeye. söylenenleri onun söylüyor olmasıydı . çocukluğunun tarihçisi olmaya. Chloe'nin tatil öyküsü sıkıcıydı ama bu artık bir değer yargısı unsuru sayılmıyordu ki.. onunki benimkinin birkaç bagaj gerisindeydi. 7." nefretlerini öğrenmeye hazırdım ." "Bir ricada bulunabilir miyim? Tuvalete gitsem. Derken bagajlar geldi. Onun duygularına bütünüyle ortak olabilmek için kendimden vazgeçmeye. 9. sigara. çok sevimli olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. kendi kendine bile hoşgörülü davranmakta güçlük çekerken. o gün kahvaltıda ne yediğime ve havaalanının dördüncü terminalinin bagaj bölümünün kasvetli havasını aydınlatabilen güzelliğine bağlı tam bir ülküselleştirme anıydı bu. 6.. eziyet dolu. Bağışlanamaz bir duygusal toyluğun yanı sıra paltosunun zarafatine. Hem benim bahanem de yok. bej rengi yün paltosunun kemeriyle oynaşan ellerini seyrettim (işaret parmağı çilliydi) ve (sanki apaçık bir gerçekmiş gibi) ona âşık olduğumu fark ettim. Chioe'yi tüm olası benliklerinin derinliklerine izlemeye. .

en azından şimdilik. Böylesi bir hızla âşık olunuyorsa. Her neyse.onda görmemeyi umarak âşık oluruz .) 14." "İyi dedektif olurmuş senden. Chloe beklemişti ama.N.'di. anlam kaymalarına . birisine âşık olmak gereksiniminin ikinci bir evresidir yalnızca . "Kaktüslerinle bol şans. sahtekârlıklarımızı. "Bir ara ararım seni. birlikte bir iki dakika geçirdikten sonra yeniden ayrıldık. arzularımız onun üzerinde billurlaşır. umarım belleğin güçlüdür. 12. "numaram var mı sende?" "Ezberledim bile..yani korkaklıklarımızı. âşık olunan kişiden önce gelmesidir gereksinim. Âşığın. Kendimizde göremediğimiz mükemmelliği buluruz ötekinde ve aşk yoluy la onunla birleşerek. zayıflıklarımızı. gerçekten de hayalimizdeki gibi olup olmadığı. birisine. Taksiyle kent içine doğru yol alırken tuhaf bir yokluk. "Hanımefendiyle birlikte misiniz?" diye sordu gümrük memuru. Haddimi aşmış olmamak için hayır diye yanıtladım ama Chloe'den öteki tarafta beklemesini rica ettim." dedim ilgisizce.her iki tarafın da öyküyü sürdürmekle sürdürmemek arasında te reddüt ettiği o tuhaf anlardan birini yaşadık. verdiğimiz ödünleri ve aşırı aptallıklarımızı. Arabasını otoparkta bırakmıştı. Wilde ve dehası gibi* {Oscar Wilde'm gümrüğe tabi bir şeyi olup olmadığını soran gümrük memuruna verdiği yanıt. Sanırız ki seçtiğimiz kişinin çevresine aşk kordonunu sarınca içindeki tüm hatalardan arınacak ve tabii sevilesi olacak. Bunun bilincinde olmak. bunun nedeni belki âşık olmak arzusunun. aşksızlık çekmemek için kaçınılmaz olarak yarattığımız bir halüsinasyon mu olduğu yolundaki şüpheler yoklar bizi an an. hüzün duygusu çöktü içime. (öyle olmayacağmı bile bile) insanoğluna olan şüpheli inancımızı korumaya çalışırız. (Ne var ki dürüst yanımız. 10. 15. tanıştığımıza sevindim. kendi sonucunu doğurmuştur. bense büroya uğrayıp bazı evrakı almak için taksiye binecektim ..aşk açlığımız o birisinin özelliklerini şekillendirir." dedi Chloe elini uzatarak." "İyi fikir." diye seslendim arkasından. çantanın etiketinde yazılıydı. bu yanılsamaya meydan okumaktan geri kalmaz. Romantik düşlerin yaşamın boşluğunu nasıl doldurabildiğini. asansöre doğru yol alırken sürdüğü araba hâlâ çılgınca sağaseyirtiyordu. tembelliğimizi. 'Yalnızca deham. inanmaya olan gereksinimimden daha zayıftı.)} ben de "Yalnızca aşkım" demek istedim ama benim aşkım bir suç sayılmazdı. bir başkasının yüzünde kendimde bir türlü bulamadığım mükemmelliği görmeye gereksinmiş olmalıyım. "birlikte bavul alışverişine çıkarız. Gümrük ritüelindeki sabırsızlığım." dedi Chloe. gereksinimlerimizi görülmemiş hız ve özelliklerle yeniden belirler. 13. (Ç. Salonun öteki tarafında onu bulamazsam -yaşamıma o sabah saat on bir buçukta giren birisi uğruna ölecekmişim gibi hissediyordum. Âşığın ortaya çıkması önceden duyulan (ama hemen bütünüyle bilinçaltında yatan). sözgelimi yemek saatlerinde yok layan açlık duygusu gibi de değildi bu. Gerçekten de aşk mıydı bu? Birlikte doğru dürüst bir sabah bile geçirmemişken aşktan söz edebilmek romantik yanılsamalara. âşık olmamı neden engellemedi? Çünkü arzumun mantıksızlığı ve çocuksuluğu. daha birkaç saat önce varlığından bile habersiz olduğum Chloe'ye artık şiddetli bir arzu duyduğumu ortaya koyuyordu. Daha Chloe'yi görmeden önce. Aşk. "Seninle bekleyeyim mi?" diye sordu Chloe. herhangi birisine hayranlık beslemenin getirdiği yaşama sevincini biliyordum. Belirtileri ni zaman içinde hissettiren.

. Beni arzuluyor mu arzulamıyor mu? 2. bir kimyasal madde olmadığına. baştan çıkarmaya soyunmamalı.. aşksız bir yaşamda) sorgulanmadan algılanan jestlerin ya da sözlerin ola sı açılımları sözlüklere bile sığmaz olur. yargısını bekleyen hükümlünün ürkekliğiyle yanıtı aranan tek bir soruya indirgenebilir aslında. ne harika kadın. Oysa kime âşık olduğumuzu bilmeden âşık olabiliriz ancak. is ter istemez. ne güzel olurdu eğer. oysa hayranlıkla içinde dolandığım bu çemberin dışına bir adım atabilsem. Chloe'yi henüz elde edememiştim." .yol açıyordu. o olduğu için. Bazı Chloedüşünceleri şu şekilde beliriyordu: "Ah. gündeme geldiğinde herkes dilediğince söz edemez miydi ondan? Akademik doğru ve yanlışın ötesine uzanmıyor muydu bu konu? Zaman dışında (ki o da kendi kendinin yalancısıydı) kim bir şey söyleyebilirdi bu konuda? ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Baştan Çıkarma Üzerine 1. arzu edilen kişinin kendisiydi kuşkusuz (Montaigne'in La Baetie ile olan arkadaşlığının nedenlerini alıntılayacak olursak: O. Kesinliklerden hoşlananlar. ama tüm bunların bileşimi ve dahası ya da tüm bunların hiçbiri ve eksiği olduğuna göre. sürekli onu düşünüyordum. Gündelik yaşamda (yani. bir renk. Anlamlandıramadığım bu arzuya ilişkin tek ipucu. sorumsuzca hep ona gidiyordu aklım. Hemen çözümlenmesi gereken bir konu gibi meşgul ediyordu zihnimi. Aşk bir yer. gerçekte hiç de ilginç olmayan bu tutarsız düşünceler zincirinin saf bir arzudan kaynaklandığını görebilecektim. Baştan çıkarmaya kalkışan taraf için bütün bu kuşkular. bu belki de sözcüğün hiçbir zaman tam anlamıyla kullanılamayacağına olan inancımdan kaynaklanı yordu. Ve ben bu kadar psikolojik ve epistemolojik kaygının arasında buna yine de aşk diyorsam. O ilk an ister istemez cehalet üzerine kuruludur. ben de ben olduğum için). On iki bin olasılık olmasa da on iki olasılığa uzanan yollar açılıverir insanın önüne. King's Cross yakınlarında açacağımız yeni büroyu düşünmem gerekirken.

Nasıl bir yakınlık hayal etmiştim ki. Telefon aygıtı. küvetin dolmasını beklerken ve kulaklarımı temizlerken." derken ya da sırasında sesim . özgürlüğüm kısıtlandı. arzularım Chloe'nin çalışmasını bölmekten başka işe yaramıyordu. bürosundaydı şimdi. Üstelik banyoda çıplak halde. bir hafta sonra aradığında hiçbirini söyleyemedim. konuşanın ancak tek bir şansı var. telefon araşmalarına atfedilen geleneksel cinsellik açısından baktığımızda Chloe'nin eril arayanının dişil bekleyeni (alıcısı) konumuna düştüm. beklemeye başladım. birisi ni baştan çıkarmaya kalkışanlar için en büyük tehlike iletişim aksaklığıdır zaten. ancak arandığında yanıt verebilen edilgen bir izleyiciye dönüşüverir insan. Ama telefon bilgisayar değil ki. Ses dediğin. heyecan ve öfkeyi sayfalara yansıtmış olsam silebilirdim. Söyleyeceklerimi o kadar sık prova etmiştim ki. 5. Seni sonra arasam olur mu? İşler biraz hafifleyince seni evinde veya büronda bulmaya çalışırım. "Yemek yiyelim birlikte. Kaçtı şu numara? (071)'den sonra 607 9187 609 7187 601 7987 690 7187 610 7987 670 9817 687 7187 mi geliyordu? 4. Telefon işte böyle edilgen bir role itti beni. "Dinle. öğle veya akşam olabilir. "Sesini duymak ne güzel. Biraz alınarak. 7. Sesimdeki gerilim. Yarın yayımlanacak bir ek hazırlıyoruz. Bana mektup atsaydı keşke." dedi. hayal gücüm yine kanatlanmıştı). Biraz bekler misin?" diye sordu bir sekreter edasıyla. telefonu her an yanıtlamaya hazır olmaya zorladı beni. arayacak olanın denetimine girer. o da beni öteki dünyaya havale etmiş gibiydi (havale edilecek bir şey vardı sanki. bir rolü seslendirmiyorsa eğer karalama gibidir. yani hazırlıksız yakalandım. Bu durum. tamam mı?" 6. ne parmakucu kadar küçük çevir düğmeleri ne de renkli tasarımı ele veriyordu. Chloe'nin alt dudağını ısırışını üst üste canlandırmayı seçmiş ti zihnim). Sonunda benim Chloe'mi ertesi gün işyerinde bulduğumda.gerçi Yaşamdan Sonra mağazasının da Chloe adında bir çalışanı vardı. Öykü. ya da istersen başka bir şey de yapabiliriz." dedim alık gibi. "Şu an gerçekten konuşacak durumda değilim. aramayan sevgilinin şeytani ellerine düşmüşse bir tür işkence aletine dönüşür. Aletin içinde saklanan o kötülüğü ne kalıpsal plastik yüzeyi. Belleğim aynı gayreti çoktan buharlaşan o talihsiz rakamlar dizisinden oluşan telefon numarasını anımsamak için de gösterebilseydi keşke (oysa rakamları kaydetmektense. yeniden hatta belirerek. iki yabancıydık artık. Upper Street yakınlarındaki bir cenaze işleri mağazasının numarası çıktı . 609 7187 arzuladığım kadının ikameti değil. üzgünüm. "Şu an burası çok karışık. bunların hiçbirinde telefonun (ve sayesinde benim de) ne zaman canlanacağına dair bir ipucu okunmuyordu. benim kim olduğumu çıkarmak için düşündü durdu (bir ara benim kül vazosu siparişi veren bir müşterisi olduğumu sandı) ve bu karmakarışık konuşma sonucunda yanlış yeri aradığımın farkına vardığımda ben de kan ter içinde öteki dünyayı boylamak üzereydim.Bir de durağan görüntüler vardı: (i) Chloe uçak penceresinin önünde (ii) Sulu yeşil gözleri (iii) Alt dudağını bir an ısırışı (iv) "Ne tuhaf"öerkenW\ telaffuzu (v) Esnerken boynunun görüntüsü (vi) İki ön dişi arasındaki boşluk (vii) El sıkışı 3. Çevirdiğim ilk numara arzularıma yanıt vermedi.

. ikinci ve daha kalabalık olan İtalyan galerisinde (1500-1600) birbirimize öylesine yakın durduk ki elim eline değdi. Venüs onun oklarından birini çalıyor. Masumiyet ile danışıklı dövüş arasındaki bu durum. Chloe'nin her hareketine çıldırtıçı bir önem yüklüyordu. cinsellikten uzak bir ar kadaşlıktı bu. zaptedin zaptedebilirseniz yazarı. öğleden sonra izin alabilir misin? Bugün benim büromda buluşup Ulusal Müze'ye gidebiliriz ya da ne bileyim. Keşke biraz daha mitoloji okumuş olsaydım. yani ancak yaşamın penceresinden bakabiliyordum. Eros annesi Venüs'ü öperken." "Başbakanın programını solladın.çatladı. Evet. Yılın bu zamanında müze epey kalabalık olduğu için paltolarımızı vestiyere bırakıp yukardaki galerilere çıkmamız epey zaman aldı. Chloe dönüp bana Signorel li'nin kendisi için neler ifade ettiğini söyleyince ben de Antonello'nun Çarmıhtaki /sa'sına tutkun olduğumu uydurdum. kekeme. o küçük perilere. sanata Chloe'nin resimlere bakışı çerçevesinden." "Ya akşam yemeği?" "Akşam mı? Bir bakayım. gülücüğünün kenannda flört izlerine rastlar gibi oluyordum ama yanılıyor muydum.. Resimdeki simgelerin ne anlama geldiğini biliyor musun?" diye sordu. O elini çekmeyince ben de öylece durdum ve o an (bakışlarımız karşımızdaki tuvale kilitlenmişti) Chloe'nin tenini yasak bir haz duyarak bütün bedenimde hissettim. öğleden sonrasını geçen hafta bir uçakta tanıştığı bir adamla geçirmekten hoşnut görünüyordu. Tuvallere dalmıştı Chloe. Ne var ki. İtalyanlar da hâlâ aramaktaydılar) resimlerde değildi. Belki de kadınlarla erkekler arasında kurulan şefkat dolu. ama durumdan tümüyle bilinçsiz de olmaması röntgencilik hazzıyla içimi eritti. öfkeli tanrılara. dikkatini başka tarafa yöneltmiş olması. her hareketin ne anlama geldiğine dair sorular peşimi bırakmadı. oğlanın iktidarı simgesel olarak elinden alınıyordu. davranışlarında bu buluşmayı sanat ve mimari gibi konularda doğru dürüst sohbet etme fırsatından öte değerlen dirdiğine işaret edecek bir tavrı da yoktu. Bense onu birkaç adım geriden izleyerek dikkatimi resimlere vermeye çalışıyordum ama üçüncü boyutu bir türlü delemiyor. benden çok biliyorsun. 8. Sözün düştüğü hallere yazı düşmezdi. güzellik aşkı kör ediyor. çatlak sesli konuşmacı vardı işte. "Arkadaki şu küçük figürlere bayılıyorum. bu muhtaç. Bedford Sokağı'ndaki bürosundan Trafalgar Meydanı'na birlikte yürürken ne düşünüyordu Chloe? İnsanı hayal kırıklığına uğratacak denli belirsizdi veriler. Burada işler çok yoğun. "Daha . Bir ara. "Bu hafta öğle yemeği mümkün değil. şey (duraksama) şu an ajandama bakıyorum da galiba akşam yemeği de zor olacak." 9. Onu arzuladığımı biliyor muydu? Peki o beni arzuluyor muydu? Cümlelerinin arasında. Bronzino'nun Venüs ve Eros Alegorisi'ne bakıyorduk. Baştan çıkarma sürecinde. İlk dönem İtalyan ressamlarıyla başladık ama benim aklım (her türlü perspektifi yitirmiştim ben. düşünceliydi. üstelik dilbilgisi de sağlam olurdu (sözünü söyleyemeyenler kaleme sarılırlar). 11. her sözcüğün. parkta yürüyüşe falan çıkabiliriz." diye söylendi." "Ben bunu bile bilmiyordum. 12. Derken Chloe elini çekerek bana döndü. "Venüs ile Eros olduklarını biliyorum o kadar. müzedeki gürültü patırtının farkında bile değildi. Ama bak ne diyeceğim. Ama yazar yerine. Bakire. Çocuk ve Azizler resmine bakarken. masum bir yüze kendi arzulanmı mı yansıtıyordum? 10." "Üzgünüm.

bu hareketi kendine özgü anlamıyla değil. En cazibeli olanlar.. Arzulanın beni bir hafiyeye dönüştürmüştü adeta. Duruma ne kadar içerlesem de bazı şeylerin şimdilik söylenmemesi gerektiğinin farkındaydım. Bir simge çözücüye." .yorulduğunu. Her anlama çekilebilecek bir hareketti bu." Resme bakmak için dönerken eli yine elime değdi. Belirsizlikler ne bir kurtuluş ne bir lanetlenme getirecekti. Onu hemen elde edememek ise daha da çok arttmyordu arzumu. Chloe mokasenlerine zarifçe inen siyah çoraplı bacaklarını uzatarak dinlendirdi. Chloe bir tepsi alıp çelik tırabzanda itmeye başladı. Simgeler. zaten çözülmeleri bir ömür sürecekti belki. Ve ben umut ettikçe.çok okumaya karar verip duruyorum ama bir türlü olmuyor." "Lütfen izin ver ben alayım. umutların odağı olan insan daha da büyüyordu gözümde. Sabırsızlığım bir yana. Chloe'nin bedeni her hareketiyle potansiyel bir arzunun ipuçlarını taşıyordu sanki (İlk dönem Kuzey resmi bölümüne geçerken) eteğini düzeltisi. her şeye anlamlar yüklemeye başladım. bir çerçeve içinde okumaya çalışmaktı zaten zor olan. Chloe kartlarını önüme sermiş olsa. bana olan arzusunun dışavurumu da sayılabilirdi. oturacak bir yer bulmak istediğini söylediğinde benimle bir derece flört ettiğini düşünmekte yanılıyor muydum? 15. Oturunca. bu ikisi arasında cilveleşenlerdir. Yani şimdi onu bir gün öpebileceğim anlamına gelen (tıpkı resimdeki Eros gibi) kurnazca bir simge miydi bu (üstelik Bronzino'nun simgeciliğinden de kurnazca ve örtük) yoksa yorgun kolunun masumane kasılması mı? 14. Gerçi bazı şeylere anlamlarını bilmeden bakmak da hoşuma gidiyor. oyun cazibesini yitirecekti. Romantik bir paranoyak oldum arzularımdan dolayı. Hareketlerine bir anlam vermek olanaksızdı -metroda bir kadın bacağını bacağıma hafifçe değdirmiş olsa bunda bir anlam aramak aklıma bile gelmezdi." "Saçmalama. gerçekten. Karşılıklı bir çekimin işaretleri arandığında. daha mucizevi. Bu Kuzeyli Venüs gizemli bakışlarla süzüyordu bizi yukarıdan. 17. yorulunca müze katalogunu bana uzatışı. 16. Konuşmalarını didikledikçe de ipucu mayınlanyla dolu bir tarlaya düşmüşüm gibi geliyordu bana . Aradıkça çoğalıyordu işaretler. "Evet ama ben alırım. bal çalarken anların soktuğu zavallı Eros'un yakınmalarına ilgisizdi. Karşımızda Cranach'ın Venüs'e Yakınan Eros resmi asılıydı. ne onları hemen öpmemize izin verenler (nankörleşiriz sonra) ne de asla öpmemize izin vermeyenler (onları da çok geçmeden unuturuz) değil. daha da arzulanmaya değer oluyordu. hemen elde edebilseydim bu kadar heyecanlanmayacaktım. bütünüyle masum olabileceği gibi. yanıt aradığım sorular gizemli varlıkların gizil gücünden de yoksun değildi. "Çay ister misin?" diye sordu. aşk elçisi Eros'un parmaklan yanmıştı. hayran olunan kişinin söylediği ya da yaptığı her şey hemen her anlama çekilebilir. bir peysaj yorumcusuna dönüştüm (ve böylece gülünç safsatalann potansiyel bir kurbanı oldum).. Venüs'ün canı bir şey içmek isteyince Eros'la birlikte merdivenlere yöneldiler. 13. bu kadar etkilenmemiş olsaydım görmezlikten geleceğim ipuçla rını arayan amansız bir avcı olmuştum." 'Teşekkürler ama 80 penny yüzünden iflas edecek değilim. van Eyck'ın Giovanni Arnolfini'nin Düğünü resminin önündeki öksürüşü. anlamı belirleyen okur oluyordu (üstelik benim gibi taraflı bir okur). daha mükemmel. Ben alırım.

19. Kendi kendimize göndermede bulunmamaya dikkat ederek konuşuyorduk." "Korkunç gerçekten. "gerçek. bunlar kişinin bakış açısına göre değişir. ki bunu ona da söyledim. güzellikten aşka geçtik ve orada durduk. insanların gerçekten istediklerinden kendilerini korumanın bir yolu. derken güzellikten söz açıldı. yine hiç ipucu yoktu. ama öyle de değil. birbirimiz için ne anlam ifade ettiğimiz (ve edeceğimiz) gibi ateşli bir soru olduğunu görmezlikten geliyorduk. yorumluyordum. benim Venüs'üm artık soğumuş çayını karıştırıyordu tembelce. şu sıralar da bir kuryenin kurbanı olmuş. Sanırım insanların çoğu ellerinden gelse sinizmi bir kenara fırlatırlar ama büyük çoğunluğun eline böyle bir fırsat geçmiyor ki." ." dedi Chloe. Sen beni arzuluyorsun sözleriyle karıştırıldığı o her zamanki hatayı mı işliyordu? 20. yani onu dinlemiyor.Trafalgar Meydanı' na bakan bir masaya oturduk. Aşktan söz ediyorduk. Bu sözünü ettiği 'çoğu kimse' kimlerdi? Onun sinizmini bir kenara itmesine neden olacak kişi ben miydim? Aşk üzerine bu sohbet. Bence bu. "Anlamıyorum." "Haklısın. Sanattan söz etmeye başladık. Chloe'nin işyerinde sürekli kendine uygun olmayan tiplere âşık olan bir kız varmış." "Sen istedin. (duraksama) Ne iğrenç bir kek değil mi? Keşke almasaydık. bu sohbeti yapan iki konuşmacı arasındaki ilişkiye dair ipuçlan içeriyor muydu? Hayır işte. sanatçılardan sonra kalkıp iki fincan çay daha. yani tutku ile aşk. satır aralarını okumaya çalışıyor." "Biliyorum. haklı çıkmayı bu denli isteyince insanın aklını başına alıp düşünmesi ne zor oluyordu! Chloe'ye yalnızca kendisinin hissettiği duygulan mı atfediyordu? Yoksa Seni arzuluyorum sözlerinin. yani korkunç bir durumda yine. bir de kek aldık. "Yani kendinden en az üç bin kat aptal. nesnel olarak "gerçek aşk" diye bir şeye inanmanın saçma olduğunu düşünüyorum. saplantı ile aşk ya da ne bileyim herhangi başka bir şey arasında ayrım yapmak biraz zor. Yani inanıyorlar ama zorunda kalmadıkça da inanmıyorlarmış gibi yapıyorlar. Başkalarından söz ederek kendimize dair veriler ortaya atıyorduk aslında. konuşmasının anlamını ancak böyle kavrayabileceğime inanıyordum. Yoksa saçmalıyor muydum? Şu masada yansı yenmiş bir dilim havuçlu kek ile iki fincan çaydan başka bir şey yok muydu? Yoksa Chloe özellikle mi böyle soyut konuşuyordu. sonsuz bir aşk yaşanabileceğine inanıyor musun inanmıyor musun?" "Bu konunun ne kadar öznel olduğunu anlatmaya çalışıyorum. romantik olanın zamanımıza uygun olup olmadığıyla ilgili? Bence bu soru sorulduğunda birçok insan kuşkusuz öyle olduğunu söyleyecektir. ona iyi bile davranmayan ve açıkçası. ardından sanatçılara geçtik. flört etmenin ilk kuralının tam zıddına yani söylenen asla kastedilen değildir kuralına mı uyuyordu? Eros bu denli taraflı bir yorumcu olunca. Bu soyut aşk sohbetini yaparken de masaya yatırdığımızın aslın da aşkın doğası değil." 18. onu seks için kullanan birisiyle nasıl bir dakikasını bile geçirebilir? Hani o da onunla seks için birlikte olsa anlayacağım. Ama doğru söylüyor olmayabilirler de. Söylediklerini olduğu gibi algılayamıyor. Ama (Chloe eliyle saçlarını düzeltti) bak biraz önce sorduğun soru var ya. ortasındaki Noel ağacının şenlikli ışıklan kentin görüntüsüyle hiç bağdaşmıyordu. belki de söylediği her şeyi bütünüyle kastediyordu. bense bu sohbetin bizim için ne anlama geldiğini merak ediyordum.

birbirimize "Aşkta ne arar insan?"gibi sorular soruyorduk . Baştan çıkarmanın ipuçları yok denebilecek kadar azsa (bir an elinin eline değmesi ya da bir saniye uzun süren bir bakış gibi). "Senden hoşlanıyorum" şeklindeki o büyük tehdit. Martin in the Fields'ı geçmekte olan otobüsü süzdü. "Çok teşekkür ederim ama mümkün değil. bari yemek yiyelim diye düşündüm. Âşık olunan kişi belirsiz bir işaret gönderdiğinde. Ama bu gibi ritüeller birer oyun olsa da hem çok ciddi hem de çok yararlıydı. Kuş kuların. zamanı olup olmadığını sordum. Chloe'nin bürosu nasılsa kapanmış olacaktı. reddedildiğini de görebilir.. Ve ben tam umutsuzluğa kapılmak üzereydim ki yüzü kızardı. İsteksiz birisinin kalbini kırma riskini azalttığı gibi. Oysa halüsinasyonlar gören bir aklın ürünüdür bu. 24. istekli birisini de karşılıklı arzuya yavaş yavaş alıştırıyordu. sonra döndü."dedi. 25.buradaki "in san". bu belirsizliğin. her iki tarafın da eşit düzeyde özveride bulunmaya hazır olduğu ilişkilere girmeli . aslında kendine güvenenden daha çok . Bence bu tür dengesizlikler ilişkilerde acının asıl kaynağı oluyor. Müttefik ajanları telsizle çok önemli belgeler yerine (Seni arzuluyorum). insanlar ne istediklerinden tam olarak emin olamıyorlar bir türlü. Shakespeare'den dizeler gönderdiklerini söyleyebilirdi pekâlâ çünkü ne Chloe'nin ne benim söylediklerimizde doğrudan kendimizi ima eden bir şey vardı. Saat beş buçuk olmuştu. Chloe günün birinde "evet" diyecek olsa da A'dan Z yoluyla B'ye geçme ritüelinin doğrudan bir iletişime kıyasla avantajları vardı. bir sessizlik ya da sinirli bir gülüş olsun. Önerimi duyunca gülümsedi. öteki geçici bir ilişki arıyorsa olmaz. Şifre "Aşk söz konusu olunca insanlar daha az sinik olmalı" = Mesaj "Benim için sinizmini bir kenara bırak. her iki tarafın da kendisini habersiz yaptığı bir oyun oynuyorduk. camdan dışarıya bakarak St. insanların pek çok hareketi zaten kolaylıkla utangaçlığa yorulamaz mı? Bir yüz kızarması. kararsızlıkların (Evet/Hayır?) aslında belli bir mantığı vardı. İki ağzın birbirlerine karşı uzandıkları o uzun ve tehlikeli yolculukta karşılarına çıkacak büyük riskleri hafifletmenin bundan iyi yolu yoktur çünkü temel bir tehlike oluşturur bu riskler: İ nsan arzusunu itiraf edip. Olabildiğince dolambaçlı şekilde.. Kim olduğumuzu. Oynanmıyormuş gibi oynanması gereken."Evet öyle. İnsanlar eşit oldukları. tamam. yönelimlerimizi faraziyelerle ortaya koyuyorduk. o insanın utangaçlığı meşru kılınmıştır artık ve kurbanının utangaç olduğunu düşünen bir baştan çıkarıcı bu nedenle hiç düşkırıklığına uğramaz. "İçimizden birinin duyduğu arzunun küçük düşürücü biçimde karşılıksız kalması riskine girmeden istediğimiz kadar konuşabileceğimiz bir savaş dönemi şifresi gibiydi bu. sıradan anlamlarla şifreli anlamlar arasındaki gerilimli alanda yürüyorduk. baştan çıkarma süresince karşılaşılan tüm kaygıların mükemmel yanıtı olduğu için." ile biraz yumuşatılmış oluyordu. "ama hemen belli edecek kadar değil. gözlerini kültablasına dikerek. 22. Nazi komutanları odaya birden baskın yapacak olsalar. o zaman baştan çıkarmakla meşgul olduğumuzu kim söyleyebilirdi? 23. kararsızlığın utangaçlıktan daha iyi bir açıklaması olamaz sevgili arzu ediyor ama söylemeye utanıyor. elbette ki kurnaz bir dil oyunuydu. Hatta utangaç olanın." 21. aslında çok üzücü. Utangaçlık. oyuncularının saklanabildikleri kadar saklandıkları. arzuya ilişkin kesin kanıtlar bulunamadığında hemen bu boşluğu doldurur. Bildik sözcükler kullanıyor ama onlara yeni anlamlar yüklüyor.biri gerçek aşk.

Şu sıralar biraz yoğunum. arzu yoğunlaştıkça kayıtsız görünmek gibi oyunları oynayamaz oluruz. Kahretsin." DÖRDÜNCÜ BOLUM Özgünlük 1. Chloe ile birlikte Fulham Caddesi'nin sonunda yeni açılan Fransız lokantası Les Liaisons Dangere ues'da köşedeki bir masada oturuyorduk. ne kadar çok ilgi duyuyorsak. Aşın ilgi duymadığımız kişileri baştan çıkarırken daha çok özgüven duymamız ve daha kolay başarmamız aşkın iro nilerinden biridir. o kadar. nasıl unuttum." dedi Chloe. "Öğleden sonra matbaacıyı arayacaktım. üstüne üstlük ona layık olmayan dudaklarımdan dökülecek (şimdilik dilimi yutmuştum gerçi) sözlere kulak vermeye razı olması ne büyük bir şerefti değil mi? 2. gerçekten. . kendisini ifade etmekte güçlük çekmesinden de belli olduğunu düşünebilir. "Tanrım. karşımızdaki kişide bulduğumuz mükemmelliyet o denli bir aşağılık duygusuna neden olur. yüzünün kızarmasına farklı bir açıklama getirerek. kendime olan inancımı yitirmeme yol açıyordu. Nasıl unuttum. Ben kimdim ki ona kıyasla? Yemek teklifimi kabul etmiş olması. çok fena. bunun.arzu duyduğunu. Aklım neredeydi?" Âşık ona destek olmaya çalıştı. söz. Chloe'ye olan aşkım. 26. al tıncı kez kıyafet değiştiremem zaten"). giysilerindeki zarafet {"Şık mıyım?" diye sormuştu arabada. şu akşam yemeğine de başka zaman çıkarız artık. belki hafta sonundan önce bir şeyler ayarlarız. "Bak. "olayım olmayayım. Ajandama bir daha göz atıp yarın seni yine ararım. Çok isterim. Cuma gecesiydi.

gerçek (içkisever) benliğim ile sahte benliğim (susever) olmak üzere ikiye bölünmüştüm.Chloe'nin güzelliğine daha uygun bir mekân olamazdı. büyük cam kadehteki sodamı iş olsun diye yudumluyordum. Şu baştan çıkarma uğraşı nedeniyle. "Benim için gerçekten fark etmez. Çekici olmayan bir insanla birlikteyken sessizlik olduğunda sıkıcı olan ." diyerek razı oldum. aşırı abartmalarda bulunduğum sanılmasın. Sessizlik bir ağırlık gibi çöktü üzerime. tabaklarımıza klasik bir Fransız bahçesinin simetrisiyle dizilmişti. Bir erkekten ne bekliyordu? Davranışlarımı hangi zevk ve eğilimlere göre şekillendirmeliydim? İnsanın kendi kendine dürüst davranması. 3. sevgilinin hayali gözleriyle bakmaya zorluyordu beni aşk. kendi benliğime biraz samimiyetsizlik ve sahtekârlık etmiş oluyordum tabii. duvarların açık yeşili onun yeşil gözlerini daha belirgin kılıyordu. "Dilediğin gibi. nasıl istersen. "Yeme de yanında yat. çatal bıçaklarımızın tabaklarımızda çıkardığı tıkırtıdan başka ses çıkmıyordu. Chloe'nin hemen arkasındaki kara tahtadaki listede birbirinden güzel şaraplar arasında seçeneğim varken. Söyleyecek söz kalmamış gibiydi: Uzun süredir aklımı meşgul eden ama o an paylaşamayacağım tek düşünce Chloe'ydi. başkalarından etkilenmeden tutarlı ola bilmekle edinilir ama benim için o gece." "Benim için de. Sahtekârlık ederken aşağılık yalanlar söyleyip. neden şarap istemediğimi söylemiştim? O susuz luk çekerken benim gidip şarap seçmem kabalık olur diye düşünmüştüm çünkü. zaten benim de canım istemiyordu. kolalı beyaz masa örtüsü üzerinde görünmez desenler çiziyordum sessizce. 4. "Şarap içer misin?" diye sordum ona. şu an ciddi bir uğraş içinde olduğuma göre baştan çıkarmanın şu aşamasında. benliği açısından temel bir ölçüt sayılıyorsa. Onun hoşuna giden nedir? sorusunu sormam gerekiyordu. sen içecek misin?" diye karşılık verdi. "Benim için fark etmez. kendimi Chloe'nin arzularına göre yaratmak gibi hiç de özgün olmayan girişimlerle geçti. Kravatımı beğeniyor muyum? sorusundan daha önemliydi şu an. "Bilmem." 5." diye sonuçlandırdı. Onun yanında öyle bir aşağılık duygusu hissediyordum ki." diyerek zinciri kırdı Chloe. Kravatımı beğendi mi? sorusu. Chloe'nin her beklen tisini karşılayabilmek için rolümün gereklerini yerine getiriyordum yalnızca. Benim hoşuma giden nedir? yerine." diye sürdürdü." "Yani içiyor muyuz içmiyor muyuz?" "Ben içmeyeyim öyleyse. sen istersen içeriz. Âşık ol dum diye kendimden mi uzaklaşıyordum? Belki sonsuza dek değil ama." dedi Chloe (nasıl da biliyordum o duyguyu). Ben kim im? değil. Özgün bir benlik." diye yanıtladım. o zaman bu baştan çıkarma uğraşı nedeniyle ahlaktan sınıfta kalmıştım. İştah açıcılar. su içelim o zaman." Yemeğe başladık. Kendime. avizelerden yüzüne hafif gölgeler yansıyor. Karşımda oturan melek tarafından çarpılmıştım sanki (ilginç bir sohbetten yalnızca bir iki dakika sonra) ne düşünecek ne konuşacak halim kalmıştı. bu üstün varlığın isteklerine göre belirlenecek yeni bir kimliğe bürünmem gerektiğini düşünmeye başlamıştım. "İçmeyelim öyleyse. "Izgara ton balığını hiç böyle yememiştim. 'Tamam. Onun gözünde ben kimim? Sorduğum sorular değiştikçe. "Harika.

Neler okursun? CJoyce. arzu güzel söz söyleme yeteneğinden yoksundur (oysa o andaki kabızlığımı Vikont'un sözcük dağarcığıyla değiştirmek için neler vermezdim. Chloe'yi baştan çıkarmayı istediğime göre onu daha yakından tanımak zorundaydım. biraz huysuzlaşıyordu. Çocukluğu pek hoş geçmemişti ama meseleyi büyütmüyordu. Chloe kendinden söz etmekten nefret ediyordu. sahici âşıkların ancak darmadağın cümleler kurabileceğini söyler. Sessizlik ve sakarlık. alçakgönüllüğü ve kendi kendini küçük görmesiydi. beni "kim" olduğu konusunda aydınlatmıyordu birilerinin işine yarar mı bilmem ama. hangi gazeteyi okuduğunu ve ne tür müzik dinlediğini bildiriyordu ama. 10. Sohbet ne zaman ona yönelse. İşini seviyor musun? ('Her iş biraz boktan değil mi sence?'). "Ben"in kendini nasıl saklayabildiğinin bir göstergesiydi işte bu. Çekici bir insanla birlikteyken sessizlik olduğunda ise sıkıcı olanın siz olduğunuza emin olabilirsiniz. "Ben kim olmalıyım?"). (Ç. Bu gibi acemi soruların ardında (sorduğum her soruyla.) 8. Tehlikeli ilişkiler'de*{ Yazar burada lokantanın da ismi olan. Ama bu kadar dosdoğru bir yaklaşım başarısız olmaya mahkûmdu. bir romancının insan doğasının çokyönlülüğünü yakalayabilmek için gösterdiği duyarlı yaklaşımı gösteremiyordum. sevdayla çelinmiş kaygılı aklımın kapasitesini aşıyordu. gerçek bir âşığın o denli tutarlı olamayacağını. bir başkasını anlayabilmek. Markiz Vikont u mektuplarının mükemmel olduğu gerekçesiyle eleştirir. ilgilendiğim özne ağın arasından o kadar çabuk kurtuluyor. hangi ülkeyi seçerdin? ('Buradan hoşnutum. arzunun açması birer kanıtı olarak bağışlanabilir belki. saç kurutma makinemin prizini değiştirmekzorunda kalmayacağım herhangi bir yer de olabilir). İstediğin herhangi bir yerde yaşayabilseydin. bu işin en beceriksizlerini en sahicileri sayabiliriz. Nasıl bir sahte benliğe bürünmem gerektiğini bilmeden.karşınızdakidir. Henry James. Ayrıntıları devre dışı bırakan bir sosyal psikolog gibi davranıyor. 7. 11. Pazar akşamıcan sıkıntımı gidermek için depoladığım tüm çikolataları yerim). İştah açıcıları yerken. "benim gibi bir kafadan çatlak" ya da "ağırbaşlılıkta Ophelia ödülü sahibi"diye söz ediyordu kendinden. zamanım olursa Cosmo'). kendine acıyan insanların sergilediği Ne kadar aptalım/Hayır değilsin şeklindeki örtük iltifat arayışı modelini benimsememiş olduğu için daha da çekici oluyordu. "Ben" ya da "Chloe" diye değil. ne kadar açık olursam. kişiyi basit tanımlara sokmaya çalışıyor.* {Ailesini ve . Hafta sonlan ne yaparsın? ('Cumartesigünü sinemaya giderim.N. "Kimsin sen?" (ve dolayısıyla. onu daha az tanıyordum sanki) apaçık bir soruya sabırsızca ulaşmak girişimi yatıyordu aslında. Doğru sözcükleri bulamamak. röportajımsı sorular sordum. Dil aşkın çalımına takılır. 9. Choderlos de Laclos'un [1741-1803] romanı Tehlikeli Üişkiler'e göndermede bulunuyor. Ve yazık ki bunun için gerekli sabır ve zekâ. şimdi size ironik gibi gelse de aslında doğru sözcüklerin ima edildiğinin kanıtı sayılabilir (tabii bir söylenebilseler). Belki de en belirgin özelliği. Üstelik kendi kendini küçük görmesi. gerçek benliğimi nasıl saklayacaktım? Oysa pek kolay bir iş değildi bu.)} Marteuil Markizi Valmont Vikontu'na mektup yazdığında. binlerce sözcük ve davranışı yorumlayarak bunlara uyacak bir kişilik belirlemek saatler sürüyordu. ('Çocukluğunu Eyüp'ün çektiklerini aratmasına dramatize edenlerden nefret ederim'). İnsanın kayıtsız kalabildiği birini baştan çıkarması yeterince kolay olduğuna göre. kaba.

Ağabeyi. Biran duygusallığı övüyor. Chloe'nin her bir sorusu korkutuyor. ne kötü arkadaşlar edindiği yolunda (pek de doğru olmayan. asık suratlı kızlarına dışavurduklan öfkeye dönüşmüş. anne ve babasının çektiği ıstırap. sonra aldatmayı evliliğin ondan daha büyük bir ikiyüzlülük olduğu gerekçesiyle hoşgörüyordu. 12. Olanlardan kendini suçlayarak. Yemek boyunca. Babası. kafamda Chloe'ye göre oluşturduğum ideal erkek modeli sürekli değişikliğe uğruyordu. Güçlü erkeklerden hoşlanıyorsa güçlü. Chloe. ('Bütün sorunları. Aradığı şefkati babasında bulmaya çalışmış ama adam hukuk bilgisi konusunda ne kadar açıksa. Annesi. Galiba Birmingham aksanı hoşuma gitmişti'). kumaş yırtılmasın diye soluğunu . 13. biri Londra Üniversitesi'nde analitik felsefeciymiş ('Onu babamla özdeşleştirdiğimi görmek için Freud olmak gerekmiyor'). geri dönülmez yollara sürüklüyordu sanki beni. Hangi yönlerimi göstermeliydim ona? Kişiliksizmişim gibi görünmeden. bende şizofreni yaratıyordu. Chloe' nin sekizinci yaş gününden kısa bir süre sonra kan kanserinden ölünce. iki kusursuz erkek çocuğunun arasında sıkıştırılan ortanca çocukmuş. kendisine dar gelen takım elbiseye girmeye çalışan şişko bir adamın yaşadıklarına benzetilebilirdi. annesinin de bu duygusunu hafifletmek için hiç çaba harcamadığını görerek büyümüş Chloe.N. sevgili oğulları yerine yaşama sıkıca sarılan tembel. Fazlalıklarını elbiseye sığdırmak için göbeğini içine çekmek.)} Ailesinin maddi durumu iyiymiş. onun arzularına nasıl yanıt vermeliydim? Yemeklerimizi yerken (ki genç Valmont için engelli koşu gibiydi her aşaması) deneme kabilinden belli görüşler öne sürüyordum ama bu düşünceleri kurnazca hep onun düşüncelerine göre belirlediğimi fark ettim. ailenin en çok sevilen. Onun düşüncelerindeki karmaşa. ama yinelendikçe gerçekliğe bürünen) uyanlara maruz kalmış sürekli. bir diğeri de Rover'da araba denetçisiymiş ('Şu güne kadar hâlâ çözebilmiş değilim onu. satrançtan nefret ediyorsa ben de edecektim. o somon balığı yedi) mayınlarla döşeli bir bataklıktan geçmek gibiydi . Ama ortaya çıkan resim bir türlü billurlaşmıyor. ailesi ona Barry adını taktığında başlamış') hukuk profesörüymüş. insanların en zayıf yanlarını yüzlerine vurmaktan büyük zevk alırmış -böylece Chloe.tüm varlığını yitiren ama Tanrı'ya olan inancını yitirmeyen Arap emiri Eyüp. eski erkek arkadaşlarıyla ilgili yalnızca ufak tefek ipuçları verdi: Biri İtalya'da bir motosiklet tamirci siymiş ve ona kötü davranmış. ölen ağabeyiyle kıyasla okulda ne kadar başarısız ve savruk olduğu. Chloe'ye göre şekillendiriyordum kendimi. duyguları konusunda o kadar kapalıymış. annesi ('Claire') bir ara bir çiçekçi dükkânı işletmiş. Ana yemek aşaması (ben ördek. Gerçek benliğim. (Ç. sonra bağımsızlık adına lanetliyordu. sörf yapmayı seviyorsa sörfçü olacaktım. Aynı cümleler içinde övdüğü ve yerdiği özellikler ortaya çıktıkça önüne koyacağım benliğimi çılgınca yeniden yaratıyordum. özgünlük söz konusu olamıyordu. Aynı düşünceyi paylaşmayanları birbirinden uzaklaştırdığı için. annelik yaptığı bir diğeri uyuşturucu bulundurmaktan hapse girmiş. Dürüstlüğün en yüce değer olduğunu savunuyor. babasıyla şefkat yerine hukuk paylaşmış olmasının yarattığı kafa karışıklığı Chloe'de buluğ çağında müthiş bir öfkeye dönüşmüş ve her şeye meydan okumaya başlamış (iyi ki avukat değildim).iki insan yalnızca birbiri için yaşamalı mıydı bence? Çocukluğum zor mu geçmişti? Hiç gerçekten âşık olmuş muydum? Nasıl bir duyguydu? Duygusal mı akılcı mıydım? Geçen seçimlerde kime oy vermiştim? Kadınların erkeklerden daha dengesiz olduklarını düşünüyor muydum? 14.

zaten hazımsızlık çekiyordum ama şimdi bunları dert etmenin sırası değildi. "Çikolataya bayılırım ya sen?" diye sordu Chloe. Eğer yalan söylemezsem. "Çikolata sevmeyen insanları anlayamıyorum. soluğunu tutar ve gece vukuatsız bitsin diye dua eder. bu konuda nasıl dürüst davranabilirdim? 17. kısa süre sonra ayrıldık. 19. Aşk beni sakat bırakmıştı. Ama yine de bir tür sapıklıktı böyle bir yalan söylemek. çikolatalıyı mı karamelliyi mi?" diye sordu (alnında beliren suçluluk belirtileriyle). Ondan sonra üç yıl terapiye gittim') ki o zaman Chloe'nin sempatisini bile kazanabilirdim . bir an önce eve gitmek için tatlı yemesek de olur mu (gerçi bu kadarı biraz fazlaydı . Bir zamanlar bir adamla çıkıyordum." diyerek yalan söyledi Chloe. Ama sevilmek için yalan söylemek. Yaşam zaten kısa. Söylediğim yalan kaçınılmaz olduğu kadar utanç veri ciydi de ama iki tür yalan arasındaki ayrımı fark etmeme yol açtı . Bol çikolatalı görünüyor. ikisinin de tadına bakalım. Bana o kadar uzak bir şey ki bu. ama çikolata sevgisi Chloe tarafından bu denli kesin bir kriter olarak ortaya konduğuna göre.tutmak gibi bir çaresizlikti bu. nedenini de çözemiyordum. Sen hangisini istiyorsun?" "Benim için fark etmez. Sonra bir gün anladım: Çikolata sevmiyordu. ya kaçmak ya da tutuklanmamak için." İkisini de canım istemiyordu benim. Chloe ise tamamen farklı bir ikilem yaşıyordu çünkü tatlılara sıra gelmişti. kendi zevklerimin ve düşüncelerimin Chloe'ninkiler kadar önemli olmadığı. Çok haklısın. Hatta mönünün sonundaki şu zengin çikolatalı pastayı görüyor musun? Galiba onu isteyeceğim ben. "ama neden olmasın. öteki alanlarda söylenen yalanlara benzemiyordu. Tahmin etmişsindir. gerçek benliğin özellikleriyle arzu duyulan kişinin mükemmel görünen özellikleri çatışma halindedir (ve kişi kendini karşısındakine layık bulmamaktadır). Baştan çıkarma sırasında söylenen yalanlar." dedi Chloe beklentiyle karışık bir utançla dudağını ısararak. sana anlattığım o Robert vardı ya." "Çok yaramazsın sen. 15. Çikolatayla ilgili dokunaklı bir öykü de uydurabilirdim aslında ('Çikolatayı her şeyden çok severdim ama doktorlar eğer yersem öleceğimi söylediler bana. Baştan çıkarmayı kişisel özelliklerin (ötekinden farklı olan özelliklerin de tabii) yok edilmesi şeklinde algılayanların tavrıdır bu. 18. seçim yapmakta güçlük çekiyordu. Önüne çikolata koysan dokunmazdı bile." "O zaman ikisini de isteyelim." 16. ama onunla bir türlü rahat hissedemiyordum kendimi. birini ben ısmarlayıp paylaşabiliriz. "Belki birini sen. "Ne dersin. Yalan söylemiştim de Chloe benden daha mı çok hoşlan mıştı? Elimi tutup. Bir polis beni durdurduğunda ne kadar hız yaptığımla ilgili yalan söylediğimde doğrudan bir amaçla yapıyordum bunu.ama böylesi biraz riskliydi. sevilemem gibi sapkın bir tavrı da beraberinde getiriyordu. "Öyle mi? O zaman izin verirsen ben çikolatalıyı alacağım. nefret ediyordu. Kendisine küçük gelen bir takım elbise giymiş şişman bir adam nasıl doğal davranabilir? Giysinin bir yerden patlak vermesinden o kadar tedirgindir ki kıpırdamadan oturur. ondan farklı bir şeyi söylersem alınabileceği gibi bir sava dayanıyordu çünkü. Doğal davranamıyor olmamda şaşılacak bir şey yoktu aslında. Yalnızca sevmiyor da değil. Ama işte yalan söylemiştim yine (mutfakta horozlar öt meye başlamıştı).kaçmak için yalan söylemek ile sevilmek için yalan söylemek. Çikolataya alerjim vardı benim. dayanamam çikolataya.

aşkın yasalarını keşfedeceğini sanır.. Bir zamanlar. garsondan tereyağı isterkenki sevimliliğine olduğu kadar. izleyicisini yitirmeyi göze almak durumunda kalır. doğal da davransam rol de yapsam Chloe'yi baştan çıkarma şansınım pek azaltmadığı ortaya çıkıyordu. Islington'a doğru yol alırken Euston Caddesi'nde epey trafik vardı. bir düşünce. oyuncunun izleyicisini neyin etkileyeceğini asla bilemeyeceği göz önünde bulundurularak bu durumda yalan söylemenin haklı olduğu savı yürütülebilir. 23. 22.oysa özünde.belli bir gülüş. Bir öpücük ya da tensel bir temas aramızdaki şifreli konuşmaları çözerek ikimizin de pozisyonunu geri dönülemez bir biçimde değişterecekti. Baştan çıkarma uğraşının bir aşamasında. Kadınların beni baştan çıkarmak için bazen attıkları olumlu adımların işe yaradığı pek görülmemiştir sözgelimi.belki) diyordu? Hiç de değil. Kadını bir daha gördüğümde. görünür tüm mantıksal yasaların üzerindedir. sonra da umarsızlıkla çokofobiklerin aslında çokofiller kadar dert olabileceğini söylemişti. Baştan çıkaran ki şi de bir oyuncu gibi. ama Chloe'nin karmaşık kişiliğine mimetik davranışların ne kadar ilgi uyandırabildiğine dair şüpheler de eklenince. Sözgelimi Chloe ona âşık olmam için ne yapmıştı ki? Ona olan aşkım. benimle Heidegger'in Varlık ı/eZaman'ının iyi yönlerini tartışmasından da kaynaklanıyor olabilirdi. Chloe'nin Liverpool Caddesi'ndeki 23/a numaralı dairesine ulaştığımızda ise .. 20. rastlantılarla ulaştığımız gerçeği. Kimin kimi eve bırakacağı gibi soruların ardında anlam arayacak aşamaya gelmemiştik henüz ama Chloe'yi evine götürürken arabada baştan çıkarıcının o her zamanki ikilemini (öpmek ya da öpmemek) yaşıyordum.. güzel gülüşü. tüylü bir üst dudağa âşıktım işte. Baştan çıkarma eylemi. herkesin aşk kancaları vardır ama baştan çıkarma eyleminde bunları keşfedebilmek hesap kitapla olmaz. belli işaretler vererek karşısındaki kişiye onu küstürmek pahasına da olsa sokulmaya çalışır ve böylece ikisinden biri bu oyuna bir isim vermek durumunda kalır. başka bir deyişle bir tür oyunculuğu gerektirir. kadının tanımlanamaz "aura"sını onlara da göstermeye çalışmıştım . Amaçlarımıza genelde tasarılarla değil. 21. izleyicisinin yani bu durumda arzu duyduğu kişinin beklentilerini/kendisinden neler duymak istediğini bilmek ister ama işte. Arzu duyulan kişiyi tuzağa düşürebilmek için aşk kancalan arayıp durur . Kadınlarda bu özellik genelde tüylerimi diken diken eder ama nedense o kadının bu özelliği cezbetmişti beni. Baştan çıkarmaya yeltenen kişi. Evet. uzun san saçları ve aklı başında konuşmalarını ise görmüyordum bile. rastlantıya bağlıdır. Ona duyduğum bu ilgiyi arkadaşlanma anlatarak. çatalını belli biçimde tutmak gibi. baştan çıkaranın umudunu kırar çünkü o pozitivist bir akılcıdır ve konusuna yeterince bilimsellikle eği lirse. farkında olmadığı rastlantısal özelliklerine tutulmam daha olasılıklı. üst dudağının üzerinde ayva tüylerinden belli belirsiz bir bıyığı olan bir kadına âşık olmuştum.. Rol yapmayı haklı gösterebilecek tek gerekçe kendiliğinden davranışlardan daha etkili olabilmesidir belki. üstelik benim çikolatalı pastaya gösterdiğim aşırı istek nedeniyle kendisine karamelli olanının düşmesine üzülmüş. doğal davranışlardan vazgeçip bir izleyicinin varlığıyla şekillenen davranışlar takınmayı. Beni baştan çıkarmaya çalışanın. rol yapan. Aşk kancaları. birisi epilasyon önermiş olacak ki tüyleri yok olmuştu ve (tüm öteki değerli özelliklerine karşın) benim ona duyduğum arzu da çok geçmeden söndü. Ama bu özgün olmayan davranışlar kişiliğimle oynayarak komik taklalar atmama yol açıyordu.

düşünceyi dışlar. Kollarını boynuma dolayıp. bu alanı bile kendi halinde algılayacak . iyi geceler diledim ve kapıya yöneldim. "Çocuk muyuz biz?" diye fısıldadı. doğru tuvaletin yolunu tuttum. Diyonizyak'tır. Birkaç dakika sonra yine hiçbir art niyet taşımaksızın tu valetten çıktığımda. Şimdi bu durumda Chloe'nin kolay kolay ikna olmaması çok iyi oldu. bir tür hastalık. cinsel birleşmeye ilişkin temel yasayı ihlal ettiğim anlamına geliyordu. Bunun yanında düşünce. Seks sırasında düşünüyor olmam. kendini akıntıya bırakamayan aklın melankolik zaafının simgesi olabilir ancak. 25. 26. anlıktır. daha önce çikolatalı pastayı gördüğünde yüzünde beliren o tebessüm ve kararlı bakışla. 24. Bu sözcüklerin ardmdan dudaklarını dudaklarıma dokundurdu ve o an insanoğlunun tanık olabileceği en uzun. aklın bağlarından bir kaçıştır. çünkü atkımdan yakalayıp beni içeri çekti. Gerçi yaşadığım gerilim ve yediğim o çikolatalı pastadan sonra karnımın bana boyun eğecek hali kalmamıştı. tuvalete gidebilmek için evine çıkmak zorunda kaldım. Bu kadar olgun bir vedadan hoşnut kalarak onu iki yanağından öptüm. en güzel öpüşmelerden biri başladı. Gövdenin ürünüdür seks. Chloe'nin peşinden merdivenleri tırmanıp. Düşünceye seksten daha zıt az şey bulunur. hemen paltomu alıp sevdiğim kadına haftalardır kurduğu fantezilerini bastırarak kendisine hâkim olmayı seçmiş bir erkeğin otoritesiyle ne kadar güzel bir akşam geçirdiğimi. düzen kurmak için duyulan patolojik bir dürtü. onu yeniden görmeyi umduğumu ve Noel tatilinden sonra arayacağımı söyledim.işaretleri yanlış algılayabilmiş olabileceğim kaygısıyla metaforik bir fincan kahve teklif etmenin henüz zamanı gelmediğine karar vermiştim. BEŞİNCİ BOLUM Akıl ve Gövde 1. fiziksel arzunun haz dolu çözülüşü dür.

5. daha bir dakika önce şevke gelmiş gövdelerimizin üzerine çöken sessiz ağırlık. birbirimizin cinsel organlarının o ilginç yabancılığıyla tanışıyor olmamıza hiç şaşırmıyormuş gibi yapıyorduk. öyle beklenmedik bir biçimde olmuştu ki aklım olayların gelişimini gövdeye devretmeyi reddediyordu. hem izle yen. "Bekle. 6. Ben elimi Chloe'nin eteğinin altından kaydırdım." dedi Chloe ben bluzunun düğmelerini çözerken." Bütün o yastıkların tepesinde bir hayvan vardı. Yalnızca birkaç saat önce vücudu bana bütünüyle yabancı olan (bluzundan ve eteğinden belli olan hatlan dışında) bir kadının. hem gözleyen. hoş olmayan bir nesnellik yaratıyordu. büyük beyaz yatağın üzerinde ufak bir abajurun ışığında birbirimizi soyup ilk kez çıplak gördüğümüzde. yaşamının bilmediğim yanlarıyla cinsel organlarıyla temasın getireceği yakınlık arasında bir orantısızlık olduğunu seziyordum. insan böyle öpüşleri hayal edebilir ancak. kesintiye uğratıyordu bu cenneti . Chloe'nin gündüzlerine ilişkin bilgim ile gecelerine ilişkin bilgim. kağıtlar. Chloe son derece normalmiş gibi pantolonumun düğmelerini çözdü. Ya da yatak odasına gidelim ister misin? Orada daha rahat ederiz. "Dağınıklığın kusuruna bakma. hem birbirimizi avuçluyor. çıplaklığımızdan ne denli rahatsız olduğumuzu ortaya koyuyordu. öpüşüyor olduğumu düşünmek dikkatimi dağıtıyor du. Kovulma'dan önceki Adem ve Havva kadar doğal davranma ya çalıştık. "dairenin geri kalan kısmı göstermelik. şakaklarına. başımız öyle dönüyor du ki kanepeye bıraktık kendimizi." dedi Chloe. dudaklarımız açılıp birbirine kenetlenmeden önce yani. Chloe yatağın üzerini toplarken tuhaf bir hava esti. "Guppy ile tanış . Öpüşmenin kendisi değil. 3. Fiziksel soluksuzluğumuzla aynı ahenkte akan bu düşüncelerin varlığı.ilk aşkımdır. bir üçüncü kişiyi getiriyordu odaya. Bütün o belirsizliklerden sonra bu öpüşme öyle aniden. ama zaman zaman akıl. "Perdeleri çekeceğim. kulaklarına uzanıyordu. Tam ortasında büyük beyaz bir yatak vardı. Aklın denetimi artık gövdeye bırakmasını gerektiren evreye girmiştik. Öpücüklerin en tatlısıydı. Dolayısıyla. dudak larım an an dudaklarından kayarak Chloe'nin yanaklarına. Epeyce sohbet etmiş olmamıza karşın." Sıkışık kanepeden kalkıp karanlık daire içinde Chloe'nin yatak odasına yürüdük. ama bu iyice ateşlenmeden önceydi. 4. Vücudunu iyice yapıştırdı benimkine. . Ama başka seçeneğim var mıydı ki? 2. Tenlerimizin o özel tadını daha da gizli kılan ufak dokunmalar. (yaşadığımız çağ nedeniyle) daha ruhunun derinliklerini açığa vurmadan bana en özel içsel bölümlerini göstermeye hazırlanıyor olmasını düşünmeden edemiyordum. ben aslında bu odada yaşıyorum. yumuşak dalışlarla başladı. tenini okşayarak sıcaklığını hissediyor olmama dair düşüncelerdi bunlar. hatta belki de yargılayan bir üçüncü şahsı. Cennet'teydik. beni hiç de kıskanmış görünmeyen gri tüylü bir oyuncak fili uzatarak.Chloe'nin oturma odasında uzanmış." dedi Chloe. 7. üzerinde yastıklar. arzunun kurallarını terbiyesizce çiğniyordu sanki. daha doğrusu düşünce. derken soluk soluğa kapıldık arzularımıza. bütün sokak bizi seyretmesin. dudaklarımı dudaklanna bastırmış. kitaplar ve bir de telefon. bacaklarımızla kenetlendik. hem de gülüşüyorduk.beceriden yoksun olduğum için suçlu sayılırdım.

dolayısıyla akıl sessiz. yatak odası da eşlerin birbirlerine huşu uyandıran çıplaklıklarını anımsatmama kararında sessizce birleştikleri o ayrıcalıklı mekândır. kokuları ve hareketlerinde odaklanan çeşit çeşit kompleks göz önünde bulundurulduğunda. en az diskodaki felsefeci kadar gülünçtür. hararetli sevişmelerin düzgün ve pürüzsüz akışı içinde hoş olmayan bir kesinti sayılabilir ancak. soluklar da tek bir mesajı doğrular."diye sorar âşık. Düşünce. her zamanki sakarlıklarımız. şehvet yerine düşünceyi doğurur.düşünce işte bu ayrımdan doğar. Her ikisinde de gövde ön plandadır. tebessüm bile etmemeye çalışıyor. ulusun. insanın bacağına kramp girmesi ya da karşımdaki daha çok zevk alsın derken yanlışlıkla canını acıtmak gibi küçük engellerden bütünüyle arınmış olması gerekmektedir aslrnda. özel olmasından kaynaklanır "Bana söyleyemediğin bir şey varsa. Oysa küçük bir trajedi. 12. Öpüyorum. Ellerimi. bileziklerin giysilere takılması. fars olduğunu düşünüyorum. yatakta sakarlıkların bir komedi. varsa yoksa arzu kalmalı.ama ikimiz de bir yorum yapmaktan kaçınıyor. Düşünür aşkı düşünür. çıplaklığın bizleri daha da incinebilir kıldığı yatak odasında hep şüpheyle karşılanmıştır. belli yargıları da beraberinde getirdiğinden (ve hepimiz de yargıların olumsuz olduğunu sanacak kadar paranoyak olduğumuzdan). âşık ise yalnızca âşıktır. suçlu çocuklar gibi yü zümüz kızarmışken. ülkünün ve sınıf mücadelesinin de düşmanı olur çıkar. 8. düşünür ile âşık bir yelpazenin iki zıt ucunda yer alırlar. Saçların. İnsanlarda. başka hiçbir canlıda olmayan ikiye bölünme yeteneği vardır. Geleneksel ikilik prensibi çerçevesinde. onun gömleğimin düğmeleriyle cebelleşmesi hep bu sakarlıkların ürünüydü . yani düşüncenin üstün olmasıdır ve düşünür böylece yalnızca sevgilinin değil. ilgisiz bir yargı aletine dönüşür. Aklın bu konuda geleneksel olarak suçlu görülmesi.bu evrede akıl tutkudan öte her düşünceden arınmış olma lı. "tek başına düşündüğün şeyler varsa. Chloe ile benim sonunda yatağa girmiş olmamızın tuhaflığı ve komikliğinin yanı sıra benim Chloe'nin iç çamaşırını beceriksizce soymaya çalışmam (bir ucu dizine takılmıştı). her türlü değer yargısının yok edilmesi gerekmektedir. Düşüncenin aldatmacası. bacakların düğümlenmesi gibi utanç verici durumlar. güya çözümlenemez olan konuların denetimini bir türlü bırakamamasından kaynaklanır. Cinsel organların boyutları. yarı çıplak halde yatağın kenarında oturmuş. dudaklarımı Chloe'nin vücudunda gezdirirken kötü şeyler düşünüyor değildim ama Chloe aklımın o an başka yerde olduğunu bilse herhalde rahatsız olurdu. dolayısıyla düşünmüyorum sevişme işte böyle bir resmi mit temelinde gelişir. Tutkulu sevişmelerin. Ve işte âşıkların düşüncelerini boğan o iç çekişler. 11. yatak odasındaki felsefeci. tüm yargılar bir yana bırakılmalı. Bir uçurumdan gayet rahat atlayan ve altının boş olduğunu fark edene kadar düşmeyen çizgi film karakterinin . olan bitenin gülünç tarafını fark etmemiş gibi yaparak birbirimizi tutkulu arzunun ciddi havasıyla süzüyorduk. kolların. 10. hem de bu davranışları dışardan izleyebilirler . araya konan mesafeden kaynaklanan o gücenme. renkleri. Ancak insanın kendisinin aşın farkında olmasından kaynaklanan hastalık da izleyen ile izlenenin bir türlü birleşmemesinden. Ama bu düşüncesiz tutkuyu da ara sıra yoklayan bir şey vardı. o zaman yüreğinde ne arıyorum ben?" Düşünürü soğuk kılan. Şimdi dönüp bakınca. düşünemeyecek kadar tutkunum şu anda. yani bir hareketi yaparken o hareketi yaptığını unutamamaktan doğar. hem davranabilir.

Rahat insanlar. başkaları soluk soluğayken hâlâ yerinde olduğu için itici gelmiyor mu insanlara? 14. eşzamanlılık olamayacağı gibi. ama zevk veriyordu. Chloe bana bakıp. geçirdiğimiz geceyi. Çünkü düşünmek her zaman yargılamak (ya da hissetmemek) an lamına gelmez. Gövde kendi haline bırakılmış olsa. yatakta sevişen iki insan gördüm. niye gülümsüyorsun?" "Hiçbir şey diyorum sana. nabza göre şerbet veren akıl dır. On dokuzuncu yüzyılda. ne kadar tuhaf." "Neden?" "Dön işte. başkasının halinden anlaması. Akıl olmasa. "Hiçbir şey.. insan daha çok zevkleniyor. öteki tarafta ise korkmuş. Ama bir baksana. 13. tuhaf. Aynadaki hareketlerimizle gerçek hareketlerimiz arasında ilk bakışta bir başkalık vardı sanki. Aynadaki insanların Chloe ile ben olduğunu hemen fark etmedim doğrusu. ya da belki binlerce şeyi. sürekli bir aynanın varlığını ve kendilerini sorgulayan bir üçüncü gözün (o an Chloe'nin kulak memesini öpen) temel benliği sürekli gözlediğini." "Tuhaf mı?" "Bilmiyorum. bir kadınla sevişen erkeğin erotik imgesi (kadının bacakları omuzlarmdaydı şimdi) son derece tahrik ediciydi. gözlerinden belli bir kere. izleyenle izlenen arasındaki ayrımdı bu." 15. söylemeliydim sana ama seni daha ilk geceden şaşırtmamak için sormak istemedim. Chloe bizi izlemiş miydi orada gece boyunca? "Özür dilerim. özne/nesne ayrımını dü şünmedikleri gibi." Odanın bir kenannda. Akıl gövdeyi asla terk edemez ve belli durumlarda terk etmesi gerektiği düşüncesi de oldukça safça geliyor bana. "Saçmalama. insanın utangaç durumlarda özne ile nesne arasında hissettiği o rahatsız edici mesafe gibi değildi. .. Akıl da işte bu tür deliliği reddedişin bir simgesi.durumuna benzetilebilir bu . evleneceği gün annesinin "Bu gece kocanın delirdiğini sanabilirsin. kendi halini fazlasıyla düşünenlere kıyasla ne kadar şanslıdırlar. Ahengi kuran. belki de çocuk gibi utangaçlık ediyorum kim bilir. seni." diye yanıtladım. o zaman düşünmeli. gövde yalnızca kendi zevklerini düşünür olurdu. "Ne düşünüyorsun Sokrates?" diye sordu. o zaman bir tarafta bir deli. başkasını düşünmesi. 16. ötekini uyaran yollara düşmek gibi bir kaygı da hissedilmezdi. bir başkasının gövdesiyle bütünleşmesi. çekmeceli bir dolabın tam üzerinde Chloe'nin bakış alanına göre yerleştirilmiş ve ikimizin çarşafların arasındaki çıplak vücutlarını yansıtan büyük bir ayna vardı. insanın kendi dünyasından çıkması. değerlendirdiğini ya da salt baktığını hissetmezler. ama aynı zamanda ne kadar rahat hissettiğimi.farkına varır varmaz ölümü boylar kahramanımız. Chloe ile yaptıklarımızı nesnelleştiriyordu ayna ve bu arada sevişmenin hem oyuncusu hem de izleyicisi olabilme keyfini yaşatıyordu." Chloe gülümsedi. gecenin nasıl sonlandığını. İnsan bir şey hissetmiyorsa. onunla ve onun için doruğa ulaşmak anlamına da gelir. dindar bir bakire olurdu. onun hissettiği zevki hissederek davranması. Odanın kenannda duran aynada çarşafların arasında birbirini kucaklamış. "Komik bir şey mi var?" "Bir saniye arkana dönsene. Masters ve Johnson'un vaha evresi dedikleri süreçte. Chloe beni kendine doğru çekerek bacaklarını açtı ve yavaş yavaş sallanmaya başladık yine. Aklın gövdeyle işbirliğiydi bu. ama sabaha iyileşmiş olacaktır" diy'er-ek uyardığı genç bir dindar bakirenin öyküsü vardır. ama evet.

1989} . Doğallığa tutkun ama doğallıktan yoksun bir dünyada. birbirimize boş gözlerle bakıyorduk. ama bu ironik durum sevişmenin yalnızca gövdeyi -ve dolayısıyla doğayıilgilendirdiğini savunan modern bakış açısından böyleydi. kaleydeskopik. politik olanın. Kasıklarımız ağır sıvılarla nemlendi. Alex Comfort. orta parmak dudakların arasında bulunmalı ve parmak ucuyla vajinaya girip çıkmalı. şekilden şekle girebilen. tabu olanın ötesindeki çığlıklara dönüştüğü bir unutkanlık âlemine girmiştik. eli vulvayabastırmak. saçlarımız terden sırılsıklam olmuştu. bu arada avucun da kasık kemiğine sertçe bastırıyor olunması en iyi yöntemlerden biri sayılır. tüm sözlerin ve kurallann eriyip gittiği. orgazmı insanlığın yitirdiği ve bugün artık yapay bir cennete dönüşmüş doğayla bağını kuran bir öge olarak gören seksologlar da ket vurulmuş bürokratik öğütler vermekten kurtulamazlar. (Haz faşizminin bugün hâlâ okunan kitabı Cinselliğin Keyfi { Cinselliğin Keyfi. o yitik enerjinin yasını tutmaya başladı. okurlarına şu gayet ciddi. Chloe ile arzularımıza kapılmış gidiyor gibi görünüyor duk ama aslında birbirimize uyum sağlamaya çalışıyorduk bir yandan da. ilkelliğe duyulan nostaljiyle ortaya çıktı. dilin patlayarak anlamm. 18. Zamansız bir yerdeydik sanki. orgazmın doğallığına aykırıydı belki. aklımız ve gövdemiz tıpkı o öteki ölümde olacağı gibi birleşmişti işte (başka türde bilgiçler boşanmayı seçmişlerdir). hem kısa hem uzun. doğallık düşüncesini bozuyor çünkü doğa miti (tıpkı Hegel'in Minerva Baykuşu gibi) doğanın artık varolmadığı noktada. .") 19. Sevişme Rehberi. Bu gibi zıtlıklar. dilbilgisi hatalarıyla dolu önerilerde bulunuyor: "orgazm için olduğu kadar hazırlık aşamasında da. Quartet Kitapları.17. Chloe ile kapıldığımız ritmik tempo çok geçmeden doruğa ulaştı. Sürecin doğal bir biçimde gelişmesi için gösterdiğimiz akılcı ve teknik çabalar. olabildiğince ölümlü.

kurundum ve Chloe'nin bana vermiş olduğu yeni dış fırçasıyla dişlerimi fırçaladım." 4. fayanslara çarpan su sesiyle ben de uyandım. çalar saatine. Bir köşede parlak san bir radyo duruyordu. önemli bir tehlikeyi gözden kaçırmamız olası: Sevgimize karşılık verdi ğinde. dükkânlarda satılanlardan öylesine farklıydı ki (gerçi geçenlerde Oxford Caddesi'nde aynı radyodan görmüştüm). çerçeveli bir Matisse afişi sandalyeye dayanmıştı. yatağında. losyonlar. her şey öylesine mükemmel ve zevkli. o zaman o aşka karşılık vermeleri durumunda zorlu bir ikilem ortaya çıkmış olmuyor mu? Şöyle bir soru sormak durumunda kalıyoruz. Ama Chloe'nin uyanır uyanmaz yapacağı bazı işler vardı: Bitişikteki banyoda saçlarını yıkıyordu. ona duyduğumuz ilginin ne kadar çabuk söneceği." Kıpırdandım. Bir on beş dakika sonra . sen de o arada duş alsana. Dolapta temiz havlu var. anahtarları. Katıksız sevgiyle birine bakıp (bir meleğe) onunla cennette birlikte olmanın verebileceği zevki düşlerken. yatakta onun yattığı tarafa iliştim. eğer o kadar harika bir insansa. pufladım. nasıl oluyor da benim gibi birine âşık olabiliyor? 2. bir de oyuncak fili Guppy duruyordu. zeki ve esprili birine kendimizden kaçmak işin âşık oluruz. düzelteceğim. iksirler. sevgilinin antropolog âşığı oldum. Cumartesi sabahıydı ve Aralık güneşinin ilk ışınları perdelerden içeri süzüyordu. Ne kadar çirkin. aptal ve sıkıcıysak. Chloe'nin sahip olduğu her şeye karşı bir büyülenme haline sokmuştu be ni aşk. Psikoloji öğrencileri için 'ertesi sabah'tan daha zengin bir araştırma alanı yoktur. bir kutu aspirine ve komodinde duran küpelerine bakabilmek bir ayrıcalıktı.ALTINCI BOLUM Marksizm 1. "Benim iç çamaşırlarımı mı deniyordun yoksa?" diye sordu Chloe az sonra beyaz bir bornoz ve başına sarılmış havluyla banyodan çıkarak. Saçımı yıkadım.bizim gibi birini sevebilecek kadar zevkten yoksunsa. en az o kadar güzel. çarşaflarında kıvrılıp yatmak. 3. Ama böylesi mükemmel bir yaratık kalkıp bir gün bizi severse ne olacak? Şaşkına dönebiliriz . Sığınağında. ofladım. Sahip olduğu her şeye bir duygu yatırımı yapıyordum. iç çektim. günlük yaşamını oluşturan nesnelere. Doğrulup. avazım çıktığı kadar bağırarak şarkı söyledim. kokusunun sinmiş olduğu bölgeye yerleştim. Çekmece dolabının üzerindeki kitapların yanında çantası. bir şişe soda. gördüğüm kültürel manifestoya hayranlık duyuyordum. "Ne yaptın buca zamandır? Hadi artık kalk yataktan. Bir de öpücük ver bakalım. dün gece giydiği giysiler aynanın yanındaki dolapta asılıydı. kavanozlar. Banyosu da bir başka harikalar diyarıydı. Bir röntgenci gibi gizlilikle odayı gözlemeye başladım. parfümlerle doluydu. "Ben kahvaltı hazırlayacağım. gövdesinin tapınağında kutsal bir yolculuğa çıktım. nasıl umduğumuz kadar harika olabilir? Âşık olmak için sevgilinin bizi bir şekilde aştığına inanmamız gerekiyorsa. Banyoda saçını yıkayan deniz kızımın yokluğunda her şeyi birer simgesel ve erotik nesne olarak fetişlere dönüştürdüm. günlük yaşam bambaşka bir özelliğe bürünmüştü. her sabah uyandığında çevresini saran duvarlara.

"Harika." "Ne kadar tatlısın.Chloe." Yalan söylediğini biliyordum tabii. Bu duygu üzerinde durmamın tek nedeni." "Senin gibi tembel değilim de ondan. üstelik yapış yapış dediği şeylerin hepsine yürekten bağlıydı. "Çilek yok ama ahududu var. Chloe'ye ne kadar âşık olursam olayım. sen niye sevmiyorsun?" . ne yapıp da sevgiyi hak ettiğini anlayamayınca. bir türlü aklımın gerisine itemedeğim (hatta sinirime dokunan) ve bir türlü çözemediğim şu düşünceye yol açıyordu: "Bunları hak etmek için ne yaptım ben ?" 9. Chloe yatağı yapmış. bir sürahi taze kahve. "Havalara girme. duygusallıkla dalga geçiyor ve sert görünmeye çalışıyordu ama gerçekte tam tersiydi bunların.yatak odasına döndüğümde. "Çilek reçelin var mı?" diye sordum Chloe'ye kalabalık masayı gözlerimle tarayarak. 10." "Saçmalama. Kahvaltı sırasında birden fark ettim ki bu durumu kabullenmek biraz zordu. Dışardan bakınca bunda bir olağandışılık yok elbette. Hoşuma gitmediği anlamına gelmiyordu bu. Ama bir de neden sevildiklerini sorgulayacak kadar güvensizler vardır ki onları ikna etmek pek kolay değil dir. kendilerinin zaten sevilesi olduğuna inanmışlardır. Chloe dün gece vücudunu. temelde yatan sorunla karşılaştırıldığında incir çekirdeğini doldurmaz. masanın tam ortasındaki vazoda da kırmızı ve sarı çiçekler duruyordu. portakal suyu. sevilmenin aslında daha zor. bu okun gelip saplanmasından daha kolay olmasıydı. sen seviyor musun?" "Ben severim. ama ben ona âşık olduğum için bana karşılık vermesi olasılığını tamamen göz ardı etmiştim. bu konuyu düşünmemiş. İnsanın. bir kahvaltı ziyafeti hazırlamıştı." dedim ve beline sarıldım. Hadi soğumadan yiyelim. Bir sepet kruasan. sahte iltifatçılann tüm şikâyetlerine hazırlıklı olmalıdır. bu sabah mutfağını açmıştı ama bunlar. bir başkası tarafından sevildiğinin farkına varması sevindirici olabileceği gibi birden korkutabilir de. yapış yapış kahvaltı sırasında belki de apaçık olan bir şeyin yeni farkına varmam." "Böğürtlen reçeli de var. Neden sevildiğinden emin olamayınca." dedim. Yalnızca ekmek kızartmamış. idealist. başından beri bildikleri gerçeğin onaylandığı sanısına kapılırlar -onlar. hak etmediği bir şeye sahip olmuş gibi hissediyor insan kendini. kruasanlar tam Fransız usulü. hayalci ve özverili. yani Eros'un okunu göndermenin. aklımı karıştırdı ." "Hayır ama gerçekten öyle. bana olan ilgisi cesaretimi kırıyordu. neler yapmışsın." "Böğürtlenden nefret ederim. Tartışmalara bulunan bahaneler. kahve olabildiğine aromatikti ve tüm bunların simgelediği ilgi ve şefkat beni rahatsız etmişti. Beni böyle her gün kahvaltıyla şımartan birisi yok. 5. Bu şekilde karşılık gören bazı kişiler. Romantizmle. senin için yapmadım ki. 6. benim ona hissettiklerimi bana karşı hissetmeye başlamış gibiydi. fark eder mi?" "Fark eder aslında. 7. Ben her hafta sonu böyle kahvaltı ederim. "Ben duş alıp giyinene kadar sen bütün bunları hazırlamışsın. yumurta ve kızarmış ekmek vardı. Bu gibi talihsizlere kahvaltı hazırlama talihsizliğine düşen sevgililer. Bizim tartışmamızın bahanesi çilek reçeli oldu. sevilmeden seveceğimi sanmıştım bunca zamandır. odayı temizlemiş ve perdeleri açmıştı. 8. Bu harika.

insan tek başına acı çekmenin edilgenliğini terk ederek bir başkasını da üzebilmenin sorumluluğunu üstüne almak zorunda kalır. Bana diş fırçası vermiş olması." "Evet saçmalıyorsun. hatta salakça görünüyordu bana." 11." "Ama doğru dürüst reçeller var. Marx'm bir esprisi vardır. neden ısrar ediyorsun?" "Canım reçel istiyor da onun için." "Her şey soğuyacak dedim. Karşılıksız aşk ıstıraplıdır ama en azından emin bir şeydir. benim ruh halime gösterdiği bu duyarlılık hiç hoşuma gitmemişti."İğrenç geliyor bana. Neden canavarlaşmıştım böyle? Ben hep bir tür Marksist olmuştum da ondan. Sorumluluk ne büyük yük getirir insana. şimdi gidersen her şey buz gibi olacak. Bense masada kalakaldım. odadan gelen ağlama benzeri sesleri dinledim ve sevdiğimi iddia ettiğim kadının moralini bozduğum için kendimi salak gibi hissettim. Benim için bu kadar çaba harcaması. Chloe'yi incittiğim için kendime duyduğum nefret. Bu Marksist düşünceyi saçma bulup güleriz: Nasıl olur da hem bir kulübe üye olmayı isteyip. bana inanarak zayıflık göstermesi ve onu kırmama izin verdiği için nefret ediyordum şimdi ondan. kendisini üyeliğe kabul ede cek kulübe girmeye tenezzül etmediğini söyleyerek gülerdi kulüp üyeliğinde olduğu kadar aşk için de geçerli bu. 14. neden ki?" "Saçmalıyorsun çünkü. gösterdiği bu zaaf nedeniyle onu cezalandırmak istiyordum. bir de kalkıp yatak odasında benim yüzümden çocuklar gibi ağlaması aşırı duygusal. 13. yalnızca çilekli yok. Ama aşk karşılığını bulduğunda. bir an için ona yöneldi. başkasıyla ye reçelini. tek taraflı ıstırabın acıtatlı bir tarafı da vardır aslında." "Neden bu kadar büyütüyorsun ki?" "Çünkü doğru dürüst bir reçel olmadan kahvaltı edemem ben. yalnızca senin sevdiğinden yok. ne var bunda?" "Neden bu kadar zorluk çıkarıyorsun ki? Ben kalkıp sana kahvaltı hazırlıyorum. sonra da kabul edilince artık istemiyorum? Nasıl olur da Chloe'nin beni sevmesini isteyip. 15." "Anlaşıldı. sonra birden kalkıp yatak odasına gitti." "Saçmalamıyorum." "Canım reçel istiyor. 12. kapıyı da arkasından çarptı. sevdiği zaman sinirleniyorum? ." "Dükkân uzakta mı?" "Neden?" "Gidip alacağım da ondan." 'Tanrı aşkına daha yeni oturduk şu masaya. Bana." "Gideceğim. Chloe'nin gözleri parladı. Eğer o kadar istiyorsan defol git. çünkü insan kendisinden başka birini incitme tehlikesine düşmez. sense bir reçel yüzünden söylenip duruyorsun. Yani doğru dürüst bir reçelin yok mu şimdi?" "Ne demek doğru dürüst reçel? Masada beş çeşit reçel var. kahvaltı hazırla ması. Bir sessizlik oldu." "Neyin var senin?" "Hiçbir şeyim yok.

ona kantinden aldığım portakal suyunu yudumlarken. aşk arzulanır ama kabul edilemez. Birkaç yıl sonra bir başka kızla çıkıyordum ve o da (her iyi Marksist gibi) bir erkeğe âşık olabilmesi için erkeğin ona meydan okuması gerektiğine inanıyordu. Kadın/Erkek olabilir bu. Ve işte bu gibi nedenlerle. beni yanlış anlamış olmuyor muydu? Yine o klasik Marksist düşünceye dönüyoruz işte. "Bir erkek beni dokuzda arayacağını söyleyip. fazla iyi davranmamalıdır ona başkaları neden kendisinden daha çok değer versin ki? Sevdiği kişi ona tesadüfen iyi davranırsa (sevişirse. Karşısındaki insanın bu sevginin farkında olması bile gerekmemektedir. Yani belki de istediğimiz aşk değil. saat dokuz buçuk olduğunda hâlâ aramamışsa ayaklarına bile kapanabilirim. kulüp üyeliğimizi uzatırsa) o zaman kendi içimize dönerek o kişiyi neden sevdiğimizi anımsamak durumunda kalırız. bir kulüp." O yaşımda bu kızın Marksizmini içgüdüsel olarak algılamış olmalıyım çünkü her söylediğine ve yaptığına ilgisiz davranmak gibi bir çaba sarf ettiğimi anımsıyorum. Chloe benimle sevişerek. bir serseriyi sevdiği için değerini yitirir. Sürekli geç aramaya çalışmak yormuştu beni. âşık olacak birini bulabilmek. "Ne yani. Başka Marksistlerin davranışlarına sık sık tanık oldum. dokuzda ararsa telefona bakmam bile. yeterince tanımadığına göre de tanıyana kadar sevgine alışmak delilik olur. Bunun nedeni belki de belli bir tür sevginin özünde kendimizden. o kadar sabırsız olunacak ne var? Beni bekleten erkekleri severim ben. bana iyi davranarak değerini yitirmişse. Bir . Chloe'nin duygusal yaşantısını benim gibi bir serseri üzerine temellendirmeyi düşünebilmesi bile çok ilginçti. 20. çünkü gerçek benlik ortaya konduğunda hayal kırıklıkları yaşanacaktır . o zaman biz nasıl ona inanırız? 17. Bu çabalarım ilk meyvesini birkaç hafta önce tattığım ilk öpücükle verdi. yeterince tanımıyorsun diye düşünür Marksist." demişti bana. hak etmediğini düşündüğü için bu güzelliği yok etmektir. Sonradan yitirilecek bir aşk armağanını kabul etmenin ne anlamı var? Beni seviyorsan. Bana biraz âşık olmuş gibi göründüğüne göre. Sevdiğimiz kişi sevgimize karşılık verirse (Tanrı dualarımızı kabul ederse. Ama çok güzel (ve aşk sanatında voleybolda olduğu kadar atılgan) olmasma karşın ilişkimiz sürmedi. bu belki de bir Marksistle tehlikeli derecede yakınlaşarak kaptığı Benmikrobundan kaynaklanmıyor muydu? 19. O kişi kalkıp da bize inanmaya başlarsa. Karşılıksız bir aşkın kurbanı bir gün aşkına karşılık bulacağı hayaliyle yaşarken. okuldaki voleybol takımının kaptanı. On altı yaşımdayken. fazla destek olunmamalı. kendi kendisine verdiği değerin bir uzantısı olarak fazla aranmamalı.zaten yaşanmış olan bir hayal kırıklığının (bir anne ya da babanın elinde) geleceğe yönlendirilmiş halidir bu. kendi zaaflarımızdan kaçmak için bizden daha güçlü. gülerse. hem çok güzel hem de koyu bir Marksist olan on beş yaşındaki bir kıza âşık olmuştum. Marksistler gerçek benliklerini öylesine küçümserler ki her türlü yakınlaşmanın onları birer şarlatana dönüştüreceğini sanırlar. daha güzel olana sığınmayı istemekten kaynaklanıyor Tam. hoşuna gitmediğinden değil.16. Ortodoks bir Marksist ile yapılan işbirliği eşitsiz bir şefkat dağılımı ve paylaşımı üzerine kuruludur. Sevdiği kişi karşılık veriyorsa. 18. Marksist'in bilinçaltında düşlerin düşler âleminde kalması gerektiği düşüncesi yatar. kahvaltı hazırlarsa sözgelimi) Marksist'in ilk dürtüsü.

gerçi belki ciddi söylüyordur diye tedirgin olmamış değildim hani. Peki ya komşu kalkıp da bize âşık olup. belli bir yön duygusu hissetmeyince. bizim olmadığı için hayranlık duyabileceğimiz (bakımlı olsun olmasın) çimenli bir bahçe bulabilmek. Albert Camus. ruhsuz görünmeye başlamaz mı? Belki de aradığımız daha yeşil çimenler değil. Tutarlı bir öykü." diye yanıtladım. komşunun çimenlerinin her zaman daha yeşil olduğu inancını ortaya koyan bir komplekstir bu. şu ikilemli cümleyle özetlenebilirdi demek ki: "Bana karşı gel seni seveyim. benimle sevişme sana tapınayım. üstünü değiştirmezsen ben parka gitmiyorum." Ama benim de inadım tuttu ve kazağımı değiştirmeyi reddettim. 22." 21." "Ne giydiğimin ne önemi var Sophie? Parkta yürüyüşe çıkıyoruz. şu kazağı çıkarmazsan seninle dışarı çıkmıyorum. aynı eksiklikleri bir başkasında görmek hoşumuza gitmez işte. bu korkunç kazağı çıkarmadığınasevindim aslında. "Şaka olmalı. zamanında arama seni öpeyim. hem de duygusal olarak son derece derli toplu göründüğü gerekçesiyle âşık olduğumuzu öne sürmüştü. Bu durumda." Bunu bahçıvanlığa uyarlayacak olursak. Birinin bizi sevmesi. dışardan son derece denetimli görünen. öteki insanlarda bunları gördüğümüzü sanırız. "Nereye gittiğimiz hiç önemli değil. Mesele aslında komşunun bahçesinin daha yeşil ya da bakımlı olması (ya da Chloe'nin gözlerinin herkesinkinden daha güzel ya da aynı fırçayla başka birinin de saçını aynı şekilde fırçalayacağı) değildir.sabah birlikte parkta yürüyüşe çıkarken son derece iğrenç. bak söylüyorum. Bahçede tek başına otururken. 24. Benmikrobu taşımayan komşumuza ait olmasıdır. komşunun çimenlerine gözlerimizi dikmişizdir açgözlülükle (ya da Chloe'nin güzel gözlerine. bahçeyi ayıran duvarı yıktırmak için belediyeye başvuracak olursa? Çimen kıskançlığımızı tehdit etmez mi bu? Komşunun bahçesi yavaş yavaş cazibesini yitirerek. sorduğumuz soruyu buluruz karşımızda. o ana dek somurtan Sophie kolumu tuttu. O çimenleri daha ye şil ve daha güzel kılan bize değil. kendimizi dağınık hissetmemize karşılık." dedi Sophie beni merdivenlerde görünce. parka doğru yol alıyorduk. başkalarının dışardan bakınca hem fiziksel. cart mavi bir ka zak geçirmiştim üzerime. sözümü dinleseydin ne kadar zayıf olduğunu düşünecektim. kendi bahçemiz gibi bakımsız. Chloe ile ilişkimde de buna benzer bir durum yok muydu? İlk bakışta. hem de onun tarafından taşınmak sorumluluğunu üstümüze almak zorunda kalırız. saçını nasıl fırçaladığına falan). Üstelik öyle bir savundum ki kazağımı. beni öptü ve sessizliği kırarak Marksizmin özünü oluşturan cümleyi fısıldadı: "Üzülme. kızmadım ben sana. Bir yanıt arıyoruzdur. 23. sabit ve tutarlı bir kişiliği vardı oysa cinsel birleşme . çok geçmeden Kraliyet Hastanesi'nin bahçesi önünden geçiyor. Tannsal bir hayranlık ve tapınmanın ardına saklanmaktan istemeden vazgeçerek birini hem taşımak. Böyle bir kazak giymiş biriyle görüleceğimi sanıyorsan yanılıyorsun. Parkın kapısına geldiğimizde. Marksist'in çığlığı. bizimle aynı gereksinimleri paylaştığının bir kanıtıdır. Onların da bir idol yaratmak gibi bir gereksinimi olduğu ortaya çıkar. sabit bir kişilik. Bir eksiklik duymasaydık sevmeyecektik belki ama. "Bak söylüyorum. çocuklar gibi edilgen olmaktan. onlar da çaresizdir bizim gibi.

Öznel Kaos Chloe'nin düşlediğim bütünlüğü Şekil 6. Ben kapılmak istemezken. 29. biri severken ötekinin sevmemesi. Kolay olmadı elbette (önce telefonu yüzüme kapattı. biri sevmez olunca ötekinin yine sevmeye başlaması gibi zaman içinde kayıtsızlığa uzanan yolda bulmamız tehlikesi vardı. Demek ki arzu edilen insan. arzu duyduğuna onu yakaladığı anın ötesinde arzu duyamaz olur. aşırı kırılganlık ile aşırı bağımsızlık arasında bir denge kurmak zorunda Marksist için. yani en azından şimdilik. Dört asır sonra aşkın nasıl beslendiğini irdeleyen Montaigne de aynı düşünceyi savunuyordu: 'Aşk. Chloe'nin işi zordu: Ne benim bağımsızlığımı tehdit edecek kadar kırılgan ne de kırılganlığımı yok edecek kadar bağımsız olacaktı.1 25. Çoğu ilişkide. bizden kaçanı yakalamak için duyulan çılgın arzudan başka bir şey değildir' . Kendi kendine duyulan nefret . bir yöndür aşk.sonrasında onun da belli gereksinimleri olan kırılgan ve dağınık yüzünü görmüştüm (bkz. 28. soğukluğu aşka duyulan gereksinimi bile yok etmeye yeterdi. Ama daha mutlu bir sonuç yaşandı.' diyordu ve Roland Barthes da tutkuyu elde edilemez olana duyulan özlem olarak tanımlıyordu. en çok yeğlenen engeldir. Batı düşüncesinde aşkın yalnızca karşılıksız kalabilecek Marksist bir alıştırma olduğunu. Ben o kahvaltıdan eve özürler dileyerek. Bu düşünceye göre. insanın kendi kendine duyduğu sevgi ile nefret arasındaki dengeye bağlıdır. Bütün davranışların toplamından oluşan. Troubadour şiirinin tümü. Psikopos Butler'ın "öz" benlik dediğine bağlanan ve cinsel çekim duyan klasik bir Nietzsche'ci benlik sorunsalı değil miydi bu? Gözyaşlarının ardından da Bob Dylan'ın o ünlü "Üzerime yıkılıp kalma (bu gece)"sözleri yankılanıyordu. hakaretlerden. ama özürlerden. Chloe'nin gözyaşlarının beni tedirgin etmesi.Anatole France'ın düsturuyla da örtüşen bir görüştü bu: 'İnsanın sahip olduğu bir şeyi sevmesi alışıldık bir durum değildir. suçluluk duygusu ve utanç içinde. Romeo ve Juliet aynı günün öğleden sonrasında Ulusal Film Merkezi'nde Aşk ve Ölüm'ün dört buçuk seansının karanlığında yapış yapış bir sevecenlik içinde ele ele tutuşmuşlardı. aşk vanlacak bir nokta değil o noktaya giden yolun kendisidir ve âşığın hedefine ulaşması. 26. çünkü arzu duyulanı elde etmek o arzuyu öldürür.' Stendhal de aşkın ancak âşık olunan kişiyi yitirme duygusu üzerine temellendirilebileceğine inanıyordu. o akımın şairleri sürekli reddedilenlerin acıklı haykırışlarını yineleyip durdu. Denis de Rougemont ise. âşıklar zaten sürekli özlem duymak We usanmışlık arasında gidip gelirler. Chloe ile kendimizi işte böylesi bir Marksist kısırdöngü içine hapsederek. cinselliği geciktirmek üzerine kurulu olduğu için. sonra birlikte olduğum kadınlara her zaman böyle terbiyesizlik edip etmediğimi sordu).1). onun ba na kapılmasına sinirlenmiştim. Aşkın belli bir ortamı yoktur. Tutkuyu çoğaltandır. Chloe'yi yeniden kazanabilmek için her şeyi yapabilecek halde döndüm. Gerçi bağımsızlık da kırılgan lık kadar sorun teşkil ediyordu bazen. gözyaşlanndan ve gülücüklerden sonra. ona karşı duyarlılığımı yansıtmasından kaynaklanıyordu aslında. Marksist bir durum gelip dayanır kapıya mutlaka (genelde aşkın karşılıklı olduğu anlaşıldığı anda) ve nasıl sonuçlanacağı. zaten karşılık görmeyerek beslendiğini ileri süren karamsar bir gelenek vardır. yani sevdiğini elde etmesi (yatakta ya da başka şekilde) aşkı küllendirir. dengesizliğin geçerli oldu ğu bir alanda. 27. Mutlu bir son olmuştu. Dolayısıyla aşk karşılığını bulmadan küllenmelidir. şekil 6. Bu düşünceye göre. kimi kadınların kibirli ligi. 'En ciddi engel.

Bu çift cinsiyettiler öyle güçlü. Onunla daha önce bir yerde. Chloe ile ben Noel'i ayrı geçirdik ama yeni yılda Londra'ya döndüğümüzde bütün boş zamanlarımızı birbirimize ayırdık. kitapçılarda gezintiler ve lokantalarda yemeklerle canlanan. Başlangıçta. bütün insanlar çift sırtlı. karşısındakinin gerçekten sevilesi olduğunu kabullenebilir. bir zamanlar çift cinsiyetti olan gövdemizin öteki yansını yeniden keşfetmek gibiydi. O kadar farklı konularda . İş saatleri arasına sıkıştırılan (özleme dayanamadıkça göbek bağımız haline gelen telefona sarılarak). sık sık da yatak larımızı paylaşıyorduk.ağır basıyorsa. dört elli. öyle gururluymuşlar ki Zeus onları ikiye ayırmak zorunda kalmış. İlk haftalar. her iki taraf da aşklarına karşılık bulmanın karşısındakini alçalttığını düşünmeden. öteki yarısıyla yeniden birleşebilmek için çabalayıp duruyor demek ki. çift cinsiyetti canlılarmış. parkta yürüyüşler. her erkek ve kadın. YEDİNCİ BOLUM Sahte Notalar 1. yirminci yüzyıl sonu kent yaşamının tipik bir aşk öyküsüydü yaşadığımız. Ama kendi kendine duyulan sevgi ağır basarsa. bu aşinalık duygusuna ilişkin âşık olduğumuz kişinin bir zamanlar yapışık olup da sonra yitirdiğimiz "öteki yarımız" olduğu iddiasını ortaya atar. 2. çift böğürlü. -erkek ve dişi olmak üzereişte o gün bugündür. dört bacaklı ve aynı başta zıt taraflara bakan iki suratlı. bir önceki yaşamımızda ya da belki rüyalarımızda tanışmışızdır sanki. Âşık olunan kişiyle henüz bir samimiyet kurmadan önce bile onu zaten tanıyormuşuz gibi tuhaf bir duyguya kapılabi liriz. Platon'un Şölen'inde Aristofanes. aşkına karşılık bulan taraf (şu ya da bu nedenle) ötekinin kendisine layık olmadığını söyleyecektir (layık değildir çünkü kendisinden daha iyi birisiyle ilişkiye girmiştir). genelde birbirimizin kollarındaydık.

Ayakkabıyı tasarlayan.. Gövdenin belli bölümleriyle. bilekler omuzlardan daha çok şey ifade eder sözgelimi." dediğim birisini bulmuştum sonunda.anlaşabiliyorduk ki. kaliteli. Chloe ile paylaştığım yaşamı çekici kılan da aramızda kurduğumuz uyumdu zaten. psikolojik farklılıklara kadar uzanan önemli bir estetik simgeydi bana gö re. zaman bize gövdelerimizi ayıran tenin yalnızca fiziksel bir sınır olmadığını. bu cehaleti de arzularla örtmeye çalışırız. Son moda. karşılıklı anlayış temeline oturur. Oysa aşkı eleştirenlerin de işaret etti ği gibi. 5. Nesi vardı Chloe'nin ayakkabılarının? Nesnel bir bakış açısıyla hiçbir şeyi yoktu (insan ne zaman nesnel olarak âşık olur ki?). çünkü tanıdık olanı keşfetmeye yelteniriz. Böylesi bir karara varmak için belki çok küçük bir neden gibi görünecek bu ayakkabı meselesi. benimle hemen hemen aynı şeyleri seven ve aynı şeylerden nefret eden ve yanında sürekli. belli giysiler insana dair ipuçları verir: Ayakkabılar kazaklardan. Âşık olmak. insanın atlayacağı suyun ne kadar derin olduğunun bilincinde olmasıyla başlar. belli ayırıcı noktalara karşın bir zamanlar aynı gövdenin iki parçası olduğumuz sonucuna vanyorduk ister istemez. Aşka şüpheyle bakanlar. aşmaya çabalamanın gereksiz olduğu daha derin. . Dolayısıyla. bizi tedirgin edene yüzümüzü döneriz genelde. benzerliklerin farklılıklardan daha kolay kabullenilir olmasından kaynaklanır (tanıdık olanı yeniden keşfetmemiz gerekmez). olgun bir insan ilk görüşte âşık olmaz. O gece davetli olduğumuz bir partide giymek için Cumartesi sabahı King's Caddesi'nde bir mağazadan almıştı. 3. ben de şimdi aynı şeyi söyleyecektim/düşünüyordum/yapacaktım/anlatacaktım. bilim ve yemek üzerine düşüncelerini paylaştıktan sonra ancak birbirlerini sevmeye hazır hale gelirler. 6. düşünce ve amaçlar çerçevesinde bir araya gelmiş birlik ve benzerlik üzerine kuruludur. bu dolgu topuk sayesinde düz topuklu gibi görünürken. ama ayakkabı. topuğunu yüksek mi alçak mı yapaca gına karar verememişti belli ki. sivri topuklu bir ayakkabı kadar yüksekti. tarafların birbiri içinde eriyerek neredeyse tek kişiye dönüşebilmesini eleştirirler haklı olarak. Böylesi olgun ilişkilerde.. Rokoko çağrışımlı ön kısmında ise kalın bir kurdeleyle yapılmış bir fiyonk ile yıldızlar vardı. psikolojik ayrımların taşıyıcısı olduğunu gösterir. Gerçi aşkın insanın aklını da gelebildiği düşünüldüğünde (genelde tanımadan âşık oianiann içine düştüğü bir durumdur bu) birbirini tanımak. bu duygunun insanlar arasındaki farklılıkları yok edip. kişi eşini gerçekten tanıdığı zaman serpilip büyümeye başlar aşk. İki insan. sanat. düşlerdeki ütopik toplumlar aynı anlayış. "Olamaz. temiz bir çift ayakkabıydı işte . Chloe ile aramızda hoş benzerlikler bulmuştuk ama Mart ayının ortalarında yeni aldığı bir çift ayakkabıyı gösterdiğinde onun belki de Zeus'un acımasız darbesiyle benden aynlan öte ki yarım olmadığını ilk kez düşündüğüm tarihi bir kenara yaz dim. engel de oluşturabilir -ütopya ile gerçek arasında çatışma yaşanabilir. Bu şüphe. iç çamaşırları paltolardan. Filozofların ütopik toplumları farklılıkları barındıran bir pota gibi düşledikleri pek görülmemiştir. 4. bu yakınlık. 7.ama benim nefret ettiğim türdendi. düşüncelerini mucizevi biçimde paylaştığım. başparmaklar dirseklerden. parmak uçlarındaki yükseklik ile topuğundaki yükseklik aynıydı. gönül işlerinde verilen onca zorlu mücadeleden sonra esprilerini sözlüğe başvurmadan anladığım. kendi geçmişleri ve siyaset. Yani aslında duyduğumuz aşkı yetersiz malzeme üzerine temellendirir.

kendi düşüncelerini yansıtan bir çift gözü arayışı (trajikomik) bir görüş aynlığıyla sonuçlanabiliyor işte -ister sınıf mücadelesi. 10. tren penceresin den dışarıyı gözleyen çekici bir insanın başrol oynadığı bir aşk öyküsü uydurmak kadar zevkli bir şey yoktur . Aristofanes'çi eminliğim. Kemancılardan biri ötekilere uyum sağlayabiliyor mu? Flütçü biraz geç girmedi parçaya? Vurmalılar biraz fazla .SAHTE NOTALAR 8. "Mağazadaki bütün ayakkabılan satın alabilirdim. garsonu çağırıp onlan kovdurmasını istiyor." (O ana kadar hemen her konuda anlaştığım) Chloe'nin bana göre zevksiz bir çift ayakkabıyla kendinden geçmesi son derece şaşırtmıştı beni. fantezilerimizde istenen her şekle girerler. Chloe'nin kim olduğuyla ilgili düşüncelerim. sonra onu bir orkestranın seslendirmesine benzer. Chloe'nin o ayakkabıları satın alırken aklından geçirdiklerinden bile rahatsız olmuştum ve kendi kendime. Aynı ruh halini kadının gözlerinden okuyabilmek için ona dönüyor. Hayal kurmak havasındaysanız. Çizmeleri bir görseydin. Kadınla birçok konuda anlaşabildiği için. hem de beni nasıl sevebilir?" diye soruyordum. Demek ki birisini tanımaya kalkışmak her zaman güzel bir süreç olmayabilirdi. hoşlandığı kadınla Paris'te bir gün geçiren adamı anlatıyor bir şiirinde. kafenin penceresinden içerdeki zarif müşteri lere. bu belli hevesi kapsamıyordu. adamın kendi pozisyonundan utanıp sıkılmasına yol açıyor. kendi varoluşunun (birleşik fantezilerimizin ötesindeki) zevklerinin her zaman bana uymayabileceğinin. "Bayılmadın mı ayakkabılarıma?" diye sordu Chloe yeni bir şey almış olmanın heyecanıyla. Chloe'nin seçtiği ayakkabı. "Hem bu tür bir ayakkabıyı. belli konularda birleşsek de bu görüş birliğinin her alanı kapsamadığının rahatsız edici bir anımsatmasıydı. onu gördüğüm andan itibaren düşlerimde kurguladığım güzel imgeyi bozar diye onunla ilgili bazı şeyleri öğrenmemeyi diledim. Ne güzeller değil mi?" Chloe'ye âşıktım ama. 9. kenan altın yaldızlı parlak beyaz duvarlanna bakan yoksul bir işçi ile ailesini görüyor adam. Baudelaire. En kolay âşık olduğumuz kişilerin. ruhunu birleştirebileceği ideal eşi bulduğu sanısına kapılıyor adam. ayakkabılarını birer tutku nesnesine dönüştürebilecek sihirli değnek her zamanki büyüyü yapamadı bu kez. "Ayağımdan çıkarmayacağım bunları. 12. yüzünden ya da sesinden okuyabildiklerimiz dışında pek bir şey ele vermeyenler olduğu belki de doğru. Sevgiliyi daha yakından tanımanın yol açabileceği hayal kırıklıkları. İnsanlar. Öyle müthiş modelleri var ki.Troilus ya da Criseyde başını dönüp sıkıcı bir sohbete başlamaz ya da kirli bir mendile gürültülü bir şekilde sümkürmezse tabii. insanın zihninde muhteşem bir senfoni besteleyip. İçerdeki şatafatı seyreden bu yoksul insanların büyülenmişliği. Düşündüğümüz şeylerin hayata geçirilmesi hoşumuza gider ama kimi küçük ayrıntıların yerinde olmadığına yine de hayıflanırız. ister bir çift ayakkabı üzerine olsun. hoş benzerlikler üzerinde dururken tehdit edici farklılıklarla karşılaşmak da olasıydı. Chloe'nin ayakkabılanna bakarken. Birlikte bir bulvarın köşesindeki kafeye girip oturduklarında. 11. Her aşk öyküsünde böyle anlar yok mudur? İnsanın. şu paçozların kocaman şaşkın gözleriyle ne kadar dayanılmaz olduğunu söyleyerek. Oysa ruhunu birleştirmek istediği kadın.

henüz pro va edilmemiş bir senfoni zamanlama tutturamayan kemancı ve flütçülerden ne kadar uzaksa o kadar uzaktırlar. bahçıvanlığa olan direncim nasıl kırılabi lirdi? Denizaşırı yolculukları neden sevmiyordu? Tann'yla ilgili düşüncelerinde nasıl o denli açık olabiliyordu ("en azından kanser olana kadar öyle")? Bense aynı konuda neden o kadar ketumdum? 15. yabancı bir ülkeye uyum sağlamak gibiydi. kendi tarihimden ayrıldıkça yabancı düşmanlığına kapılıyordum. Ama o fantezi bir konser salonunda çalındığı anda zihnimizden çıkıp havalanan o meleksi varlıklar gerçek birer varlığa dönüşerek kendi zihinsel ve fiziksel (ve genelde tuhaf) geçmişleriyle yere inerler -ve o zaman hangi diş macununu kullandıklarını. işlemeli. cinsiyet. hem kültürel bir değişim geçiriyor.gürültülü değil mi? İlk görüşte mi âşık olduğumuz kişiler. ayak tırnaklarını nasıl kestiklerini. ister klan. temel noktalarda değil (ulusal kimlik. Chloe'yi ev ortamı içinde gözlemlemek çeşitli yönlerini anlamama yardımcı olduğu gibi. oturma odasında Stubbs'vari resimler vardı. sınıf. Antropologlar için topluluk bireyden önce gelir. Adımı sürekli unutmasıyla (ama yeni isimler uydurmaktaki yaratıcı yaklaşımıyla) daha da görünür olan bir köylü kayıtsızlığı vardı kadında. Ömrüm boyunca neden kaçtığımı anlarsın en azından. Chloe makarnayı neden o çok önemli iki dakikayı unutarak fazladan kaynatıyordu? Ben gözlüklerimi neden bu kadar seviyordum? Jimnastiğini neden her sabah yatak odasında yapmakta ısrar ediyordu? Benim neden mutlaka sekiz saat uyumam gerekiyordu? O neden opera ya daha çok gitmiyordu? Ben neden Joni Mitchell'den hoşlanmıyordum? Deniz ürünlerinden neden o kadar nefret ediyordu? Benim çiçeklere. Bağımsızlığına karşın. 13. Chloe ailesine pek düşkün değildi ama bir Pazar günü Marlborough yakınlarındaki evlerine davet edildiğimizde kabul etmesi için ısrar ettim. nefret edeceksin oradan. duvarları Trollope ciltleriyle dolu kitap rafları çevreliyordu. Kendi geleneklerimden. Chloe'nin annesi kalın. çiçekli bir etek giymişti. ilişkinin ilk döneminde fark edilen ve içsel fantezilerle dışsal gerçekler arasında kalan sahte notalardan yalnızca biriydi (olabildiğince iyimserlikle söz ediyorum onlardan). ister ulus. aramızdaki bazı farklılıklann kökenlerini keşfetmek açısından da aydınlatıcı oldu. mor bir kazağın altına bol. bireyi anlayabilmek için toplumu anlamak gerektiğini söylerler. Onunla geçirdiğim her gün. üzerinde saman saplan bulacağım sandım . Hem coğrafi. Oturma odası sahte Chippendale mobilyalarla döşenmişti. zihinde bestelenen senfoniler kadar muhteşemdirler. meslek) zevk ve düşünceler gibi nazik konularda ortaya çıkıyordu genelde. Öyle bir durumdu ki bu (sözgelimi) Chioe'nin canı ara sıra geç saatte gece kulübüne. ister aile olsun. benimse avangard bir filme gitmek isteyişimiz ötekinin yerleşik gece hayatı ve sinemasal alışkanlıklarına zıt düşebiliyordu. halı lekeli bir kızıl kahveydi. Budaklı Meşe Kulübesi'yle ilgili her şey Chloe ile benim farklı dünyaların (hatta farklı galaksilerin) insanları olduğumuzu gösteriyordu. dolmakalem değil kurşunkalem kullanmayı sevdiklerini öğreniriz. "Bak görürsün. Yani ayakkabı ya da edebiyat zevki konusunda yaşanabilecek tüm çatışmalardan. Tehdit edici farklılıklar." dedi. yalnız yaşamak ile birlikte yaşamak arasındaki bu yersizlik haline alışmam gerekiyordu. Chioe'nin ayakkabıları. 14. uzun kır saçlarını dağınık bir atkuyruğu yapmıştı. "ama o kadar çok istiyorsan gideriz." 16. Bach'ı değil Beethoven'i dinlediklerini. bir köşedeki saksıdan geçkin bir bitki sarkıyor ve salyaları akan üç köpek oturma odasıyla bahçe arasında koşuşturup duruyordu.

O akşam trenle Londra'ya dönerken. Onu tanımadan önceki bütün o yıllar ve alışkanlıklar. 17. ama yeniydi her şey. Chloe'nin çocukluk dünyasıyla benim çocukluk dünyamı karşılaştırmaktan bitkin düşmüştüm. mekânları bir yandan büyülüyordu beni. Geçmişin öyküleri. Komşunun evini gösterdi. Daha sonra bir de babasıyla yürüyüşe çıktım. Ben Chloe'nin maddi ve mesleki konularda sağduyulu olduğunu düşünüyordum. Çocukluğunu geçirdiği ev. tereyağına biraz sarmısak ezip üzerine tuz serperek hazırlıyordu. Sevmeyerek evlenmişsen. Kiminle evlendiğin pek fark etmiyor doğrusu. sonunda o kadar da kötü olma dığını keşfedebilirsin. ama onu anlamak için sindirmem gereken koskoca bir geçmişi canlandınyordu. Annesinin artık atölye olarak kullandığı yatak odasında. Chloe'nin annesiyle kendi annemi karşılaştırarak. Çocukken amcası piyanonun içinde hayalet yaşıyor dedi diye çıkmaya korktuğu merdivenlerin tepesindeki odayı gösterdi. Ben aşk konusunda uzman sayılmam ama bak sana bir şey söyleyeceğim. Chloe ile anne babası arasında aile folklorunun gelişimiyle ilgili bir soruyanıt volesi şeklinde geçti: Sigorta büyükannenin hastane faturalarını ödemiş miydi? Su deposu onarılmış mıydı? Carolyn emlakçıdan haber almış mıydı? Lucy'nin Amerika'da okuyacağı doğru muydu? Sarah Teyze'nin romanını okuyan var mıydı? Henry gerçekten Jemi ma ile evleniyor muydu? (Chloe'nin yaşamına benden çok önce girmişti tüm bu karakterler . tuhaf geliyordu bana. Ben onu yardımsever ve bonkör bir kız diye biliyordum. Bahçede yürüyüşe çıktık." 21. eski sahibinin oğlunu da bir gün okul dönüşünde öpmüş. Zihnimdeki imge ile ailesinin anlattığı öyküler çarpıştıkça Chloe ile ilgili düşüncelerime. evdekilere göre buyurgan ve talepkârdı sözgelimi. Severek evlenmişsen. 19. Chloe tüm bunları geride bırakarak kente. aslında .neredeyse. benim tanık olamadığım. erkek kardeşinin Chloe yüzünden arabayı çarptığı bereli ağacın önünden geçtik. 20. Chloe öğleden sonra evi gezdirdi bana. o da resimle ilgileniyordu. annesi ise "bütün erkek arkadaşlarını zorbalıkla yola getirdiğini" anlatıyordu. anne babasının gözünde bana göründüğünden ne kadar farklı olduğunu izlemek heyecan vericiydi. Ne kadar tuhaf. kentin değerlerine ve arkadaşlanna kaçmış da olsa ailesi onun ait olduğu ortak bir genetik ve tarihsel geleneği temsil ediyordu. sonunda büyük olasılıkta soğumuş oluyorsun ondan. ben gittikten sonra da orada olacaklardı). Babası ise yürüyüş yapmayı seviyordu. Çocukluğunda anne babası bir çocuk kitabından esinlenerek ona Küçük Bayan Pompadosso adını takmış. yazlan orada böğürtlen toplarmış. Kuşaktan kuşağa geçen benzerlikleri görmeden edemedim: Annesi de patatesleri kızı gibi. hatta aynı Pazar gazetelerini okuyorlardı. 18. canı sıkıldığında oyuncak fili Guppy'yi alıp saklandığı küçük bir bölmeyi de gösterdi. Chloe'nin. bir yandan da korkutuyordu. bu iki kadının çocuklanna ne denli farklı dünya görüşleri aşıladığını düşündüm. benden önceki yaşamıyla ilgili ayrıntıları da katmak zorunda kaldım. "Kızımla birbirinizden hoşlandığınızı biliyorum. otuz yıllık evliliğin epey ilginç şeyler öğrettiği beyefendi bir adamdı babası. babası ise kalkmış kızının "gerçek dünyayla ilgili en ufak bir şey bilmediğini" söylüyor. bir minik diktatörmüş yani.ve insanın asla kurtulamadığı aile bağları gibi. hafta sonları beni Hampstead kırlanna sürükleyen ve babası gibi temiz havanın yararlarını anlatan Chloe gibi. Yemeğin büyük bölümü.

o ayakkabılar nedeniyle ilişkimizin en büyük ikinci kavgasını ettik. O aile ortamı içinde ilkel bir nostalji de duyarak her ilişkinin doğasında varolan zorluğu fark ettim . Bu iki terim genelde iyimser biçimde özdeşleştirildiği.yeni bir insanı tanımak. politik arenada olduğu kadar insanın kişisel dünyasında da radikal bir seçimi simgelediği için felsefi bir sorunsal oluşturuyordu: Aşk ya da liberalizm arasındaki seçimdi bu. bırakın melodramatik yanını. çünkü sevmek ve yaşatmak olanaksız gibidir. vatandaşlıktan pek söz etmeyen ülkeler vatandaşlarını neden kendi halinde . hakaretler ve bağırış çağırışlardan sonra ayakkabının sağ teki camdan gürültüyle Denbigh Sokağı kaldırımı na uçtu. evini. Chloe'nin ayakkabılarına kısaca dönecek olursak. onun bir öteki olması. biri diğerinin özü gibi görüldüğü için aralarında bir seçim yapılabileceği gözden kaçırılmıştır. sekizinci bolum Ya Aşk Ya Liberalizm 1. alışmaya çalışmak. dünya görüşlerimizin örtüşmeyebileceği gerçeğinden kaynaklanıyordu. anne babasını ve tarihi zihnimde çoktan evcilleştirmiş olduğum biri için çocukça bir özlem duydum. Tren penceresinden Wiltshire doğasını seyrederken. ona kendini anlatmak. 2. eğer yaşatılıyorsak bu genelde sevilmediğimiz anlamına gelir.burnunun şekli ya da gözlerinin rengi kadar önemli bir parçasıydı Chloe'nin. gözyaşları. Oysa ikisini ilişkilendirmek anlamsızdır. bütünüyle anladığım. Evet itiraf ediyorum. Ayakkabılar ile uluslar arasında benzerlik kurarak. Âşıkların birbirlerine ettikleri kötülüklerin açık bir düşmanlık durumu dışında neden hoşgörülemeyeceğini (hatta kavranamayacağını bile) soralım kendi kendimize. soruları çoğaltabiliriz de: Sosyal birlikten. Olay. o ayakkabıları satın almış olmasının kendime sakladığım düşüncelerle sonlanmadığını söylemeliyim belki. Chloe'de bulabileceğim tüm farklılıkları düşünmenin yarattığı korkuydu belki bu.

bence zarif bir ayakkabı. Aşk ve liberalizmin ikilemleriyle ateşlenmişti tartışmamız. "Pek beğenmedim açıkçası. değil. Onu sevdiğim için söylemiştim o sözleri ." "Kendime yeni ayakkabı aldığım için kıskanıyorsun sen. sevgiden." "Belki de anlamıyorum ama bir ayakkabı zevksiz mi değil mi görebiliyorum. Chloe'nin birkaç dakika sonra (belki de yalnızca göstermek amacıyla) ayakkabılardan birini ayağından çıkartarak bana attığını. Zaten onun için sana ne kadar berbat olduklarını söylüyorum." "Ama geri kalan hemen her şeyini beğeniyorum." "Zevksiz değiller bir kere." 4. benziyorlar." "Öyle işte. kardeşlikten en çok söz eden ülkeler sonunda neden kıyımlara sahne olurlar? 3. daha doğrusu bir arkadaşımda ideallerimi aramak aklımın ucundan bile geçmezdi). Yoksa kim söyleyecek sana ayakkabılarının çirkin olduğunu? Gerçi benim ne düşündüğüm neden bu kadar önemli olsun ki?" "Senin de beğenmeni isterdim de ondan. Her yaptığım yanlış olmak zorunda mı?" "Hadi." "Baksana ayakkabılarımı bile beğenmiyorsun." "Ben seninle açık konuşuyorum o kadar." "Bakalım aynı düşünceyi paylaşan birini bulabilecek misin?" "Sen modadan ne anlarsın ki. Bence harika." "Neden?" "Bu tür ayakkabıları sevmiyorum da ondan." "Nasıl giyebilirim ki şimdi?" "Neden giymeyecekmişsin ki?" "Çünkü daha bir dakika önce onları pelikan gagasına benzettin. Bence bu akşamki parti için uygun değiller." "Harika." "Hadi kabullen artık Chloe." "Yani partide pelikan gibi mi görüneyim istiyorsun?" "Aslında istemiyorum tabii. dolayısıyla ayakkabının arkamdaki pencereden camlan da indirerek sokağı boyladığını söylemem yeterli sanırım." "Peki giy o zaman. "Eee? Beğendin mi peki?" diye yineledi Chloe. Şimdi size bu melodramın tümünü anlatacak değilim. gerçekten çok kötüler. Öyle olmadığını biliyorsun. . bir arkadaşıma asla yapmazdım bunu (çünkü bir arkadaşım zaten ideallerimden uzak olurdu. Pelikan gagasına benziyor.başka da savunmam yoktu." "Evet." "Hayır.ama rahat bırakırlar? Buna karşın. Senin de beğeneceğini umarak almıştım ama sen kalkmış onları giyince tuhaf bir yaratığa dönüşeceğimi söylüyorsun. onun benim idealim olmasıydı -ayakkabılan dışında tabii— bu küçük hatasını yüzüne vurmam da bundan kaynaklanıyordu." "O zaman şu ayakkabıları neden görmezlikten geliniyorsun ki?" "Çünkü sen daha iyisini hak ediyorsun. böyle söyleme şimdi. Chloe'nin ayakkabılarının ne önemi vardı ki? Onun o kadar güzel başka tarafları vardı ki şimdi kalkıp şu ayrıntıya ki litlenmiş olmam şımarıklık olmuyor muydu? Herhangi bir arkadaşıma söylediğim kibar yalanlan ona da söyleyemez miydim? Tek bahanem onu seviyor olmam." "Peki neden düşüncelerini kendine saklamıyorsun?" "Çünkü sana önem veriyorum." "Gerçekten öyle mi. benim de (belki biraz aptalca ama) yakalamak yerine yaydan fırlamış bu okla vurulmamak için eğildiğimi. şu topuğuna. fiyonguna baksana. sosyal birlikten. Kahrolası ayakkabıları özellikle bu akşam için aldım. 5.

dolayısıyla seni kırabilirim. mükemmelliyetçiliğimiz ve sonunda da hoşgörüsüzlüğümüz. Arkadaşlar arasında belli terbiye ve uygarlık şifreleriyle kurgulanmış belirli bir mesafe vardır. ötekini belli bir kalıba sokmak için girişilen günlük uğraşlardı. düşünceleri. sana nasıl olman gerektiğini söyleyerek onurlandırıyorum aslında. yani tacize de zaman zaman kapılmamıza yol açmıştı. Komşu A'yı Komşu B'ye dönüştürmeye ya da Komşu B'yi evlenmeden önceki idealize ettiğimiz B haline getirmeye çalıştığımızda ayakkabılar uçuşmaya. düşmanca dürtüleri bastıran bir biyolojik yabancılık kılıfıdır bu. 10. İdealimizle gerçeği birbiri üzerinden geçen iki daire şeklinde düşünürsek. ne ilgisi olacaktı çirkin ayakkabıların. Chloe ile eğer arkadaş olsaydık. düşlediklerimiz ile zamanın bize gösterdiği arasındaki o gri alanda filizleniyor. bu dargörüşlülükler asla tek taraflı değildir. 8. ve zaten bü tün kadınlarla erkeklerin. Birbirimiz hakkında bildiklerimizden dolayı birbirimize artık sahip olduğumuzu. boşanma davaları açılmaya başlar. tekillikle ilgilidir. neredeyse lisanslı olduğumuzu sanıyorduk: Seni tanıyorum. böylece aşkın doğasında varolan kötülüğü de göz ardı etmiş oldu. olay budur. bilekleri Komşu B'ninkinden farklı olduğu için Komşu A'ya âşık olunur. her şeyi kabullenebilen evrensel bir duygudur bu. dişlerimizi fırçalarken birbirimizi seyretmek. Peki var mıydı bunun bir bahanesi? Bütün anne babaların. madalyonun öteki yüzüne. birbirlerinin horlamasını duymayan komşuların birbirlerini sevmeleri gerektiğinden söz eder. dişlerin arasında kalmış bir parça marulun ya da yanlış da olsa inatla Bukleye Tecavüz'ü*{The Rape ofthe Lock. genellenemez. Zaten aşka acıyı katan o kriterlerdir. generallerin. Sevgiyi kriterlere ayırarak bu zor konuyu görmezlikten gelen İsa. sınırsız. dolayısıyla bana aitsin. koşulsuz. Alexander Pope [1712-1714]} kimin yazdığı konusunda inatlaşmanın orada sözü edilen sevgiyle? Ama tüm bunlar evcilleştirme adına. romantik aşkı Hıristiyan sevgisine benzetiriz: "Seni bir bütün olarak seviyorum" diyebilen. Oysa Chloe ile ben. Gülüşü. Aşkımızın . Çünkü özel değil. Bir tek camcıların ilgilenebileceği bir konu değil bu bakın. 7. dolayısıyla incitebilirim seni. kahkahası. Hıristiyan sevgisinin yatak odasına geçerken tükendiğini bilirler. asla bu kadar tartışmazdık. artık korunarak sevişmiyorduk: Birlikte uyumak ve yıkanmak. yani iki daireden tek daire oluşturmaya çalıştığımızı söyleyebiliriz.6. Chicago ekolü iktisatçılarının ve Komünistlerin başkalannı kırmadan önce başvuracakları o bildik dizelerden başka . aramızdaki kılıfı yırtmış ve yalnızca aşk hastalığına değil. evrensel bir mesajı vardır o tür aşkın. Şekil 8.Sana önem veriyorum. İşte O sabırsızlığımız. çilleri. Daha idealist olabildiğimizde. ettiğimiz kavgalarla o farklılıklar yarım ayını yok etmeye çalıştığımızı. Ancak âşıklar. Benimle ilgili belki bin bir şey vardı Chloe'yi deli eden: Ruh halim neden sık sık değişiyordu? Bir asırlıkmış görünen bir paltoyu hâlâ giymekte neden ısrar ediyordum? Uyurken neden yorganı hep yataktan düşürüyordum? Saul Bellovv'un neden o kadar iyi bir yazar olduğunu düşünüyordum? Neden hâlâ tekerleğin büyük bir bölümünü kaldırımda bırakmadan park etmeyi öğrenememiştim? Neden ayaklarımı hep yatağın üzerine koyuyordum? Yeni Ahit'te sözü edilen sevgi böyle değildi. her ayakkabıyı seven.1 9. Romantik aşk belli bir gövde üzerinden konuşur. ötekinin yapış yapış duygusal bir film izlediğinde ağladığına tanık olmak.

farklı bakış açılarının geçerliliğini teslim edeceğimize. çünkü hiçbir inanç öfkesini onu kabul etmeyenler ve inançsızlardan çıkarmaktan alıkoyamamıştır kendini. ulusun/çiftin gücüne olan inanç.kronolojisinde kibarlığın (arkadaşlığın) cinsel ilişkiden sonra sona ermiş olması ve ilk kavgamızın ertesi sabah kahvaltıda çıkmış olması rastlantı değildi. vatandaşların da aynı şekilde karşılık vereceği varsayılıyordu .. 14. bencillikten vazgeçmek. Bence bu senin için c/e/y/'ye dönüşmesinden doğuyor zorbalık. aslında benim onları sevmemiş olmama karşın. o farklılıklar yarım ayının yarattığı sabırsızlık (baltalı adamın sabırsızlığı) söz konusu değil mi? Aşkın politikası Fransız Devrimi'nin ayyuka çıkmış tarihiyle başlıyor. Gelgitlerin yalnızca ego A ile ego B arasında gidip gelmesi aşkı doğuruyordu: Superego A superego B'ye saldırdığında ise ayakkabılar uçmaya başlıyordu. artık yalnızca kendi süperegoego çatışmalarımızı değil. ötekine kendi düşüncesini dayatma egzersizine indirgenmişti. Aşkın zorba yanı. şekil. Başka bir deyişle. tekel mallar serbest pazara düşmüş ve genelde (insafa kalmış) insanın kendi düşünceleriyle sınırlanan gerginliklerin ayyuka çıkmasına neden olmuştu. devletin vatandaşlarına yalnız hükmedeceği değil. Chloe'nin ayakkabılarından nefret ederken. birbirimize uygulamaya kalktığımız evrensel doğrulara dönüşüyordu ister istemez. Zorbalıkla son bulan aşklara. Chloe'nin de benim de belli konularda doğrularımız vardı ve bunlar. Kılıfın yırtılmasıyla.birliğe verilen önem. Rohmer'in filmlerinin izleyen kişiye göre değişebileceğini. ille de sevilesi olmadıkları gerçeğini göz ardı ettiğim gibi. Devrimlerin başlangıcı. bense bayılıyordum). Zaten kişiselden evrensele geçilmesinden. Politikanın aşkla bağdaşmadığı sanılır ama Fransız Dev rimi'nin kanla lekeli tarihinde ya da Faşist ve Komünist deneylerde aynı tür bir aşk kurgusu bulmak olası değil mi? Yine de gişen gerçekler karşısında. Freud'çu bir dille ifade edecek olursak. tüm sırlardan kurtulmak arzusu (karşmdakinden korkmak da çok geçmeden âşık paranoyasına ve/ya gizli polisin ortaya çıkmasına yol açar). Hoşgörüsüzlüğün temelinde neyin doğru neyin yanlış olduğuna ilişkin belli kavramlar ile başkalanna ille de doğru yolu gösterme arzusu yatar. çarpıcı bir biçimde bazı ilişkilerin başlangıçlarına benziyor .2 12.2). bir başkasınınkileri de yaşıyorduk (bkz. Marksizm- . 11. Benim için iyi'nin. 8. onları sevmeye de kalkacağı teklif edildiğinde (tecavüzde de bu kadar seçim hakkı bırakırlar insana). benliğin sınırlarını yok etmek. insan bir şeye inandığı anda (la patrie. ikisinin sonu da aynı derecede kanlı olabilir. eşimizi (güya sevgiden) görmek isteyebileceği bir filmi görmekten. kişisel değer yargılarını evrenselleştirip bir kız ya da erkek arkadaşa uygulamaya kalkmaktan (ya da bir ülkenin tüm vatandaşlarına). hem iyi hem de kötü olabileceği olasılığını göz ardı ediyorduk. Şekil 8. Aşk ile âşıkane politika aynı toz pembe havada başladı ğı gibi. 13.. 15. ulusun gerçek çıkarlarını yürekten dü şündüklerine dair sarsılmaz inançlarını bu inanca ters düşen herkesi öldürerek haklı çıkaran hükümdarlara aşina değil miyiz? Aşk bir inançsa eğer (ki bunun yanı sıra daha birçok şeyse) dargörüşlü bir inanç olabilir ancak. satın almak isteyebileceği bir ayakkabıyı almaktan alıkoymak ve evrensel doğru kisvesi altında olsa olsa (en iyi koşullarda bile) kişisel bir değer yargısını kabul etmeye zorlamaktır. Chloe ile bir gece Eric Rohmer'in filmlerini tartışırken (o nefret ediyor.yoksa giyotine. Tartışmamız.

Mill bir ulusun (Robespierre'in Fransası'nı unutmayalım) "her vatandaşı nın zihinsel disiplini ve derin ortak çıkarları" üzerinde düşünmesi gerektiğini hissetmiş olsa bile. Mill'in bakış açısı çekiciliğini büyük ölçüde yitiriyor. Bay Paul. bu ilkeleri kişisel dün yaya uyarlamak mümkün değil mi? Gerçi bir ilişkiye uyarlan dığında. Uygar bir toplumda belli insanlar üzerinde güç kullanmanın tek haklı gerekçesi. başkalarını özgürlüklerinden alıkoymadığımız ya da kendi özgürlüğümüzü elde etmek için onların çabalarını engellemediğimiz sürece kendi doğrumuz doğrultusunda. dolayısıyla ayağına ne giydiği . çiftin ayrı yatak odalarında yattığı. o kadar. Sevginin çoktan buharlaştığı. Cambridge Üniversitesi Yay. siyasal düşüncede epey bir zamandır baskın. ama biraz beklersem gidip depodan getirebileceğini söyledi. kulaklarını temizlemesini ya da diş ipliği kullanmasına karışmamasını rica eden (ne kadar iyi niyetli de olsa) Özgürlük Üzerine'yi yazan John Stuart Mill'dir. trenlerin zamanında kalkmasını sağlamalı. Ayakkabı olayından birkaç gün sonra gazete ve süt almak için bakkala gittim. çünkü ikincisi ancak mesafeli bir dostlukta ya da kayıtsızlığın hâkim olduğu bir ilişkide elverişli görünüyor. tüm seçenekleri kendiliğinden yok etmek durumundadır... sevdiğim kadına neden gösteremiyordum? 17. kahverengi deri sandaletlerinin içine gri. yeterince haklı bir neden değildir. John Stuart Mili. Hükümdarlar. işe gitmeden önce mutfakta buluştuklarında bir iki laf ettikleri. Chloe'nin ayakkabılanm görünce neden aynı soğukkanlılığı gösterememiştim? Bana günlük ekmeğimi satan bakkalıma gösterdiğim kibarlığı. 20. Ona ruhumu açmak ya da onun omzuna yaslanıp ağlamak gibi bir arzum yoktu. ama tuhaf. Fiziksel ya da ahlaki anlamda menfaatler. yaşamlarına sinmiş duygusal iflasın yarattığı sabah saat üç bunalımlarıyla geçen köhnemiş bir evliliği akla getiriyor. İnanılmaz ölçüde çirkindiler. İçtenlik dediğin böyle olur. devletin vatandaşla rını rahat bırakarak ayakkabılarını değiştirmesini. akşam yemeğinin çoban yahnisi sırasında kibarlıklar. bir se çimdirbu. Nasyonal Sosyalizm). Dayak atanyiyen ilişkisini değiştirme arzusu. 16. başkalarını korumak olmalıdır. Dükkânın arka tarafına giderken. liderler artık vatandaşlarını sevdikleri için hüküm sürdüklerini söylemekten vazgeçip. iki tarafın da karşılıklı anlayıştan umudu keserek anlayışla karşılanan yanlış anlaşılmalarla geçinmeye çalıştığı. Temkinli politikanın en büyük savunucusu. kaim bir çift çorap giymiş olduğunu fark ettim."{ Özgürlük Üzerine. 1859 yılında sevgisiz liberalizmin klasik savunusunu. 18. Bir ilişkide tacize uğrayan eşin bi raz rahat bırakılmak için yalvarması gibi. muhalifleri ve çeşitliliği hoş görmüyorlardı? Liberal düşünürlere göre. faiz oranlarını indirmeli. o inancın gücü. Mili de devletin vatandaşlarını kendi halinde bırakmasını istiyordu: "Adını hak eden tek özgürlük. Aşk ile liberalizm arasındaki seçime döndük yine. son derece de sıradan görünüyorlardı. 1989} 19. sandaletleri.Leninizm. belli kitaplar okumasını. vatandaşlarına neden kibar davranmıyorlar. dükkânda süt kalmadığını. kendi bildiğimiz yolda ilerlemektir. modern devletin olabildiğince kendini çekerek vatandaşlarını kendi halinde bırakması gerektiğini öne sürüyordu. Mill'in ifadeleri öyle mantıklı ki. ondan gazetemi ve sütümü alıyordum. Bakkalın sandaletleri sinirlerime dokunmuyordu çünkü umrumda değildi.

Genç Werther'le şakalaşmayı hayal etmek kadar güç . arzuların çokluğu ve çatışmasını sezememek. hem çiftleri hoşgörüsüzlükten kurtarabilecek bir malzemeydi bu. Farklılıkları şakaya dönüştürememek. aşk ile liberalizm arasındaki seçimi. 22. bir toplumun ya da ilişkinin doğasındaki zıtlıkları görememek. pek az ilişkinin ve âşi kane politikacının (Lenin. . Ben hâlâ eskisi kadar kötü araba kullanıyordum ama böylece "Alain Prost" lakabını edinmiştim. doğrudan bir çatışmayı engelliyor. Ben Chloe'nin ayakkabılarından hâlâ nefret ediyordum. Ve gülme yeteneksizliği. insani olanı fark edebilme yeteneksizliğine yol açıyor. hatta hayal kırıklığı vardı ama üstesinden gelinmiş bir farklılıktı bu -ve dolayısıyla bir kıyıma gerek kalmadan geçiştirilebiliyordu. iki kişinin birbirlerini artık sevmediğine (en azından aşkın yüzde doksanını oluşturan çabayı göstermeyi artık arzu etmediğine) dair bir işaret sayılabilir. yoksa bir an gelir de (elbette aşkımdan). farklı bir ayakkabı alması gerektiğini söyleyecek noktaya gelmez miydim? 21. bunun tek nedeni kişiliklerimizdeki kördüğümlerle İlgili espri yapabilmemizdi. Chloe'nin fedakârlıklarına dair söylenmelerini bazen yorucu buluyordum ama ben de ona "Jean d'Arc" diyerek geçiştiriyordum. Pol Pot.ikisi de farklı açılardan da olsa. (yeterince olsa) hem devletleri. eleştiriyi dikkate aldığının göstergesidir" 24. Robespierre) sahip olmadığı bir malzemeyle yumuşatabilmemizden kaynaklanıyordu. Chloe ile bazı farklılıklarımızı görmezlikten gelebiliyorsak. Ama Bay Paul'e âşık olmuş olsaydım. Mizah.de beni ilgilendirmiyordu. kendimizi camdan atacağımız yolunda tehditleri savurarak ötekini güldürebiliyor. İdeallerimiz ile gerçekler arasındaki duvarı esprilerle boyamıştık: Her esprinin altında farklılıklara dair bir uyarı. sandaletlerini bu denli kayıtsızlıkla karşılayabilir miydim. insanın eşinin arabayı asla doğru dürüst park edemeyeceğini. 23. Tartışmalar ne zaman biraz ateşlense. aşın derecede ciddi görünüyorlar. Stalin'le şakalaşmak. dolayısıyla gerginliği yok edebiliyorduk. espri anlayışı denen şey. ben onu seviyordum ve (pencere camı yenilendikten sonra) olayı espriyle geçiştirebilmiştik. Devrimcilerin de âşıklar gibi ciddi olma eğilimi içinde olmaları önemli sayılabilir. o hâlâ seviyordu. Chloe ile olan ilişkimin terör boyutlarına hiç varmama sı. söylemeye gerek kalmadan x'ten nefret ettiğimi bildiriyorum sana -gülmen. şöyle bir öksürerek. yıkandıktan sonra banyoyu temizlemeyeceğini ya da Joni M itch eli' i sevmekten vazgeçmeyeceğini ama yine de bizi sevebileceğini kabullenme gereksinimi gibi. bazı şeyleri söylemeden ötekini eleştirme olanağını tanıyordu "Bu espriyle.

Chloe bu arzuyu ne şekilde doyuruyordu? Chloe'ye kulak verecek olursak.DOKUZUNCU BOLUM Güzellik 1. o zaman Chloe'nin yüzünde güzellik ya da mükemmellik aramak boşunaydı. demek ki onda eksik olan buydu. saçlarının yeterince dalgalı olmadığında ısrar ediyordu. Yatağın üzerinde oturmuş saçlarını kuruturken. boynunun kıvrımı ya da yanağındaki gamzenin mükemmellik ölçütlerimizi nasıl böylesi kesin bir biçimde tatmin edebildiğini merak edebiliriz. Platon eğer. Elle ve Vogue dergilerinin sayfalarındaki yüzleri içi giderek seyrediyor ve adil bir Tanrı kavramının -kendi fiziksel görüntüsü ışığında. yalnızca "ölçü (metron) ve orantı (simetron) değerlerinin kati olarak güzellik ve mükemmelliği doğurduğunu" söylemişse. Platon. Güzelliğin nesnel bir standarda göre ölçülebileceğine inanan Chloe. 3. Adını koyamıyordu ama. ellerini geniş. Bir derginin ön kapağındaki yüzü görse. (telefonda konuşmakta olan ya da banyo küvetinde yanımıza uzanmış sevgiliye bakarak) arzumuzun neden özellikle bu yüz. hiçbir şekilde. der Platon. ağzını çok büyük. Güzellik mi aşkı doğurur. Burnunu çok küçük. bu ağız. çenesini sıradan. burun ya da kulak üzerinde odaklandığını. Platonik güzellik kavramına yürekten bağlıydı.hiçbir anlam taşımadığını söylüyordu. Platon'a ve Vogue'un editörüne göre. gözlerinin yeterince yeşil. Âşık olduğumuz insanlar güzellik sorunsalına dair farklı çözümler getirirken. dünyanın tüm moda dergilerinin editörleriyle paylaştığı ve ayna önünde kendi kendinden nefret etme duygusu aşılayan bir estetik anlayışı vardı. Güzel bulduğumuz her şey. bileklerini aşırı ince buluyor. demek ki suratının ortasında Platonik bir uyumsuzluk söz konusuydu. kendisinin bu standarda ulaşamadığını düşünüyordu. bir yandan da önündeki derginin sayfalarını çevirerek o sayfalardaki mankenlerin rahat pozlarını suratını bin bir şekle sokarak karikatürize ettiği zamanki görüntüsü hâlâ gözlerimin önünde). Burnu küçük. göğüslerini küçük. dudakları ise iriydi. yoksa Chloe ona âşık olduğum için mi güzeldi? Etrafımızdaki sayısız insanın arasında. 2. Marsilio Ficino'ya (1433-99) göre aşk "güzelliğe duyulan arzu" ise. ancak ayrı öğelerin uyumu durumunda bir nesnenin dinamik bir durağanlık ve bütünlüğe kavuşabildiğini söylemişti. kulaklarını fazlasıyla yuvarlak. güzelliğinde. burnunun ölçüsüyle dudaklarının ölçüsü uymadığı için utanıyordu. . bir yandan da aşk estetiğimizi. ayaklarını büyük. Chloe. klasik bir tapınağın kurgusunda varolan dengeden farksız bir matematikseloran olduğunu göreceksiniz. gövdenin belli bölümleri arasındaki orantıdan kaynaklanan ideal güzellik diye bir şey vardır. Güzel bir kadına bakın. ölümlü gövdelerin az ya da çok benzediği. Ne kadar telkin edilse de bir hilkat garibesi olmadığına onu ikna etmek olanaksız gibiydi. üstelik suratlarının haritası kadar özgün ve özel kılacak biçimde yeniden şekillendirmeyi başarabiliyor. aşk mı güzelliği? Chloe'ye gü zel olduğu için mi âşıktım. ideal güzelliğe yaklaşabilen insani bir ortalama olduğunu öne sürerdi herhalde Platon (Chloe de o yüze işte bu nedenle tapınıyordu. o ideal güzelliğin bir parçasıdır ve dolayısıyla evrenselözellikler sergilemelidir.

resmin dilinin (güzelliğin dili) sözcüklerin diline aktarılamayacağını hissetmiş olmalarından kaynaklanıyordu. tüm bölümler arasındaki uyum" olarak tanımlamıştı. çünkü ben Chloe'yi fena halde güzel bulu yordum. güzelliğin nesnel bir kriter olduğunu öne süren Platonik düşünceden uzaklaşarak. Yeşil gözlerine. Alberti güzelliği "Öznesi ne olursa olsun. Bu tavrım. sonunda tartışılmaz bir sonuca varılabilecek matematiksel bir formül olmaktan çok uzak. söz konusu resmi sözcüklerle yeniden betimlemek gerekir ("Gauguin'in Pasifik Okyanusu üzerindeki gökyüzünü yansıtan şiirsel dehası. Van Gogh'unki mi Gauguin'inki mi? Birini ya da ötekini savunmak için. Burnunun üzerindeki çilleri ya da boynunun kıvrımını öne sürebilirim ama. kendisi aynaya baktığında mutlaka bir dengesizlik bulurdu . Chloe gövdesinin geri kalan bölümünü daha da orantısız buluyordu.. bu belki de içe dönük bir kendini beğenmişlikten çok."na kıyasla "Van Gogh'un mavilerinin VVagnerVari derinliği. ötekininse neden çekici olmadığını sözcüklerle anlatmanın her zamanki zorluğu nedeniyle yanıtı vermekte duraksıyorum. Onu neden bu denli çekici bulduğumu betimlemekte biraz güçlük çekiyorum. Bu nedenle betimlemeyi umduğum olgu güzellik değil. Ay nı gövdenin birine güzel. ne de olsa kimsenin kimseyi ikna ede bileceği bir konu değil. 6.. Aşama aşama göstererek.").ne demek istediğini ise ben hiç anlayamadım. ötekine çirkin görünmesini başka nasıl açıklayabiliriz? Güzelliğin. Kantçı estetik yaklaşım. Chloe'nin görüntüsüne yönelik benim öznel görüşüm olmalıy di. 5.. Chloe'ye göre ise. onu çekici bulmayan birisini ikna edebilir mi bunlar? Güzellik." "Gauguin'in Cezanne'vari çizgiselliği. Erkeklerle kadınların çekiciliği konusundaki münazaralar. Leon Batista Alberti (1409-72) olsa belki görürdü. başkalarının aynı vücutta aynı mükemmellikleri görememe olasılığını da göz önünde bulundurarak benim arzularımın kendilerine seçtikleri yuvaya işaret ediyordum o kadar. bir resmin bir diğerinden daha değerli olduğunu kanıtlamaya çalışan sanat tarihçileri arasındaki münazaralara benzer. altı yüz parçaya bölününce bu noktalar arasındaki sözde ideal mesafeleri ortaya koyduğuna. heykeitraşiarm da bilmesi gereken belli oranları olduğuna inanmıştı. güzelliğiyle yakamızdan kavradığını anlatmaya yetiyor mu? Ve ressamlar. yok edildiği ya da değiştirildiği takdirde bozulan bir orantı ve bağlantı ile bir bütün oluşturan. Ancak tüm bunlar.4. estetik yargıların "ancak öznel temellere dayandırılabileceğini" savunan Kant'ın (Saf Aklın Eleştirisi'nde ortaya koyduğu) görüşlerini benimsememi zorunlu kılıyordu. bizi etkisine alıp.. bakan kişinin bakış açısından . doğanın zaten bozduğu vücudunun hemen her tarafı bir ekleme. Heykel Üzerine adlı kitabında. çünkü o güzel bir gövdenin.... Birlikte yıkandığımızda karnından bacaklarına akan sabunlu suları seyretmeye ne kadar hayran da olsam. bir şey eklendiği. Ancak Platon'un da Leon Battista Alberti'nin de (hesaplamaları ne kadar sağlam ise de) estetik kuramlarmda bir eksiklik olduğu açık. Evrensel değeri olan estetik bir kuram ortaya attığımı iddia etmeye yeltenmiyordum zaten. kendileriyle aynı çağda yaşamış sanat tarihçilerini hep küçük görmüş olduklarına göre. çıkartma ya da değişme işleminden geçirilebilirdi. gerçekte bir resmin neden başarılı olduğunu. 7.. bir gövdeye öznel bakışın. Yüzündeki uyumsuzluklar bir yana. kara saçlanna.") ya da teknik ve malzeme konusunda açıklamalar yapmak ("Van Gogh'un son yıllarının Dışavurumcu duyarlılığı. o gövdenin oranlarından daha büyük önem taşıdığını ileri sürer. dolgun dudaklarına mı vurulmuştum? Bir insanın neden çekici olduğunu.

9. O küçük boşlukla oynamak. hatta bazı açılardan çirkin bile bulunabilirdi ama onun güzelliğinde. Platonik Dişler Şekil 9.2) idealden uzak bir defo olarak değil. şekil 9. sevilesi bir yeni yorumu olarak görüyordum. arzularımın o belli yerlere odaklanmaması. Chloe'-nin yüzünü daha farklı. şekil 9. aksine. benim Chloe'ye bakışım. risklere girer. güzel olduğu için beni mutlu ediyordu. uçlanndaki farklı yönelimli oklar nedeniyle farklı uzunluklardaymış gibi göründüğü ünlü Müller-Lyer illüzyonuyla (bkz.2 Kantçı dişler Şekil 9. yoksa beni mutlu ettiği için mi güzeldi? Bir tür kısırdöngü söz konusuydu: Beni mutlu ettiği zaman Chloe'yi güzel buluyordum. aynı uzunluktaki iki çizginin ucuna yerleştirildiğinde bir farklılık izlenimi doğuran oklar gibiydi. daha güzel (daha uzun) algılamamın altında yatan işte buydu. Gerçek güzellik ölçülemez çünkü değişken bir şeydir. Bu gizliliğe. içim gidiyordu o boşluğa. hatta bıkkınlık verici. Platonik mükemmelliyet taşıyan bir yüzde eksik olan bir şey vardı.1 Müller-Lyer illüzyonu 8. Güzel olduğu için mi beni mutlu ediyordu. özgün. o iki çizginin ucundaki oklar gibi işliyordu. Chloe'ye klasik bir mükemmelliyet bahsedilmemişti belki ama güzeldi yine de. nesnel bir bakışla tıpatıp algılanabilecekken. farklı açılardan görünür yalnızca ve o zaman bile her ışıkta ve her zaman değil. O boşluk sayesinde Chloe'nin diş yapısında yeni düzenlemeler yapabiliyordum. Chloe'nin güzelliği bazı . Çirkinlikle tehlikeli bir biçimde flört eder. başkalarının pek fark etmeyeceği. yeniden açmak. çünkü albenisini zaten çirkin de görünebilen taraflarından alır. dilimi arasında gezdirmek gibi oyunlar oynamaktan zevk alıyordum. Ancak benim ona duyduğum ilginin farklı yanı. aynı uzunluktaki iki çizginin. Uzunluğun yerine güzelliği koyarsak. her ne kadar hayali de olsa. Proust klasik anlamda güzel kadınların hayal gücünden yoksun erkeklere bırakılması gerektiğini söylemişti. izleyiciyi göz ardı eden. Güzelliğin. Chloe'ye Platonik bir perspektiften bakan birinin özellikle çirkin bulabileceği hatların beni cezbetmesiydi. ki bu tanım bölümler arasında mükemmel bir uyumdan söz eden Platonik düşüncenin sertliğinden epey uzak. başı sonu belli olan. çirkinlikle hesaplı bir riske girmesi gerekebilir. Yüzünün. Sözgelimi iki ön dişi arasındaki boşluğu (bkz. çirkinlik ile klasik mükemmelliyet arasındaki titreşimlerde ortaya çıkıyordu. Chloe'nin dişlerinin arasındaki boşluğu hayal gücümü harekete geçirmeyi başardığı için o kadar tahrik edici bulmam belki bundan kaynaklanıyordu. Chioe'nin dişlerinin benim için ne anlama geldiğini tahmin bile edememesine bayılıyordum. matematiksel orantı kurallarına gelmez. arzularımın karmaşıklığına ve kimsenin. diş mükemmelliğinin 10. Stendhal'in o bilinen tanımıyla güzellik "mutluluğun ko sulu". Güzelliği.1) karşılaştırabiliriz. Bir Platoncu'nun bakışıyla güzel sayılamazdı. dogmatik bir şey. Ona duyduğum aşk.kaynaklandığı olgusunu. 11. Dişlerinin arasındaki boşluğu görmezlikten gelmek bir yana. Mükemmellik biraz zorbalık gibi. Yeri yerinden oynatan bir yüzün her zaman mimari bir biçimselliği yoktur: İki renk arasında dönen ve hareket ettikçe üçüncü bir rengin gölgelerini yansıtan bir nesne gibi hareketli bir şey de olabilir. tuhaf hatlarına ilgi duyduğum için böbürleniyordum bile. onu kapatmak.

. tavşan arıyorsa. Açık ve belli bir biçimde daha orantılı bir yüzü seçmemiş olmasından dolayı bu aşkın daha sahici olduğunu bile hissediyordum. iyi bir ortodontiste gitmenin zamanı gelmemiş midir? Güzelliği belirleyen bakan kişiyse. rizikonun tutup tutmayacağının fazlasıyla izleyiciye bağlı olmasıdır. Chloe'nin bana güzel görünmesinin nedeni (ördek gibi görünmesi yerine) elbette ki aşktı. zihinsel durumu önem taşıyor.3 Wittgenstein'in Ördek-Tavşanı 12. o kişi başka bir yere bakmaya karar verdiğinde ne olacak? Ama belki de Chloe'nin albenisi buna bağlıydı. Proustçu bir hayal gücü gerektirir. sanki Chloe'nin hatları da iki farklı yüz barındırıyordu. Bir Yunan heykeline benzemeyen türde güzelliğin barındırdığı tehlike. Hayal gücü. Öznel bir güzellik kuramının olmazsa olmaz koşulu. Wittgenstein'in örneğinde durum izleyicinin tavrına bağlı büyük ölçüde: Hayal gücü ördek arıyorsa ördek bulur. hayal gücüm güzelliğin o inceldiği yerden kopabilecek ipine tutunmak gibi bir işlev üstlenmişti. Yüzünde hem güzellik hem çirkinlik sayılabilecek özellikler bulunduğu için. daha zengin. ironik bir biçimde benim ona duyduğum arzuyu arttırıyordu. Chloe'yi güzel bularak. kesinlikle daha yoğun çaba. bu durum. gözlemcisidir. dişlerin arasındaki boşluktan sıkıldığı zaman.yaratıcı değişiklikleri kaldırabilecek ölçüde mükemmellikten uzaktı. Vogue'un editörü dergisinin bir sayısına Chloe'nin fotoğraflarını basmaktan kaçınabilirdi belki ama. dolayısıyla izleyicinin eğilimi. o zaman onu da bulur. Bu belirsizliğiyle. İkisinin de kanıtlan mevcut. Şekil 9. 13. bildik olana kapılmamıştım ve onun yüzünde başkalarının belki de göremediği bir şey görmüştüm: Yüzüne ruh vermiştim. Chloe'nin yüzü Wittgenstein'in aynı imgede hem bir ördek hem de bir tavşan bulunan ördektavşanıyla karşılaştırılabilirdi. Klasik orantılara sahip bir insanı "güzel" bulmak ne denli özgün olabilir? İki diş arasındaki boşlukta güzellik bulabilmek. çünkü onda bulduğum tekilliği kanıtlıyordu.

Sözcüklere karşı şüpheliydi o. Yine de kalemim (pastasındaki mumları üfleyen zürafa resimli) doğum günü kartının üzerinde tereddüt ediyordu ve Chloe her ne kadar direnç gösterse de (insanın doğumuna yüklenen o saçma ihtimamla dolu) bu yaş günü vesilesiyle aramızdaki bağın dilsel olarak artık onaylanması gerektiğini hissediyordum. Orada. Öylesine mutlu olmuş ki (on iki yaşındaki bir insanın tüm ciddiyetiyle) ona bunun. ama (aşkın belirlediği) romantiğin o çok kullanılmış sosyal dilini konuşamayacak kadar gizliyordu duygularını. pembe kurdeleli mavi bir kağıda sardı lar. zayıf yönüyle ilgili bir alaya dönüştüğünü fark etmiş. Duygusuz olmasından kaynaklanmıyordu bu. 2. İlk kez elini tutuyormuş bir erkek. çocuk ona oturmasını söylemiş. 5. benim de bir akşam önceden iş dönüşünde o mağazaya uğrayıp satın aldım kazağı.ONUNCU BOLUM Aşk Sözcükleri 1. Piccadilly'de bir mağazanın vitrininde gördüğü kırmızı bir kazağı beğendiğini epey zamandır belli ediyordu. Chloe'nin."demişti bir keresinde ve dil. Oysa keşke söylemeseymiş. sonra da Chloe'nin terleyen elini tutmuş. Chloe'nin neden bir şey söylemediğini anlamak daha kolaydı. O kazak da aramızdaki aşkın bir simgesi sayılabilirdi elbette ama bizim artık konuyu yünlü giysilerin ötesinde bir dile taşımamız gerekiyordu. Bana anlattığı bir öyküyü anımsadım. Sırrının ne kadar kolaylıkla dedikoduya dönüştüğünü görmesiyle dilin ihanetine uğramış ve ondan sonra beden diline. "insan konuşa konuşa sorun yaratabilir. sorunların doğmasına nasıl yol açabiliyorsa. Ancak hediye paketinin üzerine iliştirilecek kartı yazmaya gelince epey düşündüm. bu sözlerinin bütün kampa yayıldığını ve aptalcasına dürüst olan açıklamasının. aşk da onun aracılığıyla tahribata uğrayabilirdi. ailesi onu bir gençlik örgütünün düzenlediği bir kampa göndermiş. Chloe on iki yaşındayken. ama şimdiye dek hiçbir şey söylenmemiş olması önem taşıyordu. 4. Chloe'ye onu sevdiğimi henüz söylememiş olduğumu fark etmiştim. Mayıs ayının ortasında Chloe yirmi dördüncü yaş gününü kutladı. benim bilmem gerekmiyordu. ya söz etmeye değer bulunmamıştı ya da çok önemli olduğu için nasıl söyleneceği üzerinde yeterince durulmamıştı. 3. Chloe aşk sözcüklerini duymak istemediği için değil de vereceği karşılı ğın klişe ile duygusal çıplaklık arasında gidip gelmesi tehlikesinden korktuğu için şakayla geçiştirirdi olsa olsa. kendi yaşıtı olan bir çocuğa delicesine âşık olmuş ve epey bir tereddüt ve kızarıp bozarmalar sonrasında göl çevresinde birlikte yürüyüşe çıkmışlar. aşk sözcüklerimi taşıyan o paketi ona verdiğimde neler hissedeceğini . Ertesi gün. Aşk sözcüğüyle şekillenmiş ilişkimizin özünü oluşturan bu olgudan hiç söz edilmemişti nedense. Tuhaftı ama bana yönlendirilmiş olan duygularım. Kırmızı kazağı değil. Göl kıyısında gölgeli bir noktaya geldiklerinde. "başına gelen en güzel şey" olduğunu söylemeden edememiş. cümleler yerine eylemlere daha çok güvenir olmuş. Bu konuyu ona açmaya karar vermemde şaşılacak bir şey yoktu (özellikle de kırmızı bir kazak eşliğinde). Aşın duygusallığa genelde gösterdiği dirençle.

tek başına. Arabadayken en son pop şarkılannın sözlerini dinlediğimde. kendisini seven adamın ona verdiği bu hediyenin ne anlama geldiğini çözmeye çalıştığını kurdum kafamda. Chloe'ye karnımın ağrıdığını. sonradan farklı bölümlerden etkilendiğimizi. Yürek yolcuları vardı elbet. Kullanacağım sözcükler. somut bir anlamdan yoksun olduğu için her yöne çekilebilecek türdendi. gördüklerini betimlemeye çalışmışlardı onlar. 8. beni anlayacağından emin olabilirdim. o hayal. Birbirimiz hakkında neler hissettiklerimiz konusunda anlaşamasak da Chloe de ben de aşkın nefret olmadığını ve Hollywood yıldızlarının martinilerini yudumlayarak konuşmaya başladıklarında hangi alana girdiklerini bilecek ve görebilecek kadar iyi öğrencilerdik. bu hastalığı ben icat etmemiştim ki . ama sözcük belli bir enlemden yoksundu. sözcüklerin kökenlerinin farklı kaynaklara dayandığını keşfedebilirdik. tek bir aşk cümlesinde de oluşamaz mıydı? Benim kalbim >»-----a-----ş-----k----->Onun kalbi 9. romantizmin sosyal küvetinde bir sudan geçmişti.hayal etmeye çalıştım. nasıl algılanacağı meçhul şifreli bir mesaj göndermek gibi bir şeydi (yine de gönderilmek zorundaydı mesaj. anlamın güvenilir bir biçimde karşı tarafa iletilmesine yarar. iyimser bir iletişim çabasıydı . İkimiz de âşık ol maktan söz edebilirdik ama aşk ikimiz için de bambaşka anlamlar ifade ediyor olabilirdi. banyoda ya da sokakta. İşe giderken metroda.postaya güvenmekten başka çare yoktu). Chloe'ye âşık olmanın ötesinde. aynı kitabın ikimiz için farklı kitaplar gibi algılandığını görmüştük. Benden önce çok kimsenin söylediği sözcüklerdi bunlar. filizlenir umuduyla sayısız tohumunu havaya salan nergis gibi şansa bağlıydı olay. mektup yerine varabilirdi. bozuk bir vericiyle. Bizi ayıran sınırları aşan bu sözcükler. Aramızdaki köprüyü ancak dille kurabilirdim. ender görülen renkli bir kelebekti. ama yorumcular aracılığıyla konuşmaktan bıkmış usanmış âşıklar için büyük önem taşıyordu bu. Benim hayalimdeki nergisli bir bahçe onunkinden biraz farklı olabilirdi doğal olarak. coğrafi bir tanıma gelmiyordu. bir türlü adı konamayan. karamelimsi imgesinden öğeler banndınyordu ister istemez. Aşkı sözcüklere dökmenin güçlüğü. yüz bir medya kucaklaşmasının yumuşak. kırmızı bir arabam ya da bir nergis bahçem olduğunu söyleyecek olsaydım. Aynı yatakta. bir başkasınm dokunaklı sözlerinde Chloe'yi bulmuyor . İnsanı yalnızlaştıran bir düşünceydi bu: Tek bir sözcük ile hata yapmaktan korkmak belki saçma gelecekti çok bilmişlere. Gerçi sözcükleri avucumun içinde bütünüyle kavrayamamıştım. aynı kitabı okuduğumuz olmuştu sık sık. günlük iletişimde karşılaşılan güçlüklerden farklıdır.ve bu nu bilmenin zararları da vardı yararlan da. 6. Yararlan vardı çün kü yüzyıllar boyunca aşk kapsamına girdiği kabul edilen ortak bir alan söz konusuydu. duygularım şarkıcının giderek yükselen sesine karışmıyor muydu kendiliğinden. Yazmaya çalıştığım tebrik kartının ise böyle bir garantisi yoktu. ama iki imge arasmda tutarlı ölçüde benzerlik bulunabilirdi. 10. 7. Aşkı algılama biçimlerimiz. Aynı ayrım. dilin içine doğmuştum ben (söz konusu yaş günü benimki olmasa da). Chloe'yi hayal ettiğimde. paketi acele etmeksizin açarken. sosyal bir ritüele katılıyordum. Aşk sözcükleri iletmek. Bu delikli süzgece yığdığım anlamı kavrayabilecek miydi? Anlam ona ulaşana dek geriye ne kadar aşk kalacaktı? Ortak gibi görünen bir dilde diyalog kurmaya yeltenirken.

Troubadour'lar aşkın karşılıksız bir tutkuyu ifade ettiğine inanıyor ve mutlu bir evlilik süren S. Greenfield da Sociological Quarterly (6. Konu cinsellik olunca. bebeğim Kucaklamak seni Sevmek seni. sözgelimi Yeni Gine'deki Manu'da. tarih onu haklı çıkarmıyor mu? Chloe'yi Camden'daki bir Çin lokantasına götürecektim. Antropolog L. çevremde bu soruya yanıt aramamı gerektirecek durumlar olmasa nereden bilecektim? Arabanın radyosundaki şarkıcıyla kendimi özdeşleştirmem. Tanımı konamayan.muydum? Ne güzel olurdu Kollanma almak seni Sevmek seni. zafer kazananların evine kadın statüsüyle giriyordu. Yeni Gine'de." 13. bu olguyu kendiliğinden kavramış olmam anlamına gelmiyordu. yaş günümüzü kutladığımız kültür tarafından yorumlanan bir olgudur aşk. Âşık olduğuma inanmam. öldürülen erkeklerin penislerini yemenin güce güç kattığına inanılıyordu.. Viktoryen dönemi İngilteresi'nde. . Yunanlılar eşcinselliği normal karşılıyorlar. antropoloji ve tarih alanlarında farklı uygulamalardan geçilmiyor (ve dolayısıyla o zamanlan yaşamış olanların korkunç deneyimlerinden). kendi kendini tatmin eden bir kadın deli olduğu gerekçesiyle akıl hastanesine yatışabiliyordu. aşktan küt küt atan yüreklere tapınan bir kültürel çağda yaşıyor olmamın sonucu olamaz mıydı? Beni motive eden. bireyleri motive ediyor -onları motive edecek başka bir şey yok çünkü kocababa ve karıanne pozisyonlarını doldurarak oluşturulan çekirdek aileler yalnızca üreme ya da sosyalleşme için değil. "erkekliğin" meniden geçtiği inancı nedeniyle genç erkekler arasında meni içme ritüeli yapılıyordu. toplumun kendisi değil miydi? Önceki çağlarda ve kültürlerde Chloe'ye olan duygularımı bastırmam öğretilmeyecek miydi bana (tıpkı bugün külotlu çorap giymek dürtüsüne ya da bir düello çağrısına hakaretle karşılık vermemin öğretilmiş olduğu gibi)? 12. Maasai toplumunda ergenliğe eren kızların "çocukluklarındaki pislikleri temizlemek" amacıyla klitorisleri ve vajina dudakları kesilip çıkarılıyordu.M. Aşk asla kendiliğinden bir olgu değildir. aşkı tanımlayacak bir sözcük bile yok.." diye bir aforizması var La Rochefoucauld'nun. tüketim mallarının ve hizmet sektörünün dağıtımı için varolan düzenlemeleri korumak ve genelde sosyal sistemin doğru bir biçimde işlemesini sürdürmek için gerekli görülüyor. bebeğim 11. Kızılderililerde cinsiyet ayrımının gözetilmediği vakalar vardı. "Bazı insanlar. aşkın varlığından habersiz olsalardı asla âşık olmazlardı. sosyal yaşam öncesi dürtülerimden çok. suçluluk ya da belirsizlik gibi kavramlar bulunmuyor. belli biçimleri var. Hatta Yeni Gine'deki lwi köyünde. oysa Çin kültüründe aşka geleneksel olarak pek önem verilmediğini göz önünde bulundurunca. savaşlarda esir düşenler. farklı toplumlarca kurgulanır ve tanımlanır. Batı kültürlerinin "bireymerkezli" olması ve duygulara büyük önem vermesine karşılık. Hsu'ya göre. Başka kültürde aşk varolan bir olgu ama. Çin kültürü "durummerkezli" ve âşık çiftler yerine daha çok grupların üzerinde duruyor (Lao Tzu'nun müdürü yer ayırtmak için aradığımda son derece sevindi oysa). Hıristiyanlık gövdeyi göz ardı edip ruhu erotize ediyor. Bazı toplumlarda. aşk sözcüklerimi başka bir yerde fısıldamam belki daha uygun olacaktı.K. Chloe'ye olan duygularımın aşk olduğunu. Antik Mısır'ın aşk şiirlerinde utanma. Mangalı kızların klitorisleri gerilirken.361 -377) dergisinde yayımladığı makalesinde aşkı günümüzde modern kapitalizmin neden ayakta tuttuğunu şöyle açıklıyor: ".

Gerçekten çok sevimliydi (diye düşündü öznel yargının doruğundaki âşık). yaş günümde beni yemeğe davet eden tek kişinin sürekli kekeleyerek benim gibi hoş bir kızın yaşamında bir erkek olmayışını anlayamadığını söyleyen teyzem oluşuna o kadar üzülmüştüm ki. Dilin özgün. çubuklarla yemek yemeye çalışıyorlardı. Lao Tzu'da bizim gibi çiftler vardı (ama tabii kendi biricikliğimize dair öznelliğimiz le böyle düşünmüyorduk o an) el ele tutuşmuşlar. Çok kötüydü. "Geçen yıl bugün neredeydim biliyor musun?" "Bilmiyorum.. insan ruhu bu deneyden sonra Tanrı'dan başkasıyla tatmin olamazdı. beni yemeğe çıkarmıştı. virüs enfeksiyonu ve hatta metaforik olmayan bir kalp krizi teşhisi konamaz mıydı? Karmelitlerin kurucusu Avilalı Azize Tereza (1515-82) günümüzün psikodedektiflerinin yüce bir orgazm olarak tanımlayacaklarını Tann'nm aşkı olarak görmüş ve bunu bir melek aracılığıyla tecrübe ettiğini anlatmıştı. bu melek gerçekte bir erkek çocuğuydu: ". Gerçi bu sefer pek fena geçmiyor. Ama ona olan duygularımın çok özel olduğunu nasıl anlatacaktım? Aşk." dedi Chloe. mızrağın demir ucunda da sanki ateş yanıyordu. Piccadilly'deki vitrinin önündeyken verdiği ipuçiannı fark etmiş olmama çok sevindi. mavi yeleğe işaret ettiğini görmemiş olmamdı (ki bu sorun da kazağı değiştirmesiyle çözüldü). Toplum. tek üzüntüsü (birkaç gün sonra zarifçe açıkladı da) kırmızı kazağa değil.. insanın . ve bu yoğun acının bana hissettirdiği tatlılık öylesine inanılmazdı ki bunu hiç yitirmemeyi diledim. Chloe'yi düşündüğümde zaman zaman yaşadığım hastalıklı hali. kişisel ve bütünüyle özel olmasını en çok istediğim şu anda. 16. Sonunda zürafa resimli bir kartın aşkımı açıklamak için pek uygun olmadığını düşünerek yemeğe kadar beklemeye karar verdim. Yani seninle karşılaşmış olmam hiç de fena olmadı. teferruatlı bir kırtasiyeci gibi. başkalarının kullanımıyla biriken anlam katmanlarıyla ağırlığını yitirmişti. çok güzeldi. biraz kendime gelebildim." Bana bakıp gülümsedi.. Öylesine keskin bir acıydı ki birkaç kere inledim.. sevgilimin yardımıyla gayet iyi geçiyor. açlıktan ölüyordum. şarap içiyor lar.. yürek dilinin değişmez toplumsal doğasının duvarlarına çarpıyordum. Romantizm. Lokanta son derece romantikti. Ellerinde altın bir mızrak vardı. Onu sanki kalbime sapladı birkaç kez. Lokanta da durumu kolaylaştırmıyordu çünkü romantik atmosferi zaten aşkı bariz kılıyor. bağlılık ya da tutku gibi sözcükler bir aşk öyküleri silsilesi içinde. dosyanın farklı bir dizini de bulunabilirdi. 18. içinde yaşadığım toplum "A" başlıklı dosyanın içine koymuştu ama okyanuslar ya da yüzyıllar ötesinde. "Aman Tanrım. neredeydin?" "Sinir bozucu bir teyzem var. Be nim gösterdiğim belirtilere. "Neden?" "Yaş günleri bana ölümü anımsatır." 17. içim dışıma çıkmış gibi oldum. yüzü öylesine ateşliydi ki alev alev yanan en yüce meleklerden biriymiş gibiydi. dolayısıyla durumun doğal lığını bozuyordu.. dinsel huşu. kalbin kanat çırpışlarına yapıştırılacak bir dizi etiketle donatmıştı beni. Saat sekizde hediyesini vermek üzere Chloe'nin dairesine doğru yola çıktım. Daha doğrusu.." 15.. ağlayasım geliyor. Bütün gün canım sıkkındı. yapay bir neşe kaynağı gibi gelir.14. ikide bir tuvalete gidiyordum. mide bulantısını ve özlemi.

Sonunda bildik ifadelerden vazgeçip. batmış bir tekne ya da bir hayalet gemiyle belki bir şeyi temsil etmeyen. kültürümüzün gereklerine boyun eğiyorduk o kadar. Başkalarından alıntı yapmak içten konuşmaktan. 19. . Benim her sevgi dolu hareketimin Chioe'den önceye uzanan bir yaş günü vardı . onu lokumsadığımın farkına vardım. Çin lokantasında yaş günü kutluyorlar. İnsanın kendi romantik diyalogunun yazarı olması sorumluluğunu taşıması gerekmez mi? Chloe'nin tekilliğine uygun bir deklerasyon hazırlamam gerekmiyor muydu? 20. Bogart ve Romeo'ya göz kırparak Chloe'nin elini tutup. yalanlar ve karamellerden artık yapış yapış olmuş Âşıklar Sözlüğü'ne de bakabilirdim. birlikteliklerinden öncesine uzanan tarihe karşı girişilen kaçınılmaz bir zıtlaşma vardır (ister kendi geçmişleri. sözcüğün tarihsel geçmişi yine de çok yabancı geliyordu bana: Troubadour'lardan Casablanca'ya kadar herkes o harfleri kullanmıştı. Shakespeare ya da Sinatra'ya başvurmak kendini tehlikeye atmak tan daha kolaydır elbette. Chloe'nin yaş günlerini neden sevmediğini şimdi anlıyordum. onu sevdiğimi düşünürken göze çarpan sözde özgünlüğümün ne kadar sıradan olduğunu hissedince sinirlendim. belirleyici işaretler daha çok aldatmacayı akla getiriyordu (özellikle de fonda Chopin'in Nöktürn'leri çalarken ve ikimiz arasmda bir de mum yanarken). hiçbir zaman çözemeyeceğim belki ama bu sözcük benim âşık durumumun özüyle. metaforlara sürüklendim arzularımla. ilk kez gerçekleştirilen deklerasyonlar olamazdı (Chloe on iki yaşındayken o göl kıyısında bile bu durumun bilincine varmıştı. Her duruma uygun hazır paketler den oluşan. 21. Chloe'yi sevmekten öte. Aşkları aracılığıyla dünyayı yeniden yaratıyormuş hissine kapılan âşıklar için. Dilin içine doğduğumuz için. beni bütünüyle anlamışa benziyordu. Chloe'nin elini tutarken. Birden. yani bir başkasından alıntı yapmak. Ne demek istediğimi AŞ-K ile ifade edemeyecektim bir türlü. bir gece. Batı dünyasında. Aşk sözcüğünü bütün banal çağrışımlarını da sepete katmadan A-Ş-K şeklinde iletmek olası görünmüyordu. başkalarının dili kullanımlarını ister istemez üstümüze alırız. 22. ona söylemek istediğim çok önemli bir şey olduğunu. Ama başka birinin kirli çarşaflarında yatmak kadar iğrenç geliyordu bana bu. birbirle rine âşık bir erkek ve kadın. eskimiş püskümüş. Tıpkı sevişmek gibi. tanrısal bir aşktaki gibi. A-Ş-K ile özdeşleşmek gerekiyordu. ama ne kadar çabalarsam çabalayım. Yediğim yemek ile düşüncelerim arasında ayrılıklar vardı. dolayı sıyla gizemini yitirmeyen. Başkalarının kıymıkları düğümleniyordu boğazımda. onu lokumsadığımı söylediğimde. bize ait olmayan bir tarihin parçası haline geliveririz. Duygusal tembellik seçeneği de vardı elbette. ister içinde yaşadıklan toplumun geçmişi olsun). kullanılmaktan eski miş aşk sözcüğünün ifade edemeyeceği ölçüde örtüşüyordu.amacıyla dil arasındaki bağlantıyı zayıflatıyordu. Lokum hangi özellikleriyle birden ona olan duygularımla örtüşecek mükemmel bir örnek oluşturdu. semantik açıdan anlatamayacağım bir şeyi hissettim. Yalnızca Chloe'nin varlığını istiyor ama içinde yaşadığım kültürle ister istemez ensest bir ilişkiye giriyordum: Yirminci yüzyılın sonlarında bir zaman diliminde.hep başka yaş günleri vardı. Chloe'nin dirseğinin yanındaki lokantanın ikramı olan bir tabak lokum gözüme çarptı. Daha da anlaşılmaz olanı. sevgiden konuşmak da bugüne ka dar yattığım herkesin izlerini taşıyacaktı. televizyon sayesinde de olsa). Derken. Farklı bir anlam yolculuğuna çıkmak gerekiyordu. bugüne dek kendisine söylenmiş en tatlı şey olduğunu belirtti.

"Anlat bakalım." "Adı Chloe." "Kulağa hoş geliyor. Şu sıralar hayatımda ciddi biri var. ne buluyorsun onda?" 4. neydi ya onun adı.bir de şu havaya bak!" dedi Will.. Ne mi buluyorum onda? Bu soru o gün akşam üzeri Safe way'de Chloe'yi kasa başında. Berkeley'den mezun olduktan sonra Batı Yakası'nda başarılı bir iş kurmuştu ve kendi kuşağının en yaratıcı. şekerli. Rhode Island Tasanmcılık Okulu'nda bir dönem birlikte okumuştuk. nasıldır bilirsin. Isı dalgası işyeri me yeni bir meslektaşın. yirmi dört yaşında. öğle tatilinde Covent Garden'da bir lokantada otururken. insanlar evlerinden." "Yemeğe gel. en zeki mimarlarından biriydi. İkimiz de henüz ciddi sözler vermeye hazır değildik. tebessümü özgüvenini açığa vuruyordu. Uzun boylu bir adamdı. sürekli yanık tenliydi." William Knott ile beş yıl önce tanışmıştım. "Londra'da her gün yağmur yağar demişlerdi .. Anlat anlat. 2. güzel. Ama sen şu Chloe'yi anlat. "İnanılmaz! Bavulumu kazaklarla doldurmuştum. biz de ayrılmaya karar verdik.?" "Hayır.." "Ya sen?" "Anlatacak pek bir şey yok aslında. grafik tasarımcısı. en azından Chloe ile benim için artık salt aşk değil.. hayır." "Kaygılanma Will. Londra'da da tişört satılıyor.. yumuşak. Chloe'nin beni de o nazik ve düşünceli haliyle naylon torbanın içinde. bürolarından çıkıp parkları. Zeki. Haziran ayının ilk haftasında yaz gelince Londra bir Akdeniz kentine dönüştü adeta. an I atsan a. o biteli çok oldu." "Çok isterim. ufak bir nesne oldu. 5. 3. Waterloo yakınlarında yapımı süren iş merkezi inşaatında çalışmak üzere altı ay anlaşmalı olarak Londra'da bulunacak Amerikalı bir mimann katılmasına denk geldi. "Hâlâ o. kahvelerimizi içerken. Ve o andan sonra aşk. tanıştırayım. ama birbirimizin yaşamına müdahale etmeye başlamıştık. bir teneke ton balığıyla bir şişe zeytinyağı arasına yerleştirmesi için bir yoğurt kartonuna . aldığımız sebzeleri naylon bir torbaya dolduruşunu kendimden geçerek seyrederken yine geldi aklıma. çok komik." "Harika.. yüzü bir gezgincininki gibi sertti. tam olarak nedir seni ona çeken. sevgilin var mı?" diye sordu Will. Bu gibi önemsiz hareketlerinde bile yakaladığım zarafet. UCLA'dan bir kızla birlikteydim. onun mükemmel olduğunu dünden kabullenmiş olduğumun tartışmasız kanıtı gibiydi. ağızda eriyen nefis. ON BİRİNCİ BOLUM Onda Ne Buluyorsun? 1.23. Bir an. Ne mi buluyorum onda? Hemen her şeyi. öyle olunca. meydanları doldurdular.

geçmişte filmler. Chloe ile birlikte sinemada ya da Chloe ile birlikte paket yemek alırken gibi. Chloe'nin davranışlanndaki mükemmelliyeti ancak bir âşık keşfedebilirdi. Chloe'nin erzakları torbaya koyusu elbette ki hayranlık uyandırıcı değildi aslında." diye anlattı bana. "Bagajı açar mısın. hareketten yoksun. âşığın yalnız bir yolcu olduğunu. kurgudan. kendisinin gerçek kimliği açısından rastlantısal ya da önemsiz bulması ne anlama geliyordu? Kendisine ait olmayan özellikler mi yüklüyordum Chloe'ye? Omuzlarının kıvrımına ve koltuk başına sıkışan saç tellerine baktım. Olmadık yerlerde güzellikler bulmak. (sekiz yaşını henüz kutlamış olan) Chloe derin bir felsefi süreçten geçmiş. Chloe'nin hoş bulduğum yanlannı. Arkadaşlarıma belki onuncu kez Chloe'nin kuru temizleyicide. alışverişi ne kadar sevimli hale getirdiği konusunda Chloe'ye iltifat ettim. bu da onları sevmenin ya da onlardan nefret etmemizin temelinde öznel ve belki hayali bir öğe bulunduğu anlamına gelir. Aşkımı sorgulamaya başladım. derin sevgilim miydi yanımda oturan bu yolcu? 9. Onlar o kişide. 10. neredeyse tamamen durağan bir olayın merkezinde bulunan temel bir karakterle ilgili hareketsiz öyküleri anlattıktan sonra. sıradan olanın büyüsüne kapılmayı reddetmektir. bir insana sevgilisi tarafından yüklenen özellikleri ayırt eden sorusunu anımsadım. böylece bir an için ön dişlerinin arasındaki boşluğu gördüm. Başını çevirip gülümsedi bana. . bizimle o sırada Safeway kuyruğunda bekleyenlerce tamamen farklı algılanabilecek hareketlerine benim duygularımla abarttığım bir durum du yalnızca. Will'in bir insanın özellikleriyle. Çünkü Will bana Chloe'nin kim olduğunu sormamıştı (bir âşık nasıl o ka dar nesnel olabilirdi ki?). Duyarlı. Bir âşığın. Bir buzulun doruğunu düşünün. insanı filozofa dönüştürür bu gibi düşünceler. "Her şeyi sorgulamaya başladım. Aşkın çılgınlığı.çok daha öznel ve belki güvenilmez bir algılama biçimiydi bu. Aşkı yanılsamadan. altında neler yatıyordur." 7. Benim aşkımın başkasına sıkıcı gelmesi bundandır işte." diye yanıtladı. daha az âşık bir başkasının doğallıkla anlamsız bulabileceği bu gibi olguların gerçek değerini görmesi gerekmiyor muydu? 8. işte böyle bir keşifti bu da. "Ölümün ne olduğunu kavramam gerekiyordu. romantik patolojinin derinliklerine belki de biraz fazlasıyla sardırmış olduğumu fark ettirdi bana. Süpermarketin hayallerime hiç uymayan duygusallıktan uzak atmosferi ("Ciğerde İndirim Haftası"). safsatadan. 11. narsist tutkulardan incecik bir çizgi ayırır." Ailesinin hâlâ imalarla anımsattığı en büyük tutkulanndan biri. ona bu kadar ilgi duymayan. en iyi olasılıkla tek bir kişi tarafından. sıradan bir insandan öte ne görürler ki? Chloe'ye olan ilgimi.dönüştüğümü hayal ettim. Ağabeyi öldükten kısa bir süre sonra. âşık olunan kişinin kendisi tarafından anlaşıldığını kavradım. Arabaya dönerken. Bir çift gözü ya da güzel bir ağzı güzel bulmak kolaydır. Bir kadının supermarket ödeme kuyruğunda ellerinin tezgâha uzanışını güzel bulmak elbette daha zordur. "Saçmalama. kitaplar ve politika konusunda birçok ortak noktayı paylaştığım arkadaşlarımla paylaşmaya çalışmıştım ama şimdi bana tanrıtanımazların aşırı dindarlar karşısında takındıkları seküler şaşkınlıkla bakıyorlardı. 6. anahtarlarım çantamda. İnsan aslında asla iyi ya da kötü değildir. Akşam trafiğinde arabada eve dönerken düşünceliydim oysa. onda ne bulduğumu sormuştu . âşık olunan kişinin özündeki normalliği görmeyi reddetmesinden bellidir.

"Kırkyaşına geldiğinde herkesin suratı hak ettiği gibi olur. yani tenin gerçeği temsil etmesi. bir Bach kantatı dinliyorduk. Chloe elleriyle gözlerini kapatır ve ailesine ağabeyinin hâlâ hayatta olduğu nu. yüzünü ve hareketlerini yorumlamaya başlar. Bir gece. 14. Ne var ki. ikincisi ise yokluğa inanmaya yönlendiriyor bizi. 16. Chloe'nin yorgun ama mutlu yüzü. küçük yaşta edinilmesi olanaksız bir erdemi yansıtan çocuklar da vardı. Chloe ile ilgili düşüncelerim gerçekleri biraz olsun yansıtabiliyor muydu. yani Tann'nm bize verdiği (en azından anlamlı olarak verilen) yüzlere inancımızdan vazgeçmek anlamına gelir. Açık konuşayım. sıradan bir ölümlü olduğunu çevresindekilere inandırmaya çalışan (Safeway ve postaneye yapılan ziyaretlerle) ama gerçekte aklı en zarif. bir maskeyse. Ama yüzü ya bir trompel'oeil'se. gözlerimi kapatıp onu düşündüğümde gördüğümün gerçek olduğuna inanamaz mıydım? 13. ama gerçekten kırmızı mı? Will birkaç hafta sonra Chloe ile tanıştığında pek şüpheliydi doğrusu. Tann'nm dualarından ve sevdiği kullarından dem vururken. Göze görünen yalnızca vücut olduğundan. benim oturma odamda birlikte oturmuş kitap okurken. neden ağabeyinin öldüğünü söylüyorlardı? Derken gerçeklere daha da meydan okurcasına. Aşk ve ölüm. Âşık. belli bir vücudun o vücuda uygun bir ruha sahip olmasıdır. ilki varoluşa. loş odayı aydınlatan çalışma lambasından yansıyan ışıkla melek gibi görünüyordu. vücudunu bana vaat edilen kişiliği taşıdığı için seviyordum. Chloe beni de şüpheye düşürüyordu zaman zaman.hiç de felsefi olmayan bir yanıt aldığı kesin. gerçekleri yansıtmıyorsa? Will'in altını çizdiği ayrıma dönecek olursak. 12. mükemmel. ya ona kendi hayallerimi yüklüyorsam? Kimi insanların yüzünde onlara atfedilemeyecek özellikler oluyordu bazen. bana bir şey söylemedi elbette ama davranışlarından ve ertesi gün büroda Kaliforniyalılara İngiliz kadınlarının tabii ki "pek özel" göründüğünü söyleyiş tarzından belli oluyordu bu. çünkü onu zihninde tıpkı onları gördüğü gibi görebildiğini söylerdi. ama düşündüğüm kadar sevimli miydi gerçekten? O bildik Kartezyen renk sorunsalıyla karşı karşıyaydım: Otobüs bakan kişiye kırmızı görünebilir. ailesine olan duygularının etkisiyle. Müzik cennetin ateşinden. 17. başka bir deyişle. Sevgilinin bir konserve kutusu ton balığını torbaya nasıl koyduğu ya da çayı fincana nasıl döktüğü gibi görüntüleri hayalleri .Descartes ve Berkeley okurlarına yabancı gelmeyecek düşüncelere benziyordu. Chloe (düşmanca dürtülerinden güç alan altı yaşında bir çocuğun sırıtışıyia) annesine ve babasına gözlerini yumarak onları bir daha hiç aklına getirmeyerek öldürebileceğini söylermiş . Ben Chloe'yi vücudu için sevmiyordum. büyülü özellikler bulur." diye yazmıştı George Onvell ama bunun doğruluğu kanıtlan mış mıdır hiç. ince ve ilahi düşüncelerle dolu bir melekti sanki. Chloe kim olursa olsun. 15. ekonomide olduğu gibi suretler dünyasında da insanı rahatlatan bir mitten. Zihninde onu görebiliyorsa. içsel arzular ile dışsal gerçeklere dair sorular uyandırıyor doğal olarak. ilahi. supermarket tezgâhının ardında ya da oturma odasında geride durarak sevdiğini izler ve hayal etmeye. başka bir deyişle bir tür doğal adalete inanıştan öte bir anlamı var mı? Bu mite inanmak doğanın o korkunç suret piyangosuna meydan okumak. Son derece esin verici bir vaatti bu. tutkulu bir âşığın tek umudu ruhun kendisini taşıyan vücuda sadık olma sı. tekbenciliğin de bir sınırı var. yoksa değerlendirmelerimde bütünüyle yanılmış mıydım? Elbette sevimli görünüyordu bana.

palmiyeler.. her zaman daha sıradan gerçeklere uyanmazlar mı? 18. 20.. Oysa yaşam onların uykusunu zorla hafif kılmaz mı. Vaha kompleksi aslında bütünüyle yanılsama değildir: Çöldeki adam ufukta bir şey görür. tek bir özelliğini simgeleştiriyor. su kuyusu kurumuş ve ortalık çekirgelerin istilası na uğramıştır.için malzeme olarak kullanır. onun varoluşunun özü olarak kabul ediyordum. "Hangi dayanılmaz zırvalamayı?" "Şu müziği yani. Cosmo'ya yoğunlaşamıyorum. gölgelik alanlar gördüğünü sanır. Monarşinin tacı." 19." "Bach bu. aşka duyulan gereksinim de ideal bir erkek ya da kadını. yoksa ağzı. gereksinim duyduğu için su. Doyurulmayı bekleyen gereksinimler kimi zaman halüsinasyonlar doğurur: Susuzluk suyu hayal eder. "Şu dayanılmaz zırvalamayı kesemez misin. Ama palmiyeler sararıp solmuş. yüzü üzerine temellenmiş bir düşünceye mi âşığım? Yüzündeki ifadeyi tüm kişi liginin ifadesi sayarak hata ediyordum belki de. arabanın tekerleği. Amerikan hükü metinin Beyaz Sarayı. Cosmopolitan dergisinin astroloji bolü münü okuyan bir kadınla yalnızlığımı paylaşan ben de benzer bir yanılsamanın kurbanı değil miydim? . gerçekte gördüğü için değil. Sevdiğim kadın bu mu gerçekten diye düşündüm odanın bir köşesindeki koltukta oturmuş dergisini okuyan Chloe'ye baktığımda." dedi melek birden bire. Vaha kompleksi yaşayan susamış bir adam. gözleri. 21. Chloe'nin yüzündeki meleksi ifade. Bir odada yüzünde sanki İlahi Komedya'yı tasarlıyormuş gibi görünürken." "Biliyorum ama çok saçma geliyor kulağıma.

bu da ahlaki bir mesaj içeren bir öyküdür. en yanlış yargılar. âşık olduğumuz kişinin nesnel gerçeklerle pek ilgisi olmadığını.. Bütün alegoriler gibi. o yargıya karşı gelmemiz anlamına gelmiyor. gerçeklerin. Platon'a göre insanlar gerçekleri algılama yetisinden yoksun doğarlar... İllüzyondan bilgiye uzanan bu yolun yararlarıyla ilgili Sokratik sava salt epistemolojik değil. Batı'da felsefi düşüncenin temeli.. Platon tarafından karanlık bir mağaradan parlak gün ışığına uzanan görkemli bir yolculuk şeklinde özetlenir. Penguin. ahlaki açıdan meydan okunması için bir yirmi üç asır geçmesi gerekti. nesnelerin gerçekte olduğu gibi gö ründüğü parlak gün ışığına geçilebilir. ve temel eğilimimiz. Yanlış yargılardan vazgeçmek. bizi ayakta tutmayan şeyler konusunda şüpheci davranmak en kolayıdır. Cambridge kolejleri avlularının." diye mırıldanır filozof. sandalyele rin. hatta belki çoğalttığı. Ama iyinin ve Kötünün Ötesinde adlı yapıtında (1886). türleri koruduğu. Pensees) Tanrısız bir evrenin korkunçluğu ile. Elbette ki Aristoteles'ten Kant'a dek herkes Platon'u gerçeğe ulaşma yolu açısından eleştirmişti ama hiç kimse böyle bir işe girişmenin değerini ciddi bir biçimde sorgulamamıştı. Bunun değerini sorduk. Dinsel açıdan. Onsuz yapamadıklarımızda . İçimizde "gerçeği" isteyen aslen nedir? . Ancak büyük çaba harcayarak illüzyonlardan annılabilir ve mağara nın gölgeli dünyasından. cehaletten bilgiye uzanan süreç. neşe dolu ama kesinlikle daha uzaktaki Tanrı'nın varolduğu inanışı arasında eşit olmayan bir biçimde dağılmış bir dünyada her Hıristiyanın karşı karşıya kaldığı bir seçimden söz etmişti.. Buradaki sorun. 3. gerçeğin değeri elbette ki asırlarca öncesinden sorgulanmıştı. Friedrich Nietzsche sonunda tuttu boğayı boynuzlarından ve sordu o soruyu. 1990} 6. Bu soruları bizim için önemli olan şeylere. 4. bunun yaşamı ne denli geliştirdiği. sözgelimi aşka uyarlamak. Sonuç Tanrı'nın varolmadığı yönünde çıktıysa da Pascal inancı . Aşkın tarihiyle karşılaştırıldığında. tıpkı mağara duvarlarında gölgesini gördükleri nesneleri o nesnelerin kendisi sanan mağara insanları gibi. Bir yargının yanlışlığı.. ölüm kalım meselesi olmadığı sürece kolaydır: Göze alabildiğimiz ölçüde şüpheciyizdir. Yani bir masanın varoluşundan şüphe etmek kolaydır da insanın aşkının gerçekliği konusunda şüphe duyması cehennem azabı haline gelebilir. felsefe tarihinin yanılsama ile gerçek arasındaki çelişkilere önemle eğildiğini görü rüz. insanların yaşamı kadar anlamlı ve önemli olduğuna işaret eder... { İyinin ve Kötünün Ötesinde. Filozoflar epistemolojik şüpheyi masalann. yaşamı yok saymak anlamına gelir. Şüphe duymak.. "Dışarıda bir ağaç gördüğümü sanıyorum.. "ama o da op tik bir yanılsama olamaz mı?" 2. Friedrich Nietzsche. Kambur Jansenist. Diyelim gerçeği istiyoruz: Neden onun yerine gerçek olmayanı istemiyoruz? Kesin olmayanı? Hatta cehaleti? . yaşamdan vazgeçmek. "ama bu gözümün ağ tabakasının yarattığı optik bir yanılsama olamaz mı?" "Karımı gördüğümü sanıyorum" diye mırıldanmayı sürdürür filozof ve umutla ekler. Filozof Pascal (1623-62.ON İKİNCİ BOLUM Şüphe ve İnanç 1. arada bir de istenmeyen karılarının varoluşuyla sınırlandırma eğilimi içindedirler. yalnızca içsel bir fantezi de olabileceği yolundaki korkunç olasılığı gündeme getirmektir. 5.

Tıp tarihinde. Kendi alışkanlıkları. Sonunda biri delirmiş hastasının düşünce tarzını kavramaya çalışıp. o da bu yaratığın gerçekten varolup olmadığını ona sormak olabilirdi: Bu tüylü şeyin gerçekten senden ayrı bir varoluşu var mı. Nedir bu öykünün anlamı? Bir yanılsama içinde yaşanmasına karşın (âşık olmak.mızda yine de haklı olduğumuzu çünkü daha düşük olasılığın olumlu taraflarının. Aile üyeleri kadar gerçek bir kişilikti Guppy. bu durumun tamamlayıcı öğesi bulunursa (aynı yanılsama içinde bulunan Chloe gibi bir sevgili. insanın kendisini yumurta sanması). şüphe duymayı ve sorgulamayı beraberinde getiren felsefi dürtülere inanmak anlamına gelir bu. çoğunluğun korkunçluğunu kat kat geride bıraktığını söylüyordu. şüpheye düşerek aşksız kalma riskine tercih etmelidirler. bundan sonra yanında hep bir dilim kızarmış ekmek taşıması gerektiğini. Çocukken Guppy'nin yaşamında büyük rol oynadığını anlatmıştı. otobüsün kırmızı olup olmamasının ne önemi vardı ki? . yoksa sen mi onu yarattın? \le işte o zaman belki âşıklar ile âşık oldukları kişiler arasında da aynı takdirin bulunduğu ve bir âşığa asla. üstelik çok daha sempatikti. Ama Chloe'nin fille olan ilişkisini bo zacak bir şey varsa. bu kızarmış ekmeği istediği koltuğun üzerine koyabileceğini ve böylece dökülmekten kurtulabileceğini söylemişti. yanılgıya düşerek âşık olma riskini. en sevdiği yemekleri. o yanılsamaları kontrol altında tutacak bir çevre gerekir. 8. Âşıklar. o zaman her şey yolunda gidebilir. ama insan onlara inanmakta yalnızsa canını acıtabilirler. Ve belki aşkta da böyle olmalı. Bir akşam Chloe'nin yatağında oturmuş oyuncak fili Guppy ile oynarken bu gibi düşünceler geçiyordu aklımdan. Bu aşk dolu insan gerçekten var mı yoksa onu hayalinde mi yaşatıyorsun? ö\ye sorulmaması gerektiğini düşündüm. uyuma ve konuşma biçimi vardı -oysa Guppy'nin onun yaratısı olduğu ve hayal gücü dışında bir varoluşu olmadığı elbette ki gün gibi ortadaydı. Chloe de ben de aşk denilen rizikolu sabun köpüğüne inandığımız sürece. Yanılsamalar kendi içinde zararlı değildirler aslında. 9. O günden sonra adam kızarmış ekmeği yanından hiç eksik etmemiş ve öyle ya da böyle daha normal bir varoluş sürdürmeyi başarmıştı. Âşıklar uzun süre filozof kalamazlar. Doktorlar adamın korkularını azaltmak için sakinleştiriciler ve çeşitli ilaçlar denemişlerdi ama hiçbiri işe yaramıyordu. kendisini sahanda yumurta sanan bir adamın öyküsü vardır. Bu düşüncenin ne zaman belirdiğini kimse tam olarak bilmiyordu ama adam "kendini döker" ve "sarısını ortalığa akıtır" korkusuyla herhangi bir yere oturmayı reddediyordu. 7. bir dilim kızarmış ekmek).

artık ötekinin gözlerini hissetmiyordu üzerinde. Chloe yatakta uzanmış kitap okurken burnunu temizlemek için parmağını burun deliğine sokar. 2. çev reye dağılan parçalarını toparlamaya çalışıyordu sanki.ve böylece sevgilisinin de etkisinde yitip gitmekten korktuğunu da ima etmiş oluyordu belki. Sana kapılarımı kapatmakla ilgisi yok bunun. o benim gibi halıya uzanır oldu. Diş fırçasını ya da ayakkabılarını değil ama. Bende ilk kaldığı gece de onunla gelmiş. Derken alışkanlıklanmız birbirine benzemeye başladı. 4. sohbet etmek için paranoyakça gayretlere . ben yatak odasında Chloe gibi zifiri karanlıktan hoşlanır oldum. bana asla yerine hiçbir zaman deyişini bıraktı önce. temiz giysileriyle diş fırçasını taşımak için kullandığını söylemişti. sonra önce sözcüğünü kullandığında önderkenki vurgusunu. Vücutlarımız. yalnızca seni istemekten. çünkü benim bir sorunum var: Yalnız yaşamak zorundayım yoksa eriyip giderim. Sessizlikleri artık bir risk olarak görmüyorduk. Chloe kendisini duvarlar içine alıp. bir de telefonu kapatmadan önce kendine iyi bak deyişini. Vücutlanmızla olan tanışıklığımız cinselliğin ötesine geçmiş. parlak pembe yuvarlak çantasını Heathrow havaalanında görmüştüm ilk. Chloe'nin fosforlu yeşil saplı. 3. ben bir sorunu düşünürken oturma odasında onun gibi koltuğun etrafında daireler çizerek yürümeye başladım.ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Samimiyet 1. benim dairemde birkaç giysi ve bir diş fırçası bırakabilecek samimiyeti kurana kadar kullanılacak geçici bir nesne olacağını düşünmüştüm. "Birlikte yaşayamayız. çıkardığı sümüğü kuruyup sertleşene kadar yuvarlar. Bu yayılma durumu zaman içinde aramızdaki sınırlann eskisi denli korunmadığı. her sabah. sanki birbirimizi bir daha hiç göremeyecekmişiz gibi. sonunda kendimi kaybetmekten korkuyorum. Ancak çantası konusunda ne kadar duyarlı olursa olsun. yaşamıma anlam katması için birlikteliğine güvendiğim Chloe. Çantanın. Onun için lütfen bunu benim genel sorunlarımın bir parçası olarak gör. unutabileceği bir çift küpenin bile engel olunamaz bir erime sürecini başlatacağı korkusuyla eşyalarını içine yerleştirirdi. sonra yutardı. 5. Ama Chloe çantadan hiç vazgeçmedi. O da bunlara karşılık benim mükemmel ve gerçekten öyle düşünüyorum'larıma alıştı. kendisinden parçalan bırakır oldu. iğrenç renkleri için bir kez daha özür dilemiş. Papatya çayının içinde eriyen bir küp şekeri seyrederken. o gazetesini benim gibi katlamaya başladı. Seni istemediğimden değil. Önce dille başladı bu. moleküllerimize serbest geçiş tanıyan belli bir samimiyeti de beraberinde getirdi. sıcak yaz gecelerinde çıplaklığımızın farkında olmaksızın yan yana yatabilir olmuştuk. eskisi gibi sükûnet anlarında kaygılanmıyor (Bu sessizlikte benim hakkımda ne düşünüyor olabilir?). Özgürlüğün ve bağımsızlığın simgesi olan çantanın önemini açığa vuruyordu bu. ailesine ya da bürodaki kimliğine bürünmekten . zaman içinde bazı şeyleri geride bırakmaya başladı. psikolojik bir korunma güdüsü o kadar. sabah treninde üstüne üstüne gelen kalabalıkların arasında yitmekten. ama yaşamımı bohçalı teyze olarak sürdürmek durumundayım" dedi. Dağılmaktan söz ederdi.

. belki bir keresinde ona Alman entelektüellerin taklidini yaptığımdan (ve dolayısıyla daha anlaşılır olarak) Weltschmerz olmuştum. Warhol'dan nişastaya. uçmaktan öpmeye uzanıyorduk. Bu lakaplann önemi. Birbirimizin zihnindeki konumumuz sağlamlaşmıştı. oyunlar oynayabilir. projeksiyondan projektörlere. ikimizin arasındaki dil kurallardan sıyrılmıştı. Chloe'nin. penislerden erken doğuma. anlaşılır ya da aklı başında olması gerekmiyordu. Tidge ise resmiyetin ötesine. ama benim için ne kadar farklı olduğunu anlatmak için seni yeniden adlandırıyorum. Dilbilgisi meraklılarını çileden çıkarırdık herhalde. yatar pozisyonda gevezelik ettiğimiz için dil engeline takılıp düşmüyorduk da. Ötekinin özelliklerini iyice benimseyince. Günlük diyaloglar doğrudan (belli amaçları olan) bir iletişimi gerektirirken. düşüncelerimizi bazen politikacıları. Her şeyin söylenebildiği bir düşünceler kakafonisi içindeydik.. iletişimi seslere bile indirgeyebilirdik. uçurtma gibi havalanır. Aşk kapıyı çaldığında. uyandığı zaman gözlerinin mahmurluğu. acıktığı zaman karnının gurultusu. gibi. artık birbirimizi sürekli baştan çıkarmaya (önceleri nasıl korkuyorduk) uğraşmıyorduk. . patlamış mısırdan penislere. Tidge ismi. Bense. Adlandırma oyunumuz. bulduğumuz isimlerde değildi -birbirimize Pwitt ve Tic de diyebilirdik. sen hep "Benim Havucum" olacaksın. başkalarının kullanmadığı bir isimle (ne kadar anlamsız olursa olsun) kendini ifade etmek istemesi doğal değil midir? Çalıştığı büroda Chloe olan Chloe.. birbirimizi yeniden adlandırmak gereğini hissettik. benimle (ikimizin de anlamadığı bir nedenle) birlikteyken artık Tidge'di. çocuk ölümlerinden böcek ilaçlarına. banka memuresinin bilmediği özelliklerine işaret ediyordu (duştan çıktıktan sonra teninin yumuşaklığı ya da saçını fırçalamasının sesini bilmek gibi). Bulaşık makinelerinden Warhol'a.önemli olan birbirimizi yeniden adlan dırmaya karar vermiş olmamızdı. böcek ilaçlarından emmeye. Chloe resmi kimliğine ilişkin bir isim di. bazen pop yıldızlarını. 8. 7. Aşk aslında deneyimlerde. Aramızda kurulan samimiyet. söylenen ve söylenmeyen. nişastadan ulusallığa. insanın zaman zaman da amaçsız davranması özgürlüğüdür bu aslında. aşkla gelen yeniden doğuş ve yeniden adlandınşın bir simgesiydi bu. romansı yönüne dair bir bilgi hazinesi doğurdu: Chloe'nin teninin duş aldıktan sonraki kokusu. kendimizi bilinç akımına bırakabilir. öteki odada telefonda konuşurkenki sesi. bazen kuzeylileri bazen güneylileri taklit ederek ifade ediyorduk. 6. Sana verilmiş bir isimle buldum seni. ifade edilen ve edilemeyen arasındaki sınırlarda geziniyordu (ötekinin netleşmemiş düşüncelerini bile anlayabilecek duruma gelmek gibi). Yazarlığı bırakıyor. hapşırmadan önce yüzünde beliren ifade. ıslak bir şemsiyeyi sallayış tarzı.. aşkın o belirsiz ve tekil alanına aitti. Bir karalama ile mimari çizim arasındaki farka benziyordu bu: Karalamayı yapanın kalemi özgürdür. emmekten uçmaya.girmiyorduk. erken doğumdan çocuk ölümlerine. varoluşun felsefi yönüne karşılık. ulusallıktan projeksiyona. Büroda sanaXdiyebilirler (politik arenada) ama yatağımda. Geçmişe karşı kazanılmış bir zafer. Mantıksızca konuşabilir. Dilin üzerindeki sansür kalkmıştı. eğlenmek için Sokratik mantıktan ayrılabilir. doğar doğmaz anne babalanmızın bize verdiği. dilin öteki alanlarına da yayıldı. saçı nı fırçalarken çıkan ses. der âşık. aksanları değiş tokuş ediyor. Âşığın öteki kişide bulduğu tekilliği göz önünde bulundurursak. projektörlerden patlamış mısıra. pasaportlar ve kimliklerle resmileşen isimlerimizle bulur bizi.

seni fazlasıyla incitebilir). Bir ormanda. 10. halatı bırakılan yerden alıp.yoksa okur esnemeye başlar. sözgelimi Hamlet'i oynayan bir oyuncunun temsilden sonra Gertrude'u kollarına alıp. Yalnızca yaşanıp yok olmuyordu bu samimi anlar. müthiş bir resmiyet içinde kendini çok önemseyen insanlarla dalga geçerek yemek ritüeli sırasında yaşanan o kibar soru cevap volelerini yeniden canlandırıyorduk. birbiri mize olan sadakatimizi. dedikodu yapıyorduk. "küçüğün onurlu davranışları sizi ilgilendirmez. ortak hoşnutsuzlukları bulup çıkarmakla besleniyordu. Aşk. ikimiz de X'ten nefret ederiz. başka bir şeyle ilgilenir. Samimiyet." diye yanıtlıyordu beni. hatta kendime bile itiraf edemediğim şeyleri şimdi artık Chloe ile paylaşmakta özgürdüm. beni anlayabilecek birisiyle konuşacağım. dedikodusunu yapacağım. karakterleri yaşatan erekselliktir . aklı başında yaşamın formaliteleri komik görünüyordu bize. Anna ile Vronsky. batmış bir gemide ya da bir dağın tepesinde terk . sıradan iletişimde belli ahlak kuralları çer çevesinde kalmak zorunluluğunun birikmiş bir dışavurumuydu daha çok. Birbirimizi seviyoruz'a dönüşüyordu. Chloe ile aşkımızın kendimizce yorumlanan öyküsüne dönüşüyordu. amaçlar. Samimiyetimizle yarattığımız alanla. başkalarına olan sadakatsizliğimizi ortaya koyarak kanıtlıyorduk. "Ye beni. sözcükler tükendiğinde öteki yardıma koşuyor. çiftin dışına çıkarıyordu yalnızca. iki dakika önce kibar bir biçimde iyi günler dediğimiz insanların aksanlarını taklit ederek onları yerin dibine batınyorduk. Arkadaşlarla ya da meslekdaşlarla ilgili düşündüğüm ama onlara söyleyemediğim. Resmi yemek lerden ne denli sıkıcı olduklarıyla alay ederek dönüyor. Kökleri epik geleneğe dayanan aşkın bir öyküsü vardır mutlaka (aşktan söz etmek. Yabancılık kapı dışarı edilmişti artık. Chloe. "Madam. birbirimizi doğru dürüst tanımıyoruz bile" diyordu. Resmi dünyada karşılaştığımız hoş olmayan olaylara gülebilmek için birlikte kurduğumuz dünyaya koşuyorduk. Âşıklar. dışarıdan gelen tehditlere ortak bir yatakta göğüs geriliyordu. sözgelimi ben Chloe'ye masadaki sakallı gazetecinin sorduğu soruları yeniden soruyordum o da bana aynı kibarlıkla yanıt veriyordu ama bu arada yorganın altından beni tatmin ediyor oluyor. ki bu da aşkın suikasttan asla uzak olmadığı yolundaki şüpheleri bir bakıma doğruluyordu. benlik/öteki arasındaki ayrımı yok etmiyordu. "Beyefendi lütfen yatağımı hemen terk edin. sonlar. öyküyü de beraberinde getirir) üstelik belirli başlangıçlar. Bu ayrımı. bir sonraki dubaya geçiriyordu hemen. Epik öykülerde günler biribirini izlemez. "Kibar beyefendi. bunu senin arkandan. dünyayla ilgili yargılarımı paylaştığım sırdaşım haline gelmişti. 11. Özel yargılar ikili bir jürinin düşünceleri haline gelmişti." Ya da Chloe yataktan fırlıyor ve. afedersiniz ama benim onurlu küçük beyefendimle ne yaptığınızı sorabilir miyim?" diye soruyordum.bitiremeyeceğimiz cümleler kuruyorduk. beni yanlış anladınız. ben de bacağımı apış arasına sürtürüyor oluyordum. Paul ile Virginie. Bunlar genelde kötü niyetli dedikodular değildi. Fesat bir şeydi belki aşk ama en azından özgündü. 9. yani dolayısıyla suçlular olarak. anam!" dediği bir kuliste oyuncularının muziplik yaptığı trajediler gibi. Sonra Chloe'nin ne yaptığını birden fark etmiş gibi yapıyor. Tarzan ile Jane arasındaki bağlar karşılarına çıkan engellerle daha da güçlenmiştir. Yatağa uzanıp. Başka bir deyişle. Seninle kişiliğinin şu ya da özelliğiyle ilgili konuşamadığım için (çünkü anlamazsın. dönüşümler ve za terlerlerle macera türüne uzanır.

bir yenilik. ilişkimiz içindeki .2 15. kredi kartları hemen her yerde kabul görüyordu ve cinsellik suç olmaktan çıkıp adeta bir görev haline gelmişti. kan izi de yoktu ama tam geçip gidecekken Chloe kadının karnına saplanmış bıçağın sapını gördü.. Bir gece bir partiden dönerken ölü bir insan gördük sözgelimi. Modern aşk ilişkisiyle birlikte. Deneyim nedir? Sıradanlığı kırarak. doğayla ya da toplumla mücadele içinde olan epik çiftler aşklarının gücünü zorlukları aşmaktaki gayretleriyle kanıtlarlar. Korkunç bir olaydı ama bizi birbirimize yaklaştırdı. Dünya. Profesyonel tavrı etkiledi beni. İlk başta uyumak için kaldırıma uzanmış sarhoş bir kadın sandık. Chloe kağıdı açtı. Chloe de. bu arada kadının kalp atışlarını kontrol etti (ölmüştü gerçekten de) hiçbir şeye dokunmamaya da dikkat etti. Bir deneyim. bizi de birbirimize bağlayan bir dizi ortak deneyim bulunuyordu. bana bakmamamı söyledi. 13. Chloe ile ben bir aslan görüp neye uğradığımıza şaşırmamıştık gerçi ama biz de bir dizi küçük kent deneyimi atlattık. romantik mücadeleyi gerektirme kapasitesini yitirmişti büyük ölçüde. Ama adam sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyor ve çizgili takım elbise giyen tarzda adamların gururlu ifadesiyle sokaktan geçenleri seyrediyordu. polis çağırmamız gerekiyormuş. Charlwood Sokağı'nm Belgrave Sokağı'yla kesiştiği köşede yere serilmişti.. Şekil 13. ama polis sorgusunun orta yerinde hıçkırarak ağlamaya başladı ve o bıçağın hayalinden haftalarca kurtulamadı. A KİŞİSİ i. Kavga dövüş izine rastlanmıyordu. birer maceraperestten çok. en az onunki kadar masum bir ifadeyle notu katlayıp cebine koydu. toplum onaylamadıklarını evrensel hoşgörü kisvesi altında saklıyordu. Ceset. Gecenin geri kalan bölümünü benim evimde viski içerek geçirdik. orman parka dönüşmüştü. tıpkı ceset gördüğümüzde olduğu gibi ama elbette daha bir neşeyle. 12. insanın alışkanlıklardan körleşmiş gözlerini iyice açmasıdır ve eğer iki insan gözlerini bu şekilde aynı anda açmışsa o zaman bu deneyimin onları yakınlaştırmasını bekleyebiliriz. Bir orman meydanında karşılarına çıkan aslanla şaşıran iki insan (eğer deneyimi atlatabilirlerse tabii) yaşadıklarından sonra bir üçgenle örneklenebilecek biçimde birbirlerine yaklaşırlar. birlikteliğimizi kanıtlayacak ortak bir tarihimiz (geçmişin ağırlığı.).1 14. Chloe ve ben moderndik. onunla birlikte bir cesede tanık olmadan ne kadar tanıyabilir ki? Hemen cesedin üzerine eğildik. olaylar karakterin içsel hallerinin bir yansıması olmaktan çıkar. sonra dönüp notu veren adama baktı.---------------------i B KİŞİSİ Şekil 13. İnsan bir ötekini. içsel monologçulardık.edilmiş. Bizim öykümüzden bir gerilim öyküsü yazılamazdı belki ama. Yine de bir öykümüz vardı Chloe ile benim de. neredeyse hiç ağırlığı olmayan şimdiki zamanın üzerine biniyordu. Chloe hemşire/öğretmen ses tonunu takındı. korkularımızdan arınmak için ceset ve polis taklitleri yaptık. Olayın çılgınlığı. Anne babaların taktığı yoktu. güzellik ya da tehlikeye artan bir duyarlılıkla bir an için tanık olmak gibi bir şey. birbirimize dehşetli ve saçma bir dizi öykü anlattık. lokantalar geç saate kadar açıktı. okumasıyla birlikte yutkundu. Birkaç hafta sonra Brick Lane'de bir pastanede sırada beklerken arkamızda duran çizgili takım elbiseli şık bir adam Chloe'nin eline üzerinde çalakalem "Seni seviyorum" yazan buruşmuş bir not tutuşturdu sessizce. macera öğesi önemini yitirir.

sevgiliyle konuşmayı başkalarıyla konuşmaktan ayıran da budur. Bu anekdotlar her zaman ilginç olmuyordu doğal ola rak: Çoğu zaman. sonra benim komik Kaliforniyalı alışkanlıkları olan arkadaşım Will Knott. trende tanıştığımız. aralarında konuştukları dil sözlüklerde karşılığı bulunan sözcükleri aşar. 17. Bizi seyreden biri durup dururken kıkırdamaya başlamamızı saçma ve anlaşılmaz bulabilirdi. ilişkinin tarihini barındırır içinde. ve bize çantasında her zaman silah taşıdığını iti raf eden o muhasebeci kadın. ama bizimkilerin üzerinde Lütfen tuzu uzatır mısın yazardı.Leitmotifferden. birlikte bir şeyler yaşadığımızı kanıtlıyor ve olaydan birlikte çıkardığımız anlamı anımsadığımızı ortaya koyuyordu. birbirimize notlar uzatmaya başladık sessizce. aramızda bir samimiyet dili kurulmasına katkıda bulunuyordu ve (ormanlarda korkuyla gezmek. Samimiyetle yeni bir dil doğar. canavarlar öldürmek ya da aynı daireleri paylaşmak gibi olaylar yaşamasak da) Chloe ile benim birlikte bir tür dünya kurduğumuzun işaretini oluşturuyordu. Yine de önemliydi bu Leitmotifler çünkü birbirimize yabancı olmadığımız duygusunu uyandırıyor. ardındaki öyküleri bildiğimiz için Chloe ile bana anlamlı geliyordu yalnızca. gördüğümüz. başkalarının bilmediği olaylara göndermede bulunurlar. Böylesi özel bir dilin olayla ilgili olmayanların sinirine dokunmasına şaşmamak gerek.. . öykümüz içinde sözünü ettiğimiz ve güldüğümüz olaylardan biri oldu. 16. Bu küçük olayların ilişki içinde beton gibi ağırlığı vardı. Onların paylaşılmış deneyimlerini ima eden bu dil. Lokantalarda pastanedeki o adamın gizemli havasıyla. Chloe'nin yatağının üzerinde duran file arkadaş olsun diye Bath'dan aldığımız o oyuncak zürafa. bir yemekte tanıştığımız bir profesör vardı sözgelimi. aramızdaki ortak mirası gündeme getirdiği için sık sık geri dönerdik: Freud'un karısının psikanalizin gerçek kâşifi olduğuna dair bir kitap yazan. Ama Leitmotiflerin özü budur zaten. İki insan birbirlerini tanıdıkça. duyduğumuz ya da yaptığımız şeylere.. Daha pek çok olay yaşamıştık: Tanıştığımız insanlara. iki âşığın birlikte işledikleri ve başkalarınca hemen anlaşılamayacak öyküye göndermelerde bulunan bir "özel" dildir bu.

Daha önce kimse bana böyle bir yüz ifadesi taşıdığımı söylememişti. ama Chloe söyleyince. şizofreniden kurtulmak için kimliğimizi iyice öğrenmiş birine sığınmak rahatlatıcı değil midir? 5." diye yazmış Stendhal. tamamlanmamış işleri anımsatır. sevilmiyorsak. Üstelik. Catrina mı Catherine mi olduğunu sürekli karıştıran (biz de genelde onlannkileri unuturuz) insanlar çoğunluktayken. kimsesiz çocuk ifadeni takındın" dedi. Kişisel dünyamızın temelinde bulunan (ve onun dünyasının temelinde bulunduğumuz) bir başka varlığın gözlerinde meşruluk kazanır varlığımız. "İn san yalnızlık içinde yaşadığında bir karakter dışında her şeyi kendi kendine edinebilir. Oysa saat beş sularından bu yana içim kararmaya başlamıştı. Yoğun (ve belki de biraz aşırı) bir aşk hissettim ona bu sözleri sarf etmiş olduğu için. Sessizlik içinde oturuyorduk. Temmuz ayının ortasında bir Pazar günü geç saatlerde. 4. kişisel tarihimizi sayısız kereler anlatmış olma miza karşın kaç kere evlendiğimizi. çevremizde kim olduğumuzu anımsamayan. "Yine o kayıp. yani meselenin özüne inecek olursak. Büyük bir bölümünü Hyde Park'ta.ON DÖRDÜNCÜ BOLUM "Ben"in Onaylanması 1. o an duyduğum karmaşık hüzün bir anda hafifledi. aşk olduğunda ise benlik bir bakıma sürekli onaylanır. Dinde Tanrı'nın bakışının bu kadar önemli olmasına şaşmamak gerek: Göze görünmek. karakter oluşumunu başkalarının kişiye gösterdiği tepkilerle açıklamaya çalışarak. başkalarının nerede başladığını gösterecek birileri olmadığı sürece kendi benliğimizi tümüyle kavrayamayız. Eve gidip battaniyenin altına girmek dürtümü. güneşlenerek ve kitap okuyarak geçirdiğimiz güzel bir günün akşamıydı. aşk ile ilginin birbirinden farklı olmayışı. "Ben" bütünüyle bağımsız bir yapı olmadığı için. hatta bazen kendimden bile iyi tanıyan bir başkasına gereksinimim vardır. ölümü. yumuşakçalardan ya da solucanlardan farklı olarak kendilerini tanımlayabilmeleri ve bilinçlenmeleri için birbirlerine gereksinim duymalan anlamına mı geliyor? Etrafımızda bizim nere de bitip. bir suçluluk ve yitiklik duygusu hissettirirdi. Kişisel tarihimi özümseyebilmem için beni iyi tanıyan. Chloe gazeteleri okuyordu. 2. ismimizin Brad mi Bill mi. doğru dürüst bir kimlik edinme yeteneğimizi yitiririz. iç dünyamı nesnelleştirmesinden -kimsesiz çocuğa kimsesiz olduğunu anımsatıp sonra evine teslim ettiği için şükran duymuştum ona. Chloe birden uzanıp beni öptü ve fısıldayarak. Aşk olmadan. tam anlamıyla yaşıyor olamayız. başkalarına gereksinim duyar. bakanın Tanrı ya da bizi seven biri olması daha da iyidir. İnsanın "sosyal bir yaratık" olması ne demek? İnsanların. neden saklanmak istediğimi bilmediğim için bastırıyordum. Semantik açıdan baktığımızda. ben de dışardaki trafiği ve insanları seyrediyordum. Portobello Sokağı'ndaki bir kahvede oturuyorduk. varoluşunu onaylatmaktır. söylediklerimizi anlayacak biri olmadan doğru dürüst konuşamayız. Varoluşumuzu izleyen bir başkası olmadığı sürece gerçekte varolmadığımız doğrudur belki de. kaç çocuğumuz olduğunu unutan. "Kelebeklere ilgi duyanm"la aynı anlama gelmesi rastlantı . Pazar geceleri beni hep hüzünlendirirdi. benim hissettiğim ama bir türlü adını koyamadığım duygunun farkında oluşundan. 3. "Kelebekleri severim"in.

hayal gücünün sınırlarını çizmemize yardımcı olur. kıskanç. ilkinin daha büyük bir tehlike olduğunu hissetmişti hep. Ne yaptığına dair basit sorulan yanıtlamakta bile güçlük çeker olmuştu. komik derecede çocuksu ya da birçok kez olumsuz (ama doğru) şekilde davrandığımı açıkça söylediği zamanlar olurdu . korkutucu ve gerçekdışı bulmuştu.. Kişiliğimle ilgili temel öğeleri kavradığını sergilercesine. katı bakışlarıyla davranışlarını sınırlandıranlardan bir kaçış olarak görmüştü yetişkinliği. kimseyi tanımadığı küçük bir kasabanın yakınlarında bir kulübeye yerleşmişti. Chloe'nin varlığı sayesinde kendimle ilgili daha derin gözlemlerde bulunuyordum. ona karşı yoğun bir ilgi duymaktır aynı zamanda. evet ya da hayır yerine "belki" demeyi yeğlediğimi fark etmişti.olmasa gerek. çeşitli "Ben"in Onaylanması halleri vardı . kişiliğini ve kişiliğinin sınırlarını çizebilmek için kendini aynalarda seyreder olmuştu. az mobilyalı. başkalarının da pek umursamadığı yönlerine dikkat çekmeyi ancak bir sevgili başarabilir kurduğu samimiyetle. bu tür ironiden hoşlanmadığını söylemiştin. İçgüdüsel olarak kavradığı çeşitli ruh hallerim. Kişiliğimizin. Oysa oraya varmasından birkaç hafta sonra.. Chloe benim hastalık hastası ve utangaç olduğumu. her gece sekiz saat uykusuz edemediğimi.sevgili. bir olgunlaşma sürecine girmiştim. Kentten uzakta.o anlarda. zevklerim. yaşamı boyunca özlemini çektiği yalnızlığı şaşırtıcı. Beni daha iyi tanımaya başlayınca. Chloe'nin davranışları.aklında tutarak bana benden alıntılar yapar olmuştu hatta. kibarlığı saldırgan bir savunma biçimi olarak kullandığımı. ayna kullanmamaya ve yüzümüzde olduğunu bildiğimiz bir kesik ya da sivilcenin nasıl bir şey olduğunu sezinlemeye benzer. Kim olduğumuza dair soruları . çölde gunbatımlarmı ve mehtabı seyrederken okuyup düşünmek için yanına bir bavul dolusu klasik roman almıştı. Aşk bize bizi yansıtıyorsa. Gençlik romantizmiyle doluydu. konuşmalarının farkında olduğumuzu belli etmektir.") . çevresini saran "gerçek dişilik" duygusunu daha fazla kaldıramamıştı. telefonda konuşmaktan nefret ettiğimi. 6. başkalannm da altını çizecek kadar ilgi göstermedikleri ve ancak yatak odasını paylaştığımız birinin açığa vurabileceği yönlerimle yüz yüze gelirdim. ("Geçen defa. kolay kolay yüzleşemediğimiz. alışkanlıklarım ve gülerek kabullendiği fobilerimde."). Aşk iki ayrımla sınırlanmış sanki . "Ben" olmayı unutmuştu sanki. Phoenix'te bir lokantada garson olarak çalışmak için kasabayı terk etmişti. "Ben"in Onaylanması diyebileceğimiz bir durumla örtüşmeye başladı. ayna en azından bize bizi gösterir bir şekilde. Phoenix'e vardığında. bana kendisiyle ilgili anlattıkları. o zaman yalnızlık. Çocukluğunda çok sıkılgan olduğu için.. Birini sevmek.çok sayıda görenle. az sayıda görenlerin arasında yaşamak. On dokuz yaşındayken Arizona'ya giderek bu düşünü gerçekleştirmeye çalışmış. düşmanca. Sonunda. Chloe'nin bana son derece alıngan." "Benzin almayı senin kadar çok unutan birini daha görmedim. yalnızca bir ay sonra. geçirdiği deneyimi dil aracılığıyla anlatmakta güçlük çekiyordu. rutinlerim. parmaklara cuk oturan bir eldiven rolüne bürünmüş oluyordu.. Chloe. ("Ne zaman böyle olsa paniğekapılırsın... baskıcı bakışların hâkim olduğu bir dünyadan kaçışın simgesi olan bembeyaz bir evde yaşamayı düşlemişti. davranışlarının. büyük pencereleri olan. sosyal iletişim de şok etmişti onu. öykümün -iyi ve kötü yönlerini. Ne kadar zarar verirse versin. Her hafta mini markette duyduğu kendi sesi bile onu irkiltmeye başlamış. kişiliğimin sıradan bir içe bakışın sağlamadığı (iç huzur adına). 7. memleketinden binlerce kilometre uzakta. yemekten sonra lokantalarda uzun saatler oyalanmaktan nefret ettiğimi. eleştirel.

paranoyalan ve hayalleriyle onu yaralanmış bir yaratığa dönüştürmüştü. birer detektif ve psikolog olarak (psikodedektif) ipuçlarını bir araya getirerek bir bütün oluşturmaya çalışırız. tek başımıza göremeyeceklerimizi. ani bir sıkıntı. masayı kurarken ya . Başkalannı tanıdığımızı sanırız ama genelde birkaç yönüyle bütünü yorumluyoruzdur. bize. Chloe bana önceki gece hastalandığını. Bir telefon mühendisi gibi. kişiliğinin ana hatlan başkalannın odak noktası olmaktan çıkınca bulanıklaşmıştı. bastırılan hıçkırıklar) artık daha kolay anlaşılıyordu. kişiliğindeki o çöl kaçkınının farkına varmaya başladım. Derinliklerini kavramak için yüzeyde çalışmak durumundaydım. insanın yaşamının her dakikasını o insanla. Oysa her zaman biraz geç varırız suç mahaline. üstelik geç kalmak tehlikesi de vardı hep. hareket halindeki bir benliğin karmaşasındaki baskın telleri bulup çıkarıyordum: Ne zaman kalabalık halinde bir lokantaya gitsek para konusunda tartışma yapılacağına herkese ısmarlama eğilimi. Bunu başaramayınca. suç işlenmiş. arabaya atlayıp nöbetçi eczaneye gittiğini anlattı. kendine acıyan insanlara duyduğu kızgınlık. kıpırdayan bir hedefi vurmaya çalışmak gibiydi. Chloe'nin kafası karışmıştı çöldeyken. savaşacağına ölür. Şaşırdım ve öfkelendim . ağzından çıkan milyonlarca sözcüğü. hastanın bedeninde ellerini gezdiren bir doktor gibi içinde ne olup bittiğini sezmeye benziyordu. Chloe'yi anlamaya çalışmak. sürekli kendi kendini suçlaması. Ben kimdim ki başkalan olmadan yanıtlan bulayım? (Ben kimdim ki Chloe olmadan doğru yanıtı bulayım?) 8. cimrilikten ne kadar nefret ettiğini ortaya koyuyordu. 10. bana anlattığı yaşam öyküsünde nasıl bir rol oynadığını kavrayabilmem için epey zaman geçmesi gerekti. görev bilinci ve hatta ağlama biçimi bile (isterik bağırışlardan ziyade. Başkalarının varlığını zorunlu kılan da budur zaten. Yavaş yavaş. Örnek vermek gerekirse. hayal gücü dizginleri ele alıp. Yalnızca işinde değil. Chloe'yi ayn bir kişilik olarak görebilmem. şiddetli bir nefret ya da neşenin nereden çıktığını anlamaya çalışıyor.neden bana haber vermemişti? Beni bir kriz esnasında bile uyandıramayacak denli mesafeli bir ilişki içinde miydik? Oysa öfkem son derece yersizdi (ki bir tür kıskançlık sayılabilirdi aslında) çünkü Chloe'nin zaman içinde öğreneceğim en büyük özelliklerinden birini dikkate almamıştım. kişiliğimizin smırlannın anlaşılması zor yönünü gösterirler. Beni uyandırması için ölüm döşeğinde olması gerekirdi çünkü kişiliğinin en temel özelliği başkalarına sorumluluk yüklemekten kaçınmasıydı. bunların beni Chloe'nin kim olduğuna götüreceğini umuyordum. Bir sabah. Kapana kıstırılmamak arzusunun. bu gibi durumlarda da ne yapıp edip kimseyi uyandırmazdı. onun yanında geçirmesi gerekir. tüm bunlar olurken beni uyandırmamayı seçmişti. ilk sahne oynanmış olur ve uyandıktan sonra çözümlemeye çalıştığımız rüyalar gibi bir kurgu oluşturmaya çalışırız kalan tortulardan. işine olan aşırı bağlılığı. Birisini tümüyle tanımak için. suçu hep kendinde görürdü Chloe. Ama epey zaman alıyordu bu. yani çok yönlü kişiliğinin kurgusal ipliklerini birbirine bağladıktan sonra anlamaya başladım. Chloe'nin başkalarını rahatsız etmektense tek başına acı çekmeyi yeğlemesinin karakteristik önemini anlayabilmem epey zaman aldı. 9. Davranışlarımıza başkalarının gösterdiği tepki bir aynaya benzetilebilir çünkü bizim göremediğimiz yönlerimizi gösterir bize. gövdesinin milyonlarca hareketini.genelde kendimiz bulamadığımız için.anne ve babasma bilinçli bir öfke duymaması (yalnızca vahşi bir ironiyle ifade edilebilen bir öfkeydi bu). Doğasındaki bu özelliği bir kez fark ettikten sonra Chloe'nin yüzlerce farklı özelliği de açıklık kazanıyordu .

Chloe Londra Üniversitesi'nden bir akademisyenle birlikte olmuş. onların tahayyül ettiği kişi oluruz biraz biraz. o zaman yatağımızı paylaştığımız öteki. varlığımıza geçerlilik kazandırmaları için başkalarına gereksinim duymamız başkalarının insafına kalmış olmamızdır. Dairesel bir süreç bu: Ben benim Kendimi ötekinin gözleriyle izlerim Öteki beni değiştirir Şekil 14. Benlik. beğenebileceği bir filmi ya da hoşlanacağı türden insanları sormadan tahmin edebileceğim birisine dönüştü. Ötekinin imgesini bulmak zorunda olan. Onda ne buluyorsun?diye sorar aynaya: Yürek ise. metaforik aynalar edilgen olamaz.da bir demet çiçeği yerleştirirken dışavurulan görsel yaratıcılığına hayrandım. erkeklere kendini daha yakın hissettiğinin işaretlerini yakaladım.yoksa vah halimize. Chloe. Chloe'nin tek heceli sözcükler dışına çıkmasını engel lemisti. Beş kitap yazan ve birçok akademik dergide yazılan yayımlanan bu analitik felsefeci Chloe'ye bir miras bırakmış . Birisi benim utangaç olduğumu düşünüyorsa. dış duvan elastik olan bir amibe benzetilebilir. benim komik olduğumu düşünen birinin yanındaysa herhalde sürekli espri patlatınm. Eve döndüğümüzde. Annem ve babam gözle görülür bir hata yapmamışlardı ama onların belli bir özelliği.nereden kaynaklandığı belli olmayan bir zihinsel yetersizlik duygusu. her zamanki kişiliğine bürünmesini engellemişti. Ya her şeyi yanlış anlayan birisiyle birlikteysek. iyi ya da kötü. içgüdüsel bir klan ve toplum duygusu taşıdığını gördüm. ona ne olduğunu sordum. (çünkü aynanın yüzeyi asla kaygan değildir) bizi. Nasıl başarmıştı bunu? Chloe buna da bir yanıt . Bu gibi kişilik özellikleriyle. başkaları olmadan kişiliğimiz oluşmuyorsa. 12. öngörülen kalıbın dışına çıkmamızı nazikçe engellemiş olurlar. bir başkasının kişiliğinin olağanüstü karmaşıklığının boyutlarını yakalamanın peşinde olan hareketli bir aynadır. Ötekilerin üzerimize yapıştırdığı etiketlerin şiddetli bir biçimde açığa vurulan bir süreç olmadığının bir işaretiydi bu. gezinen. Chloe zihnimde yavaş yavaş tutarlı bir bütün oluşturmaya başladı. Kendi ilgi alanları ve özellikleri olan ve titrek bir elin tuttuğu bir el aynasıdır bu . Ama Chloe'nin aynası olmak o denli kolay değildi. Onda ne bulmayı istiyorsun?diye sorar. çünkü bizler. arayan. Neşeli ve ilginç olmaya çalışmıştı ama karşısında oturan iki insanın şüpheleri. Kendisi de anlayamamıştı. "Ben"in onaylanmasının içerdiği tehlike. Herkes bizi kim olduğumuza dair faklı verilerle donatır. yetenekli bir yansıtıcı olmak zorundadır . annem ve babamla öğle yemeğine çıktığında. değiştiriyor olmuyor muydu öyleyse? 13. davranışlarını öngörebileceğim. Eğer. Dostu olduğunu varsaydığı kişilere karşı amansız bağlılığını. onun yanında büyük olasılıkla utangaç davranırım. Stendhal'in de diği gibi.bulmayı umduğumuz imge. Başka kadınların yanında tuhaflaştığını. Absürd bir insan benim absürd yanlanmı keşfedecektir ama ciddi bir insanla ciddiyetimi korurum. Çoğu kimse bizi belli rollere bürünmeye zorlamaz yalnızca tepkileriyle bizi bir yöne çekerler ve dolayısıyla. çevreye zaten böyle uyum sağlanır. Birkaç yıl önce. duygularımızı paylaşmaktaki yoksunluklarıyla kişiliğimizin bir yönünü görmezlikten gelen birisi seviyorsa bizi? Ve de o büyük kuşku: Ötekiler. yemek boyunca sessizdi.1 14. 15. gerçekte varolan bir imge midir? Akıl. 11. Çünkü gerçek aynaların aksine.

kendi öyküsünü duyurmaya çalışıyordun Ama gerçek yine saptırılmıştır . lunaparktaki komik aynalara bakmak gibidir: Ufak tefek bir insan birden üç metre boylanmıştır. büyük bir beyin ya da beyinsiz. zayıf bir kadın birden şişmanlar." "Ne?" "Yani. onun için kıvrık yaptım. görüyorum. O zaman şu düz taraf ne?" "Nerede?" "Amibin kuzeydoğu bölümünde. senin yanında nefes alabiliyorum.2 "Şu kıvrık bölümler ne?" "Senin yanında kendimi kıvrık hissediyorum. uzun bacaklı ve hatta hiç bacaksız oluruz. birinin bu dünyadaki en zeki ya da en akıllı kişi olduğunu pek bir temele dayandırmadan savunmak. Benimle ilgili her şeyi anlamıyorsun değil mi? Onun için biraz daha gerçekçi bir şekil çizdim." "Coğrafyam hiçbir zaman iyi olmadı biliyor musun? Ama evet işaret ettiğin yeri.hoş bir saptırmadır bu ama yine de saptırmadır işte. kendi öyküsünü anlatacak yaşa gelmemiş çocuğun her zaman için üçüncü kişinin bakış açısından yorumlanması anlamına gelir (Chloe ne kadar şirin/çirkin/zeki/aptal birçocuk değil mi?). şişman olan zayıflar. Narkissos gibi." "Yaa. sana bürodaki amipbenliğimin şekliyle senin yanındaki şeklini çizeyim. Birisini sevmek bile kocaman bir yanılsama olabilir. O düz çizgi. bizim kendi benimizi bütünüyle içeremez. kötü bir karakter ya da bir aziz." "Tamam anladım. Ve böylece. 16. "Şu gazeteyi versene. önemli olsun olmasın. gördüğü aptal muamelesi kadar aptal gibi hissetmeye başlamıştı kendini. kırk gün deli muamelesi gören Chloe farkında olmaksızın beş kitap yazan ve birçok akademik dergide sayısız makalesi yayımlanan bu felsefecinin." . Şu ya da bu özelliğimiz kesilip atılacaktır kuşkusuz. Bunu yapmak için belli bir dil kullanmadan. onun yanında aklını kullanmasına gerek görmüyordu. yani öyküler anlatmaya bayılan anne ve babalarımızın sahte yorumlarını düzeltmektir bir anlamda da. Sonunda. bir başkasının sulu gözlerinde kendimizi aradığımızda ister istemez belli bir hayal kırıklığına uğrarız. Büroda olduğumdan daha karmaşık bir kişiliğe bürünüyorum sanki. Hiçbir göz. başkalarının. okuldayken amiplerin resmini yapmayı çok sevdiğini söyledi. Kronoloji. yıl sonu dağıttığı ödevlerden biriymiş gibi şekillendirilmiş bir kimliğe bürünmüştü.. Ama bu öyküleri düzeltme mücadelesi. amibi kendi öngörülerine göre şekillendirmeyi başarmıştı ." Sonra şu şekilleri çizdi: Şekil 14.ya bir düşmanın kıskançlığından ya bir umursamazın umarsızlığından ya da kendi bencil körlüğümüzden.. benimle ilgili anlayamadığın ya da çözmek için zaman bulamadığın yönlerimi temsil ediyor. Kendimizi bir başkasının gözlerinde onaylama arayışımız.yani genç ve güzel bir öğrenci olan Chloe'nin. Bana ilgi duyuyorsun ve beni daha iyi anlıyorsun. nasıl diyeyim. çocukluktan sonra da sürer: Kim olduğumuza dair kararları çevreleyen bir propaganda savaşı yaşanır sanki. zürafa gibi bir boyun ya da fil gibi ayaklarımız olur birden. gerçek bir anlayışın gerektirdiği tarafsız bakış açısından epey uzaktır . 17. doğal görünsün diye. birkaç farklı grup kendi gerçeğini kabul ettirmeye. Sonra eline bir kalem aldı. Chloe'ye insan kişiliğinin amiplere benzediğini söylediğimde güldü.veremiyordu. Çocukluktan çıkmak.

Ayrıca kaygılanma.dürüstlük arzusu . her sevgili belli özellikleri görür. Sevgilinin bakışı.) ölümüne direniriz.pilav sevmesi . vatandaşı olduğum ülkeye ve psikobiyografime bağlı olarak ortaya çıkıyordu böylece. Başkalarınca sınıflandırılmaya. Elimizde farklı bir ızgara şişi olsa ve ben de farklı bir sevgili olsaydım. gayet basit bir biçimde "ben"izdir işte ve başkalarının bize dayattık lan olmadan.açıkhava pazarlarını sevmesi .annesiyle olan ilişkisi . başka sosyal ilişkilerimin süzgecinden geçiriliyordu ona dair bilgilerim. "Çünkü x gibi hissediyor. Ne kadar yakın olursak olalım.. En önemli ama kaçınılmaz olan bir kısaltma ise Chloe'nin yaşamına ancak dışardan birisi olarak katılabilmemdi belki. Ben/sen ayrımıyla bölünmüştük. Chloe sonuçta başka bir insandı ve bunun getirdiği tüm gizem ve mesafeyle donanmıştı (yalnız öleceğimizi anımsatan o kaçınılmaz mesafe. yakın buluyordu): > > .yün giysileri sevmesi .papatya çayı m sevmesi -kendini beğenmişlerden nefret etmesi . etiketlenmeye (kadın. o etiketlenmiş yönlerimiz arasında gidip geliriz. Yalnız olduğumuzda.sağlıklı yemekleri sevmesi . Chloe'nin doğasının karmaşık yönleriyle yeterince ilgilendiğimi sanıyordum ama önemli kısaltmalar yaptığım.Viktoryen mimariye olan ilgisi .klostrofobisi . biyolojik özelliklerime.iki ön dişinin arasındaki boşluk zekâsı . halden anlamanın da bir sınırı vardır kuşkusuz. 19. tıpkı ablam gibi.Tanrıya ilişkin görüşleri . Kadın ve erkeklerle yaşadığım bütün yaşam deneyimleri. Chloe'nin karamsar bir ruh halini.bilekleri ..Degas paten kayması . mensubu olduğum sınıfa.matematik yeteneği . etiketlerin doğru olmamasından değil. onu anlayacak denli duyarlılığa ya da olgunluğa sahip olmadığım zamanlar da oluyordu kuşkusuz.."şeklinde kavrayabiliyordum ancak. kavrıyor.kardeşiyle olan ilişkisi . belli özellikleri geçirir ızgara şişine. Chloe'nin bir . Chloe'nin kişiliğinin bütününü oluşturmuyordu. Chloe'yi anlayabilmek için bana hizmet ediyordu şimdi benim öznel ve dolayısıyla saptırılmış insan doğası anlayışım.> Oysa bunlar. ben ve ben olmayan ile. Yahudi. zengin. 21.ironi ..gözlerinin rengi . Peki neydi çabalarımı sınırlayan? Belki de onu yalnızca insan doğasına ilişkin o güne dek kavradığım gerçeklere göre tanımaya çalışmam. İnsan doğasının karmaşıklığı nedeniyle. Bu direnç. onun iç dünyasını hayal edebilir ama asla tecrübe edemezdim. gerisini göz ardı eder: Sözgelimi benim bakışım Chloe'nin şu yönlerini görüyordu ya da (anlıyor. içinde küçülmediğimiz bir aşkın özlemini çekeriz. Kayalık bir dağ peysajma bakıp kendini bir yere ait hissetmek için "İsviçre'ye ne kadar benziyor" diyen bir Avrupalı gibi. Düz sınırlar ve düz çizgilerden arınmış. bir ızgara şişine benzetilebilir. Katolik vs..Beethoven sevgisi -tembellikten nefret etmesi .ekmek pişirme yeteneği .> 20.). sınıflandırılamayacağımıza dair öznel duygumuzu korumak adınadır. burada senin koynuna girmiş. Ne de olsa kendimize göre asla etiketlenemeyecek\/arhk\ar\zd\r. belki şu yönlerini de görecek zamanım olurdu: > > . Ondan beklentilerim başkalarından beklentilerimin bir uzantısı olabilirdi ancak.gece kulüplerini sevmesi ." 18."Ah o ne surat. Chloe amibin üzerindeki o düz çizgiyle ne demek istemişti? Yalnızca onu bütünüyle anlayamayacağımı bunda şaşılacak bir şey yoktu belki.sosyal kay gısı . o çizginin de yuvarlandığını görsen neler olurdu bilmek istemezsin.arabada müzik dinlemeye karşı çıkması . o kadar ciddi olsa. erkek.uzun doğa yürüyüşleri . yoksul.. son derece mutlu bir amip olmazdım herhalde.

keresinde "birkaç yıl önce birlikte olduğu bir adam" 'dan söz ettiğini duyduğumda birden üzülmüştüm. sevilesi sandığımız yönlerimiz için bizi seven." diye söz edilebileceğini düşünmüştüm. Başkalarınca etiketlenmek. Geçmişteki bir sevgilisinden söz edişindeki rahatlık. "Chloeip" ile benim birlikteliğimiz. dilediğimizde yayılabileceğimiz bir alan bulduğumuzu ortaya koyuyordu. "bir er kek arkadaş") ima eden nesnel durumu göstermişti bana.. 22. ızgarayı en iyi yapabilendir sonuçta. . şimdilik de olsa birbirimizin yanında rahat ettiğimizi. varlığım bir yansımadan (ne kadar özel olursam olayım) ibaretti Chloe'nin gözlerinde.. kategorilere konmak ve ta nımlanmak durumunda kaldığımız için. yine de belli tanımlar içinde bulunduğumu ("bir adam". sonunda âşık olduğumuz kişi. o an ne kadar özel olursam olayım. anlaşılmasını istediğimiz yönlerimizi anlayan kişidir o. birkaç yıl sonra benden de belki (ortasında ton balığı salatası bulunan masada Chloe'nin karşısında bu kez başka bir adam oturmuşken) "bir süre önce birlikte olduğu bir adam.

dana bifteği yedikten sonra geçirdiğim ufak çaplı hazımsızlık. Cumartesi gecesi bir türlü uyayamamam. "Kimse aynı nehire iki kez giremez. duygularımın iniş çıkışlarını ve değişkenliğini ne ölçüde ifade edebiliyordu ki? Zaman zaman sa dakatsizliği. Chloe'yi sevdiğimi. Romalılardan kalma hamamları ziyaret ettik. bir park. o olayın. 5. Duygusal olanlar daha da belirsiz. özetler çıkararak yaşıyoruz bizler. bir mevsim çıplak oluşunu göz ar di ediyor. Bath'daki o hafta sonundan geriye ne kaldı? Belleklere yerleşen birkaç fotoğraf . O ağacı her mevsim yeniden adlandırmanın yaratacağı karmaşayı engellemek için süreğen olanın üzerine temelleniyor dil ve ağacın bir mevsim yapraklı. acımasızca özetlemek gibi geliyordu bana. pek zamanımız da yoktur genelde ve yaşananları kısaltarak ifade ederiz. sinir ve kayıtsızlığı da kapsayan aşka dahil miydi bu sözcükler de? Duygularımın belirsizliğini bütünüyle yansıtabilecek bir sözcük var mıydı ki? 2. bir kimlik kurmamıza yardımcı oluyor. Ama olayları özet lemeye hevesliyizdir bizler." demişti Heraklitus oysa bu cümlede nehir sözcüğünün değişmiyor olmasını göz ardı etmişti. amaçlarımız doğrultusunda çok yönlülüğünü. Yaşamım boyunca taşıdığım bir ismim var . Heraklitus'un nehrinde akan sular gibi akan alt anlamlarıyla yüz yüze geliyor bazen . Yaşanmış bir olayı anlatmaya kalktığımızda. bir şöminenin üstündeki saat. Sonuçta şimdiki zaman önce tarih. dolayısıyla aslında aynı nehire iki kez girilmesi gibi bir durum ortaya çıkıyordu. sonra nostaljiye dönüşerek bozulur. sıkıntıyı. Bir öykü. istikranyla kararsızlıklarımızı bertaraf eder. çünkü Bath'da geçirilmiş bir hafta sonunu tek bir sözcükle. hoş sözcüğüyle anımsamamızı sağlıyor ve bir düzen. Chloe'yle takside yaptığımız tartışma gibi. Dil. Ağaca ağaç diyorum ama o ağaç yıl içinde çeşitli değişimlere uğruyor. kentin tren penceresinden manzarası. bütünü o özellikle etiketliyoruz. (bir ağacın ya da duygusal bir durumun) baskın özelliğini alıp. Chloe ile birlikte Bath'da hoş bir hafta sonu geçirdik. Oysa insan sözcüklerin. Aslında dilin ikiyüzlülüğü bağışlanabilir belki de. Bath tren istasyonunda sevimsiz bir gecikme.ON BEŞİNCİ BOLUM Gönül de Mola Verir 1. 4. 3. yoksa değişkenliğimizin ve belirsizliklerimizin üstesinden gelemeyebiliriz. Bunlar görsel kalıntılar.ki o zaman. bir İtalyan lokantasında yemek yedik ve Pazar öğleden sonra tarihi evlerin çevresinde yürüyüş yaptık. Mutlu olduğumu anımsıyorum. anlamı soyutlanmış. . Chloe ile yaşadığımız aşk öyküsü sürecinde benim duygularım duygusal cetvelin bir ucundan diğerine uzanmıştı ve bu durumu yalnızca âşık olmak diye geçiştirmek. Değişimin kaçınılmazlığını anlat mak için. Başka bir deyişle. belirsizliğini yitirmiş tortusunu anlatıyoruz aslında. Oysa geçmişe dönüp anlık ansımaların ötesine uzanmak istediğimde daha karmaşık bir tarih beliriyor: Müzedeki kalabalığın sinirimi bozması. Dünya her an değişirken. Ben bir kadına âşık olan bir adamdım ama bu cümle.altı yaşındayken bir fotoğrafta gördüğüm "ben" ile belki altmış yaşımdayken bir fotoğrafta göreceğim "ben" aynı harflerle yazılıyor oysa zaman beni bu arada tanınmaz hale getiriyor. bizlere hayali bir süreklilik ve sabitliğin ardına saklanma olanağı tanır.yattığımız odanın mor perdeleri. anımsanan bir anın yoksul karşılığı olabilir ancak.

10. Romantik nostalji. alnına düşen san saçlarını geri itişini seyrederken kendimi romantik nostaljiye kapılmış buldum. Alice'in yüzü. Chloe ile olan birlikteliğime karşın giderilememiş belli belirsiz bir boşluk duymama yol açmıştı." "Senin tipin ama.) duyar ve öykünün devamını öğrenemeyeceğim için anlık bir hüzne kapılır. bu bizi neden zorlasın ki? Ve ona olan aşkımız zaten solmaya başlamamışsa eğer. Birlikte olduğumuz kişiyle ne kadar mutlu olursak olalım. boş bir sayfadır. bu gereksinimi uzun süre denetim altında tutmayı başaramamamızda yatıyor. Alice'i konuşurken. Sanat Konseyi'nde sekre terlik yapıyordu ve itiraf etmeliyim ki. insanın hissettiği ama tanımlayamadığı." . bu kadınları görünce pişmanlık duymadan edemiyordum.. Ama onu gerçekten seviyorsak. biliyorsun. öteki üniversiteden mezun oluyor. bir başkası nın annesi hastalanmış. Chloe'yi sevmeme karşın. tabak larla mutfağa koşarken.harflerle sınırlanan basit anlamlarını arar oluyor. ona olan sevgimiz (çokeşli bir toplumda yaşamıyorsak eğer) başka romantik ilişkilere girmemizi engeller. o öykülere uygun bir son yazarak kendi kendimi teskin ederdim. Oysa gerçekler çok daha karmaşıktı. ona birazcık âşık oldum. Sokaklarda veya kalabalık lokantalarda yaşamları benimle paralel gelişen ama benim için birer muamma olarak kalacak yüzlerce (ve hatta milyonlarca) kadının varlığını fark ederdim. sayısız yaşamdan yalnızca birini yaşadığımızı anımsatır: Ve belki hepsini birden yaşayabilmenin olanaksızlığıdır bizi hüzünlendiren. sevgilimiz olabilecek ama şans eseri nedense olmamış kişiler gördüğümüzde ortaya çıkar. evet. Yemekten sonra divanda oturup Alice'le sohbet edebilirdim ama yalnızca hayal kuracak halim vardı. sönmüş bir mumu yakarken. Arkadaşı Alice bir Cuma gecesi bizi yemeğe davet ettiğinde. sürdürdüğümüz yaşamın. Birkaç dakika veya birkaç saat görülüp sonsuza dek yok olan bir yüz. en derindeki arzulan yansıtan ayna gibidir. Balham'da bir evin en üst katında oturan Alice. Alternatif bir aşk yaşamanın olasılığı. 'Tabii ki olmadım. Alice'in yemek masası çevresinde sekiz kişiydik. Bir seçim yapma gereğini (ne kadar iyi olursa olsun). bir şeyi seçerek yitirdiklerimizin hüznünü duymadığımız günlerin özlemini duyarız." "Hiç de değil. çözümlenemeyen hayaller için gerekli bir katalizördür. 11. hasretini çekmiyordum. Tanıdıklanmıza hasret duymayız çünkü hasretin gerektirdiği muammadan yoksundur onlar. Odanın öteki köşesindeki bir yüzün bilinene sunduğu ölümcül bir tekliftir. âşık oldun mu ona?" diye sordu Chloe arabada. 6. bir sohbetten kesit (birinin arabası bozulmuş. 7. birinin elma suyunu veya Marcel Prousf u sevdiğini söylemesi gibi tıpkı. Bir tren istasyonunda ya da banka kuyruğunda bir yüz görür. tutamadığı aşın tutkunun yansımasıdır. Chloe'yi seviyor olabilirdim ama onu tanıdığım için. ifade edilemeyen. neden üzülelim buna? Bu sorunun yanıtı belki de sevmek gereksinimimizi çözümlemiş olmamıza karşın. dört kişilik masada dirsek dirseğe yemek yemeye çalışıyorduk.. Chloe daveti kabul etti ve ona âşık olacağımı söyledi. 9. çünkü bir anı belli biçimde anlatmak bazı şeylerin göz ardı edilmesine yol açıyordu ister istemez .bir açıklama. 8.ne kadar basit geliyor kulağa. Bir bilinmeyen. "Söyle bakalım. Hem zaten ben sana âşığım. binlerce karşıt açıklamanın bastırıldığı anlamına geliyordu. Ben Chloe'yi seviyordum .

Dikkatli bir göz. Ama alışkanlığın kaygan yüzeyinin kırıldığı anlar da olurdu ve o zaman ona yeniden doğru dürüst bakar. Oysa birini sevdiğini söylemekle onu aldatmak arasındaki denklem. Dur. şimdi olmaz." "Niye? Ne oldu? Ne yapıyorsun? Lütfen. çok geçmeden Londra'ya doğru yola çıktık. Tamircinin sorunu çözmesi uzun sürmedi. onun sürekli değişen. kimle olduğu ya da hangi filmi gördüğüne göre değişen aksanını fark edebilir. Uzun dönemler olurdu ki ben (artık bana tanıdık geldiği için) onun vücudundaki değişimleri ya da yüzünde zaman zaman beliren çizgileri.. Chloe'ye olan duygularımın değişmesi. x'le nasıl aldatırsın?" diye sorar.daha önce hiç dokunmadığım bir kimsenin vücudunun uyandırdığı şehveti uyandırmıştı bende. Sevişmemiz gerek. zihnime yerleşmiş sabit bir imgeye dönüşmüştü. Pazartesi ile Cuma günlerindeki farklılığını artık görmezdim.. bense alışkanlıklarına bağlı tembel bir yaratıktım. ama sözcüklerim ister istemez zamanla sınırlıydı. park ya da küçük bir köy yolu bulalım.. İşinin ya da telefon numarasının kesin oldu ğundan bile emin değildim. 14. Bir yabancıyla konuşmasını izlerken (kendimi o adamla özdeşleştiriyordum bir yandan da) tanıdığım kadın bana birden yabancılaştı. 15. onun yüzünde en küçük psikolojik ve fizyolojik değişimleri okuyabilir.. Bir hafta sonu.Aldatmanın bildik senaryosunda. Chloe yetkiliye derdi mizi anlatmaya koyuldu. On beş dakika sonra bir tamirci geldiğinde. Bu değişimleri listelemek için sınır tanımayan bir biyografi yazarı olmam gerekirdi. onu ilk kez gören birinin gözleriyle izlerdim. zaman kavramı göz önünde bulundurularak çözüldüğünde yanlış çıkmaz." . 12. Tanıdıklığın soluk perdesi olmadan yüzünü görüp sesini duyduğumda tanıdığım haliyle değil ilk kez gören birinin gözleriyle izledim onu. hatta anlam karmaşası yaratan bir insan olmasından kaynaklanıyordu. Oysa ben arzulanmı dizginleyemeyecek haldeydim. "Seni seviyorum" ancak ve ancak "Seni şimdi seviyorum" anlamında söylenebilir. Değişik açılardan bakıldığında yüzünün görüntüsü farklıydı. Chloe bir alışkanlık olmuştu. şurada kenara çekelim. zamanın yüklediği değerlerinin ötesine uzanabildim. denetlenemez bir şehvete kapıldım. Anne ve babasının yanında başka. "Durmamız gerek. yorgun olduğunda omuzlarının sarktığını. Alışkanlığın birden kırılması yabancılaşma etkisi yaratmış ve Chloe'yi bilinmez ve egzotik bir varlığa dönüştürmüştü . sigortayla ilgili bir sorun varmış. sevgilisinin yanında başkaydı. masanın öteki yanında. gözleri üzgün olduğunda başka. Yüzü Pazartesi ve Cuma günleri farklıydı. uyarıldığında başkaydı.. bir sevgili ötekine "Beni sevdiğini söylemişken. yapma. dişlerini diş ipliğiyle temizleyen Chloe başkaydı. arabayı durdursak iyi olacak. 13. Tanrı aşkına. arabamız otobanda bozulunca yardım çağırmak durumunda kaldık. Tanrım aaaah. Chloe bujilerden ve yağ filtrelerinden söz ederken. peki. öpmeye uzandığında yakından ya da bir tren istasyonunda. Gülen Chloe başka. Ve birden. Alice'in yemek davetinden sonra eve dönerken Chloe'ye onu sevdiğimi söylediğimde yalan söylemiyordum. kendine güvendiğinde boyunun adeta uzadığını görebilirdi.. Chloe'nin yaşamının en zengin yönünü -hareketlerini-göz ardı etmek anlamına geliyordu. ellerindeki damarlar gazeteleri okurken sanki duş aidığmdaki damarlardan farklıydı. bekle. Bitkinlik çoğu zaman. tamam. bir otel.

Bu ani ve belirsiz arzu. birbirimizin duygusal hallerinin farkında olduğumuzu göstermek adına oynanan Heraklitçi bir oyundu bu. eksi üç diyebilirim. Sevgi ve nefreti bir kişinin birçok yönünün meşru karşılıkları olarak görmek yerine bunları birbirinden ayırmaya çalışırız. birbirimizin giysilerine ve tenine saldırılar hoş gelmişti ama. Chloe'nin Volkswagen'inin arka koltuğunda. giyinik gövde ile çıplak gövde arasındaki farklılıktı." "Gerçekten mi? Çok mu daha az?" "Hayır. bu ayrımları da kalkıp ilişkinin başında ve sonunda yaparlar . tutkularımızın akışının ne denli tahrip edici olabileceğini ortaya koyuyordu.komik komik ama yargılayıcı ama fazlasıyla sinirli ve zeki öte yandan bonkör üstelik yetenekli aşın duygusallıktan uzak ama gururlu ama güzel derin 16. Bir arzuyla karayolundan sapıyorsak. Bütünüyle iyi olanı sevmek. değişkenlik ile cinsellik arasındaki ilişkinin bir işaretiydi. Bu duygulan bir tek . Ya sen?" "Tanrım. Yine bir Çin lokantasında (Chloe bayılıyordu Çin lokantalarına). Oysa Chloe'yle böyle sabit duygular yaşamak olanaksızdı. hani. o kadar da az değil. az önce ballı börekliyken birden son derecede sıkılırdım ondan. gerçi bu sabah on iki buçuk verebilirdim. bütünüyle kötü olandan nefret etmek gibi. aşk ya vardır ya yoktur sanırlar.. duyguların hep sabit olması gerektiği gibi yanlış bir düşünceye kapılır insanlar.oysa her gün. aşkın bir ampul gibi aynı sabit ışık la yanması gerektiği düşünsel baskıyı biraz olsun hafiletiyor du. sonraki bir tarihte başka bir hormonun peşine takılıp birbirimizden kopmamız olası değil miydi? Duyguların ne yöne gideceğini kestirmek olanaksız gibiydi. "Bir şey mi oldu? Bugün beni sevmiyor musun?" diye so rardı içimizden biri. Chloe'yi belli bir şekilde otururken ya da belli bir şey söylerken görüp. Chloe ile aramızda bir espri vardı.. Biryabancıolarak-Chloe'nin cazibesi. M4 karayolunda bir sapağa girip durduk.1 20. tanıdıklık ile yabancılık arasında insanı kendinden geçiren bir süreçti bu. Bazen kafamı öyle karıştırırdı ki döner masadaki bütün yemeklerin tadına bakmış olurdum. 17. "Daha az seviyorum. mevsimlerin yumuşak geçişlerinden çok. Aşkımız. insanın sevgi dolu ya da saldırgan içgüdülerine yanıt getirmek gibi çocuksu bir gereksinim duyarız. başka bir deyişle." 19. Chloe'nin aşağıdakiler gibi olduğunu hissederdim sözgelimi: Şekil 16. bana yabancılaşmış olan bu gövdeyi yeniden keşfediyordum müthiş bir haz duyarak. Çıplaklık ile giyinildik. hatta saat başı değişebilir insanın duygulan. Sevmek. hem bir günah hem de yeni bir başlangıçtı." "On üzerinden kaç?" "Bugün mü? Belki altı buçuk veya belki altı ve üç çeyrek kadar. çantalarla eski gazeteler arasında iki kez seviştik. 18. dağlardan boşalan bir akarsuyun sarsıcı akışına benziyordu. Elimi uzatıp elbisesinin hafif kumaşının üzerinden göğüslerini okşamaya başladım. Çemberin bir duygudan ötekine neden kaydığını kestirmek güç oluyordu genellikle. insanlarla ilişkilerimizin masanın ortasında yemeklerin yerleştirildiği ve insanın çevirerek bir an karides bir an domuz etiyle karşı karşıya kaldığı döner çembere benzediğini fark ettim. zaman içinde iyiyle de kötüyle de karşılaştığın dairesel bir süreç değil miydi? Genelde hareketli varlıklar olmamıza karşın.

otuz beş yaşında bir gün kalkıp psikopos ya da papa olmak isteyen ama yaşamının sonunda İslam'a yönelen Yahudi'nin yaşadığı kimlik krizini yaşamayacağım demektir. Duygusal insanların yaşamı zamanın başdöndürücü devrimleri etrafında geliştiği için farklıdır. zamanla sınırlı olmayışından. biseksüel eğilimler ve çocukluk paranoyaları. Bir gece arkadaşlarla bir film üzerine tartışırken. arzularında yalnızca evrimi gözlemlerler.herkese gereken zamanda hak ettiği gibi davranmak. 23. büyük ölçüde ben ne istiyorum ile birlikte gelişir. Tartışmalarımızın çoğu bu gibi haksızlıklar nedeniyle.yani. yamyamsı dürtüler. İki yaşımdan doksan yaşıma dek Katolisizme olan inancımı korumuşsam. zamanında ya da gereken kişilere iletilmemiş duygulardan kaynaklanıyordu.ben yaşamıyordum. Ben kimim. cinsel dürtülerin yarattığı kaprislerden çocukluk travmalarının etkilerine kadar uzanıyor ve bazen öylesine üstesinden gelinemez hale geliyordu ki. Chloe'ye. Romantiğin aksine filozof. Nedir kimlik? Belki insanın eğilimleriyle şekilleniyordun Sevdiklerim beni belirler. ama sonra daha önce yaptığım bir şeye alınmış olabileceğini ve öfkesini bu şekilde gösterdiğini tahmin ettim . daha saygıdeğer duyguların içine sarmalanmış bulunuyor. bir an Alice'den Chloe'ye savrulmasına izin vermez çünkü yapılan her seçimi destekleyen sabit nedenler vardır. Önce şaşırdım çünkü henüz ağzımı bile açmamıştım. Benliğimizde birbirine zıt çok sayıda duyguyu.) 21. ben de hedef tahtası oluyordum. Bizi sevdiklerini iddia edenlerin aynı zamanda nasıl haksız düşmanlıklar ve dargınlıklar hissedebildiğini merak edebilir insan. aklın. Filozoflar geleneksel olarak aklın üstünlüğüne dayanan ve dolayısıyla arzuların egemenliğini kınayan bir yaşam tarzının savunusu yapmışlarsa bu. Öfkeler. yaşamları bir merminin yörüngesi denli sağlam bir çizgide ilerler. denetleyemediğimiz katmer katmer çocuksu tepkileri barındırıyoruz. 24. Eğer ben on yaşımdan beri golf oynamayı sevmişsem ve bugün yüz yirmi yaşındaysam ve hâlâ bu sporu seviyorsam. ne istedikleri o kadar çabuk değişir ki kim oldukları da sürekli ." diyordu Fransız filozof Alain.başka birine de alınmış olabilirdi. yıkıcı fanteziler. Ama bundan da önemlisi. Aşkta sadık ve sabittirler. "İnsanların kötü olduğunu söylememeliyiz asla. Buna karşılık Chloe de belki o sabah belli etmediği öfkesini bulaşık makinesindeki tabak çanaktan çıkartıyordu. kendi öfkeni masum insanlardan çıkartmamak ve hangi duygularını kendine saklayacağınla hangi duyguları dışavuracağmm ayrımını yapabilmek yeteneği olarak tanımlayabiliriz. Filozoflar. benim başka insanların zevklerine burun kıvırdığımı söyledi durup dururken düşmanca bir tavırla. 22. filozofun sağlam bir kimliği vardır. bir tartışmanın ya da saldırganlığın temeline inmeliyiz. "yeter ki neden öyle davrandıklarını görebilelim" . bulaşık makinesini son derece gürültü çıkartarak boşaltması gibi yüzeysel bir nedenle değil. yani bir son kullan ma tarihi bulunmayışındandır. sürekliliğin temelini teşkil etmesinden. Chloe ile ben de bunu denemeye niyetliydik ama bu karmaşa. ilgisinin bir an Chloe'den Alice'e. çünkü bazen Chloe de bana karşı ani patlamalar gösterirdi. o gün daha erken saatlerde işten aradıklarında telefona çıkmadığım için duyduğum suçluluk nedeniyle öfkelenebiliyordum. (Belki de olgunluğu -o anlaşılması zor hedefi. o zaman ben istikrarlı bir kimliğe (hem golfçu hem de dolaylı yoldan insan olarak) sahip olduğumu söyleyebilirim. kopuklukları değil.

Notting Hill yakınlarında ikimizin de sevdiği ve zihnimizde döşediğimiz evler vardı. Nerede oturacağımıza. Dalgalanmalar çevrenin onayıyla. kargaşaların önlenmesi ve belli bir düzenin kurulmasını hedefliyor. dirseğini nasıl kaşıdığı da ondan birden nefret etmeme neden olamaz mıydı? Bilinçli olarak ne gibi nedenler sıralarsak sıralayayım. O an ikimiz de bu kavgayı o denli ciddiye almıştık ki ilişkimizin sonunun artık geldiğini düşünmüştük. ağaçlarla dolu bir bahçesi olacaktı. çürütülemez (mantıklı demeye cüret etmiyorum) nedenler olsaydı. Bu ilişki herhalde o kadar sürmezdi ama sürmemesi için bir neden olmadığına inanmak zorundaydık. Kahve içerken. başka birisiyle evlenip evini onunla döşediğini düşünmek . Bir gün önce bir mağazada gördüğüm iki güzel yüzle yaşadığım erotik öyküden uyanır uyanmaz yanımda yatan Chloe'yi görünce kendime gelirdim. Bu insanın dürtü dalgalanmalarını azaltıyor. Bir Cumartesi günü arkadaşlarımızla bir kahvede buluşmadan önce giriştiğimiz şiddetli kavgayı anımsıyorum. Aşkın biteviyeliğinden korunmak için uzun bir zaman dilimi içinde yaşantımızı tasarlamaktan zevk alıyorduk. çevremizdekilerin sabit varsayımlarıyla dengede tutuluyordu. şimdiki zamanın biz ölene dek süreceğini düşündürecek bir gelecek kurgulamamızı doğal kılıyordu. Chloe ile benim öykümdü bu ve tali öyküler yazmak. mutlu çiftle ilgili sorular sorulmuştu. dolayısıyla böyle bir olasılığı göz ardı eden sorulardı bunlar. bodrum katında en yeni malzemelerle yapılmış bir mutfak ve çiçeklerle. gelecekteki günlerin düşleriyle de avutabiliyorduk kendimizi. bizim iniş çıkışlarımızı dengeliyordu. o zaman "ben" kimim? Daha mantıklı bir insan olma tasarımdan tümüyle vazgeçmiş değildim. emekliliğimizi nasıl geçireceğimize dair düşler kurarak Kensington Parkı'nda el ele tutuşarak torunlarını gezdiren ihtiyarlarla özdeşleştirirdik kendimizi. Oysa öyküyü sonlandırma olasılığı. Duygusal bir adam bir gün Samantha'yı ertesi gün Sally'yi seviyorsa. öykümün bana yüklemiş olduğu role döner ve yaşanan gerçeğin muazzam otoritesine boyun eğerdim.. kaç çocuk sahibi olacağımıza. Moralimiz iyiyken. Birisini sevmek ve aynı zamanda ayrılmayı. Bu durum çizgisel bir aşk öyküsüne demir atmamı sağlamıştı. böyle bir şeyi tasavvur bile etmeyen arkadaşlarımız sayesinde unutulmuştu. bizi cezbedenin ne olduğunu ancak tahmin edebiliriz (ve dolayısıyla aşkın yok olmasının o geri dönülemez ve trajik sürecinin de. 27. Olanaklarımın bilincine varır. ne istediğimizden ve dolayısıyla kim olduğumuzdan emin olamadığımız zamanlarda dışarda duran ve yalnızca sürekliliğin farkında olan ama bu öykünün bitmeyecek bir öykü olmadığının farkında olmayanların yatıştırıcı çözümlemelerinin arkasına saklanabiliyorduk. Ama iki ön dişinin arasındaki boşluk ona sırılsıklam âşık olmam için bir neden oluşturmuşsa. o zaman kimdir o? Bir gece yatağa Chloe'yi severek girip. Aşkın başladığı gibi bitmesi tehlikesi. Uyuşmazlıkların karşısında doğal bir insani dürtü vardı: Duygusal çevrenin sabitliğinin korunması.) 25. Ama Chloe'yi sevmek ya da sevmemek ile ilgili sağlam nedenler bulmak gibi bir türlü peşimi bırakmayan bir durumla yüz yüzeydim. ertesi sabah ondan nefret ederek uyansam. sürekliliği ve uyumu arzuluyordu. 26. geri dönüp değerlendirme yapılabilecek sabit bir nokta da olurdu. Sevmek ya da nefret etmek için güvenli. Başkalarının varlığı. modern yazının şizofrenisiyle kendi öykümden başka öykülere dalmak ya da kendi öykümü sorgulamak istediğimde dizginleri eline alıyordu. üst katta iki küçük çalışma odası. bir kopuş olasılığının bilincinde olmayan.bir soru işaretidir..

Onunla kurduğum ama sonra yitirdiğim yakınlığın Chloe ile yinelenebileceğinden korkuyordum. Gidip merhaba diyebilirdim. Ama rahatsız olmuştum: Çünkü bu kadın duygularımın ne kadar değişken olduğunu yüzüme vuruyor du sanki. insanı sonsuz aşka zorlamaya kalkışan. yasal eylemlerin o en insafsızı olan evlenmeye bile yanaşabilirdik. Yine de adına aşk dediğimiz olgunun daha karmaşık ve sonuçta o kadar da muhteşem olmayan bir gerçeğin özeti olduğunun her zaman farkındaydık. Bütün eski sevgililer. Bunlara gerçekten inansaydık. Ne de olsa Chloe de hâlâ belli aralıklarla görüştüğü bazı eski erkek arkadaşlarını tanıştırmıştı benimle. birlikte yaşlanıp emekli olmayı ve takma dişlerimizle deniz kenarında bir bungalovda yaşayacağımızı düşünmek zorundaydık. Arka daşlarına göndermek için kartpostal seçmekte olan Chloe bir kaç adım ötemdeydi. o zaman hayatımdan çıktığında bir parçam da ölmüş olacak demekti. Tüm bunlara karşın Chloe ile ben yine de âşık olduğumuza inanıyorsak bu belki de sonunda güzel anların (en azın dan şimdilik) sıkıntı ve kayıtsızlık anlarından çok olmasından kaynaklanıyordu.olası mı? Hayır. Bir sevgiliyle birlikteyken eski sevgilileri tarihe gömmek kayıtsızlığı aslında ne kadar korkunç. . Bir akşam üzeri Hayvvard Galerisi'nin kitapçısında Picasso'yla ilgili bir kitap karıştıran eski bir kız arkadaşımı gördüm. bir zamanlar sürekli sandığın duygunun hiç de sürekli olmadığının birer göstergesiydi ve Chloe'yle ilişkim de aynı şekilde sonuçlanabilirdi. Aşkı trajik kılan geçiciliğidir. Bugün her şeyini kurban edebileceğin bir insanı birkaç ay sonra gördüğünde yolunu değiştirmek (ya da onun da girdiği kitapçıdan çıkmak) dehşet veriyor bana. 30. Chloe'ye olan sevgim şu an benliğimin özünü oluşturuyorsa. O eski kız arkadaşım Picasso'yıı çok severdi. Eski sevgililerden söz etmeyi pek sevmememin nedeni yaşadıklarımızın sonsuza dek sürmesi arzusundan kaynaklanıyordu belki de. 29.

Yine de içeri girsem iyi olacak." "Nasıl bakacaksın. "Öyle mi gerçekten?" diye şaka yaptım. Sonra eve dönüp bir şişe şarap ve zeytin ile terasta oturup. ciddiyim. komşu evin keçi besleyen çiftçisi de zeytinyağı ve peynir ikramıyla bizi pek hoş karşılamıştı. Odaları basit ama rahat döşenmişti. Yol yorgunluğu olsa gerek.. öğleden sonra geç saatlerde varabildik eve. Araş de Alpuente kasabasında çiftlik evinden bozma bir dağ evinde karar kılmıştık. kimsenin bozmaya yeltenmediği bir cennet gibi." "Hayır. korkunç bir zonklama gibi. "Evet. ben keçileri beslerdim. ya da belki yükseklikten etkilenmişimdir. asma yapraklarıyla gölgeli bir terası vardı. şimdi iyiyim.. kitaplar yazardık. resim yapardık ve ." diyerek iç çekti Chloe." "İyi misin sen?" diye sordum Chloe'nin birden acıyla yüzünü buruşturduğunu görünce. Ah." "Biliyorum ama acını paylaşmaya çalışıyorum. hayır. bizi mutlu etme tehlikesi taşımasıdır. yakınında yüzebileceğimiz bir göl bulunuyordu. "Evet. yine başladı işte. "Harika değil mi?" dedim şiirsel bir tonla. sen zeytin yetiştirirdin. manzaranın güzelliğini bozuyorsun." "Yaşamımın geri kalan kısmını burada geçirebilirim. banyosunda herhangi bir sorun yoktu." "Burada birlikte yaşardık. Çiftçiyle karısı. Ne oldu bilmiyorum. Havaalanında kiraladığımız arabayla daracık dağ yollarından geçerek. İspan ya emlak pazarının uzmanlarından Ütopya Seyahatleri'nin kitapçığını gözden geçirmiş ve Valencia'nın ardındaki dağlarda. Rahatsızlığını ne denli ciddiye almam gerektiğini kestirememekle birlikte. Bir aspirin içip yattı ama uyuyamadı. solmaya başlayan güneşin altında kuruduk." 4. bölük pörçük . "Sus. Böyle bir yerin varolduğuna bile inanmazdım görmesem. başım ağrıyor. "Ben de." "Dur bir bakayım. Chloe'nin ağrıları hafiflemedi. Her şeyden o kadar uzak ki." 'Tanrım.ON ALTINCI BOLUM Mutluluk Korkusu Aşkın en büyük sakıncalarından biri. değil mi?" diyerek yankıladı beni Chloe. ben çaresine bakarım. Londra'dayken. kulübelerinin kapısını çaldığımda yemek yiyorlardı. gerçekten harika. Gölün berrak mavi sularına attık kendimizi hemen. Fotoğraflarda göründüğünden daha da güzeldi ev. 3. Ağustos ayının son haftasında Chloe ile birlikte İspanya'ya gitmeye karar verdik yolculuk da (tıpkı aşk gibi) hayalleri gerçeğe dönüştürme teşebbüsüdür. kısa bir süre için de olsa. Birden başımda korkunç bir ağrı hissettim. Sen kal burada. onun olayları büyütmeme eğilimini göz önünde bulundurarak bir doktor çağırmaya karar verdim. uzansam iyi olacak. 2. güneşin batışını seyrettik. Bir şey değildir.

"Kaygılanacak bir şey yok. Doktoru onunla yalnız bırakıp. Saavedra. Dr. 5. birbirimizi sevmemenin ille de ölmek anlamına gelmesini önlüyordu. 7. Mutluluğu yakalamak her ne kadar temel bir hedef de olsa. bilincinde olmadan belki. tatilcilerde sık sık rastlanan bir olaydır. İspanya bölgesinde. Doktor. bu gibi olguların sonlanacağını görmeyecektik sanki . yirmi kilometre ötede bir kasabada oturuyormuş. 9. Chloe ve ben (gerçi ben hastalanma mıştım) hedonia'yı. Sonuçta. kabullenmesi de yoğun bir korku ve kaygıyla birlikte gelir." "İyileşecek mi?" "Evet dostum. rahattı işte gelecek zaman kipinde yaşamak: Şimdiki zamanın gerçekliğini hissetmemizi engellediği gibi.ve dolayısıyla bunlardan bir ders de çıkarmıyorduk. on dakika sonra odadan çıktı. Bir tür ankedonya işte. öteki odada beklemeye başladım kaygıyla. tarihin zamanında . kendimizi mükemmel olmayan ve üstelik tehlikeli biçimde ölümlü de olan bir gerçeğe adamak anlamına geliyordu çünkü. biraz başı. bugüne benzemeyen ideal bir gelecek adına bizi tehdit eden durumlara bağlanma gereksiniminden kurtarıyordu bizi. şimdiki zamanı yaşamaya başladığı için hastalanmıştı belki de. sabaha bir şeyi kalmaz. Beyaz keten bir takım giymişti. İngiliz Tıp Birliği'nce dağ hastalığına ben zeyen ve mutluluk tehdidiyle ani bir korku şeklinde beliren bir hastalık olarak tanımlanan anhedonia teşhisi koymuştu. Saavedra. pastoral çevreyle yüzleşince dünyevi mutluluğun belki de çok uzaklarında olmadığı gerçeğini aniden fark eden ama böyle bir olasılığa karşı şiddetli bir fizyolojik tepkinin ağına düşen turistler arasında sıkça görülen bir hastalıktı bu. bir köy doktoru için fazlasıyla asil bir tipti. Araş de Alpuente'ye döndüğümüzde Chloe'nin durumu hâlâ düzelmemişti. Neden böyle yaşıyorduk ki? Yaşamdan sonrasına dair rahat inancın ardına sığınmak yerine şimdiki zamandan zevk almak. ancak uzak bir gelecekte belki yakalanabileceği inancıyla beliren bir hedefti Araş de Alpuente'deki doğal yaşam ile belki birbirimizin kollarında hissettiğimiz duygular. ne bekliyordun?" 6. İngiliz tiyatro geleneğine hayrandı ve İspanya ziyaretinin daha ilk gününde rahatsızlanan genç kıza bakmak için benimle gelmeye son derece hevesliydi. Dr. Chloe. Gelecek zaman kipinde yaşamak. yaşamdan çok daha güzel bir cennetin başlangıç evresi olarak gören kimi dinlerdeki inançlara benziyordu bu. Kısa bir an için. biraz midesi. Yaşamı. geleceğin barındırabileceği herhangi bir şeyin eksikliğini duymaz olmuştu. Dolayısıyla. gelecekte. Mutluluk ender rastlanan bir olgu olduğundan. partilere.İspanyolcamla en yakın doktoru nerede bulabileceğimi sordum onlara. bazen belli belirsiz bir ölümsüzlük düşüncesiyle dergilerde gördüğüm erkeklerin kayıtsızlığıyla nasılsa zevkine varacağım başka aşklar olacağı inancıyla kendimi tümüyle sevmekten alıkoyduğum. yani mutluluğu hep anılarda ya da beklen tilerimizde aramaya yönelmiştik. Doktor. Tatillere. işe ve belki de aşka olan yaklaşımımız bir ölümsüzlük inancı taşıyordu." "Neyi varmış?" "Pek bir şey değil. Ama ben de en az Chloe kadar suçlu sayılmaz mıydım bu hastalığa kapılmış olmaktan? Bilinmez bir gelecek adına şimdiki zamanlardan aldı ğım hazzı elimin tersiyle terbiyesizce ittiğim. işte bu inanca meydan okuyordu. Villar del Arzobispo'da. İlaç yazacağım. 1950'li yıllarda Imperial Kolej'de bir dönem geçirmişti.

gecenin tarihe dönüşmesini bekleyemeyecek kadar sabırsız oluşum. hiç zaman kaybetmeden şimdiye kaymıştı bile. İspanya'ya gitmeden bir süre önce Chloe ve arkadaşlarla birlikte bir gece Will Knott'un tekneevindeyken her şey öylesine mükemmeldi ki kendimi şimdiki zamana dair aklımı kurcalayan şüphelerden alıkoyamamıştım. susamış olmam ya da atkımı unutmuş olmamın ötesinde bir şeydi . Ne olduğu değil. İnsanın ağzını sulandıran beklentilerle hoş anılar arasında sandviçlenmiş olan kayak. Geçmiş. Şimdiki zamanda yaşayamamak. Chloe'ye nasıl bir ilaç yazdı bilmiyorum ama ertesi sabah tümüyle iyileşmişti. zaten geçmişte kaldığı için daha güzel anımsanmaz mı çoğu zaman? Çocukken benim için her tatil bittikten sonra mükemmelleşirdi.. yemekten en güzel izlenimlerle kalkar. birer anıya dönüşmüş olurdu. çünkü anılar yalnızca öznel koşullardan oluşur (dağın tepesi. saf piste bakar. ne kadar mükemmel ve harika bir kayış olduğunu düşünürdüm. arkadaşlarımızla birlikteydik. Ve bu örneği aşk alanına kaydırdığımızda.önüme koyduğu biriyle iletişim kurmaya çalışırken gösterdiğim vahim çabadan beni kurtaracak başka aşklar olacağına kendimi inandırdığım zamanlar ol mamış mıydı? 10. o an bir anı olmuş olsa hissedilmeyecek bir kaygı duyardım. Ama yine de bir şey bozuyordu o anı. böylece geriye dönüp yaralarımı sarabiliyor ya da neşeli bir anı zihnimde yeniden canlandırabiliyordum.yıl boyunca geleceğin rahat katmanları arasında yerini almış bir olasılığı sonunda tüketiyor oluşumu kabullenmek istemiyordum. yanımda oturan ve elimi tutan Chloe çok güzel görünüyordu. Taahhüt denen şeyi bir sepet yumurta gibi düşünürsek. çünkü şimdiki zamanın kaygıları silinmiş. bütün yumurtalarını şimdiki zaman sepetine koyması gibidir. Çocukluk yıllarımı ailecek Zürih'ten Engadine'e kayak yapmaya gittiğimiz kış tatillerini bekleyerek geçirirdim. ne olacaksa hemen olması önemliydi. o kadar. Chloe ile olan ilişkimde de bu gergin ikilemin belirtileri hissedildi uzun süre: Bütün günü onunla çıkacağım bir akşam yemeğini bekleyerek geçirir. ama ne beklentisine ne de anısına denk bir şimdiki zamanla yüzleşmiş bulurdum kendimi. Şimdiki zaman şimdiki zaman kipi hastalığına kapıldığımızı hissettirmeyecek denli kusurludur genelde. Doktor. insanın yaşam boyu beklentilerinin sonunda gerçekleştiğinin farkına varmasından korkması. beklentilerle anılar arasında bulunan göreceli sığınaklı durumu terk etmek zorunda kalması ve dolayısıyla bunun yaşanan ve yaşanılacak tek (cennet bir yana) yaşam oldu ğunu sözle ifade etmesek de itiraf etmek durumunda kalacağımızdan kaynaklanıyor. insanın şimdiki zamana dair taahhütte bulunması. Chloe ile mutlu olduğumu sonunda kabullenmem. 11. yumurtaları geçmiş ve gelecek sepetlerine paylaştırmaktansa. Ve böylece kayak tatili (ve genelde yaşamım) geçirilmiş olurdu: Sabah saatlerinde beklenti. Piknik sepeti hazırlayıp göl kenarına gittik. Uzak bir geleceğe duyulan özlem ile uzak bir geçmişe duyulan özlem aynı madalyonun iki yüzüdür aslında. Yokuşun dibine iner inmez dönüp dağa bakar. şimdiki zamanda kaygı ve akşam saatlerinde de hoş anılar. Ama sonunda dağın tepesine çıktığımda bembeyaz. 12. harika bir gün) ve dolayısıyla o anı cehenneme dönüştüren her şeyden arınmış olurdu. günü yüzerek ve okuyarak . benim yumurtalarımın tümünü onun sepetine koyduğum anlamına geliyordu. 13.. ne kadar tehlikeli olursa olursa olsun. Ama o gece Chelsea'de içinde bulunduğum anla ilgili hiçbir kusur bulamayınca sorunun benden kaynaklandığını kabullenmek zorunda kalmıştım: Yemekler son derece lezzetliydi. Şimdiyi rahatsız kılan o an burnumun akması.

Chloe'nin temsil ettiği mutluluğu kabullenmekteki güçlük. Oysa benim Chloe'yle vardığım mutluluk ne derin düşünsel hesapların ne de belli bir kişisel başarının sonucuydu. birbirimizi fazlasıyla seviyor olmamızdan kaynaklanıyordu ." Birbirimizin bağırışlarına hoşgörü gösterip gösteremeyeceğimizi görebilmek için birbirimize bağırmaya gereksinim duyuyorduk. bariz olmuyordu asla: Chloe her ne kadar Guide Mich elin'7 okumakta güçlük çekerse çeksin ya da ben İspanyol doğası içinde kaybolup arabayla daireler çizmeye ne kadar sinirlenirsem sinirleneyim. İlahi müdaheleden kaynaklanan bir mucizeyle.farkına varmanın yarattığı gerginliğin gerekli bir dışavurumuydu. Birbirimizin yaşam kapasitesini ölçmek istiyorduk: Birbirimizi yok etmeye çalışıp da başarısız olmalıydık ki birbirimize güvenebilelim. 14. 15. bu güvenin getirdiği felç edici korkular. Bu kipte yaşamak her zaman büyük mutluluklar anlamına da gelmiyordu hani. Tartışma. İspanya'da on gün geçirdik ve sanıyorum ilk kez (anılara güvenebildiğim kadarıyla) ikimiz de o günlerde şimdiki zamanda yaşama riskini aldık. Chloe'nin aklına hâlâ ona âşık olduğum şüphesi düşünce. çünküseni seviyorum. İnsanın denetleyebileceği. Loba del Obispo kasabası yakınlarında birbirimizden sıkılıp sıkılmadığımıza dair tartışmıştık. Temel bir tepkiyi içeriyordu. Gerçeklerden bu kadar uzak bir suçlama olamazdı ama. Aylarca düzenli bir biçimde emek verdikten sonra molekuler biyoloji dünyasını sarsacak bilimsel bir formül bulmuş olsaydım böylesi bir keşiften kaynaklanan bir mutluluğu kabullenmekte vicdan azabı çekmez dim. surat asma ve bağrışma faslı bittiğinde öğleden sonra olmuş ve gözyaşlarına. kalakalmıştık. Suçlamalarımızın derinde yatan karmaşık açılımları vardı. ama yerinde duracağını gösteriyor. aşkın inişli çıkışlı mutluluğunun yarattığı kaygılar rutin bir biçimde kavgalara yol açıyordu yi ne. Yaptığımız suçlamaların ağırlığı ve saçmalığı. Başka tartışmalar da olmuştu. Sot de Chera'da da Chloe'nin harita okumakta ne kadar beceriksiz olduğunu söyleyince o da beni faşist bir harita uzmanı olmakla suçlayınca külahları yine değişmiştik. tabak çanakları fırlatırken ya da kapıları çarparken neşelenir. bağırışlarımıza şaşkın. birbirimizden nefret ettiğimiz için değil.ya da daha az basit bir deyişle. birbirimizi bu kadar sevmekten nefret ediyorduk. Böyle bir mutluluk çok tehlikeliydi çünkü sürekliliği insanın kendisine bağlı değildi. ben bu şüpheyi asıl Chloe'nin bana karşı azalan aşkının bir yansıması olarak değerlendirmiş ve onu suçlamıştım. sana siktiri çeksem de kafama bir şey fırlatacağını. ikimizin de yumurtalarımızı ötekinin sepetine yerleştirdiğimizin -ve kendimizi sağlama almaya çalıştığımızın. bana dünyada hemen herkesten daha değerli hale gelen bir insan bulma şansına erişmiştim yalnızca. Eski bir kız arkadaşımla ilgili şaka yaparken başlamış. bu tartışmaların altında çok daha derin kaygılar yatıyordu. kitaplığı yerle bir ederken. Valencia'da yaptığımız zaman zaman şiddetli ama anlamsız tartışmalar. Seni böyle sevmekriskine girmekten başka seçeneğim olmamasından nefret ediyorum. canlanırdık: "Senden böylesine nefret edebileceğimi bilmek güzel.geçirdik. Birisine sonuna dek güvenmenin getirdiği hazzın yanında. Senden nefret ediyorum. bu . "Alınmadığını. Öğle yemeği için uğradığımız Fuentelespino de Moya kasabasında ettiğimiz şiddetli bir kavgayı anımsıyorum. kavga hiddetlenmişti. Bu gibi tartışmaların asıl nedeni." demişti Chloe bana bir keresinde. büyük çaba ve mantık sonu cunda gelen mutluluğu kabullenmesi daha kolaydır. Kavgalarımız bazen neredeyse teatral biçimde gelişiyordu.

mutluluğa yol açan süreçte benim yokluğum, yani yaşamımda mutluluğa yol açan öğeyle ilgili denetimi elimde tutmuyor olmamdan kaynaklanıyordu. Tanrılar tarafından ayarlanmışa benzediği için, ilahi cezayla birlikte gelen ilkel korkuları da bünyesinde barındırıyordu. 16. İnsanın sosyal arenada kendini bitkin düşüren sosyal bağlara karşı savaşıp, üstesinden gelmesine yardımcı olacak çareler bulması gerektiğini savunan Pascal, "İnsanın tüm mutsuzluğu odasında tek başına duramamasından kaynaklanır," der. Ama aşkta nasıl üstesinden gelinir bunun? Bir başkasıyla ruhani bir bağ içinde yaşamak istemediği için haremindeki kadınlardan birine âşık olduğunu hisseder hissetmez kadını öldürten II. Mehmet'in öyküsünü anlatır Proust. Ruhani bağlarla ilgili bir sorunum olmadığımdan, kendi kendime yetmeyi başarmaya çalışmaktan çoktan vazgeçmiştim. Odamdan çıkıp, bir başkasını sevmeye başlamıştım - ve dolayısıyla insanın yaşamını bir başka insana bağlamasından kaynaklanan riski de göze almıştım. 17. Chloe'yi sevmekle gelen kaygılar, mutluluğumun kaynağının aniden yok olması, birden bana ilgisiz kalması, ölmesi ya da başkasıyla evlenmesiyle kesilmesi gibi düşüncelerden kaynaklanıyordu. Aşkın doruğundayken ilişkiyi erkenden bitirmek gibi bir dürtü hissettiğim oluyordu, böylece ilişkiyi Chloe'nin, alışkanlığın ya da usanmışlığın bitirmesini önleyebilirdim. Aşk ilişkisini doğal sonundan önce bitirmek (hiçbir şeyle ilgili olmayan kavgalarımızdan kaynaklanan) dürtüsü, nefretten değil, aşırı sevgiden işlenen bir cinayet gibiydi - ya da daha doğrusu, bu aşırılığın getirdiği korkudan. Âşıklar kendi aşk öykülerini salt belirsizliğin üstesinden gelemedikleri için, mutlulukla girdikleri deneyin yarattığı risk nedeniyle erkenden sonlandırabilirler. 18. Her aşk öyküsünün üzerinde nasıl biteceğine dair bilinmez ve en az o kadar korkunç bir düşünce bulutu gezinir. En sağlıklı ve dinç olduğumuz bir sırada ölümümüzü düşlemek gibi bir şeydir bu, ama bir aşkın sonuyla bir yaşamın sonu arasındaki fark, en azından ikincisinde nasılsa ölümden sonra bir şey hissetmeyeceğimizin yatıştırıcı bilincidir. Âşığın böyle bir rahatlığı yoktur, bir ilişkinin sonunun aşkının sonu olmayabi leceğini bilir o ve bu sondan sonra yaşamının da süreceği neredeyse kesindir.

ON YEDİNCİ BOLUM Kasılmalar 1. İlki ve son ikisinin (3.2 sn.) gerçek olduğu, sekiz adet 0.8 saniyelik kasılmalar arasında 3.2 saniyelik bir taklit yapılabileceğini tasavvur bile edememiştim başında. Bütünüyle gerçek ya da bütünüyle taklit olduğunu düşünmek daha kolaydı, gerçeksahtegerçek şekli ise sapıkça ve gereksiz görünüyordu bana. Ya bütünüyle sahte ya da bütünüyle gerçek olmalıydı. Gerçi bunun bilerek olmadığını göz ardı etmek için fizyolojik bir açıklama bulmalıydım belki. Ama nedeni ya da açıklaması ne olursa olsun, Chloe'nin (İspanya'dan döndüğümüzden bu yana) orgazmlarının hepsinin ya da en azından bir bölümünün sahte olduğunu fark etmeye başlamıştım. 0.8+/0.8+/0.8-/0.8-/0.8-/0.8-/0.8+/0.8+ = toplam süre 6.4 2. Kasılmalarının sayısı, sürece gerçekte bağlı olmadığını fark etmeyeyim diye her zamankine göre aşırı derece artmıştı sanki. Kasılmaların gerçek olup olmadığı üzerinde bu kadar durmam, kasılmaların kendi başına o kadar önemli olmasından değil (hazzın sayılarla ölçülemeyeceği kanıtlanmıştı), bir kadının ilgisinin azaldığına dair (ki aynı kadın geçmişte üst üste kasılıyordu) bir eğilimin önemli bir göstergesi sayılabileceği içindi. 4 + = pozitif kasılma, - = yokluk 3. Kasılmaların azalması, genel anlamda ilginin azalmasıyla birlikte olmamıştı. Aslında sevişmek tam da bu sırada daha tutkulu olmaya başladı. Yalnızca daha sık değil, çok farklı pozis yonlarda ve günün farklı saatlerinde sevişiyorduk artık, eskiye göre daha heyecanlıydı, çığlıklar atılıyor, hatta ağlanıyor, sevişme deyince genelde akla gelen yumuşaklığa değil, öfkeye daha yakın bir eylem gerçekleşmiş oluyordu. Tüm bunlardan nasıl bir sonuca varmam gerektiğini kestiremiyordum. Şüphelenmeye başladığımı söylemek yeterli sanırım. 4. Chloe'ye söylenmesi gerekenleri, bir erkek arkadaşımla paylaşmayı yeğledim. "Ne oluyor bilmiyorum, Will, cinsel yaşantımız eskisi gibi değil artık." "Kaygılanma, dönem dönem farklılık gösterebilir, her zaman bomba gibi olmasını bekleyemezsin." "Beklemiyorum ki. Yalnızca bir şey yolunda gitmiyormuş gibi geliyor bana, ne olduğunu bilmiyorum ama İspanya'dan döndüğümüzden beri son aylarda bazı şeyler dikkatimi çekmeye başladı." "Ne gibi?" "Özellikle altını çizebileceğim bir şey yok aslrnda. Ama dur, bak aklıma bir şey geldi. Benim sevdiğim mısır gevreğiyle onun sevdiği tutmuyor, ama birlikte kahvaltı edelim diye hep benimkinden de alıyordu. Derken durup dururken geçen hafta artık almamaya başladı, çok pahalıymış. Bir sonuca varmak istemiyorum ama fark etmeden de edemedim." 5. Will ile birlikte bizim büronun girişinde duruyorduk. Şirketin yirminci yılını kutlamak için bir kokteyl düzenlenmişti. İş yerimi ilk defa gören Chloe'yi de getirmiştim. "Neden Will senden daha çok proje almış?" diye sordu Chloe sergilenen projeler arasında gezindikten sonra. "Bunu sen yanıtla, Will."

"Gerçek dahiler işlerini kabul ettirmekte her zaman daha çok güçlük çekerler de ondan," dedi Will, iyi niyetle. "Tasarımların muhteşem," dedi Chloe VVill'e, "Bu kadar yaratıcı şeyler görmemiştim, özellikle de iş yeri projeleri için. Malzemeyi kullanımın olanağanüstü, özellikle de tuğlayla metali bir arada kullanma biçimin. Sen de bu tip şeyler yapamaz mısın?" diye sordu Chloe bana dönerek. "Birkaç fikir üzerinde çalışıyorum şu sıralar, ama benim tarzım çok değişik, zaten farklı malzemelerle çalışıyorum." "Bence Will'in işleri harika, hatta olağanüstü. İyi ki gelip görmüşüm." "Chloe, beğendiğine çok sevindim," diye yanıt verdi Will. "O kadar etkilendim ki, bu tür şeylere çok ilgi duyuyorum, başka mimarların da senin gibi işler yapmaması ne yazık. Pek kolay olmasa gerek." "O kadar kolay değil ama bana inandığım yolda yürümeyi öğrettiler. İnsanın bütün enerjisini emen binalar yapmak yerine, içinde yaşadığımı hissettiğim binalar yapıyorum." "Ne demek istediğini anlıyorum galiba." "Kaliforniya'ya gelsen daha iyi görebilirdin. Monterey'de bir proje üzerinde çalışıyordum ve orada, farklı türde taşlar, hatta biraz çelik ve alüminyum kullanarak doğaya karşı değil, doğayla işbirliği içinde neler yapılabileceğini gösterdim herkese." 6. Bir başkasının sevgisine neden olan kriterleri sorgulamak, görgü kurallarına uymaz. İnsan zaten belli kriterler için sevilmediğini, sahip olunan özellikleri aşan ontolojik bir statü nedeniyle, yani kim olduğu nedeniyle sevildiğini umar. Zenginlikte olduğu gibi aşkta da şefkat/mal edinmek ve elde tutmanın anlamı, bir tabuyla sarılıdır. Yalnızca aşktan ya da paradan yoksunluk insanın sistemi sorgulamasına yol açar - âşıkların büyük devrimci olamamasının ardında belki de bu yatıyordur. 7. Bir gün sokakta önümüzden geçen talihsiz bir kadını gösteren Chloe, "Benim suratımın ortasında da onunki gibi doğuştan bir leke olsaydı beni yine de sever miydin?" diye sordu. Burada verilecek yanıtın "evet" olması arzulanır - aşkı gövdenin olağan veyahut değiştirilemeyecek çirkin özellikle rinden soyutlayan bir yanıt beklenir. Seni yalnızca esprilerin, yeteneğin ve güzelliğin için değil, ama salt sen olduğun için, hiçbir özelliğini göz önüne almadan seveceğim. Seni ruhunun derinlikleri için seveceğim, gözlerinin rengi, bacaklarının uzunluğu ya da çek defterin için değil. Sevgilinin bizi dıştan da görülebilen değerli niteliklerimiz için sevmesini değil, varlığımızın özünü, başarılanınızı hesaba katmadan sevmesinin özlemini çekeriz, bir açıdan anne baba ile çocuğu arasında varolduğu söylenen koşulsuz sevgiyi yinelemesini isteriz. İnsanın gerçek benliği kim olmak istediğini özgürce seçebilen benliğidir, alnımızda bir leke belirse, yıllar bizi çökertse ya da ekonomik kriz iflas ettirse bile yalnızca benliğimizin yüzeyini çö kerten bu kazalar için hoşgörülmeliyiz. Güzel de olsak zengin de olsak, yalnız bu nedenlerle sevilmeyi istemeyiz çünkü bunlar geçici olabilir, sevgiyi de geçici kılabilir. Bana yüzüm yeri ne beynimle ilgili iltifatta bulunmanı yeğlerim, ama ille de yüzümle ilgili bir iltifatta bulunacaksan o zaman (motor ve kas güdümlü) gülüşümle ilgili bir yorum yap, (statik ve dokusal temelli) burnumla değil. Her şeyimi yitirsem de sevilmek, ar zum budur: "Ben"den başka bir şey kalmasın geriye, ki bu gi zemli "ben" benliğin en zayıf, en kırılgan noktasıdır. Yanında zayıf davranabileceğim kadar seviyor musun beni?

içkiyi biraz fazla kaçırınca ta Islington'a dönmek yerine Bloomsbury'de kalmayı yeğlemişti. lokmalarımın boğazıma dizildiğini görünce. yanılsamanın gücü beni rahatlatıyor gibiydi. Ama korkmuş bir zihin gezinemez. Gerçi kaygılanacak bir şey yoktu belki de . bu kaygılar bir varlık kazanmış olacaktı. Daha sonra saat iki buçukta aradığımda da yine telesekreter yanıt verdi. O inanıyorsa. yalnızca ömür boyu sahip olacağım şeyler için sever misin beni? 8. O gece Chloe ile Will Batı yakasında birlikte içki içmeye gittiler. şüphelerim bir ithama dönüşecekti. yolumuza çıkacak şeytanlarla karşılaşmaya cesaret edebilmektir. Hayır. bir Volkswagen kazası olup olmadığını. "insan düşünerek sorunları yoktan var edebilir. ben neden inanmayayım? . Yitirebileceğim her şeyden arınmış olsam. ama Sen beni zaaflarımla seviyor musun? Asıl sınav budur. insan düşünmezse hoş olmayan gerçeklerin gerçekten de varolmayabileceğim hissetmek istiyordum. kadın yakınınız mı yoksa yalnızca arkadaşınız mıydı? Sabaha kadar bekleyip karakolu yeniden arayabilir miymişim? 9. görev bilinciyle ele veriyordu. Saf bir iyimserin dünyaya bakışıyla. O gece mimarlık bürosunda Chloe'nin ilk kez parmaklarımın arasından kaymaya başladığını. gerçeklerle yüz yüze gelmemek. şüphelerimden suçluluk duymama.hoş olan ise. en son Barbican civannda bir büroda görülen. 10. Chloe'nin anlattığı öykü inanılmaz ölçüde inanılasıydı. ben gidemeyecek kadar yorgundum. Ben erken yatmak istediğimi söylemişim. Geceyi kız arkadaşı Paula'nın evinde geçirdiğini söyledi. işime olan hayranlığını yavaş yavaş yitirdiğini ve benim değerimi başka erkeklerle kıyasladığını fark ettim. siyah ceketli meleğimi andıran parçalanmış bir vücut bulunup bulunmadığını sordum. Psikopos Berkeley ve sonradan da Chloe. Sabah dörtte polisi arayıp votka sarhoşu sesimle olabildiğince ciddi. ben paranoyamın sınırlan içinde kaldım. Gerçeğin epistemik biçimde kesintiye uğrayan açıklamalanyla birlikte bir dürtü belirir . kaza geçirdiğini düşünmeyi yeğliyordum. Kaygılarımı makineye söyleyecektim neredeyse ama söylesem. 11. Keşfedeceklerimin korkusuyla düşünmeye bile cesaret edemiyordum. yani iyi etmemiş mi? Neden o surat ifadesini takını yormuşum? Biraz daha süt ister miymişim mısır gevreğime? 12. suçluluk duyduğum için de öfkelenmeme karşın ertesi gün saat onda Chloe ile buluştuğumuzda hiçbir şey fark etmemiş gibi davrandım. O da suçluluk hissediyor olmalıydı .yoksa mahalle bakkalına gidip mutfağına Genç Werther'in karnını doyurmak için o artık almadığı mısır gevreğini neden eklemişti? Kendi kendini kayıtsızlığıyla değil. Beni arayacakmış ama uyandırmak istememiş. Dün geceki yokluğundan kendimi sorumlu tutmak. Chloe eve vanr varmaz beni arayacağını söylemişti ama saat on bir civarında ben onu aramaya karar verdim. ki bu da pencere camına göze çarpar biçimde yerleştirilen Three Cereal Golden Bran'den belliydi." demişti Chloe bana. bu açıklamalara inanmak dürtüşüdür. insan gözünü kapattığında gerçek dünyanın bir düşe dönüşebileceğini söylemişlerdi ve özellikle şimdi. cam kadar kırılgandım. Düşünme özgürlüğü. içinde yatmak istediğim sıcak bir köpük banyosu gibiydi. VVilI'le birlikte Soho'da bir barda geç saatlere kadar sohbet etmişlerdi. böyle bir rapor yok. "Bir şey mi oldu? Senin sevdiğin bu değil miydi?" diye sordu Chloe. efendim.Herkes gücü sever.ya da çok şey vardı: Beni Will ile aldattığını düşünmektense. benim kısa yeşil etekli.

Gemisi batmış bir sevgili. Hastalarında kanserin ilk belirtilerini fark edebilen yetenekli doktorların nasıl oluyorsa kendi vücutlarındaki futbol topu büyüklüğündeki urlan göz ardı ettiği vakalar vardır. bir zamanlar kargaşaları önlemek için kullandığımız dildi bu. "Söyledim ya şimdi olmaz!" diye yineledi melek." dedi melek. O zaman ürperme geçirerek gülümsemiş ve gözlerini yummuştu Chloe. Aşkın sonu başında saklıdır aslında. Chloe başını onun başına yaslamış. en derin duygusal özlemlerim uğruna yalanlann tuzağına düşmüştüm. akılla gövdenin birleştiği bu yumuşak ense onun hoşuna gitmiş ve dudaklarını boy nunun kıvrımında gezdirmeye başlamıştı. sev diğimin kah beyaz kazağına sarıldım. sonra uzanıp boynunu öptüm. Politikacının karamel sözlerine gözyaşı akıtan bir seçmen gibi. kulaklarını ısır maya başladım. . okunmayı bekliyordu . teninin tanıdık kokusuna ve saçlarının yumuşaklığına kendini kaptırarak dudaklarını ensesinde gezdirmeyi sürdürdü. kasılmalar) öykümü silebilmeyi diliyordum. Eros'un bile duyabileceği bir sesle. yıkımın ipuçları aşk doğdu ğu sırada önceden kendini göstermiş gibidir. Sevgilisinin boynunu öpüşü. güldüğümüz esprileri yineledim. başka bir erkek. 16. ortak samimi dillerinin bir imzası haline dönüşmüştü. İnsanların yaşamın birçok alanında net ve akılcı davranabilirlerken çocuğunun öldüğünü ya da karısının veya kocasının kendisini terk ettiğini kabullenemeyen insanlar vardır . tam karşıtıyla aynı te melleri paylaşır. şimdi olmaz. benim için neden bu kadar karmaşık olsun? Paula'nın Bioomsbury'daki dairesinde yapılan yer yatağında geçirilmiş bir geceye ilişkin öyküsüne inanmayı. Yapma.ama hissettiğim acı nedeniyle okuyamaz olmuştum. bir kitabın sayfalarını çevirişi ya da bir esprisiyle baştan çıkan kadının sonunda sinirine dokunan şeyler de işte bu noktalarda toplanır. Chloe'nin benden uzaklaştığını hissedince geçmişte bizi birbirimize bağlayan birtakım öğeleri körce tekrarlamaya başladım. nostaljik olmaya başladım. Aşkın ölümünün kurbanı olan kişi cesedi canlandırmak için gerekli özgün stratejileri belirleyemez olur. Ölümün işaretleri çevremi sarmış. ölüm yargısını görmezlikten gelince.Onun için bu kadar basitse. Aralarında bir rutin olmuştu bu. Söyledim ya şimdi olmaz. Masadan kalkıp. Ama Eros onu dinlemedi. batığı bir kanıt olarak kabullenmez. hiçbir şey değişmemiş gibi davranmayı sürdürür. İstememesine karşın onu öpmeyi sürdürdüğüm gibi. Geceyi Paula'yla geçirdiğine. 15. kabustan uyanmış gibi oldum. bir rahatlama ve güven duygusu hissettim. teninin tanıdık kokusunu ve yüzüme bastırdığım saçlarını hissettim. Kendi samimi dilimizin tanıdıklığıyla kendimi rahatlatmaya çalıştım. Nefret.çocuğunun kaybolduğuna ya da eski eşlerinin yeni evliliğinden vazgeçip kendisine döneceğine inanmayı sürdürürler. yünün altındaki omuzlarını okşadım. vücutlarımızın bir zamanlar girdiği şekillere girdim. 14. aşkın geçici iniş çıkışlarını kaldırabilmek için gerekli Heraklitçi şakayı. ölüm sürecinin durdurulabileceğine inanır. Bu öpüş biçimi birlikte geçirdikleri ilk gece şekillenmişti. mısır gevreği aldığına ve her şey unutulduğuna göre. benim alternatif gece (başka bir yatak. 17. şimdi olmaz. Tam da kurtarılmak için belli bir yetenek gerektiren bu zamanda korkuya kapıldığım için son derece özgün olmak yerine. sonraki haftalarda bir zamanlar hoş geceler geçirdiğimiz sinemalara ve lokantalara gitmeyi önerdim. aşk mektuplarının içine gizlenen gizli bir belge gibidir. "Yapma.

rahat bırak beni. İkimizin ortak dili çözülmeye. İki saatte hazırladığım bir yemeğin ardından (büyük bir bölümü Balkan tarihi tartışmasıyla geçmişti). Geçmişte son derece hoşuna giden şeyler. biliyorsun. Sinir bozucu bir kimse olmuştum. . on üzerinden. Ancak şu anda zaten onun sinirine dokunanm o geçmişteki benlik olduğunu fark e demiyordum ve dolayısıyla çözülmeye giden süreci hızlandırmaktan başka bir işe yaramıyordum. 20. beni artık kendi doğasına aykırı görüyor ve bende hatalar buluyordu. Bana surat asabilir. Venüs'ün en az benim kadar üzgün ve süzgün göründüğü bir sabah. Biraz mutsuz görünüyorsun da ondan. Bana ortak olmayı reddediyor. kahretsin!" 18. Ancak varlığına dair pek kanıt bulunmuyorsa aşkı sürdürmenin sonucu ancak küçük düşmektir. Benim her şeyimsin." "Neden soruyorsun o zaman?" "Bilmiyorum. 19. bugün. ceketlerini kuru temizlikçiye götürdüm.". Chloe'nin elini tutup. Bugün bana on üzerinden kaç verirsin?" "Gerçekten bilmiyorum. Değişmemiş olduğuma göre. "Dinle. Geçmişte onda aşk uyandıran benliğime dönmeye çalışıyordum çaresizce. "O zaman ne yapıyordum da artık yapmıyorum?" diye sordum. Olaylar trajikomik bir senaryoya dönüşmüştü: Bir tarafta kadını bir melekle özdeşleştiren bir adam. beni görmezlikten gelebilir. bilmiyorum işte. yabancıyı oynuyor. "Söyle işte. çok naziksin ama kaygılandırıyorsun. bağırabilir. ona. yemekleri hep ben ödedim. öteki tarafta aşkı neredeyse patolojik bir rahatsızlık gibi gören melek. sinirimi bozabilir." "Bir tahminde bulun." dedim. bir şey mi oldu?" "Hayır. Noel'de ilk yılımızı kutlamak için Paris'e gitmeyi önerdim." "Hadi. artık bu dili reddettiğini itiraf etmemek adına unutmuş gibi yapıyordu. sahtekârlık yapabilir. beni tekmeleyebilirdi ama ben yine de tepki vermiyordum gelin görün ki yalnızca nefret uyandırıyordum. Chloe'ye yabancı gelmeye başlamıştı. Ona kitaplar aldım. "Bugün mü?" "Evet. şimdi söylediğimde neden birden sinirine dokunuyordu anlayamıyordum. bana vurabilir. şimdi benimle ilgili her şey neden sinirlendiriyordu onu? Paniğe kapılarak yeniden altın çağımıza dönmek için çaba harcadım ve kendi kendime." "Söyleyemem. neden? Olması mı gerekir?" "Sanmıyorum." 21. "Bak belki de sana aşırı duygusal gelecek ama ne kadar kavga edersek edelim benim için hâlâ çok önemlisin ve aramızdaki sorunların çözümlenmesini istediğimi söylemek istiyorum. Altı? Üç? Eksi on iki? Artı yirmi?" "Bilmiyorum. (Romanlardan çok psikanalitik kitaplar okumuş olan) Chloe ise beni şüpheyle süzerek. karşılık bile beklemiyordum artık." "Neden?" "Yorgunum."Bugün bir şey mi oldu?" diye sordum." "Yalnızca yardım etmek istemiştim." "Kusura bakma ama ben de insanım. daha doğrusu. böyle ego idealin haline getirmekten vazgeçmelisin beni." "Tanrı aşkına.

Bütün kararlar zor geldiğinde." "Ben duvar muvar görmüyorum." diye terslendi Chloe.ve uçak biletlerini temin etmek. daha iyi bir seçenek olmayabilecek bir yaşamı seçmekten korkuyordu belki. Birbirimizi görmeyi. "Bir şey mi oldu?" "Hayır. sonunda atmak istediği (ama korktuğu) adımı benim atmamı umuyordu." "Ne olmuş bize?" "Bilmiyorum aslında. bir zamanlar değer verilmiş bir nesneye duyulan sorumluluğun yok olmasıyla birlikte gelen suçluluk vardı. hiçbir şey yapmadıkça kararı kendisi için bir başkasının vermesi umudunu içeriyordu. bir şey yapmış olamam. Her iki soruya da aşkını sunan kişi ancak Sen olduğun için diye yanıt verebilir . Oysa Chloe varla yok arasındaydı yaşamımda." "Senle ilgili demek istiyorsun." "Neyi?" "Bizle ilgili bazı şeyleri. birlikte yatmayı sürdürdük ve Noel'de Paris'e gitmeye karar verdik. Her iki durumda da şehvete ilişkin bilinçli (tahrik edici) bir denetimden yoksun oluruz.sevilen kişiyi belirsizce ve tehlikeli bir biçimde görkemli duygularla depresyon arasında bırakan bir yanıttır bu. aşk. Aşk ilk görüşte doğabilir ama aynı hızla ölmez. temin edilip edilmemesi gerektiğinin ardında yatan nedenleri tartışmaktan daha kolay geliyordu ona şimdilik. Dolayısıyla. 4. Chloe konuşmak ve hatta beni terk etmek için erken olmasından. kararsızlığını ve çaresizliğini sergilemesine karşın bir adım atmamakla. Sanki bir duvar var aramızda ve sen yokmuş gibi davranıyorsun. 2. bir karar alınmaz. aslında hiçbir zaman sahip olmadığı bir armağana küstahça sahip çıkarak." . Bu tür sorular sorarken. Neden sevmiyorsun beni?sorusu. Bu nedenler bir etken oluşturmaz çünkü âşık olduktan sonra ortaya çıkarlar ve aslında yapay nedenlerdir. bir bardağın dibinde zamanla temizlenen şıramsı bir sıvı gibiydi. Ama Eylül ayının ortalarından bu yana pek iletişim kuramıyormuşuz gibi geliyor bana.sanki bir başkası için hazırlanıyormuş gibiydi . Bu sorunun yanıtını bilmek aslında gereksizdir. Neden seviyorsun beni? sorusu kadar (daha sevimsiz olmakla birlikte) zor bir sorudur. bizimle ilgili demek istiyorum.ON SEKİZİNCİ BOLUM Romantik Terörizm 1. Kararsızlığı. öte yanda bütünüyle alçakgönüllülük arasında kalırız ister istemez: Aşkı hak etmek için ne yaptım ben? diye sorar alçakgönüllü âşık. çünkü nedenlerine göre davranamayız. Aşkımın karşılıksız kalması için ne yaptım ben? diye ayağa kalkar ihanete uğrayan. neden. Romantik terörizm evresine girmiştik. Chloe karar vermekten kaçındıkça ben de ona katılıyordum (ne de olsa herhangi bir karar benim için hoş olmayacaktı). bir yanda bütünüyle küstahlık. "Hayır. bu süreç mantıklı açıklamalara gelmez. Aldatmadan kaynaklanan. etkisini zaman içinde göstererek sevilenin vücudundan sonunda kopabildi. yavaş bir ayrılık oldu. 3. olması mı gerek?" "Belki konuşmak istersin diye düşünmüştüm. tümüyle belirlemediğimiz ya da hak etmediğimiz nedenlerle bir armağan gibi kucağımıza düşmüştür.

Pazar akşamı geç saatlerde dönmeyi tasarlamıştık."İşte anlatmak istediğim buydu. Bunun dışında bir şey olduğunu itiraf etmeyi bile reddediyorsun. programı önceden belli bir yolcu uçağıyla Tel Aviv yakınlarındaki Lod Havaalam'na indiler. İsrail halkının Filistin davasına ilişkin düşüncelerini sertleştirmesine yol açtı ve teröristler için son ironi de kurbanlarının çoğunun İsrailli bile değil. İlişkinin teröristi aşkının karşılık göreceğine aslında inanmaz ama bir şeyin abesliği (hem aşkta hem politikada) ona karşı durmak için her zaman yeterli bir neden sayılmaz. 8. Londra'dan Paris'e bir konferans için gelen bir avukat kadınla taksimizi paylaşmak . kıskançlık. bilgilendirilen ve masrafları karşılanan üç kişi. âşığı çare siz bırakır: Her zamanki konuşmalann cazibesi yitmiş. her çeşit hileyi bünyesinde banndıran (surat asmak. Uçak Paris'e indiğinde havaalanı terminali boş ve kasvetliydi. çaresiz durumların ürünü olan. Ve böylece bu noktada. Politik terörizm artık düğüm olmuş durumlarda ortaya çıkar. Kudüs'e dini nedenlerle gelen bir grup Porto Rikolu Hıristiyan olmasıydı. bir taraf (bilinçli ya da yanbilinçli olarak) arzu edilen amaca ulaşılamayacağının farkına vararak -ve aslında öteki tarafı daha da uzaklaştırmaktan başka işe yarayamayacakeyleme geçer. Uçaktan çıkarak öteki yolcuları terminale kadar izledikten sonra. suçluluk). daha güçlü bir rakibin karşısında hissedilen güçsüzlüğe duyulan öfkeden ibarettir. Bu durum. Gerçi eylem. İkimizin de Paris'te ancak bir hafta sonu geçirecek kadar zamanı vardı. Kar yağmaya. sevgilinin önünde patlayarak (gözyaşlan.her iki durumda da mesajın yerine ulaşması için bir asır geçer. o an konuşmak önemli olduğu için söylenir. bu süreci durdurmak için ötekinin yapabileceği bir şey kalmamış gibidir." "Neyin dışında?" 5. Japon Kızıl Ordusu'nda. şiddetli bir kuzey rüzgârı esmeye başlamıştı. yedi kişiyi de yaraladılar. Bazı şeyler duyulsun diye değil. iletişimin koptuğunu konuşmak bile zordur. 7. öfke ya da başka şekillerde) onu yeniden sevmeye zorlamak çabasıdır bu. sevgiliyi ne olursa olsun geri almak çaresizliğiyle romantik terörizme başvurulur. Geri çekilmek de baştan çıkarmak gibi bir sessizlik çığı altında kalır. Yolculara yetecek kadar taksi olmadığı için pasaport kontrolü sırasında tanıştığımız. Terörizmin olumsuzluğu çocuksu öfkenin tüm özelliklerini taşır. Fransa'ya ilişkimizin yıldönümünü kutlamaya gidiyorduk ama. biz de Heathrow'dan Cuma günü kalkan son uçağa bindik. Birlikte olduğumuz kişi bize artık eskisi kadar ilgi duymuyorsa. öteki kişiyi sinirlendirmekten öte bir işlev görmemektedir. Sevgilinin her zamanki gibi (şirince) davranması genelde ironik bir eylemdir çünkü aşkı canlandırmaya çalışırken ancak boğup öl dürür.1972 yılının Mayıs'ında. el bagajlarından makineli tüfek ve el bombalan çıkardılar. daha çok bir cenaze havası esiyordu. yarası olan taraf karşısındaki kişiyi barışla elde edemediğinden çaresiz kalıp terör eylemlerine başvurabilir. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (PFLP) tarafından silahlandırılan. ilişkinin temelindeki sözü edilemez konu belirir: Seni arzuluyorum / Seni arzulamıyorum . 6. diyalogun sonuç vermediği noktada öfkeyi başka yere yöneltme gibi bir nedenle gerekçesini bulmuştu. Her iki partnerin de düzelmesini istediği durumlar dışında. Bu tür caniliğin Filistin'in özerkliğiyle ne ilgisi vardı ki? Cinayetler barış sürecini hızlandırmadığı gibi. Politik diyalog bir şikâyeti çözümlemekte yetersiz kaldı ğında. Güvenlik görevlilerinin kurşunlanyla ölmeden önce rastgele ateş açtıkları kalabalıktaki yirmi dört kişiyi öldürdüler.

" "Aptallık etmişsin çünkü anahtar ben de yok. Senin yüzünden dışarda kaldık. Oysa iş adamı paniğe kapılmamış ve eğer kızını öldürürlerse ona bir iyilik edeceklerini söylemişti. Dolayısıyla. ne yapalım. kabaca." diye yanıt verdim. o da onlara kalmıştı. Oysa kıskandırmak önemli bir faktöre bağlıdır: Hedef kitlenin umrunda olup olmaması. Teröristin surat asmasının başarı kazanması için temelinde ne kadar küçük olursa olsun." dedim ve sessizce. Chloe bana bir kıskançlık tepkisinin vereceği zevki yaşattırmadı ve Rue Jacob'daki küçük otelimizdeki odamıza sonunda yerleştiğimizde son zamanlarda olduğundan çok daha sevimliydi.senin yüzünden. 10. anahtarı unuttuğun için beni suçlamaktan vazgeç. bürosunda otururken en küçük kızını kaçırdıklarını söyleyen bir terörist grubunun telefonuna yanıt veren zengin bir İtalyan iş adamının öyküsü vardır." "Öyle mi dedim? Hayır. Otel odasının kapısını henüz kapatmıştım ki Chloe bana dönüp. kaldırımlar çamurluydu. Kahvaltıdan sonra Orsay Müzesi'ni ziyaret etmeye karar vermiştik. demedim. melodramatik bir biçimde merdivenlere yöneldim. Fidye olarak son derece büyük bir rakam istiyorlar ve ödenmediği takdirde kızını öldüreceklerini söylüyorlardı. terör kıskançlığı bir kumar olmuştur hep: Chloe'yi kıskandırmakta ne kadar ileri gitmeliydim? Ya tepki vermezse? Blöf yaptığımı anladığı için kıskançlığını mı saklıyor (televizyona çıkıp terörizm tehdidini önemsemediklerini söyleyen politikacılar gibi) yoksa gerçekten önemsemiyor mu emin olamıyordum. saçmalama. Chloe sohbete katıldığında sözünü keserek özellikle (ve tahrik edici bir biçimde) kadına yönelip. "Ah özür dilerim. Fidye ödenmeyecekti ve kızı öldürmek istiyorlarsa. Anahtar bıraktığım yerde olmadığı için senin aldığını düşünerek kapıyı kapattım. Ertesi sabah uyandığımızda hâlâ kar yağıyordu ama hava yeterince soğuk olmadığı için tutmamıştı. gökyüzü de gri. bir şeyler söylüyordum." dedi Chloe. hepsinin de kendisi için zorluk ve düş kırıklığı yarattığını. Chloe arkamdan bağırıyordu. Bendeymiş demek. "Hayır. yani dışarda kaldık . "Bekle. Kadın çekiciydi ama kimseyi çekici bulacak halim yoktu." Tam o sırada Chloe asansöre binmek için dönmüştü ki (kitaplara yaraşır bir zamanlamayla) odanın anahtarı cebinden otelin kestane rengi halısının üstüne düştü. "biraz önce sende olduğunu söylemiştin." 11." "Ben anahtarı görmedim bile. On çocuğu olduğunu." dedi Chloe. Ve bu gayet açık mesajla birlikte telefonu yüzlerine kapatmıştı. eylemlerinin kendilerine pazarlık etme gücü sağlayacak kadar korkunç olup olamayacağına ilişkin kumar oynarlar. Terörist grup ona inanmıştı ve kız birkaç saat içinde serbest bırakılmıştı. "Anahtar bende değil. Teröristler. Bir öğleden sonra. 9. yine de kente giderken onunla flört ettim." "Benim yüzümden mi! Tanrı aşkına. nereye gidiyorsun? Özür diledim ya. Ama onu öyle kolay kolay affetmemeye karar vermiştim ve terslenerek. Ama kesin bir şey vardı. surat asılan kişinin yaptığı bir hatadan kaynaklanmış olması gerekir. "Anahtar sende mi?" diye sordu. öğleden sonra da sinemaya gidecektik. "Yetti artık. öte yandan maruz kalınan hakaret ile yürürlüğe konan surat asma eylemi arasında . bakımlarının çok pahalı olduğunu ve zaten kendi adına yatak odasında geçirdiği birkaç dakikalık gayretin sonucu olduğunu söylemişti.durumunda kaldık." "Benim yüzümden dışarda kalmadık.

Ben Chloe'ye böyle bir iyilik yapmaya niyetli olmadığım için oteli tek başına terk ederek Saint Germain'e doğru yürümeye başladım. derin belirsizler içeren mesajlar yayar. Bizim gerçekten de mutlu bir çift olduğumuz . 12. daha sonra. gerginliği önlemeye çalışıyor ve kitaplar. ama onunla konuşmadan banyoya girip uzun bir duş aldım. 14. çünkü suratı asılan kişinin suçluluk duymasını ve öteki kişiyle konuşmak gerektiğini hissetmesi durumundan kurtarır. 15. Duşumu aldıktan sonra anahtar olayıyla ilgili sonunda banştık ve akşam yemeği için İle de la Cite üzerindeki bir lokantaya gittik. Düşündüğümü söylemek neden bu kadar güç olmaya başlamıştı? Çünkü gerçek şikâyetimin açığa çıkmasından korkuyordum. kendi kendini aşın derece suçlardı hep. Chloe onu affedip edemeyeceğimi. Beni Saint Germain'de izlemeye çalışmış ama kalabalıkta gözden yitirmişti. Otele dönmüş.olaya yol açan kırgınlıkla gösterilen tepki arasında genelde bir orantısızlık vardır -normal yollarla çözümü bulunmaz bu tür eylemlerin. Açıklamaları geciktirmek. İkimiz de en uslu hallerimizi takınmış. 13. aslında Beni artık sevmediğin için sana kızgınım şeklindeki daha kapsamlı (ama söylenemeyen) mesajın bir simgesi haline gelmiştir. bir lokantada tek başıma yemek yedim ve art arda iki film izledikten sonra akşam saat yedi suiannda otele döndüm.Beni anahtarı kaybetmekle suçladığıniçin sana kızgınım. Kinci bir olay olduğunda aniden öfke sergilemek insanın yapabileceği en cömert şeydir. çünkü öteki kişinin fark etmemesi ve dolayısıyla suçluluk duymaması olasılığı vardır. 16. Chloe'ye surat asmak için ne zamandır bekliyordum ama hiçbir neden olmadan surat asmak yarar değil zarar getirir. Dolayısıyla öfkem yer altına itilmişti. Ona olan öfkemi tam olarak ifade edemediğim için (anahtarla hiçbir ilgisi olmayan bir öfkeydi bu). filmler ve başkentler gibi nötr konularda sohbet ediyorduk. Chloe'ye o an bağırabilirdim. ilgi çekmek amacıyla yapılmasıdır. Chloe artık beni sevmiyordu. Sonra otele dönüp mesaj bırakacağıma. Amaçlarla sonuçlar arasında ayrım vardır ve surat asma. yardım ve ilgi çığlıkları atar ama aynı zamanda teklif edilse reddeder. o da bana bağırırdı. şikâyetlere anında ele alınsa yok olacak bir ağırlık yükler. Bütün surat asmaların temelinde o an gündeme getirilerek yok edilebilecek bir yanlışlık yatar ama bunun yerine kınlan taraf bu yanlışlığı alıp. daha acı verici bir patlamaya kadar saklar. Ne söylemek istediğimi doğrudan söyleyemediğim için anlamı simgelerle aktarmayı seçmiş. Terörizme ilişkin anahtar. surat asmanın kendisine bağlı olmayan konulara işaret etmek için kullanılabilir . bir süre beklemiş sonra Orsay Müzesi'ne gitmişti. Acım öylesine ifade edilemez bir haldeydi ve unutulan anahtarla o kadar ilgisizdi ki konuyu şimdi gündeme getirsem salak gibi görünecektim. böylece odanın anahtarlanyla ilgili tartışmamız kendi kendine çözülebilirdi. Surat asan. Sonunda odaya döndüğümde onu odada dinlenirken buldum. yan umut yan korkuyla simgelerin kendiliğinden çözülmesi olasılığına başvurmuştum. konuşma gereği olmadan anlaşılmayı ister. Ama Chloe zorba bir insan değildi ve ben ne söylersem söyleyeyim. karmaşık bir yaratıktır. belli amaçlan olan (sözgelimi bir Filistin devletinin kurulması) ama askeri teknikleriyle ilgisi olmayan (Lod Havaaiam'nm bekleme salonunda ateş açmak gibi) psikolojik bir savaştır bu. mantıksız davranmaya başlamıştım. oradaki kitapçılarda iki saat kadar gezindim. tartışmaları çözümsüz bırakmaktan nefret ettiğini ve o akşam hoş bir yıldönümü gecesi geçirmek istediğini söyledi.

çözüme ulaşma yolundayken kendi kendini yok eden bir istek biçimidir. Romantik terörizm. çünkü Chloe'nin gösterdiği sevgi içten değildi. Öpücüğüne karşılık vermedim. Dolayısıyla. çünkü aşk karşılığını bulursa. sevilme isteğini içermemesidir. Sana surat asarak ya da seni kıskandırarak beni sevmeye zorlayacağım seni. O gece Paris'te tattığımız mutluluğun bir yanılsama olduğunun farkındaydım. mutlu değildim o gece: Surat asmam işe yaramıştı ama boş bir başanydı bu. o zaman bu aşkı kabul edemem çünkü içinden gelerek vermedin şeklinde şikâyet etmek durumunda kalır. Beni sevmeye zorladıysam seni. ki bu da isteklerinin (ne kadar olağandışı olursa olsun) en olağandışı olanını. der romantik terörist. 18. teröristi rahatsız edici bir gerçekle yüzleştirir: aşkın ölümü önlenemez. Yürüyerek otele geri dönerken Chloe elini paltomun cebine soktu ve yanağıma bir öpücük kondurdu.ve romantik terörizmin önemli bir zafer elde ettiği izlenimine ka pılanlar bile olabilirdi. Chloe'nin öpücüğünün gerçek ol duğunu artık hissedemediğim için. Oysa sıradan teröristlerin romantik teröristlere göre apaçık bir avantajı vardır. Aşkı. isteksiz alıcısına zorla dayatmak istemiyordum artık. 19. Beni sevmelisin. Sıradan teröristler zaman zaman binaları ya da okullu çocuklan havaya uçurarak hükümetlerden zorla bazı imtiyazlar elde etseler de romantik teröristler.(garsonun bakış açısıyla en azından) . yaklaşımlarmdaki temel bir uyuşmazlık nedeniyle başarısız olmaya mahkûmdurlar. ama sonra o ikilemle karşı karşıya kalınır. korkunç bir günün sonunda en çok arzu edilen şey olduğu için değil. hemen sahte olduğundan şüphelenilir ve o zaman romantik terörist. Artık şefkat duymadığı için suçluluk duyan ama yine de sadakatini göstermeye çabalayan (partneri için olduğu kadar kendisi için de) bir kadının duyduğu bir sevgiydi bu. .

korkunç bir şaka olduğunu söyle. hiçbir şey istemiyorum. "İyi misin?" diye sordum. Ben. durum tam tersi. hep kendini suçlarsın. VVilI'le yattın demek? Ne zaman? Nasıl yaptın bunu?" 'Tanrım." 3.. Chloe ağlamaya başlamıştı.. gerçekten özür dilerim. Will'le yattım yani." "Hiçbir şey istemiyor musunuz?" "Hayır. tamam mı?" "Ne? Görüşmek ne demek? Will'le görüşmek?" "Tanrı aşkına. gergindim ve koltuğumda sürekli kıpırdanıyordum. iyiyim. Pazar akşam üzeri erken saatlerde Cloe ile birlikte Paris'ten Londra'ya giden bir İngiliz Havayolları uçağının ekonomi bölümünde oturuyorduk. "İnanamam buna. yapma. teşekkür ederim.. kış bulutları karanlık suların üzerinden çekilmişti." dedi Chloe başını öteki yana çevirerek. burnu akıyor. "Ne?" "Ben sana layık değilim." dedi. İçki ve çerezle dolu bir araba yaklaşmaktaydı ama hem aç. Özür dilerim. duymamış gibiydi.ON DOKUZUNCU BOLUM İyinin ve Kötünün Ötesinde 1." "Sen ne?" "Will'le görüşüyorum. . Bana şaka. "Neden?" "Çünkü ben Will'le görüşüyorum. Gözyaşları yanağından süzülüyor. Normandiya kıyılarını yeni geçmiştik. Bir sorun çıktığında hep çaba harcayan sensin. hem susuz olmama karşın uçak ta yemeklerin hissettirdiği o hafif bulantıyı hissediyordum. dur." Chloe o kadar şiddetle ağlıyordu ki konuşamıyordu. Chloe vvalkman'ini dinleyerek kestiriyordu. derken kulaklıkları çıkarıp büyük sulu gözlerini önündeki koltuğa dikti. Sonra konuşmaya başladı." "Bana sorarsan. Motorun o boğuk uğultusu. Aklımı toplayamıyordum bir türlü. ara sıra soluksuz kalıyordu." "Bayan bir içki ya da çerez alır mıydı?" diye sordu hostes tam o an arabayla yanımızda beiirerek." "Ne? Neden?" "Çünkü öyle." "Niye böyle söylüyorsun Chloe?" "Bilmiyorum. Bir sessizlik oldu.. 2.. gövdesi spazmlarla kasılıyor. dedim. ama ben. Özer dilerim. kasvetli gri dekoru.. hosteslerin o yapmacık gülüşleriyle uçakta rahatsız edici bir hava esiyordu sanki." "Sus." "Ya siz beyefendi?" "Hayır teşekkürler. "Ben sana layık değilim.. İnanamıyorum bir türlü.. "Hayır.

maskeli olacaktım. Acıklı olmasına karşın bu anı gelecekte yaşayacağım anlara yeğliyordum. gümrükten geçtiğimiz sırada ilişkimiz resmen bitmişti. Chloe ile vücutlarımızın yavaş yavaş yabancılaşmasına tanık olacağımızı biliyordum. uçaktaki bütün yolcular Chloe'nin gözyaşlarından boğulabilirdi. lokantada kendime salata ısmarlarken . tanıdık siyah yazısı iki kaygan beyaz kâğıdı doldurmuştu: Kendi karmaşamı sana aktardığım için. ayrılık kurumsallaşacaktı. kendimizi kurban ya da cellat gibi hissetmemeye çalışacaktık. Tüm bunlar.modern anlamda. kendimi ve onu suçlayarak. o insan dramını. İnsanın yüreğini çelen bir oyundan çıkıp içerde hissettiğimiz duyguların hiçbirini iletemeyen ve çareyi bardan bir içki almaya yönelmekte bulan izleyiciler gibi olacaktık. bir gelecek kurmaya. gözyaşlannı durdurmanın bir çaresini aramaya başladım. gerçekten hiç. Konuşabiliriz. hosteslerin klinik ilgileri. yerini doldurabileceğim bir şey de yoktu. tek başıma yeniden yaşamaya çalışırken. Bundan sonra yaşamımın bir anlamı olacak mıydı ki? Hâlâ el ele tutuşuyor olmamıza karşın. ağlamamaya. Onun gözyaşları." Chloe'nin perişanlığı. Uçak bulutları delip geçerken ben geleceği tasavvur etmeye çalıştım: Yaşamımın bir evresi ansızın kesiliyordu. kendisini aldattığı için rahatlatmaya çalışan âşık. söz veriyorum sana. aman Tanrım özür dilerim. özür dilerim. Pilot. birkaç ay ya da yıl sonra onu gördüğümde ben hafiflemiş. hiçbir şey hissetmemek . iş giysilerim içinde belki. önlenemez yitiklik duygusunu. yakında yeniden bizimle uçmanızı dileriz. al şu mendili. lütfen ağlama. Derken bir sabah. O berbat uçakta ağladığım kadar . "Chloe. düzenli yaşamların güvencesini ve yeniden uçma planla rını kıskanıyordum. Yeniden uçmakmış.. lütfen.O kadar çaresiz görünüyordu ki bir ara yaptığı açıklamanın önemini unuttum.yalnızca şimdi açığa vurabileceğimiz şeye dokunamayacaktım bir daha.sevdiğini. Paris yolculuğumuzurezil ettiğim için ve tüm bu melodramı sana yaşattığım içinözür dilerim. bağımlılığı. alternatif bir öykü yazmaya çalışırken. uçak terminale doğru yavaş yavaş seyrettikten sonra kargosunu salona boşaltana dek olmuş. Her şey düzelecek. Kabinin teknolojik dekoru. 5. Chloe ile ben bagajlarımızı alıp. her iki taraf da durumun kaçınılmazlığı ve kötülüğü karşısında bir üzüntü tu fanına yakalanmıştı: Olmuyordu işte. korkunç bir boşlukla kalakalacaktım. çıplaklığı. Chloe'den kendisinin getirip bırakmış olduğu bir mektup aldım. Bir darbe yaşayıp. Arkadaş kalacak. hissedecektik ama dokunamayacaktık.. karakterleriyle ne yapması gerektiğini kestiremeyen bir oyun yazarının durumuna düşecektim (temiz bir son için hepsini öldürmek dışında. Durumun ironikliğini de düşünmeden edemiyordum bir yandan . uçağın tekerlekleri Heathrow'da alana değene. İki hissiz gün geçti. 6. benimkileri ertelemişti." 'Tanrım. Londra'ya seyahatinizin başarılı geçmiş olmasını umar.).. Duvarlar örülecek.. önemli değil. Tidge. darbenin gerçekten de sert olduğunu gösterir bu. Sel gibiydi sanki. aldatmanın yükünü geçici olarak hafifletmişti. 4. yeniden yaşayacak mıydım ben? Başkalarının varsayımlarını. sonlanmak zorundaydı. öteki yolcuların yabancıların duygusal krizlerini seyrederken hissettikleri rahat avuntu sanki daha da ıssızlaştırıyordu içinde bulunduğumuz çevreyi. hiç hak etmiyorsun bunu. neşeli. ağlama faslının başlamasından hemen sonra inmeye hazırlanmıyor olsaydı.

ve dolayısıyla. aynı zamanda o kadar eminoiabiidiğimi sormuştun.. öğle yemekleri. Electric'de sabaha karışan geceler. başka bir erkek olsa cehennemi boylamamı söylerdi ama sen öyle yapmadın. Kensington Parkı'nda yürüyüşler. Bundan sonra ne yapacağımı bilmiyorum. Sana hakettiğin. teninin kokusunu anımsatan konuşma tarzının ritmini ve vurgularını fark ettim .Birlikte geçirdiğimiz ayları çok sevdim. umarım boşlukları sen doldurursun. onu hâlâ arzuluyor olmam dışında herhangi bir . Bir yürek sözleşmesi dışında sözleşmemiz olmamasına karşın. Aşkta reddedilmenin genelde doğru ve yanlış. belki de annemlerle geçireceğim. Asıl söylemek istediklerimi yazmaktan acizim. bittiğine üzülmüştü ama sevgi pınarı kurumuştu. paylaştıklarımızı hiçbir şey unutturamaz.ve edindiğim yarayı. Ama seni daha fazla kırmakistemiyorum artık. Chloe'nin ilişkiyi bir gözden geçirme gereği bile duymamasını eleştirdim kendimce. sanki reddetmek ya da etmemek.ağlayacağımı sanmıyorum bir daha ya da duyguların beni o denli paramparça edeceğini. Öyle gerçeküstü birbileşimdi ki. hissettiğin her şeyinyoğunlaşarak çoğalması önemlidir. onusuçlama. karmaşıklığı. benim ona olan sevgimi ise iyiliğin bir kanıtı olarak kabullenmişti . uyumsuzluğu ve bir başka erkekle geçirdiği gece beni derinden yaralamıştı. çözümlenmiş ve geçmiş zaman olmuştu. Ne kadar iyi davrandın bana. Chloe ile ikimizin davranışlarında da bu ahlaki tavrın izleri görülüyordu. Beni affet. Bütün sevgimle. Terminalde nasıl öyle ağlayıp. Keşke bir resim yapabilseydim senin için. Mektubun kesinliği ağlattı beni.. uyanıp seni yanımda bulmayı ne kadar sevdiğimi hiç unutmayacağım. Son günlerde aklımda sana yazdığım satırlardeğil bunlar. Beni reddetmesini. Haksızlık etme. Mektup beni avutacağına. Aldatılmışlık duygusuyla kendimden geçmiştim. iyi ve kötü olmak üzere ahlaki bir dille ifade edilmesi ne kadar şaşırtıcı. beni daha daçok ağlatan da buydu zaten. Artık süremeyeceğini bildiğim içinağladığımı anlamalısın ama beni sana bağlayan o kadar çok şey var ki hâlâ. anıları canlandırdı yine. Yüzünün görüntüsünü. çünkü o kadar yatırım yaptığım bir ilişki. Haksızlık olurdu bu. sabahın dört buçuğunda boş hükümler veren bu içsel muhakemelerin bir işe yaramadığını bile bile. Böyle bir şeyin olması ahlaken nasıl mümkündü? 8. Benim için. Chloe'nin sadakatsizliği. Sen hep benim güzelim olacaksın. ama benim artık veremez olduğum sevgiyi göstermeden sürdüremeyeceğimi düşünüyorum. Seni çok seviyor ve sana sonsuz saygısı var. Seni özleyeceğim. kahvaltılar. zaten her şeyi daha da zorlaştıran da buydu. Will yakında Kaliforniya'ya dönüyor. sana karşı davranışlarımı anımsatacaktır. Reddedenin genelde kötü. nasıl olduğunu anlamadan iflas etmişti. öğleden sonra telefonsohbetleri.Âşık olmuşsan. sana layık olamadım. Noel'i belki tek başıma. sevmek ya da sevmemek doğası gereği ahlakın bir dalıymış gibi. durum onaylanmış. beni sevmemesini kötülükle özdeşleştirmiş. Sana gerçekte yazmak istediğim mektubu yazmayı asla başaramayacağım. yaşamın başka yerde olmadığı bir zaman dilimi gibiydi. Cümlelerindeki kuşkuyu ve belirsizliği hissedebiliyordum ama mesaj ortadaydı. Bitmişti. Hiçbir şey bunları bozsun istemiyorum. geçirdiğin zaman değil. yani durum belli değil. kalemle aram hiç iyi olmadı zaten. ikimizi de mahvederdi. Umarım arkadaş kalabiliriz. reddedileninse genelde iyi olarak algılanabilmesi de tuhaf. O yalnızca bir belirtiydi. Her şeyin yavaş yavaş bayatlamasına katlanamam. olanların nedeni değil. Bu dağınık mektubu hoşgör. 7.

Ancak reddedilmek ne kadar talihsiz de olsa. Ona sürekli destek veren ve şefkat gösteren birinin ilgi sini reddettiği için Chloe'yi ahlaksız buluyordum. bizim almaktan aldığımız zevk kadar zevk almışsa. iyi ile kötü arasındaki ortak ayrımlarla ilgili düşüncelerinde de birbirlerinden farklıdırlar. salt iyi.temele dayandırılamayacak bir sonuca varmış ve bana "layık olmadığını" söylemişti.. yatak odasında Hobbes ile Bentham'm peşinden gidiyoruz. ahlakm yalnızca bir davranışa neden olan güdülerde bulunduğu düşüncesi yatar. Ayrıca agathon haplos diye bir şey de yoktur. ahlaklı davranıyorum demektir: "Herhangi bir davranışın ahlakça iyi sayılması için ahlak yasalarına boyun eğmiş olması yeterli değildir . eğilimlere son derece uyduğu için öyle davranmıştım. Zamanımızı faydacılar gibi severek geçiriyoruz.ayrıca bizzat ahlaki yasalar uğruna da yapılmış olması gerekir. insanın eğilimleri üzerine temellenen ahlak anlayışını savunan faydacı görüşün doğrudan reddidir bu. onu benim gibi hâlâ sevebilecek kadar iyi yürekli bir adamdan daha değersiz kılan bir şeydi.. o zaman ahlaki bir dil kullanmayı gerektirecek bir durum var mı? Eğer aşk aslında bencil güdülerle verilmişse (örneğin bir başkasının yararına olduğu kadar kendi yararınaysa). 11. çünkü ona olan sevgim dahilinde her ne kadar özveri varsa da kendimi kurban etmemiştim. yalnızca görev bilinciyle hareket ediyorsam.} İnsanın doğasından kay naklanan davranışlar ahlaki sayılamaz. ama veren kişi vermekten. Bir insanı sevmek. Molesworth. görev bilinciyle. bir görev değildi W\ bu. özveriyle bencillik. ahlak ile ahlaksızlık yerine. 10. sevmeyi özveriyle ve iyilikle. Yalnızca onu sevdiğim için Chloe'den daha mı iyiydim? Elbette değildim. edt. etmeyenlere ise kötü: İnsanların yapısı nasıl birbirinden farklıysa. 1839-45. Harper Torchbooks. Tercihlerimiz üzerine ahlaki yargılarda bulunuyoruz. getireceği acı ya da haz göz önünde bulundurulmaksızın yapılmış olmasıyla ahlaksız bir davranıştan ayrılır. 9. salt sevmek uğruna verdiğimizde ahlakidir yalnızca. Bu açıdan bakıldığında aşkın sonu. Kant'ın kuramının özünde. o sevgiyi karşılıksız. benim ona olan sevgimin özverili olduğu inancına dayanıyordu – çünkü eğer ona sunduğum armağan paketinin içinde bencil güdüler bulunuyorsa. en azından Kant'ın gözünde. benim için yeterince iyi olmadığına dair ahlaki bir açıklamada bulunuyordu ama bu da artık beni sevmediği içindi . o zaman Chloe ilişkiyi aynı derecede bencil güdülerle bitirmekte haklıydı. 12. Immanuel Kant." { Hukukun Öğeleri. Platon ile Kant'ın değil. aşkın değerleri üzerine değil: Hobbes'un Hukukun Öğeleri'nde yazmış olduğu gibi. Ama bunla rı reddettiği için ahlaki açıdan suçlu muydu gerçekten? Büyük bedel ve özveriyle verdiğimiz bir armağan reddedildiğinde bir suçlu aranmalı belki. o zaman. yani. "Her insan kendisini hoşnut eden ve kendisine zevk verenlere /y/der. 1964. Bunları salt kibarlıktan söylemediği düşünülürse. Immanuel Kant'a göre ahlaki bir davranış. Thomas Hobbes. iki temel bencil güdünün çarpışmasından kaynaklanıyor gibiydi.ona göre bu." { Ahlakın Metafiziği. Sonunda bana ne getireceğini düşünmeden. onun beni reddetmesi ahlaksızlık mıydı? Beni reddettiği için duyduğu suçluluk.} . ahlaki bir armağan değildir. reddetmeyi ve kayıtsızlığı kötülükle özdeşleştirebilir miyiz gerçekten? Benim Chloe'ye olan sevgim ahlaki.

özünde kötü olduğu için değil.. içimden gelerek sevmiştim. onun beni sevmesi onun görevi değil mi?" diye soruyordum. Seni artık sevemiyorum sözlerini sindirmek bu nedenle çok zordur. romantik faşizmin bir türü değil miydi? Ahlakın da belli sınırları olmalı. böyle bir sorumlulukları olamaz . başkalarını kırmamaya çalışmak doğaldı ama kimsenin kimseyi sevmek gibi bir sorumluluğu bulunmuyordu ki.gerçi eşeğin şarkı söyleyememesini kabullenmenin. Ama çok geçmeden. insan bireysel eylemleri güdülerinden bağımsız olarak. Ahlaki yasalarım. Platonik bir suç işliyordum.a} Bana haz ya ve zevk veren şeyler. korunaksız. Chloe'ye yapıştırdığım ahlaki etiketleri belirtiyordu . 14.13. ilişkimizin yalnızca ahlakdışı değil. Sevgi karşılığını bulamayınca sevilmek isteğinin küstahlığı ortaya çıkar . iyi yiyen. sevgilinin bir zamanlar sevdiğini de görmüş olmamızdır. bir faydacı gibi. "Onu sevmek benim hakkım.benmerkezci bir ahlakçıya dönüşmüştüm. Yüksek Mahkemi'nin işi. Pek İnsanca. Chloe'nin kötü olduğunu söylüyordum çünkü beni "hoşnut etmemişti". 17. bir durumun gerekçelendirilmesi üzerine kuruluy du. bunu öğrenmiştim artık. ama benim durumumda birisini suçlamak olanaksız gibiydi. Chloe'nin sevgisi olmazsa olmaz bir olguya dönüşmüştü. Çektiğim acılar bir suçlu bulmamı gerektiriyordu ama sorumluluğu Chloe üzerine yükleyemezdim. iyi yaşayan. insanlan bir görev bilinciyle sevmeye nasıl zorlayabilirdik ki? Bu da romantik terörizmin. arzularımın yüceleştirilmesinden ibaretti. 1986. fazla pişmiş duygusalların. aşkta reddedilmeyi kabullenmekten daha kolay olmasının nedeni. çünkü eşeğin yapısı ona ai'ierinden başka bir ses çıkarma olanağı tanımamıştır. Öfkelenince birilerini suçlayamamak ne büyük talihsizlikti. Ve eğer faydacılık yalnızca en büyük sayılar için en büyük mutluluğu yarattığı zaman doğruysa. Kendi kendimi üstün görmenin zirvelerinde." { İnsanca. klasik ah lakçının hatasını işlemiştim: "Öncelikle. Değer yargılarım Chloe'nin yaptığını mutlak bir standarda göre açıklamak yerine. o zaman şimdi Chloe'yi sevmenin ve onun sevilmesinin acısı. fazla kitap okuyan. tuzlu gözyaşlarının ve yürek çelici ayrılıkların konusu değil. 16. iyi ve kötü değerlerinin davranışların sonuçlarını göz önünde bulundurmadan özünde iyi veya kötü olduğunu sanır. İnsanlar birbirleri ne istedikleri gibi davranmakta özgürdü sonuçta. sesimi duyacak biri olmadan düşünce özgürlüğünün ne anlamı vardı ki? Terk edilme özgürlüğü anlamına geliyorsa özgürlük neydi ki? 15. eğer varsa öyle bir şey. haksız. Primitif bir inançla suçu kendimden başkasına atabileceğimi sanmıştım. Nietzsche tarafından gayet kısa ve öz açıklanan. tayin ettiklerinin kökenini unutur. Şarkı söyleyemediği için bir eşeğe öfkelenmeyiz. edepsiz olduğunun bir işaretiydi. çünkü bu onlann dışındadır. University of Nebraska Press. yasalan da aşan . dünyayı da Chloe'yi de kendi çıkarlarıma göre değerlendiriyordum. Bu. bizi sevdi ya da sevmedi diye kimseyi suçlayamayız. tamamen yararlı ya da zararlı sonuçlarına bakarak iyi ya da kötü olarak değerlendirir. o zaman neden sevilme hakkımı da sağlama almıyordu? Yaşamımı paylaşacak biri olmadan yaşama hakkının. Ama insan haklarının dilini sevgiye nasıl uyarlayabilirdik. Aynı şekilde. Friedrich Nietzsche..yine arzularımla bir başıma kalmıştım işte. Hükümet bana bu ikisini vakfediyorsa. yatakta yanımdaki varlığı özgürlük ya da yaşama hakkı kadar önem kazanmıştı. Ben şimdiye kadar yalnızca bencilce.

. roket fır latıcılarının. yarama merhem olsun. 2.depremler. Olayın sarsıcılığı ölçüsünde nesnellikten uzak bir önem yükleriz ona. yaşamımın rastlantısal noktalarını birleştirebileyim diye. açlık. kuramların.isteklerimde son derece de açık: Sev beni! Ve neden? Neden olacak. hava durumu tahminlerine ve ekonomik göstergelere olan inancım sarsıldı. yirminci bolum Ruhsal-Yazgıcılık 1. dayanılmaz cezaların neden özellikle bizim başımıza geldiğini açıklayabilmek için sıradan nedenlerin ötesine bakarız. seçimlerin ve hazıryemek lokantalarının birer . televizyona güvenmez oldum. ilkel korkuların ağından geçtim. veba gibi. o her zamanki önemsiz nedenden: Çünkü ben seni seviyorum. suçlar. belirtiler. Modernliğin teknoiyimserliğini terkedip. Günlük gazeteleri okumayı bıraktım. böylece ruhsalyazgıcılığa yönelmiş oluruz. kabahatlar aradım.. seller. Üzüntüden öylesine yorulmuş ve tükenmiştim ki içine düştüğüm karmaşayı anlayabilmek için beliren soru işaretlerine gömüldüm: "Neden ben? Neden böyle oldu? Neden şimdi?" Pençesine düştüğüm anlamsızlığı biraz olsun anlamlandırabilmek için geçmişe baktım. Tanrıların. gökdelenlerin. Ne zaman vahim bir şeyle karşı karşıya kalsak. köprülerin. Çağsonu felaketleriyle aklımı bozmaya başladım . böylesi korkunç. işaretler. ilkel güçlerin etkisi altına girmiştim sanki. Bu fani dünyada.

bulutlarda değil. Suç aletini aramak için kendimi paramparça ettim. gökgürültüsü. bilinçli aklım. Umutsuzluğumdan sağduyumu yitirmiştim. Mutluluk ve huzur. ne denli güçsüz ve yetersiz olduğumu ortaya koymuştu. Cezamı hafifletecek bir durum da yoktu çünkü bilincim yerinde değildi. huysuz bir şeytan ele geçirmişti beni. çocuksu. Minyatürleşmişler. Oyun yazarı değil. yerçekimi beni tutmuyordu sanki. Tam ortada. boğuşmaları izleyen tanrıların ayrıcalıklı koltuğuydu. Trendeki yoldaşlara bakıp hâlâ gerçeği görememiş oldukları için acıyordum onlara. Bir öykünün içinde bir karakterdim yalnızca. Başı ve sonu (ilki ne kadar güzel. Ben. ettiğim her küstahlık kâbusum oldu. sahne dışında. güdüleri belirliyor. pedalların bir etkisi var sanmış ve yanılmıştım. Kendi yüzüme bile bakamaz olmuştum. Aklım. Caliban ile Dionysus'un. Kendi öykümü anlatamıyordum. oyuncuydum ben. gerçekleri söylediği için dokuz köyden kovulan tüm insanların yandaşı oldum. olayların belirleyicisi değil de soluk bir taklitçisiyse. Geçmişte ne kadar iyimsermişim. Aşkın doğasının ilahi kökenlerini hissettim bir kez daha. olayların gidişatını değiştirmekten acizdim. Dayanılmaz biçimde cezalandırılmış olduğum için nerede yanıldığımı bulmaya çalıştım. ikincisi ne kadar dehşetli) benim Eros ve Afrodif in oyunlarında bir oyuncaktan öte bir varlığım olmadığını düşündürüyordu bana. bilinçli kuramlar ile yazgı arasında talihli bir rastlantı yaşamıştım o kada: 4.yanılsama olduğunu düşünür olmuştum. kuşların gelip ciğerlerimi gagalamasını bekledim ve günahlarımın ağırlığını dağ tepelerine taşıdım. düşünerek her şeyi çözebileceğimi sandığım için pişmanlık duyuyordum şimdi. bilinmeyen ama belli ki acıklı bir sona beni iten bir senaryoyu yutuyordum körlükle. Bilinçsiz bir suçlu olmuştum. olağan düşüncelerim ka rabasanlara dönüştü . Ben aslında aklın sahnelediği bir dramı ya şıyordum. ruhumuzun içinde yaşıyorlardı. ama benim başımda değil. frene de bassam. insanları kandırıp kayalıklardan aşağı atmaktan zevk alan bir şeytandı bu. şimşek efektleri arasında belaları sıralıyorlardı.ama tanrılar vardı hâlâ. Ne yaptığımdan emin değildim ama her şeyi itiraf etmiştim. 3. Bilimcilerin ve politikacıların. Kendimi toplum dışına itilmiş büyük isimlerle bağdaştırdım. muhasebecilerin ve bahçıvanların kendini beğenmişliği gözüme batmaya başladı. gözlerimi oydum. pedalla arabanın gidişi. sinirlerimin ne kadar zayıf olduğunu. cep bilgisayarları çağında artık modası geçmişti onların. dağılmıştım. setin altında ya da yukarda kanatlarda belki. Özetlemek gerekirse. Mide bulandırıcı bir nostalji kisvesi altına gizlenen kıyımların çetelesini tutan tarih de ne denli acıklı bir şeymiş. haber spikerlerinin ve benzincilerin küstahlığı. Aşkımın sürmesini istemiştim ama yok etmiştim onu. birey. o zaman o öteki. yalnızca yeni şekil lere girmişlerdi. Apollon Tapınağı Queensway'de bir tavernanın ismiydi . hiç farkına varmadan tehlikelere atılmıştım. bu korkunç intikamı alıyorlardı benden. kısa bir süre için aklımı yitirdim. Zeus/Freud gösteriyi yönetiyor.yaptığım hiçbir şey tanrıların gözünden kaçmamıştı ki. Yazgımda . Göklere yükselen ya da ruhun derinliklerine indirilen bir kukla gibi hissediyordum kendimi. bilmeden öldürmüştüm. Arabanın kontrolü bende değildi. başka bir yerde olmalıydı. gaza da bassam araba kendi hızıyla gitmeyi sürdürüyordu. takım elbiseler giyerek modern çağa ayak uydurmuşlardı. Başka bir seçeneğim var mıydı ki? Chloe'nin beni terk etmesi kurduğum dünyaya olan inancımı sarsmış. 5. gerçekleri görememek anlamına geliyordu benim için. Olimpos Dağı kayak merkezine dönüşmüştü. Antik mitler geçmişte kaldı elbette.

7. Chloe beni terk ettiği için. Freud'un dünyası bir tarafını asla göremediğimiz çift taraflı bir madalyon gibiydi. tanrıların beni kutsadığı hissine kapılırdım. aşkta mutluluğu büyük olasılıkla resim yapan bir kızda bulacağımı görmüştü. Uzun bir süre özgür iradeyi savunmuş bir bilim dalının yeniden psişik determinizme dönüşünü temsil ediyordu Freud. O delilikler. Akdeniz on dokuzuncu yüzyıl sonu Viyanası'na dönüşmüştü ama sonuçta bu dünya da ötekinin biraz daha aklı başında bir versiyonuydu. İlişkideki iyimser anlarımda. Chloe'nin önüne. Doğru. hatta annesinin annesi de. Chloe'nin yaşamımda oynadığı rol. Zaten başarısızlığa mahkûm bir ilişkiydi. Dişçide okuduğum bir yıldız falını anımsıyorum. 6. İçinde yaşadığımız bilim çağında. hâlâ pek çözemediğim. Kendisi de bir bilim olmasına karşın. Chloe'nin beni reddetmesi. aşkta ne kadar başarılı olmaya çalışırsam olayların o kadar zorlaşabileceğini söylüyordu. büyük aşların nefreti gizlediği. fazla düşünüyorum (bu düşünceler de kanıtlamıyor mu bunu?): Aklım işe de yanyor ama kimi zaman da bir işkence aletine dönüşüyor. Belki de bu kadar düşünerek. üstelik ruhsal yazgımda: İçten kaynaklanan bir yazgıyı yaşıyordum. takıntılar ve viziteler dünyasında. yaşadığımız aşk öyküsünü farklı yorumluyordum artık. onu elde etmem ve . 8. "çok fazla düşündüğüm için" aşkta asla mutlu olamayacağımı söylemişti bana. Boş zamanlarında fal bakan bir teyzemi anımsadım. Freud'çular bilim aracılığıyla bilimsel "Ben"in üstünlüğünü sorguladılar. klasik aile nevrozu modelinin bir türüydü diyordum kendi kendime. Chloe'yi resim yaparken seyrederken o teyzemi anımsardım. batıl inançlann (içeriğini olmasa da) dinamiğini taşıyor psikanaliz. beni rahat bırakmayan şeytanlara psikanalitik isimler veriyorlar. Chloe ile sokakta kol kola yürürken. nefretin büyük aşklan. bir erkeğin bir kadını sevmeye çalışırken bilinçsiz olarak kendisinden uzaklaştırdığı bir dünyaydı. Geçmişi gözlemlerken." Lacan'ın "Düşündüğüm yerde değilim ve bulunmadığım yerde düşünüyorum"una dönüşmüştü. aşkı giderek gelişen bir öykünün uzantısı olarak görmüş ve mutlu yaşamayı öğrendiğimin bir kanıtı olarak algılamıştım. kuru bir kimlikle çıkarak yabancılaştırmıştım onu kendimden. oyuncu olamıyorlar. oyunları izliyorlardı. aşkın durağan bir noktasının olmadığını görürüz. Galileo ve Darvvin'in öncülüğünü ettiği devrimi tamamlayan Freud'un dünyasındaki insanlarda Yunan atalarının dünyasındaki gibi alçakgönüllü olmak zorundaydı. şimdiyi açıklamasına yardıma olsun diye bakarız. kendisine tamamen aykırı olan analitik. yaşamın genelde rasyonel denetimden yoksun geliştiğini savunuyor. bana bahşedilen mutluluk nedeniyle başımın üstünde bir hale var sanıyordum. annem beni kendisininkine benzer bir mutsuzluk kıskacına kapılmamam için uyarmıştı. Annem ve babam boşandığında. bu ayrıntının bile teyzemin öngörüsünü haklı çıkardığı düşüncesiyle sevinerek. öyleyse varım. geçmiş hep şimdiki anda yeniden kurgulanır ve değişime uğrar. "Düşünüyorum. ama bir kadını sevmem. Geçmişe salt kendisi için değil. İyi ya da kötü olsun belli alametler aradığımızda bulmakta güçlük çekmeyiz. Bilim tarihinde yaşanan ironik dönüm noktalarından biriydi bu. Genetik bir hastalık olamaz mıydı bu? Belki ailemizin üzerine çökmüş genetik ve psikolojik bir lanetti kim bilir? Chloe'den birkaç yıl önce birlikte olduğum bir kadın. onun annesi de mutsuzmuş. olayın böyle mutsuzca bitmesi üzerine şimdi çok daha farklı görünüyordu bana.lanetlenmek varmış. Zeus'u ve meslektaşlarını görür gibi oluyordum.

kahraman veya trajik kahraman gibi değerleri ölçüt alıyordu. olası tehlikeleri bilmektedir ama hiç bir şeyi değiştiremez: Lanet iradeyi alt eder. bu kehaneti önleyebilmek için evden aynlır. Peki ya ben neyle lanetlenmiştim? Modern toplumlarda insanın başına gelebilecek en büyük talihsizlik olarak değerlendirilen. Ama anlam asla o kadar hafife alınmamalıdır: Ruhsalyazgıcının yaptığı büyü ve sonra sözcüklerinin yerine birden öyle olması için sözcüklerini koyarak sıradan bir bağlantının müthiş önemine parmak basar. aksine. Laplanche. mutlu gelişimlerin grafikteki yükselen ok ile temsil edildiğini. Beceriksizin tekiydim işte. Davranışlarının sonucu olarak özne kendisini bile bile belli üzücü durumlara düşürür ve böylece eski bir deneyimi tekrarlar. Her felsefe zaman zaman hiçbir şeyi ifade edemeyen bir salak tarafından yazılmış bir öykü hissi uyandırabilir insanda (anlamı reddetmek bile anlamlıdır). Onu sevmemin acıklı gerçeği. Şekil 20.B. İkisi de aynı şekilde gelişiyor. Kahinler. Lanetlenmiş bir kişi. Bunu bir grafiğe aktardığımızda (bkz.} Şekil 20.2). ölümüme dek dünyayı dolaşarak sevdiklerimin benden kaçmasını engelleyemeyecektim. J. J. Oidipus. Zaman Şekil 20.başarısını her zaman pahalıya ödeyen trajik bir kahramanın yaşamıydı bu. Ben Chloe'yi beni terk etmesi için sevdim.. belli zaman süreçlerinden bağımsız olan zincirleme olaylarla ortaya çıkıyor ve iyi/kötü. Karnac Kitapları. dünyayı ve aşkı daha iyi anladıkça bu okun yükseldiğini görebiliriz. Yine bir grafiğe aktardığımızda (bkz.1). Olası sonucu.. Bilinçaltımın derinliklerine. ama kendisi bu prototipin farkında değildir. bilinçaltından kaynaklanan. öyküsünü anlatmışlardır ona. 1988. Şekil 20.bilinçli uyarılar bir işe yaramaz oysa. Aşkın gölgeli bah çesinden sürgün edilmiş halde. belki ilk aylarda ya da yıllarda yerleştirilen bir şema vardı sanki. Bu fenalığı tanımlamaya çalıştım ve sonunda psikanalizde buna tekerrür takıntısı dendiğini öğrendim: . { Psikanalizin Dili. Oidipus'a babasını öldürüp annesiyle evleneceğini söylerler . engel olunamaz bir süreç. ama sonuçta yine de evlenir İokaste ile: O da kendi öyküsünü anlatamamış. mutlu ilişkiler kurma engeliyle. Bireyin yaşamı boyunca hissettiği ama mantıklı bir açıklama getiremediği gizli bir şifre gibidir bu. 12. Demek ki Chloe'yi sevdim ve sonra beni terk etmedi. Bebek anneyi kaçırmış ya da anne bebeği terk etmişti ve şimdi . 9.1 Kahramanın öyküsü (Romantik-Yazgıcılık) 10. Mutlulukların her zaman sert bir düşüşle sonuçlandığı bir dizi olay yaşamıştım ben. asıl öykünün satır aralannda okunabiliyordu. Pontalis. şifreli laneti çözmeye yaramazlar. lanetlendiğinden habersizdir. Ama Chloe beni reddedince bu resim bozulmuş ve geçmişimin aslında ne kadar karmaşık olduğu ortaya çıkmıştı. Afrodit beni lanetlemişti.2 Trajik Kahramanın Öyküsü (Ruhsal-Yazgıcılık) Psikanalizin yatıştırıcı yönü (eğer kişi bu kadar iyimser olabilirse) içinde yaşadığımızı öne sürdüğü anlamlı dünyadır. tanrıların gazabına uğramıştım. yaşamımın akışının derin düşüncelerle yorumlanan bir dizi zirveden oluştuğu görülüyor . Geçmişteki romantik yazgıcılığımın yerini alan ruhsal yazgıcılık aynı bakış açısının iki farklı boyutuydu aslında. yalnızca düşünen "Ben"in dikkatini çekerler. durumun bütünüyle o anın koşulları nedeniyle oluştuğuna vargücüyle inanır. 11.sonra da onunla kurduğum dünyanın başıma yıkılması şeklinde kendini gösteren ruhsal yazgımın yeni bir örneği gibi görünmeye başlamıştı.

. Konuşmaktan. kendi denetimimi yeniden ele geçirmenin tek yolunun kendimi öldürmek olduğu sonucuna vardım. Ama evden çıkıp birilerinden yardım isteyecek halim bile yoktu. kanepeye oturabilir ve orada. Yunan tanrılarının lanetinden değil ama ruhsalyazgıcılıktan koruyabiliriz kendimizi.tabii ego çektiği acılarla o kadar yıkılmış.bebek/adam aynı senaryoyu yineliyordu. Bilinçaltını. onun bu anne/çocuk senaryosundaki rolü doldurabilecek uygun karakter olduğunda karar kılmıştı. yani bu içsel dramın oyuncularını belirleyen yö netmen.. berelenmiş. farklı oyuncu lar vardı ama aynı öyküydü sonuçta. hatta simgelerle kendimi anlatmaktan acizdim ve ıstırabı başkalarıyla paylaşamamak daha da yakıp yıkıyordu beni. ışığa sinir oluyor. Yeniden yaşama dönecek gücünü yitiren ego. değil geleceğini gününü planlayacak halde olma sa. yaralanmış. en ufak tıkırtıyla irkiliyor. bir zamanlar başkasının oynadığı role bürünmüştü. dolaptaki süt bozulmuşsa çileden çıkıyor. 14. Yatağımdan bir kalkabilsem. Chloe. sahneyi can alıcı bir anda gerekli tahribatla terk ederek oyun yazarını zor durumda bırakmayacak bir oyuncu aranıyordu çünkü. bir çekmece sıkışmış açılmıyorsa mahvoluyordum. Perdelerim çekilmişti.. İd neredeyse ego da orada ol malı . Her şeyin parmaklarımın arasından kayıp gidişini izlerken. en basit hizmetleri yerine getirmeye çalışıyordu. yatağıma kıvrılmış yatıyor. kasırgadan bitkin çıkmış. Kolonas'ta Oidipus gibi. Neden onu seçmiştim ki zaten? Gülüşü ya da zekâsının parıltılarından olmasa gerek. çektiğim acılara bir son vermeye çalışabilirdim.

doğa yürüyüşlerine çıkın ya da bırakın biz sizi eğlendirelim.. harika olmuş Will. ararım seni. Biliyor musun Noel'i geçirmek için benimle birlikte Kaliforniya'ya geliyor. tebrik kartları ve ilk karla birlikte Noel mevsimi geldi. Noel'de ne yapıyorsun?" "Evde olacağım. gerçekten yazık oldu. iyi olacak. artık kapatsam iyi olacak." "Kar fırtınası yaklaştı gibi görünüyor. Noel'den iki gün. değil mi?" "Chloe şu an yanında mı?" "Şu an yanımda mı? Evet. evet sanırım yolunda diyebiliriz. Chloe ile birlikte Noel hafta sonunu Yorkshire'da küçük bir otelde geçirmeyi tasarlamıştık. bir otelden beklentilerinizin ötesini vaat ediyor." "Öyleymiş." "Harika. iyi bir dostluğu sokağa atmak bana yakışmaz." 3. Meşe kaplamalı oturma odasındaki şöminenin başında oturun. Abbey Evi. Noel çatpatlanndan söz ediyorduk da çok seviyormuş. dinle." "Öyle mi?" "Evet. ama herneyse." "Duydun demek. Gerçekten çok fena.. birden oldu işte." "Konuştuğumuzu duyunca çok sevineceğine eminim. nasılsın sen?" "Efendim?" "Her şey yolunda mı?" "Yolunda mı? Evet. Önümüzdeki sonbahar yine Avrupa'da olabilirim. birkaç bardak öksürük şurubu ve viskim vardı." "Bunu duyduğuma çok sevindim. hayır. saygılarımı ilet ona. hafta sonu San Fransisco'ya uçuyorum." "Ben de senin Chloe'yle birlikte olmana çok sevindim. kayakları çıkarmanın tam sırası. üzüldüm." "Ne diyebilirim ki. sana iyi tatiller. sanırım." "Öyle mi?" "Söylesene." "Chloe'den ayrıldığını duydum. Şarkılar. Bu pandomime bir son verecek kadar aspirin. Ondan ne kadar hoşlandığımı biliyordun zaten. sonra belki birkaç günlüğüne çöle gideriz. harika bir çift olurdunuz. Buradaydı ama köşedeki dükkâna kadar gitti. bana da söyledi. kasvetli bir Cuma akşamı saat beşte Will Knott beni aradı: "Arayıp vedalaşmak istedim. Birkaç gün Santa Barbara'da benim ailemle birlikte olacağız. Evet. şu an burada değil. öylece gelişti işte. benim ölümümden saatler öncesinde. Neyse. Buradaki eşyalarımı toparlamam gerek. İnsanın aşkta reddedildikten sonra . bir yoklarım.yirmi birinci bolum İntihar 1. uyku hapı." 2. vitamin. Kitapçık masamda duruyordu: "Abbey Evi konuklarını en güzel mekânlarda Yorkshire'ın sıcak misafirperverliğini tatmaya çağırıyor. arayıp ayrıldığınızı söyledi. almaya gitti. Bu olay aramızı açsın istemem. Sorunlarınızı çözersiniz diye ummuştum. yani." "Çölleri çok sever. Banyoda biriktirmiş olduğum tüm ilaçları çıkarıp mutfak masasının üzerine serdim.

Yalnızca Chloe'ye. Bu asidik kimyasal görüntüyü izlerken. kendisini kızdıran kişiyi ya da şeyi ısırır. bir kefen gibi örten kar hâlâ yağıyordu. "Evet. sonradan yirmi adet efervesan C vitamini hapı olduğunu anladığım bir şişe ilacı yuttum. Chloe'yi incitmektense kendimi incitecektim. onsuz yaşamanın olanaksız olduğunu kanıtlamak için yaşamıma son vermem normal değil miydi? Varlığımın anlamı dediğim kişi. kaçınılmazlığına meydan okumak yersizdi. Kaliforniya'yı seversin umarım. Öfkeli bir köpek intihar etmez.kendisini öldürmesi kadar mantıklı bir tepki olabilir miydi? Chloe gerçekten de yaşamımın aşkıysa. Onu kendini öldürecek kadar seven bir başka erkek olmuş muydu? 7. İnsan. İşin ironikyanı. aman Tanrım. kurduğum metaforun . kendini suçlamanı istemeyecek kadar olgunum. Bunu okuduğunuzda ben ölmüş olacağım.. İntihar metni (yazmak. beni sevemedin biliyorum. o da. kentin üzerini battaniye gibi sarmalayan. Zamanın erozyonuna kapılarak acılarımın hafiflemesini istemiyordum. sevgilim?"diye soracaktı. ileriyi görmekten bu denli aciz olduğu için kendini suçlayacaktı. yaşamak ya da ölmek arasında bir seçim yapmak istemiyordum ki ben. Birden. tutkular sönermiş. Aşkımın ne kadar ölümsüz olduğunu ancak ölümümle kabul ettirebilecektim. beni düşürdüğü halleri bilsin diye kendimi öldürecektim. trajedilerden bitkin düşmüş bir dünyaya aşkın ciddi bir olay olduğunu ancak kendi kendimi yok ederek anlatabilirdim. ama lütfen anla ben seninaşkın olmadan yaşayamadım. benim hâlâ her sabah uyanmam sahtekârlık değil miydi? 4. Seni seviyorum demenin tek yolu bu. Chloe'den ayrılmam. Şok olmuş yüzünü görür gibi oldum. Saat yediye gelmişti. metaforik olarak. onsuz yaşayamayacağımı göstermek istiyordum. üstüm başım ağzımdan püsküren bu açık portakal renkli sıvıyla battı. bu arada Will Knott beline sarılmış kirli bir çarşafla odadan çıkacak ve. intiharın tutarsızlığı çarptı birden beni. 5. zaman her şeyi iyileştirirmiş. Mutfak masasında oturmuştum. Bu arada ağzım köpürmeye başlamıştı. Sonra korkunç bir pişmanlık ve üzüntü duyacaktı -beni anlamadığı. yanmış sinir uçlarımla da olsa tutunmak istiyordum Chloe'ye. Cesedimin bulunmasından kısa bir süre sonra. şu an Santa Barbara'nın dağ eteklerinde evi olan Kaliforniyalı bir mimara Noel çatpatları alıyorsa. simgesel ve metaforik bir yaratık: Ben de öfkemi dışavuramadığıma göre. 8. intihan geciktirmenin bir yoludur) birçok denemeden geçmişti: Yanımda bir tomar buruşturulmuş kâğıt vardı. ama öfkeli bir adam odasında oturup suratını asar sonra da sessiz bir not bırakarak kendini vurur. evet!"diyebilecekti gözyaşlarına boğulmadan hemen önce. beraberinde arkadaşlarımdan ve tanıdıklardan binlerce basmakalıp taziyeyi getirmişti: Sürseymiş güzel olabilirmiş. 6. iyi ki yaşamış ve sevmişim. ölümümle simgeleyecektim. üzerimde gri bir palto vardı ve buzdolabının sesi dışında derdimi dinleyen yoktu. bir polisin Chloe'yi ziyaret ettiğini düşledim. doğanm bizi denemek için gönderdiği bir işaretti sanki. suçluluk konusunda neler hissettiğimi biliyorsun.. Duygularını ifade etmekte güçlük çektiği için intihar yetisine sahip tek hayvan insandır. insanlar birbirinden uzak düşebilirmiş. kötü davrandığı. "Bir şey mi oldu. Benim ölümüm işte bu sıradanlığı şiddetle reddetmek anlamına gelecekti .başkaları unutmuştu ama ben unutmayacaktım. dağları çok güzelmiş. Will bile olaydan bir deprem ya da kar fırtınası gibi gayet olağan bir şeymiş gibi söz etmişti. ağzımı açtıkça çoğalan portakal köpükleri arasında geğirip duruyordum ve sonunda masanın üstü.

bu belki de bazı çilekeşlerin çektikleri sıkıntıyı (ne kadar sapkınca da olsa) özel olmaları gerekçesiyle açıklayabilme yeteneğidir. Bu titanik azabı. yaşayanların ölülere bakışını göremeyecek kadar ölü (laik bakış açısıyla en azından) olacaktım çünkü. ikisi de ceviz kaplama mezarıma toprak serpiyorlar). acı çekmeyenlerden farklı ve dolayısıyla daha iyi olduklarının bir kanıtı değilse. İntiharın zevki organizmayı öldürmek gibi korkunç işte değildi ki. İntihara kalkışanlar belki denklemin ikinci bölümünü unutuyorlar. ama yaşıyor olmalıydım ki Chloe üzerinde yarattığım etkiye tanık olabileyim ve dolayısıyla öfkemden kurtulayım. ölümü de yaşamın bir uzantısı olarak görüyorlar (bu hareketin etkilerini izleyebilecekleri bir tür yaşamsonrası gibi). Istırap çekmenin herhangi bir yararı varsa. olmak ve olmamaktı. efervesan zehiri kustum. Ölü olmalıydım ki tüm dünyaya ama özellikle Chloe'ye ne kadar öfkeli olduğumu gösterebileyim. Will gözlerini kaçırıyor. Başkalarının hareketimi gördüğünü göremeyeceksem. çünkü o zaman ölü olacaktım ve asıl dileğime kavuşamayacaktım . neden onlar seçilmiş olsun ki? .yani hemölü hem yaşıyor olmak. yok oluşumun izleyicisi olarak gördüm kendimi. Kendimi öldürmek. ama gerçekte asla olamayacak bir şeydi bu. böyle bir işe kalkışmamın ne anlamı vardı? Kendi ölümümü düşleyerek. Hamlet'e getirdiğim yorum. Olmak ya da olmamak sorunsalı değildi bu. Sendeleyerek musluğa gittim. yirmi ikinci bolum İsa Kompleksi 1. başkalarının o ölüme gösterecekleri tepkiyi izleyebilmekti (Chloe mezarımın başında ağlıyor. 9.okunup okunmayacağını göremeyecek kadar gerçek bir eylemde bulunmuş olduğumdu. küçük bir ayrıntıyı gözden kaçırmak anlamına gelecekti: Yok oluşumun melodramını izleyemeyecek kadar ölü olacaktım.

" diye düşündüm. üçüncü sınıf bir Kaliforniyalı Corbusier için bırakmıştı beni. otelin ince duvarından geçerek. Juliet. 6. durumu kabullenmek dışında bir tepki göstermekten aciz kalmıştım. yan odadan gelen "daha".çığlıkları kadına kendisinin attırdığını düşleyerek böbürlenir. "Herkesin anladığı birisi ne kadar yüce olabilir ki?" diye sordum kendi kendime. 5. Sakın gitme. çektiğim ızdırabın benden değil. Âşığım. İnsan gençse. onun miyop olduğunu gösteriyordu. havalı bir matkap kaldırımı deliyordu. Bense pasif bir tepki verebilmiştim ancak . yanık gözyaşları olmaktan öte. Psikologlara göre. başkalarından kaynaklandığı inancıyla akıtılan acıtatlı gözyaşlanydı. "Siktir. İsmini söylüyorum duyuyor musun. düş gücü de zenginse. İlk başta o sesi aşağıdaki trafiğin genel uğultusundan ayırmak güçtü: Araba kapıları çarpılıyor. Bütün günlerimi beyaz bornozun içinde. ben her şeyi bekler olduğum için hiç şaşırmaz olmuştum. duymamaya çalışır. Ama tüm bunların arasında oldukça farklı bir ses duyabiliyordum. beklenmeyene gösterilen tepkidir. insan elinden geleni yapar bu durumda) yadsmamaz hale gelmişti artık. ben solucan değildim. acının doruğundan sevinç vadisine düşmüştüm. Aklımdan ne geçiyordu? Otoyolun kenarından güneş batarken. hep böyle olsun. tatlı aşkım. Noel döneminde evde tek başıma oturmaya dayanamadığını için Baysvvater Sokağı'ndaki küçük bir otele yerleştim. bir şehidin gururunu. benim yetersiz olduğumu değil. acının stratosferini boylamış ve bu acının artık bir değer olarak İsa Kompleksi'ne dönüştüğü noktaya gelmiştim. sürpriz. Ama bunlar artık öfkeli. insan türünün çiftleşme ritüelinin sesinden başka bir şey değildi. Chloe beni anlayamadı diye kendimi suçlamayı sürdürebilir miydim gerçekten? Beni reddetmesi. Başkalarının bu tür hareketlerini duyunca takınılan belli doğal tavırlar vardır. "sikişiyorlar!" 4. Tess. Chloe'nin arabasında radyoda duyduğum bir şarkıyı duyuyordum: Âşığım. Tanrı'nın Oğlu'nun başından geçenle ri düşünürken.daha doğrusu. araya buruşmuş bir Time dergisi koyup başımı yasladığım yağlı yatak başının hizasından geli yordu. Chloe ve Will'in Kaliforniya'da oldukları düşüncesi. Pek sevmediğim yönleri üzerinde . Küçük bir bavulun içine birkaç kitap ve giysi koydum ama ne okudum ne de giyindim. oda servisi mönülerini okuyarak ve sokaktan gelen ses leri dinleyerek geçirdim. "daha sert" çığlıklarına karıştıkça ıstırap likörüyle sarhoş oldum. Yan odada çiftleşenlerin sesleriyle. Hiçbir şey beni şaşırtamaz olmuştu. 3. 7. komşu odadan gelen sesler. yatağa uzanmış televizyonun kanalları arasında gezinerek. duvarın öteki tarafındaki adamla özdeşleştirir kendini ve şairanelik göstererek ideal bir kadını düşler -Beatrice. Artık o melek. Chloe beni terk ettiğinden beri başıma gelen her şeyi kabullenir olmuştum zaten. kamyonlar vites değiştiriyor. Ne kadar uğraşsam da (tanrı bilir. eski mutlu günlerimden kalan şarkının anısı talihsiz varoluşuma akıtılan kocaman gözyaşlanma karıştı. Üzüntümle zehirlenmiş. yani İsa Kompleksi'nin hazzını yaşıyordum. tatlı aşkım. Ya da kendini hakarete uğramış sayar kendi dışında gelişen bu libido patlamasından. İngilte re'yi düşünür ve televizyonun sesini yükseltir. utanmıyorum. Chariot te. Keyiflenmeye başlamıştım.2. Değerimi anlayamayacak kadar sığ bir insan olduğu için.

Madame Bovary veya SWann'la da özdeşleştirebilirdim. Oysa benim üstünlüğüm zaten terk edilmişliğimden ve çektiğim acılardan kaynaklanıyordu: Acı çekiyorum. ancak bu morarmış âşıklann hiçbiri. ama bu iyiniyetli sözlerinin sura tına fırlatıldığını gören yanlış anlaşılmış adamın acıklı öyküsü gibiydi benim öyküm de. 10. 8. Erdemli duygular. neden İsa'nın adıyla anılıyordu? Çektiğim acılan Genç Werther. İlginç konuşmaları ve sıcak gülüşüyle sevimli göründüğü için insanlan baştan çıkarıyordu ama aslrnda sevgiden yoksundu. bugünkü statüsüne erişemezdi. Romalı yetkililerin yolsuzlukları ve kötülükleri. ne denli faziletli olduğumu düşünerek oturabiliyordum işte. Kimse onu benim kadar iyi tanımıyordu ve artık (geçmişte göremesem de) onun bencil ve acımasız. çok özel olduğum için beni almadıklarını sanıyordum. Tanrı'nın bu adamdan yana olduğunun (tarihselden çok psikolojik olarak) kanıtının olmazsa olmaz öğeleriydi. herkese kom susunu sevmesini öğütleyen. sevdiklerinin kötülüğü karşısında lekelenmeyen bilgeliği ve sorgulanamaz iyiliğiyle kıyaslana mazdı. İsa Celile'de lazımlık iskemle si ve yemek masaları yaparak sakin bir yaşam sürüp. 12.üstelik böylece müthiş derece içim rahatlıyordu. Sevdiğim kadın tarafından terk edilmiştim ama çektiğim acılan bir değere dönüştürerek (öğleden sonra saat üçte bir yatağa serilmiş ben ya da Çarmıha Gerilmiş İsa) üzüntümü olağan bir romantik aynlık olarak algılamamış oluyordum. arkadaşlannın ihaneti. kendi isteklerini kabul ettirmeye çalıştığında iddiacı ve beni reddetmesi kararına gelince de hem düşüncesiz hem de inceliksiz olduğunu biliyordum. bütünüyle adil ve ihanete uğramış olmasıydı. Çarmıhtaki acıklı ölümü.odaklanarak Chloe'nin kişiliğini yeniden yorumlamaya başladım. İsa'nın. ayrıca terk edilmiş insanları kapıdan sokmazlar. İsa Kompleksi sayesinde yüceliyor. öyleyse özel . İsa Kompleksi ile Marksizm. bilgiç bir tebessümle etrafını izleyen bilge bir gözlemci olup çıkmıştım. acının bereketli topraklarında kendiliğinden gelişir. en azından tarihin şehitlerinden biri olarak mahkûm edilmiştim ölüme. melankolik. 11. Acı bana o kadar çok şey öğretmişti ki onu bağışlayabiliyor. o kadar erdemli olur. İsa'nın iyi. Rönesans ressamlarınca betimlenen ağlamaklı gözleri ve soluk yüzü değildi onu bu denli cezbedici kılan. Chloe'den ayrılmak beni mahvetmişti ama ahlaki bir zafer kazanmıştım. yüce. Böyle bir şehit vermemiş olsaydı. yorgun olduğunda sabırsız. bir yelpazenin iki karşıt ucunda bulunuyor. çoğu zaman düşüncesiz hatta kaba. Kendi kendinden hoşnutsuzluktan doğduğu için Marksizm bana hiç uymuyordu. kalp krizinden ölmeden önce Yaşam Felsefem adında ince bir kitap yayımlamış olsaydı. Yenilgileri ve küçük düşmüşlüğü karşıtına dönüştüren sapkın bir psikolojik hile olan bu kompleks. Gerçi İsa Kompleksiyle de herhangi bir kulübe girebilmiş değildim ama kendi kendini sevmek temeline dayandığı için. erdemli ve duyarlı. Chloe'ye. Zaten bu edepsiz kulüpler. 9. ona acıyabiliyor hatta boş değer yargıları nedeniyle onu küçük görüyordum . o kulübe girecek halim yoktu. Hıristiyanlık bu den li başarı kazanamazdı herhalde. Aslrnda çok bencil bir insandı. beni anlayamadığı için acıyordum. pek de çekici olmayan gerçek doğasını yüzeysel bir duvarın ardına gizlediği için cazibeli görünüyordu. İnsan ne kadar acı çekerse. Leylak ve yeşil renkli bir otel odasında oturmuş. Benim aşk öyküm de Yeni Ahik'teki patos'tan izler taşıyordu. kendisine zorbalık edenlerin suratlarmdaki meymenetsizlik karşısında kendi erdeminin fakına varıyordu insan.

Chloe'nin beni reddetmesine gösterdiğim ilk tepki. Beni anlamadılar. ama o şimdi Kaliforniya'ya gittiğine göre bu dayanılmaz kayıbı kabullenebilmek için yeniden gözden geçiriyordum kişiliğini. anı kumulları arasında tembelce gezinerek. Geri kalan günlerimi devenin peşinde. 2. ruh bu aşklardan yavaşlar. anı yakalamak gibi bir arzu duymaz olmuştum. anıların yüküyle. insan yüreğini taşıyan ruh. Bir Arap atasözüne göre.çektiğim ıstırabın İsa Kompleksi'ne dönüşmesi iyileşmeye başladığımın bir işareti sayılabilirdi. Yaşadığım anın . kendimden nefret etmekti.birisiyim. Chloe'yi sevmeyi sürdürmüş ama ilişkiyi sürdüremediğim için kendimden nefret etmiştim. İsa Kompleksi. Chloe benim devemi neredeyse öldürmüştü. nostaljik bir halde arkadan yetişmeye çalışır. yani anılarımıza bakıyordum. Onunla geçirdiğim günleri anarak nostalji içinde yaşıyordum. YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Boşlukları Doldurmak 1. dürüst olabilecek güce sahip olamayabiliyor insan. Anıların o çökertici yükünü sırtından indirdiğimde. gerçekten anlaşılmayı hakediyorum. Kendi kendinden nefret etmekten kaçınabildiğimiz sürece. ya arkama ya içime. Devenin yükü her aşk ilişkisiyle ağırlaştığı için. bir kadını hiç sevmediğim kadar sevmiştim onu. terkedilmiş ve umutsuz halde yan odadan gelen orgazm keyfini dinleyerek geçirmek durumunda kalınca. Onun gitmesiyle. ama Noel'i bir otel odasmda tek başına. Sahtekârlıktı düpedüz. 13. kendini savunma mekanizmasından öte bir şey değildi aslında. zayıflığın erdeme dönüşmesi simyasına sempatiyle bakmalıyız . Önümü göremez olmuştum. insan ruhu bir deveyle aynı hız da ilerler. Kendinden nefret etmek ile kendini sevmek arasında kurulan o terazide kendimi sevmenin öne çıktığı görülüyordu. güzel vahalarda dinlenip daha mutlu günlerimin yapraklarını çevirerek geçirmek yeterdi bana. Şimdiki zamanın şiddetli dinamiğiyle geleceğe itilirken. Chloe'nin beni terk etmesini istememiştim. Oysa İsa Kompleksim denklemi tersine çevirmişti ve reddedilmeyi Chloe'nin de acınacak durumda olduğunun (Hıristiyan değerlerinin o mükemmel örneği) bir işareti sayıyordu. ama zaten özellikle bu nedenle.

Dış dünya unutmamı engelliyordu. 8. güzelliği. insan o sırada aşkı. Chloe'den ayrıldıktan birkaç ay sonra kendimi onun yaşadığı semtte bulduğumda onu düşünmenin artık eskisi . artık Chloe'siz olduğumu unutur. hemen hemen aynı mallan satmaktaydı. Kaybolup giden geçmişe kıyasla. Pazartesi akşamlan belli televizyon programlannı anımsatıyordu.. Oysa dış dünya iç dünyamı yansıtmıyordu benim. yaşasam da ölsem de benden bağımsız. âşık olsam da olmasam da. Chloe yorgun olduğunda başını onlara nasıl yasladığını akla getiriyor. gökyüzünün kasvetli ve gri olduğunu söylediğinde. Öte yandan güzel. Kanepemdeki yastıklar. ruh halimi paylaşmayı inatla reddediyordu. yine yağmurlu bir gecede yanımda Chloe varken aynı yoldan geçtiğimi anımsardım. virajlı bir yolda aniden kontrolden çıkarak ağaca çarpan bir arabanın içindekiler ölümden dönebilir. kütüphanemdeki sözlük bilmedi ği sözcükleri öğrenme tutkusunu anımsatıyordu. geçmişte yaşıyordum. Onun varlığının izlerini hâlâ taşıyan dış dünya. Bir akşam geç saatlerde Hammersmith'den geçerken. aynı dükkânlar. bunun bir halüsinasyon olduğunu sanır. aynı insanlara. Chloe'siz şimdiki zamana şiddetle fırlatıverir di beni. ayrılık acısını bir daha duyardım. Dünyanın değişmesi bir yana. sıcak bir yaz günü. supermarket rafın da gözüme ilişen bir şişe ketçap aylarca öncesinde yaptığımız bir alışverişe götürebiliyordu beni. Anılara boğulduğumda. ilkinde duyduğum acıyı duyumsayarak). unutmamı zorlaştırıyordu. geçmiş ile bugün arasında acı paralellikler yaratıyordu: Cumartesi sabahlan müze gezilerimizi. acıklı bir yokluk duygusundan başka ne getirebilirdi ki bana? 3. o geçmişi akla getiren alaysı bir zamandan öteye geçebilecek miydi sanki şimdiki an? Gelecek. Haftanın belli günlerindeki geleneklerimiz. kent sokaklannı dolduran o taş yığmlannın da umrunda değildi benim aşk öyküm. Chioe'nin onu nasıl doldurduğunu görür gibi oluyor. aynı gökyüzü aynı porselen mavisiyle kuşanmıştı. Lorca'nın bir oyun kişisi. Hyde Park'tan aynı Serpentine akıyordu. 6. gerçeklere uyanacağıma aşk. aslında ayrılmadığımızı. Will ile birlikte Kaliforniya'da küçük bir kasabaya yerleşmeyi seç miş olmasını görmezlikten gelirdim. aşkın heyecanıyla canlandırdığım binalar. dönüp duruyordu. Fırçanın yerindeki boşluk bir bıçak gibi saplanırdı yüreğime.hiçbir anlamı kalmamıştı artık. hâlâ birlikteymişiz gibi istediğim zaman arayıp Odeon'da bir filme ya da parkta yürüyüşe çağırasım gelirdi. mutluluğu keşfeder. Sözgelimi telefonu açmaya giderken Chioe'nin banyoda saç fırçasını koyduğu yerin artık boş olduğunu fark ederdim (sanki ilk defa görüyormuşum gibi. Derken kaçınılmaz olarak unutmaya başladım. Buckingham Sarayı'nı aynı ağaçlar çevreliyordu. 4. mutluluktan uçsam da uçmasam da. ama Chloe beni terk etti diye yerle bir olacak halleri yoktu. masum bir meteorolojik gözlemden öte. gerçeği. 7. Ben mutluyken mutlulukla kuşatmışlardı beni belki. psikolojik bir hali simgeliyordun Yaşam böyle elverişli işaretler çakmaz -fırtınalar kopar ama çöküş ve ölüm getireceğine. çünkü en azından sanatta dış dünya kişinin ruhsal durumlarını yansıtır çoğu zaman. Cuma geceleri belli diskolan. aynı sokaklardan aynı arabalar geçiyordu.. Yaşam sanattan beter. evlerle dolu sokakları aynı sıvalı evler dolduruyordu. Değişmiyordu işte dünya. Derken herhangi bir şey. 5. neşe ve güzelliklerle dolu fantezilere dalardım. bu arada seller sular akmaktadır. Mutfaktaki çaydanlığı görünce.

Gittiğimiz her yere yeniden gitmem. Islington'm yalnızca Chloe'nin semti değil. Ancak esnediği zaman uzayan bir akordeon gibi. . Chloe ile biriktirdiğimiz yüzlerce çağrışımın silinip gitmesi uzun sürdü. Kanepemin üzerinde onun sabahlığıyla yatmasına değil de bir arkadaşm kitap okumasına ya da paltomun durmasına alışmam için ayların geçmesi gerekti. Unutuşum. Liverpool Sokağı İstasyonu önünde beni beklerkenki görüntüsü. eliyle saçlannı arkaya itişi.. ölümün.ta ki bir gün. Ama sonunda unuttum. Chloe'nin anısı yok olmaya. bir papanın ismi. 11. Artık beni üzen onun yokluğu değil. bir monarşi ya da savaşla simgelenen yüzyıllar gibi. beyaz kazağı.kadar acıtmadığını. zamana yayıldıkça bir buz kalıbı gibi yavaş yavaş eridi. ama bir duyguyu barındıran bir kareyi gizemli biçimde seçen bir fotoğraf makinesine benziyordu yaşadığım süreç. hatta o kendine özgü tuhaf hareketleriyle dörtnala da geldi . Kısaltılıp. onun yokluğuna giderek artan kayıtsızlığımdı. Sonunda benliğimi yeniden keşfettim. onu yitirişimin ve benim için bir zamanlar çok değerli olan bir varlığa sadakatsizliğimin işaretiydi sanki. yaptığımız her şeyi yeniden yapmam gerekiyordu ki içinde yaşadığım anı yakalayabileyim ve çağrışımları yok edeyim. O kadar uzun bir süredir "biz" olmuştum ki "Ben"e dönmek için kendimi baştan yaratmak durumunda kaldım. Gerçi bu unutuştan suçluluk da duydum. 10. bana yetişene kadar. 9. her şarkıyı yeniden dinlemem. alışveriş etmek ve yemek yemek için de hiç de fena olmayan bir yer olduğuna aklımın yatması için sayısız kereler Islington'dan geçecektim. hatta onu değil (ki tam da onun semtindeydim). Fransa'da bir trene binen Rus şakasını yaptığımdaki gülüşü. kolundaki ayva tüyleri. zaman da kısaldı sanki. tarih olmaya başlamıştı. Bir dakikada binlerce kare çeken ama çoğunu yakan. Zaman içinde yürüyerek yavaş yavaş hafifledi deve. ayrıntılarına indirgenen bir olay oldu. yakındaki bir lokantada verdiğim yemek randevusunu düşündüğümü farkettim. şimdiki zaman denilen ufak bir vahada yorgun düşüp. yeni alışkanlıklar edindim ve Chloesiz bir kimliğe burundum. Chloe ile paylaşmış olduğum her şey. sırtından düşürdüğü anılarla fotoğraflar çöl ruzgarlarıyla kuma gömüldü ve sonunda o kadar hafifledi ki koşmaya başladı. konuştuğumuz her şeyi yeniden düşünmem. benim aşk ilişkim de birkaç ikonik öğeye dönüştü (tarihçilerden daha rastlantısal ama en az o kadar seçicilikle oluşmuştu bu öğeler).. ilk öpüştüğümüzde Chloe'nin yüzündeki ifade.

Ama akıl bize nasıl bir yol gösterir? Zararlı tutkulardan. insanın aradığı çözümü sonunda bulduğu duygusuyla o güne dek kendini hiç o denli boşlukta hissetmemesi gibi duygular atbaşı gider. Olgun bir aşkı. Bazı dürtülerin bastırılması gerektiğini. biraz akıllanmaya başlarız. Her açıdan daha çok yeğlenir olgun aşk. Olgunlaşmamış bir aşk ise (yaşla bir ilgisi yoktur bunun) ülküleştirme ile hayal kırıklığı kargaşası arasında gidip gelir. Korkunun ecele faydası olmadığını söyler. ütülenen pantolonlar. hoştur. kaygıdan uzak. kıskançlıktan. uzaktan kumandalı ev alet edavatı gibi). Olgun olmayan aşklar asla ödün vermez ki bu da ölmeye yatmak demektir. kurbağayı prens gibi görmemek için düş gücümüzün denetlenmesi gerektiğini düşündürür. 3. Boş hevesleri. Olgunlaşmamış bir ihtirasın doruklarına varmışlar için evlilik dayanılmaz bir bedeldir . Romeo ve Juliet'in cüretkâr aşkını Sokrates'in İyi'yi soğukkanlı tapınışından ayırır. ıstırabı ve acıklı hayal kırıklıklarını önleyecek bazı basit doğrular olmalı değil mi? 2. ama duvardaki gölgelerden kaçarak enerji tüketmenin gereksizliği ne işaret eder. habbeyi kubbe. Peki aşka dair ne söyler akıl? Kahve ve sigara gibi toptan bırakmalı mı aşkı. olgunlaşmamışından ayıran da budur. ilişkiyi öyle sonlandırmaktansa arabasını uçurumdan aşağı sürmeyi yeğler. ıstıraptan bu denli uzak olduğu için buna aşk demezler). aşırılıklardan. Werther'in aşırılıklarını İsa'nın temiz kardeşlik sevgisiyle karşılaştırırlar. pireyi deve. haz ve güzellik ölümcül bir bulantıya dönüşebilir. gerçek gereksinimlerimizle gereksiz olanları ayırmayı öğrenmezsek. Bazı akılcı düşünürler aşka onay verirken aşkın türleri arasındaki ayrımı göz önünde bulundurmuşlardır. korkudan başka korkacak şey yoktur der. korkudan. her insanın doğasında iyinin de kötünün de bulunduğu bilincini taşır. aşırı bir iştahın kurbanı olabileceğimizi söyler. maçoluktan ve aşırı tutkudan uzak. cinsel boyutu da olan bir arkadaşlık biçimidir. sakin ve huzurlu bir yaşamı hedeflememizi öğütler. hastalarına yalnızca kolesterolü düşük mayonezi öneren doktorlar gibi yani. Yaşamın bisiklete binmek ya da piyano çalmak gibi son radan öğrenilmesi gereken bir beceri olduğunu fark ettiğimizde. 5. o zaman aşktan alınacak belli dersler var demektir. Bize zarar verebilecek şeylere temkinli yaklaşmamızı önerir. Olgun olmayan aşkların mantıklı sonucu (mutlak sonucu) simgesel ya da gerçek bir ölümdür: Olgun aşklar ise evlilikle doruğuna çıkarak ölümü alışkanlıklarla engellemeye girişir (Pazar gaze teleri. Gerçekleri çarpıtmamak. Saydamlığına kanıp sürekli cama çarparak çileden çıkan sinekler gibi aynı hatayı yineleyip durmaktan hoşnut değilsek. ülküleştirmeyi reddeder. yoksa bir kadeh şarap ya da çikolata gibi ara sıra tadına varılabilir mi? Aşk aklın karşısında mı durur? Bilgeler hiç akıllarını yitirirler mi yoksa yalnızca koca bebekler mi bu duruma düşer? 4. huzur doludur ve karşılıklıdır (belki de arzuyu tatmış olanlar.böyleleri.YİRMİ DÖRDÜNCÜ BOLUM Aşk Dersleri 1. Zor sorunlarla karşı karşıya kalmanın getirdiği saflıkla (yanıtı bir zarfın arka kapağına sığacak bir soruymuş gibi) .

"Neden hepimiz birbirimizi sevemeyiz ki?" diye sorardım zaman zaman. Etrafım aşkın çilekeşleriyle, annelerin, babaların, erkek ve kız kardeşlerin, arkadaşların, sabun köpüğü dizilerinin ve berberlerin şikâyetlerinden geçilmiyordu ve hemen her kes aynı acılan çekip, aynı acılardan kaçındığına göre ortak bir yanıtı olmalıydı bu sorunun - Komünistlerin uluslararası kapitalin paylaşımındaki haksızlıklara getirdikleri çözüm önerisi gibi, metafizik bir çare bulunabilmeliydi dünyanın romantik sorunlarına. 7. Bu ütopik düşlere ben kapılmıyorum yalnızca, yeterince kafa yorarak ve terapiyle aşkın daha sağlıklı, daha ıstırapsız bir deneyime dönüşebileceğine inanan romantik pozitivistler var. Psikanalistler, vaizler, gurular ve yazarlardan oluşan bu karma topluluk, aşkın sorunlu olabileceğini kabul etmekle birlikte, bu sorunlara çözüm bulunabileceğine inanıyorlar. Romantik pozitivistler, duygusal yaşamlarm sıkıntıları ardındaki nedenleri görüp -özgüven kompleksi, baba kompleksi, anne kompleksi, kompleks kompleksi- çaresini bulmaya çalışıyorlar (regresyon terapisi, Tann'nın Kenti' nin okunması, bahçıvanlık ya da meditasyon gibi). Demek ki Hamlet'in yazgısı usta bir Jung'cu psikanalist sayesinde farklı olabilir, Othello saldırganlığından tedavi divanında kurtulabilir, Romeo çöpçatanlık şirketi aracılığıyla kendine daha uygun bir eş bulabilir ve Oidipus da aile terapisi seanslarında ailesiyle olan sorunlarını çözümleyebilirdi. 8. Sanat aşkın ıstıraplarına adeta meşum bir tutkuyla eğilirken, romantik pozitivistler tüm dikkatlerini yürek acılarını önleyebilecek birkaç pratik çözüm üzerinde odaklamışlardı. Batıda romantik edebiyatın hemen tümünün karamsarlığına kıyasla, genelde yozlaşmış sanatçılarla aklını yitirmiş şairlerin melankolik hayal gücüne bırakılmış bu alanda güven telkin eden aydınlıkçı bir yaklaşımın cesur şampiyonlarıydı onlar. 9. Chloe'den ayrıldıktan bir süre sonra, Dr. Peggy Nearly adında bir yazarın, Kanayan YürekaöU kitabına rastladım. { Kanayan Yürek, Peggy Nearly, Capulet Kitapları, 1987.} Hemen büroya dönmem gerekiyordu ama kitabı almadan edemedim, pembe arka kapağındaki soru dikkatimi çekmişti: "Âşık olmak mutlaka acı çekmek anlamına mı gelmeli?" Kimdi bu bilmeceyi çözebildiğini iddia eden şu Dr. Peggy Nearly? Kitabın ilk sayfasından öğrendiğime göre Peggy Nearly, ... Oregon Sevgi ve İnsan İlişkileri Enstitüsü'nden mezun oldu. Halen San Francisco'da yaşıyor, psikanaliz, çocuk terapisi ve evlilik danışmanlığıyla uğraşıyor. Duygusal bağımlılıkla ilgili kitaplarının yanı sıra penis kompleksi, grup dinamiği ve agorafobiyle ilgili kitapları bulunuyor. 10. Peki neler anlatıyor Kanayan Yürek? Kendilerine uygun olmayan, kötü davranan veya duygusal açıdan tatmin edeme yen, alkole ya da şiddete başvuran tiplere âşık olan kadınlarla erkeklerin iyimser bir bakış açısıyla yazılmış talihsiz öyküleri var içinde. Bu insanlar aşk ve acıyı bilinçsizce özdeşleştirerek, seçtikleri uygunsuz tiplerin bir gün değişeceklerine, kendileri ni doğru dürüst seveceklerine inanıyorlar. Sözün kısası, doğal duygusal gereksinimlerini doyuramayacak bu insanları değiştirebilecekleri yanılsaması içine düştükleri için hayattan kayıyor. Üçüncü bölüme geldiğimde, Dr. Nearly'ye göre sorunun kökeninde anne babaların bulunduğunu öğrendim, talihsiz romantiklerin duygusal yaşamında çarpık bir süreç söz konusuymuş. Kendilerine iyi davranmayan insanlara tutulanlar, çocukken

girdikleri duygusal etkileşimlerde sevginin kötü ve karşılıksız olduğunu öğrenenlermiş. Oysa terapiye gidip çocukluğumuzu eşelersek, neden mazoşist olduğumuzu anlayabilir, kendimize uygun olmayan bir eşi değiştirmeye çalışmanın, aslında anne babaların doğru dürüst bakımı beklentisi içinde kalanların çocuksu fantezilerinin kalıntısı olduğunu görebilirmişiz. 11. Kitabı birkaç gün önce bitirdiğim için olsa gerek, Dr. Nearly'nin kitabındaki kişilerle Flaubert in başyapıhndaki trajik kahraman Emma Bovary arasında belki de başarısız bir paralellik kurdum. Kimdi Emma Bovary? Bir Fransız köylüsü, aşkı acıyla özdeşleştirdiği için kendisine tutkun kocasından nefret eden genç bir kadın. Sonuçta, romantik özlemlerini doyuramayacak denli kaba, kötü huylu adamlarla evlilik dışı ilişkilere girdi. Bovary'nin hastalığı, ilişkiye girdiği o adamların değişip kendisini gerçekten seveceğini ummaktan vazgeçememesiydi - ki Rodolphe ve Leon'un onunla yalnızca eğlendikleri apaçıktı. Yazık ki Emma'nın terapiye gidip mazoşistik eğilimlerinin kökenine inmek gibi bir olanağı yoktu. Gitti kocasıyla çocuğunu terk etti, ailenin parasını çarçur etti ve geride küçük bir çocukla çökmüş bir koca bırakarak arsenikle intihar etti. 12. Bazı çağdaş çözümler o günlerde de olanaklı olsaydı olayların nasıl gelişebileceğini düşünmek oldukça ilginç sonuçlar doğurur kimi zaman. Madame Bovary sorununu Dr. Nearly ile konuşabilmiş olsaydı ne olurdu? Romantik poziti vizmin edebiyatın en trajik öykülerinden birine müdahale etmesinden ne gibi bir sonuç çıkardı? Emma, Dr. Nearly'nin San Francisco'daki kliniğinin kapısını çalmış olsaydı sohbetin ne relere varacağını merak ediyor insan. (Bovary koltukta oturmuş, ağlıyor.) NEARLY: Emma, sana yardım etmemi istiyorsan, sorunun ne olduğunu anlatman gerekecek bana. (Madame Bovary başını kaldırmadan burnunu dantelli bir mendille siler.) NEARLY: Ağlamak pozitif bir deneyimdir, ama elli dakikamızın tümünü ağlayarak geçirmemelisin bence. BOVARY: (Gözyaşı selinin arasında) Yazmadı, o bana... yazmadı. NEARLY: Kim yazmadı, Emma? BOVARY: Rodolphe. Yazmadı, yazmadı. Beni sevmiyor. Yıkılmış bir kadınım ben. Perişanım, aptalım, çocuk gibiyim. NEARLY: Emma, böyle konuşma. Kendini sevmeyi öğrenmelisin demiştim. BOVARY: Aptallığımı neden seveyim? NEARLY: Çünkü sen güzel bir insansın. Ve bunu göremediğin için sana duygusal acı çektiren erkeklere bağımlısın. BOVARY: Ama çok iyiydi zamanında. NEARLY: Ne çok iyiydi? BOVARY: Yanında olmak, yanımda olması, sevişmek, tenini tenimde hissetmek, ormanda birlikte ata binmek. Gerçekten yaşadığımı hissetmiştim ama şimdi yaşam başıma yıkıldı. NEARLY: Belki gerçekten yaşadığını hissettin ama bunun tek nedeni o duygunun sürekli olamayacağını bilmendi, o adamın seni gerçekten sevmediğini biliyordun. Bir dediğini iki etmeyen kocandan nefret ediyorsun sonra kalkıp sana iki hafta yanıt vermeyen bir adama âşık oluyorsun. Açık söylemem gerekirse, senin aşk dediğin zorlama, mazoşist duygulara daha yakın Emma.

BOVARY: Öyle mi? Ben nereden bileyim? Hastalıksa bile umrumda değil, tek istediğim onu yeniden öpebilmek, beni kollarına alması, teninin kokusunu duymak. NEARLY: Kendini tanımaya çalışmalısın, çocukluğuna dönmelisin, belki o zaman bütün bu acıyı hak etmediğini göreceksin. Duygusal gereksinimlerini doyuramayan, kifayetsiz bir ailenin çocuğu olduğun için kendini kurtaramıyorsun. BOVARY: Benim babam sıradan bir çiftçiydi. NEARLY: Belki öyleydi, ama belli ki sana duygusal bir güven aşılayamamış, o zaman doyurulmayan gereksinimlerini seni tatmin edemeyecek adamlara âşık olarak doyurmaya çalışıyorsun. BOVARY: Sorun Charles, Rodolphe değil ki. NEARLY: Pekâlâ canım, bu haftalık bu kadar, haftaya devam ederiz. Seansımızın sonuna geldik. BOVARY: Ah Dr. Nearly, daha önce söyleyemedim, bu hafta da ödeme yapamayacağım. NEARLY: Ama bu üçüncü oluyor. BOVARY: Özür dilerim, ama şu sıralar maddi açıdan öyle sıkıntıdayım ki, çok mutsuzum, bütün paramı alışverişe harcıyorum. Daha bugün üç yeni elbise, renkli bir yüksük, bir de porselen çay takımı aldım. 13. Madam Bovarynin terapisinin de yaşamının da mutlulukla sonlanması zor görünüyor doğrusu. Dr. Nearly'nin (parasını alabilmişse eğer) Emma'yı, Flaubert'in kitabını iyimser bir kurtuluş öyküsüne dönüştürecek denli düzenli, rahat ve sevecen bir eş haline getirebileceğine ancak koyu bir romantik pozitivist inanır. Dr. Nearly, Madam Bovary'nin sorununu yorumlayabilmişti elbette, ama bir sorunu görmekle çözmek arasındaki fark, başkalanna akıl vermekle akıllı davranabilmek arasındaki fark gibidir. Akıllı olmak başka, aklını kullanabilmek başka, aşktan aklını yitirebileceğini bilmek kimseyi bu hastalıktan kurtarmıyor. Aslında aklı başında, ıstırapsız bir aşk, kan akmayan bir savaş gibi bir çelişki taşıyor - Cenevre Antlaşması'nı karıştırmayın şimdi. Madam Bovary ile Peggy Nearly arasındaki çatışma, romantik trajedi ile romantik pozitivizmin çatışması aslında. Akıl ile karşıtı (cehalet olsa gidermek kolay), yani doğru bildiğini bir türlü eyleme geçirememek arasındaki çatışmadır bu. Chloe ile ilişkimizin aslında bir hayal olduğunu bilmek bir işimize yaramamış, aptallık etmiş olabileceğimizi fark ettiğimiz için akıllanmamıştık. 14. Aşkın ıstırabıyla karamsarlaştıkça, bu duyguya sırtımı dönmeye karar verdim. Romantik pozitivizm de bir işe yaramadığına göre, en doğrusu bir daha âşık olmamak şeklinde özetlenebilecek Stoik önermeydi. Yani artık simgesel bir ma nastıra kapanacak, kimseyle görüşmeyecek, meyve vermeden yaşayacak ve kendimi işime verecektim. Dünyevi eğlencelerden elini ayağını çekmiş, bekârlık andı içmiş ve yaşamlarını manastırlarda geçirmiş kadın ve erkeklerin öykülerini hayran lık duyarak okudum. Yaşamını mağaralarda geçirmiş, kırk elli yılını çöllerde bitki kökleri ve meyve yiyerek hayatta kalmış, insan yüzü görmeden yaşamış bir sürü münzevi vardı. 15. Oysa bir akşam yemeği davetinde bana iş hayatını anlatırken Rachel'ın gözlerinde kaybolunca, Chloe ile yaptığım bü tün hataları yinelemek adına Stoacı felsefeden ne çabuk vazgeçebileceğimi fark ederek irkildim. Rachel'ın zarif topuzuna, çatal bıçağını kullanmaktaki zarafetine, mavi gözlerinin derinliğine dalarsam geceyi kazasız belasız atlatamayacağımı biliyordum.

Bitki kökü ve meyve yemek için Cudi dağına çıkmak biraz saçma değil miydi? Niyetim cesur olabilmekse. insanın korkularından felsefe. Stoacılar. Stoacı yaklaşımın ne denli sınırlayıcı olduğunun farkına vardım. çölde tek başına kalmaktan da zordu.yeniden kapılmaya başlamıştım bile. Aşk. Romantik pozitivizm de Stoik düşünce de aşkın ıstıraplarına yetkin çözümler getiremiyordu aslında. Ve ne kadar cesur olursa olsun. çünkü ikisi de çelişkileri dengelemektense. düşkırıklığına uğratılamayacak denli umutsuz olmak yatıyordu. 18. Aşk ne kadar ıstıraplı ve ne kadar mantıksız olursa olsun. Rachel'ı görünce. Analitik bir akla belli bir tevazu öğreten. 19. unutulmaz bir duyguydu aynı zamanda. Madam Bovary'nin trajedisini Dr. onu düşünmek bile şairlerin yürek dedikleri o bölgede tek bir anlamı olabilecek titreşimlere yol açıyordu . 17. aşkın sorunlardan anndırılabileceği inancıyla. BİTTİ . o en büyük gerçek.ironiden asla vazgeçmemek gerektiğinin altını çiziyordu. yani aşk söz konusu olduğunda bir korkak sayılırdı Stoacı. gelecek hafta için yemek teklifimi kabul edince. birden dogmatik bir iyimserlik veya karamsarlığa kapılmadan. aşk daha çok olanak tanımıyor muydu kahramanlıklara? Hem Stoik yaşam. Rachel. yani mantıksız olması hiçbir şeyi değiştirmiyordu. tüm fedakârlıklarına karşın korkaklık değil miydi biraz? Bu düşüncenin temelinde. böyle belirsizliklerle dolu bir alanda bir çözüme ulaşmanın (nedenlerle sonuçlarını temize çekerek) zor olduğunu gösteriyordu aşk dersi . Aslında sevilmekle gelen tehlikelere karşı kendini savunmak. Sorunları en temel ayırıcı özelliğine indirgeyerek ger çekte ne kadar karmaşık olduklarını görmezlikten gelebiliriz zaman zaman. Ve mantıksız olduğu ölçüde de kaçınılmazdı. temel insani gereksinimlerin varlığını yok saymaya çalışıyordu Stoik düşünce. Romantik pozitivistler ise kolaycı bir psikolojik bilgelikle. Uyuşmazlıkların göz ardı edilmemesi. bu dersler daha da anlamlı görünmeye başladı. aşın tutkunun saçmalığıyla kaçınılmazlığının dengelenmesi gerektiğini öğretiyordu. hayal kırıklıklarından ahlak dersi çıkarmadan yaşanacak bir duyguydu. akıllı olmakla aklını kullanmanın.16. aşkın acısını ve mantıksızlığını aşka karşı kullanıyorlar -ve böylece denetlenemez duygusal gereksinimlerimiz ile arzuların yarattığı travmayı dengelemekten aciz kalıyorlardı. görmezlikten geliyordu. aşk aklını kullanmanın bazen ne kadar zor olabildiğini görmezlikten gelerek. Duygusal yıkımlardan uzak bir manastır deneyimi ararken. aşktan alınan o karmaşık ders. Nearly'nin o bildik kuramlarına indirgiyorlardı.

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->