You are on page 1of 196

Midnight Sun

Edward’ın Hikayesi
Stephenie Meyer’dan
Çeviri: olimbera

1. İlk Bakış
Bu, günün uyuyabilmeyi dilediğim zamanıydı. Lise. Ya da doğru sözcük Araf mıydı? Eğer günahlarımı telafi etmenin bir yolu olsaydı, bu bir ölçütte çeteleye yazılmalıydı. Can sıkıntısı alışabildiğim bir şey değildi; her gün inanılmaz derecede, bir öncekinden daha tekdüze geliyordu. Sanırım benim uyuma biçimim buydu – eğer uyku aktif dönemler arasındaki hareketsiz durum olarak tanımlanırsa. Kafeteryanın uzak köşesindeki alçıdan geçen çatlaklara, orada olmayan şekiller hayal ederek baktım. Bu, kafamın içinde fışkıran, bir nehir gibi çağıldayan sesleri bastırmanın tek yoluydu. Bu seslerden birkaç yüz tanesini sıkıntı yüzünden duymazdan geliyordum. Konu insan zihnine gelince, hepsini daha önceden duymuştum. Bugün bütün düşünceler, buradaki küçük öğrenci grubuna eklenen yeni kişiyle ilgili gülünç bir heyecanla doluydu. Hepsinde ilgi uyandırmak çok kısa zaman almıştı. Yeni yüzü her açıdan düşünce üzerine düşüncede görmüştüm. Sadece sıradan bir insan kızı. Gelişinden doğan coşku bıktırıcı şekilde tahmin edilebilirdi – bir çocuğa parlak bir cisim göstermek gibi. Koyuna benzeyen erkeklerin yarısı şimdiden kendilerini ona aşık olarak hayal ediyorlardı, sırf bakılacak yeni bir şey olduğu için. Onları bastırmak için daha çok uğraştım. Sadece dört sesi tiksindiğim için değil, nezaketten engelliyordum: yanlarında olduğum zamanlardaki mahremiyet yoksunluğuna alışan ve bununla ilgili artık pek düşünmeyen ailem, iki kız ve iki erkek kardeşim. Onlara verebildiğim kadar gizlilik veriyordum. Eğer yapabilirsem dinlememeye çalışıyordum. Denediğim halde, yine de… biliyordum. Rosalie’nin aklında, her zamanki gibi, kendisi vardı. Birilerinin bardaklarında profilinin görüntüsünü yakalamıştı ve mükemmelliği üzerine düşünüyordu. Onun zihni birkaç sürprizi olan sığ bir göletti. Emmett dün gece Jasper’a karşı kaybettiği güreş maçı yüzünden köpürüyordu. Rövanş ayarlamak için okulun bitimini getirmek, sınırlı olan bütün sabrını alacaktı. Emmett’in düşüncelerini dinlerken kendimi hiçbir zaman davetsiz misafir gibi hissetmezdim, çünkü asla sesli söylemeyeceği ya da eyleme geçirmeyeceği bir şey düşünmezdi. Muhtemelen diğerlerinin aklını okumaktan suçluluk duymamın sebebi, orada benim duymamı istemeyecekleri şeyler olduğunu bilmemdi. Eğer Rosalie’nin zihni sığ bir göletse, Emmett’inki de cam berraklığında, karartısız bir göldü.

2

Ve Jasper… acı çekiyordu. Bir iç çekişi bastırdım. Edward. Alice kafasının içinde ismimi söyledi ve dikkatimi anında çekti. Bu, adımın sesli söylenmesiyle aynı şeydi. İsmimin modasının son zamanlarda geçmiş olmasından memnundum – sinir bozucu oluyordu; herhangi bir zaman, herhangi biri, herhangi bir Edward’ı düşündüğünde, kafam istemsizce dönüyordu… Şimdi başım dönmemişti. Alice ve ben bu gizli konuşmalarda iyiydik. Birileri bizi çok ender yakalayabiliyordu. Gözlerimi alçının çizgilerinde tuttum. Nasıl direniyor? diye sordu bana. Somurttum, ağzımın sabit şeklinde sadece ufak bir değişiklik oldu. Diğerlerini uyaracak hiçbir şey yoktu. Sıkıntıdan da somurtuyor olabilirdim. Alice’in iç sesi şimdi panik doluydu, zihninde çevresel görüşüyle Jasper’ı izlediğini gördüm. Bir tehlike var mı? Yakın geleceği taradı, surat asmamın altındaki sebebi bulmak için tekdüze görüntüleri gözden geçirdi. Başımı sanki duvarın tuğlalarına bakıyormuş gibi yavaşça sola çevirip iç çektim, sonra sağa, tavandaki çatlaklara bakmaya geri döndüm. Sadece Alice kafamı salladığımı biliyordu. Rahatladı. Eğer kötüye giderse bana haber ver. Sadece gözlerimi hareket ettirdim, önce tavana sonra tekrar aşağıya. Bunu yaptığın için teşekkürler. Sesli cevap veremediğim için hoşnuttum. Ne söylerdim ki? ‘Benim için bir zevk’? Hiç değildi. Jasper’ın mücadelelerini dinlemekten keyif almıyordum. Onu böyle sınamak gerçekten gerekli miydi? Belki de susuzlukla hiçbir zaman kalanımız gibi başa çıkamayacağını itiraf etmek, sınırları zorlamamak daha güvenli olmaz mıydı? Niye tehlikeyle flört etmeliydi ki? Son avlanma seyahatimizin üzerinden iki hafta geçmişti. Bu kalanımız için çok uzun bir zaman değildi. Bazen biraz rahatsız ediyordu – eğer bir insan çok yakından yürürse, eğer rüzgar yanlış yönden eserse… ama insanlar çok ender yakınımızdan yürüyorlardı. İçgüdüleri onlara bilinçlerinin asla anlayamadığı şeyi söylüyordu: biz tehlikeliydik. Jasper şu anda çok tehlikeliydi. O anda, küçük bir kız bir arkadaşıyla konuşmak için bizimkine en yakın masanın sonunda durdu. Sarımsı kızıl, kısa saçlarını, parmaklarını içinden geçirerek salladı. Isıtıcı, kokusunu bizim yönümüze doğru üfledi. Bu kokunun bana hissettirdiklerine alışıktım – boğazımda susatıcı bir ağrı, midemde boş bir arzu, kaslarımın istemsizce kasılması, ağzımdaki zehrin aşırı akması… Bunların hepsi oldukça normaldi, genellikle görmezden gelinmesi kolaydı. Sadece şimdi daha zordu; Jasper’ın tepkisini izlerken hisler daha güçlü, iki misliydi. Sadece benimki yerine çifte susuzluk vardı. Jasper hayal gücünün kendisinden kurtulmasına izin verdi. Kafasında resmediyordu – kendini Alice’in yanındaki yerinden kalkıp küçük kızın yanına giderken canlandırıyordu. Kulağına fısıldıyormuş gibi eğilip dudaklarını kızın

3

gücünü test etmeye. Sanki onlar da akıl okuyabiliyorlarmış gibi – sadece birbirlerininkini. İlk düşüncenin Tabii ki. Edward Cullen. Zaten ucube olanların arasında ikimiz de ucubeydik. “Adı Whitney. İnce teninin altındaki nabzının sıcak atışının ağzının altında nasıl hissedeceğini düşlüyordu… Sandalyesini tekmeledim. Uzun odanın etrafındaki saçakların altında yer alan pencerelerin birinden bakmak için döndü.” dedi Jasper tersçe. Eski alışkanlıklarının. “Bunu görebiliyordum. Şimdiye kadar kendim görmüş olmasam da. Sesler duymak ya da gelecekten görüntüler görmek kolay değildi. 4 . şimdiden Cullen’lara çarpılıyor.” Yalanını ele vermemek için suratımı ekşitmemeye uğraştım. çikolata renkli göze kilitlendi. Çok sevdiği bir kız kardeşi var. ama seslenilmemişti sadece bir düşünceydi. yüksek. hatırladın mı?” “Onun kim olduğunu biliyorum. direncini artırmaya çalışmak saçmaydı. ismimi düşünen kişi olmadığını anlamam bir saniye sürmüştü. Bu gece avlanmak zorunda kalacaktı. Alice sessizce iç çekti ve yemek tepsisini alıp kalkarak onu yalnız bıraktı.” dedi Alice üzüntüsünü yatıştırmak için. soluk renkli bir yüzdeki bir çift büyük. onların duyabilmesi için çok hızlıydı. Birbirimize destek olmalıydık. yüzü tanıyordum. kendini böyle zorlamamalıydı.” diye mırıldandı. Jasper’ın ne zaman yeterli desteği aldığını bilirdi. Bir dakikalığına bakışımla buluştu ve sonra aşağı baktı. birbirlerinin ruh hallerini kendilerininki kadar iyi bilenler Alice ve Jasper’dı. adımın çağrıldığı sese doğru döndüm. Birbirimizin sırlarını korurduk. Yeni öğrenci. diye devam ettiğini duydum. Refleks olarak. Kafasının içindeki utanç ve isyan savaşını duyabiliyordum. Buraya yeni bir gözetim durumuyla yaşamak için gelmiş. Bella. Jasper sınırlarını kabul etmeli ve onlara göre davranmalıydı. Annesi Esme’yi o bahçe partisine davet etmişti. seçilmiş yaşam şeklimize faydası olmuyordu. Gözlerim saniyenin küçük bir kısmı için kalp şekilli. Rosalie ve Emmett ilişkileriyle daha çok göze batsalar da. “Eğer onları insan olarak düşünürsen biraz yardımcı oluyor.boğazına değdirmeyi düşünüyordu. Bugün buradaki her insanın aklında en ön plandaydı. “Özür dilerim. müzikal sesi eğer yeterince yakında olan varsa. Tam ismini söyleyen herkesi düzeltmişti… Sıkılıp başka yere baktım. Böyle riskler alarak.” diye önerdi Alice. Onun. Alice ve ben. “Hiçbir şey yapmayacaktın. Omuzlarımı silktim. kasaba polis şefinin kızı. Isabella Swan.

Kız gitmiş miydi? Jessica ona hala gevezelik ettiğine göre. Bella’nın. Genellikle yanlış sonuca varıyorlardı. Jessica’nın hikayesi üzerine ne düşündüğünü duymak için dinledim. ama riske girmektense başka bir yere taşınmak daha iyiydi. yeni kıza o kadar kayıtsız değildi. Yine parlak cisimle çocuk gibi. Eğer birileri şüphelenmeye başlarsa. Tepkisinin düşüncesi beni neredeyse gülümsetti. Niye Eric’in ona bu kadar çok baktığını bilmiyorum… ya da Mike’ın. Alçak sesle kıkırdadı. “Jessica Stanley yeni Swan kızına Cullen’ların bütün kirli çamaşırlarını anlatıyor. doğal olarak. Umarım iyi anlatıyordur. O zamanlar. diye devam etti Jessica. Kıza ailemle ilgili bilgi verirken dışarıdan samimi görünüyordu. Bu. büyük ve kahverengi gözlere kilitlendi. Ne kadar da faydalanacak bundan. Bella’nın benimle iki dersi olması büyük şans… Bahse girerim ki Mike bana– Dar kafalılığı ve abesliği beni delirtmeden önce bu anlamsız gevezeliği kafamdan atmaya çalıştım. Herkesçe görmezden gelinen garip. ekstra ‘duyu’mun bana ne söyleyebileceğini kontrol etmek için – bu daha önce yapmak zorunda kaldığım bir şey değildi. Yeni platoniği. eğer dudaklarım ve arkalarındaki dişlerim onun yakınlarına gelirse tam olarak ne olacağını ona açıklayabilmeyi dilemiştim.” Peki yeni kız? O da dedikodudan hayal kırıklığına uğramış mı? Yeni kızın. Bugün herkes bana da bakıyor. Bakışım yine aynı. gülünç hayallerinden kaçmak neredeyse imkansızdı. Dengesiz hissederek kontrol etmek için baktım. Eskiden. bu pek mümkün değildi.Şimdi ‘sesi’ tanımıştım.” diye mırıldandım Emmett’a dikkatimi dağıtmak için. Çok çok ender. Ne tuhaf. diye düşündü Jessica kendini beğenmiş şekilde. Gerçekten güzel bile değil. birileri doğru tahmin ediyordu. o rahatsız edici fantezilerini sustururdu. Korkutucu bir anıdan başka bir şey olmamak için sadece kayboluyorduk… Jessica’nın anlamsız iç monologunun devam ettiği yerin yakınını dinlememe rağmen hiçbir şey duymadım. bizi korumak için. Daha önce oturduğu yerde oturuyor ve Jessica ona hala Cullen’larla ilgili yerel dedikoduları anlattığı için. Bu sık sık oluyordu – aktif hayal gücüne sahip bazı insanlar bizi bir kitap ya da film karakteri olarak görüyorlardı. Belli ki. 5 . Yanlış kişiye olan hayranlığını sonunda atlatmış olması büyük rahatlıktı. korku hikayesi değil. popüler Mike Newton ona tamamen kayıtsızdı. diye düşündü. Sanki orada kimse oturmuyor gibiydi. “Hiç yaratıcı değil aslında. erken bir uyarı ve kolay geri çekilme şansı verebiliyordum. Onlara hipotezlerini test etme şansı vermiyorduk. kireç tenli aileye baktığında ne görmüştü? Tepkisini bilmek benim bir nevi sorumluluğumdu. Yeni öğrenci mutlaka bizi sormuş olmalıydı. Son isimde irkildi. bize bakıyordu. Jessica Stanley – iç gevezelikleriyle beni rahatsız edeli bir süre geçmişti. Ailem için bir gözcüydüm. Sadece ufak skandal dokundurmaları. daimi. Biraz hayal kırıklığına uğradım.

Bu daha önce karşılaştığım bir şey değildi. …Bahse girerim ki herkes ona bunu sormuştur. düşündükleri her önemsiz şeyi akıllarından geçtiği sırada duyabiliyordum. Bir yabancıya bakarken yakalanmanın utancından kaçmak için aşağıya bakarken. kızın da etrafında dönen hararetli düşünceler içindeydi. Onu izleyişine bak. oturduğu yerden sessizlikten başka hiçbir şey duyamıyordum. onu bana bakarken yakaladığımda utanç. kızın Jessica’yla konuşurken ne söylediğini duyabiliyordum. kahverengi gözler genelde koyuluklarıyla düz görünürlerdi – çok açık olsa da. duru sesini odanın uzak tarafından duyabilmek için akıl okumam gerekmiyordu. anında hayal 6 . Eğer sesini duymanın ulaşamadığım bir yerde kaybolmuş düşüncelerinin tonunu saptamama yardım edeceğini ummak için vaktim olsaydı. Endişelenerek daha güçlü dinledim. sessiz kız Angela Weber. Hepsini duyabiliyordum. Jasper’ın hala pencereden dışarı bakıyor olması iyiydi. masada bu Bella’yı takıntı haline getirmemiş tek kişiydi. …belki İspanyolca sınıfımdadır… diye ümitlendi June Richardson. Ve Jessica yeni en iyi arkadaşıyla hava atıyor.Bizi düşünmek de doğal olurdu. Ne şaka…Asit gibi sözler kızın düşüncelerinde dönmeye devam etti. Ünlü falan olduğunu sanırsın… Edward Cullen bile ona bakıyor…Lauren Mallory o kadar kıskançlık içindeydi ki. ama aldatıcı şekilde açık görünen gözlere sahip kızdan hiçbir şey yoktu. yüzü koyu yeşil olmalıydı. çünkü çok derinlerdi. düşünceleri garip gözlerinde – garip. …bu akşam yapacak bir sürü şey var! Trigonometri ve İngilizce sınavı. Alçak. Ve son olarak. bana gözünün kenarından gizlice bakıp. Bir an huzursuz hissettim. ama onunla konuşmak isterim. Umarım annem… Düşünceleri alışılmadık şekilde iyi olan. Bende bir sorun mu vardı? Her zaman hissettiğim gibi hissediyordum. …ne tür müzik seviyor acaba… belki ona şu yeni CD’den bahsedebilirim… diye düşünüyordu iki masa ötedeki Mike Newton – Bella Swan’a gözlerini dikerek. hala onu izlediğimi gördüğünde gözlerini kaçırarak. Avlarımıza göre güzeldik. davet edici sıcak bir kırmızı. Ama bir fısıltı bile duyamadım. Yine de. “Kırmızı-kahverengi saçlı çocuk hangisi?” diye sorduğunu duydum. Duyguları yüzünde sanki alnında yazılmış gibi açıktı: kendi türü ve benim türüm arasındaki hemen göze çarpmayan farkları bilmeden algıladığında şaşkınlık. Hiçbir şey. Ve tabii ki. Okuldaki kızların yarısının onu beklemesi yetmiyor mu… Eric Yorkie. onun kontrolüne ne yapacağını hayal etmek istemiyordum. …çok iğrenç. Jessica’nın hikayesini dinlediğinde merak ve başka bir şey daha… hayranlık? Bu ilk olmazdı. yanaklarını renklendirdi. Bu serbest kanın. Daha özgün bir soru düşüneyim… düşünceleri içindeydi Ashley Dowling.

Genellikle. Onlara ulaşmak için harcadığım çabaya değmeyeceklerdi. Seçtiğim bu hayatta iyiydim. Teni öyle şeffaftı ki. Geçici neşenin altında. konsantrasyonumu bozarak. Tamamen yeniydi. yeni kız henüz birden korkuyor mu?” diye sordu Emmett. Ah. iyi şanslar geri zekalı! diye düşündü Jessica. Emmett. Başarısız olmaya devam etmek istemiyordum. dış dünyadan onu koruduğuna inanmak güçtü. bu beni rahatsız ediyordu. Utangaçlığını. ilgi odağı olmanın onun için bir gerilim olduğunu net bir şekilde görebiliyordum. bundan emindim. utangaç ses yabancıydı. Muhtemelen sadece uzun zaman önce gömülmüş zayıfı güçlüye karşı koruma içgüdüsüydü. farkında olmadığı görünen hafif bir kıvrım vardı. berrak zarın altındaki damarlarında kanın ritmik akışını görebiliyordum… ama buna odaklanmamalıydım. yabancılarla konuşmanın. “Ee. Ortalama bir zekadan 7 . Bu sıradan insan kızdan sessizlikten başka bir şey gelmiyordu. hala önceki sorusuna cevabımı bekleyerek.” Burnunu kıvırdı.kırıklığına uğrayacaktım. kızın sorusunu cevaplamadan önce. düşüncelerine ulaştığımda – ve bunu yapmak için bir yol bulacaktım – bütün insan düşünceleri gibi boş ve değersiz olacaklardı. Rosalie ve Jasper son sınıf rolü yapıyorlardı. ama bu sessiz. narin görünümlü omuzlarını tutuşundan – sanki her an bir saldırı bekliyormuş gibi hafifçe kambur – hissedebiliyordum. Niye? “Kalkalım mı?” diye mırıldandı Rosalie. Ben onlardan daha genç bir rol oynuyordum. Harika tabii ki. Kaşlarının arasında. tam olarak anlayamadığım garip bir dürtü hissettim. Masadan kalktık ve kafeteryadan dışarı çıktık. Ayrıca saklanmış düşüncelerine sadece benden gizli oldukları için ilgi duymaya başlamak istemiyordum. Ben de olmamalıydım. Kızın farkında olmadığı. “O Edward. Hiçbir şey duyamıyordum. hiçbiri bana özellikle çekici gelmediği için ne kadar şanslı olduklarından haberleri yoktu. Bir ferahlama hissiyle kızdan uzağa baktım. odanın içindeki yüzlerce düşünceden biri değildi. Belli ki buradaki kızların hiçbiri onun için yeterince güzel değil. Omuz silktim. bu Bella Swan’ı Jessica’nın aklının karanlık işleyişinden koruma isteği hissettim. Yine de sadece hissedebiliyor. hayal edebiliyordum. Jessica ve sınıf arkadaşlarının. Jessica’nın düşüncelerindeki fenalıkla bir ilgisi vardı… Garip şekilde onların arasında girip. dersleri için ayrıldılar. ama zamanını boşa harcama. fakat Jasper kadar susamıştım ve bir ayartmayı davet etmenin anlamı yoktu. insanların düşünceleri fiziksel sesleriyle yakın perdede olurdu. Gülüşümü saklamak için kafamı çevirdim. Kız sınıf arkadaşlarından daha kırılgan görünüyordu. Daha çok bilgi için bastıracak kadar ilgili değildi. görebiliyor. Soluk. Kimseyle çıkmaz. Bu inanılmaz derecede sinir bozucuydu! Orada oturmanın. Lise ikinci sınıf düzeyindeki Biyoloji sınıfıma doğru ilerledim ve zihnimi sıkıntıya hazırladım. Şüphesiz. Bu dürtünün altındaki sebepleri ortaya çıkarmaya çalışarak yeni kızı bir kere daha inceledim. Ne kadar sıra dışı bir duygu.

Angela Weber yeni kızla beraber kapıdan içeri girdiğinde. yanında otururken sırlarını ortaya çıkarabilirdim… daha önce bu kadar yakınlığa ihtiyacım olduğundan değil… dinlemeye değecek bir şey bulacağımdan değil… Bella Swan havalandırmadan bana doğru gelen sıcak havanın içine yürüdü. Hala. Bella Swan’ın durduğu yerden hiçbir şey yoktu. 8 . Ben bir vampirdim ve o seksen yıldır kokladığım en tatlı kana sahipti. Bakışımla buluştu ve büyük aynalarında kendimi gördüm. Düşüncelerinin olması gereken boşluk beni sinirlendirip cesaretimi kırmıştı. Tadını hayal edebiliyordum… Susuzluk boğazımı bir ateş gibi yaktı. Böyle bir kokunun var olabileceğini hiç hayal etmemiştim. öğrenciler yemekten döndükçe yavaşça doldu. Belki. Uzun bir dönem için buradaydı – bu sınıfta en azından. Görgü tanıklarıyla dolu bir oda yoktu – onlar çoktan kafamdaki paralel hasardılar. Tam bir saniye geçmemişti. Bir anlam ifade etmiyorlardı. Kendine ait bir masası olan tek öğrenci bendim. Düşüncelerinin gizemi unutulmuştu. ama hayatta kalma içgüdüleri uzakta durmaları için yeterliydi. İnsanlar benden kaçmaları gerektiğini bilecek kadar zeki değildi. Otomatik olarak onun tarafındaki kitaplarımı bir yığın haline getirdim. Kaslarım sıçramak üzere gerildi. dersine iki tıp diplomasına sahip birini şaşırtacak bir şey ekleyebileceğinden şüpheliydim. Bella benim kadar utangaç görünüyor. Ayağı yere değdiğinde gözleri bana kaydı. dövücü bir mancınık gibi çarptı. bir zamanlar olduğum insana hiçbir şekilde yakın değildim. Hala onu rüzgar yönüne getiren adımı atıyordu. gizlice bakmak istediği belliydi. uyuyabilmeyi diledim. onu yıllar önce aramaya çıkardım. içlerinde bilmediğim hiçbir şey yoktu – masaya saçtım. Öğretmen kürsüsüne gidebilmek için yanımdaki yoldan geçerken yaklaştı. Zavallı kız. O benim avımdı. Keşke bir şey söyleyebilseydim… ama muhtemelen sadece kulağa aptal gelir… Evet! diye düşündü Mike Newton ve kızın girişini izlemek için sırasında döndü. O anda. Bugünün onun için zor olduğuna bahse girerim. Ağzım kurumuş ve kızarmıştı. Oda. Sınıfta sırama yerleştim ve kitaplarımı – rol malzemeleri. Taze zehir akıntısı bu hissi gideremedi. onu düşündüğüm için ismi dikkatimi çekti. tek boş sıra yanımdaki sıraydı. Midem susuzluğun bir yankısı olan açlıkla büküldü. Dünyada bu gerçekten başka hiçbir şey yoktu. Eğer bilseydim. Kokusu bana harap edici bir mermi.fazlasına sahip olmayan Bay Banner’ın. Tekrar. O zaman bana ne olduğunu açıklayacak yeterince vahşi bir simge yoktu. çünkü onları düşünmeye uzun süre devam edemeyecekti. kendimi gerisinde tuttuğum insanlık maskesinin parçalarından eser yoktu. Arkama yaslandım ve zamanın geçmesini bekledim. Ben bir avcıydım. Burada rahat hissedeceğinden şüpheliydim. Onun için bütün gezegeni tarardım.

Savunmasız. İçinden zorlukla düşünebiliyordum. katı disiplinle yendiğim yüze. Sadece kapı – onu tut ve hepsi kapana kısılsın. Panik içinde mücadele eder ve karmaşa içinde hareket ederlerken hepsini birden öldürmek daha yavaş ve zor olacaktı. Yapmak zorunda olduğum şeyin düşüncesinden korktum. En kötü zamanımda bile. Belki biraz daha uzun.Orada gördüğüm yüzün şoku. Delili yok et. Aynadaki canavarın yüzü benimle alay etti. Korkunç derecede çekici kana sahip bu yabancıya verebileceğimin en fazlası buydu. diğer yarım plan yapıyordu. içimdeki canavarın yüzüne – yıllarca çaba gösterip. yakında görecekleri şeyi gördükten sonra odadan çıkmalarına izin verilemezdi. Pencereler kimsenin kaçamayacağı kadar küçük ve yüksekti. Tahta yeteri kadar dayanıklı değildi. kontrole direniyorlardı. Ayrıca ben diğerlerini öldürürken. Seksen yıl içinde asla masumları öldürmemiştim ve şimdi yirmi tanesini aynı anda katletmeyi planlıyordum. Bir yarım canavardan ürküp kaçarken. on sekiz başka çocuk ve bir adamın. Bunu kolaylaştırmadı. İmkansız değildi. Elim desteği ezdi ve bir avuç dolusu kıymıkla geri geldi. Tamamlayıcı hasar… Şimdi ne olacağını biliyordum. zayıf. Birileri duyacaktı… ve ben bu kara saatte daha çok masumu öldürmeye zorlanacaktım. Çığlık atmaya ya da acı hissetmeye vakti olmayacaktı. kalan tahtada parmaklarımın şeklini bıraktı. hayatını birkaç sıkıntılı an kadar uzattı. onun kanı soğuyacaktı. Ama sonra kalanların kaçmasını engellemem gerekecekti. Gelip yanıma oturmak zorunda kalacaktı ve ben onu öldürmek zorunda kalacaktım. Bir sürü çığlığa vakit olacaktı. neredeyse önümde oturan kızın üzerine düşüyordu. Delili yok et. Bu esas kuraldı. Koku yine düşüncelerimi dağıtarak ve beni neredeyse sıramdan iterek etrafımda döndü. tutarsızlardı. hiç böyle bir vahşet işlememiştim. şimdi daha hızlı yürüyordu. Yüzümdeki ifadeyi gördüğünde. Kaçması gerektiğini anlamış gibi. Koku. Gözlerinde gördüğüm yüze odaklanmaya çalıştım. 9 . beynimde yoğun bir sisti. Acelesi onu sakarlaştırmıştı – ayağı takıldı ve sendeledi. onu zalimce öldürmeyecektim. Hayır. kan yine yanaklarına hücum edip. Şeklin kenarlarını parmaklarımla çabucak toz haline getirdim. tenini gördüğüm en nefis renkle boyadı. Eğer ilk önce kızı öldürürsem odadaki insanlar tepki vermeden on beş – yirmi saniyem olacaktı. masada düzensiz bir delik ile yerde ayaklarımla dağıttığım bir yığın talaş dışında hiçbir şey bırakmadım. Bir insana göre normal olandan bile daha fazla. tiksinerek hatırladığım yüze. Düşüncelerim köpürmüştü. eğer başta ne yaptığımı anlamazlarsa. Şimdi ne kadar da kolayca yüzeye sıçramıştı. Kendimi sandalyede tutmaya çalışırken elim masanın kenarını kavradı. ama çok fazla ses olacaktı. Sınıftaki masum izleyicilerin.

Carlisle benim biyolojik olarak babam değildi. Öne doğru hareket edip sol tarafa dönerek. net şekilde düşünebilmiştim. Koku. Kurbanlarım. benim geldiğimi görmezlerdi. benden daha fazla insan değillerdi. Saniyede dört ya da beş tanesinin boynunu kırabileceğimi tahmin ediyordum. Gözlerimizin rengindeki benzerlik ayrı bir şeydi – ortak seçimin bir yansıması. Ödün vererek kendimle yaptığım bir anlaşmaydı bu. Ölüme mahkum hangi insan olduğunu görmek için bakmadım. dayanağa sahip cinayetler. Derin bir nefes aldım. bunu kabul ediyordum – kimin idam cezası hak ettiğine karar veriyordu. kuru damarlarımda yarışan bir alevdi. Bella Swan’ın onun için neyin geldiğini görmesine yetecek kadar uzundu. seçimini benimsediğim ve adımlarını takip ettiğim son yetmiş yılda. Odanın ortasında.Koku. bu odadaki her hayatı sonlandırmam en fazla beş saniyemi alırdı. ama sadece en gevşek tanımla. öyle ki sayısını saymayı bıraktığım kırmızı gözlü canavar. Bir yumuşak çığlık kimseyi koşturmazdı. Sağ yanımı önce hallederdim. merhameti ağzımın şeklinde izlenebiliyormuş ve sabrının işaretleri kaşımda belirgin gibi gelmişti. Kısa bir süre içinde. yüzümün onunkini yansıtmaya başladığını düşünmüştüm. ya da eskiden benimdi: Çok insan öldüren. biri bir dosyayı sertçe kapattı. Birkaç saniye içinde benden santimler öteye oturacaktı. İki surat arasında hiçbir benzerlik yoktu. Bütün bu küçük gelişmeler. İnsan kanıyla beslenmiştim. O zaman görgü tanıklarından başlayacaktım. Bir ilah karışımıydı. Sağ kısım şanslı olan taraftı. bilgeliğinin birazı ifademi işaretlemiş. Rengimizdeki benzerlik. ama bu hareket yüzüme doğru normal. Aklımda haritasını yaptım. Kafamdaki canavar beklentiyle gülümsedi. Sesli olmazdı. yaratıcımla. olduğumuz şeyin bir sonucuydu. eğer şok onu olduğu yerde dondurmazsa bir çığlık atmasına yetecek kadar uzundu. Biri parlak gündü ve diğeri en karanlık geceydi. bütün vampirler aynı buz beyazı tene sahipti. Ortak hatlar paylaşmıyorduk. kokusuz hava gelmesini sağladı. Hatlarım değişmemişti. Bu değerli saniyede. boğazımı susatıcı acıyla keserek beni cezalandırdı. Kısa bir saniye için. Şimdi yeni dönüyordu. Bir benzerlik olması için sebep yoktu. Göğsümü sahip olduğum daha iyi her dürtüyü kül ederek yakıyordu. sayılan her şekilde babam olan akıl hocamla geçirdiğim yılları 10 . arkadaki en uzak sıradaydım. Biri benimdi. daha güçsüz canavarların katili. çeşitli karanlık zevkleriyle. Solumda. ama bana. Bir katil katili. canavarın yüzünde kaybolmuştu. Korkmasına yetecek kadar uzundu. Ve yine de bir benzerlik için kaynak olmasa da. kafamın içinde yan yana iki yüz gördüm. Belki. Diğer yüz Carlisle’ındı. Mantıklı kılınan.

çünkü beni seviyordu. ortaya çıkmak için bu ihtimali düşük kasabayı seçti diye niye ben her şeyi kaybetmek zorundaydım? Niye buraya gelmişti! Bir canavar olmak istemiyordum! Bir oda dolusu zararsız çocuğu öldürmek istemiyordum! Ömür boyu fedakarlık ve inkarla kazandığım her şeyi kaybetmek istemiyordum! Yapmayacaktım. Böyle bile.yansıtacak hiçbir şey kalmayacaktı. uzun. Delirmiş miydi? Canavarı kışkırtıyor gibiydi. Problem kokuydu. hareketleri tutuk ve sakardı – korkuyla mı? – ve kanının kokusu. Gerginlik anlarında koku alma duyuma diğerlerinden daha çok güvenirdim. ıslak. Bu yaratık kimdi? Niye ben. ama belki bir saatliğine yapabilirdim. Hayır. Bana bunu yaptıramayacaktı. kanının korkunç derecede çekici kokusuydu. Rahatsız edici. Kokunun anısı hala kafamdaydı ve tadı dilimdeydi. Ciğerlerime dolan havayı durdurdum. kızıl kahverengi saçlarını benim yönüme doğru salladı. Kafamda. Bir saat. niye şimdi? Sadece o. Nefes almamak rahatsız edici bir histi. etrafımda acımasız bir bulut haline geldi. Kokuyu benden uzağa üfleyecek hiçbir yardımsever esinti yoktu. Babama benim hakkımda yanıldığını kanıtlayacaktım. Rahatlık aniydi. sıcak. gür. hiç yardımcı esinti yoktu. ama kendini koruma içgüdüsü. Bella Swan yanımdaki sandalyeye oturdu. çok uzun süre karşı koyamayacaktım. tehlike durumunda ilk uyarıydı. onunla alay ediyor gibi. benim türümde sıradan bir insanınki kadar güçlüydü. mantıksız nefret beni baştan aşağı sararken yüzümü çevirdim. Benim kadar tehlikeli bir şeye sık sık rastlamazdım. Niye buraya gelmek zorundaydı? Niye var olmak zorundaydı? Niye aslında hayat olmayan bu şeyde bulduğum küçücük huzuru bozmak zorundaydı? Bu çileden çıkartıcı insan niye doğmuştu? Beni mahvedecekti. Gözlerim şeytanınki gibi kırmızı parlayacaktı ve bütün benzerlik sonsuza dek kaybolacaktı. çünkü aslında olduğumdan daha iyi olduğumu düşünüyordu ve ona yanıldığını kanıtladığımda bile. Vücudumun oksijene ihtiyacı yoktu. Eğer karşı koymanın sadece bir yolu olsaydı… keşke başka bir temiz hava dalgası zihnimi berraklaştırabilseydi. Onun kokusunu alıp. ama bu içgüdülerime ters düşüyordu. beni yine sevecekti. Carlisle’ın gözleri beni yargılamıyordu. Yapacağım bu korkunç davranış için beni affedeceğini biliyordum. Bella Swan. Ani bir şiddetle. Belki kurban olmak zorunda olmayan kurbanlarla dolu bu odadan çıkmaya yetecek kadar zaman. Avda yolu gösterirdi. ama idare edilebilir. Hepsi kısa sürede yok olacaktı. saydam ve nefis teninden. nabzı atan– 11 . Tiksinerek ondan uzaklaştım – onun için sızlanan canavar isyan etti. ama nefes almak zorunda değildim. ama yarımdı. dişlerimi ince. Bu durumun ıstırabı neredeyse boğazımdaki ateş kadar acıttı.

şimdi beni ele geçiren ihtiyaçtan –ayrıca nefretten – çok daha zayıftı. Bu işle ilgilenmenin sorumlu yolu buydu. diye katıldı kafamın içindeki canavar. ondan eski halime sarılışımın. Yüzünü göremiyordum. iki saat daha dayanabilirdim. ki olmayacaktı. benim adım Edward Cullen. 12 . Çığlık atmaya vakti olsa bile. iki saat dayanabilir miydim? Yanmanın acısından korktum. Evet.Bir saat! Sadece bir saat. yanlış yöne giden yağmurluklu iki kişi çok fazla dikkat çekmez ya da beni ele vermezdi. Boş bir eve gidecekti. duyacak kimse olmazdı. biliyordum. Eğer bir saat dayanabilirsem. bana hissettirdiklerinden nefret etmek – bu biraz yardımcı oldu. o sandalyesinde huzursuzca kıpırdanırken –bana yakın olmaktan rahatsızdı. Onu yanlış tarafa yönlendirmek kolay olmalıydı. Ormanın hemen yanındaydı. Ona kitabımı arabamda unuttuğumu söyleyebilirdim… Birileri son kez birlikte görüldüğü insanın ben olduğumu fark eder miydi? Her zamanki gibi yağmur yağıyordu. Park yerinin arkasına oraya dokunmak için uzanan bir parmak gibi yakın olan ormana. daha önce hissettiğim rahatsızlık zayıftı. Sessiz kız saçlarını aramıza koydu. Buklelerini aramıza yaymasının sebebi bu muydu? O gözleri benden saklamak mı? Korkudan? Utançtan? Sırlarını benden saklamak için? Sessiz düşüncelerinden doğan eski rahatsızlığım. adete uyarak yanımda yürürdü. başka kimsenin incinme riski olmayacaktı. O kokuyu. tıpkı kokusu bütün merhametli endişemi yok etmeden önce beklediğim gibi – her hareketinin bilincindeydi. olduğumdan daha iyi biri olmaya dair hayallerimin bütün hararetiyle nefret ediyordum. dosyasına doğru dökülmesi için öne eğildi. Yapılacak nazik hareket buydu. Özellikle Mike Newton. Şu saat hiç geçmeyecek miydi? Ve sonra ders bittiğinde… bu odadan çıkardı… ve ben ne yapardım? Kendimi tanıtırdım. berrak. tıpkı herkesin olacağı gibi. Ve deneyim sırasında acele etmek için de hiçbir sebep yok. Eğer nefesimi tutarsam. Nefret ve rahatsızlık. Merhaba. Bu odadaki on dokuz insanı çaba ve sabırla kurtararak. o tadı kesinlikle düşünmemeliydim. Onu yalnız yakaladığımda. Evini. Tabii bugün onun farkında olan tek öğrencinin ben olmadığımı saymazsak – kimse benim kadar olmasa da. Ondan nefret etmek. Eğer kız sınıftan benimle çıkarsa Mike Newton bunu fark ederdi. derin gözlerindeki duyguları okumaya çalışamıyordum. ama o da biraz yardım etti. Sabırsızlık. İnsan kanı olmaksızın yetmiş yıl idare etmiştim. Sana bir sonraki sınıfına kadar eşlik edebilir miyim? Evet derdi. bu masum kızı öldürdüğümde daha az canavar olacağımı düşünmek saçmaydı. Benden şimdiden korkar ve şüphelenirken bile. yakın komşu yoktu. Polis Şefi Swan tüm gün çalışıyordu. aileme olan sevgimin. bu küçük kasabadaki bütün evler gibi. Beni onun tadını hayal etmekten alıkoyacak her türlü duyguya sarıldım. Yanımdaki narin kadın-çocuktan nefret ediyordum.

Bella Swan’ın kanını kusursuz netlikle hatırlamama rağmen. Eğer canavara boyun eğeceksem. Birini öldürmemek için bu kadar odaklanmam. bunun adaletsiz olduğunu biliyordum.Ondan nefret etsem de. o yüzünü tekrar saklayamadan önce yanağını renklendirdi ve ben neredeyse mahvolmuştum. 13 . Onun gibi birine acı çektirmek kesinlikle affedilemezdi. endişe… acı çekmesine sebep olmak zorunda değildim. Bu ne büyük bir israf olurdu. hareket edişimde bir yanlışlık olduğundan şüphelenebilirlerdi. bu savaşı kaybedip görüşümdeki herkesi öldürebilirdim. Eğer biri bana bakıyor olsaydı. bu beni evlat edinmiş annemi de incitirdi ve Esme çok nazik. sona doğru. Odadan dışarı fırlarken. Asıl eylemi düşlememeye çalıştım. ama çok az işe yaradı. Şimdi insanların arasında olmama yetecek kadar disipline sahip değildim. Evine gitmek zorunda değildim. Zil kurtardı – ne kadar da klişe. İşler istediğim şekilde düzenliydi. Genelde beni sakinleştiren bir CD çaldım. yenilgiye değecek hale getirebilirdim. diğerlerine karşı gelmem için bana kaynak bırakmıyordu. Arabama saklandım. Ama zil çaldı. Bir saati bu şekilde geçirdim – onu öldürmenin en iyi yollarını hayal ederek. Kendimi saklanmak zorunda kalmış olarak düşünmekten hoşlanmazdım. Niye böle çileden çıkarıcı ve leziz birinin bunu mahvetmesine izin verecektim ki? Babamı hayal kırıklığına uğratmak zorunda değildim. Olmak istemediğim şeye karşı savaşabilirdim. temiz havayı içime çekmek. Kimse bana dikkat etmiyordu. Hayır. Ben ise sadece kısa bir süreliğine korktuğum ve nefret ettiğim kabus gibi yaratığa dönüşmekten kurtuldum. Bütün insan düşünceleri. Bakışıyla buluştuğumda benden yayılan adaletsiz nefreti hissedebiliyordum – onun korkmuş gözlerinde bunun yansımasını görebiliyordum. Aklım yine başımdaydı. Kan. bunun enfeksiyonunu vücudumdan yıkamak gibiydi. Bir kere. şimdi durum buydu. Onu öldürmek zorunda değildim. Evet. Her zaman bir seçenek vardı. Aslında kendimden nefret ettiğimi biliyordum ve o öldüğünde ikimizden de çok daha fazla nefret edecektim. Açıkça. eğer ondan çok çok dikkatle kaçarsam hayatımın değişmesine gerek kalmazdı. gerektiği kadar yavaş yürüyemedim. düşünebilen bir yaratıktım ve seçeneğim vardı. Sınıftaki gibi hissettirmiyordu… ama şimdi ondan uzaktaydım. Kulağa ne kadar ödlekçe geliyordu… ama şüphesiz. en çok yardım eden. saçlarıyla ördüğü duvardan bana baktı. açık pencerelerimden hafif yağmurla birlikte giren serin. çok duygusal ve yumuşaktı. O yüzden stratejiden başka hiçbir şey planlamadım. Tekrar düşünebilirdim ve tekrar savaşabilirdim. bir saatten biraz kısa bir süre içinde ölmeye hükümlü kızın etrafında dönüyordu. Belki. ıslak ve temiz havaydı. Annemin gerginlik. mantıklı. İkimiz de kurtulduk. O ölümden kurtuldu. Bu bana fazla gelebilirdi.

kıza haksız bir nefret hissettim. Burada. benden ihtiyacı olduğu kadar korunmaya gereksinimi olmayacaktı. “Ah. en ufak kararlarını dakika dakika takip ediyordu. Bluzunu düzeltti. Ona akıl danışabilmeyi diledim. Olacağını bildiğim yönü. hangisi olursa? Jasper’la ilgili sorunları izlemeye dikkatini öyle vermişti ki. Olduğu bela gibi kaçınılacaktı. Bunun doğru olmadığını biliyordum. Aptal. Ofis görmek istediğim sekreter dışında boştu. Sessiz girişimi fark etmedi. canavar kıvrandı ve dişlerini sinirle gıcırdattı – o zaman kimsenin bilmesine gerek kalmazdı. Böyle düşünmek için çok 14 . Her düşüncesi Jasper’a dönüktü. Asla herhangi bir şeyden. Üzerimde sahip olduğu bu bilinçsiz güçten nefret ettim. Yine. Yeni planımı hemen harekete geçirmeye karar verdim. ama aynı zamanda ne yapabileceğimi bilmediğinden memnundum. Aniden Alice’in nerede olduğunu merak ettim. Swan kızını pek çok şekilde öldürdüğümü görmemiş miydi? Niye yardım etmeye gelmemişti – beni durdurmaya ya da kanıtları yok etmeye. İyi bir seçim yapmayı. bizi daha önce ne kadar çok görmüş olsalar da. Tanıdık ‘sesi’ni bulmam uzun sürmedi. Eğer onun kokusundan uzak durabilirsem… En azından niye denemeyeceğime dair hiçbir sebep yoktu. O neredeyse benim çocuğum olacak kadar genç. Okulun son saati neredeyse bitmişti. Alice mutlaka Jasper’a çok fazla odaklanıyor olmalıydı. Hiçbirinin bilmesini istemiyordum. Vücudumda yeni bir yanma hissettim – utanç. zorlukla soluyarak. “Bayan Cope?” Doğal olmayan kırmızı saçlı kadın baktı ve gözleri büyüdü. Isabella Swan için bir koruyucu olabilecek son kişi bendim. ama tanık yoktu. Küçük kampüsten ofise doğru hızla yürüdüm – biraz fazla hızla. Carlisle’ın olduğumu düşündüğüm kişi olmayı. bu çok daha korkunç ihtimali kaçırmış mıydı? Düşündüğümden daha mı güçlüydüm? Kıza gerçekten hiçbir şey yapmayacak mıydım? Hayır. Anlamadıkları küçük işaretler onları hep hazırlıksız yakalardı. son bir saatte düşündüğüm katliamın farkında olmamasından. Beni hakaret ettiğim bir şeye dönüştürebilmesinden nefret ettim. Eğer Bella Swan’dan kaçabilirsem. İngilizce sınıfları için kullanılan küçük binayı taradım.Bu insan kızını Jessica Stanley’nin art niyetli düşüncelerinin küçük. diye düşündü kendi kendine. eğer onu öldürmemeyi başarabilirsem – bunu düşündüğümde bile. Bella Swan’ın yolunun benimle kesişmesi için hiçbir sebep yoktu.” dedi şaşırıp. Ve haklıydım. dişsiz tehdidinden korumak istemem ne kadar ironikti. yanımdan geçip beni tekrar mahvedebileceği yerde oturmaktan iyiydi.

testlerde hiç yanlış cevap yok – sanki her konuda hile yapmanın bir yolunu bulmuşlar gibi. sadece ben bu konuları zaten işlemiştim…” “Alaska’da gittiğiniz hızlandırılmış okulda. olması gerektiği gibi insanları korkuturdu. Yanılıyordu tabii ki. hangi hareketleri yapacağımı bildiğim için kolaydı. doğru. Hangi ses tonuyla konuşacağımı. Ama olmak istediğim zaman nasıl çekici olabileceğimi biliyordum. Öğretmenlerin şikayet ettiğini hiç duymadım.” Tabii ki hayır.” “Seneye tamamlarım. Öne doğru eğilip. mesela?” “Bay Banner’la bir problem mi var Edward?” “Hayır. Muhteşem notlar. ama her kimse beni düşünmüyordu. “Tabii ki Edward. diye tekrarladı. ama ehliyet belgeme göre. Bu. ama şu anki haliyle sıralar tam yetiyor…” “O zaman dersi bırakabilir miyim? O saati kendim çalışmak için kullanabilirim. Kalbinin temposunun arttığını duydum. Senin için ne yapabilirim?” Kalın gözlüklerinin arkasında kirpikleri titredi. “Bana ders programımla ilgili yardım edip edemeyeceğinizi merak ediyordum. “Acaba biyoloji sınıfımdan son sınıf seviyesinde fen dersine geçebilir miyim? Fizik. Ben onun büyükbabasından daha yaşlıydım. derinliksiz. Rahatsız edici. Bu basit olmalıydı. Bu delice. Düşünceleri şimdiden heyecan içindeydi. Nasıl yardımcı olabilirim?” Çok genç. küçük kahverengi gözlerine derin bakıyormuş gibi bakışıyla buluştum.” Arkamda kapı açıldı.” “Biyolojiyi bırakmak mı?” Ağzı şaşkınlıkla açıldı. Biraz daha yakına eğildim ve gözlerimi daha büyük tuttum. haklıydı. o yüzden görmezden gelip Bayan Cope’a odaklandım. Acaba Bob’la bu konuda konuşmalı mıyım? “Mezun olmak için yeterli kredin olmaz.” Bunu düşünürken ince dudakları büzüldü. “Bunu biliyorum Edward. çok genç.genç… “Merhaba Edward. Hepsi üniversitede olmalılar. Bay Banner bir sınıfta yirmi beşten fazla öğrenci olmasından nefret eder–” “Ben problem çıkarmam. Fizik şu anda oldukça dolu. Siyahlık.” dedim insanları korkutmamak için ayırdığım yumuşak sesle. Bildiğin bir konuyu oturup dinlemek ne kadar zor? Mutlaka Bay Banner’la ilgili bir problem olmalı. eğer siyah yerine altın rengi olsalardı daha iyi işlerdi. Bay Varner bir öğrencinin ondan daha zeki olduğunu düşünmektense. 15 . cevap verirken tereddüt yok. hile yapıldığına inanmayı tercih eder… Annelerinin onlara özel ders verdiğine bahse girerim… “Aslına bakarsan Edward.” “Belki de bunun hakkında ailenle konuşmalısın. Kusursuz bir Cullen çıkarmaz.

o yüzden pek tanık yoktu. ifadenin yüzümü yumuşatmasına izin verdim. İnsanların çoğu çoktan gitmişti.J. kelimeler aceleyle döküldü. Bella Swan sırtı kapının yanındaki duvara yaslı. açlıkla bunu yapmamı bekledi. ama korkusu tutarlı kelimelere dökülmedi. Akciğerlerimde sadece bir kere daha konuşacak hava kalmıştı. merhametsiz bakışımla karşılaştığında gözleri normalden daha da büyüdü. İki hayat. Yardımınız için çok teşekkür ederim.“Lütfen Bayan Cope?” Sesimi olabildiği kadar yumuşak ve zorlayıcı tuttum – ve oldukça zorlayıcı olabildi. Emin olmak için gerekmemesine rağmen döndüm. Bir takas. “Geçebileceğim başka bir bölüm yok mu? Birinde boş yer olması gerektiğinden eminim? Altıncı saat Biyoloji tek seçenek olamaz…” Dişlerimi çok geniş gösterip onu korkutmamaya dikkat ederek gülümsedim. Kanının kokusu bu küçük. Garrett fark etti ve sonra aldırmadı. masasına onu öldürmeye yetecek kuvvetle çarpmam için geri bakmam gerekmiyordu. Canavar heyecanla. Benim vahşi. yandaki sepete imzalı bir geç kağıdını koyarak. D.” Döndüm ve kendimi odadan dışarı attım. Bayan Cope’a döndüm ve yüz ifademin değişimine olan iç şaşkınlığını duydum. belki Bob –yani Bay Banner’la konuşabilirim. diye hatırlattı kendine. bu kızıl saçlı kadına doğru eğilmiş olma sebebim… Daha önce bir amaç için olanlar. Samantha Wells’in kapıyı açıp. Çok genç. Akciğerlerimin hareketini kestim ve gözlerimin önüne Carlisle’ın yüzünü yerleştirdim. Kapıdaki ilk kişinin beni niye düşünceleriyle bölmediğini anlamam bir saniye aldı. 16 . Kalbi daha hızlı atmaya başladı. buradaki görevim. Kendimi inkar ederek öğrendiğim bütün kontrolü kullanarak yüzümü normal ve yumuşak hale getirdim. kızın gözlerindeki aynadan yine bana öfkeyle baktı. yirmi tanesi yerine. okuldan uzaklaşmak için aceleyle çıkması bir saniye aldı. şimdi başka bir amaç içindi. santimler ötesinden geçerken kızın sıcak kanlı vücudunun ısısını hissetmemeye çalıştım. “Peki. “Boş verin o zaman. Elim tezgahın üzerindeki havada tereddüt etti. Bana karşı isyan eden kaslarımı kontrol etmek için savaşarak. yavaşça döndüm. Açık kapıdan gelen rüzgarın bana çarpması bir saniye aldı. elinde bir kağıtla orada duruyordu. İmkansız olduğunu görebiliyorum. Canavar. Boğazım alevler içinde yarıldı.olmak zorundaydı. kötünün maskesi. Birinci sınıflardan biri. Benden geri çekildi. sıcak odadaki havanın her parçasına işlemişti. Ama her zaman bir seçenek vardı . Uzatıp Bayan Cope’un kafasını. Arabama gidene kadar çok hızlı hareket ettim ve durmadım. her şeyin değişmesi: odadaki hava. Bir bakarım–” Bir saniye aldı.

Bu onu da öldürür. “O Charlie Swan’ın tek ailesi. yakamı bırakmayan… Arabayı döndürdüm ve hızlandırdım. İkimiz de kafasında gördüğü şeyi izledik ve ikimiz de şaşırdık. ölü. “Ah. saatte neredeyse iki yüz mille geçerken. Şef Swan’ın evinin içini ilk defa gördüm. Annem her zaman der ki… Volvo’ma girdiğimde. temiz havada soluk soluğaydım. “Öyle mi?” diye tısladım dişlerimin arasından.” dedi.” dedi Alice. “Carlisle’a kendin söylemelisin. sadece ne geldiğini görebiliyordu.” Başımı salladım ve araba aniden durdu. inleyerek. “Doğru olanı yapacaksın.” diye fısıldadı. Emmett. Çözümüm bocalar ve başka bir seçim. 17 . Diğerleri şimdi bana bakıyordu.” “Evet. ben gittiğimde Alice’e durumu açıklatacaklardı.” Emmett ve Rosalie birbirlerine endişeyle baktılar. Ve sonra kafasındaki görüntü tekrar değişti. “Sana ne oldu böyle?” diye sordu Emmett. Takip edecek arama. Benim kişisel şeytanım. “Özür dilerim. sesinde endişeyle. Bu sefer bir görüş değildi – bir emirdi. Bella’yı sarı dolaplı küçük mutfakta gördüm. Görüntü daha da ayrıntılı hale geldi. Bana doğru baktı. Alice omzuma dokundu. yanındaki ağaçlar karla kaplı. Nefes alıp verişimi kontrol etmeye çalıştım. “Edward?” dedi Alice. Rosalie ve Jasper’ın Alice’e döndüğünü biliyordum. Yoldayken kırka çıktım. boş bir yol. “Seni özleyeceğim.” diye mırıldandı.” dedim sadece son kısmına katılarak. Gece.Cullen nereden geldi – havadan belirmiş gibi… İşte yine hayal gücüm. Bella Swan beni buraya kadar da takip etmeden önce bu park yerinden gitmek zorundaydım. ama boğulmuş gibi. Benim gözlerim. o anlığına Jasper’ın rövanş modunda olmadığı gerçeğinden dikkati dağılarak. gözleri büyümüştü. geleceğimi daha karanlık bir yola yönlendirirken. Ne olduğunu göremiyordu. Cevap vermek yerine arabayı çalıştırdım.” dedi tekrar. taze kanla parlak kırmızı. Ona sadece kafamı salladım. “Ne kadar kısa zaman için gidiyor olursan ol. Canavar neşelendi. Bakmadan Emmett. Bizim için güvenli olmasını bekleyip tekrar başlayacağımız zaman… “Ah. “Bizi burada bırak. diğerleri zaten oradaydı. daha fazla katlanamayıp.” Bella Swan. gördü. “Gidiyorsun?” diye fısıldadı. Rosalie ve Jasper sessizce çıktılar. onu gölgelerden takip ederken… kokusunun beni ona çekmesine izin verirken… sırtı bana dönüktü… “Dur!” dedim. Bizi eve götüren yola girmek üzereydik. Alice omuzlarını silkti. Köşeyi dönmeden önce yetmişteydim.

ağaçların içinde görüşümden kaybolmuşlardı. Forks’a doksanla hızlanırken. 18 .Kaşları endişeyle birleşerek diğerlerine katılmak için dışarı çıktı. Ben arabayı döndürene kadar. nereye gittiğimden emin değildim. Kasabaya doğru hızlandım ve Alice’in kafasındaki görüşlerin. tekerleklerimin altında hızla kaydı. Babama veda etmeye mi? Yoksa içimdeki canavarı kucaklamaya mı? Yol. bir karanlık bir parlak olarak değiştiğini biliyordum.

Tanya’nın beni buraya kadar takip etmesine şaşırmamıştım. Tam yanımdaki kar yığınına yaklaştığı zaman top halinde kıvrıldı. altımdaki küçük buz parçalarını kadife gibi hissediyordum. Mücevherlerle dolu gökyüzüne baktığım zaman. Kehribar gözleri.2. Harika. parmak uçları taşa dokunarak çömeldi. İç çektim. Tüye benzeyen buz kristalleri altına gömüldüğümde yıldızlar karardı. o. Hiç iyiye gitmiyordu. bazı yerlerde mavi. Tenim etrafımdaki havayla uyum sağlamak için soğumuştu. Kayanın tepesinde. Harika güzellikle. Olurdu. ama kendimi yukarı çıkarmak için hiçbir harekette bulunmadım. Karın altındaki siyahlık ne acıtıyor. Yaklaşık altmış yarda ötede. dönen bir gölgeye dönüştü. onun kokusunu yakaladığım anda olduğumdan daha yakın değildim. Hareketin sesi pudranın üzerinde sadece hafif bir fısıltıydı. bazı yerlerde sarı olarak ışıyan yıldızlarla parlaktı. Tanya’nın teni yıldızların ışığı altında gümüştü ve uzun sarı bukleleri soluk bir şekilde parıldıyordu. harika güzellikte olurdu. çıplak ayaklarıyla dengesini sağlarken görüş alanıma girdi. çilek rengi tonuyla neredeyse pembeydi. Hala aynı yüzü görüyordum. Top güllesi. eğer gerçekten görebiliyor olsaydım. Altı gün geçmişti. “Edward?” 19 . ama özgürlüğe. Kendini havaya fırlattı. altı gün bu boş Denali sahrasında saklanmıştım. şimdi yaklaşan bu konuşma üzerine düşündüğünü ve ne söyleyeceğinden tam olarak emin olana kadar ertelediğini biliyordum. Açık Kitap Sırtımı kar yığınının arkasına yasladım ve kuru pudra ağırlığımın etrafında yeniden şekillendi. ne de görüşümü geliştiriyordu. onlara eşlik eden ayak seslerinden önce duydum. Üstümdeki gökyüzü duruydu. Eğer gerçekten görebiliyor olsaydım. Yaklaşan düşünceleri. kara yarı gömülü halde beni izlerken parıldadı ve dolgun dudakları bir gülümsemeyle uzadı. vücudu gerildi. fakat onu aklımdan çıkaramıyordum. sadece sıradan bir insan yüzü. Ya da. sanki güzellikleriyle gözlerim arasında bir engel var gibiydi. diye düşündü. şekli yıldızlarla benim arama girdiği sırada karanlık. dönen şekiller yaratmışlardı – mükemmel bir görüntü. Etrafımda bir tipi uçtu. Bu engel bir yüzdü. Siyah evrende şahane. Son birkaç gündür. Tekrar iç çektim. siyah bir kayanın üzerine sıçrayıp.

“Yıldızlardan binlerce kez daha güzelsin Tanya. Başka bir iç çekişin takip ettiği kısa bir kahkaha. 20 .” dedim yumuşakça yalan söyleyerek.” Kaşını kaldırdı. * Succubus: Geceleyin kadın şeklinde erkeklerin rüyasına girip onlarla cinsel münasebette bulunan dişi şeytan. kafasında belirmeye devam eden görüntüleri bölme umuduyla.” Ağzı aşağı doğru kıvrıldı. Gözlerimle pek buluşmadan. hüzünlü. Dişlerini göstererek sırıttı. “Aksine. “Ben sandım ki…” Ne düşündüğünü biliyordum ve böyle hissedeceğini tahmin etmem gerekirdi.” dedi mırıldanarak. hareketsiz yüzümden kar tanelerini silkeledi.” dedi yavaşça. “Şakaydı. Tanya insan erkeklerini tercih ederdi – yumuşak ve sıcak olma avantajı ile beraber. “Succubus*. hiç etmiyorsun.” “Reddedilmeye alışık değilim. Sonunda. “Pekala.” Yüzünü buruşturdu.” “Biliyorum.” diye güvence verdim. Çok özür dilerim.” Eve gidiyorsun değil mi? diye düşündü. Gülümsedim. Centilmenlik yapma. “Biraz. Düşünceleri üzüntülüydü. “Buraya geldiğinde. gülmek zorunda kaldım. Tanya ve kardeşleri bilinçlerini yavaş yavaş keşfetmişlerdi. Düşünceleri şimdi dalgındı.” dedim. “Orijinal. “Kesinlikle.” “Hayır. “İrina ve Kate seni yalnız bırakmam gerektiğini söylediler.Tanya beni hızlıca çıkartırken kar yine uçuyordu.” dedim alayla.” Ama burada kalmıyorsun. “Hayır. Komikti.” diye homurdandı. Seni rahatsız ettiğimi düşünüyorlar. daha çoklardı ve kesinlikle daha isteklilerdi. binlerce başarılı fethi hızla kafasından geçerken düşüncelerini engellemeye çalışarak.” diye itiraf ettim. İnadımın kendine olan güvenini yok etmesine izin verme. “Bu benim suçum değil mi?” “Tabii ki hayır. Tabii. zaten bunun farkındasın.” O da iç çekti ve çenesini ellerine aldı. ama geldiğimde çözümsel düşünmek için en iyi halimde değildim. “Henüz buna… tam olarak… karar vermedim. ifadesi o kadar kuşkuluydu ki. “Hayır… yardımcı oluyor gibi gözükmüyor. onları kan dökmeye karşı getiren etken insan erkeklerine olan düşkünlükleriydi.” Carlisle’ın aksine. “Özür dilerim. Rahatsız olmana neden oluyorum. diye suçladı. dudağını alımlı bir şekilde büktü. kaba olan benim – fena halde kaba.

Sorunlarla yüzleşen kişiyi. Aklındaki görüntüyü benimsemeye çalıştım. onunla yüzleşeceksin. Çeşitli konularda Carlisle’dan bile. Zayıflığımı Tanya’ya itiraf etmeye çok utanıyordum. ama dokunuştan çekilmedim. Yanağından öptüm. Kelimelerimin anlamını çözmek için değişik tahminler yürütürken düşüncelerini dinledim. Keşke daha mantıklı olabilsen Edward.” Düşünceleri huysuzlaştı.” “Sanırım sebebini söylemezsin…?” Doğruldum ve kollarımı bacaklarıma dolayıp savunma amaçlı kıvrıldım. “Yaklaşamadın bile. Ne zaman böyle bir ödleğe dönüşmüştüm? Tanya ince kolunu omzuma attı.” Düşünceleri sözleri kadar emindi. hata yapmıyorlardı.” diye fısıldadım. bir yere doğru gidiyor olmayacaktım – bir yerden uzağa kaçıyor olacaktım. hala tahmin etmeye çalışıyordu. Dikeldim. “Bence geri döneceksin. “Teşekkürler Tanya.” Kaşlarını çattı.” “Evet. Hiçbir zaman cesaretim ve zorluklarla başa çıkma becerimden şüphe duymamıştım. bunu duymaya ihtiyacım vardı. “Kadın problemi mi?” diye tahmin yürüttü isteksizliğimi görmezden gelerek. “Kastettiğin şekilde değil. “Lütfen bırak Tanya. “Bunun hakkında konuşmak istemiyorum.“Fikrimi değiştirdiğimi düşündün. Nereye gidecektim? Dünyada ilgimi çeken hiçbir yer yoktu. sanırım. Sadece… çok aceleyle ayrılmıştım. “Bir şey değil.” Yine sessizleşti. “Beklentilerinle oynadığım için kendimi çok kötü hissediyorum Tanya. Bir süre sonra vazgeçti ve düşünceleri başka bir yöne gitti. Kendimi tekrar böyle düşünmek hoştu. Sen böyle birisin. Bundan nefret ediyordum. Irina ve Kate kalkıştıkları bu hayatta çok iyilerdi. Böyle yapmak istememiştim – düşünmüyordum.” dedi. Görmek ya da yapmak istediğim hiçbir şey yoktu.” Tanya.” Sonra sessizleşti. Soğukça güldüm. sesinde uzun zaman önce kaybolmuş Rus aksanından ufak bir iz belirerek. Yüzünü bana döndürdüğünde çabucak geri çekildim. Arkadaşça bir rahatlatmadan başka bir şey kastetmemişti. Avları olması gerekenlerle – bir zamanlar olanlarla – kendilerine izin verdikleri delice yakınlığa rağmen. Hızıma acıklı bir ifadeyle gülümsedi.” dedim. “Bir ipucu?” diye sordu. dudakları çoktan büzülmüştü. Nereye gideceksin Edward. Çoğunlukla. çünkü nereye gidersem gideyim.” 21 . bir lisenin biyoloji dersinde geçirdiğim o korkunç saate kadar. eğer buradan ayrılırsan? Carlisle’a mı döneceksin? “Sanmıyorum. Onu duymazdan gelip boş yere yıldızların güzelliğini görmeye çalıştım. “Peşini bırakmayan her ne… ya da her kim olursa olsun.

Rosalie ve Emmett önde gidiyorlardı. Kuvvetle iç çekerek pes ettim ve ayağa kalktım. Bella Swan’ın gözleri sorgulamaya ve yıldızların engelsiz görüntüsü benden kaçmaya devam etti. Ailemi görmek için acele ederek – ve zorluklarla yüzleşen Edward olmayı çok isteyerek – yıldızlarla aydınlanmış karların üzerinde koştum. “Henüz burada değil. eğer seni tekrar görmeden önce gidersen… hoşçakal Edward. düşüncelerinde bile. Yine de bir centilmenden aşağı hissetmeme neden oluyordu. eğer her zamanki yerimize oturursak. görebiliyordum. yürümesinde yardımcı oluyordu. Eğer altından kalkamayacağımı düşünseydim. Ben sadece… daha aradığımı bulamadım. evde kalırdım. Rosalie de ihtiyatlı görünüyordu. Reddim onu daha önce izin verdiğinden çok rahatsız etmişti. Kendimi giderken görebiliyordum. biz birbirimize yakın bir grup halinde yürürken eli Alice’in dirseğinin altında. bunun gerçekten o meraklı gözlerin aradığı bilgi olup olmadığından emin olamadım.” “Pekala.” “Hoşçakal Tanya. Eğer koşarsam Carlisle’ın arabasına yarım saatten kısa sürede varabilirdim.” Tek bir çevik harekette ayaktaydı ve o kadar hızlı koşuyordu ki. Hisleri derin ve saf olmamasına ve hiçbir şekilde karşılık veremeyeceğim duygular olmasına rağmen. Tabii.” diye fısıldadı Alice. “Tabii ki olmayacak.” 22 . eğer bu kadar sinir bozucu olmasaydı komik olurdu. arkasında hiç iz bırakmıyordu. “Bir sorun olmayacak. Mutlu olacaklardı – özellikle Carlisle ve Esme. Çenemi dizlerime koydum ve aniden yola çıkmak için heyecanlı olduğum halde yıldızları tekrar izledim.” Kelimeler dudaklarımdan dökülürken. ayağının kara batacak vakti olmuyordu. Geriye bakmadı. Emmett gülünç bir şekilde düşman bölgesindeki bir korumaya benziyordu. Hayalimde bile. Kafamdaki yüzden ötesini görmeye çalışarak bir süre daha yıldızlara baktım. Gözleri odağını kaybetmişti ve Jasper. Benim için fazla iyi olduğunu biliyorsun. Tanya’yı incitmekten hiç hoşlanmıyordum. olmak istediğim tek yere giderken… “Tekrar teşekkürler. ama korumacıdan çok sinirliydi. bir çift sersemlemiş çikolata renkli göz bu kararın onun için ne anlama geldiğini soruyormuşçasına bana baktı.” dedim homurdanarak. Gökyüzündeki parlak ışıklarla aramda. düşüncelerini okuyamıyordum. Davranışları gülünçtü. tepkisizliğimden sıkıldıklarında ise birbirlerine dönmüşlerdi – bu aşırı dikkatlilik durumuna olan ani değişimi. Gitmeden önce beni bir daha görmek istemiyordu. Alice’in eve döneceğimi görüp diğerlerine söyleyeceğini biliyordum. Üzüntüyle suratım asıldı. ayak izi bırakmadan. ama geleceği yol… rüzgar yönünde olmayacak.“Üzgünüm Tanya. Normal eğlenceli sabahımızın – gece kar yağmıştı ve Emmett ile Jasper dikkat dağınıklığımı fırsat bilerek beni kar topu bombardımanına tutmuşlardı.

şimdi büyülenmiştim.“Tabii ki her zamanki yerimizde oturacağız. Bazı insanların aklında da hala o kız ve geçen haftaki düşüncelerinin aynısı vardı. onunla ne kadar az zaman geçirdiği düşünülünce pek mümkün görünmüyordu. Korumacı halde Jasper’ı çevrelediğimiz zamanları hatırladığımda. Buna verdiği tepkiyi görmüştüm.” dedi şaşırmış bir sesle. deneyimini diğerleriyle karşılaştırır. Kimseye benim hakkımda bir şey söylememiş miydi? Benim kara. Sinirlerimi bozuyorsun. Bu uzun. Koku tabii ki. emniyetsiz gençlik yıllarında özellikle güçlüydü. Şüphesiz. havanın tenime dokunan her hareketini. Bu ihtiyaç. öfkeli ve ölüm saçan başımı fark etmemesinin imkanı yoktu. Düşünceleri incelerken Cullen’larla ilgili daha çok şey duymayı bekliyordum. Belki babasıyla konuşmuştu. Normal bir kız etrafındakilere sorar. dışlanmış hissetmemek için davranışımı açıklayacak bir ortak nokta arardı. Bütün gün. Yine de kısa zaman içinde Şef Swan’a uğrayıp düşüncelerini dinlemeliydim. Kız bu kuralın bir istisnası olmazdı. tıpkı yeni kız gelmeden önceki gibi. Birine anlatacağından. her görüşü. İnsanlar normal hissetmek ve etrafındaki herkese uyum sağlamak için her şeyi yapardı.” “Tabii ki öyleyim. Duyularım tetikteydi. Kısa bir an bakışımı yakaladı ve sırıttı. belki en güçlü ilişkisi onunlaydı… ama bu. ama hiçbir şey yoktu. koma haline benzeyişi? Bugün sinirlerim uzamıştı – en ufak baskıda ses çıkarmak üzere gerilmiş piyano telleri gibi. onu çok korkutmuştum. 23 . Kimse kafeteryadaki beş vampirin farkında değildi. “Sanırım haklısın. Endişelerinin odağı olmaktan nefret etmiştim. Kimseye anlatmadıysa. her düşünceyi tarıyordum.” diye söylendim. Tamamen iyi olacağım. Sinir bozucu değil mi? Ona yüzümü buruşturdum. Bella son derece utangaç olmalıydı.” Jasper oturmasına yardım ederken gözleri bi kere kapanıp açıldı ve sonunda benim yüzüme odaklandı. Yüz ifademi gördükten sonra sebebin kendisi olup olmadığını mutlaka merak etmiş olmalıydı. her sesi. normal masamızda otururken. donuk renkli odanın bana çok ağır gelişi sadece bir hafta önce miydi? Burada olmanın neredeyse uykuya. Kes şunu Alice. “Hmm. yeni dedikodunun yönünü görmeye çalışmıştım. Bella Swan’ın verdiği herhangi bir bilgi aramış. Annesine daha yakın olmalıydı. bir sürü özelliksiz koyun gibi. Ve sonra beni. ona ani bir sempati hissettim. Nefes almıyordum. Kullanmayı reddedip kilitlediğim tek bir duyu vardı. Bunu anlatılamayacak derecede sıkıcı bulmak yerine. Özellikle düşünceleri. belki de daha iyi bir hikaye haline getirmek için biraz abartacağından ve bana tehditkar birkaç replik ekleyeceğinden emindim. birlikte girdiğimiz biyoloji dersini bırakmaya çalışırken duymuştu. Ama kimse bizi burada. fark etmemişti.

tuğlaları çatlattı. “Hiçbir şey. Kimse bize bakmadı. Bella Swan’ın yanaklarının bir kere daha kanla kırmızı olduğun gördüm. ama bunun çok dikkatli dinlediğim için olduğunu biliyordum. sıraya yetişmek için hareket ettiğinde.” dedi Bella o alçak. hem iç hem de dış sesini duyabiliyordum. Bilmiyorum. “Çok insanca Emmett. “Bunu geçtik. Düşüncelerinin onun etrafında sarılış şeklinden ve kız. 24 .” diye mırıldandı Alice. öyle mi?” diye sordu Emmett. “İnsan görünmeye çalışın. kafeterya boyunca insan gözlerinin takip edemeyeceği bir hızla duvara çarpıp.” dedi Emmett kıkır kıkır gülerek.” “İçeri giriyor. “Bugün sadece soda alacağım. Birkaç masadan uzağa bakmadılar. ama dinliyordum. Kısa. Kafeteryadaki gürültünün içinde bir zil gibi çınlamıştı. “Belki de düşündüğün kadar korkunç değilsin. kokusunun en ufak bir izi bile yanımdaki havaya değerse nefes almayı bırakmaya hazırdım. Jessica’nın ilerleyen sırada hareketsiz duran ve dikkati dağılmış görünen yeni kızla olan sabırsızlığını duyabiliyordum.” Bu haber üzerine hepsi kaşlarını kaldırdı. Vücudumun katılaştığını hissettim. Jessica’nın düşüncelerinde. onun orada olduğunu unutmuş şekilde girdiği dalgınlıktan çıkarken zihnini bulutlandıran çoktan kurulmuş fantezilerin belirişinden hoşlanmamıştım. parmaklarının sıradan bir hareketiyle engelledi.” diye devam etti. Emmett’in ona aniden fırlattığı buz topağını.” Ona doğru gözlerimi devirdim. “Yok… Hiçbir şey söylememiş olmalı. Tabii ki. orada erimemişti. “Acaba neden…?” Kızın eşsiz sessizliğiyle ilgili hala şaşkındı. Sıkıp bir buz kütlesi haline getirdi. “Bahse girerim ki ben onu bundan daha iyi korkuturdum. “Elin değmişken niye duvara yumruk atmıyorsun?” “Onu sen yaparsan daha etkileyici olur bebeğim. ama düşüncelerinin yönünü gördüm. Onun beklediğini bildiğim sıraya bakmak için kendime izin veremedim. Sağ yumruğunu kaldırıp avucunda sakladığı kar topunun etrafında parmaklarını büktü. Odanın o köşesindeki başlar önce yerdeki kırık buz kütlelerine döndü ve sonra suçluğu bulmak için arandı. duru sesiyle. Alice de gördü.” dedi Rosalie iğneleyici bir sesle. Tabii. sanki şakalarının bir parçasıymışım gibi yüzüme bir sırıtma yerleştirdim. Buz. Gözleri Jasper’daydı. Mike Newton iki kızla beraberdi. Jessica’ya Swan kızının ne problemi olduğunu sorduğunda.“Yeni bir şey var mi?” diye sordu Jasper.” Onlara dikkatimi vermeye çalıştım.” “İnsan. derin olmayan nefesler aldım.

sanki dünyadaki tek kızmış gibi – o Bella’nın bizi insanca gülüp oynarken ve tıpkı bir Norman Rockwell tablosu gibi doğal olmayan derecede ideal halde göreceğini biliyordum. Kız – Bella mutlaka bize bakıyor olmalıydı. kan yüzünden yavaşça çekiliyordu. “Böyle şeyleri atlatmayı öğrenmelisin. şimdi acılı gözüken gülümsememe gülen Emmett’a döndüm. “Rahatla Edward. “Bunu sen istedin. Ve kendimi sağlığı hakkında düşünmemek için zorladım. Alice elinde sakladığı daha küçük bir avuç dolusu buzu Emmett’in kuşkusuz yüzüne fırlattı. onu Mike’ın düşüncelerinden izlemekten hoşlanmamıştım. suçluluk içinde kıvranmak için uzun bir zaman.” dedi Emmett. ama hala duruydu. Çabucak gözlerimi kaçırıp. buz kaplı saçlarını ona doğru sallamak için eğilirken.” dedi. İçgüdüsel olarak onu korumayı ben de istememiş miydim? Onu öldürmeden önce. Bakmaksızın. Hasta görünüyorsun kardeşim. Alice gülmeye devam etti ve tepsisini bir kalkan gibi kaldırdı. Alice güldü ve hepimiz katıldık. tıpkı o ahmak oğlan gibi.Kendimi ona bir bakış atmaktan alıkoyamadım. Birazdan bakacak. Alice bana dirsek attı. Sırıtmamın altında dişlerimi sıktım. Belki de herkesin ona verdiği tepki buydu. Sıcak odada eriyen kar. 25 . “Hakikaten. yarı katı şekilde sıçradı.” “Sen bilirsin.” Sesi çok alçaktı. biraz hasta hissediyorum. Mike Newton’ın düşüncelerinden yayılan korumacı endişe beni niye rahatsız etmişti? Sahiplenen bir tavrı olması niye önemliydi? Mike Newton onun için gereksizce kaygılanıyorsa bu beni ilgilendirmiyordu. dikkatimi çekerek. “Iyy!” diye sızlandı Rosalie. Sonra kendim de endişelendiğimi fark ettim. İfademin normal ve doğal görünmesi için yüz hatlarımı tekrar ayarladım.” O anda. Kafasında bu kusursuz anı nasıl ayarladığını ve kızın – onu böyle düşünmeyi kesmeliydim. bu… Ama kız hasta mıydı? Değerlendirmek zordu – şeffaf teninin altında çok narin görünüyordu. Jessica kısın iştahsızlığının sebebini merak ediyordu. Yere bakıyordu. …yine Cullen’lara bakıyor. saçından yarı sıvı. Emmett şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı ve sonra sırıttı. Bu dünyanın sonu olmaz. Şansıma Jessica’nın arkadaşlarıyla oturdular. Üçü hangi masaya oturacaklarını seçerken Jessica’ya geçtim. diye düşündü biri. Alice’in dediği gibi rüzgar yönünde değildi. Bir insanı öldürürsün. “Aç değil misin?” “Aslında. Sonsuzluk. Benim gibi. Güldü.” diye mırıldandım. Ama gözlerim Jessica’yı geçti ve kızın içe işleyen bakışlarına odaklandı. Alice’le beraber şiddetli yağıştan kaçarlerken. Kasıtsız çağrıya otomatik şekilde baktım ve gözlerim yönü bulurken sesi tanıdım – onu bugün çok dinlemiştim. insan gibi davran.

Hareketini anlamaya çalışıyordum. 26 . ama şimdi odaklanmıştım. “Sinirli görünmüyor değil mi?” Yani geçen haftaki vahşi tepkimi fark etmişti. Sessizlikten başka hiçbir şey yoktu. bir kıkırdama ekleyerek. Arkadaşlık taklidinde yetenekli görünüyordu.” diye fısıldadı Swan kızının kulağına. arada onunla ilgili olmadıkları sürece duymazdan geldim. ama bakışıyla buluşmadım. hiçbir zaman üzerinde çalışmam gerekmemişti. kendimi kaptırmış şekilde ben de dinledim. Değişimi gerçekten duyamıyor muydu? Bana sesli geliyordu. “Görünmeli mi?” “Benden pek hoşlandığını sanmıyorum.” dedi kız endişeyle ve Jessica’nın emre uyup uymadığından emin olmak için başını biraz kaldırdı. ama istediğini yaptı. Daha önce hiç denemediğim için ne yaptığımdan emin olamayarak etrafındaki sessizliği zihnimle araştırmaya çalıştım. ifademi kontrol ederken düşüncelerinde kendi yüzümü gördüm. Bana bakmak istiyormuş gibi görünüyordu.” diye güvence verdi Jess.” diye fısıldadı kız. Ne düşünüyordu? Rahatsızlık. benim rahatsızlığımı yansıtarak. aniden yorulmuş gibi başını koluna yaslayarak. Ekstra duyum her zaman doğal olarak gelmişti. “Edward Cullen sana bakıyor. ama sadece tahmin yürütebilirdim. İnsanlar dışarı çıktı ve ben kendimi diğerlerinin arasından onun ayak seslerini ayırt etmeye çalışırken yakaladım. Hala bir şey duymaya çalışarak kıza odaklanıyordum.” dedi Jess ona ve evet diyebilmeyi dilediğini biliyordum – bakışım içine dert olmuştu – ama sesinde bunun izi yoktu. Ses tonunda kıskanç sinirliliğinin hiç izi yoktu. onu çevreleyen kalkanı kırmaya çalışıyordum. emin olamadım. çenesi dönmeye başlıyordu. Düşüncesi sızlanan bir homurtuydu. yağmur damlalarının pıtırtısına dönüşmüştü. “Kimseyi hoşlanmak için kendilerine layık görmezler. “Ama hala sana bakıyor. Mike Newton okuldan sonra park yerinde bir kar savaşı planlıyordu. sanki önemli ve alışılmadık bir özellikleri varmış gibi.” “Ona bakmayı kes. Onun nesi var? diye düşündü Jessica. Ne kadar aptalca. karın çoktan yağmura dönüştüğünün farkında görünmüyordu. Kızın etrafındaki düşünceleri. Kızın cevabını. Kız saatin kalanında masasından başka yere bakmadı. Jessica kıkırdadı. O. zaman geçtikçe zayıflamak yerine daha da artıyordu. Kar tanelerinin çatıdaki hafif sesi. Öğle teneffüsü bittiğinde yerimde kaldım.Çabucak aşağı bakıp tekrar gür saçlarının arkasına saklandı. Soru Jessica’nın kafasını karıştırdı.” Eskiden görmezlerdi. Bunun kasıtlı olduğunu düşündüm – ama tabii ki. Vücudu hafifçe benim yönüme doğru yöneliyordu. “Hayır. kim konuşuyorsa ona bakıyordu. Dikkatli konsantrasyonum hiç yardımcı olmuyor gibi görünüyordu. ama sonra kendini yakalayıp derin bir nefes alarak. “Cullen’lar kimseyi sevmezler. Tabii ki. Belki de yorulmuştu.

sıcak odaya girerken ciğerlerimde tuttum. Arkamda Alice’in endişesini. Onun yüzünü bir daha görmek istediğimi fark ettim. Zihni kapalıydı.” dedim kendimi masadan iterek. Bay Banner hala bugünün deneyini ayarlıyordu. kızın sessiz zihninin beni uygunsuzca ilgilendirmeyeceğine dair söz vermemiş miydim? Yine de. Merak. O merak. Bella Swan’ı hayatta tutmaya yetecek miydi? Emmett haklıydı gerçi – niye her iki şekilde de üstesinden gelmiyordum? Ayartıyla yüzleşecektim. ama 27 . “Kararlısın. Ama Biyoloji sınıfına gitmek istiyordum. “Niye zorlayasın ki Edward?” diye sordu Jasper. Ağırdan al. Onun delice kuvvetli kokusunu alabileceğim ve nabzının sıcaklığını tenimde hissedebileceğim sınıfa gidip. “Eve git. işte en uygunsuz şekilde ilgiliydim.” Kararda iki eşit parçaya bölünmüştüm. Hiçbiri bana bunun için teşekkür etmezdi. Arkamı döndüm ve uzun adımlarla ilerledim. Sınıfın kapısında son bir derin nefes aldım ve küçük. Belki aklı yerine onları okuyabilirdim.” dedi Alice tereddütle. “Hayır Rose. Sonunda.” “Ne fark eder ki?” dedi Emmett katılmayarak. Bununla yüzleşmek istiyordum.Ailem de hareket etmedi. bu da aynı şekilde anlamsız bir hata mıydı? Ailemi yerinden etmek istemiyordum. Geçen hafta Jasper’ın avlanmadan uzun süre durması bir hata olmuştu. bunu duyabiliyordum. “Baştan başlamak istemiyorum.” Bana.” “Henüz taşınmak istemiyorum. “Sınıflarınıza gidin. Yaklaşırken.” dedi Alice. zihninin yarattığı bu önemsiz taslakla bile ilgilenerek onu inceledim. sadece biraz. Benim için kararı veren buydu. çok istiyordum. ama gözleri çok açıktı. İki şekilde de atlatırsın. karalama yaptığı deftere bakıyordu. Böyle hissettiğim için kendime kızgındım. başı eğik. Emmett’in onayını ve Rosalie’nin sinirini duyabiliyordum. “Onu öldürürsün ya da öldürmezsin. Ne düşündüğünü bilmek istiyordum.” Ama Alice bir kararın ne kadar çabuk değişebileceğini çok iyi biliyordu. düşüncelerimde onun gelecek görüşünü daha güvenli hale getiren ne değişiklik olduğunu merak ederek baktı. Sanırım saati atlatacaksın. Şimdi zayıf olan ben olduğum için kendini beğenmiş hissetmemek istemesine rağmen. Ne yapacağımı görmek için beklediler. ama kendimi zorlamak da istemiyordum. Liseyi neredeyse bitirdik Emmett. Kendime. Sanırım gerçekten sorun olmayacak. Eğer sınıfa giderse kötü bir şey olmayacağından yüzde doksan üç eminim. yanına oturur muydum? Bunun için yeterince güçlü müydüm? Yoksa bir gün için yeterince çekmiş miydim? “Sanırım sorun yok.” diye sızlandı Rosalie. Kız benim – bizim masamızda. Geç kalmamıştım. “Sabitleşiyor. Jasper’ın tenkidini.

Bütün insanlar düşünceleri rehber olmadığı zaman böyle anlaşılmaz mıydı? “Hayır. dişlerimle ilgili dikkatliydim. “Merhaba. insanlar birinin gelişi sesle duyurulduğunda her zaman daha rahat ederlerdi. Onu gerçekten çok korkutmuş olmalıydım. döşemeyi çizmesine izin verdim. “Bütün kasaba senin gelmeni bekliyordu. Bu kendimi suçlu hissetmeme neden oldu.anlamsızdı. Gözlerimi onunkilerde tutup sadece sorgulayan derinliklerine odaklandım ve teninin iştah kabartıcı rengini görmezden gelmeye çalıştım. Belki de desene odaklanmıyor. bu tekdüze yerde ilgi odağı haline geldiğinin farkındaydı. farklı bir izlenim bıraktığımdan ve önceden olanların hayalinin bir ürünü olduğunu düşünmesini sağladığımdan emin olmalıydım. Sürüden ayrı kalmak istememelerine rağmen spot ışıklarını arzularlardı. dişlerimi göstermeden gülümseyerek. Bella ismini seviyorum. Sandalyeyi gereksiz bir sertlikle çekip. Bu sefer. Sadece iç içe ilmeklerden oluşan rastgele bir karalamaydı. geçen hafta görüşümü engelleyen ifadeydi. “Ama 28 . “Yani. Bakmadı. sorunun nereye gittiğini anlayamayarak. nefretin – kızın sadece varolduğu için hak ettiğini hayal ettiğim nefretin – kaybolduğunu fark ettim.” dedi. Nefes almıyor ve kokusunu tatmıyorken böyle savunmasız birinin nefreti hak edebileceğine inanmak zordu. Bir süre nefes almadan konuşmaya yetecek kadar soluğum vardı. Sen Bella Swan olmalısın. Sanırım.” Bu bilgi ona göre hoş değilmiş gibi suratını astı.” diye cevapladı kafasını hafifçe yana eğerek. “Geçen hafta kendimi tanıtma şansı bulamadım. sanırım ismini herkes biliyor.” dedim. “Adım Edward Cullen. İfadesi – eğer doğru okuyorsam – utanç ve kafa karışıklığı arasındaydı. büyük kahverengi gözleri ürkekti – neredeyse sersemlemiş – ve sessiz sorularla doluydu. Bu. Çoğu insan tersini hissederdi. başka bir şey düşünüyordu. “Adımı nereden biliyorsun?” diye sordu sesi biraz titreyerek. İlk gününde tercihini pek çok kez net şekilde belirtmişti. Cevap vermesi olması gerekenden yarım saniye fazla süre aldı. Yine. Niye yukarı bakmamıştı? Muhtemelen korkmuştu.” Şüphesiz. O zaman baktı.” dedim insanları rahatlatmak istediğim zaman kullandığım alçak sesimi kullanıp. Garip şekilde derin kahverengi gözlere bakarken. Sesi duyduğunu biliyordum. utangaç göründüğü kadar ilgiden de hoşlanmıyordu.” Kafası karışmış göründü – kaşlarının arasındaki o küçük kıvrım tekrar oradaydı. ismimi bildiğini bilmeme rağmen. Yanakları kızarmaya başladı ve hiçbir şey söylemedi. “Hayır. ama eli çizdiği desende bir ilmeği kaçırıp dengeyi bozdu. Bu başlamanın nazik yoluydu. Nazikçe güldüm – bu insanların huzursuzluğunu azaltan bir sesti. niye bana Bella dedin?” “Isabella’yı mı tercih edersin?” diye sordum. “Ah. o kadar savunmasızdı ki.

Hatamı yakalamak onun için çok kolay olmuştu. özelikle yakınlığımdan korkması gereken birine göre. Hata yapmıştım. teninin ısısı benimkini yaktı. Bu onu daha çok korkutur ve şüphelendirirdi. Şiddetli bir huzursuzluk hissettim. Sonra sadece ağzımdan. Boğazım aniden tekrar alevler içindeydi. istersen ben başlayabilirim. partner?” Yüzüme baktı ve ifadesi boşaldı.” diye mırıldandım kenetlenmiş dişlerimin arasından. Deneyi kaparken onu görmezden gelmek garip – ve anlaşılmaz şekilde kaba – olurdu. Eğer ilk gün diğerlerini dinliyor olmasaydım. Şanssızlığına. dilimde tadını alabiliyordum. Bir saniyeliğine. diğer herkes gibi. Dişlerimin arasından hızlıca bir nefes daha aldım ve boğazımı acıttığında irkildim. “Bakmamın bir sakıncası var mı?” İçgüdüsel olarak – aptalca. “Önce bayanlar.” dedim sıradan bir sesle ve gözlerimi yüzünden kaçırdım. Kaslarımı kilitleyerek kendimi olduğum yere bağladım. sanki onun türündenmişim gibi – elini durdurmak için uzandım.” Teninin pembesi bir ton daha koyulaştı.” dedi ve yüzü yine beyazdan kırmızıya döndü. Soluğum kalmamıştı. Elektrik çarpması gibiydi. Fark dikkatini çekmişti. Bir yere bakma ihtiyacıyla mikroskobu kavradım ve kısa bir süre baktım. Slaydı çıkarmaya başladı. Ahh! Bu gerçekten acı vericiydi.” Duru teninin altında kanın akışını izlemek yerine masadaki malzemelere.Charlie – yani babamın benden Isabella diye bahsettiğini sanıyorum. “Hayır. “Ya da. “Başlayın. Konuşmamak zor olurdu. ona başta tam ismiyle hitap ederdim. “Hmm. Sorularının ne anlama geldiğini yeni anlamıştım. Dişlerimi gıcırdattım ve kendimi toparlamaya çalıştım. Yüz ifademde yanlış bir şey mi vardı? Yine korkmuş muydu? Konuşmadı. slayt kutusuna ve hırpalanmış mikroskoba baktım. “Profaz. Oldukça zekice. Onu koklamadan bile.” dedim sessizce. bu masayı paylaşmamız onu benim deney partnerim yapıyordu ve bugün birlikte çalışmak zorundaydık. Ama aklında benimle ilgili kilitli tuttuğu şüphelerinden daha büyük sorunlarım vardı. “Özür dilerim. Bella elini benimkinin altından anında çekti. Masaya bakan kıza dönüp gülümsemek için yetmiş yıllık çabayla kazandığım öz kontrolü en ufak zerresine kadar kullanmışım gibi hissettim. Eğer onunla tekrar konuşacaksam nefes almam gerekiyordu. hızlıca ciğerlerimi dolduran bir nefes aldım. Doğruydu. Burada herkes beni öyle tanıyor gibi görünüyor.” dedi hızlı bir incelemenin ardından. arzu aynı geçen hafta kokusunu yakaladığım andaki kadar güçlüydü. “Ben başlarım. 29 . Sıcaklık elimi ve sonra kolumu vurdu. Sıramı hareket ettirmeden ondan uzaklaşabileceğim kadar uzaklaşıp kafamı sıraların arasındaki boşluğa döndürdüm. gözleri büyüdü.” diye komut verdi Bay Banner.

Slayda bir bakış attım. ilginç. “İnterfaz. Mike’ın ne hakkında konuşup durduğunu anlamadığımdan değildi. Kağıda dokunmayıp benim cevabı yazmamı bekledi. “Bakabilir miyim?” diye sordu. O sırlardan birini tahmin etmeye çalışarak ben de ona baktım. açık-koyu tezatı oluşturuyordu. Mike Newton ise odaklanma konusunda problem yaşıyor gibi görünüyordu – beni ve Bella’yı izlemeye çalışıyordu. Yanında oturmak bir ısıtıcının yanında oturmak gibiydi. hayatıma darbe vuruyor olması beni sersemletti. ve sonra gözleri vardı. Merceğe çabucak solan bir istekle baktı. Pek simetrik değildi – dar çenesi geniş elmacık kemikleriyle dengeli değildi. Bitiren tek çifttik – diğerleri deneyle ilgili zorluk çekiyordu. Şimdi ne düşünüyordu? Eline dokunduğumda bu ona nasıl hissettirmişti? Tenim mutlaka buz soğukluğunda olmalıydı – itici. bu hissin karşılıklı olduğunu fark etmiştim. Güzel olmaktan da iyisi.” dedim kendi kendime. Oğlanın bana karşı kötü hisler beslediğinin farkına varmamıştım. Gerçekten cevabı yanlış verdiğimi mi düşünmüştü? Mikroskobu ona doğru kaydırdığımda yüzündeki umutlu ifadeye gülümsemekten kendimi alıkoyamadım. Slayda çok uzun süre bakmadı.“Profaz. Ona bakmak için hala çok huzursuzdum. Korkmuş görünmüyordu. tenimin onunkine yaklaşmasına izin vermeyerek eline bıraktım. Keşke gittiği yerde kalsaydı. Kontrol ettim – yine doğruydu. Tekrar kıza baktım. Bu yeni bir gelişmeydi. bir eli mikroskoba doğru uzanmış şekilde görünce şaşırdım. ama elini uzatarak. Böyle bitirdik. şaşırarak. kelimeyi ikinci satıra yazarken. Daha yüksek bir sıcaklığa doğru hafifçe ısındığımı hissedebiliyordum.” dedi kayıtsızca – muhtemelen sesinin kulağa böyle gelmesi için çok uğraşarak – ve mikroskobu bana itti. 30 . “Lens mi taktın?” diye sordu aniden. birkaç kelime konuşup birbirimizin gözleriyle buluşmadan. tehditsiz ortaya çıkışına karşın. Aslında oldukça güzeldi… alışılmadık bir şekilde. yüzü ilginçti. Ağzının kenarları aşağı doğru indi. “Üçüncü slayt?” diye sordu mikroskoptan gözlerini ayırmadan. rengi ölçüsüzdü – teni ve saçı. yaklaşık olarak kızın gelişi kadar. sessiz sırlarla dolu gözler… Aniden benimkileri delmeye başlayan gözler. Dişlerimin arasından mümkün olduğunca sessizce nefes alıp yakıcı susuzluğu görmezden gelmeye çalışarak basit göreve odaklandım. Slaydı. sıradan. kelimeyi kağıttaki yerine yazdım ve ilk slaydı ikincisiyle değiştirdim. Daha da ilginci.” diye katıldım. Hmm. Döndüm ve onu beklentiyle. diye düşündü beni gözetleyerek. Bu kadar sessiz olmasına şaşırmamalıydı. “Anafaz.

“Soğan köküyle değil. Diğerleri. ailemin güzelliğine hayran kalırken. Eğer sorusunda ne kastettiğini görmüş olsaydım.” Bugün sırları açığa çıkarmaya çalışan tek kişi olmadığımı anladığımda aniden tekrar soğuk hissettim. “Pekala. “Aslında. Görmezden gelmek insan zihni için mutluluktu. Başka bir hata.” Görüşümü geliştirme fikrine neredeyse gülümsedim. beş taneden üçünü o tanımladı. “Isabella’nın mikroskoba bakmak için bir şansı olması gerektiğini düşünmedin mi?” “Bella. Kıza düşünceli şekilde başını salladı. Getirdiği temiz hava dalgasını. görünüşümüzün detaylarını içgüdüsel bir çabayla bloke ederlerdi. ayartısına hazırlamak için. “Yani Edward. Bu beni şaşırtmadı.Ne kadar garip bir soru.” İleriydi o zaman. beni göz rengimdeki değişimi fark edecek kadar dikkatle inceleyen ilk kişiydi. Susuzluğumu söndürmede aşırıya kaçtığım girişimim sayesinde açık kehribardılar. bu kız olmak zorundaydı? Bay Banner masamıza yaklaştı. ama etrafındaki havada yüzen aşırı lezzetle yüzleşmekte pek bir değişiklik yaratmamıştı. “Hayır. Tabii ki son baktığından beri gözlerimde bir değişiklik vardı.” diye mırıldandı. Niye çok fazla şey gören. “Phoenix’de ileri bir programda mıydın?” “Evet. susuzluğumu mümkün olduğunca gidermiş. “Sanırım ikinizin laboratuar partneri olmanız iyi. ona sadece evet diyebilirdim.” dedi cevaplarımıza bakarak. gerçekten abartmıştım. gülümser ve hafifçe utanmış gözükürken onu izledim.” Döndü ve söylenerek uzaklaştı. “Bu deneyi daha önce yaptın mı?” Kendimi kaptırmış halde. Şimdi. Bugünün deneyi ileri bir programdan aldığı bir şeydi. Omuz silktim ve öğretmenin dolaştığı yere doğru baktım. bakışlarına karşılık verdiğimizde çabucak gözlerini kaçırırlardı. “Bu sayede diğer çocukların 31 . İki yıldır. sıcak bir altın rengindeydiler.” dedi Bay Banner dudaklarını büzerek.” diye düzelttim onu refleks olarak. kıza dönerken şüpheliydi. Bella’nın kokusuyla karışmadan önce minnettarlıkla içime çektim. vücudum kan içinde yüzerken. bu okulda insanların yanında oturmuştum ve o. Kendimi bugünün işkencesine.” Bu onu şaşırttı. “Gözlerinle ilgili bir değişiklik olduğunu düşünmüştüm. Anlamamak için.” Bay Banner’ın düşünceleri. “Ah. Kendimi hayvanların kanıyla doldurmuştum. bütün hafta sonumu avlanarak geçirmiştim.” “Balık embriyosuyla mı?” “Evet. bir insana göre zekiydi. Ona en son baktığımda. gözlerim susuzlukla simsiyahtı.

kendileri için bir şey öğrenme şansı olabilir.” Kızın bunu duyabildiğinden şüpheliydim. Dosyasına tekrar spiraller karalamaya başladı. Bir saatte iki hata çok fazlaydı. Benim tarafımda çok zayıf bir gösteriydi. Kızın benim hakkımda ne düşündüğü hakkında hiçbir fikrim olmasa da – ne kadar korkuyor, ne kadar şüpheleniyor? – onu yeni bir izlenimle bırakmak için daha çok çabalamam gerektiğini biliyordum. Son vahşi karşılaşmamızla ilgili anıları daha iyi bastırmalıydım. “Karın durması çok kötü oldu, değil mi?” dedim bir düzine öğrencinin konuştuğunu çoktan duyduğum küçük diyalogu tekrarlayarak. Sıkıcı, standart bir konu. Hava – her zaman güvenli. Bana gözlerinde açık bir şüpheyle baktı – çok normal sözlerime anormal bir tepki. “Pek değil.” dedi beni tekrar şaşırtarak. Konuşmayı bayat yollara sürdüm. Çok daha güneşli, sıcak bir yerden geliyordu – teni beyazlığına rağmen bunu bir şekilde yansıtıyordu – ve soğuk onu mutlaka rahatsız ediyor olmalıydı. Benim buz gibi dokunuşum kesinlikle etmişti. “Soğuğu sevmiyorsun.” diye tahmin yürüttüm. “Ya da ıslaklığı.” “Forks senin için yaşaması zor bir yer olmalı.” Belki de buraya gelmemeliydin, diye eklemek istedim. Belki de ait olduğun yere geri gitmelisin. Bunu istediğimden emin değildim gerçi. Kanının kokusunu her zaman hatırlayacaktım – onu er ya da geç takip etmeyeceğimin bir garantisi var mıydı? Ayrıca, eğer giderse zihni her zaman bir gizem olarak kalacaktı. Değişmez, daima rahatsız edici bir muamma. “Hem de nasıl.” dedi alçak bir sesle. Cevapları hiçbir zaman benim beklediklerim değildi. Daha çok soru sormak istememe neden oluyorlardı. “Niye buraya geldin o zaman?” diye sordum ve sesimin birdenbire çok suçlayıcı olduğunun, diyalog için yeterince sıradan olmadığının farkına vardım. Sesim kaba ve meraklı çıkmıştı. “Bu… karışık.” Büyük gözlerini kırpıştırdı, konuyu orada bıraktı ve ben neredeyse meraktan patlayacaktım – boğazımdaki susuzluk kadar sıcak bir şekilde beni yakıyordu. Aslında, nefes almanın biraz daha kolaylaştığını; ıstırabın onu tanıdıkça daha katlanılır hale geldiğini fark ettim. “Sanırım anlayabilirim.” diye ısrar ettim. Belki genel nezaket, ben sormak için yeterince kaba oldukça, onun sorularımı cevaplamaya devam etmesini sağlayabilirdi. Sessizce ellerine baktı. Bu beni sabırsızlandırdı; elimi çenesinin altına koyup başını kaldırmak istedim, gözlerini okuyabilmek için; ama onun tenine tekrar dokunmak aptalca – tehlikeli – olurdu. Aniden yukarı baktı. Gözlerindeki duyguları görebilmek bir rahatlıktı. Aceleyle konuştu. “Annem tekrar evlendi.”

32

Ah, bu yeterince insancaydı, anlaması kolaydı. Duru gözlerinden üzüntü geçti. “Bu o kadar karmaşık gözükmüyor.” dedim. Sesim çaba sarf etmeden nazik çıkmıştı. Üzüntüsü beni garip bir şekilde aciz bırakmıştı, ona daha iyi hissettirmek için yapabileceğim bir şey olmasını diliyordum. Garip bir dürtü. “Ne zaman oldu?” “Geçen eylül.” Derin bir nefes aldı. Sıcak soluğu yüzümü okşarken nefesimi tuttum. “Ve sen onu sevmiyorsun.” diye tahmin ettim, daha çok bilgi alabilmek için uğraşarak. “Hayır, Phil iyidir.” dedi sanımı düzelterek. Dudaklarının kenarında bir gülümseme izi vardı. “Çok genç belki; ama yeterince iyi.” Bu, kafamda kurduğum senaryoya uymuyordu. “Niye onlarla kalmadın o zaman?” dedim, sesim biraz fazla meraklı çıkmıştı. İşine burnumu sokuyorum gibi gözüküyordu, ki öyle yapıyordum itiraf etmek gerekirse. “Phil sık sık seyahat eder. Geçimini futboldan sağlıyor.” Küçük gülümsemesi büyüdü; bu kariyer seçimi onu eğlendirmişti. Elimde olmadan ben de gülümsedim. Onu rahat ettirmeye çalışmıyordum. Gülümsemesi sadece benim de gülmemi sağlamıştı. “İsmini duydum mu?” “Muhtemelen hayır. Pek iyi oynamaz.” Başka bir gülümseme. “İkinci ligde oynuyor. Çok seyahat etmesi gerekiyor.” O anda, yeni bir senaryo hayal ediyordum. “Ve annen onunla seyahat edebilmek için seni buraya yolladı.” dedim. Tahminler, ondan soruların aldığından daha çok bilgi alıyordu. Tekrar işe yaradı. Yüz ifadesi birdenbire inatçılaştı. “Hayır, beni o göndermedi.” dedi. Sesi sertti. Tahminim onu üzmüştü; ama nasıl olduğunu pek göremiyordum. “Ben kendimi gönderdim.” Neyi kastettiğini ya da gücenmesinin sebebini tahmin edemedim. Tamamen geri kalmıştım. O yüzden pes ettim. O diğer insanlar gibi değildi. Belki de düşüncelerinin sessizliği ve kokusu onunla ilgili tek alışılmadık şeyler değildi. “Anlamadım.” diye itiraf ettim, kabul etmek zorunda kalmaktan nefret ederek. İçini çekti ve gözlerime normal insanların katlanabileceğinden uzun bir süre baktı. “İlk başta benimle kaldı; ama onu özlüyordu.” dedi yavaşça, sesi her kelimeyle gittikçe daha ümitsizleşiyordu. “Bu onu mutsuz etti… o yüzden ben de Charlie’yle biraz zaman geçirmenin vaktinin geldiğine karar verdim.” Kaşlarının arasındaki buruşukluk derinleşti.

33

“Ama şimdi sen mutsuzsun.” diye mırıldandım. Tepkilerini öğrenebilme umuduyla, hipotezlerimi sesli söylemekten kendimi alamıyordum. Bu seferki gerçekten pek uzak değildi. “Ve?” dedi, sanki bu üzerinde düşünülmeyecek bir şeymiş gibi. Ruhunda bir anlığına, ilk defa bir şey gördüğümü hissederek gözlerine bakmaya devam ettim. İnsanların çoğunluğunun aksine, kendi ihtiyaçları listenin çok altlarındaydı. Fedakardı. Bunu gördüğümde, bu sessiz zihnin içinde saklanan kişinin gizemi biraz zayıflamaya başladı. “Adil gözükmüyor.” dedim. Sıradan gözükmeye, merakımın yoğunluğunu saklamaya çalışarak omuzlarımı silktim. Güldü; ama sesinde eğlence yoktu. “Kimse sana söylemedi mi? Hayat adil değildir.” Sözlerine gülmek istedim; ama ben de gerçekten eğlenmemiştim. Hayatın adaletsizliğiyle ilgili biraz bilgim vardı. “Sanırım bunu daha önce bir yerlerde duymuştum.” Kafası karışmış görünerek bana baktı. Gözleri hızla uzağa gitti ve sonra tekrar benim gözlerimle buluştu. “İşte bu kadar.” dedi bana. Ama ben bu konuşmayı bitirmeye hazır değildim. Kaşlarının arasındaki, kederinin kalıntısı olan o küçük V, beni rahatsız ediyordu. Parmaklarımın ucuyla onu düzleştirmek istedim; ama tabii ki, ona dokunamazdım. Pek çok yönden tehlikeliydi. “İyi bir oyun çıkardın.” dedim yavaşça, hala bir sonraki tezimi düşünerek. “Ama bahse girerim ki, insanların görmesine izin verdiğinden çok daha fazla acı çekiyorsun.” Gözlerini kısıp, dudaklarını bükerek yüzünü buruşturdu ve sınıfın önüne baktı. Doğru tahmin ettiğimde sevinmiyordu. Sıradan bir mağdur değildi – acısına izleyici istemiyordu. “Haksız mıyım?” Hafifçe irkildi; ama beni duymamış gibi yaptı. Bu gülümsememe neden oldu. “Ben de öyle düşünmüştüm.” “Seni niye ilgilendiriyor ki?” diye sordu hala uzağa bakarak. “Bu çok güzel bir soru.” diye itiraf ettim, daha çok kendime cevap vererek. Sezgileri benimkinden iyiydi – ben kenarlarda bocalar, ipuçlarını körü körüne incelerken, o direkt özü görüyordu. Onun son derece insanca olan hayatının ayrıntıları beni ilgilendirmemeliydi. Onun ne düşündüğünü umursamak yanlıştı. Ailemi şüphelerden korumanın ötesinde, insan düşünceleri önemli değildi. Kız iç çekti ve sınıfın önüne doğru ters ters baktı. Sinirlenmiş ifadesiyle ilgili bir şey gülünçtü. Bütün bu durum, bütün konuşma gülünçtü. Kimse benden dolayı bu kızın olduğu kadar büyük bir tehlike içinde olmamıştı – her an, diyalogla gülünç

34

Vücudu öncekinden daha yakındı.” “O zaman sen iyi bir okuyucu olmalısın. babası ile olan ilişkisiyle ilgili daha çok şey öğrenmek istiyordum. buraya gelmeden önceki hayatıyla. Üzülmesinin sebebi onun içini çok kolayca gördüğümü düşünmesiydi. “Tam olarak değil.” dedi. Ona hayretle baktım. önsezi beni endişelendiriyordu. arkasındaki keskin dişleri göstermelerine izin verip geriye doğru çekerek ona genişçe gülümsedim. Bay Banner sınıfın dikkatini istedi ve o da hemen benden uzağa döndü. ya da daha doğrusu.” Canı sıkılarak kaşlarını çattı.” dedi. “Bence sen okunması çok zor birisin. Karakterini daha çok ortaya çıkaracak her anlamsız ayrıntıyı… ama onunla geçirdiğim her saniye bir hataydı. İlk günkü gibiydi – harap edici mermi gibi.” dedim garip bir şekilde… ihtiyatla. beklenmedik bir şekilde ona bir uyarı vermek için çaresizdim. ama aniden. Kesintiden dolayı biraz rahatlamış görünüyordu. Bana hızlıca baktı ve gözleri bakışımla kapana kısılmış biri göründü. Şimdiden. “Seni rahatsız mı ediyorum?” diye sordum bunun saçmalığına gülümseyerek.” diye katıldım. sanki göremediğim gizli bir tehlike varmış gibi. Benim hakikaten bir hayatım yoktu. Bu sefer biraz daha kontrollüydüm. İçimdeki canavar homurdandı. Bu aptalcaydı. 35 . Engellemek istesem bile içimde büyüyen büyük merakı tanıdım. Annesiyle. almaması gereken bir risk. Dalgınlıkla. en azından hiçbir şey kırmadım. Kendimi sırada tutabilmek için yine masayı kavramam gerekti. başka bir konuşma şansı için heyecanlıydım. Kokusunun özellikle yoğun bir dalgası boğazımın arkasına darbe indirdi.bir şekilde meşgul olduğum için dikkatim dağılabilir. burnumdan nefes alabilir ve kendimi durduramadan ona saldırabilirdim – ve o ben sorusuna cevap vermediğim için sinirlenmişti. Yakıcı susuzluğun acısı başımı döndürdü. konuşma boyunca bilinçsizce bana doğru yönelmişti. Yüzümü okumak çok kolay – annem bana her zaman ‘açık kitabım’ der. Şu anda. ama acımdan memnun kalmadı. “Genellikle. Sonra dudaklarımı. Bella Swan’ı ilginç bulacak durumda değildim. Birini anlamak için hiç bu kadar çok çaba sarf etmemiştim hayatım boyunca – ya da varlığım boyunca. zira hayat pek de doğru kelime değildi. o zaman belki de bilinçsizce anlamıştı. gür saçını tam da ben kendime başka bir soluk için izin verdiğim sırada arkaya attı. “Aksine. tahminiyle yine tam hedeften vurmuştu. Uyarımın istediğim etkiyi yapıp yapmadığını göremedim. Çok sıkı bağlıydı. Ne garip. Anlamış olduğunu umdum. Niye dehşetle benden geri kaçmıyordu? Şüphesiz karanlık yanımı tehlikeyi anlayacak kadar görmüştü. İnsanlığın kalanını korkutmaya yeterli olan küçük işaretler onun üzerine çalışıyor gibi görünmüyordu. “Daha çok kendimden rahatsız oluyorum. Birdenbire sınırdaydım. o bu durumda değildi.

İşleri eline yüzüne bulaştıran ilk kişi olmazsın.” dedim dişlerimin arasından. Omuz silkti. kadının kokusunu Emmett’in yüzüne göndermesi dışında. Bu kadar uzun dayanabilmenden bile etkilendim. Vahşi ifademi bir an inceledi. “Kimse ölmedi. diye güvence verdi bana. 36 . Çok güzel kokması onun suçu muydu? Bana olduğunu biliyorum…. Rosalie için bir iş yaparken. Emmett beni İspanyolca sınıfının kapısında beklemişti. çürükleri kokularını yoğun bulutlar halinde salıyordu. Nasıl gitti? diye merak etti ihtiyatla. “Yardımcı olmuyorsun Emmett.” Ya da belki onu öldürürsün. Kıvrımlı yolda yürümeye devam etti ve bu akşamı hatırlamak için hiçbir sebep yok gibi göründü. Taze biçilen kuru ot kokusu. Sanırım bu da bir şey. beni kendiyle beraber yarım yüzyıl geriye. Değildi. çoktan iki küçük hata yapmıştım. Kimse seni çok sertçe yargılamaz. Hatırladığı. bir karışım. Gökyüzü yukarıda mor. dışarıdaki iyileştirici. kadının hiçbir şekilde farkında olmayarak. onu büyüleyici bulmayı göze alamazdım. bunun bir şekilde kaçınılmaz olduğunu kabul edişinden dehşete düştüm.” dedim mırıldanarak. Alice’in sonlarda dersi astığını gördüğümde düşündüm ki… Sınıfa yürürken kafasındaki kısa zaman öncesine ait. Yapacağımı düşünmemiştim… Bu kadar kötü olduğunu görmemiştim. temiz ve ıslak havayı içime çektim. Bazen bir insan sadece çok güzel kokar. bu kokunun arka planındaydı. Tekrar. Onu ne kadar ilginç bulursam.” Kızı öldüreceğimi.Nefes almayı tamamen bıraktım ve kızdan uzaklaşabildiğim kadar uzaklaştım. Kız ile arama mümkün olduğunca daha çok mesafe koymak için acele ettim. batı ağaçlarının üstünde turuncuydu. “Tabii. Elmaların kokusu havada yoğundu – hasat zamanı geçmişti ve atılmış meyveler yere yayılmıştı. orta yaşlı bir kadının elma ağaçları arasına gerili ipten kuru çamaşırlarını topladığı loş bir taşra sokağına götürdü. Eğer Alice onun yardımını isteseydi. “Bu kadar yakın olduğunu anlamamıştım.” Belki gittikçe kolaylaşır. Hayır. ani bir akşam esintisinin beyaz çarşafları yelken gibi uçurup. sınıftan dışarı fırladım – muhtemelen ders boyunca ancak yarım olarak verdiğim kibar izlenimi yok ederek. son sınıfının açık kapısından gördüğü anıyı izledim: Alice hızla ve boş bir yüzle fen binasına doğru hızla yürüyordu. öldürme ihtimalim de o kadar artardı. “Bu sefer değil. küçük olmayan hatayı? Zil çalar çalmaz. anılarına döndü. Yolu yürüdü. Üçüncü bir tane daha yapar mıydım. söylerdi… Sırama çökerken gözlerimi dehşet ve tiksinmeyle kapattım.” dedim fısıldayarak. Bugün. Kimse ölmedi değil mi? “Doğru. kalkıp ona katılma isteğini hissettim ve sonra kalma kararını.

fakat kız onunla değildi. Ayaklarımın üzerine zıpladım. Bella’yı ilginç bulmaya karar verdi. Jessica’yı kolayca buldum. Elini gereksiz kuvvetle ittim. dişlerim çeliği kesecek kadar sert kilitlenmişti.“Ah. o yüzden aramaya devam ettim. Mike Newton’ın düşünceleri dikkatimi çekti ve sonunda onunla bağlantı kurabildim. “O kadar kötü mü?” diye sordu anısındaki kokuyu düşünmemeye çalışıp. “Emmett – por favor. Yalnız kalmak istiyorum. okulun bitmesini beklemek için. Sanki kendi hatırladığım susuzluk yeterli değilmiş gibi. kafamı ve ciğerlerimi temizlemeye çalıştım. Saklanmak için.” “Biliyorum. Ne söylemişti? “Geçen pazartesi nesi olduğunu merak ettim. Tabii ki.” Bir anlığına sessizdi. Ona bakışını hiç beğenmiyorum.” diye inledim sessizce. İspanyolca öğretmenine hasta olduğumu ya da dersi astığımı ya da tehlikeli şekilde kontrolden çıkmış bir vampir olduğumu söyleyecekti. “Özür dilerim Edward. bir insan elindeki kemikleri kırardı ve onlara bağlı kol kemiklerini. ani hareketimden şaşkınlığa uğrayarak. İfademi onun zihninde görebiliyordum ve yüzümün iyi olmaktan çok uzak olduğunu biliyordum. ama o anda Alice’in gelecek görüşlerini ya da Rosalie’nin şikayetlerini dinlemek istemiyordum. çünkü bugün Biyoloji’de Bella’yla konuşmuştum. puedas tu ayuda a tu hermano?” diye sordu. Bu.” Onun gibi bir şey. sonrasında tam arkamdaydı. Umurundaymış gibi gözükmemişti. “Tabii. “Esta bien. “Daha kötü Emmett. Yine. belki gitmek zorunda kalacaktım. Aşina sesler ileri çıktı.” dediğini duydum Emmett’in. Konuyu açtığında kızın verdiği cevabı kafasından tekrar geçiriyordu. Pek konuşma olmuş olamaz… 37 . daha kötü. Onun burada kimseyle bir kelimeden fazla konuştuğunu görmemiştim. daha iyi olmaz. Mike mutsuzdu. Biliyorum. Sınıfa dön Emmett. ama tıpkı bir bağımlı gibi. kendimi okul binalarından gelen düşünceleri dinlerken buldum. Binanın uzak tarafına kadar beni takip etti ve yakalayıp elini omzuma koydu. pek başarılı olamayarak. Mazereti gerçekten fark eder miydi? Belki geri dönmeyecektim. Belki… “Hayır. ama Bella onun hakkında pek heyecanlı gözükmüyordu. Yarım saniye sürmedi. Edward?” diye sordu Senora Goff. Anısı katlanabileceğimden çok daha açıktı. Karşı koymayı düşünmedim bile. Zamanı kararlar vermekle ya da çözümümü desteklemekle harcamalıydım.” diye mırıldandım kapıdan dışarı fırlarken. “Me perdona.” Havayı derin derin içime çektim. Tekrar arabama girdim.” Başka bir söz söylemeden ya da düşünmeden döndü ve hızlıca uzaklaştı.

hareket etmedim. Soğuk onun için rahatsız ediciydi – sevmiyordu. Kollarımı göğsümde kavuşturdum ve onun. sanki onu gücendirmişler gibi izledi. buklelerini. Saat bitmek üzereyken birkaç kere hile yaptım. Yağmur hafifti – saçımı yavaşça ıslatmaya başladığında görmezden geldim. kamyonetin arkası Eric Teague’ı santimlerle sıyırdı. Gözetlemek değil. Bana bakmadı. Parmaklarıyla saçlarını ayırdı. Sanki eski kamyonetinin içinde tehlikeli olduğunu düşünüyormuş gibiydi. neden yaptığımdan emin olmayarak arabadan dışarı çıktım. Bu beni kabul edilebilir düzeyin bayağı üzerinde rahatsız etti. gözlerini kaçırıp kamyoneti geriye doğru sürmeden önce gözlerinde okuyabildiğim tek şey şaşkınlıktı. Ne zaman beden dersinden çıkacağını. sanki onları kurutmak istiyormuş gibi sıcak hava dalgasına doğru getirdi. diye ikna etmeye çalıştım kendimi. bütün kör noktaları iki kere kontrol etti ve park yerinden o kadar dikkatle çıktı ki sırıtmama neden oldu. Birkaç kere yüzünü buruşturarak bulutları. Diğer araba arkasından geçtiğinde. ne zaman park yerinde olacağını bilmem gerekiyordu. Onun beni burada görmesini mi istiyordum? Gelip benimle konuşmasını mı umuyordum? Ben ne yapıyordum? Davranışımın yanlış olduğunu bilerek kendimi arabaya geri girmek için ikna etmeye çalışmama rağmen. Ve sonra yine durdu. Kendimi Mike Newton’ın düşüncelerine geri dönmekten. Bella Swan’ın ne sürüyor olursa olsun. Bella’nın benimle olan diyaloguyla ilgilenmediği fikriyle neşelendi.Kendini karamsarlığından o şekilde kurtardı. Müzik setine sert bir müzik CD’si taktım ve diğer sesleri boğana kadar sesini açtım. Öğrenciler spor salonunun kapılarından çıkmaya başladığında. 38 . Motoru çalıştırmasını izledim – eski motor park yerindeki diğer araçlardan daha yüksek sesle kükredi – sonra ellerini ısıtıcının önüne uzattı. Geri gitmeye hazırlanırken etrafına göz gezdirdi ve sonunda yönüme doğru döndü. Kamyonetin içinin nasıl kokacağını hayal ettim ve sonra hızlıca bu düşünceyi bastırdım. kızı gözetlemekten alıkoymak için çok fazla odaklanmam gerekti. Benimle konuşur muydu? Ben onunla konuşur muydum? Soluk kırmızı bir Chevy kamyonete bindi. o yüzden onu dinlemeyi bıraktım. herhangi birine tehlikeli olması düşüncesi. kız önüne bakarak önümden geçtiğinde beni kahkahalarla güldürdü. Yanımdan geçmek zorunda kalmadan arabasına ulaştığında hayal kırıklığına uğradım. Ağzı üzüntüyle açılarak dikiz aynasından baktı. paslanmış. Bana sadece yarım saniye boyunca baktı. babasından daha yaşlı dev bir canavar. dudakları kenarlarından aşağıya kıvrılmış bir halde bana doğru yavaşça yürümesini izlerken hafifçe nefes aldım. Beni hazırlıksız yakalamasını istemiyordum.

” Aksine. Olağanüstü Olay Aslında susamamıştım.” diye itiraf ettim. Eğer kalmamı söyleseydin. Elinden çekindiğimde onu nasıl incittiğimi hissettim.” “Niye geri geldin? Burada olmandan mutlu olduğumu biliyorsun. biliyorum.” diye fısıldadım koşarken.” “Sen hiç… hiçbir zaman…” Kendimi derin bir nefes alırken izledim.” “Ne oldu?” “Hiçbir şey. şimdi. kelimeleri beni sadece kalmaya daha istekli hale getirdi. Carlisle benimle geldi. Denali’den döndüğümden beri hiç yalnız kalmamıştık. Seni özleyeceğim. Küçük bir önlem. ifademi incelemek için döndü.” “Haklısın. “Edward?” “Gitmeliyim Carlise. Bir ya da iki sene sonra gitmiş olacak.” Koluma uzanmıştı. Ama olacak. 39 . güvenine kolaylıkla ihanet edebilirdim. yüz hatlarımın çaresizlikle kıvrandığını gördüm. Şaşkınlığını ve ani endişesini hissettim. “Onu tehlikeye atmaktan daha iyidir. Henüz. ama eğer çok zorsa…” “Ödlek gibi hissetmeyi sevmiyorum. İşte. “Direnmek için yapman gerekeni yap oğlum.” “Biliyorum. ama o gece tekrar avlanmaya karar verdim. “İhtiyacım olan şey oydu. Bana dokunmak için uzanmış. Anısında. ama Swan kızını hayatta tutabilmek için yapman gerekeni yapmalısın. yetersiz olacağını bilmeme rağmen. Gitmek zorundayım. derin endişesinden doğru gözlerimdeki vahşi ışığı gördüm. o zaman beni göndererek doğru şeyi yapıp yapmadığını merak ediyordu. Tekrar gitmemiz gerekse bile. eğer kalırsam.” Anladığını gördüğümde. “Hayır. Yavaşladık – şimdi karanlığın içinde tempolu koşuyorduk. onun geçen haftaki acele vedayı düşündüğünü duydum.” “Acı çektiğin için üzgünüm Edward. “Anlamıyorum. Güvensizliğiyle beni incitip incitmediğini. Kız bir ya da iki sene içinde gidecekti… Carlisle koşmayı bıraktı ve ben de onunla birlikte durdum. tekrar geri çekilmemi görmezden gelerek sol elini omzuma koymuştu. benim arabamı al. bunu biliyorum. O daha hızlı. Kara ormanda beraber koşarken. yüzüm utançla düşmüştü. “Hiç sana diğerlerinden daha güzel kokan biri oldu mu? Çok daha güzel? “Ah.” Şimdi.3.

koku aslında midemi bulandırıyordu. eğer ihtiyacın olan buysa. “Evet. Tekrar güldü.” Kaşımı kaldırdım. nehrin kıyısında kalıp güneşin doğmasını bekledim.” Bir istisna dışında… ve onu bu özellikten mahrum bırakabilmek için elimden geleni yapıyordum değil mi? Hepimizin acayiplikleri var.” “Seni burada tutan ne Edward? Anlayamıyorum…” “Açıklayıp açıklayamayacağımı bilmiyorum. “Hayır. Şu anda. Eve döndüğümüzde daha soğuktu. Hayır. Çok fazla istek duymak zordu. Bu çok cömertçe. Sen kalanı için şikayet etmeden taşındın. Ama gitmiyorsun? İç çektim. boğazımdan daha fazla kan geçmesinin çok az yardım edeceğini bilmeme rağmen. ama sana borcu var. “Başlayalım.” Gidecek yerin olmaması mı? Kısaca güldüm. “Evet. Rosalie görebilir. Gurur mu Edward? Bunda utanılacak hiçbir şey– “Hayır.” Sona doğru bütün mizah silinmişt. kızın kanının anısı zihnimdeyken. Eriyen kar donmuştu. Carlisle hastanedeki erken mesaisi için giyinmeye gittiğinde. Hiçbir mana çıkartamıyordum. hiç hasar vermeden. Kelimelerinden irkildim. ama eğer istersen mahremiyetine saygı duyarım. anlayamıyorum. Sana bunu çok görmezler.” diye katıldım.” Kendime bile. Zaten şimdi ayrılmamız bir hayat sonlandıktan sonra gitmemizden daha iyi. Uzun bir süre yüz ifademi ölçtü. en iyi şartlar altında bile. beni burada tutan gurur değil. Sesim boğuk çıktı. Sadece sorman gerekli. “Gitmeliyim. Şimdi değil. her eğreltiotu yaprağını. “Teşekkürler. Bu beni durdurmazdı. benim kimseye mahremiyet vermediğimi düşünürsek.Ama kaçmayacaksın değil mi? Başımı eğdim. ağız sulandırıcı bir aroma değildi. Tükettiğim kan miktarı nedeniyle neredeyse 40 . İç çektim. İkimiz de avlanmak üzere çömeldik ve çekici olmayan kokunun bizi sessizce ileri götürmesine izin verdik. sanki ince bir tabaka cam her şeyi kaplamış gibiydi – her çam iğnesini. eğer kendimi gönderebilseydim.” deyip kabul ettim.” “Seninle geliriz tabii ki. her çimi buz tutmuştu. Başlayalım mı? Küçük bir geyik sürüsünün kokusunu yakalamıştı. Güldü.

Alice üçüncü katın kenarında. Bunun üstesinden gelebilirdim. Bunu resmedebiliyordum – kızı. ama kızın yanına tekrar oturduğumda bunun çok az şey ifade edeceğini biliyordum. hayatını riske atmayı kesmeliydim. ölçülü adımlarla yürürken görebiliyordum. ailesinin yarısını ondan bir hamlede alır mısın?” Onu çok üzeceksin. Bir gün daha. Bu sefer nereye gittiğini göremiyorum. Garipti. Bu isteksizliğin ne kadarı saplantı haline gelmiş merakımdan. Güneş bulutların arkasında doğdu ve zayıf ışık donmuş bütün camı parıldattı. bu görüntünün bana verdiği acı. Yine gidiyorsun. Ergen kaçak. İç çektim ve başımı salladım. Anlayamıyordum. İşte bu yüzden sizin kalmanız gerekli. ne kadarı tatmin olmamış susuzluğumdan geliyordu? Okula gitmeden üzerimi değiştirmek için eve girdim. bir kariyere başlayacak.” 41 . Üzerine oturduğum taş kadar soğuk ve hareketsiz halde buzlu kıyının yanında akan karanlık suyu izledim. Uzak akrabaları ziyaret. iki gün. şimdiden bana kalmak için mazeretler düşündüren kuvvetli isteksizliği hissedebiliyordum – mühleti uzatmak için. Onu bir kere daha görecektim. diye karar verdim. Carlisle haklıydı. Benim asla sahip olamayacağım bir geleceği olduğu için onu kıskanıyor muydum? Bu mantıklı gelmiyordu. kendi başıma doğru kararı verebilmek için fazla çekişme içinde olduğumu da. Avrupa’da yatılı okul. Carlisle’ın öğüdüne güvenebileceğimi biliyordum. beyazlar içinde. belki de biriyle evlenecekti.” Senin burada olmanla aynı değil. Bu zor olacaktı. “Evet. en üst basamakta oturmuş beni bekliyordu. Forks’tan ayrılmalıydım. Bir yerlerde üniversiteye gidecek. Hikayenin bir önemi yoktu. ve sonra kız kaybolacaktı. Onu geleceğine bırakmalıydım. Kalmanı istiyorum. Etrafımdaki insanların her birinin önünde aynı potansiyel vardı – bir hayat – ve ben onlara imrenmeyi nadiren bırakıyordum. Hayatına devam edecekti – devam edeceği bir hayatı olacaktı. üç. ama doğru olanı yapmak zorundayım. Şimdi onu dinlemeliydim. bunu sen de biliyorsun. Çok fazla çekişme içinde. Kimse çok derin sorgulamazdı.şişmiş hissediyordum. Belki kararlaştırılmış gidişimden bahseder. diye suçladı. Sadece bir ya da iki yıl. kolu babasınınkinde. “Biliyorum. hikayeyi yaratırdım. Carlisle her zaman doğru yolu seçerdi. yaşlanacak. “Henüz nereye gideceğimi bilmiyorum. Doğru olan buydu. Ayrıca Esme’yi düşün. Yokluğumu açıklamak için bir öykü yayabilirlerdi.” dedim fısıldayarak. Kafamı iki yana salladım. Belki Jazz ile ben seninle geliriz? “Eğer onları gözetmek için burada olmazsam sana daha çok ihtiyaçları olacak. dört… ama doğru olanı yapacaktım.

ama eğer konuşmak isteseydi çoktan anlatmış olacağını biliyordu. “Kimseyi öldürdüğünü görmüyorum. Jasper. Hepsi aynıydı – bulanık ve belirsiz. Ben de. üç çift kusursuz eşleşmiş aşıkla yaşamak diğerlerinden daha zordu.” Vahşice güldüm. Seni özleyeceğim. Okula sessizlik içinde gittik. Burası bildiğim bir yerdi. hiçbirine yetişemiyorum. anlarından birini yaşıyor. Belki de. Tabii ki. sinirli ve kavgacı halde ortalarda dolanmayınca daha mutlu olurlardı. ama sanırım… Durakladı ve benimle ilgili yakın zamanlı başka görüşlerini kafasından geçirdi. aniden tenim küçük. Görüntüler.” “Git giyin. sadece kendimi tekrar hazırlamak. değil mi?” dedim. onlardan biriydi. kesin olmayan şekiller. omuzları biraz kamburlaşmıştı. parlak gün ışığında parıldıyordu. tanınacak kadar orada değildi. Doğru. Bugün. Evet. Kendimi anlam veremediğim garip gölgelerin arasında gördüm – sisli. belirsizdi. Ya da belki sadece ben.” Ayağa kalktı ve merdivenlerden aşağı ok gibi fırladı. okula ulaşır ulaşmaz yaptığım ilk şey kızı aramak oldu.Pek çok doğru ve pek çok yanlış yol var gerçi. 42 . “Hayatın bir dönüm noktasında gibi görünüyor. “Pek bir şey yakalayamadım. “Teşekkürler Alice. Bazı günler. ama yine. değil mi? Kısa bir anlığına garip görüşlerinden birine sürüklenmişti. Emmett ile Rosalie hiçbir şeyin farkında değillerdi. Ben hiçbir şey söylemeyeceğim – sen hazır olduğun zaman diğerlerine söylersin. ben şimdiye kadar olmam gereken yaşlı adam gibi ters. Geleceğin o kadar çok değişiyor ki. ben de onu gerçekten özleyecektim. yalnız olan tek kişi olduğum için sert davranıyordum. belirsiz görüntüler gelip geçer ve dönerken onunla birlikte izledim. Alice’in bir şeye üzüldüğünü söyleyebilirdi. sesim aniden kaygılıydı. “Bugün sorun yok ama. Gerçekten. Sonra.Çayırlıkta benimle birlikte bir figür vardı. Hepimiz birbirlerine nasıl çılgınca aşık olduklarının farkındaydık. “Sanırım bir şey değişiyor gerçi” dedi sesli olarak. milyonlarca küçük seçim geleceği tekrar düzenlerken titredi ve kayboldu. açık bir çayırlıkta. görüşleri karardığında. birbirlerinin gözlerine hayranlıkla bakıyorlardı – dışarıdan izlendiğinde oldukça tiksinçti.” diye temin etti beni.” dedim Alice’e. “Karnavallardaki sahte çingeneler gibi konuştuğunun farkındasın değil mi?” Bana dil çıkardı.

Dünyamın aniden onun dışında bomboş gözükmesi utandırıcıydı – bütün varlığımın merkezi artık kendim yerine o kızdı. Bunu anlamak kolaydı gerçi, gerçekten; seksen yıl her gün ve gece aynı şeyleri yaşadıktan sonra herhangi bir değişiklik soğurma noktası haline geliyordu. Daha okula varmamıştı; ama uzaktaki kamyonetinin motorunun gök gürültüsüne benzeyen sesini duyabiliyordum. Beklemek için arabaya yaslandım. Diğerleri direkt sınıflarına giderken Alice benimle kaldı. Aşırı düşkünlüğümden sıkılmışlardı – bir insanın, ne kadar nefis kokuyor olursa olsun, ilgimi bu kadar uzun süre çekiyor olması onlara anlaşılmaz geliyordu. Kız yavaşça görüşüme girdi, gözleri dikkatle yoldaydı, elleri direksiyonu sımsıkı kavramıştı. Bir şeyden dolayı gergin görünüyordu. Bunun ne olduğunu anlamam, her insanın ifadesinin benzer olduğunu fark etmem bir saniyemi aldı. Ah, yol buz yüzünden kaygandı ve hepsi daha dikkatli sürmeye çalışıyordu. Riski ciddiye aldığını görebiliyordum. Bu, karakteriyle ilgili öğrendiklerimle uyuşuyordu. Küçük listeme ekledim: Ciddi biriydi, sorumluluk sahibi biri. Benden çok uzağa park etmedi; ama burada durup ona baktığımı henüz fark etmemişti. Ettiğinde ne yapacağını merak ettim. Kızarıp uzaklaşır mıydı? Bu ilk tahminimdi; ama belki bakmaya devam ederdi. Belki gelip benimle konuşurdu. Derin bir nefes alarak umutla ciğerlerimi doldurdum, her ihtimale karşı. Kamyonetinden dikkatle çıkıp, ağırlığını vermeden önce kaygan zemini kontrol etti. Yukarı bakmadı. Bu beni rahatsız etti. Belki ben gidip onunla konuşurdum… Hayır, bu yanlış olurdu. Okula doğru dönmek yerine kamyonetinin yanına yapışıp adımlarına güvenemeyerek aracın arkasına yöneldi. Bu beni gülümsetti ve Alice’in gözlerini yüzümde hissettim. Düşündüğü her neyse onu dinlemedim – kızın kar zincirlerini kontrol edişini izlerken çok eğleniyordum. Ayağının yerde kayış şekline bakılırsa gerçekten düşme tehlikesi var gibi görünüyordu. Başka kimse sorun yaşamıyordu – en kaygan yere mi park etmişti? Yüzünde garip bir ifadeyle orada durakladı. Bu… dokunaklı mıydı? Sanki tekerleklerle ilgili bir şey onu… duygulandırmış gibi? Merak yine susuzluk gibi acıttı. Sanki onun ne düşündüğünü bilmek zorundaymışım gibiydi – sanki başka hiçbir şeyin önemi yokmuş gibi. Gidip onunla konuşacaktım. Zaten bir ele ihtiyacı varmış gibi görünüyordu, en azından kaygan asfalttan kurtulana kadar. Tabii, ona bunu teklif edemezdim değil mi? Kararsız kalarak durakladım. Kara karşı olan düşüncelerine bakılırsa, soğuk, beyaz elimin dokunuşunu hoş karşılamazdı. Eldiven giymeliydim– “HAYIR!” diye soludu Alice. Anında, zayıf bir seçim yaptığımı ve beni affedilmez bir şey yaparken gördüğünü tahmin ederek düşüncelerini taradım; ama bunun benimle hiçbir ilgisi yoktu.

43

Tyler Crowley, park yerine tedbirsiz bir hızla girmeyi seçmişti. Bu seçim onun buz üzerinde savrulmasına yol açacaktı. Görüş, gerçeklikten sadece yarım saniye önce gelmişti. Tyler’ın minibüsü köşeyi dönerken ben hala Alice’in dudaklarından o dehşet dolu soluğu çıkaran sonucu izliyordum. Hayır, bu görüşün benimle hiç ilgisi yoktu; ama yine de beni tamamen ilgilendiriyordu, çünkü Tyler’ın minibüsü – tekerlekler şu anda buza olabilecek en kötü açıyla çarpıyordu – park yeri boyunca dönecek ve dünyamın davetsiz odak noktası olan kıza çarpacaktı. Alice’in gelecek görüşü olmadan bile, Tyler’ın kontrolünden çıkan aracın yörüngesini görmek yeterince kolay olurdu. Kamyonetinin en yanlış yerinde duran kız, kayan tekerleklerin sesinin şaşkınlığıyla başını kaldırdı. Direkt olarak dehşet dolu gözlerime baktı ve sonra yaklaşan ölümünü izlemek üzere döndü. O değil! Kelimeler kafamın içine başkasına aitlermiş gibi çınladı. Hala Alice’in düşüncelerine kilitli halde, geleceğin aniden değiştiğini gördüm; ama sonucun ne olacağını görecek vaktim yoktu. Kendimi kayan minibüs ile kızın arasına attım. O kadar hızlı hareket ediyordum ki, odak noktam dışında her şey hızla geçen bir bulanıklıktan ibaretti. Beni görmedi – hiçbir insan gözü uçuşumu takip edemezdi – hala vücudunu kamyonetinin metal çerçevesine yapıştırıp ezecek kocaman şekli izliyordu. Olmama ihtiyacı olacağı kadar yumuşak davranmak için çok fazla aceleyle, onu belinden yakaladım. İnce şeklini yoldan çektiğim, saniyenin yüzde biri sürede ve kollarımda onunla yere çarptığım anda, narin, kırılgan vücudunun canlı şekilde farkındaydım. Başının buza çarptığını duyduğumda, ben de buz kesmişim gibi hissettim. Ama durumuna bakmak için tam bir saniyem olmadı. Arkamızda, minibüsün kızın kamyonetinin demir gövdesinin etrafında bükülürken gıcırdadığını duydum. Rotasını değiştiriyordu, kavis çizerek tekrar onun için geliyordu – sanki kız onu bize doğru çeken bir mıknatısmış gibi. Bayanların yanında asla söylemediğim bir kelime kenetlenmiş dişlerimin arasından kaydı. Şimdiden sınırı geçmiştim. Onu yoldan çekmek için havada neredeyse uçarken, yapmakta olduğum hatanın tamamen farkındaydım. Beni durdurmayacak bir hata olduğunu biliyordum; ama aldığım riskten – sadece kendim için değil, ailem için de aldığım riskten – habersiz değildim. Teşhir. Ve bu kesinlikle yardımcı olmayacaktı; ama minibüsün, kızın hayatını almak için yaptığı ikinci denemede başarılı olmasına izin vermemin imkanı yoktu. Onu bıraktım ve aracı kıza dokunmadan yakaladım. Kuvveti beni kamyonetin yanında park eden arabaya itti ve çerçevesinin omuzlarımın arkasında büküldüğünü

44

hissettim. Minibüs teslim olmayan ellerimin engeline karşı titredi ve iki tekerleğin üzerinde dengesizce durdu. Eğer ellerimi hareket ettirirsem, minibüsün arka tekerlekleri onun bacaklarının üzerine düşecekti. Ah, kutsal olan her şeyin aşkına, felaketler hiç bitmez miydi? Kötü gidebilecek başka bir şey var mıydı? Burada minibüsü havada tutarak, oturup kurtarılmayı bekleyemezdim. Aracı atamazdım da, söz konusu bir sürücü vardı, düşünceleri panik yüzünden tutarsızdı. İçimden inleyerek minibüsü ittim, bu sayede bir anlığına bizden uzağa doğru sallandı. Tekrar bana doğru düşerken sağ elimle altından yakaladım ve sol kolumu tekrar kızın beline dolayarak onu aracın altından çektim. Bacaklarının açıkta kalmaması için onu çekerken vücudu gevşekçe hareket etti – bilinci yerinde miydi? Hazırlıksız kurtarma girişimimde ona ne kadar zarar vermiştim? Şimdi onu incitemeyeceği için minibüsü bıraktım. Asfalta çarptı, bütün camlar titredi. Bir krizin ortasında olduğumu biliyordum. Ne kadarını görmüştü? Kızın yanında aniden belirdiğimi ve sonra onu ezmesini engellemeye çalışırken minibüsü havada tuttuğumu gören olmuş muydu? En büyük endişem bu sorular olmalıydı. Ama teşhir tehdidine gerektiği kadar ihtimam göstermek için fazla endişeliydim. Kızı koruma çabam sırasında onu kendim incitmiş olabileceğim için çok fazla panik içindeydim. Kendime nefes alma izni verirsem ne kokusu alacağımı bilerek onu bu kadar yakınımda tuttuğum için çok korkuyordum. Benimkine bastırdığım yumuşak vücudunun sıcaklığının çok farkındaydım – ceketlerimizin çifte engeline rağmen, o sıcaklığı hissedebiliyordum… İlki en büyük korkuydu. Görgü tanıklarının çığlıkları etrafımızı sardığında, yüzünü incelemek, bilincinin yerinde olup olmadığına bakmak için – şiddetle hiçbir yerinden kanamadığını umarak – ona doğru eğildim. Gözleri açıktı, şok içinde bakıyorlardı. “Bella?” diye sordum aceleyle. “İyi misin?” “İyiyim.” Kelimeleri istemsizce, şaşkın bir sesle söyledi. Rahatlık, o kadar harika ki neredeyse sızı, onun sesiyle beni sardı. Dişlerimin arasından bir nefes aldım ve boğazımdaki yanmayı sorun etmedim. Neredeyse hoş karşıladım. Oturmak için çabaladı; ama ben onu bırakmak için hazır değildim. Bir şekilde… daha güvenli hissettiriyordu? En azından daha iyi. “Dikkatli ol.” diye uyardım. “Sanırım başını oldukça sert çarptın.” Taze kan kokusu yoktu – bir lütuf – ama bu iç hasar olmayacağı anlamına gelmiyordu. Aniden onu Carlisle’a ve tam bir radyoloji donanımına götürmek için istekliydim. “Ah.” dedi, sesi haklı olduğumu anlarken komik bir şekilde şaşkındı. “Ben de öyle düşünmüştüm.” Rahatlık bunu bana göre komik hale getirmişti, neredeyse başımı döndürmüştü.

45

Kızın durumunun iyi olduğu anlaşılınca. bana kanıtı yok etme şansı vermesi için… ve hikayesini başından yaralanmasını göstererek sarsabilmek için. Henüz şüphe olmadığından emin olmak için düşünceleri taradım ve sonra bastırıp kıza odaklandım.” Deneyimlerimden biliyordum ki. sakin kalmaya çalıştım. İnatçılaştığı zaman sesi çocuk gibi oluyordu. Eğer kızı sadece bir süre sessiz tutabilirsem. “Yanında duruyordum Bella. yumuşaktı… Bu kafasını karıştırmış gibiydi.” diye ısrar etti. Kokusuyla karışıp beni alt etmesini engellemek için onun sıcakkanlı ısısından uzaklaşmalıydım. İfadesi hala sersemlemiş haldeyken etrafına baktı ve ayağa kalkmaya çalıştı. sırlarla dolu kızı sessiz tutmak kolay olmamalı mıydı? Keşke bana güvenseydi. Olduğu gibi kalması için elimi yavaşça omzuna koydum.” Benim versiyonumu – ortadaki tek mantıklı versiyonu – kabul etmesini sağlamaya çalışarak büyük gözlerine derince baktım. “Buraya nasıl o kadar çabuk gelebildin?” Ferahlık ekşidi.“Nasıl…” Sesi kesildi. sadece bir süre… 46 . “Ama soğuk. Karışıklıkta dikkati dağılmıştı. Durumun komik olduğunu hatırlamadan önce dişlerimin arasından güldüm. Bella gözlerini kırpıştırdı ve sonra yüzüme odaklandı.” İyi görünüyordu. “Arabanın yanındaydın. Bir bağırış çağıltısı ile şoka girmiş bir düşünce seli vardı. Rolümü doğru oynayabilmek için nefes almam gerekiyordu. ama gerçekten boynunu oynatmalı mıydı? Yine Carlisle’ı diledim. görünen ezilmiş cesetler olup olmadığını görmek için çatlaklardan doğru bakıp iten çoğunluğu çocuk insanlarla sarılmıştı. Hareket etmek için tekrar çabaladı ve bu sefer izin verdim. ama onu endişelendiren şey soğuktu. Minibüsün çökmüş yanından başka görülecek hiçbir şey olmadığı halde güneye doğru baktı. Gözlerini kaçırmak sadece beceriksiz bir yalancının düşeceği bir hataydı ve ben beceriksiz bir yalancı değildim. İyi. “Oradaydın. Benim kuramsal tıp eğitimim. “Bella. Kaza yeri şimdi.” Panik yapmamaya. Yüz ifadem düz. Harap olmuş araçların arasındaki küçük yerde ondan uzaklaşabileceğim kadar uzaklaştım.” “Hayır değildim. onun asırlar boyunca uyguladığı tıp deneyimine kesinlikle eş değildi. neşe silindi. “Hayır.” Bu beni yine ciddileştirdi. Bu suskun. İki kere neredeyse ezilerek ölüyordu. göz kapakları titredi. Çok şey fark etmişti. Bana baktı ve ben de ona baktım.” diye karşı çıktı. bir kere de sakatlanmanın eşiğinden dönmüştü. Çenesi kasıldı. ailem için olan endişem artmıştı. eğer yalan söylerken kendime çok güvenirsem. sorgulayan kişi gerçekten daha az emin olurdu.” “Seni gördüm. seninle duruyordum ve seni yoldan çektim. “Şimdilik böyle kal.

Tanıdık bir ses beni fark etti. 47 . ama o da en az güvenilecek görgü tanığı olarak düşünülürdü. Onu yoldan çektiğimde başını yere çarptı…” Brett. ama tehlikeli hiçbir şey bulamadım. Aynı zamanda bir hastabakıcıydı ve onu hastaneden tanıyordum. ama hepsi – başka bir olası sonuç olmadığı için – kazadan önce beni kızın yanında dururken fark etmediklerini düşünmüşlerdi.” “İyi. çünkü aniden onun bana güvenmesini istemiştim. Korkmuştu. aracı sağlık görevlilerinin sedyelerle bize ulaşmasına yetecek kadar uzağa çekebildiler. “İyi misin çocuk?” “Mükemmel Brett.“Lütfen Bella.” dedi Brett Warner. “İyi. sarsıntı geçirmişti. Bana güvenmek ona nasıl mantıklı gelebilirdi? “Niye?” dedi hala savunmacı halde. Basit açıklamamamı kabul etmeyen tek kişi oydu. Jasper ve Emmett’ın düşüncelerini yakaladığımda ürktüm. değil mi? O kadar izleyicinin düşündükleri üzerine kimse buna pek itimat göstermezdi. Benim hikayemi anında yalanlamadı ama. kafasına aldığı darbeden bahsetmeye gerek bile yoktu. Edward. bana ihanete uğramış sert bir bakış atan kıza döndü. Çoğu beni burada Bella’nın yanında gördüklerine şaşırmışlardı. Düşüncelerinde sakin ve uyanık olduğuma dikkat ediyordu. “Daha sonra bana her şeyi açıklayacağına söz verir misin?” Bir şekilde güvenini hak etmeyi bu kadar çok isterken ona tekrar yalan söylemek zorunda kalmak beni sinirlendirdi. Bu gece bunu ödemem cehennem olacaktı.” dedim ve sesim çok içtendi. İşlemi hızlandırmak için onlara yardım ederdim. ama kız çok yakındaydı. yetkililer aranır. doğru. ona sert bir şekilde cevap verdim. hem görgü tanıklarının hem de sonradan gelenlerin. ama Bella sarsıntı geçirmiş olabilir. Bana hiçbir şey dokunmadı. Ah. İnsanlar minibüsle boğuşup üzerimizden kaldırmaya çalışırken – üzerimde bir çok çift gözle – beklemek sinir bozucuydu. Omuzlarımın bronz arabada çıkardığı izi ortadan kaldırmak istiyordum. “Hey. Dikkati dağılana kadar beklemek zorundaydım. ama kız ve keskin gözleriyle başım yeterince belaya girmişti. “Bana güven. Aptal bir arzu. uzaktan siren sesleri gelirken – kızı görmezden gelip önceliklerimi doğru sıraya sokmaya çalıştım.” dedi aynı tonu yansıtarak. Çok istemiştim ve sadece bu kazanın hesapları için değildi. Sonunda. Park yerindeki bütün düşünceleri taradım. ve bu biraz rahatlamamı sağladı. O yüzden. Olay yerine yeni varan Rosalie.” diye rica ettim. Sessiz bir mağdurdu – sessizce acı çekmeyi tercih ederdi. Etrafımızda kurtarma çalışmaları başlarken – yetişkinler gelir. Muhtemelen şoktaydı. Hikayesinin karışık olması kabul edilebilirdi. Bize ulaşan ilk kişinin o olması çok büyük bir şanstı – bugünkü tek şans.

” Güvencesi babasının dehşetini tamamen silemedi. “Hiçbir sorunum yok. Bella ambulansın arkasına yerleştirilmeden olay yerine vardı. bir şey kaçırırsam düzelteceğine söz verişini duydum. İlginç. Sadece… tam olarak kelimeleri duyamıyordum. Sağlık görevlisinin düşüncelerinde beni endişelendirecek hiçbir şey yoktu. tonlarını ayırt edebiliyordum… Daha dikkatli dinlemek. “Bella!” diye bağırdı. Söyleyebilecekleri kadarıyla kızın ciddi bir problemi yoktu. Sadece anlamlarını. Bella da şimdiye kadar benim anlattığım hikayeye uymuştu. paniğine rağmen tamamen tutarlı cümleler kurarken duyduğumda.Sonraki sağlık görevlisi muayene edilmeme izin vermem için ısrar etti. Yardımına şükranla dolu olarak – ve en azından Emmett’in çoktan bu tehlikeli seçimimi affettiğine daha da minnettar kalarak – ambulansta Brett’in yanına oturduğumda daha rahattım. Pek çok insanda. Saplantı haline getirdiğim bu gizemi aydınlatabilecek bu çözümden kendimi ayırmak zor oldu. Sadece kardeşlerim ne yaptığımı fark ettiler ve Emmett’in içinden. fakat şimdi düşünmeliydim – bugün olanlara her açıdan bakmalıydım. Alice Charlie Swan’ın kızını öldürmenin onu da öldürmek olacağını söylediğinde abartmıyordu. yok değildi. Odaklanmak zorundaydım. bu daha az yeni karmaşık bulmacada kızın sırlarının anahtarını bulup bulamayacağımı görmek istedim. Charlie Swan kızı kadar sessiz değildi. Onu her zaman yavaş düşünen bir adam olarak almıştım – şimdi ise yavaş olanın ben olduğumu anlamıştım. ama o sırada Bella arkaya yerleştirilmişti ve ambulans yola çıkmıştı. Onu konuşurken. sakin bir güvenle konuşmak ihtiyacım olan tek şeydi. Babamın bana bakacağına söz verdim ve o da ısrarı bıraktı. Hmm. Pek çok insanda. En yakın sağlık görevlisine döndü ve daha çok bilgi istedi. Düşünceleri kısmen gizliydi. panik ve endişe adamın zihninden etraftaki diğer bütün düşünceleri bastırarak yayılıyordu. Bella’nın babasının düşünceleri kelimeleri geçmiş olsa da. gittikçe güçlenerek. Paniklemiş sesini dinlediğimde başım suçlulukla aşağı eğildi. Tek kızını sedyede gördüğünde sözsüz kaygı ve suçluluk kabararak onu sardı. ama Bella’nın bunu nereden aldığını görebiliyordum.” İç çekti. Polis şefi. Anında gitmemizi gerektirecek kadar tehlike olup olmadığından emin olmak için dinlemek zorundaydım. 48 . Onu sardı ve bana doğru geldi. sadece kızda işe yaraamıyordu tabii ki. endişesinin sözsüz olmadığını anladım. O hiçbir normal kalıba uyuyor muydu? Boyunluk taktıklarında – ve yüzü utançla kızardığında – bu dikkat dağınıklığını ayağımın arkasıyla bronz arabadaki şekli tekrar düzenlemek için kullandım. ama onu vazgeçirmek zor olmadı. “Ben iyiyim Char – baba. Kasabanın polis şefinin çevresinde hiçbir zaman çok fazla vakit geçirmemiştim.

Doğru olanı yaptın ve bu senin için kolay olmuş olmamalı. Kimse fark etmedi… onun dışında. bilmeliydim… Rahatlayarak hala altın rengi olan gözlerime baktı. Gözlerin. Babamın tanıdık zihnini bulmak kolaydı. muhtemelen ciddi değil.” diye devam ettim hızlıca. “Onu yere oldukça sert vurdum. “Kafasını çarptı – pekala bunu ben yaptım. Edward – yapmadın – “Hayır. ama gerçekten koşup onu yoldan çekmekten başka bir şey yapmaya vakit yoktu. “Lütfen. ikinci şans.” dedim.” diye fısıldadım. Sen nasıl karıştın? “Bir minibüs buzda savruldu. Minibüsü durdurmak zorunda da kaldım. “Carlisle. sadece basit bir yağlı boya tablosu vardı – en sevdiği.” 49 . Alice olacakları gördü. “Ama yaralandı Carlisle. Aceleyle otomatik kapılara gittim.” Gelişimi duymuştu ve yüzümü gördüğü anda paniğe kapılmıştı. Konuşurken arkasındaki duvara baktım. ama Bella’yı izlemeyi tamamen bırakamadım. Seninle gurur duyuyorum Edward. sorun o değil. ama orada duramazdım – ona çarpmasına izin veremezdim–” Baştan başla. Ne olacağını görelim olur mu? Görünüşe göre kontrol etmem gereken bir hastam var. Ayağının üzerine zıpladı. fakat–“ “Ne oldu?” “Aptal bir araba kazası. Belki bu gerekli olmaz. “Yoldaydı. Temiz şekilde düzenlenmiş ceviz ağacı masasından doğru eğildi. bir yandan görevlilerin düşüncelerini dinledim. “Benimle ilgili… bir yanlışlık olduğunu biliyor. tabii ki.” “Önemli değil. hayır. Çerçevelenmiş diploma kalabalığı yerine. İyi görünüyor.” Derin bir nefes aldı. “Onu incittiğim için çok endişeliyim. Carlisle sesimdeki tiksinmeyi duydu.” Sadece söylerken bile kendimi ahlaksız biri gibi hissettim. Ne söyledi?” Biraz rahatsız olarak kafamı salladım. gideriz. ama… dosyasını değiştirmek çok zor olmaz sanırım. yüzü kemik kadar beyazlaştı.” Masayı dolaştı ve elini omzuma koydu. tamamen yalnızdı – bu şanssız günde.” Düşünerek kaşlarını çattı. Küçük ofisinde.” Henüz? “Benim versiyonuma katıldı – ama bir açıklama bekliyor. Eğer gitmek zorunda kalırsak.Hastaneye ulaştığımızda ilk öncelik Carlisle’ı görmekti. “Henüz hiçbir şey. Ben… ben özür dilerim Carlisle. Tabii ki hayır. Bizi tehlikeye atmak istememiştim. keşfedilmemiş bir Hassam. Düşündüğüm için özür dilerim. anlamadım. O zaman gözlerine baktım. ama yine kimse görmedi… ondan başka. Yanlış zamanda yanlış yerdeydi.

yine de… Onu dışarı çıkarmalıyım… Bugünü telafi etmek için… 50 . “Onu görmedim. en azından ona göre. Bella’dan daha kötü yaralanmış gibi görünüyordu ve Bella röntgeninin çekilmesi için beklerken dikkatler ona yöneldi. Kendim dinlemek istedim… “Edward Cullen. Buz tutmuş park yerinde koştuğum o kısa saniyede bir yerlerde.” Yüzündeki düşünceli ifadeyi.” Tuttuğum nefesimi verdim ve sonra soluk alıp verişim hızlandı. katilden koruyucuya dönüşmüştüm. elim tokmakta buldum. Minibüsün sürücüsü Tyler Crowley. gözlerinin şüpheyle kısılışını gördüm. Rollerin tersine dönüşü. Bir hastane doluşu düşünceleri dinlerken Carlisle’ın ofisinde tek başıma bekledim – yaşadığım en uzun saatlerden biriydi. Konuşmak için kesinlikle yeterince istekli bir partneri vardı.” dedi. Bunu nasıl göremiyordu? Tyler ona yoldan nasıl çekildiğini sorduğunda gergin bir an yaşadım. Sonunda devam etti. “Iı…” dediğini duydum. Altın rengi gözlerinden sadece birkaç ton açık sarı saçlarını düzeltti ve güldü.” Yemin edebilirdim… “Vay. Onu görme arzusu gittikçe güçleniyordu. ama doğru yaptığını biliyordum. Senin için ilginç bir gündü değil mi? Zihninde. Daha önce ismimi söylediğini hiç duymamıştım. Tyler. Buralarda bir yerlerde. “Edward beni yoldan çekti. Dikkat etmem gerektiğini kendime hatırlatmak zorunda kaldım. Gülüşümde bir keskinlik vardı. Güzel biri. Bella’nın benden başka hiçbir şeyden daha fazla korunmaya ihtiyacı olmayacağından ne kadar emin olduğumu hatırlayarak onunla birlikte güldüm. ironiyi görebiliyordum ve bu komikti. Onun gözlerinden Bella’nın yüz ifadesini görebiliyordum ve durmasını dilediği açıktı. Yüzüne bir bakışla kız anında beni. ailemle ilgili yanlış bir şeyler olduğunu hatırlardı ve bu onu konuşturabilirdi. her şey çok hızlı oldu sanırım. Garip. Kulağa geliş şeklinden hoşlandım – sadece Tyler’ın düşüncelerinden duyduğumda bile. çünkü bu hala tamamen doğruydu. Tyler kimi kastettiğini anlamadığında. ama ifadesindeki bu küçük değişiklikleri Tyler fark etmedi. Bu beni endişelendirdi. onu neredeyse öldürdüğü için büyük suçluluk içindeydi ve bu konuda susacakmış gibi görünmüyordu. diye düşünüyordu neredeyse şaşkınlıkla. O iyi mi?” “Öyle sanıyorum.” “Cullen?” Hah. Kendimi kapıda. Carlisle görevlinin kızın hafif yaralandığına dair tanısına güvenerek arka planda kaldı. Durakladığında nefes almadan bekledim. Alışılmış tipim değil. ama onu sedyeye yerleştiremediler. “Yanımda duruyordu. Sonra o kadar uzun süre durakladı ki Tyler sorusunun kafasını karıştırıp karıştırmadığını merak etti.Carlisle’ın ifadesi aydınlandı. Bu haliyle bile.

Yalnız değildik. Duvarın karanlık bir köşesine yaslandım ve o götürülürken sakinleşmeye çalıştım. Tyler mırıldanıyor. Aferin Edward. hala özür diliyordu. ama parmağımı dudaklarıma koydum. “Doğal davranacağım. Carlisle hala filmlere bakarken dalgınlıkla başını salladı. Bütün bu iyileşmiş yaralara bak! Annesi onu kaç kere düşürmüş? Carlisle kendi kendine güldü.” diye mırıldandım. ne yaptığımı bir saniye bile düşünmeden acil servis odasına giden yolu yarılamıştım. İrkildim. ben giremeden odaya hemşire girdi – röntgen için sıra Bella’daydı. En azından. Babamın tasvip edici sesi bende karışık bir tepki yarattı. ama sabırsızlık beni yendi ve radyoloji odasına doğru gittim. Bunu herkes fark ederdi. Bu onu son görüşümdü. Gözleri kapalıydı. Bir gizemi çözülmeden bırakmaktan nefret ettiğim için miydi? Yeterli bir açıklama gibi görünmüyordu. Tyler’ın onun güzel olduğunu düşünmesi önemli değildi. ama ikinci kere bakmaya gerek duymadım. Onu yumuşat. Görüyorum. Sonunda derin bir nefes aldım ve görüşe girdim. uyuyor numarası yaparak kaçmaya çalışıyordu. Şansıma. Bu gerçek göğsümde keskin bir acıyı tetikledi. Carlisle beni orada yakaladı. “İyi fikir. beni harekete geçiren gerçek etkenleri bilseydi onaylamazdı… “Sanırım gidip onunla konuşacağım – seni görmeden önce. Yumuşatacağım. eğer şimdi yapacağım şeyi onaylamayacağını bilmiyor olsaydım. Onu incitmemiştim.” İlgisini neyin çektiğini görmek için baktım. Hep yanlış zamanda. Filmleri ışık tahtasına astı. Başı iyiydi. Haydi git. Yüzüne uzun bir süre baktım. Kız onun pişmanlığından.” Forks senin burada olmanla onun için kesinlikle yanlış yer. Olduğum yerde kalabildiğim kadar kaldım. 51 . sanki hiçbir şey olmamış gibi. koridor doluydu. Tamamen iyi. Sana katılacağım.” Bütün kabul edilebilir sebepler. “Kızın gerçekten kötü şansı olduğunu düşünmeye başlıyorum. ama hemşirenin arkası dönükken röntgen filmlerine bakma şansım oldu. eğer Carlisle’ı kandırabildiysem. yanlış yerde. Sadece önüme baktım. Rahatladım. ama soluk alıp verişi düzenli değildi ve şimdi parmaklarını sabırsızlıkla büküyordu. Acil servise çoktan geri götürülmüştü. Hmm. Daha iyi görünüyorsun. gerçekten değil. Muhtemelen çok iyi bir yalancıydım. Hoşnut kalırdım. Böyle hissetmem için hiçbir sebep yoktu… nasıl hissetmiştim? Rahatsız? Yoksa öfkeli gerçeğe daha mı yakındı? Bu hiçbir şekilde mantıklı gelmiyordu. Acil servise gittiğimde.Sonra koridordaydım. Tyler beni gördüğünde konuşmaya başladı. evet. Ah. Suçlu hissederek hızla uzaklaştım.

Gözleri büyüdü ve ağzı şaşkınlıkla açıldı. “Ee. Kontrolünden çok ona imrenmiştim.” dedim kayıtsızca. o yüzden bu sabah anormal hiçbir şey olmamış gibi gülümsedim – başına aldığı bir darbe ve hayal gücünün biraz kontrolden çıkması dışında. yara yok. nasıl hissediyorsunuz?” diye sordu Carlisle. Carlisle röntgen filmlerini yatağın yanındaki ışık tahtasına taktı. bu ayartı hiçbir şeydi.” dedim alayla. Taze ve ortada bile olsa. Şimdi Carlisle’ı koridorda duyabiliyordum. seni çıkarmaya geldim. Ona pek çok kez imrenmiştim. Tyler’ın kanı Bella’nınkinin yanında hiçbir şeydi. “Ama merak etme. Nasıl oldu da sen kalanımız gibi zorla bir sedyeye yüklenmedin?” Sabırsızlığı beni tekrar gülümsetti. “İyiyim. İçimden inledim. karar ne?” diye sordum. Carlisle ile aramdaki farklılık acıttı – ona böyle nazikçe. Alt dudağı biraz açıldı.” İç çekti ve tekrar “İyiyim. Düşünmeden.” dedi Tyler. Bunun Bella’yı nasıl etkilediğini söyleyemedim. “Evet Bayan Swan. “Kan yok. eğer başka bir şeye yeterince çok odaklanılırsa. zarar vermeyeceğini bilerek korkusuzca dokunabilmesi… 52 . “Selam Edward. “Tamamen kimi tanıdığınla ilgili. ama bu sefer sabırsızlığı sesine sızmıştı. Benden az ileride taze kanla kaplı halde yatan Tyler’ı görmezden gelmek inanılmaz derecede kolaydı.” dedi. Bella’nın gözleri açıldı ve yüzüme odaklandı. “Filmlerin iyi görünüyor. Oynamam gereken bir rol olduğunu hatırladım. “Hiçbir sorunum yok. ona gayrı resmi olarak asistanlık bile yapmıştım – ama sadece kanın karışmadığı durumlarda. Sürekli ayartı çok dikkat dağıtıcı. Sonra bana öfkeyle baktı. Carlisle ona doğru bir adım attı ve parmaklarını şişkinliği bulana kadar kafa derisinde gezdirdi. “Gerçekten çok özür di–” Özrünü kesmek için bir elimi kaldırdım.” dedi sessizce. Onunla mesafemi koruyarak Tyler’ın yatağının ucuna oturdum.” Babam odaya girdiğinde tepkisini dikkatle izledim. çok tehlikeli olmaz mıydı…? Ama şimdi… nasıl olduğunu anlayabiliyordum. Başın acıyor mu? Edward oldukça sert çarptığını söyledi. ama gitmeme izin vermiyorlar. Yıllar önce. Bana çarpan duygu dalgasına hazırlıksız yakalandım. Carlisle’ın insanlarla çalışmasını binlerce kez izlemiştim. Hastaların çoğunluğunu saniyeler içinde mükemmel şekilde rahatlatan davranışlara sahipti. ama bu aynı duygu değildi. Bir anlığına büyüdüler ve sonra öfke ya da şüpheyle kısıldılar.“Uyuyor mu?” diye mırıldandım. gizli şakama çok genişçe güldüm. O yüzden onun kıza sanki kendisi de onun kadar insanmış gibi davranması benim için yeni bir şey değildi. Evet. kesinlikle benzerliği fark etmişti. Hiçbir zaman Carlisle’ın bunu nasıl yapabildiğini anlayamamıştım – onları tedavi etmek için hastalarının kanını görmezden gelişini.

” diye katıldı Carlisle çabucak. “Acıyor mu?” Çenesi kasıldı. “Okula geri dönemez miyim?” “Belki de bugün ağırdan almalısın.” Carlisle çizelgesini imzalarken gülümsedi.” Bu sefer tepkisini tahmin ettim – ilgiden hoşlanmayacağını. “Pekala. “Ah.” diye düzeltti Carlisle. hayır.” dedi. Carlisle onu yakaladı ve dengesini sağlamasına yardım etti.” Babası burada mıydı? Kalabalık bekleme odasındaki düşünceleri taradım.” dedi. Sonunda doğru tahmin etmekten hoşlandım. Yine. “Çok şanslıymışsın gibi görünüyor. Dengede olduğundan emin olduktan sonra kollarını indirdi. “Ağrı için biraz Tylenol al. “O kadar acımıyor. evet. “Pek değil. ama Bella yüzü endişeli.” “Ah. ama başın dönerse ya da görüş problemi yaşarsan tekrar gel. Gözleri bana kaydı.” dedi. o yorum yapamadan önce. “İyiyim. “Edward’ın yanımda duruyor olması büyük şanstı. tekrar konuşmaya başlamadan önce onun hemen duyulmayan iç sesini grupta bulamadım. Rahat pozumu koruyabilmek için bir süre odaklanmam gerekti. Henüz değil. Dengesini kaybedip öne. yumuşat… gözlerime baktığında nasıl hissettirdiğini önemseme… “Birilerinin iyi haberleri yayması gerekli. Tabii ki bu Carlisle’ı rahatsız etmezdi. 53 . Beni hayal kırıklığına uğratmadı.” diye önerdi Carlisle. “Baban bekleme odasında – şimdi onunla eve gidebilirsin. Dudaklarımdan bir gülüş çıktı. kızararak. tabii. “Aslında. imrenme duygusu beni sardı. Bana başka bir öfkeli bakış attı. Şüphelerini hayal gücüne yormamıştı. sesinde benim duyduğumu duyarak. bacaklarını yatakta döndürüp ayakları yere değene kadar kayarak.” diye inledi ve yüzünü elleriyle kapattı. “O okula gidecek mi?” Normal davran. Karakterinin başka bir küçük parçası daha yerine oturdu: cesurdu.” Bana sertçe bakmak için başını hafifçe döndürdü.” dedi Carlisle. “Hayır.” dedim. “okulun çoğunluğu bekleme odasında gibi görünüyor. Zayıflık göstermekten hoşlanmıyordu.Yüzünü buruşturdu ve yerimde birden irkildim. Carlisle’ın kollarına doğru sendeledi. Muhtemelen gördüğüm en savunmasız yaratıktı ve zayıf görünmek istemiyordu. hayır!” dedi hızlıca. Onu anlamaya başlıyordum… “Kalmak mı istersin?” dedi Carlisle.

arkamda bana yetişmeye çalışıp sendeleyen ayak seslerini dinlerken çok fazla çelişen duyguyla doluydum.” diye ısrar etti alçak bir sesle.” dedi kırılmış ön cam çiziklerini incelerken. Hiçbir zaman bu andan. Pekala. ama sadece biraz. Bella kasıtlı olarak bana doğru yürüdü. Benimle ilgili son anısı olacağını bilmek durumu daha kötü hale getiriyordu. En iyi olduğunu düşündüğün şekilde hallet. rahatsız edici derecede yakına gelene kadar durmadı. 54 . Ona çok sakıncası olacağını söylemek istedim. “Çok teşekkürler.” dedi alçak sesle. Atlatmak en iyisiydi. Yalan söyleyecektim. Carlisle’ın dudakları Tyler’a dönerken alayım üzerine hafifçe yukarı doğru kıvrıldı. Bu tüm iyi hislerime karşıydı – bütün bu yıllar boyunca sarıldığım insan hislerine. Carlisle ve Tyler’a baktı.” diye hatırlattım ona.” Ürktü – sözlerimin onu incittiğini izlemek asit gibi yaktı. alay edecektim ve zalim olacaktım. Rolümü biliyordum – kötü karakter ben olacaktım. Bütün o kargaşadan önce. daha fazla güven hak etmek istememiştim. Gözleri sersemledi. Yakınımda olduğu her an. “Ne istiyorsun?” diye sordum soğukça. Zehir ağzımı doldurdu ve vücudum uzanmayı arzuladı – onu kollarıma alıp dişlerimi boğazına geçirmem için… Aklım vücudumdan daha güçlüydü. çenem kenetli halde. “Seninle bir dakika konuşabilir miyim?” dedi tıslayarak. “Korkarım sen bizimle biraz daha uzun süre kalmak zorundasın. Düşmanlığımdan hafifçe geri çekildi. yüzünde aklımdan çıkmayan o ifade belirdi… “Bana bir açıklama borçlusun. bütün bunlara ben sebep olmuştum. Bu. “Baban seni bekliyor. “Söz verdin. Edward.” diye fısıldadım hızlıca ve sessizce. İki insan da duymadı. Çekiciliği biraz bile azalmamıştı. diye düşündü Carlisle. “Bir sakıncası yoksa seninle yalnız konuşmak istiyorum. fildişi rengi teni soluklaştı. Sesimi kaba tutmak çok zordu. Ona döndüm. ama bunu önünde sonunda yapmam gerekeceğini biliyordum. Sıcak soluğu yüzüme dokundu ve sendeleyerek bir adım geri gitmek zorunda kaldım. ama Carlisle her nefesimi izliyordu. o yüzden ben çözecektim. Şimdi oynamam gereken bir gösteri vardı. en ısrarcı içgüdülerimi tetikliyordu. bütün ihtimali yok etmek zorundayken. Odadan çıkar. Tyler bize hiç dikkat etmiyordu.Tamamen senin. benim veda sahnemdi. bana yaklaşmasını ne kadar çok umduğumu hatırladım… Bu sanki o dileğe bir alay gibiydi. Dikkatle. en kötü. “Hayatını kurtardım – sana hiçbir şey borçlu değilim.” diye fısıldadı.

ne hakkında konuştuğunu bilmiyorsun. Sesim daha da eğlenir hale geldi. Senin için niye yalan söylediğimi bilmek istiyorum. o yüzden bana başımı çok sert çarptığımı söyleme. “Kimseye söylemeyeceğim. Başını bir kez sallayarak cevap verdi.” Çenesini kaldırdı. bu durumu benim için kolaylaştırdı.” “O zaman…” İstesem de ona gerçeği söyleyemezdim… ve istemiyordum. başını çarptın.” Bunu kastetmişti – gözlerinde görebiliyordum. ama sen onu kaldırdın…” Aniden dişlerini birbirine kenetledi.“Bella. yüzümü daha da düşmanca hale getirdim. Niye? Şok dikkatle tasarlanmış ifademi yarım saniyeliğine mahvetti. ama hiçbir şekilde incinmedin – ayrıca minibüs bacaklarımı ezecekti. her kelimeyi yavaşça ve vurgulayarak söyledi. Tıpkı benim onun bana güvenmesini istediğim gibi. “Peşini bırakmayacaksın değil mi?” “Hayır. O minibüs ikimizi de ezecekti – ama ezmedi ve ellerin yanında göçükler bıraktı – ve diğer arabada da göçük bıraktın.” İstediği şey tamamen adildi – inkar etmek zorunda olmak beni sinirlendirdi.” 55 .” Şimdi sinirliydi. sırrımı tutacaktı. “Benden ne istiyorsun Bella?” “Gerçeği öğrenmek istiyorum. Öfkeli bakışıyla buluştum. ama asıl hissettiğim korkuydu.” dedi sertçe. “Sen ne olduğunu sanıyorsun?” Ona neredeyse homurdandım. Yüz ifadem alaycı şekilde ona baktım. Ne olduğumu bilmesi yerine kendi hikayesini yaratmasını tercih ederdim. “Bütün bildiğim benim yakınlarımda bir yerlerde olmadığın – Tyler da seni görmemiş. “O zaman ne önemi var?” diye sordum sesimi sert tutmaya çalışarak. “Benim için önemli. “Senin üzerinden bir minibüs kaldırdığımı mı düşünüyorsun?” diye sordum alayla. sonra kendimi tekrar toparladım. “Umarım hayal kırıklığına uğramaktan keyif alıyorsundur. çünkü hiçbir şey gerçekten daha kötü olmazdı – ben direkt olarak bir korku romanının sayfalarından gelen. her şeyi görmüştü. Sesim duygusuz kaldı.” Ona güvenmemi istiyordu. “Başımda hiçbir sorun yok. ama bu aşamayacağım bir çizgiydi. Cevap verdiğinde. Öfkeli ve ihanete uğramış olsa da.” dedi ve sonra sessizce burnundan soluyup bekledi. “Yalan söylemekten hoşlanmam – o yüzden bunu yapmam için iyi bir neden olması gerekli. “Buna kimse inanmaz biliyorsun. Kelimeler hızla çıktı. gözleri dökülmemiş yaşlarla parlıyordu. “Sadece teşekkür edip burada bırakamaz mısın?” “Teşekkürler.” Öfkesini kontrol edebilmek için çabaladı. yaşayan bir kabustum.

yumuşak ve zararsız. “Niye zahmet ettin ki?” Sorusu beklediğim ya da cevaplamaya hazır olduğum soru değildi. Oynadığım rolde hakimiyetimi kaybettim. Öfkesinin bu kadar sevimli olması garipti. 56 . kan yanaklarından çekilmemişti – ve dönüp ondan uzaklaştım. “Bilmiyorum. Maskenin yüzümden kaydığını hissettim ve ona – bu sefer – doğruyu söyledim.Birbirimize sinirle baktık. Kızardı ve tekrar dişlerini gıcırdattı. Tıpkı sinirli bir yavru kedi gibi. ve kendi savunmasızlığından habersiz.” Yüzünü son bir kez belledim – hala öfkeliydi.

Sanki tuğlalardan. Yapılması doğru olan şey buydu. Bir süre oldukça tutarsız olduğunu duydum – hatta bazı şeyler gördüğünü.” Arkadaşça bir gülümseme. Bella’dan emin değilim ama. inanılmaz halde – geçen haftakinden daha da sıkıcı geliyordu. Doktorların endişelendiğini biliyorum…” Olması gereken buydu. Bu sabahki feci kazaya karıştığını duymuştum. Tabii ki. 57 .” Gülümseme yok. soğuk bakışım sesinin kulağa zoraki gelmesine neden oldu. Bu yapılması yanlış olan şeydi. “Bilmiyorum. Bay Banner rahatsız olarak ağırlığını diğer ayağına verdi. Yapmam gereken başka bir doğru şey daha vardı… yapmadığım. Saplantılı. Hızla sınıfın önüne yürüdü ve derse başladı. Bu sabahki feci kazaya karıştığını duymuştum.” “Yaralanmadım. “Tyler Crowley ve Bella Swan’ın nasıl olduğunu biliyor musun? Yaraları olduğunu duydum…” Omuz silktim. Doğru olanı yapmak benim için bu kadar zor olmamalıydı. “Sarsıntı geçirmiş olabilir. bir Cullen’ın. Bella ve – muhtemelen kazayı okulu asmak için bir bahane olarak kullanan – birkaç kişi daha yoktu. Saplantılı bir takipçi gibi.” “Evet Bay Banner. “Seni sınıfta gördüğüme şaşırdım Edward. bizim dünyamızda çok ender bir durum olarak bir aileye ait olan birinin – doğru olan bunun gibi bir şey yapmaktı: “Seni sınıfta gördüğüme şaşırdım Edward. neredeyse diğer bütün öğrenciler de sınıflarına dönmüşlerdi. Tamamen hangi bakış açısından bakıldığına bağlıydı. ama ben şanslı olandım. ama bütün öğleden sonra boyunca – gidip tekrar kızı bulmak için – okulu asma dürtüsüne karşı dişlerimi gıcırdatmıştım.4. Aileme borçlu olduğum buydu. Bir takipçi gibi.” Bay Banner boğazını temizledi. Sadece Tyler. doğru…” dedi. en az göze çarpacak davranış. Gelecek Görüşleri Okula geri döndüm. aynı zamanda yanlış bir şeydi. ağaçlardan.” “Durumları nasıl?” “Sanırım Tyler iyi… sadece araba camları yüzünden olan önemsiz çizikler. etrafımdaki yüzlerden renk çekilmiş gibiydi… Duvarlardaki çatlakları izledim. Günün sonuna doğru. gökyüzünden. Koma gibi. Bir Cullen’ın perspektifinden – sadece bir vampir değil. vampir bir takipçi gibi.” Endişeli bir bakış. “Ee. Eğer buna daha anlaşılmaz bir bakış açısından bakılmazsa. “Hiçbir zarar görmedim… Keşke aynısını Tyler ve Bella için de söyleyebilsem. Bugün okul – bir şekilde.

taze kan kokusu havada yayılsaydı… Tekrar titredim ama sadece dehşetle değil. Bir parçam arzuyla titredi. Rahatlamaya odaklandım ve Emmett’in elinin gevşediğini hissettim. onun kanamasını hepimizi çok daha şok edici ve göze batacak halde teşhir etmeden izleyemezdim. Ve ne olursa olsun. ama zordu. altımdaki sandalye çökerdi. Umarım bugün olanlar için iyi bir açıklaman vardır. Rose kavgaya hazır. Hayır. Boğulacağımı sandım. Öfkem o kadar yakıcıydı ki. Kendimi sakinleştirmeye çalıştım. 58 . Şu anki durumda başın yeterince belada. ama eğer araç ona çarpsaydı. kırmızı sıvı dökülseydi. O kadar sinirli değil… ama daha kararlı. olaydan uzun süre sonrasına kadar da aklıma gelmemişti. Çok utanç vericiydi. Sadece yöneldiği yolu bilmen gerektiğini düşündüm. Bu kulağa kusursuz gelen bir mazeretti… ama kullanmayacaktım. “Isır beni. TANRI AŞKINA EDWARD! SAKİN OL! diye bağırdı Emmett kafasının içinde. İyi bir sebebi olmasına rağmen bana ihanet edecek hiçbir şey söylememişti. tonunda anlayışla. Jasper biz konuşana kadar hiçbir şey yapmayacak. Kahretsin çocuk.Sadece kıza arkasından iftira atmak çok… çok adice gelmişti. diye devam etti Emmett. eğer ezilseydi ve kanamaya başlasaydı. Aslında kulağa kusursuz gelen bir açıklama bulmuştum. O sırrımı korumaktan başka hiçbir şey yapmamışken ben ona ihanet edebilir miydim? Neredeyse aynı diyalogu Bayan Goff’la da yaşadım – sadece İngilizce yerine İspanyolca olarak – ve Emmett bana bir bakış attı. Derin bir nefes aldım ve Emmett beni bıraktı. diye ekledi Emmett. özellikle o bana hayal edebileceğimden daha güvenilir biri olduğunu kanıtlarken. SAKİN! diye emretti. Ona bakmadan gözlerimi devirdim. dalgınlığımın farkında olmadan. feci durumdasın. Minibüsün kıza çarpmasını engellemek için hiçbir şey yapmadığımı düşünerek… Bu düşünceden irkildim. Eğer itiyor olsaydı. Daha fazla acayip davranmamaya çalış. Cullen’lar ucubeydi – bunu herkes zaten biliyordu. Tüm gücünü çok ender kullanırdı – nadiren gerek olurdu. Hiçbiri ne anlam çıkaracağını bilemedi ve boş verdiler. Öfke kafamın içinde yanıyordu.” diye mırıldandım fısıltıyla ve alçak sesli kıkırdamasını duydum. Elini omuzlarımın üzerine koyup ayaklarımın üzerine zıplamadan önce beni orada tuttu. Beni aşağı itmek yerine kolumu kavradı. kırmızı bir sis görüşümü bulutlandırdı. ama tartışmamız o kadar kısa ve sessiz olmuştu ki sadece Emmett’in arkasında oturan birkaç kişi fark etmişti. asfalta doğru boşa aksaydı. Jasper’a dikkat et. Neyi kastettiğini gördüm ve oda bir süre etrafımda döndü. Odayı rutin olarak taradım. çünkü karşılaştığımız bütün vampirlerden daha güçlüydü – ama şimdi kullanıyordu.

Tek başıma onların eşi değildim. diye hayal ettim. Hepimiz birbirimizi seviyorduk – şu anda Jasper ve Rose’a hissettiğim öfke altında bile. müthiş gücü nasıl onun bir parçasıysa. Rose ve Emmett’i – olağanüstü derecede güçlü ve hızlı. onun için savaşırdım. şüpheli. Kazanan tarafın yanında yer alırdı. Eğer Carlisle ailemizin ruhuysa. ama kızın benim yüzümden incinmesine izin vermeyecektim. Kızın onu kaçırmama nasıl tepki verebileceğini hayal edebiliyordum. Bana karşı olmazdı ve Carlisle’a katılmamaktan nefret ederdi. ama ailesini tam tutacak her plana katılırdı. Evde beni bekleyen tartışma. Bu kaçma anlamına gelebilirdi… Öfkem. ailemle olan çatışma. Onun için. Esme de kalbiydi. Eğer onu kazayla öldürürsem… bunun bana tam olarak ne kadar acı vereceğinden emin değildim. ama yoğun ve şiddetli olacağını biliyordum. Emmett benden güçlüydü. üçüne karşı değil. aniden. Jasper. Bir kavga? Yöneldiğim yer bu muydu? Zar zor tanıdığım bir insan için ailemle savaşacak mıydım? Bir an düşündüm. Esme bu takibi bir sevgi hareketi haline getirmişti. Müttefiklerimin kimler olacağını merak ettim. ama beni bilek güreşinde yenememişti. Alice… Hiçbir fikrim yoktu. ama Jasper’ın planlarının Emmett’a mantıklı geldiğini. Ve aynı zamanda benim için de olduğunu anladım. Öfke patlamak üzereydi. doğal ölüm makineleri – yan yana koydum… Evet. onları sevdiğimi biliyordum. Titredim.Emmett kin tutmazdı ve muhtemelen onun basit doğasına daha çok minnettarlık duymalıydım. Önümdeki karışıklıklar hakkında düşünürken zaman çabuk geçti. ama Rose ile Jasper’ın planlarına tamamen karşı olurdu. Kimseyle kavga etmezdi. O zaman bunu yardım olmadan yapmak zorunda kalacaktım. bunun yapılacak en iyi şey olabileceğini düşündüğünü biliyordum. Bunun hile yaptığım için olduğunu öne sürmüştü. daha sonra gitmek zorunda kalabileceğim uzaklıklar… 59 . Ama onu tehlikeye sokan benken. Bütün ihtiyacım olan bu olabilirdi. Evet. kesinlikle. Muhtemelen neyin geldiğini gördüğüne göre değişirdi. zorlukla kontrol altında tutabiliyordum. ani kara mizahla biraz söndü. kızın vücudunun kollarımdaki kırılgan hissiyle. Carlisle. Tek başıma kazanamazdım gerçi. Tabii. Görecektim… Esme. savunmasız bırakmak adil değildi. Bu kadarı bile tehlike doluydu. Bir kavgada eşittik. Muhtemelen onu sadece annesine geri götürürdüm. Carlisle bize takip edilmeyi hak eden bir lider vermişti. ama düşüncelerini duymak benim bir parçamdı. Yanında uzun süre kalamazdım. Aileme karşı. tepkilerini çok ender doğru tahmin ediyordum – ama dehşet dışında başka ne hissedebilirdi? Bunu nasıl yapabileceğimden emin değildim gerçi – onu kaçırmayı. kızı kurtarmak için onlarla kavga etmeyi planlarken bile.

Sadece bağırışı duyabiliyordum. Her şey belirsiz ve anlaşılmazdı. Hayır böyle olmayacaktı. Bir kavgada kimin yanında olmak zorunda olduğunu biliyordu ve bu onu rahatsız ediyordu. sadece izlemeye devam ettim. Sadece onu engelleyecektim. Carlisle’ın Mercedes’i oradaydı. Benim için endişeleniyordu ve Rosalie için. Bu diğerlerini duymayı zorlaştırıyordu. Emmett’la ya da Jasper’la hiçbir zaman şaka dışında kavga etmemiştim – sadece vakit öldürmek için. Alice beni her zaman orada. ama sandalyelerle çevrilmiş maun renkli uzun bir masayla döşenmişti – bütün sahne malzemelerini doğru yerleştirmek konusunda titizdik. Emmett. Alice’e odaklanıp Jasper’ın değişik saldırı yollarını ezberlemeye başladım.Eh. Ona cevap vermedim. Emmett’in büyük cipi. Diğerleri de bizi arabada sessiz bir şekilde bekliyordu. Çok sessiz bir gruptuk. Carlisle’ın evde olmasına sevinmiştim – sessizlik patlamayla bitecekti ve bu gerçekleştiğinde onun orada olmasını istiyordum. Jasper için endişeleniyor. Emmett ve ben zil çaldığında sessizce arabaya yürüdük. onu engellerken görüyordu. sisli. kesinlikle aramızdaki en deneyimli savaşçıydı. Emmett de o görüşlerde onunla değildi. Alice sıkıntılıydı. Benim tek avantajım hamlelerini onları yapmadan duyabiliyor olmamdı. Geri zekalı! Deli! Aptal! Budala! Bencil. Carlisle odanın doğu tarafındaki alışılmış yerinde oturdu. Böyle güçlü ve bambaşka kişiliklerden oluşan bir grupta. Direkt olarak yemek odasına gittik. Carlisle burayı konferans odası olarak kullanmayı seviyordu. Eve gidiş yolu boyunca tartışmalı sessizlik kalkmadı. Esme de onun yanına – masanın üzerine el ele tutuştular. tabii ki. Swan’ların evinden çok uzağa gitti. İçimde yerin çok yardımcı olmayacağına dair bir his vardı. Bu oda. sorumsuz salak! Rosalie iç sesinin avazı çıktığı kadar bağırarak durmaksızın hakaret etti. Evden uzakta olan büyük garaja park ettik. Gerçekten Jasper’ı incitmeye çalışma fikri üzerine hasta hissettim. gelecekle ilgili görüntüleri gözden geçiriyordu. hiçbir zaman tasarlandığı amaca hizmet etmezdi. kesin olmayan uzak ihtimalleri. O kadar. İzin vermem. Kararından emindi. Jasper en iyiydi. Kız bu kadarını değiştirmişti. oturmuş davranışlarla tartışmak gerekiyordu. Rose’un M3’ü ve benim Vanquish’imin yanındaydı. Bu işleri eşitlerdi. Jasper konusunda haklıydı. 60 . Daha ilerisini araştırıyordu. Onu daha erken engelliyordum… Kes şunu Edward! Böyle olamaz. Jasper kıza hangi yönden gelirse gelsin. Bunu yaptığım sırada görüşleri değişti. O zaman Jasper yalnız çalışmayı planlıyordu. ama onu mümkün olduğunca duymazdan geldim. İlginç… Rosalie de. bazen işleri sakin. artık bu okulun dışındaki hayatın monoton olduğundan şikayet edemezdim.

Alice içeri giren son kişiydi ve gözleri uzaktaki bir şeye odaklıydı – hala bir anlam çıkarabilmesi için çok bulanık olan geleceğe.” diye karşı çıktım. Sanki baş ağrısı çekiyormuş gibi alnını ovuşturdu. ama şu anda ona verebileceğim hiçbir güvence yoktu.” dedi Carlisle.” “Hiçbir şey söylemeyecek.” Elini okşadım. Gözlerini hiç kaçırmadan bana öfkeyle baktı. ama yerinde kaldı. Emmett onun yanına oturdu. “Bu kadarını biliyorum. hem yüzü hem de düşünceleri endişeliydi. bana arka çık. ardından Jasper’a ve sonra Emmett’e bakarak.” “Alice büyük herhangi bir şeyi yakalar.” Rosalie bana meşum bir şekilde öfkeyle baktı. Jasper zorla kıpırdandı ve ona katılmayı düşündü. “Hiçbirinizi riske atmak istememiştim. Herkes otururken. Carlisle’ın bununla ilgili daha iyi bir sezisi vardı.” dedim sesimi normal ve alçak tutmaya çalışarak.” 61 .” diye ısrar ettim çabucak. “Hayır Edward. “Sadece birkaç yıl. Benim için gerçekten bir anne olan kadına gülümseyebilmeyi dilerdim. Hakkında düşünmüş gibi görünmeden Esme’nin yanına oturdu.” diye mırıldandı Esme. hiçbirinizin ona dokunmayacağına inanırsam. Alice.” dedi Emmett. Derin bir nefes aldım. Tek düşüncesi buydu. “Eğer işleri daha iyi hale getirecekse şimdi gitmek istiyorum. Rosalie uzun masanın diğer ucuna. Neyin başlamak üzere olduğuna dair hiçbir fikri yoktu. Rosalie patlamak üzereydi ve öncelikle bu gerçeğin ortada olmasını istedim. Carlisle’ın diğer yanına oturdum. Esme onun etrafından uzandı ve serbest elini omzuma koydu. Bu kesinlikle yardımcı olmaz. Bunu ben başlatmıştım – ilk ben konuşmalıydım. sadece benim için endişeleniyordu. “Şimdi hiçbir yere gidemezsin. Carlisle kafasını salladı. Jasper durakladı ve sonra Rosalie’nin arkasındaki duvarın önünde durdu. Kararlıydı. İfadesi genç yüzüne göre çok yaşlı görünüyordu. Carlisle’ın karşısına oturdu. İnsanların ne düşündüğünü her zamankinden fazla bilmemiz gerekiyor. Kal.Esme’nin gözleri benim üzerimdeydi. “Sanırım Emmett haklı Edward.” “Esme haklı ama. çizgilerin çekildiğini görebiliyordum. diye düzelttim kafamın içinde. ya da hiçbirimiz. bu tartışmanın sonucuna aldırışsızdı. “Özür dilerim. “Ne demek istiyorsun ‘sorumluluğu tamamen üstleniyorum’ derken? Düzeltecek misin?” “Senin kastettiğin şekilde değil. Eğer sen ortadan kaybolursan kızın konuşma ihtimali artar.” Eğer kızın güvende olacağına. “Hayır. “Onun zihnini bilmiyorsun. Ya hepimiz gitmeliyiz. altın rengi derinlikleri endişeyle doluydu. Dişlerim birbirine kenetlendi. Bu düşüncesizdi ve acele davranışımın sorumluluğunu tamamen üstleniyorum.” dedim önce Rose’a. Dudakları sıkıca birbirine bastırılmıştı ve alnı kırışmıştı.

“Her ölümlü uyanmama ihtimaliyle yatar. sonraki sözlerini beklerdim. “O insana bir şey söyleme şansı veremeyiz. Görgü tanıkları ve deliller değil!” “Delil!” dedim küçümseyerek. Carlisle bunu görmek zorundasın. Rosalie’nin avucu masaya gürültüyle indi. “Edward. çok daha önemli bir şeyi tehlikeye atarız. gözleri sertti. Başını salladığında Rosalie’nin gözleri aydınlandı. “Sadece söylentiler ve şüpheler Edward. Konuşsun ya da konuşmasın sunduğu riske inanıyorum. Ama Jasper başını sallıyordu. hepimiz ne kadar usta bir katil olduğunu biliyoruz. Rosalie suratını astı. lütfen. “Bitirmeme izin ver Carlisle.Alice bana bezgin bir ifadeyle baktı.” dedi Rosalie dişlerinin arasından. Daha iyi bilmeliydi. “Bizi korumak için” Carlisle cevabını düşünürken kısa bir sessizlik oldu. Öldürdüğün adamlar sana canavarca davranmışlardı. Hayır.” “Arkamızda daha önce de söylentiler bıraktık. Swan kızı masum biri. ama belli ki bu onun ötesinde. Özümüzü kaybetme riskine gireriz. O zaman. Arkamda hiç kanıt bırakmam. Eğer kendimizi korumak için istisnalar yaparsak. fakat bu. Diğerleri bizim arkamızı toplamamızı bekleyecektir. Sonra Rosalie’ye döndü. o geleceği göremiyordu – Rose ve Jasper bu olayı görmezden gelmemeye bu kadar kararlıyken değil. Büyük bir şey olmasına gerek yok. “Bunu görmezden gelirsek ne olacağını göremem.” O hiçbir zaman hata yapmadığı halde kendini de eklemişti. Bu aynı durum değil. Teknik olarak bu Edward’ın işi. Carlisle hiçbir zaman ödün vermezdi. en büyük riskin yanında hiçbir şey. Kız bugün kafasını vurdu. “Rose–” diye başladı Carlisle. Herkesten daha dikkatli olmalıyız. Sinirle bana tısladı. “Rosalie. “İyilik kastettiğini biliyorum Rosalie. ki bunu yapabilmeyi dilerdim. belki de o yaralanmanın göründüğünden daha ciddi olduğu ortaya çıkar.” “Evet Rosalie. Düşüncelerini okuyabiliyor olmasaydım bile.” dedi Carlisle.” diye söylendim. “Suçsuz bir çocuğu soğukkanlılıkla öldürmek tamamen başka bir şey.” 62 . Rochester’daki olaya başka türlü baktım çünkü adaletini sağlamanın hakkın olduğunu düşündüm.” Rose ile Jasper’a baktı.” Yüz ifademi çok dikkatle kontrol ettim. Türümüzün kalanından çok farklı yaşıyoruz – bizi suçlamaya bayılacak olanları biliyorsun.” “Bu kişisel değil Carlisle. ama… ailemizin korunmaya değer olmasını tercih ederim. “Bu sadece sorumlu olmak. Ara sıra meydana gelen… kazalar ya da kontrol hataları olduğumuz şeyin üzücü bir kısmı. Sırıtmamak ya da alkışlamamak için. Kontrol sahibi olduğumu biliyorsun. Hepimiz kaybolmaya karar versek bile arkamızda hikayeler bırakmak güvenli değil.” Rosalie omuz silkti.” diye hatırlattım ona.

Kafasını salladı. en ufak bir tehlike içinde bile. Buna izin vermeyeceğim. “Jazz. ama karşıtlığı tartarak. “İyi olacak Rosalie. Bekleyebilir ve gerekli olup olmadığını görebiliriz.” diye inledi Rosalie. “Soru.” diyerek lafını kesti Alice. Bana bir an daha baktı ve sonra ona döndü. Rosalie’yi ekstra yetenekleriyle sakinleştirmeye çalışmamıştı ya da şimdi onu coşturmayı denemiyordu. Konuşmaları önemsiz detaylara geçmişti.” diye düzeltti Carlisle nazikçe. yüzü ifadesizdi. “Jasper. “Burayı seviyorum. Alice ve o tanışmadan önce.” Rosalie homurdandı. Bunu beklemiyordu – onu durdurmaya çalışacağımı hiç düşünmemişti. Jasper hareketsiz kaldı. neredeyse normal olabiliyoruz. Kararlığımı test etmek için ruh halimi ölçtüğünü hissettim. “Buna izin vermeyeceğim.” “Bunu tartışmıyorum Jasper. Ona hissettiğim şeyleri kimseye hissetmedin Edward ve anılarımda görsen de yaşadıklarımı yaşamadın.” “Bundan kar mı sağlayacak o zaman? Bugün ölmeliydi Edward. “Kendini koruyabileceğini söylemeye zahmet etme Alice.” diye devam etti Carlisle “taşınmalı mıyız. Bunu zaten biliyorum.” dedi Carlisle. Bana ne kadar sinirli olursa olsun Carlisle’ın kararına uyacağını biliyordum. Emmett onun omzunu okşadı. Kendini bu tartışmanın dışında tutuyordu. Anlamıyorsun. “Daha yeni yerleştik. “Ve sonra çok daha erken taşınmak zorunda mı kalalım?” Carlisle omuz silkti.” dedim. “Benim hatamı o ödemeyecek. Edward Swan kızının sessizliğinden emin görünüyor.” 63 . Çok az güneş var. bir çarpışma alanında yaşamıştı.” Rosalie iç çekti de alt dudağını büzdü. Kuralları küçümsemenin sonuçlarını biliyordu – korkunç akıbeti kendi gözleriyle görmüştü.” Birbirimize baktık – öfkeyle değil. Liseye tekrar baştan başlamak istemiyorum!” “Şu anki yaşını koruyabilirsin. insafsız bir savaş alanında. buna kesin olarak şimdi karar vermemiz gerekmiyor.” dedi Alice bizi bölerek.” “Pekala. “Her hayat değerlidir. Bakışlarını bana çevirdi. “Alice’in tehlike içinde yaşamasına izin vermem.“Bu duygusuz olmak. Ben sadece işleri doğru hale sokacağım. ama sana şimdi söylüyorum. Ama artık Rose hakkında endişeli değildim. Yine de–” “Söyleyeceğim şey bu değil.” Kaşları kalktı. Sebebini anlıyordum.” diye destekledi alçak bir sesle. “Senden bir iyilik isteyecektim.” Her kelimeyi vurgulayarak tekrarlardım. Isabella Swan’ı incitmene izin vermeyeceğim. taşınmamalı mıyız?” “Hayır.

buz gibi ve beyaz kolunu kızın sıcak. “Beni sevdiğini biliyorum. “Kızla mı ilgili?” diye sordum. Şok içinde ona baktım.” dedim tekrar.” diye fısıldadı Alice. narin omuzlarına atmış. sadece zaman kesin değildi. En azından. Bunu bazen benden bir şey saklamaya çalıştığında yapardı. Bu. 64 . “Hayır. o benim arkadaşım. Ayaklarım boş hissediyordu ve masadan destek almak zorunda kaldım. “HAYIR!” diye bağırdım. Onun için gerçekten sadece iki yol kaldı. İkincisi. Beni içeri almamaya çalışarak kafasını salladı. “Ah. Jasper’ın çözümü onun beklenmedik isteğiyle bocaladığında geleceğin yumuşak bir şekilde titrediğini gördüm. Hakkında düşünmemeye çalışıyordu. Birinden biri Edward. Eğer arkadaşım olmasına izin vermezsen sana gerçekten çok sinirlenirim. ama yeterince uzundu. “Gördünüz mü? Bella hiçbir şey söylemeyecek. Alice ve ben bu çeşit diyaloglara girdiğimizde rahatsız olurdu.Aklında ne olduğunu gördüm ve ağzım duyulabilir bir solukla açıldı. Öncelikle Edward ciddi ve ikinizin kavga etmesini istemiyorum.” Gördüğünü görebiliyordum… ama bunu kabul edemezdim.” dedim tıkanarak. gülümsüyordu.” dedi iç çekerek – Jasper’ın kararsızlığı yeni geleceği netleştirmişti. “Ne Alice? Ne saklıyorsun?” Emmett’in homurdandığını duydum.” Hala Alice’in düşüncelerine kilitliydim. “Daha kararlı olduğun her dakika. Onun varlığının hayal meyal farkındaydım. İfadesini görmek için kafamı çeviremedim. olacak. aniden Jasper’a odaklanmıştı. Görüntü somuttu.” ama çenesini kilitledi ve daha çok şey olduğunu anladım. “Bunu… ne yapıyor…?” “Bir değişikliğin geliyor olduğunu söylemiştim.” Kızın ismini söyleyişi… sanki şimdiden sırdaşlarmış gibi… “Alice. Bilmiyorum Edward. Teşekkürler. sesimin kuvveti yoktu. Alice ve Jasper dışında herkesin ihtiyatla bana baktığının hayal meyal farkındaydım. Sandalyemin yere düşme sesini duydum ve ancak o zaman ayaklarımın üzerinde olduğumu anladım. “Bella’yla mı ilgili?” Konsantrasyon içinde dişlerini birbirine kenetlemişti. Alice’in kafasındaki görüntüden kendimi alamıyordum. ama Bella’nın adını söylediğimde hata yaptı. gülümsüyor ve Bella da kolunu Alice’in beline dolamış. “Somutlaşıyor. “Ama… Alice…” dedi Jasper zorlukla nefes alarak. ama eğer Bella’yı öldürmeyi denemezsen sana gerçekten minnettar kalacağım. eli omzumdaydı. Jasper karar vermek için çok şaşırmış olmasına rağmen.” Bu kafasında cam gibi netti: Alice. “Onu bir gün seveceğim Jazz. Endişelenecek bir şey yok. “Edward!” Carlisle de ayaktaydı. bir saniyenin en ufak parçası kadar sürdü.

Onun hayatını riske atar. eğer onun bizim için bir tehlike olduğunu düşünürse… “Bunu duymadım. Alice’i incitecek bir şey yapmazdı. “Bu gidişatı takip etmek zorunda değilim. Gitmeyi düşün. Olamazdım. diye devam etti. Jasper’dan tam olarak emin değilim Edward. Jasper tereddüt ediyordu. “İkisi de!” 65 . Nereye yöneldiğini göremiyor musun? Şimdiden nerede olduğunu göremiyor musun? Bu güneşin doğudan doğmasından daha kaçınılmaz. hadi ama!” diye bağırdı Emmett.” “Deneyebilirsin. Çok körsün Edward. sesi şüpheliydi.” dedi Alice. korunmasız bırakır mısın? “Bana bunu niye yapıyorsun?” diye inledim. İç çekti. Ne kadar klasik Edward!” Öğürme sesi çıkardı. “Alice onun bir insana aşık olacağını görüyor. Alice’in bölünmüş geleceği bunu kanıtlamak için yeterli değil miydi? Onu ben de seviyorum. Ya da seveceğim. Tam olarak şu anda değil. dedi içinden. Geleceği değiştireceğim. Aynı şekilde değil. “Bugün kurtardığı kıza? Ona aşık mı olacak?” “Ne görüyorsun Alice? Tam olarak. hala dinleyicilerimizin yarı farkındaydım.” diye tısladı Rose ona alayla. “Olan bu muydu?” Tekrar güldü. Ne kastettiğini anlamıştım. Ona döndü ve ben yüzünün yanına uyuşmuş şekilde bakmaya devam ettim. sana ne yapacağından bahsetmeye gerek yok–” tekrar Jasper’a döndü. “ya da bir gün bizden biri olacak. “Yeterince güçlü olup olmadığına bağlı. “Ne?” dedi Emmett şaşırarak. Başım ellerime düştü.“Biri lütfen kalanımızı da bilgilendirebilir mi?” diye şikayet etti Emmett.” Elini omzumda hissettim ama anında sallayıp ittim. Ne gördüğüme bak… Dehşetle kafamı salladım.” “Bu gerçekleşmeyecek!” Yine bağırıyordum.” dedi. ama aynı zamanda gerekliydi.” diye sordu Jasper. Evet. Onu zorlukla duyabildim.” diye fısıldadım Alice’e. “Dikkat et. Ben Bella’nın koruyucusu değildim. “Sen de mi seviyorsun?” diye fısıldadım kuşkuyla. “Geçmiş olsun Edward. kızı bir daha hiç görmeme fikri… acı vericiydi.” diyerek inkar ettim. Gideceğim. “Artık gidebileceğinden emin değilim. “Hayır. Ona dikkatimi veremezdim. “Hiçbir yere gittiğini görmüyorum Edward. “Ah. ama bunun için onun yanında olmak isteyeceğim.” Düşün. Sonra gümbürdeyen kahkahası odada yankılandı. Onu duymazdan gelerek “Gitmek zorundayım. Onu mahkum ettiğim iki geleceği de kabul edemezdim. Eğer gidersen. “Bir insana aşık mı olacak?” diye tekrarladı Esme hayrete düşmüş bir sesle. Ya onu kendi öldürecek” – öfkeyle bakarak tekrar bana döndü – “ki bu beni gerçekten sinirlendirir.” Bana gösterdiği görüntüleri kapamaya çalıştım.

En kötüsü: Esme’nin… mutluluğu. İnanılmaz büyüklükte bir kontrol gerektirecek. o kadar yoğundu ki kısa süre içinde sırılsıklam olmuştum.” dedi Jasper sessizce. benim hakkımda ne düşünüyordu? Diğer görüntü. “Kalacağız ve izleyececeğiz. Evden çıkmadan önce koşuyordum. ama üçünün bir karışımıydı. Uzun süre sonra. “Pekala. Esme ben geçerken koluma dokundu. Kalın su tabakasından hoşlanmıştım – benimle dünyanın geri kalanı arasında bir duvar örüyordu. Odadan dışarı çıktım. Carlisle iç çekti. mutlu sırlar gibi görünüyorlardı.” Katılaştım. Yağmur tekrar yağıyordu. tamamen yalnız halde. Sesi hala kahkahaya yakındı. Oda hareketsizdi. Yalnız kalmamı sağlıyordu. Alice’e baktım ve diğer herkes bana baktı.” diye tekrarladı.” dedi Carlisle düşünceli bir halde. İnsan yerleşkesinin yakınına yanaşmadan durdum. çok benzerdi. ama şimdi dehşetle boyanmıştı. ama şimdi bu kolların arasında farklılık 66 . ama hareketine karşılık vermedim. Eğer Alice sadece iki yol görüyorsa–” “Hayır!” Sesim bir bağırış ya da homurtu ya da çaresizlik haykırışı değildi. Alice ve Bella hala güvenilir arkadaşlıkla kol kolalardı. “Onu öldürmeyecek kadar güçlü olabilir – ama yakın olacak. Alice ve kızın kol kola olduğu görüştü – güven ve arkadaşlık o kadar açıktı ki görüntüden bağırıyordu. Bella’nın büyük çikolata renkli gözleri sersemlemiş değildi. Kimse… kızı incitmeyecek. ama hala sırlarla doluydu – o anda.” Emmett katıldı. Nehri bir seferde geçtim ve ormana doğru yarıştım. Yağmurla kapanmış. Emmett’ın mizahı. Doğruca doğuya koştum. “Sanırım planlar aynen kalıyor. İlki. Jasper’ın onun güvenine olan güveni. bu… işleri karmaşıklaştırır. Carlisle’ın sahip olduğundan da fazla. Dehşete düşmüş ifademi beş farklı bakış açısından görebiliyordum. Carlisle’ın hiç bitmeyen sabrı… Daha kötüsü: Alice’in güveni. Herkes benimle aynı durumda gibi görünüyordu.” Sesimi bulamıyordum. düşüncelerinden uzaklaşmak zorundaydım – Rosalie’nin iğrenişi. “Hayır. Bu ne demekti? Ne kadar biliyordu? Gelecekten hala canlı olan bu anda. sonunda yaptığım şeye baktım – geleceği nasıl böldüğüme. Alice’in soğuk kolundan çekinmiyordu. “Hepsi bağlı.Alice beni duymuş gibi gözükmüyordu. “Hayır!” Gitmek zorundaydım. Bu kaybedilmiş bir dava. Seattle’ın ışıklarını görene kadar dağları rotamı değiştirmeden geçtim. Yalnızca yeterince güçlü olabilir… Yapmak için yeterince güçlü olamayacağı tek şey ondan uzak durmak. “Bunu kabul edebilirim. Hayatımın yıkımında şaka bulması için Emmett’e güvenilebilirdi.

Titredim. Bella’nın gözleri artık çikolata rengi değildi. Alice’in görüşlerinin beni yönlendirmesine izin vermeyecektim. Bu çok somuttu. kuru. Kollarımda Bella’nın zarar görmüş bedeni. mermer kadar düz. başka bir şey görmeye çabaladım. Yüzü soğuk ve ölümsüzdü. 67 .yoktu – ikisi de beyaz. kül beyazı. Benzer. çelik kadar sertti. cansız. içimdeki canavar keyifle. Ama dehşet verici bir görüntü daha vardı – kafamın içinde tuttuğum her görüntüden daha kötü bir tane. Benim kendi gözlerim. şüphesiz benden nefret ederdi. Alice’in soğuk görüşü zihnimi doldurdu ve sebep olduğu acıyla kıvrandım. Aynı zamanda. İzin veremezdim. Geleceği alt etmenin bir yolu olmalıydı. ama farklı soruları bastıramadım: Bu ne demekti – nasıl ortaya çıkmıştı? Ve şimdi benim hakkımda ne düşünüyordu? Sonuncusuna cevap verebilirdim. insan kanıyla koyu kırmızı. Bunu görmeye dayanamıyordum. Başka bir yol seçecektim. Aklımdan silmeye çalıştım. yaşayan ifadesini tekrar görmeye çalıştım. İçlerindeki sırlar anlaşılmazdı – kabul ediş ya da perişanlık? Söylemek imkansızdı. Olmak zorundaydı. canlı bir kırmızıydı. Katlanamıyordum. bir canavarın gözleri. Eğer onu zayıflığım ve bencilliğimle bu boş yarı-hayata sürüklersem. Bu beni hasta etti. herhangi bir şey. Her zaman bir seçenek vardı. İrisleri şok edici. başarısının imkanına sevinerek uçuyordu. çok net. Varlığımın son bölümünde görüşümü engellemiş olan.

ama birlikte yaşayabileceğim başka bir seçenek yoktu. Artık Araf değildi. Sadece bir an gözlerine baksam. Davetler Lise. Niye? Bu değişiklik ne anlama geliyordu? Unutmuş muydu? Hepsini hayal ettiğine mi karar vermişti? Gerçekten sözümü tutmamamı affetmiş olabilir miydi? Bu sorular her nefes alışımda bana saldıran susuzluk gibi yaktı.5. Muhtemelen ona sırtımı dönüp. her ‘t’ çizgili. İşkence ve ateş… evet ikisi de vardı. durumun bu olduğundan emindim. Acele davranışım nedeniyle kimse incinmemişti. Odanın önünden gözlerimi ayırmadan çenemi ona doğru çevirdim. Geleceği değiştirmeye kararlıydım. Her gün. Bir kere başımı eğdim ve sonra yüzümü direkt öne çevirdim. korkunç bir şey olduğumu biliyordu. onunla son konuştuğum zamanki halinden yüz seksen derece dönüktü. Eski çizelgeleme döndüm. Bella insandı ve benim başka bir şey. Artık her şeyi doğru yapıyordum. Tehlike yoktu. Kalanından daha fazla avlanmadım. Kendimi. Eğer geleceği değiştireceksem. İlk günün en zoru olacağını düşünmüştüm. ama yanılıyordum. “Merhaba Edward. yokmuş gibi davrandığımda yaralanmak yerine rahatlardı. Bir daha benimle konuşmadı. Her gün. Birini sınamak için en kolay görev değildi. arkadaş canlısıydı. Esme’yi memnun etmek ve diğerlerini korumak için Forks’ta kaldım. Kimse sorumluluklarımdan kaytardığımdan şikayet edemezdi. yanlış bir şey. Sadece aynı hikayeyi tekrarlayıp durmuştu – onun yanında duruyordum ve onu yoldan çekmiştim – istekli dinleyicileri sıkılıp daha fazla ayrıntı için sorular sormayı kesene kadar. Kız şüpheleriyle ilgili tek kelime etmemişti. Kızı inciteceğimi bilmek beni için için yakıyordu. Alice kızdan uzak duracak kadar güçlü olamayacağımı söylemişti. şimdi tamamen cehennemdi. Her ‘i’ noktalı. acısının benimkiyle karşılaştırıldığında bir iğne batmasından fazla olmayacağı gerçeğiyle rahatlatıyordum. Sesi hoş. kendime bunun için bile izin veremezdim. liseye gittim ve insanı oynadım.” diye selamladı beni ilk gün Biyolojide. Sonuna doğru. Ona yanıldığını kanıtlayacaktım. Cullen’larla ilgili yeni bir şey olup olmadığını kontrol etmek için dikkatle dinledim – hiçbir şey yoktu. Benden başka kimse. 68 . sadece cevapları orada okuyup okuyamayacağımı görsem… Hayır.

bu görev bir ölümlü gücünden fazlasına sahip değilmişim gibi perişan ediciydi. Görmezden geliyormuş gibi davranıp ona hiç bakmayabilirdim. bizim aldatıcı günlük yaşamımızı hatırlatıyordu – bunda ondan daha iyiydik. bu rahatsız edici çocuğa şükran duymalıydım. içimdeki canavar kükrüyordu. Alice'in o gelecekle ilgili görüşlerine takılmıştım ama. Bu diyaloglar sırasında onun hakkında çok şey 69 . her zaman istisnalar oluyordu – bir soru cevaplamak zorunda kaldığımda konuşmak için nefes almaya ihtiyacım oluyordu. Kokusu ve sessizliği. Ya da daha doğrusu – sorumluluğu ait olduğu yere. Acının artışını görmüştü. Tıpkı düşmek gibi olacaktı: zahmetsiz. İşkencelerimi dört kategoriye ayırmıştım. Bu mantıklı değildi – atlatmayı bekliyordum. her kelimesini ve tonunu analiz ediyordum. Yerin üzerinde uçar. sadece hayal etmiyorsam. Kendime ona aşık olma izni vermemek ise düşmenin tam tersiydi – ellerimle kendimi uçurumun yüzünde tutmaktı. yüzeye çok yakındı… Merak. sıkıcı bir ölümlünün bu kadar sinir bozucu olabileceğini hayal ederdi ki? Adil olmak gerekirse. Artık Biyoloji’de nefes almamak alışkanlık olmuştu. kızı diğerlerinden daha fazla konuşturduğu için. etrafımdaki her şey yeşil bir bulanıklığa dönüşürken acıyla başa çıkmak biraz daha kolay gibi geliyordu. ama bu dış görünüşteydi. işkencelerimin en daimi olanıydı. Tabii ki. kolaylaşmasını. rolüm oynandığı anda önceki gün yaptığım gibi Seattle’a koştum. sınıfa geç kaldığında. Hala aldığı her nefese. Bir aydan uzun süre geçti ve her gün zorlaştı. “Şu anda ne düşünüyor?” sorusu aklımdan hiç çıkmıyordu. Düşüncelerini mi söylüyordu? Genelde dinleyicisinin beklediğini söylüyor gibi geliyordu ve bu bana ailemi. Eğer kaderimde onu sevmek varsa. Neden rol yapmak zorunda olsundu ki? Onlardan biriydi – genç bir insan. Kızın çevresindeki havayı tattığım her sefer. işkencelerimin en şaşırtıcı olanıydı. Onu seviyor muydum? Sanmıyordum. Kim böyle genel. sadece roldü ve gerçek değildi. kendime alırsam – susuzluğum ve merakım. Henüz değil. Tıpkı ilk günüm gibi. ilk günle aynıydı – ateş ve ihtiyaç ve dışarı çıkmak için çaresiz olan zalim şiddet. İlk ikisi tanıdıktı. ama ben acıyla başa çıkabilirdim. Alice’in kızdan uzak duramayacağımı söylerken kastettiği bu olmalıydı.O öğleden sonra. Beni hiç ilgilendirmiyormuş gibi davranabilirdim. ve Bella'yla aşka düşmenin ne kadar kolay olacağını görebiliyordum. parmaklarıyla saçındaki bir bukleyi büktüğünde. okul bittiği. ayaklarını yerde sabırsızca vurduğunda… Çevresel görüşümde yakaladığım her hareketi çileden çıkarıcı birer gizemdi. Eğer yanılmıyor. söylediği her söze bağlıydım. Mike Newton. Susuzluk işkencelerimin en başlıcasıydı. Bu koşu günlük alışkanlığım haline geldi. Sessizce içini çektiğini duyduğumda. kitaplarını masaya her zamankinden daha sert attığında. Bella’nın geleceğini yok etmeyecektim. yapabileceğim en iyi şey ondan uzak durmak değil miydi? Uzak durmak katlanabileceğimin limitindeydi ama. Diğer insan öğrencilerle konuştuğunda.

en önemli olanı ve nadir olduğu kadar basit de olanı. sık sık elimin tersiyle onu odanın diğer ucuna. Yine de. Bella ve benim paylaştığımız deneyim nedeniyle birbirimize bağlanacağımızdan endişelenmişti. Açığa çıkardığı küçük şeyleri hiç fark etmemesi yardımcı oluyordu. Ondan önce. dedim kendi kendime. hoşgörülü. Eric Yorkie ve arada sırada ben – onu seçmiş gibi gözüktüğü için. Sadece nazik gülümsemeler. Alışkanlık olarak ders başlamadan önce her zaman sıramıza oturup onunla konuşuyor. o da beni görmezden geliyordu. Bunu ben yapmak istiyordum. Bana arada sırada uzaktan bakıyor oluşu. Kafasında aslında var olmayan bir Bella yaratmıştı – kendisi kadar genel bir kız. sadece ne tür bir ucube olduğumu merak ediyor da olabilirdi. Mike’ın onun sırlarının kilitlerini açan kişi olmasını istemiyordum. diğerleri hala kızın sorun çıkarabilecek bilgilerinden endişeliydi. Tabii. Bildiğim kadarıyla. ona bakmak için kendime izin veremiyordum. Zaman geçtikçe kendine daha da güveniyordu. Mike’ın bu projedeki yardımı beni sadece daha çok kızdırıyordu. belli belirsiz eğlenmiş ve kuvvetli bir şekilde koruyucu. listeme en önemli özelliğini ekleyebilmiştim. Listeye eklediğim bütün o özelliklerin yanında – nezaketi ve fedakarlığı ve özverisi ve şefkati ve cesareti gibi – baştan sona iyiydi. Bella’yı sahiplenişi – sanki kazanılacak bir eşyaymış gibi – beni onunla ilgili kaba fantezileri kadar sinirlendiriyordu. ona söylediği düşüncelerindeki olağandışı olgunluğu duymamıştı. Bu yardımcı keşifler beni o çocuğa ısıtmıyordu ama. 70 . en acı verici olanı: Bella’nın kayıtsızlığı. Mike ile olan diyaloglarından. beni bir daha asla düşünmedi. Onu diğer insanlardan ayıran cesaretini ve fedakarlığını görmemişti. Annesi hakkında konuştuğunda. Onun hakkında hiçbir şey bilmiyordu. tam tersi olmuştu. Benimde konuşmayı bir daha asla denemedi. hala Bella’ya diğer öğrencilerden daha çok ilgi gösterdiğim için rahatsızdı. Beni beni delirtebilirdi – ya da geleceği değiştirmek için olan çözümümü bozmama yol açabilirdi – eğer bana bazen eskisi gibi bakıyor olmasaydı.öğrenmiştim – hala listemi derliyordum – ama aksine. uzak duvara fırlatışımı hayal ederek eğleniyordum… Bu muhtemelen onu ölümcül derece yaralamazdı… Mike beni genelde rakip olarak düşünmüyordu. çocuğu hakkında konuşan bir ebeveyn gibi gözüktüğünü algılamamıştı – sevgi dolu. ama şimdi onu da diğerleri gibi görmezden geliyordum ve Mike halinden gittikçe daha çok memnun kalıyordu. Şimdi ne düşünüyordu? Onun ilgisini hoş karşılıyor muydu? Ve son olarak. gülümsemeleriyle cesaretleniyordu. ama açık ki. Benim onu görmezden geldiğim gibi. Kazadan sonra. ama Alice o bakmak üzereyken bizi uyarıyordu. Bella rakiplerine karşı –Tyler Crowley. işkencelerimin sonuncusu. Bella iyiydi. Saçma sapan hikayeleriyle ilgileniyormuş gibi yaparken sesindeki sabrı duymamıştı ve bu sabrın altındaki iyiliği tahmin edememişti. Bunu kendim göremiyordum. acımı biraz hafifletiyordu.

Yine.” Suratını astı. Gelmelerini beklerken çabalarını dinledim. beni memnun ediyordu. hala Bella’nın ona soracağını ümit ediyordu(ve rakiplerine karşı kazandığını kanıtlayacağını). Alice iç çekti. Umarım mutlusundur. ama daha iyi hissetmemi sağlıyordu. ilk adımı onun atmasını beklemişti. ekstra yeteneğiyle yaşadığım stresi hissedebiliyordu. Mike Bella’yla Biyoloji’ye yürürken cesaretini toplamaya çalışıyordu.” dedi Alice mart ayında bir Salı günü. Duruma bak! Daha önce aşağıladığım. Hayranlığını o kendini tercih etmeden önce göstermeye korkup. önemsiz lise dramlarına takmıştım. mantıksız bir hale getirdin. Kızların teklif ettiği dans en yakın ufuktu ve Bella’nın ona sormasını umuyordu. düşündüğümden daha iyisin. Şimdi rahatsız bir durumdaydı – onun rahatsızlığından. Geleceği yine karmaşık.“Bella bir dakika içinde Edward’a bakacak. Mike Newton. 71 . almam gerektiğinden çok daha fazla keyif aldım – çünkü Jessica Stanley ona dansa beraber gitmeyi teklif etmişti. Şimdi bunu daha iyi anlıyordum. “Bana gayet mantıklı geliyor. Çocuk acizdi. Bella’ya çıkma teklif edecekti.” dedim.” Homurdandı. Alice öngördüğü. beni rakip olarak görmesine izin vermediğim iğrenç çocuk. Sadece Jasper ne kadar incindiğimin farkındaydı. ama harekete geçemeyince bu sadece durumu daha da sinir bozucu hale getiriyordu. İtiraf etmeliyim. ama “hayır” da deyip dansa gitme şansını tamamen kaybetmek de istememişti. Önceki günden daha zor. teklif beklemişti. Jessica onun tereddüdünden incinmişti. “Evet” demek istememişti. Reddedilmeye açık hale gelmek istememiş. Bu duyguların altındaki sebepleri anlamıyordu gerçi ve – son zamanlarda daima kötü durumda olduğum için – önemsemiyordu. Bugün zor olacaktı. Sesini kesmeye çalıştım. Zaman geçtikçe bu sıklığın azalmaması. etmemesi gerekmesine rağmen. tanımadığı bir kızı özlüyordu. Pek iyi bir ruh halinde değildim – onlara gösterdiğimden daha gergindim. Yakınlığıyla rahat bir şekilde tekrar masamıza oturdu ve ben vücudu karşıdaki duvara kemiklerinin çoğu kırılacak şekilde çarptığında çıkacak sesi hayal ettim. Ödlek. “Böyle bir şey olmayacak. Bella ile olan arkadaşlığı için heyecanlıydı. Keşke… “Bu işten uzak dur Alice. Ne anlama geldiğini bilmiyordum. Normal görünün. Jessica’nın kızgın düşünceleri ile Bella’nın arasına kendimi atma içgüdüsünü hissettim. Garip bir şekilde. Bana ne kadar sık baktığına dikkat ediyordum. ki sormamıştı ve bu onun güvenini kırmıştı. Sebebin Bella olduğunu düşünüyordu ve ona öfkeliydi.

” dedi Bella anında hevesle. evlilik. Düşüncelerindeki vahşi haset – kızın ona tercih ettiği her kimse ona hissettiği haset – aniden isimsiz duygularıma ad verdi. Şu anda. yakın bir zamanda birine evet diyecekti. Bella’nın evet diyeceği kişi olmayabilecekse de. Alice haklıydı. bir isim koyamıyordum. tekrar bozulmasını izliyor olmalıydı.” “Niye böyle bir şey yapasın ki?” diye sordu. “Ona düşünmem gerektiğini söyledim. “Ee…” tereddüt etti ve neredeyse korktu. Durakladığı anda. İlgime ihanet ettiğimi fark ettim. kafatasını ellerimle parçalamayı arzuladım. “Merak ediyordum da… acaba sen… belki bana sormayı düşünüyorsundur?” Bella durakladı. başım Bella’ya doğru eğilmişti. o kişi kim olursa. bence ona evet demelisin. “Mike. Mike’ın umutları kırıldı. o gün gelecekti ve evet diyecekti. Yüzü kanla kırmızıydı – aniden hissettiğim öfkeyle. Forks’tan ayrılana kadar beklese de.” dedi Bella nazik bir sesle. Yeterince güçlü değildim.“Ee” dedi kıza. düpedüz hiddet.” “Bu harika. daha önce hissettiğim her şeyden daha fazlaydı. Memnun olur muydu? “Birine mi sordun?” dedi Mike aksi bir şekilde. Bu duyguyu anlayamadım – acı ve hiddet ve arzu ve umutsuzluğun bir karışımıydı. Başka şartlar altında keyif alabilirdim. Ses tonu Mike’ı çökertirken gülümsememek çok zordu. beyazlar içinde. geleceğin dönüp değişmesini. ama acının şokuyla kendimi kaybetmiştim – ve bu acı ile hiddettin bana ne yaptığının pişmanlığıyla. Bu kalabalıktan birini seçse de. 72 .” Doğru cevap için güçlük çekti. ama her halükarda. Kız Mike’ın sorusuna şimdi evet diyebilirdi ya da demeyebilirdi. gözleri yerdeyken. Güzel ve ilgi çekiciydi ve insan erkekler bu gerçeğin farkındaydı. Mike rahatlığı duymuş gibi gözükmüyordu. “Jessica bana bahar dansına beraber gitmeyi teklif etti. yüzü mutluluktan kızararak. Bu ne demekti? Beklenmedik bir öfke ellerimi yumruk yapmama neden oldu. Mike onun üzülmesini ummuştu. Daha önce hiç böyle hissetmemiştim. Onu yine babasının kolunda. ama hafif bir rahatlama da vardı. yaşanacakların bir temsili olarak. Sonra toparlandı. Alice’in hiç görmediği netlikte geleceği gördüm. kariyer… aşk. hak etmeyen çocuk. Acı. Haftalardır ilk defa şüpheyle bana baktı. bu bir davet gibi gözüktü – ve konuşurken yine yere baktı. Sesi onaylamaz bir tondaydı. Wagner’ın marşı eşliğinde yürürken gördüm. Bu önemsiz. Bir insan bu acıyı hissetmek için ölüm eşiğinde olmalıydı – bir insan bundan sağ kurtulamazdı. Ve sadece acı değil. Daha önceki gibi onun hayatını gördüm – üniversite. “Jessica’yla çok eğleneceksiniz.

ama o anda garip. ama siyahlık onu korkutmuş gibi 73 . sanki kaybetmekten ziyade. Mike’ın tonu rahatsız edici bir şekilde yaltakçı hale geldi. Bu Seattle yolculuğu belli ki hayır demek için bir bahaneydi – arkadaşına olan sadakati için mi reddetmişti? Bunun için gerekenden fazla özveriliydi. Buna tolerans göstermeyecektim.” diye cevapladı. Nerede ve neden sorularına cevapları yeterince kısa zamanda bulacaktım. gözlerini kaçırmadı. Geri geleceklerini ve kısa zaman içinde geri geleceklerini biliyordum.” Bella’nın sesi şimdi sertti. zihninden bazı düşünceleri itmek istiyormuşçasına çok hafifçe salladı. Bir hırlamayı geri yuttum. bu irademin yıkılması için en güvenli gün değildi. Onunla konuşurken bu tonu kullanması beni kızdırdı. Muhtemelen bakışımı hissederek. “Başka bir hafta sonu gidemez misin?” “Kusura bakma. şiddetli bir sarhoşluk hissettim.” Jessica’nın duygularına olan alakası kıskançlığımı alevlendirdi. Cevaplardan çok.” dedi kız sesinde alttan alıcı bir tonla. Büyüleyici. Merak daha önce olacağı kadar şiddetli değildi – artık her şeyin cevabını bulmaya tamamen niyetliydim. zafer kazanmış gibi. Kendime bunun için izin vermek büyük bir rahatlıktı. düşüncelerinde onun yüzünü görmemi engelledi. Başını. Gözleri kapalıydı ve elleri yüzünün iki yanındaydı. “O cumartesi Seattle’a gidiyorum. haklısın.Kıskanıyordum. Neredeyse. uzun süredir aklımdan çıkmayan o sersemlemiş ifadeyle baktı.” Bütün o pişmanlık ve öfkeye rağmen. O kadar morali bozuldu ki neredeyse ona acıyacaktım. Omuzları savunma amaçlı içe doğru dönmüştü. Berrak kahverengi gözlerinden düşüncelerini okumaya çalışırken. “Hayır. “Niye?” diye sordu Mike sesi neredeyse kaba bir şekilde. Gerçekten evet diyebilecek olmayı diler miydi? Ya da iki tahmin de yanlış mıydı? Başka biriyle mi ilgileniyordu? “Evet. uzun süredir su altında olan insan akciğerlerinin nefes alması gibi. Son avlanmamdan beri neredeyse iki hafta olmuştu. O saniyede suçluluk. sorularla dolulardı. gözlerime. Bay Banner’ın sesi onu dalgınlığından çıkardı ve gözleri yavaşça açıldı. hayır. “Dansa gitmeyeceğim. Kendi gözlerimin yansımasını ve susuzluktan simsiyah olduklarını da görebiliyordum. Sinir bozucu. Bir aydan uzun zamandır ilk defa yüzünü kendim okuyabilmek için ona döndüm. “O yüzden Jess’i daha fazla bekletmemelisin – bu kabalık olur. Gözlerini kızdan uzaklaştırdı. Birdenbire kendi rakiplerimi düşünüyordum. bu kelimeleriyle rahatladım. pişmanlık ya da hiddet hissetmedim. ona uygunsuz bir şiddetle bakmama rağmen.” diye mırıldandı Mike.

döndüm ve tekrar kıza gözlerimi diktim. Dağılan irademle – o kadar şey arasında genel kıskançlıkla yok olan – üçüncü. sevimliydi. hayır. Devam etmemi bekledi. Bana bakmadan önce durakladı. Alice bu konuda haklıydı. Kendisine şiddetle arzuladığı şey için eşit şans veren geleceği benimsedi. Pişmanlık ve suçluluk. Hala gözlerini kaçırmıyordu ve yumuşak. Canavar keyifliydi. Canavar bundan hoşlandı. Ne yapmıştım? Savaşın çoktan kaybedildiğini bildiğime göre. Hızlı bir soluk aldım. güvensizdi. istediğim şeye direnmenin bir sebebi yoktu. Ben tereddüt ederken içimdeki canavar sinirle tısladı. susuzlukla beraber yaktı ve eğer gözyaşı üretebilseydim. Güvenmemesi için her türlü hakkı olduğunu hatırlattım kendime. aklından cevabı okudum. Güvenmemesi gerektiğini. ama aralardan yanaklarının koyu kırmızı olduğunu görebiliyordum. Bunu yapamazdım. Şimdi ne düşünüyordu? Neredeyse soruyu sesli soracaktım. Gülümsemek istememe neden oldu. siniri gibi. Zil çaldığında bana bakmadan eşyalarını toplamaya başladı. Sorusuna nasıl cevap vereceğimden emin değildim. Susuzluğumla savaşarak sıradan aralıklarla sığ nefesler aldım. ama o anda Bay Banner bana seslendi. sanki sadece nefesim onları kırabilirmiş gibi. ama başka türlüsünü bekleyemezdim. Ama ondan uzak da duramazdım. Canavar öncekinden güçlüydü. Hayır. kanına duyduğum arzuya karşı odaklanmaya çalıştım. Bakışımla tekrar buluşmadı. hayır. “Krebs Döngüsü. ama sadece yüzünü okuyarak onu izledim. onu yok etmesine izin veremezdim. Onun tarafına doğru kısa bir bakış atıp. O çok narindi. Onunla konuşuyor muydum. Saçının arkasına saklanmıştı.gözükmüyordu. Kazadan beri ona olan davranışlarım affedilemezdi. Bu beni hayal kırıklığına uğrattı. çok iyiydi. İradem çoktan toz halindeydi. İnce parmaklarıyla. Bir saat çok çabuk geçti. titrek geleceği inşa etmeye çalışıyordu ve amacına çok daha yakındı. ağzımı zehirle doldurdu – ve gözlerimi kapayıp içimde büyüyen.” Susuzluk boğazımı yaktı – kaslarımı gerginleştirip. mahvedici derecede çekici bir pembe tenini renklendirmeye başladı. ama koyu saçının bir buklesini parmaklarıyla gergin bir biçimde büktü. Hayatımın onunkiyle çatışıp. kırılgan bileğiyle – çok narinlerdi. “Ne?” dedi sonunda. o anda gözlerimi doldurmuş olurlardı. “Benimle tekrar mı konuşuyorsun?” Sesindeki dargınlığı. döndüğünde ifadesi ihtiyatlı. bu kaderi hak etmek için çok değerliydi. kastettiği şekilde? 74 . “Bella?” dedim kendimi durduramayarak.

Maalesef. güvenini kazanmak imkansız olsa bile. İç sessizliğinin sebebi bu olmalıydı. Duygularına ulaşmamın en iyi yolunu kesmişti. “Çok kaba davranıyorum. “Neden bahsettiğini anlamıyorum. tam olarak değil. kabul edilebilir tek şeydi. Eğer kalp atışım olsaydı. Çenesi kenetliydi. “Bunu daha önce anlayamamış olman çok kötü.” Eğer bunu devam ettirebilir. Var olduğum için beni sevindiren tek şey. Bu bilebileceğinden daha doğruydu. hızlanırdı. güvenle sadece özür dileyebilirdim. Pişmanlıklarımla ilgili ne biliyordu? “Pişmanlık mı? Neyin pişmanlığı?” “O aptal minibüsün beni ezmesine izin vermemenin pişmanlığı!” diye çıkıştı. “Eğer arkadaş olmazsak daha iyi.” Onu iznim olduğu kadar uyarmaya çalıştım. “Özür dilerim. Afallayıp donakaldım. 75 . Dişlerini birbirine kenetlediğinde irkildim – belli ki o da hatırlamıştı. Onları açmadan uzun. Güvensizliğini hak etmek istemiyordum. Yapabilir miydim? Gözleri açıldı. ama böylesi daha iyi.” dedi sinirle. konuştu. “Hiçbir şey bilmiyorsun. ifadesi hala ihtiyatlıydı. yavaş bir nefes aldı.” dedim ona. Gözlerini kapadı. gerçekten.” Şüphesiz. Hala gözleri kapalıyken. bu kadarını hissedebilirdi.” Zihninin çalışması ne kadar kafa karıştırıcı ve anlaşılmazdı! Diğer insanlar gibi düşünmüyor olmalıydı. “Kendini bütün bu pişmanlıktan kurtarabilirdin. kaba olmaya devam edersem onun için daha iyi olacaktı.” Ona şok içinde baktım. Niye böyle yapmıştı? “O zaman ne istiyorsun Edward?” Dudaklarındaki ismimin sesi. vücuduma değişik şeyler yaptı. Bundan sonra ona karşı mümkün olduğunca dürüst olacaktım. “Bana güven. ki bu beni rahatsız etti. biliyorum.” Gözleri kısıldı ve bu kelimeleri ona daha önce söylediğimi hatırladım – tam da bir sözü bozmadan önce. Benimle ilgili bunu nasıl düşünebilirdi? Bütün bu karmaşa içinde yaptığım tek iyi şeyi sorgulamaya nasıl kalkışabilirdi? “Hayatını kurtardığım için pişman olduğumu mu sanıyorsun?” “Olduğunu biliyorum. “Hayır. Utanmadığım tek şey. Bu diyalog kurmak için normal bir insan yolu değildi. Başarabilmeyi deneyecektim. Zeki bir kızdı. Eğer başarabilirsem hayır.” dedim ona.” Amaçlarımı değerlendirişi beni öfkelendirdi. Ama ona nasıl cevap verecektim? Gerçeği söylemeye karar verdim.Hayır. Bunu nasıl düşünüyor olabilirdi? Hayatını kurtarmak onunla tanıştığımdan beri yaptığım. Tamamen farklıydı. Kokusunu yakaladığımdan beri onu hayatta tutmak için savaşıyordum.

Dişlerini gıcırdatarak yüzünü çevirdi. Yanakları bu sefer öfkeyle kızarmıştı. Kitaplarını sertçe topladı, kollarına aldı ve bakışımla buluşmadan kapıdan dışarı yöneldi. Sinirli olsam da, öfkesini biraz eğlendirici bulmamak imkansızdı. Nereye gittiğine bakmadan katı şekilde yürüdü ve ayağı kapının eşiğine takıldı. Sendeledi, elindekiler yere düştü. Onları almaya eğilmek yerine aşağı bile bakmadan dimdik durdu, sanki toplanmaya değip değmediklerinden emin değilmiş gibi. Gülmemeyi başarabildim. Beni izleyen kimse yoktu; onun yanına uçtum, bakmadan önce kitaplarını topladım. Eğildiğinde beni gördü ve donakaldı. Kitaplarını, buz tenimin onunkine değmemesine dikkat ederek ona uzattım. “Teşekkürler.” dedi soğuk, sert bir sesle. Tonu rahatsızlığımı geri getirdi. “Bir şey değil.” dedim aynı soğuklukla. Kalktı ve ayaklarını vurarak bir sonraki sınıfına ilerledi. Sinirli figürünü gözden kaybolana kadar izledim. İspanyolca bir bulanıklık içinde geçti. Bayan Goff dalgınlığımı hiç sorgulamadı – benim İspanyolca’mın onunkinden iyi olduğunu biliyordu ve bana rahatlık tanıdı – düşünmek için beni özgür bıraktı. Yani, kızı görmezden gelemezdim.Çok açıktı; ama bu onu yok etmekten başka hiçbir şansım olmadığı anlamına mı geliyordu? Tek mümkün gelecek bu olamazdı. Başka bir seçenek olmak zorundaydı, narin bir denge. Bir yol düşünmeliydim… Saat neredeyse bitene kadar Emmett’a dikkat etmemiştim. Meraklıydı – Emmett karşısındakilerin ruh hallerine karşı pek hassas değildi; ama bendeki açık değişikliği görebiliyordu. Yüzümden hiç gevşemeyen öfkeli bakışı neyin kaldırdığını merak ediyordu. Değişikliği tanımlamak için çabaladı ve sonunda umutlu göründüğüme karar verdi. Umutlu? Dışarıdan böyle mi görünüyordum? Volvo’ya yürürken umut üzerine düşündüm, tam olarak ne için umutlanmam gerektiğini merak ederek. Ama düşünmek için çok vaktim olmadı. Kızla ilgili düşüncelere çok hassas olduğum için, benim… benim rakiplerimin – sanırım itiraf etmeliydim – kafalarındaki Bella’nın ismi dikkatimi çekti. Eric ve Tyler, Mike’ın başarısızlığını – büyük bir tatminle – duymuşlardı ve kendi hamlelerini yapmaya hazırlanıyorlardı. Eric şimdiden Bella’nın ondan kaçamayacağı yerindeydi, kamyonetinin yanında bekliyordu. Tyler’ın sınıfı bir ödev teslimi için geç bırakılmıştı ve Bella’yı kaçmadan önce yakalamak için çaresiz bir acele içindeydi. Bunu görmek zorundaydım. “Diğerlerini burada bekle, tamam mı?” diye mırıldandım Emmett’a. Beni şüpheyle süzdü; ama sonra omuzlarını silkip başını salladı.

76

Çocuk aklını yitirdi, diye düşündü, garip isteğimle eğlenerek. Bella’nın spor salonundan çıktığını gördüm, beni göremeyeceği bir yerde bekledim. Eric’in pusuda beklediği kamyonetine yaklaştığında ileri yürüdüm, adımlarımı doğru anda geçmek için ayarladım. Onu bekleyen oğlanı gördüğünde vücudunun katılaştığını gördüm. Bir an donakaldı, sonra rahatladı ve ilerledi. “Selam Eric.” diye seslendiğini duydum dostça bir sesle. Birdenbire ve beklenmedik şekilde gerildim. Ya sağlıksız bir cilde sahip bu uzun çocuk ona bir şekilde hoş geliyorsa? Eric yüksek sesle yutkundu. “Selam Bella.” Oğlanın gerginliğinin farkında değil gibi görünüyordu. “N’aber?” diye sordu Bella, karşısındakinin korkmuş yüz ifadesine bakmadan kamyonetinin kilidini açarak. “Iı, sadece acaba… benimle bahar dansına gelmek ister misin?” Sesi çatladı. Sonunda yukarı baktı. Şaşırmış mıydı yoksa memnun mu kalmıştı? Eric onun bakışıyla buluşamadı, o yüzden yüzünü zihninde göremedim. “Kızların teklif ettiğini sanıyordum.” dedi. “Evet.” diye katıldı perişan halde. Bu zavallı çocuk beni Mike Newton kadar sinirlendirmedi; ama Bella nazik bir sesle cevap verene kadar ona acıyamadım. “Sorduğun için teşekkürler; ama o gün Seattle’da olacağım.” “Ah,” diye mırıldandı zorlukla gözlerini onun burun hizasına kaldırarak. “Belki bir dahaki sefere.” “Tabii.” diye katıldı. Sonra sanki açık kapı bırakmaktan pişman olmuş gibi dudağını ısırdı. Bundan hoşlandım. Eric öne doğru çöktü ve uzaklaştı, yanlış yöne gidiyordu. Tek düşüncesi kaçmaktı. Tam o anda yanından geçtim ve rahatlıkla iç çektiğini duydum. Güldüm. Sese doğru döndü; ama ben direkt önüme bakıp dudaklarımın keyifle kıvrılmasını engellemeye çalıştım. Tyler arkamdaydı, Bella uzaklaşmadan önce onu yakalayabilmek için neredeyse koşuyordu. Diğerlerinden daha cesur ve kendine güvenliydi; Bella’ya yaklaşmak için bu kadar uzun beklemesinin tek sebebi Mike’ın hakkına saygı duymasıydı. Onu yakalamada başarılı olmasını iki sebepten istiyordu. Eğer – şüphelendiğim gibi – bütün bu ilgi Bella’yı rahatsız ediyorsa, tepkisini izleyerek eğlenmek istiyordum; ama eğer değilse – eğer Tyler’ın davetini ümit ediyorsa– bunu da bilmek istiyordum. Tyler Crowley’yi rakip olarak görüyordum, bunun yanlış bir şey olduğunu bile bile. Bana tamamen sıradan görünüyordu; ama Bella’nın tercihleriyle ilgili ne biliyordum ki? Belki de sıradan erkeklerden hoşlanıyordu…

77

Bu düşünceden ürktüm. Asla sıradan bir erkek olamazdım. Kendimi onunla ilgilenenlere rakip olarak görmek çok aptalcaydı. Nasıl, her bakış açısından bir canavar olan birinden hoşlanabilirdi ki? Bir canavar için çok iyiydi. Kaçmasına izin vermeliydim; ama bağışlanamaz merakım beni doğru olanı yapmaktan alıkoydu. Yine. Ancak Tyler şimdi şansını kaçırırsa, benim sonucu öğrenemeyeceğim bir zaman onunla iletişime geçecekti. Volvo’mu dar yola koyarak yolunu tıkadım. Emmett ve diğerleri arabaya doğru ilerliyorlardı; ama o, garip davranışımı diğerlerine açıklamıştı ve şimdi beni izleyerek, ne yaptığımı anlayamaya çalışarak yavaş yavaş yürüyorlardı. Kızı dikiz aynamdan izledim. Bakışımla buluşmadan arabamın arkasına öfkeyle baktı, paslanmış bir Chevy yerine tank sürüyor olmayı diliyor gibi görünüyordu. Tyler aceleyle arabasına gitti ve anlaşılmaz davranışıma minnettar kalarak onun arkasındaki sıraya girdi. Ona el salladı; ama Bella fark etmedi. Bir an bekledi, sonra arabasını bırakıp kamyonetin penceresine doğru gitti. Camı tıklattı. Bella olduğu yerde zıpladı ve sonra kafası karışarak ona baktı. Bir saniye sonra zorlanarak pencereyi indirdi. “Özür dilerim Tyler,” dedi sinirli bir sesle. “Cullen’ın arkasında takıldım.” Soyadımı sert bir sesle söylemişti – bana hala öfkeliydi. “Ah, biliyorum.” dedi Tyler, onun rahatsızlığı üzerine yılmayarak. “Sadece hazır burada sıkışmışken sana bir şey sormak istedim.” Sırıtışı kendinden emindi. Açık niyeti üzerine kızın teninin beyazlaşmasından memnun kaldım. “Bana bahar dansı teklifi eder misin?” diye sordu, aklında reddedilme fikri olmadan. “Şehir dışında olacağım Tyler.” Sesinde sinir hala belliydi. “Evet, Mike söyledi.” “O zaman niye-?” Omuz silkti. “Sadece onu reddetmek için bir bahane olduğunu umuyordum.” Gözlerinde şimşekler çaktı, sonra soğudu. “Üzgünüm Tyler.” dedi, sesi hiçbir şekilde üzgün değildi. “Gerçekten şehir dışında olacağım.” Bu bahaneyi kabul etti, kendine güveni hala sağlamdı. “Sorun değil. Önümüzde balo var.” Arabasına geri döndü. Bunu beklemekte haklıydım. Yüzündeki dehşete düşmüş ifadeye paha biçilemezdi. Bana bilmek için bu kadar çaresiz olmamam gereken şeyi söylüyordu – onunla ilgilenen insan erkeklere karşı hiçbir şey hissetmediğini. Ayrıca, ifadesi muhtemelen gördüğüm en komik şeydi.

78

“Onu tanımanın anlamı ne. Onunla aramda güvenli bir mesafe bırakacağımı biliyordum. ama şimdi susuz olmayı göze alamazdım. “Haklısın. Yine bir tank diliyor gibi görünüyordu.” dedi Rosalie kendini beğenmiş bir tavırla. Canavar huzursuzdu. görüş alanındaki her şeye kaşlarımı çatarak öfkeyle bakmak yerine.” diye çıkıştım. Diğerleri yarın avlanacaklardı. kahkahayla sarsılıyor olmama şaşırarak arabaya vardı. Forks’a dönerken kendimle tartıştım. Sadece nerede olduğunu bilmek istiyordum. Eğer başarabilirsen. Eve giderken kimse benimle konuşmadı. söyleyeceklerini düşünüp bana uyarı vermeden. ama daha fazla avlanamayacak duruma geldiğimde ve güneşin doğmasına daha saatler olduğunu gördüğümde. Gece yarısını geçmişti. gerekenden daha fazla içip kendimi şişirdim – küçük bir grup geyik ve yılın erken zamanında karşılaştığım için şanslı olduğum siyah bir ayı. ama iyi bağlanmıştı. O kadar doluydum ki rahatsız ediciydi. ama daha az asil olan taraf kazandı ve affedilemez planıma uydum. “Bu hiç adil değil! Neyi bekliyorum?” “Henüz hiçbir şeye karar verdim Alice. ertesi günün yeterince yakın olmadığını fark ettim. Bella’nın yüzünü düşünerek gülmeye devam ettim. Artık görgü tanığı olmadığı için hızlanarak yola döndüğümde Alice ruh halimi mahvetti. Onun yerine. babasının polis arabası yoldaydı. Ancak istediğini yaptım. Bu kadar komik olan ne? Emmett öğrenmek istiyordu. Bella’nın evi karanlık ve sessizdi. “Hayır. “Gidelim!” diye tısladı Rosalie sabırsızlıkla. artık Bella’yla konuşabilecek miyim?” diye sordu aniden. Son köşeyi saatte doksan mille döndüm ve garajın arka duvarına bir santim kala durdum.” dedim. “Yani. Kamyoneti kaldırımın kenarına park edilmişti. Bu niye yeterli olamıyordu? Niye kokusu her şeyden daha güçlü olmak zorundaydı? Ertesi güne hazırlık için avlanmıştım. Ama bugün koşmaya gitmedim. Gidip kızı bulacağımı anladığımda öfke beni tekrar sardı. avlanmaya gittim. ben kendimi arabadan atarken. Sadece yüzünü görmek. “Geri zekalılık yapmayı kes.” Kafasında.” diye itiraf etti. Bella’nın iki kaderi yine netti. Bella öfkeyle gürültülü motoru hızlandırdığında yine kahkahalara boğulurken sadece kafamı salladım. “eğer onu öldüreceksem?” Alice bir saniyeliğine durakladı. Mahallede 79 . “İyi koşular. Yine abarttım.” “Her neyse Edward. aniden suratsızlaşarak.” Sözleri beni sinirlendirmedi – çok eğleniyordum.Ailem.

Huzurlu değildi. CD’lerinin ve kitaplarının başlıklarını okumayı çok istedim. 80 . Şu anda – beyaz tenli yüzünü karışık ve dağınık bir halde saran koyu renkli saçlarıyla. yerde toplanmış kitaplar vardı. Açıklığı geçtim ve evin önüne yarım saniyede tırmandım. Pencereyi denedim. Yatağının yanında. Gerçekten. Sesli uyumuyordu. önceden onun sıradan görünümlü olduğunu düşünmüş müydüm? O ilk günü ve onunla anında ilgilenen oğlanlardan tiksindiğimi düşündüm. ama şimdi zihinlerindeki yüzünü hatırladığımda. Konuşmadı. Hastalıklı bir röntgenci adamdan nasıl daha iyi olabilirdim? Daha iyi değildim. Odası küçüktü – dağınık. ama mesafeyi koruyacağıma dair kendime söz vermiştim.” diye mırıldandı. Metal çerçeveden çıkan her sesle sinerek. örtüleri yerdeydi ve çarşafı bacaklarının etrafında kıvrılmıştı. diye düşündüm alayla. çok daha kötüydüm. Dudakları titredi ve sonra ayrıldı. Onu küçük bir yatakta görebiliyordum. Ön kapı büyük ihtimalle kilitli olurdu – problem değildi. Kaşlarının arasındaki o kıvrım oradaydı ve ağzının kenarları aşağıya doğru inmişti. onu neden hemen güzel bulmadığımı anlayamıyordum. Yavaşça yarı açık pencereden içeri sıyrıldım. Bu onun odasıydı. Kağıt kümeleri eski teknolojiler müzesine bağışlanmışa benzeyen bir bilgisayarı çevreliyordu. camdan içeri baktım ve soluğum kesildi. Bu çok açık gözüküyordu.hiçbir yerde uyanık düşünceler yoktu. Oraya kilit takmaya uğraşan pek olmazdı. ama arkamda kanıt olarak kırık bir kapı bırakmak istemiyordum. onun yerine gidip odanın uzak köşesindeki eski sallanan sandalyeye oturdum. doğusundaki ormanın karanlığında bir süre izledim. ama temiz. eğer nefes alıyor olsaydım. kilitli değildi. Kendimi bırakmak üzere parmaklarımı gevşettim. Korunmasız. Sıkışmış olmasına rağmen. Çok. Merak alevlendi ve kendime olan nefretimi yendi. “Tamam anne. Evi. en azından bu gece. Öncelikle yukarı kat penceresini denemeye karar verdim. ama önce yüzüne uzunca baktım. Yakınındaki tehlikeyi hissetmiş miydi? Tekrar dönüşünü izlerken kendimi geriye ittim. bilinçsizlikle rahatlamış yüz hatları ve hafifçe aralanmış dudaklarıyla – nefesimi kesiyordu. bilinçsiz söylenen düşüncelerin cazibesi inanılmaz derecede çekiciydi. deliklerle dolu eski püskü tişörtü ve pejmürde eşofman altıyla. Bir sonraki sefer için yağ bulmam gerekliydi… Bir sonraki sefer? Tekrar kendimden iğrenerek başımı salladım. Pencerenin üzerine tutunup sarkarken. Belki de rüyası sona ermişti. Ben izlerken. Kapakları bana dönük değildi ve ucuz CD çalarının yanına CD’ler yerleştirilmişti – en üstteki sadece açık bir mücevher kutusuydu. Bella uykusunda konuşuyordu. Ya da keserdi. huzursuzca döndü ve bir kolunu başının üzerine attı. yavaşça yukarı doğru ittim.

donmuş bir kalp kırılabilir miydi? Benimki kırılacak gibi hissediyordum. Beni saran duygulara isim vermek için uğraştım. Seçtiği kişiyle mutluluğu ve aşkı hak ediyordu. donmuş bir kalp tekrar atabilir miydi? Benimki atmak üzereymiş gibi hissediyordum. Ölü. Doğru şeyi yapmayı ona borçluydum.” diye mırıldandı yavaşça. bu onu korkutup kaçırırdı. Ölü. Bir korku filmindeki kurban gibi korkuyla çığlık atarak kaçardı. “Kal. “Gitme. Beni nasıl başka bir şey olarak görebilirdi? Eğer benimle ilgili gerçeği bilseydi. Sonuçta. Kapalı gözlerine bakarak donakaldım. insan olan ve sıcak olan biri. Bu öğleden sonraki gibi bocaladım ve hiçbir şey mümkün gözükmedi. Yüzeye çıktığımda. gidersem pek bir şey fark etmeyecekti çünkü Bella beni. “Edward. Kaderindeki evet diyeceği kişi ben değildim. dilediğim şekilde asla göremezdi. içlerinde boğuldum. Beni asla sevmeye değecek biri olarak göremezdi. insanların düşüncelerini o kazaya bağlayacak hiçbir şey yoktu. Uyanıp beni burada yakalamış mıydı? Uyuyor gibi gözüküyordu. Bella onu hak ediyor olacaktı. Eğer o salak dansa onu davet eden ben olsaydım. Beni düşlüyordu. Biyoloji’deki ilk gününü hatırladım… bunun vereceği en doğru tepki olduğunu biliyordum. Uzun bir süre. Onu incitmek katlanılamazdı. “Edward. Asla. Lütfen… gitme. Onunla kalmamı istiyordu. önceden olduğum adam değildim. bu kıza aşık olmanın sadece tehlikesindeymişim gibi davranamazdım.” Rüyasında beni görüyordu ve bu kabus bile değildi.” diye içini çekti. Şüphe olmazdı.Yüzüne baktım ve geleceği katlanılabilir hale getirmek için bir yol düşünmeye çalıştım. Yokluğum kimseyi tehlikeye sokmazdı. Ve ben – bir gün. Sessizce içini çekti ve sonra huzursuzca döndü – hala uyuyordu ve rüya görüyordu. Bazı insan erkekler onu cezbetse ya da cezbetmese bile ben onlara rakip olmayı umamazdım. Ben bir canavardım. yine de sesi çok berraktı.” dedi Bella. 81 . ama onları anlatabilecek kadar güçlü kelimeler yoktu. aceleyle yapılmış planlarını iptal edip benimle beraber gitmeyi kabul edeceğini hayal etmek aptallıktı. Bu tek seçeneğimin onu tekrar bırakmak olduğu anlamına mı geliyordu? Diğerleri artık benimle tartışamazlardı. artık. o evet dendiğinde – kendime gidip onu öldürmek için izin veremeyecektim. Başka biriydi. çünkü o her kimse.

Bunu yapabilir miydim? Onunla birlikte olup. Yaşayan taşlar. tamamen donmuştum. Onlar için her zaman öyleydi. Kokusunun beni ateş gibi yakıp geçmesine izin verdim. onu insan bırakabilir miydim? Kasten. Bunun üzerinde çalışacaktım. sevdiğim ve sevmediğim şeyler. bu nadir ve kalıcı bir şeydi. Asla gardımı düşüremeyecektim. O görüş beni şaşırtmıştı – Bella’yı bu ölümsüz yarı-yaşama tutsak edecek ne olabilirdi ki? Şimdi – bu kıza olan arzumda mahvolmuşken – babamdan. Her nefesimi kontrol etmem gerekecekti. hepsi oldukları yerde kalmışlardı. Aşk onları sonsuz ve asla solmayan bir şekilde değiştirmişti. Ama başka bir gelecek daha görüyordum. Alice Bella için sadece iki gelecek görmüştü ve şimdi ikisini de anlıyordum. Oda onun kokusuyla doluydu. Bu aşkı vücudumun her zerresinde hissederek bilinçsiz yüzünü izledim. Hepimiz donmuştuk. derin bir nefes aldım. şimdi canavarı hissedemiyordum. Eğer kendime hata yapma izni verirsem. geleceği başka bir şekilde alt edebilirdim. Limitsiz var oluşum boyunca. Şimdi daha huzurlu uyuyordu. Daha iyisini hak ediyordu. her zaman gece olmalıydı. Benim için de her zaman böyle olacaktı. Onu seviyordum ve o yüzden onu bırakmak için yeterince güçlü olmaya çalışacaktım. Vücudum etten çok kayaya benzeyen bir şeye dönüşmüştü. güneşin doğuyor olması nasıl mümkün olabilirdi? Vampire dönüştüğüm zaman. gereksinim olarak. ölümsüzlüğe takas ederken. değişmez ve dayanıklı. Eğer onu şimdi öldürürsem. ruhumu ve ölümlülüğümü. ama bununla savaştım. onu sevmek beni onu öldürmekten alıkoymayacaktı. ama yine de ona hala ilk aşkın inanılmaz gözleriyle bakıyordu. sadece feci bir kaza olacaktı. Şimdi o kadar güçlü olmadığımı biliyordum. Değişim birimize geldiğinde. ve sonra başka bir soluk. onu içimde hiçbir yerde bulamıyordum. Ben de donmuştum – kişiliğim. Geri kalanı için de aynıydı. Yine de. O zaman şu anda. bu kasıtlı olmayacaktı. eğer dengemi sağlayabilirsem üzerinde yürüyebileceğim ince bir ip. Belki de. değişmeyen bir geceydi. Carlisle Esme’yi bulalı seksen yıldan fazla olmuştu. Eğer onunla herhangi bir ilişki 82 . her zaman bu kırılgan kızı sevecektim. Aşırı derecede dikkatli olmam gerekecekti. Benim için. aşk onu sonsuza dek susturmuştu. dudaklarında hafif bir gülümseme vardı. bu iyiliği nasıl isteyebileceğimi anlayabiliyordum. Onu sonsuza dek tutabilmek için babamdan. gecemin yarısında.Hayatım bitmeyen. Başım döndü. Sonunda ikinci geleceği anlamıştım. ruh hallerim ve arzularım. ama belki. Bunun Carlisle’ın ve bir on yıl sonra Rosalie’nin başına geldiğini görmüştüm. o dönüşümün kavurucu acısında. Her zaman ihtiyatlı bir mesafe bırakmam gerekecekti. affedilemez bir bencillikle. her yüzeye yayılmıştı. hayatını ve ruhunu elinden almasını isteyebileceğimi.

ama ben daha önce ulaştım ve elini soğuk suya sokmak zorunda kalmadan önce aldım. Esme’nin sorgulayan gözlerini görmezden gelerek üzerimi hızlıca değiştirdim. “Bunu nasıl yapıyorsun?” diye sordu. Eh. En azından Alice burada asfaltı çevreleyen ağaçların arasında olduğumu bilmesine rağmen hiçbiri dönmedi.denemesi yapacaksam. Evet. eğer sen dikkatli değilsen bu benim hatam değil. hala kızgındı. İşimi kolaylaştırdı. Kokusunu içime çekerek derin bir nefes aldım. Bu benim onun peşinden koşmayı bırakmamı sağlamazdı. Bunu ona borçluydum. Okula koştum ve kardeşlerimden birkaç saniye sonra okula vardım. Eğildi. “Neyi?” Elini uzattı ve anahtarı avucuna bıraktım. en uzak yerlerden birine park etmeden önce uzun süre Volvo’ma öfkeyle baktı. görünmeden izleyebileceğim bir yerde durdum. buna alışmak zorundaydım. Görmediği başka bir şey var mıydı? Sesimin onun ismini nasıl okşadığını duymuş muydu? 83 . Yüzümdeki heyecanlı ışığı görmüştü ve hem endişe. neredeyse şakaydı. Başka bir yakıcı nefes daha aldım. eğer benimle ilgilenmiyorsa onun için çok daha iyi olurdu. Suratı asık halde park yerine girdi. en iyi şekilde nasıl yaklaşabileceğimi düşünerek. Şimdi bitmiş gibi gözükmesine sevinmişti. hem de rahatlık hissetmişti. plan kurup soluk alarak uyuyuşunu izledim. Şaşırıp dikelirken kamyonetine yaslandım. Kendime gülmek istedim – ya da kendimi tekmelemek. Muhtemelen hala bana sinirli olduğunu – ve iyi bir sebeple – hatırlamak garipti. Yavaşça ilerledim. “Aniden ortaya çıkmayı. Eve diğerleri okul için çıktıktan hemen sonra vardım. Kimse bakmayana kadar bekledim ve sonra ağaçlardan park yerine doğru yürüdüm. Kendini beğenmiş aptalın tekiydim.” diye açıkladı. “Bella. ama bu sırada ona eşit olarak uyarı da verecektim. Doğudaki bulutlardan güneş doğmaya başlayana kadar. Çıkarken kamyonetinin anahtarları parmaklarından kaydı ve derin bir su birikintisine düştü. Eğer benden hoşlanmıyorsa bütün planlarım tartışılabilirdi değil mi? Rüyası tamamen rastgele bir şeyle ilgili de olabilirdi.” Sözler alaycı. Uzun bunalımım acı çekmesine neden olmuştu. Bella’nın kamyonetinin gürültüsünü köşede duydum ve bir Suburban’ın arkasında. Anahtarı uzattım.

Espri anlayışımı beğenmeyerek öfkeyle bana baktı. Dürüst davranma çözümümü hatırladım… “O Tyler’ın iyiliği içindi. Ruh halim değişkendi. “Ve sen yokmuşsun gibi de davranmıyorum. “Biliyorsun. Başka bir kahkahayı yuttum. İşte – aynı ifade vardı yüzünde. Ona bu şansı vermeliydim. ayrıca sana perişan bir şekilde aşığım. Onunla işleri düzeltmek için biraz uğraşmam gerekecekti.” İç çekti. Dünkü yüz ifadesini düşününce kendime engel olamadım.” diye bitirdim. demek istedim. Buna gerçekten inanabilir miydi? Bu kadar gücenmem mantıksızdı – dün gece geçirdiğim değişimi bilmiyordu.” Yüzü kızardı ve bana arkasını döndü. Umursamaz tut. Gerçek değil demiyorum” – ona zarar herhangi bir şekilde zarar vermek istediğimi hayal etmek saçmaydı – “ama yine de bunu söylemek kabalıktı. Onu korkuturdu. “Özür dilerim. bu kabaydı. kendim için değil. “Dünkü trafik sıkışıklığı nedendi?” diye sordu gözlerime bakmayarak. Mutlaka öyle gözüküyor olmalıydı. “Sana bir şey sormak istiyordum. Kalp atışı hızlandı – öfkeden mi? Korkudan mı? Bir süre sonra aşağıya baktı. “Bella gerçekten abes davranıyorsun.” diye rica ettim. Denedim. Ne sormak istiyorsun?” “Merak ediyordum da. haftaya cumartesi…” Yüzünden şok geçtiğini gördüm ve başka bir kahkahayı daha geri yuttum. Şimdiden yeterince öfkeliydi. Duygularımı kontrol altında tutmam gerekliydi… “O zaman beni sinirden öldürmek mi istiyorsun? Tyler’ın minibüsü işi halletmediğine göre?” Ani bir öfke beni çarptı. Vicdan azabı. “Komik olmaya mı çalışıyorsun?” 84 . ama konuyu değiştirdin. “Ben yokmuşum gibi davranacağını sanıyordum. “İyi o zaman. “Sen–” diye soludu ve sonra lafını kesti. anlamazdı. alaycı tutmak en doğrusuydu. ama yine de öfkeliydim. beni sinirden öldürmeye çalışacağını değil. çok fazla yeni duyguyla tanışıyordum. Uzaklaşmaya başladı. Öfkelenmeye hakkım yoktu. bahar dansı günü–” Sonunda gözlerini benimkilere çevirip sözümü kesti.” “Niye beni yalnız bırakmıyorsun?” İnan bana.” Hala çok sinirliydi.” Ve sonra güldüm. Bunu sıradan. “Yine aynı şeyi yapıyorsun.” “Senin çift kişilik problemin mi var?” diye sordu. Eğer gerçekte ne hissettiğimi görmesine izin verirsem. “Bekle. Ah. Durmadı o yüzden onu takip ettim. bitirmek için çok sinirli gözüküyordu.

“Arkadaşım olmaman senin için daha… iyi olur. “Önümüzdeki haftalarda ben de Seattle’a gitmek istiyordum ve dürüst olmak gerekirse kamyonetinin bunu başarabileceğinden emin değilim. Korkmuş muydu. yabancı reaksiyonlar.” “Açıkçası Edward. Hayır der miydi? Eğer derse ben ne yapardım? “Ama kamyonetin bir depo benzinle oraya gidebilecek mi?” “Bunun seni niye ilgilendirdiğini anlayamıyorum. ben onu bırakamazdım. umursamaz davranma becerimi kaybettim. Arkadaşım olmak istemediğini sanıyordum.” dedim mümkün olduğunca sıradan bir sesle. ama belki o çok geç olmadan beri bırakmaya yetecek kadar akıllı davranırdı. teşekkürler. “Benim tabii ki.” dedim yavaşça.” İsmimi söylediğinde bir heyecan dalgası beni çarptı. Buna alış. Özellikle bu noktada.” diye homurdandı.” dedi aynı şaşırmış sesle. Bu da hayır değildi ve kalp atışı ile soluk alıp verişi hızlanmıştı. Aynı anda nasıl hem normal hem de dürüst olabilirdim? Dürüst olmak daha önemliydi. o yüzden bu avantajı zorladım. unutulmuş insan özümü hareketlendirdi. onu bunlarla ilgili sorguya çekmekten daha iyiydi.” Gözlerinin erimiş çikolata rengi derinliklerine bakarken. Garip. Adımlarımı ona uydurdum. “Kısıtlı kaynakların boşuna harcanması herkesi ilgilendirir. “Eh.” Fark etmiştim ki. Rolümü oynayabilmek için onlardan kurtulmaya çalıştım.” dedi alayla. Şimdi her şey açığa çıktı. “Ne? “Seni Seattle’a birinin bırakmasını ister misin?” Bir arabada onunla yalnız olmak –fikri boğazımı yaktı.Evet. Kafeteryan çatısının altında durakladı ve gözleri tekrar benimkilerle buluştu. istemediğimden değil. “Kimin?” diye sordu. “O gün Seattle’a gideceğini duydum ve birinin seni bırakmasını isteyip istemeyeceğini merak ediyordum. gözleri yine büyümüştü ve şaşkındı. seni anlayamıyorum. yine de ilgin için teşekkürler. Kalp atışları tekledi. “Bitirmeme izin verir misin?” Dişlerini yumuşak alt dudağına bastırarak sessizce bekledi. planlarını paylaşmak. “Niye?” Ona eşlik etmeyi istemem gerçekten o kadar büyük bir şok muydu? Önceki davranışlarıma mutlaka en kötü anlamı yüklemiş olmalıydı. Derin bir nefes aldım.” “Ah. “Ama 85 . kendime ciddi olma izni vermekten daha güvenli görünüyordu. Hayır. “Kamyonetim gayet iyi durumda. Bana boş bir yüz ifadesiyle baktı. “Arkadaş olmazsak daha iyi olur dedim. Bu görüntü bir saniyeliğine dikkatimi dağıttı. Kelimelerimi dikkatle seçtim.” Onunla alay etmek. Tekrar yürümeye başladı. Gerçekten hayır dememişti.

senden uzak durmaya çalışmaktan yoruldum Bella.” diye uyardım onu. Bu ona neye mal olacaktı? “Gerçekten benden uzak durmalısın. Beni duymuş muydu? Onu tehdit ettiğim gelecekten kaçar mıydı? Onu kendimden kurtarmak için hiçbir şey yapamaz mıydım? Umursamaz davran.” Oradan kaçarken. öğrenecektim. Kalbi yüksek sesle atarak başını salladı. çok hararetle çıktı. O bana evet demişti. diye bağırdım kendime. kendimi koşmaktan alıkoymak için odaklanmam gerekti. Nefes alıp verişi durdu ve tekrar başlaması için geçen bir saniyede bu beni endişelendirdi. “Sınıfta görüşürüz. “Benimle Seattle’a gelir misin?” diye sordum.” Kelimeler çok. Ama sonra bilincim beni tokatladı. 86 . Evet. Onu ne kadar korkutmuştum? Eh.

Bay Varner botunun ucunu döşemeye takıp gerçekten sandalyesine düşerken onu izledi. İyi şanslar. Tekrar güldüm. gözleri uygun olduğunda iyi bir seçimdi. Şimdi Bella’yla konuşabilir miyim?? 87 . kazadan önce buzda kayışını. diye düşündü şüpheyle. dişleri parlıyordu. O ilk gün sıraya doğru tökezleyişini. başkalarının gözlerinden onu izledim. Geri zekalı. Bana niye bu kadar komik geldiğini bilmiyordum. Yerimi tutmak için hızla kafeteryaya yürüdüm. Düz durma konusunda sorun yaşadığı doğruydu. ama Amerikan Tarihi’nden İngilizce’ye yürürken sesli güldüm ve birkaç kişi bana sakıngan bakışlar attı. Gerçekten sakardı. İç çektim. Bunu daha önce nasıl fark etmemiştim? Muhtemelen hareketsizliğinde çok zarif bir şey olduğu içindi. Mike Newton’ın gözlerinden değil. Angela Weber. Onu kendi gözlerimle görme şansını yakalamak için beklerken zaman inanılmaz bir yavaşlıkla geçti.6. Düşündüm. Kan Grubu Bütün gün kendi etrafımdakilerin hayal meyal farkında. dinlediğim kişilerin Bella’nın sakar olduğunu düşündüklerini duyduğumda şaşırmıştım. Rosalie yanımdan hiç bakmadan geçti. Jasper yürürken bana yarım gülümsedi. haklılardı. ben burada otururken de öyle kalacağı kesindi. Sonunda zil çaldı. kitaplara. Ailem içeri girip yeni bir yerde tek başıma oturduğumu görünce şaşırmadı. dün kapının eşiğine takılışını hatırladım… Ne garip. Alice onları uyarmış olmalıydı. Bütün gün sendelemesini – kaldırımdaki çatlaklara. çünkü onun iğrenç fantezilerine daha fazla katlanamıyordum. Jessica’nınkilerden de değil. Bazen de en iyi görüşü öğretmenler sağlıyordu. Rosalie her şeyi kendiyle ilgili yapıyordu. İlk varanlardan biriydim. Emmett gözlerini devirdi ve kafasını salladı. Alice’in yüzü ışıldıyor. Genellikle boş olan bir masayı seçtim. en çok da kendi ayağına takılmasını – izleyip. boynunun kavisi… Şu anda hiçbir şekilde zarif değildi. Rosalie ile ilişkim hiçbir zaman kolay olmamıştı – onu konuştuğumu duyduğu ilk anda gücendirmiştim ve buradan meyilliydi – ama son birkaç gündür normalden de daha aksi görünüyordu. nazikti – zihni içinde bulunulması kolay bir yerdi. zavallı çocuk. Aklını yitirdi. çünkü Bella’ya olan gücenikliği. beni bu adi kız için güvenli olmayacak şekilde sinirlendiriyordu. başını tutuşu.

İnatçı ol. 88 . “Belki Biyoloji ödeviyle ilgili yardıma ihtiyacı vardır. Bella kaçıracağı için mi üzgündü? Bu pek olası gelmiyordu… Ama buna çözüm bulunabilirdi. okuldan erken ayrıldığımı düşündüğü için üzüldüğüne dair ümitlenme izni verdim ve bu umut beni gülümsetti. O kadar şaşkın görünüyordu ki onunla tekrar alay etmek istedim. Bugünün Biyoloji çalışmasını unutma. Derin bir nefes aldım. dedim tekrar tekrar kendime. Göz kırptım ve ağzı. İyi. eğer isteseydi.” diye fısıldadım. Jessica dans hakkında konuşmaya devam ediyordu. Karşımdaki sandalyenin arkasında durdu. sadece neyi rahatlatıcı bulacağını bilmiyordum. diye hatırlattı bana. Tamamen düz döşemeden başka hiçbir şey olmamasına rağmen bana doğru gelirken iki kere sendeledi. ama Bella cevap olarak hiçbir şey söylemedi. Kapıdan içeri girdiği anda gözleri kardeşlerimin oturduğu masaya kaydı. Yanına gidip onu bir şekilde rahatlatmak için çok güçlü bir arzu hissettim. “Seni mi kastetti?” diye sordu Jessica kaba bir şekilde. Bella’nın gelmesini beklerken. Tekrar iç çektim. umursamaz ol. onu Jessica ile kafeteryaya yürürken arkalarından gelen bir birinci sınıfın gözlerinden takip ettim. sonra alnı kırıştı ve gözlerini yere indirdi. “Acaba bugün niye yalnız oturuyor?” Jessica’ya minnettardım – şimdi daha da dargın olmasına rağmen – çünkü Bella başını kaldırdı ve gözleri benimkiyle buluşana kadar etrafı taradı.” dediğini duydum Jessica’nın. Bu doğru muydu? Bundan daha fazla besine ihtiyacı yok muydu? Bir insanın beslenme düzenine daha önce hiç dikkat etmemiştim. Şimdi yüzünde hiç üzüntü izi yoktu. Bir an baktı.” Bu başka bir evetti. tereddüt etti. bunu unutmamıştım. İnsanlar çileden çıkarıcı derecede kırılgandı! Endişelenecek milyonlarca farklı şey vardı… “Edward Cullen yine sana bakıyor. Sadece an meselesi. Böyle görünmesine neyin sebep olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Çok… üzgün görünüyordu. Beni burada fark etmemişti. bu sefer ağzımdan değil burnumdan. Jessica dansla ilgili lak lak ediyordu.“Bu işten uzak dur. Jessica ona pek şans vermediğinden değil. “En iyisi gidip ne istediğine bakayım.” dedi alçak. Öğle yemeği için sadece bir içecek aldı. emin olmayan bir sesle. Parmağımla bana katılmasını işaret ettim. Kendime. Hayır. Başımı salladım. yine şaşkınlıkla açıldı. Gerçekten bunu daha önce nasıl kaçırmıştım? Sanırım sessiz düşüncelerine daha çok dikkat ediyordum… Başka ne kaçırmıştım? Dürüst ol.

Konuşmasını bekledim. “Beni yine kaybettin.” “O zaman. “Hiçbirini anlamıyorum. “Merak etme.” Ve görüşüne göre.” İyi. “Artık yapmak istediğimi yapacağım ve işleri kendi haline bırakacağım. Sonunda “Bu tuhaf. “Sanırım arkadaşların seni çaldığım için bana kızgınlar. “Seninle konuşurken hep çok şey söylüyorum – problemlerden biri bu. en azından bunu doğru düzgün yapabileceğime karar verdim. Bana bakarak bekledi. Onun yakınında olunca düşüncelerime anlam veremiyordum.” Bu onu endişelendirmiş gibi gözükmedi. “Ben de buna güveniyorum zaten. “Cehenneme gidiyor olduğuma göre. “Atlatırlar.” Bu gerçekten komik olmamalıydı… Kaygılanmalıydı. “Biliyorum.” Kalanıyla karşılaştırılınca oldukça önemsiz bir problem. Yüz ifadesine güldüm. O zaman kalacaktı. Gergin görünüyordu.” Bunu bana ne söyletmişti? En azından dürüsttü ve belki de sözlerimin içerdiği açık uyarıyı duymuştu. şimdi arkadaş mıyız?” 89 . sanki cümlemi yarım bırakmışım gibi. Bencilliğimi görmesine izin ver.” Arkasından doğru bana bağıran düşünceleri duymazdan gelmek zordu – ve zaten konuyu değiştirmek istiyordum. “Bugün niye benimle oturmuyorsun?” diye sordum ona. sesinin çatlaması da yardımcı olmadı. “Pekala…” Durakladım. “Senden uzak durmaya çalışmaktan yoruldum. O yüzden pes ettim. yoksa dalga geçmeye mi çalıştığımı bilmiyordum bile. “Şaşkınım aslında… Tüm bunların sebebi ne?” “Sana söyledim. Kalkmadı.” Bu yeterince dürüsttü. Bunun onu uyarmasına da. “Hayır. “Kaygılı görünüyorsun. “Evet – iyi olmaya çalışmaktan vazgeçtim. Belki kalkıp yürüyebileceği en hızlı şekilde yürüyerek buradan uzaklaşması gerektiğini anlardı.” Dürüst olmaya mı.” Biraz çabayla gülümsememi yerinde tuttum.” diye hatırlattım. normal olmaya çalışmaktan da vazgeçmiştim. ama fiziksel kabulü başka bir evetti.” Durumun böyle olmasına sevinecek kadar bencildim.” dedi ben devam etmeyince.” “Seni geri vermeyebilirim ama. Bu iyi gitmiyordu – aynı anda hem dürüst hem de normal davranmak.” Kötü bir yalancıydı. diye düşündüm. “Ne demek istediğin hakkında hiçbir fikrim yok. Rahatladım ve gülümsedim. Bana bakarak sandalyeyi çekti ve oturdu.Yanmayı hisset.” diye güvence verdi bana. “Pes mi ettin?” diye tekrarladı şaşırarak. Bella yüksek sesle yutkundu.” dedi.

” dedim yine çok gergin bir şekilde.Düşündüm. ama kazara onu gücendirdiğimi tahmin ederek özür dilercesine gülümsedim. gülümsememi yerinde tutup yüz hatlarımı olduğu şekilde kilitledim. “Pek değil. Eğer zekiysen benden kaçarsın. gerçekten daha kötü olamazdı. Ne kadar duygusal. “Şansın yaver gidiyor mu?” diye sordum sesi tonumu olabilecek en normal düzeyde tutarak.” dedi yavaşça. Havadan bunu tadarak derin bir nefes aldım. “Ya da değil. Bu kadar açık bir şeyin farkında olmamasını umamazdım.” 90 . “Teorilerin neler?” Ne sonuca varmış olursa olsun. “Bana söylemez misin?” Cesaret verici şekilde gülümsedim. “O zaman. Kafasını salladı. ama seni uyarıyorum.” diye mırıldandı utanmış gözükerek. “Arkadaş…” diye tekrarladım. ikiye bölünerek – sonunda duyup anlamasını diledim. Eski merak bana işkence etti. Yanakları parlak kırmızıya döndü ve bir şey söylemedi. “Ben… akıllı olmadığım sürece. ben senin için iyi bir arkadaş değilim. Kalp atışları hızlandı.” Cevabını bekledim.” Neyi kastettiğinden emin değildim. ama eğer denerse kaçmasına izin verir miydim? Gözleri kısıldı.” Elindeki limonata şişesine dalgınlıkla baktı. Havada bunun sıcaklığını hissedebiliyordum. “Ne düşünüyorsun?” diye sordum – sonunda bunu sesli sorabilmek büyük bir rahatlıktı. insanlar üzerinde işe yarıyordu. İkna edici ses tonumu kullanmayı denedim. çünkü beni dinlemiyorsun. Onu o kadar sevmediğimi mi düşünmüştü? Gülümsedim.” “Evet. “Çok utanç verici.” Ah. “Senin ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Tabii ki bunu merak ediyordu. Yeterli değildi. “Deneyebiliriz sanırım. “Sanırım zeka düzeyimle ilgili fikrini de açıklığa kavuşturdun. arkadaş olmayı deneyecek miyiz?” “Kulağa doğru geliyor. “Bunu çok söylüyorsun. “Hala inanmanı bekliyorum. eğer anlarsa ölebileceğimi düşündüm. Bana baktı ve yanakları açık pembe renge gelirken soluk alıp verişi hızlandı. Bu derece insana dönüşüyordum. Aptal değildi.” Panik vücudumdan geçerken. Kulağa geliş biçimini beğenmemiştim.” Ani rahatlıkla güldüm.

Tahminleri niye onu utandırıyordu? Bilmemeye dayanamıyordum. O kadar hiddetliydi ki gülmemi sağladı. Bekledim. diyelim ki o kişi pek çok garip şey yaptı – imkansız koşullar altında hayatını kurtarmaktan. Kesinlikle değildim. tamamen adildi. “Ben değilim.” dedi buz gibi bir sesle. Devam etti. Bunlar da gerçekten hiç sinir bozucu değil.” dedim.Ugh. Limonatasını açtı ve gözleri masada. Gözlerinde aniden şimşekler çaktı ve kelimeler dudaklarından normalden daha hızlı döküldü. Bunun niye rahatsız edici olduğunu hayal edemiyorum. “Ne?” diye sordu. Tekrar güldüm. senin düşüncelerini söylememen niye sinir bozucu olsun ki?” Haklı olduğunu anladığımda üzülüp. Adil davranmıyordum.” Her şeyin istisnası olmak zorunda mıydı? Şimdi uğraşmak zorunda kaldığım her şey düşünülürse. Uzağa baktı. “Hayır. “Aç değil misin?” diye sordum.” “Benim dışımda tabii ki. Bilmemek her şeyden kötüydü. değil mi?” Bu şimdiye kadar yaptığını duyduğum en uzun konuşmaydı ve bana listeme eklemek üzere yeni bir nitelik verdi. Sana söyledim. senin dışında. “Biraz sinirli birisin değil mi?” “Çifte standartlardan hoşlanmıyorum. 91 . biliyor musun?” Şikayetim onda bir şeyi ateşledi. kaşlarımı çattım. “Kimden bahsettiğini bilmiyorum. “Hayır. “Bu gerçekten sinir bozucu. “Ama her halükarda yanıldığından eminim. pek çok insanı okumak kolaydır.” “Evet. zihninden en azından bir şey duysam daha adil olmaz mıydı? Çok şey mi istiyordum? “Niye olduğunu merak ediyorum. Onun yanında nasıl herhangi bir doğru şey yapabileceğimi düşünerek Bella’ya baktım. bir yudum aldı. “Sen?” “Hayır.” Tabii ki. ertesi gün sana toplum dışı biriymişsin gibi davranmaya kadar… ve söz verdikten sonra bile bunların hiçbirini açıklamadı.” Denemesini görmeyi çok isterdim. “Ya da.” Onu sahiplenmeyişinden çok keyif aldım. değilim. Mike Newton’ın kafasındaki sessiz bağırış dikkatimi dağıtana kadar.” Aramızdaki boş masaya baktı. Bütün bu zaman boyunca geceleri senin uykularını kaçırma amaçlı üstü kapalı laflar söyleyen birine. Dudaklarını bükerek masaya baktı. “Erkek arkadaşın seni rahatsız ettiğimi düşünüyor – gelip kavgamızı ayırıp ayırmama konusunda kendisiyle tartışıyor.” Gözlerine baktım. sinirinde bile. tekrar deneyerek.

ne?” diye sordu. sonunda işe yaradı.” diye rica ettim. “Sadece bir teori – gülmeyeceğim. “Bir tane.” dedi yukarı bakarak. İkna edici olmayı bir daha denedim.“Bana bir iyilik yapabilir misin?” diye sordu aniden tekrar bana bakarak.” Kızardı. “Ee. Beni şaşırtıp tatmin ederek.” 92 . radyoaktif bir örümcek tarafından ısırılmış olabilir misin?” Çizgi romanlar? Güleceğimi düşünmesine şaşmamalıydı. gözlerine bakarak. bu üzerinde çabaladığım tepki değildi.” “Örümcekler yok mu?” “Hayır. “O zaman karşılığında bir cevap alabilir miyim?” diye sordum umutla. Pekala. “O değil. Ne sorunu vardı? Ama henüz pes etmiyordum.” Uyarı mı istiyordu? O zaman tarafımdan görmezden gelinmek mutlaka kötü bir şey olmalıydı… Gülümsedim.” Beni burada yakalamıştı. “Merak ediyordum da…” dedi yavaşça. Benden ne isteyecekti? Söylemeye iznim olmayan gerçeği – hiç öğrenmesini istemediğim gerçeği – sorar mıydı? “Bu ne istediğine bağlı. “Teşekkürler.” “Ve sen de sözünde durmadın. peki. elimde sadece bu var. rahatlığımı gizlemeye çalışarak.” Bu beni daha da çok rahatlattı. “Kulağa adil geliyor. Gözlerinin derinliklerine baktım – zaten çok derin oldukları için kolaydı – ve fısıldadım. “Üzgünüm. Başı dönmüş gibi görünüyordu. “Iı. sadece bana bir cevap için söz verdin. Onunla tekrar dalga geçebilirdim.” “Çok bir şey değil. yumuşak ve korkutucu olmayan sesimle.” “Bana bir teorini söyle. “Pek de yaratıcı değildi” dedim.” diye söz verdi.” Bununla ilgili herhangi bir şeyin komik olabileceğini hayal edemememe rağmen çok emin gözüküyordu. Yüzü o kadar rahatlamış görünüyordu ki kendi rahatlamama gülmek istedim. “Lütfen bana sadece bir küçük teorini söyle. “Acaba bir daha beni kendi iyiliğim için görmezden gelmeye karar verdiğin zaman beni uyarabilir misin? Böylece kendimi hazırlayabilirim.” diye kabul ettim.” “Sınır koymadın.” “Evet güleceksin. limonata şişesine bakıp serçe parmağını kapağın etrafında gezdirirken. Yine merakla bekledim. “Lütfen?” Gözlerini kırpıştırdı ve yüzü ifadesizleşti. “Yaklaşamadın bile.

Bu onunla son anım mıydı? Şimdi kaçar mıydı? Gitmeden önce ona. “Arada sırada dersleri asmak sağlıklıdır. “Keşke denemesen.” dedi. Düşüncelerim bir kargaşa içindeydi. Bella’nın yerine onu izledim. Elimi masanın karşısına uzatıp limonata şişesini aldım.” dedi. Yine de sözlerimin daha az tehditkâr çıkması için gülümsemeye çalıştım. Bu beni şaşırtmadı.” diye fısıldadı duru gözlerinde hiç korku olmadan kafasını sallayarak. ondan uzak dururdum. onu sevdiğimi söyleyebilir miydim? Yoksa bu onu daha çok mu korkuturdu? “Ama kötü değilsin. “Ah.” dedi. vampirlerin.” diye iç çekti.” “Tüh. “Kriptonit beni rahatsız da etmiyor” dedim çabucak – ısırıklarla ilgili bir şey sormadan önce – ve sonra gülmek zorunda kaldım çünkü bir süper kahraman olduğumu düşünüyordu. Bay Banner bugün kan grubu ölçümü yapacaktı. Tam ben bir şekilde sessiz uyarımı duyduğundan endişelenmeyi başlamışken “Geç kalacağız.” Tabii ki kötüydüm. Ayaklarının üzerine zıpladı. kaçacaktı. “Önünde sonunda bulacağım. insan kanı döküleceği günlerde okulu asması sağlıklıydı. kaç.“Ve radyoaktivite?” “Hiç. “Çünkü…?” Ona dürüstlük borçluydum.” “Yanılıyorsun. Alice sabahki dersini asmıştı.” dedim bütün alaycılığım giderek. Daha değil. “Gülmemen gerekiyordu hatırladın mı?” Dudaklarımı birbirine yapıştırdım. “Peki. “Ben sınıfa gitmeyeceğim. Beni sonunda duymuştu. Benden gerçekten korkmuyordu. “Sen tehlikeli misin?” Soluğu hızlandı ve kalbi yarıştı. Kendime sözleri yüksek sesle söyletemedim. Kaç Bella.” dedi. kötü olduğuna inanmıyorum. Cevap veremedim. Sorumluluk sahibiydi – her zaman doğru şeyi yapıyordu. 93 . “Ya bir süper kahraman değilsem? Ya ben kötü adamsam?” Gözleri biraz büyüdü ve dudakları hafifçe aralandı. ben gidiyorum.” dedi.” “Niye?” Çünkü seni öldürmek istemiyorum. “Hayır. Aniden yakınında olan elimden geri çekilmedi. “Anlıyor musun?” diye sordum ıstırabımı saklamaya çalışarak. Ve bir saniye geçtikten sonra “Anlıyorum. Ve bulduğunda. Kapağı bir topaç gibi döndürüp. O beni hak ettiğimden daha iyi düşünüyor diye şimdi keyif almıyor muydum? Eğer iyi biri olsaydım.” Açık olmak gerekirse.

bu beni çekebilirdi.” diye inledi. gözlerini daha da sıkı kapattı. İçgüdüsel olarak. çarpıcı bir armoniye gelişene kadar çaldım. Gözden kaybolana kadar bekledim ve sonra kapağı cebime koydum – bu en önemli konuşmamızdan bir hatıra – ve yağmurun içine arabama doğru ilerledim. Adını haykırdığımda cansız yüzünde hiçbir değişiklik olmadı. Bu paniğimin bir kısmını yok etti. En sevdiğim sakinleştirici CD’yi koydum – o ilk gün dinlediğim CD – ama Debussy’nin notalarını uzun süre duymadım. nefesimi tuttum. Bayılacak mı? Ne yapacağım? diye düşündü Mike panikle. Onu izlerken. “Bella. Yaklaşırken dikkati üzerime çekmemeliydim. akan kanı tamamen başka bir şey. ama zil çaldı ve aceleyle gitti.” 94 . İnsan adımlarıyla yürümek zorunda olmak delirticiydi. beyaz teni yeşile dönerken. Kafamda başka notalar çalıyordu. Teybi kapatıp kafamdaki müziği dinledim. Mike Newton Bella’nın yumuşak vücudunu kaldırıma doğru alçaltıyordu. “Sanırım bayıldı. Sonra kalbinin atışını ve düzenli nefes alıp verişini duydum. Olduğum yerde durdum. “Bella?” diye bağırdım. “Sorun ne – incindi mi?” diye sordum Mike'ın düşüncelerini odaklamaya çalışarak. Beni duyabiliyor musun?” “Hayır.Benim tam tersimdi. Neredeyse arabanın kapısını sökecektim. Beyaz kartların üzerinde kırmızı damlalar… Kan grubu ölçümü. İleri doğru baktım.” Rahatladım ve tekrar nefes aldım. rengi bir ceset kadar griydi. Bella’nın yüzü masamızdayken. “Git başımdan. yeni bir beste gerçekten geliyordu. Ah. “Sonra görüşürüz o zaman. hoşuma giden ve ilgimi çeken bir melodinin parçaları. Tereddüt etti ve bir anlığına benimle kalacağını umdum. Islak betona tepkisizce çöktü. Yüz yarda ileride. Mike’ın zihninden hızla geçen anıları gördüm. Eskiden. aynı anda hem endişeli ve hem de içerlemiş bir şekilde. Mike Newton’un küçük yarasından akan kanın kokusunu alabiliyordum. Ve. tehlikeli şekillerde. parmaklarım havadaki hayali piyano tuşları üzerinde hareket ediyordu Dikkatim bir iç ıstırap dalgası tarafından çekildiğinde. Biyoloji sınıfından resimler.” dedi Mike. bu arada sana tapıyorum… korkunç. gözleri kapalıydı. Bütün vücudum buzdan daha da çok soğuk hale geldi. Kokusu bir şeydi. Mike müdahaleme sinirli bir şekilde yanımda sallanırken Bella’nın yanında diz çöktüm.” dedim yine normal gözükmeye çalışıp dönen kapağa bakarak. “Ne olduğunu bilmiyorum. parmağını deldirmedi bile.

” diye soludu kollarımdaki külrengi kızı gördüğünde.” dedi. yarı-minnettar ve yarı-üzgün halde Bella’yı nazikçe kaldırımdan kaldırdım ve sadece kıyafetlerine dokunarak.” Burada kalıp o zavallıyla tartışmayacaktım. kaslarım gergindi ve zehrim akıyordu. anlamıştı. Gözlerine baktım ve kusursuz bir güvenle yalan söyledim. 95 . Onu eski püskü yatağa yatırırken hemşirenin şaşkınlığını duydum. “Hayır. Dudakları hala beyazdı. Bayan Cope aceleyle hemşirenin ofisinin kapısını açtı. peki. Kollarımdan bıraktığım anda odanın diğer tarafına geçtim. “Ve kendi kanının bile değil.Rahatlık öyle şiddetliydi ki güldüm. “Aman Tanrım. çok istekliydi.” dedim sırıtarak çünkü zayıf mide ve dönmüş baştan başka hiçbir sorunu yoktu. hayal gücü kontrolden çıkmadan önce.” Başını salladı. “Geçecektir.” dedi Bella.” diye itiraf etti Bella. vücutlarımız arasında mümkün olduğunca fazla uzaklık bırakarak onu kollarıma aldım. “Ama daha ileri gidemedi.” diye açıkladım. kanın görüntüsünden mi bayıldın?” Daha ironik hale gelebilir miydi? Gözlerini kapadı ve dudaklarını birbirine bastırdı. “Beni kaldırıma geri bırak. Bu hemşirenin dikkatini çekmeme neden oldu. Arkamızdan Mike’ın karşı çıkan bağırışını zor duydum.” “Biraz yat tatlım. benden uzağa. O iyiydi.” dedi Bayan Hammond. Ofisin önündeydik.” dedim. afalladı. “Biyoloji’de kan grubu ölçümü var. Bayan Hammond başını salladı. “Onunla kalmam gerekli. Bunu benim yapmam gerekiyor.” dedi Mike.” diye güvence verdim Bayan Hammond’a. Kapı bir santim açıktı. Mike’ın dişleri birbirine kenetlendi. Niye Bella bu kadar zor olmak zorundaydı. Ona dokunmayı gereklilik haline getiren durum nedeniyle. “Şimdi sınıfa dönebilirsin. Bayan Cope zıpladı. Bu onda gayet iyi işe yaramıştı. Kahkahamı öksürük olarak yutturmaya çalıştım. tekmeleyerek açtım.” Hmm. “Bu sık sık oluyor mu?” diye sordu hemşire.” “Biliyorum. heyecanlı ve korkak. “Biyolojide bayıldı. “Onu hemşireye götürüyordum. “Sadece bayıldı.” dedi.” diye ekledim. “Bazen. “Her zaman bir tane olur. Sen sınıfta dönebilirsin. sırıtmam genişleyerek. Bella’nın gözleri tekrar açıldı. Gözleri birden açıldı. Merak ediyorum da… Ah. onu izledi. “Berbat görünüyorsun.” “Ben onu alırım. “Yani. Vücudum çok heyecanlı. Onu güvenceye almak için acele ediyordum – başka kelimelerle.

” “Ha ha” dedi. Dudakları pembeye dönmeye başlıyordu.” diye iç çekti. CD dinliyordum. Kan hala Lee’nin elinden akıyordu. “Bir tane daha var. “Ah.” Mike Lee Stevens’ı kapıdan içeri soktu. sanki sıradan cevabım onu bir şekilde şaşırtmış gibi.” dedi Bayan Cope. “Sanırım iyiyim.” dedim sesimdeki eğlenceyi tutmaya çalışarak. “Haklıydın.” diye inledi Bella gözlerini kapatarak. Biraz uyumsuzlardı. hayır. Ne kastetmişti? En kötü sonuca zıpladım: uyarılarımı kabul etmişti.” 96 .” diye iç çekti. şimdi ekşiydi. Ah. “Bunu bilemezsin.” dedim – sesini tekrar duyabilmek için diyalogu tekrar başlatarak. alt dudağı üstle denkleşmek için biraz kalındı.” dedi hemşire.” dedi Bella ve buz torbasını iterken oturdu.” Şaşkın gözlerle bana baktı. O kadar. gözlerime bakmaktan – normal bir insanın olması gerektiği gibi – rahatsız olarak ve odadan çıktı. “Orada bir dakikalığına beni korkuttun. “İşte. Kendisiyle ilgilenilmesinden hoşlanmıyordu. “Buna ihtiyacım yok. Nazikti. Endişesi sadece acıdığı içindi. “Newton’ın cesedini ormana gömmek için sürüklediğini düşündüm. bu fikirle neşelenerek. Ona yaklaşmak istedim. tekrar rahatlık. “Ama bu sefer hangi konuda?” “Dersi asmak sağlıklıdır. “Genelde öyleyim. “Güven bana – çık. Bayan Hammond elinde buz torbasıyla geldiğinde gözlerini tekrar açtı.” dedim ona.” Bu hakikaten doğruydu. “Zavallı Mike.” dedi buz torbasını Bayan Hammond’a vererek.” Yüzü daha iyi gözüküyordu – yarı saydam teninin altındaki yeşil ton silinmişti. Sonra sessizleşti. “İddiasına varım ki çılgına dönmüştür.” Yüz ifadesi birden değişti. “Cinayetinin intikamını almak zorunda kalacağım için endişelenmiştim. Ofisten çık Bella. Tabii ki. Bella ilgi odağı olmaktan kurtulmaya istekli bir şekilde çabucak zıpladı.” “Beni nasıl gördün? Dersi astığını sanıyordum. “Arabamdaydım.” Hiddet beni çarptı.” “Yüzünü gördüm – söyleyebilirim. ki bu iyi bir fikir değildi. “Gerçekten – daha iyi renkli cesetler gördüm. Dudaklarına bakmak garip hissetmeme neden oldu.“Alnın için biraz buz alıp geliyorum canım.” ve alırdım da. ama çabucak zaptettim. Sadece yavaşça nefes alıp verdi. “Benden kesinlikle nefret ediyor.

sınıfa doğru gitti. Küçük burnunu buruşturdu. ama ben bunu göremiyorum. Çok… çok kusursuz.” “Beden dersinde görüşürüz o zaman. Elim ona bazı görgü kurallarını öğretmek isteyerek seğirdi. İnsan gibi davranıyordu… bir nevi. geleceğimi söylemiştim.” dedi ona kaba bir şekilde.” diye cevapladı aksi bir şekilde. “Kanın kokusunu aldım. O gerçekten insan mıydı? İnsan gibi gözüküyordu. “Saat onda babamın dükkanında buluşuyoruz. Kendimi kontrol etmeye çalışarak hareketsizce tezgaha yaslandım.” Bu bir ilkti. zengin sanırım. Bana bakmak için döndü. “Tabii. “Artık kanamıyor.” Bu çok iyiydi. Bu bir grup gezisiydi gerçi. Bakır… ve tuz gibi kokuyor. Sallanan saçı elimi okşadı. Kızlar onun çekici olduğunu düşünüyor. ben alabiliyorum – beni hasta eden de bu. “Evet. Kendimi hevesli hissettim. sanırım…” diye söylendi. bu bir grup gezisiydi.” Ve Cullen davetli DEĞİL. ama şimdi onun yerine ekstra vakit kazanmıştım. Yine de sinirliydim. İnsan gibi kokuyordu – daha iyi aslında.” “Görüşürüz. Kıskançlık. Bahse girerim ki babası hepsinin üzerinde plastik cerrahi denemeleri yapmış.” Hala ona bakarken yüzüm dondu.” Yani ona da evet demişti. Başka öğrencilerin kafasında görmüştüm. bunu bana söylediğini sandım. “Sınıfa geri dönecek misin?” “Dalga mı geçiyorsun? Eğer gidersem sadece geri dönmek zorunda kalırım.” dedi. “Beni gerçekten dinledin. diye ikna etmeye çalıştım kendimi. İnsan gibi yumuşaktı. Sadece ikisi değildi. Onu santimler uzakta takip ettim. “Hiçbir şey. bu hafta sonu geliyor musun? Kumsala?” Ah. Hayır. “Orada olacağım. Daha fazlası değil. Kendime dikkat etmem gerekecekti. ama insan gibi düşünmüyordu ya da cevap vermiyordu. planları vardı. “Sadece elini cebinde tut. “Ee. yoksa bu iğrenç çocuğu gerçekten öldürecektim.” Düşünceleri öfkeyle dolu. Sadece arkadaşlarla bir gün geçirecekti.” Ona şaşkınlıkla baktım.” “Eh. “İnsanlar kan kokusunu alamazlar. O ucubede ne buluyor? Tabii.Döndü ve kapı kapanmadan yakalayıp ofisten aceleyle çıktı. Onunla olan bütün saatimi kaçıracağımı düşünmüştüm. Vahşi bir saniye için. Bu 97 .” O sırada Mike Newton gücenmiş. Öfke beni olduğum yerde dondurdu. “Daha iyi görünüyorsun. susuzluktan daha çok acı vererek yaktı. Başka ne ihtimal vardı? “Ne?” diye sordu. sert düşünceleriyle bizi odaya girerek bizi böldü.

“Bayan Cope?” diye sordum tekrar ikna edici sesimi kullanarak. Gözleri kapalıyken.” Ona pek dikkatimi vermiyordum. Bunda gittikçe iyiye gidiyordum. dudaklarında hafif bir gülümsemeyle yüzünü hafif yağmura doğru kaldırmasını izledim. tekrar bayılmış gibi görünüyordu. düşünce aşamasında verdiği hasardan keyif alarak baktım. ama Bella ne zaman diğer insanlarla aynı tepkileri vermişti ki? Umutlanmamalıydım. beni öldürmeyi düşündüğüne yemin edebilirim… Ucube… Mike tamamen haksız değildi. “Yürümeyi tercih ederim. Bu yeni ihtimali keşfediyordum.yüzden hepsi çok beyaz ve çok güzel. korktuğu için değil. Umarım Bella buna dikkat ediyordur.” Bella zayıfça başını salladı – biraz abartılı rol yaparak.” Dediğimi yaptı. Bayan Cope odaya girip masasına yerleşirken. kendini toparla! “Evet?” Bu ilginçti. bu beni fiziksel olarak çekici bulduğu içindi. Bazen bana baktığında. Yürümek isteyeceğini biliyordum – aciz olmak istemezdi. Çok fazla hatta. “Beden. Gözleri kapalı olarak. Geçmiş olsun Bella. Bundan oldukça hoşlanmıştım. Niye olduğundan emin değildim. Nefes almaya cesaret edemedim. Onun yanına gittim ve yüzüne doğru eğildim. teninden yayılan sıcaklığı dudaklarımda hissedebiliyordum. Çok genç. Ona baktım ve yine bir şey için üzgün olduğunu gördüm. Bu doğal değil. Mümkün müydü Bella’nın…? Bayan Cope cevap vermeden önce sesli şekilde yutkundu. onu şimdi eve götürmem gerektiğini düşünüyorum. Onu dersten affedebilir misiniz?” Derinliksiz gözlerine. Aslında.” diye mırıldandım. halloldu. önemsemez. Bayan Goff’ın dersi. “Bunu halledebilirim. “Bella’nın bir sonraki dersi Beden Eğitimi ve yeterince iyi hissettiğini sanmıyorum. Gülümsedim ve Bayan Cope’un nefes alıp veriş sesi yükseldi. Hmm. “Yürüyebilir misin yoksa seni tekrar taşımamı ister misin?” dedim. İnsan kadınlarının yanında buna alışmıştım… yine de Bella’nın yarışan kalbi için bu açıklamayı düşünmemiştim. ama Mike ile bir sonraki sınıfına gitmek istemediği açıktı ve ben bu plana vardım. diye düşündüm alayla. Bir an dengesini kontrol etmek için tereddüt ederek ayağa kalktı. Bella’nın beni diğer insanlar gibi çekici bulduğuna inanmak isterdim. Bir insanın vermesi gereken tepki buydu. “Tamam. Yine doğru. Sekretere döndüm. “Git ve soluk görün.” dedi. Kirpikleri titredi ve kalbi hızlandı.” diye tekrarladı Bella sessizce inleyerek. “Senin de özre ihtiyacın var mı Edward?” “Hayır. Rengi henüz tamamen dönmemişti. arkamdaki sandalyelerden birine oturup başını duvara dayadı. Shelly Cope’un nabzı hızlandığında. Ne düşünüyordu? Hareketiyle ilgili bir şey 98 . Ve bir nevi… korkunç. Kapıyı onun için açtım ve yağmurun içine yürüdük.

bu ıslak yerde bile. onu arabama doğru yavaşça çektim. Hareketim hakkında düşünmeden. “Ne varmış durumda?” diye sordu. çoktan pes etmişti. “Beden dersini kaçırmak için hasta olmaya değer.” İleri yürümenin yeterince zor olduğunu bildiğim için. Orada güneş ışığından kaçma şansı pek yoktu. Mike kumsal demişti gerçi. “Bırak gideyim!” dedi. uzandım ve onu yağmurluğunun arkasından yakaladım. ama gerek kalmadan kendini doğrulttu. Her neyse.” dedim. Normal insan kızlar çiseleyen yağmura doğru yüzlerini böyle kaldırmazlardı. Aniden durdu. yani?” Sesi umutlu çıkmıştı. zaten Emmett eğer planlarımızı iptal edersem çok sinirlenirdi.” Onunla olan zamanımı uzatmak için neler yapabileceğimi düşünerek kampüse doğru baktım. Gidemezdi. ama düşünecek pek çok şey vardı. “Mike-schmike” dedi tekrar reddeden bir ifadeyle. Bella hiç makyaj yapmıyordu. “Sen gidiyor musun? Bu cumartesi. Ve evet demek istedim. “La Push’a. First Kumsalı'na. Genişçe gülümsedim. Mike Newton’la değil. Ve sonra benden uzağa yürümeye başladı. Ona dokunmak için bahane arıyor olmamalıydım. “Her zaman.” Lanet olsun. bu Cumartesi güneş parlıyor olacaktı… “Tam olarak nereye gidiyorsunuz?” Sesimi sanki çok bir şey ifade etmiyormuş gibi sıradan tutmaya çalıştım.” dedi bunun beni sinirlendirmesine şaşırarak. normal insan kızlar genelde makyaj yapardı. ama her halükarda Seattle seyahati için pratik yapmam gerekiyordu. “Davet edildiğimi hiç sanmıyorum. “Eve gidiyorum. yapması da gerekli değildi. Bu daha kısa bir yolculuktu. Benimle olmak istiyordu. 99 . İmkansızdı o zaman. Onunla yeterinde vakit geçirmemiştim. “Teşekkürler” dedi şimdi bana gülümseyerek.” İç çekti. “Demin seni davet ettim. “Seni eve sağ sağlim götüreceğime dair söz verdiğimi duymadın mı? Bu durumda sana araba kullandırır mıyım?” Bundan hoşlanmayacağını biliyordum. Ah. Mesela. “Ve kamyonetim ne olacak?” “Alice okuldan sonra evine bırakır. şimdi değil.garip gözüküyordu ve çabucak bu pozun niye bana yabancı geldiğini anladım. ona o kadar yakın olup olamayacağımı görmem. Onu yakalamak için bir elimi uzattım. Kozmetik sanayisi onun gibi bir tene sahip olmak için uğraşan kadınlar üzerinden milyarlarca dolar kazanıyordu.” Zavallı Mike’ı kendim kırmayı düşündüm ve bu resimden son derece büyük bir keyif aldım. Alayla gülerek ona baktım. yolunu değiştirirken neredeyse düşüyordu. Kırılmasını istemeyiz.” “Sen ve ben zavallı Mike’ı bu hafta daha fazla zorlamayalım. umudu yatıştırıcıydı. “Nereye gittiğini sanıyorsun?” Beni bırakıp gittiği için neredeyse kızgındım.

Boğazımdaki alevlere karşı yutkunmayı ve başka bir şey düşünmeyi denedim “Annen nasıl biri?” diye sordum dikkatimi dağıtmak için. Alt dudağı inatçı bir şekilde çıkıntılık yapıyordu. Gerçekten o kızla bir ortak noktamız vardı. “Bana çok benzer. Yağmur hızlanmasına ve soğuk ile ıslağı sevmediğini bilmeme rağmen. 100 . Saçından deriye su damladı ve botları gıcırdadı. “Bu tamamen gereksiz. Bana nasıl hissettirdiğini düşünerek bunu izledim… Aniden teybe baktı ve gözleri büyüyerek gülümsedi. Su gür saçlarını sırılsıklam ediyor. “Çok ısrarcısın!” “Kapı açık. Burnumdan dikkatlice soludum. Anlık dikkat dağınıklığını nefes almayı denemek için kullandım. “Clair de Lune?” diye sordu. Aptalca bir şekilde. vücudunu hala dışarıda. “Annem evde çok fazla klasik müzik çalar – sadece favorilerimi biliyorum. “Pek iyi değil.” dedim. dik tuttu. Direksiyonu daha sıkı kavradım. Yağmur onun daha güzel kokmasını sağlamıştı.” Bunu düşünerek gözlerimi yağmura diktim. “Seni geri sürüklerim.” “Bu benim de favorilerimden biri. Bella gülümsedi. Bir klasik hayranı? “Debussy’yi biliyor musun?”. “İçeri gir Bella.” Bundan şüpheliydim. “Tamamen kendimi eve götürebilecek durumdayım!” Tabii ki öyleydi – sadece. Bunun mümkün olduğunu hiç düşünmemiştim. ben onun gitmesine izin verecek durumda değildim. Rahatsız olmasın diye ısıtıcıyı açtım ve müziği iyi bir arka plan seviyesine ayarladım. Penceresini aşağıya indirdim ve ona doğru eğildim. Gözümün kenarından onu izleyerek arabayı çıkışa doğru sürdüm. Çenesi havada. birden bire tadını hayal ediyordum. Yağmura benim gibi görmeyen gözlerle bakarken daha çok rahatlamış gibi gözüküyordu.Arabanın yanında onu bıraktığımda kapıya takıldı. kapıyı açtı ve arabaya bindi. ama benden daha güzel. daha dikkatli olmak gerekliydi. neredeyse siyah olacak kadar koyulaştırıyordu.” Gözleri kısıldı ve kendi kendine koşarak kaçıp kaçmamayı tartıştığını tahmin ettim.” dedi. Denge problemi düşünülürse. Gücenikliğinin altında utanmış olduğunu düşündüm.” dedi soğukça. Her yönden zıt olduğumuzu düşünmeye başlamıştım.” Kendi tarafıma bindim ve arabayı çalıştırdım. Şiddetli. gerçekten bunu kastettiğimi anladığında yüzündeki hayal kırıklığıyla eğlenerek.

” diye bitirdi. Artık görebiliyordum… sorumsuz anne Bella’nın olgunluğunu açıklamaya yardım etmişti.” diye cevapladı. Phil’in ona daha da genç hissettirdiğini düşünüyorum.” diye kekeledi bakışıma bir şekilde tepki vererek. Yine. “Birinin yetişkin olması gerek. Bella’nın beni seçeceğini düşünmek bile ne kadar aptalcaydı. alnı kırıştı. Nasıl oluyorsa.” Bundan da şüpheliydim.” Bu beni aydınlatmıştı. “Sorumsuz ve biraz acayip ve tahmin edilemez bir aşçı. “Sen de bir lise öğrencisi için küçük gözükmüyorsun. 101 . Hayır. Bu biraz farklı. evinin önünde durdum. Bakıcı olmak için erken büyümesi gerekmişti. “Kaç yaşındasın Bella?” Sınıf arkadaşlarından daha büyük olmalıydı.” Karakteriyle ilgili öğrendiklerime çok iyi uymasaydı. annem onun için deli oluyor. “Annem… kendi yaşına göre çok genç. “Onun mutlu olmasını istiyorum… ve Phil onun istediği kişi.” Başını anlayışla salladı. “Annem hep otuz beş yaşında doğduğumu ve her geçen yıl daha da orta yaşlı birine dönüştüğümü söyler. “Sa-sanırım.” Tekrar güldü ve sonra iç çekti. beni dalgınlığımdan uyandırarak. O benim en iyi arkadaşım. Nerede yaşadığını bilip bilmemem gerektiğini çok geç düşünürken. o da çok fazla şey fark ediyordu. Yüzümü buruşturdum. “Bu çok asilce… Merak ediyorum da…” “Ne?” “Acaba annen de sana inceliği gösterir miydi? Seçimin ne olursa olsun?” Bu gülünç bir soruydu ve sorarken sesimi sıradan tutamamıştım. ebeveyn gibi konuşmuştu. Kendisiyle ilgilenilmesini sevmemesinin sebebi buydu – bunun kendi işi olduğunu hissediyordu.” Sesi melankolikleşti. “Onaylıyor musun?” dedim merakla. “Annen niye Phil’le evlendi?” Cevap vermeden önce bir dakika tereddüt etti. “Fark eder mi?” diye sordu. bir çocuktan çok. Konuyu değiştirdim. “On yedi yaşındayım. ya da geride kalmıştı… bu pek mümkün değildi gerçi. “On yedi gibi gözükmüyorsun. bu böyle küçük bir kasabada şüphe çekmezdi. Birinin beni kızı için onaylayacağını düşünmek bile ne kadar aptalcaydı. yorumundaki özveri beni şok ederdi.” diye devam etti. Belki okula geç başlamıştı.” dedi.” Güldü. Onunla ilgili farkında vardığım her şey için. Korku… ya da çekim? “Ama sonuçta ebeveyn olan o. “Annem benden daha dışa dönük ve daha cesur.“Benim içimde çok fazla Charlie var.

Benim için endişeleniyordu.” “Ah.” “Ve onları seviyorsun. “Şimdi benden korkuyor musun?” Bu seferkini düşünmeden. “Korkunç derken neyi kastediyorsun? Her yerinde küpeler ve kocaman dövmeler olan biri mi?” “Sanırım tanımlardan biri bu. “O zaman.” Daha kolaylıkla gülümsedim.” “Biliyorum.” En azından daha korkutucu. “Seçtiğin kişi korkunç olmasın o zaman. biraz gülümsemeye çalışarak. “Ve kardeşlerin?” Eğer daha fazla ayrıntı için zorlamasına izin verirsem. şimdi sen de bana kendi ailenden bahsedecek misin? Mutlaka benimkinden daha ilginç bir hikaye olmalı.” diye mırıldandı. affedersin.” Bana sırıttı.” Benim aklımdakine göre çok tehlikesiz bir tanım. eğer istersen. Saate bir bakış attım ve onunla olan vaktimin bittiğini görünce hevesim kırıldı. Eğer bu konuşmayı bir vampirle yaptığını söyleseydim nasıl hissedeceğini merak ettim. her nasılsa.” diye güvence verdim. “Senin tanımın ne?” Her zaman yanlış soruları soruyordu ya da belki tamamen doğru soruları. “Sence ben korkunç olabilir miyim?” diye sordum.” Tereddüt etti. Ciddi bir sesle cevap vermeden önce düşündü.Alayla gülümsedim. yalan söylemek zorunda kalacaktım. “Çok uzun zaman önce öldüler.” Gülümsedim. “Kardeşlerim.” 102 . Tamamen gerçeği söylediğini düşünmüyordum.” Bir konuda. “Carlisle ve Esme uzun zamandır benim annem ve babam. ama gerçekten yalan söylediğini de. En azından gitmek isteyecek kadar korkmuyordu. Hayali tepkisinden korktum. “Ne öğrenmek istiyorsun?” diye sordum ihtiyatla. ebeveyn konusunda olan şansım inkar edilemezdi. anında cevapladı. “Hmm… Bence olabilirsin. “Hayır.” “Çok şanslısın. Sanırım gitmen gerekli. eğer yağmurun altında beni beklemek zorunda kalırlarsa oldukça sinirlenecekler. “Cullen’lar seni evlatlık mı aldılar?” “Evet. ona yalan söylemek zorunda bile kalmayacaktım. Daha iyi iki kişi düşünemiyorum. sonra alçak bir sesle konuştu.” “Üzgünüm. “Annene ve babana ne oldu?” Bu çok zor değildi. beni incitmekten endişelenerek. Cevap vermek istemediklerimi.” Ben de ciddiydim. “Onları pek iyi hatırlamıyorum. “Evet.

böylece ona Biyoloji olayını anlatmana gerek kalmaz. Çok yumuşak ve kolay incinir biriydi. Öfkeyle bana baktı.” dedi gönülsüzce.” Kollarımdaki utancını hatırlayınca sırıttım. seni çok fazla seviyorum. “Elimden geleni yaparım. “Seni yarın görmeyecek miyim?” Ses tonundaki üzüntü beni memnun etti. Birlikte olan zamanımızın bitmesini o da istemiyordu.” Eh. cumartesiye kadar olacaktı. tabii. kaç. gittikçe zayıflayan yağmura baktım ve normalden çok daha fazla devam etmesini diledim. “Hayır. “Alınma. İsteksizliği beni tekrar memnun etti. “Güneşlenmek için uygun bir hava. Onun gözümün önünden. Hafif tut. “Keçi Kayalıkları Bölgesi’nde yürüyüşe gideceğiz. şu belayı mıknatıs gibi çeken insanlara benziyorsun. Ceketinin cebinden yeni aldığım anahtarı kavradım ve arabayla uzaklaşırken gülümsedim. Kaç Bella.” Emmett ayı sezonu için istekliydi. başına gelebilecek en kötü şeyler. “Ne yapacaksınız?” diye sordu. Emmett ve ben hafta sonuna erken başlıyoruz. Tıpkı kaplan olduğuna inanan öfkeli bir kedi yavrusu gibi. gözleri şaşkındı. Ona bakarken.” Şimdi. Hiçbir şey gizli kalmaz. Onları bozabilirdim… ama bu noktada çok fazla avlanmak diye bir şey yoktu ve ailem ne kadar takıntılı hale dönüştüğümü belli etmeden de davranışlarımdan yeterince endişeleneceklerdi. başında her şeyin gelebileceği bir yere gitmesine izin vermek çılgıncaydı ama yine de. 103 . “Bu hafta sonu benim için bir şey yapabilir misin?” diye sordum ciddi bir şekilde. ben uzakta olduğum için çok fazla iyi olmamasını ne kadar da çok diliyordum. Orada başına ne gelebilecek olursa olsun.” Kasabanın adını hoşlanmayarak söyledi. geçici bir vedanın düşüncesi dahi neredeyse işkence çekmeme neden oldu.” dedi ve kapıyı arkasından çarpabileceği en büyük kuvvetle çarparak yağmurun içine zıpladı. “Çoktan duyduğuna eminim. Sözlerine güldüm.” Uzun sürmeyeceğini bilerek. Kafasını salladı. benimle birlikte olmasının sonucu olurdu. Senin ya da benim iyiliğim için. plan yaptığım için kendime kızgındım. Alayıma alındı. iyi eğlenceler. Bundan çok.Hareket etmedi. sesi mutlu değildi İyi. “Kumsalda iyi eğlenceler. Bundan keyif alırdı. “Muhtemelen Şef Swan eve gelmeden önce kamyonetini istersin. O yüzden… okyanusa düşmemeye ya da bir şeylere çarpmamaya çalış olur mu?” Gözlerimdeki hüznü görmemesini umarak ona gülümsedim. “Ah. ama sen. Forks’ta hiçbir şey gizli kalmaz. çok hoşlandım. Rainier’in güneyinde.

Bella’nın bana bu şekilde çekilmesini istemeli miyim’di. Varlığımın her zerresiyle normal bir erkek olabilmek için yanıp tutuştum. Melodi Okula geri döndüğümde beklemek zorunda kaldım. Bella’nın bana bir kadının bir erkeğe olduğu şekilde çekilmesini istiyor muydum? Bu yanlış soruydu. Böylece kendi 104 . Cazibe. çünkü Bella beni çoktan en kötü şekilde cezbetmişti. ama bu sefer Jessica’nın yerinde Bella’yla hatırladığımda… Daha hızlı nefes alıyordum ve ateş boğazımı tırmalıyordu. çok farklı anlam ve seviyeler. cevap da hayırdı. şok ya da gerginlik anlamına da gelebilirdi. Sonuçta o.7. Doğru soru. ama bir sonucu yoktu. o fantezilerin beni iğrendirdiğini hatırladığımda. yoksa sonunda erişeceğim bir sınır var mıydı?) Fiziksel tepkilerini diğerleriyle – Jessica ve sektreter gibi – karşılaştırmayı denedim. Bella’yı cezbedip cezbetmediğime dair hiçbir fikrim yoktu. ama içinden çıkılamayacak şekilde bağlıydı. Son saat henüz bitmemişti. Bu düşünülmesi problemli bir konuydu. kolaylıkla korku. Jessica bunları hayal ettiğinde olduğu gibi. çünkü düşünmem gereken şeyler vardı ve yalnız zamana ihtiyaç duyuyordum. tam olarak ne olduğunu bilmese de benimle ilgili bir yanlışlık olduğunu biliyordu. Kokusu arabadan gitmemişti. Buz tenime dokunmuştu ve elini anında soğuktan çekmişti. Ya beni kollarım narin vücuduna dolanmış halde hayal eden Bella olsaydı? Onu göğsüme doğru sıkıca yaklaştırıp elimle çenesinin altını kavradığımı? Kızaran yüzünden saçlarının gür perdesini okşayarak çektiğimi? Parmak uçlarımla dolgun dudaklarının şeklini takip ettiğimi? Yüzümü onunkine doğru. Bella’nın bir zamanlar Jessica Stanley’nin sahip olduğu düşünceleri paylaşabilmesi mümkün değildi. Bu iyiydi. böylece hayatını tehlikeye atmadan onu kollarıma alabilirdim. (Zihinsel sessizliği ben delirene kadar daha da sinir bozucu olmaya devam mı edecekti. Çok farklı yanlar. Pencereleri kapalı tutup bana hücum etmesine izin verdim ve boğazımdaki alevlere alışmaya çalıştım. çünkü insan bir erkek değildim ve bu onun için doğru değildi. Aşkla aynı şey değildi. eğer ona o kadar yaklaşırsam olacakları bilerek… Cazibe imkansız bir ikilemdi. dudaklarımda nefesinin sıcaklığını hissedebilecek kadar eğdiğimi? Daha yaklaştığımı… Ama sonra hayalden kaçındım. Yine de. Aynı işaretler – kalp atışında ve soluk alıp verişte değişiklikler – ilgi anlamına geldiği gibi.

Alice arkaya bindi ve eve doğru hızlandık. “Hastayla ilgilenmek gibi bir şey. Jasper iyi bir kontrole sahip değildi. Alice yanıma geldi ve Bella’nın kamyonetinin anahtarını almak için elini uzattı. Eve geldik ve hepimiz kendi ayrı eğlencelerimize gittik. “Sakin ol çocuk.” “Bu o anlama gelmiyor–” “Biliyorum. ikisine de bana geldiğinin binde biri çekici değildi. diye düşündü Emmett yerine yerleşirken. “Bir de bana sor. ama yine de kanının onlara tatlı gelmesi beni üzdü. Yine o kız mı?” Yüzümü buruşturdum. Oldukça hoş bir kokusu var değil mi?” Gözlerini daha bitirmeden istemsiz bir tepki olarak dudaklarımın arasından bir hırlama çıktı. Bekleyeceğim. sonunda onun kanının ellerimi kaplamadığı. Duyulacak hiçbir düşünce yoktu. “Bahse girerim ki Bayan Goff uyuşturucu kullandığını düşünüyor.” diye söylendim.” Bu kafasını daha da çok karıştırdı. ama sonra arabadaki kokuyu içine çekti. Rosalie kokuyu anında fark etti ve sinirini atlatamamış halde bana öfkeyle baktı. “Bana nedenlerini söylemen gerekecek. ama ondan duyabildiğim tek şey bir hareket dizisiydi.hayallerimi kurabilirdim. Yağmur milyonlarca küçük çekiç gibi iniyordu. “Ah.” dedi. ama bakmak için çıkmadı. Jasper’ın tepkisinden de hoşlanmamıştım. Yollar boştu. o sayede sadece birkaç dakika aldı. Koku. Ha. Onu Bella’nın evine kadar takip ettim. Kokuyu tekrar içine çekti. Hazırlıksız yakalandın. Probleminin ne olduğunu merak ediyordum. “Sadece yaptığımı gördüm. nasıl bir ilişki teklif edebilirdim ki? Başımı ellerime aldım. gözlerimde parlamadığı hayaller… Onun peşinden koşmamın bir savunması yoktu. biliyorum. sadece söylüyorum. son zamanlarda çok tuhafsın. Bugün neredeydin?” “Ben… yararlı işler yapıyordum. 105 . Bu bir ilk.” Sonra diğerleri geldi. Emmett gibi o da Bella’nın çekiciliğini fark etmişti. Çok uzun sürmeyecek. “Hmm.” İç çekip anahtarı verdim. Onu kontrol etmek için yetecek kadar bile duyamamam beni üzdü – mutlu olduğundan emin olmak için. Penceresini izledim. Bu gittikçe garipleşiyor. Belki orada değildi. Ona dokunmayı bile göze alamadığımda. güvende olduğundan en azından.” Hah? Güldüm. o kadar yüksek sesliydi ki belki Bella’nın insan kulakları kamyonetin motorunu duymamıştı.

uzun zamandan beri ilk defa – o kadar uzun ki utanç duydum – girişin yanındaki zarif. Emmett ve Jasper da bana baktı ve Esme’nin kafasının karıştığını duydum. Rosalie ile. Niye bana böyle huysuzca davrandığını. Edward tekrar beste mi yapıyor? diye düşündü Rosalie ve dişleri sert bir güceniklikle birbirine kenetlendi. Bugün arabada ortaya çıkan ezginin başını çaldım. rakibinin en sevdiği atını yüzünde sakin bir ifadeyle alan Jasper’a söylemeye başladı.” diye cesaretlendirdi gergin bir an sonrasında. gözleri kırgın öfke kıvılcımları saçıyordu. Esas melodinin içinden geçmesine izin vererek ahenkli bir dize ekledim. Rosalie’nin elbise dolabı için yeni bir moda tasarımı üzerinde çalışıyordu. büyük piyanonun başına oturdum. Melodiyi alçak perdeyi takip ederek yeni bir yöne götürdüm. mavi basma kumaşlarla çalışıyordu. “Durma Edward. Üst katta. Isabella Swan’ı öldürme fikrinin vicdanını niye hiç rahatsız etmediğini gördüm. yüzünde bir gülümseme belirerek. Bir süre sonra Alice kafasını duvara dayadı ve ağzıyla sırtı ona dönük oturan Emmett’in gelecek hamlelerini. hiç durmadan ve saniyede yirmi kanal değiştirerek zap yapıyordu. diye düşündü Esme mutlulukla. her şey kendini beğenmişlikle ilgiliydi. Edward tekrar çalıyor. Alice onların olduğu köşedeki bilgisayarına gitti ve monitörün çalıştığını duydum. Esme üst kattaydı. Garaja gidip BMW’sini tekrar düzenleyip düzenlememeye karar vermeye çalıştığını duyabiliyordum. Masasından kalktı ve sessizce merdivenin başına geldi. Esme hoşnutlukla iç çekip en üst basamağa oturdu ve başını tırabzana dayadı. çünkü bu ekranların çoğu ısıya yanıt veriyordu) dolaşırken kesim ve renklerle ilgili yönlendirmeye gitmemişti. sesinin hayal ettiğimden daha iyi çıkması beni memnun etti. Oynamama izin vermezlerdi. Ayağa kalktı ve utangaçlıktan çok. Akort hala mükemmeldi. hata yaptı ve öfkesinin esas sebebini okuyabildim. 106 . Ve ben. Rosalie bana dönüp öfkeyle baktı. Ne kadar güzel bir ezgi. Çok uzun zaman olmuştu. Onun yerine asık bir suratla kanepeye yayılmış. ama kesinlikle oldukça utanmıştı. öfkeyle odadan çıktı.Emmett ve Jasper sekiz tahtanın birleşiminden oluşan bir tahtayla. Esme yaptığı şeyi bıraktı ve başını kaldırdı. ama Rosalie bugün arkasında durup Alice’in eli dokunmatik ekranda (Carlisle ile ben sistemle biraz oynamak zorunda kalmıştık. Bir anda aşağı kata indi ve Rosalie ile bana baktı. Müzik birdenbire durdu ve kendimi durduramadan güldüm. Sesi kontrol etmek için elimi nazikçe tuşların üzerinde gezdirdim. Yeni bir beste. elimi çabucak ağzıma atmadan önce bir kahkaha attım. O anda. artık benimle sadece Alice oyun oynuyordu. kendi karmaşık kurallarıyla oynadıkları ayrıntılı satrancın ortasındaydılar. Rosalie’ye arkamı dönüp yüzümde beliren gülümsemeyi kontrol edebilmek için büyük çaba harcayarak tekrar çalmaya başladım.

Başka bir kahkahayı bastırdım. Son notayı çaldım ve sonra tuşların üzerinde başımı eğdim. Jasper’ı kendi oyunlarıyla bıraktı ve yanıma oturdu. ellerini omzuma koyarak arkamda durdu. Esme omzumu sıktı. Beste ilgi uyandırıcıydı. daha yavaş ve daha hafif. En iyisi yönünde çözülecek. bir üzüntü olurdu. “Bu neydi?” dedi Emmett bana. gür. “Büyüleyici. Ellerim yine duraklamıştı. “Çalmaya devam et. Emmett sinirlenip homurdandı. yeni bir yöne yönlendirerek… Ruh halini yakaladı ve beraber söyledi. Bir ismi var mı?” diye sordu Esme. “Bir ninni. Neşesizce güldüm.” “Hikayesi var mı?” diye sordu sesinde bir gülümsemeyle. “Daha değil. “Teşekkürler.Eğer bir şey söylersen.” Sonra köprüyü doğru kurdum. inanabilmeyi dileyerek. “Bundan hoşlandım. İyi olacak Edward. ama yarımdı. seni köpek gibi avlarım. Bencillik etmiştim. Alice’in sesi de alçaldı. çünkü uyuyan kız.” diye yalan söyledim. Hikaye küçük bir yatakta uyuyan bir kızdı. 107 . tıpkı gerçekte olduğu gibi muhteşemdi ve herhangi bir değişiklik yanlış olurdu.” dedi Esme. Aşk her zaman kullanışlı paketlerde karşına çıkmaz. ama bir şekilde doğru gelmedi. Güzel. Kader sana bunu borçlu. Rosalie dönmedi. Arkasındaki harekete kolayca öncülük etti.” diye mırıldandım.” diye fısıldadım. Devam edip garaja girdi ve arabasının altına kendini oraya gömebilecekmiş gibi girdi. “En ufak bir fikrim yok. Bu ona büyük bir hoşnutluk vermişti ve müziği boşladığım için kendimi suçlu hissettim. ağırbaşlı hale geldi. İstediği şeyi yaptım ve gelip. “Sorun ne Rosalie?” diye seslendi Emmett arkasından. koyu ve dağınık saçları yastıkta deniz yosunu gibi kıvrılan bir kız… Alice. ahenkli sesiyle ezginin iki oktav yukarısında bir sözsüz bir melodi söyledi. Bir köprüyle oynadım. Esme saçımı okşadı. “Bu bir… ninni sanırım. Sen mutluluğu hak ediyorsun oğlum. Ama Alice’in sesinin ezginin üzerinde yükselip onu başka bir yere götürmesiyle artık sonu görebiliyordum. Bu ezginin bir hikayesi vardı ve bir bunu kere gördüğümde parçalar çaba harcamadan yerine oturdu. Şarkının nasıl bitmesi gerektiğini görebiliyordum. Beste bu anlayışa doğru sürüklendi. “Ama şuna ne dersin?” Dizesini ezgiye ekledim – ellerim şimdi bütün parçalar üzerinde bir arada çalışmak için tuşların üzerine uçuyordu – biraz değiştirerek.” diye tekrarladı kendi kendine.

beni utandırıyorsun. Esme.” dedim ve en sevdiği besteyi çalmaya başladım. Sırıttım ve onunda basit armoniyi tamamladım. Sonra onu bir “Chopsticks” performansıyla şereflendirdim.” Tekrar omzumu sıktı. düşüncelerinin yönüyle beni şaşırtarak.” “Ama öğrenmek istiyorum. merak ettim. Jasper ve Carlisle ile farklıydı – onların ikisi de zaten aşıktı. Rosalie’nin hayatı ve kişiliği. “Ama söylemeyeceğini görüyorum. sanırım merak etmek işe yaramazdı çünkü geçmiş geçmişti ve o her zaman en güzel olmuştu. “Edward centilmenlik yapıyor. İç çektim. Tanıdık parçaya odaklanmam gerekmedi. Beni hiçbir şekilde istediğinden değil – bundan çok uzaktı. Ama birinin senin de öyle olduğunu yakalamak için bu kadar yavaş olacağını hayal edemiyorum. “Teşekkürler canım. Tabii ki. Eski gücenikliğinin kaybolduğunu düşünmüştüm. Benim hep yalnız kalacağımı düşünmüştü… O da seni sevecek. Hepimizin içinde en iyisi ve parlağısın.” Kulağıma parmağıyla bir fiske attı. ama buna rağmen onu istemediğim için darılmıştı. “Kibar ol Alice. Kıskançlığın potansiyelini kendim yeni keşfettiğim için. Onun yerine hala garajda olan Rosalie’yi düşündüm ve kendi kendime sırıttım. Alice güldü ve “Heart and Soul”un ilk elini ortaya çıkardı. Eğer güzellik her zaman en güçlü noktası olmasaydı daha mutlu bir insan olur muydu? Daha az ben merkezci? Daha çok şefkatli? Eh. trajedi potansiyeline rağmen bütün bu zamandan sonra nihayet kalbime dokunulduğu için hala neşeyle doluydu.” dedi. Bu ölümlülüğünü kaybedişiyle değişmemişti. ama yine de inatla hareketsiz kalmıştım. Eğer zekiyse. diye düşündü aniden. Bütün anneler oğulları için aynı şeyi düşünürdü.Sen. beni neşelendirmişti. İstenmeye çok alışıktı. Tam tersi – çekiciliği neredeyse her şeyden daha çok seviyordu. Onun için sorun değildi. “Keşke Rose’a niye güldüğünü bana söylesen.” diye azarladı Esme.” “Hayır. Sonra “İşte Esme. 108 . Ben tamamen boştaydım. bu kadar zor bir ikilemle savaşmak için en donanımlı kişisin. uzun süre önce geçtiğini. Sefil eden bir duyguydu.” Sızlanan tonuna güldüm. dünyadaki herkesin içinde. Kelimeleri olanak dışı olsa da.” diye alay ettim. O yüzden ben baştan beri onun güzelliğine diğer bütün erkeklerden beklediği gibi aşırı hayranlık duymadığım için gücenmesi sürpriz değildi. onun kıskançlığı benimkinden binlerce kat daha azdı. Gülümsedi. bu kadar güzel olmasaydı ne kadar değişik olurdu. İnsan olduğu zamanlar bile kendi güzelliğinin spot ışıkları altında yaşamıştı. “Yapma anne. Carlisle ile aralarında izlediğim aşklarına isimsiz bir hediye. ona biraz acıyordum. Kıkırdadı ve iç çekti. büyük ihtimalle.

diye düşündü arka kapıya yönelirken. Gerçekten kendini kaybettin Edward. Bella geldiğinden ve tatlı kanı sadece bana çekici gelmediğinden beri ilk ziyaretleriydi. ama öğrenmem gerekeni söyledi. “Hayır. Gözlerini devirdi. dünyada bana ulaşacak hiçbir güzellik olmadığı inancına güvenmişti. tamam. 109 . Bunu biliyorsun. “Ne zaman?” diye sordum. Bir an düşündüm. Alice yüz ifademi görünce kaşlarını çattı. ne güzel değil mi?” “Sorun ne Edward?” diye sordu Esme omuzlarımdaki gerilimi hissedip.” “Yeni besteyi benim için bir kere daha çal. Önce Rose’a hoşça kal dememe izin ver. Bu onların ilk ziyareti değil. ezgiyi kaçınılmaz sonuna – bana yabancı şekillerde acı veren sona – kadar çalmakta biraz tereddütlü olmama rağmen. “Eğer istersen. Gülme dürtüsünü tekrar bastırdım.Ve geçmişti… Ben sonunda güzelliği bana onunkinin dokunmadığı şekilde dokunan birini bulana kadar. Kıskançlığın bir sonucuydu şüphesiz. Bella’nın etrafında onlara güvenilmezdi. Rosalie gerçekten kızın sıradan olduğunu düşünüyordu. “Ne oldu Alice?” diye sordu Jasper. Buna nasıl inanabilirdi? Bana anlaşılmaz geliyordu.” diye rica etti Esme. Bu. Önemsiz bir insan kızını ondan daha çekici bulduğum için ciddi olarak alınmıştı. alışıldık yoldan avlanıyorlardı. Ne zaman gideceğimiz sana kalmış. “Jasper tahmin et. “Sanırım kaybettim. benim tamamen bilinçsiz olduğum ilgiyi kadın hisleriyle tahmin etmişti. “Asla burada avlanmazlar.” “Peki. Bella’nın hayatını kurtardığımdan beri sinirliydi. Beni rahatsız etti ama. “Hazır mısın Emmett?” “Sabah gideceğimizi sanıyordum?” “Pazar gecesi geri döneceğiz.” Ama Jasper’ın bir nevi kardeşi olan vampir ve sevdiği küçük vampir bizim gibi değillerdi.” diye kabul ettim. sonra cebimden şişe kapağını çıkarıp boş nota sehpasına koydum. “Peter ve Charlotte Forks’a mı geliyorlar?” diye tısladım Alice’e. Bella’yı görüşü.” Rosalie’nin içinde bulunduğu tuh haliyle. bu kısa bir veda olacaktı.” Dişlerim birbirine kenetlendi. Pazartesi sabahı.” diye katıldım ona ve sırtımı döndüm. “Sakinleş Edward. ne gördüm?” Gördüğünü görmüştüm ve ellerim tuşlarda donakalmıştı. Dudaklarını mutsuz bir şekilde büzdü. “Ah!” dedi Alice aniden. Bu biraz yardımcı oldu – onun evetinin küçük anı. Rosalie eğer onun güzelliğini hayranlığa değer bulmadıysam. Kimse Bella’yı incitmeyecek. Buralarda olacaklar.” “Tabii. “Peter ve Charlotte haftaya ziyarete geliyorlar.

” “Kapatılmıyor.” “Keşke daha güçlü olsalardı. “O dağ aslanını takip edemedin mi?” “Tabii ki ettim.” diye hatırlattım ona. Bu zaman alabilirdi. Ayının başka bir pençe darbesiyle kafasını koparmayı denemesine izin verdi ve darbe geri sekip ayıya zarar verdiğinde güldü. Birkaç dakika sonra. “Hadi ama Edward. Esme ve Alice birbirlerine baktılar. İç çektim ve yakın bir kayaya oturdum.” diye homurdandım dişlerimin arasından. Ayı. onun dikkat dağınıklığından faydalanıp ağır pençesiyle Emmett’in göğsünü tırmaladı. Aynın hırlamaları bir lıkırtı sesiyle kesildi. Vücutları birbirlerine dolanarak ve beraberlerinde bir olgun bir alaçamı da götürerek yere düştü. ayrıca yapış yapıştı ve kürkle kaplıydı.” Benim düzgün. değil mi?” Emmett bana sırıttı ve saldırı pozisyonuna geçti. Ama Emmett neredeyse işi bitirmişti.” “Evet.” “Hayat zor. Emmett geri kükredi ve hayvanı çileden çıkardı.” dedi Emmett düşünceye dalarak. yırtık ve kanlıydı. temiz gömleğime bir bakış attı. bu tişörtü bana Rose vermişti.” Neşem silindi. Sadece senin gibi vahşi yemiyorum. arka ayakları üzerinde kendinden bir baş büyük olan hayvanın üzerine atladı.” “Çocuk gibisin Emmett. selam Edward!” diye bağırdı. “O insan kızın seni zihninden uzak tutmak için ne yaptığını merak ediyorum. “Bu güçlüydü. Sonra. Ah kahretsin. “Alıngan. ama başka kimle kavga edeceğim? Sen ve Alice hile yapıyorsunuz. Keskin tırnaklar tişörtünü parçaladı ve derisinde gıcırtı sesi çıkardı. alıngan. Daha eğlenceli olurdu. Yüzünde kocaman bir sırıtma vardı. Bana pençe attığında neredeyse hissettim.” “Kimse sana yemeğinle kavga etmen gerektiğini söylemedi. Ayı kükredi ve Emmett gülüşünün arasında ona geri kükredi. elini sallayıp sırıtarak. ama ikisi de sormadı. Ayı yüksek perdedeki ses üzerine böğürdü. Siyah kıvırcık saçları da pek iyi durumda değildi. Emmett onu beklediğim yere koştu. 110 .Kendi kendime başımı salladım ve çalmaya başladım. Tişörtü mahvolmuştu. Emmett geldi ve yanıma oturdu. “Belki bana birkaç püf nokta verebilir. “Ah.” İç çektim. Sadece bir dakikalığına kapat şunu ve adil savaş. Rose saçının bozulmasını hiç istemiyor ve Esme eğer Jasper ve ben gerçekten kavga edersek çok sinirleniyor. “Ondan uzak dur. “Kimse sana yemeğinle oynamamanı söylemedi mi?” diye seslendim Emmett’e.

” Emmett kıkırdadı. “Yangınlar ve depremler ve fırtınalar! Ugh! En son ne zaman haberleri seyrettin? Onların başına ne tür şeyler geldiğini gördün mü? Hırsızlıklar ve cinayetler. biliyor musun?” “Sadece bir dakikalığına Rosalie’nin insan olduğunu hayal et Emmett ve bir ayıyla karşılaşabileceğini… ya da bir arabanın ona çarpabileceğini… ya da yıldırım düşebileceğini… ya da merdivenlerden düşebileceğini… ya da hastalanabileceğini!” Kelimeler gök gürültüsü gibi çıktı. “Carlisle dışında herkesten daha iyi kontrolün olması dışında.” “Minibüs?” “Sadece bir kazaydı. Ve sonra. ama sorusuna cevap verdim. Yemin ederim. 111 . Zor bir durumdan geçtiğini biliyorum.” Ellerime tekrar nefret ederek öfkeyle baktım. “Deli gibi konuşuyorsun. Kastettiğin şeyi anlıyorum gerçi.“Özür dilerim. Her zaman çok ciddisin. O yüzden bu iyi şans değil mi?” “O kokusuyla mı? Kesinlikle kötü. Dünyada gidebileceği o kadar çok yer varken. sanki bir mıknatısı varmış gibiydi. yığına bir korku daha ekleyerek.” “Ona gelişini görmen gerekliydi Em. Gerçekten çok fazla kaba olmamaya çalışıyorum. Kızı kafasında canlandırdı ve görüntüyü ilginç bulmadı. Bu da iyi şanstı. O Forks’ta yaşıyor hatırladın mı? En kötüsü yağmurda ıslanır. değil mi?” “Ayılar” diye mırıldandım. Tabii ki direkt Bella’ya giderdi.” Yüksek sesle güldü. Şakasını görmezden geldim. cazibeyi göremiyorum. Kanıtlara bak.” Omuzlarını silkti. İlk seferinde bir ayıya pek eş bir rakip değildim. “Ne kadar kırılgan olduklarını hiç düşündün mü? Bir ölümlünün başına ne kadar kötü şey gelebileceğini?” “Pek değil. Dışarı çıkmalarına izin vermek bir rahatlıktı – bütün hafta sonu içimde büyümüşlerdi. Şimdi seni ne rahatsız ediyor? “Onu düşünüyorum. tekrar tekrar. “Ciddi bir kötü şansı olduğunu düşünüyorum Emmett. bana nasıl koktuğu var. Gerçekten. gerçekten düşünüyorum. çok daha kötü şans olarak. vampirlerin nüfusun önemli bölümünü işgal ettikleri bir kasabaya geliyor. “Bu kesinlikle onun şansı olurdu değil mi? Kasabada başıboş bir ayı. Yine iyi şans. “Orada kal çocuk.” “Öyle mi? Bu bir insanın başına gelebilecek en kötü şanssızlık değil mi – bir vampirin ona aşık olması?” Emmett bir süre sessizce düşündü.” “Ama sen oradaydın.” Dişlerim birbirine kenetlendi ve başka bir insanın onu incitmesi fikri beni öyle çileden çıkardı ki nefes alamadım.” “Endişelenecek ne var? Sen buradasın. ama bu bir nevi benim doğal durumum olduğu için…” Şakasına gülmemi bekledi ve sonra yüzünü buruşturdu. ama biz vejetaryeniz. Endişeleniyorum aslında.” “Evet.

“Eh. senin de söylediğin gibi. “Bu ölümlülük konusundaki endişelerini çözümler değil mi? Ve onu öldürmek de istemezsin.” diye inledim. Bir anda. O zaman seçeneklerin neler? “Bilmiyorum. Yine Bella’nın yüzünü canlandırıyordu. yoksa onun için mi?” “Senin için. Edward.” İç çekti. kız benim bütün dünyam oldu. “Hilekar. Sadece kendimi nasıl uzakta tutabileceğimi bilmiyorum. yüksek bir çatırtı duyuldu.” diye yalan söyledim ani ve geniş bir sırıtmayla.” diye hatırlattı. bir nevi kırılgan. Sen onu gerçekten… seviyor musun? “Tanımlayamıyorum bile Emmett. Eğer o Rosalie olsaydı aynı şeyleri hissetmez miydin?” Emmett bir süre düşündü. İkimiz de Rosalie’nin eğer tekrar insan olabilecekse her şeyi yapabileceğini. Ve. “Bunu biliyorum. İç çektim.” 112 . “Ben yapamam… yapmamalıyım… Bella’nın hayatını mahvetmeyeceğim.” dedim. ama düşünceleri farklı bir yöne gitmişti. Rosalie etti. Ona hiç dokunabilecek misin? Yani. “Rosalie etti. “Yanlış cevap.” dedim kabaca.” diye cevapladı basitçe. Bu olmadan. eğer onu seviyorsan… ona dokunmak istemeyecek misin? Emmett ve Rosalie şiddetli bir fiziksel aşkı paylaşıyorlardı. En iyi yol bu değil mi?” “Benim için mi. Neşesizce güldüm.” Vay.” “Ben sorun etmedim.” Ama onu değiştirmeyeceksin? Sonsuza kadar yaşayamaz. Beni kayadan düşürmeye çalıştı ve aramızdaki taşta bir yarık oluşurken. “Sanırım bana söylemezsin…” “Probleminin ne olduğunu bilmiyorum Emmett. Şimdi gücendirici olmamayı isteyerek bocalıyordu. Niyetini kendimi korumaya yetecek vakit varken gördüm.” diye fısıldadım. Başka bir deneme yapmasını bekledim. O olmadan dünyanın bir anlamını göremiyorum.” Emmett ince ruhlu bir insan değildi ve narin tartışmalar onun en iyi yaptığı şey değildi. sesim titredi. ben de Rosalie’nin çekiciliğini göremiyorum. her şeyden vazgeçebileceğini biliyorduk. “Bunu düşünemem bile Emmett. Emmett kıkırdadı. Ses tonu bir tabii ki ekledi. birinin sevebileceğini anlamakta güçlük çekiyordu. “Evet.” diye mırıldandı. “Güven bana – onu da biliyorum. Emmett’tan bile. “Onu… onu bırakmak için bir yol arıyorum.” diye kabul etti sessizce. ama daha beyaz hayal ediyordu ve gözlerini parlak kırmızı… “Hayır.

Bella’nın şansıyla. kalmanın doğru olduğunu anladım – en azından şimdi. Aklındaki hikayeleri bilmek istiyordum. Pazartesi sabahı pencereden yatak odasına tırmandığımda Bella huzurla uyuyordu.” dedim şüpheyle.” “Geri dönmek için acele etmenin bir manası yok – zaten güneşli olacak. “Forks’a dönüp onu kontrol etmek için ölüyorum.” Sertçe kafamı iki yana salladım. geçici olarak. Elleri küçük bir çocuk gibi yanağının altındaydı ve ağzı hafifçe açılmıştı. Bu düşünce beni heyecanlandırdı.” Emmett iç çekti. “Alice eğer panik atağın için bir sebep olursa seni arar. Lütfen! Benim için. onun pek olası olmayan koruyucusu olabilirdim. ormana yürümeye tam yanlış zamanda gider ve-“ İrkildim. Pazar günü geri dönüyorum. Bu sefer yağ getirmeyi hatırlamıştım ve pencere yolumdan sessizce çekilmişti.” “Umrumda değil Emmett. Onunlayken her şey doğru da değildi gerçi. Alice Çarşambaya kadar okula gidemeyeceğimizi söyledi.” diye itiraf ettim mahcup bir şekilde. Ondan uzaktayken hiçbir şey doğru değildi. Saçının yastıkta düz şekilde uzanışından burada olduğum son geceden daha rahat bir gece geçirdiğini söyleyebilirdim. ama susuzluğumdan çok eğer kendime ona 113 . Tamamen deli biri gibi. Emmett cebimdeki telefona hafifçe vurdu. Acı ve ayartı olmaksızın geçirilen zaman şimdi bunu çok daha kuvvetlendirmişti.” “Kalmaya çalışırım. Pazar gecesini edebilir miyim bilmiyorum. “Peter kendini kontrol edişiyle bilinmiyor. Burada. Uzun süre uzak kalmıştım. Durum bu olmadığı zaman gerçekten huzurlu olamadığımı fark ettim. Rosalie’nin biraz sakinleşmesine izin ver. Peter ve Charlotte gelirken. benimle birlikte güvendeydi ve sonra ben gidince güvende olacaktı.Büyük bir hoşnutlukla. Ne düşünüyorsun? “Şu anda. Dudaklarının arasından soluğunun yavaş giriş çıkışını duyabiliyorum. Bir süre. Kitaplarının adlarını okuyabilmek için yatağının yanında diz çökememem yeterince kötüydü. birdenbire. onu tekrar görebilmek inanılmaz bir ferahlıktı. bu rolü mümkün olduğunca uzun doldurmak için karşı konulmaz bir gitme isteği duydum.” Yüzümü buruşturdum. Bu kız hakkında en az senin kadar garip. Burada olmak.” “I-ıh! Eve erken gitmeyeceksin. Emmett yüz ifademdeki değişikliği fark etti. İç çektim ve susuzluk ateşinin boğazımı tırmalamasına izin verdim. “Peter ve Charlotte düzgün davranmasını bilirler. ama pazarı geçirmeyeceğim. “İyi.

İncinmiş miydi? Ciddi bir yara olmadığı açık olsa da. Yorgun göründüğünü düşündüm. Düşünülünce. Gözlerim tekrar tekrar yüzünde dolaştı. Bana merakımı önümüzdeki günlerde tatmin edemeyeceğimi hatırlattı. yine de beni rahatsız etti. Quileute’ler de antlaşma tarafından bağlanmışlardı. Sırrımızın bilindiği bir yer… Kafamı iki yana salladım. Orada hoş vakit geçirip geçirmediğini merak ettim. bu mantıklı bir açıklamaydı. Beni hiç düşünüp düşünmediğini merak ettim. hatırladıkları ve inandıkları yer. Hayır. Ellerine ne olduğunu sorabilirdim ve onlarla ilgili teorimi doğruladığında gülebilirdim. olmaya çalışıyorduk. sadece hafifçe… Bu kesinlikle kaçınmam gereken türden bir hataydı. güneşte resmetmeye çalıştım. Bu konuda endişelenecek bir şey yoktu. daha da yaklaşmak isteyeceğimden korkuyordum… Dudakları çok yumuşak ve sıcak görünüyordu. Yerini tarttım ve mutlaka düşmüş olduğuna karar verdim. Artık arkadaştık – ya da en azından. Bella günü La Push’ta geçirmişti – antlaşma tarafından gitmemin yasaklanmış olduğu yer. Ve konu niye açılmış olsundu ki? Bella niye merakını orada seslendirmeye karar versindi? Hayır – muhtemelen Quileute’ler kaygılanmamam gereken tek şeydi. Birkaç yaşlı adamın hala Cullen’larla ilgili hikayeleri hatırladığı yer. Onu özlediğimin çok az bir kısmı bile beni özleyip özlemediğini… Onu kumsalda. Ne olmuş çıktıysa? Ona sahip değildim. değişiklikler için onu inceledi. hiçbir şeyi açığa çıkartamazlardı. Ölümlüler her zaman değişiyordu – herhangi bir şey kaçırma fikri üzücüydü. Resim tam değildi ama. Bu hafta sonu yeterince uyuyamamış gibi. Biriyle dışarı mi çıkmıştı? Alayla ve sessizce bunun beni ne kadar çok üzdüğüne güldüm. çünkü hiçbir zaman First Plajı’nda bulunmamıştım. etraf birinin beni burada görmesine yetecek kadar aydınlanmadan önce pencereden çıktım.o kadar yaklaşmak için izin verirsem. Okyanusa düşüp düşmediğini merak ederken hafifçe gülümsedim. Bütün bu küçük gizemleri sonsuza kadar çözmeye çalışmak zorunda olmadığımı düşünmek rahatlatıcıydı. Ellerinden biri büküldü ve avucunda yüzeysel. Bella o yaşlanan bilgelere rastlasa bile. Onlara parmağımın ucuyla dokunduğumu hayal edebiliyordum. Güneş doğmaya başlayınca sinirlendim. Ona hafta sonunu sorabilirdim – kumsalı ve bu kadar yorgun görünmesine gece aktivitesinin ne olduğunu. Nasıl göründüğünü sadece fotoğraflardan biliyordum… Evimden sadece birkaç dakikalık koşu mesafesinde bulunan güzel kumsala hiç gitmemiş olma sebebimi düşününce endişe hissettim. Okula gidişini görmek için evinin yanındaki sık ormanda 114 . ancak iyileşmiş çizikler olduğunu gördüm. O benim değildi. o benim değildi – ve ben yine üzgündüm. Niye şimdi parlamayı seçmişti? İç çekerek.

kalacaktım. uyuyuşunu izlediğim odandan ayrıldıktan sonra ormanda kokunu takip ediyordum da… Burada ne düşündüğünü ve ne yaptığını hiçbir zaman öğrenemeyecektim. Aniden kendimi Peter ve Charlotte’un uzun bir ziyaret yapmasını dilerken buldum. merakla ve derine gittikçe endişelenerek takip ettim. bundan şüphem yoktu – bu ıslak. Bella niye gelip tek başına oturmuştu – yalnızdı. düşmüş bir ağacın gövdesine dokunmuştu. karanlık ormanda? Hiçbir anlam çıkaramıyordum ve diğer merak noktalarının tersine. şu an için bir koruyucusu vardı. Karanlıkta hızla. Daha da kötüsü. Ee. o kendi de çağırıyordu. ağaca işlememişti. Pekala. bu Emmett için hayal ettiğim senaryoya çok benziyordu – Bella kokusunun takip etmek için duyuları olan herkesi çekeceği. ama ağaçların arasına girdiğimde kokusunu oradaki patikada alınca şaşırmıştım. Onu kollayacaktım. Görebileceği tek şey eğrelti otları ve ağaçlardı. belki de oraya oturmuştu… Oturduğu yere oturdum ve etrafa baktım. Muhtemelen yağmur yağıyordu – koku yıkanmıştı. Bella. Bella burada ne yapıyordu? Patika özel olmayan bir yerde aniden bitti. Sadece kötü şansı yoktu. bu dişlerimin sinirle gıcırdamasına neden oldu. bu durumu haklı çıkarabildiğim sürece. zarar görmesini engelleyecektim. 115 . bundan normal bir diyalogda bahsedemezdim. ağaçların arasında yalnız dolaşıyor… İnledim. Eğrelti otlarının arasına doğru sadece birkaç adım daha ileri gitmişti.

tahmin etmediğim. Mike onu orada tekrar karalama yaparken buldu ve şansı üzerine heyecanlandı. onun mutlu olmasına bende de tam tersi etki yapmasına yetecek bir hevesle selamladı. kendime güvenimi yok edip ondan uzakta geçirdiğim zamanı işkenceye çevirebilecek bir konuşma dinledim. Forks’ta oldukları iki güneşli gün boyunca pek görmedim. varlığım bir vampirinkinden çok bir hayaletinkine benziyordu.” Bir tutamı parmaklarının arasına aldığında yanlışlıkla elimi koymuş olduğum genç bir ladini söktüm. Okula mecburen gitmemek hiçbir zaman böyle bir çile olmamıştı. kırmızı bir ışıltı vermişti. zamanı önemsiz bir konuşmayla geçirdi. ama bittiğinde beni çok sevindirmişti. görünmez halde dolanıyordum. Onu memnun eden her şey benim için iyiydi. benden hoşlanıyor. Bazen yanlışlıkla elleri onun elinin arkasına değiyordu. o yüzden çok fazla öfkelenemedim. Bak. “Daha önce hiç fark etmemiştim – saçının içinde kırmızı tonları var. zilin çalmasını beklerken nadiren kullanılan piknik banklarından birine oturdu. güneş ışığında yanında yürüyebilen şanslı insanların zihninde onu görebileceğim ve duyabileceğim yerde.8. Parlak güneş ışığı nedeniyle ormanın gölgelerine bağlı ve güçsüz halde sadece izleyebilmek acı vericiydi. Hayalet Jasper’ın ziyaretçilerini. Mike’ı. tamamen vazgeçip yaralarını sarmak için uzaklaşmamıştı. Bahse girerim ki benimle dansa gitmek istiyordu. Acaba Seattle’da bu kadar önemli ne var… Saçındaki değişikliği gördü. tutamı kulağının arkasına attığında ondan hafifçe çekindi. 116 . Mike’ın cesaretini toplaması bir süre aldı. Eve sadece Esme endişelenmesin diye uğradım. Böyle bir temasa hiç tepki vermiyordu. Bella. Güneş saçına beklenmedik şekillerde etki yapmış. elleri onunki kadar sıcaktı. “Sadece güneşte. gölgelerin içinde. Düşündüğümden daha çok cesarete sahipti. Aşkımın ve saplantımın öznesini takip edebileceğim. Eğer hoşlanmasaydı böyle gülümsemezdi. Pazartesi sabahı. Tekrar deneyecekti. Mike Newton’a biraz saygı duymalıydım. ama güneş onu mutlu etmiş görünüyordu.” dedi ve beni çok fazla tatmin ederek. Bella okula oldukça erken gitti ve belli ki parladığı sürece güneşin tadını çıkarmaya kararlı olarak. Bunun dışında.

” “Ya. Hah. Yüzündeki hafif kendini beğenmiş ifadeden anlaşılıyordu ki onunki çoktan bitmişti. “Gerçekten Mike. ürktü ve benden kaçtı. Düşünceleri artık tutarlı değildi.Bella ona hepimizin çarşamba gününe teslim etmemiz gereken kompozisyonu hatırlattı. Jessica’yı kafasında tekrar tekrar döndürdükten sonra. graniti un ufak edebilirdi – ve o zaman bile. Kahretsin – aptal kompozisyon. Kendimi orada tutmaya çalışırken başka bir ağacı daha devirdim. Herkesten kendisi kadar zeki olmalarını beklememeliydi. Ona evet der miydi? “Bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum. Cullen… “Niye?” diye sordu asık bir suratla. Sonunda konuya geldi – dişlerim birbirine o kadar sert kenetlenmişti ki.” Aptal – bu da bir soru değildi. İnsan gözlerinin göremeyeceği hızla kampüse koşup onu kaçırmayı – şu anda öldürüp bundan keyif alabileceğim o oğlandan onu çalmayı çok istedim. “Diyordum ki. Jessica için böyle zor olmadığını mı düşünmüştü? Onu diğerlerine kör eden mutlaka bencilliği olmalıydı. “Ve eğer şu anda söylediğimi tekrar edersen seni memnuniyetle döverek öldürürüm–” Dudaklarından dökülen ölüm tehdidinin kulağa geliş şekline yüksek sesle güldüm. Bella’nın böyle hissetmesi kadar iyi değildi. Mike ondan sonra güvenilmez bir görüş noktası haline geldi. 117 . “Benimle dışarı çıkmayı isteyip istemediğini soracaktım. Ne düşünüyordum ki? Bahse girerim o ucubedir.” Tekrar nefes aldım. Tamam. yemeğe falan gidebiliriz… ve ben ödev üzerinde sonra çalışabilirim. “Mike…” Kıskançlığımın acısı ve öfkesi aynı geçen hafta olduğu kadar güçlüydü. Mike. Bella’ya çıkma teklif etmek için kendini o kadar zorladıktan sonra. kör müsün?” Duygularını paylaşıyordum. Hiç sormamalıydım. “Ama bence bu Jessica’nın duygularını incitir. onun tarafından çekici bulunmaktan hoşlandığını anladı. soruyu doğru soramadı. Bri karga feryat etti. her şeyi görüyordu. Sanırım… Yani… Ha. Seattle sadece bir bahaneydi demek ki. Katılaşmış vücudum rahatladı. Ya? Bu da ne demek? Evet mi diyecek? Bekle – sanırım gerçekten sormadım. Bella o kadar özveriliydi ki. Jessica. “Ya. Zorlukla yutkundu.” Kısa bir sessizlik oldu. ama bu gerçek çok açıktı.” diyebildi. Hah. Vay. Mike tamamen unutmuştu ve bu boş zamanını kısıtlıyordu.” “Jessica?” Ne? Ama… Ah. “Bence…” Tereddüt etti. İkinci sıradaydı.

Niye bu kadar ani hikaye değiştirdiğini merak ettim. ama şimdi öfkelendirmek yerine sadece sinir bozuyorlardı. Bella içeride uzun bir saat kaldıktan sonra arka bahçeye çıktı. Kısa bir süre sonra sinirle kitabı kapattı.Tatlı ama. kolunun altında bir örtü vardı. fakat bunlar değişebilir şeylerdi… Pekala. kalın bir sayfa kesitini sertçe alıp çevirdiğinde üçüncü bölümde olduğuydu. hızlıca okudu. Ayak bileklerini birbiri üzerine atarak. Vücudu aniden dikelip eli sayfada donduğunda. Yeni bir hikayeye başlıyordu – kitap derleme bir eserdi. sık sık boş Cullen masasına baktığını gördüm ve heyecanlandım. Bella gittiğinde devasa bir ağacın serin gövdesine kıvrıldım ve zihinden zihne geçerek onu her zaman görüşümde tuttum. Eldeki bir kuş… Sonra Bella’yla olanlar kadar iğrenç fantezilerine dalmıştı. kitabı itti ve döndü. Angela Weber’ın gözleri uygun olduğunda her zaman memnundum. bunu biliyordum. Benim izlediğimi biliyormuş gibi. kimsenin çok yaklaşmadığından emin olmak için. Elinde bir kitap. Omzunun üzerinden okudum. Jasper’ın eski kardeşini kasabadan kaçınması için uyardığını biliyordum – hem açıklama hem de uyarı olarak deliliğimden bahsetiğini – ama risk almayacaktım. Yüzünü görebildiğim her açıdan izledim ve tekrar üzgün olduğunu fark ettim. Örtüyü ıslak çimlerin üzerine yaydı. onu göremediğimde çektiğim işkenceye acımış gibi. karnının üzerine yatıp. Bu beni şaşırttı – güneşin onun gülümsemeye devam etmesi için yeterli olacağını düşünmüştüm. Öğle yemeğinde. Bunun üzerine zihninden uzak durdum. Diğer kızlarla çıkmak için planları vardı – otomatik olarak ben de kendi gözetim planlarımı yaptım – ama Mike. Mansfield Park. Jessica’yı Bella için planladığı randevuya davet edince bu tasarılar ertelendi. bir yeri bulmaya çalışıyor gibi yıpranmış kitabın sayfalarını çevirmeye başladı. Güzel vücut. Belki o da beni özlemişti. Keşke Weber kızına tamamen iyi biri olduğu için teşekkür etmenin bir yolu olsaydı. Bella’nın ona layık bir arkadaşa sahip olması daha iyi hissetmemi sağlıyordu. Sessizce açıklığa yüksekten bakan en yakın ağacın yüksek dallarına tırmandım. Bana umut verdi. Bir Austen hayranıydı. güneş ışığının ve rüzgarın saçında oynayışını izliyordum. İki kızı da ne kadar az hak ediyordu. Kendini sakinleştirmeye çalışıyormuşçasına derin bir nefes aldı. abartıyordum. gözünde neredeyse değiş tokuş edilebilirlerdi. Ah – daha fazla klasik. sanırım. Bir başlık sayfasının görüntüsünü yakaladım. bluzunun 118 . Yüzünde sert bir ifadeyle. Gördüğüm tek şey. orman içinde ufak bir tarama yaptım. Peter ve Charlotte’un ailemle düşmanlık yaratma niyetleri yoktu. O yüzden direkt olarak evine gittim ve yolda.

Uykusunda mırıldanıyordu. Kolumu uzatıp çok yaklaştığımda her ihtimale karşı nefesimi tutarak dikkatle kitabını çaldım. kafamda bu görüntü de olmadan yeterince acı vericiydi. Edward. Birkaç uzun dakika sonra dudakları titremeye başladı. Gözlerim istemsizce adımda durakladığında – Edward Ferrars karakterinin ilk tanıtıldığı yer – Bella tekrar konuştu. Pekala. “Mmm… Mmm. sadece bir kere saçını yüzünden çekmek için hareket etti. Daha fazla ucube olabilir miydim? Eğer şimdi gözlerini açarsa düşeceği dehşeti hayal ettim… Geri çekilmeye başladım. Isı kokuyu tatlandırmış gibi görünüyordu. Sonra tekrar hareketsizleşti. ama tekrar mırıldanıp beni orada tuttu. Boğazım arzuyla alevler içinde kaldı. İç çektim. “Mmm.” Anlaşılır bir şey değil. biraz bekleyecektim. Mümkün olduğunca uzağı dinledim.kollarını kıvırdı ve gözlerini kapattı. Aramızdaki farklılık zaten başa çıkılamazdı. yakınlardaki evlerin içindeki sesleri yakaladım. Bu çok yanlış. Nefes alıp verişi yavaşladı. İlk kitapla başlamıştı… Hızla. Yere zıpladım ve sessizce parmak uçlarımın üzerine indim. vahşi bir coşkuyla yok sayıyordum. çünkü ondan uzun süre uzak kalmıştım. Hareketsizce yattı. Austen’ın aşırı derecede kibar yazımında sinirlendirme potansiyeline sahip bir şey arayarak Aşk ve Yaşam’ın üçüncü bölümünde sayfaları çevirdim. Kendime güneşin parlaklığında bakmaktan kaçınıyordum. Eskiden ne kadar da küçümser tavırlarla Emmett’i düşüncesiz davranışları. Jasper’ı da disiplinsizliği nedeniyle yargılardım – ve şimdi bilinçli olarak bütün kuralları.” İç çekti. Başka bir gizem. ama onu sinirlendirebilecek bir şey düşünemiyordum. sorumluluk sahibi olan bendim. ateş yine taze ve şiddetliydi. Ama yaklaştığımda tenine yansıyan gökkuşağı ışıltılarını görmezden gelemezdim. Bu görüntü üzerine çenem kenetlendi. çok riskliydi. Bir zamanlar. Gölgede tenimin kaya gibi ve buz soğukluğunda olması yeterince kötüydü. İç çektim. 119 . İki kaşık un… bir bardak süt… Hadi ama! Şunu potaya geçir! Ah. Kestane rengi bir nehir halinde başının üzerinde havalandı. ama aldırışsızca gün ışığının içine ilerledim. hadi ama! Kırmızı ya da mavi… ya da belki daha sıradan bir şey giymeliyim… Yakınlarda kimse yoktu. Karşı çıkılması imkansız. Romanı hatırlıyordum. Birkaç yarda uzaktayken tekrar nefes almaya başladım ve güneş ışığı ile açık havanın kokusunu etkileyişini tattım. Bir an onu kontrol ettim ve sonra – kendimi burnumdan nefes almaya zorlayarak – kitabını açtım. Bella ile kendime güneş ışığında yan yana bakmak istemiyordum.

“Edmund. babasının arabasının tekerlekleri tuğla yola girdiğinde oturarak. Mutluluk. Charlie’nin örtülü düşüncelerini sözleriyle karşılaştırmak ilginçti. hala küçük bahçeyi çevreleyen ağaçlara bakarak. Kendime olan nefretim kuvvet kazandı. Babasının araba kapısı kapandı ve o sese doğru baktı. Anlaşılmaz bir rahatsızlık… geçmişte. 120 . “Charlie?” diye sordu alçak bir sesle. Babası eve geldiğinde rahatladım. Onları geri itmek istedim. özlem dolu bir mırıltıydı. Çabucak ayağa kalktı ve ağaçlara bir bakış daha atarak eşyalarını toparladı. gözleri saklandığım gölgelere dokundu. ama düşünceleri o kadar sessiz ve gizliydi ki. gölgeler onu aldı. Kızına olan sevgisi ve ilgisi çok kuvvetliydi. Güneş yavaş yavaş batmaya başlarken ve gölgeler ona doğru sürünürken yine çaresiz hissederek onu izledim. Çok… yakın…” Edmund? Ha! Rüyasında beni görmüyordu. bir kabustaymış gibi hissetmememi sağlayan tek sesti. eğer beni şimdi görmüş olsaydı çıkacak korku çığlığı değil. Küçük mutfağın yanındaki arka cama yakın bir ağaca geçtim ve akşamlarını dinledim. Annesinin zihninin nasıl olduğunu merak ettim – hangi genetik birleşimin onu böyle eşsiz halde getirdiğini. İzlemek ürkütücüydü – Alice’in görüşlerinin gerçekleştiğine tanık olmak gibiydi. Jasper Peter ve Charlotte’u Port Angeles’tan uzak kalmaları için uyarmamıştı. Bella’nın ertesi akşam Port Angeles’taki planlarını konuştuğunu duydum ve dinlerken kendi tasarılarımı oluşturdum. Etrafına bakındı. En azından hala beni düşlüyordu. ama karanlık kaçınılmazdı. diye anladım içim kararak. dışarıda her zaman benim türüm vardı. ama sözleri her zaman kısa ve sıradandı. Kitabını yerine koydum ve tekrar gölgelerin örtüsü altına girdim – ait olduğum yere. Sesi sadece alçak. Eve doğru gelirken ondan çok az duyabildim. ama çabucak uzağa baktı.Bu sefer uyandığından korkmadım. kendime olan nefretimle savaştı. Kısa bir an. onu izleyecektim. sadece özünü algılayabiliyordum. ne olur ne olmaz. Yakın zamanda beslendiklerini ve evimizin yakınında avlanmaya niyetleri olmadığını bilsem de. doğru olduğundan emin olamadım. güçlü kalp atışları tek güvenceydi. yüzüne karşı neredeyse siyahtı. Işık gittiğinde yeni çok soluk görünüyordu – hayalet gibi. Hayali karakterleri düşlüyordu. ayrıca şimdiden önce hiç düşünmediğim bütün o insan tehlikeleri de mevcuttu. Çok kendini beğenmiş biriydim. Bella sıçrayarak uyandı. işteki gününden bir şey. Ahh. Çoğunlukla samimi bir sessizlik içinde oturdular. Sonuçta. beklenmedik karanlıktan kafası karışmış gibi görünüyordu. Bella’nın düzenli. Açlıkla karışık beklenti – akşam yemeği için sabırsızlandığını tahmin ettim. Saçı tekrar koyu.

Mahremiyetine bir röntgencinin yapacağı gibi izinsizce dalmayacaktım.” kelimelerini söyleyerek iç çektiğinde ve eli açıldığında – sözsüz bir rica – beni düşlüyor olabileceğini umma şansım oldu. bazen üzgündü. Edward. çoğunlukla mutsuz bir sesle Forks ile ilgili aşağılayıcı şeyler mırılandı. uyuduğunda geri döneceğimi bilerek. Sonra ayrıldım. tabii ki. tenini kusursuz bir güzellikte gösteriyor. Okul bitti ve Jessica kızları almayı kabul etti – Angela da geliyordu. Ah. kendimi avcılar kadar güzel tada sahip olmayan daha küçük yaratıklarla besledim ve tekrar Forks’a koşmadan önce kıyafetlerimi değiştirdim. Ugh. 121 . Bella dünkünden de hüzünlü görünüyordu ve planlarından vazgeçip geçmeyeceğini merak ettim – iyi bir ruh halinde görünmüyordu. bir önceki gün gibiydi. yüzü bazen endişeli. Sadece bir kere. Emmett ile Esme’nin selamlarına başımı eğip karşılık vererek ön odadaki herkesi geçtim ve direkt olarak piyanoya gittim. Ona böyle kaba davranmayacaktım. Bu gece Port Angeles’ta iyi eğlenceler. ki duruma minnettardım. ki bu benim için iyiydi. güneşin beni hapsettiği son gün. Onun korunması için buradaydım. En kısa avlanma gezilerinden birine gittim. Hangi kabusun onu rahat bırakmadığını merak ettim… ve sonra muhtemelen gerçekten öğrenmek istemediğimi fark ettim. geri geldi. diye düşündü Alice neşeyle. Esme’nin mutluluğu endişeyle bozulmuştu. Takımlar her halükarda ben olmadan eşitti. Okulun sonraki günü. Bella’yla konuşma iznim olduğunda bana haber ver. Rainier alanında futbol – hadi gel! Lütfen? Bir kalem buldum ve ricasının altında üzgünüm kelimesini karaladım. Döndüğümde ev boştu. Onun böyle acı çektiğini görmekten nefret ediyorum. Ama söz konusu Bella olunca. Akıl sağlığımı sorgulayan küçümser ya da karışık düşünceleri özlememiştim. bakıcı oydu. Örtülerinin içinde döndü. taze krema gibi görünmesini sağlıyordu. Bugün koyu mavi bir bluz giymişti ve renk. Endişelenmeliydi. Arabamı almak için eve gittim. Konuştuğunda. Benim için öngördüğü bu aşk hikayesi her an daha çok bir trajediye doğru sürükleniyordu. Onları hız sınırında asla takip edemezdim – korkunç bir düşünce. Mike Newton’ın eğer ağaç tepelerine benim gibi tırmanma becerisi olsaydı hiç şüphesiz yapacağı gibi onu kötü niyetle izlemeyecektim. Mutfaktan girdim. Rosalie. Peter ve Charlotte’u orada bulduğumda kızlara önden başlamaları için bir saat verebileceğime karar verdim. Bella bu gece de iyi uyuyamadı.Babasını yemeği kendi başına hazırlamak zorunda bırakacağı için endişelerini dile getirdiğini duydum ve teorimin kanıtı üzerine gülümsedim – evet. Emmett merdiven direğine bir not sıkıştırmıştı. muhtemelen arkadaşlarının eğlencesini kendisininkinin önüne koyardı. “Geri gel.

Dün geceki oyunu birinin uyuyuşunu seyretmek için kaçırdığına inanamıyorum. Onlara sadece vedalar bir finale geldiğinde dikkat ettim. daha rahat hissettim.Acınacak durumdasın. “Ama eğer karşılaşırsak. diye düşünürdüm her zaman. Bahanelerim zaten yeterince hafifti. Jasper’ın ayrılmasını sağlamıştı. kesinlikle iletirim.” Ayrılmaya hazırlanarak el sıkışıyorlardı. Peter neredeyse Jasper kadar uzundu – hem görünüş hem de düşünce açısından. İyi eşleşmiş bir çift. Sorun mutlaka hayvanlar olmalı. daha iyi bir ruh halindeyken – güçlendirdiği motorun sağlam mırlaması 122 . Peter’ı daha sonra. Peter ise karşılık olarak sadece başını eğdi. Duymamışım gibi davrandım. “Eğer Maria’yı tekrar görürseniz. Peter. Ne kadar garip bir yaratık. Saçı nerdeyse Charlotte’unki açık renkte ve neredeyse onunki kadar uzundu. Calgary’deyken bir kere Jasper için gelmişti. diye düşünüyordu. onu öldürmeyi planladığında az düşünmüştü. “Bunun yakın zamanda olacağını sanmıyorum. Esme. dedi Emmett arkamdan. diye homurdandı Emmett. sonuçta. Şimdi beni merakla süzen arkadaşlarına veda ediyordu. çaldığım şarkı niyetlendiğimden daha şiddetli çıktığında bile.” Maria hem Jasper’ı hem de Peter’ı yaratan vampirdi – Jasper’ı 19. Arabama girdiğimde. Kızın görüşümden ve zihnimden uzak olması zordu. İnsan kanı eksikliği onları sonunda delirtiyor. genelde olduğu gibi. Olaylı bir ziyaret olmuştu – anında taşınmak zorunda kalmıştık.” dedim başımı eğerek. sadece müziğin huzursuzluğumu dağıtmasına izin verdim.” dedi Peter gülerek – Maria inkar edilemez şekilde tehlikeliydi ve Peter ile aralarında pek sevgi yoktu. Geri zekalı.” diyordu Jasper biraz tereddütle “iyi dileklerimi iletin. beyazımsı sarışın saçlı Charlotte. Halbuki son karşılaştığımızda çok normal ve hoştu. Ve Alice azarlayıcı bir tonla.” dedi Charlotte şüpheyle. diye düşündü Rosalie aynı anda. Peter’ın düşünceleri. “Seni tekrar görmek güzeldi Edward. diye düşündü Alice boyutlarında. Birbirlerine çok benziyorlardı – boyut dışında. Esme dışında herkes bir süre sonra benim hakkımda düşünmeyi bıraktı ve dikkat çekmemek için daha hafif tonlarda çaldım. yaklaşık olarak onunkilerle aynıydı. Port Angeles’a yaklaşmayacaklar. yüzyılın ikinci yarısında. Jasper ondan nazikçe gelecekte mesafeyi korumasını rica etmişti. Jasper her zaman Maria’nın gözdesi olmuştu. Tanıdık bir konuya sahip – sabırsızlık – eski bir şarkıydı. Deli. Seattle’a gidiyorlar. Rosalie’nin benim için – geçen sene. Onlara uzun bir süre dikkatimi etmedim. “Charlotte. Çaldığım şarkıyı tatmin edici olmayan bir sonla bitirdim ve aceleyle ayağa kalktım. Zavallı çocuk. 1940’larda. Peter. Jasper bana hiç dikkat etmedi. Direkt olarak doğuya.

Hareket halinde olmak bir ferahlıktı.yatıştırıcıydı. tekerleklerimin altında kayan her mille Bella’ya yaklaştığımı bilmek… 123 .

Angela için yakınları taradım – ah. Onları memnuniyetle karşıladım. Şimdilik çok ender kullanılıyor gözüken. Alışveriş yapmalarına izin verip bitirdiklerinde onları yakalayacaktım. Bella’yı arkadaşının giydiği siyah elbiseyi incelerken çevresel görüşünde görebiliyordum. Sık ağaçların arasından sadece gözüme ilişip kayboluyorlardı. Bella’nın mağazada girebileceği çok fazla bela yoktu. gölgeleri için daha önce hiç olmadığı kadar istekliydim. Tyler’ın küstahlığına sinirliydi. ama birincisini bulduğumda. Jessica’yı üç yönlü bir aynın önünde dönerken bulmam uzun sürmedi. Angela haklıymış – Tyler kendi kendine gelin güvey oluyormuş. risk almadığını. Pekala. ama orda uzun süre 124 .” Jessica Bella’ya sahte bir sıcaklıkla gülümsedi. Ona bu konuda ne diyeceğini merak ettim. bir yandan da onu şüpheyle inceledi. ikincisini de duyabilirdim. Karanlık basması çok uzun sürmeyecekti – bulutlar batıdan doğru geri dönüyordu. gölgeler uzadığında yaklaşabilirdim. Gerçekten böyle mi düşünüyor? Yoksa cumartesi günü bir inek gibi görünmemi mi istiyor? Jessica’yı dinlemekten bıkmıştım. ama kıyafet değiştiriyordu ve ona mahremiyet vermek için çabucak zihninden çıktım. Jessica’yı belirli aralıklarla kontrol ettim. kendinin benden daha güzel olduğunu düşünüyor mu? “Bence mavi olan daha iyi. Arayacağım genel yönü biliyordum – Port Angeles’ta elbise alışverişi için tek bir yer vardı. Bu kadar öfkeli olmasına inanamıyorum ama. ama gün batımına nasıl acele ettiklerini görebiliyordum. Bella hala sinirli görünüyor. Jessica’nın düşüncelerini uzaktan bulabileceğime emindim – onun düşünceleri Angela’nınkilerden daha yüksek sesliydi. gereksiz riskler almanın bir manası yoktu.9. Ha ha. En azından balo için yedek biri olduğunu biliyor. Yarın okulda tekrar Bella’nın yanına oturabilirdim. O öğleden sonraki ifadesini kafamda canlandırdım – öfkeli inanamamazlık – ve güldüm. Sonra. güneş hala tepedeydi ve pencerelerim karanlık olmasına rağmen. Ya Mike dansta eğlenmezse ve bana tekrar çıkma teklif etmezse? Ya baloya beraber gitmeyi Bella’ya teklif ederse? Eğer ben hiçbir şey söylemeseydim Mike’a dans teklifi eder miydi? Mike onun benden güzel olduğunu düşünüyor mu? O. şehrin hemen dışında bir yola çektim. Port Angeles Port Angeles’a vardığımda. Daha fazla gereksiz risk. Gözlerinin rengini ortaya çıkarıyor. öğle yemeğinde dikkatini tekelime alabilirdim. Bunu zihninde görmüştüm – balo hakkında söylediklerinde tamamen ciddi olduğunu. Gölgelerin uzamasını beklerken zaman çok yavaş geçti. iç sesi bulunması en kolay olanıydı. Biriktirdiğim bütün soruları sorabilirdim… Yani. demeliydim daha doğrusu. hava şehirde araba sürmem için çok aydınlıktı. Tepkisini kaçırmak istemezdim.

Yemek yemeyi planladıkları yeri gördüm. Bu daha önce düşündüğüm bir şeyy değildi – Bella’nın onlardan ayrılması – ve onu nasıl bulacağıma dair hiçbir fikrim yoktu. Gerçekten yapmamalıydım. Evde muhtemelen işe yarayacak bir tane var ve harcamam gerekenden fazla harcadım…” Annem delirecek. Alice’i yemeğe davet etmeyi düşünerek cebimdeki telefona dokundum.” dedi Angela. Gölgelere baktım. ama Bella’yla konuşmak da isterdi. Akşam yemeği vaktine kadar karanlık olacaktı… Belki ben de tesadüfen aynı restoranı seçerdim. ama bugün keyifsiz görünüyordu. Güneş ışığının parıldadığı saatlerde dışarıda dolaşmak güvenli değildi. Bella’nın benim dünyama daha fazla girmesine hazır olduğumdan emin değildim. Ne düşünüyordum? “Geri dönmenin benim için bir sakıncası yok. arayışımın kısa süreceğini umarak direkt olarak Jessica’nın kafasında gördüğüm kitapçıya gittim. Mağazalarla dolu bir kaldırımdaydılar. Bir vampir belası yeterli değil miydi? Tekrar Jessica’yı kontrol ettim. İçeri girmeye zahmet edip etmediğini merak ettim. Eğer yolun. Güneş yeterince kısa sürede bulutların arkasına girecekti. Bella’nın ilgileneceği bir yere benzemiyordu – gerçekçi bir insan için çok yeni nesildi. “Belki de kolyeyi geri vermeliyim.kalmaktan hoşlanmıyordum. Bella kimin umurunda? diye düşündü Jess sabırsızlıkla. küçük kitapçı dükkanı tezgahın arkasındaki bir kadın dışında bomboştu. Bella hiçbir yerde yoktu.” Jessica’nın Bella’nın gittiğini düşündüğü kitapçının kısa bir görüntüsünü yakaladım. Bella ne zaman işleri kolaylaştırmıştı ki? Tabii ki. Angela’ya akıl danışıyordu. Arabada bana çok iyi davranmıştı… Gerçekten tatlı biri. Takısını düşünüyor. Geri dönsek bile restorana zamanında yetişebiliriz. Port Angeles’ı iyi biliyordum. “Acele edelim o zaman. “Bir şey olmaz. yalnız kalmak istiyor sanırım. Neler kaçırmıştım? Bella kendi başına dolaşıyordu ve daha önce de beni mi sormuştu? Angela şimdi Jessica’ya dikkat ediyordu – Jessica o geri zekalı Mike hakkında konuşuyordu – ve ondan daha fazla bir şey alamadım. ama kolay olacağından şüpheliydim. Acaba Edward Cullen yüzünden mi? Bahse girerim ki ailesiyle ilgili soru sormasının sebebi budur… Daha çok dikkat etmeliydim. sonra Angela’nınkilerden etrafa baktım. Angela’nın sorusunu yanıtlamadan önce. ama Bella bizi arar mı sence?” Bu da neydi? Bella onlarla değil miydi? Önce Jessica’nın gözlerinden. Park edebileceğim bir gölge vardı… Dükkana karanlık bir yol oluşturuyordu. Bunu düşünmeliydim. Umarım Bella onu ektiğimizi düşünmez. binaların solan güneş ışığını engelledikleri batı tarafında kalırsam… Şehrin merkezine giden seyrek trafikte ilerlerken huzursuz hissetmeye başladım. Ah. diğer yola dönüyorlardı. Zaten. Ya geçen arabalardan biri güneş ışığını yanlış anda yansıtırsa? Ama Bella’yı başka türlü nasıl arayacağımı bilmiyordum! 125 . Buna bayılırdı.

Bundan hiç hoşlanmadım. Yabancıların zihinlerini taramaya. ama çoktan kapıdan çıkmıştım. Ona söylemeliyim ki… İşte geliyor! Aha! İşte. görüşümden ve normal yollarından uzaktayken. … sanırım bebek başka bir kulak enfeksiyonu kaptı… 6-4-0 mıydı yoksa 6-0-4 mü…? Yine geç kaldı. Şüphesiz. Eskiden tam olarak böyle zihinleri avlamıştım. Ayağım gaz pedalını zemine doğru itti. Çok fazla önemsiz düşünce. Yolunu mu kaybetmişti? Eh. ama bu yeterince ayrıntılı değildi. Bu bana ne kadar güçsüz hissettiriyordu – önümdeki kaldırımdaki karanlık ve aydınlık arasındaki çizgi tarafından engellenmek. ama nereye gidiyordum? Düşüncelerinin genel yönünü biliyordum. o zaman avantaj tekrar bende olacaktı ve güçsüz olan insan dünyası olacaktı. ama sadece kokusunu bir kere daha yakalayabildim ve yönü kafamı karıştırdı. Bir şey. Nereye gitmeye çalışıyordu? Kitapçı ve restoran arasında Bella’yı yolda görme umuduyla birkaç kere ileri geri gittim. Birkaç ayrı gölgede daha durdum. görüşü içinde yerini 126 . onların gözlerinden bakmaya başladım. bir şey olmalıydı – bir sokak işareti. şimdiki gibi. O yönde pek bir şey yoktu. ama dükkanın içinde kokusundan eser yoktu. Sonunda biri onu fark etmişti! Rahatlık sadece bir saniyenin ufak bir parçası kadar sürdü ve sonra gölgeler içinde onun yüzüne bakan adamın düşüncelerini tam olarak okudum. Hızla dükkana girerken havada Bella’nın kokusunun zayıf izini aldım. Bulutlar ufuktaydı ve birkaç dakika içinde onu yaya olarak takip etmek için özgür olacaktım. bir dükkan vitrini. en azından yüzü vardı. Zihni tanıdık değildi. ama tamamen yabancı da değildi. Şu anda beni bu kadar çaresiz bırakan tek şey güneşti. ve başka bir tanesi daha. Onu bulmanın ne kadar zor olacağını daha önce hiç düşünmemiştim. Sadece birkaç dakika. Arabaya bindim ve onu arayarak yavaşça sokaklarda ilerledim. sonunda.Park edip gölgenin en derin tarafından dışarı çıktım. Sadece devam edip güneye doğru gittiğini tahmin edebildim. kaldırımdaydı. Bella’nın kokusunu gölgenin izin verdiği kadar takip ettim ve güneş ışığının kıyısında durdum. Buradaydı. Jessica hemen sipariş vermek için bastırıyordu. “HAYIR!” diye kükredim ve hırlamalar boğazımdan çıktı. bu ihtimal karakterinden tamamen uzak görünmüyordu. “Hoşgeldiniz! Yardımcı olabilir mi–” diye başladı satıcı kadın. Kayıp kaldıkça daha da çok endişelendim. Jessica ve Angela çoktan oradaydı. Uzun süremeyecekti o zaman. sipariş mi vereceklerine yoksa Bella’yı mı bekleyeceklerine karar vermeye çalışıyorlardı. Başka bir zihin. Çok sınırlı. biri mutlaka onu bir yerde görmüş olmalıydı.

Bu onu heyecanlandırmıştı. Bunun için acı çekecekti. Ama Bella çenesini kenetledi ve kendini destekledi. alışveriş yerlerinden uzakta bir yer. Baktığı sokağı tanıdım. içlerinde en acı verici olanını arıyordum. “Benden uzak dur. “Böyle yapma tatlım. Hepsi hafiften sarhoştu. Hırlamalarımın sesi arabanın çerçevesini salladı. Yüz. Lonnie’yi kör halde takip ediyorlardı. kafasındaki diğer suratların anısıyla bulanıklaştı. ama hiç dikkat etmedi.” Başka yönden gelen zorba bir kahkaha üzerine ürkmesini izledi. diğerlerini taradım. Kullanabileceğim bir şey bulabilmek için çaresiz. çoktan daha önce şahit olduğum işkence yöntemlerini tarıyordum. Çığlık atmasını bekledi ve bunun tadını çıkarmaya hazırlandı. Kırmızı ışıkta fırladım. Sesten rahatsız olmuştu – Kes sesini Jeff! diye düşünmüştü – ama geri çekilmesinden hoşlanmıştı. avın adrenalinini severdi. Adam ona doğru ilk adımı atıyor. Istırap içinde kıvranacaktı. Ricalarını. Bella onun ilk kurbanı değildi. Telefonum cebimde titredi. ama bu dikkatimi dağıtmadı. Korku onu çeken şeydi – keyif aldığı kısım. kurbanına yoğunlaşmıştı. sanırım… daha çok savaş. Şunun titreyişine bak! Adam umutla kıkırdadı. Kendisi kurban olduğunda avdan nasıl keyif aldığını görecektim. Lonnie yavaşça kıza doğru ilerledi. hareket halindeki trafikte iki araba arasındaki ancak yeten genişliğe sahip boşluktan sıyrıldım. Belki daha iyi. bir çığlık değildi. Bu cesur. Kafamın içinde başka bir bölgede. Canavar motorun kükremesini duyabilirdi. Duymazdan geldim. Arabam doğru olduğunu umduğum yöne giderken köşeyi döndü. Şaşırmıştı – kaçmayı deneyeceğini düşünmüştü. Endüstriyel bir yerdi. Diğerleri kendi kısımları için sadece 127 . hiçbiri Lonnie diye seslendikleri adamın bunda ne kadar ileri gitmeyi planladığının farkında değildi. Arkasındaki duvarda hiç pencere yoktu. yalvarış şeklini hayal etmeye başlamıştı… Sesli kahkahayı duyana kadar başkaları olduğunu fark etmemiştim.” Sesi alçak ve sakindi. Kurbanını kovalamayı. Bir blok ötedeydim. başka bir arabayı daha yoldan çıkardı. Onlara biraz eğlence vaat etmişti… Biri gerginlikle sokağa baktı – kızı taciz ederken yakalanmak istemiyordu – ve bana ihtiyacım olan şeyi verdi. ellerini esnetiyordu.ele verecek bir şey – ama Bella gölgelerin içindeydi ve adamın gözleri sadece onun korkmuş ifadesine odaklanmıştı – oradaki korkudan zevk alıyordu. Arkamda kornalar çalındı. Diğer sürücü kornasını çaldığında ses çoktan oldukça arkamdaydı. Benim av stilim hakkında ne düşüneceğini görecektim. Etrafındaki zihinler onunki kadar çöplük değildi. Şaşarmış ve hafifçe hayal kırıklığına uğramıştı.

ama bu Lonnie isimli canavar ben ona o hediyeyi vermeden çok uzun süre önce ölmek için yalvaracaktı. ama bir ilk olma riski de vardı. bu ona aynı hareketin bir parçası gibi göründü. Onun ölümünü o kadar vahşice istiyordum ki. farlarım üzerlerini aydınlattı ve kalanını oldukları yerde dondurdu. Onu arabada bırakıp sokaktaki dört adamla ilgilenemeyeceğimi anlamam bir saniyenden çok çok daha kısa sürdü. Sonra. Tıpkı bir mıknatıs gibi. ama hala ben bütün trafik işaretlerini görmezden gelerek hızla şehre doğru sürerken korkmuyordu. “Kemerini bağla. Yoldaydı. gözleri hala büyük ve tamamen güven dolu olarak bana baktığını saymazsak… İntikam beklemek zorunda kalacaktı. Planın baştan beri kaçmak olacağını tahmin ederdi. Köşeyi keskin şekilde döndüm. bana bir insanın yüzünde gördüğüm en güven dolu yüz ifadesiyle baktı ve bütün kötü planlarım yıkıldı. Hızlanıp. Arabanın dönmesine izin verdim. Kaslarım aceleyle. Garip bir 128 . “Bin. Sesim hala nefret ve kana susamışlıkla sertti. onu saldırganlarının kavrayamamış ifadelerle arkamızdan bakakalmasını sağlayacak çabuklukta götürürken. Sertçe açtım. bu istek kulaklarımda çınladı. kemiklerin üzerinden kasları… Kızın – dünyadaki tek kızın – koltuğuna iki eliyle sarılmış. Kız yalnız değil. o sırada zaten arabaya doğru koşuyordu. Gözlerini üzerimde hissedebiliyordum. Bu alçak ses onu zıplatmıştı. ona doğru geliyordu. Alışıldık kana susamışlık değil. istekle ve bunun gerekliliğiyle sarıldı. O adamın herhangi bir parçasını içime alarak kendimi kirletmeyecektim. Bella’nın görüşünden uzaklaştırıp. Bu Bella’yı korkuturdu. Bir anlık tereddüdümü anlamadı. ama bu onun için çok kolay bir ölüm olurdu.öleceklerdi. Kemeri yerine taktı ve çıkarttığı sesten hafifçe zıpladı. Onu gözümün önünden ayıramazdım. onu burada yalnız mı bırakırdım? Bu gece Port Angeles sokaklarında başka bir tehlikeli insanın dolaşıyor olması küçük bir ihtimaldi. geldiğim yöne doğru sürdüm. ‘izleme’ mi? Ha! Benim istediğim bir şeyi ne zaman yapmıştı ki? Ne zaman güvenli şeyi yapmıştı? Onları. tehlikeli her şeyi kendine çekiyordu. görüşümü bulutlandırdı ve dilimde tadını hissettirdi. Yoldan sıçrayan lideri ezebilirdim. kasların üzerinden deriyi. O adama arabayla bile vuramazdım. bu sayede Bella’ya en yakın kapı yolcu kapısı olmuştu. Ne!? Bunun kötü bir fikir olduğunu biliyordum.” dedim sinirle. Kaçmalı mıyım? Sanırım kusacağım… Bella kapıdan içeri tereddüt etmeden zıpladı ve arkasından kapıyı çekti. Onu yavaşça yüzecektim. Onu öldürmek zorundaydım. Ona ne diyecektim. parça parça.” diye emrettim.

Bunu biliyordum. Onun tereddüdü duymasına yeterli olmayacak bir sürede. Başka bir şey düşünmem gerekliydi. vücudum yerinde donakaldı. Eğer içimde kaynayan kan dökme isteğini durduramazsam. “Sen iyi misin?” Bu gerçekten en önemli şeydi. Daha yeni yaşadıklarından sonra. ilk öncelik. düşünmek zordu. O. onu daha da çok korkutacaktım. Şimdi ağaçların altında simsiyahtı.” Sesi hala boğuktu – şüphesiz korkuyla. İntikam ikinciydi. Önceden olduğu gibi.” dedim çenem hala kilitliyken. sesi korku ve stres yüzünden pürüzlü çıkmıştı.” diye rica ettim.şekilde rahatlamış gözüküyordu. hayal kırıklığını ve öfkesini… Onu nerede bulacağımı biliyordum… Görmemeyi dileyerek gözlerimi kapattım. Çok korkmuş olmalıydı. benden yayılan vahşiliği hissedebiliyordu. ki bilmiyordum. buna bir anlam veremiyordum. benim mi iyi olup olmadığımı bilmek istiyordu? Sorusunu saniyenin bir kısmında düşündüm. Çileden çıkarıcı bir sebepten – evrenin benimle oynadığı bir şaka – daima risk altında olmasa da. vücudunu tanınmayacak hale getirecek derecede ezmek isteğiyle yanıp tutuşuyordu… Ama bu. “Evet. “Dikkatimi dağıt lütfen. onun dudaklarından gelen şiddet tehdidi 129 . Adamın düşüncelerini duyabiliyordum. O kadar öfkeliydim ki. bana ihtiyacı olmasıydı. şüphesiz bu çok açıktı. “Bella?” dedim dişlerimin arasından. İyi miydim? “Hayır. onu burada. “Affedersin. karanlık gece korunmasız bırakmama yol açardı. Beni arabanın içinde tutan tek şey.” dedim ses tonum hiddetle dolup taşarak. “Iı…” tereddüt etti – isteğimden bir anlam çıkarmak için olduğunu düşündüm. “Sadece ben sakinleşene kadar önemsiz bir şeylerden bahset. Onu bu öğleden sonrayı geçirdiğim kullanılmayan yola götürdüm. ne?” Neye ihtiyacım olduğunu açıklayabilecek kontrolü kendimde zor bulabildim. onu karanlıkta tek başına bırakamazdım. Evet – ihtiyacım olan şey buydu. Yine de onu rahatlatacak durumda değildim – eğer bunun nasıl yapılacağını kesin olarak bilseydim bile. Şüphesiz. Boğazını temizledi. Parmaklarım onun saldırganına çarpıp. ama vücudum öfkeyle öyle doluydu ki. “İyi misin?” diye sordu. “Evet?” diye cevapladı boğuk bir sesle. Tabii ki Bella beklenmedik bir şeyle gelecekti. Ve o yüzden onu bırakamazdım. “Yarın okuldan sonra Tyler Crowley’i ezeceğim?” Bunu sanki bir soru gibi söylemişti. yokluğumda tamamen güvende olacağından emin olsam bile.

o beni rahat bırakırsa geri çekilir. Zihninin şaşırtıcı gidişatı her zaman ilginçti. ama daha iyi değildim. Bella bir katilden daha iyisini hak ediyordu.” diye ekledi soğukça. eğer onun hayatını tehlikeye atarsam ödeşiriz ve benden özür dilemeye devam edemez. Düşmana ihtiyacım yok ve belki Lauren. 130 . beni yanımda oturan kıza layık yapamazdı. sesi kaplan-kedi yavrusu öfkesiyle doluydu. Neredeyse. bunun sadece hayali bile. Sentra’sını da parçalayabilirim gerçi.” Hayır. daha sakindim. İntikam ve işkencenin arkasında bir şeyler görmeye. kimseyi baloya götüremez…” Bazen olayları yanlış anladığını görmek cesaretlendiriciydi. “Bunu duydum. “Duydun mu?” dedi inanamayarak ve sonra sesi öncekinden daha öfkeliydi. Lisedeki oğlanları etkileyen cazibesinin farkındaymış gibi gözükmüyordu. Son derece haklı çıkarılabilir bir cinayet işlemekten daha çok istediğim tek şey bu kızdı ve ona sahip olamayacağım halde. çünkü demin Lonnie denen canavarı öldüremeyeceğimi anlamıştım ve bunu neredeyse dünyadaki her şeyden daha çok istiyordum. bu gece katliam yapmamı imkansız kılıyordu – böyle bir şeyin ne kadar savunulabilir olduğu önemli değildi.” Keşke deli gözükmeden ondan bu tehditlerine devam etmeyi istemenin bir yolu olsaydı. “Herkese beni baloya götüreceğini söylüyor. Ve sözleri – ona göre sadece alay ve abartı – o anda şiddetle ihtiyacım olan bir hatırlatmaydı. “Pek değil.” diye devam etti. “Eğer boyundan aşağı felç olursa da baloya gidemez. Kanlarını içmesem bile – gözlerimde kırmızı parlayan o kanıt olmasa bile – farkı hissetmeyecek miydi? Onun için yeterince iyi olmaya çalışıyordum. Tyler’ın ısrarının kazayla bir ilgisi yoktu. ona ulaşma şansımı tamamen kaybederdim. eğer o hayata – bir katilin hayatına – bir geceliğine bile geri dönersem. O yüzden ben de. “Niye?” dedim onu tekrar konuşmaya zorlayarak. şimdi düşünceliydi.” dedim ona.eğlenceliydi – çok komik bir şekilde zıttı. Konuşmayı kesmişti ve devam etmesine ihtiyacım vardı. Katilden başka bir şey olmak için yetmiş yıl harcamıştım. Ve yine de. “Sorun ne?” diye fısıldadı. kendimi kontrol etmeye başlamıştım. Öldürme isteğiyle yanıp tutuşmuyor olsaydım gülerdim. İç çektim ve gözlerimi açtım. “Eğer bir arabası olmazsa. “Daha iyi misin?” diye sordu anında. Denemeye devam edecektim. “Ya deli ya da hala beni az daha öldürdüğü kazayı telafi etmeye çalışıyor… hatırlıyorsundur. Bana olan çekiciliğini de görmüyor muydu? Ah. “ve nasılsa balonun bunu yapmanın doğru bir yolu olduğunu düşünüyor. Bu imkansız bir hedefti.” dedi. O kadar yıllık çaba. bu işe yarıyordu. Beni sakinleştirmek için daha iyi bir şey yapamazdı.

Nefesi burnumu doldurdu ve bana niye onu hak edemeyeceğimi hatırlattı. Bütün bunlardan sonra, onu ne kadar sevsem de… hala ağzımı sulandırıyordu. Olabileceğim kadar dürüst olacaktım. Bunu ona borçluydum. “Bazen öfkemle ilgili problem yaşıyorum Bella.” Sesimdeki doğal olan dehşeti hem duymamasını hem de duymasını dileyerek, karanlık geceyi izledim. Daha çok, duymamasını dileyerek. Kaç Bella, kaç. Kal Bella, kal. “Geri dönüp onları avlamak benim için hiç de iyi…” Sadece düşüncesi bile neredeyse beni arabadan dışarı çıkarıyordu. Derin bir nefes alıp, kokusunun boğazımı kavurmasına izin verdim. “En azından, kendimi buna ikna etmeye çalışıyorum.” “Ah.” Başka hiçbir şey söylemedi. Sözlerimde ne kadarını duymuştu? Gizlice ona baktım; ama yüzü okunamıyordu. Muhtemelen şok yüzünden bomboştu. Eh, çığlık atmıyordu. Daha değil. Bir süre sessizlik oldu. Olmam gereken kişi olmak için kendimle savaştım. Olamadığım kişi olmak için. “Jessica ve Angela endişelenecekler.” dedi sessizce. Sesi çok sakindi ve bunun nasıl olabileceğinden emin değildim. Şokta mıydı? Belki bu gece olanlar daha kafasına dank etmemişti. “Onlarla buluşacaktım.” Benden uzaklaşmak mı istiyordu? Yoksa sadece arkadaşlarının endişelenmesinden mi endişeleniyordu? Cevap vermedim; ama arabayı çalıştırdım ve onu geri götürdüm. Kente yaklaştıkça, amacımı gerçekleştirmem zorlaşıyordu. O adama o kadar yakındım ki… Eğer imkansız olsaydı – eğer bu kızı asla hak edemeyecek olsaydım – o zaman adamı cezasız bırakmanın anlamı neydi? Şüphesiz kendime o kadarı için izin verirdim… Hayır. Vazgeçmeyecektim. Daha değil. Onu, pes etmek için çok fazla istiyordum. Düşüncelerime anlam vermeye başlamadan önce arkadaşlarıyla beraber buluşacağı restorandaydık. Jessica ve Angela yemeği bitirmişlerdi ve ikisi de Bella için gerçekten endişelilerdi. Karanlık sokağa doğru onu aramak için yola çıkmışlardı. Bu onların dolaşması için iyi bir ge– “Nasıl bildin, nereye…?” Bella’nın yarım kalan sorusu beni böldü ve başka bir pot kırdığımı anladım. Arkadaşlarıyla nerede buluşacağını sormak için dikkatim çok dağınıktı. Ama soruyu bitirip baskı yapmak yerine, Bella sadece başını salladı ve yarım gülümsedi. Bu ne demekti? Garip kabullenişine kafa patlatmak için vaktim yoktu. Kapıyı açtım. “Ne yapıyorsun?” diye sordu afallayarak. Gözümün önünden ayrılmana izin vermiyorum. Kendime yalnız kalmak için izin vermiyorum. “Seni yemeğe götürüyorum.”

131

Eh, bu ilginç olmalıydı. Alice’i alıp, tesadüf eseri Bella ve arkadaşlarının gittiği restoranı seçerek yemeğe götürmeyi hayal ettiğim başka bir geceye benziyordu. Ve şimdi, pratikte kızla bir randevudaydık. Sadece, bu sayılmazdı, çünkü ona hayır deme şansı vermiyordum. Ben arabanın önünden dolanana kadar çoktan kapıyı yarım açmıştı – şüphe çekmeyecek hızda hareket etmek genelde bu kadar sinir bozucu değildi – benim gelip açmamı beklemek yerine. Bunun sebebi kendine bir hanımefendi gibi davranılmasına alışık olmaması mı, yoksa beni bir centilmen olarak düşünmemesi miydi? Kız arkadaşları karanlık köşeye ilerledikçe gittikçe daha da çok gerilerek bana katılmasını bekledim. “Git ve Jessica ile Angela’yı ben onları da takip etmek zorunda kalmadan durdur.” diye emrettim çabucak. “Eğer diğer arkadaşlarınla tekrar karşılaşırsam kendimi durdurabileceğimden emin değilim.” Hayır. Bunun için yeterince güçlü olmazdım. Titredi ve sonra kendini hızlıca toparladı. Yarım adım ilerleyip yüksek sesle “Jess! Angela!” diye seslendi. Döndüler ve Bella dikkatlerini çekmek için kolunu salladı. Bella! Ah, güvende! diye düşündü Angela rahatlayarak. Çok geç? diye homurdandı Jessica kendi kendine; ama o da Bella kaybolmadığı ya da incinmediği için şükran doluydu. Bu onu eskisinden biraz daha çok sevmemi sağladı. Aceleyle geri döndüler ve beni onun yanında görünce şok olup durdular I-ıh! diye düşündü Jess afallayarak. Kesinlikle olamaz! Edward Cullen? Onu bulmak için mi tek başına gitti? Ama niye onların kasaba dışında olmsıyla ilgili bana soru sorsun ki, eğer o buradaysa… Bella’nın Angela’ya benim ailemin okula sık sık gitmediğini sorarkenki mahcup ifadesinden kısa bir görüntü yakaladım. Hayır, biliyor olamazdı. diye karar verdi Angela. Jessica’nın düşünceleri şaşkınlıktan şüpheye doğru yönelmişti. “Neredeydin?” diye sordu Bella’ya bakarak; ama beni de gözünün kenarından gözetleyerek. “Kayboldum ve sonra Edward’la karşılaştım.” dedi Bella eliyle beni göstererek. Ses tonu dikkat çekecek derecede normaldi, sanki bu gece gerçekten hiçbir şey olmamış gibi. Kesinlikle şokta olmalıydı. Sakinliğinin tek açıklaması buydu. “Size katılmamda bir sakınca var mı?” diye sordum – nezaketten; çoktan yediklerini biliyordum. Kahretsin; ama çok seksi! diye düşündü Jessica, aklı birdenbire tutarsızlaşarak. Angela da daha sakin değildi. Keşke yemeseydik. Vay. Sadece. Vay. Bunu niye Bella’ya yapamıyordum? “Ee… tabi” diyerek kabul etti Jessica.

132

Angela kaşlarını kaçttı. “Iı, aslında Bella, biz beklerken yedik.” diye itiraf etti. “Kusura bakma.” Jessica içinden şikayet etti. Ne? Kes sesini! Bella onları rahatlatmak için normal bir şekilde omuzlarını silkti. Kesinlikle şoktaydı. “Sorun değil – aç değilim.” Katılmadım. “Bence bir şeyler yemelisin.” Kan dolaşımına şeker girmesi gerekliydi – gerçi zaten varmış gibi yeterince tatlı kokuyordu, diye düşündüm alayla. Dehşet ona her an çarpabilirdi ve boş bir mide yardımcı olmazdı. Tecrübemden bildiğim üzere kolaylıkla bayılabiliyordu. Bu kızlar eğer direkt eve giderlerse tehlike içinde olmayacaklardı. Tehlike onları her adımlarında takip etmiyordu. Ve Bella’yla yalnız kalmayı tercih ederdim – o benimle yalnız kalmak istediği sürece. “Bella’yı bu gece eve benim bırakmamın bir sakıncası var mı?” dedim Jessica’ya, Bella cevap veremeden. “Böylece o yerken beklemek zorunda kalmazsınız.” “Ah, sorun olmaz. Sanırım …” Jessica Bella’ya dikkatle bakarak, bunun istediği şey olduğuna dair bir işaret aradı. Kalmak istiyorum… ama muhtemelen onu kendine istiyor. Kim istemez ki? diye düşündü Jess. O sırada, Bella’nın göz kırpmasını izledi. Bella göz mü kırpmıştı? “Tamam.” dedi Angela çabucak, Bella’nın istediği buysa yoldan çekilmek için acele ederek, ve bunu istiyormuş gibi gözüküyordu. “Yarın görüşürüz, Bella… Edward.” Adımı sıradan bir tonla söylemek için çabaladı. Sonra Jessica’nın elini tuttu ve onu çekmeye başladı. Bunun için Angela’ya teşekkür etmenin bir yolunu bulmam gerekecekti. Jessica’nın arabası bir sokak lambasının ışığının oluşturduğu parlak bir daireye yakındı. Bella kaşlarının arasında bir endişe kıvrımıyla onları arabaya girene kadar izledi. O zaman, içinde bulunmuş olduğu tehlikenin tamamen farkında olmalıydı. Jessica uzaklaşırken el salladı ve Bella da ona geri el salladı. Derin bir nefes alıp bana döndüğünde araba daha gözden kaybolmamıştı. “Açıkçası, gerçekten aç değilim.” dedi. Konuşmadan önce neden onların gitmesini beklemişti? Hakikaten benimle yalnız kalmak istiyor muydu – şimdi, öldürücü öfkeme şahit olduktan sonra bile mi? Durum ne olursa olsun, bir şeyler yiyecekti. “Dalga geçiyorsun.” dedim. Restoran kapısını onun için açtım ve bekledim. İç çekip içeri girdi. Karşılayıcı görevlinin beklediği platforma doğru onun yanında yürüdüm. Bella hala tamamen soğukkanlı gözüküyordu. Ateşini ölçmek için eline, alnına dokunmak istedim; ama soğuk elim onu iğrendirirdi, daha önce olduğu gibi.

133

Belki kız onun kuzenidir. Aman Tanrım. diye düşündü bizi restoranın en kalabalık yerindeki aile boyu masaya yönlendirirken. Bu dar görüşlü kadın nasıl benim fiziğimi – kurban için bir tuzağı – çekici bulabiliyordu da. benzemiyorlar. Mutlaka uyumuş olmalıyım. dişlerimi gösterip ona genişçe gülümsedim. Bunun hakkında daha önce hiç bu kadar düşünmemiştim. Evet. ona yardım etmeye gerek yok.” Gerçek olamaz. Lanet olsun.Aman Tanrım. ama aile kesinlikle. Onunla beraber olamaz. bu konuşma için ideal bir yer değildi. Bu gece benim baş döndürme gecem gibi gözüküyordu ya da sadece Bella’nın beni böyle görmesini çok istediğim için. evet. Ne kadar tahmin etmişti? Bu gece olanlarla ilgili kendine hangi açıklamayı yapmıştı? “Burası nasıl?” diye sordu garson. yine yanımdaki kızın yumuşak mükemmelliğini göremiyordu? Eh. Birdenbire Emmett’in haftalar önce kafeteryada benimle alay edişini hatırladım. Genellikle korku. Niye onunla mahremiyet istiyor? Bize restoranın sessiz bir köşesinde bizi kimsenin göremeyeceği – ona ne söylersem Bella’nın bunlara tepkilerini göremeyecekleri – bir bölme önerdi. Her zaman kurbanımıza göre çekiciydik. hiçbir şeyi net göremiyorlardı. Vay. Kardeşi olamaz. “Iı… servisiniz hemen gelecek. Daha iyi bir masa için elli dolar? Aynı zamanda zengin. Ona doğru kafamı iki yana salladım ve kafasını merakla kaldırarak bekledi. bu gece çok meraklı olacaktı. Bu mantıklı – bahse girerim ki ceketi son maaşımdan daha fazla para ediyordur. Kız buradayken ona numaramı verebilir miyim…? Arka cebimden bir banknot çıkardım.” Bizi bir bölme duvarının etrafından götürürken paraya göz attı.” Düşünceleri meşguldü.” Mmm! Nasıl bir ses ama! “Lütfen beni takip edin. “Belki daha özel bir yer?” diye istekte bulundum parayı vererek. Tanrım. şimdi daha çok fark ediyordum. “Ah. baştaki çekimin yerini çabucak alırdı… “İki kişilik bir masa?” diye sordum karşılayıcı konuşmadığında. Hala korkmamıştı. İnsan gözleri bulutluydu. Belki kız kaybolur… belki tabağına ketçapla numaramı yazarım. “Tabii. Kalabalık. Gözleri şaşkınlıkla açıldı ve sonra parmakları bahşişin üzerinde kıvrılırken kısıldı. Bahse girerim. “Muhteşem. karşılayıcının yüksek iç sesi bilincime daldı. Garip.” dedim ve Bella’ya olan kızgın davranışlarından rahatsız olarak. ne olur ne olmaz. Bu yeteneğimi kayıp mı ediyordum? 134 . Bella karşı çıkmadan garsonun gösterdiği yere oturuyordu. hesap yapıyordu. ben onu bundan daha iyi korkutabilirdim. İnsanlar işin içine para girdiğinde her zaman işbirliğine hazırdı. La Bella İtalia’ya hoşgeldiniz. ıı.

” diye azarladı Bella ben hemen cevap vermeyince. Sağlıklıdan çok. “Nasıl hissediyorsun?” Soruma şaşırarak gözlerini kırpıştırdı. Neyi kastetmişti? Çabalarıma rağmen garsonu korkutamamaıştım. Düşünceleri bizi karşılayandan daha sesli ve açıktı. Bella neredeyse haklıydı.” dedim. “Sık sık. onaylamaz bir tonla. Onu büyülüyordum. 135 . “Öyle mi hissetmeliyim?” “Eh. Kendisiyle ilgilenilmesini istemezdi. içecek siparişimizi sormuştu. “Seni büyülüyor muyum?” ve sonra kelimeler çıkmıştı ve onları geri çağırmak için artık çok geçti. “Ah. “Merhaba.” “Ben insanları büyülüyor muyum?” Bu. daha önce hissetmediğim kadar şiddetli bir umutla kabardı. Onun yerine Bella’nın yüzüne baktım. yüzünü nasıl aydınlattığını. Bella’ya bakmaya devam ettim ve garson da gönülsüzce ona bakmak için döndü. Garson şu anda yarı-tutarlı bir şekilde arkadaşına benim hakkımdaki yanlış değerlendirmesini anlatıyordu.” Hmm. Garson benden bir şey bekliyordu.” Yarım gülümseyerek itirazını bekledim. durumu ifade etmek için ilginç bir yoldu. garson. ama dinlemedim. hadi ama. Kanın teninin altında yayılmasını.” Eleştirici ifadesine bakakaldım. Cevap vermedi bir dakika aldı. “İnsanlar üzerindeki etkini biliyor olmalısın. Bu gece için yeterince doğruydu.” diye böldü Bella düşüncelerimi.” dedi biri. aslında şoka girmeni bekliyorum. Susuzluk – normal.” Ardından yanakları açık pembe bir renk aldı. teninin güzelliğini nasıl belirginleştirdiğini fark ederek izledim. boğazımı nasıl yaktığını değil. Gözleri hafifçe odağını kaybetmişti. Değişikliğin sebebinin ne olduğunu merak ediyordum… “Fark etmedin mi?” diye sordu hala eleştirerek. Ah. Garsonun gittiğinin belli belirsiz farkındaydım. Ona gülümsediğimde bazen böyle bakıyordu. O… büyülenmiş miydi? Buna inanmaya bayılırdım. “Ne?” diye sordu – niye baktığımı merak ettiği için sanırım.“Gerçekten insanlara bunu yapmamalısın. “İyiyim. insan susuzluğu – şokun belirtilerinden biriydi. sanki onay beklermiş gibi. “Neyi?” “Onları böyle büyülememelisin – kız muhtemelen şimdi mutfakta soluk soluğa kalmıştır. miden bulanmıyor. “Hiç adil değil. soğuk hissetmiyor musun?” Şimdi kafası daha da karışmıştı. Sistemine soda ile ekstra şeker aldığından emin olacaktım. “İki kola. Sağlıklı görünüyordu gerçi. Ama ben bu sözleri sesli söylemekten derin bir pişmanlık duymadan önce cevapladı.” “Başın dönmüyor. Mutlu görünüyordu. kendini tanıtarak. Sessiz kalbim. “Ben bir kola alayım?” dedi Bella. “Sence herkes işlerini bu kadar kolay halledebiliyor mu?” Düşünmeden merakımı seslendirdim.

Hemen giydi ve sonra tekrar titredi. Hoş olmayan şeyleri bastırmakta her zaman iyi olmuşumdur.” diye iltifat ettim ona. Kötü şeylerle çok fazla pratiği mi vardı yani? Hayatı her zaman böyle tehlikeli miydi? “Aynı şekilde.” 136 . “Teşekkürler. Karşı çıkmadan uyduğunda şaşırdım. Hiçbir zaman yemek yemediğimi mutlaka fark etmiş olmalıydı. Onları önüme koydu ve bu sırada gözlerimi yakalamaya çalışarak siparişimi sordu. Her şeyi fark etmişti ve ben onun etrafında dikkatli olmayı her zaman unutuyordum. Ona sıcak bir ceket sunabilmek güzel olurdu.” dedi. “Ah – Jessica’nın arabasında unuttum. Akşam olanlar sonunda yerleşiyor muydu? Rengi hala iyiydi. sadece dürüst davranarak. Giydiği güzel bluz tenini yeteri kadar koruyabilmek için çok inceydi. “Montun yok mu?” “Evet. Ekmek sepetini ona doğru ittim. Basit bir zihni vardı. teni krema gibi ve gül rengiydi. “Ve siz?” “Ben bir şey almayacağım. İyi gözüküyordu. ama risk almanın bir manası yoktu.” dedim ona.” Jestin vücut ısım tarafından bozulmamış olmasını dileyerek ceketimi çıkardım. bluzunun koyu mavisine karşı. şok mu? Biraz daha içti ve titredi. “Mantar ravioli’si alacağım. Çok kırılgan. neredeyse birincisi kadar narin bir ikinci deri gibiydi. koladan sadece. Şimdi ne düşünüyordu? Masanın karşısından ona ceketi uzattım.“Böyle bir şey olacağını sanmıyorum.” Etrafına şaşırarak baktı. Evet. “Iı…” Bella menüye hızlıca bir bakış attı. “Üşüdün mü?” “Hayır.” Bella hafifçe suratını buruşturdu. “Gerçekten. çok faniydi.” Garson iki kola ve bir sepet ekmekle döndü. ben de kaşlarımı çatarak ikinci kolayı ona doğru ittim. Yanakları yine kızararak bana baktı. Bella’yla ilgilenmesi gerektiğini belirttim ve onu dinlememeye devam ettim. Derin bir nefes aldı ve sonra ellerini çıkarmak için ceketin ona çok uzun gelen kollarını kıvırdı. “Bu mavi renk teninle çok güzel gözüküyor. Bardak tamamen boşalana kadar içti.” diye karşı çıktı. “Şoka girmeyeceğim. ama dişleri çatırdayacakmış gibi tekrar titredi. sıcak olmak güzel olurdu. Hmm.” diye ısrar ettim.” Garson istekle bana döndü. Başka bir derin nefes aldı.” diye cevapladı biraz nefessiz kalarak. Etkiyi artırarak kızardı. “Vücuduna biraz şeker ve yemek girdiğinde kendimi daha iyi hissedeceğim.” dedi. Susuzluk mu. “İç. Tekrar yalnız kalana kadar bekledim.

“Şartların mı var?” O kadar gerilmiştim ki kelimeleri neredeyse homurdanmıştım. “Gözlerin açık renkli olduğunda genelde daha iyi bir ruh halinde oluyorsun. “Ne diyordun?” dedim endişeyle yine yalnız kaldığımız anda. gözleri yine güvenle dolu halde. “Seninleyken kendimi güvende hissediyorum. Dudağını ısırıp tereddüt ederken. Bunun hakkında bir teorim var. Ah. Yani kendi açıklaması vardı. “Ne?” “Gözlerin siyahken her zaman daha aksisin. hayır. “Yoksa fikirlerini hala çizgi romanlardan mı çalıyorsun?” “Eh. Sanki bir canavarın özelliklerini. Bella’nın önüne tabağı koyup bana bir şey isteyip istemediğimi sorduğunda dikkatimi pek vermedim. Tehlikeyi bir insanın algılayabilmesi gerektiği gibi tanımıyordu. Problem mutlaka bu olmalıydı.” 137 . İçgüdüleri tamamen yanlıştı. Gerçeğe ne kadar yaklaştığını düşünürken derin bir korku hissettim. “Ama kendi başına da ortaya çıkmadı. Bir dilim ekmek aldı ve ne yaptığının farkındaymış gibi gözükmeden yemeye başladı. Sözlerimi kafasında döndürdüğünü görebiliyordum ve onladan ne anlam çıkardığını merak ediyordum. “Başka teoriler?” “Mm-hm. Bir süre çiğnedi ve sonra kafasını düşünceyle yana doğru eğdi. Onları aldı ve gitti. “Birkaç sorum olacak tabii ki. Gerçekten umduğum şey.” dedi alçak sesle. Tabii ki vardı.” Tamam kayıtsızca.” Onaylamaz bir ifadeyle niye normal olamadığını.” “Ve?” diye sordum dişlerimin arasından. Hak etmediğim güvenle. Şüphesiz çığlık atmak üzere olsaydı bu kadar sakin konuşmazdı. “Umarım bu sefer daha yaratıcısındır…” diye yalan söyledim devam etmeyince.” diye mırıldandım. sonra da bunu gerçekten isteyip istemediğimi merak ederek. Kaçmak yerine duruyor.” dedi biraz utanarak. canavarın kendisiyle tartışmıyormuş gibi. Reddettim. yeni bir ısırık alıp çiğnedi.” diye ekledi umursamaz bir havayla. bu kötü olacaktı.“Girmelisin – normal bir insan girmeli. Sarsılmış bile gözükmüyorsun.” dedi sıradan bir sesle. Başkalarının etrafında tahminlerini söylemek istemiyordu. Boş bardakları fark etmemişti. ama daha fazla kola istedim. ona baktım. Tepkileri tamamen tersti. onu korkutması gereken şeye çekiliyordu… İkimiz de bunu istemiyorken onu kendimden nasıl koruyacaktım? “Bu planladığımdan daha da karışık. garson Bella’nın yemeğiyle tekrar geldi.” dedi. bunu bir çizgi romandan almadım. yanılmış olmasıydı – gerçeğin çok uzağında olması. “Eğer…” diye ekledi aniden. Gerçeğe bu kadar yaklaşmış gözlemi beni sersemletti. “Arabada söylerim.

sesim sertti.” Bir gülümsemeyle savaştı – kararsız dürüstlüğüm onu memnun etmişti.” dedim tekrar. olabileceği kadar ciddi değildi. “Sadece bir. bilirsin. “Peki. çok açıktı. “Evet. Olumsuz cevabımdan rahatsız olmuştu. Bu arabadaki yarım gülümsemeyi açıklıyordu. Ben düşüncelerine sanki bana söylemiş gibi cevap verdiğimde. Gözlerini benden ayırıp yemeğine baktı.” Daha kötü olabilirdi. Benimle ilgili bir sorun olduğunu bildiği gayet netken. Biraz kola içti ve sonunda bana baktı.” diye önerdi. benden önce anlamıştı… Bu soru çok kötü değildi. Son on yıllık suç oranlarını mahvedebilirdin.” tereddüt ettim. Carlisle dışında ve o zaman. ama onlara nasıl cevap verecektim? Sorumlu yalanlarla? Yoksa gerçekle onu kaçıracak mıydım? Yoksa karar veremeyerek hiçbir şey söyleyemeyecek miydim? Garson sodaları yenilerken sessizlik içinde oturduk. İsteğine gülümsemek zorunda kaldım. sor. “Bir varsayım hakkında konuşuyorduk. Hızlıydı – bunu daha önce kimse tahmin edememişti.” dedim kız gittiğinde çenem kilitli bir şekilde. “Ama bu en kolay olanıydı!” “Sonraki. “Tamam o zaman. Yavaşça. başta. “Sonraki. Soruları muhtemelen düşüncelerinin nereye yönlendiğini anlamama yeterli olacaktı. onun sorusu hiçbir şey ele vermiyordu. berrak kahverengi gözleri istekliydi. Gözleri şüpheyle kısılmıştı. zihin okuyabiliyor – birkaç istisna dışında.” Dudakları kenarlarından aşağıya doğru indi. varsayım olarak tabii biri… insanların ne düşündüğünü bilebiliyor. Hakikaten gerçeğin iyi bir şey olacağını mı düşünüyordu? Eğer sırlarım hoş olsa. Bu nasıl çalışıyor? Limitler neler? Nasıl… o kişi… başka birini tam zamanında bulabiliyor? Onun başının belada olduğunu nasıl bilebiliyor?” “Varsayarsak?” “Tabii.” diye düzelttim. “Sadece sen bu kadar küçük bir kasabada başını belaya sokabilirsin.“Tabii ki. Sonuçta zihin-okuma yeteneği vampir özellikleri içinde değildi. “Niye Port Angeles’tasın?” Bu çok kolay bir soruydu – onun için. “Varsayım olarak. Benim cevabım eğer dürüst olursa çok fazla şey açığa çıkaracakken.” dedi. “Peki. “Eğer Joe dikkat ediyor olsaydı. “Eğer… o kişi…” “Ona ‘Joe’ diyelim. bir istisnayla o zaman.” 138 .” dedim. “Diyelim ki.” Dudakları kıvrıldı.” Kafamı salladım ve bugün geç kalmaya ne kadar yakın olduğumu düşününce bir titremeyi bastırdım.” diye katıldım. ondan saklamamamın sebebi ne olabilirdi ki? “Joe o zaman.” dedim. zamanlamanın bu kadar tam olmasına gerek kalmazdı. düşünceli halde bir ısırık aldı ve ihtiyatla çiğnedi.

ama bana dokunmaya kararlı halde bunu görmezden geldi. Eğer on millik alan içinde tehlikeli bir şey varsa. öyleydi. “Ve sen de kendini bu kategoriye mi koyuyorsun?” Dürüstlük bu sorusunda diğerlerinden daha önemliydi. Dudakları.” Niye o? Bunların herhangi birini hak etmek için ne yapmıştı? Bella’nın yüzü yine ciddileşti. “Seninle ilgili başka bir şeyde de yanılmışım.” Eskiden ne yaptığımı biliyordum. Onlara dokunmak istiyordum. ama garip bir şekilde endişeyle. Eğer kaos Bella’yla birlikte olabileceğim anlamına geliyorsa değil. ama ani. Korku. “Kaza mıknatısı değilsin – bu yeterince geniş bir sınıflandırma değil. Ellerimi ondan bir santim geriye çektim. Nefesimi tuttum – bu sefer kokusu yüzünden değil. Buz gibi. Yine de bunu değişmezdim. Kaçardı. “Sana ‘Jane’ diyelim mi?” Masanın karşısından bana doğru eğildi. her zaman seni bulur. kahredici gerilimle. Benim tenim ona tiksindirici gelirdi. Yüzünde hala olan o güveni hak etmek istiyordum. İmkansız. taş ellerime vereceği tepkinin düşüncesinden nefret ederek onları geri çektim ve o da elini indirdi. Tenim onu iğrendirirdi. “Evet. Gerçek korkunçtu. Gücendirmiştim.” dedim kendi moralimi daha fazla bozmadan konuşmaya dönerek. ama onlardan korkmaması konusunda güvenemezdim.” dedi benimle alay ederken gülerek. bütün öfke ve alay büyük gözlerinden gitmişti. Parmağımın ucuyla kaşlarının arasındaki buruşukluğu yok etmek istiyordum.” Gözleri hafifçe kısıldı – şimdi şüpheyle değil. Ona gerçeği söylemeli miydim? Ve eğer öyle yaparsam ne kadarını? Ona söylemek istiyordum. bunu çoktan biliyordum. Hiçbir şey kaçırmıyordu.” diye devam ettim. teni… Çok yumuşak görünüyordu. Ona sırlarımı koruması konusunda güvenebileceğimi biliyordum. “Kesinlikle. “Her zaman haklı olduğunu sanıyordum. tamamen güvene layıktı. “Önceden öyleydim. “Nasıl bildin?” diye sordu alçak ve kuvvetli bir sesle. Bir kere ‘son derece dikkatsiz’ diyerek onunla alay ettiğimi hatırladım. “Bana güvenebileceğini biliyorsun. eğer yüz ifadelerini doğru değerlendiriyorsam. Bela mıknatısısın. 139 . “Artık başka bir seçeneğim olduğunu sanmıyorum.Kızgınlığına güldüm. Mantıklı olan o hayatı istemiyordum. “Yanılmışım – düşündüğümden çok daha dikkatlisin.” diye fısıldadı ve ellerime dokunacakmış gibi kendi elini ileri doğru uzattı.” diye mırıldandım. eskiden gidişatımdan her zaman emin olurdum.” Ve muhtemelen farkında olmamasına rağmen. ama şimdi her şey kaos ve kargaşa içindeydi. Korkması gerekirdi. Ellerini masanın karşısına doğru yavaşça ve ihtiyatla tekrar uzattı.

kaderle oynadığını düşünmüyor musun?” diye sordu. daha önce hissettiğim hiçbir şeye benzemiyordu. “Şimdi iki etti. Neredeyse katıksız zevkti. “O ilk değildi. Gülümsedi. böylece Bella güvende olabilirdi. herhangi bir şey. kinci acımasız bir kadın. Normal insanlar günlerini kazasız belasız geçiriyorlar. gerçek hala düşünmeden dökülüyordu.” dedi istekli gözleriyle benim gözlerim buluştuğunda. doğal olmayan sakinliği histeriye dönüşebilirdi. Bana güvenmesini istediğimden değil.” dedim masanın koyu kestane rengi örtüsüne. Her an. Dokunuşu ne kadar muhteşem hissettirse de. adil olmayan bir kaderle ölüme işaretlenmişti ve bu aynı kader onu öldürmeye çalışmaya devam ediyordu. Yarım bir gülümseme dudaklarının kenarlarını yukarı doğru kıvırdı. Sanki zalim. “Üçüncüyü denemeyelim olur mu?” Yüzünü buruşturdu. korkuyor olmasaydım. Kaderi bir kişi olarak hayal ettim – korkunç. Elimi onun elinin altından çektim.” Yumuşak parmakları orada olmayı hoş bulmuşlar gibi elimin üzerinde kaldı. Bariyerlerim inmişti. omuzlarım utançtan çökmüş bir halde bakarak. Gözlerini okudum.” dedim ona. Beni tanımasını istiyordum. soluğu hızlanmıştı. aldığım riski biliyordum. Dudakları köşelerinden yukarı kıvrıldı ve çikolata renkli gözleri samimileşti. toleransının sihrinin geçip. Biraz önce onu gizlice takip ettiğimi itiraf etmiştim ve o gülümsüyordu. tiksinmeye dönüşmesini beklemeyecektim. biri istedim – o sayede savaşabileceğim somut bir şey olurdu. Gerçeğin tehlikesini. ama başını salladı.Parmak uçlarıyla elimin arkasına hafifçe dokundu. Olabilirdi. orada hem güven hem de merak görebiliyordum. O anda sorularını cevaplamak istediğimi anladım. kıskanç bir cadaloz. O tenimin soğukluğunu ve sertliğini hissederken hala nefes alamayarak yüzünü izledim. kelimeler düzeltemeyeceğim kadar hızlı dökülüyordu. Ona verebileceğim en sıradan şekilde cevap verdim. 140 . “Seni Port Angeles’a kadar takip ettim. “Senin kaderin benimle tanışana kadardı. bunu bilmek sadece daha hızlı konuşmama neden oluyordu. “Teşekkür ederim. Ben hayatına bir giyotin bıçağı gibi yerleştirilmiştim.” Onu izleyerek bekledim. “Belki de benim kaderim o minibüs olayına kadardı. nazik dokunuşunun sıcaklığı. zihni sessiz olsa da. Yok edecek bir şey. Ona borçlu olduğumdan değil. “Daha önce hiç belirli bir insanı hayatta tutmaya çalışmamıştım ve bu düşündüğümden de zormuş. Aksine. İstekli. Ellerimi masanın altına sakladım. Bundan sorumlu bir şey. Çok sessizdi.” Bu gerçekti ve beni öfkelendiriyordu. ama bu muhtemelen sadece sen olduğun için.

onaylanması başka bir şey.” Saniyenin yarısı kadar düşündü ve sonra sakinliğine ters düşen bir hızla bir ısırık aldı.Beklediğim korkuyu sonunda göreceğimi bilerek ona baktım. Kokusu boğazımı yaktı ve ben memnun kaldım. Çığlıklar neredeydi? “Ve hala burada oturuyorsun.” dedim ona.” Bunu söylerken yüzünü dikkatlice izledim.” Kurnazca olmayan bir şekilde konuyu değiştirirken yüz ifadesi değişti ve meraklandı. Hareketsizdi. Ortada gerçek varken nasıl kalanıyla ilgilenebilirdi? Sadece merakla bekledi. “Jessica’yı takip ediyordum. Sonra. sesi tonu düz ve ciddiydi. Yemeği önünde neredeyse dokunulmamış halde duruyordu. sadece sen Port Angeles’ta başına bela alabilirsin.” Bunu eklemeden duramadım. Onu öldürmek istemiş olduğumu biliyordu. Doğru tahmin etmek bir şeydi. Endişelenmek için hiçbir sebebim yoktu… ama garip bir şekilde gergindim…” O panik duygusunu hatırladığımda soluğum hızlandı. ben konuşacağım. 141 . onun canlı olduğu anlamına gelen bir acıydı. bu onun için doğaldı. gözleri büyümüştü. normallikten en uzak kişiydi. “Çünkü sen bir şekilde bugün beni nasıl bulacağını biliyordun…?” Ümitsizce düşüncelerini koruyan duvarları tekrar ittim. Yüzü bembeyazdı. “Pek dikkatli değil – dediğim gibi. nerede olduğunu öğrenmek için rastgele sokaktaki insanların düşüncelerini tarıyordum. gözleri hala sadece endişeyle kısılmıştı. Ama bir kere gözlerini kırpıştırdı. sesli bir şekilde yuttu ve çabucak ağzına başka bir lokma attı.” diye devam ettim. “Bu olması gerekenden daha zor – seni takip etmek.” dedim. Bu. “Sen ye. “Evet. Diğer insanların hayatlarının ölüm kıyısındann dönme deneyimleriyle bu kadar dolu olmadığını fark etmiş miydi. Daha demin onu öldürmeye ne kadar yakın olduğumu itiraf etmemiş miydim? Minibüsün ona çarpmaya santimler kala olduğundan daha yakın. Bu bana hiç mantıklı gelmiyordu. “Evet. buradayım… senin sayende.” dedi. Ben yandığım sürece. O yüzden sadece seni bekliyor. yoksa normal olduğunu mu düşünüyordu? O. Biliyordu. Cevabım için gözlerinden görmeme izin verdiğinden daha heyecanlıydı. şimdiye kadar tanıştığım. Devam etmemi istedi. o güvendeydi. Derin gözleri farkındalıkla doluydu. Paniğini beklerken dişlerimin birbirine kenetlendiğini hissettim. “Hatırlıyor musun?” Bunu hatırlıyor olmalıydı. “Ve başta onlardan ayrıldığını fark etmedim. artık onunla olmadığını anladığımda. “Genelde bir kere zihnini duyduğumda birini kolaylıkla bulabilirim. kafasında gördüğüm kitapçıya gittim. İçeri girmediğini söyleyebilirdim ve güneye gittiğini… ve kısa zaman içinde geri döneceğini biliyordum. ama yine de beni endişelendiriyordu. Ve yine de yüzü hala sakindi. biri seni fark etmişse.

kaderin çarpık. bir gece için yeterince gerçek öğrenmiş olmalıydı. Onun ölmesine ihtiyacım vardı. “Güneş batıyordu. “Jessica ve Angela’yla gitmene izin verebilirdim.” Bu gece ikinci kez. Duymak istiyor muydum? Bunun için heyecanlıydım. ama toparlanmıştı. sadece onun yüzüne odaklandım.” dedi sanki basit bir ‘evet’ söylemek istediği şeyi tamamen karşılamıyormuş gibi. ama beni yalnız bırakırsan onları aramaya gitmekten korktum. Bu dünya için çok incinebilirdi. beyaz teninin inceliğine – sanki camın üzerine ipek gerilmiş gibi. Sinir bozucu. kötü yönetimiyle. Kalp atışlarını dinledim. düzenli olana kadar yavaşladı. beni kendilerine çekiyorlardı… İfademin bir canavara. 142 . ne?” diye fısıldadı. Kendimi kontrol edebilmek için kapalı gözlerimin arkasına onun resmini yerleştirdim. kelimelerin ağzımdan homurdanma olarak çıkmasını engelleyemeyerek. Bir koruyucuya ihtiyacı vardı. o sessizdi. Sert tepkimi anlayabilmesi için ona açıklama yapmaya çalıştım. yüzü öncekinden daha beyazdı. avcıya. kelimeleri dikkatle seçerek. ama zaman geçtikçe. “Bu çok… zordu – ne kadar zor olduğunu hayal edemezsin – seni oradan alıp. “Ne düşündüklerini duydum. “Buradan gitmeye hazırım. Ben kendimi kontrol etmeye çabalarken. onları… canlı bırakmak. En azından bu seferki savunulabilirdi. Önemli olan oydu. çıkıp seni yaya olarak takip etmeye başlamak üzereydim. Ritim düzensizdi.” Kelimenin ona mantıklı gelmesini umdum. hala… dinleyerek. Soluk alıp verişi de alçak ve düzenliydi. Onu nerede bulacağımı hala biliyordum. katile ait olduğunu bilerek yüzümü kapadım. ben uygun olan en yakın şeydim. Bu mutlaka kafa karıştırıcı olmalıydı. Bella’nın hala bana ihtiyacı vardı. Onun ölmesini istiyordum. Kemiklerinin narin yapısına. “Sonra.” diye fısıldadım. bir cinayet işlemeye niyetlendiğimi itiraf etmiştim. koyu gözleri büyüktü. ama merakımın sonucu. inanılmaz derecede yumuşak ve kırılması kolay.“Arabayla daireler halinde dolaşmaya başladım. Kıyıya çok yakındım.” Öldürme arzusuna zorlukla karşı koyabildim. Ve.” dedim dişlerimin arasından. Kendimi masada tutmaya çalışırken çenem kilitlendi. bilmemekten daha kötü olur muydu? Her şekilde. Karanlık düşünceleri gökyüzündeydi. “Eve gitmeye hazır mısın?” diye sordum. “Aklında senin yüzünü gördüm. Onu eve götürmem gerekiyordu… önce… O zaman o adamı öldürür müydüm? Bella bana yine güvenirken bir katile dönüşür müydüm? Kendimi durdurabilmenin bir yolu var mıydı? Yalnız kaldığımızda son teorisini söyleyeceğine söz vermişti. Ona tekrar baktım. Ve sonra–” Hatıra beni ele geçirdiğinde – sanki o an tekrar yaşanıyor gibi kusursuz derecede net ve gerçekçi – vücudumda aynı öldürücü öfkeyi hissettim.

Isıtıcıyı çalıştırdım – sıcak hava aniden soğumuştu. “Üstü kalsın. Dışarı yürüdük. Kokusu ısıtıcının şartlarıyla büyüyüp güçlenerek girdap gibi döndü. bahşişin büyüklüğünün hayal kırıklığını azaltacağını umarak. “Tabii. Vücudundan yayılan sıcaklığı. gözlerim Bella’da. kendi gücüne ulaştı. kendi vücudumun sol kısmında fiziksel bir dokunuş gibi hissetmeme yetecek kadar yakın. bir anlığına – Bella’nın söylediği şekilde – sesimden büyülenmişti. Bu Bella yüzündendi. Bella’nın son cümlesini duymuştu. Bu onunla daha yalnızmışım gibi hissettirdi. Kişisel dehşetim böyle dikkatli bir şekilde kontrol altındayken. Onun için güvenli. Tanınma talep eden bir varlık. Bu önemsiz insanın kafasında sesimin nasıl duyulduğunu işittiğimde.” Fişin altına sıkıştırdığı kardı düşünerek hesabı uzattı.” diye kekeledi. bana ne önerebileceğini merak ediyordu. o sayede asla gelmeyecek bir telefonu bekleyerek vaktini harcamazdı. bu oldukça komikti. “Hesabı alabiliriz. daha da meraklandırdı. diğer insanlar sadece güzellik görüyorlardı. Arabada ayrı bir varlık gibi. 143 .” dedim.Garson geri döndü. Evet. Ona hesabı çabucak geri verdim. utanmış görünerek yere baktı. Kaldırım ışıkları solana kadar konuşmayı erteleyerek bekledim. Dudaklarında küçük bir gülümsemeyle ceketime sokuldu. Gözlerine baktım. Aklındaki bazı önerilere gözlerimi devirmek istedim. teşekkürler. Garsonun soluğu tıkandı. Doğru olan neydi? Şimdi sadece ona odaklandığım için. neden bu gece bu kadar beğeni topluyor gözüktüğümü anladım. yanında cesaret edebileceğim en yakın şekilde yürüdüm. “Nasılız?” diye sordu bana. Üzerinde ismi ve telefon numarası olan kardı.” dedim. Kendini toparlamasını bekleyerek garsona baktım. Para hazırdı. Ayağa kalktım ve Bella hızlıca takip etti. içeri girerken aramızdaki sessizlik devam etti. ama bunun bir gece için şansımı biraz fazla zorlamak olabileceğini düşündüm. Bu beni sormaya isteksizleştirse bile. gerçekten şiddetimi kaybetmiştim. daha az korkutucu ve insan olmaya çok fazla çalışarak. araba çok küçük gözüküyordu. Kapıyı onun için tutarken. soğuk araba onun için mutlaka rahatsız edici olmalıydı. sessizce iç çekti ve onu neyin üzdüğünü merak ettim. Araba kapısını ona açıp. Gözlerim onun yüzünden ayrılmadan garsona teşekkür ettim. “İşte. tam soracakken. Bella da eğlenceli bir şey bulmuş gibi görünüyordu. Ona elimi vermeyi istiyordum. Sebebini anladığım için şimdi bir nevi komikti.

Bu gece çok şey ele vermiştim – beklediğimden de çok ve o hala buradaydı. Eğer sadece burada tutabilirsem. Bir fedakarlık. yandım. Bir yanma adağı. sadece yanma ve başka hiçbir şey.Bunu başardı. Bana garip bir şekilde yerinde gözüküyordu. cevabına olan korkum yanmanın keskinliğini alırken. Buna karşılık bir şey borçluydum. kaslarım umutla gerilmişti.” 144 . hala kendi isteğiyle yanımdaydı.” dedim. “Sıra sende. “Şimdi. avlanıyormuşum gibi… Böyle şeyleri zihnimden uzak tutmak zorundaydım ve dikkatimi neyin dağıtacağını biliyordum. ama zehir ağzımı doldurmuş. Yanmak kabul edilebilirdi gerçi.

” –Yüzümü buruşturdum – “kazara birinin sözleri yerine düşüncelerine cevap vermediğim zaman. “Peki….” hangi soruyu soracağına karar verir gibi bir an tereddüt etti. Kaşlarımı çatarak ona baktım. Ve ona söylememem için ne sebep vardı ki? Çoğunu zaten tahmin etmişti ve bu. Cevap bekleyerek bana baktı. Teori “Sadece bir tane daha sorabilir miyim?” dedi isteğime cevap vermek yerine. sadece ben varım ve istediğim kişiyi istediğim yerde duyamıyorum. sadece birkaç saniye daha yanımda olması. “Hayır. “Tamam o zaman.” Anlayacağı şekilde anlatmaya çalıştım. Bella’nın. Ve sonra. normal gözükmek daha kolay oluyor. ama yine de birkaç milden daha fazla değil. isteğiyle. “Hangisi?” “Nasıl çalışıyor – zihin okuma yeteneği?” diye sordu. Ne kadar ironik.” Camdan dışarı baktım. İstediğin kişinin aklını istediğin yerde okuyabiliyor musun? Bunu nasıl yapıyorsun? Ailenin geri kalanı…?” Tekrar kızararak. açık olmamı istiyordu ve bu konuşma zaten iyi bir yere gitmiyordu. benden çok fazla verecek bir soru. belli belirsiz gözüken konudan daha kolaydı. ama yine de bu anı uzatmak ne kadar cezbediciydi. En kötüsü için endişeliydim.” dedim. ses tonu eleştiri ve hayal kırıklığı doluydu. Bağlantı kurabileceği bir benzetme. Onun yerine soluğunun hızlanıp. İkilem üzerine iç çektim ve sonra “Bir tane.” “Sence beni duyamamanın sebebi ne?” diye sordu. Tanıdığım kişilerin… seslerini daha uzaktan duyabiliyorum.” Yüzünü izlemek istedim. düşüncelerini net olarak duyabiliyorum. sorusunu yarıda kesti. “Kalabalık bir odanın içinde herkesin aynı anda konuşması gibi bir şey. “Kitapçıya girmeyip güneye doğru gittiğimi bildiğini söyledin. 145 .” dedim. Genelde hepsini arkaya atabiliyorum – çok dikkat dağıtıcı olabiliyorlar. “Bu birden fazla. “Kokunu takip ettim. Bunu nasıl bildiğini merak ediyorum. İşte yine onun tarafından hiçbir şey ele vermeyip. sonra düzenli hale gelişini dinledim. “Kaçamak cevapları geçtik sanıyordum. Yakın olmam gerekli. Birine odaklandıktan sonra. O da vakit kazanmaya çalışıyordu. ama göreceğim şeyden korkuyordum. Sadece bir uğultu – arka planda vızıldayan sesler. Ona başka bir gerçek ve başka bir örnek verdim. Denemeye bile çalışmadan kendisi acımasızca kaçamaklıydı.” dedi.10. Eh.” dedim. “Ve ilk sorularımdan birini cevaplamadın…” dedi. Bir süre sonra tekrar konuştu ve sesi beklediğimden daha sakindi.

Atlatmak için sabırsızdım.” diye itiraf ettim. İç çekti. “Bu sadece bir teori…” Ve ortada tartışılacak daha önemli bir teori vardı. “Yani ben bir ucubeyim?” Ah. İlk defa yüzünde korku belirdi. gözlerime baktı. Senin düşüncelerin AM dalgasındayken. Birdenbire dikeldi ve gözleri kocaman açıldı. 146 . “Merak etme. Bir ikilemle boğuşarak aşağı baktı. sesi yüksek ve gergindi.” diye söz verdim. hala dudağını ısırarak – kendini inciteceğinden endişelendim – yüzü sıkıntılı. Keskin bir nefes aldı ve sonra biraz daha normal bir tonla konuştu. Her zaman yanlış içgüdüler… Bella dudağını ısırıyordu ve kaşlarının arasındaki kıvrım derinleşmişti.” diye güvence verdim. sesi korkulu olmaktan çok öfkeliydi. “Yavaşla!” “Sorun ne?” Dehşetin nereden geldiğini anlayamamıştım.” “Bizi öldürmeye mi çalışıyorsun?” diye sordu. Ayrıca. Ne görmüştü? Onu nasıl korkutmuştum? Sonra bağırdı. sadece biraz hız.“Bilmiyorum. ben sadece FM dalgasını algılayabiliyormuşum gibi. Tepkisini hayal etmek beni gülümsetti. “Niye bu kadar acele ediyorsun?” “Ben her zaman böyle sürerim.” dedim. “Ben kafamın içinde sesler duyuyorum ve sen ucube olduğundan endişeleniyorsun. Bütün küçük şeyleri anlıyordu. ama yine de büyük şeylerde geriydi. Bu küçük şey.” Güldüm. “Gözlerini yolda tut!” diye bağırdı.” “Çok komik. hatırladın mı? Ben trafik kurallarına uymam öğretilerek büyütüldüm. “Sakin ol Bella.” Sırıttım ve alnıma dokundum. “İçinde radar bulucu var. yine ironi. Panikledim. “Daha önce hiç kaza yapmadım Bella. “Beynim doğru çalışmıyor öyle mi?” diye sordu sesi üzüntüyle yükselerek.” dedi alayla. “Aman Tanrım!” diye soludu. “Saatte 100 mille gidiyorsun!” Pencereden dışarı baktı ve arkamızdan yarışan karanlık ağaçlardan ürktü. “Kaçamak cevapları geçmemiş miydik?” diye sordum sessizce. “Charlie bir polis. Ceza bile almadım. “Bir yere çarpmayacağız. “Yapabildiğim tek tahmin belki beyninin diğerleriyle aynı şekilde çalışmıyor olabileceği.” Yüzüne baktım ve şoka girmiş ifadesiyle eğlendim. “Ki bu da bizi tekrar sana yönlendiriyor. onun korkuyla bağırmasına mı neden olmuştu? Gözlerimi devirdim.” Bu benzetmeden hoşlanmayacağını anladım. Bu olayı daha da komik yapıyordu – ona bu kadar garip ve gizli bir şeyle ilgili şaka yapabilmenin gülünçlüğü.

“Nereden başladı – bir kitap? Bir film?” Evde yokken koleksiyonlarına bakmalıydım.” Gözlerime bakmayı reddederek aşağı baktı. Araba sürme becerilerime rağmen. “Bu mu yavaş?” “Araba sürüşüme bu kadar yorum yeter. “Daha çok bana kızmandan korkuyorum.” Jacob Black – isim tanıdık değildi ama yine de bana bir şeyi hatırlatıyordu… bir zamanı. 147 . “Babası Quileute büyüklerinden biri. Ona ilham vermiş olabilecek şeyleri düşündüm.” dedi. Evet.” Bu hala ona göre hızlı mıydı? “Yavaş sürmekten nefret ediyorum. Ephraim Black. Bram Stoker ya da Anne Rice’ın orada olup olmadığı hakkında hiçbir fikrim yoktu. şüphesiz. oldukça. çok önce… Ön camdan dışarı bakarak bir bağlantı bulabilmek için anıları gözden geçirdim. “Kendi başına varmadığını söylemiştin.” diye söz verdim. Strese girmesini istemiyordum. “Neredeyse.” dedi tekrar. Saniyeler geçti.” diye cesaretlendirdim. “Gülmeyeceğim.” diye katıldı ve yine sessizlik oldu. kumsalda. Bana sorumu kaç kere tekrarlattıracaktı? Üç kere? Dört? Teorileri o kadar korkunç muydu? Bilmek zorundaydım – hemen.” dedim ve neşesizce güldüm. Sabırsızlığıma hakim oldum ve sesimi yumuşattım.eğer bir ağaca çarpıp bizi Volvo pestiline çevirirsen. bunun onu konuşmaya isteksiz yapan tek utanç olmasını umarak. “Babası ve Charlie benim bebekliğimden beri arkadaş. “Hala son teorini bekliyorum. Bir torun.” diye fısıldadı. neredeyse acılı bir şekle büründü. “Eski bir aile dostuna rastladım – Jacob Black. “Mutlu musun?” Hız göstergesine baktı.” Tekrar dudağını ısırdı ve ifadesi üzüntülü.” Bunu beklemiyordum.” “Muhtemelen. korkmakta haklıydı… “Ama sen yapamazsın. Jacob Black.” dedim sabırsızca. Sesi alçaktı. “Hayır.” diye mırıldandım.” “Niye başından başlamıyorsun?” Yemekten önceki sözlerini hatırladım.” “Hayır. büyük ihtimalle kalkıp yürüyebilirsin. “O kadar kötü mü?” “Evet. Kaçırdığım yeni bir söylenti mi vardı? Bella ellerinden bana baktı ve yüzümdeki şaşkınlığı gördü.” İç çekerek yavaşladım. “Devam et. “Cumartesi günü. Hakkımızdaki yerel dedikodular hiçbir zaman çok garip ya da çok açık olmamıştı. bir araba kazasında başımızdan farklı şeyler geçerdi. “Nasıl başlayacağımı bilmiyorum. ama yine de iğnenin bir çentik daha inmesine izin verdim. Sesimi normal kalması için zorladım.” diye devam etti.

“Hayır. bildiğini bilmekten de daha kötüydü. 148 .” “Niye?” Sesimi normal tutmak artık o kadar zor değildi. Bir şekilde.” Ephraim’in kendi soyundan birinin antlaşmayı bozması ne kadar ironikti. “Bana eski efsanelerden bahsediyordu – korkutmaya çalışıyordu sanırım. ellerini zorlukla büktüğünü gördüm. “Benim hatamdı. Bella’nın birinin benim hakkında konuşması üzerine niye kızacağını merak ettim. Torun. Ephraim ve koruyuculardan oluşan sürüsü uzun süre önce ölmüştü… “Sadece gülünç bir batıl inanç olduğunu düşünüyor. Kaç yıl olmuştu? Yetmiş? Efsanelere inanan yaşlı adamların tehlike olmadığını anlamalıydım. ama bu inançları gülünç bulan nesil – tabii ki. “Vampirlerle ilgili. Araba yolun kıvrımlarının çevresinden uçarken vücudum acıyla katılaşmıştı – arabayı sürmek için gerekli olan otomatik eylemler dışında hareketsizdim. “Onu söylemeye ben zorladım.Bu olabileceğin en kötüsüydü. hafifçe dikkatim dağıldı… “Çocuklardan bir tanesi de senin ailenin bu bölgeye gelmediğini söyledi. “Devam et. O yüzden Jacob’ı yalnız yakaladım ve onu kandırarak ağzından laf aldım.” Bunu itiraf ettiğinde başını daha da aşağı eğdi ve yüz ifadesi… suçlu göründü. ne söyleyeceğini biliyordum. O… ailenden bahsetti. En kötü şey zaten olmuştu. benim kıyıdaki küçük.” Anıyı hatırlayınca yüzünü buruşturdu. Bir tane anlattı…” Durakladı. “Bunların hiçbirine inanmamı beklemedi. kelimeyi sesli söylediğini duymak. savunmasız kabileye saldırmakta serbest olduğum anlamına geliyordu. “Ve sen de hemen beni mi düşündün?” diye sordum. belki de torunun çocuğu.” dedi. Ama… eğer gerçeği cumartesi öğrendiyse… o zaman bütün akşam boyunca biliyordu… ve yine de… “Yürüyüşe çıktık. sonuçlarına gelmemize gerek kalmayacaktı. genç nesil – uyarılmış. açığa çıkma tehlikesi orada yatıyordu.” dedi.” dedi kısa bir duraklamadan sonra ve utanmışçasına başını eğdi. ama sonra kendimi tekrar kontrol altına aldım. Gerçeği biliyordu. sesi bir fısıltıdan daha alçaktı. ama artık rahatsızlığa gerek yoktu. sesi yeni bir endişeyle dolu olarak. Gerçeği biliyordu.” dedim.” dedi Bella aniden. Sanırım bu. Kalan tek gizem onun şimdi niye benimle olduğuydu. ama söylediklerinin altında başka bir şey kastetmiş gibi geldi. Tabii ki.Açığa çıkan şeyin detaylarını konuştukça. “Lauren seninle ilgili bir şey söyledi – beni kızdırmaya çalışıyordu.” Gözümün kenarından. Kulağa geliş biçiminden irkildim.

“İnternette biraz araştırma yaptım. Tekrar konuşmadı.” Açığa çıkmamın sebebi olan oğlana beklediğim kadar sinirli değildim. Çoğu saçmaydı. Sadece hayal edebilirdim – tamamen farkında olmadan.” dedim ve tekrar kara mizahla güldüm. sadece onun çocuğun zihnine verdiği hasara acırdım. “Ve bu seni ikna etti mi?” “Hayır.” dedi.” dedi alçak bir sesle. bu kadar kararlı olan birini nasıl koruyacaktım? “Hayır. Ne bulmuştu? Kabusla ilgili ne ona mantıklı gelmişti? Kısa bir duraklamadan sonra fısıldadı. “Önemli olmadığına karar verdim. Belki onunla ilgili ne sorun varsa. erkek her şeye olan cazibesi düşünülürse – eğer çekici olmaya çalışırsa ne kadar karşı konulamaz olacağını.. en yetenekli terapistlerle bağlantıları olmalıydı. Arkadaşlarıyla kaçmak yerine niye onları uzaklaştırdığını.” Niye bu kadar kararlı olduğunu merak etmeye başladım.. “Ve sen beni insanları büyülemekle suçluyorsun – zavallı Jacob Black. Ve sonra–” Tekrar sözünü yarıda bıraktı ve dişlerinin birbirine kenetlendiğini duydum. Çocuğun tepkisini görmeyi dilerdim.” diye açıkladı ve sesi bu başarının anısını düşününce kuşkucu çıktı. Tepkileri her zaman yanlıştı – her zaman tamamen yanlıştı. camdan dışarı bakıyordu. Korunmamaya bu kadar… bu kadar. bir vampirin yanında kalbinin düzenli ve sakince atmasına neden olan 149 . “Ondan sonra ne yaptın?” diye sordum. öfkeyle dolu olarak. Yüzünün kızarmasının aramızdaki havayı ısıttığını hissettim. Niye kaçıp.” Şok yarım saniyeliğine bütün düşüncelerimi dondurdu ve sonra hepsini yerine oturttu. “Önemli değil mi?” dedim dişlerimin arasından. Sanırım ona en iyi bakımı ayarlayabilirdim… Carlisle’ın en becerikli doktorlarla. “Ne olduğun benim için önemli değil. Korku hikayesine geri dönme vaktiydi. “Hiçbir şey uymadı.” İnanılmazdı. polis diye bağırmak yerine benim arabama bindiğini. “Bunu görmek isterdim.” Her zaman pratik. “Ne?” diye sordum. Birdenbire o kuşkusuz çocuğa karşı acımayla doldum. O suçlu mu hissediyordu? Herhangi bir çeşit suçlama hak eden ne yapmış olabilirdi ki? “Nasıl?” “Flört etmeye çalıştım – tahmin ettiğimden daha çok işe yaradı. Tehlikeyi kendi çekiyordu. harap oluşuna kendim şahit olmayı.Ondan uzağa baktım ve güldüm. Bilmiyordu. Ve birinden bu kızın istediği şeyi reddetmesini nasıl bekleyebilirdim? Hayır. “Bir canavar olmama aldırmıyor musun? İnsan olmamama?” “Hayır. O davet ediyordu. Ona bir bakış attım.

“Kastettiğim o değildi!” Dişlerim tekrar birbirine kilitlendi. aniden istekle.” “Tabutlarda uyuma?” “Efsane. Cevabını öfkeyle bekledim.” diye iç çekti. onu düzeltmek için bir şeyler yapılabilirdi. Akli dengesi konusundaki endişelerimin yanında. “Pek değil.” Sanki bu rahatsız edici eğilimlerini saklamak herhangi birimize yardım edermiş gibi. “Ama merak ediyorum.” “Yine haksız mıyım o zaman?” diye sordu biraz savaşçı bir tavırla. ve izinli oldukça onu ziyaret ederdim… “Öfkelisin. Araştırmasında alışılmadık hiçbir şey yakalayamamıştı anlaşılan. Umurunda değildi. Yüzümü buruşturdum.” diye uyardı.her neyse. Bir anlığına sessizdi.” diye mırıldandım sorusuna daha geniş cevap vererek. Daha önceki gibi kayıtsızlık için. Artık sır kalmamıştı. sesi tekrar toparlanmıştı. “Efsane. sadece küçük ayrıntılar vardı. “Neyi merak ediyorsun?” diye sordum. “Hiçbir şey söylememeliydim. “Ama nasıl gündüzleri dışarı çıkabiliyorsun?” İsteğine rağmen güldüm. “Hayır.” dedi.” Gür kirpiklerinin altındaki büyük gözlerine baktım ve uyumaya özlem duydum. “Haklı mıyım?” “Fark eder mi?” Derin bir nefes aldı. “On yedi. Onu bastırmaya çalıştım. “Kaç yaşındasın?” diye sordu. “Hiç mi?” “Hiç. Ne düşündüğünü bilmeyi tercih ederim – düşündüğün şey delice olsa bile. Soluğu kesildi. “Güneşte yanma?” “Efsane. “Bir süredir. bir canavar olduğumu biliyordu ve bu onun için gerçekten önemli değildi. Cevabım yerleşmişti ve otomatikti. Benim insan olmadığımı.” Pek değil.” diye itiraf ettim. rüya görmek 150 . Ruh sağlığıyla ilgili endişelenerek ona geri baktığımda daha da genişçe güldü. Bana gülümsedi. “Ben uyuyamam. “’Önemli değil!’” diye tekrarladım.” Uyku uzun zamandır hayatımın bir parçası olmamıştı – Bella’nın rüya görüşünü izlediğim bu son gecelere kadar.” dedi. doğal olarak. Bakımı izlerdim. Gerçekten önemli değildi.” dedim. içimde umudun kabardığını hissettim. “Tamam. “Gülme. sıkıntıdan kaçmak için değil.” “Peki ne kadar zamandır on yedi yaşındasın?” Tepeden bakan tonuna gülmemeye çalıştım.

“Nasıl beslendiğim hakkında endişeli değil misin?” “Ah. “Bu bir hata mı?” diye sordu. “Jacob ne dedi?” “İnsanları avlamadığınızı söyledi. Hala tehlikeliyiz. Bana baktı. çünkü sadece hayvanları avladığınızı söyledi.” dedim çabucak. nerdeyse görmezden gelebiliyordum.” dedim. ifadesi merakla doluydu. Ailenin tehlikeli olmaması gerektiğini.” dedim ona dürüstçe. “Çok tehlikeli bir tane.” Düşüncelerim umutsuz bir hırlama içindeyken ve boğazım tanıdık susuzlukla ağrırken yola baktım.” dedi.” Düşünceyle başını salladı.” Kokusu hala arabanın içinde bir kuvvetti. Ağzım zehir içinde yüzüyordu. “Evet.istediğim için. Umut tekrar kabardı ve ben onu geri bastırdım. sadece önlem olarak. örneğin. Tehlikeli olmamanız gerektiğini söyledi. kendime seninle yalnız olma izni vererek. Alışmaya başlıyordum. Kan içip içmediğimi öğrenmek istemiyor musun?” Sorumdan irkildi. ama Quileute’ler sizi hala topraklarında istemiyorlarmış. O beni düşlememeliydi. “Hangi soru?” diye sordu şaşırarak. “Jacob bu konuda bir şey söyledi. “Bizle mesafelerini korumakta haklılar. “Yani haklı mıydı?” diye sordu sakince. O benimle birlikte olmak istiyordu – her şeye rağmen. “Genelde yaptığımız şeyde iyiyiz. ama vücudumun onu hala yanlış nedenden arzuladığını inkar edemezdim. birkaç saatliğine onunla beraber olabileceğim bir dünyada yaşayabilirdim. Anlıyordu. sanki hava durumu sunuyormuş gibi. Ben onu düşleyemezdim. Ben de onunla ilgili görmek istiyordum. Bunların hepsinin önemli olduğunu anlamaya zorlanmalıydı – diğer her etkenden daha fazla. Ben. Belki bilinçsiz olabilirsem.” Değerlendiremeyeceğim bir tonda konuşmuştu. Bir noktada. 151 .” “Anlamadım. Sesi beni silahsız bıraktı. Sonunda.” dedim.” “Deniyoruz. O soru. tonunda kalp kırıklığı vardı. o soru. O benimle ilgili düş görüyordu. Onu sevdiğim gerçeği gibi etkenlerden. Bu sadece sesimi daha da sertleştirdi. “Bu seni rahatlatmasın. sessiz göğsüm öncekinden daha soğuk ve sert bir halde. Gözlerimi kaçırmak zorunda kaldım. Bazen hatalar yapıyoruz.” “Tehlikeli olmadığımızı mı söyledi?” “Tam değil. rüya görebilirsem. şimdi ne yapıyor olduğunu anlamak zorundaydı. Anlamaya zorlanmak zorundaydı. “Daha en önemli soruyu sormadın. “İnsanları avlamama konusunda?” “Quileute’lerin hafızaları güçlüdür. o benimle olmak istiyordu.

152 . “Bu hafta sonu Emmett’le avlanıyor muydunuz?” diye sordu gülüşüm kesildiğinde.” dedi. “Ama hayvanlar yeterli mi?” Başka bir karşılaştırma aradım. Soluk alıp verişinin değiştiğini duydum – korku gibi gelmeyen garip şekillerde aksadı. “Niye insanların yerine hayvanları avladığınızı söyle. “Dikkatlisin değil mi?” Tekrar güldüm. Fark ettim ki. onun içinde olmasına izin verdiğim tehlikeden utanıyordum. “Emin olamıyorum. ama her zamanki gibi haklıydı. Onu dikkatle inceledim. tabii ki.” “Şimdi senin için çok mu zor?” İç çektim. Bu hafif kalıyordu. sesi ıstırapla bozulmuştu. ama ben bunu tofu ve soya sütüyle yaşamaya benzetiyorum.” Tanımlamasına güldüm: aksi.” diye mırıldandım.” diye fikrini belirtti. “Evet. insanlar – özellikle erkekler – aç olduklarında daha aksi oluyorlar. kaşlarının arasındaki kıvrım.” dedi aniden. Acı çekiyordu. Bu kadar şeyi kabul edip aşabilir miydi? Ben. kendinden tamamen emin bir şekilde. ses tonu laubaliydi. “Canavar olmak istemedim. Besbelli değil miydi? Ya da belki bu da onun için önemli değildi. şoka girmeye onun gözüktüğünden daha yakındım. “Bir teorim olduğunu söylemiştim. ama anlayamamıştım Nasıl olurdu da korkmazdı? “Ama şimdi aç değilsin.Bir süre cevap vermedi. ama bize karşı koymak için yetecek kadar güç veriyor. Onun incinmesine izin veremezdim. İncinmemeliydi. sanki bir şeye odaklanıyormuş gibi geri döndü. aramızda yaptığımız bir şaka. “Daha çok şey anlatsana.” Sesim alçaldı. Hafifçe gülümsedi. Fiziksel tepkisini bu sefer doğru tahmin ettim: nefes alıp verişi düzenli aralıklarlaydı. İzin vermeye devam ettiğim tehlikeden… “Bazen diğerlerinden daha zor oluyor. Tabii ki benim cevap vermek istemediğim soruyu soracaktı. Buna nasıl izin vermiştim? “Ne öğrenmek istiyorsun?” diye sordum. kendimize vejetaryen diyoruz. Bunu beklemiştim. onun anlayabileceği bir yol. onu acı çekmekten kurtaracak bir yol düşünmeye çalışarak.” dedi hala ıstırap içinde. Açlığı – daha doğrusu susuzluğu – tamamen gidermiyor. “Niye böyle düşünüyorsun?” “Gözlerin. Sıradan şekilde konuşması sinir bozucu olduğu kadar büyüleyiciydi de. Çoğu zaman. kalp atışı da düzenini takip ediyordu.” diye itiraf ettim.

” diye hatırlattım. “Seni görmemekten. Bu gece olanlardan sonra. “Senden uzak olmak. Bu sefer açıklamak için uygun bir benzetme bulabileceğimden şüpheliydim. yeterince güçlü olmasa da.” dedim gülümsememi zaptedemeyerek.” Sonra avuçlarındaki çizikleri hatırladım. “Hayır. “Bu beni… endişelendiriyor.” Bu gizemli rahatsızlığından dikkatini dağıttı. “Güneşin bana zarar verip vermediğini sordun ve vermiyor. İç çekti ve yüzünü buruşturdu.” dedim ve sonra bunun ileride bozacağım bir söz olup olmadığını merak ettim.” Sanırım bu kelime yeterliydi.” Açıkçası. “Düştüm. Susamış değilken senin etrafında olmak biraz daha kolay. onu bırakmaya katlanacak kadar onu seviyor muydum? “Beni arayabilirdin. en azından. O yüzden ona sadece “Bir ara gösteririm.” “Niye gitmek istemedin?” Derin bir nefes aldım ve gözlerine bakmak için döndüm. “ama güneş ışığında dışarı çıkamam. Eh.” diye devam ettim. 153 . “Gitmek istemedim. Gerçekten Emmett’in sinirlerini bozdum. Muhtemelen hala Emmett’i ve ailemin kalanını da rahatsız ediyordum. bu geceden sonra? Henüz.” dedi.” Doğru tahmin etmiştim. Bu çeşit dürüstlük. Onu tekrar görecek miydim. insanların beni görebileceği yerlerde değil.” dedim ve sonra burada bırakacakken.” dedi utangaç bir şekilde. senin nerede olduğunu bilmiyordum. bu geçmiş zamana ait değildi.” “Ama ben. sesi aniden keskinleşmişti. Ne kadar garip bir sonuç. “Ne?” “Ellerin. “Ben de öyle düşünmüştüm. yanakları kızararak. “Niye?” diye sordu kafasını yana eğerek. bütün hafta sonunu bir yerlerine bir şey yapmadan atlatabildiğine şaşırdım. Alice dışında… “Üç gün?” diye sordu. “Ama güvende olduğun biliyordum. “Ne?” “Bundan hoşlanmıyorum. tamamen atlatamamışsın. Ben–” Aniden durdu ve ellerine baktı. restorandaki o garip dürtüyü hissettim: Onun beni tanımasını istiyordum.” dedim. Çok uzun bir üç gündü. “Sanırım. çok farklı bir şekilde zordu.“Evet.” “O zaman niye hiçbiriniz okulda değildiniz?” diye sordu. Bu beni de endişelendiriyor. Öfkesi kafamı karıştırdı. Geçen perşembe okyanusa düşmemeni ya da bir şeylere çarpmamanı isterken şaka yapmıyordum. sen olunca çok daha kötü olabilirdi – ve bu ihtimal uzakta olduğum bütün zaman boyunca bana işkence çektirdi. pazar günü döndük. Bu sorunun mitolojiyle ilişkili bir soru olduğunu anlamış gözükmüyordu. işte umutlanmamın hediyesi buydu. “Sen dün gelmedin mi?” Tonundan bir anlam çıkaramadım.” dedim.” Şimdi mutlu musun? diye sordum kendime. “Eh. “ama gerekliydi.

” diye inledim. Bu şimdi beni kalmaktan alıkoyar mıydı? Daha kötü hale getirmekten? Şimdi hissettiklerimle.” Bu gerçekti. suçu üzerine almakta hızlı davranarak. “Sana söyledim.” Çok geç? Dünya. Artık doğru ve yanlışın bir etki yapmamasıyla. “Ne düşünüyorsun?” Bilmek zorundaydım.” “Hayır. Bella da bana değer veriyordu. Forks’a hiç geri dönmemeliydim. Hayatını ve ruhunu çaldığım için. “Bunu asla söyleme. Artık çok geç. Ben tehlikeliyim Bella – lütfen bunu kavra. “Bu yanlış. Hiçbir şey beni alıkoyamazdı.” diye tısladım.” “Ne dedim?” diye sordu. ne olduğun benim için önemli değil. Eğer doğru şeyi yapıp onu bırakırsam acı çekmesine yetecek kadar. Kuralların artık benim için bir önemi olmamasıyla tamamen aynı sebeptendi. “Bu yanlış. “Ah. Gölgeler teninin rengini çalıp. Bella uyurken ona doğru yaklaşan gölgeleri izlediğim bitmeyen saniyelerde soğukça siyah ve beyazdı. ama burada benimle oturmak için hayatını tehlikeye atmasına yeterliydi. sıcaklığını tenimde duyarken… Hayır. 154 .” dudakları huysuzca büküldü. dehşete düşmüştüm – daha çok dehşete düşmüştüm – Bir canavar olmamın onun için önemli olmamasının sebebi buydu. “Ben de. onu karanlığın içine saplamışlardı. Çok geç olamazdı. En bencil yanım onu istediğim kadar onun da beni istediği bilgisi üzerine şimdi uçuyordu. Ondan her şeyi çaldığım için nefret etmemesinin. Çok geç? Alice’in görüşü kafamın içinde girdap gibi döndü. güvenli değil. Bella’nın kan kırmızısı gözlerinin bana ruhsuzca bakışı.En çılgın hayallerimin gerçekten çok uzak olmadığını anladığımda. Yine dudağını ısırarak pencereden dışarı baktı. sevinmiştim. Soluğu aksadı ve çatladı. Ona acıdan başka hiçbir şey veremeyecektim. bütün önceliklerimin bir sıra aşağı inip en üstte bu kıza yer açmalarıyla aynı sebep. sersemlemiştim. İfadesiz – ama bu gelecek için benden nefret etmemesinin yolu yoktu. Elleri kucağında yumruk halindeydi. ama senin işe karışman tamamen başka bir şey. “Görmüyor musun Bella? Kendimi perişan etmem bir şey. Böyle hissettiğini duymak istemiyorum.” Kelimeler dişlerimin arasından bir homurdanma şeklinde çıkarken kendime savaşıyordum. durdurulamaz. bu bir yalandı. “Ciddiyim. bunu gayet memnun bir şekilde yapmasına.” diye ısrar etti. Kaçınılmaz. Artık onu incitmeden yapabileceğim hiçbir şey yok muydu? Hiçbir şey? Uzak durmalıydım. Onu nasıl sevdiğimle karşılaştırılamayacağını biliyordum.

ama sonra… olmadığımı hatırladım ve elimi indirdim. “Özür dilerim.” dedi gittikçe toparlanarak. Çok uzun zaman önce gömülmüş bir içgüdü elimi ona doğru uzattı – o bir saniyede hiç hissetmediğim kadar insan hissettim. “Bu gece ben köşeye gelmeden önce ne düşünüyordun? İfadeni anlayamadım – korkmuş gözükmüyordun. Başımın içinde öfke kaynadı. Her zaman bir sorum vardı. Elinin arkasıyla yaşları sildi. savunma yöntemleri. Konuyu değiştirmek. “Peki ya yardım için bağırmak?” “Tam da o kısma geliyordum.” dedi mahcup bir şekilde. onunla ilgili merakım doymak bilmezdi. Hiç bitmeyen bencilliğim nedeniyle üzgün olduğumu. “Yarın seni görecek miyim?” diye sordu aniden. “Kaçmayı düşünmedin mi?” “Koşarken çok fazla düşerim.” “Evet?” dedi içinde hala gözyaşları olan boğuk bir sesle.Bana bakmadan başını salladı. Forks’a gelmeden önce hayatta kalmayı nasıl başarmıştı? “Haklıydın. “Ağlıyor musun?” Onu ağlatmıştım. Onu o kadar incitmiştim. ağır yumruklu insan canavarların gölgesinde görebiliyordum. Burnunu beynine sokacaktım. Benim ilk. Kırılgan figürünü – sadece camın üzerindeki ipek – onu incitecek dolgun. Şansıma. Istırap. Bu çok abartıydı ve kedi yavrusu öfkesi şimdi komik değildi. Kontrolüm dışında olan şeyler için de ne kadar üzgün olduğumu – ilk başta hayatını bitirmek için seçilen canavar olduğum için. İçgüdüleri ölümcüldü – kendi için.” dedim. trajik aşkımın ait olduğu kişi olacak kadar şanssız olduğu için ne kadar üzgün olduğumu.” Yüzünü hatırladım – şimdi baktığım gözleri unutmaya çalışarak – oradaki kararlı bakışı hatırladım. Ona aslında ne kadar üzgün olduğumu nasıl söyleyebilirdim? Yaptığım bütün aptalca hatalar için üzgün olduğumu. “Bir saldırganın nasıl etkisiz hale getirileceğini hatırlamaya çalışıyordum. “Onlarla kavga mı edecektin?” İnlemek istedim.” Toparlanışı açıklamasının sonuna kadar devam etmedi. “Bana bir şey söyle. “Hayır.” İç çekti ve pencereden dışarı bir bakış attı.” Başımı inanmazlıkla salladım. Arabadaki kokuya olan berbat tepkimi görmezden gelerek derin bir nefes aldım ve kendimi toparlamaya çalıştım. Yanağında bir şeyin kristal gibi parladığını gördüm.” dedim ekşi bir sesle. 155 . “Bilirsin işte. sesi nefretle dolup taştı. sanki bir şeye çok dikkatle odaklanıyor gibiydin.” diye yalan söyledi sesi çatlayarak. “Seni hayatta tutmak için kesinlikle kaderle savaşıyorum. Sonra tekrar bana baktı. başka bir şey düşünmek istedim.

“Nasıl istersen. Bunu hayal edebiliyordum. ama her zaman başkaları vardı.” dedi. “Ormana yalnız girme.” Ona gülümsedim ve bu iyi hissettirdi. “Niye?” Güvenilmez karanlığa öfkeyle baktım. ama sonra karşı çıkmak için bir sebep düşünmüş gibi gözleri kısıldı. “Yarın orada olmaya söz verir misin? “Söz. ama çabucak toparlandı ve bana cevap verdiğinde gülümsüyordu.” Hüzünle gülümseyerek bana verdi. “Evet – teslim edecek bir ödevim var. “Evet?” “Bana bir söz verir misin?” “Evet.” diye uyardım onu.” Kalbi pırpır etti. çok tatlı ve güzel kokuluydu. “Doğru. Işık olmaması benim gözlerim için problem değildi. Ayrılmak için hiçbir harekette bulunmadı.” dedim çabucak. bu isteğe karşı çıkıp çıkmayacağını merak ederek. Benim gitmesine izin vermek istemediğim kadar. kısa bir süre bile… Peter ve Charlotte yoldaydı. basitçe ismini konuşabilmenin verdiği memnuniyete şaşırarak. “Sende kalabilir. Bu dünya hiçbir insan için güvenli değildi ve özellikle onun için diğerlerine olduğundan daha tehlikeliydi. “Oradaki en tehlikeli şey her zaman ben değilim. Şaşırdı. “Charlie’ye açıklama yapmak zorunda kalmak istemiyorum.” dedim ona. 156 . “Sana öğle yemeğinde yer ayırırım. Bu sadece insanları kör ediyordu. benim ölü kalbim de birdenbire sıcak hissetti.” dedi kolayca. Tatmin olup başını salladı ve ceketi çıkarmaya başladı.” Yanlış şeyi yapmak nasıl bana bu kadar mutluluk verebiliyordu? Bunda kesinlikle ters bir şey vardı. Seattle’ı geçmiş olmalılardı şüphesiz. Onu korunmasız bırakmak. şu anda cebimde olan şişe kapağı gibi… “Yarın için bir ceketin yok. “Burada bırakalım. “Bella?” diye sordum.” Titredi. Ona gülümsedim.” Nefesi yüzüme dokundu. o da gitmek istemiyordu. gözlerini kırpıştırdı. ama başka bir avcı için de değildi. Babasının evinin önünde arabayı durdurdum.Cehennem yolunda olduğum sürece – en azından yolculuğun tadını çıkarabilirdim. Bir hatıra ile.” Elini kapının koluna koydu ve sonra durdu. Onu kendimden bir şeyle bırakmayı tercih ederdim.

Gitmesini izlerken. Sadece o da bana değer verdiği için mutluluk hissetmeye. “Yarın. sadece 157 . “Bella?” Döndü ve sonra donakaldı. ama yeterince güçlü hissediyordu. Artık ne olduğumu bulacak diye korkuyla beklememe gerek yoktu. mahvedici bir aşk muhtemelen onun narin vücudunu kırardı. ayağına takılıp kendini doğrultmak için çerçeveye tutunmak zorunda kalarak çıktı. Bunun sadece onun gözleri olduğu için olduğunu biliyordum. Güldüm – onun duyması için çok sessiz olduğunu umuyordum. Onun için önemli değildi. Bu açıkça onun için kötü bir şey olduğu halde. O beni yarına kadar görmeyecekti gerçi. Garip bir şekilde heyecan vericiydi – izleyen gözlerin anlaşılmaz hissi. garip açlık – bana onu incitecek bir şey yaptırmadan geri çekildim. o zaman. Sıcaklık dalga dalga gelerek yüzümü okşuyordu. ben geceye doğru amaçsızca sürerken kafamda birbirini kovaladı. Alıştığımdan çok değişik bir duyguydu. Genelde. benimle olmak istemesine yetecek kadar… Ve onunla beraber olmak şimdiye kadar yaşadığım en büyük mutluluktu.” dedi kapıyı açarken. yakınlıktan etkilenmiştim. Bella’yı ve gerçeğin bilinmesinin inanılmaz rahatlığını düşünerek sokaklarda dolandım. Bella’yı ve karşılıklı aşkı düşündüm. onu orada tutmak isteyerek. Arabayı sürerken gözlerini üzerimde hissedebiliyordum. Beni. İçgüdüsel korkuyu bastırmaya yetecek kadar. Bundan çok. Uzun bir süre hiçbir yere gitmeden. yakıcı.” diye fısıldadım ve vücudumdaki ısrar – tanıdık susuzluk ve birdenbire hissettiğim yeni. Yüzü hala biraz şaşkın olmasına rağmen toparlandı ve arabadan. güvende olmasını istemek. ama uyumaya ihtiyacı vardı. İki arzu. “Yarın görüşürüz. Benim gibi. içimde savaşmaya devam ederken eşit güçte gözüküyordu: onu istemeye karşı. Sendeleyerek ön kapıyı saran ışıklara ulaşmasını izledim. sadece onun sevgisini kazandığım için sevinmeye. yine ıstırap… O çıkarken eğildim. Ben de. yüzlerimizi çok yakın bulduğuna şaşırmıştı. Orada bir an gözleri büyük. istersem kendimi başkasının gözlerinden rahatlıkla izleyebilirdim. İhtimallere iç çektim. Bir süre – yalnızken ve başka kimseyi incitmiyorken – kendime trajediyi düşünmeden mutluluk hissetme izni verdim. Biliyordu. O an için güvendeydi ve ben emin olmak için kısa zaman içinde geri dönecektim.” dedim onu çok daha yakın bir zamanda göreceğimi bilerek. Büyülendiğini tahmin ettim. “İyi uykular. Milyonlarca düşünce.Bütün gece böyle kalabilirdim. Yüzünün ipeksiliğini hissedebiliyordum… Kalp atışları hızlandı ve dudakları aralandı. benim için şaşırtıcı derecede ferahlıktı. onu sevdiğim şekilde sevemezdi – böyle kuvvetli. afallamış ve hareketsiz oturdu.

” dedi ben soramadan. Benim intikam almam uzun süremezdi.” dedim geçerken saçını karıştırarak. Asıl sana teşekkürler. Hayır. Bir insan canavar – bu onu insanların sorunu mu yapardı? İşlemek için yanıp tutuştuğum cinayeti işlemek yanlıştı. çenesinde beliren gamze izini. İkisi de birilerinin Bella’sı olabilirdi. bir amacım olduğu için hızlandım. gözleri öfkeli. Garaja girmek yerine evin önünde durdum. diye düşündü alayla. gözlerinin ısınıp eriyişini… Elleri bu gece benim elimin üzerinde çok yumuşak ve sıcak hissetmişti. ama onu tekrar saldırması için serbest bırakmak da doğru şey olamazdı. Yalnızdım. Tam olarak hiç bakmadığım garson. Daha iyisini hak ediyordu. eğitimli ve silahlı – onun babası olmasından şiddetle memnun kaldım. Arabayı kuzeye çevirdim. ama bu. onu sevmenin neşesi içinde unuttuğum kaynayan öfke. İkisi de beni saçma şekilde rahatsız etmişlerdi. korku yüzünden soluk bir renkle – yine de çenesi gergin ve kararlı. “Teşekkürler.günlerce onun yakınında oturmayı. Angela ve Jessica da şüphesiz yataklarında güvendeydiler. Bu da bir şeydi. Yine de Port Angeles sokaklarında bir canavar başıboş dolanıyordu. dolgun dudaklarının köşelerinden yukarı doğru kıvrılışını. Restorandaki sarışın karşılayıcı. evinin içinde güvendeydi. “Carlisle çalışma odasında. yüzünün başka görüntüleri hayallerime izinsizce girdi. Onun bir katile değer vermesine izin veremezdim. O güvendeydi. tehlike içinde olmayı hak ettikleri anlamına gelmiyordu. o an babasının Charlie Swan’ın – yasa uygulamasının başkanı. tekrar bir hiddet cehennemi olarak ortaya çıktı.” diye inledim. Bella. sıcak… çok narin. Çok geç olana kadar düşüncelerimin nereye gittiğini görmemiştim. tamamen odaklanmış. Elmacık kemiklerinin üzerine gerilmiş hassas tenine – ipeksi. Camın üzerindeki ipek… korkutucu derecece kırılgan – dokunmanın nasıl hissedeceğini hayal ettim. onun için bir kalkan. Gölgelerin içinde. 158 . karanlıktaki kabuslar… “Ah. sesini duymayı ve gülümsemelerini kazanmayı hayal etmeye… O gülümsemeyi kafamda tekrar canlandırdım. Bunu biliyordum. evet. Ne zaman beni aşan bir problem olsa – bunun gibi somut bir şey – yardım için nereye gideceğimi biliyordum. Alice verandada oturmuş beni bekliyordu. çağrıma cevap verdiğin için. Ama… peki ya diğerleri? Bella güvendeydi. ince vücudu üzerine gelen iri kıyım şekillere saldırmak üzere destekli. O yıkıcı savunmasızlığı üzerine düşünürken. Bu anlayış kararımı vermemi sağladı.

onu da kaçırdım. Başımı salladım ve Carlisle’ın odasına gittim. böylece olmak istediğin yerde ol.” “Evvet. Özür dilerim. Hepsini yakalayamayacağını biliyorum. Bir nevi yirmi dört saatlik gözetim istiyor. Artık daha iyi bakıyorum. Kimse senden her şeyi bilmeni beklemiyor Alice.“Ah. “Tabii. Gecenin bir sonraki kısmını geçmek istiyordum.” “Teşekkürler. sen yoldaydın. “Haydi – şu işi bitir. Sonra. Keşke bilseydim. Görmek istemediğim görüntüyü engellemeye çalıştım – Bella ve Alice. diye tekrarladı. Bana bir iyilik yap ve Rosalie’ye ben ortalarda yokken söyle. Ne sormayı planladığımı gördü.” dedi bana.” Dudaklarını büzdü. Sonra daha çok dikkat ettim. değil mi? “En az. yüce gönüllü olmak kolaydı. Beni bekliyordu. kendinden utanarak. Ben… meşguldüm. Ne olacağını gördüğümde.” dedim mırıldanarak. Bella’nın iyi olduğunu bildiğim için.” dedi ve gülümsedi. Bella’yı küçümseme.” “Her neyse. Güldü.” “Evet. kim olduğuna bakmak için bile kontrol etmedim. 159 . Onlara bildiğini söyleyecek misin? İç çektim.” Bella oldukça iyi karşıladı. Bu gece iyi olacak. “Çok iyi. kısa zaman içinde onunla beraber olacaksın.” “Çok yakındı. gözleri masasındaki kalın kitap yerine kapıdaydı. Bu gözler benim için çok güzeldi. Gelirdim. “Evet. ama sanırım ne olduğuna dair oldukça iyi bir fikrim var… “Utanmazın tekisin. “Hayır. “Alice’in sana beni nerede bulacağını söylediğini duydum. “Özür dilerim. Ben de özür dilerim.” Derin bir nefes aldım.” “Böyle çok şey kaçıracak kadar neye odaklanıyordun?” Jasper yıldönümümüz hakkında düşünüyor.” Alice bana sırıttı. olur mu?” Ürktüm. biliyorum. ifadesinde bir suçlama iziyle bana baktı.” Hiçbir şey söylemeyeceğim. en iyi arkadaşlar.” “Bu gece neredeyse seni yemeğe davet edecektim – fikrimi değiştirmeden yakaladın mı?” Sırıttı. ama Forks’u bırakmaya biraz endişeliydim… “Alice…” diye başladım. “Üzülme. Hediyemde bir karar vermemeye çalışıyor.” Kapıda durup telefonu çıkardım ve açtım. Sabırsızca iç çektim.

Arabamı aldım. “Alice bu gece Bella’ya ne olduğunu söyledi mi?” Neredeyse ne olacağını. bir seri tecavüzcü ve katili Port Angeles’ta dolaşması için bırakmak doğru olamaz. Benim için geleceğe baktığını gördüm. Belki bu bir şekilde olmalıydı. Oradaki insanları tanımıyorum. sonra görüntüden kaçındı. Belki de daha yüksek bir amacı vardı. beklenmedik gülümsemesi beni durdurdu. Bu beklenmedik bir şey. ama doğru olanın bu olduğunu görebiliyordum. Dikkat çekmemek için farları kapalı tuttum. diye düzeltti. ama bunun yanlış olacağını biliyordum. çok fazla kontrol.” “Ne istersen Edward. “Ben hallederim. Sen dinlenebilirsin.Onunla olmak. Karanlık. Kimse Bella’nın yerine zarar görmeyecek. Geceye doğru öfkeyle baktım. “İltifat aranmıyorum Carlisle. Onun Edward için bu kadar iyi olacağını tahmin etmemiştim. “Çok fazla. İkilem arasında kaldım Carlisle. Bu doğru değil–” Geniş. ama düşüncelerime engel olamam değil mi?” Tekrar gülümsedi. Onu… öldürmeyi… çok… istedim. Alice hala basamaklardaydı.” diye söz verdi. Eğer ona zarar gelirse acı çekeceğim gibi acı çekebilir. Yine de. boş yolda yaptığımız yolculuk çok kısa sürdü. Evet. neredeyse.” Yolsa siyah çantasını kavradı. Bu tamamen benim istediğim şey değildi. çünkü intikam olur.” dedim. gözlerindeki anlayış ve zekayı görmek ferahlatıcıydı. Sadece öfke. O senin için çok iyi değil mi? Çok fazla merhamet. zorluk yaşamayacaktık. ama Bella’nın yerini bir başkası alabilir. akşamın bütün neşesi düşünceleriyle kaybolmuştu. Carlisle ne yapılacağını bilirdi.” Kafasındaki planı gördüm. Bella’nın bu hıza nasıl tepki vereceğini düşünmek beni gülümsetti. Sadece. Biz uzaklaşırken sırıttı ve el salladı. “Yardıma ihtiyacım var. Etkilendim. Bayıltmak için daha saldırgan bir yol seçerdim – çatlamış bir kafatası mesela – ama Carlisle’ın bunu kendi yöntemleriyle yapmasına izin verecektim. Bütün o diğer kadınlar – birileri onlara benim Bella’ya karşı hissettiğim duyguları hissediyor olabilir. 160 . “Gidelim. tarafsızlık değil. adalet değil. Carlisle da Bella’yı düşünüyordu. “Onu nerede bulacağını göstereyim. Çünkü böyle saf ve güzel bir şeyi yok etmenin içinde nasıl bir iyilik olabilirdi.” Kelimeler hızla ve hararetle çıkmaya başladı. “Evet. O karşı çıktığında zaten normalden yavaş sürüyordum – onunla olan zamanımı uzatmak için.” “Tabii ki. Sadece… Bella’yı kar soğukluğunda bir ten ve kırmızı gözlerle canlandırdı. Gerçekten. gaddarlık isteğimi tatmin etmiyordu.

Onun ismi şu anda bana bir anlam ifade edebilecek tek şeydi. kötü. Carlisle yakın olmanın benim için ne kadar zor olduğunu görebiliyordu – canavarın düşüncelerini ve anılarını. davetsiz bir görüntü kafamın içinde belirdi. merdivenlerin üzerinde umut verici bir dolap vardı. Her şey olması gerektiği gibiydi. Evinin yanına gelip penceresinden girdiğimde sadece dakikalar geçmişti. dedi bana usulca. Babamı düşünmek iç çekmeme neden oldu – Carlisle bana çok fazla inanıyordu. Charlie’nin horlamaları yüksek sesli ve düzenliydi. O kişi. mutluluğu hak eden kişi. Bella’yla ilgili anıların. Battaniyeyi nefesimi tutarak ve dikkatle üzerine örttüm. Port Angeles’ta kalmadım. onun kadar şanslı olamayan kızların yüzleriyle karışmış görüntüleri… Soluk alıp verişim hızlandı. Mutlaka bir yol olmalı. Endişeyle ısınmasını beklerken Carlisle’ı düşündüm. Carlisle’ın düşüncelerinin şiddeti beni şaşırttı. Sadece Bella’nın hak ettiği hayatı yaşamasına katlanamayan. Rahatlıkla iç çektim. Neredeyse rüyasının konusunu yakalayabiliyordum. Bunu düşünürken. Açtım ve aradığım şeyi buldum. 161 . nerede olduğunu merak ettim. Git Edward. eklenen yüke tepki vermedi.Edward mutluluğu hak ediyor. Sallanan sandalyeye geri döndüm. Üşümüştü. Ben diğerlerinin güvende olmasını sağlayacağım. Eğer o Edward olabilseydim her şey ne kadar da değişik olurdu. Bella’ya geri dön. Arabadan daha az zaman aldı. Carlisle’ı Lonnie denen canavarın arkadaşlarıyla beraber hayal kırıklığı yaşadığı yere götürdüm – iki tanesi çoktan sızmıştı. Onu arabada bıraktım ve Forks’a uyuyan ormanın içinden düz bir çizgi üzerinde koştum. Kısa bir süre düşündüm ve sonra evin bu kısmını ilk defa keşfetmek üzere koridora çıktım. Bella yatağında güvendeydi. Her zamanki yerime yerleşmeden önce uykusunda ürperdi ve dudakları titredi. garip. rüya görüyordu. ıslak saçı yastığında deniz yosunu gibi dalgalanıyordu. İkisine de inanabilmeyi diledim. Alacağı var. Onun olduğumu düşündüğü kişi olmayı diledim. Uyanmadan önce geri koyacaktım ve kimse fark etmeyecekti. bu uyuyan kıza layık olmayı umabilirdi. Küçük dolaptan en kalın battaniyeyi aldım ve odasına götürdüm. çirkin bir kader. Direksiyona kenetlendim. Planının pürüzsüz işleyeceğini biliyordum – Alice bunu görmüştü. diye tahmin ettim. ama Bella’ya olanların daha ileri bir amacı yoktu. acımasız. Bu söylenmesi tam olarak doğru şeydi. Ama pek çok gecenin tersine. Su ve sabırlı bekleyişle ilgili bir şey… balık tutmak belki? İşte. örtüleri omuzlarına kadar çekilmiş halde kıvrılmıştı.

sorumsuz melek narin eserini direkt olarak yolumun üzerine koymuş.” diye iç çekti ve o da gülümsedi. melek Bella’yı öyle bir şekillendiriyordu ki. Bu küçük bir şeydi. o benim ödülümdü. Bu görüşte. onu görmezden gelmemin hiçbir yolu yoktu. Kayıtsız bir kahkahayla. kendine çeken geniş bir kötü şans. Yaklaşık yarım saat sonra Bella sıkıca kıvrılmış olduğu şeklinden rahatladı. merakımı alevlendirmesi için sessiz bir zihin. Bir vampir melek – bu bir abartıydı. O an için trajediyi ittim ve kendime tekrar mutlu olma izni verdim. Ve benim meleğim yoktu. ama en azından bu gece ben burada olduğum için daha rahat uyuyordu. Koruyucu bir melek – Carlisle’ın versiyonunda sahip olabileceğim bir şey. “Edward. Tatmin olarak gülümsedim. Böyle tehlikeli ve aptalca davranan bir yüksek güç için iyi düşünemezdim. Bella’yı hayatta tutmam için kusurlu ahlakıma güvenmişti. saygımı kazanması için fedakar bir ruh vermiş. ben Bella’nın cezası değildim. Cadalozdan daha iyi değildi. dudaklarında aldırışsız bir gülümsemeyle. Nefes alıp verişi derinleşti ve mırıldanmaya başladı. o rolü şimdilik benim doldurduğumu fark edince şaşırmıştım. Gök renkli gözleri muzurlukla dolu. 162 . En azından çirkin kadere karşı savaşabilirdim. O zaman bütün bunların içinde onun meleği neredeydi? Onu kim koruyordu? Sessizce güldüm. gözlerimi ayıramamam için huzur verici bir güzellik. Bella’nın yok edilmesine uğraşan o cadaloz kaderin yerinde meleklerin en aptalı ve umursamazı belirdi. Dikkatimi çekmek için saçma derecede kuvvetli bir koku. aklımdaki.Bir anlığına. Onlar iyiler içindi – Bella gibi insanlar için. Düşüncesiz meleğin hayaline kafamı salladım. kendini koruma içgüdüsünü bırakmıştı – böylece Bella yanımda olmaya katlanabilecekti – ve son olarak.

“Alice. diye düşündü. Bu farklı bir bakış açısıydı.” Bir kahkaha attı. Bilmelisin gerçi.” dedi Alice bana. Bella’nın odasından ayrılalı yarım saat olmamıştı.” Resim net değildi ve çekildiği sırada uzun bir sakalı vardı. Kendimi Teksas’a iade edilmesini dilerken buldum. Sinirli görünecek. isimsiz bir ihbar üzerine dün gece Portland. Sorular CNN haberi ilk olarak verdi. Şimdiden onu tekrar görebilmek için yanıp tutuşuyordum. Son zamanlarda en azından. muhtemelen onu tanımazdı. sadece birkaç cümle ve bir tane kalitesiz resimle. Bunu arkamda bırakacak ve en önemli olana odaklanacaktım. Yapabileceğimi yapmıştım. Yerel ilgiyi çekmek için çok uzakta. biliyorum.” Başımı salladım. birkaç saniyede anlatıldı. bugün fazla haber vardı. yoksa Ohlahoma’ya mı iade edileceği konusunda henüz kesin bir şey söylemediler. polis istasyonuna sadece birkaç yarda ötede bilinçsiz halde bulundu. ama biliyorsun ki arabasıyla hava atmaya bayılır. Carlisle’a güvenmekle doğru yapmıştım. Güney Amerika’da bir deprem olmuştu ve Orta Doğu’da politik bir kaçırma olayı vardı. insanların bu durumu nasıl anlatacağını ve ne kadar dikkat çekeceğini duymak için endişeyle beklemiştim. Yetkililer mahkemeye çıkarılmak için Houston’a mı.11. “Rosalie kullanır. Bella pek televizyon izlemezdi ve babasını da spor kanalı dışında bir şey izlerken hiç görmemiştim. 163 . orada idam cezası bayağı çok veriliyordu… Hayır. bu onu gereksiz yere korkuturdu. Bella da beni sevecek.” İç çekti ve sırıtmam silindi. Görmemesini umdum. her ne kadar bu canavarın böyle kolay kurtulamamış olmasını dilesem de. Sen Bella’nın beni tanımasına hazır olana kadar bekleyeceğim. Şansıma. Bu canavar artık avlanmıyordu ve ben de bir katil değildim. Önemli değildi. Biliyorum. Bella Alice’i tanımak ister miydi? Kız arkadaş olarak bir vampir ister miydi? Bella’yı düşününce… bu fikir muhtemelen onu hiç rahatsız etmezdi. Daha değil. bir sakıncası–” Sözümü kesti. Böylece olay. yüzümü buruşturdum. “Kasabadaki yorumu hafif olacak. “Carlisle’ın onu eyalet dışına götürmesi iyi olmuş. Wallace bu sabah erken saatlerde. “Okulda görüşürüz. Sırıttım. Teksas ve Oklahoma’da aranan seri tecavüzcü ve katil. Oregon’da yakalandı. “Alonzo Calderas Wallace. Bella görse bile. Okula gitmeden haberlere rastladığıma memnundum. Kapıya doğru aceleyle giderken ona cevap vermedim. bencil olan sadece ben değilim.

Saate baktım. Acele ediyormuş gibiydi. neredeyse dün giydiği mavi bluza benzer bir şey giymesini dilediğim kadar. Yüz yıldır benden kaçan açlıkların… ama kendime onu dokunmayı düşünmek için izin veremezdim. Uzun kazak onun için çok büyüktü. Bella’ya sisli bir günün zayıf ışığında farklı görünür müydüm? Gecenin siyahlığında olduğumdan daha kötü mü yoksa daha iyi mi? Gerçek uyurken mi kafasına yerleşmişti? Sonunda korkar mıydı? Dün gece rüyaları huzurluydu gerçi. mırıldanarak kalmam için yalvarmıştı. Mavi renk. sonra gözlerindeki şaşkınlık başka bir şeye dönüştü ve ben artık dün geceki düşüncelerinin 164 . neredeyse arabamın yanından fark etmeden geçecekti. yeşil kazak soğuk siste omuzlarının çökmesini engellemeye yeterli değildi. çünkü bu imkansızdı. Artık onu kandırmaya çalışmayacaktım – en azından yalnızken.Kendi kendime surat astım. Bella için iyi olan şeyler tamamen farklıydı. Bella kapıya arkasını dönüp öyle aceleyle koştu ki. Hata yapmayı göze alamazdım ve dudakları… teni… vücudu… ile ilgili düşüncelerin yol açtığı garip açlıkların üzerinde durmak devasa bir hata olurdu. Bella çantası omzundan kayarak. Buna. Tekrar tekrar adımı söylediğinde gülümsemişti. Onu incitirdim. İnsan hızında hareket etmeye hiç uğraşmadan dışarı çıktım ve kapıyı onun için açtım. umutlandırdı. Bunlar bugün hiçbir şey ifade etmez miydi? Gerginlikle. üzerine yakışmayan kazağa minnettardım. Birden çok. minnettar da kalmıştım… kumaş dün tenine çok çekici şekilde sarılmıştı. narin vücudunun üzerinde su gibi süzülüyordu… Düşüncelerimi o şekilden çok çok uzakta tutmam daha iyiydi – zorunluydu – o yüzden giydiği. Okula gitmek için heyecanlı mıydı? Bu düşünce beni tekrar gülümsetti. saçları karışık. bir folyonun sert yırtılışını. Sisin içinde birdenbire belirmeme şaşırarak tekrar bana baktı. evinin içindeki sesleri dinleyerek bekledim – merdivenlerdeki hızlı. Sonra aniden durdu. kapısı sertçe kapatıldığında buzdolabının içindekilerin birbirine çarpışını. İnsan atasözleri işlerin göze sabahları daha farklı göründüğünü söylerdi – uyuduktan sonra değiştiğini. şimdiden dağılmaya başlamış halde toplanmış olarak aceleyle evden çıktı. İnce vücut yapısını maskelemiş. Giydiği kalın. sendeleyen adımları. çantası kolundan daha aşağı kaydı ve gözleri arabaya odaklanırken kocaman açıldı. bütün narin kıvrımları ve yumuşak çizgileri şekilsiz bir hale getirmişti. Sanırım – kamyonetinin hız sınırını göze alırsak – biraz geç kalıyordu. Arabamı evinin önüne park ettiğimde huzursuzluk hissetmeye başladım. köprücük kemiklerinin boğazının altındaki boşluktaki kıvrımının büyüleyiciliğini meydana çıkaracak kadar alçak kesimliydi. kendim olacaktım. Bella’nın istediği ile.

Hava soğuktu.” “Değiştiriyorsun. büyülenme.” dedim ona dürüstçe. ama ben onu kandırmaya çalışmaya başlamadan önce ceketi giydi.” Sadece bu kelimeler merakımı köpürtmeye yeterliydi. Evet dediği kişi olmanın bana verdiği heyecan hiç azalacak mıydı? Bundan şüpheliydim. “Duymak istemiyorsun. Ona baktığını gördüm. “Pek değil. Ailemin sevgisi ve arkadaşlığından ne kadar keyif alsam da. “Kötü tepkiler mi veriyorum?” “Hayır. bu kibarlığın kabul edilebilir bir şekliydi.değiştiğinden korkmuyordum – ya da değiştiğini ümit etmiyordum.” Bir an düşünmem. dünyanın sunduğu çeşitli davetlere ve rahatsızlıklara rağmen.” “Ne düşündüğümü sana her zaman söylüyorum. gülümsemesine karşılık olarak gülümseyerek. “Ne. “Ceketi senin için getirdim.” Dişlerini yine dudağına bastırdı. Dün geceki yemeğin aksine. merak. Ona katılma isteğiyle. yüzüm yerine göğsüme bakarak. Sessizliğe sadece birkaç saniye dayanabilirdim. hiç bunun kadar mutlu olmamıştım. Bunun yanlış olduğunu ve muhtemelen iyi sonlanmayacağını bilmeme rağmen yüzümden gülümsememi uzun süre uzak tutamıyordum. Ben okula doğru sürerken yola baktı. teşekkürler. “Değil misin?” diye mırıldandım kendi kendime.” dedim. “Sorularım seni rahatsız mı ediyor?” “Tepkilerin kadar değil. Çok fazla odaklanma gerektirdi. hepsi gözlerinin erimiş çikolatasında yüzüyordu. Davetsizce ortaya çıkmamın bahanesi buydu. Şüphesiz.” “O kadar da narin değilim. Ani belirişime şaşırdığına dair hiçbir işaret göstermedi.” dedim ona. bağlantıyı yakalamadan önce dünkü bütün konuşmayı kelime kelime aklımdan geçirmem gerekti. problem de bu. Tereddüt etti ve sonra fısıldadı.” dedi.” diye mırıldandı arabaya tereddüt girerek. Dudaklarının kenarları aşağı doğru indi. Yanımda oturduğunda hissettiğim mutluluğun eşi yoktu. Benden ne saklıyordu? “Beni delirtmeye yetecek kadar. seçmesine izin verecektim. Bunu yaptığını fark ediyormuş gibi görünmüyordu – gerilime karşı bilinçsiz bir tepkiydi. Sıcaklık. Her şeyi çok sakin karşılıyorsun – bu doğal değil. Güneş son doğduğundan beri çok şey değişmişti. Konuyu değiştirmeme memnun görünerek gülümsedi. çünkü 165 . bugün bir sürü soru yok mu?” diye sordum konuyu tekrar hafif tutarak. hızla arabanın etrafından dolandım. Bundan sonra. “Hasta olmanı istemedim. Ceketim koltuğunun baş kısmında duruyordu. “Bugün okula benimle gitmek ister misin?” diye sordum. Bu sabah düşüncelerinin ne olduğunu bilmek zorundaydım. her şey onun seçimi olmalıydı. gözlerimle buluşmaya tereddütlüymüş gibi. “Evet.” Nasıl olabilirdi? “Gerçekte ne düşündüğünü merak etmeme yol açıyor. Montu yoktu.

Derin bir nefes aldım – arabanın içindeki kokuyu ilk defa gerçek acıyla içime çekerek. “Dediğim gibi. gösterişli. kapısını açmamı beklemedi. Okulda normal davranmak zorundaydım – bu nedenle engellemek için yeterince hızlı hareket edemedim – ama artık kendisine nezaketle davranılmasına alışmak zorundaydı. “Niye böyle arabalarınız var. “Ailenin geri kalanı nerede?” diye sordu aniden. yine aniden acı vardı – hatırladım. Onu ağlatmıştım… Benden sakladığı bu muydu? Benimle ilgili duygularının derinliği miydi? Benim bir canavar olmamın onun için önemli olmaması ve fikrini değiştirmesi için çok geç olduğu mu? Konuşamıyordum. “Eğer göze çarpmanıza neden oluyorsa Rosalie niye bununla geldi?” dedi merakla. Ona cesaret edebileceğim kadar yakın yürürken yakınlığımın onu rahatsız edip etmediğini anlamak için dikkatlice işaretler aradım.” Cevabım biraz korkutucu olmalıydı – o yüzden. “Rosalie’nin arabasını aldılar. “Hepimiz hızlı sürmeyi seviyoruz. çünkü mutluluk ve acı kelimeler için çok güçlüydü.. Bunu asla söyleme.” diye mırıldandı ekşi bir sesle.” diye itiraf ettim. Uyum sağlamaya çalışıyoruz. Bakmadığı için cevaben sırıtmamı göremedi. Gözleri inanmazlıkla büyümüştü. demiştim ona sinirle.. I-ıh! Buna inanmıyorum! Bella bunu nasıl başardı? Anlamıyorum! Niye? Jessica’nın iç paniği düşüncelerimi böldü. Gülüşünün neşeli.” Söz konusu arabanın yanındaki boş yere park ettim. Tıpkı dün geceki gibi. niye seninle geliyor?” Rosalie Bella’nın tepkisinden keyif alırdı… eğer onunla ilgili objektif oluyor olsaydı. Gözlerinin büyümesini izlerken gülümsememi gizledim. Kalbinin ve akciğerlerinin düzenli ritmi dışında araba sessizdi. tamamen dertsiz sesi.” “Başaramıyorsunuz. tatminle buna alıştığımı fark ettim – ve tekrar normal olabilmek için kendimi zorladım. “Bir bağımlılık. vay. Bella gülümsedi. İki kere eli benimkine değdi ve geri çekmedi. başımı şüpheyle döndürürken. Eğer buna sahipse. ondan düşüncelerini söylememesini istemiştim. boş göğsümü ısıttı.” dedi bana ve tasasızca güldü. Bana dokunmak istiyormuş gibi görünüyordu… Soluk alıp verişim hızlandı.” “Belli. “Gösterişli değil mi?” “Iı. aralarındaki çatışma normal bir cevap verebilmem için çok vahşiydi. Yağmurdan korunmak için kafeterya çatısının kenarının altında. 166 . eğer gizlilik arıyorsanız?” diye sordu yürürken. tabii ki.bana söylemesini istemeyeceğim hiçbir şey hayal edemiyordum. Ve sonra – sesinin tonu dün gecekiyle aynı olduğu için. “Fark etmedin mi? Bütün kuralları çiğniyorum. Bir kere. kısa zaman içinde. kolunda Bella’nın montuyla bekliyordu. ki bu muhtemelen olmayacaktı.

“Ona ne söyleyeceksin?” diye sordum Bella’ya. “Trigonometri’de görüşürüz. Ceketi bana verdi ve ellerimin yardım etmek için uzandığını görmeden kollarını kendi montuna geçirdi. Daha azını kabul etmeyeceğim. Onunla ilişkiye girip girmediğini merak ediyorum? Bayılacağım…Jessica’nın düşünceleri aniden dağıldı ve kafasında sözsüz fanteziler döndü. “Hey!” dedi öfkeyle fısıldayarak. Ayrıntılar. Kaşlarımı çattım. Bunu itiraf etmemek için direndim. Jessica’nın kafasındaki düşünceler.” dedi Bella. Tahminlerinden irkildim.” dedim ona. yüzünde oldukça belirgindi.” Vooa… Jessica’nın gözleri daha da açıldı. kalmasını tercih ederdim… bir hatıra olarak – o yüzden çok yavaş kaldım.Bella da onu fark etti. İyi olsunlar ya da olmasınlar. Hatırladığın için teşekkürler.” Bella inledi ve ceketi omuzlarından kaydırdı. sadece öncekiler gibi kendini koymak yerine Bella’yı koyduğu için değil. Bella’nın arkadaşlarına kibar davranmalıydım. Ayrıntıları öğrenmem gerekli! Edward CULLEN!! Hayat çok adaletsiz. Böyle olamazdı. “Ee. ama yine de… yine de istiyordum. Başta geri verdiğini anlamadım – bunu istemeyecektim. bir sonraki yüzyıla kadar gülerdi. Hayırı cevap olarak almayacağım. Bütün hikaye.” diye mırıldandı ve gözleri anlamla Bella’nın yüzüne kaydı. kendime bile. “Günaydın Jessica. ona ne söyleyeceksin?” diye bastırdım. Bilmemeye katlanamam. Ah – mutlaka aynı anda aynı şeyleri düşünüyor olmalıydık. “Evet. ama sonra o fark etmeden ifademi kontrol ettim. Başka bir seçenek var mı? Öğreneceğim. Garip ve eğlendiriciydi… ve dürüst olmak gerekirse… Bella’nın yanında olmanın beni ne kadar yumuşattığını anlamak biraz utandırıcıydı… Artık kimse benden korkmuyor gibi görünüyordu. “Benim aklımı okuyamadığını sanıyordum!” “Okuyamıyorum.” diye selamladı Bella onu. Jessica’nın yüz ifadesini gördüğünde yanağına açık pembe bir renk dokundu. “Selam Jessica. Dün gece buluşmayı planlamışlar mıydı? Çıkıyorlar mı? Ne kadar zamandır? Bunu nasıl bir sır olarak saklayabilir? Niye böyle bir şey istesin? Sıradan bir şey olamaz – onunla cidden ilgili olmalı. Eğer Emmett bunu öğrenirse. görüşürüz. kelimelerinden bir anlam çıkarmaya çalışarak ona baktım. “Biraz yardım? Ne öğrenmek istiyor?” 167 . “Ama. “Onunkini okuyabiliyorum – seni sınıfta pusuya yatmış şekilde bekliyor olacak. Monta uzandı ve Jessica hiçbir şey söylemeden onu verdi. Kaç tane yanlış şekilde Bella’yı isteyebilirdim? Hangisi onu öldürmemle sonuçlanırdı? Kafamı salladım ve konuyu hafifleştirmeye çalıştım. Hmm… Bundan oldukça hoşlanmıştım. “Iı… Selam.” Şaşkınlıkla.” Döküleceksin.

Yüzünden şok geçerken kahkahamı tuttum. Masumu oynuyordu. kendiminkileri değil.Gülümsedim ve başımı salladım. Onlara çok az dikkat ettim.” Doğru – çifte standartlardan hoşlanmıyordu. Bayan Cope’un İngilizce dersimin saatlerinde bir değişiklik için bana yardım edip edemeyeceğini merak ettim… Odaklandım. “Ne söylemeliyim?” “Hmm. Gözlerimi saklanmış diğer hatlara çekiyordu… Tenine dokunmadan. Ağzı açılmıştı. Ne düşündüğünü duymak istiyordum. ama ustaca. Uzaklaşırken etrafımdaki şoka girmiş ve şüpheli düşüncelerin hayal meyal farkındaydım – gözler Bella’nın yüzü ve benim uzaklaşan figürüm arasında gidip geliyordu. dağınık topuzuna doğru geri attım. Benim için açıklardı. Sınıfıma gitmek için ıslak çimlerin üzerinde yürürken ayaklarımı kabul edilebilir bir hızda hareket ettirmeye çalışmak yeterince zordu. “Off. Adil olabilirdim. Tekrar döndüm ve güldüm.” diye mırıldandı.” dedim yavaşça. Odaklanamadım. onun yerine gözleri hafifçe büyümüş. “Ve diğer soruya gelince…” Artık gülümsememi saklayamıyordum. sen bilgini paylaşmıyorsun – asıl bu adil değil. Kalbi hala normal ritmini bulamamıştı. Mike Newton’un saçına dokunduğu zamanı hatırladım ve çenem kasıldı.” diye fısıldadı. teninin altına kan hücum etmiş ve kalbi aniden düzensiz atmaya başlamıştı. Tepkisi şimdi hiç benzer değildi.” Bella’nın bunu düşünmesine izin ver. Sınıfının kapısına geldik – ondan ayrılmak zorunda kalacağım yere. her zaman onun seçimi. okunabilirlerdi. hala arkamdan büyük gözlerle bakıp bakmadığını kontrol etmek için. Koşmak istiyordum – gerçekten koşmak. Nasıl cevap vereceğimi düşündüm.” Gözleri kısıldı.” “Sakıncası yok. “Hayır. “Ve benim hakkımda hislerini. “Bunun cevabını ben de dinliyor olacağım. “–başka açıklamalardan daha kolay.” dedim omzumdan doğru bakarak. omzundan sarkmış ve gülünç kazağı tarafından saklanan köprücük kemiklerinin üzerinde kıvrılmıştı. Saçının sis yüzünden hafifçe nemli. “Gizlice çıkıp çıkmadığımızı merak ediyor.” Gözleri büyüdü – şaşkınlıkla değil. Ona istediği şeyi vermeme konusunda zorluk çekiyordum ve onun düşüncelerini duymak istiyordum. Sorusuna cevap verirken gülümsememi saklamaya çalıştım. O zaman ondan kaçınmıştı. “Sanırım ilkine evet diyebilirsin… eğer senin için bir sakıncası yoksa–” onun seçimi.” Her zaman benim kendisinden daha çok şey ele vermemi sağlamaya çalışıyordu. dikkatle uzandım – sabah soğuğu benim dokunuşum olmadan da yeterliydi – ve tekrar dikkatimi dağıtmaması için. Daha çok cevap için sormadan önce hızlıca döndüm. “Öğle yemeğinde görüşürüz. asi bir tutamı. “Bu adil değil. o kadar hızlı ki 168 .

İngilizce’ye giderken. tamamen kaybetmemiştim. Eğer öğretmenlerine ve notlarına dikkatini vermemişse. Arada sırada kıpırdanmayı kendime hatırlatmam gerekliydi. Gevşek biçimde Jessica’nın da Bella için sorularını elemesini izliyordum. öğle yemeğinde tekrar onunla birlikteyken… Öğretmenlerimin artık bana seslenmeye rahmet etmemeleri güzel bir şeydi. Eh. diğer insanlar gibi. Bella’ın gelişini beklerken ayaklarını sabırsızca yere vuruyordu. Bella içeri girdiğinde şiddetlendi. düşüncelerim Jessica’nınkilere odaklanmıştı. Şimdi yanacaktım – kokuya duyarsızlaşacaktım – ve sonra görmezden gelmek daha kolay olacaktı. o kadar hızlı ki uçuyormuşum gibi hissedecektim. sağımda oturan Rob Sawyer görünür şekilde irkilip sırasında benden uzağa kaydı. Ve Angela düşünceleriyle neredeyse Bella kadar yardımcı olmayan biri olduğunu kanıtladı. Tüyler ürpertici. Ama benim için pek yardımcı değildi.kaybolacaktım. zorlukla bekleyebildim. İstediği bir şey olmalıydı. rolümü devam ettirmek için. Bella’yı izliyordum. nereye gittiğime bakmıyordum. sadece vücudum sınıftaydı. Bir ergen için garip bir şekilde hayatından memnundu. Mutluydu. onların beni hazırlıksız ve cevapsız yakalayacağı gün olabilirdi. Sadece bakmaya devam etmem gerekliydi. tamamen hareketsiz hale geldim. Morali bozuk bir Mike Newton’la konuşmasını duydum. mutlaka özellikle istediği bir şey olmalıydı. Dördüncü dersi. bu insan kızın taze dedikodu için meraklı olduğundan on kat daha istekli ve heyecanlı halde. Bunun kolay olacağını tahmin etmiştim. Bir parçam çoktan uçuyordu. Tabii ki. İsimsiz olarak yollayacaktım ve ödeşmiş olacaktık. Bella’nın Jessica ile olan Trigonometri dersi gelip çatmıştı. Bugün. ama bu durumdan rahatsız değildi… Bu çok tatlıydı. Angela Weber'i de dinliyordum. Bu zordu. Zihnim bu sabah aynı anda çok fazla yerdeydi. Diyalogu hızlıca Jessica’ya yönlendirdi ve ben o kadar genişçe sırıttım ki. Bella’nın yüzünü benim için okumaya çalışacağını umuyordum. Jessica’nın ayaklarını yere vuruşu. Dikkat edeceğini. sınıftaki sırama oturduğumda. Ugh. ama sonra. Sınıfa gittiğimde ceketi giyerek hoş kokusunun etrafımda dönmesine izin verdim. Ona duyduğum minnettarlığı unutmamıştım – ilk olarak Bella ile ilgili her zaman iyi şeyler düşündüğü için ve ikinci olarak dünkü yardımı için. Jessica çoktan yerine geçmişti. Genellikle onlara o bakıyordu. Diğer taraftan. bu hafta sonu kumsala götüreceği ikiz kardeşlerini düşünüyordu – heyecanlarını neredeyse anne gibi bir hoşnutlukla bekliyordu. Belki de alışılmadık iyiliğinin sebebi buydu – istediği her şeye sahip olan ve sahip olduğu her şeyi isteyen nadir insanlardandı. O yüzden sabah istediği bir şeyi duymak için bekledim. 169 . Birkaç tane belki. Bu doğal gelmeye başlıyordu – nefes almak kadar istemsiz.

Niye beni bütün bunları kelime kelime ağzından almaya zorluyor? Eğer ben olsaydım hava atıyor olurdum. Endişelenmişti – bunların hepsini duyacağımı biliyordu. Bu bir hayal kırıklığı olur. “Evet – o da bir sürprizdi. yine hayal kırıklığına uğrayarak. Dün gece bir montum olmadığını fark etmiş.” Yüzünde küçük bir gülümseme belirdi ve ben Bay Mason’ın duyurularını bölerek sesli şekilde güldüm. Bunu öğreneceğim. eğer Bella’da yoksa bile. “Dün gece ne oldu?” “Bana yemek ısmarladı ve sonra eve bıraktı. biliyorum. Onun tarafında mutlaka bir şeyler olmalı. çünkü kamyonetimin bunu başaramayacağını düşünüyor – bu sayılır mı?” Hmm. yardımcı olmanın benim için bir sakıncası yok… Bella’nın suratı asık değildi. Kahkahayı öksürüğe çevirmeye çalıştım.” Ve sonra? Hadi ama. “Arabayı manyak gibi kullanıyor. Şüphesiz… onunla ilgilenmek. “Evet. “Evet. Hadi çekici kısma geçelim! “Ne öğrenmek istiyorsun?” dedi Bella vakit kazanmaya çalışarak.” dedi iç çekerek Bella. Hah. Bay Mason bana sinirli bir bakış attı. Kendi kendime gülümsedim. “Randevu gibi miydi – orada seninle buluşmasını mı söyledin?” Jessica Bella’nın ifadesinden şok geçerken onu izledi ve ne kadar hakiki gözüktüğünü görünce hayal kırıklığına uğradı. Jessica’yı dinliyordum.” diye bitirdi Bella. Ugh. Korkunçtu. bundan daha çok şey olmalı! Yalan söylüyor zaten. Ama… o zaman hala uygun demektir… Eğer aniden birileriyle çıkmakla ilgilenmeye başlamışsa.” “Vay… Edward Cullen. ona dikkat etmek için.” dedi Bella ona. “Eve nasıl o kadar hızlı gelebildin?” Bella’nın şüpheli olan Jessica’ya gözlerini devirişini izledim. yine çıkacak mısınız?” diye sordu Jessica. fakat arkasındaki düşünceyi dinlemeye uğraşmadım bile. ama kimse kanmadı. “Hayır – onu orada gördüğümde çok şaşırdım. BU nasıl olabilir ki? Bella delinin teki. diye düşündü Jessica. Neler oluyor?? “Ama bugün seni okula bıraktı?” Hikayenin daha fazlası olmalı. isteksizdi. Gerçeği söylüyormuş gibi görünüyor. Bella hala montunu sırasının arkasına yerleştirirken. “Biliyorum. çok yavaş.Suratı asık görünüyor. Sorgulayışından sıkılmıştım – bilmediğim bir şey duymak istiyordum.” Bu o kadar da eğlenceli değil. “Cumartesi günü beni Seattle’a götürmeyi teklif etti. Ses tonu Jessica’yı cesaretlendirdi.” Ondan hoşlanıyor ya da hoşlanmıyor. İsteksizce ve ihtiyatla hareket ediyordu. bir nevi. Sonunda – anlıyor gibi konuşuyor! 170 . bu yine de büyük bir şey.” “Peki o zaman. “O zaman. “Bana her şeyi anlat!” dedi Jessica. Niye? Belki de Edward Cullen’la aralarında hiçbir şey yoktur.

Bildiğine göre. Bella’nın fark etmesine şaşırmıştım. Mutlaka bir kız işi olmalıydı. “Ve muhtemelen on dokuz ya da yirmi yaşındaydı. O da dilermiş gibi. ama bu Jessica’nın tahmin ettiği gibi hayal kırıklığı olamazdı. Evet. soğuk taşa karşı sıcak. Dişlerime yakın olmak istemezdi. Her zaman çok gizemli. Çok önemsiz bir şey gibi görünüyordu. Jessica’nın tahmini çok uzak değildi.” dediğinde daha da rahatsız gözüktü. “Seni öptü mü?” Lütfen evet de ve sonra her saniyeyi anlat! “Hayır. Bella “Gerçekten şüpheliyim. Daha da geniş gülümsedim. “Peki… tamam. Jessica’nın haklı gibi görünmesinin sebebi bütün bunları onun bakış açısından izlemem miydi? Yarım saniyeliğine.” Lanet olsun. gerçekten istiyor. Suratımı astım. ama o.” Çok az. Benim dudaklarıma karşı onun dudakları. “Bilmiyorum Jess. Keşke… Ha. İlginç… “Bu iyi bir işaret. Bir tane var. Titredim. “Ne konuştunuz?” Onunla konuştun mu yoksa şimdi yaptığın gibi ağzından her şeyi zorla çekip almak zorunda mı kaldı? Acıklı bir şekilde güldüm. Garsonun onunla nasıl flört etmeye çalıştığını görmeliydin. Senden mutlaka hoşlanıyor olmalı. bu fikir dikkatimi dağıtmıştı. yumuşak ipek… Ve sonra o ölürdü. Öğrendiklerinden sonra değil. Bella bir şeye üzülmüş gibi görünüyordu. Jessica bunun üzerine benim tahmin ettiğimden daha çok düşünmüştü.” Jessica’nın dikkati bir anlığına pazartesi günü Mike’la olan anısıyla dağılmıştı – Mike Jessica’nın güzel olduğunu bile düşünmediği bir garsona çok arkadaş canlısı davranmıştı. Yine de… dikkatliliğiyle… nasıl ona aşık olduğumu anlayamazdı? Konuşmamızı kafamdan 171 .” Bella bir an tereddüt etti. Bu onun için berbat bir durum.” dedi Bella yavaşça ve ben sıramın kenarındaydım.” diye mırıldandı Bella ve sonra yüzü asılarak ellerine baktı.” Paylaşmak için ne kadar garip bir ayrıntı. “Belki cumartesi…” diye kışkırttı Jessica. onu öpmenin nasıl bir şey olacağı. hadi ama! “Lütfen Bella! Bana biraz detay ver. Güzel miydi?” Hmm.” “Öyle sanıyorum. pek çok şeyden. İngilizce kompozisyonundan biraz konuştuk. “Öyle değil. vücudum hareketsiz ve sertti. Ürpererek kafamı salladım ve kendimi dikkatimi vermeye zorladım. sivri dişlerim vardı. Anıyı itti ve sinirini bastırarak ayrıntılarla ilgili sorusuna geri döndü. “Daha iyi. ona hiç dikkat etmedi bile. imkansızlığı.“Bekle!” dedi Jessica aniden en hayati sorusunu hatırlayarak. “Ama söylemek zor. “Çok. Ah. Bunu isteyemezdi.” dedi Bella ona.” Düşündüğüm kadar şeffaf ve kontrol dışı olmamalıydım.

Gözlerinde bir ortada bir adaletsizlik olduğu ve buna gücendiği zamanlarda olduğu gibi şimşekler çaktı. “Gerçekten mi? Ne gibi?” Bella bir süre dudağını ısırdı. sanki çok çok uzaktaki bir şeye bakıyormuş gibi. “Bu mümkün mü?” Jessica kıkırdadı. ondan gerçekten hoşlanıyor musun?” “Evet. Jessica onun yüz ifadesindeki değişikliği fark etmedi. Bayılacağım. Bella’nın yüzünde birdenbire şok belirdi. “Onunla ilgili bundan daha çok şey var.” Bella’nın yüzü birdenbire soğudu. İngilizce sınıfı alevler içinde kalabilirdi ve ben fark etmezdim bile. Bella dönmedi. Ha ha. Bu kız ne düşünüyordu şimdi? Benden hoşlandığından daha fazla? Nasıl bu sonuca 172 . ondan hoşlanıyor musun?” Yine dimdik duruyordum. Benzer. Biz beraberken neredeyse doğal olmayacak derecede soğukkanlıydı. “Ondan ne kadar hoşlanıyorsun?” diye sordu Jessica.” Bella gülümsedi. Bir anaokulu çocuğuyla konuşuyormuşum gibi. Oooh. “Ama yüzünün arkasında çok daha inanılmaz. Bella Jessica’ya bakmadı. “Onun benden hoşlandığından daha çok.” dedi Jessica iç çekerek. Carlise ve Esme bani hak ettiğimden fazla övdüklerinde hissettiğime biraz benziyordu. Onunla konuşurken ne söyleyeceğimi bilemiyorum. gözleri hafifçe odağını kaybetmişti. Şimdi bir yere geliyoruz. Bu saçmalıklarını başka bir yerde sat – o yüzden daha iyi hiçbir şey yok. “Pekala. Bir dakikaya ihtiyacım vardı. Normal bir insan zevk alıyor olurdu. “Ben de onun etrafındayken tutarlı olma konusunda problem yaşıyorum. Bir erkek modelin karşısında nasıl oturur da konuşabilirsin? “Nasıl oluyor da onunla yalnız kalabilecek kadar cesur olabiliyorsun bilmiyorum. Jessica’yı görmezden gelerek uzaklara bakmaya devam etti. Bella’nın yüzü şimdi parlak kırmızıydı – sıcaklığı zihinsel resimden neredeyse hissedebiliyordum.” dedi Jessica. Şimdi hissettiğim duygu. ama bununla ilgili ne yapabilirim bilmiyorum.” Kahretsin! Bay Varner ne sordu? “Iı – hangi sayı Bay Warner?” Jessica’nın artık Bella’yı sorgulayamaması iyiydi. daha yakıcı.tekrar geçirdim ve kelimeleri sesli söylemediğime neredeyse şaşırdım. “Çok. Ne kastettiğimi düşündü? “O çok…” Doğru kelime ne? “Korkunç.” Şu kızarmaya bak! Bakıyordum.” Mutlaka Jessica’ya kendini iyi hissettirmeye çalışıyor olmalıydı. Bu bilgi her sözümüzde alt metin olarak yer alıyormuş gibiydi. “Doğru anlatamam.” “Yani. Belki soruları basit tutarsam. ama daha şiddetli.” dedi sonunda. “Niye?” Garip bir tepki. “Evet.” dedi. “O inanılmaz derecede göz kamaştırıcı.” Jessica’dan uzağa baktı. “O zaman.” diye fısıldadı. Tabii söz konusu vücudu değilse. Vay.

Jessica’nın ders bittiğinde benim beklediğim cevaplardan bazılarını alabileceğinden emin değildim. Kafam sabırsızlıktan patlamadan önce. Dördüncü derste Jessica’yı arada kontrol etmeye zorlukla dayanabildim. özellikle Emmett.” dedi Bella. Neredeyse anlamsızlardı. Son iki haftadır ondan yeterince çekmiştim. Beden bugün normalden daha kötü göründü – Emmett’in her zaman hissettiği gibi sinirliydim. “Şaka yapıyorsun! Ne dedin?” “Çok eğlendiğini anlattığını söyledim – ve memnun olmuş göründü. Öğle yemeği ayrı bir hikaye olacaktı. Cansızca Alice ile beden dersine yürüdüm. Yarın tekrar başlayacağına kendi kendine söz verdi… 173 . Hepimiz bedenden nefret ederdik. Alice tavana bakarak raketini sopa gibi döndürüyordu. Mike bana senin pazartesi akşamıyla ilgili bir şey söyleyip söylemediğini sordu. Benden hoşlandığından daha fazla? Belki de henüz gelenekleri reddetmemeliydim. Bella da sanki aynı şeyi düşünüyormuş gibi gülümsüyordu. mantıklı şeyler onun o garip beyninde bir şekilde bükülüp geriye gidiyordu.varabilmişti? Ama bununla ilgili ne yapabilirim bilmiyorum? Bu ne anlama geliyordu? Bu sözlere mantıklı bir açıklama bulamıyordum. ama Jessica Bella’ya birkaç kere baktı ve bir kere yüzü görünmeyen bir sebeple parlak kırmızıydı. Dakikalar bir ölümsüze nasıl bu kadar inanılmaz derecede uzun gelebilirdi? Bakış açım neredeydi? Bay Varner’ın bütün trigonometri dersi boyunca çenem kasılıydı.” “Onun tam olarak ne söylediğini ve senin tam cevabını söyle!” Belli ki bugün Jessica’dan alacağım bu kadardı. kaçırdı. Benim takım arkadaşımdı doğal olarak. Bunun ne olduğunu anladım – saldırı en iyi savunmadır. Ondan kendi sınıfımdaki dersten daha çok şey duydum. Öğle yemeği yeterince hızlı gelemedi. Kahvaltıyı atladığı için gülünç derecede minnettardım – yeni bir diyet denemesi – ve bunu izleyen açlığı onu kampüsü terk edip yağlı yemek yeme konusunda acele ettirmişti. ama Bella ondan daha hızlıydı. yumuşak bir hale getirdi. insanlarla fiziksel aktivite yapma zamanı geldiğinde her zaman yaptığımız gibi. Kazanmış gibi. Oyunlarda şike yapmak onun kişisel felsefesine göre bir hakaretti. Sıkıntıyla iç çektim ve raketi yavaş çekimle kuşa vurup karşı tarafa gönderdim. Ondan cevap almakta Jessica’dan daha başarılı olacaktım. Badminton’ın ilk günüydü. Mike beni mi sordu? Mutluluk Jessica’nın zihnini alışıldık sahteliğinden aniden korunmasız. Zil çalar çalmaz Jessica’ya döndü. Bella ve Jessica tekrar konuşmadı. bunu mutlaka başaracaktım. Koç Clapp oyunları bitirdi ve bizi erken gönderdi. Canlı olduğu için şanslıydı. Lauren Mallory diğer takımdaydı. Dişlerimi gıcırdatarak saate öfkeyle baktım. “İngilizce’de. Onun Mike Newton’la ilgili takıntılı düşüncelerine sabrım yoktu. bir gülümseme dudaklarının kenarlarını yukarı kaldırırken. Açık şeyler.

Onu. Ceket işe yaramıştı – kokusu her zaman olduğu gibi darbe vurmamıştı. Yemeğini almaya başlayana kadar hiçbir şey söylemedi. Yapabileceğime inandığımda bunu daha kolay görmezden gelebiliyordum. Belli ki. Kendini beğenmiş. yüz ifademden başının belada olduğunu anlamıştı. Yanakları pembeydi. bana söylediğinden daha fazlası dönüyor burada.” dedim. bu kendi hisleriyle benimkiler arasında hayal ettiği uçurumla alakalıydı. Bütün psişikler böyle kendini beğenmiş miydi? Bu haftasonu güneşli olacak. Ters istikamete doğru ilerlerken iç çektim. dalgınlıkla montunun fermuarıyla oynuyor ve ağırlığını gerginlikle bir ayağından diğerine veriyordu. 174 . Belki bu gece onu ararım… ya da belki onu cesaretlendirmemeliyim. Kapının yanındaki duvara yaslanıp bekledim. garip şekilde emin olamayarak. Mike tatlı ama… vay. Gülünç! “Merhaba. Planlarını tekrar gözden geçirmek isteyebilirsin. diye düşündü Alice Jasper’la buluşmaya giderken. değil mi? Sinirlenerek kafamı salladım. ama sadece Jessica’yı duyabildim. Vay. Umarım onu aceleyle geçer. Hah. o yüzden kafeteryaya doğru yöneldim ve sessizce yanımda yürüdü. Ah. İyi eğlenceler. sesim sertti. Bana sık sık bakıyordu. ama gözlerimiz buluştuğunda utanmış gibi aşağı bakıyordu. Sanırım Bella’ya benden selam söylemezsin. “Görüşürüz Bella. ama kesinlikle işe yarar. Ona öğle yemeğini beraber geçireceğimize dair söz vermemiş miydim? Ne düşünüyordu? Sınıftan beraber çıktılar ve beni gördüklerinde ikisinin de gözleri büyüdü.Bu bana Bella’nın dersi bitmeden matematik binasına gitmek için yeterince zaman verdi. Ya da belki. Hoş.” Bella bana doğru yürüyüp bir adım geride durakladı. “Bugün bizimle oturmuyorsun değil mi?” Sarhoş gibi duruyor… Bahse girerim ki bana söylemediği tonlarca şey var.” diye cevapladı Bella. Bella sıradayken huzursuzdu. Sadece birkaç gün daha sabredeceğim. Sadece zaten hissettiğim acıyı biraz şiddetlendirmişti. “Selam.” Başka bir şey söylemeye meyilli gözükmüyordu. tereddüdünün arkasında korku olmadığını anlayacak kadar iyi tanıyordum. Yüzü daha da parladı. Jessica’nın sesini tuğlaların arasından düşünceleri gibi duyabilecek kadar yakındım. Ne sevdiğini bilmiyordum – daha değil – o yüzden her şeyden birer tane aldım. Benden hoşlandığından daha fazla. evet. Bu pek çok insan bize baktığı için miydi? Belki yüksek sesli fısıltıları duyabiliyordu – dedikodu iç seslerde olduğu kadar konuşmalarda da mevcuttu. “Sanmıyorum. hala emin değildi.

Hmm. eğer dikkat ediyorlarsa. Muhtemelen onlara daha önce bahsetmeliydim… “Her zaman meraklısın. Ölümsüz kulakları ayrı bir konuydu. ama bununla ilgili ne yapabilirim bilmiyorum. hayal dünyası değil… “Jessica yaptığım her şeyi analiz ediyor. Hoş olmayan bir parçası.” Bir elma aldı ve yüzünde şüpheli bir bakışla elinde döndürdü. İğrenç. Ah pekala. “Bir kere yapmıştım… bir iddiada. Aynı pizza diliminden bir ısırık aldı. Tepsiyi ona ittim. Başka bir şekilde. Şimdi her şey farklıydı.” Tabağı ona doğru geri ittim – pizza olduğunu fark ettim – en iyi nasıl başlayabileceğimi düşünerek. Bakmadan.” Şüpheyle kaşını kaldırdı. “Biri sana çamur yemek için meydan okusa yapabilirsin. “Sanırım şaşırmadım. Tabii ki. Rolün bir parçasıydı.” Güldüm. Yum. Ne kadar güven dolu olduğunu görmek beni hayrete düşürdü. Daha sonra nasıl kusmak zorunda kalacağımı düşününce iç çektim. Bella’nın yüzünde şok vardı. sözler kafamda tekrar ederken tekrar alevlendi: Benden hoşlandığından daha çok. Her insan yiyeceği gibi çamurumsu ve iğrençti. Yine de bana farklı davranmasını beklerdim.” Samimi görünüyorlar değil mi? İyi beden dili. Gözlerimi devirmek istedim. Yiyecek kütlesi boğazımdan yavaşça ve rahatsız edici şekilde indi. Etkilenmişti. Bunu hiç yapmadı – en azından olumsuz yönde… 175 . zehirli olduğumu bilmiyordu – bu ona zarar vereceğinden değil tabii ki. “Ne istersen al. ama ben yemeği öderken ve onunla geçen haftaki kan grubu ölçümünde yaşadığı feci deneyimden önce oturduğumuz masaya yürürken başka hiçbir şey söylemedi. Önceki sinirim. Jessica’ya baktım ve gerginlikle gözlerini kaçırıp yanındaki kıza kıkırdadı. Hızlıca çiğnedim ve yüzümü buruşturmamaya çalışarak yuttum. Bella’ya incelemelerimi sonra anlatırım. Gerçeklik. “Biri sana yemek yeme konusunda meydan okursa ne yaparsın?” diye devam etti insan kulaklarının yakalayamayacağı bir sesle. Daha önce yapmamış değildim. O kadar da kötü değildi. “Merak ediyorum…” Ne büyük sürpriz. Mike’ta kalmak muhtemelen daha iyi. En yakın şeye uzandım ve her neyse ondan bir ısırık alırken gözlerine baktım. “Sana sonra anlatacak. değil mi?” Burnunu buruşturdu ve gülümsedi.” diye bilgilendirdim Bella’yı. Muhteşem görünüyor. Birkaç günden daha fazla zaman geçmiş gibi geliyordu. Jessica iç çekti. Tabii ki böyle kandırmalarda iyi olacaktık. İlgili görünüyor. Yine karşıma oturdu.” diye şikayet ettim. söyleyemezdim.“Ne yapıyorsun?” diye tısladı alçak bir sesle. “Bunların hepsini benim için almıyorsun değil mi?” Kafamı salladım ve tepsiyi kasaya götürdüm. “Yarısı benim için tabii ki. Eğer ilgileniyor olsa olacağı gibi ona doğru eğiliyor.

Aklımda çok şey vardı. Tabii ki istiyordum. Bunu anlayabilirdim. ama bu konuşmanın ilerlemesine katkıda bulunmuyordu.” “Zavallı kız. Gizlice dinleyen insanlar hakkında ne derler bilirsin. Gülünç. on yedi kısa ölümlü yılının birikiminin. “Neyi?” “Beni büyülüyorsun. “Uyardın. “Yani garson güzeldi öyle mi?” Tekrar kaşını kaldırdı. Zorlukla nefes aldı. Mike Newton’ı Biyoloji sınıfında sakatlamayı kaç kere hayal etmiştim? Gerçekten insan duygularının. “Elinde değil. kelimeler mücadele veriyormuş gibi. “Beni rahatsız etti. “Ah. “Hoşlanmadığın bir şey duymana şaşırmadım. senin bana.” diye homurdandı bana kaşlarını çatarak.” diye hatırlattım ona.” Anında savunmaya geçti. diye emrettim kendime. Bu gözümü aldı – dikkatimi dağıttı. eli boğazını hafifçe kavradı. dikkat etmiyordum. Bunu nasıl yapmayacağımdan pek emin değildim.” “O zaman ne?” Bana doğru eğildi.Nazikçe başlayacaktım. Onun beni önemsemesini istememem gerektiğini biliyordum. Ne düşündüğünü bilmek istiyorum – her şeyi. “Senin hatan değil.” Ah.” “Dinleyeceğime dair seni uyarmıştım. yüzyıldır içimde büyüyen ölümsüz tutkulardan daha güçlü olduğuna inanamazdı. Sonra gözlerini kırpıştırarak uzağa baktı. Gözleri büyüdü. “Jessica’ya söylediğin bir şey…” Sesimi sıradan tutamamıştım. Vicdan azabı sesimi boğuklaştırdı. “Ama konumuz tam olarak bu değil. onu büyülemeyi istemediğimden de. benim sana verdiğimden daha çok değer verdiğine mi inanıyorsun?” diye sordum. Hala yapabildiğim için büyük heyecan duyuyordum. soluk alıp verişi durdu.” dedi Bella gülümseyerek.” diye mırıldandı.” Hmm. Ne kadar yumuşak olmalıydı… Odaklan. Tamamen haklı değilsin gerçi. “Gerçekten fark etmedin mi?” Sanki herhangi bir kadın benim dikkatimi Bella’dan alabilirmiş gibi. Sadece… bazı şeyleri düşünüyor olmamanı dilerdim. “Ve ben de düşündüğüm her şeyi bilmek istemeyeceğine dair seni uyarmıştım.” Daha fazla yarı-yalanlar. Soru kulağıma gülünç geldi.” 176 . “Bu oldukça farklı bir şey. Garsonu herhangi bir şekilde ilginç bulmamamdan memnun olmuştu. yine. “Hayır. “Gerçekten. onu ağlattığım zamanı düşünüyordu. ama istiyordum.” İç çekti. “Yine yapıyorsun.” diye itiraf etti gözlerime ihtiyatla bakarak.

” diye açıkladı. bana bir bak. Tahminini yalanlamak için acele ettim. 177 . Doğru anladığımdan emin olmasam da beni rahatsız etti. Sesinde hafif bir hüzün vardı.” dedi. “Aslında bu tam olarak yanıldığın yer–” diye başladım. Bunu yakalamıştı değil mi? Beni burada sadece zayıflık ve bencilliğin tuttuğunu da anlamış mıydı? “Akıllıca. Aniden. “Tabii. Tekrar kızardı ve bilinçsizce dudağını ısırdı. Ellerini birbirine bastırdı. Düşüncelerini düzenlediği sürece sabırlı olabilirdim.” dedi yukarı bakmadan. sanki sesli söylenmeye değmeyecek kadar açık bir şeyi gösteriyormuş gibi. “Pekala. narin parmaklarını birbirine geçirip ayırmaya başladı.” diye fısıldadı. “’Açık olan sebep’ derken ne demek istiyorsun?” “Eh. ama gerçekte. Milyonuncu kere. Düşüncelerini duyamadığım için duygularını küçümsediğimi düşünüyordu. Her zaman yaptığım şey ona bakmaktı. Konuşurken.“Soruma cevap verecek misin?” diye sordum. Bakıyordum. “Yanılıyorsun. Ve bir de kendine bak. Sesimdeki şefkati mutlaka duymuş olmalıydı. ama konuşmamı engellemek için bir parmağını kaldırdı. kendiminkileri onaylamadan önce. “Bazen… Emin olamıyorum – nasıl akıl okunacağını bilmiyorum – ama bazen başka bir şey söylerken veda etmeye çalışıyorsun gibi geliyor. gerçekten böyle düşünüyorum. problem onun benim hislerimi küçümsemesiydi. Bella bana baktı.” Söylediği tek şey buydu. “Evet. “Bunu bilemezsin. Ya da oluyormuş gibi davranabilirdim.” Yukarı bakmadı. Masaya baktı. Tarafımı oldukça açık belli ettiğimi düşünmem önemli değildi. hiçbir şey ele vermiyorlardı. açıklamasının ilk sözlerini hatırlayarak durakladım. “Düşünmeme izin ver. Hangi düşünceyle boğuştuğunu söylemesi için yalvarmak üzereydim. açık olan sebebin dışında. gözleri anlaşılmazdı. çaresizce onu duyabilmeyi diledim. hakikaten inandığı için bunu itiraf etmenin ona göre ne kadar zor olduğunu anladım ve Mike ödleğinden daha iyi olmadığımı fark ettim. gerçekten böyle düşünüyorsun?” diye sordum sabırsızca. Ona ulaşamamıştım ve bu yüzden mazeretim yoktu. onun hislerini sormuştum. “Sana böyle düşündüren ne?” Kaşlarının arasında bir kıvrım belirerek ve dudağını ısırarak bana baktı. ellerini sanki başkalarına aitlermiş gibi izliyordu. Ne demek istemişti? “Ben tamamen sıradanım.” dedim.” diye mırıldandı. cevap vereceksin ya da evet. “Evet.” dedi. ölümün kıyısından döndüğüm deneyimlerim ve sakarlığım dışında. “Evet.” Bana doğru elini salladı.” diye fısıldadım ve acı yüz ifadesini değiştirirken dehşetle izledim.

” “Görmüyor musun? Bu benim haklı olduğumu kanıtlıyor. “Eğer gitmek doğru şeyse…” Ve doğru şey olmalıydı.” Kelimeler ağzımdan çıkarken.” dedim ona.” Varlığı bile tek başına bütün dünyanın yaratılışını haklı çıkarmaya yeterdi. “Bana sadece bir kere güven – sen sıradan tanımlamasının tam tersisin. çünkü eğer yapabilirsem…” Doğru şeyi yapabilmek için hiç yeterince fedakar olabilecek miydim? Çaresizce kafamı salladım. dar görüşlü. aramızdaki büyük fark yüzünden üzülerek. diye düşündüm kara mizahla. Sevimli. “Kendini tam olarak göremiyorsun biliyor musun?” dedim ona. “Kötü şeyler konusunda dermansız olduğunu itiraf ediyorum…” Neşesizce güldüm. evrenin düzeninde büyük bir sorun var demekti. seni güvende tutmak sürekli yanında olmamı gerektiren tam zamanlı bir iş gibi gelmeye başladı. onu beladan uzak tutacak bir koruyucu meleği yoksa. Bir şekilde sözlerim onu sinirlendirmişti. o düşüncelerin umudu. Alice’in onun için geldiğini gördüğü şeyi değil. bunu görebiliyordum. güvende olman için ben kendimi incitirim. “Ve benim aynı şeyi yapmayacağımı mı düşünüyorsun?” diye sordu öfkeyle. onlardan hiçbirini istememişti. değil mi? Umursamaz bir melek yoktu. “O zaman senin incinmemen için. İmkansız. Peşini bırakmayan kötü kaderi komik bulmuyordum. istekliliği. Bella bana ait değildi. Alışmak zorunda kalacağı başka bir şey de buydu.” Ah. O bir hayatı hak ediyordu. İmkansız fantezilere dönüş hızları. “Ama ben veda etmiyorum.” diye mırıldandı. kör insanlara göre mi? Nasıl oluyordu da anlamıyordu kendinin en güzel… en mükemmel… olduğunu… Bu kelimeler bile yeterli değildi. Gülümsedim. Kızardı ve konuyu değiştirdi. Bana öfkeyle baktı. Evet dediği kişi bendim. Kalmak için olan bahanemi ne kadar çok seviyordum. ama sakarlığı bir nevi komikti. “Buna inanmıyorum. doğru olmalarını diledim. En çok ben değer veriyorum. en azından bir koruyucu vampiri var. Eh.Sıradan olduğunu mu düşünüyordu? Bir şekilde ondan daha iyi olduğumu mu düşünüyordu? Kime göre? Jessica ya da Bayan Cope gibi aptal. bana baktı. Yeterli gücü bulmak zorundaydım.” 178 . Gülümsemem mutlaka kendini beğenmiş olmalıydı. Eğer bu kadar iyi ve kırılgan birinin. Çok öfkeli – çok yumuşak ve çok kırılgan. O birini nasıl incitebilirdi? “Hiçbir zaman bu kararı vermek zorunda kalmayacaksın. Gözlerindeki öfkenin yerini endişe alır ve kaşlarının arasındaki ufak kıvrımı ortaya çıkarırken. çünkü o. “Tabii. “Ama ilk gününde okuldaki bütün erkeklerin ne düşündüğünü duymadın. İltifatlara alışık değildi. Ve onun hiçbir fikri yoktu. heyecanı. Yüzü şaşkınlıkla boştu. Ona hem içinin hem de dışının güzel olduğunu söylesem bana inanır mıydı? Muhtemelen onaylamayı daha ikna edici bulurdu.

” “Ben olmadan da sana sormanın bir yolunu bulurdu – sadece yüzünü görmek istedim. “Sanırım beni beden dersinde hiç görmedin. üzerinde takılacak bir şey bulmadan yürüyememenden mi bahsediyorsun?” 179 . seni Tyler olayında hala affetmedim. “Cumartesi Seattle’a gerçekten gitmen gerekli mi. ama senin anlayacağını düşünmüştüm.” diye fısıldadığını duydum.” diyerek gülümsedi Bella. “Sana başka bir sorum var.” dedi. Okul bitene kadar sakinleşmezse Aston Martin’imi şehir dışında bir yere saklamak zorunda kalacaktım. beni reddeder miydin?” “Muhtemelen hayır.O da gülümsedi. Özür dilerim Edward. rol yapmak zorunda kalmayacağı bir yerde söyleseydim ne olacağını gösterdiğinde irkildim. Onlarla sonra yüzleşirdim. Nasıl yapar? Bencil budala! Bize bunu nasıl yapar? Rosalie’nin delici iç çığlıkları konsantrasyonumu bozdu. Ayrıca Alice’i duymak bana yapacak işlerim olduğunu hatırlatmıştı.” dedim Rosalie’nin iç histerilerinin sesini bastırarak. “Bugün kimse beni öldürmeye çalışmadı. onu yanında tutuyordu – alıkoyuyordu.” diye ekledim. Kolu omzundaydı. diye düşündü Alice suçlu suçlu. Kafeteryanın karşısında Emmett’in “Sakin ol Rose. Jasper da daha mutlu değildi. “Henüz. Kendi karanlık hikayemle ilgili söylediğim hiçbir şey yüzünü o hale getirmemişti.” dedi kaygısızca ve sonra gözleri tekrar anlaşılmaz hale gelmeden önce yüzü yarım saniyeliğine şüpheli göründü. “Sor.” Ah.” dedi beni şaşırtarak. Bella’yla beraber olmak için çok az vaktim vardı ve bunu harcamayacaktım. Gerçek onu korkutmamıştı. Onunla baloya gideceğimi düşünmesi senin suçun. yoksa bu sadece hayranlarından kurtulmak için kullandığın bir bahane miydi?” Yüzünü buruşturdu.” Ne kadar garip. Bana güven. Korunmaya ihtiyacı olduğunu inkar etmesini beklemiştim. eğer Rosalie’ye Bella’nın benim bir vampir olduğumu bildiğini evde. Bana. “Henüz. “Biliyorsun. “ama sonra iptal ederdim – hastalık ya da bilek burkulması numarası yapardım. “Dümdüz bir zeminde. Bella’nın çok şey bildiğini konuşmanızdan anladı… ve eğer ona gerçeği anında söylemeseydim çok daha kötü olacaktı.” Dehşet içindeki yüz ifadesini hatırlayınca güldüm. “Eğer sana teklif etseydim. “Niye böyle bir şey yapardın ki?” Anında anlamadığım için hayal kırıklığına uğramışçasına kafasını salladı. O benimle olmak istemişti. En sevdiğim arabamın ezilmiş ve yanan görüntüsü üzücüydü – bir ceza hak ettiğimi bilmeme rağmen.

güzel bir yer – herhangi bir patika ya da insan yerleşkesinden yeterince uzaktı. Aniden. Bu iyi bildiğim. Rahatsız bir şekilde kafamı salladım.” Gözlerimi devirdim. benimle sakarlığı konusunda tartışacağını tahmin ederek. Ona gerçek beni gösterebilirdim. Kusursuz bir netlikle. Ayrıca.” Saniyenin kısa bir kesitinde bir dans sırasında – şüphesiz.” dedi Bella. eğer dehşetine ve tiksinmesine katlanabilecek kadar cesursam. Edward.” “Ne?” “Arabayı ben kullanabilir miyim?” “Niye?” “Charlie’ye Seattle’a gideceğimi söylediğimde. uzak görüntülerden biriydi. diye seslendi Alice aceleyle. araba sürüşün beni korkutuyor. 180 . ama yine soracağını sanmıyorum ve kamyonetimi evde bırakmak sadece konuyu gereksiz yere açar. bu kazak yerine güzel ve zarif bir şey giyeceği bir yerde – onun kollarımda olması fikriyle kendimden geçmiştim. özellikle yalnız gidip gitmeyeceğimi sordu ve o sırada durum öyleydi. Bu hissi. Cumartesi günü güneş ışıyor olacaktı. sen araba sürüşümden korkuyorsun. Bella’yı götürmeyi düşündüğüm yerdi – benden başka kimsenin gitmediği küçük bir çayırlık. “Benimle ilgili seni korkutabilecek o kadar şey varken. muhtemelen yalan söylemem. panikten ya da üzüntüden ya da çaresizlikten daha güçlü olarak hatırlayabiliyordum. onu üzerine gelen minibüsün önünden ittiğimde vücudunun kendiminkinin altında nasıl hissettiğini hatırladım.” “Sorun olmazdı.” Hakikaten beyni ters çalışıyordu.“Belli ki. “Ama bana cevap vermedin–” dedim. “Seattle’a gitmeye kararlı mısın yoksa başka bir şey yapmamızın bir sakıncası var mı?” Çapraşık – o gün benden uzaklaşma şansı vermeden. Çok sıcak ve çok yumuşaktı. seçenek sunuyordum. Alice’in görüşlerinden birinde parlak bir güneş ışığı dairesine bakıyordum. Alice de tanıdı. Adil değildim. Eğer tekrar sorarsa. zihnim bile huzur bulabiliyordu. kendi kaya şeklime kolaylıkla uymuştu… Kendimi anıdan zorla geri çektim. “Başka seçeneklere açığım. Bu riski alabileceğim bir yer biliyordum. ama dün gece ona bir söz vermiştim… ve onu tutma fikrinden hoşlanmıştım – neredeyse beni korkuttuğu kadar. Her şey yönetimde bitiyor. Yalnız kalmaya güvenebileceğim sessiz. çünkü beni kısa zaman önce başka bir görüşünde orada görmüştü – Alice’in Bella’yı minibüsten kurtardığım sabah gösterdiği değişken. “ama isteyeceğim bir iyilik var.

aynı yer derken? Ve sonra gördüm. Bir şekilde kör olmuştu. Dikkatimi hak etmiyorlardı. Onu seviyorum Edward! Sesini haince kestim. O kadar büyük bir şehirde başına alabileceğin belayı düşününce ürperiyorum. yine de Seattle’a tek başına gitmemeni tercih ederim. Alice yanılıyordu.” Dudaklarını birbirine bastırdı. ama…” Evet dememişti. yalnız değildim. Edward! diye haykırdı Alice. Gerginlik belki. “Babana günü benimle geçirdiğini söylemek istemez misin?” diye sordum. ama yeterince uzun olmazdı. artık geçersizdi. panik ve kararsızlıkla savaşırken. yoksa onun için çok mu hızlıydı? Alice’i ve kusurlu. gözleri anlaşılmazdı ve bana bakıyordu. diye düşündü Alice. ama dehşet? Ne demek istemişti. o kadar iyi. sesimden karanlık sızarak. “Evet. Yanlıştı. Bella yüzüme merakla ve isteğini kabul etmemi bekleyerek bakıyordu. imkansızlıkları görüyordu. “Hava güzel olacak. daha önce pek çok kere olduğu gibi. “Charlie ile ne kadar az. Tamamen yanılıyordu. yalancı görüşlerini iterek Bella’ya. “O yüzden benimle kalmanı tercih ederim.” Bella hemen anladı ve gözleri istekle parladı. zihni görüntüyle eşleştiremediğim bir dehşetle doluyken.” dedi Bella.” dedim yumuşakça. Bella’yı benim sevdiğim gibi sevmiyordu. alınmıştı. Fiziksel büyüklükte-“ “Ama belli ki Phoenix’teyken başına bu kötü şans dadanmamıştı. Bir şey duymamış ya da görmemiş gibi devam edecektim. dedim savunmasını keserek. İşler değişmişti. yeterince cesurdum. Görüşü imkansızdı. Yarım saniye bile geçmemişti. “Eğer benimle… yalnız kalmak istemezsen. görüntüleri tekrar ittim. 181 . “Ve bana güneşle ilgili kastettiğin şeyi mi göstereceksin?” Belki. İhtimale gülümsedim ve ana geri dönmek için çabaladım. ama şimdi netti – Bella orada benimleydi. Yüzünde gökkuşakları dans ediyordu. tiz bir sesle. bitmemiş konuşmamıza odaklandım. tepkisi beklediğimin tersi olurdu. Burası aynı yer. “Phoenix Seattle’dan üç kat daha büyük –sadece nüfus olarak.” Sonsuza kadar kalabilirdi. Daha uzağa göndermeye. Yüzümden geçen korkuyu görmüş müydü. “O yüzden insanların arasında olmayacağım… ve eğer istersen sen de benimle kalabilirsin.O bulanık görüşte. bu durumdan emin olarak. “Nereye gidiyoruz bu arada?” Alice yanılıyordu. kafamın içinde belirmelerini engellemeye çalışarak. Bunun ihtimali yoktu ve bu sadece eski bir görüştü. O zaman.

” dedi gözlerini kısarak.Böyle düşünmemeliydim.” diye önerdi Bella aniden. “O zaman. vücudu dikeldi ve sonra tekrar bana baktı. Asıl önemli olana nasıl bu kadar kayıtsız olabileceğini merak ederek Bella’ya baktım. ben olduğum gibi kalırken. Gözleri bir saniyeliğine dondu. “Seninle yalnız kalmanın benim için bir sakıncası yok.” Yüzündeki kontrolünü bir anlığına tekrar kaybetti. Rosalie öfkeyle bakıyordu. Ona baktım. “Biliyorsun. Bu beni ciddiye almasını sağlar mıydı? Herhangi bir şey? İfadesini toparladı. Arabayı mahvetsin. Yerleşmesini beklerken alayla güldüm. yasalar sadece silahlarla avlaması yasaklıyor. “Hmm” diye mırıldandı. “Senin en sevdiğin ne?” 182 . Niye beni olduğum canavar olarak görmüyordu? “Ne hakkında konuşmak istiyorsun?” Gözleri kulak misafiri olabilecek biri olup olmadığını kontrol eder gibi önce sağa. ayılar yüzünden. Aşağı bakarak pizzadan bir ısırık daha aldı. Düşünceli bir şekilde çiğnedi. “Ayılar?” dedi tekrar.” dedim iç çekerek.” dedi. Bana bu kadarını verebilirdi – beni dikkatli olmaya zorlayacak bir tanık. “Charlie’ye söylemelisin ama. sonra sola kaydı. seni geri getirmeme teşvik edici bir sebep vermek için. Kaşımı kaldırarak ona baktım. tamamen bastırmayı başaramadığım görüntüler kafamın içinde hastalıklı şekilde dönüyordu. “Ayılar?” dedi soluğu kesilerek. Alice niye bu bilgiyi bana şimdi vermişti? Bella sesli bir şekilde yutkundu ve uzun bir süre bana baktı. Dudakları açıldı. sonra içeceğinden bir yudum aldı. “Bana.” dedi. ne olacak? Sadece bir oyuncaktı. Hayır – çünkü içgüdüleri tersti. Geçen saniyeler öncekinden çok daha fazla sayılıyordu.” dedi sonunda bana bakarak.” Çok unutkan. “Boz ayı Emmett’ın en sevdiği. her saniye onu değiştiriyordu. Onun yanında.” Yerleşmesini izleyerek gözlerine baktım. “Geçen hafta niye Keçi Kayalıkları’na gittiniz… avlanmak için? Charlie yürümek için iyi bir yer olmadığını söyledi. ayı avlama sezonunda değiliz. “Başka bir şey hakkında konuşalım. Ugh! Hayatını riske atmaktan bir heyecan mı duyuyordu? Adrenaline bayılıyor muydu? Uyaran bakışlarla bana bakan Alice’e kaşlarımı çattım. Sonsuza kadar vaktimiz yoktu. bu sefer şok yerine tereddütle. Ne görmüştü? “Sanırım şansımı deneyeceğim. Mutlaka efsanelerle alakalı başka bir konu açacak olmalıydı. ama çok da umurumda değildi.” diye tısladım. “Biliyorum. “Eğer dikkatle okursan.” “Niye böyle bir şey yapayım?” diye sordu dehşete düşmüş görünerek.

yasaları hazırlarken düşünmedikleri çeşitten.” diye mırıldandı sakince. Ürkmesini beklemiştim. Yırtıcı hayvanların fazla olduğu yerlere odaklanmaya çalışıyoruz. ama eğlencesi nerede?” Sanki ders veren bir öğretmenmişim gibi kibarca ilgili bir ifadeyle dinledi. merak gözlerinde açıktı. öyle söylüyorlar. Kalbi.” Diğerlerinin oturduğu masaya baktı ve titredi. Şimdi bana bakarken koyu renk gözleri büyük ve derindi.” dedim ona ve genişçe gülümsedim. kaşlarının arasında bir kıvrım belirerek. mantıksızca avlanarak doğaya zarar vermemek için dikkatli olmak zorundayız. ama beklemiyordum.” dedim derse devam ederek. “Sen de mi bir ayı gibisin?” diye sordu neredeyse fısıldayarak. “Bir ayıyı silahsız nasıl avlayabiliyorsunuz?” “Ah.” dedim öfkeyle. Ancak sonra kendime gülmek zorunda kaldım. Burada her zaman geyik var.” dedim ona. Emmett’i avlanırken hayal edebilirsin. Ben de aramıza mesafe koymak isteyerek geri çekildim. “Kesinlikle hayır. Eğer televizyonda bir ayının saldırısını gördüysen. ama beni hareketsizce izlemeye devam etti.Sanırım böyle bir şey beklemeliydim. “Bahar başlangıcı Emmett’ın favori ayı sezonu. “Şimdi gerçekten ne düşündüğünü söyle lütfen. “Belki de. o yüzden daha asabiler.” diye katıldı Bella ciddi bir şekilde. “Ah. çünkü bir yanımın kayıtsız kalmasını dilediğini biliyordum. İyi o zaman. pizzadan başka bir ısırık alarak. “Dağ aslanı. “Bu ileride görebileceğim bir şey mi?” Dehşeti görmek için Alice’in görüntülerine ihtiyacım yoktu – hayal gücüm yeterliydi. Bella her zaman ilginçti.” dedi. Eğer alışılmadık bir şey yokmuş gibi davranmak istiyorsa… “Tabii ki.” dedim düşünmeden. Mantıksız sakinliğine kafamı sallarken kendimi gülmekten alıkoyamadım. gözleri sersemlemiş ve korkmuştu. Sonunda. Benden geri çekildi. “Belki de tercihlerimiz belirliyordur. “Daha çok aslan. “Sadece. sanki en sevdiğim restoranı söylemişim gibi düzenli olarak atmaya devam etti. Abartı olmalıydı. silahlarımız var. sesimin normal çıkması için çabalayarak. “Asabi bir boz ayıdan daha eğlenceli bir şey olamaz. “Kış uykusundan yeni çıkmış oluyorlar.” dedi sıradan bir tonla.” diye tekrarladı ve sonra başını yana doğru eğdi. “Gerçekten. Hiçbir zaman görmeyecekti değil mi? Onu hayatta tutmama yardım edecek hiçbir şey yapmayacaktı.” “Resmetmeye çalışıyorum – ama yapamıyorum.” Dudakları köşelerinden yukarı doğru hafifçe kıvrıldı. 183 .” Yetmiş yıl geçmişti ve hala ilk maçı kaybetmeyi atlatamamıştı. Gülmek zorunda kaldım.

bunu unutmayacaktı.” dedi ve ağzının şeklinde kararlılığı görebildim. “Sonra. Bu duyguyu tamamen anlıyordum. “Geç kalacağız. Gözleri merakla bakmaya devam etti. “Sağlıklı bir doz korkuya ihtiyacın var. “Eğer durum bu olsaydı seni bu gece götürürdüm. Cevabımı bekledi. sabırsızdı. Senin için daha iyi bir şey olamaz.” “O zaman niye?” diye sordu azimle. ama başka bir şey yoktu.“Benim için çok mu korkutucu?” diye sordu. sesi düzdü.” dedim de ayağa kalktım. “Sonra o zaman. Sanki okulda olduğumuzu bile unutmuş gibi – özel bir yerde yalnız olmadığımıza şaşırmış gibi. Hızla kalktı ve çantasını omzuna attı. 184 . vazgeçmedi. Ben korkmuştum.” Şaşkınlıkla etrafına baktı. Ama saatimiz bitmişti. Bella’nın yakınındayken avlanırsam olacakları çok net resmedebiliyordum. ama kalbi hala iki kat hızla atıyordu. Onunlayken dünyanın kalanını hatırlamak zordu. Korkmasını bekleyerek ona öfkeyle baktım.” dedim dişlerimin arasından. sanki öğle yemeğinde olduğumuzu unutmuş gibi.

karşısındaki insandı ve kafasında aşılamaz gözüken farklılık saçmaydı. İnsan doğasıyla ilgili bildiklerimle. bir yerlerde gözümden kaçan bir çözüm vardı bizim için. Trajik bir aşk hikayesi yaşayan tek kişinin ben olmadığımı görmek garip şekilde avutucuydu. Benimki de böyle kolay çözülemeyeceğine göre. Angela’nın istediği bir şey vardı. Sevgisinin öznesinin. ama bu sefer arzulu anlamlarıyla şaşırdım. Ah. benim durumumla karşılaştırıldığında tamamen saçmaydı. Karışıklıklar Bella’yla sessizce Biyoloji sınıfına yürüdük. İnsan doğasını idare etmek vampir doğasını idare etmekten çok daha kolaydı. Kaldırımda Trigonometri sınıfından bir çocukla bir ödevi tartışan Angela Weber’in önünden geçtik. Kırık kalbinin bir nedeni yoktu. yanında duran çocuğun hislerini taradım. çünkü Angela’nın hikayesi trajik olmak zorunda değildi. Belki daha olumlu olmalıydım. İstediğiyle olmamasına hiçbir geçerli sebep yokken ne kadar gereksiz bir üzüntü yaşıyordu. anlamsız görüşlerini kafamdan uzak tutacak herhangi bir şeye odaklamaya çalışıyordum. onun gibi. senaryo çabalamama gerek kalmadan kendini yazdı. Her saniye önemliydi. O sırada kendimi yanımdaki kıza. Maalesef. ona istediğini verecektim. Pek mümkün değil… ama niye umutsuzlukla vakit harcamalıydı ki? Konu Bella olunca boşa harcayacak zamanım yoktu. Dikkatimi kendi problemlerimden uzaklaştırmak için iyiydi. muhtemelen zor bile olmayacaktı. Niye istediğine sahip olmasın ki? Niye bu hikayenin mutlu bir sonu olmasın? Ona bir hediye vermek istiyordum… Pekala. kolaylıkla hediye paketi yapılamazdı. Angela’ya hediyemden memnun kalmıştım. Özel olarak ilgilenmediği bir bölümü – genetik bozukluklar – önümüzdeki üç gün boyunca bir film göstererek 185 . sadece Angela’yla aynı zorluk yüzünden engellenmişti. Umutsuz ve kaderine boyun eğmiş. Angela’nın umutsuz sevgisiyle. Takip eden saniyede. Çözümümde. O insandı.12. Emmett’ın yardımına ihtiyacım olacaktı – asıl zorluk ona bunu kabul ettirmekti. Kalp kırıklığı her yerdeydi. aniden sinirlenmiştim. gerçek ve somut olana. İsteksiz görünmüyordu. Bella ile yerlerimize oturduğumuzda ruh halim biraz iyileşti. bir anlığına garip şekilde rahatlamıştım. Bay Banner eski bir televizyon getiriyordu. Yapmam gereken tek şey fikri aşılamaktı… Plan kolaylıkla hazırlandı. bu iyi insan kızıyla aynı noktadaydım. Belki Angela’nın açık çözümünün farkında olmaması gibi. Yine hayal kırıklığı bekleyerek düşüncelerini dikkatsizce taradım. Alice’in yalancı. Onun asla bilmeyeceği bir yakınlık duygusu beni sardı ve o saniyede.

ama bu odadaki heyecanı durdurmadı. sadece daha fazlasını isterdim – başka bir önemsiz dokunuş. 186 . Tatmin olmamıştım. Bugün kendime nefes almak için yer bırakmak amacıyla sandalyemi onunkinden uzaklaştırmadım. Çekim. normal bir insanın oturacağı kadar yakın oturdum. Sadece eline dokunmak için. Bu garip bir deneyimdi. Hala önceki kadar kusursuz görebiliyordum. Eğer elini tutarsam. Lorenzo’s Oil pek eğlenceli değildi. ne kadar küçük görünürlerse görünsünler. yaklaştıkça güçleniyordu. Alıştığımdan fazlaydı. Odanın her ayrıntısı netti. sadece ikimiz. ama oda o kadar sessizdi ki fısıltı bile duyulabilirdi. karanlık odada saklanmış. onu karanlıkta tutmak için. ama anında anladım ki yeterli değildi. Ben de ona gülümsedim. ona doğru başka bir hareket. Bella bana bir bakış attı.geçecekti. Onu tehlike mıknatısı olmakla suçlamıştım. öz kontrolümü ezmeye çalışıyordu. test materyalleri yok. Vücudumu tuttuğum katı pozisyonu – onunki gibi – fark etti ve gülümsedi. çekimi kuvvetleniyordu. tıpkı benim gibi. Onun yerine. birbirimize çok yakın otururken… Elim iznim olmaksızın ona doğru hareket etti. vücudumun sol tarafının onun teninden gelen sıcaklıkla kaplanmasına yetecek kadar. Dudakları hafifçe ayrıldı ve gözleri samimi davetlerle dolu gibi göründü. Ona bu kadar yakın olmak sadece daha da yakınlaşmak istememe neden oluyordu. Bu çok dehşet verici bir hata mı olurdu? Eğer tenim onu rahatsız ederse sadece elini çekerdi… Onları anında geri çektim. İnsanlar havalara uçmuştu. soluğu kesildi ve hızla gözlerini kaçırdı. Ya da belki. Şu anda. O zaman bana göre karanlık olmayan bu karanlıktaki ani elektrik şoku niyeydi? Böyle net görebilen tek kişi olduğumu bildiğim için miydi? Benim ve Bella’nın diğerlerine görünmez olduğumuzu bildiğim için? Sanki yalnızmışız gibi. Bella kollarını güvenle göğsünde kavuşturdu ve ellerini yumruk yaptı. Ne düşünüyorsun? Sözleri ona fısıldamak için ölüyordum. Ve sonra Bay Banner ışıkları kapattı. Film başladı ve karanlığı sadece biraz aydınlattı. kollarımı göğsümde sıkıca kavuşturdum ve ellerimi sıktım. Ben tehlikeydim ve kendime ona yaklaşmak için izin verdiğim her santim ile. ama bunu bir masada karşısında oturmaya tercih ederdim. Bunu hissedebiliyordum. Kendime hiç hata yapmayacağıma dair söz vermiştim. Notlar yok. görmek istediğimi görüyordum. Hata yapmak yok. Üç boş gün. İçimde yeni bir arzu büyüyor. Hata yapmak yok. Bella’dan başka hiçbir şeye dikkat etmeyi düşünmüyordum. hem keyif hem de gerginlik vericiydi. Benim için fark etmezdi. Arabadakinden daha yakın. bu kelimenin tam anlamıyla gerçek gibiydi. Işıksızlığın gözlerim için çok az şey ifade ettiği düşünülürse bunun böyle farklılık yaratması garipti.

Bella iç çekti ve gerindi. elektrik vızıldamaya başladı. Elimdeki basıncı kolaylıkla hafifletebilirdim.” “Hmm. Gözlerindeki yansımadan kendime baktım ve içimdeki çatışmayı gördüm. Ben de düşüncelere dalmıştım. Düşüncelerini bilmiyordum. Ders geçti – yavaşça. Dokunma duyum insanlarınkinden daha gelişmişti. ona dokunmamı istediğine emindim. Kaşları arasındaki kıvrım oradaydı. Benim için daha kolaydı – hareketsizlik doğaldı. Elim ben bilinçli bir emir vermeksizin kalktı. diye iddia etti bencil tarafım. Daha iyi olan yanım tartışmayı kaybettiğinde yüzümün değişimini izledim. ama yine de yeterince yavaşça değil. Şüphesiz bu o kadar da dehşet verici bir kural ihlali olmazdı… Hata yapmak yok. Sonunda. Onun hayatındaki varlığımı ne kadar süre haklı çıkarabilecektim? Ne kadar vaktim vardı? Şimdiki gibi bir şansım olacak mıydı.Bu daha da kötü hale getirdi. Şu anda ne düşündüğünü bilmek için neler vermezdim. bu ilginçti. Konuşmadı.” diye mırıldandı açıkça neyden bahsettiğimi anlayarak. Bay Banner ışıkları tekrar açtı. “Gidelim mi?” diye sordum kalkarak. 187 . parmaklarım elmacık kemiklerini örten deriyi okşadı. Parlak florasan ışığında. En ince camdan yapılmış gibi. ama aniden daha önce haklı olduğuma. derin derin düşündüğünün bir işareti. bu saniye gibi? Her zaman erişebileceğim bir yerde olmayacaktı… Bella spor salonunun kapısında yüzünü bana döndü ve gözleri ifadem üzerine büyüdü. Sıkı kontrol altında olduğum sürece… Bella bir sabun köpüğü gibiydi – narin ve kısa ömürlü. Arada sırada bana baktı ve o anlarda vızıldayan akım beni ani bir şokla sarstı. “Eh. Spor salonuna yürürken çok sessizdi. Geçici. ben ona dokunmayı haklı çıkarmaya çalıştığım sırada. O pozisyonda uzun süre kalmak onun için mutlaka zor olmalıydı. benim gibi o da katı. Yüzünü buruşturdu ve sallanarak ayağa kalktı. parmaklarını esnetti. sadece hissi tamamen yaşamak için. mantık. arzuyla savaşırken kendimle farklı farklı bir düzine tartışma yaşadım. kontrollü pozisyonunu tuttu. kristal kupaları hiçbirini kırmadan atıp tutabilir. Tenine bir dokunuş onu incitmez. Benim gibi. İç çektim. elleri düşmekten korkuyormuş gibi dışa dönüktü. Bu çok yeniydi. Dakikalar ilerler. bu an gibi. Yüzündeki rahatlamış ifadeye güldüm. ama yorum yapmayarak. onunla birlikte günlerce böyle oturabilirdim. bir köpük kadar narinmiş gibi. Bir saat boyunca hareket etmedi. Dilemek hiçbir işe yaramazdı. Ona elimi verebilirdim ya da o eli dirseğinin altına koyup – sadece hafifçe – dengesini sağlamasına yarım edebilirdim. Vücudu ile vücudum arasında. bu tehlikeli arzuyu o da hissediyordu. bir sabun köpüğünü patlatmadan okşayabilirdim. odadaki hava normale döndü. Kendimi sıkı kontrol edebilirsem çok zor değildi.

“Selam Em.Dokunuşumun altında ısındı ve saydam teninin altında kan akışının hızlandığını hissettim. Önünde sonunda olacaktı zaten. avucumu çenesinin altına yerleştirmek. Bir daha ona yakın olduğumda. saçındaki tokayı çıkarıp elime doğru dökülmesine izin vermek. Elimi geri çekmek. Hızla yürürken – ayartıdan neredeyse koşarak kaçarken – zihnimin onu izlemek için kalmasına izin verdim. kendimi ona dokunmaktan tekrar alıkoyabilecek miydim? Ve ona bir kere dokunduğumda. ama daha iyi. Parmak ucumla dudaklarının şeklini izlemek. Kendimi dönmek için.” Daha iyi görünüyor. Dikkat dağıtıcı bir şeyler için aranırken.” Mutlu mu görünüyordum? Sanırım. Emmett beni İngilizce binasının dışında yakaladı. Vücudum katı bir şekilde hareket etti – isteksizce. onun yanında kalmak için kendime izin veremezdim. “Selam Edward. diye emrettim. ondan uzaklaşmak için zorladım. ve ellerini kendine sakla. elim kendini yüzünün yanına biçimlendirmek için yanıp tutuşmasına rağmen. Bu kadar. kafamdaki karmaşaya rağmen. Elim sızlıyordu. Ateş gibiydi – boğazımdaki susatıcı yangın bütün vücuduma yayılmış gibi. Derin bir nefes aldım ve düşüncelerimi düzenlemeye çalıştım. Çeneni kapatsan iyi olur çocuk. Öfkeyle baktı ve ismim kafasında hakaretlerle karıştı. onu incitmemiştim – ama ona dokunmak yine de bir hataydı. Mutlu. “Bir saniye dur. Rose atlatır. Ya bu. orada durabilecek miydim? Daha fazla hata yapmak yok.” Ne oldu? 188 . öyle hissediyordum. ama acısızca batmaya devam etti. Yeter. dedim kendime ümitsizce. onu vücudumun önünde tutmak… Yeter. Durdum ve Emmett’ın kolunu yakaladım. Dişlerim birbirine kenetlenerek önüme baktım. “Seni onunla uğraşmak zorunda bıraktığım için özür dilerim. Esnetip yumruk yaptım. ya da kendimi gitmeye zorlamam gerekecekti… bir şekilde. kendimi hafifçe sırıtmaktan alıkoyamadım. Yeter. Anının tadını çıkar Edward. Rosalie dilini koparmak istiyor. kollarımı beline dolamak. Garip. kendimi ona doğru daha da yaklaşmaktan alıkoymak çok zordu. Bana kızgın mısın?” “Hayır. Mike Newton’ın düşüncelerini yakaladım – en seslileriydi – Bella’nın gözleri odağını kaybetmiş ve yanakları kırmızı halde onu fark etmeden yanından geçişini izliyordu. Bir anda binlerce farklı ihtimal kafamın içinde belirdi – ona dokunmanın binlerce farklı yolu. çünkü hata yapmakta ısrar edersem. Ben Cheney’nin önümüzdeki İspanyolca sınıfına girdiğini gördüm. İç çektim. Ah – işte Angela Weber’e hediyesini vermek için şansım. Hayır.” Alice’in gördükleriyle… Alice’in görüşleri şu anda düşünmek istediğim şey değildi.

bu farklı. “Bak. sesi gerekenden daha yüksek olarak – eğer gerçekten sadece bana konuşuyor olsaydı.” Emmett homurdandı ve sonra omuz silkti. “Pekala.” Edward Cullen Angela’ya çıkma mı teklif edecekti? Ama… Hayır. “Niye?” dedi Emmett doğaçlama yaparak. Güvenli… değil. ama her ne işlerse… “Bunun seni durdurmasına izin mi vereceksin?” diye sordu Emmett hakaret edercesine. Emmett. Angela? Angela hakkında mı konuşuyorlar? İyi. Kimsenin benden daha iyi bir erkek kardeşi yoktu. ama bana verdiği şeyi kullandım. niye?” “Hadi ama. Rosalie bir dertti. Ben donakaldığında ve dikkati anında bizim konuşmamıza çekildiğinde. “Hayır. “Rekabete yok musun?” Ona öfkeyle baktım. tekrar doğaçlama yaparak. değil mi? Bir deney olarak düşün – insan doğası üzerine bir deney. son dersin kısa sınavlarını değerlendiriyordu. Başka kızlar da var. Fısıldayarak – ve ne kadar sesli konuşulurlarsa konuşulsunlar insanların duyamayacağı kadar hızla – ona isteğimi açıkladım. teslim etmek için ödevini toparlıyordu. sanırım o Ben denen çocuktan gerçekten hoşlanıyor. Ben çoktan arkamdaki sırasına yerleşmişti. 189 . “Sana yardım edeceğim. “Hayır.” dedim başımı açık bir pişmanlıkla yavaşça sallayarak. bastırılmış konuşmaların mırıltısı Bayan Goff dikkatlerini isteyene kadar devam ederdi. “Yani?” dedim.” dedi Emmett. ama yine de benim için bir iyilik yapar mısın?” “Ne?” diye sordu merakla. Şu anda acele etmiyordu. Bitirdiğimde bana boş bir ifadeyle baktı.” Arkamdaki sandalyedeki tepki gergindi. “Tavuk musun?” Yüzümü buruşturdum. koruyucu içgüdüyü beklemiyordum.” Ona sırıttım. şimdi işin içinde o da olduğu için daha hevesliydim. O… onun için doğru değil. Onu ikna etmeye çalışmayacağım. “Angela Weber’e çıkma teklif ettin mi?” Arkamdaki kağıt hışırtıları. haklısın… Tamam. Kıskançlık üzerinden çalışıyordum. “Bana yardım edecek misin?” Cevap vermesi bir dakika aldı. ama ona her zaman Emmett’ı seçtiği için borçlu olacaktım.“Hak etmediğimi biliyordum. Onu. iyi. Niye olmasın?” Sen kimsin ve kardeşime ne yaptın? “Okulun hep aynı olduğundan şikayet eden sen değil miydin? Bu farklı bir şey. Emmett ile oturduk ve aynı şeyi yaptık. “Ama. “Ee. Angela’nın yakınında görmek istemiyorum. düşünceleri de yüzü kadar boştu.” Boyun eğmeden önce bana bir süre daha baktı. Sınıf henüz sessiz değildi. Emmett’ın pratik yapmaya ihtiyacı yoktu. Sınıfa yürürken ona repliklerini fısıldadım. Dikkatini çekmiştim. aniden durdu. Cesareti. Onun başka biriyle ilgilendiğini duydum. Bundan hiç hoşlanmadım.

“Tam arkanda. “Kesinlikle.” Gülümsememi engelledim. “Ah. Hmmm. Sandalyemi döndürdüm ve arkamdaki çocuğa bir bakış attım. itiraf etmeliyim – bu biraz eğlenceliydi. Benden daha iyi olduğunu düşünüyor. doğaçlamaya dönerek. Kim olduğundan emin değilim. Bir aşk hikayesini mutlu sona bağlamaktan memnun olarak kendi kendime gülümsedim. öyle kadar açıktı ki o insan rahatlıkla okuyabilirdi. Eğer B–eh. senaryoya dönerek. Ona göstereceğim… Mükemmel. çocuğa doğru gözlerini devirerek. “Dansa Yorkie’yle gideceğini söylememiş miydin ama?” diye sordu Emmett.” Ben’in bundan emin olmasını istiyordum. 190 . “Belki Angela beklemekten bıkmıştır. “Angela utangaç bir kız. onu Beden dersinde hiç görmemiştim. Parlak ve iyi niyetli gözüküyordu. “Edward. Sessiz kızları. O bu okuldaki en iyi. Bu insanlar altı inç uzunluğun mutluluklarını etkilemesine izin vererek ne kadar da aptalca davranıyorlardı… Başarım beni iyi bir ruh haline soktu. Belki de Angela gibi bir kıza layıktı. eğer bir oğlanın ona çıkma teklif edecek cesareti yoksa. Belki ona baloya beraber gitmeyi teklif ederim.” dedim kibirle Emmett’e dönerken.” Sonra rolüme geri döndüm.” diye mırıldandı Emmett daha alçak bir sesle.” dedi Emmett. “Hah. diye düşündü. Bayan Goff sınıfı selamlarken. Ben’in takip edeceğinden ve bu imzasız hediyemin Angela’ya ulaşacağından emindim. ama sonra açıkça aşağılayıcı değerlendirmemden gücenerek dar omuzlarını dikleştirdi. ben de önemsemem.” Hayır. en zeki. Sadece mağrur Cullen’lar bu küçük okuldaki herkesi tanımıyor gibi yapıp inandırıcı olabilirdi. Ne var o benden uzunsa? Eğer o önemsemiyorsa. o da ona asla sormaz. en güzel kız… ve o beni istiyor. Sonuçta. diye düşündü Ben sandalyesinde doğrularak. Bella’nın öğle yemeğinde söylediği gibi. “Labaratuvar partnerim Cheney soyadlı biri olduğunu söyledi.” “Sen utangaç kızları seviyorsun. Çenesi kasıldı ve altın-kahverengi teni öfkeyle kızardı. ama Angela öyle düşünmüyor.“Kim?” diye sordu Emmett. sıranın altından Emmett’e doğru başparmağımı kaldırdım. Tamam. “Bu bir grup kararıydı belli ki. gözlüklerin arkasındaki siyah gözler korku doluydu. bilmiyorum… Belki Bella Swan? Ona sırıttım. Yerime yerleşir ve eğlenmeye hazırlanırken tekrar gülümsedim. Bir saniyeliğine.” dedi ağız hareketleriyle. etmeyeceksin.” diye mırıldandım. Bu Ben’i sevmiştim.

Kesinlike durumun bu olmasını umuyordum. Mike Bella’nın raketini hedefinin çok uzağında sallayarak sendelediğini gördü ve atışı kazanmak için atıldı. Eyvah. dişlerim birbirine kenetlendi ve kendime Mike Newton’ı öldürmenin hoşgörülebilir bir seçenek olmadığını hatırlatmam gerekti. Eğer tekrar denemeye çalışma gibi bir niyeti varsa. ama acıyor! Mike kolunu döndürdü ve irkildi. “Kusura bakma Newton. Son birkaç haftada zihni tanıdıklaşmıştı.” Mızmız gibi görünmek istemiyorum. Tam ona badminton eşi olmayı önerirken yetiştim. “İyi misin?” “Evet. Ah. yolundan uzak tutarım. bunu söylerken diğer ortaklıkları kafasından geçti. Bella raketini sanki bir çeşit silahmış gibi temkinle tutar ve kortun gerisinde duraklarken Mike başta tek başına oynadı. Elbette. Bu kadar komik olan ne? Emmett öğrenmek istedi. “Teşekkürler Mike – bunu yapmak zorunda değilsin. Bella alnını ovuyordu. “Sanırım sorun yok. diye düşündü Mike. Raketini arkasında çok dikkatle tutuyordu.” Bu kız gördüğüm en uğursuz kişi.” Birbirlerine sırıttılar ve sayısız kazalar – her zaman bir şekilde Bella’ya bağlı – Mike’ın kafasında belirdi. En azından Bella artık oynamıyordu. onu dersten çıkarmak için bir bahane bulmam gerekecekti. gözleri vicdan azabıyla büyümüştü… Kahkahamı öksürükle gizlemek zorunda kaldım. İç çekerek kendimi onu dinlemeye verdim. Diğerlerinin başına sarmamalı… Bella eski izleyici rolüne geri dönebilsin diye kasten arkasını döndü ve başka bir oyun izlemeye gitti. Belki en kötüsü Mike’a olmuştu.” dedi Bella yüzünde acıdan çok utanç ve üzüntüyle. Of. “Ben burada bekleyeceğim. Bella’nın raketinin yörüngesini korkuyla izledim. Gülümsemem soldu. biliyorsun. “Sonra anlatırım. ardından çınlayan bir küt sesiyle Mike’ın koluna çarptı. Jennifer Ford kuşu düşünceleri kendini beğenmiş hale gelirken direkt olarak Bella’ya gönderdi. Of.” “Endişelenme.Mike’ın düşünceleri spor salonunun etrafındaki çağıltıda bulunması en kolay olanıydı. ama ne yapabilirdim. Sonra Koç Clapp oraya geldi ve Mike’a Bella’nın oynamasına izin vermesini söyledi. En azından dikkatini Bella’ya vereceğinden emin olabilirdim. Bu iz bırakacak. 191 . sen?” dedi mehcup bir şekilde kızararak. Of. diye düşündü Mike tekrar kolunu ovarak. eğer orada olsaydım? Ve ciddi gibi görünmüyordu… İzleyerek durakladım. Koç güldü. Bella’ya döndü.” diye mırıldandım. İncindiğini bile bile oturduğum yerde kalmak zordu. Bella iç çekip raketini garip bir açıyla tutarak ileri yürüdüğünde. gergin fileye çarptı ve tekrar ona doğru gelip alnına indi.

Cesur – kelime buydu. bu korkusuzluk ya da çarpık mizah anlayışı onun için iyi değildi. Ona bakışı. düşünceleri aksi şekilde üzerini değişmek için soyunma odasına girdi. Niye? Niye Bella’yı seçmek zorundaydı? Mike buradaki asıl olağanüstülüğü anlamamıştı – onun beni seçtiğini. Koç onu görmezden geldi ve Mike’ın tek başına oynamasına izin verdi. ama nasıl emin olabilirdim? Ya da belki uçarı melekle ilgili hayalim bir açıdan doğruydu. “Ee. “Sana sanki… sanki yiyecek bir şeymişsin gibi bakıyor. omuzları katıydı ve alt dudağı yine dişlerinin arasındaydı – bir sıkıntı işareti. Jessica çıktıklarına yemin ediyor. bunun tamamen doğru olduğunu bile bile? Burada mizah neredeydi? Onun sorunu neydi? Hastalıklı bir mizah anlayışı mı vardı? Bu karakteriyle uyuşmuyordu. eğer zengin biri senin için bu kadar önemliyse… Aşağılayıcı sanısına dişlerimi gıcırdattım. hiç korku hissi olmaması konusunda. İzlerken beni ürpertiyor. Harika. Kahretsin. Sanırım. Başkaları aptal diyebilirdi. Sınavı dersin sonunda çabucak bitirdim ve Bayan Goff erken çıkmama izin verdi. Onu daima tehlikeye atan bu garip yoksunluk muydu? Belki de bana burada her zaman ihtiyacı olurdu… Ruh halim düzelmeye başlamıştı. Spor salonunun kapılarından yürüdüğünde.Bella tekrar oyuna girmedi. Forks’un her şeyin farkına varmaya başladığını düşünmüştüm… Niye onu öldürebileceğim fikrine gülmüştü. katı omuzları rahatladı ve geniş bir gülümseme yüzüne yayıldı. o zaman belki de onunla kalmam doğru olurdu.” “Hoşlanmak zorunda değilsin.” “Ne ee’si?” “Sen ve Cullen. Bella’yla benimle ilgili konuşmaya karar vermişti. Mike döndü. ama ben onun ne kadar zeki olduğunu biliyordum. Yüzü parlak kırmızıya dönüştü ve dudaklarını nefesini tutuyormuş gibi birbirine bastırdı. “Bundan hoşlanmıyorum.” Savunmacı. ha?” Sen ve ucube. Nasıl olurdu da Mike’ın suçlamasına gülebilirdi – tam isabetti. O zaman doğru. Eğer kendimi disipline sokabilir. Spor salonunun duvarına yaslandım ve kendimi toparlamaya çalıştım. Ancak gözleri benimkilerle buluştuğu anda.” Korkuyla sinerek cevabını bekledim. Sonra aniden. Bu garip 192 .” diye çıkıştı. Ancak sebebi her ne olursa olsun. “Seni ilgilendirmez Mike. güvenli hale getirebilirsem. dudaklarının arasından bir gülüş çıktı. Kampuste yürürken Mike’ı dikkatle dinliyordum. öyle ki. Şimdi de bana gülüyor. Niye onun nasıl bir sirk şovu olduğunu göremiyor? Diğerleri gibi.

Niye onu yalnız bırakamıyor? Kendi türüyle ilgilensin – ucubelerle. Keşke ölse.şekilde huzurlu bir ifadeydi. “Ne?” diye sordu Bella. O anda hissettiğim mutluluk. Tereddüt etmeden yanıma geldi. “Gösterişli.” diye açıkladım. “İyi.” diye fısıldadı. Umarım o gösterişli arabasını bir uçurumdan aşağı sürer. acı çekiyor muydu? – ama Mike Newton’ın düşünceleri o kadar yüksek sesliydi ki konsantrasyonumu bozdu. “Beden dersi nasıldı?” Gülümsemesi bocaladı. “Merhaba. “Seni Beden’de daha önce hiç görmediğimden bahseden sendin. Gözlerim tekrar yüzüne odaklandı.” diyerek itiraf ettim. “Newton sinirlerimi bozuyor. “Ne tür bir araba bu?” “Bir M3” Suratını astı. “Tekrar dinlemiyordun?” “Başın nasıl?” “İnanılmazsın!” dedi dişlerinin arasından ve sonra arkasını dönüp sinirle park yerine doğru ilerledi. Belalı son saatini izleme gücümün olduğunu unutmuş ya da kullanmadığımı ummuş olmalıydı. Bunları dergiler dışında hiç görmemiştim… Güzel ızgaralar… Keşke öylece duran altmış bin dolarım olsa… İşte bu Rosalie’nin arabasını sadece kasaba dışında kullanmasının daha iyi olmasının nedeniydi. “Arabala dilinden anlamıyorum. Arabama giden yolun erkek öğrencilerden oluşan bir kalabalık tarafından kesildiğini görünce aniden durdu. Kalabalık ve hevesli oğlanların arasından arabama doğru yol açtım. Ağzı açıldı ve gülümsemesi yok oldu. Teni koyu kırmızı renge büründü – utanmıştı. “Meraklandım. Genellikle beni çabuk affederdi.” 193 . yine. eşsizdi. “Gerçekten mi?” diye sordum. Mike’ın geri giden sırtına ve sonra tekrar bana baktı. Acaba bu şeyle ne kadar hızlandılar… Şu SMG vites pedallarına bak. bir saniye tereddüt ettikten sonra Bella beni takip etti.” diye mırıldandım içeri girerken. Sinirinin çabuk geçeceğini umarak adımlarımı ona uydurdum. “Selam. kaşları birleşti. Ondan nefret ediyorum.” dedim ve sonra – çünkü ruh halim aniden öyle düzelmişti ki onunla alay etmemeye direnemedim – ekledim. üzerine gitmek üzereydim – başıyla ilgili hala endişeliydim.” Cevap vermedi. vücudunun sıcaklığı bana bir medcezir dalgası gibi çarpana kadar durmadı.” Kötü bir yalancıydı.

biraz sersemlemiş göründü. Doğru yapıp yapmadığımı merak ederek gözlerine derin derin baktım. Sanırım özür dilemeyi deneyebilirdim.” diye kabul ettim isteksizce. Tabii ki. “Merak etme. Cevaplamak kanıt olmadan zor olacaktı ve şimdi zamanı değildi. “Sanırım oldu. zor bir soruyu sadece daha da zoru için bırakmıştı. kafasını sanki boşaltmak istermiş gibi salladı. ama şimdi iyi bir zaman gibi görünüyordu. ben de onun gözlerinden uzağa bakmakta zorluk yaşıyordum. “Kesinlikle. “O zaman. Kaşlarının arasındaki kıvrım yeni pazarlığı kafasında tartarken tekrar geri geldi. bir saniyeliğine cevap için bastıracak gibi gözüktü. ama sonra fikrini değiştirmiş göründü. Gözleri büyüdü. “’Sonra’ oldu mu?” diye sordu bugün kafetaryadaki bitmemiş diyalogumuzu hatırlatarak. Doğru yapmışım gibi gözüküyordu. Onu böldüm. Belki konuyu hiç açmamalıydım. “eğer yolda açıklanamaz bir Volvo belirirse Charlie konusunda yardımcı olmaz.” dedi.” Ah.” Ona yalan söylemeyecektim ve bunu kabul etmemin imkanı yoktu. Yolu ezbere bilmem iyi bir şeydi.” Kalp atışının sesi yükseldi ve ritmi aniden kesik kesik hale geldi. “Iı.” Başını yana eğdi. seni üzdüğüm için çok üzgünüm. “Anlaştık. En inandırıcı tonumu kullandım. Evinin önüne park ettim. Bakşımla yarım saniyelik buluşma onları ikna etmeye yetmiş gibi göründü. Eşit büyülenme. Hoşnutsuzluk bildiren bakışı rahatlamıştı. “Ve cumartesi sabahı erkenden kapında olacağım. “Ve bir daha yapmamaya söz verirsen. Özrüme gelince… Daha önce Bella’yı özellikle büyülemeyi hiç denememiştim. “Eğer özür dilersem beni affeder misin?” Bir süre düşündü. nasıl açıklayacağımı düşünürken gerildim… canavar yanımı çok belli etmeden.” diye karar verdi. Yolumdan çıkmak istemeyen birkaç çocukla göz göze gelmek zorunda kaldım. Yarım gülümsedim.“Bir BMW” Gözlerimi devirdim ve sonra birilerini ezmeden çıkmaya odaklandım. Gözlerini hızla kırpıştırdı.” dedi sertçe. Belki ona başka bir değiş tokuş önerirsem.” dedi bir süre düşündükten sonra.” diye ekledim. Ah peki. “Belki… eğer gerçekten kastedersen. “Peki ya kastedersem ve bu cumartesi senin sürmene izin verirsem?” Bu düşünceye içimden irkildim. onu tekrar korkutmadan.” “Nasıl–” diye sormaya başladı. Yoksa bu yanlış mıydı? Karanlığımı az göstermek? 194 . “Hala sinirli misin?” diye sordum ona. arabasız. “Arabayla gelmeye niyetim yok. İç çektim. beni hala ne kadar az tanıyordu. Orada olacağım.

ben. Özellikle koku duyumuza. kontrolümü kaybettiğimde yakınlarda olursan…” O zaman şüphesiz olacakların – olabileceklerin değil. “Seni korkuttum mu?” diye sordum yalanlayacağından emin olarak. 195 . Beni bir daha asla kontrol edemeyecekti – bunun doğru olmasını istedim. “Seni korkuttuğum için özür dilerim. olacakların – düşüncesinin ıstırabıyla kafamı salladım.” Sonra gülümsemem silindi. “Mantığımızı daha az kullanırız. kontrolden çıkmış halde… Kafamdan atmaya çalıştım.” dedi.” dedim ona her sözcük üzerine düşünerek. mantıksız sakinliği beni güldürürdü. “Fazlasıyla. Nefes alıp verişim hızlandı. Vücudumun onunla şakıyordu. Kalp atışındaki zıplamayı dinledim ve sonra huzursuzca gözlerini okumak için döndüm. Çarpan elektrik tekrar bir nabzım varmış gibi hissetmemi sağladı. tıpkı bu öğleden sonra karanlık Biyoloji sınıfında olduğu gibi. ona dokunma arzum susuzluğumun isteklerinden bile daha güçlüydü. Sanki insanmışım gibi.” “Kötü mü olur?” İç görüntü çok fazlaydı – Bella. Bella’nın yüzü sakin. “Hayır. Dudakları endişe olduğunu tahmin ettiğim bir duyguyla büzülmüştü. Eğer sen.” “Çünkü…?” Derin bir nefes alıp bir anlığına yakıcı susuzluğa odaklandım. Onun için güvenli olacaktım. boş karanlıkta çok savunmasız. sessiz araba aniden vızıldıyor gibiydi. ağzımı onun tenine o kadar yaklaştırabilmek için… Düzensizce bir nefes aldı ve ancak o zaman daha hızlı soluk almaya başladığımı ve onun nefes almayı tamamen kestiğini fark ettim. Eğer daha az gergin olsaydım. üzerindeki hakimiyetimi kanıtladım. dudaklarının sıcaklığını benimkilerde hissetmek istedim.” Gülmemeye çalıştım ve başaramadım. Dünyadaki her şeyden çok. O da bana baktı. idare ettim. Bir saniyeliğine o gücü. Onu hissettim.Öğle yemeğinde takındığı kibarca ilgili maskeyle bekledi. o kontrolü bulabilmek için çaresizce çabaladım. ama neyin endişesi? Kendi güvenliği? Yoksa benim ıstırabım? Belirsiz ifadesini kesin bir şekilde anlayabilmek için ona bakmaya devam ettim. Nabız gibi atan akım yine aramızda yarıştı ve kısa bir süre için. “Sadece senin orada olman fikri… biz avlanırken. Onun kokusuyla karşılaştığımda kararlılığımın bir fark yaratacağına inanmayı dileyerek görmeksizin gelen bulutlara baktım. gözleri ciddiydi. “Eh. “Avlanırken… kendimizi duyularımıza veririz. Aramızdaki bağı koparmaya çalışarak gözlerimi kapattım. Bir süre sonra gözleri büyüdü ve ışık değişmediği halde gözbebekleri genişledi. çoğunlukla tepkini merak ediyordum. “Hala niye beni avlanırken göremeceğini mi merak ediyorsun?” diye sordum.

Eğer biraz huzur bulacaksak kendimi yerde tutmanın bir yolunu bulmak zorundaydım. Her zaman ya Bella’ya doğru ya da Bella’dan uzağa kaçıyor gibi görünüyordum. Elektrik gitmemişti ve ellerimi direksiyonda tutmak için odaklanmam gerekiyordu Elim ona dokunduğum yerden tekrar acısız olarak iğnelenmeye başladı. yanında durabilmek için bir bahane olarak onu kapıya kadar geçirmek… Daha fazla hata yapmak yok.” Yarın. Ailemin hiçbir ferdinin bir geri dönüş şansı önerildiğinde tereddüt edeceğine inanmıyordum – eğer ölümsüzlüğü tekrar ölümlülüğe değişebilirse. Hepimiz bunun için ateşin içinde dururduk. hiçbir zaman olduğum yerde kalmıyordum. Bu adil değildi. Ön camdaki mikroskobik oyuklara baktım. “Bella. Hala meraklıydı. Gaza bastım ve arkamda kaybolduğunda iç çektim. “Ah. Ne istediğimi görmek için döndü. pek çok aptal kaza ya da hastalık ya da… benim tarafımdan.” Alnı kırıştı.” Yorum yapmadan uydu. Bella’nın varlığı binlerce narin dengeleli kimyasal işleme bağlıydı. meraklıydı. Kendi merakım hiçbir şekilde tatmin olmamıştı. Bunun için yalvaran insanlar bile vardı. sanki camın içinde saklı bir çözüm varmış gibi. Biz insan olabilmek için her şeyi verirdik. sorularını cevaplamak sadece benim sırlarımı ele vermişti – tahminlerim dışında ondan çok az şey almıştım. gitmesine izin vermenin beni incittiği kadar? Tek avuntum onu kısa zaman içinde tekrar görecek olmamdı. Benim ailem değil. “Ne sırası?” “Soruları sorma sırası. Narin kalbinin titrek temposu durdurulabilirdi. Akciğerlerinin ritmik çalışması. Arabanın dışında bile elektriğin yansıması havada vınladı. bugün çok fazla soru sormuş olmasına rağmen. 196 . Gerekirse günlerce ya da yüzyıllarca yanardık. bence artık içeri girmelisin. Türümüzün çoğu ölümsüzlüğü her şeyin ötesinde bir hediye olarak görürdü. görgü tanıklarıyla dolu. oksijen akışı onun için hayat ya da ölümdü. Gülümsedim ve onunla bir kere daha konuşmak için pencereyi indirdim – vücudunun sıcaklığı arabanın dışındayken daha güvenliydi. Bella?” “Evet?” “Yarın sıra bende. Ama hiçbirimiz bir geri dönüş yolu için şu anda benim olduğum kadar çaresiz olmamıştı. Ben de dışarı çıkmak istedim. daha güvenli bir yerdeyken kendi cevaplarımı alacaktım. hepsi çok kolay bozulabilirdi. Onun beni göreceğinden daha kısa süre içinde. arabandan çıktı ve arkasından kapıyı kapattı.Daha fazla hata yok. Felaket potansiyelini benim hissettiğim netlikle hissetmiş miydi? Gitmek onu incitmiş miydi. onlara hediyelerin en karanlığını verebilecek kişileri bulmak için karanlık yerleri arayanlar… Biz değil.