Yılmaz Güney Sinemasının Bir Özelliği Üstüne-Ulus Baker

Yönetici tarafından yazıldı. Salı, 05 Şubat 2013 13:49 -

Güney sinematografisini ayırdeden bir özelliği, "vurdulu kırdılı" ("Çirkin Kral" dönemi mi?) diye tanımlanan ilk filimleriyle Umut, Arkadaş gibi filmleriyle başlayan sonraki süreç arasında yapılan bütün ayrımların ötesinde yer alan sürekliliğidir. Sinema politik konulara doğrudan el attığı zaman klasik edebiyatın yaptığını yapar: orada kişisel, ailevi, özel meseleler ile kamusal, politik meseleler arasında bir ayrım, aradaki geçişler ne kadar yoğun olursa olsun korunur. Bir sınır ya da eşik söz konusudur. Griffith sineması çok erken bir dönemde Bir Millet Uyanıyor adlı (bu adda en az iki kötü filmin Türk sinemasında da çekilmiş olduğunu hatırlayın) bir film ile belki de ilk kez sinemayı politik alana yöneltir. Bu, adı üstünde, kendi özel yaşamlarını ve meselelerini sürdüren insanlar çoğulluğunun bir birlik, politik bir idealler federasyonu oluşturmalarının öyküsüdür ve bir "uyanma" hali olarak temsil edilir. Politik sinemanın klasik paradigmalarından birini oluşturan Sovyet Devrim sineması, daha karmaşık, diyalektik kuruluş içinde, Bir'den Çok'a (Eisenstein), Özel'den Genel'e (Pudovkin), yani politik alana geçişi sıçramalar halinde diyalektik olarak kurgular. Devrim koşulları Eski ile Yeni'nin (Eisenstein'ın bu anlama gelen Staroye i Novoye filmi aynı zamanda öteki adıyla, Genel Çizgi ile de anılmalı) zamansal ayrımını, Yeni'nin Eski'den kopuşunu o kadar büyük bir güçle vurgulamaktadır ki, bir alandan ötekine sıçrama aslidir ve politik sinemanın (daha doğrusu sinemanın politik yanının) temelini oluşturur. Eski ve Yeni'ye ilişkin olarak yazdığı notlarda Eisenstein, filimdeki ünlü "süt makinası"nı sıçramanın sembolik momenti, eski ve geleneksel ekonomik yaşamın altüst olduğu an ve modern, makineleşmiş üretimin kollektif benimsenmesinin bir ayracı olarak ele alır. Eisenstein, Griffith'in paralel-alternatif denen kurgu anlayışını eleştirirken ötesine geçmeyi de önerir Griffith'de özel yaşamlar paralel ve kesişen sekanslar halinde örgütlenerek birbirleriyle buluşup birbirlerini iterler, karşılıklı geçişlerle ivmelenerek konumlardan başka konumlara, bireyselden kollektife, kişiselden politiğe geçişi sağlarlar. Böylece, özel yaşamlar politik kariyerlerden ve yaşantılardan ayrı tutularak kişisel ile politik alanlar arasındaki sınırlar korunur. Oysa, Eisenstein tüm "aşma" doktrinine rağmen, diyalektiğin Eski'den Yeni'ye çarpıcı sıçramalarla geçişini kendi sinematografisinin merkezi haline getirir. İstediği bir "düşünce" sinemasıdır --yalnızca "bilinçlendirme" peşinde değildir; bilinçlenme ve farkına varma anlarını abartarak (atraksiyonlar kurgusu diyordu buna) seyirciyi "düşünme", "hissetme" ve "coşku" yaşantılarına yükseltmeyi önerir. Formülü, "beyne yumruk gibi inen" bir sinemadır. Bu süreklilik aynı zamanda modern politik sinema adı verilebilecek ve Güney'in bir taraftan Latin Amerikan sinemasıyla, öte yandan Rocha gibi etno-poetik belgeselcilerle paylaştığı bir

1/4

Bu Marx'ın "oysa dünyayı değiştirmek gerekir" sözünün mümkün yorumlarından yalnızca birinde sıkışmak anlamına geliyor. kâh "bilinçlenerek" özelden politiğe geçme. kalabalıkların aynı zamanda kişisel ya da bireysel faaliyetlerinin. Bernardo Bertolucci ya da Rosi en kötü filimlerini özel yaşam alanı ile politik olaylar arasındaki sınırları korudukları zaman yapmışlardı. tekrarlı ve ısrarlı olursa olsun. özel yaşamında saf ve sıradan. çıkarlarının peşinde olan bireyler de olduklarını. Cromwell. Böylece klasik politik edebiyat ile sinema bizi bireyselden kollektife. oğlunu sakınmaktan ve korumaktan başka hiçbir şey düşünemez bir halde (anne sevgisi) hapsolmuştu. Aynı şekilde Pudovkin'in Ana filminde (ona kaynaklık eden Gorki'nin romanında olduğu gibi) anne başlangıçta kendi geleneksel. krallar. öykülemek istedikçe. Salı. sınıfsal bir olgu olduğunu Eisenstein'la öğreniriz. Frank Capra'nın politik hümanizmi. bu tür bir eserin ebedi arayışıdır. bilinçlenerek politikleşmelerini garanti eder. Eisenstein ile Brecht'te olduğu gibi. Büyüyerek ya da deneyim kazanarak olgunlaşmak klasik edebiyatta ve sinemada trajik biçimi garantiler. 05 Şubat 2013 13:49 - filmografik tarza cevap veriyor. Yeşilçam klişelerinden pek de uzak olmadığı filimlerde bile politik yaşam konusundaki bu güçlü içeriği hissettirebilir. Devrim liderleri üstüne sayısız kitap ve film) bahşeder. En gelişmiş "politik" halinde. Böylece orada Devrimlerin ve Milletlerin tarihiyle karşılaşırız. Diyalektik ve Hegelcidir. Griffith'de genellikle kişisel bir mesele olarak kalan yoksulluğun aslında kollektif. Amerika'dan bir örnek. oğlunun davasının ne olduğundan haberdar bile değildi. Ama bu Tarih (ki büyük harfledir) politikaya olsa olsa Büyük Adamlar (Napoléon. Ama herşey aynı zamanda yozlaşmaya pek yatkındır: böylece politik film kötü aksiyon filimlerine çekim. Ford'un Gazap Üzümleri de (tıpkı Steinbeck'in romanında olduğu gibi). derken birkaç "güçlü" görüntü. "aydınlık gören" annedir ve oğul kendi kişisel dünyasıyla sınırlıdır --büyük kriz aileyi çözdükçe geleneksel dayanaklarını birer birer yitiren anne çöker. Ya da "küçük adamlar"ın gelişerek. öylesine sessizce. orada politika apayrı bir biçimsel öz. müthiş bir uyarma gücüyle onu coşkulandıracak ve eskiye ait tüm değerleri terkedecektir. İçerdiği Romantizm etkisi. hangi devrim aynı zamanda benim kişisel bir meselem değildir ki?" Politik olanla kişisel olan arasındaki ayrım. "hangi büyük savaş.Yılmaz Güney Sinemasının Bir Özelliği Üstüne-Ulus Baker Yönetici tarafından yazıldı. Eski'den Yeni'ye geçen toplumsal tiplerle tanıştırır. 2/4 . kâh özdeşleşmenin kırılmasıyla "düşünmeye" sevkeder. artık yerini oğluna bırakacaktır. Bu tarz politikanın en kolay belki de Üçüncü Dünya'da farkedilebilen çok özel bir görünümünü doğrudan paylaşmasıyla kavranabilir. dar dünyasında. kişiselden politiğe. Ama politik faaliyetin en esaslı görünümlerinden birini yakalayamaz: çoğulluklar olarak politik öznelerin. hangi büyük cürüm. kâh bireylerin kollektifleşerek siyasal alanı oluşturması tarzında böylece klasik diyebileceğimiz politik edebiyata ve sinemaya damgasını vurmaktadır. en kötüsü bütünüyle imajlarını sunabilir. bambaşka sinematografik tarzlarda aynı öyküyü anlatır: bu kez bilinçli olan. Farkına varma anının coşkusal gücü. kadraj ve montaj tekniklerini. ne kadar çeşitli.. Ama doğrudan doğruya yeni bir sorunla da karşılaşırız: Romantik Novalis'in deyişiyle. Bu Ana'nın bilinçlenme ve oğlunun yerine geçme öyküsüdür.. herhangi bir olguyu olay halinde kurmak. günlük yaşamdan kopulduğu ölçüde olanak kazanan bir faaliyet türü haline gelecektir. filmin ilerleyişi boyunca nedensizce değişerek politik bilince ve etkiye kavuşan bireyin öyküsüdür. Film politik ya da değil. izleyiciyi kâh görüntünün patetik etkisiyle.

özel alanın dokunulmazlığına. Bu "sosyal içerikli" eserler damgalarını tıpkı reklamlar gibi taşımadıkça. iktidarın bu yeni imajı modern politik sinemada esastır. özellikle de Yılmaz Güney sinemasında. o da yüzeysel. Oysa hepimiz biliriz. hiçbir şeyin öngörülemediği. karşı kutba "littérature mineure". başka bir deyişle toplumsal olarak genelgeçer kanaatlarla buluşmadıkça elbette hiç de öyle değildiler. Virginia Woolf kadının çok "kişisel" dünyasının nasıl da kentin. eş zamanlı. bürokratik aygıtla eş-uzamlı bir mekana ve zamana taşıyabilir. Bu iktidardan yoksun bir politikadır çünkü eğer Foucault'nun birkaç derin gözlemine göz atarsak. O zaman. Burada artık kişisel olan her şey politik. Politik herhangi bir eserin iktidara ilişkin belli bir fikirle ilgili zorunlu olarak bir tasavvura sahip olması gerektiği ölçüde. Yılmaz Güney'in de pek sevdiği tek kelimelik film adları bu "sosyal içerik" meselesi doğrultusunda gelişti ve aktivist yaşamın birtakım genel metaforlarını oluşturdu --tabii ki Yılmaz Güney'de bütünüyle içeriğini değiştirerek. En kötüsü. aynı şekilde kişisel.. Hiç düşünülmedi ki. kamusallığa verilen garantilerin ancak birtakım yüzeysel özgürlükler alanını üretebildiği bir ortamdır. bu edebiyat ve bu sinema artık biteviye işleyen tek bir plan üzerine yerleşecek. herhangi bir yerde çekilen imajın başka herhangi bir yerde ve zamanda çekilen imajla eş-titreşime geçmesini sağlayabilir.. politik olan her şey de kişiseldir. hatta giderek eş anlamlı işlemektedirler.Yılmaz Güney Sinemasının Bir Özelliği Üstüne-Ulus Baker Yönetici tarafından yazıldı. giderek Sovyet sinemacı Dziga Vertov. Bu sayede Kafka "aile" makinesini "Devlet" makinesiyle. bütün bunlar küçük iktidar oyunlarının küçük kirli işlerle. "Azınlık sineması" da. politika ne garantili ne de güvenli bir faaliyet alanıdır. Eisenstein'ınkiyle karşıtlaşan kurgu doktrini doğrultusunda. demokratik ve medyatik politika tezgahları. azınlık edebiyatı adını verdiği şeyi yerleştiriyordu. feodalitenin modern yaşamdaki gülünçlükleri (biraz Züğürt Ağa filminin. karizmaların rutinleşmesi. vermeye çalıştığı gibi).. özel olanın aynı zamanda pekâlâ politik (tersi de geçerli) olduğunu terennüm eden sinemadır.. İşte böyle bir fikir görüntülerin fikri halinde Yılmaz Güney sinemasına belki de ilk baştan sızabilmiş olmalıdır. Klasik politik sinema geçişleri ve bilinçlenme hallerini kurgularken garantilediği özel alan ile kamusal alanın ayrılığı. tıpkı "Siyaset Meydanı" gibi şovlarda.. bir "ayırdetme" merakını gitgide daha da abartmalarıdır: iyi İslam siyasete bulaşmadığında "iyi" 3/4 . gündelik hayatını düzenleme yetenekleri yokken dünyayı değiştirmeye kalkışanlar. Bir tarafta "sosyal" öte tarafta kişisel işler. günümüz "konuşan" ve "yazan" insanlarının. Bu sinema daha çok imajlarının kaynağında değil etkilerinde işlemektedir. Bu roman. hangi taraftan olurlarsa olsunlar. Her şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğu. son olarak tarafları ayırdetmeksizin Yılmaz Güney üstüne medyada bu aralar başlatılmış tartışmada olduğu gibi.. metropolün ve dünyanın başkentlerinin bütün noktalarıyla birlikte titreşebildiğini gösterebilir. dokunulduğunda ise mutlaka bir kötülüğün ortadan kaldırılması adına dokunulabileceğine duyulan demokratik bir fikre bağlanıyordu. 05 Şubat 2013 13:49 - Filozof Gilles Deleuze.. aşk meşk meseleleriyle nasıl da iç içe geçmiş oldukları hissini uyandırır. tam aksine bizi kendi kuvvetlerimizden koparan oluşumlardır. eserin bütününü sürekli bir yeğinlikler transı halinde tutacaktır. "iktidar meseleleri"nin esas yeri olarak görmeye alıştığımız parlamenter.. başka bir politika ve başka bir iktidar mefhumu üretmek gerekir: orada artık iktidar boyun eğenlerin oluşturduğu dayanaklarda aranabilir --"küçük adamlar". Türk solunun bir zamanlar köy romanlarından ve filimlerinden devraldığı bir klişe vardı: sanki içeriği "sosyal" olmayan herhangi bir şey mümkünmüş gibi "sosyal içerikli" adı verilen kitaplar veya filimler. Salı. aslında toplumları ve kitleri muktedir kılmak şöyle dursun. sosyal veya kişisel hiçbir varoluş alanı yekdiğerinden arınmış değildir ve birlikte.

Yılmaz Güney'i kişi olarak tanımış olmasam bile.Yılmaz Güney Sinemasının Bir Özelliği Üstüne-Ulus Baker Yönetici tarafından yazıldı.0 4/4 . Bu ne "filmin art niyetine". böylece Yılmaz Güney'in kişisel halleri ayrı tutulmalıdır. Ama bu güçlü politik ajitasyon etkisini neye borçlu olduklarını keşfetmek gerekiyor. hiçbir slogan barındırmamalarına rağmen. başından geçenlerden. 05 Şubat 2013 13:49 - olacaktır. hepsi tek bir burgaçta dönmektedirler --hapishaneden dışarı çıkan mahkümlerin herbiri dışarıda da hapishaneden başka bir şey olmayan zıvanadan çıkmış bir fırtınayla karşılaşacaklardır --içlerinden biri bir buz çölünü aşarak "iffetsiz" karısını öldürmesi gereken yerde öldürecektir. Virginia Woolf'a kadar geriye götürebiliriz.0. Toprak ile hava. politik olanla kişisel olan arasındaki her türden ayrımı askıya alan genelleşmiş bir dumur.. O dünyada Eski ile Yeni'nin. Beckett'a. Bu edebiyat ve bu sinema. özel meseleler ile kamusal meselelerin birbirlerinden ayırdedilmeleri imkânsızdır. ateş ile gök ve insanlar. modernliğin siyasal alanının bir özelliğinin keşfine dayanır: hiçbir şey politikadan uzakta değildir --bir babanın çocuğuna verdiği her buyrukta binlerce ölüm hükmünün saklı olduğu gibi. savcıyı vurmasından.0. sloganlarla ve burjuva yaşam biçimine yöneltilen tehditkâr saldırılarla bezenmiş Arkadaş filiminden daha az politik değildirler. Yol ve Sürü gibi filimlerin aslında Şerif Gören'e ait oldukları. kaynak: http://www.yaşamı ayırdedilemez bir bütün olarak sunabilme yeteneğine sahipti. gündelik yaşam akışlarındaki yayılmış ritimlerini ve doğal kadrajların dinamizmini kazandırmış kişi olarak görünüyor. Elbette bunlar Yılmaz Güney sinemasının birazdan bahsedeceğimiz genel karakterini değiştirmez. Yılmaz Güney'in filme dışsal kalan politik kimliğine. maçoluğundan. Eğer Yol ile Sürü filimleri doğrudan (görünür) bir politik slogan taşımıyorlarsa bu onları Arkadaş gibi bir filimden daha az politik kılmaz. Politikanın bu türden bir imajını Yılmaz Güney'den önce Glauber Rocha gibi bir yönetmene borçlu olduğumuz doğru. bizzat filmin bütününe içkin olan bir anlamlandırma düzlemi üzerinde kavranmalıdır. Bu filimler çok esaslı bir anlamda Yılmaz Güney'in hep yapmış olduğu bir sinemanın devamıdırlar ve çok belirgin bir ortak uslubu taşırlar. karısını dövmesinden "ayırdetmek" gerekir.178. Sürü gibi filimler değil-. Esas olarak ürettikleri.1. bu filimleri fiilen onun çektiği ve aslında Yılmaz Güney'in sözgelimi Umut'taki görüntü uslubunun buralarda bulunmadığı doğrultusunda bazı iddialar veya kanıtlar öne sürüldü. bir zıvanadan çıkma ve Deleuze'ün deyişiyle bir "trans" halidir. Kafka'ya.korotonomedya.php?id=21 . Ya da eğer sanat alanında bir tartışma yapılacaksa salt estetik değerler üzerinde dönmelidir. Oysa Yılmaz Güney'in filmografisinin bütünü --yalnızca Umut. Joyce'a. Salı. filminin onun kişiliğiyle bir olduğunu bilirim. Yılmaz Güney'in "sanatçı kişiliğini" politik kimliğinden.net/kor/index. kişisel olan ile politik olanın. ne de ortamın politik gerçeklikle dopdolu olduğu bir döneme bağlanarak keşfedilmemeli. Yol. Yol ya da Sürü filimleri hiçbir politik çözümleme. Ama bu filimleri Güney filmi kılan öyle bir şey var ki. en az Şerif Gören kadar içimizde hissedebiliriz: bu karakter müthiş bir ajitasyon gücüyle birlikte açığa çıkmaktadır. birazcık bilincine varmaya kalkışırsak.. kahramanların en ilericisi feodal-ailevi meselelerden dolayı ölmüş kardeşinin karısıyla evlenecektir ya da yine "namus" uğruna ta baştan ölüme mahkümdür. Ama bunu modern edebiyatın en büyüklerine. bugün biz burada hepimiz. Şerif Gören onlara geniş plan imajlardaki damıtılmış renklerini.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful