P. D. JAMES P. D. James 1920 yılında Oxford, İngiltere'de doğdu. Cambridge High School'u bitirdi. 1949 ile 1968 yılları arasında Ulusal Sağlık Örgütünde yönetici olarak çalıştı. Burada elde ettiği deneyimle "Shroud for a Nightingale" ve "A Mind to Murder" adlı kitaplarını yazdı. 1968'de içişleri Bakanlığı Göçmen Dairesi başkanı oldu ve Polis Teşkilatı ile ortak çalışmalar yaptı. 1971 'de Polis Teşkilatı Çocuk Suçları bölümünde çalışmaya başladı. 1979'da emekli oldu. Çok sayıda yapıtı olan ünlü bir polisiye roman yazarıdır. Sonuncusu 1987 yılında olmak üzere üç kez SuçGerilim Yazarları Derneği ödülünü kazandı. P. D. JAMES' İN BAŞLICA KİTAPLARI: Shroud for a Nightingale The Black Tower A Mind to Murder Unnatural Causes (Doğal Bir Ölüm, Remzi Kitabevi, 1992) Death of an Expert Witness Innocent Blood The Skull Beneath the Skin A Taste for Death Devices and Desires P. D. JAMES KADINLARA GÖRE DEĞİL Türkçesi Armağan İlkin Kadınlara Göre Değil Özgün adı: An Unsuitable Job for a Woman, 1972 Her hakkı saklıdır. İngilizce aslından çeviren: Armağan İlkin Armağan ilkin' in başlıca çevirileri: Peter van Greenaway (Medusa), Lawrence Sanders (Ökse), Irwin Shaw (Gece tşi), Paul Erdman ('79 Krizi), Robin Moore (Çete), John Ehrlichman (Beyaz Saray, Kapalı Kapılar Ardında Washington, Şirket), Patricia Highsmith (Becerikli Bay Ripley, Ripley Karanlıkta, Ripley'nin Oyunu), Ruth Rendeli (Taştan Hüküm), P. D. James (Doğal Bir Ölüm)

Dizi redaksiyon sorumlusu: Zeynep Süreyya Dizi kapak tasarımı ve sayfa düzeni: Sinan Saraçoğlu Dizi amblemi: Ömer Erduran Kapak düzeni: Mete Özgencil Birinci basım: Şubat 1992 Baskı adedi: 3000 ISBN 975-14-0310-3 KTB 92.34.Y.0030.0403 SUÇ ve GERİLİM 8 Remzi Kitabevi A.Ş. Selvi Mescit S. 3, 34440 Cağaloğlu-Istanbul Tlf: 522 7248 - 522 0583, Fax: 522 9055 Dizi no: 42 Evrim Matbaacılık Ltd. Şti. Selvi Mescit S. 3, 34440 Cağaloğlu-Istanbul, 1992 KADINLARA GÖRE DEĞİL BİRİNCİ BÖLÜM Bernie'nin öldüğü sabah - belki de öldüğü gecenin sabahıydı, çünkü Bernie ne zaman öleceğine kendisi karar vermiş ve ölüm saatini kayda değer bulmamıştı-Cordelia'nın bindiği metro treni arıza yaptı, o da büroya yarım saat geç geldi. Oxford Alanı'ndaki metro istasyonundan caddeye, Haziran ayının parlak güneşine çıktı, erkenden alışveriş yapmaya bakan, Dickens and Jones'un vitrinlerini seyredenlerin yanından hızla geçti, kaldirimlardaki kalabalıkla dar sokağı tıkayan arabaların ve kamyonların arasında yol bulmaya çalışarak Kingly Sokağı'nın gürültüsüne daldı. Acele etmenin mantıksız olduğunu ama bunun kendi dakik ve düzenli olma huyundan kaynaklandığını biliyordu. Kimseye randevu verilmiş değildi, konuşmak için bekleyen herhangi bir müşteri, üstünde çalışılması gereken önemli bir olay, yazılacak bir rapor yoktu. Cordelia'nın önerisi üzerine, o ve geçici sekreter Bayan Sparshott, müşteri çekmek umuduyla Londra'daki bütün hukuk danışmanlarına dedektiflik bürolarıyla ilgili bilgiler veren duyuru mektupları yollamaya başlamışlardı. Bayan Sparshott şu anda o işle uğraşıyordu herhalde. Sık sık saatine bakıyor, Cordelia geciktikçe sinirinden parmaklarıyla trampet çalıyor olmalıydı. Fırlak dişlerinin ağzından dışarı düşmesinden korkarmış gibi dudaklarını her zaman sıkıca kenetli tutan, hiçbir çıkıntısı olmayan içerlek çenesinde yolunur yolunmaz yeniden büyüyen tek bir kıl bulunan, sarı saçlarına oluklu sacı andıran düzgün, sert kıvrımlar halinde biçim veren sevimsiz bir kadındı Bayan Sparshott. Bu dişler ve çene, herkesin eşit doğduğunu ileri süren savın geçersizliğini kanıtlayan canlı örnekler gibi görünürdü Cordelia'ya. Zaman zaman kadına sevgi ve anlayış göstermeye çalışır, oturduğu pansiyon odasını, havagazı saatine atılan beşer penilik paralarla ölçülüp biçilen, kırmalı dikişler ve elde bastırılmış eteklerle sınırlanan hayatını gözünün önüne getirmeye uğraşırdı. Akşamları gittiği dikiş kursunu hiç atlatmayan Bayan Sparshott usta bir

yoksa mazohist bir tutumla bilinmez . Bayan Sparshott sürekli ve haklı bir yakınma konusu yaptığı Imperial marka . ancak etekleri kalın bilekleriyle çirkin bacaklarını sergileyecek kısalıkta bastırılmış olan elbiseler. elinden düşürdüğü yağlı ekmeğin halıya mutlaka yağlı tarafı döner. Onun bütün sermayesi yirmi iki yaşındaki ince ancak sağlam gövdesi. Giydikleri de çok güzel dikilmiş şeylerdi ama çok alışılagelmiş modellerdi. Merdivenler her zamanki gibi mobilya cilası. Cordelia binanın gizlilik meraklısı ve gizemli kiracılarıyla kendileri kadar gizemli olan ziyaretçilerine kolaylık sağlamak için her zaman kilitsiz tutulan sokak kapısını aralarken yukarıdaki trajedinin kokusunu almış falan değildi. Duvarlar koyu yeşil ve her mevsimde nemliydi. Adam otobüste hiçbir zaman herkesin yeğlediği sol ön koltukta yer bulamaz. ter ve dezenfektan kokuyordu. Pryde ve ortağı Cordelia Gray) Bernie'yi. ustaca biçilmiş. Bernie direksiyonda bulunduğu zaman en kalabalık kavşaklarda stop ederdi. Dedektiflik bürosu üçüncü kattaydı.terziydi. Tabelaya bundan başka ne yazılabileceği konusunda sorun çıkmamıştı. acıma ve öfkeyle karışık dostluktu. kaderin. çeşitli takılarla gelişigüzel biçimde süslediği donuk pastel renklerdeki erkek yakalı. yapının soluk ve kirli boyasına aykırı düşüyordu. Cordelia kullandığında hiç sorun yaratmayan Mini markalı arabaları. Pliler nasıl yapılmalı. Cordelia. Cordelia Gray adından.kabul etmekle onun başında dolaşan uğursuzluğa da ortak olup olmadığını merak ederdi bazen.bir depresyon anında mı. Onun hiçbir gün modaya uygun bir elbise giydiği görülmezdi. adından önce 'Metropoliten Polis Örgütünden Emekli'. çünkü Cordelia'nın ne bir unvanı ne de meslek deneyimi vardı. kiracılar yakındıkça muşambayı çeşitli renklerde yamalarla onarıyordu. trende pencereden dışarı bakacak olsa bir başka tren görünüşü engeller. Kapının solundaki yeni pirinç levha güneşte pırıl pırıl parlıyor. Cordelia levhaya hoşnut bakışlarla baktı. ortaklığa paraca katkıda da bulunmamıştı. PRYDE DEDEKTİFLİK BÜROSU (Bernard G. yer yer çatlamış bir muşambayla kaplıydı ve mal sahibi. Bernie'nin zaman zaman beğenmekten çok. dramatik bir biçimde değilse bile kesinlikle Bernie'ye karşı olduğunu çok erken bir tarihte anlamıştı. Cordelia içeri girerken daktilo takırtısı duymadı. manşetli bluzlar. Kendisinin bu uğursuzluğu ortadan kaldıracak kadar güçlü olmadığına emindi. tedirginlik duyduğundan kuşkulandığı hatırı sayılır ölçüdeki zekâsı ve ortağına beslediği. Cordelia adamın ortaklık önerisini .önce de 'Bayan' yazılmasının hiç uygun olmayacağına inandırması için birkaç hafta sabırla uğraşmıştı. Süslü demir tırabzanların arasındaki basamaklar lekeli. ümitsiz bir saygınlık peşinde koşup yenilgiye karşı koymaya çabaladıkları için ter sızdırıyorlardı sanki. fermuarın yatık durması nasıl sağlanır derslerinin başarılı sonuçları sayılabilecek siyah ya da gri renkte eteklikler.

Bernie. kanser olduğumu söylediler. Adını yazı masamda bulacaksın. ortak. suçlu duruma düşmekten korunmaya çalışırmış gibi söylendi: "Sizin masanızın üstünde bir mektup var. aranan nesne çantanın en dibine kaymıştı. orada olduğuna da emin değilim. "Niye bir şey yapmadınız?" "Ne yapabilirdim. Bu konuda sana güvenebilmek isterim. Sağ elinin parmakları gevşekçe kıvrılmıştı. Su ve kan karışımı masaya. Ben burada geçici sekreterim. Üzerinde birbirine paralel iki kesik görülen sol bilek Cordelia'nın bulaşık yıkarken kullandığı emaye tasın içindeydi. Kurduğumuz iş artık senindir. Daktilonun şaryosu gibi dümdüz olan sırtını dikleştirip. Bernie tasa su koymuştu ama tas baygın bir koku yayan pembemsi bir sıvıyla ağız ağıza doluydu şimdi. Bay Pryde'ı da çok merak ettim. Söyleyecek bir şeyi olduğunda Bernie hep az ve öz konuşurdu zaten." Cordelia zarfı yırtıp açtı. Cordelia omuzuna astığı çantasında kendi anahtarını aradı. yere taşmış." "Orada olması gerekir. masanın üstünde kayan ustura sümüklüböcek izi gibi ince bir kan izi bırakmış ve masanın tam kenarında. İçeriden ses gelseydi sıkıcı bir duruma düşecektim. ölüme mahkûm olanların bencilliğiyle son ve haksız bir ricasını eklemişti. komedyenlerin şapkalarına benzeyen fötr şapkası. hırsından pençe pençe kızaran yüzünü kaldırarak baktı. Bitkin düşmüş gibi yığılmıştı masanın üstüne. ben de kolay yolu seçtim. Bayan Gray? Kapıyı tıklattım ve seslendim." Yüreğinin ürperdiğini hisseden Cordelia kapının tokmağını tutup çevirdi. Kanser tedavisinin insanı ne hale getirdiğini gördüm. şapkası da burada. O takırtıyı bastıran bir sesle. düştü düşecek bir durumda kalmıştı. Bernie'nin müşterilerde . Bayan Sparshott kendisini yaklaşan felaketin dışında tutmak istercesine daktilosunu takırdatmaya başlamıştı. Bayan Gray. Şansın açık olsun. Seslenmeye de hakkım yoktu aslında. Kısa ve açık bir pusulaydı. Her şeyiyle bütün araç gereciyle hepsi senin. Bernie ölmüştü. umutsuz bir çöküşün simgesiydi." En alta. ona razı değilim. Çıtı çıkmıyor.emektar daktilosunu temizlemeye koyulmuştu. teşekkür ederim. Vasiyetnamemi yazdım ve avukatıma bıraktım. Ayrıca. Bay Pryde kendi bürosunu kullanma hakkına sahiptir ne olsa. balmumu gibi parlayan parmaklar yalvarırcasına kıvrılmıştı. "Beni bulduğunda henüz ölmemişsem yardım çağırmadan biraz bekle lütfen. "Ne zaman geleceğinizi merak etmeye başlamıştım. Çocuk parmağı kadar ince ve beyaz görünen. herhangi bir yetkim yok. İçerideki odada olduğunu sanıyorum ama çok sessiz. "Kusura bakma ortak. Kapı da kilitli. Kapı kilitli. Her zamanki gibi." Beklemeye gerek olmadığını görmek Cordelia'yı sakinleştirdi." Bernie'nin lekeli kenarları çepçevre yukarı kıvrılan.

uyuyan bir çocuğun ağzı gibi yarı aralıktı. oysa Cordelia'nın büronun geri kalan eşyalarının eskiliğiyle külüs-türlüğüne dikkat çekeceğine inandığı parlak renkli halıyı ıslatmıştı. yüzeyseldi. Zavallı Bayan Wilkes! Tek oğlunu savaşta kaybeden. Ağız. Ben polise bu odadan telefon ederim. Bunu unutmayan Bernie de kanının pıhtılaşmasını önlemek için önlem almıştı. Ancak ikincisinde ustura kemiğe dayanmıştı ve artık hiç kanamayan yara bir anatomi kitabındaki resim gibi tertemiz görünüyordu. Bayan Wilkes. henüz genç bir polis memuruyken rastladığı bir intihar olayını hatırlamıştı Cordelia. Artık bunu hiç kimse bilemezdi. ölülerle hiç kurulamıyordu. küçücük evini. Ölüm." Telefona çıkan kişi söylenenleri telaşsızca not etti. Cordelia kafasını kapıdan dışarı uzatıp usulca açıkladı: "Bay Pryde ölmüş. Ona analık eden kadınların ikincisi. öldükten sonra babası da aynı böyle olmuştu.olumlu bir etki yapacağını düşünerek son günlerde döşettiği. pırıl pırıl kuleler görerek sonu gelmeyen şarkılar duyduğunu. ancak sorun yaratacak kadar hantal bir et ve kemik yığını haline geldiği. Cordelia'nın beş çayını verirken kullandığı fincanlardan biri duruyor ve kenarında aspirin de. geçimini sağlamak . Parmaklarını çarçabuk geri çekip şakaklardan birine dokundu çekingenlikle. Bernie'nin bir ara anlattığı. Yaşayan insanla iletişim kurulamamışsa. bir deponun kapısındaki girintiye sığınarak kırık bir şişeyle bileklerini kesen yaşlı bir adam bulmuştu Bernie. saçlar bir hayvanın postu kadar canlı geliyordu eline. Ortağının ağzından akan. Bernie'nin ölüsüne dokunması da anlamsız ve gereksiz bir hareketti. Bernie'nin kendisi olmaktan çıkıp bu önemsiz. Ölüm buydu işte. zafer kazandığı duygusuyla göğe yükselirken tanımlanamayacak bir yüceliğe eriştiğini ileri sürebilirdi. Bernie'nin o dakikayı bilinçli olarak yaşadığını. Masanın sağ yanında bir çay fincanı. birini yollayacaklarını bildirdi. Tek bir önlem almakla da kalmamıştı. Kesikler kan pıhtısıyla tıkanıp kaldığından. Deri nemliydi ve çok soğuktu. o ihtiyar istemediği halde hayata döndürülmüştü. Babasının ölüsüne dokunması gibi. çenesinde kuruyup kalan salyada da aynı beyaz tozun izleri vardı. Bernie'nin tam olarak saat kaçta öldüğünü merak etti. barbitüratlı bir ilaç da olabilecek beyaz bir toz görünüyordu. Cordelia gelecek memuru bekleyerek ölünün yanında otururken yüreğine dolan acıma duygusunu gösterecek bir hareket yapmak isteğine kapıldı ve elini Bernie'nin saçlarında gezdirdi. Devriye gezerken. Siz buraya girmeyin. Bernie de bilmiyordu belki. sinir lifleri olmayan o serin kıl hücrelerini etkileyecek güce sahip değildi. Onun için böylesine önem taşıyan o zaman birimini bilinçsizce geçirmiş olması da çok tuhaftı. ölçülemeyecek kısalıkta bir an olmuştu mutlaka. hafifçe büzülmüş olan dudaklar yüzüne huysuzluk ve savunmasızlık ifadesi vermişti. Bilekteki yaralardan biri kararsızca kesilmiş gibiydi.

en azından kuramsal olarak . Bernie onu da . Yarı otomatik. üç şarjörlük mermisi de ayrıca sarılıp keseye konmuştu. Epping Ormanı'nın derinliklerine giderlerdi atış eğitimi için. Mini araba.kez hatırlıyordu kadını. . Külüstür dosya dolapları. ne geçerken. Yorgun. kana bulanan halısı." derdi Bayan Wilkes. Avucunun içine alacakmışsın gibi! Kolunu düz tut ortak.için bakımlarını üstlendiği çocuklarla dolduran o dul kadın bu tür düşler olmadan yaşayamazdı. Bütün araç gereciyle demiş. ancak ona çok uygun düşen bir davranıştı. "biz bu tabancayı kullanamayız ki! Ruhsatımız yok. "Dizlerini hafifçe bük. Kolay yolu seçmemişti aslında. onu rahatlatan özdeyişlere borçluydu. ne var ki tabancasını ona bırakmak istemişti. Öyle bir durumda da ruhsat konusu . Cordelia onun heyecanlı bir sesle.keskin nişancı yapıp çıkmıştı. Bunu düşünür düşünmez adamın neden usturayı ve o beyaz tozu kullandığını anladı. "Ama Bernie. Hayatını. can sıkıcı büyüklükteki antetli kâğıt stokuyla birlikte tabancasını da Cordelia'ya bırakmak istemişti. Bernie nişan tahtasını bir ağacın gövdesine çakar." Bernie de karşısındakinden daha bilgili olan kişilerin kendinden emin. hızlı hızlı sıraladığı emirleri hâlâ duyar gibiydi. ne de bürosunun geleceği olmadığını anlayarak hayatına da." demişti Cordelia. bunun nedeni de Bernie'nin silahına gösterdiği çocukça düşkünlüğün tabancayı bir oyuncak gibi görmesine yol açmasıydı belki. Sol elini namluya daya. düz tut! İyi! Fena değil. ağaçların alacalı gölgeleri büyük yer tutardı. Bernie'nin onu nasıl eline geçirdiğini bilmiyordu ama ruhsatı olmadığına emindi. Oysa Tanrı Bernie'ye hiç uğramamıştı. tüm kelimesinin altını çizmişti. hastalığıyla savaşmaya bile yeltenmeden veda etmesi tuhaf. darbelere dayanıklı ve su geçirmez kol saati. bunu kendi canımızı korumak için yapacağız. mesleğine de onurunu kaybetmeden son vermeyi mi düşünmüştü acaba? Bunu başarmıştı ama. ancak neşesini kaybetmemeye kararlı sesiyle konuştuğunu bile duyabiliyordu. tabancayı kurusıkı mermilerle doldururdu. zorlu kış günleri için topladığı kömür parçaları gibi biriktirip sakladığı. Anahtarı yalnızca kendisinde ve Bernie'de bulunan küçük alt çekmeceyi açtı ve tabancayı çıkardı. kurnaz gülüşüyle gülümsemişti. Cordelia yıllardır ilk. Silah kendi elleriyle diktiği süet kesenin içinde duruyordu hâlâ. Ayaklar birbirinden ayrı duracak. Kasalarında havagazı saatine atılacak birkaç bozukluktan başka para kalmadığı zamanlarda bile iş konusunda inatçı. Tabancayı öldürücü bir silah olarak düşünmemişti hiç. hatta yılmak bilmeyen bir iyimserlik gösteren Bernie'nin hayata. Ne kendisinin. "Tanrı geçerken uğramazsa dönüşte uğrayacaktır. antika daktilo. o yüzden de Cordelia'nın tabancayla ilgili anılarında çürüyen yaprak kokusu. dedektiflik araç gereci. Tabancası vardı. "Bir gün kullanacak olursak. ne de dönerken. kendini öldürmenin çeşitli yollarını çok iyi bilen bir emekli polis olarak şaşılacak kadar pis bir yöntem seçmişti. hiç fena değil!" Bir gün. Kolunu dümdüz uzat.38'lik bir tabancaydı. Tabancayı kulanabilirdi.

sahip olduğuna bir gün bile inanmadığı ruhunun kurtuluşu için." demişti Bernie. saf bir tutumla onu savunur gibi konuşmuştu. manastırda öğretilen dualardan birini okudu ve polislerin gelmesini bekledi. Çantasını ayaklarının dibine bırakıp oturdu. Burası onun bürosuydu. Taşıyamazdı da zaten. bayan. ortağının sağlık nedenleriyle emekliye ayrılmadan önce cinayet masasında çalışarak geçirdiği yılların anılarını ve Adam Dalgliesh'in erdemleriyle zekâsını göklere çıkaran övgülerini.. Eskiden Londra polis örgütünde. Semt karakolunun üniformalı polislerinden biriydi o." Bunu söyler söylemez pişman oldu.bize hep şöyle .önemini kaybeder. o da kolayca vazgeçmeyecekti silahtan.dikkatle incelenirse yazılan cümlelerin gerisinde gizli bir anlam bulunabileceğini umarcasına . Dışarı çıkınca Bernie'nin intihar mektubunu . Tabanca onun en değerli malıydı. Bernie'nin. "Başmüfettiş . Özel dedektifti. Bernie tabancanın onda kalmasını istemişti. sıkıldığını belli etmemeye çalışarak kaç kere dinlediğini bilemezdi bu memur. sonra katlayıp cebine koydu. Mektubunda da yazmış." O gizemli dostlarını. Cordelia'nın. "Bu mektubun şimdilik bizde kalması gerekiyor. iç odada fazla kalmadı. Müfettiş Dalgliesh'in yanında çalışırmış. mermiler önlerindeki granit kitlesinden sekerken dumanı tüten tabancayı elden ele geçirdiklerini mi? "Mermileri dikkatli kullanmamız gerek. Bir intihar olayında polislerin masanın çekmecelerini aramaları uzak bir olasılıktı gerçi. Cordelia silahı kesesinden çıkarmadan askılı çantasının en dibine yerleştirdi. kendisinin de varlığından kuşku duyduğu Tanrıya. Yüzünü bir köpek gibi havaya kaldırıp güneşe bakarak bir kez daha aynı cümleyi söylemişti. Gelen ilk memur becerikli ancak çok genç bir adamdı. "Gerçi bunları aldığım yerde başkaları da vardır ya. çağırır çağırmaz karanlık dünyalarından çıkıp gelecek olan yardımsever ahbaplarını hatırlayıp gülmüştü.uzun uzun gözden geçirip düşündü. ne ölüm olayının onda yarattığı şoku ve bundan duyduğu tiksintiyi ne de Cordelia'nın durumu böylesine sakin karşılamasından hoşlanmadığını gizleyebilecek kadar deneyimliydi. ne var ki işi şansa bırakmak istemiyordu. Bu adam ne haltlar karıştırmış burada?" "Hiçbir halt karıştırmış değil. Yirmi iki yaşındayım.O yıllarda henüz müfettişti gerçi . işi o kurmuştu.. Dalgliesh adının genç memur için bir anlam taşımadığı belliydi. Tabancasını ona bırakmak istemişti demek Bernie. Bernie'yi sahiplenir gibi. Cordelia adamın gözünün önünde canlanan sahneyi merak etmişti? Bernie ne düşler görüyordu acaba? İkisinin ıssız bir arazideki kocaman bir kayanın arkasına gizlendiklerini." "Siz de bu Bay Pryde'ın yanında çalışıyordunuz öyle mi? Sekreteri miydiniz?" "Ortağıydım." Bu yuvarlak laf pek hoşuna gitmişti sanki. Bay Pryde büyük ortaktı.

aralık duran çekmecesinde çaydanlıkla fincanlar görünen hurdası çıkmış dosya dolabından ötürü duyduğu şaşkınlık ve küçümsemeyi gizlemeye pek gerek görmeden dış odada dolaşmaya başlamıştı. yerdeki eski muşambadan. neye karşı. "Ben doktoru beklerken. nasıl rahatlatabilirdi acaba? Polis memuru dikkati çekmeden birkaç telefon konuşması yapmıştı." dedi. bundan sonra yapacağını da sanmam. Sonra da elden düşme külüstür eşyalardan. evli olup olmadığını bilmiyorum. Karısından hiç söz etmezdi ama boşanmış olduğunu sanıyorum. "Yalnız doktora ne gerek var? Bernie öldü." Cordelia merak ederdi bazen: Bu eşsiz insan gerçekten yaşayan bir varlık mıydı? Yoksa.." "Koridorun ucunda.. Burası kadınlara göre yer değil. ancak hoşnutsuzlukla izliyordu adamı.. bu kattaki öbür kiracılarla ortak kullandığımız bir mutfak var. ama biraz daha yakından bakılınca resmi diğer resimler gibi kendisini oluşturan ve hiçbir ipucu vermeyen minik noktalara ayrılıyordu.." Sesi." dedi Cordelia. "Çay yaptığınız bir yer vardır sanırım. diye düşündü. "Yalnızca bir önlem. Daha sonra Cordelia da ön odada oturarak sorulması gereken sorulara karşılık verdi. yargılanmaya mı. alaycı bir adam. Müfettişin hiç hoşlanmadığı bir şey varsa. Dalgliesh'in Bernie'nin dilinden düşmeyen hikmetleri Tanrı kelâmı değildi. Müfettiş bir gün şu olayı anlattı. çürümüşlüğe mi? Polis memuru yine iç odaya geçmişti. Cremona Caddesi 15 numarada otururdu. "Hayır. ondan sonra gidebilir. Esmer. alaycı bir yüzdü bu.söylerdi. kibirli. yozlaşmaya mı. "Kendisine bir-iki şey sormalıyım. böyle yerler hiçbir zaman kadınlara göre değildir diyordu sanki. resmen ölmüş sayılmaz." Cordelia. Antika daktilosunun başında dimdik oturan Bayan Sparshott büyülenmişçesine. Cordelia da kafasında kendi özel başmüfettiş tablosunu çizmişti: Tepeden bakan. Adamın peşinden giderek usulca sordu: "Bayan Sparshott'u evine gönderebilir miyiz? Onu bir iş bulma kurumunun aracılığıyla tuttuk. Bernie'yi şimdi hangi hikmetiyle etkileyebilir." Bernie'nin cesedine dokunabilecek kadar yakın dururken parasal bir ayrıntıyı düşünmek gibi bir duygusuzluk gösterdiği için polisin şaşırdığı açıkça belliydi ama önerisi kabul edildi. bir kahraman ve öğretmen olarak Bernie'nin kafasında yarattığı bir kusursuzluk ve güç örneği mi? Daha sonra Başmüfettiş Dalgliesh'in resmini gazetede gördüğünde büyük bir şaşkınlık geçirmişti." Memur bir an duraladıktan sonra ekledi. siz kendinize bir çay yapsanıza." "Bir doktor onaylamadığı sürece. Cordelia'ya kalırsa birçoğu Bernie'nin kendi hayat felsefesinin parçalarıydı. Ben geldiğimden beri Herhangi bir iş yapmadı. . Sonunda memur dayanamadı. saat başına ücret ödüyoruz.

tuvalette çekilen suyun sesine kulak kabarttıklarını ve banyonun ya da mutfağın boş olup olmadığını anlamak için parmak uçlarında yürüyerek gidip baktıklarını anlatmak gereksizdi. Cordelia yalnız kalabilmişti. Bernie'nin cesedi. diplomalı bir daktilo-sekreterin kullanmaması gereken köhne yazı makinesinden de. biraz daha insancıllaşmasını sağlamıştı sanki. Keşke Bernie büroya daha . Bu sabah hiç ses duymadım. öbür işyerlerinde çalışanların meraklı bakışları altında daracık merdivenlerden zorlukla geçirilip dışarı taşınmış. Birbirlerini rahatsız etmeme konusunda çok titizdiler. son polis memuru da gitmişti. birbirlerinden uzak durmaya çalışmak konusunda gösterdikleri dikkati. Masanın ve iskemlenin üstündeki kan lekelerini temizledi. Bay Pryde'ın evde olmadığını kesinlikle bilmediğim zaman mutfağa gitmez. Ne var ki evin içinde pek sık karşılaşmazdık. ama onu görmedim. olayın pisliğini eve bulaştırmamak isteğinin de etkisi var mıydı acaba? Sonunda büro boşalmış." Caddeyi tanıması rahatlamasını." "Cremona Caddesi'ni bilirim. Savaş Müzesi'nin yakınlarındadır. Ancak bugün yine uğramasını istemiş olabilirler diye düşündüm. Adli tabip çantasını kapatıp çıkmış. Cordelia o sessizlikte tek başına kalınca bir şeyler yapmak gereğini duydu ve büyük bir hamaratlıkla iç odayı temizlemeye koyuldu. Ben küçükken teyzelerimden biri orada otururdu. bu tür bir ölüm olayı. ne de sahibi olan kadını. ya da ben sabah uyanmadan. Benim odamda bir havagazı ocağı var." Birbirlerinin işine karışmamak. kanlanan halıyı sabunlu sularla sildi. Evden ya dün gece çok geç saatte çıkmış olmalı. "Siz Bay Pryde'ı sağ olarak en son ne zaman görmüştünüz?" "Dün akşamüstü beş sularında. Keyifli bir havayla bir-iki dakika düşündü. onun alışık olduğu tuvaletlerin çok gerisinde kalan tuvaletten de ağır bir hakaret gibi gelmişti kadına. yemeklerimi orada hazırlarım. Küçük bir evde yaşadıkları halde. Geç kalkacağını düşündüm. Hastaneye gideceği sabahlar geç kalkar. Aslında ne birahaneyi severdi. Bu sabah hiç sesi çıkmadı. Bayan Sparshott temelli gitmişti." "Dün gece eve gelmedi mi?" "Evde dolaştığını duydum. ki o da tuhaftı. Hastaneye geçen çarşamba gitmişti. birbirlerinin özel hayatına duydukları saygıyı." "Bugün hastaneye gideceği günlerden biri miydi?" "Hayır.Benim. kendi evindeki odalardan birini oturma ve yatak odası olarak kullanmama izin vermişti. Alışveriş yapmak için işten biraz erken çıktım. büronun dışında hemen hiç görmezlerdi birbirlerini. Saat birde. Bernie'nin kendisini öldürmek için büroyu seçmesinde evi huzursuz etmemek. hızlı adımlarla her öğlen yemek yedikleri birahaneye yöneldi. Bernie öldüğüne göre artık Altın Sülün'e gitmek zorunlu değildi ama ortağına bu kadar çabuk vefasızlık etmek istemiyordu.

saç modelini yılda bir kere değiştirirdi. Mavis elbisesini günde üç kere." "Tezgâhın gerisinde çalışmaktan pek farklı değil. Mavis'le Cordelia birbirlerinden hiç hoşlanmazlardı aslında. Öğrensinler bakalım. bar tezgâhının gerisinde altın kalpli.yakın olan. tedaviyi göze alamayacağına karar vermiş. koca memeli bir kadının çalıştığı bir yer bulsa diye düşünmüştü kaç kez." Birbirlerine baktılar. ikincisinde bulmuş." dedi. Mavis bile bardaki şişelerin arasında o parlak renkli yengecin kıskaçlarını görmüş gibi bakıyordu. kitaplıktan ödünç alınıp kirletilmesinler diye yeni gelen kitapları tezgâhın altına saklayan bir kadını hatırlatırdı Cordelia'ya. herkes duymuş diye düşündü." diye söylendi. "Herhalde sen de kendine yeni bir iş arayacaksın. Kanamayı hızlandırmak için elini su dolu bir tasın içine koymuş. Mavis'in çevresindekiler önce birbirlerine baktılar. "İlk kesişte damarı bulamamış. Kanser olduğunu öğrenmiş." Mavis gözlerini Cordelia'dan ayırmadan sert hareketlerle bardak parlatmaya koyuldu. aralarındaki düşmanlığın neredeyse çatırtılar çıkaran fiziksel bir gerilim yarattığını fark etmez ya da etmezmiş gibi görünürdü ama. onların can dost olduklarına inanmayı yeğler. O tür kadınlara gerçek hayattan çok roman sayfalarında rastlanıyordu gerçi." diye söylendi. Kadınlara göre bir iş değil bu. Ağızlara götürülmek üzere kalkmış olan bardaklar bir an havada kaldı. Bernie yüreği sevgiyle doltı yaşlı bir köpek gibi iki kadının arasında mekik dokur. ancak ikisinin rahatça duyup anladığı bir konuşma geçti. Herkesin bunu düşündüğü açıkça anlaşılıyordu." "Öyle bir istekte bulunmaya niyetim yoktu. İki işte de karşına her türlü insan çıkabilir. ama yengeç burcunun o hain yaratığı korkunç kıskaçlarını herkesin beynine saplamıştı. aralarında dile getirilmeyen. "Dedektiflik bürosunu kendi başına yürütecek değilsin ya. ancak gülüşü hiç değişmezdi. "Duyduğuma göre sizin oraya polisler gelmiş. Mavis de her zamanki ürkütücü gülüşü. "Artık Bernie öldüğüne göre. Cordelia çevresindeki meraklı yüzleri gözden geçirirken. herkesin sizin için mesajlarını buraya bırakabileceğini de sanma. "Bernie bileklerini kesmiş. Tezgâhın önünde her günkü öğlen kalabalığı toplanmıştı. Cordelia'nın ısmarladığı küçük birayla yumurtayı tezgâha bırakırken. sonra da hızla gözlerini birbirlerinden kaçırdılar. saygıdeğer kadın tavrıyla tezgâhın gerisinde toplantıya başkanlık ediyordu. Mavis'in güçlükle gözden gizlediği sıkıntısı da mallarını sergilemek ve onları dikkatli bakışlar altında ölçüp dağıtmak zorunda olmasından kaynaklanıyordu belki. Bilek kesmek insanın kendisinin değil." O zaman başkaydı tabii. başkalarının yapacağı işti. Mavis eskiden tanıdığı bir kitaplık görevlisini. . Şimdi de ayrıntıları öğrenmek istiyorlar.

Cordelia'nın oturduğu sıraya yerleşti. dedi kendi kendine. en ürkütücü görüşleri kabul edebilirken basit gerçekler karşısında şok geçirmelerine bir kere daha şaştı. Tezgâhın önündekiler içkilerine dönmüşlerdi yine. Cordelia da annenin onu bir kere bile kucağına alamadan. Birasıyla yumurtalarını duvar dibindeki bir masaya götürdü. annesinin ona bir ömür boyu verebileceği sevginin tümünü doğumundan sonraki bir saat içinde verdiğini söylüyordu. gür kaşların altında iri. partal tvit pantolonun altındaki etli kalçası kızın kalçasına yaklaştı. Sanki bir devin iki eli arasında başının üstünden ve çenesinin altından hafifçe bastırılmış gibi görünen yüzünü çevreleyen gür. çocuksu bir ağız. Cordelia onların omuzlarının üstünde barın arkasındaki aynaya yansıyan görüntüsünü görebiliyordu."Annen de senin o işte tek başına çalışmanı onaylamaz herhalde. hiç ayılmadan. Mavis'in barının ışıltısının arasında enikonu dekoratif görünüyor. mutlu görünme aldatmacasını çocuk yaşta öğrendikten sonra. Mutsuzluğunu gizlemeyi. yine de. duvar gibi bir yüz haline gelebilirdi. Mutsuz görünmenin o kadınların sevgilerini kaybetme tehlikesini doğurduğunu kısa zamanda öğrenmişti. 'Burun' adıyla tanınan adam ona doğru geliyordu. Bugünkü yüzü dünkü yüzünden hiç farklı görünmüyordu. hiçbir kırgınlığa yol açmayan bir sevgiyi tatmıştı o. Düş gücü. koyu kumral. geniş elmacık kemikleri ve yumuşak. Kimi zaman arkadaşları ünlü tablolar ya da değerli mücevherler çalarlarmış. Düşündüğü gibiydi işte! Annesi bu işin kadınlar için son derece uygun bir iş olduğu görüşündeydi. Annesiz büyümesini telafi etmek için bir felsefe geliştirmişti kendi kendine. o genç surat hiçbir şey belli etmeyen. Çok genç görünmesi de aldatıcı olabilir. Bernie adamın polislere ispiyonluk ettiğini ve oldukça iyi para kazandığını söylemişti. yumuşak yürekli kadınlar olan analıklarının ondan beklediği bir tek şey vardı: Cordelia'nın mutlu olması. o bakımdan kaygılanmama gerek yok. Dolayısıyla. Değişik zamanlarda evlerinde kaldığı. Annesinin ona verdiği sevgiyle ilgili düşleri her geçen yıl biraz daha azalsa ve gerçekliğini biraz daha yitirse bile onlarsız yapamıyordu! Şimdi de düş gücüyle annesine danışıyordu Cordelia. Başka gelir kaynakları da varmış. belki bir kızı olduğunu bile öğrenmeden can vermiş olduğunu öğrenmekten korktuğu için bu konuda tek soru sormamıştı. orada oturup duygusallığa kapılmadan annesini düşündü. yeşile çalan elâ gözler. Babası annesinin ölümünden hiç söz etmemiş." "Ben dünyaya geldikten bir saat sonra annesiz kalmışım. hepsi iyi niyetli. Burun da . Acı çektiğini belli etmemeyi çok küçük yaşta öğrenmişti Cordelia. aldatmacanın her türlüsü kolay gelmişti ona. Burun'dan da hoşlanmazdı Cordelia. Tıpkı kedi suratı. aynaya yansıyan renkli şişe görüntülerinin. açık kumral saçlar." Bu sözününün çevredekileri sarstığını hemen fark etti ve orta yaşlı insanların en sapıkça. Bernie' nin tek dostu olduğu halde.

Burun'un gözleri yaşlıydı. "Evet. "Şimdilik iş aramayacağım. Büroyu açık tutma kararı dört gün süreyle değişmedi. Bernie anlatmıştı. İnsana ikinci bir fırsat vermeyi bilmez. hırsızlık masasındaki polisle Burun da para kazanmış oluyorlardı. Sana söyledi mi? Başmüfettiş Dalgliesh'in işi. Cordelia hiç fark etmemişti. Yüzü de külrengiydi. viski bardağını tutan eli titriyordu." Burun fark etmişti demek." Cordelia'nın işi bırakması dedektiflik bürosundan onun yararlanmasını sağlayacakmış gibi. daha sonra hırsızlarla paylaştığı büyücek bir ödül verilir. Ben onu bilir. Duyduklarından çok rahatsız olan Cordelia tartışmak istememiş.onların talimatıyla polise çalıntı malların nerede bulunabileceğini çıtlatıverirmiş. Kira sözleşmesini bulup Bernie'nin Cremona Caddesi'ndeki küçük evin sahibi olmadığını ve dolayısıyla da kendisinin verilen odada kalamayacağını ve kısa bir süre sonra orasını boşaltmak zorunda olduğunu öğrendiği zaman sarsılmadı. Garaj sahibi Mini'nin yakında büyük bir bakımdan geçirilmesi gerektiğini bildirdiğinde ve Cremona Caddesi'ndeki evin boşaltılması sırasında da kararını değiştirmedi." diye söylendi. böylece sigorta şirketi küçük bir ödeme yapmakla kurtuluyor. Sistem böyle kurulmuştu. Evde. Bankada. mal sahiplerin çalınan eşyaya yeniden kavuşuyor." Cordelia yalana başvurarak. hırsızlar polisin eline düşmek korkusunu yaşamıyor. Ona göre Bernie'nin yüzü oldum bittim külrengiydi ve her zaman hasta görünürdü. kirayı ödeyecek para bulamadığı gün gelinceye kadar açık tutacak ve ömrünün sonuna kadar bir daha Altın Sülün birahanesine adım atmayacaktı. üstlerindeki kurumuş cilayla kirden ötürü kaskatı kesilmiş . umutla söylemişti bunu.Bernie başka hiçbir şey yemiyor muydu acaba? -kutuları. Polislikten de atılmıştı. Bazen öyle namussuz bir heriftir ki o." İki noktada karara varmıştı: Dedektiflik bürosunu. bakkal vitrinlerinde olduğu gibi piramit şeklinde istiflenmiş konserve kuru fasulye ve irlanda yahnisi . Nereye dönse. "Zavallı Bernie. malı bulmayı başaran polis görevlisi ayrıca ödüllendirilirmiş. yalnızlık içinde geçen ve gerektiği gibi yaşanmayan bir hayatın enkazıyla karşılaşıyordu." dedi Cordelia." "Kin gütmenin ne yararı var? Başa gelen çekilir. "Ben anlamıştım ama." dedi ve ekledi: "Yine de kin güttüğü falan yoktu. Ona. kuruyup kalmış muşamba ve metal eşya cilaları. Bernie'nin hesabındaki paranın ancak cenaze masraflarını karşılamaya yeteceği haberini aldığı zaman da. zamanında Bernie'nin de ispiyonluk ettiğini sezinlemişti. Ancak o Burun kadar ustalık gösterememiş ve yaptığı işten iyi kazanç sağlamamıştı herhalde. O zaman müfettişti gerçi. Şimdi sen de kendine yeni bir iş arayacaksın herhalde. "Başından beri şanssız adamdı. yarı yarıya kullanılmış. Babamın kanserli suratı dediği renkte. Son bir yıldır kilo kaybediyordu. Bernie'nin dediği gibi. "Henüz değil. onu söylerim.

Cordelia cenaze işlerini yapan firmanın. Müşterisinin ölüm haberini.makinede yıkanmaktan keçeleşmiş. Sıkkın görünüşlü. duaları ölçülü bir hızla. "Bir de çelenk yaptırsak mı acaba?" "Niye olmasın? Güzel durur. tozdan yaratılan toz olur denmiştir ama. Dinleyicilere. ne de geride kalanlara. hem de neşeli bir adam olduğunu görmek içini rahatlattı. bayan. "Bence en doğrusu yakmak. cenaze hazırlıklanyla hiç ilgilenmedi. ölü tek çelengiyle birlikte yakıldı. yaslı bir havayla karşıladı. Ölüm nedeninin intihar olarak belirlenmesi kaçınılmaz olmakla birlikte yine de yapılan sorgulamalarda hazır bulundu. Haksız mıyım? En doğrusu işi en kısa yoldan. Bir haftayı iç karartıcı.temizlik bezleri. Yine de hiç boş kalmıyordu. yaslı ailelerin garip. çürümüş pek hoş görünmeyen bir çelenkti. ölünün yakılmasıyla gömülmesi arasındaki fiyat farkını. Mezar dediğin bir lüks oldu artık. Bir cenaze levazımatçısının adını vermenin dışında. avukata komisyon ödeyeceği duygusuna kapıldı. Evet. toprağa vermek aslında bana daha büyük kazanç sağlar. Bürosu Mile End metro istasyonuna yakındı neyse ki. yaşlıca bir adamdı avukat. bir sepet dolusu kirli çamaşır ." diye söylendi. evet." Cordelia. Adam da Cordelia'nın ağlayıp sızlamayacağını. Bernie'nin metresi olduğunu düşündüğünü sezdirmeyi başarmış-yoksa adam işini niye ona bırakırdı? ama. Kiliseye girmeyi . Ne ölüye bir yararı var. kısaca arandıktan sonra vasiyetnameyi buldu ve kısa bir süre önce kendi eliyle hazırladığı bir belge değilmiş gibi kuşkuyla inceledi. "Eksik olmayın. abartılı davranışlarına başvurmayacağını anlayınca rahatlamış. O zaman işi en kısa.buldu. iki yöntemin iyi ve kötü yanlarını dürüstçe açıklamıştı. yünlü donlar ve fanilalar . topraktan yaratılan toprağa döner. ama çiçekleri çoktan solup. Hayat sigortası yoktu diyorsunuz. Her zaman daha iyidir. bu benim mesleğim. Ber-nie'nin avukatına uğradı. Bernie hoparlörlerden yükselen müziğin eşliğinde fırına yollandı. dosya dolaplarını temizleyip topluyor. kişisel bir kayba uğramışçasına. Çelenk işini bana bırakın.bunu seçer. Telefon eden yoktu. gelen giden müşteri yoktu. en kolay ve en ucuz yoldan bitirmeye bakmalı. ben görmüş geçirmiş insanım. belli belirsiz bir özür dileme havasıyla okumuştu. o toz haline gelinceye kadar neler olur? Bunu düşünmek hiç hoş değil. Şunu da unutmayın. İnan ki on ölüden dokuzu . ama inanılmayacak şeylere inanmamı da beklemeyin diyordu sanki. bundan ötürü seni suçlamıyorum der gibi bir hava takınmıştı. Cordelia'nın. düzenliyordu." Böylece. Papaz. en güvenilir modern yöntemlerle bitirmektir. Bernie bu sonuncuları nasıl bırakabilmişti orada? Hergün büroya gidiyor. ağ yerleri lekeli kalın.sorulabilse tabii . asık yüzlü insanlarla karşılaşarak geçirdikten sonra. O da zambaklarla karanfillerden oluşmuş. cenaze işleri firmasındaki yöneticinin hem becerikli.

bekleyen ikinci cenaze alayının kapıda dururken çıkardığı seslere bakılırsa, geç bile kalmıştı. Daha sonra, Cordelia güneşin altında tek başına kaldığında bastığı yerin sıcaklığını ayakkabılarıyla bile hissedebildiğini fark etti. Hava çiçek kokularıyla yüklüydü. Birden hüzünlendi, Bernie'nin adına öfkeye kapıldı ve onun çektiklerinin suçunu yükleyebileceği birini arayınca Scotland Yard'daki o başmüfettişte karar kıldı. Bernie' yi, dünyada yapmak istediği tek işten attıran oydu, adama daha sonra neler olduğunu araştırmaya da gerek görmemişti ve cenazeye bile - suçlarının en ağırı - gelmemişti. Başkaları için resim yapmak, yazmak, içki içmek ya da kadın peşinde koşmak bir gereksinim olduğu gibi, Bernie için de dedektiflik yapmak bir zorunluluktu. Koca Scotland Yard hevesli ancak beceriksiz birini barındıramıyor muydu yani? Bernie için gözyaşı dökmeye başlamıştı ilk kez. Sıcak gözyaşları görüşünü bulanıklaştırıyor, parlak renkli armalarıyla bekleyen cenaze arabalarını, arabaların nikelaj aksamıyla üstlerindeki çiçekleri uçsuz bucaksız, titrek bir görüntü halinde algılıyordu. Yas tuttuğunun tek belirtisi olan siyah şifon eşarbı başından çekip hızlı adımlarla metro istasyonuna yöneldi. Oxford Alani'na geldiğinde susamıştı. Dickens and Jones mağazasının kafeteryasına girip çay içmeye karar verdi. Bu her zaman yapamadığı bir hovardalık sayılırdı ama gün de her zaman yaşanan bir gün değildi. Ödeyeceği paranın karşılığını tam olarak almak için kafeteryada epey uzun oturdu. Büroya döndüğünde saat dördü çeyrek geçiyordu. Bir konuğu vardı. Bir kadın, o sıcakta bile serin bir yerdeymiş gibi görünen, kirli boyalara ve yağlı duvarlara çok aykırı düşen bir kadın omuzlarını kapıya dayamış bekliyordu. Cordelia basamakları hızlı hızlı tırmanırken durakladı ve soluğunu tuttu. Birkaç saniye süreyle, konuğu onu görmeden o konuğu inceledi. Otoriter ve becerikli bir kadına benziyordu, giyimi insanı ürkütecek kadar şık ve doğru bir kılıktı. Yakası boynuna sıkıca oturmayan gri bir döpiyes giymişti, o bol yakanın içinden beyaz pamuklu bluzunun dik yakası görünüyordu. Siyah rugan pabuçlarının pahalı olduğu belliydi. Dıştan cepli siyah çantasını sol omuzuna asmıştı. Boyu uzun, erken yaşta ağaran saçları kısacıktı. Saçları bir başlık gibi sarmıştı başını. Times gazetesini okuyordu ve gazeteyi tek eliyle tutabileceği bir şekilde katlamıştı. Cordelia'nın geldiğini bir-iki saniye sonra fark etti. İki kadının bakışları karşılaştı. Kadın kol saatine baktı. "Cordelia Gray sizseniz," dedi, "tam on sekiz dakika geciktiniz. Kapıya astığınız kâğıda dörtte döneceğinizi yazmışsınız." "Biliyorum. Özür dilerim." Cordelia son birkaç basamağı koşar adım çıkarak anahtarını Yale kilide soktu ve kapıyı açtı. "Girmez miydiniz?"

Kadın önden girdi, odayı gözden geçirmeye bile gerek duymadan arkasına dönüp ona baktı. "Bay Pryde'la görüşmek istiyordum. Çok gecikir mi?" "Çok üzgünüm, şimdi cenazesinden geliyorum. Yani... Bernie öldü." "Cenazesinden geldiğinize göre, ölmüş olduğu belli. Bize on gün önce sağ olduğu söylenmişti. Hızlı ve dikkat çekmeyen bir ölüm olduğu anlaşılıyor." "Dikkat çekmeyen bir ölüm değildi. Bernie kendini öldürdü." "Çok tuhaf." Konuk, durumun tuhaflığından çok etkilenmişti sanki. Ellerini kavuşturdu, bir pantomim sahnesinde sıkıntı rolü yapıyormuş gibi birkaç saniye süreyle odayı arşınladı. "Çok tuhaf," diye söylendi bir kez daha. Kısacık bir kahkaha attı. Cordelia hiç ağzını açmıyordu ama iki kadın birbirlerini dikkatli bakışlarla süzüyorlardı. Sonunda, "Demek onca yolu boşuna gelmişim," dedi konuk. Cordelia güç duyulan bir sesle, "Yoo, hayır," diye söylendi ve kapıya dayanıp kadının yolunu kesmemek için kendini zor tuttu. "Lütfen benimle konuşmadan gitmeyin," dedi. "Ben Bay Pryde'ın ortağıydım. İşi ben devraldım. Size yardım edebileceğime eminim. Lütfen oturun." Konuk gösterilen iskemleye bakmadı bile. "Kimse yardım edemez," dedi. "Dünyadaki hiç kimse. Ancak şimdi konu bu değil. Patronumun öğrenmek istediği bazı şeyler var... Bazı özel bilgiler. Bay Pryde'ın o bilgileri edinebileceğini düşünmüştü. Onun yerine sizi kabul eder mi bilmiyorum. Burada telefon var mı?" "Şöyle buy run lütfen." Kadın iç odaya girdi. O odanın külüstür dekorundan da hiç etkilenmemişti sanki. Cordelia'ya dönerek, "Özür dilerim," dedi. "Kendimi tanıtmam gerekirdi. Adım Elizabeth Leaming. Sir Ronald Callender'ın yanında çalışıyorum." "Çevreci Sir Ronald mı?" "Öyle dediğinizi duymasın. Kendisine mikro-biyolog denmesini yeğler. Aslında mikro-biyologtur zaten. Bir dakika izin verin lütfen." Odanın kapısını sıkıca kapadı. Birden dizlerinin kesildiğini hisseden Cordelia daktilonun başına oturdu. Yuvarlak siyah tuşların üstünde hiç tanımadığı işaretler gibi görünen harfler yorgun gözlerinin önünde dans ediyordu. Gözlerini kırpıştırınca her şey normale döndü. Daktilonun, parmaklarına soğuk ve nemli gelen yüzeyine ellerini bastırarak heyecanını yatıştırmaya çalıştı. Yüreği güm güm atıyordu. "Sakin olmalıyım. Dayanıklı olduğumu göstermeliyim. Bu saçma heyecan Bernie'nin cenazesinin yarattığı gerginlikten ve uzun bir süre güneşin altında kalmış olmamdan ileri geliyor."

Ne var ki umut da sarsıcı bir duyguydu; işi alıp almamasına böylesine önem verdiği için kendine kızdı. Telefon konuşması bir iki dakikadan uzun sürmedi. İki odanın arasındaki kapı açılmıştı. Bayan Leaming eldivenlerini ellerine geçiriyordu. "Sir Ronald sizi görmek istedi," dedi. "Hemen gelebilir misiniz?" Cordelia, nereye gideceğim, diye düşündüyse de bunu sormadı. "Gelirim. Araç gerecimi getirmem gerekir mi?" • Araç gereç dediği Bernie'nin özel bir çantada tuttuğu cımbız, makas, parmakizi ararken kullandığı beyaz toz, örneklerini aldığı bazı şeyleri koyduğu minik kavanozlardı. Cordelia daha önce hiç kulllanmamıştı onları. "Araç gereç dediğiniz şeylerin ne olduğuna bağlı. Bence gerekmez. Sir Ronald işi size verip vermeyeceğini kararlaştırmadan sizi görmek istiyor. Trenle Cambridge'e kadar gideceğiz. Bu gece dönebilirsiniz sanıyorum. Haber vermeniz gereken kimse var mı?" "Hayır, yok." "Kimliğimi kanıtlasam iyi olacak sanırım." Bayan Leaming çantasını karıştırıyordu. "Şurada adına gönderilmiş bir mektup var. Beyaz kadın ticareti falan yaptığımı sanmayın. Gerçekten o işi yapanlar var mıdır bilmiyorum ama o bakımdan korkunuz olmasın." "Korktuğum bazı şeyler vardır ama beyaz kadın ticareti yapanlardan hiç korkmadım. Korksaydım, adınıza yazılmış bir mektup korkumu gidermezdi zaten. Sir Ronald Callender'a telefon eder, hakkınızda bilgi alırdım." Bayan Leaming herhangi bir öfke belirtisi göstermeden, "İsterseniz edebilirsiniz," diye söylendi. "İstemem." "Öyleyse gidelim mi?" Çıkarken de o önden yürüdü. Sahanlığa çıktıklarında Cordelia dönüp kapıyı kilitledi. Bayan Leaming duvarda asılı olan küçük bloknotla kaleme işaret ederek, "Bu notu değiştirmeniz gerekmez mi?" diye sordu. Cordelia daha önce yazdığı notu yırtıp attı, biraz düşündükten sonra yenisini yazdı. Acil bir iş için çıkmak zorundayım. Bir mesaj yazıp kapının altından atarsanız döner dönmez hemen ilgilenirim. Bayan Leaming, "Bunu okuyunca müşterilerin içi rahat edecektir," diye mırıldandı. Cordelia bu sözün alayla söylenip söylenmediğini merak etmişti ama kadının sesi kayıtsızdı, herhangi bir şey belli etmiyordu. Bayan Leaming'in ona güldüğünü sanmıyordu yine de. Konuğun duruma el koymasına sinirlenmediğini de fark edince şaşırdı, uysallıkla Bayan Leaming'in peşine düşüp merdivenlerden indi. Liverpool Street tren istasyonuna gittiler ve 17:36'da kalkacak Cambridge trenine rahatça yetiştiler. Bayan Leaming gişede Cordelia'nın bilet parasını

ben de İngiltere'ye döndüm. ona duyduğu güvenin belirtisiydi. Kendi kendime steno ve daktilo öğrenmiştim. Bununla birlikte Bayan Leaming çalışmasına bir tek kez ara verdi ve Cordelia'ya birkaç soru sordu. üniformalı bir şoför gibi hazırolda bekleyen. ağırbaşlılıkla karşılık verdi. "Evet." Sık sık değişen analıkları. İstasyondan çıktıklarında Bayan Leaming otoparkı gözden geçirdi ve siyah bir minibüse doğru yürüdü. emanete bıraktığı portatif daktiloyla evrak çantasını aldı ve birinci mevki vagonlardan birine doğru yürüdü. Suçun işlendiği yer nasıl aranmalıdır. nelerden örnek alınmalıdır. Minibüsün yanında. çok ilginçti. kıza iyi hali görüldüğü için verilen bir ödül değil. Yolculuk ederken çene çalmaktan ben de hoşlanmam." Ortak olmaları." "Bu işte o tür becerilerden yararlanabileceğinizi hiç sanmam." "İlginç bir çocukluk dönemi geçirmiş olmalısınız. Bernie onu kazıklamaya kalkışmış da değildi. Onlar beni Bernie'ye yolladılar. Bayan Leaming herhangi bir açıklama yapmadan." dedi. Bernie beni eğitip yetiştirmeye niyetliydi. Bu. Çantamda her zaman bir cep kitabı bulundururum." "Bay Pryde size nasıl bir eğitim sağladı peki?" "Polislikte öğrendiği şeylerin bazılarını öğretti. ben de yanında kaldım. alaycılığa kaçmadan. Birkaç hafta sonra yürüttüğü soruşturmalardan birkaçında ona yardım etmeme fırsat verdi. bir okuldan bir başkasına gönderilişini.ödedi." diyerek tanıttı onu." Bishops Stortford istasyonundan sonra kompartmanda yalnız kaldılar. "Nasıl oldu da Bay Pryde'la çalışmaya başladınız?" "Okulu bitirdikten sonra Avrupa'ya gidip babamla yaşamaya başladım." Bayan Leaming bunu söyledikten sonra yeniden kâğıtlarına döndü. Yanımda Hardy'nin bir kitabı var.. Cordelia'nın belirli ve düzenli bir aylık almaktan vazgeçip işin hiç güvenilmeyecek kazancının yarısına razı olması ve Bernie'nin evinin bir odasında kira ödemeden yatıp kalkması anlamına geliyordu aslında. "Babanız ne iş yapardı?" "Gezgin Marksist şair ve amatör devrimciydi. Cordelia'nın ortaklık önerisini doğru değerlendireceğine inanıyordu. tren Cambridge'e girinceye kadar bir daha dâ ağzını açmadı. "Sizin okuyacak bir şeyiniz var mı?" "Siz çalışın. parmakizi aranması ve alınması. Bu tür şeyler işte. kendini savunma sanatının temel ilkeleri. Bir sekreterlik bürosuna girdim. Çok yolculuk ederdik. tatillerde çocuğu ne yapacaklarını bilmeyen öğretmenlerle Sosyal Yardım Bürosu görevlilerinin kaygılı yüzlerini hatırlayan Cordelia soruya her zamanki gibi. "Ben trende çalışmak zorundayım. Genç . İki ay önce ortak olduk.. herhangi bir açıklama yapılmadan bir evden öbürüne. "Bu Lunn. Geçen Mayıs ayında Roma'da bir kalp krizi geçirerek öldü. açık yakalı beyaz gömlekle koyu renk pantolon ve uzun konçlu çizmeler giymiş iri yapılı bir genç duruyordu.

Gözlerin güzelliği.adam başını eğip selam verdiyse de gülümsemedi. Ahlaksız bir meleğin yüzüydü bu. Çok terleyen bir adamdı. Ancak Lunn'ın durumunu anlayamamıştı. gömleğinin dikişlerini zorlayan geniş omuzlarıyla siyah beyaz bir kötülük tablosuna benziyor. Can acısıyla yüzünü buruşturmamak için kendini tutmaya çalışırken adamın çamur rengi gözlerinde bir pırıltı görerek meraka kapıldı. "Adam da benden hiç hoşlanmadı. Cordelia bilim adamlarını pek iyi tanımazdı gerçi. Mary Magdalen çekingen. Deney tüpü ve imbiğiyle yaptığı labo-ratuvar çalışmalarında arada bir ortaya çıkan küçük patlamalarla dumanlar öğrencileri kadar onu da şaşırtırdı sanki. diye düşündü Cordelia. gömleğinin koltuk-altları terden ıslanmış pamuklu kumaş etine yapışınca güçlü sırtının kıvrımıyla ilk anda dikkati çeken iri pazula-n iyice ortaya çıkmıştı. Gür siyah saçları kafasını miğfer gibi örtmüştü. geri kalan yanlarının sevimsizliğini unutturmaktan çok vurguluyordu. Bayan Leaming'in evdeki yerinin ne olduğunu bildiğini sanıyordu. Bilimle uğraşan tek tanıdığı Sör Mary Magdalen adındaki kadın öğretmendi. sanat ve edebiyata önem verilirdi." diye düşündü Cordelia. Kısa. çevreciliğin yaygın olarak benimsenmesinden çok önce el . kimyasal maddelerin ellerinde bıraktığı lekeler hiç temizlenmezdi. Manastırdaki okulda bilim genellikle gözardı edilir. dudakları sarkık ve nemliydi. Lunn kapıyı açarken özür diler gibi bir havaya girmeden kısaca açıkladı: "Land Rover'ın onarımı henüz tamamlanmadı. Bir işte ne kadar uzun bir süre çalışmış olursa olsun. Tanrının kurallarına ve evrenin düzenine akıl erdirilemeyeceğini öğretmeye çalışır gibiydi ve bu konuda gerçekten başarılıydı. hem de alay edermiş gibi 'patronum' diye söz etmesi olanaksızdı. Cordelia elini uzattı. kimya ve biyolojiye giriş konularının karışık olarak anlatıldığı fen dersi adı verilen dersin öğretmeniydi. Mary bilim kurallarından çok. Kısa bir süre için elini sıkan parmaklar kemiklerini ezecek kadar güçlüydü. Yeni doğmuş bir dananın gür kirpikli. "Bunlar birbirlerinden hoşlanmıyorlar. buğulu gözleriydi ve dünyadaki dehşeti aynı sıkıntılı bakışlarla izliyordu. Mary Magdalen'i tanımış olmasının Sir Ronald Callender'la yapacağı konuşmada herhangi bir yarar sağlamayacağı belliydi. bilim adamına da benzemiyordu. Cordelia üçünün de minibüsün ön kanepesine oturacaklarını anlamıştı. hem adamı sahiplenir-miş. sıradan bir sekreterin bu otoriter tavrı takınabil-mesi ve yanında çalıştığı kişiden. kalın ensesi." Lunn'ın Sir Ronald'ın evinde ne iş yaptığını merak etti. yaşlıca bir rahibeydi. ne kadar vazgeçilmez bir yardımcı olursa olsun. Tel çerçeveli gözlüklerinin gerisinden şaşkın bakışlarla bakar. Bayan Magdalen fizik. Sir Ronald çevre konusuna. İşçi gibi davranmıyor. Lunn kasıtlı olarak mı canını yakmıştı acaba? Gözler unutulmayacak gözlerdi gerçekten." Bayan Leaming geriye çekilerek Cordelia'yı ortada oturmak zorunda bıraktı. Hafif çiçekbozuğu yüzü etli.

Bacakları değerek oturuyorlardı ama üçü de birbirinden çok uzaktı. sıfırdan yola çıkarak başarıya ulaşan ve başarısını sürdüren yoksul çocuğu simgelediği için halka umut verirdi. uluslararası ekoloji kongrelerinde ülkesini temsil etmiş. çevrecilik alanındaki hizmetlerinden ötürü şövalyelik unvanına layık görülmüştü. Alçak tepeleri aşarlarken Cordelia akşam güneşinin ışığında insanı aldatacak kadar yakın görünen Cambridge'in çan kulelelerini seçebiliyordu. Bu küçük işten büyük işler çıkabilir." demişti. o da uzun uzun düşünüp Cordelia'ya danıştıktan sonra yüksekliği ikisini de şaşırtan bir fatura çıkarmıştı. Bellinger sağladığı başarıdan ötürü Bernie'ye minnet duymuş. Bellinger olayı onun en kazançlı. . Başka soru sormadı. Cordelia kenti hiç göremedi. O adımızı telefon rehberinden seçmiş ama şimdi bizi dostlarına da salık verecektir. John Bellinger çok özel laboratuvar aletleri üreten bir aile şirketinin yönetim kurulu başkanıydı.atmış. ülkedeki herkes gibi. gazetelerin renkli pazar eklerinden öğrenmişti. Peki böyle bir insan nasıl olmuş da Bernie Pryde'ı tutmayı düşünmüştü. Mektupları yazan. Bellinger olayı gerçekten prim yaptı. açık duran demir kapıların arasından geçip durdular. Cordelia da bunları adamın katıldığı televizyon programlarından. Gelecekleri yere gelmişlerdi. Bizim işte her şey olabilir. Bir yıl önce ofisine bir takım açık saçık mektuplar gönderilmeye başlamış. Ve fatura hiç gecikmeden ödenmişti. kırmızı villaların. İstasyon Yolu'nun sonuna geldiklerinde araba Savaş Anıtı'nın yanından sola sapmış. saman damlı seyrek evlerden oluşan köylerin. Her devrin. Kendi isteği üzerine şirkette ulak olarak görevlendiren Bernie pek de zor sayılmayacak sorunu kısa zamanda çözüme kavuşturmuştu. yolun kıyısında yükselen akçaağaçların ve kırmızı tuğladan yapılmış upuzun bir duvarın önünden. O işten gelen kazanç büroyu bir ay ayakta tutmaya yetmişti. Bernie. Körpe mısır fidanlarının boy verdiği geniş tarlaların. tam da Bernie'nin cenazesine denk gelen bir günde." Bellinger olayı sonunda prim yapmıştı demek! Bernie hep bunu beklemişti. her hükümetin adamıydı Sir Ronald. Otuz dakikadan az süren araba yolculuğu sessizlik içinde geçti. kısa bir süre sonra kenti geride bırakmışlardı. belki de tek kazançlı işiydi. diye düşündü Cordelia. Son bir köyden. yol boyunca sıralanan basık. Bellinger'ın herkes tarafından saygı duyulan orta yaşlı özel sekreteriydi. Patronun ya da Bayan Leaming'in Lunn'a ne ölçüde açıldığını kestiremediğinden sorusunu temkinle dile getirdi: "Bernie'nin adını Sir Ronald nereden duymuş?" "John Bellinger'dan. "Görürsün bak. zaman zaman da alacalı gölgeleri yola vuran ağaçların arasından geçiyorlardı. "Bu Bellinger işi mutlaka prim yapacaktır." Ve şimdi. polisi işe karıştırmak istemeyen Bellinger durumu aydınlığa kavuşturması için Bernie'yi tutmuştu. politik tarafsızlığını korumaya özen gösterir.

O mimarinin en güzel örneklerinden değilse bile oranlan uyumlu. Yine de adamın enerji dolu gergin gövdesi dipdiriydi ve hiçbir yorgunluk belirtisi göstermiyordu. Cordelia adamın resimlerini gazetelerde gördüğü için nasıl biriyle karşılaşacağını biliyordu. Bayan Leaming. evin tümü bir film dekoru kadar yapay görünüyordu. Burası gelenlere kucak açan bir aile yuvasıydı.Hızlı. adamın gücü fiziksel bir nesne gibi yayılıyordu odaya. Cordelia sol tarafında dönerek yükselen bir merdiven. cilalı tahtaların üstündeki bol renkli halıları ve bir saatin tik-taklarını ilk anda fark etti. hem güzel bir bina oldu. hatta konunun onu heyecanlandırdığını gösteren bir sesle konuşuyordu. sarmaşığın yeşil yaprakları ışıldıyor. Bunların ahır ya "da garaj olabileceklerini düşündü. ancak ustaca araba kullanan Lunn verandanın önünde fren yaptı. İsveçli bir mimar yaptı ve çok iyi iş çıkardı." diye açıkladı. . Morsalkımlarla örtülü duvarların yıllanmış tuğlaları akşam güneşinde parlıyor. İki kadın minibüsten çıkarken o yerinde kaldı ve evin köşesinden dönüp arabayı arkaya götürdü. Cordelia minibüsün yerden epey yüksekte kalan kanepesinden kalkarken üstlerinde küçük. "Eski ahırlar laboratuvar haline getirildi. Henüz tek bir beyaz tel görünmeyen siyah saçları alnına düşmüştü. bir yazı masası duruyor." Tanıştıklarından beri ilk kez. Gözkapakları çökük gözlerinin üstüne bastırır gibiydi. masada bir adam oturuyordu. Ağzı bir heykel ağzı kadar düzgündü. hem daha etkileyiciydi. Ne var ki şimdi sessizliğe gömülmüştü ve güzel pencereleri boş gözler gibi görünüyordu. Kırışık ve duyarlı bir yüzü. Biraz daha yakından bakınca Cordelia sol şakakta seğiren siniri ve çökük gözlerdeki belli belirsiz kanlanmayı da gördü. Dışarıya açılan camlı kapıların önünde. kemerli bahçe kapısının gerisindeki arazinin hafif bir eğimle alçalarak yaz başının yumuşak yeşilleri ve bejleriyle beneklenen Cambridge ovasına uzandığı görülebiliyordu. Duvarları kitaplarla kaplı. Geniş. sağlam bir yapıydı ve bütün güzel konutlar gibi. Yüzünde yorgunluk izleri vardı. süslü kuleler bulunan bir dizi alçak yapıyı göz ucuyla görmüştü. . söylediğine ilgi duyduğunu. "Yapıların doğuya bakan yönleri hemen hemen tümüyle cam şimdi. Girdikleri yer bir çalışma odasıydı. bulunduğu araziden doğal olarak boy verip yükseldiği izlenimini uyandırıyordu. Hem kullanışlı. kemerli bir burnu vardı. Evin ön kapısı açık duruyordu. geniş çimenliklere ve bir küme ağaca bakan süslü bir oda. Bayan Leaming karşıdaki bir kapıya doğru yürüyerek ona yol gösterdi. Son derece akıllı ve otoriter bir kişinin karşısında bulunduğunu biliyordu. Gül ve lavanta çiçeği kokularını. duvarları ahşap kaplamalı geniş bir hole girdi.Ev Georgian dönemi mimarisine uygun bir biçimde yapılmıştı. Ne var ki karşısındaki erkek resimlerde göründüğünden hem daha ufak tefek. sağda taştan yontulmuş bir şömine bulunan.

"Günde beş sterlin. "Biz yaptığımız işlerle gurur duyarız. o kalabalığın gerisindeki bir noktadan.biraz fazla çabuk ve biraz fazla istekli görünerek -açıkladı. "Bir de dürüstlük prensibimiz vardır. Ben. Belki de işi çok iyi yaparsınız. "Ama mikrofon yerleştirmem." "Başka müşteri var mı ki?" "Şu anda yok. ücretiniz nedir?" Bu soru bir hakaret olarak yorumlanabilirdi ama değildi. Cordelia ücretini . eldeki tek işinde müşteriye gerçeklerin tümünü açıklasak mı. zamanımın tümünü size ayırırım. Şikayet etmiyorum. Bir hafta süreyle kapılarını çalan olmasa bile. "sekreteriniz bana bir iş verebileceğinizi söylediği için buraya kadar geldim." . Bayan Leaming. Bayan Gray. açıklamasak mı." dedi. Ama her an çıkabilir. sarkık gözkapaklarının altındaki gözleri keskin bir dikkatle bakıyordu. neredeyse fiziksel denebilecek ışıltıyı seçebilmişti. müşteriyi aldatmak ile gerçeği açığa çıkarmak uğruna yalan söylemenin ahlaki açıdan nasıl bir fark yarattığını tartışırdı. çok başarılı bir insana benziyordu. Sir Ronald gerçekçiydi yalnızca." Bernie'nin prensiplerinden biriydi bu. Prensip ." diye açıkladı. Bunlar güçlerinin bilincinde olan ve onun tadını çıkaran adamlardı. soruşturmanın herhangi bir aşamasında işi bitirmekten vazgeçecek olursam. Size bu bilgileri vermekten kaçınırsam çalıştığım günlerin ücretini istemem. "Bayan Cordelia Gray. 'Pryde Dedektiflik Bürosu'ndan geriye kalan bu." derdi. İri yarı bir polis emeklisi beklerken karşımda sizin gibi birini bulmak beni biraz şaşırttı. Ancak masrafları düşük tutmaya çalışırız. o güne kadar edindiğim bütün bilgileri öğrenmek hakkınızdır." "O benim sekreterim değil. Ve her şey bir yana. cinsel çekiciliği andıran. Yanlış düşünmüş de değil.Gururlu başını dimdik tutuyor." Cordelia bunu söyledikten sonra hızla sürdürdü. Ayrıca da masraflar. Sizin için de aynı şey söylenebilir mi?" Önemli bir günün sonunda yaptığı yolculuktan yorgun düşen Cordelia bu türden bir konuşmaya hazır değildi. Halk kitleleri ünlü kişilerin geçişini seyretmek için toplandığında. bu soruşturmayı polise devretmenin zamanı geldi mi diye uzun uzun düşünür. "Sir Ronald. Sanayi casusluğuna da yokum.sahibi adamdı Bernie. Bunun karşılığında. Cordelia daha önce de görmüştü o tür insanları. Kabalığımı bağışlayın. Yani sizin verdiğiniz işi bitirmeden başka bir müşterinin işine bakmam. O yanlış düşünmüşse lütfen söyleyin de Londra'ya döneyim. yorgunluktan ya da hastalıktan hiç etkilenmeyen. "iş mikrofon yerleştirmeye geldi mi ben yokum." Keskin bakışlar Cordelia'ya çevrildi.

Mikrofon yerleştirecek teçhizat yoktu onlarda. Benim oğlum. Summertrees adında bir evde oturan Binbaşı Markland adında birinin yanında bahçıvanlık yapmaya başladı. binbaşının kız kardeşi onu oturma odasının tavanından sarkar durumda bulmuş. Sir Ronald. "Mantıklı bir tutum. Bunu yapmışsa mutlaka bir nedeni vardır. "Oğlum Mark bu yıl 25 Nisan'da yirmi bir yaşını bitirdi. Mark mantıklı insandı. Olsa da nasıl kullanacaklarını bilmezlerdi. Cambridge'de. Bunu niye yaptığını bana ne o zaman ne de daha sonra açıkladı." "Buna gerek var mı?" "Bana yararı olur. Bunu yapabilir misiniz?" "Denemek isterim." Camlı kapılardan dışarısını seyreden Bayan Leaming odaya dönerek beklenmedik bir hırsla söylendi: "Senin bu öğrenmek merakın! Öğrenmek tutkusu! Her şeyi kurcalama tutkusu! Bilmemizi isteseydi kendisi söylerdi bize!" Sir Ronald. Ben oğlumun aklından geçenleri bilemem ama akli dengesinin geçici olarak bozulduğu gibisinden yuvarlak lafları kabul edemem. Bu olayda benim bir sorumluluğum varsa bilmeyi yeğlerim. sonra öbürüne bakarak sordu: "Bir pusula bırakmış mı?" "Bir pusula bırakmış. İşe girdikten on sekiz gün sonra." "Bunları bizzat sizin söylemenizi tercih ederim. güdük bir kurşunkalem alarak parmaklarının arasında çevirmeye başladı. Beş hafta önce. Bayan Leaming daktilosunun başına oturur." diye söylendi." "Mark'la ilgili bazı temel bilgiler de isteyeceğinizi biliyorum." diye karşılık verdi. Bir kayışla kendini asmış. Oğlum on sekiz gün önce kendini astı. "Bu belirsizlikle yaşayamam. Onu okuduktan sonra öğrenmek istediğiniz başka şeyler de olursa bize sorarsınız. Oldukça basit bir iş. Sir Ronald." Cordelia önce birine. Cordelia'ya bakmadan anlatmaya koyuldu." Sir Ronald masasına oturdu. "Bu olayda vicdanınızın sizi bir seçme yapmaya zorlayacağını sanmam gerçi. Bir dakika sonra dalgınlıkla cebine attı kalemi. Nedenini bulmanızı istiyorum. Sorgu yargıcı akli dengesinin geçici olarak bozulduğu bir sırada kendini öldürmüş olduğuna karar verdi.Bu konularda karar vermek zorunda da kalmamıştı zaten. hiçbir şey söylemeden üniversiteyi bıraktı ve Duxford dışında. Bu yıl bitirecekti. Bernie'nin sanayi casusluğu yapmasını isteyen de çıkmamıştı. Binbaşı Markland'ın arazisindeki bahçıvan kulübesinde yatıp kalkıyordu.' Onun ne olduğunu öğrenmek istiyorum. Başkası sorumluysa onu da bilmek isterim. Kâğıdı daktilosunun üstünde buldular. benim eski fakültemde tarih öğrenimi yapıyordu. Ama bir açıklama değil. "Oğlum öldü." . size bir yazı hazırlar.

aşağıda gökyüzü kadar uçsuz bucaksız bir boşluk belirdi. Belki daha kolay bir ölüm yolu ya da ölüm aracı bulamamış. istemiyor musunuz?" Cordelia Bayan Leaming'e baktıysa da kadın gözlerini kaçırdı. ben.. O konuyu hangi genç babasıyla konuşur ki? Eğer ilişkileri varsa. "Öyle olduğunu söylediler. Bende kendi sorumluluklarımı üstlenirim. izin verirseniz. Bu arada benden yeterli bir harçlık alıyordu. heteroseksüel ilişkidir sanırım. "Siz dedektif olduğunuzu söylüyorsunuz." Bahçıvan kulübesini gözden geçirmesi gerekiyordu..Bayan Leaming alçak sesle konuşmaya başlamıştı: "Döne döne alçalan mağara yolunda güçlükle ilerliyorduk. Ardından Sir Ronald konuştu. işi istiyor musunuz^. Oğlunuzun sağlığı iyi miydi? Bir gönül işinden yahut çalışmasıyla ilgili bir sorundan ötürü üzülüyor muydu? Para sorunu var mıydı?" "Mark yirmi beş yaşına gelince dedesinin .birine uygun düşerdi. Sir Ronald. "Sıradan bilgiler." "Öneri benden gelmedi mi! Siz işinizin sorumlulukları ile ilgilenin. Ömrünün son iki haftasında kendi kazandığı parayla yaşamış anlaşılan. Bayan Gray? Bundan nasıl bir sonuç çıkartabilirsiniz?" "Oğlunuzun William Blake'i okuduğunu." Boğuk ve şaşılacak kadar kalın çıkan sesi kesilmişti. insanın kendini asması gibi sarsıcı bir olaydan çok zehir içerek ya da denizde boğularak canına kıyan -hiçliğe usulca. Ne var ki üniversiteden ayrıldığı gün bütün parasını benim banka hesabıma yatırmış. dedim. O genç adam Blake'ten alıntı yapmayı seçmişti. o boşluğa atlamalı ve Tanrının orada da var olup olmadığını anlamalıyız. Otopside herhangi bir hastalığı olmadığı belirlendi. Cennetle Cehennemin Evlüiğinden bir pasaj değil mi o?" Sir Ronald'Ia Bayan Leaming bakıştılar.servetine sahip olacaktı. Bayan Gray. Blake'in şiddet ve umutsuzluktan iz taşımayan. bir tören yaparcasına gömülen . Gönül işlerini bana açmazdı. Kendini asmayı seçmişti." Cordelia. üçü de susuyorlardı. Ben de sizin bu işi yapmamı gerçekten isteyip istemediğinizi düşünüyordum. Bernie'nin şu ünlü müfettişi nasıl derdi? "Gerçekleri saptamadan önce fikir yürütmeyin. Sonunda. Yine de bu onun görüşü." dedi. kendi fantezisiydi." . bankadakilere de bundan böyle onun hesabına yatıracağım paranın kabul edilmemesi konusunda talimat vermiş. "Çok istiyorum. Cordelia'ya kalırsa. üniversitedeki öğretim üyeleri de derslerinde başarılı olduğunu bildirdiler. abartmaya kaçmayan bu yumuşak pasajı. belki o anda içinden geldiği gibi davranmıştı.annesinin babasının . "Bana anlatabileceğiniz başka bir şey yok mu?" diye sordu. Sir Ronald belli belirsiz bir sabırsızlıkla sordu: "Eee. Ağaçların köklerine tutu-' narak o dipsiz uçuruma bakarken.

Mark onu bir-iki kere yemeğe getirmişti buraya." diye sözlerini sürdürdü Cordelia. Sonra da yatılı bir ilkokula." dedi Bayan Leaming. Ellerini çaresizlik. öbürü de onun ablası. Cambridgeshire başlığını taşıyordu. Annesi Yüksek Anglikan diye adlandırılan mezhebe bağlıydı.Bayan Leaming bahçeyi seyretmeyi bir yana bırakıp döndü. Sir Ronald o günün tarihini ve imzasını da atmıştı. bu geleneklerin çocuğa bir zararı dokunmadı. Bunlar önemli mi?" "Her şey önemli olabilir. Görebildiğim kadarıyla. birkaç satır yazı yazarak Cordelia'ya uzattı.daha sonra Woodward Vakfı'nın öğretim kurumlarından birinde okudu." "İlkokulda mutlu muydu?" "Sekiz yaşında bir çocuğun yatılı okulda mutlu olabileceği kadar." "Oğlunuzun çocukluğuyla ilgili bir şeyler anlatabilir misiniz?" "Beş yaşındayken anaokuluna gitti. oğlunuzun okuduğu fakülteyle öğretmenlerinin adlarını da eklerse iyi olur. "Oğlumun ölümünden başka biri sorumluysa diye bir söz ettiniz. "Sophie Tilling. Cordelia. "Sizden de adınıza soruşturma yapmaya yetkili olduğumu belirten imzalı bir yazı vermenizi rica edeceğim. "Ya arkadaşları?" diye sordu usulca. üniversite-üstü filoloji öğrenimi yapıyor." Sir Ronald masasının sol çekmecesini açıp bir dosya kâğıdı çıkardı. o kibirli başmüfettiş ne derdi? "Ölen kişiyi tanımaya çalışın. "Hiçbir özelliğini bilmiyorduk! Ölmesini bekleyip de ondan sonra öğrenmeye çalışmak neden?" Cordelia." Bu kez ortada katil yoktu gerçi. Burada bir çocuğun ayak altında dolaşmasına. oğlunun da onların geleneklerine göre yetiştirilmesini istiyordu. soruşturma yapmaya yetkilidir. Biri Mark'ın fakültesinden Hugo Tilling'di. Garforth House. diye söylendi. Kızın adını hatırlıyor musun." O insanüstü yaratık. Yani genelde çok mutsuzdu ama zaman zaman iyice azardı. "Onu hiç tanımıyorduk!".annesi Mark dokuz aylıkken ölmüştü . "Böyle bir olasılık var mı? Soruşturma sonunda verilen karara katılmıyor musunuz?" . Annesinin isteği üzerine . Ölüler sizi katillerine götürebilir. Eliza?" "Sophie. Onu tanımam gerek çünkü. "Buraya hemen hiç gelmezlerdi ama cenazede ve sorgu yargıçlığında gördüğüm ikisini tanıdım. Ölüler konuşur." dedi. "Bayan Leaming bana verdiğiniz bilgileri bir kâğıda yazar. Üzerinde şöyle bir yazı vardı: Bu belgenin verildiği Bayan Cordelia Gray 26 Mayıs' ta ölen oğlumla ilgili olarak benim adıma. istediği zaman laboratuvara girip çıkmasına izin veremezdim. belki de umarsızlık ifade eden bir hareketle ileri uzatarak. Onunla ilgisi olan hiçbir şey önemsiz ve anlamsız değildir. Antetli kâğıt: Sir Ronald Callender. "Başka bir isteğiniz var mı?" diye sordu.

Artık açmanın da anlamı kalmadı zaten. artık kullanılmayan oyuncaklarla dolu alçak. "Pasaportu buralarda bir yerde olacak ama nereye koyduğumuz hatırlamıyorum. "Son zamanlarda okuduğu kitaplar?" diye sordu. Sir Ronald. Oldukça iyi çıkmış bence. Bir de geçen yaz benim bahçede çektiğim resmi var. beyaz bir dolap vardı. Bir duvarın önünde." dedi. dadılarla annelerin sevdikleri masal kitaplarından oluşan bir kitaplıktı. televizyonla resimli romanların egemen olduğu çocukluğunda bu kitaplar hiç yer tutmamıştı. boncuk gözlerinden biri dikildiği ipliğin ucunda sallanan bir ayı. güvertesinde çeşitli hayvanlarla ablak yüzlü bir Nuh peygamberin ve karısının durduğu oyuncak gemi. Sir Ronald uzun parmaklarıyla."Karar eldeki kanıtlara bakılarak alındı. Bir öğrenci odası olarak. Oyuncakların üstündeki iki rafta kitaplar vardı. üniversiteden ayrılırken buraya yollamıştı. bütün çocuk odalarında bulunan. küçük bir nişan tahtasıyla minik oklar. çekingen bir havayla taşa dokunduktan sonra onu elinin altına almış. "izin verirseniz odasını da görmek isterim. Belki de deniz kıyısında geçirilen bir tatilde bulunmuş değerli parça. evin arka bölümündeydi. Oda. Pencereye yanaşmış. çok basit bir şekilde döşenmiş ve görünüşe bakılırsa on yıldır pek az değişikliğe uğramıştı. Cordelia. Sevilip okşanmaktan tüyü dökülmüş. masanın üstünde yuvarlamaya başlamıştı. Koliler içinde. İçeri girdikten sonra Sir Ronald genç kadını yok saymaya başlamıştı. bir kuşaktan öbürüne geçen klasiklerden. Ardından. masanın üstünde bir gece lambasıyla deniz suyunun aşındırıp deldiği bir taş duruyordu. görünüşe bakılırsa farkında olmadan. Cordelia kitapları incelemek için eğildi. Cordelia bu kitaplarla büyüdükten sonra karşılaşabilmişti ancak." Yatağın yanında küçük bir masa. alıp cebine attı." "Her zaman değil. "Evet. Gerçekleri ortaya çıkarmak yargıçların görevi değildir. Ama bir odası vardı elbette. "Tatillerde burada kalırdı herhalde. Eliza?" diye sordu." Odadan çıktı. Ben sizi bu amaçla tutuyorum. "Kitapları bodrumda." Sir Ronald'la Bayan Leaming şaşkın şaşkın bakıştılar. "işinizi bitirdiyseniz artık aşağı inelim mi?" . "Fotoğrafı var mıydı. Açmaya fırsat bulamadık. Cordelia'yla ya da odayla hiç ilgilenmezmiş gibi bahçeyi seyretmeye koyulmuştu. İstediğiniz her şeyi aldınız mı? Size daha fazla bilgi verebileceğimi sanmıyorum. yelkenleri pör-sümüş bir yelkenli. yetişkin Mark hakkında en ufak bir ipucu vermiyordu. Orta sınıf insanların çocukları için uygun gördükleri." Oda ikinci katta." "Bir fotoğraf işime yarardı." dedi. Onu getireyim. onun. boyalı tahta trenler ve kamyonlar. Göstereyim. Bu kanıtlarla başka bir karar da beklenemezdi.

diye düşündü. Lunn dahil. Londra'ya giden ilk ekspres 9:37'de kalkıyor. onun altına çeşitli renklerde saten parçalarından dikilmiş uzun bir etek giymişti. İşiniz bitince geri verin lütfen. göz kalemleri. erkeklerin hepsi smokin giyiyorlardı. Bayan Leaming gibi yetenekli ve titiz bir kadının o karışıklığa aldırmaması çok garipti. Modası geçmiş renklerde yarım rujlar. adını tanıştırılır tanıştırılmaz unuttuğu Amerikalı konuk profesör ve beş genç bilim adamı. O üstünü değiştirmek için yukarı çıkacağını bildirip Cordelia'yı salonda yalnız bıraktığında kız epey şaşkınlık geçirmişti. Bayan Leaming. Odada hem resmi. gardropla öbür çekmecelerin aynı ölçüde dağınık olup olmadıklarına bakmamak için kendini zor tutmuştu. gümüş rengi saçlarıyla yüzünün renksizliğini vurguluyordu. Sadece şunları söyledi: "Fotoğrafı buldum. İnsanlar ne ilginç ve tutarsız. İçinden gelen sese uyarak ve hafif bir suçluluk duygusuyla tuvalet masasının çekmecelerinden birini açmıştı. yarısı tüketilmiş kokular. parlak maviler. Belirli bir etki yaratmak istenmişti. Gözkapaklarına sürdüğü farın etkisi biraz tuhaftı ama çarpıcıydı. ağır adımlarla ilerleyerek aşağı inişlerini gözlüyordu. nemlendirici kremler.En alt basamakta Bayan Leaming'le karşılaştılar. Sir Ronald Callender. yansı kullanılmış fondötenler. On kişilik bir topluluktular. Çekmece makyaj malzemesiyle doluydu. hem tuhaf gelmişti Cordelia'ya. Elini yüzünü yıkaması için Bayan Leaming'in yatak odasına çıkarılmış. Sir Ronald'ın yazdığı notla birlikte bir zarfa koydum. Çekmecenin dağınıklığına şaşmış. yeşiller ve kırmızılar mum ışığında pırıl pırıl yanıyor. Kendilerini işlerine adamış bir topluluğun günün sonunda bir araya gelip topluca yemek yedikleri mi gösterilmek istenmişti? Yoksa değişik insanların bir düzeni korumak." Akşam yemeği hem ilginç. Şıklığa gençlikten fazla önem verilen bir yaştaydı artık. bir törene katılmak zorunda oldukları mı? Onu kestiremiyordu. hem teklifsiz bir hava vardı ve Cordelia bu havanın bir rastlantı sonucu değil. bilinçli bir çabanın eseri olduğunu hissediyordu. Hareket ettikçe. onların yan yana. Üzerinde yeşil bluzu ve bej eteğinden daha iyi bir şeyler olmasını isterdi doğrusu. orada da eşyaların basit şıklığıyla bitişikteki banyonun şatafatı arasındaki zıtlığa şaşıp kalmıştı. Ne var ki Bayan Leaming ansızın yorulmuşçasına omuzlarını çökertip arkasını döndü. Yorgun yüzünü aynada inceleyerek dudaklarını boyarken yanında far bulunmamasına da sıkılmıştı. Bayan Leaming düz renk kolsuz bir bluz. Bayan Leaming'le boy ölçüşemese bile en az beş yaş daha büyük görünüyordu şimdi. Başını kaldırmış. Çekmeceyi karıştırınca kullanabileceği bir far bulmuş ve oraya atılıp bırakılmış olan malzemenin bolluğunu göz önüne alınca kullanmakta hiçbir sakınca görmemişti. Onun için yemeği bizimle yersiniz diye düşündüm. Öyle kararlı bakışlarla bakıyordu ki Cordelia kadının konuşmasını ilgiyle bekledi. Chris Lunn. .

Lunn'ın. oysa buradaki en rahat insan o. kıvrık ağızlı dört şarap sürahisi duruyordu. canının çektiği sıcak yahut soğuk yemeklerle doldurduğu tabağını masaya götürdü.herkesle eşit durumdaymış gibi konuştuğunu fark etmenin dışında konuşmalarla pek ilgilenmiyordu Cordelia. keşke konuşacak kadar yakın oturabilsey-dik dercesine bakıyordu. çatal bıçak eski gümüştü. Pirinç taneleri pırıl pırıl parlayan.sesi öbürlerinden az duyulsa bile . tanışma töreninden sonra Cordelia'yla hiç ilgilenmeyen. Yiyecek çok boldu. Büfenin üstündeki elektrikli ısıtıcılara bırakıp gittiler. Çiçekler alçak kaselere konmuştu ve özenle yerleştirilmiş gibi görünmekten çok bir fırtınanın bahçeden koparıp yerlere saçtığı. arada bir bardağındaki şaraba eğilerek gizlice gülümsüyordu. bedenine biraz dar gelen smokiniyle gülünç görünmesi gerekirdi.Yemek odası evin ön kısmındaydı. . masaya. Soğuk yemeklere ayrılan masada da koca bir jambon. Genç bilim adamları da smokinleriyle biraz tuhaf görünüyorlardı. yüksek sesle konuşan. Şamdanların arasında. Ona kalırsa. Cordelia adamları bu kadar genç olmalarına da şaşmıştı. Öbür ikisi daha sessizdi ve biri. soğuk rozbif. diye düşündü. Elektrik yakılmamış. uzun boylu bir genç. Akıllı ve başarılı gençler olduklarını bilmenin verdiği güven duygusunu taşıdıklarından huzursuz göründükleri söylenemezse de. büyük bir kase ıspanak vardı. Genellikle bilimsel konulardan söz edildiğinin ve Lunn'ın . Bayan Leaming onu Chris Lunn'la kendisinin arasına oturttu. masanın karşısında ona gülümsüyor. Cordelia da onları kendine örnek aldı. Yemekleri İtalyan uşakla karısı getirdiler odaya. mantarlı sos içinde yüzen dana etiyle pişirilmiş bir güveç. smokinleri elden düşme almışlar ya da bir tiyatro oyununda kullanmak üzere kiralamışlardı sanki. Amerikan servisi takımı düz mantar. keyifli bir sohbete koyulma olasılığı da böylece ortadan kalkmış oldu. saçı başı dağınık gençlerdi. Güçlü kişilik bakımından da ikinci sırayı alır. Adam tabağındaki yiyeceklerin düzenli duruşunu bozmamaya büyük dikkat göstererek yavaş yavaş yiyor. Şıklıkla basitlik masada da atbaşı gidiyordu. tepeleme doldurulmuş bir tabak pilav. Herkes kendi yemeğini aldı. içlerinde otuzunu aşmış olan bir tek kişi vardı. Öbürleri istedikleri yerlere oturuvermişlerdi. birinin de yazık olmasın diye suya koyduğu çiçeklere benziyorlardı. yüzünün çizgilerinde simetri eksikliği görünen siyah saçlı. Bunun neden böyle olduğunu anlamaya çalıştıysa da başaramadı. kokuları da ne kadar acıktığını o ana kadar fark etmeyen Cordelia'ya çok çekici gelmişti. çeşitli salatalarla meyveler duruyordu. daha önce ucuz İtalyan lokantalarında gördüğü. kalın yeşil camdan yapılmış. Üç tanesi. Genç bilim adamları tabaklarını iyice doldurmuşlardı. düzenli aralıklarla üç tane gümüş şamdan yerleştirilmişti.

Konuşma genel bir sohbet halini aldı. fotoğraf makinesiyle camlı kapılardan dışarı çıkmış ve o kraliçe tavrıyla oğlana gülümse diye seslenmişti belki de. masanın öbür ucundan seslenerek müzedeki İtalyan çinileri koleksiyonuyla ilgili sorular sormaya başlamıştı. Cordelia yorgunluğun. başını fotoğraf makinesine çevirerek gülen bir gencin resmiydi bu. kaygılı bir tavırla Sir Ronald'ı gözlüyordu. Ağaçların altında ders çalışırken Bayan Leaming. Düzgünce yazılmış." Suratsız bir konuğun ilgisini uyandıracak bir konu bulmaya çalışan ev sahiplerinin ölçülü ve yapay neşesiyle konuşmuştu. ustaca daktilo edilmiş bir yazıydı. Resim. kitaplarını da. Fotoğraf da aynı zarftaydı. Vücudu gevşedi ve Cordelia'ya döndü.Masanın bir ucunda oturan Sir Ronald bir yandan elma soyarken bir yandan başını çevirerek konuğuyla konuşuyordu. çantasını dikkatle gözden geçirmişti. Sorsa da başka bilgi edinebileceğini sanmıyordu zaten. Ağzı dana eti ve mantarla dolu olan Cordelia yemeğin sonunun nasıl geleceğini merak ediyordu. Güneşten korunmak için bir elini gözüne siper eden. Fotoğrafı yeniden zarfa koydu. Kadından başka herhangi bir bilgi almaya yeltenmeden elinden tutulup trene bindirilmesine izin verdi. "Trende gelirken Hardy'nin bir kitabını okuyordunuz. İKİNCİ BÖLÜM Ertesi sabah Cordelia saat yediden önce Carmona Yolu'ndaki evden çıktı. korumak istercesine iki eliyle midesine bastırdı ve uyudu. düşünceli. Tren istasyondan ayrılırken Bayan Leaming'in verdiği kalın beyaz zarfı açtı ve içindeki nota baktı.hiç değilse kâğıda aktarılan şu bir saniye içinde . Yorgunluktan bitkin düştüğü halde. Cordelia'yı istasyona." dedi. yanına yığmıştı. Jane Austen'ın el-yazısıyla yazılmış bir mektup vardır müzede. Blucin ve kazak giyiyordu." "Öyleyse bir fırsatını bulup Cambridge'deki Fitzwilliam Müzesi'ne uğramalısınız mutlaka. Hazırlanması pek uzun sürmemişti.mutlu olmayı bilen biri olduğundan başka hiçbir şey söylemiyordu Cordelia'ya. açıklanmayan bir nedenle bu kez Cambridge'e değil de Audley End istasyonuna götüren Bayan Leaming oldu. "Hardy'yi sever misiniz?" "Çok. kıvrımlar halinde"tabağa doğru uzanıyordu. Neyse ki Amerikalı profesör 'Fitzwilliam' adını duymuş. Dirseğine dayanarak çimenlere uzanmış. Yol boyunca soruşturma konusuna hiç değinmediler. Kadın bakışlarını ayırmadan. Cordelia gözlerini Bayan Leaming'e çevirdi. Derken Cordelia'nın kendisine baktığını hissetti. Sanırım ilginizi çeker. hazırlıklarını gece yatmadan önce tamamlamıştı. delikanlının . Elmanın yeşilimsi kabuğu uzun parmaklarının üstünden sarkıyor. Bernie'den öğrendiği gibi. Jane Austen'ı daha da çok severim. yediği yemeklerle içtiği şarabın etkisiyle baygın düşmüştü. Aslında o da gereksizdi çünkü .

Neyse ki yol sormak için durdurduğu ikinci kişi köy halkından biriydi ve kısaca karşılık . Doğu Anglia'nın ovalan. üzüntüsünün sonu gelmiş de değildi ama bu onun ilk işiydi ve tek başına çalışacağına seviniyordu. her an kaçmak zorunda kalabileceğini bilen göçmenler gibi. Bu hazırlıklar soruşturmaların en keyifli yanlarıydı: umutlar düş kırıklığına ve başarısızlığa dönüşmeden. Çevredeki görünüm ruh haline çok uygundu. Satın alma hevesini kısıtlayan para sorunu olmaktan çok. Bagajını dikkatle yerleştirdiği arabasıyla günlük güneşlik kırlarda keyifle yol alırken yüreğine umut doluyordu. Giyim kuşamına dikkat ederdi Cordelia. bütün gardrobunu orta büyüklükte bir valize sığdırabilmek konusunda garip bir saplantısı olmasıydı. engin gökyüzüyle uzak ufukların verdiği özgürlük duygusu hoşuna gidiyordu. Son olarak giyecek konusunu düşündü. İlk planlar yapılırken Bernie de çok titiz ve çok başarılıydı.Bernie'nin ortaklıklarının şerefine ona hazırladığı günden bu yana çantadaki hiçbir şeye el sürülmemişti. can sıkıntısı yahut tiksinti başlamadan önce yapılan işlerdi. asfaltın kıyısına kadar sokulan tarlalar gözüne çok güzel görünüyor. Yolda bej süet eteğiyle kısa kollu bir bluz giymeye. pazar kurulan kasabaların geniş yollan. Olay onu ne iğrendirmiş. Havalar böyle giderse. uyku tulumunu silkeleyip rulo yaptı. Son olarak da kullanılmamış bir defter buldu. uzun süre kararsızlık çektikten sonra her iş randevusuna giyebileceğine karar vererek biriktirdiği parayla aldığı Jaeger tayyör fazla kalın gelecekti. Polaroid fotoğraf makinesini çıkardı. ilk yardım çantasında eksik bir şey olup "olmadığına baktı. biraz düşündükten sonra küçük transistorlu radyosuyla Profesör Simpson'ın adli tıp kitabını da yanına almaya karar verdi. ne alacağını tasarlamaktan. Bernie' nin yazı masasının çekmecesindeki karışıklığın arasında yol haritalarını bulup aldı. açık havada çalışmak zorunda kalabileceği günler için de bir iki kazakla blucin götürmeye karar verdi. yaratmak istediği vakur iş kadını izlenimi için tayyör en iyi kılıktı. Birinci sayfaya Mark Callender Soruşturması yazdıktan sonra en arkadaki birkaç yaprağı dikey çizgilerle sütunlara ayırarak masraflarının dökümünü yapabileceği bir yer hazırladı. Binbaşı Markham evinin adresini verirken sokak adı bildirmeyi gerek duymayacak kadar önemli biri sanıyordu kendini herhalde. giyecek satın almaktan hoşlanırdı. Araba tatlı mırıltılarla ilerliyordu. İşin altından kalkabileceğini sanıyordu. ne de dehşete düşürmüştü. Duxford köyüne girince Summertrees adındaki evi bulmakta güçlük çekti önce. Kuzey Londra'nın pençelerinden kurtulduktan sonra yolcuğun tadına varmaya başladı. Arabanın böylesine güzel çalıştığını hiç hatırlamıyordu Cordelia. Bernie'nin ölümüne üzülmüştü. Öte yandan fakültedeki bir kürsü başkanıyla konuşması gerekebilirdi. onu umutsuzluğa düşüren sonradan ortaya çıkan gerçeklerdi. bir alışveriş torbasını Bernie'nin stokundaki çorba ve kuru fasulye konserveleriyle doldurdu.

Mark hakkında konuşmak istiyordum. güllerin çevresine de mavi ve beyaz çiçekler dikilmişti. ulusal renklerimiz. açık duran bahçe kapısı ve onun gerisindeki araba yoluyla sokak arasında geniş bir çimenlik vardı." "Hayır. Cordelia bu kadar çirkin bir evi kimin yaptırmış olabileceğini merak etti. Zile basmasına fırsat kalmadan." "Onun eşyalarını almaya geldiniz öyleyse. Summertrees'i geçip gitmişti çünkü. Arabasını yolun kenarındaki çimenliğe çekip bahçe kapısından girdi. yoldan epey geride Victoria stili bir evdi. Sonunda ev karşısına çıktı. Kırmızı tuğladan yapılmış. Adım Cordelia Gray. duvarları kahverengine boyanmış kasvetli hol dışarıdan görülebiliyordu. Sıkkın. Öyle değil mi? Cordelia Gray adında birini tanıdığımı sanmıyorum. Hiç doğal görünmüyordu ve fazla bakımlıydı." Arabayı yolun ortasında bıraktı. Cordelia kadının peşine takılarak pek az eşyayla döşenmiş olan ve cila kokan hole girdi. Ne zaman gönderecek diye merak etmiştik hatta. yaşlıca bir kadın çiçek dolu bir el arabasını iterek evin yan tarafından çıkıp geldi. başındaki eşarbı çıkarıp elleriyle saçını düzeltmeye çalışarak yol gösterdi. Bir de bayrak direği olsa! Ön kapı açık duruyor. biraz da aptal bakışlı gözlerini hızlı hızlı kırpıştırarak Cordelia'ya baktı ve bir şeyden destek almak istercesine el arabasının saplarını kavradı. Çimenliğin ortasında dikdörtgen biçimi iki çiçek tarhı vardı. "Kilisenin kermesine verilecek şeyler için geldiniz herhalde. diye düşündü Cordelia. Mark öldüğünden beri oraya girmedik. Oğluyla ilgili olarak. Bahçeye döşenen taşların arasına düzenli aralıkla dikilmiş olan bitkiler bile hastalıklı urlar gibi görünüyordu.verirse kabalık etmiş olacağını düşünürmüş gibi evin yerini uzun uzun tarif etti. ikisinin de ortasına kırmızı baston gül." "Mark'ın eşyaları için de gelmedim. "Kilisenin kermesi için gelmedim. Eşyalar bahçıvan kulübesinde duruyor. Kocamla ve görümcemle konuşun en iyisi. Ancak bir kentin banliyösüne yakışacak olan binayı getirip kırların ortasına yerleştirmişti. Eskiden bunun yerinde daha güzel bir ev vardı belki de. Cordelia manevra yapabileceği bir yer buldu ve iki üç kilometre geriye gitti. Salona gelseniz daha iyi olacak sanırım. Kim olduğunu açıklamamıştı yaramaz. Bahçe de eve uygundu. belediye parklarındaki vatanseverlik gösterilerinden farksız. Hava sıcak olduğu halde uzun bir yün etek. Çeşitli bastonlarla . başına bir eşarp bağlamıştı. Beni Sir Ronald Callender yolladı." dedi Cordelia." diye seslendi. "Cordelia Gray mi? Daha önce tanışmadık öyleyse. Sir Ronald oğlunun niye kendisini öldürdüğünü öğrenmem için tuttu beni. Biz ona Mark derdik. "Günaydın. Biz de Sir Ronald'ın birini göndermesini bekliyorduk." Bu haber kadını tedirgin etmekten çok şaşırtmıştı. kazak ve çizme giymiş. Cordelia'yı görünce el arabasını yere bıraktı.

Çantası ayaklarının dibinde. Yüzüne. kitap diye bir şey görünmüyordu. Binbaşı Markland çevresi ve yanları lekeli. güneş görmeyen oda soğuk ve karanlıktı. fotoğraf makinelerinin karşısına sıralanmış. her yanı oymalı. parlak mavi kreton minderleri olan üç bambu koltuk. Biri askeri bir birliğin fotoğrafıydı. gözleri çirkinlik yaratacak kadar yakındı. Binbaşı Times gazetesini okuyor. Kahve. meraklı bakışlarını kızın yüzüne dikmişti. Hepsi yepyeni görünüyorlardı. Boyutları yanlıştı. dizlerini bitiştirip otururken. Bayan Markland şişlere bakmadan örgü örebildiği için keskin. hiç kullanılmamışlardı sanki. Başka eşya da yok gibiydi. üçü de kır saçlıydı. Dışarıdaki çimenlikte üç dört kişinin oturabileceği genişlikte tenteli bir salıncak. zevksiz biri tarafından değil. Pryde Dedektiflik . ablası örgü örüyordu. Duvarlardaki resimler gruplar halinde asılmıştı. Hava sıcak olduğu halde. Konuğu pek de hoş karşılamayan iki yüz. Onlar da dekoratörün oyunun havasını vermeyi beceremediği bir tiyatro dekorunu andırıyordu. dev boyutlu beyaz bir fincanla kahve içiyordu.geçirmeye çalıştıysa da bunu başarıp başaramadığını bilmiyordu. Şöminenin çevresinde iğrenç desenli. hepsi sivri tepeli kep ve bleyzer giyen iki sıra iri yarı delikanlı. Yüzleri uzun ve kemikli. cılız bir ses ve anlamsız bir açıklamayla tanıttı konuğu.şemsiyelerin ve yağmurlukların asılı durduğu portmantonun yanından geçip evin arka bölümündeki bir odaya yürüdüler." Cordelia iki kadınla binbaşının arasındaki benzerliğe şaşıp kaldı. "Bayan Cordelia Gray. bir okulun kürek takımı olmalı diye düşündü. merakla Cordelia'ya çevrilmişti. yuvarlak bir teneke tepsiyle getirilmişti. becerikli ancak alçak gönüllü bir ifade . duruma en uygun düşecek ifadeyi . İki kadının alınlarındaki kırkmalar neredeyse gözlerine inmişti. koskoca bir kanepeyle iki koltuk.ağırbaşlı. Bahçeye açılan camlı kapılar aralık duruyordu. Cordelia. odanın ortasında maun ağacından yapılmış. koltuklara oturanların ayaklarını dayayabilecekleri üç alçak tabure ve tahta bir masa vardı. Cordelia bunun da sıcak bir yaz sabahı için uygun bir uğraş olmadığını düşündü. Kilise kermesi için gelmemiş. zevkin anlamını bilmeyen biri tarafından döşenmişti. ikincisinde. Minderler umulmayacak kadar sertti oysa. seçilemeyecek kadar küçük. Binbaşı Markland oturmasını söyleyince Cordelia kanepenin yumuşak minderlerinden çirkin bir ses çıkacağından çekinerek en uca ilişti. üçünün de saç telleri kalın ve sert görünüyordu. onların başlarının üstünde de bir çift çapraz kürek görülüyordu. adsız solgun yüzler. köşeli çenelerin üstündeki ağızlan ensiz. Korkunç bir odaydı. ancak dingildeyen bir masa duruyordu. Üçü de ata benziyorlardı. Bayan Markland koluyla havada geniş bir yay çizerek. Cordelia dışarıdaki eşyalar çok daha rahat görünürken ailenin yaz günü içeride oturmasına akıl erdiremedi.

Polise başvurmak da istemedi. "O başladıkları işi bitirmeyenlerdendi. Cambridge'den buraya bisikletle gelmiş olmalı. ailesine olan sorumluluklarından yarı yolda vazgeçmiş. Bir akşamüstü bisikletiyle kapıya dayandı. Burada çok iyi çalışıyordu. ilk iş mülakatına gelen on yedi yaşında bir kıza benzediğini hissetti." Eleanor Markland. babasına nedenini de açıklamamış. Ben sevmiştim oğlanı." diye söylendi. tam da Mark'a severek yapacağı bir iş vermek inceliğini göstermiş olduğunuz bir zamanda. Yine de inanılır bir açıklama bulmaya çalıştı. Öyle düşündüğünü sanmıyorum! Soruşturma sonunda alınan kararı kabul etmiş. Cordelia bu kabalığa kızamadı. Onların işi değil bu. Bahçıvan olarak da yetiştirilmemişti." Cordelia onun sözünü kesti: "Yoo. Yaptığı belki de doğru bir açıklamaydı. haksızlık ediyorsun ama. "Üniversiteli yarım bırakmış. "Aaa. "Sir Ronald sizin durumunuza çok üzülüyor." . Mark durup dururken üniversite öğrenimini yarım bırakmış. Bir salı akşamıydı yanılmıyorsam.. Yine de bahçıvanlık yapacak yaradılışta değildi. Oğlunun niçin canına kıydığını öğrenmek istiyor. Sir Ronald'ın ona verdiği tanıtma mektubunu uzatarak konuşmaya başladı. Beş hafta kadar önceydi. hem şaşırdığını. Dolayısıyla. Yani böyle bir şeyin. "Cambridge Evening News gazetesine verdiğim ilanı görmüş.. Belki bilirsiniz." Cordelia.bürosunun tek sahibi olan yetişkin bir kadından çok. Haksız sayılmazdı." "Aldığı parayı hak ettiğini kabul ederim. "Burada işe girmesi nasıl oldu?" diye sordu. hayır. hem de Cordelia'yi küçümsediğini gösteriyordu. Bence. arazinin sınırları içinde yaşanmış olmasına. Niye kendini öldürdüğünü bilmiyorum. "9 Mayıs salı günüydü. Eleanor. o da yarım yamalak yaptığı bir işti." diye söylendi sertçe.. "Ve bu işle sizi mi görevlendirdi?" Eleanor Markland'ın sesi hem buna inanmakta güçlük çektiğini. Hayatını da yarıda kesti. "Sir Ronald oğlunun ölümünde olağandışı bir şey bulunduğunu düşünüyorsa." Yengesi koyun gibi meleyerek ona karşı çıktı." Ablası yine atıldı.. Merak da etmiyorum. Sir Ronald oğlunun arkadaşlarıyla yapılacak konuşmalarda benim alışılagelmiş özel dedektif tipindeki birinden daha başarılı olabileceğimi düşündü. Sir Ronald konuyu konuşmakta bir sakınca görmeyeceklerini umarım dedi. Yalnız oğlunun bunu niçin yaptığını anlamaya çalışıyor. Bu soruya Binbaşı Markland karşılık verdi. "Bana kalırsa aslında onların işi. "Sir Ronald olayın Mark'ın üniversitedeki hayatıyla ilgili olabileceğini düşünüyor. Görümce umulmadık bir hırçınlıkla.

Başka işverenler de benim gibi yapsalar ülkede bu enflasyon belası görülmezdi. devrimcilik. uyuşturucu." Ablası. "Yadırgadım elbette! Hem de çok yadırgadım. Mark çiçeklere hiç el sürmedi. içki. Oğlanın rehber öğretmeniymiş. Oğlanın burada bulunduğu süre içinde. ona bir fırsat tanımaya karar verdim. Üniversiteden uzaklaştırılmış olabileceğini düşündüm. Bahçıvanlık konusunda fazla bir şey bilmediğini de itiraf etti." diye söylendi. Orada oturması bizim fikrimiz değildi. Bildiğimiz kadarıyla. Her neyse. köyde onu pansiyoner olarak alacak biri de . "Açıklamasını istemedim." Ekonomi biliminin uzmanıymış gibi konuşuyordu. İlanda bahçıvanın burada yatıp kalkabileceğinden söz etmemiştim. Şimdiki Cambridge öğrencilerinin yapmadığı yok. yeni bir sırada düz örgüye başlarken Bayan Markland'ın. Ama Mark evi görmüş ve beğenmiş. İşin orası beni ilgilendirmezdi. 9 Mayıs salıydı." Eleanor Markland ters ilmek yaptığı sırayı bitirmiş. Referans olarak hocalarından birinin adını vermesini istedim ve ona telefon ettim. ne ararsan. öğrenmeye çalışırım diyordu. yakınmamızı gerektirecek herhangi bir şey de olmadı. Ona hak verdik." Cordelia. "Senin verdiğin üç kuruş paranın karşılığında çalışmayı kabul eden tek kişi olduğu için onu tuttun. Orada kalmamın sizce bir sakıncası var mı diye sordu. Fazla bir şey söylemediyse de çocuğun üniversiteden kendi isteğiyle ayrıldığını doğruladı.Binbaşı. Cordelia. Biz de daha çok sebze bahçesiyle çimenliklere bakacak birini arıyorduk. gazetedeki ilanı okuduğunu söyledi." "Bahçıvan evine ne zaman taşındı?" "İşe başlar başlamaz. "Öyle çıkıp gelmesini yadırgamadınız mı?" diye sordu. verilen bilgiye kusur bulamadığına sıkılmış gibi kaşlarını çatarak ablasına baktı. Üniversiteden ayrılıp bir işe girmeye karar verdiğini. bahçemize bir pislik bulaştıracağından korkmamıza gerek yokmuş. Horsfall adında biriydi. "Hak ettiği kadar para alıyordu. Her gün bisikletle Cambridge'den buraya gelmesi kolay iş değildi. "Acaba bununla ne demek istemişti?" sorusu biter bitmez kupkuru bir sesle konuşmuştu: "Keşke üniversite kentimizde insanı sıkacak kadar kusursuz gençlerin sayısı daha fazla olsaydı. "Pekâlâ. Binbaşı bu açıksözlülüğe sinirleneceği yerde kendinden hoşnut bir tavırla gülümsedi. Ama gencim ve güçlüyüm. Onun deyişiyle. "Bay Horsfall üniversiteden niçin ayrıldığını açıkladı mı?" diye sordu. delikanlının üniversitedeki davranışları insanı sıkacak kadar kusursuzmuş. Ben açık bir soru sormuş ve o akademik tiplerden beklenebilen ölçüde açık bir cevap almıştım. Çiçeklere karımla ben bakarız. oğlan hoşuma gitmişti.

bence zararı yok dedi. Bahçede olduğum saatlerde çok sıkı çalıştığını görürdüm. Bir gazocağı alır. Neyse ki önünde biten otlar kesilip düzeltildiğinden Eleanor Markland kapıyı kolayca açabildi. Önce bir gül bahçesinden geçtiler. Sonunda bir çit kapısından geçerek yaşlı ve bakımsız elma ağaçlarıyla dolu bir bahçeye girdiler. Çok istekliydi. "Orada kalmaya pek hevesliydi. Ben de olsam aynı şeyi yapardım. Biz oraya hiç gitmeyiz. dipleri kabartılmış marul ve lahanalar. Su bağlanmıştı zaten. çok acemiydi. uğramamıza gerek yoktu. Yol yöntem öğretmemiz gerekti. Sözgelimi her sabah erkenden mutfağa gelip o günkü işlerini sorması gerektiğini bizden öğrendi. ağaç köklerinin çevresinde saman kokusu yayan yığınlar halinde kümelenmişti. Öylesine bakımsız kalmış. "Demek ki iş için başvurmadan önce evi görmüş. Damın büyük bir bölümü de sağlamdır. Binbaşı Markland karısına baktı. Gül fidanları renklerine ve türlerine göre ayrılarak dikilmiş. Cordelia bir-iki saniye süreyle izin vermeyecekler diye düşündüyse de görümce örgü şişlerini yün yumağına saplayarak ayağa kalktı." diye mırıldandı. değişik türleri gösteren etiketler. Bundan sonra çakıllı bir yolun ortadan ikiye ayırdığı sebze bahçesi geldi. biz de kabul ettik. gaz lambalarıyla idare edebilirmiş." diye mırıldandı. "Görmek denir mi bilmem. Arazi epey genişti. fidan gövdelerine topraktan aynı yükseklikte bağlanmıştı." Bayan Markland. Daha önce kocamın da dediği gibi." Cordelia. "Evde elektrik ve havagazı olmadığını söyledim. Ona uğradığımızı söyleyemem. Bahçenin otu tırpanla biçilmiş. saçlarının dikenli dallara takılmaması için eğilerek geçmek zorunda kaldılar. Mark bu küçük eve yerleştiği için mutluydu. Elma bahçesinin ucunda yüksek bir çit vardı. Bu yüzden onu suçlayamam. içinde bir ailenin yaşaması olanaksız ama çocuk aklına koymuş. Şu anda. O ev çok bakımsızdır. "Ben de sizinle gelirim. odada sıkıntılı bir sessizlik oldu. "Bahçıvan evine ben de bakabilir miyim?" diye sordu. En azından öyle olduğunu sanıyorum. Fikir benim pek hoşuma gitmemişti. Arasından geçilemeyen koyu yeşil çalıların en az yirmi otuz yıldır budanıp sey-reltilmediği belliydi. Yaban otlan temizlenmiş. öyle dal budak sarmıştı ki bahçıvan evinin arka bahçesine açılan tahta parmaklıklı kapıyı gözden gizliyordu. Kapıya dayanmadan araziyi kolaçan etmiştir sanırım. Ben severdim çocuğu. Ama görebildiğim kadarıyla oğlan başının çaresine bakmayı beceriyordu.yoktu. çapalanıp ekime hazırlanmış olan toprak Mark Callender'ın çalışmalarına işaret ediyordu." diye atıldı." Cordelia. . Çitin bir noktasında çalılar kesilip bir geçit açılmıştı ama. Bu istek Marklandları tedirgin etmişti. Kapıdan geçildiğinde böğürtlen çalılarından oluşan başka bir çit çıkmıştı karşılarına.

O engeli de aşınca Cordelia yüzünü güneşe çevirerek gözlerini kırpıştırdı ve gördüklerinden duyduğu hazla kısık bir çığlık attı. ortadaki mavi çizgili porselen maşrapanın içindeki çiçek demeti kuruyup kalmıştı. Saplar kararmış. Kadın anahtarı kilide soktu. Yağmurdan kararmış boyasız ön kapısına. sağ kalan çiçekleri sulayıp canlandırmıştı. Cordelia evin basit bir planı olduğunu gördü. "Onun çizmeleri mi?" diye sordu. diye düşündü. Mark Callender orada yaşadığı kısa süre içinde bakımsızlık ve kırışıklıktan inanılmaz güzellikte. Cordelia'nın tahminine göre. düzenli bir vaha yaratmayı başarmıştı. yan yana atılıp bırakılmış çamurlu bir çift lastik çizme duruyordu. Cordelia onun peşinden oturma odasına girdi. Cordelia. üçüncüsü de aralık duruyordu. Eski çiçek tarhlarının yerlerini bulmuş. o ışıkta sayısız toz zerresi ve minik kanatlılar dans ediyordu. ikindi güneşinde. Tam karşıdakinin ön bahçeye açıldığı hemen anlaşılmakla birlikte o kapı kilitli ve sürgülüydü. O katta üç kapı vardı. sağdaki kapı mutfağa açılıyor. öbür tarafında bacakları testereyle kısaltılmış yuvarlak arkalıklı ikinci bir koltuk duruyordu. Kapının hemen dışında. Küçük ev arduaz damlı. yüzeyi fırçalanıp ovulmaktan aşınmıştı. içerideki tavanda görülen çıplak kirişlerine karşın. bir yanda serin akşamlar için hazır edildiği anlaşılan çıralarla odunlar görülüyordu. Patikanın bir tarafındaki üç dört metrekarelik toprak kazılıp kabartılmış. yaban otlarını köklemişti. örümcek ağlarıyla örtülüydü. Cordelia. Güneş ışınları odanın kıpırtısız havasını yarıyor. Sağda bir şömine. . Sonra arka kapıya yürüdüler. yıllardır açılmamış gibi. işin yarım bırakıldığı noktada toprağa saplanmıştı. Taş döşeli patikayı örten otlarla yosunları temizlemiş. ne öbürü. O aralıktan üst kata çıkan çıplak tahta basamaklar görünüyordu. taçyapraklar tanınmayacak şekilde buruşup ufalanmış. ocağın iki yanında yemek pişirmek için kullanılan fırınlar bulunan eski moda demir bir şömine vardı. tahtaları çürümüş pencere pervazlarına. tuğladan yapılmış alçak bir yapıydı. henüz çöküş denemeyecek eskiliğiyle hüzünlü bir güzellik sergiliyordu. kulübenin sağındaki çimenliğin çimlerini biçmiş. Ne biri konuştu. Şöminenin bir tarafında minderi solmuş alçak bir tahta koltuk. dirgen. Mark odun ve kâğıt yakmıştı. havası kirlenmiş gibiydi. Kilit kısa bir süre önce yağlanmış olmalıydı ki anahtar yuvasında kolayca döndü. çiçek poleni masanın ortasını altın rengi bir toz tabakasıyla örtmüştü. "Başka kimin olabilir?" Kazılıp kabartılmış toprağa bakarak birkaç saniye öylece durdular. Şöminenin içinde beyaz bir kül yığını. Odanın ortasında tahta bir masa vardı. Dışarının sıcağından sonra oda insana serin geliyordu ama havasızdı. bu koltuk katledilmeden önce çok güzel bir eşyaymış. Masanın iki ucuna iki mutfak iskemlesi konmuş.

bir paket tereyağ. Eve gece yarısından sonra döndük. Çim makinesini götürüp yerine koyduğunu. ya evin içinde bir şeylerle oyalanırdı. Onu sağ olarak son görüşümüz bu oldu. bir kepek ekmeği. "Bir sabah günlük işlerini sormak için mutfağa gelmedi. Adli tabibe göre Mark gece yarısından dört saat önce ölmüş. çay içmek için yarım saat mola verirdi." "Söylenecek ne var ki? Çalışma saatleri sabah sekiz buçuktan akşam altıya kadardı. Soru sormaya. Trumpington'da bir yemeğe çağırılmıştık. O küçük masanın üstünde. Bunun mantıksızlık olduğunu biliyorum. elma bahçesine doğru yürüdüğünü üçümüz de gördük. Akşamları ya buradaki bahçede çalışır. Birtakım kâğıtlar yakmıştı sanırım." "Bence çok doğal bir davranış. kahve. Ağabeyimin ordudan arkadaşı olan birinin evine. Birkaç saniye sonra. Öğle yemeği saatinde bisikletle köye inip alışveriş yapardı bazen. Biraz domuz pastırması. Dikkatinizi çeken başka bir şey var mıydı?" "Masanın üstünde yarısı içilmiş bir fincan kahve vardı. Zamanında füme et asmak için kullanılmış olmalıydı." "Bana ondan söz edin lütfen. Dediğim gibi. sonra da eve dönüp ağabeyimle yengeme durumu anlattım ve polise telefon ettim. Köy bakkalına günlük . Öldüğü belliydi. karşılığını beklemeye gerek yoktu. İskemle yan devrilmiş yerde yatıyordu. polisler gelinceye kadar cesede el sürmemenin daha doğru olacağını düşündüm. Her ikisi de hiç konuşmadan baktılar kancaya. Genellikle çalışırken giydiği mavi pamuklu pantolonunu giymişti. "Onu ben buldum. mantıksız bir hareketti. Öyle şeyler işte. ben de uyuyakalmış olabileceğini düşünerek buraya uğradım. Birinin ortasından çelik bir kanca sarkıyordu. Ne var ki gövdesinin bütün ağırlığıyla boğazından asılı kalmasına içim elvermedi. Ancak iskemleyi kaldırıp ayaklarının altına koydum. Göğsüne dokundum. Fazla bir şey de almazdı. Yazdıklarını okudum. Kendini öldürmeden önce yazdığı pusula da makineye takılıydı. çay. Öğle yemeği için bir saat. O gece evde değildik. Boynuna kayış bir kemer geçirmiş." dedi. ağabeyiniz ya da yengeniz Mark'ı bir gece önce görmüş müydünüz?" "Saat altı buçukta işi bıraktıktan sonra hiç görmedik. Kapı kilitli değildi.Zamanla kararmış olan iki kalın kiriş tavanı ortadan bölmüştü. Şöminede de bir yığın kül. O gün bugündür bir daha da buraya ayak basmadım. Daktilosu şimdiki yerindeydi." "Siz. Polisler geldikten sonra onları buraya getirdim ve daha önce gördüklerimi anlattım. Gövdesi soğumuştu. Tıklattım ama ses gelmeyince açıp girdim. sözleşmiş gibi birlikte hareket ederek şöminenin iki yanındaki koltuklara yürüyüp oturdular. Ön bahçenin çimlerini biçmeyi bitirmek istediği için o akşam biraz geç paydos etmişti. şu kancadan sallanıyordu." "Onu oradan indiren de siz miydiniz?" "Hayır. Saat dokuzu tam yirmi üç geçiyordu. ayakları çıplaktı. Bayan Markland.

şiddet eylemlerinizden. Ben gelirim. yıkıyor ve yeni bir şey yapmıyorsunuz. "Sizin kuşağın gençlerinden hoşlanmıyorum. Akşamları hava karardıktan sonra şu masada oturup bir şeyler okur. Asi çocuklar gibi. Gençken ne büyük üzüntüler çekildiğini hatırlamıyor musunuz?" "Hatırlıyorum." "Olmaması gerekir. Bu ev onlar için sıkıcı anılar taşır. "Çok üzüldüm. Nişanlım 1937'de İspanya'da cumhuriyetçilerle birlikte çarpışırken öldü." Soran gözlerle bakıyordu Cordelia'ya. ideallerinizin bile.bunun kaçınılmaz olduğunu ve açıklayamayacağı bir nedenle söylenen sözlere sinirlenmediğini fark etti. ancak . Karşılaştığımız zaman konuşmazdık ama her zaman gülümseyerek bakardı bana.nedense . hayatın daha kolay yaşandığı bir dönemde doğabilirler ama bunun gençlikle ilgisi yok." Cordelia alçak sesle söylendi: "Bence Mark Callender da öyle değildi. Söylediklerinin yetersiz kaldığını." "Belki değildi. Hiç değilse onun başvurduğu şiddet eylemi kendisine yönelmişti. Benim zamanımdaki erkekler." Bayan Markland kendini daha fazla tutamamış gibi hırsla konuşmaya başlamıştı ansızın. "Savaştan önce. göz açıp kapayıncaya kadar silinen üzüntü. Bayan Markland başını kaldırmış ona bakıyordu." diye mırıldandı. Yakıyor. cezalandırıldığınız zaman da çığlığı basıyorsunuz. cezayı hak edecek her şeyi yapıyor. Neden kıskandıklarını hiç anlayamam." "Onlar yaklaşmazlar. Herkes gençlikten payını alır. başkalarından daha ayrıcalıklı bir durumda olabilir." Cordelia konuşmanın garip bir yönde ilerlediğini. bencilliğinizden. anlayış ve acıma göstereceğiniz zaman seçici davranmanızdan hoşlanmıyorum." "Binbaşı bu eve hiç yaklaşmadığınızı söylemişti. genç yaşta ölen bütün sevgililer için. Hiçbir şeyin karşılığını ödemek istemiyorsunuz. ölümün kaçınılmazlığından ötürü duyulan üzüntüden fazla bir şey değildi. Bazıları daha zengin. Bayan Morgan da Wilcox çiftliğinden alabileceğini söyledi. daktilosunda bir şeyler yazardı. Ben yaşta insanlarda çok görülen bir şeydir o kıskançlık. benim tanıdığım erkekler öyle değildi. Gaz lambasının ışığında başının karaltısını görürdüm. Ama başka şeyleri de hatırlıyorum. Kendini beğenmişliğinizden." Cordelia. Bayan Gray. "Gençliğinizi kıskandığımı söyleyeceksiniz herhalde. nişanlım Cambridge'de okurken çoğunlukla buraya gelip otururduk. içtenlikle konuşmadığını biliyordu ama başka ne diyebilirdi? Kısacık bir an için kapıldığı. .yumurta sormuştu bir gün." Bir an duralayarak şöminedeki küllere baktı. Gençlik dediğiniz belirli kişilere tanınan bir ayrıcalık değil ki. Gençlik dönemi de korkunç olabilir bazen.

" "Nasıl bir kızdı?" "Güzel bir kız. Önce çevresinde dolaşın. akıllıca iş olmamakla da kalmaz. Evi incelemek için sabırsızlanıyordu. Görmeyi umduğunuzu. Ancak yerinizde olsam işe hangi amaçla başladığımı hiç aklımdan çıkarmam. Onu gördüğüne sevinmişti ama çok sevinmiş ya da şaşırmış değildi bence. işe buradan başlamalıydı. Kızı tanıştırmadı." . gerçekten neler gördüğünüzü sorun kendinize. Kızı ona götürdüm. Galiba Fransız. "Dili çalıyordu. Söz konusu insan bir ölüyse. oval ve akılsız bir yüz." "Bunları nasıl anladınız?" Cordelia gerçekten meraklanmıştı. Hiçbir çekingenlik göstermeden işini bitirinceye kadar kulübenin bahçesinde beklemesini istedi. Olay burada geçmişti." "Gördü mü peki?" "Mark elma bahçesinde çalışıyordu o gün. "Bu işi para kazanacağınız için yapıyorsunuz mutlaka. Sizi rahatsız da etmem. görmeyi beklediğinizi değil. tehlike yaratabilir. dışarısını iyice inceleyin." Kilisedeymiş gibi fısıltıyla konuşuyorlardı. Konuğunun gelişini çok sakin karşıladı. Yahut tanıştırmasına fırsat bırakmadan ben oradan ayrılıp eve döndüm. Bir başka insanla aranızda kişisel bir bağ kurmak akıllıca iş değildir. "Yapmamanız için de bir neden yok elbette. Ben de aldırmam." "Sizin için bir sakıncası var mı peki?" "Hayır. Ot biçiyordu. "Sanırım sevgilisiydi." diye söylendi. giydikleri bu yöre için hiç uygun sayılmayacak bir kılık olmakla birlikte pahalı şeylerdi ve ön kapıya dayanıp Mark'ı görmek istiyorum deyişinde genellikle yalnızca zenginlerde görülen gururlu bir güven vardı. Olsa da kızmazlar. Çok düzgün. Hiç aldırmazlar. Çok güzeldi. sonuç çıkarmaya ancak ondan sonra başlayın. İçerisini de." Cordelia'nın bir şey söylemesine zaman kalmadan bambaşka bir konuya geçti. Aynı zamanda çok zengin bir kız. Öyle olmasaydı neden gelirdi ki? Mark işe başladığından üç gün sonraydı. değil mi?" "Ağabeyinizle yengeniz kızarlar mı? Olmaz diyeceklerinden korktuğum için sormak istemedim. Bir daha da karşılaşmadık." Eleanor Markland sert adımlarla patikadan geçip tahta parmaklıklı bahçe kapısından çıktı. Başmüfettiş ne demişti? "Bir yapıyı inceleyeceğimiz zaman bir köy kilisesine baktığınız gibi bakın. sonra da durup arkasına döndü."Mark'ın sevgilisi bir gün buraya geldi. Boticelli'nin meleklerini andıran bir yüzü vardı. Yabancıydı. "Siz bir süre burada kalmak isteyeceksiniz. Cordelia onun gittiğine sevinmişti." dedi. kendi arabası olduğunu sandığım bir Renault'yla gelmişti." "Haberleri olmaz. Bayan Markland yerinden kalkarak kapıya yöneldi.

bu da olumlu bir puandı Dalgliesh için. kapağı sıkı sıkıya kapatılmış büyük bir kutu yağlıboya. Cordelia sayfanın üst köşesindeki tarihe baktı. Tuvalet tertemizdi ve yeni boyanmışa benziyordu. tahtadan yapılmış bir tuvalet vardı. her biri ya düzgünce duvara dayanmış ya da bir çiviye asılmıştı. . Öndeki yola açılan bahçe kapısının menteşeleri paslandığından kapı ancak bir kişinin yan dönerek. En iyi ışıklandırmanın bile iğrençliğini hafifletemediği erkeksi suratını arkaya çevirmiş. Evin doğu yönüne dolaştı önce. budanması gereken güllerden başka bir şey kalmamıştı. patikayı bile örten adam boyundaki ısırganlarla otları temizlemeye yeltenmemişti bile. Mark bütün ön bahçeyi saran. zor bela geçebileceği kadar aralanıyordu. dizinden yukarı çıkan çizmeleriyle kabaetlerini sergiliyordu. tarhların beyaza boyanmış yuvarlak taşlarla çevrelendiğini gördü. O sözlerin Dalgliesh'in ağzından çıktığı kesindi çünkü köyde de olsa. Kapının iki yanında yapraklan tozdan griye dönmüş iki ağaç vardı. ahır kapılarında kullanılan mandallardan biriyle açılıyordu. Cordeila patikanın iki yanında iki çiçek tarhı bulunduğunu. onun yanındaki bir plastik torbaya portakallara ve bazı meyvelere sarılan ince.Köy kiliselerinden hoşlanan adamdı demek ki. O yönde. Çiçek olarak da yaban güllerine benzeyen. hemen hemen tümüyle çitin arkasında kalan. en azından resim. yumuşak kâğıtlar doldurulmuştu. Resimli dergilerin birinden kesilmiş. çirkin çağrısını çapkınca bir gülüşle vurguluyordu. bahçe sınırındaki kurtbağrı çalıları da orada bir çit oluşturmuş ve adam boyuna ulaşmışlardı. Kapısı. kentte de olsa Bernie'nin kiliseler karşısındaki duygusu yarı yarıya batıl inançlardan kaynaklanan bir ürküntüydü. Demek ki dergi. onun yanındaki kavanozun içinde baş aşağı duran temiz bir fırça. Tuvaletin bitişiğinde derme çatma bir baraka. Hepsi tertemizdi. İçeriye baktı. Açıp eliyle düzeltince bir çıplak kadın fotoğrafı olduğunu gördü. eve Mark oradayken getirilmiş olabilirdi. Küçük beyaz çiçekler açan sarmaşık türünden bir bitki dikenli kara dallarını dört yana uzatarak alt kat pencerelerinden ikisini örtmüştü. Cordelia müfettişin öğüdüne uymaya karar verdi. birtakım bahçe aletleri vardı. Zinciri çekince rezervuann çalıştığını görerek rahatladı. barakanın içinde eski ama bakımlı bir erkek bisikleti. Dal budak saran yaban otlarından ötürü taşların çoğu gözden kaybolmuştu şimdi. Mark ekonomi yapmasını bilen bir gençti demek. Burası güneye bakan arka cepheden çok farklıydı. Kadın sırtını fotoğraf makinesine verip öne eğilmişti. buruşuk bir sayfaydı bu. Ön bahçeyi son kez gözden geçirirken patikanın yanındaki yaban otlarının arasında ezilip kalmış olan parlak renkli bir nesne dikkatini çekti. Derginin Mayıs sayısından kesilmişti resim. duvarların önlerinde birkaç temiz çuval. Küçük evin ön cephesine yürüdü. Kapının arkasındaki çiviye bir tuvalet kâğıdı asılmış.

Evde herhangi bir temizlik yapılmamıştı demek. Üst kata çıktı. İçinde altı kutu bira. Sabunu andıran patates parçalan. Son günlerde badana edildiği belliydi. suda boğulup çürümeye yüz tutan cesetler gibi yüzüyordu tencerenin içinde. havuçlar buruşup küçülmüştü. Yatağın yanındaki eski masanın üstünde çatlak bir tabağa yapıştırılmış iki mumla bir kutu kibrit duruyordu. Biri. mutfağın büyük bir bölümünü kaplayan tahta masanın üstüne de kırmızı bir muşamba örtülmüştü. Eviyenin yanında sebze sepeti olarak kullanılan bir portakal sandığı gördü. Etli türlüye benziyordu yemek. Polisler cesedi ve kanıt olarak gördükleri şeyleri alıp götürmüşlerdi ama. Bir küme mürver çalısının arkasına gizlenmiş. Masanın çekmecesinden bir kaşık alan Cordelia tencereyi karıştırdı. Temiz ancak ütüsüz birkaç . Masanın karşısındaki tezgâhta gazla çalışan iki gözlü bir ocak vardı. Kapak. ocaklardan birinin üstünde bir tencere duruyordu. biriki gömlek. Pencere pervazı çürümüş. odalardan birinin yıllardır kullanılmadığı belliydi. Süt ekşiyip katılaşmış. aşağı yukarı bir metre çapında bir kuyu. Şimdi de evin içerisini incelemenin zamanı gelmişti. duvarlardaki gül desenli duvar kâğıtlarının tutkalı nemden etkilenerek eridiğinden kâğıtlar duvarlardan aşağı sarkıyordu. Burası doğuya bakan tek bir penceresi olan küçük bir yerdi. Parlak yeşil renkte bir çizgili kadife pantolon. Patatesler küflenmiş. tavanın sıvası dökülmüştü. kuyunun çevresindeki tahta çembere bir asma kilitle tutturulmuştu. Masanın üstünde yarı yarıya dolu bir süt şişesi. bir kavanoz portakal marmelatı. tanımlayamadığı sebzeler. Cordelia sertçe asılıp çektiği halde açılmamıştı. Mark'ın giyecekleri küçük gömme dolaba asılmıştı. ne Marklandlar. bir çanak tereyağı ve yarım küflü ekmek bulunan bir erzak dolabı da vardı. Cordelia yerine sıkıca oturan kapağı kaldırınca havaya keskin ve pis bir koku yayıldı. Cordelia eve girdiği zaman burnuna çarpan pis kokunun açıklamasını da mutfakta buldu.Batı yönüne dolaşınca bir şey daha keşfetti. Mark daha büyük olan ikinci yatak odasını kullanmıştı. soğanlar filizlenmiş. Kuyunun bileziği yoktu ama kalın tahtalardan yapılmış kubbeli bir kapağı. yanında da parlak alüminyum kapağı duruyordu. Kilit zamanla paslanmış olmakla birlikte sağlamdı. Karnını doyuran bir sinek o küflü yüzeye yapışmıştı ve Cordelia içgüdüsel bir hareketle elini salladıysa da şölen sofrasından uzaklaşmadı. yüzeyi küfle kaplanmıştı. yeşillenmiş etler. ne de Mark'ın ailesiyle arkadaşları eve girip onun kısacık ömründen geriye kalanları toplayıp temizlemeye gerek duymuşlardı. Merdivenin bitimindeki küçük sahanlıktan iki yatak odasına giriliyordu. Önce mutfağa baktı. Orada yün yatağıyla ve yastığıyla birlikte tek kişilik bir demir karyola vardı. hiçbir şey atılmamıştı. bir uyku tulumunun ikiye katlanmasıyla daha da yüksek bir yastık elde edilmişti. oralarda dolaşan çocukların ve başıboş serserilerin herhangi bir tehlikeyle karşılaşmayacaklarına emin olmak istemişti. kapağın üstünde de de demir bir kulp vardı. birkaç kazak ve tek bir takım elbise.

birer sterlinlik iki banknot ve birine kan verdiği gün Cambridge Kan Merkezi'nden aldığı. surlarla çevrili bir Toskana kenti görünüyordu. Yoldaşlar . Cildin ön ve arka kapakları ince işçilik gösteren pirinç bir kilitle tutturulmuştu birbirine. Pek fazla kitabı da yoktu. Bir yerde. ders kitabı olarak basılmış birkaç Wordsworth. Kuleler ve selvi ağaçlarıyla dolu. Ön bahçede bulduğu . çok kullanılmışa benziyordu. Kalın yünle. bir masada kitap okuyan. Mark'ın sevdiği yazarlardan başka bir şey anlatmıyorlardı. duyarlı parmakları kitabının sayfalarına karışmış olan kafası tıraşlı. Buna benzer tabloları nerede gördüğünü hatırlamaya çalıştı. değişik desenlerle elde örülmüş dört kazak. Cordelia resmi inceledi. Bu küçük tablodan da hoşlanmıştı. bir konuyu okuyup incelemeyi ya da felsefe yapmayı amaçlamışsa çok daha fazla kitapla donanmış olması gerekirdi. Genç adam burada yalnızlığa gömülürken bir şeyler yazmayı. Acaba kimdi? Giyecekleri eliyle yoklayarak cepleri olup olmadığını araştırdı. Cüzdanda bir ipucu . bakana büyük haz veren bir minyatürdü. Büyük bir olasılıkla on beşinci yüzyılda yapılmış diye düşündü. Ön planda. Cordelia'ya kalırsa. bahçıvanlıkla ilgili iki cep kitabı.birbirlerine gizil mesajlar ulaştıracakları zaman resim müzelerinde buluşmaktan hoşlanırlardı. Birkaç ciltlik Modern Tarih. Dua kitabı çok okunmuş. diye düşündü. belki bir isim ve adres listesi . Demek ki biri. William Blake'in bütün eserleri. parlak renkli giyeceklerle. tarlalarda çift süren öküzler. Odadaki en ilginç nesne yatağın üstüne asılmıştı. Yirmi. gümüş pırıltıları saçarak kıvrıla büküle akan bir ırmak. Takım elbisenin sol ceket cebindeki yassı bir cüzdandan başka bir şey bulamadı. tablo entelektüel yaşamla eylem ve harekete dayanan yaşam biçimi arasındaki zıtlığı ortaya koyuyordu. sancak taşıyarak yürüyen bir topluluk da vardı. Perdesiz pencere bahçeye bakıyordu. Onun kanısınca çocukça bir haberleşme yöntemiydi bu. uğruna emek verecek kadar sevmişti oğlanı.bulmayı umarak pencereye yürüdü heyecanla. Mark da hoşlanmış olmalıydı. kitaplarını pencere pervazına sıralamıştı. Cordelia. Kitap dizisinin en sonunda beyaz deri ciltli bir İncil görülüyordu. Yine de müzelerin içerisi sıcaktı hiç değilse. tabloları incelemişti. Ne var ki bir sürücü belgesi. Kitaplar Cordelia'yı düş kırıklığına uğratmıştı.Cordelia babasının çevresindeki devrimci güruhuna yoldaşlar derdi hep . Cordelia da yoldaşlardan birinin yanına sokulup birkaç kelime fısıldamasını beklerken saatlerce müzelerde dolaşmış.bir mektup. Cordelia kazaklara baktı.parça iç çamaşırı da rafa yerleştirilmişti. Arka plandaki pencereden görünen manzara. gereksiz ve gülünçtü. kan grubunun B Rh negatif olduğunu belirten kâğıttan başka bir şey bulamadı. çok genç bir rahip görülüyordu. yirmi beş santim boyutlarında küçük bir yağlıboya tablo. Trollope'un ve Hardy'nin birkaç kitabı. İtalyan ressamlarından biri tarafından yapıldığı kesindi. ince. insan ne kadar baksa bıkmaz. Tablolara bakmaktan da hoşlanıyordu. Browning ve Donne.

Yoksa yiyemeyeceğini bildiği bir yemeği hazırlama zahmetine girmezdi. sessizliği dinler. yemekten sonra içilirdi. Peki. Görünüşe bakılırsa kendini öldürmeden önce bütün kâğıtlarını yaktığı halde kahve fincanını yıkamamıştı. çamurlu dirgeni de toprağa saplamış. Ama düşünmenin zamanı gelmişti artık. Bahçe aletlerini kullandıktan sonra temizleyip öyle bırakmış. Oturma odasındaki iskemlelerden birini dışarı çıkardı. Akşam yemeği için etli türlü pişirmiş ve bir lokma yememişti. lastik çizmelerini kapının yanına atmıştı. Ne kadar susamış olursa olsun. Sebzeleri günün daha erken bir saatinde ayıklayıp yıkamış olabilirdi ama yemeği o akşam yemeye niyetlendiği belliydi. Tencere hâlâ ocakta duruyordu ve doluydu oysa. Orada gevşekçe ve huzur içinde otururken. Kahve yemekten önce değil. Ya kahveye. Yoksa Mark geç saatlere kadar bahçede . ancak bunların hiçbir zaman açık havada belirli bir amaçla yaptığı çalışmalardan sonra ve tam yemeğe oturacağı sırada ortaya çıkmadığını düşünüyordu. Kazdığı yeri bitirmesine iki karış kalmışken Mark'ın işini yarım bırakıp konuğunu eve alacak kadar önem verdiği biri. Belki de akşam yemeği için kendi evine dönmek üzere olan biri. kahvesini arka bahçeye açılan kapının önünde içti. polislerin analiz için alıp götürdükleri kahveye ne demeliydi? Bahçeyi kazarken gırtlağı kurumuşsa dolaptaki biralardan birini açabilirdi. Gelenin bir kadın olduğunu mu gösterirdi bu? Akşam yemeğine kalması beklenmeyen. Susuzluğunu gidermenin ilk akla gelecek ve en kolay yolu bir bira açmaktı. Başını arkaya atıp yüzünü güneşe verdi. ancak bir şey sunulmasını gerektirecek kadar uzun oturan biriydi. mutfağını badana etmiş ve çok düzenli tutmuştu. kendine bir de sıcak yemek pişirmişken ansızın canına kıyacak kadar umutsuzluğa kapılması akla yakın mıydı? Cordelia çok mutsuz olduğu saatleri hatırlıyor. Küçük evi başmüfettişin öğrettiği gibi incelemişti. Ölen delikanlı hakkında neler öğrenmişti peki? Neler görmüştü ve gördüklerinden ne sonuçlar çıkarabilirdi? Mark son derece titiz ve düzenli bir gençti.o bayağı resmi de sevmiş miydi acaba? Resimlerin ikisi de onun yaradılışının değişik yönlerine mi işaret ediyordu? İnceleme turunu bitirince erzak dolabindaki kahveden bir kaşık alıp gazocağında kendisine kahve yaptı. yarı aralık göz-kapaklarının arasından güneşin parlaklığını hissederken mutluydu. Bir akşam öncesinden kalan. Bira sevmeyen ya da içmeyen gelen konuktu belki de. Oysa kazdığı toprağı bitirmesine pek az kalmışken işi yarım bırakmış. O da geçerken bir şey söylemek için uğrayan biri olamazdı. diyelim ki o akşam bir konuğu gelmişti eve. Yemeğe çağrılmış da değildi. kimse yemeğe oturmadan önce kahve içmezdi. Demek ki kendini öldürmeye türlüyü hazırlayıp ateşe oturttuktan sonra karar vermişti. ısıtılmayı bekleyen bir yemek değildi. İyi ama bahçede bir-iki saat ter döktükten sonra evine giren genç ve sağlıklı bir erkeğin.

Bahçıvan evinin kapısına park etse varlığını haber vermiş olacaktı.çalışmaz. o yamru yumru. Arabayı evden görünmeyen bir yerde bıraktığına seviniyordu. Saçmalıyordu tabii. tekinsiz bir yere benziyordu. Peki neden yalnızca bir fincan kahve pişirilmişti? Mark da konuğuyla birlikte bir kahve içmez miydi? Ya da. daha rahat . karanlık. arabayı gece boyunca orada bırakmak bahçıvan evinin önünde bırakmaktan iyiydi. fincanların birini yıkamışsa öbürünü niye ortada bırakırdı? O akşam birinin oraya geldiğini gizlemek mi istemişti acaba? Öte yandan. Mark o gitmeden kendini asmış ve ölmüşse. Patikadan yürüyerek hâlâ Summertrees'in önündeki çimenli bankette duran Mini'ye yaklaştı. park edebileceği bir yer bulmak umuduyla sağa sola bakınarak yandaki toprak yoldan aşağı sürdü. Peki o gece oraya bir konuk geldiğini gizlemek isteyen Mark değil de başka biriyse? Gelişini gizlemek isteyen konuğun kendisiyse? İyi de. Vitese taktı. paslanmış bir ocak görülüyordu. Ama belki de böyle düşünmesi yanlıştı. mutfak masası üstünde bulunan kahve ibriğinin boş olduğu söylenmişti ve süt şişesi yarı yarıya doluydu. hurdası çıkmış. kahve içmek istememişse bir bira açmaz mıydı? Oysa mutfakta ne boş bira kutusu vardı. Süt ve kahveyi tek bir kişiden fazlasının kullandığı kesindi. ne de ikinci bir kahve fincanı. konuğun fincanlardan birini yıkayıp kaldırması olanaksızdı. Ağaçların altı nemli. o zaman buna intihar denebilir miydi gerçekten? Cordelia'nın kafasının bir köşesinde dolaşıp da bir türlü biçimlenmeyen harfler ansızın düzgün bir sıraya girdi ve ortaya kanlı bir kelime çıktı: Cinayet. Alçak bir meşenin dibine atılan battaniyeler lime lime olup toprağa karışmıştı. Yan tarafta yeşil bir düzlük ve bir küme ağaç görülüyordu. Yerde dibi delik tavalar ve tencereler. O zaman Mark'in bisikletiyle gidip gelebilirdi. sonra da fincanını yıkayıp mutfaktaki kancalardan birine astı. işini yapabilmesi için araba gerekliydi ama o da bırakıldığı yerde dikkati çekecekti. Ama Mini'yi yoldan çekip bir ölçüde gözden gizleyebileceği bir yer bulmuştu. Bu karanlık topraktan kır çiçekleri biteceğine. Daha az göze batardı burada. Beklenmedik bir konuktu öyleyse. Kahvesi bitinceye kadar beş dakika daha güneşte oturdu. Mark evdeyse ve sağsa. kavruk ağaçların altında çiçekler açabileceğine inanmak çok zordu. Gelen konuk bir fincandan fazla sütlü kahve de içmiş olabilirdi. Yine de şanslıydı çünkü elli metre kadar gittikten sonra bir tarlanın girişine geldi. Mark'ın intihar edeceğini bilmediğine göre konuk niye yapardı böyle bir şeyi? Kendine kızarak başını salladı. Ama önce eve dönüp arabadaki eşyalarını boşaltması gerekirdi. Mark'ın iç çamaşırlarını rafın bir yanına iterek kendininkileri yerleştirdi. Yıkamış ve kaldırmış olabilir miydi fincanı? Hayır. başaşağı duran bir çocuk arabasının iskeleti. eve girip iş elbisesini değiştirirdi. Cambridge biraz daha yakın olsaydı keşke. Kapıları da kilitlerse.

Önce Cambridge'de çıkan gazeteye uğrayıp soruşturmayla ilgili haberleri okur. Tuhaf bir atmosferi ve iki ayrı yüzü var. öğleye kadar iki saat boş zamanı kalırdı. geçici bir süre için de olsa. Az önce kapıda otururken burada ona hiçbir zarar gelemeyeceğini. tabancayı evin içindeki ya da dışındaki bir yere saklamak olacağına karar verdi. çeşitli cepheleri olabildiği gibi. toprak kazılmış. Öte yandan. Önce fotoğraflarını çekmeyi düşündüyse de vazgeçti. yalnız da olsa geceyi korkusuzca geçirebileceğini hissetmişti. Köyden alışveriş yaparsa varlığına dikkat çekmiş olurdu. Tam olarak nereye saklayabileceğini düşünmesi biraz uzun sürdüyse de sonunda kuyunun yanındaki mürver ağacını hatırladı. on buçuğa geliyordu. belli belirsiz bir üzüntüyle ayrıldı bahçıvan evinden. Onları ortada bırakıp bütün evi kokutmalarına izin veremezdi ama dökmek de istemiyordu. Acaba . oradan polislerle konuşmaya gider. Mark büyük evin kapısını çalmadan önce bahçıvan evini görmüş olmalıydı mutlaka. Bayan Markham da anahtarı ona bırakmıştı ama. yanından ayırmak istemiyordu. Tıpkı insanların çeşitli yüzleri. havlusunu Mark'ın eviyenin altına gerdiği ipe. Somut nesneler resimlerden daha iyi kanıt sayılırdı. Burası tuhaf bir yer diye düşündü. Sonra da erzak dolabındaki yiyecekleri gözden geçirerek bir alışveriş listesi çıkardı. Kendi sarı fırçasıyla diş macununu onların yanına koydu. Cambridge'e gitmeye hazırdı artık. Sonunda tencereyi de. Mutfak penceresinin kenarında bir reçel kavanozuna yerleştirilmiş kırmızı bir diş fırçasıyla yarısı kullanılmış bir tüp diş macunu duruyordu. Süt şişesiyle tenceredeki yemek sorun yaratıyordu. Evin arka kapısı kilitlenebiliyordu.edeceğini hesaplayarak kendi uyku tulumunu da yatağa koydu. Saat on birde Cambridge'de olabilir. Oysa Mark'ın yaşadığı ve çalıştığı arka bahçe temizlenmiş. şişeyi de aletlerin durduğu barakaya götürüp eski bir çuvala sardı. o kısıtlayıcı kara çitiyle kuzey yönü bir dehşet ve trajedi dekorunu andırıyor. isteyen herhangi biri pencereden içeni girebilirdi. Mark'ın evi çekici bulmasının nedeni de bu huzurlu atmosfer miydi acaba? İşe girmeden önce o da aynı şeyi mi hissetmişti? Yoksa o huzurlu atmosfer Mark'ın evdeki geçici ve lanetli konukluğunun sonucu muydu? Binbaşı Markland haklıydı. En iyi çarenin mermileri iç çamaşırlarının arasına. Kendi evinden ayrılırmış gibi. pencereler gün ışığına açılmıştı. Son olarak tabancayı ne yapabileceğini düşündü. diz boyu otları. Yapraklar keseyi güzelce örtmüştü. Huzur dolu bir sığınaktı orası. sonra da Hugo ve Sophia Tilling'i aramaya çıkardı. sağ kalan çiçekler sopalara bağlanmış. Ayaklarının üstünde yükselince ağacın çatallı bir dalının dibinde uygun bir çukur buldu ve hâlâ süet kesenin içinde duran silahı oraya yerleştirdi. Saatine baktı. Dikenli çalıların örttüğü pencereleri. Sürekli yanında taşınmayacak kadar ağır bir nesneydi. onun havlusunun yanına astı. yoldaki yaban otlan yolunmuş. Alacaklarını Cambridge'den alması daha doğruydu.

Romanlardaki kişilerin hem bol bol boş zamanları olurdu. hem de gelenleri ilgiyle karşılarlardı. Gazete arşivleri her zaman hazır beklerdi hiç değilse. bürosunda bekler bulması ancak romanlarda olurdu. keşke arabayı bırakıp Mark'ın bisikletiyle gelebilseydim. sıcak yaz gecelerinde belki de nişanlısıyla birlikte Mark'ın yatağında yattığına inanmak kolay değildi. Cordelia yazıdan bilmediği bir şey öğrenememişti ama belli başlı tanıkların ifadelerini not etti. Arabayı Hills Caddesi'ne sürdü. Demek ki önce gazeteye uğraması gerekecekti. ondan sonra yayan giderek telefon aramaya karar verdi. Cambridge'de herkes bisikletle geziyordu sanki. bir zamanlar onun genç olduğuna. insanın görüşmek istediği herkesi. Bir yer görür görmez park etmeye. çoktan geride kalan uzun. Oysa gerçek hayatta herkes kendi işinin peşindeydi ve . Çavuş Maskell. gerçekten bu olayı soruşturduğunu kanıtlamak için Sir Roland'ın yazdığı tanıtma mektubundan söz etti. yoksa işe alınmayı mı? Karı koca Marklandlar niye oraya gitmek istemiyorlardı? Bu öyle büyük bir isteksizlikti ki genç adam öldükten sonra ortalığı toplayıp temizlemeye bile gitmemişlerdi. yirmi gün önce. Bunlar çok tuhaf. neden böyle . Telefondaki ses. Aradığını çabucak buldu. önce polise uğramaya karar vermişti.Pryde Dedektiflik Bürosu'ndan gelen birini ilgiyle karşılasalar bile. Ölen nişanlısı hakkında yaptığı açıklama yalnızca bu küçük eve ve yeni bahçıvana gösterdiği ilgiye bir bahane bulmak amacıyla mı yapılmıştı? Anlattıkları doğru muydu? At suratından hiç silinmeyen o hoşnutsuzluk ifadesi. önce bir süre beklenmesi gerekirdi. bir sorayım. Bu kararı vermeden babasına danışmadığı gibi. Bayan Gray'i öğleden sonra iki buçukta kabul edebilecekti. kendilerine danışılmasına da asla karşı çıkmazlardı. Dar ve kalabalık sokaklarda Mini kadar küçük bir arabayı kullanmak bile zorluk yaratıyordu. gizli bir güç taşıdığı izlenimini veren yaşlı gövdesiyle. Bisikletlerin zilleri çınladıkça bir şenlik havası doğuyordu. Sir Ronald oğluyla en son ölümünden on beş. Sir Ronald'ın adı beklenen etkiyi yaratmıştı.aslında bu evi mi istemişti. katolik kilisesinin yanından geçti ve kentin merkezine girdi. diye düşündü. mahkeme kâtiplerinin kullandıkları resmi dille yazılmıştı.pek çok kimsenin tersine . Çavuş Maskell'ın onu ilgiyle karşılayacağını da sanmıyordu. hatta olanaksız görünüyordu insana. Ve Eleanor Markland niye gözetle-mişti oğlanı? Çünkü böylesine gözlemleri ancak gözetleme sonucu elde edebilirdi. 1914 savaşında ölüme doğru yürüyen genç askeri gösteren anıtın. Mark telefon edip üniversiteden ayrılacağını ve Summertrees'de işe gireceğini bildirdiği zaman konuşmuştu. ilk kararını değiştirmiş. deyip gitti ve bir dakika geçmeden döndü. Karakola telefon ettiğinde Callender olayının soruşturmasını yürüten Çavuş Maskell'ın onu öğleden önce kabul edemeyeceğini öğrenince pek şaşırmadı. Telefondaki adamı etkilemek. Haber kısaydı. Cordelia. onun kabul etmeye hazır bir durumda. Bir kez daha.

oraya keyif için girmediğini düşünerek. ölümün ciğerlere hava girmemesinden ileri geldiğini bildirmişti. Cambridge'i gezip görebilirdi. bulabildiği en ucuz turist kılavuzunu aldı. O deneyimli profesyonellerin. öyle olması Tanrıya hizmet etmesini . Yine de. ama kavurucu bir sıcaklık da yaymadan parlıyordu. Görünüşe bakılırsa polisler hiçbir ayrıntıyı gözden kaçır-mamışlardı. Tudor hanedanının gülleri ve kraliyet tacını taşıyan aslanlar gururla kabarmışlardı. patolog. gölgeleri nehrin ve taşların üstüne düşüyordu. yollardaki ağaçlar da henüz yazın sıcağından etkilenmediklerinden körpe yaprakları yerle gök arasında ince bir dantel örüyor. Bayan Markland cesedi nasıl bulduğunu anlatmış. O tanıklık ettikten sonra kanıtlar incelenmişti. Zamanın kısıtlı olduğunu. Sorgu yargıcı karar vermişti: Mark Callender akli dengesinin geçici olarak bozulduğu bir sırada hayatına kendi eliyle son vermişti. Yeni Garres Hostel köprüsünün yanındaki salkımsöğütler filizi renkteki dallarını Cam nehrinin daha koyu yeşil renkteki sularına daldırmışlardı. bitmesine iki karış kala yarım bırakılan toprak belleme işinin. Güneş. Sir Ronald daha sonra üniversitedeki yetkililerle konuşmuş ve Mark'ın kararını değiştirirse ertesi yıl yeniden üniversiteye alınabileceğini öğrenmişti. Cambridge'in en güzel zamanıydı. bu kilise Tanrıya hizmet etmek için değil. herhangi bir sağlık ya da para sorunu da yoktu. Trinity Kitaplığı'nı bir ucundan bir ucuna dolaştı. Duvarlardaki ahşap kaplamalar da. King's College kilisesinin arkalarındaki bir sıraya oturup bölümlerin yelpaze gibi açılarak birbirine ince bir taş işçiliğiyle kavuştuğu kubbeyi hayranlıkla seyretti. kapının yanına atılıverilen çizmelerin. Kiliseden çıktıktan sonra bir buçuk saat süreyle kenti ve çeşitli fakülteleri bir mutluluk sarhoşluğu içinde gezdi. Polis laboratuvarının raporunda masada bulunan kahvenin tahlil edildiği ve içinde herhangi bir zararlı maddeye rastlanmadığı belirtiliyordu.yaptığını da açıklamamıştı. göğün sınırsız maviliğinde bulutlar tarafından engellenmeden. Cordelia gazeteyi yerine kaldırırken biraz sıkkındı. tadına bakılmayan yemeğin önemini kavrayamamaları olacak şey miydi? Öğlen olmuştu ve saat iki buçuğa kadar yapacak işi yoktu. Orada sessizce oturacak ve gezeceği yerleri kararlaştıracaktı. Kayıklar nehrin köprülerinin altından geçerken eğilip selam veriyor. Sir Ronald'ın bildiği kadarıyla. Oğlu canına kıymaktan hiç söz etmemişti daha önce. Milton'la Wordsworth tersini savunsalar bile. Old Schools'a uğradı. maviye ve kızıla boyu-yordu. dünyevi bir hükümdarın şanını yaymak için yapılmıştı. Bir kitapçıdan. Büyük pencerelerdeki vitraylardan içeri süzülen gün ışığı kilisenin kıpırtısız havasını yeşile. bol renkli su kuşlarını ürkütüyorlardı. kitap karıştırmaktan vazgeçti. Askılı çantasına bir etli börekle manav tezgâhından seçtiği meyveleri yerleştirip Azize Meryem kilisesine girdi. Fakültelerin bahçelerindeki. Cordelia görülmesi gereken her yeri gezdi.

pazar yerindeki kitap tezgâhlarının arasında dolaştı ve Keats'in şiirlerinin incecik kâğıda basılmış eski bir baskısını. "Bizim küçük faşisti rahibeler yetiştirdi. O iflah olmaz bir protestan. Cordelia da ömrünün en güzel altı yılını . Tanrı tanımaz biri bu eşsiz güzelliği tasarlayıp yaratabilir miydi? Temelde. yaratılan şeyle amaç arasında bir bütünlük bulunmaz mıydı? Bu. Kenti gezerken kendini bazı küçük hazlardan da yoksun bırakamadı. Kutsal bir yapıydı bu. Zaman zaman bir sandalın ıskarmozlarına sürünen küreklerin gıcırtısı. çeşitli analıkların .önlemiyor. bir kıyıdan öbür kıyıya seslenerek birbirileriyle konuşanların sesleri geliyordu. doğru yolu göremeyecek kadar cahil olduğu için acınan bir insandı. Kiliseden nehir kıyısına uzanan yüksek taş duvarın önünde bir sıra vardı.ilk kez. Başrahibe adamın kendisini ufak bir sıkıntıya sokmadığı gerçeğini kızdan gizlemeye çalışmış. bir ördeğin çirkin sesiyle vakvakladığı işitiliyordu. Nehirden.manastırda geçirmişti. Zekasını gizlemek zorunda olmadığını da ilk kez manastırda anladı. Bir Yunan hapishanesinde yatan Carl'ı. Batı çıkışına yakın bir turistik eşya tezgâhından üstünde kilisenin resmi bulunan bir keten örtü aldı. güzelliğine gölge düşürmüyordu. Mutluluk. Bu da çok şeyi açıklamaya yeter sanırım. Çevresindeki her şeyi . Zekâ. O iş nasıl olmuştu yahu. serçenin incecik. kısa boylu adamın o anda yanında olmamasına hayıflandı. Manastırın töreleri ve düzeni onu dış dünyanın karmaşasından korumuş. ayrıca da uzun etekli. İkimiz de aynı sınavlara girmiştik. kırılgan bacaklarını. manastırda kalmasının sizin için bir sakıncası var mı diye sordular. Ayrıcalıklı bir serçe tertemiz çimenlikte zıplayarak kızın yanına geldi ve boncuk gözünü dikerek kaygısız bir bakışla ona baktı. Beni ailesi Katolik olan başka bir C. mavili. orada ona neler yapılmış olabileceğini düşündü ve bu tıknaz. altı yıl süreyle bir yerden bir yere gitmek zorunda kalmadan . blucinden de serin tutardı insanı.olağanüstü bir netlikle algılıyordu Cordelia. Bu sıcak böyle sürüp gidecekse bol pamuklu elbise bluzlardan da. kahve-rengili pamuklu bir elbise satın aldı. gözlerindeki ince bir perdeyi kaldırmıştı sanki. birtakım sesler üşüştü kafasına." Babası mektuba karşılık bile yazmamıştı aslında. ancak dini inançlarını hiç değiştirmemişti. yeşilli. Gray'le karıştırmışlardı. Ansızın. Kings's Bridge'in oralarda nehrin kıyısındaki biçilmiş otların üstüne uzanarak kollarını serin sulara daldırdı. Cordelia böreğinin kırıntılarını kuşa attı ve küçük yaratığın bu yemi telaşla gagalayıp durmasına güldü. bütün yoldaşlar arasında bir tek Carl'ın ilgilenip kafa yoracağı bir soruydu. Yaptıkları hatâyı anlayınca sana mektup yazıp kızınız buraya yerleşti ve alıştı. güneş vurdukça yaldızlanmış gibi parlayan çimenleri . Sonunda Kings's College fakültesine döndü. baba. Önce babasının sesi. Delia?" "Biliyorsun.çakıllı yolda mücevher gibi parıldayan taşları. öğle yemeğini yemek için oraya yerleşti.

" Polis merkezi modern ve kullanışlı bir yapıydı. Şu dua işi kızı biraz düşündürüyordu. Otoriteyi temsil ediyordu. Kızına gerek duyduğunu fark etmişti. Yolculukları sırasında daha güzel yerler de görmüştü ama hiçbir yerde böylesine huzur duymamış. rahibe olmak için o fedakârlığı yaptığıma değdi dercesine konuşurdu. ancak ona hiç yabancı gelmeyen genç bir erkek söylemişti sanki: "Sonra bir baktım ki cennetin kapılarında bile cehenneme giden bir yol varmış." Manastıra kapanmadan önce Sör Perpetua da Cambridge'de öğrenim yapmıştı ve hâlâ üniversite yıllarından söz ederdi. İstemese de yola koyulmak zorunda olduğundan ayağa kalkıp kucağındaki kırıntıları silkelerken. rahibeyle birlikte John Donne'un cennetinde dolaştıklarını görür gibi oluyordu. Güneşin altında parlayan uçsuz bucaksız çimenlikler görüyordu düşlerinde. Olgunluk sınavlarına girilmedi. birin bir sözü kafasına takıldı. onun çaresi yoktu. bilim ve sanat oradan fışkırır. Babası yazılan mektuba o yıl karşılık verdi. ne de rahibe böylesine önemli bir konuda çok ince eleyip sık dokuyabilirlerdi. Tanrının böylesine yararlı bir insanı din yoluna çağırmasının bir haksızlık olduğunu düşünürdü. tanımadığı. bana kalırsa burs bile alabilirsin.sandığı gibi korkulacak bir şey değildi. Sör Perpetua'nın Tanrıyı etkilemesi burs almak isteyen öbür öğrencileri güç duruma düşürse bile.. Eh. çavuşun kendisi de bu ilkeye uygundu. Sör Perpetua da onu görmeye gelecekti. Ama. Sanırım en iyisi Cambridge'i düşünmek. halkı etkilemeli ama ürkütmemeliydi. Ne o.." demişti Don-ne. "Yani iki yıl sonra seni üniversiteye yollayabiliriz. kendi geleceği belirlenmiş gibiydi ve umutlu görünüyordu. Şimdi. Büyük bir kişisel fedakârlık yaparak Tanrının çağrısına kulak veren birine Tanrı da kulak verirdi mutlaka. Cümleyi öyle açık seçik bir biçimde duymuştu ki yanında duran biri. Ayrıca. O Cambridge'de okuyacak. Çavuş Maskell'ın ofisi de. öyle bir şeyi aklından bile geçirmediği halde. bu kadar mutlu olmamıştı. burs alınmadı ve liseyi bitiren Cordelia babasının aşçısı. hastabakıcısı. ömründe ilk kez." demişti. "Çalışmalarını bugünkü gibi sürdürürsen olgunluk sınavlarını kolayca verebilirsin. okumuşken Cambridge olsun. "Bilgi dereleri akar orada. Kendi zekâsının ve rahibenin dualarının yardımıyla bir burs kazanacaktı. Duaların etkili olacağına kuşkusu yoktu. Kent onu düş kırıklığına uğratmadı. çiçeklerle ağaçların bilime hizmet etmek için böylesine güzel bir düzen yarattıkları bu kentten etkilenmemek olanaksızdı. nehir sularıyla yeşil çimenlerin. çok dolambaçlı bir yoldan ve çok tuhaf bir amaçla. Şaşılacak kadar genç ve şık bir erkekti . Ancak konuşmasında bir özlem ya da pişmanlık duyulmaz. Sör Perpetua. Taşın ve vitraylı pencerelerin. habercisi ve emir eri olmak üzere yollara düştü. On beş yaşındaki Cordelia bile Sör Perpetua'nın rahibeliği seçmesinin bilim dünyası için bir kayıp. sonunda Cambridge'e gelmişti.

Niçin geldiğini açıklayıp Sir Ronald'ın yazdığı mektubu gösterdi. Onunki bir bilim adamının merakı. "Sorgu yargıcının kararıyla yetinmemek gibi bîr şey söz konusu değil bence. "Her zamanki hikâye. O genç adam da üniversiteyi bırakmış." "Kuşkulu bir ölüm olduğu için öyle yaptım. ancak son derece kibar davranıyordu kıza. Bu kez. usta bir berberin kestiği ilk anda anlaşılan saçları epey uzundu. bilgi edinmeye gelmişti buraya. Deneyimlerinin sonucunda edindiği temkinli tutumunu belli eden sert. koku alan bir av köpeğinin bakışlarıyla bakmaya başlamıştı ansızın. Öyle düşünseydi size başvururdu. Cordelia buna sevindi. bir insan olarak." "Siz. Bu işi polise yüklemesi de yakışık almaz. köşeli bir yüzü vardı. Polis laboratuva-rındaki patologu tanık göstermişsiniz. Oysa Çavuş Maskell'ın cilve falan yapmaya kalkışmayan. saçı bir parmak daha uzun olsaydı polis nizamnamesine aykırı düşerdi diye düşündü. ceset indirilmeden fotoğraflarını çektirmişsiniz. bilgi sızdırmak için saf ve savunmasız genç kız rolünü oynamak yarar sağlardı.. ama bilgiç biri değil. bir boğuşma belirtisi yok. öyle kayıtsız bir hoşgörü gösterilmesini istemiyordu. Oğlunun niçin kendini öldürdüğünü öğrenmek istiyor. Ama öyle bir olasılıktan hiç söz edilmedi. Aşırılığa kaçmadan. içedönük bir öğrenci. "Sir Ronald sorgu yargıcının kararıyla yetinmeyeceğine ilişkin bir şey söylememişti." diye mırıldandı. fincandaki kahveyi analiz ettirmişsiniz. Çavuş Maskell mektubu geri verirken alınganlık göstermeden. yalnızlık çeken. "Yerli yerine oturmayan bir şey belki. Bayan Markland'la konuştum. Ailesine ve arkadaşlarına açılmayan. bilgi vermeye değil." Çavuş Maskell bir şeyler hatırlamaya çalışırcasina. onun kendini öldürdüğüne inandınız mı?" Çavuş." diye söylendi. Bernie sık sık bu rolü benimsetmek isterdi ona. Sir Ronald bunun intihardan başka bir şey olduğunu düşünmüyor. aldığımız önlemlerin gereksiz olduğu anlaşıldı. Mark'ın kişisel sorunlarıyla siz ilgilenemezsiniz. değil mi?" "Ölümü yasalara aykırı bir şeyin . hiç de rahat sayılmayacak bir evde tek başına yaşamayı seçmişti." Cordelia. Bayan Gray?" "Siz kılı kırk yardığınız için. işini bilen biri. gazete yazılarını da okudum. Evde herhangi bir karışıklık. Cordelia. . Kuşkulu ölümlerde hep öyle yaparım. Başka türlü de olabilirdi. "Sizi kaygılandıran bir şey mi vardı?" diye sordu. Bu konuşma kolay olmayacaktı ama kendisine şirin ve mızmız bir çocuk gibi davranılmasını.şantaj ya da tehdit gibi bir suçun . Bildiklerini de kendine saklamalıydı.sonucu olsaydı ilgilenirdik. işini bilen bir kadına daha olumlu tepki göstereceğini hissediyordu. Kendini öldüren öyle çok insan var ki. üniversiteden ayrıldıktan üç hafta sonra ölü bulunuyor.Maskell. "Görünüşte olay çok açıktı. "Bunu niye soruyorsunuz. Bazen..

Cordelia yüreğinin güm güm attığını hissetti." Polislerin çektiği siyah-beyaz fotoğraf son derece netti. Kancadan aşağı yukarı otuz santim aşağı sarkan bir ilmeğin ucuna bir gemici düğümü atılmıştı. Evet. Önce ilmeği yapıp boynuna geçirdi ve tasma gibi sıktı. Kayışın düğümüydü. asılı duran kişinin ölü olduğu ilk anda anlaşılmasaydı. Önündeki dehşet tablosuyla karşılaştırıldığında. Tokayla düğüm arasında yalnızca birkaç santim uzunluğunda bir kayış parçası var. özellikle de kendini öldüren insanlar mantıksız davranışlarda bulunurlar." Dosyanın bir sayfasını açıp Cordelia'nın önüne attı hızla. sonra düğümü attı. iskemleye çıktı. Kancanın yerinden çıkmayacağına." Birden öne eğilerek masasının sol çekmecesini karıştırdı. sağlam ancak yumuşak deriden yapılmış. dirgeni de çamuruyla bırakmış. "Önce sivri ucunu tokanın içinden geçirip bir ilmek yapardım. "siz kendinizi bununla asacak olsanız nasıl yaparsınız?" Aşağı yukarı bir buçuk metre uzunluğunda bir kayıştı gösterdiği. Bayan Gray. "Kimsenin yapabileceği iş değil.kendini öldürmeden önce yazdığı pusula. düğümün gevşemeyeceğine emin olmak için sertçe asılır ve iskemleye bir tekme atardım. Bernie'nin ölümü kolay bir ölüm . "Şuna bir bakın. Evet. düğümün ucunu kancaya taktı ve iskemleyi tekmeledi. Resmin öyle yapay bir havası vardı ki. böyle bir duruma çok uygun düşen bir pusula hâlâ daktiloda duruyor. Cordelia kayışı alırken Çavuş Maskell. Sonra ilmeği boynuma geçirir. Demek ki sizin gibi o da önce ilmeği boynuna geçirdi. ağzına koymadığı bir yemeği pişirmek zahmetine de girmiş ama bunlar hiçbir şeyi kanıtlamaz. sandalyenin üstüne çıkarak kancanın altında dururdum ve öbür ucu kancadan geçirip iyice gererdim." dedi. evdeki bütün kâğıtları yakıp bahçedeki işi yarım. üç santim eninde. O da olmuyor. Öyle yapsaydı kayışın kıvrılıp bükülme payı düğüm atmaya yetmezdi. Öbür ucunda sağlam bir pirinç toka vardı. "Aslında bir şey bağlamak için yapılmış ama Bayan Leaming'in dediğine göre iki kere beline dolar. siz olsanız nasıl asardınız kendinizi?" Cordelia kayışı evirip çevirdi." Çavuş önündeki dosyayı açıp ona doğru itti. beni kaygılandıran bunlar değildi. kimi yerleri zamanla kararmış bir kayış. "Düğümün fotoğrafı. Olsa olsa bir tek şekilde olabilir. "Ellerini havaya kaldırarak öyle bir düğüm atmış olabileceğini sanmıyorum. " dedi." dedi. "Bakın." diye açıkladı. insanlar. hiçbir kuşkuya yer bırakmayan bu acımasız. Sonra düğümü attı. "Bunu kullanmış. Hayır. İki buçuk. Şuna bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Bir ucu köşeliydi ve o uçtaki deliklere kapsül basılmıştı. Çözülmesin diye iki düğüm atardım. siyahbeyaz sürrealizm örneğinin hasta ruhlu birinin yaptığı çirkin bir şaka olduğu düşünülebilirdi. Çavuş Maskell. kemer olarak kulanırmış.

Mide kasları gerilmişti. Herhangi bir iz bulamadı. bir kadın çorabı. diyelim ki biri önce boynundaki ilmeği sıktı.. sonra da onu iskemleye çıkarmak daha kolaydı herhalde. Ancak öyle yapıldığını gösteren hiçbir kanıt yok." "Önceden bir ilaçla bayıltılnnışsa?" . Mark'ın boynu uzamıştı. Öyle de öldürülebilirdi ama bunu yapanın çok güçlü bir adam olması gerekirdi. Sol kulağın arkasında. Saçlarının yüzüne sarkması. gö-ğüskafesi bir kuşun kemikleri kadar narin görünüyordu. öyle yapılabilirdi değil mi?" "Elbette. Herhangi bir boğuşma olduğunu gösteren hiçbir iz yoktu. kendini zorlayarak resmi inceledi. daha belirgin bir iz belki. olay kapanmıştı. hatta onu uyarmak istiyordu." "Sizin kurnaz bir katil olabileceğiniz anlaşılıyor." "Yine de. Çavuşun bu fotoğrafı niçin gösterdiğini merak etmişti. Baş.sayılırdı." diye söylendi. Büyük bir ağırlık.. Ve çocuğu gafil avlaya-bilmesi." "Patolog öyle bir iz bulunup bulunmadığını araştırdı. Savını kanıtlamak için resim göstermesi gerekmezdi." dedi. Onu şoka uğratıp nasıl bir işe bulaştığını göstermek mi istemişti? Yoksa polisin çalışma alanına el attığı için onu cezalandırmak isteğinde miydi? Belki de profesyonel polislerin karşılaştıkları hunharlıklarla Cordelia'nın amatör çalışmalarının arasındaki farkı göstermek. yüzünü gizlemesi için dosyanın üstüne eğildi iyice. ölü ağırlık olurdu. Önce düğüm atıp kayışı kancaya takmak. bağlantı yerinden kopmuş bir kuklanın başını andırır biçimde sağ omuzun üstüne yatmış. Bayan Gray. parmakuçlarında duran balerinlerin ayaklan gibi sarkan ayakları yerden ancak yirmi beş santim yüksekteydi. "Atılan düğümle boyun arasında ancak on santimlik bir kayış parçası var.. Şişen dili dudaklarının arasındaydı. Yalnızca kötülük olsun diye mi göstermişti yoksa? Karşısındakini sarsmaktan." Cordelia o resmi aramadı. sonra da onu tavana astı." "Bunları yapmadan önce de ondan kemerini mi istedi?" "Kemeri kullanmak zorunda değildi ki. Sakin bir sesle. Peki. "Kendisi yapmışsa. Neye karşı uyarmak? Cinayetten kuşkulanmamıştı polis. Bir ip. Yoksa onlar kayış izinin altında başka bir iz mi bırakırdı? Daha derin. ancak sizin dediğiniz şekilde yapmış olabilir. "Ne demek istediğinizi anlıyorum." "Başka bir yöntem de kullanabilirdi. Ya da ince bir eşarp. Toka nerede?" "Ensesinde.. Kafasına bir naylon torba geçirilip torba sıkılsa. bir kablo da kullanabilirdi. yarı açık gözka-paklarının altındaki gözler yukarı kaymıştı. şoka uğratmaktan hoşlanan bir sadistin davranışı mıydı bu? Niye yaptığını kendisi biliyor muydu acaba? "Size katılıyorum. Daha ilerideki bir sayfada tokanın boynunda bıraktığı izi gösteren bir resim olacaktı.

"Onu ben de düşündüm. Cordelia ancak yarısını hatırladığı kelimeleri okumaya başladı.. "Mark Callender daktilo kullanmakta ustaymış." . Ayrıca. Bayan Leaming de aynı kelimeleri yazının güzelliğini hisseder gibi okumuştu ama yazılı metnin etkisi daha büyüktü." "O tür tuştan parmakizi almak çok zordur. ancak silik çıkan harfler hep aynı harfler değil. Kahveyi tahlil ettirmemin nedeni de oydu." "Aynı kanıda değilim. Otopsi bunu açıkça ortaya koydu. Biri. Patolog daha kesin konuşamadı." "Ve sonunda intihar olduğunu kabul ettiniz. İlkini Çavuş Maskell'a açmaya hiç niyeti yoktu ama ikincisinden söz edebilirdi.. sonlara doğru ustalığını gizlemesi gerektiğini fark etmiş sanki. Burada.gibi. Daha önce olduğu. Bunu düşünürken. Denedik ama açık bir iz." "Yemekten önce kahve içmesi tuhaf değil mi?" "Yasaya aykırı değil. Önemli olan neden kuşkulandığınızdeğil." "Ne kadar kahve içmişti?" "Otopsi raporuna bakılırsa yarım fincan kadar. Yemeği saat kaçta yemeyi tasarladığını da bilmiyoruz. yemekten önce kahve içmiş diye olayın cinayet olduğunu ileri süremezsiniz. aşağıda gökyüzü kadar uçsuz bucaksız bir boşluk belirdi. Daktilonun tuşlarından par-makizi almanın yolu yoktu herhalde. Yazının sonlarına kadar kelime aralarındaki boşluklar da çok düzgün. alıntı yazıyla ilgili iki nokta dikkatini çekti ve soluğunu kesti." "Yazdığı şu pusula... sonunda. "Bu yazı usta bir elden çıkmış.Scotland Yard'daki bir başmüfettiş -içinden gelen sesi de dinlermiş. Daktiloya alışık olmayanlar klavyenin iki ucundaki harflere hafif basarlar genellikle. başka bir şey olduğunu kanıtlayamaya-cağıma karar verdim. kesinlikle tek kişiye aittir diyebileceğimiz bir iz bulamadık. Ben içimden gelen her sese kulak verecek olsam başka iş yapamam.." "Şimdi de o pusulayı görebilir miyim?" Çavuş Maskell kâğıdı dosyadan çıkarıp kıza uzattı. Ondan kısa bir süre sonra da ölmüş. Onların kimsenin istediği yok anlaşılan. söz diziminin sihrine kapıldı yine. kâğıda dökülen kelimelerin." dedi. Amatörlerin en belirgin özelliği budur. Ortağım -eski şefi ." "Scotland Yard'dakiler içlerinden gelen sesi dinleyecek zamanı bulurlar." "Şu pusulayla kayışı alabilir miyim?" "Aldığınıza ilişkin bir kâğıt imzalarsanız niye olmasın." "Evet." "Sonunda. Herhangi bir ilaç verilmemişti. . Dikkatle bakarsanız bazı harflerin daha silik çıktığını görürsünüz. Akşamın yedisiyle dokuzu arasında."Ama içinizden gelen ses öyle demiyordu. neleri kanıtlayabileceğinizde..

" Saatine bakarak ayağa kalktı. Alıntının Blake' ten olduğunu biliyorsunuz sanırım. burası son derece geniş bir dünya görüşüne sahip ve yalnızca akıllı kızlara düşkünlüğü olan bir sultanın haremiydi ama yine de haremdi." "Herhalde kitaptan satır satır kopya etmiştir. Patolog üst dudağında bir iz buldu. dirgenin çamurunu temizleyecek kadar düzenli değilmiş ama. Çocuğun odasında Blake'in bir kitabı vardı. sorusuyla karşılaşmaktan ya da içeri girmeniz yasaktır denmesinden çekindiği için kapıdan girerken Bayan Tilling'! aradığını bildirmemişti. Daktilonun onun daktilosu olduğunu." "Kahve fincanını yıkayacak. İşte şurada. ciddi öğrenim çalışmalarına dalmaya olanak bırakmayacak kadar güzel bir yapıydı. duyduğu ürküntü hafifliyordu. Cordelia konuşmanın sona erdiğini anlamıştı. Okul." "Bu herhangi bir şeyi kanıtlamaz. kendini öldürmeyi düşünenler garip davranışlarda bulunurlar. çavuşun elini sıkıp yardımlarından ötürü teşekkür etti. Mora çalan kırmızı bir rujun izini. telaşla koşuşturan bir öğrenci uzaklaşırken dönerek seslenmişti: "Odası yok. kitaptan satır satır kopya ettiyse kitabı yine yatak odasına götürme zahmetine katlanması nedendi sizce?" "Düzenli bir çocuktu." ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Üniversitenin.Yazıyı baştan yazacak kadar da zaman bulamamış. En akıllıca iş şansına güvenip öylece girmek gibi görünmüştü. bir sanat eseri ya-ratırcasına planlanıp dikilen fidanlardan da hoşlanmamıştı Cordelia. Yapıyı eleştirmeyi sürdürdü. Beyaz tuğla duvarların göze batan kadınca bir zevk örneği olmasından. Yazıyı onun yazdığı başka metinlerle karşılaştırmamız olanaksızdı. çukur avlusu ve soyulmuş bir portakalı andıran pırıltılı kubbesiyle Bizans yapılarının havasını taşıyan yeni bölümü New Hall." "Biliyorum. "Bilmek isteyebileceğinizi düşündüm. Onu neden arıyorsunuz. "İlginç bir nokta var. Noktalamanın kusursuz olması da ilginç." . İncecik bir çizgi. böylece. Mark öldüğü günün bir saatinde bir kadınla birlikteymiş galiba. o burada yatıp kalkmaz. Sophia Tilling'in odasını iki kişiye sorduktan ama bir sonuç alamadıktan sonra. Neyse ki şansı yolundaydı. Daktiloda yazılan pusulayla kayışı teslim aldığını belirten bir kâğıt imzaladı. Maskell kapıyı açıp kızın çıkmasını beklerken. bir yıl önce aldığını biliyoruz. Dediğim gibi. Bütün kâğıtları yanmıştı. alçak havuzlardaki nilüferlerin arasında kan kırmızı gölgeler gibi kaynaşan süs balıklarından." dedi. Peki. Ama şu anda kardeşiyle birlikte çimenlikte oturuyor. Cordelia'ya sultanların haremlerini anımsatmıştı. içinden gelen bir dürtüye uyarak konuşurmuş gibi. Evet.

kıvırcık kızıl saçlı. Belini sikaca saran. ince üst dudaklarına çok yakın bir yerde son bulan düz burunlarıyla Onraffaellocu portreleri anımsatmışlardı Cordelia'ya. ikinci kız yumuşacık bir yaratık gibi görünüyordu. uzun. Dört kişiydiler. incecik. Sophia Tilling'in alımlı esmerliği. düzgün bir burnu. çok daha yumuşak ve büyüleyici bir güzelliği olan ikinci kızın çekiciliğini vurguluyordu. bu da ablam. "Adımla alay etmek için sizin gibi edebi alıntılar yapanlar genellikle kız kardeşlerimi de sorarlar. Cordelia. "Zamanla iyice sıkıcı oluyor yani. üçgen yüzlü." diye mırıldandı. "Cordelia ne yapacak. bu da Davie Stevens. küçük ancak son derece biçimli bir ağzı vardı. uzun sarı saçlarına ve teninin açık rengine ters düşen bir doğulu havası veriyordu. tıknaz bir gençti. Bayan Markland çok güzel derken abartmamıştı gerçekten. küçük topluluğu ilk gördüğünde. Çok özür dilerim. göğüslerinin altındaki bir-iki düğmeden başka düğmesi olmayan. ılık. Sarışın kızın dışında. sakallı.Cordelia gölgede kalan avludan çıkarak yosun kadar yumuşak olan çimenlerin üstünde yürüdü ve güneşte oturan küçük topluluğa yanaştı. biçimli bacakları hiç güneş görmemişti. kokulu çimenlerin üstüne uzanmışlardı. "Adım Cordelia Gary. "Hugo Tilling'le Sophia Tilling'i arıyorum." diye açıkladı. Kardeşlerin kemikli yapılarıyla karşılaştırıldığında. olağanüstü uzunluktaki boyunları ve siyah saçlı güçlü başlarıyla. Sonunda. Sophia Tilling'in yanına uzanmıştı. Koyu mavi gözlerinin çekikliği yüzüne. Belki de yapının mimarisinin etkisi altında kaldığından. Cordelia' nın görebildiği kadarıyla. üstünde başka hiçbir şey yoktu. Cordelia o beyaz bacaklar kenti dolduran güneş yanığı kollarla bacaklardan çok daha erotik. muhafız alayı komutanının gözetiminde en sevdiği iki ." Hugo Tilling başını kaldırıp baktı." Davie Stevens hacıyatmaz gibi doğrularak. Elbisenin büzgülü bedeni dolgun göğüslerini sarıyor. sevecek ve susacak. Oval bir yüzü. Topluluğun dördüncü kişisi çok daha sıradan bir insan gibi görünüyordu ilk bakışta. kıvrımları düzgün." diye söylendi." diye selam verdi dostça. O da Davie'yle ilgilenmişti. eteğinin yırtmacı açıldıkça içine aynı kumaştan dikilmiş bir şort giydiği görülüyordu. Yanlarına sokulup birkaç saniye orada durduğu halde Cordelia'yla hiç ilgilenmediler. ayak bileklerine kadar inen eflatunu bol bir pamuklu basma giymişti." "Oluyordur herhalde. Erkek ve kız kardeş oldukları ilk bakışta anlaşılan Tillingler. hepsi eski blucin ve açık yakalı pamuklu gömlek giyiyorlardı. Ayakları çıplak. Meraklı bir dikkatle bakıyordu Cordelia'ya. Ben Hugo Tilling. "Merhaba. Bu bayan Isabelle de Lasterie. Mark'ı aramaya gelen kız oysa. bu kız da bunun bilincinde diye düşündü.

bu şekilde." "Öyleyse o mikro-biyoloji çalışmalarını yürütmeye. ya da yaptığı iş her neyse ona baksın. aralarında gizli bir işbirliği varmış gibi Sophia'ya kısaca göz atı. "Oturmaz mısın. İnsan denen yaratık öyle bilimsel deneylere elverişli değildir. Hugo'yla o dosdoğru karşıya bakıyordu." Bu sözlerin yarattığı etki şaşırtıcıydı. yalvarırcasına diz çökerek sorguya çekmek de biraz tuhaftı. Mavi gözleri irileşti." "Yani. Öyle sararmıştı ki Cordelia onun bayılabileceğini düşündü. Bu bir bilim adamının gerçekleri öğrenmek merakından başka bir şey olmasa da ilgileniyor. anlamı kestirilemeyen bakışları umarsız bir yakarıyla Hugo'ya dikildi. Hugo. "birliğin en zayıf kişisini öğrenmiş oldum." Cordelia bej süet eteğini lekelemekten çekinerek otların üstüne dikkatle diz çöktü." diye başladı.bu insanlar sanık sayılmazlardı gerçi ." diye mırıldandı. Önce kısık bir çığlık atmış. "Merhaba. Cordelia Gray?" diye seslendi.cariyesiyle keyif çatan genç bir sultana baktığı izlenimine kapılmıştı. Cordelia tutulan solukların şalıverildiğini işitebiliyordu." Bu alaycı söz pek çok çağrışım yaptı. "Bunların arasında gizli bir işbirliği varsa." "Her neyse. "Sir Ronald Callender oğlunun niçin kendini öldürdüğünü öğrenmekle mi görevlendirdi seni?" "Buna inanmakta güçlük mü çekiyorsunuz?" "Bana öyle gelmişti." Davie Stevens kayıtsız bir havayla söylendi: "O kendini beğenmiş faşist herife nasıl katlanabildiğini aklım almadı. İlgili ancak kaygısız ve çarpık bir gülüşle gülümseyerek. Bu sarayda en güçlü kişilik muhafız alayı komutanının kişiliğiydi." dedi Hugo Tilling. Isabelle hiç ağzını açmadıysa da yüzüne güzel ve anlamsız bir gülümseme yayıldı. "Ben özel dedektifim. dikkatli bakışlarıyla karşılaşınca o izlenim silindi. Kız bu bakışa karşılık vermedi. Sanıkları . "Sir Ronald oğlunun hangi nedenle kendini öldürdüğünü araştırmam için tuttu beni. en fazla sarsılan Isabelle'di. Yine de. "Otur ve ne istediğini anlat. "şimdi ilgileniyor. plastik maddelerin tuzlu suda nasıl eriyebileceğini bulmaya." dedi Cordelia. Ardından. Cordelia. Yorgun savaşçılar gibi otlara serilen gençler ansızın elektrik akımı verilmişçesine dirilmiş." Hugo bir kahkaha attı. Sophia Tilling de başını sallayarak. Cordelia kasıtlı olarak aptal davrandı. İçlerinde en kaygısız görünen Davie Stevens'dı. "Sir Ronald'ın politik eğilimini sormadım doğrusu. Tilling kardeşlerin göz göze gelmemeye çalıştıklarını hissetti. yavaş yavaş gevşediler. Ancak Davie Stevens'in zeki. . sonra da şok geçirdiğini anlatmaya çalışan ikinci sınıf bir oyuncu gibi elini yüzüne dayamıştı. Yüzleri inceledi." dedi kendi kendine. mermerden yontulmuş gibi kaskatı kesilmişlerdi.

. Yüzünde siyah peçesi eksikti.insanlığın bütün kusurlarından sorumlu tutulamayacağını." Sophie Tilling ortaya bir soru atmıştı ansızın: "Bizi sorguya çekmenizi Sir Ronald mı söyledi?" "Sizin Mark'ın arkadaşları olduğunuzu söyledi. Veliahtı için yas tutan soylu kraldı. Şimdi düşünüyorum da. hiç kimse başkalarıyla iki kelime söz etmedi." "Cenazeye de gittiniz. Ölüyü yakma töreni pek sessiz geçti. Cambridge Krematoryumu'nâ gittik.uyuşturucu alışkanlığından tut da. düşük cümlelerle konuşmaya varıncaya kadar . Ya da herkese oy hakkı tanınmasının insan soyunun yararına olmadığını. dadıya benzeyen yaşlı bir kadın. onun sekreter ve kâhya olan yardımcısı. Herkesin eşit doğmadığı görüşünü sözgelimi. kapitalizmin ."Davie onu söylemek istemedi. kurbanların açısından. beyazların siyahları öldürmesiyle siyahların siyahları öldürmesi arasında büyük fark bulunmadığını. Ama Davie öyle düşünüyor. yalnızca altı kişi vardı törende. ciğerlerinin ve sindirim sisteminin kusursuz olduğunu gösteren birtakım tıbbi kanıtlar sunuldu. Aslını ararsan. Biz üçümüz." "Gittik. Konuğumuzu sıkıyorsun. Sıkıcı bir duruşmaydı." "Kim olduğunu hiç bilmiyor musunuz?" "Hayır. O da salonda hoş dururdu ama kendisine güvenilemeyeceğini düşündük. "Ama gitmiştiniz. Cenaze levazimatçısının adamlarının dışında. Sir Ronald keder maskesini takmıştı. Mark'ın kalbinin. Sir Ronald'ın hiç savunulamayacak bazı görüşler benimsediğini anlatmak istedi. Sir Ronald. emektar dadı tipinin öyle eksiksiz bir örneğiydi ki kılık değiştirmiş bir kadın polis olmasından kuşkulandım." "Niye polis olsun? Polise benziyor muydu?" "Hayır. Duruşmada ve cenazede görmüş sizi. "Duruşmaya gittik. Faşist derken. boynuna o kayışı geçirmeseymiş sonsuza kadar yaşayacakmış oğlan. "Onun arkadaşlık anlayışı cenazede ve duruşmada boy göstermek miymiş?" Cordelia. Tanıştırılmadık. bir de siyahlar giyen. değil mi?" diye sordu. Ama sen de özel dedektife benzemiyorsun. Sir Ronald'ın bu savunulamayacak görüşlerin birini ya da hepsini benimsediğini ileri sürmüyorum." "Ya Bayan Leaming?" "Veliahtın anası değilse de kralın karısıydı. Anladığım kadarıyla. Dost toplantılarını andıran cenazelerden biri değildi." Davie elindeki kitabı Hugo'ya fırlatıp alınganlık göstermeden bağırdı: "Kes be! Daily Telegraph gazetesinin yazarları gibi konuşmaya başladın. sağcıların zorbalıklarının solcuların zorbalıklarından daha hafif ve daha kolay kabul edilebilecek şeyler sayılabileceğini. Isabelie'den başka hepimiz gittik." Hugo yine güldü.

Kapıcı Robbins." diye sordu. tatlım. Bir saat kadar odada oturdular. Isabelle başını iki yana salladı. Kadın Mark'ın odasına çıktı. Kartın üstünde 'Pilbeam dadı derin üzüntüsünü bildirir. Soruya Sophie karşılık verdi. Hiç belli olmaz. Sophie Tilling yolduğu otları parmaklarının arasında yuvarlıyordu. oğlanın fakültede olup olmadığını bana sordu." dedi.Sophie. "Eğilip baktın. En azından çelenkte öyle yazıyordu. Mark'ın yirmi bir yaşını bitirdiği gün. Hugo Tilling daha uzun konuştu. Hastaydı sanki. Başını kaldırmadan konuştu. ben de eğilip bir göz attım." dedi Sophie. "Lütfen bana onun hakkında biraz bilgi verin. "Güllerden yapılmış haç biçimindeki çelenkte mi? O çelengi o kadının gönderdiğini anlamalıydım.' yazıyordu. "Hiç bilinmez. "Bayan Leaming bana çok kötü görünmüştü. Ben o arada kapıcının kulübesindeydim. diye düşündü Cordelia. Öyle bir demet Sir Ronald'ıri tarzı değildi. . "Mark'ın Pilbeam dadıdan söz ettiğini hiç duymuş muydunuz?" diye sordu." Cordelia. Bayan Leaming koymuştu sanırım. Cenaze levazımatçısının adamları çelengi tabutun üstünden ahp duvara dayadılar. Ne o gün. ne de daha sonra. "Başka çiçek yok muydu. Onu görmek istedi. Hepsi birbirlerine baktılar. Şimdi hatırladım. "Bana hiç sözünü etmedi." diye atıldı. Zavallı dadı dünya kadar para harcamıştır o çe-lenge." dedi Cordelia. ancak araştırılması gerekirdi. İki olay arasında bir bağlantı olabilir miydi? Bu çok küçük bir ipucuydu gerçi. üzüntüyü tanımlayabilir misin? Gerçek üzüntüyü tanımlayabilir misin?" Davie Stevens oyuncu köpekler gibi yattığı yerde yüzüstü dönerek söze karıştı." Sophie güldü. Kart falan iliştirilmemişti. "Bence onun üzüntüsü yapmacık değildi. Adını nereden biliyorsun peki?" "Baktım. Haa. "Mark dadısından hiç söz etmezdi ama ben kadını cenazeden önce bir kere daha görmüştüm." Kimin konuşacağını kararlaştırmak istercesine birbirlerine baktılar." "Doğru. Ne güzel! Derebeylik ve ağalık törelerine de pek uygun." Ondan kısa bir süre sonra da fakülteden ayrıldı. Aşağı yukarı altı hafta önce fakülteye geldi. Sophie. o yaşlı kadının soyadı da Pilbeam. Sıkıntıları neredeyse elle tutulabilecek somut bir nesne gibiydi. Kadını giderken bir daha gördüm ama Mark ondan hiç söz etmedi. "Tabutun üstünde bahçeden kesilmişe benzeyen bir demet vardı." "Siz onun arkadaşlarıydınız.

Oturup onunla birlikte kahve içmiş. Ne var ki yer ayırtan bendim. kalpsiz biri değilimdir. biraz da saygı göstermiş olmak için. Bunların hiçbiri hiçbir şeyi kanıtlamaz. Fakülteden ayrıldıktan sonra hiçbirimiz onu görmedik. sonra da kendinize basit bir hırsızlık olayıyla ilgili bir iş bulsanız olmaz mı?" . Yer ayıran gişe memurunun rezervasyon listesini sakladığını da sanmam. cenazeye gitmişsiniz." Isabelle çok alçak bir sesle." Hugo öfkeyle ve sabırsızca. hırsı olmayan içine kapalı bir gençti. "O kendini beğenmiş hergeleye. Arkadaşlarım iyi çocuklardır. Kendini öldürmeden önce de danışmadı." Hepsi bu habere şaşırmış göründüler. üçünüz de duruşmaya gitmişsiniz. o akşam birkaç arkadaşımı tiyatroya götürmek niyetinde olduğumu bilen bir arkadaşımın. "Çok tatlıydı ve öldü. Ayrıntılarla aşırı ölçüde ilgilenmek niyetindeyseniz. Benim size yalan söylemediğime inanmanız sizin için en kolayı." "Bakın. Kendine fazla saygı duymazdı. oyuna ara verildiğinde aramızdan birkaçını barda gören ikinci bir arkadaşın ve daha sonra oyun hakkında görüş alışverişi yaptığım bir başka arkadaşın adlarını verebilirim. beni hatırlayabilir. Ayrılmadan önce bize danışmadı." Davie Stevens alçak sesle söylendi. Siz de onun özel hayatını karıştırmasanız iyi edersiniz bence. Çok nazikti. Ablamın da dediği gibi içine kapalı bir insandı. Davie de Sophie gittiği için. Herkes için kaygılanır. Zekâ gösterilerine kalkışmayan akıllı bir insandı. Mademki artık onu görmüyordunuz. Ben biraz meraktan ötürü. sen cehennemin dibine git ve oğlunu rahat bırak deseniz. Niye yalan söyleyeyim? 26 Mayıs akşamı dördümüz de Sanat Tiyatrosu'ndaydık. Bunun kim olduğunu öğrenmek niyetindeyim. niye gittiniz?" "Sophie onu sevdiği için gitti. herhangi birimizin onunla ilgili her şeyi bildiğini sanmıyorum. Mark Callender hakkında söyleyebileceğimiz başka bir şey yok."Mark içine kapalı bir insandı. ne yapıp ettiğine aldırmıyordunuz. Öldüğü akşam bizler Sanat Tiyatrosu'nun ikinci sırasında oturmuş Pinter'ın bir oyununu seyrediyorduk." diye haykırdı. Bunun dışında herhangi bir şey anlatabileceğimizi sanmıyorum. Yoksa ona mı öyle gelmişti? Sophie Tilling bir soru soracakmış gibi olduysa da kardeşi ona fırsat bırakmadan atıldı: "O kişi bizlerden biri değildi. Bizim. baba Callender'a. ben istersem yalan da söylerler. Ama bundan ötürü sıkıldığını görmedik. Bunu kanıtlayıp kanıtlayama-yacağımı bilmiyorum. ancak kaygısını belli ederek onları ezmezdi. yumuşaktı. Cordelia'nın zorlukla duyabildiği bir fısıltıyla söylendi: "Çok tatlıydı. "Öldüğü gün birisi ona uğramış. Siz benim vurdumduymaz havama aldırmayın. Sessizdi. "Hepsi bu kadar." Cordelia inatla diretti.

Mark Callender'ın ölümüyle ilgili gerçeklerin kurcalanmasını istemiyorlardı. İri mavi gözler şaşkın şaşkın bakındı. Araba yavaş yavaş hareket etti. O gençlerin bildikleri bir şey vardı." Motoru çalıştırmıştı. Hiç konuşmadan ilerleyen dört arkadaş ön tarafa park edilmiş beyaz bir Renault'ya yöneldiler. Gecikirse gençler nehir gezisine çıkmış olabilirlerdi." diye ekledi. Kaçta gitse iyi olurdu? Çok erken giderse aşırı hevesli görünecekti. hayır. Onlar gözden kayboluncaya kadar Cordelia arkalarından baktı. Hugo'yla öbür arkadaşlarım yanımdaydı. sonra da sakin bir sesle açıkladı. Cordelia kâğıt kalem çıkarıp adresi yazıncaya kadar Norwich Sokağı 57 numara diye mırıldanıp durdu. Avluyu geçip fakülteden çıkıncaya kadar Cordelia da peşlerinden gitti. Yaramayacaktır ama istersen bugün evime gel. Sophie Tilling'in son anda böyle bir çağrıda bulunmasına yol açan ne olursa olsun. "Arkadaşın Pinter'ın oyunuyla Osborne'unki arasındaki farkı bilmiyor galiba. Yani arkadaşımın sorulan soruların ne kadarını anladığı belli olmaz. Sophie orada pansiyoner miydi." Hugo sürücü koltuğuna yerleşmeye çalışıyordu." Şifreyle anlaşmış gibi. işlenen bir suçla ilgili bir şey. O zaman Sophie Tilling başını pencereden dışarı uzatıp son anda karar vermiş gibi seslendi: "İşine yarayacağını sanıyorsan ben seninle Mark hakkında konuşmaya hazırım. Norwich sokağı 57 numara. Bu açıkça ortadaydı.Hugo Tilling. Hugo alaycı bir tavırla elini kaldırarak veda etti ama hiçbiri dönüp arkaya bakmadı. Bazen insanı düş kırıklığına uğratıyor. onlarla ilişkiyi kesmemeliydi. "Yoo. Cordelia onlara yaklaştı ve doğruca Isabelle'e bakarak sordu: "Pinter'ın oyununu beğendiniz mi? Wyatt Gillman'in yerliler tarafından vurulup öldürüldüğü son sahnenin korkunçluğu sizi ürkütmedi mi?" Onu öylesine kolayca kıstırdığı için Cordelia kendinden nefret etti. "Evet. "Ya da bir cinayet olayı. O konuda gösterdiği ilerlemenin ölçüsü her zaman belli olmuyor. yoksa o adreste bir öğrenci yurdu mu vardı? Ailece Cambridge'de mi oturuyorlardı yoksa? Neyse. dördü birden kitaplarını toplamaya. istersen sen de bize katılırsın. . Yoksa Cordelia'ya böyle tepki göstermezlerdi. Geç kalma! Davie'yle nehirde sandal gezintisi yapacağız.'" Cordelia bu kez Hugo Tilling'e döndü. yakında öğrenecekti. "Arkadaşım olarak nitelediğiniz bayanın Cambridge'e gelmesinin nedeni dilimizi öğrenmek. Aklını çelmeye. Oturduğu yerde geriye dönerek Sophie'yle Davie'nin binebilmeleri için arka kapıyı açtı. Hoşuma gitmedi ama korkmadım." Araba hızlandı. üstlerine yapışan otları silkeleyerek kalkmaya hazırlandılar. kolay ve hoş bir cinayet olayı bulun.

alt katların sokağa bakan tek penceresindeki eski moda tül ve dantel perdeler modern. Ama Isabelle de Lasterie'nin Mark'ı öldürmesi olanaksızdı. numarası da kapının camlı bölmesinin üstüne beyaz boyayla yazılmıştı.her mevsimde giydikleri çizmelerle - . Katil Isabelle'se. Zile bastı. Şöminenin iki yanında kemerli nişler bulunduğunu. Bu gerçekler Davie Stevens'ın Sophie'ye keyifli! bir bakışla bakıp bıyık altından gülmesiyle. arka odaya. Gözünü korkutmaya. tuğladan yapılmış küçük evlerle doluydu sokak. alaycı tavrıyla. düşük omuzlarını. hırıldayarak can verişini seyredip dinlemiş. biri ona yardım etmiş olmalıydı. lahana ve yağ kokusunu duyabiliyordu. Mark Callender onların arkadaşıydı. Altıncı doğum gününden sonra. O hareketsiz. içlerinden ikisi için arkadaştan da öte biriydi belki. bir dostun arkadaşlık hatırına gizleyip örtbas edeceği bir olay değildi. Mark'ın tanıdığı. Norwich Sokağı tek yönlü bir sokaktı ve Cordelia'nın geldiği yönden. Katolik kilisesinin yanından dolaşıp sağdaki dördüncü sokağa sapması biraz zaman aldı. öndeki salona açılan kapıyı. Sophie'nin meraklı. oradan da mutfağa ve arka bahçeye ulaşan geçidi çok iyi tanıyordu. yakında seçkin bir semt olacak gibi görülen bir sokağa benziyordu. tehdit etmeye de kalkışırlar mıydı? Niye peki? Birini korumaya çalışıyorlardı. soruşturmayı bırakmasını sağlamaya çalışacaklardı. Yolun karşısındaki ilkokuldaki çocukların . Kapının tam karşısındaki dar ve dik merdiveni. Hu-go'nun sakin.onu kandırmaya. Ya Isabelle? Birini koruyorlarsa o kişi Isabelle'di mutlaka. Evin içi hiç yabancı gelmemişti ona. gömme dolapların yerlerini biliyordu. cesedini kaldırıp bir hayvan leşi gibi kancaya asmıştı. tavandaki kancaya asmak ancak uzun boylu ve çok güçlü bir kadının yapabileceği bir işti. En akla yakın açıklama buydu. iki yıl süreyle Bayan Gibson'ın tıpkı tıpkısına buna benzeyen evinde yaşamıştı. Yine aynı soru: Neden? Cinayet. kuş pençesini andıran pembeye boyalı tırnaklarını gözünün önüne getirdi. Cordelia arabayı park edebileceği bir yer bulunca sevindi. Hızla gelişen. sokağa girilemiyordu. Cordelia kızın dar. çekingen adımlarla küçük ve beyaz boyanmış bir antreye girdi. güvendiği biri boynundaki kayışı sıkmış. Kaldırım boyunca sıralanan eski arabalarla külüstür bisikletlerin arasında beyaz Renault'yiı göremedi. Anıları öylesine canlıydı ki o temiz. Hills Caddesi'ne dönmesi. dostça bakışlarıyla bağdaştırılabilir miydi? İşbirliği yapmışlarsa üçü de birer canavar olmalıydılar. çizgili perdelerle değiştirilmişti. Elli yedi numaranın ön kapısı siyahtı. gece çok geç dönerek yurda gizlice girmek gibisinden bir suç. bir örnek sokak kapıları yeni boyanmıştı. aydınlık antrede bile Romford'Iarın evinden hiç eksik olmayan kirli çocuk bezi. Ön kapı ardına kadar açıktı. Evlerin çoğu bakımlıydı. ağır gövdeyi yüklenip iskemleye çıkarmak. güneşte neredeyse saydam görünen güçsüz ellerini. Victoria çağı üslubunda.

Dedemiz iki yıl önce öldü. "Ha. "Evi çok sevdim. Ben payıma düşen parayla bu evin ilk taksidini ödedim. Hugo kendi payına düşen parayı şaraba yatırdı." "Kasıtlı olarak yapmamıştır. Resimlerden ikisi çok güzel çıplak kadın fotoğraflarıydı. ütü bezini katlayıp toplarken onu seyretti. Cambridge'de dolaşıp Mark'la ilgili sorular soracaksa eninde sonunda birinden duyacaktır. üstüne çeşitli posterler. Yoksa duyarsızlık belirtisidir. Cordelia'nın karşısına oturarak beklenmedik bir soru sordu. bahçe duvarının üstünde de bir sıra sardunya saksısı vardı. Victoria üslubu bir. en iyisi ben kendim söyleyeyim diye düşündüğüm için çağırdım seni. sen miydin? İçeri gelsene." "O daha da kötü. gösterişli ve gösterişsiz eşyalarla. Mark onun değil. Sophie ütünün kablosunu sarar. "Hugo'yu sevdin mi?" "Pek sevmedim. onun çevresinde çirkin sayılabilecek dört iskemle. Şimdi bitirdim. Birbirlerine doğru dürüst tanımazlardı bile. şişkin sarı min-derli bir koltuk. belirli bir üsluba bağlı kalmadan döşenmiş bir oda." "Beklesek daha iyi olur. Değerli değersiz. Sophie kapıda belirdi. Cordelia. Bana kaba davrandı." Cordelia odaya girip oturdu. fakültede kendi odası vardı. Mark bu evde kalmıyordu gerçi. küplere dikilmiş gül fidanları. Aramızdaki fark bu işte. Sarı perdeli pencerelerin gerisindeki küçük bahçe yemyeşildi. Çayımızı şimdi mi içelim. pencerenin altında kahverengi kadife döşeli şık." dedi. Cordelia. ferforje süslemeli şömine rafında üç tane kaliteli Staffordshire biblosu vardı. yoksa onun dönmesini mi bekleyelim? Ben de ütü yapıyordum. Bir duvar mantar levhalarla kaplanmış." "Isabelle'in yanında olduğu zaman hep biraz terstir Hugo. Karşıdaki kapı aralıktı ve o aralıktan parlak sarı renge boyanmış güneşli odanın içi görülebiliyordu. kanepe. dergilerden kesilmiş resimler asılmıştı. Pek sağlıklı görünmeyen sarmaşıkların önünde bol çiçekli bir gülhatmi. Şarap stoku yaptı. bense şimdi rahat etmek istedim. İnsana kucak açan güzel bir odaydı bu. O kız onun üstünde öyle bir etki yaratıyor. Ama pek sanmıyorum. Davie okuldan birkaç kitapla piknikte yiyebileceğimiz bir şeyler almaya gitti. sahibi benim. sıska kollarını sallayarak küçük Cordelia'ya taktıkları olmadık isimlerle seslendiklerini bile duyabiliyordu. O orta yaşa geldiği zaman mutlu olmayı garanti etti. "Senin mi?" "Evet." Masanın üstündeki ütü bezini katlayıp dolaplardan birine kaldırmıştı. onarım işleri için de banka kredisi aldım. Duvarın önünde meşe ağacından yapılmış sağlam bir yemek masası." "O kız Mark Callender'a âşık mıydı?" "Kendisine sorman gerek. . benim sevgilimdi. Hu-go'yla bana biraz miras bıraktı. Kabalık her zaman kasıtlı olmalıdır. küçük pusulalar.asfaltın üstünde tepinerek.

Mark'la kavga edilemezdi zaten." Cordelia kıza yakınlık duydu ansızın. Ben aşkın ne anlama geldiğini bildiğime emin değilim. Mark âşık olduğuna inanmak zorunluluğunu duyuyordu. Ama Carl'ı sevmişti. Cinselliğin her çeşidi bir tür sömürüdür.nicedir aradığı .özgüveni sağlamadığı gibi. Öyle düşünmekte haksızdım aslında. Ayrılışımızın ölümüyle bir ilgisi olduğunu düşünüyorsan yanılıyorsun. hoyrat otistiklerden. Gary Webber konusunu ele alalım sözgelimi." "Niye ayrıldınız peki? Kavga mı ettiniz?" "O kadar doğal ve ilkel bir şey yapmadık." "Öyleyse neden bitirdin?" "Ahlaki açıdan incelenip sınandığımı hissediyordum. Benim ona olan sevgim de onun bana duyduğu sevgiden büyüktü sanırım. sevgisini. O iki erkekle yatmış olması. birbirinizden ve birlikte yatağa girmekten hoşlanır mıydınız? Sanırım bunu sormak istemiştim. onun hayatında çok önemli bir yer tutmadan. eh. o da yarın akşam seninle tiyatroya gelemeyeceğim demişim gibi. Tartışmadı. kontrol altına alınamayan. Mark'ı anlamana yardımcı olur. Mark iki . sevişmeleri vazgeçilemeyecek hale gelmeden önce Roma'dan ayrılması iyi olmuştu. iki olayda da kalbi. Ben bu işi burada bitirelim dedim. Carl'ın. babasıyla ya da ev sahipleriyle olan ilişkilerinde . Gary otistik bir çocuktur. Kimse bana o kadar önem vermez. onun düzeyine çıkamıyordum. Acı çektirmiyor. O garip jimnastik hareketlerinin günün birinde vazgeçilmez hale gelebileceğini düşünmek de çok sıkıcıydı. ama hâlâ yalnızdı." "Ona âşık mıydın?" "Emin değilim. Hırçın ve öfkeli bir genç olan Carl'ı da öyle çok sevmişti ki. ona rahatsızlık verecek ölçüde etkilenmemişti. değil mi? Birbirinizin kişiliğinin aracılığıyla kendi benliğinizi keşfetmeye çalışıyor muydunuz. Ama ben öyle hissettim. Georges'la yumuşak ve mutsuz bir insan olduğu. Kötü yanlarından biri de buydu. hiç sinirlenmeden kararıma boyun eğdi. Kendisi de aşkın anlamından emin değildi. Mark ahlakçılık taslayan biri değildi. demek iste-diysen. ona Delia. Düşünceyle eylem arasındaki kopukluk tam bir kopukluktu. hırçın. Şimdi biraz daha deneyimli. "İki soruya da evet." diye sürdürdü. CarPın önemli gördüğü tek yolla kanıtlamaktan kaçınmanın kabalık olacağını düşünmüştü. Onun beklentilerine uyamıyor. Ben bu yıl Noel'den sonra Davie'yle tanışınca sona erdi. fikrimi değiştirmeye çalışmadı. insanı şaşırtıyordu.Ama ilişkimiz bütün bir yıl sürdü. âşıktık ya da âşık olduğumuza inanıyorduk diyebilirim. ya da hissettiğimi sandım. Georges'la ve Carl'la ilişki kurmadan önce yalnız ve deneyimsiz bir kızdı. babasının küçük faşisti demeyip gerçek adıyla seslendiği için yatmıştı. En iyisi baştan anlatayım. İlişki kurduğu iki erkeği düşündü. Karar vermişti Cordelia: Cinsellik abartılan bir konuydu. özellikle de Mark. "Demek istediğim.

' diyordu Mark. büyük bir ruhsal sıkıntı yahut umutsuzluk içindeyse. Ailesi de yaşıyor. o bir açıklama değil. Bir şeyden kurtulmak ya da bir şeye kavuşmak umudu. Mark öyle düşünmüyordu.kendini zorlayarak bir soru sordu: "Neden intihar etti? İntihar ettiyse tabii. Webberlar hasta çocuğu hastaneye bırakmaya kıyamıyorlardı. Düşün. Sophie! insanın kendini öldürmesi için yalnızca iki neden vardır. Mark'la ben Gary konusunda görüş ayrılığı içindeydik. Bu konudaki duygularımızın önemi yok. Bunu Mark'a söyledim. Ama daha iyi bir dünyaya kavuşmak ya da ölüm olayını yaşamış olmak için intihar etmek saçmadır." Cordelia karşı çıktı.bir düzyazı örneğiydi." Birkaç saniye süreyle ikisi de sustular. saatlerce sallardı. sen de başlama! Ben bu konuşmayı kaç kere yaptım! Dediğin doğru elbette. Webberlann hiç değilse bir sinemaya gidebilmeleri için Mark haftada bir akşam onlara uğrayıp Gary'ye bakmaya başladı. . " 'Sen onları avutup rahatlatmak için duygusal bir doyum sağlayacaksın diye bu çocukların acı çekmesine razı olabiliyorsun' dedim." "Beni inandırmadı." "Jüri inandı ama. Gary'yi yatıştırmanın tek yolu buydu. Onlara gerekli olan bizim sağlayabileceğimiz yardım. Ardından. Ancak babasının dediği gibi." Sophie'nin yanıtı yüzüne çarpılan bir kapı gibiydi: "Mektup bırakmıştı ya!" "Belki bir mektup bırakmıştı. Hâlâ aynı kanıdayım. ondan sonra konuşma metafizik alanına kaydı. hiçliği yeğlemesi akıllıca bir iş olabilir. Ne var ki neden kendini öldürdüğüne ilişkin en ufak bir açıklama yok. 'Bu çocuk doğmuş ve yaşıyor. kendisi için de daha iyi olurdu. davranışlarımız. ne de ben. Bizimki Gary'yle konuşmuş. Birincisi mantıklı bir nedendir. Gary uyum sağlayamamış. "Ama davranışlarımız duygularımızdan kaynaklanır." "Aman Cordelia. Son iki tatilde onların evlerinde kaldı. önemli olan duygularımız değil. bunlardan kurtulmasının da çaresi yoksa. Davranışları yönlendiren duygulardır. çocuk da olumlu tepki göstermiş. Çocuklar Mark'a çabucak ısınırlardı zaten. insan büyük bir acı çekiyorsa.büyük kardeşiyle onu bir parkta tanımıştı geçen yıl. Çocuklar salıncağa biniyorlarmış. Cordelia aralarında doğduğunu hissettiği yakınlık ve güveni sarsmaktan korktuğu için . İnandırıcı değil. Mark oğlanı kucağına alır. Ona bu konuda neler söylediğimi de hatırlıyorum. Mark'a bırakmaya hiç çekinmiyorlardı oysa. Öylesi ana babası için de. Bence o çocuğun ölmesi daha iyiydi. Ben de bazı akşamlar onlara uğrardım. aile de öbür iki çocukla tatile çıkma fırsatını buldu. " 'Onu öldürmeye ne sen razı gelebilirsin. öbür kardeşleri için de. Bir kere denemişler.-güzel-en azından bence güzel .

"Nasıldı?" "Şaraplarla yemekler harikaydı. evine Garforth House'a yemeğe gitmişsin. Suyu açık bıraktı. Neyi kanıtlamak diye sorma çünkü bilmiyorum. Son hesaplaşmada. Davie'yle orada tanıştım. Merdiven sahanlığına yürüdü. "Onu tanımıyordum! Tanıdığımı sanıyordum. Araştırma bölümündeki biyologlardan birinin konuğuydu. Sokak kapısı kapatılmış. arka odanın kapısı açık bırakılmıştı. belki de kendine kanıtlamak için. ölürken düş kırıklığına uğramayanlar yalnızca onlar. ilk üç basamağı inip aşağıdaki konuşmalara kulak kabartmak daha da ayıptı belki. İçten gelen bir dürtüye uyularak yapılan bir şey. Ölümden sonra gidilen başka bir dünya varsa günü geldiğinde onu da öğreneceğiz. değil mi? Kendini öldürenlerin o kadar uzun düşündüğünü sanmıyorum. Ayak sesleri antreden arka odaya gittiklerini gösteriyordu. Daha sonra bu deneyimden yararlanmanın imkânı olmadığına göre. Garforth House hakkında ilk ağızdan bilgi almak istersen onunla konuş. İntihar mantıksız bir hareket bence. Ölüm hazırlığı yaşanabilir ancak. Bana bir şeyi kanıtlamak için götürmüştü sanki oraya. antreye girenlerin seslerini oradan duydu. gecenin akılda kalacak bir özelliği yoktu. Cordelia üst kattaki banyoya çıkmıştı. Yoksa. Ölümden sonra başka bir hayat olduğuna inananlar akıllı insanlar. Ölme sürecini yaşamanın bile mümkün olup olmadığına emin değilim. Sophie'nin sıcak suyunu boşu boşuna akıtmak ayıptı ama." "Onun sevgilisiydin ama! Onunla yatıyordun. Isabelle ve Davie hep birlikte eve geldiler. Bayan Leaming de gözlerini dahi başkandan ayırabildiği zaman beni geleceğin kaynanası gözüyle inceliyordu. Mark biraz suskundu." "Sen bunları uzun uzun düşünüp taşınmışsın. tekdüze konuşmasını duyabiliyordu. Bir ay sonra Hugo'yla birlikte çağrıldık yemeğe. Sıcak su musluğunu açtı. o da anlamsız gerçi. O geceden hiç söz etmedi. Varlığımı fark ettiği zaman Sir Ronald yakınlık gösteriyor. Derken Cordelia. Küçük evde bir dinamo harekete geçmişti sanki.Ölüm olayını yaşamak olanaksızdır zaten. "Sir Ronald denen adam ona araştırma yapması için para veriyorsa ben niye araştırma yapmaması için veremiyorum?" . Isabelle'in tiz. Davie üniversitedeki son yılında tatil boyunca orada çalışmış." Sophie öfkeyle haykırdı: ." Beş dakika sonra Hugo. arabanın kapıya yanaştığını. mutfaktaki gazlı şofben kükredi. benim ne düşündüğümü hiç sormadı." Bir-iki dakika konuşmadan oturdular." "Mark içinden gelen dürtülere uyan mantıksız bir insan mıydı?" "Ben Mark'ı tanımazdım. Ama senin bunu sorduğunu sanmıyorum. "Sen Sir Ronald'ın. aldatıldık diye yakınmaya fırsat bulamayacağız. banyodan çıkıp kapıyı usulca çekti. Ronald Callender onu da yanına almaya çalışıyordu. Onun dışında. değil mi?" diye sordu. oysa hiç tanımıyormuşum.

Gelmek istersen hiç çekinme. herkesi satın alamayacağını ne zaman öğreneceksin sen?" "En azından Cordelia'yı satın alamazsın. Köprünün altındaki köpüklü sularda sandallarla kanolar birbirini sıyırıyor. Derken yine Isabelle'in sesi duyuldu: "Bence onun yaptığı bu iş kadınlara göre değil. Mark'ın öğretmenlerinden Edward Horsfall'un da geleceğini umuyor. Kardeşi ona karşılık verdi. Cambridge'i görmenin en keyifli yoludur. Cordelia suçlu bir havayla banyoya kaçıp musluğu kapadı. susamuru gibi küt burunlu. ıslak siyah saçları tutam tutam yanaklarına sarkan. Silver Street köprüsünün yanında yemek molası verdiklerinde Sophie' nin bir arkadaşı." Bu da Sophie'nin sesiydi. Parti sekizde. . istersen buraya uğra. tombul bir arkadaşı yüzerek sandala yanaştı. Kolların dirsekten yukarısı bazı kuşların yumurtaları gibi çil çil benekliydi. Güneş nehrin sularına vuruyor." Aralık bırakılan kapıdan içerisini gözleyerek bekledi. ortak. Evi Panton sokağında. Meşeli sesler ve kahkahalar ortalığı çınlatıyor.Ardından Hugo'nun alaycı. birlikte gidelim. zaman zaman bir ördek beyaz kuyruğunu havaya diktikten sonra yeşil suları köpürterek dalıyordu. bazen hafifçe çarpışıyorlardı. Sorun bu değil. Şimdi kendimize bir piknik yemeği hazırlıyoruz. arabanın çalıştırıldığını duyduktan sonra aşağı indi. biraz da küçümseyen sesi: "Sevgili Isabelle. Sophie elindeki uzun sırığı nehir yatağına dayayıp sandala hız kazandırırken arada bir durarak alnına biriken teri koluyla siliyor. yüzlerini güneşe veren yarı çıplak insanlar yemyeşil kıyılara uzanmış yatıyorlardı." Bir-iki dakika süreyle sesler birbirine karıştı." Geriye itilen bir iskemlenin taban döşemesinde çıkardığı gıcırtı ve birinin ayak sesleri işitildi. "Hepimiz hoşlandık. Sandalın kenarına tutunup ağzı açık bekleyerek. Onunla Mark hakkında konuşmak isteyebilirsin diye düşündük." Daha sonra Cordelia o nehir gezintisini kısa süreli. göğsündeki kılları aydınlatıyordu. Ön kapının kapandığını. ondan nasıl kurtulacağımızı bulmak. buraya oldukça yakın bir yerde. Sophie ona bakıp gülümsedi. "Bizim işte çalışacaksan centilmenlik taslayamazsın. söylenenler anlaşılmaz oldu. Ben o kızdan hoşlandım. "Isabelle bu akşam bir parti veriyor. Boşanma davası için kanıt arayanların işlerini almasak olmaz mı diye sorduğunda Bernie'nin ne dediğini hatırlamıştı. Sophie'yle Davie yan yana durmuş. Bir saat kadar nehirde gezeceğiz'. ancak çok net anılar olarak hatırlayacaktı. Davie'nin kollarındaki. Hugo'yla Isabelle gidiyorlardı. bir an için zaman durur gibi olmuştu. büyük bir naylon torbanın içindeki yiyecekleri boşaltıyorlardı. sırığın nehrin derinliklerinden koparıp yüzeye çıkardığı koyu yeşil yosunlar kıvrılıp bükülerek yüzüyor. yakınıp sızlanan Sophie'nin onu sandviç lokmalarıyla beslemesinde diretti. Aydınlık sahneler beynine kazınırken gördükleriyle algıladıkları kaynaşmış.

. yalnızca meraktan ötürü sorulmuştu: "Sir Ronald Callender iyi bir bilim adamı mıdır?" Davie küreklerden birine uzanıp pırıltılı suları tembelce karıştırmaya başladı. Onun yalnızlığıyla. Mark Callender'ın öldürüldüğüne inanmak istediği için öyle düşünüyordu. Ben bir çalışmamı yayımlayacaksam ... Burada. Onlar bilimsel çalışmalarını bile kendi adlarıyla değil. Laboratuvarı şu anda denizlerdeki ve akarsulardaki kirliliğin ölçülmesi için monitörlerin daha yaygın biçimde kullanılabilmesinin yollarını araştırıyor. Geçen yıl da plastik maddelerin biyodegradasyonuyla ilgili çok yararlı bir çalışma yaptılar. Yenilgiyi kabul etmesine yol açabilecek tatlı bir uyuşukluk içindeydi. hem saçma görünüyordu. Mark'ın adını ağzına alamayacağını biliyordu artık Cordelia. Sir Ronald'ın kendisi pek yeni fikir üretemez .elli yaşını aşanlardan yeni fikir pek beklenemez zaten . Yani kirlilik ölçümleri için sulardaki canlıları sürekli olarak inceleme altında tutabilmenin yollarını. sallanan sandalda dikkatle ilerleyerek onun yanına uzandı. Şu anda Clare köprüsünün altından geçiyoruz.. Sophie'nin bunu kasıtlı olarak yaptığını sezinledi. Hatta-ki bu. birimiz hepimiz için yaklaşımını doğru bulursan tabii.Nehrin üst kesimlerine gelince durdular. bilim adamı olarak son derece saygıdeğer biridir.. Cordelia sandalın kıçındaki. Kuşkularını. dramatik bir durum yaratıp ün kazanmak peşinde olan.kendisini intikam meleği olarak görmeye başlamıştı. 1639'da Thomas Grambald tarafından yapılmış. Birbirlerinden bu kadar uzak kalınca da konuşmalarını sürdürmeleri olanaksız hale gelmişti.ama yetenekli adam bulmakta ve ekibini yönetmekte çok ustadır. "Sevgilini kardeşinle ikiniz mi öldürdünüz?" diye soracak cesareti bulamıyordu. Sorduğu soru konuyu kurcalamak amacıyla değil. her şeyden tehlikeliydi . Dediklerine bakılırsa mimari tasarımın karşılığında yalnızca üç şilin ödemişler adama. "Düğün pastasına benzeyen şu kilise John Wastell'in yaptığı." Cordelia bu turistik açıklamaları kabaca yarıda kesip. Karşıdaki manzarayı tanımışsındır. aydınlık suların üstünde hafifçe yalpalayan sandalda otururken soru hem ayıp. Gezintinin yalnızca öğretici amaçlarla yapıldığını ortaya koymak istercesine zaman zaman yüksek sesle küçük bilgiler iletiyordu. yalnızlık içinde geçen çocukluğu ve babasından kopmuş olmasıyla kendi hayatı arasında benzerlikler bulmuş. Bence en güzel köprülerden biridir. Garden House Oteli'ni geçtikten az sonra Davie. Saygıdeğerden de öte. "Sevgili meslektaşlarımın deyişiyle söylememe izin verirsen. Ben bulmuyorum. Oradaki hepimiz birimiz. Callender Araştırma Laboratuvarı adı altında yayımlarlar. Sophie de burnundaki minderlere uzandı. o genç adamla-özdeşleşmişti. Sir Ronald'dan alacağı parayı hak ettiğini kanıtlamaya çalışan birinin hastalıklı duyguları gibi görmeye başlamıştı. kendi kendine yeten bir insan olmasıyla. Öylesi bana göre değil. Cordelia..

" "Bayan Leaming de köle mi?" "Eliza Leaming'in ne olduğunu kestirmek zor. O adam yanında çalışanlara çok yüksek ücret ödüyor ve karşılığında çok fazla şey bekliyor. Elizabeth Leaming'le o parayı kazançlı yatırım alanlarına yatırmışlar. Garforth House'takilerin günde üç kere üniversite yönüne dönerek diz çöküp haç çıkarmadıklarına şaşıyorum." "Değirmenin suyu nereden geliyor peki?" "Haa.önemsiz buluş geliştirmek Sir Ronald'ın şanına yakışmaz zaten -Vakfın desteğini sağlarlar. Ben oradayken Wol-vington Vakfı'nın laboratuvarla ilgilenmeye başladığını söylüyorlardı. Kutsal bir yol tutmak peşinde değilim. Yine de Sir Ronald'ın hobisi pahalı bir hobi. Sir Ronald onların patentini almış.Lunn patronuna tapar. Bu ikisi için de yararlıdır. karşılığında bir ücret alırlar. işte bir önemli bir soru. Sir Ronald bir yetiştirme yurdunda bulmuş . Chris Lunn'ın bilmediği. bir de Sophie' yi hoşnut etmek için. Kendisi de biriki cihaz geliştirmiştir. Tillingler başarılı insanlardan hoşlanırlar. Papaya tapar gibi bilime tapanlara güvenmem ben." "Ya Lunn? Onun görevi nedir?" "O çocuk gerçekten şaşılacak bir insan.nasıl bulduğunu baha sorma . Ben satın alınmaktan hoşlanmam. Ayrıca. bakımını yapamayacağı laboratuvar cihazı yoktur.belki sen de fark etmişsindir . Mark dört yıl sonra büyük bir servete konacaktı çünkü.bunu David Forbes Ste-vens'ın şanını yaymak için yaparım. Önemli bir buluş geliştirebilirlerse . Bugün o laboratuvarda vazgeçilmez insan olan biri varsa Lunn'dir. İşlerin idaresi ondadır. Hayvanat bahçesindeki şempanzeler gibi her gece giyinip kuşanıp smokinle yemek yemekten hiç hoşlanmam. Bir gencin yüreğindeki saldırganlığın. yaşlı kadınları dövüp soymakla ifade bulan saldırganlığın dizginlenip bilime hizmet edecek hale getirilmiş olması gerçekten olağanüstü. sokak kavgalarıyla. Mark'ın ölümü adamı çok sarsmış olmalı. Anamla babam Metodist olarak büyüttüler beni. bazen sözleşmeli işler yapar." "O niye?" . Denildiğine göre Sir Ronald'ın parasının çoğu karısından kalmış. Ve ." "Sir Ronald seni işe almak istediğinde kabul etmeyişinin nedeni bu mu?" "Bir nedeni bu.ve laboratuvar asistanı olarak eğitmiş. Sophie'ye parasının çoğunu babasına vereceğini söylemiş. O zaman Sir Ronald için para sorunu kalmaz. Lunn'la onun arasında bir sevgi-nefret ilişkisi vardır. Benim mesleğim moleküler biyoloji. Ya da nefret-sevgi ilişkisi. Kölelerini seçmeyi iyi biliyor doğrusu. O da Lunn kadar vazgeçilmez biridir belki. Ben bu psikolojik nüanslara pek akıl erdiremem. On beş yaşındayken. Bilimsel ilkelere ya da Sir Ronald'a tapmaya başlayıp kendi dinimden vazgeçecek değilim. Öyle yapmış olmaları gerekir. Haa. Lunn'dan iyi asistan bulamazsın. Callender'ın hakkını yemeyelim.

Mark intihar etti. kırık. Cordelia konuşan erkeğin sesini duydu. Sir Ronald'ın sesini. Ağacın gövdesinden ayrılmasını önleyen ince ağaç kabuğuydu yalnızca. Bu onun ilk işiydi. Ansızın doğrulup oturdu ve kollarını dizlerine doladı. Cordelia. Günün güzelliği." Ve Çavuş Maskell'in sesi: "Siz kendinizi asacak olsanız bunu nasıl kullanırdınız. Epeydir konuşuyordu anlaşılan. Bayan Gray?" Parmaklarının arasından canlı bir nesne gibi akıp giden kayışın kayganlığını hatırladı. Resmi bir tavırla. Bence bu işi burada bırak. Değer miydi Londra'ya gitmeye? Yüzünü güneşe çevirerek bir elini suya daldırdı. Bunu fark edince dehşete düştü." . Sir Ronald'ın adam seçmeyi çok iyi bildiğini söylemişti. Artık dönsek diyorum. diye düşündü. Göz göze geldiler. Bu olayda benim bir sorumluluğum varsa bilmeyi yeğlerim. Vicdanını rahatlatmak için belki. "Ancak akşamki partiyi kaçırmak istemiyorum. Başka birisi sorumluysa onu da bilmek isterim. bu gençlerin gösterdiği yakınlık ve dostluk oraya neden geldiğini unutmasına yol açmıştı. Benim oğlum."Tanrı bilir. "Bu gezintiye katılmama izin verdiğiniz için teşekkür ederim. ucu çatallı. Başka bir ses de duyuyordu şimdi. Söylenenleri duymamış olması çok tuhaftı. hiçbir şey olaya çözüm getirmesini önleyemeyecekti. neredeyse insan gövdesi kalınlığında bir dal suya sarkmıştı." Cordelia merak etmişti. Cordelia soruşturmayı yarıda bırakmaya ne kadar yaklaşmış olduğunu o anda anladı. Ama onun için de Londra'ya gitmek zorundaydı. güneşin sıcaklığı. Vicdanı niye rahatsız olmuştu ki? Babasını yeterince sevmediği için mi? Onun uzmanlık alanına ilgi duymadığı için mi? Babasının umduğu gibi bir oğul olmadığı için mi? Ve Mark'ı bekleyen servet şimdi ne olacaktı? Mark'ın ölümünden kim kazançlı çıkacaktı? Dedenin vasiyetnamesini bulup bunu araştırması gerekirdi. nehre eğilen ağaçların altında yol aldığını gördü. çok yükseklerden bakıyordu sanki. Öyleyse birkaç saniye uyumuş olmalıyım." Cordelia. Ve Sir Ronald bu işi için onu seçmişti. Davie. Yaprakların gölgele-riyle beneklenen esmer yüzü Cordelia'ya çok. "İnsanın kendini öldürmesi için belirli bir neden olması gerekmez. Kendini öldürmemesi için neden bulmalı aslında. Sandal altından geçerken hafifçe sağa sola döndü.' Sophie . "Oğlum öldü. Orada bana bir şeyler anlatabilecek durumda olan başkaları da bulunabilir. tembellik. ayakta duran Sophie düşmemek için altından geçtikleri ağacın bir dalına tutunmak zorunda kaldı." dedi. Mark'ın öğretmeniyle konuşmam gerek. Suya batırılan sırığın sıçrattığı sular yüzüne çarpınca gözlerini açtı ve sandalın kıyıya yakın bir yerde. Ama Sophie'nin bunu bilmesini istediği anlaşılıyor. sorduğumu hatırlamadığım bir soruya karşılık verir gibi konuşuyor. Öyle ani hareket etmişti ki sandal sertçe sallandı. Hemen önünde.

Sandal dönmeye başladı. Salondan geniş bahçeye de birkaç basamak merdivenle inilebiliyordu. hem yansıtan dokusu. sokak kapısının önünde birkaç basamak vardı. yanakların-daki eşsiz renk. yanılmış olamazdı. tombul kolları. Farkında olmadan attığı çığlık herkesin dönüp ona bakmasına yol açtı. Cordelia konukları gözden geçirince uzun etekli elbiseyi giydiğine sevindi. gülümseyerek onlara bakan Isabelle'e göz attılar. beyaz bir villaydı. Sesindeki burukluk ve alaycılık Isabelle hakkındaki duygularından mı kaynaklanıyordu. Gelenlerin çoğu gündüz giydiklerini değiştirmiş gibi görünüyorlardı. Altı üstü küçük bir Renoir! Isabelle oturma odasına asabileceği bir resim istemiş babasından. Amaçlanan şıklık değil orijinal bir kılıkta görünmekti. Cordelia . yoksa kendisiyle ilgili duygulardan mı? Odanın karşısında duran.. Kemerli pencereleri ve yeşil panjurları olan iki katlı. Isabelle'in savruk dişiliği de odaya yansımıştı. Tablolar da Isabelle'in tablolarıydı mutlaka. Cordelia ne tavanın ortasında güneş gibi parlayan. Isabelle pahalı malı görür görmez tanır. O da kızına Van Gogh'un iskemlesinin röprodüksiyonunu verecek değildi herhalde. ancak az eşyayla döşenmişti. Hugor uyurgezer gibi yürüyerek kızın yanına gitti ve elini tuttu. Oturma odası hemen hemen doluydu. hatta garip görünmek.gözlerini Davie'ye çevirdi. canlı gibi görünen. Sophie hiç konuşmadan sırığı nehir kıyısına dayayıp ittirdi.. yine de." dedi gülerek. Göze batmak. teninin. Evini kiraya veren hiçbir mal sahibi o pahalı resimleri duvarlarda bırakmazdı. Davie ve Cordelia eve girdiklerinde saat dokuza geliyordu. "Yine de heyecanına gem vurmaya çalış. Cordelia. Isabelle'in partisi sekizde başlayacaktı ama Sophie. aynı anda ışığı hem emen. salonun boyuna göre fazla iri görünen kristal avizenin ne de odanın yalın çizgilerine hafif kadınların yatak odalarının havasını veren ipekli perdelerle sayısız minderin. sıradan bir kılıkta gelmeye yeğ tutulmuştu. Cordelia resme sevinçli bir heyecanla baktı. Hayır. "Ama bu bir Renoir!" Hugo dirseğinin dibine sokulmuştu." Cordelia merak etmişti." "Isabelle aradaki farkı anlar mıydı?" "Mutlaka. Oda şıktı. Norwich Sokağı'ndan beş dakika uzaklıkta olan eve gittiler. Cordelia evin tam adresini anlayamadı ama ev hoşuna gitti ve Isabelle'in babasının oraya kaç para kira ödediğini merak etti. gündüz kılıklarından daha şık şeyler giymek zorunluluğunu duymamışlar diye düşündü. o da belli belirsiz omuz silkerek karşılık verdi. öyle. Şöminenin üstünde duran tablo köpek yavrusuna sarılan bir genç kızı gösteriyordu. sokaktan epey gerideydi. Altta bir yarı-bodrum. Kızın elbisesinin mavisi. ev sahibinin evle birlikte verdiği mobilyalar olduğunu hiç sanmıyordu. "Evet.

yanında alacalı bulacalı bir paçavraya benziyordu. yarı aralık duran ağzından pis bir viski kokusu saçıyordu. Dışarının temiz havasını ciğerlerine çekti.onları seyrediyordu. çimenliklerde dolaşanlar solgun hayaletlere benziyorlardı. Şiş eklemli. yüzüne . Çenesi ve alt dudağı kısılı olduğundan. ağaçların altında. Kızıl saçları yastığa yayılan. öbürlerinin kiremit kırmızısı cilası yer yer dökülmüştü. Isa-belle'in bardağı da hiç boş kalmıyordu. Cordelia buruşuk kâğıt mendillere. pembe sabahlıktı bir kadın. Cordelia yatağa yanaşarak baktı. Konukların öyle konularda kendi başlarının çaresine bakmaları beklenen partilerden biriydi bu. Kadın için yapabileceği bir şey yoktu ama soğuk elleri örtünün altına itti. sivri uçlu tırnaklarının ikisi kırılmış. Anlatılamayacak bir dağınıklık içerisinde olan oda boş değildi.kendi durumunu kınarmış gibi . Pencerenin önünde büyük bir makyaj masası vardı. uzun etekli bir elbise giymişti. karpuz kollu. İnce dudakları kalın bir ruj tabakasının altında kalmış. kapaksız krem kavanozlarına. Hugo kızın yanından ayrılmıyor. koridoru geçerek uçtaki kapıyı araladı. Isabelle saçlarını kıvırıp eski Yunanlılar gibi tepesinde toplamıştı. morumsu dudak boyası ağzının çevresindeki kırışıklara dolmuştu. Bunun orijinal bir model olduğu. onlarla teker teker konuşabilirdi. Bu arada Cordelia evi dolaşacak ve henüz sıkışmamışken tuvaletin yerini bulacaktı. yakası iyice oyuk. Böylece pencereden yatağın üstüne vuran serin havadan korunmuş olurdu hiç değilse. yarı yarıya yatak örtüsüyle örtülmüş bir kadın yatıyordu. masanın yüzeyine yayılmış pudra tabakasına ve sütsüz kahveye benzeyen yarısı içilmiş bir sıvıyla dolu olan fincanlara bakmamaya çalışarak uzanıp pencereyi açtı. Viski kokusu ilk anda burnuna doldu. göze batmayan renkler gibi görünen kendi elbisesi de o krem rengi ipeklinin. kapının arkasındaki kancadan daha kalın bir sabahlık alarak üstüne örttü. Cordelia aslında bir arkadaş toplantısına uygun bir giysi değil ama hiç de öyle görünmüyor diye düşündü. Alırken renkleri ölgün. sahip çıkarcasına beline sarılarak onu konukların arasında dolaştırıyordu. Aşağıdaki bahçede. parmaklan nikotinden sararmış bol yüzüklü elleri yatak örtüsününü üstünde kıpırtısızdı. Odadaki öbür kadınların uyduruk bir şeyler giydikleri izlenimini yaratıyordu yalnızca. .sert ve eleştirici bir ifade gelmişti. Belki gece ilerledikçe dikkatleri dağılır. içgüdüsel bir davranışla hemen içeri girip kapıyı kapadı. Pencereden ayrılarak yatağın yanına döndü. Soluk alıp verdikçe. bir stilistin elinden çıktığı belliydi. Hugo sürekli içiyordu sanki. İnsanı bayıltacak kadar keskin bir kokuydu. O yüzden de aşırı bir soğukta kaldığı için dudakları çatlamış gibi görünüyordu. Kokunun bütün eve yayılacağından korkarcasına. Sızmıştı kadın. Krem rengi mat ipekliden dikilmiş. Yatakta. Üst kata çıktı. Uzun. Gecenin bir saatinde lsabelle'le herkesten uzak bir köşede baş başa konuşmaya kararlıydı ama bunun kolay olmayacağını anlıyordu.

Güneşte oturabileyim diye bir iskemle getirdi. Merdivenden inip çıkanlar." "Neden?" Sertçe sorulan bu soru Isabelle'i biraz şa-şırttıysa da sakin bir tavırla karşılık verdi. "O işi yaptığı zaman ben orada değildim. Bu zararsız soruyla karşılaşınca gevşemişti sanki. "Peki ya ondan önce? O çay partisinden önce en son ne zaman görüştünüz?" . Çaydan sonra yürüyüşe çıktık. Yataktaki kadın da aynı anda yan dönerek acı çeken bir hayvan gibi homurdandı. Ne biliyorsan anlat." Kız birden rahatlamış mıydı. Cordelia sesini alçaltarak sürdürdü: "Ama ondan birkaç gün önce oradaydın değil mi? Büyük eve gidip Mark'ı görmek istediğini söyledin. Bir uğrayayım dedim. Fincanları da çok tuhaftı. Mark hiçbir zaman benim âşığım olmadı. ne kadarını anlamadığını belli etmiyordu. sonra akşam yemeği yedik." Mavi gözler bir kaçış yolu ararcasına kapıdan pencereye gidip geldi. Mark gelinceye kadar çok sıkıldım. "Bana Mark Callender'dan söz et. Sonra çay içtik." . "Kim hangi işi yaptığı zaman?" Isabelle.Cordelia odadan tam çıkarken Isabelle de bitişik odadan çıkıyordu." "Hangi kitabı?" "Hatırlamıyorum. "Hayır." Kız çok sakindi artık. Isabelle kısık bir çığlık sesi çıkardı ama Cordelia sırtını kapıya dayamış alçak sesle. şimdi inlemeye başlayan hareketsiz gövdeden destek bulmayı umarcasına yatağa doğru geriledi. Cordelia sorusunu yineledi: "Kim hangi işi yaptığı zaman?" "Mark kendini öldürdüğü zaman. Ben orada değildim. Sonra da bahçede oturup Mark'ın işini bitirmesini bekledin. "Mark'ı görmeye gitmiştim. Mark benim arkadaşımdı. iki kız da irkilerek ona baktılar. koridorda konuşanlar olduğunu duyan Cordelia sorgulamayı hızlandırdı. "Onu görmek istediğim için. açıksözlülükle sormak yatıp kalkıyor muydunuz ya da aranızda cinsel bir ilişki var mıydı gibisinden bir sorudan daha iyiydi. O güzel ama ürkek mavi gözler söylenenlerden ne kadarını anladığını. Bahçede çalışıyordu." "Sonra ne oldu?" "Eve döndüm. o işini bitirinceye kadar okumam için bir de kitap verdi. Cordelia kolunu uzattı ve kızı odaya çekti. Mark güzel bir salata yaptı. Maşrapa gibi." "Aynı zamanda da âşığın mıydı?" Böyle kabaca. Isabelle o terimlerin anlamını bile bilmeyebilirdi. Üstlerinde mavi bir çizgi vardı. yoksa Cordelia'ya mı öyle gelmişti." Yataktaki kadın hafifçe göğüs geçirdi. Sıkıcı bir kitaptı. acele acele konuşmaya başlamıştı. ben de küçük evin kapısında oturup onu bekledim. Bayan Markland'la konuştun. Adresini fakültedekiler-den almıştım.

Mark onun arkadaşıymış." Hugo olduğu yerde kaldı. Mark'la bir günü deniz kıyısında geçirdiğini. Kapıya vuruldu. Yalnızca birkaç dakika. ayık olduğu ender günlerde görevinin bilincindedir." üçü birlikte merdivenden iniyorlardı. Ama ondan önce bir kasabada durduk. Ve bunun nedeni Mark'ı kaybetmiş. Cordelia yana çekilince Hugo içeri girdi. tatlım. Muayene olacak kadar uzun kalmadı." "Niye? Hasta mıydı?" "Hayır. yine mutlu oldu.. Senin söylediklerinin aynını söyledi. "Alaycılık sana yakışmıyor." dedi Cordelia. Zaten doktorda. çok tatlıymış. "Sen ev sahibisin. Yine de onsuz yapabiliyor pekâlâ. evet.. "O yatakta yatan kadın Isabelle'e göz kulak olmakla görevlendirilen biri mi?" diye sordu."Mark fakülteden ayrılmadan birkaç gün önceydi. Ve Mark orada doktora gitti. Ben onu arabada bekledim." "Oraya niçin gittiğini açıkladı mı?" "Hayır." diye söylendi rahatça. Arabaya döndükten sonra bir süre çok sıkkındı. Cordelia. nasıl diyorsunuz? Muayene. Evden biraz uzakta. Cordelia'yı yok sayarak bir kaşını kaldırıp Isabel-le'e baktı.." Kendisi de mutlu görünüyordu şimdi... Cordelia bu iltifattan hoşlanmadı. Cordelia." "O zaman bir şeyler yapmanız gerekmez mi?" "Ne yapalım? Yirminci yüzyılın engizisyonuna. "Dersini çok iyi bellemiş. . dönüp Cordelia'nın gözlerinin içine bakarak gülümsedi. bu kızı korkutan bahçıvan evinden söz edilmesi." "Ona kuşku yok. diye düşündü. Ayrıca. O tatlı. Yaşayan Mark'i konuşursak çok rahat. "ancak bence sorumsuzluk. aşağı gelmeyecek misin?" "Cordelia benimle Mark hakkında konuşmak istiyordu. Ama bana kalırsa aradığını bulamadı.." "Anlattı. Sonra denize gittik. Bazı kadınlara yakışır ama senin tipindeki güzellere değil. Benim arabamla deniz kıyısında piknik yapmaya gittik. İyilik etmiyorsunuz kadına. Matmazelin içki düşkünlüğü benim çıkarlarıma uygun düşüyor. Mark'ın ölümünün düşüncesine dayanamıyor." diye söylendi sertçe. St. anlamsız gülüşüyle gülümsüyordu... Çok fakir bir evdi. "Alay etme. kişisel bir kayba uğramış olması değil. yani babam gibi bir psikiyatra mı teslim edelim? Bunu hak edecek bir şey yapmadı ki. hasta değildi." Hugo. Edmunds kasabası mıydı? Evet. Hem de son derece." "Öylesi işine gelebilir. "Genellikle sarhoş mudur?" "Matmazel de Conge'yi mi soruyorsun? Genellikle bu kadar sarhoş değildir ama ayık gezdiği de pek görülmez. o günden sonra da onu görmediğini anlatmışsındır umarım. Artık tek başına dolaşmasına izin verebilirsiniz sanıyorum. bir öğleden sonra evine gidip akşama kadar orada kaldığını. Isabelle oğlanı severmiş.

Çok hoşlanıyorum senden!" Cordelia onlardan ayrılıp konukların arasına karıştığında Hugo hâlâ gülümsüyordu. "Hugo kardeş de Mark'ın sevgilisini devraldı. Sophie'den ne kadar hoşlandığını. Cordelia yüzününü kızardığını hissetti. nehirde gezdir ki bizden yana çıksın. "Hugo'nun başından attığı bütün kadınların ondan nefret etmesi çok tuhaf. İki kızla sarışın. Biliyor musunuz. kasabaların kokteyl partilerinde toplananlardan farkı yok diye düşündü. Kızların konuşmasının hiç değilse bir bölümünü işittiği belliydi.babası gibi. Kendine olan güvenini artırabilmek için cinsel gücüne bel bağlamak zorunda. "Oysa Sophie' nin eski sevgilileri çok farklıdır. Öyle olması da planın. Davie tatlı tatlı gülümsüyordu yine de. Mark'ın adını bir tek kere duydu. yeterince zengin değil. "Sophie Tilling. parayı ve zekâyı hep birden elde edemezse ilk ikisiyle yetinmeyi bilmelidir. aslında pek de yanılmış sayılmaz dedi kendi kendine. Son dedikoduları ve sunulan cinle kanapeleri tüketmek için gidilen o kasaba toplantılarında hiç bulunmamıştı ama . Onlar külüstür arabaları ve bisikletleriyle Norwich Sokaği'nı doldurur. çekememezliğin ve cinsel içerikli esprilerin her şeyden çok yer tuttuğuna emindi.. Arkasında bir insan gövdesinin sıcaklığını hissetti. Mark'tan söz edildiğini duymayı umarak gruplar arasında dolaşmaya ve hiç utanmadan konuşmalara kulak kabartmaya koyuldu. uyumsuz bir dadı tarafından büyütülüp manastırda öğrenim görmüş kızı gibi konuşuyorsun. üç şişe şarap taşıyordu genç adam. oturma odasında . yeterince akıllı değil. ona ne ölçüde bağlanmış olduğunu fark edince şaşırdı. Yeterince yakışıklı değil. Cordelia." "Hani o işte de pek.bu konuda kendisi kadar deneyimsiz olan . Cordelia en azından şu kötü niyetli dedikoduculara karşı onlardan yanaydı. aklını çel. Zavallı Hugo! Aşağılık kompleksi var çocukta. Bardağına şarap doldurdu. Kızlardan biri konuşuyordu. Laf dinletip soruşturmayı bırakmasını sağlaya-madıysan ona iyi davran."Ah Cordelia. Kimbilir ne kadar eğlenmiştir!" Arkadaşı güldü. ilerici bir ana babanın. Buradakilerin de dedikoducu kasaba insanlarından." "Ah şekerim.. Eli öyle kötü titriyordu ki şarabın dökülmesine ramak kalmıştı. Yeni sevgilisini eskisinin cenazesine götürmek tam Sophie'nin yapacağı bir iş. sapısi-lik bir oğlan Cordelia'nın arkasında durmuşlardı. Cordelia da o partilerde kendini beğenmişliğin. Dönüp bakınca Davie'yi gördü. sen bilmeyeceksin de kim bilecek!" Gülüşerek uzaklaştılar. Kızlar da işitmesini amaçlamışlardı kuşkusuz. insan güzelliği. Mark'ın ölümünden duyduğu üzüntüyü çabuk atlatmış doğrusu. Başarmışlardı da. Davie'yle o cenazeye gitmişler." diye söylendi. Tilling stratejisinin bir parçasıydı elbette.

oturup benim satın aldığım biraları yuvarlayarak Sophie'ye yeni sevgililerinden dert yanarlar.gülümsedi. Bahçedeki küçük gruplar çimenlere oturmuş esrar ve marihuana içiyorlardı." Davie hafifçe . Onlarla çene çalmak gerekmediği için Cordelia bahçede tek başına dolaşabiliyor. bunların cinselliği içgüdülerinden kaynaklanmıyor. Davie. Eğleniyor musun?" "Pek değil. Bir toplantıda sadece tek bir sevimli erkeğin ilgisini çekmekten başka ne bekleyebilirdi zaten. Cinsellik insani bir gereksinim değil. Ona bakılırsa. Basit bir hayat yaşamak istediği için çekip giden. Ama hepsinden aynı karşılığı alacağını da biliyordu. Birkaç erkek onunla konuşmak için yanlarındaki kadınlardan ayrılıp Cordelia'ya sokulmuşlardı." "Gel seni bir arkadaşımla tanıştırayım. sonuda da kendini asan çocuk değil miydi o?" . Odada esen cinsellik havasına şaşmıştı. birbirleriyle içli dışlı olup herkesle yatıp kalkacakları düşünülen yoldaşların da cinsellik konusunda son derece ölçülü olduklarını görmüştü. Aydınların ten tutkusuyla fazla ilgilenmeyen. Böyle biriyle karşılaşınca ya özür dileyerek banyoya kaçıyor ya bahçeye çıkıyordu. şakacı bir tarihçiyle çok keyifli bir gece geçirebileceğini hissetti. işi bir görev olarak yapıyorlar diye düşünmüştü. Demek ki yanılmıştı. Buradakilerin enerjilerini nereye yönelttiklerini kestirmek hiç zor değildi oysa. Girgin insan değildi ve son altı yıldır kendi kuşağından uzak yaşamıştı. üstü örtülü bir biçimde yürütülen bu çiftleşme törenleri ve kabile töreleri onu ürkütüyordu. yakışıklı. bir devrim aracıydı sanki. Bay Horsfall'un yolunu gözlüyorum. Cordelia gözünü kulağını dört açıp salonda dolaşmaya başladı. tanışmadık. Bu gürültülü dostluk havasının gerisinde yatan acımasızlık. Geceyi ona verecek bilgisi olrrıayanlarla geçirmemeliydi. Kılığından Ötürü kaygılanmasına hiç gerek olmadığını da anlamıştı. daha yüce bir düzlemde yaşayan insanlar olduğunu düşünürdü hep. "Mark Callender mı? Hayır." "Sağ ol ama istemem. daha sonra konuşacağı kişileri. bir şey söyleyecek gibi olmuşken vazgeçti. Bu kokuyu tanımamak olanaksızdı. ne de dirisiyle ilgilenmiyordu. hayır. Cordelia bunlardan biriyle. Şu kız kim diye soruyordu demin. nefret ettikleri burjuva sınıfına karşı yapılan bir hareket. dedi kendi kendine.ve Cordelia'nın düşüncesine göre ona acıyarak ." "Bu seni sıkıyor mu?" "Oturma odasından ileri gitmedikleri sürece. onlara soracağı soruları düşünerek yeniden güç kazanıyordu. Şişelerini göğsüne bastırdı. Kimi zaman. Onların enerjilerinin en büyük bölümü politikaya yönelirdi. Eğlenmek için para almıyorum Sir Ronald'dan. Zaten buraya eğlenmeye gelmedim. Kaldı ki ona yaklaşan erkeklerden hiçbiri Mark'ı tanımıyor. Adamı kaçırmak istemem. onun ne ölüsü. kendisine yol açmaları için uyarılarda bulunarak kalabalığa karıştı.

Bira hiç yoktur şükür. Tam tersine. "Siz ne içiyorsunuz? Isabelle de Lasterie'nin verdiği partilerin en iyi yanı her zaman kaliteli içkiler bulundurmasıdır. holü ve merdivenin yarısını işgal eden kalabalığın arasında ne Hugo'yu görebiliyordu. Bilinçaltında. uzun saçları gözünün üstüne düşmüştü ve gövdesi kavun kabuğu gibi büküktü. bu bayan Cordelia Gray. dönüp dönüp kapıya bakıyordu. Fiziksel fenomenlere karşı bilimsel bir merak duyardı. Gelmeyecek miydi yoksa? Gelirse Hugo onu adamla tanıştırmayı hatırlayacak mıydı? Artık salondan dışarı taşan. Boyu çok uzundu. Mark Callender'ı sormak istiyor sana.Bir ara Matmazel de Conge'nin odasına da sığındı ama yataktaki hareketsiz gövdenin yere dizilen birkaç minderin üstüne atıldığını. Niye tarih öğrenimi yapmaya karar verdiğini anlayamıyordum. "Sizden yalnızca biraz bilgi istiyorum. "Gel de Edward Horsfall'la tanış. sahip olduğu bilgilerin ağırlığı altında ezilen. Kabarık papyon kravatının altındaki plili sarı gömleği de kavun dilimine benzerliğini pekiştiriyordu. ne de Sophie' yi." Edward Horsfall da biraz şaşırtmıştı kızı. beklediği kişi kapıdan girinceye kadar bir yerde demir atmaya niyetli olmadığını sezdi. değil mi? İyi bir öğrenci miydi?" Bunun fazla önem taşımadığını biliyordu ama o tür bir soruyla başlamanın bütün öğretmenlerin hoşuna gideceğini düşünmüştü. "Bütün gece yanımda kalmak zorunda değilsiniz. Oysa Horsfall otuz." "Sizce bunu babasına inat olsun diye yapmış plabilir mi?" "Sir Ronald'a inat olsun diye mi?" Arkasına dönerek içki şişelerinden birine uzandı." Sesi duyulunca Horsfall kızın varlığını hatırlamış ve incelik göstermeye karar vermişti. "Çok özür dilerim. yatağın çok farklı bir amaçla kullanıldığını görünce gerisin geri kaçtı." dedi. umut bağladığı bir noktada yanıldığı da ilk anda anlaşılmıştı: Adam görür görmez ona ısınmış değildi ve geceyi onunla konuşarak geçirmeye hiç niyeti yoktu. İçki siparişini veren Hugo olduğu için herhalde." dedi." . "Edward. Siz tarih öğretmeniydiniz. Cordelia onun özellikle yalnız geldiğini. gençlere tarafsızca ve iyi niyetle yol gösteren yaşlıca bir öğretmenle karşılaşacağını düşünmüştü o. Öğrenmek istediğiniz neydi?" "Mark hakkında anlatabileceğiniz her şey. Edward Horsfall'un ne zaman geleceğini ıfıerak ediyordu. "Sizinle konuşmak bir zevk olur." dedi. Yine de tarih öğrenimi yapmayı istemişti. otuz beş yaşından fazla olamazdı. gözleri oradan oraya kayıyor. İstese bir bilim dalı da seçebilir ve başarılı olurdu. Cordelia'nın. "Sınıfımda görmek şanssızlığında olduğum bazı öğrencilerden çok daha iyiydi. Geceyi boşa geçirdiğini düşünmeye başladığı sırada Hugo kolunu tuttu.

" Cordelia onun bitirmesine fırsat vermeden cümleyi tamamladı: "Kadınlara göre değil." Cordelia." Verilen bilgi adamı etkilememişti görünüşte. Evet. Olay büyüyünce hem karısından. "Amcam da bir dedektif tutmuştu bir ara. Akademik çalışmaların en kötü örneklerinden biri. Ancak çalışmaları bu orijinal fikirlerin sınırları içinde kalırdı. Yetenekle başarıyı bir tutma eğilimindesiniz. Yengemin dişçileriyle yatıp yatmadığı öğrenmek istiyordu. Mantığı hiçe saymış. "Başarılı mıydı?" diye sordu. herkesçe kabul edilen bir zekânın kanıtı olduğunu. Aklıma gelmişken. çok orijinal fikirleri vardı. Sınırsız bir tecessüs. hem de beş para ödemeden elde edebileceği bilgiler için dedektife dünyanın parasını verdi. Ben çalışıyorum.. Yengem dişçileriyle yatıyordu ya. birincilikle bitirenlerin hayat boyunca engellenmeden ilerleyeceklerini düşünüyordu. Sir Ronald."Hugo bira içmez mi yani?" "İçmediğini söylüyor. geçmişi anlamadıkça. "İki ayrı soru sordunuz aslında. birinciliği garantileyen bunlardır. Geçmişi bugünkü bilgilerimizin ışığı altında yorumlarız. "Birincilikle bitirebilir miydi sözgelimi?" Safça bir tutumla. ne diyorduk? Haa." İlgisi dağılmaya başlamıştı yine. birinciliğin akademik başarının en yüksek düzeyi. Yine de o söylediğine inanıyordu belki. bu akademik konuşmayı kendi düzeyine uygun bulmadı ve . o yüzden tarih okumak istemiş....bakışlarını değilse de . şimdiki zamanı anlamamız olanaksızmış. Mark'ın dediğine göre. dilbilgisi de berbat. amcam doğrudan doğruya onlara da sorsa söylerlerdi. Olağanüstü bir bellek ve çok okunaklı bir el yazısı. Mark çok iyi çalışırdı. Bence tam kadın işi. ne var ki konuyu öğrendiğinize emin olabilmek için önce alışılagelmiş görüşleri. ". Sınav kurulları orijinal fikirlerden hoşlanırlar gerçi." Öğretmen söylenenlere kulak kabarttı. orasına burasına şu anda gözde olan birkaç kişinin adını serpiştirmiş. hem dişçisinden oldu. Yanlarında duran grup ateşli bir konuşmaya dalmıştı ve söylenenleri onlar da duyabiliyorlardı. Öyle mi?" "Hayır. Aslında doğru olan bunun tam tersidir tabii.. sınırsız bir ayrıntı düşkünlüğü ve başkalarının işlerine karışma merakı gerektiren bir meslek. Dolayısıyla da sonuç pek doyurucu olmazdı. siz neredesiniz?" Cordelia'nın şaşkın şaşkın baktığını fark edince soruyu başka türlü dile getirdi: "Hangi fakültedesiniz?" "Hiçbir fakültede değilim. Öğrencilerle mülakat yapıldığında bu türden klişeleşmiş sözler çok duyulur. Bence bu iş. .. herkesçe kabul edilen açıklamaları sıralamanızı beklerler.ilgisini yeniden Cordelia'ya yöneltti. Özel dedektifim. Kaçıncı olarak bitireceğini kestiremezdim ama birinci olacağını sanmam. Yazının derinliği varmış gibi görünmesi aldatıcı.

" . Cordelia öğretmenin birden dikildiğini. ateş rengi elbise giyen bir kadın da vardı. O gece bir yemek veriliyordu." Horsfall gözlerini yeni gelenlerden ayırmadan. Callender kalkıp gitti."Mark Callender sizi niye bu kadar ilgilendiriyor. Yemek boyunca hemen hiç konuşmadık." Horsfall böyle diyerek yanından ayrıldı ve kalabalığı yararak avına doğru ilerledi. Ancak Sir Ronald'in oğlunu öldürdüğünü düşünüyorsanız. Sokak kapısında bir hareket oldu. yardımlarınızdan ötürü teşekkür ederim dedi ve gitti. boşuna umutlanmayın. Daha önce de görmüştü o bakışı. Bana bir dakika izin verin. Kolay kolay sıkıntıya kapılacak delikanlı değildi bence. Mark mutsuz olduğuna. Resmi bir havayla vedalaştı. "Ben üniversitedeki uşaklardan biriyle. değildi Mark. "Pek akla yakın değil. yarı yakaran bakışlarını kadına çevirdiğini fark etti. Aralarında. Bir ara oğlu telefon etti. Ondan nefret eden hatta. Sir Ronald güzel konuşma yeteneğini bilim adamı olmayan kişilerle israf etmek istemez. "Dinle." "Mark'ın ne istediğini açıkladı mı? Sıkılmış gibi bir havası var mıydı?" "İki soruya da hayır diyeceğim. yakası yarı beline kadar açık. Bundan sonra adamdan hiçbir şey öğrenemeyeceği belliydi." dedi." "Babası Mark'ın neden intihar ettiğini öğrenmem için beni tuttu. Cordelia da' bardağını bir yana bırakıp Hugo'yu aramaya gitti. Ben o çocuğa hiç yaklaşamadım. Hugo elindeki şişeyi bıraktı. Öldürülmüş olabilir. hoşlanmayan biri bile yoktu. Sizin bana yardım edebileceğinizi ummuştum. Kim öldürmüş olabilir? Hangi nedenle? Önemli biri. İş o kadar aceleyse ben de seninle geleyim. üniversitede yatıp kalkan birkaç uşaktan biridir. Saat sekizle sekiz on beş arasındaydı herhalde. Sir Ronald da şeref masasındaydı. Bizler henüz ikinci yemeğe başlamamıştık. Ben de üzüldüm gibisinden basmakalıp sözler ettim. canına kıyacak kadar mutsuz olduğuna ilişkin herhangi bir şey söylemiş miydi size? Üniversiteden niçin ayrıldığını açıklamış mıydı?" "Bana açıklamadı. Bu gece orada mıdır?" . Yeniden ilgisini çekmek için umutsuzca çabalayarak açıkladı: "Ben Mark'ın kendini öldürdüğüne emin değilim. on dakika sonra döndü ve çorbasını bitirmeye girişti. yarı kaygılı." . Ben biraz sıkılmıştım ama Mark öyle görünmüyordu. Oğlunun öldüğü gece Sir Ronald üniversiteydeydi çünkü. dalgın dalgın karşılık verdi. "Olabilir. yeni gelen bir grup patırtı gürültü ile içeri girdi. Benskin adındaki uşakla konuşmak istiyorum. Ama tek başına gidersen onu ininden çıkarabileceğini sanmam. El sıkıştık." Cordelie neredeyse adamın kolunu çekiştirerek heyecanla sordu: "Saat kaçta?" "Yemek başladıktan az sonraydı sanıyorum. üniversitenin emektar uşaklarından Benskin masaya gelip haber verdi. Ben yanında oturuyordum. Bir tek babası belki.

Hugo kapıcıyla çene çalarken Cordelia kapıcı kulübesinin dış duvarına asılan ilanları okuyarak oyalandı. "Evet.Üniversite kapıcısı hiçbir merak belirtisi göstermeden Benskin'in fakültede olup olmadığını araştırdı ve adam kapıya çağırıldı. efendim. Resmi giyimli. Başsağlığı dileklerimi iletmek cüretinde bulundum. sorularınızdan önemli bir sonuç alabileceğinizi sanmadığım gibi. Sir Ronald'ın ona yetki veren notunu adama gösterip hemen soru sormaya başladı. Bay Benskin?" "Sir Ronald söyledi. Oğlunun ölümünden birkaç gün sonra buraya gelmişti. efendim." dedi.o koşullar altında biraz yakışıksız sayılsa bile tümüyle rastlantı sonucuydu. vakur bir havayla çıkıp geldi." "Sir Ronald oğlunun öldüğü gece buradaki şeref masasında yemek yerken. Arayan Bay Mark Callender değilmiş." "Babasının burada bulunduğu gecelerde Mark Callender'ın onu araması olağan bir durum muydu?" "Ben daha önce aradığına hiç rastlamadım. Ama telefona bakmak benim görevlerim arasında değildir. Sir Ronald'ı öğrencilik yıllarından tanırım." "O akşam arayanın Mark Callender olduğunu sanmıştım ama yanılmışım. yemek başladıktan kısa bir süre sonra Mark Callender telefon etmiş." "Kimmiş peki? Onu da söyledi mi?" "Sir Ronald arayanın laboratuvar asistanı Chris Lunn olduğunu söyledi. Cordelia." "Yanıldığınızı nereden biliyorsunuz. Kırışık yüzünün derisi kansız bir kan portakalının kabuğunu andırıyordu. küçümseyen tavrıyla yüzündeki canlı cenaze ifadesi olmasa. O kısa konuşma sırasında 26 Mayıs akşamı yapılan telefon konuşmasından söz ettim. o da bana yanıldığımı söyledi. O zaman söyledi. ideal uşak reklamlarına poz verebilir diye düşündü. yazıyı gördüm. ak saçlı bir adamdı. şu alaycı. Daha sonra bu olaydan söz etmem . "Sir Ronald telefonda konuştuğu kişi konusunda yanılmış olamaz. Yine de yanılmış olmam bağışlanabilir sanırım. bayan. Benskin telaşsız. Sir Ronald'ın fakültedeki uşakların sorguya çekildiği haberini almaktan hoşlanacağını da sanmıyorum. Ne var ki. Fakültedeki uşaklardan bazıları bu konuda size daha fazla bilgi verebilirler belki. Hugo'dan yardım istediğine göre onu başından savması da olanaksızdı. efendim." "Telefon eden kişinin adını yanlış duyduğunuza inanıyor musunuz gerçekten?" Benskin'in inatçı yüzünde en ufak bir gevşeme belirtisi görülmedi. Dolambaçlı yollara sapmak bir kazanç sağlamazdı." . "Sir Ronald oğlunun ölümüyle ilgili bir soruşturma yapmamı istedi. Beş dakika beklediler. efendim." "Bu sizi şaşırttı mı? Yanılmış olduğunuzu öğrenmek yani?" "İtiraf edeyim ki biraz şaşırdım. siz de gelip ona haber vermişsiniz.

Tavrından anlaşılıyordu." "Mark'ın telefon etmesi konusunda yanılmış değil. "Hiçbir şey yok. Sen yanıldığına inanıyor musun gerçekten?" " 'Lunn'in aradığını söyleyin' ile 'oğlunun aradığını söyleyin' ses olarak birbirine çok benzeyen iki cümle. istiyor.pek sevimsiz bir tip olmakla birlikte . Hâlâ da yok."Gerçeğin ortaya çıkmasına sağlayacak her türlü soruşturmanın Sir Ronald'ı hoşnut etmesi beklenir. Tarihi bir yaratıktır. Bizim zamanımızda. Ölümü fakültesindeki pek çok kişiyi üzdü. Ardından Sir Ronald olayı kurcalaman için seni tutuyor.' Benzemeyecekler elbette. bayan. 'Efendim. Sir Ronald'ın oğlunun ölümünde rolü olduğundan kuşkulanman çok saçma. Onun zamanındaki gençlerin favorileri bir karıştı. sence de öyle değil mi?" "Niye aldırsın? Benskin şarlatanın tekidir ama yetmiş yıldır fakültedeymiş. Onun gözünde. Benskin'in bir öğrencinin kendini öldürmesine üzüldüğünü bir kez gördüm. şimdiki gençler eskilerine hiç benzemiyor. görmediği kalmamış." dedi Hugo.. Başka bir isteğiniz var mıydı. Benskin'in elinden gelse o yılları geri getirir. diye düşündü. Gizleyecek bir şeyi olsa bunu yapar mıydı? Kuşku altında yaşamaktan bıkmıştı da diyemezsin. ele dolaşır. bin yılın bir geceden farkı yoktur. son derece ölçülüydü. Asla itiraf etmeyecek ama yanılmadiğını biliyor. Çocuk bir dükün oğluydu. Katillerin yakalanmak istemediklerini kabul edersin herhalde. Çok iyi duyuyor. "Son derece resmi. Mantıklı düşün." "Üniversitenin emektar uşağı rolünü oynuyordu. Resmi bir tavırla konuşmayı bir yana bırakıp doğal bir şekilde sordu. anlamakta hiç zorluk çekmedi. Dinle Cordelia. Sizin bana anlatabileceğiniz bir şey var mı. ben de Benskin gibi konuşmaya başladım. Bay Benskin? Bana yardımcı olacak herhangi bir şey?" Bu neredeyse bir yakarıydı ama ne ufak bir tepki yaratmadı." . efendim?" Yerine dönmek için sabırsızlanıyordu. soylular da halktan ayırt edilebilmek için süslü elbiseler giyerlerdi. Özellikle alçak sesle konuştum. Ronald Callender'ın . Senden başka kimse de cinayet lafını ağzına almamış. Ondan kuşkulanan yoktu. Bay Callender sessiz.kafası çalışan biri olduğunu da kabul edersin. Mark ölmüş ve cesedi yakılmış. Yanılmadiğını biliyor. Bu olamazdı işte! Benskin üniversitenin bazı şeylere izin vermemesi gerektiğini düşünüyordu. Cordelia da adamı daha fazla tutmadı.. Öyledir bizim Benskin. "Sir Ronald oğlunun ölümüyle ilgili olan ne varsa öğrenmek." "Sağır değil. Birlikte Trumpington Soka-ğı'na dönerlerken Hugo'ya." dedi Cordelia. sevimli bir gençti. buradan ayrıldığı güne kadar da son derece sağlıklı ve neşeliydi. Görkemli geçmişimizle el. sordu: "Benskin olanlara aldırmıyor.

Yerinde olsam Lunn'un üstünde dururdum. O pen-ceresiz minibüsü var ya." Bir yargıcın tumturaklı konuşmasını taklit ederek sürdürdü. Lunn'ı herkes tanır canım! Güldüğü çok ender görülür."Mark'ı onun öldürdüğünü düşünmüyorum. " 'Sir Ronald'ın acısını artırmak istememekle birlikte şunu söylemek zorundayım: Kendisi bu imdat çığlığına kulak tıkayacağına hemen yemekten kalkıp oğlunun yanına gitseydi bu parlak öğrenci bugün hayatta olurdu belki. Sen böyle sinir krizleri geçirerek telefon ettin diye kotletlerle şarapları bırakıp koşamam." "Tanıştığınızı bilmiyordum. Peki. Mark' in neden öldüğünü bilmiyor ve öğrenmek istiyor." "Mark babasını nerede bulacağını nasıl biliyormuş peki? Sir Ronald ifadesinde üç haftadır oğluyla konuşmadığını söylemiş. 'Saçmalama. İnsan olaya karışmamışsa. Beni bunun için tuttu. Mark'ın niçin intihar ettiğine ilişkin bir konu olabilir.. suçsuzluğumu kanıtlayayım diye bir şey aklına gelmez. Bir katil adayı arıyorsan Lunn'dan uygununu bulamazsın. Yetkililerin. kapıcı kulübelerinde.' Savcı böyle diyebilirdi yani. Kendini topla. baştan alalım. oğlum." "Evet. Babasının belki de herkese açıklamak istemediği konu." "Doğru.. intihar eden bütün Cambridge öğrencilerinden parlak diye söz edilmesi." "İyi ama Mark yediyle dokuz arasında ölmüş. cinayetten söz eden de yoksa. Sir Ronald o telefondan söz etseydi suçsuzluğu kanıtlanmış olurdu. İlk konuşmamızda anlamıştım duygularını. Onu öyle bir hırsla kullanır ki dikbaşlı öğrencileri gaz odalarına götürüyor sanırsın. 'şeref masasında yemek yiyorum." "Yalan söylemişse birkaç açıklaması olabilir. Mark üniversiteye telefon etmişse acil bir şey için etmiştir mutlaka. uzaklardaki bahçelerle birbirine bağlanan . lütfen hemen gel gibisinden bir istekte bulundu. O zaman da kendisiyle ve herhangi bir şeyi gülünç bulabilen benliğiyle alay edermiş gibi güler. ilginç bir soru. Bayan Leaming'e sor. Bekleyeceğim." "Öyle olsaydı oğlunun niçin intihar ettiğini araştırmam için beni tutmazdı. Fakültelerin kapılarında. O. Daha da iyisi Lunn'la konuş ve telefon edenin o olup olmadığını öğren. Bence netameli bir herif.' demiştir. Suçsuzluğunu kanıtlamasına da gerek yok. Sir Ronald'ın buna nasıl tepki göstereceğini düşünebilirsin.' Mahkemenin karşısına çıktığında böyle konuştuğunu açıklasaydı hiç hoş kaçmazdı. Diyelim ki Mark telefon etti ve babasından yardım istedi. Akıllı kızsın." "Lunn üniversite çevrelerinde tanınan biridir." "O öyle düşünmemiştir. okuldan atılmak üzereydi diye tanıklık edecekleri bir intihar olayı çıkacak mı bakalım. Yanılmış olamam. Dikkatimi çeken bir nokta. Suçsuzluklarını kanıtlamaya kalkışanlar suçlulardır ancak." Gecenin ılık. çiçek kokulu havasında sessizce yürüdüler. Mark. Yalnız o telefon konusunda niçin yalan söylediğine akıl erdiremiyorum.

Fenerin ışığından yararlanarak anahtarı kilide soktu. kirli kahve fincanının. Arabayı tarladaki ağaçların altına park edip bahçıvan evine döndüğünde epey yorulmuştu. her şeye düşsel bir hava veriyordu. "Partiye dönüyor muyuz?" diye sordu. gürültü. Dergiyi Mark satın. şu anda Cambridge birahanelerinin birinde oturur. Bilinçsiz bir hareketle feneri yukarı doğrultunca ışıklı daire tavandaki kancadan sarkan nesneyi aydınlattı.avlularda ışıklar yanıyor. Duvarındaki o güzelim tablonun altında uyuduğu halde pespaye kadınların resimleriyle dolu bir dergiyi satın alan delikanlının kişiliğini düşünürlerdi. Aklına Sophie geldi ama Sophie. Bir şeyden korkan Isabelle'den. bitirilmeyen belleme işinin. üstünde çalıştıkları olayı konuşurlardı." "Cambridge'de mi kalıyorsun?" Bu soruyu yalnızca meraktan mı sormuştu. dürüstlüğü su götürmeyen Sophie'den. sigara dumanı ve yabancı oluşları onları yakındakilerin meraklı bakışlarından koruyacağından. Yapılacak işlerim var. Kahvaltı da veriyor. Hugo'nun da kardeşiydi. almamış mıydı yoksa? Almamışsa o resim bahçeye nereden gelmişti? Oğluyla yaptığı son telefon konuşması hakkında yalan söyleyen babayı da konuşurlardı. Tahta kapı açılırken gıcırdadı. İşe başladığından beri ilk kez. Arabası hâlâ elli yedi numaranın kapısında duruyordu ama ev onu içeri almayacağını vurgularcasina sessiz ve karanlık. Hugo. . Cordelia bu olayı çözebileceğinden kuşku duymaya başlamıştı. Ne tuhaftır ki bunun farkına varması içini rahatlatmış. Bu işte yalnızdı Cordelia. İki kardeş de olaya karışmışlardı. Temizlenmeden bırakılan dirgenin. Cordelia kendini yalnız hissetmeye başlamıştı birden. "Ben gelmeyeyim. birbirlerine iyi geceler dileyip ayrıldılar. çantasından el fenerini çıkarıp. Çekinmeden açılabileceği." Hugo bu yalanı böylece kabul etti. Blake'in bir kitabından alınan ve dikkatle daktilo edilen yazının önemini tartışırlardı. Karanlık bir geceydi. Panton Sokaği'nın köşesinde durakladıklarında. temelde. Mark'ın ölümüyle ilgili bir şeyler bilme ve çok akıllı olsa bile gerektiğince akıllı olmayan Hugo'dan söz ederlerdi. Cordelia Norwich Sokağı'na döndü. Kapıyı açtı. Mark'ın eski sevgilisi. pencerelerin üçü de ölü gözler kadar boş ve iticiydi. umutlarını güçlendirmişti. İstasyon yakınlarında ucuz bir pansiyon buldum. yoksa bir amaçla mı? "Bir-iki gün kalacağım. böylece garip biçimli bir baş yapmıştı. Biraz düşününce. Hüzünlen-mişti. ışığı izleyerek evin arkasına dolaştı. kendine olan güvenini artırabilecek biri olsaydı keşke. Hâlâ yanık duran fener elinde sallanıyor. Bernie yaşasaydı. Cordelia bir çığlık atarak masaya tutundu. Hugo. yorgunluktan yıkılarak oturma odasına girdi. Yastığın öbür ucuna Mark'ın pantolonlarından biri geçirilmişti. çıkardığı ışık yerde garip desenler çiziyordu. Yatağın başucuna konan uzun yuvarlak yastığın bir ucunu biri iple boğmuş. ömrü boyunca hep yalnız olduğunu fark etti.

Oda kapısı kilitlenmiyordu. tedirginlik yaratacak kadar yakından gelen. Araç gereç çantasından selobant rulosunu alarak Bernie'den öğrendiği gibi incecik iki parça kesti. Gelenin içeri girdiği pencerenin sürgüsü yoktu ve dışardan itilince kolayca açılıyordu. Biri odaya girecek olursa gafil avlanmayacaktı. Yine de. Ne var ki şimdi o soğuk. Yastığı iskemlenin üstüne bırakıp tabancasını aramak için dışarı çıktı. Korkusunu yenmeyi başararak eve döndü. asılı yastık canlı bir el tarafından oynatılmışçasına sağa sola döndü. çalıların altında sinsice kıpırdayan yaratıklar. Mark'ın bıraktığı yazıyla rulo yapıp sardığı kayışı da aynı şekilde etiketledi ve ikisini de küçük plastik torbalara koydu. ya da böyle bir düğüm yapmayı hiç bilmiyordu.Paçaların biri öbüründen yukarıda duruyor. Yüreği korku ve tiksintiyle dolduğu halde düğümü incelemeyi unutmadı. ipin nereden geldiğini öğrenmenin zorluklarını düşününce sıkıldı. yüz yirmi santim boyunda sıradan sağlam bir sicimdi. dehşetle ve büyülenmişçesine bakarken aralık bıraktığı kapıdan içeri esen rüzgâr odaya doldu. Yüreği güm güm atarak. İp basit bir düğümle bağlanmıştı kancaya. Bantlar içeri girilmesini önlemezdi ama sabah baktığında birinin girip girmediğini anlardı. Tabanca yerindeydi. Lambayı yakmış. O. Öndeki pencerelerin açılabileceğini sanmamakla birlikte işi sağlama almak istedi ve onları da aynı şekilde selobantladı. Yorgun döndüğünden. ne de korku uyanık tutabilirdi . Sonra da bir katille karşı karşıya bulunduğunu düşünerek tabancayı doldurdu ve yatağın yanındaki küçük masanın üstüne koydu. Bahçenin her yanından sesler geliyordu. elinde silah tüm evi aramıştı. yarasa sesini andıran bir çığlık. Ardından yastığı yeniden yatağa yerleştirdi. bacaklar yamyassı görünüyordu. bu küçük işi bile güçlükle bitire-bilmişti. ipi inceledi. Arkasını dönüp elini uzatarak tabancayı arayacak cesareti bulmadan önce duraklayıp kendi kalbinin sesini dinledi. Onu aralık bırakarak kapı kanadının üstüne bir tencere kapağı yerleştirdi. Son olarak mutfakta elini yüzünü yıkadı ve yatmaya çıktı. Dolu değildi ama bunun önemi yoktu. Öyle yorgunduki ne yastıksız yatmanın vereceği rahatsızlık. gizemli hışırtılar. Kimliği bilinmeyen konuğu ya bir önceki ustalıklı düğümü bir daha kullanmak istememişti. tabanca hiç aklına gelmemişti. Sonunda yatağa girdiğinde aradan bir saat geçmişti. uzanıp baktı. Yeni alınmadığı belliydi ve bir ucu tarazlanmıştı. Korkusundan yerinden kımıldayamadan. Çok yorgundu. pencerenin çerçevesini pervaza tutturacak şekilde yapıştırdı. Bernie'den öğrendiği gibi etiketleyip araç gereç çantasına kaldırdı. gözlerini dikip yastığa bakarak öylece durduğu süre birkaç saniyeden uzun olamazdı ama masadan bir iskemle çekip o nesneyi tavandan indirdiğinde dakikalar geçmiş gibi gelmişti ona. rüzgâr estikçe kımıldayan yaprakların göğüs geçirircesine fısıldamaları. mürver çalılarına doğru giderken gece soluğunu tutmuş bekliyordu sanki. Yüz. Çıkmadan kapıda durup kulak kabarttı. madeni nesneyi elinde hissetmenin vereceği güvene gerek duyuyordu.

dadısını anne yerine koymuştu belki. Mark eski dadısıyla temas halindeydi mutlaka. ayakta tasla çıplak vücuduna soğuk musluk suyu dökerek yıkandı. Orada. Esen yelle sallanan yastığı gördüğü anda kapıldığı dehşet de bir karabasanın anısı kadar gerçekdışıydı. Bulaşığı bitirip tek kurulama bezini de dışarı astıktan sonra bahçeden bir demet çuhaçiçeği. Dolayısıyla. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Kuşların uyumsuz korosu ve başlayan bulutsuz günün parlak ışığı Cordelia'yı sabah erkenden uyandırdı. İlk iş olarak Pilbeam dadının izini bulmaya karar vermişti. üniversiteden ayrılmasının nedenini açıklayamasa bile onun çocukluğundan söz edebilirdi. gece aldığı önlemler bile saçma görünmeye başlamıştı. çiğdem ve hercai menekşe toplayıp mavi çizgili fincanlardan birine yerleştirdi ve masanın ortasına koydu. sonra yorgunluğu baskın çıktı ve direnecek gücü kalmayan bedenini uykunun karanlığına çekti. ıslak ot ve çiftlik hayvanlarının kokusunun karışımı olan o tanımı güç kokuyu içine çekerek birkaç saniye öylece yattı.onu. Herhalde Mark'ın yaptığı gibi. Kadın Mark'ın ölümüyle ilgili bir şey bilmese. cenazesine gidecek kadar bağlanmış. Tavandaki kanca. Mark Cal-lender'ın kendisini astığı oturma odası orada yaşanan trajediyi insanın aklına bile getirmiyordu. kızaran domuz pastırmasının kokusunu bile bastıran gaz kokusu böyle hoşa gitmez. pahalı bir çelenk bile göndermişti. içtiği ilk demli çaydan bu kadar zevk almazdı. Yirmi birinci yaşgününde üniversiteye gitmişti. köy havasının. Çocuğa. toprak. Oğlanın yaradılışını. Cambridge'e giderken nasıl bir taktik uygulaması gerektiğini düşündü. O aydınlıkta. Annesi yoktu. sıradan bir nesne gibi görünüyordu. gazocağının. Birkaç dakika süreyle saatinin tiktaklarını dinleyerek yattı. herhangi bir ölümcül amaca hizmet etmemiş gibi. Tabancayı boşaltıp mermileri iç çamaşırlarının arasına saklarken biraz utandı. Gözetlenmediğine emin olmak için çevreyi gözden geçirerek silahı yine mürver çalısına sakladı. Hugo kadını bir kez gördüğüne göre. Ev gün ışığına boğulmuş. Cambridge'in içinde oturuyor olması biraz uzak bir olasılıktı. uyku tulumunun içinde gerinerek. O huzurlu sabah havasında. kişiliğini o herkesten iyi bilirdi belki de. başkalarına söylemediği şeyleri ona açmış da olabilirdi. Londra'da soğuk suyla yıkanmaya razı olacağını hiç sanmıyordu. günün getireceklerine korkusuzca göğüs germesini sağlayacak sıcak bir sığınak haline gelmişti. İlkel koşullarda yaşamak bu tür zorluklara katlanılmasını kolaylaştırıyordu sanki. Bayan Pilbeam o yörede oturuyor olmalıydı. bahçeden mutfağa çektiği sac banyo küvetinde. Anlatılanlara bakılırsa dadı enikonu yaşlı ve herhalde yoksuldu. bir cenazeye katılmak uğruna uzun bir yolculuk yapması da akla yakın .

Edmunds gibi bir kasabadan gelmiş. Çiçekçi adresi sorduğu kişiler yardımcı olmak isteyen insanlardı ama 'kentin merkezine yakın iyi bir çiçekçi' anlayışları çok tuhaftı. Kapı'nın dışı bile . Saatine baktı. Bayan Pilbeam köyünden trenle ya da otobüsle gelmişse. Cambridge'in arabayla dolaşmaya elverişli bir kent olmadığını anlamıştı. Sir Ronald tarafından çağrılmamıştı. O evde Bayan Pilbeam'e hangi gözle bakılmıştı acaba? Yaşlı kadın Cambridge'e yakın bir yerde oturuyorsa. Dolaşmaktan ayaklarına kara sular inen ve umutlarını yitirmeye başlayan Cordelia işi fazla küçümsediğini düşündü. Garforth House'takilerle birlikte gelmemiş. Biri. daha küçük kaplara kadife . Cordelia araştırmasına gelip geçenlerden iyi bir çiçekçinin adresini sorarak başlamaya karar verdi. biri de bir cenaze evine. Mark Callender'ın cenazesine çiçek göndermemişlerdi. kentin merkezindeki çiçekçilerden birine gitmiş olmalıydı. çelengi Cambridge'deki çiçekçilerden birine ısmarlamış olmalıydı.düğün ya da cenaze salonu gibi kokuyordu. ancak çelenk yapmayan bir seracıya. Güne erken başlamıştı.koklayanın ruh haline göre . gerçekten çok güzel çelenk yaparlar. yaşlı insanlar – haklı olarak bu tür işlerde yüz yüze konuşmanın ve istenilen şeyi ayrıntılarıyla belirtmenin en iyi sonucu sağlayacağına inandıklarından kendileri uğraşırlardı böyle şeylerle. Dokuzu beş on dakika geçiyordu. Biri saksı çiçeği satan. Köylerde çelenk yapacak çiçekçi bulunmazdı. Ve herhalde kendi ayağıyla gidip ısmarlamıştı. Dükkân Cordelia'nın düşündüğünden daha uzaktı kentin merkezine. Neyse ki cenaze evine gitmesi yararlı oldu. sebze ve meyvenin yanı sıra birkaç demet kesme çiçek satan bir manava yollamıştı Cordelia'yı. Demek ki Bayan Pilbeam büyücek bir parayı gözden çıkarmıştı. değer verilen emektar dadı olarak görülmüyordu. Bayan Pilbeam. bayan. çelengi de oralardaki bir çiçekçiye ısmarlamış olmalıydı. Öyleyse büyük çiçekçi dükkânlarından birine gitmiş olmalıydı. Newmarket ya da Bury St. iris ve kuzgunkılıçları. yayan dolaşmak daha kolay olacaktı. Umut bağladığı iki çiçekçi dükkânındakiler Bayan Pilbeam adını hiç duymamış. Demek ki aileden biri sayılan. "Çok kaliteli çelenkler yaparlar. Kaldırıma yanaşıp turist kılavuzu kitabının arkasındaki katlanmış kent haritasını aldı ve Mini'yi Parker's Piece'in yanındaki oto parkında bırakmaya karar verdi." diye salık verilen bir çiçekçinin adresini aldı. Gösterişli bir çelenki üstelik. arabanın çekilmesini istemiyordu. Sir Ro-nald'ın kadını cenazeye çağırmaması Cordelia'nın merakını uyandırmıştı. Duvarların önlerindeki yeşil kovalara zambak.değildi. Telefonla fazla bir alışverişleri olmamaları bir yana. Araştırma biraz uzun sürebilirdi. Oradakilerden. İlk bir saat hiçbir sonuç alamadı. Yanlış bir yere park edip ceza kesilmesini. Kapıyı açınca yüzüne çiçek kokularıyla yüklü sıcak bir hava çarptı.

Shirley?" Tombul kadın haddini bil dercesine sormuştu bu soruyu. frezyaların saplarını koparıyor. şebboylar." Cordelia. Sir Ronald'ın oğlu öldü. Deftere bakıp söyledim. Dükkânın arkasında iki kişinin çalıştığı bir bölme vardı. Çelenge Pilbeam Dadı diye yazdırmıştı ama adı Goddard'mış." "3 Haziran'da öyle bir sipariş aldığımızı hiç sanmıyorum. frezyalar yerleştirilmişti. Sir Ronald dadının adresini kaybetmiş." "Bir şey mi dedin. o gittikten sonra üçü baş başa verir. cinslerine göre ayırıp sıralıyordu. Kırmızı güllerden yapılmış haç biçiminde bir çelenk. dikensiz sapların üstünde yükselen tomurcuk güller vardı. Bize yardım edip edemeyeceğinizi sormamı istedi. Bayan Goddard." Sarışın kız arka bölmede yaptığı işi bırakıp dışarı seslendi. çiçek esansının havadaki kokuyu bastırmaya yetmeyeceğini düşünmüş. Renkli kurdelelerle bezenmiş çiçek saksıları kapıdan tezgâha ulaşan geçidin iki yanına dizilen bir şeref kıtasını andırıyordu. "Kadının adı Goddard. Ondan daha kıdemli olduğu giydiği üniformanın bedenine daha iyi oturmasından ve kasıntısından anlaşılan ustası da güllerin. Sir Ronald daha önce de bir bayan yollayıp sordurmuştu. Lavender Cottage..çiçekleri. O da dükkân kadar keskin bir koku saçıyordu ama. Cordelia aralık duran kapıdan onları gözledi. . Deney tüplerinde yetiştirilmiş gibi hep aynı renk ve büyüklükte olan.. Ickleton köyü. Cordelia bu katliamı görmemek için başını çevirdi. "Çok teşekkür ederim. "Goddard olacak. katledilen çiçeklere birer parça tel saplayıp sık aralıklarla kalp biçimindeki çelenge sıralıyordu. üçüne de aynı gülüşle gülümseyip Garforth House'tan gönderilen ikinci kadın konusunun açılmaması için dükkândan fırladı. Kırmızı güllerden yapılmış bir yirmi boyunda haç biçiminde bir çelenk ısmarlamış. konuyu enine boyuna tartışabilirlerdi. ona da söyledim. Bir mektup yazıp teşekkür etmek istiyordu. Callender ailesinin yaşlı dadısı büyük incelik gösterip bir çelenk yollamış. daha egzotik bir koku seçmiş olmalıydı. Cordelia daha önce hazırladığı cümleleri sıraladı: "Beni Sir Ronald Callender yolladı. çam kokulu parfüm öyle ağırdı ki ameliyat olacak hastayı bayıltmak için kullanılabilirdi. Art arda iki kişinin gelip aynı şeyi sorması tuhaf görünecekti insancıklara. cenaze töreni 3 Haziran'da yapıldı. Neyse. Havaya yaydığı harlı. Lavender Cottage adında bir evde oturuyor. Defterde yazılı. Dükkândan uzaklaşıp rahatça not edebileceği bir yere gelinceye kadar adresi yineleyip durdu. Dadının soyadı Pilbeam." "Bir kere de defterinize baksanız." dedi heyecanla. Nereden çıktığı anlaşılmayan pembe üniformalı tombul bir kadın peyda olmuştu tezgâhta. Çilli suratlı sarışın kız cellat yardımcısıydı ve kurban olarak seçilen çiçekleri renklerine. Ickleton köyünde. bayan.

bitişik evden tepki geldi. kentten on beş kilometre uzakta. Kilisenin yanındaki eski tahta sıra kuş pislikleri ve likenlerle örtülerek yeşil bir renk almıştı ve oradan mezarlığın tümü görülebiliyordu. otlara eğilmiş paslı demir halkalarla yerleri belirlenmiş. öyleyse geldiği yöne dönmesi gerekecekti. Hava güzelse bu saatte oraya gider. neden gösterilen yönün tersine gittiğini açıklamak zorunluluğunu duymuştu. Bayan Goddard'ın kocası. ne kendisi görünüyordu. Hinxton Yolu'ndaki mezarlıkta. doğu yönünde bir yarım kubbesi olan küçük bir kilisesi de vardı. Yol haritasına baktı. Kapının vurulmasına Lavender Cottage'dan değil. Yaşlı kadın başını sallayarak gülümsedi. High Sokağı'nin bitimindeydi ev. yavrum. İpli kukla gibi başını sağa sola yatırdıkça takkesindeki renkli ponpon gün ışığında pırıl pırıl parlıyordu." "Ben az önce kilisenin yanındaydım. Ya'rım saat geçmeden orada olabilirdi. Tam ortasından çimenlik bir yol geçiyor. Gül desenli kocaman bir önlük takan. Cordelia arabasını Duxford'a giden yaya yolunu işaret eden okun altındaki çimenliğe bıraktı ve birkaç metre ötedeki demir kapıya yürüdü. yüzünde. kül renkli taşlarla." "Kilisede değil." "Önce gidip kilisenin önünde bıraktığım arabamı alayım. genel olarak dünyadaki her şeyi merak ettiğini gösteren bir ifade vardı. Orada kimseyi görmedim. Ickleton. Ayaklarında pantufla terlik. üstlerine parlak renkli çiçekler dikilmiş mezarlar uzanıyordu." "Evet." dedi Cordelia. Otların arasındaki cırcır böceklerinin. yakınlardaki bir . Yaşlı kadının o gözden kayboluncaya kadar arkasından bakacağını biliyordu. Essex bölgesinin sınırına yakın bir köydü. Dux-ford'a daha yakındı. "Bayan Goddard'ı arıyorsunuz herhalde. Kilisenin içini görmek isteğine kapıldıysa da bu isteği bastırdı. zayıf. Şu yoldan dosdoğru git. kızın High Sokağı'ndan yukarı çıkışını daha rahat izleyebilmek için bahçeye inerek bahçe kapısına yaslandı.Otoparka dönerken yorgunluğu silinip gitmişti sanki. mutlaka görürsün. Bayan Goddard şu anda Cambridge otobüsüne binmeye hazırlanıyor olabilirdi. Sokak kapısıyla yolun arasında yalnızca dar bir çimenlik vardı ve lavanta çiçeğinin ne kokusu duyuluyor. Nerede bulabileceğimi söyleyebilir misiniz?" "Mezarlıktadır mutlaka. yolun iki yanında mermer haçlarla. dişsiz bir kocakarı çıkmıştı kapıya. Kilise bahçesine ölü gömmüyorlar artık. Aslan başı biçimindeki kapı tokmağını sertçe sallayıp vurduğunda kapının kanadı yerinden oynar gibi oldu. Mezarlığın. Ancak Cambridge'deki trafik tıkanıklığından kurtulması düşündüğünden uzun sürdü ve Ickleton köyünün kilisesinin önünde durduğunda aradan otuz beş dakika geçmişti. Mezarlığın yerini bulmak hiç zor değildi. birbirine bitişik bir örnek iki evden biriydi. Çirkin kırmızı tuğlalardan yapılmış. Adını lavanta çiçeğinden alan Lavender Cottage'ı aramaya koyuldu. başında ponponlu bir takke. günü geldiğinde onun da gideceği yerde.

yalnızlık çekmişler mi diye düşünürüm. buruşuk yüzünü kıza çevirdi ve herhangi bir merak ya da tedirginlik belirtisi göstermeden konuştu. Aydınlık. . Cordelia mezar taşının üstündeki yazıyı okudu: "27 Ağustos 1962 tarihinde yetmiş yaşında aramızdan ayrılan Annie'nin sevgili kocası Charles Albert Goddard'ın anısına. hiç acele etmiyordu. değil mi?" "Evet. Bu yazı hiç silinmez. Kadın olduğu yere çömelmiş mezarı hoşnut bakışlarla seyrediyordu. Bu konuşmanın büyük önem taşıyacağını biliyor." Cordelia. Rengi solmuş bir tülle çevrelenen eski moda hasır şapkasını saçına koskocaman bir şapka iğnesiyle tutturmuş olan siyah elbiseli. huzuru en büyük lüks. Dünya kadar paraya patladı ama değdi. Biçimi bozulmuş ayakkabılarının tabanları görünüyor. Gelişi fark edilmemişti. kadınların kocalarını toprağa verdikten sonra kaç yıl daha yaşadıklarını öğrenmekten hoşlanırım. Benim adımın yazılacağı kadar bir yer bırakmalarını istedim de ondan. "Mezar taşı yazısı olarak kendiniz için ne düşündünüz?" diye sordu.geçit-. ancak garip bir duyguyla." Cordelia. Yazısı okunmayan taşın kime ne yararı olur? Bu taşın altındaki boşluk şu anda biraz fazla görünüyor gerçi. huzur dilemeyi en iyi dua sayan bir kuşağın en gözde mezar taşı yazısı diye düşündü. Huzur içinde yat. ten geçen treni haber yeren kampananın ve motorlu trenin çaldığı düdüğün sesinden başka ses duyulmuyordu. ufak tefek bir kadındı. Cordelia'yı ancak o zaman fark etti. Ben de harflerin güzelliğine bakıyordum. Buradaki taşların yarısının yazısı silinip gidecektir. ne zaman öldüğünü. Yaşlı bir kadın uzaktaki mezarlardan birinin üstüne eğilmişti. "Güzel taş. Ben mezar taşlarını okumaktan. Cordelia'nın sessizce bekleyerek geçirdiği bir-iki dakikanın sonunda yaptığı işi hoşnut bakışlarla gözden geçirdi ve toprağın altında yatan kemikleri okşarcasına. Kadına yaklaşıp mezarın ayak ucunda durdu. ayakkabıların üstündeki etsiz bacakları birer değneği andırıyordu. içine gazete serilmiş bir sepet ve bir bahçıvan malası vardı. ardından çimenli yolda sessizce ilerleyerek kadına yaklaştı. Cordelia ellerini kucağında birleştirip bir süre o eski tahta sırada oturdu. Yanında. Sırtı Cordelia'ya dönük olarak diz çökmüştü. tek bir kist vardı mezarlıkta. kimin kim olduğunu. Mezarın üstündeki yaban otlarını temizliyordu. yolduğu otları gazetenin üstüne koyuyordu. Yazılar yeterince derin kazılmamış çünkü. Çimenlerin arasında bir kertenkelenin dili kadar hızlı hareket eden parmakları gözle görülmeyecek küçüklükteki otları bile buluyordu. Cordelia'nın dışında. "Ve karısı Annie" denip tarih verilecek. Tek başlarına nasıl yaşamışlar." "Çok derin kazdırdım. elini çimenlerin üstünde gezdirdi. öyle. Yazılar silindi mi mezarlıkta dolaşmanın tadı kalmıyor. Taşçı ustasının parasını da hazırladım.

birbirimize oldukça yakın oturmamıza rağmen hiç karşılaşmamış olmamız da tuhaf aslında . Cenazeye gelmiş miydiniz? Evet. Mark'ı yirmi yıldan uzun bir süredir görmediğim halde . Biliyor musun. Sizden." "Şu sıraya oturup biraz konuşabilir miyiz?" "Niye olmasın? Evde bekleyenim yok artık. Haddimi aşmak istemezdim. cebinden bir çift gri pamuklu eldiven çıkarıp ellerine geçirdi. beni tanıyamazdı. Evelyn Bottley. Zavallı yavrucak." "Anlatır mısınız lütfen? Merakımdan sormuyorum. Yüce Tanrıdan bundan fazlasını istemeye hakkımız yok. Oysa çocukluk sevgilimmiş gibi özlüyorum onu. "Sizin için önemli demek." "Mark'ın cenazesine gönderdiğiniz çelenk çok güzeldi. eski dadısından söz etmiş olmaması çok tuhaf. ben kocamla evlendiğimde elli üç yaşındaydım. değil mi?" İyicil bir ilgiyle bakıyordu Cordelia'ya. "Adı Bottley'di." "Onu anlattı demek. Özellikle de babasının duygularını bildiğim için. Ben annesinin dadısıydım aslında. Bunları daha önce kimseye anlatmadım. Bu yaştan sonra evlenirsen aptallık edersin diyenler çıktı ama ilk karısını tanırdım ben. Ama Mark benim için önemli biri. Yoldan yukarı yürüdüler. Öğrenmek isteyen de olmadı gerçi. oğlu da. Başka çiçek de gönderilmemişti." "Ben onun dadısı değildim. Onca umut boş çıktı. sevgilisi değildim. Adamımı da iyi tanırdım."Hiçbir şey." "Ama yirmi birinci yaşgününde Mark'ı görmeye gitmiştiniz. Güzel yapmışlardı doğrusu. Oğlunun ölümü . Eteğindeki otları silkeledi. Otuz yıllık arkadaşımdı. Cordelia. Onda da annesinin havası vardı." Yan yana sıraya oturmuş. kızım. Harry de savaşta Almanya üstündeki bir hava akınında öldü. çelengi ben de beğendim. İnanın." dedi. Küçücük bebekti o zaman. Onca yıl sonra oğlanı yeniden görmek çok güzeldi. yavrum. O zavallı kadın da öldü. Evelyn doğmadan bir tek küçük Harry vardı. Erkek dediğin bir kadına iyi davranırsa başka bir kadına da iyi davranır. Nasıl önemli olabilir? Hepsi geçmişte kaldı. Zavallı çocuk." "Gördünüz demek.görür görmez tanıdım. aynı okulda okumuştuk. benim için çok önemli. Ancak annesinin bıraktığı bir şeyi ona vermem. 'Huzur içinde yat' ikimize de yeter." Bayan Goddard sepetinin sapına dayanarak güçlükle ayağa kalktı. "Demek Bay Mark'ı tanırdınız. Sevgilisi miydiniz yoksa?" "Hayır. Öyle düşündüm ve haklı çıktım. Ona ancak bir-iki hafta dadılık ettim. benden ölüm döşeğinde istediği bir şeyi yerine getirmem gerekiyordu. O doğmadan bir süre önce annesi beni dadı yardımcısı olarak tuttu. "Bana Mark'ın annesini anlatın. çimenli yolun gerisindeki mezara bakıyorlardı.

Ronny de birliğiyle Avrupa'ya gitti. Yoksa bu dünya daha güzel bir yer olurdu. annesi bunu doğururken öldü demek çocuğa sevgi göstermemek için bir bahane." "Ve Bayan Evelyn ona âşık oldu." "Kızı babasını sever miydi peki?" "Nasıl sevsin? Bir çocuğa sevgi göstermezsen ondan sevgi bekleyemezsin. çocuğa ısınamaz-diyenler var ya. Ya da ondan korkmayan bir kızı. ben inanmıyorum. Biraz da bu yüzden belki. Bayan Evelyn pek umurunda değildi. Bay Bottley'nin gözü Harry'den başkasını görmezdi. cilveli bir kızı olsaydı onu sevebilirdi belki. 'Para için . Bayan Evelyn ben de bir şeyler yapsam diye yanıp tutuşuyordu. Pek çok çatışmaya girmiş. Ronny'nin servet avcısı olduğunu düşündüğü için sanırım. nabzına göre şerbet vererek gözüne girmeyi de öğrenemedi. esir düşmüş.babasını çok sarstı. Akıllıydı. Bunlar savaştan önceki yıllardı tabii. Ronny Callen-der'ı sordun. Savaşta gösterdiği başarıların Bay Bottley'nin hoşuna gideceğini. Onlara da suç bulmamak gerek. öyle mi?" "Belki de öyle." "Bayan Evelyn nasıl yaşıyordu? Sir Ronald'la nasıl tanıştı?" "O zamanlar daha Sir Ronald değildi. Varsa yoksa Harry. Çok da iyi okudu. Çocukluğunu hiç unutmam. gürültücüydü. Ancak delikanlıya da suç bulmuyorum. Ama insanın kendi çocuğunu sevmemesi normal değil. Bahçıvanın oğlu Ronny Callender'dı. hatta zorba bir oğlandı. Daha ortaokuldayken burs kazandı. bir sürü adam öldürmüş. Haşarı. Bay Bottley'nin işi Bradford'daydı. çok akıllıydı. Erkeklerin 'güzel bir savaş' dedikleri bir savaşı yaşadı. Öyle de güzel bir köşktü ki! Ben işe başladığımda tam üç tane bahçıvan çalışırdı orada. O kız babasının suyuna gitmeyi. Sonunda gönüllü hemşire yazıldı. İki genç Londra'da karşılaşmışlar. yavrum. Cici bici. ilk gençliklerinde aralarında neler geçtiği bilinmez. Tapardı oğluna. Benim annem. Belki haklıydı. Bayan Bottley küçük kızı doğururken ölmüştü." " "Evet. Yakışıklıydı ama ne düşündüğü hiç bilinmezdi. İnsan kendini zorlayarak sevemez birini. çocuğum. Ronny askere gitti. Derken savaş çıktı. Sağlık kontrolünden geçmeyi nasıl başardı bilmem. Bir de baktık ki evlenmişler. Savaş yıllarında çok görülürdü bu tür rastlantılar. ben de öyle bir bahanenin gerisine sığınan bir baba bilirim. esir kampından kaçmayı başarmış. kızının evliliğini kabullenip onları bağışlayacağını sanmıştık ama öyle olmadı." "Ne yazık ki öyle. İri yarı bir adamdı Bay Bottley." "Cambridge'e savaştan sonra yerleştiler. Zavallı yavruların ne suçu var? Bence. Çocukların yüreğine korku salan babalardan. Evliliklerinin başlangıcında Evelyn hemşirelik yapmayı sürdürdü. Hırçındı. yapağı ticareti yapardı. Biz olsak 'kötü bir savaş' deriz sanırım. Karısı doğururken öldüğü için o çocuğa daha fazla düşkünlük gösteren babalar da bilirim. Büyük bir serveti vardı çünkü." "Ve gelip Cambridge'e yerleştiler. Bahçıvanın ailesi de köşkte otururdu. Karısını doğumda kaybeden erkek.

25 Nisan 1951'de. Kendisi. Ve Evelyn kocasına tutkundu. İtalya'da doğdu. oradan uzaklaşmam gerektiğini bildirdi. Bir süre önce ayrılmıştım." "Onu görmeye gittim ne demek? Orada oturup orada çalışmıyor muydunuz?" "Hayır. Çocukluğunda ortaokulun en akıllı öğrencisiydi ama Cambridge akıllı insanlarla dolu elbette. Bebekle birlikte buraya döndüklerinde onu görmeye gittim. Savaşa katıldığı için devletten burs almıştı ve öteden beri bilim adamı olmak isterdi. Evliliklerinin dokuzuncu yılında. paralı bir insanla evlenmeye bakmakta zarar yoktur bence. Bana kalırsa yeterince akıllı olmadığı için almamışlardı. 'Gitsen daha iyi olacak. Babası Evelyn'e biraz harçlık verirdi. Yoksa hamileliğinin son ayında yolculuğa çıkmazdı. kızım. Ancak yatılı çalışmıyordum artık. karısının benim varlığımdan rahatsız olduğunu. Savaştan sonra Ronny üniversiteye yazıldı. dadı. Zaman zaman Bay Bottley de gelip orada kalırdı. Ve torun bir türlü doğmuyordu. ama paralı insanla evlenin. Bay Bottley torunu olacağını öğrenince öyle sevinmişti ki kızının harçlığını önemli ölçüde artırdı." "Sonra da Mark doğdu. 'Kusura bakma. Evelyn babasının ziyaretlerinden çok korkardı. Aslında üniversitede kalıp akademik kariyer yapmak istemişti ama almadılar. üç gün başka kadınların evlerinde çalışıyordum." "Evet. Bir keresinde Cambridge'de karşılaşmıştık. O zaman çok parasızdılar. Mutsuz ve gergin olduğunu görüyordum. Mark da çok şeker bir bebekti. Haftada dört gün eski hanımımın yanında. Gerçekten de öyle oldu. çocuğun orada doğmasını istemişti. Köyde bir oda tuttum. Bayan Evelyn bütün evi tek başına çekip çevirirdi desem yeri var. zorlukla . Günü yakındı sanıyorum." "Arada sevgi ve incelik de var mıydı?" "Benim görebildiğim kadarıyla kabalık yoktu hiç değilse. Bay Callender üniversiteyi bitirdikten sonra öğretmenlik yapmaya başladı. bilirim.' dedi. Evelyn hamileliğinin ilk günlerinde hiç iyi değildi. Arada sevgi ve incelik de varsa. torpilim yok da ondan derdi hep. Sir Ronald sonradan orasını çok değiştirdi. İşim yolundaydı ama görmediğim günlerde bebeği çok özlüyordum. İnanamamıştım ama Evelyn'in yanına gittiğimde elini uzatıp. üniversite öğrenimi sırasında evinde yaşayabilsin diye şimdi oturdukları evi aldılar. Hamileliği sırasında çok az görmüştüm Evelyn'i. Doğumdan sonra beni yine çağırabilirler diye düşündüm.' derdi. Hanımım İtalya'yı çok severdi. Bebek ikisi için de çok önemliydi. Derken bir gün Bay Callender beni çağırdı. Bay Bottley torun bekliyordu çünkü.evlenmeyin. Ev de bugünkü durumunda değildi o zaman. Dünyanın en mutlu kadınıydı. Onlar da ikide bir İtalya'da tatil yapar oldular.' "Hamile kadınlar garip fikirlere kapılırlar.

'Ne güzel değil mi?' Ben de. zaten pek sağlıklı değildi. Şu anda bile sesini duyar gibiyim. Bence insan kendi sorumluluklarını bilmeli. Neyse.. Neyse işte.. Evelyn ölmeden birkaç dakika baş başa kalabildik. Sonra tuhaf bir şey söyledi.' dedi. Ağır bir gribe yakalandı. Akdeniz'in güneşine kavuşmak için sabırsızlanır gibi bir hali vardı. Güldü. çiçekçiden adresimi öğrenmiş. Önce beni görmezlikten geldiyse sonradan sokağın karşısına geçip yanıma sokuldu. Karısı ölen erkekler bazen öyle yaparlar ama bir çocuk annesini tanımalıdır bence.yürüyordu." "O gün neler oldu?" "Çok güzel vakit geçirdik. Daha fazla da ilgilenmek isterdim. İyice sarıp sarmala. reşit olduğu gün ona götür. 'unutmayacağımı biliyorsun. Hele de dünya şu durumdayken. babası anneciğinden hiç söz etmemiş oğlana. Unutmazsın değil mi. Mark bana bir sürü soru sordu.' "Ne demek istedi acaba?" "Kimbilir? Çok dindar bir kadındı Bayan Evie. O da çoktan ölmüştür herhalde. Annesine bakan doktorun adını öğrenmek istiyordu. Beni cenazede gördüklerine o kadar sevinselerdi Sir Ronald'la yanıma gelip elimi . Meraktan gelmişti oysa. Dediğim gibi. Cenazeden bir gün sonra buraya gelip teşekkür etti." "İncil konusunu başka kimse bilmiyor mu yani?" "Hiç kimse. Yanına kimseyi sokmuyordu. Çay içtik.. kendi sorunlarının altından kalkmaya bakmalı. Qladwin o yıllarda yetmiş yaşındaydı. Böyle olması çok yazık diye düşünürdüm bazen. 'unutursan yahut sen daha erken bir tarihte ölürsen. "İncil'i götürmeme çok sevindi. o belliydi. yavrum. Onun yeterince işi var. lçkiciydi çünkü. Mark yirmi bir yaşına gelince hangi fakültede okuduğunu araştırdım ve onu görmeye gittim. ya da Mark anlamazsa.. 'Biz gelecek hafta İtalya'ya gidiyoruz. Her şeyi Tanrıdan bekleyemeyiz. o zaman Tanrının isteği öyleymiş diyeceğiz. Gladwin'in adını verdim. sonra da kalkıp gittim. Bazen aşırı dindar diye düşünürdüm. Aslında babasının anlatması gereken şeylerdi.' dedim." "Buraya döndüklerinde ne oldu peki?" "Evelyn dokuz ay sonra öldü. Ona toz kondurmayan insanlar da vardı ama ben pek beğenmezdim adamı. Bayan Evelyn ölmeden üç saat önce bunları söyledi bana. Bayan Leaming çelengin üstünde adımı görmüş. "incil'imi yirmi bir yaşına geldiğinde Mark'a vermeni istiyorum. biraz çene çaldık. Bayan Evie öyle sağlıksız bir kadındı ki! Dr. Yaşlı Dr. Ne var ki Bay Callender'karısının bakımını kendi üstlendi. Ona baktım. yavrum. Güvenilecek insan değildi. Onlar başka doktor bilmezlerdi. Ondan birkaç gün sonra da beni görmeye geldi. İnanır mısınız.' dedim. o da bir kâğıda yazdı. Mark'a adını verdim. 'Dikkat etmezsen o bebek İtalyan yurttaşı olacak. dadı?' Ben de. dadı. Mark yirmi bir yaşına geldiğinde İncil'ini ona vermemi istedi benden. Bir daha da göremedim çocuğu.

Kalıp bebeğe bakmak istemediniz mi?" "Kalmamı onlar istemediler. Hayır. Hepimiz kaybettik oğlanı. İncil'in . kızım. Küçük evin havası da. üç araba trenin geçmesini beklemek zorunda kalmıştı. "Bence Mark kendini öldürmedi. Doğrudur herhalde. Çocuğu kötü duruma düşürmüş olurdum. "Demek ona bunları anlatmadınız. Cenazeye çağrılmak diye bir şey duyulmuş mu?" Cordelia. Babası benim çocuğu görmemi istemediğini açıkça belli etmişti. bir baba olarak. Herhangi bir dedikodu duyulmadı. dönüş yolculuğunu pek iyi hatırlamadı. Sorgu yargıcı kendini öldürdüğüne karar verdi. görünüşü de bıraktığı gibiydi. sonra da ağır adımlarla köye yöneldi. Bugün biraz yorgunum. siz oraya çağrılmadan geldiniz demeye getirdi. Hızlı sürüyor. Demir kapıların önünde ayrıldılar. Bayan Goddard evcil bir hayvana da gösterebileceği bir sevecenlikle Cordelia'nın omzunu okşadı." "Bayan Callender öldükten sonra siz de evden ayrıldınız demek. rayların üstünde hoplayarak yavaş yavaş yol alan öbür iki arabayı sollayıp hızla uzaklaştı. Cordelia yoldaki dönemeci geride bırakınca demiryolu geçidini gördü. "Senden başka kimseye anlatmadım. Şimdi o da öldü. Daha sonra düşündüğünde. ona bir şey söylemedim. Mark da bebek denecek yaşta yatılı okula yollandı zaten. yavrum! Sekreter olarak yetiştirilmemiş." diye mırıldandı. Bayan Leaming kentte kendi evinde otururdu. Bayan Leaming de İngilizce öğretmeniymiş. En arkadaki en aceleci davrandı. evin alt üst edilmitş. bariyerler ancak kalkıyordu. buyrun bir çay içelim diyemeyeceğim. "Öyle mi dersiniz? Ama öldüğüne göre artık ne önemi var? Sizin de artık evinize dönmenizin zamanı geldi sanırım.sıkabilirlerdi hiç değilse. Ancak Bay Callender'in yanında çalışmaya başlayınca öğretmenliği bıraktı. Bay Callender köy okullarından birinde öğretmenlik yaparken tanımış onu. Bay Callender'in kendi laboratuvarını kurması Bayan Evie'nin ölümünden sonra olan bir iş." diye söylendi. Oysa kadın. Günahına girmeyeyim. giderek artan heyecanını bastırmak için bütün dikkatini frene ve debriyaja vermeye çalışıyordu. Cordelia aracın siyah bir minibüs olduğunu fark etti." Cordelia." "Bayan Leaming üniversitede okuyup İngiliz dili öğrenimi mi yapmış yani?" "Evet. Görülüp görülmediğine aldırmadan Mini'yi Çitin yanına sürdü. Evie sağken Ronald'la kadının arasında bir şey vardı diyemem gerçi. Bayan Leaming diplomalı bir dadı tuttu. zırt pırt eve gelip gittiği de yoktu. yine görüşmek isterseniz kapım size açıktır. onun da bazı hakları vardı. Bilinçaltında. gözlerini yoldan ayırmıyor. Kusura bakmayın. Doğrusunu istersen ben o kadından hiçbir zaman hoşlanmadım. Babasının istemediğini bile bile arayamazdım Mark'ı. Beni nerede bulabileceğinizi biliyorsunuz." Mezarlıktan birlikte çıktılar. Sana niye anlattığımı da bilmiyorum. Az önce bîr tren geçmişti.

mesajın hâlâ kitabın arasında durduğunu umması yersizdi. mürekkepli kalemin çelik ucunu sayfanın üstünde örümcek ayağı gibi gezdirerek eski günlerin stilini yansıtan el yazısıyla şöyle yazmıştı: "Vaftiz annesinden Evelyn Mary'ye. ölüm döşeğindeki dindar bir annenin çok olağan bir isteğinde . O yırtmamışsa başka biri almıştı belki. Mark'la deniz kıyısına giderlerken uğradıklarını söylediği kasaba. Eliyle karıştırdı. Dua kitabını açıp baktı. Sürücünün kimliğini anlayamayacak kadar uzaktaydı ama Lunn olduğunu sanıyordu ve arabada ondan başka kimse . Bury St.alınıp götürülmüş olacağını beklemişti sanki. 5 Nisan 1934. şifreli ya da açik bir mesaj. Gladwin vardı ve hâlâ tabipler odasına kayıtlıydı. Tutabileceği bir yol daha vardı: Doktor Gladwin'in izini bulmaya çalışacaktı. Hiçbir şey yoktu. Edmunds'da olabilirdi. Bir saat doktorun yanında kalsa. Birinci sayfadaki yazının olayla herhangi bir ilgisi olamazdı. Thomas Hastanesi'nde yapmıştı. Cordelia doktorun adresini defterine yazdı. Bir an düşündükten sonra İncil'i çantasına koydu. sayfaların arasına sıkıştırılmış bir mektup. Karamsarlığı üstünden atmaya çalıştı. Bir saat sonra aradığını bulmuştu. 4. Günü boşuna geçirmiş değildi öyleyse. A 45 yolundan doğruca Newmarket'a giderse aşağı yukarı bir saat sonra Bury St. ardından Cambridge'e dönüp kent kitaplığına girerek tabipler odasının rehberlerine bakmaya karar verdi. Peynir ekmek ve meyveden oluşan yemeğiyle bahçede piknik yapmaya. kitaplığın coğrafya atlasları bölümüne gitti. Titrek bir el. Beyaz cildin daha koyu renkli kitapların arasında durduğunu görünce rahatladı. Ne aradığını da bilmiyordu.dua kitabını oğluna bırakmak istemesinde ." Cordelia cildi başaşağı edip salladı. Bir an önce bir haritaya bakmak için sabırsızlandığından. belki bir yazı. Edmunds kasabası! Isabelle'in. Ixforth Yolu. Saat ikiyi çeyrek geçiyordu. Pratts Sokağı. İncil'in Mark'a iletilmesi isteğinin bir anlam taşıdığını düşünmekle mantıksızlık mı etmişti? Yaşlı bir kadının silik anılarında. Yaşı tutan. Sayfaların arasından düşen bir kâğıt olmadı. bir saat da dönüş yolculuğuna ayırsa. Mark annnesinin mesajının okuduktan sonra yırtıp atmış olabilirdi. Onu izleyen siyah minibüsü fark ettiğinde Newmar-ket'ın girişindeki alçak tepelerin arasından geçiyordu.bir mektup bulunmuşsa tabii . Belki de o mektup . beş buçuktan önce eve dönmüş olabilirdi. yetmiş yaşındayken Bayan Callender'a bakmış olabilecek bir tek Dr.gizemli bir yan görüp umut verici bir masal mı uydurmuştu? Öyle düşünmekle yanılmamış olsa bile. Saatine bakınca bire geldiğini gördü. Mark'ın adımlarını izliyordu. Edmunds. Emlyn Thomas Gladwin hekimlik stajını 1904 yılında. St. uğradığı düş kırıklığının ağırlığı altında ezilerek yatağa çöktü.şu anda bahçıvan evinin şöminesindeki beyaz kül yığınının bir parçasıydı.

Aradığı fırsat ışıklı kavşakların ikincisinde ele geçti. arazinin de yabancısıydı. cılız kollarını. Buyrun geçin. Beş dakika süreyle tanımadığı sokaklarda dolaştıktan sonra bir kavşakta durup bekledi." . Evlerin pencerelerinden bakanları görebiliyordu. Newmarket'a girinceye kadar bekleyecek. yer yer. Ne var ki kapı tokmağının . Kentin ana caddesinde trafik çok yoğundu ve sapabileceği bütün sokaklar tıkalı görünüyordu. Dört numara iç karartıcı bir evdi.zil bozuktu ." "Evde elbette. Adamı ekmeye karar verdi. Bakışları kuşkucu. Evin dış boyası dökülüyordu. boynundaki sinirlerle damarlar da parmak parmak kabarmıştı. işçi tutamayacak kadar yoksul olmalıydı. Yeşil ışık yanmadan hızlanıp sola saptı. her türlü insani yaklaşmayı önlemek istercesine. Sir Ronald'ın adamı bir görevle Newmarket'a yollamaması için de hiçbir neden yoktu. dudakları bü-zülüydü. Edmunds'dan çıkmış Ixworth yolunda ilerliyor. Bayan Gladwin iyi bir ev kadınıydı anlaşılan. "Adım Cordelia Gray. Eski bir hastasıyla ilgili bir konu. Gladwin'le konuşabilir miyim? Evdeyse tabii. Küçük bir topuz yapıp ensesine tutturduğu saçları hâlâ siyahtı ama yüzünde derin kırışıklar vardı. Gerektiği gibi yaşamak istiyordu ama ağır iş yapamayacak kadar yaşlı. orada atlatmanın çaresine bakacaktı. bahçe parmaklığının tahtalarının çürüdüğü ya da yerinden söküldüğü noktalarda gedikler açılmıştı. Adamı atlatmayı başarmıştı anlaşılan. biraz daha ilerleyip Renault'da beklemesi söylenen Isabell'i düşündü. Beş dakika daha bekleyip yeniden ana caddeye döndü ve doğu yönünde ilerleyen araçların arasına karıştı. Elli metre daha gidince aradığı yeri buldu. Yine de dikiz aynasındaki dörtgen siyah görüntü rahatsız ediciydi. O kavşaktan çıkmış. Solda bir sokak daha vardı.yoktu. Ancak alt kat pencerelerinin pırıl pırıl parladığı. Cordelia kadına acıdığını fark etti. Nereden çıktıkları anlaşılmayan bir grup çocuk da komşu evlerden birinin bahçe kapısında toplanmış. Geçtiği yolda sapaklar çok seyrekti. Yarım saat sonra Bury St. Kahverengi sokak kapısının da boyası güneşten kabarmış. Pratts Sokağını kaçırmamak için sağa sola bakınıyordu. iri iri açılan gözleri ve anlamsız bakışlarıyla onu gözlüyorlardı. göğsünde sımsıkı kavuşturmuştu. O da pantufla terlik ve çok renkli bir ev elbisesi giyiyordu. Siyah minibüs görünürde yoktu." dedi Cordelia. Önce oraya. Yoldan biraz geride kalan püskürtme sıvalı altı küçük ev. siyah minibüs aşağı yukarı elli metre gerideki trafik lambalarında durmak zorunda kalmıştı. Arabayı dört numaranın kapısına çekerken. beyaz tül perdelerin tertemiz olduğu görülüyordu. çıplak tahta ortaya çıkmıştı.sesine koşan ve kapıyı açan kadın her türlü acıma duygusunu yok etti. ardından sağdaki bir sokağa daldı. Başka nerede olacak? Arka bahçede. Ön bahçeyi ot bürümüş. "Dr. Mark niye böyle bir istekte bulunmuştu? Beyaz Renault'nun dikkati çekeceğini düşündüğü için mi? Mini'nin gelişi bile dikkati çekmişti.

Dr. "Sizinle bir hastanız hakkında konuşmak istiyordum. Gladwin yüksek arkalıklı bir koltukta güneşte oturuyordu." "Bir örtü daha olsa. Bayan Gladwin'in sağlık kuruluşlarının sağladığı yardımdan yararlanıp yararlanmadığını merak etmişti. "Hepsi aklındadır. bayan. her sabah yatağını değiştirmek. Dr. "Biri mi aldı?" "Şimdi söyledim ya! Hiç kayıt tutmazdı. bebek gibi sabunlayıp temizlemek hoşunuza gidecek mi acaba? Bir şal daha getirsem iki dakika sonra üstünden atar. 'Hepsi aklımda. Ona siz bakmak istiyorsanız buyrun bakın. Çevresinde birkaç ak saç bulunan dazlak kafası bebek başı kadar küçük ve savunmasız görünüyordu." "Üşüdüğünü söylemek istiyor sanırım. elleri koltuğun kol dayayacak yerlerinden aşağı sarkıyor." diye mırıldandı çaresizlikle. O arada yaşlı adamın dudaklarının kıpırdadığını gördü." Cordelia. Bana bir şey sormanızın da yararı yok.' derdi." Kadının sesindeki öfke ve kin korkunçtu.. Şiş ayaklarına koskocaman bir çift terlik geçirmiş. güz yapraklan kadar kuru görünen lekeli parmaklar sürekli titriyordu. Bezlerini yıkamak. "Sorun. Yaşlılığın. Yok canım. Bilekleri ellerinin ağırlığını kaldıramı-yormuş gibi. Doktor bir hemşireye gerek duyduğu için evlendi benimle. Gözler mavi damarlı akların ortasında yüzen bir çift soluk bilyeydi." "Doktoru rahat bırakın. hiç olur mu! Kazandığı bütün parayı içkiye yatırır. "Omuzlarına koyabileceğiniz bir şal daha yok mu acaba?" "Üşüyormuş! Bu güneşte mi? O hep üşür. Belki bir battaniye. Veremeyeceği belliydi zaten. "Özür dilerim. Cordelia onunla göz göze gelmekten kaçındı.. Başını eğip kulak kabartınca tek bir kelime duydu: "Soğuk." dedi.Evin içindeki koku korkunçtu. dizlerine el görgüsü bir şal örtmüştü. "Hastalarıyla ilgili kayıtlar ne oldu?" diye sordu. Bu adama soru sormak bile ayıptı. Garforth House'ta oturan Bayan Callender'ı hatırlıyor musunuz?" Karşılık vermedi. bir yandan da deontolojiden dem vururdu. Cordelia adamın yanına sokulup usulca seslendi. Keskin bir dezenfektan kokusu da bunlara eklenmişti. Bayan Gladwin kocasını meraklılara teşhir eder gibi duruyordu adamın yanında. Dr. Ne istediğini bilmiyor. Cordelia bu kadar yaşlı birini ilk kez görüyordu. Ama hastalarından bana söz etmezdi. Merakla bakmanın kabalık sayılacağını düşünen Cordelia antreye ve mutfağa göz atmamaya dikkat ederek bahçeye çıktı.. O delikanlıya da aynı şeyi söyledim. Gladwin hiçbir tepki göstermeyince diz çöktü. bayat yiyeceklerin ve ekşimsi ter kokularının karışımı. sorun. Bayan Callender. Adam yünlü bir eşofman giymişti." dedi. Gladwin. Öyle derdi bana. Bölge hemşiresi bu eve uğruyor muydu? Adam bir hastaneye . İsterseniz ben getireyim." Cordelia. Çok eski bir hastanız. 'Ben kayıt tutmaya gerek duymuyorum. başını kaldırıp yüzüne baktı.

"Ben geleyim. Bazı hizmetlerini ancak bir erkek yerine getirebilir.. 'Günaydın. Mark'tan erken gelebilirim. "ben artık gideyim." Yan yana duruyorlardı. doktora yanaştı. "Özür dilerim." Sir Ronald'ın bir gününü çalmış olacaktı. "Ben geleyim pazar günü." Bayan Gladwin sesini çıkarmadı." Birlikte eve girdiler. ancak ön kapıda sorabildi. "Buraya gelen bir delikanlıdan söz ettiniz. Ben bir yere gitmek istersem bir pazar gelip doktorla kalabileceğini söyledi.. Rüzgârlı bir gün olduğu için içeride oturuyorduk. Gladwin'i görmek istediğini söyledi. Fikrinden caymadıysa bu pazar gelebileceğini söyleyin. istemeden dile getirilmişti ama böyle bir istekte bulunmanın kadın için ne kadar zor olduğu da belliydi." diye atıldı. O öldü. Gelen gidenimiz çoğaldı canım! Birkaç kişi daha gelirse kapıda bilet kesmeye başlayacağım. Annesiyle ilgili bazı şeyler öğrenmek istiyordu. Hoşlandığı belliydi.. Kaldı ki haftada bir gün tatil yapmak özel dedektiflerin de hakkıydı." Cordelia kadına döndü. "Bağışlayın. Cordelia çekinerek uzanıp kadının kolunu tuttu. Bayan Gladwin'in kıpırtısız karaltısı hâlâ bahçe kapısındaydı. Ama gelmesi olanaksız. Buraya gelen delikanlı. Yemek de yaparmış.. Göz göze geldiler. Söyleyin ona. Bury yolundaki dönemeci geride bırakırken dönüp arkasına baktı. Cordelia elini uzatmaya hazırlanırken kadının onu bir dakika daha orada tutmak istediğini hissetti. Adı Mark mıydı?" "Mark Callender. Bu pazar Haverhill'de oturan kardeşime gitmek istiyorum. Adresini bırakmıştı. ne de başka birinin yapabileceği herhangi bir şey yoktu. isterse gelebilir.." "Bacak kadar bir kızı istemez." Çağrıda en ufak bir incelik yoktu. Arabam da var. Aşağı yukarı on gün sonra da öbürü geldi. Cordelia. artık yardım beklemeyecek kadar umutsuz ve güçsüz olduğunu o bile görebiliyordu. "Sizi bir daha rahatsız etmem.' diye seslendi. "Şu arkadaşınız. uşağıyla konuşuyordu sanki. "Gelirdi. .. Eminim gelirdi. Yardım ricası. Cordelia'nın sormak zorunda olduğu bir soru vardı. Başka bir şey söylemeden doğruldu." dedi." Son anda. Bayan Gladwin dosdoğru karşıya bakarak haşin bir sesle konuşmaya başlamıştı ansızın. O günün parasını almayabilirdi." "Öbürü kim?" "Bir centilmen. "Sizin için yapabileceğim herhangi bir şey varsa. Adını söylemedi ama yüzünü bir yerlerde gördüğümü biliyorum." demeye hazırlanırken kendini tuttu. Evin sahibiymiş gibi daldı içeri. O delikanlıdan hoşlan-mıştı. Bayan Gladwin'in yardım beklemediğini.yatırılamaz mıydı? Bunların anlamsız sorular olduğunu da anlamıştı. salona aldım." dedi yine. Dr. bana iyi günler dileyip gitti. Gladwin. Sonra da eğilip kocamın yüzüne baktı. Ne onun.

Sophie'yle Davie oturma odasında satranç oynuyorlardı. Beş dakika kadar güneşte oturdu. Kızın siyah saçlarıyla Davie'nin sarışın kafası satranç tahtasının üstünde birbirine değecek kadar yakındı. Keşfettiği şeyin önemini bilmiyor. Kilisenin bahçesindeki çiçeklerle çimenler de gözüne çok güzel görünmüştü. Dua kitabını çıkardı. parasını bırakırım." . düşünmeye başladı. sayfalan karıştırırken gözden kaçırdığı yazıyı görmesi hiç zor olmadı. Norwich Sokağı 57 numaraya sürdü. Davie. "Biz oyunumuzu bahçede bitirelim. Biraz huzur bulmadan Cambridge'e kadar araba kullanamayacağını hissediyordu. Bundan sonraki adım Sir Ronald'ın kan grubunu belirlemek olmalıydı. Mini'yi park edip bahçeye girdi ve nehir kıyısına indi. Kan merkezinden verilen kartı. O Bayan Callender olsaydı ve oğluna bir mesaj. Bayan Callender'in bunu oğluna bildirmek istemesinin de tek bir açıklaması vardı. Cordelia'nin birkaç telefon konuşması yapmak için izin istemesini hiç yadırgamadılar. o azizin adını almıştı. Bayan Goddard genç kadının Mark dokuz aylıkken öldüğünü söylemişti. Peki şu çifte A harfi ne anlama geliyordu? Önce adı bu harflerle başlayan otomobil kulüplerini düşündüyse de ardından Mark'ın cüzdanında bulduğu kartı hatırladı. Tarih de mesajı yazdığı günün tarihi olmalıydı. Birinin adının altına yazılan bu harfin ya da harflerin tek bir anlamı olabilirdi: Kan grubu. Suya yansıyan parlak gün ışığında." dedi. EMC A A 14. Postanedekilerden yerel doktorların listesini isteyebileceğini hatırlamıştı. Postane kapanmadan kente yetişebilmek için hızla yol alıyordu. "Sanırım yalnız kalmak istersin. Eli beyaz ciltli İncil'e gitti önce. Telefonu hiç rahatsız edilmeden bir saat süreyle kullanabileceği bir tek yer vardı Cambridge'de. Mark'ın kan grubu B'ydi.52 İlk üç harf Bayan Callender'ın adının baş harfleriydi kuşkusuz. Şimdi de bir telefon bulmalıydı. Birtakım harfler ve sayılar vardı yalnızca. Yapabileceği bir şey vardı. Aradığı bölümü çabucak buldu." Sophie. Mark'ın anlayıp başkalarının anlamayacağı bir mesaj bırakmak isteseydi nereye yazardı? Sorunun yanıtı çok kolay göründü birden. Annesi AA.Bury'de durup on dakika kilisenin bahçesinde dolaşmasının nedenini kendisi de bilmiyordu. Listeyi güçlük çekmeden aldı. Arabaya aldığı benzini masrafa yazması gerektiğini hatırlayınca çantasında defterini aradı.1. Koşarak bahçeden çıkıp Cambridge'e dönerken sevincinden çığlık atabilirdi. İsa'nın havarilerinden Aziz Mark'la ilgili bölüme elbette! Mark 25 Nisan'da doğmuş. "Kaç konuşma yaptığımı sayar. düşündüklerinin doğru olup olmadığını bile kestire-miyordu ama bir ipucu bulmuştu hiç değilse. Hiyeroglifi andıran harfler öyle silikti ki kâğıdın üstündeki hafif bir lekeden farksızdı.

En ufak bir merak belirtisi göstermeden satranç tahtasını dikkatle mutfaktan geçirip bahçe masasının üstüne koydular. Cordelia da bir iskemle çekip içerideki masaya oturdu ve listeyi açtı. ürküntü verecek kadar uzundu doktor listesi. Nereden başlayacağını da bilmiyordu. Kentin merkezinde olanlardan başlamak en doğrusuydu belki. Öyle başlayacak, aradıklarının yanına bir işaret koyacaktı. Başmüfettişin ağzından dökülen incilerden birini daha hatırladı. "Dedektiflik yapmak, inat sınırına varan bir sabır gerektirir." İlk numarayı çevirirken Dalgli-esh'i düşünüyordu. Karşısındakini iyice zora koşan, aman bilmez bir şef olmalıydı adam! Şimdi yaşı epey ilerlemişti gerçi. Kırk beşini bulmuştu mutlaka. Yaşı ilerleyince biraz yumuşamıştı belki. Bir saatlik inat hiçbir sonuç sağlamadı. Doktorların telefonları mutlaka açılıyordu. Muayenehaneleri aramanın yararı buydu. Ancak konuştuğu kişiler doktorların kendileri de olsa, bırakılacak mesajı iletmeye söz veren temizlikçi kadınlar da olsa, incelikle, yahut telaşla ve kabaca verilen yanıt hiç değişmiyordu: Hayır, Sir Ronald Callender bizim hastamız değil. Cordelia da hazırladığı yalanla karşılık veriyordu: "Çok özür dilerim, bana verilen adı yanlış anlamış olmalıyım." Yetmiş dakika sabırla numara çevirdikten sonraşansı açıldı. Bu kez doktorun karısı çıkmıştı telefona. "Korkarım yanlış hekimi arıyorsunuz," dedi. "Garforth House'takilerin hepsi Dr. Venables'a giderler." Bu umulmadık bir şanstı gerçekten. Dr. Venables ilk aramayı düşündüğü hekimlerden değildi ve sıranın V harfine gelmesi en az bir saat daha sürerdi. Adamın adını listede bularak numarayı çevirdi. Doktorun hastabakıcısı çıkmıştı telefona. Cordelia hazırladığı cümleleri sıraladı: "Garforth House'tan arıyorum. Bayan Leaming'in bir ricası var. Size zahmet olacak ama Sir Ronald Callender'ın kan grubuna bir bakar mısınız lütfen. Onlar unutmuşlar. Gelecek ay Helsinki Konferansı'na gidecek. Yola çakmadan kan grubunu not etmek istiyor." "Bir dakika lütfen." Kısa bir sessizlik oldu, ardından telefonun başına dönen ayak sesleri duyuldu. "Sir Ronald A grubu. Yerinizde olsam kaybolmayacağı bir yere yazarım. Daha geçen ay oğlu telefon etmişti. O da aynı şeyi sordu." "Teşekkür ederim! Çok teşekkür ederim! Mutlaka bir yere yazacağım." Tehlikeyi göze alarak ekledi: "Bakın, ben burada yeniyim. Bayan Leaming'e yardım ediyorum. Son sorduğumuzda Bayan Leaming bir yere yaz demişti, aptallık edip yazmayı unuttum. Sizinle konuşacak olursa aradığımı söylemeyin n'olur! Sizi bir daha rahatsız ettiğim için bana kızar."

Gençlerin unutkanlıklarıyla beceriksizliklerine alışkın olan hastabakıcı güldü. Olay onun başını ağrıtacak değildi nasıl olsa. "Merak etmeyin, söylemem," dedi. "Bayan Leaming'in sonunda kendine bir yardımcı bulduğuna sevindim. Oradakiler iyidirler umarım." "Ah, evet. Herkes çok iyi." Cordelia almacı yerine bırakırken pencereden dışarı baktı. Sophie'yle Davie oyunu bitirmiş, satranç taşlarını kutuya yerleştiriyorlardı. O da işini tam zamanında bitirmişti demek. Artık sorunun yanıtını biliyordu ama yanılmadığına emin olması gerekiyordu. Bernie'nin adli tıp kitabında kan grupları konusunda Mendel'in kalıtım yasalarıyla ilgili bir şeyler vardı. Bu konuda kendi bildiklerine de tam güvenemiyordu. Davie bilirdi tabii. En kestirme yo! ona sormaktı. Ama Davie'ye soramazdı. Tek çare kütüphaneye gitmekti ve kapanmadan yetişecekse acele etmesi gerekiyordu. Kıl payıyla yetişti. Artık onu tanımaya başlayan kitaplık görevlisi her zamanki yardımseverliğini gösterdi, aranan kaynak kitap çabucak bulundu. Cordelia'nın düşüncesi doğrulanmıştı. Kan grupları A olan bir kadınla erkeğin çocuklarının kan grubu B olamazdı. Küçük eve döndüğünde yorgunluktan ayakta duramıyordu. Bir gün içinde çok şey olmuş, çok şey öğrenmişti. Mark'ın kişiliğine ışık tutabilir, çocukluğuyla ilgili bir şeyler anlatabilir umuduyla Pilbeam dadıyı aramaya çıkışının üstünden on iki saat bile geçmediğine inanmak zordu. O günkü başarısını düşündükçe başı dönüyor, heyecandan yerinde duramıyordu ama kafasında birbirine dolanan olasılıkların kördüğümünü çözemeyecek kadar yorgundu. Şu anda, bildiği gerçekler bir araya gelmiyor, belirli bir şema çizmiyordu. Mark'ın doğumuyla ilgili gizi, Isabelle'in korkusunu, Hugo'yla Sophie'nin gizledikleri konuyu, Eleanor Markland'ın bahçıvan evine gösterdiği hastalıklı ilgiyi Çavuş Maskell'ın istemediği halde kapıldığı kuşkuları, Mark'ın ölümündeki tuhaflıkları ve tutarsızlıkları bir çırpıda açıklayabilecek bir teori bulamıyordu. Zihinsel yorgunluğun verdiği enerjiyle işe girişti. Mutfağı sildi, gecenin serin olabileceğini düşünerek şöminedeki beyaz kül yığının üstüne birkaç odun yerleştirdi, arkadaki çiçek tarhında biten otları yoldu, sonra da kendine bir mantarlı omlet pişirip - herhalde Mark'ın da yaptığı gibi - mutfak masasında yedi. Son olarak tabancasını sakladığı yerden çıkarıp yatağın yanındaki masaya koydu. Arka kapıyı kilitledi, penceredeki perdeyi çekti, pencere pervazlarına yapıştırdığı selobant parçalarını gözden geçirdi. Ancak kapının üstüne tencere kapağı koymadı. Baş ucundaki mumlardan birini yakıp bir kitap seçmek için pencereye yanaştı. Hık, rüzgârsız bir geceydi, mumun alevi bile titremiyordu. Hava tam kararma-mıştı ama bahçe çok sessizdi, o huzurlu sessizliği anayoldan geçen bir arabanın motor uğultusu ya da bir gece kuşunun sesi bozuyordu yalnızca. Alacakaranlıkta bahçe kapısına yaklaşan bir karaltı gördü ansızın. Gelen Eleanor Markland'dı. Elini

kapının mandalına uzatırken içeri girip girmemekte kararsızlık çekercesine durakladı. Cordelia pencereden yana kayarak sırtını duvara dayadı. Kapının dışındaki karaltı öyle hareketsizdi ki gözetlendiğini hissetmiş ve şaşkın bir hayvan gibi donup kalmıştı sanki. İki dakika sonra da oradan uzaklaştı ve elma bahçesindeki ağaçların arasında kayboldu. Cordelia gevşedi. Mark'ın kitaplarının arasından Gardiyandı alıp uyku tulumuna girdi. Aradan yarım saat geçmeden mumu üfledi ve yavaş yavaş uykunun derinliklerine inmeye hazırlandı. Gecenin çok geç bir saatinde uyandı, uyanır uyanmaz da kendine geldi. Zaman durmuştu sanki. Kıpırtısız hava, başlayan yeni günü gafil avlamak istermiş gibi bir bekleyiş içindeydi. Cordelia masanın üstünde duran saatinin tiktaklarını işitebiliyor, tabancanın namlusunu, el fenerinin siyah silindirini seçebiliyordu. Yattığı yerde geceyi dinledi. İnsan şafak öncesinin saatlerini uykuda geçiriyordu çokluk. Bunlar yaşanmayan saatler olduğundan, o saatlerde yeni doğmuş bir yaratığını acemiliği ve kararsızlığıyla hareket ediliyordu. Cordelia korku duymuyordu; hafif bir gevşeklik ve onu sarıp sarmalayan bir huzur içindeydi. Soluğu sessiz odayı seslendiriyor, sanki içerideki kıpırtısız hava onunla birlikte soluk alıyordu. Onu uyandıranın ne olduğunu anlamıştı. Konuklar geliyordu eve. uykusunun hafiflediği bir sırada, bilinçaltında araba sesi duymuş olmalıydı. Şimdi de bahçe kapısı inleyerek açılmış, çalı diplerinde dolaşan bir yaratığın sinsi adımlarıyla ilerleyen ayak sesleri, kopuk kopuk mırıltılar duyulmaya başlamıştı. Uyku tulumundan çıkarak pencereye yaklaştı. Mark ön pencerelerin camlarını silmemişti. Belki fırsat bulmamış, belki de tül perde görevini yapan toz tabakasından yararlanmak istemişti. Cordelia yılların birikimi olan o tabakayı parmaklarıyla ve büyük bir telaşla açmaya çalıştı. Sonunda parmaklan camın pürüzsüz, soğuk yüzeyine değdi. Bir hayvan iniltisiyle cızırdayan camın sesini işitince, bu sesin onu ele vereceğinden korktu. Gözünü temizlenen noktaya dayayarak aşağı baktı. Renault yüksek çitin gerisinde kalmıştı ama tahta kapının arkasına gelen kaputun pırıltısı ve yanık bırakılan park lambaları seçilebiliyordu. İki küçük ay gibi parlıyordu lambalar. Isabelle gövdesine yapışan uzun etekli bir şey giymişti. Soluk renkli tuvaletinin içindeki gövdesi çitin önünde sallanıyordu. Hugo onun yanında karanlık bir gölge gibi duruyordu. Yan dönünce Cordelia delikanlının da beyaz gömlek giydiğini gördü. İkisi de şık gece kılığıyla gelmişlerdi. Yan yana yürüyerek patikayı geçtiler, ön kapıda durup kısaca konuştuktan sonra evin köşesini döndüler. Cordelia da elektrik fenerini kapıp çıplak ayaklarıyla merdivenden aşağı koştu sessizce. Oturma odasını koşarak geçip arka kapının kilidini açtı. Anahtar ses çıkarmadan dönmüştü. Soluk almaya bile çekinerek merdivenin altındaki karanlığa sığındı. Tam zamanında sığınmıştı. Kapı açıldı, yıldız alacasıyla aydınlanan gecenin ışığı içeri vurdu. Hugo'nun sesi duyuldu.

İşığın ocağa vurması için elektrik fenerini pencere pervazına yatırdı. İkinci . Ateşteki su iki dakikada kaynamıştı. "ben Cordelia. Öyle tiz çığlıklar atıyordu ki Cordelia sesin Marklandların evinden duyulacağından korktu." "Ulu Tanrım. bir yabani hayvanın dehşet dolu çığlıklarıydı bunlar. avutucu sözler ve Isabelle'in tek heceli yanıtları . Ocakların büyüğünü yaktı. Isabelle çığlıklar atmaya başlamıştı. Hugo kolunu kaldırıp kızın yüzünü tokatlayınca ses kesildi. eli sallandı ve kibrit söndü. Hugo'nun kısık sesle küfrettiği." Elektrik fenerini masaya bırakarak gaz lambasını yaktı. Hugo soluğunu içine çekti. fitili kıstıktan sonra Isabelle'i şöminenin yanındaki koltuklardan birine oturttu. Sen de şömineyi yak." dedi. Alevin parlaklığı masanın üstünü." Isabelle bunu duyacak durumda değildi. Aptalca bir fikirmiş anlaşılan. Titriyordu kız. Hugo'nun becerikli elleri çıraları tutuşturmuş. Mark'ın kalın kazaklarından birini getirip Isabelle'in omzuna verdi. tavandan sarkan suçlu kancayı ve merdiven altındaki sessiz karaltıyı aydınlattı. Bu kez yukarıya kaldırmıştı kibriti. Cordelia kahve yapmak için mutfağa gitti."Bir dakika. Bir saniye süreyle mutlak bir sessizlik oldu. bir an için iki gencin ciddi yüzlerini. Oturma odasından Hugo'nun alçak sesle sıraladığı telaşlı. Ona daha sert bir şey gerekli. Burada içki bulunur mu?" "Yalnız bira var. Bir kibrit yakayım. Eve dönerken buraya uğramanın iyi bir fikir olacağını düşündük. sonra da Isabelle genç adamın göğsüne yaslanıp kısık sesle hıçkırmaya başladı. Tutuşturulmaya hazır. Hugo öfkeyle Cordelia'ya döndü. Hugo sertçe bağırdı: "Kim var orada?" Cordelia elektrik fenerini yakarak ilerledi. ateş çıtırdamaya başlamıştı.ve çatlak . maşrapa biçimindeki mavi çizgili fincanlardan ikisini. Pitt Kulübü'nün balosundaydık." Kibritin alevi yalımlandı. kendisi için de daha küçük bir fincan çıkardı. "Benim. İnsan sesi değil. Isabelle'in korku dolu iri gözlerini aydınlattı ve söndü.bir fincan şekerlik görevi yapacaktı." "Biz Isabelle'in Mark'a uğradığı gün ödünç bıraktığı tabloyu almaya ve onun bu evle ilgili hastalıklı saplantısını ortadan kaldırmak umuduyla geldik. bunu niye yaptın sanki?" "Ne yaptım?" "Oraya saklanıp kızı korkuttun! Senin ne işin var burada?" "Aynı soruyu ben de sana sorabilirim. "Canına yandığımın. ardından da ikinci kibritin çakıldığı işitildi. dolaptan kahverengi seramik kahve ibriğini. bilmeliydim." "Daha sert bir şey yok ama kahve yapabilirim.

Kahve kokusu şöminede yanan odunların reçine kokusuna karışmıştı." dedi. Çıra kıymıklarından birini alarak böceğin önüne tuttu ve bu yolla kaçmasını sağlamaya çalıştı." Tepeden bakan bir tavırla. Isabelle'le Hugo'ya büyük fincanları verdi. Dayanıklı kızlar kendi başlarının çaresine bakabilirlerdi. Böcek korkunç bir sona doğru gittiğinin bilincine varmış mıydı acaba? Çakılan bir kibrit. şimdi enikonu rahat görünüyordu.üstünde Edinburgh şatosunun resmi bulunan hafifçe yamulmuş teneke tepsiye . Cordelia. Güzellik uçucuydu. gaz lambası yüzleri tatlı bir ışıkla aydınlatıyordu. Yine de bunu söyleyip Hugo'nun yanılgılarına son vermeyecekti. geri dönüp yeniden kaçmaya çalıştı. belki kahve kokusundan ya da ateşin sıcaklığıyla tatlı çıtırtılarından ötürü. Alevlerin gölgeleri tabana döşeli taşların üstüne düşüyor. "Isabelle'in bu evle ilgili hastalıklı saplantısı diye bir şey söylemiştin. Bu saplantı nereden kaynaklanıyor?" "Isabelle çok duyarlı. Yoksa dünyayla nasıl baş ederlerdi? Ona kalırsa. Durumu polise haber verip vermemek onun bileceğin iş. geçiciydi." İçten içe. Açıklamazsanız Sir Ronald'a senin. Paniğe kapılarak alevlere doğru koştu. tutuşturulan bir ateş ne büyük acılara. Isabelle'in ve ablanın Mark'ın ölümüyle ilginiz olduğunu bildireceğim. Cordelia kahvesini karıştırırken küçük bir böceğin henüz tutuşan bir odunun üstünden kaçmak için umutsuzca koşuştuğunu gördü. Isabelle bile korkusunu yenmişti artık. Isabelle'in tuvaletini minik yıldızlarla süslüyordu. buraya bir tek kere gelmiş. dayanıklılıkta Isabelle'in dokuları da onun-kilerden geri kalmazdı. Ateşten sıçrayan kıvılcımlar havai fişekler gibi yükseliyor. Isabelle'in duyguları incinmeme-liydi. Cordelia hayvanın o kızgın karanlığa düşüşünü gözünün önüne getirdi. çok duygusal bir kızdır. hiçbir cinayet sanığı bundan daha sıcak bir ortamda sorguya çekilmemiştir. Belki Hugo'nun koruyucu kolunu omuzlarında hissettiğinden. Cordelia genç adama döndü. "Mark'ın bu odada öldüğünü biliyorum ama Isabelle'in Mark'ın yasını tuttuğuna inanmamı bekleme. savunmasızlıktı. Cordelia daha fazla oyalanmadan kahveyi mutfaktaki tek tepsiye . Ne var ki böcek büsbütün şaşırmıştı şimdi. kendisi küçüğünü aldı. söylev çekercesine konuştuğunu. Isabelle'in en yumuşak bir polis sorgulamasına bile dayanabileceğini sanmıyorum. ne büyük korkulara yol açabiliyordu. daha iyi olur. diye düşündü. İkiniz de benden bir şey gizliyorsunuz. "Söylediğine bakılırsa. Onu şimdi açıklarsanız. herhangi bir kanıta dayanmayan bir suçlamayı boş bir tehditle pekiştirdiğini kendisi de . Senin kadar dayanıklı değildir o. sonunda odunun çatlaklarından birine düştü.geliyordu. Sen ne dersin.koyarak oturma odasına döndü ve tepsiyi şöminenin önüne bıraktı. Cordelia bütün güzel kadınların dayanıklı olduklarına inanırdı.

Isabelle tiyatroya görmek için değil. . hem arkadaşları tedirgin olacak ve acı çekecekler.tehlikeden başka şeyleri değerlendirircesine .yani Sophie. Davie ve benim Sanat Tiyatrosu'na gittiğimizi söylemiştim. Senin de tahmin ettiğin gibi bunun yalnızca dörtte üçü doğruydu." Ansızın Isabelle söze karıştı. lsabelle söyleneni anlamamakta direten inatçı çocuğuyla konuşan bir anne tavrıyla. Isa-bele. "Sana Mark'ın öldüğü gece bizim ." "Peki. lsabelle söz konusu oldu mu hepimiz gibi Mark da kendini aldatmayı bilirdi. Dolayısıyla. Tıpkı soyunmak gibi. zamanı gelecekti. Pekâlâ. Aralarındaki kişisel iletişimin yeterince derinlik kazandığına inanmadığı . sabırla yineledi. Hiçbir sonuç da alınmayacak. "Ben Mark'la hiç yatmadım. şimdi ikisinden de yoksun kaldı." "Ben de aynı şeyi söylüyorum! Zavallı Mark! Gölgeyi maddeye değişti. "Mark benim âşığım değildi." dedi. o da bir sonraki âşığından avuntu aramaya gitmiş. bildiklerimizi sana anlatırsak aramızda kalacağına söz verir misin?" "Nasıl verebilirim? Sana inanacağıma da söz veremem. Hugo.fark etmişti ya.süzdükten sonra alçak sesle konuşmaya başladı." Hugo kahve fincanını yere bırakıp gözlerini şöminedeki ateşe dikti." Sesinde hafif bir kıskançlık seziliyordu. hiçbir kızı yatağa atmazdı. yapamam." lsabelle anlamlı bir gülüşle gülümsedi. Anladığıma göre Isabelle'le kurduğu iletişim yeterince derinleşmemişti henüz. "Korkarım anlatmak zorundasınız. Biz de biletleri oyundan en fazla zevk alacak kişiler arasında paylaştık. Hugo. Sevişmenin ön koşullarından biriydi bu sanki. Romantik oğlandı Mark. Anlamsız laflar." "O gece neler oldu?" Cordelia kıza sormuştu ama karşılık veren Hu-go'ydu." "Hayır. "Mark'ın kendi canına kıydığını söylediğimde bana inansan olmuyor mu? Polis bu işe karışırsa hem babası. oyuncu kadrosunun elli kişiden az olduğu oyunlarda da canı sıkılır. Öyle konuşması da saçmaydı ya! Benim babam kullanır o deyimleri. Bir kıza âşık değilse onunla yatmazdı. Yer ayırtmak istediğimde yalnızca üç bilet kalmıştı. O yüzden ona bilet vermedik. âşığı tarafından yüz üstü bırakılınca.ya da bunu hangi garip deyimlerle ifade ediyorsa -sürece. görülmek için gider." "Biliyorum. Hugo birkaç saniye süreyle onu . Mark da babam gibi düşünüyordu." "Galiba öyle. Henüz diyorum. Hugo! Ne önemi var?" Cordelia. "Başka çareniz olduğunu sanmıyorum.. "Aman anlat. Hugo.

." Isabelle başını sağdan sola çevirerek gerçekten odada yalnız olduklarına güven getirmek istercesine dört köşeyi gözden geçirdi. "Sonra?" diyerek onu konuşmaya zorladı. "Sen de öyle bakma. Bu dünyada. Cordelia. Hugo susmasını istediği sürece susmuştu ama şimdi içini dökebileceğine seviniyordu. Güzel resimler değil. sevgilim. "Öyle bir sahneye tanık olması o gece çok korkunçtu Isabelle için." Bir an duralayarak kahvesine baktı. Cordelia kızda korkudan iz kalmadığını gördü. Çok korkunçtu."Isabelle arabasına atlayıp buraya gelmiş. Arka pencerelerin perdeleri kapalıymış." dedi. Cordelia." "İnanmıyorum. Bu da onlardan biri. Ve yüzü! Dudaklarını boyamıştı. "Gidip Mark'ı göreyim diye düşündüm. Ben de kapıyı itip girdim. Ona sürpriz yapmak istediğim için çalmadan girdim. fincanı elinde evirip çevirdi. Kapı acıkmış. "Gerisini sen anlat. Olağanüstü güzellikteki gözlerinin irisleri ateşin ışrğında mora dönmüştü. üstünde başka hiçbir şey yoktu. Onun bahçede olabileceğini düşünmüştüm ama değildi. Mark ön kapının açılmadığını söylediği için arka kapıya dolaştım. babanın sınırsız parasının bile senin gözünden uzak tutamayacağı bazı çirkinlikler vardır. Mark değildi sanki. o da bir şey yapamadı. lsabelle'in çektiği acılar yoğun." Kız kararsız kalınca Hugo eğilip onu öptü. Hugo. Cinsel sapıklıklar içinde en zararsız olanlardan biri belki. "Anlat hadi. İnsana benzemiyordu! Masanın üstünde üç tane resim vardı. Ama bu hiç görülmemiş bir şey de değil. ancak kısa ömürlü oluyordu. İçeri girdiğinde Mark'ın ölüsüyle karşılaşmış. Yedi buçuktan az sonra. "Matmazel de Conge biraz rahatsızdı. Çevredeki son rezaleti anlatmaya hazırlanan dedikoducu bir köylü kadının hevesiyle Cordelia'ya doğru eğildi. Bence kayışın tokası elinden kaydı. Boyayı taşıra taşıra hem de. Öldüğü belliydi. Sirk palyaçolarına benze-mişti. yaşadığı olayın dehşetinin hafifleyeceğini içgüdüleriyle biliyordu belki. Çıplak kadın resimleri!" İri gözleri gördüklerine akıl erdirememiş gibi bakıyordu Cordelia'ya. Hem korkunçtu. bir yandan gülmek istiyordum. "Sonra Mark'ı gördüm. hem de gülünç! Bir yandan çığlık atmak. Hugo'yla Sophie tiyatroya gitmişlerdi. Toprağa sapladığı dirgenle kapının yanına attığı çizmeler vardı bir tek. benim de canım sıkılıyordu. Kendini öldürmek istediğini sanmıyorum. Ön pencerelerden içerisi görünmüyor zaten. Ancak Bayan Markland'ın onu ertesi sabah bulduğu durumda değilmiş. Tavandaki kancadan sallanıyordu." dedi Cordelia." Isabelle'e döndü. Kendinden başka kimseyi ilgilendirmeyen bir şey. Cordelia! Kadın gibi siyah sutyen ve siyah dantel külot giymişti. Şimdi de hoş bir anı değil." dedi. İçini döktükten sonra. Şu kancadan sarkıyormuş.

Cordelia! Ben hiç siyah iç çamaşırı giymem. O yaşamın ayrıntılarıyla ilgilenirdi ama ölümün ayrıntılarına dayanamazdı. o odada dudak boyası yoktu mutlaka." . Neyse ki Isabelle o vatandaşlardan biri değil. Onlardan başka kimse o renk ruj sürmez bence. "Yasalara saygı duyan her namuslu vatandaş en yakın telefona gider ve polisi arardı. Hemen tanıdım. Kapalı. Ama iş ayrıntılara." "Dudak boyası nerdeydi peki?" "Hangi dudak boyası. Sorusunu Isabelle'e yöneltti. Hugo'nun yüzüne." "Ya perdeler?" "Şimdiki gibiydi. Kanıt da var. Şimdi başka bir şey de vardı genç adamın yüzünde. İstersen gel." Cordelia kızın mağazanın pek iyi bir müşterisi olduğunu sanmıyordu." "Mark'ın üstündeki çamaşırları nasıl tanıdın? Senin çamaşırların mıydı?" "Hayır. "Kapının açık olduğunu söyledin. Ama benim aldığım çamaşırların aynılarıydı. Dudak boyası görmedim diyorsa. Cordelia?" "Mark'ın kullandığı. Dışarı çıkarken gördüm. Ben de çamaşırlarımı Marks and Spencer'dan alırım hep. Olsa polisler bulurlardı. "Dudak boyası ne renkti?" "Morumsu. Anahtarı gördün mü?" "Anahtar kapının iç tarafındaydı. Kuşkularını belli etmemeliydi." Hugo söze karıştı. onun gösterdiği inat ve anlayışsızlıktan ötürü çatılan kaşlarına baktı. gidip Sophie'ye telefon edelim. Ben Mark'ın kendini öldürdüğüne inanmıyorum. Öldüğü belliydi. korkmuş muydu? Düş kırıklığına mı uğramıştı yoksa. Sinirlenmiş miydi." "Isabelle'in anlattıklarının doğrulanmasına gerek yok. Yaşlı kadınların kullanacağı bir renk. Tenime beyazdan başka renk değmesini istemem. . "Mark'a dokunamazdım! Hiçbir şeye el sürmedim."İnanmayacağını biliyordum. Korku ve dehşet içinde geçirdiği o dakikalarda bile iç çamaşırlarının cinsine dikkat etmişti. özellikle giysilerin ayrıntılarına geldi mi ondan daha güvenilir tanık bulunamayacağı anlaşılıyordu. Anlattıklarımızı o da doğrulayacaktır. Doğru oysa. Neredeydi öyleyse? Masanın üstünde görmedin mi?" "Masanın üstünde o resimlerden başka bir şey yoktu." Bunu söyler söylemez hata ettiğini anlamıştı. Onların doğru olduğunu biliyorum. Aman vermeden sürdürdü: "Herhangi bir şeye dokundun mu? Ölüp ölmediğini anlamak için Mark'a dokunmuşsundur belki." Isabelle şok geçirecekti. Ancak şimdi iş işten geçmişti ve sorulması gereken sorular vardı." "Ya iç çamaşırları? Tarif edebilir misin?" "Elbette! Marks and Spencer'da satılanlardandı. Blucininin ceplerinde değildi.

Kapı açık. Çıktığımızda karşı kaldırımı arşınlıyordu. Evet. Isabelle göreceğini görmüştü zaten. Biri-belki Marklandların evindekilerden biri -çıkıp gelebilirdi. yeniden asıp başka birinin bulmasını bekleyecektik. Kazaya intihar süsü vermeyi kararlaştırdık. "Partiden eve döndüğümde biri yastığı o kancaya asmıştı." "Anlatacak bir şey yok. Gelen konuk eksiksiz bir iş yapmıştı. Siz mi yaptınız?" . Buraya gelince kızlara arabada beklemelerini söyledik. şöminenin içinde bir yığın kül görülüyordu. Ancak daktiloda bir inhi-har mektubu. Gelmeden Norwich Sokağı'na uğrayıp Davie'nin fotoğraf makinesiyle flaşını aldık. bizim burada yapabileceğimiz herhangi bir şey yoktu. "Dün gece biri bana soğuk bir şaka yaptı. İntihar mektubu yazmak aklımıza gelmedi. Mark ablamın onu öyle görmesini istemezdi diye düşündük. perdeler kapalıydı. sonra da biz. Zaten öyle bir çağda yaşıyoruz ki insan arkadaş hatırına ne yapsa aynasızlar mutlaka yanlış yorumluyorlar. Dördümüz de Renault'ya atlayıp buraya döndük. Mark'ın cesedi de. Önce Isabelle gelmişti. Biz iyi niyetle hareket etmiştik ya." Cordelia'nın düşüncesine göre Isabelle'den önce biri daha gelmişti eve. İnsanların ölülerin duygularına önem vermesini tuhaf bulmuyor musun. Ne masanın üstünde resim kalmıştı. "Herhangi birine duyduğumuz sevgiyi açıkça göstermeyi ancak o insan öldükten sonra göze alabiliyoruz belki. Fotoğraf makinesi getirmemizin amacı ilk durumuyla resimlerini çekebilmekti. Kazaya intihar süsü vermekle hangi yasaya aykırı hareket ettiğimizi bilmiyorduk ama yaptığımızı yasaklayan bir yasa bulunurdu mutlaka. ne var ki ev iyi işliyordu o gece. Sir Ronald'la aynasızların Mark'ın nasıl öldüğünü öğrenmelerine izin veremezdik elbette. Mark'ın katili gelmişti." dedi. yüzünü temizleyecek. Başımız derde girerse elimizde kanıt bulunsun istedik. Her neyse. Mark' in üstünde blucini vardı. ardından o adsız iyiliksever. Cordelia?" Cordelia babasını ve Bernie'yi düşündü. saat epey ilerlemişti gerçi. Oyun bitinceye kadar beklemiş. Mark buraya yerleştiğinden beri o kadar çok konuğu olmamıştı herhalde. Ayrıca. Mark'ı hepimiz severdik ama cinayetle suçlanmayı göze alacak kadar değil. Yalnız bırakılmayacak kadar korktuğu için Sophie'nin onunla kalmasını istedik. Ona kendi giyeceklerini giydirecek." "Anlat. Biri bizden önce davranmıştı. elimiz böğrümüzde kaldı.İçgüdüleri beni aramasını söylemiş." "Biraz sinik bir görüş ama doğru. O bizim akıl edemeyeceğimiz bir incelikti. Fazla oyalanmadık. Birdenbire konuyu değiştirdi. ne de dudaklarında ruj. Onların artık bu konuda hiçbir şey yapamayacaklarını biliyoruz. Tiyatronun kapısında buldu bizi." "Niye?" "O benim fıkrimdi. oda da Bayan Markland'ın soruşturmada anlattığı durumdaydı.

Huzursuzca dolaşıyordu odada. istediğinde hemen ve verdiği durumda geri almak koşuluyla. Büyük bir olasılıkla. genç adam onun düşündüğünden çok daha usta bir aktör olmalıydı. Biri Mark için kendini tehlikeye attı." dedi." "Ona ne diyeceksin?" "Bir şey düşünürüm. Seni korkutmak isteyen başka biri. Niye yapayım zaten?" "Beni korkutup kaçırmak için. sonra da içeri girdi. bu kız sahip olduğu her şeyi insanları da."Ben senin Cambridge'de kaldığını sanıyordum. Benden kurtulmaya çalışıyorsa açıkça konuşması daha doğru olurdu oysa.ya da kadın benim bu konuyu kurcalamamı istemiyor. Biz seni Mark'ın ölümünde araştırılacak bir yan olmadığına inandırmaya çalışıyorduk. Acımasızlıktan.bu gerçeği öğrenmesi için manastırda eğitim görmesi de gerekmezdi zaten . zalimlikten fazla bir şey . ciddiyetle incelemişti. korktuğunun bilincine varmıştı." diye karşılık verdi. Kötülük dünyada kol geziyordu . hainlikten. kuş korosu doğan güneşe karşı çıkarcasına gürültüyle ötüyordu. o gece buraya bizden önce gelen kişi. resim indirilirken hüzünle seyretmişti Cordelia. "Ben yapmadım. ama yalnızca ödünç vermeye razı olabilir diye düşündü. Son konuklarını uğurlayan yorgun bir ev sahibesi gibi onlara el salladı. Konuklar giderken Antonello'nun tablosunu da yanlarında götürmüşlerdi." "Biliyorum. nesneleri de . üzülme sen." Isabelle'te Hugo oradan ayrıldıklarında tan ağarıyor." "Saçma! Sen öyle şeylerden korkup kaçacak kız değilsin. Hugo direksiyona geçip araba çitin gölgesinden uzaklaşırken arkalarından baktı. sinirlerini gererken yorgunluğunu silmediğini hissediyordu." "Sana güvenip güvenemeyeceğini bilemez ki! Şimdi ne yapacaksın. Cordelia. Belki bazı kadınları korkuturdu ama seni değil. "Ancak önce Sir Ro-nald'la konuşmam gerek.ve bu odaya da bulaşmıştı. Mark'ın bir parçası daha evden gidiyormuş gibi. O adam . Son birkaç odun parçasını da şömineye koyup ateşi canlandırmak için üflemeye koyuldu. Isabelle resmi kolunun altına kıstırmadan önce çekirdekten yetişme tablo uzmanı havasıyla. Ateş sönüyordu. Ne var ki beynini kıvrandıran uykusuzluktan başka bir şeydi.başkalarına vermeye. "Herhalde. Öyle bir şey yapmamız Mark'ın ölümünde kuşkulu bir yön bulunduğu inancını pekiştirirdi ancak. Cordelia? Londra'ya mı döneceksin?" Kayıtsız bir sesle konuşmaya çalışıyordu ama Cordelia o tavrın gerisindeki endişeyi sezinledi. olaylı gecenin. Hugo'yla Isabelle gidince oda çok boş ve soğuk gelmişti Cordelia'ya.Hugo'nun yüzündeki şaşkınlık yapmacık bir şaşkın-lıksa. Yeniden yatamayacak kadar gergin olmakla birlikte uykusunu alamadığını. İlk kez olarak.

büsbütün çapraşık hale sokmuştu. Yeni başlayan günün aydınlığı bile kötülüklere gebeydi. ancak küçük evden uzaklaşacağına ilk kez seviniyordu.vardı burada. . elinde olmadan gözlerini tavana diktikçe biraz daha büyüyordu. Hugo'yla Davie şurada. Bir saat süreyle ara vermeden çalıştı. Başka kim bilirdi? Dünya insanı denen herkes belki. Ve git gide büyüyordu sanki. Neyse ki aralarında Çavuş Maskell'in da bulunduğu başka kişiler de görmüşlerdi bahçeyi. Oturma odası da küçülmüştü. o tür sapkınlıklar görülmemiş şeyler değildi. yola çıkmak için sabırsızlandı. Mark'ın yarım bıraktığı iş cinayet kanıtlarından biriydi. Şeytanca bir kurnazlıkla işlenmişti o cinayet. Bir yandan Mark'ı düşünürken bir yandan kendilerini korumaya bakmışlardı. bahçeyi dolaştı. Çay suyunun kaynamasını beklerken o gün neler yapacağını tasarladı. Ve yarım bırakılan iş. Buraya dönmeden fotoğraf makinesini almaları çok tipikti yine de. Ne yapacağını bilemediğinden sonunda dirgeni alıp Mark'ın bıraktığı yerden toprağı kazmaya başladı. Bunun akıllıca bir davranış olup olmadığına da emin değildi. Ama Hugo yapmış olamazdı. Hugo o saatlerde başka yerde olduğunu kanıtlayabiliyordu. klostrofobi yaratan bir yerdi. arabayı Cambrid-ge'de bırakıp trenle gitmeye karar vermişti. toprağa saplanıp kalan çamurlu dirgen sinirine dokunuyordu. Kötülük. Isabelle'in anlattıkları olayı aydınlatmamış. Artık bir sığınak değil. Gerekirse tanıklık edebilirlerdi. Nasıl? Isabelle bildiklerini anlatırsa. Mark'ın cesedinin altında durup sakin sakin objektif ayarından ve uzaklık öcüsünden söz etmiş olabilirler miydi? Gerekirse Mark'ı rezil edip onların suçsuzluklarını kanıtlayacak olan resimleri böyle çene çalarak mı çekmişlerdi? Tavandan sarkan kancanın lanetli etkisinden uzakla-şabildiğine sevinerek çay yapmak için mutfağa gitti. oğlanın kazayla kendini öldürdüğüne inanacaktı herkes. Davie'nin ya da Sophie'nin öyle iğrenç bir işe bulaşmış olabileceklerini de aklı almıyordu. hem daha çabuk olacağından. Daha önce düşündüğü gibi yapacak. Mark'ın cinayete kurban gittiğine kuşkusu yoktu. Şaşkın ve huzursuz bir şekilde bir odadan öbürüne geçti. Mark'ın dedesinin vasiyetnamesine bakmak için o gün Londra'ya inecekti. Olayı çözecek anahtarın Cambridge'de bulunduğunu bildiğinden bir günü Londra'da geçireceğine sıkılıyor. idam hücresi kadar çirkin. Hem daha kolay. sonra da dirgenin çamurunu temizleyip barakaya. Yola çıkmadan iki saat boş zamanı vardı. Yeni teoriler geliştiremeyecekti henüz. Edindiği bilgiler kafasını karıştırmıştı. Bir gece önce büyümeye başlamıştı. Öğrenilmesi gereken birtakım önemli noktalar vardı hâlâ. öbür bahçe aletlerinin yanına koydu. Hugo'nun dediği gibi. Babası psikiyatr olduğu için böyle şeyleri bilirdi. Başlangıçta onu hiç rahatsız etmeyen kanca bir fetiş halini almıştı şimdi. Polislerin olaya hangi gözle bakacaklarını anlaması için kitap karıştırmasına gerek yoktu.

Yedi bültenindeki hava raporu güney-doğuda gökgürültülü yağış beklendiğini bildirdiğinden yanında getirdiği en kalın giyeceği. adam torununa büyük bir miras bıraktığına göre Mark'ın doğumundan. Mark'ın dokunduğu ya da bir zamanlar sahip olduğu hiçbir şeyin onu rahatsız edeceğini yahut ürkütebileceğini sanmıyordu. Oradakilerin birkaçı başlarını inceledikleri vasiyetnamelerden kaldırıp anlayışla gülümsediler. Cordelia ceketini çıkarıp paspasın üstüne silkeledikten sonra iskemlelerden birine astı ve tezgâha yanaşmadan önce saçlarından süzülen suyu mendiliyle kurulamak gibi boş bir çaba gösterdi. Cordelia işe nereden başlaması gerektiğini sorduğunda salonun ortasındaki kalın ciltleri göstererek vasiyetnamelerin onları hazırlayan kişilerin adlarına ve Somerset House'e geldikleri tarihe göre tasnif edildiklerini açıkladı. Evelyn ölünce o para kocasına kalmıştı. Cordelia aradığı vasiyetnamenin kaç numaralı kataloga kayıtlı olduğunu bulup cildi tezgâha getirirse 20 peni karşılığında vasiyetnamenin orijinalini inceleyebilirdi. Belindeki kayışın sağlamlığı ve ağırlığı içini rahatlatmıştı hatta. Bernie'nin cenazesinden bu yana giymemişti onu. Kapıyı açtı. tayyörünü giymeye karar verdi. en azından annesinin hamileliğinden sonra ölmüş olmalıydı. BEŞİNCİ BÖLÜM Cordelia bütün resmi kayıtların saklandığı Somerset House'ın önünde otobüsten inerken fırtına patladı. Bir tılsım edinmişti sanki. beline iki kere dolayıp tokaya geçirdi. tezgâhın arkasındaki anaç kadın da dilini şaklatarak Cordelia'nın ıslanmasına üzüldüğünü belli etti. Kilo vermişti demek. Bay Bottley mirasının bir bölümünü kızına bırakmış. üstünden süzülen sularla paspası ıslatarak soluklanırken kendi haline güldü. Yoksa kızı ölünce yeni bir vasiyetname yapardı. torununun doğumundan tam üç ay bir gün ve vasiyetnamesini hazırladıktan üç hafta sonra ölmüştü. George Albert Bottley 26 Temmuz 1951'de. George Bottley'nin ölüm tarihini bilmediğinden işe nereden başlayacağını hâlâ kestiremiyordu ama. babanın kızından önce ölmüş olması gerektiğini söylüyordu. Etekliğin belinin çok bol geldiğini fark etti. Anaç kadın ona yardımcı oldu.Artık yola koyulabilirdi. İç avluya park edilmiş arabaların arasından koşarken kurşun gibi yere çarpıp seken yağmur damlaları ayak bileklerini ıslatıyordu. Düşüncesinde haklı çıkmıştı. Belini saran kayıştan rahatsızlık duymamıştı. Önce bir yere yıldırım düştü. Biraz düşündükten sonra araç gereç çantasından Mark'ın kayışını çıkardı. Mark'ın doğduğu yıl olan 1951 yılıyla başlamaya karar verdi. ardından gökgürültüsünün gümbürtüsü top mermisi gibi patladı. Mantık. Bu ani ve beklenmedik bir ölüm müydü acaba? Yoksa adam ölümün eşiğinde olduğunu bildiği için mi yapmıştı vasiyetnamesini? Yedi yüz elli bin sterlin gibi bir servet bıraktığı anlaşılıyordu? Acaba o parayı nasıl kazanmıştı? Hepsini yapağı ticaretinden .

Bir bakıma bir kumarbazın vasiyetnamesiydi bu. Cordelia adamın servetini nasıl kazanmış olabileceğini merak etti yine. anlaşılması zor bir belge olacağından korkmuştu ama öyle değildi. Adam kendi vârislerinin parasından yararlanamayabileceklerihi düşününce avukatlarından güvenilir hayır kurumlarının bir listesini istemişti sanki. bir form doldurdu ve vezneye gönderildi. servetini mezarından idare etmeye. öbür yarısını 'sevgili torunu' Mark'a bırakıyordu. Bay Bottley 'her zaman görülen çirkin çekişmelere yol açmak istemediğinden' bütün eşyalarının satılmasını öngörmüştü. vasiyetnameyi okuduktan sonra da düşüncesi değişmedi. Geri kalan servetinin yarısını 'normal kadınların niteliklerinden hiç değilse birine sahip olduğunu sonunda ortaya koyabildiği için' kızına. ünlü ve başarılı kuruluşlar oldukları için seçilmişlerdi. Bay Bottley böylece akrabaların birbirlerinin sağlık durumlarına daha fazla ilgi duyacaklarına ve . tek kuruşunun bile istemediği kişilerin ellerine geçmemesi için önlem almaya kalkışmamıştı. Bay Bottley damadına hiçbir şey bırakmamış. Cordelia'nın görebildiği kadarıyla. Onlar da ölünce anapara hayır kurumlarına dağıtılacaktı. adam hakkında olumsuz bir yargıya varmasına yol açmıştı. Katalogu tezgâha götürdü. cimrilik de. Neyse ki vasiyetnamedeki alaycı ve iğneleyici sözlerine karşın Bay Bottley haksızlık da etmemişti. Tuhaf bir vasiyetnameydi. Servetten pay alacak hayır kurumlarının listesi öyle uzundu ki. Kızı da. Bu anaparanın geliri Bottley ailesinin . öte yandan sağlıklı bir insan olmadığı bilinen kızının ölüp de parasının kocasının eline geçebileceğini düşünmemişti. . Ve Mark'm ölümünden kazançlı çıkanlar birtakım hayır dernekleri olacaktı. Hiç de yüksek olmayan ücreti ödedi. birer birer hepsi dünyadan ayrılıncaya kadar o altı kişi arasında paylaştırılacaktı.bazıları çok uzak akraba oldukları anlaşılan . torunu da haklarını almışlardı.her birinin uzun ömürlü olmak gibi bir üstünlük sağlamaya bakacağına inanıyordu. Pilbeam dadının anlattıkları. Öldüğü tarihte yanında çalışan hizmetçilerle uşaklara ölçülü paralar bırakmıştı. 'O yaşa kadar paranın değerini öğrenme-mişse bile hiç değilse sömürülecek yaşı geride bırakmış olur' diyordu dedesi. bunlar Bay Bottley'nin ilgi duyduğu kişi ya da topluluklar oldukları için değil. Bazı zenginlerin tersine.kazanmamıştı herhalde. Bayan Bottley'nin vasiyetnamesini okuyordu. Şaşılacak kadar kısa bir zaman sonra pencere önündeki aydınlık masalardan birine oturmuş. Bunların içlerinde ölenler oldukça onların payları öbürlerine kalacaktı. Cordelia bahçıvanın adının geçmediğini fark etti.başka türlü üstünlük göstermeleri beklenemeyeceğinden . Bunun uzun. Mark yirmi beş yaşına basmadan ölecek olursa gelir.altı-üyesi arasında paylaştırılacaktı. Bay Bottley'den hoşlanmak kolay değildi ama adama saygı duymamak da olanaksızdı. Mark Callender bu paraya yirmi beş yaşında sahip olacaktı.

Onu bekleyen başka bir iş bile olabilirdi. halıdaki kan.son ihtar-kırtasiyecinin faturasından başka bir şey yoktu. diriltici havayı içine çekebildi. Eşyalar tozlanmış. Evin dışında başına herhangi bir şey geleceğini beklemediği için saldırgan onu gafil avladı. Çantasında anahtarı aradı. Her zamanki gibi Mini'yi tarladaki ağaçların altına park etti ve evin önünden arkasına dolaştı. O gün için Sir Ronald'dan yalnızca yarım gündelik istemeye ve akşama kadar Londra'daki büroda oyalanmaya karar verdi. Suya çarparken içgüdüsel olarak ağzını kapamıştı. tren ve otobüs biletlerinin parasını da masrafa geçip vasiyetnameyi tezgâha götürdü. Sonra kapıyı kilitleyip Trafalgar Alanı'na yürüdü. çaresizlik ve şaşkınlık içinde soğuk bir karanlığa yuvarlandığını hissetti. Tabancayı sakladığı yerden almayı düşündüyse de daha sonraya bıraktı. Bir saniye. ilk kırmızı lekeden daha da kötü görünen kahverengimsi bir renge dönmüştü. Sabah çıkarken kapıyı kilitlemiş* pencereye de bir parça selobant yapıştırmıştı. Posta kutusunda da elektrik faturasıyla . O yokken yeni bir konuk gelmişse bilmek istiyordu. Elektrik şirketine bir çek yazdı. Cordelia ona saldıranın kim olduğunu hiç göremedi. eşyaların tozunu aldı. halının lekesini çıkarmak için son ve yararsız birçaba gösterdi. kısalığından ötürü algılamakta güçlük çektiği bir saniye süreyle yeşilliklerin arasından göğü gördü. Güneş şimdiden pencere camlarını kurutuyor. Dışarının yağmurla temizlenen havasıyla karşılaştırıldığında içerisi ekşi ekşi kokuyordu. battaniye ağzına ve burun deliklerine bastırıyordu. Sonunda suya gömüldü. Fırtına şiddetli olduğu kadar kısa sürmüştü.. Selobant bıraktığı gibi duruyordu. Karnı acıkmıştı. yirmi penilik alındı fişini masraf listesi sayfalarının arasına sıkıştırdı. ıslak avludaki su birikintileri pırıl pırıl parlıyordu. Küçük eve döndüğünde saat sekize geliyordu. vasiyetnamenin ana hatlarını defterine not etti. sonra da düştüğünü.. Saldırıya uğrayacağını battaniye başına geçirilmeden yarım saniye önce hissetiyse de iş işten geçmişti. hem bir felaket oldu. Daha rahat soluk alabilmek için ağzını açınca yün kokan kuru kıllar diline yapıştı. ilk işi yemek hazırlamak olacaktı. Gözünü gönlünü ferahlatmak için ulusal Resim Müzesine gidecekti.Unutacağından korktuğu için değil. Boğazına dolanan ip boğucu yünlü örtüyü sıkıyor. Serbest kalışı hem bir mucize. Buz gibi eller soğuk bir burgacın içine çekiyordu gövdesini. Böyle bir karar almakla hata etmişti. çocukluk korkularının bir karışımıydı o düşüş. Büro bıraktığından daha da kötü göründü gözüne. Eski karabasanların. Battaniye sertçe çekilip alındı. Ardından göğsünde keskin bir acı duydu ve her şey silindi. Bernie'nin kayıt tutmaktaki titizliğini hatırladığından. Daha doğrusu ödememişti. eğilip kilide soktu. Bernie lanet olasıca antetli kâğıtların bedelini pahalıya ödemiş. Liverpool Street tren istasyonundan 18:16 trenine bindi. Postadan bir şeyler çıkmış olabilirdi. şimdi de sonsuzluk kadar .

kendisine paniğe kapılma-ması gerektiğini söyleyerek kuyunun çeperinde tutunacak bir yer. Aşağıdaki suyu da. Su yüzeyinin biraz altında kalan bir tuğlanın hafif bir çıkıntı yaptığını fark etti. kaygan duvarlarda tutunacak bir yer bulmak için umarsızca çabalarken birkaç metre aşağı düştü. Omuzlarını soğuk duvara dayadı. ayaklarıyla kollarını iki yana dayayıp kendini yukarı çekebilirdi. Gözlerini karşıdaki duvarın içbükey yüzeyinden ayırmıyordu. ayak parmaklarını o çıkıntıya dayadı. Bir kere de . Dipsizdi kuyu. Üzeri nemli duvar dümdüz yükseliyordu. yukarıdaki ışık çizgilerini de düşünmemeye çalışıyordu. Öyle bir girinti yoktu. Olsa olsa doksan santimdi. Yuvarlak bir mezarın içindeydi. Sonunda sekiz ince ışık çizgisinden başka bir şey kalmadı. Dakikalar geçti. Sırtına yapışan gömleğin rahatlatıcı bir ılıklığı varsa da bunun akan kandan geldiğini biliyordu. Düşerken duvarlara çarpıp bayılmamış. hızlanan soluklarıyla güm güm atan kalbine tempo tutuyordu. Oraya basarak gövdesini sudan kaldırabilecek. santim santim yukarı çekiyordu. Yaşıyor ve düşünebiliyordu. Dolunay önce yarım ay. ilerlemesini birer tuğla boyuyla ölçüyordu. Bisiklet pedalı çevirircesine ayak oynatarak duruyor. Bernie'den kalan saati göremiyordu ama tiktakları olağanüstü bir gürültü yapıyor. El ve ayaklarıyla araştırarak. Başını salladı. Ve o bakarken kuyunun kapağı yavaş yavaş yerine itildi. Pek sağlam bir basamak değildi ama tırmanmaya başlarken bir destek sağlayacaktı. Düş kırıklığı ve can acısıyla ağlamaklı sesler çıkardı bir süre. yara bere almamıştı. Yukarıda uzanan karanlık tünelin ucunda mavimsi bir ışıkta parlayan ayı gördü. Sonunda kurtarıcı bir öfkeye kapıldı. sanki bir metronom gibi. Ağır ağır tırmanmaya başladı. ardından gövdesini zorlukla. sonra incecik bir ayça oldu. kuyunun dibini bulmaya çalışıyordu. buradan da sağ çıkacaktı.sınırsız bir karanlıkta yüzeye çıkmaya çabalıyordu. Bacaklarının sızısı da anlatılacak gibi değlidi. Derken cesaretini toplayıp yeniden tırmanmaya başladı. Buradan sağ kurtulmak istiyorsa. enerjisinin tümünü bir santim daha tırmanmaya yöneltmeliydi. sırt ve bacak kaslarındaki yükü hafifletebilecekti. Düşerken sırtı da kötü sıyrılmıştı. Boğulmaya-caktı. Başına gelen her şeyi sağ salim atlatmıştı o. Kuyu derindi ama çapı küçüktü. basacak bir girinti aradı. Bir mucize sonucu hiçbir yerinde kırık çıkık yoktu. Sağa sola çarpmadan taş gibi inmişti aşağı. Yukarı baktıkça duvarların canavar bir yılanın karnı gibi kıvrılıp büküldüğünü görebiliyordu. Bir fotoğraf makinesinin objektifi ağır ağır kapanmıştı sanki. kollarını açıp dirseklerini tuğlaları birbirine bağlayan harcın çukurluklarına yerleştirerek sırtüstü yattı. iğne batırılırcasına yanan gözlerini yukarı çevirip baktı. bu korkunç yerde tek başına ve dehşet içinde can vermeyecekti. Aklını başına toplar ve acele etmezse. Aşağı ya da yukarı bakmamak için kendini zorluyor. Ayakkabılarını ayağından sıyırıp ayaklarını karşıya dayadı. Önce ayaklarını biraz daha yükseğe dayıyor. Bir ara ayaklan kaydı.

Yanıldığını. barfikslerin arasında bulunsaydım. beşinci sınıf öğrencileri de jimnastikçileri yüreklendirmek için bağırıp çağırsalardı ne kolay olurdu! Sör Perpetua da orada işte! Peki niye bana bakmıyor? Niye sırtını döndü? Cordelia seslenince rahibe durduğu yerde dönerek ona baktı ve gülümsedi. tiyordu. Elini beline götürüp pirinç tokayı yokladı. dedi kendi kendine. biraz dinlenebiliyordu. atlama beygirlerinin. Dudakları kıpırdıyordu. Yardım edilmezse daha fazla ilerleyemeyeceğini o zaman anladı. Bir üstteki basamak otuz santim daha yüksekteydi. İlk üç denemede metalin tahtaya çarpmasıyla çıkan takırtı duyulduysa da kayış basamağın üstünden aşmadı. kuyunun ağzından içeri sallandırılan tahta bir merdivenin en alt basamağı görülüyordu. Tokalı ucu merdivene doğru saladı. solgun yüzü alaycıydı. Hava kararıyordu. Kayışı çözdü. Bir -iki dakika süreyle gözlerini yumdu. Aslında buradan yukarı çıkmak güç değil. Her başarısız atış bir sonraki denemeyi güçleştiriyordu. Sonunda uzanıp tutabileceği bir hizaya geldi. Öbür ucu tokanın içinden geçirip ilmek yaptı. Toka . Aşağı yukarı bir metre yukarıda. Ama Sör Perpetua değil bu! Bayan Leaming'di. yukarıdan sızan ışık hafiflemişti. Dördüncüde başardı. Bir ölçüde rahat ve güvenli sayılabilecek olan bu çıkıntılardan ayrılmak istemiyor. o küçücük çaba bile gücünü tüke-. Önce hafifçe. ben okulun jim-nastikhanesinde. Saatlerdir tırmandığını sanıyordu. Cordelia ilmeği çözüp yeniden denedi. dakikalar geçmişti sanki. Hareketlerini yavaşlatmaya çalıştı. İçinde bulunduğu durumda. kaslarını oynatabilecek hale gelinceye kadar işkence çarkına gerilmiş gibi kasılıp kaldı. tokayı o yüksekliğe fırlatmakta daha fazla zorluk çekiyordu. Zaman zaman ayakları küçük bir çıkıntı buluyor. Anlar anlamaz da kurtuluş yolunu gördü. uzun deriyi belinden sıyırdı. Beyaz rahibe başlığının altındaki uzun. Bağlantı yerleri çürüdüğü için çatırdayarak iki uçtan birden kopan basamağın karanlık kuyuya düşerken Cordelia'nın başına çarpmasına ramak kaldı. Duyduğu rahatlık anlatılabilecek gibi değildi. Kayışı yukarı doğru ittikçe toka basamağın arkasından al-çalıyordu. Son bir hamle yapmak için duvardan destek almaya çalışırken olanlar oldu. Bilinçli bir şekilde düşünüp kafa yormadan belindeki kayışı hatırladı ansızın. Merdiven onun hayatını kurtarabilirdi ama ona ulaşacak gücü olmadığını biliyordu. Gözlerini açtığında merdiven hâlâ oradaydı. Suya düştüğünü belirten şakırtı duyulduğunda aradan saniyeler değil. yorgunluğundan ve mutsuzluğundan ötürü bir yanılsama olayı yaşadığını sandı önce. Kaç kere denediğini saymadı ama sonunda başarmıştı. Azalan ışıkta güçlükle seçiliyordu ama oradaydı. zor bir doğumda doğum kanalından çıkmak için umutsuzca çabalıyordu sanki. ardından neredeyse bütün ağırlığını vererek asıldı. Bir engelli yanş olsaydı.bacağına kramp girdi. tırmanma işkencesfne yeniden başlamak için kendini zorlaması gerekiyordu. Bana öyle gelmesinin nedeni yalnız ve karanlıkta oluşum.

ilk kez olarak güvende hissediyordu kendini. Kuyuyu keşfetmeye karar vermiş olmalıydı.basamağın üstünden aşıp ona doğru alçaldı. bir ya da birkaç gün sonra. Bayan Markland eninde sonunda küçük eve uğrardı. Şu anda yapabileceği bir şey yoktu. kayışla kendini basamakların iki yanındaki dikmeler e bağlamayı başarmıştı. Kayışla bağlı olduğu sürece. Kendinden geçse. Kuyunun ağır tahta kapağını tek başına yerinden oynatamayacağım biliyordu. İki eliyle birden abandıysa da kapak hiç kımıldamadı. o zaman çok şaşırtıcı ve aptalca görünen saldırı akıllıca yapılmış bir planın parçasıydı. Bedenine. Eşyalan hâlâ oradaydı. kapağı . Eninde sonunda biri gelirdi mutlaka. o da ancak ertesi sabah gelebilirdiHatta ertesi sabah bile gelmeyebilirdi ama bunu düşürımemeye çalıştı. biri kuyunun yanına gelecekti. Derken. Bayan Markland bahçede gezerken neler olduğunu anlayacaktı. Bayan Markland mutlaka gelirdi. gevşeyip hafif bir baygınlık geçirme hakkını tanıdı. bayılsa bile sağ olarak kurtulabilirdi. Kapıda saldırıya uğraması. Yeterince sert bir şey bulabilse onu kuyu kapağının tahtalarının sırasında dışarı uzatabilirdi. Beklemekten başka bir şey . Merdivenin üstünde . başına buyruk. Bayan Markland onun küçük evde kaldığını biliyordu. Cordelia yeniden düşünmeye başladı. Elini attığında. Kilidi kırmış. Varlığına dikkat çekmek için ne yapabileceğini düşündü. Kayışın tokasını belki. sahibine bile haber vermeden bahçıvan evine yerleşmişti.katilin orada bırakacağı iple -çekip açmış. Dışarıdan yardım beklemesi gerekecekti. birkaç gün dayanabilirdi. Bunun üstündeki basamağa ulaşması olanaksızdı. Çavuş Maskell'in sözünü hatırladı: "Önemli olan kuşkulandığınız şeyler değil. Dönmek zorundaydı çünkü planının bir parçasıydı bu. kayışın boyunun ilmek yapmaya kıl payıyla yettiğini gördü. meraklı bir genç kız. Cordelia serüvenin son yarım saatini nasıl geçirdiğinin farkında değilse de sonunda merdivene çıkmış. karanlıkta gizlice ve sinsice yaklaşacaktı ama gelen onun katili olacaktı. Cordelia'nin bir kaza sonucunda ölmediğini kimse kanıtlayamayacaktı. Yüksek kubbeli bir kapak oluşu omuz verip kaldırmasını olanaksız kılıyordu. Ne var ki beyninin boş kaldığı o mutlu sürenin ardından tekerlekler yeniden dönrrieye. Ancak o iş sabaha kalabilirdi. Kurtuluşu olmayacaktı. Evet. uyuyacak ve sabahı bekleyecekti. Şimdi gevşeyecek. Alt basamak kırılınca da düşüp ölmüştü. Aynı anda.zahmet edip bakarlarsa .onunkilerden başka parmak izi bulunmayacaktı. Basamak kırılmadı. Onun ölümü de kaza gibi görünecekti. merdiveni görünce dayanamayıp aşağı inmişti. kanıtlayabildiğiniz şeylerdir?" Bu kez kuşku uyandıran bir nokta olacak mıydı acaba? Genç. Bu da kırılırsa sonu gelmiş demekti. tehlikelerin en büyüğünü anladı ve dehşete kapıldı. katilin gelirken biri tarafından görülmesi olasılığı çok zayıftı. Merdiven yerinden ayrılmadığı sürece düüşmek korkusu yoktu. Katil o gece geri gelecek ve kuyunun kapağını açacaktı. Küçük evde ondan başka kimse yoktu.

Yukarı çıkıp Mark'ın kazaklarından birini aldı. . Gelenin acımasız bir insan olacağını biliyordu. son darbeyi indirdiğinde de bilinçsiz bir durumda olmayı diledi. Gözleri parlıyor. heyecanlı." Cordelia kafasını çalıştırmayı unutmamıştı. onu da Cordelia'nın sırtına koydu. Ve o geldiği zaman Cordelia bekliyor olmalıydı. Sonra da bir ses. altı iyice açılan ocağın yaydığı gaz kokusunu duyabiliyordu. Tepesindeki aralık büyüyordu. dehşet dolu bir kadın sesi duydu. yaptığı her hareket acı veriyordu. umutsuzca bekledi ölümü. Cordelia onun küçük mutfakta gidip geldiğini. soluk seslerini dinleyecek. Bayan Markland Cordelia'nın tam karşısına oturup meraklı bakışlarını kızın yüzüne dikti. Bağışlanmak için yalvaracak kadar küçülmeye-cek. gövdesinin tümüne yayılan titremeyi durduramıyordu. "Bilmiyorum. Çaresizliği bir tür huzur bile sağlamıştı. "Nasıl oldu? Anlatsana. İnce gömlek yaralı sırtına yapışmıştı. birini kızın titreyen eline vermişti.yapamazdı. Yüzüne dikilen gözlerdeki korku da Cordelia'nın korkusundan geri kalmıyordu. Biri görmüş ve yerine koymuş olmalı. Mark'ı asan adamdan acıma beklemeyecekti. Biraz sonra da kahve kokusu duyuldu. İlk büyük korkudan sonra." "Niye koysun? Buradan kim geçer?" "Bilmiyorum. Katil dönecekti. Artık korkusu geçmişse de. Kafası öne eğik olduğu halde yukarıdan gelen ışığı fark etti. Bayan Markland şömineyi yakmış ve kahve yapmaya gitmişti. Biri yerine koymuş olmalı. Ne var ki kapak yerinden çekilmeye başladığında baygın değildi. daha fazla çaba harcamadan. o da heyecandan titriyordu. On dakika sonra şöminenin yanındaki koltuklardan birine yığılmıştı." "Peki ya kapak? Kapak kapalıydı!" "Biliyorum. kısık. Bedeni sızlıyor. solgun yüzlü Bayan Markland duruyordu. kapak yavaş yavaş çekilince katilin yüzünü görecekti." Daha yumuşak bir sesle sürdürdü. olduğundan çok daha büyük görünen. Bayan Markland iki fincan kahve getirmiş. Dönmek zorundaydı. Katilin yüzünü görmek merakından da kurtulmuştu artık. kafası karabasanlardaki kopuk başlar gibi boşlukta yüzdüğü izlenimini veren. Yaklaşan adımları. ilk utanç verici serüvenini yaşayan bir genç kız kadar heyecanlıydı. Kuyunun ağzında. Bu tanıdık seslerle kokuların içini rahatlatması gerekirdi ama şimdi yalnız kalmaya can atıyordu. Herhalde kuyuyu keşfetmeye gittim ve dengemi kaybettim. Bir kurban gibi bağlandığı merdivende dururken kendinden geçti ve katili döndüğünde. "Cordelia!" Başını kaldırıp baktı. Suya çarpmadan önce neler olduğunu hatırlamıyorum.

daha fazla dayanamayacaktı. Bildiği tek şey sonunda yalnız kalabildiğiydi. Hem gömleğindeki kan lekesini gizlemiş.. Cana can. Hareketleri telaşlıydı. Deliydi bu kadın! Ama doğruysa? O zaman korkunçtu. kendisine yönelttiği suçlamaların. Buralarda dolaşan bir yabancı varsa senin burada yalnız kalman doğru olmaz. Senin kullandığın ipti sanırım. sonra da çalıların arasına saklanarak bekledi."Hayatımı kurtardınız. sessizce çıkıp gidişini ömrü boyunca unutmayacaktı. Fakat şimdi olmazdı. asma kilidin kırılmış olduğunu gördüm.. Araba durmadan geçmişti.. İyiyim ben. anlatılanların her kelimesini hatırlayacak. Ne var ki Bayan Markland bunu anlamıyordu. çocuğu. Kadının ağzından dökülen sözlerin. Bunun kim olabileceğini merak etti. Sırtını ağacın gövdesine dayayabilmek için .. Silahı doldurdu. ağacın iki dalı arasında duruyordu.. yoktun. çocuğun son andaki korkusunu." "Yalnız kalacak durumda değilsin. Soluğunu tuttu. çitten geçip küçük evin bahçesine giren ve kuyuya düşen dört yaşındaki oğlanın hikâyesini anlatıyordu. Lütfen. canlanan korkunç anıların gerisindeki rahatlamayı da seziyordu. ilerideki bir tarihte bunları. Cordelia gözlerini kadının çılgın bakışlarından kaçırmaya çalıştı. Hava karardıktan sonra yan yoldan hemen hiç araba geçmezdi. kapının usulca kapandığını duymadı. Gündüz de geldim. omuzundaki kazağı da sırtına geçirdi. Motor uğultusu önce güçlendi. onu ölümüne götüren soğuk suları düşünecek. Daha fazla dayanamayarak sertçe haykırdı: "Özür dilerim. acımasızca kendi korkunç hikâyesini. Birdenbire kızın önünde diz çökmüş. Yolda bir kangal ip vardı. dayanılacak gibi değildi.. yine gelebilir. "Hayatımı kurtardınız." dedi yine. tiz ve heyecanlı bir sesle anlatmaya başlamıştı. kendi karabasanını da yeniden yaşayacaktı. histeri sınırına varan gerginliğin farkındaydı. Yukarı çıkıp pantolonunu giydi. Tabanca bıraktığı yerde. Ona takılıp tökezledim. Ve o kişi. sonra hafifledi. sevgilisiyle onun çocuğu olan. hem bir anda ısındığını fark etmişti... Kuyunun kapağını kapatan. Karanlıkta bileğindeki saatin kadranını görememekle birlikte. beklediği ses kulağına çalındığında yarım saatten fazla bir süredir kıpırtısızca orada durduğunu hesapladı. özür dilerim! Canımı kurtardığınız için minnettarım ama artık dinleyemeyeceğim! Burada kalmanızı istemiyorum! Yalvarırım gidin!" Kadının yüzünün aldığı ifadeyi. Düşüncesizce. Bir şeyler olduğunu nasıl anladınız?" "Hâlâ burada kalıp kalmadığını anlamak için gelmiştim. Çıktığını. Sonra kuyu kapağının tam yerine oturmadığını. Mermileri aradı." Cordelia sesindeki heyecanın. elektrik fenerini alarak arka kapıdan dışarı çıktı. Titremesi geçmişse de hâlâ çok üşüyordu." Cordelia. oğlunun. Hepsi uydurulmuş olmalıydı. Yan yoldan bir araba geliyordu. Ona dehşet veren bu hikâye Bayan Markland için bir kurtuluş olmuştu. annesini çağırmak için attığı çığlığı. " Ama artık gidin. düşlerinde oğlanın karabasanını da. Gerçekten iyiyim.

Ateş etmeyeceğini bilmekle birlikte. dehşeti ve acıyı gördü. Çantasını unutmuştu o. motorun da çalışır durumda bırakılmış olduğunu gördü. Cordelia bunu fark edince şaşırdı. Ayrıca çantanın da cesetle birlikte kuyudan çıkması gerekiyordu. İlerliyordu adam. duymaması ya da kokusunu almaması olanaksız geliyordu kıza. Cordelia bahçe kapısından çıkarken siyah minibüsün elli metre ileride park edilmiş. Yeniden eğildi ve ipi kapağın demir kulpundan geçirdi. bir insanın nasıl cana kıyabildiğini çok iyi anlamıştı o anda. Bernie' den öğrendiği gibi kolunu dümdüz uzatarak tutuyordu tabancayı. Adamın onu görmemesi. filmlerde silaha davranmaya hazırlanan kovboylar gibi gövdesinden uzak tutarak. Bay Lunn. Biraz yaklaşınca sol omuzuna astığı çanta da seçilebildi. Silahı sol eline alıp uyuşan parmaklarını gevşetmek için elini hareket ettirdi. umutsuzluğu. Cordelia ipi Bayan Markland'ın bulduğu yere koymuştu yine. Hâlâ bekliyordu. Ne var ki adam bir şeyden. Askılı . duymamış mıydı bilemezdi ama küçük evin arkasına dolaşan ayak sesleri yanılgıya yer bırakmıyordu. Cordelia soluğunu tutmaya çalışıyordu. Lunn'ın peşinden koşmakla birlikte bundan yarar sağlayamayacağını anlamıştı. Adama yetişmesinin tek yolu kendi arabasına binmekti. iri yapılı biri. Adamın çantayı niçin aldığını anca akıl edebiliyordu. Kuyunun ağzına gelmişti. unutulmaz bir saniye boyunca karşısındaki yüzü açık seçik görebildi. gökteki ay sağdan sola çevrilen gözlerinin aklarını aydınlattı. çantayla ipi yere fırlatıp panik içinde koşmaya başladı. belki kangalın değişik bir şekilde durmasından huylanmış gibiydi. Lunn avantajlıydı. Sessizliği bozan tek şey otların arasında gezen gece yaratıklarıyla arada bir öten bir baykuştu. Karşısındaki yırtıcı bir hayvandı ama düşmanlarını karanlıkta bile sezebilen hayvan içgüdülerinden yoksundu demek. Zaman çok yavaş geçiyordu. Ve tabancayı hâlâ ateşlemiyordu. Tabancayı öyle sıkı tutmuştu ki sağ bileği ağrıyordu. Bahçenin ön kapısının gıcırdadığını duymuş muydu. nefreti. ancak adamın Garforth House'a ondan önce ulaşmasına fırsat bırakmak istemiyordu. bir süre hareketsiz kaldı. geniş omuzlu. Çantayı karıştırmak. Kararsızca doğruldu. Lunn boğuk bir çığlık attı. parmak uçlarına basarak yaklaşıyordu adam. Maymun kolu uzunluğundaki kollarını.mürverin altına girdi iyice. ip elinde. He elde edebileceğini bilmiyor. Eğilip yerdeki ipi aramaya başladı. Şimdi de görüş alanına girmişti adam. orada bir kanıt bulunup bulunmadığını anlamak zorundaydı. Cordelia tek adımda gölgelerden dışarı çıktı. Yüksek sesle konuştu: "İyi akşamlar. Kuyunun ağzına gelince durdu. Cordelia nedenini bilmeden adamın peşine düştü. Bu kez hedef çok yakındı. ayın bulutların arasından sıyrıldığı bir saniye." Lunn'ın tabancayı görüp görmediğini hiç bilemeyecekti ama.

yan dönüp yolu kapatan bir barikattı. "Ölmüş mü?" diye sordu. Direksiyonu tutan elleri kasıldı. Cordelia adsız yüzlerden oluşan halkanın bir noktasındaydı. Ambulans çağırıldı mı?" "Evet. Adam.motosiklet gözlüğü takan deri ceketli biri . titreyen elleri. Yanan sigaraların ateşleri işaret verircesine parlayıp sönüyor. Koşarak köşeyi döndüğünde Cambridge'e giden. parmakları hâlâ o koca direksiyonu kavramışçasma kıvrıktı. Cordelia otoriter bir ses duydu. Bir araba daha gelip durdu. Cortina arabanın sahibi telefon etmeye gitti. Cordelia minibüse yanaştı. Vitrin mankeni gibi kaskatıydı adam. İçinden çıkan uzun boylu erkek kalabalığı yararak sokuldu. .bağırdı. iri iri açılan korkulu gözleri aydınlatıyordu. bir-iki saniye süreyle minibüs gözden kayboldu. boş bakışlarla karşıya bakıyordu. Hâlâ dört tekerleğinin üstünde duran minibüs dikdörtgen bir karaltı. içeri atlayıp geri vitese takarak hızla yola çıktı." Üç erkek Cordelia'yla Lunn'ın arasına girdi. Cordelia'ya döndü. belki en yakında durduğu için. Oraya toplananlar bağırıp çağırıyor. Mini arabanın sarsılmasına yol açan gümbürtüyü kavşağa gireceği sırada duydu. Doktorun geçmesi için yol açıldı. Sürücü hâlâ yerinde oturuyor. İncil de alınmıştı ama arabanın anahtarları duruyordu. bir kadın çığlığı ve fren gıcırtıları duyuluyordu. Minibüsün arka lambaları aşağı yukarı yüz metre ilerideydi. "Sen ne düşünüyorsun?" Bir kız soluk soluğa seslendi: "Ambulans çağıran oldu mu?" "Evet. Lunn hiç kımıldamadı. dizleri bükülü. Cambridge sapağına iyice yaklaşmış olmalıydı Lunn." Saygıyla karşılık vermişti konuşan kişi. Şangırtıyı. Motosiklet gözlüğü takan adam anlamsız bir karşılık verdi. Çantasındaki defter de. Yol koşuşan insanlarla doluydu. Havaya yayılan benzinin kokusu. Çarpılan minibüsün çevresine başkaları da toplanmıştı. Şimdi yolda bir dönemeç vardı. ancak Mi-ni'yi geride bırakabileceğini sanmıyordu. efendim. Lunn da hızlı sürüyor ve aradaki uzaklığı koruyordu. Yan yoldan anayola çıktığında minibüs hâlâ öndeydi. Hep birlikte omuz verdiler. Ön yarısı oyuncak araba gibi ezilip akordeon olmuştu. İndirelim şunu. çaba harcayarak Lunn'ı indirdiler." Minibüsün çevresine toplananlar ayrılmaya niyetli görünmüyorlardı. Minibüsün kaç kilometre hız yapabileceğini bilmiyor. "Ben doktorum. yol kıyısındaki çalıları sallayan. Cordelia. Biri . Gazı kökleyip öndeki aracın peşine takıldı. küçük araba stop etti. Ambulansı soran kızla yanındaki delikanlı biraz geriye çekildiler. farların ışığıyla aydınlanan asfaltı gördü. "Bu adam şok geçiriyor. Kapıyı açtı. kollarını ona doğru uzatıyorlardı.çantasını karıştırarak tarla yoluna koştu.

Renksiz. Elleri titriyordu. Karşı konulmaz gelgit dalgaları gibi. Yapabileceğiniz bir şey yok. Cordelia anayoldan saparken dikiz aynası ansızın kızıla kesti. Cordelia adamın ağzının içki koktuğunu fark etti. önce bir gümbürtü. terli suratta bir şaşkınlık ifadesi belirdi. Yolun üstünde ateşten bir duvar yükselmişti. yoksa ateş ederim. Doktorun uyarısı biraz geç gelmişti anlaşılan. Motoru yeniden durdurdu. Ona bakılırsa hiçbir zaman olmamıştı. Bir arabanın yaklaştığını. Hemen kızmayın. Gece havası günün . Ellerini mendiliyle kuruladı. Yataktan yeni kalkan bir hasta gibi." Tehditin sertliği kendi kulaklarına bile çok soğuk geldi. Yaklaşan ambulansın siren sesi duyuldu. küçük hanım. yorgun beyniyle bedeninin karşı çıkmak da istemediği bir şekilde bastırıyordu." "Yalnız başına mı dinlenir insan? Hem de senin gibi güzel bir kız!" Adamın eli kapı kolundaydı. Ne var ki daha fazla gidemeyeceğini biliyordu." Cordelia adamın arabasına binip gitmesini bekledi. Cordelia dikkatsizce araba kullandığının farkındaydı. sırtında kuruyup kalan kanın verdiği tatlı kaşıntıyı hissederek doğruldu. üzün bir uykuya dalmadan önce yapılması gerekeni yapabilmek için yarım saatlik bir dinlenme zorunluydu. Niçin uyandığını bilmiyordu. "Tabanca doludur. belki de bilinçaltı onu yarım saatten fazla dinle-nemeyeceği konusunda uyarmıştı. Bir hatadır oldu. küçük hanım?" "Sorun yok. bedeninden ayrı nesnelermiş gibi kucağına bıraktı. Dinlenmek için durdum. Geçen otomobiller ona korna çalıyor. Cordelia elini çantasına atıp tabancasını çıkardı. terlemişti. "Bir sorun mu var. sonra da motoru çalıştırdı. Sizler de geri çekilin. yaltakla-nırcasına konuşuyordu. Belki geçen bir arabanın farları gözkapaklarına vurmuş. Cordelia bir evin giriş kapısının girintisini görünce yoldan çıkıp orada durdu ve motoru kapadı. Başı öne düştü ve uyudu. ışıklarını yakıp söndürerek uyarıda bulunuyorlardı. alt çene sarktı. Minibüsün yanından geçmek için bankete çıkması gerekti. bir ayağını dikkatle öbürünün önüne koyarak yürüyordu. Yüzün sahibi peltek bir dille. Lunn'ın hiç şansı yoktu artık. son olarak da tiz bir kadın çığlığı işitildi."Kazayı görmediyseniz siz de yolunuza gidin. "Özür dilerim. Mini'nin penceresine bir yüz yanaştı. Biri iyice yavaşladı. Yorgun kaslarının sızısını. ALTINCI BÖLÜM Kısa ancak derin bir uyku çekti. ardından bir ağızdan çıkan bağırtılar. özür dilerim. bayan. sonra da yavaşlayıp durduğunu fark etmedi bile. şoförü bağıra çağıra bir şeyler söyledi. O sigaraları da söndürün!" Cordelia ağır adımlarla Mini'ye döndü. Çek git. Yorgunluk dalga dalga yayılıyordu gövdesine. Minibüs yanıyordu.

Araba yolunda başka araç yoktu. zeytin yeşili." Sir Ronald yazı masasında oturuyordu yine. Mini'yi evden biraz uzağa park etti. Sanki .sıcaklığıyla kokularının izini taşıyordu hâlâ. Ev onu bekliyordu sanki. Yolun geri kalan bölümünde acemi şoförler gibi dimdik oturarak. Bedeni. Lavanta çiçeği kokusunun bir sehpanın üstündeki büyük Çin kasesine yerleştirilen çiçeklerden yayıldığını anladı. Giydiği şeyin rengini daha önce görmemiş olması çok tuhaftı. Halı. Sonunda Garforth House'un kapısına gelmişti. Neyse ki demir sürgü . Bayan Gray. ses kayıt cihazı sağındaydı. kadranın süsünü yeni görüyordu. Tabancası karşı koymaya yeltenmeyen parmaklarının arasından usulca çekilip alındı. Ellerini masa lambasının ışığının altına koydu ve bakışlarını kızın gözlerine dikti. Cordelia haykırmamak için kendini güç tuttu. bedeni hafifçe sallanarak antrenin ortasında duruyordu. Yere baktı. Pencereler karanlıktı. tatlı aydınlıktı. asla adam öldüremezdi o. ancak bir bekleyiş havası seziliyordu. Garforth House'a ilk geldiği gün olduğundan çok daha yorgundu ama sinir hücreleri her ayrıntıyı algılayacak kadar uyanıktı ve evi çok daha net olarak görüyordu şimdi. Önemi yoktu. Cordelia'yı görünce önce cihazı durdurdu. soluk mavi ve kırmızı renkli geometrik desenlerle bezeliydi ve her desen diz çökmüş bir insanı andırıyordu. İçerisi yine gül ve lavanta çiçeği kokuyordu." dedi Cordelia. Kapı sessizce açıldı. Cordelia da diz çökmek isteğine kapıldı.aceleci parmaklarının baskısı altında yerinden oynamıştı. "Burada kendinizi savunmanıza gerek yok. Cordelia. Bir bant kaydı yapıyordu. Bayan Leaming konuşuyordu. evden sızan tek ışık açık duran ön kapıdan taşan yumuşak. Kilitli olmaması için dua ederek Mini'den çıkıp kapıya koştu. Kazağı sırtına geçirdiğinden beri ilk kez renginin yeşil olduğunu fark etti." "Sir Ronald'a rapor vermeye geldim. Adamın yüzü geceleri kirli tren pencerelerinde görülen karanlık yüzlere benziyordu. elleriyle ayaklarını direksiyondan ve debriyajdan ayırmadan araba sürdü. Çalışma odasında.biraz zor işlemekle birlikte . Antrede kimse yoktu. Elinin birdenbire hafiflemesinden anlamıştı bunu. Yerdeki halı doğu ülkelerinden alınmış bir namaz seccadesi olabilir miydi? Bayan Leaming'in uzun etekli kırmızı sabahlığıyla sessizce merdivenden inip ona yaklaştığını fark etti. Tabanca sağ elinden sarkıyor. Kendini silahla savunamaz. Farların aydınlattığı bahçe kapısı onun hatırladığından daha yüksek. sonra da kabloyu prizden çekti. Sızlayan ve üşüyen bedeni Mark'm kazağının sağladığı sıcaklıktan hoşnuttu. daha süslü görünüyordu ve kapalıydı. "O nerede?" "Geçen gelişinizde nerede bulduysanız orada. gözlerini yoldan. Saatin tiktaklarını unutmamıştı ama saatin ince oymalarını. Farların aydınlattığı yolun asfaltı bile yapışkan görünüyordu. Masasına dönünce Cordelia'nın karşısına oturdu. Lunn korkuyla kaçarken bunun bilincine varmıştı. Tabancasını eline alıp zile basmadan içeri girdi.

"Ben de yorgunum. Gördüğünüz gibi. Şimdi bitirmek istiyorum. dudaklarını boyadı ve masanın üstüne çıplak kadın resimleri bıraktı. eve almaya çekinmediği. dedesinin annesiyle ona bıraktığı servetin yolsuzluklarla.kemiklerin üstündeki etler sıyrılmış. Ne var ki bu işi bu akşam bitirmek istiyorum. geçmişten gelen bir sesle konuştu." Gözleri Cordelia'daydı ama ilgisiz ve kayıtsız bakışlarla bakıyordu." dedi. Benim kadar yetenekli bilim adamı çoktur. Benden geri kalmazdı dedim." "Oğlunuz intihar etmedi." dedi Cordelia. gözler dipsiz çukurlara kaçmıştı. Hem de benim gördüklerimin en iyilerinden biri." dedi. Boynu sıkılarak yahut soluk alması önlenerek öldürüldü. Amaç buydu. "Hayır. Yarına kalsa olmaz mıydı?" Sir Ronald'ın ağzından. Öğrenimi olsaydı benden geri kalmazdı. Cordelia'ya bakmadan işaret parmağının üstünde dengelemeye çalışıyordu. ben de çok yorgunum. Öldürüldü." Sir Ronald masanın üstündeki abanoz zarf açacağını almış. "Rapor vermeye geldiniz herhalde. Wolvington Vakfı . bu bir yakarı sayılırdı ve ondan daha fazlası beklenemezdi. Okulda hiçbir şey öğrenmemişti ama doğuştan bilim adamıydı. Siz oğlunuzun öğrendiği şeyleri açıklayacağından korktunuz. Ardından Sir Ronald çok sakin bir tavırla sordu: "Bunu yapan kimdi peki?" "Siz. "Söyleyin öyleyse. ne de dört yıl sonra anaparaya sahip olmayı. kazanıldığını öğrenmişti. On beş yıl önce bir yetimhaneden almıştım onu. Cihazlann bakımında kimse onun eline su dökemezdi." "Niçin?" Amansız bir savcı gibi soruyordu. "Saat çok geç. Annesiyle babasını hiç tanımamıştı. "Yarım saat önce Chris Lunn'ın ölüm haberi geldi. Bayan Gray. hazırlıklı gelen biri tarafından öldürüldü. Oğlunuzu siz öldürdünüz. Söyleyecek bir şey olmasaydı bu saatte buraya gelmezdiniz. Çirkin. sonra da kendi belindeki kayışla tavana asıldı. Mezardan çıkan birinin yüzüydü bu." Otuz saniyelik sir sessizlik oldu. Çok iyi tanıdığı. O tür olaylar daha önce de görülmüştür. Mark'ın cinsel nitelikte bir oyun oynarken kazayla kendini öldürdüğü düşünülecekti böylece. Katil son olarak ona kadın çamaşırları giydirdi. huysuz bir çocuktu ve o yaşta sabıkalıydı. "Çünkü Mark karınızın annesi olmadığını. Bu kadarı yeterli sayılmaz. Oysa Lunn gibi bir laboratuvar asistanı bulunmaz. "Bugüne kadar gördüğüm en iyi laboratuvar asistanıydı. Konuşmaya başladığında alçak sesle. "Oğlum niçin intihar etti? Bana bilgi vermeye geldiniz herhalde." "Öyleyse niye ona bir fırsat tanımadınız? Niye okutmadınız?" "Çünkü laboratuvar asistanı olarak daha fazla işe yarıyordu." dedi. Çünkü artık ne o servetin gelirini istiyordu.

Bayan Gray. Doğrulamasa da önemi yoktu. Ne yazık ki o öldü. Mark'ın onun oğlu olmadığını kanıtlayabilecek tek kişi yok. Lunn bu akşam beni öldürmeye kalkıştı. ne de yargıçların. açıklama yapılmasını beklemezdi." "Dr. İşin aslını anlamışsa bile. Mark'ın cesedinin ilk ne zaman bulunduğunu bilmiyordunuz çünkü. Bazı ayrıntıların inandırıcı olduğu bile söylenebilir. Açıklamanız zekice tasarlanmış. Gladwin'in size karşı tanıklık edemeyecek kadar bunadığına emin olmak için onu görmeye gittiniz. Onun için Benskin'le konuşma fırsatını aradınız ve bu kez doğruyu söyleyerek telefon eden kişinin Lunn olduğunu açıkladınız. Lunn'a üniversiteye telefon etmesini ve kendisini Mark Callender diye tanıtmasını söylediniz." "Biliyorum. "Hiç zahmet etmeseydiniz! O hiçbir şeyden kuşkulanmamıştı. Altı üstü bir laboratuvar asistanıydı o. Tehlikeyi göze alamazdınız. Bir bakıma aldım sayılır. Laboratuvarınızın geleceği söz konusuydu. Lunn'ın bunu doğrulayacağını biliyordunuz. daktilodaki yazıyı yazan kimdi öyleyse? "Onu da bildiğimi sanıyorum ama size söylemeyeceğim. Elinizde herhangi bir kanıt var mı? Yok." "Onu soyup pantolonunu giydiren. Karımın ölüsü yakılmıştı.ne yapardı o zaman? Gerçekler öğrenilince size parasal destek sağlamaktan vazgeçerlerdi. Ondan size göz kulak olmasını istemiştim yalnızca. Ama düş gücünüzün ürünlerini bu odanın dışındaki bir yerde dile getirmeyin sakın. Suçsuzluğunuzu kanıtlamak için bu hikâyeyi hazırlamıştınız ama kullanmaya korktunuz. Belki gerekebilir diye bir hikâye de hazırladınız. dudaklarındaki boyayı silen. değil mi? Ancak Mark'ı siz öldürdünüz. Bu dünyada. Yakalanan yalanlar da adamı ipe götürür. aramızdaki anlaşmaya göre zamanınızın tümünü bana ayıracaktınız. Gerçeği ondan da gizlediniz sanırım. değil mi? Karınızın doktoru olarak onu . Aldığınız parayı hak etmeye kararlıymışsınız. Biliyorsunuz. değil mi? Konuşacak olsa bile Lunn'a kim inanırdı? Kimse!" "Size de kimse inanmayacak. Daha önce de korkutup kaçırmaya çalışmıştı." dedi Cordelia. Sonuna kadar güvenebileceğiniz biri varsa o da Lunn'dı. Ceset sizin telefon konuşmasını yaptığınızı söylediğiniz saatten önce bulunmuşsa telefon konuşması hikâyesi çürütülmüş olacaktı. Kendisine söyleneni yaptı. korkulacak biri değildi. Ne ölü. ne diri. bir insana leke sürülmesi ne polislerin hoşuna gider. Aslında onu öğrenmem için tuttunuz beni. İşin aslını anlamaya başladığı için mi yaptı bunu?" "Sizi öldürmeye kalkıştıysa benim sözümden çıkmış. Ancak polisin bu teoriyi asla ciddiye almayacağını ikimiz de biliyoruz. Sinirli kadınların uydurduğu masallar. Kazayı gördüm. Bir trafik kazasında yanarak can verdi. Paramın karşılığını alacağıma emin olmak istedim. Lunn'ı sorguya çekememeniz büyük şansızlık.

Polisler oğlumun nasıl bir kılıkta bulunduğunu öğrenirlerse . O tür bir ikiyüzlülüğe hedef etmeyin beni." Cordelia'nın yüzüne bakınca duraladı ve sertçe sordu: "Neyiniz var? Hasta mısınız?" "Hayır. Mark'ın ölmesi gerekiyordu. O zaman duygusal bir doyum sağlarsınız çünkü. çok çeşitli mallar alıp parasını da nakit olarak ödeseniz kasadaki kız yüzünüzü hatırlar mı sanıyorsunuz? Hele müşteri görünüşünü biraz değiştirmişse. Aradan haftalar geçtikten sonra. soyut kavramlar uğruna.ki sizden başkaları da bunu bildiğine göre öğrenebilirler -Mark'ın hayatına kendi eliyle son verdiğine ilişkin inançları büsbütün güçlenir." "Gary Webber adında biri top oynayabilsin ya da tarih tartışmaları yapabilsin diye ben burda yaptığımız her şeyden vazgeçmek. Biri onları satın alan kişiyi hatırlayabilir. Siyah sutyenle külot. Ya da kansere çare olacağını bilseniz. güçlerini savunmak yahut bir karış toprak için ölüme giderler. Siz benim burada yaptığım işin değerini anlamıyorsunuz ve anlayamazsınız. Ben cinayet işleyecek olsam. Benim burada yaptığım işin bir insanın hayatına değmediğini söylemeyin sakın. Mark'ın ölümünün sizin için ne önemi var? Buraya gelinceye kadar onun adını bile duymamıştınız. Bayan Gray: Ben birini öldürmek gereğini duysaydım kusursuz bir cinayet işlerdim. barış gibi anlamsız. her şeyi kaybetmek zorunda mıydım." "Elbette. Siz de bir çocuğun hayatını kurtarmak için ölümü göze alırsınız sanırım. Ne var ki kararı kendim vermek isterim. Herhangi bir amaç uğruna can vermeye hazırdırlar. Öyle düşünmeyi yeğlerim. Sizin vermenizi değil. doğru düşündüğümü biliyordum. başka insanların görüşlerini. ölümünüzün gerçeğini de değiştirmez. onunki bir amaca hizmet etti. hasta değilim." "Olabilir." "Gary Webber için çok önemi var." . Ancak bu." "Karılarına iç çamaşırı satın olan erkekler de vardır. Ve pek çok ölümün tersine. Yine de benim elimde kanıt vardı.. O kazadan Lunn'ın kemiklerinden başka hiçbir şey sağlam çıkmadı. Günün en kalabalık saatinde büyük mağazalardan birine girseniz. Asla yakalanmazdım. İnsanlar kendilerini feda etmek için karşı konulmaz bir istek duyarlar. Özellikle de o kişi erkekse. sonucunu da. Ya da amaç gütmeden. Bir insanın böylesine kötü olabileceğine inanamıyorum.seçmenizin nedeni de işini bilmeyen yaşlı bir hekim olmasıydı. Lunn onu size getiriyordu." "Kadın çamaşırları da var. Vatanseverlik. adalet.. Haklı olduğumu. aksesuarların satın alınmasını sorun olarak görmem." "Öyleyse kanıtınızı daha iyi korumalıydınız. binlerce müşteri arasından birinin yüzünü tanımasını ve bir jüriyi inandıracak kadar sağlam bir tanık olmasını bekleyebilir misiniz? Şuna emin olun. Ne var ki inanamıyorum.

sağduyu onu gerektirir ve bu görüşün yanında. En yüksek sayıda insan için en büyük yararın sağlanması mı demek istiyorsunuz yoksa? Aslolan odur. dünyadaki hiçbir kuvvet babayı çocuğunu sevmeye zorlayamaz. Sevgi temeline dayanan dinimizin ne tür baskılara. Ve sevgi yoksa. Birine kara çalmak çok pahalıya patlayan bir eğlence olabilir." "Şimdi de ben sizi avucumun içine aldım." . bütün diğer felsefeler metafizik soyutlamalar olarak kalır. kendinize ve Mark'ın anısına zarar verirsiniz. İnsan soyunu hâlâ anlayamadınız mı. ne kıyımlara. Konuşmak isteğine kapıldığınızda bunu hatırlayın." "O da her ikisi için bir belâ olabilir."Siz bir şeyi düşünebilmişseniz. Sevgi nefretten daha yıkıcıdır. Aktarırsanız sizi mahvetmek zorunda kalırım. Sevmek derken siz ne düşünüyorsunuz? İnsanlar bir arada yaşayacaklarsa birbirlerine zarar vermemeyi öğrenmelidirler mi demek istiyorsunuz? Onu yasalar sağlıyor." Cordelia adamın bu tutumuna daha fazla katlana-mayacaktı. Sevgi dediğiniz şeyi Hıristiyanların tanımıyla mı tanımlıyorsunuz? Tarih okuyun. Şunu da unutmayın ki öyle bir şey yaparsanız bana değil. Ne yazık ki teyp çalışmıyor. Tanığımız da yok. Bayan Gray? İnsanın kötücüllüğü denen şeyin anahtarı budur. Bayan Leaming'den duyduklarıma bakılırsa hiç zor olmaz. Hiç kimsenin size iş vermemesini sağlarım. Bayan Gray. daha kadınca bir tanımı yeğlersiniz. Ama öyle bir sevgi yoksa." "Öyle mi dersiniz? Dört yıl sonra koskoca bir serveti tepmesini nasıl açıklayacaktı peki? Ben nasıl açıklayabilecektim? Vicdanım dedikleri şeyin emrinde olan insanlara asla güvenilmez. Bir başka kişiye tutkuyla bağlanmak! Bir başka insana tutkuyla bağlanmak kıskançlığa ve köleliğe yol açar mutlaka. Bayan Gray. "İnsanlar birbirlerini sevmeyeceklerse dünyayı daha güzel bir yer haline getirmeye çalışmanın anlamı ne!" Sonunda Sir Ronald'ı kızdırmayı başarmıştı. O gülünç işinizi batırırım. Ya da daha kişisel. Ömrünüzü bir şeye adamak istiyorsanız bir fikre adayın. ben aynı şeyi uygulamaya koyabilirim demektir. hiçbir açıklama yapmazdı." "Yanılıyorsunuz. Birden coştu. sevginin getirdiği yükümlülükler de yoktur. Oğlum ahlakçılığıyla gurur duyan biriydi. Kendimi ve işimi tehlikeye atamazdım. ne tür kin ve şiddet fırtınalarına yol açtığını öğrenin. "Sevmek! Dilimizin en sık ve en hor kullanılan sözcüğü! İnsanın kendi kişisel duygularına göre yüklediği anlamdan başka anlam taşımayan bir sözcük. Bu odada konuşulanların hiçbirini dışarıdaki hiçbir kimseye aktar-mayacaksınız. Kimsenin avucuna düşmüş değilim. Beni avu-cunun içine almış olurdu." "Oğlunuzun yaşamasına izin verebilirdiniz! O parayı önemsemezdi! Sizin isteklerine saygı gösterir." "Ben sevmek dediğim zaman bir babanın çocuğuna duyduğu sevgiden söz etmek istemiştim.

Herhalde üç saniyeden uzun sürmemişti ama o üç saniye birkaç dakika kadar uzun gelmişti ona. tıpkı babası gibi. inanmaz bakışlarla tabancanın namlusuna bakmıştı. Cilalı yüzeyde yuvarlanan parlak metal silindir Cordelia'nın önüne kadar geldi. Hiç ses yoktu." . Sir Ronald cansız bir nesneydi artık. Bayan Leaming. telaşsızca. Gövde havaya sıçradı. Ne korku vardı gözlerde. Ancak şimdi. gözlerini yazı masasında oturan erkekten ayırmadan." Tabanca elinde. Ve Cordelia'ya bakmıştı. Bir infazdı bu. neler olacağını çok iyi biliyordu." diye açıkladı. adamı uyarmasına. büyülenmişçesine bakıyordu Cordelia. temizce. bir-iki kere ileri geri sallandı ve durdu. Sir Ronald da bağırabilirdi. "Oğlunuzu mu?" "Elbette. Mark benim oğlumdu. kırmızı gölgenin tabancayı göğsüne bastırarak." Cordelia dehşetle haykırdı. hiç hareket yoktu. omuzlar çöktü. "Hiçbir kanıt yoktu. Bayan Leaming. Cordelia adamın suçlu olduğundan hiç kuşku duymamıştı ama şimdi beyninin her hücresi kanıt diye haykırıyordu. Sonra başını yana eğmişti yalvarırcasına. halının üstünde sessizce ilerleyerek yaklaştığını görüyordu. Cordelia o son bakışı hiç unutmayacaktı. Bağırmasına. "Ruju oraya başkası da koymuş olabilir!" diye bağırdı. "Birkaç dakika önce smokininin cebinde buldum. Bayan Leaming." diye mırıldandı. Bayan Leaming'in konuşmanın ne kadarını duyduğunu. "Oğlumu o öldürdü. Aynı el az sonra masanın üstüne çıktı. Kurşun sağ kulağın arkasına saplandı. ne zaman oradan uzaklaştığını da bilmeyecekti.Cordelia kırmızı sabahlıklı. öylece durmuş anlamsız bakışlarla açık pencerenin gerisindeki bahçeye bakıyordu. törelere uygun olarak bitirilen bir işti. Yenilgiyi kabullenen bir bakıştı. Yerinden kalkacak gibi olmuş. yerinden fırlayıp hiç titremeyen o elin tuttuğu tabancayı almasına olanak verecek kadar zaman vardı herhalde. O smokini üniversitede yemek yediği geceden beri giymemişti." diye söylendi. tıpkı Bernie gibi. Benim ve onun. kemikler balmumuna dönmüş gibi Cordelia'nın gözleri önünde yumuşayıp masanın üstüne yığridı. "Asia yakalanmazdım derken haklıydı. Hiç ses çıkarmamıştı oysa. "O ruj benimdi. uzun boylu karaltının ne zamandan beri kapının arkasındaki gölgelerde durduğunu asla öğrenemeyecekti. "Nasıl öldürebildiniz öyleyse? Nasıl emin olabildiniz?" Bayan Leaming tabancayı bırakmadan elini sabahlığının cebine götürdü. "Onu suçlu duruma düşürmek için Lunn koymuş olabilir. Tahmin edeceğinizi sanmıştım. ne de umut. Soluk bile almadan.

gerçeklerin açığa çıkmasını. çabuk!" Kadın ağzını açmadan çıktı." "Zaten akıllıyız. Ne yapmamız gerekiyor?" Cordelia mendilini çıkarıp tabancanın üstüne örttü. Cordelia. Yazı masasının üstünden birini gözetlediği izlenimini uyandıran biçimsiz bir duruş. Açık pencereye gitti. Gözlere bakamıyordu ama hiçbir şey hissetmediğinin farkındaydı."Mark'ı Lunn öldürmedi. başı yana kaykılmış. Mark cezanın." "İyi planlayıp hızlı çalışmamız gerek. Yanımdan yalnızca beş dakikalığına ayrıldı." dedi. silahı Bayan Leaming'in elinden alarak masanın üstüne koydu. "Evde kimse yok mu?" diye sordu. Lunn'la benim birbirimizde aradığımız şeyin sevgiyle ilgisi yoktu. canlı ancak sert parmaklarını ölünün gevşek. Bayan Leaming bezgin bir çaresizlikle sordu: "Polise telefon etmeyecek misin?" "Etmemi ister misiniz?" "Ne fark eder?" "Hapse girmek çok fark eder. Hadi. "O konuyu ben de pek anlamam ama polisler araştırabilirler." Bir anlık bir sessizlik oldu. o da sekizden az sonra yaptığı telefon konuşması içindi. Mark ölürken o benim yatağımdaydı. insanların cezalandırılmasının doğru olduğuna inanmazdı." Lunn da ölmüştü. o da az önce öldürdüğüm erkekti. Şimdi siz ellerinizi yıkayın ve bana ince bir eldiven bulun. bazen yarı yarıya unutulmuş bir anı kadar uçucuydu. Ardından. Aklının ermediği konularda konuşma sen. yumuşak avucuna bastırdı. Sen bana ne yapmam gerektiğini söyle. ne öfke. onu kimin öldürdüğünü herkesin öğrenmesini? Mark bunu ister miydi?" "Hayır. Dışarısı ılık ve çok sessizdi. Laboratuvarda da bu gece çalışma yok. gösterdiği içgüdüsel tepkiye aldırmadan kadının elini. "Yok. Akıllı davranmak ve birbirimize güvenmek zorundayız. Açık camdan içeri gelen gül kokusu bazen baygın denecek kadar güçlü. ne kin. "Ateş edilip edilmediği elden anlaşılabilir. Çenesi masanın kenarına dayanmış kolları iki yana sarkmıştı. Kadının ince bileğini kavradı. Cordelia yalnız kalınca ölen bilim adamına baktı. Masaya yığılan ölüyle gözlerinin arasında ayak parmakları acına-sı bir biçimde yere dönmüş. İnsanın özgürlüğünü kaybetmesi de eder.'tanımadığı bir odada bekletilen bir konuk gibi bahçeyi seyretti." "Siz Lunn'ı seviyor muydunuz!" "Bana öyle bakma! Ben ömrümde tek bir erkeği sevdim. . gövdesi olağandışı bir ölçüde uzamış olan başka bir görüntü vardı. Hizmetçiler Londra'ya indiler. Ayrıca. mahkeme salonlarında konuşulmasını ister misiniz? Oğlunuzun nasıl öldüğünü. ne de acıma.

O yüzden ipi boylayacaktı az kalsın. Polisler böyle ayrıntılara dikkat etmeyi öğrenirler. Bayan Leaming kazayla öldürdüm diyemezdi oysa." demişti. Bir viski. Tabancayı yeniden masaya bırakıp eldivenleri giydi. O cinayeti hiç unutmam. Halıya çarpan tabanca boğuk bir ses çıkardı. Beylik tabancasıyla sağ kulağının arkasından vurmuştu kocasını. Cordelia. devrilmiş bir ağaç kütüğünün üstüne oturup piknik yemeği yedikleri günü hatırladı. Siz şimdi bir içki hazırlayın ve antredeki masaya bırakın. sonra da eline aldı. Clandon cinayetini düşündü. Bir kere daha karşılaşacağız. "Böyle mi?" Bernie. Bernie'yle ikisinin Epping ormanında. Silahı ucundan tutup hareketsiz elin yanına götürdü. "Görmediğiniz şeyleri unutmak zorunda kalmazsınız çünkü. İşin en zor yanı buydu. Bayan Leaming de odaya dönmüştü. işaret parmağını tetiğe dayamış. "Kendini sağ kulağının arkasından vuracak olsan nasıl yaparsın? Hadi bakalım. Binbaşı Clandon'ın matah mal olmadığı mahkemede anlaşılmıştı çünkü." "Kadın ne oldu. Bayan Clandon da aynı hataya düştü. Cordelia plan yapmaya koyuldu. Silah onundu. mantarsı kokusunu duyar gibi oldu. Bernie tabancayı ağaç gövdesinin üstüne bırakmış. Cordelia." Yalnız kalınca Cordelia tabancayı eline aldı yine. göster. biraz zorlanıp kolunu iyice arkaya atarak namluyu boynuna dayamıştı. Bayan Clandon sonunda itiraf etmişti. Antrede karşılaştığımızda nereye gidiyordunuz?" "Kendime bir içki hazırlayacaktım. Kocası gerçekten kendini vursaydı kabzayı tersinden tutarak avucunun içine alır." dedi. Şimdi." "Öyleyse siz içkinizi hazırlayıp yatak odanıza giderken ben de çalışma odasından çıkıyor olacağım. Bir çift pamuklu eldiven getirmişti. "En iyisi siz dışarıda bekleyin. o madeni nesnenin ağırlığı tiksinti veriyordu. "Tabanca kullanmaya alışıksan öyle yapmazsın. Son olarak parmakları açıp silahın düşmesini sağladı. "Öyle değil. peyniriyle ekmeğini gevelerken sormaya baylamıştı. Başparmağı sıkıca tetiğe bastırdı. sonra da kabzayı avuç içine koyup parmaklan kıvırdı. üstünde ölen adamın parmak izleriyle birlikte onunkilerin de bulunması gerekirdi. Bizim Baş Müfettişle birlikte çalıştığım ilk cinayet olayıydı. Elindeki eldivenleri sıyırıp . Olaya intihar süsü vermek istemişti. peynirin ve toprağın keskin. Hatırlamasıyla birlikte taze ekmeğin. tetiği başparmağıyla çekerdi." Cordelia tabancayı sağ eline almış. tereyağının. İntihar süsü vermeye kalkışmasaydı jüriyi kaza sonucu ölüm olduğuna inandırabilirdi belki.Zamanın durur gibi olduğu bu huzurlu süre yarım dakika geçmeden sona ermişti. Bernie?" "Müebbet. Gel gör ki tetiğe adamın yanlış parmağını bastırmıştı. Mark'ın ölümüyle ilgili gerçekler açığa çıkarsa hiç diyemezdi. Nasıl olmuş da daha önce silaha zararsız bir oyuncak gözüyle bakmıştı? Bayan Leaming'in parmak izlerini yok etmek için her tarafını mendiliyle sildi. Herkes kadından yana çıkmaya hazırdı.

"Şimdi nasıl hareket edeceğimizi tasarlayalım. "Siz jçkinizi hazırlayıp dönerken benim çalışma odasından çıktığımı görüyorsunuz. Onun herhangi bir şeyden kuşkulanmasını istemiyordum. Ne sorarsınız?" "ücretiniz ödendi mi?" "Hayır." Sokak kapısının eşiğindeydiler. Viski bardağını antredeki masaya bırakıyor. . oradan bir alıntı yapmanın sıradan bir intihar mektubunda daha inandırıcı olabileceğini düşündüm. beni kapıya kadar geçiriyorsunuz. Şömineye atıp yaktım. Yazdıklarını okuyacak zaman yoktu. Mark'ı o durumda gördüm ve gördüklerimi olduğu gibi kabul ettim. Mark'ı bulan. O dönünce. Mutfakta mendilimi ıslatıp dudaklarını sildim. Çok korkunçtu ama ne yapmam gerektiğini biliyordum. Sir Ronald'ın yanında iki dakikadan fazla kalmamıştım. çok hızlı çalıştım. Blake'in kitabını yanından ayırmadığını biliyordum. Paramı yarın sabah alacağım. Biri gelecek diye ödüm kopuyordu. Bayan Gray." "Mark'ı bulduğunuzda siz bir şeyden kuşkulanmadınız mı?" Perdeler çekilmiş olduğu halde kapı açıktı. Dudak boyasını da tam olarak temizleyememişsiniz. Cordelia." "Resimlerin birini bahçede düşürmüşsünüz. Sir Ronald'a soruşturmayı sürdüremeyeceğimi bildirdim. Küçük bir iz kalmış. Günceye benzer bir şey tutuyormuş Mark. Bana bir şeyler soruyorsunuz. bir iskemlenin üstünde duran blucini giydirdim. Günün daha erken bir saatinde telefon edip ona uğramamı istemişti. Polisler ortada görmesinler." "Nasıl isterseniz. O ruj hiç çıkmayacak sandım! Sonra üstündeki çamaşırları çıkardım. İşin en zor yanı ihtihar mektubunu yazmaktı. Lunn yanımda olduğu için dokuzdan önce gidemedim." "Oradan anladınız demek!" Cordelia sesini çıkarmadı. Bayan Leaming ansızın dönerek normal tavrıyla konuştu: "Bilmen gereken bir şey var. İşi bitiremediğime üzgünüm. Ruj ortada yoktu. Ortalık öyle sessizdi ki daktilo müthiş bir gürültü yapıyormuş gibi geldi." dedi. İç çamaşırlarıyla çıplak kadın resimlerini de laboratuvarın çöp fırınında yakmak üzere buraya getirdim. olaya intihar süsü veren bendim. O anda pek önemli görünmedi bu. Birinin sesi duyacağından korkuyordum. Ne olursa olsun. Cinsel sapkınlıklar konusunda hepimiz pek bilgiliyiz artık. Isabelle de Lasterie'nin adını karıştırmayacaktı bu işe. bunları yerlerine koyun. Sizi tutması saçmaydı zaten. "Alın. Ayakkabı giydirmeye kalkışmadım.Bayan Leaming'i bulmak üzere antreye çıktı ve kapıyı usulca kapadı." "Bu gece kapının dışında durup sizin konuştuklarınızı duyuncaya kadar hiçbir şeyden kuşkulanmadım." Bayan Leaming'in eldivenleri yerine koyup dönmesi yalnızca bir-iki dakika sürdü.

ne var ki bir amatörün yazısı olduğunu sanmıyordum. Önce gidip cesede bakacaksınız." Mini arabanın yanındaydılar artık. İkisi de durdular. Üstelik ses evden geldi. Ardından. Ve daktiloda yazılandan on kelime fazlasını okudunuz. birbirimizle hiç ilgilenmemeliyiz. sonra da 'Kendini öldürmüş!' diyeceksiniz. "İnsan öyle demez. Düşünce biçiminizi değiştirin." "Evet. Siz Mark'ın ölümünü soruşturmamı istemiyordunuz. "Hemen gidip polise telefon edeyim. siz de pasajı ezberden okudunuz. Bayan Leaming. Size soru sorduklarında bir şey uydurmayın. Az önce konuştuğumuz gibi konuşarak arabama doğru yürüdük. O sizi ele verdi. Kâğıdı polis merkezinde gördüğüm gün fark ettim bunu. "Onlar geldikten sonra birbirimizle konuşmamalıyız. "Daha fazla gecikmeden polisi aramalıyız. Bu olayın bir cinayet olabilmesi için ikimizin arasında . "Vurulmuş!" diye haykırdı. Ben o işi yoluna koydum. Tutuktu." Bayan Leaming sevdiği erkeğin cesedini duygusuzca gözden geçirmiş çevresine bakmıyordu. iki dakika sonra dışarı çıktığımda yine karşılaştık." Kötü bir oyuncu gibi konuşuyordu Bayan Leaming. Bunların dışında kalan her şeyi unutun." dedi. Rolünü unutmuştu. ben Garforth House'a ilk geldiğimde intihar mektubunu sordum. Bir arabadır." Üç dakika sonra açık kapının önünde durmuş polislerin gelmesini bekliyorlardı. Silah sesini duyduk ve buraya döndük. şimdi duyacağız. Egzos patlamıştır. Elimdeki en sağlam kanıt buydu. inandırıcı olmaktan uzaktı." Cordelia karşı çıktı. Sizin akılda tutmanız gereken bir tek şey var: Buraya geldiğimde yanımda bir tabanca olduğunu siz hiç bilmiyordunuz. Daktilo kullanmakta ustasınız. sonra da koşarak gidip antreye girdiler. Silah sesini şimdi mi duymuş olacağız. Ama ne diyeceğini biliyordu ve unutmayacaktı." "Sanmam." "Silah sesi olamaz. "Bu neydi?" diye sordu. Cordelia. Bir de." dedi. "Ve bundan böyle hiçbir yerde buluşmamalı. İngiliz edebiyatı okumuştunuz. Şimdi de polisi arayın bakalım. Sir Ronald tabancayı benden aldı. ayrıntı verip sözlerinizi süslemeye çalışmayın. Ben geldiğimde beni çalışma odasına getirdiniz. Siz silahı ilk kez şimdi gördünüz. dolayısıyla kitaptan kopya ettiğiniz pasajı nerede bulabileceğinizi bilirdiniz. "Silah sesine benziyordu. "Geçen araba yok ki. hatırlamıyorum demeye çekinmeyin. O yazının sonlarına doğru Mark'tn elinden çıktığı izlenimini yaratmak için çaba harcanmıştı gerçi. Köyden epey uzaktayız. Dört nedenle. "Sen burada neler yaptın?" diye sordu." Bir an duralayıp." Göz göze geldiler. "Silah sesini birisi duymuş olabilir. Bayan Leaming çalışma odasının kapısını açmadan önce durup Cordelia'nın yüzüne baktı."Oraya giden kişinin kim olduğunu bilmiyordum ama sizi düşündüm. "Parmak izi sorunu ne olacak?" "Onu düşünmeyin.

Mark için hiçbir şeyin önemi yoktu artık. "Atılmayız. "Şimdiye kadar gelmiş olmaları gerekirdi. Soruşturma sonuçlandıktan sonra. Başkalarının onun hakkında ne düşündüğüne fazla önem veren bir genç de değildi. bazıları sivil giyimli olan iri yarı. "Herhalde bana sormak istediğin şeyler vardır. Bayan Leaming." Bir sessizlik oldu. öcünün alınması. Tetiği o çekemezdi." Sessizce beklediler. Farlar araba yolunu. Mark'ın annesinin hapse girmesini istemiyordu. adaletin yerine gelmesi için çaba harcayamazdı. Mark'ın ölümüyle ilgili gerçeğin açığa çıkmasını da istemiyordu. Bunun mantıksız bir duygu olduğunun farkındaydı. morsalkımı bir ışık seline boğup bekleyenlerin gözlerini kamaştırmadan . donuk yüzlü erkeklerle dolmuştu birden. Antre. "Bilmek de hakkındır sanırım. Cordelia bir duvar dibine çekildi. Birbirimizden pek hoşlanmadık. Adamın ölmesini istememişti." dedi. Bundan ötürü herhangi bir üzüntü duymadığı gibi. Niye işbirliği yapalım?" Çok haklı. Oysa biz bundan önce bir tek kere karşılaştık ve birbirimizden pek hoşlanmadık. Ve o günden sonra bundan ötürü en ufak bir pişmanlık duymadı. sorgu yargıcının kararını izleyen ilk pazar." Kadın ansızın bir kahkaha attı ve pek çok şeyi açıklayan bir buruklukla söylendi: "Korkacak ne var sanki? Karşımızdakiler erkek altı üstü.en iyi olasılıkla insanların acıma duygularına. en kötü olasılıkla alaylarına hedef etmek istemişti. yoldaki her çakıl taşını. kararlı adımlarla yaklaştılar. akşam duası saatinde King's College'in kilisesinde buluşalım. O. "Sersemlik etmezsek bu iş çantada keklik." Cordelia kadının yine yönetimi ele almaya başladığını ilgiyle fark etti. Elizabeth Leaming'in hapse girmesi umurunda değildi. Sir Ronald'a karşı cephe almıştı Cordelia." "Yakında gelirler. . Birimizden biri hapse atilmamış-sa tabii. çalışma odasının yolunu gösteren Bayan Leaming oldu. Arabalar birer birer yaklaşıp evin önünde durdukça ışıklar da birer birer söndü. Yaz gecesinin karanlığına bakarak polislerin gelmesini beklerken yaptıklarının." dedi Bayan Leaming." diyordu.işbirliği bulunması gerektiğini onlar da bilirler. Orada karşılaşmamız bir rastlantı olabilir pekâlâ. gelenleri karşılayıp alçak sesle açıklama yapan. çiçek tarhlarının çevresindeki bitkileri aydınlatmadan. Otomobillerden çıkan karaltılar telaşsız.önce motor sesleri duyuldu. oğlanı . "Geciktiler. Ama ölmüştü Sir Roland. Bayan Leaming'in cezasız kalması bu tutumun sonucuydu. bundan sonra yapacaklarının önemiyle doğruluğunu ilk ve son kez düşünüp kabul etti. dedi Cordelia kendi kendine. Ama Sir Ronald Callender onun ölüsünü kirletmişti.

Bayan Leaming'in antreden geçip salona gittiğini. yaşarken önemli bir insandı. Yüzü gözü birbirine karışmış. Soruşturmayı yürüten yetkililer ancak fotoğrafçıyla parmak izi uzmanı işlerini bitirdikten sonra çıktılar antreye. uygulanması. ama ev canlanmıştı sanki. ambulanslara parçalar halinde taşınan cesetler. İçeridekilerin işleri epey uzun sürmüştü. polisin selamı Cordelia'nın kimlik konusunda yanılmadığını ortaya koydu. Polisler olaya kuşkulu ölüm gözüyle bakıyorlardı demek. asfalttan kazınan cesetler. Saçı başı dağınık." O adam bu sözleri kaç kere duymuştu kimbilir! Antreden geçerken Cordelia'ya kısaca göz attı. Neler söyleyeceğini biliyordu. . Herhalde çalışma odasından telefon etmiş olmalıydılar ki yeni yeni arabalar ve insanlar dayanıyordu kapıya. Cordelia tek başına oturmuş bekliyordu. Çok ceset görmüşlerdi. Polisler fısıltıyla değil. Onun arkasından fotoğraf makinesini. ya görmedi. Bu olayda daha fazla incelik ve daha fazla dikkat göstereceklerdi. Evin reisi ölmüş. Şöyle gelin lütfen. nehir yataklarından ağlarla ya da kancalarla çıkarılan cesetler. Onlar da kendi aralarında konuşuyor. Hiçbir duygu yansıtmamasına özen gösterilen. onlar da meslekten olmayanlara nazik davranır. şiddet kurbanlarını görünce dehşete kapılmazlardı. Bakmakta da çok haklıydılar. vurgulamasız bir konuşma. ardından bir parmak izi uzmanı ve polis yöntemlerini Berni-e'den öğrenmiş olan Cordelia'nın 'cinayet yerini inceleyecek uzmanlar' olabileceklerini tahmin ettiği iki sivil daha geldi. şişman bir adamdı. doktor. Tıpkı doktorlar gibi. uykudan uyandırılan bir çocuk gibi dudaklarını sarkıtmıştı. Cordelia'yla hiç ilgilenmiyorlardı. Şiddet eylemlerinin sonucu olan ölümlere alışıktılar. Cordelia kendini zorlayarak uyanık kalmaya çalıştı.gereken yöntemlere uyarak rahatça çalışıyorlardı. Biri ona yaklaştı. dikkatli. Yine de. Onu bir an önce sorguya çekip yatmasına izin verseler ne iyi olacaktı. Onlar da üstüne çok büyük gelen kazakla duvar dibinde oturan ufak tefek kıza hiç bakmadılar. Başkalarından daha önemli. çamurlu toprakların altında bulunan çürümüş cesetler. Şimdi hiç önemi kalmamıştı ama hâlâ başlarına iş açabilirdi. İçerideki ölü. ölümü kanıksamış insanların olağan ses tonlarıyla konuşuyorlardı. Hepsi aklındaydı. makinenin üç ayaklı sehpasını yüklenen sivil fotoğrafçı. yanında yürüyen polise bir şeyler anlattığını ya gördü. ancak inceliklerinde bir küçümseme sezilirdi. Yorgunluk bastırmıştı. "İyi akşamlar. edindikleri korkunç bilgileri kendilerine saklarlardı. Zaten kuşkulu bir ölümdü.Antrede üniformalı iki polis kalmıştı yalnızca. Daha sonra adamın yüzü bir türlü gözünün önüne gelmedi ama sesi kulağındaydı. bu da her iş gibi bir işti işte. Tek isteği başını masaya dayayıp uyuyabilmekti. Her zamanki işlerini yapan profesyonel adamlardı onlar. Önce siyah doktor çantasından ötürü kimliği hemen anlaşılan adli tabip geldi.

size yolu göstereyim. "Bilmiyor musunuz? Buranın yabancısısınız demek? Gelin. Kapağı açarken bir tırnağı kırıldı. "Mutfağın yerini bilmiyorum. Cordelia'ya İtalya'da babasıyla birlikte yedikleri yemekleri anımsatmıştı. Bayan Leaming büyük bir dolaptan fincan çıkarıyordu. "Ona yardım etmek istersiniz belki. küçük hanım." Mutfak evin arkalarındaydı." "Evet. Süt şişesi elindeki buzlu bir silindirden başka bir şey değildi. Bayan Leaming ona bakmıyordu. dedi Cordelia kendi kendine. baharat ve zeytinyağı kokuyordu." dedi." Cordelia robot gibi hareket ediyordu. "Onları bir tabağa koyarsanız. avucuna serdiği mendilin üstüne koymuştu tabancayı. uyandığında üniformalı." "Emin değil misiniz?" "Sir Ronald'ın da aynı marka bir tabancası yoksa benimki olmalı. Yanında defterine not alan üniformalı bir polis de vardı." "Sir Ronald'ı ya da Bayan Leaming'i daha önce tanır mıydınız?" "Hayır. Yeni yeni sorular sordular. "Şu teneke kutuda bisküvi olacaktı. Söylenenleri not edip yorum yapmadan uzaklaştılar.yüz fazla uzun çizilip solgun göründüğünden azizlik mertebesine yükseltilmiş bir Bayan Leaming'e benziyordu . sırtındaki küfelere yapma çiçekler. Süt buzdolabında. bisküvi kutusunun kapağı yorgun parmaklarına karşı koyuyordu. Yine uyumuş olmalıydı. uzun boylu bir polis üstüne eğilmişti. ateşli silah diyeceğine doğrudan doğruya tabanca dese olmaz mı sanki? "Sanırım. cesedi götürecekler. Elektrikli çaydanlık çay suyunu kaynatmıştı bile.. Elinin kirinin bulaşmasını önlemek istercesine. Sir Ronald bir iş vermek için beni buraya çağırmadan önce hiç tanımazdım. "Yardım edebilir miyim?" diye sordu. Onu getiren polis mutfakta kaldı. diye düşündü." Soruşturma yetkilisi gitti.. Oyalanmış olursunuz. Yarın sabah paramı öderken geri vereceğini söyledi." "Bu eve ikinci gelişiniz demek. Domates salçası. Derken başka bir polis geldi. "Bu ateşli silahı tanıyor musunuz. Cordelia hazırladığı hikâyeyi anlattı.resmi bulunan bir duvar takvimi. Dört gün önce buraya ilk geldiğimde almıştı benden. "Bayan Leaming mutfakta çay yapıyor. üstünde Azize Teresa'nın . hüzünlü . İkisini başbaşa bırakmayacaklardı demek.Tabancayı gösteriyordu. Cordelia başını duvara dayayarak biraz kestirdi." dedi." diye karşılık verdi. Mutfağı gözden geçirdi. Bayan Gray?" Ne tuhaf." Cordelia. Benim tabancam olduğunu sanıyorum.

Araba savrulurken zaman zaman polisin üstüne devriliyor. koluna değiyordu. Sizin de yerinize dönmenizin zamanı geldi. Cordelia ince pamuklu kumaşın altındaki kolun sıcaklığını hissetmekle rahatladığını fark etti. bir adım arkasından yürüyen üniformalı şoförüyle birlikte antreye girdi. Küçüğünü yüklenen. Bayan Leaming konuğuyla birlikte yukarı çıktı.yüzünün üstüne minyatür bir hasır şapka yerleştirilmiş olan bir seramik eşek. biliyorum. Ama bu baylar da çok nazik davrandılar. Orta yaşlı bir kadın. üniformalı şoför ve polis dedektifi kadınları arabaya bindirdi." "Çok yorgun görünüyorsunuz. Cordelia'yı götüren polis hızlı sürüyor. . doğu ufkunda yeni günün ilk belirtisi olan kızıllığı görebiliyordu. Kimse dönüp Cordelia'ya bakmamıştı. Benimle birlikte köşke gelmeni istiyorum. Yine aynı yerde mi kalacaksınız?" "Binbaşı Markland izin verirse birkaç gün daha kalacağım. Gömlekle oturuyordu adam. annesine yardım etmesine izin verilen çocuklar gibi tepsiyi göğüs hizasında taşıyan Cordelia onu izledi. Cordelia yorgunluğunun yarattığı sis bulutlarının gerisinden kadının tiz." "Anahtarı onlara bırak. Bayan Gray. Polisler çay tepsilerinin çevresinde toplandılar. Polis. Geçtikleri yol yabancı. birlikte gittiler. Cordelia başını koltuğa dayamıştı. kahverengimsi yumurtalarla dolu büyük bir mavi kase. yüzüne çarpan havanın sıcaklığını duyuyor. nedir bu durum! Korkunç bir şey. Hemen şimdi! Hayır. Küçük bir çanta ve koluna aldığı pardösüsüyle döndü. İşlerini bitirince kapıyı kilitlerler. ardından da Mini. hiç laf dinlemem! Polis müdürü burada mı?" "Hayır. Soruşturmayı yürüten müfettiş beş dakika sonra Cordeiia'ya sokuldu. zaman kesintiliydi sanki. Cam açıktı. otoriter sesini duydu. küçük araba köşe dönerken savruluyordu. "Eliza. Yarın yazılı bir ifadenizi almak isterim. Kahvaltıdan sonra hemen merkeze gelebilir misiniz? Yerini biliyor musunuz?" "Evet. Yol kıyısında ürkütücü bir karaltı gibi yükselen çiti ve entipüften bahçe kapısını tanıması bir dakika sürdü. Senin bu gece burada yalnız kalmana izin veremem!" Gelen kadın polislere tanıtıldı. "Evi biz kapatacağız. o otoriter sesin baskın olduğu birtakım konuşmalar geçti. Eve gelmişlerdi. Çaylar iki tepsiye kondu. Polis memuru büyüğünü Bayan Leaming'in ellerinden alıp antreye geçti. Arabanın niye birdenbire durduğunu anlayamadı. gökte kayan bulutları. Cordelia da bir fincan çay alıp iskemlesine döndü. Yine bir araba sesi duyulmuştu. Marjorie. Sizi adamlarımdan biri götürsün. "Burası mı?" diye sordu." Önce polis arabalarından biri yola çıktı.

İki kadın birbirlerine bakmıyorlardı. Burada. Fotoğrafı Bayan Gray istemişti.sorgu yargıcının karşısına çıktılar. İyice abandı ve sarhoş gibi sallanarak evin arkasına dolaştı. Bayan Leaming alçak sesle. Bu kez başına siyah bir şapka. iki araba da ağır ağır yol alarak ağaçlığa yaklaştı. yoldan çekip oraya park edebilirsiniz. Ancak ikisi arasında bir fark vardı. beklemişler gibi geliyordu Cordelia'ya . Gerisini bilmiyordu. Arkadaki boylu otlar tahta kapının açılmasını güçleştiriyordu." Adam polis arabasının sürücüsüyle konuşmak için dışarı çıktı. Sonunda polis arabası da gitmiş. Lunn ölmüştü ve o yaşıyordu. ellerine siyah eldiven geçirmiş. Sonunda . uyku tulumunun içine girecek gücü bile kalmadığından tulumu üstüne çekti. haftalarca. onun avukatı olmadığından oraya sıkıştı. dışarının soğuğundan korunmak için salonun arkalarındaki sıralara sığınan bir avuç zavallı insan yerine. Bayan Leaming kendisinin bu fikre karşı olduğunu da belirtti. fısıldaşan avukatlar ve polisler."Evet. İlk konuşmalarında sürekli olarak yanlarında kalmamıştı. pazar ayinleri kadar sıradan bir töreni yerine getirirlermiş gibi güvenli bir hava taşıdığını gördü. Sir Ronald Bayan Gray'e oğlunun odasını gösterirken o Mark'ın resmini aramaya gitmişti.günlerce değil. Orada kaldığı gecelerin her birinde eve yorgun dönmüştü ama hiç bu kadar yorgun olmamıştı. boynuna da siyah bir eşarp bağlamıştı. Tabancayı saklamak işi yoktu artık. Neyse ki bu son işti. ağırbaşlı meslektaşlar ve dostlar. Cordelia'nın onu ilk gördüğü gün giydiği gri tayyörü giymişti yine. . Mark'ın bir derdi olduğunu fark etmediği için kendisini suçladığını anlattı. Bu duruşma da Bernie'ninki kadar telaşsız. Bir gün olayı kurcalaması için özel bir dedektif tutacağını söylemiş. Ama ben arabayı daha aşağıda bırakıyorum. alçak sesle sürdürülen konuşmalar. burası. Sir Ronald'ın oğlunun ölümüne çok üzüldüğünü. Cordelia sıralardan birinin ucunda boş bir yer buldu. Pencere-lerdeki selobantları gözden geçirmeye gerek yoktu. Cordelia Bayan Leaming'le birlikte gelen kır saçlı erkeğin kadının avukatı olduğunu tahmin etti. Sir Ronald'ın yarası boşu boşuna deşilmiş olacaktı. Cordelia bahçe kapısında yalnız kalmıştı. uyurgezer gibi yukarı çıktı." "Peki. sakin bir havayla ifade verdi. Anahtarı arka kapının kilidine sokması da biraz zaman aldı. Ona kalırsa özel dedektifin çalışmalarından hiçbir sonuç alınmayacak. Bayan Leaming solgun görünüyordu. İleride bir küme ağaç var. bayan. Adamın soruşturmayı yürüten müfettişle dostça ancak saygılı bir tavırla konuştuğunu. Sir Ronald'ın silahı ondan aldığını bilmiyordu. Bayan Gray'in bir tabancası olduğunu. önemli bir gün yaşandığı izlenimi vardı. gösterişsiz ve resmiydi. müşterisinin haklarını korurken hepsinin sıkıcı ama gerekli bir formaliteyi. Bayan Leaming de Bayan Gray'le konuşup onu Garforth House'a getirmişti.

Sorgu yargıcı yumuşak bir tavırla Sir Ronald'ı öldüğü gece neler olduğunu sordu. Tanığı siz de dinlediniz. Bayan Leaming'in yaptığının hata olup olmadığını epey düşünmüştü. insan beynine sıkılan bir merminin yol açtığı anatomik hasarı ayrıntılarıyla açıklamaya başlayınca yargıç bile bu ayrıntıları gereksiz bulduğunu belli etti ve sordu: "Polis tetiğin üstünde Sir Ronald'ın başparmağının izini. Ölümünden yarım saat kadar önce polisler telefon etmişlerdi Sir Ronald'a. Profesyonel bir havayla konuşuyor. biz böyle şeyleri daha önce de gördük. Bunun üzerine o da Bayan Gray'i Sir Ronald'in çalışma odasına götürmüştü. Londra'ya dönmek istediğini belirtmişti. Cordelia son tanık olarak çağırıldı ve yemin etti. Bayan Leaming Bayan Gray'in raporunu sunmak için saat on buçuktan az sonra eve geldiğini. Silah sesini duyduğumuzda Bayan Gray'in arabasının yanında durmuş konuşuyorduk. Sir Ronald kendini öldürmek niyetinde olduğunu hiç belli etmemişti. kabzada da avucunun bıraktığı izi bulduklarını açıkladı. Laboratuvar asistanı Chris Lunn'ın bir trafik kazasında öldüğünü bildirmişlerdi. o kapıyı çaldığında kendisinin antrede olduğunu anlattı. silahı tutmanın en rahat ve kolay yolu buydu. Yine de Bayan Leaming onun kendini öldürebileceğini aklından geçirmezdi. bundan sonra da göreceğiz dercesine tanıklık ediyorlardı. Patolog. Chris Lunn'ın ölümü onu çok sarsmış olabilirdi ama bunu da belli etmemişti. diye sürdürdü. Aralarında kısa bir konuşma geçmişti. Sonra dışarı çıkmış. Saatin geç olduğuna değinmişti ama Bayan Gray soruşturmaya son vermek. Hayır. Sir Ronald tabancayı başına sıkarken tetiğe başparmağını dayamıştı. Son günlerde çok yorulmuştu. Siz bundan ne sonuç çıkarıyorsunuz?" Patolog herhangi bir şeyden bir sonuç çıkarmasının beklenmesine şaşmış gibi göründüyse de düşüncesini açıkladı. Bayan Gray. Bayan Leaming de arabasını bıraktığı yere kadar onunla birlikte gitmişti. Tabancadan hiç söz etmemişti. Sir Ronald duygularını belli eden adam değildi. aklına gelmemişti. Tabanca yere düşmüştü. ikisi birlikte içeri koşmuşlar ve Sir Ronald'in yazı masasının üstüne yığıldığını görmüşlerdi. Sir Ronald'in. Sonra evden geldiğini anlamıştı. çalışmalarının karşılığında ödenecek parayı almak için ertesi sabah gelmesini istediğini söylemişti. Hayır. Kendisi sesin bir arabanın eg-zosundan geldiğini sanmıştı önce. Onun görüşü sorulacak ve merminin giriş yeri göz önüne alınacak olursa. özellikle . Ardından polisler tanıklık ettiler. Bayan Gray'in odada iki dakikadan fazla kaldığını sanmıyordu. Bazı günler. Bayan Gray'i çalışma odasına götürürken bundan söz etmemişti. ayrıca da oğlu öldükten sonra başka bir insan olmuştu sanki. Sıra doktorlara gelmişti.

"Sir Ronald'ın nasıl olup da sizin tabancanıza el koyduğunu anlatın. Sorgu yargıcıyla konuşurken 'efendim' demesi gerektiğini aklından çıkarmıyordu. 'Yarın sabah. 'Yarın sabah. Beni başından savmak ister gibi elini sallayarak. vermiştim. İşe yarayacak herhangi bir şey öğrenememiştim. Masraflardan başka ücret istemediğimi. Neyse ki Cordelia epey prova yapmıştı." Sorgu yargıcı önündeki bloknotu karalamaya başlamıştı. Bayan Gray. Duydu mu. Bayan Gray. En zor yerine gelinmişti. Geç olduğunu biliyordum ama sabah erkenden Londra'ya dönmek istiyordum. Bayan Leaming'in onun işe alınmasına ilişkin ifadesini doğruladıktan sonra sorgu yargıcının sorularını bekledi. babasını kızdıran. efendim." "Çalışma odasında bulunduğunuz süre içinde tabancayı gördünüz mü?" "Hayır. öyle mi?" "Evet. Manastırda geçirdiği altı yıl içinde farkında olmadan edindiği. efendim." "Sir Ronald'ı ne durumda bulduğunuzu da anlatın lütfen. Saat on buçuktu. öğrenilecek bir şey bulunduğunu da sanmıyordum. Bayan Leaming benimle birlikte arabama kadar geldi." "Siz de odadan çıktınız." diye söylendi. İçimden gelen bir sese uyarak işi bırakacağımı Sir Ronald'a bildirmek istedim. beni çalışma odasına götürdü. Sorgu yargıcı Cordelia'yı sözünü kesmeden dinledi.' dedi." "Soruşturmayı yarıda bırakmaya karar. Bayan Leaming antredeydi.güneşli Paskalya günlerinde. O genç adamın özel hayatını kurcalayarak para kazanmaya çalışıyordum. Tam binip gideceğim sırada silah sesini duyduk. duymadı mı bilmiyorum. efendim. kendine inançlı biri diyebilmeyi içtenlikle isterdi Cordelia. yalnız tabancamı geri vermesini rica ettim. başına bağlamak için bir de siyah eşarp almıştı. Ertesi sabah gelip paramı almamı söyledi. aynı soruları üst üste birkaç kez . Mark Callender'ın ömrünün son haftalarını geçirdiği evde kalıyordum ve yaptığımın yanlış bir iş olduğunu düşünmeye başlamıştım. Ayrıca günaha girmiş olması söyleyeceği yalanların ayıbını büyütecek değildi. "Pekâlâ. Şimdi de yalan yere yemin etme konusunu fazla ince eleyip sık dokumanın zamanı değildi. Arabayla Garforth House'a gittim. Cambridge polisi çok dikkatliydi. Tayyörünü giymiş. Sir Ronald Callender'ın öldüğü gece neler olduğunu anlatın lütfen." "Çok yorgun ve dalgın görünüyordu. gelgelelim yılın geri kalan günlerinde ne olduğunu çok iyi bilirdi: Arada bir imana gelme eğilimi gösteren bir dinsiz. Salondakileri biraz şaşırttığının farkındaydı ama onu anlayışla dinlediklerini de görüyordu. İşi bırakmak istememin nedenini açıkladım. başkalarından duyduğu zaman onu da sinirlendiren 'kibar takımı ağzı' ve düzgün telaffuzu şimdi işine yarıyordu. Başını kaldırmadan.

En zeki katiller bir büyük yalan söyledikleri için değil. Sir Ro-nald'ın tabancayı nasıl aldığını ezberlemişti artık. diye düşündü. Kendini öldürdüğü zaman tabancanın bana kalmasını istediğini anladım. doğru söylemekle hiçbir şey kaybetmeyecekleri halde önemsiz ayrıntılarda gereksiz yalanlar söylemekten vazgeçmedikleri için yakalanmışlardır.bir öğüdünü hatırladı: "Gereksiz yalanlar söylemeyin. bunun bir kadın için zor. Dedektiflik bürosunda tek başıma çalıştığımı biliyordu.duyduğunda dedektiflerden çok suçlular için geçerli sayılabileceğini düşündüğü . Cordelia. Ruhsatı olup olmadığını döner dönmez araştıracaktım. Sir Ronald silahı eline alıp aşağı götür-seydi Bayan Leaming görmüş olurdu. Doğru söz çok daha inandırıcıdır." . Ama onu ben buldum." "Ve Bayan Leaming'le ikiniz Sir Ronald'ın cesedini buluncaya kadar tabancayı bir daha görmediniz. Tabancayı da aldı. "Nereye götürdüğünü söylemedi." dedi. "Onun bir tabancası vardı ve silahıyla çok övünürdü. Öyle olabileceğinden kyşkulanmış-tım gerçi. öyle mi?" "Hayır. Ben de ortağımın tabancasını yanımda taşıdığım için korkmadığımı söyledim. Ne var ki bu benim ilk isimdi ve Bernie tabancasını bana bırakmıştı." "Ortağım Bay Pryde. gerçekten anlıyor. Kendisine yahut başka insanlara zarar verebilecek durumda olan birini işe alamayacağını söyledi." dedi." Salondakilerin ona acıdıklarını gösteren bir mırıltı duyuldu. "Ortağınız intihar ettiği zaman da orada mıydınız?" "Hayır." "Garforth House'a ilk gittiğimde Sir Ronald bana oğlunun odasını gösteriyordu. efendim.sormuşlardı ona." "Anlıyorum. doğru söylediğine inanıyorlardı." dedi yargıç. salonda-kiler de anlıyorlar.ki o çok daha kolay olurdu bileklerini kesmişti. Silahı kullanmayı hiç düşünmedim." "Tabancayı ne yaptı peki?" Cordelia bu soruya verilecek karşılığı inceden inceye düşünmüştü. mermileri de. Mark'ın odasındaki bir çekmeceye koydu diyebilmek isterdi ama Mark'ın odasındaki masanın çekmecesi olup olmadığını hatırlamıyordu. Bir dakikalığına çıkıp döndü. "Tabancayı alıp odadan çıktı. O sorumluluğu üstlenemezmiş. Öldürücü bir silah olduğunu bile düşünmedim. "Tabancanın ruhsatsız olduğunu biliyor muydunuz?" "Hayır. Başmüfettiş Dalgliesh'in . Pek akla yakın olmayan bir açıklama yaptığından. Şimdi yalan söylemeye başlayacak ve yine inanacaklardı. efendim." Sorgu yargıcı başını kaldırıp sertçe baktı. Yanımda bulundurmak içimi rahatlatıyordu. "Sir Ronald'ın tabancayı sizden nasıl aldığını açıklayın lütfen. biraz da korkulu bir iş olup olmadığını sordu. Tabancayla intihar edeceğine . efendim. Sonra da aşağı indik. Büroda bırakmak istemediğin\_ve/bana güven duygusu verdiği için bu işe gelirken yanımda getirmiştim.

Bayan Leaming'in çevresi sarıldı. intihar eden herkes parlak zekâ sayılıyordu. Cordelia'nın adımlarına ayak uydurmuştu hemen. Ama haber çabuk yayılıyor. Hugo'nun dediği gibi. Salondakiler tabancanın adam öldürebileceğini öğrendiler. Ondan bıkanların sayısı da az değildi." "Senin tabancanla mı?" "Salona girseydin öğrenirdin. 'Doğuşumuzun kapısınrölüm açar. Ölümü. salondakiler de onunla birlikte kalktılar." "Aslında değildir biliyorsun. Cordelia onun birçok kişiyle el sıkıştığını. Bir öğretmenle işim vardı. Takma kafanı! Sir Ronald Callen-der buradakilerden bazılarının sandığı kadar önemli biri değildi. Bir insandı ve öldü. İçeride göremedim se-. Sir Ronald Callender'ın hayatına kendi eliyle son verdiği anlaşılmış. Sorgu yargıcı Sir Ronald'ın titizliğine uygun düşecek.' O da kendi ölüm saatini ve silahını kendi seçti. Bu her zaman önemli bir gerçektir. Hugo kapıda beklemiş olmalıydı. ömrünün sonuna kadar saflığından ve dikkatsizliğinden ötürü İngiltere'nin önde gelen bilim adamlarından birinin ölümüne yol açan kız olarak tanınacaktı." "Sen onu hiç tanımıyordun. "Nasıl gitti?" diye sordu. Ruhsatsız tabancaların adam öldürme olasılığı daha da büyüktür demeye getirdi. Sir Ronald ölmesiyle birlikte dahi düzeyine yükselecekti. Polislerin onu ruhsatsız tabanca taşımakla suçlayacaklarını biliyordu." "İyi gitti sayılır. Kendinden bıkmıştı herhalde. başsağlığı dileklerini kabul ettiğini. Kararın verilmesi uzun sürmedi. Kimsenin dikkatini çekmeden mahkemeden çıktı. Bayan Leaming'den kuşkulanabileceklerini düşünmekle aptalhk etmişti. Başka türlü yapamazlardı. Ben ölümün peşini bırakmıyorum sanırım. beşiğimiz mezarda yatar. cezalandınlsa bile hafif bir ceza yiyecekti ama. Bu kez olacaklar belliydi. Yargıç kürsüden inince herkes küçük gruplar halim de toplanıp fısıldaşmaya başlamıştı. Ayağa kalktı." "Gerçekten kendini öldürdü ha?" "Evet. bir insanın en önemsiz yanıdır. Joseph Hall'ın ne dediğini hatırla. "Ölüm senin peşini bırakmıyor doğrusu. bilim adamı kafasının hoşuna gidecek bir ifadeyle açıklamıştı kararı. Evet. Cambridge'de. Kendini öldürdü. ni. Oysa kendisi suçlu gibi bir kenarda duruyordu." "İçeride değildim. Sir Ronald için bir anma töreni düzenlenmesine ilişkin önerilere kulak verdiğini gördü. ancak akli dengesinin yerinde olup olmadığı belirlenememişti. Cordelia'ya herhangi bir suçlama yöneltmediyse de bunu yapmamak için kendini zor tuttuğu belliydi.Cordelia son tanıktı. Yargıç ateşli silahların tehlikeleri konusunda kısa bir söylev çekti." .

" Cordelia. Ben Isabelle'in aslında nasıl bir kız olduğunu kabul etmezdim asla. "Sağ ol ama kalamam. O cömert. Orada kalabilirsin. Cordelia da ayağa kalkarak onlarla birlikte ilahi söyledi. Oysa o giyim kuşamdan başka hiçbir konuda iki çift laf edemiyordu. ölçüt buysa.ki niye alsınlar? . Polisler onu sorguya çekmek için Fransa'ya kadar gitmeyi göze alsalar bile . Ondan sonra da Mark Callender dosyası kapanmış olacaktı. sağduyusunu sabote ediyor. "Isabelle'in gittiğine üzüldün mü?" "üzüldüm sayılır. senin mutlu olmaman biraz zor. "Isabelle.babası kızının çevresine avukatlardan duvar örer. Zengin oymalı mihraba yakın bir sıranın ucuna oturmuştu." Cordelia. Lyons'daki yuvasına döndü.Yan yana yürüyorlardı. Ona şu anda gerekli olan yürümekti yalnızca. Bense onun kadar güzel bir dişinin hayatla ilgili bazı sezgileri. zekânın üstünde bir bilgeliği olacağını sanmıştım. Sophie'nin boş bir odası var. Kızının Cambridge'de yaptığı çalışmalardan onun umduğundan çok daha az . Davie ve ben güvenilir insanlarız. "Isabelle nerede?" diye sordu. O güvende artık. Babası dün beklenmedik bir biçimde çıkıp geldi ve matmazelin aldığı parayı hak etmediğini gördü. Pazar akşamı Bayan Leaming'le buluşuncaya kadar küçük evde yaşayacaktı. Sen isabelle için üzülme. Delikanlının bir şeyler söylediğini duydu. Pazar akşamı ayin bitince.şey öğrendiğini de anladı. O güzel ağzını her açışında hikmet saçacağını. "Bir hafta on gün burada kalsan da sana kenti tanıtmama fırsat versen. aşırı sevecen ve aptal bir kız. mantığının elde edemeyeceğini söylediği şeylerin peşinde koşmamaktır. Korodakilerin .ya da çok daha fazla . Hugo'nun arkadaşlığını da sıkıcı'bulmuyordu." "Zavallı Hugo!" "Asla! Zavallı değilim. yeterince değilse de akıllısın ve yakışıklısın. Hugo. mutsuz da değilim. dünyanın en iyi korolarından birinin söylediği kilise müziğini dinlemiş olan cemaat ayağa kalktı ve büyük bir coşkuyla son ilahiye katıldı. Mutluluğun sırrı. diye düşündü." Aslında Londra'nın hiçbir çekiciliği yoktu onun için. ancak Hugo'yla gezecekse Cambridge'in de hiçbir çekiciliği olmayacaktı. İş temel konulara geldi mi benden daha güvenilir adam bulamazsın. Babacık şu ara İngiliz erkeklerini yarım kaşık suda boğabilir. Onun bu kentte kalmasının tek bir nedeni vardı. gençsin. Güzellik insanın aklını karıştırıyor. Ömrüm boyunca onu seyredip hikmet saçmasını bekleyebilirdim." "Ya sen? Biri Mark'ın nasıl öldüğünü sorarsa anlatmazsın değil mi?" "Sen beni ne sanıyorsun? Sophie. paralısın. keşke temel konuların dışında da biraz güvenilir olabilseydin. diye düşündü. Londra'ya dönmek zorundayım. Cordelia nereye gittiklerini hiç bilmiyordu. tembel.

kesintili takırtısını ekliyorlardı. son amin de falsosuz seslendirildi ve koro vakur adımlarla koro yerinden çıkmaya başladı. çimenler yeşil rengin özüydü sanki. Gri keten elbise ve beyaz eldiven giymişti. Yalnız geldiği. belden aşağısı yokmuş gibi duran insanlar bir kukla gösterisi yaparcasına akıp gidiyor. kollarını arkaya uzatıp nehir yatağına bastırdıkça töresel bir dansa katıldıkları izlenimini uyandırıyorlardı. sırıkları kaldırıp indirdikçe. Ayine gelen fakülte öğrencileri dağınık gruplar halinde çıkıyor. Kilisenin içi serin olduğundan omzuna beyaz bir hırka almıştı. mavilerin ve altın yaldızın bulanık bir karışımı gibi görünüyordu o ışıkta. Bildiğim tek iş bu. kimsenin onu izlemediği belliydi. aralarında fısıldaşan küçük topluluklar. Cam ırmağının gümüş ışıltıları o noktadan görünmüyordu ama. titreyen mum alevleri aydınlık daireler çiziyor. Dolayısıyla ayaklan kutsal çimenleri kirletmez. kumlu yün pantolonlar görünüyordu. neşeli yüzleriyle rahibeler. dolayısıyla. dinliyor ve bekliyordu. Sçssjzlik içindeydiler. Kadının ilk sorusu hiç beklemediği bir soruydu. dikkati çeken fotoğraf makineleriyle dolaştıkları için hafif bir utanç duyan turistler. Kilisenin geniş çimenliğine hiçbir gölge düşmüyordu. Cordelia yerinde oturuyor. Cemaat kutsandı. Kiliseden birlikte çıktılar. Cordelia Bayan Leaming'in ne zaman konuşmaya başlayacağını merak ediyordu." . Parlak renkli yazlık basmalar giyen. pazarlık takım elbiseleriyle gelen ağırbaşlı genç erkekler. ellerindeki kent kılavuzlarını sıkı sıkı tutan. Bayan Leaming soru sorulmuş gibi açıkladı: "O adam profesördür. tablo kırmızıların.kırmızı-beyaz giyecekleri göz alıyor. kiliseye gelirken giydikleri cüppelerin altında çizgili kadifeler. yaşlıca bir öğretim üyesi çimenlerin üstünde aksayarak ilerliyor. başı açıktı. Tek başına yürütebilecek misin?" "Denemek zorundayım. Fotoğraf makinelerini ve makinelerin çeşitli aksesuarlarını boyunlarına asan bir Japon grubu akşam sohbetine dalanların mırıltılarına kendi dillerinin tiz sesli. yüksek mihrabın üstündeki Rubens tablosunun iki yanında ince ve upuzun iki mum yanıyordu. "Yürütebileceğine inanıyor musun?" Cordelia'nın şaşkınlığını fark edince sabırsızca açıkladı: "Dedektiflik bürosundan söz ediyorum." Gibbs Building'in yanından geçtiler. Bayan Leaming kilisede kalan son kişilerden biriydi. Cüppesi ve püsküllü kepiyle yaklaşan zayıf. Koca org Bach'ın görkemli füglerinden birine başlamadan önce ciğerlerini şişiren bir hayvan gibi kükredi. uzaktan bakıldığında. Cordelia'yı görünce şaşırmış gibi yapması gereksiz bir önlemdi herhalde. rüzgâr esip cüppesinin bol kollan havalandıkça kanat çırpan dev boyutlu bir kargaya benziyordu. sakin. Güneye bakan kapılar açılınca günışığı kilisenin içine dolmuştu. Kapının dışındaki çakıllı yol tıklım tıklımdı. Cemaat da ortadaki geçitten kapıya akmaya başlamıştı. karşı kıyıda sandalları sırıklarla iten.

" "Bu işten ücret almak istemiyordum. Gerçi müşteriler genellikle kendileri gelip konuşmak isterler. Otuz sterlini yeterli bulur musun?" "Elbette. hem de dışarıda dolaşıp soruşturma yapman olanaksız. "Hiç değilse burada yaptığın işin ücretini alacaksın. Sizin işte. "Bol bir korse takarsın. "Büronun ve arabanın masraflarından mı söz ediyorsunuz?" "Evet. Korkuluğun üstünden eğilip ışıltılı sulara baktılar. Ama zor değildir.Bernie'ye duyduğu yakınlıkla bağlılığı açıklamaya. Kendisine açıklamakta bile zorluk çekiyordu. "Ruhsatsız tabanca taşımanın cezasını o parayla ödeyebilirsin. Özellikle de kısır bir kadın için. Fono-sekreter hizmeti yeren şirketlerden biriyle anlaşmayı düşünmüştüm. Mark'ı düşünüyordum. Evelyn de gözden uzak yaşıyordu. İşi avukatıma bıraktım. Birkaç saniye için. Ben sizi değil. Bayan Leaming." dedi Bayan Leaming." diye başladı. Ardından. Müşterilerimden yaptığım masrafların karşılığında aldığım para beni geçindirmeye yetse. "Bu benim alışık olmadığım bir durum. Garforth House'un onun . duygularını haklı göstermeye çabalamaya niyeti yoktu." Köprüye gelmişlerdi. Yine de kuşku uyandırmamak için paranı alman gerekir. Bir kadın için biraz aşağılayıcı bir durumdur gerçi." "Ücretin olursa tabii. köprüye ulaşan patikalarda gelen giden görünmedi. Her zaman utangaç. "Gebe taklidi yapmak hiç zor değildir." "Ben de ilahi adaletin yerine gelmesi için ya da ona benzer soyut bir kavram uğruna sanmıştım. ücretimi de masrafları karşılamak için kullanırım. gerekli yerlere bir şeyler tıkarsın. Büroyu arayanlar sorun olmaktan çıkar böylece." "Bunun üzerinde durmayın. Hoşuma gittiğinden de emin değilim. Öte yandan adam tutacak durumda olduğunu da sanmıyorum. Birkaç saniye konuşmadan yürüdüler." "Onu anlayabilirim. King's Köprüsü'ne doğru yürüyorlardı. Yakında sana bir çek yollayacaktır. tek bir kişinin masrafları karşılayacak kadar kazanç sağlayabileceğini sanmıyorum. Bayan Leaming. Aynı anda hem büroda oturup müşteri beklemen ve büronun işlerini yürütmen. "Masrafların çok yüksek. Ronald'a söylediğin hak gözetmek ilkesinden ötürü herhalde. Hele onu yakından gözleyenler yoksa." Bir mahkeme kararı gibi dile getirilmişti bu yargı." "Şu anda değilim." Buna söylenecek söz yoktu. Teşekkür ederim." diye söylendi. Bir insanı düşünüyordum ben." Çimenliğin ucuna gelmiş. Hamileliği konusunda da utangaç davranması beklenirdi." '"Soyut kavramlar aklıma bile gelmedi. "Ömrüm boyunca sana minnet duymak zorundayım. içine kapalı bir kadındı.

Çocuk onun olacaktı. Çevre halkı bize alışmıştı. yani Evelyn'in kısır olduğunu açıkladığı günlerde ben de Ronald'ın çocuğuna hamile kaldığımı anlamıştım. Evelyn dindar bir kadındı.karnını ok-1 şayan. Evelyn'e çekler yağmaya başladı. Çocuğu doğurmak istiyordum. ne de beni. Her şey çok kolay oldu. Pilbeam denen o aptaldan kurtulmak zorundaydık tabii. Ronald kadının gidişini sahte gebeliğin yan çıkarlarından biri olarak gördü. Ronald Floransa'nın dışında küçük bir villa kiralardı. Evelyn'in babası torun diye deli oluyordu. Ayrıca da ona bir rüşvet vermeye hazırdık. Halk. Ronald bir oğlum olsa diye yanıp tutuşuyor. sizi yan yana görmeye nasıl katlanabildi?" "Ronald'ı çok sevdiği. doğumu çok yakın olan bu İngiliz leydisinin ülkelerini bu kadar çok sevmesinden. Duygusal olduğu kadar aptal bir kadındı. "Bayan Goddard bana Mark'ın annesine benzediğini söylemişti. Oraya yerleşince ben Bayan Callender olurdum. Dolayısıyla kendini . İtalya'ya gidip gelmek planımızın bir parçası oluverdi." "Ben olsam onu bırakır. "Londra'daki bir uzman hepimizin çoktan tahmin ettiği bir şeyi. Herkes senin kadar gururlu da değildir. "Hiç şaşmam." Cordelia. Hizmetçi sabah gelip akşam giderdi ve pasaportlarımızı incelemesi için hiçbir neden yoktu." "Yer silmekte herkes senin kadar becerikli olmayabilir. hayatta pek başarılı olamamıştı. güneşli bir ülkede tatil yapmasını söyleyip duruyordu. Evelyn benim adımı alırdı. üçümüz birlikte Pisa'ya uçardık. Bayan Leaming birkaç saniyelik bir suskunluğun ardından sürdürdü. Anlaşmaya yanaşmazsa Ronald onu boşayıp benimle evlenmeye bakacaktı. el kapılarında yer silmeye razı gelirdim. Evelyn babasına hamile olduğunu bildirdi. Benim sağlık kontrollerimi yapan doktor da öyle. Her iki ayda bir Londra'da buluşur. O herif. kendisine çok iyi bakmasını. Evelyn İtalya'yı çok severdi. Ben öğretmenliği bırakıp Londra'ya yerleştim. "Kocasının çocuğunu doğuracağınızı bildiği halde sizinle aynı evde yaşamaya. Kocasını da kaybederse elinde ne kalacaktı? Baba evine dönemezdi. Aldatmacayı kendisi bile destekledi. kendi sülalesinden biri yönetimi ele almazsa dünyanın batacağını sanan kendini beğenmiş zorbanın biriydi. Her mektubunda kızının en iyi doktorlara gitmesini. "Nasıl yapabildi?" diye sordu." Cordelia karşılık vermedi. Kadın olarak. ürküntü veren doğum "hikâyeleri anlatan dost ve akrabalarla dolup taştığı söylenemezdi." dedi. George Bottley'ye öyle bir oyun oynamak ne Roland'ı üzmüştü. böyle sık sık gelip gitmesinden gurur duyuyordu bayağı." Cordelia. Evelyn doğurursa yarım milyonu gözden çıkaracağına bile söz vermişti. Kendisine hâlâ akıllı ortaokul öğrencisi Ronnie Cal-lender gibi davranılmasından bıkmıştı. ondan ayrılmaya dayanamayacağı için katlandı.

aldatmaya alışıktı. O olayda da kendini kandırdı ve çocuk' için en doğru olanı yaptığımıza inandı." "Ya babası? O hiç kuşkulanmadı mı?" "Babası onun dindarlığından nefret ederdi. Öteden beri etmişti. Bir yandan onun dindarlığından yakınırken bir yandan kızının bir aldatmacaya alet olacağını düşünemezdi. Ayrıca da torun diye deli oluyordu. Çocuğu kızından başka birinin doğurmuş olabileceği aklından geçmezdi. Doktor raporları da vardı. İtalya'da yaptığımız üçüncü yolculukta Doktor Sartori'ye Bayan Callender'in - yani benim - babasının kızının sağlığından endişe ettiğini anlatmıştık. Bizim isteğimiz üzerine, Bay Bottley'ye kızının hamileliğinin nasıl ilerlediğini anlatan raporlar yazdı. Bebek doğmadan bir hafta önce Floran-sa'ya gittik. Mark orada doğdu, doğum tarihinde birkaç günlük bir değişiklik yaptık. Böylece Evelyn zamanından önce doğurmuş gibi göründü. Yoksa doğuma üç beş gün kala yolculuğa çıkmasını açıklayamazdı. Doktor Sartori işini bilen bir hekimdi, buraya sağlıklı bir bebek ve Mark Callender adına çıkarılmış bir nüfus cüzdanıyla döndük." Cordelia, "Dokuz ay sonra da Bayan Callender öldü," diye mırıldandı. "Düşündüğün buysa, onu Ronald öldürmedi. Senin sandığın gibi bir canavar değildi. O zamanlar değildi hiç değilse. Yine de, bir anlamda kadının ölümüne yol açan bizdik. O beceriksiz budala Gladwin'den daha iyi bir doktor, bir uzman hekim çağırmamız gerekirdi. Ne var ki üçümüz de iyi bir hekimin Evelyn'in doğum yapmadığını anlayacağından korkuyorduk. Evelyn de bizim kadar endişeliydi. Başka doktor istemem diye diretti. Bebeğe çok bağlanmıştı çünkü. O öldü, cesedi yakıldı, biz de sonsuza kadar güven içinde yaşayabileceğimize inandık." "Ölmeden önce Mark'a bir mesaj bırakmıştı. İncil'inin bir sayfasına yazdığı birkaç harf. Kan grubunu açıklamıştı oğlana." "Kan grubunun sorun yaratabileceğini biz de düşünmüştük. Ronald üçümüzün de kanını alıp kan gruplarımızı saptamıştı. Ama Evelyn ölünce o bakımdan kaygılanmaya gerek kalmadığını sandık." Uzun bir sessizlik oldu. Cordelia patikalardan birinden inerek köprüye yaklaşan turist grubunu seyrediyordu. "Ne tuhaftır ki Ronald oğlunu hiç sevmedi," diye sürdürdü Bayan Leaming. "Dedesi çocuğa bayılıyordu. George Bottley hiç sorun çıkarmadı. Servetinin yarısını kızına bırakmıştı, o ölünce para otomatik olarak Ronald'a kaldı. Mark yirmi beş yaşına geldiğinde ikinci yarısı onun olacaktı. Ama Ronald oğlunu hiç sevmedi. Benim sevmeme de izin verilmiyordu. Habire kazak örerdim çocuğa. O büyüdükçe giderek daha güzel yünlerle, daha zor, daha karışık desenlerle örmeye başladım. Zavallı Mark benim deli olduğumu düşünüyordu herhalde. Babasının bir türlü vazgeçemediği, yine de evlenmeye yanaşmadığı garip, mutsuz bir kadın." "Kazaklardan birkaçı hâlâ evde duruyor. Eşyalarını ne yapmamı istersiniz?"

"Al götür. Birinin işine yarayacaksa ona ver. Yoksa kazakları söküp yeni bir şeyler mi örmem gerekir? İyi olur mu dersin? Boşa giden çabaların, yitirilen umutların, yaşanan acıların sembolik bir ifadesi olur mu?" "Ben onları verecek birilerini bulurum. Ya kitapları?" "Onları da yok et. Ben o eve bir daha giremem. Sen ne yaparsan yap." Turist grubu iyice yaklaşmıştı ama kendi konularına dalmış gibi görünüyorlardı. Bayan Leaming cebinden bir zarf çıkarıp Cordelia'ya uzattı. "Kısa bir yazı yazdım," dedi. "Her şeyi itiraf ettim. Mark'ın adını ağzıma almadım. Nasıl öldüğünü, senin neler öğrendiğini açıklamadım. Sen Garforth House'un kapısından çıkar çıkmaz Sir Ronald'ı öldürdüğümü, seni tehdit ederek yalanımı desteklemeye zorladığımı açıkladım yalnızca. Bunu emin bir yere koy. Günün birinde gerekli olabilir." Cordelia zarfın üstüne kendi adının yazıldığını gördü. Açmaya yeltenmeden, "Artık çok geç," dedi. "Yaptıklarımızdan ötürü pişmanlık duyuyorsanız daha önce konuşmanız gerekirdi. Dosya kapandı artık." "Pişmanlık duymuyorum. İyi ki öyle yaptık. Ne var ki dosya kapanmış olmayabilir." "Kapandı ama! Mahkeme kararı çıktı." "Ronald'ın çok güçlü dostları vardır. Her yerde etkili olabilirler. Ve yalnızca sahip olduklarını kanıtlamak için de olsa - zaman zaman güçlerini göstermeden duramazlar." "Dosyanın yeniden açılmasını sağlayamazlar. Öyle bir şey yapılabilmesi için neredeyse parlemento kararı gerek!" "Öyle bir şey yapmaya çalışacaklarını söylemiyorum. Ancak soru sorabilirler. Ciygun kişiler diye tanımladıkları makamlara uygun sözleri fısıldayabilirler, uygun kişiler her zaman bulunur. Onlar öyle iş görürler. Öyle insanlardır." Cordelia, "Ateşiniz var mı?" diye sordu ansızın. Bayan Leaming soru sormadan, karşı çıkmadan çantasını açtı ve şık bir gümüş çakmak uzattı. Cordelia sigara içmezdi, çakmak kullanmaya alışık değildi. Fitilin alevlenmesi için çakmağı üç kez çakması gerekti. Sonra da köprünün korkuluğunun üstünden eğilip zarfın ucunu ateşe tuttu. Güneşin ışığı daha güçlü olduğundan, zarfa yayılan alev görünmüyor, ateş kâğıdı kemirdikçe titrek, morumsu bir aydınlık ve kâğıdın karardığı görünüyordu yalnızca. Esinti yanık kokusunu alıp götürüyordu. Alevler parmaklarına değer gibi olunca yalımlanan zarfı elinden bıraktı ve bir kar tanesi gibi usulca düşerek Cam ırmağının sularına karışışını izledi. "Sevdiğiniz erkek kendini "öldürdü," dedi. "Bizim akılda tutmamız gereken tek gerçek bu. Şimdi de, ileride de." Sir Ronald Callender'ın ölümü konusunda başka bir şey konuşmadan akçaağaçların altında yürümeye koyuldular. Bir ara, Bayan Leaming kızı

gözden geçirerek öfkeye benzer bir havayla, "Sen şaşılacak kadar iyi görünüyorsun," diye söylendi. Cordelia bu hırçınlığın, orta yaşlı insanların, genç bedenlerin uğradıkları fiziksel hasarı çok çabuk onarmaları karşısında duydukları kıskançlıktan kaynaklandığını düşündü. Onun, Bernie'nin sinir bozucu bir şirinlikle 'gözler parlak, kuyruk dimdik' dediği duruma dönebil-rrıesi için bir gecelik uzun ve derin bir uyku çekmesi yetmişti. Sıcak bir banyo bile yapamadığı halde, sırtındaki ve omuzlarındaki sıyrıklar mikrop kapmadan kapanıp gitmişti. Bayan Leaming'in durumunu kestiremiyordu. Platin rengi kısa saçlar yine kusursuzca biçimlendirilip kafatasını bir miğfer gibi sarmıştı, kadın ünlü bir adamın becerikli yardımcısı gibi görünmeye hâlâ önem verirmiş gibi, üstündeki elbiseyle yine serinkanlı, seçkin insan havasıyla duruyordu ama gözlerinin altı morarmış, solgun yüzünde hafif bir grilik belirmiş, alnındaki, ağzının kenarlarındaki belirsiz kırışıklıklar derinleşmişti. Yaşlı ve yorgun bir kadına benzemişti ilk kez. King's Gate'ten geçip sağa saptılar. Cordelia orada bir yer bulup Mini'yi park etmişti. Bayan, Leaming'in Land Rover'ı daha ilerideydi. Kısaca el sıkıştılar, akşam ayininde karşılaşan iki tanıdık gibi, herhangi bir duygusallık göstermeden, resmi bir şekilde vedalaştılar. Bayan Leaming gülümsememişti bile. Cordelia ağaçların altında ilerleyen uzun boylu, iri kemikli karaltıyı izledi. Bayan Leaming dönüp arkasına bakmadı. Bir daha birbirlerini görecekler miydi acaba? Topu topu dört kere karşılaştıklarına inanmak zordu. Cinsiyetlerinin dışında, hiçbir ortak yönleri yoktu. Yine de, Cordelia kadınca dayanışmanın ne kadar önemli olabileceğini çok iyi biliyordu şimdi. Sir Ronald'ın öldürülmesi bunu öğretmişti. Bayan Leaming'in dediği gibi, birbirlerinden hoşlanmamışlardı bile. Oysa ikisinin güvenliği de karşısındakine bağlıydı. Cordelia'nın, aralarındaki sırrın önemini düşündükçe korkuya kapıldığı dakikalar oluyordu. Neyse ki bunlar sayılı dakikalardı ve zamanla sayılan daha da azalacaktı. Geçen zaman her şeyin önemini azaltırdı. Bu kaçınılmazdı. Hayat sürüp gidecekti. Beyin hücreleri ölmedikçe ikisi de olayı tümüyle unutamazlardı ama bir gün, bir lokantada ya da tiyatroda, yahut bir metro istasyonunda birbirlerini uzaktan görürlerse, karşılarındaki yüzü tanımanın verdiği sarsıntı içinde, o olayı gerçekten yaşayıp yaşamadıklarını düşünebilirlerdi. Şimdi, yargıcın verdiği kararın üstünden henüz dört gün geçmişken bile Sir Ro-nald'ın ölümü eskiye ait bir tablonun parçası haline gelmeye başlamıştı. Küçük evde kalması için hiçbir neden yoktu artık. Belki de haftalarca kimsenin uğramayacağı odaları bir saate yakın süre uğraşıp temizledi. Oturma odasındaki vazonun suyunu değiştirdi, üç gün sonra o çiçekler de ölecek ve kimse farkına varmayacaktı. Hâlâ yaşayan çiçekleri atmaya kıyamazdı yine de. Barakaya gitti, kokmuş türlüyle yarım şişe süte baktı. Önce ikisini de tuvalete boşaltmayı düşündü. Gelgelelim onlar da kanıt

Londra'ya gidinceye kadar sabredecek. Artık kanıt göstermeye gerek kalmamışsa bile. Yarattıkları etki güzel olmakla birlikte biraz gülünç. Bütün çiçekler nicedir oradaymış gibi duruyorlardı ıslak toprakta. Hercai menekşeler. Nasıl olmuş da o kapağı zararsız bir tahta. Kazaklar onun çok işine yarardı ama Cordelia veremezdi onları. Tencereyi de. Son olarak eşyalarını topladı. Kalın kazakları katlarken arka bahçesinde oturan. Adamın ağzından dökülen incilerin hesabı yoktu zaten. başka birine bırakmak da istemiyordu. ortadan kaldırılmaları doğru olmayabilirdi. hem acınacak bir şeydi. serin bir yel yazı masasıyla dosya dolabının üstündeki toz tabakasını harekete geçirdi. saçma bir şıklık olarak görebilmişti? Acımayla tiksinti arasında bir duyguya kapıldı.sayılırdı. Otları ezerek kapıyı kapadı. bitirip o pis kokulu nesneleri dökünce rahatladı. papatyalar. Bunu yapan Eleanor Markland'dı mutlaka. onun yapması edilmezdi. pencereyi açmasıyla birlikte. saraypatları. Kapıyı kilitledi. Mark'in giyecekleri ve kitaplarıyla birlikte Mini'nin bagajına yerleştirdi. küme küme deliotu. şişeyi de yıkayıp kuruladı ve mutfakta bıraktı. Kadının gözlerindeki gizli çılgınlığı görmek istemiyordu. Bu hem gülünç. YEDİNCİ BÖLÜM Cordelia ertesi sabah tam dokuzda Kingly Sokağı'ndaki bürosuna girdi. Sıcak dalgası geçip gitmişti. Koşarcasına kaçtı bahçeden. ışık ve objektif ayarı yapmaya özen gösterdi. anahtarı bir taşın altına koydu. Çevredeki yaban otlarının arasında bir vaha gibi duruyorlardı. kabarık kapağı ayıp bir nesne. kireçlenen damarları güneşin ısısından etkilenmeyen Doktor Gladwin'i düşündü. Mark Callender olayı kapanmıştı. Bernie'nin uyarısını duyar gibi oldu. arabasına binip arkasında bakmadan oradan uzaklaştı. hem de anahtarın yerini bildirecekti. biraz garipti. hatta biraz gülünç bir işti. süt şişesini de mutfak masasının üstüne koydu. "Kanıtları asla ortadan kaldırmamalısın. sonra da kadına bir mektup yazarak hem teşekkür edecek. pişmanlık ve suçluluk duygularıyla baktığı kuyuya bir mezara gösterilen özeni gösterecekti bundan böyle. koca başlı bir meme gibi görünüyordu. Cordelia kuyuyu görmemiş olmayı diledi. Bahçeyi son kez dolaşmak istedi. Yıllar yılı dehşetle. Kuyunun çevresindeki toprak bellenmiş ve çiçeklendirilmişti. Kuyunun başına gitmesinin nedenini bilmemekle birlikte oraya varınca çok şaşırdı. . Tencereyi de. Bayan Markland'la bir daha yüz yüze gelmeye katlanamazdı. Mark aynı şeyi yapsa kabul edilebilir. Bayan Markland'la karşılaşmaktan korkmaya başlamıştı birden. Sonunda ikisinin de resmini çekmeye karar verdi. şebboy. Bu şenlikli görünüm arasında kuyunun kendisi." Bu da Başmüfettişin saçtığı incilerden biriydi. Bu yararsız.

ruhsatsız tabanca taşıdığı için kesilen cezanın büyük bir bölümünü bu para karşılardı hiç değilse. Bu meblağ sizce yeterliyse lütfen ekteki makbuzu imzalayıp geri gönderin.Postadan tek bir mektup çıkmıştı. Mektubu yazmak onu hem sıkıyor. Ve bundan böyle. her zaman Noel ağacı gibi ışıldayan sıska Bayan Feakins artık kimsenin işe almak istemediği yaşlı.onun çalışmalarına operasyon demek gerekirdi çünkü . çirkin sekreterlerle o afişin altında mülakat yapardı. Geçici sekreterlik işlerine yerleştirdikçe komisyon aldığı bu sağmal ineklerin pek azı sürekli iş bulabilirdi. geçici bir iş bulurdu. kalın bir zarf. Sonra da Cordelia'nın yanında." Bu son kelimeyi vurgulamakta haklıydı. Cordelia o afişten gözünü alamazdı. yerel yönetimlerde işe alınmalarını yasaklamıyor muydu? Önüne telefon rehberini alarak kalan son yirmi hukuk danışmanına yollayacağı sirküler mektubu yazmak üzere daktilosunun başına geçti. Yine de Cordelia kadını severdi. Daha iyi çalışan. Kadına acıyan. porselen biblolar ve duvardaki büyük afişle sağlanmaya çalışılan zoraki bir neşe havası eserdi. Çok iyi öğrenim görmüş. Neşesini hiç yılmadan koruyan. değişik renklere boyanmış duvarlar. Büroyu bir ay daha ayakta tutacak kadar parası vardı. Müteveffa Sir Ronald Callender'ın oğlu Mark Callender'ın ölümüyle ilgili olarak yaptığınız. Titiz bir müşterisine yeni gelen 'kızı' salık veren genelev patronları gibi sayıp dökerdi. Bayan Feakins de kızını cinsellik konusunda uyaran Victoria çağının anaları gibi onları sürekli işlerin tehlikeleri konusunda uyarırdı.Cordelia'nınki kadar külüstür bir bürodan yürütürdü ama orada. elleri beşer sterlinlik banknotlarla dolu olarak birdirbir oynarmış gibi daktilosunun üstünden atlıyordu. O süre içinde yeni bir müşteri çıkmazsa Bayan Feakins'i arar. onların devlet memuru olmalarını. vazolardaki kâğıt çiçekler. "Fevkalade bir kız. Köşesinde Sir Ronald Callender'ın avukatlarının adı bulunan uzun. Çok beğeneceksiniz! Ve son derece çalışkandır. soruşturmanın ücretini ödemek için ilişikte 30 sterlinlik bir çek sunuyoruz. Feakins Sekreterlik Ajansı'nı düşünmek istemiyordu şimdilik." Eh. Bernie birkaç müsvedde yapıp. kimi yerlerini değiştirip yeniden yazarak . Bayan Feakins bir taneydi. "Sayın Bayan. Kısa bir şort giyen dolgun bir sarışın. Bayan Feakins'in yanında geçici işlerde çalışmakla yetinmesi gerekecekti belki. daha ciddi sekreter ajansları vardı ya. kendisine ihanet edip Bernie'nin yanında kalmasını bağışlardı. ona garip bir vefa duygusuyla bağlanan Cordelia o boncuk gözlerin bakışına hedef olmaktan kurtulabileceğini sanmıyordu. hem de biraz utandırıyordu. İçindeki mektup çok kısaydı. Bayan Feakins de operasyonlarını . Bayan Feakins onu sevinçle karşılar. 1968'de yürürlüğe giren ateşli silahlar kararnamesi ruhsatsız tabanca taşıdığı saptananları sabıkalılar sırasına sokmuyor. yüzünü Cordelia'dan ayırmadan şanslı müşterilerinden birine telefon ederdi hemen. Afişe aldanan sekreterlerin bazıları gerçekten çalışmak zorunda kalacaklarını unuturlardı.

iri yapılı değil. kuş gagası biçiminde dikenleri olan kalın saplı bahçe çiçeğiydi bunlar. Ancak onun ölmesi ve Callender olayı her şeyi değiştirmişti. Duvarlardaki tek resim Norman Shaw Binası'nın nehirden bakılarak yapılmış bir resmiydi. sıkıağızlı kadrolarıyla makul ücretlerden dem vuran süslü cümleler gülünç görünüyordu şimdi. sert yüzlü adamdan çok farklıydı. girerken kişiliğinin bir parçasını geçici olarak dışarıda bıraktığını hissediyordu. West End'in çiçekçilerden alınma kokusuz birömek güller değil. Yaygın profesyonel hizmetten. "Bayan Cordelia Gray siz misiniz? Burası Scotland Yard. Beton ve camdan yapılan o kaleyi artık öğrenmeye başlıyordu ama. esmer . Ne var ki kafasında canlandırdığı müfettiş. kafasındaki resimle gerçek müfettişin arasındaki farka şaşıp kalmış. onu böyle dezavantajlı bir duruma düşürdüğü için Bernie'ye kızmıştı. tıknaz. ayakkabılarını cami kapısında bırakırmış gibi. Keşke Bayan Leaming'den bir referans mektubu isteyebilseydim diye düşündü. Hiçbir şekilde gözdağı vermediği halde Cordelia her kelimede bir tehdit havası sezmişti.hazırlamıştı mektup metnini. Terbiyeliydi ancak saygılı olduğu söylenemezdi. Hava Kuvvetleri Anıtı'nın yaldız ışıltısıyla aydınlanmış bir suluboya.ama onun düşündüğü kadar değil.en az kırk yaşında vardı . indirimli fiyatlarla yalancı tanıklık edebilir diye referans verebilirdi. o odaya girdiğinde elini sıkmak için ayağa kalkan bu uzun boylu." On gün sonra ikinci kez çağırıldı Scotland Yard'a. ülkenin dört köşesinde çalışabileceklerinden. zayıf. çok uzun boylu. Cordelia da adamın adını duymaktan bıktığından hiç soru sormamıştı. Evet. Bernie hiç tarif etmemişti müfettişini. Telefonun kulak tırmalayan sesini duyunca şaşırdı. Ses sakin ve güvenliydi. Büro öyle sessizdi ki birinin telefon edebileceği aklından geçmemişti. almaca elini uzatması birkaç saniye sürdü. sözlükler ve kaynak kitaplar oldukları belliydi. deneyimli. Demirbaş kitaplıklardaki kitapların yasalar ve parlemento kararlarıyla ilgili ciltler. Yalan reklamı yasaklayan bir yasa da yok muydu? Neyse ki makul ücret ve sıkıağızlılık vaatleri yalan değildi. Başmüfettiş Dalgliesh de kişiliğini odasına yansıtmamıştı. Gri ve boz renklerin baskın olduğu. Suçluları suçsuz gösterebilir. Büronuza dönüp dönmediğiniz araştırmak istedik. Ve onun düşündüğü gibi sarışın. İlk karşılaşmalarında. sorgu yargıcının karşısına çıkabilir. yazdıkları doğru değildi. Birden korkuya kapılarak gözlerini iri iri açıp telefona baktı. O zaman mektup ona pek de saçma görünmemişti. Daha da kötüsü. hukuk kitapları. Bir önceki gelişinde olduğu gibi bu kez de masanın üstündeki vazoda güller vardı. Bugün size uygun gelen bir saatte buraya gelir misiniz lütfen? Başmüfettiş Dalgliesh sizinle konuşmak istiyor. adam yaşlı olmasına yaşlıydı . cinayetleri örtbas etmeyi başarır. kolu bacağı eklemlerine sıkı sıkıya bağlı değilmiş gibi gevşekçe hareket eden.

zararı olurdu. İkisinin saydam teni de ergenlik nedir bilmemiş. dünyadaki yerlerinin en doğru yer olduğuna ilişkin inançları güçlüydü. Neleri gizlemesi gerektiğini çok iyi biliyordu: Sir Ronald'ın öldürülmesi. Tilling kardeşlerle ve öğretmeniyle. Bernie'ye yaptıklarını kendine hatırlatmak zorunluluğunu duyuyordu sık sık. bir insan konuşmak istemiyorsa onu konuşmaya zorlamanın yolu yoktur ne yazık. Akıllı insanlar daha da çok konuşurlar. elleri ve teninin altından görünen kemik yapısı da kızın hoşuna gitmişti. Hiç başbaşa kalmamışlardı.biriydi. sesi. işimden ve beklentilerimden hiç söz etmemeliyim dedi kendi kendine. masanın yanına oturup defterini açmıştı. Mark hakkında konuştuğunu. İki gelişinde de Çavuş Mannering diye tanıştırılan bir kadın polis odada kalmış. Güvenle bakıyorlardı dünyaya. Olayı tartışma konusu yapmamalıyım. Bernie'nin söylediklerini unutmamıştı. Neyse ki çoğu insan çenesini tutmayı bilmez. "uydurmayın. hayatımdan. Konuşmalarının bir noktasında. Yüzü güçlü olduğu halde duyarlıydı. kendimden. Dostça bakmıştı ama. karşısındakinin şair Adam Dalgliesh olup olamayacağını merak etmişti. Manastırdaki öğrenci temsilcisi Terasa Campion-Hood'un bir eşiydi. Onların olayı enine boyuna tartışmalarını sağlayabilirsen eline düşürmüşsün demektir. Çok ağırbaşlıydı. İncil'deki ipucu ve Mark'ın aslında nasıl öldüğü. İlk çağrıldığı gün tutacağı yolu kararlaştırmaya fırsat bulmuştu neyse ki." Dalgliesh soruyordu: "Avukatınıza danışmayı düşündünüz mü. Cinayete kurban gitmesine ramak kaldığından ve Somerset House'taki vasiyetnameye baktığından söz etmeyecekti. Sorulursa. Dr. Cordelia adamın tehlikeli biri olduğunu. Sesleri sakin ve otoriter. Akıllı bir adamın kolayca öğrenebileceği gerçekleri saklamanın yararı olmaz. onu sorumluluklarını bilen bir yetişkin yerine koyuyordu. Kardeş olacak kadar benziyorlardı birbirlerine. küçümseyerek bakmıyor. Çavuş Mannering'i çok iyi tanıdığını hissetmişti Cordelia. iyicil bir havayla konuşuyordu. bu becerikli kadının karşısında aptal durumuna düşmek istemiyordu." Bayan Leaming'e verdiği öğüdü de unutmuyordu. neşeli ancak asla cırtlak değildi. hatırlamıyorum demeye çekinmeyin. Çok yumuşak. Cordelia o bakışı görünce kendini tutamayacağından korktu. Çavuş Mannering içeri girince Cordelia'ya bakıp kısaca gülümsemişti. üniforma yakalarının üstündeki sarı saçlar tam nizamnamede belirtilen ölçüye göre kesilmişti. Bayan Goddard'ın izini bulup ona gittiğini. Ne kadar akıllı olduklarını göstermek isterler çünkü. dostluğun dozunu kaçırmak soruşturmanın ciddiyetini bozacağından aşırılığa kaçmamıştı. Senli benli olmuyor. Bayan Gray?" . "Bu ülkede. anlattıklarınızı süslemeye kalkışmayın. Evrende adalet ve mantığına egemen. Polislerin en büyük şansı budur. Gladwin'i aradığını açıklayacaktı.

Mark'ın kendisini Öldürmediğini ve sanki bilinecek ne varsa hepsini biliyordu. Sonunda Bay Bottley'nin vasiyetnamesini incelediniz. Mark'ın çocukluğuna. Niye yalan söyleyeyim?" Bu soruyu sormak hataydı. Ve elinde onu konuşmaya zorlayacak hiçbir güç yoktu. asla da olmayacaktı. Sevgi. Bunu bana söylemediniz ama Cambridge polis merkezine gittiğinizde Çavuş Maskell'a sezdirmişsiniz." Dr. Bundan sonra Bayan Callender'a bakan pratisyen hekim Dr. Cinayetten kuşkulanıldığında. Yerinizde olsam bunu ciddi olarak düşünürüm. Bunu düşününce korktu ve durumu açık seçik görebilmek için kendini zorladı. Somerset House'a 'gittiğini öğrenmişti demek."Benim avukatım yok. Dalgliesh şu kusursuz mantığıyla. Bayan Gray. Bu olaya karışan insanları çok kısa bir süredir tanıdığınıza göre onlara bağlanmış olamazsınız. Soruşturmanızın sonucunda Mark Callender'in cinayete kurban gitmiş olabileceğinden kuşkulandınız. Daha sonra delikanlının annesinin eski dadısını arayıp buldunuz. şu garip inceliğiyle. Venables'a telefon ettiğini. korku ya da adaleti yerine getirmek isteği gibi bir duyguyla da olabilir. ." Daha önce de sıkı sıkıya sorguya çekilmişti. Cambridge polisi de hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmamıştı. Akıllıca bir davranıştı.. Dalgliesh ne yapacaksa. Onun yalan söylediğini." "Ben her zaman doğruyu söylerim. sabrı ve yumuşaklığıyla ne kadar baskı yaparsa yapsın konuşmayacaktı." "Barodan güvenilir avukatların bir listesini isteyebilirsiniz biliyorsunuz. bakalım neler biliyoruz. Hâlâ susuyordu. Ama ilk kez olup biteni bilen biri tarafından sorguya çekiliyordu.ki sanmıyorum . Bunda şaşılacak bir şey yoktu. Basit bir hileyle Sir Ronald'ın kan grubunu öğrendiniz. Adalet tehlikeli bir kavramdır. Elizabeth Lea-ming'le kendisinden başka kimse gerçekleri açıklaya-mazdı ona. Size yardım ederler. Mark'ın o evlilikten doğan bîF çocuk olmadığından kuşkulanmıştınız. O da açıklayacak değildi.. Ben de öyle yapardım. ondan Callender'ların nasıl evlendiğine. "Evet. Sizin kolay kolay korkacak biri olduğunuz da sanmıyorum. "Belki kendinizi korumak . Elinde yasal bir kanıt yoktu.belki başka birisini korumak için. Dalgliesh kızın gerçekten öğrenmek istediğini düşünürcesine ciddiyetle açıkladı. Cordelia'nın zekâsının da kendi aklı gibi çalışacağını hesaplamıştı. ölümden kimin kazançlı çıktığını düşünmek gerekir. Geriye ne kaldı? Adaletin yerine gelmesi isteği. Bayan Callender'ın ölümüne ilişkin bazı bilgiler aldınız. Emin olamazdı Dalgliesh. Cordelia karşılık vermeyince Dalgliesh neşeli bir tavırla sürdürdü. değil mi? Doğruyu söylüyorsam avukata niçin gerek duyayım?" "İnsanlar doğruyu söyledikleri zaman avukata gerek duyarlar daha çok. Gladwin'i görmeye gittiniz." "Ama avukatın parası benden çıkacak. Öyleyse sevgiyi bir yana bırakabiliriz. o da aynını yapmıştı. Bunun bir tek nedeni olabilir.

Dalgliesh, "Kuyuya düştüğünüzü de anlatmadınız," dedi. "Onu da Bayan Markland'dan öğrendik." "O kazaydı. Nasıl olduğunu hatırlamıyorum. Kuyuya bakarken dengemi kaybetim herhalde. Çok ilgimi çekmişti o kuyu." "Kaza olduğunu sanmıyorum, Bayan Gray, iple çekmediğiniz sürece, o kapağı yerinden oynatamazdınız. Bayan Markland gelirken ipe ayağı takılmış ama ip bir kangal halinde duruyormuş çalıların dibinde. Kuyuyu keşfetmek için gitmiş olsaydınız, kapağı açtıktan sonra ipi kangal yapmak zahmetine girer miydiniz?" "Bilmiyorum. Düşmeden önce neler olduğunu hiç hatırlamıyorum. Suya çarptığım saniyeyi hatırlıyorum yalnızca. Bunların Sir Ronald Callender'ın ölümüyle ne ilgisi var zaten?" "Çok ilgisi olabilir. Biri sizi öldürmeye kalkıştıysa - ki bence kalkıştı - o kişi Garforth House'tan gelmiş olabilir." "Niçin?" "Çünkü büyük bir olasılıkla o cinayet girişimi Mark Callender'ın ölümünü soruşturmanızın sonucuydu. Birisi için tehlike yaratıyordunuz. Cinayet ciddi iştir. Çok gerekli değilse, profesyoneller bile bulaşmak istemezler. Amatörler de o konuda sizin sandığınız kadar vurdumduymaz ve umursamaz değildirler. Birisi için çok büyük bir tehlike yaratmış olmalısınız, Bayan Gray. Biri o kapağı yerine koydu. Siz tahtayı yarıp da düşmediniz." Cordelia hâlâ susuyordu. Kısa bir sessizliğin ardından yine Dalgliesh konuştu. "Bayan Markland'ın dediğine bakılırsa sîzi kuyudan kurtardıktan sonra evde yalnız bırakmak istememiş. Siz de onu başınızdan savmakta diretmişsiniz. Tabancanız olduğu için evde yalnız kalmaktan korkmayacağınızı söylemişsiniz." ' Cordelia bu küçük ihanetin onu ne kadar üzdüğünü fark edince şaşırdı. Yine de Bayan Markland'ı suçlayamı-yordu. Şu başmüfettiş kadını nasıl yola getireceğini çok iyi bilmişti herhalde. Bayan Markland'ı, her şeyi açıkça anlatmasının Cordelia'nin yararına olacağına inandırmıştı mutlaka. Eh, o zaman o da kadına ihanette bulunabilirdi. Doğrulardan sapmayacağı için, anlatacakları inandırıcı olacaktı. "Ondan kurtulmak istiyordum," dedi. "Yasadışı bir ilişkiden doğan çocuğunun kuyuya düşerek öldüğünü anlatıyordu bana. Ben de o kuyudan az önce kurtulmuştum. Hikâyesini dinlemek istemiyordum. O anda buna dayanamazdım. Beni yalnız bıraksın diye tabancam var dedim. Yalan söyledim ama bana içini dökmesini istememiştim ondan. Yaptığı haksızlıktı. Benden yardım dilenmekten başka bir şey değildi ve ben ona yardım edemezdim."

"Onu başka bir nedenle savmak istemiyor muydunuz? Ölümünüzün kaza gibi görünmesi için katilin o gece dönüp kuyunun kapağını açması gerekeceğini hesaplamamış mıydınız?" "Gerçekten tehlikede olduğumu düşünseydim beni de büyük eve götürmesi için yalvarırdım. Tabancam olmadığı halde küçük evde oturup beklemezdim." "Evet, Bayan Gray, ona inanırım. Tabancanız olmasaydı orada tek başınıza kalmak istemezdiniz." Cordelia ilk kez gerçek bir korku duydu. Oyun değildi bu. Cambridge'deki polis sorgulaması kaygılanmayı gerektirmeyen, sonucu belli bir yarışma gibi gelmişti ona. Çünkü bir taraf yarışmaya katıldığının farkında bile değildi. Ama şimdiki başkaydı, bu gerçek bir sorgulamaydı. Bir hileye kanar, bu adamın aklını çelmesine, ona baskı yapıp konuşturmasına fırsat verirse hapsi boylardı. Suç ortağıydı o. Bir cinayetin örtbas edilmesine yardım edenlere kaç yıl ceza verirlerdi acaba? Holloway hapishanesinin çok pis koktuğunu duymuştu. Elbiselerini de çıkarırlardı. Klostrofobi yaratan bir hücreye mi tıkarlardı onu? İyi hali görülürse yarı açık cezaevlerinden birine yollayabilirlerdi ama cezaevinde iyi hal ne demekti? Yarı açık cezaevi, açık cezaevi. Ve hapishane. Terimlerde bile çelişki vardı. Çıktıktan sonra nasıl yaşardı peki? Nerede iş bulurdu? Toplumun suçlu damgasını vurduğu kişiler için özgürlük diye bir şey olabilir miydi sonradan? Bayan Leaming'in adına da korkuyordu. Acaba o neredeydi şimdi? Dalgliesh'e sormayı göze alamıyordu. Bayan Leaming'in adı bile geçmemişti konuşmalarında. Oysa şu anda o da Scotland Yard'ın bir odasında oturuyor ve sorguya çekiliyordu belki. Baskı yaparlarsa ne kadar dayanabilirdi? Onları yüzleştirmeyi düşünüyorlar mıydı? Ya kapı birdenbire açılır ve Bayan Leaming yaşlı gözlerle, pişmanlık duyguları içinde, özür dilercesine bakarak içeri girerse? Polisler genellikle böyle bir tuzak kurmazlar mıydı? Suç ortaklarını - daha zayıf olanı itiraf edinceye kadarayrı ayrı sorguya çekmezler miydi? Kim daha zayıftı peki? Başmüfettişin sesini duydu. Adam ona acır gibi konuşuyordu sanki. "Tabancanın o gece sizde olduğuna tanıklık eden biri var. Bir sürücü, Garforth House'tan beş kilometre kadar uzakta yol kıyısına çekilmiş bir araba gördüğünü, yardım ister misiniz diye sormaya gittiğinde kendisine silah çekildiğini söylüyor. Silahı çeken de genç bir kızmış." Cordelia yaz gecesinin huzuruyla sessizliğini bozan içki kokulu sıcak soluğu ensesinde hissettiği dakikayı hatırladı. "Herhalde sarhoştu," dedi. "Trafik polisleri o gece onu durdurup alkol testi yapmışlarsa acısını benden çıkarmaya karar vermiştir. Bu hikâyeyi uydurmakla ne kazanacağını sanıyor bilmiyorum ama yalan söylüyor. O akşam tabancam yoktu. Garforth House'a ilk gittiğim gece Sir Ronald almıştı."

"Evet, polisler onu durdurmuşlar. Ben ifadesini değiştireceğini sanmıyorum. Çok kesin konuşmuş. Henüz sizi görmediyse de arabayı çok iyi tarif etti. Dediğine bakılırsa arabanızın bozulmuş olabileceğini düşünmüş, yardım etmek için size yaklaşmış. Sizse adamın niyetini anlamayıp ona tabanca çekmişsiniz." "Adamın niyetini çok iyi anlamıştım. Ancak tabanca çekmedim." "Ona ne dediniz, Bayan Gray?" "Çek git yoksa seni öldürürüm dedim." "Madem tabancanız yoktu, bu boş bir tehdit sayılmaz mıydı?" "Tabancam olsaydı da boş bir tehdit sayılırdı. Yine de onu korkuttu." "Neler olduğunu açıkça anlatın lütfen." "Arabanın kapı cebinde bir İngiliz anahtarı vardı. Kafasını pencereden içeri uzatınca onu kaptım ve adamı tehdit ettim. Aklı başında olan hiç kimse, İngiliz anahta-rıyla tabancayı birbirine karıştırmazdı." Ama o adamın aklı başında değildi. Tabancanın o gece onda olduğunu gören tek kişi sarhoş bir sürücüydü. Şimdi küçük bir zafer kazanmıştı işte! İfadesini değiştirme isteğini bastırmıştı. Bernie haklıydı. Ortağının öğütlerini unutmamıştı, hafif dumanlı, kalın sesiyle konuştuğunu şimdi bile duyar gibiydi: "Suç işleyeceksen, ilk ifadeni asla değiştirmemelisin. Jüri üyelerini tutarlılık kadar etkileyen hiçbir şey yoktur. En zayıf savunmaların bile suçlu ifadesinden dönmediği için başarılı olduğunu görmüşümdür. Sen bir şey söylersin, tanık başka bir şey söyler, avukatın becerikliyse, jürinin kafasında kuşku yaratmaya bu kadarı yeter." Dalgliesh konuşmaya başlamıştı yine. Cordelia adamın sözlerine daha fazla dikkat edemediğine sıkılıyordu. Son on gündür pek iyi uyumuyordu. Sürekli bir yorgunluk duymasının nedeni buydu belki. "Bence Chris Lunn öldüğü gece size uğramıştı," dedi Başmüfettiş. "Çünkü o akşam o yolda olmasının başka bir nedenini bulamadık. Kazayı görenlerden biri siyah minibüsün yan yoldan peşinden şeytan kovalıyormuş gibi çıktığını söyledi. Biri onun peşindeydi. Siz, Bayan Gray." "Bunları daha önce de konuştuk. Ben Sir Ronald'ı görmeye gidiyordum." "O saatte mi? O kadar aceleniz mi vardı?" "İşi bırakmaya karar verdiğimi söylemek için acele ediyordum. Bekleyecek durumda değildim." "Beklediniz ama. Yolun kıyısına çekip arabada biraz uyudunuz. Garforth House'a kaza yerinden görüldükten tam bir saat sonra ulaşmanızın nedeni buydu." "Durmak zorundaydım. Yorgundum ve araba kullanmanın tehlikeli olacağını biliyordum." "uyku uyumaktan zarar gelmeyeceğini, en büyük tehlikeyi yaratan kişinin ölmüş olduğunu da biliyordunuz."

Dalgliesh gelen yazıyı okurken odaya derin bir sessizlik çöktü. Bir daha bu korkunç . bir daha gelmenize gerek yok sanırım." Kazanmıştı. İki gün önce. Bayan Gray. Birine açılmak isteği. Bir kere daha söyleyeceksiniz zahmet etmeyin. "Artık gidebilir miyim?" diye sordu.Cordelia karşılık vermedi. "Evet." Gırtlağı düğümlenmişti. Dalgliesh onun duygusunu anlamış mıydı? Bu da kullandığı yöntemin bir parçası mıydı? Kapı vuruldu. Asıl tehlike bu. "Yazı sizin de tanıdığınız biriyle ilgili. siz de ifadenizi verdiniz. Cordelia'nın düşünce biçimini geçerli bulmaz." "Bir daha ne zaman geleyim?" "Bana anlatacak bir şey olduğuna karar vermediğiniz sürece. itiraf etmekdeğil. dostça bir sessizlik olduğunu hissediyordu. Tabancamı aldı. Dalgliesh de o karamsar görüşe katılır mıydı acaba? Keşke sorabilseydi. Gazetecilerin deyişiyle. düşündü. Yumruğunu sıktı. Cordelia kendini zorlayarak adamın yüzüne baktı. Fısıltıyı andıran bir sesle. Adamla açıkça konuştuğunu düşledi. Güvenliği yalnızca kendisine bağlıydı. Bernie sağ olsaydı bile ondan anlayış bekleyemezdi. Odaya sessizlik çökmüşse de bunun suçlayıcı değil. Dalgliesh'in yalan söyleyebileceği aklından bile geçmedi. alnındaki teri sildi. Bu adam akıllı ve acımasız biriydi ama ona yalan söyleyebileceğini düşünemezdi. En büyük isteği de Sir Ronald'ın öldürülmesi olayını. Kimliği belirlenmiş. Olayın temelinde yatan ikilem ilgilendirmezdi Bernie'yi. Cordelia'ya kalırsa. Arabası Amalfi'nin güneyindeki sahil yolundan uçmuş. Adamın bir karara varmaya çalıştığını düşündü. içimi dökmek isteği. Bir titreme tutmuştu. sen gerçekleri bilerek. Teşekkür ederim. Keşke bu kadar yorgun olmasaydım. isteyerek saptırıyorsun derdi." dedi Dalgliesh. kısa yazıyı okuması için gerekli olan süreden çok daha uzun bir süredir bakıyordu kâğıda. Sir Ronald'ın sevginin nefret kadar yıkıcı olduğuna ilişkin sözünü hatırladı. "Bayan Elizabeth Leaming ölmüş. polis ifadenize başvurdu. Hiçbir şey belli etmeyen ciddi bir yüzdü bu. Kalmanızın bir anlamı yok artık. Yazı az önce gelmiş. dedi kendi kendine. sözün gerisini getiremiyordu." Cordelia öyle büyük bir rahatlık duydu ki kendinden iğrendi ve midesi bulanmaya başladı. Eliza Leaming'le Chris Lunn'ın arasındaki ilişkiyi de kolayca ve kabaca tanımlayıp geçerdi: Şu Başmüfettiş onu anlayabilirdi oysa. Bir dakika sonra. konuşabileceği birini bulmaktı. üniformalı bir memur gelip Müfettişe bir kâğıt uzattı. Sizce de öyle değil mi?" "Sir Ronald'ı o öldürmedi. Bize yardımcı oldunuz. Özgürdü. diye... Bayan Leaming de öldüğüne göre korkulacak bir şey yoktu artık. Sir Ronald tabancamı almıştı. "Başından beri böyle diyorsunuz.

kısa ve özlü bir rapor sundu. Ne kadar susadığının farkına varmamıştı. Kendini tutamayarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Çavuş Man-nering'in kaygıyla seslendiğini. Hıçkırdıkça güleceği geliyor. İki erkek birbirlerinden hoşlanmazlardı. ancak kendini tutuyordu. Daha da kötüsü. Cenazesine bile gelmediniz!" Dalgliesh bir iskemle çekip onun yanına oturmuştu. Ortağınızın bir zamanlar yanımda çalışan Bernie Pryde olduğunu anlamamıştım. Ne var ki hiçbir zaman iyi bir dedektif olamazdı. mantığını kullanmasını da bilirdi ama neye el atsa elinde kalırdı. Bernie'nin tek isteği dedektif olmaktı. Yüzünü sabun kokan temiz mendile gömerek nicedir içinde biriktirdiği acıyı ve öfkeyi kustu. Gözyaşlarıyla ıslanan yüzünü kaldırdı ve adamın ne düşüneceğine aldırmadan bağırdı. Yine öyle yaptı. hıçkırık tuttuğu için arada bir hıçkırarak öylece oturdu. Göz göze geldiler. Ne tuhaftı ki . "Kanıt sayılabilecek bir şey bulmuş değiliz. unutmuş olmasaydım bu olay bu şekilde kapanmayabilirdi. Polis defteri gibi bir kafası vardı." Cordelia ona dönüp bardağı geri verdi. Bernie Pryde'ın eski bir sözü vardı: 'İnsanın içinden gelen ses iyi bir uşaktır ama efendilik ederse kötüdür. Beklenmedik ve inanılmaz bir biçimde kurtulmuştu." dedi Dalgliesh. Müfettişin ona beyaz bir mendil uzattığını fark etti. kendini beğenmişlik belirtisi olduğunu söylerdi. Müdür yardımcısı bunu da usule aykırı bulur. ben işin içinde bulunmasaydım Bernie hâlâ polislikte olabilirdi gerçi. İkisi de gülümsüyorlardı. keşke Bernie bunu söylediğini duyabilseydi. o da hiç aldırmazdı. düye düşündü. Ama şimdi. Bir bardak su uzattı." "Scotland Yard'ın işe adam alıp işten çıkarmasıyla ilgili kurallar o kadar basit değildir. Ancak bunu yalnızca biri bilir." "O kadar da kötü değildi. Biriki dakika sonra Dalgliesh yumuşacık bir sesle konuştu: "Arkadaşınız için çok üzüldüm.yere gelmek zorunda değildi. Cordelia.acıma duygusunun merkezi Bernie'ydi. onun tamamen unutmuştum. Bardak çok soğuktu ama su iyi gelmişti." "Aslında kötüydü biliyorsunuz. . Daha fazla dayanamayacaktı. efendim. Dalgliesh notlarına bakmadan.' Ne laflar bulurdu o adam! Aptal değildi. siz ona bu fırsatı tanımadınız. Doğru. "Onu işten attırdınız! Sonra ne yapıp ettiğiyle hiç ilgilenmediniz. "Bütün konuşmayı kâğıda dökmeye niyetim yok.ağlarken bile bunun tuhaflığına dikkat etmişti . Yarım saat sonra Dalgliesh polis müdürünün yardımcısının odasında oturuyordu. Notlarına hiç bakmazdı zaten. Avuntu sağlayacaksa söyleyeyim. adamı fazla küçümsemiş olabileceğimi düşünüyorum." "Siz onu işten attırdınız. Suyunu yudumlayarak.

" "Kendini kandırıp söylediklerinin doğruluğuna mı inanmış sence?" "O kızın hiçbir konuda kendini kandıracağını sanmıyorum. Tilling'e yurttaşlık görevlerini hatırlatırım." "Ve öyle kalması daha iyi. bu kız suçsuz." "Elbette değildi. O da her türlü sorgulamaya dayanacaktır." "Fransız polisinden Bayan Markland'ın eve geldiğini söylediği kız hakkında bilgi almamızı istiyor musun peki?" "Hayır. Yanlış anlamadıysam. Sonunda yüzü kızaran biz oluruz. ne yapıp ettiğini araştırmalıydım. Bu cinayetlerin içyüzünü bilen bir tek kişi kaldı şimdi. O da hiç hoşuma gitmedi. Ondan hoşlandım ama bir daha karşılaşmayacağıma seviniyorum. Haklarını zaten çok iyi biliyor. Sıradan bir sorgulama sırasında bile gencecik birine kötü fikirler aşılıyormuşum duygusunu verdi bana. Adam. Tilling kardeşleri yeniden sorguya çekmekle bir şey kazanacağına inanıyor musun gerçekten. Ardından. Sir Ronald'ı öldüren Elizabeth Leaming olabilir dedin. Oysa ben aklımda tutsaydım yararı olurdu sanıyorum. Aslında hoşuma da gitti. Sanıkların çoğunun kafasında. O senin görevin değildi. Sayın bakan bile bunun ne anlama geldiğini hesaplayabilir. olmaz. Çok gerekli görüyorsan." "Neden söz ettiğini bilmiyorum. Aklımdayken söyleyeyim. Sir Ronald öldü." "Aklımda olması mı gerekiyor?" "Hayır. Hayır.Clandon cinayeti aklınızda mı? Ateşli silahla işlenmiş bir cinayetti." "Yani her şey temiz bir sonuca bağlandı. 1954' teydi sanıyorum. şimdi o da öldü. "Cordelia Gray haklı. Sorgu yargıcının kararını kabul edebileceğini söyleyin. ." "Başından kabul etseydi biz de boşuna zaman harcamazdık zaten. bize sınırsız yardım sağlayan bir müttefikimiz vardır: Kendilerini ele verme eğilimi. Oğluyla kızı Mark Callender'ın ölümüyle ilgili olarak sorguya çekildiği için küplere binmiş. "Bernie Pryde'a ne olduğunu. Pryde'ın sonunda benden öç almış olması da tuhaf." "Tetiği çekenin şu anda yaşayan biri olmadığına eminiz deyin daha iyi. Adam. Çünkü o kız Cambridge'de ne işler karıştırmış olursa olsun." "Gerekmezdi." dedi Dalgliesh." "Sayın bakana arkadaşının kendi eliyle canına kıydığını söyleyebiliriz öyleyse. Sir Ronald Callender'ın oğlunu öldürdüğünden kuşkulandın. ben Dr." "Sanmıyorum. Chris Lunn da öldü. Chris Lunn'ın Cordelia Gray'i öldürmeye kalkıştığından kuşkulandın. Ancak kaç yalan söylemiş olursa olsun. Savsakladığımız en önemli şeyler görevimiz olmayan şeylerdir çokluk. Nedenini düşününce biraz rahatlıyorum. psikiyatr Hugh Tilling bizim müdüre telefon etmiş." Bir an için iki erkek de sustular.

onu yönetenin Pryde'ın eli olduğu kesindir. Bilmem anlatabildim mi?" Cordelia anahtarı kilide soktu. "Bayan Gray siz misiniz?" diye sordu. "Anlıyorum." "Sizin için ne yapabilirim. Kapıdaki tabelayı gördüm. "Beni biriyle aldatıyor gibime geliyor. Saplantılarım eski güçlerini kaybediyor yalnızca. Benim adım Fielding." Kingly Sokağı'ndaki yapının görünüşünde de. "Hiç gelmeyeceksiniz sandım." Bakışları hırslı ve ateşliydi. Belki de yaşlandığım için. bir çıkıp konuşayım dedim. "Beklediğim gibi çıkmadınız doğrusu." ÇAĞDAŞ EDEBİYAT KILAVUZ / Bilge Karasu GÖRÜNMEZ KENTLER / Italo Calvino BUKALEMUNLAR İÇİN MÜZİK / Truman Capote NEW YORK KÖLELERİ / Tama Janowitz GENÇ KIZLAR LABİRENTİNİN ESRARI / Eduardo Mendoza KENT MASALLARI / Armistead Maupin SÜRÜCÜ KOLTUĞU / Muriel Spark 1 MAYIS / FT Scott Fitzgerald İTALYAN KIZI / Iris Murdoch YALNIZ BİR AVCIDIR YÜREK / Carson McCullers AVUTUCULAR / Muriel Spark DÜĞÜNÜN BİR ÜYESİ / Carson McCullers BAŞKA SESLER BAŞKA ODALAR / Truman Capote SANKİ CENNETTİ GÖRÜNEN /John Cheever PORNOGRAFİ / Witold Combrowicz YENİ YILLA GELEN KEDİ / Cleveland Amory ZEYTİNLİ LABİRENT / Eduardo Mendoza . etli yüzünün ortasındaki küçücük domuz gözleri çakmaktaşı kadar sert kıvılcımlar saçan orta yaşlı bir erkek duruyordu kapının önünde. Bir erkek nerede durduğunu bilmek ister yani. Tek değişiklik büronun kapısında birinin bekliyor olmasıydı." dedi. İçeri gelin lütfen. Yapının külüstürlüğü adamı rahatlatmıştı sanki. kokusunda da hiçbir değişiklik yoktu. Bay Fielding?" Gözler merdiven sahanlığını kaçamak bakışlarla inceliyordu." "Hayır. Bazı olayların çözüme ulaşmaktansa çözülmeden kalmalarının daha iyi olabileceğini hissetmek de hoşuma gidiyor bazen." "Felsefe yapmaya başlıyorsun." diye söylendi. Bay Fielding. "Alışılagelmiş özel dedektiflere benzemiyorsunuz. "Kız arkadaşımla ilgili bir iş. üstüne dar gelen lacivert takım elbise giymiş. Adam.

James . James KADINLARA GÖRE DEĞİL / P.D.D.ÖLÜLER ANSİKLOPEDİSİ / Danilo Kis VAMPİRLE KONUŞMA / Anne Rice ZARAGOZA'DA BULUNMUŞ EL YAZMASI / Jan Potocki SEVDA VE SÜPRÜNTÜ / İvan Klima TUZUN BEDELİ (CAROL) / Patricia Highsmith SUÇ ve GERİLİM BECERİKLİ BAY RiPLEY / Patricia Highsmith KALP TAŞLARI / Ruth Rendell RİPLEY KARANLIKTA / Patricia Highsmith CAM HANÇER / Ruth Rendell RİPLEY'NİN OYUNU / Patricia Highsmith TAŞTAN HÜKÜM / Ruth Rendell DOĞAL BİR ÖLÜM / P.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful