Ayetullah Cevadi Amuli: "Velayet-i Fakih, İmametin Devamıdır" Kafirler, dinin temelini ortadan kaldırmak için, Peygamber’in (s.a.

a) ölümünü bekliyorlardı. Ama Kevser ve Gadir hakikatleri, onları bu hedeflerinden alıkoydu, aynı şekilde Hz. Ali’nin velayetinin ve imametinin düşmanı kimseler de, on dokuz Ramazan tarihli olayı tertiplediler ki Ali b. Ebi Talib’in (a.s) vefatıyla kendi sorunlarını halletmiş olsunlar. Onlar, velayet gökyüzünde her yıldızın batışıyla birlikte başka bir yıldızın doğduğunu ve parladığını bilemiyorlardı. Nitekim İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz bizler, gökteki yıldızlar gibiyiz. Bir yıldız görünmez olduğunda başka bir yıldız doğar.”*1+

Gökyüzündeki bütün yıldızlar, bir anda görünmez hale gelmemektedir ve batmamaktadır. Eğer, ölümün batı kıyısında bir imam vefat edecek olursa, hayatın doğu kıyısında başka bir imam doğar.

Gaybet-i Kübra çağında da düşmanlar, bu gaybetten kötü istifade ederek, "İmam-ı Zaman’ın (ruhumuz ona feda olsun) gaybetiyle, "biz gaybet şüphesini gözetmekteyiz” diyemez. Zira, gaybet çağında da veliyy-i fakihin önderliği ve yöneticiliği İslami düzenin ve din sınırlarının koruyucusudur.

Fakih kimsenin bir hakiki şahsiyeti vardır ki bu açıdan diğerlerinden üstünlüğü yoktur ve hatta onlarla eşit konumdadır. Ama bir de hukuki şahsiyeti vardır ve o da fakihlik, adalet, müdüriyet, cesaret ve yürekliliktir. O, bu açıdan diğerleri gibi değildir. Aksine Allah’ın veli kuludur. Allah’ın kulunun hukuki şahsiyetinin ise bir çok üstünlükleri vardır ki bunun sonucu olarak hakiki şahsiyetler ona uymalıdır. Örneğin eğer Veliyy-i Fakih bir taklit mercisi ise herhangi bir şeyin farz veya haram olduğuna dair fetva verdiği taktirde, bu fetva üzere amel etmek herkese farzdır. Eğer İran ve İsrail ilişkilerinin kesilmesi gibi yönetimsel (egemenlikle ilgili) bir hüküm verecek olursa, bu velai hükümle amel etmek de farzdır. Bununla amel etmek kendisine farzdır ve bunu çiğnemek, hatta kendisine bile, haramdır. Eğer hüküm ve yargı kürsüsüne oturacak ve hakemliği ile bir sanığı mahkum, diğer bir sanığı ise beraat ettirecek olursa, verdiği bu yargı hükmüyle amel etmek de hem diğerlerine, hem de kendisine farzdır. Bu hükmü çiğnemek, hem diğerlerine ve hem de kendisine haramdır. O halde velayet-i fakih, fıkhi fetvalar bölümünde, hakemlik ve yargı hususunda ve aynı şekilde İslami düzeni idare etmekte, adalet ve fakihliğin velayetinin ta kendisidir. Bu esas üzere Mirza-i Şirazi (r.a), "Bugün tütün kullanmak haramdır”*2+ diye bir fetva verince, o velai hüküm bütün herkese farzdı. Bu hatta kendisi için de farzdı. Bunu çiğnemek de hem diğerlerine hem de kendisine haramdı.

Ali b. Ebi Talib’in (a.s) de velayeti işte böyledir. Ali b. Ebi Talib (a.s) fıkhi veya yargı ile ilgili bir hüküm verdiği zaman Allah’ın veli bir kuluydu. Ama, fetva ve yargı hükmüne itaat etmesi açısından o Ali b. Ebi Talib (a.s) idi. Fakih’in hukuki bir şahsiyeti vardır ki diğerlerinden seçkindir ve hakikatte bu hukuki şahsiyet; fakihlik, adalet ve cesaret gibi bir takım melekelere geri dönmektedir. Ama fakih bir kimse, hakiki bir şahsiyete de sahiptir ki bu şahsiyeti diğer insanlarla aynı konumdadır.

Velayet-i Fakih, vekalet işi değildir. Çünkü hiç kimse dinin kayyımı ya da ihtiyarının sahibi değildir ki fakihi vekil kılmış olsun. Şer’i haklar da insanların iradesi altında değildir ki kendileri için bir vekil tayin etsinler. Vekalet, insanın kendi yetkileri dahilinde bir kimseye vekalet vermesi şeklindedir. Ama hiç kimse dinin

Türkiye. Bosna-Hersek’in akıbetine uğrayacaktır. Şartları haiz olan ve güçlü bir önder bulabilmek kolay bir iş değildir. kamil ve Allah’ın beğendiği bir dindir.s) velayeti şartıyla kabul etmektedir. niyabet şekliyle veliyy-i fakihin hukuki şahsiyetine. Gadir bayramı günü. Düşmanları ümitsiz kılan ve dostları sevindiren şeylerden biri de önderin velayetidir. Gadir-i Hum hakikatini ihya etmenin bir yolu da İslam düzeninin kadrini bilmemiz. Velayeti olan bir din. silahşör. Avrupa’nın kalbindeki Bosna’ya acımayan düşmanlar. İdarecilik gücü ve önderlik sadece ilim elde etmekle ortaya çıkmamaktadır. asla İslami İran’a merhamet etmezler. yani fekahet ve adaletine verilmektedir. bir toplum oluşturmak mümkün değildir. eğer sizler dönecek olursanız biz de döneriz ve eğer sizler yolda olursanız.s)”*5+ Zira en önemli konu rehberlik konusudur. Afganistan…) kuşatması altında bulunmaktadır. Hakikatte bir Kevser mesabesinde olan layık ve zahit bir önder olmadan. Münezzeh olan Allah. Allah korusun yakın bir gelecekte veya uzak bir tarihte bizim gafletlerimiz ve düşmanların uyanıklığı sebebiyle İran İslam Cumhuriyeti de bu sorunla karşı karşıya gelebilir. Elbette ilim sahibi olmak da rehber ve önder olmanın şartlarından biridir. Öndersiz bir toplum. etrafta güvenilir ülkeler bulunduğundan oraya kaçabildiler. Ama İran İslam Cumhuriyeti ne yazık ki her taraftan kan içici düşmanların (Irak. can ve malımızla bu düzeni korumamız ve İmam gibi olan İran İslam Devrimi önderinin velayet ve yöneticiliği sayesinde İslami kamil bir düzene doğru hareket etmemiz ve bu ilahi yolda sapıklıklara karşı direnç içinde olmamızdır. Bu ülkelerde mücahitler bir çok şehitler de vermişlerdir. Bu yüzden dini kemale erdirdikten ve nimeti tamamladıktan sonra şöyle buyurmuştur: "ve size din olarak İslam’ı beğendim” Yani bugün ben. Afganistan. her şeyini toplayıp gitmiş değildir. Kur’an-ı Kerim’de yer alan iki ayet sürekli olarak kulaklarımıza tehlike çanlarını çalmaktadır.irade ve yetkisine sahip olmadığı için vekalet verme hakkına sahip değildir. Ama bugün velayet makamı. silah ve fedakar insanlar vardır. Onların en büyük sorunu önderlik sorunuydu. biz de (ona) yardıma döneriz. biz de feyzimizi devam ettiririz. Allah’ın beğendiği bir İslam haline gelmiştir. Aksine bir rehber ve önderlerinin olmayışıydı. "Fakat siz eğer yine (fesatçılığa) dönerseniz.”*4+ Bu iki ayetin bizlere vermek istediği mesaj şudur ki. Lübnan ve Irak gibi ülkelerin sorunu silah ve direniş sorusu değildi. dinin kemale ermesini ve nimetin tamamlanmasını Ehl-i beyt’in (a. Düşman. Allah’ın tüm boyutlarıyla hoşnut olduğu bir din değildi. dinin kemale ermesine ve nimetin tamamlanmasına ortam sağladığı için böyle bir İslam. Bu ülkede savaşçı. şimdiye kadar İslam. Dolayısıyla hakikatte Peygamber için olan şey. din olarak size İslam dinini seçtim. müminlerin birbirleriyle karşılaştıklarında şöyle demeleri müstehaptır: "elhamdülillah’il-lezi ce’elna min’el-mütemessikin bi velayet-i emir’el-müminin ve’l-eimme (a. ”*3+ Hakeza: "Yine (Peygamber'e düşmanlığa) dönerseniz. . Bu arada şu farklılık da göze çarpmaktadır ki Bosnalılar.

” Daha sonra da. 2-Tarihte Velayet Bayramı Peygamber-i Ekrem. Veda.”*8+ Orası.a. H. Gadir-i Hum topraklarıydı ve o günkü dünyanın adeta dört yolu konumundaydı. Medine’de ve kabileler arasında Peygamber’in hacca gitmek istediği haberi yayıldı.a. Hava oldukça sıcak idi.Allah nezdinde din bu İslam’dan ibarettir.a) ile görüştü. böyle bir dine kolayca üstün gelebilirler. Belağ ve İslam Haccı olarak adlandırılmıştır. Burada Cebrail nazil oldu ve şu ayetle Peygamber’e şöyle hitap etti: "Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. yılda Allah tarafından bizzat Hac merasimine katılmak ve kamil haccı Müslümanlara öğretmekle görevlendirildi. yabancıların ümitlendiği ve tamaha kapıldıkları bir husustur. Peygamber-i Ekrem’in (s. Zi’l-Ka’de ayında. Bu haberin yayılması üzere Medine’nin etrafında binlerce kişi çadır kurdular ve hepsi Peygamber’in hareket edeceği anı beklediler.s) selam göndererek Mekke’ye girdi. öyle ki insanlar ridalarının*9+ bir bölümünü başlarına ve bir bölümünü de ayaklarının altına sermişlerdi.” Sonunda da işaret parmağıyla göklere doğru işaret ederek şöyle buyurdu: "Ey Allah’ım! Ben mesajlarını ilettim. Ali (a. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Peygamber’in emriyle. Zira yabancılar.a. Zi’lHicce ayının dördüncü günü.s) de Peygamber’in Mekke’ye doğru harekete geçtiğini işitince. Ama kamil ve tam olan İslam. Ama din bir yöneticiye ve dindar valilere sahip olduğu müddetçe yabancılar ümitlerini kesecektir. Peygamber-i Ekrem (s. Zü’lHuleyfe’de (Mescid-i Şecere’nin bulunduğu bölgede) ihrama girdi ve Mekke’ye doğru harekete geçti. Peygamber-i Ekrem o yıl.”*6+ İslam. Kervan Rabuğ (Kufe’nin üç mil ötesinde) denilen bir yere vardı. *7+ Tarih ve hadis dilinde bu Hac. belki bundan sonra bu bölgede sizi göremem. Peygamber-i Ekrem (s. yanındaki otuz dört kurbanlık ile birlikte.) tarafından Yemen halkını İslam’a davet etmekle görevlendirilmiş olan Müminlerin Emiri Hz. Daha sonra tarihi hutbesini irad etti ve bu hutbesinin başında Müslümanlara şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Sözümü işitiniz. Müslümanlara kamil Hacc’ı öğretti ve Zi’l-Hicce’nin 9. Allah’a hamd ederek ve İbrahim’e (a. bütün ilahi peygamberlerin dini olmuştur ve farklı şartlarda ilahi Peygamberler çeşitli şekillerde gelmişlerdir. bir velayeti olan İslam’dır.a.a) dur emrinden sonra bütün herkes yerinde durdu ve bir yere toplandı. günü (Arefe günü). . "Allah nezdinde hak din İslâm'dır. öğle ve ikindi namazını Arefe topraklarında Müslümanlardan yüz bin kişi ile birlikte eda etti.a. Bu hac merasimi sona erdikten sonra Peygamber-i Ekrem Mekke’yi terk ederek Medine’ye doğru yola koyuldu. 10. "Allah’ım! Sen şahit ol!” diye üç kez tekrarlayarak sözlerini sona erdirdi.a) Zi’l-Ka’de ayının sonlarında Ebu Dücane’yi Medine’de kendi yerine bıraktı ve yanındaki altmış kurbanla birlikte Mekke’ye doğru hareket etti. hac merasimine katılmak için Yemen’den geri döndü ve Mekke yakınlarında Peygamber-i Ekrem (s. Velayetsiz bir İslam ve itretsiz (ehl-i beytin olmadığı) bir Kur’an.

bu Ali de onun mevlasıdır.a) izin alarak şiir yazdı ve Peygamber’in (s. *13+ .Bir ağacın üzerine atılan bir çarşaf vasıtasıyla Peygamber (s. velayet ve vesayetinden hoşnut olan Allah’a hamdolsun.” Daha sonra da emin olmak ve yanlıştan kaçmak için şu cümleyi üç defa tekrarladı: "Ben kimin mevlasıysam.”*10+ Peygamber. develerin mahfesinden oluşan yüksek bir yerde durdu ve yüksek bir sesle. şüphesiz sen benim ve her mümin erkek ile mümine kadının mevlası oldun.a) için bir gölgelik oluşturuldu. O iki değerli emanete nasıl davranacağınıza bakmak gerekir. cehennem ve öte alemde ebedi bir alem olduğuna şehadet ediyor musunuz?” Oradakiler şöyle dediler: "Şehadet ediyoruz.a.” Bu arada Ali’nin (a.a.s) orada bulunan herkese tanıtarak şöyle buyurdu: "Müminlere kendilerinden daha evla olan kimdir?” Onlar şöyle dediler: "Allah ve Peygamber’i bunu daha iyi bilir. onu şu ifadelerle kendilerinin mevlası olarak adlandırdılar: "Ne mutlu sana İbn-i Ebi Talib. Allah’a hamd-u senada bulunduktan sonra şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Ben yakında Hak Teala’nın davetine icabet edeceğim ve aranızdan gideceğim.a. daha sonra halka şöyle buyurdu: "Şimdi vahiy meleği nazil oldu ve şu ayeti indirdi: "Bugün size dininizi ikmal ettim.” Peygamber daha sonra şöyle dua etti: "Allah’ım! Ali’nin velayetini kabul eden ve onu seven kimseyi sen de sev. Ali’ye düşmanlık eden kimseye sen de düşmanlık et. Ben onlara kendi nefislerinden daha evla ve layık kimseyim.” Peygamber (s. Peygamber öğle namazını orada cemaatle kıldı. Ey insanlar! Kur’an’dan ve itretimden öne geçmeye çalışmayınız ve her ikisi ile amel hususunda kusur etmeyiniz ki helak olursunuz. Allah bana bu iki emanetin asla birbirinden ayrılmayacağını haber vermiştir. benden sonra Ali’nin hilafet.” Daha sonra Peygamber bu yüksek yerden aşağı indi ve Ali’ye (a. Allah’ım! Ali’nin yardımcılarına yardım et.a.” Bunun üzerine Peygamber şöyle buyurdu: "Allah’ın bir olduğuna. Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna.a) huzurunda okudu.a) şöyle buyurdu: "Birisi Allah’ın kitabı. cennet. Herkesten önce şeyheyn (Ebubekir ve Ömer) Ali’yi (a.s) elinden tutarak. koltuğunun altındaki beyazlık görülünceye kadar elini yukarı kaldırdı ve Ali’yi (a.a.” Orada bulunanlardan biri yüksek sesle şunu sordu: "Bu iki değerli ve nefis şeyden maksadınız nedir?” Peygamber (s.”*11+ Bu esnada Peygamber’in tekbir sesleri yükseldi ve Peygamber şöyle buyurdu: "Kendi dinini kemale erdiren ve nimetini sona kavuşturan.”*12+ Hassan b. diğeri ise benim Ehl-i Beytim ve itretimdir. Daha sonra cemaat etrafında halka oluşturmuş bir halde otururken.s) şöyle buyurdu: "Çadırın altında otur da İslami büyük şahsiyetler ve önde gelenler seninle tokalaşsın ve seni tebrik etsinler. ben de müminlerin mevlasıyım.s) tebrik ettiler. tarihi hutbesini irad etti. Ali’nin düşmanlarını hor ve hakir kıl ve Ali’yi hakkın merkezi kıl.” Daha sonra Peygamber şöyle buyurdu: "Ben sizlerin aranıza iki değerli emanet bırakıyorum. Sabit de Peygamber-i Ekrem’den (s.a) şöyle buyurdu: "Allah benim mevlamdır. Allah sana mükafat versin. Ben sorumluyum ve sizler de sorumlusunuz. Benim hakkımda ne düşünüyorsunuz?” Orada hazır bulunanlar şöyle dediler: "Biz şehadet ediyoruz ki sen risaletini yerine getirdin ve çaba gösterdin. üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim.

s) yanına varıp böyle büyük bir fazilete erdiği hasebiyle kendisini kutlamalarını emretti. dinin önderidir. Ensara ve kendi eşlerine. Ama Gadir-i Hum günü ortaya çıkan bu hadise evrensel bir bildiri ve kalıcı bir senet konumunda olmuştur ki. Dinde Velayetin Yeri Gerçi Resul-i Ekrem. Gadir hadisinin ravileri sonraki asırlarda da oldukça büyük bir rakamdaydı. Zira velayet. *14+ Bu İslami bayramın kökleri bizzat Gadir gününe dönmektedir. zekat.s) İslam’ın beş temel esasını beyan ettikten sonra ben kendisine şunu sordum: "Bu esaslardan hangisi daha üstündür?” İmam Bakır (a. bi’setin başlangıcından itibaren çeşitli münasebetlerle defalarca Ali’nin (a. hac ve velayet. oruç. Masum önderlerin ve velayet aşıklarının tarih boyunca ameli ve ilmi siretinde bu tarihi senet tecelli etmiştir. Ali’ye (a.s) sürekli olarak velayet ve imametin aslının çok önemli ve merkezi bir konu olduğunu önemle vurgulamışlardır. dinin esasları arasında kilit rol oynamaktadır ve İmam. velayet esası kadar önemli değildir.s) şöyle buyurdu: "En üstün esası ve temeli velayettir.”*16+ Bazı rivayetlerde de Gadir-i Hum gününde velayetin söz konusu edildiği açık bir şekilde yer almıştır: "İslam beş esas üzere kuruludur… Gadir günü velayete davet edildiği gibi hiçbir şeye davet edilmemiştir.”*15+ Tarihi Gadir olayını sahabeden 110 kişi ve tabiinden 89 kişi nakletmişlerdir ki bu kimselerin adları Ehl-i Sünnet kaynaklarında da kaydedilmiştir. Ehl-i Sünnet alimlerinden 360 kişi bu hadisi kendi kitaplarında kaydetmişlerdir. Bazı kimseler ise Gadir hadisi hakkında. Allame Mücahit Emini’nin (r.s) hilafet ve imametini beyan etmiş idi.s) şöyle buyurmuştur: "İslam beş esas üzere kuruludur: Namaz. Bu tarihi senet bizzat Peygamber-i Ekrem’in mübarek eliyle imzalanmıştır ve tarihe kaydedilmiştir. Ali’nin (a. Nitekim İmam Bakır (a. dünyanın dört bir tarafından oraya toplanmış olan yüz binden fazla müslümanın huzurunda bu evrensel bildiri açıkça okunmuştur. Ömer. Zira o gün Peygamber Muhacirlere.Tarihe müracaat edildiği taktirde açıkça anlaşılmaktadır ki 18 Zi’l-Hicce günü Müslümanlar arasında Gadir-i Hum Bayramı olarak meşhur olmuştur. Zeyd b.”*17+ Zürare ise şöyle diyor: "İmam Bakır (a.a) yazmış olduğu el-Gadir kitabıdır. Bu esaslardan hiç birisi. Büyük bir grubu da bu hadisin sıhhat ve sağlamlığını itiraf etmişlerdir. Erkam şöyle diyor: "Muhacirlerden Ebu Bekir. Osman. Şia alimleri de evrensel Gadir günü hakkında çok değerli kitaplar yazmışlardır ki bu kitapların en kapsamlısı.”*18+ .s) biat eden ilk kimselerdi ve bu tebrik ve biat merasimi güneş batıncaya kadar devam etti. Talha ve Zübeyr. İmamlar (a. bağımsız bir kitap yazmışlardır.

İmam’ı (a.”*20+ Gadir Sahnesinde Şahit Tutmak Münezzeh olan Allah. yani Allah’ın eserlerinin kendisinde tecelli ettiği Resuli Ekrem de Gadir günü Allah’ın büyük ayeti olarak insanlardan söz aldı ve şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Acaba ben sizlere kendi nefsinizden daha evla değil miyim?” Onlar. onun kilidi. onu kabullenip bütün işlerini İmam’ın kılavuzluğuyla yapıncaya kadar Allah tarafından hiçbir ecre sahip değildir ve İman ehlinden sayılmaz. seni onların başına bekçi göndermedik!”*19+ Eğer bir kimse bütün gece namaz kılar ve bütün gündüzleri oruç tutar.”*22+ Bu evla olma gerçeği.s) de hilafet hadisesinden sonra bu olayı şahit göstererek şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar. Gadir olayı hakkında bir takım delil ve hüccetler beyan etmişlerdir. Peygamber daha sonra şöyle buyurdu: "Benim nübüvvet ve velayetimi kabul etmenin gereği. İmamlar’dan (a. İlahi söz alma hususunda yapılan şey. biz ise "Evet” dedik. bizlere şöyle sordu: "Acaba ben sizin rabbiniz değil miyim?”. özel yerlerde insanlardan söz alarak. yüce zirve. Şahit tutmak.”*21+ Halifetullah ve kamil insan. hatta bizzat kendilerinden. Evet (buna) şâhit olduk. Allah. . rububiyetini ve bizim kulluğumuzu bizlere gösterdi ve de itaat sözünü almak ve teklif ve şeriati kabullenmemiz için.s) velayet ve imametini kabul etmektir.s) Nehc’ül-Belağa’da şöyle buyurmaktadır: "Allah’a yemin olsun ki ben bütün insanlardan. onları bizzat kendilerine şahit kılmış ve şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde. Ali’nin (a. Müminlerin Emiri Hz.a. onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı. biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından.s) bir çoğu. tafzili değil.Hadisin devamında ise İmam Bakır (a. dediler. rahman olan Allah’ın rızayeti.a) Gadir hutbesinden istifade edilerek beyan edilmiştir. sizler Gadir günü ve diğer yerlerde Peygamber’in beni vasi kıldığına şahit olmadınız mı? O halde benim önderliğimi kabul etmeniz gerekir. kendi nefislerine daha evlayım. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: "Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Ali (a. bütün varlığını sadaka verir ve her yıl hacca gider ama Allah’ın veli kulunun velayetini tanımazsa. insanın bir realite üzerine karar alması ve teslim olması içindir. ikrar etmek ve şahit olmaktı. tayini bir evleviyyettir.s) şöyle buyurmuştur: "İşin yüceliği. onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da).s) bu Nehc’ül-Belağa hutbesinde beyan buyurduğu hakikatler. "evet” dediler. Yüz çevirene gelince. Peygamber de insanları kendi nübüvvetine şahit kıldı ve Gadir sahnesinde hazır olan kimseler "Evet” dediler. her şeyin anahtarı.s) tanıdıktan sonra ona uymaktır. *23+ Hz. Peygamber’in (s.” Müminlerin Emiri Hz. Gadir-i Hum günü ise hilafet. rehberlik ve velayet için şahitlik söz konusuydu. Allah’ın rububiyetini ve insanların kulluğunu itiraf etmek. vasim olan Ali’nin (a. Ali (a.

Daha sonra "Peygamber. ”*28+ Bu ayetin anlamı herkesin mirasta eşit olduğu değildir. Ama Peygamber vali. Ama tayini bir iş ise şu ayette olduğu gibidir: "Akraba olanlar. tayini bir meseledir. birbirlerine daha yakındırlar.a) Gadir’de bu hususu. buna daha layıktır. O halde. (abna) [1] Usul-i Kafi. müminlere kendi canlarından daha yakındır. Dolayısıyla tayini değil de tafzili bir evleviyyet ifadesi olarak işlerimizi Peygamber’in yapmasının sadece daha iyi olduğu anlamına gelmemektedir. kendi iradesinin sahibidir. Dolayısıyla emrime itaat edilmelidir. Ahzab Suresi. s.İlahi Velinin Evleviyyeti (Evla Oluşu) "Peygamber. müminlere kendi canlarından daha yakındır. İkinci makamım ise velayet. c. kendi üzerlerine hakim konumdadır.a.a. Ülkenin idari ve askeri işlerinden ben sorumluyum. Ama Resul-i Ekrem’in (s. 29 . "Nefisleri. 6. 338 [2] Tarih-i Siyasi-i Muasır-i İran. savaş ve barış komutanıyım. Yani. tafzili değil. Akraba olanlar.a.a) sözlerinde evleviyet (evla oluş) meselesi. "Müminlere daha evla” ifadesi. Hatta şu anlamdadır ki birinci sınıfın varlığıyla miras ikinci sınıfa intikal etmez. Aynı şekilde ikinci sınıfın oluşuyla da miras üçüncü sınıfa intikal etmez. ayetten istifade ederek hayata geçirmiştir. imamet ve toplumun önderlik makamıdır. "Ben müminlere kendi nefislerinden daha evla değil miyim?”*27+ diye ikrar ve itiraf aldı. birbirlerine daha yakındırlar.a) sordular.a) söylemektedir. Peygamber daha sonra şöyle buyurdu: "Herkes. evleviyyet meselesi de tayini olduğu için peygamber olduğu taktirde artık insan kendi iradesinin sahibi değildir. O halde manası şudur ki. 1. "diğeri de bu işi yapabilir. Yoksa bu hem bizim kendi irademize sahip olduğumuz ve hem de Peygamber’in bizim irademize sahip olduğu anlamında değildir. Eşleri. Peygamber bir şeyi irade ettiği taktirde insan onun karşısında hiçbir hak ve hukuka sahip değildir. benim iki makamım vardır: Birincisi risalet makamıdır ki bu makam esasınca ilahi hükümleri naklediyor ve bizzat kendim de bu hükümlerle amel ediyorum.a. Bütün herkes bu esasları ikrar etti. onların analarıdır.a. Peygamber şöyle buyurdu: "İşitmek ve itaat etmek”*25+ Yani. s.”*26+ ayetini tilavet buyurdu ve orada hazır bulunanlardan.a) önderliği altına girdikleri taktirde ilk ve son sözü Peygamber-i Ekrem (s.a) Gadir-i Hum günü ilk önce dinin marifet ve temel ilkelerini dile getirdi. c. yani bütün müminlerin her alanda velayetini dile getirmektedir. Peygamber-i Ekrem (s. Ben. ”*24+ ayeti nazil olduktan sonra insanlar bu ayetin anlamını Resul-i Ekrem’e (s. Ahzab Suresi’nin ayetinde ve Peygamber-i Ekrem’in (s. veli ve herkesten daha evla konumdadır. 1.a. mütevelli. malları ve hakları hususunda” Peygamber-i Ekrem (s. ama Zeyd’in yapması daha evladır” denildiğinde bu iş tafzili bir iştir. İnsanlar kendi şahsi işlerinde. Lakin birinci sınıf.

vehzul ben hezelehu. Zira Peygamber. c.” [11] Maide suresi.” (Allah’ım! Onu seveni sen de sev. s. 8.” (Bihar’ul-Envar. ayet [4] Enfal suresi. başına bağlı olduğu hususunda gaflet etmişlerdir. ona yardım edene sen de yardım et ve onu yardımsız bırakanı sen de yardımsız bırak) diye buyuran hadisin devamındaki sözlerin delili üzere. 777-778) [6] Al-i İmran suresi.a.s) velayetini de kabullenmelidir. *10+ Bazı rivayetlerde nakledildiğine göre ise Peygamber şöyle buyurmuştur: "Ben kimin velisi isem. 6. c.a) önderliği ve velayeti hususunda kanıtlar söz konusu edilmektedir. 137) Artık burada. ayet *5+ Yani bizleri müminlerin emirinin ve imamların (a. Onlar. Ali de onun velisidir.” Onlar. "Allahumme valin men valahu ve adin men adahu. rehber değil. ayet "Peygamber. s. ayet *12+ Bihar’ul-Envar. sözün başlangıç akışının önemli olduğu ve sözün zuhur dizginlerinin. 67 ayet [9] Örtü. 37. çar ve şal. vensur men neserehu. c. kanıt göstermek hususunda ölçünün. 142 . 405 [8] Maide suresi. yardımcı ve dost anlamındadır. sözün sonuna değil. 37. Sözün asıl hedefini gösteren tablo. Hırka. ona düşman olana sen de düşman ol. 3. sözün giriş bölümüdür. s. Ahzab suresi. 19. herkim velayetimi kabullenirse Ali’nin (a.*3+ İsra suresi. hadiste yer alan Mevla kelimesinin rehber değil dost ve yardımcı anlamına geldiğini ifade etmektedirler. ayet *7+ Bihar’ul-Envar. belden yukarı örtülen şey. s. 21. Sözün giriş bölümünde ise Peygamber-i Ekrem’in (s. mü'minler için kendi öz nefislerinden daha evladır” esasınca insanlardan kendilerine oranla daha evla ve layık olduğu hususunda söz almış ve daha sonra da şöyle buyurmuştur: "Eğer ben daha evla isem. "Mevla” kelimesi söz konusu değildir ki bazıları bunu tevil ederek şöyle diyebilsinler: "Mevla kelimesi. 19.s) velayetine sarılanlardan kılan Allah’a hamdolsun. (İkbal’ul-A’mal.

buna "ism-i tafdil" denir. Gr: Bir şeyi "en üstün. g. c. hutbe *23+ Bir şeyi üstün kılmak. s. 108-253 ve el-Gadir. 270 *16+ Bihar’ul-Envar. 172.*13+ Bihar’ul-Envar. c. (müt. Dolayısıyla burada belirtilen evleviyet. ayet *22+ Nehc’ül-belağa. c. c. e. s. özellikle tayin edilmiş ve tesbit edilmiş bir evleviyettir. ayet *25+ Bihar’ul-Envar. 65. 267 [15] A. s. 37. ötekisinden üstün görülen bir evleviyet değildir. 1. s. s. 65. ahsen. daha iyi" gibi mânâ ifâde etmesi için mukayese ve üstünlük gösteren ismini söylemek ki. 1. s. 80. 332 [19] Nisa suresi. s. 65. ) [24] Ahzab suresi. (en güzel. 6. 329 [17] a. 127 . 118. 289 [14] El-Gadir. 332 *18+ Bihar’ul-Envar. ayet *20+ Bihar’ul-Envar. (en büyük). c. 9-12 ve Sire-i Halebi. s. s. c. Ef'al vezninde. c. c. s. 37. ekber. 3. efdal (daha faziletli). daha güzel) gibi. e. 378-413 ve c. Birisini ötekisinden mühim görmek. en iyi. daha üstün daha çok. 21. 333 *21+ A’raf suresi. s. g.

6.[26] Ahzab suresi. ayet ABNA . 6. c. s. 37. ayet *27+ Bihar’ul-Envar. 23 ve 123 [28] Ahzab suresi.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful