M

SİNEMA CINEMA
M
OTOMOBİL AUTO
M
TEKNOLOJİ TECHNOLOGIE
M
YEMEK FOOD
Sayı/Number 5 Yıl/Year 2 Ocak-Şubat January-February 2013
TÜRK RUS
EVLİLİKLERİ
MUSTAFA SARIGÜL VE
ŞİŞLİ
BAYAZIT MEYDANI
VE ANITLAR
TÜRK RUS İLİŞKİLERİ
METİN SÖZEN
NEVZAT YALÇINTAŞ
ve yüz yüze!...
ISSN: 2147-4915
COM MEDYA FİLM REKLAM
YAYIN ORGANİZASYON LTD. ŞTİ.
İmtiyaz Sahibi
Concessionaire
MEDIA FILM ADVERTISEMENT
PUBLISHING ORGANIZATION LIMITED COMPANY
ERDOĞAN ERDOĞDU
Tüzel Kişi Temsilcisi ve
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Representative of Legal Entity and
Managing Editor
KEMAL KIRAR
Genel Yayın Yönetmeni
Executive Editor
MURAT KAYNAK
Genel Koordinatör
General Coordinator
GÜNGÖR YILMAZ
Görsel Yönetmen
Visual Director
ÖZGEN YAZICIOĞLU
İngilizce Çeviri
English Editor
KATKIDA BULUNANLAR
contributors
PROF. DR. METİN SÖZEN
PROF. DR. NEVZAT YALÇINTAŞ
H.ESRA KAVURMACI
SARO DADYAN
BURHAN YENTÜRK
ZAFER KANYILMAZ
DERYA KARAKÖSE
SÜHA DERBENT
SURURİ BALLIDAĞ
ALİ GALİP YİĞİT
HAKAN YÜCE
UĞUR KURUÇAY
ALONA LOGVINENKO
DUYGU HOLAT
ELİF GEVELİ
SEMİH MERDOL
SAMET BUDAK
HUKUK law
Av. M. VEYSEL GÜLDOĞAN
Av. HİLMİ SARITAŞLI
REKLAM REZERVASYON
Manager of Adevertorials-Distribution:
ad@welcomedergi.com
MELTEM ADIYAMAN
PELİN ATEŞ
AHTER ÖNKAYA
NAZ ÇAVUŞOĞLU
FUNDA YANAR
HABER MERKEZİ
INFORMATION CENTER
OĞUZ ADIYAMAN
ERTAN GÜL
NAZLI ERSOY
FOTOĞRAF
EYLEM OLAŞ
İDARE YERİ ADRESS
COM MEDYA REKLAM TANITIM YAYIN
ORGANİZASYON TİC. LTD. ŞTİ.
KULOĞLU MAH. ALTIPATLAR SOK. NO. 7/1
CİHANGİR-BEYOĞLU-İSTANBUL
TEL.: (0)212 243 13 53 – FAKS: (0)212 243 13 54 –
ISSN: 2147-4915
www.welcomedergi.com
info@welcomedergi.com
ad@welcomedergi.com
BASKI PRESS: ACAR MATBAACILIK AŞ
Beysan Sanayi Sitesi Birlik Caddesi No. 26 Acar Binası
Haramidere/Beylikdüzüİstanbul-Türkiye Tel.: (212) 422 18 34
info@acar-group.com
Welcome Dergisi, Basın yayın meslek ilkelerine uymaya söz
vermiştir. İç sayfalar 115 gr. parlak kuşe, kapak 300 gr. mat kuşe
kâğıda basılmıştır. Welcome Dergisi, Türkçe ve İngilizce olarak
yayımlanmakta olup ücretsizdir.
05
‘Contemporary Art’
ÇAĞDAŞ
SANAT
Sevil Dolmacı
60
"TAKI-TASARIM"da
Yeni Boyut:
A New Era at JEWELERY DESIGN:
DERYA KARAKÖSE
72
DOSYA
FILE
R
U
S
Y
AR
U
S
S
IA
Türk Rus evlilikleri
Turkish - Russian Marriages
ve MOSKOVA
and MOSCOW
İlişkilerde 400. yıl
400 Years in Relations
Rus kiliseleri
Russian Churchs
77
ve yüz yüze!...
and face
to face!...
Seda -Sema
Baldemir
68
16
‘Ustanın Günü’
MİNYATÜR
AYAKLANMASI
04
14
52
MINIATURE REBELLION
Günseli Kato
THE MASTER’S DAY
GÖKSEL
BAKTAGİR
22
ÇANTA
BAGS
AYAKKABI
TRİKO
SHOES
36
MUSTAFA
SARIGÜL
style
Dergimiz 5. sayısıyla İstanbul kent kültürünün yapı
taşlarından biri olmaya aday gözüküyor… İlerleyen
sayfalar bu iddialı sözümüzün kanıtı olacak ve siz de
bu oluşuma şahit olacaksınız!...
İÇERİK-KATILIMCILAR
Kültür-sanat haberleri yanında, sahasının en etkili
isimleri de “Welcome”da:
İstanbul yazılarıyla hepimiz için âdeta bir bilgi ırmağı
olan çağımızın Evliya Çelebisi Prof. Dr. Metin Sözen;
belediyecilik, deyince ilk akla gelen ve hakkıyla marka
isim olan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül;
çağdaş sanat eleştirmeni ve piyasa uzmanı Sevil
Dolmacı; ilk sayımızdan itibaren dergimizde samimi
desteklerini esirgemeyip cömertçe sunan H. Esra
Kavurmacı; bir jaguarın peşinden yirmi kilometre yol
yürümekten yorulmayan fotoğraf ustası Süha
Derbent; ödüllü yönetmen Sururi Ballıdağ, film-
reklam sektörünün harika çocuğu Derya Karaköse ve
birbirinden kıymetli fikir ve kalem erbapları…
DAĞITIM
Ücretsiz olarak dağıtılıp Türkçe ve İngilizce olarak
yayımlanmakta olan “Welcome”a ulaşabileceğiniz
noktalar:
İstanbul Boğazı’nda her biri 200 ila 500 kişiye kadar
servis ve A sınıfı restoran hizmeti veren turizm
tekneleri, İstanbul’un en seçkin eğlence
mekânlarından Suada ve Reina, efsane kulüp Tenis
Eskrim Dağcılık (TED), Kanyon, İstinye Park, Trump
Towers başta olmak üzere İstanbul’un en seçkin 22
AVM’sinde bulunan Cinemaximum sinemalarının
fuayeleri, İstanbul, Ankara ve İzmir’deki
havaalanlarının VIP ve İstanbul “primeclass” CIP
Lounge İç-Dış Hat CIP Salonları ve “primeclass”
Wings İç-Dış Hatlar, Yapı Kredi World Lounge
salonları ve İstanbul Atatürk Havalimanı’nda bulunan
Taksi Kooperatifi’ne üye 553 taksi (ayrıca, 1350 kişilik
protokol listesine posta marifetiyle)…
Şimdi “Welcome”ın sayfalarıyla sizi baş başa
bırakalım…
Hoş kalın!...
With it’s fifth number, it seems that our
magazine becomes one of a corner stone of
the city culture… You will be the witnesses of
this happening and the next pages will be the
proof our pretentious mention!
CONTENTS – PARTICIPANTS
Nearby the culture – art news, most efective
names of their expertness are in “Welcome”:
Prof. Dr. Metin Sözen is a fountain of
knowledge with his articles about Istanbul, who
is Evliya Chelebi of our times; the first name of
municipal and become trade mark by his right,
Şişli Mayor Mustafa Sarıgül; contemporary art
critic and market specialist Sevil Dolmacı; H.
Esra Kavurmacı, whom ofered her generously
supports without hesitate from our first issue;
Süha Derbent, the master of photograph who
doesn’t get tired to walk after a jaguar for
twenty kilometer; Sururi Ballıdağ is the award-
winning director, Derya Karaköse, the
wunderkind of the film and advertising industry;
and many valuable connoisseur of idea and
writing…
DISTRIBUTION
You can reach “Welcome” which is distributed
free of charge, and published in English and
Turkish from these points:
Tourism boats which serves each of them 200
to 500 person and A class restaurant service at
Bosphorus; especially the most distinguished
entertainment venue of Istanbul Suada and
Reina; legendary club Tenis Eskrim Dağcılık
(TED), Kanyon, İstinye Park, Trump Towers;
Cinemaximum cinemas foyers which are
placed in most distinguished 22 Shopping
center of Istanbul; VIP lounges of İstanbul,
Ankara and Izmr airports and Istanbul “prime
class” CIP Lounge Domestic and Foreign Lines
CIP saloons and “prime class” Wings Domestic
and Foreign Lines and 553 taxi which members
of Taxi Cooperative of Atatürk Airport (also
to1350 person of protocol list by posting)…
Let’s leave you alone with pages of
“Welcome”…
Keep well!...
EDİTÖR’DEN
From the editor
KEMAL
KIRAR
WELCOME’DAN 5. SAYIYLA MERHABA!...
GREETINGS FROM WELCOME WITH 5th NUMBER OF THE MAGAZINE
06
AJANDA
Rock Dünyasının
süperstar gitar yıldızı:
SLASH
Slash Feat. Myles Kennedy & The
Conspirators 2 Şubat Cumartesi 2013
Küçükçiftlik Park’ta.
Tüm zamanların en önemli
gitaristlerinden biri olan ve Türkiye’de
uzun yıllardır gelmesi merakla beklenen
Slash, yeni projesi “Slash Feat. Myles
Kennedy & The Conspirators” ile 2 Şubat
Cumartesi günü Küçükçiftlik Park’ta
hayranlarının karşısında olacak.
Guns N' Roses’ın Axl Rose’la birlikte en
popüler figürü olan ve “süper grup” Velvet
Revolver’da da yer alan sanatçı; 2012
Mayıs ayında çıkan solo albümü
“Apocalyptic Love” da rock dünyasının
ikonik isimlerinden, Alter Bridge grubunun
vokalisti Myles Kennedy ile birlikte çalıştı.
Slash son yıllarda solo kariyeriyle ve yeni
projesi “Slash Feat. Myles Kennedy & The
Conspirators” ile sevenlerine yepyeni ve
harika rock parçaları sunmaya devam
ediyor.
Superstar guitarist
of rock world: Slash
Slash Feat. Myles Kennedy &
Te Conspirators
2nd February 2013 at
Küçükçiftlik Park.
One of the most imporatant
guitarist of all times and ex-
pecting to come to Turkey for
long years Slash and his new
project “Slash Feat Myles
Kennedy& the Conspirators”
will meet his fans at Küçükçift-
lik Park on 2nd February of
2013.
Te artist is the most popular
figure of Guns N’ Roses with Axl
Rose and he has taken part in
the super group “Velvet Re-
volver” too. He worked with
Myles Kennedy who is the vo-
calist of Alter Bridge whom is
the iconical name of the rock
world in his solo album “Apoc-
alyptic Love”. By his solo career
and his new project “Slash Feat
Myles Kennedy & Te Conspir-
ators” Slash presents new and
great rock songs to his fans.
Tolga Çevik Komedi Dükkanı
Arkadaşım Hoşgeldin
"Arkadaşım" Hoşgeldin!
( - sadece– Sahnede)
İstanbul , Bursa , Ankara , Trabzon 14 Aralık -
22 Ocak Tolga Çevik yoğun istek üzerine
"Arkadaşım" ve tüm kadrosuyla yeniden
sahnede! Sadece sahne üzerinde
sergilenecek gösteriler hiçbir yerde
yayınlanmayacak.
Tolga Çevik "Arkadaşım Hoşgeldin" ile, son
yıllara damgasını vuran gösterisinin turnesini
gercekleştirip, kış sezonuna hazırlık yapacak.
Tolga Çevik Comedy Shop -
Welcome buddy!
"Buddy" Welcome! ( - sadece– Sahnede)
İstanbul , Bursa , Ankara , Trabzon 14th of De-
cember – 22nd of January
By popular demand, Tolga Çevik is on the stage
with “Buddy” and all his staff! Tese shows will
be exhibited on stage and will not be published
anywhere.
By “Buddy, Welcome” Tolga Çevik will perform
his show which prepared in recently years on
tour and make preparation for winter.
Pentagram
08
Pentagram
Pentagram Bostancı Gösteri Merkezi,
İstanbul 17 Şubat 2013 18:00
1984 yılında müzik hayatına başlayan Pentagram, aradan geçen
uzun zaman içersinde tarzı ve sahne performansı ile geniş
kitlelere hitap etmeye devam ediyor. İlk ciddi sahne deneyimini
İstanbul Bağcılar’da bir düğün salonunda yaşayan Pentagram, bu
konserde yaklaşık 200 kişilik bir izleyici grubu seslenir.. O
sahnede Pentagram’ın 5 şarkı çalması planlanmaktadır. Ancak
daha 5. şarkıya gelinmeden masalar, sandalyeler kırılır. Bu konser
ile Türkiye ilk kez Thrash Speed Metal müzikle tanışmıştır. Konser
sonrası müzikseverler tüm zararları karşılamak zorunda kalır ve
Pentagram efsanesi böylelikle doğmuş olur. Aradan geçen
yaklaşık 28 yıl içersinde dinleyici kitlesi milyonlara ulaşmış olan
Pentagram, 17 Şubat 2013 akşamı saat 18:00'da Sunar Medya ve
Event 34 organizasyonu ile yaklaşık 5000 kişilik muhteşem bir
konser ile Bostancı Gösteri Merkezi sahnesinde hayranlarıyla
buluşuyor.
Pentagram Bostancı Gösteri Merkezi,
İstanbul 17th February of 2013 18:00
Pentagram which has started to the musical way on 1984, is still
adressess to the multitude as in passed years with their style and
stage performance. First serious stage experience of Pentagram was
performed in a wedding saloon at Bağcılar. At first, it was planning that
they would play just five songs to 200 persons. But before singing the
fifth song, tables and chairs were broken by audiences. Trough this
concert, Türkiye meets with Trash Speed Metal music. After the con-
cert, music fans have had to compensate all the damages and the leg-
end of Pentagram was born. Pentagram which of audiences have
reached to the millions since 28 years, will meet with its fans on 17 th
February of 2013 at 18.00 by the organization of Sunar Medya and
Event 34 for 5000 persons of concert.
Travel to the Dream Land-Galtük
Rüyalar Ülkesine Yolculuk-Galtük
TİM Show Center'ın Çocuklara Sömestr Tatili Hediyesi!
Rüyalar Ülkesine Yolculuk - Galtük
25 Ocak – 3 Şubat 2013 – 10 Gösteri
Rüyasında en sevdiği oyuncağı çalınan bir çocuğun fantastik,
akrobatik, neşeli, umut ve sevgi dolu harika düşsel yolculuğu…
Galtük, Her yaştan izleyiciye keyif ve neşe veren, dansı ve tiyatroyu
iki saatlik bir şov içinde birleştiren harika bir gösteri sunuyor. Akrobat
suaygırları, oyunbaz zebralar, ip atlayan flamingolar, kaplumbağalar,
balıklar ve fareler… En eğlenceli ve en ilginç hayvanlar Galtük’te doğan
sonsuz rüyalar ülkesinde yaşıyor. Yirmiden fazla performans sanatçısı;
akrobatlar, jonglörler ve dansçılar hep birlikte büyüleyici müziğin
ritimleri eşliğinde hayal gücü oyunlarının sözle yer değiştirdiği bu
ülkeye hayat veriyor. Galtük evreni, farklı bir zaman ve boyutta yaşayan
ama aynı hayali paylaşan bir grup profesyonelin şovundan heyecan
duyan, bütün çocukların zihninde yaşıyor. Galtük rüyaların doğduğu
ülkedir. Şovun devasa sahne dekoru rüya gibi bir yatak odasını
canlandırır. Yatağın içindeki korkusuz çocuk, rüyasında en çok sevdiği
oyuncağı olan dev zebrasının çalındığını fark edince yanından hiç
ayırmadığı büyük kuklasıyla ve fantastik hayvanlarla birlikte onu bulmak
için “Rüyalar Ülkesi”ne yolculuğa çıkar.
Sömestr tatilinde her yaştan çocukların heyecanla seyredeceği bu
gösteriyi sakın kaçırmayın!
A mid-term present to the children
from TİM Show Center Travel to the
Dream Land - Galtük
25th January – 3rd February 2013 – 10 Performance
Fantastic, acrobatic, cheerful, hopeful and full of love a beautiful
imaginary travel of a boy whom his toy has stolen in his dream
Galtük, presents a beautiful performance that combines dance and
theater in a funny and joyfull show for two hours for every generation
audiences. Acrobat hippopotamus, tricksy zebras, jumping rope
flamingos, turtles, fishes and mice... Most funny and interesting ani-
mals are living in an eternal dream land that derives from Galtük. Per-
formance artits more than 20, acrobats, jugglers and dancers are
animated this land that imaginary games replaced with word by ac-
companied magical music rhythms. Universe of Galtük lives in the
mind of children who are excited from the show of a group of proffe-
sional who live in a different time and dimension but share the same
dream. Galtük is the land where the dreams are emerged. Enormous
decor of the show looks like a imaginary bedroom. When the fearless
child in the bed realised that his gigant zebra which was the favorite
toy was stolen in his dream, he has gone to the Dream Land to find out
it with his huge puppet and fantastic animals.
Never miss this show which every age of children would see it with
excitement on midterm!
09
IMAKanada’nın yepyeni süper starı IMA ile tanışmaya
hazır olun! İş Sanat Kültür Merkezi, İstanbul 29 Ocak 2013 20:00
Dünya basınının 'Dalida kadar güzel, şarkıları Pink Martini ve
Monica Molina kadar sıcak' olarak bahsettiği IMA 2002
sonbaharında piyasaya çıkardığı ilk albümünün Zucchero imzalı
şarkısı ‘Baila’ ile büyük ilgi görürken 2003 yılında gerçekleştirdiği
50 konserden oluşan turnesiyle önemli bir hayran kitlesi kazandı.
Pop, rock ve folk türlerini sentezlediği kendine özgü tarzıyla
Kanada’nın en sevilen kadın yıldızlarından biri haline gelen IMA
2007 yılında yayınladığı ve kısa sürede altın plak satışlarını geride
bıraktığı ikinci albümü Smile’de şarkıcı olmayı hayal ederken
söylemeyi düşlediği dünyaca ünlü meşhur şarkıları yorumluyor.
Bugün Quebec bölgesinin gururu haline gelen sanatçı,
Montreal’in ünlü sahnesi Théâtre St-Denis'deki performansıyla
da büyük övgü aldı.
IMA Be Ready to meet with the new superstar of Canada:
İş Sanat Kültür Merkezi, İstanbul 29th January 2013 20:00
By the definiton of World Presses, ”Her beautiness is like Dalida,
and her songs are warm as Pink Martini’s or Monica Molina’s” IMA
has had a great interest by Baila the song signed by Zucchero at
2002’s autumn and has had gained a huge fans by his 50 world-
wide concert on 2003. By her original style which she mixed pop,
rock, and folk styles she became one of most loved women stars
of Canada. Ima, sings the most popular songs of the world which
she was dreamed to sing them when she imagined her fame in
her second album of 2007 which she outstrip the golden plak
scores. Te artist who became the proud of Quebec Provence had
a great praise for her performance of Téâtre St-Denis in these
days.
WWE RAW
Ülker Sports Arena,
İstanbul 23 Şubat 2013
20:00
WWE Live, ringde maç
heyecanıyla dramatik
eğlenceyi biraraya getiren,
spor ve eğlencenin sıradışı
bir karışımıdır. Bir rock
konserinden beklenecek
drama ve enerjiyi, canlı ve
heyecan verici ortamın
eğlencesiyle birleştiren
WWE Live
organizasyonları aile
eğlencesinin zirvesinde
yer alıyor! John Cena,
CM Punk, Ryback, Dolph
Ziggler, R-Truth, Zack
Ryder, Kane, Daniel Bryan,
Damian Sandow gibi
süperstarları ringde canlı
görme şansı
yakalayacağınız WWE
RAW mutlak eğlence vaad
ediyor.
Paul Banks
New York’lu Alternatif Müzik Grubu Interpol’ün
Solisti Paul Banks, Solo Projesiyle 13-14 Şubat’ta
Babylon’da!
2011 Haziran ayında grubu Interpol ile ülkemizi ilk
kez ziyaret eden New York’lu sanatçı Paul Banks,
bu sefer solo projesiyle 13 ve 14 Şubat’ta
Babylon’da İstanbullu hayranlarıyla tekrar
buluşmaya hazırlanıyor.
Interpol ile kaydettiği başarılı albümlerin ardından
2009 yılında Julien Plenti ismiyle yayınladığı Julien
Plenti is... Scyscraper albümüyle büyük ses getiren
Paul Banks’in solo macerası aslında diğer bütün
projelerinden daha eskiye dayanıyor. Interpol’den
önce akustik gitarıyla bir çok farklı mekanda tek
başına konserler veren Banks, Interpol’ün bayrağını
taşımaya başladıktan sonra, solo çalışmalarını da
ihmal etmemişti. Bu yaz piyasa sürdüğü Julien
Plenti Lives EP’si ile yeniden karşımıza çıkan Paul
Banks, Ekim ayında ise “Banks” adlı yeni albümünü
piyasaya sürmeye hazırlanıyor.
Alternative Music Group Interpol’s solist Paul
Banks from New York will be at Babylon with
his solo project.
Paul Banks from New York who visited our
country on June of 2011 with his group Interpol
is come to meet his fans from İstanbul with his
solo project on 13 – 14 of February at Babylon.
Julien Plenti is... Skyscraper album which has a
great success 2009 was recorded after his suc-
cesful records with Interpol; but Solo adven-
tures of Paul Banks goes before Interpol. Before
Interpol, Banks performed many solo concert
in different places with his acoustic guitar, and
after carrying on the banner of Interpol he
continued his solo career. By Julien Plenti Lives
EP which launched in this summer, Paul Banks
prepare his new album “Banks” in October.
WWE RAW
Ülker Sports Arena, İstan-
bul 23 Şubat 2013 20:00
WWE Live, is an extraordi-
nary blend which com-
bined the excitement of
the match in the ring with
dramatical fun. WWE Live
Organization are at the top
of the family entertain-
ment which mixes the
drama and energy of a
rock concert with live and
excited ambience! WWE
RAW promises absoulte
entertainment that you
could see on ring the su-
perstars John Cena, CM
Punk, Ryback, Dolph Zig-
gler, R-Truth, Zack Ryder,
Kane, Daniel Bryan,
Damian Sandow.
10
Mükemmel Seyahatlerin
Vazgeçilmez Adresi
Havacilik ve turlzm Iaallyetlerlnl blr araya getlrerek
tüm müƙterllerlne A Crubu blr seyahat acentasi olarak
hlzmet veren TAV Tourlsm'de her lhtlyacin blr karƙiliŽi var.
TAV Tourism Hizmetleri
º U(ak Blletl Rezervasyonlari º Dtel Rezervasyonlari º TransIer ve Ara( Klralama
º Üzel |et ve Hellkopter Klralama º Crulse Turlari º Spa&Wellness º Balayi Paketlerl
º Mavl Yolculuk º ColI Turlzml º Curme Turlari º Toplanti ve Drganlzasyonlar
º Toplanti-Semlnerler º Teƙvlk Drganlzasyonlari º Kongreler º Drganlzasyonlar
TAV Tourlsm, lATA, TURSAB, ASTA, MPl, UFTAA ve SlTE glbl
onde gelen blr(ok yerll ve yabanci kuruluƙun üyesldlr.
ūstBOCul (0ZiZ) 465 48 84 | tavotelQtav.aero | tavblletQtav.aero AOLBrB (03iZ) 3i0 35 55 (u(ak blletl) | (03iZ) 3i0 i0 ii (otel) | tavotelankaraQtav.aero | tavblletankaraQtav.aero ūzmir (0Z3Z) 455 00 00 (4465) | tavblletlzmlrQtav.aero
Jason Andrews
Magic Show
Uluslararası Şampiyon İllüzyonist ve
Showman Jason Andrews İstanbul’a
geliyor! 19 Ocak - 27 Ocak İstanbul
Bugün 25 yaşında olan Las Vegas kökenli
Jason Andrews’in illüzyona olan ilgisi, 12
yaşındayken, Usta Sihirbaz Lance
Burton’un gösterisini izledikten sonra
başladı. Jason, sahne sanatları eğitimi
için Las Vegas Akademisi’ne katıldıktan
sonra, 2007 ve 2008 yıllarında 2 kez
Amerikan Ulusal Turnesi’nde misafir
yıldız olarak yer aldı.Jason Andrews Las
Vegas döndükten sonra, prestijli
kuruluşlardan Boyd Gaming’den “Yılın
Showman’i” ve Uluslararası Sihirbazlar
Kardeşliği’nden “Uluslararası Sihir
Şampiyonu” ödüllerini aldı. Jason Las
Vegas’ta yıl boyunca yaptığı gösterileri,
Hollywood’un dünyaca ünlü Magic
Castle şatosunda da gerçekleştirmeye
devam ediyor.
Jason Andrews Magic Show
International Champion Illusionist and Showman Jason Andrews will
be soon in Istanbul! 19 January - 27 January Istanbul
Jason Andrews from Las Vegas who is 25 years old and his interest to
illusion was started after his watching Master Magician Lance Burton
when he was 12 years old. After he joined to the Las Vegas Academy
for performing arts training, he get involved to American National Tour
as a guest star in 2007 and 2008 for two times. After he come back to
Las Vegas, awarded to a prize of “Showman of the year” from Boyd
Gaming which one of the prestigious organization and “International
magic Champion” from International Brotherhood of Magicians. Jason
performs his shows at worldwide famous Magic Castle of Hollywood,
which he had performed during the year at Las Vegas.
Adalet, Sizsiniz
İstanbul , Ankara , Bursa ,
İzmir 14 Aralık - 20 Ocak
Muhsin Ertuğrul
hocalarının, yazılarına
“Perdeci” imzasını
atmasından esinlenerek,
kendilerine “Perdeci
Oyuncular” adını yakıştıran
Rutkay Aziz ve Taner
Barlas; ilk oyunları “Adalet,
Sizsiniz”in provalarını
sürdürüyor! Ümit
Denizer’in kaleme aldığı,
Aysa Prodüksiyon
Tiyatrosu tarafından
sahneye konan oyun;
yargının siyasallaştığı üç
tarihi olayı Sokrates,
Galileo, Sacco ve
Vanzetti’nin yaşamları
üzerinden sahneye taşıyor.
Rutkay Aziz ve Taner
Barlas’ın birlikte rol aldığı ve
tam adı “Adalet, Sizsiniz
(Sokrates, Galileo, Sacco,
Vanzetti)” olan oyun, 2012
yılı Cevdet Kudret Edebiyat
Ödülü’ne layık görüldü.
Ümit Denizer’in kaleme
aldığı “Adalet, Sizsiniz”in
sahne tasarımı ve giysileri
ise Metin Deniz imzası
taşıyor.
Bubble Show
Most different show of last
11 years Gazillion Bubble
Show is in Istanbul by popu-
lar demands! İstanbul 30th
of January- 10th of February
New York, Las Vegas, Los
Angeles, Chicago, Seattle,
Hollywood, Roma, paris,
Berlin, Madrid, Tokyo,
Helsinki, Stockholm, Singa-
pore, Seul, Mexico City... In
each country which has
gone watched with full
house, the most different
show of last 11 years! Melody
Yang the one of the member
of Yang familiy who en-
chants everyone who watch
her show all over the world,
will perform her show by
accompanying of music,
light and laser and gives an
incredible experience.
Bubble Show Son 11 yılın en farklı gösterisi Gazillion Bubble Show yoğun
istek üzerine bir kez daha İstanbul’da! İstanbul 30 Ocak - 10 Şubat
New York, Las Vegas, Los Angeles, Chicago, Seattle, Hollywood, Roma, paris, Berlin,
Madrid, Tokyo, Helsinki, Stockholm, Singapore, Seul, Mexico City... Gittiği her ülkede
kapalı gişe izlenen, son 11 yılın en farklı gösterisi! Sihirli baloncuklarıyla dünyada
izleyen herkesi büyüleyen Yang ailesinden Melody Yang, muhteşem müzik, ışık ve
lazer eşliğindeki benzersiz gösterisiyle inanılmaz bir deneyim yaşattıracak.
You Are the
Justice
Te drama fully named as
“Adalet, Sizsiniz (Sokrates,
Galileo, Sacco, Vanzetti)”
which Rutkay Aziz and
Taner Barlas are acting to-
gether was awarded to the
prize of 2012 Cevdet Ku-
dret Edebiyat Ödülü.
Decor, stage design and
costums of the drama
which was written by
Ümit Denizer are carry out
by Metin Deniz.
Bubble Show
12
0212 259 59 19 º www.reina.com.tr
Asya’dan Avrupa’ya
uzanan bir klasik...
A classic between
Asia and Europe...
Exceeding its fame in its home country,
Reina continues to be a prestigious night club;
a tourist hot spot for newcomers to Istanbul.
Right across a glimmering Istanbul silhouette, near the impressive
bridge and phosphorescence filled Bosphorus waters, Reina regales
its visitors at the most beautiful spot in
the city. Pleasure and entertainment is
served simultaneously at this point on
earth where Mother Nature has blessed
so much.
Whatever your choice of taste, you will
find what you are looking for within the
multiple restaurants we have assembled
under one roof.
Reina has become a prominent social
club where the world stars visit,
foreign state heads meet and talk and
businessmen of all sorts reach deals
worth billions of dollars.
Reina, celebrating its 10th birthday, hosted
many Presidents and also celebrities
including Bon Jovi, Sting, Eva Mendes,
Uma Thurman, Bar Rafaeli, Kobe Bryant,
Michael Schumacher, Monica Bellucci,
Gisele Bundchen.
Ünü ü|ke s|n|r|ar|n| açan Re|na,
lstanbu|`un mut|aka z|yaret ed||mes| gereken
tur|zm nokta|ar| aras|nda yer|n| a||yor.
Karç|s|nda tar|h| b|na|ar ||e süs|enen lstanbu| manzaras| ve gokyüzüne
yükse|en |ht|çam|| Bogaz Koprüsü ||e Re|na, Asya K|tas|`na karç|
Avrupa`da |çk| yudum|aman|n key|f||
ayr|oa||g|n| sunmaya devam ed|yor.
lstanbu|`un en seçk|n restoran|ar|n| tek
çat| a|t|nda bu|uçturan Re|na`da damak
zevk|n|z nas|| o|ursa o|sun mut|aka s|ze
oze| b|r |ezzet bu|aoaks|n|z.
Eg|enoe mekan| o|mas|n|n otes|nde;
yabano| dev|et baçkan|ar|n|n dünya
mese|e|er|n| tart|çt|g|, |ç adam|ar|n|n yüz
m||yar|aroa do|ar||k an|açma|ara |mza
att|g| Re|na, lstanbu|`a ge|en dünya
star|ar|n|n mut|aka ugrad|g| b|r adres ve
lstanbu||u|ar|n bu|uçtugu seçk|n b|r sosya|
kulüp haline geldi.
O|0|c0 ,·|·|· |0||a,a| |e||a, o0ç0|e
|ada| So| !o.|, 5|||ç, E.a /e|des, Uma
Thurman, Bar Rafaeli, Kobe Bryant, Michael
Schumacher, Monica Bellucci, Gisele
S0|dc|e| ç|o| ,·|d·z|a|·| ,a|· s·|a ço| sa,·da
de.|e| oa¸|a|·|· da aç·||ad·.
14
art
sanat
Sergiye olan ilgiden dolayı memnun olduğunu ifade eden Günseli Kato,
tuvalleri ile ilgili olarak, “Tokyo Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde aldığım
eğitim ve Japonya’dan sağladığım malzemeler, eserlerimdeki farklılığın bir
boyutunu ortaya koyuyor; minyatür geleneğinden yola çıkarak
tuvallerimde tam bir kültür birleşimine varıyorum.” dedi. Kato’ya göre, bu
sanatın devam edebilmesinin tek yolu belki de ona yeni bir anlayışla
yaklaşmak: “Sanatla tanışmam minyatürle olduğu için ismim “Minyatür
Sanatçısı” kaldı. Şu anda yaptığım şey de esasında minyatür değil zaten…
Amacım, minyatürden yola çıkarak yeni bir yol bulabilmekti. Türkiye’deki
üniversitelerde (1970’li yıllarda) geleneksel sanat üzerine hiçbir bölüm
yoktu. Türkiye’nin Avrupalılaşma dönemiyle birlikte, kendi kültüründen bir
uzaklaşma yaşandı; saray kültürü bile “köylüleşti”. Minyatür, sadece
Osmanlı’ya mahsus bir şey değil. Benim de ilk tanışmam Osmanlı ile
Stated that she is glad about the interest for the exibition, “Te educa-
tion I have had at University of Tokio Fine Arts and the materials i pro-
vided from Japan, are revealing the difference of the format at my
works and i reach to cultural mergence in my toiles based upon minia-
ture tradition“ says Gunseli Kato about her toile. According to Kato, the
only way to continue of this art’s existence is perhaps to approach it
with an understanding. “Since my introduction to art was with minia-
tures, my name is remained as “Miniature Artist”. Basically, what I'm
doing at the moment is not miniature already. My goal was to find a
new way based on the miniature form. Tere were no any department
about traditional art at universties in Turkey in 1970s. By the period of
Europeanization of Turkey, an divergence from own culture occured
and even palace culture ruralized at this time. Miniature is not some-
Günseli Kato’nun “Minyatür
Ayaklanması” isimli sergisi, duvarlara
sıkışıp kalmış minyatürleri canlandırıyor…
Dolmabahçe Sanat Galerisi’nde açılan
“Minyatür Ayaklanması” adlı sergide
Günseli Kato, insanlığın şifreleri
arasından kendi şifresini
beliriyor âdeta…
Gunseli Kato`s "Miniature Uprising"
exhibition dynamizes the minia-
tures that stuck on the walls.
Gunseli Kato determines her code
from the codes of humanity in the
exibition of "Miniature Uprising"
where has opened at Dolmabahçe
Art Gallery virtually.
MİNYATÜR
AYAKLANMASI
MINIATURE
REBELLION
Günseli Kato
15
oldu; ama oradan geriye gittim ve kısmet beni
Japonya’ya gönderdi. Benimkine “Postmodern
minyatür” diyebilirsiniz; geçmiş yüzyılların yeni bir
anlayışı, üzerine taşlar koyup yeni bir üslup
yaratılması... Bu, dünyanın her yerinde var.
Amerika’da, bilhassa etnik kültürler üzerine çalışan
birçok sanatçı var, böylelikle isim sahibi oluyorlar...
Mısırlı, Iraklı, Suriyeli sanatçılar gündemi
sallayabiliyor… Ama Türkiye’de bu kültür üzerine
çalışan çok kişi yok! Çağdaş sanat adı altında
Türkler de büyük bir savaş veriyorlar; ama
dünyada çok büyük isim sahibi olmuş bir isim de
yok maalesef… Oysa gelenekle övünebilmek için
minyatürü şimdiye uyarlamalıyız, türetmeliyiz ve
tüketmeliyiz...
Günseli Kato
1956 yılında İstanbul’da doğan Günseli
Kato’nun resim çalışmaları 1974 yılında Prof. Dr.
Süheyl Ünver’in Topkapı Sarayı Müzesi’nde yaptığı
minyatür çalışmalarına katılmasıyla başladı. İki yıl
sonra Topkapı Sarayı Nakışhanesi Süsleme
Sanatları Bölümü’ne atandı. Marmara Üniversitesi
Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nü 1980 yılında
bitirdi. "Minyatür, hiçbir sanata benzemez.
İnsanüstü bir çaba gerektirir. Gecenizi,
gündüzünüzü, ömrünüzü ister. Derin tarih bilgisi
ister ve en ufak bir hatanızı da afetmez!" diyen
Kato'nun gençlik yılları Süleymaniye, Topkapı,
Beyazıt kütüphanelerinde minyatür aramak, tarih
öğrenmekle geçti. Japon işadamlarının kurdukları
vakıflar aracılığıyla tüm dünyadan geleneksel
sanatlarla ilgilenen gençler aranırken “Sato Vakfı”
Günseli Kato'ya burs teklif eder.
Sanatçımız, Japonya'ya gider ve çalışmalarına
Tokyo Güzel Sanatlar Akademisi'nde devam eder.
Üniversite, tarihinde ilk kez yabancı bir öğrenciyi
kabul etmiştir. 1985 yılında İslam Seramik Sanatı
Uzmanı Takuo Kato ile tanışıp onun atölyesinde
seramik çalışmalarına başlayan Kato, ilk yıl güzel
sanatlarda, takip eden iki yıl da geleneksel
bölümde eğitim alır, “İpek Yolu Kültürü” üzerine
çalışır. Ülkenin dört bir yanında açtığı sergiler,
konferanslar, seminerler birbirini izler. Kato, 17 yılın
sonunda, Tokyo'da kendi adına açtığı bir minyatür
okulu da olan, herkesin tanıdığı ünlü bir sanatçıdır.
Nihayetinde, 1994 yılında “Asahi Gazetesi Kültür
Merkezi”nde “Günseli Kato Türk Minyatür Sınıfı”
açılır. Günseli Kato, yılda iki kez bu okulda ders
vermeyi sürdürüyor…
thing that only belongs to the Ottoman. My first encounter was to the Ottomans; but from there i
went back and my fortune sent me to Japan. You can call as “Postmodern Miniature”; a new un-
derstanding of past ages and creating a new style by putting on stones... It's all over the world. In
America, there are many artists working on particular ethnic cultures, thus becoming the
owner of the name.. Egyptian, Iraqi, Syrian artists can be on the agenda..But in Turkey there are
no many people working on this culture. Te Turks are struggling under the name of contempo-
rary art; however there is no any name that has become the owner of a big name unfortunately.
In fact, we should reproduce, we should consume and we should adapt the miniature to present
time in order to proud of the tradition.
Günseli Kato
Gunseli Kato was born in Istanbul in 1956. Günseli Kato had an interest in painting and started to
paint in 1974, when she participated in Prof. Dr. Süheyl Ünver’s miniature class at the Topkapı
Palace Museum. Two years later, Kato was appointed as an instructor to the Topkapı Palace
Miniature and Decorative Arts Department. In the same year, she started her academic educa-
tion at the Marmara University, Faculty of Education - Painting Department, and graduated in
1980. "Miniature, there is no any art alike. It requires a superhuman effort. Asks your days and
nights, asks your life. Asks a deep knowledge of history and never forgives your mistake! " says
Gunseli Kato. Her youth years has passed searching for miniatures in libraries of Beyazit and
learning the history about it. During the foundations established by Japanese businessmen
were searching for young people all over the world who are interested traditional arts, "Sato
Foundation" offers a scholarships to Gunseli Kato. She furthered her education at the Tokyo Art
University, Faculty of Fine Arts. Te University has accepted a foreign student for the first time
in it’s history. In 1985, Günseli Kato started her studies in ceramics with Takuo Kato, an expert in
Islamic Ceramic Arts, and continued to her education at traditional department following two
years also worked on “Silk Road Culture”. Opened exhibitions across the country, conferences,
seminars follows each other. At the end of seventeen years Kato becomes a famous artist who
has a miniature school in Tokio. Finally, a Turkish miniature class was initiated at the Asahi
Journal Cultural Centre under Günseli Kato’s name, and she continues to teach there, travelling
twice in every year.
‘Ustanın
Günü’
THE
MASTER’S
DAY
16
news
haber
Prof. Dr. Uğur Derman, Hasan Çelebi, Erol Evgin, Vakıf
Başkanı Ali Tokul, Devrim Erbil, Yedirenk Sanat Vakfı Mütev-
elli Heyet Başkanı Ahmet Sait Kavurmacı, Melihat Gülses,
Yedirenk Sanat Vakfı kurucu ve yöneticilerinden Garo
Mafyan, Erhan Güleryüz ve Mustafa Çelebi
Yedirenk Sanat, projelerini hayata geçirmek üzere bir dizi
faaliyetlere başladı. Bu çerçevede ilk adım olarak ‘Ustanın Günü’
programını hayata geçirdi. Topluma mal olmuş sanatçıları ve eser-
lerini gündeme taşıyıp onurlandırmayı hedefleyen “Ustanın Günü”
programı Four Seasons Otel'de gerçekleşti. Programda usta
ressam Devrim Erbil ve usta hattat Hasan Çelebi ağırlandı. Sanata
ömrünü adamış, dallarında zirveye çıkmış bu ustalara ‘onur ödülü’
verildi. Gece basın toplantısı ile başladı. Toplantıya Yedirenk Sanat
Vakfı kurucu ve yöneticilerinden Ahmet Sait Kavurmacı, Garo
Mafyan, Erhan Güleryüz ve Vakıf Başkanı Ali Tokul ile ödül alacak
ustalar ve kalabalık bir davetli grubu katıldı. İstanbul Sazendeleri,
Piatango ve Sumru Ağıryürüyen’in mini konserlerinden sonra De-
vrim Erbil ve Hasan Çelebi için çekilen kısa belgesel film izletildi.
Daha sonra vakıf başkanı Ali Tokul vakıf ve program hakkında kısa
bir bilgi verdi. Ressam Devrim Erbil ve Hattat Hasan Çelebi’nin
duygularını ifade ettikten sonra ödül törenine geçildi. Sanatçı Erol
Evgin ve Melihat Gülses’in de katılımıyla gecenin anısına çekilen
fotoğraflarla gece sona erdi. Gecede misafirlere özel hazırlanmış
bir menüden yemek ikram edildi.
Yedirenk Sanat has started a series of activities to realize its projects.
Te first Project, the Master’s Day Program, whose aim was to make
the artists who attributed to the society and their works a current
issue, was realized in Four Seasons Hotel. Master painter Devrim Erbil
and master calligraphist Hasan Çelebi have been put as guests in the
program. “Honorary Rewards “have been presented to these artists
who devoted their lives to art and reached the peak in their profes-
sions. Te night began with a press conference. Ahmet Sait Kavur-
macı, who is one of the founders and managers of Yedirenk Sanat
Waqf, Garo Mafyan, Ali Tokul, who is the president of the waqf, the
artists whom would be rewarded and a crowded group of invited
guests participated in the program. A short documentary film about
Derya Erbil and Hasan Çelebi was shown after the mini concerts of
Istanbul Sazendeleri, Pilango and Sumru Ağıryürüyen. Later, the
president of the waqf, Ali Tokul made a short explanation of the waqf
program. After painter Devrim Erbil and calligraphist Hasan Çelebi
had expressed their feelings, the reward ceremony took place. Te
night ended after the photoghraphs had been taken in memory of
the night with the participation of the artists Erol Evgin and Melahat
Gülses. Te guests were offered meal from a special menu.
17
18
Ali Tokul –Vakıf Başkanı “Bu projeyle sanat dünyasına emek vermiş
ustaları onurlandırmayı amaçlıyoruz. Gelecek nesillere aktaracak önemli
birikimleri olan bu usta isimleri hatırlamak ve onların değerine ka-
muoyunun dikkatini bir kez daha çekmek, en büyük dileğimiz. Hayatı
güzelleştirmenin yolu sanattan geçiyor. Cemil Meriç’in de dediği gibi
“Sanatın biricik vazifesi insanları birbirine sevdirmek.” Buna her za-
mankinden çok ihtiyacımız var. Sanatçılar bizim hayatımızı anlamlı
kıldılar. Onlara bir kez daha teşekkür etmek, onlara ihtiyacımız olduğunu
söylemek, hayranlığımızı bir kez daha dile getirmek için bir bahane bu.”
Garo Mafyan – Yönetim Kurulu Üyesi “Ülkemizde çok sayıda usta
sanatçı var ve maalesef onları hakkıyla destekleyemiyoruz. Önemli
sanatçılarımızın onurlandırılması ve kendilerine, sanatlarına dair farkın-
dalığın artırılması adına ne yapabiliriz diye düşünürken böyle bir etkin-
likte karar kıldık. Çünkü sanatçı unutulduğu gün ölür. Bunun önüne
geçmek için elimizden geleni yapacağız.”
Erhan Güleryüz– Yönetim Kurulu Üyesi Benden önce Vakıf
başkanımız ve Garo beyin söylediklerine ek olarak şunu söyleyebilirim:
Yedirenk Sanat Vakfı bünyesinde böylesi organizasyonlara imza atmak
bizim için gurur verici. Ustalarımızı onurlandırmak bir ayrıcalıktan çok
bizim görevimiz olmalı. Gelecek nesillere aktaracak önemli birikimleri
olan usta isimleri daima hatırlamak görevimiz ve dileğimiz. Hayran-
lığımızı bir kez daha dile getirmek için de bir bahane bu.
Devrim Erbil “Bu kadar genç bir vakfın böyle bir projeyle bizi hatırla-
ması çok mutluluk verici. İnsanlık, birliktelik ve barış için sanat tek umut.
Bu etkinlik sayesinde Hasan Bey'i yakından tanıdım. Hat sanatının bu
büyük ustasına çok saygı duyuyorum. Osmanlı döneminde dünyaya
gelseydim mutlaka hattat olurdum. Bu etkinlik gelenekle çağdaşı bir
arada görme özlemimi dindirdi. Türkiye'nin çağdaşlaşma hızının ge-
leneği inkar etmeden yepyeni bir mecra bulması lazım. Bu tarz organi-
zasyonlar gençlere umut ve heyecan veriyor. Gençlere, başarılı oldukları
takdirde ödüllendirilecekleri ve onurlandırılacaklarının fark ettirilmesi çok
önemli”
Hasan Çelebi “Geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük
Ödülü’nü alırken de çok mutlu olmuştum. Devletimiz sonunda bizi
hatırladı diye. Birilerinin düşünüp bizim sanatlarımızı hatırlayıp onlara
değer vermesi o kadar güzel ki... Sanatlarımızın gün yüzüne çıkmaya
ihtiyacı var. Biz yıllarca bu günleri bekledik. Bir radyo, bir gazete; daha
televizyon bile yoktu, acaba bizim sanatımızdan bahseder mi diye bekl-
eye bekleye yıllarımız geçti. Sonunda o günler geldi. Çok şükür. Herkes
sağ olsun, var olsun. Türkiye'de hat sanatının geleceği çok iyi. Yavaş
yavaş eski gücüne kavuşuyor. Hat konusunda bütün dünyanın gözü
bizde. Bu sanatın kökünün bizde olduğunu biliyorlar. Gençlerden bu işi
önemseyerek yapmalarını rica ediyorum çünkü herkes bizden
öğreniyor. Dışardan gelenler yanlış ve eksik öğrenmesinler. Bu sanatın
anası, kökü biziz.”
Erol Evgin - Sanatçı “Sanatımızın iki büyük ustası Sayın Devrim Erbil ve
Sayın Hasan Çelebi onuruna gerçekleştirdiğiniz muhteşem gece için çok
teşekkür ederim. Yedirenk Sanat Vakfı’na emek veren herkesi, sayın
başkan değerli mesai arkadaşlarını yürekten kutlarım.”
Nilgün Şensoy – Geleneksel Türk Sanatları Uzmanı “Dünya stan-
dartlarının çok üstünde bir program gerçekleştirdiniz. Ben hayretler
içerisindeyim. Çok teşekkür ederim. Böyle programlara çok gittim. Hiç
birinde burada gördüklerimi görmedim.”
Ali Tokul – Waqf President
“With this Project , we aim to honor the artists who worked for the
world of art. Our greatest wish is to remember the names of these artists
who have important accumulation to be transferred to the next genera-
tions and to attract the attention of the community once again to their
value. Art is the way of beautifying life. As Cemil Meriç stated, “Te only
task of art is to make people love each other.” We need this more these
days than any other time. Artists make our lives meaningful. Tis is an ex-
cuse to thank them once again, to tell them that we need them and to ex-
press our admiration for them.”
Garo Mafyan-Member of Executive Committee “Tere are many
artists in our country, but unfortunately we can not support them
thorouhly. We decided to organize such an activity while we were thinking
about what we could do to honor our important artists and to raise the
awareness in the society regarding these artists and their works; because,
the artist dies the day he is forgotten. We will do our best to prevent this.”
Erhan Güleryüz-Member of Executive Committee “In addition to
what our president and Mr. Garo Mafyan have said, I can say this: we feel
proud to realize such organizations as Yedirenk Sanat Waqf. To honor our
masters must be a privilege for us rather than being a task. It is our wish to
remember the names of the masters who have important accumulations
that should be transferred to the next generations. Tis is also an excuse to
express our admiration.
Devrim Erbil,”Being remembered by such a young waqf with such an
organization really gives happiness. Art is the only hope for humanity,
unity and peace. I was acquainted with Mr. Hasan owing to this activity. I
highly respect this great master of calligraphy. I would have been a cal-
ligraphist for sure if I had been born in the Ottoman Period. Tis activity has
ended the desire for seeing the tradition and the contemporary together.
Te pace of Turkey to become contemporaneous should find a completely
new course without denying the tradition. Tese kinds of organizations
give the youth hope and excitement. It is very important to make the youth
know that they would be honored and rewarded if they were successful.”
Hasan Çelebi “ I also felt very happy when I received the Great Presiden-
tial Award of Culture and Art last year. Our state had remembered us at last.
It is nice to have someone to remember and value our art. Our art needs to
come to light. We have waited for these days for years. We waited for years
for a radio channel, a newspaper... there were no tv channels then… to men-
tion our art. Tose days have come at last.Te future of calligraphy is inspir-
ing in Turkey. It is slowly regaining its old strength. Te world is watching us
in calligraphy. Tey know that we are the origin of this art. I want the young
artists to perform this art seriously because everybody learns from us.
Tose coming abroad shouldn’t mislearn this art. We are the mother, the
origin of this art.”
Erol Evgin-Artist “I thank you a lot for this splendid night you realized in
honor of two important masters of our art, Mr. Devrim Erbil and Mr. Hasan
Çelebi. I sincerely congratulate everybody who has worked hard at
Yedirenk Sanat Waqf, the president and his colleagues.”
Nilgün Şensoy-Traditional Turkish Art Expert “You realized a pro-
gram over the world standards. I’m in amazement. I participated in similar
organizations, but I didn’t see what I have seen in this one in either of
them.”
Kim dedi? Ne dedi? Who said? What he said?
19
Hasan Çelebi’nin, Hafız Osman
ve Rakım'dan gelen yola
Hamid Bey'le eklemlenmekte
olan üslûbu, kişisel karakteris-
tiğinin de zirveye ulaştığı bir
nitelik kazanmıştır. İstif içinde
harflerin ölçülerinden taviz
vermeksizin, teşrifatı ön planda
tutan (okunuşu mümkün kılan)
bir kompozisyon prensibini
benimsemektedir. İstiflerde
zaman zaman simetrik
dengeyi oluşturmak için bazı
harflerin müsanna istif imişce-
sine - Bursa Ulu Camii'nde
Şefik Bey'in yazılarında çokça
rastladığımız gibi - tersinden
yazılışlarını da görebiliriz.
Çelebi’nin mürekkebinin
kağıda bıraktığı saydam leke,
kalemin el ile bütünleşmiş tüm
ustalıklı kıvrım - hareket - ve bir
seferde yazım sadeliğini yan-
sıtmakta; harflerin şefaflıkla,
tashihattan uzak yalınlıkları
göze çarpmaktadır. Hasan
Çelebi; kırk yılı aşan sanat hay-
atında, tüm zamanlarını
kuşatan Hattı (yazısı) ile,
geçmiş ve bugünün sanatına
köprü olmuş müstesna kişilik-
lerden ve modern zaman
içinde geleneksel tavrı yaşayan
- yaşatan Hat üstatlarındandır.
Hat sanatına 1964 senesinde
Merhum Halim Özyacı’dan
nesih yazıyı meşkle başladı.
Kısa süre sonra hoca vefat ed-
ince sanat çevresinden ileri ge-
lenlerin vasıtasıyla Hamid
Bey’den sülüs meşk etmeye
başladı. Daha sonra 1966’da
merhum Kemal Batanay’dan
da rik’a ve ta’lik dersleri
meşkine başladı. Önce 1971
senesinde Hamid Bey’den
sülüs-nesih, 1980 senesinde
ise Kemal Batanay’dan ta’lik
icazetini aldı.
Hasan
Çelebi
20
1937, Uşak doğumludur. İlköğrenimini kendi deyişi ile "Çitlembik" ağaçlarının
gölgeli yollarına bağlı Balıkesir Gazi ilkokulu’nda, liseyi ise Balıkesir Lisesi’nde
tamamladıktan sonra şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
olan Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne yetenek sınavını
kazanarak 1955 yılında girdi. Halil Dikmen ve Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun
öğrencisi olarak1959’da mezun oldu. İlk sergisini daha lise öğrencisi iken Türk
Amerikan Derneği’nde açtı. Arkadaşlarıyla aynı yıl Soyutçu 7’ler grubunu
kurdu. 1962 yılında Akademi’ye asistan olarak girdi. Bedri Rahmi Eyüboğlu,
Cemal Tollu ve Cevat Dereli atölyelerinde görev aldı. Altan Gürman, Adnan
Çoker, Sarkis ve Tülay Tura ile Mavi Grup’u1963 yılında kurduktan sonra İs-
panya Hükümeti’nin sanat bursu sınavlarını kazanarak gittiği Madrid ve
Barcelona’da başladığı sanat araştırmalarına Paris ve Londra’da devam etti.
1970 yılında Doçent oldu. Türkiye Çağdaş Ressamlar ve Görsel Sanatçılar
Derneği Başkanlığı , 1979-1982 yılları arasında İstanbul Resim Heykel Müzesi
Müdürlüğü görevlerinde bulunan Devrim Erbil, 1981 yılında profesör oldu.
1985’te başladığı Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim
Bölümü Başkanlığını üç yıl sürdürdü. 1988’ ile 1990 yılları arası Yıldız Üniver-
sitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde bölüm başkanlığı, yapan sanatçı, 1990
yılında bu kez Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi dekan
yardımcılığı görevine getirildi. 1991 yılında Devlet Sanatçısı ünvanını aldı.
2004 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden emekli oldu.
Eserlerinin bulunduğu müzeler
İstanbul Resim ve heykel müzesi, Ankara Resim ve heykel Müzesi, İzmir
Resim ve Heykel Müzesi, Ankara Milli Kütüphane Koleksiyonu, İzmir Selçuk
Yaşar Müzesi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Çağdaş Sanatlar Müzesi, Bükreş
Modern Sanatlar Müzesi, Minnesota Ben and Abby, Grey Foundation Kolek-
siyonu, İskenderiye Güzel Sanatlar Müzesi’nde, Yugoslavya Banja Luka, Um-
jetnicka Garerija,
Devrim
Erbil
21
22
music
musiki
1966’da Kırklareli'nde doğdu. Müziğe sekiz
yaşında, babası Muzafer Baktagir'in gözeti-
minde başladı. 1988'de İTÜ Türk Musikisi De-
vlet Konservatuvarı'ndan mezun olarak bir yıl
sonra lisansüstü eğitimine başladı. Aynı yıl,
Tanburi Necdet Yaşar yönetimindeki Kültür
Bakanlığı İstanbul Devlet Türk Müziği Toplu-
luğu'na girdi. "Necdet Yaşar Ensemble" ile
çeşitli ülkelerde konserler verdi.
Beste çalışmalarına konservatuvar yıllarında
başlayan Göksel Baktagir'in, 35’i sözlü ve 160’ı
enstrümantal olmak üzere 250 kadar beste
çalışması bulunmaktadır. Eserlerinin birçoğu
TRT repertuvarına alınmış, "Sazım" adlı zavil saz
semaisi, 1990’da TRT tarafından düzenlenen bir
yarışmada ödül kazanmıştır. "Tek Kelime" adlı
muhayyerkürdî şarkısı, Milliyet gazetesi tarafın-
dan 1997’nin en sevilen 10 şarkısı arasına
seçilen sanatçının "Doğu Rüzgârı" adlı albümü
2000’de Türkiye Yazarlar Birliği tarafından ödül-
lendirilmiştir. 2004 yılında merkezi İsviçre'de
bulunan Avrupa Birliği Vakfı'ndan Yılın Müzik
Ödülü’nü almıştır.
I would like to express my happiness due to the
realization of my album which I have been
dreaming for a long time. Te tracks of the
album which I call as Songs Like a Dream “Joy
of Heart” has also been recorded with my per-
former friends at the same time. We got the
rhythm of the heart to feel excitement and
headed for the center of enthusiasm. Te inter-
est shown to the instrumental music made us
extremely happy, where we have been invited
to Arab Countries in order to perform the art of
music and we tried to embrace the East by cre-
ating oriental voices in our emotion toile with
enthusiasm com’ng from our souls.
Scattering from the notes of emotions,
there is a pearl of the world as told by the grand
master Necip Fazil Kısakürek’s poem - “My
Dear Istanbul” . We reflected the oriental
sounds of our magical civilizations city. While
we were babbling with cheerful voices, some-
times autumn winds between shadow clouds
were throwing us to the Sahara and with a
sense of helplessness or obscurity we looked
for lost civilazition called Atlantis and met with
storms of our free spirit. We said “Oh God” to
feel better our Reason for Being and we fell into
the hearts with my friend Rashid Gholam who
GÖKSEL BAKTAGİR
Hayal Gibi Ezgiler
Adorable melodies
23
is singing with his heart voice through His guidance.
My artist folks who joined into our journey which is the center of
enthusiasm and feeling of the rhythm;
I would like to thank to Baki Kemancı, Eyüp Hamiş, Ser-
han Yasdıman, Şevket Aşıkuzun, Murat Süngü, Aykut
Sütoğlu, Umut Sel, Bülent Elmas, Oray Yay, Sezgin
Uçarlar, Rachid Ghoam, Şennur Dinleyen, Ahmet
Şafak el-İmam, Muharrem Hafız, Ubeydullah
Sezikli, Muhammed Sevinç ve Tayyip Durceylan;
to my artist Ender Doğan, who worked on dili-
gently meaning for influence to heart which read
as an ode named Nutk-u Şerif between the track
title name is Oh God; to dear Ahmet Karaduman
who produced recordings; to my dear friend İlhan
Harmancı who has efforts for mix and mastering; to
my friend Selçuk Kurban for photographs and thank
to dear Murat Çekçekoğlu who worked with his heart
for the graphic design works for our album.
With our album, which we started to our journey by saying
the name of the God; we hope to be able to reach to the hearts of our
listeners with love.
Tons of love Göksel Baktagir www.gokselbaktagir.com
GÖKSEL BAKTAGİR
He was born in 1966 in Kırklareli. He started to music training when
he was eight years-old under the supervision of his father Muzaffer
Baktagir 1984’ten bu yana, kanun icrasında diğer tekniklerin yanı
sıra, özellikle "sol el" için geliştirdiği teknik üzerine çalışmalarını
sürdürmektedir. Günümüzün en önde gelen kanun
icracılarından biri kabul edilen sanatçı, temelde bir Türk
müziği enstrümanı olan sazının tüm olanaklarını
değerlendirerek, bakış açısını New Age, caz gibi
diğer müzik türlerine doğru genişletmiştir. Bu
bağlamda, Doğu ve Batı müzik dünyasının
önemli adlarıyla konserler vermektedir.
Mercan Dede "Secret tribe” grubunda yer
almıştır. Yirmi üç ülkenin önde gelen
sanatçılarından oluşan Tefken Filarmoni
Orkestrası’nın saz solistlerindendir. 1999'dan beri
“İstanbul Sazendeleri” grubuyla Türkiye içinde ve
dışında, özellikle akademik kurumlarda konserler
vermektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul De-
vlet Türk Müziği topluluğundaki görevinin yanında, İs-
tanbul Fasıl Topluluğu’nda da çalışan Baktagir, bu topluluklarla
İngiltere, Fransa, Danimarka, İsveç, Belçika, Hollanda, Almanya, İs-
panya, İtalya, İsviçre, Makedonya, Malta, ABD, Kanada, Arjantin,
Malezya, Hindistan, Türkmenistan,Azerbaycan ve Japonya’da kon-
serler vermiştir. Çeşitli ülkelerde ve Türkiye’de kanun “workshopları”
düzenlemektedir.
CNN-Türk yapımı, İstiklal Marşı Belgeseli’nin müziklerini
bestelemiş ve Yurdal Tokcan ile birlikte düzenleyip icra ettikleri “Azeri”
bestesi the Passion of Christ filminin müzikleri arasına girmiştir.
Sanatçı ayrıca yayımlanmak üzere bir kanun metodu üzerinde
çalışmakta, bugüne kadar yayımlanmış eserlerinin yer aldığı bir nota
kitabını da yayına hazırlamaktadır. Sanatçı Haliç Üniversitesi Türk Müz-
iği Konservatuvarı’nda Öğretim görevlisi olarak hizmet vermiştir.
Sanatçı, Füsun Baktagir ile evli olup Buğra Can ve Cansu adlı iki
çocuk babasıdır.
Albümlerinden bazıları: Okyanustaki Sesler, Kervansaray-5, Günlük,
Doğu Rüzgarı, Okyanustaki Sesler-2 (Cananım), Okyanustaki Sesler-3
(Hüzün), Sezgiyle Seslenişler, Sirtolar ve Longalar, Hayal Gibi, Doğu
Rüzgarı-2 (Sıla), Gurbet Türküsü, Hayal Gibi-2 (Hatıra Defteri), Furtuna
,Hayal Gibi-3 (Aşk Masalı)
Katıldığı festivaller ve birlikte çaldığı sanatçılardan bazıları:
Susan Kalifastauris (Akbank Caz Festivali-1994)
Lawrence "Butch" Morris ile (Akbank Caz Festivali-1995; CD: 1996)
Kanun Festivali (Yunanistan, 1996)
Ross Daly(2005)
Djafer Youssef (2006)
Karl Berger Octet, Trilok Gurtu, Mercan Dede Ensemble, Ömer
Faruk ve Hacı Ahmet Tekbilek, Mısırlı Ahmet (İsmet Sıral Creative Music
Studio 2006-İstanbul Caz Festivali) EXPO 2010 SHANGAI (İstanbul
Sazendeleri),Aralık 2010 Mısır Turnesi (Hayal Gibi Grubu)Mart 2011
Fransa –Marsilya Babel Med Müzik festivali(İstanbul Sazendeleri),Nisan
2011 İspanya Turnesi (İstanbul Sazendeleri) Şubat 2012 İsviçre (İstanbul
Sazendeleri)
Baktagir. In 1988, graduated from Istanbul Technical University Turkish
Music State Conservatory and began graduate education one year later.
At the same year, he participated to the Ministry of Culture Istanbul
State Turkish Music Ensemble which conducted by Tanburi Necdet
Yasar, and gave concerts in various countries with “Necdet Yasar En-
semble”.
Since 1984, besides his performance on zither, Baktagir continues to
his work on the technical development, especially for the left hand as
well as other techniques he also developed. Considered one of today's
leading zither performer artists by evaluating all the possibilities of saz
(a stringed instrument) which is basically a traditional Turkish musical
instruments; he expanded his perspective to other types of music such
as New Age and jazz. In this context, he is performing concerts together
with important names from East and West.
Baktagir, was in the group of Mercan Dede’s Secret Tribe. He is saz
soloist of the Tekfen Philharmonic Orchestra which consists of twenty-
three country’s leading artists. Since 1999, with Istanbul Instrumen-
talists group, he has given concerts especially in academic institu-
tions in Turkey and abroad. In addition to his duty at Culture and
Tourism Istanbul State Turkish Music Band, he works in Istanbul
Fasıl Band and with those bands he has given many concerts in
United Kingdom, France, Denmark, Sweden, Belgium, the Nether-
lands, Germany, Spain, Italy, Switzerland, Macedonia, Malta, USA,
Canada, Argentina, Malaysia, India, Turkmenistan, Azerbaijan and in
Japan. He also organized the zither workshops in various countries
and in Turkey.
He is married with Fusün Baktagir and has two children; Buğra Can and
Cansu. Some of from his albums: Voices in Ocean, Kervansaray-5, Diary,
East Wind, Voices in Ocean -2 (My Sweetheart), Voices in Ocean -3 (Sorrow),
Calling Out with Feelings, Cyrotos ve Longas, Like a Dream, East Wind-2
(Foreign Land), Te Song of Homesick, Like a Dream-2 (Diary), Storm, Like a
Dream-3 (Love Story)
24
0212 263 73 00 º www.suadao|ub.oom.tr
æWUW×`MM^M_×ZPM
NU^MPM
-ZU_XMZPNQ`cQQZ
`c[O[Z`UZQZ`_
Oross po|nt of As|a & Europe...
ln add|t|on to |ts un|que |ooat|on w|th magn|f|oent Bosphorus v|ew,
Suada O|ub-Ga|atasaray ls|and oont|nues to be an |mportant spot of
tour|sm w|th |ts bars, restaurants, O|ymp|o sw|mm|ng poo| and un|que
party ha||s. The |s|and prom|ses a perfeot getaway, w|th |ts poo| dur|ng
the day, away from the rush of lstanbu|. You w||| re|ax and enjoy s|pp|ng
your dr|nk at the romant|o sunset,
over|ook|ng the amaz|ng Bosphorus
v|ew. Suada O|ub, hav|ng many
restaurants w|th d|fferent ou|s|nes,
offers speo|a| days and unforgettab|e
part|es at the meet|ng po|nt of both
oont|nents. Host|ng to many
organ|zat|ons wor|dw|de, |t we||oomes
nat|ona| and |nternat|ona| quests for
four seasons as an enterta|nment and
oh|||out oenter.
Asya ||e Avrupa`n|n bu|uçma noktas|...
Suada O|ub-Ga|atasaray Adas|, enfes bogaz manzaras|na sah|p
benzers|z konumunun yan| s|ra; bar|ar|, restoran|ar|, o||mp|k yüzme
havuzu ve eçs|z davet mekan|ar| ||e onem|| b|r tur|zm noktas| o|maya
devam ed|yor. Gündüz saat|er|nde lstanbu|`un kargaças|ndan
uzak|açarak, tat|| tad|nda yaçanaoak havuz keyf| sunan ada, akçam üstü
romant|k gün bat|m|na karç| |çk|n|z|
yudum|ama ayr|oa||g| vaat ed|yor. Fark||
mutfak|ara a|t seçk|n restoran|ar|nda
çok oze| |ezzet|er|n bu|uçtugu Suada
O|ub, |k| k|tan|n kes|çt|g| noktada oze|
gün|er ve davet|er| o|ümsüz|eçt|r|yor.
Dünya çap|nda pek çok organ|zasyona
ev sah|p||g| yapan Suada O|ub, yer||
ve yabano| m|saf|r|er|ne dort mevs|m,
eg|enoe ve d|n|enoe merkez| o|arak
h|zmet ver|yor.
50ada C|0o'·| seç||| |es|o|a|· Suda Kebap
o0ç0|e |ada| /ado||a, So| !o.|, Da||e|
G|a|ç, /eça| Fox, G|se|e S0|dc|e|, |ooe
S|,a||, U2 So|o, |e.|| Cos||e|, /o||ca
Se||0c|, |,||e /||oq0e, /a|| D|||o| ç|o| oe|
ço| d0|,a s|a|·|a e. sa||o||ç| ,ao|·.
/da'|·| e| ç0ze| |o||as·|da ||zme| .e|e|
3.MXáW, ||as||70|| meze|e||||| ,a|· s·|a,
ç|ç oa|·| .e |aze oa|·| seçe|e||e|||de| o|0¸a|
ze|ç|| me|0s0 ||e o|e ç·|·,o|.
Suda Kebab, o|e o/ ||e o0|s|a|d||ç
|es|a0|a||s o/ 50ada C|0o, |os|s ma|, wo||d
s|a||s ||c|0d||ç /ado||a, So| !o.|, Da||e|
G|a|ç, /eça| Fox, G|se|e S0|dc|e|, |ooe
S|,a||, U2 So|o, |e.|| Cos||e|, /o||ca
Se||0c|, |,||e /||oq0e, /a|| D|||o|.
3.MXáW, a| ||e oes| soo| o/ ||e |s|a|d, ||
add|||o| |o ||s we|| ||ow| c|ass|ca| 70|||s|
aooe||ze|s, o//e|s de||c|o0s as we|| as a
se|ec||o| o/ |aw a|d /|es| /|s|.
26
news
haber
Hasköy
Yün İplik
Fabrikası
Osmanlı döneminde ağırlıklı Yahudilerin ve Rumların yaşadığı Hasköy tarihiyle göz kamaştırıcı
bir bölge. Alber Eluaşvili'ye ait iplik fabrikasının hemen arkasında 1591 yılında yapılmış olan Kır-
mızı Minare Camii var. Bölgede 3'ü faal 25 sinagog bulunuyor. İşte giderek sanatla tarihin içeçe
geçmeye başladığı Hasköy'ün şimdiki sakinleri sanatla doğrudan olmasa da tanışmanın kar-
maşık duygusunu yaşamaya başlamış.
Baba Elyo Eluaşvili ve dede Abram Eluaşvili'nin kurduğu yün iplik fabrikasının başında olan
Alber Eluaşvili, Galerist'in çiçeği burnunda yeni sahipleri Melkan Tabanlıoğlu ve Taha Tatlıcı'nın
fabrikanın bir sanat etkinliğine ev sahipliği yapması teklifine kayıtsız kalamamış. Hemen işe
koyulan Galerist, binanın tepesine sergiyi düzenleyen mentalKlINIK adı neon ışıklarıyla yazınca
davetin yapıldığı gün Alber Eluaşvili'nin kapısını mahalleli gelip çalmış. Yüzlerinde mutlu bir ifade
olan mahalleli Eluaşvili'ye, 'Mahallemizde klinik açılmış. Hayırlı olsun. Hastalarımızı getirebilir
Hasköy Yün İplik Fabrikası, artık her türlü sanatsal etkinliklerin
ve şirket organizasyonlarının yapılabildiği etkileyici bir mekan...
Hasiköy Wool Spinning Factory is an effective place for any
kind of artistic events and company organizations...
Hasköy is a glamorous district with it’s history where the Jews and Greeks were lived during the Ot-
toman Empire period. Tere is Red Minaret Mosque which has been built up in 1591 behind the Wool
spinnig Factory that belongs to Alber Eluaşvili. Tere are 3rd of 25 sinagogs are active in that region.
Now the current residents are in complicated feelings of meeting the art however it’s become indirectly.
Alber Eluaşvili who manages the wool spinning factory which was established by his father Elyo Elu-
aşvili and his grandfather Abram Eluaşvili could not be oblivious to proposal of newest owners of Galerist
Melkan Tabanlıoğlu and Taha Tatlıcı to host an art event. As soon as possible started to work Galerist
when put the name of the sponsor of the mentalKlINIK with neon lamps top of the building, the neghi-
bours has come and knocked the door of Alber Eluaşvili on the date of the invitation. when they asked to
Eluaşvili With a happy smile: “Te clinic was opened in our district. Get better. Could we bring our pa-
Alber
Eluaşvili'
Kadir
Topbaş
Hasköy Wool Spinning Factory
27
tients here?” , Elueşvili was baffled by how
to respond.
Hasköy Wool Spinning Factory was es-
tablished in 1952 by Elyo Elvaşvili with his
father Abram Elvaşvili. Te purpose was to
produce spinning wool in our country that
was imported before. Production was firstly
beginning by producing colourful wool
yarn, then in 70’s went by producing hand
knitting thread then after the 80’s manu-
facture of knitwear from yarn was added to
the production groups. Tere were thou-
sands of directors and workers worked for
long years and retired from Hasköy Wool
Spinning Factory. In 50’s, they were the first
members of Istanbul Chambry of Industry
and it was the first spinning factory and one
of the first industrial establishment.
Nowadays the products are imported to
the various countries. Günümüzde üretimi
devam eden ürünler muhtelif ülkelere ihraç
edilmektedir. Te products which manu-
factured in various colour by fasihon and
design have additional value are produced
in the factory. With it’s production functions
into the factory some areas are utilized for
exhibiton hall for Istanbul Bienal, Sovereign
Art Europe Culture Prize and IKSV 40th
years celebration concerts and various
companies’ catalog shoots.
Herald Tribune, New York Times and
precious local press interested in these ac-
tivities. By it’s production, fashional, cultural
and artistic events and to come the first ex-
hibiton and conference, the factory en-
riches the historical texture of Golden Horn.
Kırmızı Minare Sokak, 34445 Beyoğlu,
34445 İstanbul TEL: 0212) 369 8810
miyiz' diye sorunca Eluaşvili ne cevap vere-
ceğini şaşırmış.
Hasköy Yün İplik Fabrikası 1952 yılında
Elyo Elvaşvili tarafından babası Avram El-
vaşvili’yle beraber kuruldu. Amaç daha önceki
yıllarda ülkemize ithalat yoluyla gelen yün
ipliğini ülkemizde imal etmekti. Öncelikli
olarak renkli yünlü dokuma ipliğiyle başlayan
imalat daha sonraki 1970’li yıllarda el örgü
ipliği ve 1980’lerden itibaren de triko ipliği
imalatı üretim grubuna dahil oldu. Hasköy
Yün İplik Fabrikasında uzun yıllar çalışıp
bugünlere gelen binlerce yönetici ve işçi
yetişmiş olup, emekli olmuşlardır. 1950’li yıl-
larda İstanbul Sanayi Odasının ilk üyeleri ol-
makla beraber Beyoğlu bölgesindeki ilk
kurulan iplik fabrikası ve sanayi kuruluşların-
dan biri oldu.
Günümüzde üretimi devam eden ürünler
muhtelif ülkelere ihraç edilmektedir. Katma
değerli, moda ve tasarımla değişik renklerde
oluşan ürünler farklı karışımlarla imal
edilmektedir. İmalat fonksiyonlarıyla birlikte
bazı alanlarında İstanbul Bienalinde sergi sa-
lonu, Sovereign Art Avrupa Kültür ödülü ve
İKSV ’nin 40’ıncı yıl kutlamaları kapsamında
(konseri) ayrıca muhtelif şirketlerin katalog
çekiminde kullanılmaktadır.
Konu Herald Tribune, New York Times ve
değerli yerli basınında ilgisini çekmekle be-
raber imalat, moda, kültür, sanat aktiveleri ve
gerçekleşecek ilk sergi ve konferansla tarihi
Haliçin dokusuna ayrı bir zenginlik katmak-
tadır.
Kırmızı Minare Sokak, 34445 Beyoğlu, 34445
İstanbul TEL: 0212) 369 8810
Havalimanı işletmeciliği alanında Türkiye’nin dünyadaki lider markası TAV
Havalimanları’nda Dış İlişkiler Direktörlüğü’ne Mehmet Erdoğan, Finans
Direktörlüğü’ne Burcu Geriş.. Havalimanı işletmeciliği alanında Türkiye’nin
dünyadaki lider markası TAV Havalimanları’nda Dış İlişkiler Direktörlüğü’ne
Mehmet Erdoğan, Finans Direktörlüğü’ne Burcu Geriş, Kurumsal İletişim
Direktörlüğü’ne Bengi Vargül ve Yatırımcı İlişkileri Direktörlüğü’ne Nursel
İlgen atandı. Türkiye’nin yanı sıra bölgede de lider havalimanı işletmecisi
konumunda bulunan TAV Havalimanları’nda 1 Aralık 2012 itibariyle üst
yönetime dört yeni atama gerçekleşti. Genel Sekreter Yardımcısı olarak
görev yapan Mehmet Erdoğan önümüzdeki dönemde Dış İlişkiler Direk-
törlüğü görevini üstlenecek. Türkiye’de proje finansmanını ilk gerçek-
leştiren şirketler arasında yer alan holdingde Finans Direktörlüğü’ne
(CFO-Chief Financial Ofcer) Proje ve Yapılandırılmış Finansman Koordi-
natörü Burcu Geriş getirildi. Geriş, İDO Genel Müdür Vekili olarak şirketten
ayrılan Murat Uluğ’dan boşalan koltuğa atandı. Kuruluşundan bu yana şir-
kette kurumsal iletişim süreçlerini yöneten Bengi Vargül, 1 Aralık itibariyle
Kurumsal İletişim Direktörlüğü’nü üstlendi. Yatırımcı İlişkileri Koordinatörü
Nursel İlgen de Yatırımcı İlişkileri Direktörü olarak görev yapacak.
In TAV Airports, which is the leading trademark of Turkey in airport
management in the world, Mehmet Erdoğan has been assigned to Di-
rectoryship of Foreign Relations, Burcu Geriş to Directoryship of Fi-
nance, Bengi Vargül to Directoryship of Institutional Communication
and Nursel İlgen to Directoryship of Investment Affairs.
Four assignments to superior administration have been realized in
TAV Airports , which is the leading airport administrator in the region
as well as it is in Turkey, as of December 1st,2012. Mehmet Erdoğan,
who has been working as General Secretary, is going to undertake the
task of Foreign Relations Director next period. Burcu Geriş who has
been Chief Financial Officer in the holding, which is among the com-
panies that first realized the Project financement in Turkey, has been
assigned as Finance Director. Geriş has been assigned to the position
which was left by Murat Uluğ as IDO General Manager. Bengi Vargül,
who has been managing the institutional communications processes
starting from the foundation of the company, has undertaken the po-
sition of Institutional Communication Director as of December 1st.
Nursel İlgen, who has been Investor Relations Coordinator, is going to
work as Investor Relations Director.
TAV , Capital 500’den
iki ödülle döndü
TAV HAS RETURNED WITH TWO
AWARDS FROM FROM CAPITAL 500
TAV'dan üst
yönetime dört
yeni atama
FOUR NEW ASSIGNMENTS
TO SUPERIOR
ADMINISTRATION
FROM TAV
TAV Havalimanları, Türkiye’nin en
saygın ekonomi yayınlarından Capital
tarafından düzenlenen en büyük 500
şirket araştırması için düzenlenen
gecede iki ödül aldı.
Conrad Hotel’de düzenlenen ve
Türkiye’nin önde gelen iş insanları ve
ekonomi gazetecilerini buluşturan gec-
eye TAV Havalimanları adına İK Direk-
törü Yiğit Oğuz Duman, Mali İşler
Direktörü Deniz Aydın, Finans Direktörü
Burcu Geriş ve Kurumsal İletişim Direk-
törü Bengi Vargül katıldı. 2011’de
Türkiye’de en fazla istihdam sağlayan
ikinci şirket olan TAV’a verilen ödülü İK
Direktörü Duman aldı. Kârını en fazla
artıran üçüncü şirket için verilen ödül
de Finans Direktörü Geriş’e takdim
edildi. Gecede ENKA Onursal Başkanı
Şarık Tara’ya onur ödülü verildi. TAV
Havalimanları, Capital 500 araştır-
masında 53. Sırada yer almıştı.
TAV Airports has got two awards at the
night, organized for the biggest 500
companies research, by Capital which
is one of the most respected economy
publications in Turkey.
Te organization got the well-known
businessmen and economy journalists
together, and TAV Airports was
represented by Human Recources
Director Yiğit Oğuz Duman, Financial
Affairs Director Deniz Aydın, Finance
Director Burcu Geriş and Institutional
Communication Director Bengi Vargül.
Human Resources Director Duman
received the award which was given to
TAV for being the second company
which provided the most employment.
Te award that was given to the third
company which realized the most
increase in profit was presented to
Finance Director Geriş. At the night,
honorary reward was presented to
Şarık Tara, the honorary president of
ENKA. TAV Airports was in the 53rd
row in the Capital Top 500 research.
28
news
haber
Burcu Geriş
Mehmet Erdoğan Burcu Geriş Bengü Vargül Nursel İlgen
29
news
haber
İşadamı Ali Sabancı’nın sahibi
olduğu Pegasus Havayolları’nın
sipariş ettiği ’Zeynep’ isimli yeni
uçağı filoya katıldı. Pegasus
Havayolları 3,2 milyar dolar
yatırımla 2015 yılı sonuna kadar
filosuna dahil edeceği 40 adet yeni
nesil Boeing 737-800 tipi uçağına
kampanyalı çekilişlerle 0-10 yaş
arasındaki kız çocuklarının isimlerini
veriyor. Şirket yönetimi, şu ana
kadar teslim aldığı 19 uçağına;
Hayırlı, Hanım, Gülce, Ece, Selin,
Merve, Dilara, Işık, Duru, Sude Naz,
Damla, Mina, Nisa, Derin, Nisa Nur,
İrem Naz, Şebnem, Berra ve Zeynep
isimlerini verdi. Sabiha Gökçen
Havalimanı’nı merkez olarak
kullanan Pegasus, yurt içinde 24,
yurtdışında 38 nokta olmak üzere
26 ülkede 62 noktaya uçuyor.
Te new airplane, named “Zeynep”,
which was ordered by Pegasus Airlines,
whose owner is the businessman Ali
Sabancı, has joined the fleet.
Pegasusu Airlines is naming the 40 new
generation Boeing 737-800 airplanes,
which will join the fleet with an
investment of 3.2billion dollars till the
end of the year 2015, the names of the
girls between the ages of 0-10 with
campaign draws. Te company
administration has named the nineteen
airplanes, which it has taken the
delivery of up to now; Hayırlı,
Hanım,Gülce, Ece, Selin, Merve, Dilara,
Işık, Duru, Sude Naz, Damla, Mina, Nisa ,
Derin, Nisa Nur, İrem Naz, Şebnem,
Berna and Zeynep.
Pegasus, whose headquarters is at
Sabiha Gökçen Airport, flies to 62 points
in 26 countries; 24 points in Turkey and
38 points abroad.
PEGASUS'UN
YENİ UÇAĞINA
ZEYNEP ADI
VERİLDİ
THE NEW AIRPLANE
OF PEGASUS IS
NAMED “ZEYNEP”
BOĞAZİÇİ’NDE KLASİK MÜZİK AKŞAMLARI
CLASSICAL MUSIC NIGHTS AT BOSPHORUS
30
music
müzik
Eğer yolunuz düşerde, Çarşamba akşamları Boğaziçi
Üniversitesi’nin dillere destan kampusuna uğrarsanız etrafı
başka türlü bir atmosferin sardığını fark etmemenize imkân yok.
Boğaziçi Üniversitesi artık gelenek haline getirdiği Çarşamba
konserlerinde her hafta klasik müzik dünyasının büyük
sanatçılarını ağırlıyor. Etkinlik bu sene 16. yılını kutlarken artık
pek çok müzikseverin uğrak yeri haline gelmiş durumda ve bu
konserlere ev sahipliği yapan mekan da Boğaziçi
Üniversite’sinin meşhur Albert Long Hall’ü yani nam-ı diğer
saatli bina!
150 Yıl Öncesinden Kalma Bir Atmosfer
Klasik müzik konser dizisine de adını veren Albert Long Hall
okulun ilk kurulduğu ve isminin Robert College olduğu yıllardan
kalma enfes bir bina. Bu bina ilk yıllarda şapel olarak kullanılmış
ve daha sonrasında da pek çok ders ve konferans hep burada
verilmiş. Salona adımınızı atar atmaz kendinizi Boston’da bir
kilisede gibi hissediyorsunuz; zira salonun mimari çizgisi,
sahnedeki koro bölümü, niş benzeri pencereleri ve ilk bakışta
sizi çarpan yüz küsur yıllık devasa orguyla Boston’daki
muadillerinden farksız. Bu Org bir hayırseverin
yardımıyla yüz seneyi aşkın bir süre önce bu salona
If you happen to pass the beatiful campus of Boğaziçi
University on Wednesday evenings, you will notice the
different atmosphere that spreads over the place. Boğaziçi
University is hosting great musicians on Wednesdays every
week traditionally. As the activity is celebrating its 16th year,
it has been the place visited most frequently by many music
lovers, and the place that hosts the concerts is the famous
building of the university, Albert Long Hall which is known as
the building fitted with a clock!
An Atmosphere Left From 150 Years Ago
Albert Long Hall, after which the concerts are named, is a
delightful building that remained from the years when the
school was founded and its name was Robert College. Tis
building was used as a chapel in the first years, and
afterwards many lectures and conferences were given in the
building. You feel as though you were in a church, in Boston,
because its architectural style, its chorus section on the
stage, its nish like Windows and its enormous organ, which
surprises you at the first sight, are not any different from its
equivalents in Boston. Tis organ was placed in this hall more
SAMET BUDAK
budaksamet@gmail.com
31
than one hundred years ago and it is a masterpiece in Istanbul.
It was forgotten after the bright years in the first period and it
was never played afterwards. Te story of re-existence of the
organ and the story of the beginning of the concert series are
parallel to each other beause the organ was repaired and
reunited with its old tones 16 years ago during the
comprehensive restoration of the building. Te formation of a
superb display of classical music along with the organ concerts
was accomplished with a valuable contribution.
Dedication and A Tradition
Te person who made this contribution is the musicologist
and the biographer Evin lyasoğlu. İlyasoğlu both created this
concert series that has become a tradition and continued this
concert series as one of the most important music
organizations in Istanbul. İlyasoğlu realized all these with great
dedication and self sacrifice. Te first concert of Albert Hall
Classical Music Activities, which started in 1996, was given by
master pianist Idil Biret and the historical Albert Hall of Boğaziçi
have hosted our valuable musicians and the world stars. Who
hadn’t passed from this stage: living piano legends Martha
Argerich and Alfred Bredel, our valuable artists Fazıl Say and
Ayla Erduran. Tus, whereas the number of audience was small
at first, today all the concerts are being given to the completely
full hall. In the past, the artists would accept to give concerts at
the end of great insistences and efforts; but today, many artists
from different parts of the world are applying at the university
to give concerts.With the efforts of Evin Ilyasoğlu, music lovers
from every part of Istanbul, the students of Boğaziçi University
and even those coming from Izmir, Ankara and abroad leave
themselves to the splendid tones and become a part of this
splendid tradition. While classical music admirers are living
unforgettable moments, the students, who have never listened
to classical music in their lives, get acquainted with this
different world and become music lovers.
A Gift at Bosphorus
Albert Long Classical Music Activities is going to celebrate
its 16th anniversary and Boğaziçi University is going to
celebrate its 150th anniversary starting from January 1st,2013.
Te unity of these two events make Wednesday nights more
meaningful and of course attract the music lovers. Music lover
natives of Istanbul will rush to these concerts to listen to the
musicians coming from all parts of the world. Perhaps you
would like to give yourself and the people you love a gift at
Boğaziçi (Bosphorus).
yerleştirilmiş, İstanbul’da eşi bulunamayacak bir başyapıt. Ancak
ilk dönemindeki parlak yıllarından sonra unutulmuş ve hiç
çalınmaz olmuş. Orgun yaşama dönüş hikâyesi ile konser
dizisinin başlangıç hikâyesi birbirine paralel zira bina bundan 16
yıl önce kapsamlı bir restorasyondan geçerken org da yeniden
tamir edilip eski tınılarına yeniden kavuşmuş ancak burada org
konserlerinin yanı sıra tam bir klasik müzik şöleninin oluşması
değerli bir katkı sayesinde mümkün olmuş.
Adanmışlık ve Bir Gelenek
Bu katkıyı sağlayan kişi değerli müzikolog ve biyograf Evin
İlyasoğlu’ndan başkası değil. İlyasoğlu hem bu artık gelenek
haline getirilmiş konser dizisini yaratmış hem de bu güne kadar
sürdürüp İstanbul’un en önemli klasik müzik
organizasyonlarından biri haline getirebilmiş ve bunları büyük bir
adanmışlıkla ve özveriyle gerçekleştirmiş. 1996 yılında başlayan
Albert Long Hall klasik müzik etkinliklerinin ilk konserini usta
piyanist İdil Biret vermiş ve o günden bu güne hem kendi
değerlerimizi hem de dünya yıldızlarını ağırlamış Boğaziçi’nin
tarihi Albert Long Hall’ü. Kimler geçmemiş ki bu sahneden,
yaşayan piyano efsaneleri Martha Argerich ve Alfred Bredel’den
tutun da bizim değerli sanatçılarımız Fazıl say ve Ayla Erduran’a
kadar. Böylece ilk başta konserlere gelen seyirci pek azken bu
gün bütün konserler tamamen dolu salona veriliyor. Eskiden
sanatçılar büyük ısrarlar ve çabalar sonucu konser vermeyi kabul
ederken artık dünyanın dört bir yanından pek çok sanatçı konser
vermek için başvurur olmuş. Evin İlyasoğlu’nun çabasıyla her
Çarşamba İstanbul’un her köşesinden müziksever, Boğaziçi
üniversitesinin öğrencileri ve hatta konserler için İzmir, Ankara ve
yurtdışından gelenler kendilerini muhteşem tınılara bıraktıkları
eşsiz bir geleneğin parçası haline gelmişler. Bu gelenekle klasik
müzik tutkunları unutulmaz dakikalar yaşarken ömründe hiç
klasik müzik dinlememiş öğrenciler bu farklı dünya ile tanışıp
birer müzik sever haline geliyor.
Boğaziçi’nde Bir Hediye
Albert Long Hall Klasik Müzik Etkinlikleri bu yıl 16. yılını
kutluyor ve 1 Ocak 2013 tarihinden itibaren Boğaziçi Üniversitesi
de 150. yılını kutlayacak! Bu iki olayın birleşmesi Çarşamba
akşamlarını daha anlamlı kılıyor ve müzikseverleri de kendine
çekiyor tabii ki. İstanbullu müzikseverler dünyanın dört bir
yanından gelen müzisyenleri dinlemek için bu harika konserlere
koşuyor. Belki siz de kendinize ve sevdiklerinize Boğaziçi’nde bir
hediye vermek istersiniz.
32
news
haber
Sabancı Üniversitesi MBA Kulübü evsahipliğinde, 11
Aralık 2012 Salı günü, Esas Holding CEO’su Çağatay
Özdoğru’nun katılımıyla bir söyleşi düzenlendi.
Özdoğru, “Profesyonel Yaşam ve Girişimcilik” başlıklı
bir konuşma yaptı.
Konuşmasına kendi çalışma hayatından ve
deneyimlerinden bahsederek başlayan Çağatay
Özdoğru, Türkiye’de üst yönetimi, kriz
yöneterek işi büyütme sanatı olarak
tanımladı.
Konuşmasında son yirmi yılda
dünya ekonomisinde gerçekleşen
önemli değişiklikleri ve bunların iş
dünyasına yansımalarını anlatan
Özdoğru, globalleşme,
telekomünikasyonda büyüme ve
konjonktürdeki değişiklik nedeniyle artık
rekabetin de değiştiğini ifade etti. Yeni yapıda, dünya
şirketleriyle, kayıt dışıyla, kısa vadeli düşünen insanlar
ve nakit akışı ile yönetilen şirketlerle rekabet etmek
zorunda olunduğunun altını çizdi. Özdoğru bu
nedenlerle farklılaşmak gerektiğini söyledi.
Bugün üzerinde konuşulan “girişimcilik” kavramının
kendi işini kurmak üzere olduğunu söyleyen Özdoğru
konuşmasında şirket içi girişimcilerin önemine vurgu
yaptı. Kârlı organik büyümenin zorluğuna dikkat çeken
Çağatay Özdoğru, yeni iş modellerinin yaratılması
gerekliliğine ve bunun için de “iç girişimci” olarak
tanımlanan insanlara gerek olduğunu vurguladı.
Girişimci çalışanların her zaman üst yönetimin
ilgisini çektiğine değinen Özdoğru, girişimci
düşünüldüğü sürece her zaman en üst seviyeye
çıkma imkânı olduğunun da altını çizdi. Çağatay
Özdoğru girişimciliği şöyle tanımladı: Hesaplı risk
alabilme cesareti, karar alabilme cesareti, kendinden
daha iyilerden ekip kurabilme cesareti, farklılaştırma.
A conversation in the host of MBA Club of Sabancı University on
December 11th, 2012 with the participation of Esas Holding CEO,
Çağatay Özdoğru. Özdoğru made a speech entitled “Professional
Life and Entrepreneurship”.
Çağatay Özdoğru started his speech mentioning his working life and his
experiences. He defined superior administration as enlargening business by
controlling crisis.
Özdoğru who told about the important changes in the world economy in the last
20 years and their reflections on the business life , expressed that rivalry has
changed due to globalization, growth in telecommunication and change in business
cycles. He underlined that it was necessary to compete with world companies, the
unrecorded, people who think short term and companies that are managed with
cash flow.
Özüdoğru, who told that the mentioned “entrepreneurship” concept was about to
establish its own business, emphasized the importance of the entrepreneurs inside
the company.
Çağatay Özdoğru, who attracted the attention to the difficulty of profitable organic
growth, emphasized the necessity of creating new models of business and people
who are defined as “interior entrepreneur”.
Özdoğru, who referred to the fact that entrepreneur employees always attracted
the attention of the superior administration, underlined that it was always possible
for an employee to reach the top position as long as he thought as an enterpreneur.
Çağatay Özdoğru defined entrepreneurship as: courage to assemble a team of people
better than himself, differentiation.
MBA Club of Sabancı
University welcomed
Cagatay Ozdogru who is
CEO of Esas Holding
Sabancı Üniversitesi MBA Kulüp
Esas Holding CEO’su Çağatay Özdoğru’yu ağırladı
Acar
Group
Luuds ile
büyüyecek!
1980 yılından bugüne basım,
promosyon ve kırtasiye sektörler-
ine tecrübesi, vizyonu ve
yaratıcılığıyla yeni soluklar katan
Acar Group, saraciye sektöründe
yeni markası ile bir boşluğu
dolduracak. Luuds, iş dünyasında
sıkça aranılan ve ihtiyaç duyulan
aksesuarları bir araya getiriyor.
Acar; Özgün, şık ve modern
tasarımı ile bolca seyahat eden iş
adamları ve iş kadınlarına yönelik
oluşturduğu yeni markası olan
Luuds ile, çanta, cüzdan, tablet
ve akıllı telefon kılıfları, seyahat
cüzdanları ve bir çok yeni ürün
grubuyla hedef kitlesine uygun, 1.
Sınıf malzemelerden oluşan bir
portföy sunuyor.
2013 yılının ilk aylarında lansmanı
yapılacak Luuds markasını mer-
akla bekliyoruz…
Acar Group
raises with
Luuds!
Since1980, Acar Group
operates printing, pro-
motional and sta-
tionery sector with his
experience,vision and
creativity. Acar Group
adds new breath, a
brand new leather
goods collection to fill
the gap. Luuds, fre-
quently sought after in
the business world and
brings together the
needed accessories.
Designish, modern and
unique products of
handbags, wallets,
tablet and smart phone
cases,travel wallets and
a lot of new items ap-
propriate to the target
group, offers first class
material and quality.
company
şirket
34
style
ÇANTA
BAGS
AYAKKABI
TRİKO
SHOES
35
36
style
stil
Bu sezon çanta seçerken renk ve
doku seçimindeyse dilediginiz kadar
özgür olabilirsiniz. Eskiden oldugu
gibi ayakkabilarla ayni renk çanta
kullanmak gerekmiyor. Hatta çantaniz
kiyafetlerinizle ne kadar uyumsuzsa
modaya o kadar yakin duruyorsunuz
demektir.
ERKEKLER DE
ÇANTA SEVER!
ARTIK ERKEKLER DE ÇANTA
K6LLANI:0R #A76L TÜ1Ü
7E 104TA$I .0DELLERÜ:4E
EN Ç0K TER$Ü) EDÜLEN
.0DELLER
¨ XX
¨ XX
¨ XX
1arJs )JlUPn
#arCJe CeCeL
IallerJZle Ier [aNan
dJLLaU meLJZPr
.JnJL manUasÍ Jse
renHJZle LÍZaGeUJnJ
UaNaNlÍZPr
Bu sezon çanta seçerken renk ve
demektir.
nn a
e
nJ
¨ XX
¨ XX ¨ XX
37
Tak çantanı koluna...
Çantalar yeni sezonda da sınır tanımıyor! Her renk ve model
çantaya ulaşmanın rahat olduğu bir sezon bizi bekliyor...
Irina Shayk,
senenin modasını
takip edenlerden...
Uyumsuzluğun uyumıundan
faydalanıp renkli Pantolonu
ile şık bir çantayı
kombinlemiş.
ğ
¨ ¨
¨
¨
desenli bir
pantolon ve ayakkabı
tercih ediyorsanız,
çantanız da livia
palermo’nunki gibi
düz ve sade
olmalı!
1.Bu sezon çantalar sert hatlariyla
dikkat çekiyor.
2. Kalin topuklu ayakkabilar tekrar
aramizda. Hem çok rahat hem
çok çiklar.
3. Rugan kirmizi bir ayakkabinin
girdigi ortamda fark edilememe
ihtimali yok. unutmayin bu sezon
sivri burunlar yeniden çok moda!
4. Çiçekli fularlar sade bir
kiyafetin hareket kazanmasini
sagliyor. Gardirobunuzda mutlaka
olmali!
5. Klasikten hoçlanmayan, farkli
olmayi seven kadinlar genellikle
büyük tokali ve apartman topuklu
modelleri tercih ediyor.
4PGJB7FSHBSB
EFTFOMJFMCJTFTJOJO
BMUÍOBHJZEJÙJ
LÍSNÍ[ÍSVHBO
BZBLLBCÍMBSÍZMBHz[
LBNBÛUÍSÍZPS
1
d
2
a
ç
3
g
ih
s
4
k
sa
o
5
o
b
m
1
2
3
4
5
2
33
¨ XX
¨ XX
¨ XX
¨ XX
¨ XX
38
.×UP×]×ROVXQ
|||||¯|||| |IJ|, Ju|u:u, º|||:| |I||||J||! G||J|¸| |º| u||I|JI |I|| ºJ|||º]|
|I¸I||| '|u||u|u| |º|¸|.
6. Siyah ve kirmizinin
birbirine uyumu
tartiçilmaz. Kirmizi
rugan detyalariyla
bu bootie bunu
kanitliyor!
7. Yüksek topuk
her zaman zarif
görünmeye yardimci
oluyor. Sik siyah
bir elbiseyi bu
apartman topuk
bootilerle daha da
çiklaçtirabilirsiniz.
û||I Vu|
lºº:º '|º| ]º|Jº 1º
|º| ¯I|I| |||||¯|
J|]u|... û|¯ I||||JI
|||º| º|||:º|º||||
|||||¯| |u||I|JI
:ºç|]u|...
6
7
¨ XX
¨ XX
39
40
Hirka, bir erkegin gardirobunun
olmazsa olmazi. Beyaz bisiklet
yaka bir tiçörtle kullanabilirsiniz.
v yaka trikolarin kullanimi her
zaman kolaydir. lçine gömlek
giymeniz onu çiklaçtirmaya yeter.
Bogazli kazaklarsa daha spor
bir tarz yaratmaniza yardimci olur.
lçte erkeklerin en çok tercih
ettigi model. Yakali trikolar hem
hafta sonu hem de içe giderken
hayat kurtarir!
Fazla renkten hoçlanmayan,
desenin fazlasi bana göre degil
diyenler çogu zaman tercihini
baklava desenlerden yana
kullaniyor.

5PN$SVJTFUBS[
PMBSBLIFQEBIB
TQPSPMNBZÍ
UFSDJIFUUJ
&MWJT
EFOJMEJÙJOEF
EVSNBLHFSFL
5BS[ÍJMFGBSLZBSBUBO
OMÛBSLÍDÍOÍOUFSDJIJ
HFOFMMJLMFCPÙB[MÍ
USJLPMBSEBO
ZBOBZEÍ
41
7ULNR÷GRNXQGXúXQGD÷
0||I|ºI ]||J||, |I||¯|I|||, :pu|||| 1º :||| :I|||| º||º||º||| |º|º||| |ºp ||||u |I¯I||I|
u|Ju! Sº¯u| |uJI:| ¸|| 1º :|]I|:I u||I||| º|||:||| |||]º |I|||]u|...
Geçmiçe dönme zamani. Minik
çal desenli kazaklar 70'lerin
ruhunu taçiyor.
ve çizgiler... v yaka enine
çizgili bir triko jeanlerle
kombinlendiginde her erkege hava
katiyor. Ama küçük bir uyari kilo
probleminiz varsa tercihinizi daha
kalin çizgililerden yana kullanin!

E|:I|º
u]u|ºu CI|]
G|I||, :||||]|º Jº
|ºp |u|u¸u|I|
|:|||º|Jº|
u|Ju!
ERP/On, 100 bin KOBİ’yi
2023 Türkiye’sine taşıyacak
ERP/On Will Carry 100 thousand KOBIs(Small and
Medium Sized Companies) to Turkey of 2023
ERP/On’un bu yılın 3.çeyreğinde piyasaya sunulmasına
rağmen kısa sürede 100 kullanıcıya ulaştığını ifade eden
Ekstra Yazılım Yönetim Kurulu Üyesi Volkan Şahin, şunları
söyledi: “Kobi’lerin iş süreçlerini yönetmek için
ihtiyaçlarını tek elden karşılamaları,erp maliyetine katlan-
madan erp deneyimine sahip olmaları için ERP/On
çözüm ailesini piyasaya sunduk.ERP/On’un içeriği ve
kapsamı ile pazarda rakibi bulunmuyor.Paket programlar
içinde en kapsamlı çözüm olması, hazır sistem ve veri
yapıları ilekolayca canlı kullanıma geçilmesi,şirketle
büyüyen yapısı sayesinde mevcut yatırımı çöpe at-
madanstratejik ortağımız Uyumsoft ile proje tabanlı erp
sürecine geçilmesi gibi birçok avantajı buluyor. İş ortak-
larımızın, sektör deneyimli erp danışmanlarından oluş-
ması ise ERP/On’u sektörde farklı kılan diğer bir
özelliğidir” diye konuştu.
Volkan Şahin, member of executive committe of Extra Soft-
ware, expressed that ERP/On, that had been presented to the
market in the 3rd quarter of this year, reached 100 users in
such a short time, and he added: “We have presented ERP/On
solution family to the market to enable the KOBIs to supply
their needs from one source to administrate their working
processes and to have Erp experience without tolerating Erp
cost. Te content and the extent of Erp/On have no rivals in the
market. It has the following advantages: it is the most extensive
solution among the package programs, it can easily be used
alive for it has ready system and data structures, it makes it
possible for the firm to go through a Project based Erp process
with our associate partner Uyumsoft due to its structure which
enlargens with the firm, and the firm can do this without
throwing the present investment to the waste. Our partners,
who are Erp consultants experienced in the sector, is another
property of Erp/On that differiantes it.”
Erp maliyetine katlanmadan, Erp deneyimi sunuyor
KOBİ’lere özel, Türkiye’nin ilk standart-
laştırılmış erp çözüm ailesi olan ERP/On,
plastikten talaşlı imalata, elektronikten
otomotive, alım-satım yapan işletmeler-
den makineye kadar Türkiye’nin birçok
lokomotif sektörünü kapsıyor.
Kurumsal Kaynak Planlama (ERP)
pazarında 16 yıldır bilgi birikimi ve
tecrübeye sahip olan Uyumsoft’un,
stratejik ortağı olan Ekstra Yazılım fir-
ması, Türkiye’nin 2023 hedefleri
çerçevesinde100 bin Kobi’ye, lisans
maliyeti düşürülmüş ürünler sunarak iş
süreçlerini izleme yönetme imkanı
sunuyor.
Küçük ölçekli işletmelerin büyüdükçe
yazılım ihtiyaçları ve beklentilerinin
değiştiğini anlatanEkstra Yazılım Yönetim
Kurulu Üyesi Ramazan Öztemur, bu
süreçte proje tabanlı erp maliyetine kat-
lanamayacak firmalara, ERP/On ürün
ailesi ile standart yazılım çözümleri sun-
duklarını açıkladı.
İşini sürekli büyüten Kobi’lerebilgi
teknolojileri altyapısıkurduklarını kayde-
den Ramazan Öztemur, “‘ERP/On
çözüm ailesi, sipariş üzerinde ön maliyet
simülasyonlarındanbaşlayarak, üretim
safhasının detaylı takibinden fason ve
mamul sevkiyatına kadar tüm süreçleri
kapsıyor. Bununla birlikte, müşteri ilişki-
leri yönetimi, B2B – B2C, ithalat- ihracat
gibi süreçlerin yanında, işletme süreçler-
ine yönetişim araçları sağlıyor” dedi.
ERP/On special to KOBIs, which is the
first standardized erp solution family of
Turkey, includes many leading sectors of
Turkey ranging from plastics to metal fil-
ings manufactures, from electronics to
automotive and from trading business
enterprises to machinery.
Extra Software Firm, associate partner of
Uyumsoft which has knowledge accu-
mulation and experience in Institutional
Source Planning (ERP) market for six-
teen years, is presenting the chance of
observing and administrating work
processes to 100 thousand KOBIs by pro-
viding products of decreased licence
costs. Ramazan Öztemur, member of the
executive committee of Extra Software,
told that software needs and expecta-
tions of small scale enterprises increased
as they enlargened, and he explained
that in this process , with ERP/On prod-
uct family they presented standard soft-
ware solutions to the firms which can not
tolerate the cost of Project based erp. He
told that they installed knowledge tech-
nology substructure in KOBIs which en-
largen their business. Ramazan Öztemur
also stated that ERP/On solution family
included all the processes consisting of
initiative costs simulations, detailed ob-
servation of producing phase, and
façonne and product delivery. It provided
administration means for managing
processes as well as for the processes
such as management of client relations,
B2B-B2C, import-export.
42
company
şirket
It Presents Erp Experience Without Tolerating Erp Cost
44
news
haber
Pegasus Hava Yolları, Airbus'a 12 milyar USD değerinde verdiği
A320neo ve A321neo'dan oluşan 100 uçaklık siparişi ile bir rekora
imza atarak, Türk Sivil Havacılık tarihinin en büyük uçak siparişini
verdi. 1 Kasım 2005 tarihinde başladığı tarifeli uçuşlarla "geleceğin
filosunu" kurmak üzere harekete geçen Pegasus Hava Yolları'nın 2023
vizyonu çerçevesinde filosuna katacağı yeni uçakların siparişi;
Pegasus'un Aeropark'taki Yeni Yönetim Merkezi'nde düzenlenen bir
imza töreni ile kamuoyuna duyuruldu.
Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı
Binali Yıldırım'ın katılımı ve Pegasus Hava Yolları Yönetim Kurulu
Başkanı Ali Sabancı ve Pegasus Hava Yolları Genel Müdürü Sertaç
Haybat ev sahipliğinde gerçekleştirilen imza törenine; Airbus Avrupa
ve Asya Kıdemli Başkan Yardımcısı Christopher Buckley, ulaştırma,
sivil havacılık ve iş dünyasının temsilcileri katıldı.
Törenin açılış konuşmasını Pegasus Hava Yolları Yönetim Kurulu
Başkanı Ali Sabancı ve Pegasus Hava Yolları Genel Müdürü Sertaç
Pegasus Airlines has signed a record by giving an order of 100
airplanes to Airbus. Te order for 100 airplanes consists of A320 neo
and A321 neo airplanes and is worth of 12 billion USD Dollars.
Pegasus Airlines which has begun to found “the fleet of the
future” by the scheduled flights it had started on November 1st,
2005, has announced to the public opinion the order of new
airplanes in the frame of its 2023 vision.
Airbus Europe and Asia Seniority Vice President Christopher
Buckley, and the representatives of transportation, civil aviation and
business life participated in the ceremony that was realized in the
host of Ali Sabancı, Pegasus Airlines Executive Committee
President, and Sertaç Haybat, General Manager of Pegasus with the
participation of Binali Yıldırım, the Minister of Transportation, Navy
and Communication at the new administration center of Pegasus in
Aeropark.
Ali Sabancı and Sertaç Haybat made the opening speech of the
ceremony together. Sabancı and Haybat, who said that they were
The Biggest Airplane Order of the Civil Aviation History
Sivil Havacılık
tarihinin en
büyük uçak
siparişi
ALİ SABANCI
BİNALİ YILDIRIM
45
proud to add a new one to the firsts they had signed in order to
introduce the easy way of flying to Turkey as Pegasus, and they
continued in agreement:”We knew that this road was a long one when
we founded Pegasus on November 1st,2005. Beginning from the first
day, we introduced renewals to the civil aviation sector in our country;
we grew, we were renewed, we changed, we caused to change…we
didn’t stop, and we continue to progress saying “this is not enough”.”
Ali Sabancı, Pegasus Airlines Executive Committee President
“We are giving the biggest order of Te Turkish Civil Aviation
History. When we first started our flights, we had signed the biggest
order of Turkish private aviation history. Now, considering the coming
ten years, we see that the most important value of an airline is its plane
fleet after the human resources, and acting from this reality we, today,
say “this is not enough” and we are signing a historical plane order to
enlargen our fleet. Tis time, we are giving the biggest order of not only
the private sector but also Turkish Civil Aviation History, and we are
signing our plane order agreement consisting of 100 A320neo and
A321neo planes worth of 12 billion dollars with Airbus, the leading plane
manufacturer of the world. We take great responsibility in the
development of Turkish Civil Aviation with this investment, this order
of 100 airplanes, we have made as Pegasus.”
Christopher Buchley, Airbus General Manager assistant said;
”Turkey is becoming the most dynamic commercial aviation market in
Europe very fast and Pegasus takes its place among the important
players of this transformation. We are very proud to have Pegasus as a
new client of Airbus with such a big order and wish they would sign
new successes with A320 neo fleets. We hope our partnership lasts for
many years.”
Haybat birlikte gerçekleştirdi. Pegasus olarak Türkiye'yi uçmanın
kolay yolu ile tanıştırmak amacı ile imza attıkları ilklere bir yenisini
daha eklemekten gurur duyduklarını belirten Sabancı ve Haybat,
ağız birliği içerisinde şunları söyledi: "Pegasus olarak yola çıktığımız
1 Kasım 2005 tarihinde bu yolun uzun bir yol olduğunu biliyorduk.
İlk günden itibaren ülkemiz sivil havacılık sektörünü yeniliklerle
tanıştırdık; büyüdük, yenilendik, değiştik, değiştirdik... Yine
durmuyoruz ve bir kez daha ‘Bu da yetmez!’ diyerek ilerlemeye
devam ediyoruz."
Ali Sabancı: "Türk Sivil Havacılık Tarihi'nin en
büyük uçak siparişini veriyoruz."
Pegasus Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı ise
konuşmasında; "İlk uçuşa başladığımızda o zaman için Türk özel
sivil havacılık tarihinin en büyük siparişine imza atmıştık. Şimdi,
gelecek 10 yıla baktığımızda bir havayolunun insan kaynakları
dışındaki en önemli değerinin uçak filosu olduğu gerçeğinden
hareketle bir kez daha kendimize 'bu da yetmez' diyerek filomuzu
genişletmek üzere bugün tarihi bir uçak siparişine imza atıyoruz.
Bu sefer, sadece özel sektörün değil, Türk Sivil Havacılık Tarihi'nin
en büyük siparişini veriyor ve dünyanın önde gelen uçak üreticisi
Airbus ile 12 milyar dolar değerinde toplam 100 adetlik A320neo ve
A321neo uçak siparişi anlaşmamızı büyük bir coşku ile imzalıyoruz.
Pegasus olarak yaptığımız bu yatırım, verdiğimiz bu 100 uçak
siparişi ile Türk sivil havacılığının gelişmesinde elimizi taşın altına
koyuyoruz." ifadesini kullandı.
Airbus Genel Müdür Yardımcısı Christopher Buckley ise
konuşmasında; "Türkiye hızla Avrupa'nın en dinamik ticari havacılık
pazarı haline geliyor ve Pegasus da bu dönüşümün önemli
oyuncuları arasında yer alıyor. Pegasus Hava Yolları'nın böyle büyük
bir sipariş ile Airbus'ın yeni müşterisi olmasından büyük gurur
duyuyoruz ve A320neo filoları ile yeni başarılara imza atmalarını
diliyoruz. Ortaklığımızın uzun yıllar sürmesini umuyoruz" dedi.
46
city
şehir
İstanbul’un en önemli bir meydanını, onu biçimlendiren bir anıtlar toplu-
luğunu, İstanbul’un İstanbul olalı var olan bir yerini konu ediniyoruz.
Tarihin ilkçağlarında, bu kentin sınırları ilk çizildiğinde, imparatorlar bu-
rada toplanmış halkın arasından salına salına geçerek giderlermiş büyük
savaşlara. Sultanlar cumaları büyük törenlerle buraya gelirlermiş dinsel
görevlerini yapmak için. Burası hep şereflenirmiş büyükler, ulular tarafından
sık sık. Diğer günlerde de iş tutanlar, alışveriş yapmak isteyenler doldurur-
muş dört bir yanını. Zaman zaman dışarıdaki, meydandaki uğultular anıtın
içinde bile duyulurmuş. Yüzlerce yıl böyle sürmüş. Kendisinin sürekli biçim
değiştirmesinden başı dönse de büyük halk yığınları bırakmamış burasını,
çevresinde oluşan anıtları. Eğer zamansız toplanmalar, bağrışmalar duyu-
lursa, herkes bir kulak verir düşünürmüş o günlerde olup biteceklere.
Çünkü o gürültülerin, o toplanmaların ardından büyük olaylar, büyük
değişiklikler gelirmiş. Ardından da çevredeki kahvelerde kulak verenlerin,
düşüncelerinin yorumları başlarmış günlerce sürecek…
Değişiklikleri haber veren, değişiklikleri sürekli izleyen bir yerden ve
anıttan söz edeceğiz. İşe anıtın temelinin atıldığı günlerdeki bir öyküyle
gireceğiz.
Now, we are subject to an important square of Istanbul which is a group
of monuments that formed the city where it exists since Istanbul has
been founded.
When the boundary of the city has been set at the first ages of the
history, the emperors have gone to the great wars by ceremonial walk
through gathered people there. Sultans has come there for religious
duties with great ceremonies. Here was always honored by seniors and
nobles. On the other days, the ones who perform business, who would
like to shopping, has been filled every where. Sometimes the buzzings
at the square , has been heard into the monument. Tat lasted for hun-
dred of years. However the changing onto it made the people felt dizzy,
they hasn’t been left this square and the monuments that arounded it.
Whenever the untimely meetings or hue and cry heard, everyone has
listened and thought about the events would be happened. Tat’s why,
great events and changings after those meetings and ruckus. And
after this the comments of their ideas the ones who has listened it
around the kahves that would be lasted for days...
We are talking about a place and a monument which are informes
İSTANBUL YAZILARI İSTANBUL ARTICLES
Prof. Dr.
Metin Sözen
BAYAZIT MEYDANI VE ANITLAR
BAYAZIT SQUARE AND THE MONUMENTS
47
and watches the changings. Here is a story
belongs to the days of the beginning of the
foundation of the monument.
Once upon a time, one day Sultan 2.
Bayazıt who has thought to crown this
square has called his architect and has
given orders. Work has begun and one day
Sultan has come to see the works. Te
master architect ask to Sultan:
“His majesty of Padishah, where would
we put the altar? Bayazıt Veli said:’ step on
my this foot’. When the architect stepped
on the foot, he has seen the Kaaba-i
Mukarrama, and prostrated to his feet, then
put the altar on this direction; After the
altar’s foundation has been set, Bayazıt Veli
prayed for two rak’at needless for complet-
ing of the mosque construction. After the
construction has ended, on Friday a great
crowd has gathered and the mosque was
opened. Bayazıt Veli has commanded that
‘If there ise someone who did not neglect
the late afternoon and evening prayers, ac-
cording to the traditions he would be the
imam in this holy hour’. But nobody has
come forth from the huge crowds. Bayazıt
Han said: “Tanks God, we did not left our
traditions in our lifelong whether if war or
peace.” And he has become the imam.”
After the story which told about the prayer of Sultan Bayazıt at the
mosque he has made build up, let’s learn the features of it. And let’s learn
what were the monuments group which has been shaped this square
seen, what was happened on this square. What did time attached to it:
“Building up of this distinguished mosque which laying of the fonda-
tion near to the old palace has started in 1500. Te Construction com-
pleted in 1505. Features of this mosque is very silmiliar to Fatih Mosque,
but this mosque has two minaret properly with each of one sherefe and
they are not attached to the mosque. Tere are two medrese contagious to
the mosque one of them at right and the other one at left for the guests.
Tese two buildings are added to the mosque, by this way the mosque was
extended on both side. Tat’s why the width is greater than length.’’
“It has five doors. Tere are domes which were built on various
columns around the courtyard. At the midst of court there is a pool for
ablution. subsequently, onto the pool a well shaped dome added which
are carried by eight marble column by conquerer of Bagdad, 4th Murat.
Te trees stand like tuba tree (Te tree which belongs to heaven that up-
side is down in Islam theology )reach out their branches to the sky.’’
Tis edifice which have two court that one is inside and the another
one is outside, and its fountain covered by 4th Murat, confronts as a sign of
great advance of Turkish architecture. Same like Bursa and Edirne
Mosques, Old Fatih Mosque has had a new trial, but trials gone one step
ahaed on Beyazıt Mosque. It was seen similiar to Agiasophia by whom
doesn’t know the deep changment on Turkish architecture. Tis is the
conclusion that just by looking to the plans of the builts. And also for less
knowledge about Ottoman Architecture and a result of negligence to learn
Günlerden bir gün, zamanlardan bir
zaman bu meydanı taçlandırmayı düşünen
dönemin sultanı 2.Bayazıt mimarbaşını çağırır,
gerekli emri verir. Gün gelir çalışma başlar,işleri
görmeye giden Sultan’a mimarbaşı:
“Padişahım mihrabı nasıl koyalım, diye sor-
dukta… Bayazıt Veli ‘şu ayağıma bas’ der.
Mimar ayağını padişahın ayağı üstüne
bastıkda karşısına Kabe-i Mükerremeyi görür,
hemen padişahın ayağına kapanarak mihrabı
o istikamette kor; mihrab temeli konulunca
Bayazıt Veli camiinin hayır ile bitmesi için iki
rekat hacet namazı kılar. Caminin yapısı
tamam oldukta bir Cuma günü cemaati kübra
toplanıp açılır. Bayazıt Veli buyururlar ki ‘her
kim ki müddeti ömründe ikindi ve akşam na-
mazlarını sünnetlerini terk etmemiş ise şu
mübarek vakitte o kimse imam olsun.’ Derya
misal cemaat içinden bir ferd çıkmaz. Bayazıt
Han ‘çok şükür örümüzde seferde hazerde
sünnetlerimizi terketmedik’ diyerek kendileri
imam olurlar’’
Sultan 2. Bayazıt’ın yaptırdığı camide ilk
namazı kıldırmasını dillendiren bu öyküden
sonra, yine eskilerden caminin özelliklerini bir
öğrenelim. Bakalım koca meydanı biçim-
lendiren bu yapılar topluluğu neler görmüş,neler geçirmiş. Zaman ona
neler eklemiş:
“Eski saray yakınlarında temeli atılan bu seçme caminin yapılmasına
1500 senesinde başlandı 1505 senesinde bitirildi. Bu caminin vasıfları
hemen Fatih Camisi vasıflarına yakındır ama bunun iki düzgün
minaresinin birer şerefesi vardır ve camiye bitişik değildir. Camiye
bitişik olan sağında ve solunda misafirler için iki medrese vardır. Son-
radan bu iki bina camiye katılmış ve cami iki tarafından da
genişletilmiştir. Bundan dolayı genişliği boyundan uzundur.’’
“Beş kapısı vardır. Dış avlunun dört tarafında çeşitli sütunlar üzerine
kubbeler yapılmıştır. Avlunun tam ortasında cemaatin abdest
tazelemeleri için çok güzel bir havuz üzerine sonradan Bağdat fatihi 4.
Murat tarafından sekiz mermer sütun üzerine güzel biçimli bir kubbe
ilave edilmiştir. Havuzun etrafında göklere baş uzatmış uzun ağaçlar
tüba gibi durmaktadırlar.’’
Bir dış avlusu, bir iç avlusu bulunan ve şadırvanı 4.Murat tarafından
örtülen bu yapı Türk mimarlığında büyük atılımların işaretçisi olarak
karşımıza çıkmaktadır. Bursa ve Edirne gibi Eski Fatih Camisi ile yeni bir
denemeye sahne olmuş, Bayazıt Camisi’nde bir adım daha ileri
gidilmiştir. Türk mimarlığının köklü değişimini bilmeyenler yapıyı hep
Ayasofya’nın bir benzeri olarak görmüşlerdir. Bu yalnız yapıların
planına bakarak verilmiş bir yargıdır. Biraz da Osmanlı mimarlığını
yeterince bilmemekten, yeterince üzerine eğilmemekten kaynaklanan
bir yargı. Bu yapıdan sonra artık mimarlar anıtsal mimarlığın sınırlarını
zorlayacak bir güce erişecekler ve Bayazıt Camisi bu atılımın ilk büyük
basamağı olarak kalacaktır. İşte böyle bir yapının içinin özelliklerini yine
eskilerden dinleyelim:
“İkinci Bayazıt’i Veli Camisi göklere baş uzatmış yuvarlak ve yüksek
bir kubbedir. Kıble tarafında mihrabın ve kıble kapısının üzerinde
yarım kubbeler de büyük kubbeye ilave olunmuştur. Caminin sağında
solunda üzüm rengi somaki direkleri vardır ki, benzerleri belki Mısır’
da Sultan Kalavun Camisi’nde bulunabilir. Bu direkler üzerinde göz
dolduran çemberler asılmış iki kat kandillerle süslenmiş bir camidir.
Caminin sağında Osmanoğulları sultanlarının cuma namazı kılacak-
ları bir yüksek makam kısmı yapılmıştır ki, benzeri yoktur. Sonraları
Sultan İbrahim bu kısmın üç tarafına altın yaldız kaplanmış kafesler
yaptırmıştır ki böylece cennet köşklerine dönmüştür. Mihrab ve mim-
ber ve müezzin mahfili kısımları saf mermerden sade olarak
yapılmıştır. Mihrab üzerindeki Kur’an-ı Kerim ayeti Şeyh Hamdullah
Efendi’nin yazısıdır.’’
İstanbul’da kendi adıyla anılan tepede ve meydanda yer alan 2.
Sultan Bayazıt Camisi yalnız anıtsal cami bölümünden ibaret değildi.
Çeşitli yapıları çevresinde topluyordu. Bu yönden Fatih Camisi ve Kül-
liyesi’nden sonra İstanbul ikinci kez benzer bir yapı topluluğu görüy-
ordu. Mektep, kervansaray, imaret, medrese ve bir çifte hamamla
biçimlendirildiği yapıların merkezinde cami yer alıyordu. Ek yapılar
belirli bir düzen içinde caminin çevresinde toplanmıştı. Amacı bulun-
duğu tepeyi gereğince değerlendirmekti. “Bu gün bu yapılardan neler
kaldığı’’ diye düşünürsek, aklımıza ilk gelen, Bayazıt Genel Kitaplığı
olarak kullanılan yapıdır. Bu eski imaret yapısı 1883 yılında kitaplık
olarak kullanılmaya başlanmıştı. Sonra büyük gaileler atlatmış,
Cumhuriyet döneminde tekrar ele alınarak ömrünü bu işlere vermiş
kitap düşkünü bir kişinin yenilmez çabasıyla bugünlere ulaşmıştır.
Artık dar gelmektedir okuyanlara. Savaş sonrası yapılarına benzeyen
Dişçilik Mektebi’nin kalan bölümlerinin sınırlarına katılmasını bekle-
mektedir.
İlgililer ise ‘’burası bir güzel oto garajı olur’’ diye düşünmektedirler.
Kitaplık sıkışmış, gelecek kuşaklar okumak ister, öğrenmek ister kime
ne! Gürültüden uzak olması gereken bir yerde , garaj düşüncesi par-
lak, gelirli gelmektedir kimilerine. Gerçi artık yapı garaj olmasa da önü
otopark olmuştur, el kadar önü, kalabilmiş çınarların dibi. Dalmayalım
imarete, diğerlerine de bir göz atalım. Bakalım onlar ne türlü bir
yaşamı sürdürüyorlar. Temeli cami bittikten sonra 1506 yılında atılan
about it. After this built, the architectures would reeach a power to enforce
the limit of monumental architect and Bayazıt mosque was the first level of
this leap. Here are the features of this built from the ancient text:
“IInd Bayazıd-ı Veli Mosque is around and high dome that reaches to the
sky. Half domes were added to the grand dome on the south side (Qıbla) over
the altar and qibla door. Tere are porphyry pillars both left and right of the
Mosque which similiar of them were found at Sultan Kalavun Mosque in
Egypt. Tis is a mosque which decorated by double circles with candles. Tere
is a unique higherplace for the sultans of Osmanoğulları. Subsequently , cov-
ered by gliding cages made by Sultan İbrahim become heavenly mansion.
Altar, pulpit, and the muezzin loges are simplemade from marble. Verse of
Qouran-ı Kerim on the altar is Sheyh Hamdullah Efendi’s handwritings.
2. Sultan Bayazıt Mosque was not just monumentaly mosque part which
located on the hill and square which both of them have the same name.
Tere were many edifice were gathered around of it. After Fatih Mosque and
its complex (külliye) this is the similiar second edificies group in İstanbul. Te
mosque was at the center of the complex and school, caravanserai, a soup
kitchen, a madrasa and a double hammam were gathered around the edifice
by shaping it. Additional parts are gathered around the mosque in a certain
order. Te purpose of this style was utilized the hill as possible as. When we
thin that “What was stood left behind these edifices” Bayazıt General Library
is the first one which wi remember. Tis old soup kitchen built has been used
as a library since 1883. Untill today there were many things happenned to it.
On Republican Era, with his invincable efforts, handled by someone who
dedicated his life to these works it’s reached today’s. Now it’s too narrow for
the readers. It’s waiting for addition of Ortodontology School’s builts which
look like after war buildings.
Opiniion of the authorities is thet “It’s a very suitable place for car park.”
Who cares if the library stranded or the next generations wants to
read! It’sa place shold be away from the noises, but someone likes to think of
car park’s incomes. Unfortunately thebulit would not become a car park but
there are cars which parked infront of it. Just a little place under the plane
trees is free. So, don’t stay with the soup-kitchen, let’s see the others . After
the mosque constetution completed, the foundation of the school which
stands at the center of the square was layed in 1506 and it was completed in
1507. Now it’s that library which carries the ancient writngs in itself. Te
rooms and the classroom around a beautiful court it has a spacioussem-
blance. In ancient times, the ones who have fame on science well-known in
everywhere for they were taught in there. If you go ahaednear of this built to
48
ve 1507 yılında tamamlanan medrese meydanın ortasında durmak-
tadır bugun. Şimdi o kitaplıktır, eski yazmaları taşır benliğinde. Güzel
bir avlu etrafındaki odaları ve dershanesiyle ferah bir görünümü
vardır. Eskiden bilim yolunda ün yapmışlar burada ders verirlermiş,
dört bir yanda tanınırmış o yüzden. Eğer bu yapının yanında Ordu
Caddesi’ne çıkar, Aksaray’a yürürseniz bir koca kubbeli yapı çıkar
önünüze. Halk’’Patrona Halil Hamamı’’ diye adlandırır bu yapıyı. Kenti
imar etmek için yıkımı amaç edinenler hep 1730 ayaklanması’nın bu
ünlü hamam dellakını öne sürerek yıkmak için uğraşıp durmuşlardı.
Her halde sultan Bayazıt’ın özellikli çifte hamamına ‘’Patrona Halil bir
zamanlar burada dellaklık etmiş’’ diye böyle bir işlemle karşılaşmak
zor gelmiştir. Geçmişini anlatamamıştır yeni yöneticilere. Bunlara
karşılık Konyalı Aşık Mehmet bakın neler demiş nir zamanlar bu
hamam konusunda. On dokuz kıta tutan bu destanın üç kıtasını
verelim:
Medhiyeyi yazdım ağalar beyler
Bayazıdde kebir hamama mahsus
Girenler içine gönüller eğler
Vaktinde yapılmış hünkara mahsus
Sabah seher vaktı açılır hamam
Soyunur hizmete Çakır Mustafam
Buyurun efendım buyurum ağam
Nezaketde o yadigara mahsus
Sultan Bayazıdın çifte hamamı
Cihanı tutmuştur şöhreti namı
Beyan idem hatmederken kelamı
Yarısı hatuna migara mahsus
Ordu Caddesi’ne bakan bölümü erkeklere, fakülteye bakan
bölümü kadınlara ayrılmış bu çifte hamam gerçi artık yıkılmaktan
kurtuldu ama, özel kişiler elinde deri deposu olmaktan bir süre kurtu-
lamadı. Deri deposunun burada ne işi var diyenleriniz çıkabilir; an-
latalım…gün gelmiş Sultan Bayazıt’ın hamamını bile; devletin
hamamını bile satmışız parayı veren kişilere. Sonra ellerinden geri
alamaz duruma düşmüşüz. İş işten geçmiş böylece. Bir hamamın
başına gelenler bunlar. Ya çevresinde bu yapıların yer aldığı mey-
danın durumu. Bir zamanlar mermerden zafer taklarının altından im-
paratorlar geçermiş, gün gelmiş Sultan Bayazıt üstünü çevresini
donatmış bu yapılarla, İstanbul’un en can alıcı noktası olmuş. Sonra
kurbanlık hayvanlar burada satılır hale gelmiş, kaderi değişmek ol-
unca başka değişiklikler gelmiş ardından. Ramazanlarda Bayazıt
Camisi’nin avlusu her türlü eşyanın satıldığı sergi yeri haline gelince
paşalar beyler; güzel eşyalara, kitaplara düşkünler üşüşmüş, çınarların
dibinde edebiyata sanata düşkünler dinlenip sohbeti koyulaştırmışlar.
Ardından dönem değişmiş, ülkede yenilikler birbirini kovalarken eski
Harbiye ve Maliye nezaretleri binalara,ı üniversitenin fakülte binaları
olmuş, canlanmış koca meydan tekrar birdenbire. Gençler ihtiyarlar
eski çınarın altında birbirlerine karışmış. Meydan fıskiyeli bir havuza
ve yeşilliklere kavuşmuş, değişmeden olur mu denmiş, koca mey-
danın özellikli kahveleri kaldırılmış, meydan indikçe inmiş aşağıya.
Kalmış bir çamur deryasında bir süre. Ardından planlarla programlarla
başlamış yapım, programlardan planlardan cayılmış, kalmış her şey.
Eski eşya satıcıları boy göstermiş, doldurmuş dört bir yanı. Dingin
the ordu street and walk to Aksaray, a great domed built meets you. It’s named
as “Hammam of Patrona Halil” by the people. Tis famous bath attendant of the
1730’s rebellion was the reason of the destroy of this built for them who wants
recostructionn for the City. It must be very difficult for Sultan Bayazıt’s double
Hammam to be encountered such an operation for the reason of “Patrona Halil
was a bath attendand in here” However it wanted to do so, couldn’t tell about it’s
history. In spite of these , let’s see what Konyalı Aşık Mehmet told about this
hammam in ancient days. Tere are three quatrains of nineteen quatrains
below.
I have written down this eulogy
Which belongs to grand hammam in Bayazıt
Linger whoever goes into there
In the place intended to Hünkar
Sabah seher vaktı açılır hamam
My Çakır Mustafa, starts to serving you
Welcome sir, welcome sir
It’s courtesy worthy to remembrance
Double hammam of Sultan Bayazıt
Is known all over the world.
Let me tell while memorize the word
Half of it belongs to the ladies.
Tis double hammam whichi the side of Ordu Street was belong to men and
the side of faculty was belong to women is free from destroying for now but it
couldn’t be released from become a leather store for a long time. If you’d like to
ask me that “For what purpose the leather store was here?”, let me tell you... We
sold the Sultan Bayazıt’s hammam, the state’s hammam to whom gave the
money. After then we become a situation that couldn’t take it back. Tere was
nothing to do. Tat is the things happened onto a hammam. What about of the
square thatenclosed with these builts? Once upon a time, the emperors were
passed away under the marble triumphal arch, one day Sultan Bayazıt bedight
it with these bults, it was become most magnificient point of Istanbul. Ten, the
sacrificial animals were sold in there, and the other changings followed it, for
changement is its destiny. In Ramadans, the court of Bayazit Mosque become
an exhibiton center for every kind of thing, Pashas, gentlemen, were sward to
the square to buy the beautiful things, books; Under the plane tree, the lovers
49
meydan eski plakların, haşarat öldürücü ilaç satanların ses-
leriyle dolmuş. Kitaplıkların önü de otopark olunca kitaplıklarda
çalışanlar başlamış kaçışmaya; “Hediyesi 10 lira!” diye bağırarak
cami avlusunda satış yapanlar, duyuramaz olmuşlar seslerini.
Bütün bunlara karşın, bu meydanın kaderinde yine de
büyük olaylar yaşanmış tarih boyu.geleceğe dönük, yenilikler-
den yana düşünceler burada gür biçimde söylenmiş, duyurul-
muş herkese.
Caminin mihrap duvarındaki arkasında oğlu Yavuz Sultan
Selim’in yaptırdığı türbede yatan Sultan Bayazıt acaba ne
düşünmektedir? Bütün bu bıraktıklarının değişmesini nasıl
karşılamaktadır? Adını verdiği meydanda oluşan, ortaya atılan
yeni düşünceleri anlamamakta direnenleri bir kez olsun
uyarmak istediğinden midir bilinmez. Bayazıt’ın yanı sıra
yapıların mimarı Yakup Şah özenip bezenip oluşturdukların-
dan kimisinin eksilip kimisinin bir süre deri deposu olmasını
nasıl karşılamaktadır? Bugüne kadar adının kitaplarda gizli
kalmasının nedenlerini araştırmış mıdır? Onlar zaman denen
güçlü etkenin bir gün gelip yapılarla beraber kendilerini de un-
utturacağını düşünmüşlerdir. Kendileri kendilerinden önceki-
leri nasıl unutmuşlarsa…
Bütün bunların yanında hattatların babası Şeyh Hamdullah
biraz daha şanslıdır. Adı kitaplar arsında kalmamıştır, yazılmıştır
açıklıkla her neyse. Zaman ona başka türlü işlemiştir, yapının
mimarına işlediğinin tersine…
Meydanlar, inmeler çıkmalar, çınar altında kalabilmiş,
bölümlerde çaylarını kahvelerini içenler, kitaplıklarda okumaya,
gürültüler arasında okuduğunu anlamaya çalışanlar, mimarlar,
hattatlar, sultanlar, eski kitap satıcılar, simitçiler, gidenler-gelen-
ler, toplananlar ve uzun bir zaman süresi. Devamlı eklenen,
devamlı bir şeyleri alıp götüren, sabahın alacakaranlığında
meydanı temizlemeye başlayanlara akşam evine koşanların
araladığı zaman…
of art and literature were meet and conversated. By changing the time, the the
events were changed in the country, the bulits of Economy and War were become
faculty buildings of the University., and thegreat square revived again. Youth and olds
were together under the old plane tree. Addition of A fountain pool and the greens,
replacement of the specific kahves, were made the square wider to the down the
street. It was stood in the mud lake for a while. And then with plans and programs
construction was begun. But the programs and plans were cancelled and everything
left in a chads. Ten, antique rdelers were come forth, diffused to everywhere. Te si-
lence square was filled up the sounds of old records, and insecticide sellers. After the
front of the libraries were become car park, tphey who were studied in the library
were run away from there. “It costs 10 lira” sounds couldn’t here by anyone.
Despite of these, there are grand events inthe destiny of this square during the
history... the ideas for the future and improvement were told loudly and heard by
everyone in this square.
What does Sultan Bayazit who lays down in the tomb that behind the altar wall of
the mosque which made by his son Yavuz Sultan Selim think now? What does his
opinion for the changings all his left behind? How does he confront the destructions
or becoming leather stores some of the builts which of them were his creations and
also handiworks of architect of them Yakup Shah that belongs to the square which
has his name. Who knows that may be it’s a warning from sultan Bayazıt to whom
doesn’t want to understand the new ideas. Does Yakup Shah research why his name
hidden in the depth of the books? Teqy thought that, time the strong factor would
make forgotten them and their works. How they have forgotten the ones before
them...
Sheyh Hamdullah is more lucky along with these. His name has not hidden in the
depth of the books, it has written appearantly. Time work with him in a different way,
against to the architect of the built...
Te squares, downgrades, risings, people drinks tea or coffee under the plane
tree, students trying to read or understand what they read in the libraries, architects,
sultans, sellers of ancient books, simit sellers, whoever comes and the other has
gone, meeting at the square and a long long time that spent. From the beggining
dawn which the ones starts to clean the square to the sunset when the people goes
to home in a quick, the time which continually adds something and continually
sweeps anothers...
50
52
Interview
söyleşi
Mustafa Sarıgül, Türkiye'de
en genç milletvekili olmuş
isimlerin başında geliyor.
Siyasete genç yaşta atılan
Sarıgül, halkın gözünde
samimiyet ve çalışkanlık
abidesi olmuş bir isim. Şişli
Belediyesi'nde yaptığı başarılı
işler sayesinde belediye
başkanı denilince akla gelen
ilk isim ve rol model.
Mustafa Sarigül was the one of the
youngest parliamentarian of
Türkiye. He is an embodiment of
sincerity and diligence for the peo-
ple who plunged in politics at a
young age. For the successful
works in Şişli Municipality, he is the
first remembering name and a role
model.
TÜRKİYE’DE BELEDİYE MARKASI
A trade mark of municipal in Türkiye
MUSTAFA
SARIGÜL
ERDOĞAN ERDOĞDU erdogan@welcomedergi.com
53
Mustafa Sarıgül “Lider olmak istiyorum, diy-
erek lider olunmaz; ama şunu söyleyebilirim,
bu bir sevgi işidir, karşılıklı sevgidir… Lider
halkın içinde olmalıdır” diyor.
Şişli çok ilginç bir ilçe… Bir yanda dünya
markaları, diğer yanda son derece müte-
vazı semtler… İstanbul'un en popüler
ilçelerinden biri olan Şişli'de 3 dönem,
rekor oyla belediye başkanı seçiliyor olmak
önemli bir başarı. Bu başarının bir sırrı ol-
malı!
Üç dönemdir sağladığımız başarının sırrı
aslında bu üç dönemin de öncesine
dayanıyor. Yani siyasete emek verdiğim 35
yıllık zamana. Çok çalışıyoruz ve yalnızca
seçim dönemlerinde değil, seçim bittikten
sonra da aynı hızla çalışmalarımızı sürdürüy-
oruz. Şişli’de yeni bir model oluşturmaya
çalıştık ve bunda da başarılı olduğumuzu
düşünüyorum. Bu model, yerel yönetim-
lerde Şişli modeli olarak adlandırılıyor. Çalış-
mak da tek başına yetmez. “Ben yaptım oldu”
demeyeceksiniz, kararları halkla birlikte ala-
caksızın. Biz belediyeyi makamımızdan
yönetmiyoruz, halkın içindeyiz. Yol yapmak,
”Claiming to be a leader doesn't make you a leader;
but i can say that this is work for love, this is mu-
tual love. A leader should be in community. ”
Şişli is very interesting district. On the one
hand there are world’s leading brands, on the
other hand you can see extremely modest
neighborhoods... It’s a great success to be
elected as mayor with a record vote for 3 times
in Şişli, which its the most popular district of Is-
tanbul. There must be a secret of this success...
Actually, the secret behind our success of these
three periods based upon three periods ago which
means the effort i gave for 35 years, we work too
hard and this is not only during election periods,
we keep working with same speed after election.
Tis model is called as Şişli Model at local authori-
ties. Only to work is not enough. You never can say
“I did and it’s ok”, and you take the decision with
people. We do not manage the municipality from
our office, because we are in public. We built roads,
made up asphalts, or picked up the trash and for
that reason we went beyond the borders of classic
municipal work. In addition to these basic services,
54
we committed to social responsibility proj-
ects. We addressed many isssues which are
not obliged by laws but demanded by people
such as education or health. We built and
opened 30 new primary school in Şişli, had
built more than 15 medical clinic. We also
serve to places of worship. Besides the
mosques, we support the churchs, syna-
gogues and djemevis. In a few words, we
never said to any subject “it is not the task of
the municipality”. While doing all these
things, we don’t consider about religion, lan-
guage, race, culture or political opinion dif-
ference of our citizens. We are working with
an equal distance with all part of the public.
We do not sign any project which has no
benefit for people of Şişli, and our citizens
also appreciate for this.
Can you inform us about your works
that keeps you constantly on the
agenda and seperates you from other
municipalities?
As I just said before, as well as complete
basic municipal services, we are concen-
asfalt dökmek, çöp toplamak gibi, klasik
belediyecilik sınırlarının dışına çıktık. Bu
temel hizmetlerin yanı sıra, sosyal so-
rumluluk projelerine önem veriyoruz.
Yasaların bize yüklemediği, zorunlu kıl-
madığı ancak halkın talep ettiği birçok
konuya el atıyoruz. Örneğin, eğitim ve
sağlık. Şişli’ye 30 yeni ilköğretim okulu
yaptırarak hizmete açtık, 15’ten fazla
sağlık polikliniği yaptırdık. İbadet yerler-
ine hizmet veriyoruz. Camilerin yanında,
cemevi, kilise ve sinagoglara da destek
verdik. Kısacası, halkı ilgilendiren hiçbir
konuya, “bu belediyenin görevi değil”
demedik. Tüm bunları yaparken de, din,
dil, ırk, kültür ve siyasi görüş farkı
gözetmiyoruz. Halkın tüm kesimlerine
eşit mesafede çalışıyoruz. Şişli’de, Şişli
halkının yararına olmayan hiçbir projeye
imza atmıyoruz. Yurttaşlarımız da bunu
takdir ediyorlar.
Sizi sürekli gündemde tutan ve diğer
belediyelerden ayıran çalışmalarınız
hakkında bilgi verir misiniz?
Biraz önce söylediğim gibi, temel
55
belediyecilik hizmetlerini eksiksiz yapmanın
yanı sıra, sosyal sorumluluk projelerine ağır-
lık veriyoruz. Örneğin, Türkiye’de ilk kez,
emekli yurttaşlarımızın yararlanabileceği bir
Emekliler Dinlenme ve Kültür Evi’ni hizmete
açtık. İlçemizdeki emekliler, burada gün
boyu dinleniyor, televizyon izliyor, sohbet
ediyor ve aynı zamanda, değişik hobiler
edinecekleri aktiviteleri gerçekleştiriyorlar.
Yine, Alzheimer hastaları için, “Gündüz
Yaşam Evi” projesini hayata geçirdik. Hasta
yakınları, hastalarını her sabah bu merkeze
getirip, güven içinde işlerine gidiyorlar,
akşam tekrar alıyorlar. Ekonomik kriz döne-
minde bölgemizdeki esnafa destek olmak
için, “İster bir simit al, ister bir otomobil”
kampanyası yaptık, küresel ısınmaya karşı
halkı bilinçlendirmek için “Damlaya damlaya
çöl olur” adlı kampanya düzenledik. Ulusal
bayramlarımızda yurttaşlarımızın coşkusuna
ortak olacak çalışmalar yaptık. Özellikle de-
prem gibi büyük felaketlerde, ülkemizin
neresi olursa olsun yardım elimizi uzattık.
Şişli’deki tüm eski okulları yıkarak, yerine de-
preme dayanıklı, 50 derslikli okullar inşa ettik.
Bu hizmetlerin sayısını artırabiliriz.
trating to social responsibility projects. For exam-
ple, for the first time in Turkey, we opened a Social
Rest and Culture House for the benefit of retirees.
Retirees in our district are resting here all day,
watching TV, chatting and also doing different ac-
tivities and hobbies. Once again, we actualised
“Day Life House” for Alzheimer patients. Relatives
of patients bringing their patient to this center
every morning and going to work with confi-
dence then taking them again in evening. During
the economic crisis we did a campaign called “ei-
ther buy bagel, or car” to support artisans in our
region and another campaign we called “many
small make a great” in order to raise public awar-
ness against global warming. We worked on or-
ganizations which will be shared enthusiasm of
our citizens for our national holidays. We espe-
cially extended our hands to help to big disasters
such as earthquakes which can be happen any-
where in our country. By destroying all old
schools in Şişli, instead earthquake resistant, we
built schools which have 50 classrooms. We can
increase the number of all these services.
What kind of transformation you have pro-
vided in Şişli? Which project you took into
56
Şişli’de nasıl bir dönüşüm sağladınız?
İlk olarak hangi projeyi gündeminize
aldınız?
İlk olarak, eğitim, sağlık ve kentsel
tasarım projelerini birbirine paralel olarak
uygulamaya koyduk. 15 yeni sağlık
merkezi yaptırarak hizmete açtık. Bu
merkezlerde, parası olmayan, sosyal
güvencesi olmayan yurttaşlarımız asla
geri çevrilmiyor, tedavileri yapılıyor.
Şişli’nin 128 mahallesine ambülans
hizmeti veriyoruz. Bir tek sağlık kuru-
luşunun bulunmadığı Ayazağa ma-
hallemize, tam teşekküllü bir tıp merkezi
yaptırdık. Diğer yandan, özellikle tarihi
binalarımızın bulunduğu Nişantaşı,
Teşvikiye gibi mahallelerimiz ile Ha-
laskârgazi ve Cumhuriyet Caddelerinde
kentsel tasarım projeleri uyguladık. Bu
bölgelerdeki binaların tamamında, klima
ve reklam tabelası kirliliğine son verdik.
Binaları restore ettirerek kente yeniden
kazandırdık. “Kente sahip çıkmak uygar-
lıktır” dedik. Böylece kent kimliğine, kent
dokusuna katkıda bulunduk.
your agenda firstly?
First, we have implemented the education,
health and urban design projects in parallel.
We built and opened 15 new health center.
Tese centers never refuse our citizens who
do not have money and social securities also
help them to make their treatment. We pro-
vide ambulance service to 128 streets of Şişli.
We hade made a full-fledged medical center
to Ayazağa where have had not any health fa-
cility. On the other hand, we provided urban
transformation projects in streets of Nişan-
taşı, Teşvikiye, Halaskargazi and Cumhuriyet
where exist many historical buildings. We
ended off air condition and advertising signs
pollution in these areas. We restored the
buildings and brought in to city. We said “To
protect the city is civilization”. Tus we con-
tributed the identity of the city.
Sisli has a combination of diferent cul-
tures. Therefore, there can be a wide vari-
ety of needs. How you can be sufcent for
demands in this rich mosaic?
We apply the appropriate service and man-
agement model according to this cultural
wealth. For example, when i began my duty, I
57
Şişli’de farklı kültürler bir arada bulunuyor. Dolayısı ile
ihtiyaçlar da çok çeşitli. Bu zengin mozaik içinde her
kesimin talebine nasıl yetişiyorsunuz?
Bu zenginliğe uygun bir hizmet anlayışı ve yönetim mod-
eli uyguluyoruz. Örneğin, göreve geldiğim zaman, yine
Türkiye’de bir ilktir, Ermeni kökenli bir yurttaşımız olan
mimar Vasken Barın’ı belediye başkan yardımcısı olarak
görevlendirdim. Çünkü bölgemizde Ermeni yurttaşımızın
sayısı oldukça fazla. Cami, cemevi kilise, sinagog gibi inanç
merkezlerimize büyük önem veriyoruz. Buraların bakım,
onarım, restorasyonu ile bizzat ilgileniyoruz. Her mahalle
için ayrı anket yaptırıyoruz, her bölgenin sorun ve
ihtiyaçlarını yerinde tespit ediyoruz ve buna uygun pro-
jeler geliştiriyoruz.
Halkla ilişkileri oldukça güçlü bir belediye başkanısınız.
Bunun için özel bir ekip çalışıyor ve sizi yönlendiriyor
mu?
Tabii ki. Ekip ve kadro çok önemli. Ekip olmadan tek
başınıza başarılı olamazsınız. Yaptığımız çalışmaları yurt-
taşlarımıza tanıtmak, varsa eksiklerinizi tespit etmek,
eleştirilerini almak için uzman bir ekiple çalışıyorum. Biz
ortak aklı ve sinerjiyi kullanıyoruz.
Bu enerjinizin kaynağı nedir, nereden geliyor? Hiç ener-
jisi düşmüyor mu Mustafa Sarıgül’ün? Her zaman sokak-
larda, insanlarla iç içe, hep çözümün bir parçası olmanın
peşinde…
Enerjiyi yurttaşlarımdan alıyorum. Siyaset böyle bir iştir,
gönül işidir. Siyasetin saati olmaz, yorgunluğu olmaz,
heyecanı olur. Siyaset heyecan işidir. Evet, çok çalışıyoruz,
ama sokağa çıkıp da yurttaşlarımız memnuniyetini,
employed Mr.Vasken Barın as
deputy mayor who is architect and
Turkish citizen with Armenian ori-
gin (this is a first in Turkey). Be-
cause the number of our Armenian
citizens in our region is quite a lot.
Besides the mosques, we support
the churchs, synagogues and dje-
mevis in our region and we are per-
sonally involved to maintenance,
repair and restoration of them. For
each neighborhood we make sur-
vey, we determine the problems
and needs of every region on the
spot and we re developing projects
accordingly.
You are a mayor who has a pow-
erful public relations. Is there a
special team running for this and
guiding you?
Of course. Because a team and it’s
members are so important. You
cannot be successful alone without
support. I am working with an ex-
pert team to introduce our works to
fellow citizens, determine problems
and receive critics. We use common
sense and synergy.
What is the
source of this
energy, where
is it coming
58
gülümsemesini gördüğüm zaman bütün yorgunluğum
bitiyor.
Çok genç yaşta politikaya atıldınız. Hayatınızda örnek
aldığınız siyasetçiler mutlaka vardır. Kimler onlar?
Rahmetli Erdal İnönü’yü çok örnek aldım. Onun
dürüstlüğü, devlet adamı anlayışı, mütevazılığı bana hep
rehber olmuştur.
Bir lider sizce nasıl olmalıdır?
Buna halk karar verir. Lider olmak istiyorum, diyerek lider
olunmaz; ama şunu söyleyebilirim, bu bir sevgi işidir,
karşılıklı sevgidir… Lider halkın içinde olmalıdır.
Mustafa Sarıgül tek başına kazanıyor… Partiler üstü bir
durum görünüyor… Bu başarı nereden kaynaklanıyor?
Dediğim gibi, lider, kadro ve proje. Lider iyi olacak, ama
yetmez. İyi bir kadro kuracak ve bu kadro da doğru projeler
üretecek. Biz bunu yapmaya çalışıyoruz.
Gelelim şu şıklık meselesine… Gece gündüz her daim
jilet gibisiniz ve tiril tiril… Bu da görsel bir planın parçası
mı?
İyi giyinmeye çalışıyorum. Siyaset adamı tüm yaşantısı ile
topluma örnek olmak zorundadır. Giyiminiz, kuşamınız,
oturmanız, kalkmanız da yaptığınız işin bir parçasıdır. Ne
kadar önem verdiğinizin bir parçasıdır…
Mustafa Sarıgül’ün bundan sonraki durağı nedir?
Buna ben karar veremem. Siyasetçinin elbette hedefleri
olur, hayalleri olur; ama sizi bu hayallere halk taşır.
from? Does it not fall away the energy of Mustafa Sarıgül? He is al-
ways on the streets, goes among to people, after being a part of a so-
lution always..
I get this energy from citizens. Politics is a work like that, it is a mat-
ter of heart. It does not have time, tiredness; has excitiment. Politics
is a work of excitement. Yes, we are working too hard, but when we
go out into streets and see the smile and satisfaction of our citizens,
my all tiredness is gone.
You have gone to politics so young. Who are the politicians that
you take a model? Who are they?
May God rest him peace, he was Erdal İnönü.. His honesty, sense of
statesmanship and humility have guided me all the time.
How do you think a leader should be?
People decide for this. Claiming to be a leader doesn’t make you a
leader, but i can tell that this is work for love, this is mutual love. A
leader should be in community.
Mustafa Sarıgül is winning alone. That situation seems extraor-
dinary.. What is the source of this success?
As I told you; leader, staff and project.. A leader will be good, but it is
not enough. He will make a good team, and they produce good proj-
ects. Tis is what we are trying to do.
Let us come to the point of elegance style.. You look very chic
days and nights always.. Is this a part of visual plan?
I'm trying to dress good. All politicians should be an example to the
community with their whole life. Te way you are wearing, how you
sit, how you talk is a part of this job. It is a part of how much you care
about it.
What is the next stop of Mustafa Sarıgül?
I cannot decide that. Of course a politician has goals and dreams but
the public takes you to these dreams.
59
60
interview
röportaj
AŞK, TUTKU VE
DAHA FAZLASI:
Love, passion and more:
‘Contemporary Art’
RÖPORTAJ: AHTER ÖNKAYA
Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü
mezunu olup yüksek lisansını "Çağdaş Sanat
Akımları" üzerine Londra'da yapan Sevil Dolmacı,
Görsel Çağdaş Sanatlar üzerine önemli bir sanat
eleştirmenimiz/uzmanımız... Kendisiyle
"Contemporary Art" üzerine bir röportaj yaptık...
Sevil hanım, gelecek sayılarımızda da "İstanbul'da
Sanat" başlığı altında yazılarıyla bizi kentteki
sanat faaliyetleri hakkında bilgilendirecek...
We made an interview about `Contemporary Art` with
Sevil Dolmacı who is one of most important critics / ex-
pert and graduated of Hacettepe University Department
of Art History and has master degree at Contemporary
Art Movements in London.Ms.Dolmaci will inform us
about the activities of the city`s art under the subject of
`Art in Istanbul` starting our next issues.
61
İstanbul sanat hayatı son yıllarda
yaşadığı hızlı değişim/dönüşüm ve
sektördeki büyüme ile kabuk
değiştirme sürecinde. İstanbul
yapılan sergileri, organize edilen
panelleri, birbiri ardına açılan
galerileri, artan “art dealer”ları, genç
sanatçı patlaması ve yükselen
fiyatları, gazetelerin ekonomi
sayfalarında tam sayfa sanat
ekonomisine ayrılan röportajları,
devlet adamlarının boy gösterdiği
açılışları, yükselen eser satış fiyatları,
artan müzayede dedikoduları,
yabancı basında çıkan haberleri,
Türkiye’ye yerleşen sanat tutkunları
ve profesyonelleri, yer bulunamayan
sanat gezileri/turları, kurumların
sanatla var olma yarışları,
“Contemporary İstanbul” gibi
uluslararası düzeyde fuarları ile
umut verici…
In recent years, Istanbul art life has been
in a process of change due to the quick
transformation and growth in the sector.
Istanbul is giving hope due to the
following qualities it has: new exhibitions
and galleries opened one after another,
panels organized, increasing number of
art dealers and young artists, whole page
interviews on the economy pages of
newspapers, openings at which the
statesmen show themselves, rising prices
of the works, increase in the auction
gossips, news on the foreign press, art-
lovers and professionals settled in Turkey,
all-reserved art tours, the races of the
establishments to exist with art,
international art fairs such as
"Contemporary Istanbul"...
What is your education as a young and
successful name in such a medium?
My mother's family are Selonika
immigrants and my father is from Aydın. I
had been involved in art from the day I
was born. You may ask "how?". My
grandfather, whom I didn't know at all,
Böyle bir ortamda genç ve başarılı bir isim
olarak eğitiminiz nedir?
Annemler Selanik göçmeni, babam ise Aydınlı. Doğduğum
günden bu yana hep sanatın içindeydim. Nasıl mı? Dedem
inşaatçıymış, ben kendisini hiç tanımadım ancak o yıllarda ev
yapmak için kazdığı her yerden tarihi bir eser çıkarmış. Bizim
evde her şey antikaydı ve bir hikâyesi vardı. Küçüklüğümden
bu yana bu nedenle hep sanat tarihi okumak istedim. Ankara
Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nü kazandım ve
son yıl okulda kalmaya karar verdim.
Ankara’dan İstanbul’a geçişiniz ve bu alanda kısa sürede
etkin bir biçimde çalışmanız nasıl gerçekleşti? Bu alandaki
rolünüz nedir?
Yüksek Lisans yaparken Londra’da ‘90’larda patlayan
sansasyon üzerine kurulu olan “Çağdaş Sanat Akımı” ilgimi
çekti ve Londra’ya taşındım. Orada iki yıl eğitim aldım ve
Saatchi, Tate gibi müzelerde gönüllü olarak çalıştım. Lon-
dra’dayken Başken Üniversitesi’nden bir hocam, asistanı
olmam için beni aradı ve akademisyen olarak çalışmak üzere
Ankara’ya geri döndüm. Mastırımı Hacettepe Üniversite-
si’nde tamamladıktan sonra doktoraya başladım. Yurtdışı
seyahatlerim sıklaştı ve piyasaya yöneldim. Berlin’de
tanıştığım rahmetli koleksiyoner Nahit Kabakçı ile çalışmaya
başlayınca akademisyenliği bırakıp İstanbul’a taşındım.
Bugün Türkiye’nin en iyilerinden biri olan başka kapsamlı bir
koleksiyondayım. Yeditepe ve Kültür Üniversitesi’nde çağdaş
sanat ve çağdaş sanat piyasası üzerine dersler veriyorum.
Londra’da ve Dubai’de danışmalık verdiğim “Türk Sanatı”na
meraklı sanat profesyonelleri var. Genç sanatçılara piyasalar
hakkında bilgilendiriyor ve onları doğru galerilerle bir araya
getiriyorum. 2007’den bu yana gazete ve dergilere de yazılar
yazmaktayım.
Son zamanlarda “Çağdaş Sanat” başlığını her yerde görür
hale geldik. Gazeteler bu konuya özel yer vermeye, hatta
bazı sanatçıları pop star gibi sunmaya başladı. Bu konuda
neler söylemek istersiniz?
Çağdaş sanatın sansasyonel, geçici, çabuk tüketilen, sınırları
had been an instructor. It was said that he had found a
historical piece of work from every place he had
excavated. Every object in our house was antiquity
and it had a story. Tat's why studying history of art
was my wish in my childhood... I studied History of Art
at Hacettepe University, in Ankara, and in my last
year, I decided to work for my academic career at the
university.
How did you realize your movement to Istanbul and
your effective work in this field in such a short time?
"Contemporary Art Current", based on the
sensational explosion in London in nineties, attracted
my attention while I was studying for master degree
at the university. Ten, I moved to London. Tere, I
continued my education for two years and worked in
the museums such as Saatchi and Tate voluntarily.
One of my professors at Başkent University called and
asked me to be his assistant. Tus, I returned Ankara
to work as an academician. After getting the master
degree at Hacettepe University, I started studying for
the doctorate degree. I began to travel abroad more
frequently and turned towards the market. I quitted
working as an academician and moved to Istanbul. I
started working with deceased collector, Nihat
Kabakçı, with whom I got acquainted in Berlin. At
present, I'm involved in another comprehensive
collection which is one of the best in Turkey. I'm also
giving lectures on Contemporary Art and
Contemporary Market at Yeditepe and Kültür
Universities. Tere are some professionals interested
in Turkish Art in London and Dubai whom I work as a
counsellor for. I acknowledge young artists about the
markets and bring them together with the
appropriate galleries. I've been writing articles for
some newspapers and periodicals since 2007.
We have been seing the title "Contemporary Art"
everywhere recently. Te newspapers began to give a
special place to the subject and even to present some
artists as popstars. What would you like to say about
this?
62
63
olmayan, interdisipliner bir alan olması nedeniyle günümüz man-
tığına uyan bir yanı var ve bu nedenle hedef geniş kitleler oluyor…
Ancak bu geniş kitlelerin uyarılması başarıyla yapılırken içeriğinin
anla(şıl)/tıl/a/maması ya da yanlış anla(şıl)/tıl/ması gibi problemler
sözkonusu… Bunların dışında uzman bazı kimselerin çağı
yakalayamaması da… Çağdaş sanatın bir reçetesi olmasını
bekleyenler olduğu gibi, bugünkü sanatı hatta bazı uluslararası
alanda kabul görmüş genç figürleri yok sayanlar da var...
Böyle bir ortamda çağdaş sanata dair ciddi problemlerin oluğunu
vurgulamak isterim. Bu problemler hem içerikle hem de piyasası
ile ilgili. Kurumlardaki sistemsizlik ve otantisite en belirgin olanları…
Yeni Sanat Pazarları arasında İstanbul nerede?
Geçtiğimiz Ağustos ayında iki aylığına Londra’da Christies Müza-
yede Evi’nde “Yeni Sanat Pazarları” üzerine konuşma dizisine, bir
çeşit workshop’a katıldım. Orada da belirtildiği ve üzerinde sıklıkla
durulduğu üzere Çin, Rusya ve ardından Türkiye yani İstanbul en
yeni ve güçlü pazarlar olarak değerlendiriliyor. Keza geçtiğimiz
günlerde yapılan IC Çağdaş Sanat Fuar’ında Opera, Malborough
gibi yurtdışında “establish” olarak tanımlanan galerilerin İstanbul’a
gelmesi ve 4 gün içinde 400 bin Euro’ya bir Andreas Gursky fo-
toğrafının satılması oldukça anlamlı ve iyimser bir tablo. İki açıdan
bakmak gerekiyor: bir Pazar açısından, bir de çağdaş bir işin al-
gılanıp satın alınması açısından…
Son söz olarak neler söylemek istersiniz?
Doğru zamanda doğru iş seçtiğimi düşünüyorum. Türk Çağdaş
Sanatı’nı ve piyasasını uluslararası platformda ilgi çeker pozisyonda
görmek ise mutluluk verici. Buna katkı sağlayacak çalışmalara
imza atmak ve her gün daha fazlasını yapabilmek için ciddi bir
mesai harcıyorum. Piyasalar hakkında bir kitap çalışması içindeyim
ve mesaim şimdi daha da arttı. Ancak son söz şunu söyleyebilirim:
İşim benim için bir “tutku, aşk ve hatta daha fazlası”…
Contemporary Art has an aspect which fits today's logic
because it is a sensational and temporary field that is consumed
quickly. It is also interdisciplines and has no boundaries. Tat's why
the target is huge masses. While the stimulation of these huge
masses is done successfully, there are some problems such as the
subject isn't or can't be explained or isn't or can't be understood
correctly... In addition, some experts can't catch the age... While
some of them hope Contemporary Art to have a recipe, some
others ignore today's art and and young figures who are
internationally known and accepted. I would like to emphasize the
point that being in such a medium, Contemporary Art has serious
problems. Tese problems are related to both the content and the
market. Unsystematic structure of the establishments and
authenticity are the most evident ones.
Where is the place of Istanbul among the new art markets?
Last August I attended a serial of lectures, kind of a workshop,
on "New Art Markets" at Christie's Auction House in London for
two months. Te point that China, Russia and Turkey were
evaluated as the newest and the strongest markets was stated and
emphasized frequently. Likewise, Opera and Malborough Galleries,
known as "establish" abroad,came to Istanbul recently to
participate in IC Contemporary Art Fair, and an Andreas Gursky
photograph was sold for 400.000 Euros in four days. Tis is an
optimistic and meaningful scene. We should look from two points
of view: from the point of view of the market and from the point of
the view of the fact that a contemporary work of art is perceived
and bought...
What would like to say as a last word?
I think I chose the right job at the right time. I feel happy to see
Turkish Contemporary Art and Market in a position attracting
attention on international platform. I really work hard to do studies
that will contribute to this subject matter. Nowadays, I work even
harder because I'm writing a book about markets. Still, I can say as
a last word: My work is "passion, love and even more" for me...
64
H.Esra KAVURMACI esrakavurmaci@yahoo.com
66
Mesleğim gereği modayı ve trendleri takip etmek durumundayım. Bunu da zevkle
yapıyorum. Özellikle sokak modası benim en sevdiğim alan. Seyahat etmeyi de
sevdiğim için bunu gözlemlemek hoşuma gidiyor. Kendim giyinirken de
etkilendiğim şeyler senenin moda renkleri, moda trendleri olsa da bende vurucu
etkiyi yapan sokak modası. Ben moda trendleri sezonlarda belirlerken den
sokaklardan çok faydalanıldığını biliyorum.
Moda, trend, sokak modası vs...
Şimdi konuşulan bir de tesettür modası var. Hatta bazen beni de çok örtülü
müşterim olduğu için arayıp tesettür modası ile ilgili bir takım sorular soruyorlar. Her
defasında önce modacı olmadığımı, giyim danışmanlığı yaptığımı anlatıp ardından
tesettür modası diye bir kavramı da güzel Türkçemize yerleştirmemek için fazlaca
gayret gösteriyorum.
I should pursue fashion and trends as a necessity of my job. I do
this with pleasure. Especially the street fashion is the field which
I like most. I like to view the street fashion because I also like to
travel. Although fashionable colors and trends of the year are
effective on my dressing style, it is the street fashion which
makes the striking effect on me. I know that the streets are
benefited from very often when the seasonal fashion trends are
determined .
Fashion, trend, street fashion etc…
Now, there is also the veiled fashion that is being talked
about. Sometimes, people call me and ask some questions about
the veiled fashion since I have many covered customers. Each
time I tell them that I’m a dressing consultant not a fashion
MODA NEDİR?
WHAT IS FASHION?
MODA
fashion
67
designer, and I really try hard not to place such a concept as the veiled fashion in
our beautiful language, Turkish.
Recently, they have called from a newspaper and invited me for lunch. Te
subject, of course, was the veiled fashion. Te inviter was the General Publication
Manager of the newspaper, and they were thinking about discussing the veiled
fashion in their paper. Tey wanted to talk about the subject, we had lunch and
talked. I explained them why I was against this concept to the last drop of my
blood… Tis country suffered a lot from these discriminations… I asked them “Can
fashion be seperated from one another as “veiled fashion” and “normal
fashion”(fashion of the unveiled) according to you?” It can not be seperated apart
from one another. Fashion is pursued. Te veiled people pursue fashion as they
like, and adapt it for themselves; also those who are unveiled reflect fashion to
their lives and dressing styles as they like.
Te veiled fashion is a very repulsive concept for me. Tere is also a religious
dimension of the subject. Fashion is a form
which forces us when the issue is
religion…(because fashion does not mean
only clothes. It covers everything that
stimulate the senses: art, music, theater,
literature, food, interior architecture,
architectural. If we consider it with its
restricted meaning as it is used in Turkey,
it means the dressing style that is special
to a certain period (not a certain group).
Besides, we need to dress everyday, and
our choice of clothes is related to how
much we consider the importance of what
we wear. You know people are shown
hospitality together with their clothes and
are bidden farewell together with their
words. Our clothes tell many things about
us. Tey affect our self-confidence, affect the views of the others about us etc…
Te summit of the matter is that we talk about fashion and we spend money on
fashion a lot.
Our task should be to define the subject on personal image and not to get
people into the world of fashion and not to insist on the newest fashion . Our job is
to get dressed and get other people dressed with our images overlapping with our
personal ways of living, without being entranced by temporary seasonal desires.
We can convey fashion to everybody and to every section through mass
communication means. We should use this power in the right way and give the
right messages.
I think that it is an easier and a more effective way to tell in our own language
which is suitable to our standards of judgement with different alternatives than
trying to tell a conservative environment or a non-conservative environment and
the young people something by talking about the veiled fashion. I say let’s tell the
veiled young people how to develop personal fashion, to have taste in this subject,
to dress suitably and currently without being repulsive instead of trying to give
them the message that they can pursue fashion with their veils on by inventing a
concept as “veiled fashion”.
While trying to give the young people visual messages through mass
communication means, we should give them messages related to art, music,
theater, literature, food, living… in short, life in general instead of giving messages
related only to their dressing style, and we should do this without seperating from
one another as “for the veiled” and “for the unveiled”…What do you think of this?
Geçenlerde bir gazeteden arayıp öğle yemeği için davet ettiler.
Konu malum tesettür modasıydı. Davet sahibi gazetenin genel yayın
yönetmeniydi ve tesettür modasını gazetelerinde işlemek
düşüncesindeydiler. Konuyu bizimle paylaşmak istemişler, yemek
yedik, konuştuk… Kanımın son damlasına kadar bu kavrama niçin
karşı olduğumu anlattım. Bu ülke ne çektiyse hep bu ayrımlardan
çekti… Moda “tesettür modası” ve “normal moda (açıkların modası)”
dile ayrılabilir mi sizce dedim. Kesinlikle ayrılmaz, ayrılamaz. Moda
takip edilir. Bunu örtülü insanlar istedikleri gibi takip eder ve
kendilerine adapte ederler; örtülü olmayan insanlar da istedikleri
şekilde hayatlarına ve giyimlerine yansıtırlar.
Tesettür modası bana çok itici gelen bir kavram. İşin bir de dini
boyutu var ki moda mesele din olunca hepimizi biraz zorlayan bir
form… (Çünkü aslında moda yalnızca
giysi anlamına gelmez.) Sanat, müzik,
tiyatro, edebiyat, yemek, iç mimarlık,
mimari gibi duyuları uyaran her şeyi
kapsar. Bizdeki dar anlamıyla da baksak
yine belirli bir döneme ait olan giyim stili
demektir. ( Belirli bir gruba değil) Ayrıca
her gün giyinmek zorundayız ve giysi
seçimimiz ne giydiğimizi ne kadar
önemsediğimizle alakalı. Bilirsiniz insanlar
kıyafetleriyle ağırlanır, sözleriyle
uğurlanırlar. Kıyafetlerimiz bizimle ilgili
çok şey anlatır. Kendimize olan
güvenimizi etkiler, başkalarının bize
bakışını etkiler vs.. Yani işin özeti moda
üzerine çok konuşuyoruz, para harcıyoruz…
Bizim görevimiz insanlar moda dünyasının içine sokmak, en yeni
modayı dayatmak değil, kişisel imaj üzerine konuyu tanımlamak
olmalı. Sezonun geçici heveslerine kapılmadan, kişisel yaşantımızla
örtüşen imajımızla giyinmek ve giydirmek bizim işimiz. Elimizdeki
kitle iletişim araçları ile modayı herkese ve her kesime
ulaştırabiliyoruz. Bu gücü doğru şekilde kullanmalı ve doğru mesajlar
vermeliyiz.
Muhafazakâr bir çevreye veya muhafazakâr olmayan bir çevreye,
gençlere tesettür modası diyerek bir şeyler anlatmaya çalışmaktansa
farklı alternatiflerle kendi değer yargılarımıza uygun olanı kendi
dilimizde anlatmanın daha kolay ve etkili bir yol olduğunu
düşünüyorum. Tesettür modası diye bir kavram icat edip örtülü
gençlere tesettürünüzle de modayı takip edebilirsiniz diye bir mesaj
vermeye çalışmak yerine kişisel moda geliştirmenin, bu konuda zevk
sahibi olmanın, yerine göre, güncel ve itici olmadan giyinmenin nasıl
olacağını anlatalım derim.
Kitle iletişim araçları sayesinde adına moda diyerek gençlere
sadece giyim stilleri ile ilgili değil, sanat, müzik, tiyatro, edebiyat,
yemek, yaşam, kısaca hayatın geneliyle ilgili görsel mesajlar vermeye
çalışırken bunu tesettürlü ve tesettürlü olmayanlara diye ayırmadan
yapmalıyız… Siz ne dersiniz?
68
design
tasarım
69
RÖPORTAJ: PELİN ATEŞ
pelinates04@hotmail.com
FOTOĞRAF: EYLEM OLAŞ
eylemolas@gmail.com
Konfeksiyon-tekstilde nasıl trendler varsa ve her sene değişim
gösteriyorsa takı da aynı şekilde... Her sezon değişen moda
renklerle uyumlu olarak takı da renk değiştiriyor aslında.
Ayrıca kışın daha kalın ve büyük kolyeler tercih edilirken yazın
daha küçük, çıtır çıtır kolyeler tercih edilmekte.
Just same like the changes in every year at confection –
textile trends, ornaments also changes by seasons... By
changing of colors in every season, ornaments change too.
Tick and big necklesses are preffered in winter but little
and crispy ones are favorable in summer.
"TAKI-TASARIM"da
Yeni Boyut:
A New Era at JEWELERY DESIGN:
Seda ve Sema
Baldemir Kardeşler
Seda and Sema Baldemir Sisters
Takı tasarımları yapmaya nasıl başladınız? Hikâyenizi kısaca bizimle
paylaşır mısınız?
Takı tasarımını yaklaşık 5 sene önce yapmaya başladık. Seda
Baldemir Pera Güzel Sanatlar Kuyumculuk Bölümü’nü bitirdi ve
arkadaşlarıyla Cağaloğlu’nda bir atölye açtı. Aslında bu hep aklımızda
olan bir projeydi… Atölye açmak projenin faaliyete geçmesini hız-
landırdı ve Asmalımescit’te kendi mağazamızı açtık. İki yıldır As-
malımescit’teyiz.
Kaç kardeş başladınız?
Üç kardeş olarak başladık. Funda, Sema ve Seda Baldemir… Funda
Baldemir, şu an Petra Design Avustralya şubesinin başında. Seda ve
Sema Baldemir olarak biz de Beyoğlu şubesinin başındayız.
Yaratıcılık sürecinde nelerden etkileniyorsunuz? Esinlendiğiniz ya da
size ilham veren konular oluyor mu?
Aslında takı yapmak tamamen psikoloji ile alakalı. Bazen haftalarca
bir şey yapamadığımız oluyor. Önemli olan içten hissetmek. Takı yap-
mak terapi gibi bir şey ve zamanın nasıl geçtiğini hiçbir şekilde an-
lamıyorsunuz. Takıya oturduğumda bana her şey ilham verebiliyor.
Bazen Osmanlı motifleri, eski aksesuvarlar, taşların oluşumu, doğa, eski
kumaşlar... Aklınıza gelen herhangi bir düşünceyi somut bir nesneye
dökmek inanılmaz keyifli. Örneğin bugün değişik bir kuş hayal ettim.
Ertesi gün o kuş, boynumda ya da kulağımda takı formunda herhangi
bir yerde olabiliyor. Bunu yapabiliyor olmak keyif verici.
Tasarımlarınızı yaparken kullandığınız özel bir tekniğiniz var mı?
Ürünlerimizin hepsinde muhakkak yarı değerli taş kullanıyoruz. Bun-
ların hepsi doğal. Hiçbir şekilde kristal, boncuk ya da sahte camlar kul-
lanmıyoruz. Sema Baldemir daha çok kolye tasarımlarını yaparken Seda
Baldemir kuyum masasındaki tasarımlarda bulunuyor. Ürünlerimizin
metal kısımlarında gümüş ya da bronz kullanıyoruz. Taşların hepsi
How did you begin to ornamet designs? Could you share your
story with us?
Since five years, we design ornaments. Seda Baldemir Pera Fine
Arts Jewellery Section and established an atelier with her friends
at Cağaloğlu. Infact, it was a project in our mind ... Te atelier was
accelerated the activation of the project and we opened our store at
Asmalımescit. We are in Asmalımescit for two years.
At the beggining, how many sisters were there?
We began as three sisters. Funda, Sema ve Seda Baldemir… Funda
Baldemir is at management of Petra Design Australia branch. As
Seda ve Sema Baldemir, we are managing the Beyoğlu branch.
What kind of things are impressed your creative process? Are
there any subjects which inspire or afatus you?
Infact, making ornaments is about psychology. Sometimes we can
not create anything for many weeks. Feelings from depth are im-
portant. Creating ornaments is like a therapy and you couldn’t un-
derstand how the time passes away. Everything could inspire of
me, whenever I start to create an ornament. Some Ottoman motifs,
old accesories, formation of the stones, nature, old fabrics... It’s very
cheerfull to convert any idea which you think as an ornament. For
example, I imagined a bird today. Next day, that bird settle on my
neck or on my ear in a form of ornament. Ability of making it is
very pleasant.
Do you have a special technique for your designs?
We put semiprecious gems on all of our products. All of them are
natural gems. We never put on cyristal, fake glasses or beads on
our designs. Sema Baldemir mostly designs the necklesses, and
Seda Baldemir produces the designs on jewelry table. Metal parts
of our products are made from silver or bronze. All the gems are
fixed by nailing. Not by glueing. Without distinction the kind of
70
metals that silver or bronze, especially on the rings, we put on dia-
mond, not cut zircon. By the way we destroyed the taboos in minds
for proved that diamond could be nailed onto bronze ornaments.
How could you explain your job in brief?
Actually I informed about our job on the question above. If I talk
about the customer potential, there are ornaments for every budget
in Petra Design. Wristlets prices are changing between 20 and 100
TL. One of our purpose was to cater to all sections when we opened
this store. We think that we succeed this. Also we produced special
orders according to our customers demands. If the customer brings
the model to us, we produce and deliver the order in a definite time .
By this way, we get many orders from the couples for wedding
rings...
Are there any colleague that you followed or appreciated them?
I appreciated the designs of Selda Okutan.
Could you talk about the relation between the ornaments and
fashion?
Just same like the changes at confection – textile trends in every
year, ornaments also changes by seasons... By changing of colors in
every season, ornaments change too. Tick and big necklesses are
preffered in winter but little and crispy ones are favorable in summer.
What kind of ornaments should be prefered by women for next
season?
What kind of clothes combined with which ornaments?
Next season, the pastel tones will be at the forefront. Big necklesses
and broochs on overcoats seems so chic. Ornaments have a history
before the Christ. Tese are the accessories that the women would
never give up for the centuries.
Thank you for taking the time to us …
We thank you too… And finally we say, there won’t be any woman
without an ornament!
yüzüklere yapıştırma tekniği ile değil mıhlama tekniği ile yapılıyor.
Ayrıca gümüş ya da bronz fark gözetmeden bilhassa yüzüklerde
zirkon değil pırlanta kullanıyoruz. Böylece kafadaki tabuları biraz
olsun yıkıp bronza da pırlanta mıhlanabileceğini kanıtlamış olduk.
İşlerinizi kısaca nasıl anlatırsınız?
Yukarıdaki soruda işlerimizin içeriği ile biraz bilgi verdim. Müşteri
potansiyeli olarak ele alırsam Petra Design da her bütçeye göre takı
bulunmakta. 20 TL ye bileklik bulabileceğiniz gibi 100 TL’ye de bul-
mak mümkün. Bu mağazayı açarken amaçlarımızdan biri de her
kesime hitap etmekti zaten. Bunu başarabildiğimizi düşünüyoruz.
Ayrıca müşteriye göre özel sipariş de alıyoruz. Müşteri bize modeli
getiriyor ve belli bir süre zarfında ürünü teslim ediyoruz. Bu şekilde,
çiftlere özel birçok alyans siparişi aldık…
Takip ettiğiniz, beğendiğiniz meslektaşlarınız var mı?
Selda Okutan’ın tasarımlarını oldukça beğeniyorum.
Takının, moda ile olan ilişkisinden kısaca bahsedebilir misiniz?
Konfeksiyon-tekstilde nasıl trendler varsa ve her sene değişim
gösteriyorsa takı da aynı şekilde... Her sezon değişen moda ren-
klerle uyumlu olarak takı da renk değiştiriyor aslında. Ayrıca kışın
daha kalın ve büyük kolyeler tercih edilirken yazın daha küçük, çıtır
çıtır kolyeler tercih edilmekte.
Sizce, kadınlar önümüzdeki sezon nasıl takıları tercih etmeliler?
Hangi kıyafetler ile hangi takıları kombinlemeliler?
Önümüzdeki sezon daha çok pastel tonları ön planda olacak.
Kışın daha büyük kolyeler, palto üstü broşlar çok şık durmakta.
Takının milattan önceye dayanan tarihi var. Asırlardan beri hiçbir
kadının vazgeçemediği aksesuvar…
Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederim…
Asıl biz teşekkür ederiz… Son söz olarak: Hiçbir kadın takısız
kalmasın, diyoruz!
71
72
life
yaşam
Biliriz ki şu koskocaman İstanbul'da, "Derya Karaköse'yi tanımayan mı
var!" sözü dillere persenk olmuştur! Biz gene de tanımayanlar olabilir,
diyelim ve kısaca kendinizi tanıtmanızı isteyelim...
Öncelikle “Welcome” diyelim, efendim… Bendeniz 50’lerinde, işinde-
gücünde, mümkün olduğunca efendilikle, dostlarıyla birlikte ve hayatın
içinde bir adamım. 30 senedir reklam ve film dünyasında çalışmaktayım.
Bu arada rahat durmayıp motor sporlarının bir parçası oldum. Her iki
işimde de bazı ödüllere layık görülmek onurunu da yaşadım bildiğiniz
üzere; ama hayat en büyük onurunu 3 erkek evlatla verdi bana (aslında
her şey onlar galiba).
Büyük ustalara asistanlık yaptım. Hepsine binlerce teşekkür… Şimdilerde
de birilerine ustalık yaparak iletişim konusunda çalışmaktayım. Para-pul
biriktirmek yerine dost biriktirmeyi yeğledim; en büyük kârım,
arkadaşlarım ve dostlarım, diye düşünmekteyim.
Derya Karaköse, deyince hemen aklımıza: ralli, klasik otomobiller ve illaki
We know that Derya Karaköse is a very-well known person in this huge
metropolis, Istanbul, but let's say there might be people who don't know you
and ask you to introduce yourself briefly....
"Welcome" sir. I am a man in his fifties who is busy with his job. I try to
behave as generously as I can and like to be with my friends. I have been
working in advertising and cinema for 30 years.
In the meanwhile, I've been a part of the motor sports. As you know,I've
been honored with some awards in both of my jobs, but life gave me the most
valuable award: 3 boys (I think they are everything). I assisted well-known
masters whom I thank thousand times. Nowadays, I work in the field of
communication mastering some people. I preferred having friends to saving
money, and I think my friends are the most important gain of my life.
-When we say Derya Karaköse, we immediately recall rally, classical cars
and especially Mini Cooper...Would you, please,tell us about your interests in
these adventures and shortly after that we'll talk about your profficiency in
advertising and cinema.
EN BÜYÜK KÂRIM,
ARKADAŞLARIM
VE DOSTLARIM
My biggest benefit is
my friends and fellows!...
DERYA KARAKÖSE
KEMAL KIRAR’LA
kemalkirar@gmail.com
SORU
CEVAP
7
73
Tis passion took over me when I was 15-16 years old (and it
still continues), and I found myself in motor sports. I raced in rallies
for many years. I must mention my dear co-pilot, Tipsi,with
whom I drove in the same car for 20 years. I learned to believe
the note he read while I was approaching a bend, rear of which I
couldn't see, with great speed. Afterwards, the energy lessened
naturally and I began to take part in classical car races and
Minies came into my life. I dealt with those small Britishes very
much. I took many of them out of junk and made them regain their
real values. Tey all became bibelots. I won Turkish Championship twice in
classical car races. I had many friends in the Classical Car Races Club.
-Yes, now cinema and advertising businesses....
We came to the main business...I found myself at an advertisement film
setting after I worked as a diskjockey. It took just a few seconds for me to see
that this job fitted my soul perfectly.
I've always found creating something very enjoyable. I've worked as a
producer in many advertisement films. Nowadays, we are working with my
dear young directors Veli Çelik, Boğacıhan
Dündar and Hakan Yolcu. A branch of our company is giving service to
some firms as an advertising agency. Tis is a completely different job, and it is
really entertaining. One of the projects is Sedventure which is a new service of
Setur. We are organizing photography tours in the wild. You may ask why I
mentioned this! I learned from this project that the most important message
a man can get is to imitate nature. Nature teaches us many things. Nature
is the life itself; there is no need to try hard. All knowledge exists in nature.
Mini Cooper geliyor... Sırasıyla anlatın isterseniz bu mecralarla
ilginizi... Sonra da hemen reklam ve sinema alanındaki yetkinliğinize
geleceğiz...
15-16 yaşlarında bu tutku bana da çarptı (hâlâ da devam etmekte) ve
kendimi motor sporlarının içinde buluverdim. Yıllarca ralli yaptım...
Bu arada, bu satırda sevgili “kopilotum Tipsi”yi söylemeden
geçemem. 20 yıldır aynı otomobilde oturuyoruz; ondan, arkasını
görmediğin bir viraja hızla gelirken onun okuduğu nota güvenmeyi
öğrendim. Arkasından enerji azaldı doğal olarak, klasik otomobil
yarışlarına iştirak etmeye başladım ve Mini’ler girdi hayatıma. O
küçük İngilizlerle çok haşır neşir oldum ve hurdadan çıkartarak
birçoğunu değerlerine kavuşturdum. Hepsi birer biblo oldular. Klasik
otomobil müsabakalarında iki kere Türkiye şampiyonu oldum.
Ödülleri geçelim… Klasik otomobil kulübünden de çok değerli
dostlar biriktirdim:))
Evet, şimdi de sinema-reklam işleri...
Esas işe geldik… Beş sene diskjokeylik yaptıktan sonra bir vesile ile
kendimi bir reklam filmi setinde buldum. Bu işin ruhuma uygun
olduğunu anlamam anlar içerisinde oldu. Bir şeyler
yaratabiliyor olmak çok keyifli geldi her zaman. Binlerce
reklam filmi prodüktörlüğü yaptım; artık bayrağı taşıma sırası
bana geldi… Şimdilerde genç yönetmenlerim sevgili Veli
Çelik, Boğaçhan Dündar, Hakan Yakıcı ile işimize devam
etmekteyiz. Şirketimizin bir kolu da birkaç firmaya reklam
ajansı hizmeti vermekte. O apayrı bir iş ve çok eğlenceli…
Bunlardan bir tanesi Setur’un yeni bir hizmeti olan
Sedventure’dır. Vahşi yaşamda fotoğraf turları
düzenlemekteyiz… Diyeceksiniz ki neden
bundan bahsettin!... Ha, ondan da şunu, bir
insanın kendine katabileceği en büyük
iletinin doğayı taklit etmek olduğunu
öğrendim. Doğa bize aslında çok şey
öğretiyor. Doğa, yaşamın kendisi; çok fazla
zorlamaya gerek yok! Her bilgi doğada var.
Gelelim sinemaya… İki tane prodüktörlüğünü
yaptığımız filmimiz var. Esas aşk zaten
sinema filmi yapabilmekte; reklam işinden
kazandıklarımızı sinema filmi yapabilmek için
kullanıyoruz.
Ustalarınızdan birkaç isim saymanızı
istesek…
Ustalarım Levent Tuna, Ümit Gülsoy,
rahmetli Şahin Kaygun, Rezzan Tanyeli ve
Erden Kıral’dan çok şey öğrendim…
Sizi görenler hemen tebessüm ediyor:
bundaki sihir ne ola ki!
İnsanlar, yaydıkları elektrikleriyle var
oluyorlar… Ben her canlının Tanrı’nın bir
parçası olduğuna inanırım ve onlara
vereceğim zararları aslında Yaradanıma
verdiğim korkusuyla yaşarım. Onun için de
insanlara olabildiğince pozitif duygularla
yaklaşırım: ondandır belki de… Evet
insanların tebessümle baktığı bir insanım.
Dokunduğunuz hayatlara kötü izler
bırakmayınız (mümkünse tabii).
Şirketinizin ismi de dikkat çekmeyecek gibi
değil; bir hikâyesi vardır mutlaka!...
Ortağım sevgili Ali İnsancıl ile şirketimizi
kurarken bir hanım arkadaşımız da projemize
dahildi. Üç kişi olacaktık ama bir son dakika
kararıyla Ali'yle baş başa kaldık. Bu arada,
evrak işleri tamamlanmıştı ve değiştirmedik.
“2adam1madam” böyle doğdu. İki adam da
olsak bir hanım tasviri her zaman iyidir;
çünkü hanımların olduğu yerde medeniyet
vardır. Yalan mı!
Sosyal çevre olarak nerelerden
besleniyorsunuz?
Ben hayatın her noktasından beslenmeye
çalışıyorum. İşimin gereği de bu zaten.
İletişimde, sokaktan kaptığımızı allayıp-
pullayıp tekrar sokağa satıyoruz. Ama özel
anlarım ve insanlarım vardır elbette: sevgili
Zafer, Kemal, Tekin, Işıl ve Osman… Onlarla
sohbet insanı tıka basa besler… İyi ki varsınız!
Hoş kalın…
Let's talk about cinema...We've produced two
movies so far. Te main job is producing movies.
We spend the money we earn in advertisement to
shoot movies.
If we ask you to name some of your masters....
I learned a lot from my masters Levent Tuna,
Ümit Gülsoy and deceased Şahin Kaygün, Rezzan
Tanyeli and Erden Kral...
Everybody who sees you smiles. What is the
magic in this?
Human beings exist with the electricity they
emit. I believe that every living thing is a part of
God and I fear that I'll harm God if I harm them.
Tat's why I behave people positively, maybe this
is the reason... Yes, people smile at me. Don't leave
bad traces in the lives you touch (if it is possible).
The title of your company is interesting. It
should have a story...
While we were establishing our company
with my dear partner, Ali İnsancıl, a lady friend of
us was also in the project. We would be three, but
due to a last moment decision, we were left
two..Ali and I. In the meantime, paperwork was
finished and we didn't change the title
"2adam,1madam"(2men,1madame). Although we
are two men, the image of a woman is always
good because there is civilization everywhere
women exist. Is this wrong?
Can you tell us about the social environment
from which you are fed?
I'm trying to feed from every aspect of life.
Tis is the necessity of my job. In communication
business, we sell the things which we get from
the street after ornamenting them. But of course I
have some special moments and people: Zafer,
Kemal, Tekin, Işıl and Osman. Chatting with them
feeds me up. Tanks God they are my friends.
Goodbye.
74
SEÇKİN KUYUMCULUK
JEWELLERY&DIAMOND
TURGUT REİS MAH. KARAOSMANOĞLU CAD. NO: 63/A ATIŞALANI-ESENLER İSTANBUL
TEL: 90 212 431 45 97 FAX: 90 212 431 53 78
www. seckinkuyumculuk.com.tr info@seckinkuyumculuk.com.tr
77
DOSYA
FILE
RUSYARUSSIA
Türk Rus evlilikleri
Turkish - Russian Marriages
ve MOSKOVA
and MOSCOW
İlişkilerde 400. yıl
400 Years in Relations
Rus kiliseleri
Russian Churchs
78
comment
yorum
Türkiye ile komşumuz Rusya’nın ilişkilerinin kökleri, pek çok
ülkeyi kıskandıracak kadar eskilere, tarihin derinliklerine dayan-
maktadır. Bu ilişkilerin tarihi 500 seneyi çoktan geride bıraktı ve
500. yıl döneminde sempozyumlar, toplantılar düzenlendi, fay-
dalı neşriyat yapıldı. Bu tarihi derinliğin önemini kavramak için
500 sene önce dünyada kaç tane gerçek devlet vardı ve bun-
lardan ne kadarında diplomatik ilişkiler yürütülüyor, birbirlerini
tanıyorlar, sefirler gidip geliyor ve anlaşmalar imzalanıyordu?
Şüphesiz ki bunları sayısı iki elin parmakları kadar azdı. Unut-
mayalım ki, çok yakın bir döneminde dahi, 2. Dünya Savaşını
Relationships between Türkiye and neighborhood Russia
goes down to the depth of history that as old as make jeal-
ousies many countries. Tese relationships past over 500
years old and symposiums, meetings and some utilized pub-
lishing are arranged for the memory of 500th anniversary of
these diplomatic relations. We have to know that there were
how many real state all over the world and how many of them
were have diplomatic relation with the others, know their each
other, the ambassadors visiting happened between the states
and the covenants were signed to understand the historical
profoundness. OF course they were mot more then the
amount of the fingers of a couple of hand. Please keep in mind
that there were almost 50 states to sign the United Nations’
agreement, which was founded after the II. World War, that’s
belongs to near history and there were difficulties to increas-
ing the numbers up.
So that, the histories of the two countries of Eurasia conti-
nent met in an ancient time and diplomatic, commercial and
Türkiye–Rusya İlişkileri
Türkiye – Russia Relations
Prof. Dr.
Nevzat YALÇINTAŞ
TBMM Türkiye-Rusya Dostluk Grubu E. Başkanı
TBMM Türkiye-Russia Parliamentary
Friendship Group E. President
politic relations were begun. Nowadays, more than 200 coun-
tries which are member to the United Nations, there are not
too much countries to have an old history, as we have; accord-
ing to a researches that I did before, they are less than 20.
Some of them from Asia, as China, India; Some of them from
Mediterranean region as Egypt, Greece, Rome, Spain and
France that are ancient cultures. Tere were small scale coun-
tries in Europe that now there are major states. When we look
over the common historical background between Türkiye and
Russia, we could see the well-established relationship which
comes from to be ancient two nations and states. Russia and
Türkiye shares the faeatures of being two old nations and
states.
We accommodated to the same geographical regions, our
states has shared the same places or reigned over
in a different historical times. At least, many dif-
ferent things have been taken or given. Our cul-
ture, lifes, our words has united or
resembled.
Infact, living styles, behaviors and
relations with 3rd people have too
much sense.
Tis area needs much more and effi-
cient researches. It must promote to re-
searches for common culture area for
both countries. Tey will
bring out the amazing
historical and
cultural
similarities of these two nations.
Fortunately Development
So we can develop and consolidate our relations on the
richness of common background which was prepared and
presented to us by culture and history. Nowadays, Turkish -
Russian relationships have a really pleasing development
process and reached to the satisfactory levels in these days.
Elimination of the totalitarian communist regime and intro-
ducing and implementation of Gorbachev reforms are the de-
terministic factor for the new evolution term. Understanding
of the radical changing process and to get over the shock of
this changing on Turkish – Russian relations there was chance
for both Türkiye and Russia: Chernishev; was the exceptional
Ambassador of Russia. Türkiye has understood the deep and
amazing changing in Russia and easily avoided the destruc-
müteakip kurulan Birleşmiş Milletlerin sözleşmesini imzalayacak
devletlerin sayısı 50’ler civarında idi ve sayının yükseltilmesinde
güçlükler çekilmişti.
İşte Avrasya kıtasının bu iki önemli devletinin tarihleri bu
kadar eski bir zamanda yan yana gelmiş ve diplomatik, ticari,
siyasi ilişkiler başlamıştı. Bugün Birleşmiş Milletlere üye 200 de-
vletin içinde varlıkları ve tarihleri bizler kadar eskiye dayanan
milletlerin sayısı fevkalade azdır ve yaptığım kısa bir incelemeye
göre 20 aşmamaktadır. Bunlar Çin-Hind gibi Asya ülkeleri, Akd-
eniz havzasındaki bazı ön plana çıkmış Mısır, Yunanistan, Roma
ve İspanya, Fransa gibi mahdut sayıda devletler olmuştur. Şimdi
önemli devletleri üzerinde barındıran Avrupa kıtasında küçük
çaplı devletler yer almıştır. Türkiye ile Rusya arasındaki tarihi
müşterek zemine baktığımızda işte bu çok eski 2 millet ve de-
vlet olmanın getirdiği köklü ilişkileri görmekteyiz.
Rusya ile Türkiye iki eski millet ve 2 eski devlet
olmanın özelliklerini paylaşmışlardır.
Biz Türkler Ruslarla aynı coğrafi bölgeler
üzerinde yerleştik, devletlerimiz aynı sa-
haları ya paylaştılar veya değişik tarihi
dönemlerde oralara hâkim oldular.
Sonuçta birbirimizden çok şeyler alıp
verdik. Kültürlerimiz günlük yaşantımız
çok yerde ve kelimeler birleşti ve ben-
zeşti.
Gerçekte Türk ve Rusya
halkının
yaşantı,
davranış ve
3. kişilerle olan ilişkilerinde müşterek çok yönleri vardır. Bu alan
yeni ve çok verimli ilmi araştırmalara ihtiyaç gösterir niteliktedir.
Her iki tarafta bu müşterek kültür alanlarının araştırmalarını
teşvik etmelidir. Bu araştırmalar iki milletin kültür ve tarih
alanında ne kadar çok benzerliklerinin mevcut olduğunu
şaşırtıcı bir şekilde ortaya çıkaracaktır.
Sevindirici Gelişme
İşte bu tarih ve kültürün bize hazırlayıp sunduğu müşterek
zeminin zenginliği üzerinde bugünkü ilişkilerimizi daha da
geliştirip sağlamlaştırabiliriz. Bugün Türk-Rus ilişkileri gerçek-
tende sevindirici bir gelişme süreci yaşamış ve bugünkü mem-
nuniyet verici seviyelere ulaşmıştır. Bu yeni dönemin açılımında
totaliter komünist rejimin tasfiyesi ve Gorbaçev reformlarının
gündeme getirilip uygulanmaya geçilmesi tayin edici bir rol oy-
79
namıştır. Rusya’daki köklü değişim sürecinin
anlaşılmasında ve Rus-Türk ilişkilerinin bu
değişim şokunu rahat bir şekilde yaşayıp
yeni şartlara uyabilmesinde Rusya ve
Türkiye’nin o dönemde önemli bir şansı ol-
muştur. O da Moskova’nın Ankara’da
müstesna bir Büyükelçinin mevcudiyetidir :
Sayın Çernişev, O’ nun dinamik, modern ve
esnek diplomasisinin sonucudur ki Türkiye
Rusya’daki derin ve zaman zaman şaşırtıcı
değişimleri anlayabildi ve değer-
lendirmelerinde yıkıcı hatalardan kolaylıkla
kaçındı. Daha da şaşırtıcı ve memnuniyet
verici olan husus şudur ki Çernişev’in
Ankara’da Büyükelçi olduğu, büyük değişim
yıllarında, Türkiye-Rusya ilişkilerinin her
alanında hızlı ve önemli gelişmelerin
gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bu büyük diplo-
matı bu yazıda dolayısıyla şükranla anıyor
ve tebrik ediyorum. O’nun 2 komşu ülke
arasındaki ilişkilerin gelişmesinde unutul-
maz önemli katkısı olmuştur.
Gelecek Ne Vaat ediyor?
Rusya’daki rejimin devamlı ve hızla
demokratikleşmesi, ekonomisinin istikrara
kavuşması, ülkenin her yönü ile ve geriye
dönülmez şekilde dış dünyaya açılması
Türkiye-Rusya ilişkilerinde yepyeni ve
olumlu bir sayfa açtı. İki ülke arasındaki dış
ticaret hacminde, müteahhitlik, hizmet-
lerinde, turizm sektöründe, eğitim ve kültür
alanında önemli gelişmeler ve hatta sıçra-
malar oldu. Bu ve diğer olumlu gelişmeler
her iki tarafında lehine olmuş, hem Türkiye
hem de Rusya aralarındaki iş birliğinin
takviye edilmesinin ne kadar kendileri için
faydalı olduğunu somut bir şekilde tespit et-
mişlerdir.
Rus-Türk ilişkilerinin hemen her alanında
gelişmeler kaydedilirken her iki ülke parla-
mentolarının bu gelişmelerinin dışında
kalması elbette ki beklenemezdi. Nitekim
hemen 1999 seçimleri sonucunda teşekkül
eden yeni Türkiye Büyük Millet Meclisinde
(TBMM) “Türkiye-Rusya Dostluk Grubu” eski
ve değerli Bakan Bülent AKARCALI’nın
Başkanlığında kuruldu. Bu grup TBMM de
mevcut dostluk gruplarının en büyüğü idi.
Rusya Duma’sında da muhatap Rusya-
tive mistakes on evaluations of it by
Chernishev’s dynamic, modern and
flexible diplomacy. Te most amaz-
ing and pleasant thing is that quick
and important developments on
every area of Türkiye _ Russia rela-
tions on the period of Chernishev’s
ambassadress in Ankara. I would
like to commemorate with gratitude
and offer my congratulations this
great diplomat in this article. He has
unforgettable contribution to the
relationship of these two neighbor-
hood countries.
What is the future promised?
Continually and quick democra-
tization of Russian regime and the
stabilization of the economy; the
opening of the outside world irre-
versibly with it’s every aspect has
opened a new age for Türkiye –
Russia relations. Tere were impor-
tant developments on the volume of
foreign trade, construction, services,
tourism, industry, education and
culture area also bounces. Tis and
that kind progresses, are good for
both participants, both Türkiye and
Rusya were determined that rein-
forcing of cooperation between
them in a concrete way how useful
for themselves.
While there are developments al-
most in every area between the two
countries it wouldn’t be expected
that parliaments of these two coun-
tries will be excluded. After the 1999
elections, in new Turkish Parlia-
ment, TBMM, “Türkiye-Russia
Friendship Group” was estabkished
under the presidency former valu-
able Minister Bülent AKARCALI.
Tis group was the greatest one
from the other friendship groups. As
an interlocutor a “Russia - Türkiye
Friendship Group” was established
in Russian Duma. Tese two friend-
ship groups in these two countries
Parliament have had very efficient
works and contacts in every legisla-
tive period. I’d like to offer my grate-
fulness to the presidents and directors
both these Friendship groups.
80
Türkiye Dostluk Grubu kuruldu. Her iki ülkenin Meclislerindeki
bu 2 Dostluk Grupları her yasama döneminde çok verimli
çalışmalar ve temaslar yaptılar. Müspet sonuçlar elde
edilmiştir. Ben her iki ülkenin Dostluk gruplarının Başkan ve
Yöneticilerine şükranlarımı burada arz etmek isterim.
Türkiye 3 Kasım 2002 tarihinde bir meclis seçimi yaptı ve
Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’NIN Başkanlığındaki Akparti
tek başına iktidara geçip hükümet oldu. TBMM’nin yeni
teşekkül tarzına göre “Türkiye-Rusya Dostluk Grubu” yeni bir
terkip tarzı kazandı. Gerekli süreçten geçip kuruluşunu
tamamlayan bu grup benim başkanlığımda verimli çalışmalar
yaptı ve Başkan Putin bu dönemde Ankara’ya çok önemli bir
ziyaret gerçekleştirdi, ilişkilerde daha üst seviyelerde
gelişmeler oldu. Hedef her dönemde ilişkilerimizi, bütün alan-
larda daha da ilerletmek ve bölgemizde her iki ülkede barışın
teminatı olmalıdır. Halen Dostluk Grubu Başkanlığı görevini
değerli dostum Kayseri Milletvekili Sayın Salih Kapusuz Bey
aktif ve verimli bir şekilde yürütmektedir.
Türkiye-Rusya ilişkilerinin her alanda gelişmesini sürdürmek
her iki ülke için de en gerçekçi ve doğru olan politikadır. Kaldı ki
dünya şartları Türkiye-Rusya ilişkilerinin, her alanda, daha da
güçlendirilmesini bir rasyonel zorunluk haline getirmektedir.
After the new pariliament election in 3rd of November 2002
Akparti has had the government alone by the presidency of
Recep Tayyip Erdoğan tek According to the new formation of
TBMM, “Türkiye- Russia Friendship Group has had a new order
style. Completing it’s establishment after the necessary
process, this group succeed effective practices. President Putin
made an important visit to Türkiye in this period. Tere are de-
velopments on a higher level. Our aim is progress our relations
on every aspect and become guarantee of peace for both coun-
tries. For noz my dear friend Salih Kapusuz, Parliamentary of
Kayseri has undertaken the presidency of the Group and he
works in active and efficient manner.
To keep the improvement of Türkiye Russia relations on every
area is the most realistic and true policy. To further strengthen of
Turkey-Russia relations in all areas is a rational necessity for con-
ditions of all over the world.
81
82
travel
gezi
ALONA’NIN GÖZÜYLE
Moskova’yı ziyaret etmeye
düşünüyorsanız, size yıl başı gece
kutlaması, 9 Mayıs kutlaması (Nazi
Almanyasının Sovyetler Birliği’ne
teslim oluşunun yıldönümünün) ya
da tanıdığınız birine doğum günü
kutlaması için gelmenizi tavsiye
ediyorum. Rusya’da bu sıraladığım
kutlamalara çok önem verildiği
için, akla gelmeyecek
eğlenceli kutlamalara şahit
olma sansına sahibi
olursunuz. Rus milleti,
eğlenmeyi ve mutlu
olmayı dünyada en iyi
bilen millettir, desem yalan
söylememiş olurum
Evet… Yolculuğumuz
başlıyor!
If you think of visiting Moscow, I
advise you to come to Moscow to
celebrate new year, to celebrate
May 9th (the anniversary of the
surrender of Nazi Germany to
Soviet Union) or to celebrate the
birthday of someone you know.
You'll get the chance of
eyewitnessing celebrations full
of fun which you can't imagine
because the celebrations
we counted above are
considered very
important in Russia. I
won't lie if I say
Russian people
really know how to
have fun and to be
happy. Yes...our
journey is beginning!
FROM THE EYE OF ALONA
ALONA LOGVINENKO
alona.logvinenko@gmail.com
MOSKOVA
83
84
Tren-Trafik
Bildiğim kadarıyla THY artık
Moskova'nın üç havaalanına
iniyor. Moskova'ya gidecek
arkadaşlara duyurulur: Termi-
nalden çıkar çıkmaz yolun
karşısında tren istasyonunu
göreceksiniz. Trenle yapacağınız
yolculuk 35 dakika-1,5 saat
arasında sürücektir; hem de hatlar
yeni olduğu için teknolojik, mod-
ern trenlerle… Tren kullanmanıza
şiddetli tavsiye ediyorum; çünkü, İs-
tanbul’un “yoğun akıcı”sına dua ede-
ceksiniz… Burası, sürekli “yoğun
durucu”;-)) Bu konuya tekrar
döneriz…
Akademiler ve Tiyatrolar
Daha Moskova’ya gelmeden otelde rezervasyonunuz
yapılması şart, yoksa gündüz iş görüşmeleri, toplantılar,
pazarlıklar, siparişler ile uğraşıp geceleri bir arkadaşınızın
odasındaki koltukta büklüm büklüm yatmak zorunda kala-
bilirsiniz (koca şehirde bazen bir oda dahi bulmak çok zor
olabiliyor) Bu arada, 150 dolara kiraladığınız otel odasından
beklentiniz yüksek olmasın; hatta hiç beklentiniz olmasa
daha iyi:-)) Moskova’daki oteller gerçekten çok pahalı ve
Trains-Trafc
As far as I know, Turkish
Airlines fly to three airports
of Moscow. You'll see the
train station across the road
as soon as you get out of
the terminal station. Te
journey by train will take
35 minutes to 1.5 hours. In
addition, you'll travel on
technological and mod-
ern trains because the
lines are new...
Academies and Theaters
You should have reserved your hotel room beforehand;
otherwise, you'll have to sleep in an armcahair in your
friend's room after a tiresome day full of meetings, bargain-
ings, orders for goods... (sometimes it's difficult to find even
a single room in this huge city). Meanwhile, your expecta-
tions for the hotel room which you rented for 150 Dollars
shouldn't be great; it is even better for you not to have any
expectations at all :-)) Te hotels in Moscow are really ex-
pensive and are full most of the time... Moscow is the most
important city of Russia with its political, financial, indus-
trial, scientific and cultural aspects and it is the capital city
which played an important role in the history of the world.
85
Te population of Moscow is about 12 millions. Moscow is a
city of transportation with its railways, overland routes, river
ports and airports. It is also a city of education. Tere are
more than 1000 scientific researh institutions and more than
80 education institutions such as Russian Science Academy,
Russian Agriculture Academy, and Russian Art Academy. In
addtion, there are many high schools of medicine and fine
arts. Tere are more than 60 professional theaters in
Moscow: world-wide known Bolshoi Teater,
Maliz Teater, Moscow Art Academy (which was named
after Chekov later), Taganka Teater, Central Muppet Teater
and many others...
Heart of Russia
Libraries and museums also attract the interest of
tourists. Te most known ones are: Russian State Library,
History Library, Pushkin Fine Arts Museum, Tretyakov
Gallery... Napoleon said: "If I conquer Kiev, I'll conquer the feet
of Russia; if I conquer St. Petersburg, I'll conquer the head of
Russia; if I conquer Moscow, I'll conquer the heart of Russia".
Let's start conquering the heart of Russia from the center...
Kremlin and Red Square are the symbols of Russia which
should be visited first. Te towers and the walls of Kremlin
were built according to the projects of Italian architects.
Russian government continues its studies in Kremlin. Red
square is the main square of Moscow. Official parades and
çoğu zaman dolu oluyorlar… Moskova, politik, finansal,
endüstriyel, bilimsel ve kültürel açılardan Rusya’nın en
önemli şehri ve dünya tarihinde önemli bir rol oynamış
olan başkentidir. Moskova’nın nüfusu 12 milyon civarın-
dadır. Moskova tren yolları, kara yolları, nehir limanları ve
havaalanları ile büyük bir ulaşım şehridir. Aynı zamanda bir
eğitim şehri olan Moskova’da Rus Bilim Akademisi, Rus
Tarım Akademisi, Rus Eğitim Akademisi ve Rus Sanat
Akademisi gibi 1000‘den fazla bilimsel araştırma enstitüsü
ve 80’den fazla eğitim kurumu yanında, üniversite, askeri,
tıbbi, güzel sanatlar üzerine birçok yüksek okul da bulun-
maktadır. Moskova’da 60’tan fazla profesyonel tiyatro vardır:
Tüm dünyaca bilinen Bolşoy Tiyatrosu, Maliy Tiyatrosu,
Chekov adını alan Moskova Sanat Akademisi Tiyatrosu,
Taganka Tiyatrosu, Merkez Kukla Tiyatrosu ve daha birçok-
ları…
Rusya’nın Kalbi
Moskova’da turistlerin ilgisini ayrıca kütüphaneler ve
müzeler de çekmektedir. Bunların en bilinenleri: Rus Devlet
Kütüphanesi, Yabancı Edebiyat Kütüphanesi, Tarih
Kütüphanesi, Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi, Tretyakov Ga-
lerisi... Napolyon Rusya için şöyle demiştir: ''Eğer Kiev'i alır-
sam Rusya'nın ayaklarını fethetmiş olurum; eğer St.
Peterburg'u alırsam Rusya'yı başından fethetmiş olurum;
ama eğer Moskova'yı alırsam Rusya'yı kalbinden fethetmiş
86
olurum!''
Bizde Rusya’nın kalbini merkezden
fethetmeye başlayalım…
Rusya’nın sembolü Kremlin ve Kızıl Meydan,
Moskova’nın şüphesiz ilk önce görülmesi gereken
tarihi yerleridir. “Moskova Kremlini”nin iç içe girmiş
kuleleri ve duvarları İtalyan mimarların projelerine
göre yapılmıştır. Örneğin, Rus Hükümeti çalışmalarını
Kremlin’de sürdürmektedir. Kızıl Meydan, Mosko-
va’nın ana meydanıdır. Burada resmi geçitler ve
merasim törenleri yapılır. Lenin’in Mozolesi (karşısın-
daki Gucci, Louis Vuitton vs. mağazaları var) ve Aziz
Vasili (Blajennıy) Katedrali de buradadır. Son zaman-
larda Kızıl Meydan, dünyaca ünlü sanatçıların konser
verdikleri bir yer olarak da kullanılmaya başladı.
Arbat, Moskova’daki en eski sokaklardan birisidir.
Değişik dönemlerde Arbat’ta ünlü Rus yazarlar,
ressamlar ve sanatçılar yaşamıştır. Burada hediyelik
eşyalar, Rus el sanatını yansıtan mamuller satılmakta,
sokak müzisyenleri müzik yapmakta, ressamlar
portreler çizmektedirler. Tverskaya, harika bir
caddedir: ne ararsanız bulunur… Tabii şu da bir
gerçek ki, bu komünistlerin en iyi bildiği şey şehirci-
lik: dünyanın en geniş, en güzel caddeleri, meydan-
ları, parkları, bahçeleri, köprüleriyle…
Yeraltında ve Yerüstünde
İki Moskova var derler: yeraltındaki Moskova ve
yerüstündeki Moskova. Moskova'nın metrosu
meşhurdur, çok eskidir, çok büyüktür, istasyonları
commemoration ceremonies are held in this square. Also
Lenin's mausoleum (there are large stores of Gucci, Louis
Vuitton etc. across it) and Saint Vassili (Blajenniy) Cathedral
are in Red Square. Famous world stars have been giving
concerts recently in the square. Arbat is one of the oldest
streets of Moscow where many well-known Russian au-
thors, painters and artists lived. Gifts and handicraft prod-
ucts are sold, street musicians make music and painters
draw portraits in Arbat. Tverskaya is a wonderful avenue
where you can find whatever you want... It's a reality that
the communists really know town planning: with their
beautiful and wide avenues, squares, parks, gardens and
bridges...
Underground and on the ground
Tey say that there are two Moscows: Moscow under-
ground and Moscow on the ground. Moscow subway is very
famous, very big and the stations are beautiful. It consists of
12 different lines approximately 300km. long and has many
stations. Te problem is that all the maps, noun tables and
signs are in Kiril alphabet! Almost every station is different
from one another; there are chandeliers at some of them
and marble banks, pictures, ceiling ornaments, statues of
Stalin and Lenin at the others...Some stations are so deep
that you can't see the end of the escalator. If you have ver-
tigo, don't look downwards. Although the trains and stations
are very old, they are very clean and punctual (and very
87
çok güzeldir; ama tabi burada küçük bir sorun sizi bek-
liyor. O da yaklaşık 300 kilometre uzunluğunda olan 12
farklı hattan ve onlarca istasyondan oluşan Moskova
metrosunun tüm harita, tabela ve işaretlerinin Kiril al-
fabesinde olması! Hemen hemen her istasyon bir
diğerinden farklı, kiminde avizeler var, kiminde mermer
banklar, resimler, tavan süsleri, Stalin-Lenin heykelleri…
Bazı istasyonlar o kadar derin ki yürüyen merdivenlerin
sonu görünmüyor, eğer yükseklik korkunuz varsa siz
de hiç bakamayınız aşağıya. Trenler, istasyonlar çok
eski tabii; ama hâlâ tertemiz ve hâlâ çok dakik (çok da
kalabalık). Bir de şu eski-
den Moskova’yla alakalı
olarak metro ve otobüste
kütüphanedeymiş gibi
telefonların çekmediği
söylentisi vardı ya... Ne
güzel çekmiyordu tele-
fonlar aşağıda; ama artık
orada da çekiyor ve
gazete, kitap yerine
herkesin elinde cep tele-
fonları var artık! “Sokolniki”
ve “Mayakovskaya” istasy-
onlarını da özellikle gör-
menizi tavsiye ederim.
Korsan Taksiler ve Un-
utulmaz Anlar
Akşam bir yere yetişm-
eniz lazımsa ve metro
kullanmaya da niyetiniz
yoksa eğer,o zaman
yoldan rahatlıkla bir kor-
san taksi çevirebilir, biraz
pazarlık yaparak -çok uygun bir fiyata- istediğiniz yere
gidebilirsiniz. Hatta bu korsan sürücülerin büyük kısmı,
Azeri, Gürcü, Çeçen ya da Ermeni olduğu için epey
muhabbet bile edebilirsiniz. Bu arada kardan adamlar,
romantik müzik eşliğiyle, ışıl şıl süslemeler arasında
kaymaya ne dersiniz?! Kışın Moskova’daki buz pateni
pistleri, unutulmaz anlar geçirmenizi garanti ediyor…
Unutulmaz zaman geçirme alternatif arasında Bolşoy
Tiyatrosu ilk sırada elbette! Moskova tiyatroları arasında
en meşhur olanı şüphesiz Bolşoy’dur. “Rus Klasik Balesi”
de her turistik programın vazgeçilmez duraklarındandır.
Kuğu Gölü’nü ana vatanında kesinlikle seyretmeyi
planladıysanız, önceden internetten biletinizi almanıza
tavsiye ederim.
Bolşoy’dan çıktığınızda gece hayatı tatma zamanı…
crowded). Tere was a rumour about Moscow that the mobiles
were out of reach on subway and buses as if you were in a li-
brary... Te mobiles couldn't be reached and it was delightful, but
at present, they can be reached underground, and everybody has
a mobile phone in his hand instead of books and newspapers! I
advise you to see also "Sokolniki" and "Mayakovskaya" subway
stations.
Illegal Taxis and Unforgettable Moments
If you have to reach somewhere at night and don't have the in-
tention of going by subway, you can get in an illegal taxi and go
anywhere you like without paying too much - if you bargain, of
course. Because many of the drivers of the taxis are Azerbaijani,
Georgian, Chechen or Armenian, you can also have a chat with
them. Meanwhile, would you like to skate among snowmen and
highly lighted ornaments while a romantic music is being played?!
Ice-skating running tracks in Moscow guarantee that you'll have
unforgettable moments in winter. To have unforgettable mo-
ments you should visit the Bolshoi Teater as the first place, of
course! Undoubtfully, it is the most famous Russian theater.
Russian classic ballet always takes place in every tourist pro-
gram. I advise you to buy your ticket on the internet beforehand if
you plan to watch Swan Lake in its mother country. It's time to
taste night life after you leave Bolshoi... Tat means I advise you to
bold down because lively night life, which you can't find even in
Amsterdam, starts at 01:00... You can find yourself in the heaven
of sushi and hubble-bubble! Like cheese and bread! You can find
Daha doğrusu bir yere girip bir
şeyler atıştırmanızı tavsiye ed-
erim. Çünkü Amsterdam’da
bile var olmayan renkli gece
hayati saat 01.00’den sonra
başlar burada... Şaşırırsınız el-
bette; ama bir “suşi-nargile”
cennetinde bulabilirsiniz ken-
dinizi!... Peynir-ekmek gibi: ol-
mayan yer yok! Mesela bir
gece kulübü düşünün… Dans
pisti, çılgın gençlik, elektronik
müzik, disko topu, sek votka,
suşi ve nargile: sürekli göre-
bileceğiniz bir manzaradır!
Hemen paylaşayım: Aslında
votka çok soğuk ve sek içilir,
buz ve başka şey karıştırınca
hem çarpar hem de “tiribi”
bozulur.
Her şok güzel; ama aşırı
süslü kadınların, onlarla tezat
oluşturacak şekilde hiç de
yakışıklı olmayan erkeklerin
bulunduğu bir şehirdesiniz!...
Hiç olmazsa, hediyelik eşya
dükkanlarında bulunan ve üz-
erlerinde Galatasaraylı/Fener-
bahçeli futbolcular çizilmiş
matreşkalar kendinizi buraya
yabancı hissetmenizi yok eder.
them everywhere! For example,
think of a night club... dance run-
ning track, crazy youth, electronic
music, disco ball, neat straight
vodka, sushi and hubble-bubble:
this is the scene you'll see contin-
uously! Let me share this knowl-
edge: vodka must be drunk very
cold and neat straight. If you add
ice or anything else, it goes to the
head...
Every shock is nice, but you are
in a town where the women are
excessively adorned and the men,
in contrast, are not handsome at
all! Te matryoshka dolls on
which pictures football players of
Galatasaray and Fenerbahçe are
drawn can help you not to feel
yourself a stranger.
88
90
life
yaşam
Türk turizminde önemli bir
yere sahip olan Rusların,
Türklerle evliliklerinde hızlı
bir artış yaşanıyor.
SEVGİ SINIR
TANIMIYOR
THERE IS NO BOUNDARY TO LOVE
HABERREPORTAGE : MÜRTEZA AKKAYA
91
Tere is a rapid increasing on the marriages
between Turkish and Russian people who
have an important place in Turkish tourism.
Son zamanlarda Türklerle
Ruslar arasında evlilikler
tavan yaptı. Ancak ilginç
olan ise bu evliliklerin
tamamında erkek tarafı
Türk. Rusya Eğitim, Kültür
ve İşbirliği Derneği'nin
verilerine göre 1996
yılından beri Türkler ile
Ruslar arasında 200 bin’i
aştı .Kısa sürede
Türkiye'deki yaşama
alışan Rus gelinler,
kayınvalideleriyle zaman
zaman sorun yaşasalar da
evliliklerinden memnun.
İşte bu evliliklerden biride
Natalia ile Baran evliliği.
Keyifle okuyacağınız
uyum ve aşk hikayesi.
Marriage rate between Turkish
and Russian people is higher
than ever. Tat’s interesting
that; all the male participants of
these marriages are Turkish.
According to the data’s of
Turkish – Russian Education,
Culture and Cooperation
Association, marriages
between Turkish – Russian is
over than 200 000, since 1996.
However they have had
problems with their mothers-
in- law, Russian brides get used
to life in Turkey in a short term
and easily, are pleased with
their marriages. One of these
marriages is Natalia and Baran’s
marriage. Here is the story of
love and harmony that you’ll
read with pleasantly.
Moskova’ya 400 km. uzaklıkta küçük, tarihi bir şehir olan
Smolensk'da, 1979 yılında dünyaya geldi Natalia. Sovyet
ordusunda albay olan Viktor Korneev ile öğretmen
Valentina'nın iki çocuğundan biriydi.
Natalia St. Petersburg’da üniversiteyi bitirip kariyerine
Captain Club dergisinde başladığında, yaşamında ne
büyük bir değişiklik olacağını henüz bilmiyordu. İşi
gereği İstanbul'a gelip, Yeşilköy’de 2009 yılında
düzenlenen yat fuarına katıldığında, o büyük değişime
de ilk adımını atmış oldu. İş görüşmesi için katıldığı
akşam yemeğinde, ortak arkadaşları tarafından
tanıştırıldığı bir Türk genci, tüm yaşamını değiştirdi.
Tanışma sırasında bir yakınlaşma olmuştu ve Natalia
ülkesine döndükten sonra internet vasıtasıyla
görüşmeye devam etmek için sözleştiler ve birbirlerine
sosyal medya adreslerini verdiler. Bu sayede aralarındaki
onca mesafeye rağmen ayrıldıktan sonra da görüşmeye
devam edebildiler.
Bu sohbetleri sırasında bu genç Natalia’ya Puşkin’den
Rusya’nın sonbaharını anlatan bir dörtlük okuması tam
da St. Petersburg’da sonbahar yaşanırken, Natalia’yı çok
etkilemişti. Bir gün İstanbul’a tatil davetini aldı ve hiç
düşünmeden kabul etti. Güzel geçen İstanbul
tatili ardından, farklı kültürden gelen bu iki
genç, birbirlerini daha da iyi tanımış, daha
da yakınlaşmışlardı. Birbirlerini
tanıdıktan sonra gelen evlilik teklifini
Natalia was born in a small historical town Smolensk which is 400
km far from Moscow in 1979. She was one of two children of Viktor
Korneev a colonel in Soviet Army and teacher Valentina.
After graduation of university at St. Petersbourg and beginning of
her career in Captain Club Magazine, she didn’t know the greatness of
the changing of her life yet. When she attended to the yacht fair in
2009 due to her job, she stepped forward to the great changing. Te
Turkish youth whom met her by their friends at business dinner was
changed her all life.
Tere was an intimation between them when they met; after
Natalia went back to her country, they promised to each other to chat
by internet and gave their social media addresses. So that, despite all
the distance between them, continued to meet even after.
While their chating, his reading of a
quatrain about autumn from Pushkin
to Natalia at the moment of
autumn in St. Petersbourg
was impressed her too
much. And, one day she
got his invitation of
holiday in Istanbul and
accepted it without
hesitate. After this
beautiful holiday in
Istanbul, this two youth
from different cultures
has known their each other
and become more closer.
Natalia who accepted the
marriage proposal after knowing
better their each other had a
decision to start a new life.
MARRIAGE PROPOSAL WITH
RUSSIAN BANNER
He invited me to dinner at
Galatasaray Island when I
came to Istanbul. We were
92
sitting just near the sea. During dinner a boat specially enlightened
boarded to the part of our table. Tere was a banner was written in
Russian “Will you marry me” on the boat. I was very surprised. He
took a ring out of his pocket and repeated his proposal by verbally. I
was double surprised. I was so happy for this proposal and crying the
atmosphere said “yes”. I was still surprised and also the fear of
beginning to a new life surrounded me. We layed the foundation of
our happy family in the Island.. When we went back to the home, he
herald ed the event to his family. Tey joined our happiness.
After declared my marriage decision to my family and got their
support with love but with their uneasiness, I told my working place
that I wanted to go on my business life in Istanbul and by their
approval I bid farewell to my city that I loved and to my friends whom I
loved them as myself and came to Istanbul to begin a new life. Since
then, I’d never regret for my answer “yes” even though for a second.
I’d like to write the new story of life these two youth with Natalia’s
words according to Turkish proverb “the female bird builds the home”.
“Te idea of marriage with a Turkish young man had never been
on my mind. Our friendship which began through the business in
Istanbul, opened up a new horizon of life. Heis my husband but jaws
my friend Baran is working in a international foundation as a financial
coordinator. My husband’s mother is from Rize and his father is from
Diyarbakır. Both of our families were approaching timidly and
cautiously. But now, we see that they are brought more than us our
marriage and us.
Inspite of having different tastes of food and have different cuisine
culture we have created a common taste with nice mixtures, İf we
considered that Baran proportionally preferred foods
with meat, it wasn’t difficult as thought to
caught the common taste. My mother in-law
cooks well Turkish Cuisine, and helps me
kabul eden Natalia, yeni bir yaşama adım atma kararını aldı.
RUSÇA PANKARTLI EVLENME TEKLİFİ
İstanbul’a geldiğimde Galatasaray Adası'nda akşam
yemeğine davet etti. Masamız tam deniz kenarında idi. Yemek
sırasında adaya bir tekne yaklaştı. Özel olarak ışıklandırılan
tekne, masamızın bulunduğu bölüme yanaştı ve teknenin
üzerinde Rusça, “Benimle Evlenir misin?” yazılı bir pankart
vardı. Çok şaşırdım. O ,birden cebinden bir yüzük çıkararak
teklifini bu kez de sözlü olarak tekrarladı. “Bir anda iki şaşkınlığı
bir arada yaşadım. Teklif karşısında çok mutlu oldum ve
atmosferden dolayı ağlayarak “Evet” dedim. Şaşkınlığım
geçmemişti ve şaşkınlığımın üzere “Evet” demekle birlikte nasıl
bir hayata başlayacağım korkusu da ister istemez beni sardı.
Bu mutlu yuvamızın temelini, adada atmış olduk. Eve
döndüğümüzde ailesine olayı müjdeledi. Onlar da
mutluluğumuza katıldılar.
Mayıs ayında kendi aileme evlilik kararımı açıkladıktan ve
onlardan tedirgin olmalarına
rağmen sevgi dolu bir
destek aldıktan sonra,
St.Petersburg’daki
işyerime, iş hayatıma
İstanbul’dan devam
etmek istediğimi
söyledim, onların da
onayı ile çok
sevdiğim şehrime ve
bana canım kadar yakın
arkadaşlarıma veda
ederek, yeni bir hayata açılmak
üzere İstanbul’a geldim.
O günden sonra vermiş
olduğum “Evet” cevabımdan,
bir saniye için bile olsa
pişmanlık duymadım.
İki gencin yeni yaşamının
öyküsünü Türk atasözü “Yuvayı
93
Dişi Kuş Yapar “ sözü üzerine Natalia’nın ağzından yazıya dökelim istedim.
“Bir Türk ile evlenme fikri aklımda hiç yoktu. İstanbul'daki iş vasıtasıyla tanışmamız
üzerine ilerleyen arkadaşlığımız, yeni bir hayata ufuk açtı. Şimdiki eşim, o zamanki
arkadaşım Baran, İstanbul’da uluslararası faaliyet gösteren bir vakıfta finans
koordinatörü olarak çalışıyor. Eşimin annesi Rize’li, Babası Diyarbakır’lı. Her ikimizin de
ailesi, farklı kültürlerden olan bir ilişkiye haliyle çekinerek ve temkinli yaklaşıyorlardı
ama şimdi görüyoruz ki onlar, bizi ve evliliğimizi bizden daha çok sahiplendiler.
İkimizin kültürünün de ayrı mutfağı olmasına rağmen güzel bir karışımla ortak bir
damak zevki oluşturduk, eşim Baran’ın et ağırlıklı yemekleri sevdiğini düşünürsek, hiç
de tahmin edildiği kadar zor olmadı bu ortak zevki yakalamak. Türk yemeklerini
kayınvalidem çok güzel yapıyor ve benim de onun gibi pişirmeme çok yardım ediyor
halen onun kadar güzel yapamasam da eşim en çok “karalahana sarması” nı seviyor.
Pilav, kuru fasulye, karnıyarık, reçel, turşu, hamsi pilavı, kabak dolması ve değişik
çorbalar yapmasını öğrendim. Eşim de Rus mutfağını çok seviyor. “Pelmeni-Rus
mantısı”, ”goluptsı-beyaz lahana sarması”, “olivye salatası” , “solanka çorbası” en sevdiği
Rus yemeklerindendir.
Bir de, farklı kültürlerden gelen çiftin, yoklukta ve zenginlikte, hastalıkta ve sağlıkta
bir ömür boyu beraber olma yemini etmiş erkek tarafı olan Baran Büyüktaş’ın
ağzından öyküyü dinleyelim.
94
to cook same as her. However I can’t cook as good
as her, my husband likes “karalahana sarması” .
Rice, dried beans, karnıyarık, jams, pickle, rice with
anchovy (hamsi pilavı), stuffed zucchini and
different soups which are the foods that I learned
to cook. My husband likes Russian cuisine too
much. “Pelmeni – Russian Ravioli”, ”goluptsı-white
cabbage wrapped around rice”, “olivye salad”,
“solanka soup” are his favourite Russian foods.
And here you are Baran Büyüktaş the male part
of this marriage which the partners of it whom
oath for be together in times of need and the rich,
in sickness and in health belongs to different
cultures.
People shouldn’t judged because of their
countries which they lived, or the religion which
they believed. NOone has choosen his name also
the country which he was born. Natalia was born
in that land, It doesn’t be a matter of discrimination
if she is Russian or German, Orthodox or Catholic.
İnsanlar, asla yaşadığı ülkesinden yahut
da inandığı dininden dolayı
yargılanmamalıdır. Hiç kimse adını
seçemediği gibi doğduğu ülkeyi de
seçmemiştir. Natalia o topraklarda
doğmuştur, Rus yahut Alman, Ortodoks
yahut Katolik olması bir ayrımcılığa konu
olmamalıdır. Bizler de Türkiye'de
doğmuşuz.
Evimizde Kuran-ı Kerim, Tevrat, Zebur,
İncil olmak üzere tüm semavi kutsal kitaplar
vardır, hepsini de okudum. Hepsinde de
ortak olarak Allah sevgisi anlatılır. Her birinin
anlatılışı ve inancı uygulaması değişik ama
hepsinin sonuç kısmı hep aynıdır. Allah
sevgisini anlatır.
Şu anda Türkiye'de yaşamaktan eşim de
çok memnun işini de buradan gayet
rahatlıkla yürütebiliyor ama istediği zaman
ülkesini özleyecek olursa, işini orada devam
95
Also We were born in Türkiye.
In our home ,all the Holy
Scriptures of heavenly religions
which are
Qour’an- ı Kerim, Torah, Psalms
and Holy Bible and I read all of them.
Te common part of them is Love of
God. Narration and implementation
of it is different all of them but, the
result is same. Tey talk about Love
of God.
My wife is very happy to live in
Türkiye, she manages her business
from here easily, but whenever she
misses her country and wants to
continue her business in there, I
respect and understand her, we can
live there if it’s necessary. She did
whatever she could do to live in here
with me, I have to do the same
unselfishness, I cannot be selfish in
ettirmek isterse bunu anlayışla karşılarım, gerekirse hayatımızı orada da
devam ettirebiliriz, sonuçta o, benimle burada yaşayabilmek için
elinden geleni yaptı, aynı özveriyi benim de yapmam gerekir bu konuda
bencil olamam. Bundan beş yıl öncesine kadar bir Rus'la evleneceğimi
bilmiyordum ama şu an çok mutluyuz ve bu mutluluğu Natalia’nın
orada çok güzel giden kariyerini buraya taşımaya karar vermesi
sayesinde oldu, çok sevdiği ülkesini, ailesini ve arkadaşlarını bırakıp
buraya gelebildi.
Evlilikte insanların karşılıklı kendilerinden bir şeyler vermesi
gerekebiliyor. O yaşına kadar ayrı ortamlarda büyümüş, eğitim görmüş,
yaşamış iki insan bir süre sonra evlilik bağı ile beraber yaşamaya
başlayınca, ister istemez farklı tepkiler ve davranışlar söz konusu
olabiliyor, herkesin sonuçta evli olana kadar sahip olduğu, alıştığı başka
bir düzen oluyor ancak karşılıklı fedakarlıklarla evlilik uyum içinde
yürütülebiliyor.
Özellikle eşi sayesinde daha derinden tanıdığı Rus kültüründe,
Rus’ların sevgi için her şeyi yapabileceklerini öğrenen Baran, eşinin de
bu kültürün özelliklerini taşıdığını belirtiyor.
Farklı kültürlerden olmalarına rağmen Natalia ile ortak zevklerinin çok
olduğunu söyleyen Baran, “Natalia ile geceyarısında bile yatağımızdan
kalkıp Orhun Kitabeleri’nin tarihi hakkında farklı düşündüğümüzden
internetten araştırıyorduk, karşılıklı saatlerce Ahmatova, Çehov ve
Dostoyoveski konuşmak bizlere büyük bir haz veriyor, evliliğimizde
sahip olduğumuz en güzel özellik edebiyat, sanat, tarih, politika,
ekonomi ve bir sürü alanda tartışıp konuşabilmemiz, fikirlerimizi
çekinmeden birbirimizle paylaşabilmemiz” diyor.
Şimdi ise beraberce en severek yaptığımız hobimiz başka ülkelere
seyahat etmek ve hayalimiz eğer olursa çocuğumuzun gelecekte
Rusça ve Türkçe’yi ana dili olarak kabul edip konuşabilmesi ve
çocuğumuzun iki kültürü de tüm derinliğiyle öğrenerek benimsemesi
ve yaşamasıdır.
İleride çocuğunun yabancı biriyle evlenmesine hiçbir zaman karşı
çıkmayacağını söyleyen Baran, “Yeter ki birbirlerini sevsinler, mutlu
olsunlar” diyor. Natalia ise bu ihtimale karşı daha planlı ve temkinli olarak
96
this matter. Five years ago I didn’t know that I would get
married with a Russian girl. We are very happy now, and we
owe it to her decision to move her well- gone career in here.
She left her lovely country, family and friends.
People have to give something from themselves mutually.
Two different person who have grown, educated and lived in
different places are beginning live together with marriage
bound, some different behaviors and reactions could be
occurred. Everyone has their own orders until the marriage
which they have accustomed, but with mutual sacrifice the
marriages continue in harmony.
Baran who has known the Russian culture through his
wife he learned that, Russian could do everything for love and
his wife has same character of this culture.
However they are from different cultures, Baran says, that
they nave many common pleasures, forexample, “Sometimes
we wake up from our bed to research of Orhun Epitaphs from
internet for we have different opinions. Talking about
Ahmatove, Cehov and Dostoyevski for hours is a great jy for
us. Te best feature of our marriage is to talk about literature,
art, history, policy, economy and the other things and sharing
our ideas without having a hesitate.” He says
And now the most favourite hobbit of us is traveling to
abroad and if we would have a child, hisspiaking of Russian
and Türkçe may become the main language for him and
growing by ylearning the two culture in depthly and live
adeptly and lived..
Baran says, he would never be opposed to his child’s
marriage with strangers just “ Loving their each other and
being happy” is the most important thing for him. Natalia is
kendisinin çocuğuna seçiciliği, eğriyi ve doğruyu en iyi şekilde
ayırt etmeyi öğretmek için çalışacağını ve bu sayede nasılsa
kendisi için en doğru kararı verebileceğini söylüyor.
Evlilik kararı aldığımızda, Natalia ailesine söylediğinde ilk
önce bir olumsuzluk belirdi çünkü nasıl bizim toplumumuzda
Ruslar'a karşı bir ön yargı oluşmuşsa, Ruslar'ın da Türkler'e karşı
bir ön yargısı oluşmuş. Natalia'nın ailesi “Sen emin misin
burada belirli seviyede sahip olduğun bir düzenin işin, gücün
var, bütün bunları bırakıp nasıl oralara gideceksin” diyerek
tedirgin olmuşlardı. Natalia’nın ailesinin beni ve ailemi ziyaret
etmesi ile olumsuz fikirleri değişti, burada bizi ve yaşantımızı
görünce içleri rahatladı. Natalia'nın bir Türkle evlenme kararı
alması üzerine arkadaşları, karikatürler yapmışlar. Karikatürlerin
birinde Natalia kapanmış bir vaziyette ve ben de yerde bağdaş
kurmuş oturuyorum. Bir elimde tespih var. Natalia da bana
tepside kahve sunuyor.
KADINLAR EVLİLİK KARARINDA,
ERKEKLERDEN DAHA CESARETLİ
Ailesi ile tanışmak için ilk adımı Natalia’nın attığını söyleyen
Baran, İstanbul’da beni ziyarete geldiğinde ailemle de tanışmak
istedi. Onlarla tanışarak belki de kafasındaki bir çok sorunun
cevabını kendisi buldu. Bu cesareti gösterebilecek erkeklerin
oranı yüzde 10'u geçmez.
“Karmaşık soruların aslında çok basit cevapları vardır” derler.
Evliliğin kurulmasında aşk önemlidir ama devamı için üç şartı
biz kendimize temel aldık: saygımızı korumak, birbirimizle
iletişimi kaybetmemek ve özveride bulunmak. Bunları
koruduktan sonra, evlilikte aşamayacağınız zorluk kalmıyor.
Natalia’nın sıcak kanlı bir yapıya sahip olduğunun belirten
Baran, girdiğimiz her çevrede sempatikliğiyle ilgi odağı oluyor
diyor.
Natalia ve Baran Büyüktaş çifti şimdi sabırsızlıkla ilk
çocuklarına sahip olmak istiyorlar. Farklı kültürlerden gelip
kurdukları yuvalarında, önlerine her ne engel çıkarsa çıksın, bu
engelleri sevgi ve dayanışma ile aşmaya kararlılar.
97
much more cautious and planned for this possibility. Just she can give
selectivity, to distinguish between good and evil, and by this way the
child could make best decision for himself.
When Natalia told about our marriage decision to her family, there
was a nefativity for the matter. How there is a prejudice to the Russians
in our people Russians have a prejudice to Turkish people. Natalia’s
family were worriedabout her and said: “are yousure youwanted to go
there? You have a nice job, how will you go there.? “ By visiting to me
and my family, was changed their mind. When Natalia decided to be
married with a Turkish man, her friend has drawn a caricature that
Natalia was entered veil and I was sitting on the floor, by drawing bead,
and Natalia offers me coffee.
WHY WOMEN ARE MORE BRAVER THEN
MEN FOR DECISION OF MARRIAGE
First step was from Natalia to meet Baran’s family, said Baran.
When she came to Istanbul wanted to meet with my family. By
meeting with them she has found the answers of her many questions
that bothered her. Proportion of men to be brave as Natalia is not more
than 10 percent. “It says that “Complicated problems have simple
solutions” derler. Love is very important to be found up the marriage
but for its continuement thereare three necessary condition to protect
it. Kepping respect to each other., never loose the cmmunication with
eacnh other and be unselfishness. İf you keep these rules, you can not
have a problem that you could win over it..
Baran says, Natalia have a warm character and she becomes center
of interest wherever we entered many centered.. Te coupl of Natalia
ve Baran Büyüktaş want to have their first baby. In their home that
was built upwith love, they could win over all the obstacles by
solidarity in their home by love that they built up coming from
different cultures.
98
culture
kültür
Galata, Mumhane böl-
gesinde 3 adet Rus kilisesi
bulunmaktadır. Bunlar
1870-1880 yılları arasında
inşa edilmiş kilise-man-
astırlardır. Doğrudan Ay-
naroz Rus Kiliselerine
bağlıdırlar ve Kudüs’e
seyahat eden keşişlerin
misafir edilmeleri, bir süre dinlenmelerinin
temini amacı ile yapılmışlardır. 1930’dan
sonra manastırlar kapatılmış ve han odalarına
dönüştürülmüştür. Kiliseler ise, günümüzde
han olarak kullanılan binaların çatısında yer
almakta olup faal durumdadırlar.
Kiliselerin isimlerini sayalım: Aya Andre
(Hızır), Aya İliya (İlyas) ve Aya Pantaleimon.
Hızır ile İlyas Galata’da buluştular dersek çok
mu abartmış oluruz? Kısaca bahsetmek
gerekirse…
Tere are three Russian churches in Mumhane sec-
tion of Galata. Tese churches are church-monaster-
ies built between the years 1870-1880. Tey are
directly dependent on Ayranoz Russian Churches.
Tey were built to have the monks, who were travel-
ling to Jerusalem, as guests and make them rest for a
while. After the year 1930, the monasteries were
closed and changed into caravanserai rooms. Te
churches take place on the rooves of the buildings
that are used as caravavserais at present, and they
are active.B Te names of the churches are: Saint
Andre(Hızır), Saint Ilıya (Ilyas) and Saint Pantaleimaon.
Do we exaggerate too much if we say Hızır and Ilyas
met in Galata?
To talk about them briefly...
Aya Pantaleimon
Manastır ve Kilisesi
Hoca Tahsin Sokak 19 numaradadır. 1871 yılında inşa
edilmiştir. İçindeki mozaik ve fresklerden en önemlisi
İmparator Costantin ve annesi Helena’yı resmeden
mozaiktir. Bilindiği gibi Constantin, Hıristiyanlığı devlet
dini olarak kabul eden imparatordur. Ancak kendisi hay-
atının sonuna kadar pagan olarak yaşamış, ölüm
döşeğinde papazı çağırarak vaftiz olmak istemiştir. Bu
freskin, Hıristiyanlığı devlet dini olarak kabul ettiği için bir
şükran borcu olarak yapıldığı iddia edilse de 19. yüzyıl
sonlarında inşa edilmiş bir Rus kilisesinde Bizans impara-
torunun bulunması, Rusya’nın Bizans hamiliğine soyun-
duğunun resmidir aslında. 1930 yılında Rus cemaatinin
elinden alınan kilise 1934’de iade edilmiş, ancak cemaat
bulunmadığından manastır müstakil odalara bölünerek
han haline getirilmiştir.
Saint
Pantaleimon
Monastery and
Church
It is on Hoca Tahsin Street,
at number 19. It was built in
the year 1871. Te most im-
portant mozaic among the
mozaics and the frescos is
the one which shows Em-
peror Constantin and his
mother Helena. As it is
known, Constantin is the
emperor who accepted
christianity as the state re-
ligion. He lived as a pagan till
the end of his life and he
asked the priest
to baptise him in the death
bed. Although it is claimed
that the fresco was painted
to show gratitude to him
because he had accepted
christianity as the state re-
ligion, it really reveals the
fact that Russia was acting
as a protector of Byzantium.
Te church was taken from
the Russian community in
1930 and returned in 1934.
Because of the fact that
there weren't any commu-
nities, the monastery was
divided into rooms and into
a caravanserai.
GALATA RUSSIAN
CHURCHES
BURHAN
YENTÜRK
byenturk@gmail.com
GALATA
RUS KİLİSELERİ
99
Aya Andre
Manastır ve Kilisesi
Mumhane Caddesi 63 numaradadır. 1880 yılında
inşa edilmiştir. Kilise, diğer Rus kiliseleri gibi, bi-
nanın en üst katındadır. 1917 yılında devrimden
kaçıp İstanbul’a göçen beyaz Ruslar burada mis-
afir edilmişlerdir. 1930’dan sonra manastır kap-
atılmış ve han odalarına dönüştürülmüştür. 70
kadar odası günümüzde ikametgâh olarak kul-
lanılmaktadır.
Bu kilisede de Bizans imparatoru eksik değildir.
Kudüs’ü ilk ziyaret eden imparator Herakleios
(610-641) resmi kilise ikonaları arasında yerini
almıştır. Dış cephede, binanın orta bölümünde,
girişte barok kartuşlu bir kemer, ilk katta üçgen
alınlık ve daha sonra düz hatıllı pencereler
cepheyi hareketlendirir.
Saint Andre Monastery and Church
It is on Mumhane Avenue, at number 63. It was built in
1880. Te church is on the top floor like the other Russian
Churches. White Russians who escaped the revolution
and immigrated to Istanbul in 1917 were accommodated
in this monastery. After 1930, the monastery was closed
and changed into caravanserai roons. At present, about
70 of the rooms are being used as residences. Tere is a
Byzantium Emperor also in this church. Emperor Herak-
leios (610-641), who was the first emperor to visit
Jerusalem, took his place among the church icons.Te
arch with Barouque cartridge at the entrance of the mid-
dle section of the building, the triangular pediment and
the plain windows give liveliness to the external face of
the building.
Aya İliya
Manastır ve Kilisesi
Karanlık Fırın Sokağı’ndadır. 1880’li yıllarda inşa edilmiştir.
Diğerlerinde olduğu gibi kilise binanın en üst katındadır. Bina
han olarak kullanılmaktadır. Diğerlerinin oldukça sade sayıla-
bilecek girişine karşı, bu manastırın giriş bölümü büyük bir
üçgen alınlıkla vurgulanmıştır. Kemerli ve düz hatıllı pencerel-
erle cephe şekillendirilmiştir. Kısaca bahsetmek gerekirse,
üçgen alınlıklar 19. yüzyıl sonlarında, sivil binalarda da binaya
bir mabet havası vermek için yoğun olarak kullanılmıştır; bu tür
örneklere, Beyoğlu ve Galata bölgesinde sıkça rastlanmaktadır.
Saint Iliya Church and Monastery
It's on Karanlık Fırın Street. It was built in 1880s. Te church is on the roof
as it is in the others, and the building is used as a caravanserai.
Although the entrances of the other monasteries are quite plain, the en-
trance of this one is emphasized with a triangular pediment. Te exter-
nal face of the monastery is shaped with arched and plain windows. To
mention briefly, triangular pediments were used extensively to give the
plain buildings the ambiance of a temple, at the end of the 19th century.
Examples of such buildings are encountered frequently in Beyoğlu and
Galata.
100
portrait
portre
Özgür Özgülgün, genelde sanat özelde tiyatro
üzerine yaptığımız "soru-cevap" sohbetinde,
hassas konulara sanatsal incelik ve içimizi ısıtan
bir samimiyetle karşılıklar vererek gençlere
sağlıklı bir mesleki yol bilgisi verdi âdeta...
In our question – answer conversation, with his artistic kindness and
warm sincerity that heats our hearts, Özgür Özgülgün, responded to
the critical subjects which on generally art, particularly theater and so
to say gave an information of professional way for the youth.
BİR BAŞKA
ANOTHER
zgür
zgülgün
Söyleşi:
Ali Galip YİĞİT -
ali@beyazfilm.tv
Fotoğraf:
Eylem OLAŞ - eylemo-
las@gmail.com
Ö
101
102
Bir şeyi yazdığınızda, yönetmen iyi sahneler ve oyuncular da
güzel oynarsa daha büyük keyif olmaz. Yani herkes yaptığından
keyif alırsa bu iş tamamdır. Gerisi laf-ı güzaf...
Dolu dolu bir hayat ve her anı heyecanla geçen tam kırk yıl
dönüp baktığınızda neler söylemek istersiniz?
Gerçekten söylediğiniz gibi… Dolu dolu tam 40 yıl. Mesleki an-
lamda 15 yıl… Bazıları, “Hiç 40 yaşında göstermiyorsunuz!” dedik-
lerinde, “göstereceğimiz günler de gelecektir!” diye
cevaplamışımdır. Zaman beklemiyor ama öyle bir beklentim de
yok zaten, nasıl olsa yaşam dolu dolu…
Baba Özgür Özgülgün ile çocuk Özgür’ü karşılaştırdığınızda
neler görüyorsunuz?
Son 7 yıldır kimliğime bir de baba rolü nasip oldu. Meğer
dünyanın en güzel şeyiymiş. Oğlum Can, dünyaya geldik-
ten sonra, kendim de dahil her şey çok farklılaştı. Hay-
atın bana en büyük ödülü oldu. Oğlum Can’la her
şeyi yeni bastan hissediyorum.
Can hayata can mıdır?
Can hayata fazlasıyla Can’dır…
Siz nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Her iste-
diğine anında sahip olan mı, sabredenlerden
mi oldunuz?
Çok mutlu bir çocukluk geçirdim; memur bir
ailenin tek oğlu olarak hayattan tek beklentimiz
mutlu olmaktı. O mutluluğu ailemle yasadığım
için kendimi şanslı hissedenlerdenim ve son
olarak bu mutluluğun, oğlumun hayatında devam
etmesini istiyorum. Hayatta istedikten sonra her şey
When you write a drama text, if the director presents well and the
actors act well, there is no greatest pleasure than this. I mean,
whenever everyone enjoy the work, that work is right. And the
others just the details.
What would you like to say when you look at back to forty years
that you lived every moment which were past away with
excitement ?
As you told, forty years that every moment of them lived. Fifteen
years in proffessional sense. When someone says “you don’t look
like 40 years old” “the days will come to show my age” I answered.
Time doesn’t wait, so I don’t have that kind of expectation, anyway
the life is so good...
What do you see, when compared the Father Özgür Özgülgün
with child Özgür Özgülgün?
Te father role is granted to my party last 7 years.
Fatherhood is the beautiful thing of the world. After
the birth of my son Can, everything became
different so did I. Tis is the greatest prize of the
life to me. I have a new sensation to the
everything after birth of my son Can.
Is Can a soul to the life?
Can is extremely a really soul to the life…
And, you... What kind of a childhood did
you have? Were you one of the whom
has had the every wishes or the
steadfeasted ones?
I had a very happy childhood; as an only son
of a officer's family, all our expectation was
being happy. I feel lucky myself for I lived this
happiness with my family and keeping on this
happiness in life of my son is my wish.
You could do everything if you want
to do; but only by giving thanks to
your livings you can find the
happiness.
You have a profession and
practices which gives
consistency to new
103
generations. Do you happy and peacefull of the results of
your doings.
I’m not reckon as did successfully my work if I don’t leave
happy and peacefull from the jobs which I did. Already
theater is “an art which talks about the human to the
human in humanity”... If there is nothing belongs to the
human in it, there is no mean to continue this job. Teater is a
love beyond the profession...
Do you ever mind about the missed oportunities? Or
prefer to follow up the better things while you think that
everything has good results?
I try not to think about missed oportunities, but pray for the
better ones and thankful for the things that happened.
Why the modern people is unhappy inspite of they are
“modern”?
Growing of the expectations make the people double
unhappy. However, a person could be happy by viewing the
sea. Smart people must be run away from the materialism
which materialised the happines by the capitalist system.
Noone saw you in anger... How could it be possible?
Sometimes I get bothered of myself; I try to dissolve my
anger in this boring. By “being”, not to “trying to be”...
If life is a drama, what is the act of Özgür Özgülgün?
I don’t think that life is a stage, because I’m just performing
my profession on the stage..
Is The person who created perfectly, examining by
fame? What is the mean of fame for you?
I don’t know anything about fame, so commenting about it
is not the right...
You did many diferent and also similiar projects on
olabilirsiniz; ama mutluluğu sadece yaşadıklarınıza şükrederek bula-
bilirsiniz.
Yeni nesillere kıvam veren, renk çalan bir mesleğiniz ve bu yönde çalış-
malarınız var. Yaptığınız işlerin sonunda mutlu ve huzurlu musunuz?
Yaptığım işlerden mutlu ve huzurlu ayrılmazsam, o işi başarıyla yapmış
sayılmam. Zaten tiyatro, “İnsanı insana insanca anlatan bir sanat”… Eğer
içinde insana ait şeyler yoksa o mesleği devam ettirmenin hiçbir anlamı
yok. Mesleğin ötesinde bir sevdadır tiyatro…
Keşkeleri kafanıza takar mısınız? Yoksa, olanda hayır var, deyip daha
iyisi için koşturanlardan mı olursunuz?
“Keşke”leri kafama takmamaya çalışırım. Olanda hayır var, deyip dahası
için dua ederim.
Modern insan “modern” olmasına rağmen neden mutsuz?
Beklentiler büyüdükçe modern insanın mutsuzluğu da ikiye katlanıyor.
Oysa insan sadece deniz manzarasına bakmakla bile mutlu olabilir. Kapi-
talist sistem mutluluğu ne kadar metalaştırdıysa, akıllı insanın da bu “mad-
deleşme”den bir an önce sıyrılması gerekir.
Sizi hiç öfkeli gören olmamış… Nasıl oluyor bu?
Bazen kendime sıkıcı bir insanımdır; öfkemi de o sıkıcılığımın içinde erit-
meye çalışıyorum. Olmaya çalışmak yerine “oluyorum”…
Hayat bir oyunsa Özgür Özgülgün'ün rolü ne?
Hayati da bir sahne olarak görmüyorum çünkü sahnede sadece
mesleğimi yapıyorum.
Mükemmel yaratılan insan şöhret ile imtihan mı olmaktadır? Şöhret
sizde ne ifade eder?
Şöhret hiç bilmediğim bir şey, bilmediğim birsey hakkında da yorum yap-
mamak en doğrusu…
104
Benzer ama bir o kadar da farklı projeler yaptınız, hem tiyatro hem
sinema hem de kültür sanat alanında… Biraz bunlardan bahseder
misiniz?
Yaşadıkça projeler hep var olacaktır; çünkü biz sanatçıların sermayesi
yaşanmışlıklardır. Tiyatrolar, etkinlikler gösteriler tüm hızıyla devam
ediyor… Bu yıl Müjdat Gezen’le birlikte Atatürk’ün belgesel oyununu sah-
neliyoruz. Oyun çok ses getirdi, çok memnunuz.
Özgür Beyin en özel projesi nedir?
Kendi adıma en güzel projelerim hayata geçmemiş projelerdir.
Son dönemde tiyatroda, özellikle spor alanında oyunlarınız oldu.
Neden?
Son dönemde sadece oyunculuk değil, tiyatro yazarlığı da yapıyorum.
Sanırım bu işi iyi yapıyorum ki ödül de verdiler.
Yaşanan son olaylar, özellikle futbola bakışı değiştirdi mi? Eski heye-
canlar ve coşkular yerini paraya mı bıraktı?
Futbol hayatımda önemli bir yeri işgal ediyor, bu işi sanatımla bağ-
daştırıyorum. Para, futbolu da kirletti. En iyi bildiğim yerleri yazıyorum.
Bir de Kara Kartal? Bir taraftar ne kadar ileri gidebilir? Profesyonel
taraftarlık giderek yerleşiyor mu?
Ben tarafım, yani BEŞİKTAŞLIYIM. Ama profesyonellik yok, sadece sezon
öncesi kombinemi alıp takıma hem içerde hem de deplasmanda destek
olmak durumu… Beraber omuz omuza, kol kola; bir gün değil her gün
theater, cinema and cultur. Could you please talk about
them?
As we alive, Projects always be exist; because the capital of
the artist is true life. Teaters, activities and shows are goes
on in full speed... Documentary drama of Atatürk which
prepared with Müjdat Gezen is on stage. We are so glad for it
has too much reflection.
What is the most special project of Mr. Özgür?
For me, the best projects are the projects which never been
performed.
In these days, you put on stage the dramas about sport.
Why?
Recently, writing dramas is also my occupation besides of
acting. I think I did it well, so they granted a prize.
The last events did change the point of view to football?
The old exciments and enthusiasm were replaced with
money?
Football has an important place in my life, I accomodate it to
my art. Money spattered the football too. I have written the
part that I know well.
And, Black Eagle (Kara Kartal: The symbol of Beşiktaş
Football Club)? How far a supporter go forward? Does
professional supportness become common?
I’m a supporter, I mean I’m a Beşiktaş fan. But there is no
ALİ
GALİP
YİĞİT
ÖZGÜR
ÖZGÜLGÜN
105
Beşiktaş! Ne mutlu ki içinde bulun-
duğum taraftar grubu Türkiye'nin en
sağlam taraftarıdır. Bu kadar içinde
olduğunuz vakit, oyunun yazılması
kaçınılmaz oluyor tabi...
Bir aşk oyunu yazacak mısınız?
Kadın-erkek ilişkilerini anlatan bir oyun
yazdım, haftada bir gün Taksim’de sah-
neliyoruz.
Huzurlu, sağlıklı ve de mutlu yaşamın
sizdeki şifreleri neler acaba?
Huzurlu ve sağlıklı yaşamanın şifreleri
hırslardan arınmaktır.
En çok neyi özlüyorsunuz?
Geçmişi çok özlüyorum, geleceği merak
etmiyorum!
Çok kitap okuyorsunuz. Gençlere bu
yönde önerileriniz nelerdir?
Hayat, daha çok okuyarak öğrenilir. Oku-
mak, insan için en büyük eylemdir.
Tam 40 yıl geride kaldı. Allah uzun
ömürler versin. Peki ya bundan sonrası?
Kendimin önemli olduğunu düşünmüy-
orum. Önemli olan çocuklar ve gelecek-
tir.
1973 yılında İstanbul'da doğdu. Müjdat Gezen
Sanat Merkezi Tiyatro Bölümünden mezun
oldu. Okulunda iki yıl Sanat Tarihi Asistanlığı
yaptı. 1995-1996 yılarında Hadi Çaman
Yeditepe Oyuncuları Sahnesi’nde Çiçekli Saksı
Sokağı adlı oyunda profesyonelliğe ilk adımı
attı. Sırasıyla, Hadi Çaman Tiyatrosu’nda Dos-
tum adlı çocuk oyunu, Masal Gerçek Tiyatro-
su’nda Red Kit adlı çocuk oyunu ve Espri
Standartları Enstitüsü Kurumu’nda da (E.S.E.K.)
Bizi Bağlamaz adlı oyunlarda oynadı… “Tiya-
tro İstanbul” ailesine Acaba Hangisi? oyunu
ile katıldı.
Can isimli bir oğlu olan Özgülgün’ü, Türkiye
1990’lı yıllarda yayımlanan Gurbetçiler dizisi
ile tanıdı. Rinso reklamı başta olmak üzere
birçok reklamda ve dizide oynadı.
Türkiye’de bir ilki de gerçekleştirerek özel
okullarda çocuklara yönelik “stand-up” göster-
isi sunan Özgülgün, çocuk şovları yapması
yanında, televizyonda çocuklara yönelik
çocuk programı da sunuyor. Özgülgün,
çocuklar için Minik Oyuncunun El kitabı ve
Efendi Çocuk Can Ersin'in Okul Maceraları
adlı kitapları da yazmıştır.
He was born in İstanbul in 1973. Graduated
from Müjdat Gezen Art Center Teater Section.
Worked as An Assitant of Art History. At first
time he acted in the Drama of Çiçekli Saksı
Sokağı With Hadi Çaman Yeditepe Oyuncuları
in 1995-1996. Respectively, he was acted at
Hadi Çaman Teater in Dostum named
children theater play, at Masal Gerçek Teater
Red Kit named children theater play and at
Espri Standartları Enstitüsü Kurumu (E.S.E.K.)
Bizi Bağlamaz named drama… He has joined to
“Tiyatro İstanbul” family with Acaba Hangisi
drama.
Türkiye has known Özgülgün who has a son
named Can by Gurbetçiler tv series on 1990’s.
He has acted many tv advertisement
primariliy Rinso and various tv series.
He presented a “stand up show” for children at
schools at first in Türkiye. He also presents a
children program on tv. And Özgülgün also
wrote books named Minik Oyuncunun El
kitabı and Efendi Çocuk Can Ersin'in Okul
Maceraları for children.
Özgür Özgülgün
profissionality, just buying my combine
tickets for supporting the team in home and
at deplacement... All together, not for a day
but everyday Beşiktaş! Te supporters
group which I belong is the most solid
supporters of Türkiye. You can’t resist to
write a drama about football, if you in the
game deeply...
Will you write a love drama?
I have written a drama about men – women
relationships, one day a week, it’s on stage
at Taksim.
What are the codes of peaceful, healthy
and happy life for you?
Codes for Peaceful and happy life is
purification from the greeds.
What do you miss most?
I miss the past, and don’t worry about the
future.
You are reading too much. What’s your
advice about it to the young people?
You could more learn the life by reading.
Reading is the greatest activity of human...
Exactly forty years passed away. Wish
you a long life from God. So, what do
you think hereafter?
I think, I don’t have an importance. Te
important things are the children and the
future.
Beş parmağında
BEŞ MARİFET
She is all - rounder
MÜZİSYEN-OYUNCU-
TELEVİZYONCU:
BESTEM YUVARLAK
MUSICIAN - ACTRESS -
BROADCASTER:
BESTEM YUVARLAK
"Çaycı ablamızdan makyözümüze, kurgucumuzdan
görüntü yönetmenimize, asistanlarımızdan metin
yazarımıza, yapımcımızdan yönetmenimize kadar
en iyisi için sürekli çaba sarf ediyoruz"
" We whom the servant sister, make-up artist, editor, director
of photography, assistants, text writer, productor, and all the
ones that I couldn’t mentioned them are working hard
continually for doing the best for we are team players. "
106
interview
röportaj
ŞENER YURDAGÜL seneryurdagul@gmail.com
Merhabalar bestem, bize biraz kendini anlatır mısın?
Merhaba, ben Bestem Yuvarlak. 1987 İstanbul doğumluyum. “Müj-
dat Gezen Sanat Merkezi” hafif batı müziği mezunuyum.
Müzisyenlik, oyunculuk ve sunuculuk yapıyorum.
Oyunculuk ve müzisyenlik yapıyorum, dedin. Hâlâ aktif olarak
yaptığın projeler var mı?
Evet, şu sıralar “Litte Band Show” adında bir müzikalimiz var. Daha
çok 60’lı ve 70’li yılların müziklerini dans şovlarıyla sunduğumuz
bir şov. Şovun içerisinde “Lita Hay Word, Marilyn Monroe, Ray
Charles, Frank Sinatra gibi müzik tarihinin unutulmaz isimleri var.
Ben de bu şovda Marilyn Monroe’yu oynuyorum. Bunun dışında
solo albüm projemin hazırlıklarına başladım. Ayrıca beni yanımda
saksafon ve gitarist ile metro istasyonlarında “jazz” yaparken göre-
bilirsiniz.
Müzik bölümünden mezunsun ama oyunculuk ve sunuculuk da
yapıyorsun. Bu sahne ve ekran maceran nasıl başladı?
Aslında oyunculukla ilgilenmeye müzikten daha önce başladım.
Lisede bir tiyatro ekibimiz vardı. İlk oynadığım oyun İstanbul
Müzikali’ydi. Daha sonra konservatuvar okurken tiyatro sanatçısı
Halil Doğan ile tanıştım ve çocuk oyunlarında oynamaya
başladım. Şimdilerde kendisinin kurduğu “Tiyatro A’da” oyunculuk
yapıyorum. Bunun dışında ufak tefek televizyon dizi projeleri de
oluyor. Sunuculuk hayatım ise görüntü yönetmeni Özer Özyön ile
tanışmamla başladı. TRT Okul’da bu ay yayına girmesi planlanan
gelecek teknoloji programında sunuculuk yapıyorum.
Peki gelelim “Gelecek Teknoloji”ye… Önce bize biraz program-
dan bahset istersen…
“Gelecek Teknoloji” içerisinde bulunmaktan çok keyif aldığım,
gayet eğlenceli bir proje. Ekrana taşımaya çalıştığım enerjinin daha
fazlası emin olun kamera arkasında yaşanmakta. Çaycı ablamızdan
makyözümüze, kurgucumuzdan görüntü yönetmenimize, asis-
tanlarımızdan metin yazarımıza, yapımcımızdan yönetmenimize
kadar en iyisi için sürekli çaba sarf ediyoruz. Biz programı
düşünürken buna çok dikkat ettik. Sadece bilgilerin verildiği ve o
bilgilerin unutulup gittiği bir program olmak istemedik. O yüzden
gençlerin de bizi izlerken eğleneceklerini düşünüyorum. Bence
onların ufuklarını açacak bir program. “Gelecek Teknoloji” her hafta
bir birinden ilginç, birçok alanda bizleri teknoloji adına nelerin bek-
lediğine rehberlik eden bir proje.
Peki programın içeriğinde neler yer alıyor?
Geleceğin teknolojisi ve teknolojideki en son gelişmeler “Gelecek
Teknoloji”de. Ulaşım, sağlık, eğitim ve bilişim teknolojilerinin yanı
sıra mesleki rehberlik ve teknoloji adına daha birçok yenilik,
gelişme gibi geniş bir yelpaze ile gençlerle buluşacağız. Aslında
Hello Bestem, could you tell about yourself please?
Hello, I’m Bestem Yuvarlak. I was born in Istanbul, graduated from
Müjdat Gezen Art Center Hafif Batı Müziği section. I’m working as mu-
sician, actress and anchor.
You say, working as musician and actress. Are there any projects
that you are working on?
Yes, we have a musical show as Little Band Show. It presents the 60’s
and 70’s musics by dance shows. Tere are unforgettable names of
music history, Rita Hayworth, Marilyn Monroe, Ray Charles, Frank
Sinatra are the some of the names who present in our musical. I’m
acting as Marilyn Monroe. Also preparations of my solo albume’s get
started. And… you could see me with my friends who play saxaphone
and guitar while we are playing music at metro stations.
You were graduated from music department. But you are acting
and presenting. How did your adventure of stage and screen
begin?
In fact before the music, I’ve interested in theater. We had a drama
team at high school. Te first drama which I acted was Istanbul Musi-
cal. When I was studying at Conservatory met with Halil Doğan who is
a drama actor and begun to acting at children’s theater. Now I’m act-
ing at Tiyatro A, which is established by him. Sometimes I get odd jobs
for tv series projects After I met Özer Özyön who is director of photog-
107
Bestem Yuvarlak
4 Şubat 1987 tarihinde İstanbul'da doğdu. İlköğrenimini Sabri Artam
Vakfı İlköğretim Okulu' nda, Liseyi Mehmet Rauf Lisesi' nde tamamladı.
Müzikle ilişkisi bu yıllarda başladı. 15 Yaşındayken "Scandal" adlı bir rock
grubunda vokalistlik yaptı. Bu grupla beraber beste çalışmaları oldu.
Daha sonra müzikle bu şekilde ilgilenmek yeterli gelmedi ve opera sı-
navlarına girmeye karar verdi.
Şan derslerine başladı. Opera sınavlarını kazanamadı ve şu an oku-
makta olduğu Müjdat Gezen Konservatuarı Hafif Batı Müziği Bölümü'
ne girdi. Okulunun başka yerde olmayan özgün eğitiminin
yaratıcılığının sınırlarını genişlettiğini düşünüyor. Şu an "Pardon" adlı bir
grupta vokalistlik yapıyor. Nıetzsche gibi müziksiz bir hayatın hata
olduğunu düşünüyor.
4 Şubat 1987 tarihinde İstanbul'da doğdu. İlköğrenimini Sabri Artam Vakfı İlköğre-
tim Okulu' nda, Liseyi Mehmet Rauf Lisesi' nde tamamladı. Müzikle ilişkisi bu yıl-
larda başladı. 15 Yaşındayken "Scandal" adlı bir rock grubunda vokalistlik yaptı. Bu
grupla beraber beste çalışmaları oldu. Daha sonra müzikle bu şekilde ilgilenmek
yeterli gelmedi ve opera sınavlarına girmeye karar verdi.
Şan derslerine başladı. Opera sınavlarını kazanamadı ve şu an okumakta olduğu
Müjdat Gezen Konservatuarı Hafif Batı Müziği Bölümü' ne girdi. Okulunun başka
yerde olmayan özgün eğitiminin yaratıcılığının sınırlarını genişlettiğini düşünüyor.
Şu an "Pardon" adlı bir grupta vokalistlik yapıyor. Nıetzsche gibi müziksiz bir hay-
atın hata olduğunu düşünüyor.
sadece gençler dememek lazım,
teknoloji meraklısı hemen her yaş-
tan insan var çünkü…
Peki senin teknolojiyle aran nasıl?
Aslında bu bir itiraf olacak ama
teknolojiyle aramın çok iyi olduğu
söylenemez. Biraz eski kafalı bir
insan olduğum için sanırım ayak
uyduramıyorum. Yeni aldığım
birçok teknolojik aleti çok güzel
bozabilirim?! Ama teknolojinin za-
manla paralel olarak akan bir
gereklilik olduğuna inanıyorum.
Her şeyi kolaylaştırması büyük bir
avantaj olarak görünse de bazı şey-
leri de dejenere edebilir. Bazen
sağlığımızı bile büyük risklere at-
tığımız bir gerçek. Gerçi işin sağlık
konusundaki acı gerçekler “Gelecek
Teknoloji”de her hafta kısa kısa yer
alacak. Bu yüzden gençlerin
teknolojiden doğru ve dikkatli fay-
dalanmaları gerekir, diye düşünüy-
orum.
raphy my anchor career. I’m anchor at “Gelecek
Teknoloji” (Future Technology) on TRT Okul
Channel which is planning to publicate in this
month.
So, what about the “Gelecek Teknoloji” (Future
Technology)… Let’s talk about the program.
“Gelecek Teknoloji” (Future Technology) is a
funny project that I enjoy to be in it. I ensure you
that the energy that I try to move it to the screen,
is living at the behind of the camera. We whom
the servant sister, make-up artist, editor, director
of photography, assistants, text writer, productor,
and all the ones that I couldn’t mentioned them
are working hard continually for doing the best
for we are team players. While creating the pro-
gram we consider many factors to make a funny
and interesting program. We did not wanted to
create a program which gives the information to
forget. Tat’s why I think that the young audience
will have fun while watching us. Tis is program
will progress their point of view. Every week, very
interesting technological aspects in many area
will be presented in “Gelecek Teknoloji” (Future
Technology)
So, what is the content of the program?
Te future technology and tle latest innovations
in technology will be presented on “Gelecek
Teknoloji” (Future Technology). Transport, health,
education and information technology and also
vocational guidenceand many novelties on tech-
nology will be met with the youth in this program.
In fact not with the young people, because there
are many people who interest in with technology.
So, how are you with technology?
Actually, I have to confess that I’m not good with
technology. I’m a little old fashioned person, so I
can’t keep up with it. I can easily break many new
technological things that I bought. But I think,
technology is a necessary, which goes parallel
with time. It’s a great advantage of its making
easy everything, but otherwise, it could degener-
ate something. It’s true that we put in a risk our
health by technology. Actually, the bad news
about health topic will be in “Gelecek Teknoloji”
(Future Technology) every week in brief re-
minders. So in my opinion, young people should
benefit from the technology correctly and care-
fully. Etc. etc. have a nice day.
108
Son yıllarda özellikle dizi sektöründe ülkemizin önemli başarılara imza
attığına tanık oluyoruz. İlerleyen zaman dilimlerinde sanıyorum daha
güzel çalışmalar evrensel nitelikte ortaya konulacaktır. Çünkü sektörün
ekonomik büyüklüğü her geçen gün artıyor. İstihdam oranı giderek
büyüyor.
Son on yılı ele aldığımız zaman kendi alanındaki en başarılı yapım -
bana göre- Muhteşem Yüzyıl’dır. Bu yapıma emeği geçenleri sektörde
çalışan biri olarak öncelikle kutluyorum. Özellikle ve birinci sırada da
arkasında devlet desteği olmadan, bir yapımcının bu kadar büyük riski
almasını ve buna inanmasını tebrik ediyorum. Bu dizinin kamera arkasını
sosyal paylaşım sitelerinden işin meraklılarının da seyretmesini tavsiye
ederim.
Sayın başbakanın dizi ile ilgili sert eleştiri ile başlayan süreç ilginç
karşılıklarla devam etti. Bütün bunları herkes medyadan takip etti. Ama
burada üzerinde durulması gereken şudur: Bence bu dizi tarihi
konularımıza sağdan bakanlar ya da soldan bakanlar arasındaki şimdiye
kadar kitap ve yazılı metinlerdeki tartışmaya görsele taşıdı. Bu çok büyük
bir hizmet oldu. Kitap yazmak makale yazmak, bu konularda kolay; ama
işin sanat ve büyük paralar harcanan görsel yanına gelince bir taraf
geride duruyor.
Sorun budur işte!
Bir konuyu hiç ele almamak mı yoksa
ele alıp insanlara yol açmak mı? Bence
sayın Başbakan bu dizi hakkında
doğrudan sert eleştirilere girmek
yerine böyle bir konuda yapılan
çalışmayı tebrik etmeli sonra da
eksik
If they ask me about who loves Ottoman most; “Timur Savcı is loving mostly at
the moment” I would answer. Until there will turn up a courageous heart who
will overspend more than he spends for Ottoman.
In recent years, we see that our country achieves a big success at the TV
serial industry especially. I believe the following years will be more beautiful
works which will feature the global quality. Because the economic growth of
this sector is growing day by day together with it’s employment rate.
Te most successfull production for in it’s field is “Magnificent Century” if
we discuss about in the last decade. I want to congratulate those who
contributed to this production as someone who has been working in this sector.
Particularly, i want to congratulate a producer who takes such a big risk and
believes without governmental support. I recommend to fans watch behind the
scenes videos from social network sites.
Te process that began with harsh criticism of the prime minister, has
continued with interesting responses and all these were followed from media
by everyone. Te fact is that, the discussions about our history between those
who look from different aspects in books or written text has transferred to
visual. Tat was a great work. It is easy to write a book, write an article on these
issues, but one side stays back usually when it comes up the visual side of
work of art which spends large sums of money.
Tat is the problem!
Te point is that
ignoring to
address a
topic,
Cine-analysis
Sururi BALLIDAĞ sururi42@gmail.com
MUHTEŞEM TARTIŞMAMAGNIFICENT DISCUSSION
110
or considering a topic to make people understand it? I think Mr. Prime
Minister should have congratulated the work after told the missing part he
found instead of entering directly harsh pan about the the serial.
Also during this period the best answer came from one player. She
said that they would have a better opportunities and they would do better
one. So what happened? A production has just dissapeared which has
state television behind. While you are reading this article, the serial named
Rebellion at Ottoman will be finished already. Why? Actually there are
sectoral simple reasons. Because cinema cannot survive if it doesn’t fit
well to the “art-aesthetic-trade” triangle. Perhaps the originality of this
work is destroyed even it derives through goodwill.
Tus, the taste of the work during a scenario runs away. Control
mechanism in the process of shooting necessarily approved what they
are attracted to mind. And there is a risk because may be it canno’t may
not be passed through inspection, even if the producers do not allow it
anyway. Tus it goes sour of the work at the scenario phase. Te process
of scenes shooting with the thought that what control mechanism
approve during the shooting period. Because no one can work by taking
the risk of not being controlled even though producers do not let that
happen already. Terefore when you look from all aspects, the private
television channel becomes the right point for many productions which
are favoured and long termed.
When you look this serial (Magnificent Century) it has many sides to
criticise. No matter you look from left or right side.. But life itself is like that,
isn’t it? Is there something in this world that everyone likes? As as result,
those who are spending their money for this work are taking the
concultancy from history professors from state universities and revealing
in this work. While writing this article, it’s not that I personally fully
support Magnificent Century series, or I'm opposed to it. But I believe that
it’s needed to respect and be fair about it. Tere is no any other producer
who has as much as courage and heart such a producer of this serial, if
there is; let him welcome to make another period of Ottoman or Seljuks
and take a risk to spend money for it! Let us see if they can!
Tose who love their history and those who respect to
their ancestors:
How much money you spend on this issue, it
means (at least I think so)how much you love.. If
someone asks me “who loves the Ottoman
most”, my answer would be “Timur Savcı
loves the most for now”. And my answer will
not be changed untill someone will come up
and will spend more money than him..
taraflarını söyleme idi.
Bu süreçte en güzel cevabı dizi oyuncularından birisi verdi zaten. Elerinde
devletin imkânları var daha iyisini kendileri yapsınlar. Peki, ne oldu? Arkasında
devletin televizyonu olan yapım kayboldu gitti. Siz bu yazıyı okuduğunuzda
TRT 1!de yayımlanan Osmanlı Kıyam çoktan bitmiş olacak. Neden? Aslında
sektörel olarak çok basit nedenleri var. Çünkü sinema “sanat-estetik-ticaret”
üçgeninde sağlam oturmazsa ayakta kalamaz. Devletin kanalında bu işin
özgünlüğü belki çoğu iyi niyetten kaynaklı olsa da yok ediliyor. Böylece daha
senaryo aşamasında işin tadı kaçıyor. Çekim süreçlerinde de ister istemez
denetim mekanizmasının neleri onaylayıp onaylamayacağı düşünülerek
çekiliyor. Çünkü kimse denetimden geçmeme riskini göze alarak iş yapamaz.
Yapmaya kalksa bile buna zaten yapımcılar müsaade etmez.
İşte bütün bu açılardan baktığınız zaman birçok yapımın tuttuğu ve uzun
soluklu olduğu yer yine özel televizyon kanalları oluyor
Bu diziye sağdan baktığınızda eleştirilecek birçok yönü var. Soldan
baktığınızda eleştirilecek birçok yönü var. Ama hayat böyle değil mi zaten.
Herkesin memnun olduğu beğendiği ne var ki dünyada! Sonuçta bu işe para
harcayanlar yine bu devletin üniversitelerinde tarih prof. Olan hocalardan
danışmanlık olarak bu işi yapıyorlar ve ortaya koyuyorlar. Ben şahsen bu
yazıyı kaleme alırken Muhteşem Yüzyıl dizisinin tamamen destekliyor veya
karşı çıkıyor değilim. Ama yapılan işi saygı duyulması gerektiğine inanıyor
öncelikle yiğidin hakkının da verilmesi gerektiğine inanıyorum. Henüz bu
dizinin yapımcısının yüreği kadar yüreği ve cesareti olan başka bir yapımcı
yok; varsa buyursun Osmanlı veya Selçuklu dönemlerinden bir başka zaman
dilimine bunca para yatırma riskini göze alsın! Yoksa oturup ben
beğenmedim vs. uzaktan ahkâm kesmekle olmuyor. İşte meydan!
Tarihini sevenler, atalarına saygısı olanlar: paranıza bu konuda ne
kadar kıyıyorsanız o kadar seviyorsunuz demektir (en azından
bence böyle)… Bana sorsalar dizi sektöründe Osmanlıyı en
çok kim seviyor, diye, “Şimdilik en çok Timur Savcı seviyor!”
derim. Ta ki onun Osmanlı için harcadığı paradan daha
fazlasını harcayacak bir yürek çıkana kadar.
111
Başrollerini Bradley Cooper ve Açlık Oyunları
filminin yıldızı Jennifer Lawrence in oynadığı
Umut Işığı filmi 8 ay sonra rehabilitisayon
merkezinden çıkan eski öğretmen
Pat(Bradley Cooper)in hayata
sıfırdan başlamak kararı almasını
konu alıyor. Öncelikle ailesini
toparlamaya çalışan Pat in bu
dönemde tanıştığı komşusu
Tifany (Jennifer Lawrence) ile
bütün amacının yönünün
değişmesine şahit oluyoruz.
Tifany in de çekitği zorluklar
karşısnıda yardıma ihtiaycı
vardır.Birbirlerine destek olarak
kendileri için bir Umut Işığı
oluşturan çift güzel bir filmin
temellerini atmaktadır. Film
gösterildiği tüm festiallerde büyük ilgi görmüş
bir çok seyircinin alkışını kazanmıştır. Ocak Ayı
içinde özellikle bu tarz filmleri sevenler için
kesinlikle izlenmeli diyebileceğimiz bir film.
Pat Solatano (Bradley Cooper) after
spending eight months is a state institution
on a plea bargain is determined to rebuild
his life, Pat meets his neighbor Tiffany
(Jennifer Lawrence), that
changes his purpose of life.
Tiffany is a girl with
problems of her own, things
get complicated. Tiffany also
needs help for difficulties of
her life. An unexpected bond
begins to form between
them, and silver linings
appear in both of their lives.
Starring are Bradley Cooper
and Jennifer Lawrence who
acted on Hunger Games. In
all film festivals that moved,
the movie has become more
intense and critically acclaimed. In January,
absolutely to be watched by this kind
movies fans.
F
İ
L
M
Vizyon tarihi :4 Ocak 2013
Yönetmen: David O. Russell
Oyuncular: Bradley Cooper, Robert De
Niro, Jennifer Lawrence devamı...
Tür : Dramatik komedi
Vision Date: 4th January2013
Director: David O. Russell
Starring: Bradley Cooper, Robert De
Niro, Jennifer Lawrence
Genre: Dramatical Comedy
Umut Işığım (Silver Linings)
112
Uğur Kuruçayugurkurucay@gmail.com
Vizyon tarihi :1 Şubat 2013
Yönetmen: Quentin Tarantino
Oyuncular: Jamie Foxx, Cristoph
Waltz, Leonardo DiCaprio
Tür : Macera
Django (Zincirsiz)
Vision Date: 04th February2013
Director: Quentin Tarantino
Starring: Jamie Foxx, Cristoph Waltz,
LeonardoDiCaprio
Genre: Adventure
Amerikan iç savaşından iki yıl önce
başlayan hikaye geçmişte eziyet
çekmiş bir köle ile ile Dr.Shultz un
yüzleşmesini anlatıyor.Brittle
kardeşlerin ölümüyle suçlanan
Schultz un temize çıkması Django ya
bağlıdır.Schults özgürlüğe kavuşur
ancak Django ondan ayrılmak
istemez ve yeni bir maceraya yelken
açarlar.Quantin Tarantino nun kült
filmi tarzını sevenlerin kaçırmayacağı
film Şubat ayının ilk günü gösterime
girecek.
Te story goes beyond two years
earlier from American Civil War
tells about confrontation of a
slave who tortured in the past
with Dr. Schults. Accused for the
death of Brittle brothers Dr.
Schults’ acquittal depends on
Django. Dr. Schults become free
but Django doesn’t want to leave
him and they goes to a new
adventure. Te cult film of Qentin
Tarantino will be on vision at 1st
of February.
Zincirsiz (Django)
İzleyicilerin Recep
İvedik 4 filminin
çekilmesini
beklediği bir
dönemde Şahan
Gökbakar ın yazdığı
ve başrolunu
oynadığı Celal ile
Ceren filmi
gösterime girmeye
hazırlanıyor.filmde
sevgilisinden ayrılan
Celal in başına
gelen terslikler ve
kadın erkek ilşkilerinde yağadıkları sorunlar komik
bir dille izleyicilere sunuluyor.Şahan Gökbakar ın
Recep İvedik karakteri için ok eleştirlmesinden
sonra farklı bir rolle ekrana gelmesi belki izleyici
say-sının artmasına sebep olacaktır.Belkide bu film
ile Şahan Gökbakar yeni bir rekora imza
atacak.Ocak ayı için tavsiye edeceğimiz en iy
filmlerden biri.
While the audience expected for Recep Ivedik 4, the movie
Celal and Ceren is ready to show in these days. Misfortunes
of Celal who broken up with his girl friend Ceren and the
problems on men- women relationships are presented in a
funny way to the audiences. After the criticals to Şahan
Gökbakar for Recep İvedik, his different role on white screen
would be increase of audience of Movie. By this film, it’s
possible to signing a new recor for Şahan Gökbkar. Tis is
one of the good film for January.
Hollywood un ünlü yıldızlarının
buluştuğu filmde, büyük bir şirketi
yöneten Robert Miller in geçirdiği trafik
kaza sonucunda herkesten gizlediği
sevgilisinin ölmesi üzerine, onun varlığını
herkesten gizlemek amacı ile bir plan
yapar.Tam herşey yoluna girmiş
görünürken dedektif Bryer in olayı
araştırmaya başlaması herşeyi alt üst
edecektir.Bu tarz filmlerden hoşlanan ve
yıldız oyuncuların bu güzel showunu
izlmek isteyenler için kaçmaz bir film.
A film that gathered famous stars of Hollywood. An Executive Manager of a great company, for
Robert Miller and his mistress whom he concealed have had a traffic jam, resulted by dying of her,
and he had a plan to disguise her. Almost as if senn everything is fine, İnspecter Bryer start to
investigate the matter makes agitate everything. It’sa good opportunity for this kind movies fans
and who wants to watch the shows of this stars.
Entrika (Arbitrage)
Vizyon tarihi :11 Ocak 2013
Yönetmen: Nicholas Jarecki
Oyuncular: Richar Gere, Susan
Sarandon, Tim Roth, Laetita Casta
Tür : Dram, Gerilim
Vision Date: 04th January2013
Director: Nicholas Jarecki
Starring: Richar Gere, Susan Sarandon,
Tim Roth, Laetita Casta
Genre: Drama, thriller
Vizyon tarihi : 16 Ocak 2013
Yönetmen: Togan Gökbakar
Oyuncular: Şahan Gökbakar, Ezgi
Mola,Dilşah Demir
Tür : Komedi, Romantik
Vision Date: 04th January2013
Director: Togan Gökbakar
Starring: Şahan Gökbakar, Ezgi Mola,
Dilşah Demir
Genre: Romantic comedy
Celal ile Ceren
113
114
Birbirinden bağımsız kısa filmlerin
bir araya getirilmesiyle ortaya
çıkan komedi türündeki film son
moda kolajlardan biri.Filmlerin her
birini farklı yönetmenler yapmış.
Kısa filmlerin oyuncu kadroları ise
Emma Stone, Elizabeth Banks,
Chloë Grace Moretz, Gerard Butler,
Kristen Bell, Hugh Jackman, Kate
Winslet, Anna Faris, Kate
Bosworth, Naomi Watts, Richard
Gere ve Uma Thurman gibi
yıldızlardan oluşuyor. Bu tip birkaç
farklı senarydan oluşan keyifli
filmleri seviyorsanız bence Şubat
ın son haftası sizin için güzel bir
seçim olacaktır
Tis comedy film is a one of the collage of latest fashion trend which
gathered the unconnected short movies . Each of the movies are
directed by different directors Te starring of the movies are:
Elizabeth Banks, Chloë Grace Moretz, Gerard Butler, Kristen Bell,
Hugh Jackman, Kate Winslet, Anna Faris, Kate Bosworth, Naomi
Watts, Richard Gere ve Uma Turman. If you like this kind blissful
movies, generated from different scenario, it will be a nice choice for
last week of February.
Vizyon tarihi : 14 Şubat 2013
Yönetmen: Elizabeth Banks, Steven Brill, Steve
Carr,James Dufy, James Gunn
Oyuncular: Emma Stone, Elizabeth Banks, Chloë Grace
Moretz, Gerard Butler, Kristen Bell, Hugh Jackman, Kate
Winslet, Anna Faris,
Vision Date: 04th January2013
Director: Elizabeth Banks, Steven Brill, Steve Carr,
James Dufy, James Gunn
Starring: Emma Stone, Elizabeth Banks, Chloë Grace
Moretz, Gerard Butler, Kristen Bell, Hugh Jackman,
Kate Winslet, Anna Faris,
Genre: Comedy
Movie 43
Damdan düşen emekli albay
Yıldırım Taşyumruk un
çocuklarının yanına geçmiş
olsuna gelmesi ile başlayan
serüveni anlatan oldukça
eğlenceli bir film.Yıldırım bey
in çocuklarının sakladığı sırlar
ve yalanları ortaya çıkarmak
için uğraşını ele alan filmde
usta oyuncular ile genç nesil
oyuncuların karmasından
oluşan güzel bir ekip
görüyoruz.eğer komik ve
sevgi dolu aile filmlerini
seviyorsanız soğuk kış
aylarında içinizi ısıtacak bir film.
Te adventure of this funny movie begins with by coming of children of
retired colonel Yıldırım Taşyumruk who has fallen down from the roof to
visit to get past. Te secrets of the children and challenge of Mr Yıldırım to
uncover them is a nice film that gathered the old and new generations
stars. A warm film to heat your heart in these cold winter days if you like
funny and lovely familiy movies.
Vizyon tarihi : 8 Şubat 2013
Yönetmen: Nihat Durak
Oyuncular: Binnur Kaya, Tuncel
Kurtiz, İlker Aksum, Öner Erkan
Tür: Komedi,Dram
Vision Date: 04th February2013
Director: Nihat Durak
Starring: Binnur Kaya, Tuncel Kurtiz,
İlker Aksum, ÖnerErkan
Genre: Comedy, drama
Mutlu Aile Defteri
The letter of Happy Family
1998 yılında başlayan Zor Ölüm
serisnin son filmi Şubat ayında
izleyici ile buluşuyor.Bruce Willis Bu
sefer Rusya sokalarında ölüme
meydan okuyor.Film diğer bölümler
gibi müthiş bir maceraya
sürüklüyor.Rusya sokaklarında süre
gelen kovalamaca sahneleri ve
müthiş efekt görüntülerle şu bat
ayında en iyi gişe hasılatı yapacak
film gibi gözküyor.Filmi izlediğinizde
ne ölmez adammış dedğimiz
sahnleri bir kenara bırakıp film seyir
keyfine varmak en güzeli.
Te last movie of Die Hard series which started in 1988 meets with the audience on February. Now in Moscow, Bruce Willis dare to death. Same like the
other movies of the serie this movie leads a great adventure. It semms that this movie would have best box office on February by chase scenes on
Russian streets and great effect images. It’s better to enjoy to watch it instead of saying he is an immortal man. Filmi izlediğinizde ne ölmez adammış
dedğimiz sahnleri bir kenara bırakıp film seyir keyfine varmak en güzeli.
Vizyon tarihi : 14 Şubat 2013
Yönetmen: John Moore
Oyuncular: Bruce Willis, Amaury
Nolasco, Sebastian Koch
Tür: Macera
Vision Date: 04th February2013
Director: John Moore
Starring: Bruce Willis, Amaury
Nolasco, Sebastian Koch
Genre: Adventure
115
Suat Yalaz ın unutulmaz eseri 2000 li
yılların teknoloji ile çekilerek
beyazperdede sergileniyor. Karaoğlan
hatırlayacağınız gibi daha önce Kartal
Tibet tarafından canlandırılmıştı.Karaoğlan
ın kahramanlıkları ve kadınların ona ilgisini
ön planda tutan çizgi roman serisinin
günümüzde ki teknoloji ile daha bir görsel
şova dönüşmesi bekleniyor.Genel olarak
Hun imparatorluğuna karşı glene
Karaoğlan ve arkadaşlıklarının kahramanlık
öyküsü olan bu tarz fantastik film
severlerin ilgisini çekecektir.Eğer Türk
sinemasında bu tip yapımları
küçümsemeyerek bizde yaparız kardeşim düşüncesi varsa fazla filmi
kesinlikle ilzmelisiniz çünkü Türk sineması ne kadar çok seyirci çekerse o
kadar fazla yapım salonlarda yerini alacaktır düşüncesi ile bu fantastik
yapımı herkese tavsiye ediyoruz.
Unforgettable work of Suat Yalaz on white screen by 2000’s technology. As you
remember, Karaoğlan was acted before by Kartal Tibet. Te gallantry of Karaoğlan
and interest of the women to him mainly subjected on the comic book series will be
expected to become a visual show. Tis Movie that is Karaoğlan and his Friends’
heroism story wo rebels to Hun Empire is object whom to interested of fantastic film.
You should watch the movie for not to scorn but by the sense of also we could do it.
We advise it toyou for how much cinema audience watch Turkish movies, as much as
Turkish prodctions take places on the movie saloons.
Vizyon tarihi :11 Ocak 2013
Yönetmen: Kudret Sabancı
Oyuncular: Volkan Keskin, Müge
Boz,Özlem Yılmaz,Hasan Yalnızoğlu
Tür : Macera
Vision Date: 04th January2013
Director: Kudret Sabancı
Starring: Volkan Keskin, Müge Boz, Özlem
Yılmaz, Hasan Yalnızoğlu
Genre: Adventure
Zor Ölüm –
Ölmek İçin Güzel
Birgün ( A Good
Day to Die Hard )
Karaoğlan
Şimdi diyeceksinizki bu
adres neyin nesi bu adres
artık filmlerde tahammül
edemediğimiz saçmalıkları
paylaşacağımız sitemiz
muhakka sizinde görüpte ya
bu akdarda olmaz dediğiniz
bir sahne bir replik yada bir
film vardır. Burda paylaşalım
video, görüntü ve yazı ne
olursa olsun burda
paylaşalım. Türk Filmlerinde
zaten çok olay var
karşılaştığımız burda birazda
dünya sinemasından
saçmalıkları görelim istedim.
Sayfamız şu an kurulum
aşamaasında olsada şimdilik
Facebook sayfası üzerinden
hizmet vermektedir sizden
istediğimiz grubumuza
katılın hep beraber sinema
dünyasında farklı bir gözle
gezinelim. Şimdiden ilginize
teşekkür ederim.
Broken City - Bitik Şehir
Eskiden polis olan bir dedektif,
bir belediye başkanı tarafından
karısının kendisini aldattığı
şüphesini araştırmak için
tutulur. Dedektif iddiaları
doğrular, fakat ortada bir sorun
vardır: başkanın eşinin
görüştüğü adam ölmüştür.
Araştırmalarını derinleştiren
dedektif başkanın da isminin
karıştığı politik bir skandalı
ortaya çıkaracaktır. Crowe
filmde eşinin kendisini
aldattığından şüphelenen
belediye başkanını, Wahlberg
ise aldatma olayını araştıran
dedektifi canlandıracak.
So, you to say, 'what for is this
address'. Tis is the website to share
ridiculous scenes on movies that
you can't stand anymore. Certainly
there must a scene, a catchword, or
a movie that you said that's a bit
stiff while you were watching. Let's
share them here, videos, images or
writings whatever you have. Tere
are many ridiculous events in
Turkish movies which we saw, I'd
like to watch together the
absurdities of world cinema
However the website is installation
phase, it serves on facebook. Just
join to our group and let's move on
the world cinema with a different
sight. Already thanks for your
interest.
Yapım: 2013 - ABD,
Tür : Gizem, Korku, Suç,
Süre : 109 dakika
Yönetmen : Allen Hughes
Oyuncular : Russell Crowe,
Mark Wahlberg, Catherine
Zeta-Jones, Natalie Martinez
Barry Pepper
Senaryo : Brian Tucker
Broken City –(Bitik Şehir)
Vision Date: 18th of January2013
Director: Allen Hughes
Starring: Russell Crowe, Mark Wahlberg, Catherine
Zeta-Jones, Natalie Martinez, Barry Pepper
Genre: Mystical, horror, crime,
PARKER
Yönetmenliğini Şeytanın Avukatı, Ray gibi ödüllü yapımlara
imza atmış olan Oscarlı sinemacı Taylor Hackford'ın
üstlendiği aksiyon ve suç filminin baş
rolünde Jason Statham yer
alıyor.Jennifer Lopez,Nick Nolte ve
Michael Chiklis ise öne çıkan diğer
isimler. Donald Westlake'in uzun
soluklu roman serisinden uyarlanan
film, işinde 'merhametiyle' ün yapmış
hırsız Parker'ı odak noktasına alıyor.
Zira Parker, paraya ihtiyacı olan
insandan 'çalmamakla' tanınan,
ahlaki değerleri de olan bir hırsız!
Üstelik karşısına büyük bir mücevher
soygunu fırsatı da çıkıyor ama Parker
bu teklifi önce reddediyor. Sonra da
karşısına çıkan emlakçı Leslie'nin
planı yeniden teklif etmesiyle
soyguna dahil oluyor!
Stanning is Jason Statham on this action and crime movie which is directed by Taylor Hackford is an Oscar owner and
who directed the prized works Devil’s Advocate, Ray etc.Jennifer Lopez,Nick Nolte ve Michael Chiklis are the prominent
stars. Te movie is adapted from long-running novels series of Donald Westlake and focused on Parker who is famous
with compassion in his job. Parker is a thief who has ethical values and he doesn’t steal from needful ones! Firstly
Parker refuses the option a huge jewelry theft. But after the land agent Leslie’s proposal, he is included to the robbery.
Yönetmen: Taylor Hackford
Oyuncular: Jason Statham Jennifer
Lopez Nick Nolte Michael Chiklis
Clifton Collins Jr.
Senaryo: John J. McLaughlin
Yapımcı: Taylor Hackford Steven
Chasman Jonathan Mitchell Sidney
Kimmel Les Alexander
Vision Date 25th of January2013
Director: Taylor Hackford
Starring: Jason Statham, Jennifer
Lopez, Nick Nolte, Michael Chiklis,
Clifton Collins Jr.
Genre: Thriller, crime
www.bunesacmalik.com
116
An inspector who used to be a policeman hires by a mayor to research if his wife cheats him. Te inspector verified
that the woman cheated him, but the man who met her is died. Te inspector deppens his researchment and unveil
a political scandal which includes the Mayor’s name. Crowe is in the movie as the Mayor who suspicied his wife’s
betrayal, and Wanberg is as the inspector who research the cheating.
documentary
belgesel
118
ve yüz yüze!...
SÜHA DERBENT www.suhaderbent.com
Belgesellerde izlediğiniz fotoğraf kareleri
sizin için artık hayal değil. Süha Derbent’in
fotoğraflarında başta Afrika olmak üzere
dünyanın bir çok vahşi yaşam alanını
hissetme imkanı bulursunuz. Mesela bir
leoparın ne zaman ağaca çıkacağını,
çıkarken hangi dalı kullanacağını, bir
aslanın yerinden ne zaman kalkacağını, ne
zaman esneyeceğini her seferinde
önceden Süha Derbent'ten duyacaksınız.
The squares of photos that you watched
in documentaries are not a dream for
you. You could feel the wild life areas of
the world foremost Africa in Süha
Derbent’s Photographs. You will hear
from Süha Derbent, before a leopard
climbs to a tree, or prefers which branch
of the tree; when a lion stand up or
when it will yawn.
and face to face!...
119
Vahşi doğada hayvan portreleri çekmek için, onlarla yüz
yüze gelebilmek gerekiyor. Bu, benim için zorlu bir uğraş
oldu. Çünkü onların hayatını izlemeye başlayınca kendimle
de yüz yüze geldim.
Bir anlamda yüzleştim aslında…
Herkesin doğa, hayvanlar ve kendisi ile yüzleşmesini iste-
dim…
Ve yine ben, yedi yıl önce başladığım vahşi doğa fo-
toğrafçılığı sırasında, tüm yaşamını hayvanlara adamış insan-
larla da karşılaştım. Bazen sadece bir aslanın yaşamını
kolaylaştırmak için, tüm yaşamlarını ona adayıp hiç bir
popülaritesi, ödülü ve hatta maddi karşılığı olmadan bu işi
yapan insanları gördüm. Bir kaplana âşık olduğu için ülkesini
terk edip ormanda yaşayan insanlar da tanıdım. Ve son yıl-
larda bu tür örneklere giderek daha sık tanık oluyorum. Yani
artık böyle bir yaşam biçimi birçok insana şehirdeki yaşam-
dan daha anlamlı ve onurlu geliyor.
120
To take photos of animals in the wild, you must meet them
face to face.
In fact, I did in a meaning... I wanted to confront everybody with
nature, animals and himself...
And I, again, met people who devoted their lives to animals
during my wild nature photography adventure which I started
seven years ago. I saw people who devoted their lives to a lion in
order to facilitate its life, and they did this without expecting any
material gain, popularity or awards. I knew people who left their
countries and lived in the jungle just because of the love they felt
for a tiger. I have been witnessing such examples more frequently
in recent years. Tat is to say, this style of life is being more mean-
ingful and honorable than the city life for many people.
121
Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ilk fotosafari yaptığım güne
kadar ben de birçok hayvanseverden farklı değildim. Hayvanları
sevdiğimi biliyordum ancak onların tükenişlerini izlemek
zorunda kalıyordum. Ama bu fotosafariler sonrası hayvansever-
lik kavramı benim için de farklı bir hal almaya başladı. Doğaya
hiçbir zararları olmayan, ihtiyaçlarından fazlasını tüketmeyen o
eşsiz canlılarla karşılaşmak onlara duyduğum sevgiyi ve hayran-
lığı giderek artırdı. Özellikle de çocukluğumdan bu yana hayran
olduğum kediler benim için kaçınılmaz ilgi odağı oldu...
Sonuçta artık ben fotoğraf çekmek için seyahat eden bir fo-
toğrafçı olmak yerine -biraz da orada olmak ve gördüklerimi
dünya ile paylaşmak için- fotoğraf çeker hale geldim. Çünkü
orada, onların yakınında bulunduğum süre içinde, hayvanlara
yakın olabilmenin verdiği ayrıcalık duygusunun da dışında on-
lardan çok şey öğrendim. Onlara imrendim, hayran oldum ve
saygı duydum. Gereksinimlerinden daha fazla yaşam alanı is-
temediklerini, aç olmadıkça diğerlerine karşı saldırgan olmadık-
larını, rol yapmadıklarını ve bulundukları ortama zarar vermeyip
bu dengeyi koruduklarını gözledim. Onlardan, sabırlı olmayı
öğrendim. Bazen bir hayvanı ararken her gün, her an yeniden
ümit edebilmeyi öğrendim. İz sürerken onları bulamadığım
Until my first photo safari in the Republic of South
Africa, I wasn't any different from many of the other animal
lovers. I knew I liked animals, but I had to watch their ex-
tinction. After these photo safaries, the term animal lover
had a different meaning for me. Encountering those ani-
mals, who don't harm nature and who don't consume more
than they need, has increased my love and adoration for
them. Especially the cats, whom I adored in my childhood,
have become an inevitable point of interest for me...
At the end, I became aphotographer who takes photos to
be in the wild and shares the things he saw with the world
instead of being a photographer who travels just to take
photos. Te reason for this is that during the period I spent
with the animals, I learned a lot in addition to the feeling of
privelege of being close to them... I envied, adored and re-
spected them. I witnessed the facts that they don't want
larger places of living than they need, don't harm others if
they aren't hungry, don't act and don't damage the envi-
ronment they live in. I learned to be patient from them. Tey
taught me how many dissppointments I could endure when
I couldn't find them for many days. I read the researches
made on their behaviour and combined them with my ex-
periences in nature. Tus, watching them, I learned how to
122
123
uzun günler boyunca günde kaç kez hayal kırıklığını kaldırabile-
ceğimi, bana onlar öğretti. Davranış biçimleri ile ilgili yapılan araştır-
maları okuyup bunu doğadaki deneyimlerimle birleştirerek;
izlerken akıl yürütmeyi, tahminde bulunmayı ve muhakeme yap-
mayı öğrendim. Afrika’da, “İyi bir iz sürücü, hayvanın kendisi olur ve
onu bulur.” derler. Bu bilgileri hislerimle birleştirdiğim zamanlar iyi
bir iz sürücü olabildim ve hayvanları görebildim. Tüm bunları
yaşarken düşündüğüm ve herkesin düşünmesini istediğim şey
şuydu. Vahşi hayvanlar doğanın bizden daha az parçası değiller ve
doğa üzerinde yaşam biçimleri itibarıyla bizden daha fazla hakka
sahipler. Her ne amaçla olursa olsun onların yaşam haklarına
verdiğimiz en küçük zarar, bize katlanarak geri dönüyor. Bizler artık
2000’li yıllara başlamışken neleri geri dönmemek üzere yitirdiğimizi
gözden geçirmeli ve buna göre tavrımızı belirlemeliyiz. Unutmay-
alım ki çocuklarımıza, sadece resimlerini gösterebildiğimiz hayvan-
ların sayısı giderek artıyor. Yani bir gün doğa o kadar tükenecek ki
hayvanları resimde gösterebileceğimiz gün, artık bizim de
yaşamımız zorlaşacak. Hatta o gün biz de olmayacağız…
think logically, to guess and to reason. In
Africa, there is a saying: "A good trace-follower be-
comes the animal itself and finds it".
Whenever I could combine this knowledge with my
senses, I became a good trace-follower and I could see
the animals. While I was living these experiences, the
only thing I could think of and wanted everybody to
think was this: wild animals aren't a smaller part of na-
ture than the human beings. Tey deserve to live in na-
ture due to the way of life they lead. No matter what the
reason is, any damage we give to their living rights re-
turns to us increasingly. We need to overwiew the
things we lose without any hope of recycling, and we
must behave accordingly. We mustn't forget that the
number of animals only whose photos we can show our
children is increasing. Tat means one day, nature will
extinct to such a degree that the day when we can show
our children only the photos of the animals, the life will
be harder for us.
We will not even exist that day...
124
SARAY MİMARINA
BORCUMUZU
GALATASARAY
ADASI’NI VEREREK
ÖDEDİK… SONRA DA
ADAYA EL KOYDUK!.
WE PAID OUR
DEBT OF PALACE
BY GIVING THE
GALATASARAY
ISLAND TO
ARCHITECT...
THEN WE SEIZED
THE ISLAND!...
126
history
tarih
Saro Dadyan
saro.dadian@gmail.com
Sultan Abdülmecid döneminin resmi tarihçisi Cevdet
Paşa’ya göre Mısır Hidivi Mehmed Ali Paşa’nın soyundan
birçok beyin, hanımın ve zengin Mısır paşalarının
İstanbul’a gelerek şatafatlı konaklar ve yalılar inşa ettirip
gösterişli bir şekilde yaşamaya başlamaları, başta saraylılar
olmak üzere İstanbulluları kötü yönde etkilemiş ve
İstanbullular, Mısırlıları taklit etmeye başlamışlardı. Artık
İstanbul’da mütevazı evlerin yerini boğazın her iki
yakasında uzanan gösterişli, havuzlarla ve heykellerle
süslü yalılar alıyor, şehrin hemen her köşesinde yeni
eğlence ve gezinti yerleri ortaya çıkıyor, kadınlar özgürce
sokağa çıkıp eğlenebiliyorlardı. Sultan Abdülaziz’i saltanat
yıllarında da devam eden masraf kapılarının sonuna kadar
açıldığı ve İstanbul’da hemen her gün yeni sarayların,
konakların, yalıların inşa edildiği bu dönemde başta
Avrupalılar olmak üzere birçok mimar aileleri ön plana
çıktı.
According to Cevdet Pasha who was the
ofcial historian of Sultan Abdülmecid
periods, many gentlemen and ladies
from the descent of Mehmet Ali Pasha
The Khedive of Egypt, has been built up
grandiose mansions and residences and
living an ostentatious life, but these
events have had badly afects on
Istanbul residents particularly courtiers
and they have started to imitate the
Egyptians. After that, ornated with pools
and and sculptures the glossy mansions
were taken place of humble houses, and
new leisure and sightseeng places were
come out every corner of the city,
women could go out freely and have
had fun. During the the years of the
sovereignity of Sultan Abdülaziz, there
were many architect families particularly
the european ones come forth to be
built up new palaces, mansions and
residences so, expenses were extremely
increased.
127
Bu mimar ailelerinden bir tanesi de aslen Kayserili olan ve “Hassa
Mimarlığı” makamına III. Selim döneminden itibaren babadan oğla
intikal ettiren Balyanlar idi. Ailenin son mimarı olan ve teknik bilgisini
aile geleneğinin yanı sıra Avrupa’da aldığı eğitimle de perçinleyen
Sarkis Balyan, hayli kalabalık bir yapım ekibi
oluşturdu. Ayrıca 1873’te Avrupa’dan ithal edilen
yapı malzemelerinin İstanbul’da imali için “Şirket-i
Nafıa-i Osmanî” isminde bir şirket kurdu. Bu sayede
diğer birçok mimara göre inşa ettiği yapıları hem
daha kısa zamanda teslim ediyor, hem de daha
ucuza çıkartabiliyordu. Bu da Sarkis Balyan’ı
döneminin aranan mimarı haline getiriyordu.
Bu eğlencelerle dolu şatafatlı dönemin sonu
1876’da geldi. Bütçe açıklarını dış borçlarla
karşılamaya alışmış Osmanlı maliyesi o sene iflas
etti ve Sultan Abdülaziz bir darbe ile tahttan
indirilerek yerine yeğeni V. Murad çıkarıldı. Yeni
hükümdar da sağlığının bozuk olduğu gerekçesi ile
üç ay sonra halledildi ve kardeşi II. Abdülhamid
padişah oldu. Maliyesi iflas eden ve bir sene
içerisinde üç padişah gören Osmanlı
İmparatorluğu, 1877’de büyük bir mağlubiyet
yaşayarak Rus ordularının Yeşilköy’e kadar
gelmelerine şahit oldu. Bu zor durumun yanı sıra 252 milyon lira dış
borcu olan imparatorluğun, aynı zamanda içeride de birçok bankere,
tüccara ve mimara da borcu vardı. Alacaklı mimarların başında, Sarkis
Balyan geliyordu, Sultan Abdülaziz döneminde inşa ettiği birçok
binanın parasını henüz alamamış olan Sarkis Balyan’a alacaklarının
taksitler halinde ödenmesi taahhüt edilerek beş yıl boyunca bazen
üç, bazen de beş bin liralık ödemeler yapıldı. Beş yılın sonunda da
One of these architect families were Balyan Family whom originated
from Kayseri and from the period of Selim the 3rd having the
“Architect of the Empire” which transmited from generation to
generation. Te last Architect of the family is Sarkis Balyan who has
clinched his technical knowledge which from his
family with his education from Europe has hade up
a huge construction team. Also established a
company as “Şirket-i Nafıa-i Osmanî” to produce
construction supports in Istanbul which were
imported from Europe. By this way he has delivered
the buildings in shorter periods from the other
architects and also it was cheaper than to be
imported. Tat has made him the most demanded
architect of this period.
Te period full of fun and gaudy ended in 1876.
Ottoman finances that has become accustomed
cover budget deficts by foreign debt has gone
bankrupt in that year. Sultan Abdülaziz was
deposed in coup and his nephew V. Murad replaced
to him. Te new Sultan was deposed because of
health problems, then his brother II. Abdülhamid
was become padishah. Ottoman Empire which
bankrupt its economy and changed three
padishah, have had a great defeat at the war of
Ottoman – Russia in 1977 and the Russian Army has come to Yeşilköy.
Besides of this troubles, Te Empire has had 252 million lira external
loan and and also debts to many bankers, merchants and architects.
Sarkis Balyan was in the first place of the architects who have had
claim. Commitment declaration declared to loans paid in installments
to Balyan and was made payments during the 5 years sometimes 3000
lira sometimes 5000 lira for a years for the many builts which built in
SARKİS BALYAN
128
Sultan Abdülmecid Vakfı’na ait olan, boğazın tek adacığı,
Kuruçeşme’deki küçük ada verilerek tüm alacakları sıfırlandı.
Nafıa-i Osmanî Şirketi’ne bağlı olarak İstanbul’un birçok yerinde
kömür, kereste ve taş depoları olan Sarkis Balyan, adayı kömür
deposu olarak kullanmak için izin istedi; ama sahile yakın olan
adanın bu işte kullanılması halinde denizi kirleteceği gerekçesiyle
istediği izin verilmedi. Balyan, bunu üzerine 1881’de adada
düzenlemeler yaprak dört tarafını setle çevirdi ve büyük bir
bahçenin içerisinde iki katlı bir konak, yanına da bir müştemilat inşa
etti. Kimyaya ve mekaniğe ilgi duyan Sarkis Bey, konağın zemin
katına ise büyük bir laboratuar yaptırdı ve Paris’te yaşadığı birkaç
yılın dışında, vefatına kadar konakta münzevi bir hayat sürdü.
Sarkis Balyan’ın 1899’daki vefatının ardından vârislerinin
kullanmadıkları adaya 1902’de boş olduğu ve vergi borçlarının da
ödenmediği gerekçesiyle devlet tarafından el kondu ve bir karakol
ile saat kulesi inşa edilmesine karar verildi. Fakat daha sonra bu
inşaattan vazgeçilerek adanın mülkiyeti Bahriye Nezareti’ne
devredildi. Uzun yıllar Sarkis Bey Adası olarak anılan adacık senlerce
boş kaldı ve konak bakımsızlıktan harap bir hale geldi. 1914’te Şirket-
i Hayriye’ye, yani Türkiye’nin ilk denizcilik işletmesine kiralandı,
Cumhuriyet döneminde de kömür deposu ve Boğaz gemilerinin
yakıt ihtiyaçlarının karşılanma merkezi olarak kullanıldı. Ama
mülkiyetinin bir bölümü Balyan’ın vârislerine iade edildi.
Galatasaray Spor Kulübü’nün Bebek’teki “Denizcilik Lokali”nin
1957’de istimlâk edilip yıkılmasından sonra Kulüp Başkanı Sadık Giz
150 bin lira karşılığında adanın tamamını satın aldı. Yeniden tanzim
ettirip restoranı, gazinosu, kayıkhanesi ve havuzu olan bir sosyal
tesis inşa ettirdi ve mekân, bu tarihten sonra “Galatasaray Adası”
diye anılır oldu. Ada, bu gün de İstanbulluların en fazla rağbet
gösterdikleri merkezlerden biri olmaya devam ediyor.
Sultan Abdülaziz period that he hasn’t had got the payment for them
yet. At the end of the five years, by giving the island belongs to Sultan
Abdülmecid Foundation at Kuruçeşme, his all credits were reset.
Sarkis Balyan who has had many stores for coal, timber and stone
which were depended to Nafıa-i Osmanî Şirketi has asked for
permission to make the island a coal store; Te permission wasn’t given
for the reason of it would pollute the sea because of nearness to the
coat. So, Balyan has encircled it and built a two flatted residence and an
outbuilding in a big garden. On the ground floor he prepared a laboratory
for his interest of chemistry and mechanic. Except a few years which he
has lived in Paris, he has spent his life in solitary untill his death in this
residence.
After his death in 1899, the reason of its emptiness and for the tax
liability, the government seized to the island which the heirs of him has
not interested with it and it was decided to build a police station and a
clock tower on the Island. But, later instead of the plan for buildings, the
Island transfered to the Ministry of Maritime Affairs. Te Island named
as Sarkis Bey Island was empty for the years and the residence was
dilapitated. In 1914 it was rented to Şirket-i Hayriye I mean the first
matritime business, and utilized as a coal store and a center for
requirement of Bosphorus ships. But some of it’s ownership given back
to Balyan’s heirs. After expropriation and destroying of the building of
Galatasaray Sport Club’s “Denizcilik Lokali” in Bebek in 1957, President
of the Club Sadık Giz has bought the all of the Island by paying 150 bin
lira. Te island has been designed again and the place called as
Galatasaray Island with it’s restaurant, casino, boathouse after that date.
Te Island is one of the most popular place for the residents of Istanbul.
He was a crown of the head, sent into exile, died resentful!
Sarkis Balyan was born in Istanbul on 17th February 1831. He was son
of Garabet Balyan who was the Architect of the Empire. After his home
education completed at 12 years old, he has gone to Paris in 1843. After
129
Baştacıydı, Sürgüne Gitti, Küskün Öldü!
17 Şubat 1831 günü İstanbul’da dünyaya gelen Sarkis Balyan,
Hassa Mimarı Garabet Balyan’ın oğludur. 12 yaşına kadar evinde
özel eğitimler aldıktan sonra 1843’de Paris’e gitti ve Saint-Barbe
Koleji, Ecole Centralena ve Ecolde des Beaux Art’da mimarlık
eğitimi görerek 1855’te İstanbul’a döndü. 1859’da Sultan
Abdülmecid’in Selanik seyahatine katılarak bu şehirde mermer
bir havuz inşa eden Sarkis Balyan, ilk eseri kabul edilen bu havuz
sayesinde padişahın dikkatini çekmeyi başardı.
Mimarlığın dışında kimya, mekanik, resim ve müzikle de
ilgilendi, 1860’da kendisi gibi müzikle ilgilenen Barutçubaşı Arakel
Sisak Bey Dadyan’ın kızı Makruhi Hanım ile evlendi ve eşiyle
birlikte birçok eser besteledi. 1866’da Garabet Amira Balyan’ın
vefatının ardından “Hassa Mimarı” tayin edilen Sarkis Bey, Sultan
Abdülaziz’in sevgisini ve takdirini kazandı ve en önemli eserlerini
Sultan Abdülaziz’in saltanat
yıllarında inşa etti. 1878’de
de Sultan II. Abdülhamid
tarafından “Ser Mimar-ı
Devlet” yani “İmparatorluk
Başmimarı” tayin edilen
Sarkis Bey, 1882’de isminin
bir yolsuzluğa
karışmasından dolayı
İstanbul’u terk ederek
Paris’e yerleşti ve ardından
tüm mallarına el kondu.
Paris’te on yıla yakın bir
süre sürgün hayatı
yaşadıktan sonra 1888’de
afedildi, el konan tüm
mülkleri, unvanları ve itibarı
iade edilerek İstanbul’a
dönmesine müsaade çıktı.
Bu tarihten sonra her
şeyden elini ayağını çeken Sarkis Bey, Kuruçeşme’deki adasında
münzevi bir hayat sürdü, çok nadir de olsa dönemin önde gelen
sanatçılarını ağırladı ve 1899’daki vefatına değin günlerini müzik
ve resimle uğraşarak geçirdi.
Galatasaray Kulübü, adayı 2006 yılında ünlü işletmeci
Mehmet Koçarslan'a kiraladı. İşletmeci, adanın üzerindeki tesislere
"Suada" adını verdi...
Suada Club-Galatasaray Adası, enfes boğaz manzarasına
sahip benzersiz konumunun yanı sıra: barları, restoranları, olimpik
yüzme havuzu ve eşsiz davet mekânları ile İstanbul’un önemli
turizm noktalarından biri olmaya devam ediyor...
SuAda Club, bünyesinde deniz ürünleriyle G by Karaf,
Gaziantep Mutfağı ile Suda Kebap, İtalyan mutfağından
Mezzaluna, dünya mutfağından lezzetleriyle Clementine ve 360
restoranı barındırıyor. Farklı mutfaklara ait bu seçkin restoranlarda
akşam ve öğle yemeği saatlerinde çok özel lezzetler buluşuyor...
he has has graduated of Architecture in Saint-Barbe College, Ecole
Centralena ve Ecolde des Beaux Art, come back to Istanbul in 1855. HE
has joined to Selanik journey wth Sultan Abdülmecid and built up a
marble pool there. Trough this pool which was his first work, he was
able to attracte the interest of padishah.
He was interested in with chemistry, mechanic, painting and music as
well as architecture. HE has married with Makruhi Hanım, the daughter
of Chief Gunpowderer Arakel Sisak Dadyan who interested in with music
in 1860 . He has composed many partition with wife. After the death of
Garabet Amira Balyan in 1866, he has ordained as Architect of Empire and
won his sympathy and admirations and built up his most important
works in Sultan Abdülaziz’s period. He has ordained as “head Architect of
the Empire” in 1878 by Sultan II. Abdülhamit, but for his name called into a
corruption, he has left Istanbul and settled into Paris, after then his all
property was confiscated. After he lived an exile life in Paris almost 10
years, he has forgiven in 1888, all his properties, his titles and reputations
were returned and he was permitted to return to Istanbul. Sarkis Bey
who renounced everything after this date, has had a solitary life in his
island at Kuruçeşme. He has guested the mainly artists of the term and
occupied with music and painting untill his death in 1899.
Galatasaray Sport Club hired the Galatasaray Island to Mehmet
Koçarslan who is a famous manager in 2006. Te Manager named the
facilites on the Island as Suada…
Suada Club-Galatasaray Island, still keeps to be one of the most
important tourism places with unique party venues, Olympic swimming
pool, bars and restaurants besides it’s location with beautiful Bosporus
view…
Suada Club, holds various restaurants which are G by Karaf with
sea food specialities, Suda Kebap with kebaps, Mezzaluna the Italian
restaurant, and Clementine and 360 Istanbul with their specials from
world cuisine. At lunch and dinner times, very special tastes come
together in these topline restaurants which belongs to different cuisine…
130
Adres: Valikonağı Cad. Zafer Sok. 29/1 Nişantaşı-Istanbul
Tel: 0212-248 51 27, 246 74 04, 246 59 60
Faks: 0212-234 2244 www.cantur.com.tr www.semiramis1.com
e-mail: info@cantur.com.tr - e-mail : info@semiramis1.com
Boğaz’ın
keyfİnİ çıkarın
Boğaz’ın en iyi servisini veren 200 kişilik
yatımız Semiramis 1 ile hayatın tadına varın
Facebook’ta depresif
takılmak iş yapmıyor!
Behaving deppresively in
Facebook is of no use!
DUYGU HOLAT
twitter.com/duyguholat SOCIAL MEDIA STRATEGIST
0ebook kullanıcıları olarak sıradan bir günün yarısından belki daha
çoğunu Facebook’a giriş yapmış bir şekilde geçiriyoruz. Ne yaparsak
yapalım, ara ara Facebook’u kontrol eder haldeyiz. Dolayısıyla
Facebook kullanıcılarının hangi içeriklere karşı nasıl davranışlar
sergilediklerini hepimiz az çok biliyoruz.
Facebook kullanıcıları pozitif içerikleri daha çok seviyor.
Mashable, Facebook ve Arbitron istatistiklerine dayanarak bu konu
ile ilgili bir infografik yayınladı. İnfografiğe göre Facebook
kullanıcılarının pozitif içerikleri, negatif içeriklerden daha çok sevdiği
net bir şekilde ortaya konulmuş. Buradan anlayacağınız dünyanın en
büyük sosyal ağı olan Facebook’ta bile
malesef depresyon ve mutsuzluk iş
yapmıyor.
Pozitif durum güncellemeleri daha çok
beğeni aldığı gibi, negatif durum
güncellemeleri ise daha çok yorum
alıyormuş. Güzel haberler beğeni toplarken,
kötü haberler kullanıcılarda merak
uyandırıyor belli ki.
Popüler Facebook kullanıcılarının sırrı ise,
daha “uzun durum güncellemeleri” yazmak,
seks hakkında konuşmak ve dini kelimeler
kullanmak gibi ilgi çekici eylemlerden
oluşuyor. İnsanları şaşırtmak her zaman işe
yaradı, yarayacak.
Daha az popüler olan kullanıcıların ise,
olumsuz ve duygusal iletiler ile kendisi ve
ailesi hakkında yazılar yazdığı ortaya çıkmış. Normal bir kullanıcının
günlük hayatında yaşadıkları pek ilgi çekmiyor anlaşılan.
Paylaşım saatlerine gelince, Facebook kullanıcılarının durum
güncellemelerinin sabah saatlerinde daha pozitif olduğu ve gün
içerisinde saatler geçtikçe olumsuzlaştığı görülüyor. Güne iyi başlayıp,
aynı şekilde devam ettirememe konusunda yalnız değiliz demek ki.
İnfografikten ulaştığımız diğer verilere göre, Facebook’ta 800
milyon’dan fazla aktif kullanıcı bulunuyor ve bu kullanıcıların ortalama
130 arkadaşı bulunuyormuş. Bir kullanıcının ortalama sayfa beğenme
sayısı ise 80 olarak belirlenmiş.
We, the Facebook users, spend more than half of an ordi-
nary day entering Facebook. Whatever we do, we check out
Facebook now and then. For this reason, we know more or
less what kind of behaviour Facebook users display to-
wards certain contents.
Facebook users like positive contents more...
Mashable has published a related infographic based on
the statistics of Facebook and Arbitron. According to the in-
fographic, it was clearly shown that facebook users liked
positive contents rather
than the negative ones. From this, we
can conclude that depression and unhappi-
ness in Facebook, the largest social net-
work of the world, are of no use!
Positive situation updates are liked
more whereas negative ones got higher
number of comments. It is clear that good
news are liked, and the bad ones are
aroused the curiosity of
the users...
Te secret of the popular Facebook
users is writing longer situation updates,
talking about sex and using religious
words.
It was revealed that less popular
users sent negative and affective mails
and wrote about themselves and their
families. It is clear that what an ordinary user lives in his
life doesn't attract
attention very much. If we talk about the share hours; it is
seen that the situation updates of the facebook users are
more positive in the morning and become more
negative towards the end of the day. We are not alone in
not being able to end the day in a positive mood.
According to other data we got from the infographic,
there are more than 800 million active users of Facebook,
and each user has 130 friends approximately. Te ap-
proximate number of page determination for each user
is given as 80.
132
134
publishing house
yayınevi
We made an interview about publish-
ing market with Mr.Ozgur Dogan who
is Sales and Product Delivery Director
of Okuyan Us Publishing House.
KEMAL KIRAR kemal@welcomedergi.com
FOTOĞRAF/ PHOTO: EYLEM OLAŞ
Okuyan Us Yayınevi Satış-Ürün
Dağıtım Müdürü Özgür Doğan'la
-yayıncılık piyasası üzerine- bir
söyleşi yaptık...
SATIŞ İÇİN
HEDEFLERİM VAR!
I've got great goals for the future sales!...
35
“Okuyan Uslanmaz!” mottosuyla tanıdığımız
Okuyan Us Yayınevi’nin satış pazarlama müdürü
Özgür Doğan ile bir söyleşi yaptık… Özgür Doğan,
her sorumuza kısa, özlü ve dürüst bir cevap verdi…
“Satış için hedeflerim var ama bunların röportajlarda
yayımlanması ne kadar doğru olur; çünkü bu piyasa
birbirinden kopya çeker!”
Okuyan Us Yayınevi'nin Satış Müdürü
görevindesiniz... İlk sorumuz şu olsun:
Satış-pazarlamada sizi en çok meşgul eden
durum nedir?
Okuyan Us Yayınlarının satış pazarlama bölümünde
tek başıma olmam nedeniyle özellikle yeni bir
kitabımız çıktığında sipariş toplama, faturalandırma
ve teslimatı en yoğun olduğum zamanlar…
Satış-pazarlama ağınızla
ilgili bize bilgi verir misiniz?
Okuyan Us yayınları olarak Anadolu’daki birçok
kitabevi, dağıtım firması ve kurumsal perakendelerle
direkt olarak çalışmaktayız.
Kaç yıldır bu görevdesiniz?
Okuyan Us'ta ne kadar oldu?
12 yıldır bu görevi yapıyorum; Okuyan Us
Yayınlarında da 9. yılıma girmek için gün
sayıyorum…
Gününüz sadece kitaplarla geçiyor...
Nasıl bir duygudur bu?
Kitaplarla uğraşmak güzel; ama özellikle
sektörümüzdeki insanlarla uğraşmak belli başlı
sorulardan biri!
Cağaloğlu bu işin hâlâ kalbi sayılır…
Orada bir hayli vakit geçiriyorsunuz…
Bize oradaki atmosferi anlatabilir misiniz?
Belirttiğiniz gibi Cağaloğlu bu işin kalbidir; ama yine
bilindiği üzere, Babıâli’de lağım tersten akar?! Her ne
kadar Cağaloğlu piyasası ve insanlarının günü
You work for the Okuyan US publishing House as the sales
manager... Let our first question to be this: What is the most
occupying situation in selling-marketing?
Since I work alone in the selling-marketing department of the
publishing house, I'm very busy with gathering the orders,
billing and delivery especially when we are
publishing a new book.
Can you give us information about the selling-marketing
network?
As Okuyan Us, we work directly with many bookstores, delivery
firms and intitutional retailers in Anatolia.
How many years have you been working as a sales
manager? How long have you been in Okuyan Us?
I have been working as a sales manager for 12 years; I'm about
to complete my 9th year in Okuyan Us Publications.
You spend your day with the books only... What kind of a
feeling is this?
Struggling with the books is nice; but struggling with the
people in this sector is one of the main questions!
Cağaloğlu is still accepted as the heart of publishing
business... You pass most of your time in Cağaloğlu... Can
you tell us about the atmosphere there?
As you have stated Cağaloğlu is the heart of this business; but
as it is known, sewer flows in the opposite direction in Bab-ı Ali!
Although Cağaloğlu market and the people
there are capricious, a bookseller who is trained in Cağaloğlu
does his job as if he were the owner of the business and acts in
the same way in another course of the business consciously or
unconsciously. You work in accordance with what you feel in
the business. It can be atmosphere, stratosphere, outer space.
Tere is no gravity there; you need to have glue under your feet
in order to keep standing! Te atmosphere there can be
described as : Vezir from Alfa, Murat from Artı, Zafer from Sayın,
Elçin and Tuğba
... Hasan, Hüseyin,Hülya, Ömer and Umut from Araf.
There is a bunch of three questions now: Why do you like
Okuyan Us? Why dou you continue working in this
publishing house? What do you like in Okuyan Us?
gününü tutmasa da orada yetişmiş bir kitapçı işine kendi
işiymişçesine sahip çıkar ve bu durum, bilinçli veya bilinçsiz olarak
gittiğimiz başka bir mecrada da aynı olur. Orada ne hissediyorsanız
aynı şekilde çalışmanızı sağlar. Atmosfer, stratosfer, uzay olabilir…
Orada yer çekimi yoktur; ayakta kalabilmeniz için ayağınızın altında
zamk olması gerekir! Oradaki atmosfer kısacası şöyle anlatılabilir:
Alfa’dan Vezir, Artı’dan Murat, Sayın’dan Zafer, Paraf’tan Elçin ve
Tuba… Hasan, Hüseyin, Hülya, Ömer ve bir de UMUT…
Üçlü bir soru demeti var şimdi de: Okuyan Us'u neden
seviyorsunuz? Burada neden çalışmaya devam ediyorsunuz? Ne
hoşuna gidiyor burada?
Her başlangıcın bir sonu vardır. Benim de kendime göre ideallerim
var. Bunları gerçekleştirmek için belki bir gün Okuyan Us’tan
ayrılacağım…
Kitabın bu kadar içerisinde bir iş yaparken kitapla ilişkiniz nasıldır?
Ne tür kitapları sever, ne sıklıkta okursunuz?
Psikoloji, fantastik ve siyasi kitaplara karşı ilgim var. Şu an okuduğum
kitap ise Yalan Söylediğimi Nasıl Anladınız?
Every beginning has an end. I have my ideals. Maybe I
will depart from Okuyan Us one day to realize my
ideals.
What kind of a relation do you have with the books
being a person who works with the books? What
kind of books do you like and how often do you
read books?
I'm interested in pschological, fantastic and political
books. Te book which I'm reading at present is "Yalan
Söylediğimi Nasıl Anladınız" (How Did You Understand
Tat I Had Lied).
If you were the only person responsible for the
publishing program of the publishing house, what
kind of books you would have chosen to be
published?
Because I'm interested in fantastic and political books,
I would do my best in order to have these kinds of
books published...
What are your goals. ideals for selling?
I have goals for selling, but I think talking about them
136
Yayınevinin yayın programı sadece siz teslim edilseydi ne
tür kitaplara yer verirdiniz?
Fantastik, siyasi kitaplara ilgim olduğundan bu tarz kitapların
basılması konusunda elimden geleni yapardım…
Satış için nasıl hedefleriniz, idealleriniz var?
Satış için hedeflerim var ama bunların röportajlarda
yayımlanması ne kadar doğru olur; çünkü bu piyasa
birbirinden kopya çeker!
Kitap sektörünün geleceğiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Yayınevleri, Yayıncılar Birliği güzel çalışmalar içerisine
girerlerse daha güzel olacak…
Kitabı nesne olarak seviyor musunuz? Yani bir gün
kitapların hepsi elektronik olursa ne hissedersiniz?
Kitapların kokusu, biçimi vs. yaşatılmaya devam edilmeli
mi? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Gerçekten çok üzülürüm! Onu taşıması, satar-satmaz demesi
ve hatta iadesinin gelmesi bile
çok farklı, çok güzel duygu.
Bu kısa sohbet ve
samimiyetle
sunduğunuz bilgiler
için çok teşekkür
ederiz!...
Ben de çok teşekkür
ederim!...
in this interview will be wrong
because this market copies each
other!
What do you think about the
future of the sector?
Te future of the sector will be
nicer if the publishing houses and
the Publishers Association work
harder...
Do you like books as objects?
What would you feel if one day
all the books became electronic?
Should the scent, form etc. of
the books kept alive? What dou
think about this subject?
I will really feel sorry if this
happens! Carrying the book,
guessing that it will sell or not and
even its return are very different
and nice feelings.
I thank you a lot for this short
chat and the information you
have given sincerely!...
I thank you!...
137
Cem Mumcu, Türk Edebiyatının bu ilk ve en
uzun soluklu yolculuğunda, “dünya durdukça
duracak” masallar anlatıyor. Şimdiye kadar
yazılmış olanları aralıksız bir okuma deneyimi
için bu kitapta bir araya getirdik. Bu özel baskı,
1001 masaldan oluşacak olan eserin ilk 139
masalını içeriyor.
İnsanı sarsan “gerçekler”; kelimelerin
kifayetsiz kaldığı “aşklar”; sarıp sarmalayan
“düşler”… Ve belki de en mühimi, etin kemiğin
de ötesinde içimize üflenen “ruhlar” var bu
hikâyelerde.
Yaşamın ve ölümün, deliliğin ve aklın,
nefretin ve aşkın, acının ve zevkin sarkacında
savrulanların izini sürüyoruz. Yazar, insanı
insan yapan ne varsa mercek altına alırken;
insanı insanlıktan çıkaran tüm duyguların da
maskelerini cesaretle düşürüyor birer birer.
Cem Mumcu, insanın binbir halini
kalemiyle kâğıda yontmaya devam edecek.
1001 insan masalı ya tamamlanamazsa
diye soranlara yazarın yanıtı şu:
“Hayatın kendisi de böyle.
Tamamlayabilirim, yarıda kalabilir,
delirebilirim, bunayabilirim. Hatta 1000 tane
yazıp 1001.sini yazmadan ölebilirim. Bu
yüzden Binbir İnsan Masalları bana, hayatıma
benziyor. İstiyorum ama olmayabilir… Şu anda
istemeye devam ediyorum.”
OKUMAYA DEĞER
READABLE BOOKS
Binbir
İnsan
Masalları
1-139
Kapak Tasarımı: Ebru Demetgül
Cilt: Sert Kapak
Sayfa Sayısı: 472
ISBN: 978-605-4054-94-7
Barkod: 9786054054947
Fiyat: 28 TL
138
MURAT KAYNAK
Rollo May, kitabına bir tespitle başlıyor:
“İçinde yaşadığımız çağda bir
paradoksla karşı karşıyayız. Radyo,
televizyon ve uydulardan âdeta
bardaktan boşanırcasına yağan bilginin
hiç bu kadarını görmemiş, kendi
varlığımıza dair hiç bu kadar büyük bir
içsel belirsizlik yaşamamıştık. Nesnel
hakikat arttıkça, içsel netliğimiz de o
kadar azalmakta.”
Varoluşumuza ilişkin algımızın
karmaşıklaştığı bu çağda, ona nasıl
ulaşacak, anlamını nasıl kavrayacağız?
Hümanist psikiyatrinin öncü
isimlerinden Rollo May, dikkat çektiği
tehlikenin, tam tersini, var olmayı ön plana çıkardığına inanıyor ve
ekliyor: “İnsan denilen yaratıklar hâlâ merak eden, bir sonatla
kendinden geçen, sembolleri bir araya getirip şiirler oluşturarak
yüreklemizi neşelendiren, büyük bir hayranlık ve huşuyla
gündoğumunu seyreden bireylerdir. Tüm bunlar var olmanın
belirtisi ve okuyacağınız sayfalardaki savların da temelidir.”
Varoluşun Keşfi, kaosun içinde yitirdiğimiz ve her zamankinden
çok ihtiyaç duyduğumuz varlığımıza ulaşmada yol gösteren,
bilimsel, anlaşılır ve zekâ ürünü bir kitap.
139
Varoluşun
Keşfi
Dünyaca ünlü psikanalist Rollo May bu
kitabında, kayıtsızlığın hakim olduğu
şizoid dünyamızda, içi boşaltıp
anlamsızlaştırılan bu iki kavramı; aşk ve
iradenin gerçek anlamlarını,
kaynaklarını ve birbiriyle ilişkisini ortaya
koyuyor. “Günümüzde aşk ve iradeye
dair en çarpıcı nokta, geçmişte
yaşamın çıkmazlarına bir çözüm olarak
görülmelerine karşın, bu kavramların
şimdi bizzat sorun haline gelmiş
olmalarıdır. Geçmişte kendimizi
yönlendirdiğimiz eski mitler ve
simgeler yok artık; kaygı kol gezmekte
ve biz, birbirimize sıkıca sarılıp,
hissettiklerimizin aşk olduğuna kendimizi ikna etmeye çalışıyoruz.
İrademizi kullanmıyoruz çünkü bir şeyi veya kişiyi seçersek
diğerini kaybedeceğimizden korkuyoruz ve kendimizi şansımızı
deneyemeyecek kadar güvensiz hissediyoruz. Birey içe dönmeye
zorlanmaktadır; kimlik sorununun yeni bir biçimine saplanıp
kalmıştır: Kim-olduğumu-bilsem-bile-bir-önemim-yok.”
“Dr. May hepimizin hayatını değiştirebilecek bir yoğunluk ve zeka
sunuyor. Aşk ve İrade insani mirasımızı ve potansiyelimizi
inceleme, onları bağrına basma cesaretine sahip olanların
inceleyeceği ve bağırlarına basacağı bir kitap.”
Aşk ve
İrade
İlgiyle takip edilen
Psikolog/Psikiyatrlarımızın son
kitabı Kişi Olmaya Dair, Carl R.
Rogers’ın en değerli kitaplarından
biri olmakla beraber, psikoloji ve
psikiyatri dünyasına hâkim
olmayan sokaktaki insanın
kendini ve hayatı çözmesine
yardımcı olur.
“Yaşamın amacı nedir?”
sorusuna Rogers, “İnsanın
gerçekten de olduğu kişi olması”
ifadesiyle cevap verir.
Kişi Olmaya Dair‘de, Rogers’ın
başkalarını ve kendini duymaya
çabalayan sıcak, coşkulu, güvenli, ilgi dolu sesiyle
karşılaşırız. Bu dikkat dolu dinleyiş, hem bireylere hem de
o muazzam soruya, yani kişi olmanın anlamına hizmet
eder. Yayıncılıkta milyon rakamı ender görülen bir sayıdır.
Oysa bu kitap milyonlarca satmıştır ve Rogers’ın dünya
çapında bir ün kazanmasına neden olmuştur. Çünkü o,
inandığı kuramları sadece terapistlere değil, sokaktaki
herkese anlatabilmeyi amaçlamıştır.
Kişi
Olmaya dair
Özgür olmak ve insan olmak
eşanlamlıdır. Dereler akabilmek için bir
yatağa, ruhlar özgürlüğü yaşamak için
kadere ihtiyaç duyar. Rollo May’e göre
her iyi terapi, kişinin özgürlük yaşantısını
arttırmak için kaderin farkındalığını
arttırma yöntemidir. Rollo May,
Özgürlük ve Kader’de insanlık tarihi
boyunca varolmuş yaşam biçimlerini,
inanışları, politikaları, korkuları ve
arzuları inceleyerek ve bizi adım adım
terapi seanslarına konuk ederek,
özgürlük ve kader hakkında aslında hiç
bir fikrimizin olmadığını gösteriyor. Aşkı,
öfkeyi, bağlılığı ve bağımsızlığı yaşamayı
baştan öğretiyor. Rollo May, terapi odasındaki gerçek karakterlerle
birlikte, özgürlüğü doğru yaşamanın ve kaderi doğru anlamanın
hayatı baştan aşağı değiştirebileceğini defalarca kanıtlıyor. “Özgürlük
canlılığını kadere ve kader de önemini özgürlüğe borçludur.
Yetilerimiz, becerilerimiz, ölümle, hastalıkla ya da üzerinde
denetimimiz bulunmayan sayısız diğer olguyla herhangi bir anda
geri alınabilir. Özgürlük yaşamımız için esastır ama aynı zamanda
en güvenilmez olandır.”
Özgürlük
ve kader
hobby
hobi
"Ataman Klasik
Otomobil Müzesi"
mimarı Ayhan Geveli,
bir klasik otomobil
âşığı... Yıllardır klasik
otomobil ve
motosiklet topluyor...
Ayrıca, kendisini klasik
otomobil rallilerinde
görmek de mümkün...
Founder of "Ataman
Classical Automobil
Museum" Ayhan Geveli
is a fan of classical
automobil… He collects
classical automobiles
and motorbikes for
many years… And also
you could see him at
classical automotive
rallies…
1950’li-‘60’lı
Yıllarda Hissedin
Kendinizi!
Feel yourself in 1950s – 60s!
OĞUZ ADIYAMAN
FOTOĞRAF/PHOTO: EYLEM OLAŞ
140
Yaklaşık 2000 m² arsa üzerine betonarme ve çelik
konstrüksiyon kullanılarak inşa edilen müzede şu an
için 60’ın üstünde araç sergilenmekte. Müze
tasarlanırken ellili ve altmışlı yılların klasik otomobilleri
ve bu dönemdeki yaşam biçiminden yola çıkılarak
çağdaş bir mekân ile klasiklerin bir araya gelebileceği
bir çizgi yaratıldı. Koleksiyondaki en yaslı araç 1926
model “Ford”, en genci ise 1975 model “BMW”…
Klasik otomobil müzesi oluşturma
fikri nasıl ortaya çıktı?
Klasik Otomobil Kulübü kurucu üyelerindenim;
klasik otomobil koleksiyoncusu olan ve 35 civarında da
klasik otonun sahibi Vural Ataman’a müze yapma
fikrini önerdim. Vural Bey bu fikre sıcak baktı ve estetik
mimari anlayışıma uygun olarak 35 yılın emeği olan
bu koleksiyonu 2000 yılında müze olarak faaliyete
geçirdik. Müzenin yapım aşamasında birçok müze
gezdik ve klasik otomobillere en güzel sakilde ev
sahipliği yapacak yeri tasarladık.
Dışarıdan bakıldığında oldukça sade bir görünümü
olan müze, içine girdiğimizde bizi bir hayli şaşırttı
doğrusu!… Neden?
İçeriye girdiğinizde âdeta zaman tüneline girmiş
gibi oluyorsunuz, doğru… Bu planlı bir konsepttir.
Ziyaretçilerimizi bir anda ’50’li-‘60’lı yıllara
götürebilmeyi tasarladık… İçeride bulunan ürünlere
göre dizayn etme gayretinde olduk…
Müzemizde yalnızca otomobilleri değil, aynı
zamanda değişik dönemlere ait motosikletleri,
More than 60 vehicles are being exhibited in the museum that
was built on a building plot of 2000 meter squares and it was built
using reinforced concrete and steel constructions. While design-
ing the museum, we set out from the classic automobiles and the
life style of the fifties and the sixties in order to create a concept
which brings a contemporary place and the classic automobiles
together. Te oldest vehicle in the collection is a 1926 model "Ford"
and the youngest one is a 1975 model "BMW".
How did the idea of founding a classic automobile museum
come out?
I'm one of the founding members of the Classic Automobile com-
mittee. I told Vural Ataman, who is a classic automobile collector
and owner of about 35 classic automobiles, about the idea of
founding a museum. He was interested in the idea, and in 2000, we
realized this collection -work of 35 years- with my aesthetic ar-
chitectural perceptiveness. At the construction phase, we visited
many museums and designed a place that would host the classic
automobiles perfectly.
The museum, that is quite plain externally, astonished us very
much when we entered. Why?
You feel as though you are in a time tunnel in the museum. You are
OĞUZ
ADIYAMAN
AYHAN
GEVELİ
141
right... Tis is a planned concept. We planned to take our visitors to the fifties
and the sixties in a minute... We tried to design the museum in harmony with
the products inside.
We don't exhibit only automabiles but also motorcycles, small lorries, tractors
and turbines of different periods. As you see oil pumps, automatic record play-
ers, tilt machines, cola and chocolate machines, the safe and the game ma-
chines etc. take our visitors back to the fifties. At the same time, they
create a harmony with the neon ad panels (which play an impor-
tant role in the illumination of the place), the collection of the
hubcaps and gigantic ad panels... Tere are also informa-
tion panels, plates and specially designed convex mir-
rors which make it possible to see both the front and
the rear of the automobiles. In the middle of the first
section where we exhibit American classic auto-
mobiles, we formed a bar division by exactly copy-
ing the fast food restaurants (which are called
"diners" ) in the fifties and the sixties in America.
You can also
see the collection of model automobiles at the back
part of this section. In addition, the way the automobiles
are parked gives the visitors the impression that they had a
break at an establishment on the road.
Let's place a small advertisement band here; you can organize
all your meetings, private meals, cocktails and birthday parties, and any organ-
ization you can think of, in this place; which resists time with its building, deco-
ration, living automobiles, and which you can visit with the company of the
entertaining music of the fifties and the sixties, getting an elite catering serv-
ice!...
THE MUSEUM IS OPEN ONLY ON SATURDAY
BETWEEN 11:00-18:00 ENTRANCE FEE: 5TL
What are there in the museum?
Automobiles and Lorries: 1926 Ford Model T , 1931 Ford V8 Convertible w/Rum-
ble Seat, 1937 Ford 4 Door Sedan , 1939 Ford V8 Convertible w/Rumble Seat,
1939 Mercedes Benz 4 door Sedan, 1946 Ford Super de Luxe Tudor, 1947 Ford V8
Fire Truck itfaiye aracı, 1948 Oldsmobile Dynamic Sixty Six Convertible, 1949
Chevy Triftmaster 3100 Truck 6, 1959 MG TD l1952 Willys Jeep M38A, 1953
Volkswagen Betle, 1954 Chevrolet Corvette "Blue Flame", 1954 Jaguar XK 120,
142
kamyonetleri, traktörleri ve buharlı motorları da sergiledik.
Gördüğünüz gibi, kapıdan girildiği andan itibaren mekânın
dört bir tarafında her biri ayrı birer klasik olan benzin
pompaları, otomatik pikap, tilt makinesi, kola ve çikolata
makineleri yanında kasa, kollu oyun makineleri vb.
ziyaretçilerimizi tekrar ellili yıllara taşıyor. Aynı zamanda,
mekânın aydınlatmasında da önemli rol
oynayan neon reklam panoları, jant
kapağı koleksiyonu ve dev reklam
panoları ile beraber bir ahenk
oluşturuyor… Klasik otomobillerin
arkasındaki duvarlarda o araba ile
ilgili belgeler, bilgiler, plaketler ve
arabanın ön ve arkasının
görülebilmesi için özel imal
edilmiş dışbükey (balıkgözü)
aynalar da bulunuyor. Amerikan
klasiklerini sergilemek için kullanılan
birinci bölümün ortasına, ‘50 ve ‘60’lı
yılların Amerikasında “diner” denilen
fastfood restoranlarının kopyasını bire bir
olarak dizayn ederek bir bar bölümü oluşturduk. Yine
aynı bölümün arkasındaki maket otomobil koleksiyonunu
da görebilirsiniz... Araçların park edilme şekli de ziyaretçilere
müzede olduklarını unutturup sanki yol kenarındaki bir
tesiste mola verdikleri hissine kapılmalarını sağlamaktadır.
Bu arada minik bir reklam kuşağı atalım araya: Binası,
dekorasyonu ve barındırdığı koleksiyonu ile zamana karşı
direnen, yaşayan otomobillerin sergilendiği, dönemin
eğlenceli müzikleri eşliğinde gezilebilen bu mekânda
toplantılarınızı, özel yemeklerinizi, kokteyllerinizi, doğum
günü partilerinizi ve aklınıza gelecek her türlü
organizasyonu beş yıldızlı catering servisleri eşliğinde
gerçekleştirebilirsiniz!…
1954 Jaguar XK 120 Rally, 1954 Triumph TR2, 1955 Buick Road-
master, 1955 Cadillac Coupè de Ville, 1955 Chevrolet Coupè,
1955 Ford Tunderbird, 1955 Mercedes Benz 300 SL "Guilwing",
1956 Ford Tunderbird, 1957 Chevrolet 4 Door Sedan, 1958
Cadillac Eldorado "Biarritz", 1958 Facel Vega "Typhoon", 1959
Porsche 356 B, 1959 Chevrolet Impala, 1960 Cadillac Series
Sixty Two Convertible, 1960 Rolls Royce Silver Cloud II V8, 1960
Triumph TR3, 1962 Mercedes Benz 190 SL Convertible, 1963
Jaguar XKE Roadstar, 1964 Ford Mustang 289 V8 Convertible,
1964 Chevrolet Impala SS 283V8 Convertible, 1964 Lincoln
Continental Convertible, 1964 Triumph TR4 A, 1965 Austin
Healey 3000 Mark 3 "Gold Anniversary", 1965 Chevrolet Impala
SS 327V8 Convertible, 1966 Chevrolet Corvette Sting Ray, 1966
Dodge Coronet 500 V8 Convertible, 1966 Triumph TR6 Road-
star, 1967 Mercedes Benz 280 SL Convertible, 1972 Mercedes
Benz 3.5 8 cyl 4 Door Sedan, 1996 Maral Convertible.
Motorcycles: 1938 BMW l10-951 DKW, 1954 BMW Sidecar, 1954
Zundapp, 1962 Matchless, 1972 Hercules.
Tractors: 1946 Allis Chalmers Traktör.
Turbines: Power Turbine National, Power Turbine Ruston 4Y,
Power Turbine Ruston6X
MÜZE SADECE CUMARTESİ GÜNLERİ
SAAT 11.00 İLE 18.00 ARASI AÇIK
Giriş: 5 TLMüzede neler var?
Otomobil ve kamyonlar: 1926 Ford Model T , 1931 Ford
V8 Convertible w/Rumble Seat, 1937 Ford 4 Door Sedan ,
1939 Ford V8 Convertible w/Rumble Seat, 1939 Mercedes
Benz 4 door Sedan, 1946 Ford Super de Luxe Tudor, 1947
Ford V8 Fire Truck itfaiye aracı, 1948 Oldsmobile Dynamic
Sixty Six Convertible, 1949 Chevy Thriftmaster 3100 Truck 6,
1959 MG TD l1952 Willys Jeep M38A, 1953 Volkswagen
Betle, 1954 Chevrolet Corvette "Blue Flame", 1954 Jaguar XK
120, 1954 Jaguar XK 120 Rally, 1954 Triumph TR2, 1955
Buick Roadmaster, 1955 Cadillac Coupè de Ville, 1955
Chevrolet Coupè, 1955 Ford Thunderbird, 1955 Mercedes
Benz 300 SL "Guilwing", 1956 Ford Thunderbird, 1957
Chevrolet 4 Door Sedan, 1958 Cadillac Eldorado "Biarritz",
1958 Facel Vega "Typhoon", 1959 Porsche 356 B, 1959
Chevrolet Impala, 1960 Cadillac Series Sixty Two
Convertible, 1960 Rolls Royce Silver Cloud II V8, 1960
Triumph TR3, 1962 Mercedes Benz 190 SL Convertible, 1963
Jaguar XKE Roadstar, 1964 Ford Mustang 289 V8
Convertible, 1964 Chevrolet Impala SS 283V8 Convertible,
1964 Lincoln Continental Convertible, 1964 Triumph TR4 A,
1965 Austin Healey 3000 Mark 3 "Gold Anniversary", 1965
Chevrolet Impala SS 327V8 Convertible, 1966 Chevrolet
Corvette Sting Ray, 1966 Dodge Coronet 500 V8
Convertible, 1966 Triumph TR6 Roadstar, 1967 Mercedes
Benz 280 SL Convertible, 1972 Mercedes Benz 3.5 8 cyl 4
Door Sedan, 1996 Maral Convertible.
Motosikletler: 1938 BMW l10-951 DKW, 1954 BMW
Sidecar, 1954 Zundapp, 1962 Matchless, 1972 Hercules.
Traktörler: 1946 Allis Chalmers Traktör.
Türbinler: Power Turbine National, Power Turbine Ruston
4Y, Power Turbine Ruston6X
143
AUTO
OTOMOBİL
OĞUZ ADIYAMAN oguzadiyaman@gmail.com
144
Kış lastiğini en çok İstanbul
ve Ankara kullanıyor
Istanbul and Ankara use the winter tire most
Yolcu ve yük taşıyan araçlara getirilen kış
lastiği zorunluluğu hakkında açıklama
yapan Türk Pirelli CEO’su Mete Ekin, “Türk
Pirelli olarak yönetmeliği destekliyoruz. Bu
yönetmeliği desteklememizdeki en önemli
sebep; kış lastiklerinin güvenliğimiz açısın-
dan büyük önem taşıyor olması” diye ko-
nuştu. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme
Bakanlığı'nın "Araçların Yüklenmesine İlişkin
Ölçü ve Usuller ile Tartı ve Boyut, Ölçüm
Toleransları" başlıklı yönetmelik ile, yolcu
ve yük taşıyan araçlara kış lastiği zorunlu-
luğu getirildi. Türkiye’de trafikte bulunan 16
milyon aracın yaklaşık 5 milyonunu ilgilen-
diren yönetmeliğe göre, kış lastiği takma-
yan yolcu ve yük taşıyan araçlara 500 lira
ceza kesilecek. Türk Pirelli olarak, Yönet-
meliği destediklerini belirten Türk Pirelli
Ceo’su Mete Ekin, “TÜİK’in açıklamalarına
göre her yıl ıslak, karlı ve buzlu zeminde
yaklaşık 16 bin adet kaza meydana geliyor.
Bu yönetmelikle birlikte, kış lastik bilincinde
artış yaşanmaya başladı. +7 derecenin al-
tındaki hava koşullarında özellikle ıslak ze-
minde yol güvenliğinin başlıca şartlarından
biri kış lastiği. Biz Pirelli olarak, bu ürün gru-
bunu soğuk hava lastikleri olarak adlandırı-
yoruz” diye konuştu.
The CEO of the Turkish Pirelli Group, Mete Ekin, who tal-
ked about the necessity of winter tire put to vehicles
carrying travelers and loadssaid, “We support the regu-
lations as Türk Pirelli. The most important reason why
we are supporting these regulations is the fact that
winter tires are very crucial for our security.” An obliga-
tion to carry winter tires to vehicles with the regulations
“Measurements, Methods, and Weights, Dimensions,
and Measurement Tollerances” of the Ministry of
Transportation, Maritime Affairs, and Communications.
According to the regulations that concern 5 million of
the vehicles among 16 million of vehicles, 500 Turkish
Liras will be asked as punishment from the travelers
who do not use winter tires and vehicles carrying loads.
The CEO of the Turkish Pirelli, Mete Ekin said that they
were supporting the regulationsas the Turkish Pirelli,
“According to the explanations of the Turkish Statistics
Institute, 16.000 accidents happen on wet, snowy, and
icyroads. Together with these regulations, a coscience is
formed on winter tires. One of the main conditions for
road security, especially for wet floorsconsists of winter
tires for weather conditions under +7 degrees celci-
usWe, as Pirelli, we name this group of products as cold
weather tires.”
İtalya’nın tercihi SUV modeli
Fiat Freemont Türkiye’de
Fiat Grubu ve Chrysler Grubu’nun aralarında yaptığı or-
taklığın simgesi haline gelen SUV modeli Fiat Freemont,
Türkiye’de satışa sunuldu. SUV tasarım ve kullanım özel-
liklerinin yanında AWD çekiş sistemi ile kendini gösteren
Fiat Freemont’un anahtar teslim satış fiyatı, 93 bin
TL’den başlıyor. Fiat Marka Direktörü Okan Baş, “İtalya’da
senenin en çok tercih edilen SUV modeli Fiat Free-
mont’un Türkiye’de de sene sonuna kadar 400 adet sa-
tılmasını hedefliyoruz” dedi.
Italy’s Preference is the SUV
Model Fiat Freemont in Turkey
The SUV model became the symbol of the part-
nership between the Fiat Group and the Chrysler
Group, thus Fiat Freemont, is now sold in Turkey. The
sell prize of the Fiat Freemont that has shown itself
through its AWD traction control system, its design,
and usage pecularities starts from 93.000 Turkish
Liras. Okan Baş, the director of Fiat said, “We aim to
sell 400 SUV model Fiat Freemonts that were the
most preferred ones in Italy until the end of the
year.”
Jeep Wrangler yılın
arazi aracı seçildi
Jeep Wrangler was chosen the
field vehicle of the year
Tofaş çatısı altında temsil edilen Jeep markasının
model yelpazesi içinde yer alan Wrangler, İngil-
tere’de 4x4 Dergisi tarafından, “Hardcore” kategori-
sinde “Yılın Arazi Aracı” ödülünün sahibi oldu.
Oybirliği ile seçilen yarışmada, tüm rakiplerini ge-
ride bırakarak ödülü almaya hak kazanan Wrang-
ler, özellikle sert arazi şartlarına boyun eğmeyen
yapısıyla ön plana çıkıyor. Yılın 4x4 yarışmasının
bu dönem hiç olmadığı kadar mücadeli geçtiğini
söyleyen, 4x4 Dergisi Editörü Nigel Fryatt, “Ancak,
Hardcore sınıfında hakemler arasında oybirliği
sağlandı ve Jeep Wrangler sınıfında liderliği elde
etti” diye konuştu. “Her yere git ve her şeyi yap”
sloganıyla dikkat çeken Jeep Wrangler, çeşitlilik
özellikleriule tüm dünyada off-road tutkunlarının
beğenisini kazanıyor.
Wrangler that is among the model choices of Jeep and
represented by Tofaş, won the “Field Vehichle of the Year
Award” by the 4X4 magazine in England under the cate-
gory of “Hardcore.” Wrangler that has been chosen thro-
ugh a consensus of votes and for defeating its rivals in the
race prevails through its structure that copes with hard
field conditions. The editor of the 4x4 magazine, Nigel
Fryatt tells that the race was very competitive this year,
and adds, “Only, Hardcore class judges had a consensus
and Jeep Wrangler obtained the leadership”. Jeep Wrang-
ler attracts the attention with the slogan of “Go everyw-
here and do everything” is appreciated by all the off-road
fans.
Starpet’ten, Foursquare
kullanıcılarına
özel indirimler
From Starpet to Foursquare
users Special Sales
Starpet, internet üzerinde yürüttüğü çalışmalarına
bir yenisini daha ekledi. Starpet İstasyonlarında check-in yapan Foursquare
kullanıcıları, Starpet’in özel indirim fırsatlarından yararlanma şansını yakalıyor.
Facebook ve Twitter gibi sosyal medya sitelerinde birçok eğlenceli çalış-
maya imza atarak, müşterileriyle bir araya gelen Starpet, şimdi de Fours-
quare kullanıcılarına Starpet istasyonlarında check-in yapmaları dahilinde,
özel indirimler sunuyor.
Starpet, added a new research to those it conducts on the Internet. Fourquare users
that check-in at Starpet Stations have the chance of having the special sales prizes of
Starpet. Signing many joyful works at social media sites, such as Facebook and Twitter,
it encounters clients, and now it offers sales to Foursquare users who check-in at Star-
pet stations.
Lastik üreticilerinden Michelin, yaya ve yol güvenliği konusunda
sürücüleri bilinçlendirmek için yaptığı çalışmalarda, meydana
gelen trafik kazalarının büyük bir kısmının kullanıcı hatalarından
kaynaklandığını ve özellikle virajlarda oluşan su birikintilerinin
sürücüler için büyük tehlike yarattığını ortaya koydu. Miche-
lin’in yeni ürünü Primacy3 ile ıslak zeminde güvenliği 3’e kat-
ladıklarını ve 120 yıldan uzun süredir lastiklerinde güvenlik ve
performansı bir arada sunan Michelin’in Primacy3 ile perfor-
mans bütünlüğünü bir kez daha kanıtladığını ifade eden Ser-
tan Akçagöz, “Primacy3 ıslak ve kuru zeminde fren mesafesi,
yol tutuşunun yanı sıra, yakıt tüketimi, düşük lastik sesi ile dikkat-
leri çekiyor” dedi.
Michelin’in yeni ürünü
Primacy3, üç kat daha güvenli
Michelin’snew product Primacy3, three times more secure
Michelin that produces tires showed that many traffic accidents occur due to driver
mistakes and the puddles especially at curves constitute a big danger for the drivers in
the studies it conducted for raising awareness among the drivers on pedestrian and
road security. Sertan Açıkgöz who declared that Michelin’snew product Primacy3 led
them to rise the security on the wet roads three times and Michelin caught the total
performance with the existent security and added, “Primacy3 attracts the attention
through the brake distance and roadholding alongside fuel consumption andlow tire
noise.”
145
TEKNOLOJİ
TECHNOLOGY
NAZ ÇAVUŞOĞLU
146
Android ve 3G, Samsung
Galaxy Camera’da buluştu
Android and 3G met in
Samsung Galaxy Camera
Samsung Electronics, görsel iletişim
çağında yeni bir dönem başlatacak Galaxy
Camera'yı, beyaz ve kobalt siyahı
renkleriyle Türkiye pazarına sundu. Galaxy
Camera, yüksek performanslı fotoğraf
özellikleriyle Android™ 4.1 (Jelly Bean) ve
3G+ Wi-Fi bağlantılarını bir araya getirerek
dünyanın ilk gerçek bağlantılı kamerasını
oluşturuyor. Galaxy Camera, tek bir
cihazla kullanıcılara her yerde ve her
zaman, yüksek kalitede fotoğraf ve video
çekme, izleme, düzenleme ve paylaşma
olanağı sağlayan yeni bir görsel iletişim
çağının müjdesini veriyor.
Samsung Electronics offered the Galaxy
Camera which will initiate a new era in
the visual communication period in the
colors of white and cobalt black to the
markets of Turkey. Galaxy Camera is the
first camera with real connections
through its high performance
photography peculiarities and Android™
4.1 (Jelly Bean) and 3G+ Wi-Fi
connections. Galaxy Camera announces
the arrival of a new visual
communication era which allows to take
high quality photographs, record and
watch videos, arrange them, and share
them using a single device everywhere
and every time.
Philips’in Ambiglow teknolojili
monitörlerinde
3D oyun keyfi
3D Game Playing
Joy in the
Philips’s
Monitors with
theAmbiglowtechnology
Yenilikçi Philips 3D Gioco
monitörler, Ambiglow
teknolojisiyle üç boyutlu görüntü
deneyimini bir üst seviyeye taşıyor.
Lider teknoloji şirketi ve Philips monitörlerinin üreticisi
MMD, Ambiglow teknolojisine sahip yeni modeli Philips
Gioco 278G4 3D ekranı pazara sundu. İzleyeni adeta içine
alan gelişmiş üç boyutlu (Philips Gioco 278G4 3D)
görüntü sunan monitör, özellikle oyun deneyimini bir üst
seviyeye taşıyor.
Lenovo, Microsoft Windows 8 işletim sistemine sahip 'convertible'
(dönüştürülebilir) ultrabook ailesinin üyeleri, Lenovo IdeaPad Yoga
ve ThinkPad Twist’i tanıttı. Türkiye'deki tüketiciler tarafından
yaklaşık 1 yıldır büyük bir merakla beklenen Lenovo IdeaPad Yoga,
dünyanın ilk çok fonksiyonlu ultrabook'u olarak adlandırılıyor.
IdeaPad Yoga'nın yenilikçi menteşesi, 360 derece dönüşe sahip
olduğundan, cihazı tek bir hareketle dizüstü bilgisayardan tablete
dönüştürmek mümkün. ThinkPad'in Twist modeli, kurumsal
hayatta da yeni bir dönem başlatıyor. 12.5 inç genişliğinde, kırılma
ve çizilmeleri önlemek için magnezyum alaşımlı yapı IPS Gorilla
Glass dokunmatik ekrana sahip Twist'in bu ekranı dönerek tablet
konumuna getirilebiliyor.
Lenovo presented the new members of the ‘convertible' ultrabook family with the Microsoft
Windows 8 operating system, Lenovo IdeaPad Yoga and TinkPad Twist. Lenovo IdeaPad Yogawhich
consumers in Turkey had been waiting for about a yearwith a great curiosity is nominated as the
first multi-functional ultrabook on earth. As the innovative hidge of IdeaPad Yoga has the capacity to
move 360 degrees, it is possible to transfer it into a tablet from a laptop with just one movement.
TinkPad's Twist model initiates also a new era in the institutional life. Te structure of 12.5 inches
formed of a mixture of magnesium in order to prevent breaks and scratches has an IPS Gorilla Glass
touch screen; this screen of Twist can be turned into a tablet by being rotated.
Lenovo’nın
Windows 8’li
convertible ailesi
Türkiye’de
Lenovo’s
Convertible Family
with Windows 8is
in Turkey
3D game playing joy
Innovative Philips 3D Gioco
monitors bring the experience
of three dimensional views to a
higher level with
itsAmbiglowtechnology.Te
leader technology
company and the
producer of Philips’s
monitorsMMD offered
its new model with the
Ambiglowtechnology,
Philips Gioco 278G4 3D
screen to the markets. Te
three dimensional monitor
that seems to take the
audience inside the scene
(Philips Gioco 278G4 3D),
brings the user, especially the
gaming experience to an
upper level.
147
Dünya
2012’de
tabletleri
inceledi
Te world
analyzed
tablets
in 2012
2012 yılında arama motoru Google’da yapılan aramalara
Whitney Houston, Gangnam Style, Sandy Kasırgası ve
tablet bilgisayarlar damgasını vurdu.
Google’da her yıl yapılan aramalarda yükselen trendleri kapsayan Zeitgeist’ın 2012
sonuçları açıklandı. Dünyada tüketici elektroniği alanında yapılan aramalarda tabletler ilk
üç sıraya yerleşti. Aramalarda iPad 3 ilk sırada yer alırken, iPad Mini üçüncü sıraya yerleşti.
Akıllı telefon Samsung Galaxy S3 ise bu listede ikinci sıraya yerleşti. Dünyada trend olan
aramalar arasında ise ilk sırada ani bir şekilde hayatını kaybeden Whitney Houston yer aldı.
İkinci sıraya Gangnam Style yerleşirken, üçüncü sıraya Sandy Kasırgası oturdu. Google’ın
farklı kategorilerde belirlediği yükselen arama trendleri listesinde Türkiye’de bu yıl
Facebook, Youtube ve e-Okul ilk sıralara yerleşti. Türkiye’de en fazla aranan ünlüler
listesinde Hadise ilk sıraya yerleşirken, en çok aranan spor takımları arasında da
Galatasaray birinci sıraya yerleşti. Google Zeitgeist 2012 nin en hızlı yükselen seyahat
noktaları aramalarında ise Antalya, Bodrum, Alanya gibi tatil destinasyonları Paris, Mısır,
Maldivler, İspanya gibi şehirleri ardında bırakarak üst sıralarda yer aldı.
In 2012, in the Google searches, Whitney Houston, Gangnam
Style, Hurricane Sandy and tablets were prominent.
Te 2012 results of Zeitgeist that involves rising trends in Google searches conducted every year
are announced. Tablets are placed in the first three rankings in the global researches on
consumer electronics. While iPad 3 was the first in the searches, iPad Mini was the third.
Intelligent phone Samsung Galaxy S3 was the second in this list. Among the global trendy
researches, Whitney Houston who lost her life suddenly was the first. Te second wasGangnam
Style, and the third was Hurricane Sandy. In Google’s search trends in different categories on
earth, in Turkey, Facebook, Youtubeand e-Okul [e-School] were in the first rankings.Hadise was
the first in the list of most sought famous people in Turkey, and Galatasaray was the first in the
list of the most sought sport’s teams. Among Google Zeitgeist 2012’s mostly sought travel
destinations, travel destinations such as Antalya, Bodrum, and Alanyaleft Paris, Egypt, the
Maldives, and Spain behind and appeared in the top rankings of the list.
İstanbul trafiğine
alternatif sunacak ürün
Next&Nextstar’dan
To the traffic of Istanbul Te
alternative product to the Istanbul
traffic is by Next&Nextstar
Next&Nexstar'ın yeni ürünü “Trafik Bilgi Sistemi”
(TBS) ile sürücüler artık trafik yoğunluğuna göre
alternatif yollar kullanabilecek. Yoğunluk
haritasına bakarak, alternatif güzergah
belirleyebilme özelliğine sahip ürün, bilinmeyen
yolları tarif edebilmesinin yanı sıra, radyo veri
sinyalleri kullanarak trafik yoğunluk bilgisinin
navigasyon cihazına aktarılmasını da sağlıyor.
Türkiye’de ilk kez kullanılan IGO Primo 2.0.1
sürücü uyarıları sistemi ve gelişmiş otoyol ekran
bilgisi ile kolayca gideceğiniz yere ulaşmanızı
sağlayacak ürün ile, trafik çilesi yaşayan insanlar
için kurtarıcı olacak gibi gözüküyor.
Drivers can use alternative ways in accordance with
the traffic intensity through the new product of
Next&Nexstar, “TrafficInformation System” (TIS).
Te product that has the capacity to identify the
alternative destinations, looking at the intensity
map, can describe not only unknown ways, but also
can help the transfer of the traffic intensity
knowledge to the navigation tool by using radio data
signals. Te tool used in Turkey for the first time,IGO
Primo 2.0.1 seems to be a saver for people who
suffer from the traffic through its driver warning
system and developed motorway screen
information.
148
A.Şerif İzgören is telling…
I would go to İzgören and Akın for a meeting. I got in a taxi thinking that I
would probably be late. Te taxi driver was a talkative man… He told, I
listened. We arrived at İzgören and Akın. Let’s say Bakanlıklar in Ankara…
Te taximeter cost 9.75 and I gave 10 liras. Tere are scenes which we all
live now and then… Te taxi driver acts as if he was looking for the change
to return and you struggle for not to get off the taxi with one of your feet
outside. Exactly that scene is going to happen. Te driver started looking
for the change. “Keep the change, brother” I told him. He turned towards
me and asked: “Do you have time?” “Yes”, I answered (with one of my feet
still outside the taxi). Te traffic is flowing on four lanes. He lighted four of
the headlights and got off the taxi. He went to the stand where drinks and
food are sold. He talked about something and he returned. He gave me 25
krş. It’s obvious that he had the money changed. I asked “If the taximeter
cost 10.50, not 9.75, would you ask for the 50 krş.?”
“Why would I get the 50 krş., elder brother!
Ten, why did you go and worked hard for 25 krş.? I had told you to keep
that.”
He turned towards me and put his arm at the back of my seat…
“Do you have time, elder brother?”
“I have”…
“Close the door then!”
We are face to face with a talkative driver. We talked for five minutes. I
had been educated by professors , in England. English professors couldn’t
teach lecturing for weeks what the taxi driver taught me in five minutes.
actual
aktüel
A. Şerif İzgören anlatıyor..
İzgören&Akın'a toplantıya gideceğim… Baktım genç kalma
ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O
anlatıyor ben dinliyorum. Tam işyerinin önüne geldik. Ankara'da
Bakanlıklar, diyelim… Taksi parası 9,75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım.
Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya, taksici üstünü arıyormuş
gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarıda,
inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak. Şoför, para
üstü var mı diye aranmaya başladı. Üstü kalsın kardeşim, dedim.
Döndü bana doğru "Vaktin var mı ağabey?" dedi. Evet, dedim (tek
ayağım hâlâ dışarıda)… Dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi
araçtan… Önde bir büfe var. Gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi,
bana 25 krş. uzattı. Belli ki para bozdurmuş. Birader, dedim, 9,75
değil10,50 yazsa ister miydin 50 krş. benden?
“Ne alacağım ağabey 50 kuruşu!”
Peki niye gittin 25 krş. için o kadar uğraştın; üstü kalsın
demiştim.
Döndü bana, attı kolunu arkaya…
“Vaktin var mı ağabey?”
Var…
“Çek kapıyı o zaman!”
Muhabbetçi bir taksici ile karşı karşıyayız. 5 dk. konuştuk.
İngiltere'de profesöründen, bilmem kiminden eğitimler aldım. O
D
Ü

STLÜ
K
Ü
ZERİN
E İLG
İN
Ç
BİR
T
A
K
S
İC
İ
H
İK
Â
Y
E
S
İ
AN
INTERESTING
HONESTY
STORY FROM A
TAXI DRIVER
149
taksicinin 5 dakikada öğrettiklerini, İngiliz hocalar haftalarca verdikleri
derslerde öğretemediler!
“Ağabey biz Keçiören'de 5 kardeşiz. Babam rençperdi benim, günlük
yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş
bulamamışsa, biz eve gelişinden, yüzünden anlardık. Durumumuz hiç iyi
olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize,
‘Durun kalkmayın!’ derdi. Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada
konuşma yapardı.”
Aha, dedim, bizim meslek, seminerci! Ne anlatırdı baban?
“Hayatta nasıl başarılı olunur?”
O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara
hayatta başarı teknikleri anlatıyor!
“Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla
pantolonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp ‘Dürüst olun, evinize
haram lokma sokmayın!’ diye anlatırken, biz de gülerdik. Annem
kızardı,”Babanızla alay etmeyin; o, hem dürüst hem de çalışkandır!’ derdi.
Yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. Babaları birahane işletiyor,
ama adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı. Bizim yeni hiç bir
şeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık. O amca
mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık, çünkü
bize bahşiş verirdi. Babam eve gelince ayağa kalkmazdık.
Çünkü hediye, para falan hak getire! Ağabey biz babamı
kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü. Yandaki baba
iki çocuğa 5 katlı bir apartman, işleyen birahane, dövizler ve
araziler bıraktı. Bizim baba ne bıraktı biliyor musunuz?”
Ne bıraktı?
“Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı: ‘Evladım işinizi
dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın falan filan…’
Ağabey aradan 15 yıl geçti, diğer 2 kardeş cezaevindeler, ne ev kaldı ne
birahane. Ailesi dağıldı. Biz 5 kardeş, beşimizin Keçiören’de taksi durağında
birer taksisi var; hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi
var. Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki: ‘Asıl mirası bizim
baba bırakmış!’ Hepimiz ağladık… 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri,
taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık. Her şeyimiz var
Allah'a şükür!”
Çok duygulandım, veda ettim, tam ineceğim…
“Dur ağabey, asıl bomba şimdi!”
Nedir bomban?
“Nerede oturuyoruz biliyor musun? O iki kardeşin oturduğu 5 katlı
apartmanı biz aldık; 5 kardeş orada oturuyoruz!”
Evladınıza ne araba bırakırsınız ne ev ne de başka bir miras. Evlada
sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da evlatlarına değer
kavramları bırakmışlar.
Şerif İZGÖREN'in kitabından alıntıdır…
“We are five brothers, in Keçiören, elder brother. My father was an
unskilled construction worker who worked by daily wage; he
worked if he could find a job. If he couldn’t find, we would have
understood this from the way he came home and from his face. Our
financial position was never good. We had our meals on the floor.
When we finished our meal, our father would stop us saying “Don’t
leave.” We would pray first and then our father would make a speech.
Aha, I said, my profession, giving seminars!
“What did your father tell?”
“How to be successful in life?”
He can not bring money home if he can not work that day, and he
tells his children about the techniques of success in life!
“When our father left for the work, our oldest brother would
imitate him wearing socks that had holes and pulling the pockets of
his trousers out. He then would tell four of us, “be honest and don’t
bring your home a forbidden bite!” and we would laugh. Our mother
would get angry and say “don’t make fun of your father; he is both
honest and hard working!”. Tere were two brothers in the next
house and their father was rich. He was running a beerhouse, but he
had many tricks. He made people gamble, etc. We didn’t have new
clothes at all. We would wear their old clothes. When their father was
passing the street, we, five of us would stand up
because he would give us pocket money! Our father
died. Te father next door also died in six months. He
left his children a five-floored apartment building,
foreign money and lands. Do you know what our
father left us?”
“What?”
“Grocery debts and his speeches: “Work
honestly my children and don’t get the money you
don’t deserve, etc…” Fifteen years passed. Tose two
brothers are in the jail. No house and beerhouse are left. Te family
scattered. We, five brothers, have a taxi each of us at the taxi stand, in
Keçiören. We all have a family, children and an apartment floor.
Recently our oldest brother has gathered us and said: “Our father left
us the real heritage!”. We all cried… We, five of us, didn’t get a 10 krş
which the taximeter didn’t cost. Tanks God, we own everything!”
I was moved very much by the story, I said goodbye and I was just
about to get off..
“Stop, elder brother, now is the real bomb!”
“What is it?”
“Do you know where we live? We bought the five-floored
apartment building where those two brothers had lived; we, five
brothers, are living in that building!”
You leave your child not a car nor a house… and not any other
heritage. You leave your child concepts of value only. Look, both of
the fathers left their children concepts of value.
Quoted from Şerif İzgören’s book…
150
Atatürk Havalimanı'nda taksi hizmetleri 1960'lı yıllara
dayanmaktadır. O yıllarda henüz kurumsallaşmadan, bireysel
olarak taksi hizmetleri verilmeye çalışılıyordu. Resmiyet
taşımayan ve kayıtları olmayan bir grup taksici esnafının
çalışmaları 1981 yılına kadar devam etmiştir.
Üç Metrekare Kulübe
Doğruluk ve adalet düşüncesi içinde hizmeti prensip edinen
bu insanlar, 14 Mayıs 1981’de bir kooperatif çatısı altına
toplanarak ileride Türkiye'nin en büyük taksi durağı olacak
yapının temellerini atmıştır. O zamanlar 12 üyesi ile birlikte
S.S. 34 numaralı “İstanbul İli Bakırköy İlçesi Yeşilköy Turizm
Taksiciler Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi” adıyla tescili yapılan
bu kooperatif, o zamanlarda sadece üç metrekare bir demir
kulübe içerisinde hizmet vermeye çalışıyordu.
Hakkaniyet, Dürüstlük ve Dostluk
Havalimanı Taksi 553 araç, 1875 sürücü ve 76 kooperatif
çalışanı ile bünyesinde bulunan Eğitim ve Konferans Salonu,
Lokanta, Sürücü Dinlenme Salonu, Berberhane, 600 kişilik
Cami, Hukuk ve Sağlık Birimleri ile yapısal olarak Türkiye'deki
taksi kooperatifleri içinde ayrı bir konuma sahiptir.
Kooperatifimizin o ilk halini hayal bile edemeyen ilk
kuruculara, her birimizin bir vefa borcu olduğu kuşkusuzdur.
Bu borcu ödemenin en kestirme yolu ise temeli hakkaniyet,
dürüstlük ve dostluk ilkeleriyle atılan bu kurumu sevmemiz,
korumamız, zarar verecek her türlü tavır ve davranışlardan
kaçınmak olmalıdır, üç metrekare'lik bir demir kulübeden bu
günlere gelindiği unutulmamalıdır!
Bizden öncekilerin yaptığı gibi, bir ve beraber olarak kardeşçe
paylaşmayı, dostça kaynaşmayı ve huzur içinde yaşamayı
bizden sonraki nesillere iletebilmeliyiz. Kooperatifin tüm
üyeleri ve sürücülerinin hedefi GÖNÜL BİRLİĞİ içerisinde
daha ileriye, daha güzele ulaşmaktır…
Atatürk Airport taxi services are based on the
1960's. In those years, the taxi services was trying
to provide individually before institutionilized. Te
works of one group of taxi – drivers craftmens, who
are not officialized and registered, has been
continued until 1981.
Three Meter Square Cabin
On May 14, 1981, these people who are taking the
principle of the idea of justice and righteousness in
the service, brought together under the same roof
of a co-operative structure and laid the foundations
of the future which will be the largest taxi rank. At
that time, this cooperative registered with 12
members; numbered and named as S.S. 34 -
"District of Istanbul Province Bakirkoy Yesilkoy
Tourism Cab drivers Cooperative Motor Carriers",
was also trying to serve in a three meters square
iron cabin only.
Fairness, Honesty and Friendship
Having 553 car, 1875 drivers, 76 co-workers and
Training and Conference Saloon, Restaurant,
Lounge for Drivers, Barbershop, Mosque for 600
people, Law and Health Units, the Airport Taxi
Cooperative has an different situation than another
taxi cooperatives in Turkey structurally.
Undoubtedly that, each one of us have duty of
loyalty to the first-founders who could never
imagine that first situation of our cooperative. Te
short cut is to absolve that debt is protect and love
this institution, which based on the principles on
honesty and friendship, should be avoid all kind of
harms, attitudes and behaviors, also it should not be
forgotten that coming to these days from a three
meter square iron cabin.
As did our predecessors, we can forward fraternal
sharing and friendly cohesion to the future
generations living in peace together. Te goal of all
members of the cooperative union and drivers is to
reach to more beautiful.
Fahrettin CAN
Chairman
Welcome Taksi TAXI
İSTANBUL’UN EN BÜYÜK
TAKSİ KOOPERATİFİ
HAVALİMANI TAKSİ
KOOPERATİFİ
ISTANBUL’S LARGEST
TAXI COOPERATIVE:
AIRPORT TAXI COOPERATIVE
Fahrettin CAN
Kooperatif
Başkanı
Chairman
www.medicinehospital.com.tr
hayat sağlıkla güzel...
KOSOVA PENDİK GÜNEŞLİ
444 0 205
152
Dünyadaki repütasyonlarının aksine memleketimizde yeni
yeni gündem balıkları arasına girmiş bu tür, tüketimlerine
alıştığımız denizimiz balıklarının aksine tatlı sularda yetişir. Bu
balıkların göç hikâyeleri bazı ülkelerde masallara bile konu
olmuştur. Bu türlerin keşfi en az iki yüz yıl öncesine dayanır.
19. yy Sanayi Devrimi’ne kadar hemen hemen Kuzey
Avrupa’nın tüm ırmaklarında yetişen somon balıkları,
sanayileşmenin getirdiği en ağır bedeli ödeyerek türünün
yok olması ile karşı karşıya gelmiştir. O dönemde kurulan
fabrikaların atıklarını bilinçsizce ırmaklara boşaltmaları,
elektrik ihtiyaçlarını karşılamak için kurdukları baraj duvarları,
Kanada ve Alaska’da ırmakların tamamına kurulan büyük
tuzaklar ile yapılan kontrolsüz avlanma, somon balıklarının
türlerinin yok denecek kadar az sayıya inmesine sebep
olmuştur. ‘80’li yıllarda Almanya, Rhein Nehri’ne somon
Tese species have become a current issue in our country
recently contrary to their world-wide reputation, and they
grow in fresh water unlike the fish of our seas that we are used
to consuming. Te immigration stories of these fish had been
topics of fairy tales in some countries. Te exploration of these
species goes back at least two centuries ago. Te salmon fish
which had grown almost in all the rivers of Northern Europe
until the 19th century Industrial Revolution, faced the risk of
vanishing as a result of the high cost caused by
industrialization. Te factories that were founded in that period
poured their wastes into the rivers unconsciously, and they
built dam walls to meet their electricity needs. In addition to
these, uncontrolled fishing by big traps in all of the rivers in
Canada and Alaska had caused the fish species to vanish. In
the 80s, in Germany salmon fish eggs were left in Rhein River,
and the reimmigration of the fish to the river was encountered
with enthusiasm.
KÜLTÜR
Elif Güner GEVELİ
YEMEK
&
FOODANDCULTURE
Salmonidea’gillerden, “Salmo
salar ve Oncorhynchus”…
Namı diğer “Atlantik ve
Pasifik Somonları”…
“Salm o salar and
Oncorhynchus” of the
salmon family… otherwise
named “Atlantic and
Pacific Salmons”…
elifgeveli@gmail.com
153
yumurtaları bırakmış ve balıkların tekrar nehre göç etmeleri
büyük bir coşku ile karşılanmıştır.
Omega-3
Günümüzde bu balıkların yaşaması ve türlerinin devamı
için yeni yasalar çıkmıştır. Bu yasalara göre, somon balığının
avlanması katı kurallarla sınırlandırılmış, yaşam alanlarına
yakın yerlerdeki sanayi kuruluşları ağır yaptırımlar getirilmiş
ve ırmakların üzerine yapılan barajlara “balık merdivenleri”
yapılması şart koşulmuştur. Bugün dünyada somon balığı
yetiştirme konusunda büyük bir ilerleme görülmektedir.
Somon balıklarının hayatları hakkındaki bu kısa bilgilerden
sonra bünyelerinde biz insanlar için hayati değer taşıyan
bazı maddelerden bahsetmek istiyorum. “Omega-3” sözü,
eminim hepinize oldukça tanıdık geliyordur. Bu madde,
vücut tarafından üretilemeyen ve sadece dışarıdan
alınabilen doymamış yağ asididir ve “Omega-3”ü
alabileceğimiz en iyi kaynak balıktır. Kaldı ki bahsettiğimiz
maddenin dışında B vitaminlerinin çoğunluğu, A ve D
vitaminlerinin yanı sıra iyot ve selenyum da balık
tüketimimizdeki kalite ile doğru orantılı olarak vücudumuza
alabileceğimiz maddelerdir.
Biraz da somon balığı ile ilgili birkaç
bilgiyi aktarmak istiyorum…
G Çiğ balıklar, enerji üreten ve sinir sistemimiz için
önemli olan Tiamin maddesini yok edici enzimler taşır. Isı,
bu enzimlerin aktif hale gelmesini engeller. Özellikle bazı
Omega-3
New laws have been made to ensure the continuous survival
of these species. By these laws, fishing of the salmon was
forbidden, sanctions were put for the industrial factories
nearby the rivers, and construction of the fish ladders was laid
as a condition for the dams on the rivers. Today, a huge
progress is being observed in salmon raising.
After this short knowledge about the lives of salmons, I
would like to mention the substances they contain that are
vital for human life. I’m sure you are all quite acquainted with
the word “omega-3”. Tis substance that can not be produced
by human body is an unsaturated fatty acid and fish is the best
source from which we can get “omega 3”. Besides omega-3,
most of B vitamins, A and D vitamins, iodine and selenium
which we can get into our bodies are directly proportional to
the quality of the fish we consume.
I would also like to transfer some
knowledge about salmon fish…
*Raw fish has enzyms that get rid of Tiamin, which produces
energy and which is very important for our nervous system,
completely. Heat prevents these enzyms from being active. We
know that fish is especially consumed raw in some kitchens (it
154
mutfaklarda balıkların özellikle çiğ olarak tüketildiğini
biliyoruz (dikkatli olmakta fayda vardır).
G Dondurulmuş gıdalar her geçen gün biraz daha
aklanmaya başladı. Tüketim zincirindeki yerleri
büyüdükçe markalar arasında tazelik ve katkısız üretim
konusunda ciddi bir rekabet başladı. Dondurulmuş
balıkların avantajı, tutuldukları anda tesislere gelip hemen
dondurulmalarıdır. Böylelikle besin değerleri minimum
kayba uğrar.
G Özellikle somon balığının düzenli tüketiminin,
barındırdıkları yoğun Omega-3 yağ asitleri sayesinde kalp
ve koroner hastalıkları riskini azalttığı yapılan
araştırmalarla kesinlik kazanmıştır.
Şimdi Lezzet Vaktidir
Bu kadar özel bilginin ardından, bu
balığın keyifli pişirilme
önerilerinden birini paylaşmak
zamanı geldi…
Ben her zaman somon
balığını derisi ile satın
alırım. Omega-3 yağ
asidinin en yoğun
olduğu yer somon
balığının derisidir ve
pişme esnasında bu
kıymetli madde balığın
etine nüfuz eder.
Unutmamanız gereken en
önemli tavsiye şudur: Somon
balığını -mümkünse-
kızartmadan tüketin; çünkü,
kızartma yöntemi balığın kendi yağı
ile iyice ağır ve yoğun bir tada sahip
olmasına neden olur. Bu yüzden sizlerle
paylaşacağım tarif oldukça hafif ve keyifli bir sos ile
mükemmel bir lezzete dönüşecektir.
Malzemeler: Yarım fileto bütün somon (derisi üzerinde
olacaktır), ½ litre süt, 1 demete dereotu, 1 paket krema,
100 gr rokfor peyniri (peynirin miktarını artırarak
aromasını yoğunlaştırabilirsiniz)…
Yapılışı: Somon balığını hafif derin bir kaba alın ve sütün
tamamını üzerine döküp mümkünse bir kapak ile kapatıp
en az 1 saat dinlendirin. Bu süre zarfında balığı bir kaç kez
ters-yüz çevirin. Fırın tepsisine pişirme kâğıdı koyup
somon balığını süzerek tepsiye alın ve 170 derecede üzeri
hafif kızarana kadar pişirin. Tavaya kremayı ve peyniri
koyup peynir eriyene kadar pişirin. Dereotlarını ince ince
kıyın ve tavadaki kremaya ekleyin. Pişen balığınızı servis
tabağına aldıktan sonra hazırladığınız sosu üzerine döküp
servis edin. Afiyet olsun!
is beneficial to be careful).
*Te frozen food has been acquitted more each
day. A serious rivalry has begun among the
trademarks in fresh and pure (being free from
additives) production as the place of frozen food
enlargened in consumption chain. Te advantage of
frozen fish is that they are brought to the
establishment and frozen right after they are caught.
Tus, minimum loss is caused in food values of the
fish. It has gained definiteness by the researches
done that the risk of heart and coronary diseases
lessens owing to the large amount of omega-3 fatty
acid they contain.
Now it is flavor time…
After all this special knowledge,
time has come to share one of
the cooking proposals of this
fish…
I always buy salmon
fish with its skin. Te
skin has most of the
omega-3 fatty acid,
and this precious
substance
penetrates into the
fish meat during
the process of
cooking. Te most
important advice
which you shouldn’t
forget is this: consume
salmon fish without
frying it; because,frying
causes the fish to have an
unpleasant and intensive taste with
its fat. Tat’s why, the recipe which I’m
going to share with you will change into a perfect
taste with a light and merry sauce.
Ingredients: 1/2 fillet whole salmon fish (with the
skin), 1/2 liter of milk, 1 bunch of dill, 1 package of
cream, 100gr. Roquefort cheese (you can enrichen
the aroma by increasing the amount of cheese).
Cooking: Put the salmon fish in a slightly deep
pot. Pour all of the milk and cover the pot with a lid, if
possible. Set the pot aside for at least one hour and
turn the fish in the milk back and forth during this
period. Lay cooking paper on the oven tray and
place the fish after straining it. Cook the fish at 170
degrees until its surface is slightly roasted. Put the
cream and the cheese in a frying pan and melt them.
Cut the dill finely and add to the cream in the pan.
Place the fish in a serving plate, pour the sauce on it
and serve.
156
promotion
tanıtım
Hüznün, aşkın, denizin ve tüm görkemiyle dimdik
ayakta duran tarihin bir parçasıdır Cihangir… İstan-
bul’un dar sokaklarına dünden bugüne ne sevinçler
ne gözyaşları bırakmıştır… Buram buram tarih kokan
ve nice anlara şahitlik eden bu semtte -damak
zevkinize hitap etmesi yanında- yeni anlar/anılar
yaratmaya da aday bir restoran var: “Cihangir Teras
Balık Restaurant”… Eski Doğa Balık’ın yerinde
faaliyetine yine eski -ama eskimeyen- profesyonel
kadrosuyla devam eden “Cihangir Teras Balık
Restaurant”, eşsiz Boğaziçi ve Haliç manzarası, Ege
otlarından oluşan salataları, Mustafa Usta’nın mut-
fağından çıkan lezzet harikası mezeleri ve günlük
taze balık çeşitleriyle sizi bekliyor… % 25’ten % 50’ye
varan indirimlerini bir yıl boyunca devam ettirecek
olan bu nadide mekânda, Boğaziçi’nin ve tarihin
eşsiz büyüsü ile nice anılarınızın artmasını dileyerek
sizi “Cihangir Teras Balık Restaurant”ı yaşamaya
davet ediyoruz… Kapılarını öğlen 12.00’de açan “Ci-
hangir Balık”, 00.30’a kadar hizmet veriyor…
Cihangir Balık
MENÜ
Kalkan : 90tl Fener : 25tl Büyük Meze : 5tl
Kırlangıç : 80tl Sarı Kanat : 20tl Küçük Meze : 3tl
Mercan : 70tl Tekir : 20tl Karides : 14tl
Çinekop : 70tl Kılıç Şiş : 20tl Çiroz : 14tl
Sinarit : 70tl Ahtopot : 14tl
Lahos : 70tl Kalamar : 12tl
Deniz Çuprası : 60tl Levrek Marine : 12tl
Deniz Levreği : 50tl Somon Pastırma : 12 tl
Lüfer : 40tl Lakerda : 6tl
Nakit ödemelere -ayrıca- %10 indirim uygulanmaktadır…
ADRES Hotel
Villa Zurich
(7. Kat)Akarsu Yokuşu
No. 36
Cihangir - Taksim
0212-293 48 26
www.cihangirbalik.com
günlere
İNDİRİM ÖZEL
Hotel Villa Zurich
Akarsu Yokuşu No. 44-46 Cihangir, 34433 İstanbul
Tel.: 0212 293 48 26 www. cihangirbalik.com
cihangir@cihangirbalik.com
Balık Restaurant
CİHANGİR
Hotel
P: +90 (212) 249 51 51 F: +90 (212) 249 51 93
Asmalı Mescit Mh. Asmalı Mescit Sk. No:55 Tepebaşı
Taksim / Beyoglu / Istanbul / TURKEY
info@palazzodonizetti.com reservation@palazzodonizetti.com
sales@palazzodonizetti.com
Palazzo Donizetti
160
restaurant
restorant
İSTANBUL LOKANTALARI
Tüm elemanları deneyimi ile geliştirilen 360 En-
tertainment Group'un en profesyonel ekibi ve
bilgi. Tüm bu unsurların kritik olsa da unutul-
maz bir restoran deneyimi ve misafir mem-
nuniyetini en üst seviyede, bu unsurlar var
önemi aynı düzeyde ve uyum içinde bir arada.
Te most professional team and knowledge devel-
oped through the experiences of all the members of
360 Entertainment Group. Although these elements
are critical, it is an unforgettable restaurant experi-
ence and the highest level of guest evaluation has
been recorded. Te importance of the existence of
these elements consists of their same level and har-
mony.
Istiklal Cad. Misir Apt. Kat:8 No:163 Beyoglu
34330 Istanbul Turkey T:0212 251 10 42-43
www.360entertainmentgroup.com
360istanbul@360istanbul.com
360 İstanbul
BEBEK BALIKÇISI BEBEK FISHERY
1998 yılında tecrübeli işletmeci Ertuğrul Karabulut,
Bay Balıkçı Restaurant'ı devrederek, Yeni Bebek
Restaurant adıyla hizmet veren yerde, M.Ali
Demirci ile deneyimlerini birleştirip Bebek
Balıkçı'sını açtı. Açıldığı 1998 yılından bu güne,
Bebek Balıkçısı'nda hijyen, servis, kalite ve müşteri
memnuniyetinden hiçbir şekilde taviz verilmedi.
Muhteşem deniz manzarası, 120 yıllık Laterna ve
internete kablosuz erişim ağı (sınırsız) ile eski ve
yeninin uyumu göze çarpıyor burada.
Cevdet Paşa Cad. No:26/A Bebek İstanbul Türkiye
info@bebekbalikci.net Tel : +90 0212 263 34 47
In 1998,the experienced manager Er-
tuğrulKarabulut transferred the Bay
Balıkçı Restaurant, the place that
serves as YeniBebek Restaurant, an-
dadding his experiences to those
ofM.AliDemirciestablishedBebekFish-
ery. In Bebek Fishery, the hygiene,
service, quality, and customer satisfac-
tion have been taken into absolute ac-
count since 1998, the yearin which it
was opened. Te harmony of the old
and the new attracts the attention here
with its magnificent sea scenery, lat-
erna of 120 years, and wireless (unlim-
ited) Internet connection.
GALATA
KİVA
HAN
Binlerce yıllık Anadolu mut-
fağının temsilcisi olabilmek
büyük bir iddiadır. Bu iddiaya
kimse tek başına sahip ola-
maz. Ancak Kiva'ın ortaya
çıkış amacı, Anadolu'dan çıkıp
gelen, büyük şehirlere yayılan
bu kültür mozayiğini, etnik
özellikleri de içine katarak
yansıtabilmektir. Sadece
yemekleriyle değil, mekanın
da özgün tasarımıyla yüzde
yüz Anadolu, yüzde yüz
kendimiz olanı aradığımızı
söylemeliyiz.
Galata Kulesi Meydanı No: 4
Beyoğlu İstanbul
0212 292 98 98
www.galatakivan.com
info@galatakivahan.com
GALATA KIVA INN
It is a big claim to say that one has been the representative of
the Anatolian cuisine for thousands of years. Nobody can
possess this claim individually. However, Kiva's goal is to re-
flect this cultural mozaic that was born in Anatolia and dif-
fused in big cities, including also the ethnic peculiarities. We
should say that we look for Anatolia, and for what we are 100%
not only through meals, but also through our original design.
RESTAURANTS OF ISTANBUL
161
ÇUBUKLU HAYAL KAHVESİ CAFE
15 yılı aşkın bir zamandır konser, konsept partiler ve kaliteli müzik anlayışı ile İstanbul’un bir yaz
klasiği olan Hayal Kahvesi Çubuklu, yenilenen yüzü, büyüleyici İstanbul manzarası ve kaliteli
servisi ile yaz kış hizmetinizde. Bu mekanda yepyeni müzikler keşfedecek; manzarası, yemek-
leri, konserleri ve dillere destan düğünleri ile eğlencenin doruklarına çıkacaksınız.
Hayal Café at Cubuklu that has been a summer classic of Istanbul for its concerts, conceptual
parties, and music of quality for more than 15 years is at your service during the whole year
with its renovated face, magnificent Istanbul scenery, and service of quality. In this environ-
ment, you will discoverthe newest music pieces, and enjoy yourself to the fullest with its
scenery, meals, concerts, and legendary weddings.
Paşabahçe Mh. 34800 İstanbul, Türkiye 0216 413 6880 hayalkahvesi.com.tr
RUMELİ HİSARI İSKELE
RUMELI CASTLE SEAPORT
Muhteşem boğaz manzarası ve denize sıfır konumuyla Türkiye
Denizcilik İşletmelerine ait eski Rumelihisarı Vapur İskelesi bi-
nası uzun bir zamandan beri İstanbullu'ların gözde mekanı balık
lokantası "İSKELE"
Te old seaport building of Rumelihisar belonging to the
Turkish Maritime Organization has been serving as the fa-
vorite fish restaurant of the people of Istanbulwith the name
of"İSKELE" for a long time being seafront with its magnifi-
cent view of Bosporus.
Yahya Kemal Cad. No:1 Rumeli Hisarı Sarıye / İSTANBUL
Tel : 0212 263 29 97 - 257 86 97
E-Mail : info@rumelihisariiskele.com
Sunset Grill&Bar
Sunset Grill&Bar
1994 senesinde Ulus Park’ında açılan Sunset
Grill&Bar, İstanbul’un lider “fine dining” restoran-
larından biridir. Ulus Park’ın içinde yer alan Sun-
set, Avrupa ve Asya’yı birleştiren İstanbul
Boğaz’ının muhteşem manzarasına sahiptir. Mis-
afirlerine başlangıçta “Kaliforniya Mutfağı” ve şe-
hirdeki en iyi ızgara steak’ler sunan Sunset,
yabancı misafirlerinin oluşturduğu talep üzerine
1996 yılında “Türk Mutfağı”ndan farklı lezzetleri
menüsüne eklemiştir.
Sunset Grill&Bar that was opened in 1994 in
the Ulus Park is one of the leader “fine dining”
restaurants of Istanbul. Sunset that is in Ulus
Park has the magnificent scenery of the
Bosporus of Istanbul that connects Europe to
Asia. Sunset that offers “foods of the Californ-
ian cuisine” to its guests as entrees and the
best grated steaks in the city added different
tastes to its menu for the requests of its for-
eign guests in 1996.
Adnan Saygun Caddesi Yol Sokak No. 2 Ulus
Parkı Ulus, İstanbul – Türkiye0212) 287 03 57 - 58
E-posta: info@sunsetgrillbar.com
Kızkulesi / Restaurant
Restaurant
İstanbul’un İmzası Kızkulesi...
İki kıtanın kesiştiği noktada, dünyada
bir eşi daha olmayan konumu, 2500
yıllık tarihi ve asırlardır anlatılan ef-
saneleriyle İstanbul’un simgesi haline
gelen Kızkulesi, akşamları restaurant
hizmetiyle sizleri Boğaz’ın büyü-
leyicini atmosferini doyasıya yaşa-
maya davet ediyor...
Istanbul’s Signature Kızkulesi...
Kızkulesi that has become a symbol of
Istanbul at the point where two conti-
nents meet for its unique place on
earth, its history of 2500 years, and its
legends that have been narrated for
centuries invites you to live the charm-
ing atmosphere of Bosporus via its
restaurant service in the evenings sat-
isfactorily...
Telefon: +90-216-342-4747
Faks: +90-216-495-2885
ÇİYA KEBAP ÇİYA KEBAP
Kadıköy Balıkçılar Çarşısı'nda "bir gün mutlaka" uğrayacağınız bu
mekânlarda, Çiya'nın bilgeliğinden ve mutfağından, daha doğrusu
onu var eden "yemek mühendisleri"i Zeynep Hanım ve Musa
Bey'in elinden çıkma, bizi "Mezopotamya'dan Osmanlı'ya, Balkan-
lardan Kafkasya'ya; Asya'dan Arap Yarımadası'na değin uzanan çok
geniş bir coğrafyada" gezdiren zengin bir mutfak bulacaksınız.
In these places which you will “certainly” visit “one day” in the
fishery market of Kadıköy, you will find a cuisine deriving from
the sageness and kitchen of Çiya, more precisely made by “cui-
sine engineers” Mrs. Zeynep and Mr. Musa, thus, a rich cuisine
that makes us travel within a wide area, extending “from
Mesopotamia to the Ottoman Empire, from the Balkans to Cau-
casia, from Asia to the Arabic peninsula.”
Caferağa Mah. Güneşlibahçe Sk. 48/B Kadıköy - İstanbul
Tel: (216) 336 30 13 - Faks: (216) 349 19 02
email: info@ciya.com.tr
100 kişilik ısıtmalı bir
bahçe ve 50 kişilik
kapalı alana sahip
eşsiz benzersiz
mekan...
168
guide
rehber
167
168
guide
rehber
169
Florya’nın son büyük arazisinin üzerinde, 1000 dönüm orman yanında, deniz ve göl manzaralı,
3+1’den 7+2’ye varan konut seçeneklerine sahip, havaalanına 5 km uzaklıkta bulunan
KoruFlorya, ailenize en iyisini vermeniz için ideal bir yaşam alanı. Aile rezidans ve alışveriş
merkezinin bir arada sunulduğu bu çok özel projeyi yakından tanımanız için sizi en kısa
zamanda satış ofsimizde ağırlamak isteriz.
Florya’ da orman, deniz ve aileniz...

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful