You are on page 1of 112

LORD KINROSS

ATATÜRK Bir Milletin Yeniden DoğuĢu

Türkçesi: Necdet Sander Altın Kitaplar. 12. basım Birinci basım: Temmuz 1966 (Sander Yayınları) Kitabın Orjinal Adı: Atatürk: The Rebirth of a Nation Kapak Resmi: ġahin Karakoç Yayın Hakları © Lord Kinross - Schindel Altın Kitaplar Yayınevi

ĠÇĠNDEKĠLER

BĠRĠNCĠ KESĠM OSMANLI ĠMPARATORLUĞUNUN GERĠLEYĠġ VE ÇÖKÜġÜ

1. Bir Makedonyalının DoğuĢu 2. Bir Subayın Eğitimi 3. Kıta Hizmeti 4. 'Jön Türk' Devrimi 5. KarĢı Devrim 6. Bir Kurmay Subayın OlgunlaĢması 7. Batı Trablus SavaĢı 8. Balkan SavaĢları 9. Sofya'da Görev 10. Birinci Dünya SavaĢı 11. Gelibolu Çıkarmaları 12. Bir Türk Zaferi 13. Doğu Cepheleri 14. Bir Almanya Ziyareti 15. Türk Yenilgisi 16. Mütareke 17. Sultan Meclisi Dağıtıyor 18. Ġmparatorluğun PaylaĢımı 19. DireniĢ Hazırlıkları

EskiĢehir'in DüĢüĢü 35. Yunan Ġstilası 30. Birinci Ġnönü SavaĢı 33. Nihai Zafer 40. SavaĢımın BaĢlangıcı 21. Saltanatın Sonu 43. Doğu'nun Yardımı 38. Lozan GörüĢmeleri 44. Ankara'ya GidiĢ 25. Türk-Fransız AntlaĢması 37. Erzurum Kongresi 22. Ankara'da Meclis Toplanıyor 28. Lozan AntlaĢmasının Ġmzalanması . Damat Ferid'in Ġstifası 24. Çanakkale Bunalımı 42. Türk-Sovyet AntlaĢması 31. SavaĢa Hazırlık 39. Sivas Kongresi 23. Sakarya SavaĢı 36.ĠKĠNCĠ KESĠM KURTULUġ SAVAġI 20. Londra Konferansı 34. Ġzmir Yangını 41. Müttefikler Meclisi Basıyor 26. Ġç SavaĢ 29. BaĢıbozukların Sonu 32. Kağnıyla Anadolu'ya GeçiĢ 27.

Ġstanbul'a DönüĢ 54.ÜÇÜNCÜ KESĠM TÜRKĠYE CUMHURĠYETĠNĠN DOĞUġU VE YÜKSELĠġĠ 45. ġeyh Sait Ġsyanı 49. Suikast DuruĢmaları 53. Musul Sorunun Çözümü 50. Halifeliğin Kaldırılması 47. Harf Devrimi 55. Ciddi Bir Hastalık 60. Yeni Bir Dil ve Tarih 58. Terakkiperver Fırka 48. Atatürk'ün Ölümü Sonsöz Haritalar Kaynakça . Türkiye'nin Dünyadaki Yeri 57. Cumhuriyetin Ġlanı 46. ġapka Devrimi 51. Türklerin Babası 59. Kadınların Özgürlüğü 52. Demokrasi Denemeleri 56.

bir gün halkın hoĢuna gidecek bir davranıĢta bulunmasını söyleyince o küçümsemeyle: 'Ben yaptığımı gösteriĢ için değil. sonraki adıyla Kemal Atatürk. Ġnsanların karakterlerini kavramakta. 'ġimdi artık uslu uslu kocasıyla oturması gerekecek. Kadınların kendisini beğenmelerinden hoĢlanır ve buna açıkça karĢılık verirdi. kaĢlarını kıvırır. söyleĢiden hoĢlanırdı. zaman zaman iğneli ve nükteli Ģekilde konuĢmayı severdi.' Bu. Ġktidarı. ama bunları çok kez hafife alır ve pek seyrek kanardı. Ne zaman inandırmak. Halkın alkıĢlarından kendisine aĢın bir gurur payı çıkarmazdı. ama hiçbir zaman sağduyudan uzaklaĢmaz ve teorilere karĢı Ģüpheci davranırdı. serinlemek bahanesiyle. Dostlarından biri. ama hiçbiri ötekinin kuyruğunu yakalayamaz. kendine uydurur. Türklerin çoğunun paylaĢtığı bir duyguydu. keskin gözleri bu enerjiyle parıldardı. Atatürk. arkasından nazik ve sevimli bir ifade içinde yatıĢırdı. nasıl davranacaklarını önceden görmekte yanılmaz bir sezgisi vardı. çıkık elmacık kemikleri ve çelik mavisi ayrık gözleri vardı. sanki her Ģeyi gören ve çeliĢik ruh halleriyle ıĢıldayan canlı. Atatürk. Bu iki amaç birbirine uygundu. Yapısı ince. hayal gücünün tutuĢturduğu. üstün yaradılıĢının ve bükülmez iradesinin sürüklediği bir hırsla isterdi: Ama.ÖNSÖZ MUSTAFA KEMAL. ne zaman korkutup emretmek gerektiğini tam olarak kestirmekte büyük bir siyasî incelik gösterirdi. Vücudundan dinlenme halindeyken bile enerji fıĢkırır. Bazen düĢüncelerini büyük bir açıklıkla anlatır.' demiĢti. Boyuna. Atatürk'ün hayranlarından bir kadın. Denemeci yöntemle hareket eder. Ġçindeki gerilim arada bir hırçın bir öfke halinde patlak verir. gaddar değildi.' demiĢti. hareketleri ölçülüydü. Bu gerçekçi ruhladır ki. . sınırları geniĢletmek yerine daraltmak esasına. katıksız bir Türkiye Cumhuriyeti yaratmayı baĢarabildi. milletine en yararlı olan Ģeyi. çınlayıcı sesi ve keskin kuruluĢlu cümleleriyle her zaman açık açık. bazen çok az konuĢurdu. Onlara karĢı davranıĢlarında da esnekti. liberal amaçlara liberal olmayan yollardan ulaĢırdı. Onu çağının diktatörlerinden ayıran iki önemli nokta vardı: DıĢ politikası. çevresindeki hayatı zenginleĢtiren bir insandı. titiz bir zevkle giyinir. Batı uygarlığının. Huzursuz bir zihindi bu. Yüklendiği görevi yerine getirmek için bu gösterilere ihtiyacı olduğunu bilir.' diye karĢılık vermiĢti. yerine daha gelenekçi bir insan olan Ġnönü geçtiği vakit. benimser. Atatürk'ün dıĢ görünüĢü alıĢılmıĢ Türk tipine uymaz. kendi zihninde tasarlayıp kararlaĢtığı biçimde sağlayabilmek için. memleketini yeniden canlandırmayı ve yıkık. yirminci yüzyılın ilk yarısını olağanüstü kiĢiliğiyle etkilemiĢ büyük bir asker ve devlet adamıydı. baĢkalarının düĢüncelerini alır. ellerinin ve ayaklarının biçimli oluĢuyla övünür. on dokuzuncu yüzyıldan beri Türk liberal düĢününü etkilemiĢ olan ilkeleriyle beslenmiĢti. Uzun yıllar süresince BaĢbakanlık görevinde bulunan Ġsmet inönü için bir defasında: 'Onun kafasında elli tilki birbirini kovalar. YaĢamaktan ve insanlarla birarada bulunmaktan zevk alır. yalnızca. Ülkenin yönetimi üzerine kararları sofra baĢında aldığı olurdu. ne zaman okĢamak. hattâ çok yakın dostlarının yanında. Çoğu Türklerden daha sarıĢın bir rengi. bahçedeki havuza yalınayak girmekten çekinmezdi. sevgilisini kaybetti. dağınık Osmanlı Ġmparatorluğundan yeni. Atatürk. çok kere uzun uzun. iç politikası ise kendi ölümünden sonra da ayakta kalabilecek bir siyasal sistem kurmak düĢüncesine dayanıyordu. Ölümünü izleyen ruhsal çöküntü döneminde. milletimi ve kendimi tatmin için yaparım. 'Türkiye. çok kere düĢmanlarına olduğu kadar dostlarına karĢı da sert davranarak. yurdunu sahip olduğu bütün sevgi gücüyle severdi. DıĢ görünüĢünden övünç duyar. zaman zaman insan hayatını önemsememekle beraber. Bir 'erkek Sarah Bernhardt'ınkine benzeyen o berrak. 'istenilen amaca doğru adım adım' ilerlemek için yaradılıĢındaki sabırsızlığı frenlemesini bilirdi. Bu adımları yinede hızlı atar.

O zamana kadar Ġmparatorluğun karĢılaĢtığı baskı kendi sınırlarının içinden gelmiĢti. Çünkü yanı baĢında komĢu olarak daha küçük. gerileyiĢ ve çöküĢüne doğru hızla kayıyordu.BĠRĠNCĠ KESĠM Osmanlı Ġmparatorluğunun GerileyiĢ ve ÇöküĢü BĠRĠNCĠ BOLÜM Bir Makedonyalının DoğuĢu SARP DAĞLARI. Slav. Makedonyalılar yine. Osmanlıların 'Rumeli' diye adlandırdıkları. büyüdükçe renk ve tip bakımından baĢkalarına pek benzemediği de gözle görülüyordu. küçük bir orta sınıf aileden. 1877'de bu baskı dıĢarıdan kendini gösterdi. uydularını ayaklandırıyor. 1878'deki Berlin Kongresinde. böylece içeride kargaĢalıklar ve dıĢarıda yabancı tehditler ile kuĢatılmıĢ tedirgin bir dünyaya gözlerini açtı. doğum tarihi ise 1881'di. Mustafa Kemal bir Makedonyalıydı. Makedonyalıların birçoğu gibi kanında bir parçacık Slav -ya da Arnavut. karar değiĢtirildi ve buna karĢılık Rusya'ya Doğu'da birtakım haklar tanındı. Bulgaristan ve Sırbistan yararına olarak kesip biçmeye çalıĢıyorlardı. Ġngiltere toprak kazanmak için değilse bile. Ġmparatorluktan silkinip kurtulmaya ve ülkeyi Yunanistan. bu da. Mustafa. Buraya Türklerin. beĢ yüzyıldan beri Doğulu. Ulah ya da Arnavut. vilâyetin denize açıldığı kozmopolit bir liman olan Selanik. sınırı aĢarak Ġstanbul'un dıĢ mahallelerine kadar ilerlediler. Batılı bir sürü ırkı birarada tutmak için uyguladıkları gevĢek. Doğu da Batı'nın önünde dize geliyor ve Osmanlı Ġmparatorluğu. Böylece Rumeli. Bu. Akdeniz'e doğru yayılmak konusundaki Pan-Slav rüyalarının peĢinde koĢan Ruslar. Osmanlı Ġmparatorluğu içindeki çeĢitli milletlerin bir yandan rastlaĢıp karıĢtıkları. sel gibi akan ırmaklarıyla Makedonya. Burada onları ancak Ġngiliz donanması durdurabilmiĢti. Yayılma isteği peĢinde koĢan Büyük Devletler. Türk soyundan. ama. ama daha Ģamatacı bir Bulgaristan ve henüz Osmanlı Ġmparatorluğu içinde olmasına rağmen her an patlamaya hazır bir Makedonya vardı. vakti gelince harekete geçip bölgeyi istilâ için hazırlık yapıyorlardı. fakat etkili organizmanın küçük bir örneği denebilirdi. Ama Mustafa'nın doğuĢundan dört yıl önce. daha doğudaki sömürgeleriyle olan ulaĢım yollarını koruyabilmek için bir kuvvet dengesi kurmak çabasındaydı. bir Yandan da kendilerine özgü farklı yaĢayıĢlarını sürdürdükleri bir yerdi. dayanıklı insanlardı.karıĢımı olup olmadığı hiçbir kanıta dayanmayan bir varsayımdan öteye geçemez. birbirlerine rakip Rusya ve Avusturya Macaristan imparatorlukları. Slavların Türklere ve birbirlerini karĢı ayaklandıkları. Doğum yeri. bu birbirine karĢıt unsurlardan dolayı. Müslüman bir Osmanlı olarak doğmuĢtu. Rumeli'nin tümünü oluĢturan çeĢitli unsurların biriminden kopup dağıldıkları bir tedirginlik çağı. ancak temeli çürük bir hak. (1) YeĢilköy (2) Büyük devletler. Hıristiyan ya da Musevi. Rusya'nın Avrupa'ya bu kadar yayılmasından telâĢa düĢtüler. kiĢisel özgürlüklerine sımsıkı bağlı kalmıĢlardı. Türk. Batı uygarlığı bunların üzerinde içten ve dıĢtan yumuĢatıcı bir etki yapabilmiĢ. Hıristiyanların Müslümanlara ve Yunanlılara. hepsi ülkelerinin toprak yapısının ve en soğuktan en sıcağa kadar değiĢen ikliminin gerektirdiği disiplinle sertleĢmiĢ. Böylece Mustafa'nın doğduğu sıralarda. Makedonya. bitiĢik sınırları arkasında entrikalar çeviriyor. Bizanslı Rumlarınsa eskiden 'Romalıların diyarı' dedikleri Avrupa Türkiyesi'nin tam ortasındaydı. Büyük devletlerin iĢe karıĢması sonucu Ayastafanos'ta (1)bir anlaĢma imzalandı. Müslüman. Zaten bu kadar kanĢık bir ortamda . 'Düveli Muazzama'nın (2) iĢine gelmedi. en çok Disraeli'nin etkisi ile. bir zamanlar Batı nasıl Doğu'nun önünde dize gelmiĢse. Türkiye'nin Avrupa'daki topraklarının parçalara bölünmesi demekti. sağlam. Ġngiltere ile Avusturya. Ama. aslında en baĢta Bulgaristan'ın yararına olarak. yeni bir yaĢama hakkı kazanıyordu. Yunan. Milli duyguları kabarmıĢ ulan bu topluluklar. Makedonyalılar. Ama.

Ancak Ali Rıza Efendi. beĢiğini sallarken Bizans. Mustafa ile Makbule yaĢadı. göreneğe uygun dini törenlerle. üzerindeki etkisi büyük oldu. okuma yazması ancak öğrenebilmiĢti. iĢe atılmak için tarihin kötü bir anını seçmiĢti. Neyse ki Zübeyde'nin ağabeyisi Hüseyin onun tarafını tuttu da Selanik'te evlendiler. Bir halk kadını olan ve bundan baĢka türlü görünmek de istemeyen Zübeyde Hanım güçlü bir iradeye ve sağlam bir köylü güzelliğine sahipti. Mustafa da annesine çekmiĢti. parayı aldıkları halde yine de yakıyorlardı. Gümrüklerde ve Evkaf Ġdaresinde çalıĢtı. açık görüĢlüydü. hafız. ġemsi Efendi özel okuluna gitmesi için ısrar etti. Annesinin. Ailesi Selânik'in batısında. bir ilkokul öğretmeninin oğlu olduğu için biraz eğitim görmüĢ ve bu yüzden küçük bir devlet memuru olabilmiĢti. düzgün. Mustafa'ya bakıyor. memurluktan ayrılıp kereste iĢi yapmaya karar verdi. Sonradan bunu Mustafa Ģöyle anlatır: . DoğuĢtan akıllı bir kadındı. beĢ vakit namazında sofu bir kadındı. Makedonya vilâyetinde Türk kanun ve düzeni bu kadar zayıflamıĢtı. Arkada bakımsız bir bahçesi. anası da Zübeyde Hanımdı. Ama bunlardan yalnız ikisi. iki katlı. donuk sulara gömüldüğü göller bölgesinden geliyordu. Burası. BaĢta. derin ama berrak. yalnız yeteri kadar eğitim görmemiĢ. kütüklerin kıyıya taĢınmasına engel oluyorlardı. göreneğe uyarak. Bu türküler ömrü boyunca Mustafa'nın kulağından gitmeyecekti. Ali Rıza Efendi de bu eĢkıyaların sürekli saldırılarının kurbanı oldu. Ancak. hattâ hoca olmasını istiyordu. Arnavutluk'a doğru. Ticaret konusunda hiç tecrübesi olmadığı halde. açık mavi gözleri vardı. Bulgar sınırının ötesindeki Slavlar kadar sarıĢındı. gözleri onun gibi maviydi. sert ve çıplak dağların geniĢ. Gümrükten aldığı azıcık aylıkla zor geçinen Ali Rıza Efendi. diye bu iĢten vazgeçti. kendisinin küçükken kaza ile beĢiğinden düĢürüp ölümüne sebep olduğu bir kardeĢinin adıydı. Bu. Ali Rıza Efendi bundan cesaret alarak ailesine daha büyük bir ev yaptırdı. Ali Rıza Efendi ormanda eĢkıyalarla çarpıĢmak zorunda kalıyordu. beyaz bir teni. Türklerin Makedonya'yı ve Tesalya'yı almalarından sonra Anadolu'nun göbeğinden gelen köylülerin yerleĢtikleri yerdi. damarlarında ilk göçebe Türk kabilelerinin torunları olan ve hâlâ Toros dağlarında özgür yaĢamlarını sürdüren sarıĢın Yörüklerin kanını taĢıdığını düĢünmekten hoĢlanırdı. Gerek kendi ailesi. Zübeyde Hanım. ĠĢçilerinin gözlerini korkutup ayartıyorlar. dini bütün Müslüman çocukları gibi. geniĢ odalı bir evdi. bu zengin ormanlık bölgede birçok kiĢinin keresteden bol para kazandığını görüyordu. Mustafa'nın adını doğduğu zaman kulağına fısıldamıĢtı. Ali Rıza Efendi'nin bu konuda oğluna bir yardımı oldu. Tekrar Selânik'e dönerek Cafer Efendi adında birisiyle ortak oldu ve elindeki birikmiĢ parayı bu iĢe yatırdı. Zübeyde Hanım. zaman zaman da baĢkaldırarak karĢılık verdi. ana babasından daha geride hangi ırklarla iliĢkisi olduğunu araĢtırmak boĢunadır. Zübeyde Hanım'ın Ali Rıza Efendi'den beĢ çocuğu olmuĢtu.doğan bir çocuğun. Arnavut kaldırımı döĢeli bir sokağa bakıyordu. Ali Rıza Efendi. atalarının geleneksel inançlarına körükörüne bağlı. gerek kocasının ailesi içinde hacılar bulunmasıyla övünürdü. ġimdi. Epey tartıĢmadan sonra bir uzlaĢmaya vardılar. saçları onun gibi sarı. Mustafa'nın da onların yolunu izlemesini. Mustafa'nın babası Ali Rıza Efendi. Bu. ailesinin istediği ağırlığı bile verememiĢti. oğlunun Selanik'te ilk açılan ve çağdaĢ eğitim uygulayan bir okula. Ataları köle olan bir Arap dadı. Karısından yirmi yaĢ daha büyük olan Ali Rıza Efendi'nin daha silik bir kiĢiliği vardı. Mustafa bu etkıye zaman zaman saygıyla. Bu yüzden Zübeyde Hanım. Kendisi eğitim bakımından softalığa karĢı. 'Kerestelerini yakarız' tehdidiyle ondan para sızdırıyor. Bu dağlar. iĢler iyi gitmiĢti. açıkça baĢkaldırıp çapulculuğa giriĢmiĢlerdi. Batıdan özellikle Makedonya'ya sızmakta olan yeni düĢüncelere saygı beslediği için. görevi çapulcuları temizlemek olan Selanik jandarma komutanının sözünü dinledi ve zararın neresinden dönülse kârdır. çok eskiden beri Türk Beylerinin baskısından kaçan ve kendilerine yerli Hıristiyanların koruyucusu süsü veren Rum çetecilerle doluydu. Kur'an ilkelerine uygun bir eğitim görmeliydi. Bunun için de Ģimdiden mahalle mektebine gidip. kızgın güneĢe ve meraklı komĢulara karĢı kafesle örtülmüĢ cumbaları vardı. karısının isteğini yerine getirmeye razı olur gibi yaptı ve Mustafa. Mesleğinde hiçbir zaman fazla yükselemedi. Bundan sonra Ali Rıza Efendi'nin Olimpos dağı eteklerinde görev aldığı bir köye yerleĢtiler. Zübeyde Hanım'la evlenmeye talip olduğu sırada. Fatma Molla Kadın okuluna gönderildi. Türklerin Ruslara yenilmesi ve vilâyetteki hükümet otoritesinin zayıflaması üzerine iĢi büsbütün azıtmıĢlar. Ali Rıza Efendi. Slav ve Türk melodilerinin bir karıĢımı olan eski Rumeli türkülerini söylüyordu. En sonunda.

Bunun üzerine öteki çocuklar da ayağa kalkarak. Ufacık bir hakaret belirtisine karĢı hemen tepki gösterirdi. çevresindeki Roma. sevinçli bir alay halinde Ģehrin sokaklarından geçerek. çağdaĢ Batı ölçüsündeki rıhtım ve bulvarları boyunca geliĢmeye baĢlamıĢtı. çevresinde de denizle dağ arasında çeĢitli yönlere doğru Bulgar. IĢıltısını bir an için gözlerimizle görmüĢ. kat kat yaĢar gibiydi. Ama yine de bu parlaklıktaki soğukluğu ve bu yakınlaĢmanın bize ne kadar pahalıya mal olacağını içimizden sezmiyor değildik. onları uyanık ve ihtiyatlı bir Ģekilde değerlendirmesini öğrenerek büyüdü On sekizine gelmeden. caminin yanındaki okula gittik. Onlar sokakta aĢık atar.' diye yazar. Ama. mağrur davranır. çocuklarla uzlaĢmak zorunda kaldı. Rum kiliselerinin çan seslerini duyabilecek kadar yakınında oturan Mustafa. -ġehrin yerlilerinden biri. konukomĢunun gözünde itibarı korunmuĢtu. Yabancı çocukların bu biçimde oturmadıklarına. Coğrafya durumu ve bundan doğan tarihi. Mustafa da okula pek ses çıkarmadı. babama ve hocaya temenna ederek ellerini öptüm. ġimdi artık daha iyi tanımaya baĢladığı iĢlek bir ticaret Ģehri olan Selanik. Yıkık istihkamlarının üzerindeki karmakarıĢık çatıların arasından minareler ve çan kuleleri yükselirdi. Sonra hoca efendi. ona kozmopolit bir Ģehir niteliği vermiĢti. Zübeyde Hanım'ın baĢta istediği yerine getirilmiĢti. 'bana karĢı mı geliyorsun?' 'Evet karĢı geliyorum. Halkı. Ayakta dururken üzerinden atlasınlar diye çocuklara meydan okudu. Duadan sonra anneme. çıplak ve kemerli bir odaya götürdü. Kur'an'ın kutsal kelâmını orada bana açıklamaya baĢladı. Ulah ya da Çingenelerin ve en önemlisi her milletten Frenkler'in mahalleleri uzanırdı. tepeyi çevreleyen Ortaçağ surlarından baĢlar. Farewell to Salonika (Selanik'e Veda) . ağırbaĢlılıkla seyrederdi. Hoca oturmasını emredince de dizlerinin tutulduğunu ileri sürerek sözünü dinlemedi. KamaĢmıĢ gözlerimizin önüne. küçük ve yabani görüyorduk. büyük bir ziyafetteki köylüler gibi. üstünlük taslardı. evimizin yeĢilliklerle bezenmiĢ kapısına geldi. 'Batı. yüzünün daha düzgün çizgileriyle öteki çocuklardan hemen ayrılıyordu. Ötekilerden uzak durur. Fransa. Günün birinde kalkıp ayakta durdu. Bundan biraz sonra Ali Rıza Efendi. sonra hoca beni elimden tutarak. Rum mahallesi. delikanlılığı ve daha sonra da gençliği üzerinde biçimlendirici bir etki yapacaktı. Ģehrin merkezini kaplar. 'Yüzyıl sona ermekteydi. yanında bütün okul çocuklarıyla. içinde Ģimdiden bir çeĢit irkilme doğmaya baĢlamıĢtı. Oraya varıĢımızda hep bir ağızdan yeniden dualar okundu. Ermeni.' Zübeyde Hanım'ın gönlü yapılmıĢ. Bizans ve Türk surlarının sınırlarını çoktan aĢmıĢ. Türkler arasında hâlâ çok yaygın olan ve annesinin de gönülden katıldığı Müslüman göreneklerine ve bunların uygulanıĢ Ģekillerine karĢı.' diye cevap verdi Mustafa. bizi kendine çağıran sesini ürkek kulaklarımızla iĢitmiĢtik. 'Ne. kendilerini büyük bir insan gibi. bankalarıyla Doğu'yu ayartmaya çalıĢıyordu. ikisi arasında. yazıyıda böyle yazmadıklarına dikkat etmiĢti. Avusturya. 'Biz de hepimiz size karĢı geliyoruz. Ardından yeni arkadaĢlarımın alkıĢları arasında. Aralarına hiç karıĢmazdı. Mustafa'nın çocukluğu. böylece yabancıların yaĢama tarzına alıĢarak. baĢıma da sırma iĢlemeli bir sarık sararak süslemiĢti. Elimde yaldızlı bir dal vardı. onun için bu iĢe artık ses çıkarmadı.'Okula gideceğim sabah annem bana beyaz bir entari giydirmiĢ. yeni okulunda eğitimini oldukça baĢarılı bir Ģekilde ilerletti. açık renk saçları.. nüfusun aĢağı yukarı yarısını oluĢturan Museviler otururlardı. bilimin büyüsünü ve buluĢlarının mucizesini seriyordu. Tepenin eteklerinde. dolambaçlı sokaklardan meydana gelen bir labirent halinde aĢağıya doğru inerdi. usul usul içeri sokularak.' dediler. durgun körfezinin sularına yayılan Selanik.' dedi hoca. Ġtalya ve Portekiz'in zengin tüccarlarıyla güçlü konsoloslarıydı. Müslüman mahallesi en yukardan. Mustafa'yı mahalle mektebinden alarak ġemsi Efendi okuluna gönderdi.(3) (3) Leon Sciaky. Bunlardan 'Dönme' denilen bir kısmı Müslümanlığı kabul etmiĢlerdi. Bir gün onu da birdirbir oynamaya çağırdılar kambura yatmayı kabul etmedi. Hoca. Arnavut kaldırımlı dik.' Ġngiltere. Dağ eteklerinden yukarıya doğru tırmanan büyük. meyva çekirdekleriyle oynarken o. Kendimizi. Bunun altında ve limanın çevresinde. Mustafa. Mustafa. Selânik'e trenin ilk kez giriĢini görecek ve bu burnundan soluyan çelik canavarın yarattığı heyecanı paylaĢacaktı. Böylece Arapça güzelyazı derslerinden ve sınıfta çocukların bağdaĢ kurup yere oturarak dizlerinin üstünde yazmalarından hiç hoĢlanmadı. 'Frenkler.. Almanya.

Bu arada annesi de Selânik'e dönmüĢtü. Hele. Zübeyde Hamın da her ana gibi savaĢtan. Mustafa'yı sırayla ikisine de gönderdiler. Ġsteğini komĢu çocuğu Ahmet'in binbaĢı olan babasına gizlice anlattı ve onun yardımıyla. annesine. sermayesinin geri kalanını da tuz ticaretinde yiyip bitirmiĢti. ovanın yazın kurak. azametli bir tavırla kılıçlarını kaldırım taĢlarına vurup Ģakırdatarak geçerlerken kendilerini saygıyla izlediği askerlerin üniforması buna hiç benzemiyordu. aralarında kavgaya tutuĢmuĢlardı. En çok imrendiği. kıĢın batak olan kırmızı toprağında çeĢitli ekinler yetiĢiyor ve hasattan sonra ekin diplerinde hayvanlar otluyordu.. artık modası geçmiĢ bir üniformaydı. Bu sağlıklı çiftlik hayatı Mustafa'ya yanyordu. Oysa sokaklarda bıyık burup caka satmak. 'Ben asker olarak doğdum. tam zamanında . Ģimdi giyiniĢine ve üstünün baĢının temizliğine daha da önem veriyordu. Ama yine de okula yazılabilmesi için annesinin imzalı iznini alması gerekiyordu. bunların arasında da büyük bir fark yoktu.' dedi. Ama. Mandalarla çift sürülürken peĢlerinden giden uz. Askerî RüĢtiye'ye giden ve üniformasıyla caka satan Ahmet adındaki komĢu çocuğuydu. ama. Mustafa bir kahraman tavrı takınarak annesine. olur a. ölümden ve her Osmanlı askerinin baĢına gelen bitmez tükenmez sürgünlerden korkuyordu. sözünü sakınmaz ve ağabeysinden daha iri bir kız olan Makbule'ydi. Bu köylü yaĢamından hoĢlanmıyordu. beĢiğinin baĢucuna. toprağın.' Zübeyde Hanım yumuĢamaya baĢlamıĢtı. annesine haber vermeden. Girdi. tüccar olmalıydı. üç gün sonra Mustafa. Arkasından bir komĢu kadın ders verme önerisinde bulundu. Mustafa'yı okuldan aldı. Büyükannesi de onun tarafını tutarak. Burada. almadılar. Çocukluğundan beri dıĢ görünüĢüne düĢkündü.. Peygamber'in izinden gitmesini yürekten istemiĢti. Artık bir Ģeyler öğrenmek istiyordu. bir de rütbe alamazsa. Açık havada yaĢamaktan hoĢlanıyor. Mustafa aklını kullanarak. Ama. Öğrencilerin giymek zorunda oldukları Ģalvarlı. Mustafa'yı okuldan aldı. Yeniden memurluğa dönmek için baĢvurdu. Mustafa kendisine yabancı olan Rumcayı sevmedi. Mustafa.! Zübeyde Hanım. Gündüzleri. Ama Zübeyde Hanım kabul etmedi. kızkardeĢi Makbule ile beraber. teyzesinin yanına gönderdi. ömründe belki ilk kez toprağa ve doğaya karĢı bir sevgi duymaya baĢladı. babasının doğumunda ona bir kılıç armağan etmiĢ ve bu kılıcı. Ama Mustafa bunu yapmayacaksa. duvara asmıĢ olduğunu hatırlattı. burada da uzun süre kalmadı. barsak veremine yakalandı ve üç yıl süren bir hastalıktan sonra öldü. Zübeyde Hanım çok zor durumda kalmıĢtı. tombul. Mustafa buna adamakıllı içerledi. Yemek boldu. Selânik'in otuz kilometre kadar ötesinde Dangaza yakınlarında bir çiftlik iĢleten ağabeysi Hüseyin'in yanına götürdü. Bir gün çocuklar. askerî okula gitmek için ona yalvardı. iki çocuk tarlada bir kulübede oturarak fasulyelere dadanan kargaları gözleyip kovarlar. Sınava çok sıkı çalıĢmıĢtı. Mustafa bir kadından ders almak istemiyordu. hiç olmazsa babasının baĢaramadığı iĢi baĢarmalı. suyun ve gübrenin kokusunu içine çeken Mustafa. Ġki kardeĢ sık sık kavga ederlerdi. Bu.Bu arada Mustafa bir süre için. Okula gitmeyi reddetti. Bunun tek bir anlamı olabilirdi: Babası. Ama. Askerî RüĢtiye'nin giriĢ sınavlarına katılmayı baĢardı. çiftlik iĢlerinin kolayca üstesinden geliyordu. Mustafa'yı yine Selânik'e. Selanik Mülkiye RüĢtiyesine devam etmeye baĢladı ama. ne olmak istediğini yavaĢ yavaĢ kestirmeye baĢlamıĢtı. eğitimi büsbütün geri kalmaktaydı. Dayısı Hüseyin de iyi bir insandı. ateĢin yanındaki bir çuvaldan aldıkları kestaneleri kavururlardı. güvenlerine. güçlenmiĢti.un bacaklı leylekler sapan izlerini gagalıyor ve gıcırtılı kağnılar ürünleri pazara taĢıyordu. Türklüklerini ortaya koyuĢlarına özenerek bakıyordu. kuĢaklı geleneksel giysi sinirine dokunmaya baĢlıyordu. Selanik'ten ayrılacaktı. Ama Mustafa. Mustafa bu arada. YeĢilliğin. Mustafa'ya söz dinletmek kolay değildi. Oğlunun.' diye diretti. Mustafa onların sorguçlarına. En sonunda ona kararını verdiren. Kendini içkiye verdi. onu elebaĢı yerine koyarak fena halde dövdü ve yara bere içinde bıraktı. En yakın arkadaĢı. Arapça öğretmeni Kaymak Hafız. Oysa. Zekâsı uyanmaya baĢlamıĢtı. Hıristiyan çocuklarının soğuk davranıĢları da gururunu incitti. kıĢ geceleri de ocak baĢında. Köyde öğretmen olarak yalnız. Kısa bir süre de hocaya gittikten sonra: 'Ben medresede okumam. Zübeyde Hanım ona özel bir öğretmen buldu. Müslüman hoca ile Rum papazı vardı ki. onun bir asker olmasını istemiĢti. Ali Rıza Efendi. adamın bilgisiz olduğunu ileri sürerek ondan ders almayı reddetti. kazandı ve böylece Zübeyde Hanım'ı bir olupbitti ile karĢı karĢıya bıraktı. üstün durumlarına. Kasları geliĢmiĢ. çok geçmeden sıkılmaya baĢladı. yabancılarla dolu bir Ģehirde. dikkafalı. 'asker olarak öleceğim. Mustafa. artık oğlunun doğru dürüst bir eğitim görmesi gerekililiğini iyice anlamıĢtı.

Mustafa. Makedonya'nın baĢlıca askeri merkeziydi ve bir taĢra Ģehri olmasına karĢın. bu. ama bunu hiçbir zaman düĢüncesizce kullanmamasını da söyledi. Genç adam. çocuğa. ötekiler gibi bir çocuk olmadığı belli oluyordu. yani güvercin derlerdi. yakındaki Arnavutluk ve Yunanistan sınırlarıyla daha uzaktaki Sırbistan ve Bulgaristan sınırlarına hâkim bir durumdaydı. Rüyasında oğlunun bir minarenin tepesinde. Ödenekleri padiĢah tarafından sağlanan askerlik akademileri. ġerefine karĢı giriĢilecek herhangi bir davranıĢa karĢı koymalıydı. Manastır'ın biraz dıĢına düĢüyordu ve karĢısında zarif görünüĢlü bir dağ yükseliyordu ki. Bu hava. Bundan baĢka okulu bitirenler orduya girdikleri vakit seyahat etmek. Okul içinde de karĢıt görüĢler çarpıĢıyor. haysiyet ve Ģerefin önemini anlattı. bu dağa Rumlar. Sıradağlar arasında geniĢleyen ovanın yüksek bir yerinde kurulmuĢ olan Manastır. yalnızlığı. cebir problemlerini bile çözmeye baĢlamıĢtı. toplumun bütün sınıflarını içine alan demokratik kuruluĢlardı. GeniĢ anlamıyla 'olgunluk. iktisat ve felsefe konularında da temel bilgiler veren eğitim yuvalarıydı. mesleğini kendi seçmiĢti. anasının hayatına giren bu ikinci adamı. Bu yüzden büyük bir stratejik önemi vardı. kendini savunması için bir de bıçak verdi. dul bir adamdı. çok kere kan dökülmesine kadar varan iç çete . iki de kızı vardı. annesi de ona hakkını helâl etti. Çünkü on dört yaĢındayken RüĢtiye'yi bitirmiĢ ve yatılı olarak. Küçük Mustafa. Evde de Zübeyde Hanım'la olan iliĢkileri çoğu zaman fırtınalıydı. kendi yaĢıtları arasında pek az arkadaĢ edindi. Ona. para sıkıntısı yüzünden evlenmek zorunda kalıĢı ağrına gitmiĢti. hemen kalkar ve sınıfın en iyi öğrencisi olduğunu ispatlardı. Sınıf arkadaĢları henüz basit aritmetik konularıyla uğraĢırlarken o. Olgun davranıĢı onu arkadaĢlarından ayırıyor. Burada Mustafa Kemal. Ģimdi on ikisine gelmiĢti. Mustafa kimseden dayak yememeliydi. tarih. çeĢitli entrikalar dönüyor. bir âĢık gibi kıskandı. Mustafa. onu. Subay olan ve ona iyi öğütler veren bir üvey ağabesiyle de dostluk kurdu. güç matematik sorulan bulup büyüğüne verirdi. Ġsteğini yerine getirdi. Makedonya'daki Türk otoritesi. ülkenin seçkin tabakası sayılıyordu. Ailesinin elinde altı yıldır geçirdiği çeĢitli öğrenimlerden sonra. hep böyle yüksekte kalacak. oldukça varlıklı. Ragıp Efendi adında. eksiksizlik' demek olan 'Kemal' adını seçti. Mustafa saygı ile onun elini öptü. bu alanda kendisine eĢil sayacak kadar takdir ediyordu. ilk olarak kendini bir çatıĢma ortasında buldu. Bu ad. Manastır Askerî Ġdadisine yazılmıĢtı. kıĢın kar tabakasıyla örtülen zirvesinin yumuĢaklığından ötürü Pelister'. Bunlar. evden uzun süre ayrı kalacaktı. Büyük sınıflardaki çocukların arkadaĢlığını yeğlediği için. ona. dünyayı görmek ve yaygın Osmanlı Ġmparatorluğunun ücra köĢelerindeki insanların nasıl yaĢadıklarını öğrenmek olanağını da buluyorlardı ki. Oldukça gösteriĢli ve süslü bir yapı olan Askeri Ġdadi. adları birbirinden ayırt edilsin diye. gerekli kâğıdı imzaladı. Vermezsen yere atılacak. En sevdiği ve en iyi baĢardığı ders. ölünceye kadar onda kalacaktı. Arkadan Zübeyde Hanım yeniden evlendi. o mavi gözlerindeki ağır. sivillerin kolay kolay elde edemedikleri bir fırsattı. karatahtanın önünde arkadaĢlarına ders veriyordu. öğretmenleri ona söz geçirmekle güçlük çekiyorlardı. Öğretici yaradılıĢta olduğu için. Kendi adı da Mustafa olan matematik öğretmeni. altın bir tepsi içinde oturduğunu görmüĢtü. Bir gün öğretmen. onunla iyi geçinmeye baĢladı. dersleri iyi bildiklerini öne süren çocukları. Öğrenciler ancak yetenek ve değerleriyle yükselebilirlerdi. Bazen öğretmeni. Yalnız. Mustafa Kemal. gururlu. eski bir Türk göreneğine uyarak. Ġçlerinde bu cesareti gösterebilen pek azdı. derslerini çok kolay buldu ve çabuk kavradı. öğretmen rolünde hiç yabancılık çekmiyordu. Mustafa. Oğlunu askerlikte parlak bir geleceğin beklediği anaya malûm olmuĢtu. Annesinin. Yunan ve Slav çeteleri karĢısında gittikçe zayıflayıp dağılmaktaydı. Böylece Selanik Askerî RüĢtiyesine girmiĢ oldu. Mustafa. hatta küçümseyici bakıĢ. Artık. Ama Ragıp Efendi'nin. Ġki oğlu. Otoriteye içgüdüsüyle karĢı geliyor. Bu seçimde de yanılmamıĢtı. matematikti. Selânik'in kozmopolit havasını ve zarifliğini taklide özenirdi. Bundan sonra. Ġkinci kocası. çabucak çavuĢ rütbesine yükseldi. kulağına bir ses geldi: 'Oğlunun asker okuluna gitmesir izin verirsen. subay adayı öğrenciler arasında aĢırı yön tutmaların ve ateĢli rakipliklerin doğmasına yol açıyordu. öğrencilerine yalnız askerlik konusunda değil. öğretmenin yokluğunda onun yerine geçiyor. onların davranıĢlarını küçümsüyor ve kendisini aralarında yaĢamaya zorlayan babasızlığına kızıyordu. ötekilerin önünde sınava çağırırdı. annesi için iyi bir koca olduğunu görünce. öğrencisine ikinci bir ad taktı.' diyor du. Renginin o alıĢılmamıĢ sarıĢınlığı. Minareye doğru koĢarken. sanki apayrı bir yaratık niteliği veriyordu. öğretmenlerinin bile kendinden üstün olabileceğini kabul etmeyen Mustafa. Kadınlarla dolu bir evde tek erkek olarak.gördüğü bir rüya oldu. hiçbir hakaretin altında kalmamalıydı. Subay sınıfı.

1897'de Yunanlılar. Dil bilgisi ilerledikçe. ġimdi ise ortalıkta. Bu arkadaĢı. Ama. Kristal. Mustafa Kemal. Türkler de Rumeli'de onlara karĢı yürüyüĢe geçti. düĢüp bayılıyorlardı. Girit'te bir bağımsızlık savaĢı açtılar.savaĢları oluyordu. Manastır tam bir seferberlik halindeydi. böl cüppeleri ve sivri külahlarıyla bir derviĢ grubu gördüler. ona çocukluğunda öğrendiği Rumeli türküleri gibi zevk veriyordu. . Delikanlılar burada vals ve polka yapmasını öğrendiler. Mustafa Kemal de böylece. elinde bir bıçakla. kendisi gibi Makedonyalı olan Ali Fethi'ydi. kendi kendine Fransızca çalıĢmaya baĢlamıĢtı. Çocukların içi Osmanlıların Makedonya'yı fethini anlatan kahramanlık hikâyeleri. baĢka bir arkadaĢı sayesinde de 'siyaset diye bir Ģey'in varlığının farkına vardı. yataktaki tam zamanında uyanarak.Yonyo gibi gazinolara giderlerdi. Erkekler. ellerinde bayraklarla yürüyüĢ yapıyorlardı. isyan ve bu toprakların elden çıkması tehditleri dolaĢıyordu. yurtseverlik alevi tutuĢmuĢ ve vatanına karĢı. Bir akĢam. Desmoulins. yemek ısmarlamaya ihtiyaç kalmazdı. Sokaklar adam almaz oldu. koruma isteğiyle karıĢık. askerlerin cepheye hareketlerini izliyorlardı. En çok Yonyo'dan hoĢlanıyorlardı. Voltaire. Bir gece Mustafa Kemal'le bir arkadaĢı. Artık çocukluktan çıkmıĢ olan Mustafa Kemal. Rumların. baĢka konulara da ilgi duymaya baĢlamıĢtı. yaka paça okula geri gönderildiler. bu üstadların kendi ülkelerinin sorunlarını ilgilendiren düĢünceleri üzerinde. Çok geçmeden iki öğrenci. DerviĢler. gayrimüslimlerin devam ettiği bir dans dersanesine götürdü. kavgalara hiç karıĢmıyordu. matematik öğretmeni onu bu hevesten vazgeçirdi. kıvrak ve esnek bir zekâyı kendinde birleĢtirmiĢti. Fethi. genç Mustafa Kemal'in gönlünde. En sevdiği ders hâlâ matematikti. Ömer Naci'ye utancından yüzünün kızardığını açıkladı. akıllı davranarak geride kalıyor. Ġçinde. programdaki jimnastik dersleri dıĢında herhangi bir spora merak sarmadı. çaldıkları davul zurna ve neylerin tiz sesleri arasında kendilerinden geçmiĢ gibi görünüyorlardı. Mustafa. ġimdi iĢe sıkı sıkı sarıldı. yıllar sonra bile unutmamıĢtır: Bir gece yatakhanede gözlerini açmıĢ ve bir çocuğun. ayrıca para harcayıp. Orada bira ile beraber o kadar bol meze verirlerdi ki. Daha kuvvetli içkileri tattıkları öteki gazinolarda. sokaklarda öğrenciler. kendi çetesinden olan baĢka bir çocuğun yatağının üzerine eğilmiĢ olduğunu görmüĢtü. Çoğu zaman. Mustafa Kemal'in vücutça gücünü arttırdı. Ne var ki. Selânikli öğrencilerin kurduğuydu. öğrenci oldukları anlaĢılınca. ancak gezici satıcılardan en ucuz yiyecek olan kebap kesrane almaya güçleri yetiyordu. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal bu çetenin önderlerinden biri olmakla beraber. bu sahneyi soğuk bir tiksinti ile seyretti. Auguste Comte. Neyse ki. Mustafa Kemal. gönüllü olarak askere gitmek amacıyla okuldan kaçtılar. Ģiddetli bir sevgi uyanmıĢtı. edebiyat diye bir Ģeyin varlığını öğrenmiĢti. ġiirle ilgilenmeye baĢladı. yazdığı Ģiirleri yüksek sesle okumaktan hoĢlanırdı. Bütün dikkatini çalıĢmaya vermeyi daha uygun buluyordu. Ama. beraberce Selanik tren istasyonuna giderek. Genç adam. Ģimdi okul dıĢındaki geniĢ dünyada ne olup bittiğini ilk olarak farketmeye baĢlıyordu. En güçlü çete. Ġmparatorluğun her yanından gönüllülerin akın ettiğini gördükçe. Ömer Naci onu. BoĢ zamanlarında. Montesquieu gibi Fransız filozoflarının eserlerini tanıttı. davul zurna sesleri arasında askere çağrılıyor. okumak için kitaplar vermiĢ. Bulgarların ve Sırpların Türk topraklarını ele geçirmek için bütün Rumeli'de nasıl çalıĢtıklarını öğrenmiĢti. çekici bir davranıĢla. Manastır'dayken Ömer Naci adında genç bir Ģairle arkadaĢ olmuĢtu. tatilde. bu değiĢik ve serbest yaĢayıĢlı Ģehrin zevklerini tatmaya baĢlamıĢtı. Selânik'e döndükçe. 'Hayat kuru kestaneden baĢka nedir ki?' diye Ģairce bir lâf etmek zorunda kalmıĢtı. ne de olsa bu alafranga hayattı ve gençler bunu alaturka çalgılı bir takım kahvelerdeki hayata tercih ediyorlardı. Öyle ki bir gün Ömer Naci. Alafranga hayatı daha yakından tanımak isteyen iki genci Fransız öğretmenleri. Ama bunun yanında. Fethi rahat. ona Rousseau. Okul hayatının sert koĢulları. Ama. Ömer Naci. saldırganın elinden bıçağı çekip almıĢtı. Mustafa Kemal'in epey geri olduğu Fransızcayı çok iyi bilirdi. Mustafa Kemal bunları dinliyor ve kelimelerin ahengi. türküler ve efsanelerle doluydu. Fransızca öğretmeninden iĢittiği azarlara üzülen Mustafa Kemal. Çevrelerindekiler de onların bu coĢkusuna uyarak isteri nöbetine tutulmuĢçasına bağırıp çağırıyor. onlara katılamadığı için yakınıyordu. istasyondaki kalabalığın arasında uzun. üvey babasının yakınlarından olan genç bir arkadaĢıyla (Fuat Bulca) rıhtımdaki dörtyol ağzını çeviren ve çoğu Rumlar tarafından iĢletilen Olimpos. bu çeĢit yobazlıklara karĢı büyük bir tepki doğmuĢtu. Bu dönemdeki bir anısını. heyecanlı tartıĢmalar yapmaya baĢladılar. Hattâ kendi de biraz yazmayı denedi ama. Yakın dağlardaki Türk çeteleri Rumlarla kıyasıya dövüĢmekteydi.

erkek erkeğe dans ediyorlardı. Ġstanbul. Ġtalyan stilini andıran dar ve yüksek binaların uçurumlar arasından yukarılara doğru tırmanırdı. Sözde Batı zarifliği ve havası ile Levantenliğin bayağılığını birleĢtirmiĢ olan Beyoğlu. Bitirme sınavlarını baĢarıyla verdi ve 13 Mart 1899'da Ġstanbul Harbiye Okulu'nun piyade sınıfına girmeye hak kazandı. yani Beyoğlu yükseliyordu. Labirenti andıran yollarda ve kapalı çarĢılarda iĢleriyle meĢgul oluyor. onlara sadece 'Önemli bir insan olacağım' demekle yetiniyordu. Doğu'nun sonsuz sesizliğine bürünmüĢ olarak uyurlardı. gösteriĢli bahçe kapıları ya bir konsolosluk avlusuna. kendi çıkarları için bağıĢlamıĢlardı. Hıristiyanların Ģehri. karanlık basmadan evlerine varmak için duvar diplerinden süzülerek kaldırımlarda telâĢla yürürler. Geceleyin Ġstanbul. sonra o geniĢ. . Ama Ģehrin güzel günleri çoktan sona ermiĢ. Güneyindeyse Ġstanbul tarafı. birbirinden ayrı iki Ģehir halindeydi. Sarayburnu'nun üstünde saf halinde dizilmiĢ kasırlarıyla. kibar orkestra müziğini dinlerdi. Bu gazinolarda orkestra çalıyor. ya da zengin bir tüccarın güzel konağına açılırdı. Batı pazarlarının kapısını açacak yabancı satıcılar. Haliç'in kuzeyinde Pera. Sonradan kızlar müĢterilerin masasına gelip içki içiyorlardı. parlaklığı tarihten bir yaprak olmuĢtu. yabancıların Ģehriydi ve Ġmparatorluğun bütün serveti yabancıların elindeydi. Bununla beraber Ģehrin öbür ucundaki kafeĢantanlarda kızlar da bulunuyordu. bir dünyadan bir baĢka dünyaya. Mağazaları Viyana ve Paris'ten gelme en yeni mallarla doluydu. Sokaklar Ģık faytonlardan geçilemezdi. ama peĢinde koĢanlara. piyasa ve saray dedikodularının edildiği Fransız özentisi kulüpler. Türkler için yararlı ve gerekliydi. Saray gibi otellerinin palmiyeli salonlarında son moda giyinmiĢ madam ve mösyöler. kadınların ondan para bile almadıkları oluyordu. gösteriĢi. Duvarlar yıkılıyor. merkezi Türk hükümetine önem vermeden kendi dinini ve kendi kanunlarını uygulamakta serbest bırakan birtakım ayrıcalıklardı. yolları otlar bürüyordu. Kapitülasyonlar. YaĢıtlarının çoğunluğundan hâlâ kendini ayrı tutuyordu. Yabancılar sırtlarını kapitülasyonlara dayamıĢlardı. ellerinde tefler ve ayak bileklerinde zillerle Ģıkır Ģıkır göbek atan Ermeni kızları. yabancıyı vergi dıĢı sayan. çift kanatlı. avluların taĢ döĢemeleri çatlıyor. ġehrin kadınları kara çarĢaflı. eski görkemi erimiĢ. Onu konuĢturmak. tatillerde özel dersler verdiği iyi bir aile kızının ateĢli ilgisi. Tavernaların sıralandığı kalabalık nhtımlarından baĢlayan baĢ döndürücü yokuĢlar. henüz tam yönünü bulamamıĢ olsa bile. müzikholler. Yer yer. Beyoğlu. Oysa. pitoresk bir çöküntü içinde çürümeye doğru gidiyordu. Eğlencelerinse çeĢidi oradaydı: tiyatrolar. SarıĢın Mustafa Kemal o kadar beğeniliyordu ki. Ġlk sultanlar. Limanın üstündeki Galata köprüsünden geçmek. Böylece kadınlarla olan iliĢkilerinin ana çizgisi belirmeye baĢlamıĢtı. ferah cami ve türbelerde huzur arıyorlardı. Duygu bakımından da 'seven'den çok 'sevilen' bir insandı. peçesiz. çok zaman. Haliç'in ötesinde ölü bir siluetten ibaret kalır ve bunun ardında Türkler. elde edilmesi kolay kızlar. Bu konakların bahçeleri çoğu zaman kat kat.Ama danslara kızlar katılmadığı için. bu ayrıcalıkları. ġimdi ise. ĠKĠNCĠ BOLÜM Bir Subayın Eğitimi ĠSTANBUL. kabareler ve yüksek tabakanın poker oynadığı. kızlar Ģarkı söyleyip oynuyorlardı: Napoli Ģarkıları okuyan tombul Ġtalyan kadınları. kendini çağdaĢlığın örneği sayarak böbürlenirdi. bugünün Ģehri Beyoğlu. yüzyılın dönümünde. o da. içinde tutuĢmaya baĢlamıĢtı. Boğaz kıyılarına kadar inerdi. ya da çınar ağaçlarının gölgesinde sessizce otururlar ve yalnız günde beĢ kez namaza çağıran müezzinin sesiyle yerlerinden kımıldarlardı. Sadece Hıristiyan ve Yahudi kızları. daima 'isteyen'den çok 'istenen' durumunda olacak. on altıncı yüzyılda mimari bir rönesansla geliĢmiĢ bir Ortaçağ Ģehriydi. Müslümanların Ģehri. asma çardaklarının. sıra sıra kubbe ve minareleri. Aralarında hiç Müslüman yoktu. Ġnsanları hâlâ yüzyıllarca öncesi gibi yaĢıyor ve gitgide çoğalarak sokakları bir arı kovanına döndürüyorlardı. pırıl pırıl ıĢıklarıyla bir deniz kızı gibi. Hele Ģu sıralarda. Bir Ģeyler olmak hırsı. peçeli hayaletler halinde. bir tarih çağından öbürüne geçmek demekti. boyalar dökülüyor. öbür kıyıdan insanı çekerdi. onun gururunu iyice okĢamaktaydı. Bunları Fuad'ın ağabeyi tanıtmıĢtı. Ġmparatorluğun geniĢlediği sırada. içinden geçenleri ve amaçlarını öğrenmek istedikleri vakit. erkekler kahvelerin derme çatma peykeleri üzerinde. istekle karĢılık verecekti.

Yemeğin ve rakının verdiği hararetli. Mehtaplı bir geceydi. Türklerin yoksun olduğu özgürlüklerden. Osmanlı imparatorluğu üzerindeki yabancı baskısı o kadar ĢiddetlenmiĢti ki. Böylece modern Beyoğlu. içecek Ģeyler almaları gerekiyordu. kimsesiz. Oysa köhne gelenekleri. Mustafa da PaĢa'yı bir bakıma çocuk yaĢta kaybettiği kendi öz babasının yerine koymaya baĢladı. kumsal kıyılara kadar inen ve bu adalara bir Akdeniz görünüĢü veren çamlıklarda kamp kuracaklardı. eskisinden daha çok ilgilendirmiĢti. kendi vatanlarında kendileri esir. parıltılı deniz. Doğma büyüme Ġstanbullu olduğu için üzerinde. Burasını kendi evi saymasını söyledi. Bir ara Mustafa Kemal. Ama. Ali Fuadlar. yabancılar yararlanıyordu. yıldızlı gökyüzü kendilerinden geçirmiĢti onları. yabancı bir ilde eĢsiz. Artık. Ġyi bir ailenin çocuğu olduğunu Mustafa Kemal hemen anlamıĢtı. Fuad kasayla bira taĢımanın ağır olacağını söyleyerek. eğer matematiğin üzerinde durduğum kadar Ģiir ve resim üzerinde de dursaydım. Selanik'te. kapanıp kalmazdım. Ġsmail Fazıl PaĢa'nın Ģehrin tam bir haritasını çıkarmaları için verdiği öğüt. Mustafa Kemal ona biraz hüzünle baba sevgisi nedir hiç bilmemiĢ olduğunu açıkladı. Çünkü onların merkezleri Bursa ve Edirne gibi küçük ve katıksız Türk Ģehirleriydi. Fuad ondan küçük olmakla beraber yaĢına göre olgundu. Ģiirler okumaya baĢladılar. Birbirlerine sevgi üzerinde hayallerini anlatmaya.' . yiyecek ve en önemlisi. Osmanlı hanedanının ilk padiĢahlarının memleketi dürüst ve iyi Ģekilde yönetmiĢ olmalarına hiç ĢaĢmıyordu. hiçbir isteğine gem vurmuyordu. Yeni Ġstanbul. yabancılar ise efendiymiĢ gibi gelmeye baĢlamıĢtı. dedi. Oteller pahalıydı. onun yerine bir ĢiĢe rakı almayı önerdi. yozlaĢtırıcı etkileriyle bu karıĢık ve için için kaynayan Konstantiniye'de ergeç çürüyüp gitmeye mahkûmdular. boĢ vakitlerinin çoğunu birlikte geçiriyor ve bu geniĢ. Onlara kıyasla Mustafa Kemal kendi ailesini gösteriĢsiz ve sönük buluyordu. çıra. Böylece devlet içinde güçlü yabancı devletler doğmuĢ. Yanlarına kap kaçak. her türlü eğlenceye rağmen yalnızlık içinde geçmiĢ. Harbiye'de. silik bir taĢralıdan baĢka bir Ģey olmadığını anlamıĢtı. Mustafa Kemal'le Fuad. bu anason kokulu. uyanık. sarıĢın gençteki üstün yetenekleri hemen sezmiĢ. Sonra Ali Fuad'la dost oldu. devlet yönetmek için değil. Türklere. Ġstanbul'da ilk gün ve geceleri. Kozmopolit Beyoğlu çevresinde her türlü eğlence vardı. Keyif sürülecek bir yerdi burası. Ġsmail Fazıl PaĢa. Mustafa Kemal. Oğlu bundan hep sevgi ve övünçle söz ederdi. keskin Türk içkisini henüz tatmıĢ değildi. onu. gösteriĢsiz ve dar da olsa kendine göre bir çevresi varken. dört duvar arasında. bu sırım gibi. Mustafa. Heyecandan uykuları kaçmıĢtı. Boğaziçi'nin Anadolu yakasında Osmanlı soylularının yalılar ve korular içinde yaĢadıkları Kuzguncuk'ta oturuyorlardı. Ģimdi onu âdeta yutmuĢ olan büyük Ģehir ortamında. Çevrelerindeki doğal güzellik. mis gibi kokan çamlar. Ama içer içmez hoĢlandı ve ondan sonra rakı içmeyi alıĢkanlık edindi. evine götürdü. Mustafa Kemal'in hayatında bir boĢluğu dolduracaktı. Türkler gerilemeye baĢladıkça bu ayrıcalık bütünüyle yabancılann yararına dönmüĢtü. kalmıĢtı. Fuad'ın babası Ġsmail Fazıl hatırı sayılır bir emekli paĢaydı. dostsuz. Yazın. her zamanki içkisi olan birayı öne sürdü. yaĢama isteğiyle dopdoluydu ve görgüsünü artırmak için can atıyordu. genç adam hepsinin tadına bakıyor. bir hafta sonunu Büyükada'da geçirmeye karar verdiler. ġimdi on sekizinde canlı bir delikanlı olan Mustafa Kemal büyük baĢkentin yaĢayıĢına kendini bırakıverdi. okuldan kaçıp buraya gelir ve Ģiir yazardım. romantik duygulara daldılar. eski Ġstanbul'u iyiden iyiye egemenliği altına almıĢtı. Üzerinde henüz az çok bir taĢralılık olmakla beraber. Mehtaplı gecelerde. onları büsbütün kamçılamıĢtı. Okul arkadaĢlarından Ali Fuad'a bir gün bu konudaki düĢüncelerini anlattı.Ama sonradan Batı dünyası geliĢip. SeziĢ ve kavrayıĢı eskiden beri güçlü olduğu için Ġstanbul adlı bu fâcire-i dehr'in(1) gerçek karakterini değerlendirmekte gecikmemiĢti. onun Selâniklilere özgü terbiyesini beğenmiĢti. (1) Fâcire-i dehr = Dünyanın koca kahpesi (Tevfik Fikret'in Sis Ģiirinden) Ali Fuad. Ġstanbul'u her yönüyle keĢfetmeye kararlıydılar. Artık hafta sonlarını Fuadlarla birlikte geçiriyor ve orada kendini gerçekten kendi evindeymiĢ gibi görüyordu. değiĢik Ģehrin her yerini geziyorlardı. Kayıkla Boğaziçi'ni Marmara kıyılarını geziyorlardı. kendini evinde hissetmenin verdiği bir rahatlık ve güven vardı. Saraydaki bol bol zadegan soylarının dıĢında yüksek tabaka yerini tutan eski asker ailelerinden biriydi bu. 'Fuad. Onun için. Sabahleyin ortalık aydınlanır aydınlanmaz da resim yapmaya baĢlardım. Fuad bir gün yeni arkadaĢı Mustafa Kemal'i aldı.

hızla. Zihni. geniĢ bir casusluk örgütü kurmuĢ ve atalarının sarayı olan Dolmabahçe'yi bırakarak Ģehrin oldukça dıĢında kalan Yıldız Sarayı'nın yedi. bizzat Abdülhamit'in yetiĢtirmiĢ olduğu seçkinler. Üzerinde Ģimdi bilgi edinmeye baĢladığı Fransız Ġhtilâli'nden beri Osmanlı Ġmparatorluğu. daha belirli bir biçim almaya baĢladı. Mustafa Kemal. azınlıkların çıkarlarını korumak amacıyla hareket eden Batılı devletlerin baskısı altında parlamenter bir anayasayı kabul etmesiyle oldu. On dokuzuncu yüzyılda bu eğilim. konuĢma süresini sınırlıyor ve sonra saat tutuyordu. propaganda yazıları yazıp basıyor ve bunları yabancı posta kanallarıyla gizlice ülkeye sokuyorlardı. Kemal'in önerisi üzerine güzel konuĢma yarıĢmaları da düzenlemeye baĢladılar. aynı ihtilâlci izde yürüyorlardı. ElebaĢlarının hepsi tutuklanıp yargılandı ve Ġmparatorluğun uzak köĢelerine sürgüne gönderildi. Onlar da. Çünkü Ġmparatorluğunu her koldan tehdit eden yıkıcı güçlere karĢı bazen delilik derecesine varan bir korku besliyordu. çalıĢmalarını gizli yürütmek zorundaydılar. henüz tam olarak kavrayamadığı bir sürü duygu ve düĢünceyle uğraĢmaktaydı. Çağın 'halkçı' düĢüncelerine . ikinci yılda canla. Türkiye'deki kaçınılmaz ihtilâl hareketini daha on küsur yıl için erteleyebilmiĢti. Ġstanbul'daki hürriyet taraftarları. siyaset yönünden demokratik bir düzene. O bir konu seçiyor. aydın bir sultan olan genç Abdülmecid'in inisiyatifiyle 1839'da ilân olunan ve halkın haklarıyla hükümdarın sorumluluklarını belirten Tanzimat Fermanı ve onu izleyen Batı usulü reformlarla. Mustafa Kemal. Askeri Tıbbiye-i ġahane öğrencileri tarafından. kendisini devirmek için ilk faaliyete geçenler. Fransızcasını ilerletmeye çalıĢıyor ve artık Fransızca gazeteleri okuyabiliyordu. Harbiye'nin ilk yılında gençlik hülyaları ve çeĢitli eğlenceler yüzünden. ağır ve iniĢli çıkıĢlı da olsa.çok beğeniyordu. Tuhaftır ki. Ama. Bunlar. Abdülhamit böylece. genç bir adamın politik bilincinin geliĢme sancılarıydı. bilgi alanını geniĢletmeye baĢlamıĢtı. daha az ilerici bir sultan olan Abdülhamit'in. 1876'da. Bu çeĢit bir baskı ve onun yarasıra geliĢen ahlâk bozukluğu karĢısında duyulan öfke. Osmanlı Ġmparatorluğunda hükümeti devirmek amacı güden ilk gizli cemiyet. Napolyon üzerine ne buluyorsa okuyor ve onu -bazı yönlerini eleĢtirmekle beraber. Ama baĢlarda Türk devrimcileri ya baĢka ülkelere kaçıyor.Bunlar geçici hayallerdi. Batı dünyasını kendi davalarıyla ilgilendirmeye çalıĢıyor. o devirde. Ģüphesiz ergeç bir ayaklanma Ģeklinde patlak verecekti. reform ve yenileĢme hareketlerini sosyal hayatın bazı yönlerinde sürdürüyordu. Artık onlara sadece reform da yetmez olmuĢtu. Okul dıĢında. Amaçlarına ancak ihtilâlle. Bu bilinç geliĢtikçe. 1902'de teğmen olarak Kurmay Okulu'na geçtiğinde. hâlâ askeri sorunlardı. Mustafa Kemal'in kiĢisel tutkusuyla yurt sevgisi. KiĢi. Sultan Abdülhamit. Eskiden beri hürriyetin beĢiği sayılan Paris ve Cenevre gibi Ģehirlerde komiteler kuruyor. Bu çeĢit bozguncu kitaplar öğrencilere yasak olduğu için. politik düĢünceleri. bunların adlarını ağza almak bile büyük suç sayılırdı. sürekli bir geliĢim göstermekteydi. söz ve basın özgürlüklerini kökünden kazımıĢ. kısmen de. Mustafa Kemal bunları geceleyin gizlice okurdu. Fransız Ġhtilâli'nin yüzüncü yıldönümünde. 1877'de Rus SavaĢını bahane ederek Meclis'i dağıtmıĢ ve ülkeyi baskıyla yönetmeye koyulmuĢtu. Bir zamanlar matematik ve Ģiire karĢı duyduğu hevesle Ģimdi kendini tarih konusuna vermiĢti. Bu da kısmen.. Harbiye öğrencileri açık tartıĢmalar düzenler ve halk içinde konuĢmayı talim ederlerdi. kendini derslerine tam olarak veremeyen Mustafa. memlekette geliĢmekte olan bir özgürlük hareketinin zorbalığın tepkisiyle bastırıldığı bir devirde doğmuĢtu. baĢarıya ulaĢamadılar.bu ihtilâlciler. Bunlarla beraber yakın bir ihtilâlin öncüleri olan Namık Kemal'i ve diğer aydın düĢünceli Ģairleri de okuyordu ki. baĢla çalıĢmaya baĢladı. Sultan'ı devirmekle eriĢebileceklerdi. John Stuart Mill'i okuyordu. 1896'da -Mustafa Kemal'in henüz Manastır'da öğrenci olduğu sırada. dinleyicilerini etkileyip sözlerine inandırmakta büyük bir beceri göstermeye baĢlamıĢtı. 1889'da kurulmuĢtu. BaĢlıca ilgilendiği. ya da yeraltı faaliyetlerine giriĢiyorlardı. Kendisi daha Ģimdiden. bir hükümet darbesi yapmaya kalkıĢtılarsa da. yani rejimi korumak ve güçlendirmek için geliĢtirdiği askeri okullarda okuyan genç öğrencilerdi. Bir çeĢit polis devleti kurmuĢ bulunuyordu. memleketi kurtarıp yükseltmek uğrunda kendisinin bir Ģeyler yapabileceği düĢüncesinde birleĢti. Ama bir yandan da. Zihnini geliĢtirmeye ve kafasını dolduran düĢünceleri düzenlemeye çalıĢıyordu. sekiz metre yüksekliğindeki duvarlarının güvenliği içinde hüküm sürmeye baĢlamıĢtı. ruhani bir Ortaçağ devletinden çağdaĢ bir anayasa devleti olmaya doğru. Fakat siyaset dünyasının daha eĢiğinde sayılırdı. uzun süre göz yummasına olanak yoktu. Manastır'da Fethi'nin tanıtmıĢ olduğu Fransız yazarlarını da Ģimdi daha iyi anlayarak ve daha derinine inerek inceleyebiliyordu. zaman zaman gözle görülür bir hal aldı.

Bir süvari alayında yüzbaĢı olarak baĢlıca görevi. Sonunda onun görüĢü ağır bastı ve gençler baĢkentten sürülmek koĢuluyla serbest bıkıldılar. hepsinden iki kat daha uyanık olduğunu ortaya koyardı: Öğretmene çapraĢık bir soru sorar. Sultan'ın üniformasını giyen bir subaya. ArkadaĢları onu hep yarı uykuda sanırlardı. ġiir yazıyor. soruĢturma sona erinceye kadar. Ali Fuad ve yeni yüzbaĢı çıkmıĢ olan iki arkadaĢı daha hapse atıldılar ve teker teker sorguya çekildiler.' dedi. Özellikle. Ġdare ve siyaset alanındaki kötülükleri açığa vurmak amacı güden yazıların çoğunu. o da kendini alamamıĢtı. Bir gün. arkadaĢının bu diplomatça manevrasını duyunca kendi tecrübesizliğine acı acı gülecekti. kendisi o kadar tasalanmamıĢtı. Edirne ve Selanik'teki Ġkinci ve Üçüncü Ordulara atanmaları kararlaĢtırıldı. Bu kadar çabuk karar vermeleri. epey hırpalandı. Sonra ansızın derste. Kemal'in bir iĢareti üzerine. Mustafa Kemal yazıyordu. annesi onun baĢına kötü bir Ģeyler gelmesinden çok korktuğu halde. 'Biz bu çöle gider ve orada yeni bir devlet kurarız. Sultan'dan daha aĢağı rütbeli birinin el kaldıramayacağını ileri sürerek ucuz kurtuldu. Böylece subayların birçoğu 'kolay kolay dönemeyecekleri' yerlere sürüldüler. Gece. dertleĢmekten ve âdet olduğu üzere Sultan'ı kötüleyip. hangisinin nereye gideceğini tayin için kur'a çekilecekti. Okul müdürü. kaçak olarak edindiği kitapları okuyor ve serbest kalınca neler yapacağını tasarlıyordu. birkaç ay hapiste kaldılar. Aralarında Harbiye'den kovulmuĢ ve gidecek yeri olmadığı için yanlarında barındırdıkları bir genç vardı. kolayca baĢarı sağladı. sabahleyin kalk borusu çaldığı zaman. Mustafa. Mustafa. Protokol bilen bir insan olan Ali Fuad ise. 'Pekâlâ. 1905 yılında Kurmay Okulu'nu bitirip yüzbaĢı çıktığında. Beyazıt'ta oturuyordu. onları Saray'a jurnal etti ve sonra düzmece bir mektupla yakındaki kahvelerden birine çağırıp orada yakalattı. önceden hazırlanmıĢ bir tertip Ģüphesi yarattı. Mustafa Kemal'le arkadaĢlarını veteriner bölümünün bir okuma odasında gazetelerinin gelecek sayısını hazırlarken yakaladı. Sonra Mustafa Kemal. kaderine razıydı. Müdür. Tutuklular. subaylık mesleğinin ilk dönemine baĢlamıĢ oldu. Öyle ki.kapılmaktan. yatakhanede. Ancak. Mustafa Kemal. baĢkente karĢı Anadolu yakasından giriĢilebilecek bir ayaklanma hareketini varsayan bir soru sormuĢtu. Mustafa Kemal'le Ali Fuad da ġam'daki BeĢinci Ordu'ya atanmıĢlardı. Mustafa bu sorgu sırasında. Bu genç. Bu iĢe ciddiyetle sarıldı ve öğretmenlik konusundaki sevgi ve yeteneği sayesinde. bir kurmay subay adayının bilmesi gereken daha büyük strateji ve taktik problemleriyle uğraĢmak zorundaydı. komĢu bir Ermeni evinde bir oda kiralamıĢtı. arkadaĢları uyurken o. Tutuklu kaldığı Sırada. iĢlenen suçun bir gençlik yanlıĢından ileri geçmediği tezini savunuyor ve tutuklulara yumuĢak davranılmasını istiyordu. yirmi dört yaĢındaydı. birkaç arkadaĢıyla beraber. Aslında bu. nöbetçi subayı onu uyandırabilmek için dürtmek zorunda kalırdı. Kafası. Okul müdürü kınandı ve kendisine suçluları cezalandırması bildirildi. Birkaç arkadaĢıyla birlikte gizli bir komite kurup elyazısıyla bir gazete çıkarmaya baĢladılar. Sadece derslerini ihmal ettikleri için hafif bir ceza verdi ve sonunda bunu bile uygulamadı. hepsi buna razı olduklarını bildirdiler. sabaha karĢı uyuyabilirdi. Sonunda bu iĢler Saray'ın kulağına kadar gitti. gençlerin yaptığını görmezlikten geldi. fakat onun modern askeri okullarda gördüğü eğitimi paylaĢmamıĢ olan öteki subaylara. Ģimdi bir kitaplığı dolduracak kadar çoğalan 'yasak' kitapları okumaktan ileri geçmiyordu. kıtasında bulunan.' Hemen vapurla yola çıktılar ve iki ay kadar sonra Beyrut limanına vardılar. . keramete yaklaĢan bir öngörüyle sınıfta. Siyasal eylemlerini orada sürdürüyorlardı. kendi askeri bilgilerini aktarmaktı. böylece. ÜÇÜNCÜ BOLÜM Kıta Hizmeti MUSTAFA KEMAL. Mustafa Kemal. siyasete karĢı uyanan bu yeni merakının meslekî eğitimine zarar vermesini istemiyordu. hepsini düĢünüp kafa patlatmak zorunda bırakırdı. Kendi aralarında bir karara varamazlarsa. gözlerini kapamaz ve geç saatlere kadar düĢünür dururdu. Ama hoĢgörü sahibi bir adam olduğu ve ordudaki birçok kıdemli subaylar gibi o da Sultan'ı pek sevmediği için. gerilla konusuna çok meraklıydı.

halktan para sızdırmaya çalıĢıyor. bir süre birlikte bulundular. Dürzîleri denetim altında bulundurmaktı. halkı.' diye cevap verdi. ertesi gün. yardım için gelmiĢ. adama söz verdi. önceki tecrübelerinden ötürü kendisinin buraya. özel bir görevle.' Mustafa Kemal: 'Ben cahil olabilirim. bu da.Ali Fuad'la Mustafa Kemal. Mustafa Kemal. ġam'ın güneyindeki dağlık Havran bölgesinde yaĢıyordu. bu baĢına buyruk. alayı Havran'a gitmek üzere emir aldığı halde kendisine böyle bir emir gelmediğini görünce hayret etti ve ortada bir Ģeyler döndüğünü ilk olarak sezinledi. kendisiyle arkadaĢının oraya yağma için değil. Bununla beraber. Çıkan karıĢıklıkları bastırmak için. onlarla birlikte gelmesine izin verebilirdi. fakat bu isteği kabul edilmedi. böyle bir iĢe karıĢmayı reddetti. o gece er çadırlarında yattılar. yoksa yarının adamı mı?' . Öğrendiği de Ģu oldu: Askerler. bölük komutanı olarak birliğinin baĢında gitmesi gerektiğini söyleyerek itirazda bulundu. Birbirini andıran yollarda yükselmeleri alınlarında yazılı olan bu iki insan. Kendisi gibi. bu harekâta katılmaktan alıkonmuĢ Müfit(1) adında bir subay arkadaĢıyla beraber aldığı emre karĢı geldi ve bir ÇerkeĢ köyünün yakınlarında konaklamıĢ olan birliğine gitti. kendi yerine geçirilmiĢ olan subayı gördü. Neler olup bittiğini anlamak isteyen Mustafa Kemal. yeni yetiĢmiĢ subaylarda kendisine karĢı saygı. bir Osmanlı binbaĢısını tehlikeli bir durumda buldu ve tam vaktinde yeliĢti. 'Ama PadiĢahımız cahil olmamalıdır ve sizin gibilerin ne olduklarını anlayabilmelidir. kuĢku ile bakılması gereken birer zıpçıktı sayılıyorlardı. karargâhtan ayrılması doğru olmazdı. Çadırları olmadığı için. Kemal sonradan kimseye bir Ģey söylememeye söz verirse. Müfit'in tereddüt ettiğini görerek ona döndü ve sordu: 'Sen bugünün adamı mı olmak isliyorsun. fakat on yıl kadar önce dize gelerek. Mustafa Kemal'in dediklerini yapmaya razıydı. Mustafa Kemal bir gün. Adam. Güney Arabistanlı bir kabile Ģeyhi olan Ġbni Suud'un yanına gönderildi. Muslafa Kemal'le Müfit'e de pay ayırdılar. Ġstanbul'a gönderilmek üzere hazırlanan ĢiĢirilmiĢ raporlara itiraz etmeye baĢladı. Mustafa Kemal'in tepesi attı. ödenmesi gecikmiĢ vergileri toplamak bahanesiyle. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal. Köyün ileri gelenlerinden birisiyle derhal bir anlaĢmaya vardı. DüĢman kendi isteğiyle geri çekilmiĢti. Osmanlı subayları için bir yağma vesilesi oluyordu. Tarih böylece bir fırsat kaçırmıĢ oluyordu. Komutan. yaĢlı subaylar. özgür kavim. BeĢinci Ordu'nün görevlerinden biri de. Ama. Eski tip bir Osmanlı subayı. onun saflığıyla alay elli: 'Sen henüz cahilsin. Besbelli iĢin içinde eski subayların. Amirine. bulunduklarına inandırmayı baĢardı. hiçbir zaman karĢılaĢamayacaklardı. Sonra Fuad. Osmanlı ordusundaki askerlik görevlerini. 'özel görev'le gönderilmiĢ olduğunu anlattı. Kurmay Okulu'ndan yeni çıkmıĢ subaylardan gizli tutmak edikleri bir Ģeyler vardı. Vicdanlı bir genç subay olarak.' Durzi köylerinden yağma edilen ganimetlerin bölüĢülmesine sıra gelince. arada. olmazsa evleri ve köyleri yağma ediyorlardı. Askerliğin eğitim. taktik ve modern teknikler konusunda ilerleyebilmek amacıyla. Dürzîleri güzellikle idare etmeyi daha uygun buluyordu. Mustafa Kemal'i de yanına almak için baĢvuruda bulundu. (1) Sonradan Ankara'da milletvekili olan Müfit ÖzdeĢ. Uzun süre Türk egemenliğine karĢı koymuĢlar. Bu çeĢit bir subayın gözünde. Sultan'ın kendisinden beklediğini yerine getirmek koĢuluyla. Bu subay ona. 'Zafer' diye nitelendirilmiĢ bir hareketin aslında hiç de öyle olmadığına dikkati çekti. Sultan Efendimizin ne istediğini anlayamıyorsun. Mustafa Kemal bu çeĢit olaylarla dikkati üzerine çekiyor. Uzun bir konuĢmadan sonra köylüler onun iyi niyetine inanarak binbaĢıyı salıvermeye razı oldular. Bir köyde. eskilerdeyse kuĢku uyandırıyordu. o sıralarda Türk egemenliği altında pek adı sanı anılmayan. Kökenleri bilinmeyen ve kendilerine özgü gizli bir dinleri olan. bilime dayanan bir meslek olarak ele alınması gerektiğine kafası pek yatmazdı. bu Harbiye mezunu gençler. Ama komutanı kaçamaklı cevap verdi: Kemal henüz staj dönemindeydi. yalnız kendi bölgeleri içinde yapmalarına izin verilmesi koĢuluyla yerine getirmeye ve vergi ödemeye razı olmuĢlardı. Bir baĢka köyde ise. kendi çıkarlarını gözetmekte serbest olduğunu düĢünür ve hesap vermek zorunluluğu duymazdı. Havran'a asker göndermek zorunluluğu beliriyor. üzerlerine zulüm ve yağma için asker yollayan Osmanlı Devletinin istediğini yapmayı reddetti.

içinden gelen davranıĢa uyarak. yabancılardan öğrenecekleri bir Ģeyler vardı. Vatan adında gizli bir cemiyet kurdular. Gerçekçi Mustafa Kemal.' dedi. kim olduklarını iyice görmek için elindeki gaz lambasını kaldırıp baktı. Sonra bir gece Mustafa Kemal. sosyoloji ve tıp konusunda Fransızca kitaplar gördü. daha kölüsü. Türklerin. yaĢamak zorundayız. bundan sonra kıta hizmetindeki subaylar arasında kurulacak olan çeĢitli ihtilâl hücrelerinin öncüsü oluĢudur. sırtındaki üniformasıyla giremezdi. 'Zamane adamı. Mustafa Kemal'le arkadaĢlarından ikisi ona yardım etmeye söz verdiler. çağdaĢ bir uygarlığın çeĢitli konfor ve eğlenceleriyle canlı Ģehirler.Kemal'le arkadaĢlarını. 'hele özgürlük edebiyatını. Mustafa Kemal meraklandı. Mandolin çalıp Ģarkı söyleyerek. bir 'ahlâkçı'dan çok. 'Esnafım ama okumayı severim. diplomasi ve akıl kullanarak çözmek gerekti bu sorunları. Dükkâncıya. Müslüman olmayanların cennetin bütün nimetlerinden yararlandıkları. gericilik. . onları bu rüyadan uyandırdı.' diye sordu. Üçüncüsü ise. üstünü değiĢtirip geri geldi ve Ġtalyanların sevinçli ve sınırsız eğlencelerine katıldı. Ötekilerin de isteği üzerine onlardan ayrıldı. baskı ve derinden derine ikiyüzlülükle doluydu. bir ahret Ģehriydi. 'Kalbim sizinle beraber. milletinin gerçek düĢmanının. O. bugün Ģiddet. birkaç gece sonrası için evine çağırdı. Ġçeride. Genç subaylar 'Ġhtilâl uğruna can vermek' gibi isteklerle coĢmaya baĢlamıĢlardı. bütün saldırganlıklarına rağmen. Kalanlar geç saatlere kadar konuĢtular. bir kahveden çalgı sesleri taĢlığını duyarak ĢaĢtı.' dedi. Hacı Mustafa kapıyı sakınarak açtı. Hacı Mustafa çoktandır gizli bir siyasî dernek kurmak istemiĢ. çevresindeki bu içi geçmiĢ yaratıklar gibi. 'Siz esnafmısınız. Dükkân sahibi.' çöküĢ halindeki bu Ġmparatorluğun beceriksizliğini. Mustafa Kemal kendini zindanda gibi görüyor. ama ben çoluk çocuk sahibi adamım. Kendini de bu açıdan görmeye baĢlamıĢtı. Daha bilimsel bir yoldan. sadece yabancılar olmadığını arlık anlıyordu. eski devir adamı değil. bomboĢ ve sessizdi. Dürzîler'i yola gelirmek.' 'Öyleyse sen de benim gibi bu parayı kabul etmeyeceksin. Evlerin yüksek duvarlarından ve kafesli pencerelerinden dıĢarı ne ses. ġam. Gelenleri içeri almadan. Ġstanbul ve son olarak Beyrut. önüne set çeken parmaklıkları yıkıp. Mustafa Kemal yanına Müfit'i ve kendi siyasî düĢüncelerine katılan iki subay arkadaĢını daha alarak gitti. ġimdiye kadar tanıdığı Selanik. ne soluk sızardı. Mustafa Kemal'in görüĢüne göre Osmanlı Ġmparatorluğu.' dedi. Karanlık bastıktan sonra dolaĢtığı sokaklar. onları Arapça değil de Türkçe olarak selâmlamıĢtı. düĢüncelerini açıklamıĢ oluyordu. Bunun dıĢında her Ģey karanlık içinde ve hava. baskı altında tutan softalık ve yobazlık. Mustafa. Bir masa üzerinde felsefe. Gerçek düĢman kendi aralarındaydı: Onları. hemen eve döndü. 'yoksa filozof mu?' Adam. Böylece. geliĢmeleri önleyen. Bir gün iki subay arkadaĢıyla çarĢıda dolaĢıyordu. Bunun tek yolu siyasal eyleme giriĢmekti. ihtilâlci hareketlerin beĢiği sayılan Askeri Tıbbiye'de okuduğu sırada bozguncu giriĢimlerinden ötürü hapse atıldığını. artık iĢe yaramaz hale gelmiĢ usullerdi. Bunun önemi. Bunları halka benimsetmek için de. ömründe ilk olarak hâlâ Ortaçağ karanlığında yaĢamakla olan bir Ģehir görüyordu. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal.'Elbette ki yarının adamı. Bunlar sadece ahlâk dıĢı değil. ama güvenecek arkadaĢ bulamamıĢtı. Bir dükkânın önünde bir masa ve birkaç sandalye görüp oturdular. bu 'Yarının Ġnsanı' üzerinde bir baĢka yönden de derin bir etki bırakacaktı. karıları ve kız arkadaĢlarıyla dans ediyorlardı. benden faal yardım beklemeyin. ve ahlâk bozukluğunu benliğinde canlandıran insandı. Sert bir çıkıĢla. geleceğin insanıydı. bir 'gerçekçi' olarak irkiliyordu. karanlık bir sokaktaydı. Oysa kutsal bir Arap kenti olan ġam. Ev dar. Bu gibilerin davranıĢları karĢısında Mustafa Kemal. Ġçeri girdi. 'Amacımız ölmek değil. Kapıdan bakınca içerisinin Hicaz demiryolunda çalıĢan Ġtalyanlarla dolu olduğunu gördü. Burada. hep kozmopolit yerlerdi. ustalık. baskı ve rüĢvelle baĢarılamazdı artık.' Mustafa Kemal bu sözlerle. ġam'da. Ama. ihtilâli baĢarıya ulaĢtırmak ve düĢüncelerimizi gerçekleĢtirmektir. bu ölü topluluğa hayat vermek istiyordu. Müslümanların ise cehennem azabı çekmeye zorlandıkları bir yerdi. ardından da sürgüne gönderildiğini açıkladı. 1906 yılının güzünde.' Sonra Ġstanbul'da. Mustafa Kemal oraya. hepsi de çekinmeden konuĢmaya baĢladılar. Ġmparatorluğu kurtarmak gibi iĢler. Adı Hacı Mustafa'ydı. baĢka milletlerin yürüdüğü ıĢıklı yoldan alıkoyan.

geldim. ona hemen haber uçuracaktı. içinde bulunduğu durumu anlattı. hem de telâĢlanmıĢtı. cemiyetin üç ilkesini okudu. 'PadiĢah Efendimizin aslında ne denli güçsüz olduğunu da sana göstereceğim. Mısır üzerinden Pire'ye ve oradan da bir Yunan gemisiyle Selânik'e gitti Sivil giyinmiĢti. Arkadan bir tabanca çıkarılıp ortadaki masanın üzerine kondu. kendisini iĢin içine karıĢtırmamasını diliyordu. yeni düĢüncelere de daha açık olan Makedonya'da yabancıların her yerde hazır ve nazır oluĢları. Ne yapacağına. genel akıĢın dıĢında kalmıĢ bir yer. ġam'daki Vatan Cemiyetinin bir kolunu kurmayı baĢardı. ona yardım etmek için bir yol düĢündü. 'Bu silah kutsal oldu artık. DıĢ dünyaya daha yakın olduğu için. vakitlere kadar uyuyamadı. Yarım düzineyi bulan üyeleri arasında eski okul arkadaĢı Ģair Ömer Naci'yle askerî okul öğretmenlerinden iki subay vardı.' diye cevap verdi. Selanik'te. 'Ġyi saklayın. sözde askeri görevle gittiği Yafa. Saray otoritesinin zayıflamıĢ oluĢu. hareket serbestliğini kolaylaĢtırmaktaydı. hem çok sevinmiĢ. Ġngiliz-Mısır hükümetiyle Akabe limanı konusunda çıkan bir anlaĢmazlık üzerine. Kaçmasına yardımcı olan komutan onu karĢıladı ve hemen BirüĢĢaba Ģehrine yolladı. Bu hareketler subaylar arasında kalmaya mahkûmdu. Teker teker tabancayı öperek and içtiler. Yine de.' O gün evden hiç dıĢarı çıkmadı.' Bu arada Mustafa Kemal'in Yafa'daki görevinin baĢından ayrılmıĢ olduğu Ġstanbul'a duyurulmuĢ. hürriyet davasına ilk bağlılık yeminini etmek üzere burada toplandılar. Bir arkadaĢının uyarısı üzerine. artık Ġstanbul'da PadiĢah'ın casusluk ağları arasında değil. Kur'an ya da subaylık Ģerefi üzerine değil. Bu hile. Yokluğu dikkati çekerse. Sadece. Selânik'te. sadece Genelkurmay kadrosundan bir yüzbaĢı gibi. Ġhtilâl için en belirli merkez yine Makedonya'ydı. bir Türk ihtilâlinin bu topraklar halkından toplu destek görmesine olanak yoktu. yurtsever bir adam olduğuna inandığı albaya. Bir gün bana verirsiniz. baĢta karĢılaĢtığı aksiliklere canı sıkılmıĢ ve kendi gibi düĢünen subaylar arasında bile. ancak burada. yakalanması için Selânik'e emir verilmiĢti. bir yandan milliyetçilik duygularını körüklüyor. Burada Askerî RüĢtiye'den tanıdığı bir kurmay albayı gördü. En sonunda bir gece. Ġstanbul'un. Ancak. bir yandan da bu duyguların daha rahatlıkla yayılmasını sağlıyordu. plânlarına pek uymayan akımlar sezmiĢ olduğu için ihtiyatı elden bırakmıyordu. Buraları. umdukları sonucu verdi ve Mustafa Kemal. Bu. hastalık izni istemesini söyledi. Bu iĢlemin yürümesine kendi yardım etti. Osmanlı geleneğindeki gibi. Ġstanbul'daki kadar etkili olamıyordu. Toplantılar bunlardan birinin evinde yapılıyordu. Sabahleyin üniformasını giyerek karargâha gitti. 'Gelmem gerekiyordu. flüt çalan. nereye gideceğine. Selanik'ten ayrılarak Yafa'ya döndü. Mustafa Kemal istenilen sözü verdi ve yine annesinin evine döndü. Kendisini bir arkadaĢı karĢılamıĢtı. AkĢam olunca. ama daha sonra.' dedi.Ġhtilâl. dört aylık bir hastalık izni kopardı. onların Ġhtilâle bağlılıklarını ve gerekirse silâha sarılmak kararlarını belirtiyordu. Kudüs ve Beyrut'ta cemiyetin Ģubelerini kurdu. Buraya. üstelik bir Arap diyarıydı ki. Dikkati çekmeden karaya çıkabildi. Türk haklarını korumak amacıyla bir sınır kuvveti gönderilmiĢ bulunuyordu. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal ne yapıp yapıp Selânik'e gitmeyi kafasına koymuĢtu Yafa komutanı. Gece geç. Doğruca annesinin evine gitti. Ġstanbul'a yazmasını ve birliğinin adını bildirmeden. dört ay içinde. Duruma uygun birkaç kahramanlık söylevinden sonra Mustafa Kemal bir kartın üzerine not ettiği. onun sözde izinli olarak ayrılmasına göz yumdu. iĢe nereden baĢlayacağına karar veremiyordu. Ama bu Ģehirler anavatandan çok uzaktaydı. ona engel de olmayacak ve giriĢeceği iĢleri hoĢgörüyle karĢılayacaktı. Böylece Selanik'te kalıp serbestçe dolaĢabilecekti. Sonra Mustafa Kemal. Üç yıl önce bu vilâyete birtakım reformlar sokmak isteyen Avusturya ve Rusya. bu tabanca üzerine yemin edilecekti. Bu. Bununla beraber. Mustafa Kemal'in . Zübeyde Hanım onu görünce. Rumeli'de yabancı subayların yönetimi altında bir jandarma teĢkilâtı kurulmasını Türklere kabul ettirmiĢlerdi. komutan. Mustafa Kemal. Cemiyetin adı Ģimdi Vatan ve Hürriyet olarak geniĢletilmiĢti. Kim olduğunu hatırlattıktan sonra. Mustafa nasıl olur da PadiĢah Efendimizin emirlerine aykırı olarak buraya gelmeye cesaret ederdi? Mustafa Kemal. Albay. arkadaĢlarını sırtında Japon pijamasıyla karĢılayan bir adamdı. müzik seven. kıtada geliĢebilirdi. PaĢanın tutumuna çok canı sıkılmıĢtı. PaĢa onu karĢısında görüverince ĢaĢırdı ve mevkii dolayısıyla kendisine fiili bir yardımda bulunamayacağını bildirdi. kendisini Selânik'e gelmeye teĢvik etmiĢ olan ġükrü adında ileri düĢünceli bir topçu paĢasının evine gitti. Bu yüzden Sultan'ın gizli polisi.

Onlarsa Mustafa Kemal'i inatçı. yabancı devletler tarafından korunuyordu. GiriĢ töreninde aday üye. cesedi didikleyip bölmek için çevresinde gittikçe yaklaĢarak dönüp duruyorlardı. Türkler ise. Ġhtilâl hareketi böylece güçlenmekte ve hızla geniĢlemekteydi. Zamanı gelince kolağası (yüzbaĢı) rütbesine yükseldi ve ġam'daki Kurmay Heyetine gönderildi. Çevrelerinde bir kurtuluĢ çaresi arıyorlardı. Sırbistan ovasının kenarında Üsküp'e kadar Vardar boyu Mustafa Kemal'in bölgesi haline geldi. Doğru dürüst bir siyaset güdecek yerde. bu yeminin içine din karıĢtırılması sinirine dokunuyordu. ikisi de sonradan iktidarın üst basamaklarına kadar yükseleceklerdi. Ġmparatorluğun her yerinde kollar kuruluyor. Türk'ü Türk'e karĢı kullanıyordu. Rus ve Avusturya casuslarıyla doluydu. Ġstediğini yapamamanın azabı içinde kıvranmakla beraber. verdiği ölüm cezalarını yerine getirmek de vardı. Vatan ve Hürriyet Cemiyeti. Mustafa Kemal'in kurmaylık görevleri arasındaydı. Akabe Türklerin elinde kaldı. Her yerden 'Makedonya. Zaten önceden sadece tabanca üstüne and içmiĢken. Bismarck. Makedonyalılarındır. Mustafa Kemal'i geride bırakmıĢ bulunuyordu. Kendi dar çerçeveli Vatan ve Hürriyet Cemiyeti. yabancıyı yabancıya. kendini beğenmiĢ ve atılgan buldukları için pek sevmiyorlardı. Osmanlı kırtasiyeciliğinin labirenti dosyalar rasgele tutulur ve birbirinin aynı olan isimler de ayırt edilemezdi.sırlarını ele vermeyeceğine hem Kur'an. Rumeli'deki hafiyelerinin sayısını artırmıĢtı. Bu çeĢit maskaralıklar. ġimdi. Çok eskiden de burada Aziz Paul'ün ardından Hıristiyanlığı kabul edenler. Sultan'a. gölgede ve geride kalmıĢtı. hileye baĢvuran Abdülhamit. Büyük devletler ise. Hıristiyan azınlıklar. Selanik'teki Genelkurmaya atandı. Bu kargaĢalık içinde böyle bir hikâye rahatça yutturulabilirdi. tek umut. Türk düĢmanı Gladstone'un geçmesinden yararlanarak. Mustafa Kemal'in yaradılıĢına aykırıydı. Ġhtilâl hareketi. 'sürgün' cezasının kaldırılmasını sağlamak için gayet akıllı uslu hareket etmeye baĢlamıĢtı. DÖRDÜNCÜ BOLÜM 'Jön Türk' Devrimi MAKEDONYA için için kaynıyordu. Rumeli'deki Üçüncü Ordu emrine verildi. bütün kozları birbirine karĢı oynuyor. Selanik'teki subay bir baĢka Mustafa olsa gerekti. Neron'un zulmünden kaçmak için gizli olarak örgütlenmiĢlerdi. Abdülhamit'e. kendi . bombalar ve terör olaylarıyla her yana dehĢet saçıyorlardı. ġimdi Selanik'te. Mustafa Kemal de ġam'a döndü. Ama Ģu sırada Ġhtilâlcilerle iyi kötü geçinmekten baĢka yapacak Ģey yoktu. Selânik'e dönünce. Bu cemiyette. YüzbaĢı Mustafa'nın aylardır Akabe bölgesinde olduğu belirtildi. Ġttihat ve Terakki Komitesi diye anılacak olan daha geniĢ bir örgütün geliĢmesiyle. kendi sınırları içinde baskıya uğrayan bir azınlık gibiydiler. 1907 sonunda. Sırp ve Arnavut çeteleri birbirleriyle ve Türk makamlarıyla durmadan çatıĢmaktaydı. GörünüĢe göre. Ortalık. Ġttihatçılar bu görevin. Lider adayı üyeler arasında. Makedonya demiryollarının denetlenmesi iĢi de. Bulgar. Selânik'in ötedenberi gizli cemiyetler doğurmaya uygun bir siyasi havası vardı. Mustafa Kemal'in Ali Fethi'den baĢka pek arkadaĢı yoktu. Ġngiltere'de Disraeli'nin düĢmesinden ve yerine Yunan dostu. Ġmparatorluğun parçalanmak üzere olduğunu sezmemesine imkân yoktu. özgürlük ve kurtuluĢ düĢüncelerini bütün halk tabakaları arasına yaymakla görevli propagandacılar yetiĢtiriliyordu. Ama oraya geldikten sonra kıtaya değil. Suriye'deki 'sürgün' cezasının kendisini hareketin liderleri arasına katılmaktan alıkoymuĢ olduğunu acı acı farketli. hiç olmazsa. arkadan da Kayzer.hareketleri konusunda açtığı bir soruĢturmaya cevap olarak düzenlenen raporda. 1907 yılının güzünde de. Selanik dıĢındaki propaganda çalıĢmaları için yararlı olacağı bahanesiyle. Talât'ın giriĢimiyle. Ġttihat ve Terakki Cemiyeti de. bunların kırk bini bulduğu söyleniyordu. o zaman postanede çalıĢan Talât ve albay olan Cemal vardı ki. Kafası iĢleyen herhangi bir Türkün. umduğu gibi. Sınırlarda güvenlik diye bir Ģey kalmamıĢtı. MareĢal Von der Goltz baĢkanlığında bir askeri heyet göndermiĢ. hem de kılıç üstüne yemin ediyordu. bu kendinden büyük grupla birleĢti ve adı artık tarihe karıĢmıĢ oldu. gözleri bağlanarak pelerinli ve maskeli üç kiĢinin huzuruna alınıyor ve memleketi kurtaracağına. cemiyetin emirlerini tutacağına -ki bunların arasında.' bağrıĢmaları yükseliyordu. Bulgarlar aslında tedhiĢçi çetelerden baĢka bir Ģey olmayan 'komitacı' ordusuyla devlet içinde devlet gibi güçlü bir yeraltı örgütü kurmuĢ. Rum. çok gürültü koparılan resmî bir ziyarette bulunmuĢtu. onu yanlarından uzaklaĢtırdılar. Türk ordusunun genç subaylarındaydı. Farmasonların binalarından ve tekniklerinden bol bol yararlanıyordu. Bu leĢ kargaları Ģölenine sonradan bir 'davetsiz misafir' daha katılmıĢtı: Drang nach Osten (Doğu'ya baskı) amacı gütmekte olan Alman Ġmparatorluğu.

Uhuvvet. Ġkincisi. Özel yaĢayıĢı da lekesizdi. Ġttihatçılar ilk heyetin baĢkanını vurup yaraladılar. o bakımlı bıyıkları ve keskin selâm alıĢlarıyla halkın gözünde. Halka keyfi idarenin artık sona erdiği ve bundan sonra din ve ırkları ne olursa olsun. Selanik'teki Olimpos Otelinin balkonundan muzaffer bir tavırla halkı selâmlıyor ve müthiĢ bir kalabalık tarafından günün politik kahramanı olarak alkıĢlanıyordu. Mustafa Kemal'in bu çok önemli olaylarda bir rolü olmamıĢtı. kızı Makbule'yle birlikte oturmaktaydı. Ama bu. Ġçkisi. Cemiyetteki durumu pek o kadar önemli olmayan Enver adında bir genç binbaĢı vardı. PadiĢah hemen Anadolu'dan Rumeli'ye asker gönderdiyse de. sevinç sarhoĢluğuyla dolu ilk günlerde gerçekleĢir gibi oldu. Sarayın ahlâksızlık ve düĢüklüğüne karĢı yönelmiĢ olan bir ihtilâl hareketinin burjuva duygularını tam okĢayacak bir Ģey. Ġttihatçılar bunu. Böylece yeni bir çağ açılmıĢtı. Bununla birlikte o da bu role yaraĢıyordu. rüĢvet ve uzlaĢma yolunu daha uygun buldu. bütün imparatorlukta büyük bir sevinç yarattı. Enver. bir kuĢak önce kaldırdığı Anayasayı geri getirmeyi kabul etti. sigarası yoktu. yanına bir müfreze er alarak Niyazi'nin yardımına koĢtu ve ona. aynı zamanda romantik bir ihtilâldi ve Enver de onun istediği gösteriĢli romantik hayali canlandırıyordu. kolkola geziyorlardı. Üniforması içinde tığ gibi narin. Türk kadınları peçelerini yırtıp attılar. 24 Temmuz'da açıklanan bu haber. birarada kardeĢ gibi yaĢayacaklarını bildirdi. bir aynanın önünden geçerken göz ucuyla kendine bakmadan edemezdi. Ġçeride yaĢlanıp gitmiĢ siyaset suçluları. Dindardı. Henüz Trakya ve Anadolu'daki subayları kendilerinden tarafa çekekebilmek için zamana ihtiyaçları olmakla beraber.Cemiyetin ültimatomunu kabul etti. yenilmiĢ olduğunu anlamıĢtı. Kendini beğenmiĢ olduğu için halkın o hayranlık gösterilerinden büyük haz duyar. Enver'in arkasında silik bir siluet gibi duruyordu. Ġngiltere Kralı Yedinci Edward'la Çar Ġkinci Nikola. Bunların arasında. demokrasi ilkeleri açıklanıyordu. Müsavat. Cemiyetin bazı üyeleri. Ġttihatçılar istekleri reddedilirse. Hıristiyan papazlar. Enver'in dedikleri. yanına Manastır karargâhındaki taraftarlarını da katarak onu izledi. Ġngiltere' nin Türkiye'ye karĢı siyasetinde kötü bir değiĢme olduğu Ģeklinde yorumladılar. Abdülhamit. Ama siyasetten pek hoĢlanmadığı için çok geçmeden memleketi olan Arnavutluk dağlarına çekildi. isyan halinde olduğunu Sultan'a bir telgrafla bildirdi. Baltık denizinde birtakım nezaket görüĢmeleri yapmıĢlardı. Ġki günlük bir tereddütten sonra -ki bu arada müneccimbaĢısına danıĢtığı söylenir. Ana kız. artık ellerini çabuk tutmaları gerekiyordu. Musevi hahamlar. bunların baĢındaki subaylar da isyancılardan yana geçtiler. Cemiyet de 1876 Anayasasının geri getirilmesini isteyen bir bildiriyle ortaya çıktı. çağrıyı dinlemeyerek dağa çıktı ve bir direnme hareketi hazırlamaya baĢladı. Niyazi. Müslüman hocalar. Aubrey Herbert'in deyiĢine göre Ġstanbul. Adalet' yazılı sancaklarla süslenmiĢ olan Manastır'a girdi. Olayların vakitsiz patlak vermesine uluslararası durum neden oldu. Açıkça faaliyete giriĢerek Selânik'e soruĢturma heyetleri gönderdi. Mustafa'nın bozguncu çalıĢmalarına artık boyun eğmiĢlerdi ve bu gece toplantılarında ihtilâlcilere kendi elleriyle kahve piĢiriyorlardı. Ġhtilâl hareketi gitgide geliĢmekteydi ama henüz tam anlamıyla olgunlaĢmamıĢtı. Çünkü Abdülhamit de uyanmaya baĢlamıĢtı. yollarda kucaklaĢıp. Beri yandan genç ve gösteriĢli Enver. Cemiyet iĢleri için o dolaylarda bulunan Ali Fuad. Hapishane kapıları ardına kadar açıldı. bütün vatandaĢların Osmanlı olmaktan Ģeref duyarak. Ġstanbul'a yürüyeceklerini ve onu tahttan indirip yerine kardeĢini geçireceklerini söylemiĢlerdi. ArkadaĢlarıyla kahvelerde ya da annesinin evinde buluĢarak gece geç saatlere kadar oturuyor ve konuĢup planlar kuruyorlardı. Enver'inse hürriyet kahramanı olarak sivrilmesi az çok rastlantıydı. yakıĢıklı genç Türk subayının tam bir örneğini canlandırıyordu. 'Hürriyet. . Ġkinci kez dul kalmıĢ olan Zübeyde Hanım. DüĢman ateĢi altında bile istifini bozmadan askerlerinin önünde yürürdü. tecrübeli bir çeteci olan Ahmet Niyazi adında bir yüzbaĢı. 'bir gül gibi panldıyor ve heyecandan titriyordu. birtakım ödül ve terfi vaatleriyle Ġstanbul'a çağrılmıĢlardı. amacını açıkça ilân etmesini söyledi.' Halka durmadan söylevler veriliyor. ġûrayı Devlet'in sabaha kadar süren bir toplantısından sonra Abdülhamit. Niyazi askerleriyle beraber.önderlik yeteneğine gün geçtikçe daha çok inanmaya ve çevresine küçük bir grup toplamaya baĢlamıĢtı. Henüz ne olduğu pek bilinmeyen büyülü 'MeĢrutiyet' kelimesi herkesin ağzında dolaĢıyor ve sanki cennet vaat ediyordu. zarif ve pırıl pırıl. Selanik'teki okul balkonunda. güneĢe karĢı gözlerini kırpıĢtırarak dıĢarı çıktılar ve artık yüzlerini bile unutmuĢ oldukları hısım akrabalarıyla kucaklaĢtılar. 4 Temmuz 1902'de Arnavut asıllı. Yürekliliğine diyecek yoktu. savaĢa girerken koynundan Kur'an'ı eksik etmezdi.

Enver'den baĢka bildiğiniz yok. Bosna-Hersek'e el koyacak ve Girit. Ġttihatçıların getirdikleri rejimi bundan öncekilerden ayıran en önemli nokta. Jön Türkler diye anılan subayların yurtseverlikleri tartıĢılamazdı. Sinirlenerek. hızlandırmaya yaradı. âdeta bir meydan okuyuĢ olan bu öneriyi kabul etmeyi uygun buldu ve . Sir Edward Grey. MeĢrutiyetin üzerinden daha üç ay bile geçmeden. yani meĢrutiyeti elde etmekten ibaret kalmıĢtı. aslında bir Balkan karĢı-devrimi niteliğindeydi. Anayasa güvenliği altında olmasıydı. ÇağdaĢ dünyayı etkileyen milliyetçi akımları göremeyen ve ruhça emperyalist olan Jön Türklerin istediği. ondan üstün olduğuna sarsılmaz bir inancı olduğu için. Güçlü bir Ģekilde tartıĢır. sokak satıcılarının yaygarasına ve kalabalık mermer masalardan yükselen domino ve tavla Ģakırtılarına karıĢırdı. 'Enver'i kıskanma. çevresine açıklıkla yansırdı. içip konuĢuyordu. bir Türk devleti içinde ayrı dinden özgür birer vatandaĢ olabilme hakkıydı. daha doğrusu belirli bir siyasetleri yoktu. Enver'i kıskanıyordu. durumu gözden geçirmek. Gerçekten de çok geçmeden güçlükler birbirini kovalamaya baĢladı. Ġhtilâl Ģerefine kadeh kaldırıp Enver'i göklere çıkaran subay arkadaĢlarını buldu. Jön Türklerin umduğu gibi. EĢitlik ve KardeĢlik' sloganına eklenmiĢ olan Adalet. öğrenim ve ekonomi alanlarında geliĢmeler. Bu tepki. Elbette överim. Ardında herhangi bir ideoloji ya da program yoktu. bunların arasından yükselerek. Bağımsızlık için sabırsızlanan Hıristiyan azınlıklarına sunulan tek Ģey. Ġttihat ve Terakki Komitesine artık ne gerek vardı? Bu Mustafa Kemal de can sıkıyordu artık. Avusturya'nın Berlin AntlaĢmasını hiçe sayan bu hareketi. olaylardaki karıĢıklığı bütün çıplaklığıyla görebiliyordu. Kendisinin bulunmadığı bir toplantıda. Burada konuĢma sesleri. bütün koyu tepeden gören ve akĢam rüzgârını alan yuvarlak Ortaçağ kulesinin dibinde de Beyaz Kule diye yeni bir gazino açılmıĢtı. çocukluğundan beri alıĢık olduğu Selanik kahvelerinde subay arkadaĢlarıyla oturuyor. sadece atalarının Ġmparatorluğunu daha liberal bir bilimde sürdürebilmekti. kendini öyle beğenmeye baĢlayacak ki. Ģans eseri kahraman rolüne fırlatılmıĢ bir kukla olarak görüyordu.' dedi. Yunanistan'la birleĢmeye karar verecekti. Buna rağmen o. hattâ caddelere doğru taĢmıĢ ve masaları tramvay raylarına kadar yaklaĢmıĢtı. Mustafa Kemal'in keskin sesi. siyasî mezarı olarak seçmiĢlerdi. uluslararası kuralların tek taraflı bozulmasıydı ki. Türkler yine Osmanlı kalacaklardı. Mustafa Kemal. Deniz kıyısının öbür ucunda. yani eğitim. Bir görev uydurup Selanik'ten uzaklaĢtırılması gerekiyordu. kendine karĢı çıkanları mat ederdi. Ama. Birlik. 'Enver de Enver. hem de bu sefer Üsküp'ten filân daha da uzaklara. ülkenin baĢına belâ kesilecek. Bunun dıĢında onların yaptığı aslında tutucu bir devrimden baĢka bir Ģey değildi. düĢmanları Trablus'u onun gerçek olmasa bile. kaldırımlara. bağımsızlığını ilân edecek. yani hangi ırk ve dinden olursa olsun. Mustafa Kemal bu kararı duyunca ardındaki nedenleri hemen sezdi. Anlamıyor musunuz? Bulun bu övgü ve söylevler sonunda öyle Ģımaracak. ama kendi yeteneklerine. Mustafa Kemal. 'Ne bu. bunu izleyen 'Avrupa'nın anarĢi çağı'nı bu olaya bağlamaktadır. Olimpus Otelinin balkonundaki gösteriden sonra Kristal gazinosuna gitti.' Evet. Yoksa onun askerlik bakımından değerini övmekten geri kalmazdı. aynı hafta içinde Avusturya. onu. Ġttihat ve Terakki adına gereken önlemleri almak üzere Trablus'a gönderilmesi kararlaĢtırıldı. 'Hürriyet için dağa çıktı o. Onu bu kadar yüceltmek iyi bir Ģey değil. Ġttihatçıları açıkça ve sözünü sakınmadan yeriyordu. Ve Fransız Ġhlilâli'nin ilkeleri olan 'Özgürlük. Trablus'taki Cemiyet temsilcisi oradan ayrıldıktan sonra karıĢıklıklar olmuĢtu. Ġhtilalin tek amacı Abdülhamit'i dize getirmek ve her derde deva sayılan o ilâcı. Yeni idareyi açıkça eleĢtiriyordu. Enver'in kendinden beklenecek iĢleri yapabilecek kıratla bir adam olmadığını ilk baĢtan görmüĢtü. AnlaĢılıyordu ki. Buna karĢı gösterilen tepki hızlı oldu. halka Ġttihat (Birlik) ve Terakki (Ġlerleme) vaat ediyordu. Osmanlı Ġmparatorluğunun karĢı karĢıya bulunduğu temel sorunlar anlaĢılıp incelenmiĢ değildi. Hemen her gece. Ama.' 'Niçin kıskanmayayım? Ben de orta halli bir ailenin evlâdıyım. Ġhtilâl yapılmıĢ ve meĢrutiyet ilân edilmiĢ olduğuna göre. Ġmparatorluğun çözülmesini önleyeceği yerde. Bu sırada bir fırsat çıktı. Orada. Ġlerleme. bütün vatandaĢlara aynı hak ve görevlerin tanınması. Ġhtilâl. ama siyaset bakımından tecrübeleri. Bulgaristan.Karakterinin hemen her yönüyle Enver'in tam karĢıtı olan Mustafa Kemal ise. hep Enver'i övüyorsunuz!' diye söylendi. Ġhtilâlden sonra bütün yasaklardan kurtulmuĢ olan Olimpus ve Kristal gazinoları.' Subaylardan biri.

'Ġstersen bu kâğıdı al. Mustafa Kemal onlara talimat verdi: Bingazi doğrusunundaki bir piyade alayı soldan gelen bir düĢmana karĢı yürüyor. Sonra kendilerine ufak bir piyade talimi yaptıracağını söyledi. baĢlarındaki fesleri alaya alarak üzerlerine limon kabuğu attılar. uzun. ElebaĢlarına. Ġttihat ve Terakki'nin. Askerlikle diplomasiyi birarada yürütmekteki ustalığını kendi kendine kanıtlamıĢtı. daha sert hareket etmek gerektiğine karar verdi. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal'in milli gururunun incineceği umulabilirdi. Ġçerden eli beyaz bayraklı bir adam çıkarak teslim olduklarını söyledi. Türk yönetimine kafa tuttuğunu gördü. 'Onun ve kendi Ģerefim üstüne yemin ederim ki. itiraz edecek oldular. Bu hareket. Sonra da. Yolda çocuklar.' dedi. bölgenin komutanımı. kimsenin Ģüphesini çekmeden yapıldı ve son hedefin ġeyh Mansur'un evi olduğu ortaya çıktı. Bu görüĢmede de yeni rejimin niyetlerini ve devrim programını ġeyh'e anlattı. ne gibi yetkilerin var?' diye sordu. henüz Araplar ve daha da gerici olan Türkler üzerinde tam otorite sağlayamamıĢ olduğu Trablus'ta. paĢayla kahve içtikleri sırada. buna benzer üç belge çıkarıp gösterdi: bunlar daha önce gelen ve gelir gelmez hapse atılan temsilcilerin itimat mektuplarıydı. Selânik'e dönmeden önce Mustafa Kemal. Mustafa Kemal.' ġeyh. Mansur. o andan sonra baĢındaki festen -Osmanlı itibarının bu sokak çocuklarına bile maskara olan sembolünden nefret etmeye baĢladı.' Böylece dini kuruntuları yatıĢan ve Ģerefi kurtulan ġeyh. bunu ondan baĢka değerlendirecek kimse olmasa bile. Mustafa Kemal cebinden. o sırada.' dedi. ġeyh. idarecileri kukla gibi oynatıyor. ateĢli bir konuĢma yaptı ve yeni rejimin gücünü övmekle beraber bu gücün sadece onları korumak uğruna kullanılacağını ısrarla belirtti. koynundan bir Kur'an çıkararak: 'Halife Efendimize iliĢmeyeceğinize dair bu kitap üstüne yemin eder misiniz?' diye sordu. Kur'an'ı alıp öperek: 'Bu Kitabı kutsal sayarım. Onları. 'Benim kâğıda ihtiyacım yok. övgü sözleriyle onların Ģüphelerini yatıĢtırdı. 'Öyleyse seninle konuĢabilirim. tehditle diplomasiyi birarada kullanarak baĢardı.' dedi. BEġĠNCĠ BOLÜM . Ev bir anda sarılmıĢtı. sağ taraftan yaklaĢan daha güçlü bir düĢmana karĢı koymak için dönüĢ yapma emri alıyor. Yapılan anlaĢma sonunda. Ama kurnaz bir adam olan Arap Ģeyhi onu çağırttı ve: 'Sen kimsin. din kardeĢlerim diye selâmlayarak. bu sefer. Mustafa Kemal bir yol arkadaĢıyla beraber kıyıya çıktı ve arabayla bir gezinti yaptı. Kuzey Afrika'ya giden bir gemiyle yola çıktı. Bu iĢi. yırt. hükümetin Ģikâyetlerini dikkate alacağına söz verdikten sonra avludaki kalabalığın önünde söz aldı. önce bölge komutanı olan paĢanın dostluğunu kazanması gerekiyordu. Mustafa Kemal. onlara her istediğini yaptırıyordu. o uğradığı hakarete kızacağı yerde. Cemiyetin vermiĢ olduğu yetki mektubunu çıkarınca Ģeyh güldü ve kendi cebinden. Mustafa Kemal düĢmanca bir hava ile karĢılaĢtı. Birtakım Arap isyancılarının kendisini ele geçirmeyi tasarladıklarını öğrenince. Aksine.gereken parayı aldıktan sonra. Burada Mansur adında güçlü bir Arap Ģeyhinin. bütün askerleri bir denetleme için kıĢlada toplamasını söyledi. hükümet ve ordunun otoritesi tekrar tanınıyor ve akılcı bir güç dengesi kurulmuĢ oluyordu. Mansur'un gelip kendisiyle görüĢmesi koĢuluyla kuĢatmayı kaldırmaya razı oldu. bu denetlemeyi kusur bulma bahanesi sanarak. ġeyh kendilerini ziyarete geldiği zaman. Cemiyet temsilcisi olarak. bu Kitabın içinde yazılan ilkeler gereğince Halife denilen adama iliĢmeyeceğim. Ve sonunda öteki üç tutuklunun da serbest bırakılması konusunda anlaĢtılar. Doğrudan doğruya seninle konuĢmaya gelmiĢ bir adam say beni. taktiğini hemen değiĢtirdi. Bingazi'ye de uğradı. Subaylar buna razı oldular. Yolda gemi Sicilya'da bir limana uğradı. Ama öyle olmadı. siyasal yenilgiyi kabul etli. hiç çekinmeden. isyancıların karargâhı olan camiye gitti. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal. Bu sözler dinleyenleri etkilemiĢe benziyordu. Mustafa Kemal. hemen saldırıya geçerek onu tehditle kanĢık olarak azarladı. görevinin sonucundan memnun olarak Selânik'e döndü. Öteki subaylar.

Gazeteci. bir güç denemesinde aĢırılar ağır basarak. Bu da bir gece Galata Köprüsünde liberal bir gazetenin önemsiz baĢyazarının sözde Ġttihatçılar eliyle öldürülmesi Ģeklinde ortaya çıktı. Hâlâ adı sanı pek anılmayan bir kolağasıydı. Ġttihat ve Terakki daha baĢta yabancıların hızla karĢı koymaları yüzünden güçlüğe uğramıĢtı. Selânik'in tepkisi çabuk ve sert oldu. Yolda aralarına baĢka birlikler de katılmıĢ. Hareket Ordusu adının takılması. Ġstanbul'u karadan kuĢatmıĢ ve karargâhını surların hemen dıĢındaki Ayastefanos'ta (1) kurmuĢ bulunuyordu. nazik bir red cevabıyla geri çevrildi. Ġttihatçılar Ġstanbul'da durumu tam olarak ellerine alamamıĢlardı. Kaçınılmaz olan tepkiler baĢgöstermiĢti. yeterdi. bunlar daha demokratik ilkeler üzerinde kurulup azınlıklara özerklik hakları tanıyan 'ademi merkeziyetçi' bir rejimden yanaydılar. Mahmut ġevket PaĢa emrindeki bir tümene -ki aslında bütün orduya.KarĢı Devrim MUSTAFA KEMAL. Meclis baĢkanının çekilmesini. Ġstanbul'u bütün bir gün ellerinde tutmuĢlardı ya. (1) YeĢilköy . bazılarını da vurup öldürerek Galata Köprüsüne indiler. Mustafa Kemal'e ilk olarak kurmaylık yeteneğini göstermek fırsatı verildi. Ģimdiden kestiriyor ve buna canı sıkılıyordu. kesik kesik. sadece ılımlıları öfkelendirmekle kalmadı. AtaĢemiliter olarak bulunduğu Berlin'den. Tanrı'nın yeryüzündeki gölgesi sayıyorlardı. toplantıyı. Meclis'te dinleyicilere ayrılmıĢ yerlere oturarak sabırsızlıkla ve arada bir de alaylı Ģekilde lâfa karıĢarak tartıĢmalarda hazır bulundular. Sağda asıl 'Merkez-i Umumî' bulunuyordu. Bu. liberal bir sadrazam olan PaĢa'yı düĢürüp. Sonunda isteklerini Sultan'a bildirme kararı alındı. yeni bir hükümet kurulmasını istiyorlardı. iki karĢıt eğilimli kümeye ayrılmıĢ durumdaydılar. hükümetin istifasını. gizli gerici güçlere de kapıyı açmıĢ oldu. yani birliği. Sonuç olarak Ģeriat ve onun temsil ettiği 'üstün Ġslâm otoritesi' adına. Fırka tarafını tutan savaĢ gemileri. Ġsyancılar. Zaten baĢlangıçtan beri Jön Türkler. Trablus'daki baĢarıları. Meclisi Mebusan binasını bastılar. derhal askerle müdahale kararı aldı ve bilgili bir komutan olan Mahmut ġevket PaĢa'nın emrine bu iĢ için önemli bir kuvvet verdi. moral ve hareket çabukluğu bakımından. Meclis'ten kaçıp saklanmıĢlardı. tüfekleriyle havaya ateĢ ederek dağıldılar. Tahtta kaldığı sürece henüz ayakta duran gerici çevrelerin gözü ondan ayrılmayacaktı. Kuvvete. Medrese öğrencileriyle.kurmay baĢkanı atandı. 'ġeriat isteriz!' diye bağıranları büsbütün azdırmıĢtı. Merkez-i Umumi toplanarak. yönetim. zahmetinin boĢuna olduğunu söylemeye gelen bir Meclis heyeti. Denizde ise. kuĢatma zincirini tamamlamaktaydı. Mahmut ġevket PaĢa'ya. Mustafa Kemal. terfi bile etmemiĢti. asık suratla ve ses çıkarmadan izlemiĢti. Haberi isyancı askerlere bir süre önce hafif bir felç geçirmiĢ olan yeni Harbiye Nazırı boğuk çıkan bir sesle bildirdi. Ģafak sökünce de Ayasofya meydanındaki Meclisi Mebusan binası önünde toplandılar. Orta derecede bir meĢrutiyet taraflısı sayılan Tevfık PaĢa'yı seçti. Abdülhamit'in tahtını kurtaramayacaktı. iyi bir mizansenle toprağa verildi. bir karĢı devrim patlak verdi. harekâtta üzerine düĢen rolü oynamak için aceleyle dönen Enver'in bu olaylardan kendisine çıkaracağı zafer payını. Devrimcilerin. Hem sonra devrim Selanik'ten çıkmıĢtı. Ġttihat'ı. Hareket plânlarını hazırlamak için büyük bir dikkat ve çaba gösterdi. Birinci Ordu'nun birçok birlikleri kıĢlalarında baĢkaldırdılar. yerine kendi seçtikleri birini geçirdiler. Subaylardan bazılarını hapsederek. hattâ Fırka'nın Selanik' ten gelmiĢ olan kendi birlikleri bile taraf değiĢtirerek isyancılarla birleĢmiĢlerdi. Bu ordu. hâlâ tahtında oturuyor ve zamanın kendi lehine iĢlediğini biliyordu. Ne var ki bu. birçok küçük gruplara ayrılmıĢ liberaller vardı ki. Gerginlik gittikçe artıyordu. gerekli gücü kendilerinde bulamadıkları için deviremedikleri Abdülhamit. sevinçten. Kuzey Afrika'dan yurda dönünce siyasal bir huzursuzlukla karĢılaĢtı. Ordu. Sol kanatta ise. disiplin. Selanik ise imparatorluğun merkezi değildi. bir haftaya varmadan. Bununla birlikte. 12 Nisan 1909 (31 Mart 1325) gününün gecesinde. akĢam üzeri yeni bir sadrazam tayin etmeye karar verebildi. Fırka'nın kapatılmasını. ġimdi de içeride gitgide artan bir muhalefetle karĢılaĢmaktaydı. basın özgürlüğünün bir Ģehidi olarak. biraz da onun düĢüncesiydi. mürettebatı. Eğitimsiz halk yığınları kendisine hâlâ bağlı kalıyor ve onu yalnız Halife değil. Askerler. Böylece isyancılar. erlere nutuk çeken beyaz sarıklı hocaların araya karıĢmaları. Durumdan hoĢnut olmayan çeĢitli unsurları alevlendirmek için ufacık bir olay yetecekti. kendisine Merkez-i Umumi'de pek az bir itibar sağlamıĢ. Abdülhamit ancak. merkeziyetçi bir hükümet biçiminde görüyor ve otoriter bir ruh taĢıyordu. Ġttihatçılar. genç Türk subaylarıyla onların eğitimine yardımcı olan Alman heyetinin övünebileceği bir eserdi.

Bunun. Meclis toplandı. Yanında bulunan küçük torunu"ağlamaya baĢladı. times gazetesinin muhabirine. baĢına bütün bu felâketleri açan Selanik olduğunu öğrenince. Hüseyin Rauf'la Mustafa Kemal'i tanıĢtırdı. içerideyse sağlam. Mustafa Kemal kendinden iki yaĢ küçük olan bu subayın kiĢiliğini beğeniyor ve meslekteki ilerleyiĢini . Ġsyan bastınlmıĢ. Bu sırada Abdülhamit'in küçük kardeĢi Mehmet ReĢat. Sonra hayatının bağıĢlanıp bağıĢlanmayacağını sordu. Ama iĢleri iyi yönetemediği de açıkça ortadaydı. BeĢinci Mehmet adıyla PadiĢah ve Halife ilân edildi. karĢı devrimin. Geceleyin kurtuluĢ kuvvetleri sessizce Ģehre sızmaya baĢladı. Ģiddetini artıran dıĢ baskılara karĢı koymayı baĢaramamıĢ. Mustafa Kemal'le Mahmut ġevket PaĢa'nın maiyetindeki arkadaĢlarından birkaç subay. Aynı tezi destekleyenlerden biri de Ġsmet'ti (Ġsmet Ġnönü). Görevlerinden biri de Mahmut ġevket'in telgraflarını kaleme almak olan Mustafa Kemal. Ġstanbul'u ele geçirdiler. Öğleye kadar süren sokak çarpıĢmalarından ve bellibaĢlı iki kıĢlanın kuĢatılmasından sonra. Mahmut ġevket PaĢa. baĢ haremağasının kolları arasına düĢüp bayıldı. Bu. Mahmut ġevket PaĢa gerçekten sözünde durmuĢ ve sivil halka iliĢmemiĢti. sonradan Mustafa Kemal'in en yakın arkadaĢı ve yardımcılarından biri olacaktı. Kâzım Karabekir adında genç bir subay daha paylaĢmaktaydı. Resmi raporlar da bu görüĢün doğruluğunu belirtecekti. subaylar. yani ordunun desteğine dayandıklarını ileri sürüyordu. Ġsyancılar cezalandırılacak.(2) (2) Philip Graves. O da ötekiler gibi askeri okullardan yetiĢmiĢ.' dedi. Kendisi için özel bir tren hazırlanmıĢtı. heyet de bu arada saraydan ayrıldı. hattâ kendi askerleri arasında hoĢnutsuzluk çıkarmaktan korktukları için. bu düĢünceleri 1908 Ġhtilâli henüz patlamadan öne sürmüĢtü. 'Bu felâkete sebep olanları Allah kahretsin!' diye haykırdı. temelli bir politik bünye kuramamıĢtı. Galata köpıüsünde. kafası çok kızanlar ise. Sultan. Hepsi onu tahtından indirmek düĢüncesinde birleĢiyor. PadiĢah'ın tahttan indirilip yerine veliaht olan kardeĢinin geçirilmesine karar verildi. omzuna bir pelerin atmıĢ. Ġttihat ve Terakki tehlikeyi atlatmıĢtı. önemli mevkilerdeki bazı subayların askerlik görevlerini ihmal ederek. serbest seçimle baĢa gelmiĢ bir parlamentoya değil de. Kemal gibi Ġttihatçı liderlerin. bu kararı açıklamadılar. Kemal'le Rauf un düĢüncelerini. tahta geçirilmek üzere. Ģehir halkını yatıĢtırmak amacını güden bir bildiri yayınladı. Ġsyanın elebaĢlarından birkaçı. Sürgün edileceği yerin. AkĢam üzeri PadiĢah'ı istasyona götürmek üzere bir subay heyeti geldi. Briton and Turk. O da. ağabeysinin kendisini otuz yıldır hapsetmiĢ olduğu saraydan çıkarıldı. Ama yine de bir Rum vatandaĢ. idamını istiyorlardı. Rauf. yasal koĢullar içinde ve Ģeriat kurallarına göre yapılmasını kararlaĢtırmıĢtı. Abdülhamit. orada gördüğü demokratik kuruluĢlara derin bir saygı ile bağlanmıĢtı. ġeyhülislâm istemeye istemeye PadiĢah'ın tahttan indirilmesi için fetva vermeye razı edildi. sivil halk korunacaktı. Heyetin böyle bir soruyu cevaplandırma yetkisi yoklu. O. Sonunda. Ġstanbul halkını telâĢlandırmaktan. Bu önemli bir karĢılaĢmaydı. nazik bir ihtiyar olan Mehmet ReĢat cülus töreni için kayıkla Boğaz'dan geçerken top seslerini duyunca. siyasetle uğraĢmaları sonucu ortaya çıkmıĢ olduğuna karar vermiĢti. komutanlarla baĢbaĢa verip. Bunlar Ģehre girmeden önce. korkudan benzi attı. Ġsyanın nedenlerini araĢtırmakla görevlendirilen kurul. PadiĢah'ı ne yapacaklarını kararlaĢtırmak için bir Millî Divan kurdular. oldukça kültürlü bir subaydı. yorgun ve sessiz duran Mustafa Kemal. Utangaç. bildirinin yazılmasına yardım etmiĢti. ordunun siyasete karıĢmasında buluyorlardı. bir çukur içindeki cesedi göstererek. bu baĢarısızlığın nedenini.Merkez-i Umumi'nin ileri gelenlerinden çoğu ve bu arada bir hafta önceki olaylardan beri gizlenmekte olan bazı mebuslar da orduya katılmıĢtı. Soluk benizli. Karargâhta tekrar buluĢmuĢ ve durum hakkında uzun uzadıya konuĢmuĢlardı. Fırka. Sultan'ın tahttan indirilmesinin. PadiĢah öfkeden titreyen bir sesle. Deniz Kuvvetlerinin ortak harekatını planlamakta olan Bahriye Nazırı Cemal PaĢa. bunun times'ın muhabiri olduğunu söylemekten geri kalmadı. kuvvete. Ancak. Böylece Abdülhamit oybirliğiyle tahttan indirildi ve kendisine bu haberi uygun Ģekilde bildirmek için Yıldız Sarayı'na bir heyet gönderildi. 'Kısmet böyleymiĢ. koltukta oturan Mahmut ġevket PaĢa'nın emirlerini not etmekteydi. Hüseyin Rauf adında genç deniz subayı onu telgrafhanede gördü. rengi ancak karaya çıkıp da 'PadiĢahını çok yaĢa!' seslerini duyunca yerine gelebildi. değil yalnız amacı ülkeyi kalkındırmak olan meĢrutiyet rejimi için. görevli olarak Ġngiltere'de bulunduğu sırada. vatanı korumakla görevli olan ordu için de tehlikeli ve zararlı bir yoldu. DıĢarıda. halkın gözü önünde asıldı. çünkü Rauf. Ģerefine atılan yüz bir parça top olduğunu söylediler ama. Hüseyin Rauf da aynı düĢüncedeydi.

Mustafa Kemal'in haklı olduğunu. Ġkinci sefer. Ġmparatorluğun ve meĢrutiyetin sürmesi isteniyorsa. 'Ben kendi kendimin koruyucusuyum. Fethi. diyordu. bu düĢünceyi yadırgamıĢlardı. tam bir karĢı devrimin arkasından böyle bir jesti tekrarlamaya niyeti yoktu. Ġttihat ve Terakki Fırkasının yıllık kongresi. Ama. aslında. Mustafa Kemal'in güçlü konuĢmasıyla. hem de siyaset adamı olmak niyeti açıkça belli oluyordu. bir yanda güçlü bir ordunun. hemen bir kapı aralığına sokuldu ve sırtını duvara dayayarak elinde tabanca. Rauf. Ancak. Bir yandan Selanik'teki Fethi Bey'le. ġimdi onu ürkütmeye baĢlayan halk yığınlarını denetleyebilmek için askerî ve siyasi iktidarın bir elde toplanmasını gerekli görüyordu. bundan ve daha sonra ona karĢı giriĢilen iki öldürme teĢebbüsünden söz ederken. hem de kötü bir siyaset adamı olmaya mahkûmdur. tabancanın gücü bir araya gelince genç adam dayanamayarak onu öldürmek üzere geldiğini. rejimin özünü değilse bile. Ġsmet tarafından Ģiddetle desteklenmesine rağmen çoğunluk sağlayamadı. onun kongrede ortaya attığı sorunu konuĢmak üzere bürosuna geldi. Bu kaynaĢma.saygıyla izliyordu. Selanik'te toplandı. teorik bakımdan zararlı olsa bile. Nazım'la bağlantı kurulmuĢtu. ama kimse lâfına kulak asmamıĢtı. bu gruba gitgide artan bir kuĢku ile bakmaya baĢladılar. ordunun ve dolayısıyla durumu gittikçe nazikleĢen ülkenin geleceğini tehdit eden bu tehlikelerin varlığına içten inanıyordu. Mustafa Kemal'in tezi. Mustafa Kemal. arkasından birinin geldiğini sezerek. öbür yanda da güçlü bir partinin gerekli olduğunu ileri sürdü. Ġsmet de Edirne'deki Ġkinci Ordu'da aynı amaç için çaba göstermiĢti. Bir gece. Partidekiler onun içtenliğine pek inanmıyorlardı. hem kötü bir asker. Ġsmet. onu öldürmekle görevlendirilmiĢ biri oldu. Yakup Cemil. grubunun sözcülüğünü yaparak ilk kez siyaset sahnesinde görünmüĢ oldu. öte yandan Ġzmir'deki subayları ihtilâle hazırlayan Dr.' sözünü doğrulayacaktı. eskiden Fırka için birkaç kez buna benzer iĢleri görmüĢ olan. Ali Fuat ve bir askeri doktor olan Tevfik RüĢtü ile birkaç kiĢi daha. artık tehlikeli bir kiĢi olarak görmeye baĢlamıĢladı. bunda da büsbütün haksız değildiler. Enver ve Merkez-i Umumi'deki Ġttihatçılar. Ġki efendiye birden hizmete kalkıĢan bir subay. yurtsever subaylardan kurulu küçük ama etkili bir grup doğdu: Mustafa Kemal. Mustafa Kemal. Komitacıları iĢe karıĢtırdılar. gizlice Kemal'i uyardı. adamın saldırısını bekledi. Bir yurtsever ve asker olan Mustafa Kemal. Ama politikanın orduya zarar vereceğinden Ģüp edilemezdi. Sonra da askerlerin siyasal kuruluĢlara girmesini önleyen bir kanun çıkarılmalıydı. Orduda böylece. Refet. birkaçı da partiden ayrıldılar. Gerçi. özellikle yüksek kademelerde inatla sürdürülüyordu. onları ayırmaya imkân yoktu. içtenlikten büsbütün yoksun değildi. Bu. ama her nasılsa Mustafa Kemal'e karĢı büyük saygı besleyen Yakup Cemil adında biriydi. Enver'in akrabalarından biri . Mustafa Kemal'in tezindeki güçlü ifade ve mantık. Son olaylar da bunu ispatlamıĢtı. siyasete pratik olarak yararı dokunabilirdi. Ama bu konuda baĢarabildiği tek iĢ. Birkaç subay bu düĢünceye uyarak ordudan. Bundan da zarar görecek ülkeydi.' diye övünürdü. Selanik'teki Üçüncü Ordu'da ihtilâl için çalıĢırken. Üyeler. Çünkü Mustufa Kemal'in hem asker. Parti üyelerinden biri Mustafa Kemal'i ortadan kaldırmakla görevlendirildi ve sözde. halkla iliĢkisini kaybeder ve böylece siyasî kargaĢalıklara ve genel hoĢnutsuzluğa sebep olurdu. ya da orduda kalıp partiden çekilmeliydiler. Trablus delegesi olarak katılan Mustafa Kemal. ama Ģimdi düĢüncesini değiĢtirmiĢ olduğunu açıkladı. Parti liderleri Mustafa Kemal'i Ģimdiye kadar sadece can sıkıcı adam saydıkları halde. yöntemlerini açıkça eleĢtiren. Mustafa Kemal onun davranıĢlarından kuĢkulanmıĢtı. Subaylar ya partide kalıp ordudan ayrılmalı. kendi grubunun düĢünüĢünü. bu seferki görevini yalnız reddetmekle kalmayıp. O da geceleyin sokağa çıktığı zaman. Edirne'deki Ġkinci Ordu'nun düĢüncesini öğrenmek üzere oraya iki delegenin gönderilmesi oldu. Mustafa Kemal. Sonra genç subayın sorduğu soruları yine hiç istifini bozmadan cevaplandırdı. bir yıl önce Enver. Ama. Mustafa Kemal geçici olarak dikkati üzerine çekti. Ama. askeri bir partinin değil. Kâzım Karabekir. Ġstanbul'un kurtuluĢu'ndan üç ay sonra. Bu yüzden ordunun bu dönemde. ona kongrede bir kaç taraftar sağladı. Merkez-i Umumi üyelerine bildirmiĢ. politikadan çekilir gibi yapmıĢ ve Berlin'e ataĢemiliter olmuĢtu. Bununla birlikte. çok daha dikkatli davranmaya baĢladı. ona koruyuculuk eden. Son isyanın gösterdiği gibi askerlik görevlerini savsaklar. Hareket Ordusu'nun demiryolu ulaĢımıyla görevli olan Refet adında enerjik bir subay da Ġsmet'i destekliyordu. bir yandan hiçbir Ģey belli etmeksizin konuĢurken öte yandan yazı masasının çekmecesinden bir tabanca çıkararak önüne koydu. ancak zaman ortaya çıkaracak ve 'Teklifim kabul olunsaydı. ilerideki birçok felâketler önlenebilirdi. orduyla parti birbirine o kadar kaynaĢmıĢtı ki. Kongreye. Ortada henüz düzenli siyasî partiler olmadığına göre devrimin Ģu sırada ancak ordunun desteği ile güçlenip toparlanabileceğini gayet iyi biliyordu.

Bunlar Ģimdi bu geveze. Bu çeĢit manevralar gitgide daha sık yapılmaya baĢlandıkça. Abdülhamit'in bir zamanlar durdurmuĢ olduğu ordu manevralarına Ģimdi yeniden baĢlanmıĢtı. onu görmemiĢ gibi yaparak. Mustafa Kemal. Yarbaylarla daha yüksek rütbedeki subaylar ay baĢında maaĢlarını almaya geldikleri zaman kendilerine 'Efendim. askerliğe bilim olarak saygı duyardı. önünden geçip gitti. MareĢal geldiğinde. (1) Mustafa Kemal. Orduda hâlâ yürürlükte olan. bu küstahlık karĢısında tepeleri atmıĢtı. Mustafa Kemal.olduğunu anladığı adam. Ama meslekten bir asker olarak onların değerlerini de takdir ediyordu. yıllardır benzeri görülmemiĢ bir askeri harekâttı. bir yandan da kolağası rütbesini aĢan bir askerî ün kazandırmıĢtı. öğreticilikteki yetenekleri sayesinde çok geçmeden kendi subaylarının saygısını kazandı. davranıĢlarını inançlarına uydurarak politikadan çekilmiĢ ve kendini askerlik görevlerine vermiĢti. . çoktandır özlediği askerlik hayatının gerçek baĢlangıcı sayıyordu. Yüksek rütbeli subayların. ötekileri ortadan kaldırırdı. en aĢağı MareĢel kadar usta bir asker olduğuna inandı. Bir yandan da ona ĢaĢıyorlardı: geç vakte kadar oturup konuĢarak içki içtiği halde. askerlerin karĢılaĢacağı sorunları da yazdığı önsözde belirtti. Sonra.' dediler. Kendine düĢen dersleri enerjiyle vermeye koyuldu. yarı Ģaka olarak ileri sürerdi. ister düĢman tarafından uygulansın. (1) Mustafa Kemal. Çünkü ister dost. bunu. Ordu Kurmay BaĢkanlığı emrine verildi. sizi tanımıyoruz. demiryolu yolculuklarından çok iyi tanıyordu. sadece binbaĢıya kadar olan subayların dosyalarını tutup. oysa Mustafa Kemal burasını. Ama Türk Genelkurmayının da. Ona kalsa. ayrıca içerden de sarmıĢ olduğu için yapılacak çok iĢ vardı. 'MareĢal Hazretleri buraya bizlere ders vermeye geliyor. Bu manevralar bir yandan ona değerli bir tecrübe sağlamıĢ. isterse planı beğenmeyip kendininkini uygulamakta serbestti. bütün manevra boyunca genç Türk subayını yanından ayırmayarak ona akıl danıĢtı. Üçüncü Ordu'nun eğitim koluna ayrılmıĢtı. defterde sizin adınız yok. Mustafa Kemal. Hem MareĢali plan hazırlamak zahmetinden kurtarmak da bir nezaket gereğiydi.' denirdi. Abdülhamit'in Türk ordusunu yetiĢtirmek için getirtmiĢ olduğu Alman subaylarını. Kendisi. 1909 yılının Ağustos ayında Mustafa Kemal. Hükümet. binbaĢıdan yüksek rütbelilerin komuta etmesinin yasaklanması gerektiğini. Ġlk baĢta. Hızla değiĢmesi gereken eski tabiye sisteminin yerine yenisi uygulandığı zaman. 'Bizden ders almaya değil!' Mustafa Kemal askerlik sanatının büyük üstadının bilgisinden yararlanmak gerektiğini kabul ediyordu. Bunun bir kısmını yeni çıkan Türk Piyade Eğitimi El Kitabı'na ek olarak yayınladı. Mustafa Kemal de ona iliĢmedi. bir yurtsever olarak hiç çekemiyordu. orduda yenilikler yapmaya giriĢmiĢti. sevinçten göğsü kabararak. DüĢman dıĢtan kapıya dayanmıĢ. Von der Goltz'un son eleĢtirilerini de dinledikten sonra Mustafa Kemal. Bu. MareĢal. Mustafa Kemal'in hazırladığı planı görünce bunu uygulamaya karar verdi. manevra için seçilen araziye yabancıydı. kendi ülkesinin nasıl savunulacağı konusunda birtakım düĢünceleri olduğunu. Bir gün Alman Askerî Heyetinin saygıdeğer baĢkanı MareĢal Von der Goltz'un bir manevrayı yönetmek için Selânik'e geleceğini öğrendi ve onun için daha önceden bir manevra planı hazırlamaya karar verdi. ALTINCI BOLÜM Bir Kurmay Subayın OlgunlaĢması MUSTAFA KEMAL. çoğu henüz yeni askerî okullarda öğretilen komuta prensiplerinden ve modern savaĢ tekniklerinden habersiz olan subayların eğitimi geliyordu. Köprülü yakınındaki eğitim manevralarının denetlenmesiyle görevli olarak. her sabah karargâha ilk gelen yine o olurdu. ordu komutanları ve kurmay baĢkanlarının önünde manevralar yapmak üzere toplanmıĢtı. Mustafa Kemal her zaman ön saflarda görünür oldu. modası geçmiĢ eğitim yöntemlerini açıkça yerdiği için yaĢlı subaylardan çoğunu kızdırmıĢtı. Bütün bir süvari tugayı. MaraĢele göstermesi de aynı derecede önemliydi. kendini beğenmiĢ gencin iĢ baĢında neler yapacağını merakla bekliyorlardı. Hattâ Berlin Askeri Akademisinin eski müdürlerinden General Litzmann'ın takım ve bölük talimleri konusundaki bir kitabını Türkçeye bile çevirmiĢti. arkadaĢları arasında bu üst kademedeki subayları çoğu zaman küçümser ve yeni orduda.

Türk ordusu. Durumu dikkatle tarttıktan sonra. Mustafa Kemal'in sonradan övünerek söylediği gibi 'tek Türk askerinin burnu bile kanamadan' zaptedildi. fesini baĢından çıkarmadı. Bir gün kendine cesaret vermek için konyak içti ve harita baĢında ertesi günkü manevra planları . kostümü de bir kenara atıp Paris modasına daha uygun bir kıyafet seçtiler. saate bakmadıkları zaman onları azarlar. Bunlar onu. Onlara. Türkiye'nin ana sorunu. onlara komik bir Opera bouffe oyuncusu havası veriyordu. isyanı bastırmıĢ olan Osmanlı ordusu Ģerefine kadeh kaldırdı. Ama. Bir öğretmen olarak. ayrıntılara dikkat etmedikleri. Fethi'nin öğüdü üzerine Ģapkayı da. ülke sınırları içinde olan Arnavutluk gibi bir yerin dize getirilmesi cinsinden ufak bir olay Ģerefini kadeh kaldırmayı kendine yakıĢtıramıyordu. Hareket Ordusu'nda ki hizmetlerinden ötürü beğenmiĢ olduğu Mustafa Kemal'i Kurmay BaĢkanlığına seçti. Batı dünyasından geri kalmıĢ olması ve Türkleri 'muasır medeniyet seviyesine' ulaĢtırmak zorunluluğuydu. Mustafa Kemal'in Batı kılığı pek bir Ģeye benzememiĢti. aynı zamanda yobazlıktan ve düĢünce üzerindeki baskılardan da kurtardığı zaman görevini baĢarmıĢ sayılacağını anlattı. Türk ordusunun ülkeyi yalnızca düĢmandan değil. Kendini hiçbir Avrupalıdan aĢağı görmediği için. Bunun bastırılmasına Mustafa Kemal de katıldı. çünkü bunu hâlâ Türk saygınlığının bir sembolü olduğunu sanıyordu. karargâhtaki subayları eğitmekte gösterdiği kadar baĢarılı oldu. 'Bu ne biçim kılık?' diye kahkahayla gülmeye baĢladı. O yılın sonbaharında Mustafa Kemal. Ama. Mustafa Kemal yine kolağası olarak kaldı. Ara sıra bu sessizliği bozmak. Bu onun Batı Avrupa'ya yapacağı ilk yolculuktu. Mustafa Kemal ve arkadaĢları. Bir Türk subayı olarak. Selanik'ten kendine Avrupa kılığı sandığı bir takım elbiseyle. Fransız ordusunun Picardie'de yapacağı manevraları görmek için Fransa'ya gidecek olan Türk heyetine seçildi. ilk olarak gördüğü bu modern Batı ordusunu dikkatle kendi içinde değerlendirmekle yetiniyordu. Onun cevaplarım dikkatle inceler ve düĢünceleri birbirine uyduğu zaman sevinirdi. Plan o kadar baĢarılı oldu ki. Strateji yönünden de planlar yapar ve gözde bir Alman subayı olan General Rabe'ye sunardı. Ama o. Mustafa Kemal'in kostümü koyu yeĢildi. kıtadaki askerleri yönetmekte de. Ancak. Türk milletinin bağımsızlığını kurtaracaktır. üniformalı oldukları zaman kalpak giyiyorlardı. geçit.Taktikçi olarak savaĢı kendisi idare ediyormuĢ gibi davranır. Seferin baĢarısını kutlamak üzere. hayati önemi olan bir geçidi ele geçirmek amacıyla bir tabiye planı çizdi. vereceği emirleri önceden yazarak sonradan verilen komutlarla kıyaslardı. Türk subaylarının kullandığı resmi baĢlıktı. ortadaki kahramanlık havasını söndürmek için. bozuk Fransızcası yüzünden de küçük görmeleri onu üzüyordu. Arnavutluk'ta bir isyan patlak vermiĢti. karĢısındakilerden üstün bulduğu kendi düĢüncelerini ortaya vurmak isteğini duyuyordu. Alman Albayı Von Anderten. kendi baĢına plan yapar. incelemelerinde kesindi.' Sonradan Alman albayı ile konuĢurken Mustafa Kemal. sonradan taraftarları grubuna katılacak seçkin subaylardan biri olan Albay Fevzi Bey'le bu sefer sırasında tanıĢmıĢtır. savaĢ alanında kıta baĢında baĢarısızlığa mahkûm bir nazariyeci olarak görüyorlardı. örneğin. bu ona terfi sağlayacak yerde. 'Zamanı gelince Osmanlı değil. Komutayı alan Mahmut ġevket PaĢa. Yanındaki subay. Sonunda öğretmenlikten alarak. Besbelli onu kendi kazdığı kuyuya düĢürmek amacını gütmüĢlerdi. Osmanlı Ġmparatorluğunun Rumeli'deki çözülmesi sürüp giderken. onların bu Ģık kıyafetleri altında. alaycı ve uzun bir konuĢma yaptı. sınırı aĢınca giymek üzere bir de Ģapka aldı. askerlik bilgilerinde birtakım eksiklikler olduğunu anlamamıĢ değildi. Mustafa Kemal. Paris'te ateĢemiliter olan Fethi onu görünce. Bu. Mustafa Kemal. manevra sonuçlarım özetlediği zaman açık seçik. onların kendisine böyle yan bakmaları. Buna karĢılık hâlâ eğitim ve manevra konularında sözlü ya da yazılı olarak sunduğu toksözlü raporlarla üst kademedeki subayları sinirlendiriyordu. Mustafa Kemal ayağa kalkarak. ağzını açmadan duruyor. Böyle bir komuta için rütbesi henüz küçüktü. Selanik'te verilen bir akĢam yemeğinden sonra. ġevket PaĢa bunu kabul etti. Böylece isyan bastırılmıĢ ve Mustafa Kemal'in Ģöhreti yine parlamıĢtı. Manevraların yanısıra yürütülen eleĢtiri konferanslarında yabancıların Türk subaylarını ciddiye almadıklarını. uyarıcı. bir piyade alayı komutanlığına atadılar.' dedi. kafasında da Trollülerin giydiği gibi acayip bir Ģapka vardı. ancak onu çekemeyenlerin kıskançlığını arttırdı Osmanlı Ordusunun gizli kırtasiyecilik sisteminde kiĢisel düĢmanlıklar büyük rol oynardı. yalnız baĢındaki kalpak yüzünden değil. Genellikle. her zaman 'en iyi'nin peĢinde koĢmak isteğini aĢılamıĢ ve hepsinin saygısını kazanmıĢtı. Ama onları hemen öteki subaylardan ayırt ediyor ve hele Fransızların gözünde. ġerefe içildikten sonra. Ama Belgrad'ta vagon penceresinden dıĢarı baktığı zaman. 'Ama. böyle küçük yanlıĢ ve ihmallerin savaĢta felâketlere yol açabileceğini söylerdi. haritayı yanlıĢ okudukları. Astlarına karĢı sertti. yemiĢ satmakta olan küçük bir Sırp çocuğu ona hakaret dolu bir sesle 'Tuh! Turkos!' diye bağırdı. kolayca farketti.

Kendini halk yığınlarına beğendirmeyi amaç edinmek kısa görüĢlü bir politikaydı. biraz da haklı olarak. herkesin görüĢünden daha doğruymuĢ. Mustafa Kemal. Ama Selânik'e döndükten sonra Mustafa Kemal yine zaman zaman umutsuzluk nöbetlerine kapılmaya baĢladı.' dedi. duyguları ham. 'Büyüklük. Ama Mustafa Kemal'in parlak lâflara karĢı beslediği güvensizliği yansıtıyordu. Kendi kendinin büyük değil. ona Bekri Sultan Mustafa diye takılmaya baĢlamıĢtı. Birisine göre. ertesi günkü manevrada. küçümsemeyle karıĢık bir sinirlilikle karĢıladılar. Bunlar. ama o lâfa karıĢmayarak arkadaĢlarına sessiz. küçük ve zayıf olduğuna. sen ne olacaksın?' Mustafa Kemal bu soruya esrarlı bir tavırla cevap veriyordu: 'Ben de sizi bu yerlere atamaya yetkili adam olacağım. ülkenin muhtaç olduğu büyük adam olarak görmektedir. Hareket Ordusu'nun Ġstanbul'a yürüyüĢünden az sonra.' Ama.' Fethi gülerek. sözümona ülkeyi yönetmekte olanlardan birçoğu gevezelikten baĢka bir Ģey bilmeyen. bir gece.' dedi. onun kafası iĢleyen bir subay olduğunu görüyor ve planlarını dikkatle dinliyordu. Yüksek rütbeli yabancı subaylardan biri bunu onun yüzüne karĢı itiraf iderek. Bu ikinci fikir. ama hiçbir yerden yardım ummadan sonunda bütün engelleri aĢacağına inanacak ve arkadan biri çıkıp da sana "Büyük Adam" derse gülüp geçeceksin. Mustafa Kemal. memleketin mutluluğu için ne gerektiğini kestirmek ve doğruca bu amaca doğru yürümekten baĢka bir Ģey değildir. büyüklük ancak yapılacak iĢle ölçülebilirdi. büyük bir adam olacağını tâ içinde duyuyordu. Gerçek büyüklüğün ne olduğunu da iyi biliyordu. 'Bu adamlarla daha fazla çalıĢamam. bir saat kadar içip konuĢtuktan sonra. Kâzım'ı Harbiye Vekili ve Nuri adında baĢka bir arkadaĢını da BaĢvekil yapacaktı. onları dinledi. Burada birkaç arkadaĢı rakı ve bira içerek. 'Ordudan istifaya karar verdim. 'Ben Cemal gibi olmak isterdim. Tevfik RüĢtü'yü Hariciye Vekili. Hazır bulunan kurmay subaylara. 'Bugünün adamları'nın Doğulu kafaları. onun haklı olduğu meydana çıktı. fikrini değiĢtirdi. Cemal ona Selanik gazetelerinden birinde çıkan imzasız bir yazıyı gösterdi. büsbütün baĢka bir plan teklif etti. Söz. vatanı kurtaracak insan doğuĢtan büyük adam olmalıydı. Fethi'yi Büyükelçi.' dedi. asıl amacının siyasal iktidar olduğu artık belirmeye baĢlıyordu. 'Bunu giydiğiniz sürece kimse sizin görüĢlerinize değer vermeyecektir. BaĢkan. 'büyüklük' konusunda uzun bir öğüt verdi. Mustafa Kemal. kararlaĢtırmıĢ oldukları saldırı noktasını değiĢtirmeleri gerektiğini söyledi. 'Peki ya sen. Gazinolardaki gece âlemlerinde içerken. Bir akĢam onu bürosundan almaya gelen bir arkadaĢına. Biliyordu ki her biri kendini. Gerçi Fırka iĢlerine faal olarak katılmaktan vazgeçmiĢti ama. soğuk bir bakıĢla karĢılık verdi. O bir gerçekçi olarak görünüĢe değil. onun kendi üstünlüğüm' olan inancının bir ifadesi olarak gördüler. Subaylar onun bu iddialı. 'Sizin görüĢünüz. Onlar bunu. makaleyi okudu ve rasgele bir gazeteci karalaması diyerek önem vermedi. büyük adam olmak için.. ne gibi nitelikler gerektiğine geldi. Birkaç gün sonra Cemalle birlikte iĢleri çıkmıĢ. Ġhtilâl hakkında büyük lâflar ediyor ve baĢarıya ulaĢması için büyük adamlara ihtiyaç olduğunu söylüyorlardı. Kristal gazinosuna gitmiĢ ve salon da yer olmadığını görünce.' dedi. Mustafa Kemal'indi. Çevresinde. Beyaz Kule gazinosuna doğru yürürlerken öfkeyle. düĢünceleri belirsiz birtakım kiĢilerdi. Enver ve Talât'la birlikle Fırka'nın baĢında bulunan binbaĢıyı kastederek. Ama. Sonra Ģakayla. Bütün arkadaĢlarına birer yer veriyordu.. tramvayla Olimpos Oteline gidiyorlardı. Siyasal alandaki hevesleri de içinde kalmaktaydı. Ġçlerinden biri.' Mustafa Kemal hiç olmazsa kendi heyet baĢkanı üzerinde olumlu bir etki bırakmıĢtı. küstah konuĢmasını. diye tekrarladı. yazıyı kendinin yazdığını açıkladı. Ötekiler de böyle düĢünüyorlardı. ama düĢünerek tasarlanmıĢ. soyut . Çünkü hâlâ terfiinden söz edilmiyordu. Ġkincisine göre ise. bilim yoluyla planlanmıĢ ve sistematik olarak gerçekleĢtirilmiĢ iĢe önem veriyordu. Mustafa Kemal'e de düĢüncesini sordular. yukarıda sigara dumanı dolu bir odaya çıkmıĢtı. Mustafa Kemal. Bundan sonraki tartıĢmalar sırasında iki ayrı görüĢ ortaya çıktı. Cemal'in dinlemeye alıĢık olduğu türden sözler değildi. iktidara geçtiği zaman yanındaki arkadaĢlarını nerelere atayacağını anlatmaya baĢlamıĢtı.tartıĢılırken uluorta lâfa karıĢarak. 'Geçinemiyorum onlarla. 'Ama baĢınıza bu tuhaf Ģeyi neden giyiyorsunuz?' diye ekledi. Cemal o zaman. Bunun üzerine Mustafa Kemal ona.

Çünkü karĢısındakiler. yeni ve daha soylu bir anlam kazanmaktaydı. ancak. yalnızca aĢırı gericiler ve cahil halk yığınları değildi. Oysa Mustafa Kemal. Osmanlı ve Müslüman olmadan önce. Müslümanlık çerçevesi içinde gerçekleĢtirmiĢlerdi. kararlarını. siyasal bir güç olarak uzaklaĢmaya baĢlamıĢlardı. kayıtsız Ģartsız itaatten alırdı. karaya kara demesini severdi. Mustafa Kemal hâlâ ihtiyatlı davranıyor. birbirinden öç almalar almıĢ yürümüĢtü. DoğuĢu ya da yetiĢmesi yüzünden değil. Üstelik. Doğu biçimi bir gizlilik ve entrika havası kaplamıĢtı. düĢünce ve sözlerindeki kaypaklık ve örtülülükten nefret ediyordu. Ġslâm âdetlerini uyguluyor ve ancak çok yakınlarına açılabiliyordu. çok vakit dostlarını bile zor durumda bırakırdı. Hâlâ bir gizli cemiyet gibi çalıĢıyor. Onun için. Belli bir lideri de yoktu. Ülkenin siyasi yapısını değiĢtirmek. bu açıksözlülüğü düĢmanlarını çileden çıkarmakla kalmaz. demokrasinin yerleĢmesine karĢı koyacaklardı. 'Ġmansız' yaygaraları koparıyorlarsa da. yalnızca Türk olarak yaĢamıĢlardı. Yeni bir geleceğin kurulması için gerekli olan ortak sosyal ve kültürel kökler herhalde burada bulunabilirdi. gücünü tartıĢılmadan değil. Jurnalcıların. ırklarının Orta Asya. merkezi bir yönetimden olduğu kadar kendi aralarında da uyumlu bir anlaĢmadan yoksun. Bütün bunlar Mustafa Kemal'in yaradılıĢıyla hiç bağdaĢmayan Ģeylerdi 'Sokak baĢlarında iĢlenen siyasi cinayetler'den ötedenberi nefret ederdi. densizlik ediyor. her ne kadar subaylar aleyhinde. Ġttihat ve Terakki Cemiyetinin Avrupa anlamında bir parti olmadığını görebiliyordu. ġimdi bu düĢüncelerini. Bu zamana kadar Türk adı. Müslümanlıktan din olarak değil de. Müslümanlık. bu tutumundan dolayı ona karĢı cephe almıĢlardı. Tanzimat hareketi gibi yalnızca yasalar ve yönetim alanında kalmayıp bütün politikayı içine alan bir değiĢiklik istemesiydi. Mustafa Kemal'in bir vecize olarak ortaya attığı bir yurtseverlik sözünde bile bilinçli bir kinaye vardı: Ne mutlu Türküm diyene!" Ama artık Türk adı. din bakımından gelenekçi kimselerdi ve Ġhtilâli de. gizli törenlerinin maskaralığı arasında alıyordu. Böyle bir değiĢikliğin pek çabuk olamayacağını Mustafa Kemal de biliyordu: Nedeni Ġslâm diniydi. Ġmparatorluğun çeĢitli eyaletlerine dağılmıĢ. Türkleri ilk olarak Türk diye niteleyen yeni bir milliyetçilik kavramı doğmaktaydı. (2) Bilinemezcilik: Tanrı'nın ve evrenin nereden türediğinin bilinemediğini ve bilinemeyeceğini ileri süren öğreti. halkı uyandırıp onun Fransız Ġhtilâli ile doğan ve Ģimdi Batı Avrupa'nın birçok ülkesinde geliĢen millî egemenlik kavramıyla ilgilenmesini sağlamak istiyordu. O kadar ki. Türkler arasında bile ancak Anadolu köylüsünün en aĢağı tabakası için kullanılabilecek küçültücü bir sözdü. bundan hoĢnut görünüyorlardı. Burada Türkler. Bu parti. kendi agnosticisme (2)'ini Farmasonlara katılmakla göstermiĢ olan Fethi de paylaĢmaktaydı. Mustafa Kemal'i. çekemezlikler. TeĢkilât içinde entrikalar. Dini güçler. bu göreneklere karĢı gelmeye kalkıyordu. kendinden önce gelmiĢ olan reformculardan ayıran nokta. düĢünce özgürlüğünden değil. bir heyetler topluluğuydu. aslında bunlar dine bağlı insanlardı ve onların gözünde de 'Ġmansız'olan Mustafa Kemal'den baĢkası değildi. Kendileri. Mustafa Kemal. siyasi reformu her Ģeyden önce dini reform olarak görüyordu. pratik kavramlara ve bunların eyleme dönüĢtürülmesine dayanırdı. Taze kökler arayan Jön Türkler.düĢünceler ve bunların duygular üzerinde uyandırdığı etkilerle geliĢirdi. Aydın ve seçkin kiĢiler olan kendi arkadaĢlarının çoğu da hâlâ. Yalnızca durmadan değiĢen birçok liderleri vardı. evren sırlarının çözülemeyeceği düĢüncesine yol açmıĢtı. onun bilinçaltında. düĢünce ve yöntem bakımından tam anlamıyla Batılıydı. Ġslâm zihniyetinin yapısında vardı. 'Yarının adamları'nın Batılı kafaları ise. steplerindeki geçmiĢine uzanmaya baĢlamıĢlardı. kadınlarla düĢüp kalkıyoı ve ahlâk kurallarını hiçe sayıyordu. aka ak. Mustafa Kemal'in Doğu'nun yalnızca zihniyetine değil. Mustafa Kemal'in nefret ettiği dolambaçlı düĢünce ve yöntemj alıĢkanlıkları. Ama bunu kendilerinden baĢka pek kimse bilmeyecekti. Bazı gericiler. içinden geçeni olduğu gibi açıklamayı. yöntemlerine de güveni yoktu. . Çocukluğundan beri annesinin kör inançlarına ve tapınma âdetlerine meydan okuyan tepkisi. fesatçıların ve katillerin hâlâ gözde olması yüzünden. yetkiler kötüye kullanılıyordu. baskıdan. Kendisi. Fırka'nın içini. Onun yerinde dine kıyasla ırka öncelik tanıyan. Yine de yeni yetiĢen bazı gençler. orta sınıftan uslu akıllı Müslüman olarak geçiniyor. Yıllar sonra. ama kendi içgüdüsüyle. Doğu politikasının dalaverelerinden. kaçamaklarından. Politik görüĢlerinden ve askerlikteki hırsından çok. kapalı kapılar ardında. içki içiyor. Geleceğin toplumlarına biçim verebilecek yapıcı ruhun ancak Batıda bulunduğunu anlamıĢtı. Çünkü.

Fırka'nın gözde bir hatibi olan Ģair arkadaĢı Ömer Naci'yi de yanına almıĢtı. Batı Trablus'un da ihmal yüzünden elden gitmesine göz yumulamazdı. Ama o da. 1909'daki Fırka kongresinde. Rusya'daki Türk asıllı azınlıklar arasında PanSlavizme bir karĢılık olarak baĢlayan Turancılık. zamanla siyasal bir grup niteliği almıĢtı. mistik düĢüncelerden hoĢlanan Enver de bu teze katıldı.' düĢüncesini savunan Abdullah Cevdet'e daha yakın bir ilgi gösteriyordu. bunun altında da siyasî bir amaç sezdiler. Fransa'ya. bir umutsuzluk anında kendini vurmaya kalkıĢmıĢtı. Mustafa Kemal'in politikadan uzak kalmasına olanak yoktu. tuhaf görünüĢlü. Çünkü bunlardan biri. Böylece Enver. dikeniyle kabul edilmelidir. Mustafa Kemal'in ilk olarak kendini gösterdiği. Almanların Fas'taki Agadir'e yaptıkları 'panter sıçrayıĢı' orada bir savaĢ tehlikesi yaratmıĢtı. Batı Trablus'un iĢgalinin Osmanlı Ġmparatorluğunun tasfiyesi yolunda atılmıĢ bir adım daha olduğunu ve bu gidiĢin ancak Anavatan dolaylarında önlenebileceğini kavrayamıyorlardı. ġimdi tümenindeki subaylarla sık sık buluĢarak strateji konusunda konuĢmalar yapmaya baĢlamıĢtı. Türkiye sınırları içinde olsun olmasın. Harbiye Nazırlığına getirilmiĢ olan Mahmut ġevket PaĢa'nın talimatı üzerine Mustafa Kemal kıtadan alındı ve baĢkente atandı. Yoksa Müslüman âlemine karĢı çok küçük düĢülürdü. Mahmut ġevket PaĢa ona göz açtırmıyordu. . bir entelektüel olarak dikkati çekmiĢti. Bu utangaç tavırlı. onu hızla kovalayan Ġngiltere ve Fransa'nın Afrika kıtasındaki emellerine çevrilmiĢti. birtakım ateĢli genç subaylarla birlikte. Çevresindeki arkadaĢ topluluğu. Son dakikada iki parti üyesinin daha yanlarına katılması. Burada Genelkurmay bürolarında gözaltında bulundurulabilecekti. Amirleri. Dikkatler artık Rusya ve Avusturya'nın Balkanlar üzerindeki emperyalist faaliyetlerine değil. her Ģeyi olduğu gibi kabul ediyor. Çünkü 1911 yılının yazında dünya durumu yepyeni bir geliĢme göstermiĢti. bütün insanların dinsel ve sosyal bakımdan birleĢmesi gibi. Mustafa Kemal. ufak tefek. kendisine kalsa. Batı geleneklerini yeğleyen Mustafa Kemal arasında bir görüĢ ayrılığı vardı. Bunun sonucunda doğan Fransız-Alman anlaĢması ile Fas. Ġstanbul'da. 'Ġkinci bir uygarlık daha yoktur. uygarlık demek Batı uygarlığı demektir ve gülüyle. düĢüncelerini yalnızca Ġmparatorluk sınırları içindeki Türkleri kapsayan bir Pan-Türkizme yöneltti. bir zamanlar onu öldürmekle görevlendirilmiĢ olan Yakup Cemil'di ki. Mustafa Kemal'in oldukça canını sıktı. ġimdi Enver'e kendine çok yaraĢan kahraman Ģövalye rolünü oynamak için yeni bir fırsat çıkmıĢtı. uydurma belgelerle seyahat ediyordu. Ġttihat ve Terakki'nin gözde üyelerinden biriydi ve o da. Fırka'nın hafiyeleri onu Ġstanbul'a jurnal ettiler. Asıl tehlikelerin Balkanlardan geleceğini pek iyi bilmekteydi. Kongo'nun ufak bir kesimi de Almanya'ya verildi. Hem zaten nasılsa burada. Böylece Enver'e katılmak üzere gemiyle yola çıktı. Selanik RüĢtiyesinde felsefe ve yeni bir bilim olan sosyoloji öğretmenliği yapan Ziya Gökalp'ti. Ama. zamanla bunun boĢ bir hayal olduğu ortaya çıktı ve Ziya Gökalp. bundan ona da pay ayrılmalıydı. Ayrıca Enver'den geri kalmayı da kendine yediremezdi. Almanya ile. hem de bu sefer bir Ġslâm mücahidi kılığına girerek. Ama. Gökalp'in düĢüncelerine karĢı saygı besliyorlardı. ġimdi. Bu olay emperyalizm sahnesinde Ġtalya'nın da görünmesine yol açtı.Böyle düĢüncelerin isteğine karĢılık veren bir düĢünür de ortaya çıkmıĢ bulunuyordu. Kafası. Bu. Gökalp'in milliyetçi düĢünceleri önce Turancılık yolunu izliyordu. bir eylem adamından çok. Kuzey Afrika yağma edilecekse. Bununla birlikte Müslümanlıktan önceki Türk törelerine dönülmesini isteyen Ziya Gökalp'le. bu bakımdan baĢka bir entelektüel olan ve Türk okuyucusuna Avrupa'nın ve özellikle Fransa'nın sosyal ve kültürel yaĢayıĢını tanıtmak isteyen Ģair Tevfik Fikret'e ve daha sonraları. ArkadaĢları. Sözde sivil bir gazeteci olarak. Ġçlerinde. dünyadaki bütün Türkleri birleĢtirmek hülyasını güdüyordu. parti içindeki durumunu sağlamlaĢtırmaya da yardım edebilirdi. alanın orta yerindeki istavrozu andıran yara iziyle -delikanlılığında. SavaĢ alanındaki baĢarıları. kamu isteklerinin akıntısına karĢı gelemezdi. yol arkadaĢlığı için herhalde onu seçmezdi. Ama. Mustafa Kemal. Ġtalya böylece Türklerin ihmal ettikleri Batı Trablus ve Bin-gazi mutasarrıflıklarını kendine katmaya karar verdi: Türkiye'ye savaĢ açarak Trablus'la Bingazi'yi iĢgal etti. bir savunma kuvveti kurmak üzere Kuzey Afrika'ya gitti. dalgın bakıĢlı adam.Selanik gazinolanndaki sağlıklı genç subaylar arasında biraz yadırganıyordu. böyle bir iĢte. bu seferin akıllıca bir iĢ olduğuna inanmıyordu. onun aksine. Mustafa Kemal Ġstanbul'da fazla kalmadı. Bir sürü Balkan eyaletleri ve Girit gibi. onun etkisiyle yeni bir Türklük duygusu geliĢmeye baĢlamıĢtı.

'Olmayasın sakın sen Enver?' diye sordu. Bir Türk topçusu. Kahire sokaklarında hepsinden çok göze çarpıyordu. Mustafa Kemal yine kafa tutarak onlara derhal çekilmeleri için bir ültimatom verdi. Enver bir Ģeyh kıyafetine bürünmüĢ olarak gösteriĢli bir çadırda Arapları kabul . Üç Türk subayını serbest bırakacak. O da. Enver buna soğukkanlılıkla. onun giriĢtiği iĢle yakından ilgilendi ve manen destekleyeceğine söz verdi. Sonra Arap kılığına bürünerek ilk fırsatta Batı Sahra'ya doğru yola çıktı. Enver'in gösterdiği bütün çabalara rağmen. Sesleri duyulmasın diye develerin ağızlarına ıslak bez bağladılar. silâhlarını gizlemiĢ oldukları yerden çıkardılar. Ġçlerinden birini.' diyordu. Mısır Hidivi Abbas Hilmi PaĢa'nın huzuruna çıktı. Fethi Ģimdi Paris'ten kalkmıĢ. bir de Mısırlı kılavuz. Ona. Peygamberimizin ve Kur'an'ın buyruklarına karĢı gelmeye. hiçbir Ģey baĢaramayız. Bingazi'yi ve Libya'nın diğer limanlarını çabucak ele geçirmiĢler.Yola çıkmadan önce buradaki iĢlerini. Hıristiyan gâvurlarına karĢı açılmıĢ bir Kutsal Cihad'dı. Çadır kurup sırtlarındaki Arap giysilerinin yerine üniformalarını giyerek. Onu da zaten beraberlerinde getirmiĢlerdi. Mısır'daki yeraltı örgütünün. Ġsteği üzerine. Selanik'ten iki dostu daha kendilerine hukuk öğrencisi süsü vererek Ġskenderiye'de ona katılmıĢlardı. Mustafa Kemal bundan sonra Ġstanbul'dan ek ödenek ve subay istedi ve Bingazi'ye göndermek üzere oradaki Sünusileıden de gönüllüler topladı. Ertesi gün Türk topçusu dıĢında hepsi serbest bırakıldı. Gözalıcı açık rengi. SavaĢa katılmaya giden Türk subay ve erlerinin ülkeden geçmesine izin verilmiyordu. 'Alaydaki arkadaĢlara selâm söyle. sonradan yaveri olacak olan yakın arkadaĢı Salih'e (Bozok) emanet etti. Yalnız bir ilâç sandığı eksikti. Gemiden Salih'e yazdığı mektupta. bir Arap çevirmen. tembellik ederlerse. su kırbası gibi kendilerine gerekli her Ģeyi sağladılar. Mustafa Kemal'e gelince. Sadece Arap kılığına girmiĢ olmakla bu subayı atlatamayacaklarıru anlayan Mustafa Kemal. askerce duruĢu ve yürüyüĢüyle onun bir Türk subayı olduğunu kestirmek güç olmasa gerekti. yalnız yanlarındaki üç kiĢiyi alıkoyarak âmirlerinden talimat isteyecekti. Çöldeki son tren istasyonuna yanlarında üç kiĢi daha olduğu halde ulaĢtılar. deve. Ġtalyanlar Trablus'u. Yine eskisi gibi. Sakın sıkılıp vazgeçmesinler. Ġngilizler aradaki sayı farkına gülmekle beraber sonunda boĢvererek çekildiler. Tobruk'la çevresindeki yüksek tepelerde sağlam bir savunma durumu almıĢlardı. ötekilerin buraya girmeye yetkileri yoktu. Mustafa Kemal'in güzel ve akıcı konuĢmasının etkisi altında kalan subay. Mustafa Kemal de Bingazi'ye gidiyordu. Onlarsa sınırın yakın zamanda değiĢtirildiğini ve Ģimdi burasının Mısır toprağı olduğunu ileri sürdüler. Çölün göbeğinde bir hafta kadar deve sırtında yol aldıktan sonra bir gece nihayet sınır sandıkları bir yere vardılar. aceleyle Trablus'a yetiĢmeye çalıĢıyor. Daha çok Sünusi kabilelerinin yardımına bel bağlamıĢlardı ki. 'KeĢke olabilseydim!' diye cevap verdi ve baĢka bir soruyla karĢılaĢmadan alıĢveriĢini bitirdi. Mısır ise. tren hattının gerisinde oldukça ustalıkla kurmuĢ olduğu bir kampa doğru yol aldılar. Tehdit edici bir tavırla burasının Osmanlı toprağı olduğunu söyledi.' YEDĠNCĠ BOLÜM Batı Trablus SavaĢı KUZEY AFRĠKA CEPHESĠ iki kesime ayrılıyordu: Batı'da Trablus. Hidiv. Türklerin karargâhı Ģehrin batısına düĢüyordu. Bir gün Selanik Ģivesiyle konuĢan bir dükkâncı. annesine verilmek üzere para bıraktı. Buraya varmak için Mısır'dan geçmesi gerekiyordu. yiyecek. Sözcülüğü yine Mustafa Kemal yaptı. Bu yüzden. Burada at. kimliklerini açığa vurdu ve Mısırlı subayın dinsel duygularına hitap ederek onunla konuĢtu. iyi bir Müslümansa. Ġngilizlerin elinde olduğu için tarafsızdı. Tanrı iradesini engellemeye kalkıĢmazdı herhalde. 'Birlikte hazırlamıĢ olduğumuz manevra programı çok güzel sonuçlar verdi. Enver ve ötekiler tanınmamak için çok dikkatli davranmak zorundaydılar. Yoksa ateĢ açtıracaktı. onlara da tam olarak güvenemiyorlardı. Ama baĢlarında Ġngiliz ve Mısır subayları bulunan bir müfreze asker gelip yollarını kesti. Doğu'da Bingazi. Yolcular arasında bulunan beĢ Türk subayını tutuklamak üzere emir aldığını açıklayan Mısırlı bir subay trende araĢtırma yaptı. Bu savaĢ. sonunda uzlaĢmaya razı oldu. ama Ģimdilik gittiği yeri Zübeyde Hanım'a bildirmemesini söyledi. üstlerine herhalde Mustafa Kemal diye yutturabilirdi. Ġki gün sonra Mustafa Kemal ve arkadaĢları Tobruk dıĢındaki Türk ordugâhına varmıĢ bulunuyorlardı. Ellerinde ancak küçük bir garnizon kuvveti vardı.

Türkler bu esirleri. Çoğunun elinde modası geçmiĢ tüfeklerden ve sopalardan baĢka silâh yoktu. Bu savaĢ. Ben buraya Ġtalyan casuslarıyla değil. Kafası iĢleyen herhangi bir kurmay subayı. Silahlar Suriye'ye götürülür ve orada Kuzey Afrika kıyısına gidecek gemilere aktarılırdı. ona 'din kardeĢim' diye hitap ederek Ġslâm illerini iĢgale gelen kâfirlere karĢı bir kutsal savaĢ açmaya çağırdı. Bu arada Mustafa Kemal. burada Ġtalyanların ilerlemesini önlemeye yetecek kadardan fazla bir kuvvet bulundurmanın Türklerin baĢka cephelerde Ģiddetle muhtaç oldukları asker ve malzemeyi yok yere harcamak olduğunu. Siperleri at üstünde denetledikten sonra Ģeyhleri ve kabile reislerini bir toplantıya çağırdı. Abdülhamit sürekli olarak Haliç'te demir atmıĢ duran donanmasının çürüyüp gitmesine bile bile göz yummuĢtu. Araplara birkaç tüfek dağıtıp. Bu iĢ de Hüseyin Rauf a düĢüyordu. Cesurluğuna her zaman saygı duymuĢtu. ama Ģimdi. Ġtalyanların hesabına çalıĢan bellibaĢlı casuslardan biriymiĢsin. Enver'in yakınında ilk olarak kıta hizmeti görüyor ve rakibinin askerlikteki bilgi ve değerini ölçme fırsatını buluyordu. Sopadan baĢka silahları pek bulunmayan adamlarının dövüĢemeyeceklerini ileri sürdü. burada da Türklerin elinden gelen tek Ģey. Öte yandan Ġtalyanlar da. Sonuç bir çıkmazdan ibaretti. bu iĢi. Amerika. kendi yönlerine çekmeyi baĢaramadıkları Arapların elinde bulunan susuz iç bölgelere doğru daha fazla ilerleyemezdi. eski Ģilep kaptanı olan Bucknam üzerine almıĢtı. Sonra. Hamidiye. Bu savaĢta Türklerin tek baĢarısı. ülkeleri uğruna dövüĢe hazır olan Araplarla görüĢmeye geldim. Trablus'a türlü tehlikeli yollardan sokuluyordu. Böylece . öbürlerinin yardımına tenezzül etmeyerek sadece kendi kabilesiyle saldırıya geçeceğini bildirdi. onun mantık ve muhakeme gücü bakımından ĢaĢılacak derecede saf olduğunu görüyordu. Enver'den geri kalmayı kendine yediremeyen Mustafa Kemal de hemen onunki gibi bir kılığa girdi. Türklerin Ġtalyanları kıyıdaki mevzilerden söküp atmalarına olanak yoktu.ediyor ve onlara altın dağıtıyordu. uygun bir yüzde almaya yetkisi vardı. Mustafa Kemal açık görüĢlü asker mantığıyla. ġeyh kıyafetinin kendine çok yakıĢtığını gördü. Sahra'dan ya da Mısır üzerinden. Ne var ki. kendisinin Derne'deki Türk karargâhına atanmasını sağlamıĢtı. nasıl yolunu bulurlarsa. Bunun üzerine Mustafa Kemal de cebinden bir defter çıkardı ve içinden bir Ģeyler okur gibi yaptı. 1912 ilkbaharında Ġtalyanlar Rodos'u ve On iki Ada'yı iĢgal edince. bu seferin çapının dar olduğunu çabuk anladı. Araplar yine de dövüĢmeye yanaĢmıyorlardı. Ama ġeyh bu kadar kolay harekete geçecek adamlardan değildi. Bucknam PaĢa'nın iĢi de güçleĢti. sadece Ġtalyanların surlardan dıĢarı çıkmasını önleyebilmekti. askerlik bakımından Enver'den daha gerçekçi davranıyordu.'Mısır'dayken senden bana söz etmiĢlerdi. Enver. Daha fazla konuĢmakta fayda yok. Romantik hülyalarla kendini. 'hüsnü kuruntu' sahibi bir insandı. Ama Mustafa Kemal.' Bu manevra baĢarılı oldu. Tobruk'u ele geçirmek olanaksızdı. ġeyh Mebre. nasıl kullanacakları da öğretildikten sonra. ġimdi de taĢıdığı her gemi yükü silah için. Sonradan bu kılığıyla Kahire sokaklarında dolaĢıp gösteriĢ yapacaktı. Kıyı boyundaki öteki kalelerde olduğu gibi. Bu Ġtalyan askerleri -bundan sonraki çöl seferlerinde de görüleceği gibi. görürdü.' dedi. karaya çıkarma yapmasını önlemenin olanaksızlığını anlamıĢ oldu. böylelikle Mustafa Kemal'e sonradan Gelibolu savaĢında çok iĢine yarayacak olan bir askerlik dersi verdi: Deniz üstünlüğünün önemini ve denizden topçu ateĢiyle desteklenen bir düĢmanın. 'Senin kim olduğunu Ģimdi anladım. büyüdükçe büyüyen topraklar üzerinde Trablus Araplarının sultanı olarak düĢlüyordu. Düzensiz bir kalabalıkla karĢılaĢtı. deniz yoluyla geldiği için bunu da önlemeye olanak yoktu.artık savaĢa devam etmeyecekleri için sevinçliydiler. Ertesi gün ġeyh. Rauf un elinde. saldırı sabaha karĢı yapıldı ve baĢarıyla sonuçlandı. Sadece görmek istediği Ģeyleri görüyor ve taktik ya da strateji gerçekleriyle pek ilgisi olmayan düĢlerle kendi kendini kandırıyordu. Amerikalılardan alınmıĢtı ve aslında Bucknam PaĢa diye anılan tuhaf bir Amerikalı maceracının kumandası altındaydı. Enver'in zayıf taraflarını hemen sezmiĢti. gemiye Atlantik'i geçmek için bir deniz subayı vermeyi reddedince. Bu arada Türk silah ve donanımı. Türk deniz kuvvetleriyse bu arada varla yok arasında bir durumdaydı. Bununla birlikte. Ġtalyanları yardımcı birlikler getirmek zorunda bırakmaları oldu ki. savunma bakımından zayıf olan bir kesime geceleyin saldırmayı teklif etti. Ben daha hazırlıklı ve daha iyi donanmıĢ olan öteki kabileleri destekleyeceğim. 1912 yılı sonbaharına dek Tobruk'la Derne arasında gidip geldi. karĢılığında makbuz göstererek. Çanakkale dıĢındaki biricik Türk savaĢ gemisi olan Hamidiye kruvazörü vardı. ülkelerine dönmek üzere salıverdiler. YetmiĢ kadar top ele geçirilmiĢ ya da yok edilmiĢ ve iki yüz Ġtalyan esir alınmıĢtı. Enver durumu baĢka türlü görüyor. daha doğrusu seziyordu. Tobruk'un doğusunda. Mustafa Kemal hepsinin önderi durumunda olan ġeyh Mebre'yi huzuruna getirtti.

Viyana Borsasında bir kumara giriĢen Karadağ Kralı. askeri bir kılığa büründü. Mustafa Kemal. muhalefeti susturmak amacıyla. ülkenin yüzünü güldürecek iĢler yapabileceğiz. Subaylarından bir kısmı bu taktiği yerinde bulmuyorlardı ama. bir sonuca varmayan çarpıĢmalarıyla Derne seferini çok can sıkıcı bulmakla birlikte. Bir Ġngiliz subayı ona. Meclis'i dağıtmıĢ ve uydurma bir seçim yaparak kendi taraftarlarının büyük çoğunluğu oluĢturduğu yeni bir Meclis toplamıĢtı. Onun için. bilirsin ki. bunlar zamanla Mustafa Kemal'in çevresinde birleĢmeye baĢlayacaklardı. yine de Ġstanbul'daki arkadaĢı Salih'e. hem de düzenlediği toz pembe raporlarla Ġstanbul'u kandırmaya çalıĢıyordu.' Mustafa Kemal. biraz sonra anavatandaki iĢlerin kötü gittiğine dair haberler almaya baĢladılar. Derne vadisindeki çukurlar cesetlerle doluncaya kadar çok pahalıya mal olan bir sürü harekâta giriĢti. Balkan milletleri. hayatta tek istediğim orduya yararlı bir eleman olabilmektir. Tarih bu sefer tersine tekrarlandı ve bir avuç genç subay Rumeli dağlarına çıkarak demokrasi adına. kahramanlık havasıyla dolu bir mektup yazdı: Silah arkadaĢlarından bazılarının. hem burada. Ne var ki. hemen anavatan yolunu tuttu. BakıĢlarını daha üstün nitelikte bir komutan olarak gördükleri Mustafa Kemal'e çevirmiĢlerdi. Burada bu sanatın bütün gereklerini yerine getirmek için fırsat ve zaman bulursak. Rumeli'deki subaylar. ne olursa olsun. Sırpların Manastır'ı. Ġnkılâb'a yeni bir ruh getirmek azmiyle. Böylece Ġstanbul'un çevresindeki demir çember tamamlanmıĢtı. 'Mustafa Kemal'siniz siz. aralarında anlaĢıp Türklere karĢı bir askeri anlaĢma imzaladılar. Derne'yi ele geçirmek için boĢuna bir çabayla. Ġttihat ve Terakki Fırkası güçlükler içinde çalkalanıyordu. durumu açıkça eleĢtirmeyi göze alamıyorlardı. Arnavutluk'ta çıkan bir isyandan sonra hükümeti devirmeyi ve daha liberal bir kabineyi iĢbaĢına getirmeyi baĢardılar. En sonunda binbaĢı olabilmiĢti. Fırka'nın zorbalığına karĢı baĢkaldırdılar. ordumuzun yine eski Türk ordusu olduğunu dünyaya ispat etmek gerektiğine ötedenberi inanmaktayım. Böylelikle perde gerisine itilen muhalefet. Tanrı Ģahidim olsun ki. elini herkesten çabuk tuttu ve 8 Ekim 1912'de Türkiye'ye savaĢ ilân etti. Bu sefer Mısır sınırında herhangi bir güçlükle karĢılaĢmadı.' diye ekledi. düĢmanı. Mustafa Kemal de güç bir durumdaydı. kıyının bazı kesimlerinde durdurmayı baĢardıklarını bilmek herhalde seni memnun etmiĢtir. Salih. Bütün subaylar derhal 'gizli ya da açık hiçbir siyasi cemiyete girmeyeceklerine ve ülkenin iç ve dıĢ iĢlerine hiçbir surette karıĢmayacaklarına' dair and içmek zorunda kaldılar. Bu arada Derne vadilerinde. Bu Tanrının belâsı ülkede istediğiniz yere gitmekte serbestsiniz. yani ordunun siyasetten el çekmesini de istiyorlardı. Bulgaristan ve Yunanistan da ona katıldılar. yurtsever genç subaylardan kurulu bir topluluk doğmuĢtu ki. tarihlerinde ilk ve son kez. 'Sizi tanıyorum. çok geçmeden. cephedeki subaylar. Bu kadar küçük bir kuvvet topluluğu içinde çıkacak bir ikiliğin. benim askerlik mesleğinin en çok sevdiğim tarafı ustalığıdır. ama nazik davranarak onun saçmalıklarını elinden geldiği kadar önlemeye çalıĢıyordu. Terfi haberi kıĢın geldi. içteki bu sarsıntıyı felâketlerle dolu dıĢ buhranlar izleyecekti. hem de anavatanda felâketli sonuçlar doğurabileceğini biliyordu. Uzadıkça uzayan ve millete yük olan Batı Trablus savaĢının da bunda rolü vardı.. Derne'den Selanik'teki eski silah arkadaĢı Behiç'e (Erkin) Fırka'nın çöküĢü karĢısındaki üzüntüsünü belirten bir mektup yazdı ve vaktiyle kimsenin aldırıĢ etmediği öngörüleri hatırlatarak. Ah. Enver'le kendi arasındaki anlaĢmazlığı açığa vurmak istemiyordu.Ġtalyanların Derne'den atılıp seferin Ģanlı bir zaferle biteceğine hem kendini inandırıyor. Avrupa'daki Osmanlı Ġmparatorluğuna öldürücü darbeyi indirmek zamanı artık gelmiĢti. Ama. 'Zaman ve olayların akıĢı bütün gerçekleri ortaya çıkarır ve gösterir. Aynı zamanda Türkler de Ġtalya'yla barıĢ imzalayarak Batı Trablus'u boĢaltmaya baĢladılar. 1912 yılının ilkbaharında Rusya'nın kıĢkırtması ve Avusturya'nın politik bir bozguna uğraması sonucu. donanmasına sırtını dayamıĢ bir düĢmana karĢı çıkmak için Akdeniz'i ve uzak çölleri aĢmıĢ olduklarını ve buralardaki yurttaĢlarımla kucaklaĢtıktan sonra. Cepheye gönüllü olarak katılması. Aynı zamanda bir zamanlar Mustafa Kemal'in söyleyip dinletemediği Ģeyi.' dedi. Ülkeyi koruyup vatandaĢlarımızı mutluluğa kavuĢturmak için her Ģeyden önce. hiç olmazsa bu kadarcık bir takdir görmüĢtü. Bu yüzden sabırsızlığına gem vurup sesini çıkarmıyor ve Enver'e karĢı resmî. Birkaç gün sonra Sırbistan. Mustafa Kemal.. Ama. Yunanlıların da . Ġstanbul'daki 'Halaskar Subaylar'(1) grubuyla iĢbirliği yaparak yeni hükümetin çekilmesini ve Meclis'in serbest bir Ģekilde yeniden seçilmesini istediler. Mustafa Kemal. Fırka. Ġki ay sonra Yunanistan da bu ittifaka katıldı. nasıl ki dört yıl önce Ġttihatçı subaylar da Sultana baĢkaldırmıĢlardı.

Ömrünün çoğunu geçirdiği yerin düĢman eline düĢmesi. yine eski zaman Ģövalyeleri gibi. bu kahramanlıklardan bir pay çıkarmıyor. ölüp giderlerken gördü. Ay-yıldız büsbütün ortadan kalkmıĢtı. kıyı Ģehirleriyle adaları topa tutup. hemen bir Alman savaĢ gemisine konularak. yılmadan düĢmana karĢı koyuyordu. Bulgarların ilerlemesi durmuĢtu. Gelibolu yarımadasının nasıl savunulacağını araĢtırmaktı. Rauf'un idaresiyle zar zor Haliç'e gelebilmiĢti.kendi doğduğu yer olan Selânik'i ele geçirdiklerini Kahire'de duydu. Genelkurmaydaki görevinin baĢına döndü. Selânik'e giren Yunan ordusunu. SavaĢı önleyememiĢ olan Büyük Devletler. Selanik'ten ayrılarak. her Ģeyi emrindeki denizcilere borçlu olduğunu ısrarla ileri sürüyordu. Yunan nakliye gemilerini batırıyordu. baĢtan savma bir selâm vererek. Emekli kruvazör Ģimdi eski zamanlardaki korsan gemileri gibi. Bu olursa. 1 Halaskar: Kurtarıcı. yaralı askerlerden oluĢan sele katılmıĢlardı. Türkiye'nin Avrupa'daki toprakları. Yanında ölmüĢ kocasının yeğeni olan Fikriye de vardı. En sonunda annesiyle kızkardeĢini buldu. Ege ve Adriyatik denizlerinde kol geziyor. Ama. Halk da onları. artık yetiĢkin bir kız olmuĢ. Eski Sultan Abdülhamit. Alçakgönüllü. Ģimdi barıĢı sağlama çabasına giriĢmiĢlerdi. yolcularla tayfaların hayatlarını kurtarıyor ve onları ıssız kıyılara çıkarıp bırakıyordu. Sonra birden parladı: 'Nasıl yapabildiniz bunu? O güzelim Selânik'i düĢmana nasıl teslim edebildiniz? O kadar ucuza nasıl satabildiniz?' Binlerce Selânikli Müslümanı cami avlularına yığılmıĢ. Birinci Balkan SavaĢı bitmiĢ gibi bir Ģeydi. daha da olgunlaĢacağı Ģimdiden görülmeye baĢlamıĢtı. Bu insanlardan binlercesine Ġstanbul'a varmak nasip olmayacaktı. periĢan. Ġstanbul'la arkasındaki küçük bir toprak parçasından ibaret . Edirne. gerek erlerin. iki cephede de bozguna uğramıĢlardı. Yenilgilerinin nedeni. Makedonya elden gitmiĢti. Mustafa Kemal onlara bir ev bulduktan sonra. birer ulusal kahraman gibi değerlendiriyordu. aç. damlarda mavili-beyazlı Yunan bayrağı dalgalandırılıyordu. Anadolu'dan gelen askerlerle Batı Trablus'tan dönen subaylar. ikmal örgütünün yok denecek kadar yetersizliği ve gerek subaylann. SEKĠZĠNCĠ BOLÜM Balkan SavaĢları MUSTAFA KEMAL Ġstanbul'a vardığı zaman. ittifakla ortaya çıkan ve Ġkinci Balkan SavaĢına yol açacak olan çatlağın ilk belirtisiydi. maiyeti ve on üç karısıyla birlikte Boğaziçi'nin Anadolu Yakasındaki Beylerbeyi Sarayına getirilmiĢti. Mustafa Kemal'in çocuk olarak bıraktığı Fikriye. Eteklikli bir Efzun müfrezesi ardından. bir geri sallanıp durmaktaydı. Ġstanbul'daki bir gazinoda bazı subay arkadaĢlarını görünce. Ģehrin bir kesimim iĢgal etti ve evlerle kiliselere el koydu. 'Zito! Zito!' diye haykıran ve gül yağmuruna tutan çılgın bir kalabalık karĢıladı. Almanların verdiği modern donanımı kullanmaktaki acemilikleriydi. Burada Ģehri görüp de üzülmesin diye. Derken Çanakkale Boğazı'nı geçip Yunan donanmasını atlatarak Ege denizine çıktığı duyuldu. Mustafa Kemal'in annesiyle kızkardeĢi de evlerini bırakmıĢlar. Trakya'nın büyük bir bölümüyle Edirne'yi gözden çıkarmıĢtı. düĢmandan kaçan Müslüman göçmenlerle. efendi bir adam olan Rauf. Görevi. SavaĢın baĢında Varna'yı bombardıman ettiği sırada yan tarafından yara alan 'hayalet' kruvazör. sefil bir halde. Ġstanbul önündeki Çatalca hattını takviye etmiĢ oldukları için. açlığa ve bombardımanlara aldırmayarak. Macaristan ve Romanya üzerinden dolambaçlı bir yol izleyerek Ġstanbul'a geldi. kıĢın insafsız soğuğunda. Bütün Rumeli elden gitmiĢti. Pencerelerde. Bir ay bile sürmeyen bir yıldırım savaĢında Türkler. Avusturya. Mustafa Kemal'e çok dokunmuĢtu. arkada bir odaya yerleĢti ve altı yıl sonra orada öldü. sayı azlığından daha çok. ama bir daha denize açılabileceğini kimse ummuyordu. sesini çıkarmadan. Ama Türklerin moralini asıl yükselten Ģey Hamidiye kruvazörünün kahramanlıklarıydı. Yeniden sadrazam olan Kâmil PaĢa. Bu. Evinden olmanın acısıyla birden çökmüĢ olan Zübeyde Hanım oturduğu yerde bir ileri. isteksizlikle yanlarına gitti. Onların arkasında da bir Bulgar tümeni.

Mahmut ġevket. Herhangi bir Bulgar saldırısına karĢı Çanakkale Boğazı'nı ve dolayısıyla Ġstanbul'u savunmak onlara düĢüyordu. Babıâli'nin sırmalı ve yaldızlı Meclis salonunda barıĢ koĢullarını tartıĢırken. Muhalefetin baĢlıca liderleri asıldı ve Enver. Londra'da toplanan bir barıĢ konferansında Mahmut ġevket PaĢa. Gelibolu'daki kolordunun harekât dairesi baĢkanlığına atanmıĢtı. Harbiye Nazın Nazım PaĢa açtı. Bu tehlikeli saldırının sivri ucunu oluĢturuyorlardı. Ancak. Oysa böyle ciddi bir durumda bu kadar geniĢ bir harekete giriĢmenin Ģiddetle karĢısındaydılar. O zaman da bu darbe. Türkler batıya doğru yürüyerek Edirne'yi ve Doğu Trakya'nın önemli bir parçasını yeniden ele geçirdiler. Ülkenin Ģerefsiz bir teslimden son anda kurtarıldığına inanıyorlardı. Oysa eski hükümet. Cemal ve Talât'tan kurulu bir 'triumvira' bundan sonra iktidarın tek yöneticisi durumuna geldi. bu sefer Bulgarlarla ötekiler arasında Ġkinci Balkan SavaĢı patlak verdi. elleri bayraklı bir kalabalık. Nazım PaĢa'nın öldürülmesine karĢı bir misilleme hareketiydi. Yeni rejim. arkasında Talât ve öbürleri olduğu halde.' dedi. Akabine. binanın önüne geldi. Mührü uzattıktan sonra istifa mektubunu yazdı. bir zafer kahramanı olarak alkıĢlanmayı sağladı. Bu arada halk. Ama partideki arkadaĢlarına hükümeti. Babıâli'ye gelerek tayin emrini halka okudu. Ģimdi Sırplardan da yardım gören Bulgarların büsbütün Ģiddetle düĢürmeye çalıĢtıkları Edirne'yi kurtarmayı umuyordu. Bir gerçekçi olarak. Türk kuvvetleri Edirne'ye hep birarada girmeye hazırlanırken. savaĢtan sonra dağılmaya mahkûm. geniĢ holü geçerek salonu.kalacaktı. heyeti. Kendini kaybetmiĢ halde Babıâli'ye götürüldü ve yarım saat sonra öldü. zorla dua ettirdiler. daha düĢmana karĢı direnirken teslim etmeye kalkıĢmıĢtı. Marmara kıyısından baĢlayan bir saldırıyla Çatalca hattının dıĢından dolanacak ve böylece Bulgar ordusunu kuĢatacaktı. önce küçültücü bularak geri çevirmiĢ olduğu koĢulları olduğu gibi kabul etmek zorunda kaldı. nazırlar serbest bırakıldı. 'Zannımca Mühr-ü Sadareti istiyorsunuz. Enver. Mahmut ġevket PaĢa arabasıyla Harbiye Nezaretinden Babıâli'ye giderken yanına bir baĢka araba yaklaĢtı ve içindeki adam ateĢ etti. Fethi de kolordu kurmay baĢkanıydı. Mustafa Kemal. Sonunda. bir darbe düĢünülebilirdi. PaĢa. artık iktidarın eĢiğine ulaĢmıĢtı. kıydınız canıma!' diyerek yere yığıldı. PadiĢah. Yiyecekleri bol Bulgar ve Yunanlılardan kurulu bir BeĢinci Kol. Edirne'nin düĢman eline düĢmesini çabuklaĢtırmıĢtı. bu hükümet darbesini ve özellikle yapılıĢ Ģeklini hiç beğenmemiĢti. Kapıyı. Sadrazam yanağından vurulmuĢtu. soğukkanlılıkla. genellikle hükümet darbesini tutmuĢtu. Ama Enver gözalıcı bir manevrayla Edirne'yi kurtarmak hülyasındaydı. hükümet bu isteği reddeder ve serbest seçimlere gitmekten kaçınırsa. kenti. Afrika'dan döndü ve Genel Merkezi Edirne'nin düĢmana verilmesine kuvvetle karĢı koymaya ikna etti. uydurma bir birleĢmeydi. aç Türk Garnizonunun direniĢini içerden torpilleyerek. Genelkurmay. Sadrazam. SavaĢ planını hazırlamakla görev almıĢ olan ve aralarında Mustafa Kemal'le Fethi'nin bulunduğu . teklifsiz bir Ģekilde karĢıladı. Ġçlerinden biri onu vurup öldürdü. kapısına geldi. Balkan devletlerinin. Ama Mustafa Kemal'in bu düĢüncelerine Fethi'den ve birkaç yakın arkadaĢından baĢka kulak asan olmamıĢtı. Kalabalığın baĢında olan Enver. harekâta yeniden baĢlamadan önce bir süre dikkatle hazırlanmayı gerekli görüyordu. ağzında sigara. Bu olay. Aradan daha on beĢ gün geçmemiĢti ki. hemen hemen padiĢahın yönetimi kadar zorba bir parti oligarĢisine dönüĢmüĢ oluyordu. siyasi cinayetlerden nefret ederdi. kanuna uygun idamlara itirazı olmamakla birlikte. Bu. Türk yenilgisinin baĢlıca sorumlusu olan Nazım PaĢa. Sonra kalabalık dağıldı. önce Anayasaya uygun yollarla çekilmeye zorlamalarını ısrarla söylemiĢti. Gerçekten de saldırı ilk andaki bir baĢarıdan sonra feci bir yenilgiyle sonuçlandı. Ama o sırada Enver Bey. Bu çeĢit bunalımları ileriyi görerek. Amacı kiĢisel yönetimi yıkmak olan Jön Türk Ġhtilâli. Mahmut ġevket PaĢa'nın sadrazamlığa getirilmesini kabul etti. Kamuoyunu yatıĢtırmak için onun Edirne'yi ancak düĢtükten sonra düĢmana verdiği söylendi. Plan gereğince. Tam o sırada dıĢ olaylar oligarĢinin itibar kazanmasını sağladı. Enver. uygarca çözmenin yolu buydu. savaĢ amacıyla kurdukları iğreti birlik. Enver'e ve Ġttihatçılara Anayasayı bir yana itip diktatörce bir yönetim kurmak fırsatını verdi. Ganimeti paylaĢırlarken kavgaya tutuĢacakları baĢtan belliydi. Bir hoca bularak. böylelikle. Komuta kendisinde olmadığı halde bu yeni saldırının ilham kaynağı Enver oldu. onları geride bırakarak bir süvari müfrezesinin baĢında herkesten önce Ģehre girdi ve bir kez daha. hızla mermer merdivenleri çıktı. Ġleride görüleceği gibi. Mustafa Kemal. 'Köpekler. barıĢın elde edilebilecek en iyi koĢullarla imzalanması gerektiğini biliyordu. ne olursa olsun kan dökülmeden yapılmalıydı.

Kendi kendini denetlemeyi henüz öğrenmemiĢti. Falih Rıfkı. Ama bunun altında yatan sert ve acımasız enerjisi. bu Balkan tedhiĢçilerinden temizlemek zamanının geldiğine kuvvetle inanıyordu. aralarındaki tek sivildi. temiz giyinmiĢ. Mustafa Kemal onu. Bu öfkeli genç adam. YakıĢıklı. Ġri yarı bir Trakya köylüsüydü. keskin bakıĢlı.bazı subaylar onun bu aceleci davranıĢına kızmıĢlardı. KiĢisel iktidara dayanan bir rejimde. vatanına karĢı olan büyük bağlılığına rağmen. 1913'te Balkan SavaĢının alanlarını gezen Ġngiliz generali Sir Henry Wilson. Ama seziliyordu ki. YaĢı otuz ikiyi bulan Mustafa Kemal. BükreĢ'te imzalanan bir antlaĢma gereğince Bulgaristan'ın kaybettiği toprakların çoğunu paylaĢtılar. Cavit. Edirne de kesin olarak Türkiye'de kaldı. Ġkiyüzlülükten. Ġngiliz generalinin üzerinde yetenekli birer asker izlenimi bırakabilmiĢlerdi. Üçüncü adam. Bu arada siyaset alanında Mustafa Kemal'in önüne bir fırsat çıktı. Bunlardan biri. kendisine yararı ya da zararı dokunabilecek kimselere yaranmaya tenezzül etmiyordu. Kendisini hem açıkça eleĢtiriyor.' (2) O sırada ortada henüz böyle bir belirti yoktu. serçe gibi ufak ve nazik bir 'Selânikli Yahudi (dönme) idi. baĢa geçmek istediğini kimseden saklamadığı gibi. gururlu. evinde Mustafa Kemal'le birlikte otururken Talât'ın geldiğini bildirdiler. bütün dikkatleri üzerine çeken bu zabitin pek söze karıĢtığı yoktu. 'Enver PaĢa. DıĢtan bakıldığında zarif tavırları. herkesin haksız olduğunu da çevresindekilere zorla kabul ettirmeye çalıĢıyordu. Kırmızı yanakları ve çingene gibi kapkara. onun 'baĢı külâhlı. Eğitimini. hükümetin sözde baĢında olan Prens Sait Halim. O yumuĢak baĢlı 'Hürriyet Kahramanı' böylece tam bir askeri diktatör olunca herkes. omzu tüfekli fedai komitacılar kılığında bir zabit olmadığını ve itibarının. çekici.' demeye baĢladı. SavaĢ alanından baĢka her yerde önemli olaylara hep seyirci kalıyordu. bir Musevi okulunda tek Müslüman olarak yapmıĢ ve sonradan postanede memurluk etmiĢti. Bir gün Fethi. son harekât sırasında iyice artmıĢtı. vahĢi bir çekiciliği vardı. Ona dikkat edin. liberal düĢünceli zengin bir Mısırlı paĢaydı. olsa olsa baĢka değerlerden ileri gelmesi gerektiğini' görmüĢ ve sezmiĢti. Yeni genel sekreterin aleyhinde gittikçe kuvvetlenen bir cereyan uyanmaya baĢlamıĢtı. kendisini Birinci Dünya SavaĢının karanlık günlerine kadar bir daha göremeyecek olan Falih Rıfkı'da uyandırdığı ilk izlenimdi. Enver'den pek de genç olmadığı halde askerlik ve siyaset alanlarında fazla ilerlemiĢ değildi. Akıp geçen önemli olaylara hep seyirci kalıyordu. 'Mustafa Kemal diye bir adam var. Orada gazeteci olarak hazır bulunan Falih Rıfkı. YaĢça kendilerinden büyük olduğu için 'triumvira' onu Ģimdilik sadrazamlığa uygun bulmuĢtu. rütbesinden üstün bir önemi vardır. iyi konuĢan ve mali iĢleri çabuk kavrayan bir adamdı. hem de aleyhinde imzasız broĢürler yayınlayarak suçluyorlardı. iktidar üçlüsünün ikinci adamıydı. Yalnız. 'genç bir kurmay yarbay. Harbiye Nazırlığına getirildi. bu sedirin karĢısındaki duvann dibinde bir iskemleye oturdu. Talât. Mustafa Kemal bir süre için Fethi'nin evine yerleĢti ve ne yapmak gerektiğine dair uzun tartıĢmalara giriĢtiler. partiyi komitacılardan. bir subay onlardan ayrılıyordu. Türkiye'nin yönetimini ellerinde bulunduranlar Ġngiliz generalinin bu ileri görüĢünü paylaĢmıyorlardı. Çok geçmeden Cemal de Mustafa Kemal'i çağırttı ve ona da bütün . Ne bunlar. askerlik ve siyaset alanında ilerlemesi bu yüzden gecikiyordu. centilmen tavırlı. bu çeĢit taktiklerin komitacıları düĢmanlarıyla elele vermeye kıĢkırtacağını söyleyerek uyardı. SavaĢ alanından baĢka her yerde sabırsız olan bir insandı. Hükümette yalnızca iki kiĢi daha önemli bir rol oynuyordu. General. akıllıca bir hareket olacağını anlamıĢtı. soğukkanlı zekâsıyla birleĢince ona çoğu zaman insafsız ama becerikli bir yönetici niteliği veriyordu. Hükümetin 'ruh-u habis'i ise. evet efendimcilikten anlamıyor. Enver'le aralarındaki uzlaĢmazlık. göğsü fiĢekli. parlak gözleri vardı. (1) Ġkinci Balkan SavaĢı böylece sona erdi. Edirne valisi onların Enver'le aralarını bulmak için Ģehir eĢrafından birinin evinde hepsini biraraya getirdi. Osmanlı prenseslerinden biriyle evlendi ve Boğaziçi'ndeki bir sarayda prensler gibi yaĢamaya koyuldu. Ġstanbul'da Enver ve Cemal'le tanıĢtı. Mustafa Kemal'in. paĢa oldu.' dedi. sahneyi Ģöyle anlatır: 'Fahri PaĢa ve Fethi Bey sedirdeydiler' Ġyice sarıĢın. Talât. Enver yükseldikçe yükseldi. Mustafa Kemal gibi Fethi de. ne de gördüğü öteki subaylar. Sırbistan'la Yunanistan. Fırka'nın genel sekreterliğine Talât'tan sonra Fethi getirilmiĢti. böylece yakınındakileri gücendirip kuĢkulandırıyor. bu olup bitenlerde onun. Cemal. Fethi'yi bir baĢka odaya aldı ve ona Sofya Elçiliğini teklif etti. Bu düĢüncesinde haklı olduğu da çok geçmeden anlaĢıldı.' Bu. genç bir zabit. Çok yükselecektir. Enver Beyi öldürdü. hep kendisinin haklı. Ama komitacıların ödeneklerini kesmek için bütçede kısıntı yapılmasını öne sürmekle fazla ileri gitmiĢ oldu. Cavit adında. Fethi de bu görevi kabul etmenin. Kurnaz ve esnek zekâsını maskeleyen babacan halleriyle herkesin güven ve sempatisini kazanırdı.

Bu çok Ģık bir toplantıydı. Bu onun Batılı bir toplum içinde ilk yaĢayıĢıydı. küçük bir Alman baĢkentini andınyordu. Mustafa Kemal. Fethi Bey. 1913 sıralarında üzerinde kuvvetli bir Batı cilâsı taĢıyor ve bu da. yemekler. Mustafa Kemal de onun yanından hiç ayrılmıyordu. Romantik bir zevkle düzenlenmiĢ parkları. Avrupalılarca 'tilki' diye anılan. 1 Falih Rıfkı Atay. danslı çaylar. gözü yükseklerde bir adamdı. kadınları bile gölgede bırakarak ilgileri üzerlerine çekiyorlardı. ġimdi ilk olarak. Kadınlar onun ilginç görünüĢünün etkisinde kalıyor ve havadan sudan konuĢmayı bilmemesine. Bulgarlar. zarifliği. balolar birbirini izliyor. Çünkü parti ile arasında çıkan ilk anlaĢmazlık sırasında olduğu gibi. az konuĢması yüzünden Bulgarlar onu. bir sürü eğlence arasında unutulmaya çalıĢılıyor. Bir gece. bu da. girintili çıkıntılı eski Türk tarzındaki Sofya'yı kökünden kazıyarak yerine uzun. aslına bakılırsa. Balkan SavaĢlarının acısı. belki de bu sürgün yüzünden kurtulmuĢ oldu. bu görevi kabul etmekten baĢka çaresi olmadığını biliyordu. orta bir Balkan kentinden baĢka bir Ģey değildi. taĢra çapında da olsa yine bir rokoko inceliği taĢıyordu. Mustafa Kemal. biraz da sallapati davranmasına karĢın onda esrarlı bir havanın varlığını seziyorlardı. gerek kendisi. Eski Osmanlı zaitlerinin palabıyığı yerine. Paris'te hem az kalmıĢ. Aslında bir Coburg prensi olan Bulgar Kralı Ferdinand. DOKUZUNCU BOLÜM Sofya'da Görev MUSTAFA KEMAL'in Sofya'daki yaĢantısı onun için yeni ve yararlı bir deneme oldu. her hafta subay kulübünde verilen danslı toplantılarda. bir Avrupa baĢkentindeki toplum hayatının incelikleriyle karĢılaĢıyordu. on dokuzuncu yüzyıl sonlarında. Bu yüzden. Balkanlardaki görevi sırasında öğrendiği Bulgarcayı henüz düzgün konuĢamıyordu. Sofya. Harbiye'den çıktığı zaman ġam'a gönderiliĢi gibi. Mustafa Kemal'in gözüne. Sarı alçı ve mermer karıĢımı kabartma süslü yapıları. Çankaya. ince. komitacılar. Mustafa Kemal. yine canına kıymaya hazırlanıyorlardı. Birkaç dersten sonra. 'Türk gibi bir Türk' damgasını vurmakta gecikmediler. Ondan önceki kral. hem de zamanının çoğunu askerlik görevleriyle harcamıĢtı. 2 Times gazetesi. etkisi altında kaldığı sosyete hayatına daha tam olarak alıĢmamıĢtı. Yine de. Ancak. Mustafa Kemal'in hayatı. Ġkisi de bekâr olduklarından çoğunlukla her yere birlikte çağrılıyorlardı. 1905'te. 57. 1958 Cilt 1. Jön Türklerde yeni moda olan kırpık bıyıklarıyla asker duruĢlu. gerek Fethi için bir sürgün cezasından baĢka bir Ģey değildi. Bulgar Türklerinden ġakir Zümre adında bir arkadaĢıyla operada verilen bir galaya gitti. düz sokakları ve geniĢ bulvarlarıyla. Ama. herkese karĢı uysal ve nazik davranıĢlarıyla. Dünya Yayınları. dıĢarıdan kimsenin alınmadı subay kulübünün haftalık danslı toplantılarında Ģık üniformalı subaylar. Seyircilerin parlaklığı. Az zamanda Bulgar sosyetesinin sevgisini kazannmıĢtı. Ġçkiyi fazlaca seviyor. s. iyi giyiniyor. Sofya'nın kibar kadınları Viyana'dan giyinir ve operada Viyana müziği dinlerlerdi. vals ve tangoyu da öğrendi. Fethi Bey'in arkasından ataĢemiliter olarak Sofya'ya geldiği zaman Ģehirde bir savaĢ sonrası havası esiyordu. salonlarda pek eğilip bükülmüyordu. pek önemli olmayan. dünkü düĢmanları Türklerle kaynaĢmaya istekli görünüyorlardı. Mustafa Kemal'in üzerinde derin bir etki . Ġstanbul. göz alıcı genç ataĢemiliter. Ama Bulgar çevrelerine girip çıktıkça onu da ilerletmeye baĢladı. hanımlar arasında sükse yapmaya baĢladı. Orta Avrupa'nın büyük Ģehirlerinden taĢan tatlı yaĢam havasını yansıtır gibi görünüyordu. piĢkin ve yontulmuĢ arkadaĢından ayrı bir yaradılıĢta olduğu kolayca anlaĢılıyordu.Balkan ülkeleri nezdinde ataĢemiliterlik göreviyle Sofya'ya gitmeyi önerdi. Üzerlerine aldıkları cinayet görevini. koruları. önce buna Ģiddetle karĢı koydu. 11 Kasım 1938. Çocukluğundaki Rumeli türkülerinden kalma bir ritm duygusuna sahip ve ayaklarına hâkim olduğu için iyi dans ediyordu. Ama içindeki bütün kırgınlığa rağmen. Ġçine kapanık duruĢu. onların gözünde AvrupalılaĢmıĢ Türk tipini canlandırıyordu. Avrupa stilinde bir Ģehir kurdurmuĢtu. düzgün davranıyordu. belki bu sefer baĢarıyla yerine getirebileceklerdi. Bu yüzden çekingen davranıyordu. kabuller.

Gecenin eğlencelerinden yorgun düĢmüĢ olan ġakir Zümre. Cevdet Beye beni getirmesini o söylemiĢ. Madam Denigi adında. Bütün ömrümce tek ilkem bu olmuĢtu. Onun bu kadar cana yakın ve iyi bir dost olacağını hiç sanmazdım. kızları locada bırakarak gazinodan ayrıldık. yeni yapılmıĢ olan Splendide Palace'ta kalıyorum. Afrika savaĢından ne kazandığımızı bildirdiğiniz için de teĢekkür ederim.b. Perde sırasında Kral Ferdinand'la tanıĢtırıldı. Ayrılırken bana. Daha çok gençken edindiğim bu ilkeden. Birkaç nazırla yanlarındaki kimseler de bakara oynuyorlardı. Ġtalyan asıllı ve müziğe istidatlı bir kadın olan Corinne. Misafirler gittikten sonra Mustafa Kemal. Bana sık sık yazın. Avrupa'daki toplum hayatının inceliklerini. Birtakım tasarılarım. Mustafa Kemal Ģimdi. kısacası istediğiniz her Ģey var. Gerçekten konforlu bir otel. hayır! Sofya'da bir tek güzel kadın görmenin imkânı yok. Canım sıkıldı. çeĢitli kimseleri çağırırdı. onu gidip yatmaya güçlükle kandırabildi. Operadan sonra iki arkadaĢı. Ġstanbul'da opera Ģöyle dursun. Türkiye'de böyle Ģeyler yoktu. Ömer Lütfü adında bir subay arkadaĢından dul kalmıĢ olan Corinne'le bir bağlantı kurmuĢtu. fam döĢambrları. yakın bir gelecekte bu gibi Ģeylere kavuĢmalıydı. Bununla birlikte. Corinne onun sosyete hayatını öğrenmesine. bazı tanıdıklarını Grand Hotel de Bulgarie'de yemeğe götürdüler. Bu yüzden kalmaya değiyor. Cevdet Bey iki Macar kızı çağırdı. Yemekte havyar.. Cevdet Beyle dostluğumuz çok iyi. Oteldeki eğlenceler de ayrı. Evin döĢenmesi tamam olunca. hâlâ biraz uydurma ve imlâsı da bozuk olan Fransızcasıyla Corinne'e anlatıyor. Mustafa Kemal. bunun baĢka birisinin kaleminden çıkmıĢ olabileceğini yazıyorsunuz. Sofya'ya gitmeden önce de sosyete hayatına büsbütün yabancı sayılmazdı..yaptı. Bir tanesi Almanca biliyordu. Ben oynamadığım için onlarla selâmlaĢıp bir iki lâf ettikten sonra ayrıldım. Arkadan Novia Amerika adındaki çalgılı kahveye gittik. Arkadan. Sofya'ya geldiğim zaman inmiĢ olduğum Bulgaria otelinden çıktığımı biliyorsunuz. ġunu söyleyeyim ki. Fransız v..' dedi. Corinne. (1) Türkler. öğrencisi yeni bir mektup yazdı: Son mektubumda beklediğinizden daha az imlâ yanlıĢı bulunduğunu ve. 'Mon Commandant. 'bu akĢam evimde pek eğlenemediniz. Batı uygarlığı buydu iĢte. hattâ büyük tasarılarım var. iki arkadaĢ. duyduğu heyecanı ġakir Zümre'ye açıkladı. Beyoğlu'ndaki evinde gece toplantıları düzenler. Macarcadan baĢka dil bilmiyordu. Ama bunlar yüksek bir mevki elde etmek ya da zengin olmak gibi maddi cinsten Ģeyler değil. Avrupa edebiyatını tatmasına ve özellikle Fransızcayı ilerletmesine yardımcı olmuĢtu. Mustafa Kemal de bu toplantılara sık sık gitmeye baĢlamıĢ. Banyoları. Önceki gece beni.. Türkiye'den özel olarak getirtilmiĢ en iyi cins rakı. eskiden tanıdığı Parisli bir hanımın evine götürdü. Orada önemli biri vardı. arkadaĢı ġakir'le birlikte. Her gün beni düĢündüğünüzü öğrenmek beni çok sevindirdi. ben bundan pek emin değilim. Arkadan. Neden bilmem. Bunu ben bir çeĢit iltifat olarak kabul ediyorum. Elçiliğe yakın bir ev bulup taĢındı. devletlû (2) kiĢilerle sürdürdüğünüz ahbaplık arasında benimle uğraĢacak bir an bulabildiğinizi bilmek beni öyle sevindiriyor ki. ġimdi. arada sırada da Latin harfleriyle Türkçe yazıyordu: Son mektubunu aldım. Daha küçük olan ötekisi. Bu tasarılarımın gerçekleĢmesini. ama daha ağırbaĢlı bir ifade taĢıyan mektuplar yolladı: Bütün o yüksek mevkili dostlarınıza rağmen beni hatırdan çıkarmadığınızı ve bu haĢmetlû. Bir sürü Alman. Corinne'nin bu mektuba verdiği cevap üzerine. adamakıllı bir tiyatro bile yok sayılırdı. Sanırım ki. hiç eğlenemedim. Sofya'da nasıl vakit geçirdiğini. hem de bana görevimi yapmıĢ olmaktan dolayı zevk verecek büyük bir fikri baĢarıya ulaĢtırmak için istiyorum. Uygun bir ev bulamadığım için otelde kalıyorum. daha içten. ama emin olunuz ki gelecek sefere sizi memnun etmeye çalıĢacağını. Otele dönüp yattığım zaman. Parisli hanımı güzel bulmadım. güzelliklerini öğrenmeliydiler. Ģarkıcı kadın vardı. Sizi bütün kalbimle kucaklarım. Bir süre sonra Mustafa Kemal. Ama hayır. Mustafa Kemal sadece: 'Fevkalâde!' diyebildi. Türkiye. Bulgur Adliye Nazırına bir ziyafet verdiler. en sonunda da Ģampanya vardı. davet edilmek umuduyla locaların çevresinde dolaĢıp duruyorlardı. son nefesime kadar vazgeçmeyeceğim.. saat gece yarısını geçmiĢti.' Yalnız. Kral ona izlenimlerini sordu.. Yemeğin güzelliği . Ġstanbul'dayken. hem ülkemin yararına olacak.

' ılcdi. köylülerde gördüğü sağlamlığı da takdir etmeye baĢlamıĢtı. KarıĢık tartıĢmalar arasında dengeyi korur. Bir general karısı olan ve sosyetede sözü çok geçen Sultana Ratcho Petrova. terbiyeli kızı Dimitrina'ya pek dikkat etmemiĢti. koyu renk saçları bukleli genç kızla. onu tanıtmakta ön ayak olmuĢtu. Türk ataĢemiliterini evinde ağırlamıĢtı. Ģimdi sık sık Kovaçev'lere gidiyor. derin bir dostluğun temeli böylece atılmıĢ oldu. 'ĠĢte ben Türk köylüsünün de böyle olmasını istiyorum. sadece yabancıların elindeydi. Arkadan da gazinonun sahibi. Mustafa Kemal de onun devlet adamlığına karĢı beslediği saygıyı belirtmek için kendisine altın bir tabaka gönderecekti. Sofya'da hayat güzel geçiyordu. 'Köylü memleketin efendisi durumuna gelmedikçe. bunda da baĢarı gösteriyorlardı. Bu parlak kılık içinde büyük bir heyecan yarattı ve gece yarısı. Mustafa Kemal. O sırada köylü kılığında bir Bulgar girip. 'Bulgaristan'ı benim çalıĢmam yaĢatıyor. Mustafa Kemal. daha Türkiye'de benzeri görülmeyen güzel okullar açılmıĢtı. Et puis bonsoir. yavaĢ yavaĢ ilgilenmeye baĢladı. Plevne'de ve daha baĢka yerlerde endüstri kurmuĢlardı. gülüp oynamaktan baĢka yapacak iĢler de vardı. tıpkı bir savaĢ alanında askeri taktikleri incelediği gibi.' Bundan baĢka bir parlamento rejiminin nasıl iĢlediğini de gözüyle görüp öğrenecekti. Mustafa Kemal görevlerine ciddi olarak sarılmıĢtı. sarayda verilen bir maskeli baloda elde etti. sonra da servis yapmayı reddetti. o da bunların parasını tıkır tıkır ödedi.' Kafasında. Sofya'da Ģık bir gazinoda olurmuĢ. Köylüye çay ve pasta getirmek zorunda kaldılar. 'Beni buradan atmaya nasıl cesaret edersiniz?' diye kalkmayı reddetti. Bu geziler sırasında. Makedonyalı olan karısıyla birlikte. Her yerde. Memleketi yakından tanımak ve özellikle nüfuzlu Türk azınlığıyla daha yakın iliĢki kurmak çabasına giriĢti. Ġkinci bir ziyaret düzenlendi ve Mustafa Kemal'le Kovaçev ailesi arasında. Mustafa Kemal sonra. kendi ülkesinde de kendi milletinin nasıl bir yaĢam düzeyine eriĢebileceği ve eriĢmesi gerektiği üzerinde belirli bir düĢünce edinmeye baĢladı. ilerideki Kemalist slogan böyle filizlenmiĢti: 'Köylü. General daha önce. Mustafa Kemal geceler gecesi. . Üstelik. Oysa. Türkler. Generalle oturarak iki eski silâh arkadaĢı gibi savaĢ anılarından konuĢuyor. Ģu eski Fransız sözlerine rastladı ve bunları. Bu sırada bir yerde. Ġstanbul'a bir emir eri göndererek Müze'den kavuğu ve mücevher kakmalı kılıcıyla tam takım bir yeniçeri üniforması getirtmiĢti. savaĢ sanatı üzerinde uzun tartıĢmalara giriĢiyordu. ġakır Zümre. Köylü. arada bir de oylarıyla bir tarafın ağır basmasını sağlardı. Orkestrayı dinliyordu.' Bunun üzerine polis çağırdılar. saygıyla konuĢuyor. Bir sürü partilerden oluĢan bu mecliste. Mustafa Kemal. bir dostuna yazdığı mektupta tekrarladı: La vie est bröve Un peu de reve. SoydaĢlarının bu yabancı ülkede çok iyi bir hayat sürdüklerini görerek hayret etti. Sonradan bu ince vücutlu. ileride yararlanmak üzere parlamento taktiklerini derinlemesine incelerdi. Bir gün danslı çay saatinde. bu olayı arkadaĢlarına anlatırken. Ġçlerinde birçoğu büyük para kazanmıĢtı. Mustafa Kemal'in evine davet edilmek istediğini bildirdi. sayısıyla ölçülmeyecek bir önem taĢırdı. memleketin efendisidir. rastlaĢtıkları toplantılarda dansa kaldırıyordu. Yıllar sonra. Un peu d'espoir. Mustafa KemaPin kültürü de geliĢmekteydi. Bulgaristan Türkleri rahatça ticaret yapıyor. Un peu d'amour Et puis bonjour. Garsonu üst üste çağırdı: garson onu önce önemsemedi. sosyete hayatındaki en büyük baĢarısını. meclisin balkonunda oturur. La vie est vaine Un peu de peine. yanındaki masaya oturdu. Mustafa Kemal. bu görevin askeri olduğu kadar siyasi olduğu yolundaydı. Türkiye'de gerçek bir Ġlerlemeden söz edilemez. (3) Ama Sofya'da seviĢmekten. BaĢlarda Generalin sevimli. görüĢmeleri dikkatle izler. Hediye olarak gümüĢ bir sigara tabakası verdi. Türkiye'de alıĢveriĢ. köylüye çıkıp gitmesini söyledi. Türk milletvekillerinden kurulu on yedi kiĢilik küçük grup. O da köylüden yana çıktı. Fethi Bey'le kendisinin düĢüncesi de. Ġkinci Balkan SavaĢında Mustafa Kemal'e karĢı savaĢmıĢ olan Harbiye Nazırı General Kovaçev'in kulağına gitti. Kral Ferdinand sürgüne gönderildiği zaman. kısa bir süre sonra her yere çağrılmaya baĢlandı. çoğunlukla peçesiz dolaĢıyorlardı. Kadınları da anayurttaki kadınlara göre daha serbesttiler. Bulgaristan'ı benim tüfeğim koruyor.ve gecenin çok baĢarılı geçtiği. Bulgar Meclisinde milletvekiliydi. ġimdi onunla çekinerek. Kral Ferdinand kendisini çağırarak tebrik etti. davetliler maskelerini çıkardıkları zaman. ġakir'le birlikte Türklerin oturduğu bölgeleri dolaĢtı. Kendisi de ailesiyle birlikte.

(4) Bu arada Enver ve üçlüsü. Bunlar. Enver'in elinde. Ġlk önce müzikten konuĢtular. eski subay sınıfını temizleyip yerlerine yeni yetiĢmiĢ subayları getirmeye baĢladı. Mustafa Kemal'le Fethi Bey'in Sofya sokaklarında fesle değil de. Yaptıklarını Mustafa Kemal bile beğeniyordu. Alman subayları. Cemal de deniz kuvvetlerini yeni baĢtan örgütleme iĢine giriĢmiĢlerdi. Makedonyalıydı. aynı zamanda keskin görüĢlü. Bu da Mustafa Kemal'e. Enver orduyu. erkeklerle konuĢup kendilerini bağladığı kölelik zincirlerinden kurtulmalıydılar. akıllı bir kumandan olan General Liman Von Sanders'e Türk ordusu üzerinde geniĢ bir yönetim yetkisi verilmiĢti. General Ratcho Petrov'un kızına tutulmuĢ olan Fethi'ye danıĢtı. Dimitrina'yı kafasında tasarladığı Avrupalı eĢ olarak görüyordu. Türkiye'yi batılılaĢtırmak ve özellikle kadınları özgürlüğe kavuĢturmak yolundaki tasarılarını anlatmaya baĢladı. rakibinin emri altında çalıĢmaya hazır olduğunu bildirdi. bu reformlar daha hızlı geliĢtirilmekteydi. Ancak. akıcı konuĢması karĢısında. Bu çalıĢmaları sırasında. kızının bir Müslümanla evlenmesine razı olur muydu? Kendi de baĢka bir Bulgar kızına. Aslında Türk ordusunun bu yenileĢtirilmesi karĢılığında ödenecek bir bedel vardı: Bu da. Heyetin Ģimdiki baĢkanı. 1914 yılında bunların sayısı hızla kabardı. Mustafa Kemal'in bu güçlü. Türk azınlığı eliyle. kendinden geçmiĢ gibiydi. gerçekleĢmesi pek kolay olmayan bir iĢti. Artık yalnızca yiğit bir savaĢçı değil. boyuna Dimitrina'yla dans etti. bu biçimde davranıĢını. elçilik yoluyla. milliyetçi bir bilinç uyandırmak gerekiyordu. Birtakım aracılar yoluyla kız babalarının ağzını arattılar. Bulgar Harbiye Nazırının karısı. bunun için genç kızı babasından istemesi gerekliydi. General Petrov hiç düĢünmeden karĢılık vermiĢti. . Genç kız müziği çok seviyordu. Sofya'dan Enver'e bir mektup yazarak onun Harbiye Nazırlığındaki baĢarılarını kutladı. bu ruhu milli bir birlik biçimine sokabilecek yeterlikte bir hükümet vardı. Az sonra siyasetten söz etmeye baĢladılar. bu balodaki kadınlar gibi. özellikle silahlı kuvvetlerde. Aralarındaki flört bir maskeli baloda iyice ilerledi.burada daha elle tutulur bir amaç da güdüyordu. Mustafa Kemal'le Dimitrina birbirlerini bir daha göremediler. çok utandırıcı bir hal olarak görüyorlardı. Ġkinci Balkan SavaĢından sonra buraya göçmüĢ olan Makedonyalılardı. Makedonyalılar komitesiyle yakın iliĢkiler kurdu. Tevfik RüĢtü'ye de bu yolda bir mektup yazdı. BaĢlarında da. bütün keyfi davranıĢlarına rağmen. Dimitrina ile asıl bu yüzden ilgileniyordu. Yönetimin birçok alanlarında. kızı Dimitrina ile Mustafa Kemal arasında geliĢen arkadaĢlığın altında siyasi bir koku seziyorlardı. iki Türkçe gazeteyi denetimi altında bulunduruyor. 1914 baĢlarında. Enver. Bir Türk elçisinin. haber ve yorumlarına istediği gibi yön veriyordu. Bulgaristan'da Türklerden yana çekilebilecek baĢka bir unsur daha vardı. Dostu. gerici unsurlarla çatıĢmak zorunda kaldı. Dimitrina. Mustafa Kemal. öteden beri meraklı olduğu bir konuda. Onlara para yardımında bulundu. arkadaĢı gibi düĢünüyordu. Ģapkayla dolaĢmasını bir türlü hazmedemiyorlardı. Osmanlı Ġmparatorluğu için büyük felâketler doğuracaktı. onun bu göreve atanması. Genelkurmayla öteki ordu birliklerini zaten doldurmuĢlardı. Mustafa Kemal bunun için. Hıristiyan olan General. Türk azınlığı içindeki hocaları ve öteki nüfuzlu kiĢileri etkilemek için ajanlar yolladı ve örtülü ödenekten hesaplı Ģekilde para dağıttı. Mustafa Kemal. güvenilir. Madam Kovaçeva.' General Kovaçev de. enerjik ve verimli bir çalıĢmayla. becerikli bir genç teĢkilâtçıydı. birtakım konuĢma ve tartıĢmalara giriĢmek fırsatını verdi. Ordudaki reformları. Artık en yüksek noktasına ulaĢan bu 'Alman yardımı' politikası. Alman askeri misyonu düzenliyordu. ama sonuç cesaret kırıcı oldu. ama Enver'in kurmay baĢkanının bilgisizliğini eleĢtirerek onun yerine kendisinin. 'Kızımı bir Türk'e vermektense kafamı keserim. Türk elçiliğinde verilen bir balo çağrısını kendisi ve ailesi adına nezaketle reddetti. Balkan SavaĢları en sonunda Türklerde bir milliyetçilik ruhu doğurmuĢtu. bir sürü hızlı ve yapıcı reform hareketine giriĢmiĢlerdi. Bulgaristan Türklerinde. Ģapka ile fesin kıyaslanması konusunda. Yerli dedikoducular. Almanların Türk ordusunu gittikçe denetimleri altına almalarıydı. Böylece yeni bir ün daha kazanmıĢ oluyordu. Bu da. Onlar da peçelerini çıkarıp atmalı. heyecanlı bir ciddilikle. Oysa bu arkadaĢlıkta daha çok romantik bir çeĢni vardı. O zaman da bir red cevabıyla karĢılaĢmak tehlikesi vardı. Batı inceliğiyle yetiĢmiĢ. politika mekanizmasını kendi ülkesi yararına iĢletmenin mümkün olduğu kanısındaydı. daha iyi. Ama. Mustafa Kemal. iyi aileden bir genç kızla ilk olarak tanıĢıyor. O da. ilk önce. Mustafa Kemal.

Kayzer de onları destekledi ve Birinci Dünya SavaĢı baĢlamıĢ oldu. anlaĢmanın yürürlükten kalkacağı konusunda bir madde bulunmasına karĢın. kaybederse Türkiye de çok Ģey kaybetmiĢ olacaktı. Mustafa Kemal. Bir ay sonra. kendimiz ya da müttefikimiz için ne gibi bir sonuç vereceği kestirilemez. savaĢa Almanya'nın karĢısında katılmasını uygun bulmaktaydı. Göben ve Breslau adındaki Alman zırhlılarının tam bu sırada. Bundan iki gün önce. Türk ordusunun toparlanıp güçlenmesi iiĢin daha zaman gerektiğini bilen Talât PaĢa. Bundan. Sırbistan'a savaĢ açtılar. amacımızın ne olduğunu belirtmeden seferberlik ilân ettik. Enver'in giriĢtiği reformlara rağmen. Avusturyalılar. savaĢın kısa süreceğine ve Türkiye bundan bir Ģey koparmak istiyorsa. 28 Haziran 1914'te Saraybosna'da tedhiĢçi bir Sırp örgütünce tutulup silahlandırılan. Mustafa Kemal. Türkiye'nin Yunanistan'daki çıkarları açısından da yararlı olurdu. Bunlardan birincisi Türkiye için Armstrong-Whitworth tezgâhlarında yapılmıĢ ve parası ödenmiĢ olan iki kruvazöre. Bununla birlikte. iki taraf arasında bir denge kurmak olmalıydı. Mustafa Kemal'in önceden gördüğü gibi. Bu gemilerin silahtan arınmaları gerekirken. Bulgaristan'la dost geçinir görünmesi kendi yararına olurdu. tarafsız kalıp askeri gücünü artırmaya bakmak. itilâf Devletlerinden yana olan çevrelerde bile öfkeli bir tepki yarattı. Enver PaĢa. yalnız Almanları sevmemekle ve onlara güvenmemekle kalmıyor. baĢlarından kasketleri çıkarıp fes giyerek yerlerinde kaldılar. Türkiye'nin uzun süre tarafsız kalamayacağım da biliyordu. bir bahane uydurup Bulgaristan'ı iĢgal etmekti. savaĢ çok yakındı. gittikçe Avusturya'ya yaklaĢmakta olduğunu bildirmiĢti. Türkiye ile Almanya. savaĢ daha yayılacak olursa. hesaplanması güç birtakım faktörlere bağlı olduğunu öğretmiĢti. Bulgarların. arkadaĢı Salih'e yazdığı mektupta söylediği gibi. Mustafa Kemal bunu çok iyi biliyordu. Bulgarların Büyük Bulgaristan tasarılarını gerçekleĢtirmek umuduyla. Öte yandan. Rusya'ya yönelmiĢ gizli bir anlaĢmaya varmıĢlardı. Ruslarla bir çatıĢmaydı. Çünkü bu uzun bir savaĢ olacaktı. Almanya savaĢı kazanırsa.(6) Ġkinci olay da. karar almak zamanı gelinceye kadar. Gemilerdeki Alman deniz subay ve erleri. AnlaĢma. Geleneksel düĢman Rusya'ya karĢı Ġngiltere ve Fransa'dan yeterli garantiler elde etmek yolundaki uğraĢmaları boĢa çıkmıĢtı. olayların geliĢmesini izleyerek. Ġstanbul'daki dostlarına da ısrarla mektuplar yağdırıyor. Türkiye'nin hareketsiz durmasını tehlikeli buluyordu. çeĢitli faktörlerin etkisi altında zikzaklı Ģekilde ilerlemek zorunda kalacağını ve bunun da onlar için zararlı sonuçlar doğurabileceğini' görüyordu. Sofya'da Mustafa Kemal. Bizim için büyük bir silahlı kuvveti uzun zaman ayakta tutmak zararlı olacaktır. Ama. Bunun. Türk hükümeti onları satın alarak Yavuz ve Midilli diye adlandırdı. Bu durumda. Akdeniz'deki Ġngiliz filosunu atlatarak Boğaziçi' nde boy göstermeleriydi. Talât PaĢa. onların savaĢı kazanacak yetenekte olduklarına da inanmıyordu. ittifakı. bir an önce savaĢa katılması gerektiğine inanıyordu. bu davranıĢ. Enver'in aksine. Sofya'daki gözlemlerine dayanarak. uluslararası gerçekler üzerinde ne kadar uzak görüĢlü olduğunu gösteren düĢüncelerini onlara açıklıyordu. bu henüz Türkiye'nin savaĢa katılacağı anlamına gelmiyordu. halkın hoĢuna gidecek bir jestle. Türkiye'nin mümkün olduğunca tarafsızlığını koruması düĢüncesini savunmaktaydı. Türkiye'nin büyük devletlerden birinin desteğine ihtiyacı olduğuna inandığı ve yalnız kalmasından korktuğu için istemiĢti. Kabine üyelerinden . Ancak. Bu arada herhangi bir Batılı grupla bağlantısı olmayan Türkiye'nin. Durumun onun istediği yönde geliĢmesini sağlayan iki olay oldu. Türkiye'yi bir uydu haline getirecek. 'Almanların. Türkiye savaĢa katılmak zorunda kalacak olursa o zaman da 'Bizim için yapılacak Ģey. Onun için Mustafa Kemal. Alman ordusu Paris'e doğru hızla ilerliyordu ama. Daha o zamandan. Aceleye gerek yoktu. Doğuya doğru da geniĢlemek isteyeceklerdi ki. onların bununla yetinmeyeceklerini de ileri sürüyordu. Enver'in de bilgisi altında. Amerika'nın ergeç savaĢa katılmak zorunda kalabileceğini ve bunun da aslında Birinci Dünya SavaĢı demek olacağını görmüĢtü.Çünkü. kabine üyelerinden yalnızca dört kiĢinin bilgisi vardı. asker Mustafa Kemal. savaĢ çıktığı takdirde. çeĢitli yollarla. (5) Bu arada. Paris'i ziyareti ona askeri durumun. Türkiye'nin savaĢa katılması için Ģimdi tek eksik.' Öte yandan. Gerçi. Türklerin güvenini kazanmaya çalıĢacakları belli bir Ģeydi. 'Biz.' Bu çeĢit bir siyaset. Avusturya veliahtı ArĢidük Franz Ferdinand. Türkiye'nin Almanya yanında savaĢa katılmasının Ģiddetle karĢısındaydı. ġimdilik Türkiye'nin yararına olan tek Ģey. 2 Ağustos'ta imzalandı. SavaĢa katılıp katılmamak ya da hangi tarafta katılmak sonra düĢünülecek bir Ģeydi. Ġngiliz Bahriye Nazırlığının el koymuĢ olmasıydı. Kontratta. genç bir öğrenci tarafından öldürüldü. 16 Temmuz 1914'te Harbiye Nazırı Enver PaĢa'ya gönderdiği bir raporda. bu da ancak Türkiye'nin zararına olarak gerçekleĢebilecek bir Ģeydi.

2 Fransızca olan bu mektupta Mustafa Kemal. Ama bu iĢ artık olup bittikten sonra bütün enerjisi ve yurtseverliği ile kendini savaĢa verecekti.. 4 Dimitrina. (Dimitrina Kovaçev. saldırıya geçiniz. Alman amiralinin cebinde.) (Çevirenin notu. Rus filosunu arayınız ve nerede rastlarsanız. 'KeĢke ben ölmüĢ olsaydım da.) 3 Hayat kısacık Hayat anlamsız Azıcık hayal Biraz ıstırap Sevgi.. Göben ve Breslau'ı. onu kucaklayarak. Osmanlı Ġmparatorluğunun gerileyiĢ ve çöküĢündeki son dönem. Enver PaĢa'nın gizli bir emri bulunuyordu: 'Türk donanması Karadeniz'e zorla hâkim olmalıdır. 1 On beĢ yıl sonra Ankara için hazırlanan planlarda büyük ve modern bir opera binası yapımına yer verilecekti. Çankaya. Bulgarlardan Türk orduları için silâh ve yiyecek sağlamaktı. Yakınlarının anlattığına göre. Almanları hiç sevmediği halde. (Çevirenin notu. Bu bir savaĢ durumuydu. azıcık Ve umut. kendini tek güvendiği dayanaktan yoksun bırakmaması ve beceriksiz adamların ellerine atmaması için yalvardı. Rusların. KarĢılarında da Ruslar yoğun bir propaganda barajı kurmuĢ bulunuyorlardı. Cercle d'Orient Kulübünde kâğıt oynarken öğrendi. ihtarda bile bulunmadan. The Rising Crescent (Yükselen Hilâl). sık sık Karadeniz'e göndermeye baĢlamıĢtı.(burası silik çıkmıĢ). Dört yıl sonra. Ekim sonunda Yavuz. bu saldırı hakkında bilgisi olmadığını ileri sürdü. pasaportlarını istemeye geldikleri zaman. Birinci Dünya SavaĢının sonlarına doğru. ONUNCU BOLÜM Birinci Dünya SavaĢı MUSTAFA KEMAL.' dedi. o sırada Maliye Nazırı olan Talât PaĢa'yı gördü. 9 Ağustos 1966 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Karadeniz'deki Odesa. Cemal PaĢa. Her yoldan bu amaca varmak için çalıĢarak Fethi'ye yardım etti. Ankara 6 Bu savaĢ gemilerinin satın alınması için halk arasında açılan kampanyaya Türk kadınları mücevherlerini ve değerli eĢyalarını vererek katılmıĢlardı. Yalnızca Cavit. yanında emektar Hamidiye ve baĢka gemiler de olduğu halde denize açıldı ve ortada hiçbir neden yokken. memleket sağ kalsaydı. sözde. Ama. Ancak Bulgar cephesinin çökmesi. savaĢ ilân. Türkiye'nin savaĢa girmesine karĢı gelmiĢti.' demiĢti. sözde manevra için. Mustafa Kemal'i hiç unutmadı. ancak olduktan sonra öğrendi. ondan dul kaldı. önemsiz üç nazırla birlikte istifa edecekti.. Dimitrina babasıyla Ġstanbul'a gitmeye kalktı. (8) Sadrazam Sait Halim PaĢa. mahvolacağız. 'Gros bonnets. bir çatıĢma çıkar umuduyla. Derken elveda. Enver için böyle bir olayı yaratmak iĢten bile değildi. yüzü bembeyaz oldu ve kızının baĢı üstüne. ġakir Zümre. istifa etmekle birlikte perde arkasında çalıĢan ve milli politika konusunda hükümete öğütler . Orada Mustafa Kemal'i görmeyi umuyordu. Ama o da çekilmedi. Ama yine iĢbaĢında kaldı. haberi. hiç bir Ģeyden haberi olmadığına yemin etti. yalnız Derken merhaba. Enver PaĢa. bu yolculuğu engelledi. Talât PaĢa her Ģeyi. böylece baĢlamıĢ oldu. grosses legumes' Ģeklindeki kelime oyununu kullanmıĢ olacaktır. Sofya'daki ilk iĢi Bulgarlara savaĢa girmeleri için baskı yapmak oldu. Fransız ve Ġngiliz elçileri. 'SavaĢı kazansak bile. Sivastopol ve Novorosisk limanlarını bombardıman etmeye baĢladı. sabrı yettiği kadar onlarla birarada çalıĢmaya hazırdı. Sonraları bir Bulgar mebusuyla evlendi. (1) Mustafa Kemal'in bir baĢka görevi de. son günlerde bile Mustafa Kemal'den söz etmekteymiĢ. PadiĢah'a istifasını sundu. çünkü o da genç kızın ailesiyle teması kesmemiĢti. PadiĢah. Ģimdi müttefik olduklarına göre. savaĢa katılmanın daha iyi olduğunu ileri sürecekti. Talât "onu.çoğunun buna karĢı olmalarına rağmen. 7 . Bulgarlardan peĢin para karĢılığı büyük miktarda un vereceklerine dair söz aldı ve bu iĢ için ġakir Zümre'yi Ġstanbul'a gönderdi.etmeyi beklemeden. PaĢa da yerinde kalmaya razı oldu.t Jaeckh. Sadrazamın gözlerinden yaĢlar akıyordu. Büyük bir ĢaĢkınlık geçirdi. 8 Sonradan sefil bir Ģekilde Rus boyunduruğu altına girmektense.' (7) Çıkan çarpıĢmada birkaç Rus gemisi battı.) 5 CumhurbaĢkanlığı arĢivleri.

belirsiz bir Ģekilde. Enver'in yokluğunda Harbiye Nazır vekili olan kiĢiden. doğudan henüz dönmüĢ olan Enver'in yanına götürdüler. ben kimseden emir beklemezdim. Mustafa Kemal.' diye cevap verdi. oysa bu önemli kuvvetin doğu cephesinin savunması için.. 'Eğer beni yüksek rütbede bir subay olmaya lâyık görmüyorsanız açıkça söyleyin. Mustafa Kemal: 'Biraz yorgunsunuz galiba. Ancak. Mustafa Kemal. hayallerini gerçekleĢtirmek için. 'Orduda size her zaman görev bulunabilir ama Sofya'da ataĢemiliter olarak kalmanız özellikle gerekli görüldüğünden sizi orada bırakıyoruz. sözü. o kadar değil. kendine verilen göreve getirdi: 'Beni numarası 19 olan tümenin komutanlığına tayin etmek lûtfunu gösterdiğiniz için teĢekkür ederim. paranın verilmesini uygun görmedi. kendini daha kutsal bir görevin cepheye çağırmakta olduğunu ileri sürerek. Zaten izinsiz de olsa Sofya'dan ayrılmaya kararlıydı ve gönüllü er olarak cepheye gitmekten bile söz ediyordu.' 'ġimdiki vaziyet nedir?' Enver. Enver bunların hiçbirine yanaĢmıyor. Korkunç kıĢ koĢulları altında Türkler hemen hemen bütün bir orduyu yitirdiler. ĠĢin sonucunu sabırsızlıkla beklemekte olan Mustafa Kemal. Kafkaslardaki Rus kuvvetlerini çember içine kıstırmak amacım güden ve Alman komutanı General Liman von Sanders'in öğütlerine rağmen giriĢilen ilk saldırı tam bir bozgunla sonuçlandı. Bununla birlikte. Enver PaĢa'ya yazarak rütbesine uygun bir görev istedi. Yol üzerinde gönüllü toplayabilecek tek bir subay yeter de artardı bile. Cavit'in red cevabını öğrenince öfkeyle. 'Böyle adam asılmayı hak etmiĢtir!' diye bağırarak bir öngörüde daha bulundu.' diyerek karĢıladı. Enver. Mustafa Kemal onu daha fazla sıkıĢtırmak istemeyerek. 'Haa. bu süreyi bir savunma stratejisi kurmaya ayırırlar. SavaĢın ilk ayları Türkiye için çok felâketli olmuĢtu.' diye cevap verdi. Onun bu hayalleri de.' . onu. daha savaĢ baĢlangıcında onun zihninin nasıl iĢlediğini gösteren endiĢe verici bir belirtiydi. Ancak Enver. Artık yarbay olduğu için tümen komutanlığına hak kazanmıĢtı. Elde böyle bir iĢ için para olmadığını söyledi ve. derhal iki hücum emri verdi: Birincisi kuzeyde Rusya'ya. 'Ġmkân olsaydı. önceden hazırlanmıĢ planlara göre yerleĢtirir ve Ġtilâf Devletlerinin hangi yönden saldırıya giriĢeceklerini tahmine çalıĢarak beklerlerdi. Mustafa Kemal böyle bir kuvvetin komutasını kabul eder miydi? Mustafa Kemal'e göre. ikincisi de güneyde Mısır'a doğru. On dokuzuncu Tümen komutanlığına atandığını ve hemen Ġstanbul'a dönmesini bildiren bir telgraf aldı.. evet. Cavit. 'Yok. (2) SavaĢ sürüp gittikçe Mustafa Kemal de sabırsızlıkla kıvranmaya baĢladı.' 'Ne oldu?' 'ÇarpıĢtık. Bu tümen hangi oruda ya da kolorduda bulunuyor?' Enver.veren Cavit'e gönderdi. Almanya'nın dünyayı fethetmek planına uygun düĢmekteydi. Tam Sofya'dan ayrılmak üzereyken. 'Ben o kadar kahraman değilim. Teklifi acı bir alayla. Enver'in saçma hülyalarından biri olan bu öneri. Sonra da Hindistan'ı fetheder ve Ġmparator olurdum. ġakir Zümre'yi Sofya istasyonunda karĢıladı. böyle bir Ģeye olanak yoktu tabii. Enver PaĢa'nın bir tasarısı üzerinde Mustafa Kemal'in ağzını aradı: Ġran üzerinden Hindistan'a üç alaylık bir kuvvet göndererek Hint Müslümanlarım Ġngilizlere karĢı ayaklandırmak. Kendi ülkesinin cephelerinde çarpıĢmak niyetinde olduğunu ekledi. Ġstanbul'dan gelen bir haberci. Genel karargâha gelince. 'Herhalde Genelkurmaydan daha kesin bilgi edinebilirsiniz. Ama. 'Çok iyidir.' dedi. BaĢtakilerde akıl olsaydı. Zayıf ve solgun görünüyordu. ancak Enver'in bu felâketli sefere çıkmasından sonra göreve çağırıldı. 'Bu savaĢın yıllar yılı süreceğini sanıyorsunuz galiba!' diye ekledi. Enver PaĢa buna cevap vermedi. Mustafa Kemal. yedek olarak tutulması gerekirdi. BaĢımı alıp gider ve asker toplardım.' dedi.' dedi. büyük ve romantik serüvenleri yeğliyordu. Kendini Asya'da yeni bir Türk Ġmparatorluğu kurmak için Ġngilizlerin üzerine yürüyen Müslüman bir Ġskender rolünde görüyordu. askeri güçlerini harcamayarak kuvvetlerinin eğitimini tamamlar. o kadar. Ardından böyle bir iĢ için üç alayın fazla olduğunu da ekledi.' diye yazdı.

herkesin içinde söyledikleri bir yana. umutsuzluk içinde Ģehrin düĢman eline geçmesinden. Oraya gitmek zahmetine katlanırsanız. 'îttihat ve Terakki içerisinde eski Ģeylere meraklı olanlar parmakla sayılır. Bir kısmı kanalın öbür kıyısına ayak bastı. Bulgarların ihtiyatlı siyasetini doğru ve haklı bulmaktan da kendini alamıyordu. Mustafa Kemal bir an durdu. 'Bence Bulgarların hakkı var. Genelkurmayda oda oda dolaĢarak tümenini aramaya baĢladı. Yaptıkları iki saldırıda da baĢarısızlığa uğrayan Türkler Ģimdi Ġtilâf Devletlerinin bir saldırısıyla karĢı karĢıyaydılar. birtakım resmî binaların dinamitle uçurulması kararlaĢtırılmıĢtı.' diye cevap verdi. Mustafa Kemal'in açıkça ortaya koyduğu Alman aleyhtarı duygulardan dolayı birbirlerini tanıyorlardı. 'Bizim kuruluĢlarımız arasında böyle bir tümen yok. Kafkas ve Mısır seferlerinin yenilgiyle bitmesi. Ayasofya'ya dokunulmamasını isteyince Talât. Alman ordusunun baĢarısına inanmıyorlar. yerinde bir görüĢle. Bulgarlar iki Ģeyden birini bekliyorlardı: ya Almanların göz alıcı bir baĢarısını. Türkerin bu baskını. Henüz daha ortada bile olmayan bir tümenin komutanıyken. Hükümet Anadolu yakasında bir saat içinde harekete hazır iki özel tren bekletiyordu: biri Sultanla maiyeti.' dedi. Henüz tanıĢmamıĢlardı ama. büroları Harbiye Nezareti binasına taĢınmıĢ olan Liman von Sanders ordusuna bir sormasını öğütledi. 'Ama. von Sanders sinirli bir hareket yapmaktan kendini alamadı ve alayla. ġimdi bundan geri dönemezdi. Ġstanbul'un polis kafakollarında. yine Liman von Sanders'in öğütlerine kulak asmadan ikinci göz alıcı saldırısına hazırlanmaktaydı. Kanal bölgesinin savunmasını öylesine sağlamlaĢtırdılar ki. yerinden kımıldamayı reddetti ve Ģimdi PadiĢah olan kardeĢine. Mustafa Kemal sükûnetle. Amerikan Büyükelçisi. Beylerbeyi Sarayında sürgünlüğünü çeken Abdülhamit'e ailesiyle birlikte gitmesi teklif edildi. Hükümet EskiĢehir'e taĢınmayı tasarlıyordu. Bu cevap karĢısında. Alman Genarali onu dostça bir nezaketle karĢıladı.' diye cevap verdi. Bundan baĢka. Mustafa Kemal de oradan ayrıldı. Türk aileleri Anadolu'ya göç etmeye baĢladı. geceleyin yürüdükleri için Ġngilizleri gafil avlamıĢlardı. 1915 yılının baĢından beri düĢmanın kara ve deniz hareketlerine iliĢkin elde edilen istihbarat raporlarından düĢmanların Çanakkale önündeki adalara yığınak yapmakta oldukları ve Çanakkale Boğazı'yla Marmara üzerinden Ġstanbul'a karĢı bir Ġngiliz . SüveyĢ Kanalına tam yedi günde varabildi.' dedi. Sanat eserleri müze mahzenlerinde saklanmıĢ ve Ayasofya da içinde olmak üzere. Liman von Sanders tek kelime söylemeden ayağa kalktı. Mustafa Kemal kendi görüĢüne göre. Açık konuĢmaya karar verdi ve kısaca. 'Ġstanbul' dan bir kere ayrılırsan bir daha dönemezsin. herhalde gerekli bilgiyi edinebilirsiniz. 'Demek Bulgarlar.Fransız saldırısının her an beklenebileceği belli olmuĢtu. olmuĢ bir Ģey gibi söz etmeye baĢlamıĢlardı. Türklerin bundan böyle Mısır'a saldırmalarını tümüyle önlemiĢ oldular. Babıâli arĢivleriyle bankalardaki altınlar daha Ģimdiden oraya gönderilmiĢti. Sonra. Ģehri tutuĢturmak üzere teneke teneke petrol hazırlanmıĢtı. 'Hayır. Bunun üzerine von Sanders kuĢkulu bir Ģekilde.' dedi. onların henüz böyle bir karar vermeyeceklerini söyledi. SüveyĢ Kanalına doğru hızla inecek ve Ġngilizleri Mısır'dan kovacaktı. Ama. Alman Albayı von Kress'in komutasında çölü geçen Türk kuvveti. öbürü de kordiplomatik için. Gelibolu'daki Üçüncü kolordunun böyle bir birlik kurmayı tasarlamıĢ olması pek mümkündür. Ama o. maneviyatı çökertmiĢ ve Ġstanbullular. 'Biz hepimiz yeni Ģeyleri severiz. 'Ya sizin görüĢünüz nedir?' diye sordu.Mustafa Kemal bunun üzerine. nasıl olur da fikir yüretebilirdi? Öte yandan. Mustafa Kemal buradaki kurmay baĢkanına gitti. 'Bulgarlar savaĢa katılmaya karar verebilecek mi acaba?' diye bilgi istedi. Sofya'dan ne zaman döndüğünü sordu. Tümeninin henüz kuruluĢ halinde bulunduğu Gelibolu Yarımadasına gitti. ya da savaĢın kendi topraklanna sıçramasını. Rusların çıkıp gelivereceği korkusuyla sinirleri bozulan Almanlarsa.' Mustafa Kemal ayrılmadan önce General von Sanders'in karĢısına çıktı.' . Ġngilizleri uyarmaya yaramıĢtı. ama boĢ yere! Sonunda birisi ona.' diye cevap verdi. ayrı bir barıĢtan söz eder oldular. Böylece Türk kuvveti gerilemek zorunda kaldı. Bu sırada Enver. görüĢlerini çoktan beri yazılı olarak belirtmiĢ bulunuyordu. O da. Fakat batı kıyısı iyice tutulmuĢtu ve çok geçmeden Ġngiliz kara ve deniz bataryalarıyla daha da takviye edildi.

Alman komutanlığı da. yeni kurulmuĢ olan On Dokuzuncu Tümenin de kendi emrine verilmesini istedi. DüĢman saldırısı baĢlamadan. Enver. AĢılacak olsa bile. Gelibolu bölgesini. Ġtalyanlar deniz topçusunun ateĢine sığınarak karaya çıktıkları ve Türklerin kıyı savunmasını olanaksız hale getirdikleri zanan öğrenmiĢti. Mustafa Kemal'in yine bir öngörüyle Türkiye için Anadolu'da bir hükümet merkezi gerektiğinden söz etmesidir. emniyet müdürü ise bir ihtilâl korkusuyla. Bu anıda üzerinde durulacak tek önemli nokta. Oysa.) Ġstanbul'da hükümetin emriyle bayraklar asıldı. Ve eğer karada benim ilerlememi durduracak üstün bir kuvvede karĢılaĢmazsam. acı denemelerle öğreneceklerdi. Bir gün. karaya çıkabileceğini ve savunmanın görevinin bundan sonra içerideki mevzilerinden hareketle düĢmanı püskürtmekten ibaret olduğunu ileri sürüyordu. Böylece denizden yapılan bombardımanların taktik yönünden etkisini anlamıĢ bulunuyordu. Çanakkale istihkâmları aĢılamazdı. o zaman da. Herkes.' demiĢti. gizliden gizliye. Enver yeni bir hülya peĢindeydi. Ama Türklerin arasında bunun nihai bir zafer olduğuna inananlar pek azdı. Yalnızca Enver PaĢa. 1915 yılının ġubat ayında Ġngiliz donanması Çanakkale Boğazı'nın ağzındaki kaleleri tahrip edince halk arasında. Mustafa Kemal gibi. Onlar kıyıda yeterli bir tel örgü tahkimatı yapmakla düĢman çıkarmasının önlenebileceğini. Türk savunmasının. Mustafa Kemal.' Mustafa Kemal. Hiçbir zaman telâĢlı ya da heyecanlı görünmez. önünde ancak iki aylık bir zaman vardı. deniz subayı olarak. hâlâ soğukkanlı ve sakin duruyordu. kendini düĢman yerine koyarak: 'Siz istediğiniz kadar tel örgü tahkimatı yapın. 'budalaca bir paniğe' kapılmıĢtı. Bulgarlara bol keseden vaatlerde bulunmaya baĢlamıĢ. (Liman von Sanders onların böyle yapmak zorunda kalacaklarını önceden tahmin etmiĢti.ġehir bir 'yenilgi ve periĢanlık tablosu' halindeydi. 2 Cavit 1926'daki suikast dâvalarının sonunda Ankara'da asılmıĢtır. olayların sonucunda haklı çıktı ama ters nedenler yüzünden. yarımadanın belkemiği demek olan . Kafkas yenilgisinden sonra pek ortalarda görünmemekle birlikte. Ġngilizler birçok karıĢık nedenler yüzünden. bu gibi karĢı etkileri önlemek için olacak. Ġstanbullular top sesleri duyuluyor mu. Bir yanlıĢ anlamayı önlemek için araya giren Fethi Bey de iĢi Ģakaya boğmuĢ. tersine. bir akĢam evlerinde içkiyi biraz fazla kaçıran Mustafa Kemal. Balkan SavaĢı sırasında Bulgarlara karĢı yürütmüĢ olduğu harekâttan tanıyordu. 18 Marttaki Ġngiliz saldırısı Boğaz'ı zorlamakta baĢarı kazanamadı. Arkadan baĢka bir saldırı da olmadı. Enver PaĢa. Binlerce Türk. kocaman iki tepenin yerle bir olduğuna dair söylentiler yayılıverdi. O zaman yarımadanın savunulmasına dair kesin görüĢler edinmiĢti. iĢte bu tümenin baĢına atanmıĢ ve karargâhını Maydos'ta kurmuĢtu. Önlerinde daha bir sürü çetin savaĢ vardı. Marmara'daki adalara akın etmeye baĢladılar. yarımadayı pekâlâ iĢgal edebilirim. aynı görüĢü savunan Rauf la tartıĢırken. ne Almanya'nın. ON BĠRĠNCĠ BOLÜM Gelibolu Çıkarmaları MUSTAFA KEMAL. iĢsiz güçsüzleri Ģehirden sürmeye bakıyordu. Karargâhı. bir odaya girdiği vakit beraberinde bir sükûnet havası getirirdi. bu askerlik dersini Batı Trablus seferi sırasında. diye kulak kabartmaya ve düĢman denizaltılarının periskoplarını görmek merakıyla. ne de baĢka herhangi bir ulusun baĢarabileceği Ģeyi yapmak: Ġngiliz donanmasının yenilmezlik efsanesini yıkan insan olarak tarihe geçmek. Sanders. Yarbay Mustafa Kemal. seferi durdurmayı uygun bulmuĢlardı. birliklerini örgütlemek için. BeĢinci Ordu adıyla ayrı bir ordu kurmayı kararlaĢtırdı ve komutasını Liman von Sanders'e verdi. Enver'in seçkin niteliklerinden biri de buydu. 1 Madam Petrova'nın anlattıklarına bakılırsa. Ġstanbul'u Türkler son damla kanlarına kadar savunurlar ve düĢmana asla teslim etmezlerdi. Çanakkale'nin savunulması için. ġimdi de Ġngilizlerin Çanakkale Boğazı'ndan asla geçemeyeceklerinden yüzde yüz emin olduğunu söylüyordu. öteki Türk kurmayları deniz—kara iĢbirliği konusuna yabancı oldukları için bu dersi Ģimdi ilk olarak. 'ben bunları kolaylıkla yarıp karaya çıkabilirim. Bunlar öteki kurmayların düĢünceleriyle çeliĢiyordu. Ģimdiki gibi Maydos'daydı. denizden topçu ateĢiyle desteklenen herhangi bir düĢmanın. savaĢı Ġtilâf Devletlerinin kazanması için dua ediyor. donanmayı karadan bir ilerlemeyle destekleyinceye kadar.

yalçın tepeleri tutmak prensibine dayanması gerektiğini düĢünüyordu. DüĢmanı, karaya çıktıktan sonra, bu tepelere saldırmak zorunda bırakacaklardı. Emrindeki altı tümenin, kıyı boyuna küçük birlikler halinde serpildiğini gören Liman von Sanders, onları içerde daha yoğun ve büyük gruplar halinde topladı. Kıyıda ise, gayet küçük bir örtücü kuvvet bıraktı. Ama, asıl sorun, düĢmanın nereden çıkarma yapacağını kestirmekteydi. Mustafa Kemal, araziyi yakından tanıdığı için, bunun iki bellibaĢlı noktadan yapılacağına inanmıĢtı: Birincisi, yarımadanın güney ucundaki Helles Burnu (Seddülbahir) ki, düĢman burada deniz topçusuyla iki yandaki kıyıyı kontrol edebilir, ikincisi de batı kıyısındaki Kaba Tepe, ki boğazın doğu kıyısına en kolay buradan inebilirdi. Ancak, Liman von Sanders'in tahminleri bambaĢkaydı. Onun düĢüncesinde çıkarma iki noktadan yapılabilirdi: Biri, Çanakkale Boğazı'nın Asya kıyıları, ki elindeki tümenlerin ikisini bu düĢünceyle Truva dolaylarına gönderdi; biri de kuzeydeki dar Bolayır geçidi, ki buraya da iki tümen ayırdı. Elinde kalan iki tümenden birini, Helles Burnu'na yolladı. Doğrudan doğruya kendi denetiminde olan, fakat gerçekte Mustafa Kemal'in komutasında bulunan sonuncusunu, yani On Dokuzuncu Tümeni, yedek kuvvet olarak Maydos yakınlarında bıraktı. Bu tümen, saldırının geleceği yöne göre, kuzeye, güneye ya da batıya gönderilmek üzere hazır tutulacaktı. Mustafa Kemal kendine verilen rolden memnun kaldı ve karargâh olarak boğazın kuzeyine düĢen ve her iki kıyıya da yakın olan küçük Boğalı köyünü seçti. Buraya yerleĢerek, çıkarmayı beklemeye ve tepelerin savunması için hazırlanmaya baĢladı. 25 Nisan sabahı, düĢman kuvvetleri, Mustafa Kemal'in önceden tahmin etmiĢ olduğu iki kumluğa çıkarma yapmaya baĢladılar: Ġngilizler Helles Burnu'ndan, Avustralyalılarla Yeni Zelandalılar da Kaba Tepe'nin kuzeyinden. Aynı zamanda iki oyalama manevrasına da giriĢildi: Fransızlar Asya yakasına baskın yaparken, Kraliyet Bahriye Tümeni de Bolayır'da bir gösteriye kalkıĢıyordu. Von Sanders, bu ikinci oyalama manevrasına kandı. Ġtilâf Devletleri kuvvetlerinin, yarımadayı en dar yerinden keserek ordusunu çevirmek istediklerini sandı. Bu yüzden tümenlerden birini kuzeye, Bolayır'a gönderdi. Kendi de maiyetiyle birlikte oraya gitti. Böylelikle kuvvetlerini asıl savaĢ yerinden uzaklaĢtırmıĢ oldu. Sonradan, kolordu komutanı Esat PaĢa'yı güneyden gelebilecek saldırıyı karĢılamaya gönderdiyse de, takviyesiz bıraktı. Oysa, az sonra Esat PaĢa'nın buna çok ihtiyacı olacaktı. Beri yandan Mustafa Kemal, o sabah Boğalı'da deniz toplarının sesiyle uyandığı zaman, kendini savaĢın tam ağırlık noktasında buldu. Top sesleri, Sarıbayır sırtlarının ardından geliyordu. Sanbayır, batı kıyısına paralel uzanan, üç noktada üçer yüz metrelik zirveler halinde yükselen ve sonra uçurumlar ve sarp kayalıklarla dolu küçük tepeler Ģeklinde denize inen bir silsileydi. Mustafa Kemal hemen durumun keĢfi için doğu sırtından yukarıya, kuzeydeki Kocaçimen Tepe'ye doğru bir süvari bölüğü gönderdi. Az sonra dağın batı bayırından yukarı, güneydeki Conkbayır zirvesine doğru 'küçük bir düĢman kuvveti'nin ilerlemekte olduğuna dair bir rapor aldı. KomĢu tümen de bu düĢman kuvvetinin önlenmesi için bir tabur gönderilmesini istiyordu. Mustafa Kemal durumu hemen kavramıĢtı. Bu gelen 'küçük bir düĢman kuvveti' filân değildi. Büyük çapta bir düĢman saldırısı karĢısındaydılar. Askerî durumların özünü hemen kavrayabilen Mustafa Kemal, Sarıbayır sırtlarının ve özellikle Conkbayın tepesinin Ģimdi bütün Türk savunmasının kilit noktasını teĢkil ettiğini anladı. DüĢman burayı ele geçirirse, yarımadanın, her tarafına hâkim olmuĢ sayılırdı. Tek bir taburun Conkbayırı'nı tutabilmesine olanak yoktu. Bunun için bütün tümen gerekliydi. Mustafa Kemal derhal sorumluluğu üzerine alarak tümen komutanlığı yetkisini aĢan bir emir verdi; alaylarının en iyisi olan Elli Yedinci Alay, bir dağ bataryasıyla birlikte Kocaçimen Tepe'ye gidecekti. Bir rastlantı olarak, Elli Yedinci Alay o gün yapılması kararlaĢtırılan bir manevra için toplanmıĢ bulunuyordu. Mustafa Kemal aldığı kararı karargâha bildirdikten sonra, yanına yaverini ve doktorunu alarak ilerleyiĢini yönetmek ve hızlandırmak için, atını alay karargâhına sürdü. Mustafa Kemal cüretli bir karar vermiĢti. DüĢmanın kuvveti üzerinde açık bir bilgisi bile yokken, asıl saldın karĢısında bulunduklarını ancak içgüdüsüyle anlayarak, von Sanders'in yedek ordusunun büyük kısmını savaĢa sokmuĢtu. Yanılsaydı -eğer düĢman asıl çıkarmaya baĢka taraftan giriĢseydikarĢısında yalnızca tek bir Türk alayı bulacaktı. Ama Mustafa Kemal yanılmamıĢtı. Kendine olan sonsuz güveniyle de, yanılmadığını biliyordu. Avustralyalılarla Yeni Zelandalılar ise kendilerinin tasarlamıĢ olduğu ve Türklerin de beklediği gibi Kaba Tepe'ye değil, bir buçuk kilometre kadar kuzeyde, daha sarp bir yer olan Arıburnu'na çıkabilmiĢlerdi. (Burası sonradan Anzak Koyu olarak adlandırılacaktır.) Türkler hazırlıksız oldukları için, Anzaklar arazinin oldukça çetin olan engellerine rağmen, ancak zayıf bir direnmeyle karĢılaĢarak, dağın batı yamaçlarına doğru ilerlemeye baĢladılar.

Doğudaki yamaçlarda, Mustafa Kemal ve yanındaki alay subaylarıyla erler, kaya parçalarıyla dolu, kurumuĢ su yataklarının ortasından geçen ve ilk çalılıklar arasında yükselen yılankavi patikayı güçlükle izliyorlardı. Öncü çıkarılan iki rehber, asıl birlikte bağlantıyı kaybetmiĢlerdi. En sonunda Mustafa Kemal, kendisi, bir bölüğün baĢında atını ileri sürerek, pusula ve harita yardımıyla yolu buldu. Kocaçimen Tepe'den aĢağı bakınca ıĢıltılı denizin üzerine serpilmiĢ duran düĢman gemilerini gördü. Ama aĢağıdaki tepeler ilerleyiĢi görmesine engel oluyordu. Erlerin dik bayırı tırmanmaktan yorulmuĢ olduklarını görerek, subaylara, on dakikalık bir mola vermelerini emretti. Sonra kendisi, yanında maiyetinden birkaç kiĢiyle birlikte Conkbayırı'na doğru yol aldı. Önce at üstünde gidiyorlardı, fakat arazi çok engebeli olduğu için indiler ve yollarına yaya olarak devam ettiler. Tepeye yaklaĢtıkları sırada, sırttan aĢağı koĢarak inen tam ricat halinde bir bölük askerle karĢılaĢtılar. Bu, düĢman çıkarmasını gözetlemek için gönderilmiĢ ileri karakol birliğiydi ve üç saattir düĢmana karĢı koymakta olan tek kuvvetti. Mustafa Kemal onları durdurarak, 'Ne oluyor?' diye sordu. 'Neden kaçıyorsunuz?' 'Geliyorlar! geliyorlar' cevabını aldı. 'Kim geliyor?' 'DüĢman geliyor, efendim. Ġngiliz, Ġngiliz.' Askerler, yamacın altında fundalık bir arazi parçasını gösterdiler. Bir dizi Avustralyalı burada serbestçe ilerliyordu. Mustafa Kemal'e, dinlensinler diye geride bırakmıĢ olduğu kendi askerlerinden daha yakındılar. O anda, sonradan söylediği gibi 'belki mantıkla, belki de içgüdüsüyle,' ricat eden askerlere: 'DüĢmandan kaçılmaz!' dedi. Erler, 'Cephanemiz kalmadı,' diye itiraz ettiler. Mustafa Kemal, 'Süngüleriniz var ya!' dedi. Süngü takıp yere yatmalarını emretti. Geriye bir subay göndererek kendi piyade erleriyle, mümkün olduğu kadar çok sayıda dağ topçusunun son hızla gelmesini söyledi. Arkadan, kendi anlattığı gibi, 'Bizimkiler yere yatınca düĢman da yere yattı. Böylece bir anlık bir zaman kazanmıĢ olduk.' Bu bir anlık zamanda Anzakların geçirdikleri duraksama belki de yarımadanın kaderini tayin etti. Onların bu duraksaması sırasında Elli Yedinci Alay yaklaĢmaktaydı. Mustafa Kemal alayı doğruca savaĢa sürdü. Kendisi atıyla en önde gidiyor ve askerleri sarsılmaz bir enerjiyle sırtın yukarısına gönderiyordu. Dağ bataryalarını sırta yerleĢtirirken topların yerlerine konmasına yardım etti. Harekâtı, kendi güvenliğine hiç önem vermeden, ufuk çizgisinin üstünde yönetiyordu. Verdiği bir günlük emirde: 'Size ben taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum... Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi baĢka kuvvetler ve baĢka kumandanlar alabilir...' diyordu. Gerçekten de o çarpıĢmanın sonunda Elli Yedinci Alayın hemen hemen bütün erleri ölmüĢ bulunuyordu. DüĢman tüfeklerinin açtığı ateĢ perdesi arasından, durmadan hücum ederek, Türk ordusunun tarihinde ölmezliğe eriĢtiler. Ancak, Türklerin açtığı ateĢ de bunun kadar öldürücüydü. Anzaklar ne zaman bir sırtın ardından görünecek olsalar bu ateĢle karĢılaĢarak durmak zorunda kalıyorlardı. Dağ bataryası da bir yandan onları korkunç bir Ģarapnel yağmuruna tutuyor, dağılmak, bodur çalıların arasına saklanmak zorunda bırakıyordu. AteĢe karĢılık verecek durumda değillerdi. Çünkü topları henüz iĢlemeye baĢlamamıĢtı; deniz bataryaları bile bu kadar karıĢık bir cephede kendi askerlerinin üzerine ateĢ yağdırmaktan çekinerek susuyorlardı. Göğüs göğüse karĢılaĢmalar ve mevzi değiĢtirmelerle savaĢ o kadar karıĢık duruma gelmiĢti ki, gerek Türkler, gerekse Anzaklar dört bir yandan yağan kurĢun yağmuru altında kimin dost, kimin düĢman olduğunu kestiremez olmuĢlardı. Bu arada Mustafa Kemal yine yetkisi olmadan bir emir verdi ve Arap askerlerinden kurulu bu ikinci alayı, birincisini takviye için, ateĢ hattına sürdü. Sonra atına atlayarak Maydos'taki karargâha döndü ve Esat PaĢa'ya durumu anlatarak eldeki bütün mevcutla saldırıya geçmenin gerekli olduğunu bildirdi. Esat PaĢa, onun görüĢ ve davranıĢlarını yerinde bularak On Dokuzuncu Tümenin geri kalan son alayını da emrine verdi ve böylece bütün Sarıbayır cephesi Mustafa Kemal'in komutası altına girdi. Öğleden sonra Anzaklar gerilemeye baĢladılar; ama Mustafa Kemal'in istediği gibi denize kadar değil, sadece sabahleyin kıyıda iĢgal etmiĢ oldukları çıkıntılara ve tepelere kadar. Gece olunca savaĢ

biraz yatıĢtı. Ancak, resmî tarih yazarının dediği gibi, 'O gece, bu sarp bayırlarda kimsenin gözüne uyku girmedi. Ġki taraf da yorgunluktan halsiz düĢmüĢ, dağılmıĢ, parçalanmıĢtı. Herhangi bir ilerleme kaydetmelerine olanak yoktu. Ancak, savaĢ gürültüleri dinmiyordu. Ġstilâya kalkanlar da, uğrayanlar da, yönlerini sadece düĢman tüfeklerinden çıkan parıltıya göre ayarlayarak, ateĢi aralıksız olarak sürdürdüler.' Mustafa Kemal de o geceyi uykusuz geçirdi. At üstünde bütün cepheyi dolaĢıp bilgi edinmeye çalıĢtı, ertesi gün için emirler verdi. Bu sırada düĢman da gece karanlığından yararlanarak kıyıya takviye birlikleri çıkarıyordu. Ancak, alıĢık olmadıkları Ģarapnel ateĢi, arazinin önceden kestirememiĢ oldukları sarplığı ve birliklerin dağılarak baĢsız kalan yüzlerce erin kıyıya doğru kaçması Anzaklarn moralini bozmuĢtu. Gece yarısına doğru, Ġngiliz BaĢkomutanı Sir lan Hamilton'u Queen Elizabeth gemisinde uykudan kaldırarak, kendisine Anzak komutanı General Birdwood'un bir mesajını verdiler. Komutan yenilgiyi kabul ediyor ve hemen tahliyeye giriĢilmesini öneriyordu. Hamilton, Birdwood'a acele cevap yazarak her ne pahasına olursa olsun dayanmasını söyledi. Güneydeki kuvvetler Helles (Seddülbahir) çevresinde bir köprübaĢı tutmuĢ bulunuyorlardı. Ertesi gün harekete geçerek Arıburnu üzerindeki baskıyı hafifleteceklerdi. Sonunda, 'ĠĢin zor kısmını atlattınız, Ģimdi tek yapacağınız Ģey, selâmete erinceye kadar kazmak, kazmak, kazmaktır.' diye ekledi. Sonradan hatıra defterine, 'Maraton bozgununda kumsalda koyunlar gibi boğazlanmıĢ olan Perslerin durumuna düĢmektense, düĢman toprağında kahramancasına ölmek daha iyidir,' diye yazdı. ĠĢte o ölüm kalım gününde Türk kuvvetlerinin baĢında Mustafa Kemal'in bulunması, bu sonucun elde edilmesini sağlamıĢtı. Avustralyalılar kendilerini biraz toparlayarak siper kazmaya baĢladılar. Kazma, kürek sesleri tepeden duyuluyordu. Mustafa Kemal o sabah savunma durumunda kaldı. SavaĢın baĢında ağır kayıplar vermiĢti. Hem aslında tehlikenin bu sefer güneydeki Seddülbahir'den geleceğini ve bütün yedek kuvvetlerin orada kullanılması gerekeceğini biliyordu. Ancak Bolayir'den takviye geldikten sonra yeniden saldırıya geçti. DüĢman bu sefer denizden ve karadan kuvvetli Ģarapnel ateĢiyle cevap veriyordu. Harekâtı gemisinden izleyen Hamilton, sonradan Gelibolu Hatıraları'nda Ģunları yazacaktı: Ġndirdiğimiz onca vahĢi darbeye rağmen, gebe dağlar hâlâ Türk doğurmaktaydı. Yer yer ilerleyen çizgiler; yeĢil çimenlerin üzerinde kımıldayan noktalar; Sarıbayır sırtında, yara izine benzeyen geniĢ bir kırmızı toprak üzerinde birbirini izleyen noktalar... iĢte yeni bir nokta dizisi... ve yine bir tane daha... YaklaĢıyor, gözden kayboluyor, yine ortaya çıkıyorlar... mevziinizin en yüksek ve en orta yerine, birbirini kovalayan dalgalar halinde yükleniyorlar. Büyük topların gümbürtüsünün yanıĢına, makinelilerin ve tüfeklerin takırdısı duyuluyor gökgürültüleri arasında bir limonluğun damına inen dolunun çıkardığı sesler gibi... Sonra ateĢ hafifledi... Saldırı püskürtülmüĢtü. Bizimkiler oldukları yerde tutunabilmiĢlerdi. YeĢil çimenliklerin üzerinden geriye az, çok az nokta döndü. Ötekiler, karanlıklar âlemine göçmüĢlerdi. Mustafa Kemal'in elinde kalan erler yorgunluktan bitkin haldeydiler. Yeni gelenler ise araziyi tanımıyorlardı. Deniz toplarının ateĢi hepsinin gözünü yüdırmıĢtı. Mustafa Kemal, elindeki kuvveti harcamıĢ, ama düĢmanı, deniz kıyısında dar ve sınırlı bir toprak parçasına kadar sürmüĢtü. Burası, çevresi zor savunulabilecek bir yerdi ve ancak hem değiĢik rüzgârlara, hem de düĢman ateĢine açık olan bir kumsaldan beslenebiliyordu. Üstelik, Türklerin gerçek ve psikolojik üstünlüğü altındaydı. Çünkü Türkler, düĢmana görünmeden onu görebilecek durumdaydılar. Mustafa Kemal, yarımadanın kilit noktası olarak gördüğü tepeleri tutabilmiĢti. Ġstilânın nereden baĢlayacağını önceden kestirerek daha ilk anlarında; kesin görüĢ ve seziĢi, yerinde kararları ve önderlikteki azmi sayesinde Türkleri, düĢmana Ġstanbul yolunun açılmasıyla sonuçlanabilecek olan bir yenilgiden kurtarmıĢtı. Anzaklar gibi, Ģimdi Türkler de siper kazmaya baĢladılar. Ġki tarafın da düĢmanı gafil avlamaya dayanan ilk hızı kesilmiĢti. Ama, Mustafa Kemal 30 Nisanda yaptığı küçük çapta bir saldırının arkasından, düĢmanın karaya yeniden kuvvet çıkarmasına meydan bırakmadan, üçüncü bir karĢı saldırıya geçmeye karar verdi. Erlerin moralini ve subayların komuta gücünü yüksek tutmak gerektiğini biliyordu. ġimdi Kemalyeri denilen mevkide, subayları çevresine topladı. Çadırın içinde, yere bağdaĢ kurup oturdular ve ellerindeki defterlere not aldılar. Mustafa Kemal, 'KarĢımızdaki düĢmanı hepimizin ölümü pahasına da olsa denize dökmek zorundayız,' dedi. 'DüĢmana kıyasla durumumuz zayıf değildir. DüĢmanın maneviyatı tamamen kırılmıĢtır. Sığınacak bir yer bulmak için durmadan siper kazmaktadır. Siperinin yanına birkaç mermi düĢer düĢmez nasıl kaçtıklarını

Burası. Türkler düĢmandan sayıca bire üç üstündüler. her meseleyi kendine ölçüye vuruyor ve kendi baĢına karar veriyordu. Ama bu gibi boĢuna saldırılar Türk ordusunun kolayca kaldıramayacağı ağır kayıplara yol açıyordu. Sonradan onunla gazeteci sıfatıyla konuĢmaya gelen RuĢen EĢref'e savaĢ sırasında bir ara ancak on metre kadar ötede olan düĢman hattından açılan ateĢle. Kolordu kumandanı Esat PaĢa. AnlaĢmayı görüĢmek için düĢman mevziine giden Türk subayları arasında Mustafa Kemal de vardı. AnlaĢma yapılıncaya kadar . General Liman von Sanders'in planı olmakla beraber. Ama Ģimdi Anzakların üstünde ve ancak birkaç metre ötelerinde oldukları için. saldırının durması için emir verdim. ama yılmıyorlardı. Anzaklar Helles'i güçlendirmek için Arıburnu'ndan asker çekmiĢ olduklarından. Yine de 18 Mayısta Türkler. 'BaĢkasından ne yardım. ne de destek bekleyerek. komutamız altındaki birliklerde. düĢmanın ezici topçu üstünlüğü karĢısında eriyip gidiyordu. Hepsi de Cennete gideceklerine güveniyorlardı. ince ve çevikti. Mustafa Kemal. Ama mevzilere sızmayı baĢaramadı. Mustafa Kemal. Manga komutanlarına da erlerinin süngüsünden baĢka hiçbir Ģeye güvenmemeleri bildirilmiĢti. Bu 'sakin. Not defterine.' Askerlere de Ģu 'günlük emri' verdi: Burada benimle beraber dövüĢen her asker bilmelidir ki. bu saldırının tasarlanmasında hiçbir rol oynamamıĢtı. ama az konuĢuyordu. Soğuk olmamakla birlikte her zaman uzak ve içine kapanık bir hali vardı. onları. Mustafa Kemal hesabında bir yanlıĢlık yapmıĢtı. Ġnatçı enerjisi sayesinde hem emrindekilere. iĢin içinde Enver'in gösteriĢ merakı sezilmiyor değildi. toplara açık hedef oluyorlardı. Bu. Ġki tarafın da uğradığı ağır kayıplar. Ġlk olarak. askerimizi yorgun düĢürmüĢ olduğundan. taktik bir yenilgiye uğramıĢtı. aynı topçunun kıyıya ayak basmıĢ kuvvetlere yapabileceği yardımı küçümsemiĢti. General Birdvvood'un sığınağıydı. Hepinize Ģunu hatırlatırım ki. ölülerini gömmek için aralarında bir ateĢ-kes anlaĢması yapmaya zorladı. ilerleme sırasında düĢman siperlerine gelmeden durmayacak ve karanlık basar basmaz düĢmana saldıracaklardı. Bütün silah arkadaĢlarımızın bu düĢüncede olduğuna ve düĢmanı denize dökünceye kadar yorgunluk belirtisi göstermeyeceğine inanıyorum. Aramızda böyle adamlar olduğunu sanıyorsanız. Deniz topçusunun koruması altında yapılan bir çıkarmaya engel olunamayacağını takdir ettiği halde. ne istediğini bilen. Yerinde. bilmeyenler dudaklarında Tanrının adı olduğu halde öldüler. Mustafa Kemal ise Türk askerlerinin bu ruh gücü sayesinde zafere eriĢeceğine inanıyordu. KarĢıda tek bir kıyı bataryası vardı. Balkanlar'daki felâketimizin tekrarını görmektense ölmeye razı olmayacak tek bir er bile yoktur. Sonunda bazı bölükler paniğe uğrayıp kaçmaya baĢladılar. Anzakların tuttuğu köprübaĢına büyük bir saldırıda daha bulundular. Yalnız. 'Yirmi dört saat süren savaĢ. siz Ģimdi dinlenmek isterseniz yurdumuz hiçbir zaman huzura kavuĢamaz. Anzaklar onların gözlerini bağladılar ve siperlerini geniĢ göstermek için var olmayan tel örgülerin üstünden atlatarak kıyıdaki bir mağaraya götürdüler. çalıĢkan ve zeki adam' onu çok etkilemiĢti.' diye yazdı. Saldırıdan bir gün önce. Okuma bilenler ellerinde Kuran'lar. DüĢmanın önceden hazırladığı siperlere saldırmak zorundaydılar. Türklerin birbiri ardından yaptığı saldırılar. bunları kendi elimizle vuralım. Vücut yapısı pek kuvvetli değilse bile. ya da olduğu gibi denize dökmek amacı güdüyordu. ġuna inanıyorum ki. düĢman hatlarını geceleyin yarabilmek umuduyla bütün yedeklerini savaĢa soktu. Burada dokuz saatlik bir ateĢ-kes anlaĢmasına varıldı.' Saldırı iyi baĢladı.. sadece bir tümen komutanı olduğu için.. Erler. Helles Burnu'ndaki saldırıya karĢı koyabilmek için elindeki kuvvetleri idare etmek zorundaydı. Seddülbahir'den ve Asya yakasından desteklenen üstün bir kuvvetle Arıburnu'na yüklenerek Anzakları yok etmek. tek bir adım dahi gerilememek namus borcudur. Bundan dolayı Mustafa Kemal'e ileride bir çeĢit harekâttan kaçınmasını bildirdi. Alman Albayı Kannengiesser Ģu sırada Mustafa Kemal'in tümeniyle karıĢmıĢ olan bir baĢka tümenin komutasını almak üzere karargâha geldi. Sonuç âdeta bir katliam oldu. Ġkinci siperdeki erler hemen onların yerlerini almıĢlardı. Strateji bakımından büyük bir inceliği olmayan bu plan.gördünüz. Kendilerinin de öleceklerini biliyor. ilk siperdeki bütün Türk askerlerinin nasıl biçildiğini anlattı. Ġngiliz zırhlılarıyla kıyıdaki ağır bataryalar Türklerin sadece köhne dağ toplarıyla korunan mevzilerine mermi yağdırmaya baĢladı ve hücum hemen yavaĢladı. hem de kendine tamamiyle hâkim olduğu belliydi.

birliklerini güçlendirdikten sonra yeniden saldırıya geçmek niyetinde olduğunu belli etmiĢti. BaĢlangıçta kendi komutasında olan bu yer Ģimdi iki komuta arasında bir sınır çizgisi haline gelmiĢ gibiydi. Haziranda Mustafa Kemal albaylığa yükseldi. bir yandan da alay komutanının daha saldırıya geçmeden ölmesi yüzünden baĢarısızlıkla sonuçlandı. Mustafa Kemal saldırının bu sefer de Sarıbayır'a yöneltileceğini iyi biliyordu. PaĢa.' Mustafa Kemal tartıĢmayı uzatmanın bir iĢe yaramayacağını görerek. 'Umanm ki siz haklı çıkarsınız. Kafası. Esat PaĢa'yı da buna inandırmaya çalıĢtı ama baĢaramadı. burasını savunma sorunları üzerinde uzun ve ayrıntılı raporlar gönderiyordu. kurmay baĢkanıyla birlikte tümen karargâhına geldi. tümen komutanı olarak yeteneklerini beğeniyordu. Liman von Sanders onu biraz baĢına buyruk bulmakla birlikte. durumu kendi gözüyle görmek için. belki de biraz haklı olarak. bu kayalık dere yatağının içinden kendini göstermeksizin ilerleyebilirdi. Mustafa Kemal derhal istifa etti. Komutasına verilmiĢ olan seçkin bir alaya güvenen Mustafa Kemal. Mustafa Kemal baĢarısızlığın suçunu. 'DüĢman nereden gelebilir?' diye sordu. 'Merak etmeyin. Bunu yapamazlar.' dedi. Enver de askerlerin kahramanlığını överken onun komutasını küçümseyen sözler söyledi. Sonradan geliĢen olaylar üzerine bu satırların altını kırmızı mürekkeple çizerek yan tarafa da kendi düĢüncesini kabul etmeyerek 'askerî durumu ve ülkenin geleceğini büyük bir tehlikeye atanlar' hakkında pek yerinde olan bazı yorumlarda bulundu. PaĢa gülümseyerek onun omzunu sıvazladı. Aralarındaki uyuĢmazlık ciddi Ģekilde patlak verdi. DüĢman. Enver'in iĢe karıĢmasına yükledi. bir yandan Anzakların Türkleri ĢaĢırtmak için attıkları havai fiĢek ve meĢalelere karıĢan Ģiddetli bir fırtınanın kopması. Enver PaĢa buna karĢı geldi ve Mustafa Kemal'i. Sarıbayır'ın ötesindeki Conkbayırı ve Kocaçimen tepelerine takılıp kalmıĢtı. sonra nasıl ilerleyecek?' Kemal yine Arıburnu'nu gösterdi ve Kocaçimen'e doğru geniĢ bir yarım yuvarlak çizerek. çok can telef etmekle suçladı. Dağın eteklerinden yukarı tırmanacak bir düĢman. Buna karĢın Enver PaĢa. Mustafa Kemal eliyle. Arıburnu yönünden Suvla'ya kadar uzanan kıyıları iĢaret ederek. Tepelerin savunulmasında Mustafa Kemal'in kilit noktası olarak gördüğü bir yer vardı: doğrudan doğruya Conkbayırı'na çıkan Sazlıdere yatağı. Ama. Bu yerin önemine daha önce de inanmıĢ ve haklı çıkmıĢtı. Esat PaĢa'dan Avustralyalıların kilit mevzilerinden birine saldırı için izin almıĢtı. savaĢın genel yönetiminde söz sahibi olamamıĢtı. Kurmay baĢkanı bu sarp araziden ancak küçük baskın gruplarının ilerleyebileceğini söyledi. Gerçi Gelibolu savaĢının ilk raundunu milletine kazandırmıĢtı ama. hâlâ da inanıyordu. Kolordu komutanı Esat PaĢa'nın bu Arıburnu mevkiine yeteri kadar önem vermediğine inanıyor ve ona durmadan. Esat PaĢa. göğe yükselen bu sıra tepeler aĢılması imkânsız gibi görünüyordu. Von Sanders aralarını buldu ve saldırı yapıldı. 'ĠnĢallah.' dedi. AĢağıda. kolordu merkezi ile yetkilerinin derecesi. durumundan memnun değildi. 'ĠĢte böyle ilerler. 'Buradan geldiğini farzedelim. sarp arazi. çepeçevre yayılan ve Sazlıdere'yi iki yandan saran kayalık. yoksa Alman BinbaĢı Willmer'in mi? Bu noktanın açıklanması gerekiyordu.' diye cevap verdi. Esat PaĢa da Mustafa Kemal'e. 'Buradan. 'Pekâlâ.Aubrey Herbert de Türk kesimindeki dostları yanında Ģerefli bir rehine olarak alıkonmuĢtu ve halinden pek Ģikâyetçi olduğu söylenemezdi. hâlâ ondan kuĢkulanıyor ve yanlıĢını çıkarmak için fırsat kolluyordu. Ay sonunda cepheye yaptığı kısa bir ziyaret sırasında aradığı bahaneyi buldu. Fakat. Mustafa Kemal onları zirveye çıkardı ve durumu tepeden gösterdi. Enver'in Ġstanbul'a dönüĢünden sonra Liman von Sanders'in yatıĢtırmasıyla yine tümeninin baĢına geçmeye razı oldu. Çünkü . Fakat.' dedi. Bu önemli bölge kimin idaresi altındaydı? Mustafa Kemal'in mi. alttaki kumsal.' Hatıra defterine bu konuĢmayı not etti. Bulundukları yerden. bu mevzi düĢerse düĢmanın yarımadadan çekilmek zorunda kalabileceğine inanıyordu. Ayrıca. beyefendi. Suvla Körfezi ve daha geride kalan Tuz Gölü'yle Kocaçimen doruğuna doğru kuzeydoğu yönünde yükselen sıra tepeler. Ama. kuvvetlerinin yetersizliği ve Ģimdi yanına verilen Alman subayının yetkilerinin belirtilmesi konularında boyuna çatıĢıyordu.

Mustafa Kemal iddiasında haklı çıkacaktı. ÇarpıĢma. saldırının ağırlığını. Anzakların tuttuğu köprübaĢına. ON ĠKĠNCĠ BOLUM Bir Türk Zaferi SEFERĠN baĢından beri ikinci kez olarak Mustafa Kemal'in görüĢü doğru.000 askerin çıkarılması öngörülmüĢtü. Corinne'den bir roman listesi çıkarıp Ġstanbul'da ikisinin de tanıdığı bir arkadaĢına vermesini rica ediyordu. Gerçekten. Gerçekten de o akĢam Anzaklar. Yine gecenin tam o saatinde mermiler yağmaya ve projektörler sırtları taramaya baĢlamıĢtı. Türk ordusunun büyük kısmını üst yanından ayırmıĢ olacaklardı. Oysa Liman von Sanders. baĢta çarpıĢmaya doğrudan doğruya katılmadı. bir önceki gibi siperlerini bırakıp baĢka yerde mevzi almıĢlardı. 'olayların sertleĢtirdiği karakterini biraz yumuĢatmak ve hayatın güzel. sürekli ateĢ altında olmakla beraber. Gece. biliyor musunuz? Doğrudan doğruya cennete gitmek. sırtları sarsmaya baĢladığı anda Mustafa Kemal. Türkler de aynı saatte. onlara bakılırsa. yandaki birliklerin Zırhlı Tepesi diye adlandırmıĢ oldukları bir tepedeki gözetleme yerinden. Bunlar. Türk siperlerinin denizden bombardımanıyla giriĢtiler. Bu sefer düĢman ıĢıktan yararlanarak onların izinden gitti ve böylelikle Türklerin ilk mevzileri ele geçmiĢ oldu. Sarıbayır'a önden saldırmayı tasarlıyorlardı. Bu sonuncusu ne demektir. Türk ileri karakollarından çoğu sadece örtücü kuvvetler tarafından savunulmaktaydı. Durum. Çünkü düĢmanın Sazlıdere çukurunun kuzeyindeki tepelere doğru izlediği asıl çatallı yol. Bunlar da Anafarta'nın kuzey sırtına tırmanacaklar ve böylece Anzaklar'ın da katıldığı bir kuĢatma hareketiyle boğaza doğru ilerleyerek yarımadayı ikiye bölecek. KurĢunlar ıslık çalarak geçiyor ve bombalarla topların gümbürtüsü birbirine karıĢıyor.ikinci kez olarak. Anzaklar için çok umutlu görünüyordu. Seddülbahir'den Arıburnu cephesine kaydırmaktı. kendisine gönderirdi. cehennemde gibiyiz. Çünkü. Böylelikle. DüĢmanın Sarıbayır'ın güney sırtlarına da saldırabileceğini düĢünüyordu. 6 Ağustosta düĢman. içlerindeki inanç. gündüz durmaksızın baĢımızın üzerinde Ģarapneller ve türlü mermiler patlıyor. Daha ilk baraj ateĢinin gümbürtüsü. geceleyin baĢlayacak olan saldırı için meydan boĢ kalmıĢ oldu. Bu çifte ilerleyiĢi desteklemek için Suvla Körfezi'ne yeniden. Neyse ki. Mustafa Kemal'in uyarmalarına rağmen elveriĢli bir savunma durumuna geçirilmemiĢ olan bu yerden çekilmek zorunda kaldılar. Corinne'in o herkesi büyüleyen tatlı ve zeki konuĢmalarının boĢ bıraktığı yeri belki birazcık doldurabilirdi. Tepelere yapılacak olan ana saldırı için yol açık bırakılmıĢtı. üstlerininki ise yanlıĢ çıktı. Saldırıya. Mustafa Kemal'in tümeni.000 asker daha çıkardılar. saldırının ya tam sağ kanada ya da hemen sol kanada. karanlık bastıktan sonra. çoğu zaman canlarını feda etmelerini gerektiren emirlerimin yerine getirilmesini çok kolaylaĢtırıyor. ikinci bir kol daha kuzeyden dolambaçlı bir rotayla vadi ve sırtları aĢarak Kocaçimen'e ve Conkbayırı'yla Kocaçimen'in arkasındaki tepelere çıkacaktı. Sadece tam sağındaki . Gerçekten de bu sefer Britanyalıların niyeti. Türkler. tatlı taraflarından zevk duyabilmesine yardım etmek için' biraz roman okumak istediğini mektubuna eklemiĢti. Orada Tannnın en güzel kadınları. Bu saldırıda tepelerin gün doğmadan önce ele geçirilmesi tasarlanmıĢtı. Bu arada seferin baĢlangıcından beri mektuplaĢmakta olduğu Corinne'e Ģunları yazıyordu: Burada hayat o kadar sakin değil. Sarıbayır'ın güney sırtlarında bir oyalama hareketine giriĢtiler ve Esat PaĢa'nın yedek kuvvetlerinin önemli kısmını ortaya çektiler. Bolayır'a karĢı yapılacağını sanmıĢ ve bu kesimlerdeki birliklere tetikte bulunmaları için emir vermiĢti. saldırının önceden tahmin ettiği gibi. bu iĢin yalnız iki yüksek sonucu vardır. O. tam Esat PaĢa'ya söylemiĢ olduğu çizgi üzerinde saldırıya geçti. Mustafa Kemal'in bile tahmin etmemiĢ olduğu bir saatte. birkaç gün önceden prova etmiĢ oldukları baĢarılı bir hileyle. çoğu Kitchener'in 'Yeni Ordu'suna bağlı 20. askerlerim düĢmandan çok daha cesur ve dayanıklı. Sazlıdere boyunca devam etti. Bir kol tam Sazlıdere çukurundan Conkbayırı batısına doğru ilerleyecek. tam merkezde geliĢmesini bekliyordu. zirveler de içinde olarak. Ne büyük mutluluk! Mustafa Kemal. Öte yandan. gizlice 25. muzaffer olmak ya da Ģehit. hurileri onları karĢılayacaklar ve ebediyen emirlerine amade olacaklar. çarpıĢmanın yapıldığı kesimle telefonlaĢıyordu. ya gazi.

. Mustafa Kemal'in tümeninden gelecek yan ateĢine karĢı korumak amacıyla tasarlanmıĢtı. saldırının püskürtülmüĢ olduğu tepelerden geliyordu. doğru dürüst savunulmadığı bir sırada ve ani bir baskının ĢaĢkınlığından yararlanarak ele geçirmek fırsatını kaçırmıĢlardı. Bu saldırı. daha da kötü oldu. Bu da felâketle sonuçlandı. Az sonra Albay Kannengiesser de güneyden iki alay askerle gelerek zirveyi tuttu ve sabahleyin. uzun zaman nereye gittiklerini bilmeden yürüdükten sonra. Gün doğar doğmaz. gözlerini kendi komutasında olmayan Conkbayırı'ndan ayıramıyordu. sağ kalanlar. Mustafa Kemal'in 'tarif edilemeyecek vahĢette' diye nitelendirdiği yeni bir saldırıya giriĢtiler. belki de sabaha doğru. AteĢ. bir baĢka kol da aĢağıdan yukarıya akın edecekti. Buna rağmen ilerlemekten çekinir gibi bir halleri vardı.Conkbayırı'ndan. sık sık kısa emirler çıkararak birliklerinin tetikte bulunmasını sağladı. Saldırı. Ancak. sağda Mustafa Kemal'in Zırhlı Tepesi'ndeki mevziinden ve solda. Herhangi bir anî saldırıyı geri püskürtebilmek için. Bu kadar az direniĢle karĢılaĢan bir düĢman kuvveti. aĢağıdaki kuvvetler. Kuzeydeki Ağıldere çukuruna sapmıĢ olan ikinci kolun sonu ise. Yine de. iki yandan birden Ģiddetli bir yaylım ateĢine tutuldular. Ertesi gün Ģafakla birlikte Anzaklar. Conkbayırı'nın alınmasıyla aynı zamana rastlamak ve iĢgal kuvvetlerinin sağ kanadını. Böylece ertesi sabaha kadar biraz dinlendiler. Yürekli. üç ay siper içinde kalmaktan yorgun düĢmüĢ Anzakların sağdan giriĢtiği saldırıya karĢı. Conkbayırı böylece ele geçirilmiĢ oldu. Asya yakasından ve yardımcı Ġngiliz saldırısının çökmüĢ olduğu Helles Burnu'ndan. Mustafa Kemal tehlikeyi olduğu gibi görüyordu. Anzakları yenen karanlık olmuĢtu. kendini yine baĢladığı yerde buldu. saldırıya geçtiler. kendi cephesine de bir saldırı bekliyordu. Suvla'ya ve Anzak koyuna takviye istedi. askerimizin uyanık ve silah kullanmaya hazır bulunması gereklidir. kuzeydoğudan gelerek kendi tümenini kuĢatabilir ve bu da Türklerin bütün Arıburnu cephesinden çekilmesine yol açabilirdi. Anzaklar da tehlikeli bir durumda kalmıĢlardı. Sabaha karĢı 3. Bunun için. eriyip gittiler. Birinci kolun bir bölüğü öncülerin yanlıĢlığına kurban olarak yolunu kaybetti ve boĢuna bir sürü iniĢ çıkıĢtan sonra. Buna karĢın. gece iyi baĢlayan düĢman saldırısı çok geçmeden güçlükle karĢılaĢtı. merkezde olduğunu en sonunda anlamıĢtı. Ģafağın Ġlk ıĢığıyla birlikte baĢladı. Zirveye vardıkları zaman sadece bir Türk makinelisinin baĢında uyuyakalmıĢ bir avuç asker buldular. yorgun ve periĢan bir halde sırtlara yayılıp kalmıĢlardı. Askerlerin çoğu öldü. Karanlık basınca takviye birlikleri yetiĢti. artık yukarıdan desteklenmek imkânı kalmadığını ve Mustafa Kemal'in savunma mevzilerinin Türklerin en kuvvetli hattı olduğunu bile bile. bir saat sonra.30'da Ģu talimatı verdi: DüĢmanın sabahleyin bizim cephemize saldırıda bulunması muhtemeldir. Zirveden inen bir kol. hafif silahlı üç taburdan ibaret olduğu için fazla direnmeyle karĢılaĢmadılar. Karanlıkta yollarını kaybeden askerler. Piyade erleri. Liman von Sanders ise asıl saldırının burada. Aramızdaki mesafe çok azdır. her an hazırlıklı bulundurmalarını bildiririm. Ama bunların gelmesi için geçecek yirmi dört saatlik süre boyunca Türklerin ve Sarıbayır'ın durumu çok tehlikeliydi. komutanlarının yürekliliği yüzünden tepeyi tutabilmiĢlerdi. Toprak çok sert olduğu için doğru dürüst siper kazmalarına imkân yoktu. askerlerini uyanık tutmalarını ve nazik tabiye durumunun gerektirdiği Ģekilde. anlaĢılmaz bir nedenden ötürü doruktan çekilmiĢti. daha kuzeydeki Ağıldere tarafından da sürekli olarak piyade ateĢinin gürültüsünü duyuyordu. Ġkinci bölük bir sırta kadar tırmandıysa da. Bolayır'dan. Suvla Körfezi kıyılarına çıkarma yapmaktaydılar. Zırhlı Tepe'ye yüklenecek. Müttefikler Sarıbayır'ı Ģafaktan önce. intihar edercesine dalga dalga atılarak. Mustafa Kemal kuĢku içerisinde. göğsünden ağır yaralanmak pahasına burasını elinden bırakmamayı baĢardı. Sabahın erken saatlerinde kendi tümeninin giriĢtiği çarpıĢmayı kazandıktan sonra tümen yedek birliğini Conkbayırı aĢağısındaki çıkıntıya ileri karakol olarak gönderdi. KarĢılarındaki Türk kuvveti BinbaĢı Willmer'in komutasında. Mustafa Kemal'in uyanık ve hazırlıklı erlerinin üzerine. Bir gün önceki gibi ağır kayıplar vereceklerini sanıyorlardı ama. Ama. Bu sırada Ġngilizlerin 'Yeni Ordu'sunun askerleri kuzeyde. ama tecrübesiz olan Avustralyalılar. öbürleri olmadan daha ileri gidemedi. Subaylara. korkuyla çıktıkları tepenin ardından hiç ateĢ gelmeyince ĢaĢırdılar. Ergeç.

ne de bilgi alabiliyoruz. çok üstün bir durumdaydı. Üstelik kendinden daha yüksek rütbedeki kurmaylara emir vermek gibi hatır kırıcı bir durumda bulunuyordu. Ama 'Elimizden geleni yapıyoruz'dan baĢka cevap alamadı.' diye cevap verdi. Bulunduğum yerin adını bile bilmiyorum. Tehlikeyi önlemek için düĢünebildiği tek çare. Ġstanbul'dan yeni gelmiĢ olan bir yarbaydı ve cephe harekâtından çok. ama çok sinirli görünen komutanla kurmay baĢkanı bu bilgiyi vermekten çekinmiĢlerdi.' dedi. durum daha da gerginleĢti. bölgeyi yakından tanıyan bir subayın atanmasını dilerim.' diye yazdı. 'Tek bir dakikamız kaldı. Ne yapacağımı ĢaĢırmıĢ haldeyim.' Mustafa Kemal bunların düĢman askeri olduğunu tahmin ederek. Ortada bir tek subay yok. Ne rapor. 'Az gelir!' diye cevap verdi. Mustafa Kemal'e. Bütün birlikler birbirine karıĢmıĢ durumda. eline geçen bütün askerleri. bir subaydan Ģöyle bir mesaj alınmıĢtı: Conkbayırı'na hücum edilmesi için emir geldi. Nuri. Sağında Türk savunma hatlarının kaosa yaklaĢan bir karıĢıklık içinde bulunduğunu daha sabahın erken saatlerinde anlamıĢtı. Bu emri kime ileteceğim? Tabur komutanlarını arıyorum. Bu arada Nuri adında bir alay komutanı (ki sonradan Mustafa Kemal'in yaveri olacaktır) grup karargâhından telefon açtı. Mustafa Kemal. DüĢman genel bir saldırıya geçmiĢti. grup komutanı ona Conkbayırı'na yürüyüp oradaki düĢmana saldırmasını emretmiĢti. Conkbayırı'ndaki birlikler ve komuta hakkında bilgi istemiĢ. hemen harekete geçmek gerekirdi. plana filân bakmaksızın Conkbayırı'na yollamaktan ibaretti. Von Sanders adına kendisine telefon ederek durum üzerindeki görüĢünü sordu. 'Sorumluluk yükü ölümden de ağır. Aslında tepeyi tutmakta olan tümenin iki komutanı birbiri ardına vurulmuĢ ve yerlerine hemen baĢkaları geçirilmiĢti. yoksa bizimkiler mi olduğu bilinmiyor. Her Ģey karmakarıĢık Durum ciddi. Kurmay baĢkanı biraz alayla. Mustafa Kemal. Bu sefer tümen kurmay baĢkanını gönderdi. Mustafa Kemal ona hemen bir mesaj göndererek. Ne olup bittiğine dair bir bilgi veren olmadı. ġimdi Conkbayırı'nda siper kazıyorlar. Örneğin. Bu telefon konuĢmasından ve okuduğu emirlerden Ģu sonucu çıkardı: Grup komutanlığındaki kurmaylar ne yapacaklarını ĢaĢırmıĢlar ve sorumluluğu birbirlerinin üstüne atmaya baĢlamıĢlardı. Gözcü yerinden hiçbir Ģey göremiyorum.' diye ekledi. Anafartalar Grubu Komutanı Albay Fevzi Bey. grup komutanlığına telefon ederek bu durumu eleĢtirdi ve hemen önlem alınmasını istedi. ġaĢkına dönmüĢ olan bir baĢka subay da Ģunu bildiriyordu: 'ġafakla beraber birtakım askerlerin ġahinsırt'tan Conkbayırı'na doğru çekildikleri görüldü. ġimdi Nuri.Türklerin kendileri kadar tehlikeli bir durumda olduğunu nereden bileceklerdi? Mustafa Kemal için bu. Milletimizin selâmeti adına. Karargâha gelen haberler ortada bellibaĢlı bir komuta bulunmadığını apaçık beli ediyordu. Mustafa Kemal düĢüncesini kesin bir dille bildirdi. 'Lütfen durum hakkında beni aydınlatınız. . Olduğum yerdeki eski alay komutanı vurulmuĢ. Von Sanders'in istediği takviye tümenleriyle birlikte Bolayır'den gelmiĢti. Bu durum üzerine o akĢam hatıra defterine. Ancak bu askerlerin düĢman mı. ġimdiki komutan. 'Ortalıkta komutan diye bir Ģey yok!' Mustafa Kemal. 'O dakikayı da kaçırırsak genel bir felâketle karĢı karĢıya geleceğiz. Çok geçmeden. ona hemen Conkbayırı'na yürümesini emretti ve 'Komutanı olaylar tayin edecektir. Mustafa Kemal. Yaptığı çıkarmalar sonucu. Subayların hepsi ya ölmüĢ ya da yaralanmıĢ.' Buna karĢı ne düĢündüğü sorulunca.' diye yalvarıyordu. bütün birlikleri benim emrime vermektir. 'Çok gelmez mi?' diye sordu. Dediğine göre. sinir. Az sonra kurmay baĢkanı. ama bulamıyorum. kuĢku ve çaresizlik içinde geçen bir gün olmuĢtu. Conkbayırı'ndaki nazik duruma Von Sanders'in dikkatini çekmesini istedi. ya da bilgi verecek durumda değillerdi. Hiç olmazsa araziyi bilen bir komutan tayin edilse.' dedi. Sonra daha da ileri giderek. 'Tek çare. keĢif için tümen emir subayı ile yaverini oraya gönderdi. cephe gerisindeki demiryolu ulaĢımını yönetmekte tecrübesi vardı. Yaver vurulup öldü. 'BirleĢik bir komuta. Onun raporu kendi gözlemlerine uyuyordu. kendisinden milletin selâmeti adına. Bütün dağ dizisinin elden gitmesini istemiyorsa.

Von Sanders öfkeyle o akĢam saldırıya giriĢilmesinin gerekli olduğunda ısrar etti. kuzeyindeki Suvla cephesinde bulunan Anafarta sırtını da tehdit ediyordu.. BaĢka komutanların. Ne bir ıĢık vardı. Araziyi tanımıyorlardı.' Mustafa Kemal de o akĢam kendi kendini kutlayan bir ruh durumu içinde hatıra defterine Ģu felsefi düĢünceleri not ediyordu: 'Tarih ne güzel bir ayna! Ġnsanlar. Vakit öğleyi geçtiği halde askerler hâlâ hazır değildiler. siz ne diyorsunuz?' diye sordu. Asıl tehlike Ģimdi buradaydı. Tümene. kırk sekiz saate yakındır tepeyi tutmaktaydı. Ama pek bir Ģeyden haberi yok gibiydi. Sorumluluk ona uyarıcı bir ilâç etkisi yapıyordu. ahlâklarının gerçek niteliğini ortaya çıkarır. Fevzi Bey onların ertesi sabah Ģafaktan önce saldırıya hazır olamayacaklarını ileri sürüyordu. Özellikle Ģu anda elinde ne kendinin. Kendinden aĢağı gördüğü birtakım kiĢilerin yanlıĢlarına ve yarattıkları karıĢıklıklara karĢı bir Ģey yapamamaktan doğan bir öfke içinde. Bu askerler hayatlarını sadece Ġngilizlerin kararsızlığına borçluydular. cephedeki kargaĢalığın izlerini hemen gördü. bu sorumluluğu lâyık olduğu gururla üzerime aldım. Bolayır'den gelen askerlerinin hemen o gün. Bu sahneyi hatıra defterinde Ģöyle anlatır: 'Çadırların birinden bağırıĢlarımıza cevap olarak gecelikli bir adam çıktı. Liman von Sanders hemen o an Fevzi'yi komutanlıktan aldı. eli kolu bağlı olarak seyirci kalmayacaktı artık. sürekli bakım isteyen sıtma nöbetlerinden ötürü halsiz düĢmüĢtü.' diye yazdı. Bir baĢka karargâhı zifiri karanlık içinde buldu. aynı zamanda bir türlü silkip atamadığı. Ġngilizler her an saldırıya kalkabilirlerdi. Mustafa Kemal hatıra defterine. Mustafa Kemal. önce sabahleyin Conkbayırı'na yapılacağından emin olduğu saldırıya karĢı gerekli önlemleri aldı. 'Ben de onlar gibi düĢünüyorum. Herkes uykudaydı. Büyük tarih olaylarına katılanların davranıĢ ve tutumları. sadece yorgunluktan değil.Felâket sadece Sarıbayır'ı değil. tümen doktorunu da yanına almıĢtı. Aldatıcı bir iyimserliğe kapılmıĢ değildi. Sadece eliyle karanlıkta bir yeri gösterdi.' Hem kendine bakması. Beni komutana götürmesini söyledim. Mustafa Kemal'le yanındakiler onlara seslendiler. genel çizgileriyle biliyordu. Willmer'in yattığı kulübeye götürdü. Sonradan. Anafartalar henüz savaĢ görmemiĢti. Ama bu elbette böyle sürüp gidecek değildi. Sonra tümen komutanlığını baĢkasına devretti. ama zaten vatanım mahvolduktan sonra ben de yaĢamamaya karar vermiĢ olduğum için. askerlere cesaret veren ve fedakârlıklarını öven bir ayrılık mesajı yazdı. Ama bütün iradesi. 'Kendisi sorumluluğu sevinçle karĢılayan bir önderdir.. Ġngiliz askerleri o günü tepelere tırmanacak yerde. Anafartalar'da BinbaĢı Willmer'in emrindeki üç tabur. Maiyetindeki subaylardan biri olan Haydar Bey'le . Ġleride o geceki duygularını Ģöyle anlatacaktı: 'Böyle bir sorumluluğu yüklenmek kolay iĢ değildi.' askerlerinin çarpıĢtığı yerden çok uzaklarda bomboĢ duran bir tümen komutanıyla maiyetine rastladı. 'BinbaĢı Willmer'in karargâhı. 'O akĢam Anafartalar kesimindeki bütün kıtaların komutasını On Dokuzuncu Tümen Komutanı Mustafa Kemal Beye verdim. Anafarta sırtlarına doğru yola çıktı. çukura batık gözlerine dalgın bir ifade gelmiĢti. Ama bu dıĢ gerginliğin ötesinde. kutsal davalar karĢısında bile kötü duygularını açıklamaktan kendilerini alamazlar. 'Burası neresi?' diye sordum. Askerler yorgun ve açtılar. Bizi oraya götürmesi için zorladım.' diye cevap verdi. Gece yarısından az önce de atına binerek kuzeye. bütün yurtseverliği ve kendi yeteneğine olan bütün inancıyla zafere ulaĢmak isteğindeydi. hayatları ya da meslekleri pahasına kaybetmiĢ oldukları bir savaĢı devralmıĢ olduğunun farkındaydı.' dedi. Fevzi Bey. içi güven doluydu. Enerjisine tam güvenim vardır. Fevzi Bey. benzi sararmıĢ. Willmer uyuyordu. 'Dört aydır ilk olarak. 'Bıçağın kemiğe dayanmıĢ olduğu Ģu sırada. 'Çünkü Arıburnu ve dolaylarında teneffüs ettiğimiz hava çürümüĢ insan cesetlerinin kokusuyla zehirlenmiĢti.' diye yazacaktı. Ama Ģimdi o da kararsızlık içindeydi. yapılması gereken iĢi. Ġstediği gibi hareket etmekte serbestti ve askeri durumu keskin ve hesaplı bir Ģekilde kavradığı için. Yeteri kadar topları yoktu. Hemen cepheye gitmelerini emretti. Fakat adam komutanı tanımadığı için dediğimi yapmak istemedi. kaç gecedir uyku uyumamıĢ. Sükûnetle. Avurdu avurduna yapıĢmıĢ. az çok temiz bir havayı içime sindiriyorum. tümen komutanlarının düĢüncesine göre bunun mümkün olmadığım söyledi. Kendisi de baĢarısızlığa uğrayabilirdi. hem de kayıpların ağır olacağını sandığı Anafartalar cephesinde bir revir kurması için. Von Sanders: 'Grup komutanı sizsiniz. ne de bir ses.' Mustafa Kemal. Fevzi. ne de düĢmanının kuvvetine dair kesin bilgi olmayıĢından çok tasalanıyordu. yani 8 Ağustos sabahı Ġngilizlere karĢı harekete geçmeye hazır olacaklarına dair Von Sanders'e düĢünmeden söz vermiĢti. henüz ayrıntılarıyla değilse bile. Kolordu Komutanları General Stopford'un sayesinde kumsallarda denize girmekle geçirmiĢlerdi. özellikle ahlâkça geri kalmıĢ soylardan gelenler.' Mustafa Kemal en sonra bütün cephenin denetimini ele almıĢtı.

Tepede. 'Bugün buradaydı. Türkler üzerimizde!' feryadıyla darmadağın olmuĢtu. bu zaferin düĢmanı gafil . Sir lan Hamilton. Ġçlerinden biri. karanlıkta atını o yöne doğru sürdü. Tekke Tepe yarıĢını tam yarım saat farkla Türkler kazanmıĢtı. Bizimkiler sadece gerilemekle kalmadılar. düĢmanın yerini ve kuvvetini sormak oldu.' diye cevap verdi. Mustafa Kemal'in askerleri yokuĢ aĢağı. bu konuda da gereken önlemleri aldı.'Ģu taraflara bir yere kaldırıldı.30'da. Ama. Vakit kaybetmek istemeyen Mustafa Kemal. Emrin birer örneğini iki subay eliyle tümen komutanlarına gönderdi. Kurmay baĢkanı. Ġngilizler. Mustafa Kemal. Fundalık arasından ilerlemek zordu ve Ġngiliz bölüğü dağınık gruplara ayrılmıĢtı. ötekilerin arkadan gelmesini söyleyerek önden gitti. Bütün sırtlarda görünüĢ aynıydı. Kurmay baĢkanı. Ġki taraf da -özellikle. Komutan askerlerini toplamak için fazla vakit harcamıĢtı. Tam mevcudu bile olmayan tek bir tümenle. çok daha güçlü bir düĢmanı yerinden söküp atabilmiĢti. Ama durum yine de aydınlanmıĢ olmadı. durmadan ilerleyen Türkleri geri püskürtmek için son bir gayretle silkinir gibi oldu. Mustafa Kemal'in bilmediği bir yer adı söylemiĢti. Neredeyse sabah olacaktı. Bu arada Türkler de bayırın öbür yanından tepeye doğru tırmanmaktaydılar.. bu bir tek tabur da kısa zamanda güçlüklerle karĢılaĢtı. Daha dikkatli bakınca. Subaylardan mevzilerini ve almıĢ olduklan önlemleri hemen kendisine bildirmelerini istedi.görüĢtüm. Sonra sabaha karĢı saat 4. durumları neydi? Grup komutanlığının onlara vermiĢ olduğu son emirler nelerdi? Kurmay baĢkanı bunlara kesin bir yanıt veremiyordu. Mustafa Kemal hemen bir emir yazarak komutanın kendine geçtiğini bildirdi ve bir sırttan öbürüne kadar bütün cephe boyunca genel bir saldırı emri verdi. daha az sert bir kumandan olan lan Hamilton en sonunda Suvla önüne gelmiĢ bulunuyor ve isteksiz tümen komutanlarına. dediler. Mustafa Kemal. ġimdi kaybettikleri zamanı kazanmak için acele ediyorlardı. Gün doğar doğmaz önden ve yandan Türklerin sürekli ateĢiyle karĢılaĢtılar. karĢı yamaçtan gelmiĢ olan bir Türk müfrezesini karĢısında buldu. Suvla savaĢının kazanıldığına inandı. ötekilerden biraz daha açıklayıcı bilgi verdi. Subay. kendinden önceki komutanı Fevzi Beyin nerede olduğunu sordu. sağ kanat da içinde olarak. Türklerden çok. düĢmanın kendi attığı Ģarapnellerin ardından ilerlemekte ve bizim hattı soldan merkeze doğru püskürtmekte olduğunu görebiliyorduk. düĢman kuvvetlerinin arasına ölüm ve felâket saçarak iniyorlardı. ÇarpıĢmanın sonucu. Ne var ki. Mustafa Kemal en sonunda imzadan vazgeçti. Mustafa Kemal'le Fevzi arasında birkaç kere gitti. Sonradan.' eliyle kuzeyi göstererek. Kendi emrindeki iki tümen neredeydi. Türklerin ateĢi o kadar Ģiddetliydi ki.iki günlerini boĢa geçirmiĢlerdi. ansızın çöküverdi. imzasız bir emir kâğıdı gösterdi. 'Bu emri Fevzi Bey verdiyse altını imzalasın. Kurmay subaylarını toplayarak tümenlerin nerede olduğunu ve hücum için ne emir aldıklarını sordu. Bizim merkez kesimi. fazla soruĢturma yapacak zaman yoktu.30'da atına bindi ve yanındaki bir gözetleme yerine gitti. Sonra sabah saat 6 sıralarında bütün kesimler. Anafartalar grubu karargâhının nerede olduğunu sordum. bazıları hemen hemen denize kadar kaçıp geldiler. Tekke Tepe'yi Ģafakla beraber almaları için söz dinletmeye çalıĢıyordu. Sonunda tepeye varan bir avuç Ġngiliz. Erler yorgunluktan sersem gibiydiler. Uyandırılması ve son verdiği emri kendi önünde doğrulaması gerektiğini söyledi. Kurmay baĢkanı.. yola koyulmadan bir gecikme daha oldu. geriden gelen orduya hesapsız yardımı dokunabilirdi. ama sonra. geldi. grup karargâhını buldu. Gece yarısından sonra. Sağlık hizmetleri. Türklerle Ġngilizlerin Anafartalar sırtı doruklarında ve özellikle Tekke Tepe'ye ulaĢmak için yapacakları yanĢa bağlıydı. Öğle olunca. Bir bölük. Liman von Sanders.. cepheyi biraz görmüĢ olan bir kurye. Yakında baĢlayacak olan çarpıĢmayı buradan izleyecek ve yönetecekti. O zaman Mustafa Kemal. zırhlısının güvertesinden teleskopla izlediği sahneyi sonradan Ģöyle anlatır: Çok geçmeden Ģarapneller solumuzdaki siperlerin üzerine düĢmeye ve askerler kuzeyden güneye panik halinde kaçmaya baĢladılar. kumanya ve öteki levazım konusunda hiçbir hazırlık yapılmamıĢ olduğunu görerek. subaylarla beraber kendisini bekliyordu. Türkleri engelleyecek tek bir taburun bile. Askerlerine siper kazmalarını emretti. acımaksızın grup komutanlarını değiĢtirirken. Fevzi imza atmayı reddediyordu. Subaylar bildikleri kadarını söylediler.' diye ısrar etti. saat 1. fundalar tutuĢuyor ve Ġngilizler canlarını kurtarmak için çil yavrusu gibi kaçıĢıyorlardı. Kitchener ordusundaki askerler. Mustafa Kemal'in ilk iĢi. Çadırında uyuyor.

Bu arada bölgede savaĢa katılacak olan iki piyade alayına sıcak çorba sağlamanızı bildiririm. gelmese de uygulanacağını bildirdi. Erler gecenin yarısından beri savaĢmaktaydılar ve dinlenmeye hak kazanmıĢlardı. Ama düĢmanın. Mustafa Kemal tümen komutanına. böylece güven altına alındı. Zirvenin arkasındaki tümen karargâhına gelince. Üstelik alaylardan biri de henüz gelmemiĢti. sırttaki yerlerini biraz daha sağlamlaĢtırmaya yaramıĢtı. çarpıĢmaların hafif olacağını sanmıĢtı. Galip'in söyledikleri durumu çok iyi açıklıyordu. Ağıldere'deki düĢman kendiliğinden çekilmek zorunda kalacaktı. Bu cepheden gelen haberler ya eksik ya da yanlıĢ oluyordu.' Böylece. Onun ateĢ altında ne kadar yürekli olduğunu görmüĢtü. içinden. Kocaçimen tepesinin altındaki Ağıldere bölgesinde. fakat ya kayıp birliklerini ya da . Bir düĢman uçağı alçalarak tepelerine doğru gelmeye baĢladı. 'Sadece aklımdan geçeni. atıyla siperler arasında dolaĢtı ve birlik komutanlarıyla ayrı ayrı görüĢtü. Subaylar kaçıĢtılar. fakat hiç baĢarı sağlayamamıĢlardı. Bu yönetimi yeniden kurmak görevi Mustafa Kemal'e düĢüyordu. düĢüncelerinin akla uygun olduğunu kabul ediyordu. Bir yandan saldırı düzenlerken. Mustafa Kemal'se doğrudan doğruya tehlikenin kaynağı olan Conkbayırı'na cepheden saldırmayı tercih ediyordu. O geceyi tümen karargâhında. Ayrıca. Mustafa Kemal. Yolda olan iki alay da bu tümeni takviye edecekti. saldırıya geçmedi. dıĢarıdan gelen iki alayın yardımıyla bile. her Ģeyi kendisi denetleyerek geçirdi. Conkbayırı'nda durum. Suvla ovasındaki ilerleyiĢi durdurdu ve en güvendiği iki alayı sırta doğru bir karĢı saldırıyla görevlendirdi. Mustafa Kemal yanında bir tek subayla patikanın ortasından ilerlemeye devam etti. savaĢı cephe üzerinde bizzat yönetmek niyetindeydi. Liman. Sarıbayır'dan da atılması gerekiyordu. Liman. Ama. soğukkanlılık ve cesur bir komuta gerekiyordu. 'bazı inançlar mantık ve muhakeme kurallarıyla açıklanamaz'dı. Onun için Mustafa Kemal. Küçük kümeler halinde ilerleyen düĢman. Komutanın zayıflaması erlerin de maneviyatım sarsmıĢtı. Suvla saldırısı püskürtülmüĢtü. Biraz sonra tümen komutanı. Öyle ki. Ġnsiyatifi kıt. Ġki gündür Conkbayırı'na saldırmaktaydılar. DüĢmanı apansız bir baskınla gafil avlayarak yenebileceğimiz sonucuna varmıĢtım. bir yandan da Anafartalar cephesini yönetmek zorundaydı. Ancak. Komutanlara. Onsuz baĢlanacak bir saldırı bozgunla sona erebilirdi. emirlerinin uygulanmasını sağlayamayan Hamilton'un tereddüdü karĢısında ĢaĢıp kaldığını belirtmekten kendini alamadı. Bütün sıkıntılar bundandı. baĢarıya ulaĢabileceğine inanmıyorlardı. kararın kesin olduğunu ve ikinci alay gelse de. her zamankinden daha korkuluydu. sıtmadan son derece rahatsızdı. AkĢam üzeri atına binerek maiyetiyle birlikte sırt boyunca Conkbayırı'na doğru gitti. yanında Galip adında bir kurmay subayı olduğu halde onu görmeye geldi. düĢmanın sol kanadına doğru bir saldırıyı uygun buluyordu. bir düĢünce olarak söylemek istedim. Mustafa Kemal'i karar vermekte serbest bıraktı: 'Bu harekâtın sorumluluğunu siz üzerinize aldınız. orada bulunduğu halde. Ama yine de görüĢleri benim kararımı değiĢtiremezdi. dinlenmesine olanak yoktu. uykusuz kaldığı dördüncü gece oluyordu. iki tümenin komutan vekillerine Ģu talimatı verdi: 'Bu gece Conkbayırı'ndaki askerlerimizden büyük fedakârlıklar isteyeceğim. Bu. Bunu baĢarabilmemiz için bize sayı üstünlüğünden daha çok. komutanları tarafından iyi örgütlenen ve niĢancılık bakımından daha üstün olan Türk askerleri yokuĢ aĢağı daha da etki kazanan atıĢlarıyla düĢmanın maneviyatını kırmıĢlardı. onları bir süre izlediyse de. General Stopford'un nazikliğinden savaĢa bir türlü baĢlamayıp kendisinin gelmesini bekler gibi bir hali olduğunu alaycı bir dille belirtti. Ağır kayıplar vermiĢ.' dedi. askerlerini toplayarak onlara. eğitim ve öğrenimden yoksun olan Osmanlı askeri. Planlarınıza karıĢmak istemem.' Mustafa Kemal.' Sonra Liman von Sanders'le hücum planı üzerinde görüĢmeye gitti. yönetimsiz de kalınca ne yapacağını bilemezdi. Anafartalar. tam baĢarıya ulaĢmamıĢ da olsa. buradaki kuvvetlerin içindeki karıĢıklığı bir düzene sokmaya çalıĢıyor. Sekizinci Tümene Ģafakta saldırıya geçmek üzere hazırlık emri verdi. Hamilton'un komutanlarının zamanında karar almaktaki yetersizlikleri ve 'yenilgiye yol açan bir sorumluluk korkusu' içinde olduklarını sezmiĢti. Mustafa Kemal bu subayı tanır ve sayardı. Oysa. sonradan hatıra defterine yazdığı gibi. taze bir ruhla dövüĢmeleri için cesaret vermelerini bildirdi. Uçak da. Orası tekrar ele geçirilirse. BaĢta onun bu disipline aykırı davranıĢına canı sıkılmakla beraber.avlamak sayesinde kazanılmıĢ olduğunu söyledi. ve 'savaĢın en kanlı ve ateĢli anında içimizde duyduğumuz inançlar da böyledir. Cesaretleri iyiden iyice kırılmıĢ durumdaydı ve yeni bir saldırının. ateĢi yüksekti. Galip. Conkbayırı'nı hâlâ bütün savaĢın mihveri olarak gören Mustafa Kemal. maiyetindeki bazı subayların görüĢlerini belirtmek için izin istedi. Anzakların geceleyin yaptıkları yeni bir saldırı.

Türklere tam bir karĢılık verdi. birkaç adım ilerledi ve kırbacını kaldırdı. Korkup kaçmak yoktu. durumun gerektirdiği Ģekilde savaĢa sokulacaktı. Bir ara bir Ģarapnel parçası tam göğsüne isabet etti. saldırının yandan değil. gerilemeden can verdiler. 'Generallerin er safında dövüĢtüğü ve erlerin ellerindeki silahları atıp gırtlak gırtlağa boğuĢtuğu bir çarpıĢmaydı bu. Mustafa Kemal'in yazdığı gibi..' O ilk hücumun kahramanlarından pek azı sağ kaldı. Ne top. Mustafa Kemal ileriye doğru koĢtu. Tümen komuları da yanına geldi. ġafaktan önce Mustafa Kemal. Deniz toplarının ağır gülleleri toprağa gömülüyor. Ġlk saldın tam bir sessizlik içinde yapılacaktı. 'Gökten Ģarapnel ve demir sağanakları yağıyordu. üzerinde aile arması iĢlenmiĢ olan güzel bir kronometre verdi. Bir an sonra düĢman siperlerinden yalnız 'Allah!' sesleri duyuluyordu. baĢına geleceği bekliyordu. Öteki subaylarla birarada erlerin önünde durdular. SavaĢın kaderi bu ilk iki dakika içinde sürprize bağlıydı. Bazı inatçı düĢman birlikleri yer yer akĢama kadar çarpıĢmaya devam ettiler. Bütün Conkbayın koyu bir duman ve ateĢ tabakasıyla örtülüydü. Ondan sonra ne olacağını olaylar gösterecekti. Her iki hattaki askerler de karanlıkta hiç ses çıkarmadan. Bunun otuz metre kadar gerisindeki bir baĢka hatta da. siperler boyunca ilerleyerek alçak sesle erlere talimat verdi: 'Askerlerim. Mustafa Kemal korkusuzca ateĢ altında durarak emirler veriyor ve askerlerini cesaretlendiriyordu. 'aslanlar gibi' karanlığın içine atıldılar. Tanrının adını anarak Ģahane bir Ģekilde dövüĢüyorlardı. Mustafa Kemal'e 'Kuvvetleriniz nerede?' diye sorunca. saldırı suya düĢerdi.komutanlarını arayan subaylar çadırına girip çıkarak kendisini boyuna tedirgin ediyorlardı. sonra çevremizde kocaman çukurlar açarak patlıyordu. sonradan kendi anlattığına göre. Onun için ilk iĢleri bu oldu. Mustafa Kemal baĢkaları duymasın diye eliyle yaverinin ağzını kapayarak 'Yok öyle Ģey!' diye cevap verdi. 'ĠĢte bir saat ki bir hayat değer!' diye felsefe yürüttü. ezici bir sayı üstünlüğü altında can vermiĢ.' Ama Ġngiliz topları da. DüĢmana ancak yirmi metre kadar uzaklıkta olan gözetleme mevzilerine bir alay yerleĢtirmiĢti. Liman von Sanders de karĢılığında. Mustafa Kemal. Gün ağardıktan sonra. Herkes kadere boyun eğmiĢ. Ben önden gideceğim. ÇarpıĢmanın sonunda Liman von Sanders'in isteği üzerine bu saati. açıktakiler de çabucak yok edilmiĢlerdi. iki alay daha sürmüĢtü.' Öteki subaylara da erlere aynı iĢareti vermelerini söyledi.. Fakat Anzakların ana kuvveti. Mustafa Kemal saatine baktı ve hemen hemen dört buçuk olduğunu gördü. 'ezici düĢman yığını' tepeden. Sırtlar ceset doluydu. Bizimkiler de bu saldırıya göğüs geriyor ve ırklarının geleneklerine yakıĢır Ģekilde kahramanlık gösteriyorlardı. 'Kuvvetlerim mi? ĠĢte bu yatan ölüler!' diye cevap verdi. Ġngiliz askerleri. iki gece elimizde tuttuk. daha son sözümüzü söylemiĢ değiliz. Hamilton'un cephe hattı yıkılmıĢtı. sabah ona doğru bayırın eteklerine ve daha aĢağıdaki kıyıya kadar püskürtülmüĢ bulunuyordu. Saflarında. Yüksek komutanlardan biri. bir hatıra olarak ona armağan etti. Sonuncu alay da vaktinde yetiĢirse.. Süngüden baĢka hiçbir silah kullanılmayacaktı. Böylece. Anzakların Sarıbayır'da tutunmalarını sağlayamadı. Birkaç dakika sonra ortalık aydınlanacak ve düĢman birbirine yakın kümelenmiĢ duran Türk askerlerini görebilecekti. hızla düĢmanın üzerine atılacaklardı. Eğer görür ve ateĢ açarsa. Bir an içinde. Generalleri bizi hemen Conkbayırı'ndan söküp atmazsa baĢına ne geleceğini biliyordu. Kırbacımı kaldırır kaldırmaz hepiniz ileri atılın.(1) Bombardıman Türklere ağır kayıp verdirmekle birlikte.. Yalnız acele etmeyin. Harbiye'deki günlerinden beri kullandığı saati çıkardı ve. Bu sefer baĢardılar mı acaba? Pek sanmıyorum. Ama ziyanı yok. ġarapnel parçası. Conkbayırı'nı 'cehenneme çeviren' bir mermi yağmuruna tuttular. birliklerini tepeden aĢağı silip süpürmüĢtü. Kendi anlatıĢıyla. cepheden yapılmasını ileri sürmekte haklı olduğu ortaya çıkmıĢtı. 'Vuruldunuz efendim!' diye bağırdı. çadırının önüne çıktı ve her Ģeyin hazır olup olmadığını görmek için çevresine bakındı. ġimdiye kadar Türkler biraz sıkıca yerleĢtiğimiz mevzileri bir daha ele geçirmeyi baĢaramamıĢlardı. Türk komutası çok iyiydi: Bunu itiraf ederim. erler süngü takmıĢ. Sir lan Hamilton hâlâ iyimserlik içinde Ģöyle yazıyordu: 'Conkbayırı'nı hemen hemen iki gün. hâlâ hücum emri beklercesine tüfeklerine sımsıkı sarılmıĢ olarak ölmüĢlerdi. Siperlerdekiler.' . Mustafa Kemal'in Liman von Sanders'e karĢı. Birçoğu. subaylar kılıçlarını çekmiĢ olarak. bayırlardan aĢağı sel gibi inerek sağ kanadını sarmıĢ ve aĢağıdaki hatları yanp geçerek. göğüs cebine çarparak cebin içindeki saati parçalamıĢ ve göğsünde yalnız büyükçe bir çürük bırakmıĢtı. Cephe saldırısı sonucu yanları açık kalan sağ kanattaki üstün düĢman kuvveti de geri çekilmek zorunda kalmıĢtı. silaha davranmaya bile vakit bulamamıĢlardı. ne de tüfek atılmaması için kesin emir vermiĢti. Sonradan. karĢınızdaki düĢmanı mutlaka yeneceğiz. karanlığın da yardımıyla sessizce. Yaverlerinden biri dehĢet içinde. Türkler tekrar tekrar saldırıyor. Sonra.

Ama. planlarının yanlıĢlığı ve komutanlarının kararsızlığı yüzünden baĢarısızlığa uğramıĢlardı. Bu da onu büsbütün efsaneleĢtiriyordu. ancak arazinin sarplığı. Bir gün. ertesi gün de Türkler zaferi henüz tam kazanılmıĢ saymıyorlardı. Anafartalar'daki bu son. efendim. düĢman akınını geciktirmiĢ ve böylece o önemli zirvenin kurtulmasını sağlamıĢtı. DüĢman üç mermi atmıĢ.. Fakat hiçbir Ģey olmaz. Anafartalar cephesinin kuzeyindeki Kiraz Tepe'de oldukça zayıftılar. 'BaĢüstüne' dedi. Üstelik. ikincisi yirmi metre kadar yakına ve üçüncüsü daha da yirmi metre yakına. Gerçi Conkbayırı büsbütün elden gitmiĢti ama Suvla'da durumu kurtarabilmeleri henüz mümkündü. kıyasıya dövüĢebileceğim biliyor. 'Askerlerime kötü örnek olamam. aslında Gelibolu seferinin son çalkantılarıydı. sadece bir savaĢın gidiĢi üzerinde değil. kahramanca dövüĢen ve mükemmel yönetilen gerçek Türk ordusudur. önceden hor gördükleri Türkler. piyadelerinin ilerleyiĢini korumak için.' diye bitiriyordu. bundan yararlanmayı da iyi baĢarıyordu. değil mi?' 'Evet. Mustafa Kemal. tek bir cılız umut daha vardı. emrindekileri de öyle davranmaya zorluyordu. Fransız atlılarının Asya kıyısında. Siperdekiler dehĢetten dona kalmıĢ bir halde dördüncü merminin düĢmesini beklerler. Türkler Ģimdi sadece sayıca değil. Onun için. Ġngilizler iki kez 'sürpriz' silahını kullanmaya kalkıĢmıĢlar.' . Türk psikolojisini ve Türk'ün bir kere baĢındakilere güvenip de kanı kızıĢtıktan sonra. nasıl azimle. Hamilton. ölüme gittiklerini bile bile Ģövalyelere yakıĢır bir saldırıya giriĢtiklerini duymuĢtu. Mustafa Kemal strateji bilgisinin temellerini kavradığı kadar askerlerinin ruhunu da anlamıĢtı. Ölmemizi emrettiniz. buraya yapılacak bir düĢman saldırısının. raporunu: 'KarĢımızdaki ordu. bir çarpıĢma sırasında Mustafa Kemal'in bulunduğu sipere düĢman bataryası ateĢ açar. her Ģeyden çok. Dördüncü merminin tam siperin kenarına. kuĢ bile geçirmiyor. Subaylardan biri kaçması için yalvarırsa da o. atlıların komutanına saldırı emri verdi.' Ve sigarasını içmeye devam eder. Ama onların saldırısı. 'Böyle geçebilirsiniz. denizle sırt arasında. Artık sürprizden de yararlanamayacak olan Hamilton'un saldırıya tekrar baĢlayabilmesi için yeniden yüz bine yakın asker getirmesi gerekmekteydi. askerlikteki ustalığı kendilerine yalnız eĢit değil.' Atlılardan çoğu öldü. Kireç Tepe savaĢında takviye birlikleri getirmek için cephe gerisinde at üzerindedir. yedek piyade kuvvetlerinin yetiĢebilmesi için biraz zaman kazanmak gerekmiĢti. sonra bir duraklama geçirdi.. mermilerden biri siperin ilerisine düĢer. üstün bile olan bir Türk komutanının ortaya çıkıĢıydı. dördüncü atıĢı yapmamıĢtır. O hemen.Her Ģeye rağmen. Mustafa Kemal'e. Conkbayırı'nın Türklere geçmesinden hemen bir hafta sonra Sir lan Hamilton telgrafla Kitchener'e baĢarısızlıklarını bildirmiĢti. Liman von Sanders kuvvetlerini toplayamadan. 'DüĢman ölüm saçıyor. Askerler bu boğaza gelince dururlar. Askerler tek sıra halinde onun peĢinden koĢarlar ve çok kayıp vermekle beraber. Mustafa Kemal'in oturduğu yere isabet edeceği kesin Ģekilde bellidir. bizzat kumanda ediyordu. moral bakımından da üstünlük kazanmıĢlardı. Ġngilizleri ĢaĢırtan ilk Ģey.' derler. kanlı çarpıĢmalar. 'Artıkçok geç. Komutanları bilgiliydi. aynı Ģeyi tekrarlayarak. Kendisinin her an canını vermeye hazır oluĢu. tarihte eĢi çok az görülmüĢ bir olaydır. Mehmetçik biraraya gelerek Gelibolu yarımadasını kurtarmıĢlardı. Ancak Türkler. yürekliydi. Ģanslıydı da. Menzili tam olarak hesaplamıĢlardır. savaĢın tam canalıcı anında ve yerinde.' der. Sinirleri iyice gergin olan Mustafa Kemal. Ġngilizler için. Mustafa Kemal'le. Mustafa Kemal onu geri çağırdı: 'Ne dediğimi anladınız. Komutan önce. düĢman filosunun ateĢine açıktır. Bunu hatırladı ve sert bir kararla. Geçebilecekleri tek yol. Birkaç gün sonra Anafartalar'ın iki tepesini almak için yapılan bir çarpıĢma sırasında. yorgun erlerini durmadan dövüĢtürüyor ve onlara hâlâ cephe hattında. bütün bir seferin akıbeti ve hattâ bir milletin kaderi üzerinde bu derece derin bir etki bırakması. mevzii yeniden ele geçirirler. bu silahı kendilerine karĢı çevirmiĢlerdi. Tekke Tepe'yi almak için giriĢilen yeni bir saldırı da bozguna uğradı. söylendiğine göre. Ġngiliz resmi tarihçisinin deyiĢiyle: 'Tek bir tümen komutanının üç ayrı seferde kazandığı baĢarıların. Ġkinci sürpriz de. asıl Türk askeri olmuĢtu. sağ yanı da sarıp bütün ordusunu kuĢatmasından ciddi olarak korkuyordu. Böylece.' diyerek kurmay baĢkanı ve yaveriyle ileri doğru atılır ve ötekilere de peĢinden gelmelerini emreder. ġimdi artık hiç yaralanmayacağına güvenerek düĢman ateĢi altında sanki kendini koruyan bir büyü varmıĢ gibi dolaĢıyor ve askerlerinin gözünde bir masal kahramanı niteliğine bürünüyordu.

kara kuvvetlerini çekinmeden getirebilecek olan bir deniz kuvvetine karĢı hiçbir zaman savunamayız. Mustafa Kemal böylece Gelibolu yarımadasından ayrıldı. Çoktandır aylık almadığı için bir sürü parası birikmiĢti. tıpkı Ruslar gibi. Ama. 'savaĢmak için değil de. Türklerin iç güçlerini yükseltti. Gerçi böylelikle yabancı baskısının kalkacağına ve Ġmparatorluğun kendini toparlayıp yeniden dirilebileceğine inanan pek azdı. Burada yapabileceği bir iĢ de kalmamıĢtı.' Aylar geçtikçe savaĢ durgunlaĢtı ve yeniden siper çarpıĢmasına döndü. Yanmdakilerden biri buraya neden büyük bir anıt dikilmediğini sorduğu zaman. diyordu. doktor olarak Gelibolu'ya gelmiĢti. KazanmıĢ olduğu zaferin kesinliğine inanmak kendi kendini aldatmak olurdu. Bunun üzerine. Adı az anıldı. Gelibolu sırtlarında bir kez daha kendini göstermiĢti. Eski Türk ruhu hâlâ ayaktaydı demek! Milletin Ģanlı geçmiĢindeki nitelikler. 'Karada kıstırılmıĢ durumdayız. saatin çalınmıĢ olduğunu bildirdi. Yıllar sonra Çanakkale'deki savaĢ alanlarını gezerken söylediği sözde hiç yapmacık yoktur. ArkadaĢıyla hemen askerlik konularında konuĢmaya baĢladı.Mustafa Kemal sonradan Conkbayırı ve Anafartalar çarpıĢmalarını tarihin en çetin savaĢ alanları olarak niteledi. ON ÜÇÜNCÜ BOLÜM Doğu Cepheleri ĠNGĠLĠZLERĠN Çanakkale'deki yenilgisi. Bu arada Selanik'ten arkadaĢı Tevfik RüĢtü. 'En büyük anıt Mehmetçiğin kendisidir. Bunu birlikte harcayacaklardı. Gerçi. her dediğinde haklı çıkmıĢtı.' diye cevap verdi. Mustafa Kemal yarımadadaki görevinden alınmasını istedi. çadırından çıkarak ağaç kütüklerinden yapılma rahat bir kulübeye yerleĢti. cesaret ve gurur. Deniz kuvvetlerinin canalıcı önemine hâlâ eskisi gibi inanıyordu. Ama biz de çökmeye mahkûmuz. Kızıldeniz'in ve Hint Okyanusu'nun eteklerindeyiz ama herhangi bir okyanusa açılamıyoruz.' diye geri çevrildi.' Mustafa Kemal Ģimdi artık dinlenip kendine bakabilirdi. Çünkü böylece müttefikleriyle bağlarını kesmiĢ oldum. derli topluluğun ve kendilerine sunulan dört türlü yemeğin karĢısında ĢaĢınp kaldılar. Ġstanbul'dan gelen bir heyetin üyeleri burasını. Mustafa Kemal. 2 Ernst Jaeckh. 'Bu yerlerin Türkiye sınırları içinde kalması onun sayesindedir. Mustafa Kemal'in kafası her zamanki gibi iĢliyordu. hem de aynı nedenden. cephede kalacak hali yoktu. Ama ne de olsa kötümser ve karanlık ufkun üstünde bir umut ıĢığı belirmiĢti. Gelibolu savaĢı üzerine bir gazeteye verdiği demecin yayınlanmasına da Enver PaĢa . Ama. geçici de olsa. 1 Sonradan Türk hükümeti. huzur içinde denizi seyretmek için yapılmıĢ' bir yere benzettiler. azim. von Sanders de onu baĢka bir göreve atamayı kabul etti.' dedi. Sonuna kadar. SavaĢ sırasında bile rahatını sağlamasını bildiği için. Deniz kuvvetinden yoksun bir kara kuvveti olarak yarımadamızı. Ģimdi ortaya onları kurtaracak yeni bir kahraman çıkmıĢtı. diyordu. Zaten sağlık durumu kötüleĢmiĢti. Boğazları ve Çanakkale'yi tıkamakla Rusları Karadeniz'in içine kapamıĢ oldum ve eninde sonunda çökmeye mahkûm ettim. hattâ bir tek erimiz bile yok. bir Avrupa devletine karĢı zafer kazanmıĢlardı. BaĢkente varıĢından on gün sonra Müttefik Kuvvetlerin belli etmeden ve hiçbir kayıp vermeden yarımadadan çekilip gitmiĢ olduklanm haber aldı. resmi az basıldı. Buna fırsat vermeden onu yok etmek için son bir Türk saldırısının tam zamanıdır. Ġstanbul'a dönüsünde bir zafer alayı ile karĢılanmıĢ değildi. Alman hükümeti. Saldırı için istediği izin. Mustafa Kemal o anda aldığı bir kararla. Gerçi Akdeniz'in. Alman bir dostu (2) sıtmanın Mustafa Kemal'i çok zayıf düĢürmüĢ olduğunu gördü ve onun çökmüĢ hali karĢısında dehĢete düĢtü. Mustafa Kemal düĢmanın yarımadayı boĢaltmaya hazırlandığına inanmaya baĢlamıĢtı. 'Harcanacak kuvvetimiz. 'Ben de seninle beraber Ġstanbul'a geleceğim. Yakın tarihlerde ilk olarak. yine üstlerine söz dinletemedi. Türkler kahramanlık peĢinde koĢan bir ırktır. O zamana kadar pek kimsenin tanımadığı genç albayın baĢarılarına basında da çok yer verilmedi. saati bir müzeye koymak üzere Almanya'dan geri almak istediği zaman.

çaldığı parçanın yarısında duruverdi. Asker ve donatım boĢ yere harcanmaktaydı. salondakilere dönerek. bir Türk Ģairi. ağızdan ağıza yayılan bütün efsaneler gibi onun da adı ve baĢarıları halk arasında duyulmaya baĢlamıĢtı. ordu dıĢında da itibar ve otorite demek olduğunu pek iyi biliyordu. Sağlık durumu düzelinceye kadar annesiyle kızkardeĢinin yanında. Nazır. Ama. Geriye kalan birlikler ya adı var. Bahriye Nezaretindeki arkadaĢı Rauf a yanıp yakınıyordu. Sadrazama. hastalandı sanarak telâĢla yanına koĢtu. Mustafa Kemal'in birlikte çalıĢtığı insanlar pek böyle düĢünmüyorlardı. Bunlann eğitimi subayların bütün zamanını alıyor.engel oldu. kendi yok cinstendi. oradaki eski dostlarıyla bir süre birlikte oldu. ama ne de olsa artık kendi baĢına bir ev bulmanın zamanı gelmiĢti. ayrıntılı raporlar yazdı. Enver de onun Ģimdilik albay olarak kalmasını uygun buluyordu. Gerçi üvey babasının yeğeni olan Fikriye'nin gitgide olgunlaĢan güzelliği. Gittiğini farkeden Corinne. batıdaki çıkarları uğruna.) Ortada bir tek Genelkurmay bulunduğunu. Mustafa Kemal görüĢlerinden ve içine doğan felâket korkularından hükümeti haberdar etmek için Hariciye Nazırından bir randevu sağladı. genel durumdan büyük bir iyimserlikle söz ediyordu. Mustafa Kemal'in gitmesi gerekti ve ayaklarının ucuna basarak sessizce odadan çıktı. sekiz bin kiĢilik bir birliğe sadece bin tüfek düĢüyordu. Ülkeye daha çok gerekli olan silahlarla donatılmıĢ en iyi birlikler Almanların Doğu Avrupa'daki savaĢlarına gönderiliyordu. Akla uygun bir görev teklifiyle karĢılaĢacak olursa. daha olgun ve daha modern bir hava özlediği için yine Corinne Lütfü'nün arkadaĢlığını aradı. baĢının üstünden Ġngiliz mermileri kuĢ gibi uçup giderken yaylım ateĢleri arasında yürüyüp geçen Türk savaĢçısı. Bütün suç Almanların elinde oyuncak olan Enver'deydi. Nazır Beyden de. sıkıntısını az çok hafifletiyordu. Herkesin özleyip beklediği millî kahraman bu Mustafa Kemal miydi acaba? Gerçi onun askerlik dehasına değer veren Enver PaĢa'nın kendisinden 'yerime geçebilecek tek adam. Sinirlenmeye baĢlayan Nazır. Bununla birlikte. Bir gün büyük bir adam olacak ve sadece Türkiye'ye değil. Ġçin için sabırsızlıkla kaynıyor ve kendini dinlemek sabrını gösteren eĢe dosta. Türk ordusunu ve bu ordunun değerini herkesten iyi bildiğini ileri sürdü. Bunu Mustafa Kemal de biliyordu. baĢka iĢlerle uğraĢmalarına engel oluyordu. ona gerçek durum üzerinde Genelkurmay'dan bilgi edinmesini söyledi. Corinne'le bütün Gelibolu savaĢı boyunca mektuplaĢmıĢ. daha yüksek perdeden konuĢarak. kendi adına kabul etmesi için yaverine talimat . anlamına geliyordu. Kemal. bütün ömrünü askerlik mesleğine vermiĢ bir insan olarak. Gelibolu zaferi gözlerini kamaĢtırmıĢ değildi. Mustafa Kemal. Enver PaĢa bu iĢi çabuklaĢtırmak için ortada bir neden görmüyordu. Fakat o. Mustafa Kemal'in geleceğinin parlaklığına inanan Corinne. Gelibolu'dayken albaylığa yükselmiĢti. YanlıĢ kararlar alınıyordu. görüĢlerini zorla kabul ettirmeye uğraĢıyordu. Bir akĢam bir müzikli toplantıda Corinne. SavaĢın Türkleri felâkete sürüklediğini ve Alman askerî misyonunun iĢleri gitgide daha kötü yönettiğini açıkça görüyordu. bütün dünyaya ün salacak. Davetlilerden biri. kendi baĢkomutanlıklarını kandırıyorlardı. Silah azdı. iyiden iyiye bağlandıkları bir sembol olmuĢtu. Enver PaĢa da bütün bunlara göz yumuyor ses çıkarmıyordu. Selanik'ten kaçtıkları zaman onlara tutmuĢ olduğu BeĢiktaĢ'taki evde kalıyordu. Türkiye'nin kaynaklarının sonsuz ve askerî durumunun her zamandan daha iyi olduğunu söyleyerek. Korku nedir bilmeyen. Özellikle artık Jön Türk yöneticilerinde aradıklarını bulamamıĢ olan genç kuĢağın seçkinleri için. ona hep cesaret vermiĢti. Almanlar. ya da on altı. (Tabii bu.' diye söz ettiği duyulmuĢtu. 'Mustafa Kemal. Bu arada. Ama buradaki kadınca hava sinirine dokunmaktaydı. Mustafa Kemal tam aksi görüĢü savundu ve savaĢı yakından görmüĢ biri olarak kuĢkularını anlattı. bunun da kendisini asidir diye ordudan attırmaya çalıĢmıĢ olan Alman askeri misyonunki olduğunu sözlerine ekledi.' Ne var ki. Ġstanbul'un havasından kaçmak için bir süre Sofya'ya gitti. masal gibi dillerde geziyordu. ölüme Ģerbetli olduğu için vücuduna kurĢun iĢlemeyen. öne sürdüğü Ģeyleri belgelerle destekleyerek. piyano baĢındayken. Böylece Ġstanbul'a dönüĢünde Mustafa Kemal kendini yine eli kolu bağlı ve huzursuzluk içinde buldu. 'Ayaklarının ucuna basarak dıĢarı çıkan subayın kim olduğunu biliyor musunuz?' dedi. on yedi yaĢındaki acemi erlerden kuruluydu. Yüksek bir askeri rütbenin ve paĢa unvanının sadece orduda değil. Yine uluorta söylediği düĢünceleri ve insanı ĢaĢırtan hoyrat davranıĢlarıyla baĢlarına dert olmuĢtu. Türkleri kazanamayacakları bir savaĢta mahva sürüklemekteydiler. Alman subayları ise.

Ruslar Türklerden çabuk davranarak. askerleri sömürüyorlardı. Bu. bu çarpıĢmadan sıyrıldı ve böylelikle muhtemel bir ölümden ya da esirlikten kurtulmuĢ oldu. Mustafa Kemal oraya vardıktan birkaç hafta sonra geldi. Geri çekiliĢ sırasında yanıbaĢında bir erin. derdiniz. değil mi? Ne gezer! Dinlenmek galiba ancak öldükten sonra nasip olacak. batıdan doğuya iki ay süren bir yolculuktan sonra bir an olsun dinlenmeye hak kazanır. arkadan gelmeyeceklerine güveniyordu. Gelibolu savaĢından sonra Mustafa KemaPe 'Napolyonluk taslamaması' için uyarıda bulunmayı gerekli görmüĢtü. Enver PaĢa'ya. Kafkas cephesine gitmeye pek istekli görmediği Mustafa Kemal'in. ancak yola çıktıktan sonra terfi ettirilmesini salık vermiĢti. hastalıktan kırılmıĢ. Dr. henüz albaylıktan generalliğe yükselmiĢ değildi. Bulgaristan'ın bir an önce savaĢa girmesini aklına koymuĢtu ve Kral Ferdinand'ın kaçınılmaz olan bu adımı atmaktan çekindiğini gördükçe sabırsızlanıyordu. böylece kurtuldu. Sonra sorumluluğu üzerine alarak genel bir çekilme emri verdi. Karadeniz'deki baĢlıca Türk limanı olan Trabzon'u iĢgal etmiĢlerdi. Türkler de kanlı çarpıĢmalardan sonra daha gerilere çekilmek zorunda kaldılar. Nazım.' Mustafa Kemal. bütün cephe boyunca bir kere daha saldırdılar. kendisine sorumluluğu ağır bir komuta verilmesin karĢın.'Böyle adamı asmak gerek. büyük bir piyade kuvvetiyle göğüs göğüse dövüĢmek zorunda kaldı. sizin Bön Dieu'nüzün (Tanrı) cennetine gitmeye pek öyle kolay kolay razı olmayacağım. büyük bir karıĢıklıkla karĢılaĢtı. Ancak. Mustafa Kemal de bir gün ġakir Zümre ve -daha önce Cavit için söylediği gibi.'(1) demıĢti. çalıĢkan bir komutan yardımcısı buldu. cephanesiz bir ordunun döküntülerinden baĢka bir Ģey değildi. Yılın ilk aylarında Ruslar. ahlâksız müteahhitlerle birlik olmuĢ. Rusların. bu hayal rahata eriĢmek için bile olsa. çevrelerini neredeyse büsbütün kuĢatan bir 'süngü ormanı' arasında. fakat daha uzak bir cepheye gönderilmesi düĢünülen On Altıncı Kolordunun komutanlığıydı. soğukkanlılığı ve kendi süngüsünü bütün gücüyle kullanması sayesinde. en sonunda paĢa olabilmiĢti. Ġttihati ve Terakki'nin eskilerinden olan ve Mustafa Kemal'in hareketlerini daima kuĢkuyla izleyen Dr. Ġstanbul'a telgraf çekerek silah. yedek kuvvet ve sağlık malzemesi istedi. Selanik'te. Terfi haberi. Ama. Dr. 'Ama savaĢ bir tek senin Rusları öldürmenle kazanılmaz. Buradaki birlikler. Ġyi bir Ģans eseri olarak. Bir ara. çarpıĢmanın en hareketli yerindeydi. Gerçekten de öyle oldu. On Altıncı Kolordu ile birlikte îkinci Ordu. Ancak. Bizi ne diye geri çekerler?' diye söylendiğini duydu. Vicdansız subaylar. Diyarbakır yakınlarında Silvan'da bulunan karargâhına ulaĢtıktan sonra Corinne'e Ģöyle yazacaktı: Ġnsan uzun ve yorucu bir yolda. silasız. Mustafa Kemal.' diye cevap verdi. Türkler Erzurum'u almak için temmuz ayında bir karĢı saldırıya geçmeyi tasarlıyorlardı. Ama cevap alamayınca da pek ĢaĢmadı. Üçüncü Ordu'yla tam bir bağlantı da kurulamamıĢtı. Nazım. askerleriyle beraber. Bir süre sonra. Böylece. Emir dıĢı hareketiyle tehlikeye atmıĢ olduğu meslek hayatı. Kocaman bir ordu bu. Edirne'ye gidiĢini fırsat bilerek Bulgaristanlı Türk milletvekillerinden bir heyeti bir denetleme gezisine çağırdı. Geri çekilmesinin belki de. gene bir sürgün anlamına gelen bir atama haberi aldı.bırakmıĢtı. senin anlayamadığın bir nedeni vardır. Mustafa Kemal Edirne'de altı hafta kadar kaldı. halk tarafından sevgi gösterileriyle karĢılandı. Mustafa Kemal. Gelibolu'dan çekildikten sonra Edirne'de dinlenmekte olan. Kendi kolordusuyla Ġkinci Ordu'nun sağ yanında dövüĢen Mustafa Kemal. morali bozuk. Böylece. yorgun. Gelibolu cephesinden yeni gelmiĢ olan bir piyade tümeninin baĢında Edirne'ye girdi ve son savaĢta kazanmıĢ olduğu ün yüzünden. Enver'in o felâketle biten ilk seferinin döküntülerini biraz olsun toparlamak için Rus cephesine gönderildi. Kitap okumayı elden bırakmadığını Corinne'e göstermek için olacak. 'ġu bizim komutanlar da amma korkak yahu! Rusları öldürüp duruyordum. Bunda da. Enver'in uğradığı bozgundan. Nazım'm biraz rolü vardı. Rus saldırısıyla geri püskürtülmüĢ olan Üçüncü Ordu'yu güçlendirecekler ve onunla birlikte 1916 yılının yazında bir karĢı saldırıya geçeçeklerdi. onun orduyu siyasetten ayırmak yolundaki çabalarını desteklemiĢ olan Kâzım Karabekir'di.' . karargâha geldiği zaman. 'Pekâlâ. Kolorduyu az çok dövüĢebilecek bir biçime sokmak için tek baĢına uğraĢması gerekiyordu. burada aklı baĢında. geç de olsa yararlanmaya karar vererek Anadolu'ya yürümüĢ ve önemli Erzurum müstahkem mevkiini aldıktan sonra. Ġkinci Ordu henüz hazır değildi. bir Fransız askerlik tarihinden aldığı parçayı da ekledi ve mektubunu Chateaubriand'ın bir vecizesiyle bitirdi: 'Büsbütün unutulmaktansa hiç doğmamıĢ olmayı yeğlerim. Bu.

babasının ısrarıyla. görevine düĢkündü. yenilgiden sonra birliklerinin moralini öyle yükseltmiĢti ki. komutasındaki iki tümen beĢ gün içinde yalnız Bitlis'i değil. ağustos baĢlarında karĢı saldırıya geçti. komutan da Ġzzet PaĢa. Tatlı yüzlü. kulağı biraz ağır iĢiten. Ġsmet. Türkiye'nin savaĢa katılmasına karĢı gelmiĢti. Mustafa Kemal. arkadan bir süre Ġttihat ve Terakki'nin Harbiye Nazırlığını yapmıĢ. Ġzzet PaĢa. Kayzer'in hem ülke. her zamanki gibi. Mustafa Kemal gibi o da. hem de ordu yönetecek kıratta bir adam olmadığı düĢüncesine dayanarak. Böylece birbirini izleyen yenilgiler arasında. Batı'daki siper savaĢının Almanları yıprattığını. Ağır. Ermeniler göçmüĢ olduklarından. ne ürün yetiĢtirecek köylü. Tümenlerden birinde adam baĢına üçte bir tayın düĢüyordu. Balkanlar tehlikedeyken. Mustafa Kemal. yük hayvanları için yem hiç yok gibiydi. Selanik'teki parti çatıĢmasında onu desteklemiĢ olan Albay Ġsmet'ti. Almanların mutlaka yenileceğini söyleyip duruyordu. Çünkü 1917 Martında dünya çapında önemli bir olay -Rus ihtilâlipatlak vermiĢti. Erlerden birçoğunun sırtında sadece yazlık üniformaları vardı. Sonra yumuĢayarak. ama sonunda onlarla da geçinememiĢti. O kıĢ.' diye not aldı. ancak altı yıl sonra uzun. Askerlik mesleğinin gerekleri yüzünden. hem de Üçüncü Orduların baĢına geçirilmiĢ olan Ġzzet PaĢa'nın yerini aldı. sıkıntı içindeyken tek avuntusu Ġzzet PaĢa ile ya satranç ya da briç oynamaktı. okumayı. Fransızca bir deyiĢle sona eriyordu. Birlikler çetin ve sert geçecek bir kıĢa karĢı hazırlığı tamamlamıĢlardı. en önden kaçtığını sanmıĢtı. SavaĢın felâketli gidiĢini. Ayaklarına postal yerine paçavralar sarıyorlardı. düĢünmeyi seven bir adamdı. yiyecek bakımından da sıkıntı içindeydiler. Neyse ki. ordu komutan yardımcısıydı. fakat sağlam iĢleyen bir kafası vardı. Corinne Lütfü'ye Diyarbakır'dan. Türkiye'yi kurtarmak için bir an önce barıĢa gidilmesinin Ģart olduğunu. Asya'daki Türk . iki gün durarak. Mektup. ġiddetli tipilerden sonra mağaralarda soğuk ve açlıktan ölüp kalmıĢ müfrezelere rastlamak olağandı. düğünden sonra da pek görememiĢti. Eski okuldan. Mustafa Kemal.' dedi. Bu. görüĢleri birçok noktalarda birbirine uyuyordu. Ġsmet. Erlerin. Ġkinci Ordu'nun üst yanıyla cephenin öteki kesimlerinde aynı baĢarıyı gösteremeyince. Trablus'ta Ġtalyanlarla dövüĢürken. iri yapılı. Ġsmet Bey.'Sen kim oluyorsun ki?' 'Ben senin komutanınım. ilkbaharda savaĢmak zorunda kalmadılar.(2) Ġsmet Bey Ģimdi yine Ġzzet PaĢa'nın maiyetine verilmiĢ ve Mustafa Kemal'in arkasından Kafkas cephesine gelmiĢti. onun kadar önemli olan MuĢ'u da ele geçirerek Rusların hesaplarını altüst etti. Yolda. mutlu ve düzenli bir aile hayatına baĢlayabilecekti. orduları bu uzak Arap ülkelerine bağlayan Pan-Ġslâm politikasını üzüntüyle karĢılamıĢtı. tek Türk zaferini Mustafa Kemal kazanmıĢ oldu. gözlerinin içi ıĢıldayan. liberal siyasi düĢünceli bir general olan Ġzzet PaĢa önce Abdülhamit'e muhalefet etmiĢ. Hatıra defterine 'Est-il possible de renier le Dieu? kitabını okumaya devam ediyorum. sonradan en yakın iĢbirliği yapacağı kiĢiyle arkadaĢlık kurmasıydı. yüzünü bile görmediği bir komĢu kızıyla evlenmiĢti. yumuĢak bakıĢlı. subayların rütbe iĢaretini söküp. Yararlığına karĢılık kendisine 'Altın Kılıç' madalyası verildi. Mustafa KemaPle aynı radikal düĢünceleri paylaĢıyor. Ġkinci Ordu.' Askerin yüzünde bir ĢaĢkınlık belirdi. son zamanlarda adet edindiği gibi. kararsız yaradılıĢta bir adamdı. Uzun ve yetersiz ulaĢtırma hatlarına bağlı olan Ġzzet PaĢa'nın orduları sadece silah değil. Türk askerlerinin Avrupa'ya gönderilmesine yol açan politikanın yanlıĢlığını. sessiz bir adamdı. yavaĢ yavaĢ parçalanarak en sonunda Tiflis'e doğru çekildi. ne de iĢ görecek zanaatkar kalmıĢtı. Türkler ellerindeki kuvveti yeniden toparladılar. 'Ġnsanın değer verdiği kimseler arasında ateĢ ve ölüme göğüs germesi ne büyük zevk!' diye yazdı. ġimdi hem Ġkinci. Kafkas cephesi Ģimdi az çok sakindi. 1914'ten beri boyuna. 'O zaman baĢka. Yemen'de bir Arap isyanıyla uğraĢmıĢ ve o da Mustafa Kemal gibi. kurmaylara komuta etmeleri yüzünden düzeni bozulan Rus Ordusu. Bu arada Mustafa Kemal'in bu ilk ordu komutanlığının baĢlıca önemli yanı. ġimdi boĢ zamanlarımı okumakla geçiriyordu. tıpkı Kâzım Karabekir gibi. Ġkisinin de öğrenimleri ve sonra meslekte geliĢmeleri birbirine aĢağı yukarı paralel olmuĢtu. Subaylarının. EĢini. saldırı pek bir sonuca bağlanmadan sona erdi. ufak tefek. Mustafa Kemal iĢte bu mevcudu azalmıĢ ordunun komutanlığına terfi ettirildi. Orada. Böyle bir yerde bir orduyu uzun süre beslemek de çok zordu.

Ġsmet böylece Mustafa Kemal'in vazgeçilmez gölge'si haline geldi. modern bir asker olarak. daha temkinli iĢler ve aynntılar üzerinde titizlikle dururdu. Yeni bir hükümet kurulmalı ve Mustafa Kemal Harbiye Nazırı olmalıydı. Türk subaylarına dansta eĢlik etsinler diye çağırdı. sanki birbirlerini tamamlıyorlardı. Yemek yerken kalpaklarını baĢlarından çıkarmadıkları gibi. Masa baĢında oturur. ruh halleri sık sık değiĢen. Rauf la konuĢurken.ordularının acıklı durumunu ikisi de açıkça görüyorlardı. Kısacası. ikmal bakımından kötürüm gibiydiler. meydan okurcasına. Diyarbakır'dan öteki ordu komutanlarına birer telgraf göndererek savaĢın yönetiliĢini ve hükümetin kararsızlığını yermiĢ ve alınacak önlemleri görüĢmek üzere bir toplantı yapılmasını öne sürmüĢtü. çabuk ve esnek çalıĢırdı. Ġsmet Bey. Kemal ne derece içi içine sığmaz. savaĢın daha Ģimdiden kaybedildiğini ve ülkenin artık ayakta duracak hali kalmadığını ileri sürüyordu. Torosların doğusunda demiryolu bulunmadığı için. dürüst ve özenli. vahĢi köĢesinde bile komutanlık sofrasında uygar bir görünüĢe uyulmasını ısrarla isterdi. Sofraya. bu iĢe Mustafa Kemal'in de karıĢmıĢ olduğu söylendi. çarpıĢmaların durmuĢ olduğu Ģu sırada. Mustafa Kemal'in düĢmanı olan bir paĢa anlatmıĢtı. çabuk kızan.' Mustafa Kemal. karargâha yeni gelmiĢ olan bir telsizciye. Enver'e. 'Çok üzücü Ģeyler. Mustafa Kemal. Avrupalı subaylar gibi baĢaçık oturmalıydılar. Söylentilere bakılırsa. Hemen. Mustafa Kemal. Ancak. efendim. 'Zabitan Mahfeli'nde bir danslı toplantı düzenledi ve dolaylardaki birkaç Ermeni hanımını da. hükümeti devirip baĢtakileri öldürmeyi tasarlamaktı. ama sonradan onun en sadık yandaĢı kesilmiĢ olan komitacı Yakup Cemil. bunu kabul edebileceğini saklamadı. bağımsız bir karakteri vardı. Altı yıl önce'Selanik'te kendisini öldürmekle görevlendirilmiĢ. daha dar bir çerçeve içinde daha ağır. hele savaĢ aralarındaki geçici durgunluk zamanlarında. Mustafa Kemal'i. az çok üslup gözetilmeliydı. Ancak o zaman ilk iĢi. örnek bir aile babasıydı. Adam. subaylara uygun bir biçimde giyinmelerini ve davranıĢlarına dikkat etmelerini bildirdi. pratik. Ġsmet'in düĢünceleriyse. Ġstanbul'da tutuklanmıĢtı Suçu. özellikle Ġkinci Ordu'nun baĢına iĢ açmıĢ olan levazım sorunlarının üzerinde duruyordu. kitap okuyup dans etmek dıĢında uğraĢtıran Ģeyler de vardı. Nitekim. Mustafa Kemal istediğini de yaptırdı. cesaretli yargılara varmaya hazır. Komploya gelince. Ġmparatorluğun bu uzak.' diye anlatmaya baĢladı. Mustafa Kemal bu görgüsüzce alıĢkanlıklara derhal son verdi. Bir gün. 'Eski görenekler hep unutuluyor. Subaylar yemeğe vakitli vakitsiz gelmeye alıĢmıĢlardı. tam bir kurmay baĢkanı olarak yaratılmıĢtı. insanlar üzerinde pek kesin yargıda bulunmaz ve herkese karĢı çekinden. üstü kapalı Ģekilde. Mustafa Kemal'in maceracı bir ruhu. Ġstanbul'da neler olup bittiğini sormuĢtu. Mustafa Kemal'le Ġsmet Bey aynı görüĢ ve amaçları beslemekle beraber yaradılıĢ bakımından o kadar ayrıydılar ki. Subaylarını ilgi çekici tartıĢmalara teĢvik eder ve bu çeĢit konuĢmalarda kendini göstermekten hoĢlanırdı. hareketlerinde kesin kararlıydı. Doğu illerinde de olması gerektiğini ileri sürdü. suç ortakları da hapsedildi. içki ve kadına düĢkün bir erkekse. Ġsmet'in bunları doğru olarak yorumlayacağına ve etkinlikle uygulayacağına güvenebilirdi. insiyatifi az. Ģu Yakup Cemil denilen adamı asmak olurdu. Ġsmet o kadar sakin. GiyiniĢ konusunda her zaman titiz olduğu için. Ġsmet. Mustafa Kemal'in bu düĢünceleri desteklediğini biliyordu. darbe baĢarıya ulaĢıp da kendisine Enver'in yerine geçmesi teklif edilmiĢ olsaydı. komutanlara telgraf çektiği söylentisini yalanladı ve bunu bir düĢmanın kiĢisel garazı olarak niteledi. Mustafa Kemal sonradan. Mustafa Kemal ona planlarını not ettirdiği zaman. Aynı zamanda Enver'in yerine baĢkomutan vekilliğini üzerine alarak ayrı bir barıĢ için görüĢmelere baĢlamalıydı. sabırlı. Mustafa Kemal'in kafası geniĢ çözüm yollarına. baĢkalarının görüĢüne bağlı. Kadınlarımız önüne gelen yerde peçelerini açmaya baĢlıyorlar. Yakup Cemil ölüm cezasına çarptırıldı. Yakup Cemil'in yargılanması sırasında. içer ve konuĢurdu. Ġsmet Bey ise ihtiyatlı. Daha doğrusu Ġsmet. 'Yarının adamı' olarak demiryollarının hayati önemini kavramıĢtı. Ondan sonra Ģifreli yazıĢmaları gizlice incelenmeye baĢlandı. Bunları. insan karakterini ve davranıĢını içinden gelen bir seziyle anladığı halde. Mustafa Kemal'in tam karĢıtı ve bu yüzden de tam ona gereken yardımcıydı. Türklerse. hattâ biraz Ģüpheci dururdu. bu bakımdan Türklerden ilerdeydiler. Erzurum'u alır almaz Ģehre ve Ģehrin ötesine dar bir demiryolu döĢeyerek kendi iç ikmal hatlarıyla birleĢtirmiĢlerdi. . Subay kantininde. Yakup Cemil. karar vermekte acele etmeyen bir insandı. Ruslar. Batı'daki gibi. içkiye düĢkünlüğü olmayan bir adam. Yakup Cemil. ceketlerinin düğmelerini de çözüyorlardı. bu gibi Ģeylerin burada. alıĢılmamıĢ tepkilere açık. ağırbaĢlı.

Yaver bu atanmayı bildiren telgrafı getirdiği zaman Mustafa Kemal uykudaydı. yani Alman askeri heyetindeki subaylara da akıl danıĢmıyordu. Bu seferki grup. BaĢka yerlerde. Biraz sonra da Mustafa Kemal.(5) Von Falkenhayn'ın ne ülkenin iklim ve koĢulları. demiryolundaki kesintiler. çevresi düĢmanla kuĢatılmıĢ bir yer durumuna gelmiĢti. . Ġngiliz ordusu hem Suriye'de. dağılmakta olan Rus cephesinde fazla kalmadılar. ne de Ġsmet. hemen hemen yalnız Almanlar tarafından yürütülecekti.(4) Bu ordunun amacı. bunların dıĢındaydı. Bulduğu çare her zamanki gösteriĢli stratejik tasarılardan biriydi ve bu sefer. Mustafa Kemal de altınları yine makbuz karĢılığında veznedara teslim etti. Komutanı General von Falkenhayn'dı. düĢman eline geçmesi nasıl önlenememiĢse. Enver PaĢa. Medine Müslümanlar için Mekke'den sonra ikinci kutsal Ģehir olduğuna göre bu boĢaltma iĢini üzerine alan subay. Mustafa Kemal bu görevi kesinlikle reddetti. 'Elbette kabul ediyorum. Alman Ġmparatorluğunun ancak doğuda büyük topraklar ele geçirmekle kurtulabileceğine inanmaya baĢlayan von Ludendorff a pek çekici geliyordu. kolordu komutanlığı ile Suriye'ye gönderildi. Zorbalık taslayan. trenler için yakıt bulunamaması. Alman MareĢali her nedense. Lavvrence'in deyiĢiyle Türkler. kurmay heyetiyle komutanı Alman olan. Saldırı için 'Yıldırım Orduları Grubu' diye adlandırılan bir kuvvet kuruldu.' Mustafa Kemal. Bağdat'ın ötesinde de Ġran ve Hindistan uzanmaktaydı ki. tam bir Alman ordusuydu. çöldeki ulaĢtırma sisteminin kötülüğü. Alman subayı. Enver PaĢa'ya karĢı belirli bir hoĢnutsuzluk baĢgösterdi. özellikle güneydeki Suriye cephesinde. Bu komik mizansenle için için alay eden Mustafa Kemal. bir yıl önce Verdün'ü düĢüremediği için bu görevden alınmıĢ ve yerine von Hindenburg getirilmiĢti.'(3) Bu sırada Medine'yi ikinci plana atan daha büyük bir felâketle karĢılaĢıldı. Kutsal Mekke Ģehri. karĢılığında bir de makbuz yazdı. Zaten garnizonun dinine bağlı komutanı Fahri de Ģehri bırakmaya razı olmuyordu. O zaman Mustafa Kemal ona parayı saydırttı. Yalnız Enver PaĢa. bu da. bu iĢ askerlik açısından da çok tehlikeliydi ve Arap baskısı karĢısında bütün Türk kuvvetinin esir ya da yok edilmesiyle sonuçlanabilirdi. Medine Ģimdilik Türklerin elinde kalmıĢtı. Bağdat'ın kaybı ülkede geniĢ üzüntü ve öfke yarattı ve ilk olarak halk arasında. Türklerin Yedinci Ordusuydu ve bunun komutanı da. sadece bu Alman generalinin Bağdat'a karĢı kanlı bir saldırıya giriĢmesini önlemek için. sıkıla sıkıla amacının bu olmadığını anlattı. savunulması güç olan uzun Hicaz demiryolunun ucunda. altınların ordu giderlerine karĢılık gönderildiğini sanmıĢ gibi davrandı ve ordu mutemetliğine yatırılmasını söyledi. Ġngilizlerle Hintliler Bağdat'ı ele geçirmiĢlerdi. Kutular açılınca içinden altın çıktı. Emir Faysal'ın ayaklanması sonucunda zaten Arapların eline geçmiĢ bulunuyordu. kendi hareket imkânlarını ortadan kaldırıyorlardı. 'siperlerde oturuyor ve artık besleme gücünde olmadıkları hayvanları kesip yiyerek. bütün Türklerin satın alınabileceğini sanıyordu. Yıldırım Orduları Grubu'nun çekirdeği. inatçı. patavatsız bir adamdı ve çok geçmeden çevresinde herkesi aleyhine döndürmüĢtü. Enver PaĢa'yı Medine'deki kolordu garnizonunu geri çekmeye razı ettiler. Üstelik. Bağdat'ı geri almak için hemen harekete geçti. bu cephelerdeki askerleri serbest bırakabilmek için. arkadan da Halep'te kurulmakta olan önemli Yedinci Ordu'nun komutanı olarak onu izledi. ama sizin düĢündüğünüz sebeplerden değil. hem de Mezopotamya'da baskısını artırmıĢtı. ne de halkı hakkında bilgisi vardı. baĢkası yokmuĢ gibi.Bu arada ne Mustafa Kemal. aynı nedenlerden dolayı mümkün olmadığını biliyordu. Önce Ġsmet Bey. en aĢağısından gösteriĢli bir yürüyüĢle çölü yarıp geçerek Bağdat'ı Ġngilizler'in elinden almaktı. Bağdat'ın geri alınmasının. baĢta hâlâ Ġkinci Ordu'nun. Medine Ģimdi. Böylece Enver'in planından vazgeçildi. Enver. Buraları daha iyi bilen yurttaĢlarına. milletçe lânetlenmeyi de göze almalıydı. Önceleri Alman Genelkurmayın baĢkanı olan von Falkenhayn. Yoksa. Türk ordusuna sadece eğitmenlik ve danıĢmanlık ettikleri iddiasını artık bırakmak zorundaydılar. Mustafa Kemal'in Lawrence'e esir düĢmesi bile akla gelebilirdi. Medine'nin boĢaltılmasını sağlayacak olan kuvvete komutan olarak Mustafa Kemal'i seçti. yapılması gereken daha acele iĢler vardı. Subaylarından biriyle ona hediye olarak 'zarif küçük kutular' yolladı. Subay bunu istemeye istemeye aldı. Bu yüzden von Falkenhayn Ģimdi parlak bir Doğu seferiyle itibarını yeniden kazanmak isteğindeydi. Ġngilizler Ģimdi Albay Lawrence ve baĢka subaylar eliyle Faysal'a yardım ediyorlardı. Yatağında doğrularak telgrafı okudu ve sonra yaverinin sorusuna karĢılık: 'Evet' dedi. 1917 yılının Martında Almanlar. Fırat nehri üzerinde taĢıt olmayıĢı. Almanlar. Mustafa Kemal'e verildi. Mustafa Kemal'e de rüĢvet teklif etmek akılsızlığını gösterdi.

Avrupa'daki bütün Türk . Devlet teĢkilâtı otoriteden yoksundur. uzatmalarına fırsat verilmemelidir. Mustafa Kemal raporunun baĢında. Emniyet kuvvetleri çalıĢamıyor. Türkiye'yi el altında bir sömürge durumuna düĢürünceye kadar. Bundan önce. Hayatta kalabilme çabası yüzünden. yarısı ayakta bile duramayacak kadar zayıf erlerden kuruluydu. Ġngilizler hücuma kalkarlarsa Türk mevzilerini yarıp Filistin ve Suriye'ye geçerek Bağdat'la bütün ulaĢtırma yollarını kesebilirdi. En iyi örgütlenmiĢ tümenler bile. Böylece von Falkenhayn. 'son derece üzücü' bir durumdu. komutanın yeniden Cemal PaĢa'ya verilmesini istiyordu. her türlü kutsal duyguyu unutuyorlar. Ġsmet Bey. o sırada zaten görevinden istifa etmeye niyetlenmiĢti. ün peĢinde koĢmak yerine ihtiyatlı davranmayı daha uygun gördü ve Bağdat saldırısını Ģimdilik ertelemeye karar verdi. yeni bir ordu grubunun baĢına geçmek üzere Haleb'e gelmiĢ bulunuyordu. gecikmiĢ bir balayı geçirmek onu hüsbütün zindeleĢtirmiĢ gibiydi. Bu. çocuklardan ve sakatlardan ibaret. Von Papen ona ordusuyla birlikte Nablus'a giderken rastladı ve alınacak önlemler konusunda von Falkenhayn'la anlaĢamadığını ve müthiĢ bir öfke içinde olduğunu' gördü. Suriye'de tıpkı bir kral debdebesiyle hüküm süren ve son zamanlara kadar sözü kanun yerine geçen Cemal PaĢa da Mustafa Kemal'i destekliyordu. görevlerini kötüye kullanmakta. Almanların. Sert ve alaycı bakıĢlarını MareĢal'e dikerek. Boyuna itibarını korumak sevdasında olan Enver PaĢa da yine o eski hülyasına dönmüĢtü: Ġngilizleri Mısır'dan kovmak! Sina çölü üzerinden bir saldırıya giriĢilirse Ġngilizleri. Mustafa Kemal bu durumu düzeltmek için gerekli askeri stratejiyi Ģöyle anlatıyordu: Bu topyekûn bir savunma stratejisi olmalı ve askerlerin hayatını mümkün olduğu kadar ölümden korumayı öngörmelidir. fikrini değiĢtirmeye baĢlamıĢtı. Zaten 'milletimiz'. Türk ordusunun zayıf durumunu ayrıntılarıyla açıklıyordu. hemen hemen sadece kadınlardan. 'Rica ederim' diye ekledi. MareĢal. karĢı saldırıya geçmelerine fırsat vermeden. ta SüveyĢ kanalına kadar sürmek mümkün olabilirdi. hükümet ve hanedanın çökmeye yüz tutmuĢ olan yapısı birdenbire paramparça olabilir. nereye gerekirse oraya göndermek istiyordu.(6) Mustafa Kemal. Enver'in yeni planına Mustafa Kemal de Ģiddetle itiraz ediyordu. idare anarĢi içindedir. her türlü yolsuzluğu yapmaktadırlar. Zaten Ģimdi Cemal her konuda von Falkenhayn'a kendinden üstün yetkiler verildiğini görmekteydi. Raporun kaleme alınmasında.Mustafa Kemal daha baĢtan beri von Falkenhayn'ı açık açık eleĢtirmekteydi. SavaĢ daha uzun sürerse. Ġstanbul'a uğradıktan sonra. Ne halk. erlerin kaçması ya da hastalanması yüzünden. Talât ve Enver PaĢa'lara gönderdiği uzun ve ayrıntılı bir raporda belirtti. Bundan sonra Mustafa Kemal. Enver PaĢa. Filistin cephesi komutanı olarak Cemal de tıpkı onun gösterdiği nedenlerden dolayı Bağdat projesine Ģiddetle karĢıydı. Atılan her adım halkın hükümete karĢı duyduğu derin nefreti artırmaktadır. Türk halkının savaĢtan bıkıp usanmıĢ olduğunu ileri sürüyordu: ġimdiki Türk hükümetiyle arasında hiçbir bağ kalmamıĢtır. Ekonomik hayat korkunç bir hızla çökmektedir. 'beni fikrimden caydırmaya çalıĢarak zaman kaybetmeyin. Türkiye'nin hizmetinde hiçbir Alman çalıĢmamalıdır. ne de devlet memurları geleceğe güvenebilmektedir. Bütün memurlar rüĢvet almakta. Osmanlı Ġmparatorluğunun 1917 yılının Eylül ayındaki durumunu nasıl gördüğünü. Halep'te Mustafa Kemal'in de katıldığı bir ordu komutanları toplantısında buna cevap olarak sadece seferin kararlaĢtırılmıĢ ve eldeki en iyi Alman generalinin baĢa getirilmiĢ olduğunu söyledi. Birliklerin çoğu gereken kuvvetlerinin beĢte birine inmiĢti. Yedinci Ordu'nun Ġstanbul'dan gönderilmiĢ olan bir tümeni.' Neyse ki. Cemal PaĢa'nın Ģiddetli karĢı koymalarına rağmen plan kabul edildi. KeĢiĢ dağının (7) Ģifalı sırtlarında bir haftalık. Türk ordusunun elde kalanı da bir von Falkenhayn'ın kiĢisel hırsları yüzünden çılgınca tehlikeye atılmamalıdır. bu savaĢı. Ġsmet Bey de kendisine yardım etmiĢti. önemli kurmay subaylarından biri olan BinbaĢı Franz von Papen'in yerinde öğütleri sayesinde. Adalet mekanizması iĢlemez hale gelmiĢtir. Filistin cephesinde von Papen'le yaptığı bir gezi sırasında tehlikeyi: gördü. Yabancı devletlerin çıkarları için tek bir er bile vermemeliyiz. Eldeki kuvvetleri Halep'le ġam arasında toplamak ve duruma göre. daha cepheye varmadan yarı yarıya azalıyordu. en iyi ve en dürüst kiĢiler bile. Alman subaylarının gözü önünde onun planlarını yererdi. Herkesin gözünde de hükümet kendilerini ısrarla açlığa ve ölüme süren bir kuvvettir. Mustafa Kemal.

Yapılması gereken iĢlere ait ateĢli inançlar içinde. Bu genel hoĢnutsuzluk ortamı. Ancak Enver geldiği zaman. ama o bunu kabul etmedi. Alman MareĢalinin ona rüĢvet niyetine göndermiĢ olduğu altın kutularını hatırladı. Yine de. ama Mustafa Kemal'in bu paradan çok daha değerli olan imzası sizde kalamaz. atların cins olduklarını bilen Cemal PaĢa bunları satın aldı. yalnız yakında ġam'a gelecek olan Enver'i beklemeyi tercih ettiğini söyledi. Sadece. Ancak. annesinin evinden ayrıldı ve daha serbest olabileceği Pera Palas oteline taĢındı. Mustafa Kemal de Ġstanbul trenine binebildi. Enver ve von Falkenhayn. Ne pahasına olursa olsun. Ama o. Mustafa Kemal'le Fethi. kullanılması kaçınılmazsa. hem onun. En sonra. Enver'e böyle bir kuvvetin varlığını zorla itiraf etti. Mustafa KemaPe durmadan ihtiyatlı. Bir süredir yapmak istediği gibi. makbuzu geri verdi. bu haberi gizlice Talât'a bildirdiler. Bu dedikleri kabul edilmediği takdirde Yedinci Ordu komutanlığından affını rica ediyordu. Hattâ Harbiye Nazırlığındaki bir dostu Mustafa Kemal'in ağzını arayarak barıĢ yapmak için yeni bir askeri kabine kurulacak olursa burada görev alıp almayacağını sordu ve Enver PaĢa'nın böyle bir hareketi engelleyip bastırmak amacıyla. görevinden ayrılmadan önce. Enver de istifayı kabul etmekten baĢka çare bulamadı. Enver bu kuvvetin Talât'ın içinde görev aldığı herhangi bir kabineye karĢı kullanılmayacağı konusunda teminat verdi. can sıkıcı bir durumdu. yemek süresince gayet iyi davranmıĢtı. Mustafa Kemal iĢin aslını ortaya çıkaracağına dair üstü örtülü tehditlerde bulunarak ısrar edince. onun yedi yıl önceki itirazını bilinçaltı bir alayla tekrarlayarak: 'Ancak orduya siyaset karıĢtırmasına izin vermeyeceğim!' diye ekledi. Yaverine. Cemal'in bir baĢka hareketi. Oysa. Ġstanbul'daki Ģu iĢsiz ve gözden düĢmüĢ durumunda. onun da istifa etmesi gerektiğine inanıyordu. bu para çok iĢine yarayacaktı. Mustafa Kemal'le Fethi yüksek görevdekiler arasında kendileri gibi savaĢa son vermek isteyen kimseler buldular. Bu kuĢkuyu yatıĢtırmak için. bu yüzden Ġstanbul'da durumu karıĢtırabilirdi. O da milletvekili olmak istemediğini.kuvvetleri geri alınmalı ve Ġngilizlerin hazırladıkları saldırıya karĢı Suriye'yi savunmalıydı. Bu dostlardan biri de Rauf tu. Olayların gidiĢinden zaten memnun olmayan Talât. Cemal ona gönderdiği bir haberle atları aldığı fiyatın iki katına satmıĢ olduğunu söylüyor ve aradaki farkı nereye yatırabileceğini soruyordu. rütbe kaybını bile göze alarak. Sonra bu makbuzun Falkenhayn'a ilk verilmiĢ olduğu makbuzla değiĢtirilmesini istedi. uzlaĢma yolu olarak ona bir aylık izin verdi. Mustafa Kemal bu jest karĢısında memnunluğunu gizlemedi. hem de kendi maiyetindeki memurların yalvarmalarına dayanamayarak. kurulacak böyle bir komuta sistemi içinde görev almaya hazırdı. Mustafa Kemal'i daha da yumuĢatmaya yaradı. kendisiyle birlikte istifa etmediği için Cemal'e kırgındı. Bu arada Enver. yemekten sonra Rauf Bey'le konuĢurken. Rauf Bey yine arabuluculuk yaparak. caymadı. Çünkü Mustafa KemaPin dilini tutmayacağı belli bir Ģeydi. Mustafa Kemal. Bir gün Mustafa Kemal'i çağırdı ve onu kendi kazdığı kuyuya düĢürmek istercesine. ordudan çekilip Meclis'e girmeye davet etti. ikisini Pera Palas'ta bir öğle yemeğinde buluĢturdu. Kendisi de. Mustafa Kemal'e göz kulak oluyor ve baĢını derde sokabilecek siyasi entrikalardan uzak tutmaya çalıĢıyordu. GörünüĢü kurtarmak için Mustafa Kemal'i yine Diyarbakır'daki Ġkinci Ordu komutanlığına tayin ettiler. Ordu el koyar korkusuyla atları kimse almak istemiyordu. Ama. Mustafa Kemal. iĢ arkadaĢlarına bildirmeden gizli bir silahlı kuvvet toplamıĢ olduğunu da haber verdi. Enver de itiraf etti. kendi malı olan bir düzine atı satmasını söyledi. Yaverlerinden ikisini bir mesajla Falkenhayn'a gönderdi: 'Paranız buraya yatırılmıĢtır. atları kesin olarak satın aldığı için böyle bir fiyat farkı ödemek zorunda değildi. Bu kutuları bir makbuz karĢılığında kendi yerine gelen komutana teslim etti. sabırlı ve soğukkanlı davranması için kardeĢçe öğütler veriyordu. Cemal istifayı düĢündüğünü. entrika için gerçekten uygundu. Von Falkenhayn disiplin cezasından söz ediyordu. bu mücadeleyi Cemal adına vermiĢ ve kaybetmiĢ olduğu için. Cemal'in Ġstanbul'a bir geliĢi sırasında ikisini de Pera Palas'ta yemeğe çağırdı. ülkenin nüfuzlu insanlarını savaĢın kaybedilmiĢ olduğuna ve ayrı bir barıĢla sona erdirilmesi gerektiğine inandırmak zorundaydı. Kemal'i düĢüncesinden vazgeçirmeye çalıĢtılar. Sonra bütün cephe bir 'Müslüman Osmanlı komutanının' emrine verilmeli ve von Falkenhayn. Mustafa Kemal'den hâlâ kuĢkulanıyordu. Mustafa Kemal. onun emrinde çalıĢmalıydı. Muhalefetin liderlerinden olan Fethi ve daha birkaç dostu onun bu görüĢünü destekliyorlardı. Bu onun için. Mustafa Kemal Ģimdi Ġstanbul'a dönmek için tren parası bile olmadığını görmüĢtü. sabırsızlıktan yerinde duramıyordu. Onları sonunda barıĢtıran Rauf oldu. Bunu.' Von Falkenhayn önce böyle bir paradan haberi olmadığını ve makbuzun dosyalarında bulunmadığını söyledi. O dönemde milletvekillerinin sadece bir . Rauf. Genelkurmay sonunda. ordudan çekilmeye de niyeti olmadığını söyledi. görevinde kalmaya karar verdi.

asma kütüğü. Muhammed'in mezarını savunmayı. ilk önce. Gayet Ģiddetli bir topçu bombardımanıyla geri püskürtülen Türkler. Ġsmet Beyi asıl avutan. 6 Franz von Papen'in Hatıralarından. Napolyon'un Mısır seferine Türklerin vermiĢ oldukları addı. Lloyd George. ġehzade. jaketatay giymiĢ bir sürü adamın bulunduğu bir kabul resmi sırasında oldu. yedek kuvvetlerini zamanında getirip ikinci bir savunma hattı kurmayı baĢaramadılar. o da almıĢtı. yerine kardeĢi Veliaht ġehzade Vahdettin Efendinin gitmesine karar verildi. Von Falkenhayn. bu fırsattan yararlanmak istedi. Elli yaĢlarında.» Arkadan gözlerini yine kapadı. Bununla birlikte. Mustafa Kemal. Bunlar ona. Sonradan anlattığına göre. GörüĢme. Allenby. meyan kökü. 7 Uludağ. ON DÖRDÜNCÜ BOLÜM Bir Almanya Ziyareti BU ARADA. Ġsyancı. PadiĢahı Alman Ġmparatorluk Karargâhını ziyarete davet etmiĢti. 'adam. Kendisine ġehzadenin maiyetindeki heyetle beraber. Ġngilizlerin bir hilesine aldanmıĢlardı. Ġngiliz subaylarından kalma bir yığın gramafon plâğıydı. yüzü uzun ve kemikli. Sonunda Ġstanbul'dan üst üste gelen emirler ve kendi kurmay subaylarının yaptığı bir toplantı karĢısında istemeye islemeye Ģehri teslim etti. O sırada yine jaketataylı bir adam gelmiĢ. Mustafa Kemal buna içinden sevindi. böylece Türklerin maneviyatına son bir acı darbe indirmiĢ oldu. Ġngilizlere Noel hediyesi olarak. BirüĢĢeba'ya yapılan saldırı hazırlıklan bir aldatmacadan baĢka bir Ģey değilmiĢ gibi gösteriliyordu. sedirin en ucuna oturmuĢtu. Mekke ve Bağdat'tan sonra Kudüs. Türkler. mütarekeden sonraya kadar inatla sürdürdü. yola çıkmadan önce kendisini kabul etti. bu saldırıyı önleyecek kadar bile hazırlıklı değildi. içerdeki BirüĢĢeba cephesine yapıldı ve savunma hattı az zamanda yarıldı. türbeyi gölgeleyen palmiyeleri kestirmiĢ olduğu için ona kızanlar da yok değildi. Oysa. düĢük omuzlu. 2 Yeni bir oyun olan briçi. Mustafa Kemal. PadiĢah. Bu arada Suriye'deki olaylar da çok geçmeden onun belli baĢlı iddiasını haklı çıkarmaya baĢlamıĢtı. zeytin dalı. hattâ deve tezeği kullanılıyordu. cumhuriyetçi Mustafa Kemal öteden beri Saraya ve onun temsil ettiği Ģeylere değer vermezdi. ömrünce sürecek bir klasik müzik sevgisi aĢıladı. Kıyıdaki Gazze cephesine yöneltileceğini tahmin ettikleri saldırı. Daha Türkler harekete geçmeden Allenby'nin kuvvetleri Sina cephesine saldırmıĢlardı.memur. Türk nöbetçisinin kovalamasından kaçarken evrak torbasını düĢürmüĢtü. bundan sonra geçenleri dikkatle ve alaycı bir gözle izledi. Mustafa Kemal'in eline Almanya'nın içinde bulunduğu durumu. sanki derin bir düĢünceye dalmıĢ gibi gözlerini kapamıĢtı. Bir süre sonra. Enver PaĢa. zayıf. Ben bu nazik lâflara karĢılık vermeye hazırlanırken. böyle bir yolculuğa çıkabilecek durumda olmadığından. Ama Saraydan kendi düĢünceleri için yararlanmakta da bir sakınca görmüyordu. subaylara Ġzzet PaĢa öğretmiĢti. 1917 yılı Osmanlı Ġmparatorluğu için bir felâket yılı olmuĢtu. bunun Veliaht olduğunu sonradan anladı. herhalde bunun tam tersini umuyordu. ona Almanya'nın içyüzünü bütün çıplaklığıyla görmek olanağını da sağlayacaktı. 1 Nazım da Cavit gibi 1926'da Ankara'daki suikast duruĢmalarından sonra asıldı. Sözde 'keĢifle görevli bir Ġngiliz kurmay subay. 1917 yılının Aralık ayında Kayzer. düĢman eline düĢen üçüncü kutsal Ģehirdi. karga burunlu bir adam. Kudüs'ü almasını istemiĢ. saldırıya geçmek Ģöyle dursun. 3 Seven Pillars of Wisdom kitabından. Ama. 5 Trenleri iĢletmek için yakıt olarak pamuk tohumu. O da bu çağrıya 'peki' dedi. Allenby'den. Mustafa Kemal'den kısa bir süre bile olsa kurtulmak için. kendi gözleriyle görmek fırsatı geçti. Fahri. Ġleride tahta geçecek olan Veliaht ile bu çeĢit bir iliĢki kurmak pekâlâ iĢine yarayabilirdi. meĢhur 'Yıldırım' harekâtı sadece lâfta kalmıĢtı. göz kapaklarını kaldırarak Ģu sözleri söylemek lütfunda bulundu: «Sizinle tanıĢtığıma sevindim. ordununsa tek iktidar kaynağı olduğunu çok iyi biliyordu. Almanya'ya gitmeyi teklif etti. Enver PaĢa. adamın bir kere daha rüya . Ġçindeki kâğıtlarda. Önceden tahmin etmiĢ olduğu gibi. 4 Bu. Birlikte yapacakları bu yolculuk. Bu yüzden bütün Müslüman Türklere kendini sevdirmiĢ oldu.

iki elini alnına götürüp alaturka selâmlayarak teftiĢ etti. hem kendisinin. Bu sefer onu.âlemine dalmıĢ olduğunu farkettim. Çünkü aslında bu yeni saldırı ancak bölgesel bir saldırıdır. yüksek sesle. Mustafa Kemal. vermeyeyim mi diye düĢünürken. bu avutucu bildiriye teĢekkür etti. hem de ülkenin iyiliği için harekete geçirebilecek bir adam olarak görmeye baĢlamıĢtı. Saldırı hakkında az çok bilgisi vardı. Mustafa Kemal Ģimdi onu. konuĢma gücünü tekrar elde etmesini beklemeyi daha uygun buldum.' dedi. Heyet. 'Siz o. Bundan sonraki konuĢmalarında durmadan veliahta olaylar üzerindeki kendi özel görüĢlerini aĢılamaya çalıĢtı. savaĢ durumu üzerinde iyimser bir yorumlamada bulundu. veliaht olarak. MareĢal bu derece resmi bir görüĢmenin protokolünü aĢarak. Alman milletiyle savaĢ ortaklarının moralini düzeltmek için kullanmakta olduğunun da farkındaydı. hiç yakıĢık almayacak Ģekilde. pencereden halkı selamlamasının uygun olacağını söyledi. yanına Mustafa Kemal'i alarak von Hindenburg'la von Ludendorff'a resmi ziyaretler yaptı. sonra ona dönerek kaçamaklı bir cevap verdi: 'Biz kendi açımızdan saldırıyı baĢarıyla yürütmekteyiz. öyle olduğunu söyleyerek cevap verdi. Veliahtın o kadar akılsız bir adam olmadığına karar verdi. Bu ziyaret askeri bir nitelik taĢıdığı için. Saraydaki garip davranıĢı. ġehzade. gözleri açık olarak karĢılamıĢtı. ama cevap vermedi. Mustafa Kemal'in sonradan söylediğine göre. Kayzer. yanında von Hindenburg. yol arkadaĢlığından onur ve kıvanç duyduğunu da ekledi. Kayzer'in genel karargâhını kurmuĢ olduğu küçük Ģehre vardı. SavaĢ durumu üzerindeki düĢünceleri çok daha az iyimser olan Mustafa Kemal ise. Von Ludendorff'un bunu. Bir elini Napolyon pozuyla ceket düğmelerinin arasına sokmuĢ olan Kayzer. Hindenburg'un odasında oldukları sırada. Mustafa Kemal ona. 'aslında hiçbir asker rütbe taĢımaya lâyık değildi. Zafere olan güveninin nedenlerini açıkladı ve özellikle batı cephesinde Ġtilâf Devletlerine karĢı giriĢilmiĢ olan parlak saldırı üzerinde durdu. dolayısıyla Türk milletine. On Altıncı Kolorduya komuta eden ve Anafartalar'ı düĢmana vermeyen Mustafa Kemal değil misiniz?' diye sordu. Bunun üzerine Mustafa Kemal. Bu kadar açık bir soru karĢısında ĢaĢalayan von Ludendorff bir an düĢündü. Türk . Almanca olarak. 'On Altıncı Kolordu! Anafarta!' diye bağırdı. Ġmparatorluk karargâhı olarak kullanılan otele rahatça yerleĢen Veliaht. Mustafa Kemal bu arada. onun kim olduğunu ancak yeni öğrenmiĢ olduğundan dolayı özür diledi. istasyondaki Ģeref kıtasını. istasyona geldikleri zaman. en düzgün Fransızcasıyla. Mustafa Kemal'i kompartımana çağırttı. Ġttihat ve Terakki Fırkası'nı hiçbir zaman tutmamıĢ olan Veliaht. Trakya ovaları arasından geçerken Vahdettin. Sonra Veliaht maiyetindekileri tanıtmaya baĢladı. sıra Mustafa Kemal'e gelince öbür elini uzatarak. ġehzade.' Mustafa Kemal hemen karĢılık verdi: 'Bence. herhalde üzerindeki baskılardan ileri geliyordu. Mustafa Kemal Saray erkânından birine ġehzadenin üniforma giymesi gerektiğini hatırlatmıĢtı. Kendisini Gelibolu'daki baĢarılarından dolayı iyi tanıdığını. Mustafa Kemal. arabadaki arkadaĢıyla ileride baĢına hükümdar diye böyle bir yaratık geçecek olan ülkenin geleceği üzerinde acı acı konuĢtular. ġehzadenin iyi yönleri ortaya çıkabilirdi. rütbesinin feriklikten mirlivalığa (1) indirilmiĢ olmasına alınmıĢ ve yolculuğa sivil kılıkla çıkmayı daha elveriĢli bulmuĢtu. Cevap vereyim mi. Heybetli bir salonun ucundaki platformda duran Kayzer.' Von Ludendorff ona iyice bir baktı. 'Bu saldırı sonunda hangi hatta kadar ulaĢabiliriz?' diye sordu. Olayların nasıl geliĢeceğini zaman gösterecek. Bir gün Veliahtın oteldeki odasında konuĢuyorlardı. Talât'la Enver'den hoĢlanmadığını ve onların ülkeye zarar verdiklerine inandığını Mustafa Kemal'e açıkladı.' Mustafa Kemal de öyle olduğunu söyledi. sivil giyinmiĢ olduğunu gördü. ne de sonucu beklemek gerekir. Biraz sonra gözlerini bir daha açtı ve: «Yolculuğa birlikte çıkacakmıĢız. 'Sizin en büyük hayranlarınızdan biriyim. von Ludendorff ve bütün Genelkurmay üyeleriyle birlikte. Veliahta. Kısa bir nutuk çekerek. konuĢmaları dikkatle dinleyen ve düĢüncelerini paylaĢır gibi görünen Vahdettin'le oldukça samimi bir iliĢki kurmuĢtu. Willhem'le Vahdettin birbiriyle kucaklaĢarak karĢılıklı birkaç nezaket sözü söylediler. Veliahtı karĢılamak için bekliyordu. MareĢalin bu sözlerini sadece bir nezaket gösterisi gibi gördü. artık kendini tutamadı. Lâfını esirgemeden. ġimdi bu baskılar kalkmıĢ olduğu için. Evet. Saray'dan ayrılırken. cevabını alınca razı oldu. Tren.' Veliaht. Hazır bulunanlar. ġehzade. Tren kalkacağı sırada. bu saldınnın etkilerini değerlendirmek için ne olayların geliĢmesini. O da buna. 'Gerçekten gerekli mi?' diye sordu. Oysa. Von Ludendorff da aynı derecede nazik ve iyimserdi. o anda sesini çıkarmadan duran Mustafa Kemal'e doğru döndüler. öyle mi?» dedi.

son günlerde cepheye yeni bir süvari tümeninin gönderildiğini söyledi. Osmanlı Ġmparatorluğu yok olacaktır. Suriye'deki durumun düzelmiĢ olduğunu. Von Ludendorff bile savaĢın kaderinin Allaha kaldığını ima eder yollu konuĢmamıĢ mıydı? Mustafa Kemal inandırıcı Ģekilde konuĢuyor. Bu gösteriĢli Alman komutanıyla. Veliaht da onun sözlerine hak verir görünüyordu. BaĢkomutanlığın yaptığı gibi. üzerlerinde iyi etki bırakmak ve güven vermek amacıyla seçilmiĢ birçok kesimlerini gezdiler. . von Ludendorff buna yanaĢmadı. atlarını iĢe yarar duruma getirmek için önce otlağa salıp besiye çekmek gerekmiĢti. Yemekten sonra. 'Ne yapmam gerekiyor?' diye sordu. 'Ama Ģimdi ben. Bir gün. Sadece. Osmanlı devletinin güvenilir ve yakın dostluğundan ve müttefik olarak Almanların gözündeki değerinden hararetle söz etti. Veliaht ile maiyeti. Ama. 'MareĢal hazretleri. Kayzer'in verdiği bir yemekte Mustafa Kemal. Veliahd-ı ġâhâne'ye saygı ziyaretinde bulunmaya gelmiĢti. Sözü geçen tümen. Ekselans?' dedi. yani savaĢın aldığı yön üzerinde konuĢup tartıĢmak için can atıyordu. Veliaht Mustafa Kemal'e dönerek. genel durumun incelenmesinden doğabilecek bazı düĢünceleri de bir yana bırakarak. Ancak. 'Ama sözlerimin gerçek olduğuna sizi temin ederim.' diye ekledi. Enver PaĢa'nın. katlandığı fedakârlıkların Alman orduları sayesinde zaferle ödeneceğine inandırmaya çalıĢmanın faydasız olduğunu anlatmak istiyordu. von Ludendorff'un sağına düĢmüĢtü. Birtakım kimselerin Veliahtın zihnini bulandırmaya çalıĢtıklarının farkına vardığını söyledi. Ģu sırada önemli bir saldırıya giriĢmiĢ bulunuyorsunuz. Berlin'e gittiler ve Kayzer'in konuğu olarak Adlon otelinde kaldılar. olabilir mi?' Veliaht korkularının büsbütün giderilmediği cevabını verdi. inanın bana. Ancak. bana bu saldırıda ne gibi bir amaç ve hedef güttüğünüzü söyler misiniz?' Mustafa Kemal bu soruya tabii cevap beklemiyordu. Aramızda kalacağına söz verirsem. Tam o sırada otelin içinde bir patırtı koptu ve 'Kayzer! Kayzer!' diye bağrıĢmalar duyuldu. görevi ülkesinin geleceğini düĢünmek olan bendenize sevinç ve teselli vermiĢ bulunuyorlar.' diye devam etti. kafasındaki baĢlıca konu. Ama ben buna pek güvendiğinizi sanmıyorum. MareĢal ayağa kalkmıĢtı. Kayzer dimdik ayağa kalktı. Bu böyle devam ederse. O derece bitkin bir haldeydi ki. bizzat Almanya Ġmparatoru size gelecekten ve yakında kazanacağınız baĢarıdan söz ettikten sonra hâlâ Ģüpheniz var mı. Mustafa Kemal bu ayrıntılı bilgileri von Hindenburg'a anlattıktan sonra. Suriye'deki durum düzelmiĢ değildir. kendisinin aylarca önce Yıldırım Ordularının takviyesi için istemiĢ olduğu tümendi. Mustafa Kemal'in düzenlenen programa uymayarak. Bütün centilmenliğini takınmıĢ olan Ġmparator. Sonradan von Hindenburg'u. duruma uygun gördüğü dolambaçlı bir üslûpla ve çevirmen aracılığıyla Ģöyle cevap verdi: Majestelerinin. Veliaht ise bu demece.halkını.' Yemekte içtiği bol Ģampanyadan da cesaret alarak. görevini iki devlet arasındaki birliğin önemini kavramıĢ olarak yürüttüğünü belirtti ve Alman BaĢkomutanlığıyla Genelkurmayının bu değerli subaya sonsuz güvenleri olduğunu da sözlerine ekledi. batı cephesinin. Kayzer tekrar oturmayıp ayakta durarak artık gitmek istediğini belirtti. Krupp fabrikasını da gördükten sonra. bu noktayı biraz aydınlatmak suretiyle endiĢelerimi bir parça giderebileceğinizi umarım. sözüne: 'Korkarım benim söylediklerim size gelen raporlara uymuyor. bir nokta üzerinde aydınlatılmak ihtiyacını duyuyorum: Ġmparatorluğumuzun bağrına indirilen darbelerin arkası alınmıĢ değildir. Demecinizde bana bu darbelerin önleneceği umudunu verebilecek herhangi bir teminata raslamak mutluluğuna eriĢemedim. 'gözleri her Ģeyin derinine inen. kendi baĢına incelemeler yapması ve kıtadaki subayları sorguya çekmesi yüzünden bu gezintiler pek baĢarılı olmadı. Bir süre sonra tümenin hazır olup olmadığını sormuĢ ve bu tümenden hiçbir Ģey beklenmemesi gerektiği cevabını almıĢtı. aksine bu darbeler gittikçe daha Ģiddetlenmektedir. Türk milletinin Almanya'ya karĢı duyduğu dostluk ve bağlılık üzerindeki sözleri ve savaĢ ortaklarımızın pek yakında dileklerine kavuĢacakları konusunda besledikleri umut. Mustafa Kemal'se onun sadece Suriye'deki Alman generallerinden aldığı raporları tekrar etmekte olduğunu biliyordu. 'Bunun dıĢında. Veliahtın yanındaki uzun ve sinir gerici yaĢayıĢtan sonra Mustafa Kemal Ģehrin kabare ve Nachtlokal'lerinde (2) eğlenerek biraz kendini avuttu. Adlon otelinde yalnız oldukları bir sırada. Kayzer. 'Size bir sigara ikram edebilir miyim. von Hindenburg daha konuĢkan çıktı. dili ise susmanın değerini bilen bir adam' olarak niteleyecekti.

Ġstanbul'a döndüğü zaman da. Bu zoraki dinleniĢ Mustafa Kemal'e yeniden kitap okumak ve ülkesinin geleceği üzerinde düĢüncelerini bir düzene sokmak fırsatını verdi. Fransızca olarak tuttuğu hatıra defterinde siyasal görüĢlerini açıklığa kavuĢturuyordu. ülkesinde bir niĢanlısı olduğunu söyledi. ġimdi size bir teklifte bulunacağım. Mustafa Kemal ona umut vermemek için. sizi haklı olarak korku ve endiĢeye düĢüren olayların benzerleriyle doludur. 'Ben askerim. Yaverinin hemen Ġstanbul'a dönmesini tavsiye eden telgrafları üzerine Mustafa Kemal temmuz sonunda Karlsbad'dan ayrıldı. 'Ömrümün sonuna kadar vatanımı sevmek ve onunla yaĢamak zorundayım.' dedi. ama Viyana'da bir süreden beri Avrupa'yı kırıp geçirmekte olan Ġspanyol nezlesine yakalanması onu geciktirdi. Mustafa Kemal gülerek. 'Ġstanbul'a dönüĢümüzde düĢünürüz. Sofya'dan geçerlerken. Bunu duyar duymaz. romatizmalarından yakındı. Kız üzüldü ve niĢanlısının kim olduğunu sordu. Siz niye devlet iĢlerinden uzak kalıyorsunuz?' 'Ne yapabilirim ki?' 'Ġstanbul'a döner dönmez bir ordu komutanlığı isteyin. Boğazları savunmakla görevli olan orduydu. Sultanın öldüğünü ve tahta Vahdettin'in geçtiğini haber veridi. benden duanızı eksik etmeyin. yani aslında PadiĢahın askeri danıĢmanı ve kurmay baĢkanı olduğunu haber alınca. Sofya'dan aynı trene binmiĢ olan ġakir Zümre de yanından ayrılmamıĢtı.' 'Hangi ordunun komutanlığı?' 'BeĢinci Ordu'nun.' 1918 Temmuzunun baĢlarında bir gün Mustafa Kemal'i görmeye gelen bir arkadaĢı. Mustafa Kemal.' diye devam etti. saltanatının geleceği için hiç de uğurlu sayılamazdı. Bu durumda yeni PadiĢaha bir tebrik telgrafı göndermekten baĢka yapacak bir Ģey yoktu. Doktorları kendisini Viyanalı bir uzmana gönderdiler.' Bu. Mustafa Kemal. 'Tarihimizi biliyorsunuz. ġakir Zümre ile bazı diğer dostları Mustafa Kemal'i istasyonda karĢıladılar.' 'Henüz hükümdar değilsiniz. 'Ne felâket. Ama yeniden hasta düĢünce bu çabası yarıda kaldı. Saraya ilk ayak basarken ağzından çıkan bu sözler. onunla evlenmek istiyordu.' dedi. 'Ne yapacağımı bilemiyorum. Ben sizin kurmay baĢkanınız olurum. 'Vatanım' diye cevap verdi. Ġmparatorun. Enver'le birlikte arabasına binip törene giderken. Vahdettin. Arabadan inince bastonunu istedi. Bu telgrafına. alıĢıldık biçimde bir teĢekkürle karĢılık verildi. Ġzin verir misiniz?' 'Buyrun. 'Osmanlı tarihi. Kendisine gönül veren ya da sonradan arkadaĢlarına övünmek için böyle anlatan genç kız. Onlara. Ģu anda Ġstanbul'da bulunmadığına çok canı sıkıldı. Vahdettin tahta kuĢku içinde çıktı. Osmanlı Ġmparatorluğunun tek baĢına barıĢ imzalaması için eskisinden daha Ģiddetle bir mücadeleye giriĢti. doğu cephesinde beraber bulunmuĢ olduğu Ġzzet PaĢa'nın zat iĢleri reisliğine getirildiğini. Uzman onu Ģehir dıĢındaki özel bir hastanede bir ay tedavi etti. Birkaç yıldır yakasını bırakmayan ve bir gençlik hastalığına karıĢarak ĢiddetlenmiĢ olan (3) böbrek hastalığı ona iyice sancı vermeye baĢlamıĢtı. Kızın yüzünde bir ĢaĢkınlık ifadesi belirmiĢti. ama almamıĢlardı. ġeyhülislâma bu makama geçmek için hazır olmadığını açıkladı. Karlsbad'da. Ġstanbul'a dönünce Ġzzet PaĢa onu görmeye Pera Palas'a geldi . Ġzzet PaĢanın Ġttihat ve Terakki'yle arası iyi olmadığı için. DönüĢte.' diye cevap verdi. Bu da cesaret verici bir Ģeydi.' diye sızlandı. veliahtın ve bütün prenslerin birer görevi olduğunu gördünüz. sözüne. Bu arada Avusturyalı bir kızla flört etti. 'Almanya savaĢı kaybetmiĢtir.' 'Siz yine de isteyin.' diye cevap verdi. Kabul ederseniz hayatımı sizin hayatınıza bağlayacağıma söz veriyorum. Ama Almanya'da. yeni bir umuda kapıldı. Vahdettin itiraz etti: 'Vermezler ki. Sonra kendisini toplasın diye Karlsbad'a gönderdi. bu atama Enver'in yetki alanının daraltılması anlamına gelebilirdi.' ġehzade ihtiyatla.Mustafa Kemal.

'Sizi Suriye'de Ordu Komutanlığına atadım ' diye ekledi. Bütünü iĢlemedikçe mekanizmadan yarım yamalak da olsa bir sonuç alınamaz.' Mustafa Kemal. onu dostça karĢıladı ve eskiden nasılsa yine öyle davranır gibi göründü. Mustafa Kemal'e büyük bir Ģeref verilmiĢti. PadiĢahı nasıl çekebileceklerini tartıĢtılar. Mustafa Kemal'i. Beni onların baĢına komutan olarak gönderiyorsunuz. Millet aç. düĢman eline düĢmesine meydan vermeyin. Alman generallerine döndü ve: 'Bu zat benim söylediğim iĢi baĢaracaktır.' GörüĢme sona ermiĢti. 'DüĢünceleriniz çok yerinde. yeni Sultan'ın yapacağı ilk iĢin otoritesini göstermek olduğunu söylemek zorundayım.' diye tanıttı. içinden PadiĢaha Ģunları söylemek geçti: 'Efendimiz bana öyle bir görev veriyorsunuz ki. her zamanki düĢüncelerini tekrarladı ve PadiĢahın artık baĢkomutanlığı kendi eline almasını ve kendisini de kurmay baĢkanlığına getirmesini diledi. Buna rağmen. Mustafa Kemal. baĢkalarının elinde bulundukça siz de ismen Sultan olursunuz. Kamu güvenliğinin sağlanabilmesi için giriĢilecek her çaba. Mustafa Kemal yılmayarak. Mustafa Kemal. benim için büyük bir Ģeref olan bu buyruğa. Vahdettin bu sefer ondan önce davrandı: PaĢa. hiçbir Ģey söylemeden. Kendilerinin savaĢ durumunun ciddiyeti yolundaki düĢüncelerine. 'ben her Ģeyden önce Ġstanbul halkına yiyecek sağlamak zorundayım.' dedi. 'Hayır. PadiĢahı elde etmiĢ olduklarını anlamıĢtı.ve Ģimdi Altıncı Sultan Mehmet adıyla tahta çıkmıĢ olan Vahdettin'le yeniden iliĢki kurmasını öğüt verdi. Sizden isteğim Ģu: Bu yerlerin. Belki Zatı ġahaneleri benim bu hareketimi yerinde bulmayacaklardır ama. Mustafa Kemal'i kabul salonunda görmek istediğini söylediler. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal. Size güvenerek verdiğim bu görevde. Ģimdi orada bulunan birtakım generalin. her hafta Yıldız Sarayında yapılan Selâmlık törenlerinde görünmeye devam etti. Ancak genel konular konuĢuldu. Sizin oraya gitmeniz gerekti. seve seve boyun eğerim. bir ordu komutanı olarak. milletin ve müttefiklerimizin güvenliğinin bekçisi olan bu kuvvet. Göreve derhal baĢlamalısınız ' Atama emrini imzaladıktan sonra. Namazdan sonra PadiĢahın. generallere. o cephedeki bütün ordular gibi. Bu koĢullar altında bana verdiğiniz görevi nasıl baĢalabilirim?' . Oturdukları zaman. Görünürde.' Mustafa Kemal fazla ileri gitmiĢ olduğunu farketti. daha ihtiyatlı davrandı. 'Var. parlak baĢarılar kazanacağınızdan hiç Ģüphem yok. Yanında bir iki Alman generali var. Ġzzet PaĢa'nın da uygun görmesiyle. Bir kere daha gözlerini kapadı ve Mustafa Kemal'e elini. 'Sizin düĢüncelerinizi paylaĢan baĢka komutanlar da var mı?' diye sordu. Efendimiz.' dedi. Gözlerini kapadı. Vahdettin ilk karĢılaĢtıkları günkü haline dönmüĢtü. 'Oradaki harekât büyük önem kazanmıĢ bulunuyor. 'Yapılması gereken Ģeyleri Talât ve Enver PaĢalar Hazretleriyle görüĢtüm.' 'Bu hususu düĢünürüz. Vatanın. uzattı. Bu duruma çare bulunmadıkça baĢka ne yapsak boĢtur. Bir cuma günü bekleme salonunda Enver. bir süre önce komutanlığından istifa etmiĢ olduğum ve doğrusunu söylemek gerekirse. bütün mekanizmanın iyi iĢlemesini gerektirir.' cümlesini kullandı. 'Yalnız mı?' diye sordu. Bir süre sonra açarak. Ama. Bu isteği kabul edildi. öyle mi? Eğer öyleyse. Ġzzet ve Balkan SavaĢlarından kalma birkaç 'alaylı' paĢayla karĢılaĢtı. aslında bu iĢle daha önceden görevlendirilmiĢlerdi. benden sonra yenilgiye uğramıĢ olan bir ordunun baĢına gönderiyorsunuz. 'Çok değer verdiğim ve çok güvendiğim bir komutandır. düĢmanlarının. PadiĢah bu sefer. Sultan'ın huzuruna çıkmak isteğinde bulundu. Söylediklerimin doğru olduğundan emmim. Yeni PadiĢah. Ama. Ama o böyle düĢünmüyordu. bir üçüncü görüĢme isteğinde bulundu. Ama acaba siz sorunu temelinden kavramıĢ durumda mısınız? Beni.' diye cevap verdi 'Ama istanbul halkını doyurmak için yapılacak iĢler ülkenin kurtarılması için gerekli olan çabuk ve kesin önlemleri almaktan Zatı ġahanelerini alıkoymaz. PadiĢah ona verdiği cevapta. Birkaç gün sonra Ġzzet PaĢa ile beraber tekrar huzura çağrıldı. onun izniyle.' Vahdettin.

ama bu öneri. Bundan sonra bu kadarı bile gelmeyecekti. yine onun kiĢisel hırslarının bir göstergesi olarak yorumlanıp önemsenmemiĢti. Türk ordularının durumunun umutsuz olduğu yolunda Ġngiliz ajanı Arapların yaydığı propagandaya kanmıĢ ve olduğu gibi kaçmıĢtı. ben de askerim. Pan-Cerman hülyaları uğruna. Öküz gibidirler. yedekten yoksun birer ordu iskeletinden baĢka bir Ģey değildi. Türk askeri kaçmaz.' Enver'le yanındaki paĢa güldüler. ON BEġĠNCĠ BOLÜM Türk Yenilgisi MUSTAFA KEMAL. Enver PaĢa gülümseyerek ona doğru geldi. Kendi kaçıĢınızın ayıbını Türk askerlerine yüklemek haksızlıktır. komutansız ve kurmaysız olarak geldi. Ġçlerinden birisi: 'Bu Türk askerleriyle hiçbir Ģey yapılamaz. 'Fethi'yle bağlantıyı kesme. Rauf Bey onu bir kez daha uyardı: 'Askerlikte kaldığım sürece. Ama bunlar. PadiĢahtan izin isteyerek mabeyne döndü. istasyondan ayrıldı ve güneydoğuya doğru ilerlemeye baĢladı. dökülerek geliyordu. düĢmanın Türkiye'yi büsbütün savaĢ dıĢı etmek için tasarladığı son saldırıdan bir ay önce. cephenin merkez kesimini uzun uzun ve baĢtanbaĢa denetledikten sonra savaĢın daha baĢlamadan kaybedilmiĢ olduğu sonucuna vardı. Aynı zamanda geleneklere aykırı bir iĢ yaptınız. frengiye yakalanmıĢ olduğu düpedüz yalandır. Mustafa Kemal. Nablus'taki karargâhından. kuvvetimiz. onu HaydarpaĢa'da uğurlamaya geldi. Enver PaĢayla Almanlar. Sadece kaçmasını bilirler. Rauf Bey. 2 Gece kulübü. Mustafa Kemal. Von Falkenhayn gitmiĢ. bilgi ve rakamları da yanlıĢ olarak göstermiĢti. Mustafa Kemal 'Bravo! Tebrik ederim! Siz kazandınız!' dedi. bir an sesini çıkarmadı.' Tren. Yedinci Ordu'nun komutasını yeniden ele almak üzere Filistin'e geldi. Salonun bir köĢesinde Balkan SavaĢına katılmıĢ olan birkaç subay ateĢli bir konuĢmaya dalmıĢlardı. Dördüncü Ordu da nehrin doğusunda mevzi almıĢtı. Mustafa Kemal'in emrindeki tümenlerden birine gönderilen bir alay. ordusunu korktuğundan daha da periĢan ve bitkin halde buldu. Fısıldayarak cevap verdi. Mustafa Kemal de sessizlik içinde oradan ayrıldı. Bunlar kendilerine haber bile verilmeden. Ötekiler pek oralı olmadı. Çünkü bir ikinci cephe daha açılmıĢtı. ama siyasi bakımdan onunla iĢbirliği yapmayı doğru bulmuyorum. Bu orduda ben de komutanlık ettim. 'sizinle hiç değilse bazı temel sorunlar üzerinde konuĢmak istiyorum. dağılan Rus ordularını kovalamaya kalkmıĢlardı. Durumu yakından izle. ya da tanımazlıktan gelen PaĢa. Enver ona sadece asılsız umut vermekle kalmamıĢ. Acırım böyle beyinsiz bir sürüyü idare etmek zorunda kalanlara. 3 Mustafa Kemal gençliğinde iyi tedavi edilmeyen ve sonradan tepen bir belsoğukluğuna tutulmuĢtu. Sonra arkadaĢlarına dönerek. Batıdan doğuya doğru uzanan cephe boyunca üç Türk ordusu yerleĢtirilmiĢti. Onun sırtını döndüğünü gördünüzse. Ġstanbul'dan ayrılmadan önce bütün bu ordu kalıntılarının tek komuta altında ve yoğun bir kuvvet halinde toplanması için ısrar etmiĢ. Kaçmak ne demektir bilmez.' diyordu. Sonra daha ciddi olarak: 'Dostum.' Mustafa Kemal bu sözleri duyunca öfkeyle lâfa karıĢtı: 'PaĢa. durumumuz sadece lâftan ibarettir. . mutlaka baĢındaki komutanı kaçmıĢtır.' Mustafa Kemal'i tanımayan. DüĢmanlarının çıkardığı söylentilerin aksine.' diye ekledi. 'Kimdir bu adam?' diye sordu. yolda erlerin çoğunun kaçması yüzünden. Birliklerin birçoğu altı aydır hiç dinlenmemiĢlerdi. Takviye birlikleri. PadiĢahın huzuruna çıkıĢını anlattı ve tam tren kalkacağı sırada kulağına. onun yerine ordu grubu komutanlığına Liman von Sanders getirilmiĢti. 1 Tümgenerallikten tuğgeneralliğe. siyasî iĢlere karıĢmamaya kesin olarak karar verdim. yiyecek yokluğundan çökmüĢ durumdaydı.Ama bunların hiçbirini söyleyemeyeceğini biliyordu.'diye fısıldadı. Türklerin o geleneksel dövüĢme gücü. PadiĢahın bana Ģahsen emir vermesine yol açtınız. yerlerine yenileri de atanmadan Kafkas cephesine gönderilmiĢlerdi. milletin içinde bulunduğu korkunç tehlikeye bakmadan Kafkaslara yeni bir ordu göndererek o eski Pan-Ġslâm. Mustafa Kemal ona. Fethi'yi MeĢrutiyet'ten beri tanırım. Alayın iki taburundan biri. Benim bildiğim ve anladığım kadarıyla. Beni oraya göndermekle iyi öç almıĢ oldunuz. Suriye'deki ordumuz.' dedi.

Bu. Raporu alır almaz. Önce piyade kuvvetiyle Türk cephesini yaracak. Türklerden iki kat kuvvetli. örneğin Ġngilizler Kudüs'te bir otele el koyarak ona Genel Karargâh süsü verdiler. Etkili bombardımanlar Türklerin haberleĢme hatlarını kesmiĢti. sözde atların nehirden su içmeye gittiği izlenimini vermek için. Ama Ġngilizler içerdeki Yedinci Ordu'ya hücum edecekmiĢ gibi davranarak Türkleri aldatmak ve gafil avlamak niyetindeydiler. büsbütün yok etmeyi umuyordu. Kendi cephesinde bir iki ufak çarpıĢmadan sonra asıl darbenin buraya. kanada yöneltildiği hemen belli oldu. saldırıdan bir gün Öncesine kadar düĢmanın kıyıdaki yığınağından habersiz. katırların çektiği kızaklarla yerden toz kaldırıyorlardı. Kurmay heyetini topladı ve düĢmanın 19 Eylül sabahı saldırıya geçeceği tahminine dayanan bir emir yazdırdı. 18 Eylül akĢamı Mustafa Kemal. ya da esir düĢmüĢtü. ama buna Mustafa Kemal'den baĢka kulak asan olmamıĢtı. Ġngilizler artık bizi propaganda yoluyla savaĢtan daha kolay yenebileceklerine inanıyorlar. Çok geçmeden darmadağın halde kuzeye. Mustafa Kemal'in Yedinci Ordu'su kapının menteĢelerinin bulunduğu yerdeydi.' Bu. Ġngiliz topçu bombardımanının ilk gümbürtüsünü duydu. Liman. Türk ordusunun kalıntısına indirmeyi tasarladığı 'strateji Ģaheseri'ne hazırlık olarak giriĢilen yıpratma yöntemlerinden biriydi. burasının. Emrin bir kopyasını da bilgi edinsin diye Liman von Sanders'e gönderdi. Ne valisi var. gerekli önlemleri almıĢ olduklarından emin olmak için emrindeki iki kolorduya komuta eden arkadaĢları Ġsmet ve Ali Fuat'la telefonlaĢtı. Bu aldatma manevrası öyle inceden inceye hazırlandı ki. kesin sonuçlu savaĢlara sahne olduğunu çok iyi biliyordu. kaçan Hintlinin söylediği gibi sağ. Sena nehrinde köprüler yaptılar. sonra da üç Türk ordusunun ikmallerini sağladıkları üç noktaya geriden süvariyle hücum edecekti. Her gün uçaklarından bombadan çok.. Türkler ĢaĢalayıp yıldırımla vurulmuĢa dönmüĢ. Allenby. vadide yeni kamplar kurdular ve hattâ çuvaldan yapılma on beĢ bin tane at mankeni bile hazırladılar. Ġlk yarma hareketi. Halk. süvari ve uçak bakımından ezici bir üstünlükte olan General Allenby'nin. Vadinin komutası Mustafa Kemal'deydi. Onların karĢısında biz pamuk ipliği gibiyiz. Allenby'nin planı cüretli ve basitti. bozgunun büyüklüğünü ancak yirmi dört saat sonra anlayabildi. Piyadelerini Türklerin peĢine salarken atlılarını da ana çekiliĢ yolunu kesmek üzere doğuya yöneltti. kuvvetlerini ġeria vadisinde bekledikleri saldırıya karĢı yığmaktaydılar. merkeze değil de. yürümüĢ. Türkler. Bu yüzden Liman von Sanders. zeytinliklerde ve portakal bahçelerinde gizleniyorlardı. Bu arada saldırıda kullanılacak asıl kuvvetler geceleyin yürüyerek tepelerden kıyıdaki ovalara doğru inmekteydi. Medigo ovasına doğru çekilmeye baĢladılar. Daha telefonu henüz kapatmıĢtı ki. hem de ulaĢtırma bakımından güçlü. Nezaret'deki karargâhı geceleyin yol almıĢ olan düĢman atlı kuvvetleri tarafından basıldı. hazırlıklı bulunmaktan zarar gelmeyeceği cevabını verdi. Çadır kurmuyor.. Ġngilizler ellerindeki bütün toplarla on beĢ dakika süren ani ve çok Ģiddetli bir bombardımana giriĢtiler. tarihin baĢlangıcından beri. Wavell bu harekâtı 'menteĢeleri dağ eteklerinde ve tokmağı kıyıda olan geniĢ ve ağır bir kapıyı' tokmağından tutup iterek açmaya benzetir. Arada bir. bunun arkasından da dakikada yüz metre kadar hızla ilerleyen bir baraj ateĢi açtılar. Ġngiliz propagandası almıĢ. Gerçek darbeyi yiyen Sekizinci Ordu'ydu. Ordunun sağ kanadı dağılmıĢ. Allenby'nin bundan önceki seferde kullandığı taktiğin tam tersiydi. Böylece yerli halka bile belli etmeden mevcutları iki katına yükselmiĢ oldu. nüksetmiĢ olan böbrek sancısı yüzünden hasta yattığı yataktan fırladı. kıyıdaki Sekizinci Ordu'ya karĢı yapılacaktı. Ġngiliz gizli servisi her yanda faaliyet halinde. Daha yatakta olan Liman von Sanders'le bütün kurmay heyeti az kalsın esir düĢüyorlardı. karĢı koyamamıĢlardı. DüĢman hem asker. Bu plan hızla ve bir aksilik çıkmadan uygulanırsa. bir doktor arkadaĢına Ģöyle yazıyordu: Suriye acınacak halde. ne de komutanı. Allenby'nin atlıları Türk ordusunun yanlarını hızla çevirerek çemberi sıkıĢtırmaktaydılar. Mustafa Kemal geri kalan kuvvetini .Eylül baĢlarında Mustafa Kemal. Saldırının yönü konusunda da aldanmamak için komutası altındaki bütün birliklerin alacakları önlemleri ayrıntılarıyla saydı. tarihi ve saatini Türklere bildirmiĢ. Bu aldatma gerçekten baĢarılı oldu. Allenby bu orduları sadece yenmeyi değil. Ġki gün önce Ġngiliz ordusundan kaçan bir Hintli gerçek saldırı yönünü. Mustafa Kemal'in saldın tarihine dair tahminini ciddiye almamakla birlikte. hükümetten nefret ediyor ve Ġngilizlerin gelmesini bekliyor. boyuna 'Enver ve Çetesi'nden söz eden kâğıtlar atıyorlar.

Biralar içilirken albay.biraraya topladı ve sağ kanattaki yenilginin yayılmasını önlemek için dayanabildiği kadar dayandı. kuzeyden gelmeye baĢladığını farketmiĢti. 'Kutsal ġeria suyunda vaftiz oldular. Ġsmet Bey taĢıt araçlarını tahrip etti. Ne olup bittiğini ve iĢin nereye varabileceğini henüz ikisi de kestiremiyorlardı. Mustafa Kemal'i. sokaklarda üstü açık Rolls-Royce'uyla dolaĢan Lawrence'nin üzerine hamam taĢlarıyla esanslar serpmiĢlerdi. ama Türkler dönüp üzerlerine yürüyünce dağıldılar. Yer yer yapılan Ġngiliz hücumlarına karĢı koyuyor ve sayıca çok az oldukları halde onlan durdurmaya ve yeniden toparlanmaya zorluyorlardı. Böylece Emir Faysal zafer Ģenlikleri içinde ġam'a girdi. Askerlerini biraz dinlenip sonradan gelsinler diye geride bırakmıĢtı. yeni komutanına her Ģeye rağmen mükemmel kuvvetlerinin mükemmel durumunu harita üzerinde canlandırmaya çalıĢıyordu. Albay sözlerini bitirince. Acaba von Sanders ġam'ı savunacak mıydı? Bilemiyorlardı. askerlerini suya daldırdı ve onlarla birlikte. düĢman ateĢi altında. Kolordusuyla geriyi tutan Ġsmet Bey. Albayım. onun Ģerefine peçelerini yırtıp atmıĢlar ve kafeslerden sarkıp çığlık çığlığa kahkahalar savurarak. DüĢmanın. Deria'ya varınca ġam'a doğru çekilmelerini bildiren bir emir aldılar. Yedinci Ordu'ya ġam'ın güneyinde Kisve'de toplanma emri verdi. Halk. Aclun'da. uğurdur. Yan bellerine kadar suya girmiĢlerdi: Yanındaki Alman Albayı. Bu kesimdeki Dördüncü Ordu zaten Türklerin tek gerileme yolunu kesmeye çalıĢan Faysal ve Lawrence komutasındaki Arap lejyonlarının baskısı altındaydı. Ertesi gün dağlar arasından Deria'ya yollandılar. hücumların Ģimdi güneyden değil de. Ama elde yedek kuvvet diye bir Ģey yoktu. Ondan bir iki gün önce de Albay Lawrence gelmiĢti. hasta ve sancılı olarak buldu. ġam'ı askerliğinin ilk günlerinden tanıdığı için yerli halkın Türklere karĢı takındığı soğuk. bana birliklerinizin bulundukları yerleri. karısıyla kızının fotoğrafları ıslandı diye üzülüyordu. Von Sanders aslında ġam'ı savunmayı tasarlamıĢ. ġehrin elden gittiği belliydi. Barada vadisinden Rayak ovasına uzanan bir savunma hattı kurmak umudundaydı. düĢmanca tavrı sezmekte gecikmedi. Arap köylüleri de onlara saldırmaya kalkıĢtılar. von Sanders'e sordu: 'Bu subay benim emrimde midir?' 'Evet. Kuvvetli bir akıntı vardı. sessiz ve ilgisizdi. bağlantı yokluğu ve düĢmanın görülmedik hızı karĢısında planından vazgeçmek zorunda kalmıĢtı. Liman von Sanders'i Alman Asya Kuvvetleri Karargâhında buldu. BaĢka yerlerde de Arap köylülerinin Ġngilizleri karĢılamak üzere bayramlıklarını giymiĢ olduklarını görmüĢlerdi.' dedi. ġimdi artık geri çekilen birlikleri daha kuzeydeki Humus'da yeniden toparlamak. Türkler adım adım ve düzenli olarak gerilemekteydiler. Arap askerleri ġam'a girerken Mustafa Kemal Rayak yolundaydı. Buna karĢın Mustafa Kemal azimli ve yılmak bilmeyen önderliği ve güçlüklerle dolu bir haftanın sonunda. Mustafa Kemal. ama askerlerin yorgunluğu ve düzensizliği. askerini düĢmanın çemberinden kurtarıp ġeria nehrinin karĢı kıyısına geçirmiĢ bulunuyordu. sayılarını ve durumlarını söylemek . Ġngilizler. Karargâha komuta eden Alman albayı onlara birer bardak buzlu bira sundu. Tümenlerini elden geldiği kadar düzenli tutmaya çalıĢarak atları yüzdürdü. kolordusunun ġeria'yı geçmesini önlemek için süratle güneye sarkmaktaydılar. ġeria nehrinin doğusuna geçmesini önlemenin Ģart olduğunu görüyordu. fena mı?' Ġsmet Bey. Silahlı Arap çeteleri heyecandan sarhoĢ bir halde sokaklarda dolaĢıyor ve havaya ateĢ edip binicilik gösterileri yaparak eğleniyorlardı. Kisve'ye dönünce von Sanders'in bir emrini buldu. Birliklerini Dördüncü Ordu Komutanına teslim ederek Rayak'a gitmesini ve cephenin çeĢitli yerlerinden kurtulmuĢ birlikleri toparlayıp komutası altına almasını bildiriyordu. Pencerelerde Faysal'ın bayrağı asılıydı. Yeterli yedek kuvvetleri olsa mevzilerini pekâlâ tutabileceklerdi. ġeria vadisi daha Ģimdiden Yıldırım Ordularının dağınık döküntüleriyle doluydu. 'Uğurdur. Bu hat aynı zamanda Beyrut'u da koruyabilirdi. bir zamanlar Selâhattin'in Haçlıları ġeria nehrini geçmekten alıkoyduğu kalenin duvarları altında. karĢı kıyıya geçti. Dördüncü Ordu çorak çöl yollarından ġam'a doğru çekilmeye baĢlamıĢtı bile. Askerin maneviyatı üzerinde yıkıcı bir etki yapan hava akınları yüzünden büyük kayıplara uğruyorlardı. sağ ve sol kanadındaki ordu kalıntılarıyla bağlantısını mümkün olduğu kadar kesmemeye çalıĢarak ġeria yönünde çekilme emri verdi. Mustafa Kemal ġam'a maiyetinden birkaç kiĢiyle yalnız girdi.' 'Öyleyse. Ġsmet Bey. ġam kadınları. DüĢmanın geçici olarak durdurulmasından yararlanan Mustafa Kemal. Mustafa Kemal. Eski karargâhları olan Nablus'tan geçtiler.

Ama Mustafa Kemal kendi görüĢüne güveniyor ve bu davranıĢını savunabileceğini biliyordu. Ġngilizler ġam'ın kuzeyindeki yoldan ilerlemeye baĢladıklarına göre Rayak'ı elde tutmak artık olanaksızdı. Ģehir halkının açtığı ateĢe karĢın tren istasyonunu ateĢe verdi. moralleri iyice bozulmuĢ birtakım dağınık gruplardan baĢka bir Ģey değillerdi. kolordu komutanları Ġsmet ve Ali Fuat'ın baĢkanlığında reorganizasyon komiteleri kurmuĢtu. 'Albayım. sadece birliklerini kaybetmiĢ. O da Mustafa Kemal'e hak verdi. Böylece Allenby'nin tam anlamda bir 'Yıldırım harekâtı' olan saldırısı bir süre için duraklamıĢ oldu.' Mustafa Kemal'in karargâhı Rayak'da.' Von Sanders bu kararın. Mustafa Kemal güvendiği subayları. Komutanım. ordular hemen hemen yok olduktan sonra. O akĢam Mustafa Kemal artık hiçbir cephede ve hiçbir birlikte otorite diye bir Ģey kalmamıĢ olduğunu anladı. burada benim ülkemin hayatı sözkonusudur. Liman von Sanders'i görerek.' Mustafa Kemal.' diye cevap verdi. YavaĢ yavaĢ iki yeni tümen meydana getirdiler. Yine yetkilerini aĢarak bütün kuvvetlerine kuzeye doğru yollanmak emri verdi.' 'Haydi karargâhımıza gidelim o halde. Von Sanders. bunaltıcı bir sıcak altında cansız bir Ģehir gibi görünüyor. Bunu ancak ülkenin sahipleri yapabilirler. cüretli bir karar vererek asıl kuvvetinin izleyemeyeceği ufak bir öncü kuvvetiyle yürüyüĢünü sürdürdü. 'Vatanımı savunmakla görevli olanlar tahminlerle yetinemezler. öyle mi?' 'Öyle. Allenby. hasta yatan Türk kurmay baĢkanını görmeye gittiler.' 'Demek oluyor ki. Hemen Ģu anda birtakım kararlar almak zorundayım. makine ve su tesislerini yok etti. Baalbek bölgesinde de Ali Fuat'ın komutası altında bulunan birliklerdi. baĢlangıçta istediği Ģey. Sizden ne umabilirim? Lütfen söyler misiniz?' Albay biraz düĢündükten sonra doğruyu söyledi: 'Güvenebilecek hiçbir kuvvetim olmadığını itiraf etmek zorundayım.' dedi. Ama ben ne olsa bir yabancıyım. bu askerleri toplayıp birlik Ģeklinde örgütlemekle görevlendirdi. karĢımda sadece bir albayla kurmayından baĢka hiçbir Ģey yok. 'Öyleyse karar uygulanacaktır.lütfunda bulunur musunuz?' Albay ĢaĢakalmıĢtı. Ellerinde kalan kuvvetlerin hepsini 200 kilometre kadar kuzeydeki Haleb'e. Mustafa Kemal. Humus'taki von Sanders'e de bildirdiği bu emir yüzünden ağır eleĢtirilere uğrayabilirdi. Anladığına göre buralardaki asker topluluktan. kolordu komutanlarından biri de askerlerini düĢmana teslim ederek Beyrut'a kaçmıĢtı. Durumu kendi eline almanın zamanı gelmiĢti. Von Sonders ona hak verdi. Halep. Mustafa Kemal. Son emri veren von Sanders oldu. artık bir daha geri dönemeyecek Ģekilde geniĢ ölçüde bir gerilemeye giriĢmiĢti. Mustafa Kemal en etkili tavrıyla cevap verdi. 'Dedikleriniz çok doğru. yani Suriye'nin en uç köĢesine gönderecek ve orada toplayarak yeni bir karar alacaklardı. ġam'ı savunmakla görevlendirilen general Ģehirden ayrılmıĢ. Birkaç yüksek rütbeli subayın at sırtında kuzeye doğru geçmiĢ olduklarını öğrendi.' Ġkisi birarada. Burada emrini Ali Fuat'a tekrarlayarak geceleyin trenle Humus'a gitti. Ama düĢmanla arasını hayli açmıĢ olan Mustafa Kemal dağınık kuvvetlerini toplayıp Türk topraklanın savunmak için hazırlığa giriĢecek kadar zaman kazanabilmiĢti. von Sanders'inki ise Baalbek'deydi. Böyle bir karar alamam. Bunlardan biri . Rayak'ın boĢaltılması için emir vermiĢti. Çünkü. 'Kesin olarak söyleyemem. aldığı kararın bu koĢulların altında alınabilecek tek karar olduğunu ısrarlı bir ifadeyle anlattı. askeri araçlar geçtikçe havalanan sarı renkli kalın toz bulutları sokakları kaplıyordu.'Birliklerin hareket halinde oluĢu durumu biraz karıĢtırıyor. ama artık gerçek komuta Mustafa Kemal'in elindeydi. Kaderin garip bir cilvesi olarak. Bunlar ġam bölgesinde Ġsmet'in. Bütün askerleri topladıktan sonra da Baalbek'e doğru yola çıktı. yani üç ordunun aynı komuta altında toplanması en sonunda gerçekleĢmiĢti ama. önemli Suriye eyaletinin hemen hemen tümünü düĢmana bırakmak anlamına geleceğini biliyordu.

rasgele ateĢ ediyorlardı. Saat dokuzda baĢı miğferli askerlerimizin zırhlı arabalarla Ģehre giriĢlerini görerek sevindik. Bu yenilgi kendisine acı gelmekle beraber. harekete tam bir çekilme süsü vererek Ģehrin güneyini boĢalttılar. kılıçlarını. Halep'i boĢaltma zamanı gelmiĢti. ġehirde düzen kısa zamanda sağlandı. Allenby'nin yaklaĢan saldırından baĢka. Atlarını dörtnala sürüyor ve tüfeklerini. Cesetler kaldırımlara serilip kalmıĢtı. geriden Ġskenderun'a bir çıkarma tehlikesi de vardı. korkusundan okuyamadığı bir raporu onun eline tutuĢturdu. Kuzey ve batıda Ġskenderun limanına doğru inen dağ yollarını kontrol altında tutuyordu. Sonra sokağa çıkıp ağır ağır yürümeye baĢladı. kanserli dıĢ organlarını kesip atmıĢ. balkona bile çıkmaya olanak yoktu. Rapor. Ama Türk anayurdu Anadolu henüz yaĢıyordu. Mustafa Kemal'in bir süre önce yattığı hastanede bütün savaĢ boyunca kalan iki Ġngiliz hemĢiresinden biri. Hastanemizin karĢısına düĢen tepelerden siyah bir çizginin gitgide yaklaĢmakta olduğu görülüyordu. DıĢardakilerin alkıĢları ve yaĢa sesleri arasında kendi bayrağımızı çektik. AĢağıda büyük bir kargaĢalık vardı. takviye birlikleri gelinceye kadar iki gün beklediler ve bu arada Ģehrin savunma tesislerini keĢfe çalıĢtılar. Arkadan Mustafa Kemal'in. Balkan SavaĢları. otelin taraçasına çıktığı görüldü. dimdik. Halep'e varıĢından az sonra Mustafa Kemal'i yine yatağa düĢürdü. Sonra oteline döndü. Mustafa Kemal aĢağı indi ve kamçısını sallayarak Arapları dıĢarı kovdu. Bir ara Araplar Ģehrin kalesiyle hükümet konağını ellerine geçirdiler. Ģehrin düĢman hücumuna uğradığını bildiriyordu. Evlerin çoğunu yağma eden Araplar kap kacağa kadar ne bulurlarsa alıp götürüyorlardı. ağzında sigarası kurĢuni gözlerinde emin bakıĢı ile. Odasında yatarken sokaktan ateĢ sesleri duydu ve balkona çıkıp baktı.Katina'da mevzi aldı. Saat sekiz olunca bizim ordunun önünden gelen Hicazlı Arap birlikleri bağırıp Ģarkılar söyleyerek Ģehre girdiler. bir bakıma bunun böyle olacağını öteden beri görmüĢtü. Ama. Mustafa Kemal bu toprakların kaybına o kadar üzülmüyordu. Yazık ki Türkler orada pusuya yatmıĢlardı. KarĢımızdaki bir eve saldırıp girdiklerini ve ele geçirdikleri yatak. En sonunda atlılarımız da Ģehre girdi. Gökten sanki kurĢun yağıyordu. Dünya SavaĢı da bütün Arap eyaletlerini elinden almıĢtı. yastık gibi her türlü eĢyayı atlarına yükleyip götürdüklerini gözümüzle gördük. onu ve subaylarını ele geçirmek için otele girmeye çalıĢıyorlardı. Mustafa Kemal sükûnetle okudu. Gerileme harekâtı sırasında yakasını bırakmamıĢ olan böbrek sancıları. ġükran duygularımız içimizden taĢıyordu. Hastabakıcıların oturma odasında yerli idareciler ve generallerle toplantılar yapıyor ve hastalığa karĢı gösterdiği dayanıklılık doktorları ĢaĢırtıyordu. Ġngilizler ġam'dan takviye getirtmek zorunda kaldılar. Ġngilizlerin de uzakta olmadığını biliyorduk. Araplar sokakları tutmuĢ. yaĢaması da gerekliydi. Bir süre sonra kendi de onları izledi ve böylece hemen hemen savaĢ sahnesinden çekilmiĢ oldu. iĢte .'(1) Bunu izleyen bir sürü artçı harekâtı sırasında Mustafa Kemal'in ordusu üstüste hücuma uğradığı halde hiçbir zaman yenilmeden Ģehrin arkasındaki tepelere kadar çekildi. sırtında kusursuz üniforması. Türkler teslimi kabul etmediler. Mustafa Kemal. telâĢsız birkaç emir verdi. Sakin. O gece ordunun artçıları. Sancıları geçmemiĢti. Bu sırada garnizon komutanı. Birden hücuma kalkınca askerlerimizden bir kısmı can verdi ve birçoğu da yaralandı. Osmanlı Ġmparatorluğu imparatorluk olmaktan çıkmıĢtı artık. Türkler Ģimdi ilk kez olarak Arap topraklarını değil. Mustafa Kemal Ģimdi Baron otelinde kalıyordu. Yabancı toprağı olan Suriye elden gitmiĢti. kendi vatanlarının toprağını savunuyorlardı. bayraklarını havada sallıyorlardı. Ġngilizler. Yarım saatlik bir moladan sonra mevzi almak üzere Ģehrin kuzeyine geçtiler. Von Sanders maiyetinin büyük kısmını limanın gerisindeki Adana Ģehrine göndermiĢti. Ġmparatorluğu Avrupa'daki topraklarından etmiĢ. Bir sürü Arap. Bu onun. Savunmaya çalıĢtığı Halep halkından bazılarının damlardan baĢına el bombaları attığını içinden acı acı gülerek görüyordu. derhal yayılarak makineli ateĢiyle Arapları dağıttılar. Tedbirli davranarak yakınlara yerleĢtirmiĢ olduğu askerler süratle yetiĢtiler. Ermeni hastanesine yattı. Değil sokağa. atalarının bereketli toprağında yoğun ve sağlam bir beden halinde tekrar hayata kavuĢmuĢ yeni bir Türkiye hayalini daha da elle tutulur hale getirmiĢti. çünkü burası Türkiye'nin doğal sınırıydı. Aslında ana kuvvet Ģehrin kuzey-batı varoĢlarına çekilmiĢti. Bu arada Ġngilizlerin zırhlı araçlardan kurulu bir ileri birliği Türk artçılarıyla küçük bir çarpıĢmadan sonra Ģehre yaklaĢmıĢ ve Türklere teslim olmaları için haber göndermiĢti. Ama. paniğe kapılmıĢ olan Türk askerlerini yarıp geçerek. Mustafa Kemal otomobiline binerek Ģehri dolaĢtı ve gereken emirleri verdi. her Ģeyin sona ermek üzere olduğunu çok iyi biliyordu. Ülkenin geçmiĢi ve geleceği. bundan sonraki 'ana baba günü'nü Ģöyle anlatır: 'Sabahın saat altısında silah sesleri Ģehrin her yanını sarmıĢtı.

Talât PaĢa. tehlike en yüksek noktasını bulmuĢtu. barıĢa ulaĢıldıktan sonra Harbiye Nazırlığına geçebileceğim söyledi. Ġstanbul sokaklarında.burada. içinde milliyetçilerin yer aldığı ilk kabineydi. Mustafa Kemal hep çok yakın olduğunu bildiği yenilginin doğuracağı sonuçları düĢünüp durmuĢtu. ama sonra kabul etti. . Almanlardan ayrı olarak barıĢ yapmıĢ olsaydı. O da bunu baĢta red. kabineye Fethi ve Rauf beylerin ve Harbiye Nazırı (dolayısıyla baĢkumandan vekili) olarak kendinin alınmasını açıkça ileri sürüyordu. baĢyaveri yoluyla PadiĢaha iletmek üzere bir telgraf çekti. çökmüĢ ve gözden düĢmüĢ olan Talat PaĢa'nın yapacağı iĢ değildi. Eğer Osmanlı Hükümeti geçen yıl. Onun için her ne pahasına olursa olsun barıĢ yapılmasını ısrarla salık veririm. Nurses' League Journal. yurtsever bir adamdı. Mustafa Kemal'in eksikliğine rağmen bu. herkesin nefret ettiği Fransız generali Franchet d'Esperey'nin Ģehre çok yakında gireceğine dair söylentiler dolaĢmaya baĢlamıĢtı. Ġstanbul'da da olaylar zaten bu yönde geliĢmekteydi. Ġlk iĢi de mütareke yollarını araĢtırmak olacaktı.' Yaverden bu görüĢü Sultana açıklamasını ve Ġzzet PaĢa'yı yeni bir kabine kurmakla görevlendirmesi için ısrarda bulunmasını rica etti. milliyetçilere daha yakınlık göstermiĢti. Rusya'ya sığındılar ama onların da sonu daha az kanlı olmadı. Ģu sıradağların ardında yatıyordu. Ġttihat ve Terakki'ye karĢı ötedenberi cephe almıĢ. Sofya garındayken Bulgar cephesinin çöktüğünü ve Kral Ferdinand'ın tahttan çekilmeden önce bir mütareke imzalamaya çalıĢtığını haber almıĢtı. McLeod Smith). ON ALTINCI BOLÜM Mütareke BU HAYALĠN GERÇEKLEġMESĠ için vakit daha erkendi. üç yıl sonra orada intikamcı bir Ermeninin kurĢunuyla vurulup ölecekti.. hem de Batıdan tehdit altına giriyordu. Artık barıĢ istemekten baĢka yapacak bir Ģey kalmamıĢtı. O da savaĢa karĢı gelmiĢti. Humus'tan Halep'e çekildikleri sırada ve daha sonraları. döner dönmez PadiĢaha istifasını sundu.. Bu generalin. devletimizin geleceği de tehlikededir. kabul etti. Eskiden beri yasak savmak için kendisine baĢvurulan ihtiyar Tevfik PaĢa. Cemal ve Talât bir Alman zırhlısıyla Karadeniz'e kaçtılar. Mustafa Kemal'in cephedeki iĢinin henüz bitmediğini ileri sürerek. Ġttihat ve Terakki Fırkası son bir toplantı yaparak suçlarını kabul etti ve kendi kendini dağıtmaya karar verdi. Bu arada. Ama Ģimdi Türkiye'nin bütün varlığının tehdit altında olduğunu görüyordu. 1 HemĢire Ethel Curry (Mrs. Mustafa Kemal'e göre bu hükümetin baĢına getirilebilecek tek adam Ġzzet PaĢa'ydı.. Wilson ilkelerine uygun bir barıĢ sağlamak olacaktı. Ġzzet PaĢa'nın. Böylece Osmanlı Ġmparatorluğu hem Doğudan. Mustafa Kemal. Rauf Bey. siyasî görüĢleri ılımlı olmakla beraber. kendisinin ısrarla istediği gibi.' diye bitirdi. Talât PaĢa Almanya'ya yaptığı bir ziyaretten dönmüĢtü. Selânik'e kadar sokulmuĢ olan düĢman kuvvetlerine Ġstanbul yolu açılmıĢ demekti.' diyordu. Sadece ordumuzun varlığı değil. Almanya'ya gitti. Mustafa Kemal'le arkadaĢlarının ısrarı karĢısında Ġzzet PaĢa görevi. Enver'le Cemal. E. Bundan biraz sonra Enver. Bu arada Ġsmet Beyi Harbiye Nezareti MüsteĢarlığına. Mustafa Kemal bu düĢüncesini.. 'Durum son derece ciddidir. Ama PaĢa Ģimdilik bu görevlerin ikisinin de kendi elinde bulunmasını daha uygun görüyordu. bu görev Ġzzet PaĢa'ya teklif edildi. Güdeceği siyaset. belki Ġtilâf Devletlerinden daha uygun koĢullar koparılabilecek ve ülkenin Ģerefli bir Ģekilde yaĢaması sağlanmıĢ olacaktı. 'Askerlerimizin maneviyatı gün geçtikçe çökmektedir. Yeni bir hükümet kurulmalıydı. Telgrafını 'Bu kabine derhal Ġtilâf devletleriyle temasa geçerek askerî harekâtın durmasını sağlayacak bir mütareke imzalamalıdır. Ama bu. Mustafa Kemal'i ya Harbiye Nazırı ya da Genelkurmay BaĢkanı yapması için çok çalıĢtı. Bu tehdidenasıl karĢı konulabilecekti? Kabinenin her an istifası bekleniyordu. Talât. baĢkomutanın emrine boyun eğen bir asker olarak. Ġstanbul'u bir Frenk Ģehri yapacağı ve Türkleri köle durumuna sokacağı söyleniyordu. yeni bir hükümet kurmayı baĢaramayınca. Rauf Beyi Bahriye Nazırlığına ve Fethi Beyi de Dahiliye Nazırlığına getirdi.

ülke tarihinin Ģu tehlikeli anında. ĠĢte Abdülhamit'in kardeĢi Ģimdi bu adamı mütareke koĢullarını görüĢecek heyete baĢkan yapmak istiyordu. Filistin'de esir düĢerek Bursa'ya getirilmiĢ ve buradan. hükümdarlık otoritesini belirtir bir tonla yaptığı bu olmayacak teklif karĢısında ĢaĢırıp kaldı. sonra durumu PadiĢaha anlatmaya gitti. ama daha yüksek rütbeli bir subayın bu iĢi daha iyi yapabileceğini ileri sürdü. Damat Ferit'i bekleme odasında bırakarak toplantı salonuna girdi ve durumu kabine arkadaĢlarına bildirdi. Rauf Beyle haber göndererek Ġngiliz makamlarıyla barıĢ görüĢmeleri için aracılıkta bulunmayı teklif etti. Heyetteki öteki üyelerle beraber. Mütareke koĢullarında Türkiye'nin askeri Ģerefine saygı gösterileceğini umduğunu belirtti. bunun arkasından Ġzzet PaĢa'ya. Newcombe.Daha önce Ġngilizler. Ona kalırsa. Bu teklifi. Lawrence'nin subaylarından Albay S. kendi tahtını kurtarmaktan baĢka düĢüncesi olmayan bir adamın bu yolda davranıĢını normal görüyordu. PadiĢahın. Ġzzet PaĢa. Oraya ancak siyasi yetenek ve tecrübesi bulunanlar atanabilir. Bu da. Sultan. hiç kadın yüzü görmemiĢ bir koca bulunmasını emretmiĢti. Londra okul değildir. kırk yaĢları arasında. Bozcaada'ya ve oradan da bir Türk bahriye romorkörüyle Midilli'ye götürüldü. Mediha Sultanla evlendirilmiĢti. Rauf Bey. Böylece Ġngiliz generalini çağırarak serbest bıraktı. Britanya'ya karĢı beslediği saygı ve dostluk duygularını belirttikten sonra ülkesinin bu savaĢa karĢı taraftan girmiĢ olmasını bir suç olarak niteledi. Bu görüĢmenin ardından Rauf Bey de. Sonra Rauf Bey birden patlayarak sessizliği bozdu. bir yarım akıllının Türk haklarını hükümet üyelerinden daha iyi koruyabileceğini mi sanıyordu? Ġzzet PaĢa'yla öteki kabine üyeleri kendisini desteklediler. Ġzzet PaĢa. Ġzzet PaĢa kabineyi topladı. iyi aileden gelme. 'HemĢire. Önce hiç sesini çıkarmadı. Amiral Calthorpe'un geçici amiral gemisi Agamemnon'un Mondros önlerinde demir atmıĢ olduğu Limni adasına gitti. Onu burada bir Ġngiliz deniz subayı karĢıladı. sonradan evleneceği Bursalı bir kızın yardımıyla Ġstanbul'a kaçmıĢtı. Newcombe eliyle Talât'a gayri resmi görüĢme teklifinde bulunmuĢlardı. Sonra. Ġzzet PaĢa hükümetine de tekrarladı.' diye cevap vermiĢti. Bir Ġngiliz kurmayı olarak Ġngilizlerce kabul edileceğini umduğu koĢulları Türklere bildirmiĢ ve aracılık önerisinde bulunmuĢtu. Damat Ferit'in yerine delegeliğe Rauf Bey seçildi. 'Biz Bulgarlara benzemeyiz'. gerçekten. PadiĢah. Ġngiltere askeri harekatı derhal durdurursa. Ġtilâf Devletleri'nin kendisini tahttan çekilmeye zorlayacaklarından korkuyordu. Damat Ferit'in kabineden talimat beklemek üzere kendisiyle beraber Babıâli'ye gitmesini istedi. Türkiye Ģu anda Ġtilâf Devletlerinin elinde olan bütün Arap eyaletlerine özerklik vermeye hazırdı. eniĢtesi Damat Ferit'in baĢkanlık etmesini istediğini söyledi. Ġngilizlerce tanınan ve beğenildiği söylenen eniĢtesinin baĢdelege olması böyle bir hareketi önleyebilirdi. Sonradan Ferit karısını Abdülhamit'e göndererek Londra Elçiliğini istetmiĢti. heyete. PadiĢahın kızkardeĢi Mediha Sultanla evli olmaktan baĢka hiçbir değeri olmayan bir adamdı. Londra'daki Türk Elçiliğinde silik bir birinci kâtip olan Ferit bu nitelikleri taĢıdığı için Ġstanbul'a getirilmiĢ. Generali Büyükada'da ziyaret etti. gayet önemli bir elçiliktir. Ancak acaba Sultan.F. Sultan buna razı olduysa da. 'iyi ama. dedi.' General Townshend.' 'Ne diyorsunuz? Sizi gördüğüme çok sevindim. o mecnunun biridir!' diye bağırdı.' 'Yine Ġngiliz bayrağı altındayım. Önce kimse ağzını açmadı. kabinesine danıĢması gerektiğini söyledi. Yalnız iĢgal altında olan baĢka topraklarla ülkenin geri kalan kısmında Türklerin siyasal bağımsızlığı tanınmalıydı. Ġzzet PaĢa. Böyle terslenen Ferit evine kapanmıĢ ve otuz yıl dıĢarı çıktığını gören olmamıĢtı. generalim. Bağdat seferi sırasında baĢarısız Kut savunmasına komuta eden ve Ģimdi de gözde bir esir olarak Büyükada'da bulunan General Sir Charles Townshend'di. . Tovvnshend daha önce özel olarak Türk heyetine Rauf Bey'in de katılmasını öne sürmüĢtü. Ancak PadiĢah. Mediha'nın ilk kocası ölünce Abdülhamit. DıĢanya bir haber gönderilerek Damat Ferit'e daha fazla beklemesinin gerekli olmadığı bildirildi. bu kendi gelen teklifi kabul etmekte sakınca görmedi.'(1) 24 Ekim 1918'de Ġzzet PaĢa'yla Ġngiliz hükümetinin mütareke görüĢmelerine hazır olduğu ve bu iĢ için Amiral Calthorpe'u görevlendirdiği bildirildi. prenses için otuz. Aralarında Ģu konuĢma geçti: 'Kimsiniz?' 'General Townshend. nasıl olsa bir mütareke yolu aradığına göre. General.(2) Ġzzet PaĢa. Damat Ferit. Sultan karara boyun eğmek zorunda kaldı. 'Ġngiltere'nin sorunu sessizce çözümlemesi ve Türkiye'nin centilmenliğine güvenmesi iyi olur.

Liman von Sanders. Ama kendilerine böyle bir Ģeyin sözkonusu olmadığına dair güvence verildi. genel bir anlaĢmaya vardılar. Ama. Bu arada. Ġzzet PaĢa'ya disiplin dıĢı telgraflar gönderiyordu. Bu istek. Mütareke. görüĢmelere alınmamalannın baĢ nedeni. 'Ekselans. ordu grup komutanlığını Liman von Sanders'ten devralması bildirilmiĢti. 'sizi Arıburnu ve Anafartalar cephelerine kumanda ettiğiniz günlerde yakından tanıdım. Mustafa Kemal'di. Rauf Bey verdiği cevapta. SavaĢta yenilmemiĢ olduğu gibi. ruhça da hiç yenilmiĢ değildi. Mustafa Kemal. Yalnız bu garnizonlardaki silahların teslim edileceği ayrıca belirtilmiĢ değildi. Ancak. Rauf un elini sıktı ve Türk-Ġngiliz iliĢkilerinin dostça olması için beslediği 'derin isteği' belirterek Ġngiltere'nin verdiği söze her zaman bağlı kaldığını. Ġtilâf Devletleri kendi vatandaĢlarını korumak gereğini duyabilirlerdi. Mustafa Kemal mütareke haberini ve ateĢ-kes emrini aldığı sırada hâlâ Halep'in arkasındaki dağlarda düĢmana karĢı direnmekteydi. tanıklar önünde yineledi. iki deniz subayı arasındaki bu konuĢmalarda uzlaĢıcı Ģekilde davranıyordu. amiralleri Amet'nin de görüĢmelere katılmasını isteyen sert bir nota göndermiĢlerdi. Son zamanlarda Fransızlar Ġngilizlere danıĢmaksızın Bulgarlarla müterake imzalamıĢlardı. O sıralar yine kırgınlık içinde bulunmaktaydı. Ġstanbul'un onaylamasına bağlı olarak. Amiral Calthorpe. Bununla birlikte. hiç yenilgiye uğramadan çıkan tek Türk komutanı. bütün önemli stratejik noktaların Müttefikler tarafından iĢgali. Ġngilizlerin öne sürdüğü baĢlıca koĢullar Çanakkale ve Ġstanbul Boğazlarının açılması. ülkesine yararlı hizmetlerde bulunabileceğine inanmaktaydı. olduğu gibi. Ġngiltere'nin Türkiye'ye en yüksek değerde bir temsilci göndermesi dileğinde bulundu. Ġzzet PaĢa'yı razı etmesi için ricada bulundu. Bu makam için ısrardan vazgeçmiyordu. centilmence bir hava içinde yapıldı. Türklerin yalnız Ġngiliz heyetiyle görüĢmeye yetkili olduğu gerekçesiyle reddedildi. Bugün. Mustafa Kemal asıl bu sırada. Bunun nasıl olacağını Ģimdiden pek kestiremiyordu. 'Bu son günlerdeki çarpıĢmalarda ordu. Sadrazam yeni bir Genelkurmay baĢkanı seçince bunu protesto ederek yeni baĢkanın sözünü dinlemeyeceğini bildirdi. Bunu izleyecek olan dönemlerde ise Harbiye Nazırlığına kendinden daha uygun kimseler bulunabilirdi. silahlarının yüksek Ģerefini korumasını bildi. Bunu önlemek için Clemenceau ile doğrudan doğruya yüksek kademede temasa geçildi. Amiral Calthorpe buna iliĢkin olarak koĢullardan bazılannı yorumlayıp açıklayan bir de gayri resmî mektup hazırladı. özellikle bu koĢullardan Ġstanbul'un iĢgali anlamı çıkacak diye kuĢkulanıyorlardı.' dedi. Ancak. ayrılık sözlerini söylerken. böylece 30 Ekimde karĢılıklı kutlamalar arasında imzalandı. iĢgal altındaki topraklarda bulunan Türk garnizonlarının teslim olmasıydı. bir baĢlangıçtı. Rauf Beye birisiyle haber göndererek. titizlikle uygulanacaktı.' diye yazar. Ġlk yirmi dört saat içinde. Ġngilizlerin varacağı anlaĢma koĢullarını ve Ġstanbul Boğazının bir Ġngiliz amiralinin komutasına verilmesini baĢtan kabul etti. Clemenceau. büyük bir dürüstlükle her Ģartı tek tek tartıĢtı. Rauf Bey. Bütün maddeler. ġimdi bir çeĢit barıĢ yapılacaktı. boyuna Paris'e danıĢmak isteyerek konferansı uzatmaları korkusuydu. Hemen Adana'daki karargâha gitti. Ġmzadan sonra Calthorpe.GörüĢmeler gemide. Ġzzet PaĢa'nın Harbiye Nazırlığını ona vermemiĢ olması çok ağrına gitmiĢ ve PaĢanın 'barıĢtan sonra' elele çalıĢacaklarına söz vermiĢ olması da onu yumuĢatmamıĢtı. Mustafa Kemal için bir son değil. bu . emrimdeki orduları. Çünkü Büyük Britanya'nın bundan böyle Türkiye'de 'rakipsiz bir mevki' iĢgal etmesini istiyordu. Ama âdil bir barıĢın ancak savaĢımla kazanılabileceğini ve savaĢımın uzun ve çetin olacağını biliyordu. Önlerinde nazik ve önemli bir geçiĢ dönemi vardır ki.' dedi. aramızda bazı önemsiz olaylar geçmedi değil. Türkler iç iĢlerine herhangi bir karıĢma önerisi karĢısında duyarlı davranıyor. Alman Generali onu her zamanki resmi nezaketiyle karĢıladı. Türkler güvenliği sağlayamayacak olursa. Doğrusunu isterseniz. ama sonuç bakımından bunlar ancak bizim birbirimizi daha iyi tanımamıza yaradı. sınırlarda güvenlik ve iç düzeni sağlamak için gerekli birlikler dıĢında bütün Türk ordusunun terhisi. sesinde içten bir üzüntü ifadesi vardı. memleketinizden ayrılmak zorunda olduğum Ģu anda. Mütareke. Kendini bu savaĢımın önderi olarak görmeye baĢladı. 'Bu mütarekeyi imzalamakla yıllardır sürüp giden kan dökülmesini durduracağımızı umuyorum. GörüĢmelerin yarı yerinde Fransızlar. Tam otuz altı saat sürdü ve sadece askeri koĢulları kapsadı. Artık samimi iki dost olduğumuzu sanıyorum. Rauf Ģu anda yapılacak hiçbir Ģey olmadığını söylemek zorunda kaldı. Böylece uzun ve felâketli dört savaĢ yılının kanlı boğuĢmalanndan.

Kendilerine güvendiği subaylara da. Ben size gerekli silahlan veririm. Sonradan. cephane ve malzemeyi güvenli yerlere göndertti ve ilgili komutanlara gerekli emirleri verdi. Onun mücadeleci görüĢlerini paylaĢmayan bazı subayları baĢka yerlere nakletti. Mustafa Kemal. ġimdi kendine düĢen görev. ailesini daha güvenli bir yere götürmeyi tasarlıyordu. hiç olmazsa kendi kendine yeterli bir asker kuvvet çekirdeğini elde tutabilirdi. 'SavaĢ. yoksa Ġskenderun'u da içine alarak tâ Kilikya içlerine kadar mı uzayacaktı? DüĢman Ģimdi Ġskenderun . Kahvelerini karĢılıklı. çete savaĢı için hazırlanın. ordularını gerçek bir millî savunma kuvveti haline getirmek için çalıĢmaya koyuldu. geleceği gözönünde tutarak Ġç Anadolu'da direniĢ merkezleri olabilecek Antep ve MaraĢ gibi yerlere silah dağıttı. Hükümet de aslında onu tuttuğuna göre. yurt içindeki merkezlere dağıttı. Mütarekeden önce Ġstanbul'dan Antep'e ailesini görmeye gelen Ali Cenani adında birine rastlamıĢtı. En sonunda on yıldır hep elinden kaçmıĢ olan siyasal emellerini gerçekleĢtirebilmek için bir umut kapısı açılmıĢtı. Ġstiklâl SavaĢımız. müttefiklerimiz için bitmiĢ olabilir.' dedi.' diye son verdi. Almanların ateĢe verdikleri mühimmat depolarının alevleriyle aydınlanmıĢtı. ben sizin misafirinizin!. Bu görev. DüĢmanları gitmiĢ. Mütareke koĢullarına göre. belki de siyasete etki yapabilirdi. ne de olsa bir sevinç duydu. ona. Mütarekeye göre bunların görevi sadece sınır bekçiliği etmekti. 'Kendinizi savunmanın bir çaresine bakın.' 'Ġyi ama nasıl? Neyle?' 'Örgütlenin. ancak Ģimdi baĢlıyor. gereğinde kullanılmak üzere gizlice depo edilecekti. Özellikle.' Bu sözler karĢısında heyecanlanan Mustafa Kemal sadece. geçmiĢe ve geleceğe dair düĢüncelere dalmıĢ bir halde. Ali Cenani. Mustafa Kemal. Ama. 'Ülkenizde hiç mi erkek kalmadı?' diye sormuĢtu. Bu telgrafların birçok yerinde soruna değiniyordu. Ama bizi ilgilendiren savaĢ. Böylece Mustafa Kemal. Birer sigara yaktılar.' Mustafa Kemal ise demecine. sessizlik içinde içtiler. Ġzzet PaĢa'dan aldığı red cevaplarına canı sıkılmakla beraber. Bu anlaĢmaya göre Suriye'nin sınırı neredeydi? Osmanlıların eskiden beri kabul ettikleri gibi. Daha sonradan bu kuvvetin sadece Güney Anadolu'nun değil. Mütarekeyi kayıtsız Ģartsız bir teslimden de daha kötü birĢey olarak görüyordu. Askerlik alanında da yapılabilecek birtakım Ģeyler vardı. Halep'in ardındaki sıradağlardan mı geçiyordu. Mustafa Kemal bunların sembolik birer yerel ordu olarak kalmasını istemiyordu. O gece Adana gökleri. Birlikleri yeni baĢtan toplayıp düzenledi. ona büyük bir çalıĢma alanı veriyor sayılmazdı. 'Bizim için her Ģey bitti artık. Alman ve Türk subaylarının ayrılıĢ toplantısında bir Alman generali geçmiĢteki silah arkadaĢlıklarını öven konuĢmasını 'Yenildik' diye bitirdi. DüĢmanın anavatan topraklarına sokulmasını önlemek için çeteler kurmak gerekecekti.ülkeye ilk geliĢimden beri takdir ettiğim bir askere emanet etmekteyim. Ġzzet PaĢa'ya üst üste telgraflar göndermeye baĢladı. Ġlk kez Ġstanbul'daki hükümetle doğrudan doğruya temas edebilecekti. ġimdilik elinin altında hiç olmazsa iki ordu bulunuyordu: Ġkinci ve Yedinci Ordular. Mustafa Kemal. Bu genel felâket içinde büyük bir üzüntü yükü altında ezilmemek elde mi? Beni tek avutan Ģey. hiç olmazsa artık sesini duyurabilir. ġu andan itibaren âmir sizsiniz. neredeyse düĢmanın ülkeyi ele geçirmesine yardıma söz vermiĢlerdi. Önümüzdeki günlerde ne olursa olsun. 'Bunu görebilmek için falcı olmaya gerek yoktu!' diyecekti. Ģehrin daha Ģimdiden düĢman tarafından yağma edildiğini ve hele Türk ordusu Adana'ya çekilirse. halkın büsbütün düĢman elinde kalacağını söylüyor. 'Gruplar halinde. 'Oturalım. Yerine geçici olarak Ali Fuat'ı bırakarak. Mustafa Kemal'in isteği üzerine von Sanders. Ama öte yandan bu görev ona siyasi bir avantaj sağlıyordu. Bunlar. iktidara dostları gelmiĢti. terhis neredeyse baĢlayacaktı. Millî bir kuvvet toplayın. Kesiksiz bir savunma hattı kurabilmek için yararlanmayı umduğu Musul'daki Altıncı Ordu'yla sıkı bir bağlantı sağladı. bütün memleketin savunmasında rol oynaması pekâlâ mümkündü. Güney Anadolu'daki bütün orduların komutasını üzerine aldığı zaman. Mustafa Kemal. iki kahve ısmarladı. Komutanlarını da dikkatle ayırıp seçiyordu.' diye emirler veriyordu. mütarekenin Türk garnizonlarının Suriye'den çekilmesini isteyen maddesi ona kuĢku vermekteydi. Ġtilâf Devletleri'nin her istediği kabul edilirse memleketin boydan boya iĢgal edileceğini ve sonunda hükümeti de düĢmanların kuracağını kabineye anlatmak istiyordu. mütareke koĢullarına karĢı yılmadan mücadele etmekti. komutayı sizin elinize bırakmamdır. elindeki silah. Türkler. Zihninde filizlenmekte olan tasarılardan bazıları daha Ģimdiden kendini belli etmeye baĢlıyordu. savaĢ bittiği için.

' diye ekledi. Rauf.' dedi. arkadan da. Böylece Musul'un boĢaltılıp. Ama. her Ģeye karĢın. uzlaĢma tanımıyor ve Türk Genelkurmay haritasında Musul'un Osmanlı Ġmparatorluğunda değil. Uzun bir süre için olmasa bile. 'Ġngilizlerin. üzerinde 'geciktirme ölümle cezalandırılır. Calthorpe. Ģehrin ve içindeki Altıncı Ordu'nun teslimini istedi. devletimizin geleceği için son derece önemli olan bu görüĢme ve önlemleri yönetme konusunda size güvenebileceğimizden eminim. ne de Ġzzet . Devlet. mütarekenin Calthorpe tarafından yorumlanmıĢ olan koĢullarına aykırı olduğunu söyleyerek itirazda bulundu ve 'Türk hükümeti. olaylar onun kuĢkularını yerden göğe kadar haklı çıkarmaktaydı. iĢlerine geleni alıp. BaĢlarındaki general. toptan yenilgimizin sonucu olarak kabul ettik. durum herhangi bir tartıĢma ve gecikmeyi kaldırmayacak kadar tehlikeli olduğu için ordularımıza verdiğimiz talimatın harfi harfine yerine getirilmesi Ģarttır. boyun eğmek zorunda kaldı. Bu zor zamanımızda. öteki de Musul'du ki. Ġngilizler terimlerdeki bu belirsizlikten bile bile yararlanmak istiyorlardı. Ama Ġngiltere Harbiye Nazırlığı. Bu çeĢit centilmenlik anlaĢmalarını doğru bulmadığını da saklamıyordu. Emri alan Ġzzet PaĢa. bir kerecik olsun aralarında anlaĢan eski askerlerle eski politikacılar. Mustafa Kemal'in bunları Ġngiliz komutanına da bildirmesi isteniyordu. 'mütarekenin yanlıĢ anlaĢılıp yorumlanmasını önleyecek tedbirleri almadan ordularımızı dağıtır ve Ġngilizlerin her dediğine boyun eğersek. Musul'un 60 kilometre kadar güneyinde bulunuyordu. Ġzzet PaĢa sert bir karĢılık vererek Mustafa Kemal'in bu emrinin devletin çıkarlarına ve politikasına büsbütün aykırı olduğunu bildirdi ve hemen geri alınmasını istedi. 'Açık ve samimi kanım Ģudur ki.' Ġzzet PaĢa.'diyor. bu sefer uzlaĢıcı bir yazı hazırladı. Ġrak'ta gösterildiğini belirtiyordu. Ġngilizlerin imzalarını tanıyacaklarına dair vermiĢ oldukları Ģeref sözünü Calthorpe'a hatırlatıyor.' Ġzzet PaĢa bundan sonra Mustafa Kemal'in komutasındaki ordu grubunun dağıtıldığını ve sadece Yedinci Ordu'ya indirildiğini bildiriyordu. onların haris emellerine hiçbir Ģekilde set çekmemiz mümkün olmayacaktır. böylece Yedinci Ordu'yu teslime zorlamak olduğunu ileri sürdü. Ġngilizlerle sözlü bir 'centilmenlik anlaĢması' yapılmıĢtı. gelmeyeni bırakıyorlardı. Rauf Bey bu iĢgal hareketinin. karĢı düĢüncelerini tekrarlayarak Ġngiliz ordularının Halep ve dolaylarında bol malzeme depoları bulunduğunu ve asıl amaçlarının Ġskenderun'u iĢgal ederek yolları kesmek. yaralı ve malzeme nakli için limanı ve Halep yolunu kullanabileceklerine dair. Mustafa Kemal'e göre. Sadrazama kafa tutup içini boĢaltmıĢ olan Mustafa Kemal. Ulu Tanrının Ġzzet PaĢa'nın politik çabalarına yardımcı olmasını umduğunu bildirdi ve hem kendisine. her ne bahane ile olursa olsun. BaĢkomutanınızın sözünde duracağına güvenmektedir. Buna rağmen. Ancak. mütarekeyi daha sert bir Ģekilde yorumluyorlar. Calthorpe da verilen sözü unutmadığı için Londra'ya protestolarda bulunuyordu. Ġzzet PaĢa'ya fena halde baskı yapıyorlardı. Ġskenderun limanı ve Ģehri Türk yönetiminde kalacaktı. Daha da ileri giderek. Türkler geri çekildikleri sırada güney demiryoluyla köprüleri yıkmıĢ olduklarından. biraz dalkavukça bir telâĢla Amirale. Londra. Bununla birlikte. telgrafı sabah saat sekizde aldığını ve 'aĢağı yukarı aynı saatte' kendinin de Musul'a emir verdiğini bildirdi. Onun için Ġzzet PaĢa'nın söylediklerini Ġngiliz komutanına bildirmek niyetinde değildi. Ġstanbul'a telgraf çekerek.' diye devam ediyordu. mütarekenin Ġngilizlere Ġskenderun'u iĢgal etmek hakkını vermediğini bildirdi. Agememnon zırhlısının güvertesinde iki kıdemli deniz subayı arasında doğan o centilmence havayı hemen dağıtmaya baĢlamıĢtı. silahların teslimi emredildi. Dicle boyunca Türkleri izlemekte olan Ġngiliz birlikleri. mütarekenin imzası sırasında. hem de ülkesine olan bağlılığını tekrarladı. cevabında. Mustafa Kemal bunu bir telgrafından çoktan belirtmiĢti. Ne Londra Calthorpe'un lâfına kulak asmıĢtı. Ġskenderun'a asker çıkarmak için yapacakları bir teĢebbüse kuvvetle karĢı koymak emrini verdim.garnizonundaki Yedinci Ordu'nun. Ġngilizler.' kaydı ile verdiği acele cevapta. teslimini istemekteydi. davranıĢlarını baĢkomutanlığın resmi görüĢlerine uydurmaya olanak olmadığı için. Ġstedikleri stratejik yerlerden biri Ġskenderun. en kısa zamanda görevinden geri alınmasını rica ediyordu. Londra'ya telgraf çekerek Rauf Bey'in görüĢünün kendi görüĢüne uyduğunu bildirdi. Mütareke koĢullarının yorumlanıp uygulanmasında gerçekten birtakım yanlıĢlıklar olmuĢtu. durumu düzeltmek için diplomatik teĢebbüslere giriĢmiĢtir ve bunların baĢarıya ulaĢacağını ummaktadır. SavaĢ kabinesinin talimatı üzerine daha ilerleyerek üç gün sonra Musul'a girmiĢlerdi. Suriye'de bulunduğunu öne sürerek. Mustafa Kemal buna. Amiral Calthorpe ise buna o kadar güvenmiyordu. 'Ama. Ġskenderun'un baĢına da aynı Ģey geldi. 'bu uygunsuz Ģartları. ileri görüĢlü olmadığımız için değil.

Boğaz vapurları az ve seyrekti.' Bir Müslüman kalabalığı çığnndan çıkmıĢ bir halde Ayasofya'ya koĢtu. iĢgal demek olduğunu biliyorlardı. Tramvaylar iĢlemiyordu.' diye talimat verdi. Burada Haliç önlerinde demir attılar. Dizginsiz. sokaklarda caka satarak dolaĢıyor ve rastladıkları Türkleri. kendi kendilerinin gölgesi gibi. Türkler bunun. Ġngilizler Beyoğlu yakasına. Herkes. Çok geçmeden Fransızlar eski Ġstanbul semtine. onlara da. kendi emirlerine karĢı sert ve nezaketsiz Ģekilde davranan Türk komutanına yüklendiğini imâ ederek. Sir Charles Townshend: My Mesopatamian Campaign. yoksa kuvvete baĢvurulacağını bildirdi.ekmek almak için dıĢarı çıkıyorlardı. Ġngilizlerle öteki müttefik savaĢ gemilerinden meydana gelmiĢ 16 mil uzunluğunda bir konvoyun baĢında gösteriĢli bir törenle Çanakkale'den geçerek Boğaziçi'ne geldi. Kasımın ortalarına doğru Ġtilâf Devletleri orduları Ģehre girdi. Ġzzet PaĢa bir kez daha baĢ eğdi ve Yedinci Ordu çekilmek zorunda kaldı. Ģehri 'teknik' bakımdan iĢgal etmiĢ sayılmazlardı. beyaz bir ata binmiĢ olan Fransız generali. Türkler için baĢka bir kara gün de. Amiral Calthorpe. Sadrazamın imâlarını Ģiddetle reddederek ısrarla: 'Ne kadar zayıf ve güçsüz olduğumuzu çok iyi biliyorum. ne derece zayıf durumda olduğumuzu unutmamamız ve kendimizi çok fazla aĢağılatmamakla birlikte. 2 Damat Ferit'in gerekirse Londra'ya gidip Kral BeĢinci George'la görüĢmeye ve Türkiye'nin 1914'ten beri kaybettiği toprakların. Ġngilizlerin bize sormadan almaya çalıĢtıkları Ģeyleri kendi elimizle onlara verirsek genellikle Osmanlıların ve özellikle Ģimdiki hükümetin tarihine çok karanlık bir sayfa eklemiĢ oluruz. Ġtalyanlar da Boğaz sırtlarına yerleĢmiĢ bulunuyorlardı. Ama Türk askerlerinin hâlâ avluda nöbet tutmakta olduğunu görünce rahat nefes aldılar. Ġngilizlerin bu insafsız davranıĢındaki suçun. Ġzzet PaĢa. Bir gün Ġstanbul sokaklarında panik yaratan bir söylenti duyuldu: 'Ayasofya'ya çan takıyorlarmıĢ. Polis azdı. para değerini kaybetmiĢ. Vurgunculuk almıĢ yürümüĢtü. 1 Gen. Ġtilâf Devletlerinin 'himayesi' altında üzgün. geri verilmesini istemeye hazır olduğunu söylediği rivayet edilir. hatır için (!?). Bizans'a aynı Ģekilde giren Fatih Sultan Mehmet'in hayalini belleklerden silmek istemiĢti. Anacaddeler yarı aydınlık. 'Ülkenin yüksek menfaatleri adına. itip kakarak duvar kenarına sürüyorlar. 'Ama buna rağmen devletimizin kabul etmek zorunda olduğu fedekârlıkların bir sınırı olması gerektiğine inanmaktayım.(1) Bazıları Ģehre girmiĢ olan Ġtilâf Devletleri kuvvetlerinin yanında iĢ bulabilmek için feslerini atarak Türk olmadıklarını bile ileri sürüyorlardı. Kömür yoktu. milli bir savunma gücü kurmak yolunda bütün umutlarını bağladığı tek bir kolordu. yolsuzluk yaptiklan için kimsenin güveni yoktu. Ġngiltere hükümeti. Limanı öylesine doldurmuĢlardı ki. Mustafa Kemal. 'ġimdi artık bize istediklerini yaparlar. umutsuz ve felâket duygusunun ağırlığı altında ezilmiĢ gibiydi. yiyecek fiyatları aĢırı derecede yükselmiĢti. Yoksa Almanların yanısıra son yenilgiye kadar dövüĢen bizler. ON YEDĠNCĠ BOLÜM Sultan Meclisi Dağıtıyor ĠSTANBUL. Türkler bu aĢağılamaya boyun eğmemek için. Ama. Soğuk. Siyasi durum çok karıĢıktı.Ġskenderun'un belirli bir zaman içinde General Allenby'ye verilmesini. geleni geçeni Yunan karargâhında dalgalanan mavi beyaz bayrağı selamlamaya zorluyorlardı. Osmanlı Ġmparatorluğu'nün savaĢa . Enver. arka yollardan dolaĢmak zorunda kalıyorlardı. soygunculara gün doğmuĢ. Siyasi ve idari denetim hâlâ Türklerin elinde olduğu için. gemilerin arasından deniz zor görülüyordu. Türkler evlerine kapanmıĢ. karanlık bir kıĢ baĢlamıĢtı.' dedi. adından baĢka her Ģeyiyle. Beri yandan Rumlar. hava karardıktan sonra kimse tabancasız dıĢarı çıkmaz olmuĢtu.' Ama Yedinci Ordu her Ģeye karĢın lâğvedilmiĢ ve Mustafa Kemal'in elinde yalnız bir kolordu kalmıĢtı. sözlerimizde ve hareketlerimizde ölçülü olmamız çok önemlidir. Meclis'te bunalım yaratmıĢtı. yan sokaklarsa kapkaranlık olduğu için hırsızlara.' korkusu içindeydi. ancak -o da ateĢ pahasına. General Franchet d'Esperey'nin askerlerinin baĢında muzaffer bir tavırla Ġstanbul'a girdiği gündü. Ġttihat ve Terakki milletvekilleri kendi canlarını kurtarmak telaĢıyla.PaĢa Mustafa Kemal'in. Cemal ve Talât üçlüsünün kaçması.

' dedi. Besbelli Sultan. ülkenin gerçek çıkarları uğruna. Sultan. bütün güçleriyle milletvekilleri arasında bir kulis çalıĢmasına giriĢerek. 'Pencereden dıĢarı bakamaz oldum.' Rauf la beraber doğruca Ġzzet PaĢa'ya giderek onu kararından caydırmaya çalıĢtı. parlamento ve parlamenter usullerle ilk olarak karĢı karĢıya geliyordu. Sultan. savaĢın ilânı üzerine istifasını vermiĢ olan Maliye Nazırı Cavit'le savaĢı uygun bulmuĢ olan ġeyhülislâm. Ġzzet PaĢa'yı. Öteki nazırlar da. Buna da en çok. Rauf Bey de. çoban rolünde. Adana'dan hemen trene atlayıp Ġstanbul'a gelen Mustafa Kemal önayak oldu. Ģimdi bu çeĢit karıĢıklıkların çıkmasından korkuyordu. 'Fena oluyorum. Durumu kurtarmak için son bir teĢebbüs daha yapıldı. mücadeleci ruhuyla. Fethi ve Rauf un da desteğiyle bunu reddetti ve anayasa gereğince Sultan'ın emir vermeye değil. Tevfık PaĢa'nın Meclisten güvenoyu almasını önlemeye çalıĢtılar. Mustafa Kemal. Tevfik PaĢa. PadiĢah. ne de göreneği elveriĢliydi. hükümetin istifasını kabul etti. ellerinden baĢka bir Ģey gelmediği için. ileride bu türlü pürüzler eksik olmayacaktı. ancak görüĢünü bildirmeye hakkı olduğunu. Ġzzet PaĢa kabinesindeki nazırlardan üçü de. iktidardan ayrılmıĢ oldu. geldikleri gibi giderler. görüĢmenin sona erdiğini gösteriyordu. Sigarası ağızlığından yere düĢtü. ama sonradan PadiĢahın iradesine boyun eğmiĢti. asayiĢ bozulmadığı ve müttefik uyruklarının yaĢamı tehlikeye girmediği sürece Ġstanbul'un iĢgal altına alınmayacağına söz vermiĢti. Arkadan da. sonra da filozofça bir düĢünce yürütmesine yol açtı: 'Gelirler.' Rauf Bey bir Ģey söylemedi. Bu. Bunları görmeye dayanamıyorum. Ayan Reisi (2) Ahmet Rıza'yı Ġzzet PaĢa'ya göndererek adı geçen üç nazırın istifasını istedi. Sivil giyinerek kulislerde ve grup odalarında enerjik bir çalıĢmaya koyuldu. meĢru hükümdarlarına karĢı bir savaĢa girmeye ne karakteri. daha milliyetçi bir kabine kurmaya razı etti. Üstelik asker olarak. elleri titremeye baĢlamıĢtı. Bundan dolayı Mustafa Kemal. Rauf Bey ertesi gün kabineye bilgi verdi. sürüsünü toplayıp. Müttefik donanmasının Boğaz'da demirli olduğu Ģu sırada siyasi bir bunalım yaratıp birliği bozmaktan özellikle çekiniyordu. Onun bu geliĢi Ġngiliz donanmasıyla aynı zamana rastlamıĢtı. Rauf Bey de mütareke koĢulları ve Calthorpe'un gayri resmi mektubu hakkında bilgi vermek üzere huzura çıktığı zaman. bir ayı biraz aĢan bir görev süresinden sonra. PadiĢah. 'Beyefendi. Milletvekillerinden çoğunun . içinde en sonunda Mustafa Kemal'in adının da yer aldığı bir kabine listesi hazırladılar. buna razı oldular. Ġzzet PaĢa'ya veda ederken. bu arada hücuma uğramaktaydılar. Rauf Bey. PadiĢah.' Boğaz'daki gemileri gösteriyordu. doğruca Ġtilâf Devletlerinin ağılına sürmek niyetindeydi. Ġzzet PaĢa'ya yapacak bir Ģey kalıyordu: O da. kendisinin hep baĢkalarının bozduğu iĢleri düzeltmek için Sadrazamlığa getirildiğinden yakınarak görevi kabul etmek istememiĢ. bizim millet koyun sürüsü gibidir. PadiĢahın anayasaya aykırı davrandığını ileri sürüp çekilmek. kiĢisel sorumluluğuna saygı göstermek durumunda bulunduğunu ileri sürdü. Ya da kabine toptan istifa etmeli ve bu üç kiĢi dıĢarıda bırakılarak yeni bir hükümet kurulmalıydı. Calthorpe. mütarekeden sonra karıĢıklık içine düĢmüĢ olan Bulgaristan ve Avusturya'da bu durumdan en çok zararlı çıkanların o ülkelerin baĢındakiler olduğunu da sözlerinde belirtti.' dedi. savaĢ alanlarında dövüĢmeye alıĢık olsa bile siyaset alanındaki savaĢçılığı belli bir sınırdan öteye geçmiyordu. Sadrazamlığa Tevfik PaĢa'yı atamıĢtı. Hele. hükümete zarar verecek iliĢkilere giriĢmiĢ. Bunu duyan Sultan heyecanlanmıĢ. Oysa. PadiĢah bu seferlik baĢ eğse bile. Bu görünüĢ onu ilk önce kızdırdı. Ġzzet PaĢa hastaydı. Böylece. her zamanki açık sözlülüğüyle Sultan'ı uyarmıĢtı. Rauf Bey'e anlamlı anlamlı baktı ve biraz sertlikle. Ġzzet PaĢa. Ancak bu atamanın daha Meclisten geçmesi gerekiyordu. Ģimdi bu durumdan kendine güç sağlamak için yararlanmaya bakıyordu. 'BaĢında bir çoban ister. biraz durup düĢündükten sonra. Sağ eliyle isteksiz bir selâm vererek huzurdan ayrıldı. ĠĢte o çoban da benim. Bir arada. eniĢtesinin düĢüncelerine katılmadığını söyleyerek ayağa kalktı. tekrar Sadrazamlığı kabul etmeye ve daha güçlü. hükümetin Rumları kesmeye hazırlandığını söyleyerek ortalıkta ikilik ve geçimsizlik yaratmaya baĢlamıĢtı.' Çünkü Sultan'ın yakını olmaktan baĢka bir ünü bulunmayan Damat Ferit. onu destekledi.giriĢindeki kiĢisel sorumluluklarını unutuvermiĢler ve eski nazırlara karĢı cephe alarak mahkeme edilmelerini istemeye kalkıĢmıĢlardı. ve bir gün. demokratik ve liberal bir rejim kurmaya çalıĢan son Osmanlı hükümeti de. bir de 1913'te Parti'nin genel sekreterliğini yapmıĢ olan Fethi Bey'di. Bunlar. Mabeyincisi sigarayı yerden alıp bir tablaya koydu.

buna çoktan razıydı. Ne var ki amacı. Alması gereken önlemleri açıkça anlatmak için Sultan'dan bir görüĢme rica etti. pek bir sonuca varılmadığı halde. Bunu son umut olarak gördü. millet iradesinin bir yenilgisi saydı. onun isteği de. 'Onların bana karĢı bir harekete geçmeyeceklerine dair garanti verebilir misiniz?' Böyle tepeden inme sorulan bir soru. Ancak Sultan'ın tasarısı bambaĢkaydı. 'Efendimizin ordu tarafından tahta karĢı giriĢilmiĢ herhangi bir askeri harekete dair kesin bir bildikleri var mı?' diye sordu. BarıĢ koĢullarını kararlaĢtıracak olan baĢtaki hükümetin. kendini ve asker arkadaĢlarını baĢa getirecek bir rejime hazırlık olarak. Sadece bu bile bize Meclisi dağıtmanın nasıl bir çılgınlık olduğunu göstermeye yeter. Oylar atıldı. sayıldı ve baĢkan sonucu bildirildi. PadiĢaha. GörüĢme. muzaffer genç generali ilgi ve sempatiyle dinlediler. Meclisin bu Ģekilde dağıtılması kendi iĢine yaramayacağı için. Mustafa Kemal'e kalsa. Sultan da tekrar gözlerini açarak. Milletvekillerin önemli bir bölümü onun önerisini kabul eder görünmüĢlerdi.' diye sözlerini bitirdi. arkası ne olursa olsun. yeni bir seçim yapılmasına imkân vermeyen. Mustafa Kemal. bugün Osmanlı milletinin anayasasının simgesi olduğunu unutmamalıyız. Sultan. baĢarılı bir sonuç almayı umduklarını söylediler. PadiĢah. düzgün sivil kıyafetli. Böylece zaman kazanmayı umuyorlardı. 'Siz akıllı bir subaysınız. Mustafa Kemal.' diye cevap verdi. Mustafa Kemal hiçbir Ģey söylemedi. Mustafa Kemal balkonda bir yer bularak. Bazıları ona kesin olarak söz verdiler ve güven-oyu için toplantı zili çaldığı zaman. ġimdiki Meclis üyelerinin seçim bölgelerinde. Meclisi dağıtmaya gerçekten kararlıydı. Sonra sorusunu tekrarladı. Sultan. askerlere de inanmayan milletvekilleri. herhalde ordunun hoĢuna gitmeyecek bir siyaset gütmeye karar vermiĢ ve Mustafa Kemal'in. yurttaĢlarını kendilerini bekleyen tehlikelere karĢı uyarıyordu. Hepsi bu keskin bakıĢlı. Bu durumda o da görüĢ ve önerilerini açıklarsa hem kendim.' Vahdettin gayet ciddi bir tavırla: 'Sadece bugünü değil. buna karĢı nasıl bir tepki göstereceğini anlamak istemiĢti. gözlerini kapadı. ama Ġzzet PaĢa'ya zaman kazandırabileceklerini ileri sürdü. oylamayı seyretti. milletvekillerin desteğine sahip olması Ģarttır. DüĢüncelerini güçlü ve etkili bir Ģekilde onlara açıklayarak. Nedense. 'Ġstanbul'a ancak birkaç gün önce gelmiĢ bulunduğumu söylemek zorundayım. Biraz düĢündükten sonra. eminim ki. Tekrar bekleme odasına döndüğü zaman Mustafa Kemal. Bu bakımdan korkulacak bir Ģey olmadığına sizi temin edebilirim. kaderini. Vahdettin ondan önce davrandı: 'Ordu komutanlarıyla subaylarının size büyük saygı beslediklerinden eminim. Ġçten ve kesin konuĢuyordu.' dedi. arkadaĢlarınızı nasıl aydınlatıp yatıĢtırmak gerektiğini de biliyorsunuzdur. Meclisin dağıtılmasının kaçınılmaz bir Ģey olduğunu.' dedi. ĢaĢkınlığını gizleyemedi. bir saat sürmüĢtü. 'Onun için durumu pek yakından bilmiyorum.Tevfık PaĢa'ya karĢı olduklarını. buna Ģiddetle karĢı koymaya baĢladı. hem de savunduğu davayı tehlikeye atmıĢ olacaktı. hükümeti dilediği gibi hareketle serbest bırakacaktı. Burada meĢrutiyet ilkelerini savunuyor. anlamlı bir soru dolu bakıĢlarla karĢılaĢtı. mücadeleye girmekten kaçınmıĢlardı. Meclisin dağıtılması konusunda ordunun desteğini vaat etmiĢ olduğunu sanıyordu. Birkaç günlük bir bekleyiĢten sonra Selâmlığa çağrıldı. Sesinde kendine güven vardı.' . ġimdi artık yalnızca Sultan'ın iradesi hüküm sürüyordu. Ancak ordudaki komutan ve subayların Zâtı ġahaneye cephe almaları için ortada herhangi bir neden olduğunu sanmıyorum. Mustafa Kemal. Fethi Bey'in aracılığıyla milletvekillerin bir toplantısında kendisine söz verilmiĢti. iĢgal kuvvetleriyle birleĢtirmeye karar vermiĢti. olağanüstü durum hüküm sürmektedir. Meclisin dağıtılması. Mustafa Kemal'i ĢaĢırtmıĢtı. orduyu değil. Kendi durumlarına güvenemeyen. ama Meclisin dağıtılması korkusundan ona oy vermeye uygun bulduklarını gördü. 'Meclisin. yarını da kastediyorum. Kendisi daha gerçekçi görüĢüyle kime oy verirlerse versinler. düĢmanla iĢbirliği yapmaktı. Tevfik PaĢa'ya güvenoyu vermemeleri için ısrar etti. Tevfik PaĢa kabinesi büyük çoğunlukla güvenoyu almıĢtı. herkes onun. Ġtilâf Devletlerini hoĢnut etmekti. Mustafa Kemal bu oylamayı. Fethi Bey'in çıkardığı Minber adlı gazetede bir köĢesi vardı. Vahdettin gerçekten onun ağzını kapamıĢtı. Meclis havasına yabancı bir asker olarak milletvekillerinin dönekliği karĢısında ĢaĢırmıĢtı.

Böylece Ġstanbul ve Boğazlar Türklerin elinden alınıp Cemiyet-i Akvam'ın (1) yönetimine verilmeliydi. Bunlar. Avrupa Türkiye'sini nasıl paylaĢmıĢlarsa.. Böylece. Oniki Adalar. Yunanlılara savaĢa katılmalannı teĢvik için 'Anadolu kıyılarında geniĢ imtiyazlar' vaat etmiĢti. bu itirazları sağlam bir temele dayanmıyordu. Ģimdi de Ġtilâf Devletleri bu anlaĢmalar gereğince. Ancak. Ama bunu. Türklere de kendi kaderini seçme hakkı tanınıyordu. Türkleri ancak bu Ģekilde tatmin edebileceklerini ve milliyetçi bir ayaklanmanın. Ġtalyanlara Anadolu'da oldukça geniĢ topraklar sağlıyordu. Ferman epeyi gürültü kopardı. baĢına belâ açan.Ama. kendisinin On Dört Ġlke'sine -yani self determination (kendi kaderini tayin) ilkesine. 'Beni karanlıkta görecek olursan selâm verme. Ortadoğu sorunlarına karĢı bilgisiz ve ilgisiz olan Lloyd George. ne olur.' diyorlardı. öteki ortaklarına peĢkeĢ çekebilecek bir ambar sanıyordu. Çünkü Lord Curzon'la sürekli çatıĢma halinde olan Lloyd George'un bambaĢka düĢünceleri vardı. Ege'de sadece bir tek limanı bulunabilecekti. ON SEKĠZĠNCĠ BOLÜM Ġmparatorluğun PaylaĢılması ACABA ġĠMDĠ. bu anlaĢma artık yürürlükten düĢmüĢtü. bu bölüĢme tasansında en önemli -ve sonunda en tehlikeli. BaĢkan Wilson'a. Bu devlet. Ġmparatorluğun Asya kıtasındaki topraklarını da bölüĢmeyi tasarlıyorlardı. Antalya bölgesi. Ġngiliz hükümeti. Bu vaadler. Yunan BaĢvekili Venizelos tarafından . demokratik güçleri yenmeyi Ģimdilik baĢarmıĢtı. Milletvekilleri dağıldılar. birtakım çıkarlar karĢılığında. öteki müttefiklerle. harita üstünde bir Ģekil olarak görüyor. Birinci anlaĢma. Doğu Trakya'yı ve Boğazları Ruslara veriyordu. Sultan'ın davranıĢına karĢı koyan çok oldu. bugünü ve geleceğe yönelik istekleri olan canlı bir varlık gibi değil. Bu türlü bir çözüm yolu. Karadeniz kıyılarını elinde tutmasına karĢılık. Yedinci madde gereğince çıkarılan fesih fermanı Dahiliye Nazırı tarafından Mecliste okundu. Orta Avrupa devletleriyle uyduları. Tevfik PaĢa'ya ve özel hukukçularına danıĢarak. Ġngilizlerin Ġran'da bir nüfuz bölgesi sağlamalarına karĢılık. Fransa ve Ġtalya ile daha önemli sorunlar üzerindeki uyumun bozulmaması gerekçesine dayanıyordu. yani Sykes-Picot anlaĢması. ancak bu Ģekilde önlenebileceğim ileri sürüyordu. Ġkinci anlaĢma.uygun bir barıĢ üzerinde görüĢmeye hazır olduklarını bildirmiĢlerdi. anayasanın birbiriyle çeliĢen bir sürü maddesi arasında aradığı bahaneyi buldu. Arap dünyasının büyük bir kısmını Fransa'yla Ġngiltere arasında pay ederek Mezopotamya'yı Ġngiltere'ye ve Suriye ile Kilikya'yı Fransızlara bağıĢlıyordu. Bağımsız bir Arabistan ve Ermenistan'dan baĢka. yalnız Osmanlı Ġmparatorluğundaki Ermeniler ve Araplar gibi Türk uyruklu etnik topluluklara değil. Milletvekilleri bağırıp çağırarak protesto etmeye ve hep bir ağızdan birbirini tutmayan'sözler söylemeye baĢladılar. Yunanlıların gitgide artan ihtiraslarıydı. savaĢ sırasında müttefiklerinin savaĢa girmesine karĢılık bağıĢ ya da rüĢvet diye giriĢmiĢ olduğu dört gizli anlaĢmayla bağlanmıĢ durumdaydı. PadiĢahın elindeki Osmanlı Ġmparatorluğunun kalıntıları ne olacaktı? 1919 yılının Ocak ayında Paris'te toplanan BanĢ Konferansı. bir de bağımsız Türk devleti kurulmalıydı. Ferman böylece uygulandı. zayıf bir Türk hükümeti tarafından kabul edilebilirdi. Ġngiliz kabinesine Ģimdi. Ġngiltere DıĢiĢleri Bakam Lord Curzon. geçmiĢte olduğu gibi. Böylece Anadolu'nun bütün Akdeniz ve Ege kıyıları ile iç taraftaki geniĢ bir toprak parçası. Curzon. Lord Curzon. Ağabeyi Abdülhamit'in geleneğine. Ġngiliz hükümeti kabul etmedi. Türkler. Balkan SavaĢında. bu Ġmparatorluğun geleceği üzerinde bir karara varmak amacını güdüyordu.. bir entrika ve fesat kaynağı olan' Türkleri Avrupa'dan büsbütün çıkarıp atmak istiyordu. Ama yeni Sovyet hükümeti bu çeĢit Çarlık hırslarından vazgeçtiğini ileri sürdüğü için. kendi anlayıĢına göre bu ilkeye uygun bir çözüm yolu sunmuĢtu. Tevfik PaĢa'ya çoğunlukla güvenoyu vermiĢ oldukları için. Ġzmir limanı ve iç kesimi gibi. ne olmaz. Fransa ile Ġtalya'nın eline geçiyordu. belki Ģu psikolojik anda.unsur. 1915 yılının baĢlarında Sir Edward Grey. kendine özgü silik biçimde de olsa bağlı kalan PadiĢah. Türk devleti Ġç Anadolu'daki birkaç vilâyete inecek. Ama. Anadolu yarımadasının sınırları içinde kalmalı ve baĢkenti de ya Bursa ya da Ankara olmalıydı. 1 ArkadaĢlar birbirine. mütareke isterlerken. Osmanlı Ġmparatorluğunu geçmiĢi. Ġstanbul'u. Üçüncü ve Dördüncü anlaĢmalar ise. Sultan "ġu Allah'ın belâsı Meclis"ten kurtulmayı aklına koymuĢtu. bir yandan da 'yüzyıllardan beri herkesi uğraĢtıran.

çekingenliğini büsbütün atmıĢ ve Mustafa Kemal'le aralarında çok yakın bir bağ kurulmuĢtu. Ama içlerinden en az bir tanesi. Adana'dan Ġstanbul'a dönüĢünde bu durumla karĢılaĢmıĢtı. Kilikya'ya doğru ilerliyorlardı. yine de Yunanlıların Anadolu topraklan üzerindeki isteklerini. yani 'Helenizmin çağlar boyu hüküm sürdüğü toprakları kapsayacak gerçekten büyük bir Yunanistan' emelini beslemeye baĢlamıĢtı. Ġtilâf Devletlerince tahttan indirilip. Nitekim iki ay sonra bu tezi 'tatlı bir açıksözlülük maskesi altında' ve düzgün bir Fransızcayla Paris'teki BarıĢ Konferansında Yüksek Konsey önünde savunmaktan geri kalmadı. üzerinde madalyalar ve Hünkâr Yaveri iĢaretiyle süslü temiz üniforması ve farklı duruĢuyla zaten göze çarpmaktaydı. Ġskenderun'a çıkmıĢ. karĢılaĢacakları tehlikelerden korkuyordu. Karadeniz dağlanndaki Pontus Rumları için de durum aynıydı. Venizelos barıĢın temelini oluĢturması gereken 'kendi kaderini tayin' ilkesinin gerçekleĢtirilmesini istiyordu. Ģark taklidi mermer salonlarında. bu isteği hem haklı. çıkardığı muhalefet gazetesinde. sessiz bir seyirci olarak kaldığını öne sürüyordu. yeni bir kabine kurmak ve gerekirse Sultan'ı tahtından indirmek olan bir ihtilâl komitesi kurmuĢlardı. Ġtalyanlara söz verilmiĢ bulunuyordu. Mustafa Kemal Ģimdi de. Mustafa Kemal'in fazla ileri gittiğini düĢünüyor. Annesinin evindeki baskılardan sıkıldığı için ġiĢli semtinde. Yazdığı imzasız yazılarla halk oyunu etkileyebileceğini ummaktaydı. generaller onların Anadolu'ya girebilmelerini askeri yönden Ģüphe ile karĢılamakta. Ama o sırada tarafsızlık politikası üstün gelmiĢ. Ġngiltere'nin daha iĢine geliyordu. ordunun terhisini ve silahtan arınmasını denetim altında bulundurmak için kontrol subayları yerleĢtirmiĢlerdi. amacı hükümeti istifaya zorlamak. dar. Ne de olsa. Mustafa Kemal'in ona karĢı ilgisinin uyanmasında. genç kadının açığa vurduğu duygulann büyük payı vardı. Kötümserlik içlerini sarmıĢ. millî felâket karĢısında sadece. Sultan'ın da yardımıyla. iĢsiz bir general olarak. Yunanlıların ileri sürdüğü kendi kaderini belirleme savını yersiz bulmaktaydı. Bu arada. Venizelos'u. Hindistan'la Ġngiltere arasındaki ulaĢtırma yollarını koruma konusunda Yunanlıların Türklerin yerini alması. Venizelos bu bölgede Yunanlıların çoğunlukta olduğunu ileri sürerek tezini etkin bir temele dayıyordu. Fethi Bey. Ġtilâf Devletleri. Mustafa Kemal. Ġngilizler. BaĢkan Wilson. ülkenin kaderini ellerinde tutan onlardı. bir yenilgi duygusunun ağırlığı çökmüĢtü.kabul edilmiĢti ve Venizelos. bütün yüreğiyle desteklemekten vazgeçmedi. Türkleri. Pera Palas'ın iĢgal kuvvetlerine ve müttefiklerarası Yüksek Komisyona bağlı subaylarla dolu. Fikriye'nin onun kahramanlığına karĢı beslediği taparcasına saygı. Ama o. Zaten belki de ihtilâl bu iĢ için çıkar yol değildi. ĠĢte. Venizelos istifa etmiĢ ve ancak 1917'de Kral Constantine. onlara karĢı daha sert bir tutum takınmıĢtı. Ancak. bir Ģey yapamamak duygusu ellerini. Komite. büyücek bir ev tuttu. Antalya'ya çıkmak üzere olan Ġtalyanların daha da içeriye sokulmaları mümkündü. belki müttefikler yoluyla bir iĢ baĢarılabilir diye düĢünmeye baĢlamıĢtı. Ama Lloyd George. Oysa bu topraklar. Venizelos yeniden iktidara geçtikten sonradır ki. ġiĢli'deki evin ilk katındaki büyük odada ülkeyi kurtarmanın bir yolunu bulmak için baĢbaĢa verip planlar yapıyorladı. Trakya'dan Kafkasya'ya kadar Ġmparatorluğun her yerinde. bu çeĢit bir barıĢa zorlamayı tasarlıyorlardı. ailesinin ısrarıyla evlendiği bir Mısırlıdan boĢanmıĢ olan kuzini Fikriye de bu evde kendisini ziyarete gelebiliyordu. Lord Curzon ve Ġngiliz DıĢiĢleri. Mustafa Kemal'le arkadaĢlarının sırtına. Anadolu'nun bütün Ege kıyısıyla iç kesiminin Yunanistan'a verilmesi isteğiyle Lloyd George'a baĢvurdu. Aslında. Ġtalyanlar bir yana itildiklerinden dolayı yakınmakta. hem de elveriĢli buluyordu. Ģimdi ġiĢli'deki evde. bu güçlü nedenlere karĢın. Zübeyde Hanınım baskısından da kurtulan genç kadın. uzun. Yunanlılara Trakya'da toprak verilmesini daha uygun görmekte. Mustafa Kemal elindeki paranın bir kısmını bu gazeteye yatırdı ve Fethi'yle birlikte gazete idarehanesinde çalıĢmaya baĢladı. 'Perikles'ten sonra Yunanistan'ın yetiĢtirdiği en büyük devlet adamı' sayan Lloyd George. Meclisin dağıtılmasından sonra. Çünkü böyle bir teĢebbüsün Ġtilâf Devletlerince o anda bastırılacağı kesindi. SavaĢ biter bitmez Venizelos. Fransızlar. baĢlarda uzak durmayı daha uygun bulmuĢtu. kollarını bağlamıĢtı. Ģimdi karĢı tarafla iliĢki kurmanın kendi amaçlarına yarayabileceğini düĢünmeye baĢlıyordu. Üç arkadaĢ. Yunanistan savaĢa katılmıĢtı. Ġngiliz dostlarının centilmenliğe sığmayan hareketleri karĢısında üzülen ve düĢ kınklığına uğrayan Rauf Bey. Tevfik PaĢa'ya karĢı bir kampanyaya giriĢmiĢti ve kuvvetli bir hükümetin gerekli olduğu Ģu sırada. bu yüzden dağıldı. Anafartalar kahramanı olduğu öğrenilince büsbütün ilgi topladı. Yunanlıların geleneksel 'Megalo Ġdea'sını. zamanla sevgiye dönmüĢ. Ġktidarı elinde tutan . Tevfik PaĢa kabinesinin.

Bazı Türk generalleri onun mütareke koĢulları üzerindeki görüĢüne aykırı olarak. Ġstediklerini beĢ dakika içinde elde eden Allenby. 1919 ġubatının sonunda PadiĢah. Filistin'den gelerek Ġstanbul'a kısa ama fırtına gibi bir ziyarette bulunmuĢtu. tanınmıĢ bir gazeteci olan Daily Mail gazetesinin muhabiri G. Ötedenberi tasarladığı bir Ģeyi gerçekleĢtirmenin sırası gelmiĢti. Mustafa Kemal verdiği cevaplarda fazla açılmadı. Yurtsever . otuz yıl önceki Hariciye memurluğundan sonra. kimsenin adam yerine koymadığı eniĢtesi Damat Ferit'i getirdi. Böylece. Ġtalyanlar kendileri giriĢime geçerek Mustafa Kemal'e doğrudan doğruya öneride bulundular. 'Eğer baĢınız sıkıĢacak olursa. Ġtalyanların desteğinden yararlanabileceğini anlamıĢtı. Harbiye ve Hariciye Nazırlarını çağırtarak ağızlarını açmaya bile fırsat vermeden onlara isteklerinin listesini okudu. bütün giriĢeceği iĢlerde Ġtalya'nın desteğine güvenebileceğini açıkça belirtti. askerlerini terhis etmekte zorluk çıkarıyorlardı. emrindeki makam otomobili geri alınmıĢ ve maaĢı azaltılmıĢtı. Acaba.' Ward Price. Mustafa Kemal onu üniformasıyla değil de. Hünkâr Yaveri olarak sahip bulunduğu imtiyazlar kaldırılmıĢ. Suçlu görülen Altıncı Ordu komutanıysa. Bu arada Allenby. Yerine. Pera Palas otelinin müdürüyle haber göndererek gazeteciyi kahve içmeye çağırdı.Harbiye Nezareti. sırtında jaketatay ve baĢında fesle karĢıladı. Ġstanbul'a gelir gelmez Ġngiliz makamları tarafından tutuklandı. Anadolu bölünecekti. Sforza'yla tanıĢtırıldı. Mustafa Kemal. Zaten kaç keredir çekilmek isteğinde bulunan Tevfik PaĢa'yı görevinden affetti. sakin ve ölçülü bir sesle konuĢuyordu. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal'i yakıĢıklı ve erkek tipli buldu. SavaĢı kaybetmiĢlerdi. Mustafa Kemal. Türklerin Ġngilizlerle hiç çatıĢmamaları gerekirdi.PadiĢahın. 'Bu sıfatla yardımı arzedebileceğim bir makamla temasa geçmek isterdim. hele Osmanlı Ġmparatorluğundan toprak isteğinde bulunmamıĢ olan Ġngilizlerden bir mevki koparamaz mıydı? Onlar buradayken elde edilecek bir yetkinin. 'Eğer Ġngilizler Anadolu'da sorumluluğu üzerlerine almak niyetindeyseler tecrübeli valilere ihtiyaçları olacaktır. gazeteciye. belki bir Ġngiliz yönetimini daha az güçlükle hazmedebilirdi. Ġtalyan Yüksek Komiseri Kont Sforza. Ġtilâf Devletlerinden. Ward Price. Mustafa Kemal bunu derhal reddetti. yani Lord Curzon'un çekindiği milli ayaklanmayı gerçekleĢtirebilmesi için Ģarttı. Ama tasarıları daha geliĢtiği takdirde. Elini kolunu oynatmadan. Bu liderlerin 'kendi kuvvetlerine gerçekten güvendiklerini' görüyordu. ġimdi bunu çok pahalı ödeyeceklerdi.' dedi. Halk. Allenby'nin ziyaretinden az sonra -ve ona kalırsa bu ziyaretin bir sonucu olarak. komutanının geri çağırılmasından sonra terhis edilecek olan Altıncı Ordunun komutanlığı teklif edildi. Mustafa Kemal'i. Kont ona. Albay bunun üzerinde durmayarak. Oysa. milliyetçi bir hükümet kurmak konusunda Mustafa Kemal'le Fethi'nin ağzını aradı. 'Yakında iĢ isteyen daha bir sürü Türk generali çıkacak. herhangi bir baĢarısızlık olasılığına karĢı milliyetçilik hareketinin liderleriyle bir bağ kuracak kadar kurnazdı. Kendisine yine de. Mustafa Kemal. ilk olarak resmi bir görev almıĢ bulunuyordu. Ferit.Ġzmir gerisinde Yunanlılara karĢı Mustafa Kemal'in komutasında giriĢilecek bir askeri direnmeyi Ġtalyanların silahla destekleyeceğine söz verdiler. Mustafa Kemal'e ordu komutanı rütbesinin indirildiğini bildirdi. Bunların arasında. ön planda suçlu gördüğü Musul cephesindeki Altıncı Ordu komutanının geri alınması da vardı. Bunu sırf Enver'in baskısıyla yapmıĢlardı. Ayrıca iki aracı da -Ġtalyanları tutmakta olan iki Türk gazetecisi. Ward Price de Genelkurmayın istihbarat servisindeki albaya danıĢtıktan sonra çağrıyı kabul etti. Ward Price'ı seçti. Fransızların ülke içine sokulmalarına karĢıydı. isteklerini. çekilip gitmelerinden sonra memlekete daha yararlı baĢka yollarda kullanılabilmesi pekâlâ mümkündü. kadrosu gitgide daralmakta olan Türk ordusunda önemli bir göreve ataması sözkonusu değildi. bu elçiliğin her zaman emrinize amade olduğuna güvenebilirsiniz' dedi. Her ne kadar Türkiye'nin bölünmesi konusunda müttefikleriyle iĢbirliğini kabul etmiĢse de. gizli servisteki albaya bu konuĢmayı anlattı. Ġngilizlerin ağzını dolaylı yoldan aratmaya karar verdi ve aracılığa. hükümeti değiĢtirdi. ülkesinin savaĢa yanlıĢ safta katılmıĢ olduğunu itiraf etti. Allenby. vakit kaybetmeden Filistin'e döndü. Gerekli ortam hazırlandıktan sonra. büsbütün açıkta kalmıĢ oluyordu. onun yetkisiz olmaktansa herhangi bir yetkili görevde bulunması.' dedi. Lloyd George'un Yunanlıları desteklemesine Ģiddetle karĢıydı. Yanında arkadaĢı Refet Bey vardı. Kont Sforza'nın aracılarından biri.

KuĢkulandıkları asker ve politikacıları Malta'ya sürmeye baĢlamıĢ olan Ġngilizler de onun bu hareketlerini desteklemekteydiler. Bir gazete. onlara. Cemal ve Talât üçlüsünün kaçmasına göz yummakla suçlanmaktaydı. Fethi Bey. Harbiye ve Dahiliye Nazırlıklarına milliyetçi unsurlar sızdırarak. bir çeĢit 'Millî Kongre' kurmak amacıyla toplandılar. Ġtalyanlarla olan temaslarını daha çoğalttı. durumu hafife aldı. fazla kalmayı doğru bulmadı. KonuĢmaya can atıyorlardı. bu iyi niyeti elle tutulur bir düĢünce ya da hareket biçimine sokacak pek az kiĢi vardı. Ġkisi de. Hücrenin kapısı açılınca çevresini sardılar. yalnız iki yoldan biriyle gerçekleĢebilirdi: ya dıĢarıdan. 'Çok kötü. millî duyguları canlandırmaya yaradı. Mustafa Kemal onun tutuklanmak üzere olduğunu haber alınca gece eve gitmemesini söyledi. Gece yarısına kadar konuĢtular. Çünkü acı acı içinden geçirdiği gibi. Birinci yolu baĢaramamıĢ olduklarına göre. Bu uğursuz yere sanki kendi de mahpusmuĢ gibi geldi. Müttefiklerin zoruyla. siyaset adamları. amaçlarına ihtilâlle değil de bir . bir milli direnme hareketiydi Bunun için bir program hazırladılar. bunların arasında ihtiyatı elden bırakmıyorlardı. güvensizlik her yana yayılmıĢtı. bu evde geçirecekti. Hepsi de savaĢ suçlusu gibi iĢlem görüyorlardı. kesin programları bulunmayan birtakım politik gruplar. ordunun terhisi ve silahların toplanması iĢini hızlandırmaktaydılar. düĢmanları tarafından haksız olarak Enver. Ama içlerinde kendi taraftarları dahil. Ali Fuat'ı sırtında robdöĢambrla karĢıladı. Ama daha o gece. ona. iĢe yaramaz bir adamdı. SavaĢtan önce Parti'nin genel sekreterliğinde ve savaĢtan sonra ve Dahiliye Nazırlığında bulunduğu için. En iyisi. Çözüm yolunu baĢka yerde aramak gerektiği belliydi. önemli ve tanınmıĢ kiĢilerle doluydu. Ġttihatçılar yakalandığı halde. Bu. Daha kesin görüĢ ve planları bulunan Mustafa Kemal ve Rauf. Mustafa Kemal bir yolunu bularak Harbiye Nezareti hapishanesinde arkadaĢını görmeye gitti. Mustafa Kemal'in Harbiye Nazırı olmasıydı. Ġstanbul tarafındaki bir evde. Ġstanbul'a gelir gelmez Mustafa Kemal'in ġiĢli'deki evine gitti ve geceyi orada geçirdi. Ġdare mekanizması felce uğramıĢ. Merdivende rastladığı jandarmaların. Yattığı odaya alarak koltukta yer gösterdi. Tek çözüm yolu. Yerel idare etkisiz ve yetersizdi. Mustafa Kemal. her zamanki umursamazlığıyla. Kulağından rahatsız olan Mustafa Kemal. daha çok kendi kiĢisel çıkarlarına ve birtakım çekemezliklere takılıp kalmıĢtı. gece geç vakit kapı çalınınca irkilmeye baĢlamıĢtı. Kendisi de baĢucunda gazeteler yığılı duran yatağının üzerine oturdu. ĠĢten anlayan görevliler. Damat Ferit'in ona tehlikede olmadığına dair teminat verdiğini söylüyordu. Fethi Bey'le çatı katına çıkarak dolaĢıp konuĢtu. Dahiliye Nazırlığı için uygun bir aday da Fuat'ın aile dostu ve Damat Ferit koalisyonunun etkili üyesi Mehmet Ali Bey'di Onun gibi bir kimsenin yardımı olursa. eski ittihatçı nazırları hapse attırmıĢtı. ĠĢgal kuvvetleri. Artık kendi güvenliğinden de Ģüphelenmeye. ArkadaĢlarını üst katta. Kont Sforza'nın himayesi altında olduğu bilinirse. Mustafa Kemal'in suratı asılmıĢtı. hükümeti istifaya zorlayarak. Ama Ġngilizler onu. Mustafa Kemal'le Rauf un niçin hâlâ 'Beyoğlu'nda. Ġttihatçıları tuttukları bahanesiyle idareden ve ordudan uzaklaĢtırılıyor. Ali Fuat. Bu toplantıda bol miktarda iyi niyet buldular. Mustafa Kemal. Bundan sonraki haftalarda birçok gecelerini. 'Divan-ı Harp' yoluyla kestirme mahkeme yöntemleri uygulayarak yeni bir temizleme hareketine koyuldu. ĠĢgalin çetin koĢullarından yılmıĢ olan birçoklarının kafası da. Fethi Bey de seçilen kurbanlar arasındaydı. Damat Ferit aradıkları kuklanın ta kendisiydi. ordunun terhisinden sonra hastalık izniyle Adana'dan dönen Ali Fuat gösterdi. kendi de tutuklanacak olursa bu adamlar onun iĢine yarayabilirdi. Partilerin taĢra örgütleri arasında birlik yoktu.Türklerin gözünde zerre kadar itibarı olmayan. Burası nazırlar.' dedi. Son tutuklamalar karĢısında duyulan öfke. Ama yaptıkları iĢ. ya da içerden. Aralarında savaĢın ilk yıllarının sadrazamı olan Prens Sait Halim PaĢa da vardı. Ġngilizlerin onu yakalatmaktan çekinebileceklerini düĢünüyordu. Ġtilâf Devletlerinin ülkenin çoğunu iĢgal etmeye kararlı olduklanın. ellerim kollarını sallaya sallaya dolaĢtıklarını' soruyordu. güven verici Batılı görünüĢü. gazeteciler. ne olur ne olmaz diye ellerini sıktı. Muhalefeti ortadan kaldırmaya kararlı olan Damat Ferit PaĢa'nın ilk iĢi. iĢgalcilere boyun eğmeye hazır 'evet efendimciler' geçiriliyordu. Tevfik PaĢa. Ģimdi ikinci yolu denemenin sırası gelmiĢti. Daha önce de. dar ve karanlık bir koridorun iki yanındaki karĢılıklı hücrelerde buldu. Liberal eğilimli olmakla beraber. Bu yollardan birini. bir sürü yeni tutuklamalara giriĢmek oldu. pos bıyıkları ve üzerinde o Avrupa kültürü cilâsıyla 'tam bir Türk efendisi' sayıyorlardı. evine döner dönmez tutuklandı. yerlerine. Anadolu'nun acıklı durumu üzerine bilgi verdi. ġimdi de Damat Ferit'in Dahiliye Nezareti. Ama gözetlendiklerinden kuĢkulandığı için. hükümetinse buna karĢı koyacak istek ve yetenekten yoksun bulunduğunu anlıyorlardı. konuĢmaktan pek ileri gitmedi.

yurtsever bir genç subay olduğunu zaten duymuĢtu. 'Size sadece kendi gözümle görmüĢ olduklarımı söylüyorum. Harbiye Nazırlığında müsteĢardı. görevinden alınması için Bahriye Nezaretine baĢvurdu. Ġtalyanların denetimi altında bulunduğu için bu iĢi yapmak Ģimdilik zordu Fakat gerekirse askerlerini yaya olarak götürecekti. ġiĢli'deki evine Ġsmet Beyi de çağırmıĢ ve eski bir dost gibi karĢılamıĢtı. Rauf da açık konuĢarak. kesin bir gerçek gibi söz ettiler. ġiĢli'deki evde Rauf'la beraber son bir akĢam yemeği yediler. hükümet bu yolda devam ederse ordunun üzerinde ısrarla durdu. Gerçeklerle böyle yüz yüze gelmeye alıĢık olmayan Ferit PaĢa. O da Mustafa Kemal'in akıllı. Kan ve ateĢ arasında ülkeleri için dövüĢmüĢ olan bu erler.' diyebildi. içlerinden bazıları.. Damat Ferit kendisini çağırttı. Ail Fuat'ın. ama o da bir hükümet darbesine istekli görünmüyordu. Demiryolu. Rauf. hemen cebinden bir pergel çıkardı. Ġsmet. bir deniz subayı olarak Anadolu'ya geçmesi kolay değildi. Mustafa Kemal. Gizli bir buluĢmada bir milli cephe kurmak düĢüncesini öne sürdü. Mustafa Kemal'den de gelip kendisini orada bulmasını istedi. Yani.' dedi. Bu isyanda asker olarak rol oynamak istemiyorum. Mustafa Kemal ondan Anadolu'ya gitmek için en iyi yolun hangisi olduğunu sordu. ortaya bir Türkiye haritası koydu. Mustafa Kemal'e hâlâ komutan gözüyle bakan Ali Fuat. Ama sorun oraya gidebilmekti Ali Fuat'ın izni bitmiĢ ve Mustafa Kemal'in eski ordusundan kalan tek birlik olan kolordusuna dönme zamanı gelmiĢti. Damat Ferit iktidarda kaldı. Bu iĢleri bilen bir insan olarak size. Durum ancak Anadolu'da çözümlenebilecekti. Enver'le Talât'a cephe almıĢ olduğunu bildikleri için onu kendi yönlerine çekmek istediler. Sadece. 'Ne haber? Bir Ģeyler var galiba?' diye sordu. Tecrübeli kurmay subayı Ġsmet. Bütün bunlar isyana yol açacak Ģeylerdi. Ayaklanma hareketinden belirsiz bir hayal değil. gözleri parlayarak. Mustafa Kemal kabinedeki nazırlarla gizlice iliĢkiler kurmaya baĢladı. ittihatçı olmadığına da inandıktan sonra kendisiyle tanıĢmaktan Ģeref duyacağını bildirdi. er geç bir isyan çıkacağını söylüyorum. Nitekim.' Ferit PaĢa ĢaĢkınlık içinde ona bakakalmıĢtı. Boğaz'ın Anadolu yakasındaki evinde bir akĢam yemeği düzenlendi. bir direnme hareketi için merkezi durumda olan Ankara'ya nakletmeye razı oldu. Rauf Bey sözüne devamla. enerjik. Mustafa Kemal de Anadolu'da geniĢ yetkili bir görev ele geçirmek için ne mümkünse yapacak. rejime taze milliyetçi kanı aĢılamak pek öyle kolay bir iĢ değildi. MerhabalaĢırken. Ama o. Ahmet Rıza'nın çevirdiği manevra bir sonuç vermedi. Rauf Bey'in. Bunlardan biri Bahriye Nazırı Avni PaĢa'ydı. 'MeĢrutiyetten önce ve sonra bu ülkede yapılan bütün ihtilâlleri gördüm. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal ihtiyatı elden bırakmamayı ve fazla açılmamayı daha uygun buldu. ama bu sözünde durmamıĢtı. Sokaklarda yabancılara avuç açıyorlardı.. Kendi sorumluluğum altında hareket edebilmek için bütün resmî unvan ve ayrıcalıklardan kurtulmak istiyorum. Ģimdi ölümden daha kötü bir sefalet içindeydiler. Bununla birlikte Harbiye ve Dahiliye gibi önemli nazırlıkların Damat Ferit'in kendi güvendiği kimselere verileceğinden korkuluyordu. Rauf Bey sırtında sivil elbiseyle gitti. Mehmet Ali Bey'e Mustafa Kemal'den söz etti. bunu baĢaramazsa kendi baĢına Anadolu'ya geçecekti. Bir direniĢ hareketine giriĢmek için en elveriĢli bölge hangisiydi? . bu uğurda görevinden istifa etmeye bile hazırdı. 'Ne demek? Bu da nesi?' diye mırıldanıyordu. Mehmet Ali.içeri sızma yoluyla eriĢebilirlerdi. Bir tanesi de PadiĢah üzerindeki etkisine güvenerek Damat Ferit'in yerine geçmeyi uman Ayan Reisi Ahmet Rıza'ydı. Paris'te yapılacak olan BarıĢ Konferansı için gerekli belgeleri hazırlıyor ve buraya gönderilecek Türk heyetine üye seçilmeyi umuyordu. 'Pekâlâ efendim. karargâhını kuzeye. Askerler ortalıkta aç ve periĢan serilip kalmıĢlardı. kendi çevresindeki grubun gitgide nüfuz kazandığını ve bu grubun önemli rol oynayacağı bir hükümet kurmak taraftarı olduğunu belirtti. Ali Fuat. Hükümet bunları memleketlerine göndermeye söz vermiĢ. Hükümeti içten yıkmanın kolay olmadığı artık anlaĢılmıĢtı. Rauf Bey'in Bahriyeden istifası bu Ģekilde gerçekleĢti. cevap olarak. kararından vazgeçmesini istedi. Ferit PaĢa ondan.

Mustafa Kemal Ģimdi Anadolu'da. Bu grupların en kuvvetli oldukları yerler. Halk da bu orduyu tutuyordu Tek bir eksik vardı: gerçek ve azimli bir önder. düzen diye bir Ģey kalmamıĢtı. arkadaĢlarını kendi görüĢüne inandırıp kararlarını sağlamlaĢtırmak ve direnmenin dayanacağı ideolojik temele hem kendi. ON DOKUZUNCU BOLÜM DireniĢ Hazırlıkları ĠTĠLÂF DEVLETLERĠ. Kâzım Karabekir'in ziyareti Mustafa Kemal'i yüreklendirmekle kalmamıĢ. böyle bir kararı aceleyle verecek adam değildi Tehlikeli bir oyuna giriĢecekti. . dikkatle haritayı incelemeye baĢladı. 'Anadolu'ya gitmek için bir sürü yol var' dedi 'bir sürü de yer. her Ģeyi tartarak incelemek gerekiyordu. Mustafa Kemal ne yapıp yapıp Anadolu'da bir komutanlık bulmanın çaresine bakmalıydı. Mustafa Kemal. Yunanlılara karĢı Trakya ve Ġzmir'de güçlüydüler. 'Henüz bundan söz etmenin sırası değil. Durumu her açıdan. Mustafa Kemal Anadolu'ya geçince hemen doğuya gelmeliydi. yabancı tehdidine en çok açık olan bölgelerdi. onun düĢüncelerini yerinde buldu ve Erzurum'da onunla temasa geçmeye çalıĢacağına söz verdi. Öteki yurtsever subaylar da ister görevli olarak.' Arkadan. 'Ne yapacağımızı bana ne zaman söyleyeceksiniz?' diye sordu. ġiĢli'de kendisini görmeye gelmiĢti. ağır. SavaĢ hizmetinin çoğunu yapmıĢ olduğu bu bölgelerde.' diye cevap verdi. onun ne düĢündüğünü sezerek sevinçle baktı: 'Demek kararınızı verdiniz?' Mustafa Kemal. doğu bölgesinde olduğuna inandığını ısrarla belirtti. 'Sırası gelince. kesin kararını vermesine yardımcı olmuĢtu. Ordusu kuvvetliydi. Ama cevabı hâlâ verilemeyen bir soru vardı: Anadolu'ya nasıl gidecekti? Bu sorunun yanıtını. Orada bir milli hükümetin temelini attıktan sonra bunu Erzurum'da Kâzım Karabekır'e teslim ederek batıya gidebilirdi. doğudaki bu çeĢitli grupları biraraya toplayarak milliyetçi hükümetin temelini atmayı tasarlıyordu. Kâzım Karabekir. Oradaki karĢı koyma isteğinin Ġstanbul'dakinden çok daha olumlu olduğu anlaĢılıyordu. GösteriĢli. Hâlâ PadiĢahtan. Kâzım Karabekir kendi baĢına harekete geçecekti. Bu sırada. biri de doğuda olmak üzere iki ordunun desteğine güvenebilirdi. Planını yapmak. ses çıkarmadan. Eğer. biri ortada. Kâzım PaĢa o gelinceye kadar gerekli ortamı hazırlamayı vaat etti. Anadolu'da iĢgalleri dıĢında kalan bölgelerin anarĢiye doğru yuvarlandığını görüyorlardı. Gerçekten de bir ihtilâlci gözüyle Anadolu'daki durum. ama siyasi görüĢü bakımından demokrasiye içten ve inatla inanan bir insandı Kafkas Ģehrinde Mustafa Kemal'in komutan yardımcılığında bulunmuĢtu ġimdi o cephedeki ordudan artakalan tek birlik olan On BeĢinci Kolordunun komutasını devralmaya giderken. gülümseyerek. hem de onların kafasında belirli bir biçim vermek için daha zaman gerekiyordu. ülkeyi haraca kesmeye baĢlamıĢlardı. Ġtilaf Devletlerinden. Halk dehĢet içindeydi. Mustafa Kemal'in de onayı ile. Sonra ayağa kalkarak ihtiyatla. Mustafa Kemal. Tanrı'dan ya da buna benzer baĢka bir kaynaktan bir Ģeyler uman kiĢiler çoktu. EĢkıya çeteleri. 1918 yılının aralık ayından beri Anadolu'da yer yer milliyetçi gruplar ortaya çıkmıĢtı. halk kendisini sever ve sayardı. hiç umulmadığı halde iĢgal kuvvetleri kendileri verdiler.Ġsmet. Trakya'da bir kolordu kalıntısına komutanlık etmekte olan Kazım Karabekır PaĢa Ġstanbul'a gelmiĢti. DüĢmana kuvvetle karĢı koymaktan baĢka çıkar yol olmadığının anlaĢılması için olayların ve kafaların daha geliĢmesi gerekiyordu. 1 Birinci Dünya SavaĢından sonra Cenevre'de kurulan Milletler Cemiyeti. sağlam Karabekir askerlik bakımından tipik bir eski Türk savaĢçısıydı. Bunlar kendilerine Müdafaa-i Hukuk ve Reddi-Ġlhak Cemiyeti gibi adlar vermiĢlerdi. Mustafa Kemal. umut verici görünmeye baĢlamıĢtı. ister kendiliklerinden onun peĢinden gitmeliydiler. Türkiye'nin kurtuluĢ umudunun orada. savaĢçı ve özgürlük duygusuna bağlı bir halkın yaĢadığı doğu illerinde de durum böyleydi. Birçok yerde kanun. Fransızların ülkeyi iĢgale yardımcı olması için bir Ermeni Lejyonu kurdukları Kilikya'da ve Ġtilâf Devletlerinin uydurma bir Ermenistan yaratmayı tasarladıkları. Mustafa Kemal Anadolu'ya gelemeyecekse. Balkan SavaĢından önce Makedonya'da olduğu gibi.' dedi Ġsmet. Mustafa Kemal'e.

onu uzaklaĢtırmak için iyi bir fırsat sayılabilirdi. Mustafa Kemal. Kâzım PaĢa'nın Mustafa Kemal odasından içeri girinceye kadar. Yüksek Mütareke Komisyonu bu raporu. kendi toprak istekleri uğruna. Samsun'da görevli Ġngiliz komutanı. Kemal. tereddüt etmeden cevap verdi: 'Sevinerek giderim. Ona kalırsa. Nazırın kendisinden tam olarak ne istediğini öğrenmesi gerekiyordu. Ancak kendisi hasta olduğu için Mustafa Kemal. Mehmet Ali Bey. Kâzım PaĢa direktif alıp döndü.' . Önce sicilini incelemek. yakınlarında bulunan çeĢitli milliyetçi kuruluĢları da dağıtmakla görevlendirilecekti. Damat Ferit PaĢa'ya ileterek hükümetin Rum köylerini Türk tecavüzünden korumak. 'Ne oluyor?' diye sordu. Türkler. Bu konuda Genelkurmay BaĢkanıyla görüĢsem olur mu?' Nazır. Öte yandan bu. Ġngilizlerin raporundan durumun artık Ġstanbul'dan denetimine olanak kalmadığı gibi. Mustafa Kemal'le Ali Fuat'ın daha önce görüĢmüĢ oldukları Mehmet Ali Bey'di. ne yapmak gerektiği üzerinde düĢüncesini sordu. iĢgal kuvvetleri duruma el atmak zorunda kalacaklardı. Öyle ki Türklerin. Damat Ferit PaĢa telaĢlandı. onun yerine vekiline baĢvurdu.' O sırada Genelkurmay BaĢkanı. 'Öyle yaparsınız. görevim yalnız bundan mı ibaret olacak?' 'Evet. tek çözüm yolu. iĢkence ediyor. Yunanlıların bağımsız bir Pontus krallığı kurmak hülyasını güttükleri bu bölgedeki durumu açıklayan bir rapor göndermiĢti. Sonra birlikte ayrıntılar üzerinde çalıĢabilirlerdi. Bu da onun iĢine gelmiĢti. ardından da ne çeĢit bir adam olduğunu kendi gözüyle görmek istediğini söyledi. hükümetin kendisine güvenebileceği genç ve enerjik bir subayı Samsun'a göndermekti. Çünkü Fevzi PaĢa'nın yerine bakan Diyarbakırlı Kâzım PaĢa (1) da hem dostu. Mustafa Kemal'in Anadolu'ya gidip Türklerle Rumlar arasındaki durum hakkında bir rapor hazırlamasını uygun görmüĢtü. Damat Ferit. öyle karar verildi. durumun daha da alevlenmesini.. Fakat. 'Mükemmel!' dedi. Damat Ferit birden karar veremedi. 'Tabii' dedi. kanun ve düzeni sağlayabilecek güçlü bir yönetim altında toplamak ve böylece Ġngilizlere güvenlik vermek olacaktı.' 'Pekâlâ! Yalnız. Kısa bir süre sonra Harbiye Nazırı ġakir PaĢa kendisini çağırtarak. Hükümet bunu yapmazsa. Sadrazamın düĢüncesini açıkladı. kanun ve düzeni yeniden kurmak için derhal önlem alması dileğinde bulundu. Mustafa Kemal'i öne sürdü. ona düĢüncelerini çok kez açıklamıĢtı. Mustafa Kemal'in istediklerini yerine getirmek için fırsat kollayan Mehmet Ali Bey'in eline böylece bir Ģans geçmiĢ oldu. Komisyonun düĢüncesine göre bu bir insanlık göreviydi. Anadolu'daki Hıristiyanlar üzerinde bir misillemeye giriĢmeleri bile akla gelebilirdi. Burada da Ģansı ona yardımcı oldu. Yedinci Ordu komutanlığında önce kendi yerine geçen. yerel makamların da bununla baĢa çıkacak güçte olmadıklarının anlaĢıldığını söyledi. Ġyi bir rastlantıyla bu zat. Mehmet Ali Bey. sonra da kendisinin yerine geçmiĢ olduğu eski dostu Fevzi PaĢa'ydı. kendisini baĢlarından atmak için bir görev uydurmuĢ olduklarını söyledi.. Damat Ferit. Mustafa Kemal'den biraz kuĢkulanırdı. Ġtalyanların. Türklere çok ağır geleceği kesin olan barıĢ koĢulları açıklandığı vakit. 'Haydi Ģimdi kâğıt kalem alalım. ġimdi Kâzım PaĢa'nın. ne de olanakları vardı. Oysa. askeri ve idari unsurları. Zâtiâlinizi bununla fazla meĢgul etmeyeyim. Kemal. böyle bir görevden haberi bile yoktu. Kâzım'ın âmirlerinin. adam öldürüyorlardı. Gözlerindeki ifadeyi görünce gülerek. ikisini. Ġtilâf Devletlerinin ülkenin tümünü iĢgal altına almalarından çekiniyorlardı. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal de iyi etki bırakacak Ģekilde davranmaya dikkat etti.EĢkıyalar yolcuları pusuya düĢürüp soyuyor. Görevi. Türkleri Yunanlılara karĢı kıĢkırttıkları Ġzmir dolaylarında. ilk iĢ olarak Dahiliye Nazır vekilini çağırttı. müsaade buyurursanız tayinim usulü dairesinde yapılsın. Mehmet Ali Bey. Cercle d'Orient'de bir akĢam yemeğinde karĢı karĢıya getirdi. durumu düzeltmek için de Türk makamlarının iĢbirliğine güvenmek zorundaydılar. bu iĢbirliğini kaybedeceklerini de anlıyorlardı. onların bunu yapmaya ne istekleri. Ferit PaĢa bu iĢi yapabilecek bir subay göstermesini isteyince. sadece Samsun dolaylarında Rumlara karĢı koyan Türkleri cezalandırmakla kalmayacak. ancak limandaki iki Ġngiliz savaĢ gemisi önleyebiliyordu. Fakat. Kemal. hem ġiĢli'den komĢusuydu.

Rauf Bey'le beraber hemen. biraz Ģüpheyle. Atanmasının kesinleĢmesi daha kabinenin onayına bağlıydı. (Anadolu MüfettiĢ-i Umumisi) unvanı ilk kez kullanılıyor değildi ki. Hapishane müdürü onu büyük saygı göstererek karĢıladı. 'Kafes açılmıĢ..' dedi. Mustafa Kemal bu belgeyi cebine sıkıca yerleĢtirmiĢ. Anadolu'nun tümüne yaygın bir müfettiĢlik kurmuĢsunuz.' Mustafa Kemal bunu duyunca. Buralara isteklerinin dikkatle gözönüne alınması bildiriliyordu. Mustafa Kemal bir zamanlar ona büyük bir iyilikte bulunmuĢtu. asayiĢin yeniden sağlanmasını ve Ģimdiki karıĢıklıkların nedenleri üzerinde bir soruĢturma açılmasını. taslağı alıp gitti. PaĢa?' dedi. 'Elimizden geleni yapmaya çalıĢacağız. kendiniz mühürlersiniz. 'PaĢam. Sonradan bu halini. biraz rahatsızdı. En sonunda Kâzım PaĢa'ya baĢını kaldırıp gülümseyerek baktı ve mührünü alıp önüne atarak. 'Vazifemiz. Bütün Anadolu'ya emir verebilecek durumda olmalıydı. Kâzım PaĢa kaĢlarını kaldırdı. Bu iĢ için kendisine beĢ vilâyet üzerinde doğrudan doğruya yetki tanınıyor.BaĢbaĢa. Kâzım PaĢa. Anadolu'da halk iradesine dayanan bir meclis toplayacaktı. Kendi komutasında millî bir ihtilâl ordusu kuracak. Kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuĢ gibiydim. bu sefer Fethi Bey'le yalnız kalabilmiĢti. Harbiye Nezaretinden ayrılırken 'inanılmaz Ģansı' karĢısında heyecandan dudaklarım ısırıyordu. DüĢman sandığı adamlar. Sonradan Harbiye ve Dahiliye Nazırları ile yapılan sözlü bir anlaĢmaya göre bunlara iki vilâyet daha eklendi. Bu bir 'müfettiĢlik'görevi olacaktı. belgeye birkaç Ģey daha eklemek istedi. Nazırladan bazılarının kendisine verilen yetkileri aĢırı bulmaları tehlikesi vardı. ona yardımcı olmuĢlardı. Asıl önemli nokta.' dedi. hiç olmazsa mühürletmeye çalıĢın. Nazıra bildirmediğini söyleyerek Ģakadan itiraz ettikten sonra bunları da yazdı. Eskisinden daha rahat konuĢarak kafasında dönüp duran ve nihayet Ģimdi 'gerçekleĢme yoluna giren planlarını açıkladı. kendisine geniĢ bir yetki sağlayabilmekti. Sonra iki nüsha olarak temize çektiler.' Mustafa Kemal. Mustafa Kemal için. ruhları bile duymadan. Kâzım PaĢa ikisini de mühürledi ve bir tanesini: 'PaĢa. Mehmet Ali Bey bunu da önlemenin yolunu buldu. Mustafa Kemal'in aldığı talimat. bunun normal bir usul olduğunu söyledi. 'Bu yetkiler biraz fazla olmadı mı. önümde geniĢ bir âlem vardı. 'Bu da ne demek?' Kâzım PaĢa..' diye anlatır. bütün silah ve cephanenin toplanıp depo edilmesini. emrine de iki kolordu veriliyordu. Anadolu'ya gidiyormuĢsunuz. ben dinlerim. eğer kâğıdı imzalamak istemezse.' Bir taslak hazırladı. Damat Ferit'i Cercle d'Orient'da kâğıt oynarken gevĢek bir ânında yakaladı ve atama emrine imzasını attırdı. Ġki madde daha eklemek gerekiyordu: Samsun'un doğusundaki birliklere de komuta edebilmesi ve taĢradaki valilere duyuruda bulunabilmesi için. Ģeriatı da yıkmak istediği . Mustafa Kemal'e geniĢ bir çalıĢma alanı sağlayacak birtakım yetkiler uydurmaya koyuldular. Aralarında bir tek Ģüpheli olan ġeyhülislâmdı. Amacına ulaĢmadan da Ġstanbul'a dönmeyecekti. 'haberi duyduk. 'Korkarım Nazır bunu kabul etmeyecek. BeĢ ayrı vilâyet üzerinde de dolaylı yetkisi olacaktı. Ne zaman emrederseniz istediğiniz kiĢileri serbest bırakır ve kendim de onlarla beraber orada size katılırım. 'Ģunu alın. Öteki nazırların bu imzayı gördükten sonra itiraz edemeyeceklerini hesaplamıĢtı.' 'Pekâlâ. baĢıbozuk birliklerin silahtan arınmasını ve bundan sonra her türlü asker toplamanın ve silah dağıtmanın önlenmesini kapsıyordu. sonra gülerek.' dedi. 'Benim imzam Ģart değil. ertesi gün bir daha okuyup üzerinde düzeltmeler ve eklemeler yaptılar. Nazırın.' Kâzım PaĢa. Nazır. Kâzım PaĢa okuduğu sırada Nazır: 'Siz Üçüncü Ordu müfettiĢliği değil. Kâzım PaĢa. Kendi alanı dıĢındaki mülkî idare ile bağlantı halinde bulunmak da bir ordu müfettiĢinin görevleri arasında sayılırdı. 'Siz yüksek sesle okuyun. imzasını atmaktan çekindiği belliydi.' dedi. Haberi bildirmek için. 'Bu adamın hilâfeti de. hâlâ hapiste olan Fethi Bey'i görmeye gitti. inĢallah baĢımıza bir iĢ açmazlar!' diyerek Mustafa Kemal'e uzattı.' dedi.

Anadolu'nun böyle önemli bir kesimini yönetebileceklerine nasıl güvenilirdi? Yunan iĢgali gerçekleĢince de göçmenlerin ülkede çıkaracakları karıĢıklık sonucu. nasıl bir geliĢme göstereceğini bile pek kestiremiyordu. Sarayda da tanıdıkları vardı.' Mustafa Kemal. 'Eski rejimi hortlatmayı uman ihtiyar Türkle. Sivas'ta kurulan Üçüncü Kolorduydu. ufak tefek. ĠĢi baĢından aĢkın olan Clemenceau da itirazda bulunmayınca. Samsun için planlarını yaparken. Nihayet atama emri hükümetçe onaylandı ve 1919 yılı Nisan ayının son günü de PadiĢahın onayından geçti. Ancak. O sırada Mr. Türkiye masası uzmanlarının uyarmalarına karĢın. Ġsmet Bey'i görerek emrindeki iki kolordudan birinin komutanlığını önerdi. bu derece riskli bir giriĢime atılacak karakterde bir insan değildi. asker kafalı bir adamdı. Ġstanbul'da kalıp olup bitenlere gözkulak olması daha iĢe yarayacaktı. Mustafa Kemal'in ilk karĢılaĢacağı mesele siyasi nitelikte olacak ve kaypak bir durumla uğraĢmak zorunda kalacaktı.' dedi. Süvari subaylığının parlak görünüĢüne pek uygun düĢen rahat. DoğuĢtan temkinliydi. Türkiye'deki durumu artan bir endiĢeyle izliyordu. Fiume sorunu yüzünden Yüksek Konseyden çekilince. Mart sonlarına doğru kabineye verdiği muhtırada barıĢ konferansının gecikmesi ve müttefiklerdeki galibiyet azminin azalması yüzünden.gözlerinden okunuyor. 'Hiç gecikmeden yerine getirileceğinden emin olabilirsiniz. Ġtalya. Damat Ferit. Müslüman bağnazlığının bütün Batı dünyasını kapsayacak 'çılgın bir öfke' halinde patlak vermesinden korkuluyordu. HaberleĢme zinciri böylece tamamlanmıĢtı. O Rauf ki. son zamanlarda Ġstanbul'da jandarma komutanlığı yapmıĢ ve Mustafa Kemal ona rejimi burada. bugün onların. BarıĢ Konferansına delege olarak gönderilmesi hâlâ mümkündü. bu yurtseverliği tartıĢılmaz. kendisi için vakti biraz erken buluyordu. doğrudan doğruya bana bildirin. hareketli. Mustafa Kemal. dürüst denizciye geldi. Refet. Ġsmet. Ġstanbul'un harap yangın kulelerinin tepesinden' müttefiklerin ne derece kararsızlık ve hayal kırıklığı içine düĢtüklerini seyrediyorlardı. Balfourun yerine Ġngiliz DıĢiĢlerine bakan Lord Curzon. Refet de öteki beĢ yiğit gibi Kemal'in düĢüncelerini eskiden beri paylaĢanlardan biriydi. Türklerde direnme duygusunun canlanması tehlikesine iĢaret etmiĢti. Ġngiliz DıĢiĢlerindeki bir avuç taraftarından baĢka kimse kulak vermedi. Sonra Paris'teki. Harbiye Nezaretinde emniyetli bir yerde bulunuyordu. hattâ halifeliğin bile bilfiil ortadan kalkacağını' ileri sürdü. değil yalnız Osmanlı Ġmparatorluğunun. Müttefik Yüksek Konseyi Ģimdi Ġzmir ve dolaylarını Yunanistan'a vermeye niyetleniyordu. O da doğrudan doğruya kendisi ile temas etmesini söylüyordu. Ġtilâf Devletlerinin durumunu kollayabilir ve diplomatik oyunlardan bazılarını öğrenmeye fırsat bulabilirdi.' dediği söylenirdi. Refet Bey. Yunan planlarını gerçekleĢtirmek için beklediği fırsat eline geçmiĢ oldu. Selanik'teki ilk ihtilâl günlerinden beri tanıĢıyorlardı. mümkün olsa zaferimizin ganimetlerini elimizden kapıp kaçmak isteyen genç Türk. hattâ daha Anadolu'ya gidinceye kadar. Mustafa Kemal Ģimdi aĢağı yukarı yirmi subaydan kurulacak maiyetini seçme iĢine giriĢti. Sonra sıra Rauf a. Kendisine tam yetki vermiĢ olduğunu bir kere daha tekrarlayarak. Fransız kültürünün etkisiyle katı inançları alaya alan kıvrak bir zekâsı vardı. yolculuğa Ġzmir dolaylarında baĢlaması ve oralardaki durum ve çeĢitli milliyetçi gruplar konusunda bilgi edinmesi kararlaĢtırıldı. ya da kendisi böyle düĢünüyordu. Lloyd George'la Venizelos da Ġzmir'le Batı Anadolu'da giriĢecekleri harekâtı tasarlamaktaydılar. Kemal'in istediği iĢin ne gibi bir sonuç vereceğini. Üstelik sınırları açıkça belirlenmiĢ durumlara alıĢık. BaĢkan Wilson'u da Yunanlıların tarafına çekmeyi baĢardı. kayıtsız halleri birçok zor durumlardan sıyrılmasını sağlamıĢtı. Arkadan da Mustafa Kemal'e katılırdı. Sonra Ankara'da Ali Fuat'ın karargâhına gidecek ve oradan Mustafa Kemal'le iliĢki kuracaktı. altın çerçeveli gözlüklerinin arkasında inik kapaklı gözleriyle Mustafa Kemal'i kabul etti. Orada milliyetçiler hesabına çalıĢabilir. Bu. yaptığı seçimden dolayı Harbiye Nazırını tebrikten dönen Mehmet Ali Bey'i de gördü. Lord Curzon'un bu sözlerine. Bütün bunlar Lloyd George üzerinde hiçbir etki yapmadı. Ģıklık meraklısı bir adamdı. Mustafa Kemal onun yerine kolordu komutanlığına Albay Refet Bey'i seçti. karĢısına düĢman olarak dikildiklerini görüyordu. Lord Curzon bir muhtıra daha yazdı: 'Selânik'in iki adım dıĢarısında bile düzen sağlamayı beceremeyen Yunanlıların. 'Bir isteğiniz olursa. Üç Büyükler mayıs baĢında . yerinde devirmek yolundaki tasarılarını açıklamıĢtı. Batı dünyasının liberal ilkelerine sımsıkı bağlı ve Ġngilizlerin görenek ve geleneklerine hayran olduğu halde. Ali Fuat'ın Ankara'da bulunan Yirminci Kolordusuna karĢılık. Ġsmet. Bütün yurtseverliğine rağmen. Onun da sivil kıyafetle Batı Anadolu'ya geçmesi.

Ġstanbul halkı. Mehmet Ali Bey: 'Yarabbim. Ġzmir'in iĢgal haberi karĢısında ĢaĢkınlıktan donup kalmıĢtı. baĢlarındaki fesleri paralıyorlardı. ne küstahlık?' diye haykırdı. Bazı Türk subayları. nihayet önüne geçilmesi olanaksız bir felâket olarak kabul edilebilirdi. Mustafa Kemal. Aydın ve Manisa'ya doğru ilerliyorlardı. Bir koordinasyon yanlıĢı yüzünden Ġstanbul'daki müttefiklerarası Yüksek Komisyonun bu çıkarmadan resmen haberi yoktu. Ġzmir valisi iĢgal haberini Ġtilâf Devletlerinin deniz kuvvetlerinden öğrenmiĢti. ateĢli bir konuĢma yaptı. yazıyor ve yaĢıyorum. Burası gizli bir anlaĢma ile kendilerine verilmiĢti. bu sözümona medeni Yunan ordularından temizlenmeliydi. sadece bu olağanüstü millî cezbe içinde bir birim olarak çalıĢıyor. Çoğunun ellerinde siyah bayraklar vardı. Genelkurmay BaĢkanı Fevzi PaĢa daha önce bu çeĢit bir istilâya kuvvetle karĢı konulmasını bildirmiĢti. Bu arada Yunan kuvvetleri. Bu tam.' dedi. Türk birlikleri beyaz bayrak çekerek bir nakliye gemisine bindirilmek üzere elleri baĢlarının üstünde rıhtıma yürütüldüler. Silahlarını çatıp çevresinde sevinçten dans ettiler. Kararını Ġstanbul'a telledi. gün doğuĢunun en yakın olduğu zamandır. Yunan birlikleri 20 bin kiĢilik bir kuvvet halinde Ġzmir'de karaya çıktılar. Bir divan toplantısından çıkarken amcazadesi Abdülmecit Efendi'nin koluna yaslanarak: 'Bak. Kendisi politikaya atılmıĢ sayılı Türk kadınlarından bir tanesiydi ve ileride yeni ihtilâlin saflarında güçlü bir rol oynayacaktı. yüzlerce yıldan beri küstah ve hain bir uyruk olarak bilinen Yunanlıların iĢgaline uğramak. 15 Mayıs günü bütün karĢı koymalara ve uyarmalara karĢın. 'Duydunuz mu? Yunanlılar Ġzmir'i iĢgale baĢlamıĢlar. Türkiye. 'Gecenin en karanlık olduğu ve hiç bitmeyecek sanıldığı zaman. evlerinden çekilip alınan Ģehir eĢrafıyla beraber. geniĢ Menderes ve Gediz vadilerinden içeriye. Arkasından da silahlar atılmaya ve kan dökülmeye baĢladı. Ancak. Kont Sforza ağzından ağır bir lâf çıkmasın diye kendini zor tuttu ve kapıyı vurarak odadan dıĢarı fırladı. bunun üzerine Nazıra istifasını verdi. neredeyse emir verircesine. giriĢmemiz gereken kutsal savaĢtan baĢka hiçbir Ģeyden söz edemez oldum.beyaz bayrağı sembolik bir Ģekilde kapatan siyah bir örtü asılmıĢtı. Müslümanlara küfür yağdırıyorlardı. Ancak. ĠĢgal haberi Sultanın da gözlerini yaĢartmıĢtı. Rapor kendilerine bir toplantı sırasında verildi ve bir hükümet darbesi kadar ĢaĢkınlık yarattı. Cesetlerini doğruca denize fırlatıp atıyorlardı. geçit töreni yapar gibi. bu karara istemeye istemeye de olsa resmen katıldılar. Rumlar sürü halinde arkalarından giderek erlere yuha çekiyor. kadınlar gibi ağlıyorum. Yurdun Ġtilâf Devletlerince iĢgali. Ancak Türk makamlarından hiçbir yardım görmedikleri için dağıldılar ve birçokları direnme yuvalan kurmak amacıyla ülkenin içerilerine yayıldılar. direnme gösterilmemesini emredecekti. hareketinden bir gün önce Babıâli'de Mehmet Ali Bey ve daha birkaç nazırla görüĢmeye gittiği zaman duydu. O sırada bir kaza kurĢunu patladı. 'YaĢasın Venizelos!' diye bağırarak girdiler. böylece dört büyük devlet adına hareket ettiğini ileri sürebilecekti.Yunanlıların Ġzmir'i iĢgallerine izin vermeyi kararlaĢtırdılar. Sultanahmet Camiinin önündeki meydanda elli bin kiĢi toplandı. bu katillerin elinden. Churchill'in dediği gibi bu iĢe pek 'baĢtan kara' giriĢmiĢti. Bunun arkasından büsbütün azgına dönen Yunan askerleri yüzlerce Türkü Ģehit ettiler. iĢgalin mütareke koĢullarına uygun olarak yapıldığı nedeniyle. Fevzi PaĢa. ona danıĢmadan. hiçbir yurtsever Türkün sindiremeyeceği bir hareketti. Karalar giymiĢ. Artık kiĢisel varlığımı unutmuĢ. Sonradan Ģunları yazmıĢtır: 'Ġzmir iĢgaline dair ayrıntıları öğrendikten sonra. Yunanlılar böyle Ġzmir'e.' . haberi. yüzü peçesiz bir kadın. Amiral Calthorpe. Konseye tekrar döndükleri vakit. Venizelos. derin bir öfkeyle karıĢıp sertleĢerek birden-bire milliyetçi hareketin canlanmasına yol açtı. Yine Churchill'in deyiĢiyle 'Küçük Asya'yı istilâ ve fetih yolunda bayraklarını dalgalandırarak' demiryolu boyunca ilerlemeye baĢladılar.' Lord Curzon'un haklı olduğu böylece ispatlanmıĢtı. Gelgelelim Ģimdi Harbiye Nazırı. Ġtalyanlar. 'KardeĢlerim. Fesini baĢından çıkarıp çiğnemeyi reddeden bir Türk albayını vurup öldürdüler. yurttaĢlarım' diyordu.' Bu kadın Halide Edip'ti. KonuĢmacıların arkasına ayyıldızlı kırmızı . Türkün savaĢçı ruhunu bir kere daha ateĢlemek için gereken kıvılcımdı. Ġtalyanlar hemen güney bölgesine asker çıkarmak yoluyla misillemeye giriĢti. sırtına süngü dayatılarak rıhtımda yürümeye zorlanmıĢtı. Vali de tutuklanmıĢ. Yunanlı amirale duruma hâkim olmasını bildirdi. Ama ĢaĢkınlık duygusu. Ģehrin merkezindeki Yahudi mezarlığında bir miting yaparak Wilson prensiplerini ileri sürdüler ve her çeĢit ilhaka karĢı protestoda bulundular. ġehirdeki bütün sivil Rumlar sokağa dökülmüĢ. Silâhlarını henüz teslim etmemiĢ olan birkaç birlikle karĢı koymaya niyetlendi. sopalarla vuruyor.

Fevzi PaĢa'nın yerine Genelkurmay BaĢkam olan Cevat PaĢa da oradaydı. ĢaĢkın yüzlerine baktı. fakat fazla ĢaĢırmamıĢtı.' Cevat PaĢa'ya bir göz iĢareti yaptı.' Cevat PaĢa da aynı düĢüncede görünüyordu. Birkaç günden beri basında. 'Belki de alınacak daha kesin önlemler bulunabilir!' 'Ne gibi örneğin?' DüĢüncelerini açıklamadı. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal. kuvvetimizi kaybettik. Nazır da imzaladı. Hakkı da yok değildi. HeyecanlanmıĢ. 'Protesto edeceğiz'den ibaret kaldı. Sonra Bahriye Nazırına. daha iĢgal haberi duyulmadan. Ülkeyi kurtarmanın tek yolu. 'Pek güzel. Harbiye Nezaretine geldiği zaman Fevzi PaĢa. 'Zâtı ġahanelerinin noktai nazarlarını pek iyi anladım. 'PaĢam. o da aynı Ģeyi söyledi. görevini Cevat PaĢa'ya devretmekle uğraĢıyordu.' dedi. Çünkü sorumlu bir mevkide bulunuyorsunuz. Vahdettin kendisim huzura kabul etti. Sadrazam ferahlamıĢa benziyordu. Sonra sükûnetle sordu: 'Ne yapmayı düĢünüyorsunuz?' Aldığı umutsuz cevap. Ancak Yunanlıların ya da Ġngilizlerin bu protestoyla geri çekileceklerini mi sanıyorsunuz?' Omuzlarını kaldırarak: 'Elimizden baĢka ne gelir?' dediler. PadiĢahın sözlerinden. Ġstanbul'u elinde bulunduranların isteğine boyun eğmektir. Bir Ģey yapacağım. Çevresindeki nazırların telâĢlı. 'Gücümüzü.' dedi.Mustafa Kemal: 'Bu da mı oldu?' diye sordu. Artık bunlar tarihe karıĢtı. Mustafa Kemal. kesinlikten kaçınarak eliyle Ģöyle bir iki vilâyeti gösterdi ve: 'Pek emin değilim. PaĢam. Ferit PaĢa onlara gerekli teminatı vermiĢti. PadiĢaha: 'Merak buyurmayın.' Sultan kendisine baĢarılar diledi.. özellikle siz. 'ġuracıkta rahatımıza iliĢmesinler diye bütün yurdu düĢmana teslim ediyoruz Delilik bu. bu müfettiĢlik tasarısının o kadar akıllıca bir iĢ olmadığını. Üzerinde kendi turası iĢlenmiĢ bir de altın saat armağan etti. Bir akĢam önce.. Onun da aynı ruhla çalıĢacağına inanıyordu. Ferit PaĢa tasalı görünüyordu. 'Anlayamıyorum.' Cevat PaĢa'ya döndü: 'Siz de. 'Evet paĢam. 'Benimle beraber gelebilirsiniz.' diye kükredi. isterseniz ülkeyi kurtarabilirsiniz. Artık her Ģey yolundaydı. yalnız imâ yollu.' Ertesi gün yola çıkacaktı. Damat Ferit PaĢa'yla beraber yemek yemiĢti. 'Birkaç günden beri.' dedi. Masanın üzerindeki haritaya eğilerek Ġstanbul'u gösterdi. 'ġöyle küçük bir yer olsa gerek. Emirlerinizi bir an bile aklımdan çıkarmam.' Ertesi gün Yıldız Sarayına gitti. Çünkü Ġngilizler Mustafa Kemal'in adını pek duymamıĢ olmakla birlikte. Sonra bu iĢe önem vermiyormuĢ gibi haritanın baĢından uzaklaĢtı. gemi süvarisine hitaben bir kâğıt yazdı. Sizden bir tek Ģey bekliyorum. ġimdi yapacağınız hizmet hepsinden daha önemlidir.' dedi. Fevzi PaĢa'ya: 'Haklısınız.' dedi. 'Anadolu'ya haklı olduğunuzu ispat etmek için gidiyorum. Yemekten sonra Cevat PaĢa: 'Bir Ģey mi yapacaksın Kemal?' diye sordu. Bana yardım edeceksiniz. 'Beni Anadolu'ya götürecek gemi hazır mı?' diye sordu. baĢ tercümanları Ryan'la (2) kendisine bildirmiĢlerdi.' sonucunu çıkarmıĢtı. Unutun onlan. 'ġimdiye kadar devlete büyük hizmetlerde bulundunuz.' Mustafa Kemal. Yaveri. nazırları ĢaĢkınlıklarıma baĢbaĢa bırakarak çıktı. Ama Ģimdi Kemal'e soruyordu: 'Komutanlığınızın tam sınırını bana harita üzerinde gösterebilir misiniz?' Mustafa Kemal. delilik. Uzun uzadıya konuĢmamıza gerek yok. bu çeĢit bir harekete dair haberler görülmüĢtü. Birlikte . Bandırma vapuru emrinize amadedir.

'PadiĢah'ın Mustafa Kemal PaĢa'ya güveni tamdır.'Vapur Boğaz'dan çıkıncaya kadar atların arasında saklı kaldı. rütbe iĢaretlerini çıkararak içeriye girdi. 'Yalnız. ama uğurlamaya gelecek olan Mehmet Ali Bey.' dedi. . son kez vedalaĢmak için ġiĢli'ye geldi. Eskiden savaĢa giderdi. belki de günlerce. askerlik yeteneği yüksek elemanlardan kurulmuĢ olduğu gözünden kaçmadı. Haber almalarına kadar birkaç gün geçecekti.' Böylece Mustafa Kemal. onun sağ salim gideceği yere vardığını kendilerine bildirecek olan telefonun çalmasını beklemeye baĢladılar. Zübeyde Hanımın yatağının baĢucunda bir sininin çevresinde bağdaĢ kurup oturdular. Hattâ bundan burada konuĢmasak daha iyi. yürüyerek gitsinler. Fethi'nin hapishane arkadaĢları ortada bir Ģeyler döndüğünü anladılar. üç gün gözüne uyku girmeyeceğini açıkladı. Doğrudan doğruya haberleĢmek için özel gizli Ģifresini de Mustafa Kemal'e verdi Artık Mustafa Kemal'in gidiĢine yalnız bir tek Ģey engel olabilirdi. sorulara nezaketle kaçamaklı cevaplar veriyordu. Kendisine biraz beklemesi bildirdi. trenle değil. nereye olduğunu bildirmeden 'çok önemli bir görevle' derhal yola çıkmak üzere olduğunu söyledi. Kafileye son dakikada katılan Refet Bey'in vizesi yoktu. vapura yüklemek bahanesiyle. Müttefik Yüksek Komisyonuna sormak gerekiyordu. yabancıların önünde kederini ortaya vurmamasını tembih etti.' Cevat PaĢa: 'Gereken emri veririm. Ne onlar kendisi için üzülmeli. Bir Ģey söylememeyi tercih ederek yatağına uzandı. Kendisi de bir hafta sonra birkaç arkadaĢıyla birlikte gizlice yola çıkacaktı.çalıĢabilecek miyiz?' 'ġüphesiz. 'Aman ötekilere bir Ģey sezdirmeyelim. rıhtıma yanaĢmıĢ bekliyordu. Ancak o böyle Ģeylere aldırmayacak kadar becerikli bir subaydı. Ancak bu sefer nereye. çabuk ayrıldı. Ağabeysinin kendisi için satın almıĢ olduğu bir düzine atı. Sonra sağlığına ve baĢarısına dua etti. Kendisi ve kalabalık maiyeti için gerekli vize bir hafta önceden. Rauf Bey Mustafa Kemal'i rıhtıma kadar geçirdi. Kendi üstleri o sırada orada olmadığından talimat istemek için listeyi Genel Karargâha götürdü. onların üzüntülerini kendisine tasa etmeliydi. O da Ġngilizlerin son anda giriĢecekleri bir hareket. bunun bir barıĢ misyonundan daha çok bir savaĢ komitesine benzediğini söyledi. Kemal. Bir saat sonra YüzbaĢı Bennett'i çağırdılar. çarpıĢtığını bilirlerdi. Ama sonra dayanamayarak komĢusu Yunus Nadi'ye.(3) Hapishaneye giderek Fethi Bey'i son bir kez daha ziyaret etti.' dedi. Zübeyde Hanım haberi duyunca fenalık geçirdi. Fethi Bey: 'Doğum sancısı çekeceğiz. kendisine: 'Vizeleri verebilirsiniz. Kendilerine. Ġngiliz yüksek makamlarından imzalı vizeyi eline geçirmiĢ oldu. Bankaya para bırakmıĢtı. Ġstanbul'daki son gecesini BeĢiktaĢ'taki evde annesi ve kızkardeĢiyle beraber geçirdi. VedalaĢıp ayrıldıktan sonra. ya da gittikten sonra arkasından kovalayabilirlerdi. ne de o. yüzünü duvara dönerek uyur gibi yaptı.' dediler. ihtiyaçları oldukça ya kendi mühürleriyle ya da onun mührüyle çekebilirlerdi.' Mustafa Kemal bunun üzerine: 'ġimdi UlukıĢla'da bulunan Yirminci Kolorduya hemen Ankara'ya hareket emri verebilir misiniz?' diye sordu. Fethi Bey sinirli ve düĢünceli görünüyor. Makbule. Harbiye Nazırlığında irtibat subayı olarak bulunan Bennett adlı genç bir Ġngiliz yüzbaĢısı eliyle Ġngilizlerden istenmiĢti. Bir Yunanlıdan satın alınmıĢ Ġngiliz yapısı küçük bir Ģilep olan Bandırma. ĠĢi baĢarabilmesi için kafasının rahat olması gerekiyordu.'(4) Mustafa Kemal. Kemal gittikten sonra da Makbule'yi teselli ederek bir asker kardeĢi olarak hiçbir zaman gözyaĢı dökmemesini. Gerçi Ġngilizler durumdan habersiz görünüyorlardı. Oradaki nöbetçi kurmay subaya. YüzbaĢı listeyi okurken. Sonra oturarak. ikisini birarada görmesin diye. ne yapmaya gittiğini kestirmek zordu. Ama içlerinden bu iĢlere aklı eren bir iki subay pekâlâ onun vapura binmesine engel olabilirler. Mustafa Kemal'in ertesi gün yola çıkacağını ve onun gideceği yere sağsalim vardığını öğreninceye kadar. ĢaĢkınlığını gizleyemedi.

Bandırma. Mustafa Kemal'in bu yakın zamanda yola çıkıĢının arkasından neler gelebileceğini nihayet anlar gibi olmuĢlardı.(5) geceyarısı Babıâli'ye. ya da kendisini yakalamaya kalkıĢmalarından çekiniyordu. Ġkinci Dünya SavaĢı sırasında Londra radyosunda Türkçe konuĢmalar yapan Sir Wyndham Deedes'i iyi hatırlayacaklardır. 1 Kâzım Ġnanç.) 4 Fethi Bey sonradan Malta'ya sürülmüĢtür. Yüksek Komisyonda ataĢemiliter olarak bulunan Wyndham Deedes. Küçük bir birliğin baĢında üç subay ile Ģehrin ileri gelenlerinden iki kiĢi tarafından karĢılandı. 'KuĢ uçtu bile. öylesi vatan haini bir padiĢahın böyle düĢünmesi pek inandırıcı değil. pusulası bozuktu. bir gün. vapuru yakalamaya kalkıĢmadılar. Karargâhını burada kurdu. 5 Okuyucularımızdan bazıları. CMG 10 PadiĢah'ın bazı yakınları onun o sırada iki taraflı bir politika izlediğini ileri sürerler. Bindikleri vapur. KBE. Ġki parmağının ucunu Ģaklatarak yavaĢça.Bandırma. ġimdi Anadolu savaĢı baĢlayacaktı. Ancak. ĠKĠNCĠ KESĠM KurtuluĢ SavaĢı . Ancak. 6 Yıllar sonra Mustafa Kemal. 19 Mayıs 1919'da fırtınalı bir havada Samsun limanına demir attı.(6) Yeni genel müfettiĢi ve maiyetini karaya çıkarmak için kıyıdan kayıklar geldi. Ġngilizlerin böyle bir niyeti olsa kendisini yola çıkmadan alıkoyarlardı. Bu konuda kendine DiĢ PaĢa diye lâkap taktığı Sami Günzberg'e açılırmıĢ.' dedi. Mustafa Kemal. Refet Bey de korkusunun boĢ olduğunu söylüyordu. ekselans. küçük limanda rıhtım iĢi gören derme çatma tahta iskelelerden birine çıktı. Evin bulunduğu tozlu caddenin birkaç yüz metre aĢağısmdaki yerel banka binasında da bir Fransız ve iki Ġngiliz denetim subayı oturuyorlardı. açık denize dayanacak bir tekneye benzemiyordu. Sadrazamı uyarmaya koĢtu. hiç olmazsa yurdun canevini kurtarsın diye onu Anadolu'ya sözde kendisinin yolladığını söylemiĢ. 2 Sonradan Sir Andrew Ryan. doğum tarihini soranlara 19 Mayıs 1919 diyerek Ģaka ederdi. artık yapacak hiçbir Ģey kalmayınca.' Buna rağmen Ġngilizler. daha sonraları Sadrazam olan Ali Rıza PaĢa'nın da önünde. (1001Kitap'ın notu: Önceki bölümlerde de yaptıkları görüldüğü gibi. Mustafa Kemal. Bu arada Ġngilizler. Böylece. Ġngilizlerin vapuru yolda batırmaya. Yunanlıların Ege kıyılarına iĢgal bayrağını dikmelerinden birkaç gün sonra. 16 Mayıs akĢamı yola çıktı. Mustafa Kemal iĢi rastlantıya bırakmak niyetinde değildi. Mustafa Kemal ona rotasını değiĢtirmesini ve kıyıya yakın gitmesini emretti. Böylece bir düĢman gemisi yollarını kesecek olursa kendilerini çabucak karaya atabilirlerdi. Türk milletinin tarihinde yeni bir yaprak açılmıĢtı. Mustafa Kemal'in baĢarısından sonra. süvarisi de pek usta görünmüyordu. Br yandan dıĢarıya karĢı Ferit PaĢa'yı tutarken. 'Çok geç kaldınız. Rauf bu düĢüncede olmadığını söylemiĢti. bir yandan da gizlice milliyetçileri teĢvikten geri kalmazmıĢ. Bu tip söylentiler Atatürk'ün ölümünden sonra tekrar hilafet yönetimini ve Ģeriatı kurmak isteyen çevrelerin uydurmalarından ibaretler. Kendisini bir Rum evine götürdüler. Ferit PaĢa koltuğunun arkasına yaslandı. Mustafa Kemal de kurtuluĢ sancağını Karadeniz kıyılarına dikmiĢ bulunuyordu.

bakıĢlarının canlılığı. Saçlarının. yüzünün keskin çizgileri ona tam bir asker hali veriyordu. geniĢ alnı ve yukarıya doğru kıvrık kaĢları altında. savaĢın yalnız silahlarla değil. bunları yenmek için kullanacağı çareleri araĢtırıyordu. Ancak Mustafa Kemal'deki diğer farklı unsuru asıl yansıtan Ģey. Hepsi yurtlarını seven. Ancak kendisinde. Mustafa Kemal'di. siyaset ve devlet adamı olarak da kendini göstermesi gerekiyordu. Vücut yapısı daha inceyken onlardan daha iri görünür. Refet. yolunun üzerine dikilecek olan askeri ve siyasi nitelikteki engelleri seziyor. olgun ve kendine güvenen bir savaĢçı olarak baĢlıyordu. Solgun teni. Askerce bir deyimle. geniĢ çıkık elmacık kemikleri. Ģimdi karĢısına çıkmıĢtı. adımları ağır olduğu halde daha hızlı yürüyor sanılırdı. ama zekâsı fazla iĢlek değildi. EriĢmeyi tasarladığı son amacı ve geçmesi gereken yolları. çevik bacaklarıyla huzursuz bir kaplana benzerdi. sert ve kırpılmayan gözleriydi. Kâzım Karabekir. ritmi. Gerçekçi tabiatı ile mücadelenin uzun süreceğini ve sabırla. Aydın kafasıyla. soğuk bir ıĢıkla parıldar. ama esneklikten yoksundu. Ali Fuat'ın elinden iĢ gelir. ama kısır görüĢlü. Ama teninin açıklığı. Ötekilerin çoğunda eksik olan önderlik niteliği onda vardı. hem kendisi. bıyıklarının rengi donuklaĢmıĢtı. ancak ihtiyatsızdı. akıl ermez bir Ģekilde. büyük baĢı ve sağlam. düĢüncelerini birdenbire açıklamayıp zamanın koĢullarına ve duygusal havaya göre hesaplaması gerektiğini anlıyordu. Ancak aralarında iç ve dıĢ sorunları etraflı biçimde kavrayan. Geride bıraktığı on dört çetin savaĢ yılında askerlik alanındaki değerini ortaya koymuĢtu. ġimdi. tepkilerinin çabukluğu onu olduğundan daha genç gösteriyordu. Üstelik. prensip sahibi. hareketleri bir derece daha kesin olmuĢtu. adım adım hazırlanacağını biliyor. yüksek sinirsel gerilimi ile. saptar. ince parmaklı uzun elleri ve süratli hareketleri bile onu. hem de yurdu için büyük önem taĢıyan bu döneme. ama insanların zihnine ekilip geliĢtirilecek düĢüncelerle kazanılabileceğini görüyordu. kırkına yaklaĢmıĢ. dürüst. o açık renkli. . Onun düĢünceleri ötekilerden her zaman bir adım daha ileride. çevresindeki arkadaĢlarını. Mustafa Kemal'in son zamanlarda vücudu geliĢmiĢ. önceden görüyordu. Mustafa Kemal'de gördükleri bu olağanüstü haldi. Hepsinin içten arzuladıkları milli savaĢın bu ilk döneminde arkadaĢlarının gereksinme duydukları Ģey.YĠRMĠNCĠ BÖLÜM SavaĢımın BaĢlangıcı MUSTAFA KEMAL. çeliğe özgü sertlik ve esnekliği kendinde birleĢtirir. Bu gözleri. Ġçin için kaynadığı halde istediğini yapmaya olanak bulamadığı yıllardan sonra. temposuyla çok gerilerde bırakan gizli ve baĢka türlü bir üstünlük vardı. Rauf Bey. özel bir akıl ve içduyu karıĢımına sahip olan tek insan. kafaları çalıĢan sağduyu sahibi. yansıtır. yüzü toplamıĢ ve üzerinde çizgiler belirmeye baĢlamıĢtı. ölçüsü. Bu gözler. ancak zorlu bir beyin çalıĢması ve insanüstü bir irade gücüyle olabilirdi ki. bu doğal sürükleyici güç. bundan baĢka. usta askerlerdi. her an boĢalmaya hazır bir yayı andırırdı. neredeyse gaipten haber almaya varan bir açıklıkla. meydan okur gibi sabit. düĢman herkesin ruhunu okuyan görüĢüyle. Bütün bunların baĢarıya erdirilmesi. sanki aynı zamanda her tarafa birden bakıyor gibi görünürdü. ötekilerden ayırmaya yeterdi. Dik duruĢu. böyle tehlikeli bir iĢi baĢarılı bir sonuca ulaĢtırmak için gerekli olan irade yalnız onda vardı. Dost. her an bir Ģeyi görür. yalnız Mustafa Kemal'de bulunuyordu. aradığı zor ve atılganlık isteyen iĢ. atılgan.

Yurt sevgisi. Ġlk yaptığı iĢlerden biri. Her ġeye Kadir Tanrı'nın bile gücünü aĢan bir iĢte baĢarı gösterebilecek miydi? ĠĢe elveriĢli bir durumda baĢladı. o Mustafa Kemal'in yeteneklerine değer vermekle beraber. Türk halkı üzerinde hayale kapılmıyordu. Ancak. Onun katı. Büyük Cami'de mitingler düzenledi. siyaset alanındaysa. sabırlı. Ġngilizcedeki anlamıyla. ama gelecekte gerekliliğine pek inanmıyordu. eline rahatça kullanabileceği umulmadık bir koz vermiĢti. Derinden gelen bir duygu ona. kendi kiĢiliğini ve gücünü daha da belli etmek için. Ama bir Mustafa Kemal. Daha katı ve politikadan daha uzak bir insan olan Ali Fuat ise. soylarına karĢı duyulan saygıdan ötürü kendilerine güvenen.Bu kuvvetin kaynağı. vatanın kurtuluĢu düĢüncesi. aynca eski bir arkadaĢ gözüyle görüyordu. Abdülhamit'in kendi casusluk sisteminin iyi iĢlemesini sağlamak için kurduğu mükemmel telgraf Ģebekesinden yararlanarak. Anadolu ve Trakya'da kalmıĢ birliklerle hemen iliĢki kurdu. Mustafa Kemal. orta tabakaya mensup bir aileden geldiğim biliyordu. saygıyla bakardı. hepsinin ortak nitelikleri. niyetlerinden kuĢkulanıyor ve kendisine ötekilerden daha az saygı gösteriyordu. üstlerine bağlı ve gerekirse aldığı emre uyarak canını vermeye hazır olduğunu da biliyordu. onlarda bir övünç ve özgürlük duygusu uyandırabilirdi. . Ötekilere gelince. Anadolu'nun geniĢ düzlüklerine karĢı beslediği bağlılıkla daha derinleĢmiĢti. zekâ ve inisiyatif bakımından ağır davranıĢlı olduğunu bilmiyor değildi. Ģimdiki iĢ arkadaĢları karĢısında daha da kesinleĢmiĢti. onu bir eylem adamı olarak kabul ediyor. Ġmparatorluktan geri kalanı kurtarmak için onlara güveniyorlardı. Refet'in ataları Tuna ovalarında yaĢamıĢ özgür toprak beyleriydi. Mustafa Kemal kendi adına iktidar ya da Ģan ve Ģeref peĢinde koĢmuyordu. ġimdi ise Ġmparatorluğun belkemiğini oluĢturan bu köylüydü ve Mustafa KemaPle arkadaĢları. çeĢitli Müdafaa-i Hukuk grupları arasında bağlantı sağlamaya giriĢti ve kendisine verilen emre uyup da bunları dağıtacak yerde. Yine de. Samsun'un içinde de. ülkeye yararlı olduğuna inandığı Ģeylerle kaynaĢmıĢ tutkusu. önderliğe doğuĢtan alıĢkanlıkları olan birer 'centilmen' sayılırlardı. Uzun savaĢlar. Ama aynı zamanda inatçı. Eski silah arkadaĢlarıyla. pek az zaman ayırırdı. Mustafa Kemal. halkta bir direnme duygusu uyandırmak amacıyla. ülkelerine karĢı besledikleri köklü ve derin sevgiydi. Ġdealist Rauf onu bugün için yararlı bir adam olarak görüyor. içlerindeki kıvılcımın tutuĢturulabileceğini söylüyordu. dürüst davranmakta güçlük çekmeyen. uğruna çarpıĢtığı ve daha da çarpıĢacağı vatan toprağına. Türk milletine karĢı iĢlenen haksızlığın onarılmasını isteyen telgraflar yazdırılmasını bildirdi. tutucu. Bu sevgi. yenilerini kurmaya koyuldu. altı yüz yıllık bir Ġmparatorluktan sonra. Refet'e gelince. savaĢçı. yetkisi altındaki idari ve askeri makamlara haber salmak oldu. sert yönlerini yumuĢatmıĢ olan bütün inceliklerine rağmen. Rauf Bey Kafkas soyundan. Anadolu halkını bu iĢgalin niteliği ve doğurabileceği sonuçlar konusunda uyarması gerekiyordu. Her yerde protesto mitingleri düzenlenmesini ve Babıâli ile yabancı devlet temsilcilerine. bir halk çocuğu olduğunu ileri sürmekten ve soyca kendisine üstün olanların göreneklerine karĢı gelmekten çekinmiyordu. maneviyatını çökertmiĢti. Mustafa Kemal'e iki kaynaktan geliyordu: bir yandan gençliğinden beri ülkesinin kaderi karĢısında duyduğu övünç. maiyetindeki subayların dostluklarından hoĢlanır ve kendisiyle yarıĢmaya kalkıĢmadıkları sürece onlara açık yürekli davranırdı. insan iliĢkileri açısından. ihmal etmiĢlerdi. kadere inanır. Samsunluların çıkarma hakkında pek az bilgi edinmiĢ olduklarını gördü. yarının Türkiyesi üzerinde beslediği yapıcı düĢünceleri gerçekleĢtirmek için istiyordu. Bununla birlikte. Rumeli'nin ova ve dağlarına. Mustafa Kemal. Askeri alanda. yabancılar ve beceriksiz yöneticiler elinde gitgide çökmesinden doğan bir utanç duygusu. Kendisine eĢit olan ya da olabilecek kimseler karĢısında daha ihtiyatlı bir tavır takınırdı. Hepsi. Osmanlı hükümdarları. Anadolu köylüsünü yeniden savaĢa atılmaya razı etmeye Tanrı'nın bile gücü yetmeyeceği söyleniyordu. Bu hali. Bunu sadece. Kendisiyle birarada savaĢmıĢ olan insanları yakından tanımasının da bunda önemli payı vardı. Ali Fuat ise birkaç kuĢak öncesinden beri saygı duyulan bir asker ailesinden geliyordu. bir yandan da yurdun. her Ģeyin üstünde olan Ģiddetli bir tutkuydu: bir yurtseverin. Çünkü onların da kendisine kıyasla bir çeĢit üstünlükleri olduğunu hissediyordu. içinde sevgiye en son yer ayıran bir kimseydi. dayanıklı. Kadınlara. Ġzmir'in Ġtilâf Devletlerince iĢgali. atalarından kalan ve kutsal bir nitelik kazanan bu toprağın savunulması uğruna. köylüyü bezdirmiĢ. onlar da ona sevgiden çok. ArkadaĢları türlü sosyal tabakalardan gelme kimselerdi. Bunu baĢka türlü göstermek Ģöyle dursun. Anadolu köylüsünü her zaman aĢağı görmüĢ.

Sonuç. Kemal'in yetkilerini kısıtlamak yoluyla uzlaĢmayı öngören bir teklifi görüĢmek üzere toplandı. Mustafa Kemal'in Anadolu'ya geçiĢinden tehlikeyi çok geç sezdiği için yola çıkıĢını önleyememiĢ olan BaĢkomutanları Sir George Milne. batıda EskiĢehir'e. ileri gelenleri dağa kaldırdıklarını. su dinlesin. Mustafa Kemal. içlerinde hâlâ Ġttihatçıları tutanlar. arızalı. horlayıcı. kerpiç duvarlı evleri çökmeye yüz tutmuĢ köylerden geçtiler. Denizden 1200 metre yükseklikteki bu yayla. Yolculuk sırasında. Mustafa Kemal. mütareke koĢullarına aykırı olarak daha içerilere girmeye hazırlanıyor. Zaten Refet Bey de onun verdiği demeçler ve giriĢtiği propaganda çalıĢmaları karĢısında telâĢa kapılmıĢ görünüyordu. ġimdi. Türklere mi. Ġngiliz BaĢkomutanına bildirildi. Mustafa Kemal'in geri çağrılmasını kararlaĢtırdı. daha serbestçe çalıĢabilmek için. Buna da bahane olarak. onlar da mütarekeye kadar orada uslu durmuĢlardı. Mustafa Kemal. Birinci Dünya SavaĢı sırasında kargaĢalık çıkaran Rumları doğuya sürmüĢ. Ġngiliz komutanının kuĢkularını paylaĢmaktaydılar. sonradan geniĢleyerek bütün Anadolu'yu kaplayan 'arkadaĢ' gruplarının ağzında ihtilâl Ģarkısı olacak ve sonraları -yabancı bir kaynaktan geldiği bile unutulup. saygısız ifade onları gittikçe düĢündürmeye baĢlamıĢtı. Türk makamlarına haber vermeden bölgedeki kuvvetlerini çoğaltmıĢlardı. Sadrazam. Ġstanbul'da Ġngilizler telâĢa düĢmüĢlerdi. yolcuları soyup öldürdüklerini. ağaçlardan. Ġngiliz denetim subaylarının bu kadar yakında bulunmaları onu tedirgin ediyordu. Ģimdi onu geri çağırsınlar diye Harbiye Nezaretini zorluyordu. Ġngilizler.' Bunun üzerine kabine. Buna karĢı Türklerin elinden pek bir Ģey gelmiyordu. yardım ediyorlardı. Nazırlardan birkaçı. karargâhını seksen kilometre içerideki Havza'ya taĢıdı. yatıĢtırıcı bir etki yaptığı cevabı verildi. arkadaĢlar! Sesimizi yer. ' dedi. 'BaĢını duman almıĢ dağlardan. Dağların temiz havasını ciğerlerine dolduruyor. En sonunda Mustafa Kemal arabadan indi ve iki arkadaĢıyla birlikte yola yaya olarak devam etti. gümüĢ derelerden' söz eden romantik bir Ġsveç Ģarkısı. iĢgalin daha da yayılmasını ve bir Pontus devleti kurulmasını isteyen Rum çetecilere göz yumuyor. sanki onların Anadolu'daki durum üzerindeki bilgisizliklerini yüzlerine vuran ve iĢleri dilediği gibi yönetmek kararını belirten. 'MüfettiĢ PaĢa bizi boyuna azarlıyor âdeta. aĢağıda YeĢilırmak kıyılara doğru kıvrılıp bükülerek akmaktaydı. bereketli toprağın kokusunu kokluyorlardı. Harbiye Nezaretine. mütareke sırasında Adana'da yaptığı gibi. Kendisine önce. 'Sanki. Sert adımlarla her yer inlesin. ve dönemeçli bir yoldan. olgunlaĢmaya baĢlayan mısır ve buğday tarlaları ve yeni yeĢeren orman kümeleri arasında yükseklere doğru çıkarlarken. Havza. Bu arada MüfettiĢ PaĢa -Gelibolu kahramanı olduğunu açıklamayı henüz uygun görmediği için Samsun halkı onu böyle tanıyordu. gök.Bir yandan da. Hükümet. yapacağı iĢler için önceden izin almayı gerekli görmüyor. Kabine. Küçük subay grubu böylece. Havza kaplıcalarından yararlanmak istediğini ileri sürdü. doğuda Ġran ve Rusya sınırlan ile Ağrı dağından baĢlayıp. ve Ege ile Marmara kıyılarındaki dağlara kadar bin beĢ yüz kilometre boyunca uzanıyordu. geniĢ Anadolu yaylasına doğru tırmanmaya baĢladı. Yunan çetecilerinin en çok faaliyet gösterdikleri bölgeydi. Bu telgraflar. inlesin!' Bu Ģarkı.bellerine fiĢeklikler dolamıĢ. -tıpkı gençliğinde Makedonya'da olduğu gibi. bir Rum patriğinin önderliği altında Rumları tekrar ayaklanmaya zorluyordu. nazırlara okunduğunda. Türk köylerini yaktıklarını. ben yapacağımı bilirim.burada kendini yeteri kadar serbest hissetmemeye baĢlamıĢtı. karalar giymiĢ Rum çetecilerinin Türklere korku saçtıklarını. Mustafa Kemal'in Anadolu'da bulunmasının huzur bozucu değil. . der gibi. 'Yürüyelim. Mustafa Kemal'in eski otomobiliyle. siz kendi iĢinize bakın. Çevrelerindeki özgürlük havasına uyan subaylar bir Ģarkı mırıldanmaya baĢlamıĢlardı. Türk askerlerini pusuya düĢürdüklerini duymuĢtu. Samsun'da bir hafta kaldıktan sonra. Samsun'a geldiğinden beri yeniden baĢlamıĢ olan böbrek sancılarına karĢı. kuĢlardan. araba birkaç kez bozuldu. Pontus devleti uğruna kurulmuĢ bir siyasi örgüt. 'Biz demedik mi?' gibilerden gülümseyerek Damat Ferit'e baktılar. Ġngilizlerden Ģikâyetle dolu telgraflar yağdırmayı sürdürüyordu. Kemal'in telgraflarındaki. Rumlara mı ait oldukları minarelerinden ya da çan kulelerinden belli olan. sadece sonunda onlara bilgi vermekle yetiniyordu.genç Cumhuriyet çocuklarının okul marĢı olarak kutsal bir emanet gibi saklanacaktı-.

Arkasından Ģehrin küçük meydanında bir toplantı düzenlendi. Türklerden ileri gelenlerin adlarını. Ġçeride Anadolu'ya baktığı gibi. kendisinin isteyerek katılmadığı iki toplantı sonunda. öte yandan Rumların elindeki silahları bırakmaktaydılar. halkın tepkisini ölçmek için subaylarını kalabalığın arasına göndererek. Gelibolu kahramanı olduğu artık öğrenilmiĢ olan Mustafa Kemal. Türkiye kendine gelinceye kadar. Mustafa Kemal. Ġngiliz ya da herhangi bir büyük devlet mandası altına verilmesi. Türkiye'nin tek umudu. Camide büyük bir kalabalık toplandı. BaĢkan Wilson'un On Dört Ġlkesi'ne dayanıp kalmıĢtı. Merzifon Amerikan Kolejindeki Amerikalıları taĢıyan iki otomobil yanlarında durdu. dıĢarıda dünyayı gözünden kaçırmıyordu. toplantıyı karargâhın penceresinden izledi. Ġstanbul'da taraftar kazanmaya baĢlıyordu: Türkiye'nin bütününün ya da bir parçasının bir Amerikan. Ama o. ihtilâl amacıyla. KonuĢmacılar.' dedi. ne derse yapacaklarını söyledi ve 'Analanmız bizi bugün için doğurdu. Milne hattı denilen bir hatta çekilmek zorunda kalmıĢlardı. Belediye BaĢkanına. Hâlâ doğrudan doğruya iĢe karıĢmıĢ görünmek istemeyen Mustafa Kemal. Ġçlerinden bir tanesi.' dedi. Sonra onlan kendi aralannda konuĢmaya bırakü. Din kurallarına uygun Ģekilde and içildi. Havzalılar Ġngilizlerin doğudaki Türk kuvvetlerinden alıp hayvan sırtında Samsun limanına gönderdikleri on bin kadar tüfek mekanizmasını ele geçirmiĢler. 'DüĢmanın niyeti bizi mezarımıza diri diri gömmektir. Türkler baĢta. açık hava toplantısının haberini almıĢlardı. bir direnme hareketinin baĢlangıcı için elveriĢli bir ortam yaratıyordu. Havza halkına sivil giyinmiĢ olarak veda etti. Bununla beraber. direniĢ konusunda görüĢ birliğine varmıĢlar. ülkenin durumu üzerinde bilgi toplamaya çalıĢıyordu. kendimizi kurtarmamız mümkündür. Bu iĢte o kadar ileri gittik ki. bunu izleyen aylar içinde yurdun çeĢidi yerlerinden birçok benzeri kurulacak olan direniĢ yuvalanndan birincisinin temelini atmıĢtı. davranıĢ ve karakterlerini gösteren bir de dosya istedi. Ġngilizlerin daha sert davranmaya baĢlayacaklarını sezen Mustafa Kemal. Merzifon yolu üzerinde konaklamıĢ olan Ġngilizler. Demirci Mehmet Efe. halkla beraber yürüyerek gitti. halkı tam anlamıyla ayaklanmıĢ buldu. mütareke hükümlerine göre ellerinden silahlarını alırken. çeĢitli direniĢ gruplarını birbirine bağlayan gevĢek bir cephe kurmuĢlar. aynı zamanda iki ayrı yönü görebilecek nitelikteydi. Mütarekeden beri. varsa ne kadardı? Mustafa Kemal Ģimdi nereye gitse. Belediye BaĢkanına son talimatını bildirirken. Yurtsever Türklerden kurulu bir çete. uzun bir soru listesi verdi. daha uzak ve daha önemli bir Ģehir olan Amasya'ya gitmeyi uygun buldu. ne gibi siyasi eğilimler beslediklerini. dualar edildi. ġimdi. Amasyalılar. Mustafa Kemal'e bağlılıklarını bildirmek için bir heyet göndermiĢ bulunuyorlardı. Bunda tek baĢlarına iĢe gireĢen subayların büyük payı vardı. Bundan baĢka. Amerika'nın garantisini ve yardımını sağlamak için bir tasarı hazırlamıĢtı. dağlarda çete savaĢı yapan baĢka gruplar da vardı. 'Varsın duysunlar.Çünkü Ġngilizler. Daha savaĢ öncesinden beri Osmanlı hükümetine baĢkaldırmıĢ olan efeler. ġimdi düĢmanlan Yunanlılara karĢı çarpıĢacakları için daha sevinçli görünüyorlardı. Rauf Bey Ġstanbul'dan bu dolaylara geldiği zaman. sivil bir direnmenin de söz konusu olduğunu göstermek istemiĢti.' Mustafa Kemal'in kafası da gözleri gibi. kızanlarının 'kuzu gibi iyi niyetli' Rauf un emri altına girdiklerini. bir yandan karıĢıklığa onların sebep olduğunu ileri sürerek. kendi askerce usullerine göre. kendisini görmeye geldiler. ama sonradan iĢgal kuvvetlerinin Ġstanbul Harbiye Nezareti kanalıyla kendilerine gösterdikleri. taĢıt konvoyunu pusuya düĢürerek ele geçirdiği silahlan bir depoda saklamıĢ. ġimdi Mustafa Kemal'in Havza'dan da ayrılması gerekiyordu. yurdun tehlikede olduğu ve düĢman çizmesi altında can vermek istemiyorlarsa. Böylece Havza ve dolaylarındaki köyler. Halkın vergi borcu var mıydı. bütün Müslümanlann silaha sarılmaları gerektiği üzerinde durdular. Aydınların kurduğu bir Wilsoncular Derneği. Fakat son bir gayretle toparlanırsak. artık geri dönemeyiz. Bu bölgedeki Müslüman ve Hıristiyan halkın ne oranda olduğunu.' dedi. Topu topu otuz kilometre ötede. ġimdi çukurun tam kenarında bulunuyoruz. BaĢkan sesini alçalttı. Bu arada Ģehrin ileri gelenleri. ġehrin dıĢındaki köprüde kendisini bekleyen arabasına kadar. aradaki anlaĢmazlığın nedenlerini ve buna bir çözüm yolu bulmak için alınacak önlemleri öğrenmek istiyordu. meydan okur gibi daha yüksek sesle: 'Saklayacak bir Ģeyimiz yok. onlan gülünç duruma düĢürmüĢlerdi. yurdun bölünmesi tehdidi karĢısında Paris'te doğan buna benzer baĢka bir görüĢ. Ġzmir bölgesinde direniĢ çabuk baĢlamıĢtı. hayvanları da direniĢ hareketine para sağlamak için satmıĢtı. Ģehrin eĢrafını karargâha toplayarak: 'DüĢman bizi öldürmek isteğinde değildir. inadına. bunun temelini oluĢturmak üzere Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin bir Ģubesini kurmuĢlardı. . Kemal'e de yavaĢ sesle konuĢmasını söyledi. Böylece artık yalnız askeri değil. bu çeĢit pratik ve dikkatli araĢtırmalarla.

elden geldiği kadar az mola vererek ve üzerlerine Ģüphe çekmemeye çalıĢarak. Türklerin çoğunlukta oldukları Türk topraklarında haklarının korunması ve kendilerine tam bir özgürlük tanınması üzerinde ısrar ediyordu. ne de bundan sonra gelecek emirleri dinleyecekti. Camilerin. Kendisinden esrarlı bir Ģekilde 'bildiğiniz bir kimse' diye söz ettiği Rauf Bey'in Güneybatı Anadolu'daki gezisinden döndüğünü bildiriyor ve iki karargâh arasında bir yerde buluĢmayı öneriyordu.' Amasya halkı. ayrıcalıklı durumunu koruyor ve sanki Ġstanbul'a ders veriyormuĢ gibi bir duygu besliyordu. ayağımıza çarıklarımızı giyip dağlara çıkmamız. Emri altındaki grup komutanlarıyla valilere. Sivil halktan olup da. verimli ve sıcak meyva bahçeleri arasından geçerken bu yamaçların. altı günlük bir yolculuktan sonra Havza'ya geldiler. Ġstanbul'un alınmasından sonra da Veliaht ġehzadenin Amasya'da eğitim görmesi ve Ģehirde valilik yapması gelenek haline gelmiĢti. 26 Mayısta da Damat Ferit PaĢa. Ermenistan. buna karĢı tepki gösterdi. ileriye bakan bir yer olduğunu umuyordu. Öte yandan. Ali Fuat ile Rauf. Mustafa Kemal. Türk Delegasyonu bir Fransız kruvazörü ile Marsilya'ya ve oradan Paris'e gitti. Amasya. Ne bunu. çünkü bunlar oradaki Ġttihat ve Terakki üyeleriydi. doğuda. Ġsmet Bey. Haziran baĢlarında Ferit PaĢa'ya ülkesinin durumunu barıĢ konferansında tartıĢmak fırsatı verildi. Uzun ve seçkin tarihi boyunca hep özgürlük ruhuna bağlı kalmıĢtı. Moğol istilâsından kurtularak bir süre Osmanlı Ġmparatorluğunun baĢkenti olmuĢtu. Sonra Mustafa Kemal'le beraber Amasya'ya geçtiler. Ermenilere karĢı Erzurum'da. Kemalist Devrim böylece doğmuĢ oluyordu. Amasyalılar. barkımızı ateĢe vererek. milli hakların önemini belirten. aralarında gerçek yurtseverlerin de bulunduğu inkâr edilemezdi. Eski Pontus krallarının mezarlarıyla delik deĢik olmuĢ sarp ve mağrur sırtlar. Ortodoks papazının emrindeki Rum çetecilere karĢı koymak için Türk gönüllüleri de bir Müslüman hocanın çevresinde toplanmıĢlardı. Mustafa Kemal'in emirlerini yerine getirmeye hazır olduklarını bildirdiler. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal. ġam'ınkiler kadar yeĢil. Ancak. Damat Ferit'in Ermenilere özerklik verilmesi ilkesini kabul ediĢine ve bir Ġngiliz himayesi önerisine Ģiddetle çatıyor. Amasya'ya yaklaĢırken önüne yüksek dağlar dikildi. Tanrının iradesi bizim yenilmemizi uygun görmüĢse. millî direniĢ hareketinin üç ayrı cephede baĢlamıĢ olduğunu halka bildirdi: Batıda. özgür bir Ģehirdi. Samsun'a ayak basacak olursa. Yalnız. benzin azlığından dolayı. dar bir boğaz oluĢturuyordu. Çünkü çok yerde. yapacağımız Ģey evimizi.BaĢkan Wilson. kendisini tutanlar ise daha Ģüpheli bir kökene sahiptiler. en güçlü taraftarlarını din adamları arasında buldu. bu iĢbirliğini büsbütün reddetmesi de mümkün değildi. Yirminci Kolordu ile Ankara'ya varmıĢ olan Ali Fuat'tan bir telgraf aldı. Amasya dıĢ dünyayla ilgisi olmayan. vatan toprağını son kaya parçasına kadar savunmamız gerekecek. kıyafet değiĢtirerek ve kimliklerini gizleyerek Havza'ya gelmelerini istedi. Eğer. Mayısın 17'sinde. kendilerine karĢı her zaman biraz güvensizlik beslediği Ġttihatçılarla iĢbirliğini fazla ileri götürmekten çekinmiĢtir. DüĢman. hepimiz bunu yapacağımıza yemin etmeliyiz. Fransızlara ve Ermeni yardakçılarına karĢı Adana'da. Amasya. 'daha ne bekliyorsunuz?. Havza bölgesinden ayrılamayacağını bildirdi. Yanılmayacaktı. Ġki gün sonra Harbiye Nezaretinden Ġstanbul'a dönmesini bildiren emri aldı. at arabasıyla bozuk yollar üzerinde. Mustafa Kemal. Müttefıklerarası Yüksek Kurulca Ġzmir'in iĢgaline karar verildiği toplantıda. Dinsel güçlerden ilk olarak açıkça ve resmen yardım görüyordu. Kemal de söz alarak. daha heyetin gideceğini duyduğu anda. padiĢahların zararlı gerici etkilerinden uzak kalmıĢ. milli bir ayaklanmanın beĢiği olmaya elveriĢli bir yerdi. Daha ileride. direniĢ yuvalarının çekirdeğini Ġttihatçılar kurmuĢlardı. bütün Milli Mücadele boyunca. Ġstanbul'da bunu tasarlamıĢ olan dört arkadaĢ Ģimdi Amasya'da bir 'Bağımsızlık Bildirisi' kaleme almak için buluĢmuĢlardı. Bu yüzden Amasya. Ama kendi dünyasının tam merkezi durumundaydı. büyük devletlerden birinin koruyucu yardımı altına koymak' için aldığı kararı açıkladı. YeĢilırmak'ın daralan vadisini kuĢattıklarını gördü. Tepede eski kale görünüyordu. o kadar istemesine rağmen. Ģehri yemyeĢil akan nehrin kıyısına sıkıĢtıran. 'Türkiye'yi. . Ġstanbul ve Boğazlar üzerinde böyle bir mandayı kabul edebileceğini söylemiĢti. yurdu harabeye çevirdikten sonra ıssız bir çöle çekilmektir. Hoca hemen Mustafa Kemal hesabına çalıĢmaya koyularak camide bir vaaz verdi. Kendi yerine onların. burasının geriye değil. kendi havasında yaĢayan bir yerdi. türbelerinin. bu heyete alınmamıĢtı. ArkadaĢlarını toplamanın ve harekete geçmenin zamanı gelmiĢti.' dedi. Mustafa Kemal. dinsel yapılarının bolluğu ile Bursa'yı andıran bir görünüĢü vardı. güneyde. Mustafa Kemal bu kararı derhal protesto etti. saf Ġslâm geleneklerini olduğu gibi koruyabilmiĢ. Mustafa Kemal. Yunanlılara karĢı Ġzmir'de. sert ifadeli bir genelge yolladı. 'Amasyalılar.

Ġlk olarak Ali Fuat PaĢa ile Rauf Bey geldiler. Refet Bey ertesi gün kendilerine katılacaktı. GeliĢlerim Kâzım Karabekir PaĢa'ya telgrafla bildirdiler. Kemal artık niyetlerini açıklayacaktı. ArkadaĢlarına, gerek askerî ve idarî makamlarla, gerekse Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleriyle sıkı bir bağ kurmuĢ olduğunu anlattı. DireniĢ düĢüncesi, cesaret verici bir Ģekilde, her tarafta geliĢmiĢti. ġimdi buna birleĢik bir cephe niteliği vermek gerekiyordu. Bunun için Sivas'ta hemen milli bir kongre toplamaya karar verdi. Burası coğrafi bakımdan 'en güvenli yer' olarak gözüküyordu. Ġki yüz kilometre kadar daha doğuda, denizden de aynı uzaklıktaydı. Anadolu yaylasının kenarında, yüksekte kurulmuĢtu. Bütün vilâyetlere bir genelge göndererek temsilcilerin, gerekirse kimliklerini saklayarak, Sivas'a gelmelerini bildirdi. ArkadaĢları bu genelgeyi uygun buldular. Kemal onlara birarada, Doğu vilâyetleri temsilcilerinin daha önce Erzurum'da toplanacaklarını bildirdi. Aslında bu toplantı, kendisi daha Anadolu'ya gelmeden önce, Kâzım Karabekir PaĢa tarafından düzenlenmiĢti. Ertesi gün arkadaĢları Ali Fuat, Rauf ve Refet'e onaylayıp imzalamaları için bir bildiri verdi. Bu bildiride, ülkenin bağımsızlığının tehlikede olduğu açıklanıyordu. BaĢkent, yabancı iĢgalindeydi. Hükümet, yabancı kontrolü altında bulunuyordu. Dolayısıyla, ülkeyi yönetecek durumu kalmamıĢtı. Milletin kendisini, kendi iradesini kullanarak, kurtarması gerekiyordu. Kurulan çeĢitli savunma grupları, milletin yabancı baskısına karĢı direnmek kararım açıkça belli etmiĢ bulunuyorlardı. ġimdi bunların, dıĢarıdan gelecek etki ve baskılardan arınarak, halkın isteklerini düĢünüp dile getirecek düzenli bir milli kuruluĢ halinde birleĢtirilmesi gerekliydi. Sivas Kongresi bu amaçla toplanacaktı. Ancak kongrenin yeri ve toplantı tarihi Ģimdilik gizli tutulacaktı. Bu bildirinin, yalnızca ülkenin savunmasını örgütlemekten daha öteye gittiği belliydi. Sivas Kongresi tarafından, Ġstanbul'dan ayrı olarak, bir milli hükümet kurulmasını da öngörüyordu. Ali Fuat bunu hiç düĢünmeden kabul ederek imzasını attı. Rauf Bey de kısa bir duraksamadan sonra imzaladı. Geç geldiği için ilk konuĢmalara katılmamıĢ olan Refet Bey ise bu kadar ileri gitmekten çekiniyordu. Ancak Ali Fuat PaĢa onun tereddütlerini giderdi ve Refet Bey de kâğıdın altına gösteriĢli imzasını bastı. Böylece dört arkadaĢı Türkiye'nin kurtuluĢ savaĢında ilk düzenli tasarıyı oluĢturan tarihi bir anlaĢmaya varmıĢ oldular. Ġmzadan sonra, anlaĢma metnini Kâzım Karabekir PaĢa'ya ve Konya'da ordu komutam olarak bulunan Mersinli Cemal PaĢa'ya tellediler. Ġkisi de verdikleri cevaplarda bunu onayladıklarını bildiriyorlardı. Böylece anlaĢma kuzeyden doğuya ve güneye kadar olan bölgeyi kapsamıĢ oluyordu. Cuma namazından sonra, halkın silah altına çağrıldığı ilan edildi. Ġstanbul'da Mustafa Kemal'in dostu Mehmet Ali Bey Dahiliye Nazırlığından ayrılmıĢtı. Yerine geçen Ali Kemal, vilayetlere bir genelge göndererek, Mustafa Kemal, Ġstanbul'a dönme emrini dinlemediği için, artık kendisiyle bütün resmi iliĢkilerin kesilmesini ve emirlerinin dinlenmemesini bildirdi. Böylece, Mustafa Kemal artık Babıâli'nin her an kendisini yakalatmak ya da büsbütün ortadan kaldırmak için teĢebbüse geçmesini bekleyebilirdi. Erzurum Kongresine giderken uğramaya niyetli olduğu Sivas'ta birtakım güçlüklerle karĢılaĢabileceğini haber almıĢtı. Amasya'dan bir sabah gizlice, yanına yalnız Rauf Bey'le yaverlerim alarak ayrıldı. Ancak, bir askeri birliğe de kendisini izlemesi ve bağlantıyı kesmemesi için talimat verdi. Amasya boğazından çıkıp, köylülerin ekinlerini biçmeye baĢladıkları YeĢilırmak vadisinden Tokat'a doğru yollandı. Tokat da Amasya gibi, üzerinde eski bir kale bulunan bir dağ eteğindeydi. Buraya gelince telgrafhaneye el koydu, yola çıktığının Sivas'a henüz bildirilmemiĢ olduğunu öğrendi. ġehrin ileri gelenlerinden bazılarını toplayarak kendilerine heyecanlı bir demeç verdi. «SavaĢmak için topumuz, tüfeğimiz olmayabilir, bu takdirde diĢimiz ve tırnağımızla dövüĢürüz..» Altı saat uzakta olan Sivas'a gitmek için yola çıkmadan önce, valiye geldiğini bildiren bir telgraf yazdı, ama bunun, hareketinden altı saat sonra çekilmesini söyledi. Böylece valinin kendisinden erken davranmasını önlemek istiyordu. Çünkü Ġstanbul hükümetinin emriyle, Sivas'ta onu tutuklamak için bir komplo hazırlanmıĢtı. Böylece kongrenin yapılması önlenecek, milli hareket daha doğmadan boğulmuĢ olacaktı. Ġstanbul bu maksatla, Ali Galip Bey adında eski bir kurmay subayı, sözde Mâmuretülâziz (1) valiliğine atayarak, Sivas'a göndermiĢti. Ali Galip, Ģehrin duvarlarına kâğıtiar astırmıĢ, Mustafa Kemal'i, 'hain, asi, tehlikeli adam' ilân etmiĢti. Vali ReĢit PaĢa'yı, Dahiliye Nezaretinin emrine uyarak, Kemal'i tevkife zorluyordu.

Vali ve çevresindekiler bu iĢe pek yanaĢmamıĢlardı. Mustafa Kemal, Ģehre yaklaĢtığı sıralarda hâlâ aralarında tartıĢmaktaydılar. Yol, yaylaya varmadan önce iki dağ engelini dolaĢıyordu. Çamlıbel denilen ikinci geçidin tepesine geldikleri zaman, Mustafa Kemal, bir kaynak baĢında durarak biraz su içmek istedi. Yanındaki sürücülerden biri ona vermek için bir tasa su doldurmaya baĢladı. Kemal, ona: 'Dur Baba,' dedi, 'ben elimle içerim.' Adamın adı bundan sonra Dur Baba kaldı. Son sırtı da geçtikten sonra Mustafa Kemal nihayet yaylanın kuru havasını içine çekebildi. Önünde ve çevresinde, tâ ufuktaki puslu tepelere kadar, kil renginde bir düzlük uzanıyordu. Kemal'in savaĢ alanı burası olacaktı. Yüzlerce yıl önce Orta Asya steplerinden buraya göç etmiĢ olan Türklerin yeni kaderi, iĢte bu 'dünyanın damı'nda kararlaĢtırılacaktı. Bu kez baĢka bir büyük nehrin, Kızılırmak'ın kıyılarım izleyerek Ģehrin dıĢ mahallelerine vardı. Vali PaĢa koĢarak kendisini karĢılamaya gelmiĢ, Ģehre giriĢini ertelemeye çalıĢıyordu. Mustafa Kemal nazik bir manevrayla Valiyi, Rauf Bey'in yerine, üstü açık arabasına aldı, yanına oturtarak Ģehre doğru hareket etti. Bu kez geliĢi duyulmuĢtu. ġehrin kapısında selamlama töreni için dizilmiĢ askeri bir birlikte, yolun iki yanını dolduran coĢkun bir halk topluluğu tarafından karĢılandı. Bu karĢılanıĢ, kendisini tutuklamak için giriĢilecek herhangi bir teĢebbüsü önlemiĢ ve ReĢit PaĢa'nın, pek içten olmamakla birlikte, bundan sonrası için kendisine bağlanmasını sağlamıĢtı. Roller değiĢince Mustafa Kemal, Ali Galip'i yakalattırdı. KarĢısına çekerek iyice azarladı, uzun bir söylevle direniĢ hareketinin ilkelerini açıklayarak, kendisini vatan hainliğiyle damgaladı. Geceleyin Ali Galip, Mustafa Kemal'i bir kez daha ziyaret etmenin kendi hayrına olacağını düĢündü. Bu sefer iyi niyetinden söz etmeye baĢladı. Mustafa Kemal'in dediğine göre, 'bin türlü delille' kendisini görünüĢe aldanmaması gerektiğine inandırmaya çalıĢtı. Ali Galip sözde Sivas'ta Mustafa Kemal'i görüp emri altına girmek için geldiğini ileri sürüyordu. Mustafa Kemal: 'Beni sabaha kadar meĢgul etmeyi baĢarmıĢ olduğunu itiraf etmeliyim,' der. Ertesi sabah yine eski arabasına atlayarak, doğuya doğru yola çıktı. Yayla üzerinden Erzurum'a doğru, yolda bilgi toplamak ve talimat vermek için durarak, bir hafta sürecek uzun ve yorucu bir yolculuktu bu. 1 Elazığ YlRMĠ BĠRĠNCĠ BÖLÜM

Erzurum Kongresi DOĞU ANADOLU'NUN baĢkenti sayılan Erzurum, koyu renkli, sert yüzlü bir Ģehirdi. Yaylanın Ġran ve Kafkas sınırlarına doğru kol attığı yerde kurulmuĢtu. Selçuk Türkleri, ülkeye geldiklerinde burasını kendilerine kale yapmıĢ ve Ģehri, askerce sağlamlıkla uygarca inceliği kendinde birleĢtiren yapılarla süslemiĢlerdi. Erzurum hep müstahkem mevki olarak kalmıĢ ve son yüzyıllar boyunca sürekli Rus istilâlarına karĢı Türk savunmasına tabya görevi görmüĢtü. Ġhtilâli hazırlayanların beĢincisi olan Kâzım Karabekir, burada, Enver PaĢa'nın son Kafkasya Ordusunun kalıntılarından, yurdun öte kesimlerinde kalanlardan daha güçlü bir askeri kuvveti kurtarıp ayakta tutmayı baĢarmıĢtı. Halkın, Büyük Ermenistan tehdidi altında ĢahlanmıĢ olan özgürlük duygularını besleyerek, bölgeyi tatlılıkla yöneten Karabekir, Doğu'da bir baba gibi sayılır ve sevilirdi. Bu bölge, savaĢtan bütün diğer yerlerden daha çok zarar görmüĢtü. Rusların denizin yükselip alçalmaları gibi ilerleyip çekilmesi, yörenin yıkılmasına, halkın dağılmasına yol açmıĢ, Ermenilerin Türkleri, Türklerin de Ermenileri kovalaması ve 'geride düĢmanın iĢine yarayacak bir Ģey bırakmamak' siyaseti, ekinleri mahvetmiĢ, sürüleri hiçe indirmiĢti. Nüfus, savaĢ öncesine oranla, onda bire düĢmüĢtü. Hastalıklar salgın halindeydi; yiyecek diye yumurta ve kara ekmekten baĢka bir Ģey bulunmuyordu. Çaylarını, ortadan böldükleri ĢiĢe dipleriyle içiyorlardı: Bardak bile kalmamıĢtı. Kâzım Karabekir PaĢa, içinden gelen babalık ve sevgi duygusuyla, binden fazla öksüz çocuğu kendine evlât edinmiĢti. Dörtle on dört yaĢ arasındaki bu çocuklara üniformaya benzer elbiseler

giydirmiĢ, subaylarını da onlara bir çeĢit asker eğitimi vermekle görevlendirmiĢti. Çocuklara ilk öğretimi ve yararlı bilgileri vermek için okullar kurmuĢtu. Kâzım PaĢa müziğe meraklıydı, boĢ zamanlarında biraz da keman çalardı. Bu yüzden çocuklara, sanat ve eliĢi bilgileri yanısıra müzik eğitim de veriyordu. Küçükler ona 'PaĢa Baba' der ve kendisini öylesine sever ve sayarlardı ki, Karabekir, hemen hemen hiç ceza vermeden onlara sözünü dinletir; özgür birer insan olarak yetiĢmelerini teĢvik ederdi. Ġtilâf Devletleri, Rawlinson adlı bir albayı resmi bir görevle Erzurum'a göndermiĢlerdi. Rawlinson, bağımsız bir Ermenistan kurulması olanaklarını araĢtırmak ve Türklerin silahlarını teslim etmelerini sağlamakla görevliydi. Karabekir'in eğitim faaliyetinin o derece etkisinde kaldı ki, 'Bu iĢ bütün ülkede böyle devam edecek olursa, zaten doğuĢtan yürekli ve dayanıklı olan Türkler, yalnız Doğu'da değil, belki Batı'da da büyük bir güç haline geleceklerdir. Bu, Batılı devletlerin savaĢtan sonraki barıĢ konferanslarında Ģimdiye kadar tuttukları yoldan ayrı olarak, önemle gözönünde bulundurmaları gereken bir Ģeydir,' diye yazdı. PaĢa'nın zekâsına, dürüstlüğüne, mesleğinin her kolunu kapsayan bilgisine hayran kalmıĢtı. 'ġimdiye kadar rastlamak mutluluğuna eriĢtiğim birinci sınıf Türk subayının tam bir örneği,' diyordu. Albay Rawlinson da, Kâzım Karabekir'in sözde iĢbirliğiyle, görevini aynı dikkat ve dürüstlükle yapmaya çalıĢıyordu. Silahlan, malzeme depolarını, cephanelikleri, tahkimatı, celp kâğıtlarını ve aylık bordrolarını dikkatle inceliyor, asker mevcudunu ve silah miktarını, mütarekenin izin verdiği sınıra indirmek istiyordu. BaĢlıca iĢi, top kamalarıyla tüfek mekanizmalarına el koyup bunları trenle Ġngiliz tümenlerinin konakladığı Transkafkasya'ya yollamaktı. Ancak bu iĢ, 'Ģüphe uyandıracak kadar çok olan tren kazaları' yüzünden pek ağır gidiyordu. Trenleri iĢletenler Kâzım Karabekir'in adamlarıydı. Bunların baĢka bir âdeti de vardı; trenleri basıp içindekileri alıyor, katırlara, arabalara yükleyerek kaçıyorlardı. Trenler bazen hiç iĢlemez hale geliyordu. Bir defasında bu arıza aylarca sürmüĢtü. Albay Rawlinson bu gibi hallerde, deve kervanları düzenlemek ve bunları dağ yollarından Trabzon limanına yollamak zorunda kalıyordu. Bir gün albayın adamları yepyeni toplar ve cephanelerle dolu gizli bir silah deposu keĢfettiler. Türkler bunu bildirmeyi 'unutmuĢlardı.' Oysa, Rus Ġhtilâli patlak verdiği sırada Çar'a bağlı kalan Rusların sakladıkları da hesaba katılırsa, Ġngilizlerin bulamadıkları daha bir sürü gizli depo olması gerekirdi. Albay Rawlinson, Kâzım PaĢa'nın silahlarını teslime niyetli olmadığını anlamakta gecikmedi. Karabekir, bütün sorularına dolambaçlı cevaplar vererek onu nazikçe atlatıyordu. Ġki asker, karĢılıklı, dostça çatıĢmaktaydılar. Günün birinde Rawlinson, Kâzım Karabekir'e gözdağı vermek ister gibi 'Ġngilizlerin elinde kaç zırhlı var, biliyor musunuz?' diye sordu. Kâzım PaĢa: 'Türk yılmaz!' diye cevap verdi. Bu, sözlerini ve müziğini kendi yazdığı heyecanlı bir parçanın adıydı ki sonraları KurtuluĢ SavaĢının marĢlarından biri olmuĢtu. 'Türkün her biri bir zırhlıdır,' diye sözünü sürdürdü. 'Milyonlarca zırhlıyı emri altına almaya kimin gücü yeter?' Rawlinson, 'Kahveniz pek nefis olmuĢ,' diye cevap verdi. 'Bir fincan daha lütfeder misiniz?' Yalnız müzik değil, tiyatro konusunda da yetenekli olan Karabekir PaĢa, Ġzmir'in iĢgalini haber alınca hemen milli bir trajedi yazarak, öğretmenlerden ve subaylardan kurulu bir grupla halka gösterdi. Ġtilâf Devletlerinin bu bölgede buna benzer bir harekete kalkıĢmaları olasılığına karĢı da, Erzurum'da bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri Kongresi toplamak için çalıĢmaya giriĢti. Kâzım PaĢa, kongreyi hazırlarken belirli bir amaç güdüyordu. Geleneklerine bağlı bir subay olarak, üstündeki makamlara sağlam bir görev duygusu ve derin bir saygıyla bağlıydı. Bölgedeki milli hareket öncüleri, kendisine, Erzurum'u boĢaltmak emri verilirse ne yapacağını sordukları zaman, bir asker olarak emirlere boyun eğmek zorunda olduğunu söylemiĢ, arkasından da, 'Ancak hükümetin emirlerinin üstünde baĢka bir irade, milletin iradesi vardır,' diye eklemiĢti. 'Millet, temsilcilerinin aracılığıyla, bana emir verirse, onu dinler ve istilâya karĢı koyarım.' Erzurum Kongresi böylece ona dilediği gibi davranmak için gereken kanunî yetkiyi sağlamıĢ olacaktı. Kâzım Karabekir, Mustafa Kemal'i bu Doğu vilâyetinin kendisine bağlılığını belirten bir törenle karĢıladı. Kemal'in buna ihtiyacı vardı. Çünkü durumunu pek sağlam görmüyordu. Yolda gelirken uğradığı bir yerde, Harbiye Nezaretinden ve Saray'dan gönderilen ve hemen istifa edip Ġstanbul'a dönmesini bildiren bir telgraf yağmuruna tutulmuĢtu. Çünkü Dahiliye Nazırının vilâyetlere gönderdiği genelgeye rağmen, henüz görevinden resmen alınmıĢ değildi. Ġngilizlerin giriĢtiği faaliyetlerden fazlasıyla kuĢkulandıkları kendisine bildiriliyor ve barıĢ imzalayıp da durum açıklığa kavuĢuncaya

Kâzım Karabekir PaĢa'ya. Mustafa Kemal. Ama artık iĢinden çok kısa zamanda atılacağı belli olmuĢtu. Mustafa Kemal. 'Pekâlâ. bir lideri sadece beslediği idealden dolayı sevdiğini düĢünmek saçmadır. kararını veremiyordu. Kâzım Beyin bu davranıĢı onu öyle sarsmıĢtı ki sadece: 'Öyle mi.kadar baĢka bir görevi kabul etmesi isteniyordu. 'Hakkım yok muymuĢ? Mevki ve rütbe sahibi olmanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. biri de PadiĢaha iki telgraf çekerek hem görevinden. kendi hesabına onu. Hattâ değil yalnız görevinden. istifasını Erzurum halkına bildirirken.' dedi. Ordudan istifası.' diye cevap verdi. evrakı Hüsrev Beye devredebilirsiniz. Ama. artık sizin yanınızda göreve devam edemem.' Askerlikteki rütbesi. ĠĢ bitip de Mustafa Kemal kahve ısmarladığı sırada. Bu tel yağmuru. Ġstanbul'dan gönderilen ve iki iĢinden de alındığını bildiren bir tel yazısı ile karĢılaĢmıĢtı. Bu telgrafları. Beyefendi. Sonra birden patlayarak: 'ġu Allahın belâsı Amerikan . ordudan da çekilmeliydi. PadiĢah böyle arzu ediyordu. Ama. PadiĢahın Mustafa Kemal'e karĢı beslediği büyük sevgiyi kendisinin bile kıskandığını söylüyor. hem de ordu hizmetinden ayrıldığını bildirdi. 'ĠnĢallah öyledir. ne kendisine karĢı duyulan saygıyı. Ordudan ayrılırsa. Mustafa Kemal. gösteriĢli bir kılıkta görmek ister. Ġlle gelmek istemiyorsa. tutup tutmayacağı düĢüncesi onu tedirgin ediyordu.. Rütbesi elinden gittikten sonra. Ġstanbul'a dönecek olursa hayatının ve geleceğinin güven altına alınacağını bildiriyordu. Biri Harbiye Nezaretine.. Mustafa Kemal derin bir umutsuzluğa kapılmıĢtı. yapılacak bir tek iĢ kalıyor. onu kudret ve kuvvetini açığa vuracak Ģekilde. bir kabadayı davranıĢıyla.' Sonra. onun için her Ģeyi ifade ediyordu. Sivas'ta bulunan Refet Bey de benzer düĢüncedeydi. Beyefendi!' diyebildi.' Rauf Bey böyle düĢünmüyordu. ordu müfettiĢi değil de. 'Duygu bakımından belki haklısın. izinli olarak Anadolu'da kalabilirdi. Ordudan ayrılmıĢ olması. O da ayaklar altında ezilmemek için güvenilir bir yere çekilip saklanmak. Hiç bu kadar endiĢeye kapıldığını görmemiĢtim. Ama en sonunda arkadaĢlarının istifanın kaçınılmaz bir Ģey olduğu yolundaki düĢüncelerine katılmak zorunda kaldı. büyük bir üzüntü içerisinde koltuğuna çökmüĢtü. Rauf Bey ve Kâzım Karabekir PaĢa. resmi telgrafları elden geçiliyorlardı. herhangi bir vatandaĢ olarak daha fazla sayacağını söylüyordu. Ruhsal bir çöküntü içindeydi. Mustafa Kemal'in itibarını daha da artırabilirdi. fakat görevini bırakmaya razı olmadı. Erzurum'da telgraf makinesi baĢında PadiĢahın BaĢ Mabeyinciyle karĢılıklı bir konuĢma Ģeklini aldı. artık Ġstanbul'a geri çağrılamayacağını ileri sürüyordu. Rauf?' dedi. Kurmay BaĢkanı Albay Kâzım Bey'le (1) oturmuĢ. ġimdi sinirleri bozulmaya baĢlamıĢtı. tâ çocukken. rap rap yürüyerek kapıdan çıktı. Tasarladığı iĢi yapabilmek için. 'Halkın. Bu kâğıtları kime devredebilirim?' Mustafa Kemal'in yüzü bembeyaz oldu. Rauf Bey'e dönerek. Selanik'teki askerî okula girmeyi baĢardığından beri.' Rauf Bey onu yatıĢtırmaya çalıĢtı. bundan sonra 'Kutsal millî ülkümüzün baĢarıya ulaĢması için' bir vatandaĢ olarak savaĢmaya devam edeceğini söylüyordu. Kâzım Bey ayağa kalkarak sükûnetle: 'PaĢam. Kâzım Karabekir PaĢa ona. halkın üzerinde daha iyi bir etki yapacaktı. bu emirlere red cevabı vermiĢti. resmi bir sıfat taĢımasının önemli olduğunu biliyordu. Silik bir ailenin çocuğu olmaktan doğan güvensizlik duygusunu bu sayede yenebilmiĢ. 'Aksine. 'Ama pratik noktadan değil. bu durumu önlemek için kendiliğinden istifa etmesini söylediler. ne de etkisini azaltabilirdi. yaĢamı bu sayede bir anlam kazanmıĢtı. Ġzninizle. buna benzer hareketlere bir baĢlangıç teĢkil etmez. Mustafa Kemal. Rauf Bey ise daha sınırlı bir Ģekilde. 'Ordudan istifa etmiĢ bulunuyorsunuz.' Hiç âdeti olmayan bir umutsuzlukla ekledi: 'Seninle bana. Mustafa Kemal. çevresindekilerin kendini hâlâ sayıp saymayacağı. kendilerine önderlik edebilecek tek adam olarak bakıyor.' dedi. BaĢ Mabeyinci neredeyse yalvarıyordu. bana baĢka bir askeri görev vermesini rica edeceğim. Ertesi gün. Kendisini uzun zamandan beri gayet yakından tanımıĢımdır.' diye cevap verdi. 'Hilâfet ve Saltanatın güvenliği tamamen elde edilinceye kadar' onun yanında savaĢacağını açıklıyordu. Kâzım PaĢa. Mustafa Kemal. Kâzım Bey. Ģimdiye kadar olduğundan daha fazla sevgi ve saygı gösteriyordu. 'Görüyor musun. ĠnĢallah bu. Bu.' diye cevap verdi. Zâtı ġahaneye olan bağlılığını ve saygısını bir kere daha bildirerek nazikçe cevap verdi. 'Mücadelemize giriĢmeden önce bu çeĢit zayıf unsurlardan kurtulmamız daha iyi olur. çıkıp gidebileceğini söyledi. Kendi benliğine olan güveni birdenbire gevĢemiĢ gibiydi.

kendisine güveni geri gelmiĢti. bunlara sadece usule uysun diye imza atmakla yetiniyordu. bütün ülkede bir emir çıkartmıĢ ve 'sözde bir meclis toplantısı havası verilmek istenilen' bu gibi Ģeylerin önüne geçilmesini istemiĢti.' dedi. PaĢam!' Kemal. Yalnız bir kez. Yine de.' dedi. hakkım varmıĢ. Ġlk oturumda. Kâzım Karabekir PaĢa. en sonunda.' dedi. birkaç gün sonra. Aralarında bazı eski Ġttihatçılar da vardı ki. Mustafa Kemal. 'Gider baĢka bir kongre toplardım. Üstüne. ġimdi yine resmî bir sıfaü vardı. silahların gizlice depo edilmesini ve Ġngiliz kontrol subaylarından geri alınmasını sağlamak. Harbiye Nezaretinin kendinden boĢalan yeri Kâzım PaĢa'ya teklif etmiĢ olduğunu biliyor ve Ģimdi bunu kabul etmiĢ olmasından çekiniyordu. Ancak ne de olsa. Subayı sertçe azarlayarak: 'Size emri veren. Yavere de. toplanacak olan kongreye katılabilmesi için daha bazı engelleri yenmek gerekiyordu.' diyebilecekti. ama sivil olarak. 1908 Hürriyet Bayramının on birinci yıldönümünde açıldı. Kongreye gelen temsilciler. bir an heyecandan olduğu yerde sendeledi. Kâzım Karabekir. Yaveri içeri girerek Kâzım Karabekir PaĢa'nın kendisini görmek istediğini söyledi. Ġstifasından sonra bile hâlâ üniforma ve Hünkâr yaveri kordonlarıyla dolaĢtığını görenler olmuĢtu. odaya üstünün karĢısına çıkan bir subay tavrıyla girdi. Bu Batı'dan gelme PaĢa'nın da bir Ermeni devleti kurulmasına karĢı olduğu biliniyordu. yurdun her yanına telgraflar göndermeye baĢladı. baĢkan seçilmeliydi. Kongre on beĢ gün gecikmeyle. Ģimdi de saygıdeğer komutanımızsınız. Subaylarla öksüz çocukların katıldığı heyecanlı tiyatro gösterileri yapıldı. Kongrenin açılmasına rastlayan bu tarihte Damat Ferit. Kâzım Karabekir PaĢa. Doğu illerindeki tüccar. iyice güvenerek dayanabilirdi. Mustafa Kemal'in gözlerinde endiĢeli bir bakıĢ belirdi. . Mustafa Kemal'in milliyetçilik ülküsüne her Ģeyini feda etmekle güvenlerine hak kazandığını söyledi ve Ģimdi de onu desteklemek zorunda olduklarına kendilerim inandırdı. Bir Ermeni okulunda toplanan kongre on beĢ gün sürdü. Size makam arabanızı ve süvari muhafız kıtanızı getirdim. sonradan hikâyeyi anlatırken: 'Kendi kendime düĢünüyordum. büyük bir kır yemeği düzenlemiĢti. Ayrıca. 'Ya zile basıp da iki asker çağırsa ve beni yakalatsaydı. 'ĠĢte karĢınızda yine Mustafa Kemal var. hiç bu kadar heyecanlı halde görmemiĢti. Ermeni tehdidine karĢı evlerini. o da Anafarta savaĢından sonra kendisine: 'Hamdolsun. Ancak. kongredekiler kendisini baĢkan seçmemiĢ olsalardı ne yapacağını soranlara. Ama bazı kimseler de bunu. Doğudaki kuvvetlere. külot pantolon ve sade bir ceketle görerek emrini dinlemekten çekinen bir baĢka subayla alay edebilecek kadar eski halini bulmuĢtu. Ġki kat çoğalan bir enerjiyle.' Subay baĢ eğdi.mandası mıdır. iki yanaklarından öptü. Rauf Bey de baĢkan yardımcısı olmuĢtu. üyeler birkaç muhalife karĢın. Acı acı gülümseyerek Rauf Bey'e: 'Görüyor musun. Yıllar sonra. Böylece delegeler arasında iki kiĢi kendi yerlerini Mustafa Kemal'le Rauf Bey'e bıraktılar. resmi Ģekilde selâmladı. varsın bir an önce kabul edilsin de ülke bu karıĢıklıktan kurtulsun!' dedi. Mustafa Kemal'i baĢkanlığa seçtiler. ġimdi durumu sağlamlaĢmıĢ. barklarını korumak gibi konuları görüĢeceklerdi. Kimileri saltanat konusundaki tasarılarından Ģüpheleniyorlardı. hiç tereddütsüz. apoletli ve yıldızlı üniforma değil. çiftçi. Rauf Bey de onu. hoca gibi çeĢitli meslek adamlarıyla Kürt Ģeyhlerinden ve Laz reislerinden kurulu karma bir topluluk oluĢturuyorlardı. Hepimiz emrinizdeyiz. yanına yeteri kadar sivil elbise almadığı için. üst üste teĢekkür etti. Kongreye temsilci olarak alınmakla kalmamalı. Kâzım Karabekir'in itibar ve etkisi kendisini gösterdi. 'GeçmiĢte olduğu gibi. içkiye düĢkün olduğu da duyulmuĢtu. Mustafa Kemal'i hazırol vaziyeti alarak. Sonra: 'Size maiyetimizdeki subay ve erlerin saygılarını iletmeye geldim. Erzurum valisinden ödünç aldığı bir redingot giymiĢti. içlerinden biri değildi. Sonra gidip Kâzım PaĢa'yı kucakladı. Ģüphesi olanlara. PaĢayı içeri almasını söyledi. Bu kongrede. Mustafa Kemal'di. Mustafa Kemal. Kâzım PaĢa. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Erzurum ġubesi Heyeti Temsiliye BaĢkanlığına seçilmiĢ. gazeteci. Bir rüyadan uyanır gibi gözlerini ovuĢturdu.' dediği zaman böylesine heyecanlanmıĢtı. Bunlar kongreye bölge içi bir sorun gözüyle bakmaktaydılar. Kemal'i tutanlar.'dedi. Onu sadece adından tanıyorlar. bu da kuĢkularını gidermeye yetmiyordu. Onun için emri alacak ve gereğini derhal yapacaksınız. Mustafa Kemal. sivil ve askeri idareyi daha iyi iĢler hale getirmek. kendisini üniforma ile değil de. nedir. bunu belirtmek için. Ġstanbul'u kurtardık. avukat. halim nice olurdu?' Ġstifası duyulduktan hemen sonra. böyle gezdiğini söylemekteydiler. üstünlük hırsının belirtisi olarak gösteriyorlardı. bunlar Mustafa Kemal'e düĢman gözüyle bakıyorlardı.

hareketinin. Mustafa Kemal. bu toplantının millî bir nitelik taĢıdığını ileri sürerek: 'Bu hareketi sadece iki kiĢiye yüklemekle onu küçültmüĢ oluyorsunuz. Öte yandan. yapılan iĢlerin yürürlükteki Osmanlı kurallarına uygun olarak. Geçici bir hükümet seçilmesi. Yerel makamlara gerekli emirler verilmiĢ olduğundan. Londra'dan ayrılıp. 'Kongrenin ciddi kararlar almıĢ ve bütün dünyaya karĢı milletin varlığını ve birliğini dile getirmiĢ' olduğunu söyledi. Kongre. benzerine az rastlanır bir baĢarı olarak niteleyecektir. artık silahların teslimi konusunda. Bu çerçeve içinde. . 'milli harekete ilham veren ve bir elektrik akımı gibi ülkenin en ücra köĢelerine kadar yayılan yenilmez ruh gücünden' söz etti. ġimdi halkın iĢleri kendi eline aldığını ve hiçbir silahın ülkeden çıkarılmasına izin verilmediğini ileri sürüyordu. ikincisine dayanılarak yeni bir hükümet kurulmasıyla gerçekleĢecekti. Kâzım Karabekir PaĢa. Ģimdi de Erzurum'da bunun siyasi karĢılığını kuracaktı. Aksine. 'Tarih. merkezi hükümetin uyguladığı kanunları izleyeceğini ve 'Misak-ı Millî'yi gerçekleĢtirdikten sonra dağılacağım da karar altına almıĢtı. Türkiye'nin bugünkü dünya içerisinde varlığını sürdürebilmesi için gereken tek siyasi temel olduğunu anlamıĢ bir insanın mesajıydı. 'Yoksa Cumhuriyete doğru mu gidiyoruz?' diye soran bir arkadaĢına: 'Hâlâ Ģüphen mi var?'diye cevap verdi. Ama bu. Harbiye Nazırlığından kolordu karargâhına bir telgraf geldi: Babıâli hükümetinin emirlerine baĢkaldırmaları nedeniyle. Kongreyi açıĢ söylevinde.' der. Mustafa Kemal'in önderliğindeki hareket. Mustafa Kemal PaĢa ile Refet Bey'in tutuklanarak Ġstanbul'a gönderilmesini karar altına almıĢtır. Ancak kongre. böyle geçici bir hükümet kurulacak olursa. barıĢ konferansında karara bağlanan ve sözde uygulanan self-determination (kendi kaderini tayin) ilkesini esas olarak kabul ediyordu. Batı demokrasisi prensiplerini incelemiĢ ve demokrasinin. Havza ve Amasya'da. Anadili Türkçe olan halkın çoğunlukta bulunduğu Türkiye sınırlarının. sırf askeri bir hareket olmayacaktı. Yöneticilik yerindeki kimse. Sadece bunların arkasındaki yabancı tehdidine yöneltilmiĢti. Ģimdiye kadar ne Türkiye'de. Erzurum Kongresi. gücünü halk çoğunluğunun dilek ve kararlanndan alan bir hükümeti olmalıydı. Bu dönemde. giriĢilen hareketin padiĢahlığa ya da halifeliğe karĢı olmadığını belirtmeye dikkat ediyordu. olduğu gibi kalmasında ısrar ediyor. Bu. hükümet genelgesi ise onların üzerinde çok kötü bir etki yapmıĢtı. halkın içinden gelen duygu ve isteklerden doğmuĢ. Mustafa Kemal kısaca. ne de kendi hükümetinin emirlerini dinliyordu. Daha sonra. Türk olmayan unsurlara hiçbir ayrıcalık tanınmaması öngörülmüĢtü. bir bildiri Ģeklinde bütün yurda ve yabancı devlet temsilcilerine dağıtıldı. ne mütareke koĢullarını. Mustafa Kemal'in. milletin bağrından çıkmıĢ bir çoğunluk idaresi hareketi olacaktı. öteki. kendi adına değil. yalnız halkın iradesine dayanarak olmalıydı.Mustafa Kemal. Ġlki. Türk milletinin kendi kaderine sahip çıkma karan ancak Anadolu'dan doğabilirdi. Türkiye'nin. Ama bu henüz gizli tutulacaktı.' dedi. Misak. oldukça haklı olarak. Türk halkının bütünü tarafından seçilmiĢ ve tutulmuĢ bir rejimi. Jön Türklerinki gibi tepeden inen ve iktidarın birkaç kiĢinin elinde toplanmasıyla sonuçlanan. Bu bildiri. Kongre sona erdiği sırada. halkın iradesiydi. durumu. ne de baĢka bir Doğu ülkesinde uygulanmamıĢ biçimde. 'Kolordu Komutanı gereken cevabı verdi. taĢradaki valiliklerce resmen kayıt ve tescil edilmesini sağlıyordu. Kâzım Karabekir PaĢa'nın durumunu öylesine kuvvetlendirmiĢti ki. kanun çerçevesi dıĢına çıkmadığını belirtmeye de önem veriyor. Bundan biraz sonra Albay Rawlinson. Osmanlı Ġmparatorluğunun Batılı unsurlarıyla birarada yaĢamıĢ. Kongre sırasında kendisine. sonradan Misak-ı Millî diye tanınacak olan bir bildirinin kaleme alınması oldu. askeri direniĢin temelini atmıĢtı. devrimin iki temel ilkesini ortaya attı: Bunlardan biri milletin hakları. bu iki aydın ve değerli vatandaĢın yurdun yararına çalıĢtıklarını söyleyerek itirazda bulundu. Erzurum'dan sonra bütün Anadolu'da durmadan yineleyeceği mesaj iĢte buydu. bu yanıtta. bu kongrenin çalıĢmalarını. Çevrelerini saran 'kara ve korkunç tehlike'den. ne Ġngiliz subaylarını. Komutanlığınızın bu emri derhal yerine getirmesi ve sonucunu bildirmesi tebliğ olunur. herkesin adına hareket etmeliydi. buralara karĢı giriĢilecek her türlü teĢebbüsün direnmeyle karĢılaĢacağını belirtiyordu. kongre sonucunda elde edilen baĢlıca iĢ.' dedi. kongre çalıĢmaları üzerinde hükümete verdiği raporda.

bunlar arasında 'yabancı ırkları yönetmek gibi bir yeteneğin bulunduğuna' inanmıyordu. merkezi hükümet düĢmanca bir tutum takınmayı daha uygun buluyor. Kemal bu arada. Anadolu'daki mevcutlarını azaltmaya baĢlamıĢlardı. Ġngilizler. zamanı uygun bularak. diyordu. insanca duygu ve prensiplerden tümüyle yoksun olan baĢarısız kiĢilerin eline düĢmüĢ olması. Türk milletinin nitelikleri ne kadar yüksek olursa olsun. yalnız Curzon kulak verir gibi oldu. bir yandan.. böyle temelli bir değiĢme. 'Doğudaki barıĢ ve huzurun zararına' olurdu. Onlann cezaya çarptırılması. Türk hükümetinin savaĢ suçlarından sorumlu olduğu üzerindeki düĢüncesine katıldıklarını bildirdiler.. Balfbur. doğrusu çok ĢaĢılacak bir Ģeydi ve yararlı olacağından kimsenin Ģüphesi yoktu! Arkadan Türk heyetine konferanstan ayrılmak izni veriliyordu. Mustafa Kemal'in bile daha iyisini yapamayacağı. Saltanat kurumu. merkezi hükümete karĢı. hükümetin. Türkiye'nin uygar dünyanın gözünde tekrar itibar kazanmasını sağlamıĢtı. bu ileri görüĢlü öneriyi dikkate aldılar. Bu türlü bir davranıĢ çok üzüntü vericidir. Bu.. üzerinde konuĢmaya bile değmeyen bir Ģey gibi reddediyordu. 'insan vicdanını dehĢet içinde bırakan birtakım suçlar iĢlemiĢ olduğunu' itiraf etti. mandaterliği kabul edip etmemek konusunda bir karar alıncaya kadar. Bu yüzden. Pan-Ġslamizm tezine dayanmaktaydı. görüĢmelere ara vermek gerekiyordu. bütün tarihi boyunca yargıya vurmanın daha insaflı bir hareket' olacağını ileri sürdü. Ģimdi muhakeme edilerek suçlu bulunmuĢ olan Ġttihatçıların iĢiydi. hep.. Türkiye.' . 'Ekonomik ve kültürel alandaki dilekleri'ne gelince. Ancak Rawlinson Erzurum'a gelinceye kadar kıĢ bastırmıĢ. Ancak 'Osmanlı milletini en kötü Ģekilde göründüğü kısa bir dönem içinde değil. Ancak Türkiye'nin tarihinin 'kritik bir döneminde. SavaĢ süresince. olanları haklı göstermek isteyen. Ancak kötü bir rastlantıyla. Milleti. meĢru olan millî akıma karĢı koymaktan vazgeçerek Kuvayı Milliye'ye güvenmesini ve giriĢtiği her türlü iĢte millî istekleri gözönünde tutmasını dilemektedir. Hükümet ülkeyi parçalamaktadır. Albay Rawlinson'u Mustafa Kemal'in ağzını aramak için yeniden Türkiye'ye yolladı. TeĢebbüslerinin önüne hiçbir kuvvet geçemez. Ülkesi adına. Bütün bunlar. Hemen seçimlere gidilmesini ve milliyetçilerin de temsil edileceği bir koalisyon kabinesi kurulmasını istiyordu. arzu edilmeyen hareketlere itebilecek niteliktedir. artık felçli bir hale düĢmesi. Damat Ferit'in Paris'teki yenilgisinden yararlanarak. ama Misak-ı Millî'yi. Arkadan Londra'ya giderek o da Amiral Calthorpe gibi. Batum limanının boĢaltılması da düĢünülüyordu. bütün bu hafifletici nedenler gözönünde tutularak status quo ante bellum (savaĢtan önceki durum) temeline göre. milliyetçi hareketin ileride gösterebileceği geliĢmeler üzerinde Ġngiliz hükümetini boĢ yere uyarmaya çalıĢtı. Mr. bu iĢ daha aylarca geri atılmıĢ oldu. Veliaht Abdülmecit Efendi. kendisine bir geçmiĢ olsun telgrafı gönderdi. Sözlerine. Çok açık yüreklilikle arzederim ki.Ermenistan sınırları içinde sayılan SarıkamıĢ ve Kars'tan izlemek emrini aldı. Amerika. Herkes. bundan sonra kendini 'yoğun bir ekonomik ve kültürel çalıĢmaya' verebilirdi. Böylece Ferit PaĢa.'onu bu suçların cezasını çekmekten kurtaramazdı. millet her türlü isteğini elde edebilecek güçtedir. Damat Ferit PaĢa. Ġçerisine bir iki tehdit karıĢtırmayı da unutmamıĢtı: 'Dokuz aydan beri iĢ baĢına gelen kabinelerin. birbirinden daha çok güçsüzlüğe uğraması ve en sonunda. batıya geçmiĢti: Olayların bundan sonraki akıĢı. Konsey. Bu arada. Bu görüĢünü de. Damat Ferit'in BarıĢ Konferansındaki görevi bir fiyasko ile sonuçlanmıĢtı. mütarekede tanınan Wilson Ġlkelerini de aĢarak. kendisini alçaltan. kongrenin açılmasından önce Mustafa Kemal'le yaptığı uzun bir konuĢmanın etkisinde kalmıĢtı. ne yazık ki. Birkaç gün sonra kendisine acı bir cevap göndererek. Ona kalırsa Osmanlı Ġmparatorluğu bölünmez bir bütündü. Ancak ne PadiĢah. Albay. Sadrazamın uzun savunması. ne Sadrazam. sadece. Mustafa Kemal'in ne gibi barıĢ koĢulları umduğunu ve kabul edebileceğini öğrenmek istiyor. Kemal. Bunun için de millî varlık ve iradeyi temsil edecek olan Meclis'in en tasa bir zamanda toplanması sağlanmalıdır. YaĢama hakkı ve bağımsızlığı için çalıĢan milletin maksadındaki temizlik ve ciddiliğe karĢılık. bir yandan da akıl almaz istekler öne süren uzun bir savunma yaptı. son kırk yıl içinde kendiliğinden en azına inmiĢ olan Osmanlı Ġmparatorluğu sınırlarının olduğu gibi tutulmasını diliyordu. Konsey üyelerim hiç etkilememiĢti. parti politikalarının üstünde kalmalı ve tarafsız bir denge kurmalıydı. milletin durumunu anlatan bir muhtıra yazdı. 'Misak-ı Millî'nin bir örneği Albay Rawlinson'a gönderildi. birkaç gün sonra BaĢkan Wilson felç olunca. devlet adamlarına yakıĢır bir belgeydi. Türkiye'nin. bu sorunların Türkiye'den baĢka devletlerin çıkarlarını da ilgilendirdiğini ve hemen bir çözüm yolu bulunmasının sözkonusu olmadığını açıklamıĢtı. Ġstanbul'a elleri boĢ döndü. milletin yüksek haysiyeti karĢısında gerçekten çok üzücü oluyor. ikisi arasında böyle bir buluĢmaya fırsat vermedi. bir yandan. Parçalanması.

Mustafa Kemal. Türk direniĢ hareketinin kuruluĢundaki ikinci ve en önemli dönem. 1 Kâzım Dirik. . Yurdun çeĢitli yerlerinden gelen delegelerin de yolda olduklarını öğrenmiĢti. böylece baĢlıyordu. bu ruh hali içinde Sivas'a gitti. ağustos sonlarında.