Tenis ayakkabılarırom tamamen eskimesinden, bizim de yeni bir çift alacak kadar paramız olmamasından hoşlanmazdım.

Hep, kötü bir şey yapmışım da bunun için cezalandırılıyormuşuro gibi hissederdim. . Daha iyi bir çocuk olmalıyım! Bu, Tanrı'nın beni cezalandırma şekliydi: kendi ayaklarıma bakmaktan utanayım diye, bana eski, boktan tenis ayakkabıları giydirmek. O zamanlar, giymeye zorlandığım o alay edilecek kadar eskimiş tenis ayakkabılarının anlamıyla, Devlet yardımı aldığımız ve Devlet yardımının da, doğası gereği, bir çocuğun gurur duyması için verilmediği gerçeği arasında ilişki kuramayacak kadar genç ve saftım. Yeni bir çift tenis ayakkabısı aldığımda, dünyaya bakışım birden değişirdi. Yeni bir insan olurdum, dünya üzerinde yeniden gururlu yürümeye başlardım ve dua ederken yeni bir çift tenis ayakkabısı alınama yardım ettiği için Tanrı'ya şükrederdim. Ama bu arada 1947 yazıydı ve ben onların eşyalarıyla gelmelerini beklemekten sıkılıp, yakınlardaki küçük bir bıçkıhanede çalışan yaşlı gece bekçisini ziyaret etmeye karar verdim. 13 Bıçkıhanenin yanında, derme çatma küçük bir kulübede yaşar ve bira içerdi. Hiç kimse bir şey almasın diye bıçkıhaneyi beklerken bir sürü bira içerdi. Bıçkıhane, işçiler evlerine gittikten sonra çok ama çok sessiz olurdu. O elinde bira şişesiyle beklerdi. Sanırım bütun bıçkıhaneyi yürütebilirdiniz ve o bunun farkına bile varmazdı. Onu sık sık ziyaret ederdim, o da bana boş bira şişelerini verir, sonra ben de onları dükkana geri verip her biri için bir peni depozit alırdım. Onun bira şişelerini toplamak iyi bir fikirdi. Güneşe bakmaktan çok daha iyi. · Kalastan geriye tekrar suyun içinden geçtim ve ayaklarım gene ıslandı. Sanki hep ıslaklarmış, hiç kurumamışlar gibi olmalarını sağlamak sadece birkaç saniye sürdü ama bu urourumda bile değildi. Bambu oltamı yanima almak veya onu çalıların arasına saklamak arasında bir karar verınem gerekiyordu çünkü yolun üzerinde zaman zaman kurbağa avladığım bir yer vardı. Orada durdum ve bu kararı verınem sürmesi gerektiğinden on saniye daha fazla sürdü. Oltamı çalıların arasına sakladım. Kurbağa fikri, güneş kadar sıkıcıydı. Göletin karşı tarafında balık tutan kadınla adama katılmak için geri döndüğümde onu oradan alacaktım. Şimdi, zaman açısından onların önündeydim, bu yüzden bana yetişebilmeleri için onlara iki saat verecektim. Onlar gelinceye kadar balık tutamamanın yanı sıra yapabileceğim başka şeyler vardı ve gece bekçisinin bira şişeleri bunlardan biriydi. 14 Bıçkıhaneye giden çeyrek mili yürürken aklım boş bira şişesi fantazileriyle meşguldü. Belki iki kasası vardı, üç bile olabilirdi. Aşağı yukarı bir haftadır onu ziyaret etmemiştim, belki de her zaman olduğundan daha fazla bira içmişti. Durumun böyle olduğunu umdum. Sonra, başka bir çocuğun onu çoktan ziyaret etmiş ve haklı olarak benim olması gereken bütün bira şişelerini almış olabileceği düşüncesine

kapıldım. Bu çocuk fikrinden hoşlanmadım. O yaşlı adamı en azından dört günde bir ziyaret edip bütün bira şişelerini kendim almayı hayatıının düzenli bir parçası haline getirmeye yemin ettim. Bu gelirin kaybı hiç de gülünecek bir konu değildi; özellikle hayatınızın bir bölümünde boktan tenis ayakkabıları giymek zorunda kalmışsanız.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful