P. 1
Varidat

Varidat

|Views: 94|Likes:
Published by Dinbilim

More info:

Published by: Dinbilim on Mar 09, 2013
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

03/14/2015

pdf

text

original

T.C.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ TASAVVUF ANA BİLİM DALI

İSMÂİL HAKKI BURSEVÎ’NİN ‘‘VÂRİDÂT’’ ADLI ESERİ’NİN TRANSKRİPSYON VE İNCELENMESİ Yüksek Lisans Tezi

FATİH TÜZEK

İSTANBUL, 2011

T.C. MARMARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ TASAVVUF ANA BİLİM DALI

İSMÂİL HAKKI BURSEVÎ’NİN ‘‘VÂRİDÂT’’ ADLI ESERİ’NİN TRANSKRİPSYON VE İNCELENMESİ Yüksek Lisans Tezi

FATİH TÜZEK

Danısman: PROF. DR. MUSTAFA TAHRALI

İSTANBUL, 2011

1

İÇİNDEKİLER
Sayfa no ÖNSÖZ…………………………………………………….……………............4 KISALTMALAR………………………………………………………...……..5 GİRİŞ………………………………………………………………………...….7

BİRİNCİ BÖLÜM İSMÂİL HAKKI BURSEVÎ’NİN HAYÂTI VE ESERLERİ
1- HAYÂTI…………………………………………………………………10 a) Halîfeleri………………………………………………………..………..12 b) İsmâil Hakkı Bursevî’nin Kronolojik olarak Hayâtı……………….……15 2-ESERLERİ………………………………………………………………..17

İKİNCİ BÖLÜM TASAVVUFÎ DÜŞÜNCEDE VÂRİDÂT KAVRAMI VE BURSEVÎ’DE VÂRİDÂT ANLAYIŞI
1- TASAVVUFÎ DÜŞÜNCEDE VÂRİDÂT KAVRAMI……….……………...38 2-İSMÂİL HAKKI BURSEVÎ’DE VÂRİDÂT ANLAYIŞI……………….........44

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ESERDE GEÇEN BA’ZI TASAVVUFÎ KAVRAMLAR
1- VÜCÛD…………………………………………………………………...…..53 2- KENZ-İ MAHFÎ...…………………………………………..............................57 3- VELÂYET-VELÎ-NÜBÜVVET……...……………………………….….........61 4- NEFS ve MERTEBELERİ………………………………..…………….……....69 . 5- ZİKİR….…………………....………………………………….........................75 6- VECD-TEVÂCÜD………………………………………….…….....……........82

2

7- TEVHÎD…………………………………………………………...…….........85 8- DEVR….………...…………………………………………………………...91

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM VÂRİDÂT METNİ TERCÜME VE TRANSKRİPSYONU
VÂRİDÂT METNİ……………………………...…………………….….……...98 SONUÇ…………………………..…....………...………………………...…....208 EKLER……………………….………………………………………..…...…..210 KAYNAKÇA…….…………………..…………….…………………...…….....289

3

Gösterdiği anlayış ve teşvikten ötürü Kuyucak Müftüsü Bilal BAŞOĞLU Hocam’a teşekkürlerimi bir borç bilirim. hidâyetini ve feyzini insanlığa cömertçe bahşeden. Âdem’den beri insanoğlu rabbini tanımak ve ona kul olmak maksadıyla yaratılmıştır. Mustafa TAHRALI’ya teşekkürlerimi arz ederim. İşte bu rehber. Dr. sürekli inişler ve çıkışlarla doludur. Madde kadar mânâ da önemlidir. Bize çalışmalarımızda yol gösteren muhterem hocam Prof. O bâtın ise. İstanbul 2011 Fatih TÜZEK 4 . Kâinat. Maddî-mânevî desteğini benden esirgemeyen âileme ve özellikle kıymetli eşim Hatice Tuba Hanım’a en içten duygularımla teşekkür ederim. Tez çalışmamızda gönül yolunun rehberlerinden olan İsmâil Hakkı Bursevî’yi ve onun ‘‘Vâridât’’ adlı eserini incelemeye çalıştık. maddenin bâtınıdır. İlk insan ve ilk peygamber olan Hz. varlığın ve yokluğun sahibi olan Allah’a sonsuz hamd ve şükürler olsun. sürekli bir değişim içerisindedir. her yolcunun da rehberi vardır.ÖNSÖZ Kâinatı sonsuz azamet ve rahmetiyle kuşatan. hayatın özü ve anlamıdır. Her yolun bir yolcusu. İnsana çizilen yol. Birde onların gölgesinde kâmil insan olmayı başaran velî kullardır. dünya ve âhiretin. Mânâ. Kur’ân ve peygamberdir. tecellîleriyle kullarının kalblerini cilâlayan.

çev. s.e.KISALTMALAR a.g.v.a. sad. s. h. Adı geçen eser Adı geçen makale Bursa Eski Eserler Kütüphanesi Bakınız Cild Çeviri Diyânet Vakfı İslam Ansiklopedisi Efendi Hicrî Hazırlayan Kuddise sirrurû Kütüphâne İstanbul İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınları İstanbul Üniversitesi İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Milli Eğitim Bakanlığı Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Vakfı Numara Nüsha Sayfa Sadeleştiren Sallallâhu aleyhi ve selem 5 . İFAV İÜ İÜSBE MEB MÜİFV nr. Ktp. haz.m.g. k. nü.s. a. BEEK bkz. İst. c. DİA Ef.

Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tahkîk eden Tercüme eden Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Varak Yayınlar 6 . UÜSBE vr. terc.SÜSBE tahk. yay.

Zaten bu usûl özellikle vâridât tarzında yazılan eserlerin karakteristik özelliklerindendir. Biz de.’’ Hadîs-i şerîfinin hakîkati araştırıldığında vârisliğin iki türlü olduğunu müşâhede ederiz: Birincisi. yüzyılda yaşamış olan irfân vârisliğine ulaşmış olan âriflerden biri de İsmâil Hakkı Bursevî’dir. eserleri hakkında bilgiler vermeye çalıştık. Bursevî’yi ve eserlerini anlayabilmek için yaşadığı dönem ve geçirmiş olduğu mânevî merhaleleri iyi anlamak gerekir. âlimlik sıfatının hakîkati olan ilm vârisliğidir. Lisans ve Doktora çalışmaları sâyesinde ilim dünyası bu zât’ı daha yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Bursevî eserini avâmdan çok havâs kimselerin anlayabileceği tarzda kaleme almıştır. Tezimizin ilerleyen kısımlarında bu konuyla ilgili yeterli bilgi verilecektir. Bu açıdan Bursevî’yi ve eserlerini daha yakından anlayabilmek için yapılan çalışmalar önem taşımaktadır. peygamberlerin vârisleridir. İkinci ise ârif sıfatının hakîkati olan irfân vârisliğidir. Konu tâkibi ciddi mânâda dikkat ve özveri istemektedir. Çalışmış olduğumuz eserin müellif nüshası Süleymâniye Kütüphânesi Âşir Efendi numara 165’te bulunmaktadır. Eser 79 varaktan oluşur. Bursevî’nin 1131 yılına âit vâridlerinden bahseden eserini anlamaya ve eserin tanınmasını sağlamak maksadıyla gayret göstermeye çalıştık.GİRİŞ ‘‘Âlimler. Eserde geçen âyet. İsmâil Hakkı Bursevî’nin hayatı. Ülkemizde Bursevî hakkında yapılan Y. Ancak bu tarz eserleri tâkip etmek bâzen zor olmaktadır. Özellikle Vâridât tarzındaki eserlerinin anlaşılabilmesi için bu çalışmalar çok gereklidir. Konular eserde dağınık bir şekilde serpiştirilmiştir. Tezimizi dört bölüme ayırdık: Birinci bölümde. 7 . ilâhî tecellîler açısından oldukça zengin bir yapıya sâhip olduğundan Bursevî’nin eserlerinin hakkıyla anlaşılabilmesi için yeterli ilmî birikime ve mânevî olgunluğa da ihtiyâç vardır. İşte 17. Eser Arapça ve Osmanlıca olarak yazılmıştır. Özellikle Bursevî’nin eserleri. hadîs ve ibâreleri renkli kalemle işaretlemiş ve onları şerh etmiştir.

gibi Hemze ve ayn eğer sâkinse (’) işâreti ile gösterdik. nefs ve mertebeleri. vâridât kavramı hakkında klasik kaynaklardan ve bâzı eserlerden bilgiler verdik. vecd-tevâcüd. (i) harflerini göstermek için (^) işaretini kullandık. âyet meâllerini de köşeli parantez [ ] şeklinde gösterdik. Bunu yaparken de tezimizdeki konuyla alâkalı kısımları da ilâve ettik. vü’’ şeklinde kullandık. “vücûd. sonrasında Bursevî’nin alâkalı kavramla ilgili görüşünü verdik. Metindeki âyet ve sûre numaralarını parantez ( ) şeklinde. emin olamadığımız kelimeleri de [?] şeklinde gösterdik.İkinci bölümde. eserde geçen bâzı kavramları açıkladık. Bu kavramları açıklarken ilk önce genel mânâda kavramların tanımlarını yaptık. (u). u sesleri) ā ve ū seklinde yazdık. Vâridât hakkında yazılmış tanınmış eserler hakkında bilgiler vermeye çalıştık. ‘‘Ve’’ bağ edâtını. Daha sonra da Bursevî’nin vâridât hakkındaki görüşlerini ve tezimizde geçen vâridât konularını kısaca belirttik. Eserimizi çalışırken yazımda dikkat ettiğimiz hususlar şunlardır: Uzun okunan (a). Örn: Kārî. yerine göre ‘‘u. 8 . Osmanlıca metni ise Latin harflerine çevirmeye gayret gösterdik. Bu kavramlar. Kāf ve gayn herflerinden sonra gelen med harflerinden vâv ve ye seslerini (uzun a. kenz-i mahfî. vu. velâyet-velî-nübüvvet. zikir. Dördüncü bölümde ise vâridât’ın Arapça metninin tercümesini yapmaya çalıştık. tevhîd. devr”dir. Metindeki âyetleri kalın puntolar kullanarak yazdık. gāfil. ü. Tez’de okuyamadığımız kelimeleri […?] şeklinde. Üçüncü bölümde.

BİRİNCİ BÖLÜM İSMÂİL HAKKI BURSEVÎ’NİN HAYÂTI VE ESERLERİ 9 .

g. 3 Hüseyin Vassâf. (Tasavvufî Meseleler. . (haz. Dr. Kadı Ahmet Efendi’nin kızıdır. DİA. s.e. Osman Fazlî Efendi’nin halîfesi olan Ahmet Efendi’den Arapça dersleri almıştır. Ahmed zamânında geçirmiş oldukları büyük bir yangın sonrası Mustafa Efendi ve âilesi Rumeli’deki Aydos’a yerleşir. 23. 5 Mehmed Ali Aynî. kelâm ve ferâiz bahislerini. özellikle ‘‘Bursevî’’ nisbesiyle meşhûr olmuştur. Bursevî. İstanbul 1928. 4 Hasan Kâmil Yılmaz. s. Daha sonrasında Zeyrek Câmii’nde doksan gün halvete girer. Babası Mustafa Efendi. s. 175. Şemseddin. Kendisinden İsmâil Hakkı. 9. a. Murat Yurtsever). Bursevî’nin babası sürekli tasavvufî çevrelerle ilişki içindeydi. Mustafa Efendi..g. s. Bayram Çavuş’un oğludur. Edirne’ye gitmesinde Osman Fazlî Efendi’nin tavsiyesi etkin olmuştur. Van 1999. Halvet bittiğinde dervişlere hizmetle görevlendirilir. çev.. Kemâl-nâme-i İsmâil Hakkı Bursevî Biyografisi. 175. 1 Tamâmü’lFeyz ve Silsilenâme-i Celvetî başta olmak üzere ba’zı eserlerinde hayâtı hakkındaki bilgileri kendisi vermektedir. “İsmâil Hakkı Bursevî Hakkında Bir Tedkik”. Dârü’l-fünûn İlâhiyat Fakültesi Mecmûası. 4 Osman Fazlî Efendi. Babası. 11. c. İsmâil Hakkı. Bursa Dergahları Yâdigâr-ı Şemsî. Aydos’a yerleştikten sonra da Zâkirzâde Abdullah Efendi’nin halîfesi olan Celvetî şeyhi Osman Fazlî Efendi ile yakın ilişki içinde olmuştur. Uzun süre Bursa da yaşadığı için “Bursevî”. tarîkat yoluna girer. tecvîd ilimlerini öğrenmiştir. İstanbul’un Aksaray semtinde doğmuştur. . Bursevî’yi on yaşındayken tahsil için Edirne’ye gönderir. Aziz Mahmud Hüdâî ve Celvetiyye Tarîkatı. Kitâbu’l-Envâr. İsmâil Hakkı eğitimini bitirdiğinde henüz 23 Ali Namlı. anne tarafından da İlmiyye sınıfına âit bir aileden gelmektedir. İstanbul 1992. bir süre Üsküdar da yaşadığı için “Üsküdârî”. Nâim Avan). 11. 3 İsmâil Hakkı’nın yedi yaşında annesi vefât eder. s. Mehmet Şemseddin. (haz. . 102. okuma ve yazma öğrenmiştir.1-HAYÂTI 1063 Zi’lka’de. çeşitli kitapların tahlîli. Bursevî. Celvetiyye tarîkatına mensup olduğundan “Celvetî” nisbeleriyle tanınmış. Edirne’ye gitmeden önce Aydos’da geçirmiş olduğu dönemde boş durmamış. 8. 241. Annesinin ismi Kerîme Hanım’dır. Bursa 2000. a. İsmail Hakkı Bursevî. Ekim 1653’te bugün Bulgaristan sınırları içerisinde bulunan Aydos’ta doğdu. Bursevî’yi akrabası ve yetiştirmiş olduğu talebelerden olan Abdülbâkî Efendi’ye emânet etmiştir. Mustafa Kara-Kadir Altansoy) Uludağ 1997. 2 1 10 . s. hüsn-i hat. s. Baba tarafından tasavvuf’a. “İsmâil Hakkı Bursevî”. 108.e. Babası sâyesinde daha üç yaşındayken Osman Fazlî Efendi’nin tevcühüne mazhar olmuştur. 5 Çeşitli ilimleri bu zâtın himâyesinde okur. Bu dersler devâm ederken bir ara Osman Fazlî Efendi’nin yanına gelen Bursevî.. 2 III.

6 Daha sonra bir müddet için Tekfur Dağı’na çekilmiştir. İsmâil Hakkı. İşte bu tasavvufî vaazların kaleme alınıp. Eğitim sonrası İsmâil Hakkı. 7 Üsküp’e giden İsmâil Hakkı. 110-111. s. 6 7 Aynî. a.yaşındaydı. Nihâyet İsmâil Hakkı’yı. Üsküdar’daki Ahmediyye Câmisine vaaz için görevlendirilir. Mustafa Paşa câmilerinde yapılan vaazlara gidip dinlemiş ve halkın nabzını yakından tâkip etmiştir. Üsküp’te 24 yaşında iken meşâyihden Mustafa Uşşâkî’nin kızıyla evlenir. Belde halkı.g. s. Vaazlarında belde halkının yapmış olduğu hatalara değinmiş ve onları azarlamıştır. s.e. Aynî. 9 Daha sonra İsmâil Hakkı. İsmâil Hakkı. İsmâil Hakkı ile ahâlinin bu münâzaraları altı sene sürmüş. Bursa halîfesi Sun’ullah Efendi’nin vefât etmesi üzerine İsmâil Hakkı’yı Bursa’ya halîfe olarak gönderir. 1685 yılında IV. Daha sonra. Mehmed’e vaaz etmek maksadıyla Edirne’ye çağrılır.g. s. Hakkı bu dâvetleri kabul etmemiştir. Şeyhi Osman Fazlî’ya şikâyet etmişlerdir. Bunun üzerine İsmâil Hakkı İstanbul’a çağrılmıştır.109. Ulucâmi başta olmak üzere çeşitli câmilerde vaazlarda bulunur. onun bu azarlamalarından usanıp Hakkı’yı. şiirlerle bezendikten sonra Arapça olarak kaleme alınmasıyla Rûhu’l-Beyân adlı tefsîr 1705’te yazılmıştır. İstanbul’daki şeyhü’l-İslâm’a şikâyet etmişlerdir... 8 Aynî. 110.. 8 Üsküp ahâlisi sefâhatle vakit sürmekteydi. Bu arada yoğun talepler üzerine belde müftüsü. zengin bir kadın yeni bir zâviye inşâ ettirmiş ve İsmâil Hakkı’ya burada görev yapması için ricâda bulunmuştur.e. İsmâil Hakkı. onları bu sefâhatten vazgeçirmek için bütün güçüyle vaaz etmeye başladı. a. İstanbul’a döndüğü vakit üstâdı Osman Fazlî Efendi tarafından vaaz için Üsküp’e gönderilmiştir. yıkık bir zâviyeyi tâmir ettirerek İsmâil Hakkı’ya tahsîs etmiştir. İsmâil Hakkı’nın ilmî neşriyyesi Üsküp’te başlamıştır. Bu sırada başka kasabalardan zâviye yaptırıp Hakkı’yı dâvet edenler olsa da. a. vahdet-i vücûd meselesi yüzünden sıkıntı yaşar. İsmâil Hakkı da eski zâviyeyi refîklerine hediye etmiştir. 109.g. Fakat bir câmi dersinde. Fakat orada çok kalmamıştır. Edirne’de şeyhinin gözetiminde Füsûsu’l-Hikem’i okumuştur. Osman Fazlî Efendi. 11 .e.g. 9 Aynî. Bursevî burada uzun müddet kalmış. yorumlanıp.. şeyhini ziyâret maksadıyla Kıbrıs’a gider.e. a.

e. s. . 15 Orada bir câmi yaptırır. 12 Vassâf. Hac dönüşü İstanbul’a gider. 176. 103. Esrârü’l-Hac adlı eserinin bu esnâda kaybolduğu söylenir.g. 1714’de Tekirdağ’a geçerek irşâd hizmetlerinde bulunur. İstanbul’daki devlet ricâli üzerinde etkili olsa da bu etki Azîz Mahmud Hüdâyî kadar olamamıştır. 117. Kendisini irşâd ve eser yazımına ayırır. Şemseddin. 14 1130 târihinde İsmâil Hakkı tekrar Bursa’ya döner. 17. Zaten kısa süre sonra da Osman Fazlî Efendi vefât eder. . 13 Namlı.g. Üsküplü olmasına rağmen uzun süre Edirne’de kaldığından Edirne’li diye tanınır. a. Avusturya savaşı patlak verir. 17. İsmâil Hakkı ile Üsküp’te tanışmış ve ona bağlanmıştır. Buradan da İbnü’l-Arabî muhabbetinden dolayı Şam’a geçer. Kabrinin yakınlarında akrabaları ve sevdiği insanların mezarları vardır. Ali Namlı. 1717 de Bursa’ya döner..g. Kabri. 103. Vahdetî mahlası Bursevî tarafından kendisine verilmiştir. Vassâf. bizzat bu savaşa katılıp dönüşte de Bursa’ya gelir. s. oradan da Kāhire’ye geçer. s. 12 . 14 Namlı. a. 102-103.. 1700 târihinde Hac yolculuğuna çıkar. Bursa Tuzpazarı’nda inşâ ettirdiği câminin kıble tarafındadır. 12 Bir ay kadar İstanbul’da kaldıktan sonra İskenderiyye. Osman Fazlî Efendi’nin de hizmetinde bulunmuş cenâzesinin 10 11 Namlı.m.e.. s.g. 11 İsmâil Hakkı. Vefât ettiğinde yetmiş beş yaşındaydı. 9 Zi’lka’de 1137’de (20 Temmuz 1725) vefât eder. bu ziyâretinde kendi yerini İsmâil Hakkı’ya devreder. a. Şeyhûniyye Medresesi yanındaki Kādiri Dergâhında ikāmete başlar..g. a.g. a..g. a.ve II. 1710’da Hicâz yolculuğuna çıkar. Oradan da Bursa’ya geçer. a. 1135/1713): Ulemâ ve âriflerdendir.m.m. s. Âişe Hanım ve Hanîfe Hanım ile burada evlendiği söylenir. s. Yaklaşık on kadar eserini burada kaleme almıştır.g.e. Bursevî. 10 Bu arada I. Yedi ay Mekke ve Medîne de kalır.m.....e. 13 1720’de İstanbul’a gelerek Üsküdar’a yerleşir. Bir daha da Bursa’dan ayrılmaz. 16 Namlı. a.Şeyhi. s. s. a. 103 15 Aynî. 103.m.g. s. Hac dönüşü eşkiyâların saldırılarına uğrar. 16 a) Halîfeleri Bursevî’nin yetiştirmiş olduğu halîfelerinden ba’zıları: Osman Vahdetî Efendi (ö.

g. Bu yüzden Keşanî diye şöhret bulmuştur. s.g. 19 Ali Namlı..e. İsmâil Hakkı Bursevî Hayâtı Eserleri.e. 17 Mehmed Bahâüddin Efendi (ö. “Mukadderât. İstanbul’un çeşitli yerlerinde de vaazlar vermiştir.g. a.g. 1150/1737): İmam Abdulazîz Efendi’nin oğludur. 21 Vassâf.e. duygulu heyecanlı tasavvufî şiirlerden oluşan bir eserdir. 1151/1738): Gelibolu’lu olup tercîhen Keşan’da yaşamaktadır.. Vefât ettiğinde cenâze namazında tüm devlet erkânı ve ulemâ iştirâk etmiştir. 2001. unsurların tabîatlarını tanıma. diğeri ise Şeyh Hüseyin Şâhidî Efendi’dir. Daha sonra İsmâil Hakkı’ya intisâb etmiştir. 225.yıkanmasına yardım etmiştir.. a. Mânevî terbiyesini ilk önce babasından almıştır. 20 Vassâf. Osman Fazlî ile ilgili bir eser olan Tamâmü’l-feyz’in yazılmasına da vesile olmuştur. Sevânihu’n-nevâdir fî ma’rifeti’l-anâsır: Nefsi tanıma. 1726 tarihinde vefât etmiştir. insan konularının bahsedildiği bir eserdir. a. Sorulan bir takım sorulara cevâben yazılmıştır. 222. 13 .. a. s. 20 İsmâil Hakkı’nn en güzîde halîfelerindendir. 23 Namlı. levh-i mahfûz. a. Babasının vefâtından sonra yerine geçmiştir.224. âhiret…gb. Kabri. a. s. Babası.e. “Bir elif bul mekteb-i irfânda” matla’lı kasîdesini şerh etmiştir. 1725’te Hac ziyâretinde bulunmuştur. 75. 22 Namlı. 1723’te Edirne’de vefât etmiştir. 223. s. 23 17 18 Vassâf. 82. 1737 târihinde vefât etmiştir. 222. 77. s. Biri Şeyh Alî Senâî. 1164/1751): Mudanya doğumludur.e.” 22 Şeyh Abdurrahmân Efendi (ö.g.. Emir Sultân Âsitânesi’nin batı kapısındadır. İki evlâdı vardır.e. Şerh-i Kasîde-i İsmâil Hakkı: Şeyhi ve kerâmetleri hakkında bilgiler vermiş. Daha sonra Bursevî’ye intisâb etmiştir. 21 Geniş bir kültüre ve ilme ulaşmıştır. Belli başlı eserleri şunlardır: Dîvan: 1151 de tamlanmış 114 gazeli ihtivâ eden. Celvetî âdâbı üzerine irşâd hizmetlerinde bulunmuştur.. 19 Süleyman Zâtî Efendi (ö. s. Hocası Ahmed Efendi ve Niyâzî Mısrî’nin halîfelerinden Mehmed Efendi’den ilim öğrenmiştir. Tarîkat Anlayışı. Ali Namlı.g. Miftâhu’l-mesâil: Edirne’de yazmıştır. İst. 18 İshâk Efendi (ö. 1138/1726): Bursevî’nin oğludur. s. Babasının vefâtından sonra kendisinin yerine geçmiştir. Osman Fazlî Efendi’nin halîfesi olan Mustafa Efendi’dir.

e. a. 31 24 25 Vassâf.e. Daha sonra ise Bursa’ya giderek İsmâil Hakkı’nın vefât eden oğlunun yerine geçmiştir.. a. s. a. 81.e. Namlı. a. 225. Mekke’de uzun yıllar irşâd faaliyetlerinde bulunmuştur.. 1768 tarihinde vefât etmiştir.. Namlı.g. Belli bir müddet Bursevî’nin halîferi tarafından eğitilmiş daha sonra da Bursa’ya gelerek İsmâil Hakkı’ya intisâb etmiştir. s. 30 Abdullah Hasköyî: İsmâil Hakkı’nın halîfelerinden ehl-i ilim ve irfân sâhibi bir kimsedir.g. Ahmed Pertevî’de bu şerhleri istinsâh etmiştir. a. Kabri İsmâil Hakkı’nın kabrine yakın bir yerdedir. a. 227. 31 Namlı. .e. .e. 1167/1754): Memleketi Usturumca’dır. 28 Ahmed Pertevî Efendi (ö. s.g. . 30 Vassâf. İsmâil Hakkı’nın Şam’dayken Beydâvî tefsîrinden şerhler yazmaya başlamıştır. 26 Derûnîzâde Mehmed Hulûsî Efendi (ö.. a. Namlı. 74.e.. 14 . 229. Küçük yaşlarda İsmâil Hakkı’nın sohbetlerine katılma bahtiyarlığına ermiş ve duâsını almıştır. Yine Kitâbu’l-Envâr adlı eseri de istinsâh etmiştir.g. 229. 226. 1165/1752): Aslen Tekirdağ’lıdır.g. 27 Ahaveyn Efendi (ö. 29 Namlı. 26 Namlı..g. Balkanlarda halîfe iken Bursevî’yle birlikte Bursa’ya gelir.e. a. Kasîde-i Emâliyye ve Kasîde-i Nûniyye üzerine Türkçe şerhler yazmıştır. s.g.e. s.Mehmet Hikmetî Efendi (ö. 1752’de vefât etmiştir. 227. Ahmed Pertevî.. 1776’da Bursa’da vefât etmiştir. 29 Yahyâ Efendi: Yahyâ Efendi. 73.. s. a.e. 28 Namlı. 228.g. 1176/1762): İsmâil Hakkı’nın halîfelerinden olup âlim bir kimsedir.g. a.e. Vassâf. Mânevî irşâd ehliyetini İsmâil Hakkı’dan almıştır. 1182/1768): Memleketi Tekirdağ’dır. s. 74.. s. 25 İsmâil Hakkı. 27 Vassâf. a.g. Bursevî’nin Kitâbu’l-Hakkı’ssarîh adlı eserini Muhtasaru’l-Hakkı’s-sarîh olarak ihtisâr etmiştir. 24 Babası Hacı Ahmed Ağa’dır. s.e.g. Osman Fazlî Efendi’yi ziyâret maksadıyla Kıbrıs’a da gitmiştir. Memleketinde hocalık ve irşâd faaliyetlerinde bulunmuştur. vefâtından kısa süre önce kendisini Üsküdar’a halîfe tâyin etmiştir. s... s.

1099-1688 Üçüncü kez ziyâret eder. 1074-1664 On bir yaşında Edirne’ye gitti. 1086-1675 Halîfe olarak Üsküp’e gönderildi. a. 1100-1689 Dördüncü kez ziyâret eder.g. a. s. 230.g.e.. 230.Yûnus Efendi: İsmâil Hakkı’nın İstanbul halîfesidir. 1101-1690 Beşinci kez ziyâret eder. 34 Namlı. 1092-1681 Halîfe olarak Köprülü’nün yanına gönderildi. 15 .e.. a. 230.. 35 Namlı. 32 Mehmed Zikrî Efendi: İsmâil Hakkı’nın Hac arkadaşıdır. a. Namlı. s. 32 33 Namlı. 1083-1672 Osman Fazlî Efendi’nin hankâhına geldi. 1098-1687 İstanbul’daki şeyhini ikinci kez ziyâret eder..g. 1095-1684 Edirne’deki üstâdını ziyâret eder. s. 230. 1087-1676 Şeyh Mustafa el-Uşşâkî’nin kızı ile evlendi. 33 Radovişli Ali Efendi 34 İçelli Abdulazîz Efendi 35 b) İsmâil Hakkı’nın Kronolojik olarak Hayâtı 1063-1653 Aydos’ta doğdu.e. 1097-1686 Bursa halîfesi olduktan sonra şeyhini İstanbul’da ziyâret eder. 1093-1682 Halîfe olarak Usturumca’ya gider.e.g. s. 1096-1685 Edirne’deki şeyhinin yanında üç ay kadar kalır.

1135-1723 Üsküdar’dan Bursa’ya geçer. 1102-1691 Şeyh Atpazârî Osman Fazlî Efendi vefât etti. 16 . 1118-1706 Anne-babasının ziyâreti için Aydos’a gelir. a. 1107-1695 I. 1126-1714 Bursa’dan Tekirdağ’a gelir.1102-1690 Sürgün de olan şeyhini Kıbrıs’ta ziyâret etmiştir. 1126-1714 Âişe Hanım ile evlenir. 1108-1696 II. 113-114. 1132-1720 Şam’dan Üsküdar’a döner. 1122-1710 İkinci kez Hacca gider. 1117-1705 Rûhu’l-Beyân’ın te’lîfini ve vaaz olarak takrîrini hazırlar..e. 36 36 Namlı. Ve orada Câmi-i Muhammedî’yi yaptırdı. 1111-1700 Hacca gider. Avusturya seferine katılır. Avusturya seferine iştirâk eder. 1112-1700 Hac dönüşünde eşkiyâ tarafından saldırıya uğrar. s. 1129-1717 Tekirdağ’dan Bursa’ya döner.g. 1123-1711 Hac dönüşü Bursa’ya gelir. 1115-1704 Üç ay sıkıntılı bir hastalık geçirir. 1137-1725 Vefât etmiştir. Bursa’dan da Şam’a gider.

ba’zı eserlerin isimlerinin konulmamış olması. Yâdigâr’ı Şemsî’de 115. Bunun dışında kaynaklarda zikredildiği halde bulunmayan 10 adet eseri vardır. a. 40 37 38 Namlı. Bursevî’nin aynı eserine farklı isimler vermesi. Hadîkatü’l-Cevâmi’de 68 olarak verilmektedir. 9 tane eseri de 300 varaktan fazladır.000 beyitten.g. İsmâil Hakkı Bursevî’ye âit kütüphanelerde 115 adet eser tespit edilmiştir. 85. Kayıp ve istinsâhlarla birlikte eser sayısı 135 olmuştur. s. 39 Namlı.g. a.000 beyitten fazla olduğunu belirtir. Doç. 40 Güleç.t.2. Bursevî’nin gençlik yıllarında yapmış olduğu istinsâh çalışmalarının sayısı da 7 dir. Eserlerinin varak sayılarına göre bir sınıflama yapacak olursak. Hüseyin Vassâf’a göre onun bir eserinde 70.. (Doktora Tezi). 163. s.. Dr. kütüphâne kayıtlarındaki farklılıklar. Sefîne-i Evliyâ’da 120. 39 Eserlerinin hepsinin hacmi farklıdır. a. s. İsmail Güleç.A. Bunun nedenleri. 11 tane eseri 201 ile 300 varak arası. a. 38 tane eseri 21 ile 100 varak arası.. Türk Azizleri’nde 134. s.e. Yekta). Yaklaşık 38’e yakın eseri 20 varaktan az bir hacme sahiptir. 104. İstanbul 2002.m. 21 tane eseri 101 ile 200 varak arası. (danş. . s. gerçekten eserlerinin sayısının fazla olması. 86. İsmâil Hakkı Bursevî’nin eserlerinin büyük bir kısmı Türkçe olarak kaleme alınmıştır. 162. Ona âit olmadığı halde onunmuş gibi gösterilen de 9 eseri vardır. Namlı. Yaklaşık kırk kadar Arapça ve bir kısmı da Arapça-Türkçe karışık olarak kaleme alınmıştır.ESERLERİ İsmâil Hakkı Bursevî’nin eserlerinin sayısı hakkında net bir bilgi bulunmamaktadır.e. Kemâl-nâme-i Hakkı’da 132. küçük risâlelerin müstakil birer eser olarak ele alınması. 86. İsmâil Hakkı Bursevî’nin “Rûhu’l-Mesnevî”sinin İncelenmesi.g. 38 Eser sayısı ile ilgili olarak klasik kaynaklarda verilen eser sayıları: Osmanlı Müellifler’inde 105. Eserlerinde çok sık olarak şiirlere yer vermiştir. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı. diğer bir eserinde 100. M.. Bursevî’ye âit olmayan eserlerin de ona âitmiş gibi gösterilmesi…gibi 37 Yapılan bir doktora çalışmasında. 17 .g.

. a. Bu. Bursa 1991.e. hem Arapça hem de Türkçe’dir. Ankara Ünv. Hece vezniyle yazılmıştır. s. . müfredler ve müteferrik manzumlarda bulunmaktadır. Kâfiye sırasında göre tertip edilmiştir. fıkıh gibi konuları ihtivâ eder. Daha çok Türkçe’yi kullanmıştır. İstanbul 1975. Arapça olarak kaleme aldığı eserlerin konusu tefsir. İsmâil Hakkı. Süleyman Cansız. Güleç. İsmâil Hakkı Bursevî ve Divânı. İsmâil Hakkı Celvetî Divânı II. s. 26 kitabı ise Arapça’dır. Gazellerin bol olduğu bir eserdir. tarîkat çevrelerince çok okunup anlaşılmasını sağlamaktır. İ. Hac yolculuğunda Kāhire’de Ezher Üniversitesinin hocalarından el-Mısrî el-Birmavî’nin talebi üzerine kaleme almıştır.g..g. 69 tane kitabı Türkçe’dir. Türkçe olarak yazmış olduğu eserlerde ise konu olarak tasavvuf’u işlemiştir. birçok konu ele alınarak işlenmektedir.. İlâhiyat Fakültesi.. a. a. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü. Bazı eserleri de. Beybek Genel 745/3’te bulunur.Ü. 22 kitabı ise bir kısmı Arapça. s. Mehmet Zikrî’nin hattıyla Beyazıt Devlet Kütüphânesi Genel 3507’de yer almaktadır. Diğer adı Fütûhât-ı Burûseviyye’dir. bir kısmı ise Türkçe’dir. Bölüm.g. bayram günleri de namazdan sonra okunmasının hikmeti nedir? Namaz 41 42 Güleç. Bursalı İsmâil Hakkı Divânı.t. 43 Güleç.g.t. Bu eserin üzerinde ba’zı çalışmalar da yapılmıştır. Beyazıt Genel 3504 (müellif hattıyla) Süleymâniye Hâşim Paşa 77. a. 90. Bunun sebebi ise. Eserde rubâiler. 86. Namlı. 42 Biatnâmeler ve İcâzetnâmeler: Bursevî’nin ehil kimselere vermiş olduğu izinlerdir. Bu sorular: Hutbenin Cuma günleri namazdan önce. İlâhiyat Fakültesi.İsmâil Hakkı’nın eserleri çoğunlukla Arapça ve Türkçe’dir. s. Uludağ Ünv. daha çok Bursevî’nin vâridât türünden olan eserlerinde görülmektedir. 18 . Muzaffer Aygünoğlu.t. 168. Edebiyat Fakültesi. Eserin yazma nüshaları. Bunlar: Murat Yurtsever. Farsça’ya ise daha çok şiirlerde ve eserlerinin ba’zı yerlerinde kısa cümleler olarak yer vermiştir. 41 İsmâil Hakkı Bursevî’nin Eserleri: Divân-ı İsmâil Hakkı: 1687 yılında yazılmıştır. 90. Ankara 1980. 43 Ecvibetü’l-Hakkıyye an es’ileti’ş-Şeyh Abdurrahmân: Bu eserde ibâdetlerle alâkalı olarak 7 soruya verilen cevapları içerir. Bu eserlerde tek bir konu değil.

Süleymâniye Hâlet Efendi 250/2. . Bursevî. Eserin en meşhûr şerhidir. . Hacı Mahmut Efendi. 48 Namlı. a.g.e.e.50 vakit iken 5 vakte indirilmesinin hikmeti nedir? Namazın rekatlarının ve her namazın bir vakte hasredilmesinin hikmeti nedir? 3 ve 4 rekatlı namazlarda 2 kez oturmanın hikmeti nedir? Ba’zı vakitlerde kıraat sesli. 92. Peygamberimizin hayâtı. mûcizeleri. İst 2001. 91. Eser. halk arasında çok mûteber olmuş ve sürekli olarak okunmuştur.Ü. 45 Esrâru’l-Hurûf: Arap alfabesininin 29 harfinin işâret ettiği tasavvufî ma’nâdaki bir eserdir.g. Şerhte Bursevî kendisine âit 519 ilâhiyi de eklemiştir.. Süleymâniye Hâlet Efendi 250/2. 46 Güleç. s. (Genel.. a.e. 59-61. Eserde 24 tane tercî-bend. İ.. rüyâda Yazıcızâde’nin kendisinden insanların bu eseri daha iyi anlamaları için bizzat açıklamalarla eseri kaleme almasını istediğini söylemiştir. Güleç. 44 Es’ile-i Muhammed Sahafî: Eser Niyâzî Mısrî’nin halîfelerinden Şeyh Muhammed Sahafî’nin göndermiş olduğu kırk civârındaki manzum sorulara İsmâil Hakkı’nın verdiği cevaplardan oluşan bir eserdir. Eserin dili Türkçe’dir.t. Süleymâniye Kütüphânesi. Yazma nüshası. 1 tane terkîb-bend ve kıt’alar bulunmaktadır. Hacı Mahmut 2357. kıyâmet alâmetleri ve âhiret hayâtı. s. s. 48 Eserin üzerinde yapılan ba’zı çalışmalar da bulunmaktadır: Mehmet Ali Eşmeli. a. Muhammediyye adı altında halk arasında meşhûr olmuştur. “İsmâil 44 45 Namlı. BEYBEK. ba’zı vakitlerde de cehrî olmasının hikmeti nedir? Güneşin batıdan doğmasının hikmeti nedir? Bayram namazlarındaki tekbirler ve ellerin kulaklara kadar kaldırmanın hikmeti nedir? Eserin yazma nüshası. Eserin yazma nüshası. Eser 3 bölümden oluşur: Yaratılış. 91.t. 47 İki cilt olarak yazılmıştır. nr. a. a.g. a. s.. yakınları. 171-172. BEYBEK Ulucâmi 1764/1 kütüphânelerinde bulunmaktadır. 47 Namlı. 2537/2 de bulunmaktadır.t. “İsmâil Hakkı Bursevî’nin Muhammediye Şerhi (İkinci cilt) Ferâhu’r-Rûh”.g.g. 46 Ferâhu’r-Rûh: Yazıcızâde Mehmed Efendi’nin Muhammediyyesi’ne âit Türkçe şerhtir. 323+334+338 vr. Hüseyin Yenice. 19 . Güleç.. Sosyal Bilimler Enstitüsü. s. ) dir.g. BEYBEK Ulucâmi 1764/1 kütüphânelerinde bulunmaktadır. 171. Eserin müellif nüshası. s. 182.

94. s. 53 İhtiyârât: Peygamberler. 51 Hazarâti’l-Hamsi’l-İlâhiyye: Târifât adlı eserinden Hazarâtu’l-hamü’lİlâhiyye ile İnsânu’l-kâmil maddelerine yapmış olduğu Türkçe şerhlerden oluşmaktadır.g. a.Hakkı Bursevî’nin Ferâhu’r-Rûhu’nun I. 52 Güleç. Ferâhu’r-Rûh Muhammediye Şerhi I-II. Yazma nüshası. a.. Genel 80. Bursa 2000-2001. Güleç.. 2 sayfadan oluşmaktadır. İst.t.t. s. Yazma nüshası Süleymâniye Âtıf Efendi 1420/2’dedir. 93.. (haz. Genel 87/2’de bulunmaktadır.. Mustafa Utku). 53 Güleç. Yazma nüshası Süleymâniye Hâlet Efendi 414/4’dedir. Yazma nüshası BEYBEK.t. Atatürk Kitaplığı.. Âtıf Efendi 1396. Bir takım vâridâtlarda anlatılmaktadır. 20 . s. a. a.g. 56 Güleç. Hû isminin açıklamasını ihtivâ etmektedir. 55 Güleç. M. a.g. Arap alfâbelerine bakarak tasavvufî ma’nâları açıklamaktadır. s. 54 Güleç.t.1987. Süleymâniye Hacı Mahmut 1867/1 kütüphânelerinde bulunmaktadır. su. Yazma nüshası: İ. Cildinde Geçen Tasavvufî Istılâh ve Semboller”. a. 93. 93. 50 Hayâtu’l-Bâl: 1723’te Bursa’da yazılmıştır.Ü.g.. 55 İzzü’l-Ademî: Bursevî’nin şiir ve vâridâtlarından oluşmaktadır. BEYBEK. 56 49 50 Güleç. 49 Hakāyıku’l-Hurûf: Esrâr-ı Hurûf’un Arapça’sıdır.Ü. Genel 84. Sosyal Bilimler Enstitüsü. s. a. s.. a.t. Hâlet Efendi 414. Âtıf Efendi 142/3. Pertev Paşa 637/3 kütüphânelerinde bulunmaktadır. 1720 târihinde yazılmıştır.. rü’yet ve rûh hakkındaki tasavvufî görüşleri içeren bir eserdir. Hayâtı hakkında bilgiler vermektedir. 1719’da kaleme alınmıştır.g. BEYBEK. Osman Ergin 1702’de bulunmaktadır. 94.t.g. 92. 94. TürkçeArapça bir eserdir.t. 54 İsm-i Hû: 1722’de Üsküdar’da yazılmıştır. 94. 52 Hüccetü’l-Bâliğa: Tasavvuf terimlerinin açıklandığı bir eserdir.g. TY 2217. s. Eserin yazma nüshaları: Süleymâniye Mihrişah 189/6. 51 Güleç.t.g. s.

İlk 6 bölüm tarîkat bilgisini içerir. TY. s. Edirne Selimiye 1100. 59 Güleç.. “Küntü kenzen mahfiyyen” kudsî hadîsini ve ba’zı vâridât şerhlerini içermektedir.g. 3602. 95.473/1 . s. a. 58 Kitâb-ı Vâridât-ı Hakkı: Vâridât-ı Kübrâ’dan önce kaleme alınmış bir eserdir.Ü.g. İ. a. a. Süleymâniye Hâlet Efendi 332/3.g. kütüphânelerinde bulunmaktadır. a. 94. İstanbul Rahmet Yayınları. 830. 1 giriş ve 17 bölümden oluşmaktadır.t. Güleç. Yazma nüshaları: BEYBEK Genel 75. Üsküdar Selimağa Hüdâyî 472/1. Türkçe-Arapça karışık olarak yazılmıştır.. 60 Güleç. Müellif nüshası. Esat Efendi 1790. Arapça olarak kaleme alınmıştır. 95. Eserin yazma nüshaları: BEYBEK 86/3. Günün belli vakitlerinde kalbe doğan ledünnî bilgilerden bahseden bir eserdir. 21 . Gizli Hazîne. TY. 57 Kitâbu Dürerü’l-İrfâniyye: Vâridât türünde yazılmış bir eserdir.Ü. Süleymâniye Hâlet Efendi 244. Müellif nüshası İ.. s. 1980 yıllarında da kitap olarak basılmıştır. Eserin en sonunda ise şeyhini ziyâret ederken tutmuş olduğu notlar yer almaktadır.t. Osman Fazlî Efendi’yi anlatır. Süleymâniye Hüsrev Paşa 189. 60 Hakku’s-Sarîh: Kur’ân-ı Kerîm’deki ba’zı âyetlerin tefsîri yapılmıştır.t. Hacı Selim Ağa Hüdâyî 57 58 Güleç. s. 59 Tamâmü’l-Feyz: Şeyh Osman Fazlî Efendi’nin vefâtından sonra Osman Dede’nin talebi üzerine şeyhini tanıtmak için yazdığı bir eserdir. 1967. Ayrıca Abdülkadir Akçiçek. Kitâbu 468’dedir. Süleymâniye Âtıf Efendi 1479/2. Diğer bölümlerde ise. Arapça-Türkçe karışık olarak yazılmıştır. Eserin dili Türkçe-Arapça’dır. Özellikle de Celvetî tarîkatından bahsetmektedir.. Selim Ağa Hüdâyî 455.Kenz-i Mahfî: Eser. Yazma nüshaları: Topkapı Sarayı Revan Köşkü 497. TY 4019’dadır.g.t. 1791/I kütüphânelerinde yer almaktadır. 96. Hacı Mahmut 2260/3 kütüphânelerinde bulunmaktadır.

g.(Yüksek Lisans Tezi). Turgut Ulusoy Mânevî Ufuklar II. 63 Namlı. 1983. Pertev Paşa 258. 99 beyitlik kasîdeye yapılan bir şerhtir. “İsmâil Hakkı Bursevî’nin Kitâbu’l-Envâr’ı” Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi. a. İlâhiyat Fakültesi. a. Bursa 1988.g.. Yazma nüshasının bulunduğu kütüphâneler: BEYBEK Genel 83. Üftâde. a.. rûh. a. Nâim Avan. 61 Kitâbu’l-Envâr: Bursevî’nin tasavvufla ilgili ele aldığı konuları içerir.e. 98.Ü.g.g.g. s. Süleymâniye Mihrişah Sultan 189/2. cihâd gibi konulardan bahsedilmiştir. İbnü’l-Arabî. Nâim Avan. 62 İsmâil Hakkı’nın bu eseri yazmasına vesîle olan kimse Derviş Mehmed’dir. Yazma nüshası Selimağa Hüdâyî 449. A. 67 61 62 Güleç.t. 108-131 . 1997 64 Kitâbu’l-Fazl: İlmihâl türünden yazılmış bir eserdir. Sosyal Bilimler Enstitüsü.g. 65 Güleç. 22 . 96. s. Azîz Mahmut Hüdâyî ve Osman Fazlî Efendi’nin hayatları anlatılmıştır. s. İsmâil Hakkı Bursevî ve Kitâbu’l-Envâr Tasavvufî Meseleler”. 96. Üzerinde yapılan çalışmalar ise. Sosyal Bilimler Enstitüsü. 66 Kitâbu’l-Hutabâ: İsmâil Hakkı’nın hutbelerinden oluşan bir eserdir.Kitâbu Zübdetü’l-Makāl: Ba’zı âyet ve hadîs açıklamalarından oluşmaktadır.g.. 1999. Eserde mübârek geceler. Kitâbu’l-Hitâb. Süleymâniye Hâlet Efendi 250. Mihrişah 254. a. 184. Süleymâniye Esat Efendi 1608. Eserle ilgili yapılan çalışmalar ise. Murat Yurtsever.. 98. Eserin dili Türkçe’dir.. İst. a. 63 Eserin yazma nüshalarının bulunduğu kütüphâneler.Ü. Süleymâniye Hacı Mahmut 2838 65 Kitâbu’l-Hitâb: Bu eserde. Genel 85/1. Allah dostları. İst. Osman Bağcı. “İsmâil Hakkı Bursevî’nin Hayâtı ve Kitâbu’l-Hitâbı’nın 97-171…”. s. s... Türkçe bir eserdir. a. Yazma nüshalarının bulunduğu kütüphâneler: BEYBEK Genel 65-67. 97. 7. Eserin yazma nüshasının bulunduğu kütüphâneler: BEYBEK Orhan 713. Güleç.t.t.t. c. 67 Güleç. s. 96. Pertevniyal 403. “İsmâil Hakkı Bursevî ve Kitâbu’lEnvâr İsimi Eseri”. İnsan yayınları . 64 Güleç. Hacı Selim Ağa Hüdâyî Efendi 465. s.t. M. Sadreddin Konevî. Ankara 1984. s. sayı 7. Hisar Yayınevi. İst. Hâlet Efendi 209.t. nikah. İ. 66 Güleç.

sayı 2. Eserin üzerinde yapılan çalışmalar: Nuran Döner. İslâmi İlimleri Enstitüsü Dergisi. 70 Güleç. Süleymâniye Mihrişah Sultan 277. Bursa 1997 .. İhsan Soysaldı. Eserle ilgili yapılan çalışmalar şunlardır: Mustafa Utku.g. “İsmâil Hakkı Bursevî’nin Kitâbu’n-Netîce 68 69 Güleç.t. Eserin yazma nüshasının bulunduğu kütüphâneler: Âtıf Efendi 1393/1. Kitâbü’n-Netîce. Eserin yazma nüshası BEYBEK Genel 40/2. Hâlet Efendi 229. İsmâil Hakkı Kitapları 20. meleklerin özellikleri.t. Süleymâniye Kasîdecizâde 305. Erdoğan Fırat. Türkçe olarak kaleme alınmıştır. Hisar Yayınları. Eser Türkçe olarak kaleme alınmıştır. 1983. Haziran 1724’te tamamlanmıştır. Ankara 1975. 1997 . s. Sohbetü’s-Sâlikîn.. Eser Kasım 1723’te yazılmaya başlanıp.g. peygamberler. 99. Eserin yazma nüshalarının bulunduğu kütüphâneler: Süleymâniye Âşir Efendi 165/2. a. Hacı Mahmut 2374. Eserde Allâh’ın sıfatları. hadîslerin ve ba’zı vâridâtların bulunduğu TürkçeArapça bir eserdir. “Tasavvuf Kültüründe Vâridât Geleneği ve Bursevî’nin Kitâbu’l-Kebîr’i”. s. 205-219 . İst. İst. BEYBEK Genel 71. Eser kâmil mertebeye eren kimselerin anlayabileceği bir tarzda kaleme alınmıştır. a. Süleymâniye Hasan Hüsnü Paşa 774. s.Turgut Ulusoy. Süleymâniye Âtıf Efendi 1504/1 de yer almaktadır. BEYBEK Genel 682. Eserin yazma nüshalarının bulunduğu kütüphâneler şunlardır. BEYBEK Genel 64 (Müellif nüshasıdır. İ. Eserle ilgili yapılan çalışmaları şu şekilde sıralayabiliriz: Ali Namlı-İmdat Yavaş. 98.. Merkez Kütüphâne TY 1599. İnsan Yayınları.t.Ü. 70 Kitâbu’n-Netîce: Bursevî. 23 . 98-99. s. dört büyük halîfe gibi konular anlatılmıştır.). Bursa 2000. âyet ve hadislere getirilen tasavvufî yorumlar yer almaktadır. a. İ. Pertevniyal 402. Türkçe-Arapça olarak kaleme alınmıştır. 68 Kitâbu’l-Mir’ât: Eserde Bursevî’nin evlatlarıyla ilgili bir takım târihler. bu eserinde içine doğan ba’zı vâridâtları şerh etmiştir.g. Kitâbu’n-Netîce ve İnsan. 1718 tamamlanmış bir eserdir. 69 Kitâbu’n-Necât: 1719’da Şam’da iken Bursevî’ye ilham yoluyla bu kitabın yazılması bildirilmiştir.Kitâbu’l-Kebîr: Âyetlerin. Güleç. Mihrişah Sultan 276. Mânevî Ufuklar I. Sosyal Bilimler Enstitüsü. Uludağ Ünv.

İsmâil Hakkı Bursevî Hayâtı Eserleri ve el-Furûk’unun Dördüncü Bölümünün İkinci Yarısının Tenkitli Metni. Beyazıt Genel 3818. 101. 73 Güleç.Ü. Edebiyat Fakültesi (Y.Adlı Eserindeki Tasavvufî Istılahlar”.t. 1971 74 Makālât-ı İsmâil Hakkı: Osman Fazlî Efendi’nin Bursevî’ye göndermiş olduğu bir mektupla birlikte. s. Arapça bir eserdir.g. Bursevî’nin tasavvuf âdâbına dâir yazdığı ve ba’zı vasiyyetlerin olduğu bir eserdir.Ü. 100.. İ. s. İ.g. Üzerinde yapılan çalışmalar ise. a.. s. Süleymâniye Hâlet Efendi 789’da bulunmaktadır. İsmâil Hakkı Bursevî Hayâtı Eserleri ve el-Furûk’unun Dördüncü Bölümünün Birinci Yarısının Tenkitli Metni. 73 Kitâbu’l-Furûk: Osman Fazlî Efendi’nin oğlu Muhammed Emin Efendi’ye ithâfen yazılmış Arapça gramerden bahseden bir eserdir. Beyazıt Genel 7890’da yer almaktadır. Hâlet Efendi 315.g. 100. s. 75 Mecâlis-i İsmâil Hakkı: Üsküp’teki vaazlardan hazırlanmış olan bir eserdir. a. 76 Mecîü’l-Beşîr: Sâff sûresinin 6.g. 1971. a.567 .t.âyetinin tasavvufî tefsîridir. Eserin yazma nüshalarının bulunduğu kütüphâneler şunlardır: Süleymâniye Hacı Mahmut Efendi 2752.. Âtıf Efendi 1480. 76 Güleç. Belâ ve sıkıntıların sebeplerinin anlatıldığı bir esedir. a..Lisans Tezi).. 102. Sosyal Bilimler Enstitüsü (Y. a. Mihrişah Sultan 193. a.t. Güleç.t. 101. Edebiyat Fakültesi (Y. 75 Güleç. 77 71 72 Güleç. Arapça olarak yazılmıştır. Eserin dili Türkçe’dir.. 74 Güleç.t. 102. Harran Ünv. 24 . 71 Kitâbu’ş-Şevc: Süleymâniye kütüphânesinde Hâlet Efendi 789’da kayıtlıdır. Orhan Baykal. Osman Şenel.g.t.Lisans Tezi) İst. 72 Kitâbu’z-Zikr ve’ş-Şeref: Türkçe-Arapça olarak kaleme alınan eser vâridât tarzında kaleme alınmıştır. Türkçe-Arapça olarak kaleme alınmıştır. Esat Efendi 3681. Eserin bulunduğu kütüphâneler şunlardır: Süleymâniye Pertevniyal 1013. s.Lisans Tezi) İst.g. s. Şanlıurfa 1998.

Eser Süleymâniye Âtıf Efendi 1500 . s. a.. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 591’de yer almaktadır. 79 Güleç. 85 Mesâilü’l-Fıkhiyye: İbâdet ve muâmelât ile ilgili konuları içermektedir. 80 Mecmûa-i Eş’âr-ı Hakkı: Bursevî’nin ba’zı Türkçe şiirlerini ihtivâ etmektedir. 85 Güleç.Ü. s. Güleç. s. 79 Mecmûa-i Eş’âr: Ba’zı âyet ve tasavvufî kavramların açıklandığı bir eserdir.. 83 Güleç.g. Eserde ba’zı kitaplardan yapılmış olan alıntılar da yer almaktadır. 84 Güleç.. s.. a.t. 104-105. BEYBEK Genel 161/2’de kayıtlıdır.t. 82 Mecmûa-i Hakkı: İsmâil Hakkı’nın ikinci Hac ziyaretini anlatan bir eserdir.t. Arapça-Türkçe olarak kaleme alınmıştır. s. s. s. TY 482’de kayıtlıdır. Süleymâniye Pertev Paşa 645’te kayıtlıdır.g. Eserin dili Türkçe-Arapça’dır.. Beyazıt Genel 3507’de kayıtlıdır. 105. 104..t. Eser Türkçe’dir.g. 25 .t. a. TY 1999 ve BEYBEK Genel 1699’da kayıtlıdır. a. Arapça bir eserdir. a.t..t. 80 Güleç. 81 Güleç.g. BEYBEK Genel 41’de bulunmaktadır. İçerisinde ba’zı âyet ve sûrelerin de şerhleri bulunmaktadır. s. a.. a. 103. 102. a. 33’te kayıtlıdır.g.g.t.t.. 82 Güleç. 103.g. 83 Mecmûatü’l-Esrâr: Bursevî’nin şeyhi Osman Fazlî’yı ziyâretlerini ve Bursevî’deki etkisini anlatan bir eserdir. a. İ. Süleymâniye Hekimoğlu 519’da kayıtlıdır. s. 84 Mecmûatü’l-Ed’iyye: Duâ derlemesidir. 86 77 78 Güleç. 102.Ü.g. 103. 104. 78 Mecmûa-i Âyâti’l-Müntehabe: BEYBEK Genel 32. İ. 81 Mecmûa-i Hakkı: Hâtırat tarzında yazılmıştır. Günlük hâtırat olarak yazılmıştır.g.Mecmûa-i Hakkı: Ba’zı vâridâtların yer aldığı bir eserdir. Eserin içerisinde ba’zı mektuplar da bulunmaktadır.

BEYBEK Genel 79 (Müellif nüshadır. İstanbul Ünv. a. Güleç. a.H. Hacı Selim Ağa Kütüphanesi Hüdâyî 1797.t.t. Eserin dili Arapça’dır. Eserin dili Türkçe’dir.g. TY 2172/3 .) . Türkçe-Arapça olarak kaleme alınmıştır.. a.g. Süleymâniye Hacı Mahmut 2920.. a. a.)..g.t. 107. Türkçe-Arapça bir eserdir. s. 1501/3 . Kadı Mehmet Efendi’ye ithâfen yazılmıştır. 89 Güleç.t. Yazma nüshalarının bulunduğu yerler: Topkapı Sarayı E. Eser 3 bölümden oluşmaktadır. 90 Risâle fî Beya’nî’l-Halve ve’l-Celve: Halvet ve Celvet’e dâir yazılmış olan bir eserdir. 1721’de Üsküdar’da yazılmıştır. Süleymâniye Düğümlü Baba 363.g.t. 93 Güleç.t. s. 106-107. s. 105. a. 91 Risâle-i Hüseyniyye: Bahrî Hüseyin’e ithâf edilmiştir. 106. Hüseyin isminin tasavvufî yorumunu yapmıştır.. 106.. s. 91 Güleç. 87 Nakdü’l-Hâl: Vâridât türü bir eserdir..t.t. Süleymâniye Âtıf Efendi 1512. Yazmaları: Süleymâniye Yazma Bağışlar 1387 (Müellif nüshadır. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 1176. 26 . 1191/3’te kayıtlıdır. s. Yazma nüshası BEYBEK Genel 138 (Müellif nüshadır. s.g. Süleymâniye Esat Efendi 1787.g. İ.).. Âtıf Efendi 1405/2.106. 92 Risâletü Nefesi’r-Rahmân: Ba’zı tasavvufî kavramların açıklamasını yapmıştır. 89 Nuhbetü’l-Letâyif: Üsküp’te kaleme alınmıştır. Bir takım tasavvufî kavramların açıklamasına yer verilmiştir. 1277. 105. son bölümde ise âyet ve hadîslerin tasavvufî şerhlerini yapmıştır.Müzîlü’l-Ahzân: 1722’de Üsküdar’da yazılmıştır. s.. TY 2153. 1725’te Türkçe olarak kaleme alınmıştır. a. 90 Güleç. 92 Güleç. 93 86 87 Güleç.Ü. 106. 88 Nasihatnâme-i İsmâil Hakkı: Bursevî’nin halîfelerinden Ali Çelebi’ye ithâfen yazılmış bir mektuptur. Vâridât ve şerhlerinden oluşmaktadır. a.g.g. İlk iki bölümde Zemahşeri ve Harîrî’nin şerhlerini yapmış. s. 88 Güleç.

Yazma nüshaları: BEYBEK Genel 124 (Müellif nüshadır. 2902. 98 Güleç.Risâle-i Verdiyye: Gül hakkında yazılmış olan bir eserdir.g.). a.). Pertev Paşa 637/11. BEYBEK Genel 86/2 (Müellif nüshadır. 95 Risâletü’l-Câmia: Celvetî yârenlerinden Mudanyalı Hacı Ahmet’in talebi üzerine kaleme almıştır.g. 2749/4.g. 1709/1. Akâid ve ilmihâl konularını içerir. s.t. Süleymâniye Hâlet Efendi 414. Yazmaları. Üsküdar Selimağa Hüdâyî 477. 6454.. 99 Güleç. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi E. 1615. 108.g. Arapça bir eserdir. Peygamberimizin “Ümmetim için bir tefsîr yaz.... 108. Yazması.. 108. Rûhu’l-Beyân: Şeyhi Osman Fazlî Efendi’nin tavsiyesi üzerine 21 senede şerh etmiştir.” emrine uyarak 23 senede 94 95 Güleç. 2711. Süleymâniye Esat Efendi 1791/2’dir. Yazması.t. Arapça-Türkçe bir eserdir. Yazması: BEYBEK Genel 162 (Müellif hattıyla). İmâm-ı Şâfî’nin “Küllemâ zekâre’z-zâkirûn” sözünün Arapça şerhidir. Yazması. Süleymâniye Pertev Paşa 637/1. a. Yazma nüshaları: Süleymâniye Mihrişah Bağışlar 1387. a. 97 Güleç. 107. s.t. 27 .H. Türkçe olarak yazılmıştır. Beyazıt Genel 3506/2 .. Güleç. 108.t. s. s. a.t. 76/1. s. Üsküdar Hacı Selimağa Hüdâyî 376. Mısır’da yazılmıştır. Süleymâniye Hacı Mahmut 1867/2. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 975/5 99 Risâletü’t-Tehaccî: Arap alfabesinin ba’zı harflerinin sırlarından bahseden bir eserdir. Hacı Mahmut 2260. Beyâzıt Devlet Kütüphanesi Genel 3507 98 Risâletü’ş-Şem’iyye: Mehmet Bey’e yazılmış gazel’dir. 97 Risâletü’l-Umâriyye: Eser. Eserin dili Türkçe’dir. 94 Risâle-i Eyyühe’l-Bülbül: Vâridât türünde yazılmış.t. a. 107. BEYBEK Ulucâmi 1763/1 96 Risâletü’l-Mi’râciyye: 447 beyitten oluşan mesnevî tarzında yazılmıştır.g. a. s.g. 96 Güleç. Yazılmış olan gazelin tasavvufî şerhidir. âyet ve hadîslerin tasavvufî yorumlarını yapmıştır. Üsküdar Selim Ağa Hüdâyî 442.

Süleymâniye Şehit Ali Paşa 1268. Haraççıoğlu 6062. “Şerhu’l-Mesnevî I.). 109-110. Yazma nüshalarının bulunduğu yerler: Süleymâniye Ali Nihat Tarlan 79. Güleç. Hâlet Efendi 177. 1994. Transkripsiyonlu Metin”.t. Beyazıt Velîyüddin 163-165.Ü. Üsküdar Selimağa Hüdâyî Böl. Topkapı Emânet Hazînesi 1240. 350/1. Rahmi Serin.g. Genel 971-975 (Eksik). Hacı Mahmut 2670. “İsmâil Hakkı Bursevî’nin Kitâbü’s-Silsiletü’l-Celvetîyyesi”. Ulucâmi 480 (Eksik). “İsmâil Hakkı Bursevî’nin Kitâbu’s-Silsiletü’l-Celvetîyyesi’nin 1-72 Sayfaları”.t. Eserin yazma nüshaları: BEYBEK Genel 72-74 (3 cilt). 102 100 101 Güleç. İst. Pertev Paşa 30-32. Bursa 2000 101 Silsile-i Şeyh İsmâil Hakkı bi-Tarîk-i Celvetî: Eserde Peygamberimizden kendisine kadar gelen 32 Celvetî şeyhinin biyografisini Türkçe olarak kaleme almıştır. Esat Efendi 1486. Ankara 1983 . a.Ü.77. 58. s. Kitabın son bölümünde ise tarîkatın sünnetleri.t. İstanbul. farzları. mekruhları hakkında bilgiler vermiştir. a. s. Cilt. Celvetîye Yolunda Allah Dostları. Ankara Ünv.. 1261. Sâliha Baryaman. Hacı Mahmut 2672. Sosyal Bilimler Enstitüsü (Y. İlâhiyat Fakültesi (Y. Eser hakkında yapılan çalışmalar: Bedia Dikel. Gülay Göz.. Mihrişah Sultan 211. 634.Lisans Tezi) İst. Yazma Bağışlar 155. 111-112.g. İlâhiyat Fakültesi (Y. Yazma nüshalarının bulunduğu kütüphâneler: BEYBEK Genel 12-27 (Müellif nüshadır.Lisans Tezi). Ankara Milli 517 (Eksik) 100 Rûhu’l-Mesnevî: Mevlâna Celâleddin Rûmî’nin Mesnevîsinin ilk 747 beytinin şerhini içermektedir. Râşit Efendi 100 (Eksik). Millet Şeriye 1040 (Müellif nüshadır. Muti Akkoyun. Celvetîye Yolunda Altın Zincir. 1981.). M. Çelebi Abdullah 313. Süleymâniye Hamidiye 75-76. 16 cilt ve 3 mücelled olarak kaleme alınmıştır. Mihrişah Sultan 216. Sosyal Bilimler Enstitüsü (Y. 1985 . Eser üzerinde yapılan çalışmalar şunlardır.Lisans Tezi). 111-112. . Ayasofya 1929. . Yahyâ Tevfîk 1367 (Eksik). 28 . “İsmâil Hakkı Bursevî’nin Rûhu’l-Mesnevîsi ve On Sekiz Beytinin Şerhi”. Uludağ Ünv.g. İlyas Efendi.Lisans Tezi).. Serez 165 (Eksik). s. Hâlet Efendi 49-51. a. M. 102 Güleç. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 203. İst.yazdığı ifâde edilir. Pertev Paşa 248.

t.t. s. 105 Şerh-i Ebyât-ı Hacı Bayram Velî: Hacı Bayram Velî’nin “Çalabım bir şâr yaratmış” diye başlayan 6 beyitlik ilâhisinin Türkçe şerhidir. 103 Şerh-i alâ Tefsîri’l-cüz’i’l-ahîr: Beyzâvî’nin Envâru’t-Tenzîl adlı eserinde Amme cüz’üne yapmış olduğu Arapça şerhtir. İbrâhim Efendi 374/2..g. Hâlet Efendi 724/1. 112. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 975/2 106 Şerh-i Ebyât-ı Hasan Kādirî: Hasan Kādirî’nin “Bu gönül hem Hak’dadır.. TY 3339/3. s. Süleymâniye Hamîdiye 177.g. 108 103 104 Güleç.). Atatürk Kitaplığı BEL 135.g. 113. “Adım adım ileri beş alemden içeri” 9 beyitlik ilâhiye yapmış olduğu şerhin müellif nüshası Milli Kütüphâne 392’de kayıtlıdır. Eserin yazma nüshaları: BEYBEK Genel 28-30 (Müellif nüshadır. Yazma nüshası İ. 108 Güleç. a. Yunus Emre’nin 3 şiirine yapmış olduğu şerhtir.t.g. Beyazıt Genel 755 . Yazma nüshası Tire Necip Paşa Kütüphanesi NC 296. Yapı Kredi Bankası Sermet Çifter Kütüphanesi 20/3. Süleymâniye Çelebi Abdullah 35. s. a.g. Süleymâniye Kütüphânesi Esat Efendi 1474 yer almaktadır. a. Yazma nüshaları: Süleymâniye Esat Efendi 1521.Şeceretü’l-Yakîn: Tasavvufun temel konularını. a.Ü.. 112.t. 114-115. a.. 104 Şerh-i Ebyât-ı Füsûs: Füsûsu’l-Hikem’in Kelime-i İshâkiyye Fassı’nın sonunda yer alan beyitlere yapılmış olan Türkçe şerhtir. 106 Güleç. 107 Şerh-i Gazel-i Yunus Emre: İsmâil Hakkı’nın. 29 . Güleç. Genel 949-951 . “Çıktım erik dalına” şiirine yapmış olduğu şerhin nüshası Süleymâniye Esad Efendi 1521’de kayıtlıdır. s. Süleymâniye Yazma Bağışlar 146.g.t. “Sırattan gel sıfata anda safa bulasın” mısrasıyla başlayan şiire yaptığı şerhin nüshası Süleymâniye Esat Efendi 1521’de kayıtlıdır.t. Lâleli Ragıp Paşa 154 . s. a. 112. Topkapı Sarayı Emânet Hazînesi 602. 107 Güleç. âyet ve hadîslerin tasavvufî açıklamasını yapmıştır.. 105 Güleç. hem anda Hak” mısrasıyla başlayan iki beyitlik şiirine yaptığı Türkçe şerhtir. s.. 113.

Yazma nüshası Süleymâniye Hacı Mahmut Efendi 2537/6’da kayıtlıdır.. a.Şerh-i Kelimât-ı Şeyh Sahafî: Şeyh Mehmed Efendi’nin “Seyr eyledim cihanı halk bend ile giriftâr” mısrasıyla başlayan 10 beyite yaptığı şerhtir.t.).. Yazma nüshası: Millet Şeriye 1252/2. Eserin yazma nüshaları: Süleymâniye İbrahim Efendi 374/1. Türkçe olarak yazılmıştır. BEYBEK Genel 333.g.g. Pertev Paşa ltan 637/15.t.t. 114 109 110 Güleç. 112 Şerh-i Nazm-ı Hayretî: “Sinemin bağında bitmiş bir ağaçta dört dal” mısrasıyla başlayan 6 beytlik ilâhinin şerhidir. Eserin dili Türkçe’dir. 111 Şerh-i Nazm-ı Ahmed: “Dinler isen hâlimi eydeyim ey nev-civân” ile başlayan 7 beyite yapmış olduğu şerhtir.g. a. Atatürk Kitaplığı Muallim Cevdet O 28/4. 115. s. Yazma nüshaları: BEYBEK Genel 745/2 (Müellif nüshadır. 385.g. 114 Güleç. 113 Güleç. Hacı Mahmut 2749/1.g. Ulucâmi 1764/2 . Yazma nüshası: Süleymâniye Hacı Mahmut Efendi 2749/10 .t. Süleymâniye Pertev Paşa 637/3.t. Güleç. Hacı Selim Ağa Hüdâyî Efendi 469/9. İstanbul Ünv. a.) Hâlet Efendi 724/5. 30 . a. a. 476/2. s. TY 2132/2 110 Şerh-i Lübbü’l-Lüb: İbn-i Arabî’nin “Özün Özü” adlı eserine yapmış olduğu şerhtir. 116. Eserin yazma nüshaları: Süleymâniye Esat Efendi 1521/5 (Müellif hattıdır. Mihrişah Sultan 189/3. 472/2. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 975/4. s. 111 Güleç.. s. 116. Topkapı Sarayı H 258/2.. Eser ile alâkalı olarak Abdülkadir Akçiçek “Özün Özü” adlı Rahmet yayınlarından çıkan bir çalışma yapmıştır. s. s. 109 Şerh-i Kelime-i Tevhîd: Kelime-i Tevhîd’in Türkçe açıklaması yapılmıştır.. 115.t. Mihrişah Sultan 186. 117.g. 112 Güleç. a. Abdullah Efendi 52. 2743/2 . Hâşim Paşa 27. 115.. 113 Şerh-i Nazm-ı Niyâzî: “Müşkilim var size ey Hak dostları eylen küşâd” mısrasıyla başlayan 13 beyite yapılmış olan şerhtir. Süleymâniye Hacı Mahmut Efendi 2537/3.

Pertev Paşa 253. 119 Şerhu Şuâbi’l-Îmân: Ahlâka ve akāide dâir bir eserdir. Yazma nüshaları: Süleymâniye Mihrişah Sultan 206. s.t. 119. a. Mihrişah Sultan 187. Hadislere yapılan tasavvufî şerhlerden oluşmaktadır..g. Pertev Paşa 637/2.. 31 . Türkçe olarak kaleme alınmıştır. 118. Âtıf Efendi 873 (Müellif nüshadır.).t. Yazma nüshaları: BEYBEK Genel 68. s.) . Kılıç Ali Paşa 182. Mihrişah Sultan 190. 115 Şerh-i Salavât-ı İbn Meşîş: Mağripli Şâzeli şeyhi Abdüsselam İbn Meşîş’in peygamberimize yazmış olduğu salât ve selâmın şerhidir.. Beyazıt Genel 3506/2 .g. Süleymâniye Âşir Efendi 295. İstanbul Ragıp Paşa 242. 118. a. Hâlet Efendi 76.) . 117. s. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 320 .. 217/3. Hacı Selim Ağa Hüdâyî 447 116 Şerhu Fıkhı’l-Keydânî: Lütfullah Nesefî’nin fıkha dâir eserine yapmış olduğu şerhtir. 68 (Müellif nüshadır. 117 Güleç. Güleç. Esat Efendi 2767.t. 441. 120 115 116 Güleç. a. s. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 350/2. 603. 118 Güleç.t.. a. Eserin yazma nüshaları: BEYBEK Genel 64.t.g.g. Şâzelî 157. Süleymâniye Hacı Mahmut 2672. TY 2136/1 118 Şerhu Nuhbeti’l-Fiker: Hacer el-Askalânî’nin Nuhbetü’l-Fiker’inin Arapça şerhidir. 119. 120 Güleç. Beyazıt Devlet Kütüphânesi Yazma Eserler 1292. Süleymâniye Hâlet Efendi 414/2. 117 Şerhu Nazmı’s-Sülûk: İbn-i Fârız’ın “Taiyyetü’l-Kübrâ” adlı kasîdesinin ilk 4 beytine yapmış olduğu şerhtir. s.).g. Genel 1003 . Pertev Paşa 276.g. Süleymâniye Kasîdecizâde 46.Ü. Mihrişah Sultan 390.. BEYBEK Genel 35-37 (Müellif nüshadır. s. 1639. 119 Güleç. Eserin yazma nüshaları: Süleymâniye Mihrişah Sultan 189/1 (Müellif nüshadır. Reşit Paşa 337/2. 119. Hamidiye 651.Şerh-i Pend-i Attar: Ferîdüddîn Attâr’ın Pend-i Attâr adlı eserinin Türkçe şerhidir. Süleymâniye Hacı Mahmut 1027. Eserin yazma nüshaları: Topkapı Sarayı EH 853 . a. İ. Eserin yazma nüshaları. Âtıf Efendi 374 .t. a.

729. İbrâhim Efendi 871. a. 121. a. s. 682/1 121 Şerhu’l-Erbaîne Hadîsen: İmâm-ı Nevevî’nin şerhine yapılmış en geniş çalışmadır. a. s. Yazma nüshası Süleymâniye Esad Efendi 1549/2 124 Şerhu’l-Hadîs “Le-ene ekramü”: Peygamberimizin vefâtından sonra hilâfetin 30 yıl devam edeceğini daha sonra kesileceğini anlatan hadîse yaptığı şerhtir. Pertev Paşa 637/4. Esat 121 122 Güleç. Esat Efendi 341.t. Arapça bir eserdir.).. Güleç. Beyazıt Genel 3506/2 125 Şerhu Mukaddimeti’l-Cezerî: BEYBEK Genel 38/7 126 Şerhü’l-Kebâiri’l-Müsemmâ: 70 çeşit günâhın mâhiyeti ve çeşitleri anlatılmıştır. 126 Güleç.t.t. Mihrişah Sultan 62. Abdullah Efendi 32/2. s. 653/2. Şâzelî 66. 122 Şerhu’l-Hadîs “el-Mü’minu Mir’atü’l-Mü’min”: Bu hadîsin tasavvufî şerhini yapmıştır.). 121. Seyr-i sülûk konularından bahseder.g. 248. Eserin yazma nüshaları: BEYBEK Genel 39 (Müellif nüshadır.g. 121. 589/2. 32 . s.g. Yazma nüshası BEYBEK Genel 41’de bulunmaktadır. Yazma nüshası: Süleymâniye Hacı Mahmut 2672/2 .. ma’nâsındaki sözün Türkçe açıklamasıdır. s. Eserin yazma nüshaları: BEYBEK Genel 70 (Müellif nüshadır.Şerhu Usûli’l-Aşere: Necmeddîn Kübrâ’nın Usûlu’l-Aşere adlı eserini tercüme ve şerh etmiştir. Abdullah Efendi 253.).t.. 125 Güleç. Mihrişah Sultan 217/1. a. 123 Şerhu’l-Hadîs “İzâ tehayyertüm”: “Kabir ehlinden yardım isteyin”. Türkçe olarak yazılmıştır. a. Hasan Hüsnü Paşa 30.t. Hamidiye 321.g. 123 Güleç.. Süleymâniye Şâzeli 64/1. 121. Eser Türkçe olarak yazılmıştır.. Hacı Mahmut 1343. Yazma nüshaları: Süleymâniye Âtıf Efendi 1328 (Müellif nüshadır. s. 1459. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 213. 121. a. Lala İsmâil 46. Topkapı Sarayı Emânet Hazînesi 678. Süleymâniye Hasan Hüsnü Paşa 230.t. 120.g. 124 Güleç.. Hâlet Efendi 828/3.g.

. Eserin yazma nüshaları: BEYBEK Genel 116 (Müellif nüshasıdır. Türkçe olarak kaleme alınmıştır. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 975/1 129 Tefsîr-i Yâsîn: Yâsîn sûresine yapılan tasavvufî bir tefsîrdir. 132 Güleç.g. 127 Şerhü-Risâle fî Âdâbi’l-Bahs: Taşköprülüzâde İsâmeddîn Ebu’l-Hayr’ın Risâle fî İlmi Adâbi’l-Bahs adlı eserine yapılan şerhtir. kalbe gelen ilhamlar yoluyla âyet ve hadîsler ışığında açıklamasıdır. 5902/2 128 Ta’lika ale’l-Evâili: Kadı Beydâvî’nin Fâtiha ile Amenerresûlü’ye yapmış olduğu eklerdir.g. Yazma nüshalarının bulunduğu yerler: BEYBEK Genel 31 (Müellif nüshadır. 123. Beyazıt Genel 5951. Hâlet Efendi 414/5. Esat Efendi 3035/2. Hâşim Paşa 27/4. s. 122. 1549. 122-123.Efendi 1548. Süleymâniye Âtıf Efendi 1496 131 Tefsîr-i Sûreti’l-Asr: Asr sûresinin fazîletine dâir yazılmış bir eserdir. 123. Süleymâniye Âtıf Efendi 1496 132 Tefsîr-i Sûreti’l-Fâtiha: Fâtiha sûresinin.t. s. Mihrişah Sultan 1910. Eserin yazma nüshaları: BEYBEK Genel 31 (Müellif 127 128 Güleç.. Tâhir Ağa 608/2.t. Beyazıt Genel 3507.). a. 3036.t... 131 Güleç. Tefsîr-i “Ve mâ besse fîhimâ min dâbbe”: Şûrâ sûresinin 28 âyetine yapmış olduğu tasavvufî şerhidir. Süleymâniye Serez 3912/8. 122. a. Arapça olarak yazılmıştır.g. Hacı Mahmut Efendi 6154.. 123. Hâlet Efendi 385.g..t. Güleç. 129 Güleç.g.). Süleymâniye Kütüphanesi Tırnovalı 192.t.g. Âyetlerinin tasavvufî şerhidir. Süleymâniye Âtıf Efendi 1496. s. a. s. a. Beyazıt Genel 3507. 33 .t. Beyazıt Devlet Kütüphanesi Genel 3507 130 Tefsîr-i “Yâ eyyühannâsu’budû Rabbeküm”: Bakara sûresinin 21-22. a. a. s. Süleymâniye Yazma Bağışlar 1387. s. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 459. Lâleli 2031. 130 Güleç.

34 . 746.. 124-125.t. 136 Güleç. Eserde. 139 Tuhfe-i Halîliyye: Bursevî bu eserini büyük kardeşi Halil’e ithâfen kaleme almıştır. s. s. Beyazıt Devlet Kütüphânesi Genel 3507 135 Tuhfe-i Âliye: Öğüt kitabıdır. Yazma nüshaları: Süleymâniye Mihrişah Sultan 133 134 Güleç. a. 126. a. sülûkü’lMülûk adıyla da bilinir. Yazma nüshaların bulunduğu yerler: Üsküdar Selimağa Kemankeş Emir Hoca Böl. Yazma nüshaları: Süleymâniye Bağdatlı Vehbî 1537. 124. Süleymâniye Abdullah Efendi 32.g. 124.t. Âtıf Efendi 412/1. a. a. insan-ı kâmil.nüshadır. Hacı Selim Ağa Kütüphanesi Hüdâyî 476.. 83. AY 3395. melik. 138 Güleç. s. Güleç. Süleymâniye Pertev Paşa 637/9 . İ. 138 Tuhfe-i Bahriye: 18 Nisan 1721’de Üsküdar’da te’lîf etmiştir. Eser. sultan.Ü. s. a.g. Hacı Mahmut Efendi 2734. Eserin dili Arapça’dır.g. a. BEYBEK Genel 76/2. 137 Güleç. Şeriyye 1182.t. 3909/2 . Âtıf Efendi 1496/2. s. Süleymâniye Mihrişah Sultan 201... Bahrî Hüseyin Efendi’ye ithâfen yazılmıştır. Mihrişah Sultân 206 . 134 Tefsîr-i Sûreti’l-Zelzele: Zilzâl sûresine yapılmış olan Arapça bir eserdir. Hacı Mahmut 237. Mihrişah Sultan 192.g.. Sadrâzâm Çorlulu Ali Paşa’ya takdîm edilir. 125. İnanç konularını ele almıştır.t..g. BEYBEK Genel 1770 137 Tuhfe-i Bahâiyye: Celvetî tarîkatı hakkında bilgi veren bir eserdir. 135 Güleç. İdârecilere öğüt vermesi bakımından da siyâsetnâmeye benzemektedir. Süleymâniye Âtıf Efendii 1504.g.t. s. 589/1 .g. Ali Emirî. a. 276 133 Tefsîr-i Sûreti’l-İhlâs: İhlâs sûresinin tasavvufî tefsîridir.. 126. 210 . s. velî kavramlarıyla ilgili açıklamalar yapılmıştır. 126. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 471. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 265/2.H. 1330 136 Tuhfe-i Atâiyye: Tekirdağ’da Rodoscuk’ta Hacı Muhammet Atâî’ye ithâfen yazmıştır.). Topkapı E.t.t. 139 Güleç.

t. Pertev Paşa 627/9 144 Tuhfe-i Vesîmiyye: Tarîkat konularını içermektedir. BEYBEK Genel 78 . BEYBEK Genel 76/2. Yüzüncü Yıl 140 141 Güleç. 127. 128. Hacı Mahmut 2669 . s. Âyeti etrâfında tasavvufî kavramları açıklar. Bursevî’nin. 2671/2.t. Hacı Mahmut 267/1.F. 143 Güleç. s.. Tevhîd bahsinin ele alındığı bir eserdir. 126. Hasan Hüsnü Paşa 809. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 19. a. a. Sosyal Bilimler Enstitüsü (Y. s. 142 Tuhfe-i Ömeriyye: Üsküdar’da yazılmış. s. a. Eser Türkçe’dir. Derviş Ömer’in kendisine sorduğu sorulara cevap olarak hazırlamıştır. A.t.. 2675. Fetih sûresinin 10.g. Yazma nüshası: Süleymâniye Esat Efendi 1374 (Müellif nüsha).Lisans Tezi). Beyazıt Genel 3506 . Eserleri ve Tuhfe-i Ömeriyye’si”.g. 509.Ü. 2882. 2672. Esat Efendi 1474/3. Pertev Paşa 637/5. Diğer adı Kitâbü’sSülûk’tür. Beşir Ağa 359/1. Ankara 1995.. 6362/5.g. Gazi Ünv. 45. 2260. 1720’de Üsküdar’da kaleme alınmıştır. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 1211. Eser üzerine yapılan çalışmalar: Mehmet Ali Akidil. Türkçe bir eserdir. Eserin yazma nüshaları: Süleymâniye Beşir Ağa 359/2. padişahtan nakîbü’l-eşrâfa kadar 11 yöneticilik makāmı hakkında bilgi veren bir eserdir. s.165 (Müellif nüshadır. İsmâil Saib Bölümü 2029 (Müellif nüshadır. İsmâil Hakkı’nın “Kitâbü’s-Sülûk Adlı Eseri”. Yazma nüshaları: Hacı Selimağa Hüdâyî 459 .. 212. a. 3909.g.C. Mihrişah Sultan 219 . Güleç. 142 Güleç.). 1548.. 143 Tuhfe-i Recebiyye: Esmâ-i Hüsnâ’dan 12 ismin şerhidir. Hacı Mahmut 2327. Yazma nüshaları: Süleymâniye Hâlet Efendi 211.) 141 Tuhfe-i İsmâiliyye: İnsan organlarına dâir yazılmış tasavvufî bir eserdir. BEYBEK 2222. Üsküdar Selimağa Hüdâyî 441.). 144 Güleç. 6362/2. a. D. 140 Tuhfe-i Hasekiyye: Eser. BEYBEK Genel 77 . 35 . Hacı Mahmut Efendi. Süleymâniye Hacı Mahmut 2767. 2882/2 . Mihrişah Sultan 217.T. TY 2248. Hacı Mahmut 2675. 127. 128.g. Eser üzerinde yapılan çalışmalar: Recep Yaman.t. Eserin yazma nüshaları: Süleymâniye Mihrişah Sultan 162 (Müellif nüshadır. 217 .t. Kasîdecizâde 740. “İsmâil Hakkı Bursevî Hayâtı. Mihrişah Sultan 164.

Sosyal Bilimler Enstitüsü (Y. Bursa 1999. 145 Vâridât-ı Hakkıyye: Nisan 1702-Haziran 1703 arasındaki vukû’ bulan vâridâtlara şerhtir. “İsmâil Hakkı Bursevî’nin Vâridât-ı Kübrâ Adlı Eserinin Edisyonu”. Süleymâniye Âşir Efendi 165 (Müellif nüshadır. s. Kitâbü’l-Cehr ve’l-İhfâ 149 145 146 Güleç..) . 147 Vesîletü’l Merâm: Tarîkat edeb ve erkânından bahseden bir eserdir. 36 . Bu eserler İsmâil Hakkı’ya âit olmasına rağmen herhangi bir kayıt bulunamamıştır. 130.Lisans Tezi). 129. . Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 548. Eserin yazma nüshaları: BEYBEK Genel 87 (Müellif nüshadır. a. Van 1998. a.Lisans Tezi). Eserin dili Türkçe’dir. Hâlet Efendi 210. “İsmâil Hakkı Bursevî’nin İki Tuhfesi.) . 148 Güleç. Hâlet Efendi 243. 129.g.g. Hasan Hüsnü Paşa 810.e. 209.t. Esrâru’l-Hâc. 149 Namlı. s. Hekimoğlu 514.. Mihrişah Sultan 210.t.Lisans Tezi). s.g.Ünv. Şeyda Öztürk. Arapça bir eserdir. 789 .Ü. s.t. 1718 senesindeki evrâd ve zikirlerden sonra gelen vâridâtları içerir. Müellif nüshası BEYBEK 86’dadır. 146 Vâridât-ı Kübrâ: Arapça-Türkçe günlük tarzında yazılmış bir eserdir. Yazma nüshaları: Süleymâniye Hacı Mahmut 2260/2.t. Uludağ Ünv.. Sosyal Bilimler Enstitüsü (Y. Sosyal Bilimler Enstitüsü (Y. a. İst 1999. Abdullah Efendi 32. Tufe-i Hayriye. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin 468.g. s. 589/3 148 Tuhfe-i Şeybiyye. Tuhfe-i Vesîmiyye ve Tuhfe-i Aliyye” M. Eserle ilgili yapılan çalışmalar: Çetin Taner.g. a. 433.. 147 Güleç. a. Güleç.. Süleymâniye Hacı Mahmut 2554. 129-130.

İKİNCİ BÖLÜM TASAVVUFÎ DÜŞÜNCEDE VÂRİDÂT KAVRAMI VE İSMÂİL HAKKI BURSEVÎ’NİN VÂRİDÂT ANLAYIŞI 37 .

9. İşte mânevî işâret ile kalbe gelen bilgilere “vâridât” diyoruz.) bir hadîs-i şerîflerinde “Sâdık rüyâ.a.v.a. Dördüncü mertebe de. İstanbul 1995.1-TASAVVUFÎ DÜŞÜNCEDE VÂRİDÂT KAVRAMI Tasavvuf ilminde.v.). rüyâ yoluyla alıyorsa. 26. mânevî bilgiyi ilham yoluyla alırlar. vahiy. Vâridât. hareketlendiren. feth. tavârık. Peygamber Efendimizin (s. 154 Meryem. haz. 28/23. tasavvuf erbâbı da. s. Arapça olarak “suya gitmek” anlamına gelen “vurûd” masdarından türemiştir. Metinlerle Tasavvuf Terimleri Sözlüğü (Heyet çalışması). sâdık rüyâ ile bir kimse mânevî yolunu çizebilir. Allah’dan gelen ilmi. Buhârî. kişinin kalbine herhangi bir gayret sonucu gelmeyip. gayb cihetinden gelen hâtırlardır. Mustafa Tahralı). Birinci mertebe de kalbe gelen bilgi çarçabuk gelir ve gider. gelen bilgi kalbi tamâmen kaplarsa ve kalıcı olursa “havâtır” veyâ “hâtır” denir. 152 Vâridât. “Vird” kelimesi de aynı kökten türemiştir. Doç. vahyin kırk altıda biridir. gelen bilgi sürekli tekrarlanıyorsa buna da “fikir” denir. Tedbîrât-ı İlâhiyye Tercüme ve Şerhi. ulaşan” anlamına gelmektedir. Tasavvuf ve Tarîkatlar. Dr. Ta’bîr. s. kalbe gelen bilginin birinciye göre biraz daha kalıcı olmasına “vâcis” denir. Ahmed Avni Konuk . Vârid kelimesinin çoğulu vâridât’tır. 1176. Nasıl ki. muhâdara. müşâhede” 153 Kur’ân-ı Kerîm’e baktığımızda ‘‘vârid’’ kelimesinin farklı kalıplarda değişik ً ‫و‬ ََ َ ْ‫ور‬ anlamlara geldiğini görürüz: ‫ ِرْدا‬kelimesi ‘‘susuz’’ 154 ‫ ورد‬kelimesi ‘‘gelmek’’ 155 . yönlendiren dört mertebe vardır.a. 19/86. 155 Kasas.) den gelen mânevî ilim ve terbiye günümüze kadar çeşitli yollarla devam etmektedir. 151 İnsan kalbini titreten. İstanbul 2006. Resûlullah (s. “Suya varan.bab Zafer Erginli. 152 İbnü’l-Arabî. Üçüncü mertebe de. Tasavvuf terimleri sözlüklerinde vâridât kavramı ile aynı anlamda kullanılan kelimeler şu şekilde ifâde edilmiştir: “Havâtır. 153 Mustafa Kara. Allâh’ın tecelligâhı olan sağlam kalb ile elde edilir. (çev. Peygamber Efendimiz (s. Buna “hâcis” denir.” 150 buyurmuşlardır. levâih. Peygamberimizin mânevî otoritesinin günümüzde de devâm ettiğini düşünecek olursak. s. 151 150 38 . vâkıa. İlham da. mükâşefe. İst. İkinci mertebe de.v. ‫َا ِد‬ kelimesi ‘‘sucu’’ 156 anlamında kullanılmıştır. 1992. feyz. 233.

Allâh’ın teveccühü sürekli ona gelmeye devâm eder..g. İnsan fiilinin etkisi yoktur. hapşıran kimseye üstün gelmesi gibidir.g. İsmâil Hakkı Bursevî Vâridât-ı Kübrâ (Transkripsiyonlu Metin). Altınoluk Yay. 161 Arabî. Bursa 1999. İrâde. Yard. 270-271. Şüphelilerden ve mekrûh olan fiillerden uzak durmasını söyle. Gelen vârid insandaki tüm isim ve sıfatları siler. şeytânî ve nefsânî. 12/19. melekî. s. tecellîden sonra kalbe gelen ve onu kaplayan bir durumdur. İstanbul 1996.” 161 İlâhî ilhamlara muhâtap olan kimseler. a. Korku yok olur. (danş.. 1176. İstanbul 2003. Ebû Nasr Serrâc. ‘‘Ma’nâların kalbe hulûl etmesiyle ortaya çıkar. 160 Tüm ma’nâlar ilk önce kalbe gelir. Kuşeyrî Risâlesi. Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü. bâzen ilimden gelir. İslam Tasavvufu).e. s. ‘‘Kulun kastı olmaksızın kalbe gelen hâtırlardır. 162 Taner Çetin.e. Ethem Cebecioğlu. Murat Yurtsever). şeytandan mı?. s. Allâh’ın vechini sürekli bir müşâhede vardır. Akıl ise o ma’nâyı tefekkür eder. 157 156 39 . Dr. 160 Erginli. 163 Arabî. Allâh’ın vechini murâd eden kimseye Allah vâsıtasız olarak ikrâm eder. Anka Yay. sonrasında dimâğlardan dökülür. Süleyman Uludağ). s. Süleyman Uludağ).” 157 Hucvîrî. Uludağ Ünv. 162 Rahmânî vâridde. Doç. a. (Yüksek Lisans Tezi). Mübâh nîmetlerden faydalanırken avâmın tavrından farklı olmasına dikkat et. Vâridler bâzen Allah’tan. İstanbul 2004. Bunu anlamak için vârid sonrası ortaya çıkan sonuçlara bakmak gerekir. Herhangi bir çabaya. 163 Melekî vâridde. “Vârid. 179 . 688-689. a. s.Vâridât hakkında ba’zı tasavvuf klasiklerinin tanımlarını özetleyecek olursak: Serrâc’ın Lüma’sında. Eğer Allah ile berâberse. 159 Vâridin özelliklerine gelince: Vârid. Melek insanın kalbine zuhûr eder. 269. Lüma’ (terc. 159 Abdulkerim Kuşeyrî. Keşfu’l-Mahcûb. (terc. nefisten mi? geldiğini anlamaları kolay olmaz. Kahhâr isminin tezâhürüdür.e. s. teveccüh edene âittir. Sosyal Bilimler Enstitüsü. gelen vâridin Allah’tan mı?..g. 158 Hucvîrî.’’ 158 Kuşeyrî. s. Ve gayb âleminin bilgileri teveccüh eden kalbe açılır. Hasan Kamil Yılmaz. Kalbe gelen ma’nâlar 4 kısımdır: “Rabbânî. melekten mi?. Vârid. Yoksa Yûsuf. hapşırığın. 335. Allah kendisine teveccüh edenden hicâb isimlerini ve sıfâtlarını kaldırır. Sülûk ehline vârid zikirle gelir. gayrete gerek kalmadan meydana gelir.. 536. (terc. İstanbul 1996. Eğer insanın kalbi nefsi ile berâberse o kalbi uyar.

a. 40 . Peygamberimiz biraz uyuduktan sonra rahatladı ve duruldu. 1175.. Cebrâil (a. vücûda bir darbe indirerek gider. Vârid. 167 Nefsânî vâridde. s. vârid sonrası geriye ilim kalır. Bu esnâda eğer kul Allah ile berâberse. melekle berâberse şeytan onunla savaşır. elem ve ağırlık meydana gelir.) geldiğinde peygamberimizi bir soğukluk aldı. s. Ardından da zillet bırakır. geriye Allah kalır. Peygamberimize Cebrâil (a. nefis gelen ilhâmın ilâhî olduğunu zanneder. 166 Şeytânî vâridin ardından. Vârid. Erginli. O nefse mükâfât yoktur. 167 Erginli.. 1174-1175.e. Eğer insan nefsiyle berâberse ona da emelî hoş gösterilir. 272-273. a. emele yönelirse şeytana âit olur. Bu kimselere “abdü’nnefs” denilir.. vâridi almaya başlayınca kalbin sıcaklığı artar. İlk vahiy inzâl olduktan sonra peygamberimiz koşarak Hz. a. günah sadece şeytana âittir. 276-277. Allah ise kulunu ister zelîl eder. şeytana âittir.. kanın harâreti artmaya başlar.e. soğukluk ve lezzet gelir.s. Eğer insan. a. insana her türlü kötülük. Soğuktan titriyordu. Şeytan o kimseyle uğraştığında o kalbi ele geçirirse kalb şeytana âit olur. zevk ve sefâ içinde yaşamaktan mutluluk duyarsa. Allah o kimseyi muhâfaza eder.e. İşte bu olay melekî vâride en büyük örnektir. Hatîce’nin evine geldi. Eğer insan. Hirâ mağarasında ibâdet hâlindeydi. darbe.e. hayret.g.s. ister muzaffer kılar. beni örtün!’’ dedi.. Böylece vârid gelir. sıkıntı.pişmanlık ortaya çıkar. s. Cehennemde azâbı ikisi birden çeker. fuhşiyyât ve şirk nüzûl eder. Vücut âzâları ağrımaya başlar.g. Mafsallar uyuşmaya başlar. 165 Şeytânî vâridde. elem vererek kişiyi terk etmez. Kalb. 166 Arabî. nefsin âhiretteki hayır nasîbi kesilir. s. Yenerse. şeytânî olduğunda. Dünyâyı murâd edene dünyâ verilir. 168 Arabî.g. Halbuki Allah hızlân ile nusret arasındadır. nabız yükselir.v. 168 164 165 Arabî.a.). a.g. 164 Melekî vâridin ardından. nefis dünyâda her türlü nîmetten faydalanmaya devâm eder. Peygamber (s. s.g. Eğer dönmezse insan.)’ın gelerek peygamberliği müjdelediği sıradaki peygamberimizin hâli melekî vârid’in etkisini en iyi anlatan olaydır: Hz.e. Eğer sonrasında dönerse. ‘‘Beni örtün. 274.

gelen vâridi kontrol altına alabilir. âyet ve hadîs olurlar. Bu sâyede dönemin siyâsî ve ekonomik özelliklerini.t. Bedenlerin yeniden dirileceğine karşı çıkar. istidrâc’a dönüşmüş olur. Bâzen şiir. Kendisine vârid olan bilgileri aktarıyor.g. a. 170 169 41 .g.t. s.t.. a. Rüyânın önemine değinir. 171 Vâridler tasavvuf târihinin oluşmasında vazgeçilmez bir öneme sâhiptirler. Çünkü gelen vârid hakkında mutasavvıflar. sayı 15. 169 Vâridler tek düze olmaz. kıssa şeklinde olurlar. 172 İsmâil Hakkı Bursevî’deki vâridât anlayışına geçmeden önce. 3 Çetin. kişi vâridi taşıyamayacak kadar zayıf olduğu vakitler. Bâzen kötülükler de doğabilir. şiir. Osmanlı döneminde yaşamış. İkincisi. s. Vâridât. vâridât’ında öğütler verir. Vârid gelen kimse. s. 2005. gelen vârid ile kişinin kābiliyyet ve kuvvetinin eşit olduğu durum. Bu durumda kişi. diğer ba’zı meşhûr vâridât başlıklı eser ve sâhipleri hakkında kısa bilgiler vermeye çalışalım: Vâridât-ı Şeyh Bedreddin: Şeyh Bedreddin H. Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi. sosyal ve kültürel durumlarını öğrenebilme şansına sahip olmaktayız.. 171 Nûran Döner. vâridin târihini. Fıkıh konusunda müctehid bir âlim olduğu ifâde edilmektedir. üçüncü durumda her dâim gelen vâridin etki alanına girer. Bazen atasözü. Bu ise insanı çoğu kez istidrâc’a götürür. Onu kontrol edemez.g. s. Şeyh Bedreddin. 170 Vâridât’ın geliş kuvveti de her zaman aynı değildir. Çetin. 4.Kalbe gelen her şey iyi olmayabilir. a. vâridin geldiği kimsenin vâridden kuvvetli olduğu zamanlar. Üçüncüsü. 760/1358 de Yunanistan’ın Simavna kasabasında doğmuştur. “İsmâil Hakkı Bursevî’nin Kitâb-ı Kebîr’i ve Bursevî’de Vâridât Kültürü”. şeklini.. kendisine nispet edilen isyanla meşhûr olmuş. Bu halde olanlar gelen vâridi başkalarına hissettirmezler. 3. Vâridât’ın kuvvet derecelerini şu şekilde özetleyebiliriz: Birincisi. mekânını kayıt altına almışlardır. 313 172 Çetin. yıl 6. döneminin Kazaskerlik makāmına kadar yükselmiş fâkih ve mutasavvıf bir kimsedir.

Eserin ilk başındaki 11 satırda anâsır-ı erbaa üzerinde durmuştur. Kitapta vâridâtlar iç içe yer almıştır. Vâridât: Müellifi Üsküdârî Mustafa Efendi’dir. Her bölümün başında “Bezm-i Âlî” başlıklı ifâdeler bulunmaktadır. Eserde Çelebi. Mahmud Sadettin Bilginer-H. BEYBEK Genel 750/3’te müellif nüshası bulunmaktadır. Çirâğ-ı Futûh: Arapça gramere dâir bir eserdir. 1229’da yazılımış. Eser Selim Ağa Ktp. 42 . Süleyman Çelebi’nin konuşma tarzıyla yazılmıştır. Seyyid Muhammed Nûr) (haz. Mustafa Varlı). Matla-i Füsûsu’l-Kelîm: Şeyh Bedreddin’in Davûd-i Kayserî’nin eserine yapmış olduğu hâşiyedir. Hüdâî Efendi 585’te yer almaktadır. yüzyılda kaleme aldığı Süleymn Çelebi’nin ilhâmıyla yazdığı şiirlerden oluşan vâridâttır.Şeyh Bedreddin’in eserleri: Letâifu’l-İrşâd: Şeyh Bedreddin’in fıkıh ile alâkalı yazmış olduğu bir eserdir. İst. (şerh eden. Meserreti’l-Kulûb Nûru’l-Kulûb: Tefsîre âit bir eserdir. Diğer manzûm bölümlerde ise Allah’a ulaşmanın yolları anlatılmıştır. Eser 39 bölümden oluşur. Vâridât-ı Menşûre: Müellifi Hâşim Mustafa Baba b. 20 varaktan oluşmaktadır. Eser. 13-14. Yusuf Nizâmeddin’dir. Unkûdu’l-Cevâhir: Arapça gramere dâir bir esedir. 1994. 173 Şeyh Bedreddin. Enis Behiç’e “fanûs” diye seslenir. Eser Ömer Fevzi Mardin tarafından şerh edilmiştir. El-Teshîl Tefsîr-i Kur’ân-ı Mecîd: Kur’ân tefsîridir. Câmiü’l-Füsûleyn: Fıkha dâir bir eserdir. s. Vâridât ve Şerhi. 173 Vâridât-ı Süleymân: Enis Behiç’in 17. H.

Müellif nüshası Süleymâniye Ktp. Vâridâte’l-Şâridâte’l-Kudsiyyât: Müellifi Sümnânî Alâü’d-Devle’dir. BEYBEK Haraççı 833/4’dedir. Eserde Tuhfetü’l-İrşâd. 43 . Eserde konu başlıkları bulunmamaktadır. 111 varaktır. 96 varaktır. Vâridât-ı Kudsiyye: Müellifi Nasûhî Mehmed Efendi’dir. Hacı Mahmud Efendi 2338’dedir. Yazma Bağışlar 2547’dedir. Eser ders vermek. Eserin nüshası Süleymâniye Ktp. Eser de tasavvufî telkînler yapılmıştır. Vâridât: Müellifi Abdullah b. Vâridât: Müellifi Aziz Ali Girîdî’dir. Vâridât: Müellifi Bahâeddin Veled’dir. Farsça’dır. Daha sonra rüyânın tasavvuftaki öneminden bahsetmiştir. Vâridâtü’l-Fütûh: Müellifi Erzurumlu İbrâhim Hakkı’dır. Süleymâniye Ktp.Vâridât: Eserin müellifi. Süleymâniye Ktp. Arapça bir eserdir. Peygamberimize hitâben yazılmıştır. 1152’de yazılmıştır. Eser Rahmân sûresinin 119. Vâridâtü’l-İlâhiyye: Müellifi Rusûheddin İsmâil Ankaravî’dir. Müellif nüshası Selim Ağa Ktp. Bandırmalı Hâşim Mustafa b. Câbir’dir. H. Fâtih 2890’dadır. Hacı Mahmud Efendi 3413’dedir. 30 varaktır. Yusuf’tur. Manzûm olarak yazılmıştır. Hâtimetü’l-Vâridât: Müellifi Naccarzâde Rızâeddin’dir. Âyeti tefsirle başlar. Vâridât: Müellifi Sofyavî Bâlî’dir. H. 50 varaktan oluşmaktadır.1186’da yazılmıştır. Hacı Mahmut Efendi 3275’te müellif nüshası yer almaktadır. nasîhat vermek maksadıyla yazılmıştır. Zuhûrât-ı Mekkiyye ve Hâtimetü’l-Vâridât adlı başlıklar vardır. Tecellîlere nâil olmak için Allah aşkının öneminden bahsetmektedir. Hüdâî Efendi 373’tedir. Şehit Ali Paşa 1382/2’dedir. 23 varaktan oluşmaktadır. Müellif nüshası Süleymâniye Ktp. Eğitici tarzda kaleme alınmıştır. Vâridât-ı Gaybiyye. Müellif nüshası Süleymâniye Ktp.

H. 491/1. Maddî rızık. a. Vâridât-ı İmâm-ı Rabbânî: Müellifi Gulâmî Ali Abdullah’dır. 44 . “abdest almaya 174 175 Çetin. 239/1 101 varaktır. insana güç vermeye yarar. s. Süleymâniye Ktp. 1066’da yazılmıştır.. Ahmed Ankaravî’ye âit bir eserdir. Müellif nüshası Süleymâniye Ktp. Süleymâniye Ktp. Hacı Mahmud Efendi 3010/2’dedir.t.İSMÂİL HAKKI BURSEVÎ’DE VÂRİDÂT İsmâil Hakkı Bursevî’ye göre insanoğlunun nasîbi olan iki rızık vardır: Birincisi. “Leyletü’l-Hamîs” (Perşembe Gecesi).1066’da yazılmıştır. Lâleli 1514’dedir.Vâridâtü’l-İlâhiyye: Muhyiddin ibnü’l-Arabî’dir. 17 varaktır. Fütûhât-ı Ayniyye: İsmâil b. Döner. Nûru Osmâniye Ktp. Vâridât: Emir Seyyid Ali’ye âit bir eserdir. H. İkincisi ise. Mesud’dur. 174 2. insanın cesedini ayakta tutmaya. insanoğluna gayret sarfetmeden gelen mânevî rızıklardır. “Gece yarısı” kelimesi en çok geçen ifâdelerdendir. Ayasofya 1791/3’de müellif nüshası bulunmaktadır.g. Bununla berâber: “Sabah vakti”. Bu ifâdelerden ba’zıları: “Leyletü’s-sülesâi” (Salı Gecesi). Süleymâniye Ktp. s. Ayasofya 2144’de bulunmaktadır. 298 varaktır. Vâridât ve’l-Taksîdât: Müellifi Şihâbeddin Sühreverdî’dir. Fütûhu’l-Gayb: Şeyh Abdülkādir Geylânî’ye âit vâridâttır. insan bedenine nispet edilen maddî rızıklardır. Vâridât: Müellifi Ömer Gürânî’dir. İşte bu mânevî bilgiye vâridât adı verilmektedir.m. İstanbul Millet Ktp. Bu zaman dilimi için “seher-i a’lâ” ifâdesi kullanılır. 175 Bursevî’nin eserlerine baktığımızda.. 317-318. Müstensih’i Seyyid Hayrullâhi’l-Buhârî’dir. gelen vâridlerin yer ve zamanları hakkında farklı ifâdeler bulunmaktadır. 11-22. Rşd. Ve rûha hitâb eder. Vâridlerin genellikle gece geldiği söylenebilir. Müstensihi Süleyman b.g. 27 varaktır. a.

. 177 Vâridât’ın gelmiş olduğu yerlere baktığımızda şunları görebiliriz: “Seccâde üzerinde”. “ihtiyârım olmadan gayb lisânından bu Türkçe mısrâyı söyledim”. “kurie aleynâ” (bana okundu). s. 176 Bursevî. a. s.başladığımda”. “bir cumartesi gecesi akşam ve yatsı arasında”. “raeytu”(gördüm). “Bağıran”. “gözlerim kapalıyken bu Arapça satırı havada yazılmış olarak gördüm ki”. “tâat secdesinde iken”. “gurûb vaktinden önce”. “seslenen” ma’nâlarına gelmektedir. “hetf” mastarından türemiştir.. kendisine gelen ilhamları en çok “kîle lî” şeklinde ifâde etmektedir. Döner. Peygamberlere ilk zamanlarındaki vahiy gelme yollarından biridir. “yatsı ezanı vakti”.g. “kad rusime fi’l-musallâ” (şu sözün namaz kılınan yere resmedildiğini gördüm). 45 . “dervişler tevhîd meclisinde iken”. İsmâil Hakkı Bursevî. “rüsime ale’l-havâ” (havaya resmedilmişti). “en gizli gayb tarafından”. “bu akşamdan az önce idi”. “zebân-ı hâlden vârid oldu”.m. 178 Döner. “seher abdestini alırken”. “yatağında uzanırken”. “yatağından kalkarken”. 324. “Hâtif”. 178 Nitekim. “alâ vechi’s-semâ” (gökyüzüne yazılı gördüm). a. “yatsıdan önce”. “verede” (geldi). “bir hastalık ve ağrı sebebiyle bir elbise bürümüş yatarken”. “Şam’da kitap odasında iken” ve “Kâbe’de bulunduğu vakit” gibi. a. “ihtiyârım olmadan lisân-ı hâl nâtık oldu ki”.. 317.m. Geliş yolu olarak ise: “Hâtif-i gaybî” şeklinde geldiği ifâde edilmiştir.m.g. “duhâ namazında iken”… gibi ifâdeler eserlerinde karşımıza çıkmaktadır. münâdî” denirdi. s. kendisine gelen vâridleri hangi yolla aldığını da eserlerinde zikreder: “Kîle lî” (Bana denildi ki). “fecr vaktinden az önce”. İslâm’dan önceki Araplar’a baktığımızda onlar çölde dolaşırken etraflarında kaynağı bilinmeyen bir ses duyarlardı. 1131 yılı Zi’lka’de ayına âit vâridlerden ve Bursevî’nin bu vâridlere yapmış olduğu şerhlerden 176 177 Döner. bizim tez olarak çalışdığımız vâridât’da da bu gibi ifâdelere sık sık rastlamaktayız.g. eserlerinde vâridâtın kendisine geliş tarzlarını şu şekilde ifâde eder: “Canîb-i gaybden ifâde olundu”. Bursevî. Bu sesin sâhibini bilemediklerinden “hâtif. 322-323. Bursevî’nin tez olarak çalıştığımız ‘‘Vâridât’’ adlı eserinin tanıtımı Tez olarak çalıştığımız İsmâil Hakkı Bursevî’nin vâridât’ı.

vr.. Her şeyin Allâh’ın nûrundan yayıldığını ifâde eder. Çünkü eşyâlar tesbîh ile kāim olurlar. zulümât’ın ise çeşitli unsurlardan meydana geldiğini belirtmiştir. 181 Arz ve eflâk yuvarlaktır. Kâbe’nin yuvarlak olduğu. karanlığın ise terkîblerden oluştuğunu anlatır. Nr. Kâbe’nin sonunun başına ulaştığını ve her vücûd’un vahdete döneceğini eserinde açıklamıştır. Allâh’ın nûruyla doğan tek bir arz olduğunu anlatır. 4a.) . Bursevî. 183 Bursevî. Âşir Ef. Bursevî. Vâridât. 3b. vr. Âyetler ve gelen vâridler. Vâridât. Tesbîhât. vr. Bir takım işâretlerin kâğıt üzerine veyâ semâya yazılı olarak gördüğünü ifâde eder ve onları açıklamaya çalışır. Yazma. Eserde çok sayıda âyet bulunmaktadır. geçmiş zamanda yaşanmış ibretlik târihsel olaylara da yer verilmiştir. Müellif hatlı nüshası. Kayyûm ismine atıf vardır. arz’dan kastedilenin de eşbâh olduğunu. tüm varlıklar tek bir asıl üzerine toplandığı. Vâridât. 3a. (1131 senesinin Zi’l-ka’desinin yedisi Cuma gecesi lisâna hayırlıyı öğretir bir şekilde ‘‘Nerede olursam olayım beni mübârek kılar. 13b. (Bunu bil ve amel eyle! Zîrâ bu. Süleymâniye Ktp.oluşmaktadır. eserinde birçok kez kendisine gelen vâridin yeri. 181 Bursevî. Vâridât. 182 Bursevî. bâzen vâridlerin rüyâ esnasında geldiğini söyler. Süleymâniye Kütüphânesinde bulunmaktadır. 5a. Zâhir-bâtın Kur’ân’ın anlamı. eserde renkli kalemle altı veya üstü çizilmiş bir şekilde bulunmaktadır. Nûr’un basit. tefsîr edilirken de yer yer hadislere de başvurulmuştur. zamânı ve şekli hakkında da bilgiler vermektedir. vr. 1-79a.) 180 Bursevî. Eserde. Anlatılmak istenen ma’nâlar resmedilerek açıklanmıştır. 46 . 8b. 183 İnsanın sırrı rabbisinin 179 İsmâil Hakkı Bursevî. vr. 180 Nûr lafzının hakîkî varlığın nûrundan bir asıl olduğunu ve müfret olduğunu. emellerin nihâyetidir. Arapça ve Osmanlıca olarak yazılmıştır. Vârid sonlarında da genel îkaz ve uyarısını da yaparak diğer vâride geçmektedir. Bursevî. numara 165. Âyetler tefsîr edilmiş. Eserde bir takım şekil ve tablolar yer almaktadır. Vâridât. Vâridât. 179 Bursevî’nin. tahmîdden önce gelir. 1-79a varaktan oluşur. tez olarak çalıştığımız ‘‘Vâridât’’ adlı eserinde geçen konuları şu şekilde özetleyebiliriz: Karanlık ve nûr konularından bahsediliyor. 182 Her şey canlıdır ve Allâh’ı tesbîh eder. 165.) Eser. Varlık dâireseldir.’’ cümlesi geldi. vr. (Âşir Efendi. vr. arz’ın. Semâvât ile kastedilen rûhlar.

Vâridât. 191 Bursevî. Vâridât. 6a. 9b. 189 Bursevî. vr. nefsin sıfatıdır. Peygamberimizin ilk ilâhî emirleri aldığı zamanlardan ve inzivâ yaşantısından bahsedilmiştir. Vâridât. 186 Bursevî. vr. Vâridât. hâllerin korunması için kalbin sürekli çevrilmesinden. meleklerin mertebesine ulaşabilir. Peygamberlerin ve velîlerin sıkıntı çekmesinin hikmeti vardır. vr. 191 Allah ismi mertebeye delâlet etmez. Zâtın gāibliğinden ziyâde. Küllî ismin en büyüğü Allah ismidir. Tenzîh. 193 Bursevî. Zikir esnasında sağa sola dönmek zikirlerin en güzelidir. 190 Bursevî. 187 Hâbil ve Kābil’in kurbanı hakkındadır. 190 Zât’ın hükmü sükûn. Vâridât. sıfâtların makāmına râcîdir. vr. nefiy ve isbâtın. Nefislerin de kurban olması gerekiyordu. 192 Bursevî. 11a. 5b. sıfâtların varlığı daha önemlidir. Melekler. 9a. Vâridât. Vâridât. zâtın hakîkatine. Vâridât. Vâridât. 194 184 185 Bursevî. 47 . Vâridât. teşbîh. Beşer. vr. nûrdan yaratılmışlardır. vr. Tesbîh. 10a. terbiye edilmeden amellerin semâya çıkmayacağı. kalbin şânı. Tesbîh. 192 Varlığın ekseni Allah ismidir. aslında Allâh’a düşmanlık etmişlerdir. 188 Bursevî. Kendi hayvânî nefisleridir. ifnâ olmadıkça sözün sırrı zuhûr etmez. tahmîd. vr. sıfatın hakîkatine bakar. tenzîh ve zikirden öncedir. vr. 185 İlk olana dönüş. vr. tahmîd. vr. İnsanda tecellîlerin parlaklığı vardır. 184 Meleklerde tesbîhât daha fazladır. sıfâtların hükmü ise harekettir. kurbân. 8a. zâtın makāmına. rûhun hâli. 6b. 194 Bursevî. Meleklerin yaratılışlarındaki özelliklerden dolayı onlarda tâat vardır. İkisinin de kurbanı aynıdır. nefis. 188 Kābil’in ihlâslı olmadığı. 189 Ashâb-ı Kehf’den. 193 Yaratan ile yaratılan arasında meyve ile çekirdek gibi bir ilişki vardır. tüm kayıtlardan uzaklaşmakla olur. 10b. Bursevî.bâtınıdır. Zâhir vücûd. rûhânî amel ile cismânî amelin önemi anlatılmıştır. Yaratılışlarında zulmet yoktur. Vâridât. tenzîh ile teşbîh arasında olması gerektiğininden bahsedilmiştir. 186 Tesbîh. Ancak taayyünleri onların ihlâsına engel oldu. Rûhun vechi. Allâh’ın sevgili kullarına düşmanlık edenler. Sonra tekrar başladığı yere döner. 7b. 187 Bursevî. vr. 8b. zâtın vechini izler.

Vâridât. 17b. İkindi vaktinin tecellîleri çoktur. vr. 203 Bursevî. vr. zorlukların kalktığı bir derecedir. vr. 202 İnsan vücûduna âit dört salgı anlatılır. Vâridât. 48 . 197 Allah. gölgesi düşen şeye delildir. Vâridât. 12a. 12b. 17a. 205 Bursevî. Vâridât. vr. 201 Bursevî. 205 Übüvvet ve ümmehâtlıktan bahsedilmektedir. 16a. 202 Bursevî. vr. 208 195 196 Bursevî. vr. 207 Bursevî. vr. Peygamberimizin ve Yûsuf peygamberin güzelliği ifâde edilmiştir. Vâridât. 200 Bursevî. 21a. Vâridât. 203 Kemâle ulaştıktan sonra. ancak mekânda yaşayanların günahkâr olduğu söyleniyor. Gerçek görüş. Mekânın günahsız olduğu. Yeryüzünün yaratılmasından îtibâren Allâh’ı zikrettiği. 197 Bursevî. 20b. Îsâ’nın doğumunun. mükellefiyeti arttıracak ve insanı zora sokacak bir şey kalmaz. 199 Bursevî. 204 Mürîdin mânevî hayâtında edebin ne kadar önemli olduğu anlatılmıştır. 201 Gölge. mekânın insanı üstün kılmayacağı. 199 Tabîat ehli olan kimseler nefislerine düşkündürler. vr. vr. 16b. Hakîkat-i hilâfetten bahsedilmiştir. Ama kalp ehli insanlarda bu hasletler gözükmez. 195 Allah her zaman yaratmadadır.. şeyhten mürîde gelen bir hediyedir. Vâridât. İnsanda Allâh’a aynadır. 206 Bursevî. gerçek ilimle olur.Hz. vr. İlim. zayıflık üzerine kuruludur. 20a. 21b. 14a. Hz. 19a. Vâridât. Kemâl derecesi. Allâh’ın zamanlara rahmet nazarıyla baktığı anlatılır. 11b. Âdem’e benzediğini anlatır. Nefislerinin ve arzularının peşinde koşarlar. başı ile. 198 Zi’lka’de ayının fazîleti ve teveccühün en çok bu ayda olduğu zikredilmiştir. Vâridât. Bursevî. kâmil insanı bir bütün dâire içinde yaratmıştır. Rûhânî gıda. vr. insana aynadır. 204 Bursevî. başı sonu ile birleşir. 196 Allah. Evliyânın dâiresi. 13b. Kâmil insanın tecellîlerle olan münâsebeti zikredilmiştir. 208 Bursevî. Allâh’ın cemâl yönü vardır. vr.14b. diğerlerininki ise hurâfeler dâiresidir. Tabîat sıfatı. 206 Yaratılanların fazîletinin Allah’tan olduğu. Vâridât. 207 Arz-ı Mukaddes konusu işlenmiş. vr. Sonu. Vâridât. ancak içindeki insanların üstün olabileceği ifâde edilmiştir. melekût dâiresi. Vâridât. Sıfatta ise. Vâridât. vr. 198 Bursevî. 200 Vücûd-i mecâzîden bahsedilmektedir. Vâridât. ilim ve mârifettir.

Allah adamının gözünden düşen. tarîkat yoluna münâfıklık yapanların durumlarından. 222 Bursevî. yerlerin ve göklerin hazînesi Allâh’ın elindedir. 211 Bursevî. Babaya saygı..30a. Vâridât. vr. 23a. vr. Kalp sürekli mücâdele içerisindedir.Kulun sıfatlarından bahsediliyor.. Vâridât.. Bursevî. 31a. 38a. 35b. 213 Duâ etmenin edeplerinden.. 27a. 40a.. 218 Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. çocuk için bir borçtur. vr. 29b. 215 Hicret konusuna değiniliyor. vr. vr. İnsan. Vâridât. 217 Bursevî. şeyhin ümmeti içinde peygamber gibi olduğundan ve ihtilâf ehlinden uzak durulması gerektiğinin bahsedilmiştir. 211 Kadîr isminin önemi. 32a. Peygamber ve velî göndermenin ba’zı hikmetleri vardır.. Vâridât. 38b. Vâridât. Allah’tan tüm mertebeleri ile gāfil olmamak gerekir. Vâridât. 22b. vücûdât-ı cüz’iyye ve külliyenin mâhiyetinden bahsedilmiştir. vr. 36a. 212 Peygamberin. 32b. Vâridât. 212 Bursevî. 217 Nübüvvet konusu anlatılmış. Allâh’ı nefsi. Allâh’a. mü’minlere ve meleklere olan ihtiyâcı vardır. aklı ve keşfiyle bilmelidir.. kendisini hisler seviyesine indirger... Allah. Vâridât... 219 Muzaffer olmak için duânın şart olduğu anlatılıyor. Beşer. şeytandan da beter olabilir. Vâridât. 210 İhlâslı kimselerin hâllerinden. vr. 39a.. 221 Bursevî. vr. gerçeğin unutulmasıdır. 218 Bursevî. 23b. 39b. kulluğun makbûl olmasının yollarından bahsediliyor. vr. 29a. Vâridât. çocukların babalara göre nispeti gibidir. fetvâ ve takvânın birlikte işletilmesidir. Vâridât. Allâh’ında gözünden düşer. 214 Bursevî. Cesed. Vâsıtasız hidâyet yoktur. 33b. 31b. Nübüvvet ağacı resmedilmiş ve açıklanmıştır. Vâridât. 35a. 34a.” 216 Devr ve Vecd konusuna değiniliyor. 215 Bursevî. üstün özelliklere de sâhip olabilir. 214 Mürşidin vazîfesi anlatılmıştır. 220 Bursevî. Vâridât. 216 Bursevî. vr. 220 Âhiretin unutulması. rûh ile berâberdir. 49 . 213 Bursevî. 24b. Meleklerin ve beşerin peygambere nispeti. 30b. 27b. vr. 219 Bursevî. 34b. dâima nefsiyle berâber olmaya mecburdur. vr. 222 209 210 Bursevî. 221 Gāfil olan. Tarîkat tanımı yapılıyor: “Mârifetten sonra. vr. vr. 24a. 209 Peygamberimizin Tebük Gazvesi’nden ve nifâk ehlinden ba’zı bilgiler verilmiştir. Vâridât.

vr. 69b.Peygamberimizin irsâl-i vücûdu anlatılmıştır. Af makāmından bahsediliyor.. Vâridât. 52a. ölüm esnâsında sabrın bittiğinden.. 58a. 231 Kalem-i a’lâ ve levh-i mahfûz.. Peygamberin.. 226 Emrâz-ı bedeniyyeden. 71a. 54b. şerîat ve tarîkattan. hükm-i nebî. 40b. vr. 70a. âyât-ı tekvîniyye. ‘‘Adl’’ kavramından. 47a. maâş ve meâddan. 70b. 228 Kâfir cinler. 232 Ebleh ve ahmaktan. 62b.. 71b. vr.. 233 223 224 Bursevî. ilimden ve ilmin kısımlarından bahsediliyor. cehennemin alevi... Kur’ân’ın hidâyet rehberi olduğu anlatılıyor.. 229 Nefsin mertebeleri anlatılmış.. 58b. cehennemin hikmetinden.. Beşer ile melek arasındaki farka ve üstünlüğe dikkat çekiliyor. Vâridât. Vâridât. 55a. 67b. cehennemin korudur.. zâhir ulemâ ve bâtın ulemâ’dan bahsedilmiştir. altın ve yaldız yapımı anlatılmıştır. terkîbât-ı kevniyyeden bahsediliyor. İnsan ömrünün kısalığından bahsedilir.. 59a. 72a. Vâridât. 224 Füsûs’un kendisine verilmesi konusu geçiyor. Vâridât. İki Ömer’den birinin hidâyeti için yapılan duâdan bahsedilmiş. 63a. 62a. peygamberimizin vahiyden başka bir şey söylemeyeceğinden. 44b. 61a. nebî ve velî ayırımından bahsedilmektedir... kelime. 50 .. 47b. 226 Bursevî. vr. 66a.. 223 Dünyâ ile olan ilişkinin nasıl olması gerektiği anlatılıyor. Ebû Tâlib için ettiği duâ anlatılmıştır. 229 Bursevî. Vâridât. vr. Bursevî.. 68b.. 227 Bel’âm ve iblîs’den. hurûf iken kalemle yazılıp terkîb hâline gelmekten. Allah tövbeyle kullarının bâtınî günahlarını sileceğeni anlatıyor. 55b. 72b. 230 Bursevî. Nasr sûresi açıklanmış. 225 Zikirle ilgili genel bilgiler verilmektedir. Hz.. vr. 65a. 61b. Vâridât. Ölünün arkasından hayır ve duâ edilmesinin ölüye fayda sağlayacağı. 59b. zarf ve mazrûf.. vr. 225 Bursevî. Resûlullâh ve Kur’ân arasındaki bağlantı. Enbiyâ ve evliyâ karşılaştırılması yapılıyor.. Vâridât. 50b. 67a. 41a. hidâyet ve şekâvet ehlinden. 54a. 230 Tövbenin Allah için olduğu. vr. Vâridât. 56b 228 Bursevî. Vâridât. hurûf. İslâm dîninin mâhiyeti anlatılmıştır. Vâridât. 227 Bursevî. ahmak ve münkir olanların ehl-i sülûk olamayacağına dâir bir takım bilgiler verilmektedir. 231 Bursevî. kâfir insanlar ise. mertebe-i akıl ve akl-ı hakîkîden. İlâhî kitap ve sahîfeler. 233 Bursevî.. 232 Bursevî. vr. vr. 45b. vr.

74a. Esmâ-i seb’adan. Şehvet. 78b. Bursevî. 235 Akāid-i zâhire sarılıp. 78a.. Ateş. Süreyyâ yıldızından. hevâ ve hâdî isminin her asırda mazharı vardır. Su. 77a. ateşe asıl gibidir. İnsanların çoğu muzill ismine muhâtaptır.. “Mi’râc kâinattan fenâ. 75b.. sudan sonra yaratılmıştır. vr. 74b. Vâridât. kıyâmet-i kübrâ ve sugrâ’dan bahsedilmiştir. Zâhir-bâtın konusuna değinilmiştir. 76b.. 234 İstanbul ve Mekke’nin tecellîler noktasında birbirini tamamlar. Vâridât.’’ vâridâtı açıklanıyor. bâtını inkâr edenlerden bahseder. Nesnelerin asılları ve fer’lerinin birbirini kuşattığını anlatıyor. Evliyâların sonuncusu Şam’dadır.” 236 234 235 Bursevî. 77b. vr. vr. Mi’râc’tan bahsedilir.‘‘Nâr’ın altı sudur. Hüdâ ehli anlatılmıştır. Hak ile bekā’dır. 236 Bursevî. Vâridât.. 51 .

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ESERDE GEÇEN BÂZI TASAVVUFÎ KAVRAMLAR 52 .

” 238 Var olma. 241 Karlığa. Allah’tan başka her şeyin vücûdunun hayâlî. vücûd-i şerîf “Şerefli varlık”. 1984..1. 244 Bursevî. a. vehmî olduğunu söylemektedir. vücûd-i insânî. 326. Hakk’ın görüntülerinin aslında bir hayâl ve vehm olduğu bir gerçektir. 242 İsmâil Fenni Ertuğrul. elde etmek. 239 Vücûd Arapça vcd kökünden türeyip. c. İbn-i Arabî. 244 Vücûd. XIII. vücûd-i mu’ciz “İnsanı hayrete bırakan varlık. 16. vücûd-i cismânî ‘‘Ete kemiğe bürünmüş varlık”. 11. 237 Vücûd kavramı: Varlık. gövde ma’nâlarına gelir. s.VÜCÛD Vücûd. 239 Arif Hikmet Par. yok iken var olmak ma’nâlarına gelmektedir 240 . s. Hakîkî anlamda vücûddan başka nesne 237 Ahmed Avni. (haz. bu câiz değildir. Bunların varlıkları. Mustafa Tahralı-Selçuk Eraydın). 243 Vücûd hakîkî anlamda birdir. Yokluk ise diğer varlıklara âittir. gövde. rahmânî nefis dedikleri vücûddur. Eşyâların tek başlarına kāim olmaları câiz değildir. şu anda da ondan başka mevcûd yoktur. İstanbul 2003. varlık sâhibi olmak. Bunların mevcûd ve var olmaları hisse göredir.m. I. s. Füsûsu’l Hikem Tercüme ve Şerhi. 243 Bursevî. s. s.g. 10. Ona göre vücûd. 95. varlık. s. 53 . 240 Bekir Karlığa. Konuk. Eğer câiz ise vücûdun zâtıyla berâber başka bir şeyden meydana gelmesi gibi bir durum ortaya çıkacaktır ki. Kâinât yaratılmadan önce Allah dışında başka hiçbir şey bulunmadığı. c. Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Sözlük. s. mahlûk değildir ve mahlûk içinde vasıf yapılamaz.. 323. ancak yaratıcının varlığıyla kāimdir. 238 Mehmet Kanar. iç görünüş i’tibâriyle de belirsizdir. 4.e. Allâh’a âittir.. İstanbul 1991. c. Mustafa Kara). 242 Esmânın tecelliyâtı vücûd hasebiyledir. dış görünüş i’tibâriyle belli. İst.. Hakk’ın vücûd aynasında ba’zı i’tibârî varlıklar bulunmaktadır. s. 514. Farsçada hestî şeklinde ifâde edilmektedir. fânî ve geçicidir. Vücûd. Vahdet-i Vücûd ve İbn-i Arabî. XIII. Eşyâ. İstanbul 1999. 1614-1615. Milli Eğitim Bakanlığı İslâm Ansiklopedisi. bulmak. İlk vücûdun görüntüsüdür. (haz. a. 241 Vücûd’un zât-ı ilâhî için bir sıfat niteliği taşıması câiz değildir. Kitâbu’l-Envâr. beden. “Vücûd”.g. Halkın vücûdundan olan bir şey olmadığı muhakkaktır. 80. Vücûd. Örnekli Etimolojik Osmanlı Türkçesi Sözlüğü.

9. 251 3Şehâdet âleminin hakîkatini nefy eden ama i’tibârî olarak da kabûl edenler: Bu sınıftakiler. Hem âbid’dir hem de ma’bûd’dur. Allâh’ın vücûduna nisbetle yaratılan şeylerin varlığı husûsunda insanlar dört guruba ayrılır. bu sınıf insanlara da ‘‘keşf sâhibi âlimler’’ demiştir. 246 245 54 . önündeki tüm perdelerin açılıp her zerrede Hakk’ı göreceğini belirtmiştir. Ancak Bursevî. a.m.. 245 Kâinâtta diri olmayan hiçbir şey yoktur.başka bir vücûddur. 251 Tahralı. zâhir olur. Avni Konuk).m. s. 10. 414. 9. Mustafa Utku. 250 2Şehâdet âlemini kabûl etmeyenler: Bu sınıftakiler. hem hakîkaten hem de i’tibârî olarak Allah’tan başka vücûdun olmadığına inanırlar. evvel olmakla birlikte âhir’dir de. c. Hem âşık hem de ma’şûk’tur. Hâlık olmakla birlikte mahlûk’dur da. A. vahdet deryâsına daldığı vakit. III.. Azîzüddin Nesefî İnsân-ı Kâmil adlı eserinde. Bursevî. sonra da bâtın-zâhir olur. Varlıklar önce zâhir-bâtın. Füsûsü’l Hikem Tercüme ve Şerhi. 249 1Şehâdet âlemininin varlığını kabûl edenler: Bu sınıftaki insanlar. “Vahdet-i Vücûd ve Gölge Varlık”. Kitâbu’n-Necât. hâdis’dir. 18. 247 Azîzüddin Nesefî.e. 246 Vücûd kadîm olmakla berâber. Allâh’ın vücûduyla mahlûkun vücûdunu ayrı tutar. s. c. İ. 250 Tahralı. s. a. 31. İnsân-ı Kâmil. İst.g. mâsivâ ve onu yaratan Allah ve bu ikisi arasındaki bağlantı hakkında şunları ifâde etmektedir. 248 İsmâil Hakkı Bursevî. yaratılanların hakîkatte vücûdlarının olmadığını söyler.. İst.g. (sad. 209. c. Muhammediye Şerhi II). a. 249 Mustafa Tahralı. s. Hakk’ın bâtınıdır. Zât. s. (haz. kişinin âlem-i kesretten geçip. Avni Konuk. Ferâhu’r-Rûh II. s. 1983. Sonrasında bâtın.g. 248 Bursevî. III. İstanbul 2004. Turgut Ulusoy. 2000. Mânevî Ufuklar I). 247 İnsanın zâhiri. Birbirinden farklı iki vücûd olarak görürler. A. (çev. İstanbul 1990. Bursevî. s. Her şey canlılığını Allâh’ın vücûdundan almaktadır. Hem râzık hem merzûk’dur. Hak Teâlâ gizli bir hazîne iken zât ve sıfâtla birleşip halk zâhir olmuştur. Bursevî... bu sınıf insanlara ‘‘kalp gözleri perdeli âlimler’’ demiştir. III..

10. Hakîkat ortaya çıkınca beşeri özellikler zâil olur..m. dünyâ hayâtı sâdece bir yanılsamadan ibârettir. ağacı ve ağacın içindeki meyveleri taşıması gibidir. o ayn. s. c. s. “Muhyiddin İbnu’l-Arabî”. Mutlak ma’nâda vücûd asla adem. vücûd vecdden sonra ortaya çıkar. 256 Her ayn için bir vücûd gerekince. İst. mevcûdun da. 21. 10. Allâh’ın eşyâya rahmet etmesiyledir ki. Ya’nî ‘‘ayakların kayabileceği yer’’ anlamına gelir. Allâh’ın zât ve hakîkatinin i’tibârî görünüşü olarak zuhûra gelmişlerdir. Vecd ise ikisi arasında bir vâsıtadır. c. Aynı şekilde geriye doğru gidersek. âlemi Hakk’tan ayrı bir varlıkmış gibi düşünürüz. Eğer bir şey bir makāmda var iken. Allâh’ın 252 253 Tahralı.. Bursevî bu mertebeye ‘‘mezâlik-i akdâm’’ demektedir. a. ama i’tibâr açısından kabûl edenler: Bu sınıftakiler ise şehâdet âlemi Allâh’ın vücûduna zıt bir vücûd ile değilde. her şey varlık âlemine gelmiş ve böylece onun rahmetini kabûl etmiştir. 2005. 55 .. III. Tahralı. c.e. 252 4Şehâdet âlemini hakîkat açısından nefy. Arabî’ye göre vücûd-u mahz Allâh’tır.. Dolayısıyla bu izâfî yokluktur.g. Çünkü hakîkatler değişmez. s. 255 Arabî der ki. Bu şuna benzer. İmkân-ı mahz ise mertebesi imkân-ı mahz ve vücûd-i mahz arasında olan bir âlemdir. bu sınıf insanlara da ‘‘görgü sâhibi müşâhidler’’ demiştir. er-Risâle. vücûd işin sonudur. 254 Kuşeyrî risâlesinde tecâvüd ile vücûd arasındaki ayrımı söyle yapar: Tecâvüd işin başı. Türkiye Diyânet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 255 Kuşeyrî. Dilâver Selvi). Vücûdu kendi hakîkati sebebiyle kendisini kabûl etmeyen şeye adem-i mahz denir. Vücûd. a.m.yaratanın vücûdunun birer yansıması olarak kabûl ederler. s. 254 Abdulkerim Kuşeyrî. Bursevî.g. Vücûd. Allâh’ı ancak tüm kayıtlardan arındıktan sonra bulabilir. (haz. 253 Kuşeyrî. 500. Biz. Erol Kılıç. Bu tamâmıyla bizden kaynaklanan bir aldanmadır. çekirdeğin. III.g. bir şeyin ayn’ını ispât. a. 193. 193. diğer makāmda yok ise olmadığı makām için o şey yok deriz. Kul. varlığı Allah’tan dilemiş ve bundan dolayı da Allâh’ın rahmeti her şeyi içine almıştır. ağacın ve meyvelerinin çekirdeği taşıması gibidir.. mevcûd da kesinlikle ma’dûm olmaz veyâ adem asla mevcûd olmaz. ma’dûmun da bizzat kendisidir. 256 M. Adem-i mahz ise vücûd-u imkânsız olandır. adem ise nefy etmekten ibârettir. s..

sonu olanın başlangıcının da olması gerekir. 257 Elmalılı Hamdi Yazır da bu konuda şunları söylemektedir: “Sizin ilâhınız bir ve tek ilâhtır. Çünkü aynı şekilde çoğula da delâlet etmektedir. İstanbul 1992. Cüneyd Bağdâdi’nin ifâdesiyle: “Kadîmi. Ve her vücûd. 50/1) Şüphesiz ki Allah ِِ ‫و ُ َ ِ ﻤ‬ Teâlâ.). İşte bundan dolayı âyet-i kerîmedeُ ‫( ان هﺬا ا اْﻟﻘﺮْان ﻳﻬْﺪي ﻟﻠﺘﻲ هﻰ اﻗْﻮم‬İsrâ. şerefli Kur’ân’a andolsun. Rahmân ismi de varlığa delâlet ettiği için daha husûsî bir anlam taşımaktadır. Öyle ki tüm müteferrikātlar. Ya’nî.g. İstanbul 2002.” İfâdesi. 255. İslâm dîninin emrettiği îmân konusu lâ ilâhe illallâh’dır. Rahmân’a âit varlığa vücûd mahsûstur. rahmetin varlığın bizzat kendisi olmasıdır.Rahmân vücûd’un ayn’ı olması cihetinden Hakk’ın bir ismidir. Süleyman Uludağ). Ekrem Demirli). Bunun sebebi. arzı ve eflâkı yuvarlak kıldı. (sad.] (Kāf. Elmalı Hamdi Yazır. dâiresel varlığına işâret etmektedir. 259 Kuşeyrî. a.. bir asıl üzeredir. 258 Vahdet-i Vücûd. 56 . Allah’tan başka ilâh yoktur demektir. bütün varlıkları mutlak vücûd’un isim ve sıfatlarının tezâhürü ve tecellîsi sayarak hakîkî varlığa nazaran diğer varlıkları yok saymaktır. Hak Dini Kur’ân Dili.” 259 Bursevî. s. Fatiha Tefsîri. c. Allah Ka’be’nin etrafında yapılan tavâfı da sonu başına ulaşacak şekilde emretmiştir.onları yaratması bu kabûl dolayısıyladır. “Allah’tan başka mevcûd yoktur. beşeriyet eserlerinin yok olup ulûhiyetin ortaya çıkmasıdır. Zâhir Kur’ân.vd. farklı şeyleri bir asılda toplayan bâtın Kur’ân hükmündedir. (çev. 2/163) âyetinde ifâde edildiği üzere. Asıl yönünden yol birdir. Vahdet-i vücûd Muhammedî nûrla alâkalı olan tevhîdi zirvede yaşayan bir anlayıştır. 475. 17/9) [Bu Kur’ân. Tevhîd. rabbi bilmektir. bütün mertebeleri ve varlıkları kuşatan bir isim. Yazır bunu vahdet-i vücûd olarak nitelendirir. Arzı da eflâk ile dağlarla kuşattı. Burada ‫ ق‬varlığın hattî değilde. Şöyle ki. vahdete bir dönüştür. Bu sırdan dolayı Kur’ân’ı ‫’ق‬ın altına koymuştur. sonradan olandan ayırmaktır. 97. (haz. Bu nedenle dedi ki: ‫ان رﺑﻲ ﻋﻠﻰ ﺻﺮاط ﻣﺴْﺘﻘﻴﻢ‬ ِ ُ ٍ َِ َ َ ‫ِ ﱠ َ ﱢ‬ [Şüphesiz rabbim dosdoğru yoldadır. Ondan başka ilâh yoktur. tez olarak çalışmış olduğumuz eserde vücûd ile ilgili olarak şunları zikreder: ‫[ ق َاﻟْﻘﺮْان اْﻟ َﺠﻴﺪ‬Kāf.. Allah ismi. hakîkî zât’ın vücûdunun dışında diğer tüm varlıkların bir gölge misâli olduğu göstermektedir. Bu. Yazır’a göre. en َ َ َ ِ ِ ‫ُ َ َ ِ ِﱠ‬ ََ ‫ِ ﱠ‬ doğru yola ulaştırır. Allah’tan başka hiçbir hakîkî vücûd kabul etmeyip. s. İsmail Karaçam. 1.] demiştir. s. Aynı şekilde bu 257 258 Sadrettin Konevî.’’ (Bakara.e. Çünkü Ka’be vahdet-i vücûda işârettir. Er.] (Hûd 11/56) Fer’ açısından ise çeşitlidir.

Tâ ki. Aynı şekilde vücûd-i hakîkî’nin de şakî veyâ saîd olarak ortaya çıkan şekiller hâlinde birçok gölgesi vardır.İlbâs I-II. vr.Allah Teâlâ. hadis no: 2026 57 . Eğer Hak Teâlâ isterse bu gölgeyi hareketsiz sâkin bir duruma ve cüz’î olsun küllî olsun ilâhî hiçbir ismin tecellî etmediği bir hâle sokabilir. ‫( ان اﷲ ﺧﻠﻖ ادم ﻓﺘﺠﻠﻰ ِﻴﻪ‬Rûhu’l Mesnevî. Keşfu’l Hafâ ve Muzîlu’l. Hakk’ın bilinmesi isimleri ve sıfatları olan 260 261 Bursevî. muhabbet ve ma’rifet’tir. c. feyz ve cömertlik ortaya çıksın. Çünkü o ‫و ﻧﻔﺨْﺖ‬ ُ ََ ‫( ِﻴﻪ ﻣﻦْ رو ِﻲ‬Hicr.” 262 Tasavvuf erbâbınca bu hadîs-i kudsî’nin taşıdığı ma’nânın özü. 262 İsmail b. II. vücûd-i hakîkî’nin kantarasıdır.] buyurmuştur. 16a. Beyrut 1351. Muhammed Aclûnî.] dediği gibi Allâh’ın ‫ُﺣ‬ ِ ‫ﻓ‬ üflemesindendir. Çünkü O. kendisi karanlık olduğu için nûra delîl olmaz. Ya’nî. Fakat güneşe nisbetle gündüz nûra delîl olmak durumundadır. Hatta bunun tam tersini istemiştir.KENZ-İ MAHFÎ: Kenz-i mahfî hadîsi “Bilinmeyen gizli bir hazîne idim. Cenâb-ı Hak esâsında her dâim gizliliğini devâm ettirmektedir.. 17. bilinmek istedim.. Hak Teâlâ’ya delildir. onun gibi oldu ve tecellî etti. Zıll ile vücûd-i hakîkî’nin gölgesine işâret eder. cisimlerin bâtınıdır ve şekiller onunla var olmaz. Tecellî ânında vücûd-i zıllî’nin genişlemesi. Öyleyse. bunu istememiştir. 15/29) [Ben ona rûhumdan üfledim. Vâridât. s. vücûd-i zıllî ki. La taayyün mertebesinde olan Hakk’ın bilinmeyi arzulaması ve netîcesinde de sevgiyi yaratması anlatılır. Fakat O. Bursevî. O zaman sonradan olan varlık. zâtının ve sıfâtlarının i’sârı ile onda zuhûr etti. vr. Belki O. Vâridât. Çünkü gölge. Başka bir yerde Allah Teâlâ. 25/45) ‫ﱠ‬ ‫ﻟ َ َ ا َ َﱢ َ َ َ َ ﱠ‬ [Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? İsteseydi onu sâkin kılardı. ِ ‫ِ ﱠ َ َ َ َ َ َ َ َ َ َّ َ ﻓ‬ II/305) [Allah Âdem’i yarattı ve O’nda tecellî etti. ‫وﻟﻮْ َﺎء ﻟﺠﻌﻠﻪ َﺎآ ًﺎ‬ ‫َ َ ﺷ َ َ َ َ َ ُ ﺳ ِﻨ‬ ‫( ا َﻢ ﺗﺮ ِﻟﻰ رﺑﻚ آﻴْﻒ ﻣﺪ اﻟﻈﻞ‬Furkân. 4a. bilineyim diye halk’ı yarattım. Buna aynı zamanda vücûd-i mecâzî de denir. 261 2.] buyurdu. doğumu ânında güneşin nûrunun genişlemesi gibidir. önceden olan varlığın delîlidir. İkisi aynı şey olmadı.

c. a.e. Kitâbü’n. c.. (haz. Tıpkı vücûddan geldiği gibi. s. a. 170. Zât’ın hükmü sükûndur İşte bu mertebe kenz-i mahfî mertebesidir. Muhammed Mustafâ (s. Onun hilâfetinin zuhûrudur. Kitâbü’n.Necât. Eğer insan-ı kâmil olmasaydı gayb kapıları sonsuza dek kapalı kalırdı.g.e. 25. c. Sükûn ise her dâim hareket ile berâberdir. 271 Bursevî. 266 Bursevî. II. 269 Bursevî’ye göre Allah. bâtınların bâtını yönüyledir. teşbîh’ten önce gelir. I. 271 Küntü kelimesindeki ta zât-ı ahadiyyete işâret eder. 264 İnsanın zâhiri. Sonrasında bâtın olan ortaya çıkar. İst. Kâmil kimse de Allâh’ın sonsuzluğuyla sonsuzdur. Kün emriyle tüm makdûrâta vücûd vermiş oldu. c. s. 268 Bursevî. 267 O bir şeye ol deyince hemen oluverir.266 Kün hitâbını Hak Teâlâ a’yân-ı sâbiteye işittirdiği esnâda hiçbir vücûd yoktu. zâhir olan Hakk’a nisbetle bâtındır. Küntü lafzı mâzî olmakla birlikte 263 264 İbrahim Hakkı Aydın. 63. gizlilerin gizlisidir.g.v.. gayb âleminde örtülü olan hakîkat-i Muhammediyye dedikleri mertebedir. Kendi zâtı kenz-i mahfî’dir. 263 Kenz-i mahfî. 9b. Ta Allâh’ın tüm esmâ ve sıfatlarını içine alır. 2000.a.. 265 Bursevî. 270 Bursevî. “Kenz-i Mahfî” DİA. s. Ali Namlı-İmdat Yavaş). 86. 414. s. 270 Bursevî’ye göre şemsin vücûdu. Kenz-i mahfî’nin ortaya çıkışı esmâ iledir.. O Allah ki. I. s. İlâhî tecellî de zât ve sıfât arasında cereyân eder. I. Zât ise sıfâttan öncedir. 269 Bursevî.. yine vücûda dönecektir. Bu da halaktü’l-halk mertebesidir.. s. Çünkü vücûd. c.hüviyye-i ahadiyye’dir.. a. s. Vâridât. c. Hak Teâlâ gizliyken zât ve sıfât birleşip halk ortaya çıkmıştır. Hakk’ın bâtınıdır. Rûhun kalpten önce gelmesi gibi.. vr.e. Sadece Hakk’ın vücûdu vardı.. 267 Bursevî.)’dir. kamerin hilâfetindendir. Hallâk’tır. Hakk.Netîce I. 258. İst. 20.. 470.g. Ferâhu’r-Rûh.g.e. 170. 21. Bursevî. Bununda herhangi bir sonu yoktur... s. 139. Hilâfet. Çünkü zât’ın hakîkatine bakar. s. 1997. 265 Bursevî’ye göre tenzîh. 211.. II. 268 Kün lafzı Hakk’ındır. 110. Tüm gizlilikleri içinde barındıran. a. bâtın olan halka nisbetle zâhir. Bursevî’ye göre kenz-i mahfî insan-ı kâmil için ortaya çıkmıştır. 58 . Kevn âleminin vücûdu bu emirle ortaya çıkmıştır. Sıfâtların mertebesi ise harekettir.

Yarattım ki beni tanısınlar ve benden kâr elde etsinler. “Tasavufta Kenz-i Mahfi Düşüncesi ve Sofyalı Bâli Efendi’nin ‘Küntü Kenzen Mahfiyyen’ Şerhi Bağlamında Varoluşun Anlamı. 277 Ahmet Öğke. 276 Bursevî. İstanbul 1967. gizli bir 272 273 İsmail Hakkı Bursevi. Kâne sözünden küntü çıkmıştır. 273 Zât-ı ahadiyyete kenz denilmesinin sebebi isim ve sıfatların hazîne gibi örtülü olması hasebiyledir. s. Allah Teâlâ zengindir. s.. 27. varlık sırrının ortaya çıktığını anlasınlar diye Küntü sözü ile Allah hitâb etmiştir.” demek. s. Kevn âleminde gömülü olan hazînelerin bir takım işâretleri olur. Ankara 2004. sayı: 12. Hakk'ın zâtının bütün sıfatlarıyla birlikte öncelikli oluşu.. Hakk’ın bütün sıfatlarını ve isimlerini içermez. Bursevî’ye göre Kün emri. a.g. 272 Çünkü zât’ın her ânı kuşatması ve hâkim olması gerekmektedir. 277 “Ben gizli bir hazîne idim. 275 Bilineyim. Hadîsteki bilinme mahlûkun faydasınadır. 62. Çünkü tüm zamanlar Allâh’a âittir. 276 Mâhiyetler henüz yaratılmamış iken biz mâhiyetimiz i’tibâriyle kenz-i mahfî’de Hak ile berâberdik. “Benim gizli bir hazîne olduğum muhakkaktır” ya da “Şüphesiz ki ben. 274 Gizli olan Allah’dır. 59 . 22. 42. 274 Bursevi.. 275 Bursevî. Nasıl ki ibâdetin faydası yapılan için değil yapan içinse. 49. Ortaya çıkan şey ise Allâh’ın sıfat ve isimleridir. s.. 61. tanınayım diye ifâdesinde birçok hikmetler bulunmaktadır. Bursevî. kâinâtın mayasıdır. İsim ve sıfatlar zuhûr etmeye başladıkça gizli olan hazîne de açılmaya başlamaktadır. (sad. 50.geniş zamânı da içine alır. O’nun zâtının hakîkatı bunu gerektirir. s. Kitâbü’n-Necât.. Gizlilerin gizlisi olan Hakk’da ise bu işâretler bulunmaz. 38. 33.g. Hafâ makāmında Hakk'ın zâtının varlığı. Abdulkadir Akçiçek). a. Hiçbir şeye ihtiyâcı yoktur. tıpkı mâhiyetlerin zât bakımından öncelikli oluşu gibidir. Kenz-i mahfi makāmında iken Allah merâtîbi bakımından a'yânda gizliydi.e. İnsanlar bu işâretlere bakarak hazînenin gömülü olduğu yeri bulurlar ve hazîneye mâlik olurlar. her şey Allah’tan geldiğine göre bu ifâde de yanlış olur. Ârifler. s. Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi. 15-16. bir şeyin nefsinin kendisine gizli olması ne kadar mantıklıdır? Eğer gizli olan bir başkası ise. Allâh’ın bir ismi de zamân’dır. Çünkü vücûd tek olan Allâh’a âittir. yaratmadaki hikmet de mahlûk içindir. Kenz-i Hafi. Mahfî ile kastedilen eğer Allah ise. Tâ ki kün emrinin tecellîsi ortaya çıkana dek.e. Kenz-i Hafî..

280 Allah. Allah tanınmak isteyince mahlûkātı yaratmıştır. s. Rûhu’l Me’âni. 279 Chittick’e göre “Ben gizli bir hazîne idim. İnsanî sevgi. Gizli hazîne hadîsinin özellikle bu yönünü vurgulamak gerekir. 52. gizlenen varlık ve kendisinden gizlenilen varlığın bulunması gerekmektedir. Allâh’ın sevgi ve rahmetinin eseridir. Tasavvuf. hem kendi varlığı hakkında bir bilgiye sâhip olmuş.e. Şunu da hiçbir zaman unutmayalım ki. Mutasavvıflar.” hadîsi. Bu mertebede diğer varlıklar hakkında bir kavrayış bulunmamaktadır. İstanbul 2003. 278 Cenâb-ı Hakk'ın gizli hazîne oluşu zamân ve mekân boyutlarına bağlı olmaksızın devâm etmekte ve her zamân yaratması ve buna bağlı olarak da mahlûkāt tarafından bilinip tanınması sürüp gitmektedir. a.. Yoksa Hakk için böyle bir sınırlama kesinlikle doğru olmayan bir tutumdur. hem de O'nu. XXVII. insanlara olan sevgisinden dolayı onları 278 279 Bursevî. Âlem. Gizliliğin bir vâkıa’ olarak ortaya çıkabilmesi için elimizde. 60 .hazîneyimdir. Bu sebeple Cenâb-ı Hak onlardan gizli fakat vücûdî bir ma’rifetle onlar hakkındaki bilgiye sâhiptir.. O'nun sâyesinde bilip tanımıştır. İnsanlar Allâh’ı sevebilirken ona rahmet edemezler. Ancak bu iki sıfat arasında da bir takım farklar bulunmaktadır. Rahmet. insanın mükemmelliğinin derecesi de o kadar büyüktür. Şehabeddin Seyyid Mahmud el-Âlûsi. Diğer varlıklar Cenâb-ı Hakk'ın varlığı hakkındaki bilgiyi Hakk’ın bildirmesi sonucu öğrenmişlerdir. Ancak başka varlıklara rahmet edebilirler. Tek yönlüdür. Sevgi ise iki yönde de hareket eder. Ya’nî gizlilik gerçekleşmemiş olur. Âlûsî olaya şu şekilde yaklaşmıştır: Buradaki gizlilik. 41. c. s. insanları sevmemiş olsaydı insanların da Allâh’ı sevmesi mümkün olmazdı. Allâh’ın sevgisinin âleme varlık verdiğini söylerler. Bu durumda mahlûkāt henüz yaratılmamış iken kendisinden gizlenilen varlık da yok demektir. zamân ve mekân biz kullara mahlûkāta göredir. Gizlilik kavramı göreceli bir durumdur. Allâh’a içtenlikle bağlanma sonucunda ortaya çıkar. sâdece Allah’tan kâinâta doğru akar.” şeklinde ihbârî bir anlamı da içinde barındırır. Sevgi ne kadar büyükse. Allah. bilinme arzusunun kâinâtı yarattığını anlatmaktadır. s. sâbit ilmî sûretler mertebesindeki gizliliktir. bilinmek istedim. 26 280 William Chittick.g. Böylece mahlûkāt. Âlûsî’nin bu konu hakkındaki görüşüne bakacak olursak.

İkincisi ise. 285 Velînin iki anlamı vardır. Tasavvuf ve Tarîkatlar.. 284 Hasan Kâmil Yılmaz. Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarîkatlar. Bu rivâyet mezkûr hadîsin sıhhatine kâfi gelmektedir. Keşf i’tibâriyle sahîh olan bir şey. İst.s.”der. Buna göre Allâh’ın tüm işlerini üstlendiği kimse anlamına gelir. İbn-i Arâbî “Allâh’ı.) münâcâtı sırasında rabbine sordu: Ya rabbi! Bu halkı niçin yarattın? Bunun üzerine Allah şöyle vahyetti: Ben gizli bir hazîne idim. 150.” (A’râf. 285 Selçuk Eraydın.. Bu rivâyetten anlaşılıyor ki. 90.)’a nisbeti vardır. Bilinmemi istedim. onları sever. Ba’zı mu’teber kitaplara bakıldığında şöyle bir rivâyet göze çarpar: “Bir gün Dâvud (a. 2004. mübâlağa ifâde eden ism-i fâil’dir. Aşk adamları bu durumu ancak her şeyde Allâh’ı görme makāmında anlayabilirler. 54. 12. 283 Bursevî. 202. nakîl yoluyla gelenden daha sahîhtir. Hadîs ezbercileri ise nakîl yolu ile rivâyet eder. 14.) yaratma sırrından sordu. s. Çünkü keşf hâlindeyken vehim ve hayâl olmaz.g. Ve Allah kalbine o kelimeleri ilhâm etti. Keşf ehli olanlar bizzat peygamberimizden alıp söylerler. a. Velî feîl vezninde mef’ûl ma’nâsına gelmektedir.s. Allah Teâlâ’nın hukûkunu özünü ve aslını anlaması ve en güzel 281 282 Mâide. Chittick. “Ve O.. 13. i’tikâd sâhiplerine göre hüccet olma yönünden yeterlidir. Kur’ân “O. dostu 284 Allâh’a ibâdetle meşgul olmayı iş edinmiş kişi. s. İst. Velî.e. bütün sâlih kullarını görüp gözetir. 282 Kenz-i mahfî hadîsinin sıhhat derecesini kısaca tahlîl edersek şunları söyleyebiliriz: Keşf ehline göre bu hadîs sahîhtir.VELÂYET-VELÎ-NÜBÜVVET Velî kavramı. Allâh’ın himâyesinde olan kimse. Nitekim Allah Teâlâ.e. bu hadîsin Dâvud (a. Allah’tan bir başkası sevemez. 7/196) buyurmuştur. Allah’tan başka hiçbir âşık ve sevgili yoktur. Velînin Allah Teâlâ’ya ibâdeti araya isyân girmeksizin kesintisiz cereyân eder.” Ya’nî Davud (a. vâridât ve ilhâmlar. ma’nâlarına gelmektedir. 61 .yaratmıştır. a. İsterse hadîs ezbercilerine göre sahîh olmasın. Halkı bilinmem için yarattım.. s. Allâh’ın sevgili kulu. düşman kavramının zıttıdır. onlarda onu severler” 281 âyeti bu düşünceyi doğrulamaktadır. Buna göre ise ma’nâ Allâh’a ibâdet ve tâatı üstlenen kimse anlamına gelir. 2004.g..s. s. Şunu da unutmayalım ki. 283 3.

Sûfîlerin ekserîsi velî ismini mânevî fazîlet. 494-495. 153. s. muhabbetullâhda fânî olmak için çabalayan kimseler için kullanmışlardır. Ekrem Demirli-Abdullah Kartal). 254-259. Velî Allâh’ın yardım ettiği kimsedir. Allâh’ın velîleri çeşit çeşittir. (haz. 1996. Allâh’ın izniyle insaların üzerinde etkili olmasıdır. 2/258). İst. s. Nebîler de velî sınıfına dâhildirler. Bu durum velînin Allâh’a yönelmesine sebep olur. Kendisine ism-i a’zâm’ın verilmiş olmasıdır. Nitekim peygamberlerin korunmuş olmaları şart olduğu gibi. (haz. 4. genişlikte ve sıkıntıda onu koruması lâzım gelir.e. Ekrem Sağıroğlu.” (Bakara. Bu yönelme netîcesinde velî. 251. 289 Necmeddîn-i Kübrâ. 290 Velînin çoğulu evliyâ’dır. 290 Afîfî. Her velîye Allâh’ın bir ismi ikrâm edilir. 1996. s. Bu teselsül eden bir takım işlerle olmaktadır. İst. 289 5.. 43/9). Duâ ettiği vakit duâsının kabûl edilmesi. Allah tarafından mahfûz olması.. Kimininkini de daha sonra kabûl eder. Allâh’a yakın olmak velî olanların ortak özelliğidir. 288 Ebu’l-Alâ Afîfî. Velî de o isimle duâ eder. Şefâat yetkisi vardır. velînin korunması da şarttır. 3. Velîliğin en büyük alâmeti peygambere olan bağlılığıdır.g. a. 154. “Mü’minlerin velîsidir. 2. 286 Velîliğin en büyük hakîkati. s. Kimisinin duâsını hemen kabûl eder.” (Şûrâ. Allah Teâlâ’nın ise. Kur’ânda “Allah inananların velîsidir. a. Muhammed Bahâeddin Şâh-ı Nakşibend Hayâtı Sözleri ve Halîfeleri. 6.e.şekilde Allâh’a uyması gereklidir.. 7.” (Bakara. Bunlar: 1.g. Allâh’ın terbiyesine girer. “Allah’tan başka hiçbir velî ve yardımcınız yoktur. İst. 210. 287 Velînin en açık özelliklerinden biri de Allâh’a yakın olmasıdır. Tasavvuf İslamda Mânevî Hayat. s. Allâh’ın ihsân etmiş olduğu lütûfların onu bulması. 62 . Tasavvufî Hayat). 2001. 2/208) 291 286 287 Kuşeyrî. Velî Allah’ta fânî olmuş kimsedir. Mustafa Kara. 288 Velîlerin ba’zı alâmetleri vardır. Usûlu Aşere.

s. Evliyâ-i Hakkillâh: Allâh’ın emirlerini titizlikle yerine getiren kimsedir. hem kendileri Allâh’a ermiş. 249-250. Birincisi. sâdece 291 292 Afîfî. Allâh’ın nûruyla bakan. bu bir tuzakdır diye endişe eder. s.e. 345. Allâh’ın hukûkuna dikkat eden kişilere verilen isimdir. a. 295 3. 344. a. gaybdan sesler işiten ma’nâlarına gelmektedir..g. Kelime olarak birbirinden bedel olma. s. 297 Velî. 345.. Muhaddeslerin pîride Hz. bunlar sâdece kendilerini irşâd etmekle kalmaz. Bu makām mü’minlerin hepsini kapsamaktadır.. 298 Kuşeyrî.. a.g. Kerâmeti kendisine bir imtihân olarak görür. Evliyâullâh: Allah tarafından özel bir korumaya alınan kimselerdir. 295 Çift. s. Bunlar: 1. a. 326. ferâset sâhibi. s.e. Abdal: Peygambere veyâ kutba vekîl olanlardır.g. 294 2. 496. a. 298 Velîler iki kısma ayrılır. Ömer’dir. Muhaddes: Kendilerine ilhâm gelen. 293 Çift. 340. duyar. kemâl dereceleri elde etmiş olan velîler. 335. Hakim Tirmizî ve Tasavvuf Anlayışı. Sâlih Çift. (haz. s. 296 Çift. Bunlar: 1. yürür.g.e...Evliyâ’nın da bir takım mertebeleri vardır. kendisinden kerâmet sâdır olsa. Bunlar kâmil mükemmil velîlerdir. 332. 294 Çift.g.e. Dilâver Selvi). Meczûb: Allâh’ın üns makāmı için seçtiği kimselerdir. başkalarını da yetiştiriler.e. s. 297 Çift. 296 4. s.g.g. Allah bu kimselerin nefs ve kalb terbiyelerini üzerine almıştır. Velî. a. 343. Allâh’ın nefsinin köleliğinden kurtardığı kimsedir. nefsini küçük görür ve ona iltifât etmez. 293 Evliyâullah makāmın da mertebeleri vardır. 292 2.e. Müctebâ: Allâh’ın özel olarak seçtiği kimsedir. Bursa 2007. yerine geçme anlamlarına gelmektedir. a.e. 63 . Bu kimseler Allah ile görür. İkincisi ise. ilhâm sâhibi kimseler demektir..

a. s. isim olarak kullanılmaktadır. onun üzerine farz kıldığım farzlarla yaklaştığı gibi bana yaklaşmadı. 304 ‘‘Allah. s.kendilerini mânevî mertebelerde yetiştiren. Muâz. İbn Mâce.. sâdece diğer insanlardan üstün bir takım özellikleri vardır. Nefahâtü’l-Üns min Hazarâti’l Kuds. Aslan’ın yavrusunu korumak için kızdığı gibi. VI.g. 497. 1981. 256. kendi dostlarına karşı çok hassastır. sevgilisini beklemesi gibi rabbimizde o ihlâslı kuluyla kavuşma ânını bekler. (sad. Nitekim. Allah da dostları için kızar. 16. Allah kendisine adanan hayâtı çok kıymetli görür.c. 38.. Kuşeyrî.g. Onları zulmetten nûra çıkarır.. velîlerin sıfatlarını anlatırken şöyle der: ‘‘Onlar çektikleri sıkıntının ardından üns elbisesini giymiş. 21.e. s. Velî olan kimsenin ilâhî bir tarafı yoktur. İst. Bunlar. 304 Câmî. 64 . Vâridât. Kulum nâfile ibâdetleri devamlı yapmak sûretiyle bana yaklaşır. muhâlifleri hem dünyâda hem de âhirette yardımsız kalırlar. 303 Molla Câmî. Bu hadîsle bağlantılı olarak çalışmasını yaptığımız tez’de şöyle geçer: Bir peygamber veyâ velî öldürüldüğünde ya da Allah yolunda ezâ gördüğünde. 210-211. Bir sevgilinin. 299 Yahyâ b. a.e. Nihâyet ben onu severim. şirk anlamında kullanılmaz. başkalarını yetiştirmeyen velîlerdir. Ben işlediğim hiçbir işte. 302 Velâyet kavramınının veyl kökünden türemiştir. bir hadîs-i şerîfte: “Hak celle ve alâ buyuruyor ki: Her kim benim bir velîmi incitirse. Kulum.). 303 Sibeveyh’e göre bu kelime. Allah.” 301 buyrulmuştur. Rikāk. Müsned.e.’’ 300 Allah (c. Bunların irşâd gibi bir görevleri yoktur. a. 2/ 257) İslâm’da velâyet. vr. Fiten.. 299 300 Sağıroğlı. gayret ve mücâdeleler sonucunda velâyet mertebesine ulaşarak bahtiyâr olmuş kullardır..g. mü’minlerin velîsidir. . Çünkü Allah Ğayûr’dur. onun vefâtında tereddüt ettiğim gibi tereddüt etmedim. gerçekten benimle savaşmayı helâl saymış olur. Abdulkadir Akçiçek).’’ (Bakara. 21. 10b. Hak ehlî. dünyâ ve âhirette yardım görürler. 301 Buhârî. mutlaka o kātili en kötü şekilde öldürür veyâ en ağır ezâ ile yaptığını ödetir. 302 Bursevî. kerâmet. s.

309 İkincisi ise. velâyet-i âmme ki. nübüvvet mertebesinin ise başıdır. 2001. Tasavvuf Terimleri Sözlüğü. 307 Velâyet. ferâset. Doç. 253. 308 Velînin sıfatı velâyettir.t.g. ulûhiyette fenâ bulan. otururken. İbnü’l Arabî bu durum için. Sakarya Ünv. s. 311 Velâyet mertebesinde kemâl olma vasfı. Bursevî. Ağustos 2008. diğer insanlar yaşarken bu zâtın velî olduğunu bilebilirler. s.. Ba’zı durumlar vardır ki velî bile kendisini bilmez. 309 Fatih Oruç.. 202-203 . kendinden habersiz olur. s.. Ma’rifetle de zirveye çıkar.e. Sâlih mü’minlerin sıfatıdır.e. 48. a. Kul her hâli ile. s. 252.duânınn kabûlü. Allâh’ın inâyetiyle gerçekleşen muhabbetten ortaya çıkar. a. 307 Afîfî. yatarken. Lisans Tezi). Velî. 132. uyurken rablerini hep ön planda tutarlar. bu kullar arasında meleke hâline gelmiştir.)’e özeldir. s. 311 Oruç. İsmâil Hakkı Bursevî’nin Rûhu’l-Beyân Tefsîrinde Hârikulâde Olaylar.e. Velâyette genel olarak iki kısımdır: Birincisi. 378-379. (danş. müşâhade mertebesi der. İst. Süleyman Uludağ. bütün müslümanlar ayırım yapmaksızın bu grubun içerisine dâhildirler. a. Çünkü peygamberimiz Allâh’a ne kadar çok ikrâm ettiyse. Ferâhu’r-Rûh II. 65 .g. 253.g.a. 308 Çift. 305 Sıddîkiyet makāmı. Tüm hayâtını Allah için vakfetmeyi hedefler.g.v. a. s. bereket… gibi.e. a. Gelmiş geçmiş tüm peygamberlere ilâhî mesajlar sıddîkiyet mertebesinden sonra gelmeye başlamıştır. Bir velîye kerâmet ihsân edilirse. Muhammed (s. her hâli ile ihsân derecesine ulaşmış kimseler için kullanılır. s.. 306 Velâyet. velâyet-i hâssa dır ki. peygamberimiz de fazlasıyla 305 306 Afîfî. 48. (Y..g. 325. Hz. velînin mücâhede ve amelleriyle ulaşamayacağı bir makāmdır. 310 Kur’ân-ı Kerîm’de anlatılan velîlik velâyet-i hâssa’dır. velâyet mertebesinin sonu. Artık zikir. kendisini Allah yoluna adayan kimsedir. Ramazan Biçer). s. 310 Yılmaz. Sosyal Bilimler Enstitüsü. Dr.

velâyet yaratanın sıfatı. nübüvvet ise mahlûkun sıfatıdır.yalvarış ve yakarışlarını sürdürmüştür. îmân sâhibi olup farzları yerine getirip. emri bâtın. Allah da kullarına kendisini velî kılmıştır. 94. 316 Bursevî. Velîde mu’cize değil kerâmet vardır. İstanbul 2008. tekâmülü sağlayan en önemli unsurlardandır. Amel.e. 316 Nübüvvet ve velâyetin nûru gerçekte birdir. geliş yolları ise farklıdır. nâfilelerle rabbine yaklaştıkça nefsî mertebeleri tek tek geçmeye başlar.. s. 312 313 Sağıroğlı. Kul. c. Peygamberimizle birlikte diğer peygamberlerde olduğu gibi velâyete. kerâmette ise zuhûr vardır. İkisi birbirini tamamlamaktadır. c. Nebî ise. nübüvvet ise sonludur.g. 312 Velâyet her devirde kesilmeden süreklilik arzetmiştir. 317 Velî olabilmek. nübüvvet. 94.e.. 317 Bursevî. Eraydın. II.e. 315 Nübüvvet.. a. a. 314 Te’sîr eden rabbü’l-âlemîndir. s.I. Velâyet. 126.. nübüvvet ve risâlette eklenmiş oldu. Bugünde devâm etmektedir. a. Farz namaz için sünnet neyse. 150. İkisinin de mâhiyeti aynı. 315 Lüfti Filiz. Mu’cize ve kerâmet halka hizmet için vardır. Muhammed Mustafâ’dır.. Ve ‘‘Şükreden bir kul olamayayım mı?’’ derdi. 66 . II. s. 313 İmâm-ı Gazâlî. nübüvvet içinde velâyet o’dur. a.g. c. En kâmil olan ise. 229. velîden daha fazîletlidir. Velâyet. velâyet için çeşitli açılardan nübüvvetten daha üstündür demiştir.. Her nebî. Allah Teâlâ nasıl Hârûn peygamberi Mûsâ peygambere velî kıldıysa. emr-i zâhirdir. Mu’cizede. velâyet mertebesine yükselebilmenin en temel şartı. izhâr.g.g. 314 Eraydın.e. sonsuz. ayrıca velîdir de. Velâyet mertebesine gelen kimseler de bu kemâliyyetin birer yansımasıdır. îmân sâhibi olmaktır. velâyet üzerine mebnî’dir. Noktanın Sonsuzluğu. Bunlar. rûhun yanına nasıl aklı yardımcı kıldıysa. s. 80. Te’sîre muhâtap olan ise insandır. Muhâtapların zirvesi de insân-ı kâmil’dir. s. s. Kitâbü’n-Netîce. 37.

İst. Sâlihlerin başlangıç hâlleri ile evliyânın hâli arasındaki fark neyse. “Benden sonra peygamberlik sona ermiştir. 2007. a. 64b. Bursevî. 76.e.Nübüvvetten önce peygamberimizin hâli örtülü idi. 322 Bursevî. Ama velînin ki gizlidir. (Y.” 319 Gelmiş geçmiş tüm enbiyâ kendi zamanlarında nübüvvet vasfıyla sıfatlanmıştır. İsâ semâya yükseltildiği için hükmü bitmiştir. Prof. Mutlak nebî ise resûlullâh’tır. Kâmil vâris olan âriflerin peygamberlerin zevklerine ermeleri ilim açısındandır. Hucvîrî’ye göre velâyete âit ilk nazariyeyi yapan da Tirmizî’dir.a. tüm nebî ve velîlerin tezâhür ettikleri rûhtur.g. vr. Âhir zamanda yeryüzüne inip. hâtemü’l-velâye arasındaki fark. 321 Nübüvvetin yönü halka. mânevî hayâtın esâsı olduğuna inanır. Kitâbü’n-Netîce I. Bu sebeple hâtemü’lEnbiyâ’nın peygamberliği devâm etmektedir. Hükmü mensûh olmuştur.. 121. s. 448. 319 318 67 . Hakîkat-i Muhammediyye. Bununla berâber velâyetin hakîkatı ise devâm etmektedir. 322 Hatmü’l evliyâ meselesini ilk konuşan kimse Hakîm Tirmizî’dir. Allâh’ı tanımaktan daha zordur. Hz. Ferâhu’r-Rûh II. hakîkat-i Muhammediyyenin sayısız tezâhürlerinden Bursevî. İbnü’l-Arabî. Hattâ Hz. Herkes anlayamaz.. İsmâil Hakkı Bursevî’nin Tuhfe-i Hasekiyesi’nin Birinci Bölümü (Metin ve Tahlîl). Hz. Peygamberi gördüğünden ve ondan hadîs rivâyet ettiğinden sahabî olarak da nitelendirilir. Bu ise evliyânın ve enbiyânın kaynaklarını aldıkları yer olarak görür. Bâb-ı nübüvvet mesdûd olmuştur. Velîyi tanımak. 320 Mutlak velî Allâh’tır. hâtemü’l-velâyenin diğerlerinden farklı olarak hakîkat-i Muhammediyyenin mazhâr-ı kâmili olmasıdır. Yok olan nebînin ismidir.. 318 Peygamberden sonra nübüvvetin hakîkati yok olmaz. s.v. 320 Muammer Cengiz. s. Muhammed Mustafâ (s. s. Hatmü’l-velâyet. Bu yüzden nebînin velâyeti. Dr. s. Tüm nebî ve velîler. Bu ümmetin bir ferdi olarak yeryüzüne inecektir. Bir velîyle. evliyâ ile enbiyâ arasındaki fark da böyledir. velâyetin varoluşundan i’tibâren velî sûretinde zuhûr ettiği gibi.)’e tâbi’ olacaktır. (danş. 186. Çünkü Allâh’ın sıfat ve isimleri bellidir. nübüvvetinden daha fazîletlidir. Peygamber olarak gelmeyecektir. velâyetin yönü Hakk’a bakar. Bu sıfat sâyesinde enbiyâ olmuşlardır.. I. Lisans Tezi). Kitâbu’l-Envâr. Velîlerin ismi ise bâkî’dir. hakîkat-i Muhammediyyenin bir görüntüsüdür. hakîkatü’lMuhammediyye diye isimlendirilen şeyin.. Mahmud Erol Kılıç). c. 448. 321 Bursevî.

ulûhiyyeti yüceltme ve rubûbiyyete ihtirâm olan asıldan çıkıp geldi. 53. Bütün enbiyâ. kökleri. I. Ancak velîlik. Bu sağ kanattır. nebîlik son bulmuştur. Orası nübüvvetin temiz bahçesidir. Bu konudan bahs etmek isteyen kişinin isminin nebîler divânından silinmesi gerekir.. Dendi ki: “Bu nübüvvet ağacıdır. Bunun gibi tüm enbiyâ ve evliyâ.birisidir.. Allâh’ın onları gizleyeceği zaman gelecektir. 324 Hatmü’l-evliyâ gerçekte hatmü’l-enbiyâ’dır. Çoğu hatmü’l-evliyâ’dır. Biz sâdece bir vechten söz ediyoruz. 323 Arabî’ye göre. örfte nebî lafzı velî için kullanılmaz. Derin kutuplar hariç. vilâyet makāmında. Tevhîdi dile getirme. s. Bu baştakilere ve insanların çoğuna göre böyledir. 169. a.e.g. c. sâlim olan olmadı. Bundan dolayı. Ve nebevî zâtta ba’zı yönlerden hatmiyyet sırrı vardır. Çünkü bâtın daha kuvvetlidir. Vâridât. 325 Bursevî. Ma’nâ ve hakîkat ile berâber içlere gitti.325 Bu makām. 266. Çünkü velâyet ve nübüvvet iki kanattır. 326 Bursevî’nin tez olarak çalışmasını yaptığımız eserinde nübüvvet meselesini. a. İşin zâhiri nübüvvettir. nübüvvetin sûretidir. İnançların bozulması ve akılların kesâdı yüzünden bu şekildedir.e. vr. Çünkü o nebîdir.g. Bâtını ise velâyettir. Rûh.g. Kara. Ve îmân ağacının sûreti ile uzantılarının ve dallarının sûretinden başka bir şey kalmadı.” Dünyâdan kadîm makarrına ve atîk müstekarrına göç ediyor. Bu mertebe. Çünkü onun dışındakilere izin verilmiştir. Hatmü’l-evliyâ ise hatmü’n-nübüvvedir. s. Allâh’ın isimlerinden biri olduğu için sürekli ve dâimî olacaktır. s. sırr-ı hafî hattâ kazâ-i ahfâ makāmıdır. velâyet yönüne râci’dir. Hevânın kullanılması ve kânûnların ve hidâyetin ihmâli bunun eseridir. nübüvvet makāmında vechden hâriç onlardan ba’zı bahisler vâki’ oldu. Onun üzerine remz dışında konuşmak câiz olmaz. 68 . Ne zaman ki bu ümmetin kâmilleri.. Ve bu sol kanattır. 326 Bursevî. nübüvvet vasıflarını hatmü’l-evliyânın nübüvvetinden alır. yaprakları olan bir ağaca benzetmiştir: Allah birçok def’a seher vakti bana zâhirde yapraklı ve yeryüzünde hızla gezen bir ağaç gösterdi. velâyet hissesini velâyet-i hatmü’l-evliyâdan almıştır. cesetten göç eder ve 323 324 Afîfî. nübüvvet yönüne değil. dalları.e. Ve bu sır.. Allah Teâlâ Üzeyr aleyhisselâm’ı bu konuda soru sormaktan men’ etmiştir. a. Ve zâhirde te’sîr ondandır. 62a.

g. 581. Gerçi enbiyâ-i ani’l-Hak etkmek onun dahî şânındandır. 333 Bursevî. 52. Ey kardeşim! Bu ağacın görünüşte yapraklı olmasına bakma! Derûnî nazar ile bak. Bursevî. s. kulun kötü huyları ve çirkin vasıfları. esfâra hareketlerinde Medîne’de nasb etdikleri vekilleri gibi ve Muâz bin Cebel’in razıyallâhu anh. Bu. hatmü’l-enbiyâ’nın derece-i velâyette mazhar-ı tâmmı’dır. 333 Nefsin terbiyesi. vr.] Ya’nî. insanlar arasında nübüvvetin suretidir. hatmü’l-enbiyâ’da iki derece vardır ki. 332 Bursevî. 34b. 69 . Şeytân aslında nefsin tâ kendisidir. 330 Nefs.e. I. Nefs.. şerr yolunda harekete başlayınca zulmet ve karanlık insanı kaplamaya başlar. İnsandaki hayvânî rûh olan nefsin. Ankara 1999. s. Vâridât. insânî rûhun ona gelmesi ve hayvânî rûhun ondan ayrılmasıyla olur.aynı şekilde mushâf sûretine yükselir. biri derece-i nübüvvet ve biri dahî derecei velâyettir. vr. Dilâver Selvi. Vâridât. bil! 327 Resûlullâh’ın sallallâhu Teâlâ aleyhi ve sellem. Allah bizi bu haramların perdesinden korusun. s. ‫[ اﻟﻌﻠﻤﺎء ورﺛﺔ اﻻﻧﺒﻴﺎء‬Âlimler peygamber vârisleridir. Yemen’e ta’lîm-i dîn için ba’s olunduğu dahî bu kabîldendir ki. (terc. Tasavvuf Terimleri Sözlüğü. Bu yüzden insanın en büyük düşmanı nefs olduğundan. ıtlâkında resûl-i örfîyi îhâm olmakla resûl denilmez. a. Avârifü’l-Meârif. Arz-ı vücûd da keferenin kralıdır. 329 4. belki halîfe denilir. 328 Hatmü’l-evliyâ. a. Bu cihetden velî’ye. insana düşende bu nefsi köreltmektir.e. 332 Nefs şirkin başlangıcıdır.Nefs ve Mertebeleri Nefs. ulvî rûhdan meydana getirilmesi emir âleminde 327 328 Bursevî. 329 Bursevî. nebiy ü vâris-i velî’dir. nebî ıtlâk olunmaz. s. Velâkin resûl... 331 Şihâbuddîn Sühreverdî.. 19a. Geriye sadece hayvanlar ve hayvan hükmündekiler kalır. Ya’nî. şerr için hareket eder. Dr. ona resûlu’r-resûl derler ve intikāl-i nebevîden sonra resûl derler. s.g. mevrûs-u anh. kötü his ve huyların kaynağı olan latîfe ma’nâlarına gelir. c. Zîrâ vârisdir. 274. Şeytan da karanlığı sevdiğinden kişiye vesvese verir.. 331 Celâl âleminden iki şey zuhûr etmiştir: Şeytân ve nefs. 330 Uludağ. 10. O yaratıldığından beri merhaleler geçirmiştir. 2. c. I. Kitâbü’n-Netîce I. Gerçek Tasavvuf ).

e. az konuşmak.g. 336 Nefis terbiyesinde şu dört şey çok önemlidir: Az uyumak. s. Büyük insanlara sormuşlar: ‘‘İslâm nedir? Cevâb olarak. Eziyetlere katlanmak ise sabrı öğretir.g.’’ demiştir. az yemek ve eziyetlere katlanmak. 329. Az yemek. a. Kim nefsinin ipini serbest bırakırsa.. a. Kul ise onu edebe bağlı tutmakla görevlidir. nefsin isteklerine muhâlefet etmezse aldanmıştır. İst.g. a.g.’’ 341 334 335 Sühreverdî.e. s. 582.. Bu öz eğer terbiye edilmezse aşırılıklara meyleder. Nefs her zaman haramların peşinde koşar. 508.. 339 Kuşeyrî. 2005.g. bilsin ki kendini helâk yoluna atmıştır. nefisten kurtulmaktır. a.’’ 335 Nefsin arzularının aksini yapmak ibâdetin başıdır. Nefs çok güçlüdür. Çünkü nefis. Allah ile kul arasında perdedir. Abdülhâlik Duran. 507. 336 Kuşeyrî. Kul ise gayretle nefsi bu kötü yollardan çekmeye çalışır. 334 Nefs.e. nefsin arzularını muhalefet kılıcı ile kesmektir.. Az uyumak. s. Mükâşefetü’l-Kulûb. 340 Kuşeyrî. Az konuşmak kişiyi dil âfetlerinden korur. s.e. s. 337 Gazâlî. 329. a. çok güçlü bir düşmandır.e. (çev. İmâm-ı Gazâlî. 340 Ebû Bekir Tamestânî: ‘‘En büyük ni’met. insanın kendi özüdür.’’ 338 Cüneyd-i Bağdâdî: ‘‘Nefs-i emmâre kulu helâka çağıran. zihne mânevîlik kazandırır. s. 330. 339 Ebû Hafs: ‘‘Kim bütün vakitlerinde nefsini kınamazsa. Bir gün Süfyân-ı Sevrî şöyle demiştir: ‘‘Bir düşmanla güreşip boğuşmayan kimse onun gücünü bilemez. rûh ile nefs arasında bir ülfet oluşmuştur. her zamân felâketini isteyen nefistir. Âdem ile Havvâ gibi. Ben ise nefsimle boğuştum. 330. Kalplerin Keşfi).’’ demişlerdir. gücü azaltır. s. 337 İbn-i Atâ demiştir ki: ‘‘Nefsin edebi kötüdür.gerçekleşmiştir. a. 338 Kuşeyrî...g.e.’’ demiştir. 70 . Zevkinin ve keyfinin peşinde koşar. Gerçekten o. Bu sâyede.

şeytân ise şerîat mertebesine bakar. Bedia Dikel). (çev.. Nefs terbiye edildikçe daha ulvî arzulara doğru yönelir.. 349 Kul. 343 Nefs yedi başlı ejder gibidir. 350 Bursevî.g. s.g.. tevekkül. Bu makāmlar: 1. oruç.e. 345 Nefsten maksat kuvvet-i rezîledir. s. s. Nefs-i emmâre: Kötülüğü. Bu mertebede olan kişi iyilik yapamaz. a. İst. (haz. a. 352 Bursevî. 164. 71 .g. 351 Robert Frager. tarîkat mertebesine. s. 113.. Atiyye-i Subhâniyye. 346 Bursevî.e. s. bedenini. “kibir. 42. Abdullah-ı Tüsterî: ‘‘Allâh’a nefsin kötü arzularını terk etmekten daha güzel bir ibâdet yapılmamıştır. Yüce Allâh’ın İhsânı).. nûrânî görünüş ise kalb’dir. azamet. Kuşeyrî. 32.e. Nefs dünyaya düşkündür.Sehl b. 348 İnsanın kalb huzûruna erebilmesi için nefsini riyâzetle terbiye edip yola getirmelidir. 344 Bursevî. Bekir Uluçınar. kötülükten kaçamaz. a. a. haset. Nefs. s. a. Muhammediyye Şerhi III). İbrahim Kapaklıkaya). Mustafa Utku.e. Müşâhede ancak nefsin ölümüyle ortaya çıkar. 347 Zulmânî görünüş nefs. emmâre olandır. İstanbul 2005.. mal sevgisi. cihâd ile terbiye eder. 349 Bursevî. Mutlak nefs. 348 Ârif. 347 Cebbârzâde Mehmet Ârif. Bu mertebede nefse düşkünlük vardır. Bu yüzden bir yönüyle maddî. İstanbul 2002. Sâlikin bu mertebede zikri Lâ ilâhe illallâh’dır. (sad. 345 Bursevî. 344 Nefs ile olan mücâdele cihâd-ı ekber. 169. İst. 346 Nefs. Bu canavarın sıfatları ise.e. s. Ferâhu’r-Rûh III. 343 İsmâil Hakkı Bursevî.g. 112. Kitâbu’l-Envâr. 1976.e.g. 351 Nefsin bir takım makāmları vardır. mülk sevgisi”dir. 331. s. 1983. (haz. s. Kitâbü’l-Hitâb. hem de rûhta bulunur.. s. Karanlık kalbi kaplarsa nûrâniyet azalır.’’ 342 En büyük savaş nefis ile olan savaştır. 174. hem nûrâniyeti hem de zulmâniyeti içinde taşır. ezâ ile riyâzatla terbiye eder. 350 Nefsin kökü hem bedende. gazap. Kitâbu’l-Hitâb. riyâ. çirkin işleri emreden nefstir. Dünyâ câzibesine temâyül eder. Kalp. 185. sabır. 71. 352 341 342 Kuşeyrî. kılınç ile olan mücâdele ise cihâd-ı asgar’dır. 163. Nefsini ise. a.g. 331. Nefs ve Rûh.. namaz. s. s. bir yönüyle de mânevîdir.

s. Peygamberlerin nefisleri mutmainneden başlar. Nûr-i Muhammedî bu makāmda zuhûr eder. keşf ehli olmaya başlayan nefistir. 358 Yılmaz. marzıyye mertebesinde nefs ile rûhun bâtınî evliliğinden söz eder. Arapça’da nefs. 6. Bu makāmda her türlü 353 354 Bursevî. Nûrâniyetin kalpte galebe çaldığı mertebedir. Çünkü onlar korunmuşlardır. Nefs-i kâmile: Bu mertebe irşâd mertebesidir. Kitâbu’l-Envâr. s. 7. Şuhûd-i kemâl mertebesidir.. Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarîkatlar. râzıyye ve marzıyye’dir. 354 2. 31. Nefs-i mülhime: Hayrı ve şerri ayırt edebilen. 236-238. s. Nefs-i mutmainne: Kötü sıfatlardan kurtulup. Bu mertebenin zikri İsm-i Kayyûm’dur. 357 Bursevî.. Bu makāmda ızdırap yoktur. 72 . Rûh ise erildir. 116. Arabî’ye göre nefs ve rûhun bâtınî evliliklerinden kalpte bir takım güzel haslet ortaya çıkar. Nefs-i marzıyye: Allah ile kul arasındaki râzılığın müşterek olmasıdır. Bu mertebenin zikri ise Hû’dur. Hayır ve şerr insanın başına ne gelirse ondan râzı olma vardır. Nefs-i râzıyye: Rızâ mertebesidir. 355 3. 116. Bu mertebenin zikri Yâ Kahhâr’dır. Enbiyâ ve evliyâda ortaya çıkan nefs-i emmâre. a. 357 5.. s. Nefs-i levvâme: Tevbeye meyleden. 358 İbnü’l Arabî. 353 Tüm rezil sıfatlar nefs-i emmârede bulunur. 356 Ârif. 40. Ferâhu’r-Rûh III. nefs-i emmârenin sûretidir. Bu makāmın zikri ise lafza-i celâl’dir. Kalbin bâzen zulmetten kurtulup nûra döndüğü mertebenin adıdır. s. dişildir. günah işledikçe pişmanlık duyan nefistir. 356 4. 355 Ârif.e. 42. Tüm ma’rifet sıfatları kişiye yerleşmiş olur. s. Kitâbü’n-Necât. Bu mertebenin zikri ise İsm-i Hak’dır.e. güzel ahlâk’a eren nefistir.g. a.g. Bursevî.Cehennem.

Nefs kalbe meyledince yükselmeye başlar. doğruyu yanlıştan ayıran bir melekedir. s. Bunlar: a. mutlak zâtıyla kavrayıcıdır.hareketin Allah’tan geldiğini görürüz. a..g. 2006. 364 Süleyman Uludağ. ‘‘Nefis’’. Artık hiçbir şeyden korkmaz ve hiçbir şey istemeyiz. 584. İst. 208. 361 b. nefis ve rûh. Yükseldikçe süflî âlemdeki damarlar çekilir. Rûh eğer urûc ederse. 363 Muhyiddin İbnü’l-Arabî’ye göre insanın üç tane unsuru vardır: Cismânî vücut. 208-209. 208. Tarîkat-ı Muhammediyye. Dünyadan gönlünü çekmeye başlar.g. s.e. Belâdet.. Nebâtî nefsin baş görevi. s.. Bütün günahlardan arınmış ve hür doğmuştur.. s. Mehmet Fatih Güneş). Bu kuvvetin ortası hikmettir. 528. küllî nefse döner. hayvânî. cerbezedir. 365 Sühreverdî. c. Aklî nefs ise. Rûh ise bu üç nefsin efendisidir. Muhammed Hüsnî Mustafa). İnsan ölünce aklî nefs. Ezelî ve ebedîdir. aşağılık. (terc. 363 el-Birgivî. zamân ve mekâna muhtâç olan vücuttur. Nefs. 73 . 365 Âyette söylendiği gibi 359 360 Frager. Eksik hâli ise humûd’dur. Cerbeze. (tahk. Aşırı hâli ise fücûr’dur. Nutuk: İdrâk kuvvetidir. 364 Kalb ve nefs. Nutuk kuvvetinin aşırısı. Bu ise düşünmeden hareket etmektir. Bu ise helâl olan şeylerden bile tembellik göstermektir. 98. Şehvet: Bu mertebenin orta hâli iffet’tir. 32. iyiyi kötüyü birbirinden ayıramama durumudur.g. Hayvânî nefsin yeri kalptir. kalb de ona iştirâk eder. Nutkun az olması ise.e. Aşırı hâli ise tehevvürdür. kötülük ifâde eden kelimedir. Hikmet ise. DİA. Gazap: İstenmeyen şeyleri başımızdan savmak için yapılan harekettir. s. varlık âlemindendir. a. yiyecek aramaktır. a. 360 Kader gibi karışık konuları kurcalamaya ve insanı şaşırtmaya sevk eder. Pîr Ali el-Birgivî. 361 Muhammed b. 362 c. 359 Nefsin bir takım kuvvetleri vardır. Ve aslına döner. Cismânî vücut. nebâtî ve aklî olmak üzere üç çeşittir. Kurnazlık gibi davranışlardır.e. belâdettir. 362 el-Birgivî. Bu hareketin ortası şecâattir. s.

Âlem-i sıfâtda ihtilâfât ve telvînât çok vâki’ olur. Kalp Hayâtı). vr.’’ 366 İnsan nefsine köle olmadıkça dünyâ kişiye zarar veremez. 370 Ba’zı kimseler vardır ki meczûb ve mütedârek olduklarından nefs-i emmâre hâlinden korunmuşlardır. 371 Bursevî. Pes nefs-i mutmainne dahi ona kıyâs oluna. 350. vr. râzıyye ve marzıyye olmaktır. Ya’nî nefs-i mutmainneye. ‫( ﻟﻴﺬْ ِﺐ ﻋﻨْﻜﻢ اﻟﺮﺟْﺲ اهْﻞ اْﻟﺒﻴْﺖ وﻳﻄﻬﺮآﻢْ ﺗﻄْ ِﻴ ًا‬Ahzâb. Öncesinde ve ortasında nice sâlikler o dereceden aşağı nefislere düşmüşlerdir. Vâridât. tebyîz’dir. Tezhîb’dir. 33/33) [Sizden ancak günah kirini ‫ُِ ه َ ُ ُ ﱢ َ َ َ َ ِ َُ َ ﱢ َ ُ َ ﻬ ﺮ‬ gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. 368 nefs-i levvâme mertebesi. Kitâbü’n-Netîce I. Dünyânın câzip gösterdiği şeylere sabır göstermek âhiret güzelliğini kazandırır. 367 Nefs-i emmâre mertebesi. hareket ve ikbâl ihtimâli gālib ve irtidâdda mağlûbdur. 346. 66a. Bu cihettendir ki. Hevâ 2. aşağılara saplandı ve hevâsına uydu. Ve bu irtidâd. vr. El-Muhâsibî.‘‘Dileseydik onu. Bu yönden ba’zıları irtidâda düşer. Abdülhakim Yüce. 65b. 74 . evsâhdan pâkdır. s. Bu kimseler nefs-i mutmainne derecesine yakındırlar. 369 Bursevî. nefs-i mutmainne mertebesi. 371 Nefs-i emmârenin çirkin sıfatları vardır. vakfeden beterdir. nefs-i mülhime mertebesi. Fakat o. ta’bîr. En yücesi. Vâridât. Gazap 366 367 A’râf. 65a. nefs-i mutmaine’dir. nefs-i mutahhire derler.] Zîrâ mâdûnî olan nüfûs-i sâfilenin ednâsı taallukāt ve ercâs-ı telvînâtından pâk olmuşdur. s. 370 Bursevî. teşhîb. Bu sıfatlar: 1. zeheb ü fizza kıymetdârdır. Bu mertebenin de öncesi sonrası vardır. tesvîd. Zîrâ cesedleri. 368 Bursevî. er-Riâye. âyetlerimizle iyiler derecesine yükseltirdik. (terc. Vâridât. İstanbul 2005. 369 Nefislerin mertebeleri ve birbirlerine olan üstünlükleri vardır. Nefs-i mutmainnenin amacı. Nitekim Kur’ânda gelir. 7/176. Zîrâ nefs-i mutmaine tecellî-i zât’a nâzırdır. Zîrâ vakfede.

kelimenin ağızdan çıkmasıdır. 393.g. 375 Uludağ. Açlık 2. Tasavvuf İslamda Mânevî Hayat. 277. Az konuşmak 3.e. Müzekkî’n-Nüfûs ve Evrâd-ı Kadriyye. Halk içine gereğinden fazla karışmamak 5. Nedim Duru). Zikir ile bir şeyin ezberlenmesi. Kibir 372 Bu yedi kötü hasleti yok etmenin yolları vardır. 277. Az uyumak 4. s.. Mürşid-i kâmile erişmek. belli kelime ve ibâreleri belli zaman ve sayılarda. a. 374 Tarîkat ehlinin. Rûmî.375 Zikrin iki penceresi vardır: Birincisi. a. s. İkincisi ise kelimenin ma’nâsının tefekkürüdür. 376 Afîfî. (tash. Hırs 5. elini tutmak Mürşide itâat etmek 373 5. s.e.g. belli edep içerisinde her gün düzenli olarak ibâdet maksadıyla söyledikleri sözlerdir. s. 1977.ZİKİR Anmak. s. .e. Şehvet 4.g. 221. yadetmek anlamlarına gelir. 6. hatırlamak. hatırlanmasıdır. Bunlar ise: 1. Dâimâ ‘‘Lâ ilâhe illallâh’’ demek. Tasavvuf Terimleri Sözlüğü.. 220. İst. Afîfî. 393. a. Buhül (cimrilik) 6. 376 372 373 Eşrefoğlu Rûmî. 75 . 374 Süleyman Uludağ. Ucup 7. s..3.

Ben O’nu görmesem bile O beni görüyormuşcasına ibâdet etmek.g. kalp bu nurla dolar. s. 5-6. s.g. 383 Zikir. s. s. c. s.g. yaşamaktır. a. s.m. insandaki nisyânı bitiren. 76 .g. insanı ihsân mertebesine ulaştıran bir vâsıtadır. 135. kalbin devamlı Allâh’ı anmasıdır. kalbin tatmînidir. Zikir ile gelen nûr tüm vücûdu sarar. Tasavvuf ve İnsan. Allâh’ı görüyormuş gibi ibâdet etmektir. hem âhiret zikri bir arada olmaz.. s. 78-79. a. 384 Azîz Mahmud Hüdâyî. 1987-1988. Bu sâyede kalp gözündeki perdeler kalkarak hakîkat gözükür. s. kul ile Allah arasındaki engelleri kaldıran. 58.Zikir. diğerine muhakkak güçlü gelir. Dil sadece vâsıtadır. a. Kerim Kara-Mustafa Özdemir. 380 Necmüddin Kübrâ. 382 Kübrâ. 383 Kübrâ. 377 Zikir. 561. “Zikr”. İstanbul 1997. insan nefsine en büyük değişimi yapar. 223. Ve bu 377 378 Uludağ. XIII. dil ile hafifçe Allâh’ı anmaktır.e. İhsân. Hülâsatü’l-Ahbâr. zikir’dir. 382 Dünya zikri ile âhiret zikri bir arada bulunmaz. 381 Zikir. Böyle olursa buna zikr-i munkatı’ derler. cennet bahçelerine benzer. 1993. Kurb ve üns âlemine ulaştıran en yakın yoldur yol. âhiret nimetlerinden de sonuna kadar faydalanmak isterse burada bir zıtlık ortaya çıkar. Zikir. kalbin huzur duymasıdır. MÜİF Dergisi.. 378 Zikir. 379 Gündüz.. insanı her türlü dağınıklıktan kurtaran bir ibâdettir. doğrudan Allâh’a yükselir. Hem dünyâ. Allâh’ın “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” nidâsının cevâbı olan “Kālû Belâ” ikrârının tâzelenmesidir. 379 Allah’tan başka her şeyi unutarak.e. sadece O’nu anmaktır. Muhammedin Zuhûru). İrfân Gündüz. Usûlu Aşere. ruhlar âlemindeki sözün hatırlanmasıdır. Âlemin Yaratılışı ve Hz. Zikirden maksat. (çev. MEB İslam Ansiklopedisi.e. Amaç. sınırlandırılmış çeşitli ibâdetleri usûlüne göre tekrar etmek sûretiyle Allâh’ı yüceltmektir. dünyâ nimetlerinden sonuna kadar faydalanma arzusunda olup. Biri. kalp huzûru içinde sesi kontrol altına alarak. 384 Zikir halkaları. Zikir. Zikirde esas olan. Bir insan. 225. İst. 381 Kübrâ.. 380 Hem dünyâyı hem de âhireti düşünüp ikisini de zikretmeye çalışmaktır. 58. a. 58-59.

Allah Teâlâ her gün şöyle seslenir: ‘‘Ey kulum! Bana karşı insaflı davranmadın. 391 Süfyân-ı Sevrî demiştir ki.. sen beni zikretmiyorsun.. Çünkü namaz.g. Musa (a.g. müşâhede iledir. şöyle söyledi: “Gerçek zikir. Namazın şekil ve sayılarıda bellidir.” 392 Sehl b. zikredenin zikir içinde kaybolmasıdır.s.g.” 388 Âyetine dayanarak zikrin farz namazdan daha üstün olduğunu söylemişlerdir. a. 389 Afîfî. 391 Kuşeyrî. 390 Hz. Hafî makāmının zikri.g. s. Dilâver Selvi). 392 Kuşeyrî. 436-437. Allâh’a giden yolda sağlam bir rükûndur.e. 388 Ankebut. (haz. Bu yüzden ba’zı sûfîler zikri namazdan daha efdal görmüşlerdir. karşılığının olmasıdır.e.e. Zikrin içinde kaybolmak ise zikrin en üst mertebesidir. a.. 385 Zikir dışındaki her şeyi unutmak. 438. 390 Kuşeyrî.e..g. huzûr iledir. 77 . Her vakit zikir yapılabilir. s. Kalp mertebesinin zikri ise. muvâsala iledir. Hüdâyî. a. Zünnûn-i Mısrî’ye zikrin ne olduğunu sordum. 143. insanı hayâsızlıktan ve fenâlıktan alıkoyar. Namaz kıl. Ben 385 386 Hüdâyî. Nefs mertebesinin zikri. Allâh’ın zikrinin kalbe girip yerleşmesidir. Kur’ân da “Ey Muhammed. Allah da bizi anmaktadır. Çünkü namazda belli zamanlar ve sınırlamalar vardır: Vakit girmeden farz namaz kılamazsınız. 222. Kalbe yerleşen ise ancak onun zikridir.g.). Ben seni zikrediyorum. 136.. s. lisân iledir. “Yâ rabbi! Sen nerde bulunursun?” diye sordu. Zât makāmının zikri ise fenâ iledir. 387 Kuşeyrî. Kitaptan sana vahyolanı oku. a. 29/45. münâcaat iledir. a. 438. er Risâle.e. zikrin en düşük mertebesidir. 389 Zikrin en güzel taraflarından biri de. s. Allah Teâlâ da ona: “Mü’min kulumun kalbinde” buyurdu. a. Allâh’ı zikretmek ise en büyüktür. Tüsterî demiştir ki. Ya’nî biz Allâh’ı andıkça. Bunun ma’nâsı. s. 434. Melekler zikir halkalarında olan kimseler için duâ ederler. 386 Zikir.bahçeleri melekler ziyâret eder. s. s.. Sır makāmının zikri ise. Hiç şüphesiz Allah Teâlâ bir yere yerleşmekten münezzehtir.e. 387 Zikrin belli bir vakti yoktur. Rûh makāmının zikri de.

438.. 396 Eraydın. 438. Bir de baktım ki şeyhin yattığı yere büyük bir yılan kıvrılmış. a. “Ey îmân edenler! Cum’a günü namaz için çağrıldığınızda hemen Allâh’ı zikretmeye gidin. İstanbul 2004. Ben korkudan “Yâ Şeyh!” diye bağırdım. 62/9 78 . O. ve Kur’ân okumada.” 395 Zikir kelimesi. Kur’ân-ı Kerim ve hadîslerde çeşitli ma’nâlara gelmektedir. 128. yoksa bilin ki amel etme kapınız kapanmış. yılanlar geri döndü. 15/9 398 Cum’a. Bu bilirseniz sizin için daha hayırlıdır. alış-verişi bırakın.. s. Yılanı çok olan bir yere geldik. torbasını yere bıraktı ve oturdu.g. a) Kur’ân. Ben de oturdum. s. Eğer bunlarda bulursanız çok güzel. 439. a. Ben senden bir sürü belâyı def’ ediyorum. 395 Kuşeyrî. a. Kuşeyrî.’’ 397 b) Cum’a namazı kılmak ma’nâsında kullanılmıştır. s. Ben yine kendisine seslendim. Kendisine “O senin yanındayken neler hissettin? Diye sordum.’’ 398 393 394 Kuşeyrî. Sabah olunca İbrahim Havvâs kalktı ve yoluna devam etti. sen ise belâlara çakılıp kalıyorsun. O ise yine Allâh’ı zikretmemi söyledi. ‘‘Kur’ân’ı biz indirdik. Biraz sonra yeniden ortaya çıktılar. Gece olup hava soğuyunca yılanlar çıkmaya başladılar.e. 396 Bunlar.g.e. 397 Hicr. “Hiçbir şey! Çoktandır bu gece ki gibi güzel bir gece geçirmedim dedi. s. Yarın bana geldiğinde ne cevap vereceksin?” 393 Hasan Basrî demiştir ki..e..g.e. Hazret “Allâh’ı zikret!” dedi. “Mânevî tadı şu üç şeyde arayın: Namaz’da. Ben de zikrettim. Bu durum sabaha kadar devam etti. zikirde.” 394 Ebu Hamîd Esved şöyle anlatır: ‘‘İbrahim Havvâs ile bir yolculuktaydım. İbrahim Havvâs. kendisini ifâde ederken bu kelimeyi kullanmıştır.seni kendime çağırıyorum. ben de peşinden devâm ettim. a. onun koruyucuları da şüphesiz biziz. sen ise başkasına gidiyorsun.g.

Zikrin esâsı Lâ ilâhe illallâh’tır. Bu mertebede âlemin tenzîhi vardır. Bu yüzdendir ki sâlik-i meczûbun ibtidâ virdi Lâ ilâhe illallâh.e.g. Allâh’a nispet edilir. 406 Lâ ilâhe İllallâh zikri.c) İlim için kullanılmıştır. fikir ise zihin iledir. zikir. 404 Zikirlerin en fazîletlisi ise tevhîd zikri’dir. Zikir. Rabbini zikredenle zikretmeyeni. meczûb-u sâlik’in 399 400 Enbiyâ. 405 Yılmaz. Bunun dışındaki zikirler. 21/7.e. s. 190. 21/20 401 Ahzâb. insanlara nispet edilirken. Eğer bilmiyorsanız. İllallâh ifâdesiyle de tek bir vücûdun hâkimiyetini gösterir. Allah diyerek kalbin uyanık kalmasını sağlar. 103. Peygamber. s. “Onlar. a. 79 . fikirden üstün sayar. bu zikri desteklemek için yapılır. 402 Buhârî. gece-gündüz.. ehl-i kitabın âlimlerine sorunuz. Bu da âlemin teşbîhidir. 102.g. s. “Biz senden evvelde kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermiş değiliz.” 399 d) Açıkça “zikir” ma’nâsını ifâde etmiştir. Zikir. 67 403 Müslim.. Âlemin isbâtı ise taayün mertebesine bakar. a. 406 Sağıroğlu. Lâfza-i celâl zikri ise. vücûdun her yerini etki ederken. Allah ve Hû isimleri ise tek bir yöne bakar. Daavât.” 400 “Ey îmân edenler! Allâh’ı çokça zikredin. O’nu sabah-akşam tenzîh edin. 6 404 Hasan Kâmil Yılmaz. Zikir.” 401 e) Bir hadîs-i şerîf de Hz. 33/41. fikir. diri ile ölüye benzetir. beni nasıl sanıyorsa ben öyleyim ve onunla berâberim. Enbiyâ. ara vermeyerek O’nu tesbîh ve tenzîh ediyorlar.’’ 403 Zikir ile fikir kavramları arasından bir takım farklar vardır. 405 Zikir esnâsında Lâ ifâdesi varlık duygusunu yok eder. Âlemin Lâ ile nefy edilmesi Lâ taayyün mertebesine bakar. nefy ve isbâtı içine alır. Bu zikirdeki nefy (Lâ ilâhe) ve isbât (İllallah) kelimeleri insanın içindeki mâsivâ duygusunu yok eder. İstanbul 1997. 402 f) Başka bir hadîsinde de: “Kulum beni zikrettiği zaman. Fikir. Tasavvuf Meseleleri. 189. kalb ile. sâdece zihne etki eder. Bu sebeple sûfîler zikri.

411 Hafî zikir. kalbî olandır. s.e. Zikir.” sözü hakîkat makāmındadır. a. 408. Bursevî’nin de cehrî olmasına rağmen âhir ömürlerinde hafî zikir çektikleri bilinmektedir. s. Hatırlamak ve unutmak kalb ile olur. Allâh’a yakınlaşır. Kalbin pası. 103. Yılmaz. el-Müsned...g. 412 Ahmed b.zikri ise Allah Allah zikridir. Zikir unutmanın zıttıdır. kalbin gıdâsı da zikirdir... Hayy. a. Asıl zikir. Her kim Allâh’ın sevgisine ulaşmak isterse zikre devâm etmesi gerekir. Kahhâr’’ gibi isimleri de zikir olarak sıkça çekmektedirler. kalb zikreder. 407 Bunu dışında sûfîler ‘‘Hû. Zikir Kur’ân’dandır. Hanbel. a. Allah sevgisinin en önemli sebebidir. s. Burada herhangi bir ifâde. a. Tüm kuvvetler kalbe tâbi’dir.. 409 Eraydın. Sûfî’nin sadrını genişleten bir ibâdettir. Kitâbü’n-Netîce I. lafız yoktur. gaflet ve günahlardır.t. kalbî zikirdir. 127. Kalbî zikir üzerine olan kimse huzûr üzerinedir. kişiyi cehennem ateşinden korur. 299-300. insanı sarıp sarmalayan bir zırhtır. Bu yüzden kalbin niyeti amelin makbûliyetini sağlar. Kalbin cilâsı ise zikirdir. vr. 410 İsmâil Hakkı Bursevî’nin zikir tasnîfine baktığımızda genel olarak üç türlü zikir olduğunu görürüz: Birincisi. Peygamberimiz ‘‘Zikrin en hayırlısı hafî olanıdır. s. Sevginin ortaya çıkışına sebep zikirdir. Zikir.g. İslâm’ın rûhu olan sevgi ve saygıyı ortaya çıkarır. a. 76. 409. sıkıntıları giderir. cehenneme duvardır. Her şeyin bir gıdâsı olduğu gibi. I. 180.e. 172. Zikir. 413 Kalb makāmına vârid olan “Zikrin en hayırlısı hafî olanıdır. Lisân zikr etmese bile. Bu zikirde Allâh’ın yarattığı hiçbir varlık bu zikri bilmez. hatâları. Kayyûm.g. s. 413 Namlı.. Zikir sâdece lisân mertebesine âit değildir.’’ 412 buyurmuştur. sâdece kişinin kendisinin duyacağı şekilde dil ile az bir sesle yaptığı zikirdir. Hakk. Bedeni ve kalbi güçlenir. 410 Eraydın.e. 411 Bursevî.e. Bu ise Gizli Hazîne 407 408 Cengiz. s. îmâ. 80 .g.. İnsanın kalbi ve yüzü nurlanır. 408 Zikir. 130-131. 409 Zikir sâyesinde gam ve tasa insanı terk eder. 187. 10b. İnsanın yaratılış amacıdır.. Kişiyi huzûra ulaştıran en önemli vâsıtadır.g.

Veyâ münferid olur. Genelde de toplu halde çekilir. Elhamdülillâh. “Hakîm” isminin dâiresinden çıkmış olur. gündüzü gece. I. onların bedenlerini hiçbir sebebe bağlı olmadan da koruyabileceği halde. s. Bu da tefrîde götürür.] ifâdesi ile kendilerine kitabında gösterdiği yoldan sapmamış olurlar. âşikârı sırr yapamayacağımız gibi her durum da kendi içerisinde hüküm sürer. 18/18) [Biz onları sağa َ ‫ُﻘ ﻠ ُ ُ ذ َ َ ِ َ ذ َ ﱢ‬ sola çeviriyorduk. Allâh’ı dil ile açıktan zikretmektir. sonra da tam tersi oluyordu. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi. 238. 119. Mutlak nefiy.g. hafî olandır. s. Eğer mecmû’la olursa eseri zuhûr eder. a. Vâridât.e. XIV. Kalb ehli için nefiy ve isbât arasındaki orta yol. 264. II. Bu sâyede nefse sürekli olarak Hakk’ın yakınlığı hatırlatılmış olunur. Ankara 1996. Allah. Ve esmâ-i ilâhiyyeden birini azalttığı ölçüde kendisi eksik kalır. Belki makām-ı şerîat ve 414 415 Bursevî. c. 42/11) [O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. s.. 416 Bursevî. a. Allah. c. Zîrâ zikr-i lisânî şart değildir.e. hikmet âleminin gerektirdiği şekilde hareket etmiştir. ‘‘Zikir’’. tenzîh ve teşbîh arasında bulunmaktır. II.mertebesidir. Allâh-u Ekber. Aynı bunun gibi biz ashâb-ı kulûb’u zikirlerinde bir taraftan öbür tarafa çeviririz. “Lâ ilâhe illallâh. c. 417 Bursevî’nin tez olarak çalıştığımız eserinde zikir ile ilgili olarak şunları söylemektedir: Ya’nî: Allah ِ ‫( وﻧ َﱢﺒﻬﻢْ َات اﻟﻴﻤﻴﻦ و َات اﻟﺸﻤﺎل‬Kehf. 81 . Cehrî zikri gizlemeye çalışmak. Nübüvvet lisânı ise makāmların hepsini içine alır. Subhânallâh. c. O ُ ِ َ ُ ِ ّ َ ُ َ ْ‫َ َ َﻤ ِ ِ ﺷﺊ‬ işiten ve görendir.. 418 Erenlerin duâsı teveccüh-i kalb ve zikr-i lisân’la olur. 414 Cehrî zikir. sırrı âşikâr. vr. Bunu da onların hallerini korumak için yaparız. Aynı şekilde mutlak isbât ise teşbîh ve isbâttır.. gündüzü gece yapmaya çalışmak gibidir. Bu da ifrâda götürür. Hay. 416 Geceyi gündüz. Ismâ’-ı Hak değildir. Dolayısıyla kim sebebi inkâr ederse hikmeti inkâr etmiş. 9a. a. taayyün için mutlak tenzîh ve selb olur. 417 Bursevî.. Lâ mahâline ve eğer yalnız teveccüh-i melekût ile olursa bu dahi ke’l-evveldir. 415 Sûfîlerin cehrî zikir ile maksatları ısmâ’-ı nefs’tir. Bu ise yanlıştır. Süleyman Ateş. Böylece Allah’ın ‫( ﻟﻴْﺲ آ ِﺜﻠﻪ َ ٌ وهﻮ اﻟﺴﻤﻴﻊ اْﻟﺒﺼﻴﺮ‬Şûrâ. Sürekli bir şekilde onları bir yandan öbür yana çevirip duruyorduk. s. 418 Bursevî.e.g.. Hakîkat mertebesinin zikri.g..] buyurmuştur. geceyi gündüz. Hû” gibi isimler açıktan çekilmektedir. 288. Önce sol taraftan sağ tarafa çevrilmişlerse.

. Kulun kalbine sevinç ve muhabbetin gelerek kendinden geçmesidir. Vecd’in üç mertebesi vardır: Tevâcüd. İrâdet-i Hakk’a mevkūfdur.g. 421 Kuşeyrî. Vecd ehl-i gaflet ve nefsine esir olmuş rûhlar için bir feryâd. Pes maksûd-i aslî. Vecd.g. 244. gönül ehlini bulan. 422 Uludağ. Kalbimizin muhâtap olduğu sevinç ve hüzün vecd’in bir parçasıdır. vecd hâlinin başlangıcıdır.e. Vecd. 424 Sühreverdî. bir tür sırr’dır. a.VECD-TEVÂCÜD Vecd halinden önce tevâcüd hâli vardır. vecd hâlinden önce tevâcüd hâli kulu kaplar. Vecd bütün varlığı saran. Ve gâh olur ki himmet-i dil kuvvetde iken dahi eseri zuhûr etmez. 376.e.. a. ona sâhip çıkan vecd türüne mülkî vecd. bütün varlığını kaybedince rabbini bulmuş olur. 424 Ehl-i bâtıl. birden bire kalbe gelen bir hâldir.. Vecd. nefsinin hevâsını elde ettiği için vecde gelir. sâdık 419 420 heyecan anlamına gelen vecd. sözle ifâde edilemeyen harâretli bir ateştir. s. vücud.. Tevâcüd. 193. 205-206. 52a. Bu hâl. Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarîkatlar. Yoğun coşku durumudur. Hakk’tan gelen tecellîlerle gerçekleşmektedir.hakîkatin meyânını tatbîk içindir.e.e. çekilen zikirlerin meyvesidir. zorlamaksızın. önce denizi görüp sonra denizde yüzen ve o denizde kaybolan kimsenin hâline gibidir. 192. Eğer mertebe-i hakîkatden me’zûn olsa. rüknü duâdır ki teveccüh-i bâtındır. Zîrâ ol bâbda me’zûn değildir. vr. 419 6. 421 Vecd iki türlü olmaktadır. 422 Yüksek vecd.g. 423 Yılmaz. Ehl-i Hak ise kalbinin murâdını bulduğu için vecde gelir. a. Yaşanarak öğrenilir. gönül ehlinin arayıp bulduğu vecd türüne de likā vecd’i denmektedir. Bursevî. a. Kul bu vecd içinde kaybolur. s. s. Kuşeyrî. 82 . s. eseri zuhûr etmese acib değildir. 423 Vecd. Ve eğer yalnız lisân ile olursa mevkūfdur ki. daha önce kaybedilen bir şeyin bulunduğunu gösterir. teveccüh-i dil dahi bulunurdu. 420 Ebû Dekkâk’a göre. Kul.g. s. Vâridât.

429 Âriflerden birisi demiştir ki: Biz.g. s. celâlî bir tecellî ise. 425 Vecd. temkîn ve sükûn.. s. üns. Nûr. dünyevî hazlardan dolayı vecde gelen kimseler. dünyâya aşırı muhabbeti olan kimselerdir. korku. Sühreverdî. Hak tarafından gelen ilhâm. Tüm bu hâller.g. dehşet durumları meydana gelir. Eğer kendisini zorlayarak. 223. Hak katından gelen bir vâridâttır.. a. isteyerek bu hâllerin ortaya çıkmasına sebep olursa buna da tevâcüd denir. ortası vecd. 428 Vecd hâlinde sûfînin kalb gözü açılır ve hakîkatleri görmeye başlar. 429 Yetik. Allâh’ı bularak beşerî sıfatların kaybolmasıdır. s. inlemek. Kesinlikle zorlama yoktur. a. ağlamak. Allâh’a kulluk noktasında vecde gelmeyip. 431 425 426 Sühreverdî. s. s. Semâ ânında Vecdin ileri seviyesine vücûd denilir. Vecde gelen kimsede bir takım hareketlilikler ortaya çıkar. aşırı derecedeki Allah muhabbetinden meydana gelir. raksetmek gibi. görünen ma’nâları anlamakla veyâ söylenen nâme ve makāmdan etkilenmek sûretiyle ortaya çıkar. 83 . 427 Yılmaz.g. Vecd halinin başı tevâcüd. sûfînin kendisini zorlamadan ortaya çıkar. 247-248.e. nârdan daha latîftir.. sonu da vücûd’dur.g. cemâlî bir tecellî ise. 222. 428 Erhan Yetik.. s. İlginç meseleler karşısında 2. nûr’a hükmedemez. hüzün.e. a. 244-245. gülmek. İsmâil Ankaravî Hayâtı Eserleri ve Tasavvufî Görüşleri. Vecd. arkadaşlarımızın vecd hallerini üç şeyde görüp tanıyorduk: 430 1.e.olan kimse içinde rûhun dile gelmesidir. 430 Sühreverdî. Samsun 1991. a. Vecd. Yaratanını tanıyan kalb ise nûr’dur. 427 Sülûk ehli olan bir kimseye. kemâlî bir tecellî ise.g. a.. 426 Hakîkî vecd.e. 206.e. 222. Nâr. Allah için gazaplandıklarında 3. bir ateştir.

gömleğini yırtıp parçalayacağına gelen feyiz ve nûra kalbini açsın. Edeb budur ki.. s. kulun müşâhede makāmına ermesiyle vecd yolunun açılmasıdır. El-hâsıl. Hareket-i sâniyesi ki. 84 . a. zikir ve tefekkürle vecdi elde etmeye çalışmaktır.Vecd.. Zîrâ mütevâcid olan kimse vâcidi taklîd eder.. 681. O anda Mûsâ’ya şu şekilde bir vahiy gelir: ‘‘Gömlek sâhibine söyle. devr u raksî umûmen ve husûsen terk etmekdir ve kıyâmen ve kuûden zikirle celvetiyye gibi cümle iktifâ eylemek gerekdir. Mûsâ ashâbına sohbet verirken ashâbından biri coşarak gömleğini yırtar. a. 207. tez olarak çalıştığımız eserde vecd ile alâkalı olarak şunları zikrediyor: Sûfiyye-i muhakkikîn indinde vecd. tevâcüdden ehass’dır. Pes eslem olan.. bu hâl içindeyken de Hakk’a nazar ettiren bir hâldir. Çünkü ol hâletden rücû’ ede ve beşeriyyete gele. hakîkî ma’nâda vecd’in şartlarını bilmeyen insanların coşmalarını riyâ olarak görmüştür. s. Bunda dahi edeb budur ki. 312.g.g. a. Ve vâcidin hâli budur ki. harekât-ı mürtaiş gibi olur.g. s. s. taklîd-i sahîh olduğu sûretde dahi mine’l-evveli ile’l-âhiri harekâtında hatar üzerinedir. ona dahi hâsıl ola. kulun bâtınına gelen ve ona ferahlık. Tâ ki bir bahâne ile vâcide hâsıl olan hâl.’’ 434 Bursevî. Vücûd ise. 433 Namlı. 432 İsmâil Hakkı Bursevî. Ve eğer taklîd-i fâsid ise cemî’-i ef’âl ve harekâtı merdûd ve belki ona ol vecihle ruhsat verenler dahi merdûdlardır. Münselih-i mezbûr ise kendinden bî-haber olmakla cemî’-i harekâtında ma’zûrdur.e. a.g. Zîrâ muharriki Allah Teâlâ’dır. Sühreverdî. Aşk ve muhabbetten dolayı bedenin kontrol altına alamadığı ve isteyerek yapılmayan hareketleri ise câiz vecd olarak görmüştür.e. yemînen ve şimâlen temâyül ve tahavvülden mâ-adâ hareket etmeye illâ 431 432 Yılmaz. 243. hüzün veren. vâcidin hareketi olası ki vecde mukārindir. makbûledir.e. nefsi ile hareketi terk eyleye ve illâ sâkıt olur. Bu sûretde hareketi. hisse mukārindir. beşeriyyetden münselih olub. Mütevâcid ise. Tevâcüd. merdûdedir.e. âlem-i melekûte urûc ve ol âlemden kalbe bi-lâ tekellüf ba’zı vâridât vusûlüdür. 434 Sühreverdî. Nefsinin ortada aslâ medhali yoktur. 433 Rivâyete göre Hz.

Tuhfe-i Ömeriyye).e. s. 40.memnû’dur. mevcut derken zâtı için bir sınırlama söz konusu değildir. 557. vr. 438 Uludağ. 435 7. 85 . Allâh’ın özel lütfuyla mü’minlere bahşedeceği nimetle görecektir.e. 560. Ali Akidil. Allâh’ın bir olduğunu bilmektir. s.g. 439 Kuşeyrî. İnsanın aklına ne gelirse bilinmelidir ki o. s. O’nun zâtı. Zât-ı ilâhî her türlü kayıtlardan ve benzetmelerden uzaktır. Eğerçi zamâne cemî’-i turûk ehlî sadedden bî-rûn oldular. a.. Allah değildir. Tevhîd. Tasavvuf Terimleri Sözlüğü. s. M. 438 Tevhîd. 46. O.Tevhîd Tevhîdin lügat ma’nâsı Allâh’ı birlemektir. 440 Bakara. Allâh’ın sıfatlarına ne bir ekleme ne de bir eksiltme yapmaktır. Yaratılanların sıfatları değiştiği gibi Allâh’ın sıfatları değişmez. 2/163. (haz. 436 Tevhîd bir nesnenin vâhid olduğunu bilerek hareket etmektir. İst. Allâh’ın zâtını her şeyden uzak tutmaktır. 437 Tevhîd. Abdullah-ı Tüsterî’ye Allâh’ın zâtı sorulunca: ‘‘Allâh’ın zâtı. bilme sıfatına sâhiptir. dünyâda baş gözüyle görülmez. Âhirette gözler. 359.e.g. 560. 34a. 437 İsmâil Hakkı Bursevî. Bir şeyin bir olduğunu bilmek de tevhîddir. s. O. Ve yolların yanıldılar ve hevâ-i nefse uyup şehâvât-ı tabî’iyye içinde kaldılar. Kitâbu’l-Hitâb.. Allah Teâlâ’nın hiçbir varlığa benzemediğini ve O’nun zâtına özel sıfatlara sâhip olduğunu bilmendir. Hakk’ın tenzîh sıfatıdır.’’ 442 435 436 Bursevî. 442 Kuşeyrî. O. O da: ‘‘Tevhîd. birlik. 2000. çok merhamet eden ve çok acıyandır. 441 Kuşeyrî. Vahdet.’’ 440 Bûşenci’ye tevhîdin ne olduğu sorulmuş.’’ 441 Sehl b.g. Bursevî. a.. inanmanın hakîkatiyle mevcuttur. Vâridât. 439 Yüce Allah şöyle buyurmuştur: ‘‘Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır. s. O’ndan başka ilâh yoktur. Üç Tuhfe Seyr-i Sülûk. a.

Tasavvuf İslamda Mânevî Hayat. Hüseyin Râzîden bana ulaşan habere göre Zünnûn-i Mısrî’nin huzûrunda biri şöyle sordu: Tevhîdin bana ne olduğunu söylermisin? Zünnûn. En önemli ilke Allâh’ın varlığını birlemektir. 445 Tevhîd akîdesinin en önemli özelliği. 448 Bakara. 34. 2/65. Allah senin vehim ve tasavvuruna gelen her şeyin dışındadır. 446 Şöyle ki: ‘‘De ki Allah birdir. s. a. 27/64. Göklerde ve yerde Allah’tan başka müdebbir yoktur. 445 Yılmaz. 137. Allâh’ı hiçbir zât’a benzetmemek ve Allâh’ın sıfatlarını nefyedilmez olarak bilmektir. 179. İbrahim Kaçar-Murat Sülün). 197.g. eşyâ ile bütünleşmeyen sanatını bilmek. gölge gibi olmasıdır. s. 86 . Sühreverdî. 449 Bakara.g. 452 Tûsî. nazar ve istidlâle dayalıdır. s. s. Ebû Bekir’in sözüdür: O’nu tanımaktan âciz olduğunu bilmekten başka zâtını tanımaya yol bırakmayan Allâh’ı tesbîh ederim. Bâzen de vahdâniyyeti takrîr ederek insanları îmâna çağırır. 444 Tevhîd. her şeyin sebebinin Allâh’ın sanatı olduğunu ve O’nun sanatında bir ârıza bulunmadığını kavramaktır.’’ 447 ‘‘İlâhınız tektir. 447 İhlâs. 450 Neml. s. Tasavvuf Meseleleri.’’ 452 Tevhîd. 453 443 444 Kuşeyrî. (terc. Tevhîd ilmini öğrenmek farzdır.’’ 449 ‘‘Allah ile berâber başka ilâh mı?’’ 450 ‘‘Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?’’ 451 Tûsî tevhîdi şöyle ifâde eder: ‘‘Yûsuf b. 2/163. tevhîd. 451 Sâffât. Bunun yolu nakildir. 28.’’ 448 ‘‘Allah kendisinden başka ilâh olmayan Kayyûm ve Hayy’dır. a. Kur’ân pek çok yerde Allâh’ın vahdâniyetinin önemine işâret etmektedir.. kadîm olanu muhdesten ayırmaktır.. s. Sünnet ve Kur’ân’dır.e.Cüneyd-i Bağdâdî şöyle der: ‘‘Tevhîd konusunda en şerefli söz Hz. Mânevi Devrim. İstanbul 1996. H. Allâh’ın eşyânın içine girmeyen kudretini. 37/95. Şirke düşmemektir. 446 Afîfî. Tevhîd. kulun Allâh’ın huzûrunda bir karaltı. el-Lüma’. insanın Allâh’a ibâdet noktasındaki ilkeleri düzenlemesidir.e.’’ 443 Tevhîd ilmini elde etmek. 112/1. 560. 453 Afîfî.

Onun için renk veyâ oluş mümkün değildir. s. Yaratmış olduğu şeylerin hiçbirine de benzemez. 185. Münferid ma’nâsındadır. sıfatları da araz değildir. Bu kalıbın içerdiği ma’nâları ise şöyle sayabiliriz: 1. s. Vahdâniyetin etmeyeceğinin ikrârı ile olur. Ferâhu’r-Rûh I. 458 Varlık tek. Onun için vakit ve zaman söz konusu edilemez. Onda hiçbir şekilde çoğalma tasavvur edilemez. Ondaki zât ise mutlak varlıktır. a. 457 Tevhîd bilgisine ulaşıp. Muhayyilede tasavvur edilemez. 4. 460 454 455 ikrârı: Allâh’ın sıfatlarını bir başkasına izâfe Afîfî. s.. Bursevî. Vahdet’ten türemiştir. Varlık tek bir mâhiyetten oluşur.. 2.e. 459 Hak Teâlâ zâtında tektir.. 189. s.. Herhangi bir fazlalığı veyâ noksanlığı da yoktur. Kendisi cisim ve cevher olmadığı gibi.g. Allah’tan başka gerçekten görülen hiçbir şey yoktur.g. Çoğalan şey ise varlığın sûretleri ve mâhiyetleridir.e. 454 O Allah ki Ehad’dır. Ne bir yönü..İslâm’ın ilk doğuşundan beri en basit şekliyle söylenen tevhîd kalıbı ‘‘Lâ ilâhe illallâh’’ olmuştur.e. 455 Yapmış olduğu şeylerden hiçbirine benzemez. ne de gerçek bir kudret sâhibi vardır. 21.g. Onda ne bölünme ne de parçalanma vardır. a. 456 Allâh’ı tevhîd etmek iki şekilde olur. ne de bir yeri vardır. a. 563. Akıl ve vehmin tasavvur edebildiği her şeyden mutlak ma’nâda münezzeh olan Allah’tan başka ilâh yoktur. Bunlar: 1. a.e. 180. kisveler ise farklı ve çoktur. Allah’tan başka ne gerçek bir irâde. 458 Kuşeyrî. 87 . Birliğin kemâl derecedeki ikrârı: Allâh’ın birliğine hiçbir şekilde çokluğun karışmadığını kabûl etmekle olur. 2. 456 Afîfî. 3. hakîkatine eren kimselerin ilk makāmı olarak kalbin tüm eşyânın zikrini silip atması ve sâdece Allah ile meşgul olmasıdır. 457 Afîfî. Allah’tan başka gerçekten mevcûd hiçbir şey yoktur. s.g.

g. fânî varlığın karanlıkları tevhîd nûrunun çakmasıyla yok olur. 2. a. 95. ümit gibi duyduları da hissederek Allâh’ın birliğini zikretmek. 178.g. 3. 19. Güneş ışığının altında yıldızların gözükmemesi gibi. 92.Avvâmın tevhîdi: Yaratılanlara münhasır olan korku.g. 94. s. en-Nablusî.e. İstanbul 2003.e.Hâssatü’l-Havâssın Tevhîdi 465 Cüneyd’e göre tevhîd dört mertebededir. 461 Câmî. Allâh’ın yegâne ibâdet edilecek ilâh olduğunu bilmesi gerekir. tâm ve mükemmeldir. Ekrem Demirli). s. s. 19. 463 4. a.. Her zât.e..Avvâmın Tevhîdi. ayrılmaz bir parça olur.e. Bunlar: Nefahât’a göre tevhîdin dört mertebesi vardır: 1. Âriflerin Tevhîdi. sıfatların sâdece Allah’ta olacağını. 464 Câmî.İlme dayalı tevhîd: İlm-i yakîn adı verilen bâtın ilimle alâkalıdır. Bu makāmın tevhîdi. 464 Bir başka tevhîd tasnîfi ise: 1.. Kul yolun başında Allah’tan başka hakîkî varolan müessirin olmadığını bilecek. a. kendi vahdâniyet sıfatı ile mevcûddur. 465 Afîfî.Îmâna âit tevhîd: Bu mertebede kul. kendi zâtıyla. eşşizdir. s.e. heybet.. her sıfatta onun sıfatlarının birer pırıltısıdır. 88 .g. a. (terc. s.İlâhî tevhîd: Allah. 462 Câmî.Tevhîdin bir takım mertebeleri bulunmaktır. Allâh’ın zâtının parçası.. a..Hâle dayalı tevhîd: Hâl olan tevhîd. s. 461 2. tevhîd eden kimsenin özüne. 459 460 Abdulgânî en-Nablusî.g. a. s.g.e. Allâh’ın vasıflarının tekliğini. Bunlar: 1. Bu tevhîde. Şu anda ezelî şânında olduğu gibi tektir. 92-93. 462 3.Havâssın Tevhîdi. 463 Câmî.

a.g. 470 Lâ İlâhe İllâ Ene.. Tasavvuf Meseleleri.. zikrin en efdalidir. 471 Bursevî.Halkın Hakk’ı tevhîdi: Allâh’ın kulları içinde tevhîde inananların muvahhidliğini kabûl buyurmasıdır. Âhir-i kelâmdır. amaç Allah’tır.2. 53. sadece rabbine kulluk et gibi.Hakk’ın Hakk’ı tevhîdi: Allâh’ın kendi âyetleriyle kendisini münezzeh kılmasıdır. 472 Bursevî. taayyünât-ı ilâhiyyenin evvelidir. eş ve benzerleri de inkârla olur. 468 Bursevî. 89 . a. 3.e.Havâssın tevhîdi: Bu da ikiye ayrılır. mâsivâyı tamâmen nefy ve Hakkı da isbât eder.g. 469 Lâ İlâhe İllâ Ente. 198. Bu tevhîdde şirk-i vücûd vardır. s. Benden başka ilâh edinme.g. 3. vahdâniyyeti ikrârdır. Tuhfe-i Ömeriye. a. Yılmaz. s. s. Tevhîd üç mertebedir: Birincisi Lâ Ma’bûde İllallâh. makāmı huzûr ve müşâhededir.. İkincisi Lâ Maksûde İllallâh. s. 472 466 467 Afîfî. 2. s. 57.e. 470 Bursevî. a.g. Bu mertebe tevhîd-i zât’tır.Zâhir kimselerin tevhîdi: Bu da vahdâniyyeti ikrâr. kulun Allâh’ın huzurundaymış gibi tevhîd denizinde kaybolmakla olur.e.e. s. Nefy ve isbâttan oluşur. Üçüncüsü ise Lâ Mevcûde İllallâh. âlem-i cem’de olanların lisân-ı Hakk’da tevhîdleridir.Hakk’ın halkı tevhîdi: Allâh’ın kullarını uyarmasıyla olur. s. Birincisi. 471 Lâ İlâhe İllâ Hû. Bu tevhîdde hakîkat yoktur. a. 54.e.. 466 Başka bir tevhîd tasnîfe de şöyledir : 467 1. 40-42. 192. 469 Bursevî. İkincisi. 50. 468 Lâ ilâhe İllallâh. Ubûdiyetin göstergesidir.. Hakk’ı isbâttır.g.

c. 53a.g.g. ilâhî cemâlin görülmesidir. 474 Nefsin fiillerini yok etmeye mahv. I. I.. I.. Makām-ı fark ve cem’e riâyet eyleyesin. hakîkî tevhîde kavuşmaktır. Hakîkî îmân ve tevhîdin özünde Lâ mevcûde illallâh vardır. 42. Sekr ehlinin tevhîdi. a. Bu üç mertebeye tevhîd-i sıfât ve tevhîd-i zât denilir.Fiillerdeki tevhîd keşif mertebesinin evvelidir.v.. zâtını muzmahil etmeye mahk denir.. s.. Tevhîd ehlinin ödülü. s. 129. izâfetlerin düşmesidir.g. 478 ‫[ اﻟﺘﻮﺣﻴﺪ اﺳﻘﺎط اﻻﺿﺎﻓﺎت‬Tevhîd.g.e.a. I. 475 Tevhîd mertebeleri. c. a. 476 Bursevî...] Pes sen kendi nefsinde Hakk’a muzâf olacak. c.e. 479 Muhammed Mustafâ (s. tevhîd-i zâttır ki zevk ile ortaya çıkarlar. s. Yoksa ilm ile ortaya çıkmazlar. tevhîd-i ef’âl.e. 475 Bursevî. 90 . Kitâbü’n-NetîceI. Bu mertebelerin hepsi Allâh’a perdesiz bir şekilde ulaşır.g.. a. O ve ânı sen demeyesin. s. s. zevk-i tevhîd. s. a. c. tevhîd-i sânî’dir..e.)’in tevhîdi diğer enbiyâların tevhîdinden daha üstündür. Çünkü bir yönüyle ism-i a’zam ile tevhîd eder ve aynü’l-cem’dir. 53b. 479 Bursevî. vr. 3. a. ilm-i tevhîd’in üstündedir. 477 Bursevî. 45. tevhîd-i sıfât ve tevhîd-i zât’tır. 480 Bursevî.. Ve tüm esmânın ismiyle zikreder. Sûretinde ise Lâ ma’bûde illallâh vardır. Ve sen ol kemâlâtı kendi nefsine nisbet etmen hatâdır. I.e. Hak lisânıyla olan tevhîd. Ve seni. 473 Tevhîdden asıl amaç. 422. I. 477 Tevhîd-i ef’âl mertebesinde nefs. s.. Bursevî. sana muzâf olan kemâlât-ı ilâhiye dahi Hakk’a muzâfdır. c.e. Tevhîd-i sıfât. Sahv ehlinin tevhîdi ise. utanma duygusunu yaşar ve melekût âleminin kapıları bu mertebede açılmaya başlar. 276. 478 Bursevî. a. 480 473 474 Bursevî. nefsin sıfatını ortadan kaldırmaya tams. Bir yönüyle de aynü’l-fark’tır..g. tevhîd-i evvel’dir. Zîrâ. Vâridât... insanı gerçek tevhîde ulaştırır. Ve sende seni göresin. 476 Kulun îmânı fark mertebesinde yer alır. 303.. c.

e. mânevî âleme giderken izledikleri yola ise kavs-i urûc denir. Tasavvuf Terimleri Sözlüğü. eşyâlar onunla kāim olur. îmân-ı şer’î ile dahi mü’min olunuz. 9. dokuz akıl. bitki. bir ekseni tâkip etme. 4/136) [Ey îmân edenler! Îmân edin. çeşitli aşamalardan geçerek maddî âleme inmesi ve tekrar aynı merhalelerden geçerek ilk geldiği yere dönmesine devr denilir. Nefiyle de tevhîd kelimesinde ona bir işâret vardır.DEVR Devr. “Devir’’. Vâridât. Zâtını da tenzîh eder. Tâ ki îmânı fıtrî gerçekleşsin ve taklîd ortadan kalksın. tevhîd-i ilmî ve husûs ehlinin tevhîdi. 481 Tesbîhât çoğu yerde tahmîdden önce yer almıştır. Vâridât. dokuz nefs. vr. Hakîkî vatanından ayrılan bir varlığın. 482 ‫( َﺎَﻳ َﺎاﱠ ِﻳ َ اﻣ ُﻮا اﻣ ُﻮا‬Nisâ. biri mertebe-i sıfât ve biri mertebe-i zâttır. insan ve insan-ı kâmil’dir. s. 483 8. Biri mertebe-i ef’âl. c. Bu iki kavis birleştiklerinde tam bir dâireyi oluştururlar. a. 231. ‫ﻳ ا ّﻬ ﻟﺬ ﻦ َ َﻨ َ ِﻨ‬ ُ tevhîd-i fıtrî ile muvahhid olduktan sonra. madde. 105-106. Bu ise resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e uymak ve dînini kabûl ile hâsıl olur. Kayyûm ismine delâlet eder. 484 Uludağ. 91 . taayyünâtın selbine götürür. Çünkü bunlar aslî hakîkatine râci’dir. s. tevhîd-i aynî’dir. Maddî âleme gelen ruhların. Mânevî âlemden. 56b. Bu merhalelere bakıldığında ortaya çıkan şekil 481 482 Bursevî. 5a. hakîkî vatanlarına dönmesi demektir. 265. vr. dokuz felek. Ve ayn üç mertebedir. 483 Bursevî.. dönüş. II. dört tabîat ve dört unsur’dur. c. Bu hâle devre-i ferşiye-arşiye denilir. çok olanın tek olana dönmesi.g. aslına rücû’ etmek ma’nâlarına gelir. DİA.] Bu demektir ki. Zâtın tenzîhi. 485 Uludağ. 485 Hakîkİ vatanından inişe geçen bir varlığın geçirmiş olduğu merhaleler şunlardır: Küllî akıl. Varlığın yeryüzünden hakîki vatanına yükselirken geçirmiş olduğu merhaleler de şunlardır: Maden. 484 Varlık ve nesnelerde sürekli olarak südûr ve tecellîler bulunmaktadır. Bursevî. hayvan. Öyle ki. s. maddî âleme gelen ruhların.. yörünge üzerinde hareket. tâkip ettikleri yola kavs-ı nüzûl.Umûm ehlinin tevhîdi.

21.. 488 Âlem’e baktığımızda şekil olarak halkaya benzer. Başı sonuna.g.. Allah. Ka’be’nin etrâfında dönmek halka olmanın gereğidir.] İnsanoğlu fânî. İnsan vücûdu yokluktan ansızın ortaya çıkmamıştır. I. kâmil insanı bir bütün ve halka şeklinde yaratmıştır. a. Ka’be’yi tavâf eden aslında Allâh’ın sûretini tavâf etmektedir. a.e. çıkarken tâkip edilen yola da kavs-i urûc denilmiştir. Kitâbü’n-Necât. berzah âlemine geçtikten ve orada belli bir müddet kaldıktan sonra yeniden haşr olup hesap meydanına getirilir. Ancak kemâl mertebeye ulaşamamış kimselerin iniş ve çıkışları ise oldukça uzun zaman ve emek ister.m.g. 231. Kim buluşmayı isterse evliyânın halkası ile birleşmesi.. a.g. onu bir bütün şeklinde de sever. 171. 490 Bursevî.m.g. s.. Dâirenin başı. s. 489 Bursevî. c. a. kademe kademe Hakk’a devr etmiştir. Vücûd-i sırrî de halka hâlindedir. c. Halkanın da başı sonuna bitişiktir..e. I. 35. İnerken tâkip edilen yarım dâireye kavs-i nüzûl. s. 491 İnsan. a. s. 232. 491 Bursevî. Muhammed’in başındaki mim de böyledir. Düz değildir. sonu başına oluşur. sonuna bitişiktir. Buna zarûrî dönüş de denilir. yaratan Allah ise bâkî’dir. Allâh’a giden yolda varlığın bir kısmını parçalı bir şekilde sevdiği gibi. Tavırların değişmesiyle.g. İnsanların hepsi kıble olarak Ka’be’ye yönelirler. Onların dâiresinde.. Eğer halka değilde düz olsaydı. İşte buna devr-i sırrî denilir. İnsan âlem-i icmâlî’den.ise dâiredir. 6/62) [Sonra Hak mevlâları olan Allâh’a ‫ُ َ ُد إ َ ﻟ ِ َ َ ُ ُ َ ﱡ‬ döndürlürler. s. Diğerlerinde ise 486 487 Uludağ. asfiyânın dâiresi ile irtibât kurması gerekir. 490 Ka’be halka hâlindedir. 487 ‫( ﺛﻢ ر ﱡوا ِﻟﻰ اﱠﻠﻪ ﻣﻮْﻻهﻢ اﻟْﺤﻖ‬En’âm. İnsanın dâiresinin başı sonu ile ve sonu başı ile birleşir. Uludağ. 92 . 489 Zikir yapan kimseler de halka hâlindedirler. diğer insanların dâiresinin aksine felekler ve diğer melekût umûrunun hepsi bulunur. s. bütün dâireleri birleştirmektedir. İnsan. âlem-i tafsîlî’ye gelip Allâh’ı tanıdıktan sonra yeniden ölümü tatması ve Allâh’a rücû’ etmesi ve geldiği yere dönmesine devr adı verilir. Onların dâiresi. Ka’be Allâh’ın birliğinin sûretidir.. 486 Kâmil mertebeye ulaşmış olan kimselerin iniş ve çıkışları çok rahat ve kolay olmaktadır. 21.e. 488 Bursevî. sâlik hedefine ulaşamazdı. Dünyâ da yuvarlaktır.

Devr-i dünyâ sümbüledir ki.e. Âlemin yörüngesi ve merkezidir. s.. Ve kamer.g. a. 81/26) [Nereye gidiyorsunuz?] sözü onlar َ ُ َ َ َ ََ hakkındadır. Ve istikāmet ve orta yol dâiresinden dalâlet yollarına çıkarlar. I.. Ümmetin hâli ise tecellî olarak gizlenmiş âhireti beklemektedir.e. Onların bir dâiresi yoktur. Onların enbiyâsı devr-i kamerî üzerine gelen ümmet-i merhûme’nin nebîsi olan Cenâb-ı Muhammed’e mertebede erişemez. 494 Bu ümmetin devri.. a.g. a. hatm-i evliyâ’nın vücûdunun ortaya çıktığı dönemdir.. s. II. insan kalbine işâret eder. I. 495 Nübüvvet mertebesinde.’’ 498 492 493 Bursevî. c. Ve sıfât. Ve devr-i âhiret mîzândır ki.. s. devr-i Muhammedî’dir ki kıyâmete kadar hareket hâlindedir.hurâfeler bulunur. 497 Bursevî. 36/40. 230. devr-i kameriyye’nin dolunay gibi parladığı dönem peygamberimizin zuhûr ettiği dönemdir. II. 357. Kalb. 498 Bursevî.) [ Ne güneş aya yetişebilir…] َ َ َ َ ِ ُ َ ‫َ ﺸ ُ َ ْﺒ ِ َﻬ‬ Âyet-i şerîfe işâret eder ki. 496 Bursevî. c.. Habîbullah.g. 414. 19. vr. devr-i kamerî olup. a. Kitâbü’n-Netîce I. a.. 497 ‫( ﻻ اﻟ ﱠﻤْﺲ ﻳﻨ َﻐﻲ ﻟ َﺎ أنْ ﺗﺪْ رك اْﻟﻘﻤﺮ‬Yâsîn. Kamer. 496 Devr-i kameri..e. Şems. 93 . 341. ‫( ﻓﺎﻳْﻦ ﺗﺬْهﺒﻮن‬Tekvîr. 19-20. ümem-i sâlife ki.. 492 Tecellîler umûmîdir.e. Bursevî. devr-i şemsî üzerine geldiler. 494 Bursevî.e. s. mertebe-i sıfattır ki. 495 Bursevî. İşte bu devre devr-i kamerî denir. Vâridât. 13b.. zâtı müştemildir. II. vücûd kuvvetinin kutbudur. s.g. c.g. 493 Bu ümmetin en büyük nasîbi.. Kuvvet-i rûhâniyye ile kuvvet-i cismâniyye arasında vâsıtadır. kamerin nûru gizlenmiş gizlenmiştir. devr-i muhâsebe’dir. aslın aslıdır. mertebe-i zâttır ki batîetü’l-hareke’dir. devr-i kamerî’yeye sâhip olmasıdır. Velâyet mertebesinin de dolunay gibi parladığı dönem. serîü’d-devr’dir. c. Ve devrin netîcesi kıyâmette ortaya çıkacak. Peygamberimizin vefâtıyla da bu parlaklık gizlenmiştir. devr-i maâş ve devr-i hayât’tır. c. s.

II. c. Mutlak nûrdan talebi. 33b. Âdem’in devridir. Âlem-i vücûbda ise devr ve hareket yokdur.g. Vâridât. s.Devr-i sünbüle. Allah. İşte ilk zamanlarda onun hâli bu şekilde idi. s. Vâridât.. 501 َ ُ َ َ ٍ ََ ِ ‫ُ ﱞ‬ ‫( آﻞ ﻓﻲ ﻓﻠﻚ ﻳﺴْﺒﺤﻮن‬Enbiyâ.. Bu ma’nâya binâen ehl-i devr dahî gerekdir ki. Çünkü zâhirî alâka. İnsanlardan gizlenmiş. c. Kıyâmet ise elli bin yıldır denilmiştir. 94 . Tüm işlerin döneceği yer Allah’dır. Maa-hâzâ eflâkın harekâtı. gafûrdur. 500 Devr-i sünbüle. 502 Bursevî. 381. vr. 286. a. a.g.. 21/33) [ Her biri bir yörüngede yüzmektedir. Çünkü Hz.. dünyânın tüm ömrü üç yüz altmış bin yıldır. saklanmayı severdi. istiğfârda bulunmayı emretmiştir. Nefisle hareket etmeyeler ve illâ sâkıt olurlar ve devr etmek ol makūlelere harâm olur. Ba’zı rivâyetlerde ise. 503 Bursevî. Ve yedi bin senedir. Bahsi geçen kâmil bir alâka ise. Her iş Allâh’a döner. vr. altı nesneden ibâret olup ahadiyyeti i’tibâriyle yedi olduğundan esmâ-i ilâhiyye-i külliyye yedi ve devr-i sünbüle dahi yedi bin sene olur. Bu şekilde halkanın sonunu başına bitiştirmesi gerekiyordu.e. 501 Bursevî. s.] Sırr-ı sûfî ekvândan güzer etmedikçe eksiklikten kurtulamaz. Ve nihâyeti başlangıcına döner. Şöyle ki. Var olanların kâinlerden gizlenmesi ve gayb-ı zât makāmına alması ondandır. 502 Muhakkak asl’a dönüşün vakti. Bursevî. Zîrâ mel’ab hasebindendir ve devr-i tevhîd değil belki cemî’-i harekâtda dahî tahrîk-i ilâhî gerekdir. örtülmüştü. yedi bin yıldır. 499 Âlem-i vücûd. Son zamanlarında (vahiy gelmeye başlamadan önceki son anlarda) daha fazla yalnız kalmayı tercih ediyordu. c. 6b.. kevn ile zâhiren ve bâtınen alâkası kalmaz.e. Allah. Bu ise âlem-i vücûbda seyr’le olur.. 503 499 500 Bursevî.. 86. rûhî ve kök bakımından zât’ı nûr ile gizlenmesidir.e. bu bir günah ise onunda gizlenmesi. örtülmesi gerekir.g. tevâsî ve teblîğ bakımından gerçek ihtiyâç sâhibi miskinler kastedilir. zâhiren ve bâtınen tüm i’tibârlardan ve kayıtlardan kurtulmakla olur.. Muhammed ilk zamanlarda Hirâ Dağı’nda yalnız kalmayı tercih ediyordu. muharrikât ile dir ki. İlk senelerde i’tikāfa çekilir ve insanlardan gizlenmeyi. nüfûs-i felekiyye dedikleridir. muharrik-i hakîkînin tahrîki ile teharrik edeler. a. I. Dünyânın başlangıcının târihi belli değildir. II.

mutlak olarak perdesiz olmaktır. Bu nedenle dedi ki: ‫ان رﺑﻲ ﻋﻠﻰ‬ َ َ ‫ِﱠ َ ﱢ‬ ‫( ﺻﺮاط ﻣﺴْﺘﻘﻴﻢ‬Hûd 11/56) [Şüphesiz rabbim dosdoğru yoldadır. Ve her vücûd. Âfâkî ve enfüsî olarak teblîğ işi tamâm oldu. İnsanın neş’etinden maksat kemâl derecede hâsıl oldu. O’nunla halvetten maksat. Allah. ma’rifet ile süslenir. seni kesretten vahdete. fer’den asla. Çünkü aynı şekilde çoğula da delâlet etmektedir. dâiresel varlığına işâret etmektedir. vr. Onun sırrını efrâddan başkası bilmez. 95 . Vâridât. Bu sırrın sırrından anlaşılandır. sonu olanın başlangıcının da olması gerekir.] Şüphesiz ki Allah Teâlâ.ِ‫و ُ َ ِ ﻤ ﻴ‬ ‫( ق َاﻟْﻘﺮْان اْﻟ َﺠ ِﺪ‬Kāf. arzı ve eflâkı yuvarlak kıldı. Bu sırdan dolayı Kur’ân’ı ‫’ق‬ın altına koymuştur. vahdet-i vücûda işârettir.] demiştir.] Rabbinden senin varlık vücûdunu. 50/1) [Kāf. Ka’be’nin etrafında yapılan tavâfı da sonu başına ulaşacak şekilde emretmiştir. 504 ‫( َاﺳْﺘﻐْﻔﺮْﻩ‬Nasr. Bu. Burada ‫ ق‬aynı şekilde varlığın hattî değilde. Sen bu makāmın neresindesin. Şimdi Allah ile berâber ol! Tıpkı daha önce cisim ve nefis perdesi yokken olduğu gibi… Bağlantılar ve alâkalar perdesiz ve seninle Allah arasına perde çekmeksizin olmaz. yenilenme da’vetidir. 17/9) َ َ َ ِ ِ ‫ُ َ َ ِ ِﱠ‬ ََ ‫ِ ﱠ‬ [Bu Kur’ân. 110/3) [O’na isti’fâr et. Şöyle ki. Bursevî. 69a. 4a. Zâhir Kur’ân. Çünkü seyyâh var olan yeryüzünde dolanır. Nüzûller mertebelere göredir. O zaman tüm âlem ona nisbetle Ka’be gibi olur. bu vahdete bir dönüştür. Seyâhati ve hicreti fazîletli kıldı. İşte bundan dolayı âyet-i kerîmede ‫( ان هﺬا ا اْﻟﻘﺮْان ﻳﻬْﺪي ﻟﻠﺘﻲ هﻰ اﻗْﻮم‬İsrâ. Gördüğü her bir çeşit katrede döner. Ve temiz kalb.] Fer’ açısından ise ِ ُ ٍ َِ çeşitlidir. Asl yönünden yol birdir. en doğru yola ulaştırır. Öyle ki tüm müteferrikātlar bir asl üzeredir. Aynı şekilde bu sırrla birlikte Allah Teâlâ es-sâyihûn buyurdu. farklı şeyleri bir asılda toplayan bâtın Kur’ân hükmündedir. Arzı da eflâk ile dağlarla kuşattı. 505 504 505 Bursevî. vr. Çünkü Ka’be. tafsîlden icmâle ve zâhirden bâtına döndürmesini iste! Vakit Allah Teâlâ’ya dönme vaktidir. Vâridât. ِ َ ‫و‬ vâcib vücûdu ile örtmesini. şerefli Kur’ân’a andolsun.

Devr içinde er hüviyyet hâsına 506 506 Bursevî. Âkıbet daldı hatar deryâsına Halka-i eflâkı Hakkı kıl güzer. vr. 96 . Vâridât.ed-Devr Devr edip geldik cihân sahrâsına. Dönmeğe Hak kasdına sevdâsına İbtidâdır müntehâ-yı dâire. Döne döne kul erer Mevlâsına Nokta-i vahdeti gözet etrâfı ko. 33b. Girme hat-veş dâire arasına Kim ki düşdü kesretin girdâbına.

DÖRDÜNCÜ VÂRİDÂT METNİ TERCÜME VE TRANSKRİPSİYONU 97 .

‪ [2b‬اذا ﻗﻨﺎ اﷲ واﻳﺎآﻢ ﻣﻦ ﺟﺎﻣﻪ وﺧﺼﻨﺎ ﺑﻤﺰﻳﺪ اﻧﻌﺎﻣﻪ‬ ‫ﱠ‬ ‫ِ ََ‬ ‫ﻗﺎل اﷲ ﺳﺒﺤﺎﻧﻪ ﻟﻴﺨْﺮﺟﻜﻢْ ﻣﻦ اﻟﻈﻠﻤﺎت اﻟﻰ اﻟﻨﻮر اﻧﻤﺎ ﺟﻤﻊ اﻟﻈﻠﻤﺎت واﻓﺮد اﻟﻨﻮر ﻻن اﻟْﻌﻨﺎﺻﺮ ﻇﻠﻤﺎت‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ﱡ‬ ‫ِ ُ ِ َ ُ ِ َ ﱡُ َ ِ ِ َ ﱡ ِ‬ ‫ارْﺑﻊ ﺑﻌﻀﻬﺎ ﻓﻮق ﺑﻌﺾ وﻟﻜﻞ ﻣﻨﻬﺎ ﺧﻮاص زاﻳﺪة وﻣﻦ ﺗﺮآﻴﺒﻬﺎ ﻳﺤﺼﻞ اﻟﻄﺒﻊ اﻟﺬى ﻳﺴﻤﻰ ﺑﺎﻟﻤﺰاج ﻓﻬﻮ اﻋﻨﻰ اﻟﻤﺰاج‬ ‫ّ‬ ‫َ‬ ‫ﱠ‬ ‫وان آﺎن اﻣﺮا واﺣﺪا ﻓﻲ اﻟﺼﻮرة ﻟﻜﻨﻪ ﻣﺒﻨﻰ ﻋﻠﻰ اﺻﻮل ﻣﺘﻌﺪدة ﻓﻰ اْﻟﻤﻌﻨﻰ وهﻜﺬا ﺣﺎل ﻋﺎﻟﻢ اﻟﺘﺮآﻴﺐ واﻣﺎ اﻟﻨﻮر ﻓﻬﻮ‬ ‫ُ ّ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ﱡ‬ ‫ً‬ ‫ً‬ ‫ﻣﻦ اﻟﺒﺴﺎﺋﻂ ﻻ ﺗﺮآﻴﺐ ﻓﻴﻪ اذ هﻮ ﻣﻀﺎف اﻟﻰ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ آﻤﺎ ﻗﺎل وﻧﻔﺨْﺖ ﻓﻴﻪ ﻣﻦْ روﺣﻲ ﻓﺎاﻟﺮوح اﻟﻤﻨﻔﻮخ اﻣﺮ واﺣﺪ‬ ‫ّ‬ ‫ََ ُ ِ ِ ُ ِ‬ ‫ﻣﺮﺷﻮش ﻣﻦ ﻧﻮراﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ وﻻ ﺗﻌﺪد ﻓﻴﻪ اﻻ ﺑﺎ ﻻﻋﺘﺒﺎر ﻻﻧﻪ ﺣﺼﺺ ﻣﺨﺘﻠﻔﺔ ﺑﺎﻋﺘﺒﺎر اﻟﻤﺤﺎل آﻨﻮر اﻟﺸﻤﺲ ﺑﺎﻋﺘﺒﺎر‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ﻟﻴﺨْﺮﺟﻜﻢْ ﻣﻦ اﻟﻈﻠﻤﺎت :‪ [Ya’nî: Allah Teâlâ buyurdu ki‬دﺧﻮﻟﻪ ﻣﻦ اﻟﻜﻮر اﻟﻜﺜﻴﺮة وهﻮ ﻓﻰ اﻻﺻﻞ ﻧﻮر واﺣﺪ‬ ‫ِ ُ ِ َ ُ ِ َ ﱡُ َ ِ‬ ‫’’‪ (Ahzâb. “Allâh’ım vücûdumun‬‬ ‫‪günahlarını bağışla. şühûdunun nûruyla anâsırın karanlıklarını ört. tuzlu ve acı değil‬‬ ‫]. 29/53) [(Suyu) tatlı ve susuzluğu‬اﻧﻪ ﻋﺬْ ٌ ﻓﺮا ٌ ﻟﻴْﺲ ﻣﻦْ ﻣﻠْﺢ اﺟﺎج‬ ‫ِ ُ َ ب َُت َ َ ِ ِ ٍ ُ َ ٍ‬ ‫]. “Sevin. اﻟﻠﻬﻢ اﻏﻔﺮﻟﻰ ذﻧﺐ وﺟﻮدى واﺳﺘﺮ ﻇﻠﻤﺎت ﻋﻨﺎﺻﺮى ﺑﻨﻮر ﺷﻬﻮدك اﻧﻚ اﻧﺖ اﻻﻋﻠﻰ‬ ‫ّ‬ ‫‪P‬‬ ‫‪gecesi üzerine yazı yazılmış bir kâğıt gördüm. onu temizlikte cam gibi şekillendirdi‬ﺻﺎﻏﻪ ا ﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻓﻲ اﻟﺼﻔﺂء آﺎﻟﺰﺟﺎج‬ ‫َُ‬ ‫ﱠ‬ ‫ُ‬ ‫.‫‪Bin yüz otuz bir de ya’nî gurre-i zî’l-ka’dede‬‬ ‫‪Şeyh Hakkı etti bu levh üstüne vaz’-ı kalem‬‬ ‫’‪Rûh-i ma’nî onda Sultân-ı Cihângîr-i mutâ‬‬ ‫‪Asker-i elfâza her bir satrı oldu bir alem‬‬ ‫راﻳﺖ ﻟﻴﻠﺔ اﻟﻼﺣﺪ ان وردت آﺎﻏﺪة ﻣﻜﺘﻮب ﻋﻠﻴﻬﺎ اﺑﺸﺮ ﻓﺎن اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻗﺪ ﻏﻔﺮ ﻟﻚ وذﻟﻚ اﻟﻮرود وﻗﻊ ﺗﻠﻚ‬ ‫ُ‬ ‫ّ‬ ‫َ ِ‬ ‫ّ‬ ‫‪ [Ya’nî: ِ azar‬اﻟﻠﻴﻠﺔ ﻣﺮات.‪büyüksün.‪Kalb-i kâmilden n’ola nûr-i tecellî berk ura‬‬ ‫]. muhakkak ki Allah seni‬‬ ‫‪bağışladı. 33/43) [O sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarır.‪Meşreb-i pâk-i muhabbetten gelir lezzet dile‬‬ ‫‪ (Furkân.” Bu vürûdlar defalarca o gece vukū’ buldu. Muhakkak ki sen en‬‬ ‫].] Burada ‘‘karanlıklar‬اﻟﻰ اﻟﻨﻮر‬ ‫ِ َ ﱡ ِ‬ ‫89‬ .‪ [Allah.”] [2a‬‬ ‫‪Vakf-ı Şeyh İsmâil Hakkı‬‬ ‫‪Ve lehû‬‬ ‫.‪giderici.

99 .

sonu olanın başlangıcının da olması gerekir. Bu sırrın sırrından anlaşılandır. O zaman tüm âlem ona nisbetle Ka’be gibi olur. Aynı şekilde bu sırr’la birlikte Allah Teâlâ “es-sâyihûn” buyurdu. Ve temiz kalb. bekā ba’de’l-fenâdır) 100 . 17/9) [Bu Kur’ân. Burada ‫ ق‬aynı şekilde varlığın hattî değilde.‫ﻗﺎل اﷲ ﺳﺒﺤﺎﻧﻪ ق واﻟْﻘﺮْان اْﻟﻤﺠﻴﺪ اﻧﻤﺎ ﺟﻌﻞ اﷲ ﺳﺒﺤﺎﻧﻪ آﻼ ﻣﻦ اْﻻرْض واﻻﻓْﻼك آ ّﻳﺔ واﺣﺎط اْﻻرض‬ ‫ﺮ‬ َ َ ًّ ِِ َ ِ َ ُ َ ُ ‫ﺑﺎﻻﻓﻼك وﺑﺠﺒﻞ ق اﻳﺾ اﺷﺎرة اﻟﻰ ان اﻣﺮاﻟﻮﺟﻮد دورى ﻻﺧ ّﻰ اذ اﻟﻤﻨﺘﻬﻰ ﻻ ﺑﺪ وان ﻳﻠﺘﻘﻰ اﻟْﻤﺒﺘﺪأ واﻟﻄﺮﻳﻖ واﺣﺪة‬ ّ ‫َ ّ ﻄ‬ ُ ّ ً ‫ﻣﻦ ﺣﻴﺚ اﻻﺻﻞ وﻟﺬا ﻗﺎل ان رﺑﻲ ﻋﻠﻰ ﺻﺮاط ﻣﺴْﺘﻘﻴﻢ وﻣﺘﻌﺪ ّة ﻣﻦ ﺣﻴﺚ اﻟﻔﺮع وﻟﺬا ﻗﺎل ان هﺬا ا اْﻟﻘﺮْان ﻳﻬْﺪى ﻟﻠﺘﻲ‬ ِ ‫ُ ِ َ ِ ِﱠ‬ ََ ‫ِ ﱠ‬ ‫د‬ ٍ ِ ُ ٍ َِ َ َ ِ ّ ‫ِ ﱠ‬ ‫هﻰ اﻗْﻮم وﻟﻬﺬا اﻟ ّﺮﺟﻌﻞ اﻟﻘﺮان ﺗﺤﺖ ق ﻻن ﻳﺪل ﻋﻠﻰ اﻟﺠﻤﻊ اﻳﺾ ﻓﺎﻟﻔﺮﻗﺎن اﻟﻈﺎهﺮ ﻓﻰ ﺣﻜﻢ اْﻟﻘﺮان اْﻟﺒﺎﻃﻦ اﻟﺬى‬ ّ َ ّ ّ َ ‫ﺴ‬ َُ َ َ ِ ‫هﻮﺟﻤﻊ اﻟﻤﺘﻔﺮﻗﺎت اﻟﻰ اﺻﻞ واﺣﺪ وﻻﻣﺮ ﻣﺎﺟﻌﻞ اﷲ ﻣﺪار اﻟﻜﻌﺒﺔ ﻋﻠﻰ اﻟﻄﻮاف اﻟﺬى ﻳﺘﺼﻞ اﺧﺮﻩ ﺑﺎوﻟﻪ ﻻن اﻟﻜﻌﺒﺔ‬ ّ َ َ َ ّ ‫اﺷﺎرة اﻟﻰ وﺣﺪة اْﻟﻮﺟﻮد ورﺟﻮع آﻞ وﺟﻮد اﻟﻰ هﺬﻩ اْﻟﻮﺣﺪة وﻟﻬﺬااﻟﺴﺮ اﻳﺾ ﻗﺎل ﺗﻌﺎﻟﻰ اﻟﺴﺎﻳﺤﻮن ﻓﺠﻌﻞ ااﻟ ّﻴﺎﺣﺔ‬ ‫ﺴ‬ َ ُِ‫ﱠ‬ َ َ َ ‫واْﻟﻬﺠﺮة ﻣﻦ اﻟﺼﻔﺎت اْﻟﻔﺎﺿﻠﺔ ﻻن اﻟ ّﻴﺎح ﻳﻄﻮف ﻓﻰ ارض اْﻟﻮﺟﻮد وﻳﺪور ﻓﻰ آﻞ ﻗﻄﺮ ﺑﺎﻧﻮاع اﻟﺸﻬﻮد ﻓﻴﻜﻮن اﻟﻌﺎﻟﻢ‬ َ ُ َ ‫ﺴ‬ ّ . şerefli Kur’ân’a andolsun] Şüphesiz ki Allah Teâlâ arzı ve eflâkı yuvarlak kıldı. ّ ‫ﻳ‬ ّ ّ ّ ِِ َ ِ َ ُ َ 50/1) [Kāf. و ز ّﻦ ﺑﺎﻟﻤﻌﺮﻓﺔ اﻟﻘﻠﺐ اﻟﻌﺮى‬Ya’nî: ‫( ق واﻟْﻘﺮْان اْﻟﻤﺠﻴﺪ‬Kāf. Allah Ka’be’nin etrâfında yapılan tavâfı da sonu başına ulaşacak şekilde emretmiştir.] Fer’ açısından ise çeşitlidir. Çünkü seyyâh. Bu sırdan dolayı Kur’ân’ı ‫ ق‬ın altına koymuştur. Çünkü Ka’be vahdet-i vücûd’a işârettir.] demiştir.‫[ آﻠﻪ ﺑﺎﻟﻨﺴﺒﺔ اﻟﻴﻪ آﺎﻟﻜﻌﺒﺔ ﻓﺎﻓﻬﻢ هﺬااﻟﺴﺮ اﻟﺴﺮى. Arzı da eflâk ile dağlarla kuşattı. en doğru ‫ُ َ َ ِ ِّ ِ ِ َ َ َم‬ ََ ّ ِ yola ulaştırır. Ve her vücûd bu vahdete bir dönüştür. ‘‘Zâhir Kur’ân’’. Çünkü aynı şekilde çoğula da delâlet etmektedir. Şöyle ki. Seyâhati ve hicreti fazîletli kıldı. Öyle ki tüm müteferrikātlar bir asıl üzeredir.] Gel vücûdun mülkünü zabt eyle mülk-i Şâm’ı ko Gün yüzün gör Rûm ilinde Şâm’da akşamı ko 507 507 (Celvetiyye sırrına işârettir ki.] [4a. dâiresel varlığına işâret etmektedir. Gördüğü her bir çeşit katrede döner. Bu nedenle dedi ki: ‫( ان رﺑﻲ ﻋﻠﻰ ﺻﺮاط ﻣﺴْﺘﻘﻴﻢ‬Hûd ٍ ِ ُ ٍ َِ َ َ ِ ّ ‫ُ ِ ﱠ‬ 11/56) [Şüphesiz rabbim dosdoğru yoldadır. Asıl yönünden yol birdir. farklı şeyleri bir asılda toplayan ‘‘bâtın Kur’ân’’ hükmündedir. İşte bundan dolayı âyet-i kerîmede ُ ‫( ان هﺬا ا اﻟﻘﺮْان ﻳﻬْﺪى ﻟﻠﺘﻰ هﻰ اﻗْﻮ‬İsrâ. ma’rifet ile süslenir. var olan yeryüzünde dolanır.

‪Dâne-çîn ol. 17/44) [Onu hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir şey yoktur.] Sen bil ki.‫‪Bundadır sırr-ı melâmiyye bilirsin ey gönül‬‬ ‫‪Kendini setreyle cismin kubbesinde nâmı ko‬‬ ‫‪Besdir erbâb-ı mezâka meşreb-i azb-i safâ‬‬ ‫‪Meclis-i ağyâra dâhil olma elden câmı ko‬‬ ‫‪Çün fenâ fîllâhdan gayrı kapı yoktur sana‬‬ ‫‪Ârif isen geç bu sedd-i heykel ü endâmı ko‬‬ ‫‪Menzil istersen revân ol râh-ı rûha subh-dem‬‬ ‫‪Bu ribât-ı tende her gece yeter ârâmı ko‬‬ ‫‪Hakkı’ya doğdu Süreyyâ üstüne çün Şâm’da‬‬ ‫]. tâ sabâh-ı haşr olunca dâmı ko [4b‬‬ ‫ﻗﺎل ﺳﺒﺤﺎﻧﻪ وانْ ﻣﻦْ ﺷْﺊ اﻟﺎ ﻳﺴﺒﺢ ﺑﺤﻤْﺪﻩ اﻋﻠﻢ ان ﺟﻤﻴﻊ اﻻﺷﻴﺎء اﺣْﻴﺎء ﻋﻘﻼء ﻋﻨﺪ اهﻞ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ دل ﻋﻠﻴﻪ‬ ‫َ َ ُ ُ‬ ‫ﱠ َ‬ ‫َِ ِ َ ِ ﱠ ُ َ ﱢ ُ ِ َ ِ ِ‬ ‫ُ‬ ‫ﺗﺴْﺒﻴﺤﻬﻢْ وﺗﺤﻤﻴﺪهﻢ ﻣﻦ ﻏﻴﺮ ﺗﺄوﻳﻞ ﻓﺎن ﻣﻘﺎم اﻟﺤﻘﻴﻘﺔ ﻳﺄﺑﻰ اﻻ ذﻟﻚ وﻗﺪم اﻟﺘﺴﺒﻴﺢ ﻓﻰ اآﺜﺮ ﻣﻮاﻗﻌﻪ ﻻن راﺟﻊ اﻟﻰ اْﻟﻬﻮﻳﺔ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ّ ّ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ُ‬ ‫َ ِ ُ‬ ‫واﻟﺤﻘﻴﻘﺔ اﻻﺻﻠﻴﺔ اﻟﺘﻰ ﺑﻬﺎ ﻳﻘﻮم اﻻﺷﻴﺎء ﻋﻠﻰ ﻣﺎ دل ﻋﻠﻴﻪ اﻻﺳﻢ اﻟﻘﻴﻮم وﺗﻨﺰﻳﻪ اﻟﺬات ﻳﺆل اﻟﻰ ﺳﻠْﺐ اﻟﺘﻌﻴﻨﺎت ﻣﻄﻠﻘﺎ‬ ‫ُ‬ ‫ّ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫َّ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫واﻟﻴﻪ اْﻻﺷﺎرة ﺑﺎﻟﻨﻔﻰ ﻓﻰ آﻠﻤﺔ اﻟﺘﻮﺣﻴﺪ وﺗﻠﻚ اﻟْﻬﻮﻳﺎت واﻟ َﻘﺎﺋﻖ هﻰ اْﻟﻮﺟﻮدات اﻟﻈﻠﻴﺔ اﻟﻤﺸﺎر اﻟﻴﻬﺎ ﺑﻨﻔﺦ اﻟﺮوح ﻓﻰ ﻗﻮﻟﻪ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ُ‬ ‫ﺤ‬ ‫وﻧﻔﺨْﺖ ﻓﻴﻪ ﻣﻦْ روﺣﻲ ﻓﺎن هﺬااﻟﺮوح ﻣﻦ اﺛﺎر اﻟﻨﻔﺲ اﻟﺮﺣﻤﺎﻧﻰ ﻓﻬﻮ ﻇﺎهﺮ اﻟﺬات آﻤﺎ ان اﻟﻈﻞ ﻇﺎهﺮاْﻟﻤﻈﻠﻮل واﻣﺎ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫َ ّ‬ ‫ّ‬ ‫ﱠ‬ ‫ﱠ‬ ‫ّ‬ ‫ََ ُ ِ ِ ُ ِ َ ّ‬ ‫وانْ ﻣﻦْ ﺷﺊ اﻟﺎ ﻳﺴﺒﺢ ﺑﺤﻤْﺪﻩ :‪ [Ya’nî‬ﺑﺎﻃﻨﻬﺎ ﻓﻬﻮ اﻟﺴﺮاﻻﻟﻬﻰ اّﺬى ﻳﻘﺎل ﻟﻪ اﻟﺴﺮ اْﻻﻧﺴﺎ ﻧﻰ اﻳﺾ ﻓﺎن اﻟﺴﺮاﻻﻧﺴﺎﻧﻰ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫َ‬ ‫ﻟ‬ ‫ّ‬ ‫َِ ِ َْ ِﱠ ُ َ ﱢ ُ ِ َ ِ ِ‬ ‫‪(İsrâ. Onların hamdetmesi ve tesbîhâtları te’vîlsiz‬‬ ‫101‬ . Ehlüllâh‬‬ ‫‪katında her şey canlıdır ve akıl sâhibidir.

102

Temmehû ‫ﻗﺎل اﷲ ﺳﺒﺤﺎﻧﻪ ﻓﻰ وﺻﻒ ذاﺗﻪ اْﻟﻌﻠﻴﺘﻪ ﻟﻴْﺲ آﻤﺜْﻠﻪ ﺷ ٌ وهﻮ اﻟﺴﻤﻴﻊ اﻟﺒﺼﻴﺮ ﻓﻘ ّم اﻟﺘﻨﺰﻳﻪ ﻋﻠﻰ اﻟﺘﺸﺒﻴﻪ ﻟﻤﺎ‬ ّ ‫َ ّ َ َ َ ِ ِ َﺊ َ ُ َ ّ ِ ُ َ ِ ُ ﺪ‬ ‫ان ﺻﻔﺎت اﻟﺠﻼل اﻗﺪم ﻣﻦ ﺻﻔﺎت اﻟﺠﻤﺎل وﻗﺎل وﻧﺤْﻦ ﻧﺴﺒﺢ ﺑﺤﻤْﺪك وﻧﻘﺪس ﻟﻚ واﻟﻔﺮق ﺑﻴﻦ اْﻟﻤﻼﺋﻜﺔ وﺑﻴﻦ اْﻟﺒﺸﺮ ﻓﻰ‬ َ َ َ َ ُ ّ َ َُ َ ِ َ ِ ُ ‫ََ ُ ُ َﱢ‬ َ ّ ‫ﻣﻘﺎم اﻟﺘﺴﺒﻴﺢ واﻟﺘﺤﻤﻴﺪ ان اﻟﺘﺴﺒﻴﺢ ﻓﻰ اْﻟﻤﻼﺋﻜﺔ اﻏﻠﺐ ﻻﻧﻬﻢ ﻣﺨﻠﻮﻗﻮن ﻣﻦ اﻟﻨﻮر وﻟﻴﺲ ﻋﻨﺪهﻢ ﺷﺊ ﻣﻦ ﻇﻠﻤﺎت اْﻟﻮﺟﻮد‬ َ ٍ ّ ّ ّ ّ ّ ‫اﻟ ّﺒﻴﻌﻰ وﻟﺬا ﻃﻠﺐ اﻟﻨﺒﻰ ﺻﻞ ﷲ ﻋﻠﻴﻪ و ﺳﻠﻢ ان ﻳﺠﻌﻠﻪ اﷲ ﻧﻮرا ﺣﻴﺚ ﻗﺎل واﺟْﻌﻠْﻨﻲ ﻧﻮرا وﺑﺬﻟﻚ ﻳﻠﺘﺤﻖ‬ ً ُ َِ َ ً ‫ﻄ‬ ‫اْﻟﺒﺸﺮﺑﺎْﻟﻤﻼﺋﻜﺔ وﻟﻜﻦ هﺬا ﻣﻦ ﻣﺰاﻟﻖ اْﻻﻗﺪام وﻟﺬا وﻗﻊ اْﻻﺧﺘﻼف ﻓﻰ اﻟﺘﻔﻀﻴﻞ وﻟﻢ ﻳﻌﺮف ﻣﻦ ﻓﻀﻠﻬﻢ ﻋﻠﻰ اْﻟﺒﺸﺮ ان‬ ّ َ َ ّ َ ‫اﻟﻨﻮراﻟﺬى ﺧﻠﻘﻬﻢ اﷲ ﻣﻦ ﻧﻮر اﻟﺼﻔﺎت وﻟﻼﻧﺴﺎن اْﻟﻜﺎﻣﻞ ﺗﺠﻠﻴﺎت ﺑﺮﻗﻴﺔ ﻳﺘﻼ ﺷﻰ ﻋﻨﺪهﺎ ذاك اﻟﻨﻮر آﻨﻮراﻟﻘﻤﺮ ﻋﻨﺪ‬ ّ َ ّ ‫ﻃﻠﻮع اﻟﺸﻤﺲ وﻻ ﺟﻞ ان اﻟﻤﻼ ﺋﻜﺔ ﻃﺒﻌﻮا ﻣﻦ اﻟﻨﻮر آﺎﻧﺖ ﻃﺎﻋﺎﺗﻬﻢ ﻃﺒﻴﻌﻴﺔ ذاﺗﻴﺔ ﻓﻬﺬﻩ اﻟﻄﺎﻋﺎت ﻣﻦ ﻣﻘﺎم اﻟﺘﺤﻤﻴﺪ ﻟﻜﻦ‬ ّ ُِ ّ ‫ﻻ ﺗﺤﻤﺪ آﻤﺎ ﺗﺤﻤﺪ ﻃﺎﻋﺎت اْﻟﺒﺸﺮ ﻟﻤﺎ ﻓﻰ ﻃﺎﻋﺎت اْﻟﺒﺸﺮ ﻣﻦ اﻟﻤﻨﺎزﻋﺎت اﻟﻄﺒﻴﻌﻴﺔ اْﻟﻌﻨﺼﺮﻳﺔ ﻓﻜﺎﻧﺖ ﺗﺤﻤﻴﺪا ﺗﻬﻢ ﻣﻦ هﺬﻩ‬ ُ ّ ‫[ اﻟﺠﻬﺔ اﻏﻠﺐ ﻣﻦ ﺗﺴﺒﻴﺤﺎﺗﻬﻢ وهﺬا ﺑﺎﻟﻨﺴﺒﺔ اﻟﻰ اﻏﻠﺐ اْﻟﺒﺸﺮ واﻣﺎ آﺎﻣﻞ اﻻﻣﺔ اﻟﻤﺮﺣﻮﻣﺔ ﻓﻤﻴﺰان ﺣﺎﻟﻬﻢ‬Ya’nî: ّ ّ Allah, yüce vasfı hakkında şöyle buyurdu. ‫(‘‘ ﻟﻴْﺲ آﻤﺜْﻠﻪ ﺷ ٌ وهﻮ اﻟﺴﻤﻴﻊ اﻟﺒﺼﻴﺮ‬Şûrâ, 42/11) ُ ِ َ ُ ِ ّ َ ُ َ ْ‫َ َ ِ ِ ِ َﺊ‬ [O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.] Burada tenzîh, teşbîh üzerine takdîm edilmiştir. Şunun için ki; “celâl” sıfâtları, “cemâl” sıfâtlarından daha akdemdir. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: ‫( ﻧﺤْﻦ ﻧﺴﺒﺢ ﺑﺤﻤْﺪك وﻧﻘﺪس ﻟﻚ‬Bakara, 2/30) [Bizler hamdinle َ َ ُ ‫َ ُ ُ َِ ُ ِ َ ِ َ َُ ﱢ‬ ّ seni tesbîh ve takdîs ederiz.] Tesbîh ve tahmîd makāmında insanla melekler arasındaki fark şüphesiz ki meleklerde tesbîhât daha baskındır. Çünkü melekler, nûr’dan yaratılmışlardır. Onlarda doğal varoluşları bakımından zulümât yoktur. Bunun için Nebî (s.a.v) “Beni nûr eyle!” derken Allah’tan kendisini nûr eylemesini istemiştir. Bundan dolayı beşer, meleklerin mertebesine yetişebilir. Fakat bu ayakların kayabileceği bir noktadır. Bunun için de fazîlet konusunda farklılıklar oluşur Onların fazîleti beşer üzere bilinmedi. Muhakkak ki nûr öyle ki, Allâh’ın yarattığı nûrun sıfatlarındandır. İnsanda ise tecellîlerin parlaklığı vardır. Bu nûr, güneşin doğuşu esnâsında ay’ın nûru gibidir. Meleklerin yapısında “nûr” olduğu için de, onların tâatleri tabîî ve zâtî’dir. İşte bu itâatler tahmîd makāmındadır. Ama onlar, insanların hamd etmesindeki gibi hamd etmezler. İnsanların itâatlerinde doğal ba’zı tartışmalı unsurlar yer alır. Onların hamdleri bu cihetlerden ötürü tesbîhâtlarından daha çoktur. Bu beşerin çoğunluğuna göre böyledir. Ümmetin kâmil olanlarına gelince, onların hâlinin mîzânıdır.] [6a.] ‫ﻣﻌﺘﺪل‬ ُ ‫ﺑﺤﻴﺚ اﺳﺘﻮى ﻋﻨﺪهﻢ ﻣﻘﺎم اﻟﺬات واﻟﺼﻔﺎت ﻻﻧﻬﻢ اهﻞ ﻗﺎب ﻗﻮﺳﻴﻦ ﺑﻌﺪ اوادﻧﻰ ﺣﻴﺚ ﺟﻤﻌﻮا ﺑﻴﻦ اﻟﺠﻤﻊ واﻟﻔﺮق‬ َ َ َ ّ ّ

103

104

Ve Lehû Garîbem hiç enîsim yok, meded yâ rabbi yâ rabbi Vahîdem hiç celîsim yok, meded yâ rabbi yâ rabbi

Tenim tenhâlara saldın, serim sevdâlara saldın Gözüm deryâlara saldın, meded yâ rabbi yâ rabbi

Ne âlemde karârım var, ne dâr u ne diyârım var Ne yâr-i gam-güsârım var, meded yâ rabbi yâ rabbi

Alevlendi dilimde nâr, yanıp yakıldım âhir-kâr Benim hasta, benim nâ-çâr, meded yâ rabbi yâ rabbi

Bu Hakkı’ya nazar eyle, günâhından güzer eyle Nuhâsın ayn-ı zer eyle, meded yâ rabbi yâ rabbi [7a.] Hadîs-i Buhârî’de gelir ki: Bir kimse her sabâh ‫ﺳﺒﺤﺎن اﷲ و ﺑﺤﻤﺪﻩ ﺳﺒﺤﺎن اﷲ اﻟﻌﻈﻴﻢ‬ dese zünûbu mağfûr ola. Zîrâ ‫ ﺳﺒﺤﺎن اﷲ‬tenzîh-i zât ‫ واﻟﺤﻤﺪ ﷲ‬ta’zîm-i sıfâttır. Pes tesbîh, usûlde olan zelelî; ve tahmîd, fürû’da olan halelî setr eder. Ve bu sebebden zât, “mutahhar” ve sıfât, “mukaddes” olur. Ve kelime-i mezkûrenin âhirini tesbîhe tahsîs ettiği asla rücû’a işârettir. Onun için azamet ile hatmeyledi. Ba’de-zâ tesbîh, rûhun hâli; ve tahmîd, kalbin şânı; ve kurbân etmek, nefsin sıfatıdır. Pes, ikisi kavlî ve biri dahi fi’lîdir. Ve kavl; gayb ve şahâdete şâmildir. Fi’l ise sânîye mahsûsdur. Onun için vücûdi zâhirin taayyünâtını ifnâ etmedikçe, sırr-ı kavl, zuhûr etmez. Zîrâ kāil ve mütekellim

105

Kāle Allah Subhânehû ‫( اذْ ﻗﺮﺑﺎ ﻗﺮْﺑﺎﻧﺎ‬Mâide, 5/27) [Hani birer kurbân takdîm ً َ ُ ََ َ ِ ّ etmişlerdi.] Hâbîl ve Kābîl’i tekniye eyledi. Vücûd-i zâhirî ve taayyün-i şebehîleri i’tibâriyle. Ve kurbânı tevhîd eyledi. Maa-hâzâ murâd iki kurbândır. Vahdet-i nefsâniyyeleri i’tibâriyle. Nitekim ‫( ﺧﻠﻘﻜﻢْ ﻣﻦْ ﻧﻔْﺲ واﺣﺪة‬Nisâ, 4/1) [Sizi tek bir nefisten ٍ َ ِ َ ٍ َ ِ ُ ََ yarattı.] ona dâlldir. Ya’nî: Âdem ki, asl-ı insândır. Nefs-i vâhide olacak ândan teşa’ub eden evlâd dahi hükmen nefs-i vâhidedir. Eğerçi sûretleri ile taaddüdü kabûl etmişlerdir. Pes, cümlesinin kurbânı birdir ki, nefs-i hayvâniyyeleridir. Ve birinin nefs-i mezbûh olacak, âhirin dahi mezbûh olmak gerekdir. Velâkin taayyünleri perde olup ba’zında gayr-i mezbûh kaldı. Nefs-i Kābîl gibi. Zîrâ Kābîl dahi gerçi kurbân eyledim zanneyledi. Velâkin sıfât-ı nefsâniyyesinin bekāsıyla, hakîkat-i kurbân yoktu. Nitekim ehass-i emvâli ile tekarrüb eylediği, sû’-i hâline delildir. Hâbîl’in a’lâ-yı mukteneyâtı ile tekarrübü hüsn-i hâline emâret olduğu gibi. [8a.] Ve bundan fehm olundu ki; iki kişi bir amelde müşterek olmakdan fi’l-hakîka tesâvî lâzım gelmez. Zîrâ câizdir ki, birinin ameli, vâhid ke’l-elif makūlesi ola. Redd ve kabûl dahi böyledir. Ya’nî muhtemeldir ki, birinin ma’dûm hükmünde ola. Zîrâ ânda rûh-i sıdk ve ihlâs yokdur. Bu cihetden ekser-i benî Âdem ve gālib-i a’mâl-i insân meyyit hükmündedir. Ve bu makāmdan zâhir olur ki; sâlik, zebh-i nefisle ıslâh-ı vücûd ve tezkiye-i amel etmeden kabûl da’vâsına düşer. Ve semâvât-ı kurbete urûc etdim sanır. Bilmez ki “Kābîl” meşrebindedir. Ve Kābîl’in kurbânına semâya tarîk yoktur. Ve semâ ki, âlem-i kalb ve rûha işâretdir. Bâb-ı mesdûd olacak urûc sadedinde olan esfel-i sâfilde kalır ki; âlem, mâ’ u tıyn dir. Füccârın ervâh-ı habîsesi, kubûra merdûd ve orada muazzeb oldukları gibi. Ve bu takrîrden zâhir oldu ki; a’mâl-i fi’liyye-i cismâniyyede kurbândan efdal amel yokdur. A’mâl-i rûhâniyyede salâtdan eşref nesne olmadığı gibi. Ve bu sırr-ı kurbânı bulup, amel eden Âdem, fi’lhakîka “Âdem” oğludur. Mâ-adâsı, âb u nil oğludur. Zîrâ ikmâl-i Âdemî’den ârî’dir. Bunu bil ve amel eyle! Zîrâ bu emellerin nihâyetidir. [8b.]

106

Ve bu gizli hazîne (kenz-i mahfî‬‬ ‫701‬ . Allah onların bedenlerini hiçbir sebebe‬‬ ‫‪bağlı olmadan da koruyabileceği halde hikmet âleminin gerektirdiği şekilde‬‬ ‫‪muhâfazaları için böyle olmuştur. zât ve sıfât‬‬ ‫)‪arasında cereyân eder. Önce sol taraftan sağ tarafa‬‬ ‫‪çevrilmişlerse.‪ (Şûrâ. Zât ise‬‬ ‫‪sıfâttan önce gelir. i’tidâl hâlinde tenzîh ve teşbîh arasında bulunmaktır. Çünkü zât’ın‬اﻻﺛﺮار.‪ifâdesi ile kendilerine kitabında gösterdiği yoldan sapmamış olurlar.] buyurmuştur.‫ﻗﺎل اﷲ ﺳﺒﺤﺎﻧﻪ وﻧﻘﻠﺒﻬﻢْ ذات اﻟﻴﻤﻴﻦ وذات اﻟﺸﻤﺎل اى ﻧﻘﻠﺐ اﺻْﺤﺎب اْﻟﻜﻬْﻒ وﻧﺼﺮ ﻓﻬﻢ ﻣﻦ ﺟﺎﻧﺐ اﻟﻰ‬ ‫َُ ﱢ‬ ‫َ‬ ‫ّ َ‬ ‫ُ َﱢ ُ ُ َ َ َ ِ ِ َ َ َ ﱢ َ ِ‬ ‫ﺟﺎﻧﺐ ﻓﻤﺮة ﻣﻦ ﺟﺎﻧﺐ اﻟﺸﻤﺎل اﻟﻰ ﺟﺎﻧﺐ اْﻟﻴﻤﻴﻦ واﺧﺮى ﺑﺎْﻟﻌﻜﺲ وذﻟﻚ ﻟﺤﻔﻆ اﺟﺴﺎدهﻢ آﻤﺎ ﻳﻘْﺘﻀﻴﻪ ﻋﺎﻟﻢ اﻟﺤﻜﻤﺔ وان‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫ﱢ‬ ‫ًّ‬ ‫آﺎن اﷲ ﻗﺎدرا ﻋﻠﻰ ﺣﻔﻈﻬﺎ ﺑﻼ ﺳﺒﺐ ﻓﻤﻦ اﻧﻜﺮ اﻟﺴﺒﺐ ﻓﻘﺪ اﻧﻜﺮ اﻟﺤﻜﻤﺔ وﺧﺮج ﻋﻦ داﺋﺮة اْﻻﺳﻢ اﻟﺤﻜﻴﻢ ﻓﻜﺎن ﻧﺎﻗﺼﺎ‬ ‫ً‬ ‫َ‬ ‫ﱠ‬ ‫ً‬ ‫ﺑﻘﺪر اﻧﺘﻘﺎص اﺳﻤﻪ ﻣﻦ اﻻﺳﻤﺎء اْﻻﻟﻬﻴﺔ وآﺬا ﻧﻘﻠﺐ اﺻﺤﺎب اْﻟﻘﻠﻮب ﻓﻲ اذآﺎرهﻢ ﻣﻦ ﻃﺮف اﻟﻰ ﻃﺮف وذﻟﻚ ﻟﺤﻔﺾ‬ ‫ّ َ‬ ‫ّ‬ ‫اﺣْﻮاﻟﻬﻢ ﻓﺎن اﻟﻨﻔﻰ اﻟﻤﻄﻠﻖ ﺗﻨْﺰﻳﻪ وﺳﻠْﺐ ﻟﻠﺘﻌﻴﻦ ﻣﻄﻠﻘﺎ ﻣﺆد اﻟﻰ اْﻻﻓﺮاط وآﺬااْﻻﺛﺒﺎت اﻟﻤﻄﻠﻖ ﺗﺸﺒﻴﻪ و اﺛﺒﺎت ﻟﻪ آﺬﻟﻚ‬ ‫َ‬ ‫ً ُ ّ‬ ‫ّ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫َ‬ ‫ﻣﺆد اﻟﻰ اﻟﺘﻔﺮﻳﻂ ﻓﻜﺎن اﻟﺘﻮﺳﻂ ﺑﻴﻦ اﻟﻨﻔﻰ واْﻻﺛﺒﺎت واﻟ ﱠوران ﺑﻴْﻦ اﻟﺘﻨﺰﻳﻪ واﻟ ّﺸﺒﻴﻪ ﺣﺎﻟﺔ ً ﻣﻌﺘﺪﻟﺔ ً ﻻرﺑﺎب اﻟﻘﻠﻮب ﺣﺘﻰ‬ ‫َ‬ ‫ﺘ‬ ‫َ ّ‬ ‫ﺪ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ُ ّ‬ ‫وﻧﻘﻠﺒﻬﻢْ ذات اﻟﻴﻤﻴﻦ ‪[Ya’nî: Allah‬ﻻﻳﻨﺤﺮ ﻓﻮاﻋﻦ اﻟﻄﺮﻳﻖ اﻟﺬى ﻧﻬﺠﻪ اﷲ ﻟﻬﻢ ﻓﻰ آﺘﺎﺑﻪ ﺣﻴﺚ ﻗﺎل ﻟﻴْﺲ آﻤﺜﻠﻪ‬ ‫َ َ َِ ِِ‬ ‫ُ َﱢ ُ ُ َ َ َ ِ ِ‬ ‫‪ (Kehf. وﺟﻌﻞ ﻧﻔﺴﻪ داﺧﻠﺔ ً ﻓﻰ ﺟﻤﻊ اﻟﺠﻬﻠﺔ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫ّ َّ‬ ‫ّ َ‬ ‫‪ [Ya’nî: “Tenzîh” önce gelmiştir. Aynı bunun gibi biz “ashâb-ı kulûb”u zikirlerinde bir taraftan‬‬ ‫. 42/11) [O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. Bu da ifrâda götürür. teşbîh ve isbâttır. Dolayısıyla kim sebebi inkâr ederse. 18/18) [Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Aynı şekilde mutlak isbât‬‬ ‫‪da. Bunu da onların hâllerini korumak için yaparız. Sürekli bir‬وذات اﻟﺸﻤﺎل‬ ‫ََ َ ﱢ ِ‬ ‫‪şekilde onları bir yandan öbür yana çevirip duruyorduk. sonra da tam tersi oluyordu. Zât’ın hükmü sükûndur. ﺗﻜﻦ ﻣﻦ اوﻟﻰ اﻻﻟﺒﺎب. ﻓﻌﻠﻴﻚ ﺑﺎ ﻻداب. hikmeti inkâr‬‬ ‫‪etmiş. “Teşbîh” sonra gelmiştir.‬ ‫ُ‬ ‫‪hakîkatine bakar. Mutlak nefy‬‬ ‫‪taayyün için mutlak tenzîh ve selb olur. Tıpkı rûhun kalpten önce gelmesi gibi. Ve esmâ-i ilâhiyyeden birini azalttığı‬‬ ‫‪ölçüde kendisi eksik kalır. İlâhî tecellî de. O işiten ve görendir‬وهﻮ اﻟﺴﻤﻴﻊ اْﻟﺒﺼﻴﺮ‬ ‫ََُ ﱠِ ُ َ ِ ُ‬ ‫وهﻮ اﻟﺴﻤﻴﻊ ]. Böylece Allah’ın‬‬ ‫َ َ َ ِ ِ ِ َﺊْ‬ ‫]. Çünkü sıfatın hakîkatine bakar. Bu da tefrîde götürür. Kalb ehli için nefy ve isbât arasındaki orta‬‬ ‫ﻟﻴْﺲ آﻤﺜﻠﻪ ﺷ ٌ ‪yol.‪öbür tarafa çeviririz. [9a‬‬ ‫ََُ ﱠِ ُ‬ ‫اْﻟﺒﺼﻴﺮ ﻓﻘﺪم اﻟﺘﻨﺰﻳﻪ ﻻن راﺟﻊ اﻟﻰ ﺣﻘﺎﺋﻖ اﻟﺬات واﺧﺮ اﻟ ّﺸﺒﻴﻪ ﻻن راﺟﻊ اﻟﻰ ﺣﻘﺎﺋﻖ اﻟﺼﻔﺎت واﻟ ّات اﻗﺪم ﻣﻦ‬ ‫ﺬ‬ ‫ّ‬ ‫ّ ﺘ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫َ ِ ُ ّ ّ‬ ‫اﻟﺼﻔﺎت آﻤﺎ ان اﻟﺮوح اﻗﺪم ﻣﻦ اْﻟﻘﻠﺐ واﻟﺘﺠﻠﻰ اْﻻﻟﻬﻰ داﺋﺮ ﺑﻴﻦ ذات وﺻﻔﺔ ﻓﺤﻜﻢ اﻟﺬات اﻟﺴﻜﻮن وهﻮ ﻣﺮﺗﺒﺔ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫ّ ّ َ‬ ‫ّ‬ ‫اﻟﻜﻨﺰاﻟﻤﺨﻔﻰ وﺣﻜﻢ اﻟﺼﻔﺎت اﻟﺤﺮآﺔ وهﻰ ﻣﺮﺗﺒﺔ ﺧﻠﻘﺖ اﻟﺨﻠﻖ ﻓﻼ ﺑﺪ ﻓﻰ هﺬا اﻟﺴﻜﻮن ﻣﻦ اﻟﺤﺮآﺔ اﺑﺪا ﻓﺎول اﻟﺤﺮآﺎت‬ ‫ً ّ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ُ‬ ‫َّ‬ ‫ّ‬ ‫اﻟﺬآﺮت ﺣﺮآﺔ اﻟﻨﻔﻰ ﺛﻢ ﺣﺮآﺔ اْﻻﺛﺒﺎت ﻓﺎﻻوﻟﻰ رﺟﻮع اﻟﻰ اْﻻﺻﻞ واﻟﺜﺎﻧﻴﺔ رﺟﻮع اﻟﻰ اْﻟﻔﺮع وﻻﻣﺮ ﻣﺎ ﺗﻤﺎﻳﻞ اﻟﻨﺒﻰ‬ ‫َ ّ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫ُ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ﺻﻠﻰ اﷲ ﻋﻠﻴﻪ وﺳﻠﻢ ﻟﻴﻠﺔ اْﻟﻤﻌﺮاج ﺣﻴﻦ زج ﻓﻰ اﻟﻨﻮر ﻳﻤﻴﻨﺎ و ﺷﻤﺎﻻ اﺷﺎرة اﻟﻰ ﻣﺎ ذآﺮﻧﺎ واﺛﺒﺎﺗﺎ ﻟﻠﻘﺒﻀﺘﻴﻦ ورﻣْﺰا اﻟﻰ‬ ‫َ ً‬ ‫َ‬ ‫ً‬ ‫ّ َ‬ ‫ُّ‬ ‫ان رﺟﻮﻋﻬﻤﺎ اﻟﻰ اﻣْﺮ واﺣﺪ هﻮ ﺳﺮاﻟﺤﻘﻴﻘﺔ وﻣﻨﻪ وﻣﻦ اﻻﻳﺔ اﻟﻤﺬآﻮرة اﺧﺬ اﻟﺼﻮﻓﻴﺔ اﻟﺘﻤﺎﻳﻞ اﻟﻰ اْﻟﻴﻤﻴﻦ واﻟﺸﻤﺎل ﺣﺎﻟﺔ‬ ‫ّ ّ‬ ‫ّ‬ ‫َ َ‬ ‫ُ‬ ‫ّ‬ ‫اﻟﺬآﺮ ﺑﺎﻟﻜﻠﻤﺔ اﻟﻄﻴﺒﺔ وهﻰ ارﻓﻊ اﻻذآﺎر واﻋﻠﻰ ﻣﻦ اﻟﺬآﺮ ﺑﻬﻮ هﻮ اﻟﻤﺸﻴﺮ اﻟﻰ اﻟﻨﻔﻰ اﻟﻤﺤﺾ و ﺑﻘﻮﻟﻪ اﷲ اﷲ اْﻟﻤﺸﻴﺮ‬ ‫ّ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫اﻟﻰ اﻻﺛﺒﺎت اﻟﻤﺠﺮد وﻣﻦ ﺧﺮج ﻋﻤﺎ ﺣﺪﻩ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻓﻘﺪ ﺧﺮج ﻋﻦ ﻋﺎﻟﻢ اﻻﺳﺮار. “Hakîm” isminin dâiresinden çıkmış olur.

Rahmân isminin tersine mertebeye delâlet etmez. cüz’î isimlerin üzerinde olduğu kastedilmiştir.. 6/91) [Allah de! Sonra bırak onları. bunun Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ismi olduğuna işâret etmiştir.) Hiç şüphe yok ki küllî tek olan. Allah ismi gibi olsaydı başka َ ‫ُِ ﱠ‬ olurdu. (Babanın elinin çocukların ellerinin üzerinde olması gibi. ِ ِ َ َ َ ِ َُ 48/10) [Allâh’ın eli.] demiştir. “İlâhî kahr” emrinin en son haddi hicretten sonra Medîne’de vukū’ bulmuştur. Allah ismi. Küllî en büyük ismin. onların elinin üzerindedir. Eğer onun kapsamı da.‫ﻗﺎل اﷲ ﺳﺒﺤﺎﻧﻪ ﻗﻞ اﷲ ﺛﻢ ذرْهﻢْ. اﺷﺎر اﻟﻰ ان اﺳﻢ اﻟﻨﺒﻰ ﺻﻞ اﷲ ﻋﻠﻴﻪ و ﺳﻠﻢ هﻮ اﻻﺳﻢ اﻻﻋﻈﻢ اﻟﻤﺤﻴﻂ‬ َّ ‫ﱠ‬ ُ َ ‫ُ ِ ُ ُﱠ‬ ‫ﺑﻜﻞ اﺳﻢ ﻣﻦ اﻻﺳﻤﺎء اﻻﻟﻬﻴﺔ اﻟﻜﻠﻴﺔ واﻟﺠﺰﺋﻴﺔ واﺳﻤﺎء ﻏﻴﺮﻩ اﺳﻤﺎء ﺟﺰﺋﻴﺔ ﺑﺎﻟﻨﺴﺒﺔ اﻟﻰ اﺳﻤﻪ وﻗﺪ ﻗﺎل ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻳﺪ اﷲ ﻓﻮْق‬ َ َ ِ َُ ّ ّ َ ّ ‫اﻳْﺪﻳﻬﻢْ ارﻳﺪ اﻻﺳﻢ اﻻﻋﻈﻢ اﻟﻜﻠﻰ ﻓﻮق اﻳﺪى اْﻻﺳﻤﺎء اﻟﺠﺰﺋﻴﺔ آﻤﺎ ان ﻳﺪاْﻻب ﻓﻮق اﻳﺪى اْﻻﺑﻨﺎء وﻻ ﺷﻚ ان اْﻟﻮاﺣﺪ‬ ّ َ ّ َ ِ ِ َ ‫اْﻟﻜﻠﻰ اﻗﻮى ﻣﻦ اﻟﻤﺘﻌﺪد اﻟﺠﺰئ ﻓﻠﺬا آﺎﻧﺖ اﻟﻐﻠﺒﺔ ﻟﻪ ﻋﻠﻴﻪ وﻻﺟﻞ اْﻻﺷﺎرة اﻟﻰ اْﻟﻘﻬﺮ واْﻟﻐﻠﺒﺔ ﻟﻢ ﻳﻘﻞ ﻗﻞ اﻟﺮﺣﻤﻦ وان‬ َ َ ّ ّ ّ ّ ‫آﺎﻧﺖ اﺣﺎﻃﺖ ﻣﺜﻞ اﺣﺎﻃﺖ اْﻻﺳﻢ اﷲ ﻏﻴﺮ ﻣﺎ دل اْﻻﺳﻢ اﷲ ﻋﻠﻰ اْﻟﻤﺮﺗﺒﺔ ﺑﺨﻼف اْﻻﺳﻢ اﻟﺮﺣﻤﻦ وﻏﺎﻳﺔ اْﻻﻣﺮاْﻟﻘﻬﺮ‬ َ َ ّ ّ َ ‫اﻻﻟﻬﻰ آﻤﺎ وﻗﻊ ﻓﻰ اﻟﻤﺪﻳﻨﺔ ﺑﻌﺪ اﻟﻬﺠﺮة واﻻﻣﺮ ﺑﺎﻟﺴﻴﻒ وآﻤﺎ ﻳﻘﻊ ﺑﺎْﻟﻤﻮت اﻟﻄﺒﻴﻌﻰ وﺑﺎﻟﻨﻔﺨﺔ اﻻوﻟﻰ ﻓﺎﻟﺤﻴﻮة ﻣﻦ ﺑﺎب‬ َ ّ َ َ ّ ّ ‫اﻟﻠﻄﻒ واﻟﻤﻮت ﻣﻦ ﻗﺒﻴﻞ اْﻟﻘﻬﺮ وﻻ ﺑﺪ ﻣﻦ ذﻟﻚ ﻓﺎهﻞ اﻟﺴﻠﻮك ﻳﻘﻄﻌﻮن هﺬﻩ اﻟﻌﻘﺒﺔ ﺑﺎﻟﻤﻮت اْﻻرادى اﻟﻤﺒﻨﻰ ﻋﻠﻰ ﻋﻘﺒﺎت‬ َ ّ َ ّ ّ َ َ َ ‫ﻻ ﻳﻘﻄﻌﻬﺎ اْﻟﻘﻠﻢ وان ﻋﺎﻧﻰ ﻓﻰ ﺑﻴﺎﻧﻬﺎ واﻣﺎ ﻏﻴﺮهﻢ ﻓﻴﻤﻮﺗﻮن ﻣﻮﺗﺎ ﻗﻬﺮ ﻳﺎ ﻟﻴﺼﻠﻮا ﻋﻠﻰ ﻗﺪم هﺬا اْﻟﻘﻬﺮ اﻟﻰ ﻣﻨﺰل اﻟﻮﺻﻞ‬ ِ َ ً ً َ ّ َ ‫[ وهﻮ وﺻﻞ اﻟﺬات وﻟﻜﻦ ﻻآﺜﺮهﻢ ﺑﻌﺪ ﻣ َد ﻣﺘﻄﺎوﻟﺔ ﻻ ﻳﺪرك ﺷﺎؤهﺎ وﻻ ﻗﻠﻬﻢ‬Ya’nî: Allah Teâlâ dedi ki. Ve Allah ْ‫( ﻳﺪ اﷲ ﻓﻮْق اﻳْﺪﻳﻬﻢ‬Fetih. 108 . Bu en büyük isimdir Ve küllî ve cüz’î ilâhî isimlerden hepsini ve bunun dışında onun ismine nazaran cüz’î olan isimleri kapsamaktadır.. Kuvvete ve üstünlüğe işâret olması için ‫ ﻗﻞ اﻟﺮﺣْﻤﻦ‬dememiştir. cüz’î birden fazla olandan daha kuvvetlidir. “Kılıç” emredilmiştir. ‫ﻗﻞ‬ ّ َ ُ ‫ُﺪ‬ ّ َ َ ُِ ْ ُ َ ‫ُ ُﱠ‬ ‫( اﷲ ﺛﻢ ذرْهﻢ‬En’âm. içine daldıkları batakta oynaya dursunlar.] Burada. Bunun için ona karşı üstünlük O’nundur.

109 .

Ve amme ta’bîrinden mefhûm oldu ki. babanız Âdem’in tıynetinin fazîletindedir. ‫ﻋﻢ اﻟﺮﺟﻞ ﺻﻨْﻮا‬ ِ ُ ‫َﱠ ﱠ‬ hadîsinde olan teşrîf zimmeti ona nâzırdır. Âdem’in hemşîresi ve evlâdının âmmesi mertebesinde oldu. kuvviye ve telezzüzü acîb oldu. Nitekim ‫ﺧﻠﻘْﺖ ﺑﻴﺪى‬ ّ َ ِ ُ ََ (Sâd.a] tavîletü’lkāme olduğu Âdem’in tûl-i kadd u kadrine Ya’nî. Cevâb budur ki.] Ona işâretdir. Onun için nüfesâya ve velîde[?] ibtidâ hurma it’âm olunur. ‫ ﺣﺐ اْﻟﻮﻃﻦ ﻣﻦ اْﻻﻳﻤﺎن‬sırrı üzere nisâ tâifesi dahi. Çünkü cemî’-i eşyâ esmâ-i ilâhiyye hasebiyle Âdem’in karâbetindendi. Zîrâ Âdem. ünûsetine binâen inâsın ânınla intifâî ağlebdir. tıynet. ricâle muhabbeti zâyide َ ِ َِ ََ ّ ُ ettiler. Âdem’in nefh-i rûhdan sonra tıyne-i karâbeti baîddir.] Suâl olunursa ki.‫[ اآْﺮﻣﻮا ﻋﻤﺘﻜﻢ اﻟﻨﺨْﻠﺔ ﻓﺎﻧﻬﺎ ﻣﻦْ ﻓﻀْﻠﺔ ﻃﻴﻨﺔ اﺑﻴﻜﻢْ ﺁدم‬Halalarınıza hurmâ ikram ediniz. Zîrâ fî-nefsi’l-emr Havvâ onun cüz’üdür. َ ِ ََ َ ِ َ ِ َ ِ ِ ّ ِ 3/59) [Allah nezdinde Îsâ’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. vücûd-i hakîkî’den meyveden çekirdek mesâbesindedir.‫ﻓﻰ اﻟﺤﺪﻳﺚ‬ . ayn-i 110 . Nitekim Kur’ân’da gelir. Zıll ile mazlûl gibi. Pes vücûd-i kevnî. kabza-i cemâl ve celâl ile tahmîr olunmuşdur. Tâ ki enfüsde olan semere-i muhabbetin lezzet-i zâyidesinden âfâkda dahi bir numûne buluna. Onun için hurma’nın lezzeti sâir fevâkihin lezzâtı üzerine zâyidedir. Ve şecere-i mezkûrenin [11. Tâ ki velâdet-i Îsâ da aleyhi’s-selem olan ta’b-i zâhir ve bâtının zehrini onunla def’ eyleye. Ve Âdem ona vatan gibidir. َ َ ُ َ َ ِ َ ِ َ ّ ُ ‫َ ِ ُ َ ﱠَ ُ ُ ﱠ‬ Çünkü hurmâ. fâzile-i mezkûreden “Havvâ” halk olunmak azhar idi. ‫( ان ﻣﺜْﻞ ﻋﻴﺴﻰ ﻋﻨْﺪ اﷲ آﻤﺜﻞ ﺁدم‬Âli İmrân.] ‫ ﻓﻰ اْﺧﺘﻼج اْﻟﻌﻴْﻦ‬Ekser-i nâs da ayn-i yümnânın ihtilâc ve izdırâbı bi-hasebi’tِ َ ِ tecrübe gamm u gussa’ya ve ayn-i yüsrânın ferah ve surûra delâlet eder. ol sırr-ı ilâhî zıll’a dahi sârî olup.] Mûcibince Meryem aleyhâ es-selem dahi onunla me’mûr oldu. Zîrâ. Cihet-i câmia-i kuvviye olmayan yerde ise telezzüz noksân üzeredir. nefh-i rûh sırrıyla mütehakkik oldukda. 19/25) [Hurma ağacını kendine doğru silkele. ‫وه ّى اﻟﻴْﻚ ﺑﺠﺬْع‬ ِ ُ ِ َ َ ِ ‫َﺰ‬ َِ ‫ﱠ‬ ‫( اﻟﻨﺨْﻠﺔ‬Meryem. 38/75) [Ellerimle yarattım. [11b. Âdem’in Havvâ’ya muhabbeti. Ve onu nevâtla ya’nî çekirdek ile halkeyledi. Ve Îsâ’nın sırrı Âdem üzerine velâdetine nişân ola.] Ya’nî: Ebu’l-beşer Âdemin aleyhi’s-selem hamîr-i mâye-i vücûd-i unsûriyesinden bir kıt’a tıyn kaldıkda Allâh’u Teâlâ izâat etmeyip ondan Hurmâ ağacını halkeyledi. zâhiren ve bâtınen celâlet-i şânına remz eder. Fazl-i tıynedden mahlûk olan şecere-i hurmâ. Pes Âdem. Havvâ mahlûka olacak.

111 .

Ve Lehû Her nefes Hak’dan gelen emr-i kazâya merhabâ Her kazâyı hoş gören ehl-i rızâya merhabâ Ger gül ü gerhâr ola gülşende bülbül dillere Sarsaru yâ subh-dem bâd-i sabâya merhabâ Armağānıdır Hak’ın çün-kim anâsır Âdem’e Âb u hâk ü âteş ü feyz-i havâya merhabâ Yâ cefâdır yâ vefâdır ya lutufdur yâ kahır Yâ elem yâ lezzet ü zevk ü safâya merhabâ Hoş gelir ehl-i niyâza nâz-i mahbûb ey gönül Her ne yüzden gelse ol şeh bu gedâya merhabâ Her ne kim dest-i atâdan bu ten-i üryân geyer Hem kabâya merhabâ vü hem abâya merhabâ 112 .

‬ ‫ارﺗﻔﺎﻋﺎ ﻣﻌﻠﻤﺎ ﻟﻠﺨﻴﺮ ﻓﺎن اْﻟﻤﺒﺎرك ﻣﺎ ﻓﻴﻪ اﻟﺨﻴﺮ واْﻟﺒﺮآﺔ واى ﺧﻴﺮ وﺑﺮآﺔ اﻋﻈﻢ ﻣﻦ اْﻟﻌﻠﻢ واﻟﺤﻜﻤﺔ واﺷﺎر ﺑﺎﻳْﻦ اﻟﻰ ﺑﻼد‬ ‫َ َ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫َ ّ‬ ‫ّ َ‬ ‫ً ّ‬ ‫اﻟﺮوم ﻧﺤﻮ ﺑﺮوﺳﻪ وﻣﺎ ﻳﻠﻴﻬﺎ واﻟﻰ ﺑﻼد اْﻟﻌﺮب ﻧﺤﻮ دﻣﺸﻖ اﻟﺸﺎم وﻣﺎ ﻳﻠﻴﻬﺎ وآﻨﺖ ﻓﻰ اﻟﺸﺎم ادرس ﻣﻦ اﻟﺘﻔﺴﻴﺮ اﻳﺾ ﺛﻢ‬ ‫ّ َ‬ ‫َ‬ ‫ُ‬ ‫ّ‬ ‫ﻗﻴﻞ اﻻﻧﺴﺎن اﻟﻜﺎﻣﻞ هﻰ اﻟﺪاﺋﺮة وﻓﻴﻬﺎ آﻔﺎﻳﺔ ﻻﺟﺘﻤﺎﻋﻬﺎ.‪Her ne kim vârid olur mihmân serâya merhabâ[13a‬‬ ‫ﻟﻴﻠﺔ اﻟﺠﻤﻌﺔ اﻟﺴﺎﺑﻊ ﻣﻦ ذى اﻟﻘﻌﺪة ﻣﻦ اﻟﺴﻨﺔ 1311 اﻟﻤﺬآﻮرة ورد ﻋﻠﻰ اﻟﻠﺴﺎن. içinde hayır ve‬‬ ‫‪ ile‬ﺑﺎﻳﻦ ?‪bereket olandır. sonu ile. asfiyânın dâiresi ile irtibât kurması gerekir. Onların dâiresinde. ﻳﻌﻨﻰ ان اﺣﺐ اﻻآﻮان اﻟﻰ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ هﻴﺌﺔ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫اْﻻﺟﺘﻤﺎع آﻤﺎ ان اﺑﻐﻀﻬﺎ اﻟﻴﻪ هﻴﺌﺔ اْﻻﻓﺘﺮاق وﻗﺪ ﺧﻠﻖ اﷲ اﻻﻧﺴﺎن اْﻟﻜﺎﻣﻞ ﻋﻠﻰ هﻴﺌﺔ اﻻﺟﺘﻤﺎع واﻟﺤﻠﻘﺔ ﻓﺎن داﺋﺮﺗﻪ‬ ‫ّ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫ّ َ‬ ‫ﻣﻠْﺘﻖ اوﻟﻬﺎ ﺑﺎﺧﺮهﺎ وﺑﺎﻟﻌﻜﺲ ﻓﻤﻦ اراد اﻟﻠﻘﺎء ﻓﻌﻠﻴﻪ ﺑﺎﻻﻟﺘﻘﺎء ﺑﺤﻠﻘﺔ اْﻻوﻟﻴﺎء وﺑﺎْﻻرﺗﺒﺎط ﺑﺪاﺋﺮة اْﻻﺻﻔﻴﺎء ﻓﺎن داﺋﺮﺗﻬﻢ‬ ‫ّ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫ّ َ‬ ‫ُ‬ ‫ﺟﺎﻣﻌﺔ ﻟﺠﻤﻴﻊ اﻟﺪواﺋﺮ وﻓﻴﻬﺎ اْﻻﻓﻼك وﺳﺎﺋﺮاْﻻﻣﻮراﻟﻤﻠﻜﻮﺗﻴﺔ آﻠﻬﺎ ﺑﺨﻼف دواﺋﺮ ﻏﻴﺮهﻢ ﻟﻮﻗﻮع اْﻟﺨﺮاﻓﺎت واﻟﺨﺮوج ﻋﻦ‬ ‫َ َ‬ ‫َ‬ ‫ﱠ‬ ‫‪ [Ya’nî: Mezkûr‬داﺋﺮة اْﻻﺳﺘﻘﺎﻣﺔ اْﻻﻋﺘﺪاﻟﻴﺔ اﻟﻰ ﻃﺮق اﻟﻀﻼﻻت ﻓﻠﻴﺴﺖْ ﻟﻬﻢ داﺋﺮة وﻓﻴﻬﻢ ﻗﻮﻟﻪ ﻓﺎﻳْﻦ ﺗﺬْهﺒﻮن‬ ‫ََ َ َ َُ َ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫‪(1131) senenin Zi’l-ka’desinin yedisi Cuma gecesi lisâna hayırlıyı öğretir şekilde‬‬ ‫‪“Nerede olursam olayım beni mübârek kılar” cümlesi geldi. Kim buluşmayı isterse evliyânın halkası ile‬‬ ‫‪birleşmesi.‪orta yol dâiresinden dalâlet yollarına çıkarlar. bütün dâireleri‬‬ ‫‪birleştirmektedir. Mübârek.‪Arap diyârı ve yakınındaki yerlere işâret edilmiştir. 81/26) [Nereye gidiyorsunuz?] sözü onlar hakkındadır. onu bir bütün şeklinde de‬‬ ‫‪sever. Allâh’a giden‬اﻻﻧﺴﺎن اﻟﻜﺎﻣﻞ هﻰ اﻟﺪاﺋﺮة وﻓﻴﻬﺎ آﻔﺎﻳﺔ اﻻﺟﺘﻤﺎﻋﻬﺎ ‪Sonra denildi ki‬‬ ‫ّ‬ ‫‪yolda varlığın bir kısmını parçalı bir şekilde sevdiği gibi. İnsanın dâiresinin‬‬ ‫‪başı. insan. Onların dâiresi. başı ile birleşir. Ve istikāmet ve‬‬ ‫ﻓﺎﻳْﻦ ﺗﺬْهﺒﻮن . diğer insanların dâiresinin aksine felekler ve diğer‬‬ ‫‪melekût umûrunun hepsi bulunur. Diğerlerinde ise hurâfeler bulunur. kâmil insanı bir bütün ve halka şeklinde yaratmıştır.‪(Tekvîr. ve sonu.اﻻم اﻟﺘﻌﻠﻴﻞ-. [13b‬‬ ‫وﻗﺮأت ﺗﻠﻚ اﻟﻠﻴﻠﺔ اﻟﻤﺒﺎرآﺔ ﺳﻮرة اﻟﻔﺠﺮ ﻣﻦ ا ّﻟﻬﺎ اﻟﻰ اﺧﺮهﺎ ﺑﺼﻮت رﻓﻴﻊ ﻋﻠﻰ ﺣﻀﺮة ﺷﻴﺨﻰ وﺳﻨﺪى‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫و‬ ‫اﻟﻔﻀﻠﻰ اﻻﻟﻬﻰ ﻗﺪس ﺳﺮﻩ ﻓﺪﻋﺎ ﻋﻨﺪ اﺧﺮهﺎ وهﻮ ﻳﺪل ﻋﻠﻰ اﺳﺘﺠﺎﺑﺔ اﻟﺪﻋﺎء اﻟﻮاﻗﻊ ﻳﻮم اﻟﺨﻤﻴﺲ ﺑﻌْﺪ اﻟﺪرْس وﻋﻠﻰ‬ ‫ﱠ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫َُ ّ‬ ‫ّ‬ ‫ﻓﻀﻞ اﻻﻳﺎم اﻟﻌﺸﺮة ﻟﺬى اْﻟﻘﻌﺪة ﻓﺎن ﻣﻦ اْﻻﺷﻬﺮ اﻟﺤﺮم وﻓﻴﻪ ﻣﺎ ﻓﻰ ﻏﻴﺮﻩ ﻣﻦ اﻟﻔﻀﺎﺋﻞ اﻟﺠﻤﺔ و ﻟﻬﺎذا آﺎن اآﺜﺮ‬ ‫َّ َ‬ ‫َ‬ ‫ُ َ‬ ‫ّ‬ ‫اْﻻﻧﻜﺸﺎﻓﺎت ﻻهﻞ اﻟﺘﻮﺟﻬﺎت ﻓﻰ ﺗﻠﻚ اْﻻﺷﻬﺮﻓﺎﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ آﻤﺎ ﻳﻨﻈﺮ اﻟﻰ ﺑﻌﺾ اﻻﻣﻜ َﺔ ﺑﻨﻈﺮ اﻟﺮﺣﻤﺔ آﺎﻟﻜﻌﺒﺔ وﻣﺎ ﻳﻠﻴﻬﺎ‬ ‫ﻨ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫َ‬ ‫ﻣﻦ اﻟﻤﺴﺎﺟﺪ اﻟﻤﺒﺎرآﺔ آﺬﻟﻚ ﻳﻨﻈﺮ اﻟﻰ ﺑﻌﺾ اْﻻزﻣﻨﺔ ﺑﻨﻈﺮ اﻟﻠﻄﻒ آﺎﻟﻤﺬآﻮر ﻣﻦ اْﻻﺷﻬﺮ وذﻟﻚ آﺎﻟﺒﺮق ﻳﺨﺘﺺ ﺑﺒﻌﺾ‬ ‫ّ َ‬ ‫َ‬ ‫َ َ‬ ‫اْﻻﻣﺎآﻦ واْﻻزﻣﺎن وان آﺎن ﻧﻮر اﷲ ﺳﺎرﻳﺎ ﻓﻰ ﺟﻤﻴﻊ اْﻻآﻮان وﻣﻦ هﻨﺎ ﻳﻔﺮق ﺑﻴﻦ ﻗﻠﺐ و ﻗﻠﺐ وﻧﻮرو ﻧﻮر ﻓﺎﻳﻦ ﻣﻦ‬ ‫ٍ َ ُ‬ ‫َ َ ٍ‬ ‫ُ‬ ‫َ‬ ‫ً‬ ‫َ‬ ‫311‬ .‫‪Bir misâfirhânedir Hakkı derûn-i ehl-i dil‬‬ ‫]. Ben de Şâm’da tefsîr okudum‬‬ ‫‪ Ya’nî. Ve hangi hayır ve bereket ilim ve hikmetten daha büyüktür‬‬ ‫‪Bursa dolayındaki Rûm diyârı ve yakınındaki yerler ile de Dımaşk-ı Şâm dolayındaki‬‬ ‫. وﺟﻌﻠﻨﻰ ﻣﺒﺎرآﺎ اﻳﻨﻤﺎ آﻨﺖ. Allah. Onların bir dâiresi yoktur‬‬ ‫ََ َ َ َ ُ َ‬ ‫].

114 .

Gâh olur ruhsat verir hikmet yüzünden Hak sana Ârife ammâ azîmet âlem-i kudretdedir 115 .Ve Lehû Ehl-i dil zâhirde gerçi sâhil-i kesretdedir Bâtın-i hâl içre ammâ kulzüm-i vahdetdedir Yâr olan bîgâneye yâre olur mu âşinâ Kendi zu’mı üzre gerçi Hak ile sohbetdedir Tâlib-i feyze dü âlemden gerekdir inkıtâ’ Vây ona kim bir ayâğı meclis-i işretdedir Dil çü dürc ü vâridât-ı Hak cevâhirdir anâ Pâdişâh-ı âlem ol cevherlere hasretdedir.

] 116 .Çün tabîb-i ışk elinden zahm-i dil bula ilâc Cism ü cânı derd-mendin tâ ebed râhatdadır Hakkı’ya erbâb-ı Hakk’a etme isbât-ı günâh Evliyâ hıfz-ı Hudâ’da enbiyâ ismetdedir. Âsitânındır ser-i cibrîle bâliş rûz u şeb Cevher-i hân-i mezârın kuhl-i hûr-i îndir İ’tikād-ı hak-dürür ehl-i derûnun mezhebi Secde-i dergâhın ehl-i aşka eski dîndir. Na’tına Hakkî nice sûret vere her vech ile Remz-i sırrın nazm içinde sûre-i Yâsîn’ dir [15b.] Ve Lehû Yâ rasûlallah ruhun reşk-i gül-i nesrîndir Bülbül-i dilden hezârân ol güle tahsîndir Cân verirse andelîb-i cân bûy-i ravzana Bülbüle bî-hûş olmak bâğda âyîndir.[15a.

‪üfledim. Belki O. zâtının ve sıfâtlarının i’sârı ile onda zuhûr etti. Çünkü O.‪istemiştir. Başka bir yerde Allah Teâlâ‬‬ ‫ِ ﱠ َ ََ َ‬ ‫]. Tâ ki. Eğer Hakk Teâlâ isterse bu‬‬ ‫‪gölgeyi hareketsiz sâkin bir duruma ve cüz’î olsun. kendisi karanlık olduğu için‬‬ ‫. 15/29) [Ben ona rûhumdan‬و ﻧﻔﺨْﺖ ﻓﻴﻪ ﻣﻦْ روﺣﻲ ‪Teâlâ’ya delildir. O zaman. sonradan olan varlık.‪nûra delil olmaz. “Zıll” ile vücûd-i hakîkînin gölgesine işâret eder‬‬ ‫‪Buna aynı zamanda “vücûd-i mecâzî” de denir. Öyle olduğu için‬‬ ‫‪birçok mekânda birçok aracıları vardır. Fakat O. cisimlerin bâtınıdır ve şekiller onunla var olmaz. 25/45) [Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi‬اﻟﻈﻞ وﻟﻮْ ﺷﺎء ﻟﺠﻌﻠﻪ َﺎ ِ ًﺎ‬ ‫ﱠ َ َ َ َ َ َ َ َ ُ ﺳ آﻨ‬ ‫. ﻟﻜﻨﻪ ﻟﻢ‬ ‫ﻠ‬ ‫ّ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺠ‬ ‫اﻟﻢْ ﺗﺮ اﻟﻰ رﺑﻚ آﻴْﻒ ﻣﺪ . Aynı şekilde vücûd-i hakîkînin de şakî veyâ saîd‬‬ ‫‪olarak ortaya çıkan şekiller hâlinde bir çok gölgesi vardır. nûra delîl olmak durumundadır‬‬ ‫‪Öyleyse vücûd-i zıllî ki. Hakk‬‬ ‫‪ (Hicr. Çünkü gölge.] dediği gibi Allâh’ın üflemesindendir. küllî olsun ilâhî hiçbir ismin tecellî‬‬ ‫‪etmediği bir hâle sokabilir.وﻏﻴﺮ ﻣﺘﺠﻞ ﺑﺎﺳﻤﺎء اﻟﻬﻴﺔ ﺟﺰﺋﻴﺔ وآّﻴﺘﻪ.‪ [Ya’nî: Allah Tealâ‬ﻳﺸﺎء ذﻟﻚ ﺑﻞ ﺷﺎء ﺧﻼف ﺣﺘﻰ ﻳﻈﻬﺮ اﻟﻔﻴﺾ واْﻟﺠﻮد ﻻﻧﻪ ﻟﻴﺲ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫َ َ َ ِ َ َﱢ َ َ َ َ ﱠ‬ ‫?‪ (Furkân.‪İsteseydi onu sâkin kılardı. feyz ve cömertlik ortaya çıksın. onun gibi oldu ve tecellî etti.‪ (Rûhu’l Mesnevî. Çünkü o‬‬ ‫ُِ‬ ‫َ ََ ُ ِ ِ‬ ‫ان اﷲ ﺧﻠﻖ . bunu istememiştir. önceden olan varlığın delîlidir.‫ﻗﺎل اﷲ ﺳﺒﺤﺎﻧﻪ اﻟﻢْ ﺗﺮ ِﻟﻰ رﺑﻚ آﻴْﻒ ﻣﺪ اﻟﻈﻞ وﻟﻮْ َﺎء ﻟﺠﻌﻠﻪ َﺎآ ًﺎ اﺷﺎر ﺑﺎﻟﻈﻞ اﻟﻰ ﻇﻞ اﻟﻮﺟﻮد اﻟﺤﻘﻴﻘﻰ‬ ‫ّ‬ ‫َ َ َ ا َ َ ﱢ َ َ َ َ ﱠ ﱠ َ َ ﺷ َ َ َ َ َ ُ ﺳ ِﻨ‬ ‫وﻳﻘﺎل ﻟﻪ اﻟﻮﺟﻮد اﻟﻤﺠﺎزى اﻳﺾ ﻻﻧﻪ َﻨﻄﺮة اﻟﻮﺟﻮد اﻟﺤﻘﻴﻘﻰ اذا اﻟﻜﻞ ﺷﻮاهﺪ اﻟ ّﻮﺣﻴﺪ ودﻻﺋﻠﻪ ﻻ ﺑﻤﻌﻨﻰ ان اْﻟﻮﺟﻮد‬ ‫ّ‬ ‫ﺘ‬ ‫ﻗ‬ ‫ﱢ‬ ‫اﻟﺤﺎدث َﻟﻴﻞ اﻟﻮﺟﻮد اْﻟﻘﺪﻳﻢ ﻻن اﻟﻈﻞ ﻣﻦ ﺣﻴﺚ هﻮ ﻇﻠﻤﺔ ﻻ ﻳﻜﻮن دﻟﻴﻼ ﻋﻠﻰ اﻟ ّﻮر ﺑﻞ ﻻ ﺑﺪ ﻟﻠﻨﻮر ﻣﻦ دﻟﻴﻞ هﻮ اﻟﻨﻬﺎر‬ ‫ّ‬ ‫ﻨ‬ ‫ً‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫د‬ ‫ﺑﺎﻟ ّﺴﺒﺔ اﻟﻰ اﻟ ّﻤﺲ ﻓﺎ ًا اﻟﻮﺟﻮد اﻟﻈﻠﻰ اّﺬى هﻮ ﺑﺎﻃﻦ اْﻻﺟﺴﺎم وﻣﺎ ﺑﻪ ﻳﻘﻮم اْﻻﺷﺒﺎح هﻮاﻟ ّﻟﻴﻞ ﻋﻠﻰ اﻟﺤﻖ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻻن‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻟ‬ ‫ذ‬ ‫ﺸ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻣﻦ اﺛﺎر ﻧﻔﺨﻪ آﻤﺎ ﻗﺎل و ﻧﻔﺨْﺖ ِﻴﻪ ﻣﻦْ رو ِﻲ َﻗﺎل ِن اﷲ ﺧﻠﻖ ادم ﻓﺘﺠﻠﻰ ِﻴﻪ اى ﻇﻬﺮ ﻓﻴﻪ ﺑﺎﺛﺎر ذاﺗﻪ وﺻﻔﺎﺗﻪ وﻟﻢ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫َ َ ُ ﻓ ِ ُﺣ و ا ﱠ َ َ َ َ َ َ َ َ َ َّ َ ﻓ ِ‬ ‫ﻳﻜﻦ هﻮ هﻮ ﺑﻞ آﺎﻧﻪ هﻮ ﻓﻈﻬﺮ ان اﻧﺒﺴﺎط هﺬا اْﻟﻮﺟﻮد اﻟ ّﻠﻰ ﺣﻴﻦ اﻟﺘﺠﻠﻰ آﺎﻧﺒﺴﺎط ﻧﻮراﻟ ّﻤﺲ ﺣﻴﻦ اﻟ ّﻠﻮع ﻓﻠﻤﺎ ان‬ ‫ّ‬ ‫ﻄ‬ ‫ﺸ‬ ‫ﻈ‬ ‫ّ‬ ‫ﱠ َُ‬ ‫َُ َُ‬ ‫ﻟﻬﺎ ﺷﻔﺎﻋﺎت آﺜﻴﺮة ﻓﻰ ﻣﻄﺎرح وﻓﻴﺮة ﻓﻜﺬا اﻟﻠﻮﺟﻮد اﻟﺤﻘﻴﻘﻰ ﻇﻼﻻت َﺪﻳﺪة ﺗﻈﻬﺮ ﻓﻰ اﺷﺒﺎح ﺷﻘ ّﺔ و َﻌﻴﺪة وﻟﻮ ﺷﺎء‬ ‫ﻴ ﺳ‬ ‫ﻋ‬ ‫َ‬ ‫اﻟﺤﻖ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻟ َﻌﻞ هﺬااﻟﻈﻞ ﺳﺎآﻨﺎ ﻏﻴﺮ ﻣﺘﺤﺮك ﺑﺤﺮآﺔ ﺟ ّﺔ ازﻟ ّﺔ . doğumu ânında güneşin nûrunun genişlemesi gibidir. Hattâ bunun tam tersini‬‬ ‫وﻻ ﺑﻌﺎﺟﺰ ﻋﻠﻰ ان اْﻻﻋﻴﺎن ﻃﻠﺒﺖ اﻟﻈﻬﻮر ]. و ﻟﻤﺎ آﺎن اﻟﻈﻞ‬ ‫َ‬ ‫ﻃ‬ ‫ﺧ‬ ‫ا‬ ‫ﺳ ُُ ُ‬ ‫وﻟﻴﻼ ﻋﻠﻰ اْﻟﻤﻈﻠﻮل ورؤﻳﺘﻪ ﺷﺎهﺪة ﻋﻠﻰ رؤﻳﺘﻪ ﻗﺎل اﻟﻢ َﺮ ﻳﻌﻨﻰ ﻗﺪ راﻳﺖ ر ّﻚ وﻋﻠﻤﺖ ان هﻮ َﻌﺪ ﻣﺎﺷﺎهﺪﺗﻪ ﻓﻰ‬ ‫ﺑ‬ ‫َ‬ ‫َ ﺑ‬ ‫ﺗ‬ ‫ً‬ ‫ﻣﺠﺎﻟﻴﻪ ﻓﺎن ﻟﻴﺲ آﻞ ﻣﺸﺎهﺪة رؤﻳﺔ ًو ُﻌﺎﻳﻨﺔ ﺑﻞ اّﺮؤﻳﺔ َﺤﺼﻞ ﺑﺎﻟﻌﻠﻢ اْﻟﻘﻮى ﻓﺎﻓﻬﻢ ﺟ ًا وﻗﺪ اﻗﺴﻢ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﺑﺎْﻟ َﺼﺮ اى‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺪ‬ ‫ّ‬ ‫ﻟ ُ ﺗ‬ ‫ﻣ‬ ‫ٍ‬ ‫ّ َ‬ ‫ﺑ َﻠﻮة اﻟﻌﺼﺮ ﻻﻣﺘﺪاد اﻟﻈﻞ ﻓﻰ ذﻟﻚ اْﻟﻮﻗﺖ َﺎن ﻳﻜﻮن ﻇﻞ آﻞ ﺷﺊ وﻗﺘﺌﺬ ﻣﺜﻠﻴْﻪ ﻋﻠﻰ ﻣﺎراﻩ اْﻻﻣﺎم وﻗﺪ ا َﺎب وِﻤﺎ ﻓﻰ‬ ‫ﻟ‬ ‫ﺻ‬ ‫َ‬ ‫ﻓ ّ‬ ‫ﺼ‬ ‫711‬ .] buyurdu. vücûd-i hakîkî’nin‬‬ ‫‪kantarasıdır. İkisi aynı şey‬‬ ‫‪olmadı. Ya’nî. II/305) [Allah Âdem’i yarattı ve O’nda tecellî etti‬ادم ﻓﺘﺠﻠﻰ ﻓﻴﻪ‬ ‫َ َ َ َ َ َّ َ ِ ِ‬ ‫‪buyurmuştur. [16a‬‬ ‫ّ‬ ‫َ‬ ‫ّ َ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫ﺑﺎﻟْﺴﻨﺔ اْﻻﺳﺘﻌﺪادات وآﺎن ﻣﻦ ﺷﺎﻧﻬﺎ ان ﺗﻘﺒﻞ اْﻟﻮﺟﻮدات اﻟ َﺎرﺟ ّﺔ ﻓﺎﻓﺎض ﻋَﻴﻬﺎ اْﻟﻮﺟﻮد َﻟﺬا ﻗﺎل و اﺗﺎ آﻢْ ﻣﻦْ آﻞ ﻣﺎ‬ ‫ََ ُ ِ ُ ﱢ َ‬ ‫و‬ ‫ﻠ‬ ‫ﺨ ﻴ‬ ‫َ‬ ‫َﺄﻟْﺘﻤﻮﻩ اى َﺗﻰ آﻞ واﺣﺪ ﻣﻨﻜﻢ َﻠْﻘﻪ اْﻟﻤﺨﺼﻮص ﺛﻢ هﺪاﻩ اﻟﻰ َﻠﺒﺘﻪ ﺑﺤﻜﻢ ﻋﻴﻨﻪ وﻣﻘﺘﻀﻰ ﺣﺎﻟﻪ. Fakat güneşe nisbetle gündüz. Tecellî ânında bu vücûd-i zıllînin‬‬ ‫‪genişlemesi. Ma’nâsı ile‬‬ ‫‪her şey tevhîdin şâhitleri ve delîlleri olur.

senin söylediğine göre kâmil insanların‬اﻟﺤﺼﺎد واﻗﺘﺮاب اﻟﺴﺎﻋﺔ وﺣﻔﻴﻔﺔ‬ ‫َ‬ ‫811‬ . وﻣﻦ ﻳﻌﻠﻢ ان ﻻﻳ ّﺴﻊ اﻟﺘﺠﻠﻰ‬ ‫ّ ﺘ‬ ‫ّ‬ ‫ﺗ ﻗ ز ً‬ ‫ّ‬ ‫ِﺼ‬ ‫َ‬ ‫ِ َ‬ ‫اﻻ ﻓﻰ اْﻻ َاﺧﺮ آﺎ ّﺴﺎع اﻟﻈﻞ ﻓﻰ اﺧﺮ اﻟ ّﻬﺎر وذﻟﻚ ﻻن اﻟﻜﻤﺎل اْﻻﻧﺴﺎﻧﻰ َﺪرﻳﺠﻰ وان آﺎن اﻟﺘﺠﻠﻰ اﻟﺠﻤﺎﻟﻰ ًّﺎ ًّﺎ‬ ‫ّ اﻧﻴ دﻓﻌﻴ‬ ‫ّ‬ ‫ّ ﺗ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﺗ‬ ‫و‬ ‫ّ‬ ‫و َﻌﻨﺎﻩ َﻌﻨﻰ ﻗﻮﻟﻪ .‫ﻓﺎن ﻗﻠﺖ ﻓﻌﻠﻰ ﻣﺎذآﺮت آﺎن اﻟﻈﺎهﺮ ان ﻳﻤﺘﺪ اﻋﻤﺎراﻟﻜﻤﻞ اﻟﻰ اﺧﺮ اْﻟﻌﻤﺮ اﻟﻄﺒﻴﻌﻰ وذﻟﻚ َﻗﻊ َﺎد ًا ﺑﻞ‬ ‫و ﻧ ر‬ ‫ّ‬ ‫ُ‬ ‫ّ‬ ‫َ َّ‬ ‫ﱠ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫َﻋﻤﺎراﻟﻨﺎﻗﺼﻴﻦ ﻓﻀﻼ ﻋﻦ اﻟﻜﺎﻣﻠﻴﻦ ﺑﻴﻦ اﻟﺴﺘﻴﻦ واﻟﺴﺒْﻌﻴﻦ ﻗﻠﺖ ﺑﻞ اﻟﻈﺎهﺮ ان َﻘ ُﺮ اﻋﻤﺎرهﻢ ﻻن ﻇﻞ اْﻟ َﺼﺮ وان‬ ‫ﻌ‬ ‫ّ‬ ‫ﻳﺼ‬ ‫َ‬ ‫ﱠ‬ ‫ً‬ ‫ا‬ ‫آﺎن َﻤﺪو ًا ﻟﻜﻦ َﻣﺎن َﺼﻴﺮ اى ﺑﺎﻟ ّﺴﺒﺔ اﻟﻰ ﻣﺎ ﻗﺒﻠﻪ ﻣﻦ اﻟ ّﻬﺎر ﻓﻠﺬااﻟﻜ ّﻞ ﻓﺎﻧﻬﻢ ﻣﻤﺪودون ﻣﻦ ﺣﻴﺚ اﻟﺘﺠﻠﻴﺎت اْﻻﻟﻬﻴﺔ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫َ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻨ‬ ‫ز ﻗ‬ ‫ﻣ د‬ ‫ﻟﻜﻨﻬﻢ ﻗﺼﺎراْﻻﻋﻤﺎر ﻓﺬﻟﻚ اﻟﻘ َﺮﻣﻦ ﻧﺘﺎﺋﺞ ذﻟﻚ اْﻟﻤﺪ ﻻن ﻗﺪ ﻗﻴﻞ.و َﺎ اﻣْﺮﻧﺎ اﻻ واﺣﺪة آﻠﻤْﺢ ﺑﺎﻟْﺒﺼﺮ. ﻓﻬﺬا اﻟﺘﺠﻠﻰ اﻟﺪﻓﻌﻰ واﻻﻣﺮ اْﻟﻠﻤﺤﻰ ﻳﺘﺪرج ﻓﻰ اﻟﻈﻬﻮر ﻓﻰ‬ ‫ّ‬ ‫ّ َ ّ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫َﻣ َ ُ َ ِ ﱠ َ ِ َ ُ َ َ ٍ ِ َ َ ِ َ‬ ‫ﻣ ﻣ‬ ‫ﻣﺪد ﻣﺘﻄﺎوﻟﺔ ﻟﻤﻮاﻧﻊ و َﻮاﺋﻖ ﺧﻠﻖ اﷲ اْﻻﻧﺴﺎن ﻋﻠﻴﻬﺎ وهﻰ اﺣﻜﺎم اﻟﻌﻨﺎﺻﺮ واﻟ ّﺒﺎﺋﻊ واﻻﺧﻼط اْ َرﺑﻌﺔ ﻓﺎن ﻇﻬﻮر‬ ‫ّ‬ ‫ﻻ‬ ‫ﻄ‬ ‫َ‬ ‫ﻋ‬ ‫ُ َ َُ‬ ‫اﻟﺘﺠﻠﻰ َﻮﻗﻮف ﻋﻠﻰ اﻧﻜﺸﺎف هﺬﻩ اﻻﺣﻜﺎم ﻓﺎﻧﻬﺎ َﺎﺗﺮة ﻟﻮﺟﻪ اﻟ ّوح َﻟﺬا و َﺒﺖ اﻟ ّﻳﺎﺿﺎت َﻟ ِﻣﺖ اْﻟﻤﺠﺎهﺪات ﻻآﺜﺮ‬ ‫وﺰ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺮ و ﺟ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﻣ‬ ‫اﻟﺴ ّك وﻗ ّﺪﻧﺎ ﺑﺎﻻآﺜﺮ ﻻن ﺑﺤﻮز ان ﻳﻜﻮن اﻟ ّﺎﻟﻚ ﻣﺠﺬو ًﺎ ﻓﻴﺨﻒ اﻻﻣﺮ ﻋﻠﻴﻪ ﺑﺎﻟ ّﺴﺒﺔ اﻟﻰ ﻏﻴﺮ اﻟﻤﺠﺬوب وان آﺎن‬ ‫ﻨ‬ ‫ّ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺴ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻼ‬ ‫اﻟﻜﻞ ﻣﺤﺘﺎ ًﺎ اﻟﻰ اﻟﺰﻣﺎن ﻓﻰ ﺗﻜﻤﻴﻞ اﻟﻨﺸﺄة َﺎﻟﻔﺮق ان ﺗﻜﺎﻟﻴﻒ زﻣﺎن اﻟﺤﺮث ﺷﺎ ّﺔ اﻟﻠ ّﺎﻟﻚ اْﻟﻐﻴﺮ اﻟﻤﺠﺬوب اﻟﻰ ا َان‬ ‫َو‬ ‫ﻗ ﺴ‬ ‫ّ‬ ‫ﻓ‬ ‫ّ‬ ‫ﺟ‬ ‫‪ [Ya’nî: Eğer dersen ki. َﻮ ّﻊ َواﻻ اذا ﻗﻴﻞ ﺗﻢ.

119 .

Ve intikās-ı zamânın âsârındandır ki erbâb-ı kulûbe ba’de’l-fecr vâki’ olân vâridâti’lilâhiyye ba’de’l-asr olmaz. Zîrâ. İnsana gerekdir ki. Ma’lûm ola ki ba’de’l-asr zamân-ı intikās ü vakt. Zîrâ zamân. Zîrâ beden. Pes hadîs-i mezkûrun lafzı sâbit değil ise dahî ma’nâsı dürüstdür. intikās-ı nûr olmakla tefe’üle münâsib değildir. Binâen alâ-hâzâ ba’de’l-asr kitâbet ile mütezâyid 120 . Ve zarfın mazrûfda fî’l-cümle te’sîri vardır. televvün-i nûr olmakla za’f-ı dîdeden hazerân kitâbetten men’ olundu.] Zîrâ asr-ı şeyhûhatda bihasebi’s-sinn za’f-i-nûr-i basar vardır. zubûl üzerinedir. Zîrâ bu ma’nâ. gayrı hadîs-i sahîh ile müeyyeddir.‫ﺣﺪﻳﺚ‬ ‫ ﻣﻦْ اآْﺮم ﺣﺒﻴﺒﺘﻴْﻪ ﻓﻼﻳﻜْﺘﺐْ ﺑﻌْﺪ اْﻟﻌﺼْﺮ‬İmâm-ı Sehâvî makāsıd-ı hasene nâm َ َ َ ُ َ ََ َ َ َ َ َ kitâbında demişdir ki: Bu hadîs merfû’da gelmişdir. asr-ı şeyhûhat da zarûret-i kuvviye olmadıkça ba’de’l-asr kitâbet etmeye. Velâkin İmâm-ı Ahmed ba’zı ashâbına ba’de’l-asr kitâba nazar eylemeye deyû vasiyyet eylemiş ve ba’zı kütübde ba’de’l-asr kitâbet eyleyen diyet-i ayn’dan ekl eder gelmişdir. Ve bi-tarîki’l-işâret böyle demek dahi olur ki. asr-ı şebâbda vâki’ olsa za’f-i nûr basara bâis olacak asr-ı şeyhûhatde bi-tarîki’l evlâ olur. Nitekim ba’de’z-zuhr nikâh ve hareket-i sefer ve mübâşeret binâ ve feth-i hânût memnû’dur. her hâli terakkîye delâlet eder vech ile ola. [18a.

Gerçi enbiyâ-i ani’l-hak etmek ânın dahi şânındandır. hakîkat-i hilâfet zuhûr etmez. Gerçek sırr vekâletten hâlî değildir. Velâkin resûl. âlem-i şehâdetden bir zühde gaybûbet etmedikçe. Bu cihetden velî’ye nebî ıtlâk olunmaz. esfâra hareketlerinde Medîne’de nasb etdikleri vekilleri gibi.] Velâkin. ilâ-âhiri’l-ömr âdâbı mutâbaatdan hâriç olmaz. ‫[ اﻟﻌﻠﻤﺎء ورﺛﺔ اﻻﻧﺒﻴﺎء‬Âlimler peygamber vârisleridir. ikrâm ve hibedir. Yoksa ulûm-i mîrâs değildir. Ki ona. mürîdin hakkı olup birbirlerine uhuvvet muâmelesi lâzımdır.Ma’lûm ola ki. Ol vakitde mürîd. Resûlullâh’ın sallallâhu Teâlâ aleyhi ve sellem. şeyhin vaktinde kemâl-i insânî hâsıl olsa. Ve şeyhin zamânında bâtın. Ve intikāl-i nebevîden sonra resûl derler. Ba’de-zâ Kur’ân’da gelir 121 . Gerçek mürîd. ıtlâkında resûl-i örfîyi îhâm olmakla resûl denilmez. merâtibî riâyet etmeyen câhildir. [19a. Onun için şeyh vefât etmedikçe Ya’nî. şeyhin ve şeyh. ism-i bâtın ile tesettür edip. Ya’nî mevrûs-u anh. eş-Şiblî hazretlerine kuddisesirruhû hâsıl olmuştur. Belki halîfe denilir. nebî ve vâris-i velî’dir. şeyhden mürîde feth olan ulûm-i in’âm. ‘‘Resûlu’r-Resûl’’ derler.] budur. Ve Muâz bin Cebel’in razıyallâhu anh Yemen’e ta’lîm-i dîn için ba’s olunduğu dahi bu kabîldendir. Ve illâ nâkıs ve belki sâkıd olur. mürîde. Nitekim. Şeyh Abdülkādir Ceylânî kuddisesirruhû hulefâsından Şeyh Ebu’s-Suûddan. Zîrâ vârisdir.

tekmîle zarûretleri vardır. Ve cümlesi sıfat-ı noksânda berâberlerdir ki. 33/6) [ O’nun eşleri Mü’mînlerin analarıdır…] ِ َ ِ ُ َ َ ِ ِ ُ ‫ََ و ُ ُ ُ ﱡﻬ ُﻬ‬ demek ola. Terbiye ise kendi berâberine taalluk etmez. Zîrâ ümmehât olmak terbiye hasebiyledir. ehl-i îmâna muzâf 122 . mü’minîn ve mü’minâta şâmildir. Muhtac ise. ümmehâti’l mü’minât değiliz deyû. Belki terbiyeye muhtâc olanlara taalluk eder. Feemmâ Âişe Hazretlerinden (razıyallâhu anha) biz ümmehâti’l mü’minîniz. Ve illâ hakāika muhâlif gelir. menkūl olan zâhir hâle dâir olmak gerekdir.] nassından ُ ُ َ ‫ََ َ ُ ُ ُ ﱡ‬ mefhûm olan budur ki: Mü’minât makūleleri mü’minînde dâhil olup. Onun için ümmehâtdan her biri. nisâdan dahi nâkıs vardır. 33/6) [ O’nun eşleri Mü’mînlerin analarıdır. Ve ümmehât. Ümmehâtü’s-sâlikîn dahi böyledir. Ya’nî: Ricâlden nâkıs olduğu gibi. birbirlerine göre ümm olmazlar.Ba’dezâ ْ‫( وازْواﺟﻪ اﻣﻬﺎﺗﻬﻢ‬Ahzâb. Nâkıs ise. takdîr-i kelâm ‫( وازْ َاﺟﻪ اﻣ َﺎﺗ ُﻢْ اﻟﻤﺆْﻣﻨﻴﻦ واﻟْﻤﺆْﻣﻨﺎت‬Ahzâb. nâkıs ma’nâsını iş’âr eder.

ان ّ آﻞ ﺷﺊ ﻓﻀْﻠﻪ ﻓﻀﻴﻠﺔ ﻣﻦ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻗﻮﻟﻪ ﻓﻀﻠﻪ ﺑﺎﻟ ّﺼﺐ ﻋﻠﻰ ان ﺑﺪل‬ ‫ّ‬ ‫ﻨ‬ ‫َ َ َ ِ‬ ‫ّ‬ ‫ََ َ ِ‬ ‫اﺷﺘﻤﺎل ﻣﻦ آﻞ ﺷﺊ ﻻن آﻞ ﻳﺸﺘﻤﻞ ﻋﻠﻰ ذﻟﻚ اْﻟ َﻀﻞ هﻜﺬااﻟﻘﻰ ﻓﻰ روﻋﻰ وﻗﺖ اْﻟﻘﻴﻞ واﻟﻤﺮاد ﺑﺎﻟﻔﻀﻞ اﻟﻮﺻﻒ اﻟﺰاﻳﺪ‬ ‫ﻔ‬ ‫ّ‬ ‫اﻟﺬى ﻳﺸﺘ ِﻞ اﻟﺸﺊ ﻓﻴﻜﻮن آَﻟﺨﺎ ّﺔ ﻟﻪ ﺑﺤﻴﺚ ﻻﻳﻮﺟﺪ ﻓﻰ ﻏﻴﺮﻩ اﻻ ﻗﻠﻴﻼ آﺎﻟ ّﻮت اﻟﺤﺴﻦ واﻟ َﺟﻪ اﻟﺠﻤﻴﻞ ﻓﻰ ﻗﻮﻟﻪ‬ ‫َ ﻮ‬ ‫ﺼ‬ ‫ّ‬ ‫ﺎ ﺻ‬ ‫َ ْ َﻤ‬ ‫ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻳﺰﻳﺪ ﻓﻰ اْﻟﺨﻠْﻖ َﺎﻳﺸﺎء وﻗﺪ َرد ﻣﺎ َﻌﺚ اﷲ ﻧﺒﻴﺎ اﻻ َﺴﻦ اﻟﻮﺟْﻪ َﺴﻦ اْﻻﺳﻢ َﺴﻦ اﻟ ﱠﻮت ﻓﺎﻻول راﺟﻊ اﻟﻰ‬ ‫ﺼ‬ ‫ﺣ‬ ‫َ ﺣ‬ ‫ّﺣ‬ ‫ﺑ‬ ‫و‬ ‫َ ِﻣَ َ ُ‬ ‫َِ ُ ِ‬ ‫ﺣﺴﻦ اﻟﺤﻘﻴﻘﺔ ﻻﺟﺘﻤﺎع اﻟ َﻘﺎﺋﻖ ﻓﻴﻬﺎ واﻟﺜﺎﻧﻰ اﻟﻰ ﺣﺴﻦ اﻟﺘﻌ ّﻦ واﻟ ﱡﻮرة وﻣﻤﻦ ﻓﺎق ﻓﻰ ذﻟﻚ ﻳﻮ ُﻒ اﻟ ّﺪﻳﻖ ﻋﻠﻴﻪ‬ ‫ﺼ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﺼ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺤ‬ ‫اﻟﺴﻠﻢ ﻓﺎن آﺎن اﺑْﻴﺾ ًّا وﻧﺒ ّﻨﺎ ﺻﻠﻰ اﷲ ﻋﻠﻴﻪ وﺳّﻢ ﻓﺎﻧﻪ آﺎن اﻣَْﺢ ًّا واﻟﺜﺎﻟﺚ راﺟﻊ اﻟﻰ ﺗﻌ ّﻦ اﻟ ّﻔﺎت و ُﺴﻨﻬﺎ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻴ ﺼ‬ ‫َ ﻠ ﺟﺪ‬ ‫ﻠ‬ ‫ﺟﺪ ﻴ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ﻻﻧﻪ اﻻﻧﺒﻴﺎء ﻋﻠﻴﻬﻢ اﻟ ّﻠﻢ اهﻞ اﻟ ّﻋﻮة واﻟﺘﺒْﻠﻴﻎ وا َوﻟﻴﺎء ﻗﺪس اﷲ اﺳﺮارهﻢ اهﻞ اْﻻرﺷﺎد واﻟ ّﺴﻠﻴﻚ ﻓﺎﻗﺘﻀﺖ اﻟﺤﻜﻤﺔ‬ ‫ﺘ‬ ‫ﻻ‬ ‫ّ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﺴ‬ ‫اﻻﻟﻬﻴﺔ ان ﻳﻜﻮﻧﻮا ﻋﻠﻰ اﺣﺴﻦ ﺻﻮت واآﻤﻞ ﺻﻔﺖ وذات ﻟﻴﺠﻴﺐ اﻟﻘﻮم دﻋﻮﺗﻬﻢ وﻻﻳﺘﻨﻔﺮوا َﻨﻬﻢ وﻣﻦ ذﻟﻚ اﻟ َﻀﻞ‬ ‫ﻔ‬ ‫ﻋ‬ ‫َ‬ ‫واﻟ ّﻳﺎدة ُﺴﻦ اﻟ ّﺤﺮﻳﺮ وﻣ َﺣﺔ اﻟ ّﻘﺮﻳﺮ َاﻟ ُﺻﻮل اﻟﻰ ﻏﺎﻳﺎت اﻟﻜﻠﻴﺎت واﻟ ُﻠﻮغ اﻟﻰ اﻃﺮاف اﻟ ُﺰﺋ ّﺎت ﻓﻰ اﻟﻈﻮاهﺮ‬ ‫ﺠ ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ‫و ﻮ‬ ‫ﺘ‬ ‫ﻼ‬ ‫ﺘ‬ ‫ﺰ ﺣ‬ ‫واﻟﺒﻮاﻃﻦ ﻓﻜﻞ ذﻟﻚ ﻓﻀﻴﻠﺔ زاﻳﺪة ﻣﻦ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻳﺨْﺘﺺ ﺑﺮﺣْﻤﺘﻪ ﻣﻦْ ﻳﺸﺎء واﷲ ذواْﻟﻔﻀْﻞ اْﻟﻌﻈﻴﻢ ﻻ ﻣﺎﻧﻊ ﻟﻤﺎ َﻋﻄﺎﻩ‬ ‫ا‬ ‫َ َ ﱡ ِ َ َِ ِ َ َ َ ُ َ ُ ُ َ ِ َ ِ ِ‬ ‫‪ [Ya’nî: Pazar gecesi şu‬وﻻﻣﻌﻄﻰ ﻟﻤﺎ ﻣﻨﻌﻪ ﻓﺤﻤ ًا ﻟﻪ و َﻠﻮة و ﺳﻼ ًﺎ ﻋﻠﻰ رﺳ ُﻟﻪ .‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺻ ً‬ ‫ﺪ‬ ‫.‫ﻟﻴْﻠﺔ َ اْﻻﺣﺪ ﻗﻴﻞ ﻟﻲ ﺑﻬﺬﻩ اﻟﻌﺒﺎرة .‪ [Her yaratılan şey’in fazîleti‬ان ّ آﻞ ﺷﺊ َﻀْﻠﻪ َ ِﻴﻠﺔ ﻣﻦ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ :‪ibâre bana söylendi‬‬ ‫ﻓﻀ‬ ‫ﻓ‬ ‫ّ‬ ‫321‬ .وﻋﻠﻰ آﻞ اهﻞ ﻗﺒﻮﻟﻪ.

124 .

Ve Lehû Her nefesde açılır binbir gül-i sîrâb-ı feyz Her gül-i sîrâbdan sad bû alır erbâb-ı feyz Pâk eder yokdur serây-ı sîneyi ağyârdan Yoksa açıkdır kulûb erbâbına ebvâb-ı feyz 125 .

Bil ki. bağışlamak ‫ اﻟ َﻔْﺮ‬örtmektir. ve 126 . İkinci olarak.Nefha-i Hak’dan temevvüc eylese deryâ-yı ilm Katre-i dil kendini oldem eder gark-âb-ı feyz Gerçi feyz-i Hak bahâne istemez ammâ hele Çeşm-i nemnâk ü dil-i hûnîndir. Bunun için sözünü ‫واﻟﻴْﻚ‬ َ َِ ‫ اْﻟﻤﺼﻴﺮ‬diye bitirmiştir.] şeklinde gelmiştir. Zât’ın örtmesi (setri) sıfâtların örtmesinden sonra gelir. ilâhî yüce sıfatların örttüğü düşük (sâfile) sıfatlar. ﻓﺎﻻ ّل َﺘﺮاﻟ ﱡﻧﻮب ﻓﻰ اﻟ ّارﻳﻦ وﻟﺬاﻋ ّﺒﻪ ﺑﺎﻻﺳﻢ اﻟﺮب ﻓﺎن ذﻟﻚ ﻣﻦ َﻘﺎم اﻟ ّﺑﻮﺑﻴﺔ واﻟﺜﺎﻧﻰ َﺘﺮاﻟﻮﺟﻮد ﻓﻴﻬﺎ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻣ‬ ّ ّ ‫َﻘ‬ ‫ﺪ‬ ‫و ﺳ ﺬ‬ ‫ﺬ‬ ‫وﻟﺬا ا ّﺮ ﻗﻮﻟﻪ واﻟﻴﻚ اْﻟ َﺼﻴﺮ ﻓﺎن ﺳﺘﺮ اﻟ ّات ﻣﺘﺄ ّﺮ ﻋﻦ َﺘﺮاﻟ ّﻔﺎت ﻓﻌﻨﺪ ذﻟﻚ َﺼﻴﺮاﻟﻌﺒﺪ ﺑﺬاﺗﻪ اﻟﻰ ذات ر ّﻪ ﺑﺎن‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺳ ﺼ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﺬ‬ ّ ‫ﻤ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻳﻜﻮن ﻇﻠﻤﺔ ذاﺗﻪ َﻐﻤﻮرة ﺑﻨﻮر ذات ر ّﻪ ﻣﻦ ﻏﻴﺮان ﻳﺤﻞ ﺷﺊ ﻓﻰ ﺷﺊ وهﻮ ﻣﻌﻨﻰ اْﻟﻮﺣﺪة وﻣﻦ ﻳﻌﻠﻢ ان ﺻﻔﺎت اْﻟﻌﺒﺪ‬ َ ّ ‫ﺑ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻋﻠﻰ ﻧﻮﻋﻴﻦ ﺻﻔﺎت ﺳﺎﻓﻠﺔ ﻳﺴْﺘﺮهﺎ ﺻﻔﺎت ﻋﺎﻟﻴﺔ اﻟﻬﻴﺔ وﺻﻔﺎت ﻋﺎﻟﻴﺔ ﻳﺴْﺘﺮهﺎ ﻧﻮر ذات ﻣﻘ ّﺳﺔ ﻓ َﺒﻘﻰ ﺑﻼ ﺻﻔﺎت‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺪ‬ َ ّ َ َ ‫ﻣﻄﻠ ًﺎ وﻻﺷﻚ ان اﻟ ّﻔﺎت اذا ﻓ َﻴﺖ ﻓﺎﻟ ّات ﻻ ﺗﺴْﺘﻤْﺴﻚ ﺑﺪون اﻟ ّﻔﺎت ﻓ َﺮﺟﻊ اﻟﻰ اﺻْﻠﻬﺎ ﻳﻌﻨﻰ ﻳﻜﻮن اﻧﻮاراﻟﺬوات ﻓﻰ‬ ‫ﺘ‬ ‫ﺼ‬ َ َ ‫ﺬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﺼ‬ ّ ‫ﻘ‬ ‫اْﻟﻐﺎﻳﺔ ﻧﻮ ًا واﺣ ًا ًّﺎ َﻌﺪ ﻇﻬﻮرهﺎ ﻋﻠﻰ ﺻﻮر ﻣﺘﻌ ّدة ﻣﺘﻔ ّﻗﺔ آﻤﺎ ﻳﻘﻊ ﻟﻨﻮر اﻟ ّﻤﺲ وﻗﺖ اﻟ ُﺮوب ﻓﺎﻋﻠﻢ اﻧﻪ ﻻ اﻟﻪ‬ ‫ﻐ‬ ‫ﺸ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﺪ ذاﺗﻴ ﺑ‬ ‫ر‬ ‫[ ا ّاﷲ وﻻاﻟﻪ اﻻهﻮ‬Ya’nî: Allâh’ın kelâmında ‫( ﻏﻔْ َاﻧﻚ رﺑ َﺎ و اﻟﻴْﻚ اْﻟ َﺼ ِﺮ‬Bakara. Bir şey diğer bir şey içinde kaybolmadan kendi zât’ının karanlığı Rabbinin zât’ının nûru ile bilinmez olur. İlk ‫ﻐ‬ ‫ﺴ‬ olarak iki cihânda günâhı örter. ‫ اﻟ ﱠﺘﺮ‬Bu ya sıfâta dönmekte veyâ zât’a dönmektedir.] ‫ورد ﻗﻮْﻟﻪ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻏﻔْﺮاﻧﻚ رﺑﻨﺎ و اﻟﻴْﻚ اْﻟﻤﺼﻴﺮ اﻋﻠﻢ ان اﻟﻐﻔْﺮ هﻮاﻟﺴﺘﺮ وهﻮ اﻣﺎ راﺟﻊ اﻟﻰ اﻟ ّﻔﺔ واﻣﺎ اﻟﻰ‬ ‫ﺼ‬ ّ ‫ﱠ‬ َ ّ ُ ِ َ َ َِ َ َ ‫ُ َ َ َ ﱠ‬ َ ‫اﻟ ّات. Dönüş yalnız sanadır. Bunun için ‘‘Rab’’ ismi ile devâm edilmiştir. O zaman ُ ِ َ kul kendi zât’ı ile Rabbinin zât’ına varır. esbâb-ı feyz Nişvesi çıkmaz dimâğından ebednûş edenin Meclis-i hâss-ı ilâhîde şerâb-ı nâb-i feyz Hakkı’yâ âb-ı hayâta çûn vusûl âsân değil Bulmadıkça teşne-i dil etme sâkın işrâb-ı feyz [22a. ondaki vücûdu örter. Çünkü bu rubûbiyyet makāmındandır. kulun sıfatı iki çeşittir. Bilinir ki. Bu birliğin ma’nâsıdır. 2/285) [Ey ‫ﻻ‬ ُ ‫ُ ﺮ َ َ ﱠﻨ َ ِ َ َ ﻤ ﻴ‬ Rabbimiz! Senden bağışlanma dileriz.

Ki orda sana tâbi’ olanlar içinden münâfıklar vardır.‪mücâdelede ilerler‬‬ ‫ﺳ‬ ‫َّ‬ ‫ا‬ ‫. Allah her kimi (tedârik) ederse.‪mücâhedeler için…[23a‬‬ ‫ّ‬ ‫َ َ ُ ُ َ ِ َ ََ ً‬ ‫اﺑ ِﺪ ﻋﻦ َﺎﺣﺔ اﻟ ُﻀﻮر َرد ﻓﻰ ذاﺗﻪ ر ّ ﻓﻰ ﻋﻤﻞ وﻣﺎﻟﻪ وﻟﻦْ ﺗﻘﺎﺗﻠﻮا ﻣﻌﻲ ﻋﺪوا ﻓﺎﻧﻜﻢ ﻣ ِﻴﻨﻮا اْﻻﻋﺪاء و ُﻬﻴﻨﻮا‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻌ‬ ‫َ َ َ ُ َ ُِ َ ِ َ َ ُ ًّ‬ ‫ُد‬ ‫و ّ‬ ‫ﺤ‬ ‫ﺳ‬ ‫ُﻌ‬ ‫اﻻﺣﺒﺎب ﻓﻘﺘﺎﻟﻜﻢ واﻧﻔﺎﻗﻜﻢ َﺮﺟﻊ اﻟﻰ اﻟ ﱡﻮرة ﻻ اْﻟﻤﻌﻨﻰ ﻻﻧﻜﻢ ﻣﻨﺎﻓﻘﻮن. َاﻻﺷﺎرة ان اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ان رﺟﻌﻚ ﻣﻦ دﻣﺸﻖ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫و‬ ‫ﻠ ﻋ ﻐ‬ ‫ﺮ‬ ‫اﻟ ّﺎم اﻟﻰ ﺑ َد اﻟ ّوم وﻓﻴﻬﺎ ﻃﺎﺋﻔﺔ ﻣﻦ ُﻨﺎﻓﻘﻰ اﺗْﺒﺎﻋﻚ وﻗﺪ ﺗﺨّﻔﻮا ﻋﻦ اْﻟ َﺰو َﻌﻚ ﻓﺎن اﻟﻬﺠﺮة ﺟﻬﺎد اآﺒﺮ وﻣﻘﺎ َﺎة‬ ‫ﺳ‬ ‫ّ‬ ‫ﻐ ﻣ‬ ‫ﻠ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻼ ﺮ‬ ‫ﺸ‬ ‫ﺷﺪاﺋﺪهﺎ آﻤ َﺎ َﺎة ﺷﺪاﺋﺪﻩ ﺑﻞ َﻮﻗﻬﺎ و ﻣﻊ ﺗﺨّﻔﻬﻢ ﻓﻠﻢ ﻳ َاﺳﻮك ﺑﺎﻣﻮاﻟﻬﻢ ﻓﺎن اﻟﺠﻬﺎد ا ّﺎ ﺟﻬﺎد ﺑﺎﻻﻧﻔﺲ واﻣﺎ ﺟﻬﺎد ﺑﺎﻻﻣْﻮال‬ ‫َ‬ ‫ﻣ‬ ‫ّ‬ ‫ُﻮ‬ ‫ﻠ‬ ‫ﻓ‬ ‫ﻘﺳ‬ ‫وا ّﺎ ﺟﻬﺎد ﺑﻬﻤﺎ ﺟﻤﻴ ًﺎ آﻤﺎ ورد ﺟﺎ ِﺪواﻟﻤﺸﺮآﻴﻦ ﺑﺎﻣ َاﻟﻜﻢ واﻧﻔﺴﻜﻢ ﻗ ّم اﻟﻤﺠﺎ َﺪة ﺑﺎْﻻﻣ َال ﻻ ّﻬﺎ َﻗﻞ اﻟ ّرﺟﺎت ﻓﻤﻦ‬ ‫ﻧ ا ّ ﺪ‬ ‫ﻮ‬ ‫ه‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻮ‬ ‫ه‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻣ‬ ‫َﺪارآﻪ اﷲ ﺗﺮﻗﻰ اﻟﻰ اْﻟﻤﺠﺎهﺪة ﺑﺎﻻﻧﻔﺲ و ﺑﺎﻟﻠﺴﺎن آﻤﺎ ورد اﻋﻈﻢ اﻟﺠﻬﺎد آﻠﻤﺔ ﺣﻖ ﻋﻨﺪ ﺳﻠﻄﺎن ﺟﺎﺋﺮ. cihâdın‬‬ ‫‪meşakkati gibi hattâ daha da fazladır.‪[ Ya’nî: 1131 senesinin Zi’l-ka’de’sinin on ikisi‬ﻟﻠْﺨ ُوج . o nefis ve dil ile‬‬ ‫‪َ [En büyük cihâd.‪olsun. Bu şehirde münâfıklardan ve savaş muhâliflerinden oluşan bir‬‬ ‫‪gurup vardır.‪ (Tevbe‬ﻓﺎﺳْﺘﺎْذﻧﻮك ﻟﻠْﺨﺮوج …‪karşında hak söz söylemektir. ﻓﺎﺳْﺘﺎْذ ُﻮك‬ ‫َ َﻧ َ‬ ‫ُ‬ ‫َّ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫ﺗ‬ ‫. Ve hicretin meşakkati. Hicret en büyük cihâddır. ister mal ile. Ya’nî. ﻓﺎﻗْﻌﺪوا ﻣﻊ اْﻟﺨﺎﻟﻔﻴﻦ ﻓﻼ َﺎﺟﺔ اﻟﻰ ُﻀﻮرآﻢ‬ ‫ﺣ‬ ‫َ ُُ َ َ َ ِِ َ ﺣ‬ ‫و‬ ‫ّو‬ ‫ا‬ ‫ﻮ‬ ‫721‬ .‪ (Tevbe‬ﻓﺎنْ رﺟﻌﻚ اﷲ ِﻟﻰ َﺎﺋﻔﺔ ﻣﻨْﻬﻢْ :‪Çarşamba gecesinin seherinde şu âyet iki defa geldi‬‬ ‫َِ َ َ َ َ ُ ا ﻃ ِ َ ٍ ِ ُ‬ ‫‪ geri getirmek‬اﻟﺮﺟْﻊ ]…‪9/83) [Eğer Allah onlardan bir zümrenin yanına seni döndürürde‬‬ ‫ﱠ‬ ‫‪ma’nâsındadır. ﻓﻘﻞْ‬ ‫َُ‬ ‫ه‬ ‫ﻏ‬ ‫ِ ُﺮ ِ‬ ‫.‫ﻓﻰ اﻟﺴﺤﺮ اﻻﻋْﻠﻰ ﻣﻦ ﻟﻴﻠﺔ اﻻرﺑﻌﺎء اﻟﺜﺎﻧﻰ ﻋﺸﺮ ﻣﻦ ذى اﻟﻘﻌﺪة ﻣﻦ ﺳﻨﺔ 1311 وردتْ هﺬﻩ اﻻﻳﺔ ﻣ ّﺗﻴْﻦ‬ ‫ﺮ‬ ‫َ ََ‬ ‫َ‬ ‫ﱠَِ َ َ‬ ‫وهﻰ ﻗﻮﻟﻪ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻓﺎنْ رﺟﻌﻚ اﷲ اﻟﻰ ﻃﺎﺋﻔﺔ ﻣﻨْﻬﻢْ اﻟﺮﺟْﻊ ﺑﻤﻌﻨﻰ اﻟ ّد اى َ ّك اﷲ ﺑﺎﻟ ّﻼﻣﺔ واﻟ َﺎﻓﻴﺔ ﻣﻦ ﻏﺰْوة َﺒﻮك‬ ‫ﺗ‬ ‫َ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺴ‬ ‫رد‬ ‫ﺮ‬ ‫َِ َ َ َ َ ُ ِ َ ِ َ ٍ ِ ُ ﱠ‬ ‫اﻟﻰ اﻟﻤﺪﻳﻨﺔ اﻟﻤﺸ ّﻓﺔ وﻓﻴﻬﺎ ﻃﺎﺋﻔﺔ ﻣﻦ اﻟﻤﻨﺎﻓﻘﻴﻦ اﻟﻤﺘﺨﱢﻔﻴﻦ َﻦ اْﻟ َﺰو.اى اﻟﻰ َﺰوة وﻣﺠﺎ َﺪة اﺧﺮى. Sana malları ile yardım etmediler. اﻧﻜﻢْ ر ِﻴﺘﻢْ ﺑﺎْﻟﻘﻌﻮد اول ﻣﺮة. İster nefis ile‬‬ ‫ﺟﺎ ِﺪواْﻟﻤﺸْﺮآﻴﻦ ﺑﺎﻣْ َاِﻜﻢْ و اﻧْﻔﺴﻜﻢْ . ﻓﻤﻨﻌْﺘﻢ اﻧﻔ َﻜﻢ‬ ‫ﺴ‬ ‫ِ ﱠ ُ َﺿ ُ ِ ُ ُ ِ َ ﱠ َ َ ﱠ ٍ َ‬ ‫ﺼ‬ ‫ﻳ‬ ‫واﻣ َاﻟﻜﻢ وَﻋﺮﺿﺘﻢ ﻋﻦ اﻟﺤﻖ َاﻟﺤﻘﻰ َاﻗﺒﻠﺘﻢ اﻟﻰ اْﻟﺒﺎﻃﻞ واﻟﺒﺎﻃﻠﻰ. Ve seninle savaşa gitme‬‬ ‫‪konusunda ihtilâf etmişlerdir. Allah seni Tebük gazvesinden şerefli Medîne’ye selâmet ve‬‬ ‫‪âfiyetle geri getirdi.] şeklinde ifâde edildiği gibi‬‬ ‫َ َُ َ ِ ُ ُ ِ‬ ‫‪9/83) [Onlar sefere çıkmak için senden izin isterlerse…] Ya’nî savaş ve diğer‬‬ ‫ﻟﻦْ ﺗﺨْﺮﺟﻮا ﻣﻌﻰ اﺑﺪا اى ﻻﺗﺎذن ﻟﻬﻢ ﺑﺤﺎل وآﺬا ﻻ ﺗﻘﺒﻞ ﻣﻨﻬﻢ ﺷﻴﺌﺎ ﻣﻦ اْﻟﻤﺎل ﻓﺎن ﻣﻦ ]. ister her ikisi ile hepsi de cihâddır‬‬ ‫َ ه ُ ُ ِ ِ َ َِ ﻮ ﻟ ُ َ َ ُ ِ ُ‬ ‫‪şeklinde geldiği gibi… Mal ile mücâhedenin önce gelmesinin sebebi. zâlîm sultân‬ﻋﻈﻢ اﻟﺠﻬﺎد آﻠﻤﺔ ﺣﻖ ﻋﻨﺪ ُﻠﻄﺎن ﺟﺎﺋﺮ. Allâh’ın seni Dımaşk-ı Şâm’dan Rûm diyârına geri getirmesine işâret‬‬ ‫‪vardır. derece‬‬ ‫‪bakımından daha düşük olmasıdır.

hazır bulunsa da bulunmasa da infâk eden… İkinci kısım‬‬ ‫.ﻣﻌﻦ.‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫َ‬ ‫ﺌ ِ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻔ ﺮ‬ ‫ﻣ‬ ‫وﻟﻤﺎ ُﻟﻘﻴﺖ ﻋﻠﻰ هﺬﻩ اﻻﻳﺔ َاﻳﺖ ﻗﻤْﺼﺎ ًﺎ ﻣﻌّﻘﺔ ﻋﻠﻰ ﺧﺸﺐ َﻌﻀﻬﺎ ﻣﺘﻘ ﱢﻌﺔ ﻣﻦ ﺑ َهﺎ وﺧَﻘﻬﺎ و َﻌﻀﻬﺎ ﻣ َﺪ ّﺴﺔ‬ ‫ُﺘ ﻧ‬ ‫ﺑ‬ ‫َﻠ‬ ‫ِﻼ‬ ‫ﻄ‬ ‫ﺑ‬ ‫ر ُ ُ ﻧ ﻠ ً‬ ‫ّ‬ ‫ا‬ ‫ﻣﺘﻮ ّﺨﺔ وﻗّﺖ اﻟ ﱠﻄﻴ َﺔ ﻣﻨﻬﺎ وﻗﺪ َﻀﺮ َﻌﺾ َهﻞ اﻟ ّﻔﺎق ُﻨﺎك َﻘﻠﺖ ا ّﻬﺎ اْ َﺻﺤﺎب ﻻ َﻠﺘﻔﺘﻮا اﻟﻰ هﺬااْﻟ َﻤﻴﺺ .‫وآﺬا اهﻞ اْ ِﺧﻼص ﻗﺴﻤﺎن اﻻول ﻣﻦ ﺣﻀﺮ اوﻏﺎب واﻧﻔﻖ واﻟﺜﺎﻧﻰ َﻦ ﻟﻢ ﻳﺤﻀﺮ َﻟﻢ ﻳﻨﻔﻖ ﻟﻜﻮﻧﻪ‬ ‫و‬ ‫ﻣ‬ ‫َ َ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫ﱠ‬ ‫ِ‬ ‫ﻻ‬ ‫َ َ‬ ‫ُﺴﺘﻀْﻌ ًﺎ ﻓﻘﻴ ًا ﻓﺎن ﻟﻢ ﻳﺤﻀﺮ ﺑﻘﺎﻟﺒﻪ ﻓﻘﺪ َﻀﺮ ﺑﻘﻠﺒﻪ وان ﻟﻢ ﻳﻨﻔﻖ ﺷﻴ ًﺎ ﻻﻋْﻮازﻩ ﻓﻘﺪ اﻧﻔﻖ ﻣﻦ هﻤﺘﻪ وﺗﻮﺳﻊ ﻓﻰ دﻋﺎﺋﻪ. ودﺧﻠﻮا ﻧﺎراْﻟﺒﻌﺪ ﻣﻊ‬ ‫ُ‬ ‫ﺳ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫.‪kısımdır.‬ ‫ﻘ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻳ ﻻ‬ ‫ﻨ ه ﻓ‬ ‫ا‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻠ ﻨ ﻔ‬ ‫ﺳ‬ ‫ُﺸﻴ ًا اﻟﻰ ﻗﻤﻴﺺ ﻣﺘﺨ ّق ُﻌّﻖ هﻨﺎك ﻓﺎﻧﻪ ﻗﻤﻴﺺ هﺬااﻟ ّﺟﻞ اْﻟﻤﻨﺎﻓﻖ ﻣﻦ اﺗﺒﺎﻋﻰ ﻓﻬﺬﻩ اْﻻﻗْﻤﺼﺔ اﻗﻤﺼﺔ اﻟﻄﺮﻳﻘﺔ اﻟﺘﻰ‬ ‫ّ‬ ‫ِ‬ ‫َ‬ ‫ﺮ‬ ‫ُ‬ ‫ﺮ ﻣﻠ‬ ‫ﻣ ﺮ‬ ‫اﻟﺒﺴﻬﺎ اﻟ ّﻴﺦ ا ّﺎهﻢ ﺣﺘﻰ اذا هﺎﺟﺮ اﻟ ّﻴﺦ ﻣﻦ د َﺎرهﻢ اﻟﻰ دﻣﺸﻖ اﻟ ّﺎم ﺗﻐﻴﺮتْ َﺣْﻮاﻟﻬﻢ ﻓﻰ ﻣ ّة َﻠﻴﻠﺔ ﻓ ّﺮ ﻗﻮهﺎ‬ ‫ﺪ ﻗ َﺨ‬ ‫َّ ا‬ ‫ﺸ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺸ‬ ‫ّ‬ ‫ﺸ ﻳ‬ ‫ود ﱠﺴﻮهﺎ وﺧﻠﻌﻮهﺎ َﻨﻬﻢ ﻓﺒﻘﻮا ُﺮﻳﺎﻧﻴﻦ ﻟﻨﻔﺎﻗﻬﻢ ُﺮى اْﻟﻤﻨﺎﻓﻘﻴﻦ ﻋﻦ ﻟﺒﺎس اﻟ ّﺮﻳ َﺔ و َﻘﻄﻮا َﻦ َﻈﺮ اﷲ اى ر ّوا اﻟﻰ‬ ‫ُد‬ ‫ﻋ ﻧ‬ ‫ﺸ ﻌ ﺳ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻧ‬ ‫‪ [Ya’nî: Aynı şekilde ihlâs ehli de iki‬اﻟﺪاﺧﻠﻴﻦ ﻃﺒﺎﻋﻬﻢ اْﻻﺻْﻠﻴﺔ ﻓﻰ اﺳْﻔﻞ َﺎﻓﻠﻴﻦ.‪mazlûm ve zayîf bir durumda olduğu için hazır bulunmayan ve infâk etmeyenlerdir‬‬ ‫821‬ . Birinci kısım.

129 .

ihsânına muhtâcız Kârımız cürm ü hatâ. gufrânına muhtâcız Ger âşinâ ger yâda. burhânına muhtâcız Budur niyâz bizden. nikābını al yüzden Hakkı’yı kovma gözden. şeytân olur ne beşer Fark olmağa hayr u şer.Ve Lehû Yâ ze’l-cûdi ve’l-atâ. dermânına muhtâcız Şolkim dalâle düşer. lütfun çokdur ibâda Derd-nâkiz ziyâde. seyrânına muhtâcız Ve Lehû Ey aceb bilsem neden taşdı yine deryâ-yı feyz Zarf-ı harfe sığmaz oldu katre-i ma’nâ-yı feyz Kûh-i Kāf’a çıkdı mevc urdukda çün tûfân-ı Nûh Söylenir dillerde gerçi nâm ile sahrâ-yı feyz 130 .

elhamdülillâh Taşırdı kendini. birden bine eşyâ seçildi yine Bugün bahâr oldu.] Ve Lehû Esmâ yüze çıkdı. açıldı yine Bugün bahâr oldu elhamdülillâh Binden bire. elhamdülillâh 131 . aşk ile gönül Sermest olup yatur gülşende bülbül Bahârın kokusun götürdü sünbül Bugün bahâr oldu.Her sadefden ey gönül girmez ele dürr-i yetîm Bir mi bahr-i ilm içinde Hızr ile Mûsâ-yı feyz Huşk dillerden gül-i ter isteyen bilmez mikim Etmemişdir tâ ezel Hak anlara icrâ-yı feyz Hakkı’yâ yok zâhid-i ten-pervere andan nasîb Âşık-ı dil-teşnenindir belki cân-efzâ-yı feyz [25a.

likādır. kula Hak’dan nefes erişdi Bugün bahâr oldu elhamdülillâh [25b. Zîrâ bunlar. fenâ bulan. Ve her lezzet ve safâyı câmi’dir. vücûdun bâtını olan ervâh ve esrâra fenâ- 132 . Kezâlik. âlem-i tecerrütde râhat bulur. 55/26) [Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacaktır. Ve bunda ‫ﻋﻠﻰ‬ kelimesinden mefhûmdur ki. elümm hasret ü ekdâr. ol âlemde âşinâlarıyla müste’nis olur. Ve dünyâ da hâb âlem-i melekûte duhûl için olduğu gibi ki. rûh-i insânî.] Ya’nî. sûret-i âlem ve şebeh-i benî Âdem’dir.] َ ‫ُﱡ‬ Perşembe gecesi uyandıktan sonra Allah Teâlâ’nın şu âyeti vârid oldu: ْ‫آﻞ ﻣﻦ‬ ‫( ﻋﻠﻴْﻬﺎ ﻓﺎن‬Rahmân. Likā ise. arz-ı vücûdun zâhirleridir. insanın ٍ َ َ ََ hâb-ı memât ve bî-dâr olduğu hayât-ı tâze gibidir. gülşene sabâ Biçildi dirahta zümürrüd kabâ Ne mübârek demdir bu dem merhabâ Bugün bahâr oldu elhamdülillâh Temmehû Bâde-i muhabbet getirdi lâle Dürrler nisâr etdi gül üzre jâle İbret gözün açıp bakın bu hâle Bugün bahâr oldu. mü’mine tuhfedir. mevt-i tabîî veyâ fenâî dahi böyledir ki. elhamdülillâh Feyz ile dilmurâd üzre karışdı Hasret hasretiyle hele görüşdü Hakkı. Feemâ arz.Esmeye başladı. firkati dâfi’ ve râfi’. Zîrâ vesîle. Ve taalluki cesedden nâşî olan kedûrâtı def’ edip.

cesedin rûhdan huluvvünden. ‘‘Kādir’’ ismine dâirdir. Pes i’dâm ve îcâd dediklerinde. Zîrâ efnâ-i i’tibârîden murâd.] ona dâlldır. ٍ َ ‫ُﱠ َ ٍ َُﻓ‬ her ân bir yaratmadadır. Fenâ-i küllî bulsa. adem-i aslîye mülhak olup ma’nâ-yı tecellî abes gibi olur. Ve bir nesnenin bir mevtınden bir mevtıne intikālinden ademi lâzım gelmez. ma’dûma taalluk etmez. Fenâ dedikleri ma’nâyı ‫( آﻞ ﻳﻮْم هﻮ ِﻲ ﺷﺄْن‬Rahmân 55/29) [ O. El-hâsıl. Pes mevcûdâtın fenâ ve bekāsı. Zîrâ bekāda fenâ olmaz. Zîrâ kādir ismi. Yoksa hâllin vücûdu bâkî’dir. 50/15) ٍ َِ ٍ َ ِ ٍ َ ِ ُ َ [Doğrusu onlar yeniden yaratılış konusunda şüphe içindedirler. rûhun in’idâmı lâzım olmaz.Temmehû Suâl olunursa ki.] Münâfî velein süllime ‫( ﺑﻞْ هﻢْ ﻓﻰ ﻟﺒْﺲ ﻣﻦْ ﺧﻠْﻖ ﺟﺪﻳﺪ‬Kāf. ibkā-i vücûd-i aslîdir. Ya’nî tecellî-i İlâhî vücûdâtın bekāsını iktizâ eder. Nitekim ‫[ اﻟﻤﺆﻣﻨﻮن ﻻ ﻳﻤﻮﺗﻮن ﺑﻞ ﻳﻨﻘﻠﻮن ﻣﻦ دار اﻟﻰ دار‬Mü’mînler ölmezler.] Münâkızdır. adem dedikleri. bir yerden başka bir yere nakledilirler. 133 . îcâd asıldır ki mütaallakı ism-i kādir’dir. Belki mevcûde taalluk eder. Bilakis onlar. Ma’nâ-yı fenâ i’tibârîdir. Zîrâ rûhun etvâr-ı muhtelifede vücûdu birdir. Cevâb budur ki. Ya’nî. mahallin huluvvî i’tibâriyledir.

Bu cihetden bir hâlden bir hâle tehavvülden hâlî olmaz. Ya’nî. [27b. Ve bu bahsin zevkine erdin ise. ma’dûm’dur.Temmehû Ve abd’in ademinden maksûd. Ve asl-ı abd olan anâsır dahi mevcûddur. Ve kabre girmeden ağlamadan ْ‫وهﻮ ﻣﻌﻜﻢْ اﻳْﻨﻤﺎ آﻨْﺘﻢ‬ ُ ُ َ َ َ ََُ َ ُ َ (Hadîd. zâhir tecellînin şuûn üzerine yine ihtilâfîdir. 57/4) [Nerede olursanız O sizinle beraberdir. Mazlûlün bekāsıyla zıll dahi bâkî olduğu gibi. 40/16) [Bugün mülk ِ ‫ِ َ ِ ُ ُ َ َ ِّ ِ َ ِ ِ َ ﱠ‬ kimindir? Kahhâr olan tek Allâh’ındır. Belki sıfât ve ahvâli müteğayyir olur. mevcûd. ervâh-ı cüz’iye ve külliyenin rûh-i küllîye suverden tecerrüd ile ittisâlîdir. zâil olmaz. Ve fenâ içinde vücûd-i bâkî buldun.] hükmünden mefhûmdur ki.] Allah her şeyi bilen ve haberdâr olandır. Böyle olacak suver-i tecelliyâta nihâyet gelmez. Ve sâbit olan nesnenin zâtı. Onun için vahdet. ve aded. Suâl olunursa ki ‫( ﻟﻤﻦ اْﻟﻤﻠْﻚ اْﻟﻴﻮْم ﻟﻠﻪ اْﻟﻮاﺣﺪاْﻟﻘﻬﺎر‬Mü’mîn. Belki sûret-i mahsûsesi makhûrdur. vücûd-i abd dahi bâkî’dir. Binâ-i alâ-hâzâ. bi’l-külliye makhûredir. vücûdât. El-hâsıl: Mebde’ vücûd-i âlem ve vücûd-i Hak’dır. Ve vücûdât-i külliye ve cüz’iyye ilm-i kadîmde a’yân-ı sâbitedir. O her şeyi işitir ve görür. her mevtınde Hak ile kaldın. 134 . Rûh ise mevcûddur.] Temmehû Şunun kim cevherinde kābiliyyet sırrı muzmerdir Aceb pâkîze peykerdir aceb rûh-i musavverdir Gönül bir hâne-i billûrdur sun’-i ilâhîden Demâdem aks-i hurşîd-i tecellîden münevverdir. Ve vahdetin sırrı. Pes nice vücûd-i abd bâkî olur? Cevâb budur ki: Bu mertebeye kahr-ı vahdet derler. Zîrâ âlem bi’l-külliye makhûr değildir. rûh-i küllî ile ictimâ’dır.

Tecellî bulmağa sâfî gerekdir. [28a.Kitâb-ı bâtını zâhid yüzünden okumak bilmez.] Ve Lehû Bulupdur perveriş çil-sâl şol fağfûre benzer dil Değildir tab’-i unsurdan. anınçün nûra benzer dil Süleymân meşreb olmak şânına şâyestedir ammâ Nazar kılsın tevâzu’dan velâkin mûra benzer dil Görünmez zerrece zenb-i vücûdundan esrârın Ezelden tâ ebed her vech ile mağfûre benzer dil 135 . Bu sîne micmerinde dil ko yansın tütsün aşkıyla Meşâmm-ı câna misk-i ezfer ve hoş-bûy-i anberdir. hâtır-ı sâlik Ne yüzden görsün Allâh’ı ki mir’âtı mükedderdir. Bu zâhirdir ki ehl-i aşkın ilmi cümle ezberdir. Gehî fark u gehî cem’ içre Hakkî Hakkı seyr ile Ki bir yanın bi-hamdillâh bahr ü bir yanın berrdir.

Bu da (musallî) dir. ikinci at birinci atı izler arenada.Eğerçi dûzeh-i tab’ın civârında olur ammâ Çekilmiş çevresine cennetin bir sûra benzer dil Tenezzül eylemez bu esfel-i sâfilde dîhâre Uluvv-i himmetiyle fi’l-mesel dîhûre benzer dil Taallukdan tecerrüdden müberrâdır hakîkatde Bu Hakkı-veş ne nezdîk ü ne hod şol dûra benzer dil Hitâb-ı ‘‘Kum fe-enzir’’ den musallî-veş olup kāim Zamâne kavmine teblîğ ile me’mûre benzer dil [28b.] şeklinde ifâde edildiği gibi… Ya’nî ‫ﺑ‬ ‫ﻋ‬ nefsin bilinmesi asl. ‫ﻣﻦ‬ ‫[ ﻋﺮف ﻧﻔﺴﻪ َﺮف ر ﱠﻪ‬Nefsini bilen rabbini bilir. Bilinir olma bakımından Allah Teâlâ kulundan sonra gelir. Rabbin bilinmesi fer’dir ve ilkine tâbi’dir. Ya’nî. selâm edin. ﻣﻦ ﻋﺮف ﻧﻔﺴﻪ َﺮف‬ ‫ﻋ‬ َ ‫و‬ ‫َ ﻓ‬ ‫ﺗ ﻋ‬ ‫ﻤ‬ ‫و‬ ‫ر ﱠﻪ َﻌﻨﻰ ان َﻌﺮﻓﺔ اﻟ ﱠﻔﺲ َﺻﻞ و َﻌﺮﻓﺔ اﻟﺮب ﻓﺮع ﺗﺎﺑﻊ ﻟﻪ ﻓﻬﻮ اْﻟﻤﺼﻠﻰ وهﺬﻩ اﻟ ّﺼﻠﻴﺔ َﺮع ُﺟﻮد اﻟﻌﺒْﺪ ﻓﻰ اْﻟﻌﻴْﻦ‬ َ َ ‫ﻓ و‬ ‫ﺘ‬ َِ ّ ّ ‫ﻣ‬ ‫ﻨ ا‬ ‫ّﻣ‬ ‫ﺑ ﻳ‬ ‫اْﻟ َﺎرﺟﻰ ﺑﻞ ﻓﺮع َﺻْﻔﻪ َﻟﺬا ﺻ ّح ﺑﺎاﻧﺒﻮة ﻓﻰ ﻗﻮﻟﻪ ﻳﺼﻠﻮن َﻠﻰ اّﻨﺒﻰ ﻓﺎﻟﺘﺼْﻠﻴﺔ ﻋﻠﻴﻪ ﻓﻰ ﻣﻘﺎم ﻧﺒ ّﺗﻪ ا ّﺎ ﻟﺸﺮف‬ َ ‫ﻮ ِﻣ‬ ّ ‫ُ َّ ُ َ ﻋ َ ﻟ َ ﱢ‬ ‫ﺮ‬ ‫و‬ ‫و‬ ّ ‫ﺨ‬ ‫وﺻْﻒ اﻟﻨﺒﻮة واﻣﺎ ﻟﺜﻘﻞ اﻋﺒﺎء اﻟﻨﺒﻮة ﺑﺤﻴﺚ َﺤﺘﺎج اﻟﻰ اﻋﺎﻧﺔ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻣﻦ َﻴﺚ ﺧﺼ ُص اﻟﺮﺣْﻤﺔ واﻋﺎﻧﺔ اْﻟﻤﻼﺋﻜﺔ‬ ‫ﱠ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻳ‬ ّ ّ ّ َ ‫واﻟﻤﺆﻣﻨﻴﻦ ﻣﻦ ﺣﻴﺚ ا ّﻬﻢ َﻈﺎهﺮ اْﻟ ُﺪرة واْﻻﺳﻤﺎء ﺗﺘﻘ ّى ﺑﻌْﻀﻬﺎ ﺑ َﻌﺾ ﺑﻞ اﻻﺳﻢ اْﻻﻋﻈﻢ ُﻘﻴﻤﻪ اْﻻﺳﻤﺎء َﻣﻦ‬ ‫و‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺒ‬ َ ‫ﻮ‬ ‫ﻘ‬ ‫ﻧ ﻣ‬ ‫[ هﺬااْﻟﻤﻘﺎم اﻟ َﺳﻴﻠﺔ ﺑﺪﻋﺎء ا ّﺔ ﻓﺎﻋﻠﻢ ذﻟﻚ‬Ya’nî: Allah Teâlâ ‫َﺎءﻳ َﺎ اﱠﺬﻳﻦ ا َﻨ ُا َﻠ ﱡا ﻋﻠﻴْﻪ و ﺳﻠ ﱡﻮا ﺗﺴْﻠﻴ ًﺎ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻳ َ ﱡﻬ ﻟ َ ﻣ ﻮ ﺻ ﻮ َ َ ِ َ َ ِﻤ َ ِ ﻤ‬ (Ahzâb. Ve 136 .] ‫ﻗﺎل اﷲ ﺳﺒﺤﺎﻧﻪ ﻳﺎءﻳﻬﺎ اﻟﺬﻳﻦ اﻣﻨﻮا ﺻﻠﻮا ﻋﻠﻴْﻪ و ﺳﻠﻤﻮا ﺗﺴْﻠﻴﻤﺎ اﻋﻠﻢ ان ﺻﻠﻮة اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ و َﻠﻮة‬ ‫ﺻ‬ َ ّ ً ِ َ ُ ّ َ َ َ ِ َ َ ُ َّ ُ َ َ َ ‫َ َ ﱡ َ ﱠ‬ ِ َ ‫اْﻟﻤﻼﺋﻜﺔ و َﻠﻮة اْﻟﻤﺆﻣﻨﻴﻦ آﻞ ﻣﻨﻬﺎ ﻣﺤﻤﻮل ﻋﻠﻰ ﻣﻌﻨﻰ ﻏﻴﺮ ﻣﻌﻨﻰ اﻻﺧﺮ واﻟﻤﺼﻠﻰ ﺗﻠﻮ اﻟﻤﺠﻠﻰ ﻓﻰ اﻟﺤﻠﺒﺔ ﻳﻌﻨﻰ‬ َ َ ََ ِ ُ ّ ِ ّ َ ُ َ ّ ‫ﺻ‬ ‫اﻟﻔﺮش اﻟﺜﺎﻧﻰ اﻟﺬى ﻳﺘﻠﻮاﻻ ﱠل ﻓﻰ اْﻟ ِﻀﻤﺎر واﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ِﻠﻮ َﺒﺪﻩ ﻓﻰ آﻮﻧﻪ ﻣﻌْﺮو ًﺎ آﻤﺎ َرد. Allah Teâlâ’nın salâtı. “Musallî” den sonra “mücellî” gelir. 33/56) [Ey îmân edenler! Sizde ona salât edin. Bil ki. meleklerin salâtı ve mü’mînlerin salâtı hepsi de diğer ma’nâdan farklı bir ma’nâya hamledilir.] buyurdu.

اى ادﻋﻮﻧﻰ ﻋﻠﻰ اﻟْﺴﻨﺔ ﻋﺒﺎدى اْﻟﻤﺨﻠﺼﻴﻦ ﺑﺎﻟﻔﺘﺢ ﻓﺎن َﻋﻮﺗﻬﻢ‬ ‫ّ د‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫ُ ُ ِ َ َ ِ َُ‬ ‫ُﺴﺘﺠﺎﺑﺔ ﻟﻜﻮﻧﻬﺎ دﻋْﻮة ِﻠﺤﻖ ﺑﺎﻟﺤﻖ واﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ هﻮاﻟﻤﺠﻴﺐ ﻟﻨﻔﺴﻪ ﻗﻄ ًﺎ آﻤﺎ ﻗﺎل ﻟﻤﻦ اْﻟﻤﻠْﻚ اْﻟﻴﻮْم ِﻠﻪ اْﻟ َاﺣﺪ اْﻟﻘﻬﺎر ﻓﺎن‬ ‫ِ َ ِ ُ ُ َ َ ﻟ ِ ﻮ ِ ِ َ َّ ِ‬ ‫ﻌ‬ ‫ّ‬ ‫ﻟ ّ‬ ‫َ‬ ‫ﻣ‬ ‫731‬ .‫ﻗﺎل اﷲ ﺳﺒﺤﺎﻧﻪ ادْﻋﻮﻧﻲ اﺳْﺘﺠﺐْ ﻟﻜﻢْ.

138 .

susamıştım beni sulamadın.‪övgüyle şereflendirir ve bunun gibi… Allah Teâlâ isimlerinden her biri ile tecellî eder‬‬ ‫…‪El-Ganiyy ve el-Ehad isimleriyle zâhir olur.] buyurmuştur‬وﻇﻤﺄت ﻓﻠﻢ َﺴﻘﻨﻲ‬ ‫ﺗ‬ ‫‪Kim vazîfe kul içindir diye düşünürse sûrette gizli ve kapalı kalır. Muallim-i mürşîdin vazîfesi kulun vazîfesi‬‬ ‫ُﻌﺖ ﻓﻠﻢ ﺗﻄﻌﻤﻨﻲ ‪görünümünde Allah için yapılan bir vazîfedir. Sırrın sırrı ile en güzel‬‬ ‫. Namaz.‫واﻟﺤﺎﺻﻞ ان اﻟﺨﺪﻣﺔ ﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﺧﺪﻣﺔ واﺣﺪة ﺳﻮاء آﺎﻧﺖ ﺑﻼ واﺳﻄﺔ آﺎﻟ ّﻠﻮة واﻟ ّﻮم وﻧﺤﻮهﻤﺎ َو‬ ‫ا‬ ‫ﺼ َ ﺼ‬ ‫ّ‬ ‫ِﻮاﺳﻄﺔ آﺎﻃﻌﺎم اﻟﻔﻘﻴﺮ و َﻘﻰ اﻟﻤﺘﻌﻄﺶ وِﻟﺒﺎس اْﻟ َﺎرى َﺧﺪﻣﺔ اْﻟﻤﻌّﻢ اﻟ ُﺮ ِﺪ ﻓﺎﻧﻬﺎ ﺧﺪﻣﺔ ﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻓﻰ ُﻮرة ﺧﺪﻣﺔ‬ ‫ﺻ‬ ‫ﻠ ﻤ ﺷ‬ ‫ِ‬ ‫و‬ ‫ﻌ‬ ‫َا‬ ‫ﺳ‬ ‫ﺑ‬ ‫اْﻟ َﺒﺪ وﻟﺬا ﻗﺎل ﺗﻌﺎﻟﻰ ُﻌﺖ ﻓﻠﻢ ﺗﻄﻌﻤﻨﻰ وﻇﻤﺄت ﻓﻠﻢ َﺴﻘﻨﻰ وﻧﺤﻮ ذﻟﻚ ﻓﻤﻦ ﻇﻦ ان اﻟﺨﺪﻣﺔ ﻟﻠ َﺒﺪ ﺑﻘﻰ َﺤﺠﻮ ًﺎ‬ ‫ﻣ ﺑ‬ ‫ﻌ‬ ‫ّ ّ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻣﺤﺼﻮ ًا ﻋﻠﻰ اﻟ ّﻮرة وﻣﻦ ﻗﻄﻊ اﻧﻬﺎ ﷲ ﺟﺎوز اﻟﻰ اْﻟﻤﻌﻨ َ وﺗﺸﺮف ﺑﺎﻟﺴﺮ اﻟﺴﺮى اْﻻﺳْﻨﻰ وذﻟﻚ ان اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻣﺘﺠﻞ‬ ‫ّ‬ ‫ّ‬ ‫ّ َ ّ َ‬ ‫ﻰ َ ّ‬ ‫ﺼ‬ ‫ر‬ ‫ﺑﻜﻞ اﺳﻢ ﻣﻦ اﺳﻤﺎﺋﻪ َﻇﺎهﺮ ﺑﺎﺳﻤﻪ اْﻟﻐﻨﻰ ا َﺣﺪ آﻤﺎ ﻓﻰ اْﻻﻏﻨﻴﺎء واْﻟ ُﻠﻮك وﺑﺎﺳﻤﻪ اﻟﻤﺮﻳﺪ اﻟﺨﺎﻓﺾ آﻤﺎ ﻓﻰ اﻟ ﱠﻌﺎﻟﻴﻚ‬ ‫ﺼ‬ ‫َ ﻤ‬ ‫ّ ْﻻ‬ ‫و‬ ‫ﻓﺎﻟﻜﻞ ُﻮرة اْﻻﺳﻤﺎء اﻟﺠﻤﺎﻟﻴﺔ واﻟﺠﻼﻟﻴﺔ اْﻻﻟﻬﻴﺔ ﻓﺎﻳْﻨﻤﺎ ﺗﻮﻟ ﱡا ﻓﺜﻢ وﺟْﻪ اﷲ وﻟﻜﻦ ﻓﺮق ﺑﻴﻦ ﺧﺪﻣﺔ ﻣﻦ ﻇﻬﺮ ﻓﻴﻪ اﻟﺤﻖ‬ ‫ّ‬ ‫ََ َ َ ُ َ ﻮ َ َ ﱠ َ ُ ِ‬ ‫ّﺻ‬ ‫ﺑﻜﻞ اﺳﻤﺎﺋﻪ َهﻢ اﻟﻜ ّﻞ واﻟ َﻮاص وﻣﻦ ﻇﻬﺮ ﻓﻴﻪ ﺑ َﻌﻀﻬﺎ وهﻢ اﻟ ﱠﺎ ِﺼﻮن واﻟﻌ َام ﻓﺎﻟﺨﺪﻣﺔ اﻻوﻟﻰ هﻰ اﻟﺨﺪﻣﺔ اﻟ ﱠﺎﻣﺔ‬ ‫ﺘ‬ ‫َﻮ ّ‬ ‫ﻨﻗ‬ ‫ﺒ‬ ‫ّ‬ ‫ﺨ‬ ‫ﻤ‬ ‫و‬ ‫ﻟﻜﻮﻧﻬﺎ ﺧﺪﻣﺔ ً ﻟﻜﻠﻤﺎت اﷲ اﻟﺘﺎ ّﺎت َﻟﺬا ا ّﻟﻨﺎ اْﻟﻌﺒﺎدة ﻓﻰ اﻻﻳﺔ اْﻟﻤﺬآﻮرة ﺑﺨﺪﻣﺔ اْﻟﻌﺒﺎد اﻟﻤﺘﺸﺮﻓﻴﻦ ﺑﺴﺮ ﻗﻮﻟﻪ ﻓﺎدْﺧﻠﻲ ﻓﻲ‬ ‫َ ُِ‬ ‫ّ‬ ‫َﱠ‬ ‫َ‬ ‫ﻣ و و‬ ‫ﻋﺒﺎدي ﻓﺎن ﺧﺪﻣ َﻬﻢ وﻋﺒﺎدة اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﺧﺪﻣﺔ وﻋﺒﺎدة َاﺣﺪة ﻟﻈﻬﻮر اﻟﺤﻖ ﻓﻴﻬﻢ ﺑﺎﺳﻤﺎﺋﻪ آّﻬﺎ َﻟﺬا ﻗﺎﻟﻮاﻻﻣﺜﺎﻟﻬﻢ ان‬ ‫ّ‬ ‫ﻠ و‬ ‫ﱡ‬ ‫و‬ ‫ﺘ‬ ‫ّ‬ ‫َِ ِ‬ ‫ﻇﺎه َهﻢ َﻠْﻖ و َﺎﻃﻨﻬﻢ ﺣﻖ واﻟﻨ ُﺮ اﻟﻰ اﻟﺒﺎﻃﻦ واﻟ َﻌﻨﻰ ﻻ اﻟﻰ اﻟﻈﺎهﺮ واﻟﺼ ﱡرة ﻋﻠﻰ اﻧﺎ َﻘﻮل ان اﻟﻈﺎهﺮ داﺋﺮ ﻣﻊ‬ ‫ّ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﱠ‬ ‫ﻤ‬ ‫ّ ّﻈ‬ ‫ﺮ ﺧ ﺑ‬ ‫‪ [Ya’nî: Allah yolunda vazîfe birdir.‪ve celâlî ilâhî isimlerin sûretleridir‬‬ ‫َ َ َﻤ ُﻮ ﻮ َ َ ﱠ َ ُ ِ‬ ‫931‬ . oruç ve benzerleri gibi vâsıtasız‬اْﻟ َﺎﻃﻦ َوران‬ ‫د‬ ‫ﺒ‬ ‫‪olması veyâ fakîri doyurmak. Fakirlikte olduğu gibi… Hepsi de cemâlî‬‬ ‫‪ (Bakara. Bunun için Allah Teâlâ‬‬ ‫ﺟ‬ ‫. Zenginlerde ve mülklerde olduğu gibi‬‬ ‫‪Ve el-Mürîd.‪ [Ben açtım beni doyurmadın. 2/115) [Nereye‬ﻓﺎﻳْﻨ َﺎ ﺗ َﻟ ﱡا ﻓﺜﻢ وﺟْﻪ اﷲ . Kim de bunun Allah‬‬ ‫‪Teâlâ için olduğunu kesin olarak ifâde ederse ma’nâya geçer. el-Hâfîz isimleriyle zâhir olur. susamışa su vermek ve çıplak olanı giydirmek gibi‬‬ ‫‪vâsıtalı olması arasında fark yoktur.

140 .

‫ﻗﺎل ﺳﺒﺤﺎﻧﻪ اﻟﻢْ ﺗﻜﻦْ ارْض اﷲ واﺳﻌﺔ ً ﻓﺘﻬﺎﺟﺮوا ﻓﻴﻬﺎ اﻋﻠﻢ ان اْﻟﻬﺠﺮة ﻣﻦ ارض اﻟﻰ َرض ﺣﺎل ﻣﻦ‬ ‫ا‬ ‫َ َ ُ َ ُ ِ َ ِ َ َُ َ ِ ُ َ‬ ‫اﺣْﻮال اْﻟﻤﻬﺎ ِﺮ وﺗﻠﻚ اﻟﺤﺎل وﻧﺤﻮهﺎ اﻧﻤﺎ ﺗﺠﺮى ﺑﺘﺤﺮﻳﻚ اﷲ ﻻن اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ هﻮ ﻣﺮاة اﺣﻮال ﻋ َﺪﻩ ﻓﺘﺤﺮﻳﻜﻪ اﻳﺎﻩ َاﻗﺪارﻩ‬ ‫و‬ ‫ﺒ‬ ‫ّ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﻋﻠﻰ اﻟﺤﺮآﺔ ﻣﻦ َﻳﻦ اﻟﻰ اﻳﻦ اﻧﻤﺎ هﻮ ﻣﻦ ﺷﺆن اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻟﻜﻦ اﺳﻨﺪ اْﻟﻤﻬﺎﺟﺮة اﻟﻰ اْﻟ َﺒﺪ دﻓﻰ اﻟ ّﺎهﺮ ﻟﻤﺒﺎﺷﺮﺗﻪ ﻟﻬﺎ‬ ‫ﻈ‬ ‫ﻌ‬ ‫ا‬ ‫ﺑﺎْﻟﻔﻌﻞ. Allah Teâlâ‬اﻟﻤﺤ ّك اﻟﺤﻘﻴﻘﻰ‬ ‫ِ‬ ‫ﺮ‬ ‫َ َ ُ َ ُ ِ َ ِﻌ َ ُﻬ ﺟ و ﻬ‬ ‫‪Allâh’ın arzı geniş değil miydi? Orada hicret etseydiniz ya!] derler buyurdu. Bu makāmın mislinde açık ve gizli arasındaki fark olduğu için‬‬ ‫. Allâh’ın irâde ettiği şey. belli bir sebep olmadan husûle gelmediğinden iş‬‬ ‫…‪ona isnâd edilir. 4/97) [Melekler‬اﻟﻢْ ﺗﻜﻦْ ارْض اﷲ واﺳ َﺔ ً ﻓﺘ َﺎ ِﺮ ُا ﻓﻴ َﺎ . ﻋﻠﻰ ان ﻓﺮق ﺑﻴﻦ اﻟﻤﻜﺎ ِﻒ واﻟﻤﺤﺠﻮب ﻓﻰ ﻣﺜﻞ هﺬﻩ اﻟﻤﻘﺎم ﻻن اﻟﻤﻜﺎﺷﻒ ُﺴ ِﺪ اْﻻﻓﻌﺎل اﻟﻴﻪ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻓﻴﺮﻓﻊ اﷲ‬ ‫ﻳ ﻨ‬ ‫ّ‬ ‫ﺷ‬ ‫اﻟ َﺮج ﻋﻨﻪ وﻟﺬا ﻗﺎل وﻣﺎرﻣﻴْﺖ اذْ رﻣﻴْﺖ وﻟﻜﻦ اﷲ رﻣﻰ ﻓﺎ َﻨﺪ اﻟﺮﻣﻰ اﻟﻰ ذاﺗﻪ ﻣﻊ وﻗﻮﻋﻪ ﻣﻦ اﻟﻤﺤﻞ اﻟﻜﻴﺎﻧﻰ وﻗﺎل‬ ‫َ َ َ َ ِ َ َ َ ََ ِ ﱠ َ َ َ ﺳ‬ ‫ﺤ‬ ‫ﺳﺒْﺤﺎن اﻟ ِي اﺳْﺮى ﺑﻌﺒْﺪﻩ ﻓﻠﻢ ﻳﻘﻞ َﺮى َﺒ ُﻩ ﺑﺎ َﺎﻓﺔ اﻟﺴ َى اﻟﻴﻪ وا ّﺎ اﻟﻤﺤﺠﻮب ﻓﻴﻈﻦ ﻣﻦ ﻧﻔﺴﻪ ﺑﻌﺾ اﻟﺘﺄﺛﻴﺮ ﻓﻴﻘﻊ‬ ‫ّ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﱡﺮ‬ ‫ﺳ ﻋﺪ ﺿ‬ ‫ُ َ َ ﱠﺬ َ َ ِ َ ِ ِ‬ ‫ُﺮﺿﺔ ﻟﻠﻌ َﺎب و اْﻟ ِﻄﺎب ﻓﻠﻪ اﺧﺘﻴﺎر ﻓﻰ ﺟﺒﺮﻩ واﻣﺎ اْﻟﻤﻜﺎﺷﻒ ﻓﻠﻪ ﺟﺒﺮ ﻓﻰ اﺧﺘﻴﺎرﻩ َﺘﺪ ّﺮ ﻓﻰ اى اﻳْﻦ اﻧﺖ ﻣﻦ اﻻﺧﺘﻴﺎر‬ ‫ّ ٍ‬ ‫ﻓ ﺑ‬ ‫ﺨ‬ ‫ً ﺘ‬ ‫ﻋ‬ ‫َاْﻟﺠﺒﺮ وﻇ ّ ﺑﺎهﻞ اﷲ ﺧﻴ ًا ﻓﻰ ﺣﺮآﺎﺗﻬﻢ و َﻜﻨﺎﺗﻬﻢ ﻓﺠﻤﻠﺔ ﺷﺆﻧﻬﻢ ﺷﺆن ذاﺗ ّﺔ اﻟﻬﻴﺔ ﻓﻼ ﻳ ِﺮ ُن اﻻ ﻋﻠﻰ ﺗﺤﺮﻳﻚ‬ ‫ﺠ و ّ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﺮ‬ ‫ُﻦ‬ ‫و‬ ‫‪ (Nisâ. Çünkü Allah Teâlâ kulunun hâlinin‬‬ ‫‪aynasıdır. Bu sebeple kulunu herhangi bir yerden başka herhangi bir yere harekete‬‬ ‫‪geçirmesi ve onu bu işe muktedîr kılması Allah Teâlâ’nın yaratmasındandır. Lâkin‬‬ ‫‪hicret. Ve Allah zorluğu ortadan kaldırır‬‬ ‫]. Allah attı‬و َﺎرﻣﻴْﺖ إذْ رﻣﻴْﺖ وﻟﻜﻦ اﷲ َﻣ َ ‪Bunun için‬‬ ‫َﻣ َ َ َ ِ َ َ َ َ َ ِ ﱠ َ ر ﻰ‬ ‫141‬ . ﻓﺎﻟﻤﺤﻞ اﻟ َﻴﺎﻧﻰ واﻧﻪ ﻟﻢ ﻳﻜﻦ ﻟﻪ ﺗﺎﺛﻴﺮ ﻟﻜﻦ ﻟ ّﺬا آﺎن ﻣﻦ اْ َﺳﺒﺎب اﻟ ُﻌﻴﻨﺔ ﻟﺤﺼﻮل ﻣﺎارا َﻩ اﷲ ﻣﻨﻪ اﺳﻨﺪ اﻟﻴﻪ‬ ‫د‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻻ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻜ‬ ‫اْﻟﻔﻌﻞ. Varlık illetinin te’sîri‬‬ ‫‪olmasa da. Bil ki‬‬ ‫‪hicret. 8/17) [Attığında sen atmadın.‪ (Enfâl. Allâh’ın yol vermesi ile olur.‪Çünkü açık olan işleri Allah Teâlâ’ya isnâd eder. Bu ve‬‬ ‫‪benzeri bir hâl. muhâcirin herhangi bir durumda bir yerden diğer bir yere gitmesidir. bi’l-fiil o işi yapmasından dolayı zâhirde kula isnâd edilir.‪ [Ya’nî.

142 .

Çünki her te’sîr Hak’dandır kula Sen seni görme yürü Allâh’ı gör Nefsini ko Hakk ile gir bu yola Sen seni görme yürü Allâh’ı gör Esmese ger gülşene bâd-ı sabâ Âçılıp gonca olur muydu kabâ Ger kabâyile büründün ger abâ Sen seni görme yürü Allâh’ı gör Kimdürür bu cismi tahrîk eyleyen Kimdürür dilden ene’l-Hak söyleyen Ey bu deryâ-yı şühûdu boylayan Sen seni görme yürü Allâh’ı gör 143 .

Döne döne kul erer Mevlâsına Nokta-i vahdeti gözet etrâfı ko.] Ed-Devr Devr edip geldik cihân sahrâsına. Dönmeğe Hak kasdına sevdâsına İbtidâdır müntehâ-yı dâire. Girme hat-veş dâire arasına 144 .Âyine birdir dahi dîdâr bir Gerçi her sûretde vardır başka sır Enfüs ü âfâkda bir nûra er Senseni görme yürü Allâh’ı gör Hakkı’yâ âyînedir Hakk’a vücûd İdegör âyîneden Hakk’ı şühûd Fânîyi ko bâkîye eyle sücûd Sen seni görme yürü Allâh’ı gör [33a.

Pes bu halâs. Ve devr etmek. âlem-i melekûte urûc ve ol âlemden kalbe bi-lâ tekellüf ba’zı vâridât vusûlüdür. Ve eğer 145 . Ve illâ sâkıt olurlar. Nefisle hareket etmeyeler. muharrik-i hakîkînin tahrîki ile teharrik edeler. Münselih-i mezbûr ise kendinden bî-haber olmakla cemî’-i harekâtında ma’zûrdur. beşeriyyetten münselih olup.] ‫وﺟﺪ‬ Sûfiyye-i muhakkikîn indinde vecd. Hareket-i sâniyesi ki. ona dahi hâsıl ola. Mütevâcid ise.Kim ki düşdü kesretin girdâbına. Maa-hâzâ eflâkın harekâtı muharrikât ile dir ki. hisse mukārindir. Âlem-i vücûbda ise devr ve hareket yokdur. tevâcüdden ehasdır. harekât-ı mürtaiş gibi olur. âlem-i vücûbda seyirle olur. 21/33) [Her ُ َ َ ٍ ََ ِ ‫ُ ﱞ‬ biri bir yörüngede yüzmektedir. Zîrâ mütevâcid olan kimse vâcide taklîd eder. Zîrâ muharrikî Allûh’u Teâlâ’dır.] ve emsâli âyât ve âsârdan ahz olunmuşdur. El-hâsıl. Edeb budur ki. ‫33[ ﻓﺎﻳﻦ اﻟﺨﻠﻖ ﻣﻦ هﺬا‬b. vâcidin hareketi olası ki vecde mukārindir. Çünkü ol hâletden rücû’ ede ve beşeriyyete gele. taklîd-i sahîh olduğu sûretde dahi. Devr içinde er hüviyyet hâsına Ma’lûm ola ki. sûfiyyenin devr-i tevhîdi َ‫( آﻞ ﻓﻰ ﻓﻠﻚ ﻳﺴْﺒﺤﻮن‬Enbiyâ. belki cemî’-i harekâtda dahi tahrîk-i ilâhî gerekdir. Zîrâ mel’ab hasebindendir. Nefsinin ortada aslâ medhali yoktur. Bu sûretde harekâtı. Zîrâ eflâk ve edvârı havâdis ve ekvândandır. ol makūlelere harâm olur. nüfûs-i felekiyye dedikleridir. Velâkin mübtedî ve mütevassıt hâlîdir. Sırr-ı sûfî ise. ekvândan güzer etmedikçe noksândan halâs olmaz. Makbûledir. mine’l-evveli ile’l-âhiri harekâtında hatar üzerinedir. Tâ ki bir bahâne ile vâcide hâsıl olan hâl. nefsi ile hareketi terk eyleye ve illâ sâkıt olur. Ve devr-i tevhîd değil. Merdûdedir. Bu ma’nâya binâen ehl-i devr dahi gerekdir ki. Ve vâcidin hâli budur ki. Âkıbet daldı hatar deryâsına Halka-i eflâkı Hakkı kıl güzer.

taklîd-i fâsid ise cemî’-i ef’âl ve harekât-ı merdûd ve belki ona ol vecihle ruhsat verenler dahi merdûdlardır. Dendi ki: “Bu nübüvvet ağacıdır. İnançların bozulması ve akılların kesâdı yüzünden bu şekildedir. Pes eslem olan. Ve yolların yanıldılar ve hevâ-i nefse uyup. Ve îmân ağacının sûreti ile uzantılarının ve dallarının sûretinden başka bir şey kalmadı. Eğerçi. Tevhîdi dile getirme. Orası nübüvvetin temiz bahçesidir. devr u raksî umûmen ve husûsen terk etmekdir. şehâvât-ı tabî’iyye içinde kaldılar. ﻳﺎ اﺧﻰ ﻻ ﺗﻨﻈﺮ اﻟﻰ اﻳﺮاق هﺬﻩ اﻟﺸﺠﺮة ﻇﺎه ًا واﻧﻈﺮ ﺑﻨﻈﺮاﻟﺒﺎﻃﻦ اﻧﻬﺎ ﻳﺎ‬ ‫ﺮ‬ َ ‫ﻟﺒﺴﺖ ﻣﺮﺗﺤﻠﺔ اﻟﻰ ﺣﻴﺚ ﺟﺎﺋﺖ ﻓﺎﻧﻬﺎ ﺻﻮرة اﻟﻨﺒ ّة ﺑﻴﻦ اﻟﻨﺎس ﻓﺎﻋﺮف‬ ‫ﻮ‬ [ Ya’nî.] ‫ﺷﺠﺮة اﻟﻨﺒﻮة‬ ّ ّ َُ َ َ . ulûhiyyeti yüceltme ve rubûbiyete ihtirâm olan asıldan çıkıp geldi. ‫واﻟﻌﻴﺎذ ﺑﺎﷲ‬ [34a. Allah birkaç def’a seher vakti bana zâhirde yapraklı ve yeryüzünde hızla gezen bir ağaç gösterdi. Ve kıyâmen ve kuûden zikirle celvetiyye gibi cümle iktifâ eylemek gerekdir.” Dünyâdan kadîm makarrına ve atîk müstekarrına göç ediyor. zamâne cemî’-i turûk ehli sadedden bî-rûn oldular. Ma’nâ ve hakîkāt ile 146 .‫اراﻧﻰ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻓﻰ ﺑﻌْﺾ اْﻻﺳﺤﺎر ﺷﺠﺮة ﻣﻮرﻗﺔ ﻓﻰ اﻟﻈﺎهﺮ ﺗﻤﺸﻰ ﻋﻠﻰ وﺟﻪ اﻻرض ﺑ ٌﺮﻋﺔ ﻓﻘﻴﻞ ﻟﻰ‬ ‫ﺴ‬ ّ ِ ً َ َ َ ْ‫هﻰ ﺷﺠﺮة اﻟﻨﺒﻮة ﺗﺮﺗﺤﻞ ﻣﻦ اﻟ ّﻧﻴﺎ اﻟﻰ ﻣﻘ ّهﺎ اﻟﻘﺪﻳﻢ وﻣﺴﺘﻘ ﱢهﺎ اْﻟ َﺘﻴﻖ اّﺬى هﻮ اﻟ ّوﺿﺔ اْﻟﻤﻄ ﱠﺮة اﻟ ّﺒ ّﻳﺔ ﻓﻘﺪ اﻧﻘﻠﻌﺖ‬ َ ‫ﻬ ﻨﻮ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻟ‬ ‫ﺮ ﻌ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺪ‬ ‫َﻦ َﺻﻠﻬﺎ اﻟﺬى هﻰ آﻠﻤﺔ اﻟ ّﻮﺣﻴﺪ و َﻌﻈﻴﻢ اﻻﻟ ُهﻴﺔ و َﻮﻗﻴﺮ اﻟ ّﺑﻮﺑﻴﺔ وذﻟﻚ ﺑﻔﺴﺎد اْﻻﻋﺘﻘﺎدات وآﺴﺎد اﻟ ّﻤﺎﺋﺮ ﻓﻤﺎ‬ ‫ﻀ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺘ‬ ‫ﻋ ا‬ ‫ﺑﻘﻴﺖ اﻻ ﺻ ُرة ﺷﺠﺮة اﻻﻳﻤﺎن وﺻﻮرة ﻓﺮوﻋﻬﺎ ﺳﻌﻴﻬﺎ واﻧﺘﻘﻠﺖ ﺑﺎﻟﻤﻌﻨﻰ واﻟﺤﻘﻴﻘﺔ اﻟﻰ اْﻟﺒﻄﻮن واﺛﺮ ذﻟﻚ هﻮ اﻋﻤﺎل‬ ‫ّ ﻮ‬ ‫اﻟﻬﻮى واهﻤﺎل اﻟﺸﺮاﺋﻊ واﻟﻬﺪى وذﻟﻚ ﺑﺎﻟﻨﺴﺒﺔ اﻟﻰ اﻟﺮؤﺳﺎت واآﺜﺮ اﻟﻨﺎس وﻣﺎ ﺳﻠﻢ اﻻ اﻻﻗﻄﺎب اْﻟﺒﺎﻃﻨﻪ ﻓﺴﻴﺎﺗﻰ زﻣﺎن‬ ّ َ ّ ‫ﻳﻮارﻳﻬﻢ اﷲ وﻳﻨﺘﻘﻞ اﻟﺮوح ﻣﻦ اﻟﺠﺴﺪ و ﻳﻔﺎرﻗﻪ و ﻳﺮﺗﻔﻊ ﺻﻮرة اﻟﻤﺼﺤﻒ اﻳﺾ ﻓﻼ ﻳﺒْﻘﻰ اﻻاﻟﺤﻴﻮاﻧﺎت وﻣﻦ ﻓﻰ ﺣﻜﻤﻬﺎ‬ َ َ َ ‫ﱡ‬ ‫واﻟﻌﻴﺎذ ﺑﺎﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻣﻦ هﺘﻚ اﻟﺤﺮﻣﺎت. yemînen ve şimâlen temâyül ve tahavvülden mâ-adâ hareket etmeye illâ memnû’dur. Bunda dahi edeb budur ki.

meleğe tâbi’ olan da melektir. Allah Teâlâ ‫( إ ﱠﺎ ﺟﻌﻠْﻨﺎ اﻟﺸ َﺎ ِﻴﻦ أوْ ِﻴﺎء ﻟﱢﺬﻳﻦ ﻻﻳﺆْﻣ ُﻮن ﺑﺎْﻻﺧﺮة‬A’râf. Bu insanlar arasında nübüvvetin sûretidir. bil! [34b. Allâh’ın onları gizleyeceği zaman gelecektir.berâber içlere gitti. Bu şekilde onunla ayağı kayan da şeytân bir meliktir. وﻗﺪ ﻳﻜﻮن اﻟﻬﺪاﻳﺔ اﻟﺨﺎ ّﺔ ﺑﻼ َاﺳﻄﺔ ﻟﻜﻨﻬﺎ ﻧﺎدرة ﻟﻀﻌﻒ اْﻻﺳﺘﻌﺪات واﻧﻌﺪام اﻟﻘﺎﺑﻠﻴﺔ ﻟﻼﺧﺬ‬ ‫ﺻ َو‬ ‫ﻋﻦ اﷲ ﺑﻼ واﺳﻄﺔ ﻓﺎذاﻋﺮﻓﺖ هﺬا ﻓﺎﺟﻌﻞ اﻟﻤﻠﻚ اﻣﺎﻣﻚ ﺣﺘﻰ ﻳﻬﺪﻳﻚ اﻟﻰ اﻟﺠﻨﺔ واﻟ ّﺮور وﻣﻦ ذﻟﻚ اﻟﻨﺼﺮة ﻋﻠﻰ‬ ‫ﺴ‬ ‫[ اﻻﻋﺪاء‬Ya’nî. Çünkü şeytana tâbi’ olan şeytân. Tevessül konusunda hayırlı vesîlelerin olması gerekir. Geriye sâdece hayvanlar ve hayvan hükmündekiler kalır. Karanlıklardan nûra çıkmasıyla aslâ melek olmadı.] buyurdu.] ‫ﻗﺎل ااﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ و ﺳﺒﺤﺎﻧﻪ إﻧﺎ ﺟﻌﻠْﻨﺎ اﻟﺸﻴﺎﻃﻴﻦ أوْﻟﻴﺎء ﻟﻠﺬﻳﻦ ﻻﻳﺆﻣﻨﻮن ﺑﺎْﻻﺧﺮة ﻣﻦ هﺬاﻟﻤﻘﺎم ﻳﺆﺧﺬ ان ﷲ‬ ّ َ ِ َ ِ َ ِ َ ُ ِ ُْ َ ‫ﱠ َ ِ َ ِ َ ِﱢ‬ َ َ ‫ِﱠ‬ ‫ﺗﻌﺎﻟﻰ اذاا َاد ﺑَﻣﻴﺮ ﺧﻴ ًا ﺟﻌﻞ ﻟﻪ وزﻳﺮ ﺧﻴﺮ واذا اراد ﺑﻪ ﺳ ًا ﺟﻌﻞ ﻟﻪ وزﻳﺮ ﺳ ُء اى ﻓﻴﻬْﺪﻳﻪ وﻳﺪّﻪ ﻋﻠﻰ اﻟﺨﻴﺮ‬ ‫ﻟ‬ َ ‫ﻮ‬ ‫ﺆ‬ ‫ﺮ‬ ‫ر ﺎ‬ ‫ﺑﺎْﻻ ّل ﻻن ﻣﻠﻚ ﻓﻰ ﺻ ُرة اﻟﺒﺸﺮ و َﻦ اهﺘﺪى ﺑﻪ آﺎن ﻣِﻜﺎ ﻣَﻜﺎ اﻳﺾ و ُﻀّﻪ وﻳﺠ ّﻩ اﻟﻰ اﻟﺸﺮ ﺑﺎﻟﺜﺎﻧﻰ ﻻن ﺷﻴﻄﺎن‬ ّ ‫ﺮ‬ ‫ﻳ ﻠ‬ ‫ﻠ ﻠ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻮ‬ ّ ‫و‬ ‫ﻓﻰ ﺻ ُرة ْاﻟﺒﺸﺮ و َﻦ زل ﺑﻪ ﻗﺪ ُﻪ آﺎن ﻣِﻜﺎ ﺷﻴﻄﺎ ًﺎ ﻻن اﻟﺘّﺑﻊ ﻟﻠﺸﻴﻄﺎن ﺷﻴﻄﺎن آﻤﺎ ان اﻟ َﺎﺑﻊ ﻟﻠﻤَﻚ َﻠﻚ ﻓﻌﻞ اْﻟﻤﻠﻚ‬ َِ ‫ﻠ ﻣ‬ ‫ّ ﺘ‬ ‫ﺎ‬ ‫ﻧ‬ ‫َﻠ‬ ‫ﻣ‬ َّ ‫ﻣ‬ ‫ﻮ‬ ‫ان ﻳﺘﺤﺮى ﻣﻠﻜﺎ وﻟﻦ ﻳﻜﻮن ذﻟﻚ اﻟﻤﻠﻚ ﻣﻠﻜﺎ اﻻ ﺑﺎﻟﺨﺮوج ﻣﻦ اﻟ ّﻠﻤﺎت اﻟﻰ اﻟ ّﻮر وذﻟﻚ ﻓﻰ اْﻟﻐﺎﻟﺐ َﻮﻗﻮف ﻋﻠﻰ ﺻﺤﺒﺔ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻈ‬ ُ ّ ً ًَ ّ َ ‫ﻣﻦ هﻮ ﻓﻰ ﺣﻜﻢ اْﻟﻤﻠﻚ وهﻮ اﻟﺸﻴﺦ اْﻟﻬﺎدى اﻟﻰ اﷲ اﻟ ّاﻋﻰ ﺑﺎﷲ ﻻ ﺑﺎﻟﻨﻔﺲ وهﻮاهﺎ ﻓﺎن ﻣﻦ ﻟﻢْ ﻳﻜﻦ ﻟﻪ ﺷﻴﺦ ﻓﺸﻴْﺨﻪ ﺷﻴﻄﺎن‬ َ َ َ ّ ََ ّ ‫ﺪ‬ ‫ﻓﻼ ﺑﺪ ﻣﻦ اﻟﺘﻮﺳﻞ ﺑﺨﻴﺮ اﻟﻮﺳﺎﺋﻞ وﻗﺪ ﻏﻔﻞ ﻋﻦ ُﻠﻮك اﻟ ّﻣﺎن ورؤﺳﺎؤﻩ ﻓ َﻠ ﱡا ﺑﺎﻟﺘﺨﺎذ اْﻟﻤﻼ َﺪة ﺷﻴﻮ ًﺎ واﺿﻠ ﱡاﻻن‬ ‫ﻮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻀﻮ‬ ‫ﺰ‬ ‫ﻣ‬ ََ ّ ّ ّ ‫اﻟﻨﺎس ﻋﻠﻰ دﻳﻦ ﻣﻠﻮآﻬﻢ. İnançsız kimseleri kendilerine üstâd yaptıkları için yoldan çıkarlar ve yoldan çıkarırlar. Çünkü insanlar meliklerinin dinleri üzerine yaşarlar. Ya da onu yoldan çıkarır ve şerre sürükler. Ya’nî. ayrılır ve aynı şekilde mushâf sûretine yükselir. beşer sûretinde bir melektir. Ancak bu zayıf karakterli ve Allah’tan vâsıtasız bir şekilde alma konusunda kābiliyyet yoksunu olanlar için nâdir 147 . 7/27) [ ِ َ ِ َ ِ َ ‫ُ ِﻨ‬ َ ‫ﱠﻴ ﻃ َ ﻟ َ ِﻠ‬ َ َ ‫ِﻧ‬ Şüphesiz biz şeytanları îmân etmeyenlerin dostları kılmışızdır. ona doğru yolu ve hayrı gösterir. Bu da beşer sûretinde şeytândır. Şeyhi olmayan kimsenin şeyhi şeytândır. Derin kutuplar hâriç sâlim olan olmadı. Onun için şerr dilerse de ona hayırsız vezîr verir. Zamânın melikleri ve yöneticileri bundan habersizler. O kimse de nefsine ve hevâsına değil. Bu şekilde doğru yolu bulan melek bir melik olur. Allah bizi bu haramların perdesinden korusun! Ey kardeşim! Bu ağacın görünüşte yapraklı olmasına bakma! Derûnî nazar ile bak. Allah bir yönetici için hayır dilerse ona hayırlı bir vezîr verir. Bu çoğunlukla melek hükmündeki bir kimsenin dostluğuna bağlıdır. ona çağıran şeyhtir. O yaratıldığından beri merhaleler geçirmiştir. Bu durumdan alınmıştır ki. Melik. Allâh’a götüren. Çünkü o. Bu baştakilere ve insanların çoğuna göre böyledir. Hevânın kullanılması ve kânûnların ve hidâyetin ihmâli bunun eseridir. meleke komşu yaptı. Vâsıtasız bir şekilde de hidâyet olur. Rûh cesetten göç eder.

Sonuçta her inatçı zorba hüsrâna uğradı.‫[ هﻮ ﻋﻠﻴﻬﺎ ﻣﻦ ﻏﻴﺮ اﻋﺘﺮاض واﺿﻄﺮاب ﻓﺎن ﷲ ﻣﻠﻚ اﻟ ّﻤﻮات واﻻرض‬Ya’nî. sakın şeytanı önüne ‫ﺴ‬ alma! Seni ateşe ve şerrlere sürükler. Ki bunlar hakîkî îmân ehli kimselerdir. zayıfların kazanması için harp meydanına ve yakınına gelmelidirler. ‫َﺼﺮاﻟﻤﺴﻠﻤﻴﻦ‬ ‫ﻧ‬ dememiştir. 148 . îmânın aksine bir şeye ihtiyâç duymaz. 8/48) [Bugün ِ َ ِ َ ‫َﻏ ِ َ َ ُ ُ َ َ ِ َ ﻨ ِ ِ ّ ِ ﺟ ر َ ُ َ َﻤ َﺮ َ ِ ﻔﺌﺘ ن َ َ َ َﻠ‬ size insânlardan gālip gelecek kimse yoktur. Bedir günü ‫( ﻻ َﺎﻟﺐ ﻟﻜﻢ اْﻟﻴﻮْم ﻣﻦ اﻟ ّﺎس وإﻧﻲ َﺎ ٌﻟﻜﻢْ ﻓﻠ ﱠﺎ ﺗ َاءت اْﻟ ِ َ َﺎ ِ ﻧﻜﺺ ﻋ َﻰ ﻋﻘﺒﻴْﻪ‬Enfâl. وﻗﺪ ﻗﺎل اﺑﻮ َﻬﻞ اﻟﻠﻬﻢ اﻋﺰ اﻟ ّﻳﻦ اﻟﺬى‬ ‫ّ ﺪ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﺴ‬ ‫هﻮﺧﻴﺮ ﻋﻨﺪك ﻓﺪﻋﺎ ﻋﻠﻰ ﻧﻔﺴﻪ ﻣﻦ َﻴﺚ ﻻ َﺤﺘﺴﺐ وﻻ ﻳﺸﻌﺮ واﺳﺘﻔﺘﺤﻮا وﺧﺎب آﻞ ﺟ ّﺎر ﻋﻨﻴﺪ ﻓﺎن ﻗﻠﺖ ﻓﻜﺎن ﻋﻠﻰ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺣ‬ ‫اهﻞ اﻻﻳﻤﺎن اﻟﺤﻘﻴﻘﻰ اﻧﻪ ﻳﺤﻀﺮوا ﻣﻮاﻃﻦ اﻟﺤﺮب وﻧﺤﻮهﺎ ﻧﺼﺮة ﻟﻠ ّﻌﻔﺎء ﻗﻠﺖ اﻧﻬﻢ هﻢ اﻟ ّﻌﻔﺎء ﻓﻰ اﻟﺤﻘﻴﻘﺔ آﻤﺎ ورد‬ ‫ﻀ‬ ‫ً ﻀ‬ ‫اﻧﻜﻢ ﺗﻨﺼﺮون ﺑﻀﻌﻔﺎﺋﻜﻢ ﻟﻜﻨﻬﻢ ﺗﺎﺑﻌﻮن ﻻرادة اﷲ واذﻧﻪ ﻓﻼ ﻳﺘﺤﺮآﻮن ﺑﺎﻧﻔﺴﻬﻢ اﺻﻼ وﻳﻄﺎﻟﻌﻮن اﺣﻮال اﻟﻌﺎﻟﻢ ﻋﻠﻰ ﻣﺎ‬ ً . Çünkü o i’tikāddır. ‫[ و اﺧﺬل ﻣﻦ ﺧﺬل اﻟﻤﺴﻠﻤﻴﻦ‬Müslümanlığın bozulduğundan bozuldu. onun etrâfındakiler. Fakat iki taraf yüzyüze gelince gerisin geriye dönüp…] Ya’nî. İ’tikād ise ağacın aslı gibidir. geri kaldı ve yenildi. 30/47) َ ِ ‫آ َ َﻘ َ َ ﻨ َ ُ ُ ﻣ‬ ّ [Mü’mînlere yardım etmek ise üzerimiz de bir haktır. Eğer “Hakîki îmân ehli kimseler. Çünkü zâhirî İslâm. Bundan dolayı ârifler demişlerdir ki. Kim akîdesini karıştırır ve ulûhiyyetin yüceltilmesini gerektiren bir şeyle onu bozarsa.] buyurmuştur. arkasındakiler ve sancağı altındakiler de yenilir. Bunun için Allah Teâlâ ‫( و َﺎن ﺣ ًّﺎ ﻋﻠﻴْ َﺎ ﻧﺼْﺮ اْﻟﻤﺆْ ِﻨﻴﻦ‬Rûm. Ebu Cehil “Allâh’ım senin katında en hayırlı olan dîn’i yücelt!” dedi. Muhakkak bende size yardımcıyım demişti.” dersen. Düşünmeden ve hissetmeden kendi nefsi için duâ etti ve zafer istediler. Nefsi onu nefsine çağırır. sende onda olanın dışında bir şey yaratmaz. nefsini ve kendisi ile berâber olanları yenik duruma düşürür. İşte mağlûbiyyet ve hezîmet bundandır. Kumândan ve sancaktâr yenildiği zamân. Ben de derim ki.] kavlinde olduğu gibi. وﻣﻦ ذﻟﻚ اﻟﺨﺬﻻن واْﻻﻧﻬﺰام آﻤﺎ ﻗﺎل‬ ‫ﺸ‬ ّ ّ َّ ‫ﻳﻮم ﺑﺪر ﻻﻏﺎﻟﺐ ﻟﻜﻢ اْﻟﻴﻮْم ﻣﻦ اﻟ ّﺎ ِ وإﻧﻲ ﺟﺎ ٌﻟﻜﻢْ ﻓﻠﻤﺎ ﺗﺮاءت اْﻟﻔﺌﺘﺎن ﻧﻜﺺ ﻋﻠﻰ ﻋﻘﺒﻴْﻪ ﻳﻌﻨﻰ ﺗﺒ ّاء واﻧﻬﺰم ﻓﺎذا‬ ‫ﺮ‬ ِ َ ِ َ ََ َ َ َ ِ َ َ ِ ِ َ َ َ ‫َ َ ِ َ َ ُ ُ َ َ ِ َ ﻨ س ِ ّ ِ َ رَ ُ ََ ﱠ‬ ‫اﻧﻬﺰم اﻟﻘﺎﺋﺪ وﺻﺎﺣﺐ اﻟ ّاﻳﺔ اﻧﻬﺰم ﻣﻦ ﺣﻮﻟﻪ وﺧﻠﻔﻪ وﺗﺤﺖ َاﻳﺘﻪ وﻣﻦ هﻨﺎ ﻗﺎل اﻟﻌﺎرﻓﻮن ﻻﺑﺪ ﻟﻠ ّﺼﺮة َﻦ ُﻀﻮر َﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻣ ﺣ‬ ‫ّ ﻨ‬ ‫ر‬ َ ‫ﺮ‬ ‫َﺼﺮ اﻟﻴﻦ ﻓﻰ ﻇﺎهﺮﻩ وﺑﺎﻃﻨﻪ وهﻢ اهﻞ اْﻻﻳﻤﺎن اﻟﺤﻘﻴﻘﻰ وﻟﺬا ﻗﺎل ﺗﻌﺎﻟﻰ وآﺎن ﺣﻘﺎ ﻋﻠﻴْﻨﺎ ﻧﺼْﺮ اْﻟﻤﺆْﻣﻨﻴﻦ وﻟﻢ ﻳﻘﻞ‬ َ ِ ِ ُ ُ َ َ ََ ّ َ َ َ ًّ ‫ﻧ‬ ‫َﺼﺮاﻟﻤﺴﻠﻤﻴﻦ ﻻﻧﻪ اﻻﺳﻼم اﻟﻈﺎهﺮ ﻻ ﻳﻌﻨﻰ ﺷﻴﺌﺎ ﺑﺨﻼف اﻻﻳﻤﺎن ﻻﻧﻪ اﻋﺘﻘﺎد واﻻﻋﺘﻘﺎد آﺎﺻﻞ اﻟﺸﺠﺮة ﻓﻤﻦ اﺧﺘﻞ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﻋﻘﻴﺪﺗﻪ واﺧﻞ ﺑﺸﺊ ﻣ ّﺎ ﻳﻮ ِﺐ ﺗﻌﻈﻴﻢ اﻻﻟﻮهﻴﺔ ﻓﻘﺪ َﺬل ﻧﻔﺴﻪ وﺧﺬل ﻣﻦ َﻌﻪ وﺟﻌﻞ ﻧﻔ َﻪ داﻋ ًﺎ ﻋﻠﻰ ﻧﻔﺴﻪ ﻓﻰ ﻗﻮﻟﻪ و‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺴ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻤ ﺟ‬ ّ ‫اﺧﺬل ﻣﻦ ﺧﺬ اﻟﻤﺴﻠﻤﻴﻦ ﻓﺎﻓﻬﻢ هﺬااﻟ ّﺮ ﻓﺎﷲ ﻻﻳﺨﻠﻖ ﻓﻴﻚ اﻻ ﻣﺎﺷﺎﻟﺘﻪ ﻣﻨﻪ. zafer için zâhirde ve bâtında dine yardım eden kimselerin de hazır bulunması gerekir. Bu sırrı anla! Allah.‫واﻳﺎك ان ﺗﺠﻌﻞ اﻟﺸﻴﻄﺎن ﻗﺪ اﻣﻚ ﻓﺎن ﻳﺠﺮك اﻟﻰ اﻟﻨﺎر واﻟ ّﺮور.

‫( وﻟﻠﻪ ﺧﺰاﺋﻦ اﻟﺴﻤﻮات واْﻻرْض وﻟﻜﻦ اﻟﻤ َﺎﻓ ِﻴﻦ ﻻﻳﻔْ َﻬ ُن‬Münâfikûn. Yoksa vâsıtaya nazar etmez. Nitekim bu fakîre bilâd-i Rûmiyyeden Tekvur Dağı’nda iken vâki’ oldu. Pes bu sûretde. Zîrâ taayyün-i mezkûrun heykel-i tabîî ve nefs-i hayvâniyyesinin kedûrâtı. Buradan havâss dediler ki: ‘‘Sâlikin rızkı. cihet-i Hakk’a nâzırdır. Pes bu sûret de şeytân ve insan ve rahmân birbirinden mütemeyyiz ve müstesnâ olur. hazâin. Ve belki Allâh’u Teâlâ murâd edecek esmâ-i celâliyyesi mezâhirinden dahi eşyâ-i nâfi’a halk eder. Ve bundan fehm olundu ki.’’ Hep berâber ve birdir. Kesrle hazâne. Onun taâmı Yahûdi helvası’dır. ol rızıkla muğtezzî olan sâlike ba’zı tenezzülât zuhûr eder.] Vârid ola. işâret-i ilâhiyye vâki’ oldukda kabûl ve ekilden tehâşî[?] olundu. 63/7) [Göklerin ve ‫ِ ِ َ َ ِ ُ ﱠ َ َ ِ َ َ ِ َ َ ِ ّ ُﻨ ِﻘ َ َ ﻘ ﻮ‬ َ َ yerin hazîneleri Allâh’ındır. emvâl-i nefîse vaz’ ettikleri mahzendir. Ve zikrolunan sırr-ı azîmî fehm etmeyen erbâb. Burada hazâinden murâd. Zîrâ ârif-i billâh olan mûsıl-i rızk olan mebdeü’l-evvele nazar eder. ol şehirde ba’zı cebâbireden ba’zı mat’ûmât gelirdi. riyâyet-i bâtın ma’mûlün bih olmaktan sâkıd olur. hizâtenin cem’î dir. ziyâde tenezzülü dahi kābildir. emr-i zâhir üzerine cereyân edip mümteni’ olmak gerekdir. Ve kendi za’m-i fâsidî üzere bir kâr işledim sanıp. hakkı tazyîk etmek sadedinde olup münâfık defterine geçer. Allâh’u Teâlâ’nın esmâ-i cemâliyyesine mezâhir olan eşyâdır ki. işâret-i ilâhiyye ola. Zîrâ insân ziyâde terakkîye müstaidd olduğu gibi. Zîrâ vâsıtaya nazar etmek iki vecihledir: Biri taayyün-i hâricîsi cihetiyledir ki. Zîrâ ma’mûlün bih olsa. nâfi’ ismine nâzırlardır. Ya’nî. şeyâtîn-i cinnin habîselerinden beterdir. Zîrâ cümle-i sırr. ba’zı şeyâtîn-i ins ve habîsü’n-nefs beşer vardır ki. Bilmezki müzâyaka ehli olan yine 149 . Bu sûretde. mükâşifin nazarıdır. Meselâ.] Ma’lûm ola ki. ya insân elinden gelmiş veyâ şeytân elinden vâsıl olmuş. esmâ ve eşyâ birbirinden mümtâz olmaz. mahcûbun nazarıdır. Ve biri dahi taayyün-i bâtınesi cihetiyledir ki. halkı keser biçer. Ekl etme deyû. bir taayyün-i mahsûsdan vârid olan rızkı kabûl etmeye deyû. Meğer ki husûs üzerine men’ [36a. Ancak münâfıklar bunu anlamazlar. rûh-i ulvîyî tekdîr etmekle husûs-i sıfâtdan hicâb-i zâtî hâsıl olup. “Kayyûm” isminde dâhildir ki.

] Mecnûn-i mehabbet ne bilir Kays ile Leylî Birdir ana dehrin bu nehârı ile leyli Şâm içre Süreyyâ’yı gören dîdeye tahsîn Ya semt-i Yemen’den doğan ol necm-i Süheylî 150 .Özge eşyâ özge esmâdır cihân Serteser sırr-ı müsemmâdır cihân. Akl eli ol-bâbı feth etmek muhâl Halli güç muğlak muammâdır cihân Katre şeklinde görünür sûretâ Ma’nîde mevvâc dâmâdır cihân Rû-be-rûdur âdemiyle dâimâ Hem-çü Âdem Hakk’a îmâdur cihân On sekiz bin âleme eyle nazar Yûsuf-âsâ hûb-sîmâdur cihân Arş-i a’lâ Hakkı-ya üstündedür Hüccet-i Kur’ân ile mâdır cihân [37a.

21/3) [Kalpleri gaflette olarak ُُ ‫ﻴ ﻗ‬ dinlemesinler…] buyurdu.] ‫ﻗﺎل اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻻهﻴﺔ ً ﻗﻠﻮﺑﻬﻢْ اﻟﻠﻬﻮ ﺻﺮف اﻟﻬﻢ اﻟﻰ ﻣﺎ ﻻﻳﺤﺴﻦ ان ﻳﺼﺮف وﺑﺤﻮز ان ﻳﻜﻮن ﻣﻦ اﻟﻠﻬﻰ‬ َ ُ ّ ُ ُ ُُ َ ِ َ ‫ﻣﻦ ﻟ ِﻰ آﺴﻤﻊ وهﻮاﻟﺸﻐﻞ ﻋﻦ اﻟﺸﺊ ﻓﺎﻟﻤﺮاد ﺑﻠﻬﻰ اْﻟﻘﻠﻮب ان ﺗﺸﺘﻐﻞ ﻋﻦ اﻟﺸﺊ اﻟﻤ ّﻢ ﺑﻐﻴﺮﻩ وهﻮ اْﻟﻤﻌ ّﺮ ﻋﻨﻪ ﺑﺎْﻟ َﻔﻠﺔ‬ ‫ﻐ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻬ‬ َ ‫َﻬ‬ ‫ﻻن ﻗﻠﺐ اْﻟﻐﺎﻓﻞ ﻻ َﺤﻀﺮ ﻋﻨﺪ اﻟﺸﺊ اﻟﻤﻬ ّ اﻻﺧﺮوى ﺑﻞ َﻨﺴﺎﻩ وﻳﺬآﺮ اﻻﻣْﺮ اﻟﺪﻧﻴﻮى وﻧﺴْﻴﺎن اﻻﺧﺮة ﻧﺴْﻴﺎن اﻟﺤﻖ ﻓﺎن‬ ّ ِ ِ ّ ّ ‫ّ ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻳ‬ ‫اﻻﺧﺮة هﻮاﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ واﻟﺘﺎء ﻋﺎرﺿﺔ ﻻﺣﻘﺔ وﻣﻦ ﻓﺘﺢ اﻟ َﻴﻦ َدرك ان اﻟ ّﻧﻴﺎ ﻣﻦ اﻟ ّﻧﻮﻻن اﻟ َﻴﻦ اﻟﺨﺎرﺟﻰ ﻣﻦ اﻟﺘﺠﻠﻴﺎت‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺪ‬ ‫ّ ﺪ‬ ‫ﻌ ا‬ ‫اﻟ ّاﻧﻴﺔ اﻟ َﺮﺑﻴﺔ ﻟﻠﺤﺲ اذ َﻴﺲ َراءﻩ ﺗﺠﻞ ﻓﺎﻗﺮب اﻻﺷﻴﺎء ﻟﻠ ّﻬﻮد هﻰ اﻟ ّﺠﻠﻴﺎت اﻟﺤﺴ ّﺔ آﻤﺎ ان اﻗﺮب اْﻟﻤﺪ ِآﺎت ﺑﻜﺴﺮ‬ ‫ر‬ ّ ‫ّﻴ‬ ‫ﺘ‬ ‫ﺸ‬ ّ ‫ّ ﻟ و‬ ‫ﻘ‬ ‫ﺪ‬ ‫اﻟ ّاء هﻰ اْﻟﻤﺸﺎﻋﺮ واﻟﺤﻮا ّ وﻣﻦ هﻨﺎ ﻋﻠﻢ ﺳﺮ اﻟﻨﺰول اْﻻﻟﻬﻰ اﻟﻰ ﻣﺮﺗﺒﺔ اﻟﺤﺲ و ذﻟﻚ ﻟﻴﺪﻧﻮ ﻣﻦ اﻟ َﺒﺪ ﻓﻰ ﺗﻠﻚ اْﻟﻤﺮﺗﺒﺔ‬ َ ‫ﻌ‬ ّ َ ّ ّ ُِ ‫س‬ ِ َ ‫ﺮ‬ ‫ﻟ َﺴْﻬﻴﻞ اْﻻدراك ﻓﻜﺎن ذﻟﻚ ﺑﻤﻨْﺰﻟﺔ اﻟ ﱡﺤﺒﺔ اْﻟﺠﺴ َﺎﻧﻴﺔ واْﻻﺧﺬ ﻣﻨﻬﺎ ا َﺴﺮ َﻟﺬا ر ّﺢ ﺑﻌﺾ اﻟﻜﺒﺎر اﻟﺤﻮاس اﻟ ّﺎهﺮة‬ ‫ّ ﻈ‬ ‫ﻳ و َﺟ‬ ُ َ ‫ﻤ‬ ‫ﺼ‬ َ ‫ﺘ‬ ‫اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻗﺎل آﻨﺖ ﺳﻤﻌﻪ و َﺼﺮﻩ وﻟﻢ ﻋﻠﻰ اْﻟﻘﻮى اﻟﺒﺎﻃﻨﺔ ﻓﺎن ﻓﻴﻬﺎ ّﺮاْﻻﺧﺮﻳﺔ وﺟﻼء اْ َﻣﺮ ﻓﻮق اْﻟﻐﺎﻳﺔ واﻳﺾ ان‬ ّ ‫ﻻ‬ ‫ﺳ‬ ّ ‫ﺑ‬ ُ ‫[ ﻳﻘﻞ آﻨﺖ ﻋﻘﻠﻪ او ﻗﻠﺒﻪ‬Ya’nî. Çünkü gāfil kalp. Kalplerin ‫ ﻟ ِﻰ‬inden murâd. ‫ اﻻﺧﺮة‬Allâh’ın kendisidir. hisse yakın ve alçak ‫ﺪ‬ tecellîlerdendir. Aksine onu unutur ve dünyevî bir işi hatırlar. uhrevî mühim bir şeyin yanına varmaz. ondan başka mühim bir şeyle iştigāl ‫َﻬ‬ etmeleridir. ‘Tâ’ harfi ârızîdir ve sonradan girmiştir. hemm’i harcanması güzel olmayan yere harcamaktır. Hissî tecellîleri görmek için 151 . Allah Teâlâ ْ‫( ﻻه َﺔ ً ُﻠﻮﺑﻬﻢ‬Enbiyâ. Âhiretin unutulması ise gerçeğin unutulmasıdır. Öyleyse onun arkasında bir tecellî yoktur. Kim göz açarsa dünyâ’nın ‫ اﻟ ّﻧﻮ‬den geldiğini anlar.Hurşîdi gören zerreye eyler mi tenezzül Deryâ-yı muhîte erişen neyleye seyli Âh eylemesin âşık-ı bî-dil nice etsin Her gün başına başka olur mâtem ü veyli Kurtulmadı bu devr-i felek hûn-i şafakdan Çekmişdi eğerçi bu cihândan yedi zeyli Ser menzil-i maksûda erince reh-i Hakkı Çekti cesed ü cân ile zahmetleri hayli [37b. ‫ ﻟ ِﻰ‬den ‫ اﻟﻠﻬﻰ‬olması da câizdir. Bu gaflet ile ifâde edilir. ‫ ﺳﻤﻊ‬gibi… Bir şeyle meşgul olmak ‫َﻬ‬ ma’nâsınadır. Çünkü hâricî göz. Eğlence.

152 .

وﻟﻘﺪ ادرآﺖ ﻣﻦ‬ ُ ‫ﻋ‬ ‫َر‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻳ‬ ّ ‫َﺸﺎﻳﺨﻰ ﻣﻦ آﺎن َﻘﻮل َﻧﺎ اذآﺮ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ آﻞ َﻮم ﺳﺒﻌﻴﻦ َﻟﻒ ﻣ ّة ﻣﻊ ان ﻋﺎ َﺗﻪ اﻻﺷﺘﻐﺎل ﺑﺎﻟﺘﺄﻟﻴﻒ ﻓﻰ اآﺜﺮ َوْﻗﺎﺗﻪ‬ ‫ا‬ ‫ّ د‬ ‫ﺮ‬ ‫ا‬ ‫ﻳ‬ ‫ا‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻓﻜﻨﺖ اﺣْﻤﻞ ذﻟﻚ اْﻟﻌﺪد ﻋﻠﻰ ﻋﺪد اْﻻﻧﻔﺎس واﻟﺨﻮاﻃﺮ وﻗﺪْ زل ﻓﻰ هﺬااْﻟﻤﻘﺎم ﺑﻌﺾ ﻣﻦ ﻳ ّﻋﻰ اْﻟ َﻌﺮﻓﺔ ﻓﻘﺎل ﻻ ﻳﺨﻠﻮ اﺣﺪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺪ‬ َّ َ َ َ َ ‫َﻦ ﺗﻘْﺼﻴﺮ ﻣﺎ ﻓﺤﻤﻞ ﻧﻔﺴﻪ ﻋﻠﻰ اﻟﻄﻌْﻦ ﻓﻰ اْﻟﻜ ّﻞ ﺣﻴﺚ ﻻ ﻳﺸﻌﺮ وذﻟﻚ ان اهﻞ اﻟﺘﻜﻤﻴﻞ ﻻ ﻳﺘﺼ ّر ﻓﻴﻬﻢ اﻟﻨﻘﺼﺎن‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﱠ‬ َ ‫ﻋ‬ ‫َاﻟﺘﻘﺼﻴﺮ ﻻﻧﻬﻢ ﺑﻠﻐﻮا اﻟﻰ ﻏﺎﻳﺔ ﻻ ﻏﺎﻳﺔ وراءهﺎ واﻟﻤﺮء اﻧﻤﺎ ﻳﻨ َﺐ اﻟﻰ اﻟ ّﻘﺼﻴﺮ ﻓﻴﻤﺎ اذا ﺑﻠﻎ ًّا َﻮﻗﻪ ﺣﺪ ﻓﻘ ّﺮ ﻓﻰ‬ ‫ّ ﺼ‬ ‫ﺣﺪ ﻓ‬ ‫ﺘ‬ ‫ﺴ‬ ‫و‬ ‫اْﻟ ُﻠﻮغ اﻟﻴﻪ ﺣﺘﻰ َﺤﺼﻞ ﻟﻪ اﻟﻜﻤﺎل اﻟﻤﻄﻠﻖ ﺑﻌﺪ اﻟﻜﻤﺎل اْﻻ َﺎﻓﻰ وﻣﻦ هﻨﺎ َرد ﻣﺎﻋﺮﻓﻨﺎك ﺣﻖ ﻣﻌﺮﻓﺘﻚ اى ﺑﺤ َﺒﻚ‬ ‫ﺴ‬ ‫و‬ ّ ‫ﺿ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺒ‬ ‫[ وﺣﺴ ُﻪ ادراك ﺑﻜﻨﻪ‬Ya’nî. unutmuşluktan hatırlamaya. Kemâl ehli için noksanlık ve kusûr düşünülmez. Ya’nî. Bu da onun için kalıcı bir meleke olur. zulmetten nûra döndüğünde sürekli olarak devâm eder. Bu da onu idrâkten alıkoymaz. künhünü…[39a. Çünkü ancak daha ilerisi olan bir noktaya gelmiştir. ben bu adedi nefislerin ve düşüncelerin adedine hamlederim. Nefesleri zikir.] ‫وذﻟﻚ ﻟﻴﺲ ﺑﻤﻘﺪور ﻟﻠﺒﺸﺮ ﻓﻼ ﻳﻜﻠﻒ ﺑﻪ وﻟﺬا ﻗﺎل ﻻ ﻳﻜّﻒ اﷲ ﻧﻔْ ًﺎ اﻻ وﺳْﻌﻬﺎ ووﺳ ُﻪ هﻮ‬ ‫ﻌ‬ َ َ ُ ّ ِ ‫َ ُ َﻠ ُ ُ َ ﺴ‬ َ ّ ‫َﻌﺮﻓﺘﻪ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﺑ َﺴﺐ ﻧﻔﺴﻪ وﻃﻮْرﻩ اﻟﻌﻘﻠﻰ واﻟﻜﺸﻔﻰ ﻓﻴﻜﻮن اﻟﻤﻌﻨﻰ ﺣﻴﻨﺌﺬ َﺮﻓﻨﺎك ﺣﻖ ﻣﻌﺮﻓﺘﻚ اى ﺑﺤﺴﺒﻨﺎ وﺣﺴﺐ‬ َ ّ ‫ﻋ‬ ّ َ ‫ﺤ‬ ‫ﻣ‬ 153 . Bundan dolayı ‫ﻳﻨﺎم َﻴﻨﺎى وﻻ ﻳﻨﺎم ﻋﻴﻨﺎ ﻗﻠﺒﻰ‬ ‫ﻋ‬ [Gözlerim uyur. kalbim uyumaz. Kâmillerde. Ben şeyhlerimden öğrendim ki: ‘‘Kim ben Allâh’ı günde yedi bin defa zikr ediyorum derse.Temehû ‫واﻋﻠﻢ ان اﻟﻐﺎﻓﻞ اْﻟﻤﻄﻠﻖ ﻣﻊ ﻧﻔﺴﻪ اﺑﺪا واﻟﻐﺎﻓﻞ ﻓﻰ اﻟﺠﻤﻠﺔ ﻣﻊ ﻧﻔﺴﻪ ﻣﺮة وﻣﻊ رﺑﻪ اﺧﺮى ﻓﺎذا ﺗﺤ ّل اْﻟﻘﻠﺐ‬ ‫ﻮ‬ ّ َ ًّ َ ‫ﻣﻦ ﺻﻔﺔ اْﻟﻐﻔﻠﺔ اﻟﻰ ﺻﻔﺔ اْﻟﻴﻘﻈﺔ وﻣﻦ اﻟ ّﺴﻴﺎن اﻟﻰ اﻟ ّآﺮ وﻣﻦ اﻟ َﻴﺒﺔ اﻟﻰ اْﻟﺤﻀﻮر وﻣﻦ اﻟﻈﻠﻤﺔ اﻟﻰ اﻟﻨ ّر ﻓﺎن اﺳﺘﻤﺮ‬ ّ ِّ ‫ﻮ‬ ‫ﻐ‬ ‫ﺬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻋﻠﻰ ذﻟﻚ وآﺎن ﻟﻪ ﻣﻠﻜﺔ وﺻﻔﺔ راﺳﺨﺔ ﻓﻬﻮ َﻊ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻋﻠﻰ آﻞ ﺣﺎل ﻓ ُﻌﺪ اﻧﻔﺎ ُﻪ ذآ ًا و َﻮﻣﻪ ﻋ َﺎدة ﻻن ﻧﻮ َﻪ‬ ‫ّ ﻣ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻴ ّ ﺳ ﺮ ﻧ‬ ‫ﻣ‬ ً ً ‫ﺧﻴﺎﻟﻰ ﻟﻄﻴﻒ ﻻ ﻗﻠﺒﻰ آﺸﻴﻒ ﻓﻼ َﻌﻮﻗﻪ ﻋﻦ اْﻻدراك و َﻦ هﻨﺎ و َد. idrâkını. hesâbını. gafletin sıfatından yakazanın sıfatına. Böylece her hâlinde Allah Teâlâ ile berâber olur. Normal bir kişiye ise kusur atfedilir. topyekün ‫ﺒ‬ tekrâr nefsiyle berâberdir. ebediyen nefsi ile berâberdir.’’ Ma’rifet iddiâ edenlerin bir kısmı bu makāmdan düşmüşlerdir. Bil ki mutlak gāfil. Kemâl-i izâfîden sonra kemâl-i mutlaka ulaşıncaya kadar kendisine kusûr isnât edilir.] vârid olmuştur. gaybden huzûra. nefsinin üzerine ta’n yükleyen hiçbir kimse kusurlardan hâlî olmaz.] denmiştir. Ve bunu bütün vakitleri için meşgūliyet olarak âdet edinirse. Kalbî ve ağır olmaz. Ve sonra rabbiyle berâberdir. Çünkü onlar daha ilerisi olmayan bir yere ulaşmışlardır. ﻳﻨﺎم َﻴﻨﺎى وﻻ ﻳﻨﺎم ﻋﻴﻨﺎ ﻗﻠﺒﻰ. uykusu ibâdet kabûl edilir. Bundan dolayı ‫ﻣﺎﻋﺮﻓﻨﺎك ﺣﻖ ﻣﻌﺮﻓﺘﻚ‬ [Ma’rifetin hakkını sana bildirdik. Gāfil. Kalp. Çünkü uykusu hayâlî ve hafîf olur.

وآﺬا ارﺳﻠﻨﺎ ر ُﻞ اﻟﻔﻴﺾ واﻟﻮاردات ﻋﻠﻰ اﻟ ّﻌﺎﻗﺐ واﻟ ّﻮاﺻﻞ ﻟﺌﻼ ﻳﺨﻠﻮ ﺑﺎﻃﻦ اْﻟﻌﺎﻟﻢ ﻣﻦ‬ ‫ﺘ‬ ‫ﺘ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﺒ ﻤ‬ ‫ﺪ‬ ‫اﻟ ّﻟﻴﻞ اُﻤﺤﻴﻰ اْﻟﻤ ّﻮر اﻟ ُﻮ ِﻞ اﻟﻤﻨ ِﺬ اﻟ ُﺠﻴﺮ. ﻓﺎﻻ ّل ﻟﻈﺎهﺮ اﻟﻌﺎﻟﻢ واﻟﺜﺎﻧﻰ ﻟﺒﺎﻃﻨﻪ ﻻن اﻻﻧﺴﺎن اﻟﻜﺎﻣﻞ اﻟﺬى ﻳﺄﺧﺬ‬ ‫ّ‬ ‫و‬ ‫ﻘ ﻤ‬ ‫ﻤ ﺻ‬ ‫ُﻨ‬ ‫ِ‬ ‫ﺪ ْﻟ‬ ‫451‬ .‫ﻗﺎل اﷲ ﺟﻞ ﺟﻼﻟﻪ ﺛﻢ ارْﺳﻠْﻨﺎ رﺳﻠﻨﺎ ﺗﺘْﺮى اى ُﺘ َاﻟﻴﺔ ﻣﺘﺘﺎﺑﻌﺔ ﻟﺌﻼ ﻳﺨﻠﻮ ﻇﺎهﺮ اﻟﻌﺎﻟﻢ ﻣﻦ اْﻟﺒﺸ ِﺮ اﻟﻨﺬﻳﺮ‬ ‫ﻴ‬ ‫ً‬ ‫ﻣﻮ‬ ‫ُ ّ َ َ َ ُ َُ َ َ َ‬ ‫ﱠ َ‬ ‫اﻟﻬﺎدى اﻟ ّاﻋﻰ اﻟﻤﻨ ﱢﻪ اْﻟ ُﺜﻴﺮ.

155 .

Ne var ki bana vahy olunuyor…] buyuruyor. Bu durum kanının güzel kokması gibi hakîkatte bir kısım‬‬ ‫651‬ . 18/110) [Bende ancak sizin‬ﻗﻞْ اﻧ َﺎ ا َﺎ ﺑﺸﺮ ﻣﺜْﻠﻜﻢْ ﻳ ُﺣﻰ اﻟﻰ ‪ [Ya’nî: Allah Teâlâ‬وﺗﺎﺑﻊ‬ ‫ُ ِ ّﻤ َﻧ َ َ ٌ ِ ُ ُ ﻮ َ ِ َ ﱠ‬ ‫َ‬ ‫‪gibi bir insanım. Sûreten benzerliği ve‬‬ ‫‪hemcinsliği ifâde etmiştir.‫ﻗﺎل اﷲ ﺳﺒﺤﺎﻧﻪ ﻗﻞْ اﻧ َﺎ ا َﺎ ﺑﺸﺮ ﻣﺜْﻠﻜﻢْ ﻳ ُﺣﻰ اﻟﻰ اﺛﺒﺖ اْﻟﻤﺜﻠﻴﺔ واْﻟﻤﺠﺎﻧﺴﺔ ﻓﻰ اﻟ ّﻮرة وهﻮﻻ ﻳﻨﺎﻓﻰ‬ ‫ﺼ‬ ‫ِ ﱠ َ َ‬ ‫ُ ِ ّﻤ َﻧ َ َ ٌ ِ ُ ُ ﻮ َ ِ َ ﱠ َ‬ ‫اْﻻﻣﺘﻴﺎز ﺑﺒﻌْﺾ اﻻوﺻﺎف ﻓﻰ اﻟﺤﻘﻴﻘﺔ اﻣﺘﻴﺎز اْﻟﻤﺴﻚ ﻋﻦ اﻟ ّﻣﺎء ﺑﺎﻟﺨﺎ ّﺔ واﻟ ّاﻳﺤﺔ وﻟﺬا ﻗﺎل ﻳﻮﺣﻰ ِﻟﻰ اى ﻻ اﻟﻴﻜﻢ‬ ‫ُ َا ﱠ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺻ‬ ‫ﺪ‬ ‫َ‬ ‫َ‬ ‫ﻓﻴﻜﻮن ﺑﻴﻨﻨﺎ ﻓﺮق ﺑﻬﺬااْﻟ َﺣﻰ ﻓﺎن ﻗﻠﺖ ﻓﻘﺪ ﺛﺒﺖ ﺑﻬﺎذا ان ﻓﺮق ﺑﻴﻦ ﻓﺮد وﻓﺮد ﻣﻦ اْﻟﺒﺸﺮ ﻓﻤﺎ اﻟﻔﺮق ﺑﻴْﻦ اْﻟﻤﻠﻚ واْﻟﺒﺸﺮ َﻊ‬ ‫ﻣ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫ﻮ‬ ‫ان اْﻟﻤﻠﻚ ﻳﻮﺣﻰ اﻟﻴﻪ اﻳﺾ ﻗﻠﺖ اﻧﻤﺎ ﻳﻮﺣﻰ اﻟﻰ اْﻟﻤﻠﻚ ﻻن ﻳﻨﺰل ﺑﺎﻟﻮﺣﻰ اﻟﻰ اﻟﺒﺸﺮ ﻻ ﻻن ﻳﻌﻤﻞ ﺑﻪ ﻓﻬﻮ ﺣﺎﻣﻞ ﻟﺼﻮرﺗﻪ‬ ‫ُ‬ ‫َ‬ ‫ﱠ‬ ‫وﻧﻈﻤﻪ ﻻ ﻟﺤﻘﻴﻘﺘﻪ و َﻌﻨﺎﻩ وا ّﺎاﻟﺒﺸﺮ اﻟﻤﻮﺣﻰ اﻟﻴﻪ ﻓﻬﻮ ﺣﺎﻣﻞ ﻟﻜﻠﻴﻬﺎ ﻓﻴﻜﻮن َﻓﻀﻞ ﻣﻦ اﻟ َﻠﻚ اﻟﻤﻮﺣﻰ وﻟﺬا ﻗﺎﻟﻮااﻧﻪ‬ ‫ِ‬ ‫ﻤ ِ‬ ‫ا‬ ‫َ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻣ‬ ‫اﻟﺘﺮﻗﻰ ﺑﺎﻟﻌﻤﻞ ﻣﺨﺼﻮص ﺑﺎْﻟﺒﺸﺮ اذ ﻟﻴﺲ ﻟﻠﻤﻠﻚ اﺣﻜﺎم وﺗﻜﺎﻟﻴﻒ ﺑﻞ ﺗﺴﺒﻴﺢ ﺗﺤﻤﻴﺪ وﻧﺤﻮهﻤﺎ وﻣﻦ هﻨﺎ ﺣﻜﻰ اﷲ ﻋﻨﻬﻢ‬ ‫ُ‬ ‫ّ‬ ‫ﻗﻮﻟﻬﻢ وﻣﺎ ﻣ ّﺎ اﻻ ﻟﻪ ﻣﻘﺎم َﻌﻠﻮم اى ﻻ ﻧﺘﻌﺪاﻩ واﻣﺎ اﻟﺒﺸﺮ ﻓﺴﻴْﺮﻩ ﻓﻰ اﷲ ﻻ ﻳﻨﺘﻬﻰ اﺑ ًا وﻟﻪ اﻟﺘﺮﻗﻴﺎت ﻓﻰ اﻟﺪﻧﻴﺎ ﺑﺎﻟﻌﻠﻢ‬ ‫ّ‬ ‫ﺪ‬ ‫َ‬ ‫ّ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻨ ّ‬ ‫واﻟﻌﻤﻞ ﺟﻤﻴﻌﺎ ﻟﻤﺎ ﻳﻘﺘﻀﻴﻪ ﻧﺸﺄﺗﻪ اﻟﺠﺎﻣﻌﺔ ﻻن ﻟﻪ اﻻﺳﻤﺎء آﻠﻬﺎ ﻣﻦ ﺣﻴﺚ ﻃﺒﻴﻌﺘﻪ اﻟ ُﻨﺼﺮﻳﺔ وهﻴﺌﺔ اﻟﺮوﺣﺎﻧﻴﺔ ﻓﺎذا آﺎن‬ ‫ﻌ‬ ‫ّ‬ ‫ً‬ ‫اﻓﻀﻞ ﻣﻦ اﻟﻤﻠﻚ اﻟﺬى هﻮ ﻣﻦ اﻟ ّﻮر آﺎن اﻓﻀﻞ ﻣﻤﺎ َﺪاﻩ ﺑﻄﺮﻳﻖ ا َوﻟﻰ ﻓﻬﻮ اﻻﺳﻢ اﻻﻋﻈﻢ اﻻﺻﻞ وﻣﺎ ﻋﺪاﻩ ﻓﺮع ﻟﻪ‬ ‫ﻻ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻨ‬ ‫‪ (Kehf.

Ve Lehû Kâmil insân reşk eyler melek Kande Âdem kande ervâh-ı felek Vâiz-i şehrin çü yokdur mâyesi Âna düşmez ilm-i hikmet söylemek Rûz-i aşka ermek istersen eğer Zâhidâ her şeb gerekdir gam yemek 157 .

] 158 . mezhebi mihr u muhabbetdir Velâkin mâsivâya meylden ma’sûmdur gönlüm Müessir bilmeğe ilm-i eser kâfî değil midir? Kalemden levhden dilden kamû ma’lûmdur gönlüm Çû aşkın muktezâsı ibtilâ vü derd ü mihnetdir Ciğer pür-hûn ve göz ceyhûn ve hem mağmûmdur gönlüm Eğerçi sûretâ ârâm-gâhım Şâm’dır Hakkı Velâkin fi’l-hakîka cânişîn-i Rûm’dur gönlüm [41b.Gamdürür sermâye-i erbâb-ı dil Gerçi harc olur erir gamdan yürek Hakkı’yâ tevhîde er şirki bırak Bu vücûdû sanma ola müşterek Ve Lehû Muhabbet âteşinde nerm olup çün mûmdur gönlüm Ziyâ-i ma’neviyle lâzım ü melzûmdur gönlüm Eğerçi dîni sabvet.

Eseri rûha yükselir. 80/32) َ ‫ﻓ‬ ّ ‫ُ ﺒ‬ ‫َﺘ ﻋ َ ُ َ ِ ﻌ ِﻜ‬ َ [Sizin ve davarlarınızın yararlanması için. Bir kısmı da. hayvanlar için de yemdir. onların hicâbının çokluğu için hass hükmünde olup. meyveler. Şerîatte mübâh olsa da. Kendisi ve ilâhî tecellîler arasında bir perde olur. ‫ ﻟﻜﻢ‬sözü insân rûhlarına bir hitâptır. bitkiler. rûh ve cesettir. Sözü geçen bu şeylerin bir kısmı onların hicâbının azlığı için hass hükmünde rûhlar için gıdâdır. fetvânın emrinden üstün olur. Böylece şunu bil ki.‫ﻗﺎل ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻣﺘﺎﻋﺎ ﻟﻜﻢْ وﻻﻧْﻌﺎﻣﻜﻢْ. çayırlıklardan sözü geçenler sizin için varlık ve besin maddesi. bunları yemedi. rûhun huzur ve müşâhede mahalline çıkmasını sağlayan inceliği bakımındandır. اى ﺑﺎﻟ ّﺒﺎت او ﺑﺎﻟ ِﺮاب ﻗﺎل َهﻞ اﻟ ّﻔﺴﻴﺮ ان اﻻ ّل ﺣﻘﻴﻘ ٌ ﻻن اﻟ ُﻨﺒﺖ هﻮ اﷲ‬ ‫ّ و َ ﺔ ّ ﻤ‬ ‫ﺘ‬ ‫ا‬ ‫ﻜ‬ ‫ﻨ‬ ًّ َ َ َ َ َ َ ‫ُ ﱠ‬ ‫ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻓﺎﺳﻨﺎد اﻟﺸﻖ اﻟﻴﻪ ﺣﻘﻴﻘﺔ واﻟﺜﺎﻧﻰ ﻣﺠﺎز ﻻن اﻟ ِﺮاب وهﻮ اﺛﺎرة اْﻻرض َﻗﻠﺒﻬﺎ ﻟﻠﺤﺮاﺋﺔ ﺻﻔﺔ اْﻟﻜﺎ ِب واﻟﺤﺎرث‬ ‫ر‬ ‫و‬ ‫ﻜ‬ ّ ‫ُون اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ َهﻮ ﻓﻰ ﻣﺸﺮب اﻟﻘﻮم ﺣﻘﻴﻘﺔ اﻳﺾ ﻓﻴﻜﻮن ﻣﻦ ﻗﺒﻴﻞ ﻗﻮﻟﻪ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﺣﺘﻰ ﻧﻌْﻠﻢ. Ey insân! Tahıl. ya’nî heykel doğal mîzâcın ve hayvânî kanın eseridir.a. hayvânî nefisler için gıdâdır. Sonra Allah dostları da mübâh ve helâl olan her şeyi yemekten çekinmişlerdir. zeytin. ْ‫ وﻟﺎﻧْﻌﺎﻣﻜﻢ‬sözü de aynı şekilde ona hitâptır. Vücud. ﻇﺎهﺮﻩ ان ﺑﻌﺾ اْﻟﻤﺬآﻮ َات ﻣﻦ اﻟﺤﺐ واﻟﻌ َﺐ واﻟﻘﻀﺐ واﻟ ﱠﻳﺘﻮن‬ ‫ﺰ‬ ‫َ ّ ِﻨ‬ ‫ر‬ ّ ُ ِ َ ِ َ ُ َ ً ََ َ ‫واﻟﻨﺤﻞ واﻟﺤﺪﺋﻖ واﻟﻔﺎآﻬﺔ واﻻب ﻣﺘﺎع وﻃﻌﺎم ﻟﻜﻢ ا ّﻬﺎاﻻﻧﺴﺎن و َﻌﻀﻬﺎ ﻋَﻒ ﻟﺪوا ّﻜﻢ. bahçeler.‫[ اﻟﻤﺸْﺘ ِﺤﺎت ﻓﺎﻟﺘﻘْﻮى َﻮْق اﻣﺮ اْﻟﻔﺘْﻮى ﻓﺎﻋﻠﻢ ذﻟﻚ‬Ya’nî: Allah Teâlâ ْ‫( ﻣ َﺎ ًﺎ ﻟﻜﻢْ وﻻﻧْ َﺎﻣ ُﻢ‬Abese. وﻻ ﺷﻚ ان اﷲ ﻋﺎِﻢ ﻗﺒﻞ‬ ‫ﻟ‬ ّ َ َ َ ‫َﱠ‬ ‫و‬ ‫د‬ ‫اْﻻﺑﺘﻼء و َﻌﺪﻩ ﺑﺤﺴﺐ ﻣﻘﺎم اْﻟ َﻤﻊ ﺑﺨﻼف اْﻟ َﺒﺪ ﻓﺎﻧﻪ َهﻞ اْﻟﻔﺮق ﻓﻼ َﻌﻠﻢ اﻻ َﻌﺪ اﻟ ّﺠﺮﺑﺔ وآﺬا ﺷﻖ اﻻرض اﻧﻤﺎ هﻮ‬ ّ ‫ّﺑ ﺘ‬ ‫ﻳ‬ ‫ا‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺠ‬ ‫ﺑ‬ 159 . İnsan ise. ilâhî nefesin eseridir. gaybet ve hicâb konumuna inmesine sebep olan yoğunluğu/kesâfeti bakımındandır. müştebihâtın hükmü ve takvâ. insânî rûh için gıdâ olmaz. Rûh.v)’in nasıl kertenkele ve benzerlerine yine bir kısım yeşilliklere başkaları için ruhsat verip kendisinin azîmet ile amel ettiğini bilmiyor musun? Ya’nî o. Bunların hepsi de hayvânî nefis için gıdâ olur. Resûlullâh (s.] buyurdu. İlki. Vârislerinden kâmil olanlar da onu tâkip ettiler. Bâtını şudur ki. üzüm. [42a. ُ ِ َ ََِ hayvânîdir. Zâhiri şudur ki.] ‫ﻗﺎل ﺗﻌﺎﻟﻰ ﺛﻢ ﺷﻘﻘْﻨﺎ اْﻻرْض ﺷﻘﺎ. İkincisi de. Hayvanların nefisleri. hurma. Çünkü havâss-ı reddiye tabîat ile birleşir. وﺑﺎﻃﻨﻪ ان ﻗﻮﻟﻪ ﻟﻜﻢ ﺧﻄﺎب‬ ّ ‫ﺑ‬ ‫ﻠ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻳ‬ ّ َ ‫ﻟﻼرواح اﻻﻧﺴﺎﻧﻴﺔ وﻻﻧﻌﺎﻣﻜﻢ ﺧﻄﺎ ٌ ﻟﻬﺎ اﻳﺾ واﻻﻧﻌﺎﻣﻜﻢ ﻧﻔﻮ ُﻬﺎ اﻟﺤﻴﻮاﻧﻴﺔ ﻓﺎن اﻻﻧﺴﺎن ُوح و َﺴﺪ واﻟ ّوح هﻮ اﺛﺮ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺟ‬ ‫ر‬ ّ ‫ﺳ‬ ‫ب‬ ‫اﻟ ّﻔﺦ اﻻﻟﻬﻰ واْﻟ َﺴﺪ اى اﻟﻬﻴﻜﻞ هﻮ اﺛﺮ اﻟﻤﺰاج اﻟﻄﺒﻴﻌﻰ واﻟ ﱠم اﻟﺤ َﻮاﻧﻰ ﻓﺘﻠﻚ اﻻﺷﻴﺎء اْﻟﻤﺬآﻮرة َﻌﻀﻬﺎ ﻏﺪاء ﻟﻼرواح‬ ‫ﺑ‬ ّ ‫ﻴ‬ ‫ّ ﺪ‬ ‫ّ ﺠ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﺑﺤﻜﻢ اﻟﺨﺎﺻﻴﺔ ﻟﻘﻠﺔ ﺣﺠﺎﺑﻴﺘﻬﺎ و َﻌﻀﻬﺎ ﻏﺪاء ﻟﻠﻨﻔﻮس اﻟﺤﻴﻮاﻧﻴﺔ ﺑﺤﻜﻢ اﻟﺨﺎﺻﻴﺔ اﻳﺾ ﻟﻜﺜﺮة ﺣﺠﺎﺑ ّﺘﻬﺎ ﻓﻴﻜﻮن اﻻول‬ ‫ﱠ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺑﺤﺴﺐ ﻟﻄﺎﻓﺘﻪ ﺳﺒﺒﺎ ﻟﺘﺮﻗﻰ اﻟﺮوح اﻟﻰ ﻣﺤﻞ اﻟﺤ ُﻮر واْﻟﻤﺸﺎهﺪة واﻟﺜﺎﻧﻰ ﺑﺤﺴﺐ آﺜﺎﻓﺘﻪ َﺒ ًﺎ ﻟﺘﻨ ّﻟﻪ اﻟﻰ ﻣﻮﺿﻊ اﻟﻐﻴﺒﺔ‬ ‫ﺳﺒ ﺰ‬ ‫ّ ﻀ‬ ّ ًَ ‫واﻟﺤﺠﺎب ﻓﻜﻞ ﻣﺎﻳﻜﻮن ﻏﺪاء ﻟﻠ ّﻔﺲ اﻟﺤﻴﻮاﻧﻴﺔ ﻻﻳﻜﻮن ﻏﺪاء ﻟﻠ ﱡوح اْﻻﻧﺴﺎﻧﻰ وان آﺎن ﻣﺒﺎ ًﺎ ﻓﻰ اﻟ ّﺮع وﻣﻦ ﺛﻢ اﻣﺘﻨﻊ‬ ‫ﺸ‬ ‫ﺣ‬ ّ ‫ﺮ‬ ‫ﻨ‬ ّ ‫َهﻞ اﷲ ﻣﻦ اآﻞ آﻞ ُﺒﺎح وﺣﻼل اﻻﺗﺮى اﻟﻰ رﺳﻮل اﷲ َﻠﻰ اﷲ ﻋﻠﻴﻪ وﺳﻠﻢ َﻴﻒ َ ﱠﺺ اﻟﻀﺐ وﻧﺤﻮﻩ وآﺬا‬ ّ ‫آ رﺧ‬ ‫ﺻ‬ ‫ﻣ‬ ‫ا‬ ‫َﻌﺾ اﻟ ُﻘﻮل ﻟﻐﻴﺮﻩ وﻋﻤﻞ ﺑﺎﻟﻌﺰﻳﻤﺔ ﻓﻰ ﺣﻖ َﻔﺴﻪ اى ﻓﻠﻢ ﻳﺄآﻞ ذﻟﻚ ﻓﺘ ِﻌﻪ ﻓﻴﻪ آ ّﻞ و َﺛﺘﻪ ﻋﻤﻼ ﺑﺎْ َﺣﻮط َاْﻻﺣﺮى‬ ‫و‬ ‫ً ﻻ‬ ‫ﻤ ر‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻻن اﻟﺨﻮاص اﻟ ّد ّﺔ ﺗﻤﺎزج اﻟﻄﺒﻊ ﻓ َﺼﻌﺪ اﺛﺮهﺎ اﻟﻰ اﻟ ّوح ﻓ َﻘﻊ اْﻻﺣﺘﺠﺎب ﺑﻴﻨﻪ وﺑﻴﻦ اﻟﺘﺠﻠﻴﺎت اْﻻﻟﻬﻴﺔ وهﻜﺬا ﺣﻜﻢ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺮ‬ ‫َ ﻴ‬ ‫ّ ﺮﻳ‬ ّ .

160 .

Ve çobân sûretinde ziyâb desen câizdir. Ve bu a’sârda bu makūle melâhidenin her beldede ziyâde ve fertî[?] ve nihâyetde kesreti vardır. Onun için secde.] Ve bunlarn ًِ َ ًِ َ hakkında gelir ki ‫( زدْﻧﺎ هﻢْ ﻋﺬاﺑﺎ ﻓﻮْق اْﻟﻌﺬاب‬Nahl. zarf rûhtur. Zîrâ her nesnede ifrâd ve terfîd mezmûmdur. İyi anla! [43a. Nitekim nüsûs ve âsârda vâki’ olmuşdur. 16/88) [Azâblarının üstünde onlara azâp ِ ََ َ َ ً ََ ُ َ ِ ekleriz. Neûzübi’llâhi Teâlâ kerâmet melâike-i kirâm ve eizze-i izâmın evsâf-ı müşerrifesindir. cehle ve ulemâ ziyyende[?] bulunanları dahi hazle ve zâyi’ ve zâlli[?] makūlesindendir. ‫ﻟﻌﻨﻬﻢ اﷲ ﻟﻌْﻨﺎ‬ ً َ ُ ُ ُ ََ َ ‫[ آﺒﻴﺮا آﺜﻴﺮا‬Allâh’ın çok ve büyük olan la’netleri onların üzerine olsun.] Ve bundan ma’lûm oldu ki: Verese-i enbiyâ hakkında dahi ifrâd. Hz.] Ya’nî ümem-i sâlifenin müfritleri kubûr-i enbiyâyı vesn u sanem ittihâz edip. Ve bu ma’nâdan ötürü tahtında bey’ati’r-rızvân vâki’ olan şecere-i semûre ta’zîmde şöhret bulacak. İsâ hakkında nâ-sezâ i’tikād ve nâ-şâyeste makālât ettikleri gibi. Onun için kıyâmetde zinâkârlar ile mahşûr olurlar. ism-i bâtına ve hak mutlak-ı âlîye olur. secdesi minhâ olacak. Nefs-i cesed-i şerîfe dahî secde memnû’ oldu ki. Zîrâ şehevât. Tâ ki halkın secde ile ikbâline mecâl kalmaya. Zîrâ mat’ûmâta 161 . ifsâd-ı nüfûs ve ihlâk-i ukūl eylemişler. Zîrâ kabr ve cesedin her biri zâhirde mukayyeddir. Husûsan ki nefs zinâ ile dahi müttehimlerdir.] Ya’nî zâll u muzill oldukları cihetden azâb-ı muzâaf ile mübtelâ olurlar. ibâdet ve secde ettikleri gibi benim kabrimi dahi böyle etme. mezmûm ve merdûddur.]Ya’nî biz medh u senâ ve bana muhabbetde hadd-i ma’hûdî tecâvüz etmenin tâife-i nasârâ. bâliğa ehlidir. Ve mukayyede secde etmek câiz olmaz. cesed-i nebevî olduğundan. Bu sebebdendir ki hadîsde ‫اﻟﻠﻬﻢ ﻻ ﺗﺠﻌﻞ ﻗﺒﺮى‬ ‫[ وﺛﻨﺎ ﻳﻌﺒﺪ‬Allâh’ım benim kabrimi ibâdet edilen put yapma. Ömer (razıyallahu anh) zamân-ı hilâfetinde onu kat’ eyledi Ve ile’l-ân mahalli meslûk kaldı. Zîrâ kāsırlara göre ilhâd-ı azîm vâki’ olur. Ve ba’zı cehle onların medîh ve muhabbetlerinde ifrâdda itbâ’a dahi tecâvüz ve belki filânın kelbinde bile kerâmet vardır derler.‫ﻓﻲ اﻟﺤﺪﻳﺚ‬ ‫[ ﻻ ﺗﻄْﺮوﻧﻰ آﻤﺎ اﻃْﺮت اﻟﻨﺼﺎرى ﻋﻴﺴﻰ ﺑﺰﻣﻴﻢ‬Hristiyanların Îsâ’yı uzun uzun övdükleri َ ِ َ َ ‫ََ َ َ ِ ﱠ‬ ُ ُ gibi beni övmeyin. Ve Ömer bin Abdulazîz hücre-i Âişe’yî tahmîs eyledi. Zîrâ mutasavvıfadan ma’dûd olanların ekserî. Ve kabr-i zarf. Binâ-i alâ-hâzâ teksîr-i sevâd ve teşhîr-i nâm için kasabât u müdün ve belki kurrâyı hulefâ nâmına mübtedi’lerle mâlâ mâl eyleyip işâa-i[?] fitne ve fesâd etmişlerdir. Ve hükm-i hadîs mezkûr yerin bula. Ve bunlar zinâkârlar hükmündedir ki.

ان اﻟﻔ ّﺎض. Ve ba’zıları dervâze edip ‫[ اﻟﻤﺪر وزون ﻣﻠﻌﻮﻧﻮن‬Kapıda bekleyenler mel’ûndur. ehl-i melâmetden geçinirdi. ism-i celâlin satveti onları sâha-i huzûrdan teb’îd eyledi. اﻟﻤﺮاد ﺑﺎﻟﻤﺮأة هﻰ اْ َﺟﻨﺒ ّﺔ وذﻟﻚ ا ّﻬﺎ ﺣﺒﺎﻟﺔ اﻟ ّﻴﻄﺎن‬ ‫ﺸ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﻻ ﻴ‬ ُ ‫ٍ ِ ﱠ ِﺜ ﻤ ﱠ‬ ‫َ ُ َ ﱠ ر ُﻞ‬ ‫ﻓﻴﺼﻴﺪ ﺑﻬﺎاﻟﻤﺮء وﻳﻘ ّﺪﻩ وﻓﻴﻪ اﺷﺎرة اﻟﻰ اﻟ ّﻧﻴﺎ واﻟﺘﻌّﻖ ﺑ ُﻮر ﻣﻦ ﺻﻮرهﺎ اﻟ َﻤﻴﻠﺔ. hâsıl olan semerât-ı cüz’iyyenin mekr ِ َُ ve istidrâc olduğunu bilmezdi. yine iktidâya sâlih olmayıp merdûdlardır. [44a. Toz parladığında sen göreceksin. Allah şerrlerinden korusun.‫ﺑﺎﻟﺤﻖ ﻓﻰ آﻞ ﻋﺒﺎدة و ُﻌﺎﻣﻠﺔ وﻋﺎدة وا ﱠﻰ ذﻟﻚ ﻟﻐﻴﺮهﻢ. وﻟﻮ ذآﺮ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ و َﻀﺮ ﻣﻌﻪ َﺎر ﻗﺮﻳ ًﺎ ﻣﻨﻪ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﺑﻌﻴ ًا ﻣﻦ اﻟﺘﻌﻠﻖ ﺗﻠﻚ اﻟ ﱡﻮرة ﻻن اْﻟﻘﻠﺐ‬ ‫ﺼ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺻ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺼ‬ ‫اْﻟﻮاﺣﺪ ﻻ ﻳﺴﻊ ﻣﺤ ﱠﺘﻴﻦ و ﺗﻌﻠ َﻴﻦ واﻟﻐﻴﺮة ُاﻻﻟﻬﻴﺔ ﻻﺗﺤﺘﻤﻞ اﻟﺸﺮآﺔ ﺑﻞ ﺗﻨﻔﻴﻬﺎ واﻧﻤﺎ ﻳﺼﺢ اﻟﺘﻌّﻖ ﺑﻬﺎ اذا آﺎن ﻣﺒﻨ ّﺎ ﻋﻠﻰ‬ ‫ﻴ‬ ‫ّ ﻠ‬ ‫ﻘ‬ ‫ﺒ‬ ‫اﻟﻨﻜﺎح اﻟﺸﺮﻋﻰ ﻋﺎرﻳﺎ ﻋﻦ هﻮ اﻟﻨﻔﺲ وﺷﻬﻮة اﻟﻄﺒﻊ ﻓﺬﻟﻚ اﻟﺘﻌﻠﻖ ﺑﺎﷲ ﷲ ﻻﺑﺎﻟﻨﻔﺲ ﻟﻠ ّﻔﺲ. Ve makām-ı şerîatte kadem bi-savb-i zâhirden dahi muhkem dururlardı. Eğer makām-ı azametten hisseleri ve makām-ı velâyetden zevkleri ve sırr-ı mutâbaat-ı nebeviyyeden behreleri olsaydı. ُ ‫ٍ ِ ﱠ ِﺜ ﻤ ﱠ‬ ‫َ ُ َ ﱠ ر ُﻞ‬ 162 . Ve ba’zıları zâhirde ef’âl-i şenîa ve kabîha üzerine olup. ﻓﻜﻦ ﺧﺎﻟ ًﺎ ﻣﻊ اﷲ ﻻ ﻣﻦ اﷲ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻨ‬ ‫واﻻ آﺎن ُﺼﺎﺣﺒﻚ اﻟ ﱠﻴﻄﺎن واﺛﺮﻩ اﻟ ُﻌﺪ وﻧﺘﻴﺠ ُﻪ اﻟﻘﻄﻴﻌﺔ و َﺬا ﻣﻘﺎﻣﻬﺎ ﺑﻞ ﻟﻢ ﻳﺴﻠﻢ ﻣﻦ ﺷ ﱢﻩ اﻻ اﻟﻜ ّﻞ ﻓﺎﻧﻬﻢ ﺗﻤ ّﻜﻮا‬ ‫ﺴ‬ ‫ﺮ ّ ﻤ‬ ‫ه‬ ‫ﺘ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺸ‬ ‫ﻣ‬ ّ . hükm-i bâtın üzerine yürürler. Zîrâ erkân-i şerîat ve âdâb-ı tarîkat ve ahvâl-i ma’rifet ve esrâr-ı hakîkatden bî-haberlerdir. ﻧﺴﺄل اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ان ﻳﺄﺧﺬ ﺑﺎﻳﺪﻳﻨﺎ.] ‫ﻓﻰ اﻟﺤﺪﻳﺚ‬ ‫ﻻ ﻳﺨْﻠﻮن َﺟ ٌ ﺑﺎﻣْﺮأة ﻓﺎن ﺛﺎﻟ َﻬ َﺎ اﻟﺸﻴْﻄﺎن. ebvâb-ı avvâm ve mecâlis-i fıska ve fecre-yi devrle mukayyed idi. Ve meşgūl olduğu ba’zı esmâ-i celâliyye yüzünden. târik-i ferâiz ve fâil-i münkerât iken her gece mi’râcı ma’nevî etmek iddiâsında idi. nefs-i hayvâniyelerin şehevâta bağladı.Ve bizim asrımızda ba’zı mülâhideye mulâkî olduk ki. Ve kendilerine kendin bildirmeyip cehâlet içinde kūrî ve müşâhede ve rü’yetden a’mâ kaldı. Velâkin. ol vakitde kahvehâneye mülâzemet ederdi. Pes bu makūleler fî nefsi’l-emr zevk-i hâlden fi’l-cümle hisse-mend olsalar bile.] sırrından nâ-âgâh olup. ﻟﻜﻞ ﻣﻦ اﺳﺘﻔﺎض‬ ‫ّ ﻴ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﻣ‬ ّ [Ya’nî: Hadiste ‫[ ﻻ ﻳﺨْﻠﻮن َﺟ ٌ ﺑﺎﻣْﺮأة ﻓﺎن ﺛﺎﻟ َﻬ َﺎ اﻟﺸﻴْﻄﺎن‬Bir erkek kadınla yalnız kalmasın. واﻟﺨﻠﻮة هﻰ اﻟﺨﻠ ّ ﻋﻨﺪ هﺎ ﻋﻦ ذآﺮ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﺠ‬ ‫ﻠ ﺼ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻴ‬ ‫اﷲ واﻟﺸﻴﻄﺎن هﻮ اﻟ ُﻌﺪ اﻟﺤﺎﺻﻞ ﻋﻦ َﺪﻣﺔ اْﻟ َﻈﻤﺔ واﻟﺠﻼل ﻳﻌﻨﻰ اذاﺧﻼ رﺟﻞ ﺑﺼﻮرة ﻣﻦ ﺻ َر اﻟ ّﻧﻴﺎ وﻟﻢ ﻳﺬآﺮ اﷲ‬ ‫ُﻮ ﺪ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺻ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻋﻨﺪهﺎ ﻟﻴﻌﺮف اﻧﻬﺎ هﻞ هﻰ ﻣﻤﺎ ﻳﺼﺢ اﻟﺘﻌّﻖ ﺑﻬﺎ ادم ﻻ ﻓﺎن ﺑﺴﺒﺐ ﻏﻔﻠﺘﻪ وﻧﺴﻴﺎن َﺼﻴﺮ ﺑﻌﻴ ًا ﻣﻦ اﷲ وﻟﺬا ﻳﺘﻌﻠﻖ ﺗﻠﻚ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻳ‬ ّ ‫ّ ﻠ‬ ‫اﻟ ّﻮرة ﺗﻌﻠﻘﺎ ﻗﻮ ًﺎ. At altındaki eşeğin annesini. Ve ba’zıları teşrîf-i ilâhî hengâmı olan sihr-i gahî izâat eyleyip. Ve esmâ-i cüz’iyye kapılarına düşürürdü. Ve kuyûd ehli eyleyip.

İbtidâsı rü’yâda dinledi Tuhfe-i mergūb-i dünyâ nükte-i dînimdedir. Zînet-i zîbâ-yi ukbâ sanma tahsînimdedir

Ârif-i billâha neyler sûret-i sûr u sürûr Cümle-i esbâb şâdî kalb-i gam-gînimdedir.

163

Kâinâtı serteser zabt eyledim esmâ ile Husrev-i ma’nâ benem kānûn âyînimdedir.

Mürde diller şimdi benden ahz eder feyz-i hayât Şeyh-i vaktem kim irâdet ehli telkînimdedir

On iki burca dühûl etti şuhûdum kevkebi Hakkı-yâ seb’-i mesânî sırrı Pervîn’imdedir. Ve Lehû Ey dil nice bir dünyâda seyyâh gezersin Senin elem ü mihnet ile cânın ezersin

Hûn-i ciğerin habbe-i mercâna dönübdür Sad dâne-i eşkinle birer sübha dizersin

Bu bahr-i muhîtin görünür sanma kenârı Tâ key uruben dest ile pâbunda yüzersin

Hâk içre karâr eyleyecek cevherin âhir Farz eyleyelim kıymet ile ma’din-i zersin

164

Bu sîne-i Hakkı’ya sitemden kim açar dağ Bir gün dilerim çehresi çün lâle kızarsın [45a.] Seher-i a’lâda lisân-ı hâlden vârid oldu ki: “Benim hazînem, tüm hazîneleri toplamıştır.” Hazâin, hizânenin cem’îdir. Kesrle hizâne, emvâl-i nefîse vaz’ u hıfz ettikleri mevzû’dur. Burada hizâneden murâd; kalb ve hizâ’inden maksûd, kulûbdur. Zîrâ kalb-i insân, esrâr-ı ilâhiyye-i nefîseye mahall olmakla hizâne gibidir. Velâkin bihasebi’l-isti’dât kulûb arasında fârûk vardır ki; ba’zının feyzi kalîl ve ba’zının kesîr ve ba’zının dahi ekserdir. Pes nefâis-i ma’neviyyesi ekser olan dil, ecmau’l-hazâindir ki; hakāik-i kevniyye ve ilâhiyyenin her biri ile mâlâ mâldır.[?] Gerçek ulûm-u evliyâ, ulûm-ı enbiyâya göre yedi deryâdan katre gibidir. Şu kadar vardır ki, bu ümmet-i merhûmenin ba’zı ekâmiline münkeşif olan havâss-ı esmâ ve esrâr-ı müsemmâ ehass-u melâikeden olan İsrâfîl ve Cebrâîl ve emsâline ve uzamâ-i benî İsrâ’îl ve nezâ’irine münkeşif olmamışdır. Velâkin ulûmda tefâzul olmak mertebe-i nübüvvete bulûğu ve enbiyâ ile tesâvîyi iktizâ etmez. Belki min vech-i fâzıl olan; min vech-i mefzûl olur. Bu cihetden enbiyâ, evliyâdan efzaldir mutlakā. Zîrâ rütbe-i nübüvvet ile müşerreflerdir. [45b.] ‫ﻟﻴﻠﺔ اﻻرﺑﻌﺎء‬ ُ َ ‫آﺎﻧﺖْ ﻟﻴﻠﺔ ﻣﺒﺎآﺔ اهﺪﻳﺖ ﻓﻴﻬﺎ آﺘﺎب اﻟﻔﺼﻮص ﻟﺨﺘﻢ اْﻻوﻟﻴﺎء ﻣﻊ َﺮح اﻟ َﻮﻟﻰ اﻟﺠﺎﻣﻰ ا ﱠﺎ ﻣﻦ ﺟﺎﻧﺐ ﺧﻔﺮة‬ ‫ّ ﻣ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺷ‬ ُ ًُ ُ ً َ ‫اﻟ ّﻴﺦ ﻗ ّس ﺳ ّﻩ َو ﻣﻦ ﺟﺎﻧﺐ ﺑﻌْﺾ اْﻟﻤﺸﺎ ِﻴﺮ ﻣﻦ اﻟﻌﻠﻤﺎء وﻻ اﺿْﺒﻄﻪ وآﺎن اﻟﻜﺘﺎب اﻟﻤﺬآﻮر ﺑﺨﻂ ﺟ ّﺪ ًّا ﻓﺘ َ ّﺤﺘﻪ‬ ‫ّ ﻴ ﺟﺪ ﺼﻔ‬ َ ‫ه‬ َ ‫ﺮ ا‬ ‫ﺸ ﺪ‬ ‫ورﻗﺎ ﻣﻦ اﻻﺧﺮ اﻟﻰ اﻻ ّل ﻓﺎذا اوُﻪ اﻟﺤﻤﺪ ﷲ ﻣﻨ ﱢل اﻟ ِ َﻢ ﻋﻠﻰ ﻗﻠﻮب اﻟ ِ َﻢ ﻗﻮﻟﻪ ُﻨ ﱢل ﺑﺎﻟﺘﺸْﺪﻳﺪ ﻣﻦ اﻟ ﱠﻨﺰﻳﻞ ﻓﺎن‬ ‫ﱠ‬ ‫ﺘ‬ ‫ﱠ‬ ‫ﻣﺰ‬ ‫ﻜﻠ‬ ‫ُ َﺰ ﺤﻜ‬ ‫ّﻟ‬ ‫و‬ ‫اﻟ ّﻨﺰﻳﻞ ﺗْﺪرﻳﺠﻰ وﻟﺬا ﻧﺰل اﻟﻘﺮان ﻣﻔ ّﻗﺎ ﺑﻨﺤﻮهﺎ ﻓﻰ ﺛﻠﺚ وﻋﺸﺮﻳﻦ ﺳﻨﺔ وﻗﻴﻞ ﻟﻪ اﻟﺘﻨﺰﻳﻞ ﻻاﻻ ﻧﺰال و ﻗﻮﻟﻬﻢ آﻼم ﻣﻨ َل‬ ‫ﺰ‬ ‫ﺮ‬ ّ َ ‫ﺘ‬ ‫ﺑﺎﻟﺘﺨﻔﻴﻒ اﻣﺎ ﺑﺎﻋﺘﺒﺎر ﻧﺰوﻟﻪ دﻓﻌﺔ واﺣﺪة ﻣﻦ اﻟﻠﻮْح اﻟ َﺤﻔﻮظ اﻟﻰ ﺑﻴﺖ اْﻟﻌ ﱠة ﻓﻰ اﻟ ّﻤﺎء اﻟ ّﻧﻴﺎ واﻣﺎ ﺑﺎﻋﺘﺒﺎر ان اْﻻﻧﺰال‬ ّ ‫ﺪ‬ ‫ﺴ‬ ‫ِﺰ‬ ‫ﻤ‬ َ ً ً ‫اﻋﻢ ﻣ ّﺎ هﻮ ﺗﺪْرﻳﺠﻰ و َﻓﻌﻰ ﻓﻌﻞ هﺬا ﻗﻮﻟﻪ ﻣﻨﺰل ﺑﺤﻮز ان ﻳﻜﻮن ﻣﻦ اْﻻﻧﺰال وآﻮﻧﻪ ﻧﺰول اﻟ ِﻜﻢ ﻋﻠﻰ ﻗﻠﻮب اْﻻوﻟﻴﺎء‬ ‫ﺤ‬ ‫ّ د‬ َ ‫ّ ﻤ‬ ‫ﺑﻄﺮﻳﻖ اﻟ ّﺪرﻳﺞ ﻇﺎهﺮ وﻟﺬا ﻟﻢ ﻳﺰاﻟﻮا ﻣﺘﺪ ّﺟﻴﻦ اﻟﻰ َﻗْﺖ اْﻻﻧﺘﻘﺎل ﺣﺴْﺒﻤﺎ ﻳﻘْﺘﻀﻴﻪ اﻟﺤﻜﻤﺔ اﻟﺒﺎﻟﻐﺔ اﻻﻟﻬﻴﺔ واْ ِﺳْﺘﻌﺪادات‬ ‫ّ ﻻ‬ َ َ ‫و‬ ‫ر‬ ‫ﺘ‬ ‫اْﻟﻤﺘ َﺎوﺗﺔ اْﻻﻧْﺴﺎﻧﻴﺔ واﻣﺎ ﻧﺰوﻟﻬﺎ دﻓﻌﺔ ﻓﺒﺎﻋﺘﺒﺎر َﻌﺾ َﻓﺮادهﺎ آ ُﺼﻮص اﻟﺤ َﻢ ﻓﺎن ُﺰوﻟﻪ ﻋﻠﻰ ﻗﻠﺐ اﻟ ّﻴﺦ دﻓْﻌﻰ ﻟﻜﻮﻧﻪ‬ ّ َ ‫ﺸ‬ ‫ِﻜ ّ ﻧ‬ ‫ﻔ‬ ‫ا‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻔ‬ ‫[ ﻣﻦ اواﺧﺮ ﻓﻴﻮﺻﻨﻪ واْﻟ ِﻜﻢ آ ِ َﺐ ﺟﻤﻊ ﺣﻜﻤﺔ‬Ya’nî: Çarşamba gecesi mübârek bir gece idi. O ‫ﻌﻨ‬ ‫ﺤ‬ gece hatm-i evliyâ’nın ‘Füsûs’ adlı kitabı Mevlâ Câmî’nin şerhi ile berâber Hazret-i Şeyh’in kuddisesirruhû kendisi tarafından veyâ âlimlerden büyük ba’zı kimseler tarafından bana verildi. Bunu hatırlamıyorum. Mezkûr kitabın hattı çok iyi idi. Kitabı

165

166

‫واﻟﺤﺎﺻﻞ ان اهﺪاء آﺘﺎب اْﻟﻔﺼﻮص ﻣﻦ ﻃﺮف ﺣﻀﺮة اﻟﺸﻴﺦ اﻟﻰ هﺬا اْﻟﻔﻘﻴﺮ آﺎهﺪاﺋﻪ ﻣﻦ ﺟﺎﻧﺐ َﻀﺮة‬ ‫ﺣ‬ َ ‫ﱠ‬ ُ ّ ‫اﻟﻨﺒ ّة اﻟﻰ ﺣﻀﺮة اﻟ ّﻴﺦ ﻓﻬﻮ ﻟﻪ ﺑﻼ وﺳﻄﺔ وهﻮ ﻟﻨﺎ ﺑﻮاﺳﻄﺔ واﻟﻜﻞ ﻋﺒﺎدة ﻋﻦ اﻓﺎﺿﺘﻪ اﻻﺳﺮار, وﻋﻦ اﻟﺘﻮﻗﻒ ﻋﻠﻰ‬ ‫ﺸ‬ ‫ﻮ‬ ‫ُﻣﻮز اﻟ ُﺼ َﻔﻴﻦ اْﻻﺧﻴﺎر, واﻟﺤﻤﺪ ﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻋﻠﻰ ﺧﺼﻮص ِﻌﻤﻪ وﻋﻤﻮﻣﻪ, وﻋﻠﻰ اﻃْﻼع ﺣﻘﺎﺋﻖ آﺘﺎب اﻟ ُﺼﻮص‬ ‫ﻔ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﻤ ﻄ‬ ‫ر‬ ‫ﻓﻤﻰ‬ ‫ﺳﻨﺔ‬ ‫ارﺑﻌﻴﻦ‬ ‫ﻗﺒﻞ‬ ‫اﻟﺸﻴﺦ‬ ‫َﻀﺮة‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻗ ّﻞ‬ ‫ﺒ‬ ‫,وﻗﺪ‬ ‫و َﻔﻬﻮﻣﻪ‬ ‫ﻣ‬ ‫وﻣﻀﻤﻮﻧﻪ‬ ‫واﻋﻄﺎﻧﻰ ﻓﻰ هﺬاﻟﻌﻠﻢ اﻟ ّﺮﻳﻒ َﻔ ًﺎ ر ًّﺎ َﻣﺎ ارىﺎﻟ ُﺼﻮص اﻻ ﻣﻦ ا َاﺧﺮ ﻓﻴﻮﺿﻰ وﻣﻦ ﺗﻘﺎرب اﻟ ﱠﻣﺎن آﻤﺎ آﺎن‬ ‫ﺰ‬ ‫و‬ ّ ‫ﻔ‬ ‫ﻧ ﺴ َﺣﻤﺎﻧﻴ و‬ ‫ﺸ‬ ,‫آﺬﻟﻚ ﻓﻰ ﺣﻖ َﻀﺮة اﻟ ّﻴﺦ ﻓﺎن آﻞ ات ﻗﺮﻳﺐ وان ﻋﻤﺮاﻟﻤﺮء ﻳﻤﻀﻰ آﺎﻟ ّﻳﺎح ﻓﻄﻮﺑﻰ ﻟﻤﻦ َﺪارآﻪ اﷲ ﻗﺒﻞ اﻧﺘﻘﺎﻟﻪ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺮ‬ ّ ٍَ ّ ّ ‫ﺸ‬ ‫َّﺣ‬ ‫واﻓﺎض َﻠﻴﻪ ﺳﺠﺎل ّﺮﻩ ﻗﺒﻞ ارﺗﺤﺎﻟﻪ, واﻋﻠﻢ ان اْﻟ َﻴﺾ اﻻﻟﻬﻰ ﻋﻠﻰ اﻟﻘﺎب ﻗﺪ ﻳﻜﻮن ﺑﻼ واﺳﻄﺔ ﻣﻦ اﻟﻤﺨﻠﻮﻗﺎت واﻟﻴﻪ‬ ‫ّ ﻔ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻋ‬ ‫اﻻﺷﺎرة ﺑﻘﻮﻟﻪ ﺻﻠﻰ اﷲ ﻋﻠﻴﻪ وﺳﻠﻢ ﻟﻰ ﻣﻊ اﷲ وﻗﺖ وﻗﺪ ﻳﻜﻮن ﺑﻮاﺳﻄﺔ اﻟ َﻘﻞ اﻻ ﱠل و َﻈﺎهﺮ َﺳﺮارﻩ ﻣﻦ اﻟﻨﻔﻮس‬ ‫ا‬ ‫و ﻣ‬ ‫ﻌ‬ ‫اﻟ ﱠآﻴﺔ وهﻮ اﻟﻐﺎﻟﺐ ﻓﻰ ﺣﻖ اآﺜﺮ اْﻟﻌﺎرﻓﻴﻦ اﻟﺬاﺋﻘﻴﻦ اْﻟﻮاﺟﺪﻳﻦ ﻻن اﻟ ّات اﻻﻟﻬﻴﺔ ﻣﺤﺘﺠﺒﺔ ﺑﺼﻔﺎﺗﻬﺎ اﻟﻌﻠﻴﺎ ﻟﻜﻦ اﻟ َﺪ اﻧﻤﺎ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺬ‬ ‫ﺰ‬ ,‫هﻰ ﻳﺪ اﷲ ﻓﻰ اﻟﺤﻘﻴﻘﺔ ﻓﻰ ﻣﻈﻬﺮ او ﻏﻴﺮ ﻣﻈﻬﺮ دل ﻋﻠﻴﻪ ﻗﻮﻟﻪ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻳﺪ اﷲ ﻓﻮْق اﻳْ ِﻳﻬﻢْ ﻓﺎﻋﺮف هﺬﻩ اﻟﺪﻗﻴﻘﺔ‬ ِ ‫َُ ِ َ َ َ ﺪ‬ [Ya’nî: Hâsılı, Füsûs kitâbının Hazret-i Şeyh tarafından bu fakîre verilmesi onun Hazret-i Peygamber tarafından Hazret-i Şeyh’e verilmesi gibidir. Bu, vâsıtasız olarak onundur. Ve vâsıtası ile berâber benimdir. Hepsi de sırların taşmasından ibârettir. En hayırlı seçilmişlerin rumûzu üzerine tevkîf edilmiştir. Husûsî ve umûmî nimetleri için Allah’a hamdolsun. Ve Füsûs kitâbının hakîkātlerine, mazmûnuna ve mefhûmuna vâkıf olmamız için… Hazret-i Şeyh kırk sene önce kabûl etmişti. Ve bu ilm-i şerîfte bana rahmânî bir nefes verdi. Füsûs’u ancak feyzîmin sonlarına yakın zamânda gördüm. Hazret-i Şeyh hakkında da olduğu gibi… Her gelen garîbdir. İnsanın ömrü rüzgar gibi geçer. Müjdeler olsun, ölümünden önce Allah’ın kendisini tedârik ettiği kimseye… Bil ki, kalpteki ilâhî feyz, mahlûkāttan bir vâsıta olmadan olur. Aleyhissalâtü vesselâm’ın ‫[ ﻟﻰ ﻣﻊ اﷲ وﻗﺖ‬Allah şu vakit benimledir.] sözünde buna işâret vardır. Akl-ı evvel ve temiz nefîslerde sırlarının mezâhiri vâsıtasıyla olur. Bu durum zâik ve vâcid olan birçok ârif hakkında yaygın olan bir durumdur. Çünkü ilâhî zât, yüksek sıfâtları ile örtünmüştür. Lâkin, görünsün ya da görünmesin “el” gerçek ma’nâda Allah’ın elidir. ‫ﻳﺪ‬ َُ ْ‫( اﷲ ﻓﻮْق اﻳْﺪﻳﻬﻢ‬Fetih, 48/10) [Allah’ın eli onların elinin üzerindedir.] âyeti buna delâlet ِ ِ ََ َ ِ eder. Bu inceliği anla. [47a.] Ma’lûm ola ki, tecellî ve feyz-i ilâhî, ibtidâ-i akl-ı evvele

167

Sallallâhu aleyhi ve sellem. Sonra tertîb-i kâinât ve izhâr-i esmâ ü sıfât için mezkûr akl-ı evvele hareket-i kevniyye verildi. Ve bu rûh amâ-i kevnî mertebesinde tecellî ve zuhûr u taayyünde sâir-i ervâh-ı müheyyime ile berâber ve belki onlarla müttehiddir.‫ﻋﻘﻞ اول‬ Ve kalem-i a’lâ ve rûh-i mutlak ve dürrihî[?] beyza-i rûh resûlullâhdır. Zîrâ henûz libâs-ı vücûd-i hâricî bürünmemişler. Ya’nî nokta-i vâhide terkîb ile elif. basîtdir. Ve onlarda nuût-i kevniyye bi’lkuvvedir. Ve bunların cümlesi elifden nokta gibidir ki. Ve yetmiş bin hicâb perdesin ürünmemişlerdir. ve elif dahi tağyîr-i sûret ile hurûf-i mütenevvi’ olup ya da 168 . Onun için onlara cevâhir-i ukūl-i mücerrede derler.

Zîrâ memleket sultânı muhâfaza eder. Ve hakka ziyâde makbûldür. kābiliyet-i mîzâc ve isti’dât-ı zâtî kadar kıvâm buldu. rûhâniyetde olan ekmeliyyetine tâbi’dir. Ve bu mertebe-i âlem bekāya remz eder. kendi zâtını suver-i muhtelifeden seyr idi. Zîrâ terbiyeden âcizdir ki. melâike-i melekûtiyyeden efdal oldu.] Zîrâ esmâ-i hüsnâ ve sıfât-ı aliyyâsının kesreti ol tenevvüî iktizâ ederdi.müntehâ olduğu gibi akl-ı evvel dahi nefs-i külliye mertebesine tenezzül eyleyip ba’dehû mertebe-i insândan setr u sâl etti. Zîrâ âlem-i şehâdete çıkıp isimleri teneffüs etdi. Ve âlem-i melekûte tenezzül edip ecsâm-ı latîfe ile temessül eden melâike neş’eden onlardan ekmel oldu. kendi dahi mahcûb ve belki a’mâdır. tecelliyât-ı mütenevvi’a gösterdi. [48a. Nitekim insanın ekmelî. Cemî’i suverin ekmelî sûret-i Muhammediyye oldu ki. Ve sûret-i insâniyyede kemâlin bulup ol mertebede kaldı. [48b. âlem-i ervâhdaki âlem-i tehyîmdir. Onun için melâike üzere mutlakā mufazzaldır. Ve ol tecelliyâtdan murâd. Ve bu rumûzdan ulûm-i kesîre teşa’ub eder.] Seyr edip âyînem içre on sekiz bin âlemî Cümlesinden gördüm ekmel ben vücûd-i Âdemi Âdemin mi’râcına ermez ferişteh bî-gümân Pây-i ev ednâya çıkmaz onun a’lâ süllemi 169 . Ve bundan fehm olundu ki. Ve ifrâd dedikleri tâife evliyâ onların meşrebleri üzerinedir. Kalanlar cenâh-ı vâhide üzerine kaldılar. A’mâ ise kāid-i kavm olmaz. Onun için hatmü’l-enbiyâ ve ene emleh[?] sırrıyla muttasıfdır. Ve ebü’l-beşer Âdem aleyhissellem ol sûrete ibtedâ mazhar oldu. gerçi beşeriyyeti ile cism-i kesîfdir. Fehmin vâr ise müstefîd olursun. Zîrâ Allah Teâlâ vâsi’ olduğu cihetden sûret-i vâhideden tecellî etmeyip. Ve zâhir ve bâtında taayyünü. Nüdemâ-i sultân ise bu hizmeti muhâfazadan mahrûmlardır. Ve şeyh olan kimsede bu sırrı fenâ ve bekā ve bu tenezzül-i vücûdî olmadıkça mürîd olan ondan intifâ’ etmez. Zîrâ insân. Ve zîrâ azm gibi ki hizmet-i sultândan munfasıl ve haremden bî-rûn olmakla sultâna sâirlerden tekarrubü ziyâdedir. Feemâ neş’esî câmiadır. Pes kıyâs ile ki akl-ı evvelin hareketinde ne kadar bereket oldu.

Yâr eğer sînene konmak ise ey dil maksûd Hâneden sür ne kadar vâr ise yâr ağyârın Kendine yâr yanında hazer et verme vücûd Tutma bir zerre ile şol güneşin mi’yârın 170 .] Ve Lehû Gel beri gel bugünü hoş. görelim kim yârın Bundan mahcûb olanın.Feyzinin yek katresi bahr-i muhît-i bî-kenâr Nefh-i rûh-ı kâinâta besdür ânın bir demi Cennet-i vasl içre ekl-i dâneden kılma aceb Matlabı hicr ile dünyâda yemek idi gamı Şâm u şarka kıl sefer seyyâh-ı dehr ol Hakkı’yâ Şöyle kim halka unuttur zikr-i ibn-i Edhem’i [49a. dîdesi görmez yârin.

] Ve Lehû Gel diyelim her nefesde ey dedem Allâh hû Düşmesin dilden gönülden dembedem Allâh hû Gülşen-i cân u cihâna tâze revnak bahş eder Sıdk ile ihlâs ile her subh-dem Allâh hû Zulmet-i kevn ü hudûs içre neden kaldın aceb Feyz ederken cânına nûr-i kıdem Allâh hû Leblerin hâ-i hüviyyetden açılsın her nefes Olsun ey sâhib-kadem âsâr-ı dem Allâh hû 171 .Bâde-i aşk ile ser-mest gerekdir Âdem Bir pûla almadılar bezm-i dilin huşyârın Yedi esmâ sana yetmez mi süreyyâ yerine Feleğin neyleyesin seyr edip seyyârın Hakkı’yâ dâr-ı vücûd içre şühûd et Hakk’ı Aynına alma dahi dâr ü derü deyyârın [49b.

Gark-ı nûr eder vücûd-i zâkir ânı Hakkı’yâ Bil komaz cân u ciğerde katredem Allâh hû Ve Lehû Seyr-i eflâk ederken gurbete düşdü yolum Meşrik u mağrib arası denlü dûr oldu ilim Ger bu gurbetde vatandan bûy alırsam bir nefes Gelşen-i dilde gül-i maksûda erişir elim Akl u fikr ışk elinden gitdi yağmaya kamu Kalmadı hergiz fenâ fillâhda ey dil bilim Zât-ı Hak’dır ka’besî ü kıblegâhı ârifin Yüz yüze oldum ânınla bilmezem sağım solum Hakkı’yâ izn oldu Hak’dan ânın için bu kalem Dürr nisâr eyler demâdem levha ve söyler dilim[50. اﻟﻤﺮاد اﺳْﺒﺎب اﻟﻬﺪى وﺗﻼو ُﻬﺎ و ُودهﺎ وﻗﺘﺎ ﺑﻌﺪ‬ ‫ﺗ ر‬ ُُ َ َ ُ َ ِ ‫َﻗﺖ ﻋﻠﻰ اﻟ ّوام ﻻن ذﻟﻚ ﻣﻦ اﺳﺮار اْﻟﻘﺮان وﻗﺪ ﻗﺎل ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻓﻰ ﺣﻖ اﻟﻘﺮان هﺪى ﻟﻠ ّﺎس اى ﻟﻠﻘﻮم اﻻﻓﺎﻗﻴﺔ ﻣﻦ َﻴﺚ‬ ‫ﺣ‬ ِ ‫َُ ِ ﻨ‬ ‫ﺪ‬ ‫و‬ ‫اﺻﻼح ﻇﻮاهﺮهﻢ ﺑﺎﻟ ّﺮاﺋﻊ وﻟﻠﻘﻮم اﻻ ﻧﻔﺴ ّﺔ ﻣﻦ ﺣﻴﺚ ﺗﻨﻮﻳﺮ ﺑﻮاﻃﻨﻬﻢ ﺑﺎْﻟﺤﻘﺎﺋﻖ وهﻮ اى اﻟﻬﺪى ﻓﻰ اﻻﺻﻞ ﻧﻮر َﻘﺬﻓﻪ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺸ‬ ‫اﷲ ﻓﻰ اﻟﻘﻠﺐ ﻳﻔﺮق ﺑﻪ َﻴﻦ اﻟﺤﻖ واﻟﺒﺎﻃﻞ ﻓﺎﻟﺤﻖ ﺣﻖ ﺣﻘﻴﻘﻰ وﺣﻖ اﺿﺎﻓﻰ وﻻ ﺑﺎﻃﻞ اﻻ اﻟﺒﺎﻃﻞ اْﻻﺿﺎﻓﻰ ﻻن اْﻟﺒﺎﻃﻞ‬ ّ ّ ّ ّ ّ ّ ‫ﺑ‬ ‫اﻟﺤﻘﻴﻘﻰ هﻮاﻟﺬى ﺑﻘﻰ ﻓﻰ اﻟ َﺪم َﻟﻢ ﻳﺸﻢ راﻳﺤﺔ اﻟ ُﺟﻮد ﺑﺎﻟﺘﺠﻠﻰ اْﻻﻟﻬﻰ ﺛﻢ اﻟﺤﻖ ﻣﻄﻠ ًﺎ وآﺬااْﻟﺒﺎﻃﻞ اْﻻﺿﺎﻓﻰ ﻻﺳﺒﻴﻞ اﻟﻰ‬ ‫ﻘ‬ ّ ‫ﻮ‬ ّ ‫ﻌ و‬ 172 .a] ‫ﻗﻴﻞ ﻟﻰ ﺑﻴﻦ اﻟﻌﺸﺎﺋﻴﻦ ﻟﻴﻠﺔ اﻟﺨﻤﻴﺲ ﻳﺘْﻠﻰ ﻋﻠﻴْﻜﻢ اْﻟﻬﺪى.

Hakk’a erenlerdir.‫[ ﺑﻌْﺪ اﻟﻌﺸﺎء وارد اوﻟﺪى‬Akşamdan sonra vârid oldu] Erenlerin duâsı. zulmet-i leyl gibidir. Kesret. ânâ sırr-ı hakîkat derler. pâk eder ِ َ ِ َ cümle pası. Zîrâ hucceb-i kevniyye kesretden nâşîdir. Erenlerden murâd. Ve sabâhın. hucceb-i taayyünât. zeyr-i bâl ankâ-yı vahdetde […?] müstetir olur. vücûduyla inkişâf hâsıl olduğu gibi. hakkı görenlerdir ki. eser-i münmahî[?] olıcak vahdetden gayr-i tecellî kalmaz ki. Kezâlik zulmet-i vücûd dahi idrâk-i ma'kūlât ve ma'lûmât perdedir. tecellî-i ilâhi ve zuhûr-i nûr vücûdla dahi incilâ hâsıl olub. Ya’nî perde-i vücûd münkeşif olup. mahsûsâtı idrâkden mâni' dir. Ya’nî a'yânın ayn-i vâhide ve kesrâtın merâtib-i tecelliyât-ı esmâ ve sıfât olduğu. zâhir 173 . ondan sabâh ile ta’bîr olunur. Leyl. Zîrâ zulmet-i eşbâh.

Eğer mecmû’la olursa eseri zuhûr eder.Ba’dezâ Erenlerin duâsı ya teveccüh-i kalb ve zikr-i lisânla olur. Zîrâ zikr-i lisâni şart değildir. Belki 174 . Maan veyâhûd münferid olur. Lâ mahâline ve eğer yalnız teveccüh-i melekût ile olursa bu dahi ke’l-evveldir.

Ya’nî. bâtının hareket-i cüz’iyyesi dahi ona kıyâs oluna. Nitekim ya Ömer ile veyâ ebû Cehil ile İslâmı azîz eyle deyû duâsında Ömer hakkında müstecâb oldu. Eğer lutfen ve eğer kahren onun için niceler. Zîrâ terdîd eyledi. Ve kemâl odur ki. Velâkin hidâyet hâsıl olmadı. ‫( اﻧﻚ ﻻﺗﻬْﺪي ﻣﻦْ اﺣْﺒﺒْﺖ‬Kasas. Ve nâs inde’l-ârifîn nisyândandır. nefes-i kahırla helâk olmuşlardır. bu sûretde ittihâd-ı muhabbeteyn vardır. Eğer ikisi dahİ duâda maan derc olunmuş olsaydı. Eğer mertebe-i hakîkatdan me’zûn olsa. Kudûrât-ı[?] kalbiyye pâs demektir. Nitekim resûlullâhın sallallâhu aleyhi ve sellem Ebû Tâlib’in îmânı hakkında himmet-i kuvvetde idi. zıddı üzere amel eder. Velâkin nâsa taalluku sûretinde dahi murâd-ı pâs kalbdir. Nazar eyle ki halkın nefsi âyineye kedûret[?] götürür. pâs ve nâsı pâk eder. Eğer ‘kün’ olsa velâkin izin olmasa. Ve gâh olur ki nefes ile nefs-i insân dahi halâs olur. teveccüh-i dil dahi bulunurdu. Eğer muhabbet Hakkdan bi-lâ vâsıta olaydı ki. eseri zuhûr etmese aceb değildir. nefes-i rahmânî olmakla ol pâsı izâle edip. Pes maksûd-i aslî rüknü duâdır ki teveccüh-i bâtındır. bi-nefsihî müteharrik olmaya. Ve nisyân-i hak hicâbdır. habîbin ol himmeti verâ-i hicâbdan idi. Ya’nî pâsdan pâk eder. Zîrâ ol bâbda me’zûn değildir. Pes nefes-i ta’nîs-i velî. Pes bundan fehm olundu ki: Ebû Tâlib hakkında olan himmet-i teveccüh câzim [52a. âyineye sakālet ve cilâ verir. Ve duâsında tereddüdü yoktu. Enfâs-ı evliyâda te’sîr-i kavî vardır. Ve bunda muhabbet-i habîbe nisbetinde remz-i hafî vardır ki. Erenlerin duâsı ve nefesi. İkisinin dahi islâmı zuhûr eder idi. Eğer kazâ-i muallak makūlesi ise ve bunda işâret vardır. Zihnin bir tarafa insiyâkı onun inkişâf ve husûlünü iktizâ etmediği gibi. Tahalluf[?] etmezdi.] âyeti ona nâzırdır. her ne murâd edersen îcâd ve icâbet eder dedi. Ve gâh olur ki himmet-i dil kuvvetde iken dahi eseri zuhûr etmez. âyine-i dil. Ve ebû Tâlib bir kerre ‫ﻣﺎ اﻃﻮﻋﻚ رﺑﻚ‬ ‫[ ﻳﺎ ﻣﺤﻤﺪ‬Rabbin sana itâat eder. Ve pâs musahhaf olıcak nâs olur. Ve eğer yalnız lisân ile olursa mevkūfdur ki. Ya’nî nâs. Ya’nî: Yâ Muhammed! Rabbin sana taaccüb-i mutî’dir ki. Ve hicâb-ı pâs nev’indendir. sen dahi mutâ’ olurdun. pâk ve gamdan halâs olmak dil i’tibâriyledir. İrâdet-i Hakka mevkūfdur. taalluk-u mâsivâ ile pâs ve zinkârı[?] kabûl eder.makām-ı şerîat ve hakîkatin meyânını tatbîk içindir. Zîrâ bu nefes ‘kün’ emriyle izne mevkūfdur. Enfâs-ı evliyâ ne makūle enfâsdır ki. 175 .] Makūlesinden değildir.] Ya’nî senin dahi îmân ve îkān ve ihsân derecâtında itâatin kâmil ve şerâi’ ve ahkâm ve âdâbda mutâbaatın şâmil olaydı. 28/56) [Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi hidâyete َ َ َ َ ِ ََ َ ‫ِﱠ‬ erdiremezsin.] dedi. Cevâbda geldi ki ‫واﻧﺖ ﻳﺎ ﻋﻢ‬ ‫[ ﻟﻮاﻃﻌﺘﻪ اﻃﺎﻋﻚ‬Sen yâ amca! Sen itâat etseydin o da sana itâat ederdi. bî-rûh olup eseri zuhûr etmez.

Ve eşref-i sıfât-i insâniyye. A’lâ-i sıfât-ı ilâhiyye ilim olduğu gibi. Ve ilm-i insân dahi nisbet olunur. Ve sâir kemâlât bunlara kıyâs olunup avvâmın ‘ehlühû mahallühû’ dedikleri sırrla amel lâzımdır. Zîrâ izâfetden halâs olmamışlardır. Ve bî-akl ve ilm idi ki hayvân pâyesinde idi. O ve ânı sen demeyesin. Ve makām-ı fark ve cem’î riâyet eyleyesin. Hâsıl Âdemin aleyhisselem vücûdundan mukaddem âlem. Ve demişlerdir ki ‫[ اﻟﺘﻮﺣﻴﺪ اﺳﻘﺎط اﻻﺿﺎﻓﺎت‬Tevhîd. Ve sende seni göresin. akıldır. ‫وﻻ ﻳﺤﻴﻄﻮن ﺑﺸﻲْء ﻣﻦْ ﻋﻠْﻤﻪ اﻻ ﺑﻤﺎ‬ َ ِ ‫َ َ ُ ِِ ُ َ ِ َ ٍ ِ ِ ِ ِ ِ ﱠ‬ ‫( ﺷﺎء‬Bakara. 35/41) ً ‫ِ ﱠ َ ُ ِ ُ ﱠ َﻮ ِ َ َ َ َ َﺰ‬ [Allah yeri ve gökleri yok olmasın diye tutuyor. ‫اوﻟﻢْ ﻳﺮوْا اﻧﺎ ﺧﻠﻘْﻨﺎ ﻟﻬﻢْ ﻣﻤﺎ ﻋﻤﻠﺖْ اﻳْﺪﻳﻨﺎ‬ َ ِ َ َِ َ ‫َ ََ َ َ َ ّ ََ َ َ ُ ِ ﱠ‬ ‫ﱠ‬ 176 . Ve seni. Ve halkada zuhûr eden ilm dahi. Hayvân olan tecellî ise esmâ-i cüz’iyyenin tecellîsidir.] Pes sen kendi nefsinde Hakk’a muzâf olacak sana muzâf olan kemâlât-i ilâhiye [53a.] Ya’nî imsâkî ism-i a’zama nisbet eyledi. Nitekim rûh-i insânî derler. Evvelkisi. 15/29) [Kendi rûhumdan ona üfledim. Zîrâ ilm yâ aklın veyâhûd keşfin eseridir. ilimdir. Bu cihetden nâmına akl denilmişdir.] Ya’nî ‫ ﻣﻦ ﻋﻠﻤﻪ‬lafzında olan zamîr.] makālesinde rûh-i ِ ُ ِ ِ ِ ُ َ ََ izâfîdir. Velâkin zuhûr-i mikdârı. Allah Teâlâ’ya râci’ olmakla ilmin Hakk’a izâfet ve ihtisâsı lâzım geldi. Onun için Kur’ânda gelir ki ‫( ان اﷲ ﻳﻤْﺴﻚ اﻟﺴﻤ َات واْﻻرْض انْ ﺗ ُوﻻ‬Fâtır. mertebe-i ilimden tenezzül etmişdir. bî-rûh idi ki meyyit hükmünde idi. âlim olur. Velâkin ehl-i gāyetde kılletdedir. Şol sebebden ki akl-ı evvel mahlûkdur.] Dahi Hakk’a muzâfdır. Eğerçi sıfat-ı zâtiyyesi değildir. Ve akl. izâfetlerin düşmesidir. ilm-i Hakk olmakla insana izâfeti Hakk’a izâfetini münâfî olmadı. istimsâk-ı kāsırdır. Yalnız hayvân ile ise. Meğer ki mazhariyyetin sırrını bir hoş fehm edesin. Zîrâ Allah Teâlâ’ya âkıldır denilmez. Ve sen ol kemâlâtı kendi nefsine nisbet etmen hatâdır. 2/255) [Onlar onun ilminden kendisinin dilediği kadarından başka bir şey َ َ kavrayamazlar. Feinnehû amîk. Fefhem cidden. Ve etse dahi mertebe-i hayvâniyette istimsâk eder ki. ânın sıfat-ı zâtiyyesidir ki. Maahâzâ ‫( وﻧﻔﺨْﺖ ﻓﻴﻪ ﻣﻦْ روﺣﻲ‬Hicr. dünyâ istimsâk etmez. Nitekim Kur’ânda gelir. Pes bekā-i âleme ism-i küllînin tecellîsi lâzım geldi.Lâiha-i Sıhrî Kıvâm-ı dünyâ dört nesne iledir. Nitekim Kur’ânda gelir.

sıfât-ı ilâhiyyeyi husûsen ُ ّ adl-i takvîm ile ta’zîm lâzımdır. ta’zîm-i ulûhiyyetdir. her nesneyi mevzuunda vaz’ edip. Harîk ve zelzele ve tâûn ve kaht ve emsâli gibi.] İnhirâfât-ı kesîre vâki’ olmak mukadderdir. Ve kavvâm-ı riâyâ adlledir. Tahsîl-i maâş ve meâd ise. Ve şemsin zamân-ı âhiri oldukda. ta’dîl-i icrâm. ulviyye ve sufliyyeye menûtdur. Zîrâ bu ta’zîmin gāyeti ta’zîm-i ilâhîdir ki. nefse râci’dir. insânın anâsırı meyânında ta’dîl olmasa terkîb kabûl etmediği gibi. Ve maâş ve meâd’ın esbâbî dahi. Ve gerek riâyâ mer’ûsleri olsun. cevâhir-i semâvâtda dahi takvîm olmasa. bu uslûb üzerine nizâm bulmazdı. Bu i’sârda vâki’ olan inhirâfât ki. Pes kuvvâ-yı bâtıne raiyyet gibidir. cemî’-i bilâda şümûlü ve umûmâ iktâra[?] intisârı vardır. Zulüm. Gerek ol bilâdın vulât ve kuzâtı ve ruesâsı olsun. eşrât-ı sâattendir. İbâdât ve tâât. Belki kemmiyet ve keyfiyyetinde ihtilâf zuhûr ederdi.İkincisî ‘adl’ dir. Ve bu ma’nâdan ötürü ‫َﺎﺳْﺘﻘﻢْ آ َﺎ‬ ‫ﻓ َ ِ َﻤ‬ ‫( أﻣﺮْت‬Hûd. Tabâi’ ve ihlâd-ı insânda mugālebe ile inhirâf vâki’ olup. Ve ta’zîm-i ulûhiyyet olmadığı yerde [54a.] Vârid oldu ki. i’tidâl-i bedene menût olduğu gibi. Zîrâ mağrîb. beyne’l eşyâ’ ta’dîl ve takvîm ve tesviyedir ki. Ve bu ma’nâ ile kıyâmda usret-i azîme olmakla hadîsde geldi. sıhhat-i vücûda bâisdir. ‫ ﺷﻴﺒْﺘﻨﻰ هﻮد‬Bundan zâhir oldu ki. sıhhat-i mezbûra üzere tevakkuf eder. Zîrâ bu makūle âfât zulmi nefsin asâr ve netâicidir. Ki i’tidâl-i beden dahi. mağribden tulû’i hükm-i hayvânî’nin istîlâsına dâirdir. murâd-ı ibâdât ve َ ُِ muâmelât ve ahlâk ve âdâtde istikāmet-i i’tidâliyyedir. Pes i’tidâl mergūb-i nesnedir ki. rûh-i 177 .] Meselâ. Ve hazâin ve berekât. Bu cihetten asl-ı âlem. ‘Adl’ odur ki. 11/112) [Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. ta’dîldir. Ve bu ma’nâ kuvvâ-yı tabî’iyyenin galebesindendir ki. zıddî zulümdür. Ve hadîsde gelir ki ‫ﺑﺎﻟﻌﺪل ﻗﺎﻣﺖ‬ ‫[ اﻟﺴﻤﻮات‬Semâlar adâletle ayakta durur. arz-ı intizâm ahvâl-i riâyâya menûtdur. Ki arz-ı vücûdda olan berekât ve semerât onların kıvâmına merbûtdur. mizâc-ı hadd-i i’tidâlden hâriç olduğu gibi. mizâc-i tabî’îye ve kuvvâ-yı nefsâniyyeye tâbi’dir. Kuvvâ-yı zâhire dahi ona kıyâs oluna.

Ve esbâb-ı men’ eden mecnûn mülhikdir. makām-ı hikmet ve esbâbda kāimdir. Zîrâ tabâbet muâlece-i cevârih ile olur. Onun için gelir ٌ ‫( ﻟﻴْﺲ ﻋﻠﻰ اْﻻﻋْﻤﻰ ﺣﺮ ٌ وﻻ ﻋﻠﻰ اْﻻﻋْﺮج ﺣﺮ ٌ وﻻ ﻋﻠﻰ اْﻟﻤﺮﻳﺾ ﺣﺮ‬Nûr. Ve sebeb-i tenezzüldür derler. zâhir-i beden ve kuvvâ-yi tabî’iyyeye taalluk eder. Onlarda emrâz ve evcâ’ ve’l-âm zuhûr-i ma’nâ-yı müşârekete nâzırdır. Zîrâ mevt tuhfe-i mü’mindir ki. Ve muâlece-i emrâz.] Ya’nî ashâb-ı a’zârdan ba’zı tekâlîf-i şer’iyye sâkıt olmuşdur. Bedenlerin ilmi ve dinlerin ilmi. Eğer kendi makāmlarına göre muâmele kılsalardı. Ve tabîb-i hâzik olmayân mevâtında ikāmetden nehy olunmuşdur. bâtında Hakk’a munkatı’ oldukları gibi.] Ya’nî ilm-i dîn. Onun için dediler ki. Pes ilm-i beden. Refâkat-ı tarîk. gayrihî kıyâs olunamazlar. Zîrâ efnâ. Muktezâ-yı şirket-i[?] bedeniyye cevâz-ı muâlecedir. Adem-i mücânesetden ötürü. Sâkıt olıcak müsebbeb dahi ma’dûm olur.] Havâss-ı nâs’dır ki. Ve tekâlîf. likā-i ilâhîye bâisdir. Ve ba’zı ehâdisteki tevekkül sarf ehli medh olunmuşlardır. 18/110) [De ki: Bende sizin gibi bir ُ ُ ِ ‫ِ ﱠ َ َ َ َ َﺮ‬ insanım. zâhirde dahi halkdan ve esbâbdan munkatı’ olurlardı. esâs-ı dîn olur. Velâkin mevetden ictinâb etmezler. Onun için nisâ tâifesi nâkısâtü’t-dîn oldular. sünen-i enbiyâ ve evliyâdandır. Pes şâfî Allah’u Teâlâ ve tabîb-i mahlûkdur. esbâb-ı terakkîdendir. Onlar [55a. Va’llâhu Teâlâ’ya tabîb ıtlâk olunamaz. Marazda ise likā yokdur. Zîrâ inhirâf-ı beden müstemirr olsa. murahhas olduğu gibi. Zîrâ vasfın tegāyürü ile zât 178 . Zîrâ ekser-i nâs. Zîrâ çünkü meraz. Ve nasârâ ve gayr-i milel-i muhtelifenin tabâbetine ruhsat-ı şer’iyye vardır. inhirâf-ı dîne müeddî olur. ilm-i ِ َ bedenden muahhirdir.Üçüncüsü tabîbdir.] muktezâsı üzere müşâreket-i beşeriyyeyi iktizâ etmişdir. Zîrâ terakkîden â’ikdir. topala güçlük yok. Ve havâss-ı nâs ya’nî ehlullâh emrâzdan ictinâb ederler. hastaya güçlük yoktur. Enbiyânın muâlecâtı teşri’ içindir. nâkıs makūlesindendir. Zîrâ tevekkülî mâni’ değildir. 24/61) [Köre ‫َ َ َ َ َ َ َ َج َ َ َ َ َ َ ِ َ َج َ َ َ َ َ ِ ِ َ َج‬ güçlük yok. Belki şâfî denilir. Velâkin ْ‫( اﻧﻤﺎ اﻧﺎ ﺑﺸ ٌ ﻣﺜْﻠﻜﻢ‬Kehf. Ya’nî emrâz-ı bedeniyyeye muâlece edendir. Eğerçi ahbâb-ı Hakk olan ehl-i îmân ve husûsen erbâb-ı hâle a’dâ-i Hakk’ın muâlecesinin lütfu yokdur. ‫اﻟﻌﻠﻢ ﻋﻠْﻤﺎن ﻋﻠْﻢ‬ ِ ِ ‫[ اﻻﺑْﺪان ﺛﻢ ﻋﻠﻢ اْﻻدﻳﺎن‬İlim ikidir.

] mûcibince rûh-i ilâhiyyeden ِ ُ ِ ِ ِ rûh üfürdü. ‫( وﻟﺌﻦْ ﺳﺄﻟْﺘﻬﻢْ ﻣﻦْ ﺧﻠﻖ اﻟﺴﻤﻮات واْﻻرْض ﻟﻴﻘﻮﻟﻦ اﷲ‬Ankebût. zâhir. Velâkin dünyâda enbiyâya mutâbaat etmeyenler bu îmân-ı fıtrîyi küfürle setr etdiler. 29/61) [Andolsun. şer’i mutahhirin ilâ yevmi’l-kıyâm. 7/172) [Ben sizin rabbiniz değil ُ ‫ََ ُ ِ َ ﱢ‬ miyim?] suâline cevabda ‫ ﺑﻠﻰ‬kelimesinde müşterek oldular. 4/136) [Ey ُِ َ َُ َ َ ِ ‫َ َّ َ ﱠ‬ ُ îmân edenler! Îmân edin.] sırrı bâhir ola. mü’min olunuz. Şol cihetden ki Âdem’e nefh-i rûh vâki’ olduğu vakitde. Ki ona sırr-ı ilâhî derler. Onun için Kur’ânda gelir. Ve cesed ve rûhun her birinin kemâl-i vücûda gele. Lebene zübde ü semen lâzım olduğu gibi. hikmet-i zevkiyye ehlidir ki. âlem-i gayba dâirdir. zâhirde. ‫( ﻳﺎاﻳﻬﺎاﻟﺬﻳﻦ اﻣﻨﻮا اﻣﻨﻮا‬Nisâ. Kuzât ve vulât ve ulemâ ve inhâr-ı câriyenin lüzûmu gibi. Zîrâ ulemâ-i zâhirin da’vet ettiği ahkâm. Ve cesede rûh lâzımdır. Belki ‫وﻧﻔﺨْﺖ‬ ُ َ ََ ‫( ﻓﻴﻪ ﻣﻦْ روﺣﻲ‬Hicr. Ve bundan îmân ve ihsânın farkları zâhir oldu. Onun için Kur’ânda gelir. ulemâ-i bâtına mutâbaat lâzım geldi. cümle mü’min ve kâfir Âdemin zahrında idiler. Ve şerîatın zâhir ve bâtını üzere giderler. 15/29) [Kendi rûhumdan ona üfledim. Bu cihetdendir ki Âdemin yed-i kudretle zahrî mesh olundukda. verâ-i hicâbdan îmândır.] deyû [56a. eğer onlara ِ ‫ََ ِ ََ َ ُ َ ََ َ ﱠ َ َ ِ َ َ َ َ َ ُ َ ﱠ‬ “Gökleri ve yerleri kim yarattı?” diye sorsanız mutlaka Allah diyeceklerdir. Tâ ki îmân-ı fıtrîyye tahkîk edip taklîdiniz zâil ola. İhsân ise 179 .] Îmân-ı fıtrî dediler. sâlikleri menzil-i vasla irşâd ederler. ulemâ-i zâhire ve bâtında. Tâ ki ‫[ اﻟﻌﻠﻤﺎء ورﺛﺔ اﻻﻧﺒﻴﺎء‬Âlimler peygamber vârisleridir. Velâkin îmân bi’l-gaybdır ki. zürriyyetî zerrât sûretinde zuhûr edip ْ‫( اﻟﺴْﺖ ﺑﺮﺑﻜﻢ‬A’râf. Kâmil-i nâs sâir milel-i muhtelifeden bu sırrla imtiyâz bulurlar. zâhirde bâkî ve nübüvvet dahi mutazammin olduğu nûr-i velâyet ilâ vakti’s-sâati dâim olmakla. Pes bir şehirde bunların vücûdu dahi lâzımdır.] Ya’nî tevhîd-i fıtrî ile muvahhid olduğunuzdan sonra îmân-ı şer’î ile dahi. Zîrâ Allah Teâlâ Âdemi yalnız cesed üzerine mebnî kılmadı. Burada hakîmden murâd. Ve tecellî-i rûh cümleye berâber vâki’ oldu. Ve nefes-i râhmânî ile sâir hayvânatdan ânı mümtâz kıldı. Ki resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem mutâbaat ve dînini kabûl ile hâsıl olur. ulemâ-i bâtının da’vet ettiği hakāikin cesedi gibidir. Ya’nî îmân dedikleri gerçi ulemâ-i zâhirin murâd ettikleri îmândır. Zîrâ kemâlât-ı rûhâniyyede müştereklerdir. Bu rûhun ise zâhir ve bâtını vardır ki. âlem-i şehâdete nâzır ve bâtını.Dördüncüsü hakîmdir. Ve sırr-ı nübüvvet.

Temmehû Suâl olunursa ki ulemâ-i zâhir ile etıbbânın farkları nedir ki. ilme ve adle ve tıbba ve hikmete mevkūf oldu. nefs-i insâniye. Cevâb budur ki: Ulemânın tâhir-i bedene muâlecesi dîni yüzünden ve etıbbânın tedbîrî merzâ cihetindendir. mahcûb oldu. Belki tahkîk-i adl ve bâtın-i takvîm ve hakîkat sıfat-ı ilâhiyyedir. Ve etıbbâ dahi[…?] teşhîs etdikleri mikdâr kuvâ-yi tabî’iyyeye ve ihlâta müdâhale ederler. emr-i hafîdir ki demen bir tabîb-i mühtedî olmaz. Ve tabdan murâd ol ilimde hazâkdır. Velâkin bu a’sârda emsârın ahvâli yamândır. Kalbi dahi maraz-i rûhânîden helâk olur. Bu sebebdendir ki. Ve illâ rûh-i insâni fînefsi’l emr-i ilâhîdir. ikisi dahi cesede ve zâhir bedene hizmet ederler. Velâkin mertebe-i ihsânın zâhiri gibi olmakla ahkâm-ı zâhireye tâbi’dir. [57a. Zîrâ ulemâ ta’lîm etdikleri îmân-ı kalbin hâlidir ki. tabâi’ ve ânın ahkâmı zâhir-i bedene göre gayb olsa dahi. Zîrâ cümlesi mizâcda dâhildir ki. Vulât ve kuzât ve rüesâdan ise bi’lfarz adl-i zâhir olsa dahi sûretîdir. Şöyle ki ecsâd-ı insâniyye bî-rûh kalmışdır. Ve bi’l-farz hakîm olsa dahi riyâzet ve mücâhede tarîkini kabûl eder. Ve hikmet-i zevkiyyenin ise. zıddı olan bârid ile tedbîr olunur. Zîrâ bihasebi’t-taalluk ahvâl-i cesed ile mütegayyir olup. beden-i taallukdan sonra da’vete muhtâc oldu. rûh-i hayvâni tahtında dâhildir ki demdir. Ve îmân dahi gerçi emr-i bâtındır. Âlem ise biliniz! Sûret ile kāim olmaz. Nitekim murûr etti. Bu cihetden kıvâm-ı dünyâ. taklîd-i adl değildir. Hâdd-i hârrla tedbîr etmek gibi. işi bitmiş ve gāyet yetmişdir. Kalîl belki ma’dûmdur. Ve adlden murâd. Zîrâ hakîm-i ma’nevî olmıyacak. Zîrâ ilimden murâd. yine havâssa ve zâhir-i bedene tâbi’dir. Ve ona göre muâlece kılarlar. kalbe göre emr-i bâtındır. ilm-i nâfi’dır. Zîrâ ulemâ-i rusûm bu mertebede olan keyfiyyet da’veti ve ahvâl-i rûhî bilmezler. Ki umûr-i erbaadan nişân yoktur.[?] Ve ahvâl-i merîz ve teşhîs-i nebz. Ulemâ-i zama’nenin ekserinin ilmi ise gayr-i nâfi’ dir. Ve bu da’vet. hükemâ-i zevkiyeye mevkūf oldu. Suâl olunursa ki ikisinin dahi bâtına taalluku vardır. Ve belki ekser-i nâs inkâr 180 . ulemâ-i zâhirin dahi maraz-i bâtına göre hâlleri budur. kalb.] Pes tabîb-i ahvâl. Zîrâ ba’zı hârr vardır ki. Cevâb budur ki. merîzi teşhîs edemese ilâca mübâşereti lagv olduğu ki.

Şebihâtdan ve erbâb-ı şehevâtın irtikâb etdikleri eşyâ-i müevveleden hazer kıl. İmdî eğer ehl-i Hak isen Hakkı’dan bu ma’rifetle tecellî ile ve amel kıl. belki tâlibe bile katî kıllet üzere musâdefe ettim. Nitekim demişlerdir ki ‫ ﻟﻮ وﺻﻠﻮ ﻣﺎرﺟﻌﻮا‬Ve âlemin kıvâmı senin Hakk’la kıvâmınladır. Ve ma’lûmun olsun ki. umûr-i tabî’iyyeye ve şehevâta dönmüşler ‫ ورﺟﻊ اﻟﻘﻬﻘﺮى‬kabîlinden olmuşlardır. Ya’nî henûz hafâdadır. Kesrle ve âlem ve âlim sensin. âlimdir. veyâhûd ilhâd vartasına düşerler. Meslûb olıcak sıdkın zıddı olan kizb zuhûr eder. Zîrâ ilmi-i kâmil ve şuhûd-i şâmil ehline irtidâd yokdur.üzerinedir. Zîrâ sen rûh-i âlemsin. rûh’a zevâl gelmez. Kizb-i hakîkat ise kizb-i şerîata cerr edip kamîs-i şerîatın inhilâ’ına dahi müeddî olmakla sû-i hâtime vartasına tıyne düşmüş himâra döner. Ve eğer âlem-i rûh kabûl etmezse yine sen sensin ki. Ve eğer tarîkata îmânı tâmm ise âdâbı muhafaza eyle. [57b.‫ ﻧﻌﻮذ ﺑﺎﷲ ﻣﻦ اﻟﺤﻮر ﺑﻌﺪ اﻟﻜﻮر‬ve libâs-ı tarîkat ki kamîs-i sıddîkiyyetdir. İmdî mü’min karındâş eğer şerîata îmânın kâmil ise. Ve vaktinde fesâd-i kabûl etmekle ilâc-pezîr olmadığı ki.] 181 . ahkâmla amele teveggul eyle. Ve erbâb-ı mekr u keyd zamânede her şehirde fevka’l-hisâbdır ki. Velâkin ilmin tecellî mertebesinde değildir. Ve tâlib olup dâire-i mubâyaata dâhil olanların ekserini dahi mürted buldum.] Temmehû Bu fakîr on sene kadar bilâd-i Rûmiyyede ve üç sene Tekvur dağı nâm-ı kasabada ve otuz beş sene Medîne-i Burûsada ve Şam’a hicret edildiğinden beri dahî ile’l-ân iki seneden mütecâvizdir. Zâik değil. Ve erbâb-ı ilhâdın tezvîrat ve inhirâfâtından perhîz kıl. [58b. onlara mukārenet edenler âhiri yâ inkârdır dile mübtelâ olurlar.] Şekāvet-i asliyye âşkâra ve saâdet-i ârıza muhtefî olur. İşte istikāmet üzere olmayanların hâlleri budur. inkizâ-i vakitde dahi ilâc ve ıslâh kabûl etmeyip [58a. Ve illâ hâviye-i tabî’ata düşersen ve bâb-ı rûhdan merdûd olursun. Zîrâ uluvv-i himmet nâ-bûd ve devâm-ı teveccüh mefkūd olup. Zîrâ âkıbet-i siccîne düşersin. ‫ ﻣﻦ ﻟﻢ ﻳﻬﺪ اﷲ ﻣﺎﻟﻪ ﻣﻦ هﺎد‬ve ba’zıları dahi ‫ اﺿﻠﻪ اﷲ ﻋﻠﻰ ﻋﻠﻢ‬makūlesinden olup. âlemden murâd. Zîrâ erbâb-ı hikmet sûretinde olanların ke-gālibî zâll ve muzill olmakla nâs dahi tefsîr-i i’tikād etmişlerdir. Ve ebedî onda menkûb ve ma’kûs kalırlar. İblîs ve Bel’âm ve emsâli gibi başlarından tâc-i îmân merfû’ ve üzerlerinden elbise-i ahkâm ve âdâb-ı mahlû’ olup ‫دﻋﻮا‬ ‫ هﺬااﻟﺴﺎﻗﻂ ﻋﻦ ﻧﻈﺮ اﷲ‬ve ridâsına düşmüşlerdir.

ve insânî rûh istenir. 55/29) [O her gün yeni bir yaratma hâlindedir. Sûretî ölüm ve neşrdir. Ondan. uyku.] nassı َ ُ ِ َ َ ِ َِ ُ ‫ِ ﱠ‬ redd eder. fenâ. Onunla berâber var olan rûhun ise bekā sıfatı vardır. 7/34) [Onların eceli geldi mi. hiç onlara dönüp gelmiyorlar. cebr gelir. َ ‫َ ﺘ ِ ﺮ َ ﺳ ﻋ َ َ َ َ ِﻣ‬ ne de öne geçebilirler. hayvanlar gibi hayvânî rûh. her şeyin ecel-i müsemmâsı vardır. Ya’nî aşk tâifesinden ba’zıları dünyâdan müntakil olan ba’zı kümmel hakkında i’tikād-ı fâsid edip. Çünkü. Çünkü o mertebesi ve makāmı bakımından Allah’ın bâkî tecellîlerindendir. uyanıklık. Allah Teâlâ’nın ‫آ ﱠ ﻳﻮْم هﻮ ِﻲ‬ ‫ُﻞ َ ٍ ُ َ ﻓ‬ ‫( َﺄن‬Rahmân. Pes onların huzûr ve ba’zı umûrda bulundukları temessül tarîkiyle ya’nî 182 .] ‫( ﻗﺎل ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻓﺎْﻟﻤﺪﺑﺮات اﻣْﺮ‬Nâziât. Ve muâmelât-ı beşeriyye kılarlar derler. Diğer durumlar da aynı şekildedir. Öyle ki. bekā ve ahîrân hallerin en yücesidir. onlar dünyâya cesed ve rûhlarıyla avdet ederler.] [Ya’nî: Ba’zı beni müşâhede edenleri gördüm. Velâkin ba’zı erbâb-ı ilhâd fehm ettikleri üzere değil. Cebrin gelmesi ile de sabır gider. Onun kırılma vakti. Bunda Allah Teâlâ’nın ‫ِ َا َﺎء اﺟﻠﻬﻢْ ﻻ‬ ُ ُ َ َ َ ‫اذ ﺟ‬ ‫( ﻳﺴْ َﺄﺧ ُون َﺎ َﺔ ًوﻻ ﻳﺴْﺘﻘْﺪ ُﻮن‬A’râf. sabır gider.] Ma’lûm ola ki erbâb-ı te’vîl ba’zı ervâh-i beşeriyyeyi dahi melâike-i müdebbirede idhâl etmişlerdir.‫[ ﻓﺎﻋﺮف‬Kabir hazır olduğunda. neşr. ne bir ân geri kalabilirler. Bunların hepsinde ilâhî cebrin sûreti vardır. Bil! [59a. Bu kırılma sûrîdir. Benim kabrim Bursa beldesinde büyük toplanma yerinde kürsünün içinde büyük bir kabirdir. kırılması ânında bir kabın bile. kalkış. ölüm. Ve nice mecâlisde hâzır olurlar. Çünkü bu.] Ya’nî: Sûreten veyâ ma’nen intikāl vakti geldiğinde intikāl eden kişinin sabrı yok olur ve ilâhî cebir gelir.] sözünden anlaşıldığı ٍ ‫ﺷ‬ gibi… Bundandır ki. Allah Teâlâ kullarını istediği gibi sevk eder. kul eliyle olmayan bir emirdir.] sözüne işâret vardır. 36/31) [Onlar. ecel vaktinin sonudur. Ya’nî. Bu i’tikādı ise ‫( اﻧﻬﻢْ اﻟﻴْﻬﻢْ ﻻ ﻳﺮْﺟﻌﻮن‬Yâsîn.‫اذا ﺣﻀﺮ اْﻟﻘﺒْﺮ ﻏﺎب اﻟﺼﺒْﺮ وﺟﺎء اْﻟﺠﺒْﺮ‬ ُ َ َ َ ُ ‫َِ َ َ َ َ ُ َ َ ﱠ‬ ‫راﻳﺖ ﻓﻰ ﺑﻌﺾ ﻣﺸﺎدى ان ﻗﺒﺮﻟﻰ ﻗﺒﺮ ﻟﻜﺒﻴﺮ ﻓﻰ اﻟﻜﺮﺳﻰ ﻓﻰ داﺧﻞ اﻟﺠﺎﻣﻊ اﻟﻜﺒﻴﺮ ﻓﻰ ﺑﻠﺪة ﺑﺮوس ﻓﺤﻀﺮ‬ ‫هﺬااﻟﻤﻌﻨﻰ ﺣﻴﻨﺌﺬ ﻓﺎوردﺗﻪ هﻨﺎ ﻋﻠﻰ اﻟﻠﻔﻆ اﻟﺤﺎﺿﺮ ﻓﺎﻓﻬﻢ َﻌﻨﻰ اذا َﻀﺮ َﻗﺖ اْﻻﻧﺘﻘﺎل ﺻﻮرة ً او ﻣﻌﻨﻰ ﻏﺎب َﺒﺮ‬ ‫ﺻ‬ ‫و‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻳ‬ ‫اْﻟ ُﻨﺘ ِﻞ وﺟﺎء اْﻟﺠﺒْﺮ اْﻻﻟﻬﻰ ﻓﻔﻴﻪ ﺳﺮ َﻮﻟﻪ ﺗﻌﺎﻟﻰ اذا ﺟﺎء اﺟﻠﻬﻢْ ﻻ ﻳﺴْﺘﺄﺧﺮون َﺎﻋﺔ ًوﻻ ﻳﺴْﺘﻘْﺪﻣﻮن اى ﻓﺎن ﻟﻜﻞ ﺷﺊ‬ ّ َ ُ ِ َ َ َ َ َ ‫ِ َ َ َ َ َُ ُ َ َ ِ ُ َ ﺳ‬ ‫ّﻗ‬ ّ َ ‫ﻤ ﻘ‬ ‫اﺟﻼ ٌﺴﻤﻰ َﺘﻰ اْﻻﻧﺎء ﻓﻰ اﻧﻜ َﺎرﻩ ﻓ َﻗﺖ اﻧﻜﺴﺎرﻩ اﺧﺮ َﻗﺖ ا َﻠﻪ وهﻮ اْﻻﻧﻜﺴﺎر اﻟﺼﻮرى ﻓﺎ ّﺎاﻟ ّى َﻘﻮم ﺑﻪ ﻣﻦ‬ ‫ﻣ ﺬ ﻳ‬ ‫ﺟ‬ ‫و‬ ‫ﻮ‬ ‫ﺴ‬ ّ ‫َ ً ﻣ ًّ ﺣ‬ ‫اﻟ ّوح ﻓﻠﻪ ﺻﻔﺔ اﻟﺒﻘﺎء. intikāl. ً َ ِ َ ‫َ ُ َﱢ‬ 79/5) [Derken bir iş çevirenlere yemin olsun ki. ﻻﻧﻪ ﻣﻦ ﺗﺠﻠﻴّت اﷲ اْﻟﺒﺎﻗﻰ ﺑ َﺴﺐ َﺮﺗﺒﻪ وﻣﻘﺎﻣﻪ ﻓﻘﺲ ﻋﻠﻴﻪ ﻣﺎﻟﻪ روح َﻴﻮاﻧﻰ آﺎﻟْﺤﻴﻮاﻧﺎت‬ ّ ‫ﺣ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺤ‬ ‫ﺎ‬ ‫ﺮ‬ ‫َﻣﺎﻟﻪ ُوح اﻧﺴﺎﻧﻰ وآﺬا ﺳﺎﺋﺮ اْﻻﺣ َال آﻤﺎ ﻳﻐﻬﻢ ﻣﻦ ﻗﻮﻟﻪ ﺗﻌﺎﻟﻰ آﻞ ﻳﻮْم هﻮ ِﻲ ﺷﺄن وﻣﻦ ذاﻟﻚ اْﻟﻤ َﺎم واْﻟ َﻮت‬ ‫ﻨ َ ﻤ‬ ٍ َ ‫ُﱠ َ ٍ َُ ﻓ‬ ‫ﻮ‬ ّ ‫ر‬ ‫و‬ ‫واْﻟ َﻘﻈﺔ واﻟ ّﺸﺮ واْﻻﻗﺎﻣﺔ واْﻻﻧﺘﻘﺎل َاْﻟ َﻨﺎء واْﻟﺒﻘﺎء واْﻻﺧﻴﺮان اﻋْﻠﻰ اْﻻﺣْ َال وﺻﻮرﺗﻬﺎ اﻟ َﻮت َاﻟ ّﺸﺮ وﻓﻰ آﻞ ذﻟﻚ‬ ‫ﻤ و ﻨ‬ ‫ﻮ‬ َ َ ‫و ﻔ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺻﻮرة اﻟﺠﺒﺮ اْﻻﻟﻬﻰ ﻻن اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻳﻘﻮد ﻋﺒﺎدﻩ اﻟﻰ ﺣﻴﺚ ﻳﺸﺎء وﺑﻤﺠﺊ اﻟﺠﺒﺮ َﺬهﺐ اﻟ ّﺒﺮ ﻻن اْﻻﻣﺮ ﻟﻴْﺲ ﺑﻴﺪ اْﻟ َﺒﺪ‬ ‫ﻌ‬ َ ّ ‫ﺼ‬ ‫ﻳ‬ ّ .

183 .

184 .

185 .

Bâtını ise velâyettir. Bundan dolayı örfte nebî lafzı. Lügatte kullanımın cevâzı. Kim bunu bu şekilde kullanırsa icmâ’ya karşı gelmiş. Ve zâhirde te’sîr ondandır. Ne zamân ki bu ümmetin kâmilleri. Bu konudan bahs etmek isteyen kişinin isminin nebîler divânından silinmesi gerekir. örfte de kullanmaya müsâade anlamına gelmez. Velî. Çünkü onun dışındakilere izin verilmiştir. nassa muhâlefet etmiş ve dînin nizâmını ihlâl etmiş olur. nübüvvetin sûretidir. nübüvvet yönüne değil. sırr-ı hafî ّ ‫ﺮ‬ ‫ﻟ‬ hattâ kazâ-i ahfâ makāmıdır. ﺣﺘﻰ ﺗﻜﻮن ﻣﻦ ﺧﻴﺎراْﻻﻧﺎم. Ya mekânın şerefinden veyâ hükümlerin bâtınlarında Allah’tan haber aldığından kendisinin nübüvvet mertebesi olur.ﻗﻞ ﻣﻦ ﻓﻬﻤﻪ ﻣﻦ ﻓﻮاﺻﻞ اﻟﺨﻼﺋﻖ‬Ya’nî: Bu makām. Ve bu sol kanattır. velâyet yönüne râci’dir. halklar tabakaları içinde anlayan azdır. nübüvvet makāmında vech’den hâriç onlardan ba’zı bahisler vâki’ oldu. [62a. velî için kullanılmaz. ﺛﻢ ان ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻗ ّم اْﻟ ِ ّﺔ ﻋﻠﻰ اﻟﻨﺎس‬ ‫ﺪ ﺠﻨ‬ ّ ‫د‬ ‫د‬ ‫ﻟﻜﺜﺮﺗﻬﻢ ﺑﺎﻟﻨﺴﺒﺔ اﻟﻰ اﻟﻨﺎس آﻤﺎ ﻗ ّم اﻟﻜ ّﺎر ﻟﺬﻟﻚ ﻓﻰ ﻗﻮﻟﻪ ﻓﻤﻨْﻜﻢْ آﺎﻓ ٌ وﻣﻨْﻜﻢْ ﻣﺆْﻣ ٌ ﻓﺎﻟﺠﻦ اﻟﻜﺎﻓﺮ ﻟ َﺐ اﻟ ّﺎر واﻟﻨﺎس‬ ‫ﻬ ﻨ‬ ّ ‫َ ِ ُ َ ِﺮ َ ِ ُ ُ ِﻦ‬ ‫ﺪ ﻔ‬ ‫اﻟﻜﺎﻓﺮ ﺟﻤْﺮهﺎ واﻟﺠﻤﺮ اﺻﻞ اﻟﻠﻬﺐ وذﻟﻚ ان اﻟﺠﻦ ﺗﺒﻌﻮااْﻻﻧْﺲ ﻓﻰ اْ َﻣْﺮ واْﻻﺣﻜﺎم آﻤﺎ َﺒﻊ اﻟﻠﻬﺐ اﻟﻨﺎر وﻟﻮ اﻧﻬﻢ اى‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻻ‬ ِ ّ ّ َ 186 . Fakat bu mertebe. Öyleyse onun alması genel ma’nâda değil. Çünkü bâtın daha kuvvetlidir. Ve bu sır. Ve gayrısı. Çünkü o nebîdir.Temmehû ‫ﻓﺎن هﺬااْﻟﻤﻘﺎم ﻣﻘﺎم اﻟﺴﺮ اﻟﺨﻔﻰ ﺑﻞ اﻟﻘﻀﺎء اْﻻﺧﻔﻰ وﻻ َﺠﻮز اﻟﺘﻜﻠﻢ ﻋﻠﻴﻪ اﻻ ﺑﺎﻟ ّﻣﺰ وﻗﺪ َﻨﻊ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ‬ ‫ﻣ‬ ‫ّ ﺮ‬ ‫ﻳ‬ ّ ّ ّ ‫ﻋﺰﻳ ًا ﻋﻠﻴﻪ اﻟ ﱠﻠﻢ ﻋﻦ اﻟﺴﺆال ﻋﻨﻪ ﻻن ﻧﺒﻰ و َﺬا اﻟ ّﺮ َﺮﺟﻊ اﻟﻰ ﺟﺎﻧﺐ اﻟﻮﻻﻳﺔ ﻻ اﻟﻰ ﺟﺎﻧﺐ اﻟ ّﺒﻮة ﻓﻤﻦ اراد اﻟﺒﺤﺚ‬ ‫ﻨ‬ ‫ّ ّ ه ﺴ ﻳ‬ ‫ﺴ‬ ‫ﺰ‬ ‫ﻋﻨﻪ ﻻ ﺑﺪ ان ُﻤﺤﻰ اﺳﻤﻪ ﻋﻦ د َﻮان اﻟﻨﺒ ّة وﻟﻤﺎ آﺎن اآﺎﻣﻞ هﺬﻩ اْﻻ ّﺔ ﻓﻰ ﻣﻘﺎم اﻟﻮﻻﻳﺔ ﻻ ﻓﻰ ﻣﻘﺎم اﻟﻨﺒ ّة اﻻ ﻣﻦ َﺟْﻪ‬ ‫و‬ ّ ‫ﻮ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ّ ﻳ‬ ‫َﻗﻊ ﻋﻨﻬﻢ ﻓﻴﻪ َﻌﺾ اْﻟ َﺤﺚ وهﻮ ﻟﺨﺘﻢ ا َوﻟﻴﺎء اآﺜﺮ ﻣﻦ ﻏﻴﺮﻩ ﻻن ﻣﺄذون ﺑﺨﻼف ﻏﻴﺮﻩ واﻧﻤﺎ ﻗﻠﻨﺎ اﻻ ﻣﻦ وﺟْﻪ ﻻن‬ ّ َ ّ ّ ‫ﻻ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺑ‬ ‫و‬ ‫اْﻟﻮﻻﻳﺔ واﻟﻨﺒ ّة ﺟﻨﺎﺣﺎن ﻓﻈﺎهﺮ ا َﻣْﺮ اﻟﻨﺒﻮة وهﻮاﻟﺠﻨﺎح اﻻﻳﺴﺮوﺑﺎﻃﻨﻪ اْﻟﻮﻻﻳﺔ وهﻮ اﻟﺠﻨﺎح اْﻻﻳْﻤﻦ ﻻن اْﻟﺒﺎﻃﻦ اﻗﻮى‬ ّ ‫ﻻ‬ ‫ﻮ‬ ‫وﻣﻨﻪ اﻟﺘﺄﺛﻴﺮ ﻓﻰ اﻟﻈﺎهﺮ ﻓﺎ ﻟﻮﻟﻰ اﻳﺾ ﻳﺎﺧﺬ ﻋﻦ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ و َﻦ ﻣﺜﻜﻮة ﻣﻦ ﺗﺒﻌﻪ ﻣﻦ اﻟ ّﺒﻰ ﻓﻴﻜﻮن ﻟﻪ ﻣﺮﺗﺒﺔ اﻟﻨﺒ ّة ا ّﺎ‬ ‫ﻮ ﻣ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻋ‬ ّ ‫ﻟﺸﺮف ﻣﻜﺎﻧﺘﻪ اوﻟﻜﻮﻧﻪ ﻣﻨْﺒﺄ َﻦ اﷲ ﻓﻰ ﺑﻮاﻃﻦ اﺣﻜﺎﻣﻪ ﻟﻜﻦ ﺗﻠﻚ اﻟﻤﺮﺗﺒﺔ ﺻﻮرة اﻟﻨﺒ ّة وﻟﺬا ﻻ ﻳﻄﻠﻖ ﻋﻠﻰ اﻟﻮﻟ ّ ﻟﻔﻆ‬ ‫ﻰ‬ ‫ﻮ‬ ‫ُ ﻋ‬ ‫اﻟ ّﺒﻰ ُﺮ ًﺎ اذ ﻟﻴﺲ ﻟﻪ اْﻻﺧﺬ ﻣﻦ اْﻟﻮﺟﻪ اْﻟﻌﺎم واﻧﻤﺎ َﺧ ُﻩ ﻣﻦ اﻟ َﺟﻪ اﻟﺨﺎص وﺟ َاز اْﻻﻃﻼق ﻓﻰ اﻟﻠﻐﺔ ﻻ ُﺴ ّغ‬ ‫ﻳ ﻮ‬ ِ ُ ‫ّ َﺰ‬ ‫ﻮ‬ ‫ا ﺬ‬ ّ ‫ﻨ ﻋ ﻓ‬ ‫اﻻﻃﻼق ﻓﻰ اﻟ ُﺮف ﻓﻤﻦ اﻃﻠﻘﻪ ﻓﻘﺪ َﺮق اﻻ ﺟﻤﺎع وﺧﺎَﻒ اﻟ ّﺺ واﺧﻞ ﺑﻨﻈﺎم اﻟ ّﻳﻦ وﺣﻞ ﻗﺘﻠﻪ ﺑﻔﺘﻮى اهﻞ اْﻟ َﻘﻴﻦ‬ ‫ِ ﻴ‬ َّ ‫ﺪ‬ ّ ‫ﻨ‬ ‫ﻟ‬ َ ‫ﺧ‬ ‫ﻌ‬ ‫[ وهﺬااّﺬى ﻗ ّرﻧﺎﻩ ﻣﻦ اْﻟﻤﺰاﻟﻖ واﻟﻤﻀﺎﻳﻖ . vilâyet makāmında. özel ma’nâdadır. Allah Teâlâ Üzeyr (aleyhisselâm)’ı bu konuda soru sormaktan men’ etmiştir. Biz sâdece bir vecihten söz ediyoruz. Bu sağ kanattır. Çünkü velâyet ve nübüvvet iki kanattır. Yakîn ehlinin fetvâsı ile bunun katli helâl olur. aynı şekilde Allah Teâlâ’dan ve nebîlerden kendisine tâbi’ olduğu kimsenin […?]. Anlattığımız bu kaygan ve dar konuları. Çoğu hatmü’l-evliyâ’dır.] ‫وهﺬااﻟﺒﻴﺎن ﻓﻀﻞ اﷲ اﻟﻌﻈﻴﻢ ﻓﻤﻨﻪ اﻓﺎﺿﺖ‬ َ ‫اْﻟﻌﻠﻢ وﻣﻨﻪ اﻋﻄﺎء اْﻻ َب ﻓﻌﻠﻴﻚ ﺑﺎﻟﺘﺄ ّب ﺑﺎدب آﻞ ﻣﻘﺎم. Onun üzerine remz dışında konuşmak câiz olmaz. İşin zâhiri nübüvvettir.

وﻣﻨﻪ اﻟ ّﻌﻤﺔ ﻓﻰ اﻟﺒﺎﻃﻦ‬ ‫ﻨ‬ ‫و‬ ‫ﺮ‬ ‫َ‬ ‫وﻓ‬ ‫ﻨ‬ ‫د‬ ‫َ‬ ‫واﻟ ﱠﺎهﺮ. وﻻ ﻳﺨﻴﺐ ﻓﻰ ﺑﺎﺑﻪ اهﻞ اﻻﻣﺎل.‫زرْت ﺑﻌﺪ ﺻﻠﻮة اﻟﺠﻤﻌﺔ ﻗﺒﺮ ﺑﻨﺘﻰ اﻧﻴﺴﺔ واﺑﻨﻰ ﻣﺤﻤﺪ ﻃﺎهﺮ ﻓﻰ َﺮج اﻟﺪْﺣﺪاح وهﻰ ﻣﻘﺒﺮة َﻌﺮوﻓﺔ ﻣﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﱠ‬ ‫ﻣ‬ ‫ّ‬ ‫َ َ‬ ‫ُ‬ ‫َ‬ ‫ُ َُ‬ ‫ﻣﻘﺎﺑﺮ دﻣﺸﻖ اﻟ ﱠﺎم. ﻓﻠ ﱠﺎ آﻨﺖ ﻋﻨﺪ ﻗﺒﺮ ﻣﺤ ّﺪ ﻃﺎهﺮ ود َﻮت اﷲ وﻗﺮأت َﻌﺾ اﻻﻳﺎت واﻟﺴﻮر ﻗﻠﺖ اﻟﻬﻰ ان آﺎن ﻣﻦ‬ ‫ُ‬ ‫ﺑ‬ ‫َﻋ ُ‬ ‫ﻤ‬ ‫ُ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺸ‬ ‫ُﻋﺎﺋﺮ وﻗﺮاءﺗﻰ ﻓَﻳﺪة ﻟﻬﺬا ﻓﺎ ِﻧﻰ اﻳﺔ َﺪل ﻋﻠﻰ ذﻟﻚ َﺮاﻳﺖ ان ﺗﻘﺒﺔ ﻓﻰ ﻗﺒﺮﻩ ﻳﺠﺮى اﻟﻴﻬﺎ اْﻟﻤﺎء ﻣﻦ ﻣﻴﺰاب ﻣﻦ اﻟﺨﺎرج‬ ‫ٍ‬ ‫ﻓ ُ ّ ً‬ ‫ﺗ ّ‬ ‫َر‬ ‫ﺎ‬ ‫د‬ ‫ﻓﺤﻤﺪت اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ َﻠﻰ ذﻟﻚ وهﻮ اﻟﺤﻤﻴﺪ اْﻟﻤﺠﻴﺪ. ﻓﻤﻨﻪ اﻟ ﱠﺣﻤﺔ ﻓﻰ اﻻ ّل واﻻﺧﺮ. وﻓﻴﻪ اﺷﺎرة اﻟﻰ ا ّﻪ اْﻻﻋﻤﺎل آﻠﻬﺎ َﺪﻧ ﱠﺔ او ﻣﺎﻟﻴﺔ ﻳﺠﺮى َﻮاﺑﻬﺎ ﻣﻦ اْﻻﺣﻴﺎء اﻟﻰ اﻻﻣ َات ﻻﻧﻬﺎ ﻣﻦ ﻗﺒﻴﻞ اْﻟ َﺪ ّﺔ‬ ‫ﻬﻳ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﺛ‬ ‫ﺑ ﻴ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﻈ‬ ‫واْﻟﻌﻄﻴﺔ وذﻟﻚ َﺠﺮى ﻓﻰ اﻟ ّﻧﻴﺎ ﻓﻰ آﻞ ﺷﺊ ﺣﺘﻰ ﻓﻰ اﻟﺨﻴﻂ َاﻟﺨﻼل ﻓﻜﺬا ﻓﻰ اْﻟﻼﺧﺮة ﻻن اﻟﺜﻮاب ﻳﺘﺠ ّﺪ ﻣﻦ اى ﻋﻤﻞ‬ ‫ّ‬ ‫ﺴ‬ ‫و‬ ‫ﱠ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻳ‬ ‫آﺎن ﻓﻴﻜﻮن اْﻟ ُﻬ ِى آﺎ ﱠﻤﺎ اهْﺪى ﺷﻴ ًﺎ ُﺘﺠ ّ ًا ﻓﻴﻘﻊ ﻓﻰ ﺣ ّﺰ اْﻟ َﺒﻮل وﻟﻼرْواح ﺻ َر ﻣﺜﺎﻟﻴﺔ هﻨﺎك اى ﻓﻰ اْﻟﺒﺮزخ ﺑﻬﺎ‬ ‫ُﻮ‬ ‫َ‬ ‫ﻴ ﻘ‬ ‫ﺌ ﻣ ﺴﺪ‬ ‫ﻧ َ‬ ‫ﻤﺪ‬ ‫781‬ . و َﻋﺎهﻢ اﻟﻰ ﺟ ّﺘﻪ ﺑﺮﺣﻤﺘﻪ. ﺧَﻖ اﻟﺨﻠﻖ‬ ‫ﻠ‬ ‫ﻻ‬ ‫ﻋ‬ ‫ُ‬ ‫ﺑﺮﺣْﻤﺘﻪ. ﻻﻳﻀﻴﻊ ﻋﻨﺪﻩ ا َﻋْﻤﺎل. و َ ّﻘﻬﻢ ﻟﻼﺟﺎﺑﺔ ﺑﺮﺣْﻤﺘﻪ.

Ve Lehû Biz kuluz yâ rabbi! Sensin şâhımız Kulluğundur dâim izz ü câhımız Menzil-i vaslın katı devr oldu devr Eyle gel tevfîkini hemrâhımız 188 .

dâire-i hakk gör.] Bunu bil![63b.Nâr-ı aşkında yanıp tütdü ciğer Çıkdı tâ eflâka dûd-i âhımız Da’vet eyle kābe kavseyne bizi Kıl ev ednâ belki seyrângâhımız Suda aks-i mâha salma Hakkı’yı Çenberi çerh üzere göster mâhımız Ma’lûm ola ki bu dâire-i vücûd aslında dâire-i vâhidedir ki.] ُ ِ َ َ ُِ ‫َ ﱠ‬ 189 . senliğin ortadan ref’ ile ve dâireyî. senin vücûd-i hâdisin bu ortalığa duhûl etmen. Sonra mahûr-i felek gibi vücûd-i halk hatt-ı imkân çekmek tansîf eylemişdir. Zîrâ Kur’ânda gelir. senin tevehhümündür. ‫ﻩو اْﻻول واْﻻﺧﺮ‬ ُِ َ َ ُ‫َُ َﱠ‬ ‫( واﻟﻈﺎهﺮ واْﻟﺒﺎﻃﻦ‬Hadîd. Zâhir ve bâtındır. 57/3) [O evvel ve sondur. dâire-i vücûd Hakk’dır. Pes sen. İmdî.

Ya’nî Allâh’u Teâlâ sana ihsân ettiği niam-i zâhire ve fuyûz-i bâtıneyi dâimâ tazelesin. ‫( وﻗﻞْ رﺑﻲ زدْﻧﻲ ﻋﻠْﻤﺎ‬Tâhâ. Ve nev-bahârını soldurmasın. Ve bâğ-ı fazlî meyvesini eksik etmesin. devâm ve ezdiyâdan duâdır.Ve Lehû Ba’zı ebyâtı vâridâttandır Feyz-i Hak’dan tâze vü terdir vücûdum gülşeni Dâimâ elhamdülillâhi’l-kerîmü’l-müsteân Müjde-i fazl-i Hudâ’nın olmuşum şâd u şeni Daimâ elhamdülillâhi’l-kerîmü’l-müsteân Pâdişeh var etti tâc-ı ma’rifetle ser-firâz Kaldı iklîm-i maânî içre ehl-i izz u nâz Zâhir u bâtın bu ni’metler değildir ey dil âz Dâimâ eş-şükrü lillâhi’l-kerîmü’l-müsteân Mine’l-vâridât Âfitâb-ı âlem-ârâdır derûnun Hakkı’yâ Pertev-i irfânın ile âleme verdin ziyâ Vecde geldi müjdeden ervâh-i pâk-i evliyâ Dembedem el-hamdülillâhi’l-kerîmü’l-müsteân [64a. Ma’lûm ola 190 .] Ey ilmen. Maksûd. Nitekim Kur’ânda gelir. ً ِ ِ ِ ِ ‫َُ َ ﱢ‬ 20/114) [Rabbim! İlmimi arttır.] ‫ﻗﻴﻞ ﻟﻰ ﻧﻀﺮ اﷲ اﻻءك‬ ََ َّ Tenzîr. Gülşen[?] lutfunu hemîşe-ter kılsın. ben ve bi-hakāik zâtın ve sıfâtın. tâze rûy-i tegayyüm eylemek ma’nâlarına gelir.

] Ve nefs-i levvâme mertebesi. yed-i kudret ya’nî Hakkı’yı hâlis altûndan dökdü. Zîrâ nefs-i emmâre mertebesi. Nüfûsun dahi tefâvut ve tefevvuki vardır. Pes nefs-i mutmainne dahi ona kıyâs oluna. Ve bu mertebe. nefs-i mutahhire derler.Bu mısrâ’ garîb û nazm-i acîb leyle-i sebtin seher-i a’lâsında vârid olmuşdur: ‫[ ﺻﺎﻏﻪ اﷲ ﻣﻦ اْﻻﺑْﺮﻳﺰ ﻓﻰ ذى اﻟﺤﻠﺔ‬Allah altından biçimlendirir. Hulle sâhibi sûretinde. Ve nefs-i mutmainne mertebesi. zehebin esnâfı olduğu gibi. Nitekim Kur’ânda gelir. birbirine hulûl etmek sebebiyle hulle denildi. râzıyye ve merzıyye olmakdır. Pâdişâhların kul ve fi’lî kānûndur dedikleri ona nâzırdır. tebyîzdir. Zîrâ nefs-i mutmainne gerçi tecellî-i zât’a nâzırdır. [65b. Ve bu nefsin dahi evâ’il ve evâsıd ve evâhir i’tibâriyle tenezzül ve terakkîsi vardır. Hulle zamm ile sevb fevka’s-sevbddir ki. ‫ﻟﻴﺬْهﺐ‬ َ ِ ُِ ‫( ﻋﻨْﻜﻢ اﻟﺮﺟْﺲ اهْﻞ اْﻟﺒﻴْﺖ وﻳﻄﻬﺮآﻢْ ﺗﻄْﻬﻴﺮا‬Ahzâb. Velâkin ba’zı burûkun[?] zuhûruyla nûr tâm 191 . Ve nefs-i mülhime mertebesi. a’lâsı ibrîzdir. Hırka sahibinde. potada ve kalıbda dökmekdir. 33/33) [Sizden ancak günah kirini gidermek ve ً ِ َ ُ َ ‫َ ُ ُ ﱢ َ َ َ َ ِ َُ َ ﱢ‬ sizi tertemiz yapmak istiyor. Sonra mutlak sevbde. Zîrâ cesedleri. Ya’nî ma’mûlün bih’dir. A’lâsı. birbirleri üzerine cevdetde mütefâvit ve fâikdir ki. zeheb ü fizza kıymetdârdır. mülûkü’l-kelâm demişlerdir. zertılâ derler. nefs-i mutmainedir. Ve berâzih-i nüfûs-i sâfileye düşmüşlerdir.] Bu takrîrden ma’lûm oldu ki. Evâ’il ve evâsıdı mahûfdur ki. ta’bîr. Ve pâk olan nesnenin âsârı ve her türlü sûreti dahi mutahhir ve mutayyibdir. Ya’nî nefs-i mutmainneye. teşhîb. İbrîz kesrle zer-i hâlisdir ki. Tezhîbdir bu cihettendir ki. Nitekim kelâmü’l-mülûk. Ve nefs-i mutmainnenin gāyeti ki. Ma’nâ budur ki. nice sâlikler ol dereceden sâkıt olmuşlar. a’le’lecsâddır. tesvîd [65a. Ve amel eyledi. evsâhdan pâkdır. isti’mâl olundu. nefs-i mutmainnenin hakāikindendir.] Zîrâ ma’dûnî olan nüfûs-i sâfilenin ednâsı taallukāt ve ercâs-ı telvînâtından pâk olmuşdur. Yaldız altûnî ma’nâsına. kuyumculuk eylemek ve altûn ve gümüşe müteallik bir nesne.] ِ ُّ ِ ِ َِ َُ Siyâgat-i zerkerlik Ya’nî. ya’nî gerçi zâhirde hulle-pûş ve libâsla mütelebbisdir Feemmâ cevher-i altûndandır ki.

mü’min. yakîn olan fetihtir. kula o fetihle açılır. Dışarıda mü’min. âsi ve düşmân olan nefis. her yerde her vechile râ’icdir. Bunun çeşitleri üç tânedir: Birincisi. [67a. Bu cihetden ba’zıları irtidâd bulur. Meğer kim bulduğu yaldız altûnu ola ki. itâatkar ve velî olur.. Bu. Kâfir. Ve zulümât-ı nefs ve tabî’at ve âsar-ı sıfâtdan bi’l-külliye necât bulur. onun erbâbına ulemâ-i râsihûn derler. Ve bu irtidâd vakfeden beterdir. fetihlerin en yücesi ve en kâmilidir. Öyle bir fetih ki. kâfir.واﻟﻔﺘﺢ.] ‫( واﻋْﺒﺪْ رﺑﻚ ﺣﺘﻰ ﻳﺎْﺗﻴﻚ اْﻟﻴﻘﻴﻦ‬Hicr. itâatkar.] ُ ِ َ َ َِ َ ‫َ ُ َﱠ َ َﱠ‬ Burada yakînden murâd. وهﻮ اْﻟ َﺘﺢ اْﻟﻤﻄﻠﻖ اﻟ ّى ﻳﻨﻔﺘﺢ ﻋﻠﻰ اﻟ َﺒﺪ ﻣﻦ ﺗﺠﻠﻰ اﻟ ّات‬ ‫ﺬ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺬ‬ ‫ﻔ‬ ‫ﻄ‬ َ ‫ﻣ‬ ‫اْﻻ َﺪﻳﺔ واﻻﺳﺘﻐﺮاق ﻓﻰ َﻴﻦ اﻟﺠﻤﻊ ﺑﻔﻨﺎء اﻟ ّﺳﻮم اﻟﺨﻠﻘ ّﺔ آّﻬﺎ وهﻮ ﻣﻦ َﻋﻠﻰ اْﻟﻔﺘﻮﺣﺎت واآْ َﻠﻬﺎ واﻧﻮاﻋﻬﺎ ﺛﻠﺜﺔ ﻓﺎﻻ ّل‬ ‫و‬ ‫ﻤ‬ ‫ا‬ ‫ﻴ ﻠ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺣ‬ ‫اﻟﻔﺘﺢ اْﻟ َﺮﻳﺐ آﻤﺎ ﻗﺎل ﺗﻌﺎﻟﻰ ﻧﺼْ ٌ ﻣﻦ اﷲ وﻓﺘْ ٌ ﻗﺮﻳ ٌ وهﻮ ﻓﺘﺢ ﻣﻠﻜﻮت اْﻻﻓﻌﺎل ﻓﻰ ﻣﻘﺎم اْﻟﻘﻠﺐ ﺑ َﺸﻒ ﺣ َﺎب ﺣﺲ‬ ّ ‫ﺠ‬ ‫ﻜ‬ ‫َ ﺮ ِ َ ِ ََ ﺢ َ ِ ﺐ‬ ‫ﻘ‬ ‫[ اﻟﻨﻔﺲ ﺑﺎﻓﻨﺎء َﻓﻌﺎﻟﻬﺎ ﻓﻰ‬Ya’nî: Cumartesi günü fecr vaktinde bu sûre vârid oldu: ‫ا َا َﺎء ﻧﺼْ ُا ﷲ‬ ‫ا‬ ِ ‫ِذ ﺟ َ َ ﺮ‬ (Nasr. ‫ واﻟﻔﺘﺢ‬Bu mutlak fetihtir. bütün gözlerde fenâ olmak. âsi. Âlem-i sıfâtda ise ihtilâfât ve telvînât çok vâki’ olur. zâhir ve bâtın düşmana karşı… Birincisi dışarıdaki düşman. tabî’at ve tabîî ve cismânî kuvvelerden o ikisine tâbi’ olanlardır. velî ve düşmân olduğu gibi aynı şekilde içeride de. Zîrâ vakfede hareket ve ikbâl ihtimâli gālib ve irtidâdda mağlûbdur. Allah Teâlâ’nınٌ ‫( َﺼْ ٌ ﻣﻦ اﷲ وﻓﺘْﺢ َ ِﻳ‬Saff.] ‫ورد وﻗﺖ اﻟﻔﺠﺮ ﻳﻮم اﻟﺴﺒﺖ هﺬﻩ اﻟﺴﻮرة ﻗﺎل اﷲ ﺳﺒﺤﺎﻧﻪ ا َا َﺎء ﻧﺼْ ُا ﷲ اى ﻋﻠﻰ اْﻻﻋﺪاء اﻟ ﱠﺎهﺮة‬ ‫ﻈ‬ ِ ‫ِذ ﺟ َ َ ﺮ‬ ‫ًّا‬ ‫واْﻟﺒﺎﻃﻨﺔ ﻓﺎ ُوﻟﻰ اﻟ َﻮم اْﻻﻓﺎﻗﻰ واﻟﺜﺎﻧﻴﺔ اﻟ َﻮم اْﻻﻧﻔﺴﻰ ﻓﻜﻤﺎ ان ﻓﻰ اﻻﻓﺎق ﻣﺆﻣ ًﺎ وآﺎﻓ ًا وﻣﻄﻴ ًﺎ وﻋﺎﺻ ًﺎ ًّﺎ وﻋﺪو‬ ‫ﻴ ووﻟﻴ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻨ‬ ّ ‫ﻘ‬ ّ ‫ﻘ‬ ‫ﻻ‬ ‫ﻓﻜﺬا ﻓﻰ اﻻﻧﻔﺲ واﻟﻤﺆﻣﻦ اﻟﻤﻄﻴﻊ اﻟ َﻟﻰ هﻮ اْﻟﻘﻠﺐ ﺳﺎﺋﺮاﻟﻘﻮى اﻟ ّوﺣﺎﻧﻴﺔ واﻟﻜﺎﻓﺮ اﻟﻌﺎﺻﻰ اْﻟﻌﺪو هﻮ اﻟ ّﻔﺲ َاﻟ ّﺒﻴﻌﺔ‬ ‫ﻨ و ﻄ‬ ّ ‫ﺮ‬ ُ ّ ‫ﻮ‬ ‫و َﺎ ﻳﺘْﺒﻌﻬﻤﺎ ﻣﻦ اﻟﻘﻮى اﻟ ّﺒﻴﻌﻴﺔ واﻟﺠﺴﻤﺎﻧﻴﺔ . bu kemâle vâsıl olmadıklarından mürted oldular. Ve Kur’ânda gelir. zâtın ahadiyyet tecellîsi yaratılışın tüm resimlerinde.hâsıl olmaz. kalp makāmında nefis hissinin perdesinin açılmasıyla ve fiillerinin Hakk’ın fiillerinde fânî olmasıyla fiillerin melekûtunu fethetmektir. ‫66[ وﻣﻦ اﷲ اﻟﺘﻤﻜﻴﻦ ﻓﻰ اﻟﻘﻴﺎس واﻟﺴﺠﻮد اﻧﻪ ذواﻟﻔﻴﺾ واﻟﻔﻀﻞ واﻟﺠﻮد‬b. Pes altûn buldum diyene ferahnâk olmasın. Ve zât’ı ilâhiyyeye müteallik olan tecelliyât kalbde râsiha olacak. Zîrâ cevherinde kusûru ve mi’yârında noksânı yokdur. Ve tabî’at yoluna gitmez.] ‫اﻓﻌﺎل اﻟﺤﻖ واﻧﻤﺎ ﻗﻠﻨﺎ ﻓﻰ ﻣﻘﺎم اﻟﻘﻠﺐ ﻻن ذﻟﻚ ﻻ ﻟﻴﺤﺼﻞ اﻻ ﺑﻌﺪ‬ ّ ّ ّ 192 . 36/99) [Sana yakîn gelinceye kadar ibâdet et. Bu kalp ve diğer rûhânî kuvvelerdir. ikincisi içerideki düşmandır. 61/13) ‫ﻧ ﺮ ِ َ ِ َ َ ٌ ﻗﺮ ﺐ‬ […Allah’tan bir yardım ve yakîn bir fetih vardır…] dediği gibi… Bu. [66a. Ziyâde tesbît ve temkîne muhtâçdır. ilm-i şuhûdun kalbde rusûhudur ki. bir dahi istitârdan halâs olur. 110/1) [Allâh’ın yardımı geldiğinde…] Ya’nî. İşte dünyâda mürted olan sâlikler. Nitekim ba’zı kümmel demişlerdir ki. ‫ ﻟﻮ وﺻﻠﻮا ﻣﺎرﺟﻌﻮا‬Ya’nî bi’l-külliye fânî olan ve Hakk’a vusûl bulân bir dahi nefse rücû’ etmez.

193 .

194 .

Onlara dön! ‫( َاﺳْﺘﻐْﻔﺮْﻩ‬Nasr. Ona âhâd’dan başkası gerekmez.] Ya’nî: ُ ِ َ ‫و‬ Rabbinden senin varlık vücûdunu.وﻗﺪ ﺗﻮ ّﻠﺖ ﻓﻰ اﻟﻤﻨﺎم. fer’den asla. vâcib vücûdu ile örtmesini. اى اﻃﻠﺐْ ﻣﻦ رﺑﻚ ان‬ ُ ُ ِ َ ‫و‬ ‫ﻓ‬ ّ ‫َﺴْﺘﺮ ُﺟﻮدك اﻟﻜﻮﻧﻰ ﺑﻮﺟﻮدﻩ اﻟﻮاﺟﺐ و َﺮ ّك ﻣﻦ اﻟﻜﺜﺮة اﻟﻰ اْﻟ َﺣﺪة وﻣﻦ اﻟﻔﺮع اﻟﻰ اﻻﺻﻞ وﻣﻦ اﻟ ّﻔﺼﻴﻞ اﻟﻰ‬ ‫ﺘ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻳ د‬ ّ ‫و‬ ‫ﻳ‬ ‫اْﻻﺟﻤﺎل وﻣﻦ اﻟ ّﻬﻮر اﻟﻰ اﻟ ُﻄﻮن ﻓﺎن اﻟ َﻗﺖ وﻗﺖ اﻟﺮﺟﻮع اﻟﻰ اﷲ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﺑﺎﻟ َﻮت اﻟﻄﺒﻴﻌﻰ َﻌﺪ اْﻟ َﻮت اْﻟﻔﻨﺎئ و َﺪ ﺗﻢ‬ َّ ‫ّ ﻗ‬ ‫ﺑ ﻤ‬ ‫ﻤ‬ ُ ‫ّ ﻮ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻈ‬ ‫اﻣﺮ اﻟ ّﺒﻠﻴﻎ اﻓﺎ ًﺎ واﻧﻔ ًﺎ وﺣ َﻞ اﻟﻜﻤﺎل اْﻟﻤﻘﺼﻮد ﻣﻦ اﻟﻨﺸﺄة اْﻻﻧﺴﺎﻧﻴﺔ َاﻟ ّﺰول اﻟﻰ ﻣﺮﺗﺒﺘﻬﺎ ﻓﻜﻦ َﻊ اﷲ آﻤﺎ آﻨﺖ ﻣﻌﻪ‬ ‫ﻣ‬ ‫و ﻨ‬ ‫ﺴ ﺼ‬ ‫ﻗ‬ ‫ﺘ‬ ‫ﻗﺒﻞ هﺬا ﺑﻼ ﺣﺠﺎﺑﻴﺔ اﻟﺠﺴﻢ واﻟ ّﻔﺲ ﻓﺎن اﻟ ﱢﺴﺐ واْﻻﺿﺎﻓﺎت ﻻ ﺗﺨﻠﻮ ﻋﻦ اﻳﺮاث اﻟﺤﺠﺎب وﺳﺪﻟﻪ ﺑﻴﻨﻚ وﺑﻴﻦ اﷲ‬ ‫ّ ﻨ‬ ‫ﻨ‬ . Nüzûller mertebelere göredir. Gözünü aç ‫َارﻓﻊ اْﻻ َﻦ‬ ‫ﻳ‬ ‫و‬ 195 .‫واﻟﻤﻘﺼﻮد اْﻟﺨﻠﻮة َﻌﻪ ﺑﻼ ﺣﺠﺎب ﻣﻄﻠ ًﺎ ﻓﻴﺎ َﺬا هﺬﻩ َﻋﻮة ﺗﺠﺮد ﻟﻢ ﻳﺠﺒﻬﺎ اﻻاْﻻﺣﺎد. ﻓﺎﻧﺖ ﻗﺪﺳﻰ وﺟﻮﺑﻰ ﻗ ّﻣﻰ ﻻدﻧﺴﻰ‬ ّ ‫ﺪ‬ ّ ‫ﻻ و ﺒ‬ ‫و‬ ‫ﻏ‬ ‫َﻮﻧﻰ ُﺪوﺛﻰ واْﻟﻐﺮﻳﺐ ﻳﻼﺣﻆ اْﻟﻮﻃﻦ. fenâ ölümünden sonra tabîî ölümle Allah Teâlâ’ya dönme vaktidir. mutlak olarak perdesiz olmaktır. واﻗْ ِﻢ ﺑﺎﷲ ﻏﻴﺐ اﻟﻐﻴﻮب اﻧﻪ‬Ya’nî: Bunların hepsinin sırlarını bundan önce ba’zı ‫ُﺴ‬ ‫َ ﻘ‬ yazılarda zikrettik. َﻟﻢ َﻌﺮف ﺳ ّهﺎ اﻻ اْﻻﻓﺮار‬ ّ ‫ﺮ‬ ‫و ﻳ‬ ّ ‫د‬ ‫ه‬ ‫ﻘ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻓﺎﻳﻦ اﻧﺖ ﻣﻦ هﺬااْﻟﻤﻘﺎم . İnsânın neş’etinden maksat. yenilenme da’vetidir. واﻟﻰ ﻣﺘﻰ ﺗﺤﺒﺲ‬ ‫ﻘ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻌ‬ ّ ‫آ ّﺣ‬ ‫[ ﻋﻦ ﺳﻴﺮ اﻟ ِﺪم. Âfâkî ve enfüsî olarak teblîğ işi tamâm oldu. seni kesretten vahdete. 110/3) (O’na isti’fâr et. َاﺳْﺘﻐْﻔﺮْﻩ. ﻓﺎﻓﺘﺢ اﻟﻌﻴﻦ. O’nunla halvetten maksat. واﻟﻰ ﻣﺘﻰ اْﻟ ُﻘﺎل ﻓﻰ اْﻟ َﺪم. kemâl derecede hâsıl oldu. tafsîlden icmâle ve zâhirden bâtına döndürmesini iste! Vakit. Şimdi Allah ile berâber ol! Tıpkı daha önce cisim ve nefis perdesi yokken olduğu gibi… Bağlantılar ve alâkalar perdesiz ve seninle Allah arasına perde çekmeksizin olmaz. Sen bu makāmdan nerdesin. واﻟﻨﻔﺲ ﻳﻀﻴﻖ ﻟﻬﺎ هﺬااْﻟ َﻄﻦ. Bu. Sen iyice uykuya dalmışsın.‫ﺗﻤﻪ‬ ‫وﻗﺪ ذآﺮﻧﺎ ﺳﺮ آﻞ ﻣﻨﻬﻤﺎ ﻗﺒﻞ هﺬا ﻓﻰ ﺑﻌﺾ اﻟﺘﺤﺮرات َﺎرْﺟﻊ اﻟﻴﻪ. َارﻓﻊ اْ َﻳﻦ َاْﻟ َﻴﻦ. Onun sırrını efrâddan başkası bilmez.

196 . ol alâmât ve menârla sâbile olanlar semte mühtedî oldukları gibi. resimden hakîkate nâil olur. menzil-i vasla yol bulur. Pes. Ve âkıbet. Bu cihettendir ki. kalem-i ârifin tahrîrât ve işârâtı ile dahi sâlike ihtidâ hâsıl olup.‫اﻟْﻘﻠﻢ ﻋﻠﻢ‬ ََ ُ ََ َ Ya’nî: Ârif-i billâh olanların ellerinde olan kalem ra’si cebelde menâr veyâ tarîk-i sevvî üzerine alâmât ve âsâr gibidir.

vücûd-i hakîkî ve zıllîden neler beyân edip söylemişlerdir.] Ya’nî elvâ’-i cismâniyyeden ِ ‫ُﻨ َ َ ِ ِ ﻈ‬ evvel biz olduk. vesîle-i neşr ilim olmakla Allah Teâlâ ibtidâ kalem-i a’lâyı ve sonra levh-i mahfûzu halk eyledi. Hakāik-i ilâhiyyeyi [70a. Belki kelime-i hurûfdan ve âyet-i kelimâtdan ve sûre dahi[71a. Allah onlara ve bizlere merhamet etsin. Ve ecsâma. Kelime ve âyet ve sûre ise böyle değildir. her harf ya üç veyâ beş veyâ yedi noktayı müştemildir. onun sıfatıdır. zurûf denildi. levh ve sahîfe üzerine nakş olunmadıkça sûret-i terkîb zuhûr etmez.] Kasab’dan murâd. zammile azm ve lahm arasında bir mülâyim nesnedir ki.] ‫[ آ ّﺎ ﻗﺒْﻞ هﺬﻩ اﻟ ﱡﺮوف‬Biz bu ahvâllerden önceydik. Belki intikāşi hâlinde dahi kelimât gibi değildir. kalem gerçi katt-i zâhir ile şakiyyendir ki.]Âyâtdan terkîb olunmuşdur. ‫[ ﻓﻜﺎن اﻟﻘﺼﺐ‬Şeker kamışı idi. ‫ وﻋﻠﻰ اﻟﺴﻨﺔ ﻣﻘﻠﻢ‬Ya’nî. maktû’dur. ‫ آﺎﻟﻐﻀْﺮوف‬Guzrûf. rûh-i hayvânî dahi cisme sârî ve hâll olmuşdur. tafsîl eylemişler. Ve âsârı zabd eylerler.aklâm-ı urafâya i’tibâr ederler. Feemmâ fi’l-hakîka elsine-i kesîra üzerine ta’lîm ve takdî’ olunmuşdur. ya’nî kat’ ma’nâsı olduğu gibi. Nitekim remz olunur ki ‫ آﺎﻟﺤﺮوف‬ya’nî hurûf gibi besâid makūlesi idin. 68/1) [Kaleme ve yazdıklarına andolsun. zarfa hulûl ettiği gibi. sâhibü’l-kalemdir. Ve kalem. sahâif üzerine nukûş-i hurûf ve kelimât-ı tahrîr olunduğu gibi. kalem dilinden söyleye. aklâm-i mezkûre ifâza-i ulûm-i kesîra etmekde deryâ gibidir. Burada kalem murâddır. Belki deryânın nihâyeti var. Ve bu külliyâtın cüz’iyyâtına nihâyet olmadığından her gelen ârif. Tâ ki ulûm-i zât ve sıfâtı ol kalem ile mahlûkāta neşr eyleye. kasabda dahi vardır. bir lisân ile takrîr ve bir kalem ile tahrîr edip icmâlî. Ve âlem. kalem maklûm ve maksûbdur ki. Murâd. Pes hurûfa mürekkeb demek. Ve hazâne-i gaybda olan nefâis-i hikemi ihrâc edip. Ve bu fazîlete binâen ‫( ن واْﻟﻘﻠﻢ وﻣﺎ ﻳﺴْﻄﺮون‬Kalem. cem’u fark ve kitâb. [70b. Ki üç yüz altmış lisândır ki.] Şakk-u kalemden ya’nî. Zîrâ ilm. Zîrâ hurûf-i midâd içinde henüz besâiddir ki. Ya’nî. Pes nûn âlem-i nokta ve zâtdır ki mihbere gibidir.] deyû kaleme iksâm َ ُ ُ َ َ َ ِ ََ َ eyledi. Ve onların âsârına gāyet yokdur. ُ َ fi’l-asl-i zü’l-unbûb olan kāmışdır. her bir lisân üç yüz altmış türlü ulûm-i külliye sebt etmiştir ki ilâ-yevmi’l-kıyâm cârî olan bu ulûmdur. Zîrâ kalemde kalem. Ve illâ harf olduğu cihetden min haysü hüve terkîbden ârîdir. nikāt’a dâirdir ki. zât ve sıfâta nâzırdır. ٌ ‫وﺑﺎﻟْﻌﻠْﻢ ﻋﻴْﻠ‬ ‫ِ ِ َ َﻢ‬ Ya’nî. Zîrâ mazrûf. İlm-i kaleme nisbet eyledi. ِ ُ 197 . Ya’nî besâdat olası[?] bâkî’dir. kalem-i a’lâ ile dahi mihbere-i nûn’dan sahâif-i vücûd üzerine âyât-ı tekvîniyye nakş olundu. Ve kalem ile midâd-ı mihbereden tedrîcle ihrâc olunup. Bu ma’nâ ise terkîb iktizâ eder.

ukalâ-i hakîkiyye gibi ehl-i derecât olmağa sa’y etmemişdir. şer’-i mutahhirdir ki. Ve hadîsde gelir. ‫[ اآﺜﺮ اهﻞ اﻟﺠﻨﺔ اﻟﺒﻠﻪ واﻟﻌﻘﻼء ﻓﻰ ﻋّﻴﻴﻦ‬Cennet ‫ﻠ‬ ّ ehlinin ekserisi ahmaklardır. mezkûr sıfat-ı mezbûre ile zemden sıfat-ı uhar ile kadha intikāldir.] Pes bu makāmdan gabînin sabâya iltihâkına bir vech dahi fehm olundu ki. Maa-hâzâ muktezâ-yı hâl ve hükm-i sinn değildir. sabvetinden ya’nî melâ’ib ve melâhî makūlesine meylinden ötürüdür. kendi kârından gāfil ve gayrın maslahatına meşgūldür. Akıllılar ise illiyyîn’dedir.‫وﻟﻪ اﻳﺾ‬ Yâ Gabiyyü! Gabiyy. Zîrâ hükm-i şer’in zâhirini kabûl ve onunla amele 198 . Fefhem cidden ve taakkul! ‫ اﻧْﺖ ﻣﻊ آﺒﺮك آﺎﻟﺼﺒﻰ‬Ya’nî gabiyy olan kimse hadd-i bulûğa bâliğ olmayan oğlân ّ ِ‫ﱠ‬ ِ َِ َ َ َ َ gibidir. Ya’nî. Ve issâka[?] ehl-i sabvet dediler. hükmü’llâhdır. Hükm-i nebîden murâd. kibrî hâlinde şehavâta sabvetîdir. fitnet-i vahziki[?] olmayana derler. Eğerçi âkıldır. İbâ ve istikbârın hasebiyle dahi iblîse iltihâk buldun. Onun için nesîm-i sabâ dediler. sabîye müşâbih oldun. ِ ِ‫َ َﱡ ِ ُ ِ ﱠ‬ Ebbâ sıfat-ı müşebehedir. Ve bu vaktin kibâr ve küberâsı bu hâl üzerinedir. gabiyy ve ebbî’den dahi gelmez. Zîrâ müferrih ve müferric olmakla nüfûs ona meyl eder. Ve ebleh ûğūz[?] dedikleridir ki. Ve sabâ denildi ki. İbâiden kerâhat ve teneffürdür. Ki mertebe-i akılda kalıp. adem-i kabûlde berâber oldunuz. sen ki gabâvet ve adem temyîz gele. Ve ahmak.] bunda ukâlâyı bülh mukābelesinde zikirden fehm olunur ki. Zîrâ kuvvet-i akl ve temyîz olmayacak sıbyâna mülhak olur. Ve şeytândan hayır gelmediği gibi. Zîrâ iki göz dahi emr-i hakkı. [72a. Zîrâ mezheb-i zühhâddan meyl ve i’râz eylemişlerdir. eblehde kıllet-i akl vardır. ‫واﻧْﺖ ﻳﺎ ا ﺑﻰ ﻣﺘﻰ ﺗﻘﺒﻞ ﻋﻠﻰ‬ ُِ ُ َ ‫َ َ ﱡ‬ ‫ ﺗﻘﺒﻞ ﺣﻜْﻢ اﻟﻨﺒﻰ‬Gabiyy. Gerekse kebîrü’s-sinn olsun. kalîlü’l-akl’dır.

] 199 .Ve Lehû Nerd-bân-ı aşka bas evc-i visâle er yürü Kalma noksân pâyesinde bir kemâle er yürü Kıyl ü kāl medrese-i Hak’dan seni eyler cüdâ Tekye-i aşka girip bir ehl-i hâle er yürü Bâde-i gafletden ey dil gel ferâgat eyle gil Feyz-i Hak’dan teşne-câna şol zülâle er yürü Sil gönül âyînesinden şol taalluk pâsını Hazret-i Hak’dan tecellî-i cemâle er yürü Menn ü selvâ isterisen zevkiyâb ol feyzden Âlem-i kudretden al behren nevâle er yürü Gel riyâzetle sarardıb çehreni bu bâğda Hakkı’yı şeydâ gibi bir verd-i âle er yürü [73a.

” Bundan hatırıma ‫( وآﺎن ﻋﺮْﺷﻪ ﻋﻠﻰ اْﻟﻤﺎء‬Hûd. Zîrâ rahmet ile mâ-i mülhik meyânında câmi’ yokdur. “Nârın altında sudur. mâ-i azb üzerinde idi. ِ َ َ َ ُُ َ َ ََ 11/7) […Onun arş’ı su üzerinde iken…] sırrı tulû’ etdi. ism-i rahmân ve ism-i muhîte mazhardır. Nîl’de değil. Semavât ve arzın halkından evvel. Ya’nî nîl. arş-ı azîm ki. Bu mekteb-hânede her kim muallim buldu ey Hakkı O lâ-büdd nazm-i Kur’ân içre ma’nâdan haber sordu [73b. enhâr-i cennetdendir.] ‫ ﻟﻴﻠﺊ اﺣﺪْدﻩ‬Salât-i işâ’ ikāmet olunurken secdegâhımda bu ibâret-i terakkiyeyi ََ yazılmış gördüm ki. Onun için fir’avn külzümde garîk oldu.Ve Lehû Dilâ ankāsana ger bâl açarsa kāf-ı kudretden Hümâ-yı çerha etmezsin nazar âlî-i himmetden Erişdi Kûh-i Kāf’a kim ki Ankā’dan haber sordu Delîle uydu her kim râh-ı Mevlâ’dan haber sordu Nişân buldu mukaddem cümle-i esmâ-i hüsnâdan Şu tâlib kim bugün sırr-ı müsemmâdan haber sordu. Deryâ ise ‫واذا اْﻟﺒﺤﺎر‬ ُ َ ِ َ َِ ْ‫( ﺳﺠﺮت‬Tekvîr.] Mûcibince âteşdir. Onun için ibn-i َ‫ُ ﱢ‬ Ömer razıyallahu anhümâ deryâ görse. ‫[ ﻳﺎ ﺑﺤﺮ ﻣﺘﻰ ﺗﻌﻮد ﻧﺎرا‬Ey deniz! Ne zamân ateşe ً َ 200 . Ayâne erdi âsârı şühûd eden ulü’l-ebsâr Cihân ârâdan al zîrâ her ârâdan haber sordu Kavuşdu hûr-i maksûrât-ı esrâra bu dünyâda Şu kim ölmezden ön Firdevs-i a’lâdan haber sordu. 81/7) [Denizler kaynatıldığı zaman. Ya’nî.

ümîdin kesme rahmetden 201 . velî var ânda sırr-ı âb Dikende gör gül-i sîrâb. ümîdin kesme rahmetden Hazâin dolu rahmetdir ki sağ u solu rahmetdir Bu halkın yolu rahmetdir. ümîdin kesme rahmetden Gazabdan olmağa sâlim. ümîdin kesme rahmetden Verür âteş eğerçi tâb.Ve Lehû Gel ey mü’min gel ey Müslim.

esmâ-i fenâ’dır. ümîdin kesme rahmetden Yürü Hakk’a olub bende. Hükm-i salât ise bâkîdir. esmâ-i bekādır. İşâretleri anla ve amel et. beş vakte nâzırdır.] 202 . ma’nâ-yı Âdem dahî yedi ismin devrinde fenâ bulur. Zîrâ sûret-i âlem yedi bin senede harâb olduğu gibi. bu Hakkı gibi ol sende Eğer bunda eğer ânda. cinân-i semâniyedir. bugün Firdevs’e yol ara Hüdâ’nın rahmeti vara.Ayakda yok ise yara. Beş olduğu. ümîdin kesme rahmetden [75a. Halkalar derûnunda olan esmâ-i hamse. Zîrâ sekizinci devr.] Etrafda olan esmâ-i seb’a. [75b.

[76a. Ve yedi aded tabâkāt-ı kalbiyye dahi arz-ı vücûda göre böyledir. Bu kırâtın sırrı sûreten ve ma’nen cem’a nâzırdır. Ve süreyyânın ıslâh-ı âleme ziyâde taalluku vardır. Nitekim seyyârât-ı seb’a âfâkda müctemi’ olsa. Ey devirlerin âhirinden gelen kimse iyi anla! Allah nûrları ve esrârları bilen ve haberdâr olandır. Esmâ-i seb’a-i külliyeye remzdir ki.] Ma’lûm ola ki: Süreyyâ ki. ism-i a’zamda müctemi’ oldukda kıyâmet-i suğrâ zuhûr eder. ‫ﻟﻤﻦ اْﻟﻤﻠْﻚ اْﻟﻴﻮْم‬ ‫( ﻟﻠﻪ اْﻟﻮاﺣﺪ اْﻟﻘﻬﺎر‬Mü’min.Birinci gün. kıyâmet-i kübrâ kāim olur. 40/16) [Bugün mülk kimindir? Tek olan. Şâm üzerinde kibed-i[?] semâda süreyyâ gibi seyyârât halka halka müctemi’ olup dururlar. Ve seyyârât ki eflâkda müteferrikadır. Zîrâ edvâr-i cüz’iyye َ َ ُ ُ ِ َِ devr-i vâhide rücû’ eder ki. emn ü emândır. ayn-ı abd’ın şebb gibi fenâ ve zevâli ve şems-i hakîkatin tulû’u zuhûrudur.] Ya’nî Allah Teâlâ tecellî-i sıfat-ı vahdet ile eşyâyı kahr edip. Sabâhdan murâd. Allah Teâlâ dahi saltanat-ı ulûhiyyeti ile cemî’-i esmâ ve eşyâya cebr edip. sabâh namâzı vaktinde kıyâmım hâlinde semâya nazar etdim. sûretâ yedi ve fi’l-hakîka on iki aded necmdir. mahalli kevn’dir. şol sultân-ı a’zam kuvvet-i kahrıyla riâyâ üzerine müstevlî olduğu gibi. taraf-ı şarkdan tulû’-i dünyâ vemâ fîhâya sebeb. Nitekim Kur’ânda gelir. Gördüm ki. Şâm üzerine tulû’ eder ki. Şöyle ki şehr-i sâlis-i rebî’in on ikinci sabâhı. devr-i küllî-i câmi’dir. tafsîl-i icmâle ve 203 . her şeyi kudret ve ِ ‫ِ ِ َ ِِ َ ﱠ‬ ّ hâkimiyeti altında tutan Allah’dır.

‫ ﻋﻦ ﻗﺮﻳﺐ ﺣﺼﺎﺋﺪ اﻟﺴﻦ‬âteş olup kendîlerin ihrâk etdiğin görürler. 25/30) [Peygamber “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’ân’ı terk ً ُ َ ََ ُ ََ edilmiş bir şey hâline getirdi dedi. Zîrâ hüdâ makzûf-i fi’l-kalb olan nûr-i ilâhîdir. rûh-i âlemdir. Nitekim Mekke-i Mükerreme Hazret-i Ka’beyi istimâlle zât-ı ahadiyye mazharıdır. Velâkin ekser-i nâs muzill ismine tâbi’lerdir. vâris-i resûl dahi bi-tarîki’l-işârete dâhildir. zât-ı vâhidiyyedir. hevâ dır. mukavvî-i şehvet-i ferc olan me’kûlâtı […. Bu sebebden Şâm. Ve Kur’ânın zâhir ve bâtını hüdâdır. şehvet-i tabî’iyye derdinden dîni terk etmişler ve nefs-i emmâre yoluna gitmişlerdir ki. Ve ekseriyâ şehvetleri lisâna dâirdir ki. Bu sırra binâendir ki.] Resûlde. hüdânın zıddıdır. Zât-ı vâhidiyye mazharıdır. Onun için zâtın kıvâmı sıfâtladır. Ve insân. Zîrâ süreyyâ’nın hikemi budur. Zîrâ 204 . benu’l-asfar ve gayr-ı fiten ve havâdisden orada emân bulur. ‫[ ﻋﻠﻴﻜﻢ ﺑﺎﻟﺸﺎم ﻓﻰ اﺧﺮ اﻟﺰﻣﺎن‬Âhir zamanda Şâm’da olman gerekir. Pes zamân-ı mehdîye dek her asırda ‘Hâdî’ ismine mazhar vardır. sâir-i bilâddan kırk sene sonra harâb olur. arz-ı mukaddesedir. bu evkātda İstanbul’da harîk ziyâde olmakla bed’ etmişdir. Ve hevâ. Etrâf-ı âlemden rûh çekilip taraf-ı lisân olan Şâm’a müntehî olunduğunun aslı budur. Zîrâ âhir-i zamânda ba’zı aktârdan nâr-ı kübrâ zuhûr edip. ‘Hâdî’ sûretinde zâhir olur. Ve a’mâya iktidâ edenler âhir-i sefîr bi’r helâka varırlar. Ve halk-ı âlem. halkın avvâm ve havâssı harâret-i şehvete mübtelâlardır ki. Şâm’dadır. halkı mahşere sevk etse gerekdir ki. Onun için ehl-i zulümât ondan mahrûmlardır. ‫وﻗﺎل اﻟﺮﺳﻮل ﻳﺎ رب ان ﻗﻮْ ِﻲ اﺗﺨﺬوا‬ ُ َ ‫ََ َ ﱠ ُ ُ َ َ ﱢ ِ ﱠ َ ﻣ ﱠ‬ ‫( هﺎذا اْﻟﻘﺮْان ﻣﻬْﺠﻮرا‬Furkân. Ve âteşin bir sırrı dahi budur ki. Eğerçi halk-i âlem bî-haberlerdir. Pes sıfât-ı za’f kabûl etse. Onun için ehli hevâ yanında mehcûr olmuşdur. Ve hüdâ ehli olmak katî sa’bdır. Nitekim zikr olundu. Ve çukūrlarında ve belki dünyâlarında dahi neler çekseler gerekdir görürler. zât müstetir muhtecib olur. Zîrâ [77a.?] mukayyedler ve husûsen ziyâde hayvâniyetlerinden ta’n-ı insân-ı kâmile düşmüşlerdir. Zîrâ lisânü’l-Hak ve’l halk olan hatmü’l evliyâ.Temmehû Ve İstanbul şehri ki hâlâ dâru’s-saltana’dır. Nitekim Kur’ânda gelir. Ve rûh-i ibtidâ taraf-ı kıdemden cezb olunup. Ve zât-ı ahadiyyeyi takviyet eden. Ve gâh olur ki muzill.] Zîrâ şehavâta meşgūllerdir. Muhâcirînin kıvâmı Ensârla olduğu gibi. lisânda hatm olunur.] Ona nâzırdır.

Pes ‫ﻟﻦ‬ ‫ﻳ‬ ‫ّ ﻀ ﻳ‬ ‫ﻀ‬ ‫ّ ﻤ‬ ehli sünnetden olmak kande kaldı. [78a. Ve ba’zı rivâyât ehl-i seyr dahi ona müsâade eder. akâid-i bâtıla üzerinedir. Nişânı budur ki. eldekinin zâhir ve bâtını. Bu ise amâyı kalbden ve kûrî-i basîretdendir. bevâtına ve bevâtın. ulemâ ve ağleb-i nâs. Ulemâ-i rusûm bildiği üzere ve bâtınına hakāik derler. işlerin hakîkātlarını en iyi bilendir. ile’l-ân onunla amel olunur.] ‫ﻋﻘﺎﺋﺪ‬ Ma’lûm ola ki. idrâkden ve tatbîkden âcizdir. zevâhire temessük edip. Zîrâ Âdem. Pes erbâb-ı hakāika ta’n etmek. bu a’sârda biz ehl-i sünnet ve cemâ’atdeniz deyû za’m edenlerin ekseri. Ve enbiyâyı cerh etmek. Sûret-i âlem ise yedi bin senede fenâ bulup süadâ[?] cismen ve rûhen cennet-i âliyeye urûc ve beyti’ş-şerîfi ru’yete ve levc etseler gerekdir. cism ve rûhdan mürekkeb olduğu gibi. nübüvvetin yedinci senesinde şehr-i rebî’ü’l-âhirin yirmi yedinci gecesinde vâki’ olmuşdur. Ve erbâb-ı hakāiki dâimâ cerh ve kadha meşgūller. Gâh-ı bârî olan havâss-ı ta’na müteveğğillerdir. cemî’-i enbiyâya ta’ni müştemildir. zâhirine ahkâm derler. Zîrâ mi’râc. Velâkin sahîh olan kavl-i evveldir. Zîrâ erbâb-ı hakāik verese-i enbiyâdır. Pes bu sûret ve ma’nânın sırrına nazar olunsa. Kur’ân dahi zâhir ve bâtını müştemildir ki. Allah. Esmâ-i seb’a-i fenâiyye dahi ona nâzırdır. Ve mukarrebdir. şehr-i Receb’in yirmi yedinci gecesi olmağa tercîh edip. Eğerçi avvâm. burçların zâtının devirlerini ondaki iniş ve çıkışları. Velâkin cehl-i gālib ehli. seb’a-i sırrî üzere cereyân etmek hakāikden âgâh olmağa nişândır.‫ﻣﻌﺮاج‬ Bu fakîre ba’zı mübeşşirâtda zâhir olduğu üzere. Ulemâ-i bâtın ihâta kıldığı üzere ve cemî’-i zevâhir. Ya’nî bâtın-ı Âdem dahi sülûkünde taayyünâtı cihetinden yedi ismin dördünde fenâ-i küllî bulur. zevâhire mutâbıkdır.] ‫ﻘ‬ 205 . kâinâtdan fenâ ve Hakk’la bekādır. küfr-ü bi’llâhdır. ٌ ْ‫اواﺳﺘﺄ ﺻﻠﻬﻢ ﻓﺎن اﻟ ُﻮذى ﻣ ّﺮ وآﻞ ُﻣ ّﺮ ُﻘﺘﻞ و ُﺒﻌﺚ ﺧﻠﻒ َﻌ‬ ‫87[ اﺻﻠﺤﻬﻢ اﷲ ﻳﺜ ّﻞ‬b. bevâtını bi’l-külliye inkâr eylemişlerdir.

Âşıkın îmânını Allah telkîn eyledi. kimi zındık etti nâmın âşıkın Herkes aklına göre bir türlü tahmîn eyledi [79a.] Ve Lehû Ey resûl-i kıblegâh-ı asfiyâ Vey imâm-ı enbiyâ vü evliyâ Gül yüzün gülzâr-ı cennetden nişân Dürr sözün sırr-ı kelâm-ı Kibriyâ Sîm-i sîmâsın dökülmüş nûrdan İstemez çeşm-i siyâhın tûtiyâ Mücmere gerdân olub şems ü kamer Bezm-i hizmetde dönerler bî-riyâ 206 . Küfr-i tâgūtu ona hoş mezheb ve dîn eyledi Zâhidin inkârına bakdıkda iblîs-i laîn Kendi küfründen ziyâde ânı tahsîn eyledi Kimi mülhid.

] 207 .Cilvegâh-ı ism-i a’zamdır yüzün Etmesinler mi cemâlinden hayâ Bulmak istersen eğer nûr-i ebed Hâk-i pâyin kühl-i çeşm et Hakkı’yâ Ve Lehû Ey cemâlin matla’-ı envâri’llâhi’l-azîm Der temâşâ eyleyen Hak’dır bu vallâhü’l-kerîm Zerr-i ibrîz-i dilin kimse ayârın bilmedi Gerçi derler cevher-i cismin görenler sâde-sîm Ravza-i cân içre enfâs-ı nefîsin bulmayan Gülşen-i âlemde kokmaz tâ ebed bûy-i nesîm Rahm-i sâlik feyzine dürr gibi olmazsa sadak Bulmaz ol ferzend-i kalb âkıbet kalır akîm Yâ Resûlallâh mesh-i sadr-ı Hakkı eyle gil Sîne sâf olub erişe Hakk’a bâ-kalb-i selîm Müstakîm olmaz bu yolda hîç bir ehl-i sülûk Aşk ve şevkin menzilinde olmasa dâim mukîm [79b.

Osmanlı’nın hassas dönemlerine şâhit olmuş. tefsîr ve diğer alanlarda yazmış olduğu eserler vâsıtasıyla etkisi günümüze kadar devâm eden dînî ve kültürel hayâtımızın önemli şahsiyetlerindendir. Eserde birçok şekil ve tablo bulunmaktadır. mânevî mertebeler. hadîs ve ibârelerin tasavvufî mânâda yorumlanarak. âyet. Özellikle konularla alâkalı olarak şiirlerin verilmesi. amel cihetinden makbûl bir yapıya sâhip olduğu gördük. İsmâil Hakkı Bursevî’nin eserleri. Tez olarak çalıştığımız eser 79 varaktan oluşmaktadır. Bu tablolar ve şekiller araştırıcının ilgisi çekmekte ve konuya dâir merak uyandırmaktadır. Bursevî’nin gerçek anlamda anlaşılabilmesi ve ilim dünyâsına tanıtılması hasebiyle bu çalışmaları oldukça önemli görmekteyim. kâinât. çalışmamızı yaparken incelemiş olduğumuz birçok eserinde de aynıdır. Bursevî’nin ve eserlerinin anlaşılabilmesi yönündeki katkısının vazgeçilmez olduğunu düşünmekteyim. konunun âdeta bir özeti konumundadır. eserin anlaşılmasına büyük katkı sağlamakla birlikte. tasavvuf. İsmâil Hakkı Bursevî.SONUÇ İsmâil Hakkı Bursevî 17. hayâtını ilim ve irfânla geçirmiş ârif bir kimsedir. ve 18. yüzyıl Osmanlı döneminde yaşamış. edebiyât. 208 . hâller ve makāmlara dâir bilgiler veren tasavvufî bir eserdir. Bursevî’nin konuları anlatmaktaki bu usûlü. insan yaşamı. Bursevî’nin çalışmasını yaptığımız eseri. İsmâil Hakkı’nın eserini çalışırken elde ettiğimiz faydaları kısaca şu şekilde sıralayabiliriz: Bursevî’nin bakış açısıyla tasavvufî kavramların nasıl yorumlandığını görmüş olduk Kalbe gelen tecellîlerin. varlık. hakkında çok fazla ilmî ve akademik çalışma yapılan velûd bir kimsedir. kalbe gelen ilâhî tecellîlerin. ilâhî feyîzler açısından oldukça zengin bir muhtevâya sâhiptir. mânevî terbiye. Dolayısıyla yapılan akademik çalışmaların. hakîkî varlığı tanımanın yolları.

Bursevî ve eserleri üzerindeki etkisini görmüş olduk. kavram ve konunun anlaşılmasındaki sağlamış olduğu kolaylığı gördük Bursevî’nin sâdece mutasavvıf değil. Şiirlerin. Bursevî’nin ve eserlerinin daha iyi anlaşılması ve insanların istifâdesine sunulması için yeterli araştırma. Bu sâyede ilim dünyâsı ve mânevî yolun yolcuları bu gönül adamından hakkıyla istifâde edebilecektir. Her insanın mânevî mertebesine göre algılayış seviyesinin farklı olduğunu gördük.Bursevî’nin yaşadığı coğrafya ve dönemin. âyet. Sonuç olarak sâdece bizim yaptığımız ve daha önceki yapılmış olan çalışmalar yeterli olmayıp. müfessir ve fikir adamı olduğunu da çalışmamızda müşâhede ettik. aynı zamanda iyi bir şâir. Bursevî’nin. 209 . Bursevî dönemi meşreb ve din algısı hakkında bilgi sâhibi olduk. muhaddis. hadîs ve ibâreleri yorumlamadaki özgün tavrını öğrenmiş olduk. şerh ve incelemelerin yapılması gerekmektedir.

EKLER 210 .

211 .

212 .

213 .

214 .

215 .

216 .

217 .

218 .

219 .

220 .

221 .

222 .

223 .

224 .

225 .

226 .

227 .

228

229

230

231

232

233 .

234 .

235 .

236 .

237 .

238 .

239 .

240 .

241 .

242 .

243 .

244 .

245 .

246 .

247 .

248 .

249 .

250 .

251 .

252 .

253 .

254 .

255 .

256 .

257 .

258 .

259

260

261

262

263

264 .

265 .

266 .

267 .

268 .

269 .

270 .

271 .

272 .

273 .

274 .

275 .

276 .

277 .

278 .

279 .

280 .

281 .

282 .

283 .

284 .

285 .

286 .

287 .

288 .

( h. Mehmet Ali.. Çağrı Yayınları. Hanbel. H. İsmâil Hakkı. Çağrı Yayınları. Şehâbeddin Seyyid Mahmud. Aydın. Risâle Yayıncılık. Doç.79a. Afîfî. XIV. İstanbul 1996. Ahmet Avni Konuk . Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi. Beyrut 1854.. Tarîkat-ı Muhammediyye. Bedia Dikel). __________________. Ebu’l-Alâ. Yazma. (çev. 289 . İsmâil b. “İsmâil Hakkı Bursevî Hakkında Bir Tedkik”. İnsan Yayınları İstanbul 1997. İstanbul 1996. İnsan Yayınları. el-Müsned I-VI. terc. (çev. 165. _____________. Kitâbü’n-Netîce I-II.. Mehmet Fatih Güney). (çev. Ateş. Tasavvufun Tevhîd Devrimi. İstanbul 1992.. __________________. Âşir Ef. Ebû Abdillah Muhammed b. vr. İstanbul (1413/1992). Keşfü’l-Hafâ.. Birgivî. (haz. Kitâbü’l-Hitâb. Süleyman. Ebû Abdillah eş-Şeybânî. Dâru’lfünûn İlâhiyat Fakültesi Mecmûası. Baskı. Vâridât. 25. İstanbul 1928. 9. DİA. Bursevî. Âlûsî. Süleymâniye Ktp. (sad. el-Câmiu’s-Sahîh. Tasavvuf İslamda Mânevî Hayat. 2. 164-241). Tasavvufî Meseleler).KAYNAKÇA Aclûnî. “Kenz-i Mahfî”. c. Baskı. Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye. Arabî. Divân Matbaacılık. __________________. Muhammed. 2. Van 1999. c. Beyrut 1988. Ali. Muhammed b. Pîr Ali. (çev. c. Ahmed b. İstanbul 2006. (tahk. İz Yayıncılık. Muhyiddin b. Ali Namlı-İmdat Yavaş). c. İbrahim Kaçar-Murat Sülün). IVIII. Ekrem DemirliAbdullah Kartal). İbrahim Hakkı. ‘‘Zikir’’. 1. Nâim Avan. Ankara 1996. Kitâbu’l-Envâr. İstanbul (1413-1992). Tedbîrât-ı İlâhiyye Tercüme ve Şerhi. 256). İsmâil (v. haz. I-II. Nr. Muhammed Hüsnî Mustafa . İz Yayıncılık. Rûhu’l-Meânî. Mustafa Tahralı). Ayni. İstanbul 1976. Dr. Kalem Yayınları. Buhârî. Dâr-u İhyâi’t-Türâsi’lArabî.

__________________. (çev. Kenz-i Mahfî. Muammer. Cebbârzâde. Uludağ Yayınları. Ali Akidil-Şeyda Öztürk).. Mehmet Fatih Güney). 290 . Hakîm Tirmizî ve Tasavvuf Anlayışı. Mahmut Erol Kılıç). (danş. (haz. Mustafa Utku. Yard. (haz. Lisans Tezi). ___________________. Döner. Bursa 2007. (Y. Chittick. Muhammediyye Şerhi I). İstanbul 2005. Atiyye-i Subhâniyye. İstanbul 2000. (terc. Mustafa Utku. Salih. el-Birgivî. Çift. Mânevî Ufuklar I). Muhammediyye Şerhi II). (sad. Cengiz. MÜSBE. Kalb Hayâtı ) Işık Yayınları. İ. Sağlam Kitapevi. İstanbul 1983. Çetin. İstanbul 2001. __________________. Muhammed Hüsnî Mustafa . Ferâhu’r-Rûh II. Bekir Uluçınar. Uluçınar Yayınları. İz Yayıncılık. Cebecioğlu. er-Riâye. UÜSBE. __________________. (tahk.__________________. Hâris. Turan Koç). Abdülkadir Akçiçek). Ferâhu’r-Rûh I. (sad. Taner. Nuran. İstanbul 2002. ___________________. Hisar Yayınları. Dr. “İsmâil Hakkı Bursevî’nin Kitâb-ı Kebîr’i ve Bursevî’de Vâridât Kültürü”. William. Tasavvuf.). İsmâil Hakkı Bursevî’nin Tuhfe-i Hasekiye’sinin Birinci Bölümü (Metin ve Tahlîli). İstanbul 2006.. İnsan Yayınları. İstanbul 1981. Mustafa Utku. Anka Yayınları İstanbul 2004. Muhammediyye Şerhi III). Abdülhakim Yüce. Nureddin Molla. Murat Yurtsever). yıl 6. Doç. İstanbul 2003. Ethem. Bursa 1999. Dr.Lisans Tezi). terc. Mehmet Ârif. (Y. (danş. İstanbul 2000. İstanbul 1967. Ankara 2005. Üç Tuhfe Seyr-i Sülûk.. Câmî. Kalem Yayınları. Yüce Allâh’ın İhsânı). Tarîkat-i Muhammediyye. Uludağ Yayınları. Abdulkadir Akçiçek. Uludağ Yayınları. Prof. Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü. Rahmet Yayınları. sayı 15. M. İsmâil Hakkı Bursevî Vâridât-ı Kübrâ (Transkripsiyonlu Metin).Turgut Ulusoy. Ferâhu’r-Rûh III. İstanbul 1983. (haz. el-Muhâsibî. Nefahâtü’l-Üns min Hazarâti’l Kuds. Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi. İstanbul 2007. (sad. İnsan Yayınları. (haz.. (haz. Kitâbü’n-Necât..

Ekrem Demirli). c. “Tasavvuf ve İnsan”.(çev. Kılıç. Tasavvuf ve Tarîkatlar. 5-6. Muhammed b. Pan Yayıncılık.. İstanbul 1413/1992. Süleyman Uludağ). Nefs ve Rûh. 21. Âriflerin Tevhîdi. Abdulhâlik Duran. Derin Yayınları. Erginli. Hülâsatü’l-Ahbâr. 207-275). İstanbul 1982. İFAV Yayınları. Ali b. Abdulgânî. Noktanın Sonsuzluğu I. Kara. Tasavvuf ve Tarîkatlar. Milli Eğitim Bakanlığı İslam Ansiklopedisi. Robert. Hüdâyî. Yenişafak Yayınları. Örnekli Etimolojik Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. İnsan Yayınları.Yekta). Dergah Yayınları. Vahdet-i Vücûd ve İbn-i Arabî. Karlığa. Ertuğrul. (terc. İz Yayıncılık. Gelenek Yayınları. 2. (çev. İstanbul 2004. Mustafa. XIII. Gündüz. Fâtiha Tefsîri. Kalb. İstanbul 1993. İrfân. Alemin Yaratılışı ve Hz. Selçuk. Kerim Kara-Mustafa Özdemir. Konevî. (terc. 291 . Eraydın. es-Sünen I-II. Çağrı Yayınları. İsmâil Fenni. Aziz Mahmud. Kalplerin Keşfi). Keşfu’l-Mahcûb. İstanbul 2002. M. İstanbul 1997. (Doktora Tezi). İstanbul 2008. Güleç. İbrahim Kapaklıkaya). İstanbul 1985. İnsan Yayınları. Türk Dili Edebiyatı Anabilim Dalı. MÜİF Dergisi.. “Muhyiddin İbnu’l-Arabî”. c. İstanbul 2005. İstanbul 2003.Baskı. (danş. Mehmet. İstanbul 2006. Türkiye Diyânet Vakfı İslam Ansiklopedisi. (haz. İsmâil.en-Nablûsî. Mahmut Erol. Yezîd el-Kazvinî. (h. Metinlerle Tasavvuf Terimler Sözlüğü. (Heyet Tercümesi) Kalem Yayınevi. Ekrem Demirli). Frager. Zafer. Gazâlî. İstanbul 1991. (çev. İÜSBE. Doç. Hucvîrî. Muhammed’in Zuhûru). İsmâil Hakkı Bursevî’nin “Rûhu’l-Mesnevî”sinin İncelenmesi. Filiz. Bekir. Muhammed.A. “Vücûd”. İz Yayıncılık. İbn Mâce. Mükâşefetü’l-Kulûb. Osman Cüllâbi. Kanar. İstanbul 2002. Lütfi. Sadrettin. Mustafa Kara). Dergah Yayınları. İstanbul 2003. (çev. İstanbul 2005. Dr. 1987-1988.

Eserleri. İsmâil Hakkı Bursevî’nin Rûhu’l-Beyân Tefsîrinde Hârikulâde Olaylar. ________. er-Risâle. Kuşeyri Risâlesi. Ekrem.Lisans Tezi). Yasin Yayınevi. Tarîkat Anlayışı. Mehmet. Ahmet. İstanbul 2005. Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Sözlük. (tash. Dergah Yayınları. Tasavvufî Hayat).Konuk. (Y. Müslim. Öğke. İstanbul 1984. Ebu’l-Hüseyin el-Haccâc en-Neysâbûrî. SÜSBE. Baskı. Par. Şâh-ı Nakşibend Muhammed Bahâeddin Hayâtı Sözleri Halîfeleri. İstanbul 1996. Azîzüddin. 261). Füsûsü’l Hikem Tercüme ve Şerhi I. “Tasavvuf’ta Kenz-i Mahfî Düşüncesi ve Sofyalı Bâli Efendi’nin ‘Küntü Kenzen Mahfiyyen’ Şerhi Bağlamında Varoluşun Anlamı”. Ebu Nasr. Dilaver Selvi). İstanbul 2004. Ahmed Avni. s. Gelenek Yayıncılık. c. Fatih. Müzekki’n-Nüfûs ve Evrâd-ı Kadriyye. Nedim Duru). Hasan Kâmil Yılmaz. Kuşeyrî.. İstanbul 1977. Çağrı Yayınları. Lüma’. İnsân-ı Kâmil. (çev. DİA. Serhat yayınları. (danş. Salah Bilici Kitapevi. Serrâc. İstanbul 1981. Süleyman Uludağ). Arif Hikmet. (v.. İstanbul 2001. Namlı. Nesefi. (haz. Eşrefoğlu. İstanbul (1413-1992). (haz. el-Câmiu’s-sahîh IIII. Avni Konuk). Mustafa Kara. İsmâil Hakkı Bursevî Hayâtı. XXIII. Ali. Kübrâ.Selçuk Eraydın). 292 . Sağıroğlu. A. Ağustos 2008. Doç. Şemseddin. İstanbul 1996. Dergah Yayınları. İstanbul 1997. MÜİF Yayınları. İslam Tasavvufu). Semerkand Yayınları. Ramazan Biçer). İstanbul 1999. (terc. İnsan Yayınları. Rûmî. _________________. İstanbul 2001.. Mustafa Tahralı. (haz. Necmüddin. Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi. Bursa Dergahları Yâdigâr-ı Şemsî (haz. Ankara 2004. “İsmâil Hakkı Bursevî”. Mustafa KaraKadir Altansoy). Uludağ Yayınları. 12. Usûlu Aşere er-Risâle ile’l-Hâim Fevâihu’l Cemâl. Abdulkerim. Oruç. (terc. 2. Dr. Altınoluk Yayınları.

Sühreverdî. Mustafa. Kabalcı Yayınları. Hasan Kâmil.vd. (sad. Hak Dini Kur’ân Dili.. Dr. Ankara 1999. Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarîkatlar.). (haz. _______________. Yazır. Tahralı. Avârifü’l-Meârif. Bursa 2000. c. Samsun 1991. İstanbul 1997. Yetik. Konuk. “Zikir”. Erhan. __________________. ‘‘Nefis’’. ________________. Uludağ. Elmalı Hamdi. Kemâl-nâme-i İsmâil Hakkı Bursevî Biyografisi. c. “Devir”. DİA. Erkam Yayınları. ______________. ‘‘Vahdet-i Vücûd ve Gölge Varlık’’. ________________.. Erkam Yayınları. I. Yılmaz. İstanbul 1987. Fusûsü’l Hikem Tercüme ve Şerhi I. İstanbul 1990. A. c. Gerçek Tasavvuf). Dilâver Selvi. Araştırma yayınları. Murat Yurtsever). İstanbul 2001. İstanbul 1992. İsmail Karaçam. İslam Ansiklopedisi. 32. Şihâbeddîn. Vassâf. İsmâil Ankaravî Hayâtı Eserleri ve Tasavvufî Görüşleri. Avni. Eser Kitapevi. MÜİF Yayınları. Füsûsü’l Hikem Tercüme ve Şerhi III. “Füsûsü’l-Hikem Şerhi ve Vahdet-i Vücûd ile Alâkalı Bâzı Meseleler”. c. Süleyman. Hüseyin. Aziz Mahmud Hüdâî ve Celvetiyye Tarîkatı. İstanbul 2004. İşâret Yayınları. Semerkand yayınları. __________________. Avni. Tasavvuf Meseleleri. (terc. Ensar Neşriyat... A. DİA. Tasavvuf Terimleri Sözlüğü. Dr. Konuk. XIII. 293 . MEB. İstanbul 1992. 9.

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->