You are on page 1of 56

BİZİM AHISKA

Üç Aylık Kültür Dergisi Yerel süreli yayın

Editörden
Muhterem Okuyucu, Kış mevsimi gelirken Bizim Ahıska dergisinin sonbahar sayısı size ulaşmış oluyor. Halkımızın 65 sene önce ana vatan Ahıska’dan sürgüne gönderildiği bu günlerde, dergimizin sayfalarını karıştırırken nasıl duygu ve düşünceler içinde olacağınızı şöyle böyle tahmin ediyoruz. Evet, dile kolay, tam 65 sene geçti o vahşetin üzerinden. Biz bu sayımızda sürgün hatıralarına daha çok yer vermeye çalıştık. O günleri anlatanlar, o zalimlikleri yeniden yaşıyorlar adeta. “Allah böyle bir günü kimseye göstermesin.” diyorlar. Ama tarih unutmayı asla affetmez; unutanı da unutur! Nerede olursak olalım, yaşananları unutmamak, kültürümüzü her hâl ve şartta yaşatmak mecburiyetindeyiz. Aklı başında toplumlar da böyle yapıyorlar. Aksi takdirde ya yeni felâketleri yaşayacağız yahut da kaybolup gideceğiz. Arkadaşımız Orhan Uravelli, sürgün belgelerinden bazılarını Rusçadan tercüme etti. Bu belgelerin, gençlerimize, insanlık âlemine, günümüzün ve yarının tarihçisine hitap edeceğini düşünüyoruz. Bendeniz, Kars, Ardahan ve Batum bölgesini içine alan Elviye-i Selâse’nin 1878-1921 tarihleri arasındaki macerasını kaleme aldım. Bu sayıdan itibaren dergimizin sayfalarında okuyacaksınız. 15 Kasım 1944 Sürgünüyle ilgili hatıralar ve portreleri merakla okuyacağınızı umuyoruz. Sürgünü yaşayan Bahadır Metan Enveroğlu, 65. Yıl duygularını yazdı. Ahıskalı gençlerimizden Melike İdris, Nilüfer Devrişova, Sabir Askerov, Şahismail Binalioğlu ve Ali Alioğlu’nun yazıları, farklı ağızlardan derlenen sürgün hikâyeleridir. Bu sayıda, Hasan Torun, Ünal Kalaycı, Turgay Akkoyun ve Ülkü Önal, kültürümüzün muhtelif yönlerini ele alan yazılar hazırladılar. Bütün arkadaşlarıma gönülden teşekkür ederim. Haberler ve diğer yazılar… Her sayıyı daha güzel bir şekilde sizlere sunmanın gayreti içindeyiz. Maddî ve manevî desteğe her zaman ihtiyacımız vardır. Ahıska’yla ilgisini kesmeyen, oraya gelen hemşehrilerimizle ilgilenen; Posof’ta ve çevrede dergimizin daha çok kişi tarafından okunması için samimî gayretini esirgemeyen Posof Kaymakamı Muammer Köken Beye içten teşekkürlerimizi sunarız. Baki selâm ve dua ile. Yunus ZEYREK

Yıl: 6 Sayı: 16 Sonbahar 2009 ISSN: 1305 -1997 Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Yunus Zeyrek Yayın Kurulu Nevzat Pakdil, Prof. Dr. Yavuz Akpınar Prof. Dr. İlyas Doğan, Dr. Ali Kurt Ünal Kalaycı, Orhan Uravelli Yunus Zeyrek Redaksiyon Nusret Kopuzlu Yönetim Adresi Varlık Mah. Beypazarı Cad. No:39/1 Akköprü-ANKARA Tel: 0312 342 49 12 Kapak Ölüm Treni / Rüstem Eminov Haberleşme P. K. 24 Maltepe-ANKARA www.ahiska.org.tr e-posta zeyrek.y@gmail.com bizimahiska@ahiska.org.tr Posta Çeki Nu. 403598 Banka: Akbank Gazi Şubesi Hesap No: 932-85894 Tasarım - Baskı Payda Yayıncılık İnkılap Sk. Örnek İşh. 8/68 Kızılay/ANKARA Tel: 0.312.435 98 43 • www.paydayayincilik.com Baskı Tarihi : 20 Kasım 2009

Okuyucularımızın ve hemşehrilerimizin Mübarek Kurban Bayramını en samimî duygu ve dileklerle tebrik ederiz.

Bizim Ahıska
Bizim Ahıska

1

Bizim

Sonbahar 2009

Ahıska
19 24 32 30 44 54
2
Bizim Ahıska

1 Editörden 3 Ahıskalılara Mektup: Vatanda Hayat Var! Bizim Ahıska 4 Bu Halkın Talihiyle Oynamak Olmaz! Prof. Dr. Şamil Gurbanov 7 Bir Gecenin İçinde (şiir) Şahismayil Adigönlü Resmî 8 SovyetUravelli Belgelerinde Ahıska Sürgünü Orhan 12 Doksan Üç Harbi ve Esaret Yılları-I Yunus Zeyrek 18 Ahıskalı Çınar Ana Nilüfer Devrişova 20 Kırgızistan’da Yaşayan Ahıska Kürtleri-I Nilüfer Devrişova 24 Ahıskalı Raziye Nine Anlatıyor Sabir Askerov Ahıskalı Gazi ve Şehitler 26 Muhammet İzzetoğlu 25 Ahıska Manileri Sabir Askerov 28 Sürgünde Aşk ve Hüsran Melike İdris 30 Rahim Dedenin Dramı Şahismail Binalioğlu 31 Kara Vagonlar (şiir) Şahismayil Adigönlü 32 Makbule Nine Konuşuyor Ali Alioğlu 34 Ardanuç’ta Kış Hazırlıkları Ülkü Önal ve Çevresinin Eğlencelik Oyunları 38 PosofKalaycı Ünal 42 65 Yıl Geldi Geçti Bahadır Metan Enveroğlu 44 Şavşat’ın Şirin Bir Köyü: Yavuzköy Turgay Akkoyun 46 Ahıska Türkleri Soykırımının 65. Yıldönümü Dr. İbrahim Agara 48 Şavşat’ta Söylenen Bilmeceler-II Hasan Torun “Amasya’nın Altın Tarihi” 50 Ünal Kalaycı 52 Zaim Dedenin Anlattıkları Nilüfer Devrişova 53 Haberler

Ahıskalılara Mektup:

Vatanda Hayat Var!
Bizim Ahıska

Yıllar var ki insanoğlu gezegenlere tırmanmaktadır. Hatta yakın zamanda, su olup olmadığını anlamak için Ay toprakları bombalandı. Sadede gelecek olursak, bir zamanlar atalarımızın şen-âbâd yaşadığı vatanımız Ahıska topraklarında, insanoğlunun aradığı su, hava ve ekmek ziyadesiyle var. Bir vahşet tablosundan başka bir şey olmayan 1944 sürgününün üzerinden tam 65 yıl geçti. 1944 Kasımında halkımızın bahtı kararmıştı bir kere. Talih yüzüne gülmedi. Halk, sürgünden sürgüne gitti. İçinde vatan olmayan göç hareketlerinin hangisi gönüllü olabilir ki… Halkın bir kısmı, ilk sürgün yerleri olan Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dan ayrıldı. Stalin’in cehenneme gittiği 1953’ten sonra vatana dönüş çabaları hep sonuçsuz kaldı. Bir kısım hayatlar, 1958’de önce Azerbaycan, 1989-Fergana olayları sonrası Rusya ve Ukrayna’da yaşamaya devam etti. Ardından Türkiye ve ABD eklendi. Ama bunların hiçbiri vatan hasretini dindiremedi. Hiçbiri, halkımızı bir vatan gibi kucaklamadı. Aksine ayrılıklar, hicranlar daha da çoğaldı. Gönüllü veya gönülsüz de olsa, Gürcistan, bir devlet olarak 1944 sürgünün kabul etmiş, 2007 yılında vatana dönüşle ilgili bir kanun çıkarmıştır. Bu kanun, birtakım yanlış, noksan ve belirsizliklerine rağmen, vatanın kapısını aralamıştır. Ama selim bir akılla düşündüğümüz zaman, halkımızın vatana dönüş arzusu ve gayretiyle bu aralığın derecesini tayin edeceğimiz kesindir. Söz konusu kanuna göre müracaat ederek uzun süre beklemeye gerek görmeyen bir kısım hemşehrilerimiz, bugün Ahıska’da yaşamaktadırlar. Hangi vicdan, elli civarında aileden meydana gelen bu canları orada böyle küçük bir grup hâlinde yaşamaya terk etmek ister?

Vatana dönüş için müracaat süresinin dolmasına az bir zaman kaldı. 2009 yılıyla birlikte bu süre de dolmuş olacak. Yarım milyona yakın bir halkın hiç olmazsa 2030 bini vatana dönmezse, tarih bunun hesabını hem Türkiye Cumhuriyeti’nden hem de tek tek bizlerden soracaktır. Ve bu topraklarda kalan atalarımızın ruhu peşimizi bırakmayacak, iki yakamız bir araya gelmeyecektir… Artık kimse bizi Stalin dönemi metotlarla korkutmamalıdır. Büyük ve güçlü bir Türkiye’nin komşusu olan Gürcistan da, hiçbir zaman kendisine zararlı bir unsur olmamış Ahıskalılar hakkında, mide bulandırıcı söz ve hareketlerden kaçınmalıdır. İşte görüyoruz: 65 seneden beri bu yurdun insanı gurbetlerde çile çekerken bu toprakların da yüzü gülmemiştir. Bir zamanların paşa konakları, tüccarı, geleni gideni olan Ahıska başta olmak üzere, Adigön, Abastuban, Azgur, Aspinza ve Hırtız’ı görenlerin içi yanmaktadır. Zira bu güzel memleket, melûl mahzun bir hâldedir. Hâlbuki burada, çalışan, alın teri döken insandan başka her şey var! Tabiat bütün güzelliği ve cömertliği ile bizi bekliyor. Aziz hemşehriler, bize düşen şudur: Ya vatana dönecek, ata yurdunu yeniden şenlendireceğiz yahut da gidenlere yardımcı olacağız! Bütün mukaddes değerlerimiz, bize bunu söylüyor. Gurbetlerde ayrılık var, hüzün var, belki sonunda yokluk var. Vatanda mazi var, hatıralar var, ata dedeler var. Vatanda berrak pınarlar, meyveye durmuş ağaçlar, sahibinin yolunu gözleyerek nefes alan toprak var. Vatanda hayat var

Bizim Ahıska

3

Bu Halkın Talihiyle Oynamak Olmaz!
Prof. Dr. Şamil GURBANOV

Yeryüzünün en cefakeş en başı belâlı halklarından biri, belki de birincisi Ahıska Türkleridir. İş öyle bir yere geldi ki, onların başına getirilen bunca belâ azmış gibi şimdi de millî mensubiyetleri hakkında muhtelif cahilane mülâhazalar ortaya atılıyor. Hatta dilini ve denene değişmeye kadar akılsız ve cahil teklifler ediliyor. (Bkz. Litereturnaya Gruziya dergisi, 1988, Nr. 8). Türklerin bazılarının Gürcü soyadı taşımasına gelince, soyadı millî mensubiyetin yegâne ölçüsü değildir. Rus soyadı taşıyan çok Gürcü (Sisianov, Mouravov, Andronikov) vardır ki onların Gürcü olduğunu hiç kimse inkâr etmiyor. İkincisi, o zaman Gürcü soyadı taşıyan Türkler buna ciddî önem vermiyorlardı. Gürcü soyadı taşıyan mollalar da vardır. Ömer Faik yazıyor ki, Türklerin yaşadığı yerlerde suretle olursa olsun yüreklerden Türklük duygusunu, ağızlardan Türk dilini çıkarmak meyli, bir vakit çok güçlenmiştir. Hatta Türk olan Alioğlu’nu mecburen Alidze yazmak Türk soyadlarını bu şekilde değişmek siyaseti ortaya çıkmıştır. (Açık Söz gazetesi, 18 Ocak 1917) Lâkin onlar, kalben de ruhen de Türklüğünde kalmışlar ve şimdi de kalıyorlar. Mehmed Emin Resulzade’nin dediği gibi Türk halklarının en gaddar ve kuduz düşmanı Stalin ve onun Beriya gibi cellâtları, bu halkı tamamen ata yurtlarından sürdükten ve bunun üzerinden 45 sene geçtikten sonra bu halk yeni adla anılmaya başlandı: Meshet Türkleri! Yani Gürcistan’ın Meshetya bölgesinden Orta Asya’ya sürülmüş Türkler. İyi ki bu ad verildi! Bu halkın yeri yurdu itiraf edilmiş oldu! Yoksa şimdiye kadar ülkenin yarısına serpilmiş bu cefakeş halka son yüz yılda ne anayurtlarında ne de yeni sürgün yerlerinde insan gibi hür yaşamak kısmet olmamıştır. Son yetmiş yılda onlar adeta şeytan tuzağına düşmüşlerdir. Ahıska Türkleri Kafkas’ta yaşarken asırlar boyu

kendilerini Gürcistanlı olarak görmüşlerdir. En çok da Azerbaycan’la ünsiyet kurmuşlardı. Tahsil yerleri Türkiye, faaliyet alanı da çoklukla Azerbaycan’dı. Bu sevgi bağı onların önde gelen aydınlarında açıkça görülüyordu. Şimdi Meshet Türkleri olarak adlandırdığımız kardeşlerimizin o zaman öyle şöhretli babaları vardı ki onlar bizim maarif ve medeniyetimizin ilim ve ince sanatımızın inkişâfında çok önemli rol oynamışlar. Sadece şunu söylemek yeterlidir ki, bütün Azerbaycan’da yeni tip ilk modern (usul-i cedîde) mektebini geçen asrın 90. yıllarında Şeki’de ve Şamahı’da Muhammed Hafız Efendi Şeyhzade ile onun Ahıskalı hemşehrisi meşhur Molla Nasreddinci Faik Efendi Numanzade açmıştır. Onların her ikisi, eğer öyle demek gerekiyorsa Meshet Türklerindendi! Azerbaycan’da kız mektebinin açılması da onların faaliyetleri arasındadır. 1898 yılında Tercüman gazetesi yazıyordu ki, “Şamahı’da Şeyhzadenin karısı ve kızı tarafından idare olunan bir kız mektebi açılmıştır.” Kısa zaman sonra Hafız Efendinin kızı, Şefika Hanım Bakü’ye, Hacı Zeynel Abidin Tagıyev’in açtığı ilk kız mektebine davet olunduğundan Şamahı’daki kız mektebi ile Gevher Hanım meşgul olmaya başlamıştır. Büyük Şâir Sabir’in aşağıdaki şiiri de bu münasebetle yazılmıştır: Mekteb-i nisvan lüzumu herkese mefhum olar Şeyhzade açmaz ise hakerim Gevher açar. Şefika Hanım, muallimlikten başka hem de Azerbaycan’ın ilk kadın yazıcısıdır. Onun çok sayıda hikâyesi basılmıştır. Rus ve Azerbaycan dillerinde neşrolunan “İki Yetim” adlı eseri büyük rağbet görmüştür. Lâkin bu muallime hanımın en büyük yadigârı, meşhur cerrah Fuat Efediyev (Dört numaralı Bakü şehir hastanesi onun adını taşıyor) ve istidatlı gazeteci-tercümeci Âdil Efendiyev’dir. Biz

4

Bizim Ahıska

bunlara Ahmet Pepinov’u, Alaeddin Efendiyev’i ve diğerlerini de ilâve edebiliriz. Bunlarsız Azerbaycan halkının mücadele tarihi eksik kalır. Onları yetiştiren Ahıska Türkleridir. Onlar, hiçbir zaman, kendileriyle Azerbaycan Türklerini ayrı görmemişlerdir. Her ikisinin hürriyeti yolunda mücadele etmiş, bu işe ömür sarf etmişlerdir. Peki, biz onlar için ne yapmışız? Aslında hiçbir şey! Ahıska Türkleri, birçok defa gözümüzün önünde yalnız bırakılmışlardır. Ama biz susmuşuz, çıt çıkarmamışız. Yalnızlık ise faciadır. Bunun acısını da, faciasını da son iki yılda gördük ve tattık. Şair Bahtiyar Vahapzade’nin dediği gibi: “Yaprağı tez solar tek ağacında, Arkası yoktursa niye solmasın? Meşeler sultanı, meşeler şahı Aslanın özü de yalgız olmasın.” Bu halk, yalnızlığın acısını en çok Birinci Dünya Savaşı yıllarında hissetti. Rus ordusunun Hristiyan taassupçuluğuna güvenen Ermeni canileri, yerli hainlerle birlikte onları vahşicesine kırdı ve onların millî şerefini rencide ettiler. Bütün halkı topyekûn yok edip hayat sahnesinden çıkarmaya çalıştılar. Onların habis niyetini, alçakça plânlarını Sovyet devrindeki babaları devam ettirdiler. Son derece hümanist ve çalışkan olan bu insanlar, akla sığmaz vahşiliğin kurbanı oldular. Azgınlık aldı başını gitti, kimse dur diyemedi. Kars, Ardahan ve başka yerlerde ahali kılıçtan geçirilmiş, bazı köy ve kasabalarda bütün çocuklar ve yaşlılar vahşicesine kırılmış, küçük yaştaki çocukların az bir kısmı kaçıp etrafa dağılmıştır. O zaman bu çocukların toplanıp yetimler evinde terbiye olunması veya ayrı ayrı ailelere paylaştırılması hakkında çok konuşuldu. Ömer Fak yürek ağrısı ve gözyaşları içerisinde yazıyordu: “Ey hamiyetli Bakülüler! Ey Genceliler! Ağdaşlılar, Şamahılılar, Şekililer! Yüzümü size tutup yalvarıyorum. Her biriniz on, on iki çocuk götürüp bakınız. Bir düşününüz, sizin kucağınıza can atan yavrular kimlerdir? Evi, eşiği viran olmuş, anası babası boğazlanmış, on bir, o n iki yaşında bacısı aylarla canavarların elinde kala kala delirip telef olmuş, bütün akrabaları yok edilmiş, yarı canı kalmış öz millet yavrularımızdır.” (Yeni İkbal, 3 Haziran 1915). Sınır bölgelerindeki Türklerin vahşicesine kırgını yıllarca devam etmiş ve akla sığmaz şekil almıştır. Ahmet Cevdet Pepinov yazıyordu: “Anadolu’dan ölüm sedaları geliyor! Anadolu’dan sabi sübyanın âh naleleri, kadınların iniltileri işitiliyor. Irz yok, namus yok! Balta-demirle, tüfek süngüsüyle, taşla

kayayla, kurşunlarla kırıyorlar. Canım insan değil mi bunlar?” (Açık Söz 20 Ağustos 1917). Mesele şuradadır ki, bunlar da insan idiler ama ne o zaman ne de şimdi, ne Çarlık şartlarında ne de Sosyalizm devrinde onlara insanî muamele yapılmamıştır. Çar, az çok kendini küçük halkların koruyucusu gibi gösterse de Sosyalizm devrinde (Stalin devri) Ahıska Türklerinin bütün insanî hukukları haksız yere çiğnenmiştir. Hükûmet onlara hükûmetlik etmedi, aksine onların canına kıydı! Bu uygulama şimdi de devam ediyor. Hatta geçen yıl Fergana’da onların başına getirilen musibeti beşeriyet şimdiye kadar ne görmüş ne de işitmiştir. Sivil ahali öfkeli kalabalık tarafından diri diri yakılmıştır. Başları kesilip şişe geçirilmiş, evleri ateşe verilmiş, onlar için asıl mahşer günü başlamıştır. Bütün ömrünü zillet içerisinde geçirmiş olan bir ana, gazetecilere diyor ki: “Benim çocuğumu, küçük oğlumu eşkıyalar yabaya geçirip havaya kaldırdılar! Kızlarımızı zorladılar, kesilen başları kargıya geçirdiler.” (Sovetskaya Rossiya gazetesi, 13 Temmuz 1989). Nedense Ahıska Türklerinin bütün son asır boyu başına getirilen musibetler, tüyler ürpertici facialardan ibarettir. Bu ne tılsımdır, anlamak mümkün değil. Vatan muharebesinin alevleri yanarken, Ahıska Türklerinin başına yeni ateşler düştü! Kapılar kilitli, aileler başsız kaldı. Sadece onlardan cephelerde silâh altında vuruşan kırk bin kişi vardı. (Trud, 8 Eylül 1988). Bunların çoğu cepheye gönüllü gitmişti. Yirmi beş bini savaş meydanında kaldı. Bir daha dönmediler. (İzvestiya, 9 Mayıs 1989) Zaferle dönenler ise (Allah hiç kimseye böyle zafer nasip etmesin!) baba ocağına dönmek, sevinci paylaşmak yerine Orta Asya ve Kazakistan çöllerine sürülmüş çoluk çocuğunu, ihtiyar ana babasının ardınca gitti. Bulunanı da oldu bulunmayanı da... Çünkü onların bir kısmı yolda telef olmuş, bir kısmı da alışamadıkları yeni iklim şartlarında kırılmıştı. Sadece on yedi bin çocuk ölmüştü. Bu topyekûn sürgün çoktan planlanmış olsa da habersiz ve aniden hayata geçirildi. Öyle ki 1944 yılının kasım ayında kışın erken gelmesi bir yana hepsi yaklaşan zaferin sevincini tatmak aşkıyla yaşarken ve gözler yolda, kulaklar sesteyken… Hiç kimse yaklaşan felâketi aklına bile getirmiyordu. Bir de onlar gözlerini açtılar ki başlarının üstünde silâhlı askerler dayanmıştır. Nunuş Feyzulova yazıyor ki, “Gecenin yarısı eli silâhlı askerler
Bizim Ahıska

5

000 Türk sürgün olmuştur. Onu da nazara almak lazımdır ki. evinden ölü çıkmış insanlar gibi ağlaşıyorlardı. toplanmayı emretti. ağlayacak günlerin ileride olduğunu tam olarak düşünemiyorlardı. Onlar nasıl olmuş da tamamen tükenmemişlerdir? Bak bu hayret edilecek bir husustur! Bu müthiş hadisenin şahidi olan ve bütün ömrü boyunca partisine. vatanına sadakatle hizmet eden Latifşah Barataşvili. Hayatta hiçbir şeyin yokluğunu çekmeyen insan. yeni evlendiği genç Gürcü kızından zorla koparılarak sadece Türk olduğu için sürgün edilirken ilk toplanma yerlerini şöyle tasvir ediyor: “Bağlamalar üstünde oturmuş kadınlar. Onların bu hususta yaptığı bütün mücadele sonuçsuz kaldı. Böyle bir mahşer gününde değil ki bu yetim kızcağızın. oğlunu kızını evlendirmeye özel izin alınması gerekiyordu. Son menzile geldiğinde sadece bir oğlunu kurtarıp ge- tirebilmişti. İnsanın boğazında öfke yumağı düğümleniyor… Şimdiye kadar mukaddes olarak bildiğin her şeye lanet yağdırıyorsun. Semerkant’tan Alma Ata’ya kadar serpildiler. O hiç olmazsa bir yavrusunu Azrail’den koruyabilmişti. Aynı zamanda Orta Asya’ya sürgün olunmuş Kafkas halkları kendi yurtlarına dönmüş olsa da Ahıska Türklerine bu hak verilmedi. Herhalde Ahıska Türkleri küçük halklar çerçevesinden çıkmışlar. Onlar sine dövüp saç yoluyorlardı. O zaman şehirleri nazara almasak Ahıska Türkleri 220 köyde yaşıyordu. Not: Bu yazı Yunus Zeyrek tarafından Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. hiçbir can yananı yoktu. Onların nüfusuyla ilgili bilgiler de sağlam değildir. dillerini ve adetlerini unutmaya başladılar.” (Molodyoj Azerbayjana gazetesi. hatta bütün Ahıska Türklerinin hiç kimsesi. No. Hiç kimsesi yoktur. Başka medenî teşkilâtlardan bahsetmeye değmez! Halk öz dilini unutmak tehlikesiyle karşı karşıyadır. kadın çocuk (erkekler savaştaydı) ihtiyar kocalar hastanelerdeki yarı canlılar vagonlara doldurulup Sibirya’ya doğru yola çıkarıldı. Bütün köyler derhal kuşatılmış. Bu durum 1956 yılına kadar devam etti. bir bir vagonları geziyor ve ‘Bu çocuk yetimdir. Anası ise bir hafta önce ölmüş. Subay da merhamete gelmiştir. 1990. O da müthiş emri yerine getirenlerdendi. babası cephededir. Ahıska Türklerinin ekseriyeti. Onların talihiyle oynamak olmaz! Diderginler. 9). Ölüm dehşetli değil. Ondan da dehşetlisini görmüştür bu halk. komşu ve akrabalarını görmeye.” Bu ilk toplanma yerinde sine döven kadınlar. Anlaşılıyor ki. kendi evinin içinde hareket etmek için de bir hazırlık görür. ne o zaman ne de şimdi hiç kimseden ve hiçbir şeyden utanmadılar ve şimdi de utanmıyorlar. 6 Bizim Ahıska . Kısmet olmadı. Vaktiyle ailece sürgün olunmuş ve şimdi Bakü’de yaşayan dostlarımdan birinin hatıralarını gözyaşı akıtmadan okumak mümkün değildir. s. kazançtır ama analarımızın bacılarımızın bizzat bizimkilerin Müslüman adet an’aneleriyle büyümüşlerin çektikleri azapları hiçbir insanî kalıba koymak olmuyor. Ben meseleyi öğrenmek isteyince anlaşıldı ki onların çocukları ve konu komşularını götüren Studebekker kamyonu. 7 Ocak 1989). Otuz kırk kişinin doldurulduğu vagonlarda da onların canını alıyordu. Onlar için sıkıyönetim rejimi uygulandı. Hükümet için düşman olarak görüldüler. Ayrıca 40. Böyleleri binlerceydi. ama aylarca yol gidecek bir halkın en basit bir hazırlığı yoktu. Orta Asya ve Kazakistan’da yaşamaktadır. Bir köyden diğer köye gitmeye. babalarımız. Bu halkın kendi dilinde bir tane bile mektebi yoktur. öz çocuklarının yirminci asırda başına getirilecek dehşeti akıllarına getirmediklerinden o dehşeti ifade edecek söz de icat etmemişlerdir. Zaten sürgün ölüm demektir. Allah da onlardan yüz döndürmüştür. Sağ kaldın. Onlar. kocasını cepheye gönderdikten sonra dört yavrusunu tek başına büyütüyordu. Bu da her zaman mümkün olmuyordu. Adigön’de Koblıyan Çayı’nı geçerken köprüden suya düşmüş ve gözlerinin önünde hepsi telef olmuştur. Yukarıda adını verdiğim Nunuş Feyzulova.eve dolup bize. İlahî! Beş ailenin yükünü. üstelik de otuza kadar adam doldurulmuş ve kapısı günde bir defa açılan bu vagonlarda bu tekerli kabirlerde neler çekmemişti bu kadınlar… Bu günahsız insanların günahkârları. 1988. Onu da beraber götürün!’ diyordu. Yine o yazıyor ki: “Silâhlı bir subay yırtık pırtıklar içinde altı yaşında bir kız çocuğunun elinden tutmuş. (Literaturnaya Gruziya. ölmez Dede Korkut’un dili onların diline daha çok yakındır. Hiç olmasa Dede Korkud’un hatırına bu dili mahvolmaktan korumak lâzımdır. Bakı. Ona göre yok ki. (Şimdi de yoktur). ne etsin onda ne günah vardı ki. Bu sözleri ben kasten paranteze aldım. Gençlik.000 kişinin de muharebeye götürüldüğünü göz önüne almalıyız. birkaç saat içinde boşaltılmış. onlar da çok eziyet çektiler. Ahıska Türkleri 1944 yılı sonlarında kışın soğuğunun kesip doğradığı bir zamanda sürgün yerlerine ulaştılar.191-202. Gürcü matbuatının resmî itirafına göre 1944 yılında 125.

Gurbette eli andı. Yurdun bağrı çatladı. Bir eli ağlattılar. Anam kara bağladı. Bir gecenin içinde. Azizimiz Yunus Efendiye en hoş arzularla müellifden küçük bir hatıra. Bir gecenin içinde. Baskın oldu gizlice. Tekmeleyip dövdüler. Zulmet rengi giydiler. Bir gecenin içinde. İtler zincirde kaldı. Yatmış idi uyandı. Üzülüştük: Ayrı düştük. kanat döktü. Laldılar: Dilsizdiler. Varımızı aldılar. Bir gecenin içinde. Vatandan üzülüştük. Bizi attan saldılar. Bir gecenin içinde. Gözümüzü oydular. Yüzümüze sövdüler.5. El: Memleket. Yerler. Bizi yurtsuz koydular. Bağda ayva saraldı. Turnalar telek saldı. Ağı deyip ağladı. Bir gecenin içinde. Yumak gibi büzüştük. El obayı soydular. Bir gecenin içinde. Perik düştük: darmadağın olduk. Ş. Adigönlü 7.2006-Azerbaycan Bizim Ahıska 7 . Ağı: Ağıt. Kelimeler: Sazaxlıydı: Soğuktu. Adigönlü de yandı. Bir gecenin içinde. Bir gecenin içinde. Karlı düze attılar. Perik düştük biz nice. Telek saldı: Tüy. Aşa zehir kattılar. Kara borana düştük.Bir Gecenin İçinde Şahismayil Adigönlü Sazaxlıydı o gece. köyler laldılar.

Toplam 91. konuyla ilgili belgeleri bir kitap hâlinde yayımladı. Gürcistan SSC sınır ilçelerinden toplam 91. STALİN’e SSCB Halk İçişleri Komiserliği. düzenli ve olaysız şekilde tamamlanmıştır. Bugay. Hür dünya. M. Lavrentiy BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri.1 Bu kitapta yer alan belgelerin bir kısmını Rusçadan tercüme ederek konuyla ilgilenenlerin istifadesine sunuyoruz. Dünya kamuoyu. Kürt ve Hemşinli nüfusun. Fakat Sovyet belgelerinin bu sürgünü su yüzüne çıkarması son yılların olayıdır. hareket hâlinde olup Kazakistan. KUZNETSOV’a 14 Aralık 1944 Gürcistan SSC’den tahliye edilenleri getiren 29 Devlet Savunma Komitesi-Yoldaş İ. kaçakçılık yapmakta olup göç eğilimi gösteriyor ve Türkiye istihbarat mercileri için casus angaje etme ve çete grupları oluşturma kaynağı teşkil ediyordu. bu sürgünden habersizdi. Kürtlerin ve Hemşenlilerin Gürcistan SSC’nin sınır bölgesinden tahliye işlemlerini tamamlamıştır.Sovyet Resmî Belgelerinde Ahıska Sürgünü Orhan URAVELLİ SSCB diktatörü Stalin rejimi. Halk Devlet Güvenliği Komiserliği ve Halk İçişleri Komiserliği’nin operasyon sırasında üstün hizmet veren elemanları ile bu komiserliklere bağlı birliklerin askerlerine SSCB madalyaları ve nişanları verilmesini arz eder. Lavrentiy BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri BELGE: III4 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Bölgeleri Başkanı M. Kazakistan ve Kırgızistan SSC ilçelerine tehcir edilmesi operasyonunda gösterilen başarıdan dolayı. 8 Bizim Ahıska . MALENKOV’a Devlet Savunma Komitesi Kararı gereğince SSCB Halk İçişleri Komiserliği Türklerin. Devlet Güvenliği Genel Komiseri BELGE: II3 Tamamen gizli 02 Aralık 1944 Devlet Savunma Komitesi-Yoldaş İ. BELGE: I2 Tamamen gizli Sayı 1281/b 28 Kasım 1944 Adı geçen sınır ilçelerine Gürcistan’ın toprak sıkıntısı çekilen bölgelerinden 7.000 hanelik köylü nüfus iskân edilecektir. Türkiye’nin sınıra yakın kısmındaki nüfusla akrabalık bağları bulunan söz konusu halkın önemli bir çoğunluğu. V. Rus yazarı Nikolay F. Özbekistan. Ahılkelek ilçelerinde tahliye işlemleri 15-18 Kasım. Ayrıca SSCB Halk İçişleri Komiserliği. M. Gürcistan SSC ile Türkiye sınırındaki şeritte özel tedbirler almaktadır. Acaristan Özerk Cumhuriyeti’nde ise 25-26 Kasım günlerinde gerçekleştirilmiştir. V.095 kişi tahliye edilmiştir. yıllar sonra haberdar oldu.095 kişiden oluşan Türk. Tahliye işlemlerine hazırlık tedbirleri. Ahıska. STALİN’e SSCB Halk Komiserleri Kurulu-Yoldaş V. Kırgızistan ve Özbekistan’daki yeni iskân yerlerine doğru yol almaktadır. Tahliye edilenleri taşıyan katarlar. MOLOTOV’a SSCB Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi Yoldaş G. Tahliye işlemleri. 15 Kasım 1944 tarihinde Ahıska Türklerini sürgüne gönderdi. Aspinza. Bu arada tahliyeye tabi tutulanların sınırı geçmelerini engellemek amacıyla devletimizin Türkiye sınırında güvenlik ve karakol hizmetleri azami derecede takviye edilerek en sıkı şekilde emniyet sağlanmıştır. bu yılın 20 Eylül-15 Kasım tarihleri arasında alınmıştır. Adigön.

İskân dağılımı şöyledir: Özbekistan: 53. kadın: 27.813. inşaatta. 2. Erkek: 18. firar vb. V.127 ve 16 yaşın altındaki çocuklar: 26. 6. 457 kişi yolda hayatını yitirmiştir. kadın: 16. Andican: 6.613 kişi.881.316 kişi devlet çiftliklerinde ve 1.598 kişi.131 kişi. ÇERNIŞOV SSCC Halk İçişleri Komiseri Vekili M. Özel iskâna tabi tutulanlar. ölüm.537 kişi. V. NKVD (Halk İçişleri Komiserliği) Özel Komutanlığı’ndaki amirin izni olmaksızın söz konusu komutanlığın kontrolündeki iskân bölgesi dışına çıkamazlar.) 3 gün içinde NKVD Bölge Komutanlığı’na bildirmekle yükümlüdürler. firar etmiş sayılırlar ve ceza yasası hükümlerine göre yargılanırlar. Taşkent: 13. aile durumundaki değişiklikleri (doğum.923. Erkek: 10. çalışma yasaları ile disipline aykırı hareket ve faaliyetlerden dolayı. Çalışabilen bütün bu vatandaşlar. 84. Kırgızistan: 10.596 kişi kolektif çiftliklerde. Buhara: 4. kamu yararına çalışmakla yükümlüdürler. 293 kişi yollarda hayatını kaybetmiştir. Özel iskâna tabi göçmenlerin aile reisleri veya onların yerini dolduran şahıslar. Molotov Y. Bu amaçla mahallî merciler ve Sovyetler Birliği Halk İçişleri Komiserliği (NKVD) organlarıyla mutabakat hâlinde özel iskâna tabi tutulan söz konusu göçmenlerin tarım ve sanayi işletmelerinde. özel iskâna tabi tutulanların hukukî durumlarıyla ilgili hususlar aşağıdaki şekilde karar bağlamıştır: 1. kendileri için belirlenmiş olan kamu düzeni ve hayat rejimine titizlikle uymak zorunda olup NKVD Özel Komutanlığı emirleri ve talimatlarını yerine getirmek zorundadırlar. Bu vatandaşlar. Özel iskân bölgelerinde kamu düzeni ve rejimini ihlâl eden göçmenlere 100 Ruble tutarında para cezası veya komutanın emriyle 5 günlük hapis cezası uygulanacaktır.163 kişi iskân edilmiştir.katar kabul edilmiş ve 7 vilâyetin 43 ilçesine aşağıdaki şekilde dağıtılmıştır.307 kişi tahliyeye tabi tutulmuştur. 08 Ocak 1945 SSCB Halk Komiserleri Kurulu. Fergana: 8. SSCB vatandaşı olarak işbu kararnamede belirtilen sınırlamalar dışında bütün haklardan yararlanırlar. Kaşkaderya: 641 kişi.399 ve 16 yaşın altındaki çocuklar: 45.395 kişi sanayi işletmelerinde istihdam edilmiştir.085 kişi olmak üzere toplam 92. Namangan: 4. kuruluş ve birliklerde istihdamını gerçekleştirirler. 5.163 kişi. MEYER Özbekistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili BELGE: IV5 Aralık 1944 SSCB Halk İçişleri Komiseri L. BERİYA Gürcistan SSC’den tahliye işlemleri tamamlanmıştır. Semerkant: 14.946 kişi. KUZNETSOV SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Bölgeleri Başkanı BELGE: V6 Halk Komiserleri (Bakanlar) Kurulu Kararı 35 Sayılı Karar Moskova-Kremlin.446 kişi. mevcut yasalar uyarınca cezalandırılırlar. 3. V. Kazakistan: 28. 4. Özel iskâna tabi tutulanlar. Keyfî olarak ve izin almaksızın NKVD’nin ilgili komutanlığının kontrolü altındaki iskân bölgesini terk edenler. Özel iskâna tabi tutulan göçmenler.546 kişi. Çadayev SSCB Halk Komiserleri Kurulu SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkan Yardımcısı İdari İşler Sorumlusu Bizim Ahıska 9 .223 kişi olmak üzere toplam 53.

042 küçükbaş hayvan teslim alınmıştı.669 kişi getirilmiştir. MİKOYAN’a Devlet Savunma Komitesi’nin 6279cc Sayı ve 31 Temmuz 1944 tarihli kararnamesiyle Gürcistan SSC sınır ilçelerinden Özbekistan SSC.1944 tarih ve 6279cc Sayılı Kararı uyarınca Kazakistan’da özel iskâna tabi tutulmak üzere geçen yıl sonunda Gürcistan SSC’den 28. Buna göre toplam 1. yeni iskân yerlerine yiyeceksiz olarak getirilmiştir. Geri dönen Lazların hakları ve mal varlığının iadesi. MALENKOV’a (Tarihsiz) Kuzey Kafkasya’dan getirilenler dışında Devlet Savunma Komitesi’nin 31. SSCB Halk Komiserleri Kurulu Talimatı için taslak ekli olup görüşülmesini arz ederim. N. 3.374 kişi tahliye edilmiştir.148 ton un ve 371 ton irmik gerekmektedir.500 kişi kadardır. giyecek. hububat ve sebze hesapları kesin olarak kapatılıncaya kadar teslim ettikleri hububata mahsuben avans şeklinde kendi- 10 Bizim Ahıska . Baynaz ve ayrıca Kambur soyadı taşıyan beş kişinin Türk oldukları görülmüş olup sürgün edilmelerinde yanlışlık yoktur. O. MEYER Kazakistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili lerine acilen gıda yardımı yapılması gerekmektedir.07.07. Yanlış olarak tahliye edilen Lazların listesi eklidir). tahliye sırasında onlardan 8. MEYER Kazakistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili BELGE: VIII9 SSCB Halk İçişleri Komiserliği 13 Ocak 1945 SSCB Halk Komiserleri Kurulu. Söz konusu göçmenlerin çoğu. Gürcistan SSC’den getirilen göçmenlerin yüzde 15 kadarının (8000 kişi) yiyecek. M. Yazınızdan sonra tespit ettiğimiz üzere Acaristan’dan 12 Laz ailesinin daha yanlışlıkla Orta Asya’ya sürüldüğü görülmüştür ve bunların dosyalarını da iletiyoruz. P BERİA . Yoldaş A. Yaşlılar ve özellikle de çocukların giyecekleri ve ayakkabıları yoktur. Bunlar kontrol edilmiş ve yanlış olarak tahliye edilmiş 11 Laz ailesiyle ilgili evrak ve raporumuz SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanlığına gönderilmiştir (Sayı 4/1-1806. ayakkabı ve diğer ihtiyaçları karşılanamamıştır.230. Bu bağlamda 1945’in 15 Ocak-15 Mart tarihleri arasında kişi başına 16 kg un ve 4 kg irmik dağıtılması uygun olacaktır.007 büyükbaş ve 80. Muhammed VANLİŞİ’nin mektubunda belirtilen N. 27. SSCB Halk İçişleri Komiseri Vekili Sn ÇERNIŞOV’a Sizin yazınızdan önce de Acaristan Özerk SSC’den yanlış olarak tahliyeye tabi tutulmuş kişilerle ilgili şikâyetler ve mektuplar almaktaydık. K. 312 ton meyve. Acilen 200 ton un. Tahliye edilen topluluklar şunlardır: Almanlar: 687.948 ton patates. MOLOTOV’a SSCB Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi Sekreteri Yoldaş G. M.1945 tarihli tebliğ. Halk Tedarik Komiserliği ve Halk Et ve Süt Sanayi Komiserliği. KRUGLOV’a 1945 yılı Ekim ayı itibariyle ülkede özel iskân rejiminde tutulmak üzere tahliye edilenlerin sayısı 2.252 ton hububat.1945. Cicaladze. 60. Tuğgeneral KARANADZE Gürcistan SSC Halk İçişleri Komiseri BELGE: X11 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanlığının Mart 1944-Ocak 1946 Dönemi Çalışmalarına Dair Rapor’dan: SSCB Halk İçişleri Komiseri S. ayrıca kendi evlerine yerleştirilmeleri için ilgili mercilere tebligat yapılmıştır. Bu göçmenlerin durumları da oldukça ağırdır. Çeçen ve BELGE: VII8 SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkanı V. O. BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri BELGE: IX10 Gürcistan SSC Halk İçişleri Komiserliği Sayı 4/0-2507 Tiflis.000 m manifatura temin edilmesi gerekir. Kazakistan SSC ve Kırgızistan SSC’ye 92.300 kişi. Dadi. Tehcir sırasında kendilerinden alınmış hayvanlar.BELGE: VI7 10 Ocak 1945 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Halk Komiseri L. H.07. 453 ton sebze. Çünkü çoğu yanlarına yiyecek alamamıştır. 24 Eylül 1945 Tamamen gizli İlgi: 1/ 13598 Sayı ve 07. L. İ. 50 ton irmik ve 5. K.

İnguşlar: 405.305 591 242 48. Karaçaylar: 60.316 8.800 eski kulak (köy zengini) ve 9. Tomsk Vilâyeti: 92. Liste 1.975 371. 4 Rusya Devlet Arşivi (GARF).100 kişi. Ayrıca 20. R. Sverdlovsk Vilâyeti: 89. Dosya 184. sayfa 15.552 Vlasovcular 131. F.953 Kalmuklar 77. Bizim Ahıska 11 . 12 Rusya Devlet Arşivi (GARF). Hemşinli ve Kürtler de dahildir (O. Dosya 68.702 18.800 kişi. F. (Ahısklı Türkler: İade-i İtibarın Uzun Yolu-Rusça) 2 Rusya Devlet Arşivi (GARF).527 Ukrayna Milliyetçileri 95. M: TOO İzdatelskiy dom ‘ROSS’.300 kişi.047 26.694 12.892 787. .419 22.600 kişi.1949 tarihli Belge: Nüfus ve Gruplar Toplam Sayı Erkek Kadın 16 yaş altı Almanlar 1. Liste 1. sayfa 400.419 435. Dosya 67. Dosya 184. sayfa 3.900 kişi. Türkler.9479.092. R.311 114.100 13.162 618 41.648 Albay V.877 13. F. 1949 ylı ortaları itibariyle söz konusu nüfustan 13.828 20.9401. Liste 2.130 13. sayfa 2-3. Bugay: Turki iz Meskhetii: Dolgiy put k reabilitasii. Dosya 213. 8 Rusya Devlet Arşivi (GARF). sayfa 38-39. Bulgarlar ve Ermeniler 192. SSCB topraklarında özel iskân rejimine tabi tutulmak üzere tahliye edilenlerin gönderildiği yerler şöyledir.9470. 6 Rusya Devlet Arşivi (GARF). R.578 62.07.766 200. 7 Rusya Devlet Arşivi (GARF). R.233 18. 3 Rusya Devlet Arşivi (GARF).9401. Kırgızistan SSC: 112. Dosya 157. . Rumlar. Karaçay Ve Balkarlar 463. F.919 73. 9 Rusya Devlet Arşivi (GARF). Söz konusu (sürgün) nüfus.346 29.9401.754 1.278 24. F.277 Mesih Tarikatı üyeleri 1.577 25. Kemerovo Vilâyeti: 97.5446. Hemşinler ve Kürtler: 88. R. Liste 48. SSCB’nin 6 müttefik cumhuriyetine. Liste 1. 160 s. F.988 Diğerleri 3. Altay: 85.763 Gürcistan.145 924. Dosya 3211.R-9479. Liste 1. Ahıska’dan sürülmüş Türklere.100 kişi.849 kişi cezaevlerindeydi. Kazakistan SSC: 866.706 37.028 Kulaklar (köy zenginleri) 124. Liste 1. sayfa 229.800 OUN üyesi (Ukrayna milliyetçileri): 608. Özbekistan SSC: 181.9479. sayfa 31-54. F.553 11. Molotov (şimdiki Perm) Vilâyeti: 84. Koleksiyon.456 Ukaznikler 22. Ermenistan ve Azerbaycan ile Karadeniz Bölgesinden 57. F. 11 Rusya Devlet Arşivi (GARF). KUZNETSOV SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanı Kaynaklar 1 Nikolay F. . .744 524 168 34. R.435 818 99.552. . F.035 755. .574 11. F. 8 özerk cumhuriyetine ve 32 vilâyetine iskân edilmiştir.413 148.365 854.232 TOPLAM 459.U.200 Alman yanlısı özel iskâna tabi tutulmaktadır.663 Türkler 81.300 kişi M.585 Polonyalılar 31.490 Çeçen.037 286. ŞİYAN SSCB İçişleri Bakanlığı Özel İskân Yerleri Başkanı Not: Uzakdoğu arazilerinden 1937’de Orta Asya’ya sürülen Koreliler bu listede belirtilmemiştir. sayfa 1.583 267 19.594 22. .V.400 kişi. Koleksiyon BELGE: XI12 Özel iskân yerlerinde kayıtlı olan sürgün ve tahliye edilmiş kişilerin sayısına ilişkin 15.139 55. Kalmıklar: 80. .800 kişi.569 131. İnguş.830 48.510 GENEL TOPLAM 2. Dosya 2287.400 kişi.).200 kişi. sayfa 204.246 TOPLAM 2.473 1.492 24.698 10. 10 Rusya Devlet Arşivi (GARF).013 25.580 515 223.800 kişi.000 772.805 11. R.028 9.5446.899 137.380 19. R. Liste 48. Rusya’da Krasnoyarsk Vilâyeti: 125.633 Kırım Tatarları. Liste 2.575 Baltik Arazilerinden 91.9401. 5 Rusya Devlet Arşivi (GARF).300 kişi.394 Litvanyalılar 46.093.200 kişi. Balkarlar: 33.498 Alman yanlıları 2.107 40. . R.139 549. Dosya 3232. 1994.204 Moldova’dan 34.

bu zaferlerden sonra “Gazi” unvanını aldı. Rus ordusunun başında bulunan Grandük Nikolas’ı ziyaret eden Ermeni Patriki Nerses. Halkımız arasında 93 Harbi olarak bilinen bu savaş. batıda. Doğu Anadolu’da bağımsız veya Rus kontrolünde Bir Ermeni devleti kurulmasını istemiştir. Müşîr Gazi Ahmet Muhtar Paşa’ydı. 9 ay devam etmiştir. Zira bu dönemde imparatorluğu derin köklerinden sarsan birçok olay meydana gelmiştir. Bu sırada Batum’da bulunan kolordunun başında Derviş Paşa. Anadolu cephesinde Anadolu Ordu-yı Hümayunu Kumandanı. en uzun seneleridir. 164 milyon Osmanlı altını tazminat ödemeye mahkûm ediliyordu. Abdülhamit tahta oturdu. Gazi Ahmet Muhtar Paşa İstanbul’a çağrıldı ve yerine Kurd İsmail Paşa’ya vekâlet verildi. Osmanlı Devleti’nin çok hazin bir şekilde yenilmesiyle sonuçlanmıştır. 18 Kasımda Kars düştü ve ordumuz Erzurum’a doğru çekildi. Rusların ilân ettikleri tarihten bir gün önce. 31 Aralık’ta Edirne Mütarekesi imzalanmasına rağmen Ruslar.Elviye-i Selâse’nin Son Yılları-I Doksanüç Harbi ve Esaret Yılları Yunus ZEYREK 31 Ağustos 1876 tarihinde. Muhtar Paşa. Bu savaş sırasında Çıldırlı Âşık Şenlik’in. II. asker ve silâh bakımından Osmanlı ordusundan iki kat daha fazlaydı. Rus ordusu İstanbul’a doğru ilerliyordu. İsterse Uruset ne ki var gelsin. Can sağ iken yurt vermeniz düşmana. 3 Mart 1878’de Yeşilköy’de Ruslarla bir antlaşma imzalandı. Sultan Abdülmecid’in 34 yaşındaki oğlu. Osmanlı Devleti’nin en çetin. Maalesef bu kuvvetler arasında kumanda birliği yoktu. Osmanlı Devleti’nin 34. halkı mücadeleye çağıran koçaklaması çok meşhurdur: Ehli İslâm olan işitsin bilsin: Can sağ iken yurt vermeniz düşmana. Yahnılar’da kazanılan yeni bir zaferi maalesef 15 Ekim 1877’de Alacadağ bozgunu takip etti. Şüphesiz bu olayların en önemlilerinden biri de Osmanlı-Rus Savaşıdır. Diğer taraftan Rum ve Arnavut taşkınlıkları had safhadaydı. haziranda Halıyazı. 30 Nisanda Bayazid. Rumeli cephesinde daha fena bir şekilde cereyan ediyordu. Rus ordusu. Tarihe Ayastefanos Antlaşması olarak geçen bu antlaşmayla Balkanlar elden çıkıyordu. 17 Mayısta Ardahan Rusların eline geçtiyse de Ruslar. Doğuda savaşın seyri böyleyken. Ayrıca devlet. 24 Nisan 1877 günü Anadolu ve Rumeli cephelerinde Osmanlı topraklarına ansızın saldırmasıyla başlayan savaş. Sultan Hamit’in 32 sene devam edecek olan padişahlık dönemi. Edirne Mütarekesi’nden bir ay sonra. Zivin ve ağustosta da Gedikler muharebelerinde Muhtar Paşaya mağlûp oldular. Bu şartlar altında. Ödenmesi mümkün olmayan bu meblağ karşılığında balkanlarda bir kısım yerler ile Anadolu cephesinde üç san- Müşîr Gazi Ahmet Muhtar Paşa 12 Bizim Ahıska . Padişahı. Yeşilköy’e kadar gelip burada karargâhlarını kurdular. Van ve Bayazid civarındaki yardımcı kuvvetlerin kumandanı da Erzurum Valisi Kurd İsmail Paşaydı.

Oltu. Maalesef bazı din adamları da Rus emellerine laşması. Kars’ı Ermenistan kuvvetli bir askerî üs hâline getirmek ve buranın Türk hüviyetini silmek istiyorlardı. Bazı ikinci sınıf nahiye müdürleri. Artvin ve Ardanuç’u Batum’a. Her yer devletin sayıl1877-1878 (93) Harbi’nden önceki sınır. 1877-1878 (93) Harbi’nden sonraki sınır. Vali ve kaymakamlar tamamen Ruslardan. Ne durursun hicret eyle. Yoktur dünyanın vefası. Bunlara maaş verilmezdi. dığı için de istimlâk 1918 Brest-Litovsk ve Batum Antlaşmalarına göre sınır hakkı tanınmadan 1921 Moskova Antlaşması’na göre sınır (Şimdiki sınır olup Büyük Ağrı Dağı doğusundasındaki Dil sınırı 1932’de İran’la yapılan sınır boşalan yerlere Erdüzenlemesiyle belirlenmiştir. Ardanuç. Ardahan. adliye vs.bir engelle bölmekti. Bunları kısaca özetleyelim: Kars ve Batum’u birer askerî vilâyet hâline getirdiler. Şavşat. Ne durursun hicret eyle. başka bir yapılanmaya giderek Türk dünyasını kesin Rumeli’de ve Doğu Anadolu’da büyük toprakları. nın bir amacı da Türkiye ile Azerbaycan arasında Olur) Ruslara bırakılıyordu. Rus yönetimi imzalanan Berlin Antlaşması’yla kesinleşmiştir. bölgede yaşayan yerli ahalinin üç yıl içinde serbestçe Anadolu içlerine Dinle ulema sözünü Ne durursun hicret eyle. İmandır gönlün şifası. Ahıska ve Ahılkelek’i de Tiflis’e bağladılar. Elviye-i Selâse bölgesinde yönetim. Türk bölgesini paramparça etmek için Oltu ile Ardahan’ı Kars’a. 8 Şubat 1879’da İstanbul’da Rus tarafıyla imzalanan Muahede-yi Kat’iye’yle. nahiye müdürleri de Ermeni ve Gürcülerden atanıyordu.ülke. cami avlularında okunuher yönünü ilgilendiren konularda farklı uygulama. aksi takdirde Rus tebaası sayılacakları karar bağlandı. Rusların asıl hedefi İskenderun Körfezi’ydi. Bu kâfir durdukça azar. Batum. gibi hayatın anarak yazılan bir destan. okuma yazması dahi olmayan Türklerden seçiliyordu. İşitmezsin ezan sesi. Şenkaya. Kars. meni. lehimize bazı değişikliklerle 13 Temmuzda alet olarak halkı göçe kışkırtıyorlardı. Bu kararı Gürcistan bahane eden Ruslar. rüşvetsiz bir iş görmezlerdi.göç edebileceği. Bizim Ahıska 13 . eğitim.yor ve ahalinin buralardan gitmesi öğütleniyordu: SSCB lara gittiler. din. ticaret. Seni candan eder bîzar. Hiç kalmadı okuryazar. Toprak mülkiyetini kaldırdılar. ton. Malakan ve Yezidîleri yerleştirdiler. Bugünkü Ermenistan denilen mızın elden çıkmasına sebep olan Ayastefanos Ant. Ne durursun hicret eyle. tamamen köylünün sırtından geçinir. Ruslar. tamamen bu politikanın eseridir. Ukraynalı. altında yaşamanın dünya ve ahretteki kötülüklerini toprak. Bu politikaBorçka. Mümin olanlar farzıdır. bölgenin nüfus yapısını değiştirmek ve tarıma elverişli verimli yerleri boşaltmak için her türlü metodu uyguladılar. Rum ve Rusya içlerinden getirdikleri Alman. Escak/Elviye-i Selâse bölgesi (Artvin. Bu amaçla elden geldiği kadar Müslüman ahaliden temizlemeye çalıştılar.

Anadolu içlerine doğru göç etmek üzere yollara döküldü. Çıldırlı Âşık Şenlik’in. Kars şehrinde yaşayan 20. Buna karşı Erzurum çevresinde kurulup Kars ahalisi gönüllüleriyle harekete geçen Türk Can-Bezar teşkilâtı. Berderes. İbtida Kötek’te eyledim iskân Muhibbi sadıkı yâran eyledim. 1900 yılı başlarında pasaportla gelip Rus işgalindeki yerleri gezen Narmanlı Âşık Sümmanî. Ermeni Can-Fedalar başına hitaben söylediği koçaklamanın başı şöyledir: Millet komitanı Vağarşak ağa. “Yazı nakışa benzer. Bu göç yollarında çok ağıtlar ve destanlar söylendi. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti şubesini faaliyete geçirdi. Şehirdeki Türk nüfusun % 90’ı. yerli ahaliyi Hristiyan hatta Gürcü yapmak için uğ- 14 Bizim Ahıska . oraları geçici olarak bıraktık. Rus idaresi zamanı Osmanlı Devleti topraklarında hatta başkent İstanbul’da silâhlı ve bombalı faaliyette bulunan Ermeniler. Sılayı terk etmek gam değil amma Emektar atalar. Kağızman üzerine söylediği koşmada şöyle der: Bin üç yüz on altı. Türk köylüsü. Rus devletinin imkânlarını da kullanarak eskiden olduğu gibi şimdi daha kuvvetli bir şekilde bölgenin ticarî hayatını ele geçirdi. Ak suvaklı sedri mermer otağlar. buralara yerleştirdiler. Osmanlı Devleti’ne karşı isyana kalkışan ve sonra da kaçan Doğu Anadolu Ermenileriyle Kars ve Gümrü Ermenilerinin 1905’te kurduğu Can-Feda teşkilâtı elebaşıları tarafından yapılıyor. Ruslar. Mevcut rüşdiye mektepleri ile birçok medreseyi kapattılar. Neşriyata müsaade edilmiyordu. okumamış köylü ve çaresiz fukara halktı. yerli ahalinin daha da fakirleşmesine yol açtı. Deme ki onlardan bir hüner gelir… Bölgede Gürcülerin faaliyeti daha farklıydı. Sabreyle başına gör neler gelir! Yığıpsan başına bir bölük dığa. camilerde eğitim yapılabiliyordu. mülki Kağızman. Bundan sonra Kırım ve Azerbaycan’da çıkan gazeteler geliyor. Dışarıdan getirdikleri Rum ve Ermenileri. Yiğirmi üç yıldır kan yaş dökerler. Rusya’nın 1905 Japon hezimetinden sonra nispeten bir rahatlama görüldü. köylerde yaşayan yerli Türk ahalinin de yarıya yakını. Ancak Birinci Dünya Savaşı başlangıcında. Bu destanın iki dörtlüğü şöyledir: Elveda günüdür çimenli dağlar. 1913-Balkan Savaşı felâketzedeleri ile Hicaz Demiryolu için Müslüman ahaliden yardım toplayabiliyordu. Oltu etrafında ve şose yolu boyundaki verimli topraklarda yaşayan yerlileri göçe zorladılar. Ramazan ayında dahi imamsız köylere Türkiye’den okumuş din adamlarının gelmesi yasaktı. Kars’taki Türk Başkonsolosluğu. Moskof’un elinden kahri çekerler. Bunların en meşhuru şüphesiz Akkomlu Âşık Ceyhunî’nin uzun destanıdır. İşte böyle bir zamanda Sultan Abdülhamit’in fermanıyla Şeyhülislâm’ın bir fetvası Kars’a ulaştı: “Sakın göç etmeyiniz! Cami ve ecdat türbelerini terk etmeyiniz! Ezanımız susmasın! Kâfir içinde Müslüman kalmanın sevabı büyüktür. Bölgenin ekonomik hayatına onların hâkim olması. Sefil Ceyhunî’yi derdi yok sanma. nasıl olsa kurtuluş yakındır!” denilmekteydi. Müslüman çocukların sadece Kur’an’ı yüzünden okumaya yönelik bir eğitim sistemini uyguluyordu. Göllerde yeşilbaş sonalar kaldı. Onlar. Dolayısıyla geride kalanlar. Normal bir okuma yazma dersi yoktu. Cucurus ve Tamrut köylerini Ermenilere verdiler. Kars ve çevresinde de bu tür can kıyımına başladılar. Ruslar. Bunlar da her an göç edebilirdi. Takdir-i ezeldir beyhude yanma. sonra da öğrenirsiniz!” diyorlardı. Narman’la. analar kaldı. Bu nüfus ve iskân işini daha ziyade Kars ve çevresinde uyguladılar. Kars ahalisinin tabii savunması faaliyetine başladı. Her taşı gevherden binalar kaldı. Hatta Bakü Neşr-i Marif Cemiyeti’nin Kars’ta bir şubesi açıldı. Bu cinayetler. Ermeni unsuru. Göç edenlerin çoğu aydın. virdi zeban eyledim. tenhada gördükleri Türkleri öldürüyorlardı. Göründü gözüme seyran eyledim. Albayrağa hasret boyun bükerler Necatini. anavatanla ilgiyi kesmek için Türkiye’den kitap ve gazetelerin girişi de yasaktı. Mollalar çocuklara. varlıklı ve ileri gelenlerdi. Müslüman ahalinin geri kalması için her türlü vasıtayı kullanıyordu. sanat ve ticarete rağbet göstermiyordu. Bu şube. Halkın cahil kalması için eğitimi teşvik etmiyor.000 Türk nüfusundan 40 aile kalabilmişti. Ruslar bu faaliyetlerde bulunanları yakalayıp Sibirya’ya sürdü.Ruslar bir yandan böyle propaganda yaptırırken bir yandan da yerli halka baskı yaparak kalkıp gitmeye mecbur ediyordu.

Murgul’da bir de Gürcü mektebi açacaklardı.raşıyor. Öyle yaptık. Hele Artvin’de çalışan bir Gürcü doktoru. ondan aldıkları vesikayı bir yıl süreyle kullanırlardı. kalmış cehalette. Bunun içindir ki bölge ahalisi Ermeni mücadelesinde hesaba gelmez miktarda kurban verdi. Bunun da Türklerin arasına nifak sokmak için etnik ve mezhep farklarını derinleştirmekten başka bir amacı yoktu. Sağlık işlerine kazalarda bulanan bir hükûmet tabibiyle birkaç sağlık memuru bakardı. Kazalarda bulunan kadılar. Bu da rüşvete tabiydi. askerlik sanatı ve silâh kullanmayı da öğretmek istemiyordu. Adlî işlerde rüşvet çok yaygındı. Aman kardaş ne fark vardır bizim ile cemadatta. Başimamların maaşı yoktu. dolayısıyla kararlar da ona göre olurdu. Burada açılacak mektebin Gürcüce değil. bu acıklı durumu anlatan deyişinde şöyle diyordu: Ruslar. Bu suretle müthiş Gürcü propagandasından kurtulduk. dava vekili ve muhtelif mevkileri işgal eden 18 misyoneri faaliyet gösteriyordu. nikâh kıyar. at üzerinde gezerek halkı parasız muayene ediyor. Ruhanî meclis de gerekli tasnifleri yaptıktan sonra Rus Nüfus İşleri İdaresi’ne gönderirdi. 15 . Babadan oğula geçen tek tesellî. ilâç veriyordu. Adliye işlerine kazalarda bulunan birer sulh ve sorgu hâkimi bakıyordu. Çarlık Rusya’sı Müslüman ahaliden asker almamaktaydı. Ki Kars’ın köylerin derler yazan yok bir satır Türkçe. Köylüler. O da masrafı ahali karşıladığı takdirde talebimin kabul edileceğini söyledi. Yerli ahali Rusça bilmediğinde Ermeni ve Gürcülerin tercümanlığına başvurulur. bazen de Ermeni veya Gürcü’ydü. doğan ve ölenleri deftere yazarlardı. Ruslardan dolgun maaş alıyor ve Rus siyasetine alet oluyorlardı. Bu teşkilâtın merkezi Tiflis’ti. Neden bir dârül-eman yok kocaman vilâyette? Bütün Ermeniler. cenaze namazı kıldırır. Rumlar okurlar Türkçe. kurulur mu hiç vatan. Nüfus Hüviyet Cüzdanı diye bir şey yoktu. Türk bayrağı altında toplanmak ümidiydi. Şu Poskov medresesinden dilenciler çıkarmakla Zülâl der. Köylere sağlık hizmeti gitmezdi. Şiîler için de Şeyhülislâmlık kurulmuştu. Bin nüfusa bakan imamlara başimam denirdi. halkın millî duygudan uzaklaşması için millî ad olan Türk kelimesini kat’iyen kullanmıyor. bu Gürcü doktorunun milleti Gürcüleştirme faaliyetinden bahsettim. Rusça-Türkçe mektep yapıldı. Acep Türk hattı çıktı da gezer mi şol semavatta. Zira Tiflis’te Sünnîler için bir Başmüftülük. Ruslar. propaganda faaliyeti yürütüyordu. Bunlar. Rusların Çıldır Kaymakamı huzurunda söylediği deyiş. Posof medresesinde muallim olan Yusuf Zülâlî. halkın Osmanlı’ya ne kadar bağlı olduğunun ifadesidir: Bizim Ahıska Şu Kars’ta yok mu bir kimse bulunsun bu himayette. Batum Mebusu Edip Dinç anlatıyor: “1906’da Batum civarında Gürcülerin doktor. Gürcü doktor da buralardan uzaklaştırıldı. Bu yüzden oralarda daha ziyade muskacılık yaygındı. Tiflis Müftülüğünce atanan başimamlar. baş imamlardan gelen nüfus kayıt defterlerini. Yazık değil mi Türk evlâdı kalsın her esarette.” 1909’da biri Kars’ta diğeri Posof’ta olmak üzere iki medrese ve ilmihal bilgileri de veren birçok Kur’an kursu vardı. Diğer milletlere göre ne denli geride kaldık. Bu şartlar altında yaşayan Türk halkı tamamen esir hüviyetindeydi. ahali arasında para toplandı. Artvin’in Alman asıllı Rus mutasarrıfına müracaat ederek. Rusça ve Türkçe okutmasını talep ettim. Okuma yazma öğretmeden cahil bıraktığı gibi. Bu hâkimler genellikle Rus. gerektiği zaman imamdan aldıkları bir kâğıtla nahiye müdürüne gider. Müslümanların dinine müsamaha ediyor görünerek ruhanî bir teşkilât kurmuşlardı. Rusça’yı. çeşitli adlar altında halktan para toplayarak geçinirlerdi. ahaliye Gürcü milliyetçiliğini aşılamak ve Hristiyanlığı kabul ettirmek için çalışıyorlardı. Köylerde imam vardı. ruhanî meclise gönderirdi. herkesi mezhep veya etnik durumuna göre adlandırarak kırk parçaya bölüyordu! Çıldırlı Âşık Şenlik’in. Bu kurumların başına atanan kişiler.

Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. O bir yandan Tercüman gazetesini çıkarıyor. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. Bu şekilde bölge Rus demiryolu şebekesine bağlanmış. Rus tehdidi altında olduğundan İstanbul’dan kalkan gemilerimiz. Bu tören. 27-28 Aralık savaşları çok şiddetli geçti. Hafız Hakkı Paşa.” O zamanlar en kayda değer aydınlanma hareketi herhalde Kırımlı Gaspıralı İsmail Beyin faaliyetidir. Tiflis’te döktürülerek getirilen heykelin açılışı için halk da davet edildi. Bir halk şâiri Ruslardan kurtuluş dileği destanı yazmıştı: Gece gündüz sana budur duamız. Ümitsizliğe kapılan Rus karargâhı genel çekiliş emri vermeyi düşünürken. Eli altında esir bulunan halkı çalıştırarak Tiflis’ten Gümrü’ye gelen demiryolunu Kars’a ve sonra da Sarıkamış’a kadar uzattılar. Tuna. Rus idaresinden bezmiş usanmıştı. Anadolu’da seferberlik ilân edilince Ruslar. Nesli mürsel. hicran. Buhara. İstanbul’u ve Boğazları almak. Kafkas. Büyük bir sevinç ve heyecana kapılan halk Rusları kovmak için ordumuzun yanına koştu. Batum’a bağlanmıştı. Rus esaretinden kurtuluş ümidini şöyle dile getiriyordu: Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur. Araslar gibi Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur. Türk doğarız. Volga. Üçüncü orduya arzu çekeriz. Bu anıt 93 Harbi’nde Kars’a giren ve kaledeki Türk bayrağını indirip yerine Rus bayrağını diken askeri canlandırıyordu. hızla onarılan demiryoluyla Tiflis’ten Sarıkamış’a mütemadiyen taze kuvvet ve mühimmat sevki. Bizans Devleti’ni yeniden kurmak. Sarıkamış harekâtının sonucunu da bu sayede lehine çevirebilmiştir. 23 Aralıkta Rusları püskürterek Oltu’ya girdi. Halk. Ayrıca petrol şehri olan Bakü de demiryoluyla Karadeniz’e. Ceyhun. Ardahan ve Batum halkı bu şartlarda yaşarken Birinci Dünya Savaşı başladı. hükmi hanı isterim. askerî nakliye için gerekli şartlar hazırlanmıştı. Merhamet sahibi. Türk ahali bu manzarayı nefretle karşıladı ve aralarında mevcut millî birlik duygusu daha da arttı. askerî kara ve demiryollarına da önem verdiler. Bu metotla açılmaya başlayan okullardan birinde. Rusları buradan atarak Ardahan’ı ele geçirdi. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. 20 Aralıkta 1914’te Sarıkamış’a gelerek cepheyi ziyaret etti. Ayasofya’ya haç koymak gibi tarihî emelleri olan Rusya. Doğu Anadolu’ya demiryolu yapılmaması için Osmanlı Devleti’ne baskı yapmış ve hatta taahhüt almıştı! Karadeniz. Kars. El ele verince dağlar sökeriz. Yandık zulüm. Karadeniz’de kontrolü ele geçiren Ruslar. 16 Bizim Ahıska . Türkiye. savaşın seyrini değiştirdi.Hulusi kalbimden bilsen fikrimi. irahmi gani. 22 Aralıkta Sarıkamış’a doğru Türk yürüyüşü başladı. Ardanuç üzerinden gelen ve içinde Yüzbaşı Halid Beyin de bulunduğu bir Türk birliği. Çar’ın manifestosuyla Türkiye’ye karşı savaş ilân etti. 25 Aralıkta Sarıkamış’a hücum etti. Kara. Türklere hakaret edilmek için düzenlenmişti. Türk yaşarız dünyada. iki taraftan Rus kartalı bayrağı parçalıyor ve askerin elindeki Rus bayrağı yükseliyordu! Valiyle heykeli dikilen asker de bu törende hazırdı. Der Zülâlî. İnşallah düşmanın kaddin bükeriz. Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur. Başkumandan Vekili Enver Paşa. Türk gezeriz. Sarıkamış’ın yukarı mahallesi ele geçirildi ve merkezde kuvvetli süngü savaşları yapıldı. 1904’te Azerbaycan’ın Şeki şehrinde öğretmenlik yapan Posoflu Âşık Zülâlî. Trabzon’a ulaşamıyordu. diğeri de deniz gücümüzün zayıflığıdır. Selim’de demiryolu havaya uçurularak Kars-Sarıkamış bağlantısı kesildi. Sarıkamış felâketinin en mühim sebeplerinden biri demiryolu yokluğu. Diğer bir hattı da Arpaçayı ve Aras Nehri’ni takiben Nahçivan ve İran’a bağladılar. Çünkü Türk bayrağı Rus askerinin ayakları altında çiğneniyor. Başka bir ifadeyle. Türk ahalinin millî direncini kırmak için Kars’ta bir Rus Zafer Anıtı yaptırdı. Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur. Hâlbuki Türk demiryolu Ankara’nın az doğusuna kadar uzanıyordu. Fahrettin Erdoğan anlatıyor: “Tiflis’te oturan Kafkasya Genel Valisi Vorontsov Daşkov. deniz ve demiryolu bakımından Türkiye’ye karşı kesin bir üstünlüğe sahip olan Rusya. 12 Kasım 1914’te savaşa girmiş bulunuyordu. Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur. Ben Allah’tan Âl-Osman’ı isterim. Ruslar. gam ateşine. bölgenin aydınlarını ve ileri gelenlerini toplayarak Sibirya’ya sürdüler. Kırım’dan çevrilen hisarları. Rus Çarı Nikola. bir yandan da usul-i cedîd dediği yeni usul okluları teşvik ediyordu.

Ruslar Ermenilerle birlikte yerli ahaliye karşı akıl almaz ölçüde katliama başladılar. İnekleri dışarıya salarak evimizi barkımızı bırakıp yola çıkmıştık. Bağlar bozulmuş. Alucra. Bir iki ay Zor’da kaldık. 1916 yılı şubatında Erzurum’la birlikte Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Ruslar tarafından istilâ edildi. küme ve pestiller yapılmıştı. Kalanları da Erzurum’a doğru çekildi. Oltu-Kars arasında Ermeni savaşı sürüp gidiyordu” Devamı var. 1915 yılı nisan ayının il günleriydi. pekmezler. Ardahan. Çoruh üzerindeki tel halattan karşıya geçip. Yedi yaşındaydım. açlık ve çeşitli hastalıklardan nice insan telef oldu. her şey yok olmuştu. Bizim Ahıska 17 . Ruslar. Bayburt. gâvurlara kalır diye. Kelkit. Artık muhacirler yerlerine dönüyordu. Bizim köyde de göç hazırlığı başladı. üç ay boyunca Çıldır. Babam hasta yatağındaydı. Sonra Ersis’e geldik. Evler harap olmuş. onların yardımıyla biz de Çoruh’un öte yakasındaki Zor köyüne geçtik. “Türk ordusunun gelişine sevindiniz!” diyerek Ardahan ve Çıldır ahalisini kırmaya başladı. Reşadiye. çardakta sıra sıra asılı duran kümeleri çekip aşağıda gördüğüm Ardanuçlu çocuklara attığımı ve onların da kapıştığını iyi hatırlıyorum. Sungurlu’da dört sene kaldık. Rus Kazaklarıyla onlara öncülük eden Ermeni ve Rum çeteleri. Bir gün biz de gideriz. İspir. reçeller. Göle ve Olur’da çoluk çocuk demeden 40 bin kişiyi şehit etti. Rus tarafında kalan kendi tarlalarından güzün ekilmiş ekinlerin başaklarını kırparak çuvalla Ersis’e getiriyorlardı. Halid Beyin cephane götürüp boş dönen atlılarına bibim rica etmiş. Osmanlı kuvvetleri geri çekilince bölgede katliamlar başladı. Sarıkamış muharebeleri.30 Aralıkta üstünlük Ruslara geçti. O günleri Yusufelili Öğretmen Mustafa Âdil Özder şöyle anlatıyor: “1914 yılı sonbaharıydı. Sarıkamış Felâketi’yle bölgeyi savunan ordumuz eridi. Bu göç yollarında soğuk. 1915 yılı kışı boyunca bu göçler devam etti. Savaş başlayınca bilhassa Artvin bölgesinden Anadolu içlerine doğru muhaceret başlamıştı. 1916 kışına bu kasabada girdik. 1920 senesinin ağustos ayında biz de memlekete döndük. Tiflis’ten Çıldır’a gelen taze Rus kuvvetleri Ardahan’a yöneldi. Burada toplanan Erkinisliler. 1915 yılının ilk haftası. ümitsiz dövüşler şeklinde devam ettiyse de 17 Ocakta cephe sustu. 1916’nın ilk haftasında tekrar yola koyulduk. Tokat ve Zile üzerinden ağustosta Sungurlu’ya gelip yerleştik. Bahar gelince Rusların çevre köyler kadar sokuldukları söylendi. eşyalar talan edilmiş. savaşın hazin sonu göründü. Halid Bey kuvvetleri çekildikçe Artvin ve Oltu bölgesinde Rus işgali genişliyordu. 2 Ocak 1915 günü. Ardanuç ve Hod köylerinden göçen ve çoğu kadın. yaşlı ve çocuklardan meydana gelen kafileler köyümüzden geçiyordu. Bölge yeni felâketlere sürüklendi. geceleri.

Çınar ana. Bu acıyı dindiremeden kapısı yeni bir felâketle çalınmış. salgınlara ve açlığa dayanarak sağ kalanlar. garip ve kimsesizlikler yaşadılar. Alman cephesine giden genç kocası Bekir Lomidze. Çınar ana. önce oğlu Hasret’i elinden aldı. Çınar ana için sürgünün ilk yılları çok ağır geçti. Çınar ana. Bu felâketin adı sürgün! Genç bir anneyken dul kalmıştı. İşte bu savaş. bizzat yaşayanların bir kısmı hayatta. Hiçbir suç isnat edilmemiş. çaresizlikler içinde ateşle boğuşarak vefat etmişti. Zamanla beş çocuk annesi olmuştur. Onları evli barklı etti. Bu halk sadece Türk olduğu için bu insanlık dışı muameleye tabi tutulduğuna göre bu olaya sadece sürgün demek yeterli midir? Kış mevsiminde 15-20 hatta 30 gün süren ölüm yolculuğunun adına soykırım desek. İkinci Dünya Savaşı çıkmış. Çı- nar ninenin dünyasına kâbus gibi çökmüş. Ne var ki bu ölüm yolculuğu. Bunlar masal değil. İstasyonlarda vagonları dolaşan askerler ölüleri alıp yaban arazilere savurdular. Sürgün tarihine kadar ailesiyle beraber Ahıska’da huzurlu bir hayat yaşamıştır. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nın neye soykırım dediği tartışılır! Kış soğuğuna. sürgünde evlâdını kaybetmiş genç bir anneyken diğer çocuklarıyla beraber tek başına hayat mücadelesi vermiştir. on sekiz yaşında evlenmiş. Çocuklarına hem ana oldu hem baba. Onlara bakabilmek için didindi. Hasret. O zamana kadar askere alınmayan Ahıskalılardan da eli silâh tutanlar toplanarak cepheye sürülmüş. doğdu büyüdüğü ata yurdundan sürgün edilmiştir. Azim ve sabırla çocuklarını büyüttü. Yoksulluktan ve kimsesizlikten dört çocuğuyla beraber çok çile çekti. bilmediği arazilerde kurda kuşa yem olan yavrusunu bırakarak diğer çocuklarıyla birlikte Özbekistan’ın Namangan şehrine ulaştı. Şimdi de vatansız kalacaktı.Ahıskalı Çınar Ana Nilüfer DEVRİŞOVA Ahıska Türklerinin yaşadığı insanlık dramı akıllara durgunluk veren bir olaydır. Bir istasyonda vagona giren askerler çocuğun cansız cesedini alıp annesinin yaşlarla dolu gözlerinin önünde bir eşya gibi dışarı atacaklardı. daha genç bir anneyken hayatın bin bir türlü çilesiyle tanıştı. Eğer bu olayın adı soykırım değilse. bir daha geri dönmemiş. Hayvan vagonunda evlâdını kaybetti. ulaştıkları ülkelerde tarifi imkânsız yokluklar. yolda hastalanmış. Çınar ana. üstelik kendi güvenlikleri için geçici bir süre denilerek yalan söylenmiştir. hiçbir haber de alınamamış. Dayandığı yegâne varlık çocuklarıydı. İlkokulu yaşadığı köyün Gürcü mektebinde okumuştur. Çınar ananın dört oğlu ve bir kızı vardı. Ama bu çilerlin hiçbir vatandan ayrılık derecesinde değildi. Koca bir halk. Ama bu çocuk nereye gömülecekti? Bir mezarı olacak mıydı? Ne yazık ki böyle bir şansı da yoktu. Analar bağrına taş bastı. kocasını kaybetmenin üzüntüsünü yaşarken sürgün haberiyle yıkılmış. Hayatın ve anneliğin en güzel çağında bir kıyamet kopmuş. Çok genç yaşlarda. abartmış mı oluruz? Bitmez tükenmez yollarda binlerce insan can verdi. hayvan vagonlarına doldurularak bir ölüm yolculuğuna çıkarılmıştır. İnsanlık âlemi bunların sesine kulak vermeli değil mi? 1944 yılı kasım ayında cereyan eden Ahıska-Orta Asya hattındaki ölüm yolculuğunun kahramanlarından biri de Çınar anadır. 1910 yılında Ahıska’nın Soxdev köyünde dünyaya gelmiş. Asgarî insana lâyık şartlardan uzak bir şekilde. Sürgün sırasında vagona atabildiği döşeklerin yünüyle çorap örüp satarak ve kolhozda aşçılık yaparak hayata tutunmaya çalıştı. hayatın kahrını çekmiş. Çocuklarına sarılarak sürgün vagonuna bindi. Bunların arasında Çınar ananın genç eşi de vardır. Vatan hasreti günden güne içini dağlıyordu. Ama bu acıyı yaşayan bir o muydu? Bütün hemşehrileri de öyle değil miydi? Her biri Orta Asya çöllerine serpilmemiş miydi? 18 Bizim Ahıska . Çınar ana.

Gürcü kızıyla evlenmiş olan Aziz Efendiyle Gürcü karısı Şaşa Hanımı görüyoruz. Hayatın acı ve tatlı yönlerini yaşamış olan Çınar nine. Aziz Efendi. Erken vefat etmeseydi kim bilir bize neler anlatacaktı… Bugün bile cevabını bulamadığımız sorular ce- vap bulacaktı. Kızı Özbekistan’da. oğlu da ABD’de yaşıyor. Bizim Ahıska 19 . birkaç sene evvel 105 yaşındayken Ahıska’da vefat etmiştir. Gürcü bir hanımla evlenmiş ve sürgüne gitmemiş. Ahıska Türkleri sürgüne gittikten 11 sene sonra 1955 yılında Ahıska’da çekilmiş. 1949 yılında Özbekistan’da çekilmiş. Yıldız Hanım halen Özbekistan’da yaşamaktadır. Geçti gitti yıllar. Bülbüller öterdi kızıl güllerde. şimdi ABD’de yaşayan erkek kardeşi Bedir. Artık o Çınar nine olmuştu. Bu fotoğraf. (Hâlbuki Ude’de Letifşah Barataşvili. sürgünden dokuz sene sonra. Sadece bir kardeşi hayatta ve ABD’de yaşıyor. Fotoğraf 1960 yılında Maharadze’de çekilmiş. Bu fotoğraf. Eşi üç sene önce vefat etmiş. gurbet ellerde.Ahıska’da şen ve mutlu bir dünyada hayata başlayan Çınar ananın ömrü. Aziz Efendi ile Şaşa Hanımın kızları Aniko ve Saniya. Bu fotoğrafta. Altı çocuğu var. Gürcü eşinden ayırıp sürgüne gönderilmiş! Bu da kaderin başka bir cilvesi…) Bu fotoğrafta çay toplayan kızlar. Acep görür müyüm vatanı dağlar? Fotoğrafların Dili Çınar ananın kızı Yıldız Hanım (sağda). Bugün ihtiyacımız olan ama arayıp da bulamadığımız bilgi hazinemiz Çınar nineye Allah’tan rahmet diliyoruz. Ortada (oturan). 63 yaşında dünyaya veda ediyordu. gördükleriyle bir tarih yazılacaktı belki. Ağıtlar kavruldu tatlı dillerde. gurbetlerde nihayet bulacaktı. Fotoğraf. sol taraftaki hanım da Bedir’in karısı Hediye Hanım. Soldaki de Şaşa Hanımın ağabeyi. 1953’te Özbekistan’da çekilmiş. 1973’te Özbekistan’ın Namangan şehrinde vefat etti. Bu fotoğrafta sağ taraftaki Yıldız hanımdır. Onun tecrübesiyle. Çınar ninenin iki çocuğu hayatta.

Hemşinliler olmak binlerce insan. kucaklarımız dolu elmalarla evimize gelirdik. arada sadece küçük bir nehir vardı diğer taraf Türkiye’ydi. Türkiye tarafına çok geçerdik. Recep Mirzayev. tohum gibi Orta Asya ülkelerine serpildiler. geçmişte yaşadıkları sıkıntıları ve bugün yaşadıkları hayat biçimlerini öğrenmek için Ahıskalı yaşlı ve genç Kürt kardeşlerle konuştuk. Çoğunun hayat tarzı. İkinci Dünya Savaşı başlayınca araya duvar diktiler. Diğer akrabalarımın çoğu Irak’ta ve ABD’de yaşıyorlar. Türkiye’de okunan ezanlar ve öten horozların sesi bizim köyden duyuluyordu. Ben. Bunların büyük bir kısmı Kırgızistan’dadırlar. Dönebilenler de Gürcü yöneticileri tarafından geri gönderildi. küçük kardeşim de 2009’da vefat ettiler. Ahıskalı Kürtleri biraz daha yakından tanımak. Ahıska’dan sürülen bu insanların çekeceği bin bir acı. Bazıları Kürt olduğunu bile kabullenmiyor. Oralarla ilgili çok güzel hatıralarım var. Bugün Orta Asya topraklarında Ahıskalı göçmen Kürtlerin sayısı çoktur. Sovyetler Birliği zamanında vatana dönüş müracaatları havada kaldı.I Nilüfer DEVRİŞOVA 1944’te Türkler. Ahıska’nın hangi köyünde ve hangi tarihte doğduğunu soruyoruz. Bişkek’in Oroh köyünde yaşayan Recep dede. 1925’te Ahıska’nın Tsxalpile köyünde doğdum. kültür ve konuşma dilleri Ahıska Türklerinden farksızdır. bahçelerden elma toplardık. İşte sorularımız ve cevapları: Recep dededen. hem ABD’de hem de Irak’ta yaşıyor. asıl bundan sonra başlıyordu. söylenmektedir. yurtsuzluk. Soğuk kış günlerinde. hayvan vagonlarında bir ay süren yolculuk sırasında çok kayıp verdiler. huzursuzluk. Büyük kardeşim 1992’de. Ahıska’daki mutlu hayatını ve bugüne kadar yaşadığı acı tatlı hatıralarını anlattı. Şimdi akrabalarınız nerede yaşamaktadır? Annem ve babam 1946’da Özbekistan’da vefat ettiler. Çile. ondan sonra bir daha geçemedik.000 olduğu Recep Mirzayev torunları Said ve Hanife’yle. Kırgızistan’da yaşayan Ahıska Kürtlerinin sayısının 33. Biz bu yazımızda yıllar önce bizim gibi Ahıska topraklarından uzak diyarlara sürülen Kürt kardeşlerimizden bahsedeceğiz. Ellerimiz. Ahıskalının alın yazısı oldu. Sağ kalanlar. 65 yıldan beri Ahıskalıların hayatı gurbetlerde savrulup gitmektedir. Kürt olduğunu kabullenenler bile Türklerle kardeş olduklarını ve aralarında hiçbir farkın olmadığını söylüyorlar. Ahıska’dan Orta Asya’ya sürgün edildiler. Celalabat.Kırgızistandaki Ahıska Kürtleri . Oş ve Bişkek şehirleri başta olmak üzere birçok köy ve kasabalarda yaşamaktadırlar. Ahıska’dayken okula gittiniz mi? 20 Bizim Ahıska . Köyümüz Türkiye’ye çok yakındı. Kürtler. Ablam çifte vatandaşlığa sahip. istisnasız “Ben Türk’üm!” diyor.

Çıxet’te üç aile vardı. bayram namazlarına giderdik. Türk-Kürt fark etmezdi onlar için. Bizim köyde beş aile Kürt’tü. Babaları savaşa gönderilmişti. Buna da kimse bir şey demezdi.. Camilere rahatlıkla gidip ibadetlerimizi yapardık. okula gittim kızım. Devletle de aramız iyiydi. Ramazanlarda hepimiz oruç tutardık. hiç unutamadım oraları. Bizim köyle arası on beş dakikaydı. Bu yüzden bizim oralardan sürülmemiz bana çok garip geliyor. Dersler. Hocalarımız da Azerî’ydi. Birkaç aile de Türk… Diğerleri hep Ermeni’ydi. sünnet törenlerini kendi âdetlerimize göre yapardık. Aramız iyiydi. nerelere gönderildi? Toplu olarak mı yaşıyordunuz? Diğer sürgündeki Türklerle ve Hemşinlilerle aranız nasıldı? Sürgünde Kürtler. Aramızda hiç kötü şey yaşanmadı. Peki. Bir sene sonra. coğrafya.. Çevre köylerde kimler yaşıyordu? Onlarla aranız nasıldı? Çevre köylerde ve bizim köyde Türkler. Bilhassa Adigön’ü çok iyi hatırlıyorum. Her istasyonda bize yemek veriyorlardı.Evet. Ama bütün köyleri çok iyi hatırlıyorum. Köyümüzde okulumuz vardı. Her evde üçer asker vardı. Biz ailece Semerkant’a geldik. O gece hepimizi hayvan vagonlarına doldurdular. Nasıl ki şimdi burada yapıyoruz. Eğer gidersem her yeri size gösterir anlatırım. Sürgün yolculuğu çok uzun sürdü. devletle de. Sürgüne kadar çok iyi yaşıyorduk. açlıktan ölmememiz için. 17 yaşında Azerbaycan’daki Karadiz demiryolu istasyonunda çalışmaya başladım. çünkü beni çalışmak için Azerbaycan’a gönderdiler. hiçbir anlaşmasızlık yoktu. Bunlardan başka milletten yoktu. Gomora’da da Kürtler yaşıyordu ama miktarını tam olarak bilemiyorum. Abastuban.. Bütün dersler okutuluyordu. Devletle çok iyi geçinirken nasıl oldu da biz buralara sürüldük… Âdetleriniz nasıldı? Ramazanda oruç tutulur muydu? Bütün âdetlerimiz vardı kızım. Sürgünden önce de çok iyiydi. Adigön. Bunun gibi Cağısman. Beşinci sınıfa kadar okudum. Ahıska’nın hangi köyleri Kürt’tü ve sayıları ne kadardı? Ahıska’nın birçok köyünde Kürtler yaşıyordu. Hatırladığım kadarıyla Çaral’da iki aile. Düğünleri. Bu haber karşısında ne olduğunu anlayamadık. Orada ancak bir sene okuyabildim. Devlet sizi hangi milletten görüyordu? Devletle aranız nasıldı? Gürcüler bizi ayırmıyordu. Kazakistan. Ermenilere kimse bir şey demedi. bu yüzden bize yakın olan Vale köyüne giderdik. yani 1943’te izinle eve geldim. Diğerlerini başka yerlere gönderdiler. Bizimle beraber sürülen Türkler ve Hemşinlilerle aramız iyiydi. Biz dört ayrı millet çok iyi yaşıyorduk. Sürgünün sebebini ne olarak görüyorsunuz? Sürgünün sebebini anlamadık ki. Bizi Orta Asya’ya sürgün edeceklerini ve gerekli eşyala- Hanife ile Nilüfer rımızı toplamamız için üç saat mühlet verdiklerini söylediler. orada da öyle yapardık. sürgün nasıl gerçekleşti? Nasıl oralardan sürgün edildiniz? 14 Kasım’da evimizin önüne askerler geldi. Hepimiz dağınık vaziyette değişik köylerde yaşıyorduk. Azerî Türkçesiyle veriliyordu. Aramızda öyle çocuklar vardı ki ne anası vardı ne de babası. sadece Türklerin ve Kürtlerin sürüleceğini söylediler. kardeş gibi yaşıyorduk. onların çocukları bile vagonlara sıkış tepiş dolduruldu. Ermeniler ve Gürcüler yaşıyorlardı.. Bizim köyde Müslüman az olduğu için cami yoktu. matematik… 1941’den sonra başka okulda okumaya başladım. Özbekistan ve Kırgızistan’a gönderildiler. Türklerle beraber cuma namazlarına. tarih. Sürgünde Ahıska Kürtleri. Bizim Ahıska 21 .

Yaşlandık artık. Şu anda yaşadığınız memleketten memnun musunuz? Başlıca problemleriniz nelerdir? Evet. Bana göre fark etmez. Sohbete Recep dedenin torunları Said ve Hanife’yle devam ediyoruz. istediğim gibi de geziyordum. aynı bayrak altında. “Alman ordusu buralara gelecek! Onun için sizi buradan çıkaracağız!” dediler. Bayrak bile olsa tedbir alınmalıdır diye düşünüyorum. Türkiye’yi mi yoksa Gürcistan’ı mı kendine daha yakın devlet olarak görüyorsun? Türkiye’yi çok seviyorum. Yaşlı olan herkes isteyecektir geri dönmeyi. aynı kültürü yaşamasını isterim. İstiyorum ki milletimin çektikleri son bulsun. Recep dedenin sohbetine doyum olmuyor ama sohbetimizi bitirmemiz gerekiyor. Kendine vatan olarak nereyi görüyorsun? Vatan olarak Gürcistan’ı görüyorum. bunun için devlet imkân sağlasın. Irak’a gitmek isteyebilirler. Ben oraları görüp bildiğim için geri dönmeyi istiyorum. Türklerin bu tutumunu haklı buluyorum.İsabali Mürseloğlu Gürcü ve Ermenilerle de bir derdimiz yoktu. Hanife’nin düşündükleri bambaşka. Oralarda yaşamak isterim. Said’e Ahıska’ya dönmek isteyip istemediğini soruyoruz. Ama gençler istemez. Irak’a da gittim. Bir gün ansızın askerler geldi. Said’le sohbetimizden sonra sıra Hanife Hanıma geliyor. Peki. Kendime tabiî vatan olarak Irak’ı görüyorum. O yüzden acele karar vermek istemiyorum. Bütün Kürtlerin aynı topraklarda. ninelerimiz yıllar önce Ahıska’dan sürüldüler. Oralar bizim vatanımız. daha ne isteyebiliriz ki… Gençlerimizin geleceğinin iyi olmasını isteriz. aynı dili konuşmasını. Bu konuda Türkiye’yi kınamıyor. İstediğim gibi çalışıyor. Kimse beni rahatsız etmedi. Daha oraları ne gördüm ne de hayat biçimini bilirim. Şimdi anlıyorum ki onların hedefi Ahıska’yı bizim elimizden almakmış. ama kendime yakın devlet olarak Gürcistan’ı görüyorum. Fakat oraya ilk önce gezip görmek için gitmek isterim. milletinin geleceği için ne yapmak istersin? Milletim yıllardan beri gurbetlerde dağınık bir şekilde sürgün hayatı yaşıyor. Belki de bizi çekemediler. Sınırda hepsini aldılar. çünkü çok iyi yaşıyorduk. Allah’a şükür çok iyi yaşıyoruz. Orada ayrımcılık var. Çünkü atalarımız oralarda doğdu. Türkiye. Kendine vatan olarak nereyi görüyorsun? Geçen sene Türkiye’ye gittim oraları çok beğendim. Eğer elimden gelirse bunları yapmak isterim. zorla da tutup götüremezsin. iyi bir millet. Irak’tan Türkiye’ye geçerken yanımda Kürt bayrağı vardı. Türk-Kürt ilişkilerini nasıl buluyorsun? Türkiye’de iki sene Kürt olmama rağmen hiçbir zorluk çekmeden çalıştım. Kürdistan’ı çok beğendim. Irak’ta yaşamak istemiyorum. Türkleri çok beğeniyorum. Dedelerimiz. Türkiye’ye o bayraklarla girmeme izin vermediler. oraları kendine vatan edindiler. Ama çocuklar dönmek istemez. Gelecekte ailem ve akrabalarımla beraber Kürdistan’da yaşamak isterim. Köyümüzden ve akrabalardan dönenler olursa ben de dönerim. Hanife’ye Ahıska’ya dönmek isteyip istemediğini soruyorum. Eğer beğenirsem sonra gelir ailece gideriz. sadece onlar gücünü yanlış yolda kullanan ve iki kardeş milleti birbirine düşman eden insanların peşindeler. Ahıska’ya dönmek istiyorum. Onların dünyaya bakışı başka. Türkiye’nin Kürtlere hiçbir kötülüğü yok. Çünkü onlar buralara alıştılar. Yıllar önce bizim yaşadıklarımızı onlar yaşamasın. Kürtlerle değil PKK’yla savaşıyor. Vatana dönüş konusunda ne düşünüyorsunuz? Genel olarak Kürtler neler düşünüyor? Ben. takdir ediyorum. Başka millet de aynısını yapardı. Ben. Irak’ta 22 Bizim Ahıska . memnunum kızım. Tabiî isterim! Ahıska’ya dönmeyi çok istiyorum. huzurlu bir şekilde yaşamasını. Irak’ı daha çok beğendim.

Gankit. Devlet sizi hangi milliyetten sayıyordu? Sizler kendinizi kim olarak görürdünüz? Devletin bizimle bir ilgisi yoktu.Kürt başka. Onlar. Xiryan. 1928’de Ahılkelek’in Xıryan köyünde dünyaya gelmiş. Derslerimiz Gürcüceydi. Onlar bizden kız alırlardı biz de onlardan alırdık. Saguli. kurban keserdik. Kürt-Türk bölücülüğü olmamalı. İstiyorum ki Türk de bir olsun Kürt de. Türk-Kürt ayrımcılığı yapıyorlar. PKK hareketine nasıl bakıyordu? Kürtlerin Türklere böyle davranmasını hiç doğru bulmuyorum. Âdetleriniz nasıldı? Komünizm zamanı Ramazanda oruç tutulur muydu? Âdetlerimizi yapıyorduk. Hepsiyle aramız iyiydi. Tibet… Çevre köylerde kimler yaşıyordu? Onlarla ilişkileriniz nasıldı? Çevre köylerde Gürcüler. askerler evimize geldiler. Türk başka… Ben bunu istemiyorum.ttk. Bize söylenen buydu. Kürtler Ahıska’nın hangi köylerinde yaşıyorlardı? Nüfuslarını bilmiyorum ama şu köylerde Kürtler yaşamaktaydı: Koltaxev. Agara. Rustav. Kürtlüğünü kabul edip bunu açıkça söyleyenler çoktu. gece saat ikiydi. Onlar böyle kan dökerek. Acaba Hanife. Köyümüzde ve etrafında daha çok Ermeniler yaşıyordu. Odunda. çatışarak neyi halledecekler? Her şeyi doğru yoldan çözmeliler. aynı dini. aynı topraklarda yüzyıllar boyu yaşamışız. İsabali dedeye memleketteyken okula gidip gitmediğini soruyoruz. Horoma. Türkleri Kürtlere ve Kürtleri de Türklere düşman etmeye çalışıyorlar. Bu kadar konuşunca söz PKK terör örgütüne geldi. Bu sürgünün sebebini hâlâ anlamış değilim. Hâlbuki biz aynı milletin insanlarıyız. Bu yüzden bizleri Orta Asya’ya sürgün edeceklermiş.tr/switch. Türk-Kürt fark etmezdi. Kendinize en yakın devlet ve millet olarak kimi görüyorsunuz? Ben en yakın millet de devlet de Türkiye’dir.org. Atatürk’ün milletini kendime yakın görüyorum kızım. Bugün Türkiye’de yaşanan çatışmaya bir anlam veremiyorum. Daha sonra bizim okula Azerbaycan’dan öğretmen geldi ve Azerice öğrendim. Bana göre hepimiz aynıyız. Herkesle aramız iyiydi. php?file=ProductInfo&cat_id=88&product_ id=2110 Bizim Ahıska 23 . Ermeniler ve az sayıda da Azeriler vardı. aynı kültürü paylaşmışız. Türklerin gelip bizi basacağını söylediler. İntel. Ben şahsen kendimi Türk olarak biliyorum. Öyle ayrımcılık olduğunu hatırlamıyorum. Sohbetimize Bişkek’in Zarya köyünde yaşayan İsabali dedeyle devam ediyoruz. Bizi aynı milleten sayıyordu. Geçmişe baktığımız zaman Türklerle o kadar çok ortak yönümüz var ki. Türkiye’den gelen Ermeniler bizim gibi konuşuyorlardı. Orpola. Oxere. http://e-magaza. Sizce sürgünün sebebi neydi? Kızım. İsabali Mürseloğlu. Not: Bu röportajları yapmamda yardımlarını gördüğüm Resul Raşidov ve İzmire Odabaşeva’ya teşekkür ederim. D. N. Okulda bütün dersler vardı. Bizler aynı milletin insanlarıyız. Tirbon. Uravel. Hepimiz aynı milletteniz. Oruç tutar. Okulda üçüncü sınıfa kadar okudum.

kolhozlar kurulmadan önce daha iyi yaşamaktaydı. kartopi (patates). Merve. Ahıska gibi koca bir vilâyetin binlerce insanı. Evlerimizin duvarları taştan yapılmaktaydı. Neler eker. bu ürünlerle ticaret yapıyordu. Alaaddin. iki mahalleden meydana geliyordu. Salican. Ahıska köylerinde kimler yaşıyordu? Ahıska bölgesindeki köylerin tamamı Türk’tü. Evleriniz nasıldı? Evlerimizin içinde her odada seki (divan) vardı. Köyde aşağı yukarı 45 tütün/hane vardı. Yağmurla sulanırdı. Raziye Nine. Köy muhtarının iki katlı evi hariç bütün evler tek katlıydı. resim vs… yapmaktadırlar. ne zaman ve nerede dünyaya geldin? 1924 senesinde Ahıska vilâyetinin Adigön ilçesine bağlı Tutacvar köyünde dünyaya geldim. Cesim ve Nesim’di. Para alır yaparlardı. 1992 yılına kadar burada yaşadıktan sonra Kırgızistan’ın Şamaldı-say ilçesine yerleşmiştir. Fergana Olaylarından sonra Rusya’ya gitmiş. Bizden önceki atalarımızın ana yurt hayatı da ilgi çekicidir. yani toprağımız elimizden alındı. müzik. devletleştirildi. bu iki mahalleyi iki yakaya ayırıyordu. biri kız dört çocuklu bir aileydik. lobiya (fasulye) yetiştirirdik. Bu evler ortalama iki veya üç gözlüydü. 1944 yılı faciasını yaşadı. Bize kalan toprağımızda tahıl. Hâlbuki bizim acımızın binde birini bile yaşayan topluluklar. Fennî sulama yoktu. Filmler. Köyümüz Adigön kazasına bağlıydı ama Ahıska daha yakın olduğundan alış veriş yapmak için Ahıska’ya şehre giderdik. Sonraki nesiller. Tutacvar köyünde pazar yoktu. neler yetiştirirdiniz? Bizim 12 hektarlık toprağımızdan bize sadece 15 sotuk (10 dönüm bir sotuk) kalmıştı. Erkek kardeşlerim: Kezim. Köyümüz. 24 Bizim Ahıska . Kışlar çok soğuk olduğundan evler birbirlerine çok yakın mesafede dikilmişti. belgeseller. kolhoz olduktan sonra çiftçilikle uğraşan halkın topraklarına el konuldu. Fakat kolhozlar kurulduktan sonra ve topraklar elimizden alındıktan sonra yoksul duruma düştük. Bu sekilerin altında kışlık yiyecekleri ve tarladan toplanan bazı ürünleri saklardık.Ahıskalı Raziye Nine Anlatıyor Sabir ASKEROV* 1944 sürgününü yaşamış büyüklerimiz bir bir aramızdan çekilip gidiyorlar. Duvar ustalarının çoğu Ermenilerdi. Üçü erkek. 1990 yılına kadar Özbekistan’da yaşamış. Komünist devrim sonrası her yerde kolhozlar kurulmaya başlamıştı. yeni nesillerin ibret alması ve gelecekteki sorumluluğunu hatırlaması için yaşlılarımızın anlattıkları hayat hikâyelerine kulak vermeliyiz. lazut (mısır). Bir yol. On büyük baş hayvanımızdan ikisini devlet aldı. Büyüklerimizin yaşadığı faciaların unutulup gitmemesi. O zamanlar yürüyerek bazen de eşekle giderdik. Halkımız. bu acıları yeni nesillere. Kendi ürünlerini kendisi yetiştiriyor. Kerim. Bizim Ahıska dergisi okuyucuları için Işıkova Raziye Ninemle konuşuyoruz: Raziye Nine. Sürgünden önceki köyünüzden ve bu köydeki hayattan biraz bahseder misiniz? Ben Ahıska’nın Tutacvar köyündenim. insanlık âlemine ve tarihe emanet etmek için sanat ve teknolojiden yararlanmaktadırlar. Nevreste ve Sahib adlı çocuklarını büyütmüş. bu faciayı yaşayanların sürgün öncesi ve sonrasına dair hayatını ne yazık ki lâyıkıyla bilmemektedirler. Bizim köy ve Ahıska’daki diğer köyler.

savaş sona erinceye kadar cephede kalmış. Köy okullarındaki öğretmenler Türk’tü. Qarip kuşlar ötende Qaribim bu vetende Gövlüm gögerçin olmiş Durmiyer bu vetende. 7. Özbekistan’ın Namangan vilâyeti Üçkorgan kazasına yerleştirdiler. Bazı büyük köylerde ortaokul da vardı. Durnam geder düzüm düzüm Boyni qanadından uzun Durnam benim iki gözüm Durna yara selem götür. Altı çocuğumuz oldu. Gürcülerle de Gürcüce konuşmaktaydılar. Durnam geder naşa naşa Qarli dağlari aşa aşa Hem qayina hem qardaşa Durnam yara selem götür.Ancak son zamanlarda Ahıska’da Ermeni ve Gürcüler eskisine göre daha fazla artmıştı. Dersler Türkçe yapılır ve Rusça da öğretilirdi. 10. Ondan sonra çocuklarıma hem ana hem baba oldum. Puvarın başi gözel Dibinin taşi gözel Ele bir yar sevdim ki Buyuği qaşi gözel. 11. 1944 sürgünü bir felâkettir. Bi i Ah k Bizim Ahıska 25 . Fakat 1961 yılında bilinmeyen bir kaza sonucu eşim Sırderya Nehri sularında ölü olarak bulundu. Ahıska Manileri Söyleyen: Raziye Işıkova (Askarova) Yazan: Sabir Askerov 1. Armut dalda sallanur Yere düşer ballanur Hep ki oğlan beg olsa Gene qıza yarvalur. 5. Türkler. Diğer tarafta cami vardı. 3. 16. Yine de buralarda Türkler çoktu. Endim çayir biçmeye Savux sular içmeye Dediler yar geliyer Qanadım yox uçmaya. 4. Almanlara karşı ön cephelerde savaşırken bacaklarından yaralanmış. Ermenilerle Türkçe. Evlenmeniz nasıl oldu? Eşim Niyaz Askerov. Qaranfilim budama Safa geldin odama Eger meylin bendeyse Elçi gönder babama. Bazen Azerî ve Gürcü öğretmenler de gelirdi. Fakat ailesiyle bütün halkın Orta Asya’ya sürüldüğünü öğrenince ailesini bulmak için Özbekistan’a gelmiş. Stalin’in ölümünden sonra serbest dolaşma hakkı verildi. 15. Armut dalın qırılsın Su dibinde durulsun Bizi yurttan edeni Cuma güni vurulsun. 13. İkinci Dünya Savaşı’na katılmış. Qaranfilim neden olur Tökülüp den den olur Ben ayrulux bimezdim Ayruluh senden olur. Meni demeye geldim Qaymax yemeye geldim Qaymax fikrimde yoxdur Seni görmeye geldim. Bu derenin uzuni Qıramasın buzuni Alma Çerkez qızıni Çekemasın nazıni. Şehirden geçen çayın veya yolun bir tarafında Ermeni veya Gürcü kiliseleri vardı. Kemerim taxdalari Sayarım hafdalari Eger yarım gelmese Qırarım taxdalari. Karanfilim çinçili (kalın) Öpem ağzının içini Axşam gece nerdeydin Gövlümün gögerçini. Ahıska’da okul hayatı nasıldı? Ahıska’daki küçük köylerde dördüncü sınıfa kadar eğitim veriliyordu. Puvara qazlar gelür Qanadi sızlar gelür Behtülli puvar sene Nişanli qızlar gelür. 2. Biraz da sürgünden bahsedelim. Armudun tadındayım Çermügün yolundayım Anam beni arasa Yarımın koynundayım. Okumaya devam etmek isteyen çocuklar o köylerdeki okullara giderlerdi. Biz orda evlendik. Bunların çoğu kız çocuklarıydı ve ben bunlar arasındayım. 6. 18. 9. Meniya xoşum gelür Ağlatma yaşım gelür Çıxıp kapiya baxem Belki qardaşım gelür. Bulut bulut üstünde Bulut dağlar üstünde Sen Mevla’yi seversen Yağma yarın üstüne. 8. Yurdumuzdan koparıldık. Okulumuzda kitaplar paralıydı ve çok pahalıydı. O zaman biz Özbekistan’ın Sırderya bölgesine göç ettik. Savaş sona erince Ahıska’ya dönmüş. Bu dere holuxlidur Edrefi baluxlidur Neynarım ele yari Ayaği çaruxlidur. Tabii sürgünü de yaşadınız. 14. * Ankara Üniversitesi-SBF. Bin bir meşakkatle yaşadık. Bizi Ahıska’dan çıkardılar. Bazen kitaplarımıza para yetmediğinden alamıyorduk. 17. 12. Ahıska’nın Mugaret köyündendir. Çok sıkıntılı eğitim dönemleri yaşanmaktaydı ve eğitimini devam etmek için diğer köylere gidip okuyanların yanında okul hayatını dördüncü sınıfla bitirenler de vardı.

Gürcistan SSC Askerî Komiserliğine bağlı Adigön ilçesi Askerî Komiserliği tarafından bildirilen 7500 Ahıskalı Türk gazinin ve şehidin listesi tarafımıza gönderilmemiştir. Adigön. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Askerî Komiserliğine bağlı. İkinci Dünya Savaşı ve Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’nda (1939-1945).633 diğer milletlere mensup kişi. SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin’in emriyle. soyadı. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçeleri Askerî Komiserliklerinden tarafımıza gönderilen listelere göre.790 Türk. Aspindza (Aspinza) İlçesi Askeri Komiserliği: 1774 kişi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) Bilimler Akademisi’nin. Ahıska vilâyetinden. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ne bağlı. Ahıska vilâyetinde yaşayan: 46. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin.843 Kürd.000 Ahıskalı Türk. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin. SSCB Tarih Enstitüsü Görevlisi ve Tarih Bilimleri Asistanı V. 26. Özbekistan. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçeleri Askerî Komiserliğinden yazılı olarak 4.000’di. 1939 yılından itibaren ise İkinci Dünya Savaşı’na ve 1941-1945 yıllarında da Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na gönderilen Ahıskalı Türklerin sayısı yaklaşık 40. Aspinza. Ahıska vilâyetinden gönderilen 11. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçelerinden. Kırgızistan ve Kazakistan’a sürgün edildi. Aspinza. Kırgızistan ve Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerine sürgün edildi. Adigön. Aspinza. 1936 yılından itibaren askere. Gürcistan SSC Askerî Komiserliğine bağlı. vatan topraklarına geri dönen yaklaşık 14.397 Hemşin ve 29. Ahalkelek (Ahılkelek) İlçesi Askeri Komiserliği: 438 kişi. SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin’in yazılı emri ve SSCB İçişleri Bakanı Lavrentiy Beriya’nın talimatıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) bağlı. Bu savaşta yaralanan ve savaştan sonra Gürcistan’ın Ahıska vilâyetine.Ahıskalı Gazi ve Şehitler (1936-1945) Muhammet İZZETOĞLU Ahıskalı Türkler 65 sene önce sürgün edildi: Rus “Argumentı i Faktı” (Argümanlar ve Faktlar) Gazetesi’nin 30 Eylül-6 Ekim 1989 tarihli nüshalarında yayımlanan. Ayrıca Ahıska vilâyetinden 1936 yılından itibaren askere.866 Ahıskalı Türk gazi ve şehidin ilçelere göre dağılımı aşağıdaki gibidir: Muhammet İzzetoğlu Ahaltsihe (Ahıska) İlçesi Askeri Komiserliği: 2106 kişi. 14-16 Kasım 1944 tarihlerinde. Özbekistan.366 Ahıskalı Türk’ün adı. Ahıska. 1. Zemskov’un tarihi belgelere dayanarak verdiği bilgilere göre.000 Ahıskalı Türk çeşitli cephelerde şehit edildi.000 Ahıskalı 26 Bizim Ahıska . Bogdanovka İlçesi Askeri Komiserliği: 48 kişi. doğum tarihi ve yerinin belirtildiği listeler tarafımıza gönderilmiştir. 1936-1939 yıllarından itibaren askere çağrılan ve Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na (1941-1945) Gürcistan’ın. Ahıska. yani toplam 86. Ahıska. Adigen (Adigön) İlçesi Askeri Komiserliği: 7500 kişi. 1939 yılından itibaren ise İkinci Dünya Savaşı’na ve 1941-1945 yıllarında da Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na gönderilen yaklaşık 40. 8.663 Ahıska vilâyetinin.

Gürcistan doğumlu. Gürcistan doğumlu. Agapi Agara.Türk’ten. 1991 yılında Moskova’da basılan SSCB Kahramanları adlı kitaptan: 1. Azgur kasabası. Memmed Osman Oğlu Osmanov. 1898-Bulorza köyü. Teminder Kemaloğlu (Yönetim Kurulu Üyesi) 2. 4. Ahıska vilâyeti. Ahıska vilâyeti. Aşağıda adı geçen 8 Ahıskalı Türk gazi ve şehit. Ahıskalı Türk Savaş Gazileri ve Şehid ailelerinden alınan belge ve bilgilere göre şunlarıda ilâve edebiliriz: Aşağıda adı geçen Ahıskalı Türkleri de birinci. Azgur kasabası. (1941-1945) Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Kahramanı Altın Madalyası’nı aldı. Ubri Badalov. Ahıska vilâyeti. Gürcistan doğumlu. 5. Ahıska vilâyeti. 1922 yıl Temlala köyü. 2. Gürcistan doğumlu. yaklaşık 28. Ahıska vilâyeti. Ahıska vilâyeti. Ahıska vilâyeti. Gürcistan doğumlu. Gürcistan doğumlu. Özbekistan’dan Ahıska Türkleri temsilcileriyle. Başkanı Yusuf Serveroğlu (Cemiyet Başkanı) 3. 1985) Bizim Ahıska 27 . 3. Gürcistan doğumlu. 2. Raseddin Resuloğlu (Yönetim Kurulu Üyesi) 4. Abdullah Mursaloviç Ahmedov. Gürcistan doğumlu. 3. 1924 Mohe köyü. Bedir Beimodoviç Muradov. Ahıska vilâyeti. 1909-Zediban köyü. 8. Gürcistan doğumlu. İsmail Karimov. Bekir Dursunoviç Mustafaev. Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’nda. Ahıska vilâyeti. Varhan köyü. Gürcistan doğumlu. 7. Gürcistan doğumlu.134 kişinin bilgileri tarafımıza gönderilmemiştir. Murtaz Karaliev. ikinci ve üçüncü yüksek dereceli Büyük Vatan Savaşı Şeref (Kahraman) Madalyalarını aldı: 1. Milletlerarası Ahıska (Meshet) Türkleri “Vatan” Cemiyeti temsilcileri: 1. Ahıska vilâyeti. Munir Mamedov İsaoğlu. 6. (Kremlin Meydanı-Moskova. Ahıska vilâyeti. İbrahim Tucigil. Aydın Seferov.

Tek başına bir evde. “Eski fotoğrafları bir araya toplayalım.” sözü. Ta ki Yunus Hocamızın. bir nine olmuştu. tahminen 1910 yıllarında dünyaya gelmiş. Sefalet ve itiş kakışlı bir hayatı 28 Bizim Ahıska . Kimileri hakkında bilgi sahibi değildim. dünyaevine girdikten sonra İstanbul’a yerleşti. “Sus!” işareti yapmış! Aradan yıllar geçmiş. Özbekistan’ın Kokand şehrinin Kızılkoşun köyünde eski. Geçen zaman içinde ona talip olanlar çıkmış. Bu evlilikten bir kız ve bir oğlan olmak üzere iki çocuğu dünyaya gelmiş.. yıllardır eski resimler arasında duruyordu. Ardından da baba hasretiyle yemek yemeyen oğlu hastalanmış ve yüksek ateşten havale geçirerek hayata veda etmiş. Sürgünden sonra. Almanlara esir düştüğü haberi gelmiş. döneceğim!” demiş. Zahide’nin yıllarca sürecek olan bekleyişi işte burada başlamış… Eşi askerdeyken Zahide gelinin kızı. yıkık bir evde ablasıyla komşu olarak tek başına hayata tutunmaya gayret etmiş. yemek yediği sırada boğularak hayatını kaybetmiş. Eşi askere giderken Zahide’ye. Onun asıl hikâyesi evlendikten sonra başlamış. Nihayet gelip çatmış lanet sürgün. eşinden geriye bir tek Karaköl papağı denilen şapkası kalmıştı. Aynı gemide esirler arasında birbirini görünce akrabası Zahide’nin eşine seslenmek istemiş fakat o. Zahide gelin tek başına kalmış. Genç Zahide.Sürgünde Aşk ve Hüsran Melike İDRİS Melike İbdis. 1995’te ailece Türkiye’ye geldiler. 1927 yılında evlenmiş. Ahıska’nın Kılde köyünde. Birinci Dünya Savaşı başlayınca eşi askere çağrılmış. Azerbaycan’a geldiğimizde birçok aile gibi biz de Yevlah’ın Nametabat köyünde babamın teyzesinin evine sığınmıştık.. Gördüğünüz bu resim. 1989 yılı gelip çattığında Ahıska Türklerinin ikinci felâketi olan Fergana olayları baş gösterdi. Zahide. kayınvalidesi ve iki çocuğuyla yaşamaya başlamış. kaybettiklerinin yasını tutarken kocasının. Ankara Üniversitesi .Eğitim Bilimleri Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünü bitiren Melike. Eşinin ismini kime sordumsa bilemedi. dedemin amcasının kızı olan Zahide (Zayde) ninenin hazin hikâyesiydi. Özbekistan’ın Fergana. Tarihi yaşatmamız lâzım. fakat o. 1944 yılının kasım ayında hayvan vagonlarına bindirilerek Orta Asya’nın her köşesine serpilen Ahıskalılardan biri de oydu. Fergana olaylarından sonra 1989’da ailece Azerbaycan’a göç ettiler. Bu kadar felâketi yaşamasına rağmen hâlâ kocasının döneceğini ve ondan bir haber geleceğini umut ediyormuş. Bunları bir bir gözden geçirdim. İlkokulu Yevlah’ta okudu. O. Artık o yaşlanmış. eşinin döneceğini söyleyerek taliplerini geri çevirmişti. Kokand ve diğer şehirlerinde yaşayan bütün Ahıskalılar yeniden sürgün edildi. tanınmamak için eliyle. Önceleri Menemşe adlı ablasıyla yıllarca yaşadığı söylenir. Benim de yaşamış olduğum bu sürgünde Zahide nine bizimle birlikte Azerbaycan’a geldi. Aileden kalma eski fotoğrafları çıkardım. “Beni bekle. İçlerinde biri vardı ki hikâyesi beni derinden etkiledi. Bunlar hakkında ailemden bilgi edinmeye başladım. Ahıskalı sürgün bir ailenin çocuğu olarak 1983 yılında Özbekistan’ın Kokant şehrinde dünyaya geldi. beni bu eski fotoğraflara yöneltti. Kızının ölümünden bir süre sonra kayınvalidesi ölmüş. Bu. Ortaokul ve liseyi Bursa’da okudu. fakat hâlâ asker kocasının döneceğini bekliyordu. Bunun için de eski fotoğrafları derleyerek halkımızın acısı ve tatlısıyla geçmişte yaşadığı hayatı arşiv hâline getirmeliyiz. Esir düşenler arasında bir akrabasının yakını da bulunuyormuş.

yolunu beklediği kocası. yaşadığı hayatın. Zahide nine. Zahide Nine’yi yanımıza almak istemiş. kocasından nihayet bir haber geliyor! Fakat bu da sevindirici bir haber değil. Ama şimdi daha iyi anlıyorum ki. 1995’te Türkiye’ye geldik. Babam. oraya yerleştik. Zorluklara göğüs gerebilmek için hayata tutunabileceği dal çoktan kırılmıştı. saygısı hiç bitmemişti. Zahide ninenin 2003 yılında Azerbaycan’da hayata veda ettiğini duyduk… TAZİYE Stalin’in zulüm döneminde 1933 yılında Ahıska’nın Xona köyünden muhacir olup Türkiye’ye gelen hemşehrilerimizden Hurşit oğlu Ayhan Yolcu (57) kalp rahatsızlığı sonucu Kırıkhan’da vefat etmiştir. Yıllarca onun yolunu beklemiş. Zahide nine. Babam. O zamanlar küçük yaşta olduğum için bunun yaşlılıktan olduğunu sanıyordum. Bizim Ahıska Bizim Ahıska 29 . tahammülü zor ağırlığıydı. Bunun üzerine babamın ve amcamın yardımlarıyla Nametabat köyünde tek odalı bir ev bulunmuş ve Zahide nine. Yıkılan yuvasına rağmen. Yıllar geçtikçe Zahide ninenin beli bükülüyordu. yeni bir hayat kurmamıştı. Ahıska’nın Ezgüde köyünden Sadık kızı Saltanat Dreganlı (87) da Kırıkhan’da vefat etmiştir. sürgünde genç bir gelin iken kaybettiği iki yavrusuyla. daha fazla sürdürmeye dayanamayan babam. başka diyarlarda yeni bir hayat kurmuş! Bu haberi duyunca çok üzülmüş. Bizimle gelip yeni bir hayata başlamak için bir umudu yoktu artık. yaşadığı felâketlere ve aradan geçen yıllara rağmen ona olan sevgisi. Adını ve diğer kimlik bilgilerini değiştirmiş. Kocası. Alman esaretinden kurtulup Türkiye’ye kaçmış.Zahide nine. Biz. Bütün bu fedakârlıklarının karşılığında eşinden aldığı son haberle bir kere daha yıkılmıştı. oraya yerleştirilmişti. hatta öfkelenmiş. Azerbaycan’a yerleştiğinde yeni hayata alışmaya çalışırken hâlâ kocasının döneceğini ümit ediyordu. yeni evine yerleştikten birkaç yıl sonra. Kocasının yıllarca sakladığı Karaköl papağının çıkarıp çöpe atmış! Bu sırada bizim Azerbaycan’dan Türkiye’ye göç etmemiz söz konusuydu. bir defa daha Zahide nineyi bizimle birlikte gelmesi için ikna etmeye çalıştı. şehirde bir ev buldu. Her ikisine de rahmet ve mağfiret. Fakat o yine kabul etmedi. Yalnız. bunun sebebi sadece yaşlılık değil. fakat bir türlü kabul ettirememişti. yakınlarına ve hemşehrilerimize başsağlığı dileriz. kimsesiz ve tek başına yaşamayı sineye çekmiş ama verdiği sözünden dönmemişti. bir süre gizli bir hayat yaşadıktan sonra burada evlenmiş! Bitmez tükenmez sürgün yılları boyunca.

Bundan dolayı bizi hemen abluka altına aldılar ki millet öte tarafa Türkiye’ye kaçmasın diye… Zaten kimse kaçamazdı. Onlar. Sınırdan Türkiye’nin Posof köyleri görünüyordu: Badele. Yoluma devam ederken askerler sırtımdaki çuvalı alıp. Puma. 1 Aralık 1927 tarihinde bu köyde dünyaya geldim. Yollar asker doluydu. aynı köyün kızı olan anamın adı Fahriye’dir. Bizim ev dokuz kişiydi. herhalde çekilmemi söylediler. tıklım tıklımdı! İki yanında da iki asker oturuyordu. Kimi şaşkın. Bunca sene zarfında sürgün acıları dinmedi. Çünkü çocuktuk. Başımızda büyükler yoktu bütün yetişkin erkekler askerdeydi. insanlık tarihinin çok nadir gördüğü sahnelerle doludur. Sürgün sırasında ba- 30 Bizim Ahıska . Babamın adı Rıdvan. Ama ben dillerini anlamıyordum.Rahim Dedenin Dramı 1944 Vahşeti Şahismail BİNALİOĞLU* bam askerdeydi. Bu sorumlulukların başında geçmişimizi unutmamak ve unutturmamak gelir. içindeki unu çamurların içine döktüler ve alay ederek boş çuvalı elime verdiler! Bütün yolda Amerikan arabaları tur atıyordu. Yani Rus-Alman harbinde. Demek ki bir vahşetin yaşanacağı hayvanlara da malum olmuştu. Köpekler ulumaya ve ahırlardaki bütün hayvanlar bağrışmaya başladılar. Bu kısa zaman içinde evden bir şey alamadık. Sınıra geldiğimizde emir geldi bütün arabalardaki insanları boşaltın diye… İnsanlar perişandı. Evinde cadi unu (mısır unu) olduğunu ve bana getirmemi söyledi. Askerler bizi apar topar toplantı yerine götürdüler. Ahıska gençliği olarak bizler. 14 Kasım gece yarısı askerler evlerimizi bastılar. gayet canlı olarak hatırladığı o günleri anlatıyor: Ben Ahıska’nın Türkiye sınır köyü olan Çağısman köyündenim. Sonra da bu tarihî acının dinmesi için çalışmak… Bütün bunları inançla yapabilmemiz için büyüklerimizin neler yaşadığını bilmemiz gerekir. İki asker birlikte iki evi basıyorlardı. Ben gittim on beş kilo ağırlığındaki çuvalı arkama atıp getiriyordum. Başımızda yetişkin erkek yoktu. Bizlere on beş dakika içinde evleri boşaltmamızı söylediler. Cağısmanlı Rahim yede. Aynı model bir arabanın da bizim kapımızın önünde durduğunu gördüm. kimi ağlıyor. Elimdeki boş çuvalla evimizin önüne geldim. Türkiye sınırına çok yakındı. Herkes neye uğradığını aşırmıştı. Büyük bir toplantı olacağını söylediler. Köyü dolaşan bu arabaların hepsinin içi doluydu ve arabalar zincirleme bir birini takip ediyordu. Bu vahşetin yapıldığı sırada ablam bize geldi. Cilvana… Ahıska Türklerinin vatandan sürgün edilmesinin üzerinden 65 sene geçti. Arabaya dört ailenin fertleri binmişti. Zendar. kimi hastaydı. Biz bunun farkında değildik. cevap da vermeyeceğim!” dedi. bu tarihî sahnelerin yadigârı olarak büyük sorumluluklar taşımaktayız. “Sizleri buradan çıkaracağız! Soru sormayın. Atalarımızın yaşadığı 1944 felâketi. Toplantı yerine geldiğimizde Mayor ve General vardı. Bizim köy. Bana Rusça bir şeyler söylüyorlardı. katlanarak çoğaldı.

Her bir vagonda 50 civarında insan vardı. Şaxta: Soğuk. yedik ve yola devam ettik. Sınıg-salxag vagonlar. Açlık bizleri bu duruma düşürmüştü. Burada bizleri bir kulübeye getirdiler. eyin yalın. Bilhassa Özbekistan’da. havalar çok soğuktu. Ama bir kardeşim açlığa dayanamadı. Yaddaşlarda: Hatıralarda Şahismayil Adigönlü 31 . Yolculuk devam ederken insanlar ölmeye başladılar.. * Ankara Üniversitesi . Kovalarla bize çorba getirdiler. Sürgün olmuş adamlar. Hayvan vagonlarına tıklım tıklım doldurdular. Ölenleri atarlar. Benim altı çocuğum var. Bağırarak bize soruyorlardı. Aradan üç gün geçmişti ki iki bacım da hayata veda etti. Neler olup bittiğinin farkında değillerdi. Ama biz onlara cevap veremiyorduk! Çünkü askerler konuşmamıza izin vermiyordu. Yolculuğumuz 22 gün sürdü! Son durağımız Özbekistan’dı. insan dözerdi? Bu kara vagonlarda Sürgün giden Türklerdi. Her aile bizim gibiydi. bizi derinden sarsıyordu. Kırk derece şaxtaya. Gidenler buza dönüp. Bu şekilde vagonlar hareket etti. Sabahleyin bizleri arabalarla köylere dağıtmaya başladılar... Onların da açlığa yenik düştüğünü duyduk. Öyle ki kardeş Türkiye tarafında diğeri Gürcistan tarafındaydı… Sonra bizleri vagonlara getirdiler. Ölmemek. kimi açlıktan. Bir sabah baktım ki iki kardeş birbirine sarılmış uyuyorlardı. Tüstüleyir katarlar. Dözerdi: Dayanır mıydı? Stalin tek fironlar: Stalin gibi Firavunlar. Hem açlık hem de arka arkaya gelen ölümler. Sınırın öte yakasından bize bakan insanların ağladıklarını gördüm. Çocuklarım ziraatle meşguldür. Tren. 1945 yılında birçok ülkede açlık vardı. O yıllarda elimiz ekmek görmemişti. Vagonun içi çok soğuktu. kimi hastalıktan… İnsanlar açlık ve hastalıklarla boğuşuyordu. Allah vursun. Çu ilçesinde yaşıyoruz. Evler çok eskiydi. “Bibi nereye gidiyorsunuz? Hala nereye?” diye bağırarak ağlıyorlardı. Bakü istasyonunda durmuştu. İşte bu günleri bizlere. İlk geceyi burada geçirdik. hayata tutunmak için ot yiyorduk. Sınıg-salxag: Kırık dökük. Biri sekiz diğeri on dört yaşındaydı. Bu kara vagonlardan. Gör. Dışarıda kar yağıyordu. Çaresizlikler içindeydik. Allah’a şükürler olsun durumumuz iyidir.Hukuk Fakültesi. nece zavallının Yanan çırağı sönüp. Yaddaşlarda yaşıyor. Kara renkli vagonlar.Posof halkı sınıra toplanmıştı! Şaşkınlık içinde bizim tarafa bakıyorlardı. Kelimeler: Şütüyürdü: Koşuyordu. Kazakistan’da. Yağmur yağdığı zaman başımızdan sular akıyordu. Dünya başıma yıkıldı. Her bir köye iki aile yerleştiriyorlardı. Yollarda üç günden beri bir lokma bile yiyemeyenler vardı. Yaklaşınca ikisinin de öldüğünü gördüm. Bizim Ahıska KARA VAGONLAR Vagonlar şütüyürdü. Mevsim kış. Küçük çocuklarını alıp bize getirdim. Semerkant’ta vefat etti. Herkes bir kimsesini kaybediyordu. Karları yara yara. O yaka insanlarıyla akrabayız. Tüstüleyir: Duman çıkarıyor. Eyin yalın: Vücut çıplak. Oldu Türk’ün düşmeni. Çok perişan durumdaydık. ayaz. Yorgansız. Stalin ile Gürcüler yaşattı… Anam Özbekistan’da. Amcalarım başka köylere yerleştirilmişti. öldü. Adamlar üşüyürdü. Bir ses. Deyin. Stalin tek fironlar.

bu olan bitene Ahıskalılardan karşı çıkan yok muydu? Oğlum. Bu vagonlarla yapılan yolculuğumuz tam 44 gün sürdü. Köylünün itirazına rağmen yol güzergâhını değiştirmeyeceklerini söylediler. yaşadıklarını anlatır mısın? Oğlum. Peki. Rus askerleriyle kim baş edebilirdi… Adamlar Kalaşnikof silâhlarla başımızda duruyordu. ben o zaman on üç yaşındaydım. Gidenlerin yarısından çoğu geri dönmedi. Bunlar insan değil. Tepemizde uçan uçaklar Ruslarınmış! Bize orda hapis hayati yaşattı zalim Rus askerleri. planlanmış ve bilhassa kış ayı seçilmişti sanki. ellerinde silâhlarla bütün Ahıska Türk halkını hayvan vagonlarına doldurup sürgün ettiler. Ahıska’dan sürgün edilirken kaç yaşındaydın? Neler oldu. Her yer karanlık olsun diye pencereleri halılarla kapatıyorduk. muhtelif vesilelerle anlatmışlardır. Bir şey söylendiğinde vurmak. Şimdi geldim 78 yaşına. Köylüler çok endişeliydi.. Tabii ki o günleri yaşayan birçok insan yaşadıklarını. Cinis köyünden ve bu köyün mezarlığından geçiyordu. Hepsi aklımda mıh gibi çakılı. Çünkü bizim halkımızı hiç sevmiyorlardı. O zaman küçüktüm ama zalim Rus askerleri bize öyle günler çektirdiler ki. akrabalarıyla görüşmek. Sonra o tren yoluyla ilgili bak yine ne diyeceğim: Ahıska’ da Cinis diye bir köy vardı. “Türkler Ruslara savaş açtı. Tam bilmiyorum ama bir yıl veya biraz daha fazla bir sürede tren yolunu bitirdik. dilimizden. Her an Türkiye’den buralara saldırı gerçekleşebilir. Bir insanoğlu başka bir insanoğluna bunları yapmaz! Türk olduğumuz için. Bu yüzden hiç kimse akşam evinden çıkmasın! Başka köylere gitmek. kendi ellerimizle yaptığımız tren yolunda. dinimizden.. Yanına yiyecek ya da üzerine kalın bir şeyler alamamışlardı. Yanına bir şeyler alarak hazırlık yapanlar da vardı. Her tarafta onlar vardı. Burada kimsenin yaşamadığını düşünsünler ve saldırmasınlar diye. Neneciğim. Sonra bize yine yalan söylediler.. Mezarlığı darmadağın ettiler. herkes bu duruma karşıydı ama bu karşı çıkma hiçbir işe yaramıyordu. ne olacak bizim halimiz. Önce eli silâh tutabilecek 18 yaşındaki çocukları zorla Alman-Rus savaşına götürdüler. tabi ki vardı. şehre gitmek yasak!” Eğer çok önemli bir şey varsa ve gitmek şartsa o zaman izin almalıydık. Bu tren yolunu da Rus soldatları (askerleri) silâh zoruyla Ahıska’nın Türk ahalisine yaptırdı. Ahıska’ da. O zamanlarda köyümüzde Rus askerleri dolaşıyordu. Anlayacağın o ki oğlum 44 gün o vagonda bize “it günleri” yaşattılar. Herkes. o günleri yaşamış olan Makbule nineden nakletmek istiyorum. Çünkü askerler hiçbir şeye izin vermiyorlardı. Her taraf silâhlı asker kontrolündeydi. Yani sürgün edilecek yolumuzu kendi ellerimizle yaptırmışlar bizlere öyle mi? Öyle oğlum öyle. Ahıskalılar bu tren yolunu yapıyorlardı ama niçin yaptıklarını bilmiyorlardı. Ama çoğu insan hazırlıksızdı. Şimdi ben öyle anlıyorum ki biz Ahıskalılar bilmeden kendi felâketimiz için yol yapmışız. âdetlerimizden vaz geçmediğimiz için bize etmediklerini bırakmadılar. 32 Bizim Ahıska . Oğulcan karda kışta o soğuk havada sanki mahsus yapılmıştı bütün bunlar. ray sistemi döşemek için çalıştırdılar. o da çok zordu.. Bize o Rus askerleri ne oyunlar oynadı! Bir insanın yapmayacağı şeyleri yaptılar. diye söyleniyordu… Sürgün nasıl oldu. Dediler ki. Bu savaşta çok şehit verdik. geride kalan kadınları ve yaşlıları da tren yolu. Bir de Makbule nineyi dinleyelim.Makbule Nine Konuşuyor Ali ALİOĞLU 15 Kasım 1944 sürgününü ve yaşanan zulmü. hiçbirini unutamıyorum. yolculuk kaç gün sürdü? Aklında kaldığı kadarıyla anlatır mısın? 14 Kasım gece vakti. Yolu mezarlığın üzerinden geçirdiler. Stalin “Bir şey olsa vurun öldürün!” emrini vermişti. öldürmek için can atıyordular. Ayrıca akşamları evlerin ışıklarını söndürüyorduk. Dönenlerin de hepsi bir yeri sakat geldi. bizim askerlerimiz sınırdadır. Tren yolu projesi.

Bu 44 gün nasıl geçti. Bizi Azerbaycan’da bir yere götürdüler. Bütün halkımız ve bilhassa gençlerimiz sizin mesajınızı alır Not: Makbule Nine. onlardan ayrı. Nineciğim. bu vicdansız zalimlerin eline düşürdün? Ne ettik ki bunlar bize bu günleri gösteriyorlar? Bunlarda hiç mi insanlık kalmamış?” dedi. Dede uykusundan sıçrayarak uyandı ve “Ne oluyor? Yarım canım kaldı. Dede. Kokudan rahatsızlanıp hastalanan. akrabaları olmadan. Belirli yerleri durak olarak seçmişler. Rusça “Öldü mü?” diye sordu. bizi Özbekistan. Başka yerlerde de yaşayan vardı. bu sürgünde aileleri nasıl bölüyorlardı? Yok. çok teşekkür ederim. etrafa yayılan çığlık seslerinden yaşlı nineler dedeler hasta oldu. Ahıskalı kardeşlerimden. Demem o ki. Ölülerin kokusu vagonlara yayıldı. “Ey Allah’ım neydi bizim suçumuz ki. Her şeye yeniden. Ölülerini vermek istemeyen yakınlarının feryat figanı da ayrı bir trajediydi… Nineciğim. Ben on üç yaşında bunları gördüm. İşte böyle şeyler de başımıza geldi. Bir akarsu kenarıydı… Orda durakları vardı. A.. aileleri bölmüyorlar. Her neyse oğul. kısacası Orta Asya’nın her yerine serpiştirdiler oğlum bizleri. Akrabalarımızı da bu imza sayesinde bulduk. bir belgeye imza atıp parmak basıyorduk. Biz hızlı akan suyu gördük ve vagonda söz dolaşmaya başladı ki bizi bu nehre atacaklar. Çünkü Ruslar ölenleri vagondan aşağıya attı. Vagonda ölenlerin ne olduğunu Allah’tan başka kimse bilmez. Bizimle aynı vagonda giden yaşlı bir dede ve nineyle altı kişilik bir aile vardı. Bu sözler inşallah herkese ulaşır. Kırgızistan. Yani bir aileyi bir durakta bırakıyorlardı. tek başına. Vagonlardaki feryat figandan. Özbekistan’a geldiğimizde amcamgili Andican’a. Bizim Ahıska 33 . Bu duraklarda da Rus askerlerini görevlendirmişler. Durakta inenler indi. Vagonlarda koku olmasın diye her durakta alıp atıyorlardı. neler yaşandı? O vagonda neler olmadı ki… Hava çok soğuktu. Bütün sürgün edilenler bu yabancı topraklarda yeniden hayata tutunmaya çalıştılar. sıfırdan başladılar.. aile olarak yalnızdık. Ölenler olduğunda evlerden getirilen yorgan döşeklere sarıyorduk ki Rus askerleri görüp elimizden almasın. Öyle de oldu. yaşlı ve çok hastaydı. Müslüman gibi yaşıyoruz ama bazen üzülüyorum.A. Sonra Rus askeri gitti. dayıları. Nerdeyse öldü ölecek gibiydi. Yoksa tren durduğunda ölüleri trenden alıp dışarı atmalarından korkuyorduk. Mesela. bizi de Fergana’ya bıraktılar. inmeyenlerle yolculuk devam etti. Daha neler neler. Burada yaşamaya başladık ama bizim akrabalarımız. Özbekistan. Taşkent… Ama çoğunluk Fergana’daydı. Bu günlere de şükürler olsun. hepimizi öldürecekler! Ama çok şükür bir şey olmadı. Sonra her ay Fergana’da yaşadığımıza dair. Bizi indirecekleri yerde ölünün cenaze namazını kılıp defnetmek istiyorduk. Asker Kalaşnikof silâhıyla dedenin kafasına vurarak yanındaki çocuklara. Çoğu Ahıskalı bu şekilde Fergana’da yaşamaya başladı. Meselâ Buhara. Buranın insanlarının Ahıska’yı bilmemesi üzüyor beni.. Meğer bunu da düşünmüş bu zalimler. hiçbirini unutmuyorum. bizim ninelerimiz. seni bu vagonda çok etkileyen bir şey oldu mu? Oğlum bu yaşadıklarımın her birinden çok etkilendim ama bir tanesini anlatayım sana. Asker de “Sen daha ölmedin mi? Ölsene. Dede başını kaldırıp. Şimdi 78 yaşında olabilirim ama bu yaşadığım şeyler öyle derin izler bıraktı ki. Bunlar insanlıktan çıkmış oğlum. teyzeleri böldüler. bayılan insanlar oldu. evlâtlarımdan isteğim odur ki. Fergana’da indirdiler. Rus askerlerinden biri vagonları kontrol ederken bu yaşlı dede uyuyordu.Vagonda neler oldu. Her durakta belirledikleri aileleri indirmişler ve her durakta da vagonları denetleyip ölülerin olup olmadığını kontrol ediyorlardı. Amcalar. dedelerimiz din. Kazakistan. dil. Kahrolası Rus.. Vatan topraklarının içinde. Ben bu yaşıma geldim her tür insan gördüm ama bu Rus gâvuru gibisini görmedim. ondan ne istiyorsun?” dedi. unutamıyorum. şu an adını hatırlamıyorum. örf ve âdetlerinin uğruna bu günleri yaşamıştır. ama akrabaları bölüyorlardı. 44 günlük sürgün yolculuğunun ardından herkes Orta Asya’daki birçok ülkenin değişik yerlerine dağıtıldı öyle mi? Sonra ne oldu? 44 günlük yolculuk bitti ama… Unutmadan bir şeyi söyleyeyim. seni kendi ellerimle vagondan atmak istiyorum! Sana öl diyorum! Öl! Ölmezsen ben öldürürüm seni!” diye bağırdı. Andican. Bu yüzden de bu değerlere sahip çıkmalılar ve unutmamalılar. Ölen birini gördüklerinde de iki asker çuval gibi tutup sallayarak dışarı atıyorlardı. sözü fazla uzatmayayım. işittim oğlum. Yeni nesiller öğrensinler ve öğretsinler. Nine. İmza listelerinde gördük ki filân akrabamız filân yerdeymiş! Böyle böyle bir araya gelmeye başladık. durdurdular. yakınlarımız yoktu. Gürcü ve Ermeni neler çektirdiler bizlere. benim anneannemdir. Yani “Makbule Aziz Fergana’da yaşıyor!” diye imza atıyordum. Ahıska’nın adını ve yaşadıklarını unutmasınlar ve unutturmasınlar. Yine bir yerde durmuştuk. Açlıktan ve soğuktan donarak ölenler oldu. halalar.

elmalar ağaç dibinde çürüyor! Benim çocukluğumda köylerde ekin ekilirdi. Bu kırmızı şey nedir demişler ve yemeden atmışlar. hazırladıkları yiyecekleri göç eden çocuklarına yollamaktadırlar. Dağ köylerinin kış hazırlıklarında daha çok süt mamulleri göze çarpar. Ardanuç’ta yaşayan az sayıdaki gayrimüslimler. bölgenin çok eski yerleşim merkezidir. ağaç dibinde bekler. düşeni alırmış. Dünyanın en uzun ömürlü hanedanı olan Bagratlılara ve Kıpçak Atabeklerine başkentlik yapmıştır. Yüksek köylerde yaşayanlar. Çoruh vadisinde ki Gümüşhane köyünün Şurmak mahallesiyle. sebze yetişmeyen dağ köylerine zegan denir. incir.Ardanuç’ta Kış Hazırlıkları Ülkü ÖNAL Ardanuç. biber göndermiş. Halk arasında buralara savayil yer de denir. Burada zeytin üzüm. Toprak Mahsulleri Ofisinin açılmasıyla mahallî buğdayımız 34 Bizim Ahıska . Çocuklar. Tokat. Köylüler. Ardanuç’tan ilk göç edenler Kırşehir. memleketten gönderilen peynir. Köylerde yaşayanlar. Ardanuç’ta 1940’lı yılların sonunda başlayan ve günümüze kadar devam eden iç göçler sebebiyle köyler boşalmış. Gidenler. Günümüzde ise çok miktarda elma var fakat yiyecek çocuk yok. Gölbaşı ve Bursa’ya gitmişler. Ardanuç’un iklim bakımından farklı özelliklere sahip köylerinde kış hazırlıkları da farklıdır. nar yetişir. Soğanlı köyü ve Ferhatlı köyü Çoruh vadisinde olduğu için mikro klima iklimine sahiptir. yaşlılar kalmıştır. Ekşi hamurla yoğrulup pilekide pişirilen kara ekmek mis gibi kokardı. Ardanuç’ta okuryazarlık oranı % 99’u geçmekte ve Türkiye ortalamasının üzerindedir. Artvin Zeytinlik köyüne Rus esareti yıllarında domates gelmiş. cumhuriyetin ilk yıllarında burayı terk etmişlerdir. yiyecek ihtiyacını karşılamak için çalışıp çabalarmış. Bulanık köyündeki akrabalarına 1950’li yıllarda patlıcan. pekmez ve bal gibi gıda maddeleriyle memleket hasretini gidermektedirler. Ardanuç’un köyleri iklim yönünden farklılık arz eder. Sakarya köyüne Ferhatlı köyünden 1924’de gelin gelen Emine Düzgün sebze ekmeyi köylülere öğretmiş. Artık ne o tat ne o koku var. Burada Türkçeden başka dil konuşulduğuna dair bilgi yoktur. Ardanuç. Meyve. İklimi ılıman olan yerlerde ise sebze ve meyvelerin öne çıktığı görülür. sebze meyve yetiştirmeyi bilmezmiş. zamanla okuma yazma oranının yükselmesiyle Türkiye’nin her yerine buğday taneleri gibi dağılmışlardır. Babamın çocukluğunda köyde birkaç elma ağacı varmış. Ahali. Naldöken köylü Ümit Yüksel’in annesi. bir zamanlar sık ormanlık olduğundan tarım arazileri azmış. bunu bilmediğinden ne yapılacağını anlamamışlar.

Ateşe konur. İnsanların beslenme kaynağının başında gelirmiş. Katı bir hâl alır. Teşt denen bakır leğende pişirilir. Yemeklerin yanında açılarak içecek olarak tüketilir. Mısırın poçosundan (koçanın kabuğu) tezgâhta örülen hasırlara dökülerek kurutulur. Dink (dibek) dövmek: Buğday. ölçü kabı) hak alır. Kâx: Elma veya armutlar kesilerek kurutulur. Posası ve çekirdekleri atılır. 25 cm. Rüzgârda kalburlarla havalandırılarak kabuklarından ayıklanır. yıkanıp kurutulur. Pestil: Şıranın içine un katılarak ateşte pişirilir. Çayın pek yaygın olmadığı yıllarda içecek olarak da tüketilirmiş. Duttun pişmiş posasına çaça denir. elmalar artık yok. Mürebbe: Pişirilen erikler ezilerek çekirdeği ve posası alınır. Aynı şekilde gendimelik buğday da dövülür. Pekmez ve hasuta denilen tatlı ile aşure ve un helvası yapılırken kullanılır. Bunlar dövülüp kabuğunun alınması için su değirmenine götürülür. eninde iki üç metre uzunluğunda tahtalara dökülerek kurutulur. Kolay kalkması için birkaç gün sonra kızılcık ezilerek üzerine dökülür. Erik açması: Cançur ve güz eriğinin çekirdekleri alınarak tahtalar üzerinde kurutulur. Ekşi (Kızılcık pestili): Kızılcıklar çiğ veya pişirilerek kalburdan geçirilir. Kızılcık ekşisi genelde Ardahan tarafına götürülüp satılır. Eskiden yetiştirilen kokulu üzümler. Küme: Önceden ipe dizilmiş olan cevizler. Kalınlaşınca indirilir. Buna maluz derler. Kabukları çıkınca toplanır. 7. Eskiden köylerde pirinç tüketilmezmiş. Üstüne tereyağı eritilip dökülerek de yenir. Kışın hoşaf ve çerez olarak tüketilir. Dut ağacının altına cecimler serilerek dutlar silkelenir. Bizim Ahıska 35 . Korux: Kızılcıklar pişirilip suyu alınır. İçine süzme. Buna da zürbiyet denir. Birkaç kişi etrafında oturur. 4. Taş döndükçe ellerindeki ağaç parçasıyla buğday karıştırılır. Kızılcık reçeli: Kızılcıklar pişirilerek suyu alınır. Bu işleme yüzlemek denir. 2. Kışın misafirlere cevizle ikram edilir. elma veya duttan yapılmış maluzun içine batırılarak kurutulur. Bazı köylerde elma ve eriği karıştırarak yapanlar da var. Sonradan bölgede yetiştirilmeye başlanan Trabzon hurması da bu şekilde kurutulur. tereyağı konularak tüketilir. Kalanlar tahtalara dökülür. Suda ezilerek suyu da içilir. Kış için yapılan hazırlıklar I. Günümüzde daha ziyade duttan yapılmaktadır. kavunlar. Demir eğişle kaldırılır. Eskiden meyve ve kış için hazırlanan pekmez. bulgur yapmak için yıkandıktan sonra kazanlarda pişirilir. 6. Direğe bağlı taşın geçeceği yere pişmiş buğday serilir. pestil ve fasulye gibi yiyecekler atla Ardahan yöresine götürülüp peynirle ve yağla değiştirilirmiş. Kaldırılıp kışın kullanılır. Buğdayın iyisinden gendimelik (yarma) hazırlanır. Seçildikten sonra bakır kazanda ateşte pişirilip küründe (ahşap yalak) süzülür. Kurutularak kışın hayvan yiyeceği olarak kullanılır. Atla gidilirken yolda donanlar bile olurmuş. Kaysefe denen yemeği de yapılır. Pişirilen erikler bir tabağa alınır. İçine şeker ve kızılcık taneleri konur. Bu ürünler daha ziyade Göle köylerinde satılırmış. üzüm. Tahıl ve meyvelerden yapılanlar 1. 3. Teştte ateşe oturtulur. Bulgur bir miktarı taşlarından ayıklanarak el değirmeninde öğütülür. Hazır maya kullanır olduk. 8. Değirmenci hak olarak bir teneke buğday veya bulgurdan yarım kotik ( 1 kg. ezilir. Bunlar günümüzde yapılmamaktadır. Ateşte kaynatılır. 10. Pekmez: Eskiden üzümden yapılırdı. 5. 9. Üzerine ceviz içi ve eritilmiş tereyağı dökülür. Ezilerek veya ezilmeden tüketilir.kayboldu. Pekmez veya şeker konur.

Üstü tahtalarla örtülür. Hedik: Kurumuş mısır taneleri suda pişer. 16. bir miktar süt katılarak yenir. Lor ve sarımsaklı sos eklenerek yenir. Üzerine eritilmiş zeytinyağı dökülerek yenir. Vurma yasağı olmadığından ayılar köylüye fazla zarar veremezmiş. Dögmaç: Cadi. Pestil kırık çıkıklara ve diken batmasına iyi gelir. pestili de yapılır mürebbesi de. Cadi: Mısır unundan yapılan ekmeğe cadi denilir. İçi zor açılanlara kirkit denir. domates konularak yapılır. 1. Furuç çerez olarak tüketildiği gibi. zamanla yaygınlaşmıştır. tarlaları ayı ve yaban domuzlarına karşı korurmuş. İçine şeker konularak da pişirilir. Daha sonra taneler koçandan ufalanarak ayrılır. içine yarma konularak pişirilir. Topraktan çıkarılan patateslerin uzun süre kalması için kuy kazılır. buna cillenme denir. Yerli tohumla yetiştirilen patatesler beyaz ve pişince içi dağılan cinstendi. Yemeği yapıldığı gibi fırında veya suda haşlanarak da yenir. Ceviz: İlçemizin yüksek birkaç köyü haricinde hemen her köyde yetişir. Puçuko: Taze fasulyelerin kırılıp kurutulmasıyla elde edilir. Dut kurusu: Dibine dökülen dutlar kurumaya yüz tutunca çamişlanmış denir ve toplanarak kurutulur. Makval (Böğürtlen) reçeli: Son yıllarda yapılmaya başlandı. 3. İkişer koçan bağlanıp balkonlara asılarak kurutulur. bir kapta lokmalar halinde doğranır. Taze olarak yemeği yapıldığı gibi kurutularak da kışın yemeği yapılır. Üzerine toprak dökülür. patlıcan. Kışın yemeği yapılır. 2. yağ ve salçadan oluşan anıh yakılarak içine katılır. III: Sütten yapılanlar Genel olarak süt mamullerine ağarti denir. değirmende öğütülür. Soğanda çiğ olarak bırakılır. 19. Komşuların da yardımıyla koçanlar soyulur. Eskiden çok miktarda ekilirmiş. ayran ve yağla da yenir. Birkaç kere elekten geçirilir. Lazuttan yapılan yiyecekler Mısıra bölgede lazut denir. Bu düzeneğe taktak denirmiş.11. Cevizler olgunlaştığı vakit sırıkla dökülür. Ayıklanmış hâline kakal. Pekmeze katılarak yenir. Toplanan böğürtlenler bir kaba konur. Kurumuş mısır bitkisine çala denir. Buğday karıştırılarak fırında pişer. Kartopi (Patates): Yüksek köylerde bol miktarda ekilir. Küçük çapta da olsa satılır. Bir miktar su ve şeker eklenerek pişirilir. Ayrıca suyla dönen bir çark üzerindeki kolun tenekeye dokunmasıyla çıkan ses. ateş yakarlarmış. 13. Yaylada süt mamullerini ya- 36 Bizim Ahıska . Soğan. Maçula denilen küçük su değirmenlerinde öğütülür. suda pişirilir. Süt. İçine ceviz içi konarak yenir. Sarol ekşisi: Yaban eriğine sarol denir. Kuş burnu: Son yıllarda toplanıp yapılmaya başlanan bir yiyecektir. Pişirilip süzülür. Temizlenmiş cevizler güneşte kurutulur. 20. Konserve: 1980’li yılların başında Tarım Bakanlığı tarafından köylüye öğretilmiş. biber. Cevizin yeşil kabuğuna sengo denir. Gorcola peyniriyle un katılıp karıştırılır. değirmende undan kaba bir şekilde öğütülür. salamura yapılır. 12. Dağ köylerde hayvancılık bol olduğu için beslenme de süt ürünlerine dayanır. 4. Fırında pişirilerek de tüketilir. Furuç: Armut veya panta denilen yaban armudunun kurutulmasıyla elde edilir. 18. Ceviz ağaçları kesilip satıldığından yaşlı ağaçlar azdır. 14. tarlaların başında kox denilen ahşap kulübelerde bekler. II. hoşafı da olur. Puçuko. Cadi yağlı veya yavan olabilir. Mısırlar olgunlaştıktan sonra kesilir. Kabak: Kabaklar olgunlaştıktan sonra toplanır. tepsiye dökülür. Asma yaprağı: Yapraklar toplanır. Cam kavanozların içine fasulye. Patatesler dışarıda kaldığında çimlenir. Haşil: Mısırlar. Köylüler. 15. Ayrıca tuzlayıp kurutularak da yemeği yapılır. Pancar: Dağlarda yetişen yapraklı bir bitkidir. Daha sonra yemeği yapılır. Kotoş denilen koçanları toplanır. Hasta hayvanlara da suyu içirilirmiş. Kışın ve baharın çıkarılarak kullanılır. 17. Kuşburnu temizlenip ateşte pişer. 5. 21. Kurutulmuş pancar suda pişirilir.

Başlıca süt ürünleri şunlardır: 1. altın şebi konulup ekşimesi beklenir. Pelit (meşe) ağacının dalları kesilerek kurutulur. Bir gün önce sağılan sütle karıştırılır. Yayıkta yayılarak yağı alınır. Ne yazık ki bölgede ormanlara zararı. buna da şor tadı var derler. Günümüzde ise hazır mayalar kullanılmaktadır (Mukaddes Dinçer-Yolağzı Köyü). Kışın dalları temizlenerek hayvanlara yem olarak verilir. Buna çökelek de denir. Buna şırat denir. Bir şişeye sarol ekşisi. makineye çekilerek yağından ayrılır. Kalan süt kazanda kaynatılır. On beş gün sonra maya olur. Yoğurt bir torbaya dökülerek süzülür. 2. Çuma: Makineye vurulmuş süt bir kapta biriktirilir. 3. tuz. Torbaya konularak süzülür. kökleri dövülerek hayvanlara yedirilir. Mide yıkanıp temizlenir. İçine çuma katılarak tepilenler de olur. Daha sonra çorbalara katılır. Tuz katılır. Midedeki süt kalıp gibi olur. ormanı korur. Annesinden süt emen yirmi günlük oğlak kesilir. Bir müddet sonra indirilir. fasulye. gendime (yarma). ocakta yanan odun ateşiyle ısınırmışlar. İçine bir kaşık tuz ve peynir suyu olan şırat konur. Torbaya dökülerek süzülür. Ayran kazanında ılıtılır. güvece veya kavanoza konulur. Çıkan suyu saklanır. 4. Tuz da atılarak güneşte kurutulur. Lor: Ardanuç çorbalarının vazgeçilmez besin kaynağıdır. 3. Divanü Lugati’t-Türk’de adı geçen ve Ahıska bölgesinde yapılan tutmaç aşı çorbasına katılır. Şırat. Midesi çıkarılır. On beş gün sonra maya olur. Torbaya doldurulur. Mideden çıkarılan kalınlaşmış süt tekrar içine konur. Rus esareti zamanında köylüler. 2. Peynir mayasının hazırlanışı Ardanuç yöresinde maya hazırlanmasıyla ilgili olarak üç hanım. Yayıkta yayılarak yağı alınır. Süt emen oğlaklar kesilir.pan kadınlara şaşort denir. Tuzlanarak tüketilir. Gorcola peyniri: Süt makineye vurularak yağından ayrıştırılır. işkembenin yanında bulunan halk dilinde maya adı verilen et parçası alınıp yıkanarak kaba atılır. Halk. Kolay kolay kibrit bulunmadığından ateşi küle körleyerek saklarmışlar. İçine altın şebi (şap). Orman İşletmesi’nin izin verdiği günlerde halk kışlık ihtiyacını kesip getirir. İneğin doğumunu müteakip sağılan ilk süte de ağız denir. Kesilerek bir şişeye konur. Ağaçlardan olan kavdan da ateş olurmuş. ilçe merkezinde oturan Ermenilere odun satarmış. Güney Azerbeycan’da da yapılan umaç aşına ve Kalaç Türklerinin kalıntısı olduğu düşünülen Kalaç aşına da katılırç Yoğurtlar bir kapta mayalanır. Ayrıca dere kenarlarında biten ve ip şeklinde damarları olan halkın singilli ot (geniş yapraklı sinir otu) dediği bitkinin kökü de çıkartılarak kaba atılır. Süt pıhtılaşınca altına ateş verilir. Çeçil peyniri: Süt. kaba konur. Yabani olarak tabiatta bulunan geven bitkisi kesilir. çok kesim yapmasıyla Orman İşletmesi’nin verdiğine inanılır. Üzerine taş konularak süzülür. Ekşimsi tadı olur. Ardanuç’ta yakacaklar: Birkaç köyün haricinde köylerde orman bulunduğu için yakacak olarak odun kullanılır. Bu peynir ufalanarak tuzlanır. Buna da gilik denir. Peynir yoğrularak yuvarlak şekiller verilir. Bizim Ahıska 37 . Doğu Türkistan’da. Şimdiye kadar bölgede orman yangını çıkmamıştır. İçinde kalan süt parçaları alınır. İçine taze süt de katılır. Midesindeki kalınlaşan süt parçaları alınır. Bu peynir ufalanarak eskiden güveçlere şimdi bidonlara tepilir. Altı bağlanır. Büyük bir tencereyle veya kazanla ateşe konur. tahribat yapmaz. İki gün beklenerek ekşitilir. Bu maya hemen de kullanılabilir (Emine Gündüz-Bereket Köyü). Midenin içerisine süt doldurulur. Eskiden soba yokmuş. Ateşte ısıtılıp maya verilir. üç ayrı tarif vermektedir. 1. Daha sonra kullanılır (Livaza Aksu-Akarsu Köyü).

Çelik İki takımla oynanır. dikey veya çapraz bir üçlü dizebilen oyuncu rakibinin bir taşını dışarı atma yani “süzme” hakkı kazanır. İnsanlar bu uzun kış gecelerinde hoş vakit geçirmek ve eğlenmek için bu oyunlara yönelmişlerdir. Kaç adım uzağa atmışsa o kadar puan alır. tahta ya da yassı bir taş üzerine çizilen üç tane iç içe geçmiş. Bu alan üzerinde bilye büyüklüğünde taşlarla. Başlıca çok oyunları şunlardır. İki taşı kalan oyuncu. hakkını kullanmış olur. iki oyuncu sırayla birer birer taşlarını noktalara yerleştirir. Düz (Üçtaş. duygusal ve sosyal gelişmeleri için önemli faydalar sağlamaktadır. Önce televizyon sonra bilgisayar ve internetin hayata girmesiyle söz konusu oyunların eski itibarı kalmadı. Fakat çelik sahanın içinde bir yere düşerse çeliği atan kişi çeliğin dikili olduğu değnekten düştüğü yere kadar adımla sayar. Çeliği atacak takımın birinci elemanı yere çakılı değnek üzerindeki çeliği diğer takımın savunduğu sahada yakalayamayacakları şekilde fırlatır. Birincisi başkalarını eğlendirmek için oynanan oyunlar. Dokuzar taş yerleştirildikten sonra sırayla hamle yapmaya başlanılır. En çok taşı alıp. üçtaşı aynı sıraya getirme mahareti üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla herkes özene bezene kendi değneğini hazırlar. deve oynatma oyunu buna örnek olarak gösterilebilir. hatta pek çoğu tarihe karıştı yahut sadece yaşlıların hatıralarında kaldı. Düz veya Dokuztaş diye adlandırılan oyunun Mısır’da bile oynandığı söylenmektedir. Bu yazıda eğlenmek için oynanan oyunlar ele alınmıştır. Ya da savunma yapan takımın oyuncularından biri elindeki ağaç dalıyla dokunursa yine atak yapan kişi yanmış. 38 Bizim Ahıska . vakit geçirmenin. bilhassa çocukların. Sonra otuz santimetre uzunluğunda bir çeliğe yani değnek kalınlığında oyun aracına ihtiyaç vardır. Düz yapıldığı zaman şöyle denir: “Düz. Aksi takdirde seçme hakkı diğer takıma geçer. Ayrıca çeliğin üzerine konulacağı yere çakılan bir değnek. Bir de ayakta top sektirir gibi değnekte çeliği saydırır. Dokuztaş. Diğer takımın kaptanı tahminini söyler. kenarları ve orta noktaları birleştirilmiş12 köşe ve 12 kenar üzerinde olmak üzere 24 noktası olan bir alanda oynanır.Posof ve Çevresinin Eğlencelik Oyunları Ünal KALAYCI Oyunlar. Yörede oynanan oyunların bir kısmı bu çevrede uydurulmuş olmakla beraber kimi oyunların da kuralları yöreye aittir. Kesin sayı olmamakla birlikte takımlar dört ya da beş kişiden oluşur. Posof yöresinde oynanan muhtar oyunu. Yatay. buni da buradan süz!” Düz. Oyun için öncelikle herkesin bir değneğe ihtiyacı vardır. Posof yöresinde. taşın olmadığı ortamlarda fasulye nohut gibi araçlar kullanılarak oynanır. Atak yapma sırası diğer arkadaşına geçer. Diğer bir kısmı da çok geniş coğrafyalarda oynanmaktadır. Taşın bir tarafına tükürür ve taşı havaya atarken yaş mı gelecek kurumu diye sorar. 1. Kâğıt. En çok puanı alan oyunu kazanır. Eğer tahmini doğru çıkarsa seçme hakkı elde eder. Bunu belirlemek için bir kaptan yerden metal para büyüklüğünde taş alır. Biz bu yazımızda unutulmaya yüz tutmuş oyunlarımızı gün ışığına çıkarmaya gayret ettik. eğlenmenin yanında insanların. İki oyuncu ile oynanır. Başkalarına seyir olsun diye oynanan oyunlar geleneksel Türk tiyatrosunun içinde “köy seyirlik oyunları” başlığı altında incelenmektedir. karşısındakini iki taşa indiren oyunu kazanır. Savunma yapılan yerin çizgileri bellidir ve büyüklüğü yarım futbol sahası kadardır. oyunu kaybeder. zihnî. Bir de savunan takımın her elemanı için bol yapraklı olabildiğince budaklı ağaç dalına ihtiyaç vardır. Onikitaş) Eski bir zekâ oyunudur. Yörede oynanan oyunları ikiye ayırmak gerekir. Fakat bir üçlü dizi içindeki taşlar süzülemez. Atak yapan kişi çeliği sahanın dışına atarsa yanar. bedenî. insanın günlük hayatına televizyon girinceye kadar eğlencelik oyunlar çok yoğundu. Oyunun başında. Saydırdığı kadarını da diğerine ekler ve takımın hanesine puan olarak yazılır. 2. ikincisi de eğlenmek için oynanan oyunlardır. Önce iki takımın kaptanı çeliği atacak ve savunmayı yapacak takımı belirlerler. Bunun sebeplerinden biri de kışların çok uzun sürmesidir.

En uzun süre çeviren yarışı kazanırdı. Bıçağı toprağa dik batıramayanın hakkı diğerine geçer. Bu. 9. sağa sola ısındırma hareketleri yapar. Yatacak takım yastığın önüne dizilir. Birinci kişiden on beş yirmi. Düğün günü herkes atını süsleyip toplanma yerine gelir. Hakem ateş eder ve kıran kırana yarış başlar. Atlar köye yaklaşınca bütün damlardan insanlar onları izler. Rakibin tüm taşlarını ilk düşüren oyunu kazanır. on beş kilometre uzağa gidilir. Bunun yanında şerbet ikram edilir havlu ve daha başka hediyeler de verilir. Oyuncuların durumuna göre kulak üzerinden atmak gibi başka şekiller de eklenebilir. Çift diye tahmin ederse beş tane fındığı rakibine verir. gaba gaba döşşek” diye bağırırlar ve eşeğin üzerine bindikten sonra sürtünemez. Zımba Çok sayıda kişiyle toprak. Bu işin hileleri arasında iki parmak arasında fındık saklama ve rakibe çaktırmadan fındığın birini aşağıya düşürme vardır. 3. Topacı uzun süre çevirmek için iyi kamçılara ihtiyaç duyulurdu. İşte çoğu zaman bu iş esnasında yahut kış geceleri fındık yenileceği zaman oynanan bir oyundur.Düz oyununun üçtaş ile oynanan türüne üçtaş oyunu. Atıyla ileri geri. dokuztaş ile oynananına dokuztaş oyunu ve on iki taşla oynananına on iki taş oyunu denir. Atlayanlar atlarken “uzun eşek. hangi grubun atlayacağına karar verilir. Yani alet işler el övünürdü. Erkek çocukların tarafından açık havada grup şeklinde oynanır. Kuralları şöyledir: Yere iki. İki kişiyle oynananı şöyledir: Düz bir alan bulunur. 8. Topaç çevirme (koji/tıriya) Buzlu saha üzerinde. Oyuncular iki gruba ayrıldıktan sonra hangi grubun yatacağına. oyuncuları kovalamayı sürdürür. Bu taşlar en ve boy olarak bir karıştan küçük olmamalıdır. Diğer oyuncular oyun alanına dağılırlar. Herkes gelince köye on. Bu aşamaları ilk geçen oyunu kazanır. Sonra kafasının üzerine yatay koyup kafasıyla atarak yapar. dönüp dairesine girene kadar. Daireden tek ayağı üzerinde sekerek çıkan ebe. Çimenlik bir zeminde oynanır. 4. “Nerdee o kanevüz (kıdmızı) fındıklarla oynanan tek mi çit mi!” 6. Sonra dişleri arasına alarak yapar. sonra yumruğundaki parmaklarını tek tek açarak yapılır ve serçe parmağa kadar gidilir. Sonraki yarışa kadar birincinin havasına diyecek yoktur. Ebe bu dairenin içine girer. herkes ebeye tekmeyle vurur. Tek mi çift mi (Tek mi çit mi?) Posof’ta sonbahar mevsiminde herkes vaktinin yettiğince fındık toplar. 7. Beş tane sakladığını varsayalım. Her hanenin at beslediği 1980 yılı öncesi oyunudur. Eğer ebenin havadaki ayağı yere değerse. İlk baştaki oyuncu eğilerek kafasını yastığa dayar ve arkasındakiler de bir öncekinin bacaklarından tutarak eğilir. oyunun başladığına işaret eder. Papax (baxbax/bak bak) At sürme yarışıdır. Ebe “Zımba!” diye bağırır. Ebelediği oyuncu yeni ebe olur. Sonra birinci kişi ellerinin içinde fındık olduğu halde ellerini arkasına götürür ve uzatacağı avucunun içine belli sayıda fındık saklar. Ebe dairenin içinde güvendedir. Bıçak Bıçağın oyun aracı olarak kullanıldığı bir oyundur. nişan alma yeteneğini ölçen bir oyundur. üç metre çapında bir daire çizilir. Sonra o kişi elini avucunu yummuş bir şekilde uzatır ve “Tek mi çit mi?” diye sorar. hatta yarışmacıların yaşına göre otuz kırk metre uzağına da ikinci kişi taşlarını diker. İki kişi eşit şekilde yarışma için fındık alır. 5. çimen gibi yumuşak zeminde oynanır. Bu oyun kişinin el becerisini. O fındıklar kendinin olur. ikinciye kazma pağaçasi. Dikili taş İki kişiyle oynanabileceği gibi iki grupla da oynanılabilir. Sonra elinin üst tarafına koyarak yapılır. Sonra elini yumruk yaparak. “Tek!” derse bilmiş olur ve o beş fındığı alır. zevkle çevirirdik. Sonra ellerine topladıkları yuvarlak taşlarla sıra ile rakibin taşını nişan alarak düşürmeye çalışırlar. Ebelikten kurtulamayan ebe. Karşısındaki oyuncu tahminini söyler. Bıçağı önce elinin içine düz yatırıp yukarı atarak yere batması sağlanır. Uzun eşek (uzun eşşek) Biraz tehlikeli olmasına rağmen yöremizin ve ülkemizin nesilden nesile aktarılan en popüler oyunlarından biridir. Yarışma sonunda birinci olana tavşal. Bu toplama işinden sonra çuval çuval fındığın arklanmasına (ayıklanmasına) sıra gelir. Kalınlığı da iki üç santim olmalıdır. Bizim Ahıska 39 . Herkes bir tarafı toprağın üzerine koyunca dikili duracak diyelim ki on tane taş toplar. topaçlarımıza ip dolar. Yarışmacılar atlarının sırtında aynı hizada beklerler. oyunculardan birini ebelemeye çalışır. Aile oturur ve başlar arklamaya. Bu durumda ebe hemen dairenin içine girmelidir. üçüncüye de tavuk verilirdi.

bilya demiri takılır. Mila Dört kişi oynar.ayaklarını dolayamazlar. Kim olduğunu anlayabilirse adını söyler. Atlarken de sırayla tekerlemenin dizelerini söylerler. yapması güç. En ileriye atan yarışı kazanır. Bezirgânbaşı tekerlemesiyle ebe seçilir. Oyun. Kişi sayısı arttıkça oyun daha zevkli bir hale gelir. Fakat ebe çok hızlı şekilde herkesi kontrol ederken ebeye arkasından görünmeden yumruk vurmak serbesttir. Kişiler sırayla alınır. Ebe vuranı görürse ya da elinin hareket ettiğini görürse o kişi ebe olur. dikkatle izlenerek nereye düştüğü tespit edilir. 40 Bizim Ahıska . 17. Bu konuda öyleleri vardı ki attığı taş kenara çekildiğinde ayaklarının iznin üzerine düşerdi. Ebe öne eğilerek ellerini dizlerine dayar. “Kapı hakkı ne dersin?” Arkadaki. Tıp Ortada ebe ve çevresinde diğer oyuncular sarmış vaziyette ebenin vereceği “Tıp!” komutuyla oyun başlar. Yüzük kimde? (Yüzük kimda?) Kış oyunlarındandır. el kol hareketlerinden tahmin etmeye çalışarak isim söyler. Çocuklar varış yerine ilk ulaşmak için yarış yaparlar. yoksa aynı olay tekrar eder. Önce ebe belirlenir ve ebenin gözleri bir bezle bağlanır. Bu oyunun bir de dikine atma şekli vardır. Oyuncular sırayla koşarak eğilmiş duran ebenin üzerinden ellerini sırtına bastırıp bacaklarını açarak atlarlar. çizgiden atan kazanır. Uçurtma Büyüklerin yaptığı uçurtmalar rüzgârlı havalarda çocukların en birinci oyuncağıydı. Türkü söyler. Kızak kayma (xızek qayma/paten) Yörede kar uzun süre kaldığı için çocukların en büyük sporudur. Birdirbir (birim bir) Oyunu oynayacak çocuklar için sayı sınırlaması yoktur. Elde birer değnek. 10. “Birdirbir. Körebe evin içinde oynandığı gibi dışarıda da oynanır. Bilirse atlama hakkı el değiştirir. İleriye ve dikine taş atma yarışı Özellikle tepe gibi yüksek yerlerden çukur yerlere doğru taş atılır. atlayanların en önündeki kişi “Tek mi çift mi?” deyip parmaklarıyla bir veya iki gösterir ve eşeğin en arkadaki oyuncusu tahmin eder. böyle devam eder. 11. hareket etmemesi. Göster bizi körebe!” sözlerini tekrar ederken halkayı bozmadan el çırparak ebenin çevresinde dönerler. Başta verilen isimleri bilemeyenler. Atlayanlardan biri yere değerse yatan grup atlama hakkı kazanır. Kızak kaymak için dik ve eğimli yerler tercih edilir. olur tilki. Amaç herkesin olduğu gibi kalması. Oturanların dizleri yukarıda ayakları yere basmaktadır. Her taş. Oyuncular seçilen iki ebenin kolları altından tekerleme eşliğinde geçerler. İkidir iki. sonra çizilen çizgiyi geçmeden. Başlarlar. 18. eller çekilir. Bir odada halka oluşturulur. Herkes değneği ile ufak çubukları uzağa atmaya çalışırlar. Ebe ortada kalacak biçimde oyuncular bir halka oluştururlar. Oyunun başında bir ebe seçilir. “Döneriz. 15. Çizgi çizilir. Eşek çökerse atlayan grup tekrar atlar. Eğer bütün grup elemanları başarılı bir şekilde eşeğe binerse. Bil bakalım biz kimiz. Diğerleri bir kaç metre arayla sıra oluştururlar. İsmini söylediği kişi ellerini dizlerinin altından çıkararak gösterir. Kim uzağa atarsa galip olur. Herkes yerden özene bezene atmak için taş seçer. konuşmaması. kendisine sorulacak sorulara cevap vermemesidir. Ebe insanlara komik sorular sorarak onları güldürmeye konuşturmaya çalışır! 13. 12. Tanıyamazsa oyun aynı ebeyle sürer. Üçtür üç. Eller dizlerinin altında görünmeyen yerdedir. adını ebenin gözlerinin bağlanmasından alır. Bitişik oturanlar ortadaki ebe görmeden elleriyle birbirlerine bir şeyler verebilmektedirler. ayrıca ufak çubuk şeklindeki sopaların uç kısmı inceltilir. ebelerin arkalarına geçerler ve iki farklı takım oluşturulur. Kör ebe Körebe oyunu 10-12 çocukla oynanır. Eğer avucunda yüzük varsa o ebe olur. Ebe bu sırada kollarını öne doğru uzatarak dokunduğu kişinin başını yüzünü ve üstünü elleriyle yoklar. Ardından ortaya bir çizgi çizilir ve iki takım çizginin gerisine iple kim düşecek çekişmesi yapar. 14. sırayla taşlar fırlatılır. Eğer tanırsa dokunduğu oyuncu ebe olur. Kızakların altına kaymaları için. Elindeki değnekle. Eller yukarıda daire şeklinde kenetlenir. İşte bu hızlı devir sırasında halkadakilerden usta biri ebeye der ki: “Yüzük kimde?” Ebe. Bezirgân başı On kişi karşılıklı beşer beşer dizilirler. “Bezirgân olsun!” der. 16. Soru sorulur: “Elma mı? Armut mu?” sorusuna göre taraf olunur.

Bu oyun dakikalarca sürer. kurt koyunu yer. Kale vardır. bir hemşehrimiz çıkar ve anlatılan bu oyunları sanallaştırır. Aralıkta taş kalırsa diğer oyuncu almaya çalışır. bir bilgisayar öğretmeni. 20. kayışı çekerler. Önce koyun ile otu geçirir. ip atlama. Otla koyun bir araya gelirse koyun otu yer. Yalamadan yutdi. büyüklerinin oynadığı oyunlarla. Diğerleri Bilye. kuş gibi öt. birinin yeri yok. Beş taş (kak) İki kişiyle oynanır. koyunu orada bırakırım. 24. kartal kalkar… 22. 23. Altıdır altı. Sonuç Kendini yenileyen. saklambaç hemen her yörede oynandığı gibidir. Tura ve yazıyla ilk oynayan belirlenir. bir kuyuda ebe yok. bir kuyuda ebe var. Aşık oyunu Hayvanların bileğinden alınan aşık kemiğiyle oynandığı için bu adı almıştır. Dokuzum durak!” Dengesini kaybeden ya da düşen oyuncu “yanmış” sayılır ve yeni ebe olur. Herkes atladıktan sonra ilk eğilen kalkar ve o da diğerlerinin üzerinden atlar. Kuyruhli kedi. sol elinin başparmağı ve yanındaki açılır. Dayanamayıp çizgiyi geçen taraf yarışı kaybeder. hepsini tutarsa pirim alır. yaptım kahvaltı.Dörttür dört. Bir siçan tutdi. Ümit ediyorum ki bilgisayar programı yapmasını bilen bir duyarlı insan. Kuyu yeri değişmez kişiler yer değiştirerek köyler köçtü denir. kaleyi aşan oyunu kazanmış olur. Taş önce birinci kareye atılır. Yukarıya alınanların yanında bilmediğimiz ya da unuttuğumuz oyunlar da olabilir. Yedim yedi. Ortada bir çizgi olur. 30. Kartal tekerlemesi söylerler: Kırk kara kartal. yere çizilen çizgilere ve bir taşa ihtiyaç vardır. tanışma imkânı bulurlar. İlk oynayacak beş taşı elini oynatarak serer. Zekâ oyunu Bir köprüden canavar (kurt). Taş toplanır. 21. bir ceviz büyüklüğünde taş. dal tartar Dal tartar. Herkesin üzerinden atlayan kişi duracağı aralığı ve oyunun gideceği yönü duruşuna göre belirler. çağa uyduran değerler varlığını sürdürürken kendini yenilemeyenler tarihin karanlığına gömülüp gidiyor. bir koyun. 19. Herkese bir değnek. ebe kuyuya taş gelmesini önler. Otu canavarın yanına getirir. Bu değerleri ölmekten kurtaracak fedakâr ve yürekli insanlara böyle bir programı yapma aşamasında oyunların tüm ayrıntıları hususunda yardımcı olacağımızı da peşinen ifade etmek isteriz. Sıra ile oynanır. elim sırtına değdi. Sekizim seksek. bir tane de ot geçirebilir misin? Kurtla koyun bir araya gelirse. Geri gelince taşı bu sefer ikinci kareden başlatır. diğer grup durur. Bizim Ahıska 41 . Güvercin Taklası Dörder kişilik iki grup oynar. otla canavarı karşıya geçiririm. Herkes başkaları için ya da yarıştığı kişi için amacına uygun tekerlemeler uydurarak onu alt etmeye çalışır. aldım bir eş. Yerdeki ayağıyla taşa vurarak taşı kare kare gezdirir. Kayış (xalat) İki taraf arasındaki güç yarışıdır. Oyuncu bir ayağını havaya kaldırıp oynamaya başlar. Oyun oynarken taş. Tek taş/Seksek/Kınkıl Kınkıl oynamak için düz bir alana. 25. oyun devam eder. Oyuna devam edilir. Hepsini geçirirse avucunun içiyle ters çevirir. Hepsini bu şekilde dolaşınca oyun bitmiş olur. çizgi üzerinde kalır veya oyunun dışına çıkarsa yanmış sayılır. Öyle geçireceksin ki zararları olmayacak. yok olmaktan kurtarır. Yere sekiz dokuz tane birbirine bitişik yarım metre eninde kareler çizilir. Kartal kalkar. Böylece bu oyunları oynarken hem biz sanal âlemde geçmişi yâd ederiz hem de genç kuşaklar yeni oyunlarla. Oyuna başlayan grup her atlayışta bir tekerleme söyleyerek takla atar. alabilirse oyun ona geçer. hünerle o aralıktan geçirilir. taş girerse o ebe olur. Çizginin iki tarafındaki gruplar. 26. Ehmedi medi. Beştir beş. Köyler göçtü On metre genişliğinde daire çizilir. İlk dolaşan oyunu kazanır. çevresine altı kuyu açılır. Tekerleme Aslında bir söz yarışıdır.

Ben. Masum oldukları anlaşılarak sonradan yüksek mahkeme kararıyla beraat etmişlerdir! 42 Bizim Ahıska . daha da yazılacaktır. Bu gibi cezaların çoğunluğu da bizim Ahıskalılara düştü. bir bayrak altında yaşamayı özlüyorlar. Vatanlarına kavuşmayı. acı. hayatlarını sürdürüyorlar. Adaletten uzak bir şekilde kurşuna dizdiler. ıstırap ve gözyaşlarıyla dolu günler ve ayrılıklar olduğunu anlayabilirsiniz. Yoksa Ahıska Türkleri yiyecek. Bu idam edilenler Ahıska kalesi toplu mezarlığında bulunmaktadırlar. Bütün Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi 1937’de Güsrcitan’da daha da fazlasıyla aydınların çoğunu tutukladılar. Ama Ahıska Türkleri vatansızlık fakirdirler. Sürgünü. O zaman 150 aileyi de Türkiye’ye getirmişti. Şimdi Ahıska Türkleri. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun. o felâketi yaşayanlardan dinlediğinizde.65 Yıl Geldi Geçti Bahadır Metan ENVEROĞLU Zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal. Sürgün sözü ağızlarda çok kolay telâffuz ediliyor. Sürgün konusunda çok şey yazılmıştır. Orta Asya ve Kazakistan gezisi sırasında Ahıskalılarla görüşmüş onların vatanlarına dönmelerine yardımcı olmak için söz vermişti. Çalışıyorlar. Bir kısmını da Sibirya kamplarına ve yeraltı madenlerinde tutsak olarak çalışmaya mahkûm ettiler. 1944 sürgününü 11 yaşımdayken ailemle birlikte yaşadım. Türkiye hükûmetinden kendilerine sahip çıkmasını ve Ahıskalıların kendi öz vatanlarına dönmeleri için gerekli girişimlerde bulunmasını istiyorlar. Bu haksızlıkların içinde Ahıska kalesinde idam edilenler arasında benim rahmetli babam da bulunmaktadır. Ancak bu karar yeterince uygulanmadı. içecek fakiri değildirler.

Gurbette geçirdik yıl asirleri. Valeli Halil Umarov. Çünkü yola çıkanların çoğu. Apiyetli Enver Odabaşov. Daha sonra bizleri Amerikan Studabekir arabalarıyla tren istasyonuna götürdüler. Orada hayvan vagonlarından meydana gelmiş katarlar bizi bekliyordu. Tren yolculuğu açlık. “Almanlar gelip burayı bombalayacak! Sizleri daha güvenli yerlere götüreceğiz. Bu yetişemeyenlerin bazıları kendi çileli imkânlarıyla ailelerine ulaşmayı başardılar. Hatta bu şekilde cenazeleri gömerlerken uzun zaman geçmesi sebebiyle trenin kalkmasına yetişemeyenler oldu. ölenleri alıp götürüyorlardı. Bu durum karşısında dehşete kapılan büyüklerimiz. Bütün Ahıskalılar. Hatta tren her istasyonda durduğunda vagonlara görevliler gelip hasta ve ölü olup olmadığını soruyor. sefalet içerisinde kayıplar vererek 25-30 gün sürdü. evlerinde günlerce de kalmış oluyordu. çocuk. Türkiye’den destek bekliyorlar. Bu zulmü ben on bir yaşında yaşadım ve gözlerimle gördüm. Bizim Ahıska 43 . Vatana kavuşabilmenin sadece Türkiye’nin siyasî ağırlığını göstermesiyle mümkün olabileceğine inanıyor ve ağabey dedikleri Anadolu insanına bu ümitle bakıyorlar. Öyle ki ekmekler ancak baltayla kesilerek dağıtılıyordu. 1944 yılı kasım ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece ordu birlikleri. Sürgünde. Bugün Ahıskalılar. Bu tarihlerde birçok hemşehrimiz de sınırı aşıp Türkiye’ye sığındılar. Onları da rahmetle anıyoruz. Rus-Finlandiya ve Rus-Alman Savaşı sırasında da çok kayıplar verdiler. Varhanlı Abuzer Seferov. hasta ve ölüler sorulduğunda bunları çarşaflara gizleyerek ‘Yok!’ cevabını veriyorlardı. Kafkas halkı olarak susuz ve içme suyu kıtlığı yüzünden. Caralli Ellez İzzetoğlu. 220 civarında Ahıska köylerini basarak herkesi evlerinden dışarı çıkardılar. Üç kardeşim ve dört bacım nerde. ver suyi doyana qadar içem. Ancak mevsimin kış olması sebebiyle istasyonlarda alınan yemek ve ekmekler donuyordu. savaş bittikten sonra hemen yuvalarınıza döneceksiniz!” diye milleti kandırdılar ve köyleri iki üç saat içinde boşalttılar.Ahıskalılar. milleti apar topar evlerinden çıkarak köyümüzün Ağalık Bahçesi denilen meydanına yığdılar. Bizler. İşte bu acı sözün anlamı da 1945-1947 yılları arası açlık ve epidemiya hastalıklarından bazı ailelerin de nesilleri kesilip kimsesi kalmamıştı. 20 sene Sibirya kamplarına mahkûm olacaklarına zorla imza attırmışlardı. Yolculuk başlamadan önce bizlere her istasyonda yemek ve ekmek vereceklerini söylediler. tabiat şartlarına alışıncaya kadar on binlerce insanımızı kaybettik. çay benim susuzluğumi kesmez!” diyerek içilmeyen suları içip salgın hastalıklara yakalanan ve aramızdan ayrılan nice insanımız vardı… Köyümüzden çıktık kış fasilleri. 1930-1940 yılları arasında türlü çeşit zulümlere maruz kaldılar. Abastubanlı Yusuf Sarvarov. Avcılık ederdik kekliğe kurda. Temlalali Murtaza İzzetoğlu) vatana dönmek sevincine temel atmış olsalar da maalesef vatana dönüş sevincini yaşayamadılar. Bu yolculuk sırasında Ahıskalılar büyük kayıplarla yolculuğu tamamladı. Sonra trenin durduğu ilk istasyonda gizlice ve kazma kürek olmadan ölenleri vagonların altından geçirerek öteye götürüp çöllerde elleriyle kumlara gömüyorlardı. Ama biz bu ölüleri nereye götürdüklerini bilmiyorduk. “Ola baba atın ölümi arpadan olsun. Tabii herkes panik içerisinde. Kırgın olup kesti çok nesilleri. 1956’ya kadar sıkıyönetim altında bir ilçeden başka bir ilçeye gidemezdik. Bizi bu vagonlara doldurdular. Bu tren yolculuğunu yaşamış birisi olarak olanların hepsini anlatmaya benim lügatım yetmez. İkinci Dünya Savaşı’nın Rusların lehine dönmesiyle Moskova. Zanavli Mevlüt Bayrakdarov. Eğer yakalansa. 1956’da sıkıyönetim rejiminden kurtulduktan sonra vatanımız Ahıska’ya dönme mücadelesi başladı. Ölenlerin sayısı çok olduğundan mevtaları kaldırıp gömmeye defnetmeye insan yetişmezdi. Ana babadan ayrı düşen ağlasın. Her familyadan tek tek kalan ağlasın. Kremlin kararıyla. Yaşardık Kafkas’ta çok güzel yerde. yaşlı. hasta ve savaştan dönen yaralı ve sakatlardan meydana geliyordu. Bu mücadeleye öncülük eden liderlerimiz. Bizleri sabahtan akşama kadar beklettiler. bir gecenin içinde tamamlanan bu operasyonla meçhul yolculuğa çıkarıldılar. Ne zaman bu yolculuğumu anlatmaya başlasam o günkü yaşadıklarımı aynen yaşıyor ve heyecanlanıyorum. (Udeli Latifşah Barataşvili. Mevtalar. çöl iklimlerinde yaşadığımız ilk 19451947 yıllarında açlık ve çeşitli hastalıktan. Fakat ölülerle kalanlar da çok oldu. hastalık.

Eskiden tarla olarak kullanılan 44 Bizim Ahıska . Taşbaşı ve Tosilar mahalleleridir. köy halkının 1. Köyde yaşayan halkın büyük bölümünün Ahıska’dan geldiği ve köyde yaşamaya devam ettiği. Eski adı Mamanelis’dir. Düz Mahalle. Her mevsimde yağmur yağar. Bugün bu mahallenin adı Günkaya olarak kullanılmaktadır. Yavuzköy engebeli bir araziye sahiptir. Şavşat ilçemize 6 km mesafededir. Denizden yaklaşık 1600 metre yüksekliktedir. Bunlar: Balcılar. 1915 yılından itibaren Ermenilerin bölgeyi terk etmesiyle onlara ait olan arazilerin hazineye intikal ettiği ve daha sonra bu arazilerin yerli halka satıldığına dair tapu kayıtlarına rastlanılmaktadır. 1930 yılında ismi. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Artvin ili Şavşat ilçesinin doğusundadır. Su kaynakları köyün yaylalarının eteklerinden doğmaktadır. (Fahmettin Topçu-Muhtar). Diğer bir tarihî kalıntı da Konta şehri harabesidir. köy halkının büyük bir kısmı bu sayede iş sahibi olmuştur. kışları soğuk ve karlı geçer. Bu ormanların içinde geniş yapraklı ağaç türleri pek bulunmaz. Artvin’e 71. Köyde hayvancılığa uygun çayırlık alanlar mevcuttur. Batısında Düzenli köyü. Ancak bu köyden genç nüfusun göçünü de beraberinde getirmiştir. bu bölgede hayvancılık yaparak geçimini sağladığı bilinmektedir. İklim Yavuzköy iklim bakımından hem Karadeniz hem de Doğu Anadolu iklimi etkisi altındadır. Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda bu bölgede Ermenilerle birlikte yaşandığı yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Köyde 1983 yılından beri elektrik. Buranın tahminen 2000 yıldan beri yerleşim alanı olarak kullanıldığı söylenmektedir. Ancak kanalizasyon şebekesi bulunmamaktadır. Yavuzköy su kaynakları açısından çok zengindir. Cami Mahallesi. Tosilar. Coğrafî konum Köy. Köye su şebekesi 2003’de 5 km mesafedeki bir kaynaktan çekilmiştir. Kışlaklar ve 2000 metre yükseklikteki yaylalar yaz mevsiminin hayat kaynağıdır. yaklaşık 100 km2’lik bir araziye sahiptir. içimi çok güzel olan yumuşak bir sudur. Bunlardan başka tarihî bir kalıntı bulunmamakla birlikte köydeki ahşap evlerden birkaçı tarihî önemi haiz eski evlerdir. Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde. Bu alanın 20 km2’lik bölümü tarım arazisi. Köyün güney ve doğusu Yalnızçam Dağlarıyla çevrilmiştir. Cumhuriyetin ilânından sonra okuma yazma konusunda başarılı çalışmalar yapılarak halkın okuryazarlığı sağlanmıştır. Her mahallenin mezarlığı ayrıdır. Duğabeze. Bu dere güneyden kuzeye doğru irili ufaklı diğer su kaynakları ile birleşerek Şavşat Deresini oluşturur ki bu dere Şavşat ilçesinin içinden geçerek Çoruh Nehrine karışır.Şavşat’ın Şirin Bir Köyü: Yavuzköy Turgay AKKOYUN Yavuzköy. Yaz mevsimi sıcak olmasına rağmen bu sıcaklıklar hayatı olumsuz yönde etkilemez. 1996 yılından beri telefon hattı bulunmaktadır. Sırt Mahalle. bir zamanlar Ermenilerin oturduğu bir mahalle olduğundan ismini bir Ermeni ismi olan Tosi’den almıştır. kuzeyinde Kocabey köyü bulunmaktadır. İrili ufaklı dereler ve tepelerden oluşmaktadır. Özellikle ladin. Köyde tarihî kalıntı olarak Rabat mevkiinde bir adet kilise harabesi bulunmaktadır. Köyü tarihçesi Yavuzköy’ün tarihi hakkında herhangi bir yazılı kaynak bulunmasa da eskiden beri halk tarafından söylenile gelen bir tarihçe mevcuttur. Şavşat ilçesinin içme suyunun büyük bölümü köydeki bir kaynaktan sağlanmaktadır. köknar ve çam ağacının çok olduğu ormanları var. Yüksek yerlere iki üç metre kar yağdığı görülür. Topçular. Yerleşim alanları içinde yoğun olarak meyve ağaçları bulunur. Şavşat’a 6 ve Ardahan’a 44 km uzaklıktadır. Yağmurlar genel olarak ilkbahar mevsiminde yağmaktadır. Şavşat içme suyunu Yavuzköy’deki kaynaklardan temin etmektedir. Ramadangil. Köyde tüketilen su. Ayvazgil. Bu kaynakların suları birleşerek Cerma Deresini oluşturur. bitki örtüsü bakımından çok zengindir. Bu eğitim çalışmaları günümüze dek hatırı sayılır bir başarıyla yürütülmüş. Köyün güney ve güney doğusunda yer alan yamaçlarda iğne yapraklı ormanlar yer alır. Dünya Savaşı sırasında Sahara’da Rus kuvvetlerine karşı gösterdiği kahramanlıktan dolayı Yavuzköy olarak değiştirilmiştir. Yavuzköy’ün birbirinden ayrı on mahallesi vardır. Halen iki ayrı kaynaktan içme suyu kullanmaktadır. 50 km2’lik bölümü de yaylalardan ibarettir. Bitki örtüsü Köy. Köy içme su kaynakları yönünden çok zengindir. 30 km2’lik bölümü ormanlık. Dokuz mahalleden meydana gelen köy. Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde yer almaktadır.

sünnetten sonra eşiyle birlikte gidip sünnet olan çocuğu ziyaret eder. Ancak iletişim daha çok cep telefonuyla sağlanmaktadır. sünnet töreninden birkaç gün önceden sünnet evine gelir. emekli olup köye yerleşen devlet memurlarının sayısı çoktur. Köylülere sorduğumuz “Yavuzköy’ün sizce diğer köylere göre iyi yönleri nelerdir?” sorusuna birçok köylüden “ilçeye yakın oluşu” cevabını aldık. Bu durumun bizce en önemli sebebi köydeki ekonomik faaliyetin. Kibrinaz İşçi. üstüne güzel bir örtü konmuş bir tepsiyle sünnetçiye bahşiş toplar. “Çocukluğumda büyüklerimizden duyduğum kadarıyla köyümüzde bir zamanlar 600 hane varmış. Yavuzköy’de sünnet geleneğini şöyle anlattı: “Kirve. Kirve. Düzenli gazete okuma alışkanlığı yoktur. Delikanlılardan biri. yazma. yalnızca yazın yayla zamanı köye gelmektedirler. diğer bir kısmı da çocukları hayatlarını büyük şehirlerde kazanan yalnız ailelerdi. Beraberinde çay. kültürlerini ve dillerini korumayı başarmışlardır. Ardından kirve tütünü ikram edilir. Köyde. Kirve sünnet akşamı meclisin talep ettiği şeyleri ‘harfana’ denen ziyafet sofrasında köylülere sunuyor. Şavşat’a 6 km mesafededir. Buradan da anlıyoruz ki coğrafî olarak bölünmüş olsa da Ahıska Türkleri arasında kültürel bölünmüşlük olmamıştır. Kirveden bahşiş isteniyor. Bu 150 hanenin büyük bölümü İstanbul. Köyde mektupla iletişim kalmamış. Bugün Yavuzköy’de 266 ev olmasına rağmen 150 hane mevcuttur. saat 11. bize Gürcistan’da Ahıska’da görüştüğümüz Hasan Bey Musaddinov da nakletti. Çocuk yatsı zamanı sünnet edilir. şeker. Bu yakınlığından dolayı ilçeyle ulaşım hızlı ve kolay bir şekilde yapılmaktadır. kahve içilir. Zira sınırlarımız dışında yaşayan Ahıska Türkleri her şeye rağmen geleneklerini. Yavuzköy’de birçok ailenin traktör ve/veya motorlu bir aracı bulunmaktadır. Kirve. Sünnet olacak çocuk sünnet edilmeden hemen önce kaçırılıyor. Çocuk sünnet edilince davetlilere kirve kahvesi gelir. Ankara gibi büyük şehirlerde yaşamakta. Kirve bazen çocuk doğmadan da seçilebilir. sünnetçiye hitaben ‘kes de kızına götür’ derler.00’de Yavuzköy’den Şavşat’a. Doğacak çocuk için ‘Erkek olursa kirvesi benim!’ veya ‘Kirvesi sensin!’ demek suretiyle aileler kirvelik bağı kurabilirler. yemek yenir. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı kastediliyor) sonra da geçim derdinden çok göç verilmiş. kirveliğinin karşılığında hürmet görür. ömürlerinin geri kalanını kendi köyünde geçirmek isteyen. İzmir. evlerde çok az genç ve çocuk olduğunu gördük. Nüfus Yavuzköy muhtarı Fahmettin Topçu. Sünnet düğünü çalgılı ya da çalgısız olabilir. eğlenmek amacıyla birini dereye sokup ıslatmak demektir. adaylarında meclisin isteklerini yerine getirmede rekabeti kazanan kirve oluyor. Böyle durumlarda meclis toplanıyor. Yavuzköy’de gençler kirvelerinin kızını alamazlar. Sünnetçinin ‘Şegirt’ veya ‘Mumcu’ denen bir de yardımcısı olur. Yolcu olması durumunda öğleden sonra da tekrarlanmaktadır. kahve.” demektedir. Bursa. Haberleşme Yavuzköy’de hemen hemen her evde telefon bulunmaktadır. 60 ve üstü yaşlardaki çiftlerden oluştuğunu. Çayırlıklar mevcut hayvanların yem ihtiyacını karşılamaktadır. Şubat ve mart aylarında yaptığımız alan çalışmaları sırasında köyde kapısını çaldığımız birçok evde yaşayanların. nüfusun geçimine yetmemesinden kaynaklanan sürekli bir göçtür. Yavuzköy’de bir gelenek: Kirvelik Köyde kirvelik geleneği var. Sünnet gecesi davetliler toplanır. Altmış yaşın üstündeki köylülerde radyo dinleme alışkanlığı görülmekle beraber televizyon daha yaygındır.alanlar son yıllarda tarım yapılmaması yüzünden çayırlık alanlara dönüşmüştür. Şavşat yakın olduğu için ulaşımda köylüler bu araçlarını kullanmaktadırlar. dana vs. Sünnet edilen çocuklardan bazıları cesur olur. Kirvenin getirdiği vala. Suya basmak.” Bizim Ahıska 45 . Kirvenin verdiği bahşiş beğenilmezse kirve suya basılıyor. Bu çiftlerin bir kısmı. Kirve. Ya iyi arkadaşlar bir- birlerine kirve olmakta yahut da fakir bir aileye yardımcı olmak için hâli vakti yerinde olanlar fakir ailelere kirvelik teklifinde bulunmaktadırlar. Sabahleyin ayrılan kirve ve sünnetçiye çorap vs. Sünnet bitince Mevlit okunur. Kirve. Sünnetçiyle kirve o gece sünnet evinde kalır. Bu sünnet geleneğinin aynısını. Bir minibüs her gün sabah saat 08. Kirve adaylarından sünnette koç. hediye edilir. Kirvelik bağıyla birbirlerine bağlanan aileler birbirlerine karşı maddî ve manevî sorumluluk duymaktadırlar. Beraberinde de hediye olarak çocuğa giyecek şeyler getirir. Önce harpler yüzünden (93 Harbi. Bu sebeple köydeki bu emekli grubu ve bazı gençlerin teknoloji kullanabilme kabiliyetlerine paralel olarak internet kullanımı da çarpıcı miktardadır. Ulaşım Yavuzköy Şavşat-Ardahan karayolunun üzerindedir. Kirvelik hususunda bir rekabetin yaşandığı durumlar da olur. kirvesi olduğu aileyi gözetmek durumundadır. kesmesini istiyorlar. mendil. sigara-tütün ve çocuk için bir vala (gelinin başına örtülen renkli başörtüsü) veya yazma getirir. çocuğun düğününde geline götürülür.00’de de Şavşat’tan Yavuzköy’e sefer yapmaktadır. emekli olduktan sonra yurdun çeşitli köşelerinden köylerine dönmüş.

geleneklerini korudular. KGB’nin baskı ve zulümlerine rağmen Ahıskalılar Ahıska topraklarına dönme mücadelesini korkmadan ve bıkmadan devam ettirdiler. Orta Asya ve Sibirya’ya sürgün macerası böyle başladı. dinlerini. Rus askerleri silâh zoruyla Türklerin evlerine girdiler. 20-40 yaş arası 40 bine yakın insanını İkinci Dünya Savaşı’na asker olarak gönderen Ahıskalılar. 1956 yılında Stalin’in ölümünden sonra sıkıyönetim kaldırıldı. “Biz Müslüman Türk adıyla Ahıska topraklarına yerleşmek istiyoruz. Askerler. yıllarca hür dünyadan gizli tutuldu. ölenleri trenlerden aşağıya atıyorlardı. Kefensiz ve mezarsız cesetler Sibirya’nın beyaz karları üzerinde yırtıcı hayvanlara yem olmuştu. Böylelikle gece vakti vagonlar uzun bir yolculuğa çıktı. soğuk- tan. herkesin gözü önünde kurşuna dizildi. Binlerce insanı birkaç saat içinde kamyonlarla demir yolu boyuna taşıdılar. sızlama. binlerce kişi KGB tarafından cezaevlerine atıldı. Bundan dolayı 1989 Özbekistan-Fergana olayları yaşandı. hıçkırık sesleri kulakları sağır ediyordu! Silâh sesleri ve köpek ulumaları bütün geceyi cehenneme çevirmişti. Sovyetler Birliği’nin önceden aldığı kararı uygulayarak beş ilçenin 220 köyünde yaşayan ve 100. -15/20 derece soğukta açlık ve yoksulluk içinde yaşama mücadelesi vermeye başladılar.Ahıska Türkleri Soykırımının 65. ağlama.000’den çok insan ikinci bir sürgüne. İbrahim AGARA 15 Kasım 1944 tarihinde. Biz. Gitmek istemeyenler. 1956 yılından sonra Ahıska Türklerinin Ahıska’ya dönüş mücadelesi başladı. 1921 Moskova Antlaşması’yla Gürcistan’a terk edilen Türk yurdu Ahıska’da bir insanlık dramı yaşandı. bu sürgün gecesini şöyle anlatmaktadır: “Rus askerleri. Rusya’nın metruk köylerine 3-5 aile şeklinde yerleştirildi.000’in üzerindeki yerli halkı. hatta turist olarak dahi gitmesine izin verilmedi. Bu insanları saygıyla anıyor ve ölenlere Allah’tan rahmet diliyoruz. cephelerde 25 bine yakın kayıp verdi. 5000’den fazla ev yakıldı ve 100. açlıktan ve hastalıktan 17. çocuk ayrımı yapmadan silâh çekerek bütün insanları hayvan vagonlarına tıka basa dolduruyorlardı.” diye müracaat edince. halkımıza reva görülen bu alçaklığı insanlığın vicdanına havale ediyoruz. Kırk gün süren bu yolculukta. Yıldönümü Dr.000’i çocuk olmak üzere 30.” Şimdi insanlık âlemine soruyoruz: Bu insanların suçu neydi? Nerde bu insanların cesetleri? Bunun hesabını kim verecek? Bu yapılanlar soykırım değil de nedir? Ne yazık ki ne Gürcistan devleti ne Rusya ne de eski Sovyetler Birliği yapılanları kabul etmiyor. Dillerini. Kış ortasında Orta Asya çöllerine gelen Ahıskalılar. Ahıskalıların Türk olması ve Türkiye sınırında yaşamasıydı. 1961 yılında kurulan Vatana Dönüş Cemiyeti Başkanı Enver Odabaşı ve arkadaşları. Bir yazar. Fakat Ahıskalıların vatan topraklarına geri dönmesine. Birçok gizli teşkilâtlar kuruldu. Bu savaşan insanların aileleri tamamıyla sürgüne gönderildi. Bu soykırım. 1944–1956 yıllarında 12 yıl süren sıkıyönetim ve KGB gözetimi altında hayatlarını sürdürdüler. Yer gök Allah Allah haykırışlarıyla inliyor. Özbek Türkleriyle Ahıska Türkleri arasında KGB’nin provokasyonları sonucunda çıkan çatışmada 300’den fazla Ahıskalı hayatını kaybetti. Rus ordusuna karşı koyanlar. Böylece daha önceden Rusya’nın hazırlamış 46 Bizim Ahıska . yaşlı hasta. İnsanlar silâh zoruyla hayvan vagonlarına 80– 100 kişilik gruplar halinde dolduruldular. Sürgünün tek sebebi. birkaç saat içinde sürgüne gönderdiler. Sürgün ahali.000’den fazla kişi vefat etmiştir. Merkez komitenin asimilasyon politikasına karşı dik durdular. Asgarî insanlık icabı olan her faaliyet için özel izin alınması gerekiyordu. yüzlerce aile Sibirya’ya sürüldü.

000’e yakın Ahıskalı. Ahıska topraklarına dönüşle ilgili birkaç defa yasa çıkmasına rağmen Gürcistan Devleti dönüşe engel olmuştur. s. Temmuz 2007 tarihinde “40. Eski Sovyet topraklarında yaşayan 400. 15. TBMM.000’e yakın insan iskânsız göç ederek Türkiye’nin muhtelif yerlerine yerleşmiş bulunmaktadır. Kaderine terk edilemez!” Rica 1944 yılı sürgünü. Ben Ahıskalıyım. Onu gören veya bilenlerin dergimize haber vermelerini önemle rica ediyoruz. İnsan her şeyden vazgeçer ama vatan toprağı ve bayrağından asla ve asla vazgeçemez. Avrupa Konseyi’nin. 02. Ahıska Türklerinin Ahıska topraklarına yerleşmek istemesi onların en tabii hakkıdır. Ricamız şudur: Burada anılan altı yaşındaki kız çocuğu hayattaysa bugün 70’li yaşlarda bir hanım olmalıdır. Fakat aradan on sene geçmesine rağmen herhangi bir uygulama gerçekleştirilmedi. Hiç kimsesi yoktur. İnsan ihtiyacı olan topraklara çalışkan. Bize Meshi demeyi uygun buluyor! Bu uygulama. 1999 tarihinde Avrupa Konsey’ine üye olurken. 199). Bizler. bizim Türk olduğumuzu bir türlü kabul etmek istemiyor. Bu da Avrupa Konseyi’nin veya diğer güçlerin baskısıyla değil Gürcistan Devleti ve Ahıska Türklerinin isteği üzerine yapılmalıdır. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsız Gürcistan Devleti. Elimizden alınan bu kutsal topraklardan da asla vazgeçmeyeceğiz. Ahıska Türklerinin kendi topraklarına yerleştirilmesine söz verdi. Ne yazık ki bu yasa da Ahıska Türklerinin Türk ve Müslüman adıyla Ahıska topraklarına yerleştirilmesinden bahsetmiyor. Anlatmaya çalıştığımız bu olay.olduğu senaryo gerçekleşmiş oldu. 2005 yılında Rusya’dan ABD’ye mecburî olarak göç ettirildi. Ahıskalılara yapılan en büyük saygısızlıktır. dedelerimize ve babalarımıza karşı yapılan bu soykırım ve insanlık dramını unutmayacağız.000’e yakın Ahıskalı da Ahıska topraklarına yerleşmek için çaba göstermektedir. Bunları hemen her sayımızda kahramanlarının ağzından sizlere sunmaya çalışıyoruz. Bazı sebeplerden dolayı (ekonomik kriz ve terör yüzünden) iskânlı göç durduruldu. Bizim Ahıska Bizim Ahıska 47 .” Bunları duymamalıktan gelmek bir insanlık suçudur. “Vatan toprakları kutsaldır. Esasen Gürcistan. Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle. vatan toprağımdan asla ve asla vazgeçmem.” (Diderginler. Hâlbuki Ahıskalılar 65 seneden beri şunu diyor: “Ahıska benim vatanımdır. Ahıska’ya gitmek ve orada yaşamak istiyorum. Yıllarda Gürcistan topraklarından sürgün edilen vatandaşların geri dönüşüyle ilgili yasa”yı çıkardı.07. Bu facialar arasında biri var ki uğruna ağıtlar yakılsa. Türk soyunu yok etme teşebbüsüdür. Bakü 1990. Türkiye’nin ve Ahıskalı liderlerin çabasıyla Gürcistan Parlamentosu. altı yaşında bir kız çocuğunun elinden tutmuş. Letifşah Barataşvili’nin hatıralarında şöyle bir sahne anlatılmaktadır: “Silâhlı bir subay. bir bir vagonları gezdiriyor. bütün insanlığın vicdanını kanatan büyük bir faciadır. Ahıska vatan toprağıdır. unutturmayacağız. Her şeyden vazgeçerim. yırtık pırtık elbiseler içinde. dürüst ve eğitimli insanlar yerleştirerek ekonomisini canlandırdı. Bu kanun esas alınarak 180 aile Iğdır’a iskânlı göç etti. Diyor ki: Bu çocuk yetimdir. Ahıska Türklerine yapılan bu soykırım Türkiye’yi de tedirgin etti.1992 tarihinde 3835 sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Göç ve İskânına Dair Kanun’u çıkardı. 50. Anası da bir hafta önce vefat etmiştir. filmler ve tablolar yapılsa yeridir. Babası cephededir. bir soykırımdır. Onu da beraber götürün. Hatta bu hadise iç içe birçok faciadan meydana gelmektedir. Ama iskânsız göçler halen devam etmektedir. Her ailenin hatta her insanın ayrı bir faciası vardır.

2. Ola ki bu nasıl kuş. Nadur? (Fener) 68. Üsti oynar.Şavşat’ta Söylenen Bilmeceler-II Av. Gögdan endi bir quş. Qara qatır. Nadur? (1. Alti qaynar. Üsti qaynar. Bir baxdım sapsari. Hasan TORUN Dergimizin önceki sayısında verdiğimiz 50 bilmece/açacaktan sonra derlediğimiz diğer açacakları da bu sayıda sunuyoruz. Sadeca soluğ alur. Bir kükramiş aslan gâlur. Yeddi şeya yox dedi. Deniza kopri qurulmaz. Axşama biza gâlan kimidi? Nadur? (Uyku) 69. 6.Goga direk olmaz. Çig yumurta soyulmaz. Bir küçücük manana. Tavux işamaz. Dağdan gâlur. Ögüna oturdum. Vax dedi. İş görürkan tam yerına varınca.) 48 Bizim Ahıska . Quyinin içinda suyi. Bir baxdım yemyeşil. taştan gâlur. Nadur? (El değirmeni) 62. Nadur? (Sandalye) 67. gerısi inca. Uci kürek. Nadur? (Bişi) 65. Nadur? (Kalbur) 58. Yan üsti yatur. Nadur? (Sandık-anahtar) 63. Na içar na yer. Yilanın ağzında mercan. Delugüna baturdum. Atın derısi. Dibi qıllanur. ağız) 61. Nadur? (Ot) 54. Katır qulun atmaz. Ha dolaş ha dolaş… Nadur? (Minare) 52. Dört ayaxli. Yem yiyer göbeğinden. Tik durur otlar. İlidi milidi. Bir quyi. Uci sallanur. Nadur? (Selgâh/sel) 55. çamın yarısi. Yıldızlar sayılmaz. 51. İçi taş dişi taş. 4. Qarannux dereda avi bögürür. Qıça meraqli. Kemeri var belindan. 7. Nadur? (Gaz lambası) 64. Bismillah der misin demaz misın? Nadur? (Kaşık. 5. Ax dedi. Nadur? (Sahat) 53. Anan ögünda sallanan nadur? Nadur? (Elek) 56. Nadur? (Ekimden hasada buğday tarlası) 57. Bir baxdım qapqara. Nadur? (Degirman) 59. Bunların çoğunu Şavşat’ın Akdamla köyünden Vespiye Torun(80)’dan derledik. Bir quş gâlur hağıldan. Nadur? (Körük) 60. Nadur? (İğ) 66. Mum dibına işıx vermaz. Bir baxdım top top. Mercanın ucunda ateş. Alti oynar. 3. Ölüma çare olmaz). Bir baxdım heç yox. Suyun içinda bir yilan. Demur qapının kilidi. Herkeş ona inana.

Egilur su içmaya. El verursan yol verur. Tek ayax. Dallari budax kimi. Dibından su içar da. Nadur? (Altın) 90. Naydur? (Kur’an) 85. Bağırur oğlax kimi. Biçax açar qapısıni. Dereda avi bögürür. Nadur? (Şemsiye) 96. Bilmece bildirmece. dört basma. Tepesından yumurtlar. Allah yapar yapısıni. Sekiz ayax. Nadur? (Gaz lambası) 86. İlmendi ilmendi. Yer altında paslanmaz. Gögdan endi yera yapuşti. İçına girduğum. Nadur? (Tespih) 98. Nadur? (İsim) 92. İlmendi galanaçax. girmem eve. bir imam. Cemaattan geri durmaz. Nadur? (Mısır ekmeği/Çadi) 97. Yük yüklasan götürmaz. Nadur? (Soğan) 94. Taki taki varduğum. qanadi yox. Gögda var. Dağdan gâlur dağ kimi. Nadur? (Cenaze) 76. Kara kütük. Nadur? (Soko/mantar) 82. Sari ziyaya baxtım. Dört asma. Tek kayadan geçmaz atım. Sabağinan qaxtım. tadi yox. Sabaxtan qaxtım. Nadur? (Kabak/Karpuz) 74. toxum qara. Anan ögüna dayattım. Qız duvara tırmandi. Nadur? (Yumurta-Civciv/çuçul) 89. Nadur? (Kar) 93. Nadur? (Öküz arabası/Kağnı) 88. Bayquşlara eş ola. Satsan baha gaturmaz. Boyni egri Nadur? (Soba) 81. Eteklari qat qat Nadur? (Lahana) 100. Doxsan doxuz cemaat. Nadur? (Yılan) 77. başi papax. Nadur? (Sabun) 99. buyanda qaya. Nadur? (Beşik) 71. Poxi baban canına. Nadur? (Degirman-Un) 87. Oyanda qaya. Abdes alur namaz qılmaz. Bağ ola bayquş ola. Şekera benzar. Su üstünda islanmaz. Alaca bulaca boyattım. Ezduğum mezduğum. Yattuği yerda ot bitmaz. Nadur? (Ateş) 83. dil döşürür. Nadur? (Kuymak) 73. İki müezzin. Naydur? (Kapı) 79. El üstunda kaydırmaca. girsın eve. bayazi haram. Nadur? (Mısır) 72. Ay angut angutlar. Qız duvardan enmadi. Çek atım çekmaz atım. Kenerlarıni gezduğum.70. Cansızdan canni doğar. Holuğuna soxtuğum. Fadime pat pat. Bir öküzüm var. Boz oğlani yola vurdum. Nadur? (Sümük) 91. İki tekir bir sallama. Qarasi halal. Nadur? (Oruç) 84. Yol altında kapaxli zandux! Nadur? (Mezar) 75. qırx buynuz. Un bulanur. Çek boynuni. Tarla bayaz. Yılda gâlur üzümi. El ekar. El vermasan yol vermaz. Yusufi yiyan qurtlar. Nadur? (İnek) 95. Quyrux dolanur. İçında sari maya. Uzun tarlanın uzuni. Nadur? (Kutan-Öküz) 78. Nadur? (Güneş) Vesbiye Torun değirmende (solda) Bizim Ahıska 49 . Yer altında kürkli xoca. Nadur? (Quyi/kumaş dokuma tezgâhı) 80. Buni kim bilmiş ola. Babam deve. Cannidan cansız doğar.

Son zamanlarda Yunanî anlamda Pontosçuluğun bilimsel temelden yoksun olduğu açıkça ortaya konulmuş. Hatta bir albüm karıştırdığınız hissine kapılıyorsunuz.. harita vb. Amasya Coğrafyası başlığı altında bölgenin tarihî coğrafyasıyla başlamaktadır. Amasya 50 Bizim Ahıska .“Amasya’nın Altın Tarihi” Ünal KALAYCI ismiyle ilgili açıklamalar ve bu şehir için tarihte kullanılmış diğer isimlerle ilgili bilgiler verilmektedir. 5000 Evlâd-ı Fâtihan’ın ve Şirvanîzadeler’in de vilâyete iskânı. MÖ. Altı ana başlık ve bu başlıklar altında çeşitli alt başlıklardan oluşan eserin sonunda da zengin bir kaynakça görüyoruz. 28) ifadesi. Pontos dönemiyle başlanmış. hangi kabilelerden. Amasya Tarihinin Ana Çizgileri başlığı altındaki bahislere. Ayrıca 1921-Moskova Antlaşması’yla Sovyet Gürcistan’ına bırakılan Batum’un Müslüman halkının bir kısmının da buraya yerleştirilmesi. hangi boy ve oymaklardan oluştuğu ayrıntılı olarak ele alınmış. Amasya halkı başlığı altında. Sarı. Asıl bahisler. ayrıca Pontos Krallığını kuran ailenin bir Pers sülâlesi olduğu anlatılmış. Yine Amasya için farklı dönemlerde Bağdadü’r-Rûm’dan Kasrü’s-Selâtîn’e kadar on ayrı ismin kullanıldığı belirtiliyor. Kitabın ilk sayfalarında Vali Halil İbrahim Daşöz’ün Takdim’i ve eserin yazarı Zeyrek’in Önsöz’ü yer almaktadır. Bunlar arasında Yunanlardan önce şehrin sakinlerinin Türkler olduğu ve şehrin isminin Âmas adında bir kişiye dayandığı iddiası dikkat çekiyor. âdeta kartpostal edasıyla sizi kendine çekiyor.. Pontos ismiyle ilgili iddialar ve bunlarla ilgili izahlar verilmiş. görüntü. bu bölümde dikkatimizi çeken bilgiler arasında. kaynaklara dayanılarak Amasyalıların hangi kavimlerden. Mukavva kapak içinde 108 renkli sayfadan meydana gelen kitabın ebadı da dikkat çekici. Pontos dönemi. mat ve parlaklığın birleştiği sayfalara serpiştirilmiş tam 74 resim. fotoğraf. 63 yılında Romalıların Pontos Krallığına son verişi anlatılırken şu satırlar üzerinde uzunca düşün- Yunus Zeyrek tarafından yazılan ve Amasya Valiliğince bastırılan “Amasya’nın Altın Tarihi” adlı kitap okuyucuyla buluştu. Sanki daha şirin. Bunlar içinde “Pontos isminin aslı Pon olup bu da Hun isminin bozulmuş şeklinden ibarettir” (s. geniş bir şekilde ele alınmış.

Amasya’yı kuruluşundan günümüze kadar bir belgesel tadıyla anlatmış. Kitabın son bölümü. Zeyrek. ciddî kaynaklar ışığında ele alınmış. kitabı zenginleştirmiş. Akşemseddin gibi büyük âlimlerin de bu kişiler arasında yer aldığını okuyunca şaşırmadık desek yalan olur. “Kalesi göklere doğru yükselir. Kadı Burhaneddin Beyliği ve bunlara paralel olarak muhtelif bahisler. bu bahisleri Seyahatname’nin aslından alarak kullanmış. Çepeçevre alanı 9060 adımdır…” (s. hazin bir şekilde hayata veda eden Şehzade Mustafa… Timur’un 1402’de Amasya’yı alması. Teodos zamanında Hristiyan olmayan tek kişi kalmamıştır. Esat Uras ve İsmail Hami Danişmend gibi renkli şahsiyetler başta olmak üzere on sekiz portreye yer verilmiş. 87) ifadeleri. görev yapan. 37) Roma ve Bizans döneminden sonra başlayan Selçuklu Türk devirleri sırayla ele alınmış. Şehzade Alaeddin. ev damları görünür ki bir iç kaledir. bu eserin süzme bilgilerle meydana getirildiği anlaşılmaktadır. “Eski Komşularımız: Ermeniler” başlığı altında Ermeni faaliyetleri anlatılmaktadır. 1175’te Danişmend ilinin Selçuklular tarafından fethiyle başlayan yeni dönem. Yavuz. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa. Kitapta. çocukluğu burada geçen şehzadeler dönemi de renkli bir üslûp ve resimlerle verilmiş. Bilhassa Merzifon’da Amerikan Koleji adındaki okulun yaptığı yıkıcı etkiler millî bir duyarlılıkla çarpıcı bir şekilde dikkatlere sunulmuş. Murad. II. İlhanlı ve Artana dönemleri. Fatih. Amasya’nın Altın Tarihi. Şeyh Bedrettin isyanı yine Amasya ile anılan olumsuz şeyler olarak kitapta yerini almış. Baba İshak isyanı. Evliya Çelebî’nin ünlü Seyahatnamesi’nde yer alan Amasya’yla ilgili bahislerden meydana gelmektedir. Kitabın arkasında yer alan kaynaklardan ve kuvvetli bir dil ve üslûp üzerine kurulan metinlerden. Âşık Paşa. 1353 yılından sonra Amasya’nın Osmanlı yönetimine geçmesi ve sonrasında Amasya’da yetişen. medreselerinden kervansaraylarına kadar pek çok şeyden bahsetmiş. Çelebî’nin Amas- ya tasviridir. Amasya’nın 1068’de Selçuklular tarafından fethi ve bu noktada Danişmendli dönemi ve kültür hayatımız için çok önemli eserlerden biri olan Danişmendname’den yararlanılmış. Mihrî Hatun. kale içindeki cami minareleri. Dipnotlara boğulmayan ama verilen her bilginin de kaynağı bir şekilde ifade edilen eser. Seyyid Nigârî. Millî şuurla yazılan bu kitabı okuyan bütün Amasyalıların böyle haşmetli bir mazinin üzerinde durdukları için kendilerini daha güçlü hissedeceklerine şüphe yok. son dönemde Amasya ile özdeşleşmiş tarihî bir olay olarak kitapta yerini almış. Bu bilgiler sistemli hale getirilerek yirmi beş alt başlık altında verilmiş. dile hâkim bir ustanın etkileyici üslûbuyla kaleme aldığı. Bayezid. Açık havada öğle zamanı.” (s.memizi gerektiriyor: “Roma döneminde Hristiyanlığı kabul etmesi için büyük baskı ve zulüm yapılmıştır. Atatürk’ün el yazısıyla yer verilen Amasya Tamimi. Zirvesindeki burçları ve çok yüksek surları. Amasya’nın camilerinden ziyaretgâhlarına kadar. Bunlar arasında kimler yok ki: Çelebî Mehmed. II. mavi bulutlar içinde kaybolur. Beşinci ana başlık altında ‘Amasya’da Yetişen Ünlüler’ kısa kısa tanıtılmış. her şehre nasip olmayan ve okuyucuyu sıkmayan nefis bir kitap. Evliya Çelebî. İsmi de cismi de altın olan bu esere emek veren müellifi ve eseri gün yüzüne çıkaranları tebrik ediyoruz Not: Kitap için iletişim telefonu 0358 218 49 80. BİZİM AHISKA DERGİSİNİ OKU OKUT ABONE OL ABONE BUL TAVSİYE ET SADECE 25 TL POSTA ÇEKİ NO: 403 598 Bizim Ahıska 51 . Şehzade Ahmet.

Özbekistan’dan mecburen çıkartılarak Rusya başta olmak üzere dünyanın dört bir yanına savruldular Türkiye Cumhuriyeti. Böyle olunca da hayat zorlaşıyor. 2005’te de ailece Türkiye’ye göç etmişler. Bu yüzden sürgün dönemindeki gençler eğitimsiz kaldılar ve geçimlerini tarlada gece gündüz çalışarak sağladılar. düşünen gençlerimiz ve hiçbir zaman yardımını esirgemeyen Türkiye Devletidir. 1944 felâketinde. acımasız askerler vardı. Ahıska’daki hayatını. 52 Bizim Ahıska . Bunu yapacak olan da eli kalem tutan. bir problemimiz yoktu. Tek isteğimiz bu problemlerin çözülmesi ve huzurumuzun bozulmaması. Daha sonra Andican’da ancak onuncu sınıfa kadar okuyabildim. sürgünü ve Türkiye’deki yaşayışı sordum. Türkiye’de yaşamak nasıldır? Burada da sıkıntınız var mı? Evet. Bu olaylarda yüz bine yakın Ahıskalı. Kırk gün boyunca hayatta kalabilme savaşı verdik. Açlık. İstanbul ve Denizli’de birçok Ahıskalı yaşamaktadır. Çünkü o zamanlar Ahıskalıların durumu çok kötüydü. Azim ve gayretle yıllar sonra ev bark sahibi olmuş. Huzursuzluk yoktu aramızda. Diğer vagonlarda durum çok kötüydü. Çoğunun çalışma izni ve sigortası yok. Özbekistan’ın Andican vilâyetinde sürgün treninden indirilmiş.1992 Tarihli 3835 Sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabulü ve İskânına Dair Kanun’u çıkardı. Size göre halkımız bir araya nasıl gelir. Bir grup Ahıskalıyı getirip Iğdır’a yerleştirdi. Ölüleri vagonlardan alıp dışarıya vahşice atıyorlardı. 1954’te de ailece Namangan vilâyetinin Kogay köyüne yerleşmişler. Eğitim en son plana atılmıştı. Başarılı bir şekilde okuluma devam ederken sürgün edildik. Bugün Bursa başta olmak üzere İzmir. 1930’da Ahıska’nın Mugaret köyünde dünyaya gelmiş. Sanki aynı millettenmiş gibiydik. Herkes çalışıp çabalama derdindeydi. O şartlar altında yaşama mücadelesi vermek gerçekten çok zordu. Gürcülerle çok iyi geçiniyorduk. Sürgünün ilk yılları açlık susuzlukla geçmiş. Tam altıncı sınıfa kadar Gürcü mektebinde okudum kızım. kızım nerede olursak olalım bir araya gelmedikçe bu sıkıntılar hep olacak. uzaklarda kalan yakın akrabalarını özleseler de onlar Türkiye topraklarında bulunmaktan son derece memnunlar. Bunu müteakiben binlerce hemşehrimiz Türkiye’ye geldi. Yaşlılar emekli maaş alamıyorlar. bazı çalışmalar yaptı. 1944 sürgününden sonra 1989’da çıkan Özbekistan’ın Fergana Vadisinde patlak veren olaylar sonucu ikinci bir sürgünle karşı karşıya kaldılar. O zamanlar her şey iyiydi. Yemek oralara kadar yetmiyordu.07. anlaşmazlık yoktu. Sert bakışlı. Korkumuzdan kimse itiraz edemiyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde yalnız kalan Ahıska Türklerinin elinden tutmak amacıyla. Bugün bizlerin bu durumu zalim Stalin’in kurduğu planlarının eseridir. Hayatta kalabilenler bugün buralara kadar geldik. Bu bile büyük bir şanstı benim için. 02. Gürcülerle aynı mektepte okumamıza rağmen hiçbir ayrım söz konusu değildi.Zaim Dedenin Anlattıkları Nilüfer DEVRİŞEVA Ahıska Türkleri. Yıllar önce vahşice koparıldığımız topraklara geri dönmek en büyük hakkımız. Zaim dede şimdi altı çocuğu ve torunlarıyla beraber Bursa’da mutlu bir hayat yaşamaktadır… Zaim dedeye Ahıska’dayken okula gidip gitmediğini soruyorum. Bize yapılanlar Rusların kurduğu bir oyundur kızım. Dileğim inşallah bir gün bütün Ahıskalılar vatan topraklarında bir arada yaşarız. Zaim dede. Bizden başka sürgüne maruz kalan diğer milletlerin hepsi vatanlarına geri döndüler. Peki. Bizler sadece birbirimizden kopuk vaziyette gurbetlerde yaşıyoruz. Türkiye’de sosyal hayata ve kültürel faaliyetlere katılma yönünden bir sıkıntıları yok. Bazı maddî sıkıntıları olsa da. Bizleri sırf Türk olduğumuz için yerli halka nefret ettirdiler. nereden bilecektik… Tatsızlık. susuzluk ve soğuk bir arada yaşanıyordu. Bizim vagonumuz yine iyiydi. Zaim dedenin Özbekistan yılları bin bir sıkıntıyla dolu. Türkiye’ye baktığımızda şu anda birçok Ahıskalı işsiz. kısaca sürgünü nasıl hatırlıyorsunuz? Sürgün çok ağır şartlarda geçti. Yetmiyormuş gibi evlerimizden barklarımızdan kopararak binlerce kilometre uzaklara sürgün ettiler. yemek veriyorlardı. 2009 yılı yazında yaptığım Türkiye seyahatimde Bursa’da yaşayan Zaim dedeyle konuştum. vatan topraklarında nasıl toplanırız? Her şey bizim çabamıza isteğimize bağlı kızım. Bu sürgün nereden çıktı? Sürgünün belirtilerini hiç hissetmediniz mi? Sürgünden önce iyi bir hayatımız vardı.

... Ahıskalılar. Kırgızistan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Ruslan Kazakbayev olmak üzere birçok Kırgız-Türk işadamları ve diplomatlar katıldı. bu halkın vatana dönmesi için elimden gelen her türlü gayreti göstereceğim. son iki seneden beri yerini sıcak ilişkilere bırakmıştı. Serpil Alpman’ın Büyükelçilik görevine başladığı ilk zamanlarda Ahıska Türkleriyle arasında hissedilen mesafe. Hayat Oteli’nde düzenlenen veda programına. Serpil Alpman. Gelecekte nerede olursam olayım. mutluluk ve başarılar dilediler. Kırgızistan’daki bütün Ahıska Türklerine teşekkür etti. BÜYÜKELÇİ SERPİL ALPMAN BİŞKEK’E VEDA ETTİ Ahıska Türkleri tarafından düzenlenen toplantılara ve konferanslara katılan Büyükelçi Alpman. Alpman. gerek görevi sırasında yaptığı her türlü desteğiyle gerekse veda töreninde Başkan Mürefeddin Sakıboğlu’na gösterdiği yakınlıkla göstermiş oldu. Ahıskalıların yoğun olduğu köyleri de dolaşarak insanların dertleriyle yakından ilgilendi.. Göreve başladığı günden bu yana Kırgızistan-Türkiye arasında kurduğu sıcak ilişkilerle gerek siyasî. Haberler.. Bişkek’e veda etti.Haberler. Büyükelçi Alpman’a bundan sonraki meslek hayatında sağlık. “Ahıska Türklerini hep güzel duygularla hatırlayacağım. Ankara’da faaliyet gösteren Posoflular Derneği. Büyükelçi Serpil Alpman’a meslektaşları tarafından birbirinden güzel hediyeler verildi. Alpman’a deri kaplı bir satranç hediye etti. Kızılay-Enerji Otel’de verilen yemeğe çok kalabalık Bizim Ahıska 53 . Kırgızistan Ahıska Türkleri adına teşekkürlerini ileten Başkan Mürefeddin Sakıboğlu. Ahıska Türklerine verdiği değeri. 5 Eylül akşamı hemşehrilere bir iftar yemeği verdi.. gerek ekonomik ve gerekse kültürel yönden çok başarılı diplomatlık yaptı.” dedi. Haberler. Ahıskalıların gönlünde taht kurmuştu. Alpman’ın veda programına Kırgızistan Ahıska Türkleri Derneği Başkanı Mürefeddin Sakıboğlu da katıldı. Nilüfer Devrişova POSOF DERNEĞİNİN İFTARI 2005 yılından beri Türkiye Cumhuriyeti’ni Kırgızistan’da temsil eden Büyükelçi Serpil Alpman. Büyükelçi Serpil Alpman’ın görev süresinin sona ermesi dolayısıyla Bişkek’te veda programı düzenlendi. Alpman. Bu zaman zarfında denilebilir ki Alpman.

21 Eyül’de dergimizin idarehanesinde bir araya geldiler. Bayramlaşmada derginin Genel Yayın Yönetmeni Yunus Zeyrek ve Yayın Kurulu Üyesi Prof. Çok duygulu bir ortamda gerçekleşen iftar programına Posof Kaymakamı Muammer Köken de katıldı. Posoflu kardeşlerinin arasında okumanın sevincini yaşamaktadır. atalarının yaşadığı topraklara dönmüş bulunmaktadır. 2008 ve 2009 yılları boyunca vatana dönüş için Gürcistan makamlarına müracaatlar devam etmektedir. Ankara’da yaşadıkları hâlde büyük şehir şartlarında kolay kolay bir araya gelemeyen dostlar adeta hasret giderdiler. Bizim Ahıska dergisi. Ahıska’ya açılan Türkiye kapısının merkezi Posof. Aşağıdaki fotoğraf. Posof Kaymakamı Sayın Köken’i bu örnek davranışından dolayı tebrik eder. İlyas Doğan da bulundular. Tabii ki hayata yeniden başladıkları memlekette başta eğitim olmak üzere alt yapı imkânları hayli sınırlı. AHISKALI YAŞAR POSOF’TA OKUYACAK Gürcistan Parlamentosu. Bu ziyarete Ankara Dernek Başkanı İrfan Topçu. İlköğretim Müfettişi Arif Kartal. 2007 yılında. bunu bir başlangıç olduğunu ifade ederek daha sonra bu sayının artması için gerekenin yapılacağını bildirdi. Posof Kaymakamı Muammer Köken. o günün hatırası olarak kaldı. ertesi günü dergimizi ziyaret etti. Bazı aileler ise bu süreci beklemeden kendi imkânlarıyla ata yurduna döndüler. DERGİMİZDE BAYRAMLAŞMA Ahıskalı gençler. Bizim Ahıska 54 Bizim Ahıska . MKEK (Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu) Müfettişi Mehmet Öztürk ve Karayolları Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Laçin Akçay da iştirak ettiler. Henüz okullar yeni açıldığından bütün öğrenciler Ankara’ya gelmemişlerdi. Bu yıl 8. Bugün Ahıska’da 50 Yaşar’ın anne ve babası Posof kaymakamıyla. Ahıska’ya dönmüş ailelerden biri olan Abamüslim ve Dilara çiftinin Azerbaycan’da okula başlayan ilköğretim çağındaki oğlu Yaşar Arifov’u Posof Halitpaşa YİBO’ya kabul etti. Bu cümleden olmak üzere Posof Kaymakamlığı. Dernek Başkanı İrfan Topçu ve Kaymakam Köken birer konuşma yaptılar. Kaymakam Köken’i makamında ziyaret ederek memnuniyetlerini bildirdi. Avrupa Konseyi süreciyle 1944 yılında sürgüne giden Ahıska Türklerinin vatana dönüşüne dair kanun çıkardı. Bu küçük hemşehri toplantısında da sohbet Bizim Ahıska ve Posof üzerineydi. Dr. Posof Kaymakamı Muammer Köken. Bizim Ahıska bürosunda buluşarak bayramlaştılar ve sohbet ettiler. civarında aile. sınıfa kaydolan Yaşar. Yaşar’ı sınıf arkadaşlarıyla tanıştırdı ve her türlü ihtiyaçlarının karşılanacağını söyledi. Ahıskalı hemşehrilerine kardeş eli uzatmanın gayreti içinde. Aile. Ankara’da bulunanlardan bir grup.bir hemşehri grubu iştirak etti. Ramazan Bayramının ikinci günü. Halitpaşa Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Müdürü Alpaslan Tekel. Etimesgut Dernek Başkanı Aydemir Yaşar.

Posof Müftüsü ve beraberindeki heyet. Ahıska’ya giderek incelemelerde bulundu. Bir gün o camilerde de namaz kılacağız diyerek yarınlara umutla bakıyorlar. Heyet. Onlara. 65 seneden beri azan okunmayan ve cemaati sürgün edilmiş olan Ahıska’da artık cemaat var ve Cuma namazı kılınıyor. Müslüman Türk olarak ata yurtlarına dönmenin huzurunu yaşıyorlar.” dedi. 1944 sürgünüyle karanlığa gömüldü. Sürgünden dönen bir kısım Ahıskalı kardeşlerimiz. aileleri evlerinde ziyaret etti. “Şimdilik vatana 50 aile geldi.Posof Bizim Ahıska Türkiye Diyanet Vakfı. Piyasa yoklaması yapıldı. Namaz sonrasında herkesin mutlu olduğu gözlerinden okunuyor. Bu inceleme sonucunda 50 adet kurban hissesi satın alındı. Kiliselerin faal olduğu Ahıska’da tarihî Ahmediye Camii müze olarak kullanılırken çevre köylerdeki camilerden yıkılmamış olanlar da samanlık olarak kullanılmaktadır! Ahıskalılar. Normal ev salonu olduğu için minberi yok. Kurban bayramının birinci günü yine Diyanet Vakfı kontrolünde kesilecek kurbanlar Ahıskalılara emanet olarak teslim edildi. İleride çoğaldığımızda hükümetimizden cami talebimiz olacaktır. İmam hutbeyi ayakta okuyor. Namaz vaktinin gelmesiyle içeride ezan okunuyor.YILLAR SONRA AHISKA’DA CUMA NAMAZI kılıyorlar. ya da samanlık olarak kullanıldı. Camiler ya kapatıldı. yıllarca sürgün yaşamalarına rağmen hâlâ umutlarını yitirmemişler ve Allah’ın her şeye kadir olduğuna inanıyorlar. Zira yıllar sonra da olsa. Yüzyıllardan beri Müslüman Türk ahalini yaşadığı ve ezanları semalara seslenen Ahıska. Halil İbrahim Ataman . 55 . Hep birlikte Ahıska hayvan pazarına gidildi. Ahıska’da faaliyet gösteren dernek temsilcileriyle de görüştü. burada kurban olarak kesilecek hayvanların fiyatları hakkında bilgi aldı. şimdilik cuma namazlarını bir evin salonunda TÜRKİYE DİYANET VAKFI’NDAN AHISKA’YA 50 KURBAN Ahıska’ya dönerek hayata vatanda devam eden kardeşlerimizi Diyanet Vakfı yalnız bırakmadı. ata yurtlarına dönen Ahıska Türklerine kurban bağışı yaptı. Kurban Bayramı münasebetiyle burada bir kurban kampanyası düzenleneceğini söyledi. Ahıska’da faaliyet gösteren Mesket Türkleri Derneği Başkanı Hasanbey Müseddinoğlu. Posof ilçe Müftüsü Şükrü Küçük başkanlığındaki bir heyet. Cemaat toplanıncaya kadar hoca Kur’an okuyor ve vaaz ediyor. ya yıkıldı.

Onlar. Bir mahşeri andıran 14-15 Kasım 1944 gecesi. Molidze. bu millete bir daha böyle acılar göstermesin. vagonlara doldurularak buralardan sürülmüşlerdi. Vatana dönen hemşehrilerimizin sıkıntılarını Gürcistan hükûmetine daha kolay iletmek amacıyla Cemiyetimiz faaliyettedir. bu meş’um/uğursuz günü. sürüldükleri yerde andılar. Yapılan konuşmalardan sonra Ahıskalı Şevket Hoca Kur’an okudu. Bunları anlatırken gözyaşlarını tutamadılar. 65 sene sonra vatana dönen Ahıskalılar. Hatıra Fotoğrafı 56 Bizim Ahıska . bunların cenaze namazı kılınmadan Rus askerlerince arazilere atıldığını anlattılar. Haçapurlar yenildi ve çaylar içildi. sürgünde ve sürgünden sonra aramızdan ayrılmış olan hemşehrilerimizi rahmetle anmak için toplandık. Cemiyetin Tiflis Merkezi Başkanı İsmail Molidze’nin açış konuşmasıyla başladı. baba ve dedelerinden dinledikleri acı hatıraları dile getirdiler. Bu istasyonda halkın nasıl toplandığını ve vagonlara nasıl doldurulduğunu. Bugün burada. konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Şimdili vatan toprağına 50 kadar aile dönmüştür. açlık ve hastalıktan sayısız insanın öldüğünü. yaşadıkları vahşet gününü anlattılar. Ahıska’da faaliyette bulunan Gürcistan Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti tarafından düzenlenen anma toplantısına. Ahıska’ya dönmüş olan hemşehrilerimiz katıldı. şimdi vatana dönmüş olan aileler tarafından adeta yeniden yaşandı. Onların ruhunu şâdetmek için Kur’an okuyacak ve dualar göndereceğiz.Ahıska’da Hazin Bir Anma Töreni Halil İbrahim ATAMAN Aradan tam 65 yıl geçmesine rağmen acılar hâlâ unutulmadı. o günlerin acısını yaşayarak anlattılar. Tam 65 sene önce bugün. Bu ikramdan sonra sofra duası edildi. Program. Sürgünü yaşayan Mehemmet ve Mustafa dedeler o günü anlattılar. ana. Şühedaya dualar gönderildi. Yolculuk esnasında soğuk. Gelecek günlerde daha çok hemşehrimiz gelecektir. 15 Kasım pazar günü. O günleri yaşayanlar. Çok duygulu anların yaşandığı programda gençler de konuştular.” Halkın sürgün trenine bindirildiği demiryolu istasyonuna gidildi. Bu yük vagonlarıyla sürüldük! Mehemmet ve Mustafa dede İsmail Molidze’nin konuşması. Allah. Bu acı hatıralarla büyüdüklerini ve bugün vatanda bu programı düzenlediklerini söyleyerek şimdi vatanda olmanın sevincini yaşadıklarını ifade ettiler.