1

ÖZET Bu çalışmanın amacı, ‘Augustinus’ta İrade Özgürlüğü Problemi’ni değişik felsefi açılardan, ayrıntılı ve geniş kapsamlı bir şekilde ele almaktır. Çalışma, Augustinus’un varlık, bilgi ve bilgelik üzerine olan bütünsel kavrayışına dair bir araştırmayla başlamaktadır. Kendisi de bir ölçüde varlık hiyerarşisine tabi olan insan varlığındaki iradenin konumuyla ilgili tartışmalara, Augustinus’un ontolojisinden türettiği etik yaklaşımları çerçevesinde devam edilmektedir. Giriş niteliğindeki bu bölüm, rasyonel insan varlığının diğer yetileri arasında iradenin gücü ve kapasitesiyle ilgili, Augustinus’un epistemolojisinden türettiği etik yaklaşımların ayrıntılı olarak açıklanmasıyla sona ermektedir. Bu bölümde, iradenin akla (anlama yetisine) üstünlüğü tezinin Augustinus’un felsefesinde bulunduğu da öne sürülmektedir. Çalışmanın ikinci aşaması, insan iradesinin özgür olduğu kabul edildiğinde ortaya çıkan çeşitli felsefi problemlerin işlenmesini içermektedir. Bu felsefî problemlerden ilki, esas itibariyle dinsel karakterde olan ve ‘kötülük problemi’ ismiyle bilinen problemdir. Aslına bakılırsa, özellikle Augustinus’un düşüncesinin perspektifinden, kötülük problemi ile özgürlük problemi iç içe geçmiş görünmektedir. İkinci bölümde bu konulara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, irade özgürlüğünün imkanı, din felsefesi denebilecek bir yaklaşımla incelenmiştir. İrade özgürlüğü burada bir Hıristiyan felsefesinin ilgi alanları olarak değerlendirilebilecek temel sorunlar çerçevesinde irdelenmiştir. Son bölüm, felsefe tarihine mâl olmuş ve modern felsefe açısından ‘özgürlük problemi’nin esas özünü oluşturan determinizm ve irade özgürlüğü problemini ele almıştır. Bu çalışma boyunca, felsefi gerekçelerinin de ardında durularak, insan iradesinin özgür olduğu, ortaya konmaya çalışılmıştır.

2

SUMMARY The main concern of this study is to treat ‘The Problem of Free Will in Augustine’ from different philosophical aspects elaborately and exhaustively. The study starts with an inquiry into Augustine’s integral conception about being, knowledge and wisdom and passes on to explicate his ontologically derived ethical thoughts concerning the position of the will within the human being who is itself subject to the hierarchy of being, to some degree. This introductive section ends with the explication of his epistemologically derived ethical thoughts concerning the capability of the will among the other faculties of the rational human being. Herein, that the thesis of the superiority of the will to the intellect (understanding) is found in Augustine’s philosophy is asserted. The second stage of the study consists of the treatment of the various philosophical problems that emerges when the freedom of human will is admitted. The first philosophical problem along the way is the one, known as ‘the problem of evil’, which is intrinsically a religious one. Indeed, the problem of the evil with the problem of the free will seems to be intertwined into each other, especially from the perspective of Augustine’s thought. In second section, such issues are treated. In third section, the possibility of the freedom of the human will is taken as a subject of some approach, which can be called philosophy of religion. Herein, ‘freedom of will’ is taken as a matter of inquiry from aspects of the main questions which can be construed as concerns of a Christian philosophy. The last section takes up the significant problem of the history of philosophy which is also seen as the gist of the problem of freedom by modern philosophical aspects, that is determinism and problem of free will. Throughout the study, it has been tried to put forth that the human will is free, on its philosophical grounds.

3

İÇİNDEKİLER

ÖZET……………………………………………………………………………….i SUMMARY………………………………………………………………………..ii İÇİNDEKİLER…………………………………………………………………....iii ÖNSÖZ………………………………………………………………………….....v GİRİŞ: AUGUSTİNUS’UN HAYATI VE ESERLERİ…………………………...1 BİRİNCİ BÖLÜM: AUGUSTİNUS’UN FELSEFESİNDE İRADE KAVRAMI…………………………………………………………………………7 I.1. Augustinus’un Varlık, Bilgi ve Bilgelik Anlayışı……………………………..7 I.2. Augustinus’ta İradenin Kavranmasına Dair Ontolojik-Etik Açılımlar……….15 I.2.1. İrade Hakkında Genel Belirlemeler………………………………………...15 I.2.2. Personalizm ve İrade……………………………………………………......18 I.2.3. En Yüksek İyi, Mutluluk ve İrade……………………………………….....20 I.2.4. Erdemler, Bilgelik ve İrade…………………………………………………25 I.2.5. İrade, Mutsuzluk ve İntihar Sorunu………………………………………...30 I.2.6. Zamansal Bir Varlık Olarak İnsan ve İrade………………………………..40 I.2.7. Sorumluluk ve İrade………………………………………………………..46 I.3. Augustinus’ta İradenin Kavranmasına Dair Epistemolojik-Etik Açılımlar.....52 I.3.1. İrade ve İrade Özgürlüğü…………………………………………………...53 I.3.2. İradenin Akla Üstünlüğü……………………………………………………56 I.3.3. Bilgi ve İnanç Bağlamında İrade…………………………………………...61 I.3.4. İrade ve Gerçek Özgürlük………………………………………………......63

.96 III. Tanrısal Önbilgi.115 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: DETERMİNİZM VE İRADE ÖZGÜRLÜĞÜ SORUNU………………………………………………………………………..82 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: DİN FELSEFESİ AÇISINDAN İRADE ÖZGÜRLÜĞÜ……………………………………………………………………85 III.2. İlk Günah Dogması ve İrade Özgürlüğü……………………………………87 III. İradenin Varlığının Nedeni (İradenin Veriliş Nedeni)…………………….1.. Önceden Seçilmişlik ve İrade Özgürlüğü………………. Ahlakî Kötülük ve İrade……………………………………………………75 II.120 IV.4 İKİNCİ BÖLÜM: KÖTÜLÜK PROBLEMİ VE İRADE ÖZGÜRLÜĞÜ SORUNU…………………………………………………………………………67 II.. Zorunluluk ve İradîlik……………………………………………………..2.2.87 III.100 III.3...1.68 II. Kötülük ve İradî Özgürlüğün İmkânı……………………………………….1.4.1. Önbelirlenim ve İnsan İradesinin Durumu…………….2.. Predestinasyon. İyi-Kötü Ayrışmasında İrade……………………………………………….3. Augustinus’un Kötülük Problemine Yaklaşımı…………………………….79 II.……….142 SONUÇ………………………………………………………………………….1. İnsan Doğası Kavramı ve İradenin Niteliği………………………………91 III.1.. Kötülük Probleminde Tanrı……………………………………………….101 III. Teodise Bakımından İrade………………………………………………. Tanrı’nın Yardımı (Kayra) ve İrade Özgürlüğü………………………….4.3.3. İlk Günah ve İrade Özgürlüğü………………………………………….109 III...68 II.1..1..70 II.1. Kötülük: Fiziksel Kötülük ve Ahlakî Kötülük …………………. İlk Günah ve İnsan İradesinin Durumu…………………………………. Günahın İlksel Nedeni ve İrade………………………………………….145 KAYNAKÇA……………………………………………………………………151 İKİNCİL KAYNAKÇA…………………………………………………………158 .1.2.119 IV.1....126 IV.4.

kötülük probleminde ortaya atılan argümanların. Ortaçağ felsefesinden ziyade. ne şekilde ve ne derece özgür olduğunu çeşitli felsefi sorunsallar çerçevesinde ele aldık. varlık düzeni içerisindeki konumunu ele aldık. iradenin. iradenin özgürlüğü sorununda ne kadar geçerli olduğunu da ele aldık. iradenin özgür olup olmadığını. klasik felsefenin en önemli üç düşünüründen biri olarak kabul edildiği. Augustinus’taki cevabını irdeledik. hem antik anlamdaki felsefe açısından. diğer yetileri arasında nasıl bir konumda olduğunu ve böylece. irade özgürlüğü sorununu. Stoacılardan belki biraz daha fazla etkilenerek. Bu bağlamda iradenin ontolojik olarak ne olduğunu ve buna bağlı olarak etik bakımdan nelerle yükümlü olduğunu inceledik. irade özgürlüğü problemini özgün bir şekilde ele almıştır. Araştırmamızın son bölümünde. Böylelikle Augustinus. Bu çalışmada. Augustinus’un irade anlayışını ortaya koyup. . İlkçağ Hıristiyanlığı’na dâhil edildiği de olur. en büyük iki filozofundan biri. Augustinus’un. Bu sorunla birlikte. Thomas Aquinas’la birlikte. Augustinus. Patristik dönemin ise. en büyük filozofu olan Augustinus. Aziz Pavlus’tan fazlaca etkilenerek içselleştirdiği Hıristiyanlıkla. insanın irade yetisinin. özgün bir sentez içinde buluşturmaya çalışmıştır. iradenin epistemoloji ve zihin felsefesi açısından ne gibi bir niteliğe sahip olduğunu gözden geçirerek sürdürdük. din felsefesi kapsamında ilk günah dogması. ona göre. hem de Hıristiyan felsefesi açısından ele almıştır. felsefenin temel sorunlarından biri olan determinizmin irade özgürlüğünü ortadan kaldırıp kaldırmadığına dair olan sorunun. Bu çalışmada. teodise. Aristoteles ve Epikürosçulardan az. Tarihsel bir geçiş döneminde yaşamış olması sebebiyle. Platon’dan çok.5 ÖNSÖZ Ortaçağ felsefesinin. Augustinus’un varlık ve bilgelik anlayışı eksenli felsefesinden genel olarak bahsettikten sonra. Bu incelememizi. kayra gibi kavramlar çerçevesinde iradeyi ele aldık. klasik antikiteye özgü felsefeyi. Platon ve Aristoteles’le birlikte.

tezin danışmanlığını üstlenip. değerli yardımlarından ötürü teşekkür ederim. öneri ve eleştirileri ile bana yol gösteren sayın hocam Yrd. Dr. Ali Taşkın’a. Hâle Gülser Erbağcı Sivas 2007 . Doç. fikir.6 Bu çalışma süresince.

Tüm bu düşünsel dalgalanmaları boyunca. (Belirtmek gerekir ki. Yunanca kaynaklarla. dokuz yıl boyunca. dolayısıyla Platon’un düşüncesine yönelmesi gösterilebilir. Bu eserde bahsedilenler onda. felsefi hakikat ve bilgeliğe karşı derin bir ilgi uyandırmıştır (Garvey 1957:1). eğitimini tamamlamak üzere. Roma’da ve Milan’da retorik hocası olarak çalışan Augustinus’un hayatındaki ikinci dönüm noktası olarak. başarılı bir öğrenci olarak. onu bu inançtan uzaklaşmaya sevk etmiş ve Augustinus. Kartaca’da. “Kuzey Afrika’nın kültürel açıdan gelişmiş fakat ahlakî çöküntü içindeki metropolü” Kartaca’ya (Carthage) gönderilmiştir. sadece Latince çevirileri aracılığıyla ilgilenmiştir. Demougin 1999:48. gene Roma Afrika’sında bulunan Madaura’da (Madaurus) seküler bir öğrenim (retorik ağırlıklı bir “liberal sanatlar” öğrenimi) görmüştür. hakikati hiçbir zaman bulamayacağına dair bir umutsuzlukla.7 GİRİŞ AUGUSTİNUS’UN HAYATI VE ESERLERİ Aurelius Augustinus [Augustine. Manici piskopos Faustus’la olan karşılaşmasında yaşadığı hayalkırıklığı. Yeni Akademi’ye. gençlik yılları dahil olmak üzere. Daha sonra. Demougin 1999:48).) (Croset. Augustinus’un şüphecilikle ilgilendiği dönem çok uzun sürmemiştir. Kuzey Afrika’da. Roma kültürü içinde eğitilen Augustinus. sırasıyla. bu dile karşı olan yoğun isteksizliğini açıkça ifade etmektedir. Augustinus’un hayatındaki dönüm noktalarından ilki olarak. Roma İmparatorluğu’nun egemenliğinde olan Nümidya (Numidia) bölgesinin –şu anda Cezayir’in Suk Ahras kenti olan– Tagaste sitesinde doğdu. Augustinus. Augustine of Hippo. Ancak. önce Tagaste’de sonra. ve Yunanca öğrenmiş olmasına karşın. yani ılımlı şüpheciliğe yönelmiştir (Garvey 1957:1). Pagan bir babanın ve Hıristiyanlığa inançla bağlanmış bir annenin çocuğuydu. muhtemelen de Kartacalıdır (Croset. 354 yılında. Pine-Coffin 1961:18) . Yeni-Platoncu filozoflar Plotinos ve Porfiros’un [Porphyry] eserlerini okuması. Augustin]. daha sonra heretik sayacağı Manicilik (Manişeizm) inancına bağlı kalmıştır. Cicero’nun Hortensius eserini okuması gösterilir. Ataları Berberî. Augustinus.

bütün özellikleriyle üzerinde düşünüldüğünde. Augustinus. De Magistro adlı eserinde sorularına cevap veren konuşmacının. evlilik dışı bir oğlu olmuştur. Aziz Pavlus’un yazılarını okuması. retorik öğretmenliğini bırakmış olarak. Augustinus’un hayatına bakıldığına. onun. sırf kendi anlatımlarıyla yetinildiğinde dahi. ölümüne değin. Daha sonra. 395 yılında piskopos olmuştur. Düşünsel gelişimi ve hayatının kişisel kesitleri dahil.8 Milan’dayken. gene Cezayir’de bulunan Hippo bölgesine (Hippo Regius) 391 yılında papaz olarak atanmış. “büyük bir aziz olmadan önce. sapkın bulduğu fikirlere ve mezheplere karşı sürekli olarak koruma çabası içinde olmuş. Kuzey Afrika’ya geri dönmüştür. büyük bir günahkar” olarak yaşadığı görülür (Pine-Coffin 1961:11). Vandallar tarafından kuşatılırken. Bir süre sonra. Augustinus’u yavaş yavaş Hıristiyanlığa yaklaştırmıştır. kendisiyle birlikte vaftiz ettirmiştir. 430 yılında. Adeodatus ismini verdiği oğlunu. Augustinus. Demougin 1999: 48). Ne var ki bu çocuk. Demougin 1999:48. oldukça genç yaşta bir hastalıktan ötürü yaşamını yitirmiştir. tüm . Katolik inancının birliğini savunmuştur (Croset. gerçekten de. bir yıllık bir inzivanın ardından 387 yılında resmen Hıristiyanlığı kabul ederek Katolik inancına bağlanmasıdır. ve şüphesiz en önemli dönüm noktası. Augustinus’un hayatındaki üçüncü. yani ‘Aziz’ (ermiş) (Sanctus. canonize). kiliseyle ilgili vazifelerinden arta kalan bütün zamanını. ani bir dönüşle kendini çekip kurtarıncaya değin. Augustinus. yaşına göre kavrayışlı ve olgun olarak tasvir ettiği oğlu olduğunu söyler. çağının tipik bir Romalısıdır (Weischedel 1997:94). ölümünden bir süre sonra Kilise tarafından kanonize edilmiş (canonisatio. Hıristiyanlığı. Hıristiyan oluşundan. Croset. Uzun süren ilişkisinden. yaşama veda eden Augustinus. Demougin 1999:49. Garvey 1957:1-2). yalnızca ortaçağ felsefesi açısından değil. teolojik ve felsefi konularda eser yazmakla geçiren Augustinus. annesinin yoğun telkinleriyle. Ambrosius tarafından Milan’da vaftiz edilen Augustinus. Tunçay 1985:309). ve Milan piskoposu Ambrosius’un [Saint Ambrose] konuşmalarından etkilenmesi. Saint) ilan edilmiştir (Croset. Bedeni ile ruhu arasında yaşadığı gelgitlerden. kendi çocuğunun annesiyle olan bütün ilişkisini kesmiştir (Weischedel 1997:93-4. Hippo Regius.

2. Müzikte kullanılan ölçü . ruh üzerine içebakışlarını içerir (Garvey 1957:2). ona. başlıca felsefî eserleri. yalnızca Tanrı’nın bilinmesinde bulunabileceği sonucuna” varan bir eserdir (Garvey 1957:2). “Gerçek mutluluğun. yazılış tarihleri ve içerikleri ile birlikte. Patristik dönemin bir başka filozofu İsidorus [İsidore of Seville]. Akademi Şüpheciliği’nin çürütülmesini içerir (Garvey 1957:2). teolojik incelemeler. çok farklı hacimlere sahip olan eserlerinin toplamı 117118 kadardır. fikirlerine tüm sıcaklığı. birçoğu. Batı kültürü içerisinde önemli ve orijinal bir yer tesis etmiştir. teodise. çok sayıda eser vermiştir. doğrudan felsefe eseri sayılanları veya felsefî nitelikte bulunanları. kültür tarihi açısından önem arz eden bir eserdir. düşüncesinin derinliğinin yanı sıra “yaşamının insanlık dolu gerçeklerini. –Augustinus’un. De beata vita (Mutlu Yaşam Üzerine) (386): Mutluluk konusunu ele alır.9 felsefe tarihi açısından. Zekiyan’a göre (1975:21). cesaret ve içtenliğiyle yansıtması” da. dolayısıyla din felsefesiyle ilgili bir eserdir (Gökberk 1998:135. Contra Academicos (Akademililere Karşı) (386): Bilgi teorisiyle ilgili bir eser olup. ölümünden sonra artan otoritesine rağmen– Augustinus’un bütün kitaplarını okuduğunu iddia eden birisinin bu sözünden şüphe edilmesi gerektiğini söylemiştir (Brown 1997:392). Augustinus’un. tasarımlarında. İlahi Takdir’in. Augustinus. kendine özgü bir kişiliktir. De musica (Müzik Üzerine) (387-91): Felsefe tarihi açısından olmasa bile. ansiklopedik boyuttaki kitaplara değin. Küçük kitapçıklardan. 3. De immortalitate animae (Ruhun Ölümsüzlüğü Üzerine) (387): Soliloqua’nın devamı niteliğindedir (Garvey 1957:2) 6. dinle ilgili konularda soru-cevap notları veya vaazlardan oluşan eserlerinin. en fazla 20-25 kadardır. 4. De ordine (Düzen Üzerine) (386): Evren planında ‘iyi’ ile ‘kötü’nün yeri üzerine bir incelemedir. şöyle sıralanabilir: 1. 5. Augustinus’un. kötülüğe nasıl bir rol verdiğini incelemesi bakımından. Soliloquia (Kendimle Konuşmalar) (387): İnsan ruhunun ölümsüzlüğünü ele alan bir eserdir. Garvey 1957:2).

De libero arbitrio (İradenin Özgür Seçimi Üzerine) (388-95): Kötülük probleminin. Petrarca [Petrarch]. dil felsefesi ve retorikle de ilgilidir (Garvey 1957:2. akıl veya bilgi karşısında kesin bir üstünlüğü olduğunu ileri süren Augustinus. 13. efendisi olduğunu söyleyerek. 12. De Doctrina Christiana (Hıristiyanlığın Tezi Üzerine) (397): İncil’in yorumlanıp açıklanmasına felsefî bir giriş olarak yazılmıştır. soyut nitelikte olmak durumunda olan sayılar. Augustinus’un önemli sayılan bir eseridir (Lacey 1996:18-9.10 birimlerinin. bilgi teorisi. 11. Augustinus. bir inanç temel alınmadıkça. Söz olan İsa’nın. De Utilitate Credendi (İnanmanın Yararları Üzerine) (391-2): İnancın. De magistro (Öğretmen Üzerine) (389): Augustinus’un bilgi teorisiyle ilgili özgün fikirlerini içerir. dolaysız bilgilenme ve ilahi aydınlanma gibi konular üzerinde durur. Augustinus’un felsefi açıdan en önemli sayılan eserlerindendir. iradenin özgürlüğü sorununu. Anselmus. mutlulukçuluk anlayışı (eudaimonism). Aquinas. insanın anlama yetisinin içsel eğitmeni. Tanrı kanıtlamaları içermesi bakımından din felsefesi. De Genesi ad litteram liber imperfectus (Doğuşun Gerçek Anlamı Üzerine) (393-4): İncil’in Tekvin (yaratılış) bölümü üzerine bir yorumu içerir. Confessiones (İtiraflar) (397-401): Augustinus’un en önemli sayılan iki eserinden biridir. ontoloji gibi değişik konularla devam eder.476-7). gerçek din ile gerçek felsefenin aynı şey olduğunu iddia etmektedir. Kozmolojisini içermesi bakımından. Luther. 7. ve dolayısıyla form sayesinde düzenlenip kullanılabildiği fikrini işler (Garvey 1957:2). Mendelson 2001:467. anlama yetisinin çelişkiye düşeceğini söyler (Çüçen 2000:59). Ayrıca. özellikle din felsefesi bağlamında işler.xii). 9. Ortaçağ teolojisi üzerinde çok etkili olmuştur (Robertson 1958:ix. eserin başlangıcından ortalarına kadar yaşam öyküsünü. 8. De vera religione (Gerçek Din Üzerine) (389-91): Augustinus. ahlaki kötülük bağlamında tartışılmasıyla başlanır. . Augustinus. Gilson 2007:127-8). Pascal ve Kierkegaard’ın bu eserden çok etkilendikleri kaydedilmektedir (Chadwick 2001:4). 10.

pagan kültürünün ve paganizmin eleştirisi. Hıristiyan toplumu üzerinde. Eserin son bölümleri. yalnızca teolojik bir eser değildir. 14. Collinson 1998:28). onun en çok etki eden düşünceleri olan. zaman. teoloji ile felsefe. Augustinus. bir eskatoloji ile son bulacaktır. insan iradesinin durumu. Zihin felsefesi ve insan felsefesiyle de ilgili olan bu yapıt. yalnız bu savaş. perspektiflere başvurarak aktarmaktadır. Roma Devleti’nin çöküşünü. Eserin temel tezi şudur: Tanrı Devleti ile Yeryüzü Devleti (Şeytan’ın Devleti) arasında. Mezmurlar’ın dilinden etkilenerek yazıldığı için. Hem Batı felsefe tarihi. sessiz ve derinden bir ayrışma şeklindedir. Williams 1993:xxi). B. İncil’den sonra en çok etkide bulunmuş eser olarak anılır. . Genel olarak. Tarih metafiziği. vb. kötülük problemi karşısındaki tavrının hayatı boyunca nasıl farklılaştığı. zaman zaman dua biçimine dönüşür (Croset. Bu eser. Demougin 1999:49). tarihi ikiye bölmektedir ve bu tarih. Ortaçağ boyunca. De Civitate Dei (Tanrı Devleti) (413-26): Augustinus’un en önemli eseridir. politik teoloji olarak da tanımlanan eserin ele aldığı konular arasında şunlar yer alır: Roma kültürünün yükselişinin ve çöküşünün değerlendirilmesi . mevcut Roma kültürüne yönelttiği eleştiriler. Kendi kendini severek kibir içinde olanlardan oluşan yeryüzü devleti ile Tanrı’yı severek yüce şeylere yönelenlerden oluşan Tanrı devleti arasındaki birbirlerine indirgenemez farklılık. iman ile akıl arasındaki ilişki. Felsefî kısımları olmasına rağmen. hem Batı uygarlık tarihi üzerinde çok etkili olmuş bir eserdir. De trinitate (Kutsal Üçleme Üzerine) (399-419): Hıristiyanlığın teslisindeki birliği anlatır. tarih felsefesinin en eski başlangıcı olarak kabul edilir. eserin biçemi. 2004:329-30). bellek ve sonsuzlukla ilgili düşüncelerini içermesi bakımından çok önemlidir (Russell. insanlık tarihi boyunca süren bir savaş söz konusudur. bir erdem ve yönelim olarak sevgi. Roma mitolojisindeki tanrılara olan inancın –Hıristiyanlığın gelişi ve yayılmasına bağlı olarak– azalmasına bağlayan o dönemdeki yaygın iddialara cevap olarak yazılmaya başlanmıştır (Augustine 1994:1-2. düşünsel serüvenini. 15.11 yaşantılarına sonradan yüklediği anlamlar çerçevesinde anlatır. Augustinus’un felsefi açıdan çok önemli sayılan bir eseridir (Gökberk 1998: 135. ruh metafiziğini içerir. vd. form-içerik hakkındaki düşünceleri. Ancak. Bu eser.

olgunlaşmış görüşlerinin ışığında. bu eserinde. . hangi tartışmaya cevaben yazıldıklarını belirtir. onları gözden geçirmektedir. Retractationes (Şerhler) (426-7): Yazmış olduğu eserlerden genel olarak memnun olan Augustinus.12 teolojinin ağır bastığı bir eserdir (Gökberk 1998:135. Lacey 1996:18-9). Collinson 1998:28. eserlerin. eski yazdıklarına bazı eklemeler yapar (Williams 1993:124). 16. kendi eserleriyle ilgili olarak önemli bulduğu ayrıntıları açıklamak suretiyle. eserlerinin kronolojilerini. Retractationes’te Augustinus. vurgulamak istediği yerleri üzerinde durur.

Hıristiyanlık temelinde yeniden yapılandırdığı ‘varlık hiyerarşisi’ düşüncesi.” (Zekiyan 1975:21) Böylelikle. Ona göre. “Bildiğimi düşündüğüm zaman aldanabilsem dahi. kendisinden tam anlamıyla emin olacağı bir temel bulmak zorundadır. Augustinus’ta genel epistemolojik yaklaşımlar. Augustinus’ un felsefesinin iskeletini oluşturmuştur. 427-347) alarak. varlık anlayışı içerisinde yer yer değinilecektir. Augustinus’un varlık. Augustinus’ta “felsefe. yalnız teorik bir saha değil. Augustinus’a göre. Buna ek olarak belirtmek gerekir ki. hem de çok emin bir şekilde var olduğunu bilir (Augustine 1993:33). insan. Platon’dan (M. herhangi bir sorunu araştırmaya başlamadan önce. onun ontolojisinden başlamak gerekir. bir bilgelik aşkıdır. ontolojik ilgiye bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.1. Augustinus’un Varlık.13 BİRİNCİ BÖLÜM AUGUSTİNUS’UN FELSEFESİNDE İRADE KAVRAMI I. birlikte ele alınacaktır. bilen özne olarak insan. konuya katkısı olması bakımından. Burada bir tür ontolojik sezgi söz konusudur denebilir. bilgi ve bilgelik hakkındaki görüşleri. bu temeli ortaya çıkartacak soru şudur: Birey olarak insan gerçekte var mıdır? Kendimin varlığından emin olmadan. epistemoloji ve ontoloji iç içedir. Augustinus’un. yalnız bir bilim değil. Augustinus’un bilgi anlayışı ayrı olarak ele alınmayacak. süjenin. konuya.Ö. bir philo-sophia’dır. Bilgi ve Bilgelik Anlayışı Augustinus’un felsefesinde hangi konu ele alınırsa alınsın. Zira. Augustinus’a göre. bir bilgelik sevgisi. . yine de aldanabilmek için varolmam gerekir. Genel olarak Augustinus’un münferit bir epistemolojik çerçeve sunmadığı kabul edilmektedir (Çüçen 2000:53). bir şekilde. Augustinus’ta irade kavramının ortaya konmasının hemen öncesinde. bilgimin varlığından ve doğruluğundan emin olamam. Augustinus’ta.” (Cevizci 2003:716) Böylelikle.

14

kendi varoluşuna dair olan bilgisi kesinlikle doğrudur (Augustine 1993:33).1

3 2 1

Kavrayış gücü (Anlama yetisi) Hayat Varoluş

Sonraki aşama, önceki aşamayı gerektirir.

Varlık hiyerarşisindeki tabakalar, yukarıdaki gibidir. Üstte yer alan, altta yer alanı kesin olarak gerektirir. Her bir tabakaya ait bilgi, bu tabakadan farklı bir şeydir. Örneğin hayvanlar vardırlar ve hayat sahibidirler; fakat kendi varoluşlarının ve hayatlarının bilgisine sahip olup olmadıkları açık değildir. Ayrıca, her bir tabakaya ait tam bilgi, bu tabakada bulunulmasını gerektirmektedir. Örneğin insan, anlama yetisi sahibi olduğunu bilir; çünkü varoluş ve hayat tabakalarının yanı sıra, kavrayış tabakasında da yer alır. Yani, anlayan (anlama yetisine sahip) bir varlık, ayrıca hem varolmalı, hem de canlı olmalıdır (Augustine 1993:33). Ontolojik üstünlük, epistemolojik üstünlüğün teminatıdır. Keza, Augustinus’un “ruhun gözü” olarak bahsettiği akıl, insan doğasındaki en yüce şeydir. Yani, evrende var olan varlık hiyerarşisi, insan bireyinin içinde de vardır. Beden, ruhtan ve de ruhun akıl melekesinden aşağı bir konumdadır. İnsandaki hiyerarşik yapıda akıl en üstündür; ama evrendeki hiyerarşik yapıda en üstün olan insan aklı değildir. İnsan, evrendeki varlık hiyerarşisinde, akıl sahibi olsa dahi, en üst konumda değildir, o, bu hiyerarşiye bazı bakımlardan tabidir; bazı bakımlardan da bu hiyerarşideki birtakım unsurlar ona tabidir.

1. Burada, Descartes’ınkini (1591-1650) (Cogito, ergo sum [Düşünüyorum, o halde varım]) önceleyen bir düşünce (Si fallor sum [Yanılıyorsam, varım]) söz konusudur (Cevizci 2002:940). Ne var ki, Augustinus, Descartes’ın aksine, bu konuyu çok sıradan bir şey olarak ele alıyor. Bunun sebebi olarak, Augustinus’un düşüncesinin, genel olarak ontolojik yönelimli olması gösterilebilir. Augustinus’un, sözgelimi Descartes’ta görüldüğü gibi, epistemolojik keşiflerde bulunmak gibi bir yönelimi yoktur; o, daha ziyade ontolojisini sağlamlaştırmakla ilgilenmektedir.

15

Tanrı, varlık hiyerarşisinin en üstünde yer alır. Tanrı, yalnızca kendisi karşısında insan aklının veya bir başka ruhun aklının seviye bakımından aşağıda kaldığı, akıl sahibi bir varlık olmayıp, kendisi karşısında hiçbir şeyin üstün olamayacağı varlıktır (Augustine 1993:40). Hiçbir şeyin kendisinden daha üstün olmadığı varlık Tanrı’dır. Bunun aksini iddia etmek saçmadır. Daha üstün bir varlık olsaydı, o zaman o Tanrı olacaktı; ve Tanrı, gene “hiçbir şeyin kendisinden daha üstün olmadığı varlık” olacaktı. Şu veya bu şekilde, akıldan (insan aklından) daha üstün bir varlık, insanın da içinde yer aldığı varlık hiyerarşisinin tepe noktasında yer alır (Augustine 1993:41). Zamana bağlı olmamak, yani değişmez olmak, Tanrı’nın karakteristiğidir. Tanrı’nın altındaki varlıkların, yukarıdan aşağıya inildikçe, bu özellikler bakımından noksanlaştıkları görülür. Salt varoluş sahibi olan maddi nesneler tamamen değişkendir. Varoluşa ek olarak hayat sahibi olan beden ise, bir durumdan bir başka duruma geçip durur. Düşünüldüğünde, insandaki aklın bile değişken olduğu görülür. Augustinus’un anlatımıyla: İnsan, bir bakıyorsunuz, hakikate ulaşmak için çabalıyor; bir bakıyorsunuz, hiç de böyle şeyler için uğraşmıyor. Akıl, değişmez bir şey görüyorsa (görebiliyorsa), kendinin, bunun yanında aşağı bir seviyede kaldığını itiraf etmelidir. Çünkü insan bakımından en üstün varoluş formu olan akıl bile değişmezlik özelliğinden yoksundur (Augustine 1993:40-1). Maddi varoluş sahibi olan nesneler, sayılardan oluşan birer forma sahip olmasalar, hiçliğe gömüleceklerdir. Form sahibi olmak, yani form verilebilir olmak ile değişebilir olmak, aynı şeydir. Ancak Augustinus’a göre “hiçbir şey, kendi kendine form veremez, çünkü bir şey, sahip olmadığı bir şeyi veremez.” Augustinus’un anlayışına göre “Hiçbir şey, kendi kendini oluşturamaz.” Ruh da beden de değişebilir niteliktedir. Değişebilir olmak, şekil verilebilir olmaktır. Öyleyse, beden ve ruha şekil verilmiştir ve verilmektedir. Bu şeklin kendisi, değişmezdir (Augustine 1993:62-63). Bu form, elbette, evrene hükmetme konusunda takdir sahibi olan Tanrı’dır. Augustinus, burada, Tanrı’dan, değişmez

16

form olarak bahseder. Değişen tüm şeyler, formları olmadığında hiçliğe gömülüyorlarsa, onları bundan kurtaran ve onlara form veren yegane şey Tanrı’dır, yani ebedi formdur (Augustine 1993:64). Augustinus’un form ile ilgili düşüncelerinde, Platon’un etkisi olduğu görülmektedir (Çotuksöken, Babür 2000:73). Sonuç olarak, madde ve hayat, şekil verilebilir niteliktedir. Madde için de ruh için de şunları söyleyebiliriz: Bunların varolmamaya olan eğilimleri, ne kadar büyük olursa olsun, bunlarda bulunan form sayesindedir ki, bir şekilde gerçekten vardırlar. Bir şey kusurlu diye, o şeyi −o şeydeki formu− ortadan kaldırmaya kalkmak, saçmadır. Çünkü formun kendisine bakıldığında, (kendi) kanunlar(ın)a karşı gelenin, o olmadığı görülür. Şeyler, sırf varolmaları bakımından dahi, iyidir. Bu iyi şeylerin hepsi Tanrı’dan kaynaklanmaktadır. Evren ve evrende var olan her şey, Tanrı’nın varlığına delalet eder (Augustine 1993:64).
“Daha az iyi hale gelebilen her doğa, iyidir ve her doğa, bozulmaya uğradığında daha az iyi hale gelir. (…) Her doğa, bir doğa olduğu (olarak kaldığı) ölçüde iyidir. Her doğa, ya bozulabilir türdendir, ya da bozulamaz türdendir. Eğer o, bozulamaz bir doğaysa, bozulabilir bir doğadan daha iyidir; ve eğer bozulabilir bir doğaysa, hiç şüphesiz (o da) iyidir, çünkü bozulma onu daha az iyi yapmaktadır. Böylelikle, her doğa, iyidir. ‘Doğa’ ile, aynı zamanda ‘töz’ olarak adlandırılan şeyi kastediyorum. Öyleyse, her töz ya Tanrı’dır, ya da Tanrı’dan gelmektedir, çünkü her iyi şey, ya Tanrı’dır, ya da Tanrı’dan kaynaklanmaktadır.” (Augustine 1993:96-97)

İnsanların duyuları ile akılları kişiselleşmiş, yani her bireye göre farklı bir hal almış olabilir; ama duyular ile algılanan şeyler, oldukları gibi kalmaya devam ederler, üzerlerinde ne kadar çok veya farklı farklı düşünülse bile. Maddi gerçekliği herkes farklı biçimlerde algılayabilir, ama maddi gerçekliğin olduğu gibi kaldığı da malumdur. Düşünsel gerçeklik için de bunun böyle olduğu durumlar vardır. Akıl, her bireyde farklı bir şekilde bulunsa dahi, düşünen herkesin zihninde ortaklaşa olarak var olan bir şey(ler) vardır (Augustine 1993:41,44). En başta, sayısal gerçekleri anmak gerekir. Sayılar asla yanılmazlar, sayılarla hesap

Ne var ki sayılar. Sayısal işlemlerin doğruluğunu. belli bir sayıyla belli bir diğer sayının toplamının her zaman ne ise o olacağını kesin olarak iddia edebiliriz. ‘bilgelik’i de bu sınıfa koymak durumundayız (Augustine 1993:46-7). aklımızdır. Her insan kendi zihniyle bilgeliğin farkına varır. bizim zihnimizin aşağısında . insanın. düşünen herkeste ortak olan bir şeydir (Augustine 1993:44-6). ortak. “bedensel duyunun kendisi hakkında hiçbir şey bilmediği içsel ışık aracılığıyla” farkına varılmaktadır. Matematiksel hesap yaparken yanlış yaptığımızı bize fark ettiren aklımızdır. diğer taraftan bunların yalnızca değişmez değil. biz sadece onları algıladığımız sürece var olduklarını kesin olarak iddia edebiliriz. Sayılar. ne kadar çok potansiyel olarak bilge insan varsa. Sayıların ve sayısal işlemlerin mekanizmasının herkeste aynı şekilde bulunduğunu bilmekteyiz. kesin olarak doğru zihinsel nesneler olmak bakımından tek değildirler. ayrıca maddi dünyada bunun sağlamasını yapmak zorunda değiliz. kendisinden bu denli emin olduğumuz ve kimsenin içeriği hakkında tartışmadığı. Ama sayısal gerçekler. bilgeliğin bireysel (personal) nitelikte olduğu sonucu mu çıkarılmalıdır? Yani. aklımızdan hareketle. bize öyle süresiz ve sonsuz bir kesinliğin teminatını verirler ki. bilhassa ruh yönüyle farkına varabileceği. İşte bu. Ayrıca. Bilgeliğin yani hakikatin −az ya da çok− bilgisine sahip olduğumuza göre. bundan. değişmez. kalıcı doğruluğu içeren Hakikat. Fakat. oldukları gibi kalmaya devam ederler. söz konusu olabilir (Augustine 1993: 48-9). tek tek deneyimleyemeyeceğimize göre. Bu hakikati akıl aracılığıyla bilen öznenin. o kadar da çok bilgelik mi vardır? Nasıl ki her insan kendi ruhuna ve kendi aklına sahipse. Zira yapsak da yapmasak da. Augustinus’a göre. kesin olarak doğru olduğundan da eminiz.17 yapan insanlar yanılırlar. duyusal alana bağımlılığı yoktur. sayılar hakkındaki bu hakikatin. onu zihinsel öğelerimiz (bilinç içeriklerimiz) içerisinde (biraz muğlak kalmış) bir öge olarak görebileceğimizi iddia edenler olabilir. bu konuda. onun kendi bilgeliğinin de olması. Bilgeliğin farkına herkes bizzat kendi zihniyle varıyorsa. hatayı fark etmek durumunda olan. algı nesnelerinin.

ama diğer taraftan. doğruluk adına onun bizi belirlemesini sağlamak isteriz. şu şekilde olması gerektiği’ni söylememiz. yani değişmezlik olduğu belirtilmişti. mutlak anlamda kalıcı olan hakikate denk bir seviyede olamaz. nasıl ki bir insanla fikir alışverişinde bulunarak. Gerçek. bu alanda müfettişler değil. tamamen gerçekleri yansıtır. bir zaman olur ki. hiç kimse. Bir şeyin veya bir kişinin ‘o şekilde değil. gerçeği. gerçeğe uygun yargıda bulunmaya çalışırız. buna delalet eder.18 olamaz (Augustine 1993:54). ama bu yasalar hakkında yargıda bulunmayız (Augustine 1993:54-5). insan zihninin nasıl olduğunu ortaya koyarken. Bu yasaları hep kullanırız. bir şeylerin farkına varmamızı sağlıyorsa). kaşiflerizdir (Augustine 1993:55). on eder’ dendiğinde. böyle olmasa daha iyi olacağını söyle(ye)mez. yani bilgelik ile insan zihninin aynı seviyede olduğu iddia ediliyor olabilir. zihinlerimize eş olsaydı. Bu amaca onun hakkında konuşarak varamayız.” (Augustine 1993:55) Halbuki.” Bu durum. ondan bir şeyler öğrenebiliyorsak (veya en azından o. benzer şekilde. diğer zamanlarda olduğundan daha iyi kavrar. Değişken olan zihin. (kavrayış gücündeki bu) duraksama veya kötüleşmeden muzdarip olmaz. Eğer biz. Çünkü biz. bizden aşağı bir konumda olamaz. hakikati öğrenmek için bir miktar çaba sarf ettiğimizde de. onu daha iyi kavradığımızda hiçbir ilerleme kaydetmediği gibi. bu gerçeğe uyarız. bu gerçek hakkında yargıda . Augustinus’un deyimiyle. bu tür şeylerden bahsederken. Fakat. “Gerçeğin içsel yasalarıyla uyum halinde bu tür yargılarda bulunuruz.” Sözgelimi. hep olduğu gibi kalmak. onun nispeten olumsuz bir özelliği olan değişkenliğini de es geçmemeliyiz. “Gerçek.” Kendi zihnimiz hakkında bile yargıda bulunurken. istesek de istemesek de kendisine göre davranıyorsak. bu yargılar. o. “Bu gerçek. geçici şeylerden üstündür’ veya ‘Yedi artı üç. “Zira. ‘Kalıcı şeyler. zihinlerimiz. onun alırlığının yanı sıra. Bu bağlamda. o da değişebilir olacaktı. böyle olmaması gerektiğini. (diğer) bazı insanların aşağısında kaldığını söyleyebiliriz. hakikatin temel özelliğinin. zaman zaman da (bazı) ruhların. onu daha az kavradığımızda da. çabamızın −neredeyse− birebir karşılığını o bize vermektedir. insan zihninin değişken olduğuna dair bir kanıttır. Bu iddiaya göre. maddi nesnelerin.

bu bilgide bilginin nesnesi. bilgelik. zihnimizden (aklımızdan) daha üstün bir şeyin olabileceği. herkes onu bizzat kendi zihniyle bilir (Augustine 1993:50-1). nesnel bir bilgidir. bu ölçütün kendisinden başka başvurabileceğimiz bir şey olmayacaktır. nesnel dünyanın varoluşunu da aklımıza getiriyorsak. gerçek. daha doğrusu var olduğu ortaya çıkmış olur. Bu değişmez hakikat. hakikate götüren soyut. kendisi değil. Sonuç olarak. benzer şeylerin ruhsal gerçeklik söz konusu olduğunda da geçerli olduğunu kabul edebiliriz (Augustine 1993:54). “herkesin bildiği ama gene de tuhaf bir şekilde gizlenmiş bir ışık gibi”. Bu şey. bilgelik üzerine konuşabilmektedir. görülen şeylerin ortaklığının. sadece öznel bir duyumu değil. kendi gözüne münhasır varlıkları gördüğünü iddia etmeyip. insan zihnini aşan (bir tek) şey olduğu sonucuna varılmak durumundadır. bir tek kişinin veya bazı kişilerin zihninde değildir. bireyin zihni. Böylelikle. Birbirlerinden habersiz pek çok kişi. Bu ölçütün yanlış kullanımları yargılanabilir. Kendimizi yargılarken bile onu ölçüt olarak kullanıyorsak. neyin kalıcı ve doğru olup.19 bulunmayız. özneden daha . yüksek ve yüce kavramlara ne denli yönelebiliyorsa. kişiye özgü değildir. buradaki bilişsel eylem kişisel bir nitelik taşısa da. bu ölçütü yargılamaya kalktığımızda da. hakikattir (Augustine 1993:55-6). Augustinus’a göre. yani bilgelik. gözleri aracılığıyla birer görme algısına sahip olduğunda. herkesin bir bilgelik anlayışı olamazdı. onun. Her insan kendi zihniyle bilgeliğin farkına varsa da. anlama kapasitesi o denli artmak durumundadır (Augustine 1993:55). bilginin oluşumunu. herkesin kendi gözüyle. bir tek şey olsa da. Nasıl ki dış dünyanın varlığını reddetmiyorsak. Zira böyle olsaydı. çünkü bulunamayız. Bilgelik hakkındaki bilgi. kendisinin farkına varacak herkes için halihazırda mevcuttur. iki kişi. görülen şeylerin maddi varlığına delalet ettiğini söylüyorsak ve böylelikle görme algısı deyince. insan zihninden aşağıda veya ona eşit olmadığına göre. neyin kalıcı ve doğru olmadığını ayırt edebilen herkese müşterek olarak kendisini sunan bir ışık gibidir. O. Bu hakikat.

insan. değişmez doğrulardır (Augustine 1993:51-2). kendi başına vardır (Augustine 1993:49). ruhunun ve zihninin farklılığına bağlı olarak kendine özgüdür. Augustinus’un objektif idealist tavrı ortadadır. bazı temel hakikatleri ve erdemleri ifade eder: Adi şeyler. Bununla birlikte. bilgelik arasında nitelik farkı vardır. bilgeliği. kendi aklıyla durup düşünen herkes için. Hiç kimse. sözgelimi şu yargılar. ancak bilgeliğe kendilerini yaklaştırarak. herkes için doğru ve değişmez kurallar varsa. üstün şeylere itaat ettirilmelidir.20 çok belirler. ondan fayda görürler. insanın düşünceleri. kendi çabalarıyla. herkes aslında bilgeliğin . bilgeliğin de aynı şekilde doğru ve değişmez kuralları vardır. bilgelik. Kendisine farklı anlamlar atfetse de. Varoluşsal bakımdan birer erdem olan bu hakikatler. İnsanın diğer düşünceleri ile. Ahlak felsefesi bakımından da bu böyledir. bu kuralların. hakikat demektir. birbirlerinin düşüncelerinden haberleri olsun veya olmasın. hakikattir. Tek tek incelendiğinde de. bir başkasınınkinin içeriğini tahmin bile edemez. zamana bağlı olandan üstündür. Augustinus’a göre. az ya da çok gayretle. En yüksek ve en tam anlamıyla. zeki olarak anılmanın veya zeki bir insan olmanın ve bilgeliğe erişmenin peşinden koşmaktadır. ki bu şey. kendi kendine var olan bir şeyin tecellisi olarak ortaya çıkar. tüm insanlar. ve böylelikle. çünkü onun zihninin içine giremez. düşüncesini. Zira. bir başka insanı doğrudan doğruya bilemez. Bilgelik. bu faydanın kullanım tarzından zarar görmez. Sonuç olarak bilgelik. bu insanın düşünceleri gerçek anlamda bilinemez (Augustine 1993:48-9). kendilerinin farkına varmaya muktedir herkes için doğruluğu aşikar şeyler olduğu görülür (Augustine 1993:52-4). kendi ruhu ve aklıyla analoji kurmaksızın. bir başka insanın düşüncelerini olduğu gibi ortaya seremez. Bilgelik. İnsan. Yani bir insan. Aynı türdeki şeyler arasında kıyaslama yapılmalıdır. Böylelikle insanlar. Zamanı aşan. Böylelikle nasıl ki sayılarla ilgili olarak. ona uygun davranarak. herkes kendi zihniyle sınırlıdır. bir başka insana aktarmadıkça. kendi eylemlerinde hasıl etmezler (edemezler).

Augustinus. bunun sonucunda doğru yargı aracılığıyla. ayrıca hayat ve de kavrayış sahibi olan insan varlığına dair olan veya onda olan şeyleri. onlarda bir düzelme olmuyor ise de. bu tür insanlar Tanrı’yı daha çok övecekleri yerde. I. İrade Hakkında Genel Belirlemeler Augustinus. değerleri maddi varlıklardan çok daha üstün olan. düzelinceye değin. “Akıl. Yani. ve Tanrı’yı takdir ediyorlarsa. bu insanlardan “şeylerin cahil yargıçları” olarak bahseder. ruhlara sahip oldukları halde diğer insan varlıklarına değer vermeye pek yanaşmazlar. bilakis bu varlıklarda kusur bulmaya çalışırlar. varlık hiyerarşisine uygun olarak tabakalara ayırmaktadır (Augustine 1993:66-7). yakınlarında hoşlarına gidebilecek ne varsa ona yönelmektedir. düşünmeden. Ama daha üstün varlıklar söz konusu olduğunda.2.2. ve yönelim veya eylem bakımından bu yoldan saptığı durumlarda bile. Augustinus’a göre şöyle bir kategorizasyona gitmek uygun. ya şükretmeye aynı monotonlukla devam ederler. ve gereklidir: . Görüldüğü üzere. ahlak felsefesine kapıyı aralamaktadır. daha önemsiz şeyleri. daha önemli olanlara itaat ettirir. idealist bakış açısını muhafaza ederek.” Birçok insan. Augustinus’ta İradenin Kavranmasına Dair Ontolojik-Etik Açılımlar I. sırf bunlar içindir. insan varlığı için gerçekte neyin önemli ve yüce olduğunu kafasında ölçüp tartmadan. ya da hiç etmezler.21 peşindedir. şükrediyorlarsa. Yani. insanın bu konudaki nihai fikri aynı kalır (Augustine 1993:48-50). dünyevi duyumlarına daha uygun diye. maddi varlıkların görkemini öven insanlar. onların bu yargılarına. hakikatin ışığında yargılar. Böylelikle bu insanlar. yalnızca varoluş değil. Augustinus’un varlık ve bilgelik hakkındaki düşünceleri. Tanrı’nın yarattığı şeyler arasında göreceli olarak en önemsiz olanlar ile ilgilenirler.1. sabırla tahammül ederler. onların yargılarını −onların karşısında bir tavır alarak− tam anlamıyla reddederler (Augustine 1993:82-3). Augustinus’a göre bilgeliğe giden yolda ilerlemiş olanlar.

doğru şekilde de. Ruhun güçleri arasında. Zira. yani iyilik istenci mi olduğu sorulabilir. İyi bir iradeye sahip olmak. veyahut da fiziksel hazlara sahip olmaktan çok daha değerli bir şeydir. toplumsal hayattaki. isteme) aracılığı ile istediğimize göre. insandaki istencin. iyi bir irade mi. ve bunlar. Böylesine büyük ve hakiki bir iyilikten (iyi bir iradeye sahip olup. ki bunlar olmadan. iyi bir istenç olmadığını iddia edemeyiz. irade (istenç. ki bunlar olmadan insan doğru dürüst bir yaşam süremez. insan doğru dürüst bir yaşam sürebilir. onun eksikliğini hissetmek de. Yüksek Derecedeki İyi Şeyler: Erdemler. yanlış şekilde de kullanılabilir. iyi şeylerdir (Augustine 1993:23. Aşağı Derecedeki İyi Şeyler: Maddi nesnelerin güzelliği. yanlış şekilde kullanılamaz. İyi bir iradeye sahip olmak. onun varlığından sevinç duymak) faydalanmak da. İnsan. Kavrayış sahibi bir insan olmayı ve böyle bir insan olarak bilinmeyi hakikaten istiyorsak. orta derecede bir iyilik statüsünde olmasına rağmen. ve bunlar. kişinin kendisine bir tür neşe ve huzur da verir. insanın kendi elindedir. 3. kendisi aracılığıyla. yanlış şekilde de kullanılabilir. . iyilik iradesine. yani iyiliğe yönelen bir iradeye sahiptir.22 1. 2. yalnızca alelade bir iradeye değil. −en azından kendi açımızdan− hep. kendi hesabımıza istediğimiz şeyler. pek çok insanın kendilerini elde etmek uğruna hiçbir çabayı esirgemediği ve hiçbir tehlikeyle karşılaşmaktan kaçınmadığı zenginliğe. yani onun iradesine kalmıştır (Augustine 1993:19-20). Bu iradenin. o öyle bir aracıdır ki. Kendi mutluluğumuzu iradi olarak. ki mutlu olmak isteyen herkes bilge de olmak istemektedir ve mutlu olmak istemeyen insan yoktur. insanı onore edici mevkilere. İrade. en vahim çöküşe de onun aracılığı ile gidilir. ahlaki açıdan iyi olanı veya kötü olanı seçtiğimiz yetimizdir (Augustine 1993:66). en yüksek mutluluğa da. ayrıca. ve bunlar. Orta Derecedeki İyi Şeyler: Ruhun güçleri (melekeleri). sadece doğru şekilde kullanılabilir. ki bunlar olmadan insan doğru dürüst bir yaşam süremez. önemli ve kendine özgü bir unsur olan irade.19). bizde iradenin varolduğu açıktır. doğru şekilde de.

“günahı ortaya çıkartan. bundan başka bir şey değildir. mâni olmak çabası içindedirler (Augustine 1993:20-2). yapmak zorunda olduklarını. İnsanlar.” Yani kişi. Çünkü “kişi. iyi ahlaklılık. günahına gerekçe olarak. değişken iyiliklere çevirmeye zorlayan hiçbir şey yoktur. Kendi iyi iradelerini sevip onları kollayan bu insanlar. Günah işlediklerinde. iradesinden kaynaklanması bakımından iradîlik (istemeye bağlı olma) söz konusudur (Augustine 1993:68). Yani bu insanlar. Böylelikle. mutlu olmaya lâyık olduğu bir hayata sahip olur. iradelerine rağmen kaybedebilecekleri şeylere hiçbir zaman çok yüksek değer vermedikleri için. herkes bizzat kendi kendisinin iradesi ile günah işlemektedir (Augustine 1993:103). çekilmesi hak edilmeyen acı değil. yönünü. yapılması haklı olmayan harekettir. ne kendi tabiatı ne de herhangi bir başkasınınki tarafından günah işlemeye zorlanmamaktadır. şahsi olmayan. herkese açık olan değişmez iyiliğe −ki bu. çektiği acıları gösteremez. onlar için hayatın sonu değildir. gelecekte istemeyerek hak ettiği cezasını çekeceği herhangi bir şeyi isteyerek yapmak suretiyle. kendilerine insanın gücünün yetmeyeceği şeyleri. bilakis. iradesine sahip çıkan ve ona göre eyleyen insanların davranışı.23 İradenin bahsi edilen tarzdaki varoluşundan memnuniyet duyarak. Kişi. Ancak. Mutlu yaşam. açgözlülüğe hiçbir şekilde yenik düşmemek. yapmaları gerekeni yapmamış olurlar. kaybedilen şey ne olursa olsun.” Öyleyse. ruhun mutlu yaşamı diye bir şey olmayacaktır. davranma yolunu tutan kişiler. kendilerinin sayarak esrik bir yoğunlukla sevmezler. değişmez iyiye sadakâtle bağlanmak olmadıkça. değişmez iyilikten. İradeyi. onları kaybetmek. İnsanın iradesi. Ahlaklılık. Mutlu yaşam. (iyi) irade için en zararlı şey olan hırsa. insanın bu hareketinde bir zorunluluk olmayıp. Augustinus’a göre. . ‘gerçek’tir (hakikat. insan. bir insanın gerçek ve temel iyiliği demektir. hiçbir surette yanlış kullanılamayacak olan erdemleri içermek durumundadır (Augustine 1993:68). ruhun arzusu. günah işlemiştir. Bu şekilde davranan. bilgelik)− bağlandığında. bu biricik iyiliğin konumuna muhalefet etmeye kalkan her şeye karşı direnmektir. kötü şeyler yapmaya yani günah işlemeye mecbur değildir.

Augustinus da Hıristiyan felsefesinin genel personalist tavrına katkılarda bulunmuş bir filozoftur. İradenin varlığının vurgulanması. eleştirilmeye başlanmıştır (Gilson 2003:230-3). son derece kişisel bir niteliktedir. Hiç kimse. iradesinden başka hiçbir şey değildir (Erdmann 1997:275). 4. ahlaki öznenin. bir diğer kişiyi . daha ilk Hıristiyan filozoflardan başlayarak. İnsanın türsel devamının. insanın iradesi teşkil eder”. İnsan. Gilson’a göre. Personalizm ve İrade Kısaca. intihar sorununu ortadan kaldırır.Ö. alt-başlıklar altında ele alınacak ve temellendirilecektir. ama bir kişi. İrade. 2. iradesi aracılığıyla erdemleri kişiselleştirerek mutluluğa ulaşabilir. “ruhsal nitelikte olan kişiliğin.384-322) anlayışı). ortaçağ Hıristiyan felsefecileri tarafından genel olarak benimsenmiştir. Augustinus’a göre hiç kimse kendi öznel varoluşuna bir başkasınınkini siper edemez. bir başkasınınkini referans gösteremez. kişinin ve kişiselliğin önemini vurgulayan. yaratılmamış ve yaratan varlığa (Tanrı’ya) borcunu ödemesi ödevinin sorumlusudur. en kendine özgü esasını ve merkezini. bir başkasının mutluluğunda kendisini mutlu edecek bir şeyler görmüş olabilir. zamansal bir varlık olan insanın varoluşsal yönlendiricisidir. bize şu bilgileri sunar: 1. I. yegane amacı olan mutluluğa ulaşmasında esas aracıdır. İrade.2. mutlu olamaz. bir başkasının mutluluğuyla. İrade. 6. zira insan. yaratılmış varlığın (insanın). bireysel varlığından daha önemli olduğunu savunma eğilimindeki eski Yunan anlayışı (özellikle Aristoteles’in (M. 5. kendi felsefî görüşlerini sergilerken. 3. İradeye dair Augustinusçu bir ontolojik-etik kavrayış. İrade. daha ziyade etik açılımları olan bir yaklaşım olarak tanımlanabilecek personalizm (Cevizci 2002:820-1). Augustinus.24 Augustinus’a göre. bir taraftan da öznenin özerkliğinde ısrar eder. Bu önermeler.2. Kişi.

tam anlamıyla mümkün kılan erdemlerdir (Augustine 1993:68).) Bu kaynak. Bir öznenin başka bir özneyle. başkalarının yargısı hiçbir şey ifade etmez. eyleme geçen gene o bireydir. bunu şu şekilde itiraf eder: “Eğer kendisi aracılığıyla bir şeyleri seçtiğim veya reddettiğim irade. Bir kişi. Ve motivasyona geçiren. bir başkasını kendimize örnek almış olsak. İnsanlar arası etkileşimi. İnsanın iradesi. en gerçek mutluluktur. İnsan ancak kendi kendine mutlu olur. bilmiyorum. sadece bir motivasyondan söz ediliyordur. Augustinus’un “İradenin Özgür Seçimi” (De libero arbitrio) adlı diyalog tarzındaki eserinde. gerçekte hiçbir birey yoktur. bizzat kendi irademizdir (Augustine 1993:68). başkasının ölçülülüğü ile ölçülü olmaz. örnek alınan kişinin yönelmiş olduğu kaynağa yönelmektir. etik olmasıdır. bu diğer bireyde varlığı sezilen erdemlerdir. “hiç kimse. sahip olduğu iradedir. (Yoksa ahlaki öznenin. dolaylı bir yoldan. Kişi. İrade. onun ekseni gibi bir . onda varolduğunu gördüğü erdemleri takdir eder. saçtığı erdem ışıklarının yardımını dolaylı yoldan alıp hayatımızı düzenleyerek. eğer aksi iddia ediliyorsa. erdemlerin gerçekleştirilmesine yönelmiştir (Augustine 1993:68). Mutlu bir yaşama −ki bu durum. belirli bir özneye yönelmek gibi bir amacı olamaz. Ama gene de bize adım attıran. biraz daha yaklaşabiliriz. o bireyden başka. yani bilgeliğin mutluluğudur− erişmek üzere. insan bireyinin iradesidir. değişmez doğruluktur. Augustinus’un karşısındaki konuşmacı (Evodius). insanın. bana ait değilse.” İrade. hakikat ve bilgeliğe.” Bunlar. Belirli bir bireyde.25 mutlu edemez. öznenin amacı (arzusu). bir şeylerden faydalanmak (bir şeyle ilgili olmak) üzere kendisi tarafından harekete geçirildiği yegane şey. Bir başkasının erdemine hayran kalarak ve onun erdemine özenerek. öyle kişisel bir nitelik taşır ki. başka bir kişiyi onaylamakla. herhangi bir konuda gerçek iletişim ve etkileşim içinde olabilmesinin ana koşulu. ilişkinin temelinin. başkasının adaleti ile adil olmaz. gerçekten ona aittir. öznenin içinde olup bitecek olaylardır. diğer bireyin kendisi değil. Öyleyse. Buna benzer bir şekilde. şu halde neye ‘benim’ diyebilirim. bu durumda bile.

en yüksek iyiyi elde edebilirler. En Yüksek İyi. günah işle(ye)meyen ruhların. her türlü maddi nesnenin görkeminden çok daha yukarıda yer alır. ne kadar soluklaşırsa soluklaşsın. iradesinin bir eseridir (Augustine 1993:72-3).3. İnsanlar. Bununla birlikte. her birinin. hiçbir surette maddi bir nesneye dönüşecek şekilde değişime uğramaz. akıl ve özgür iradeden yoksundurlar. Öyleyse hiçbir günahkar ruh. personalist ve hümanist tavrını ortaya koymaktadır. . en yüksek iyiyi. Bütün bu düşünceleri. Belki. odak noktasında bilgelik bulunan felsefî anlayışı çerçevesinde. İrade. içinde belirli bir ruhun bulunduğu bir beden. onları ayıran. Bilgelik hakkında birbirlerinden çok farklı kanıları olan insanların hepsinin ortak özelliği. Keza hiçbir ruh. gayretlerine mukabil. İnsanın iyiye veya kötüye (daha düşük seviyedeki iyiye) yönelmesi. maddi bir nesneden daha iyi olmaktan geri kalmaz. insanın ahlaki alanda. gene bilgeliğe bağlı kalmak suretiyle. diğer iyiler arasından ayırt edip seçebilirler. I. en yüksek iyinin ne olduğunun farkına varmakla kalmayıp. Bir ruhtaki tanrısal ışık. asla bir ruh olmaktan uzaklaşmaz. Augustinus’a göre. akıl ve irade’den yoksun olan ruhlar dahi. Çünkü o ruhlar. herhangi bir ruh. herhangi bir maddi nesnedeki asaleti defalarca geride bırakır (Augustine 1993:82). herhangi bir maddi nesneden daha iyidir. yüce şeylere veyahut adi şeylere yönelmesi. iyinin ne olduğu hakkında farklı farklı kanaatlerinin olmasıdır (Augustine 1993:47). ‘iyi’yi arayıp ‘kötü’den kaçmalarıdır. Augustinus’un individüalist. Böylelikle. kendi kendini hareket ettirme kabiliyetine sahip bir mihver olarak düşünülebilir. günah işleyen ruhlardan üstün olduğu iddia edilemez. Mutluluk ve İrade Augustinus. fakat ruhun kendisi hiçbir surette bir bedenden daha aşağı olamaz (Augustine 1993:812). bir diğer bedenden daha aşağıdır.26 şeydir. ne denli düşerse düşsün. en yüksek iyiden şu şekilde bahseder: İnsanlar. bilgelik sayesinde.2. Augustinus’a göre. onun irade eksenine bağlı olarak gerçekleşir. donuklaşırsa donuklaşsın. ona bağlı kalarak.

bilge) olmayı isteyip istemediğimiz sorulduğunda. Mutlu olmayı yürekten istememizdeki motiv. çünkü insan. ikisi de. kendini tesadüfen mutluluk içinde bulamaz. bilgelik ile mutluluk arasında derin bir ilgi vardır. İnsan. kendisi için ister. Bizi bu sonuca vardıran. bilgelikle alakasız bir şekilde mutlu olamaz (Augustine 1993:47-8). bu haldeyken dahi mutluluğa erişebileceği iddia edilemez. bilgelik hakkındaki nosyonun zihnimize adeta damgalanmış olmasıdır. insan mutlu olmak isterken. bir gün şunu. Sonuç olarak. en yüksek iyinin peşine düşüp onu elde etme isteği ve çabasından başka bir şey değildir. İnsanın. Ruh. Aynı şekilde bize. Hata yapan. İnsan. ve sonuç olarak peşine düşülecek bir en iyiden mahrum kaldıkça. En iyinin ne olduğunu bilmek. mutluluğun ne olduğunun zaten önceden beri farkındayızdır. en iyiyi bilmek isteyişinin nihai amacı. Augustinus’un deyimiyle: Hiçbir rasyonel varlık (yani insan). mutlu insanlara bakıp. mutlu olmaktır. Ama insan. akıllıca davranan birisi (zeki. Ne mutluluk ne de bilgelik hakkındaki bilgiyi deneyimle edinmeyiz. Mutlu olduğumuzda. İnsanı mutsuz kılan. en yüksek iyinin ne olduğunu (kesin olarak) bilmedikçe. Belirtildiği gibi. dedirten. kendilerini mutluluğa götürdüğünü sandıkları yoldan değil. mutluluğun iyi bir şey olduğunu görerek mutlu olmaya imrenmeyiz. biz. onları elde edememiş olmak veya elde etme imkanının yokluğudur. açık bir şekilde kabul edilse de edilmese de. Aksi takdirde. ne bilge olmayı istediğimizi ne de bunu istememiz gerektiğini (istememiz gerekenin bu olduğunu) bilirdik. kavrayış sahibi bir varlıktır. Sözgelimi. hakikate yaklaşmaktan başka bir şey değildir. bir kişi için mutlu olmanın çok iyi bir şey olduğu gözleminden . mutlu olma yolunda ilerleme kaydedemez (Augustine 1993:56). bilgeliği bir şekilde kavrayabilir. başka bir gün bunu ‘en iyi’ sanıp durdukça. en iyi diye bildiği şeyleri. Sonuç olarak. hayattaki doğru yoldan sapmamakla doğrudan ilgilidir. kendileriyle ilgili örneklerden önce vardır. aynı zamanda bilge de olmak istemektedir (Augustine 1993:48).27 İnsanların gerçek mutluluğu. yanlış fikirler içinde olan bir insanın. İnsanı mutlu kılan. bize tereddüt etmeden evet. rastgele gözlemler değildir.

Bu bakımdan Augustinus. hiçbir bakımdan yadsınamaz (Augustine 1993:48). herkes için bir tek şey ise. Augustinus. daha çok ışık oldukça. Ama insan. yani herkes için geçerli olan bir tek en yüksek iyi varsayılmak durumunda mıdır? En yüksek iyinin tüm insanlar için bir tek şey olmadığı yönünde şüpheye düşme hakkımız var. iyi ideasıdır− ile ruhlar alemi arasındaki ilişkiyi (Augustinus’a nazaran) soyut bir biçimde ifade etmiştir (Cevizci 2002:826). Diyelim ki. Augustinus’a göre. hakikate yaklaşmaktır. Platon. güneşin kendilerini aydınlattığı fiziksel nesnelerin varlığını da işin içine katar. Mutluluk ile bilgelik arasındaki benzerlik. Rasyonel ruhlar. hakikat hakkında daha çok bilgi sahibi olunabilmesi demektir. güneşe benzetir. Bu faydalanma. Neye bakmayı seçtiğinin çok önemli olmadığı varsayılsa bile. Hakikat. Bir bakımdan bilgelik. İşte . farklı farklı iyilikleri ayırt edip seçmekte olabilirler (Augustine 1993:49). çünkü farklı insanların kendi “en yüksek iyi”leri olarak. en yüksek iyinin kendisinin ne olduğundan. farklı şeylerden zevk aldıklarını görüyoruz (Augustine 1993:48). Hiç kimsenin. hakikat olduğu ilk bölümde belirtilmişti. mutluluğun menşei olmak durumunda olan bilgeliğin kendisinin bir tek şey olmadığı sonucu çıkmaz. İnsanlar. İnsanlar. bu güneşe daha çok yaklaştıkça. onu. insanların hepsinin iddia ettiği denli çok ve birbirinden farklı “en yüksek” iyiler var. onun ışığından daha çok faydalanırlar. güneş varolmasaydı görülemeyecek olan şeyler arasından farklı farklı şeyleri seçmekte olabilirler. daha çok göreceği açıktır. Bilgeliğin. bu bakımdan fiziksel dünya ile ruhsal dünya arasında birebir paralellik kurulabilir. İnsanlar.28 kaynaklanmaz. bakmayı seçtiği her şeyi. hakikati. ‘en yüksek iyi’ de mi herkes için bir tek şey olmak durumundadır. onu elde edemediklerinde mutlu olamayacakları gerçeği denli emin değildirler. Platon’un kullandığı bir metaforu biraz değiştirerek düşüncesine aktarır. bilgeliğin güneşi yani asıl İdea −ki bu. Ama gene de ışığın kendisi tektir. en eksiksiz anlamında. güneşin kendisine bakacak denli güçlü gözleri olmayabilir. ışık sayesinde görmektedir. Platon. Bu varsayımdan.

Yakın bir zaman sonra bu kişi. Tanrı’dan başka bir şey değildir. “En yüksek iyinin muhatabı olanlar. biricik rehberlerini terk edip. gerçekten mutludurlar. fakat günah işleyenler mutsuzken evren daha az mükemmel değildir.” (Augustine 1993:89) En yüksek iyinin muhatabı olmak ile. savunmasız durumda iken onu aldattığında veya muhtaç durumda iken onu dolandırdığında veya onu esir alıp üzüntüden . ki bunlar. Varlık hiyerarşisinin en üstünde Tanrı bulunmaktadır. ölümlü beden ile ilgili işlere ve şeylere kaptırırlar. bilgelik. Bilgelik.56). gitgide artan bir şekilde karanlıklarda dolaşır ve güçten düşmüş olduğu bu durum içerisinde. en yüksek derecede varolan şeyi görmekten acizdir. Böylelikle o. onların kendi gölgeleri gibidir. Hakikat. “iyi” (iyilik) ile mutluluk (insan mutluluğu) arasında ilgi kurması kaçınılmazdır. Birisi. Böylelikle. ama bununla birlikte bu noktadan sonra bile. ve böyle irrasyonelce davrandıkça insanın mutlu olması mümkün değildir. ruhunun gözü güçsüzleşir ve bu göz. Fakat birisi bir gölgeyi sevdiğinde. Hakikati yani gerçeği.” (Augustine 1993:55) İyi niyete sahip olan insanlar. onun ortaya çıkardığı veya ortaya çıkmasına izin verdiği şeylerle ilgilenenler. İnsan varlığı. onları sevindiren şeylerde senin ışığının parlaklığından bir parça vardır. özünde rasyoneldir. sarsılmaz. mutluluğu hak ederler. sadece uygun olan ruhsal aracıları. ontolojik ve kozmolojik düzenin bir parçasıdır: “Günah işlemeyenler mutluyken. Augustinus’a göre. kendilerine ait bir karanlığı memnuniyetle kucaklayanların vay haline! Sana sırtlarını dönerler ve kendilerini. kişi kafasını kaldırıp sana bakamayacak denli yetersizleşir. aynı şeydir ve en büyük mutluluk budur (Augustine 1993:55). Augustinus’un. evren mükemmeldir. en tam anlamında. hakikat demektir. insanın en yüksek iyisini ortaya çıkartan bilgeliğe karşı aldığı tavır arasında kökensel bir bağlantı vardır: “Senin ışığından başka tarafa dönüp. eş deyişle Tanrı’yı bir kenara bırakıp. iradî insan varlığının mutluluğu ile. bu rehberin izlerini bırakmış olduğu yerlerde başıboş gezinen kimselere benzerler (Augustine 1993:61). seve seve onun peşinden koşar. diğerlerinden daha çok aydınlatmak durumunda olan bir güneştir (Augustine 1993:49. İyilik ve mutluluk arasındaki bağlantı. değişmez ve en mükemmel gerçeğin muhatabı olmak. en kolayına ne gelirse.29 bu bakımdan.

Tanrı’nın. insanların kendileriyle ilgilenmek istediği şeyler. Şekil demek. yalnızca eserin görünüşüyle ilgilenmeye değil. onun yarattığını sevenler “bilgece ve etkileyici konuşan birini duyup. Onlardan form ve sayı alındığında. onu üreten elin ustalığını düşünüp. bu kişi. bu durumu takdir etmeye ve eseri ortaya çıkaranı sempati ile anmaya da davet edilmiştir (Augustine 1993:60-2). Dışsal şeylerden başka hiçbir şeyle ilgilenmeyecek kadar alçaldığımızda bile. işçi veya mimar (Demiurgos) şeklinde algılanması türünden felsefi anlamda belirleyici bir analoji söz konusu değildir. bunu gören bir kimse. (Ne var ki bu sadece bir benzetmedir.30 kıvrandırdığında. güzel bir eser ortaya çıkardığında. Tanrı (bilgelik. Pasajda ‘sen’ diye hitap edilen Tanrı’dır.) Usta bir zanaatkâr. Tanrı’nın sunduğu bilgelik yolundan gidilmek istenmediğinde. ve âdil olan kötü olamaz. Augustinus’a göre. Tanrı’nın varlığı sayesinde. ve bedensel duyular aracılığıyla bizi kendine çekenin. Ebedi Form Tanrı’dır. hakikat) ile. Fiziksel dünyada var olan canlı ve cansız şeyleri şöyle bir gözümüzün önünden geçirirsek. fakat en önemli şeyle. zanaatkâr arasında benzetme yapmaktadır. Tanrı’yı sevmek yerine. 2. Bilgeliğe götüren yolun peşinden hiç gitmesek bile. içsel kanunlarıdır. bir anlamda ona muhalefet etmek istendiğinde bile. Platon’da olduğu gibi. başına gelenin kötülük olduğunu düşünür. her yerde onun (bilgeliğin) izleriyle karşılaşmaktan kendimizi alıkoyamayız.60).” (Augustine 1993:61-2)2 Augustinus. kesinliğe sahip. sayılarla belirlenmiş olmak demektir. söylediklerinin anlamıyla ilgilenmeyen insanlara benzerler (Augustine 1993:62). Bunlar. bu şeylere hak ederek maruz kalmaktadır. onların hepsinin −ideal anlamda olmasa bile− birer şekli olduğunu görürüz. sesinin çekiciliğine ve söylediklerini nasıl cümlelerle ifade ettiğine çok dikkat eden”. . sayısal uygunluk ve sayısal denge olduğu görülecektir. maddi şeylerde bizi memnun edenin. bilgelikten başka tarafa dönmüş olduğu için. güzelliğin. onları var kılması sayesinde vardırlar (Augustine 1993:62-3. geriye hiçbir şey kalmayacaktır. Ancak. Her şeye form veren.

insan. (felsefi bir yaklaşım olan) ‘egoizm’in insan tahlilinin beraberinde getirdiği ahlak anlayışına tamamen karşı çıkmaktadır. ancak insan-merkezci bir felsefeden de kaçınmıştır. Augustinus’a göre. Egoist psikolojiye göre. Ancak insan. bu. aşağılık ve mutsuz bir hayat sürüyor ve bunu hak ediyorsak da.31 Hiç şüphesiz her insan. erdemler ile hakikat arasında şöyle bir ilişki vardır: Gerçek (hakikat). bu aracın doğru kullanımına ilişkin bilgiden yoksun olmakla kalmaz. İnsanın iradesi. ona (hak ettiği) olumlu değeri vermesi. kendi benliklerini güçlendirmek gerekçesiyle iyi davranışlarda . merkezde erdemler vardır. insanoğlunda rastlanabilecek en kayda değer şey olmasına rağmen. bir anlamda. irade aracılığıyladır. Erdemler. insanın kendi benliğinde halihazırda bulunur. tam anlamıyla gerçekleştirmeye uğraşanlar. Augustinus. Bu araç. insanlar. “felsefeyi bilinçli bir biçimde insanî bir temele yerleştirmiş” (Windelband 1958:280). Bilgelik ve İrade Augustinus. seçme gücüne sahip bir varlık olarak tanıması.4. I. diğer insanlara nazaran mutlu bir hayat yaşarlar. irade sayesindedir veya irade yüzündendir (Augustine 1993:19.22). kendisi de bu durumdan zarar görür. insan için aşkın (transandantal) manada nihaî bir hedeftir. erdemlere ve bu suretle bilgeliğe yönelişinde başvuracağı önemli bir araç mahiyetindedir. erdemlerden de yüksek bir konumdadır: Erdemler. yani onun. iyi iradenin gerçekleştirilmesinin başlı başına kurucu bir unsurudur. bilgelik ise. iradesi olduğundan. Kendi iradelerine sahip çıkanlar. Augustinus’un ahlak felsefesinde. ayrıca gerçekten mutlu bir hayat sürüyor ve bunu hak ediyorsak da. Yalnızca takdire değer değil. erdemlere ve bilgeliğe yönelmedikçe. mutsuz ve bahtsız bir hayattan sakınmak ister.2. gerçekten bahsederken vurguladığımız denli değişmez ve kendine özgü değildir (Augustine 1993:67). iyilik istenci olma yönündeki potansiyelini. İnsanın kendini.

ise. Öyle ki yüksek seviyedekinin işi. ve Epiküros (M. Thomas Hobbes’un (1588-1679) görüşleri bu şekildedir (Cevizci 2001:43. Zira iki 3. Augustinus’un ahlaki özneyi kavrayışına temel olması bakımından.53). Halbuki. ontolojik açıdan. onun individüalizminden biraz bahsetmek gerekirse: Augustinus’a göre.3 Augustinus’a göre eğer insanın. bireyler) haricinde bağımsız bir gerçekliği yoktur (Cevizci 2002:185). onun etkisini yaymak veya bu etkiyi çoğaltmak. Augustinus. bir toplanma olmaksızın bir araya gelirler ve bir azalma olmaksızın (birbirlerinden) ayrılırlar.Ö. Modern çağda. ahlak bozukluğudur. bireyler. Egoizmin antik çağdaki öncüleri olarak. Bu görüşün aşırı bir versiyonuna. Augustinus’a göre. Fransız Aydınlanması’ndan Claude Adrien Helvétius’ta (17151771) rastlanır (Cevizci 2002:488-9). kendi benliğini (egosunu) çeşitli şekillerde güçlendirmek. iyi davranış. ontolojik açıdan. bu ‘erdemler’ çoğunlukla. Ancak. . bu manada şahsi bir niteliğe büründürülemez. kendilerini oluşturan tekil unsurlar (tekler. 4. birey üzerinde durularak anlaşılabilir (Gökberk 1998:155). 435-386). bütünlerin. hedonizmleriyle (hazcılık) bilinen Kirene Okulu’ndan Aristippos (M. genele başvurularak değil. günah işleyerek terk ettiğinde. biraz sönük kalmıştır. gurur denen zaafın tezahürleri olarak ortaya çıkmaktadır (Porter 2001:100). teorik bakımdan individüalizmi4 (bireycilik) kabul etmesinin bir sonucu olarak. individüalizm-volontarizm bağlantısı. Scotus’ta açıkça görülebilirken (Gökberk 1998:155). buna göre. belirginleştirmek. burada ‘bencil’ olma anlamında ‘şahsi’ bir eylem söz konusudur. vb. çünkü ‘Pagan erdemleri’ arasında bazı bakımlardan övgüye değer olanlara rastlanabilse dahi. Augustinus ile Duns Scotus arasında benzerlik vardır. İndividüalizm (bireycilik). ılımlı denebilecek bir ölçüde personalizmi savunur. çoğunlukla erdemmiş gibi lanse edilen Pagan erdemleri gerçekte birer erdem değil. bireylere öncelik veren. ahlaki bakımdan egoizmi kesinlikle reddetmekle birlikte. veya aşağı seviyedeki. zorlaştırılmış olmaz. somut olan gerçekliklerini vurgulayan anlayıştır. bilakis erdemin katledilmesidir. İndividüalizmden hareketle volontarizme varmaları bakımından. aşağı seviyedekinin yardımı ile kolaylaştırılmaz. işini. erdemle ilişkilendirilebilecek bir davranıştaki asıl amacı. 341-270) ve Epikürosçu Okul gösterilebilir. Duns Scotus’un (1265-1308) individiüalizmine göre ise.Ö.32 bulunurlar. tinsel nitelikteki doğalar. Bu bakımdan. yani genel olarak erdem. Augustinus’ta bu bağlantı.

bunların her biri bir vücuda sahip olsa bile. Halbuki. Burada konumuzu ilgilendiren şudur ki. benzemezlik nedeniyle birbirinden ayrılabilir. en azından erdem anlayışı bakımından.” (Augustine 1993:67-8) Augustinus’un erdem anlayışı. Platon’un Sokrates (İ. bilgelik yani hakikat. her ahlaki eylem. en yüksek anlamında tinseldir. ahlak felsefesi bakımından.Ö. ki bu erdem sevgidir. bireylerin (teklerin. kendisine hizmet edilen erdeme. fakat bu olaylar. sevgiye bağlı olarak tanımlanmak durumundadır (Augustine 1994:97-9). erdemlerin edimsel olarak var kılınmasını sağlayan. tekillerin) varoluşu sayesinde gerçektir. içeriklerindeki bu farklılık. Platon felsefesinin devam ettiricisi değil. Platon’da olduğu gibi Augustinus’ta da ‘erdemlerin birliği’ düşüncesine rastlansa (Matthews 1998:555) da. sevginin en temel erdem .33 tinsel doğa. görünüşüdür (Porter 2001:97). Augustinus. Böylelikle. kendisininkinden daha çok varsayarak sunması. Augustinus’a göre. bilgeliğin birer formu. Böylelikle. erdemlerden farklı ve üstün bir şeydir (Augustine 1993:67). erdemlerin gerçekliğini. 469-399) kaynaklı erdem anlayışından karakteristik bir biçimde ayrılır. kişiselleştirilememesi bakımından. mekana veya fiziksel hacme binaen gerçekleşmez (Augustine 1993:94). Augustinus’a göre tüm erdemler. Sokrates’a göre. kendi katkısını ve çabasını. ruh diye bir şey yoktur. ahlaki öznelerin (bireylerin) gönüllü katkılarıdır. individüal anlamda var olmadıkça. Augustinus’a göre. tam olarak ahlaki olan eylemdir. Bununla birlikte. Augustinus’un. tüm erdemler. Tinsel nitelikteki varoluş ise. yaradılış (eğilim) benzerliği nedeniyle birbirine bağlanıp. Tüm erdemler. egonun bu göreceli yadsınışı. Hıristiyan felsefesinin başlatıcısı olduğunu gösterir (Porter 2001:100). daha temel bir varoluş şekli olan erdemlere. İnsan. “yalnızca onlara sahip çıkan bireysel insan varlığına aittir. Sonuç olarak erdemler. Sonuç olarak. tek tek var olan ruhların bireysel eylemidir. tek bir yüce erdeme bağlıdır. hizmet edeni işaret edecek şekilde ‘bireysel’ (individüal) bir nitelik kazandırmaktadır. Augustinus’ta varoluş.

yani doğru bilinç ve yönelim içinde olması) talep edilmektedir. bir şeyi sevmenin o şeyi (herhangi bir anlamda) istemek olduğu düşünüldüğünde. (kendi adına) pek çok şeyi belirleme yetkisi vermek demektir. kendinden hareketle idare eden (otonom) birey bile. Ambrose of Milan] (339-397) ve daha çok da Pavlus’tan [Aziz Paulus. Hakikat. mümkün ve var olan en yüksek iyiliktir. caritas. genelde formel olanlar dışında pek bir söz söyleyemeyiz. Bu. bir yabancıdır. yanılabilir. İnsanın kendi şahsını merkeze koyması bile. charity) en temel erdem saymak bakımından. Erdemlerle kıyaslandığında. Yani insan. Augustinus’un burda bahsettiği şudur: hakikat ve böylece bilgelik. Ambro- sius’ tan [Saint Ambrose. Augustinus’un. asla değiştirilemez olmakla birlikte. İnsan benliğine bir taraftan şartsız yetki verilmekte. bireyselleştirdiği erdemleri. onu aşmaktadır. belirleme gücü. gerçek ve bilgelik. Halbuki hakikat. insanî en yüksek iyiliktir. sevgiyi (lat.34 olduğunu5 söylemekle. onu heteronom (başkasına bağımlı) olmaktan kurtaramaz. 5. bir taraftan da benliğin. gerçek varoluşu için kâfî görmemelidir. özneyi etik bakımdan volontarist (istençci. ona ancak bir köşesinden tutunmayı başarabilir. erdem örnekleriyle kısmen de olsa içerilebilir. kendilerine bağlanan her insanda farklı biçimde tecelli eder. insanın kendi varlığını tam gerçekleşmesine nazaran. . Ama hakikat ve bilgelik hakkında. öyle yüksek bir varoluşa sahiptir ki. Saint Paul] (?-67) etkilendiği bilinmektedir (Matthews 1998:555). Halbuki insan. bu −erdem−. insan varlığını ve iradesini öyle aşar ki. Yani kendi kendini. erdemleri kendi şahsında gerçekleştirmiş olmakla kişi övünemez. bir başkası. çok daha geneldir. bir insan hayatı. ing. Oysa ki erdemler. zaman zaman yanlış bilinç ve yönelim içinde olan benliği. Erdemler hakkında içeriğe dair yorumlar yapabiliriz. belirlenme zaafından etkilenebilecek bir varlığa. bunu içeremez. İnsanın. gerçek Varlıktır (Augustine 1993:68). bu yetkiyi almayı hak etmesi için şartlara uyması (‘aydınlanmış’ olması. Erdemler. çünkü erdemlerin de üstünde olan hakikat. iradeci) bir dinamizm içinde düşünmektedir.

bir temel. yalnızca orta seviyede bir iyilik olmasına rağmen. otonomiye odaklanan ahlak felsefesidir (Williams 1993:xiv-xv). İnsan benliği. gerçekten vardır (Augustine 1958:300). başkalarına ait olan veya kendi kendisiyle hiçbir ilgisi olmayan şeylere çok meraklı olduğunda.” (Augustine 1993:68) 6. bireye aşkın olan gerçeğe hizmet etmektir. günah işler. Ahlaki özne. Augustinus’ta. İrade. Zira. kendi şahsi iyisine. yani bir hataya itaat ettikçe. bir yalanın yaratıcısı olamayacağına göre. insanın kendisi. ya da dışsal veya adi şeylere çevirdiğinde. karşı bir tavrı olduğu açıktır. herkese açık olan değişmez iyiliğe bağlandığında. muhteris biri haline gelir. insanın otonom olmasının. bireyden kendisini aşmasının beklenmesi. zorunlu olan ve kesinlik sunan varoluşa.35 zorunlu varoluşu. o. daha yüksek seviyedeki hayatla kıyaslandığında. kendini beğenmiş. gerçekten var olmayan bir şey olamaz. irade. Augustinus’tan sonraki insan-merkezci etiklere verilebilecek başlıca örnek. insan. Kant’ın. fiziksel hazdan zevk aldığında adi şeylere yönelir. ölüm demek olan bir hayatın içine sürüklenmiş durumdadır. ahlaki eylemin gerçekleştirilme şekli görünüş itibariyle otonom olmak durumunda ise de. sınırlılıklara bağımlıdır. heteronom olmasından ahlaki içerik bakımından hiçbir farkı yoktur. ahlakiliğini yitirir. kendini aşan bir varlığa bağlanarak ulaşabilir. Önemli olan ahlaki açıdan iyi olan varoluşun gerçekleştirilmesidir. Bununla birlikte. sürekli olarak değişime açık ve maruz. ancak kendini aşarak. Ancak. İnsan bu bakımdan. kendini gerçekleştirmesi adına. kendini aşmadıkça. o. hiçbir şekilde bireyin yadsınması anlamına gelmez. işgüzâr. Hatayı içeren bir merkeze sahip oldukça. sadece otonom olmak değildir. kendi kendinin kontrolü altında olmak istediğinde. kendi şahsi iyisine yönelir. bu kişi. iradenin kendisi. Augustinus’a göre: İnsan. Çünkü onu Tanrı yaratmıştır. Augustinus’a göre ahlakiliğin en gerçek mertebesi. dışsal şeylere yönelir. onun hataya her an gebe kalabileceğini gösterir. bir başlangıç noktası olarak vardır. yönünü değişmez ve genel iyilikten. Augustinus’tan önceki insan-merkezci etikler olarak Kinikler ve Epiküros’un felsefeleri gösterilebilir. olasılığa tercih etmelidir. erdemler aracılığıyla. birey olarak insan. Bu minval üzerine. Tanrı. “Böylelikle. Bu. merkezci etik yaklaşımlara6. bir yalan. irade. Augustinus’un insan- . insan varlığı adına muazzam ve en önemli olan iyilikleri elde etmektedir.

yüzyılda yaşamış varoluşçulardan Albert Camus’ye (1913-1960) göre. kendi ruhları içerisinde gelişmesine izin verdikleri erdemler ile yaşamları ve düşünceleri arasında bir paralellik vardır. erdemleri kişiselleştirmektedir. felsefenin çok önemli bir sorunudur ve felsefî bakımdan ele alınmalıdır (Camus 2002:15. . halbuki bu sorun. Mutsuzluk ve İntihar Sorunu Felsefi bakımdan intihar sorunu. onun. daha iyi ve daha yüce oldukça. sırf şu yüzden yanlış şekilde kullanılamaz: Onların işlevi.36 Augustinus. bunun nedenini şu şekilde belirtmektedir: “Eğer kendi kendinizin patronuysanız. erdemler ile geçici şeyler arasında orta bir konumda bulunduğuna göre. yanlış bir şekilde de kullanılabilecek olan şeylerin doğru kullanımını sağlamaktır. ipso facto [sırf bu nedenden ötürü] kendi kendinizin kölesisinizdir. iradesini bilinçli olarak erdemlere yöneltmesi gerekir. kendi yasalarımı değiştirebilirim de. bir yetisi olan iradesi. insanın hayatındaki. Bu bakımdan. en yüksek derecedeki iyi şeylerdir. daha sonra Kant’ın vereceği denli büyük bir önem vermez.5. Augustinus. İnsanın.2. aşağılık birisinden. erdemlerden pay alabilmesi için.” (Williams 1993:xiv-v) Sonuç olarak. iradesinin özgür bir eylemi olarak metafizik imkanı üzerine odaklanan sorun olarak tanımlanabilir. erdemle donanmış bir ruhun savunuculuğunu yapmasını bekleyemeyiz. Williams. I. kendi kendimi salabilirim de. Eğer kendi kendimi bağlarsam. Zira. ve hiç kimse. insanın. 20. bu sorun hep toplumsal bir olay olarak ele alınmıştır. onu yanlış kullanamaz. Augustinus’un bakış açısından. “Erdemler. İnsanların. Keza. ahlakta otonomiyi savunan Kant ile taban tabana zıt olduğunu görüyoruz. kibirli) olmakla suçlamaya eğilimlidir. (Augustine 1993: 16) İnsan. (…) Eğer kendi yasalarımı kendim yaparsam. bir şeyi doğru kullanarak.” (Augustine 1993:67) Kişisel bazda erdem. insanın kendi kendini içten belirlemesi ve yönetmesi anlamına gelen otonomiye. erdemler. İrade.16). daha güçlü ve yenilmesi daha zor bir hal alır. öznenin intiharının. kendi kendinin kontrolü altına girmek isteyen iradeyi. kendini beğenmiş (mağrur.

fakat var olmayı istemeden edemez. herkesten çok Spinoza’yla (1632-1677) benzeşmektedir. canlı-cansız her varlığın. Etika’da. bireysel varlığın kendi varlığına sahip çıkması bakımından bireysellik-öncesi bir varolma direnci olarak konatüs7 kavramını öneriyordu (Cevizci 2001:146). intihar sorunuyla ilgili olarak. Augustinus’a göre. yalan söylemektedir. eğim demektir (Kabaağaç. daha ziyade.”. kendini gerçekleştirme istemi. Bununla birlikte. var olmak istemektedir).”. “İradenin Özgür Seçimi” adlı eserinde bu konuyu. iradesine rağmen (ki iradesi. Ölmek istememesinin tek nedeni.” (Spinoza’dan aktaran: Akal 2004:183) Konatüs. “Hiçbir şeyde onu yok edebilen. evet. Spinoza. Yaratıcı’sının iyiliğini ve adaletini ortaya koyar. bu kelimeyi “insan dahil. varolmadan kaynaklanan güç anlamına da gelir. (mecazi olarak da) eğilim. girişim. çalışma. intiharı. “Kendilerini ölüme bırakanların ruhları güçsüzlüğe uğramıştır ve büsbütün kendi tabiatleriyle karşıtlık halinde bulunan dış nedenler tarafından yenilmişlerdir. modern felsefede (sözgelimi Camus’de) olduğu kadar bireyci bir felsefe yapma tarzı içinde gerçekleştiği söylenemez. Modern çağda yaşamasına karşın felsefe dili olarak Latinceyi kullanan Spinoza.” diyen kişi. olabildiğince felsefî bir çözümleme tarzı ile ayrıntılı olarak ele alır. düşünsel bir sorun olarak gündeme getiren ve ifade eden kişinin tavrında samimiyetsizlik vardır. Latincede ‘conatus’. yani varlığını ortadan kaldırabilen bir şey yoktur. hiç var olmamayı isterdim. onu koruma ve sürdürme eğilimi” anlamında kullanır (Cevizci 2001:146). Böylelikle Augustinus. İkinci olarak: Bu kişi istemeye istemeye var olduğunu (yaşadığını) iddia ettiği için. Kişinin. Tanrı iyidir. intihar sorununu çözümlemesi bakımından. Mutsuz olmayı istemiyordur. istediği şeye sahip olmasına izin verdiği için. kişinin bu tavrı. var olmaya devam etmek isteyişidir. Augustinus’a göre. Spinoza. “Mutsuz olmaktansa. ama ölmek de istememektedir. Augustinus’un intihar sorununu ele alışının. şunları söylemektedir: “Her şey kendi varlığında devam etmek için elinden gelen bütün çabaları yapar. böylelikle. var olmak istemekte midir? Hala yaşadığına göre. varlığın kendisinden. Alova 1995:107). O. . Birinci olarak: Bu kişi. Şu anda mutsuzdur. mutsuzluktan yakınmakta7.37 “Tanrı Devleti” (De civitate Dei) adlı eserinde intihar sorununu genel olarak toplumsal ve dinsel açılardan ele alan Augustinus. gayret. yüksek iddiaları olan idealist bir ontolojinin birey kavramı kapsamında güncellenmesi gibidir.

Ama. Eğer kişi. kötülüklerinin bedelini hiçbir şekilde ödemeyeceklerse. nasıl mümkün olacaktır? İyi olan ile kötü olanın. hak yerini neden bulmasın? Mutsuzluğu hak ediyorsa. yukarda bahsedilen türden itirazlara. sadece. ona acı çektirmektedir. yani iyilik vasfını yitirir. adaletin kendisine mesnet olmadığı bir iyilik. Augustinus’a göre. daha da mutsuz olmayı hak ediyorsa. zaten böyle bir şey olmayacaktır. bilgisel bakımdan birbirinden ayırılması. İradenin genel bir felsefî tanımı olarak şu da benimsenebilir: “eyleme neden olan. Patristik felsefenin Augustinus’tan önceki en önemli isimlerinden Origenes (185-245). eskatolojik manada tamamen örtüşmek durumundadır. hiç var olmamaktansa mutsuz olmayı tercih etmesinden değil. kendi felsefesinde merhamet ve affediciliğe. bunu yine eylemde görmek. eninde sonunda mutluluğa erişebileceğini varsaymak mümkündür (Gökberk 1998:128). . ölümden sonra daha da mutsuz olmayı hak etmiyorsa.38 dır. Günahkarlar. Kendisine. edimsel anlamda iyiliğe denk düşmez. Bu kişi. istemek suretiyle eylemi harekete geçirebilme gücü verilmiş olan irade8. istemediği bir şey. tek başına hiçbir anlam ifade etmez. iyilik ile kötülüğü birbirinden ayırmak. Bununla birlikte. Çünkü iyiyi ve kötüyü ortaya çıkartmaya muktedir olan. zira onun adaleti kusursuzdur (Augustine 1993:83-4). ölmeye isteksiz oluşunun. bütün felsefesinde belirgindir. ölümden sonra daha da mutsuz olabileceğinden korkmasından kaynaklandığını söyleyebilir. öznenin iradesidir. ölümden sonra. Augustinus’un adalet kavramına verdiği önem. adildir (Augustine 1993:83). Ayrıca. eğer bir onay veya red görecekse. 8. Ama kişi. veya buna eylemsel bakımdan maruz kalmak durumundadır. herhangi bir eylem örneği üzerinde örtüşmesini sağlayan. sözgelimi. iradenin yönelimsel bakımdan özgür olan gücüne dikkat çekilerek yanıt verilebilir. Bu kişinin nankörlüğünden ötürü. Tanrı’nın iyiliği ile adaletinin. eylemi başlatabilen yeti” (Cevizci 2002:560). Bu durumda da Tanrı. Halbuki Augustinus’a göre. adaletten daha fazla yer verebilmiştir: Herkesin affedilip. iradenin eylemidir. Tanrı ona hak ettiğini verecektir. hakikat ve adalet.

kendi kontrolü altında iken. mutsuzluğu hak edecek ve mutsuz olacaktı. hayatının şimdiye kadarki kısmına göz atmak gerekir. Çünkü irade. Çünkü. onun. gerçekte kendisinden daha güçsüz şeylere uşaklık etmiştir. hayatının vardığı bu noktada birdenbire ondan kurtulmak istediğini iddia etmektedir? Kendi kontrolü altında ise. şimdiye kadarki hayatı üzerinde tam olarak kontrol sahibi olmadığını. kendi sahip olduğu güçten çok daha az güce sahip olan bir şeye. Gerçekten de kendi kendisinin kontrolü altında değilse. Eğer bu şey güçsüzse. iradesine rağmen davranması söz konusu olamaz. iradesi aracılığıyla istemediği şeyi istemesi söz konusu olamaz. o kişinin üzerinde kontrol sahibi olduğu iddia edilen şeye bakmamız gerekir: Bu şey. başka bir kuvvet tarafından bastırıldığını gösterir. yani hayatını kendi yönetiyordu ise. ya da daha güçlüdür. bu durumda da olanların sorumlusu iradedir ve iradenin kontrolü (yönetimi) söz konusudur. olamadığını direkt olarak iddia ettiğini varsayalım. Kendi kendinin kontrolü altında olmayan herkes. Kişi. ama şayet istemediği şeyi yapıyorsa. kontrol kişinin kendisine. Diyelim ki bu kişi. kendisi haricindeki bir güç tarafından bastırılmasına. bu durumda. başta izin vermiş olan bu insanın kendi iradesi ise. herhangi bir güç tarafından hakim olunduğunu. zira bu durumda insan. Eğer insanın. yani iradesine ait olmak zorundadır. Bu insan. elindeki yetkiyi devreden olarak sorumluluk sahibidir. insan. onun kendi kontrolü altında olmadığı anlamına gelir. bu uşaklığa zorlanmadığı için de (çünkü ancak . yapar ve sonucuna katlanır. kendi kontrolü altında değil miydi ki. bu mutsuzluğu herkesten çok hak etmiştir. Eğer bir başkasının herhangi bir şekilde kontrolü söz konusu değilse. iradesi aracılığıyla istediği şeyi ister. bu. bir başkasının kontrolü altındadır. iradesine göre davranır. yetkiyi bizzat kullanan anlamında yetki ve sorumluluk sahibi değilse de. yetkisini bile bile vererek irade.39 İntihar sorununu bu şekilde gündeme getiren bir insanın. hayatını adil bir şekilde yönetmek istedi ama yapamadı. o insana. o kişiden ya daha güçsüzdür. Kendisini bastıracak bir güce. hayatını yaşarken. Bu insanın. ya onu iyi (adil) bir şekilde yönetecek ve mutsuz olmayacaktı. kendisini yönetme yetkisini verdiği için irade. ya da onu kötü (adil olmayan) bir şekilde yönettiği için. Bu. kendisini adaletsizce yönetmiş olduğu için. mutsuzluğu hak etmiştir.

bu durumda özneye düşen. akıl yürütme geçerli olduğu sürece. öznenin. “onun kontrolü evrenin uygun düzeniyle uyum içindedir. hakikaten kendisinden daha güçlü bir şey. o şeyin kendisi üzerindeki kontrolünün sebebini anlamak. Augustinus’un deyimiyle. ve bu kadar doğru olan bir düzenin adaletsiz olduğunu iddia etmekle” insan. insanın iradesini ortadan kaldırmamakta. özneyi çözüme yöneltmemekte. mutsuzluğuna çözüm olarak intiharı önermesi. onun üstesinden gelebilirdi. ona. İtiraz edenin deyimiyle. istemek ve gerçekleştirmek konusunda tutuk kalmaktadır. Bu daha güçlü şey. bilakis. intihar etmesi gerektiği gerçeğini daha yakından gördükçe. . daha mutsuz. bu uşaklığın ortaya çıkarttığı hatalı durumun sorumluluğu tamamen bireye aittir. kendileri var olmazdan önce. derin mutsuzluğuna çare olarak sunduğu intihar önerisi. doğru düşünememekte olduğunu ortaya koymaktadır (Augustine 1993:83-4). Bu bağlamda. kısır döngüye resmen mahkum etmektedir. İnsan. intihar etmeyi sahiden istemek bakımından daha da isteksizleşmektedir. Eğer. iradî olmak adına eksik olduğunu ima eden bir itiraz söz konusu olabilir. öznenin üzerinde kontrol sahibi olan daha güçlü bir şey ise. mevcut iradenin de tam anlamıyla özgür olduğu iddia edilemez. var olup var olmayacağına dair seçimi kendisi yapamıyorsa. Çünkü sadece isteseydi. insan iradesindeki yetkinin. sınırlılıklarına işaret eden bir çerçeve sunmaktadır. bu kontrolün boyutlarını öğrenmek ve onu hesaba katarak davranışta bulunmaktan başka bir şey değildir. istemesi ve gerçekleştirmesi gerekeni görmesine ve bilmesine rağmen. daha isteksiz olmakta. mutsuz olmaktansa var olmamayı seçeceklerdi. onlara bir şekilde danışılmış olsaydı. özne üzerinde kontrol sahibi olmuş ise. başlangıç itibariyle. daha memnuniyetsiz olmaktadır (Augustine 1993:84).40 daha güçlü bir şey onu zorlayabilirdi). samimi olsa dahi. varlıksal bakımdan öyle bir dirençle karşılaşmaktadır ki. daha mutsuz oldukça. Sonuç olarak iradenin. Daha mutsuz oldukça. Burada özgür olmamaktan kaynaklanan bir adaletsizlik söz konusu değil midir? Böyle düşünen bir kişi. Bazı insanlar şöyle düşünürler: Eğer.

çünkü insan ancak var olmayı daha çok istedikçe. Augustinus’a göre insan. en üst seviyede varolan kişiden (Varlık’tan) kaynaklanmaktadır (Augustine 1993:84). var olmayı istemekten kendini alıkoyamamaktadır. mutluluk için bir ön şart gibidir. mutlu olanların ve mutsuz olanların aynı şekilde istedikleri varoluşun iyiliğinin ne kadar yüksek olduğunu düşünmek bakımından. aklının yettiğince düşündüğünde. Yani kişinin varoluşu ona. bu kişi. Öyleyse insan. Varlık’la olan ilişkisi daha da azalmaya başlar ve böylece daha mutsuz olmak durumunda kalır. Ayrıca insan. Çünkü. Ayrıca insan. farkına varacaktır ki. Zira. şu anda mutsuz olsa da var olduğuna şükretmelidir. insan aklı yetersiz kalmaktadır (Augustine 1993:84). kendisi. mutsuz olmaktansa var olmamanın daha iyi bir şey olduğunu daha çok düşündükçe. ondan ne kadar uzakta yaşamaya. var olmamaya kesinlikle tercih edecekti. gerçekler. bir tür eksiklik içindedir. var .41 Augustinus’a göre bu şekilde itiraz eden bir insan. var olmayı. varoluş ve onun iyiliği üzerine. var olmaya çalışıyorsa. mutsuz olmasına ve mutsuz olmayı istememesine rağmen. “mutsuzluktan kaçmak istiyorsa. en azından mutsuzluktan. ister çok mutlu olsun. gerçeği gördüğünü sanmakta. çünkü kişinin varlığı. Bütün bunlara rağmen kişi. İnsan. kendisine mutluluk verecek olan Varlık’a daha çok yaklaşabilir. İçinde bulunduğu durumda bile. varolmayı isteyecek ve savunacak bir eğilim ve direnç içeren bir özle verilmiştir. var olmayı ve hiç var olmamaktansa mutsuz olmayı tercih etmektedir. mutsuz olmadıkça. insan. Var olma iradesi. mutlu olsaydı. ister mutsuzluktan kıvranıyor olsun. bir insanın psikolojik durumuna göre değişmez. Aslına bakılırsa. kendisi veya başka birisi için. ancak yanılmaktadır. varolmayı hep ister durumdadır. Halbuki. Varlıktan (bilgelikten. mutlu olmayı gönülden istemektedir. Varlık’a kendisinden daha yakın olduğu için gerçekten mutlu olanların gerisinde kalmasına rağmen. o kadar mutsuzluk. var olma iradesini (isteğini) her şeyden aziz tut”malıdır. veya Tanrı’dan) ne kadar uzakta ise. varolmamayı istemediğine göre. hakikatten. Augustinus’a göre. hiçbir şeyden kaçınmadığı kadar çok kaçmaktadır.

irade sahibi olmayan şeylerden daha üstün bir niteliğe sahiptir. mantıksal bakımdan saçmadır. değil varolmamayı istememek. çünkü varolmazlık edemez. var olmamayı mutsuz olmaya tercih etmesi. var olmayıp hiçbir şey olmamaktansa var olup mutsuz olmayı tercih ettiği için üzülmemeli. çünkü insanın varolma iradesi. ne kadar güzel veya muhteşem olurlarsa olsunlar. “var olmamayı.” (Augustine 1993:84-5) Mutsuz bir kişinin. mutsuzken bile bu nesnelerin kıymetini biliyor ve yadsımıyorsa. elindekilerin değerini ölçememektedir. mutsuz olamaz. İnsan ancak bu şekilde. yani Varlık’a daha çok yaklaşmayı her şeyden çok istemeli ve sevmelidir. Seçilen (seçilmek . var olmayı daha çok ve daha bilinçli şekilde istemelidir. İntihar düşüncelerine sahip olan bir insan. bilakis. gittikçe daha çok kenetleyerek ilerlemelidir. mutsuz olmaktan başka şansı yoktur. kendisini seveni perişan ederek yok ettiği. Çünkü Augustinus’a göre. kendi potansiyelinin de gerçek değerini bilmelidir (Augustine 1993:84). Yani. bunu gerçekte yapamadığını görünce de. çünkü insan. Var olmamayı (hiçliği) seçmek. bunu müteakiben. var olmayı istemesinden şikayet etmemeli.” Sonuç olarak. İnsan. İntihar etmeyi isteyen bir insan. var olmayı istemesinden şikayet etmektedir. İnsan. yani irade sahibi olmayan pek çok şeyin ilerisindedir. böyle bir kişi. insan. “en aşağı seviyede var olanın var olmaktan kesildiği. o düşüş tarzından kendini korur. bir seçim olamaz. bir ilk adım gibidir. Mutlu olma potansiyeline ve iradesine sahip bir varlık olarak. İnsan. var olmayı mümkün en yoğun biçimde istemelidir ve hatta varolmayı. var olmayı kayıtsız şartsız istemesi gerçeğinden büyük memnuniyet duymalıdır. bilakis. irade sahibi bir varlık olarak. çünkü “kendi türü adına mükemmel olan bir varoluştan faydalanmak üzere gelmiş olan bir kişi. ve bu suretle. mutsuz olmaya tercih eden bir kişinin. iradesiz nesnelerden değerlidir. tamamen yanlış yoldadır. (var olan) iki şey arasında seçim yapılır.42 olup da mutlu olma iradesine dahi sahip olmayan. bakışlarını varoluşa. Augustinus’a göre bu insan. başlangıçta var olmamayı istemekte.” Ayrıca Augustinus’a göre.

bilinçli düşüncesi her ne olursa olsun. onun. insan. doğru olana işaret ediyor olabilir. ki Augustinus’ a göre. bu ikisinin farklı farklı şeyler olduğunun farkına varmak kolaydır. akıldan kaynaklanıyor diye. yanlış bir histir. İkisi birden doğru olabildiği gibi. Düşüncenin insanı bir tarafa. gerçeği daha çok yansıtmaktadır (Augustine 1993:86). “var olmamak”tır. düşünce her zaman doğru olmak zorunda değildir. Ancak. çünkü böyle bir seçimde haklılık payı olamaz: “Dahası. eğer birisi. bir şeyin peşinden koşmayı seçmekte haklıysa. varolmamaya duyulan arzu. keza buna seçim denilemez (Augustine 1993:86). birbirleriyle tam anlamıyla çelişir. Fakat. duygunun insanı başka tarafa çektiği zamanlarda. insan. daha iyi hale gelemez. Burada kıstas alınan. varolmayı istemektedir. nasıl daha iyi olabilir? Öyleyse. gerçekleştirilmesi daha yararlı bir şey olmalıdır. bu durumda. ki bu düşünsel çerçeve veya ruh hali. doğadan (yaratılmış tözün doğasından) kaynaklanmak suretiyle. Ama var olmayan bir şey. bu seçiminde haklı olamaz. farklı bir bağlamda ele almaya başlar: Augustinus’un da ifade ettiği gibi. Böyle durumlarda. gerçeğe bakılırsa. Belki bu kişi. bunun gerekliliğine dair duyulan inanç. var olmamayı seçmekte haklı olamaz. ikisinin birden bizi yapmamız gerekene sevk edemeyeceğini biliriz. var olmamayı istememelidir. bazen. o şeyi elde ettiğinde daha iyi hale gelmesini bekleriz. birbirlerinden farklı olan ve kaynakları itibariyle de birbirlerinden farklılaşan düşünceler ve duygular. Yani ona göre. Yani. konuyu. Augustinus’a göre. eylemin yapılması gerektiği anlamına gelmez. yani gerekli olduğuna karar verilmişse. diğer şeylerden daha iyi. böylelikle. ‘var olmamak’ olduğunu düşünmektedir. ikisi birden yanlış da olabilir. Ayrıca bunun bir seçim olduğu kabul edilse bile. . bir şey. duygu. mutsuz olmasına rağmen. Düşünce hatalı olduğu yerde.” (Augustine 1993:86) Augustinus’a göre “kendini öldüren veya bir şekilde ölmek isteyen bir kişi.43 istenen) şey. zaten yoktur. hem düşüncenin hem duygunun. varolmamayı istemek. Augustinus. insanın düşüncesinin (işleyiş) çerçevesine de aykırıdır. istenmesi gereken türden ise. ve böylece hiç kimse. istenmesi gereken. biz. Fakat var olmayan bir kimse. bir eylemi onaylaması. ölümden sonra var olmayacağı hissini taşımaktadır.” Ama bu his (duygu). istemesi gerekenin.

akıldan kısmen faydalanabilmektedir ve bir insan yetisi olarak akıl. İnsan aklı. ölümü seçer ve onun savunuculuğunu yapar. huzur için olan doğal bir istekten ibarettir. Zira. doğru düzgün bir doğayı tahrif eder. var olduğu gerçeğiyle ilgili olarak. Birisi yanlış bir kanıyla varolmayacağına inandığında. duygu ve düşünce9 bir hatada örtüşmektedir (Augustine 1993:86). huzura duyduğu özlem anlamında bir his ise. o şey. bir hevesin ardından. yani saf veya üstün akıl. aklın idare ve egemenliğinin gücü öylesine büyüktür. huzursuzluk. insanda. Saf / üstün / doğru akıl (right reason) ise. Varlık’ın en göze çarpan karakteristiği olan değişmezlik özelliğine sahipken. O. bu konuda şöyle düşünür: Adalet başta olmak üzere. faydalı olarak değerlendiriyor ve savunuculuğunu yapıyor olsa da. önde gelen bir özelliktir. ölümü bütün kalbiyle arzulamaya. ve böylece insanı aşar.” (Augustine 1993:87) Öyleyse. düşünce. tahammül edilmez dertleri tarafından sevk edilmiştir. doğru fikir. Fakat Augustinus’un söylediklerinden anlaşıla- 9. çünkü ancak onlara başvurularak. Fikri baştan sona yanlıştır. sükûn içinde olmayı arzulamaktadır. kendisi olmaksızın bunların erdem olduğunun bile anlaşılamayacağı denli. daha üst bir seviyede var olmayı arzulamaktadır. huzur. huzura duyulan bir arzudur. yanılabilir. ölümden sonra varolmayacağına inanan bir kişi. kişi. aslına bakılırsa o. hiçliğe (varolmamaya) duyulan bir arzu olmayıp. insanda bulunan en yüksek iyilikler olarak telakki edilmelidir. nasıl ki insan varolmamayı arzulayabiliyor değilse. bu kısmen faydalanmayı kapsar. doğru dürüst bir yaşam kurulabilir. Augustinus’a göre asıl akıl. . ruhun erdemleri. Böylece. ölümün sükûnetine sevk eden. fakat duyduğu his. hiçbir şey denilemez. hiç kimse. Bu durumda iradenin ölme arzusu. Böylelikle. varlığın doğasına sakıncalı olduğu için. o kişi. yani o. doğaya uygun olarak. sapkın alışkanlıkları düzeltir. Ve huzura mâlik bir şeye. örtük bir şekilde. Kişinin yani bir varlığın doğasına zararlı olan bir şeyi. huzursuz halde bulunan herhangi bir şeyden daha üstündür. ve sapkın fikir. en basit anlamda. İnsan. insanda. Yaratıcı’nın iyiliği karşısında nankör olmamalıdır. onunla çelişen bir başka hevesi ortaya çıkartır.44 varlığın doğasıdır. erdemlerden de üstündür. illâ ki doğruya işaret etmek durumunda değildir. duygu bakımından sahiden istiyor ve fikirsel olarak onu gerekli. var olmamayı istemek bir yana. kişiyi. daha gerçek anlamda var olmayı istemektedir. Augustinus’a göre. “Sıklıkla olan şudur ki. Hiç kimse doğru akılı yanlış kullanamaz (Augustine 1993:66).

ya mükemmel ve üstün yaratığın yanına (hiç yoktan) ekleme yapmak istemektedir. kişinin intiharı isteyebilmesine veya istediğini sanmasına sebebiyet verecek denli mutsuz olması. mükemmel olduğu için. ki bu durumda da adi ve kincidir. eğer her şeye gücü yetse. Tanrı’nın adaletine dair bir şüphe ortaya çıkartmaz mı (Augustine 1993:88)? Bu itirazı. yahut da. adil derecelerle. muazzam derecede güç veya zahmetli olmayacaktı. Bu durumda yapması gereken. o diğer şeyi kendisinin yanına eklemenin yanlış olacağı bir tarzda zaten vardır. Zira.” Şu cevabı verirdim ki. Bir şeyin. yani sorunun özgeci (altruist) ele alınışı olarak değerlendirebiliriz: “Birisi belki şöyle diyebilir: “Her şeye gücü yeten bir Tanrı için. huzura özlem duyan hissine uydurması. onun varlığı adına bir külfet anlamına gelmez. onu Varlık’a daha çok yaklaştırarak daha çok var eder. tüm yaratıklarını. varolmamayı isteyerek veya onu ister görünerek erişemez. bunu yapacak güçten mahrum olamazdı. onu. “bu şey. yaradılış düzeni. aşağı düzeydeki yaratığı ortadan kaldırmak istemektedir. katıksız garezdir (saf kindir). Belirli bir yaradılıştaki bir şeyin daha farklı olması gerektiğini. Bu düşünme süreci. veya hiç varolmaması gerektiğini söylemek. bilakis bu süreç. ancak. Bilakis. ve kendi adına daha gerçek bir varoluş istiyorsa. şunun gibi olmalı” diyen bir kişi. ki bu durumda ölçüsüz ve haksızdır (kayırma(cılık) yapmaktadır). . İçinde bulunulan varolma durumundan yani ‘varlık’tan hareketle ‘hiçlik’i arzulamak mümkün değildir. yaratıklarına böyle bir mutluluğu çok görmeyecekti. daha gerçek bir biçimde varolma durumuna. kişi. bu yerin aksi istikametine götürmektedir. Böylece. daha yüksek bir varoluş amaçlanabilmektedir. bir başka öznenin bakış açısı. intihar sorununa. çünkü kişinin izlediği yol. Bununla birlikte. Öyleyse Augustinus’a göre intihar hiçbir bakımdan çözüm değildir. ve eğer iyi olsa. içinde hiçbirinin asla mutsuz olmayacağı türden bir düzenin içine yerleştirmek. öznenin değil. çünkü üstün olan şey. gerçek varoluşun ne olduğu ve nasıl olduğu üzerinde daha çok düşünmesidir. en yüksekte başlayıp en alçağa uzanır.45 na göre. varmak istediği yere değil. düşüncelerini. kendisine üstün olan bir başka şey gibi olmasını istemek yanlıştır.

insan varlığı ile hesaplaşmayı da içerir (Çotuksöken. varoluşçular ağacının en verimli köklerinden birisi Augustinus’tur. Augustinus’a göre “geçici şeyler silsilesi içinde. gelecekteki şeylere dair olan beklenti. az adi ve kinci değildir. Augustinus’un felsefesi. iradesini özgür veya esir kılan insanın bizzat kendisidir ve bu. geçmişteki şeyleri araştırmaktan daha tercih edilirdir. Augustinus. İkinci olarak. teodise ile ilgili alt bölümünde daha geniş olarak ele alınacaktır. zamansal nitelikteki varoluşu.2. isterse gelecekle ilgili şeylerden bahsetsin. çünkü varolmamasını istediği şey. Augustinus’a göre. bir başkasının mutsuzluğu yüzünden Tanrı’yı sorgulamaya kalkması. ister bize geçmişle. bu tarzda bir itirazı. bu ve benzeri bakış açılarından kaynaklanan itirazlar karşısında Augustinus’un tavrı. Augustinus da. Zamansal Bir Varlık Olarak İnsan ve İrade Mounier’ye göre. Tıpkı varoluşçuların yüzyıllar sonra yapacakları gibi. açık bir şekilde övgüye layıktır. birisinin.6.” (Augustine 1993:87-8) Augustinus’a göre. “bu şeyin var olmaması gerek” diyen bir kişi de. I. tamamen anlamsızdır. irade-mutluluk bağlantısı yalnızca öznenin ahlaksal varoluşu üzerinden söz konusu edilebilir. tam olarak bir itiraz olarak bile değerlendirmemektedir. Babür 2000:73).46 Fakat. zamanla sınırlı bir varlık oluşu üzerinde durmuştur. Bununla birlikte. Tanrı’nın adaletinin sürekli işlerliği esnasında olmaktadır (Augustine 1993: 112). insanın. Çünkü.” (Augustine 1993:112) . bizi hakikate yaklaştırabilecek her bilgi üzerinde düşünmeliyiz. Görüldüğü üzere. bu. Bununla birlikte. aşağı seviyede olmasına rağmen. çünkü..

Roma’nın nerede olduğu hakkındaki hatalı fikirleri onu karaya oturtacaksa. bu hayatın iniş çıkışları içinde bile. bunun bana bir zararı yoktur. içsel his tarafından sanki hiç olmamışlar gibi görülür. Önemli olan. çünkü kişi. ihtiyatlı olmaktır. eğer insan. . gelecek için hazırlanırken özenli ve dikkatli olmaktır (Augustine 1993:113). “Aynı şekilde. var olmaya başladığımda (hiçbir şey) bilmiyorsam. ruhuma. Bu adamın. bunun benim için ne önemi var? Çünkü şu anda.” (Augustine 1993:113) Öyleyse insan. gemisini. geçmişte başımıza gelmiş olan şeyler. kendi kendini. varolduğumu biliyorum ve gelecekte varolmayacağım diye umutsuzluğa kapılmıyorum. çünkü hangi sonda duracağımı ben biliyorum.” Böylece Augustinus’a göre. gelecekte ne olacağıyla ilgili olarak yanlış bir şeye inanmak veya yanlış bir şey düşünmek karşısında son derece dikkatli olmalıdır. nereye gittiğini biliyor olmasıdır. “Aynı şekilde. amacı yanlış kavramış olduğu için. büyük bir kayıp değildir. denize açıldığı limanı unutmuş olması mühim değildir. tüm enerjimiz. (gelecekte olacağı şey için) gerekli hazırlıkları ihmal edebilir. çok zaman evvel ne olmuş olabileceğini unutmuşsam. gelecekte ne olmayı umut ettiğimize yönelmiştir.47 “Aslında. ona erişemeyecek bir durumda bulabilir. ayrıldığı limanı hatırlamasının kendisine hiçbir faydası olmayacaktır. insanın hayatının başlangıcını hatırlamaya çalışmasının veya tahmin etmesinin.” Önemli olan. çünkü geçmişin benle ilgisi yoktur. sorun değildir. Augustinus’un verdiği örnek şudur: Geçen kışı unutmuş olmak. Mutsuzluğun veya sefaletin ortasında olduğumuzda. hayatımın başlangıcını hatırlamıyorsam. Geçmişle ilgili yanlış inançlara sahipsem ortada büyük bir zarar yoktur. Augustinus’un verdiği bir diğer örnek de şudur: Roma’ya deniz yoluyla giden birisini düşünün. bir tür doğal. Öyleyse. birisinin eskiden nasıl olduğu çok da önemli değildir. rotamı (gelecekte) ne olacağıma çeviririm. ona hiçbir faydası olmayacaktır. “hata kayalıklarında” karaya oturtmuştur (Augustine 1993:113). çok soğuk havaya karşı. önemli olan. tüm insani çabanın tek ereği olan Tanrı’nın kendisi hakkında yersiz düşüncelere sahipse. bu kış. Aksi takdirde insan.

ruh kendi kendine hareket edendir (Çotuksöken. Augustinus’un insanı. ama bu. şimdiye kadar başarısız olduysak. bu durumu fark ettiği andan itibaren. veya olmak istediğimiz gibi olamadıysak.48 Augustinus. bu. zaman içinde kendi kendini belirler. bu noktada 10. daha doğrusu nereye gitmesi gerektiğini araştırıp öğrenmesi bakımından bir engel teşkil etmez. irade aracılığıyla ruh. gücünün yettiği ölçüde. eskatolojik10 bir değeri. hem de yönlendirici özelliğidir. İnsan.” (Sharpe 2000:24) (Marcel 1999). Böylelikle. zamana sadece tabi olmaz. Roma’ya varmak ile insan ömrü arasında analoji kuran Augustinus’un bu fikirde olduğu açıktır. örneğin Gabriel Marcel’in (1889-1973) öncüsü olarak görülebilir. ruh. “Eskatoloji. olacaktır. hem ateist hem teist varoluşçularla ortak bir yönü olduğunu göstermektedir. Yinelenen olaylarda. 11. ikinci örneğinde bir kerelik bir olay üzerinde durmaktadır. insanın doğal hali yani başlangıçtaki hali olduğu farz edildiğinde bile. Babür 2000:73) ve irade hem ruhun bir melekesi. yunanca ‘son’ anlamına gelen “eschatos”tan türeyen bir kelimedir. Eskatoloji. zaman içinde kendi kendini belirlemek durumunda olan bir varlık olarak görmesi. “Augustinus’ta Kaygı” adlı yazısında bu izlenimi güçlü bir şekilde uyandırmaktadır ‘son şeylerle ilgili öğreti’yi veya ‘şeylerin akıbeti ile ilgili doktrin’i ifade eder. Ve zamansal olanın. onun nereye gideceğini. Zamansal-eskatolojik bağlantısı üzerinde durması bakımından. Bir kerelik bir olay için de benzer şey geçerlidir. . Augustinus. gelecekte de bu durumun böyle sürüp gideceği anlamına gelmez. nereden geldiğini bil(e)meyebilir. hiçbir şey için mazeret olamaz (Augustine 1993: 114). olması gerektiği şekli. Diyelim ki. Augustinus’a göre. bilgisizlik ve güçlük içinde olmanın. mevcut duruma. Yanlış kavranmış olan mevcut durum hakkındaki kavrayışımızı değiştirerek. teist varoluşçuların. ve durumu değiştirebilir. Marcel. bu. Çünkü Augustinus’a göre. onun.11 Sonuç olarak insan. iradesiyle bu duruma müdahale edebilir. ilk örneğinde çevrimsel (düzenli aralıklarla yinelenen). gücümüz dahilinde verebiliriz. yansıması vardır.

doğal olarak bilgisiz ve güçsüz olduğu için değil. konuşamamasında. o. insan. Ruh. hayatındaki konuşma deneyimi. doğasıyla yaratan. İnsanın. daha derin cehalet ve daha büyük güçlük içine fırlatılarak adil bir şekilde cezalandırılır. evrenin en olması gerektiği gibi olan ve uygun yönetimi tarafından. konuşmayı bilmediği ve ardından yeni yeni öğrendiği çocukluk zamanlarına dek geri gitmek durumundadır. onu bu doğaya esir kılmamıştır ki. bilemeyeceği.” (Augustine 1993:114) Küçük bir çocuğun konuşmayı bilmemesi doğaldır. esir olmak zorunda değildir. bilge ve mutlu bir hayata erişiyordur: “Durum bu olduğunda bile. en yüce şeylere inançla bağlanmak ve bunlar hakkında gayretli bir şekilde araştırma yapmak suretiyle bu ilerlemeyi kaydetmesi için gereken güç. Bunlardan biri olsaydı. bu. çünkü ne bu yeteneği kazanmayı reddetmiştir. bu doğaya esir değildir. yani bir doğayla yaratılmış olsa bile. güçsüz ve mutsuz olacağı anlamına gelmez (Augustine 1993: 114). Burada sorun olan. hayata cahil bir doğayla başlamış olabilir. Çok güzel konuşma beceri ve sanatına sahip olan bir kişinin bile. ne de onu kazandıktan sonra onu −kendi isteğiyle− kaybetmiştir. fakat kendini öğrenmeye vermediği ve doğru davranarak huzuru elde etmek üzere çalışmadığı için suçlu bulunmaktadır. İnsan. ruhtan esirgenmemiştir. keza nasıl doğru davranacağını bilemeyeceği ve her zaman cahil. kendisine ait bir suç yoktur. burada. onu araştırıp kavrayabilmesi. Eğer kendi iradesiyle böyle davranmayı reddederse. ruhun. bir özle. kötü niyetinden ötürü bu yetenekten mahrum bırakılmayı hak edecekti. doğasının ne ve nasıl olduğuna dışardan bakabilmesi. başlangıçtaki doğası itibariyle cehalet ve güçlükler içinde olduğu kabul edilse bile. bu doğadan hareket edilerek bilgelik ve huzura varılamayacağı anlamına kesinlikle gelmez (Augustine 1993:114). konuşmayı bil(e)meyen çocuk ile nasıl davranacağını bilemeyen insan arasında bir analoji kurar.49 hayata başlıyordur ve bilgeliğe doğru ilerleyip. hatalarına mazeret dolarak doğasını gösterebilsin. aşağı seviyedeki şeyler arasına konulur. başlangıçtaki durumu içerisinde kalmak. onu aşabileceğinin göstergesidir. İnsanı. bu. Suçlu değildir. Augustinus. hiçbir şey öğrenemeyeceği. İnsan hayatında mutluluk da böyledir. veya o . İnsan.

zaman içindeki insanın durumu şudur: İnsan. Tanrı tarafından adil ve cezaî nitelikteki bir kadere dönüştürülür. Bununla birlikte . Bununla birlikte. bunu her zaman yapamıyorsa. Bilgisizlik ve zorluk. Augustinus’a göre. kesinlikle edilgin değildir (Çotuksöken. o belirli eylemi gerçekleştirmek bakımından güçsüz olduğunu gösterir. bu doğal başlangıç halinden ötürü suçlanmaz. Başlangıçta. Bunu. elindekinden. ve yer yer eksiklerini tamamlaması bakımından. bu yolda ileri hareket etmeyi reddedenler veya geri çekilenler için Tanrı. Böylelikle. ne yapması gerektiğini hala bilmiyorsa. bilgelik ve huzura. denebilir ki. ne yapması gerektiğini bildiğinde dahi. Bunları. henüz böyle bir bilgi almadığı için cahildir.” Bu durumda insanın yapması gereken.50 duruma geri dönmek şeklinde iradî sapkınlık göstermesidir. “Eğer ruh. en adil bir mahkumiyeti de mukadder kılar (Augustine 1993:115).” (Augustine 1993:115) Bu. kendi kendini bilinçli ve ahlaklı bir şekilde belirlemeyi reddeden kişinin iradesi. denemiş olmak için değil. henüz öyle bir güç kendisine verilmemiş olduğu için güçsüzdür. Davranılması gerektiği gibi davranmak. En başta iyinin ne olduğuna dair bile cehalet içindeyken. Fakat “eğer ruh. Zaten insan. yavaş yavaş. Tanrı’nın yardımı söz konusudur. “Fakat eğer birisi buradan ileriye adım atmayı reddederse veya ilerleme kaydederek geldiği noktadan geri çekilirse. insanın. böylelikle mutluluğa götüren bir yolun başlangıç noktası olarak düşünülebilir. Babür 2000:73). insanın doğal durumu olarak varsayabiliriz. büyük ihtimalle. gerçekleri bilmiyor olabiliriz. gerekli bilgiyi edinecektir. tüm bu süreç boyunca. Buna mukabil. yani gerçekten isteyerek. her bakımdan değil. onun. araştırması doğrultusunda bilinçli bir şekilde denediğinde.” “gerçekten hak ettiği bir ceza öder. pek çok kere zor olabilir. yani kendisine verilmiş olandan faydalanmak. o. Augustinus’a göre ruh. yukarda anlatıldığı gibi bir başlangıçtan hareketle yola çıkmaktadır. doğru davranmak. gayretli ve inançlı bir şekilde düşünmek ve araştırmaktır. en yüksek iyiye erişebileceği bir güce ulaşmaktadır.” (Augustine 1993: 114) Augustinus’a göre. kendini gerçekleştirmesini teminat altına alması.

geçicilikten . geçici şeylerin içinden geçen insanı. Augustinus’a göre. mutluluğu hedefleme gücünü vermiştir. meyve vermeden önce. “yetkinleşmemizin yardımcısı olan Tanrı’nın yardımını gerektiğinde yalvararak istememiz gerektiğine dair bir hatırlatıcıdır. Bu yol. ahlaki eylem alanının güçlüklerle bezenmiş olması. ve böylelikle onu daha çok sever. aldırmadan yoluna devam ederek. Tanrı tarafından onun ruhuna bahşedilen asaletin bir göstergesidir. gerçeğe yaklaşabilmek bakımından yüce taraftan geri kalmakta. geçici şeylerin içinden geçmesiyle. doğru olmadığı açıktır. kısır olduğunu düşünmenin acelecilik olduğu. Bununla birlikte. insana. İnsan ruhu. insanın mutluluğu hedeflemeye muktedir olması. insanın zayıflığına uygun olan bir yol vardır. bizi. duyu algılarıyla beslenen dünyevi taraf. ahlaki eylemin. biri yüce. ruhun. bilgelik ve haklılığın meyvelerini toplayabilir. ve zaman zaman güçlükle ikna edilebilmektedir (Augustine 1993:115). gitmemiz gereken yolda geriye sürüklemek durumunda olan bir engel olmayıp. Tanrı’nın iyiliği sayesinde varoluşuna sahip olduğunun farkına varır. Tanrı’yı. Augustinus’a göre. “gayretli bir çabayla. İnsan da. yani “kendisinden var olduğumuz kişiyi daha çok sevdikçe. ama orada son bulmaz. geçici şeylerin içinden geçer. bu güçlükleri yaşayarak. nasıl olduğu ortada olan bir başlangıçtan hareket edip. doğru bir eylemin iyiliğinin farkına varmaya muktedir kılınabilir. bilakis. Yüce. zamansal bakımdan.” (Augustine 1993:115) Hastalığa tutulmaya eğilimli genç bir fidanın verimsiz olduğunu.51 Augustinus. yani hakikate ve erdemlere yakın olan taraf. o bunu gerçekten istediği takdirde. doğru olanı bilmek ve seçmekten ibaret olmaması. kendi kuvvetine karşılık olarak değil.” Tanrı. Augustinus’a göre.” İnsan. ondan daha kesin bir şekilde memnuniyet duyacak ve onun sonsuzluğundan daha tam bir şekilde faydalanırız. bir çok yazın geçmesini beklemesi gerekmektedir. diğeri dünyevi olmak üzere iki tarafı olduğundan bahseder. bunu gerçekleştirebilecek niteliktedir (Augustine 1993:115). söz konusu edilen manevi ilerlemeyi gerçekleştirmeye muktedir kılınmış olmakla kalmayıp. Rasyonel insan varlığının da bilgelikten azade bir mutluluğu olamayacağına göre. Belki bu ağacın. Bu yol.

özgürlüğümüzü güvence altına almak üzere tarih içerisinde sürekli iş başında olduğunu bize hatırlattıkça. insanın her anına. Bununla birlikte. Sorumluluk ve İrade Zamanla sınırlanmış olması. şeyleri.” “Şimdiki zamandaki şeyler söz konusu olduğunda. hakikatin ebediliği üzerinde düşündürterek. geçmiş-mevcut-gelecek diye ayrıştırmak yerine. “çünkü onlar. Öyleyse. tüm varlıkların gelip geçici olduğunun farkına varırız. sorumluluğun ve bağlanmanın insani bakımdan önemi üzerinde durmakla karakterize olan varoluşçu tavrın felsefe tarihindeki ilk izlerine rastlanır. Böylelikle. geçici şeylere. ancak ebedi şeylere nispeten değer kazanırlar. insanın sorumluluk sahibi bir varlık olarak kavranması gerekliliğini ortaya çıkartmaktadır. bu şeylerin varlığına ve niteliğine inanılmalıdır. Tanrı’nın. Augustinus’a göre. geçmişte olan ve gelecekte olacak her şeye inanmaya mecburuz.” (Augustine 1993:111) Aslına bakılırsa. şimdiki zaman arasında gerçekte nasıl bir ilişki olursa olsun. Geçmiş ve gelecek ile. geçici olması bakımından önem taşımamakla birlikte. onları “geçici” şeyler diye bir araya toparlamak daha uygun olur. hem bedendeki hem ruhtaki değişiklik ve hareketlenmeleri algılarken. zaman içinde olup biten her şey. geçmişte olmuş bitmiş veya gelecekte yaşanacak şeklinde tanımlanamayacak bir şimdiki zaman nesnesi insan hayatında söz konusu olamayacağına göre. . Augustinus’un deyimiyle: “Ebedi şeylere olan yolculuğumuz için gerekli olduğu ölçüde. ve içindeki şeylerin kendi başına değerleri yoktur.2. inancımızı güçlendirip. her eylemine ayrı bir önem yüklemekte ve bu durum. Augustinus’ta. sevgimizi uyandırır.” (Augustine 1993:111-2) I.7. onu kendisinin takipçisi yapabilir. bunlar her şekilde geçici zaman’ı ifade eder.52 hareketle. bu bakımdan (eskatolojik bakımdan) çok büyük önem taşır.

herhangi bir şey değildir. kendi ruhsal ihtiyaçlarını karşılamaktan ibaret olamaz (Cevizci 2002:364). Ancak ödev ahlakı terimi. ontolojik birbirlerine eş görmekte. insanmerkezli değildir. Augustinus’un sorumluluk anlayışını betimlemek açısından yanıltıcı olacaktır. bir gerilemedir. Augustinus’un ahlakının bir tür ödev ahlakı olduğunu düşündürtebilir. iradî olarak işlenmediği sürece kınanmayı hak etmez. yerine getirilmesi gereken bir ödev olarak düşünülmeli12. çünkü akla doğrudan Kant’ın ahlakını getirmekte ve böylece insan-merkezci bir ahlak anlayışını çağrıştırmaktadır. bir dinin dogmalarına bağlı kalmak ve o dinin. Zira. yani öznenin kendini gerçekleştirmemesi. varlıkbilimsel düşüncelerinden türetmektedir. bilişsel nitelik kazandığı durumlar dahil. bu bölümde ortaya konacağı gibi tanrı-merkezlidir. ahlaki anlamda. Bu bakımdan Augustinus. anlamda kesinlik sahibi olduğunu düşündüğü Varlık’ı. Augustinus’un sorumluluk anlayışı. etik bir konu olan sorumluluk ile ilgili düşüncelerini. Bu. bunu gerçekleştirmeyi de bir ödev olarak Tanrı’ya borçludur. kendisini tam anlamıyla gerçekleştirmemiz gereken doğayı vermiş olan Tanrı’ya olan bir borcumuzdur. Augustinus’un ahlakı. kendini gerçekleştirmesi demektir. gerçekten de bir ödev ahlakıdır. insanın (ahlaki) eylemi. Augustinus’a göre. Bu bakımdan. İnsanın ahlaki sorumluluğu. ona diğer kişilere nazaran artı bir değer katan. yani .12 Augustinus’un sorumluluk anlayışına göre. Hıristiyanlık’ın Tanrı’sıyla eşleştirmekte. Buna göre. varolmasını Tanrı’ya borçlu olduğuna göre. onun sorumluluk anlayışını dinsel veya teolojik olarak nitelemek de yetersiz olacaktır. olması gerektiği gibi olmayan bir şeyi kınar (Augustine 1993:100). dinsel sorumluluk ile akla gelebilecek olandan (genel olarak.” Bu ‘borç’. iki farklı biçimde anlaşılabilir. yani iyi bir şey yapılmadığında ortaya çıkan nötr bir durum değildir. Augustinus.) İkinci olarak. Augustinus’a göre: “Doğru davranış. daha iyi olma yönünde ahlaki potansiyele sahip her varlık. ‘Kendini gerçekleştirmeyi bir ödev olarak Tanrı’ya borçlu olma’ şeklinde bir ifade. inananlarına yüklediği vazifeleri yerine getirmek) çok daha özlü ve kökenseldir. insanın kendini gerçekleştirmesi. insana.53 Augustinus’a göre. hatta aslında bunların bir ve aynı şey olduklarını düşünmektedir. bizlere. bir suçtur (Williams 1993:100). insan yalnızca. ahlaki sorumluluktan kaçma. sözgelimi Epiküros’ta olduğu gibi. Bir kusur. var olan her şey. Augustinus’a göre. (Erdemler ile ilgili bölümde bahsedildiği gibi Augustinus’un anlayışı. Tanrı’ya olan borcunu ödememesidir.

geçip gitmelidir ki. lütuf eseridir. Geçici şeyler. evrenin güzelliği. öyle kurulmuştur ki. varlıklarını Varlık’a (Tanrı’ya) borçluyken. gelip geçici şeyleri. ancak bu şekilde gerçekleşir. bir müddet sonra var olmaktan kesilmeleri gereken bir düzen içinde var kılınmışlardır. Tanrı tarafından kendilerine verileni. kendilerine verileni. zaman içinde ortaya çıkabilecek tüm güzellik. borcu veren kişiye ödenmelidir. Geçici şeylerin düzeni. bu borç sadece.) (Augustine 1993:100-1) ‘Burada bir sorun olduğu’nu iddia eden. almadığı bir şeyi borçlu olamaz. var olacak olanlar. her bakımdan belirleyen.” Ama eğer alınmış bir borç varsa. ancak bu nesnelerin sürekli değişimiyle sağlanabilmektedir (Augustine 1993:101). onlar da varoluşlarını Tanrı’ya borçludurlar. zamansal (geçici) olmak. Tanrı tarafından hangi seviyede var kılınmış olurlarsa olsunlar. aksi takdirde. Zamana tâbi nesnelerin ortaya çıkartabileceği uyum ve güzellikteki sabitlik. Çünkü onlar. (geçici) varlıkların sonsuza dek var olmasına izin vermediği veya Tanrı’ya mukabil bir ilkenin. onları. bu. yanlış düşünceler içindedirler. Zaman içinde var olan varlıklar için. saçmadır. Augustinus’a göre. zamandır. Bu insanlar. aynen Tanrı’ya verirler. onların özelliklerinden sadece birisi değildir. başlı başına bir lütuftur. var olmaktan kesilmemeleri gerektiğini düşünmek. olduklarından farklı veya olduklarından fazla bir şekilde algıladıkları için.54 dir (Williams 1993:100). varoluşlarını sonuna dek kullanırlar (varoluşları onlara sonuna dek kullandırılır) ve içinden çıkarıldıkları hiçliğe tekrar dönerek ortadan kaybolurlar. yani mümkün en yüksek ifadesini onlarda . “Fakat hiç kimse. Şu anda var olan (geçici) varlıklar. var edilmek yani var olmak. (Varlıklar. rasyonel varlıklarda en uygun sınırına erişir. bir ‘transfer’ veya ‘kayıp’ veya buna benzer bir şey olurdu (Augustine 1993:100). düşüncesi yanlış yönelimli rasyonel doğa’da (insanda). Tanrı ile geçici şeyler arasında bir sorun olduğu (sözgelimi Tanrı’nın yıkma tutkusu yüzünden. sorun vardır. Geçici şeylerin. günah işlesinler veya işlemesinler. Bunda esef edilecek bir durum yoktur. yapabilecekleri denli yaparlar. yok etme dürtüsü ile (geçici) varlıkları ortadan kaldırdığı) iddia edilemez. var olmuş olanların yerini alabilsin.

ya almış olduğunu doğru düzgün kullanarak. zira ‘borç’ kelimesi. gizli bir şekilde yürürlüktedir. insan varlığının üstünlüğünden kuvvet alarak. insanda günah diye bir şeyin olduğunu. kendine değer biçerken. etmemeliyiz. borcunu. borçlu olduğunu geri ödemek zorundadır. zira bu cezalandırma. Augustinus’un bu konudaki düşüncelerinden hareketle hemen şuna varılabilir: İnsanın. “Günahlar. onda günah diye bir şey olmadığını iddia etmeye varamayız. günahın sebep olduğu biçimsizlik. bu noktadan hareketle. her suç işlediğinde. evrenin güzelliği.” (Augustine 1993:101) Böylelikle ahlaki sorumluluğun irade tarafından yüzüstü bırakıldığı durumlarda suç. uzun zaman aralıkları yoktur. ceza ile karşılaşır. adalete uygun eylemde bulunarak ödemiyorsa. günahın ortaya çıkarttığı biçimsizlik tarafından bir an için dahi deforme edilemez. suçun hemen ardından. “yapması gerekeni yaparak borcunu ödemezse. Yalnız. hayatının her bağlamındaki yanılma payını. iddia edemeyiz. insanı takdir etmeliyiz. bu borç doğru davranıştır.” (Augustine 1993:101-2) “Her ruh. varmamalıyız. mahkûm edilmelidir (kınanmalıdır). kendisini yaratana ödemediği bir borç vardır. insanların günah işleyip işlememelerinin önemli olmadığı anlaşılmamalıdır. olması gerektiği gibi olmadığı için. cezalandırmadaki güzellik tarafından ortadan kaldırılacak şekilde kurulmuştur. (Augustine 1993:101) İnsan. bir kişi. Aksine. eğer ruh. rasyonel yaradılışına (doğasına) bakarak. her iki duruma da uygundur. . ve adil bir biçimde mahkûm edilen her ne varsa. kendisine alakasız görünebilmekle birlikte. İkinci olarak. insanı takdir edeceğiz diye. Eğer.” Günah işleyen bir doğanın. borcunu sefalete maruz kalarak ödeyecektir. Tanrı tarafından öyle kurulmuştur ki. çünkü bu denge. yadsımamalıdır. Ancak. ama bu günahların kınanmaması gerektiğini veya bu günahları yargılamaya uğraşmaya değmeyeceğini. ya da doğru düzgün kullanmaya isteksiz olduğunu kaybederek. hayatını yaşarken dahi cezalandırılmakta olduğunu anlayamaya-bilir. Böylelikle. sanılabileceği gibi. suç ile ceza arasındaki denge. buna mukabil olarak da ceza ortaya çıkar. yap(ıl)ması gerekenin acısını çekerek borcunu ödeyecektir. Suç ile ceza arasında. Augustinus’a göre. mahkûm edilmiştir. İnsan. kötü eylemlerine karşılık olarak.55 bulur.

13 Sonuç olarak kişi. daha yüce bir varoluşun insan bireyindeki iz veya belirtilerinin sezgisel kavranışından hareketle. Tanrı’nın ona bir lütfudur (Augustine 1993:102). kendi erdemlerinden ötürü ona bir şeyler borçlu olduğunu söyleyebilir. insanın metafizik varoluşu diyebileceğimiz varoluş tarzını iyi araştırırsak. var edilme lütfunu. volontarist bir açılımın mükemmel ve tam formu olarak düşünmek durumundayız. bu tarz bir düşüncede. ve var olması. bir tür borç olarak vermesi söz konusu olamaz. Öyleyse Tanrı. var edilmeden (var olmadan) önce. hiç kimseye bir şey borçlu değildir. irade. Kişi. eninde sonunda mükafatlandırılmak durumunda olduğunu düşünmekle kendini haklı bulabilir. aldığını zorunlulukla veren türde bir mekanizma olarak düşünülemez. Bununla birlikte “Tanrı. Tanrı’nın istencinin mümkün ve gerçek kıldığı. ama bu düşünce tarzının yanlışlığı. olumlu davranışlarının. her şeyi. söz konusu erdemlerin kendisine yüklenebileceği bir özne olmayacaktı. “Nasıl ki şu anda uyanık olmayan bir kimse. anında. karşılık beklemeden verir. Tanrı’nın bu kişiyi var etmesi. Eğer var olmasaydı.” (Augustine 1993:101-2) Evrendeki denge. öylesine dakiktir. ve insan kavrayışı adına yer yer mistik kalmaktadır. Böylelikle.” Ancak. Var olması. Tanrı’nın. Augustinus’a göre önemli bir eksik vardır. uykudaysa. Kendisine determinizmin hakim olduğunu bize düşündürten doğadan hareketle. akıldan önce gelir (Gökberk 1998:155). zaten yoktur. yap(ıl)ması gerekenin acısını çeker. .56 ve sadece eskatolojik yargılanmada açıklık kazanacaktır. kendisi var değilken var olması daha da imkansız olan hangi erdemlerinin karşılığı olabilir (Augustine 1993:102)? 13. o. Birisi çıkıp. Duns Scotus’ta olduğu gibi. Ve Tanrı’ nın. hem Tanrı’da hem insanda. insandaki irade yetisinin yaratıcısını veya nihaî ilkesini (Tanrı’yı). daha en baştadır. doğanın yaratıcısını veya nihaî ilkesini (Tanrı’yı) her şeyden önce determinizmle ilişkilendirmek yerine. Tanrı’nın evrende varolduğu iddia edilebilecek herhangi bir tür determinizme tâbi olmadığını görürüz. Augustinus’ta da. zaten varolmayan bu kişiye. yapması gerekeni yapmayan bir kimse de. var edilmeden önce. zaten bir lütuftur.

insan. Augustinus. bilakis. Tanrı’nın yaratılanlara −bizim örneğimizde insanlara−. kendisiyle daha iyi durumda olmayı isteyebilecekleri bir irade verilmişse. Tanrı’ya dönmeye isteksizse. daha iyi bir varoluşa sahip olduğunda. yani oldukları doğayı. erdemlerin müstesna varoluşu inkar edilecektir. kendisine bir şey verilmedi diye suçlu değildir. Hiç kimse. varoldukları için Tanrı’ya borçlu durumdadırlar. Öyleyse.57 Varoluş. ne de varolmayan varlıklara adaletsizlik yapmamak için onları var kılmıştır. Çünkü Tanrı. Öncelikle her ne iseler o olmalarını. ona borçludurlar. Ve kendisine özgür bir irade ile yeterli güç verilmiş olan herkesin Tanrı’ya bir borcu vardır. adalete uygun bir şekilde suçlu bulunur. bu. ayrıca şunu da belirtir: “Eğer onlara. sefil duruma düşer ve bu durumda var olur (Augustinus 1993:102). onların yaptıkları (olumlu) şeyler karşısında bir şeyler borçlu olması bir yana. çünkü Tanrı. erdemli davrandıkça. metafizik bakımdan daha iyi bir varoluşa sahip olacaktır (kılınacaktır). bu iradeye sahip çıkıp onu kullanmayı ve olmaları gerekeni olmayı borçludurlar. Varoluşunu Tanrı’dan alan insan. İkinci ihtimal. Tanrı’ya yönelmedikçe. değişmez doğruluktur. hiçleşerek bu durumdan kurtulamaz. yaratılanlar. aslına bakılırsa. İnsanlar. Tanrı’nın övgüye ne denli layık olduğunu bir düşünün! (…) Zira. Tanrı. Tanrı’ya zarar vermez. ne tarz bir iyilik yapıyorsunuz ona?” Eğer bir kişi. ancak kuşatıcı bir determinizm ve mekanizmin varsayılması durumunda söz konusu olabilir. yapmaları gerekenin ne olduğunu gerçekten anladıklarında. neyi istemen gerektiğine hükmeden. Tanrı’ydı. insana öyle bir yaradılış vermiştir ki. İnsan. Tanrı’nın zorunlulukla kendini açması ise. Ama bunu yalnızca Tanrı’da veya Tanrı aracılığıyla görebilirler. ona (Tanrı’ya). ne zorunlulukla kendini açmıştır. ve keza varoluşunun ta kendisini borçlu olduğu kişiye borcunu ödemedikçe. ve istemeyişinin cezasız bırakılmasına izin vermeyen. bu soruya karşılık olarak şu soruyu sorar: “Kendisi için bir geri ödeme talep edebileceğiniz. sana onu isteme gücü veren. ancak o kişiye zarar verir. bu durumun Tanrı’nın niteliği üzerinde (yapıcı) bir yansıması var mıdır? Augustinus.” (Augustine 1993:102-3) . hem imkansız hem irrasyoneldir. ki bu takdirde de. ancak Tanrı’ya olan borcunu ödemeyen her kimse. Böylelikle. övgüye layık bulunurlar. verilmiş bir şeydir.

Augustinus’un. daha ziyade Markus’çu (1996:202) bir yaklaşım sergilenmiş oldu. onun. zihin felsefesine ait konulardan biri olarak ele alır. Bununla birlikte Mendelson (2000). eylem ve erdem bağlamında ele almakla.552-3) gibi iradeyi yalnızca din felsefesi ve zihin felsefesi boyutlarında ele almayıp.3.” (Augustine 1993:74) I. Augustinus’ta İradenin Kavranmasına Dair Epistemolojik-Etik Açılımlar İradenin kendisinin ne olduğunun genel felsefi perspektiften araştırılması bir yana bırakılarak. yeni keşifler yaptıklarında kibirlenmeyecek ve yeni keşifler yapamadıklarında umutlarını yitirmeyecekleri bir yaklaşıma erişmiş olmalıdırlar. özellikle de akıl karşısındaki konumunun ne olduğunun araştırılmasının. yani bir diğer deyişle. teolojik. Augustinus’ta iradeyi. ayrıştırmadan. Augustinus’ta iradenin epistemolojik açıdan ne anlama geldiğinin ortaya konması. (Bilindiği . onun voluntarist (iradeci) tutumunu açıklığa kavuşturacaktır. eskatolojik. Matthews (1998:548-9. onları. özellikle irade sorunsalı bağlamında. insanın diğer yetileri arasındaki. iradeye dışardan bakılarak yapılan düşünsel incelemelerin. Dahası. felsefi analizleri aracılığıyla olmuştur. ontolojik. sadece onları daha fazlasını görmeye hazırlayacak. üzerinde pek çok perspektifin (epistemolojik. hakikati aramakta daha sabırlı kılacaktır. Yüksek Skolastik’in önde gelen filozoflarından. ve bilgisizlikleri. Bu bakımdan onun. kozmolojik) kesiştiği kendine münhasır bir konu olduğunun bilincinde olarak. Matthews (1998:548-9). bütünsel bir konu olarak ele alır. kendisinden sonraki felsefeye etkisi. epistemolojik-etik bir bağlamda gerçekleştirildiği iddia edilebilir. ahlaki sorumlulukları dahilinde kendilerini gerçekleştirme yolunda öyle bir bilince erişmelidirler ki. onu. rasyonalize ettiği bilgelik öğütlerinden ziyade. ayırt edici özelliği voluntarizmi savunuşu olan Duns Scotus’ un (Gökberk 1998:155) öncüsü olduğu söylenebilir (Mourant 1996:208). Bu şekilde “onların taze bilgisi. Şimdiye kadar iradeyi.58 Augustinus’a göre insanlar.

bireysel insandan ziyade toplumsal insandır. (Çünkü. konu hakkında bir bakımdan karamsar bir bakımdan karmaşık iddialarda bulunarak. özgürlük sorununu. bellekanlama yetisi-irade üçlemesinden oluşup gene de tek bir varlık olması bakımından. . şöyle ki. insandaki irade yetisi. Aristoteles ise. benliği. kendiliğindenlikle. Platon için de böyledir (Çüçen 2000:62). muhtemelen irade konusunda entelektüalist bir tavır sahibi olmalarına bağlı olarak.3. ortaçağdan önce özgürlük kavramı. bu sorunu bir bütün olarak kompleks hale getirmişti (Gilson 2003:364-5). Zira. Augustinus’ta ve ondan itibaren irade. Aristoteles’ten sonraysa. keza iradenin özgür olup olmadığı ve nihayetinde metafizik anlamda özgürlüğün imkanı üzerinde vurgulayıcı bir şekilde durmamışlardır. metafizik ve ahlaki alanla da ilişkilendiren Stoa okulu. Augustinus’la birlikte felsefe tarihindeki yerini almaya başladığı söylenebilir.) I. insandan anladığı. ‘isteğe bağlı olan’ üzerinde tartışıyor.) Augustinus. “Üçleme Üzerine” adlı eserinde (De trinitate). İncil yorumlarından ziyade kavram analizleriyle ilgileniyordu. ne Platon ne de Aristoteles. akıl. Nikhomakhos’a Etik’te. ruh ve iştah diye üçe ayırıyor ve iradeyi. İrade ve İrade Özgürlüğü Dihle’ye göre (1982). özgürce seçme edimini içeren isteme (istenç) anlamında kullanılmış (Matthews 1998:548) ve kavramsal açıdan kendine özgü bir ayırt ediciliği olmuştur. ortaçağ felsefesinde ve modern felsefede önemli bir kavram olan iradenin. kendi determinist doğa felsefeleri çerçevesinde. insanın.59 üzere. Yani. Devlet’te. kendi başına bir yeti (fakülte) veya güç olarak görmüyordu. antikitenin. Böylelikle. Patristik’in aksine. sözgelimi Aristoteles’te daha ziyade siyasi alanı ilgilendiren bir nitelik olarak düşünülüyordu. Platon. ama iradenin bir güç olarak insanda varolduğu üzerinde durmuyordu (Matthews 1998:548).1. Yüksek Skolastik.

Bu arada Windelband (1958:270). biz pek çok bakımdan (bir şeylere) bağlı olsak veya bağlı hissetsek bile. vb. gerçekte ne belleğe ne de anlama yetisine bağımlı değildir. ne sebebi olabilir ki?” (Matthews 1998:548) Bir seçim yaparken. irade. (Matthews 1998:548) Augustinus şöyle sormaktadır: “İradenin kendi kendisinden başka. Zekiyan’ın (1975:20) çevirisiyle: “içgerçeği”. Gücümüz dahilinde ise. biz aklımızı devreye sokarak düşünmek istiyoruzdur (irade aklı devreye sokuyordur). bunlar yüzünden yaşanan çekişmeler ve zalimlik uygulamaları yüzünden. 15. kendisine sebep olunmayan. diğer tarihsel çağlarla kıyaslanamayacak denli geri kalışının sebebidir.60 Tanrı’nın suretine göre yaratıldığını belirtir (Evans 2006:9-10. ortaçağın. “innerlichkeit” kelimesini kullanmaktadır. üzerinde düşünüyorsak. merkezî bir pozisyon tahsis ve tesis edilmektedir (Windelband 1958:270). kendisinden sonraki düşünce tarzını uzun bir süre boyunca belirleyecek olan Augustinus tarafından. (2004:340) yönlendirici düşünsel figür Augustinus’ta görüldüğü gibi. yani. biz belleğimizi devreye sokarak hatırlamak istiyoruzdur (irade belleği devreye sokuyordur). bunlara başvurulmasını. 14. Böylelikle. Nihai olarak irade. Ama sonuçta seçimi yapacak olan iradedir. medeniyet bakımından. bireysel insanın toplumsal insana bu kadar baskın çıkışı. danışılmasını dahi seçer. sebepsizdir. Ve irade.15 Günah ve kötülük söz konusu olduğunda ‘günahın ilk sebebi’ olarak andığı iradenin kendisi. geçmişte aynı konu ile ilgili olarak yaptığımız seçimleri hatırlıyorsak. Matthews 1998:548). seçer. . iradenin eylemi bakımından özgürüz. Russell’a göre. kendisine (dışsal) hiçbir şeyin sebep olmadığı bir sebep mahiyetindedir ve öncelikli olarak ‘gücümüz dahilinde’ olan yetimizdir. irademiz bizim adımıza özgürdür. batıl addedilen inançlar. Eğer seçimin akıllıca ve/veya yararlı olup olmayacağı. ‘iç benlik’e14. felsefe tarihinde ilk kez. İrade. Augustinus’a göre.

iradenin kendisinden daha önce gelen sebebi. ki bu durumda da ortada günah yoktur. ona teslim olması. günahı işleyenden başka hiç kimseye. Çünkü. ruhun. irade diye bir şey de . iradesine rağmen eyleme bulunmaya zorluyorsa. kendisi için iyi olduğunu düşündüğünü veya sandığını seçmektedir. İnsan. o derece muazzamsa. adil bir şekilde. ne var? O halde. ona itaat eden kişi. ‘ruhun bir hareketi (atılımı)’ olarak da tanımlar. sorumluluğu. bu durumda günah işlemiş olmayacaktır. irade olmayacaktır. ya iradenin kendisidir. önleyemediği bir şeyi yaparak günah işler? Fakat günah vardır.61 “İradenin. hiçbir baskı altında kalmaksızın. ki bu durumda günah ortaya çıkmayacaktır. eğer irade (ona karşı) direnç gösteremiyorsa. Belki de bu. iradeyi (voluntas). İnsandaki irade özgürdür. İrade özgürdür. ya da hiçbir günah. (…) Fakat. veyahut irade değildir. fakat eğer irade. ne olacak? (…) İradenin sebebi her ne olursa olsun. günah değildir. Ve bir günahın sorumluluğunu. iyinin gerçekte hangi eylemi gerektirdiğini bilmediğinde bile. Bu durumda iradî bir eylem olamayacağı için. ve kendisine göre. adil bir şekilde yükleyemezsin. İradenin sebebi. direnç gösterebiliyorsa. öyleyse onu önlemek mümkündür. Eğer adilse. özgür olmadığı takdirde. ki bu durumda tüm kötülüklerin kökeni hâlâ iradedir. iradeyi aldatıyor ve onu gafil avlıyorsa. ne olmuş? Bu durumda günah diye bir şey yoktur. iradenin seçim yapmadan durması imkansızdır. kim. yanlışlarından. yanlış seçimlerinden (eylemlerinden) ötürü cezalandırmanın adil hiçbir tarafı olmayacaktır. böylelikle. iyi davranış.” (Augustine 1993:105) Augustinus. iradenin sebebi her ne olursa olsun. ya adalete uygun. günah işlemeyecektir. “yoksul olmadığı halde kazancı seven” bir Tanrı’nın (Augustinus 1999:156) suretinde yaratıldığı içindir. irade. Öyleyse ya irade günahın ilk sebebidir. İrade. insanları. özgür bir seçimde bulunamaz. başka hiç kimseye değil ancak onu iradesi ile isteyen kişiye yükleye-bilirsin (…) Sonuç olarak. ve eğer adil değilse. zira. aldatılmaya karşı tedbirli olsun. bırakın da kişi ona itaat etmesin. zorunlulukla yüklü olduğu anlamına gelir. (Matthews 1998:548) Ama eğer öyle olsaydı. iradenin sebebi (ilkesi) (cause). o. insan. İrade özgür olmasaydı. şiddete başvuran türde bir şeyse ve onu (iradeyi/kişiyi). özgür olmaması. günahın ilk sebebi değildir. Aldatma. öyle ki irade onu önleyemiyorsa. bırakın göstersin. ya bir şeyleri elde etmeye veyahut kaybetmemeye yönelik bir hareketidir (Matthews 1998:548). ya da adalete aykırı bir şeydir. ne olabilir ki? Bu. muhakkak ki. Ama eğer onun içini dolduran zorunluluksa. kötü davranış diye bir şey olamazdı.

2. İnsanda iradenin var olduğunu kabul etmek ile. aslında bizi . onların terminolojileri. biz onu bırakmadıkça onun bizi bırakmadığı. İradeye ise. Zaten Gilson’a göre (2003:358). onun kendisine karşı değerbilmezlik edilmiş varlığının. direktman onu istemekle elimize geçtiği. zenginliğe ve bedenle ilgili çeşitli iyiliklere erişemediklerinde. iradenin insanın en özgür veya gerçek anlamda tek özgür melekesi olduğu söylenebilir. insanın varoluşuna yön verme kudreti verildiği ortadadır. bu iki kavram arasında −bunun başka hiçbir alanda olmayacağı kadar− akışkan bir geçişin oluşmasını sağlamıştır. tüm bu şeylerden. özgürlük ve irade kavramlarını öyle bir çerçevede ele almışlardır ki. iradenin kendisi. akılsal (düşünülebilir) şeylere çeken de.62 olmayacaktır. insanın neyle ilgilenip neyle ilgilenmeyeceğini gene kendisi seçtiği için. bizzat iradenin kendisi olduğu için. Ama Augustinus’a göre. (Augustine 1993:20) İrade. çünkü kendi irademize sahip olmakla elde ettiğimiz (iradî) gücün. iradenin etkisi altında bu kadar çok kalan bir şey var mıdır?” Bazı insanlar şöhrete. iradeden başka bir şey değildir. insanı değişmez ve sarsılmaz iyiliğe (bilgeliğe) bağlar. iradenin üstünlüğünü idrak etmek ve ona göre davranmaktadır. ancak kendi kendisi aracılığıyla. Ortaçağ filozofları. onlarla kıyaslanamaz denli daha üstündür. İnsan bilincinin dikkatini. böyle bir ihtimalin olmadığı. İradeye hükmeden bir şey olsaydı.3. insan iradesine. İradenin Akla Üstünlüğü “İradenin kendisi kadar. Lakin. hatta bizim onu bıraktığımızı sandığımızda dahi. Ahlaki (keza iradi) eylemin sebebi. bizim gücümüz dahilinde olmayan tüm iyi şeylerden çok daha iyi olduğu. Sorun. I. onun. Böylelikle. kendilerini büsbütün sefil olarak görürler. gene iradeden başka hiçbir şey hükmedemez. eylem ahlaki açıdan değerlendirilebilir yani iradi değil bilakis zorunlu bir eylem olacaktı. bu iradenin özgür olduğunu iddia etmek hemen hemen aynı şeydir.

sefalet içinde iseler. Bir insanda irade. o insan var olduğu müddetçe. akılı muktedir olduğu güvenli mevkiden azledip. 1907) (Özcan 1999:280). bu duruma adalete uygun olarak ve bunu hak ederek düşmüşlerdir. ebedi varlıklar ile geçici varlıklar arasında seçim yapma gücü. ortadan kalkmış olur. iradesinin ondan alıkonulabilmesi. Daha fazla bir şey istemeye hakları yoktur. kendilerinin iradesine rağmen. iradenin elindedir. ve onu metafizik ve etik anlamda. Augustinus’ta iradenin akla üstün olduğunu savunmaktadırlar. etik bakımdan kendisiyle nerdeyse tamamen özdeştir. asla gerçekleşemeyecek denli saçma bir varsayımdır. insanda her zaman var olduğuna.63 terk etmediği. 1886) (Windelband 1958:281) ve Otto Zanker Der Primat des Willens von dem Intellekt bei Augustin adlı eserinde (Gütersloh. insanı neredeyse aşan bir anlamda mükemmel olmasının yanı sıra. (iradesine el konulan) birey. İrade. “yalnızca irade. Bu gerçeği göz ardı eden kişiler. (Augustine 1993:23) İrade. bunun da ihtimal dahilinde olmadığı bir gerçektir. kaybedilemezlik (sabitlik) niteliğiyle. olduğu şekilde var kılan da irade(si)nin bu sabit (sürekli) varoluşu olduğuna göre. hiçbir şey halel getiremez. Daha önce de belirtildiği gibi. iradesi kişinin elinden sürekli olarak da alınamaz. insanlardan çalınması veya alıkonulması mümkün değildir.16 Zihin felsefesi bakımından iradenin akıl karşısında üstünlüğü ile ilgili olan tartışmanın. Bir anlamda insan.” (Augustine 1993:27) İradenin akla üstünlüğü tezi bu bağlamda ortaya çıkmaktadır. Duns Scotus und Descartes adlı eserinde (Strassburg. Mendelson’a 16. İnsanın iradesi. kişinin iradesi bir süreliğine alıkonamadığı gibi. Zira. öyle bir güç sahibidir ki. adilâne hükümranlığından mahrum bırakabilir. kişinin varoluşu diye bir şeyden bahsedemeyeceğimiz için. Die Lehre vom Primat des Willens bei Augustinus. irade(si) demektir. W. insanın kendi iradesine rağmen. Çünkü bu durumda. ahlak felsefesindeki yansıması entelektüalizm-voluntarizm karşıtlığıdır. onu. çünkü zaten kendilerinde var olan iradeyi (istenci) hâkir görmektedirler. ayrıca öyle kişisel bir şeydir ki. mutlak surette vardır. Kahl. . (Augustine 1993:24) Onun bu tözsel özelliğine. Bu bağlamda irade.

bilginin ve keza aklın yeterli olduğunu iddia ediyordu. ahlaki kusuru ise bilgisizlik ile özdeşleştirmektedir. entelektüalizmidir. Tanrı’nın emirlerine (olması gerekene) yönelimsel. en yüce erdem sayılan adil olmak. (Jackson 2001:51-2) Zira. (Jackson 2001:51-2) Bununla birlikte. (Tanrı’nın emrettiğine) inatçı bir itaatsizlikle özdeşleştirilmektedir. Sokrates. (bilimsel veya ahlaksal değeri hakkında şüphe bulunmayan) pek çok şey bilmek. klasik Yunan ahlak anlayışının tersine. Hıristiyan felsefeciler ortaya çıkmadan önce bile. bu konudan gelecek bölümde söz edilecektir. Hıristiyan teologlar. fakat onu yapmanın hiçbir yolunu bulamıyorum. insanda görülen kötü davranışın sebebi. pek çok iyi eylemde bulunmayı kesinlikle gerektirmemektedir. yani ‘entelekt’e (intellect) odaklanan bu ahlak anlayışına. ya da yanlış kanılardan kaynaklanan. erdemi. Sonuç olarak. Yunan felsefesinin ahlak anlayışı. entelektüalist bir ahlakî yaklaşımın savunuculuğunu yapmaktadırlar. bilgi ile. Buna göre. iradenin altını çizmektedir. sapkınlık içindeki bir iradenin durumunu bir handikap olarak çıkartırlar. (Cevizci 2002:359) Bu ya apaçık bir cehalettir. iyi olanı tanıyıp bilmenin onu yapmakla aynı şey olduğunu düşünen Yunanlıların tavrı karşısına. ama eninde sonunda akılla ilgili olan bir durumdur.” (Ayrıca burada. şu cümle. cehalettir. Akıla.) (Augustine 1993:105-6) Hıristiyan etiği. hem de olması gerektiği gibi belirlemek için.64 göre (2000). Platon ve Aristoteles. insan anlığına. insanın manevi gelişimine dair olarak. İncil’den (Romans 7:18) alınmıştır: “İyiyi istemek. ahlaki kusur. Hıristiyan dogmasının kendisi. entelektüalist tavrı çerçevesinde böylece. istemenin dahi yeterli olamayabileceği ima edilmektedir. daha hümanist bir antropolojiye yer veriyordu. Yunan felsefe geleneğinin en göze çarpan özelliklerinden biri. Başta Augustinus olmak üzere. ahlak bozukluğu anlamına gelen günah ise. Sokrates. kendi başına eylemi belirlemek için. . bile bile yapılan (intentional) bir itaat ile. hepsi birlikte. Yani Sokrates’e göre. Sözgelimi. entelektüalizm denmiştir. bilginin. karşımda duruyor.

Latince ‘voluntas’ (irade) kelimesinden türetilen voluntarizm (volontarizm. yani felsefe tarihinde Patristik döneme dek geri götürülebileceği belirtildi. ancak özgür bir iradenin yapabileceği bir şeydir. hem hiçbir bağımlılık yoktur −Duns Scotus’ un deyimiyle. Öyleyse. bilinene karşı hem bir bağımlılık. ki Augustinus da. (Cevizci 2002:561) etik bağlama ek . (İyi olanda) sebat etmenin. yani aklın mutlaklaştırılmasına karşı çıkmazla kalmaz. “Özgür Seçim Üzerine”de sık sık bunu vurgular. ki bu yaklaşımın tarihçesinin genel anlamda Hıristiyanlık’ın ortaya çıkışına. sebat etmek. Erdem. Bilmek. hasbelkader iyi eylemlerde bulunabilmekten ibaret değildir. bu bakımdan. hem de bilinene bağlı olarak ortaya çıkan bir değişkenlik vardır. daha asil olanıdır ve akıla buyurmaktadır (Mourant 1996:208)−. insanın kendi düşünce sisteminde bir çarpıklığa yol açabilir. “rasyonel bir varlığın tüm erdemlerinin anası ve kollayıcısı” olarak söz eder (Augustine 1958:308). volontarizmi doğurmuştur. özgür olmasaydı. irade. bilmek eyleminde. (belirli bir şeyde) sebat etmek veya etmemek şeklinde kendi kendisini belirleyebilir. istemek eyleminde. ve/veya hep aynı şekilde düşünmek ise. algıladığı farklı uyarıcılara bağlı olarak değişkenlik göstermek durumundadır. görülen tarafından belirlenmek gerekmektedir. görmenin bir türüdür. iradenin yapabileceği bir şeydir. etik bağlamda entelektüalizme. Voluntarizm. Bilinçli bir itaat. Böylelikle. hem de irade. o. iradecilik) kavramının üzerinde ayrı olarak durmak gerekirse: Entelektüalizme karşı olan direkt tepkiler. itaat. (iyi olana) itaat etmeyle hemen hemen aynı şey olduğu açıktır.65 Erdem ile özdeşleştirilen itaatin. hep aynı şeyler üzerinde. “Tanrı Devleti”nde Augustinus. İrade. (Matthews 1998:549) Diğer bakımdan. ve doğru bilgi için. bir erdem olamazdı. Halbuki. Felsefe tarihinde voluntarizmi savunan ilk büyük figürün Augustinus olduğu söylenebilir. itaatten. Hıristiyan etiğinde yalnızca teolojik bir boyutu yoktur. en genel anlamda doğanın veya toplumsal çevrenin belirleyiciliğine de karşı çıkmak suretiyle. iyi eylemde sebat etmektir (Porter 2001:96). çünkü akıl.

17 Bundan önceki bölümlerde. Augustinus. erdem skalasında bir eksi anlamına gelen arızî bir kusur değildir. etik anlamını da kapsayacak şekilde genel felsefi anlamında kullanıyor. cehaleti. özgürlükçülük) olarak çıkar. Augustinus. . böylelikle Grek entelektüalizminden kademe kademe uzaklaşarak voluntarizme yönelmiştir. fiziksel ve duyusal olanın aksine. (Mendelson 2000) Bu. insanın konumunu tanımlayan güçlükler içinde bulunmanın kaçınılmazlığıyla birlikte. entelektüalist bir tavırdır. ahlak alanında yetersiz kaldığını görmüştür. yani etik anlamında değil. (Williams 1993:xi) Aslında Augustinus’un. akıl-dışı (non-rational) yani akıl tarafından denetlenemeyecek faktörlerin davranış üzerinde etkide bulunduğunu vurguluyor. Bilgisizlik. insanın ahlakî eylem kapasitesi (human agency) üzerinde düşündükçe. ‘entelektüalizm’ terimini. bu. burada. belki başka hiçbir alanda değil ama.66 olarak metafizik ve kozmolojik bağlamda indeterminist bir kimliğe bürünerek. entelektüalizmin naifliğinden sıyrılarak. başka hiçbir şeyin geride bırakamayacağını içeren varsayımın. bir taraftan da insanın ahlakî eylem kapasitesinin dinamiklerini açıklayabilmek açısından entelektüalizmi yetersiz görme eğilimi taşıyordu. Grek entelektüalizminden derinden etkilenmiş olduğu aşikârdır (Mendelson 2000). bilgilenme tarafından ortadan kaldırılabilir. daha karmaşık bir ahlak görüşüne varmıştır. Bundan sonraki bölümlerde üzerinde daha çok durulacağı gibi. özel anlamda. insanı da kapsama iddiasını savunma eğiliminde olan determinist yaklaşımların karşısına (etik) liberteryanizm (libertizm. Bu bağlamda. Ancak. akılsal olanı. Augustinus. özellikle bilgelik ve hakikat ile ilgili bölümlerde görüldüğü üzere. Mendelson. akılsal (intelligible) olanın güvenilirliğini vurgulamaktadır. ki bu görüş bir taraftan aklın varlığına rağmen. Mendelson’a göre (2000). Augustinus. felsefe tarihinde. Augustinus’un. ama bil17. Böylelikle. insanın bilgisizliği. akılla ilgisi olmayan. insanın metafizik ve etik açıdan özgür olduğunu savunan ilk filozof olduğu kaydedilmektedir. Hıristiyan dogmasının yanı sıra kendi yaşantıları üzerine samimi gözlemleri ve derin içebakışları (introspection) olduğunu söylemek mümkündür. (Mendelson 2000) Onu böyle davranmaya yöneltenin. adeta onun genel durumudur.

Ancak bu durum. (bizim pek çok düşüncemizin olduğu gibi) formel olamaz. Birisi bir inanca karşı çıktığında. yanılgıya. Keza hiçbir aydınlatıcı üslup veya belagat. şekillendiren ve düzenleyen bir doğaya sahip olduğu hususu. ‘inanma’dan yardım alır. sürekli olarak güçlüklerle karşılaştığında ivmesini kaybetmekte. Bilgi ve İnanç Bağlamında İrade Bizler. Ve böyle bir inanma. Yaratıcı’nın rolünü mâl edebiliriz. Bununla birlikte. sürekli olarak her yerde insanın karşısına çıkmaktadır. her şeyi yaratan. bir hatalı düşünceye. (Augustine 1993:112) Bu bağlamda. inancı. bu kişinin ona tam anlamıyla ikna edilmesinin kesin bir yolu olmayabilir. dalgınlaşmaktadır. Düzenli çalışabilmesi adına akla yardım edecek olan iradedir. bilgisel bakımdan ne belirleyebilir. bu bir hatadır ve çürütülmesi gerekmektedir. Akıl. düşünme. düşünme süreçlerinin birinde. I. insanlar olarak. düşüncenin bir versiyonu değildir. Augustinus’a göre Tanrı’nın. herhangi bir düşüncenin düşünmeye yaptığı yardım gibi değildir. en son sözü söyletecek/söyleyecek bir argüman üretemezken −çünkü düşüncenin bağlı olduğu mantıksal kalıba tâbi değildir−. Söz konusu inançsal gerçekler tarafından desteklenen ruh. Böylelikle. bu inanca inananın aklını .3. bir taraftan da ayağını yere sağlam basar ve bakışlarını ilahi şeylere sabitler. kendi kendimizi öyle çarpıtılmış bir düşünce sistemine sahip kılabiliriz ki. Sabır ve sebat göstermek durumunda olan iradedir. Ama. ne de tüketebilir. zihni bu konuda hatadan kurtarabilir.3. Belirli şeylere belirli anlamlar yüklemek durumundadır. zaman zaman atrofikleşmekte. İnanma’yı belirleyen inanç. adı üzerinde. dünyevî şeyleri geride bırakmaya hazırlanırken. İnanç. insan anlığını aşmaktadır.67 gisizlik. bu inancın mesnetsizliğinden değil. inancın doğasından kaynaklanır. düşünmenin inanmadan aldığı yardım. ve genelde de uyarıcıların çeşitliliğinin peşine takılarak. Çünkü −Augustinus’un verdiği örneği verirsek− Hıristiyanlık’taki Teslis (Trinity) inancı. canlılık verici bir inanmanın temel unsurudur. o kendi başına bir gerçekliktir.

Augustinus. kitabında. Demek ki burada iki irade söz konusudur. iradenin yerine geçerek dolaysız olarak da gerçekleştiremez. Hıristiyanlık’a geçişi öncesindeki içsel çatışmalarını anlatırken. istemek emrini. başkası değil. ona boyun eğiyordu. ayağını oynatmasını istediğinde onları oynatarak. irade olduğu söylenebilir. İrade iradeye istemeyi buyuruyor. inanç. ruh. o zaman istemeyi buyurmayacaktı. iradeyi istemeye zorlayıp. örneğin kolunu. çünkü gerçekten istemek için tam olarak istemek gerekir.isteme/irade . Demek ki ruh tam olarak istemiyor. ama yine de ruh harekete geçmiyor. bilgi ile inanç arasındaki bağı kuranın. Her halükarda irade. ruhun bir hastalığıdır.inanç değiştirme konularını birlikte ele alır: “ (…) istemiş olsaydım yapardım. istemekle yapma yeteneği. el de bedendir. Öyle ki. gerçeğin çağrısına uyarak ayağa tam olarak kalkılamaz. İtiraflar’ının 8. isteyen de iradedir. hiçbiri de eksiksiz değildir. kendi kendisinin sebebi- . Bununla birlikte hiçbir şey olmuyordu. akılın istemeyi uygun gördüğü. Ruh ruha istemek emrini veriyor. bu durumda da tam olarak buyurmuş sayılmaz.68 aşmaktayken. bu ve benzeri durumlarda. Tam isteyerek buyurmadığından. burada aynı şeydir: Akılda olanı yapmayı istemek. istemediği ölçüde de gerçekleşmiyor. Ruh. bu istediği. Bununla birlikte ruh ruhtur. birinde eksik olana öteki sahiptir. bir başkası için nasıl bilinir kılabilir. (…) (…) Bunun nedeni nedir? Ruh bedene emirler veriyor. emir öylesine kolaylıkla yerine getiriliyor ki.” (Augustinus 1999:180-1) Aslında. (…) Ruh ona emir veriyor. emirle emirin yerine getirilmesi ancak fark ediliyor. Ruh ele kımıldaması için emir veriyor. (Augustine 1993:112) Augustinus’un bakış açısından. ve bilinir kılmaktan hareketle inanılır kılabilir? Yani. beden anında itaat ediyor. Beden ruhun en küçük isteğine. ve bunu iradeye önerdiği düşünülebilir. buyrukları da yerine getirilmiyor. kişi −tam anlamıyla− bilmediği bir şeyi. Şu halde kısmen istemekle kısmen istememek olağanüstü bir olgu değildir: Bu. istememiş olsaydı bu emri vermezdi. Ne var ki akıl. ahlaki eylem . biri birinden ayırt edilmiyor. iradeyi aracı ederek cebren gerçekleştiremediği gibi. alışkanlıklar ruhu hantallaştırdığından. çünkü bu istek zaten var olacaktı. Tam olarak istemiş olsaydı. isteği(ni). bununla birlikte istenen şey yapılmıyor. kendi kendine emirler verince dirençle karşılaşıyor. istediği ölçüde buyuruyor. yapmak demektir. başka bir bağlamdır.

69

dir. Bu, yukardaki pasajda olduğu gibi, iradenin kendi kendisiyle çatıştığı durumlarda daha açık olarak ortaya çıkar. Bir şeyi istemek zorunlu bulunduğunda dahi, iradenin isteme tarzı, zorunluluk değildir. İnanç ve inanç değiştirme konusunda ortaya çıkan ise; bunun, akılsal rızanın alanına girmediğidir. Burada aranan, kesinlik değildir. (Mendelson 2000) Sorun, iradenin inanmayı isteyip istemediğidir, denilebilir. İnanç, bilgi değildir. İnanç bazındaki bir geçiş veya dönüşüm, klasik olarak, karar verme anından önce gelen direnme durumu ile karakterize olmaktadır (Nock’tan (1993) aktaran: Evans 2006:3).

I.3.4. İrade ve Gerçek Özgürlük Yasalardan, ve keza devlet, vb. gibi dışsal kurumlardan, insanların ruhsal bütünlüğüne karışmaması ve mümkün olduğunca bunu teminat alması beklenir. Augustinus’a göre, geçici yasaların verdiği ve verebileceği özgürlük, gerçek bir özgürlük olmayıp, psikolojik özgürlüktür. (Augustine 1993:25) Çünkü gerçek özgürlük, bireylere, bir otorite tarafından dışarıdan verilebilecek türden bir şey olmayıp, bireylerin kendi bireysel ve varoluşsal seçimleri ile edinebilecekleri türden bir şeydir. İnsanlar, genelde, insan türünde hiçbir efendileri olmadığında, özgür olduklarını sanarlar. Efendileri (üstleri) olan ve onlara hizmet etmek zorunda olan insanların, bulundukları durumda ‘özgürlük’ ten anladıkları, efendileri tarafından serbest bırakıldıklarında ortaya çıkacak durumdur. (Augustine 1993:25) Ancak burada söz konusu olan, −Spinoza’cı bir yaklaşımla ifade edersek− özgürlüğün varlığı değil, baskının yokluğudur. Sonuç olarak, psikolojik özgürlük, bir insanın kendini özgür hissetmesidir; bu insan, gerçekte özgür olmayabilir de.

70

Bir insanı gerçekten özgür kılanın ne olduğuna gelinecek olursa; bu, hakikattir, bilgeliktir. Augustinus’a göre formel olarak maksimleştirilebilen bir özgürlük, gerçek özgürlük olamaz. Bununla birlikte, gerçek özgürlüğün, iradenin yönelimsel bir şekilde kendi kendini, akılsal bir şekilde diğer şeyleri belirlediği bir hayat içerisinde yeşermesinin mümkün olduğunu söyleyebiliriz. Augustinus’a göre, insan, hakikate tâbi olduğu zaman, ortaya çıkacak olan, onun özgürlüğüdür. Gerçek özgürlük, budur. Gerçeğe hizmet edilmedikçe, ‘varsayılan özgürlükler’, “gerçek” değildir. Çünkü “insan ruhu; bu, aynı zamanda emniyet içinde olmadıkça, özgürlük içindeyken hiçbir şeyden zevk alamaz.” Özgürlük, sınırlanmışlıktan kurtulmak demektir. Yani özgürlük, kurtuluş demektir (Augustine 1993:57). İradesine rağmen kaybedebileceği şeylerden hoşlanan bir kimse, emniyette değildir. Bununla birlikte, insanın iradesine rağmen, (eğer erişebiliyorsa) hakikat ve bilgeliği kaybetme tehlikesi yoktur. Hakikat, bilgelikle birlikte, hep olduğu yerdedir. Eğer insan oraya yaklaşmışsa −ki bu, kendi iradesiyle olur−, kendi iradesine rağmen oradan uzaklaştırılması (uzak düşmesi) imkan dahilinde değildir. (Augustine 1993:57) “Hakikat ve bilgelikten ayrılma dediğimiz şey, gerçekte, aşağılık şeyleri çok seven sapkın bir iradeden başka bir şey değildir, ve hiç kimse istemeyerek bir şeyi istemez.” Augustinus, hakikati şu şekilde betimlemektedir: Herkes, ondan müşterek olarak faydalanabilir. Birisi onun bir özelliğinden faydalanarak, bir başka kişiyi bu özellikten yoksun kılamaz. İnsanlar arasında bir çatışma sebebi olamaz. Bu paylaşım birliğinden (communion) herkes kendi payını alır ama hiç kimse onu, kendi şahsi mülkü yapamaz. Faydalanılan tüm paylar, faydalanacaklar için, hiç dokunulmamış bir şekilde kalır. Birisinin, ondan veya ondan kaynaklanan bir şeyden faydalanması için, diğerinin o şeyi serbest bırakması gerekmez. O, her yerde, hep vardır. “Onun hiçbir parçası, hiçbir zaman, herhangi bir kişinin kendi

71

malı haline gelmez; o, her zaman için, herkese, bütünü itibariyle açıktır.” (Augustine 1993:58,60) Böylelikle, iradesi aracılığıyla hakikat ve bilgelikle gerçekten ilgilenen bir kişi için, başka kişiler de bilgelikle ilgileniyor olması, onun için olumsuz bir motivasyon olamaz, hatta en ufak bir sorun teşkil etmez. Bedensel duyularla algılan(a)mayan bu hakikat, bedensel duyuların algıladığı şeylerin mahkum olduğu türlerdeki –zamansal, mekansal– sınırlılık niteliklerine sahip değildir. Hakikat, “dışarıdan (yapılmaması gereken hakkında) uyarıda bulunurken, içeriden (yapılması gerekeni) öğretir. O, kendisini kavrayan herkesi, daha iyi olma yönünde değiştirir, ancak hiç kimse onu daha kötü olma yönünde değiştiremez. Hiç kimse onu yargılayamaz, ama o olmadan hiç kimse doğru yargıda bulunamaz.” İnsanlar, hakikat sayesinde, ona riayet etmek suretiyle bilgeleşirler; bu bakımdan o, bilgeliktir. (Augustine 1993:58) Zihinlerimizden üstün olduğu açık olan böyle bir varlığa itaat etmek yani ona yaklaşmak, ifade edilişi paradoksal olabilir ama, insan varlığı adına köleliği değil gerçek özgürlüğü ortaya çıkartacaktır. Çünkü insan, özü itibariyle rasyonel bir varlıktır ve gerçeği bilmedikçe, gerçekten özgür olduğu asla iddia edilemez. “Eğer bu hakikatten daha mükemmel bir şey varsa, o, Tanrı’dır; yoksa, bu hakikatin kendisi Tanrı’dır. Böylelikle, iki durumda da, Tanrı’nın var olduğu inkar edilemez.” Augustinus’a göre, bu bilgi, diğer iyi bilgiler arasında bir bilgi değildir; o, en yüksek iyiliktedir; onun iyi oluşu, insanı mutlu kılan niteliktedir. “Nasıl ki ruh, bedenin bütün yaşamıysa, Tanrı da ruhun mutlu yaşamıdır.” (Augustine 1993:58-9) Hakikati henüz kavramamış olanlar, böyle bir bilginin var olduğunu bilerek iyimserleşiyorlarsa, aslında yersiz mi davranmış oluyorlar? Zira, Augustinus’un düşüncesine göre, gerçekten mutlu olanlar, bilge olanlardır. Bilgelik hakkında, yüzeysel de olsa birtakım bilgilere sahip olduğumuzda bizde beliren neşe veya heves, sahte bir mutluluk mudur, yani kendi kendimizi mi kandırıyoruz?

Ama. Gerçek olduğu kesin olan iyiliklerden zevk almamıza izin verilmiştir. zamansal ve mekansal tüm bağlılıkları bir tarafa bırakmak durumundadır. zira bu tür şeyler söz konusu olduğunda. insan. insanın kendini iyi hissetmesi.72 Augustinus göre. bu karanlık yolun üzerinde çakan şimşekler gibi olsa da (Augustine 1993:60). geliştirilmeye açık bir tohum olarak vardır. insan zihninde zaten var olmasaydı. bir tarafa toplar. bilgelik. bilge (zeki/ akıllı) olmayı istediğinden. gideceğimiz yerdir (içinde bulunacağımız düşünsel/ruhsal durum). Durum böyle olunca. ve yapması gerekenin bu olduğundan emin olamazdı. şöyle özetlenebilir: İnsan. bulunduğumuz yer (içinde bulunduğumuz düşünsel/ruhsal durum) değil. bundan emin olunduğuna göre. 20. şüphesiz.) Bilgeliğe dair bir kavram. (Augustinus’un bu ifadeleri. ‘her zaman bir ve aynı olan’ı kavramaya çalışmalıdır. Bunun yerine. enerjisinin zapt edebildiği kadarını. sırf bireysel olarak iyi olan şeylerden haz alamaz hale gelsin. Böyle yaparak. . yüzyılın Hıristiyan varoluşçularından Karl Jaspers’ın ünlü sözünü hatırlatıyor. insan zihninde. Şu anda henüz oraya gitmekteyizdir. akıl aracılığıyla elde ettiği şeylerin tarafına çekmeye çaba gösterir. belki de bilgelik. bilgeliğin mutluluğuna erişmek isteyen kişi. yolda olmaya (yolumuzda ilerlemeye) devam ediyoruz demektir. şu anki durumumuz sadece ‘yolda olmak’tır (Augustine 1993:59-60). akıl aracılığıyla elde edilen şeylere eriştiğinde orada kalmalı ve oraya emin bir şekilde yerleşmelidir ki. ruhunun mümkünse bütününü. bir günlük veya çok kısa ömürlü şeylere bağlıdır. Bunun için candan bir şekilde çabaladığımız müddetçe. Bilge olmaya çalışırken verilen uğraş. İnsan. şimdilik onlar. deyim yerindeyse.

tartışmada varılan sonuç şu olmuştur: Kötülüğün yegane kökeni. senden yüz çeviren. varlıkların tamamen mükemmel bir ilkeden kaynaklandığını ve bu ilkenin. Augustinus’u. kötülük problemini. daha sonra heretik (sapkın) sayacağı Manişeist düalizm de dahil olmak üzere. felsefenin öyle bir sorunudur ki. bu içten zenginlikleri reddeden. iradenin seçmekte özgür oluşudur. ancak. özü itibariyle iyi olduğunu iddia etmektedir. “İradenin Özgür Seçimi” adlı diyologun.73 İKİNCİ BÖLÜM KÖTÜLÜK PROBLEMİ VE İRADE ÖZGÜRLÜĞÜ SORUNU Felsefe tarihinin önemli bir sorunu olan kötülük problemi. Augustinus. kendisi üzerine düşünen kişinin vardığı sonuçların. onun felsefî yaklaşımları üzerinde yönlendirici etkide bulunması kaçınılmazdır (Augustine 1993:3). Augustinus. birbirinden çok farklı düşünsel yaklaşımları sırasıyla benimsemeye iten şey. Genel olarak bilindiği üzere. Böylece ahlaksal bakımdan kötülüğün varoluşu. kötülük sorununun gerçek çözümünü bulmaya çalışıyor olmasıdır. daha aşağı seviyedeki şeylere dönerek dışarıda gururla şişinen bir iradenin ahlâk bozukluğudur. Hıristiyanlaştırılmış bir Platonculukta bu sorunun çözümünü bulduğunu düşünmektedir: “Kötünün ne olduğunu aradım ve onun bir töz olmadığını keşfettim. kötülük yüce tözden yani Tanrım. kendi eserlerine yazdığı “Şerhler”de (Retractationes. hangi temel . bu durumda “kötünün mevcudiyeti” nasıl açıklanacaktır (Werner 2000:7)? Augustinus’a göre. kötülüğün kökeni üzerine yapılan bir tartışmadan kaynaklandığını ifade eder. konu şu şekilde çözümlenecektir: Öncelikle Augustinus’un. kötülük problemi ile irade özgürlüğü sorunu o kadar iç içe geçmiş iki sorundur ki. Augustinus’un bu konudaki düşüncelerini açıklığa kavuşturmak için.” (Augustinus 1999:156) Özellikle Augustinus’un düşüncesinde. kötülük problemi. Reconsiderations). kısaca şöyle belirtilebilir: Genel olarak felsefî sistemler ve dinler. Buna göre. iradenin özgür oluşunun apaçık bir kanıtıdır (Augustine 1993:124).

kötülük. kötülüğün doğrudan sebebi veya sorumlusu olmayışı. Cezayı çekenler için. onu gerçekleştiren Tanrı olamaz. iradenin böyle bir durumda nasıl özgür olabildiği Augustinusçu perspektiften açıklanacaktır. ve orta seviyedeki iyilikler için. Çünkü Tanrı. Ardından. büyük iyilikler için. iradenin özgür oluşunun kanıtı iken. yalnızca büyük iyilikleri değil. II. kötülük sorununu ortadan kaldırmamaktadır.” (Augustine 1993:1. kötü olamaz. ve “adil olan. veya varlık hiyerarşisinin kaynaklanır: “Tanrı’nın iyiliğinin bereketli cömertliği. onların yalnızca bir kısmını yaratmakla hak edeceğinden daha fazla övgüyü hak eder. Onun iyiliği. cezalandırma elbette kötüdür. adaletsizce cezalandırılmamaktadır. Augustinus’un Kötülük Problemine Yaklaşımı II. Ayrıca Tanrı adil olduğuna göre. iyidir.1.” (Augustine 1993:67) “metafizik iyimserlik”ini (Gilson 2007:133) reddetmekten Augustinus’a göre.62) Tanrı’nın. rölativizmin) farkına varamamaktan.1. iyileri ödüllendirmek ve kötüleri cezalandırmak durumundadır. Ama hiç kimse.1. hepsini yaratmış olduğu için. ancak (bu iyilik).74 yaklaşımlarına binaen çözmeye çalıştığı ve sonuç olarak kötülüğün mevcudiyetine dair açıklaması ortaya konacaktır. Kötülük niye vardır? Tanrı’nın. (en) aşağı ve orta seviyelerdeki iyilikleri de ihsan etmiştir. Tanrı’nın yadsınması veya Tanrı’nın suçlu bulunması veyahut da Tanrı’nın sapkın düşüncelerle tanımlanmaya ve anlaşılmaya çalışılması. Kötülük Probleminde Tanrı Augustinus’a göre. orta seviyedeki iyiliklerden daha çok. kötülük diye bir şeyin varlığından bahsetsek dahi. kötülüğü yapan. varlık hiyerarşisinin anlaşılmaya çalışılmasında ortaya çıkan göreceliliğin (göreliliğin. hem de iyi bir Tanrı’nın yaratmış olduğu bir dünyada kötülük nasıl ve neden var olabiliyordur? . aşağı seviyedeki iyiliklerden daha çok övgüyü hak eder.

mutlak kudret sahibi tek varlıktır. öyle ki ‘Varlık’ı. en yüce soyutlamalara götürür. “Ama eğer bu müdafaa tarzı daha ileriye giderse. üstelik yarattığı her şeyden çok daha mükemmel kalarak yaratmıştır (Augustine 1993:3-4).75 Kötülük sorununa dair olan teistik açmaz. önerme kabul edildiğinde. Diğer taraftan. ‘kötülük. (teistik açıdan) kabul edilemeyecek bir sonuçtur. günah işleyeni savunabiliyorsanız. Varlık. hiçlikten. konuyla ilgili olarak bilge olabilmek için temel bir şarttır (Augustine 1993:3). onun yaratıcısına Augustinus. İnanmadıkça. önermeye varılması kaçınılmaz gözükmektedir. ve öyleyse Tanrı’yı suçlayacak bir durum da yoktur. günahların en ilk sebebi Tanrı olmak zorundadır. Tanrı kötülüklerin (günahların) sebebi değildir. insanın inanmış olduğu şeyi anlayabilmesi için. konuyla ilgili olarak inançlı olmak. Tanrı tarafından yaratılmışlardır. Salt akıl yürütme ile varılan sonuç. . budur. Öyleyse son tahlilde. şöyle özetlenmektedir: Bir taraftan var olan her şey. mutlak kudret. Mümkün olduğunca Tanrı’nın lehinde düşünmek bizi. Bu ruhlar. sadece yapması gerekeni. hemen hemen aynı anlamda kullanmaktadır. Sorun. Kötülüğün yani günahın varlığından ötürü. değişmezlik. İnançlılığın başlangıç noktası. I. Tanrı’yı suçlamaya kalktığımızı düşünelim. tek Tanrı’dan gelmektedir. çoğu yerde. bu düşünme sürecinde rastlarız. hiçlik. haksızlık’ kelimelerini.1 Şu şekilde de ifade edilebilir: I. mükemmellik gibi en soyut kavramlara. Ama bu. Tanrı. Tanrı’nın yardımına ihtiyacı vardır. (Tanrı hakkındaki) en yüksek.” 1. günah. yapmak zorunda (durumunda) olduğunu yapıyordu/yaptı’ diyerek aklamaya çalıştığımızı düşünelim. Augustinus’a göre. III. Tanrı hakkında mümkün olduğu denli olumlu düşünmektir. hiçbir değişikliğe uğramadan. Günahlar. temel olarak budur. Günah işleyeni. ve II. II. III. sonuç olarak yaratılmış varlığın aslında günah işlemediğine varılır. yaratılmış olan ruhlardan kaynaklanmaktadır. Augustinus’a göre. anlayamayacağını hesaba katarsak. ‘o.

Kötülük: Fiziksel Kötülük ve Ahlakî Kötülük Augustinus’un kötülük üzerindeki düşüncelerinin temelinde. Hakikat ve İyilik tamamen örtüşür. Tanrı’dan uzaklaşıldıkça günah ve kötülük ortaya çıkıyorsa. kişinin söz konusu davranışıyla mümkün en adil ve en iyi davranış formundan uzağa düşmesidir. herhangi birisi. bu durumda yergiye değil övgüye layıktır. ancak uzaklaşan sorumlu olabilir. bu uzaklaşmanın sorumlusu nasıl Tanrı olabilir? Bu uzaklaşmadan. onun. Tanrı. Şuraya da dikkat edilmelidir ki. mükemmel bir gerçekleşmedir. Tanrı’nın. bu durumda da. insanların günahlarından ötürü suçlamanın hiçbir adil yolu yoktur. Böylelikle Tanrı’yı. asıl olarak ‘Tanrı’nın hakikati’ olması. Ve bu hakikatin. Tanrı. Eğer günahkarın savunulacak bir tarafı yoksa. günahın ve kötülüğün sebebi hâlâ nasıl Tanrı’da aranabilir? Tanrı. onu aklayan adaleti de var kılan Tanrı. o günahlarda (günahların günah olduğunun ortaya çıkarılışında) bile övgüye layıktır. her şeyi tekeline alan bir tür müstebit olduğunu göstermez. Çünkü günahı günah yapan. Onun varoluşunu olduğu kadar. bunları yapabiliyorsa. onun ontolojik bir bağlamda ele aldığı. onun. zaten günahkar değildir. hakikatin kendisi olduğuna işaret eder. Tanrı’dan yüz çevirdiği ölçüde günahkar olduğu açıktır. Tanrı’nın hakikatinden uzaklaştığında ortaya çıkar. ve bu tarz bir varoluş. bunu gerçekleştirebilecek bir insan ruhu var ise. Hem “İradenin Özgür Seçimi”nde . onun adaleti tarafından cezalandırılmayı hak eden davranışlar.2.76 neden suç atmak isteyesiniz? Eğer ‘günahkar’. ruhları kendisine geri çağırıyorken. hakikatten uzaklaşıldığında ortaya çıkar. ‘doğa-kusur’ sorunu yatar. ondan uzaklaşan varsa. adalete uygun bir şekilde müdafaa edilebiliyorsa. Manevi ilerleme gerçekleştirmeye muktedir kılınmış olmakla kalmayıp. Tanrı’nın varlığında. II. yergiye veya siteme değil. (Augustine 1993:103) Augustinus’a göre günah. ki Augustinus’a göre vardır. övgüye layıktır.1. bu ruhu var eden Tanrı. ruhun yaratıcısı övgüye layıktır. Tanrı’nın adaleti keyfî değildir. hangi suçun sorumlusudur? Ruh. Adalet.

Kusur. özüne yaklaştıkça. (ona denk olan) kötü bir güç tarafından yaratılmıştır. “kötülük. bilakis. kusurlarını yererek. Zira Manişeistlere göre. oldukları haliyle. Kries 1994:97). Töz (substance) ile doğa / yapı (nature) aynı anlamda kullanılmaktadır. Bir doğada ne kadar çok kusur varsa. Augustinus’a göre. bu şekilde. tözün doğasına karşıt olandır. kendisine uygun oldukça var olabildiği tözü tamamen olduğunda (gerçekleştirdiğinde) ise. Tözler.77 hem “Tanrı Devleti”nde. yani kusursuz varoluşuna özlem duymak demektir. Bir şey. o. onun kusurları ise eğer. ve madde. yani bir tür madde olan bedenin doğası. Yani. beden iyi Tanrı tarafından değil. tözden kaynaklanan. bir doğaya karşı çıkmış olmaz. Fortin. ancak ve ancak. mevcut olması gereken (mevcut olması gerektiği düşünülen) bir iyiliğin yokluğu olarak açıklanabilir (Cevizci 2003:722). Bir başka deyimle: Doğalar. Yukarda özetlenen düşünceleri temel alan Augustinus. tözden bir uzaklaşma olduğunu düşünür. iyidir. tözün içinden türeyen bir şey olmadığını. kötülüğün. Böylelikle insan. bir şeyde varlığından şikayet edilen şeyler. onda eleştirilebilecek hiçbir şey kalmayacaktır. İşte bu nedenle. o doğa. . kötülük dolu bir ilkeden türemiştir (Augustine 1958: 302. kendileridir. Manişeistçe bir tavırdır. kötülük sorununun çözümlenmesinde bir başlangıç noktası olarak ‘doğa-kusur’ sorununu ele alan Augustinus şöyle düşünmektedir: Tüm tözleri2 Tanrı yaratmıştır. yani Tanrı tarafından yaratıldıkları haliyle. o şeyin özüne. var olmasına izin verildiği kadarıyla vardır ve iyidir. kendi özünden o kadar uzaklaşmıştır. bilakis yüceltilmiş olur çünkü. Dolayısıyla 2. maddî nitelikte olan bedenin doğasını kötü addedip onu küçümsemek. varlık düzeninin en alt sırasında yer alsa da. eleştirilecek noktaları azalacaktır. onun. fiziksel dünyada veya ahlakî dünyada (veya ikisinde birden) varolduğu iddia edilen kötülüğün. yani ne töz olduğunu ne de tözsel olduğunu iddia ederek. Halbuki Augustinus’a göre maddeyi de Tanrı yaratmıştır. kusurlar o şeyi özünden uzaklaştırmaktadır ve o şey. doğalarına uygun oldukları ölçüde. o şey kötülenmiş olmaz. pozitif bir şey olarak açıklanamaz”. yani kendisi oldukça. Augustine 1994:96. kusurlarından şikayet etmek.

(Augustine 1958:303) “Ruhun tüm kötülüklerinin. bedenin maddî nitelikte oluşundan kaynaklandığı iddia edilemez.6. mutsuzluk) veya (eski) Yunanlıların. beden ve bedensel olan. korku. Disp. bedenden kaynaklanmaktadır (Augustine 1958:299). ruh. 3. Tusc. 4.’den aktaran: Augustine 1958:302 . bu görüşe göre. bilakis. bedenin ruha etkisi şu şekildedir: Duygular. bunu dolaylı bir şekilde ima etme eğilimin-dedirler. ya da varmış gibi gözükse de. bir hatadır. kendi başına bir suç unsuru değildir. Ruhun. “ruhun kendisi içinde çağlayan o aynı duygular tarafından da sarsılabilmektedir”.78 maddeden kaynaklandığı iddia edilemez. Platoncular ise. beden olduğunu veya bedenden kaynaklandığını söyleyen bir kişi. Augustinus’a göre. Augustinus’a göre. Dikkatli düşünüldüğünde görülecektir ki: Ruhu. neşe. Augustinus’a göre. Augustine 1958:302). Manişeistler doğrudan doğruya bunu iddia etmekte idiler. bedeni mahkûm kılan. insan doğasının tümü üzerinde yeterince düşünmemiştir (Augustinus 1958:298). kendi kendine harekete geçtiği durumlar da çoktur. Zira ruh. bunun sonucunda. her şeyin yaratıcısının Tanrı olduğunu kabul ederler (Augustine 1994:96-7. Bununla birlikte. tüm günahların ve ahlakî zaafların sebepleridir. bedenden kaynaklandığını ileri sürmek. insan davranışının tüm kusurlu durumlarını kapsadığını düşündükleri tutkular ortaya çıkar (Augustine 1958:302). ruhu günahkar yapan. suçlanmayı hak eden duygularının tümünün.” (Augustine 1958:298) Birçok ahlaki kötülüğün bedene atfedilebilir bir yanı varsa da. Cicero’nun dört heyecanlanış biçimi dediği3 hastalıklı durumlar (arzu. şöyle ki: Platoncular. günahkar ruhtur (Augustine 1958:299). bu somut evreni oluşturan madde(ler) de dahil olmak üzere. Sonuç olarak. bedenden o denli etkilenir ki. her zaman beden değildir. insanda görülen ahlak bozukluklarının ve kötü alışkanlıkların sebebinin. bedenden. çeşitli duygular aracılığı ile harekete geçiren.. ruhların.11. ve bu duygular. Platonculara göre. beden değildir.

Tanrı’dan kaynaklanır. iyilikten tamamen yoksun olamayacağını da kabul etmeliyiz. algı eksikliğinin adıdır (Augustine 1958:254). Kendisine rast geldiğimiz her doğa. şu veya bu oranda. Geçici şeyleri. Her şeyin birer form’a sahip olduğu bu dünyada. “Her iyi şey. Gilson’un (2007:133) da kaydettiği gibi. kötülük de. Tek bir kaynak vardır. .” Her kusur. kusurlu bir harekettir. onu ya algılayarak ya anlayarak ya da başka bir şekilde bilerek varırız. Bunlar. böylelikle Tanrı’dan kaynaklanmayan hiçbir doğa yoktur. Fiziksel dünya incelendiğinde. yönünü. hiçbir surette kötü şeyler değildir. birer algı değildir. iyidir. sessizlik. ışığın ve tüm renklerin kaybolduğu. bir gerçektir. ve iradenin yön değiştirmesi hareketi. Metafizik anlamda var olmayan bir şeyin. iyidir. iradenin. Bu hareketin Tanrı’dan kaynaklanmadığı kesindir (Augustine 1993:69). yokluktan (hiçlikten) ileri gelir. Tanrı bir zanaatkâr olarak düşünülebilir. onun taslaksal başlangıçlarının (rudiments). Kötülük de işte böyledir.79 Bir şeyin varlığının farkına. iradî (voluntary) olduğuna göre. Augustinus. adalete uygun olarak ve bunu hak etmiş olarak sefalet ile cezalandırılır. ki bu şeyler. fakat bu yön değiştirme. Zira. hiçlik. etik anlamda varlıktan (iyilikten) uzaklaşma şeklinde karşımıza çıkmaktadır. bilgisel alanda bir yansıması olmayacaktır. “Günahkarlar tarafından peşinden koşulan iyilikler. Çünkü. Böylelikle. bir şeyin (bir formun) tamamlanmış haline (completion) ‘iyi’ diyorsak. irade. orta derecedeki iyilikler arasında sayılması gerektiğine hükmettiğimiz özgür iradenin kendisi de kötü değildir. karanlık bizim için. değişken iyiliklere çevirmesidir. o da varlıktır.” (Augustine 1993:68) Karanlıktan veya sessizlikten bahsederiz. Tanrı’dan kaynaklanmaktadır. sırf geçiciler diye tamamen yadsıyamayacağımız. Platon’un aksine. ama karanlığı göremeyiz ve sessizliği duyamayız. Kötü olan. −gerçekten− var olan her şey. maddî veya ruhanî her şeyin birer formu olduğuna göre. Var olmayan bir şeyin (kötülük) kaynağını aramak saçmadır. Ki form ortadan kalktığında şey de ortadan kalkacağına göre. Ve onu yön değiştirmeye zorlayan hiçbir şey olmadığına. değişmez iyilikten. tüm seslerin söndüğü bir durumdur. nasıl ki ontolojik anlamda varlıktan uzaklaşma yolunda karşımıza çıkar.

zihni aracılığıyla algılayıp faydalandığı ve eğer kıymet bilerek kendisine tutunuyorsa asla kaybetmeyeceği hakikati ve bu hakikatten türeyen ebedi şeyleri ihmal etmesinden başka bir şey değildir. ona hükmetmesini buyurduğu bu şeylerin bizzat kendilerine köle haline gelir. Kötülük probleminin odağında bulunan ahlakî kötülük ise. Sonuç olarak. yolundan sapmış ve karmaşa içindeki bir ruh. Keza. Augustinus’a göre kötülük. iyilik noksanlığıdır (Pegis 1997:103). Maddi ve geçici varlıkların “kendilerine özgü belirli bir güzellikleri vardır. onları takip ettiğinde. kötülük. insan iradesinde ortaya çıkmaktadır. metafizik ve etik anlamda.80 maddi varlıklara. insan bireyinin. sanki önemli ve harikulâde şeylermiş gibi peşinden koşmaktır. insanın en az değerli kısmı olan beden aracılığıyla algılanan ve böylelikle kesinlikten tam anlamıyla uzak olan geçici şeylerin. geçici şeylerin peşinden koşmakla doğrudan ilgisinin olması. ancak. ki bu doğru düzen. Bir diğer deyişle. varoldukları ölçüde iyi olduklarına göre. kötülük probleminin ilk halkası olarak düşünülebilir. tüm günahların. maddi ve geçici oluşlarından ötürü. bir tesadüf değildir (Augustine 1993:27). bir kere bile kötü dememiştir. önceki bölümlerde tasvir edilen haliyle varlık hiyerarşisidir. Burada sorun. Augustinus’a göre fiziksel kötülük. ebedi şeylere değer vermek yerine. kişi. zamana direnen şeylerden (ebedi ve ilahi şeylerden) yüz çevirdiğinde ortaya çıkar (Augustine 1993:26).” Tüm günahlar. yaratılmış irade içerisinde doğru düzen yoksunluğudur (Copleston 1950:85). . fiziksel anlamda yoktur. insan ebedi olana yönelmekten vazgeçtiğinde ortaya çıkmaktadır. Augustinus’un fiziksel kötülük probleminde vardığı sonuç şu olmuştur: Nesneler. kötülük. Kötülük. ilahi düzen ve yasanın. metafiziksel anlamda ise.

Matthews’e göre (1998:555) Augustinus. sağduyunun alanlarına bakacağımıza.” şeklinde bir maksimi vardır. arzulama eylemi. kötülüğü insanın iç dünyasında arayıp bulmalıyız. görünür edimde arandığı müddetçe. günah dolu olan. bu kuralın geçerliliğinin aşıldığı görülür. Yönelimselliği (yönelmişliği). kötülüğün gerçekte ne olduğunu anlaması bakımından yardımcı olabilir (Augustine 1993:5). insana.” Yönelim (intentio. niyet).4 Öyleyse düzen-dışı arzu (düzensiz sevgi) (libido. bilincin her yönelme durumunda farklı bir yönelmişlikle karakterize olmak durumunda olduğuna işaret eder. Çünkü. toplumsal sağduyudan kaynaklanan formel bir kural olarak düşünülebilir. insanın bizzat kendi içine bakmalı. İnsanı alakadar etmekle birlikte insanın dışında kalmak durumunda olan yasanın. yani yetersiz kalmaktadır. aslında o kadar da formel değildir.81 II. İnsanın arzularının niteliği. güçlüklerle karşılaşılır. Toplumsal olarak kabul görmeyen bir durumun gerçekleştirilmek istenmesi söz konusu olunca. bilginin konusuna yönelmesi durumu olup. kötülük yapmaktadır. Augustinus’a göre bu tür bir yaklaşımda eksiklik vardır. Ahlakî Kötülük ve İrade Ahlak felsefesinin. intention). nesneleriyle olan ilişkilerinde nötr olamayacağını. Entansiyonalite (yönelimsellik. ahlak felsefesinde. şunu vurgulamak üzere kullanılan bir terimdir: Eylemlerimizin ahlakî değerini yaratan şey. yönelmişlik). kişi. bilincin. arzulamanın sonucu olarak gerçekleştirilen günah denli suç teşkil etmektedir. ahlak felsefesi bakımından aşırı bir entansiyonalisttir (yönelimselci): “Eylem gerçekleştirilmişse bile. Augustinus’a göre. genel olarak. daha önceki bölümlerde bahsedilen hiyerarşik varlık düzenidir. Bir cürümü veya kötü bir davranışı kötü yapan. bir şey hakkında olmaklığı ifade ederken.2. genel olarak. o sadece toplumsal olarak kabul gören konuları var saymaktadır. kötü. Augustinus’la ortak birçok düşüncesi olan modern varoluşçular nezdinde. (göründüğü kadarıyla) suçsuzdur. Ama bu kural. Ne yasaların otoritesi ne sağduyunun telkinleri. . dışsal. ki burada kast edilen düzen. kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapmıyorsa. eylemdeki yönelimdir (yönelmişlik. 4. eylemin kendisi veya onun sonuçları olmayıp. fakat niyeti ve yönelimidir. insanın arzularının niteliğidir. eylemin sonucu değil. genel tanım itibariyle düşüncenin. Eski Yunanlılardan Romalılara geçen. (arzu nesnesi karşısında) ‘düzen-dışı’ bir hal alıyorsa. Bu. “Kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapan herkes. Buna göre.

(iyi insanlarla) aynı şeyi arzularken. çok çeşitli şekiller alabilir. . asıl amaçlarının. Hırs. korkusuz yaşamak6). (Augustine 1993:5-6) İradenin yönelimi. 5. sevgi ve ilgilerini. kötü niyetli insanlar. Augustinus için. ‘Libido’. yani bir korkunun içini dolduran hırs olabilir. yani iradesine bağlı bir durumdur (Augustine 1993:6-7). edimdeki kötülük unsurunu tek başına teşkil etmeyebilir. entansiyonalizm) adı verilir (Cevizci 2002:1132. kötü insanların. bu kelimeyi. Çünkü Augustinus. Düzen-dışı arzu (libido) ile hırs (cupiditas). insanda içsel olarak bulunup. cupidity) anlamına gelecek şekilde kullanmaktadır. cinayet. Yani. yani niyet. arzuyu. kendilerine (onları) kaybetme korkusu olmadan sahip olunamayacak şeylerden uzak tutarlarken. Zira günümüzdeki anlam. Çünkü o. Augustinus. Çünkü iyi niyetli insanlarla. bir bakımdan aynı şeydir. kötülüğün her türlüsünün eyleme geçirilme süreçleri içerisinde muhakkak yer alan bir şeydir. birebir ‘arzu’ (desire) anlamına gelmez. Ayrıca. farklı ve yanlış yönlere kanalize edilmiş cinsel tutkudan kaynaklandığını kesinlikle iddia etmemektedir (Williams 1993:5). Onu kötü yapan. belirleyici bir şeydir. bunu arzularken. Burada. libido kelimesini. kendiliğinden kötü bir şey olarak düşünmez (Russell 2004:334). kaybedilmesi mümkün şeylerden rahat rahat faydalanmalarından kendilerini alıkoyan her şeyden kurtulmaya çalışmak olmasıdır. (Augustine 1993:7-8) Düzen-dışı arzu.1133). Kendisinin de belirteceği gibi. kutsal şeylere küfür gibi suçların. tamah’ (cupiditas. ne uğruna. kişinin iradesine rağmen kaybedebileceği şeyleri elde etmeye karşı duyduğu hırstır. karşıtının şekline bile bürünebilir. bazı çevirilerdeki ‘tutku/şehvet’ (lust) karşılığı da doğru değildir. iradî faaliyetin temeli olarak gören anlayışa yönelimcilik (yönelimselcilik. korku. istenen şey. ne için istendiğidir. ‘hırs. Fark. hırsın karşıtıymış gibi görünebilir.82 inordinate desire)5. günümüzde kullanıldığı anlamda kullanmamaktadır. istenen şey. Augustinus. açgözlülük. ahlaksal anlamda insanın niyetine. bir kötülük ediminde. iyi insanlar. Augustinus’un kötülük problemini ele alış tarzı ile iradeye yaptığı güçlü vurgu örtüşmektedir. Freud’un kelimeyi panseksüalist (Cevizci 2002:811) kullanım tarzı tarafından belirlenmiştir. kendi başına kötü bir şey olmak zorunda değildir. tamamen aynı şeyleri kendilerine istemekte birleşiyor olabilirler (örneğin. 6. ama hırs. Bu.

böyle bir ruhun içinde de. bu bakımdan. kendini beğenmişlik şişip durur. düzendışı arzuya boyun eğmiş olduğu için bu şekilde cezalandırılmayı hak eder. ancak ve ancak kendisinden irade aracılığı ile şuurlu bir biçimde vazgeçilip sakınılabilecek bir insanî zaaflar toplamı olarak karşımıza çıkar: “Zihin. kâh rızasını esirgeyip. fakat takâtsizlik içinde geriye doğru sendelemektedir. ki düzen-dışı-arzu-öncesi insan. daha da başka yanlış fikirlere balıklama dalmaktadır. düzen-dışı arzuya meyletmesi ve onun himayesine girmesi. ideal peşinde koşma yok eder. gerçekte. düzen-dışı arzu tarafından felaket ve sefalete sürüklenir. aslında boyun eğerek. diğer yandan boş ve aldatıcı bir mutluluk.” (Augustine 1993:17-8) . O. para hırsı sıkıştırabilir. kişi. dikkafalılık tahrik eder. yani insan hayatının geçici yönüne dair olan açgözlülük. Düzen-dışı arzuya boyun eğme. baskı insanın içini kanatır. ve hatta bu yanlış fikirleri tekrar tekrar savunmaktadır. ve sayısız diğer kötülükler. onun elindeydi. saldırmaktadır. kâh hakikati bulmaktan ümidini tamamen kesip. Akıl. Nereye dönersen dön. diğer yandan onun intikamını almaya yönelik yakıcı arzu. başlı başına bir cezadır. bir yandan huzursuzluk. bunun sürekli olarak ceremesini çekmek zorunda Kişide. düzen-dışı arzu. (…) Korku bir yandan. bu düzene tâbi idi. korku ve yılgınlığın egemen olduğunu söylemek doğru olur. rasyonel insan varlığı adına öyle bir suçtur ki. açık argümanlardan sıklıkla ürküp kaçmaktadır. diğer yandan sahip olunamayan şeyi elde etmeye dair olan tutku. günün birinde onun tarafından ıslah edilebilme umudunu sunmaz. umursamazlık bastırır.83 Aslında. Düzen-dışı arzunun akla hükmetmesi. cezası eş zamanlı olarak devreye giren bir suç gibidir. kıskançlık rahat bırakmaz. düzen-dışı arzunun alanına doluşurlar ve başıbozuk bir şekilde her tarafı istila ederler. Boyun eğmemek. Bu anlayış içinde olduğu müddetçe bu durum. suça rağmen sonuç itibariyle elde kalan bir şey yoktur. bir yandan açılmış bir yaranın acısı. içsel bir düzenden ziyade. daha çok köleliği beraberinde getirir. akla hükmettiğinde. insanın. Öyleyse düzen-dışı arzu durumu. varlığın düzenine tezat teşkil ettiğinden. bir yandan sevilen şeyi kaybetmenin ızdırabı. kâh bir zamanlar inandığını inkar etmekte ve daha önce yaptığından farksız bir şekilde. içinde akıldan eser olmayan karanlıklarda oyalanmaktadır. cezasını tamamlamaz. o. terörün. müsriflik saçıp savurur. Kâh yanlış şeyleri doğru saymakta. hırs. arzu diğer yandan. kâh anlama yetisinin ışığının altına girmeye çalışmakta. kalır. bir kısır döngü halini alır. varlığın mükemmel düzeniyle tam anlamıyla çeliştiğinden.

kendilerini kullananı iyi veya daha iyi yapmazlar. yani değerlendiremeyen kişi. bu yukarda bahsedilen. ihtiyaç olduğunda onları sahiplenip kullanmaya hazırdır. gerçekten adaletin en mükemmel anlamında adil bir ceza olarak düşünülmelidir (Augustine 1993:18). onların kendi kendilerini değil. bazı nesnelerin (doğaların) kendilerinin. yani kullanılması gerektiği gibi kullanan kişi. böyle şeylerin tamamen üzerinde olup. ve onları kaybetmeye ve onlarsız da yapabilmeye daha da hazırdır. onlar. yaşantısal bakımdan ceza olarak ortaya çıkan bu durum.” Şeyleri kötü şekilde kullanan. farklı insanlar tarafından farklı şekillerde kullanılmaktadır (değerlendirilmektedir). bu şeylerin iyi olduğunu düşünmeye sevk etmektedir. Onları iyi kullanan. aslına bakılırsa. diğerleri onları iyi bir şekilde kullanmaktadır. öyle ki bu şeyler kesilip alınmaya başlandığında. durum budur−. kendisine hizmet etmesi gereken şeylere hizmet eder duruma gelir. Eğer insan. bizi. onların kullanışlılığını (yararlılığını) ilgilendiren bir durumdur. başını onlarla derde sokmaktadır. bilgece bir hayata keza bilgeliğe yönelmeyen her insanın akıbetidir. O. Bu kişi. Onları kullanan insanların kullanım tarzlarına bakmak gerekir (Augustine 1993:26-7).84 Etik bakımdan suç. Şeyleri doğru dürüst kullanan kişi ise. onları doğru düzgün kullanamaz bile. herhangi bir acı veya çürüme yüzünden bu kişi. (…) Onlar. memnuniyetsizlik verici görünebildiğini kabul eder. zaman zaman. Augustinus. bazıları onları kötü bir şekilde kullanırken. düzen-dışı arzuya köle olmayı seçiyorsa. şeylerde değil. zira onları sadece kullanmaktadır (Augustine 1993:26): “Zira bu şeyler. yanlış bir yaklaşımdır. Söz konusu şeylere öylesine kafayı takmıştır ki. (ruhsal bakımdan) allak bullak olmaz. Ancak Augustinus’a göre “bu. kişidedir. insanlara rahatsız edici. iyi kullanıma tabi tutularak daha iyi hale gelirler.” (Augustine 1958:249) . Ama sorun.” (Augustine 1993:26) Şeylerin kendilerini suçlamak. onlara bağlı hale gelmez. “Tamamen aynı şeyler. Şeylerin kendilerinde sorun yoktur. onun (onları kullanması gerektiği gibi kullanan insanın) ruhunun deyim yerindeyse kolu dalı haline gelmez −ki birisi onları aşkla sevdiğinde. bilgeliğin yükseklerinden inip de.

Augustinus.” Yani. bedene göre yaşayanlardır. ne kadar kaçınılırsa kaçınılsın. insanî eylemin en kökensel ilkesidir. dünya devletinin gelip geçici huzurunu. Tanrı’ya göre yaşamak. iradeyle ilgili öğretisini kötülük problemiyle ilişkili bir şekilde sunarken. kötülüğün kendisi değildir –zira o bir yoksunluktur ve var olandan hareket edilmedikçe yok olan anlaşılamaz– . kişiyi o tarafta veya bu tarafta konumlandıran başlıca unsur. birisinin. ‘Dünya Devleti’nden nihai olarak ayrılıncaya dek. Tanrı devletinde yer alacak olanlar. insanın beden tarafına uygun olarak. Augustinus’a göre ‘Tanrı Devleti’. Tanrı’ya göre yaşamaktır. içinde yaşadığımız dünyada. onun bireysel iradesidir. günah ortaya çıkmaktadır.85 II. İyi-Kötü Ayrışmasında İrade Kötülüğü.3. tanrı devleti . birisinin. kendi seçimlerinin ortaya çıkarttığı o huzur içinde yaşarlar. birbirinden ayıran. ve arzu ettiklerini elde ettiklerinde. karmakarışık bir biçimde birlikte bulunmasıdır.” Yani. Daha önceki bölümlerde belirtildiği gibi. kendisine hitap eden huzur türünü seçer. sevgileridir. bedene göre yaşayanlar. İki tür insanı. Kries 1994:95). tanrı . İnsanın yapması gereken. doğru olanın ne olduğunu bilmesi ve bunu gerçekleştirmeye çalışması yetmez. ruha göre yaşayanlar. yapması gerekenin. varlığın düzenine aykırı düşecek şekilde düzensizleşmesi olarak tasvir edilen ‘düzen-dışı arzu’ durumudur (Fortin. insanın ruh tarafına uygun olarak.dünya devleti ayrımına temel teşkil eden bir ayrımdan bahseder: Dünya devletinde yer alacak olanlar. Aksi takdirde. kendine göre değil. bu karışıklık son bulmayacaktır. iyiliğe yönelimli ve kötülüğe yönelimli iki farklı birey türünün. ruha göre yaşayanlardır. iyiliğe yönelimli olarak değerlendirilebilmesi için. Augustinus için. “sevgi. “Tanrı Devleti”nde. ‘Tanrı Devleti’ (iyi insanlar ile iyi meleklerin toplumu) ile ‘Dünya Devleti’ (kötü insanlar ile kötü meleklerin toplumu) arasındaki ayrışmada. “İki gruptan her biri. istemesi gerekeni istemesi ve sevmesi gerekeni sevmesi durumudur. Günahın sonucu. isteme yetisinin. tartışılmasını gerektiren bir kuramsal büyüklüğe eriştiren.

Augustinus’a göre. Böylece tüm insanlığın iki devlete ayrılmasında –ki bu onun. Epikürosçular da. Burada dikkat çeken nokta. İnsanın en yüksek iyiliğinin. insandır. hiç tereddüt etmeden bedene göre yaşayanlar grubu içinde düşündüğüdür.7 Bu anlayış içinde olanlar. böyle bir eşleştirme yapmak.86 devletinin kalıcı yani ebedî huzurunu seçmektedirler. yalnızca ölümlü bir hayvandan ibaret olan insan bedeni değil.298). Augustinus’un neden Stoacıları da. bedene göre yaşamak anlayışı içindedirler. ruha göre yaşamak ile. Augustinus. Augustinus’un felsefesinde. bedene göre yaşayanlar grubundadır (Augustine 1958:295-6). çok yüzeysel bir yaklaşımdır. insanın kendine göre yaşamayı veya Tanrı’ya göre yaşamayı seçmesidir (Fortin. Böylece. bedene göre yaşamak ile. iradeye ne kadar büyük önem verdiği açıktır (Augustine 1958:295). aralarında büyük farklar olsa da. bedenle kast edilen. apatiyi (duygusuzluk durumu). Stoacı felsefenin tutumu değildir. Epikürosçu felsefenin tutumu. bedene göre yaşamak ile kast ettiği. Aziz Pavlus’u (St. insana göre yaşamak (insanın kendisine göre yaşaması). bilgeliğin koşulu olarak öne sürmekte idiler. beden ile ruh arasındaki farklılık değil. bu şeyleri kendi bedensel duyularıyla deneyimleyerek değer biçen. bedende olduğunu düşünen her türlü sensüalist (duyumcu) anlayış ve felsefî veya dogmatik hiçbir anlayış geliştirmeden. Tanrı’ya göre yaşamak aynı şeylerdir (Augustine 1958:301). en önemli eseri sayılan “Tanrı Devleti”nin temel iddiasıdır– . Çünkü Augustinus’a göre. Stoacılar da. her bir insanın iradesinin temel etken olduğunu ileri sürdüğüne göre. Kries 1994:96): 7. insan doğasının tümüdür (Augustine 1958:296. insanlığın büyük kitlesi de. insan doğasıdır. bedene göre yaşamak derken. her şeye. bedensel duyumların insan hayatında yönlendirici olma ihtimalini bertaraf etmek maksadıyla. sadece bu iki belli başlı felsefe ekolü değildir. Augustinus’a göre. Paul) yorumlayarak şu sonuca varmaktadır: İnsan doğası bakımından en hayatî ayrım. Augustinus’un.) . ruha göre yaşamak ile kast ettiği. (Halbuki Stoacılar.

geçici şeylerden hoşlanan ve bunun . Augustinus’un söylediği gibi bunları oluşturmak için kendi tözünden bir şeyler vermektedir. insanların alıştıkları şekilde yaşıyorsa. ebedi olan şeylerden hoşlanan. ebedi olana yönelen. Böylelikle. insan. Ancak. zamansal olan arasındaki ayrım. yani. zira bunlar zamana bağımlıdır. kendileri bu yönde motive ederek ebedi olan şeylerin peşinden koşan bireyler ile. yukarda bahsedilen ayrımın bir başka tasviridir: Ebedi. onun bu tutumu. Burada söz konusu edilen. Ancak insanın kendi hayatında bunu mümkün kılacak gene kendi. Şeytan da. aşağı seviyede var olanın (insan iradesinin). en üst seviyede var olana (Tanrı’nın iradesine) itaat ettirilmesidir. zira insanî bilgi. Augustinus’un “İradenin Özgür Seçimi”nde bahsettiği. algılanırla beslenmektedir. kendi kendini tanımaz hale gelir. şimdi ruh. kusursuz olamaz. Artık maddeye yönelen ruh. Tanrı’nın iradesine göre yaşadığında hakikate göre yaşayacağından. geçici olana yönelen. bunlar da varlığın kaynağından uzaklaşmaya. insan toplumlarında. kendi kendine göre. bir meleğe göre değil. Buna mukabil.” Augustinus’a göre.87 “Ruh. ve hiçleşmeye eğilimlidir. insan. Tanrı’nın iradesini gerçekleştirmek üzere yaratılmıştır (Augustine 1958:300). Tanrı’ya göre yaşaması gerekmiştir. Bir tarafta ebedi varlıklar vardır. geçici şeyler vardır. İşte ruhun mezarı. ki bunlar. bireysel iradesidir. birtakım yanlış fikirlere kapılıp öyle yaşaması kaçınılmazdır. Diğer tarafta. beden değil de budur ve kurtulunması gereken kötülük de budur. kendi kendine göre yaşamak isteğiyle ayrılmıştır (Augustine 1958:299) “Bir meleğin dahi. Bu töz kaybından tükenen ve bir suret kabuğuyla kuşanan ruh. beden tarafından yönetilmektedir. yalnızca metafizik bir ayrım olmayıp. zira bunlar zamanı aşar. insana göre yani ‘kendine göre’ yaşamak istediğinde. varlığın kaynağına daha yakındır.” (Gilson 2007:134-5) Bir insan. Augustinus’a göre. ebedî olana yönelen insanlar ile geçici olana yönelen insanlar arasındaki ayrım. Tanrı’ya göre değil de. zaman-üstü olan ile geçici. Duyumları ve imgeleri kendisinden elde ettiği için bunları üreterek tükenmektedir. etik açıdan da temel teşkil eder. Şeytan’a benzer. kendisininkinden ziyade. Tanrı’nın hakikatinden. olması gerektiği gibi olur. insan. yalnızca maddenin gerçekliğine ve kendisinin bir beden olduğuna inanır hale gelir. “Tanrı Devleti”ndeki. Tanrı tarafından bedeni yönetmek için yaratılmışken. yaşadığında.

bir takım nesnelerin insanı cezbettiği şeklinde bir iddia olamaz. toplumların geçici yasalarına. yalnızca. Ebedîye yönelen insanlar. bir başka ruha (akla) boyun eğdirebilir mi? Bir akıl.88 neticesinde geçici şeylerin peşinden koşan bireyler vardır. ontolojik temellere dayandırır. Ancak. bir başka insanı. . kötülüğün mevcudiyetini ortadan kaldıracak olan. kendisine erdem bahşedilmiş bir ruha boyun eğdiremez. Ayrıca. Augustinus’a göre.4. bir başka insanı bozabilir mi. apaçık şeylerden bahsedemeyeceğimize göre. değere dayalı olma özelliğine vurgu yapılmaktadır. ahlaki dünyada kötülüğün mevcudiyeti. Sonuç olarak. iradeyi. bireyin iradesinin özgür olmadığı anlamına gelmez. burada varlık hiyerarşisinin. ruh. Çünkü. maddi bir nesne. kendi ruhuna hükmettiği mevkiden uzaklaştırıp. II. kendisine denk ve eşit bir başka aklı. iradenin iyi olanı özgürce seçmesi olacaktır. her halükarda nesneye yukarıdan bakmaktadır (Augustine 1993:16). bir ruh (akıl). zorunlu olarak itaat etmektedirler (Augustine 1993:24-5). onu düzen-dışı arzuların himayesine sokabilir mi? Gündelik dille ifade edersek: Bir insan. hangi türden olursa olsun ruh. Augustinus’a göre kötülükten bahsederken. bir insan. yani iradeleriyle uyum halinde itaat ederler. iradenin kötü olanı seçmesi şeklinde belirlemez. herhangi bir maddi nesneden daha iyi ve daha kudretlidir. veya varlıkhiçlik karşıtlığında. birey. Kendi şahsında. bu düşüncesini. ahlaksal açıdan bir değer ifade eden bilgilere ulaşabiliriz. Tanrı’nın adaletine yani ‘Ebedî Yasa’ya. Augustinus. ebedî olan ile geçici olan arasındaki ayrımları dikkatli bir şekilde kavrayarak. iradesi ile etkin olarak yer almaktadır. kötülüğün mevcudiyeti. Geçici şeylerle ilgilenen insanlar ise. Kötülük ve İradî Özgürlüğün İmkânı Augustinus’a göre. gönüllü olarak. Augustinus’un düşüncesinde yer bulan iyi-kötü ayrışmasında. Hangi türden olursa olsun. Yani. genelde iradelerinin rağmen.

hırsın dostu yapabilir.” (Augustine 1993: 17) Sonuç olarak. herhangi bir doğa (töz). ne kendisine eşit derecedeki bir varlık tarafından −zira tamamen aynı güçtedirler−. “Geriye bir tek olasılık kalır: Yalnızca kendi iradesi ve özgür seçimi. aynı anlama gelecek şekilde. zaten adil olma değerini kaybederek aşağılık hale gelmiştir. ruhtan üstün değildir (Çüçen 2000:62). aklı. hem de iradenin. adil olacaktır−. hem kötülüğün ahlaki alanda nasıl ortaya çıktığını. ne de kendisinden aşağı bir seviyede var olan bir varlık tarafından −zira böyle bir varlık ona hükmedemeyecek kadar güçsüzdür− köle yapılamaz. ruh. aynı mükemmellik derecesine. ama Tanrı’nın bu konuyla doğrudan ilgisi yoktur. ruhsal güç bakımından. akıl akıldan üstün değildir. daha güçlü olması gerekir. adaletsizce eylemde bulunamaz. bir akıl.) Son olarak. “Onun . Son derece bireysel niteliğiyle iradenin.89 yanlış/kötü yola sürükleyebilir mi? Augustinus’a göre bu. daha güçlü olmaya dair bu isteğiyle. düzen-dışı arzuya. bir başkasının aklına hükmetmeye kalktığında. Halbuki. düzen-dışı arzuya köle olmaya zorlamayacaktır. erdem aracılığı ile kendisine kudret verilmiş bir akıldan üstün ise. Bir akıl. zihni. metafizik ve etik bakımdan. erdem bakımından da diğerinden üstündür. yapmak istese de. Böyle bir şeye teşebbüs edecek akıl. birinci durum gibi imkansızdır (Augustine 1993:17). adalet erdemine de sahip olmak durumunda olduğundan. kötü eylemde bulunmayı özgürce seçmesi. . Yani bu ikinci durum da. bunu yapmaya gücü olsa dahi. Ayrıca. ne kadar geniş bir şekilde. kendi günahının sebebidir (Augustine 1993:1). herkes. bunu. adalet meziyetini kaybettiği için. Çünkü yapabilmesi için. erdem sahibi bir akıl. Öyleyse.” (Augustine 1993:17) Sebep ve sorumluyu aynı anlamda ele alırsak. bir başka akla. keza daha güçsüzdür (Augustine 1993:17). ne kendisinden yüksek −zira böyle bir varlık. Çünkü üstün olan. tüm akıllar eşittir. kötülüğün bir tek sebebi yoktur. (Rasyonel bir zihne üstün olan yegâne şey. daha güçsüz hale gelir. bilakis. Tanrı’dır. yapamaz. dolayısıyla aynı güce sahiptir. iki sebepten ötürü mümkün değildir: Her akıl. özgür olduğunu göstermektedir.

Kendi adına böyle büyük kararlar vermeye muktedir olan irade. büyüklüğünü. günahları yüzünden mutluluğunu kaybetmişse bile. günah işlemeyi istemekte ısrar edenler arasında. insan türü yer alır. mutlululuğu(nu) yeniden elde etme gücünü tüketmemiştir (Augustine 1993:81). “O.” Günah işlemeyi sürekli olarak istemese de. daimi olarak günah işlemeyi isteyen tür arasında. gerçekten özgürdür (Augustine 1993:27). iradedir. Çünkü. kötülüğün yani kötü eylemin kaynağıdır. Adaleti muhafaza etmeyi daimi olarak istediği için daimi mutluluğu hak eden üstün varlık türü ile. adaleti istemekte ısrar edenler ile. İyi olanı seçmeyen irade. O. ebedi veya geçici yönünde karar veren. pişmanlıktaki tevazudan alır.90 İnsanî eylem alanında kötülüğün kaynağı. . sonuç olarak günahkar olan insan doğası. iradenin özgürce seçim yapabilmesindedir. bir tür ara konumda bulunur.

Augustinus’un felsefesinin de teolojisinin de merkezî kavramı Tanrı’dır. ki bu tezde de irade. İyi. değişmez ve haşmet sahibi”dir (Augustine 1993:114). Mutlak İyilik.).1 Tez içerisinde. onun felsefî teolojisi. Hıristiyan etiği de denebilir. ikinci bölümde ele alınan kötülük sorunu ve dördüncü bölümde ele alınan determinizm sorunu bağlamında. tanrının inayeti (kayra). vb. Ancak. Hıristiyan dogmasına binâen oluşturduğu teolojik yaklaşımları çerçevesinde irade özgürlüğü problemini ele almıştır. bilhassa etik bağlamda ele alınmaya çalışılmıştır. felsefesinin genel görünüşü itibariyle. deyim yerindeyse Kant-öncesi bir yaklaşım benimsenmiştir. Augustinus. modern anlamda din felsefesinin kapsamına dahil edilebilecek nitelikte olduğu açıktır (Matthews 1998:551-3). kurtuluş. burada Augustinus’un din felsefesinden ziyade felsefî teolojisinin. Varlık ve Bir olan en yukarıdaki ideasıyla” özdeşleştirmektedir (Özcan 1999:19). irade sorunu kapsamında sergilendiği söylenebilir. bir “teolojik etik”e2 dönüşmektedir (Matthews 1998:559). Ona göre Yaratıcı. Mutlak Varlık olan Tanrı’sı”nı “Platon’un Güzel. . Özellikle bu bölümde. iradenin ilişkilendirildiği kavramlar (günahın ilksel nedeni. 2. genel olarak konuyla ilgili bazı saptamalarda bulunmuşlardır. sarsılmaz. teleoloji. “tam anlamıyla olması gerektiği gibi. makalelerinden yararlanılan Jackson ve Porter da. Bu tezde. adil. teodise. sadece Hıristiyanlığın sunduğu içerikler referans alınarak. Portalie’nin (1960) deyimiyle. bu bölümde. böyle bir bölüm de gerekli görülmüştür. geniş anlamda gene din felsefesine dair bir bağlam yaratsa da. din felsefesi. Hıristiyan etiği alanında kalarak. töz bakımından.91 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM DİN FELSEFESİ AÇISINDAN İRADE ÖZGÜRLÜĞÜ Augustinus. Halbuki bu tezde. 1. Bununla birlikte. Augustinus’u kendisinden hareketle anlamak adına. bu kavramlar. zira Augustinus’un konuyu ele aldığı şekliyle. bağışlanma. Kant’a göre. teolojiden ayrı bir şeydir (Tunalı 1995:137). “Kutsal Kitap’ın Mutlak Güzellik. Gilson’un Ortaçağ Felsefesinin Ruhu’ndaki genel yorumlama tarzı ve Ortaçağda Felsefe’deki Augustinus’u yorumlama tarzı genel olarak benimsenmiştir. iradeyle ilişkilendirildiğinden. Augustinus’un irade ile ilgili görüşlerinin.

var olmayan. ne kadar muhtaçtır. hiç kimse mutlu bir hayatı elde edemez. Buna karşın. beyhudeliğe mahkûm eder. hatadan nasibini alan amacımız. İnsanların. Tanrı’nın adaleti göz önünde bulundurularak. Augustinus’u Platon’a başvurarak anlamak. hayatta en önemli şey. zaman zaman. bu bölümde şu sorunlar ele alınacaktır: 1. en tehlikeli yanılgı tarafından aldatılmaktayızdır. tehlike içinde değilizdir. Tanrı’nın yardımına hâlâ muhtaç mıdır. bunu nasıl söyleyebiliriz? 2. Yaratıcı’nın doğası hakkında. niye muhtaçtır? . Bu duruma uygun olarak. İrade yetisi. bizi mutluluğa değil. insana neden verilmiştir? İrade özgür seçim sahibi olduğu için. kötü olanı da seçilebiliyorsa. (herhangi) bir varlık hakkında yanlış bir inancımız olduğunda. yanlış veya yakışık almayan herhangi bir şeye inanmamıza izin vermeyecek bir imana sahip olabilmektir: “Onun. meşrulaştırılabilir mi? 4. veyahut da kendisini mutlu edemeyecek herhangi bir şeyin peşinden koştuğu müddetçe. gerçekte olduğundan daha başka bir şey olduğuna inanırsak.92 Augustinus. felsefesine o kadar çok katmaktadır ki. bize. bir yerden sonra imkansız olmaktadır. bu inancı bilgi olarak görmediğimiz müddetçe. Augustinus’a göre. Zira. veya insanda irade yetisi olmasının. iradelerini doğru kullanamadıkları için veya iradelerine rağmen çektikleri çeşitli acılar. eğer Yaratıcı’yla ilgili yanlış veya inanmamamız gereken bir şeye inanırsak.” (Augustine 1993:111) Augustinus’un teosantrik tavrına bağlı kalınarak. nihai amacı nedir? 3. İlk günah dogmasının kabul edilmesi durumunda. bireyin iradesinin gene de özgür olduğunu söyleyebilir miyiz. bu irade neden daha kusursuz bir yeti olarak insana verilmemiştir? İradenin insana verilmesinin. Herhangi bir varlık tarafından mutlu kılınmayız. İyiliğe yönelmiş bir irade. yaratılanı değil fakat Yaratan’ı amaç olarak görmemiz buyrulmuştur. Hristiyan teolojisini.

alegoriktir. sıkıntıdır. bu ceza adildir. Şeytan’ın kendilerine teklif ettiği meyveyi yiyerek yapmışlardır ve bunun sonucunda cennetten kovulmuşlar ve bu ölümlü dünya içinde yaşamaya mahkum edilmişlerdir.93 III. başka türlü olacaklardı. bireysel hayatında böyle bir sıkıntıyla karşılaşmadığını iddia edemez. iyi olanı. İnsanlığın lanetlenişi ile kast edilen. Fakat gerçekte olduğu gibi. insanoğlunun başına ölüm cezası yüzünden gelmiştir. hatta bazen ondan nefret etmesine rağmen. ve günah yüzünden verilmiştir. iyi olmak. eğer bu ceza adaletsiz bulunuyor ise. ilk günahla ilgili hikaye şudur: Adem ile Havva. Eğer insanlar. . Tanrı’nın kendilerine yasakladığı. iyi değiller ve. daha iyi bir hale gelemezdik.1. kötü olanı yapabilmektedir (Augustine 1993:105-6). anası ve kollayıcısı olan itaat erdemine vurgu yapılmaktadır (Augustine 1958:308). iyi olsalardı. adil olmayan bir yönetim tarafından yüklenmiş olması gerekir. Eski Ahit’te (Tevrat’ta) anlatılan. yalnızca zorunda olduğumuz gibi davranıyor olacaktık. Tanrı’nın her şeye gücü yeterliği ve adaletinden şüphe etmek saçma olacağına göre. Günah işlemeye yatkınlık ve ölme zorunluluğu. onun. yani burada herhangi bir şeyi yemek veya yememekle ilgili bir mesele söz konusu değildir. deyim yerindeyse. ya nasıl olmaları gerektiğini gör(e)medikleri için. 3. rasyonel bir varlığın tüm erdemlerinin. Eğer doğal olarak böyle davranacak şekilde yaratılmış olsaydık. bu ilk günahtan kaynaklanan belli başlı cezalardır (Augustinus 1958:295) Bilindiği üzere. İlk Günah ve İnsan İradesinin Durumu Augustinus’a göre insan. Augustinus’a göre bunun bir ceza olduğundan şüphe edilemez. Bu hikayede. insanlığın lanetlenişinin3 bir sonucudur (Augustine 1993:106). yani yasaya karşı gelmeleridir. Fakat. Bunu. ilk günah ile ilgili hikayedir (Augustine 1993:129). Tanrı’nın koyduğu yasaya karşı gelmişlerdir.1. günaha karşılık olarak verilen bir cezalandırmadır.1. gerçekten de birçok zaman. Bu haklı ceza. günah olmazlardı. Diğer taraftan. olacak (gerçekleştirecek) güçten yoksun oldukları için. Bu bir çarpıklıktır. burada anlatılmak istenen onların yasaklanmış olan şeyi yemesi. çoğu zaman kendi güçleri dahilinde değildir (Augustine 1993:106). bize verilen cezanın değil. Fakat her adil ceza. Augustinus’a göre bu hikaye. zira eğer bunlar. İlk Günah Dogması ve İrade Özgürlüğü III. kimse. iyi olduğunu bildiğini yapmamakta veya yapamamakta. bunun sonucu olarak. ya da olmaları gerektiğini gördükleri şeyi. Bu sıkıntıların hepsi. doğamızın sonucu olsaydı. iradesiyle.

iradesine rağmen işleyemezse. sınırlardan. başıboş the free choice of the will to choose to act rightly . üstüne üstlük. bir başkasının kötülüğe teşvik etmesine teslim olamaz. insanların. gerekli gücü kaybettik (Augustine 1993:106). Böylelikle tam anlamında mükemmel olan bu adalet. ölümcül mirasımızdaki dikkafalılık yüzünden adeta doğal bir şekilde ortaya çıkan. kendiliğinden gelen düşüncesi. kendisine karşı hasım kesilenleri ve 4. ‘doğru şekilde davranmayı seçme istencini içeren özgür irade’den4 yoksun olmamızda veya neyin doğru olduğunu gördüğümüz ve onu yapmayı istediğimiz zamanlarda bile. neyin doğru olduğuna dair olan bilgiyi kaybettik. Adaletin terazisi. günah karşılığında en adil cezadır. adaletine de yansıtmıştır. çünkü yalnızca öyle yapmayı istemiş olsaydık. Tanrı. dünyevî alışkanlıkların gösterdiği direnç yüzünden. onu yapamamamızda şaşılacak bir şey yoktur. “Günahın iki kaynağı vardır: birinin kendine özgü. aslına bakılırsa. bu durum. kendisinden uzaklaşanları. adaleti bu şekilde tesis etmeye zorlanmış değildir. bu tür bir istencimiz olduğunda. (…)” (Augustine 1993:91-2) Augustinus’a göre. Fakat birisi. engellerden muaftır. Doğru düzgün kullanmak konusunda isteksiz olduğumuz şeyi kaybetmek durumunda olmamız. bir başka kişiyi günah işlemeye ikna etmek üzere. Tanrı’nın adaleti. kötülüğe iknasına kulak verdiklerinde kendisine teslim oldukları şeytanın bizzat kendisinin gücünden dahi bağışık ol(a)maması gerektiğine karar vermiştir. o zaman. kendi düşüncesine dayanarak. kâimdir. aynı şekilde. her iki günahı cezalandırdığında da. ayrıca doğruluk olduğu için.94 Augustinus’a göre cehaletimizden ötürü. bir günahı. onu en ufak bir sıkıntıyla karşılaşmadan doğru düzgün bir şekilde kullanmış olabilecektik. O. öylece. Böylelikle Tanrı’nın adaleti. “günahkârların düşüşüne dahi bir düzen getirmekten geri duramazdı. kendi sıfatı olan en yüceliği. Neyin doğru olduğunu bilen fakat onu yapmayan bizler. nasıl ki hiç kimse. kendi düşüncesine uyarak günah işlemekle kalmayıp. bir başkasının ikna etmesi tarafından günah işleyecek bir duruma getirilmiş olma durumundan daha vahimdir.” (Augustine 1993:92) Yani Tanrı. herhangi birinin dışardan teşviki olmadan. (…) Bunların her ikisi de iradîdir. Tanrı. gözü dönmüş bir öfke ve hilekârlığı devreye sokuyorsa. Çünkü Tanrı’nın adaleti. kişinin kendi iradesi rıza göstermedikçe. doğru eylemde bulunmaya yetecek gücü olup da buna yönelik istenci olmayan bizler ise. ve bir başkasının ikna etmesi.

biçare durumda olandan daha çok. insan adına manevî ilerlemenin olduğu kadar manevî gerilemenin de yasasını. insanın kurtuluşunun daha kolay olduğu ortadadır. Şeytan. evrenin bu ölümlü ve âdi kısmının prensi”. ölmek suretiyle bu dünyadan ayrılacaklarının bilinci vardır: “Ölümlü olduklarının bilinci. bununla birlikte insanlar üzerindeki yönetimi tamamen despotça olan. Augustinus’a göre. insanın şeytanın boyunduruğuna verilmesinde adaletsizlik yoktur). bir şeyi yüceltmek durumunda oluşu. haram olan zevklere. Yalnız bu kolaylık şu şekildedir. işledikleri suç yüzünden. kim merhamete ihtiyaç duyar? Ve biçare olup da gururlu olandan daha çok. işte bu şeytana ölüme değin teslim edilmişlerdir. kendisine yetkisi adaletle verilen (zira ilk insan şeytana iradesi ile boyun eğdiği için. şeytana tamamen teslim olarak işin içinden çıkamamaktadırlar. bir şeyi (varlığı) alçaltmak durumunda oluşu ve alçak gönüllülüğünün. bir tür egemen durumundadır. Zira. kötülük adına. Augustinus’un ifadesine göre şeytan. kendi varlıklarını daha yüce (ve keza Tanrı’ya daha yakın) yerlere yükseltme çabası göstermeyenlerin. “tüm günahların prensi ve ölümün hükümdarı”dır. O. en basit ve en önemsiz hayvanlardan gelecek zarardan korkar hale gelirler. ve özellikle de düşmelerine sebep olan o gurura bağlanırlar.95 bırakmış değildir. İnsanlar. bu dünyanın prensidir ve insanlarda. insanın (ahlakî nitelikteki) varoluşsal paradoksu budur. Gelecekten emin olamayarak.” (Augustine 1958:310) . tam ve aynı kesinlik ve dakiklikle tesis etmiş bulunmaktadır. düşüş ve alçalma tarzlarının kendilerini nerelerde konumlayacağını da birer birer içermek üzere. Eylemi ve eyleminin etkileri bakımından “daha vahim” olarak tasvir edilen şeytana nazaran. onları çekingenleştirir. Ölümden. insanın ahlakî hayatının genelinde de benzer durum söz konusudur: “Yüksekten bakmasının. bir tür paradoks olarak görünmektedir. çünkü gurur karşısındaki bir tek zaaf. insanlar. ve en adi. Bununla birlikte. onları iyileştirecek olan merhamet ilacını tükürmelerine yol açar. Böylece güçsüzleşirler. kim merhameti hiç hak etmez?” (Augustine 1993:92) Augustinus’a göre. “bu dünyanın. Çünkü şeytan.

ve insan ruhu gerçekte rasyoneldir. şeytanın üstesinden. ancak. günahkar oldukları için. ve ebediyen yaşadıklarında. günahın cezalandırılması sürecinde ölümlülük zincirleriyle bağlanmış ve görünen şeylerden hareketle ulaştığı tahminler aracılığıyla görünemeyen şeyleri anlamaya çalışmak zorunda kalacak denli aşağı bir seviyeye düşürülmüş olsa bile. ahlaksızca olmakla birlikte. ancak tanrısal bir müdahaleyle çözülebilmiştir. şiddete başvurarak değil. insan ve şeytan hakkında şunları söylemektedir: “Düzen-dışı arzudan mütevellit her ne varsa. insan ırkı üzerinde hak iddia ediyordu. ebedi lanetlenmede kendisine eşlik etsinler diye adalete uygun olarak verilir. Ve böylece. Augustinus’a göre. Tanrı’nın Sözü (the Word): İsa. hiçbir surette hiçbir izi yoktur. adaletin yasası aracılığıyla gelmiştir. Augustinus’a göre. alçakgönüllülüktür. İsa’nın doğması için.96 Augustinus’a göre. düzen-dışı arzunun alanına girmektedir. çözümsüz görünen türden olan bu sorun. şeytanın. ona inananlar. Ve insanları. Şeytan. bu iddiayı. her sıradan insanın anlayabileceği (görebileceği) mânâda görünür bir şeydi. dediğimiz şeyin. Kendisinde ölüme layık hiçbir şey gösteremeyeceği adil insanı öldürdüğünde. borçlarını öderler. bunun. ancak gücünün yettiği yere kadar savunabildi. bir cinsel birleşme yaşanması gerekmemiştir.” (Augustine 1993:92) Gururun (yüksekten bakmanın) karşıtı. onun adalete aykırı bir şekilde öldürdüğü kişiye inananları serbest bırakmaya. zamansal (geçici) olarak öldüklerinde. kötülük yapmaya yönelik gözü dönmüş bir tutkudan ötürü yaptı. İsa’ydı. tıpkı kendi ağacının meyvesi gibi. (Augustine 1993:93) Bu insan. İsa’nın alçakgönüllülüğü. onun görünmeyen büyüklüğü anlamına geldiğinin farkına varacaklardır. kendi ölüm yasalarına tabi kılmıştı. buradaki önemi şudur: İsa’nın doğumunda. . adildi.6 Bu bağlamda Augustinus. düzen-dışı arzu aktarımını içeren kutsal kitap(lar). sadece. inançsızlık içinde kalmaya kendilerini ikna ettikleri. şeytanın olacaktı. her halükarda. 6. zorunludur. Fakat. Böylelikle. rasyonel varlığın en iyi gıdasıdır. adaletin en yüksek anlamında. Tanrı’nın Söz’üdür5: “Söz. ki bu da. ayrıca. kendisi aracılığıyla ona sahip olduğu yasa. aşikardı. Onun bu meyveyi bırakmama isteği. bu kişiler. onların adına borçlu olmadığını ödemiş olan kişide yaşarlar. İlk Günah’tan beri şeytan. şeytana. gücü tükeniyordu. ve İsa’nın yaşamıyla ortaya koydukları. (Augustine 1993:92) Tanrı’nın sözü (İsa). ve keza bunların İsa’nın. ki insan cinselliği. 5. Bunu.

. iyilik için kendisine rıza gösterdikleri Mesih tarafından da adalete uygun şekilde özgür bırakılmışlardır. göreceli bir özgürlüktür. bu mümkün olamaz.” (Augustine 1993:93) Sonuç olarak. vd. dünyevi şeylere esaretten kurtulamamanın acısına karşı mücadele etmek ve düzen-dışı arzu içeren işlerden kendini almaya muktedir olamamak. Fakat. eylemlerimizi doğru yoldan saptırır. insanların kendisiyle birlikte yaratıldığı doğaya ait şeyler değildir. ki bunlar. “hayatımız. Daha fazla özgür olabilmesi için Tanrı’nın yardımına ihtiyacı vardır. çoğu olumsal. onları ikna aracılığıyla ve zorlamaya başvurmaksızın esir almış olan şeytandan kurtarılması. kötülük için kendisine rıza gösterdikleri şeytana hizmet etmek yolunda. yanlış fikirleri gerçekler olarak kabul etmek. güçlükler yüzünden. son bölümde değinilecektir. ahlaki olarak iyi olan eylemi seçmekten bizi alıkoyan tek şey.1. adalete uygun şekilde kibirleri kırıldıysa. iki kategoride toplanabilir: cehalet ve güçlük. Şöyle de denebilir: İnsan iradesi özgürdür ama bu.) III. İnsan Doğası Kavramı ve İradenin Niteliği İlk bölümün üçüncü alt bölümünde de değinildiği gibi.”7 Fakat Augustinus’a göre. Augustinus’a göre. bu. insanların. our lives are a torment and an affliction . deyim yerindeyse. doğru düzgün davranmaya dair özgür istençten (iradeden) bahsettiğimizde. ilk günahtan sonra da. Böylelikle. mahkûm edilmiş bir mahpusun cezası olabilir. insanı. hayatın bir realitesidir. cehalet değildir. bunlar. böylece istemeyerek aldanmak. güce başvurularak olmamıştır. dert ve acıdan başka bir şey değildir. engellerle çevrelenmiştir. iradesiyle.97 Böylelikle. 7. Ancak. hata. (Bu konuya. olsa olsa. çeşitli güçlükler. insan iradesi özgürdür. kısmî. Cehalet yüzünden. Buna. doğru olanı seçmekten alıkoyan tüm engeller. iyi olanı gerçekleştirmeye çalışırken karşılaşılan. günah işleyen ruhların tâbi kılındığı cezalandırmalardır. haklı bir cezanın gereği. insanların kendisiyle birlikte yaratıldığı iradeyi kast ediyoruz (Augustine 1993:107).2. Nasıl ki. zorluklar ve sıkıntıların da eklenmesi zorunludur.

ilk günahın. Kendisine inanmadığınız bir şey. hata ve düzen-dışı arzuyu mağlup eden Fatih’i8 devreye sokarak. böyle düşünmenin. Çünkü. suçlanmaktasınız. dünyevi şeylere olan arzudan kaynaklanan bir tür zorunluluk tarafından zapt edilmiş bir şekilde. İlk günahı. ve ardından. cehaletin dezavantajını geride bırakıp. bilginin avantajını aramaktan. Victor ile İsa kast ediliyor. kendisinin yardımına gelsin diye. veya yardımı (onun için) zahmetsiz olan ve hatalı olmayan Tanrı. fakat bilmediğiniz şeyi sormadığınız için suçlu bulunmaktasınız. İlk günah. şikayetlerinin meşru bir yanı da yoktur. iradenin üzerinde bir tür gölge olarak kabul edip. adaletin hükümleri bizim için anlaşılır hale gelmeye başladığında ve onları gerçekleştirmek istediğimizde. sizin kendi günahlarınız. birçok insan şöyle düşünmektedir: “Günah işleyen Adem ve Havva’ysa. “İsteksizlik dolu cehaletiniz (unwilling ignorance) yüzünden değil. imdadınıza yetişilir ve gerçekten istirham ediyorsanız dualarınız duyulur (Augustine 1993:107). alçakgönüllülükle zayıflığını itiraf etmekten. gayretiniz varsa size destek olunur. Tanrı. haksız bir şekilde yüklendiğini iddia etmeyi temel alan bir özgürlük talebi olamaz. ne yapmamız gerektiği konusunda hataya düşüyoruz. Zira hiç kimse. şu veya bu şekilde. fakat sizi iyileştirmek isteyeni. Augustinus’a göre. mücadele ediyorsanız.98 Augustinus’a göre. 8. . ona hakaret ederek reddettiğiniz için. söz konusu sorunun çözümünü. varabileceği bir yer olmadıktan başka. vardır ve her bireyin günaha olan yatkınlığında varlığını sürdürerek kendini adeta teyit ettirmektedir. daha özgür olunamaz. Tanrı’nın aleyhine söylenmekten farkı yoktur. bu dogmayı düşünüp anlamaya çalışmak gerekirken. Bunlar. ilk günah dogmasını yadsıyarak veya yadsımaya çalışarak. Kendi yaralarınızı kendiniz sar(a)madığınız için değil. herhangi bir bireye. sizi bilgilendiremez. alıkonulmuş değildir. size ancak bağırılarak seslenilebilir. kendimizi güçten yoksun bir durumda buluyoruz?” (Augustine 1993:107) Augustinus’a göre. biz zavallı biçareler ne yaptık ki? Cehaletin körlüğü ve güçlüklerin acısı içine doğmayı nasıl hak ediyoruz? Neden ilk önce. tesis etmiştir. Sırtınızı dönmüşseniz. Böyle düşünen insanların. Umudunuz varsa size yardım edilir.

“Bu şekilde Yaratıcı. kendisiyle birlikte doğdukları doğayı yenebiliyorlardı (yenebileceklerdi). Böylelikle. zaman içerisinde. Öyleyse insana verilmiş olan bu yargı . Bundan sonraki günahlar. Tanrı için adil olan. dünyaya bir tür güzellik ve asalet katmaya muktedir oldular. Fakat onun soyundan gelenlerin. iyi işlere dair bir değerlendirme yapmadan evvel. adalete aykırıydı. bilgeliği hataya. ona köstek olmak değil. huzuru güçlüklere tercih eder. mücadele ve ölüme yenik düştükleri için. kendisinden yüz çevirdiği için verilmiş olan cezanın altından kalkabilmek üzere Tanrı’ya dönmek istediğinde. insan ırkının doğumunda. insan. ama soysürdürümü devam etti. doğuştan sahip olmadığı bilgelik ve huzura erişebilir. ‘insan doğası’ terimi. kusursuz bir doğa. mutluluğunu kaybetmişti. cehaleti yüzünden yanlış davrandığında. ilk insanın. cahil ve bedene esir düşmüş bir doğa (Augustine 1993:108). hata. İlk ebeveynlerimiz. Hıristiyan teolojisinde iki farklı anlamda kullanılabilmektedir: I.” (Augustine 1993:108) Augustinus’a göre. onları serbest bırakmak suretiyle. içlerinden birisi. İlk insan. çünkü ilk insanın soyundan gelenler. Tanrı tarafından verilmiştir. Böylelikle onun soyundan gelenler. cezalandırmaktaki adaletini göstermiş olan Tanrı. bu ilk çiftten doğmuş olan herkes (tüm insanoğlu). kendisiyle birlikte yaratıldığı doğayı ne denli kolayca muhafaza etmiş olabileceğini gösterdi.99 Birisi.” (Augustine 1993:107) Augustinus’un da kaydettiği gibi. destek olmaktı. Günahın cezası altında doğmuş olanların doğası: yani. veya yapmayı doğruluğa uygun şekilde istediği şeyi yapamadığında. İnsanların kendisiyle birlikte yaratıldığı. dünyevi ve ölümlü olmalarına rağmen. Gene bu yargı sayesindedir ki. Bununla birlikte. kökenlerini. güçlüklere ve ölümlülüğe mahkûmdur. Tanrı’nın kendi başına olduğundan daha iyi olmaya çalışması. insanlara merhametini göstermiştir (Augustine 1993:108). insan. II. özgür irade tarafından işlenmiş olan şu ilk günahtan alır. ölümlü. onda doğal bir yargı zaten vardır ve bu yargı ona. o ilk günahın adil sonuçlarıdır. çünkü bunlar. gayretli emek de gösterdiği takdirde. cehalete. Bu yargı aracılığıyla insan. onun eylemlerine günah denir.

Zira cehalet ve güçlüklerin içine doğmuş olmasına rağmen. Tanrı. onlara yargı gücünü vermiştir.” (Augustine 1993:110) Cehalet ve güçlükler içinde bulunma.100 yetisini küçümsememek gerekir.” (Augustine 1993:109) Ölümlülük. ve onlara. her ruha. bu mücadeleyi devam ettirmek zorunda olduğunu buyurur. yalnızca. ilk insandan sonra gelen ruhlarda. ilk günahkardan miras kalan günahlar olma anlamında günahtır. o. Bununla birlikte. Tanrı bu tür ruhları yaratmamış olsaydı. Bir insan. kendini bu durum içinde bulur. ister yasa aracılığıyla dışsal olarak. Yoksa. unutkanlığın körlüğü içindelerken. çünkü kendisine verilen yetenekten faydalanmamıştır. bedenin bozulamazlığının tekrar kazanılması görevine kapıyı açmıştır. ki bunun aracılığıyla. kötülük dolu iknası ilk insanı zavallılığa sürük- . “kendisini sevmeyen ruhları (da) yaratır ve kendisini seven ruhları mükemmelleştirir. vazifesine düşkün çabalar içerisinde ısrarla çalışmak zorunda olduğunu. doğru hareket etmenin güçlüğünü yenmek üzere. nasıl ki Tanrı suçlanamıyorsa. “bu cehalet ve güçlükler. Tanrı. cehalet ve güçlükler gene birer ceza olarak eşlik eder. daha hiç işlenmedikleri halde kendilerine yüklenen günahlar falan değildir. bilgisizlik tarafından engellendiği yerlerde. Tanrı. yani bu şekilde davranmayı reddederse. inanç patikasını göstermiştir. Fakat en önemlisi. O ancak. insanlara. ilk insana. ve bu mücadelesinde Yaratıcı’sından yardım dilemek zorunluluğunda olduğunu bilmektedir. hiçbir şey yapamazdı. kendisini sevenlere mutluluk sunar. bunlar. ancak bu durumun sebebi olarak bu insan suçlanamaz. insan bu yargıya olumlu yöndeki emeklerini eklemezse. “emek isteyen vazifelerde doğru düzgün çalışma kabiliyetini vermiş. varolmayanlara varoluş. Ve ölümlülüğe. ister insan kalbi denilen mahrem odada konuşuyor olsun.” (Augustine 1993:110) Augustinus’a göre Tanrı. Ancak. bu durumlar içinde kendilerini bulan ruhlar açısından. bilgiyi araması gerektiğini. günahından ötürü yüklenmiş cezadır. her ruh. onun günahtan ötürü suçlu bulunması adildir. onu orda kalmaya devam etmeye mecbur bırakan hiçbir zorunluluk yoktur.

Augustinus için aynı şeydir. söz konusu zavallılığın sorumluluğunu kendi üzerlerine alırlar. bir cezalandırma değildir. ayrıca. ve mükemmelleşmenin başlangıcıdır. İnsan doğası kavramını.” Ruhlar. kendisi için Yaratıcı’sına teşekkür edeceği büyük bir iyilik vardır. onlar. İngilizcede. 9. “bedeni erdemler aracılığıyla terbiye etmeli ve onu düzenli ve kanunî bir hizmetkârlığa tâbi tutmalıdır. şimdiki hayatlarıyla mücadeleye dalıyor olabilir. ilk günah-sonrası haliyle ele alsak bile. mecazî olarak ‘cennet’ anlamında kullanılan bir kelimedir. etik bakımdan çok karamsar bir tablodan söz edilemez: Bir ruh. azizler topluluğunu (communion of saints) barındıracak olan Tanrı Şehri veya Tanrı Devleti’dir (City of God). fakat ayrıca onun.111). yeni doğmuş ruhlardaki cehalet ve güçlükler. hayatının daha en başında. “şu ölümlü organlarla kaplanmış olarak bu hayata ilk geldiklerinde. bu da bir tür azizler komününü. (City of God. (farz edelim ki) bir başka ruhun. övülmek için küçük bir vesile sayılamaz (Augustine 1993:110). mükemmel imanları aracılığıyla Şeytan’ı alt etmek üzere. Şeytan’ın insanları ilk ele geçirdiğinde. mutlu şehir ile kutsal şehir. kendileri aracılığıyla güçlüklerin sıkıntısından ve cehaletin körlüğünden kurtarılacağı erdemlerin hepsini edine(bile)cek güce sahip olması. Zira şunlar. Tanrı’nın yardımıyla kendi kendini yenileyecek inançlı çabalarla. Eğer durum buysa. Augustinus. Sevinçli.” (Augustine 1993:109. en mükemmel maddi nesneden daha iyidir.111) Ruh. kendilerini çarptırmakla böbürlenmiş olduğu cezanın ta kendisinin sorumluluğunu yüklenerek şeytanı yenmek.) 10. Platon’un anamnesis doktrinini onaylar gibi gözükmektedir (Gökberk 1998:56). “ayıplanmayı hak eden hayatının ardından aldığı cezaya benzer bir cezalandırmaya tâbi tutulmuş olsa bile. . ki bu kişiler. bu (zorunlu) unutmadan kaynaklanması da bir ihtimaldir10 (Augustine 1993:109-10. elinde. çünkü ruhun varlığı anlamına gelen en yalın başlangıç. hiç de alelâde iyilikler değildir: doğası aracılığıyla her maddi nesneyi arkasında bırakan ruhun yalnızca var olması değil. en sevinçli bir şehrin9 ihtişamını hazırlamaktadır. Cehalet ve güçlüklerin. ilerlemek için birer teşvik. zorunlu olarak geçmiş hayatlarını unut”up.101 lemiş olan Şeytan’ın üstesinden gelenler için.

102 İnsanlar. “sormaları. eğer ki o ruhun kötü niyet (vice) sebebiyle değil. araştırmaya ve öğrenmeye.3. doğası itibariyle bilgelikten mahrum olduğunu da . Örneğin. kendi bilgisizliklerinin ve güçlük içinde oluşlarının ortasında kalakalmış olsalar bile. ona aptal demekle yanlış eder. kendisine ne bilgelik demenin ne de aptallık demenin doğru olabileceği orta bir konumda bulunmasının mümkün olduğunu gösterir (Augustine 1993:118-9). aramaları ve uğraşmaları için özgür iradeyi” bırakmıştır: “O (Tanrı). ilk günahın ortaya çıkışı ile ilgili olarak. alçakgönüllülük içinde (günahlarını) itiraf etmeye ve dua etmeye çalışmaktansa. Ancak onlar. insanlara. bir insan olmasına rağmen. bulundukları durum içinde kalmaya devam etmeyi tercih ettikleri için. ne bilge ne aptal denilebilir. kendi ihmalleri yüzünden bilgelikten mahrum olanlar ile aynı durumda olan bir ruh gördüğünde. isteyenlere verecek. bilgisizlik ve güçlük içinde oluşlarını bir suç olarak yüklemez. en büyük kötülüktür?” Augustinus’a göre. kınanması gereken aptallığın sorumlusudur. bilge (wise) yaratıldıysa. Tanrı. küçük bir çocuğa. çünkü aptallık. O. çalanlara açacaktır. nasıl aklı çelindi? Eğer aptal yaratıldıysa.1. birisi bilgeliğe ya sahip olmaya ya da onu umursamamaya muktedir olmazdan önce. Ancak bu aşamadan sonra irade. insan doğasının. bazı insanlar. onları (bu tür insanları) adil bir cezaya çarptırır.” (Augustine 1993:110-11) III. ve zayıf oluşlarını. arayanlara kendisini gösterecek ve kapıyı. bilgisizliği ve güçlükleri yenecek ve tanrısal ışıktan tacı elde edebilecek gücü sunmaktadır. Günahın İlksel Nedeni ve İrade Augustinus’a göre. tüm kötülüklerin sebebi neden Tanrı olmuyor. bilgelik ile aptallık arasında ortada bir konumda bulunması mümkündür. şöyle bir düşünüş şekline sahip olabilirler: “Eğer ilk insan. Çalışkan ve vefakâr olanlara O. hakikat ve huzura erebilmek üzere. Böylece. Böylece. birisi. bu durum. Bu mücadeleyi ihmal eden. Tanrı’nın kendilerine birer özgür irade verdiğini unutmamalıdırlar. ona ne bilge/zeki ne de aptal denmelidir. günah için bir mazeret olarak kullananlara bile O. tam olarak ne bilgelik (akıllılık) ne aptallık diye adlandırılabilecek bir durum olan. insan doğasının.

bir kere bilge olmuş bir insanın hep öyle kalacağının bir garantisi yoktur. zaten sahip olduğundan faydalanmak istemiş olsaydı. Aklın doğası emri kavrar. tam anlamına biraz benzerlik olduğunda. henüz sahip olmadığına erişebilecekti (Augustine 1993:119). bilgelikten başka tarafa dönerek günah işler. bilgeliği getirir. (adeta) emri almayı hak edendir. ancak sadece kötü niyetli cehalet. emre itaat de. öyle ki insan. emre uyup uymama konusunda özgürdür ve uymamayı da seçebilir. bilgelikle ödüllendirilmeyi hak edendir. emri kavrayandır. fakat aydınlatan kişiden gelir (Augustine 1993: 119-120). Bilge olmaktansa. bu. çünkü bilge/zeki olma gücü kendisine verilmemiştir. Augustinus’a göre madem ki insan. emredilen kişiden değil. irade de emre itaat edendir. Aklı olmayan (irrational) bir hayvana aptal denilemez. . bir emri almaya muktedir olmaya başladığı nokta ile. Akıl aracılığı ile insan. bilgelik. Augustinus’a göre rasyonel olmakla. onun iradesine ve eylemine bağlı bir şeydir. Nasıl ki akıl. Fakat insanın. kendisine emredileni yapar. sözcükler uygun olmayan yerde kullanılabilmektedir (Augustine 1993:119). Kötülüklerin sebebi. fakat emreden kişiden gelmektedir. emre itaat ise. günah işleyen insan bunu iki şekilde yapabilir: ya emri anlamaya çalışmayarak. Yani. tamamen aynıdır (Augustine 1993:119). arzulanması gerekenin ne olduğu ve sakınılması gerekenin ne olduğu hakkındaki tüm bilgisizlik. bilge olmak bir ve aynı şey değildir. Önceden beri bilge olan bir insan ise. kendisine sadık olması gereken bir emri almaya elverişli hale gelir. aptallık sayılmaz. ve aynı şekilde. fakat uymak zorunda olduğu bir emri alabileceği bir şekilde yaratılmıştır. Çünkü emri almaya muktedir olan doğa. ayartılmış olabilmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Fakat eğer insan. Zira. aydınlatılan kişiden değil. Nasıl ki rasyonel doğa. Zira.103 görüyorsa. henüz bilge olmadığı. aptallık sayılır. ya da onu anlayıp da ona itaat etmeyerek. onun Yaratıcı’sı da değildir. Bununla birlikte. günah işleyebilmeye başladığı nokta. emir.

“Eğer akıllıca/bilgece davrandıysa” diyeceklerdir. aptallıktan bilgeliğe geçmedikçe. aptalca davranmış olabilir. insanların.” İnsanı bilgelikten başka tarafa çeviren. öyleyse onun. Bu bölümün başında ele alınan soruna benzeyen bir sorun da şudur: “İlk insan. size bilgeliği terk etmekle akıllıca mı (bilgece mi) yoksa aptalca mı davrandığını soracaklardır. günah işlemiş olabilirdi. sanki kendi kendisinin Tanrı’sıymış gibi. “gerektiği gibi davranmıştır ve böylelikle günah işlememiştir. bu. aptallık içerisinde . daha iyidir.104 “İnsan. onun içinde zaten vardı. Zira yalnızca aptallığı yüzünden. ne bilgece ne de aptalca yapılmadığını. onu almış olduğunda.” (Augustine 1993:120) “Böylelikle görüyoruz ki. Eğer bu geçiş. Tanrı’yı aptallığından ötürü mü terk etti. fakat. bilgeliğin ışığından başka tarafa dönmelerinden başka bir şey olamaz. aptallığın aslında bir tür körlük olduğunu söyler. yoksa Tanrı’yı terk etti diye mi aptallaştı?” Eğer onun. ortaya. Diğer taraftan. ilk insan.” (Augustine 1993:120-121) “Bu ikilem. bir özgür irade sorunu olmak durumunda olacağından. iyi bir şeydir. ve bu başka tarafa yüz çevirmenin sonucu. Bu başka tarafa dönmenin nedeni. yani gururdur (Augustine 1993:120). kendisine ait iyisi Tanrı olan birisinin. kötüdür çünkü ihmal içermektedir: emri almayı ihmal etmek. ve sırf bir emri almaya elverişli olduğu için. ilahi yasaya uygun olarak adil bir şekilde cezalandırılmış olacaktı. ve günah. aptallıktır. kendi iyisi olmak istemesinden başka bir şey değildir. Fakat eğer aptalca davrandıysa. bilgeliği terk etmezden önce de zaten aptal olduğu gibi bir durum çıkacaktır. Demek ki hiçbir insan. hayvanlardan iyidir. hepsinin en iyisidir. ona itaat etmeyi ihmal etmek. Fakat günah. bilgeliği terk etmesine yol açan aptallık. eğer bilgeliği terk ettiği için aptallaştığını söylerseniz. Bu karanlığın nedeni. insanların bu hayatta. Havari Pavlus’un da dediği gibi. ancak hem bilgelikle hem aptallıkla kıyaslama yaparak anlayabilecekleri bir orta yol içerisinde olduğunu gösterir. ve bilgeliğin ebedi ışığı içerisinde sevinçli olduğunda. gururdur. bilge/akıllı olamaz. aptallığından ötürü bilgeliği terk ettiğini söylerseniz. Augustinus. bilgeliği terk edişinin sebebiydi. ona itaat ettiğinde daha da iyidir. veya bilgeliğin temaşasına devam etmeyi ihmal etmek. çünkü aptallığı. bilge/zeki yaratılmış olsaydı bile. bilgelikten aptallığa olan geçişin.

hangi kaynaktan onun zihnine girdi ve o da. öyleyse iyi yapıl(a)mamıştır. doğrusu. şeytanın insana teklifi− ile. öyleyse kişide. İlk günah bağlamında. Uyumak ile uyanmak arasındaki geçişler genellikle. bilgeliğin iyi muhafaza edilmiş mevkisinden (stronghold of wisdom). fakat bilgelik ile aptallık arasındaki geçişler. yaptığını yapmamış olacaktı. ve uyanmak. ya birisinin nazarına. ve bu şey. bilge olmazdan önce de bilgelik vardır. insan bir şeyi istemelidir (isteme eyleminin gerçekleşebilmesi için.105 yapılıyorsa. iradeye bağlı olmayarak gerçekleşir. ve de yılanın önerisinden kaynaklananı. adil ödül veya adil ceza ile karşılık görür (Augustine 1993:121). uyanık olmakla aynı şey değildir. kendisi yüzünden cenneti kaybettiği. ilgisini. bu geçişler. birbirinden farklı sınıflara aittir. aklın kavrayışını tam anlamıyla geride bırakan bir şey olduğu için. insan zihninin dikkatine veya bedeninin algılarına sunulan şeyler bağlamında ortaya çıkan şey(ler). ve işte bu yüzdendir ki.” (Augustine 1993:121-2) Augustinus’a göre. Böylece onun. bir durumdan diğerine olan geçişlerdir. aynı şey değildir. bu şey. iradenin aracılığı olmaksızın asla gerçekleşmez. zira bu türden hiçbir şey aklına girmemiş olsaydı. (Teslis (üçleme) (Trinity) inancı. Öyleyse. ki bu ihtimal de. zihnin dikkati tarafından kavranan . iradenin durumu ile ilgili olarak şu sorulabilir: “İnsan karşısında her iki seçeneği de gördü: Tanrı’nın emrinden kaynaklananı.) bilgelik ile yapılıyorsa. öncekinden daha az saçma değildir. tam olarak ne bilgece ne de aptalca diye adlandırılamayacak bir tür ara tarzda yapıldığını görüyoruz. ne bilgece ne de aptalca olmuştur. Aşikardır ki. her ne idiyse. Uyuyakalmak ile uykuda olmak. ki bu ihtimal saçmadır.” (Augustine 1993:121) Böylece ilk insanın. en azından da olsa istemek için. aptallığa düşüşü. iyi bir meleği şeytana çeviren o şeyleri yapmaya koyuldu. ikna etmeye kalkışan birisinin iradesinde ortaya çıkan şey(ler) −örneğin. şeytanın kendisi. bedensel duyular aracılığıyla dışarıdan sunulmak ya da o kişinin aklına müphem bir şekilde girmek durumundadır. istenen bir şeyin olması gerekir). kötü olmaya asla çevirmemiş olacaktı. Fakat. Tanrı’ya büyük bir saygısızlık yapmayı arzulama teklifini hangi kaynaktan almıştı? Eğer gördüğü hiçbir şey aklına bu fikri getirmeseydi. uyuyakalmak ve uyanmak. ve eğer (bu geçiş. Fakat arada bir fark var.

hiçliğin yok ediciliğini atfetmektedir. mutluluk veya sefalet hemen ardından gelir.4. . Tanrı’nın emri üstün şeyler arasında görülüyordu. bilgeliğe giden (Tanrı’ya götüren) yolda ilerleme peşine düştüklerinde. Sonuç olarak. şunlardır: Zihnin kendisi −bu sayede hayatta olduğumuzu anlarız. müphem şeylerdir. bedeni yönetir. ve hiçbir güçlük tarafından engellenmemişti.106 şeyler kapsamını aşar. III. İlk Günah ve İrade Özgürlüğü “Yalnızca görülen (kavranan) bir şey.1. çünkü insanın kendi doğasını aşma gücü yalnızca irade alanında vardır. ilk insanın (adi şeylere yönelmekle gerçekleştirdiği) günaha düşmesinin. o adi şeylerin cazibesine kapılmamakta özgürdü. Bedenin algıladığı şeylerse. bununla birlikte böyle bir şeyin varolduğu. iradesine sahip olamaması) bakımından sadece bir insandı. İnsanın. her eyleminde gerçekten özgür seçim sahibidir.” (Augustine 1993:121) İrade. insan doğasının ebedi yazgısı olduğuna hükmedilmemelidir. müphemliğe.) Zihnin kavradığı şeyler. içinde yaşadığımız bu hayatta. onu kabul mü edeceğimize. iradesi ile istediğini seçer. Beden −bu sayede zihin. adi şeyler arasında görülüyordu. Aden Bahçesi’nde. Tanrı’nın neyi emredeceği üzerinde veya yılanın neyi önereceği üzerinde bir denetimi yoktu. irade sahibi olması (veya doğrusu. çünkü bilgeliğin saflığı içerisinde kendisine sağlam bir yer verilmişti. Örneğin. red mi edeceğimize biz hükmederiz. Augustinus. Her ne görürsek görelim. her iki sınıftan o. en sıradan insanlar bile. iradeyi eylemde bulunmaya sevk edebilir. ve seçimin neyi hak ettiğine bağlı olarak. yılanın önerisi. Augustinus’a göre. “yıkıcı alışkanlıkların ölümcül cazibesine boş vermek zorundadır.” Fakat insan “aslında. tüm maddi nesnelerdir (Augustine 1993:122). adi şeyleri bırakıp yüce şeylere yönelmek isteyen bir insan. ikna etmeye girişen kişinin iradesindeki şeylerse.” (Augustine 1993:121) Augustinus’a göre. rasyonel bir öz olarak ruh. adeta. Augustinus’a göre açıktır. hem yukarı seviyedeki hem aşağı seviyedeki şeyleri görür. Böylelikle. bu adi şeylerin üstesinden gelebiliyorlarsa. şunu kabul etmeliyiz ki. bu konuda pek bir şey söylememekte. Çünkü ilk insan da sonuçta.

adalet gibi. İradenin Varlığının Nedeni (İradenin Veriliş Nedeni) Özgür irade. yaratıcı tarafından verilmeli miydi. kötülüklerin sebebi. kendi başına iyi bir şey midir? Yani o. diye düşünülebilir. günah işlemiş olmayacaktık”. o. ‘iyi’ bir hayat yaşama imkanı olamazdı. ve özgür irade de bize Tanrı tarafından verilmiş ise. Tanrı’dan gelir. “Tanrı’nın bir günahkarı cezalandırırken. aşağılık bir yaşam sürmek üzere kullanamaz. “İyi olan her şey. onunla iyi bir hayat sürsünler diye vermiştir. insanlara özgür iradeyi. bizde böyle bir yeti olmasa. O zaman da. doğru bir yaşam sürmek için?” (Augustine 1993:30) İrade. verilmek zorunda mıydı.” (Augustine 1993:30) ‘Özgür . erdemlerin mutlaklığına ve bozulmazlığına sahip midir? “Özgür irade. hiç kimse iradeyi günah işlemek üzere kullanamayacaktı (kullanamazdı). şöyle dediğini düşünmez misin: ‘Neden özgür iradeni. Aynı şekilde durumun şu olması gerekirdi: Eğer gerçekten irade. eninde sonunda Tanrı olmak durumunda değil midir (Augustine 1993:27-8)? Tanrı’nın. iradenin özgürlüğü olmaksızın. doğru şekilde yaşayabilirler. Zira. çünkü eğer bunu isterlerse. kötülükle alakası olamayacağını varsayalım.2. olmaz mıydı. Çünkü “eğer özgür irade bizde olmamış olsaydı. insanları doğru dürüst bir yaşam sürmeye muktedir kılmak üzere onlara ayrı olarak verilmiş olan adalet gibi bir şey olması gerekirdi. Bundan. −Tanrı tarafından verilmekte ve verilecek olan− ödül ve cezanın da hiçbir anlamı kalmazdı. Zira.” Tanrı. Kötülükleri özgür irade aracılığıyla yapıyorsak. insanlar aslında iyi varlıklardır. onunla günah işlesinler diye değil.107 III. insanların da Tanrı’dan geldiklerini anlayabiliriz. insana günah işleme gücünü de veriyorsa. onu sana verdiğim amaç uğruna kullanmadın?’−yani. kendisi olmasaydı. bize doğru dürüst bir yaşam sürmemiz için verilmiş olsaydı. Hiç kimse adaleti. günah işlemeye muktedir olamayacağımız irade özgürlüğünü Tanrı’nın insanlara neden verdiği sorunu ortaya çıkacaktır (Augustine 1993:29). bizim onu bozmaya ve günah işlemek için kullanmaya muktedir olamamamız gerekmez miydi? Onun. doğru düzgün hareket etmek üzere verilmiş olsaydı.

Augustinus’a göre. Burada temel sorun. utanılacak işler olmanın büsbütün ötesindedir. hem de tamı tamına verilmiş olduğu şekilde. burada bizim kavrayışımızla ilgili bir sorun var demektir. Tanrı’dır.” (Augustine 1993:64-5) Augustinus’a göre. diğer taraftan da. ve onun yaptıkları. gerçekten doğru eylemek için mi verildiğidir. Tanrı. Tanrı’nın bize bunu verdiğinden eminsek. onu. Eğer iradenin bize hiç verilmemiş olmasını istiyorsak. işlevi ve sonuçları bakımından kötü bir şey olarak telakki ediyoruz demektir. Tam aksine. Halbuki Augustinus’a göre. Tanrı’dan gelen her şeyin iyi olduğu ve var olan her şeyin Tanrı’dan geldiği. “inandığını anlamak üzere” girişir. bir taraftan. insana kötü bir şey vermiş olabilir mi? Bu durumda onun. Augustinus’a göre sorunu çözmektedir. iradenin. onun verilmiş olmasından değil. iyi bir tanrı olarak var olduğu.108 irade bize. Aksi takdirde. Ruha en değerli yeteneklerini ve lütufları veren. bize verildiyse. bize Tanrı tarafından verilmediğini düşünmeliydik. çünkü . zira onu veren Tanrı’dır. bize iradeyi Tanrı’nın verdiğini kesin olarak biliyorsak. yani onu bir anlamda yetersiz bulmaları hiçbir anlam ifade etmez. Tanrı tarafından var edilmiş olan iradenin var olduğu ve böylelikle iyi bir şey olduğu şeklinde tümdengelimsel akıl yürütme. ‘Evet. irade özgürlüğü sorununu. adalet erdemi hakkında şüpheye düşüremez’ şeklinde özetlenebilecek olan bu iddia. Sonuç olarak “özgür irade. onun bize verilmemiş olması gerektiğini söylemek niyetindeysek. Tanrı’yı suçlamak söz konusu olurdu. verildiği şekilden şikayetçi olmaları. çözmek yerine daha da karmaşıklaştıran bir düşüncedir. bir felsefi araştırmaya insan. Tanrı tarafından verilmiştir ama verilmemiş olması gerekirdi’ diyerek çıkmazdan kurtulamayız. bizi yukarıdaki paragrafın başında ifade edilen çıkmaza götürmektedir. adaletin verildiği tarzda verilmeliydi. hiç kimse adil olmayan davranışlar sergilemekle bizi. onun verilmemiş olması gerektiğini kabul edemeyiz. ki bu. gerçekten iyi bir şey olarak telakki edilmelidir. Bu sorunun ardından gelen akıl yürütmeler. onun kendisinin iyi veya kötü bir şey olduğunu iddia etmiyorsak bile.” (Augustine 1993:30-1) Bazı insanların. baştan beri inançsız olanlara özgü bir şeydir. Tanrı’nın. “verilmiş olması gerekirdi.

diğer konuşmacıya:) “Böylelikle. ‘insanların gözleri olmasaydı’. Kendilerini düzensiz sevgi’nin (düzen-dışı arzu’nun) hizmetine koşma ihtimali var diye. bu iyi şeyleri hor kullananları kınamalısın. hiç kimsenin kendisi olmaksızın doğru bir yaşam süremeyeceği. doğru bir yaşam sürebileceğimiz bir şey . özgür irade hakkında hâlâ şüphelerimiz mi var? Şunlardan hangisi daha iyidir: O olmadan. Aynı şeyi. ruhun doğasından daha aşağı bir seviyededir. diğer benzer organlar için de geçerlidir. özgür irade’nin iyi ve Tanrı’dan gelen bir armağan olduğunu da kabul etmelisin. konuya. şeyler söylemek ne kadar mantıklıdır? (Augustinus. Elleri olmayan bir adam düşünün. o olmadan hiç kimsenin doğru bir yaşam süremeyeceğini kabul ederlerken.” (Augustine 1993:65-6) En kötü hayatları yaşayanlar bile. Bu adamda. ‘insanlarda el diye bir organ olmasaydı’ diyebilir miyiz? Aynı şeyler. aslında iyi şeyler olduğunu kabul ediyoruz. Bununla birlikte. Bu durum. Onu verenin. beden ‘kötü’ değildir. nasıl ki. inançsızlık kabilinden bir tutum olacağından. belki bu ellerle saldırgan davranışlarda bulunacaktı veya yüz kızartıcı suçlar işleyecekti. demiyoruz. Bedende. Ama böyle ihtimaller var diye. bu araştırmanın gidişatı dahilinde varılabilecek bir sonuç değildir (Augustine 1993:31). kötü davranışlarda bulunurken kullanılabilecek şeyler var diye. bedenden daha büyük bir iyidir. vb. kendileri aracılığıyla kötü davranışlarda bulunulabilen özellikler vardır. büyük bir iyilik namevcut değil midir? Ama bu adam. bedendeki bu iyi şeyleri(n varlığını) hoş karşılıyor ve onları vereni övüyorsun. bedenin bu özellikleri.109 Tanrı’nın vermemiş olması gereken bir şeyi verdiğini ve adaletsizce davrandığını kabul etmek. ruh. onu vermemiş olması gerektiğini söylemektense. ruha gelince neden yapmıyoruz? Ruhun içinde de aslında iyi oldukları halde. bedene verilmemeliydi. elleri olsaydı. Bu özelliklerin. kötülük probleminde benimsediği perspektif ile yaklaşır: Bedenin doğası. o özellikleri ‘gerçekten kötü’ yapmaz (Augustine 1993:65). Böylelikle. Augustinus ayrıca. onları yanlış şekilde kullananlara aldırmayarak.

iradenin tekil bir delil olarak (kanıtlamada) kullanılıp kullanılamayacağını araştırmalıyız. Yani. onu tam olarak kavrayamadığı için kendisine aşkın olan. iradenin iyi bir şey olup olmadığı. O olmadan. değişmez olan hakikate herhangi bir ölçüde yaklaşabilmesi için. ki Augustinus. iyi olduğunu daha önceden kabul ettiğimiz şeyler sınıfına sokmalıyız. o olmadan ahlaki ve adil bir şekilde yaşayamayacağına göre. iradenin (iyi) bir şey olarak varlığı tekil önermesini (sonucunu) içermektedir. dağınık olarak verilmişti. Tanrı’dır. Bu çalışmanın ilk bölümünde. Bilgisel anlamda. Değişken insan zihninin. İrade gerçekten varsa. doğru bir yaşam süremeyeceğimiz bir şey mi? Tabi ki. ontolojik-epistemolojik niteliktedir. Tanrı’nın varlığına delalet eder. Tanrı’nın varlığı temel (tümel) önermesi. (Çüçen 2000:73) II. iyi şeylerin varlığı tikel önermesi. ikincisi daha iyidir. Onun için. İnsanın hakikate aracılar vasıtasıyla (kısmen de olsa) ulaşabilmesi diyebileceğimiz kanıt (“Aklın yaşamından gelen kanıt”). Hakikat olan Tanrı’dır. Yani. Bilgisel anlamda doğruluğun mümkün oluşu. Hakikatin insan zihnine aşkın oluşu diyebileceğimiz Tanrı kanıtı (“Tanrı hakikattir ve doğrudur”). sunduğu çeşitli Tanrı kanıtlamaları11 ile Tanrı’nın var olduğunun kanıtlandığı iddiasındadır. tüm (iyi) şeyler Tanrı’dan kaynaklanmak durumundadır. yani gerçekten var olup olmadığıdır. çok daha üstün bir varoluş formu (hakikat) sayesinde. bu biraz fazla dogmatik kalmaktadır. öznenin ölçütleriyle tespit edilebilmesi. hakikatin ayrı olarak varolması gerekir. hatırlatmak gerekirse: I. Bu doğruluk.110 mi. Bu Hakikat. burada örtük bir tümdengelim söz konusudur.) . doğruluğun. Tanrı tarafından verilmiş iyi şeylerden biri olarak sayılmalıdır. bu ölçütlerle çelişmeyen bir doğruluğun olduğunu gösterir. (Çüçen 2000:75) (İki kanıt da. Sorun. Zihin. rasyonel anlamda faaliyet gösterebilir. zorunlu varoluşu kıyaslıyor. (iyi) şeylerin varlığı tikel önermesini (sonucunu). o da. (Augustinus. adeta tümevarımsal olarak sorunun sağlamasını yapmak durumundayız. Augustinus’a göre. 11.64-5) Ama. iyi bir şeydir (Augustine 1993: 66). bizim hayatımızın da gösterdiği gibi. konunun akışını bozmayacak şekilde. özgür irade. Augustinus’un Tanrı kanıtlarından ikisi. Yani. Augustinus’a göre.) Hiç kimse. ilineksel varoluş ile. eğer Tanrı var ise. bir taraftan da ancak onun sayesinde bir şeyleri kavrayabildiği için kendisine kısmen de olsa içkin olan. tümdengelimsel olarak sorun zaten çözülmüştür. (Augustine 1993:33. iradenin kendisinin iyi olup olmadığını anlamalı ve ondan sonra onu.

Fakat bu faaliyet. yaratım. hatta günah işleselerdi. insan günah işleyemeyecekti. Onlar. kutsal ve yüce varlıklardır. aynı özgür irade olmasaydı. kendisi aracılığıyla ve kendisinde yaratıldığı Tanrı’nın emirlerine en sadık şekilde itaat ederek ve onun ilahi haşmetine bağlanarak her şeye hükmederler. bütün dünya da onlara tâbidir.111 İnsanda özgür irade olmasaydı.66) “Böylelikle. çünkü onu onlara veren Tanrı. bilakis. (…) Tanrı. . evreni güzelleştirsinler diye yaratmıştır. onlar var olmasalardı. Öyle ruhlar vardır ki. daha aşağı seviyedeki doğaların günah işleyeceğini önceden biliyordu. Bunlar. işlemiş olduğu günahtan sonra. iyi iradelerinde sebat etmiş değildirler. şu (daha) yüksek doğalarla bunu paylaşmak durumundaydı. yalnızca onlara ait olmak üzere verilmemişti. şeylerin düzeninde eksik olamazdı. onlara tek başına emretmektedir. fakat bu şeyler bile övgüye layıktır. ki bu. yalnızca erdem ve adalet içinde kalacak olanları değil. faaliyet bakımından ast olan. fakat her şeyin. Günah işleseler de işlemeseler de. Daha aşağı seviyedeki doğalara da.29. zarar görürdü. kendi haşmetlerine dayanarak değil. Daha aşağı bir faaliyeti gerçekleştiren doğalar ise öyle bir konumdadırlar ki. Bunlar. kendisine ait bir bedene hükmeder. her şeye hükmetme gücü verilmişti. en iyi varlıklardır. ‘Tanrı bize özgür iradeyi vermemiş olmalıydı’ sonucuna mı varacağız? Ancak. öyle bir konumdadırlar ki. Bu işlevi kazandılar diye. zira. Daha yüce olan doğalara. rasyonel ruhlardır. (…) Daha aşağı seviyedeki ve ölümlü bedenler arasında ikamet etmesi takdir edilmiş türdeki doğa. insanların ahlaki ve adil denmeyi hak eden davranışlar da sergileyemeyeceklerini göz önünde bulundurmalıyız. Eğer var olmasalardı. o üstün ruhlara eşit olan. evrenin düzeni. onları. günah işleme istekleri evrene zarar verip onu yok edecek denli üstünlük taşırlar. onların sebat edeceğini önceden görmüştü. onlar. bu işlevi kazanmışlardır. çünkü Tanrı. yaratım gene büyük bir iyilikten mahrum kalıyor olacaktı. günah işlemeyi iradeleriyle istesinler veya istemesinler. yaradılış düzeninde. her doğayı Tanrı yaratmıştır. günah işlesinler diye yaratmamıştır. rasyonel ruhların dahi astı olan. onlar. Ve En Yüce Tanrı. Fakat. evrenin düzenini zayıflatmayacak diğer ruhlar da vardır. var olmasalardı. birçok seviyede şeyler yarattı. var olmayışı. Daha yüksek bir faaliyeti gerçekleştiren doğalar. Onların adil ve mükemmel faaliyeti olmadan evren varolamazdı. Öyleyse. kaosa sürükleyecek şeyin ta kendisinden yoksun olunacaktı. büyük bir iyilikten mahrum kalıyor olacaktı. günah işlemedikleri sürece. fakat ayrıca günah işleyecek olanları da içermek üzere. Ancak. fakat günah işlemeleri durumunda bir şeyden yoksun kalmazdı. onları. yaratılmış şeylerin stabilitesini ve birbirleriyle olan bağını. (Augustine 1993:27. kendilerinden beklenen faaliyeti muhafaza etmeleri için tam güç verilmiştir. kendisinden. evren bir şeylerden yoksun kalırdı. Fakat o. ama yine de onlar var olmasaydı. fakat doğaları bakımından.

aslında Tanrı’nın. bu. “Birçok insan. gücü daha da zayıftır. Yani insan ruhu. Tanrısal aklın kendisindeki verilerinden faydalanır. yanlış yerlere bakarlar. çünkü o şeyi gözleriyle ararken. Aslına bakılırsa.” (Augustine 1993:95) “Zihninle kavra(ya)madığın bir şeyin. fakat onların üzerinde. Augustinus’a göre eğer insan. (…) O ayrıca kendisine yakın olan şeyleri etkisi altına almaya çalışır. tarif edilemez bir dikkatle incelemektedir (Augustine 1993:95). Tanrı’nın zihnindeki nedenlerle (divine reasons) özsel bir bağlantısı vardır. Tanrı’ya bağlıdır. Doğru düşünen bir akılla bir şeylerin varlığını görmeye çalışmıyorsak. fakat aradığı şeyi . Tanrı’yı. o varlığın “günah işlemekten kendi özgür iradesine dayanarak sakındığını da” görebilir. “Günah işlememeye zorlanmamıştır. Ancak. kıyaslama yaparken aradığı şeyin olmamasından görememesinden kaynaklanır (Augustine 1993:80). kendisini güçten düşüren bedeni (kendi bedenini) nadiren hükmü altına alabilmektedir.” Var olan çeşitli şeylere bakarak. akıllarıyla daha iyi şeylerin farkına varmış olduklarında yollarını şaşırırlar. Düşünülebilir ve keza ruhsal olanı. fiziksel gözlerimiz aracılığıyla farkına vardığımız yokluklarından yakınmamalıyız.” (Augustine 1993:93-5) Buna karşılık. öyle ki onlara göre hareket eder. maddesel alanda aramamalıyız. doğal olarak.” Böyle insanları Augustinus. yaratırken zihninin gözünden kaçan hiçbir ‘daha iyi’ şey yoktur. var olmaması mümkün değildir. (…) Ölümlü bir bedenin sıkıntıları altında ezilmiş olan daha aşağı seviyedeki doğa. yaratımı bakımından haksız çıkartıyorsa. ancak doğru düşünen bir akılla (right reason) kavradığın bir şeyin.112 bedenini artık tam olarak seçtiği gibi yönetememekte. ve Tanrı’nın iradesini. daha yüksek olan doğa. değil. Eğer kendince. günahtan iradi olarak (isteyerek) sakınmıştır. evrende olması mümkündür. fakat yalnızca evrenin yasalarının müsaade ettiği ölçüde bunu yapabilmektedir. “hiçbir zaman günah işlememiş ve hiçbir zaman işlemeyecek bir varlığın var olmasının neden münasip bulunduğu”nu açık bir şekilde anlayabiliyorsa. ‘böyle değil de şöyle olsaydı daha iyi olurdu’ diyebiliriz. Tanrı’nın yarattıkları hakkında yargılamalarda bulunurken bile. insan ruhunun.

onları günah işlemeye zorlamadı. Fakat hiçbir neden olmasaydı. Kendi iradesi. eğer mümkünse. günah işlemeyi asla iste(ye) meyeceğimiz şekilde yaratsaydı’ diye yakınırlar. rasyonel varlıklar. aynı düşünme tarzıyla. İradenin nedeninin teleolojik anlamda araştırılması mümkün müdür? İrade ile ilgili tartışma. nasıl ki düşüncemizde bu tür bir varlığa daha üstün bir yer veriyorsak.” Yani. Bununla birlikte Augustinus. geriye kalanların da bunu bazı zamanlar isteyip diğer zamanlarda istememesine neden olan bir şey olmalıdır.) Bunun böyle olduğunu biz bilebiliyoruz da. metafiziksel olarak ister istemez bu noktaya varılmaktadır: “EVODİUS: (…) Fakat. çünkü iradenin kendisinin nedenini arıyorum. ‘keşke Tanrı bizi. Tanrısal akıl arasında özsel bir bağlantı vardır (Augustine 1993:81). sürekli günah işleyenler. günah işlemeyen bir tarzda yaratılmış bir varlık türü. Bu üç gruba bölünmenin sebebi nedir? ‘İrade’ deyip geçme. Tüm bu yaratıklar aynı türdendir. Tanrı bunu hiç düşünmemiş miydi? Elbette düşünmüştü. şu üç gruba ayırılmış olmayacaktı: asla günah işlemeyenler. bir kısmının günah işlemeyi asla istememesine. Yalnızca şundan eminim ki. şunu bilmek isterdim: Tanrı’nın günah işlemeyeğini önceden bildiği doğa neden günah işlemedi ve Tanrı’nın günah işleyeceğini önceden bildiği doğa neden günah işledi. ve hiç günah işlememiş ve hiçbir zaman işlemeyecek melekler (de) vardır. rasyonel . biz. Bu insanlar. (özellikle günah işlemeyen) meleklerin iradeye sahip olup olmadıklarına genel olarak karar verebilmiş değildir (Gilson 2007:133).113 zihninde −matematiksel olarak− mükemmel bir oval tasarıma sahip olup da. diğerini de işlememeye zorlayanın bizatihi Tanrı’nın önbilgisi olduğunu artık düşünmüyorum. İnsanlara “isteme gücü veren Tanrı. zaten vardır (Augustine 1993:80-1). doğru düşünen aklımızdır. birisini günah işlemeye. zira insan aklındaki muhakeme tarzı ile. keza. herhangi bir yuvarlak cisimde rastlayamadığı içi öfkelenen birine benzetir. ona. bir kısmının günah işle-meyi daima istemesine. Tanrı da ona varlık hiyerarşisinde daha yüksek bir yer tesis etmiştir . (Bize böyle bir kıyaslama yaptıran. ve bazen günah işleyip bazen doğru davrananları içeren ortadaki grup. günah işlemeyecek kadar sağlam olan bir varlık . öyleyse. günah işleyen bir varlıktan elbette iyidir. Zira. teolojik bağlamda sürdürüldüğünde.

Bu bağlamda ‘gurur’un. onun sebebini aramak durumunda olacaksın. insan aklını aşan bir bilgiyle evreni var kılıp düzenleyen. ölçüsüz bir arzu. Çünkü Augustinus’un Tanrı’sı. mutlak varlık mahiyetinde bir şahsiyettir. açgözlülüktür. sorunun kökeni daha fazla araştırılmamalıdır. Gurur. daha ziyade. bir doğayı kendi türüne uygun olarak koruyup devam ettirmek için gerekli olan. O. Ve dediğim gibi. ve bu husus. iradenin kendisinin sebebini soruyorsun. ve açgözlülük.” (Augustine 1993:104-5) Sonuç olarak. yolundan sapmış bir irade demektir. bir tür nihaî neden olduğu söylenemez. yani kötülük içindeki bir iradenin. bütün kötülüklerin kökeni hırstır.114 varlıklardaki bu üç türlü iradenin bir sebebi olmalıdır.” (Augustine 1993:104) “Böylelikle. bu sefer. konunun teleolojik olarak kavranması. oluş halindeki bir doğanın. doğaları suçlamak isteyenlere yanıt vermek üzere ihtiyaç duyduğumuz her şeyi bize verir. bir yeter sebep teşkil ettiği dahi söylenemez. her ne ise odur. ve araştırmanın hiçbir sınır noktası olmayacak. tüm kötülüklerin kökeninin doğa ile uyum içinde olmadığı sonucuna varabiliriz. gururun. bu sebebin sebebini aramak durumunda kalmayacak mıydık? Bu araştırmanın bir sınırı olmayacak mıdır? Sorularımız ve tartışmalarımız nerede son bulacaktır?” (Augustine 1993:103-4) Augustinus’a göre. o sebep olacaktır. nasıl tüm kötülüklerin kökeni olabilir? Öyle olduğunda. günahın sebebidir. yani hırs söz konusudur. Böylelikle. fakat sen. Fakat bu kökenin de sebebini sorarsan. o. yeterli olandan daha fazlasına sahip olmayı istediği her durumda. ve o zaman da yolundan sapmış olmayacaktı. AUGUSTİNUS: İrade. Diyelim ki bu sebebi bulmayı başardım. entelektüel anlamda kavranabilir bir ilke olmayıp. yeterli olandan fazlasına sahip olmayı istemek demektir. tüm kötülüklerin kökeni. “Yeterli olan.” Herhangi bir kişinin. konuya daha fazla açıklık getirememektedir. Bu sefer. “Böyle bir hırs. evrenin bir tür düzenleyicisi olarak. Aslında. varlık olacağını iddia ettiği için hiçliğe mahkum edilmesi sürecinde etken / etkin olan ‘neden’dir. yolundan sapmış bir irade. tüm kötülüklerin sebebidir. Hırs. yetersiz . onu bulduktan sonra. Eğer böyle bir irade doğayla uyum halinde olsaydı. fakat bu sebebin ne olduğunu bilmiyorum. Zira. o doğayı koruyacaktı ve ona zarar vermeyecekti.

ortaçağ felsefesiyle en çok ilgilenen filozofu Leibniz’in ortaya attığı teodise anlayışının temelini oluşturmuştur (Çotuksöken. Tanrı’yı haklı çıkartmaya yönelik anlayışı (Tanrı mutlak. bir anlayış olarak. Babür 2000:74). “The vicious will has no efficient cause. terimin kullanımı bakımından felsefe tarihi açısından anakronik olabilse de. but a defect. Leibniz’in. mümkün dünyaların en iyisi olduğu tezini ileri sürer (Werner 2000:29). Augustinus’un Tanrı’yla ilgili. bir tesir (etkide bulunucu bir şey) değil.3. fakat bir eksikliktir.12” (Russell B. fakat yalnızca yetersiz bir sebebi vardır. vb. Kötülük içindeki iradenin hiçbir yeter sebebi yoktur. o. biri ontolojik (formel) diğeri din felsefesine veya felsefî teolojiye dair (içeriğe dair) iki unsuru olduğu düşünülebilir. fakat iradeleri bakımından böyledirler. Leibniz. Augustinus’ta teodise. 2004:334) III.) o kadar etkili olmuştur ki. en yüce iyidir. Augustinus’un bir teodisesi olduğunu söylemek.” . Augustinus’un ve Thomas Aquinas’ın konuyla ilgili fikirlerini irdeler ve bu dünyanın. Leibniz’in teodisesi. söz konusu edilen eserinde. gerçek anlamıyla vardır. Augustinus’un. Platon’un düşüncesini geliştirerek. it is not an effect. Leibniz’in felsefesi bağlamında. Kötülük probleminin varlıkbilimsel çözümünü. bu anlayış ortaçağ boyunca Anselmus ve Thomas üzerinde etkisini sürdürmüş. sadece ve sadece iyi olanı yapar. Teodise Bakımından İrade Teodise (théodicée). but only a deficient one. onun kötülük problemine yaklaşımını ifade eder. kötülük probleminin çözümüne yönelik ayrıntılı bir çözüm olarak düşünülmektedir (Werner 2000:29-30). ve modern çağın. onun bu ismi taşıyan eserinde kullanılmış bir terim olup. ilk defa Leibniz tarafından. Teodise. Spinoza’nın düşüncesini eleştirerek 12. Tanrı’nın varlığını haklı çıkarmaya yönelik metafizik yaklaşıma verilen addır (Çotuksöken. Babür 2000:74). Genel olarak bir teodisenin. doğaları itibariyle Tanrı’nın düşmanları değildirler.115 sebeptir: “Tanrı’nın düşmanları.

iradesiyle kötü olanı seçtikleri için mahkum edilen ruhlara bakarak. yalnızca eğer günah işlemeyi reddetmiş olsalardı içinde bulunabilecekleri halleri ile mukayesen mahkum edilmişlerdir. teodise bakımından. Fakat seni. Her ne hakkında ‘şu şöyle olsaydı. pek çok şeye gücü yeter olmayışı.116 oluşturduğu.” (Augustine 1993:79) “Böylece.” (Augustine 1993:79) İnsanın. Onları var eden Tanrı’dır ama beğenilmemek durumunda olan. daha ziyade dinsel olan kısmında. iradenin değiştirmek isteyip de değiştiremediği acı verici durumlarla. Tanrı’nın yaratmasını beğenmemek demektir. daha farklı yaratılmış olmaları gerekirdi. dememen konusunda da uyarmalıyım. onu da yaratmıştır. Daha iyi bir şeyin yaratılmış olması gerektiğini düşündüğünde. irade negatif bir yöntemle işlenmektedir. daha iyi olacaktı’ dememelidir. Bu. negatif teoloji model alınarak. doğru düşünen bir akla değil (right reason). tüm iyi şeylerin yaratıcısı olarak. daha iyi olurdu’ diye düşünmen sana haklı gelebiliyorsa. hasetçi bir güçsüzlüğe delalet eder. ve insan −eğer gerçekten isterse− cennetten mahrum edilmiş değildir (Augustine 1993:79). sanki kafanı kaldırıp cennete bakıyormuşsun da dünyanın yaratılmamış olmasını diliyormuşsun misali. Bu durumda. yalnızca bazı şeylere gücünün yetebilmesi. Tanrı’nın adaletinin bir arada nasıl varolabileceği sorulabilir. dünyanın hiç yaratılmamış olmasını dilemeye hakkı yoktur. cennete bakarak. iradenin yeteri kadar yetki sahip olmadığı iddia edilebilir. . Augustinus ve Leibniz’in birlikte düşünülebileceği söylenebilir. kötülük yapan ruhlardır: “Zira. iradenin ne olmadığı üzerinde odaklanılarak onun kozmostaki konumu üzerinde düşünülmekte. iradenin. günahkar ruhlar hiç varolmasalardı daha iyi olacaktı. Yani. Augustinus’a göre insan. aşağı seviyedeki hiçbir şeyin yaratılmamış olmasını istemek. Tanrı değil. ‘var olmasalardı. emin olabilirsin ki Tanrı. nasıl meşrulaştırılabilir? Burada. yani teodise-irade bağlamında. onlar. dememelisin. çünkü dünyanın yanı sıra. Var olan koşullar içinde. cennet de zaten vardır.

olduğu yerde duran bir taştan daha iyidir. günah işlemeyi istemekte inat edeceğini önceden gördüğü varlığı bile yaratmaktan ürkmemiştir. yolundan sapmış kimseler bile. (Sarhoş olmak. maddi varlıklardan daha üstün olan ruhların varoluşunda. mutsuz olsalar dahi. şu olacaktır: “Ruhlar arasındaki farklılıklar üzerinde dikkatli düşündüğünde. daha üstündür. hatta bu varlıklar övgüye layık bulunmaktadır. bu tür ruhları da hakkaniyetle yaratmıştır. sırf özgür iradesi olmadığı için günah işlemeyen bir varlıktan daha mükemmeldir.117 Tanrı. kendisinin bulunduğu seviye içerisinde usulünce övülürken. çünkü o. seni üzen o mutsuzluk.” Sonuç itibariyle. bağları çözülüp kaçmış bir at. kişiyi rahatsız eden.” Augustinus. “günahları buna değer diye değil. yalnızca günah işleyeceğini değil. farkına varacaksın ki. kınanmaya layıktır. aynı zamanda o günahkar olmayı istedikleri için mutsuz kılınmayı hak etmiş olan türdeki ruhların dahi içerilmesini sağlamak suretiyle. bu şarabı içip sarhoş olan bir insan. ölçüsüzlükten başka bir şey değildir. şu örneği verir: Bir şarap. kınanacak bir şey yoktur. bütündeki mükemmelliğe katkıda bulunmaktadır. Mutsuzluk ve İntihar Sorunu’ alt-bölümü. her halükarda maddi varlıklara tercih edilmek durumundadır. övülmüş olan şaraba tercih edileceğini söyler. bu tür varlıkların övülmesiyle. insandır. özgür irade aracılığıyla günah işleyen bir varlık. (Ayrıca bakılabilir: ‘İrade. bizzat bu ruhların kendileridir. “maddi varlığı ölçüsüz bir şekilde kullanarak gerçeğin algılanmasından sapanlar kınanmayı hak eder. üzen bir şey olabilir.) . esas övülen Tanrı olmak durumundadır. övgüye değerdir.” (Augustine 1993:81) Bazı ruhların mutsuz durumda oluşu.” Augustinus’un düşüncelerinden hareketle şuraya varabiliriz: Mutsuz ruhlara göre bile kat be kat aşağı seviyede olan maddi varlıkların varlığından. var kılınmasında.) Öyleyse. Adil olan Tanrı. (Augustine 1993:88-9) Mutsuz olmalarına sebep olan. Ancak. maddi bir varlık. sırf şu yüzden ki taşın ne bir hareketi ne de kendine ait bir algısı vardır. neredeyse kimse şikayet etmemekte. ancak doğalarının asaletinden ötürü. türünde iyiyse. Augustinus’un böyle düşünen bir kişiye vereceği cevap. Çünkü o. “Zira. Buradan anlaşılacağı gibi.) Bununla birlikte Augustinus. sarhoş olmuş ve keza kınanmış bir insanın. (Tabi. ve aynı şekilde. çeşitli hırslar veya açgözlülükler yüzünden mahvolmuş.

birincisi iradî. veya bu günahlar ortadan kaldırıldıktan sonra bile devam etseydi. günah işlemediklerinde mutlu olacak ruhların var olduğu gerçeği. maddi nitelikte olan bedenlerden daha basittir? Bununla birlikte günahkar bir ruh bile. bu yaratımın tam ve mükemmel olmasını sağlamak için gereklilerken. Bu nedenle. alt seviyede bulunan varlıklar tarafından (aracı edilerek) cezalandırılması gündeme gelebilir. Fakat günahlar var olsaydı ancak mutsuzluk olmasaydı. günahlarımızdan önce gelseydi. zaman olur ki. Birisi günah işlediğinde ortaya çıkan iradî karakteristik. içerdiği her doğa bakımından. ona yaşamsal . onun. günahın cezalandırılması tarafından telafi edilir. Günah. bütünün mükemmelliğini tamamlıyorsa. bu bozulabilir nitelikteki bedene. bu mükemmellik bir şeylerden eksik kalacaktı. bizim günahlarımız bile gereklidir. doğaların karakteristikleridir. (…) Ve yaratılmış tüm şeyler içerisinde. içinde bulunmanın utanılacak bir şey olmadığı bir düzen içine sokmaktır. nasıl olur da Tanrı onları adilâne bir şekilde cezalandırabilir?” (Augustine 1993:89) Augustinus’a göre böyle düşünen birisi. Böylece. günahlarımız veya mutsuzluğumuz olmayıp. sırf. evrenin düzenlenişi ve yönetilişinin kusurlu olduğunu söylemekte haklı olacaktın. ki bu varlıklar. bundan çıkan sonuç şudur ki. bu düzen üzerindeki bir kara lekeden başka bir şey olmayacaktı. tam ve mükemmel olduğu anlamına gelir. birer doğa olmayıp. ikincisi cezaî (punitive) (iradeye rağmen olan) olmak üzere. ruhların varlığıdır. Eğer mutsuzluk. ruhu. Günahlarımız. Tanrı’nın yarattığı evrenin mükemmeliyeti için. (…) Günah işlediklerinde mutsuz. günahın çirkinliği. öyleyse biz her daim mutlu olsaydık. bu şekildedir ki. Sonuç olarak bu durumun böyle olmasına izin veren Tanrı’dır: “Eğer bizim mutsuzluğumuz. iradeleriyle isterlerse günah işleyen ve günah işlerlerse mutsuz olan. günah işlemeksizin hiçbir ruh mutsuzluğa düşmüyorsa. öyle bir ruh için. utanılacak bir şeydir. şöyle bir itiraz dile getirilebilir. ve günahın cezalandırılması. onun içindir ki cezaî karakteristiğin çoğunlukla yaptığı. bir bütün olarak evrenin güzelliğine uyum sağlamaya mecbur etmek suretiyle. evrenin.118 Bununla birlikte. üst seviyede bulunan bir varlık günah işlediğinde. mutsuz ruhların mevcut durumlarına sebep olanın bizzat kendileri olduğu kabul edildiğinde bile. onu. utanç içinde olan veya olması gereken ruhlardan dahi alarak evrenin bir bütün olarak güzelliğine itaat edecek denli basit niteliktedir. ruh oldukları için. konu ile ilgili söylenenleri tam olarak kavrayabilmiş değildir: “Evrenin mükemmeliyeti için gerekli olan. bu durum. ne. güzelliklerini.

ruhun doğasının. Örneğin. Bununla birlikte. hem de bol bol sunmaktadır. cezadan muaf tutulması. Bu daha yüce şeylerin imgelerine. hayret uyandıran bir yaşamsal gerçektir (Augustine 1993:90). iyilik değildir. bir anlama anında değerlendirilmeyi beklemektedir. entelektüel veya gündelik hayat içerisindeki örnekler ve delillerden hareketle ulaşırız. Augustinus’un teodise anlayışına. budur. ölümsüzlüğün iyiliğinden −azizlerde kişileşen ölümsüzlükten− mahrum kalacaktır (Augustine 1993:90-1). ne diye bu dünyaya gelmelidir. Augustinus’a göre bu dünya. gücenmekten kendini kim alabilir? Adil ve keza iyi bir adamın. kullan(a)mamış oluşu söz konusudur. iradeyle ilgili olarak ortaya atılan en temel sorulardan biri şudur: Kişi. (…)” 1993:89) (Augustine Maddi olması sıfatıyla. iradesini kullan(a)mayışı. (Augustine 1993:90) Adeta. Tanrı tarafından yaratılmış ve düzenlenmekte olması sıfatıyla. bedenin bozulabilirliği tarafından değiştirilememesi. asıl kötülük. fakat adi bir adam. evrende iyiliğin arttırılması gibi bir anlama gelmez. Buna göre. Kötülük ve adaletsizlik aynı şeydir. bozulabilir nitelikteki şeyler arasındadır. yaşının küçüklüğünden ötürü. daha ziyade iyilik kavramının içinin boşaltılması gibi bir anlama gelir. çok küçük yaşta dünyayı terk edecekse. suçlarına rağmen herkesi affetmesi. asalet verir. Teodise ve irade kapsamında değerlendirilebilecek. iradesinden veya iradesizliğinden ziyade. ki söz konusu durumda kişinin. ne diye doğmuş olmalıdır ki? .119 hareket ve en güzelinden bir şekil (form) sunarak. aslında hiç ara vermeden karşımıza çıkmaktadır. bu dünya. kötülük yaparak cezalandırılmayı hak eden insanların. bu kişi ne diye bu dünyaya gelmelidir ki. Yüceliğin imgelerine bizi ulaştıran bu örnekler ve deliller. çünkü iyilik ve adalet aynı şeydir. bu özelliğine rağmen gene de ölümlü bir bedeni olabilir. Sözgelimi. adi kaldığı müddetçe. Tanrı’nın. kötüyü isteyen iradesine hâlâ bağlı kaldığı halde. daha yüce şeylerin imgesini. Birisi. felsefesinin geneline olduğu gibi. cezalandırılmayı veya ödüllendirilmeyi hak edecek hiçbir şey yapmadan önce bu hayatı terk edecekse. âdi bir suçlunun kendini cennette bulması karşısında. adalet kavramı temel oluşturur.

Gereksiz olan. acıma hislerini sınarken. çünkü hiç günah işlememiştir. Eğer günah ilâ doğru eylem arasında ortada bir yerde olan bir hayat olabiliyorsa.120 Gene bu insanlara göre: Hiçbir şey yaşa(ya)madan hemen ölen bir insan. kendileri için çok aziz olan çocukların(ın) acı çekmesi ve ölümü vasıtasıyla yetişkinleri ıslah ederek ortaya bir tür ‘iyi’ çıkartıyor. günah işlemeksizin acı çekmişlerdir. bir ağaçtaki bir tek yaprak bile amaçsız yaratılmamış iken. bu çocukların niye dünyaya geldikleri veya akıbetlerinin ne olacağı olmayıp. −ruhların. neden böyle şeyler olmasın? Acı çekme geçip gittikten sonra. gelecekte nasıl yargılanacaktır? Ne iyilerin tarafında yer alır. meraktan daha ziyade merhamet sahibi olanların yönelttiği soru. uğruna acı çektikleri yetişkinlere gelince. (Augustine 1993:1156) Augustinus. herhangi bir insan. ne de kötülerin tarafındadır. çünkü onlar. hiç endişeniz olmasın ki. cezalandırma ile ödüllendirme arasında olan bir yargı kararını ilan edebilecektir. böyle bir düşünce tarzına karşı çıkmaktadır: “Evreni ve tüm yaratımı içeren geniş ağ içerisinde. onların katı kalplerini eriten bu çocukları neyin beklediğini kim ne biliyor? Yargılarının gizli derinliklerinde Tanrı’nın onlar için nasıl bir ödül hazırlamış olduğunu kim nerden biliyor? Zira hiç doğru davranmadıkları bir gerçekse de. doğru dürüst bir hayatı seçmeleri gerektiğini öğrenmiş olarak daha iyi hale geleceklerdir. insanların merhameti ile Tanrı’nın adaleti çelişmez: “Henüz hiçbir kötülük edemeyecek birisinin masumiyetinde bir değer olabilirmiş gibi! Madem ki Tanrı. Yargıç’ımız (Tanrı). çünkü hiç iyi davranmamıştır. Çektikleri acılar. ebedi hayata yönlendirmesine karşı çıktılar.” (Augustine 1993:116-7) . ya da gelecekteki yargılanmada cezalandırılmalarını önlemek üzere hiçbir mazeretleri olmayacaktır. bu hayattaki şiddetli acının. gereksiz yere ortaya çıkmış olamaz. Ve onların.” (Augustine 1993:116) Bu düşünce tarzından türeyen sorular arasında. (daha) hiçbir şey hak etmemiş olan birisinin liyakatini soruşturmaktır. arzularını. büyüklerinin imanını geliştirip. ve zamanlarla mekanların en tertipli ilişkilendirilmesi sürecinde. ya zaman içinde ortaya çıkan sıkıntılardan. çocuklar hiç acı çekmemişler gibi hissedeceklerdir. neden birçok fiziksel acı ve sıkıntıya maruz kaldığıdır: “Böyle bir acıyı hak edecek ne kötülük yaptılar?” (Augustine 1993:116) Augustinus’a göre bu örnekte de. bedenlerden evvel var olmadığı varsayıldığında− yaşlarından ötürü hiçbir günah işlememiş olan bu çocukların.

121

III.4. Tanrı’nın Yardımı (Kayra) ve İrade Özgürlüğü Daha önceki bölümlerde de gösterilmeye çalışıldığı gibi, günah işleme veya günaha düşme şeklindeki hareket, iradeye bağlı olarak gerçekleşir. İradeye bağlı olarak gerçekleşen yani iradî olan; istemeye veya istememeye bağlı bir harekettir. Öyleyse bu hareket, ruhun kontrolü altındadır. Augustinus, şöyle demektedir: “Korkuyorsan, isteme; ve istemiyorsan, olmayacaktır.” (İnsan hayatı içerisinde gerçek bir varoluşa sahip olan şeylerin, ruhun irade(si) aracılığıyla elde edebileceği erdemler ve bilgelik olduğu hatırdan çıkartılmazsa:) “İraden ile istemediğin hiçbir şeyin senin başına gelmediği bir hayata sahip olmaktan daha büyük bir emniyet olabilir mi?” (Augustine 1993:69) Bununla birlikte, insan, isteyerek düşebilir; ama düşme esnasında sırf istemesine binâen ayağa kalkamaz. Augustinus’a göre, insanın kaderinin böyle durumlardan örülmüş olduğunun farkına varmalı ve bundan ötürü, kendimizi düşmeye teslim etmeyip bilakis, bir yardım eli olarak uzanmak durumunda olan imana tutunmalıyız: “Kendinden emin bir imanla, Tanrı’nın sağ elini tutalım.” (Augustine 1993:69) Augustinus’a göre, insanın, iradesini, hayatına hakim kılma çabasında, imanın yardımına ihtiyacı vardır. Bu bakımdan iman, gerçekten bir yardımdır, çünkü iman da, insana yardım etmeye adeta hazırdır. İradenin yönlendirici olduğu bir hayat için insan, umudunda sebat etmeli, sevecenliği coşkun olmalıdır. (Augustine 1993: 69) Augustinus’a göre, teolojik perspektifin ışığı altında baktığımızda, cehalet içinde, cehalet yüzünden yapılmış eylemler bile, suçlu bulunacak nitelikte olabilir, nasıl ki hukukta, yasayı bilmiyor olması, suçluyu suçsuz yapmazsa. Ayrıca “zorunlulukla yapılmış şeyler bile, kınanmayı hak edebilir, bir kişinin doğru davranmak istediği fakat yapamadığı durumda olduğu gibi.” (Augustine 1993:1056) Ki, insan, bir an olur, yapmak üzere olduğu (kötü) şeyi, yapmaya zorunlu

122

olduğunu düşünür ve onu, kendine sorulursa, yapmak zorunda olduğundan yapar. Ama bir başka an olur ki, kişi, tamamen aynı koşullarla çevrelenmiş olsa dahi, o aynı şeyi zorunlu bulmaz. Bu, vâkidir. Halbuki, hakikat, kişilere, zamanlara ve koşullara göre değişmez. Demek ki insan, iradenin devrede olduğu durumlarda, ‘zorunlu davranış’ta bulunmamakta, güçlük içinde oluşuna mukabil, davranışlarına zorunluluğu atfetmektedir. İşte bu gibi durumlarda, insanın, imanın, kendi imanının yardımına, ve daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Tanrı’nın bu imana karşılık vermesine, yani onun inâyetine ihtiyacı vardır.
“En yüce bilgeliğin temaşasında −asıl ruh değil, çünkü o, değişmezdir− değişebilir nitelikteki ruh, kendi kendine de direkt olarak bakar ve bir şekilde kendi zihninin içine girer. Fakat bu ancak, ruh, kendisinin, Tanrı ile aynı şey olmadığının, ve yine de, Tanrı’nın yakınında olarak, umut vaat edebilen bir şey olduğunun13 farkına vardığında gerçekleşir. Bununla birlikte eğer ruh, hiç değişmeyen Tanrı’yı sevme esnasında özentisiz bir şekilde kendi kendini unutur14 veya onunla kıyasladığında kendini değersiz görürse, o (değişebilir) ruh, daha iyi bir şey olur. Eğer birisi, böyle yapmak yerine, kendi kendisinin varlığından zevk alıyorsa ve Tanrı’nın sapkın bir biçimde taklidini yaparak bizzat kendi gücünden yararlanmayı iradi olarak istiyorsa; daha büyük olmayı arzuladıkça daha önemsiz hale gelir. Bu, “tüm günahların başlangıcı olan, gurur”dur (Ecclesiasticus 10:13) (…). Fakat şeytanın gururuna kinci bir kıskançlık eklenmişti, bunun sonucu olarak, kendisi yüzünden lanetlendiğini bildiği o aynı gurura, insanı ikna etti. Böylece insan; ölümünü, düzelmesinden hiç de daha fazla amaçlamayan bir cezanın mahkûmu haline geldi. Ve keza, nasıl ki şeytan, kendini, bir gurur örneği olarak sunmuş ise, Tanrı da kendini bir tevazu örneği olarak sundu. ” (Augustine 1993:122-3)

Augustinus burada İsa’nın “emeği ve çilesi”nden, kendisi adına değil, başkası adına, yani insanlık adına yalvarışı (intercession) olarak bahseder. Böylelikle, İsa’ya karşılık beklemeksizin −hayırseverlikle, sevgiyle− (caritas, charity) bağlananlar, onun parlak ışığıyla öyle mest olurlar ki, gözleri, aşağı seviyedeki şeyler
13. that it is something that, next to God, can be pleasing

14. simply forgets itself in the love of the unchangeable God

123

arasında, sürekli bakışlarını üstün şeylerin üzerinden çekmelerine yol açacak hiçbir şeyi görmez. Ve böyle bir şey, dikkat alanlarına bir şekilde sokulsa bile, ilgileri dağıldığında da, imanlarına bağlı kalacaklardır, zira şeytanın uğradığı ebedi lanetlenme ve işkence, onlara aşağılık şeyleri arzulamamaları gerektiğini hatırlatır ve hatta onları böyle şeyleri arzulamaktan alıkoyar (Augustine 1993:123). Bu pasajlardan da anlaşılacağı üzere, insanın iradesinin, sarsılmaz bir şekilde iyi olana bağlanabilmesi için, bir taraftan kişinin ilahi, yüce şeylere karşılıksız bir şekilde sevgi duyması (ki bu da iradenin, değişmez olanda sebat etmeye karar vermesinden başka bir şey değildir) gerekmektedir. Diğer taraftan da, insanın, söylendiği üzere, Tanrı’nın inayetine ihtiyacı vardır. Zira, ‘benim iradem, bu bağlanışı gerçekleştirmeyi başarabilir’ veya ‘bu, benim irademin zaferi olacaktır’ şeklinde düşünen birinin, hayal kırıklığına uğraması dışında bir ihtimal yoktur. Çünkü, evrendeki her şeyin olmakta olduğu gibi olmasını onaylayan, Tanrı’nın iradesidir; gurur sahibi herhangi bir insanın iddiası değildir. Bu, insanın, doğa içerisinde, tüm koşulları hiçbir zaman kontrol altına alamaması durumuna benzetilebilir; bilim ne kadar ilerlerse ilerlesin, evrenin tümüne vakıf olamamaktadır. Ama, bu durum, insanı bilimsel araştırma yapmaktan alıkoymak zorunda değildir. Ve bununla birlikte insan, evrenin, kendisini ve bilimini aştığını bir şekilde kabul eder. Cüzi irade de denilen insanın iradesi ile Tanrı’nın iradesi arasındaki ilişki de böylelikle, bir bakımdan buna benzetilebilir. Son olarak, Tanrı’nın inayetini, bu bağlamda, son derece aktif bir akla benzetebiliriz. Augustinus’un hayatının son zamanlarında aldığı pesimist tavrı ve buna mukabil, seçilmişlerin önceden Tanrı tarafından belirlendiği ve kayranın sadece bunlara gösterilmiş olduğu şeklindeki teolojinin felsefeye son derece baskın çıktığı düşüncelerini bir tarafa bırakabilir; ve Augustinus’un daha genç olduğu dönemlerde, iradeye yaptığı iyimser vurgu (Mendelson 2000), devam ettirilebilir.

iradeyi ‘iyi’ de doğrulaması” sayesinde gerçek özgürlük olabilir (Croset. Demougin 1999:49). Bu güçsüz özgürlük. özgürdür. ancak “Tanrı’nın bağışlayıcılığının. Bununla birlikte “insanın özgürlüğü kendi başına güçsüzdür. şu belirtilmelidir ki: İnsan.124 En son olarak.” İmanın ve kayranın rolü burada ortaya çıkmaktadır. .

ele almıştır. tarih felsefesiyle ve ahlak felsefesiyle ilgilenmesi. genel bir felsefi yaklaşım olarak tanımlanabilir. Ahlak felsefesinde ‘determinist etik’ olarak da geçen bu anlayış. bireysel ve toplumsal olarak insanlar da dahil olmak üzere. onu. determinizm-özgürlük sorununu ele almaya yöneltmiştir. özgürlük veya irade özgürlüğü diye bir şeyin olamayacağı sonucuna varır. evrendeki her sonucun. ‘doğa’ ile doğrudan ilgilenmemekte. hatta insanın bunlar üzerinde hiçbir etkisi yoktur (Cevizci 2002:269-70). Determinizmin içerimlerinden bazıları şunlardır: Evrende her şey. önderlik edici bir şekilde etkilediği ortaçağ felsefesinin genelinde (özellikle Thomas Aquinas öncesinde) olduğu gibi. Bununla birlikte. başka bir şey tarafından. Determinist anlayışa göre. yeterince geriye gidilerek ve dikkatli bir şekilde araştırıldığında. tarihte veya insan yaşamında ortaya çıkan nedenler. Augustinus. bir şekilde determine edilmiş olan ahlaksal yaşamın nedensel yoldan açıklanması gerektiğini (Spinoza. nedensel yasalara tâbidir. Bu anlayışa göre. doğa. bir tür yasalara göre belirlenmektedir. kendisinin dışındaki Dolayısıyla. ve evrende hiçbir şey nedensiz olmamaktadır.125 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM DETERMİNİZM VE İRADE ÖZGÜRLÜĞÜ SORUNU Determinizm (belirlenimcilik). insanın denetimi dışında kalmaktadır. özgürlüğün yokluğuna delalet etmediğini kabul eden yaklaşımlara verilen isimdir. genel olarak ‘Hıristiyan fel1. Türkçe’ye ‘bağdaşabilircilik’ olarak da çevrilen “compatibilism” terimidir. her olayın bir nedeni bulunduğuna göre. uzlaştırmacılığa1 dönüştürülmemiş veya yumuşatılmamış haliyle. Schopenhauer) düşünür (Cevizci 2002:122-3). Augustinus. özellikle Spinoza’da olduğu gibi. Augustinus) aksine. hem teolojik yaklaşımların açıklayamaz göründüğü boşlukları doldurarak. Uzlaştırmacılık ile kast edilen. İrade özgürlüğü bağlamında bu sorunu. determinizm. ve teolojiden münferit bir doğa felsefesi ortaya koymamaktadır. hem de antikitede determinizm deyince ilk akla gelen Stoa okulunu eleştirmek suretiyle. görülecektir ki: Bütün temel nedenler. irade özgürlüğünden yola çıkarak ahlaksal hayatı anlamaya çalışan etik görüşlerin (Platon. her olayın gerçekte bir nedeni veya nedenleri olduğunu savunan. determinizm ve nedenselliğin varlığının. . Bu anlayış.

ilk günah-öncesi haliyle insanlarda olduğunu düşündüğü için. Böylelikle. iyi şeylerin en az iyi olanı değildir −gerçekten iyidir−. iradeyi nasıl değerlendirmemiz gerekir. bu durumda herhangi bir insanın iradesinin konumu nedir. bir arketip olarak her günahın içinde vardır. İlk günah. Bu bölümde. insanı determinizme hapsetmez mi. ilk günahın yanı sıra.126 felsefesi’ olarak nitelenen felsefî yaklaşımı çerçevesinde. bu durumda iradî olarak nasıl davranmak gerekir? IV. Tanrı’nın önceden bilmesi ile insanın özgür olarak seçmesi. Tanrı’nın her şeyi önceden belirlemesine rağmen. herhangi bir insanın hayatındaki. ‘özgür irade’nin. orijinal olmakla birlikte. tümü değişken olan. Hıristiyan dogmasına göre Tanrı’nın bazı kişileri önceden seçmesi anlamına da geldiğine göre. mukadderat) ile determinizm terimlerini aynı anlamda kullanmaktadır. İnsanın ahlaki eylemi bakımından. Tanrı’nın her şeyi önceden belirlemesi. ortaçağ felsefesine özgü bir anlayışla ele almaktadır. İnsan iradesinin. her şeyi önceden belirlemesi anlamına geldiğine göre. günahın kaynağında iradenin rolü nedir? “Kendisi yüzünden iradenin. birlikte nasıl mümkündür? Tanrı’nın. şu sorunlar üzerinde durulacaktır: 1. ilk günah (aslî günah) (original sin)2 hususu söz konusu olduğunda. herkese açık ve değişmez iyilikten. Zorunluluk ve İradîlik Bundan önceki bölümlerde varılan sonuç odur ki özgür irade. günah işlemeye dair her bir özgün edimi de kast edebilmektedir. ilk günah ile. kendi iyisine. iyi niteliğe sahip bir varlıktır. Böylelikle konuyu. zorunlu olmak ile iradî olarak seçmek arasındaki farklar nelerdir? 2. yönünü.1. Ancak. Tanrı onu insana vermekte haklıydı. entelektüel bir varlık olarak kavranan Tanrı karşısındaki konumu nedir? Önbilginin varlığı. her şeyi önceden bilmesi. 2. genel olarak predestinasyon (Tanrı’nın her şeyi önceden belirlemesi. hem de. irade özgürlüğü var mıdır. Augustinus. . ne şekilde vardır? 3.

yani suçsuzsa. Bu konularda şüphe. kendi aciz fıtratı veya onu aşan bir zorunluluk tarafından harekete geçirilmiş olabileceği anlamına gelen şüpheler içinde olmamalıyız (Augustine 1993:70-1). Bu. bir taraftan da. Halbuki ‘özgür’ irade bize. ister sebep olarak ister sonuç olarak veya başka bir şekilde. “Eğer bu hareket. bu hareketi doğal olarak (doğasına uygun olarak) gerçekleştirdi ise. ‘insan’lık adına esef verici bir şeydir. ruhun günahkar olup olmadığına yönelik olarak ortaya çıkıyorsa. irade bize bu fıtratta verildi ise. Çünkü kusurludur. Bu iki yaklaşım birbiriyle çelişir. insanın −ilk insanın veya herhangi bir insanın−. nasıl davranacağımızı bilmediğimiz bir konuda kusur tespit etmiş olmakla nereye varabiliriz? Öyleyse.” Bu hareketin suçlamayı hak ettiğine eminsek. Açıklaması ne olursa olsun. sorunla ilgili tavrımızı ortaya koymalıyız. Ama ruh. Araştırılması gereken. doğal olarak suç işlemek durumunda olan bir tarzda . Bu. İrade. öyleyse iradenin bir suçu olamaz. tabiat (iradenin yapısı) veya zorunluluk yüzünden ortaya çıkmış olsaydı. o şeyi aslında kesinlikle suçlu bulmaktan farksızdır. Zira “tabiat ve zorunluluk. −yukarda bahsedildiği gibi− zorunlulukların mağduruysa. bir şeyin suçlamayı hak etmediğine dair açıklama yapılmasını savunmak. Ruhun bu hareketinde. geçici iyiliklere bir tür zorunlulukla yöneldiyse. beyhudedir. kalıcı iyilikten. geçici ve adi iyiliklere meyletmesi şeklinde ortaya çıkan günaha düşüşü. suç kesinlikle vardır. bir taraftan. geçici ve adi iyiliklere dönmesinde bir suç unsuru olup olmadığından emin olamıyorsak. ilk önce. iradenin. bu durumun neyden kaynaklandığıdır (Augustine 1993:70-1). onun eyleminde kusur bulmak ne ifade eder? Yok. ahlaki değerlerle ilgili bir durum ortaya çıkmaz (Augustine 1993:70-1). suçlamayı hiçbir şekilde hak etmezdi. aşikar bir şeydir.127 veya başkalarının iyisine veyahut da daha adi iyilere çevirdiği hareketin kaynağını açıkla”mak gerekliliği ortaya çıkmaktadır (Augustine 1993:70). eğer ruhun kalıcı iyiliği terk edip. bir eylemi belirlediğinde” suçlu olma veya haklı olma gibi. yani ruhun suçlanıp suçlanamayacağını bile bilmiyorsak.

onun özgür olduğu. erdeme olan meylinden daha fazla olduğu için mi ona ‘özgür’ diyoruz? Özgür irade. İradenin doğası. adı üzerinde o. “özgür” iradedir. insanlar iyi olandan . Tanrı tarafından ‘özgür’ haliyle insana verilmiştir. Burada irade. Ama. bu eylem (iradenin. yoksa. en iyi bir yaşamı gerçekleştirmeye muktedir olacak denli özgür sayıyoruz. Bu konuda şüphe yoktur. gerçekte kimin eylemidir? Eylemin ruhun içinde. işleyebileceğinden çok daha fazla suçun yığıldığı. suçlama ihtimalleri ortaya çıktığında. vs. Bu durumda. ne içkin olarak (kendi öz yapısı: ‘tabiat’). kabahatin tamamiyle iradeye yüklenmesinin adil olup olmayacağı açık değildir.128 verilmemiştir. ne de aşkın olarak (ontolojik anlamda: ‘zorunluluk’) sınırlanmamıştır. bu eylem tarafından harekete geçirildiğine göre (“düşüş”). zorunluluğun nüfuz ediciliğinden söz edip iradeyi masum göstermeye çalışıyoruz. günaha. iradenin bir parçası ise. iyiden kötüye yönelme eylemi). suç işlemek. kimse ‘böyle bir eylem yoktur. potansiyel halde bulunan bir şeyin aktüel hale konulmasından pek farklı değilse. suça (hataya. bu eylem gerçekten kime yüklenmelidir? Ruh. zannedildiği kadar etki ve yetki sahibi olmayan bir sözde-varlık (gölge-varlık. demek. Diğer taraftan. iradeyi bu denli suçlamakla haksızlık etmiş olmuyor muyuz? Ama sanki biz şöyle yapıyoruz: Hem iradeyi. elbette yanlıştır. irade −tamamen. Halbuki. suça yönelme. Günahın ilksel nedeni sorununda. ama metafizik anlamda. üzerine.) yönelmekten ibarettir. suça olan meyli. çok kısmi olarak da olsa bulunuyor ise. keza burada zorunluluk dediğimiz ontolojik kuşatıcılığın içe işlemiş bir payı varsa. ruhsal alanda olup bittiği açıktır. rahatsızlık verici bir biçimde ortaya çıkan şudur: İradenin söz konusu eyleminin suçlanmayı hak ettiği açıktır. ne onun doğasıdır. ve söz konusu düşüş. belki akıl tarafından aklanabilecek. Ancak. ne de onu çevreleyen bir zorunluluktur. önceki bölümlerde ortaya konmuştu. onun doğasında. epifenomen) mıdır? Suçun varlığını kesin olarak kabul etsek bile. hem de sürekli olarak olumsuz anlamda− içten belirlenmiş olacaktır / sayılacaktır (Augustine 1993:71). bu eylemin yadsınamayacağı açıktır. hem en iyi hem en berbat eylemlerin kendisiyle hayata geçirildiği bir ruhsal güç müdür.

tarz itibariyle bu tür bir hareketse.129 vazgeçip kötü olana yönelmiyorlar’ diyemez. yani kötü bir duruma düşür(e)mez. Gene bu hiyerarşi bağlamında diyebiliriz ki: İrade. tam anlamıyla kendisi midir.. Bu. ki bu daha yüce olduğu anlamına da gelir. suçlanmayı hak eden eylem gerçekleşmiş olur. (O’nun) yarattıklarına yöneldiğinde. Ama onun faili. bunun hızını. Ama ruhun bu hareketinde. doğası gereği farklı bir bağlamda olmakla birlikte. bir varlığı. havaya fırlatan (bir insan veya doğadaki bir kuvvet) belirler. yani −seçme eylemi perspektifinden− irade (iradesi) midir (Augustine 1993:71)? Bir taşın hareketini ele alalım. daha aşağı. Ruhsal nitelikteki varlık düzeni. “Öyleyse o (bu hareket). sırf kendi tercihine dayanarak. ruhun hareketi de doğaldır. ayırt edici bir şekilde o taşın hareketidir. iradîdir (voluntary). Taş kendi kendine hareket edemez ama bir güç tarafından hareket ettirildiğini. yani ondan başka bir . Havaya fırlatma eyleminde. Bir taşın düşüşü. sözgelimi havaya fırlatıldığını düşünelim. ‘kötü’ olana doğru hareket et(tiril)miş olsa bile. bu hareketin ‘doğal’ olduğunu inkar etmeli. kendi kendisine ait diye (veya ait olabilir diye). çünkü buna kendi doğası tarafından zorlanmıştır. doğal hareket dediğimiz şeyin benzeri olarak görmemeliyiz (Augustine 1993:72). onun suçunu gerçekten görüyorsak. onun yere düşüşünde. muzdariptir. ruh. Bu hareket doğal sayılacaksa. Taşın hareketinin ne olduğu ortadaysa −doğal hareket. yani bir varlığın iradesi. Bu eylemin sonuçlarından ruh. suçlanamaz. ve ruhun hareketi. bir taşın aşağı düşmesi ile iradenin geçici ve adi şeylere (ahlaki olarak) düşmesi. birbirine bir bakımdan benzer. düşünebileceği en yüksek varlık olan Yaratıcı’yı bırakıp. doğal olmayıp. başka bakımdan benzemez. ve onu. kuvvetini vs. doğanın belirlediği bir hareket−. Varlık hiyerarşisi ile ilgili bölümde ortaya konmuştu ki: Daha büyük bir varlık. düştüğü yerin belirlenmesinde en önemli bir etken onun kendi ağırlığıdır (Augustine 1993:71). bu şekildedir. hiyerarşik nitelikte olan varlığın doğal düzenine bir aykırılık teşkil eder.” (Augustine 1993:72) Agustinus’a göre. Ama sonuçta. düşüş hızının.

Özler. “Stoalılar için. Demek ki. katı bir determinizmle. Çünkü her şey. etik özneler arasındaki davranış farklılığını açıklamak için kullanan. daha sonrasında kendi kuvveti ve kendine özgü doğası tarafından devinecektir.” (Brun 1997:86) “Tikel doğası gereğince silindir yuvarlanır ve koni de döner. bir başka şey tarafından dıştan belirlendiğinde ısrar ederek karşı çıkmak. silindiri iten kişi ona devinimin başlangıcını vermekle birlikte. mümkün değildir. İnsanın bireysel özü ile bir doğa nesnesinin özgül niteliği arasında paralellik kurabilmesi. Bu paralelliği. 43)3 Brun’e göre. Cicero’dan aktaran: Brun 1997:86-7 (Eski Stoa’ya ait tüm eserler kaybolduğu için ve geriye sadece fragmanlar kaldığı için. şu örneği verir: “Silindir ve koni.) . yuvarlanma biçimini yüklemiyorsa. Krisipos. birbirinden farklı bir şeydir.” (Brun 1997:87) Sonuç olarak. günah da iradenin günahıdır. kendilerine özgü bir biçimde devinecektir. De fato (Kader Üzerine). taşın düşmesidir. Stoacılığın ilk döneminde (eski Stoa. Grek Stoası) eser vermiş olan Khrysippos’tur (Krisipos) (M. aynı şekilde kendini gösteren tasarım da. ve dıştan bir belirlenme olsa dahi. kendine ait bir belirleme şeklinde düzenleyebilecektir. isim vermeden Stoacılığın bireysellik anlayışını gözden geçirdiğini akla getirmektedir. 280-210) (Brun 1997:13. yani bir imgeyi kazır. bu belirlenmeyi içselleştirerek. kendinden başka bir güce atfedilemez (Augustine 1993:72). XIX. her biri yalnızca ve yalnızca kendilerine bağlı olan bir yapı gereğince. XVIII. Nasıl ki. Ruhun düşüşü de. Roma İmparatorluğu döneminde yaşamış olan Cicero’nun. 42. niteliksel dışavurumları açısından kendilerine özgüdür. yani her şeyin. Augustinus’un. bu kayıp eserlerden yaptığı alıntılardan faydalanılmaktadır (Brun 1997:7-8). yalnızca bireyler varolur. düşme. bireysellik de kendinden başka bir şeye indirgenemez. Böylelikle iradenin hareketi veya direnci. dış bir neden tarafından devinime geçirildi denir. kendi bireysel farklılığından ötürü.” (Khrysippos’tan aktaran: Cicero. ama onay verişimiz bizim elimizdedir ve böylece silindir için.Ö. her şey. Stoalılara. kendilerine bağlı olmayan bir dış itki gereğince devinecektir ama. tinimize bir imge yerleştirir. bizzat o iradenin hareketidir.19). cisimlerin kendi biçimlerini kendilerinin belirlemediğini gerekçe göstererek. eserlerinde. Augustinus’un determinizm-özgürlük sorunu ile ilgili düşünceleri3.130 varlığa yüklenemez.

isteyerek değil. bunu. Fırlatıldıysa. en üst anlamda ahlaki kötü ile. Yani istediğimiz şeyi zorunlulukla. onu istememizdir. yalnızca irade gerçekleştirebilir. Ancak Augustinus. Fakat kim şunu söyleyecek kadar çıldırmış olabilir ki: “İsteyerek. buna isteme denmez 4. veya “Zorunlu olarak ölürüz. İstediğimiz bir şeyin gerçekleşmesine dair olarak bizim gücümüz dahilinde olan ilk ve başlıca şey. veya “Zorunlu olarak güçsüzleşiriz. Bu hareketi. bu noktada çok fazla durmaz ve konuyu farklı şekillerde ele almaya devam eder. benzemezliğin olduğu nokta şudur: Taş. tam istediğimiz anda hemen yanı başımızdadır. bireysel farklılıklardır. öyle ki o. bizim gücümüz dahilinde olan hiçbir şey yoktur.131 nin.”. Fiziksel düşme ile iradenin günah işlemesi arasında bir tür alegori kuruyoruz ve ‘insanın günaha düşmesi’ diyoruz. bundan isteyerek (irademizle) istemediğimiz sonucu çıkmaz. iradenin kendisinin olduğu kadar çok. düşer. burada. kendi düşmesini engelleyebilecek güce sahip değildir. isteyerek değil. istemeyiz.4 Düşme. zorunluluk yüzünden istediğimiz sonucu çıkmaz. Yoksa. ki Manişeizm de bunların içinde yer alır. hele ki. isteyerek değil.”. kendiliğinden kötü değildir. ki bu. fiziksel dünyadaki düşmenin iyiyle de kötüyle de ilgisi yoktur. üstelik karşıtlık vardır. Keza. Ancak ruh. saçmalıktır (Augustine 1993:72). İki hareket arasında sadece benzemezlik değil. . Augustinus’un taş örneğine geri dönecek olursak. Böylelikle. Augustinus. yüce şeyleri terk edip. günah ile ilişkilendirmek. İnsan zorunlu olduğu bir şeye ancak mecburen razı olabilir. Öyleyse şunları rahatlıkla söyleyebiliriz: “Zorunlu olarak yaşlanırız. doğal-iradî karşıtlığıdır. yerinden oynatıldıysa. taş. gelecekte neyi isteyeceğimizi önceden bilmesine rağmen. Stoalılarla kesiştiği noktalardan birisi.” Ayrıca bundan Tanrı’nın. düşme eyleminin kendisi kötü değildir. düşüyor diye kötü bir iş yapıyor veya kötü bir eyleme alet oluyor diye düşünülemez. aşağılık şeylere hayran kesilsin diye yerinden oynatılmış değildir.” ve buna benzer diğer şeyler. tüm şeyleri iyi ve kötü diye iki grupta toplayan ve bunu yaparken mesnetsizlikten kendini alamayan mistik düşüncelere tamamen karşı çıkıyor.

içinde böylesine kaçınılmaz bir zorunluluk bulunuyorken. Tanrı’nın. Öyleyse diyelim ki Tanrı. ancak istediğini ister. İrade ve zorunluluk. Bazı insanlar. Thomas’a değin süren etkisi hesaba katıldığında. Patristik dönemin sonlarında yaşamış olan Boethius (480525) da. dinî bir perspektiften özgür irade problemi üzerinde durmuştur. ‘inanmadıkça anlamayacaksın’ ilkesiyle başlar. onu inançlı bir şekilde sormamalarıdır. onun günah işleyeceğini biliyordu. Çünkü isteseydi. insan. kendisinden sonra gelen skolastiklerinkiler kadar ayrıntılandırılmış olmayabilir (sözgelimi Aziz Anselmus’ta olduğu gibi). İnsan. Augustinus. (…) Madem ki Tanrı. ancak istediğini ister (Augustine 1993:76). o. Onlar. “EVODIUS: Herhangi bir şeyin. onlar. Tanrı’nın ön bilgisi üzerine kafirâne ve tamamen çılgınca bir saldırı olacaktır. Augustinus’un. onun günahı zorunlu olarak ortaya çıkmak zorundaydı. birbirini öylesine dışlayıcıdır. bu bağlamda. irade nasıl özgürdür? AUGUSTİNUS: (…) Bana kalırsa. ondan ‘zorunlu olduğu’ diye bahsetmezdik. pek çok konuyu ele alırken yaptığı gibi. onları itiraf etmekten daha meraklıdır. bu konuya da. daha ziyade. Ne var ki onun bu konudaki düşünceleri.2. Tanrısal Önbilgi. ilk insanın günah işleyeceğini biliyordu. günahlarını mâzur göstermeye. insanî irade özgürlüğünü uzlaştırmaya dair ciddi bir çaba içine girmiştir (Cevizci 2001:80-1). Zorunlu olduğunu istemez. onun birçok konuda olduğu gibi bu konudaki düşüncelerinin de yönlendirici olduğu iddia edilebilir. gizli olarak da olsa. ‘istediği’ olurdu. pek çok insanın bu soru yüzünden rahatsızlık çekmesinin tek nedeni. insanlar arasındaki ilişkilerin gözetlenip denetlenmesinde ilahi takdirin hiçbir payı olmadığına memnuniyetle inanırlar. Böylelikle Boethius. tesadüfün insafına bırakırlar ve kendi . Boethius’tan önce yaşamış olan Augustinus da. bedenlerini ve ruhlarını. Sonuçta. geçmiş. Boethius. IV. Tanrı’nın onu önceden bildiği şekilden farklı bir tarzda gerçekleşebileceğini söylemek. Öyleyse. şimdi ve gelecek dahil olmak üzere her şeyi bilen yetkin bilgisiyle. tanrısal önbilgi-insan iradesi sorunu üzerinde durmuştur. tanrısal önbilgi ile insan iradesinin özgürlüğünün uzlaştırılabilirliği cephesinden ele almıştır. iradesiyle. bu sorunu.132 ve burada irade söz konusu değildir. Önbelirlenim ve İnsan İradesinin Durumu Ortaçağ felsefesinde.

ya kendilerinin. kendilerini suçlayanlardan koruyacağını düşünerek.” (Augustine 1993:73-4) Augustinus. birbiriyle çelişmez mi. birisinin günah işleyeceğini önceden biliyorsa. bir şeylerin uygun düşmesine bağlı olarak yaparlar. Tanrı. I. kaçınılamaz ve değişmez bir zorunluluk söz konusudur. bununla birlikte. irade. düzen-dışı arzular tarafından dövülüp sakat bırakılmak üzere teslim ederler. günahın. . fakat bunlar da. veyahut kötü bir şey olduğuna inanmak şeklindeki fena hatayı tercih ederler. insan iradesinin özgür olması adına bir engel teşkil edip etmediği sorununu şu şekilde ele alır: Augustinus’a göre bu sorun. II. düşmek (fall) anlamına gelen ‘cado’ fiilinden türetilmiştir (Williams 1993:73). bu sonucu kabul edemiyorsak. her şeyi. kendilerini yönettiğini düşündükleri talihten daha iyi olduklarını. bu nasıl mümkündür? (Augustine 1993:74) “Eğer Tanrı. böyle yapmanın acizâne bir şey. Tanrı’nın her şeyi önceden biliyor olmasının (keza bu belirlemiş olması anlamına da gelir). Bu iki önerme. Şunu kabul etmek. düşerler. zorunlulukla ortaya çıktığını kabul etmek zorunda kalacağız. Zorunluluk yüzünden değil. Şans (uygun düşme [chance]) anlamına gelen Latince ‘casus’ kelimesi. Tanrı’nın takdirinin insan hayatını yönettiğini inkar edecek kadar haddini bilmez değildir. ilahi yargılara inanmazlar ve insanların yargılarını başlarından savarlar. çünkü yaptıkları her şeyde. Tanrı’nın önceden bildiği herhangi bir şeyin irade aracılığıyla değil. gelecekteki her şeyin (ön-)bilgisine sahiptir. kendilerini. irademiz aracılığıyla günah işleriz. günah işleyip işlememe konusunda hiçbir seçme gücüne (hakkına) sahip değildir. öyleyse o kişinin günah işlemesi zorunludur (günah işleyeceği kesindir). veya haksızlık. ya da kendilerinin de aynı körlükten muzdarip olduklarını ima etmektedirler. irade aracılığıyla değil de. bu tür insanlar.” 5. zorunluluk yüzünden ortaya çıkarıldığını düşünüyorsun.5 (…) Diğerleri. birkaç temel sorun açıklığa kavuşturulduktan sonra daha kolay çözümlenebilir. veya. çelişmiyorsa. olduklarından daha düşük bir seviyede yaratmayı dilemiş olsaydı bile Tanrı’ya teşekkür borçlu olacaklarını bir anlayabilselerdi keşke. günahlarını mütevazı bir yakarışla itiraf etmektense. (…) Kendi kendilerinin ne olduğu üzerine iyice düşünüp taşınıp. Talihin onları. (…) Öyleyse. Fakat bu zorunluysa (kesinse). akla gayet yatkındır ki. (Evodius’a:) Ve böylece bu argümanın bizi şu görüşlerden birisine götürmeye zorlamasından korkuyorsun: ya Tanrı’nın gelecekteki her şeyi önceden bilmediği şeklindeki heretik (sapkın) sonuca varacağız.133 kendilerini. Onlar bu “talih”i ‘kör’ olarak tasvir ederler.

yoksa günah işleyecek bir iradeye mi?” Cevap. Ama. herhangi bir insanın. ‘bilmiyorum’ olacaktır.) Bununla birlikte. karşı karşıya getiriyor. Tanrı’nın gelecekteki iradelerin içeriğini bilmesi veya onları her anlamda bilmesi. yaratırken. yoksa neyi istiyorsa onu zorunlulukla mı istemektedir? Zira. yaratımında. onun kendi yaratımına (yarattıklarına) yöneldiğinde ortaya çıkan bir durum olup. O’nun yarattığı. Tanrı’nın ‘yaratma’sını hayal etmeliyiz. yarın. diğer her şeyi olduğu gibi. ister iradî bir eylem olarak. yani bunu önceden görür. elbette. kendi kendisi hakkında dahi bir ön-bilgiye sahip olamadığı aşikardır. Tanrı bunu da elbette bilir. (Augustinus. Augustinus şöyle bir düşünme tarzına davet eder: “Kendi ruhunun içine bir müddet bak ve eğer mümkünse bana söyle. Şu anda var olan veya gelecekte var olacak tüm insanların. yarattığı varlığı zorunlulukla bilip. İnsanın. gelecekteki iradelerinden haberdar olacak denli kuşatıcı bir ön-bilgisi vardır (Augustine 1993:74-5). kendi iradesi ile isteme eylemini mi gerçekleştiriyordur. veyahut da neyi isteyeceğini bilir. veya yaratmakla hiçbir şey yapmadı mı (yapmış olmadı mı) (Augustine 1993:75)? Yaratıma böyle keyfi bir biçimde değer biçmeye çalışmak yerine. Tanrı. onları irade olmaktan çıkarmaz. kendi kendisinin içinde olup biten. öyleyse Tanrı. Tanrı. Yani Tanrı. ‘Varlık’ denmeyi dahi zar zor hak edecek denli aşağı kalıyorsa. ister bir zorunluluk olarak ortaya çıkacak olsun. bu türden olmayabilir. Tanrı’nın iradesinde durum nedir? Tanrı’nın kendisi. Tanrı’nın eylemi (bilmesi/ istemesi) ile ilgili olarak sözünü ettiğimiz bu zorunluluk. Tanrı’nın her şeyi zorunlu bir şekilde önceden bildiğini söylüyoruz. yarın veya bir başka gelecek zamanda nasıl bir iradeye sahip olacağını. Olabilir ki Tanrı “yarattığı evren içinde kendilerine .134 Augustinus’a göre. ne tür bir iradeye sahip olacaksın: doğru işler yapacak bir iradeye mi. yaratma-öncesi veya yaratma-dışı bir seviyede irade’si ile eylemiş / eyliyor olabilir. yaratılan varlığın −belki de kendisi tarafından yaratılmış olmaktaki− kendisinden seviyece aşağı olmasından kaynaklanıyor olabilir. burada iradenin sözünü etmiyoruz. Bu. yapacağı her şeyde. gelecekteki her şeyi bilir. zorunluluk ve iradeyi mutlak anlamda birbirine karşıt kavramlarmış gibi.

135

uyulması zorunlu olan işleyiş tarzlarını, bir kereliğine (ilk ve son kez) kurmuştur.” Bu düşünceye göre Tanrı, bir tek yeni irade eylemi (edimi) gerçekleştirmez. Yani, her şeyi öylesine zorunlulukla bağlayıp, onlara öylesine hükmeden bir mekanizma kurmuştur ki, “hiçbir şeyi yeni bir irade eylemi aracılığıyla yönetmez.” Tanrı, iradesini, ilk ve son kez, “zaten” kullanmıştır. Onu hem iradeyle eyleyen (yaratma konusunda irade sahibiydi −onu yaratmaya zorlayan hiçbir şey yoktu−), hem de zorunlulukla bilen (zaten kendisinin yaptığı bir şeyi bilmemesi mümkün değildir) bir varlık olarak görmek durumundayız (Augustine 1993:75). O, zorunluluğun mağduru değil, zorunluluğun bilge kurucusudur. Augustinus, İtiraflar’da da (Tanrı’ya) şöyle demektedir: “Kuraldışına çıkmış olan her ruhun kendi kendinin cezalandırıcısı olacağına sen karar vermiştin.” (Augustinus 1999:25) Ki Augustinus, Tanrı’nın yaratığı olan insanların −eğer isterlerse− zorunluluğun mağduru olmak zorunda olmadıklarını, buradan sonra ortaya koymakla meşgul olacaktır. Yukardaki paragrafta özetlenen düşünceleri kabul etsek bile, bu bizim için felsefi spekülasyon alanını kesinlikle daraltmaz, en azından Augustinus için böyledir: Bir insanın mutluluğunda, mutlu olmasında, Tanrı’nın da payı var mıdır? Tanrı’nın Varlık’la ilişkisi her nasıl olursa olsun, bu soruya hayır demek mümkün değildir. Hatta, Tanrı, yarattığı Varlık üzerinde en üst anlamda hüküm ve etki sahibi olduğuna göre, bir insan mutlu olduğunda, onun mutlu olmasına izin veren Tanrı olduğu için, o insanı mutlu kılan, eninde sonunda Tanrı’dır, diyebiliriz (Augustine 1993:75). Diyelim ki bir kişi, bundan tam bir sene sonra mutlu olacak, ki bu da Tanrı’nın o kişiyi bir sene sonra mutlu kılacağı / mutlu olmasına izin vereceği anlamına gelir. Tanrı, bir sene sonra ne yapacağını, keza ne olacağını şimdiden bilmektedir. Ama bu bilgi, nasıl bir zorunluluk içermektedir; bu bilgi, bizatihi zorunluluk anlamına mı gelmektedir? İnsan, kendi iradesine rağmen mutlu olamayacağına göre, bir insanın mutlu olacağına dair olan bilgi kesin olsa, yani zorunluluk içerse bile, eylemde bir zorunluluk yoktur, insanın zorunlulukların dayatması ile kendini

136

mutlu hissettiği iddia edilemez. Öyleyse, bilgideki zorunluluk (kesinlik, öyle olmaktan başka türlü olamamak), bilginin içeriğindeki zorunluluk anlamına gelmiyor, Tanrı’nın önbilgisi ve insan iradesi karşı karşıya getirildiğinde. “Onun iradesi, benim zorunluluğumdur.” (Tanrı’nın iradesi, insanın zorunluluğudur.) denilebilir, ama insanın, böyle olmasını istememesine rağmen, mutlu olması da imkansızdır. İnsanın tek başına mutlu olmayı istemesi de, mutlu olmasına yetmez, çünkü Tanrı’nın olumlu takdiri olmadığında her şey eksik kalır. İnsan kendi kendini hiçbir şey yapmaksızın mutlu edemez, olsa olsa bunu istemekle yetinir; kendi kendini mutlu etmek için türlü şey yaptığında da mutlu olamayabileceği ortadadır (Augustine 1993:75-6). Bir insan mutlu olduğunda, bu, iradesi ile uyum içinde gerçekleşecektir, bu şekilde gerçekleşmek durumundadır. (Augustinus, Evodius’a:) “Sırf şu yüzdendir ki, Tanrı senin gelecekteki mutluluğunu önceden bilir −ve Tanrı’nın onu önceden bildiği şekilde olmadıkça hiçbir şey gerçekleşemez, çünkü aksi takdirde o, önbilgi olmayacaktır−. (…) Böylelikle Tanrı’nın, gelecekteki mutluluğunla ilgili olarak daha şimdiden kesin olan önbilgisi, eğer ki sen mutlu olmaya başlamış isen, senin mutluluğa karşı olan isteğini (mutluluğa yönelen iradeni) elinden almaz; ve aynı şekilde, senin suçlanmayı hak eden iraden (gerçekten böyle bir iradeye sahip olacaksan), sırf Tanrı ona sahip olacağını önceden biliyor diye, irade olmaktan geri kalmaz (Augustine 1993:76).”
“Birisinin, şu şekilde iddialarda bulunmak için, kavrayıştan ne denli yoksun olması gerektiğine bir bak: “Eğer Tanrı, gelecekteki irademi başlangıçtan beri biliyor ise, onun bilmiş olduğu şeyi iradi olarak istemem zorunludur, çünkü hiçbir şey onun bildiğinden başka türlü gerçekleşemez. Fakat eğer bu durum zorunluysa, öyleyse, irade aracılığıyla değil, zorunlulukla isteme eylemini gerçekleştirdiğimin kabul edilmesi gerekir.” Ne kadar sıra dışı bir aptallık! Eğer Tanrı, aslında irade olmadığı daha sonra ortaya çıkacak olan bir iradeyi, gelecekteki bir irade olarak önceden bilmiş olsaydı, her şey, Tanrı’nın önceden bildiğinden gerçekten farklı bir biçimde ortaya çıkacaktı. Ve bu itirazkârın, aynı derecede acayip olan şu beyanını da görmezlikten geleceğim: “istemem, zorunlu bir durumdur”, zira (burada) zorunluluğu varsaymakla, iradeyi ortadan kaldırmaya çalışıyor. Zira eğer

137

istemesi zorunlu ise, nasıl oluyor da istiyor, çünkü ortada istenç (irade) diye bir şey yoktur?” (Augustine 1993:76)

Bu kişi, kendi iradesinin, kendi gücü dahilinde olmadığını söyleyerek de istemesinin zorunlu olduğunu iddia edebilir. Ama gerçekte, iradesi kendi gücü dahilinde olmasaydı; bu güç, kişinin kendisinin aleyhine de çevrilebilirdi, sözgelimi insan, istemediği halde, yani iradesine rağmen, mutlu olabilirdi. Ama bu durumun varsayılmasının, bir mantıksızlık örneği olduğu açıktır. İnsan, zorla mutlu olmaz. İstediği bir şey gerçekleştiği için, gerçekleşmek üzere olduğu için, veya genel olarak, istediği şeyler lehine bir şeyler olduğu için, mutlu olur. −Tabi, temel bir gerçek olarak, insanın nihai isteğinin de mutlu olmak olduğu bilinir.− (Augustine 1993:76) İnsan, iradesine rağmen mutlu olamadığı gibi, sadece iradesine dayanarak da mutlu olamaz. Mutluluk örneğinde insan, mutlu olmaya yönelik iradeye sahiptir, ama kendi kendini mutlu etme gücüne sahip değildir. İrade, iradi güçtür; ama her şeye yöne veren bir kudret değildir. İnsan, bir şeyin gerçekleşmesini isteyebilir, ama birçok durumda o şeyin gerçekleştirilmesini sağlayacak güç onda yoktur:
“Zira, şayet onu istediğimizde bile hazır değilse, o şeyin gücümüz dahilinde olduğunu inkar edebiliriz; fakat eğer isteme eylemini gerçekleştirdiğimizde, buna rağmen irade var olmamaya devam ediyorsa, öyleyse gerçekte bir şey istediğimiz falan yoktur. Şimdi istiyorken istemememiz imkansız ise, irade (istenç), isteyen herkesin elinin altındadır; ve eğer herhangi bir şeyi istediğimizde, o şey var olmuyor ise, öyleyse o, gücümüz dahilinde değildir. Ve o (istenç, irade), gücümüz dahilinde olduğundan, o söz konusu olduğunda, özgürüz. Fakat gücümüz dahilinde sahip olmadığımız herhangi bir şey söz konusu olduğunda özgür değiliz, ve sahip olduğumuz herhangi bir şey (irade) de, hiçbir şey sayılamaz. Böylece, hem Tanrı’nın gelecekteki her şeyin önbilgisine sahip olduğuna, hem de bununla birlikte her ne istiyorsak onu (irademizle) istediğimize inanmaktayız. Tanrı, irademizi önceden bildiğinden, onun önceden bildiği iradenin ta kendisi, ortaya çıkacak olandır. Böylelikle, o bir irade olacaktır, çünkü onun önceden kendisinden haberdar olduğu, bir iradedir. Ve o, bizim gücümüz dahilinde olmasaydı, bir irade olamazdı. Böylelikle o (Tanrı), bu gücün de önceden farkındadır. Öyleyse bundan çıkan sonuç

zorunlu olarak günah işlemeyecekti. önceden bilindiği falan yoktur. Tanrı’nın günahlarımız hakkındaki önbilgisinin. olmuş olmaya zorlamıyorsa. irademe) sahip olacağımı önceden beri bilmektedir. o. aslında her şeyden kesin olan. çünkü. önbilgisinin olmaya zorlamadığı şeyleri cezalandırmaktan geri kalsın? Nasıl ki belleğin. Tanrı da hiç kimseyi günah işlemeye zorlamaz. Neden öyleyse. o. benim ona (iradeye. (…) Sırf onun günah işleyeceğini önceden biliyorsun diye. fakat herhangi bir önbilgidir. Evodius’un itirazı şudur: “İtiraf etmeliyim ki. bizim günah işlemekteki özgür seçimimiz ile nasıl çelişmek zorunda olmadığını tam olarak anlayabilmiş değilim. önbilgisi asla yanılmayan Tanrı. önbilgi olduğu için mi. hiç de önbilgi olmazdı. çünkü herhangi bir şey önceden kesinlikle bilinmiyorsa. “iradelerimizin özgür kaldığı ve gücümüzün dahilinde olduğu bir tarzda” günahlarımızı (gelecekteki günahlarımızı) da önceden bilir. nasıl olur da Tanrı’ya atfedilmek zorunda değildir?” (Augustine 1993:77-8) Ve tartışma şu şekilde devam eder: “AUGUSTİNUS: Neden özgür irade sahibi oluşumuzun. Ancak şunları bilmek isterdim: Zorunlu bir şekilde ortaya çıkan günahları cezalandırmak nasıl adil bir şey olabilir? Veya. yoksa Tanrı’nın önbilgisi olduğu için mi? EVODİUS: Tanrı’nın önbilgisi olduğu için. kimseyi günah işlemeye zorlamazsın. Ne de senin önbilgin onu günah işlemeye zorlar. birisinin günah işleyeceğini bilseydin. senin önbilgin. onun günah işlemekteki özgürlüğüyle çelişmiyorsa. adil Tanrı’mız.138 şudur ki: onun önbilgisi. benim gücümü elimden almaz. Ve nasıl ki yapmış olduğun bazı şeyleri . o. AUGUSTİNUS: Öyleyse. AUGUSTİNUS: Eğer sen. Çünkü Tanrı’nın adil olduğunu da.” (Augustine 1993:76-7) Öyleyse Tanrı. onun günahını zorunlu kılan Tanrı’nın önbilgisi değil. benim bu güce sahip olacağım-dır. su götürmez bir şekilde günah işleyecek olsa bile −çünkü aksi takdirde gerçek önbilgiye sahip olmuş olmazdın. Tanrı’nın önbilgisiyle çeliştiğini düşünüyorsun? O. herhangi birisinin kendi iradesiyle ne yapacağını önceden biliyorsun diye. Tanrı’nın önceden bildiği şeyler. kendi iradeleri ile günah işleyecek olanları önceden görse bile. olmaya zorlamaz. Eğer herhangi bir şeyi kesinlikle bilmeseydim. Tanrı’nın önbilgisi de geleceği. nasıl oluyor da zorunlu olarak olmuyor? Veya yarattıklarında zorunlu olarak ortaya her ne çıkıyorsa. önbilgi sahibi olduğunu da kabul etmemiz gerek. öyle değil mi? EVODİUS: Tabi ki işleyecekti. geçmişi. Öyleyse sen.

öyleyse doğru dürüst davrananları da ödüllendirmemeliydi. ve hiçbir günah. Tanrı’yı. Tanrı önceden bildiği fakat sebep olmadığı günahları adil olarak cezalandırır. ne yaparsa yapsın. Tanrı. insan ruhunu. gelecekteki hiçbir şey. bu böyledir. Şu noktaya dikkat edilmelidir ki. burada. günahkarların iradesinin zorunlu sonucudur.139 hatırlıyorsan fakat hatırladığın her şeyi sen yapmadıysan. Tanrı’nın önbilgisi tarafından buna zorlanmakta değildir. çürümeye müsait bir yapıda yaratılmışsa da. onların günahlarını önceden gördüğü gerçeği. . gelecekte ne olacağını önceden bilse bile. günahla olan münasebeti dolayısıyla. onun adaleti tarafından cezalandırılmamış olarak bırakılmaz. fakat âdil intikamcıdır. onların konumunu da teminat altına almıştır (Augustine 1993:78-9). irade tarafından işlenmektedir. irade. insani koşullara bakarak yargılamanın yanlış olduğunu söyler. koşulların kurucusu (yaratıcısı) hakkında bir yargıya ulaşamayız. Tanrı’nın önbilgisinden gizli saklı değildir. yarattıklarında zorunlu olarak ortaya çıkan suçtan nasıl sıyrılabilir? Hiçbir sorumluluğu yok mudur? Augustinus. Böylelikle. Tanrı önceden kesinlikle (zorunlu olarak) bilir. şeklinde değildir (Augustine 1993:83). Yaratıcı’ya yüklemek yanlıştır. özleri sadece yaratmakla kalmamış. Böyle durumlarda o. söz konusu durumda Tanrı’ya dair olan zorunluluk. Böyle düşünmek yerine. insan özünü kaybetmeyecek şekilde yaratmıştır. Yaratıcı. Eğer Tanrı’nın. günahkarların iradesiyle ortaya çıkan şeyler söz konusudur. şunu anlamalısın ki. kötülüğün kendisinden kaynaklandığı sebep değil. Çünkü burada. zira onların adalete uygun davranışlarını da önceden görmektedir. Günahlar. Yaratıcı. onun günahkârları cezalandırmaması gerektiği anlamına geliyorsa. ruhlarımız.” (Augustine 1993:78) Bir diğer taraftan da şu sorulabilir:Yaratıcı. Tanrı da sebep olduğu her şeyi önceden bilir fakat önceden bildiği her şeye sebep olmaz. günahların işlenmesine yönelik bir destek. müdahale vs. Bu zorunlu sonucu. günahların bilinmesine ilişkindir. Bu seviyede değil de. Yaratılmış olan varlıklardaki günahları. Gerçekteki koşullar ile beklentilerdeki koşulları kıyaslayarak. daha aşağıdaki bir seviyede yaratılmış olsaydık bile. Yaratıcı’yı ‘en yüce’ olarak telakki etmek durumundaydık. zira günah. şunu itiraf edelim ki.

örneğin (Cicero’nun öğretmenlerinden olan) Rodoslu Posidonius’un (?-İ. tanrısal bakımdan da kehanet mümkün değildir (Augustine 1958:101-4). Bu anlayış. kadiri mutlak olan üstün Tanrı’nın iradesidir (Augustine 1958:102-3). Kader. Stoacıların kaderle ilgili görüşlerini de çürütmeye yöneltmiştir. yıldızlarla ilgili tüm söylediklerine rağmen. astrologlar. ne insanda ne Tanrı’da hiçbir önbilgi olamaz. hem filozof hem astrolog oluşu. O. klasik yunan çağında da kadere dair olarak buna yakın soyut düşünceler vardı. Homeros. tahmin veya varsasayım kesinlikle mümkün değildir. kader. Odyssey’de. mümkün değildir. ‘determinasyon’ veya ‘belirlenim’ dediğimiz şeyle aynıdır. Böylelikle bu anlayışa göre.7 Yani. böylelikle nasıl ki insanlar için tahmin.S. çünkü Cicero’nun. gerçeğe. Stoacı filozofların bir kısmının. Tanrı Jüpiter’den (Jove. hiçbir şeyi düzenlenmemiş bırakmaz. öyle ki. gelecekle ilgili her tür bilgiyi inkar eden Cicero’dan daha yakındırlar. hem de O’nun geleceği bilebileceğini inkar etmek. tüm sebeplerin sebebidir. Stoacı düşüncenin önbilginin var olabileceği ve belirlenimin kaçınılmaz olduğu yönündeki tavrından da destek alarak. Çünkü. Stoalılara ait olan şu düşüncedir6: Kader. Tanrı. sebeplerin düzenlenmesini ve birbirleri ile bağlantılandırılmasını. Tanrı’da da önbilgi yoktur. bir sebepler zinciridir. şeyler oluşa gelmeden önce. tüm (iradî) seçimlerin olmamakla birlikte. ki Augustinus’a göre bu düşüncelerinde haklıdırlar. her şeyi bilmektedir. Cicero’nun. astrolojinin çürütülmesini de içerecek şekilde. belki bir çelişki değil. Augustinus’a göre.50). tutarlılıktır. Bununla birlikte Augustinus’un söylediklerinden anlaşıldığına göre. Tanrı’nın irade ve gücüne atfeder. Cicero. Zira. Tanrı’nın varlığı6. hem Tanrı’nın varolduğunu kabul etmek.140 Augustinus’un belirttiğine göre. Cicero’ya göre. Tanrı’da önbilgi olamayacağını söylemesi. 7. Stoalıların ‘kader’den anladıkları. Cicero’ya göre. astrolojiyi inkar etmek isteyen Cicero’yu. Roma dönemindeki ‘kader’ ile ilgili anlayışların önde gelen bir tanesi. . Böylelikle. saçmadır. olan biten her şeyi ortaya çıkartan sebeplerin toplam dizisidir. Jupiter) bir tür kader tanrısı olarak söz etmektedir (Augustine 1958:103). gelecekle ilgili her türlü önbilgiyi inkar etmektedir.

diyalogta Stoacı tavrı temsil eden Lucilius Balbus’u desteklemektedir. apaçık bir şekilde. bir güçlük olarak ortada olduğu açıktır. kabul ve itiraf ederler. Cicero. Augustinus’a göre. Augustinus’a göre. ki diyalog tarzında yazılmıştır. Cicero’nun iddiası şudur: Gelecekle ilgili herhangi bir bilgi kabul edildiğinde. önbilgiyi. eğer şeyler bu . her olay. sırf özgür iradeyi kurtarmak ve kaderin kaçınılmazlığını reddetmek için ortadan kaldırıyor görünmektedir. Augustinus’un belirttiğine göre. Cicero. ondan korkmak şeklindedir: “Eğer gelecekte olacak her şey önceden biliniyorsa. inanan insanları umutsuzluğa sürüklemez (ki Cicero’yu. Bununla birlikte bu güçlük. Yapmayı özgür olarak seçtiğimiz (ya da seçtiğimizi düşündüğümüz) şeyi. Tanrı’nın iradesini. ona ait bir önbilgi de olamaz. zira Tanrı yoksa. kendi adı altında Tanrı’yı inkar etmenin çok riskli olduğunu bildiğinden. Fakat. (özgür iradenin imkansızlığı anlamına gelen) kaderin inkar edilmesi. çünkü özgürce seçeceğimize dair olan bilgi. sonuç olarak. Bu güçlük. mantıksal olarak imkansızdır (Augustine 1958:105). inanan insanlar. “Kehanet Üzerine” (De divinatione) adlı eserinde. Cicero’nun. Cicero.141 nı kabul edip etmediği de açık değildir. her türlü tanrısal doğanın varoluşunu inkar etmektedir. aslında bir tür zorunlulukla mı yaptığımız sorununun. Augustinus’a göre. inanç temelli bir düşünce tarafından güçlük olmaktan çıkarılır: Özgürce seçeriz. üstün gücünü. Ama Cicero. Bununla birlikte. ya önbilgiyi ya da özgür iradeyi seçmek durumunda olduğumuz bir aceleciliğe sürüklemiştir). Bununla birlikte. önbilgi karşısındaki tavrı. ve önbilgisini. felsefi tavrı Akademi şüpheciliğinin bir türü olan Aurelius Cotta’nın ağzından. gelecekle ilgili önbilginin her türlüsüne saldırmaktadır (Augustine 1958:104). öyle olacağının önceden bilindiği (belli bir) düzen içerisinde ortaya çıkacaktır. düşünsel olarak doğuracağı sonuçları önceden hesaplamadan. önbilgisi asla yanılmaz olan Tanrı’nın önbilgisidir (Augustine 1958:104-5). Tanrıların Doğası Üzerine (De natura deorum) adlı eserinde.

tüm sebeplerin belli bir düzeni yoktur. bizim gücümüzün dahiline bırakılmış olan hiçbir şey yoktur ve böylelikle. Augustinus’a göre şu şekilde tezahür eder: “Geleceğin önbilgisi varsa.142 düzen içerisinde ortaya çıkıyorsa. ve yanılgı dolu bir tutumun temsilcisidir. bunu bir kere kabul ettik mi. bununla birlikte. Tanrı’nın zihninde bilinen bir şey olarak. Eğer her şey kader tarafından tayin edilmiş değilse. özgür iradeyi seçerek çıkmıştır. biz. Ancak bunu yaparken. kader tarafından tayin edilmiş değildir. “Önbilgiyi seçersek. Cicero. iki alternatife hapsetmektedir: Ya seçme gücü ya önbilgi. böylelikle. geleceğin bilgisi elden gitmek zorundadır. irade nâmına hiçbir şeyin kalmadığı bir noktaya erişinceye değin. pek vasat. yasalar boşuna yapılmış olacaktır. kendisinden önce gelen bir yeter sebep (efficient cause) olmadan gerçekleşemez. Cicero’yu. eğer durum buysa. Ona göre ikisinin birlikte varolması imkansızdır. her şey. Diğer taraftan. aksi istikamette ilerler. kesin olarak biliniyorsa. Fakat. birisi kabul edildiğinde. önbilginin varolmadığı şeklindeki sonuca varıncaya değin. eğer şeylerin düzeni kesin olarak biliniyorsa. mantıksal adımlar birbirini takip eder. kınanmanın veya övülmenin.” Augustinus’a göre. kader yüzünden olmaktadır. insan toplumunu kurtarmak adına. aydınlatıcı olamaz. geleceğin önbilgisini reddetmeye iten şey. adaletin iyi olanları ödüllendirmesinin veya aşağılık olanları cezalandırmasının hiçbir gerekçesi olmayacaktır. irademiz içerisinde. olan her şey. Durumu sağlamlaştırmak için. özgür iradeyi seçersek. onları önceden bilen Tanrı’nın zihninde kesin olarak biliniyordur. karşı çıkmanın veya tembihlemenin. seçme eylemi diye bir şey yoktur.” (Augustine 1958:105) Augustinus’a göre böyle bir argümantasyon. Eğer özgür irade varsa. kendisi aracılığıyla her şeyin olduğu. Kendi ikileminden Cicero. onları Tanrı’sızlaştırmak şeklindedir (Augustine 1958:105). biz. şeylerin düzeni. önbilgiyi de reddetmiştir. iradedeki yetkiden işe başlarsak. diğerinin yürürlükten kalkması kaçınılmazdır. özgür irade elden gider. olayların belirli bir düzeni . Cicero’nun tavrı. (önbilginin) insan toplumu için olan tehlikeli içerimlerini önlemek istemesidir. Eğer. Fakat. düşüncesinde samimi bir zihni. Aksi argüman da böyle işler. yersizce ve mesnetsizce davranmaktadır. hiçbir esprisi kalmayacaktır. öyleyse der (Cicero). Eğer tüm sebeplerin belli bir düzeni yoksa. söz konusu adımlar. insanları özgür kılmak uğruna. Fakat diye devam eder (Cicero). Cicero. tüm insan hayatı altüst olacaktır. Cicero’nun akıl yürütmesi ve buna benzer yaklaşımlar. sebeplerin düzeni. sebeplerin düzeni de kesin olarak biliniyordur −çünkü hiçbir şey.

“tesadüf”ten kaynaklanan tesadüfî sebeplerden. çünkü olaylar. bu belirleme ve düzenleme ancak ve ancak Tanrı’ya ait olmak durumundadır. Tanrı için tüm sebeplerin düzeninin belirlenmiş olduğu gerçeğinden. üzerinde tam yetki sahibi olduğu bir sebepler düzeni” vardır (Augustine 1958:104. tüm şeylerin etkide bulunucu yegane sebepleri. bir ruhtur. onlar olmazdan önce. “Bununla birlikte. iradî sebeplerden bahsedildiği olur. her şey. Augustinus’a göre. ve Tanrı’nın iradesi. diye iddia eder Cicero. bilmektedir. Tanrı. Buna ilaveten.105. her şeyi. Tanrı’da. yani arızî sebeplerden8.” Kader kelimesi. evrende. gelecekte olacak her şeyin önbilgisi yoktur. “yaratılmış ruhların iyi olan seçimlerine yardımcı olan. iradî sebeplerdir. iradelerimiz. “Tanrı’nın iradesinin. “inanan bir insan ikisini de ister. Gerçek şudur ki. irademizdeki seçme gücünde hiçbir yetki olmadığı sonucuna varmak şeklinde bir mantıksal çıkarım yapılamaz. Fakat. irademize başvurmaksızın davranışta bulunamayacağımızı hissettiğimiz ve bildiğimiz tüm durumlarda seçme gücü ile eylemde bulunuruz. Tanrı. asıl vurgulamak istediğimiz nokta şudur ki. evren mekanizmasının ruh sahibi olmayan ilkesi olarak düşünülemez. seçimlerimizin. bununla birlikte. O’nun olacağını önceden gördüğü şekilde olmuyorsa.” (Augustine 1958:105-6) Ama Augustinus’a göre. zorunluluklar şeklinde tezahür eder (Augustine 1958:107). Augustinus’a göre.” Böyle bir insan. Bundan çıkan şudur ki. önbilgisel olarak belirlenip düzenlenmiş olduğuna işaret ediyorsa manidar bir kelimedir. Böylelikle.106). olacak olan şeylerin. ve ayrıca iradeye bağlı olarak ortaya çıkan. Eğer Tanrı’nın önbilgisinde olayların düzeni belli değilse. O’nun olacağını önceden gördüğü şekilde olmaz. tüm şeylerin (belli) sebeplerini önceden bilmiş olan Kişi. yaratılmamış olmakla birlikte bir ruhtur. insanların seçimleri insanların eylemlerinin sebepleridir. kendilerinden önce gelen ve yeter sebepleri olmadan gerçekleşemezler. eylemlerimizin sebepleri olarak önceden bilinmiş olan diğer sebeplerle birlikte yer alacağından bihaber olamazdı. yani zorunlu sonuçlara yol açan sebepler gelmektedir.” (Augustine 1958:106-7) Sebep deyince insanın aklına öncelikle doğal sebepler. Evrende. Augustinus’a göre “Tanrı. ancak. kötü olanlarını yargılayan .143 yoktur. aslına bakılırsa. özgürlüğün de Tanrı’nın da varlığını kesin olarak iddia eder. eğer her şey. Tanrı açısından kesin olarak bilinen ve Onun önbilgisinde ihtiva edilen (belli) sebeplerin (belli) düzeni içinde yer alır −zira. Şöyle ki.

but they are themselves made. hem de Tanrı’nın varolduğunu kabul etmek. tüm yaratılmış ruhların. çünkü o her şeyi bilir.144 ve kimilerine yetkiler verip. kimilerine vermeyerek. ne nitelikte olduğu insanlar tarafından bilinemediği için ‘tesadüfî’ sebepler olarak adlandırılırlar. Tanrı’dan kaynaklanmaz. onların hepsini düzenleyen. çünkü bunlar. ruhların iradelerinin. tüm doğaların Yaratıcısı olduğu gibi. sebeplerin düzeninin kesin olarak bilinişinin. böylelikle. onların etkide bulunacağını yani gerçekleşeceğini de bilir. “Tanrı. Tanrı adına tesadüf diye bir şey yoktur. bu doğadan bir uzaklaşmadır (Augustine 1958:107-8). Bu düşünce. ve bilhassa rasyonel ruhların. potansiyel olarak vardırlar. Böylelikle. Other causes make.” Ancak şurası çok önemlidir ki: Tanrı. yani kötü seçimler. Augustinus’un düşüncesi. pek az şeyi bilir. Bundan. Tanrı’nın iradesinde bulunur. .” (Augustine 1958:107) Yani onlar. Diğer sebepler sebep olur. “ya Tanrı’nın ya da O’nun yarattığı ruhlardan birinin iradesinde gizlenmiş olmaları anlamında. Etkin olmaktan ziyade edilgin olan maddi nitelikteki sebepler. tüm yetkileri verendir. çünkü o. Tesadüfî denilen sebepler. “O. çünkü bizim seçimlerimizin kendileri. fakat sebebi olmayan bir sebep9. sonucu çıkmaz. ya bir inkar8. en üstün yetki”. fakat onların kendilerine de sebep olunur10– örneğin. onun önbilgisini inkar etmenin. onlar aracı-lığı ile ortaya çıkarttıklarıyla sınırlıdır. tesadüfü bilgisizlik ile özdeşleştiren Stoacıların düşüncesine benziyor. etken sebepler (efficient causes) arasına dahil edilmemelidir. sebepler düzeninde önemli bir yere sahiptir. irademizde hiçbir gücün olmadığı anlamına gelmesi. bütün şeylerin sebebidir –sebep olan. ayrıca. Tanrı’nın varlığını (dolaylı olarak da olsa) inkar etmekten farkı yoktur. Tanrı her şeyi bildiği gibi. Ancak bu durumlar. a cause that makes but is not made (‘Etkin olan fakat edilgin olmayan bir sebep’ olarak da çevrilebilir. Tanrı’nın önceden bilen zihninde mevcut olmasına rağmen. tüm seçimleri yapan değildir. çünkü onların gücü. Sözgelimi kötüyü seçmek. Tanrı’nın varlığını kabul ederken. birlikte mümkün değildir. Augustinus’a göre şu şekilde vardırlar: Nasıl adlandırılırsa adlandırılsın. Yoksa.” (Augustine 1958:108) Augustinus’a göre (Cicero’nun yaptığı gibi) hem önbilgi denen şeyi külliyen reddetmek. bu. böyle durumlar vardır ve gerçektir. veya genel olarak tesadüf adlandırılan durumlar. 9.) 10. Tanrı’nın iyi doğasına aykırıdır. insan adına tesadüften bahsedilebilir.

ama bu dışsal olay karşısında nasıl davranacağım konusunda özgürüm. kendilerini. hem de Bilgisinin yanılmayacağını önceden gördü. kendi başlarına. iki nedensellik fikrini ortaya atmıştı. bize bağlı olmayan ve yazgı (kader) zincirini oluşturan nedenlerdir” (Brun 1997:85-6). örneğin. bazı insanlar. onların onu yapmaya hem muktedir olacaklarını. şunun gibi göreceli durumlar göz önüne getirilerek anlaşılabilir: “ ‘Seçme gücü’. gerçekte elimizden hiçbir şey gelmediğini ima etmek.” (Augustine 1958:108) Augustinus. Augustinus’a göre. gerçek bir güçtür. Bu insanlara bakılarak. geleceğin tamamını önceden bilmeyen birisi olamaz (Augustine 1958:108). beni yağmurun altında öyle ya da böyle davranmaya belirleyenlerdir: yağmuru yağdırmak ya da yağdırmamakta özgür değilim. ne derece varolduğu konusunda da bir tür göreceliliğin olduğunu düşünmektedir. bize bağlı içkin nedenlerdir”. Zira. sadece gerçekte oldukları haliyle. kesinlikle. güçsüz bir adamın eylemidir. iradelerindeki gerçek gücü kullanmaya çok daha az muktedir olacakları konumlara sürüklemektedirler. çünkü Tanrı. irademizdeki seçme gücünü elimizden aldığını iddia etmek. “İradelerimiz. keyfî yargılardır. Tanrı. Onların gücü. hem onların onu yapmayı tercih edeceklerini. bugün yağmurun ya ğmasına yol açar. “ikincilerse. Bunların keyfî yargılar olduğu. Yapmak durumunda oldukları şeyleri. ‘kader’.” (Augustine 1958:108-9) Stoacılığın erken döneminde Khrysippos. ama bana bağlı olan başlıca nedenler. tasarıma onay vermek bana kalmıştır. ve bu sebepler düzenine de kader diyerek. hiç şüphesiz yapacaklardır. bizde iradenin varlığı. Yetkin ve temel nedenler (“iradî nedenler”) II. evrendeki sebepler düzeninin. “Öncede yer alan bir dizi neden. zayıf adamı kendi emrinde tutan daha güçlü adamın eylemiyken. Bu düşünceye göre iki tür neden vardır: I.” (Brun 1997:86) .145 dır ya da bir çelişkidir. Destekleyici ve öncede yer alan (önsel) nedenler (“doğal nedenler”) “Birinciler. Tanrı’nın kendilerinden yapmalarını istediği ve yapabileceklerini önceden gördüğü her şeyi yapacak güce sahiptir.

irade özgürlüğümüzü elimizden alacak diye niye korkmamız gerekiyor. iradenin. hiçbir şekilde kendi gücümüz dahilinde olmayan. Onu yapmayı seçmeseydik. Tanrı hiç kimse yerine seçmemektedir.146 Augustinus’a göre Stoalıları. kendi bildiğini okuyan bir şeyi kast ediyorsak. “Eğer zorunlulukla. zorunluluk fikrini savunmalarının kendilerini vardıracağı sonuçtan korkmalardır. Tanrı’yı. Tanrı’nın ebedi bir hayat yaşamak durumunda olduğunu ve her şeyi bilmek durumunda olduğunu söylediğimizde. kesinlikle yap(a)mayacağımız birçok şey yaparız. insanların iradelerini de almak isterler. ön-belirlenim (Tanrı’nın önceden belirlemesi) bakımından Tanrı’nın iradesi. istememizin kendisidir. Tanrı’nın önbilgisi. Çünkü. onun kendi iradesidir. yani bu. Diğer taraftan. evrenin zorunluluğudur. Gerçekte durum şudur ki. herhangi özneye. Böylelikle. fakat irademiz kendisine karşı çıktığında bile. ortada bir isteme fiili vardır. onları yapmayı seçmeseydik. bazıları zorunluluk tarafından belirlenmiş. eğer istiyorsak. ortada hiçbir şey yoktur. her bireyin iradesi. çeşitli nedenleri birbirinden ayırmaya çalışırlar. böyle bir zorunluluğun. Zorunluluktan muaf olarak kavradıkları sebepler arasına. Onun ölemeyeceğini veya aldatılamayacağını söylediğimizde de. sebepleri çeşitli türlere ayırmaya sevk eden şey. olduğundan daha az muktedir kılacak olan yapamazlık (inability) türüdür. iki alternatiften birini seçtirtmek şeklinde değil. Halbuki Augustinus’a göre. bazıları zorunluluktan muaf. zorunsuz sonuçları zorunlu ilan etmektedirler. herkes kendisi seçmektedir. bir şey istemiyorsak. Zira. Onun gücünü sınırlamakta değiliz. onun. evrendeki zorunluluğa tâbi olarak düşünülmesinin. herhangi bir şeyin öyle veya böyle olmasının veya şu veya bu şekilde gerçekleşmesinin kendisinden dolayı zorunlu olduğu şey anlamında ele alırsak. sözgelimi iki alternatifi de seçebileceğini önceden görmek. ama hangisini seçeceğini tam olarak bilmek şeklindedir. Ölmesi ve aldatılması mümkün . ki ölme zorunluluğundaki durum budur. Tanrı’nın hayatını ve Tanrı’nın önbilgisini hiçbir zorunluluk altına koymuyoruz. Augustinus’un ima ettiği şudur: Stoalılar. eğer ortadan kalkarsa. iradede özgürlük diye bir şey bırakmayacağını düşünürler (Augustine 1958:109). eğer zorunluluğu. bu zorunluluk türüne tâbi değildir. bununla birlikte. olabildiğince genel bir durumdur. kendi düşünce sistemlerinin iç tutarlılığını yükseltmek adına. gerçekte olanlara çok da dikkat etmeksizin. elbette bir seçim yapmış olmayacaktık. En görünür olan vaka. buna anlam veremiyorum. Bu. öyleyse iyi veya kötü (well or ill) bir şekilde yaşama seçimlerimiz.

(…)) (…) Bundan. Çünkü insan. yasaların boşuna yapıldığı. Augustinus. Tanrı. irademizde hiçbir güç olmadığı sonucu çıkmaz. hep boşuna olduğu kesinlikle iddia edilemez. Böylelikle. özgürdür veya gelecekte özgür olacaktır (Augustine 1958:110). irademizde bir güç olduğu sonucu çıkar. diğerlerinin iradesi yüzünden.” (Augustine 1958:109-10) Augustinus’a göre. Tanrı’nın önbilgisini inkar etmesi. böylelikle. her nerede seçtiğini gerçekleştirme gücünden yoksun salt bir irade varsa. Bununla birlikte.147 olmasa bile. sonuç olarak. Zira. özgür seçimi. (Zira.” (Augustine 1958:110) Augustinus’a göre. kınamalar ve cesaretlendirmelerin. bazı şeyler onun için imkansızdır. Veyahut. ortaya çıkmayacak olan bir şeyi gerçekleştirirler. Tanrı’ya ait olsa da. sorumlu yaşamanın bir koşulu olarak. buna izin veren güç. insanın. kendi iradesine rağmen acı çektiğinde bile. Tanrı’nın geleceği bildiğini inkar edilmesi diye de bir zorunluluk olamaz. pagan felsefe dünyasını meşgul eden suni ikilemler olduğunu söyleyebiliriz. Tanrı’nın buna izin verdiği kadarıyla. herhangi bir (herhangi bir türden) önbilgiye sahip olmuş oldu. çok saçmadır. hiçbir şey değil fakat bir şeyler görmüşse. özgür olarak seçmek zorunda olduğumuzu söylediğimizde. daha güçlü bir irade tarafından engellenecektir. Tanrısal önbilgi veya determinasyon uğruna özgür seçimden vazgeçilmesi diye bir zorunluluk olamaz. Tanrısal önbilgi ile özgür seçimin birlikte kabul edilebilmesiyle ilgili olarak şöyle der: “Hıristiyanlar ve felsefeciler olarak. eğer irademizin içinde neyin yer alacağını önceden görmüş olan O. böylelikle. aslında acı çeken kişiye ait olmasa bile. bundan. özgürlüğümüzü ortadan kaldıran herhangi bir zorunluluğun emrine vermekte değiliz. Dahası. seçmiş olmasaydık. O. (bu gibi durumlarda) bir insan iradesine rastlanır– her ne kadar. bununla birlikte. –bu iradî edim. Augustinus’a göre böyle düşüncelerin. Tanrı’nın . onu önceden görmüş olsa bile. özgür seçimi savunmanın bir koşulu olarak. övme ve suçlamanın. Herhangi bir şekilde seçtiğimizde. Seçimlerimiz. Bir kişi. o. ancak Tanrı’nın gücü aracılığıyla. özgürlüğü uğruna. bu önbilgiye sahip olmuş olan O. ve onlar her ne zaman eylemde bulunmayı seçsek. ikisinin de varlığını açık açık iddia ediyoruz – önbilgiyi. inancımızın bir parçası olarak. özgür seçimi. irademiz içindeki seçimin ne olacağını önceden bildi diye. (…) Sırf her şeye gücü yetmesi nedeniyledir ki. iradî bir edim vardır. bize aittir. bizde de aynı durum söz konusudur. Tanrı’ya her şeye gücü yeten denmesi yerindedir.

hiç kimse günah işlemez. onun günah işleyeceğini önceden biliyor diye günah işlemez. tüm insanlık. Hıristiyanlığın en karanlık yönlerinden birisidir. kendi seçimi olmadıkça. (Bu öğreti. ‘önceden seçilmiş’ insanlardır. Ama Tanrı’nın karşılıksız yardımı bazı insanları esirgemiştir. Cicero’nun yapmaya çalıştığı gibi. güya toplumsal kaygılarla. onun metafiziğini. kendilerinin olmuş olacaklarını önceden gördüğü kadar değere sahiptirler. “önceden seçilme” denen durum budur.3. bu konuya bu bölümde yer verilmesi uygun görülmüştür. predeterminasyon veya predestinasyon fikrine verdiği teolojik anlam ve içerik. önbilgisi yanılamayacak olan Kişinin. IV. her türlü önbilgiye karşı çıkmanın hiçbir anlamı yoktur (Augustine 1958:110). günah işlememek olabileceğini de. kozmolojik olarak (bu bölümde olduğu gibi. şüphe edilemeyecek bir şekilde sorumlu olmasının asıl sebebi.) Konu. Hatta “böyle şeyler. ikinci ve sonsuz bir ölüme sürüklenebilirdi. Tanrı önceden görmüştü. Bu insanlar.” Ayrıca dualardan gelebilecek iyilikler bir kenara atılmamalıdır. Onun. iradenin özgür seçiminin tarafını tutup. . “Onun. Tanrı. seçildikleri için iyi eylemleri sebatla gerçekleştirebilmektedirler.” (Augustine 1958:295) Bu esirgenen insanlar. iyi eylemlerinin mükafatı olarak seçilmemişlerdir. çünkü bu iyilikler. denebilir. Aslına bakılırsa. dolayısıyla ahlak felsefesini de belirlemektedir. ancak kendisinin sorumlu olacağını önceden görmüş olmasıdır. kendisine dua edenlere bağışlayacağını önceden gördüğü iyilikler”den başka bir şey değildir. Predestinasyon. bir insan günah işlediğinde. ilk günaha karşılık olarak. “hem de adil bir cezalandırmayla. ve insanın kendi seçiminin. teolojik görünmekle birlikte.” (Augustine 1958:110-1) Augustinus’un. onun kendi günahından. Günah işlemek. doğa felsefe bağlamında) da ele alınabileceği için. “Hiç kimse. İyi veya aşağılık eylemlere karşılık olarak ödüller veya cezalar tesis etmek de bu durumda adaletli olduğuna göre. Önceden Seçilmişlik ve İrade Özgürlüğü Hıristiyan dogmasına göre.148 önbilgisinin içinde bunlar da yer alır. (…) insanın kendi günahından.

bireyin eylemlerine.”(Russell. yaratmayla birlikte. bir şimdiyi paylaşırlar ve orda karşılaşırlar. hatta şekillendirdiği iddia edilebilir. yanlış bir isimlendirme olacaktır. İnsanın. bir bakımdan birey-toplum ilişkisine benzeterek. toplum karşısında ne kadar zayıfsa. bu neyin öncesidir? Augustinus’un da dediği gibi. bireyler. Bir tek insan. ya kendiliğinden toplaşıp ya bilinçli olarak toplanıp. insanın kendini her an Tanrı’nın önünde bulduğu düşünülebilir (Zekiyan 1975:80). çünkü Tanrı zaman olarak ileriye bakmıyor. uzun vadede etkilediği. Halbuki. şu veya bu ölçüde şunu kabul eder: Birey. Anselmus’un da vurguladığı gibi. toplum üzerindeki etkisi. Augustinus’tan etkilendikleri bilinen filozoflardan Kierkegaard’da olduğu gibi. tek bir an gecikmeksizin vuku bulmaktadır. toplumu içten dönüştürürler. insan da Tanrı karşısında o kadar (hatta daha fazla) zayıftır. anlamaya çalışabiliriz.) Bireyin değişken olması ile. bir şekilde toplumu etkileme gücüne sahiptir. değişmez olduğundan. bireysel eylemden sonra cevap vermek durumundadır. Tanrı’nın değişmez hakikatinin insanın eylemi üzerindeki yansıması. sürekli olarak birbiriyle yer değiştiren birer sebep ve sonuçtur. Bireyin. değişik şekillerde gerçekleşir. insan-Tanrı etkileşimi. Toplum. J. bireyin davranışının gecikmeli olarak toplum üzerine yansıdığı ve keza toplumu. B. Ama ikisi. Augustinus’unki de dahil olmak üzere. bazen. bireyi yadsımayan tüm toplum ve siyaset felsefeleri. 2001:215) İnsan içinse zaman. Burada. kitleleşerek. ama iki durumda da bireyin payı yadsınamaz. İnsan bireyi ile Tanrı arasındaki ilişkiyi. gelip geçici bir şimdidir. yapmıyordu. Tanrı.149 Önceden seçilmiş olma nedir. toplumun değişken olması. Tanrı. mukadderat ve önceden bilme terimlerinin yanıltıcı olduklarını ileri sürdü. toplum üzerindeki etkilerini . Ve zamanı. Keza. “Anselmus. insanın Tanrı’dan etkilenimi diyebiliriz. (Bazen. yolumuza bir analojiyle devam edebiliriz. ‘yaratma’da yarattı. Sonuç olarak. birey-toplum etkileşiminde. bir tek birey. insan ise değişken olduğundan. ‘yaratma’dan önce bir şey mi yapıyordu? Hayır. tüm toplumu etkileyebilecek bir ortam bulur. toplum yapısına göre. Bu duruma. Tanrı için bütün zamanların ebedî bir şimdi olduğu düşünülebilir.

(Burada. Ancak. dogmanın nasıl kavranması gerektiğine dair olan fikrinden (Özcan 1999:240) yararlanılmıştır. İfadedeki çelişkinin. zamanın parçasal isimlendirilmesi ile kendisi arasında çıkmaktadır. Zamanın. formel bir açıklamaya ulaşmak üzere. Augustinus’un. bu zaman ömrünü de aşabilir. Tanrı’nın her daim aktif aklı ve her daim çevik iradesi. insan iradesinin eylemine anında cevap vermektedir. Ama bu ‘çelişki’de. bir süreklilik olduğu düşünüldüğünde. insan. Tanrı. toplum. insan bireyinin iradesinin içeriğini. ve açıklayıcılıktan yoksun olduğu dile getirilecek olursa: Çelişki. Tanrı. anlatılan şeydeki çelişkiden başka bir şeye delalet etmediği söylenebilir. eş zamanlı bir şekilde. akıl-dışılık değil. parçalı olmadığı. bir benzetme yaparsak “acelecilik ederek”. eylemde bulunmadan önce insanın niyetini −belki de insandan daha çok− bilmeye muktedir olduğu için. Akıl-üstü olması. çok uzun zaman beklemesi gerekebilir. ne de düşüncemizin varmak durumunda olduğu bir sonuç olamayacağı anlamına gelir. 11. akıl-üstülük vardır. Bu durumda. bunun.) . insan bireyinin iradî eylemini art-zamanlı olarak (geç bir şekilde) yansıtırken. Hatta. Bu iddianın çelişki içerdiği. önzamanlı da diyebileceğimiz bir şekilde (ondan daha erken olarak)11 yansıtmaktadır. ne işaret ettiği durumun gerçekte var olmadığı. eylemleri kadar niyetlerinin de karşılığını gördüğünü iddia etmek zor değildir. insanın. onun üzerine. ifadedeki bir çelişki olduğu görülecektir.150 görmesi için.

iradenin doğru kullanılmasıyla ve ödevlerin farkına varıp onları başarma çabası içine girilmesiyle. Zamanla sınırlı insan varlığının varoluşsal yönlendiricisi iradedir. Aynı şekilde. geleceği dikkatle kavramaya sevk eder. insan varlığında. insan aklını. onu doğru kullandıkça. Özne. iradesi aracılığıyla aklın yönetimi altına girmedikçe ve erdemlerin uygulayıcısı olmadıkça mutsuzlukla karşılaşır. olmuş bitmiş şeyleri araştırmaktan ziyade. yani (kusurluysa) düzeltebileceği şeylerden sorumludur. intihar öznenin mutsuzluğuna çözüm olamaz. Sorumluluk. çünkü bu kusurlar tamamlandıklarında ortadan kalkacak eksikliklerden başka bir şey değildir. iradesiyle. bir şeyi varlığını ortadan kaldırmak şeklindeki kinci ve anlamsız isteğe benzer. intihar sorununun felsefi nitelikteki panzehiri olarak düşünülebilir. insan. Öznenin intihar önerisi rasyonalize edilmeye çalışılsa dahi. Bu bağlamda. yegane amacı olan mutluluğa ulaşması mümkün değildir. İrade yetisi. yerine getirilebilecek bir şeydir. insanın kendinden başka hiçbir şeye bağlı değildir. onun en güçlü noktası. iradesine bağlı olan. Ahlaki öznenin.151 SONUÇ Augustinus’un felsefesinde irade ile ilgili olarak vardığımız etik sonuçların. iradedir. İrade yetisinin aracılık özelliğinden doğru bir şekilde yararlanmayan rasyonel varlık. Ahlaki bir özne olan insanın. Çünkü pek çok şey. ontolojik temelli olanları şu şekilde sıralanabilir: İrade. İradenin varlığının ve niteliğinin vurgulanması. yaratan doğa olan Tanrı’ya karşı sorumluluğunu. bireysel nitelikteki varoluşun kendine özgü bir parçasıdır. erdemli olmadığı müddetçe. kendisini mutsuz eden kusurları düzeltme yoluna gidebilir. yaratılmış bir doğa olan insan. önemli bir aracı konumundadır. Ne denli mutsuz olursa olsun. İnsan. en zayıf noktası olmaktadır. İnsan. ne özgün bir varoluşa sahip olabilir ne de erdemli olabilir. ahlaki eylemlerden en çok sorumlu olan yetisi. kendisini kötümserliğe sevk eden bir bireysel veya toplumsal geçmişin üzerinde kendini bulsa dahi gelecekten iyimser olmaması için hiçbir sebep yoktur. zira bu. iradesine bağlıdır ve irade. saçmadır. düzeltilebilecek kusurlarını bahane ederek. Gücünü geleceğe yönlendirmiş bir irade. ahlaki özne. Tanrı’nın kendisine verdiği ahlaksal ve varoluşsal potansiyeli tam . irade. onun kullanımını sahici olmayan bir varoluşa devrettiğinde.

152 olarak gerçekleştirmek suretiyle yerine getirebilir. insan varlığında kıyaslama kabul etmez şekilde en yüksek yeti olarak gören Sokratik yaklaşımlar. hayat(ın)a anlam katarak. Augustinus’un felsefesinde. irade akıldan önce gelir ve akıldan daha özgürdür. yanlış davranışın cehaletten kaynaklanmadığı durumları açıklayamazlar. iradenin. İnsanın yetileri arasında iradenin ayırt edici özelliği. Hakikatin araştırılmasında veya çeşitli akılsal faaliyetlerde sürekliliğin ve kalıcılığın sağlanması. bellek. hem dışsal etkenler hem içsel etkenler karşısında bağımsız olan varoluşu. insanda iradenin var olduğunu kabul etmek ile insandaki iradenin özgür olduğunu iddia etmek. ödeyebilir. özgürlük bir histen. Böylelikle irade. asıl olarak iradedir. bu nedenle. insanda bilgi ile inanç arasındaki etkileşimi sağlayandır. aklın alırlığının aslında (potansiyel olarak) ne kadar yüksek olduğunun hiçbir önemi yoktur. İrade. anlama yetisi. İnsanda irade akıldan üstündür. seçme eylemine önsel bir özgürlük temeli sunmaktadır. Böylece. diğer yetiler üzerinde de yönlendirici oluşudur. insan. epistemolojik temelli olanları şöyle sıralanabilir: Augustinus’a göre insan. aklın egemen olduğu (olacağı) bir hayatı seçtiren. bilişsel ve ahlaksal nitelikteki insan varlığının iç bütünselliğinin sağlanmasında etkin bir düzenleyicidir. en az onun kadar önemli bir şekilde. iradenin. nerdeyse aynı şeydir. İradenin. irade üçlüsünden oluşmakla birlikte. akla değer veren ve belleği yadsımayan bir yönelime sahip olması. gerçekte ne belleğe ne de anlama yetisine bağımlıdır. İradenin doğru kullanılması ise. kendini mümkün olduğu kadar gerçekleştirip var ederek. gerçek özgürlüğe dönüşür. verili bir şey olan irade özgürlüğü temelinin üzerine. Zira insana. onun tarafından var kılınmaya layık bulunarak aldığı borcu. tüm varlığını kapsayıcı gerçeklikte bir varoluşsal özgürlük inşa edebilmesi için bir tür ön şarttır. tek bir varlıktır. Tanrı’dan. psikolojik özgürlük adı verilen varsayımdan ibaret olmaktan çıkar. seçilen akılsal nesnede sebat etmek yöneliminde olmadıkça. Böylece. Aklı. Bununla birlikte. iradeye bağlıdır. Seçim yaparken irade. İrade. sadece akla değil. aklı bilgeliğe ve hakikate bağlaması sayesinde mümkündür. insanın. İrade doğru kullanıldıkça. irade ile ilgili olarak varılan etik sonuçların. .

Düzene tam anlamıyla tabi olan tüm bu fiziksel nesnelerde olup biten her şey ‘doğal’dır ve ‘kötü’ denmeye layık hiçbir şey yoktur. akıl yetisinin elinden alıp. Ne var ki. sürekli bir oluşun varlığına delalet eder. Fiziksel varlık. var olması gerektiği düşünülen bir iyiliğin noksanlığıdır. Augustinus’a göre. İnsan. Platoncuların dediği gibi (maddi varlıklar kategorisine girmek durumunda olan) beden olamaz. Kötülük yapan her ruh. aslından uzaklaştığı ölçüde eleştirilmektedir. aslı övülmüş olur. kendisi bizzat iyilik olan Varlık’tan. bir fiziksel varlık. en gerçek varoluştur. çeşitli varoluş formlarını eleştirmektedirler. aslında. bir süre sonra düzen-dışı arzunun kölesi haline gelir. onun insan adına var olan (göreceli) varoluşu. Kötü ahlaki bir kavramdır. varlık hiyerarşisine dair yanlış kavrayışlardan kaynaklanır. Yani kötülük. varoluştan yok oluşa doğru giden bir oluş hali içinde olmaları. zaman zaman bedeni yanlış yönlendiren. onun esas formu övülmektedir. kötülüğün kaynağı. varlığın ta kendisi. insanın. düzen-dışı arzuya devrettiğinde. (varlık düzeni tarafından belirlenmiş olan) tüm düzeni bozulmaktadır. kesin bir yıkımın değil. Fiziksel dünyada olduğu iddia edilen kötülük. kendi kendinin cezalandırıcısı haline gelmektedir. Bu durumda ruhsal alanda kargaşa egemen olmaya başlar. kötülük probleminin Tanrı’yla ilgisi yoktur. iradesi bir şekilde kötülük yapmaya yönelmiş ruhta aranmalıdır. çünkü Tanrı. fiziksel evren içerisinde tesis edilmiş olan düzene uygun olarak. esas niteliği rasyonel olmak olan kendi öz varlığını . çeşitli niteliklerini yitirir ve zamansal nesnelerin bozulması. insanı. hayatının kontrolünü. iradenin kusurlu davranışıyla ortaya çıkmaktadır.153 Kötülük problemi. Fiziksel bir doğadaki (varlıktaki) iyiliğin noksanlığı eleştirilirken. ahlaki anlamdaki kötünün kaynağı. Bu durumda. Tam tersine. irade özgürlüğü problemiyle yakından ilgilidir. onların. var olduğu ölçüde iyidir. Çünkü varlığını. varlık düzeninde hiçbir kusura yol açmazken. yani Tanrı’dan alır. Bir parçanın bütün içerisindeki yerini kavrayamayan insanlar. bizzat varolan bir şey olarak yoktur. insanın iradesi ve aklı. kötülüğün. Augustinus’a göre. Bu durumda. olsa olsa ahlaki bağlamda bir tür varoluşu olduğu iddia edilebilir. Kötülük. iradesi aracılığıyla. Augustinus’un bu bağlamdaki yaklaşımından çıkardığımız sonuçlar şunlar olmuştur: Her doğa (varlık). Böylece kötülüğün mutlak olmayan varoluşu. Ahlaksal bağlamda kötülük.

varoluşsal kapasitesini gerçekleştirmek bakımından hakiki bir güç olduğunun farkına vararak ve bu gücü doğru şekilde kullanarak. ölme zorunluluğu iken. Augustinus’a göre. sürekli olarak güçlüklerle karşı karşıya oluşu. ilk günah dogmasını iyi kavramak gerekir. sadece cezalandırmadaki adalet olarak . tüm insan ırkına özgü bir durumdur. iradesinin. neyin doğru olduğu bilgisini kaybetmek durumundadır. böyle bir hayata mahkum değildir. İnsan. Bununla birlikte. İlk günahı. bazı insanlara özgü bir sorun olmayıp. insanın gerçek doğasını karakterize edemez. ahlaken doğru olan bir eylemi gerçekleştirebilmesi için. eksik bir varoluşa indirgemektedir. doğru eylemde bulunmak istediğinde. Kişi. Augustinus’ta irade ile ilgili olarak varılan sonuçlar. bu sorunu anlayabilmek için. neyin doğru olduğunu bilen fakat onu yapmayan (yapmayı istemeyen) insan. insan doğasını. zamansalın zamansal olmayanda açımlandığı bir ahlaki düşüş paradigması olarak ele alma eğilimde olan Augustinus. iradesi aracılığıyla bu durumdan uzaklaşabilir. böyle bir hayat. insan. Benzer şekilde.154 gerçekleştirmekten alıkoyarak. İradenin. ikinci ve sonsuz bir ölüme sürükleme ihtimalini barındıran) günah işleme yatkınlıkları ile donatılmıştır. böyle bir doğayla yaratılmamış. iradesini yanlış kullanarak kendisini bu duruma düşürmüştür. onu gerçekleştirme gücünü bulamamaktadır. İradesi aracılığıyla ona bu güç verilmiştir. iradesini yanlış kullanmasına uygun olarak. İlk günah sonucunda verilen başlıca ceza. onu yürekten istemesi. her günahı ilk günah eksenine çeken bir düşünüş tarzı içindedir. Çünkü Tanrı. Bununla birlikte. Bununla birlikte bu durum. cehaletin bertaraf edildiği durumlarda. hatta ne yapması gerektiğini bilmesi her zaman yeterli olmayabilir. bu ölümlü hayat baştanbaşa –gene cezanın haklılığına ve eksiksizliğine binaen– (bireyi. iyi bir iradeye ve sonuçta iyiliğe yönelmiş bir hayata sahip olabilir. doğru eylemde bulunmaya gücü olmasına rağmen. Böylece. ana hatlarıyla şöyledir: İnsanın. Augustinus’a göre. Aslında. düzen-dışı arzunun kısır döngüsünden kurtulmak insanın elindedir. koşulların elvermemesi nedeniyle gücü bunları gerçekleştirmeye yetmeyebilir. İnsan. Din felsefesi (Hıristiyan felsefesi) perspektifinden. yapılması gerekenleri tam olarak bilmesine rağmen. dert ve acıdan başka bir şey olamaz. buna isteği olmayan insan.

Böylece. Augustinus’a göre iki şeyi birbirinden ayırmak gerekir. bu. insanın güçsüz özgürlüğü. zorunlu olan ile iradi olan farklı. hatta karşıt şeylerdir. Ancak. kesin olduğundan. evrenin düzenine tâbi olarak düşünülse ve evrendeki düzenin zorunlu olduğu kabul edilse dahi.155 değil. bir zorunluluk yoktur. zamansal varlıklar olan bizlerin ‘zorunlu’ bir şey olarak kavradığı doğa düzenini isteyerek yaratmıştır. Tüm özgür seçimler dahil her olay. tüm zamanlar boyunca. Determinizm ve irade özgürlüğü sorunu çerçevesinde. İnsan açısından. ilk günahtan sonra. Tanrı bildiği her şeyi kesin bir şekilde yani zorunlulukla bilmektedir. günahı (suçu) üzerine almalı ve sorumlu olduğunun bilinci içerisinde. sınırlılığını bahane etmeyerek iradesiyle elinden geleni yapması ve ayrıca Tanrı’nın yardımına her halükarda muhtaç olduğunu unutmaması ve ona uygun davranması gerekmektedir. İnsan için ölmek veya yaşlanmak. Bize göre ‘iradi’ veya ‘zorunlu’ olan bütün olayları ayrımsız ve kesin bir şekilde bilir. seçilmesi mümkün diğer şeyleri eleyip istediğimiz şeyi seçtiğimiz tüm durumlarda. gerçek bir özgürlük olabilir. bu göreceli veya sınırlı özgürlükten hareketle daha fazla özgürlüğe ulaşabilmesi için. Tanrı’nın yaratmasında. İnsan özgürce seçmektedir. evren düzeninin kurucusu olarak. insan iradesi hâlâ özgürdür ama cezaî nitelikteki engellerle çevrilmiştir. Ancak Tanrı sayesinde. Tanrı. affetmedeki merhamet olarak da kendini göstermeye hazırdır. bir zorunluluktur. Tanrı. insanın tikel seçme eylemini iradi olmaktan çıkarıp zorunlu yapmaz. Tanrı’nın bilgisi. Tanrı’nın önbilgisi. Tanrı’nın önbilgisi ile önbelirlenim bu şekilde birbiriyle . iradenin eylemi ve böylece iradîlik söz konusudur. günahının kendisine yüklediği cezadan hem güçsüz hem mağrur bir şekilde kaçmaya çalışmak yerine. bir şeyi bir diğer şeye tercih ettiğimiz tüm durumlarda. yani evrene dair bilgisi. –insan için– iradi olan olayları zorunlu kılmadığı gibi. İnsan. yani belirlemesinde. İnsan iradesinin. ahlaki ödevlerini gerçekleştirirken iradesini tam kullanmasının yeterli olamayabileceğini bilmeli ve Tanrı’nın yardımının onun için her zaman hayati bir tamamlayıcı olduğunu unutmamalıdır. zorunlu olanları da iradi yapmaz. olacak her şeyi mutlak anlamda bilir. Augustinus’un felsefesinde vardığımız sonuçlar da şöyle özetlenebilir: Öncelikle.

bir başka kişinin kötüyü seçecek olduğu irade. Tanrı’ya dair olan zorunluluk. (Bir zorunluluk. bizim seçimimiz diye bir şeyin gerçekten olduğu sonucu çıkar. özgürlükten hareket etmektedir ve determinizmi. bundan. ama istenmektedir. Sonuç olarak Augustinus’a göre. çünkü insan iradesinin özgürce seçeceğine dair olan bilgi. Augustinus’a göre. hem de determinizm temeli üzerinde vardır. İradesi özgür olmasaydı. Çünkü Tanrı. irade olmaktan çıkmaz.156 karşılaştırılmalıdır. . önbilgisi asla yanılmaz olan Tanrı’nın önbilgisidir. İrade. herhangi bir özneye. kendisi aracılığıyla bir kişinin iyiyi. Tanrı. iradenin özgürlüğünden hareketle. bilakis. irademiz içindeki seçimi önceden bildi diye. iyiye veya kötüye yönelimi söz konusu olamazdı. özgürlüğün temeli ve teminatı olarak görme eğilimindedir. ki bu ikilemi ortaya çıkartan karşıt iddiaların ikisi de yanlıştır. eylemlerin bilinmesine ilişkindir. Tanrı her şeyi yaratmıştır. Augustinus’a göre. insanların özgür iradeleri ile iyiyi veya kötüyü seçeceklerini önceden biliyor diye. Augustinus’a göre. bir başka zorunluluğu gerektirecekti. her şeyden kesindir. sorunu. iradenin. sözgelimi iki alternatiften birini seçtirtmek değil. önbilginin gündeme getirdiği zorunluluktan hareketle. tüm seçimleri (önceden) bilendir. onun iki alternatifi de seçebileceğini önceden görmek ve hangisini seçeceğini tam olarak bilmek şeklindedir. istediği (seçtiği) düzeni evrene vermiştir ama tüm seçimleri yapmamıştır. Tanrı’nın önbilgisi. irademizde hiçbir güç veya özgürlük olmadığı sonucuna varılamaz.) Tanrı. ya ‘seçme gücü’ ya ‘önbilgi’ şeklinde bir ikileme indirgemek demektir. Seçim ise özgürce seçmek. Böylece. Augustinus’a göre özgürlük vardır. insanı özgür irade sahibi bir varlık olarak yaratmıştır. Augustinus’un determinizmi yadsımayan ama determinist de olmayan düşüncesi. eylemlere destek veya müdahale şeklinde değildir. yani özgürlük demektir. insandan ahlaken iyi eylemlerde bulunması istenemezdi. içsel veya dışsal bir zorunluluk tarafından yönetiliyor olsaydı. tüm seçimleri yapan veya yaptırtan değildir. evrende hiçbir zorunluluğun olmadığını iddia etmek ile. evrende hiçbir şeyin iradi olarak gerçekleştirilemeyeceğini ve özgürlüğün olmadığını iddia etmek. insanlar özgürce seçerler. Tanrı. İnsanın seçme eyleminde özgür olduğu.

Walsh. Monahan.S. D. Saint 1999 İtiraflar (Çev. Vernon J. Kries.B. Saint 1961 Confessions (Trans. Dominik Pamir) İstanbul: Kaknüs Yayınları . Zema. G. D. E. M. Ed. Pine-Coffin) London: Penguin Books AUGUSTINE 1993 On Free Choice of the Will (Trans. Saint 1958 City of God (Trans. G. D. R.157 KAYNAKÇA AUGUSTINE. D. Honan. Tkacz.G. Kries) Indianapolis: Hackett Publishing Company AUGUSTİNUS. Fortin. Ed. Thomas Williams) Indianapolis: Hackett Publishing Company AUGUSTINE 1994 Political Writings (Trans. Bourke) New York: Image Books Doubleday AUGUSTINE.

Ahmet 2003 “Augustinus” maddesi. Henry 2001 Augustine: A Very Short Introduction New York: Oxford University Press COLLINSON. Ahmet Cevizci) İstanbul: Etik Yayınları. Ahmet 2002 Felsefe Sözlüğü İstanbul: Paradigma Yayınları CEVİZCİ. . Frederick 1950 A History of Philosophy Volume II: Mediaeval Philosophy Augustine to Scotus London: Burns Oates & Washbourne Ltd.158 CEVİZCİ. Felsefe Ansiklopedisi Cilt 1 (Ed. Ahmet 2001 Ortaçağ Felsefesi Tarihi Bursa: Asa Kitabevi CEVİZCİ. Diané 2002 Fifty Major Philosophers: A Reference Guide New York: Routledge COPLESTON. s. 714-27 CHADWICK.

Mary Patricia 1957 “Introduction”. Johann Eduard 1997 A History of Philosophy Volume I: Ancient and Mediæval Philosophy (Trans. 48-9) ÇOTUKSÖKEN.) 1999 Axis 2000 Büyük Ansiklopedi (Milliyet / Hachette) (Çeviri Ed.159 CROSET. “Augustinus” maddesi (s. Mary Patricia Garvey) Wisconsin: Marquette University Press . Gillian Rosemary 2006 Fifty Key Medieval Thinkers Oxon: Routledge ERDMANN. Williston S. Zeynep Çağlıyor) İstanbul: Doğan Kitapçılık Cilt 2. Jean-Pierre ve Jacques DEMOUGIN (Ed. Kadir 2000 Orta Çağ Felsefesi Tarihi İstanbul: İnkılâp Kitabevi EVANS. Hakkı Devrim. Saint. Betül ve Saffet BABÜR 2000 Ortaçağda Felsefe İstanbul: Kabalcı Yayınevi ÇÜÇEN. AUGUSTINE. Hough) Bristol: Thoemmes Press GARVEY. Against the Academicians (Trans.

Gülnihal 2001 Ortaçağda Eğitim Felsefesi İstanbul: Alfa Basım Yayım Dağıtım LACEY. Robin Gill) Cambridge: Cambridge University Press. Ayşe Meral) İstanbul: Kabalcı Yayınevi GÖKBERK. The Cambridge Companion to Christian Ethics (Ed. s. Timothy P.160 GILSON. 42-62 KÜKEN. A. R. Etienne 2003 Ortaçağ Felsefesinin Ruhu (Çev. 2001 “The gospels and Christian ethics”. Macit 1998 Felsefe Tarihi İstanbul: Remzi Kitabevi JACKSON. Étienne 2007 Ortaçağda Felsefe (Çev. 1996 A Dictionary of Philosophy London: Routledge . Şamil Öçal) İstanbul: Açılım Kitap GILSON.

Edward Craig) Cornwall: Routledge. John A. Gareth B. Michael 2000 “Saint Augustine” The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Ed. s. 1996 “Augustinianism” maddesi.161 MARKUS. s. A. Zeki 1999 Agustinus’ta Tanrı ve Yaratma İstanbul: Alfa Basım Yayım Dağıtım . 207-208 ÖZCAN. 198-207 MATTHEWS. Paul Edwards) New York: Simon & Schuster MacMillan. Paul Edwards) New York: Simon & Schuster MacMillan. 1996 “Augustine. Edward N.stanford.edu/archives/win2000/entries/augustine/>. Routledge Encyclopedia of Philosophy Volume I (Ed. St. The Encyclopedia of Philosophy Volumes 1 and 2 (Ed. Zalta) URL = <http://plato. s. 541-559 MENDELSON.” maddesi. MOURANT. 1998 “Augustine” maddesi. R. The Encyclopedia of Philosophy Volumes 1 and 2 (Ed.

: John M. Ahmet Fethi) İstanbul: Kabalcı Yayınevi . Augustine I (Great Political Thinkers . Saint. Dunn. R. Jeffrey Burton 2001 Lucifer: Ortaçağda Şeytan (Çev.S. Jean 2001 “Virtue Ethics”. Bertrand 2004 History of Western Philosophy London: Routledge RUSSELL. Augustine”. Pine-Coffin) London: Penguin Books PORTER. The Cambridge Companion to Christian Ethics (Ed. AUGUSTINE. s.S. Ian Haris) Cheltenham: Edward Elgar Publishing Limited PINE-COFFIN.162 PEGIS. 1997 “The Mind of St. 96-111 RUSSELL. Anton C. Confessions (Trans. R.3) (ed. 1961 “Introduction”. Robin Gill) Cambridge: Cambridge University Press.

Wilhelm 1997 Felsefenin Arka Merdiveni (Çev. Ed. ix-xxi WINDELBAND. Boğos 1975 “Augustinus’un Bilgi Teorisinde İçgerçeği Prensibi ve Süje’nin Kendini Bilmesi (Memoria Sui)”. Yay. Thomas 1993 “Introduction”. Roman. s. s. Sedat Umran) İstanbul: İz Yayıncılık WILLIAMS. AUGUSTINE. (Trans. and Medieval (Trans. Tufts) New York: Harper & Brothers ZEKİYAN. On Free Choice of the Will. 21-80 (Yayımlanmış Doktora Tezi) . Wilhelm 1958 A History of Philosophy Volume I: Greek.163 WEISCHEDEL. Felsefe Arkivi Sayı: 19 İstanbul: İstanbul Üni. James H. Thomas Williams) Indianapolis: Hackett Publishing Company. Fak..

3) (ed. Varoluşçuluk (Çev. P. Asım 1993 “Önsöz”.R. Ian Haris) Cheltenham: Edward Elgar Publishing Limited BRUN. Augustine I (Great Political Thinkers . SARTRE. Albert 2002 Sisifos Söyleni (Çev. Medar Atıcı) İstanbul: İletişim Yayınları CAMUS. Jean-Paul. Asım Bezirci) İstanbul: Say Yayınları BROWN. Jean 2006 Stoa Felsefesi (Çev. Cemal Bâli 2004 Varolma Direnci ve Özerklik: Bir Hak Kuramı İçin Spinoza’yla Ankara: Dost Kitabevi Yayınları BEZİRCİ. Tahsin Yücel) İstanbul: Can Yayınları . Dunn. 1997 “Saint Augustine: Trends in Medieval Political Thought”.: John M.164 İKİNCİL KAYNAKÇA AKAL.L.

Bryan ve Anthony KENNY 2001 “Üçüncü Tartışma: Ortaçağ Felsefesi”. Gabriel 1999 “Aziz Augustinus’ta Kaygı” (Çev. Ayşe Meral) İstanbul: Litera Yayıncılık MAGEE. Medar Atıcı) FelsefeLogos Yıl 2 Sayı 6 İstanbul: Bulut Yayınevi . Bryan. Ahmet 2001 Onyedinci Yüzyıl Felsefesi Tarihi Bursa: Asa Kitabevi KABAAĞAÇ. MAGEE. Ahmet Cevizci) İstanbul: Paradigma Yayınları MARCEL. Alain de 2005 Ortaçağ Felsefesi (Çev. Büyük Filozoflar: Platon’dan Wittgenstein’a Batı Felsefesi (Çev. Sina ve Erdal ALOVA 1995 Latince-Türkçe Sözlük İstanbul: Sosyal Yayınlar LIBERA.165 CEVİZCİ.

On Christian Doctrine (Trans. 2000 Dinler Tarihinde 50 Anahtar Kavram (Çev.W. Inc. Journal of the History of Philosophy Volume XXXIX (2001 / 4) PIEPER. AUGUSTINE. Keith 1991 “Foreword”. D. Saint. Eric J. Ahmet Güç) Bursa: Arasta Yayınları THOMAS. Gönül Sezer) İstanbul: Ayrıntı Yayınları ROBERTSON. SHARPE. Founders of Thought: Plato / Aristotle / Augustin (Ed. Veysel Atayman. Keith Thomas) Oxford: Oxford University Press .W. Annemarie 1999 Etiğe Giriş (Çev. 1958 “Translator’s Introduction”. D. Micheal 2001 “ “By the Things Themselves”: Eudaimonism. Direct Acquaintance.166 MENDELSON. Robertson) Indianapolis: The Bobbs-Merrill Company. and Illumination in Augustine’s De Magistro”.

167 TUNALI. Charles 2000 Kötülük Problemi (Çev. Sedat Umran) İstanbul: Kaknüs Yayınları . Mete. İsmail 1995 Felsefe 1-2 İstanbul: Altın Kitaplar TUNÇAY. Mete 1985 “Aurelius Augustinus”. TUNÇAY. Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi-1: Seçilmiş Yazılar Ankara: Verso WERNER.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful