You are on page 1of 24
PİTİRİM A. SOROKİN'İN YARATICI ÖZGECİLİK (ALTRÜİZM) PSİKOLOJİSİ Prof. Dr. ALEXANDRE VEXLIARD Bir kişinin ünü bir kere, yerleşince, artık o ün, o kişinin üstünden silinmez. Böylece, Pitirim A.Sorokin asıl, yirminci yüzyılın en ünlü sosyo­ loglarından biri olarak tanınmaktadır. Bu sebepledir ki, onun bütün eser­ lerinin derine giden ve sağlam yapık psikolojik düşüncelerle dolu olduğu genel olarak bilinmez*. Sosyologlar bu teorilerden habersizdirler, çünkü psikoloji onları hemen hemen hiç kaygılandırmaz; buna karşılık, psiko­ loglar, sosyoloji eserlerini ancak üstün-körü okurlar. P.A. Sorokin'in psikolojiye değgin tepkileri, büyük bir yekûn t u t a n eserlerinde yaygın olarak bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu teorileri sunarken, bir seçim yapmak zorundayız; bu seçim de zorunlu olarak, keyfî olacaktır. Vâkıa, The Ways of Power and Love (İktidar ve Sevginin yolları) gibi eserlerde psikoloji'nin sistemli bir şekilde sunuluşuna tanıklık etmekteyiz. Fakat ileride göstereceğimiz gibi, başka önemli tezler, yazarın aslında sosyolog, tarihçi, ahlâkçı ve filozof olarak göründüğü kitaplarda dağınık olarak bulunmaktadır. * Bıı inceleme, başka şekilde olarak, ve İngilizce, Sorokin'i konu alan bir kollektif eserin bir bölümü şeklinde yayımlanmıştır. Eserin başlığı: Sorokin in Reviewda. Editörü Philip J. Allen Duke University Press, 1963 (525 Sa., 10, - Dolar) Pitirim A. Sorokin'in anıtlık eserinin türlü cephelerini ele alan bu esere yazı verenler arasında şu yazarlar vardır: A. J. Toynbee, N.S. Timasheff, R.K. Merton, L. Mendieta y Nunez, R. C. Mace, A. İnkeles, C. Gını, J.B. Ford, O.F. Anderle, R.F. Cowell. Sorokinin şerefine ikinci bir cilt, 16 yazarın orijinal denemelerini kapsamaktadır. Bunlar arasında şu adlara işaret edebiliriz: Georges Gurvitch, F.R. Kluckhohn, R.K. Merton, T.Parsons, E. ve B. Barber, Ch. P. Loomis. A. Tirakyan'ın yönetiminde bulunan bu kitabın başlığı: Sosiological Theory, Values and Soçioçultural Change, The Free Press of Glençoe, 1963 (302 Sa, 6, Dolar) dır. 168 ALEXANDRE VEXLIARD P.A. Sorokin'in psikolojik eseri, bu alanda keşifleri ve orijinal görüş­ leri kapsamakla kalmamakta, aynı zamanda çağdaş psikoloji ile onun tarihinin türlü yeni görüşlerini aydınlatmaktadır. Bu incelemenin altı bölümü olacaktır: 1) Sorokin'in psikoloji teorilerine toptan bakış; 2) Sorokin'e göre kişiliğin yapısı; 3) Kişiliğin, zihniyetlerin, davranışların yapı kazanma­ sında kültürlerin etkisi; 4) İnceleme ve dönüşüm teknikleri; 5) Çağdaş psikoloji'ye yapılan eleştiriler; 6) Bu eleştirilerin bazılarına verilen cevaplar. 1) P.A.Sorokin'in Psikoloji Teorilerine topran bakış : İlk olarak, Sorokin'in psikolojide olumlu teorileri ile eleştirici tezleri arasında bir temel ayırımı, bir de yazarın "norm verici" hatta "ahlâk öğretici" davranışı üzerine bazı düşünceler sunacağız. 1 - Psikolojide olumlu teoriler ve eleştirici tezler : Sorokin'in Psikolojide olumlu, yapıcı teorilerinin esası, "The Ways of Power and Love"da sunulmuştur; çağdaş psikoloji'ye yaptığı eleştiri­ ler ise, sistemli şekilde "Fads and Foibles in Modern Sociology" (15)'de ve en çok, eserin 3.-5. bölümlerinde bulunmaktadır. Bu kitap, sosyoloji'ye olduğu kadar, en aşağı psikoloji'ye de değgindir**. Psikoloji teorilerinin önemli sunuluşları, bu bakımdan anlamlı başlıklar taşıyan şu eserlerinde de bulunur: Time Budgets of Human Behavior ; Society Culture and Personality ; Altruistic Love ; A Study of American Good Neighbours and Christian Saints ; Exploration in Altruis­ tic Love and Behavior : A Symposium ; The American Sex Revolution. S.O.S. The Meaning of our Crisishe ve en çok, şu başlıca eserinde de: Social and Cultural Dynamics (4 ve 5) önemli psikolojik görüşler bulun­ maktadır. P.A.Sorokin'in "'norm verici" davranışı : Sosyolojik ve tarihsel nitelikteki muhteşem eserlerinde Sorokin'in "norm verici" davranışı nispeten az görülmektedir; buna karşılık, onun psikoloji çalışmalarının ** Parantez içindeki Numaralar, Fransızca metnin sonundaki bibliyografyaya işaret etmektedir. SOROKİN'İN ÖZGECİLİK PSİKOLOJİSİ 169 hepsinde görülmektedir. Sosyolog olarak Sorokin gözlemliyor, betimli­ yor, olayların, olguların zincirlenmesini, bunların tutarlılığını ya da tutarsızlığını gösteriyor ve bunlardan, bu gözlemlere sıkıca bağlı genel sonuçlar ve teoriler çıkarıyor. Ama psikoloji'de, bele örneğin kişiliğin dönüşüm tekniğini ele aldığı vakit, "norm verici" hattâ "ahlâk öğretici" yön daha meydandadır. Bu araştırmalarda Sorokin, insanda sevgi, özgecilik, yaratıcılık potansiyel'ini yükseltebilecek metotları keşf et­ meyi kendine ödev kılmıştır. Burada yapılacak itiraz meydandadır: Bu gibi kaygılar, "çıkarcı olmıyan", "nesnel olan" bilime yabancıdır (ya ya dabancı olmalıdır), bilim, iyi ile kötü arasındaki ayırd etmelere yabancıdır, denecektir. Fakat bu kanıtlar, gerçeğin her an yalanladığı salt şekil kanıtları­ dır; bunları, düşüncelerine katılmadığımız kimselere karşı öne sü­ reriz; oysa ki, "taraftar" ya da "dost"lar söz konusu oldu mu, seve seve unuturuz. Çünkü gerçekten, her araştırmada, arka planda, daima "norm verici" pratik kaygılar bulunur. Hem bu, insan bilimlerinde böyle olduğu gibi, doğa (tabiat) bilimlerinde de böyledir. Pratik kaygı­ lardan meydana gelen bu uyarım olmasaydı, birçok olumlu araştırmalara girişilmiş olmazdı. Örneğin, günümüzde gençlik suçlarının psikolog'lar, psikiatr'lar, sosyolog'lar, hukukçular tarafından bu kadar derin bir şekilde incelenmesi tesadüf eseri midir ? Her türlü norm verici düşünceden pek uzak görünen başka bir ör­ neği: Kavramların, soyutlamaların, topluluk emirlerinin (ahlâk emir­ lerinin), topluluk tasarımlarının kurulmasında, topluluk bilincinin rolü üstüne Dürkheim'm tezlerini alalım. Dürkheim, zamanında bilimin tarafsızlığı düşüncesini kuvvetle savunanlardandı. Bu teorilerin norm verici kökü ne olabilirdi ? Bir toplumun çerçevesi içinde insanlara eğemen olan genel idea'larla ahlâk emirlerinin kollektif menşeini göstermekle Dürkheim, bireylere hükmeden ideolojik kuvvetlerin kollektif yani demokratik karakterde olduğunu ispatlamak istiyordu. Bu kuvvetlerin olay olarak toplumdan geldiği ispat edilirse, siyasal iktidarın, aristokratik yahut hükümdarlık olmayıp demokratik olması, hak olarak (hukuk ba­ kımından) doğru olacaktır. Bu tezler, zamanında yapılan siyasal ve kuramsal (teorik) tartışmaların içinde yer almakta idi. O sırada siyasada hükümdarlığı ve soyluluğu (aristokratlığı) savunan kimseler, insanlığı 170 ALEXANDRE VEXLIARD yöneten bütün idea'ların "kitle" ye hiçbir şey borçlu olmıyan birkaç yüksek bireyin eseri olduğunu öne sürüyorlardı***. Bunun gibi, Sorokin'in norm verici bir takım kaygıları olmasaydı, kişiliğin yapısı yabut düşünüşün teknikleri üzerine araştırmalar yapmak ihtiyacını duymadığı gibi, fırsatını da bulamazdı. 1. K İ Ş İ L İ Ğ İ N YAPISI Pitirim A. Sorokin için psikoloji araştırmaları, apaçık olarak pragmatik bir görüş içindedirler; Sorokin'e göre varılması gereken erek, bireylerin daha özgeci ve yaratıcı olmaları için en etkili yolları bulmaktır. Bu erek onu, insan kişiliğinin zihin yapısı ile insan organizmasından doğan ve onun üzerinde etken olan enerjilerin teorisini kurmaya götür­ müştür. Yazar, kişiliğin tam tüketici bir tanımı vermek iddiasında ol­ maksızın, kişilikten, bireyin zihniyetinin bütünü ile birlikte, davranışını anlamaktadır. (5, Sa. 608). Sorokin'in kişilik teorisine onun tarihsel toplumsal görüşleri egemendir; ona göre şu iki değişken arasında: egemen kültürün karakteri ile bu kültürün çevresinde yaşayan bireylerin davra­ nış tipleri arasında, bir orantı vardır (5, Sa. 607). Ama burada çizgisel türden basit bir korrelasyon söz konusu değildir. Tersine, Sorokin onu çok "nüanslı" bir şekilde sunmaktadır (Krş. aşağıda II nin başı). Soro­ kin üç büyük kültür tipi kabul eder (burada onun kolayca anlaşılır terimlerini muhafaza ediliyoruz): Sensate (yani maddeci), Ideational ve İdealistik. "Karma kültür"ler ve yerleşmemiş (bütün içinde yerini alıp bütünün zorunlu parçası henüz olmamış) bunlardan türer (Pre-Ideational, bk. 5, II ve I I I bölümleri, bilhassa Sa. 37-39'daki çizelgeler). Bu tip­ lere, bireylerde sensate, ideational, idealistik türden zihniyetler tekabül eder ve daha az ölçüde, aynı tiplerden davranışlar tespit edilir. Sorokin, kişiliğin, bilinçli ile bilinçsiz arasındaki savaşın ve karşıt­ lığın bir ürünü olduğunu öne süren ve analizin sonunda egemenliği *** Burada, doğa bilimlerindeki norm-verici kaygılar -ki çoğu zaman doğru olarak bilin­ memektedir- hatırlatılabilir. Görünüşte, gök cisimlerinin yeri ile hareketini ele alan astronomi'den daha "çıkarcılıktan uzak" ne düşünülebilir, diyelim. Şimdi, bu alandaki büyük keşiflere, deniz seyahatlerinin gelişmesi sebep olmuştur. Hidrostatik, İtalya'da büyük şehircilik çalışmaları geliştiği sırada suların düzenlenmesi sorunu baş gösterdiği vakit gelişmeye başlamıştır. Ondokuzuncu yüzyılda, Termodinamikte yapılan teorik keşifler, buhar makinesinin gelişmesi sayesinde desteklenmiştir. Bu türden örnekler geniş ölçüde çoğaltılabilir. SOROKİN'İN ÖZGECİLİK PSİKOLOJİSİ 171 bilinçsize veren çağdaş teorileri yanlış olarak damgalar. Sorokin'in ken­ disi, kişiliğin bütününde, zihin hayatında ve davranışta dört aşama ayırd eder: 1 - Biyolojik Bilinçsiz, insanın zihin aygıtının aşağı, hayvanlık iç-güdülük, refleksolojik yanını temsil eder. İnsan organizmasının türlü uyarımlara, "ihtibaz'lara (inhibition'lara) yetileri ve refleks, iç-güdü niteliğindeki eğilim ve etkenlikleri, bundadır. Bireylere, hem nitelik hem nicelik bakımından eşitsiz olarak dağılmış olan bu kuvvetler, en çok, cinsiyetler, yaş grupları, ırklar arasındaki ilkel ayrılıkları belirlerler. Hayvanlık hayatı, ego, " b e n " işe karışmadan sağlayan ve koruyan bun­ lardır. Bu t a m ve toplu bilinçsiz, "insan organizmasının farklılaşmamış hayat enerjisi" diye tanımlanabilir. Görünüşteki benzerliklere rağmen, böylece tanımlanmış olan bilinçsiz, Freud'un id'i ile bir olamaz - Freud'un kendisi bunun en aşağı üç tanımını vermiştir - Sorokin, Freud ve çömezlerinin yaptıkları gibi, yüksek, yaratıcı, bilinçli, bilinç-üstü psişik gösterilerin açıklanmasının "sublimation" yoluyla aşağı, karanlık, bilinçsiz, iç-güdülük temellere bağlanmasını kabul etmemektedir. Ona göre dahinin, h a t t a yüksek türden bir nevroz'lu olması, velinin (azizin) bir yol değiştiren olması zorunlu değildir; kendini feda etme, mazoşist bir eğilimin ifadesi değildir ve yaratıcı ilham, bir "kompleks"in yer de­ ğiştirmiş gösterisi değildir. Freud'un eserinin büyük başarısı, ancak, sensate bir uygarlığın çerçevesi içinde açıklanabilir; bu öğreti ancak böyle bir iklim içinde doğup gelişebilmiştir. 2- Biyolojik bilinç yahut Biyobilinç : Kişiliğin ikinci seviyesini temsil eder. Burada, biyolojik enerji bilinçli oluyor ve biyo-bilinçli etkenliklere götürüyor. Bilinçlenme, en çok, biyolojik seviyeden çatışmalar, gergin­ likler, engeller, zorluklarla ilgilidir; örneğin açlık, susuzluk, yahut "erkek-ya da kadın- olarak davranmalıyım", "şunu bunu yapmak için fazla yaşlı -ya da fazla gencim" gibi biyo-bilinçle birlikte, cinsel ego, besin egosu..vb., gibi sıra ile bilinç alanını elde edebilen bir takım biyo­ lojik ego yahut roller meydana çıkmaktadır; bunun gibi ömür boyunca bir takım başka başka ego'lar biribirini kovalamaktadır ve bunların alanı, genel olarak, evrilir türden değildir. Bilinçsiz eğilimler gibi, biyo-bilinçli enerjiler de, tabiatleri gereğince, ne toplumsaldırlar ne de topluma karşıt; fakat karşılıklı uyum (harmoni) halinde bulunabildikleri gibi, biribirine karşıt da çıkabilirler. Öte yandan, 172 ALEXANDRE VEXLIARD bu hareketler, toplum bakımından kabul edilebilen yollarla doyurulur­ lar, ya da belirli çatışmalı hallerde, örf ve törelerin yahut toplum - kültür ego'sunun onaylamadığı araçları kullanarak doymayı ararlarsa, topluma karşı edim (action) yollarına götürürler. 3- Toplum-kültür bilinci yahut Toplum bilinci, biyo-bilincin üstünde, üçüncü seviyeyi teşkil eder. Toplum-bilinci, bir kişinin hayatı ile, baş­ kaları ve topluluk hayatı ve bu topluluğun istek ve alışmaları ile temasta edindiği görgüler arasındaki karşılıklı etki sayesinde şekil alır. Kümeleşen bu topluluk görgüleri bireyden bireye, gruptan gruba, kuşaktan kuşağa geçer. İşte gelenekler, norm'lar, ahlâk, felsefe din değerleri, ras­ yonel bilgiler, sanat zevkleri, siyasal tavır alışlar teknolojik yöntemler, kuramsal şekiller ve genel olarak, toplum-kültür noetik'i böyle geçer ve yayılır. Her bir birey, iradesiyle olsun, iradesi dışında olsun, aynı zamanda ya da ardarda bir toplum-kültür grupları çokluğuna girdiğinden, ken­ disine türlü roller, etkenlikler, ego'lar verilir, ve bunlar, sayı ve içerik ba­ kımından, aşağı yukarı bu gruplara tekabül ederler. Bu egoların her biri, kendi değerleri, düşünceleri, istekleri ve duyguları ile doludur. Bi­ reyin ego'ları ile toplum-kültür rolleri o bireyin yaşamış olduğu ve çev­ resinden etkilenmiş olduğu toplumsal makrokozmos'u yansıtan bir mikroskozmos'u meydana getirir. Bireyin türlü ego'larının uyum ve integrasyon'u, kendisini kapsamış olan türlü gruplarla dayanışma ve birlikte çaba olayları ile karakterlenmiş olurlarsa, gerçekleşmiş olur. Bu uyum, türlü grupların, üyelerine benzer amaçlar göstermelerini onları aynı tarzda düşünmeye, duygulan­ maya, etken olmaya götürmelerini şart koşar. Bunun tersine, bireyin içinde bulunduğu gruplar az ya da çok şiddetle birbirlerine karşı gelirlerse, onun türlü ego'ları çatışma haline girerler. Şüphesiz, toplumkültür makrokozmos'u ile bireylerin zihniyetinin toplum-kültür mikrokozmos'u arasında karşılıklı etki, karşılıklı bağlılık vardır. Toplumkültür evreninde önemlice her değişme bireylik ego'ların yapısında kendini yansıtır ve buna karşılık, bir grupun üyleri arasında bu yapıda meydana gelen her kayda değer değişme, kendilerini kapsıyan toplumsal gruplarda yankısını bulur. Kişiliğin bilinçli ve biyo-bilinçli yapıları, toplum-kültür aşamasında, ancak biyo-fizik etkenlerle etkilenmiş ise, kişilik, aslında, içinde geliştiği toplum ve kültür evrenine bağlı olur. S O R O K İ N ' İ N ÖZGECİLİK PSİKOLOJİSİ 173 4- Bilinç-üstü seviye, psişik zihin enerjilerinin dördüncü ve en yük­ sek derecesini temsil etmektedir. Bu, yaratıcı ilhamın, orijinalliğin, de­ hanın, spontan'lığın t a m seviyesidir. Psişizm'in bu seviyesi, türlü türlü uygarlıklardan sayısız yazılarda şu gibi ifadelerle işaretlenmektedir: "insanda tanrısal olanın payı", "tanrının kendisini belli etmesi", "doğ­ runun, iyinin, güzelin, "yüce" enerjisi", "yaratıcı deha". Çağdaş psiko­ loji, yaratıcılığın bu yüksek şekillerine pozitif açıklamalar vermeye çabalamaktadır. Bu arada, iç-güdülerin "sublimation"unun bir şekli görülmektedir. Sorokin bunun sensate (maddeci) olan çağımızın pek karakterlendirici bir sapıtması olduğunu düşünmektedir. Çünkü Sorokin için bilinç-üstü, başka psişik görevlere indirgenemiyen kendi orijinalliği içinde görülmektedir ve özellikle onu, aşağı görevlerin çalışması ile açıklamak imkânsızdır. Bilinç-üstü, türlü türlü alanlarda ve en arık ve yüksek şekillerde: Matematik, doğa bilimleri, şiir, edebiyat, sanatlar, teknikler, ahlâk, din, felsefe, hukuk, siyasada ve genel olarak, doğru, güzel iyi ile ilgili herşeyde kendini gösterir. Bu üçü, kendini belli etmenin üç şeklidir ve bunlar karşılıklı olarak yer değiş­ tirebilirler. Psişizm'in bilinç-üstü aşaması, Sorokin'in en derin, en orijinal analizlerine konu olmuştur (17, Bölüm 6 ve 15, Bölüm 13). Büyük keşifler, verimli sezgiler, akıl ve duyu alanlarını aşan insan zihninin en önemli yaratmaları, hep bilinç-üstünde gerçekleşir. Sorokin, birçok tanıklık, olay ve eserlerden parçalar zikr etmektedir. Bunlar şunu gös­ teriyor: 1) Birçok tinsel yaratma alanlarında dahilerin çok erken geliş­ mesi; 2) İrade ve akıldan bağımsız olan bu sezgilerin kontrol edilemezliği, spontan'lığı, âni'liği; 3) Bütün bu belirmelerde özne (süje)nin, kendisi dışında bir kuvvet tarafından yönetildiğini, ondan ilham aldığını duygulaması. Alfred de Musset şöyle yazıyor: "Çalışmıyorsun, bir yabancı sanki kulağına bir şeyler söylüyormuş gibi dinliyorsun". Sorokin bu tür­ den bir takım sözleri ele alıyor, bunlar yalnız şairlerin, sanatçıların değil, batının matematikçilerinin, bilginlerinin, bir de İslâm, Hind, Çin düşü­ nürlerinin sözleridir. Bunların hepsi, az çok imajlı bir deyişle, yaratıcı spontan'lık üstüne aynı idea'ları ifade etmektedir. Üstelik, bilinç-üstü dahice sezgi, bilimler alanında bile, aslında orta hatta aşağıca zekâlı bireylerde de kendini gösterebilir. Sorokin, biyolojik bilinçsiz, insan ile biyo-fizik evren arasında bir bağ kurduğu gibi, bilinç-üstü de, insanı kozmik bir bilinç-üstüne bağlar, 174 ALEXANDRE VEXLIARD diyor. Fakat kişilik tipleri, geniş ölçüde bireylerin geliştiği toplum-kül­ t ü r çevresi tarafında şekillenir. II) TOPLUM VE K İ Ş İ L İ K Sorokin, bütün tarihsel-toplumsal eserlerinde olduğu gibi, psiko­ lojik analizi konu alan eserlerinde, bir yandan toplum-kültür sistemleri ile, öte yandan bireylerin davranışları, zihniyetleri, kişilikleri arasındaki karşılıklı ve devamlı etki-tepki üzerinde ısrarla duruyor. Sorokin için, sosyoloji'de formel okul için olduğu gibi, "kendinden" toplum olayı, zihniyet olaylarından bağımsız toplumsal bağıntı yoktur. Bunun gibi, bireylerin davranışları toplumsal çevrelerinden koparılamaz. Toplumsal bağıntılar alanı zihniyetin değişmeleri fenomeni olarak incelenmelidir (5, Sa. 436-437). Sorokin, bireylerin zihniyetleri ile toplum-kültür çev­ resinin karşılıklı etkilerini incelediği vakit bunu kendi tarihsel-toplumsal sınıflamasının çerçevesi içinde yapmaktadır. Bu sınıflamayı hatırlatalım: Sorokin, şu kültürleri yahut uygarlıkları ayırd etmektedir: 1) İdeasiyonel kültürler: A.Askeze ("tarik-i dünyalık") ideasiyonalizmi (yahut idealizm); B. Etken ideasiyonalizm. 2) Sansüalist (sensate) kültürler: A. Etken sansüalizm: B. Edilgin sansüalizm; C. Kinik sansüalizm. 3) Zihniyet ve kültür bakımından karma tipler: A. İdealistik (oturmuş, karma tip); B. Sahte ideasiyonel (karma, oturmamış) (5, Sa. 27-29 ve şu bölümler: 2,3,36.) Bu kültür tiplerine bireylerin biribirinden belirli şekilde ayrı zihni­ yetleri tekabül etmektedir ve kaymalar (inhiraflar) her zaman müm­ kündür. Ama bu demek değildir ki iki değişken arasındaki bağıntı her nok­ tada birebir, değişmez, mutlak, tekyönlüdür. Böylece, bu gibi bir bağıntı, kültür ve davranıştan çok, kültür ile zihniyet arasında görülmektedir. Fakat genel olarak şu kadarı söylenebilir: İdeasiyonel bir toplumda yaşa­ yan bireyin davranışı, zihniyeti ve kişiliği, sansüalist (maddeci) bir top­ lumda yaşayan bireyin davranışı, zihniyeti ve kişiliğinden daha çok idea­ siyonel modele yaklaşmaktadır. Bunun karşılığı da, şüphesiz doğrudur. Ama iki kültürün üyeleri arasında tespit edilecek ayrılık, genel olarak davranış ve kişilikte, zihniyettekinden daha az belirlidir. Şunu hatırla­ talım ki, Pitirim A. Sorokin için zihniyet, bireylerin idea'larını, oylarını, inançlarını, kanıtlarını, çıkarlarını, zevklerini ve ahlâk ve estetik değer­ lerini kapsar. S O R O K İ N ' İ N ÖZGECİLİK PSİKOLOJİSİ 175 Demek ki tophım-kültür'ün oturmuş ya da oturmamış tiplerine davranış şekilleri, zihniyet tipleri, kişilik modelleri tekabül etmektedir. Başka deyimle, belirli bir kültüre öze psikolojik, bireysel tiplere, "ista­ tistik" bakımından bu kültürlerde öbürlerinden daha sık rastlanır. Sorokin Encyclopaedia Brintannica'da, Milâttan önce 900 yılı ile 1948 arasında adları geçen tarihsel kişiliklerin "muazzam" çizelgelerini mey­ dana getirmekle bunu ispat etmektedir. O, bu kişilikleri, biyografyalardan faydalanarak üç kategori'ye ayırmaktadır: İdealist'1er, sansüalist'ler, karmalar (5, Sa. 613-619). Şimdi, Sorokin'in bu üç kültürdeki zihniyet tiplerini nasıl betim­ lediğini görelim: 1) İdeasiyonalist (yahut İdealist) Zihniyet, bizim sansüalist uygar­ lığımız, ideasiyonalist zihniyetinin büyük bir istisna teşkil ettiğini, hatta onun, anormalliğin bir görünüşü olduğuna inanmaya eğilimlidir. Oysa ki -diyor Sorokin- bu zihniyet gerçekte tarih boyunca pek yaygındır ve milyarlarca bireyin varoluşuna yön vermiştir. Bu zihniyet, şu gibi öğ­ retileri karakterlendirmiştir: Hinduizm, Budhizm, Jainizm Taoizm, Sufizm, İlkel Hıristiyanlık, bir de Orfizm, Gnostisizm, Kinizm (Kelbîlik), Stoa gibi tarikat, grup ya da hareketlerde etkendir. Bu zih­ niyetin yüksek seviyesinde, Sorokin, Askeze idealizmi ile bir derece daha aşağıda etken idealizmi, daha aşağı aşamalarda idealistik sistemlerle karma sistemleri ayırd etmektedir. Şimdi bu ayrıntıları kısaca incele­ yelim: A. Askeze idealizmi. - Bu kültür çerçevesi içinde, en son, en yüksek gerçek, tinsel türdendir: Burada varlığın felsefesi, oluşun felsefesine ka­ tıksız olarak egemendir; tinsel ihtiyaçlari bütün öbürlerinin önünde gelir; bu tinsellik aşamasına ulaşmak için insan, kendi üzerine tam ege­ menliği sağlıyan özel bir hale erişmelidir. İnsan, en başta, maddesel ihtiyaçlarına hükmetmelidir; tinsel alıştırmalar (exercice'ler), bireyi, varlığını tamamen değiştirmeye ve "ben"ini toplumsal, psikolojik, biyo­ lojik görünüşleriyle, tamamen eritmeye götürebilir. Etkenliğin ülküsü, tamamen içe dönük (introverte) tür. İnsan bu halde, mümkün olan en yüksek ölçüde, dış acunla temastan hemen hemen t a m olarak sıyrılır ve duyarlık acunuyla ilgili herşey karşısında hemen hemen insan-üstü bir ilgisizlik tavrına erişmeyi arar. İnsan, olumlu sayılan bütün değerleri yadsıyarak, yalnız iç-deneyin, tanrılık ilhamın, salt "mürakabe"nin ve cehdin hakikatlerini kabul ederek, özel alıştırmalarla, en yüksek bir 176 ALEXANDRE VEXLIARD ereğe yükselir. Bu erek, "Mutlakla birleşme"dir; aynı idea'y 1 veren şüphesiz başka ifadeler de vardır. Bu zihniyetin hükmü altında bulunan tarih devrelerini karakterlendiren, din, ahlâk, teologya'ya değgin düşü­ nüşün fevkalade ölçüde gelişmesi ile doğa bilimleri ve maddesel ol­ guların araştırılmasında bir duraklama, hatta gerilemedir. B. Etken İdealizm. - Kültür düzeyinde etken idealizm, Askeze idealizminin öncüllerinin aynı öncüllerden hareket eder; fakat burada, öbürüne nispetle bir 'yoldan ayrılma' vardır, şu anlamda ki, şimdi, teşki­ lâtlanmış, kurumlaşmış bir idealizm söz konusudur; öğreti artık sınırlı sayıda, seçme taraftarlara değil, kitlelere hitap etmektedir; bu durum, en başta, müritlerin sayısının artmasının bir sonucu olarak meydana gelir. Burada idealist eğilim, bireylerin ihtiyaçlara hükmetmesine değil, toplum-kültür acununun dönüşümüne (tarnsformation'una) eğilimlidir. Psikolojik edim artık bireysel değil, kollektiftir. Buna bağlananlar, kendi ruhlarını kurtarmaya uğraşmakla yetinmez, bütün insanların ruhlarını kurtarmaya uğraşırlar. Askeze akımı spontan, bireycidir; bu sonuncuya bir toplumsal teşkilâtın, basamaklar silsilesinin, yönetim, kontrol, komuta sistemlerinin katıldığını görüyoruz. Böylece kurallar, kanunlar, ödüller, cezalar, yükselmeler ve düşüşler'den meydana gelen karışık bir sistemin doğduğu görülüyor; bu teşkilât, topluluğun moral birliğini kuvvetlen­ dirmeye ve ortak inançlar disiplininden kurtulmak isteyenler üzerinde baskıda bulunmaya eğilimlidir. Bu durumda, her bireysel ruhun kurtu­ luşu, başka ruhların kurtuluşuna koşuldur diye ilân edilmektedir. O zaman, "aşkın" bir varoluşun ilkel ülküsüne maddesel görüş ve düşü­ nüşler gittikçe daha fazla nüfuz etmektedir; ilkel ülküyü "dünyalık" koşul ve istekler yavaş yavaş boğmaktadır. 2) Sansüalist kültürde Zihniyet. - Sansüalist zihniyet bize yakındır. Biz ona alışığız. Burada,son, biricik gerçek, duyularla kavranan gerçektir; duyu-dışı gerçek, dışarı atılmıştır: oluş felsefesi, ilerileme, süreç, hareket, dönüşümcülük, evrim gibi kavramların önemi üzerinde durarak, varlık felsefesine baskın çıkmaktadır. İnsanların, peşlerinde koştukları amaçlar, fizik aşamasından: Maddesel hayata bağlı olarak isteklerin en çoğunun doyurulmasının araştırılmasıdır. Bu isteklerin doyurulmasına götüren metodlar, psişe'nin içten dönüşümüne varacak metodlara karşıttır; buna karşılık, bizi çevreliyen acunu hüküm altına almak, dönüştürmek, iş­ letmek ve sömürmek, önemlidir. Sorokin, bu zihniyette üç aşağı grupu ayırd etmektedir. SOROKİN'İN ÖZGECİLİK PSİKOLOJİSİ 177 A. Sansüalist-Etken zihniyet. - Buna, "Etken Epikuros'çuluk" de­ nebilir. Apaçık maddesel tatminler üzerinde durulmakta ve bunun için, dış çevreyi bu ihtiyaç ve isteklerin fonksiyonu olarak değiştirmek için en etkili metodları uygulamak düşünülmektedir. Çok sayıda ve türlülükte duyusal ihtiyaçların doyurulmasını araştırmak, duyusal acuna egemen olmaya ve bundan ötürü fizik, biyolojik, toplum-kültürle ilgili tekniklerin geliştirilmesine götürür ki, bu da doğa bilimlerinin gelişmesini şart koşar. Rölativizm, Hedonizm, Ödemonizm denen öğreti akımları, topluma ve bireye egemendir; toplumsal itibar, en başta, maddesel zen­ ginliğe dayanmakta ve ahlâk "akla uygun egoizm" ile temellendirilmektedir. B. Edilgin sansüalist zihniyet : Burada bir türlü "Edilgin Epikurosçuluğun" hüküm sürmesi söz konusudur; bu, dış acunun parazit şekilde sömürülmesi ile karakterlenmektedir. Bunda ne iç ben'in dönüşümü, hatta ne de dış acunun yapıcı, etkili bir değişimi amaçtır. Burada amaç, duyusal zevklerden, var olup kolayca erişilebilenden en yüksek ölçüde faydalanmaktır. Bu davranışın en içten özdeyişi, Horatius'un "carpe diem"idir. Hem dışa hem içe dönük olan bu zihniyet, öznenin de acunun da hiçbir gerçek kontroluna yönelmiş değildir; psikolojik integrasyon, yön almaların tek anlamlı olmamasından, az değerdedir. Hakikatin araş­ tırılması, duyumların araştırılması lehine terk edilmiştir. Ahlâk değerleri yoktur, biricik önemli olan, her alanda, h a t t a güzellik alanında da, duyu­ sal değerlerdir. Estetik, çoğu zaman patolojik şekillere doğru yön al­ maktadır. C. Sansüalist-Kinik zihniyet. - Bu "Kinik Epikuros'çuluk", Tartuffe'ün (Molière'in Müraisi) prototipini verdiği ikiyüzlülük, mürailik şekli ile niteliklendirilebilir. Epikuros'çuluğun bu şekli, daha çok ufarak gruplarda görülür; ama aynı zamanda da belirli kültürler için karakterlendiricidir. Bu gruplarda bireyler, "terbiyeli" ve "efendi" kimseler olarak davranırlar; duyusal aşamadan olan gerçek ereklerini, idealizm maskesi altında gizlerler; fırsatçı (opportuniste)dırlar, ânın akımını izlemeye uğraşırlar; kontrolları ancak maskeleri üstünedir. Tablonun geri planı, bir önceki tip'e çok benzer. 3) Karma Zihniyet ve Kültür Tipleri. - Karma tipten kültür ve zihniyetler sansüalist (sensate) ve ideasiyonel kültürlerin türlü bireş­ imleri olarak betimlenmektedirler. Bu kültürlerden iki karakterlendirici örnek İdealistik ve İdeasiyonel adlarını taşımaktadır. 178 ALEXANDRE VEXLIARD A. İdealistik zihniyet ve kültür. - Bu, mantıkça yoğurulmuş ve oturmuş biricik karma kültürdür. Buarada ideasiyonel ve sansüalist elemanların dengeli bireşimi söz konusudur; ama birinci etken gene egemendir. Bu kültür tipinin tarihsel örnekleri Konfuçius'çuluk ile Eski Mısır tarihinin belirli çağlarıdır. Bu kültürlerde, insanlar "akla uygun" bir bayat yaşamak, ve "Tanrının olanı Tanrıya vermek" isterler. Bun­ lar "iyi yurttaş"tırlar. Fransızların "honnête homme" dedikleri ve beden­ lerinin ihtiyaçları ile kaygılanmakla birlikte, ruhlarının hamlelerini ve maddesel olmıyan değerleri unutmazlar. Maddesel değerlerle tinsel de­ ğerler arasında bu denge zor korunur; onun içindir ki, bu karma kül­ türlere pek seyrek rastlandır ve süreleri kısadır; bununla birlikte etkileri büyük olmuştur. B. Sahte İdeasiyonel zihniyet. - Söz konusu, kültürden yoğurulmuş ve oturmuş sistem anlaşıldığı ölçüde, bir türlü yoğurulmamış ve otur­ mamış alt-kültürdür. Bu bütünde gerçeğin tabiatı iyi tanımlanmış dedeğildir. Fakat aslında duyusal (maddesel)dır. İhtiyaçların fonksiyonu olarak izlenen erekler, fizik aşamadandır; ihtiyaçların doyurulması için kullanılan metotlar, ne insanın değişimini, ne de dış acunun değişimini gerekli kılar. Zevkin aranması ve ikiyüzlülük yok görünmektedir. Birey dıştan kendisine zorla kabul ettirilen yoksunluklara, fizik bakımından mümkün olduğu ölçüde, katlanmaya boyun eğmiş görünür. Hem fizik hem tinsel ihtiyaçlar azalmıştır; fakat bu, belirli bir iradenin değil, dış baskıların sonucudur. Bundan, belirsiz, dumanlı, edilgin, bir davranış meydana gelir ki, bu ne kendini kontrolü, ne dé dış acuna karşı tep­ kileri gerekli kılar; sanat ahlâk, bilgi alanlarında seçimler, sanki askıda imiş gibi bulanıktır. Bu, ezici koşullar altında yaşayan kölelerin, esir ve tutukluların, ya da bir müstebidin zulmü altında yaşayan ulusların durumudur. Belirli hallerde bu tip'ten insanlar, edilgin, etken, ya da kinik bir Epikuros'çuluk şekline kolayca kayarlar. 3 .) Kişiliğin Dönüşümü Teknikleri : Sorokin'in Psikoloj'ideki ese­ rinin en önemli, en orijinal bölümünü, kişiliğin dönüşümü teknikleri üzerindeki araştırmaları teşkil etmektedir. Sorokin, kişiliğin yapısı üstüne kurduğu teoriye dayanarak, kişiliğin dönüşümünün ve bireylerle grupların davranışlarının bir yandan yollarını, öbür yandan tekniklerini biribirinden ayırd etmektedir. S O R O K İ N ' İ N ÖZGECİLİK PSİKOLOJİSİ 179 İnsanın, özgecilik anlamında dönüşümü, ancak bilinçli ve bilinçüstü potansiyellerinin gerçekleşmesi ve gelişmesi ile mümkündür. Ener­ jilerin yüksek aşamada seferber edilmesi iledir ki, birey, bilinçsiz alçak kuvvetleri teşkilâtlandırmayı, ayarlamayı ve bunlardan hem tinsel, hem hayatî ve toplumsal zenginleşmede araç olarak faydalanmayı başarır. Bireyin dönüşümü üç cepheli bir edimi (aksiyonu) içerir: a) ilk olarak türlü ego'ları yeniden teşkilâtlandırmak söz konusudur; o zaman bir aşamalar silsilesi olarak düzenlenmiş olan bunlar, son haddine kadar gelişmiş bir bilinç ile bilinç-üstü'nün otoritesi altına konurlar; b) bütün değerlerin revizyona tabi tutulması; bunlar bu sayede sevgi, doğru, güzel gibi yüksek değerlere bağlanmış olurlar; c) birey, bu değerleri geliş­ tiren gruplara girmeli ve onların içinde yoğurulup kaynaşmak; aynı zamanda egoizmi ve olumsuz değerleri işler görünen gruplarla bağları varsa, bunları kesmelidir. Olumsuz değerler işte böylece birey bilinçlerin­ den silinmiş olur. Kişiliğin teşekkül yollarını göstermek için Sorokin, tanınmış birey­ lerin biyografilerini inceliyor ve yetişkinlerin anlamlı davranışları ile "integration" ve yaratıcılık aşamaları arasındaki bağıntıları meydana koyuyor. Burada ispat, özgeci olarak tanınmış kimseler üzerinde yapıl­ maktadır. Bu bağıntıların incelenmesi, "istenir" sayılan karakterde kişi­ likleri teşkil etmek amacıyla, bireysel hatta kollektif bir tedavi metodu­ nu işlemeyi, ilkel olarak mümkün kılacaktır. Sonra, bu analizler, hare­ ketlerin dönüşümü amacıyla, dar anlamda psikoloji tekniklerini hazır­ lamayı mümkün kılacaklardır. Bütün bu araştırmalarda, önder olarak, Sorokin'in, "iyinin dahileri" dediği kimselerin biyografyaları alınacak­ tır. 1- Kişiliğin teşekkül yolları. - Bir çok özgecinin biyografyalarının analizi, Sorokin'e, bunlarda kişiliklerinin iyi'nin doğrultusunda geliş­ mesine destek olmuş şu beş etkeni ayırd etmeyi mümkün kılmıştır: (17) a) Uygun bir biyolojik kalıtım, ki buna "yaratıcı füsun", "tinsel füsun", "deha" derler; b) Şiddetli araştırma, yaratma keşif, icat ihtiyacı; bu ihtiyaç bireyleri sardığı gibi, bütün grupları da sarabilir; c) Bireyleri ya da grupları türlü idea'ların inançların, değerlerin, buluştuğu bir nokta­ ya koyan uygun koşul ve haller; d) Toplum ve kültür düzeyinde belirli ölçüde özgürlük; e) Bir türlü "şans"; bu şans, örneğin, yaratıcı sürecin gelişmesine basamak ödevi görebilecek bir olgu şeklini alabilir (9, Sa. 540 ve dev.). 180 ALEXANDRE VEXLIARD Yüksek kişiliğin meydana gelmesinde esas olan, onun bilinç-üstü ile özdeş kılınmasıdır. Bu süreçte birey, gerçek ben'inin, bedeni, bilinç­ sizliği, biyo-bilinci, ya da toplum-bilincinden çok daha ziyade, herşeyden önce bilinç-üstü tarafından temsil edildiğinin yavaş yavaş farkına varır. Bu bilinç-üstü: Tanrılık, mutlak, tin, gök, Sofia, Atma, Acun ruhu gibi türlü adlar almıştır; yahut da, daha kişisel tarzda ona: Tanrı, Tao, Jen, Nirvana, Jehovah, Allah, İsa, Osiris denmektedir. Şu gibi ifadeler de onu metafizik soyutlama haline sokmaktadır: En yüksek Varlık veya Öz, Ebedî Ateş, Doğa, İfade edilemiyen; ona bir de psikolojik ya da ahlâksal anlamı olan adlar verilmektedir: Deha, ilham, sezgi, içten gelen ses, vicdanın çağırısı, ahlâk ödevi, kategorik emir gibi... Sorokin, kişiliklerinin yapılarına göre üç tip özgeci ayırd etmektedir. Fakat burada özgecilik için söylenen, kişiliğin önemli öz-niteliklerinin çoğuna uygulanabilir. 1- İlk olarak, erken olgunlaşmış vardır ki, bunda bu nitelik varoluşunun ilk yıllarında görülür. Sorokinin ifadesiyle, bu gibi bir "şans" ya da "talih", türlü etkenlerin işe karışmasıyla meydana gelir; fakat Sorokin, en çok, aile çevresi üzerinde durmaktadır. Aynı şekilde kişiliğin başka temel niteliklerini ve en başta ahlaksal karaktere bürünenleri böyle açıklamak mümkündür. Bu şanslı özgecilere örnek olarak A. Schweitzer, François de Sales, Benjamin Franklin zikr edil­ mektedir; 2— Geç kalmışlar ; bunların varoluşları bir ego'lar çerçevesi -iyice oturmamış (intégré olmamış), egoist ve maddeci değerlere boyun eğmiş, çelişen değer ve gruplar çerçevesi içinde başlamıştır. Bunlarda, genel olarak önemli bir olgu, hayatları sırasında durumlarını temelden değiştirmeye sebep olmuştur; o zaman kimliklerini yeniden ele alır, ego'larını, aynı ölçüde de gruplara bağlılıklarını yeniden teşkilatlandırır­ lar. Bu yeniden ele almalara ağır iç buhranlar işaret ederler; bu buhranlar, çözülmeler, ya da yeniden yuğurulmalar olarak betimlenebilirler ve bütün bunlar, bilinç-üstü ile özdeşlenmede önce gelen bir takım çöküntü, hayal kırıklıkları ve tereddüd olmadan olamaz. Bu tipin örnekleri Sokrates, Paulus, Augustinus, Francesco d'Assisi, Buddah, Ignazio de Loyola, Simone Weil'dır. 3- Ara-tip, ilk özdeşlenmeleri iki uc tipin arasında yer alan bireyler tarafından temsil edilmektedir; bunlar genel olarak, hem ilkel çevrelerinde, hem sonraki hayatlarında türlü etkiler almışlardır. Bu kategoride örnek olarak Gandhi, Theresa d'Avila, Basilius, Theodosius gibi veliler bulunmaktadır (17, Sa. 197). Sorokin, yalnız bu kişiliklerin şekillenmelerinde rol oynıyan etken­ leri değil, en başta gecikmişler kategorisinde, çatışmaların rolünü de S O R O K İ N ' İ N ÖZGECİLİK PSİKOLOJİSİ 181 ayrıntılı bir şekil incelemektedir. Bu noktada, buhrandan sonra gelen ve dönüşümü hızlandıran ilk merhalelerin önemini belirtmektedir. Bu noktada, yeni bir takım içten yapılaşmalar üzerine hükmeden grup­ lara mensup olma, önemlidir ve önemli bir rol oylar. Kişiliğin dönüşü­ münü kolaylaştıran mekanizma ya da metotlar arasında "tarik-i dünya­ lar" gibi, yahut bir çöle çekilen Muhammed gibi, yalnızlığa (i'tikâfa) çekilme en sık raslananlarından biridir. Bu yöntemin bir varyantı, dolaşan hacıların kabul ettikleri çözümdür; manastır tipindeki kollektif kurumlar da benzer bir rol oynarlar; bu "kardeşlik"lerde ortak bir kural, az ya da çok bir şekilde boyun eğme, önceden kurulmuş bir "model"e göre bireysel düşünüşleri destekler. Sorokin, kanıtlaması için, keşiş yahut yarı keşiş tarikatlerinin türlü kurallarını, en başta Veli Basilius'un Benediktus'un, Francesco'nun ve Cezvitlerin (İgnazio de Loyola) koy­ dukları kuralları, Yoga ile varyantlarının etkenliklerini ve laik cemaat ya da kardeşliklerdeki eğitimi incelemektedir. Başka hallerde, "toplum içinde ömür sürdüğü halde, kendine hayat kurallarını koyan, bireydir. Örneğin Victor Hugo'nun Jean Valjean'ı gibi (Sefiller romanının kah­ ramanı gibi. - bunun prototipi, Vidocq'tur). 2- Dönüşüm metotlarının Yaratılması. - Kişilerle grupların dönüşü­ mü ile ilgili olayları inceledikten sonra, Sorokin bizim toplumumuz gibi bir topluma iradeli temeller üzerinde nasıl uydurulabileceklerini görmek için, bu dönüşümlerin tekniklerini sınıflandırmayı kendine amaç edin­ miştir. Bu türden bir analizde, şu üç yönetici ilke, ya da varılacak üç erek daima göz önünde tutulmalı ve birey ya da grupların içinde yaşa­ dıkları özel koşullarla uzlaştırılmalıdırlar: 1- Yüksek özgeci değerlerle kendini özdeşleme; 2 . Ego'ların yeni bir aşama silsilesi; 3 . Gruplara gir­ menin değiştirilmesi. Sorokin, bu tekniklerden 26'sını saymaktadır. Aralarından şunları alalım: 1 . Organizmaya bağlı teknikler: Hareket­ ler, vücut vaziyetleri, nefes düzenlenmesi; 2 . Koşullu refleks'lerin kul­ lanılması; 3 . Halk oyu üzerine baskı; 4 . Kahramanlık örnekleri; 5 . Bi­ linçsiz kuvvetlerin, sosiodram, psikodram, psikanaliz, sanatlar yoluyla reform gibi tekniklerle kullanılması; 6. Tek başına ve genel dualar; 7. Vicdan mürakabesi; 8. Tek başına ya da genel günah çıkarma ("istifa-yı kusur"); 9 . Tek başına ya da genel adamalar; 10. "Mürakabe"; 11 . Susma devreleri; kısa formüllerin tekrarlanması, vecd, Sorokin'in sözünü ettiği 26 teknikten bazıları bir dereceye kadar biribirini tekrar etmektedir; fakat her biriinkendine öze bir önemi olabilir. 182 ALEXANDRE VEXLIARD Sorokin, bu türlü tekniklerin Avrupa ve Asya'da, türlü dinlerde, tarikatlerde, gruplarda, bireyler bakımından olsun, gruplar bakımından olsun, nasıl somutlaştığını göstermektedir. Birleşik Amerika Devlet­ lerinde "Kardeşler Kurumu"nun işlediği teknikler üzerinde ayrıca ıs­ rarla durmaktadır. Manastırlarda uygulanan psikolljik teknikler üzerinde dikkatle duracağız. Bir manastır topluluğuna giriş, aslında bireyin özgür bir k a r a n sonucudur: Manastıra zorla kapatılma - bazı devirlerde nadir olmıyan bir usul - gönüllülük genel ilkesine karşı ağır bir itaatsizlik idi. Bu özel hayata aday olan "çömezler", çömezliklerinin uzun ya da kısa süren bir zamanında, gerçek bayattan kopye edilmiş bir takım "test"lerden geçerler. Bu devrede çömez, sabır ve "mahviyet" gösterecek, şikâyet etmeden hareketlere, boyun eğecektir. Sıkı bir disiplini kabul edecek, bütün emirlere itaat edecek, bundan başka, her türlü zenginlikten, her türlü kişisel mal ve mülkten vazgeçecek; dünya ile ilgili bütün bağları, hatta çoğu halde ailesi, dostları ile olan bağları koparacaktır. En sık yapılan adamalar, itaat, fakirlik, bakirlik, mahviyet adamalarıdır. Cezvitlerde "bir ceset (bir kadavra) gibi itaat etmek" gerekir. Bu erdemli vazgeçmeler etrafında rekabetlerin baş gösterdiği görülmektedir; kimi tarikatlerde bu erdemlerin dereceleri tespit edilmiştir; örneğin, Benediktus'un kuralında, mahviyetin oniki aşaması vardır. Bütün bu alan­ larda, yalnız sözlerin değil, akt'ların, yerine getirilmesi dakik bir sertlikle istenmektedir. Manastır hayatında en yüksek amaç, Tanrı ile birleşme, Tanrı sevgisi, "Tanrının Devletinin gerçekleşmesi"dir. Bu ereklere zor olan erişmeyi kolaylaştırmak için, "birey-üstü kuvvetler" de, en başta, manastır topluluğu tarafından, kullanılmaktadır. Birlikte çalışma ve dualar, ahlâksal ve tinsel eğitimin araçlarıdır. Manastır hayatı sürekli bir psikanaliz'i şart koşar (Bunun Freud psikanalizi olması zorunlu değildir); ruhun tedavisi söz konusudur, ve bu tedavi, arıklayıcı özel ya da genel bir takım günah çıkarmalar ("isti­ fa-yı kusur"lar) yoluyla yapılır. Keşişler, sık sık vicdan mürakabesi yapmak zorunluğundadırlar. Bunun ilkeleri, en küçük ayrıntılara kadar tespit edilmiştir; sonra, asıl "istifa-yı kusur" gelir ki, bunun az çok törenlik bir ritus'u vardır. Her keşişe bir "tinsel b a b a " seçilir, yahut da onu kendisi seçer. Bu baba, yalnız nasihatleri, ve günah çıkarması ile etken değil, aynı zamanda, tinsel bir önder olduğu kadar gerçek bir psi- SOROKİN'İN ÖZGECİLİK PSİKOLOJİSİ 183 kanalizci olduğundan etkendir. Günah çıkarma ile Eukharistia (İsa'nın vücudu ile bir olma)nın psikolojik değerinin ciddî olarak incelenmemiş olması, esefe değer. Bu türlü türlü tekniklerin yüksek anlamı, birlik teşkil eden bir sis­ tem olmalarından ileri gelmektedir. Fakat bu tekniklerin her biri bütün bireylere uygun değildir; aynı bir dinin çerçevesi içinde türlü türlü dinsel tarikatlerin bulunmasının sebebi budur. Bu tekniklerin, insan ruhunun derin bir bilgisine tanıklık ettikleri yadsınamaz; çağdaş psikoloji ve pedagoji sistemleri, dinsel tarikatlerin uyguladıkları metotları sadece yeniden keşf ediyorlar. Bu tekniklerden bazılarını çağımız psikolojisi bilmemektedir; örneğin, eğitim sırasında zorunlu olan "progressif" dere­ celeme gibi... Fazla "kahramanca" olan bu metotları normal bir hayat süren in­ sanlığın aşamasına indirmek mümkündür. Modern kardeşlikler - örneğin Amerika Birleşik Devletlerinde "Özgür Kardeşlikler" - böylece "yumu­ şatılmış" bir sistemi uygulamaktadırlar. Şimdi, Sorokin'in çağdaş psikoloji'ye, psikanaliz'e, test metoduna ve genel olarak, insan bilimlerine yaptığı eleştirileri inceliyeceğiz; bu sonuncu eleştirilerin çoğu psikoloji'ye uygulanabilir. 5 . Çağdaş Psikoloji'nin Eleştirilmesi : Sorokin'in çağdaş psikoloji'yi, çoğu zaman ciddi, kamçılı ve espri'li şekilde eleştirmesi, hemen hemen bütün eserlerinde kısmen bulunmak­ tadır. F a k a t Fads and Foibles in modern Sociology and related Sciences (15) başlıklı eserinde sistemli olarak ele alınmıştır. Bu eleştirmeler, üç başlıkta toplanabilir: 1- Psikoloji kadar insan bilimlerinin bütününü hedef tutanlar; 2- Test metodu; 3- Psikanaliz ve ondan türeyen metodlar. Eserinin olumlu bölümlerinde olduğu gibi Sorokin burada da tezlerini desteklemek için olay, eserlerden parça, ve örneklerden mey­ dana gelen, şaşılacak ölçüde zengin bir malzeme sunmaktadır; onun için yazımız, bunlar üzerinde ancak soluk bir fikir verebilir. 1— İ nsan bilimlerinin Eleştirilmesi, özellikle tutmaktadır ve 6 bölümde anlatılacaktır. psikoloji'yi hedef a) Geçmişi doğru olarak tanımak. - Bir türlü bellek hastalığı, psiko­ logların, başka disiplinlerdeki meslekdaşlardan daha çok "keşif hasta- 184 ALEXANDRE VEXLIARD lığı"na tutulmalarına sebep olmaktadır. Bunlar için sanki bilimleri, ancak birkaç on-yıldanberi hiç yoktan yaratılmış ve araştırdıkları alan­ ların çoğunda, çoğu zaman pek eski haberciler bulunduğunun farkına varmıyormuş gibidirler. Böylece Sorokin, en tanınmış olanlar arasından onbeş yazar seçmektedir ki, bunlara göre bilinçsiz, ilk defa Freud tara­ fından keşf olunmuş (15, Sa. 4, 25). Türlü alanlardan bu denli bir çok örnek verilmektedir. Bütün bunlar çağdaş bilginlerde, kötü niyet olmasa da önemli bir kültür noksanını göstermektedir. Bu "keşifler"in çoğunda, ya çoktan beri bilinen bir şey, ya hiç bir gerçeğe dayanmıyan boş görüş­ ler, ya da iddialı ve ukalâ bir dilde anlatılmış apaçık, bayağı hakikatler söz konusudur. b) Sahte bilim jargon'u (dili), orijinallik iddiasını daha da ileriye götürmektedir. Bu jargon'ların ortak kusuru, açık ve anlaşılır terimler yerine, bilimsel kişilik bahanesiyle, çoğu zaman - her bir çürük ve karan­ lık - birkaç tanıma uyan dumanlı ifadelerin konmuş olmasıdır. Böylece, "sevgi", "sevgisizlik" yerine "adience" ve "abience", "alışkanlık" ye­ rine "Enthropy"... kullanılmaktadır. c) Operasyonizm, insan bilimlerinin çoğu ve özellikle, psikoloji'ce kabul olunmuş bir felsefedir. Bunda, "evlenmede mutluluk"un, "dina­ mik toplum kuvvetleri"nin ve bu gibi birçok şeyin "operasyonel" tanım­ ları verilmektedir. Uyarımlarını aldığını ileri sürdüğü doğa bilimlerinin yorumuna bile oldukça az uygun olan bu "felsefe" insan bilimlerine uygulanınca açıkça gülünç olmaktadır. ç) Quantophrénie (nicelik hastalığı), yani sahte matematik metot­ larının uygunsuz olarak kullanılması, nümeroloji kültü haline gelmek­ tedir. Bunda kelimeler yerine sözde cebir ifadeleri (a,b,c,x,y,z) konmakta ve insanlar arası bağlar için - neden belirli bir işaretin seçildiği bilinmedenaritmetik'bağlantı işaretleri ( + , — , X , = ) kullanılmaktadır. Nitelikli veriler, hiç meşrulaşmamış usullerle nicelikleştirilmekte, incelenen olay­ larla gerçek ilintisi olmıyan istatistik'ler yapılmakta, bağıntısız olaylar arasında korrelasyon'lar kurulmaktadır... Sorokin, insan bilimlerinde matematik metodun kullanılmasına hiç karşı değildir; bunu, eserleriyle yeter ölçüde ispatlamıştır. Ancak, bu metotların, meşrulaştırılmaları, uygulanmaları mümkün alanlarda kullanılmaları gerekir, buna karşılık "nümerolojik ritus"larla karşı karşıya bulunuyoruz. d) Fizik ve Mekanikten alınmış modellerin kullanılması, da bir türlü "büyük k ü l t " olmuştur "Mekanik" psikoloji'de ve sosyoloji'de, "top- SOROKİN'İN ÖZGECİLİK PSİKOLOJİSİ 185 lumsal uzaklık", "toplum atomu", "birleşme değeri (valence)", "boyut", "toplumsal alan, uzay", "cohésion" (dayanışma yerine), "toplumsal antropi" (siyasal-ekonomik özgürlük yerine), "toplumsal kitle" gibi ifadeler ve Kibernetik'ten alınmış modeller kullanılmaktadır... Bütün bu yorum şekilleri, ancak bilgilerimizi ileriletmiyen çok üstün-körü benzerliklere meydan vermektedir. e) Küçük toplum grupları ve Atomları psikolojisi, pek modadır. Sorokin, toplum atomu kavramının kendisini eleştirimektedir. Bunda, dikkate değer şekilde basitleştirilmiş olan heyecanlar, insan bağıntı­ lılarının içerdiği intellekt ve irade elemanları hesaba katılmaksızın, çekme ve itme kuvveti rolu oynamaktadırlar. Bu görüş açısı altında incelenen sözde "küçük gruplar"ın - yaradıcıları farkına varmadan - 2 den 600'e kadar üyeleri olabilir. Küçük gruplar "ideolog"ları, yazılarında, görü­ nüşe göre tam olarak neden söz ettiklerini bilmiyorlar ve bu alanda ken­ dilerinden önce gelenlerden habersizdirler; gerçek sorunların karmaşık­ lığı bunların gözlerinden kaçıyor ve kutsal basitlik ile kutsal cahilliği birleştiriyor gibi görünüyorlar. 2- Testomani ve Testokrasi. - Bu pek anlamlı çift adlandırma ile Sorokin, toplum hayatının ve birey hayatının bütün alanlarına, gittikçe daha çok yayılan test metodunu eleştirmektedir. Binlerce test'ler hazır­ lanmaktadır, ve her gün yenileri çıkmaktadır. Sorokin, bunları 18 kategori'ye ayırıyor. Onca test'lerin kazandıkları dehşetli etki, "bilimsel ve şaşmaz" sanıldıklarından ileri gelmektedir. Oysa ki insan tabiatı karar­ sız ve değişkendir. Bir takım büyük insanın adları söylenir ki, bunlar öğrenimleri sırasında ve çoğu zaman, dehalarını meydana koydukları alanlarda, çok kötü not almışlardır (Newton, Goethe, Tolstoi, Vico, Aquino'lu Thomas). Sorokin, test mekanizmasının elemanlarını biribirinden ayırıyor, yetersizliklerinin sebeplerini ve çevrelerini saran sözde mate­ matik metotlarının sağlamlıktan yoksunluklarını gösteriyor. Bu eleştiri, zekâ, yeti, kişilik test'leri ile "projektif" test'leri hedef tutmaktadır. Sorokin, teknik kanıtları karşımıza yığıyor, metodun kusurlarını böylece gösteriyor ve test ve sorulara verilen cevapların, aynı bireyde, âna, testi sunma tarzına vb. göre önemli ölçüde değişebildiği üzerinde ısrarla duru­ yor. Bunun gibi, psikoloji'de uygulanan istatistik metotlarında göze çarpan yanlışlar tespit edilmektedir ve bunu, psikologların belirli metin­ leri söylemektedir. Bu metotlar Sorokin'e ayrıca zararlı görünmektedir, çünkü, bunlar körpe imkân ve yetilerin gelişme imkânını yadsıyarak 186 ALEXANDRE VEXLIARD boğar ve böylece topluma ağır bir zarar getirirler. Çünkü türlü toplum etkenliklerinde bireylerin kötü dağılmasına sebep olmaktadırlar. Test metodunun temelli olduğu hallere gelince, Sorokin göstermektedir ki, "projektif" test'ler, hem Doğuda hem Batıda manastırlarda çömezleri sınamak için yüzyıllardan beri kullanılmakta idi. 3- Psikanaliz. - Freud ile çömezleri Sorokin'in ayrıca saldırılarına konu oluyorlar. Sorokin, bu okulu, yüksek, bilinçli, bilinç-üstü etkenlik­ leri, dehanın yaratıcılığını, içgüdünün en aşağı "libidinal" hareketleri ve en başta, arıklanmış cinsel içgüdü ile açıklamakla suçluyor. Sorokin'in bu konudaki düşüncesini gördük: Ona göre insan zihninin yüksek yarat­ maları, zihin yapısının aşağı aşamaları ile açıklanamaz. Bir de şöyle denmektedir (ve bu noktada Freud yalnız değildir): Cinsel hareketler, yalnız sanat alanına değil, fakat bütün toplum etkenliklerine destektir (19, Sa. 69-70). Sorokin, tersine, birçok örneklere dayanarak gösteriyor ki, büyük sanatçı, şair ve yazarların (özellikle Puşkin'in) yaratıcı etken­ likleri, "pek ortodoks olmıyan" (pek normal ve toplumca kabul edilir olmıyan) cinsel sorunları ile çabaladıkları vakit kurulmuştur. Sorokin'e göre, bilinçsiz'in Freud tarafından savunulan rolü "saçma hayallerden meydana gelmektedir; mantık bakımından bozuk, olaylar bakımından yanlış, estetik bakımından çirkin ve ahlâk bakımından maneviyat bozucudur". Buraya kadar, P.A. Sorokin'in çağdaş psikoloji'ye yaptığı eleştiriyi, en ufak bir yorum yapmadan anlattık; şimdi bir psikologun bu eleştiri­ lere ne gibi karşılıklar verebileceğini görelim. 6. Pitirim A. Sorokin'in Eleştirilerinin bazılarına Cevaplar: Sorokin'in psikolojideki çalışmalarının olumlu bölümü hakkında, psikologların bunlara daha çok dikkat etmemiş olmalarını esefle karşı­ larız. Sorokin bize çağdaş psikoloji'nin öncülerinin sıkı bir analizini ver­ mek, ruhları ve ruhların dönüşümlerini daha iyi tanıtmak amacıyla, dinlerin psikolojik metotlarını aydınlatmak gibi büyük hizmetler gör­ müştür (Burada şu noktaya da işaret edelim ki, din tarikatleri, çömez­ lerini sınamak ve seçmek için birçok kez psikolog'lara başvurmaktadır­ lar. Tarikatlerin geleneksel metotlarının, yüzyıllardan beri var olmalarına rağmen, her zaman memnun edici olmadıkları kabul edilebilir). Sistemleşmiş ve yüzyıllar süren bir görgü sayesinde doğrulanmış olan bu canlı SOROKİN'İN ÖZGECİLİK PSİKOLOJİSİ 187 psikoloji hazinesinin psikologlar tarafından derinleştirilmiş olmaması, gerçekten esef edilecek bir şeydir. Sorokin, ayrıca, yaratıcı özgecilik araş­ tırmaları Merkezi'nin kurucusudur. Bu merkezin çalışmaları ile psikolog­ ların ilgilenmeleri gerekirdi. Bütün bunlardan dolayı Sorokin'e büyük saygımızı açıklarız. Bununla birlikte, Sorokin'in çağdaş psikoloji'yi sert bir şekilde eleş­ tirmesi ile ilgili birkaç söz söylemek cesaretinde bulunacağız. Birçok nok­ talarda onunla berli bir ölçüye kadar aynı düşüncede olabiliriz: Psiko­ log'larda gerçekten, geçmişi tanımamak, ya da yanlış tanımak ve belirli alanlarda kendi "keşiflerini gökler« çıkarmak eğilimi biraz çokca vardır. Yeni uydurulmuş gereksiz kelimeleri kullanmaya, "dil uygunsuzluklarını, kusurlarını" bilimsel keşif saymaya, açık olan bir takım ifadeleri asıl anlamlarından uzaklaştırıp keyfî tanımlar vermeye, kısacası, zaten başka bir takım zorluklar içinde bulunan bir bilimde karmakarışıklığı artıran sözde bilimsel bir jargon (dil) yaratmaya esef verici bir şekilde eğilim­ lidirler. Öte yandan, operasyonizm, psikolog'un içinde çalıştığı koşul­ lara ayarlanamıyan, dumalı bir felsefe tutumudur. Matematik metot, psikoloji'de uygulamaları olduğu yerlerde şüphesiz meşru gösterilebilir; normal kelime hazinesinin yerine sahte formüller koyan matematizm, gerçekten bir yaradır. Bunun kötülüklerini hiç yorulmadan ilân etmek gerekir. Sonra, fizik bilimlerde gıpta edilecek kesinlikte öncedenkestirmelere varılıyor bahanesiyle, psikolojinin, modellerini bu disiplinlerde araması hiç gerekli değildir. Üstelik, Sorokin'in dediği gibi, olayları ön­ ceden kestirme, bir bilimin meşruluğunun biricik kriteri değildir. Buna karşılık, Test metodunun eleştirilmesinde Sorokin'in belirli görüşleri bize mübalâğalı görünüyor. İlkin, test'lerin "yanılmaz" lığını ileri süren psikolog bugün hemen hemen hiç yoktur. Test'lerde bireyin elde ettiği sonuçlar, sonsuz dikkat ve incelikle ele alınmaktadır. Pratikte hiçbir halde bu sonuçlar tek başına olarak salık vermenin ya da bir kararın temeli diye alınmamaktadır. Psikolojik bir muayene yahut konsültasyon'un çerçevesi içinde, testlerin, zorunlu olarak, imtiyazlı bir yeri yoktur; test'ler, bir bütünün içinde yer alırlar. Bu gibi bir bü­ tünde başlıca şunlar bulunur: İlgili ile konuşma (test'ler bazan bu konuş­ maya yön verirler); anamnez; gençler söz konusu ise, ana-baba ile, hocalarla konuşmalar; bazen toplumsal bir anket; okulda başarı sonuçları. Testler, ya başka taraftan toplanmış olan elemanları doğrulamayı, ya­ hut bunları yeni bir ışık altında aydınlatmayı, önce görülmemiş imkân- 188 ALEXANDRE VEXLIARD ları meydana çıkarmayı, ya da genel olarak bilineni ilgili öznenin lehine düzeltmeyi mümkün kılarlar. Kesin bir deontoloji (ödevler bilimi) psiko­ loga, bireyin eğilimlerine, kendini geliştirme olanaklarına, zevk ve ter­ cihlerinde dikkatli olmasını emreder. Test birçok hallerde, çoğu zaman bulanık olan verileri seçildiğe kavuşturan nesnel aygıtlardan sadece biridir. Sorokin birçok dahileri saymaktadır ki, bunlar öğrenimleri sıra­ sında çok kötü takdir edilmişlerdir. Fakat test metodu, dahilerin seçimi için tasarlanmamıştır. İnsanın, Montaigne'in Sorokin tarafından zikr edilen bir sözüne göre, "kararsız ve değişken" bir varlık olduğunu psi­ kolog herkesten daha iyi bilir; onun için son derece büyük bir dikkatle, az ya da çok olası yargılarda bulunmakla yetinir. Test metodu, ancak ifratta, yeni "testomani" ve "testokrasi" olunca yadsınmalıdır. Bu nok­ tada Sorokin, şüphesiz aynı düşüncede olacaktır. Bu ifratlar, psikolog'lardan gelmemektedir. Karmaşık, nüanslı ve canlı sorulara basit ve kesin karşılıklar elde etmeye susamış halktan gelmektedir; psikoloji'nin "ti­ caret" haline girmiş olan bir eğilimi, işte bu halk kitlesine cevap vermeye uğraşıyor. Psikanaliz'e gelince, Freud ve çömezlerinin, insan psişizm'inin yük­ sek aşamalarını aşağı iç-güdüsel aşamaların yol değiştirmesi ya da arık­ lanıp yücelenmesi mekanizması ile açıklamayı fazla ileriye götürdükleri ve yeti, deha ile nevroz ya da psikoz arasında bir denklem kurdukları, haklı olarak düşünülebilir. Ama, Caesar'ın hakkını Caesar'a vermeli. Bir yandan, Freud, ilk eserlerinde ve ilk öğrencilerinin eserlerinde, bu türden açıklamalar yalnız istisna hallerinde uygulanmalı deniyordu. Ancak sonraları bu açıklamalar uygar acunun hemen hemen bütününe yayıldı. Çünkü Freud'a göre uygarlık, insanın en şiddetli biyolojik ihti­ yaçlarını baskı altında tutar; ama bu son nokta ispat edilmiş olmaktan uzaktır. Öte yandan, geniş bir kültüre sahip olan Freud, kendisinin bir takım selefleri olduğunu, bunların yalnız Schopenhauer ile E. von Hartman'dan ibaret olmadığını kabul ediyor ve büyük mythos yaradıcılarma Shakespeare, Aiskhylos gibi büyük tragedya yazarlarına neler borçlu olduğunu biliyordu. Sonra Freud, din ritus ve ödevlerinin psiko­ lojik rolünü iyi biliyor ve bunlar üzerinde duruyordu. Ona göre din duy­ gusu zayıfladığı içindir ki, günümüzde bir nevroz salgınına tanıklık edi­ yoruz. Bu durumu Freud şu kısa ve kuvvetli cümle ile özetliyordu "Eskiden (aşılamaz zorluklar karşısında) birey bir manastıra sığınırdı, günümüzde nevroz'a sığınmaktadır". Fakat gene de Freud ve öğrencileri, S O R O K İ N ' İ N ÖZGECİLİK PSİKOLOJİSİ 189 ancak bazı hasta bireyler için geçerli olabilecek, savunulamaz bir takım tezleri ifrata götürmüşlerdir: Bu öğretinin dehşetli ölçüde yayılması, Sorokin'in kuvvetle ve oldukça espri ile işaret ettiği bir dert (bir kötülük) teşkil etmektedir. Bu yazıyı sonuna erdirmek için yalnız birkaç kelime daha söyliyeceğiz. Zihin yapısının, insan kişiliğinin gerçekten "insanca" bir aşamalar silsilesini vermekle, yaratıcı sevginin psikolojik ve ahlaksal rolünü canlı olarak meydana koymakla, (bir takım başka gruplar arasında) din grup­ larında kişiliğin araştırılması ile dönüşümüne değgin metotların derine giden analizini teklif etmekle birey ile topluluk arasındaki karşılıklı etkinin karmaşık mekanizmasını göstermekle Sorokin türlü millet ve türlü kültürden araştırıcıların birlikte çalıştığı Yaratıcı Özgecilik araştırma Merkezinin çalışmalarına hamle vermiştir. Görüşlerinin yeniliği ve orijinalliği, tezlerinin ispat kuvveti sayesin­ de, Sorokin'in eseri, çağdaş psikoloji'ye, kurulmakta olan psikoloji'ye yeni bir uyarım, bir nefes verecek niteliktedir; bu psikoloji, biyoloji'nin ucubeler müzesine benziyen bir ek'i değil, esasında "insanca" bir bilim olmak gerekirdi. Son nokta olarak şunu söyleyelim ki, Pitirim A. Soro­ kin'in işaret ettiği yolu izlersek, bir insan bilimi, bir pozitif bilgiler corpus'u kurabiliriz, ve bu bilgiler daha yüksek, daha kardeşce ve yarattığı acuna daha iyi ayarlanmış bir insanlığın belireceği doğrultuda etken olmayı mümkün kılacaklardır. * Haşiye. 1 - Bu yazının başında sözü geçen eserde (Pitirim A. Sorokin in Beview Sa. 495-496) kendisine yönelen eleştirilere cevap verirken Sorokin benim eleştirilerim için özet olarak şöyle diyor: A. Vexliard'in eleştirileri, hem test'ler, hem Freud'un tezleri ile ilgili olarak türlü psiko­ loji teorilerinin tarafımdan yapılan, pek ılımlı olmıyan eleştirileri karşı­ sında, ılımlıdır; onları doğru (accurate) bulurum... Öte yandan, bu alan­ daki çalışmalarım üzerine yaptığı dostça ve korrekt ekspoze'den ötürü kendisine teşekkür ederim.. Olsa olsa benim mütevazı çalışmalarımın öne­ mini belki fazla yükseltmiştir.. Kısacası, burada günahımı itiraf edeyim". 2- Bu haşiyenin ikinci noktası olarak, Sorokin'in eserlerinin bütünü üstüne, hiç olmazsa nicelik bakımından birkaç söz söylemek gerekir. 190 ALEXANDRE VEXLIARD Eserlerinin bibliyografyasında 35 kitap, 90 makale vardır (Liste 1962'de durdurulmuştur). Eserlerinin çoğu bir kaç kez basılmış, hemen hemen hepsi bir ya da iki dile, bazıları ondan çok dile çevrilmiştir. 3- 1962'den beri Sorokin, 17 makale yayımlamakla kalmamış, on kadar eserinin çoğu zaman yeniden tertipliyerek yeni basımlarım çıkarmıştır. Bizim görüş açımızdan en önemlisi, Çağdaş toplum Teorileri (Nisan 1966) nin yeni basımıdır ki Sociological Theories of Today (Harper and Row) taşımaktadır. Son zamanlarda yeniden yayımlanan eserler arasında şunları kayd edelim: Dynamics'in 4 cildi; Social and Cultural Mobility; Sociocultural Causality, Space, Time; Society, Culture and Personality; 1966'da Systematic source Book in Rural Sociology'nin 3 cildi. - Birkaç eser, "cep kitabı" olarak yayımlanmıştır. Birçok eserleri, son yıllarda çevrilmiştir. Böylece, bugüne kadar çevrilen eserlerinin sayısı sayısı 55'e çıkmaktadır. 4- Sorokin şerefine yayımlanmış olup bu yazının başında adı geçen 2 ciltten başka Chicago Üniversitesi basımevi Heritage in Sociology (1966) başlığı altında bir 3. cilt hazırlanmaktadır. Bir profesörler grubu, türlü teorilerini inceliyen ve değerlendiren başka bir cildi hazırlamaktadır. 1965'te iki Alman dergisi (Zeitschrift für Philosophische Forschung ve Saeculum) teorileri üzerine önemli analizler yayımladılar, bunların ya­ nında son zamanlarda türlü ülkelerde (Hindistan, Japonya, İtalya,vb.) başka incelemeler çıkmıştır. 5- Belki en şaşılacak şey şudur: 1964'ten beri Sovyetler Birliği Bilimler Akademisi, bir beyaz Rus olan Sorokin'den Tarih, Uygarlık, Kültür üstüne dört ciltlik bir kitap yazmasını istedi. Bundan önce Sov­ yet Rusya'da Sorokin'in teorileri üzerine birkaç makale ve tez yeyımlandı ve nihayet, Leningrad Üniversitesi, Sorokin Arşivleri tertip edecektir. "İdealist" olarak niteliklenebilecek bir sosyolog ve uygarlık filozofu karşısında takınılan bu tavır, gerçekten umut ve kuvvet vericidir. Türkçeye çeviren: Nusret H I Z I R