You are on page 1of 35

Küresel Kriz

ve

Türkiye

Ali Ünal

Hüseyin Kaya

Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi STANBUL
Şubat 2009

Küresel Kriz ve Türkiye

Sunuş
2007 yılında ABD konut sektöründe başlayan ve küresel krize dönüşerek bütün dünyayı etkisi altına alan krizin boyutlarının nereye varacağı ve nerede sonlanacağı halen bilinmezliğini sürdürürmektedir. Dünyanın 17. büyük ekonomisi olan Türkiye’de krizin etkileri 2008 yılı son çeyreğinden itibaren ciddi biçimde hissedilmeye başlanmıştır. Türkiye Ekonomisi’nin geçirmiş olduğu 1994 ve 2001 krizleri doğrudan mali sektörü etkilemiş olmasına rağmen, 2008 küresel krizi reel sektörü etkilemektedir. Dünya genelinde yaşanan likidite ve güven problemleri, doğrudan yabancı sermaye girişleri ve portföy yatırımları gibi kısa vadeli para hareketlerinin azalmasına neden olmuştur. Ayrıca özel sektörün krize yüksek dış borçla yakalanması ve kronik Cari İşlemler Açığı problemimizin bulunması Türkiye’nin 2009 yılında dış finansmanı nasıl sağlayacağı sorusunun sıklıkla sorulmasına neden olmaktadır. Hükümetin kriz yönetiminde başarılı olması iç ve dış politika alanlarında Türkiye’ye bir çok fırsat getirecektir. Öte yandan hükümetin kriz yönetiminde başarısız olması halinde özellikle işsizlik çok ciddi sorun haline gelecek ve bu sorun beraberinde toplumsal karışıklıklara hatta siyasi krizlere de neden olabilecektir. Küresel krizin arkasında yatan nedenleri, Dünya ve Türkiye üzerinde olası etkilerini daha iyi analiz edebilmek için bu raporda; öncelikle ABD’de konut kredisi sektöründe başlayan krizin nasıl küreselleştiği, krizin nedenleri ve gelişim süreci incelenmiştir. Sonraki bölümlerde ise ‘Türkiye krizin neresindedir?’ sorusuna cevap verebilmek amacıyla makro ekonomik veriler incelenmiş ve bu verilerden elde edilen bulgular ışığında genel bir durum değerlendirmesi yapılmıştır. Daha sonra krizin Türkiye ve bölge ülkeleri üzerinde olası ekonomik ve politik etkileri ayrıca krizden sonra yeni dünya düzeninin nasıl olacağı sorularına cevap aranmıştır. Raporun sonuç bölümünde ise iyimser, kötümser ve muhtemel senaryolar oluşturularak bu senaryolar dahilinde Türkiye’de ekonominin ve politikanın nasıl şekillenebileceğine ilişkin öngörülerde bulunulmuştur.

www.ekopolitik.org 2

Küresel Kriz ve Türkiye

İçindekiler
Krizin Anatomisi ……………………………………………………………………………………………… ………………………………………………… 4 8 10
11 12 15 16 18 19 19

Krizin 1929 Krizi ile Benzerlikleri ve Farklılıkları Türkiye Krizin Neresinde ?
Büyüme

…………………………………………………………………………………..

…………………………………………………………………………………………............ ………………………………………………………………...

Dış Ticaret ve Ödemeler Dengesi Enflasyon

………………………………………………………………………………………………………

Kamu Maliyesi ……………………………………………………………………………………………………… Para Politikası ……………………………………………………………………………………………………… İşsizlik …………………………………………………………………………………………………………………. Genel Değerlendirme ………………………………………………………………………………………….

Krizin Türkiye ve Bölge Ülkelere Olası Ekonomik ve Politik Yansımaları

………………

23 26 29
30 31 32

Krizden sonra Yeni Dünya Düzeni Nasıl Olacak ? ……………………………………………….. Sonuç …………………………………………………………………………………………………………………….
İyimser Senaryo Kötümser Senaryo Muhtemel Senaryo …………………………………………………………………………………………. …………………………………………………………………………………………. ………………………………………………………………………………………….

www.ekopolitik.org 3

Küresel Kriz ve Türkiye
Krizin Anatomisi
2007 yazında ABD’de başlayan ve 2008 Eylül ayında ABD’nın en büyük 4. Yatırım Bankası olan 158 yıllık Lehman Brothers’ın 600 milyar dolar borç ile iflasını açıklayarak batmasıyla etkisi bütün dünyaya yayılmaya başlayan kriz, 1929 Büyük Buhranından sonra, dünyanın yaşadığı en büyük kriz olarak tanımlanmaktadır. Krizin boyutlarının nereye varacağı ve krizin ne zaman sonlanacağı konusunda ekonomistler tarafından henüz fikir birliği sağlanamamıştır. Bu krizin temel nedenleri olarak, ABD’nin gayrimenkul piyasasında son yıllarda yaşanan aşırı fiyat artışları, geri dönmeyen riskli konut kredileri ve bunlara bağlı olarak çıkartılan finansal yatırım araçlarında buhar olup giden milyar dolarlar gösterilmektedir. 1990’lı yılların ikinci yarısında oluşan ve dot-com olarak tabir edilen balonun 2001’de patlaması ile birlikte ABD ekonomisi bir resesyona sürüklenmişti. 11 Eylül 2001 yılında ABD’de gerçekleşen terör saldırıları ve sonrasında yaşanan gelişmeler, resesyonun etkilerinin daha şiddetli bir şekilde ABD’de hissedilmesine yol açtı. Dönemin FED başkanı Alan Grenspan ABD’yi resesyondan çıkarmanın formülü olarak faiz oranlarında indirime gitmeyi uygun gördü. Mayıs 2000 ile Kasım 2001 arasında 11 kez faiz indirime giden FED, faizleri %6,5 seviyesinden %1,75 seviyesine düşürdü. Bununla da yetinmeyip faiz indirimlerine devam eden FED, 2003 Haziran ayında faizi son 45 yılın en düşük seviyesi olan %1’e düşürdü. 2003 yılında yaratılan ucuz para ortamıyla bir yandan ABD ekonomisi suni tüketim ve fiyat artışları ile resesyondan kurtulurken, diğer yandan Irak savaşının finansmanı da bol likidite ile kolaylıkla yapılabiliyordu. Faiz indirimleri ile başlayan kolay para dönemi, konut kredilerinin hızla artmasına neden oldu. Bunun yanında, 1980’li yıllardan beri ABD ekonomisinde hakim görüş olan paracı ekolün etkisiyle finansal piyasaların deregüle edilmesi, diğer bir ifadeyle kontrolsüz bırakılmasıyla birlikte konut kredileri çok riskli bir şekilde genişlemeye başladı. Risk iştahı kontrolsüz bırakılan ABD finans sektörü, ödeme gücü düşük olan kişilere eşik altı (sub-prime) olarak adlandırılan mortgage kredileri vermeye başladı.

2001 yılında ABD ekonomisi dot com balonunun sönmesi ve 11 Eylül saldırısı nedeniye resesyon içerisindeydi.

www.ekopolitik.org 4

Küresel Kriz ve Türkiye
Buna ek olarak, kullandırılan krediler teminat gösterilerek piyasaya yapılan tahvil satışları, yatırım bankaları, hedge fonlar ve çeşitli finans kuruluşları tarafından kullanılarak üretilen yeni türev ürünlerin yardımı ile kredi riskleri bütün mali kesime yayıldı. Bu gelişmeler konut piyasasında fiyatların hızla yükselmesine ve yükselen konut fiyatları ise riskli konut kredilerinin daha fazla artmasına neden oldu. Böylelikle 2004 yılında ABD’de konut sahipliği tarihin en yüksek seviyesine (%96) yükselerek konut fiyatları da rekor seviyelere çıktı. 2004 yılından itibaren FED’in enflasyonla mücadele için tekrar faiz arttırımına gitmesiyle durum bozulmaya başladı. Faizlerin hızlı bir şekilde artması, özellikle değişken faizli mortgage kredilerinin geri dönüşümünde sorunlar çıkmasına neden olurken, kredi geri ödemelerinde yaşanan sorunlar ve yüksek faiz sebebiyle konut fiyatları düşmeye başladı. Konut fiyatlarının düşmeye başlaması konut kredi piyasasında sıkıntıların daha da artmasını beraberinde getirdi. Aşağıdaki tabloda ABD’de emlak fiyatlarındaki değişimi ölçmek için kullanılan Case Schiller Endeksi’nin 1998-2008 yılları arasındaki değişimi görülmektedir. 1996 yılından itibaren sürekli bir artış trendine giren ABD ev fiyatları 2004 yılında zirve yapmış ve bu tarihten sonra fiyatlar düşüş trendine girmiştir.

Enflasyonla mücadele için FED’in ucuz para politikasını terk etmesi beraberinde sorunları da getirdi.

20% 15% 10% 5% 0% -5% -10%

ABD'de Ev Fiyatlarındaki Yıllık Artış (Case & Schiller Endeksi)

2001

2002

2003

2004

2005

2006

2007

Kaynak:S&P

www.ekopolitik.org 5

Küresel Kriz ve Türkiye
Case Schiller Endeksi’ne göre ev fiyatlarının düşmeye başladığı 2006 yılında finansal piyasalarda başlayan durgunluk, 2007 yılında riskli konut kredilerine dayalı yatırım gerçekleştiren finansal kurumlarda, bütün piyasaları endişeye sevk eden gelişmeler yaşanmasına neden oldu ve aynı yılın Şubat- Mart ayları arasında yüksek riskli konut kredisi (subprime) veren 25’ten fazla kuruluş iflas etti. 22 Haziran 2007’de ise Bear Sterns yatırım bankası kendisine bağlı iki hedge fonu kurtarmak için 3.6 milyar dolar borç vereceğini bildirdi. Bu borcun nedeni hem kreditörlerin fonlarını geri çekmesini engellemek hem de hedge fonların batması sonucu sistematik bir çöküşün olmasını engellemekti. Bu iki hedge fon Merrill Lynch, JPMorgan Chase, Citigroup, Deutsche Bank ve Lehman Brothers’tan yaklaşık 9 milyar dolar borçlanmış ve kaldıraç kullanarak CDO(Collateralized Debt Obligations) olarak adlandırılan konut kredilerine dayalı riskli yatırım enstürmanlarına yaklaşık 30 milyar dolar yatırım yapmıştı. Riskli konut kredisine dayalı yatırım araçlarının ve bunlara yatırım yapan finansal kuruluşların kredi derecelerinin düşürülmesi, bu yatırımların ve firmaların değerlerinin hızla erimesine neden oldu. Takip eden aylarda birçok finansal kuruluş yüksek miktarda mortgage tabanlı yatırım aracları sebebiyle çok büyük zararlar açıkladı. Ürünlerin nakde dönüştürülmesinde yaşanan sıkıntılar ve yatırımcıların paralarını geri alma isteği ile piyasalar likidite krizine doğru sürüklendi. Bu noktadan sonra küresel bir çalkantıya dönüşen mortgage krizine karşı merkez bankaları piyasalara para enjekte etmeye başladılar. FED ve Avrupa Merkez Bankası 9-10 Ağustosta piyasaya 246 milyar dolar para enjekte ettiler. Diğer merkez bankaları da para enjeksiyonunu artırmaya başladı ve piyasalara yaklaşık 350 milyar dolar para verildi.
Artık olaylar kontrölden çıkmaya başlamış ve Indy Mac’ın ardından Eylül ayında 158 yıllık dev yatırım bankası Lehman da iflasını istemişti.

Düşen ev fiyatları riskli konut kredilerinin geri ödeme sorunlarını da beraberinde getirmiş ve 2007 yılında subprime şirketlerinde iflaslar gözlemlenmeye başlanmıştı.

Artık olaylar iyice kontrolden çıkmaya başlamış ve mortgage kredisi veren IndyMac’ın Temmuz ayında iflas etmesinin ardından 7 Eylül’de batma eşiğine gelen Fannie Mae ve Freddie Mac 200 milyar dolarlık kurtarma paketi ile tamamen devletleştirilmişti. 15 Eylül’de ise Amerika’nın en büyük 4. Yatırım bankası olan 158 yıllık Lehman Brothers 600 milyar dolar borç ile iflasını açıkladı. Lehman Brothers’ın batışı bütün dünyada deprem etkisi yaratmış ve ABD’nin mortgage krizi küresel finans krizi haline gelmiştir.

www.ekopolitik.org 6

Küresel Kriz ve Türkiye
Yıllardır dış ticaret açığı ve cari işlemler dengesi açığını Çin gibi gelişmekte olan ülkeler yardımı ile finanse eden ABD artık bu sürecin sonuna gelmişti.

Makroekonomik açıdan bakıldığında durum daha da karışıktı. ABD tarihinin en büyük cari açığını veriyordu. Buna karşılık büyük miktarda fon çekiyor ve cari açığını bu şekilde finanse ediyordu. Sistem kabaca şöyle işliyordu: ABD’li şirketler sermayelerini ve teknolojilerini alıp Çin’e gidiyor, orada yatırım yapıp, ucuz Çinli emeğiyle üretime başlıyor, ürettiklerini ağırlıkla ABD ve Avrupa pazarına satıyor, oradan elde ettikleri kazançları da ABD hazine tahvillerine yatırıyorlardı1. ABD’nin cari açığını önemli ölçüde Çinli emeği finanse etmiş oluyordu. Ne var ki bu açığın sonsuza kadar gidemeyeceği,bir yerde ABD ekonomisinde bir düzeltme olması gerektiği de biliniyordu. Yani ABD’nin dış dengesi de bir ölçüde balon üzerine oturmuş durumdaydı. Bir yandan böyle balonlar oluşmuşken 2008 yılında petrol, gıda ve metal fiyatları hızla artmaya yöneldi. Bu artışlar mali kesimde zaten oluşmuş kötümser havaya, yeni olumsuz beklentilerin eklenmesine yol açtı.2 Bu noktadan sonra derinleşen krizi önlemek için, öncelikle ABD’de Ekim ayında 700 Milyar dolarlık bir kurtarma paketi 150 milyar dolar daha eklenerek kabul edildi. ABD’nin paketini diğer dünya ülkeleri takip etmeye başladı ve şu ana kadar gelişmiş ekonomilerden gelişmekte olan ekonomilere kadar dünya üzerinde bir çok ülke küresel krize karşı önlem olarak çeşitli paketler açıkladılar. Ödeme güçlüğü çeken İzlanda, Ukrayna, Pakistan, Macaristan gibi ülkeler ise çare olarak IMF ile stand by antlaşması yapma yolunu seçtiler. ABD Mortgage krizinden, küresel likidite krizine dönüşen mevcut gelişmeler şu an itibari ile küresel durgunluk haline gelmiştir. Dünya genelinde azalan talep ve bozulan beklentilerin tüketim üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle ABD otomobil sektörü olumsuz etkilenmiştir. Otomotiv endüstrisinin dev oyuncuları ABD kongresinden aldıkları krediler ile iflaslarını ertelemişlerdir. Fakat bundan sonra sırada hangi sektörlerin ve hangi ülkelerin olduğu ise bilinmezliğini korumaktadır. Gün geçtikte derinleşen küresel krizin boyutlarının nereye varacağı kesin olarak bilinmemekle birlikte en iyimser tahminler ekonomilerin 2009 yılı üçüncü çeyreğinden önce toparlanamayacağı yönündedir.

ABD’nin açıkladığı kurtarma paketinin ardından birçok ülke de kendi paketlerini açıkladılar.

1 2

Eğilmez, Mahfi(2008): Küresel Finans Krizi Eğilmez, Mahfi(2008): Küresel Finans Krizi

www.ekopolitik.org 7

Küresel Kriz ve Türkiye
Krizin 1929 Krizi ile Benzerlikleri ve Farklılıkları
Küresel krizin boyutları ve nerede sonlanacağı konusunda henüz bir fikir birliği oluşmamakla birlikte, içinde bulunduğumuz ve yaşayarak ögrendiğimiz kriz ortamı sıklıkla Büyük Bunalım olarak adlandırılan 1929 krizi ile karşılaştırılmaktadır. Ünlü iktisatçı Kenneth Galbraight3 1929 büyük buhranının çok uzun süreli olmasını şu nedenlere bağlamaktadır. Öncelikle o dönemde ABD’de çok kötü bir gelir dağılımı bulunmaktaydı. Toplam gelirin yaklaşık üçte biri yüzde beşlik bir kesimin elinde bulunmaktaydı. Krizin çıkması yeni yatırım harcaması yapan bu kesimin gelirlerinin çok hızlı erimesine ve yatırımların durmasına neden olmuştur. İkinci olarak şirket yapılanmalarının çok kötü olduğu görülmektedir. Özellikle holdinglerin faiz üzerine kurulu bir sisteme doğru kaymaları üretim odaklı olmaktan hızla uzaklaşılmasına ve yatırımların azalmasına neden olmuştur. Üçüncü olarak, 1929 yılı ABD’sinde çok fazla sayıda banka bulunmakta ve bankacılık sistemi çok zayıf bir yapıdaydı. Banka batışları domino etkisi yaratarak bütün bankacılık sektörüne yayılmış ve tasarrufların erimesine neden olmuştur. 1930’lu yıllar boyunca binlerce bankanın battığı ifade edilmektedir. Krizin derinliğinin artması ve uzun sürmesinin bir diğer nedeni de ekonominin nasıl yönetileceğine dair bilgi eksikliğidir. O dönem piyasa ekonomisi inancının ağır basması ve tecrübesizlik, krize müdahele etmede çok geç kalınmasına neden olmuştur. Sonradan alınan önlemler de krizin daha derinleşmesine neden olmuştur. Dengeli bütçe politikası hükümet harcamalarının kısılmasına neden olmuş, vergi indirimi olasılığını ortadan kaldırmıştır. İç üreticiyi korumak adına ithalat vergilerinin artırılması ise dış ticareti durdurma noktasına getirmiş ve özellikle tarım sektörünü çok büyük sıkıntıya sokmuştur. FED kriz döneminde para arzını kısarak, piyasalarda yaşanan nakit sıkıntısının daha da derinleşmesine neden olmuştur. Nakit sıkıntısı öyle bir boyuta ulaşmıştır ki, ABD’de bazı alışverişler takas yöntemi ile yapılır hale gelmiştir. FED’in bu politikası ayrıca deflasyonist etkiyi arttırmış ve krizden çıkışı zorlaştırmıştır.

1929 yılında ABD’deki toplam gelirin yaklaşık üçte biri yüzde beşlik bir kesimin elinde bulunmaktaydı.

3

Galbraight, Kenneth(1988): The Great Crash 1929

www.ekopolitik.org 8

Küresel Kriz ve Türkiye
1932 yılından itibaren uygulanan Keynesyen politikalar krizden çıkışı kolaylaştırmıştır.

1932 yılında Roosvelt’in “New Deal” adını verdiği yeniden yapılanma programı ile bankacılık sektöründen başlamak üzere alınan önlemler ve Keynesyen politikalar Büyük Buhrandan çıkışa giden yolu hazırlamıştır. Bugün yaşadığımız krizi Büyük Buhrandan ayıran en temel farkların başında, dünyanın kriz ve krizle mücadele konusunda birçok tecrübeye ve bilgiye sahibi olması gelmektedir. Yaşanan krizin ve krizin sebeplerinin daha iyi analiz ediliyor olması, doğru politikaların uygulanma ihtimalini yükseltmektedir. Bankacılık sistemine bakıldığında, sistemin çeşitli sıkıntılar yaşadığı ancak banka batışlarının çok sınırlı olduğu görülmektedir. Devletlerin banka batışlarına izin vermeme yönünde politika geliştirmesi ve zorda olan bankaların kamulaştırılması, bankacılık sisteminde büyük çöküşler yaşanmasını ve tasarrufların yok olmasını engellemiştir. Ayrıca mevduatlara verilen garantiler bankalara hücum olmasını ve banka batışlarını engellemektedir. Diğer yandan FED başta olmak üzere bugün merkez bankaları krize karşı aktif para politikası izlemekte ve piyasalara trilyonlarca dolar enjekte etmektedirler. Ayrıca faiz oranları hızla düşürülerek genişletici para politikası silahı sonuna kadar kullanılmaktadır. Büyük Buhran döneminin aksine bugün dış ticareti azaltıcı hiçbir politika uygulamaya konmamaktadır. Krize karşı ortak hareket etme eğilimi, bilgi paylaşımının ve ortak politika üretiminin artmasına neden olmaktadır. Hükümetler denk bütçe yerine ekonomiyi canlandırıcı mali politikalar uygulamaktadır. Başta harcamaların artırılması olmak üzere, vergi indirimleri ve zor durumdaki şirketlere destek gibi politikalarla, krizden çıkış için tüm ekonomik ve politik imkanlar kullanılmaya çalışılmaktadır. Dünya ekonomisinin genel yapısına bakıldığında ekonomik entegrasyonun bugün çok daha yoğun olduğu görülmektedir. Özellikle finansal piyasaların birbirine çok fazla entegre oluşu krizin ilk önce finans sektörü üzerinden yayılmasına neden olmaktadır. Ayrıca sermaye yoğunluğunun bugün çok daha fazla olması, ekonomiyi canlandırmak adına yapılan devlet yatırımlarının etkisini ve getirisini 1930’lu yıllara göre çok daha kısıtlı bir hale getirebilir. Dolayısıyla uygulanan Keynezyen politikaların eskisi kadar etkili olmama ihtimali bulunmaktadır.

www.ekopolitik.org 9

Küresel Kriz ve Türkiye
Buna ek olarak, üretimin çok fazla uluslararasılaşmasının ve dünya ticaretinin ülke ekonomilerindeki yoğunluğunun 1930’lu yıllara oranla çok fazla olduğu görülmektedir. Bu durum bir yandan krizin reel sektör üzerinden ülkelere bulaşma hızının ve derinliğinin artması, diğer yandan ise krizden çıkışın daha hızlı olabileceği anlamına gelmektedir. Dolayısıyla uygulanan politikaların olumlu ve olumsuz dışsallıkları hem daha fazla hem de daha etkili bir yapı içermektedir. Büyük buhran yıllarından farklı olarak ülkelerin krizden bağımsız politikalarla tek başlarına çıkma ihtimali zayıf görünmektedir. Nitekim 1930’lu yıllarda olduğu gibi kapalı ekonomiye geçmek ve devlet yatırımları ile ekonomik büyümeyi sağlamak mümkün görünmemektedir. 1929-1932 yılları arasında ABD ekonomisinde yaşanan daralma %25-30, işsizlik ise %25 seviyesine yükselmiştir. Bugün ABD başta olmak üzere ülkelerin olası daralma limitinin çok daha düşük olacağı tahmin edilmektedir. Dünya, başta ABD olmak üzere krizden etkilenen merkez ülkelerin %25-30 oranında daralmasını taşıyabilecek yapıda değildir. İkinci dünya savaşına girmenin, ABD ekonomisinin krizden tamamen çıkmasına yardımcı olduğu düşüncesi, günümüzde de bu tarz savaşların olması ihtimalini güçlendirmektedir.

Türkiye Krizin Neresinde ?
1994 ve 2001 krizleri Türkiye’de mali sektör kaynaklı krizler olmasına rağmen bu kriz doğrudan reel sektörü etkilemiştir.

2007 yılında ABD konut sektöründe başlayan ve bütün dünyayı etkisi altına alan krizin boyutlarının nereye varacağı ve nerede sonlanacağı halen tam olarak bilinmezliğini sürdürürken dünyanın 17. büyük ekonomisi olan Türkiye ekonomisinde de krizin etkileri ciddi biçimde görülmeye başlamıştır. Türkiye’’nin yakın dönemde geçirmiş olduğu iki kriz olan 1994 ve 2001 krizleri öncelikle finans piyasalarında başlayıp en çok mali sektörü olumsuz olarak etkilemiş olmasına rağmen, 2008 yılında ülkemizde etkileri görülmeye başlayan küresel kriz reel sektörü etkisi altına almıştır. Türk özel sektörünün bu krize yüksek miktarda doviz borcuna sahip olarak girmesi ve dış piyasalarda yaşanan talep daralmasının ihracat kapasitesini olumsuz etkilemesinden dolayı, reel sektör bu krizden asıl etkilenecek kesimi oluşturmaktadır.

www.ekopolitik.org 10

Küresel Kriz ve Türkiye
Türk Bankacılık sektörünün 2001 krizinden sonra yeniden yapılandırılmış ve risklere duyarlı olması küresel krize karşı daha dayanıklı olmasını sağlamıştır. Diğer taraftan, küresel likidite krizi olarak dünyada başlayan ve global resesyona dönüşen bu kriz Türkiye’yi en çok yabancı kaynak bulmak ve dış borçların finansmanı konularında zorlayacaktır. Küresel likidite krizi, risk algılamasını olumsuz etkilemiş ve borçlanma maliyetlerinin artmasına yol açmıştır. Bunlara ek olarak, büyüme oranlarında görülecek gerileme ve işsizlik oranında artış gibi faktörler de krizin ülkemizde görülecek olumsuz yansımalarından bazılarıdır. Türkiye ekonomisi üzerinde krizin etkilerini daha iyi algılayabilmek maksadıyla temel makro ekonomik parametrelerdeki gelişmeler ve krizin etkileri devam eden bölümde ele alınmıştır. Büyüme Aşağıdaki tabloda 2006 yılından itibaren en son açıklanan veri olan 2008 yılı 3. Çeyrek Gayri Safi Yurtiçi Hasıla rakamlarının gelişimi yer almaktadır.

Ekonominin 2008 yılın son çeyreğinden itibaren küçülmeye başlayacağı görülmektedir.

2007 yılını Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler ile kaybeden Türkiye’de, küresel krizin etkileri 2008 yılının özellikle 2. yarısından itibaren hissedilmeye başlanmıştır. 2008 yılı 3. çeyrekte %0,5’e gerileyen büyüme oranının bu yılın son çeyreğinde negatife dönmesi kaçınılmaz gözükmektedir. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın

www.ekopolitik.org 11

Küresel Kriz ve Türkiye
yaklaşık olarak dörtte birini meydana getiren toplam sanayi üretiminin takip edildiği Sanayi Üretim Endeksi, 2008 Eylül ayından bu yana negatife dönmüş ve Aralık ayında %-17,6 oranında sanayi üretiminde daralmaya işaret etmiştir. Sanayi Üretim Endeksi verilerine ek olarak, ekonominin geleceğine ilişkin beklentilerdeki değişimi gösteren CNBC-e Tüketici Güven Endeksi’nde 2009 yılı Ocak ayında yaşanan gerileme de Türkiye ekonomisinin çok hızlı bir şekilde daralmaya gittiğini teyit etmektedir.

Son tahminler 2009 yılında büyümenin gerçekleşmeyeceği yönündedir.

2009 yılının büyüme oranına ilişkin beklentiler ise bozulmaya devam etmektedir. OECD’nin Türkiye tahminlerine göre, zayıflayan iç ve dış talebin de etkisiyle 2009 yılında Türkiye ekonomisinin %1’nin altında bir oranda büyümesi beklenmekte, global ekonomideki toparlanmaya bağlı olarak 2010'da büyüme’nin % 4,2 olacağı tahmin edilmektedir.4 Merkez Bankası Şubat ayı birinci dönem ileriye yönelik beklentiler anketinde 2009 yılı sonunda GYSH büyüme beklenti %0 olarak gerçekleştmiştir. Dış Ticaret ve Ödemeler Dengesi

2008 yılı Aralık ayında %21 oranında azalan ihracat , krizin etkilerinin Türkiye’de daha sert hissedilmeye başlandığını göstermektedır.

TÜİK’in açıkladığı 2008 Aralık ayı dış ticaret istatistikleri küresel krizin ihracatımız üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koymaktadır. Bu gerçekleşmelere göre 2008 yılı Aralık ayında; geçen yılın aynı ayına göre ihracat %21 azalarak 7,6 Milyar Dolar, ithalat %30 azalarak 11,2 Milyar Dolar olarak gerçekleşmiştir. Yine aynı dönemde AB ülkelerine yapılan ihracatın %39,4 azalma gösterdiği tesbit edilmiştir. Diğer taraftan 2007 Aralık ayında %60,3 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, 2008 Aralık ayında %68,2’e yükselmiştir. Bu verilere göre, ithalatımızın ihracatımızdan daha hızlı oranda geriliyor olması dış ticaret açığının azalmasına ve
4

Oecd, Economic Outlook- November 2008

www.ekopolitik.org 12

Küresel Kriz ve Türkiye
ihracatın ithalatı karşılama oranının yükselmesini sağlamakta olduğu görülmektedir. Türkiye’nin ihracatında yaşanan gerileme, doğrudan ihracata yönelik üretim yapan sektörlerde işten çıkarmaların yaşanması sürecini de beraberinde getirmiştir. 2008 yılı Temmuz ayında açıklanan Orta Vadeli Programa göre Türkiye’nin 2009 yılı ihracat hedefi 149 milyar dolar olmasına rağmen mevcut koşullar göz önüne alındığında bu tahminin oldukça iyimser olduğunu kabul etmek gerekiyor. Türkiye’nin en büyük dış ticaret pazarları olan ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinin ekonomik durgunluk içerisinde olması 2009 yılında ihracatımızın ciddi bir gerileme sürecine gireceğinin göstergesidir. İhracatta yaşanan daralma doğrudan ihracat ağırlıklı çalışan sektörlerimizi olumsuz etkilemeye devam edecek ve işsizlik oranında ciddi oranda artışa yol açacaktadır. 2009 yılında doğrudan yabancı sermaye girişlerinin 10 milyar dolar seviyesinde kalması beklenmektedir 2009 yılında Türkiye ekonomisinin karşılaşabileceği en büyük sorun ise ödemeler dengesi alanında yaşanabilecek problemlerdir. Küresel kriz Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere doğru sıcak para akışını ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını son derece sınırlamıştır. Aşağıdaki tablo 2007 yılında 22,1 milyar dolar seviyesinde bulunan doğrudan yabancı sermaye girişinin 2008 yılı Ocak-Kasım döneminde 19,3 milyar dolar olarak gerçekleştiğini göstermektedir. 2009 yılında ise YASED Türkiye’ye gelebilecek doğrudan yabancı sermaye miktarını 10 milyar dolar olarak tahmin etmektedir.5

Küresel anlamda likiditenin daralması risk algılamasını özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için olumsuz etkilemiştir.

5

YASED www.yased.org.tr

www.ekopolitik.org 13

Küresel Kriz ve Türkiye
Düşen petrol ve emtia fiyatlarından dolayı cari işlemler açığı gerileyecek olmasına rağmen özel sektörün yüksek dış borca sahip olması ve kredi imkanlarının uluslararası piyasada sınırlı olması nedeniye 2009 yılı dış finansmanında sorunlar yaratabilecektir.

Bunun sonucu olarak borçlanma maliyetleri yükselmiş; ayrıca yüksek maaliyetle borçlanmak talep edilse bile istenilen miktarda refinansman imkanlarının bulunup bulunamayacağı sorunu ortaya çıkmıştır. 2008 yılı sonunda 42 milyar dolar olarak gerçekleşmesi beklenen cari işlemler açığının petrol fiyatlarında yaşanan gerilemenin etkisi ile 2009 yılında 20,6 milyar dolar seviyesine gerileyeceği tahmin edilmektedir. Cari işlemler açığı gerileyecek olmasına rağmen, oldukça borçlu olan özel sektörün dış finansman ihtiyacından dolayı Türkiye’nin 2009 yılında yeni yabancı kaynak bulmakta sorunlar yaşayabileceği düşünülmektedir6. Aşağıdaki tabloda ise Türkiye’nin 2009 yılında ihtiyacı olan dış finansman miktarına ilişkin öngörüler yer almaktadır. Deutsche Bank’ın tahminlerine göre, bankaların sendikasyon kredileri ve özel sektörün borçları da dahil olmak üzere 2009 yılına ilişkin borçlanma gereksinimi 96 milyar dolar olarak tesbit edilmiştir. Buna ek olarak kamunun dış borçlanma gereksinimi olan 9,2 milyar dolar ve cari işlemler açığı da eklenince 2009 yılında Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının 126 milyar dolar civarında olması beklenmektedir7.
Türkiye'nin 2009 yılı Dış Finansman Tablosu milyar $
Türkiye'den Çıkacak Sermaye Miktarı Cari İşlemler Açığı Kamu Sektörü Borç Ödemesi Özel Sektör Borç Ödemesi

126 20,6 9,2 96 126 8 7 9,2 82 20

Türkiye'ye Girecek Sermaye Miktarı Kısa Vadeli Portföy Yatırımları Doğrudan Yabancı Sermaye Kamu Sektörü Borçlanması Özel Sektör Borçlanması IMF' den Sağlanacak Kaynak
Özel Sektörün borç çevrim oranı %85 olarak tahmin edilmiştir.
Kaynak: Merkez Bankası, Hazine, Deutsche Bank

2009 yılında Türkiye’ye geleceği tahmin edilen dış kaynak miktarının dağılımlarına bakıldığında ise; 8 milyar dolar kısa vadeli portföy yatırımı çekmesi beklenen Türkiye’nin özel sektörün borçlarını yenileme oranı %85 kabul edilip 82 milyar dolarlık yeniden borçlanma yapacağı tahmin edilmektedir.
6
7

Commerzbank, EM Facing strong headwinds in 2009 Deutsche Bank,Emerging Markets Outlook 2009

www.ekopolitik.org 14

Küresel Kriz ve Türkiye
2009 yılı dış finansmanında yaşanabilecek sorunlar kurların hızlı bir şekilde değer kazanmasına yol açabilir.

Buna ek olarak, tahminlerde IMF ile 20 milyar dolarlık bir antlaşmanın yapıldığı da vasayılmıştır. Yukarıda yer alan 2009 yılına ilişkin beklentilerde olumsuz değişiklikler yaşanması halinde, örneğin IMF ile 20 milyar dolarlık kaynak sağlayacak bir standby antlaşmasının sağlanamaması veya özel sektör borç yenileme oranının tahmin edilenin altında gerçekleşmesi gibi durumlarda Türkiye’nin 2009 yılında dış finansman açısından oldukça sıkıntıya girebileceği ve bunun ilk yansımasının TL’nin hızlı şekilde değer kaybetmesi, döviz kurlarında yüksek bir sıçrama şeklinde olabileceği öngörülmektedir. Enflasyon 2008 yılını TÜFE de %10.1 ve ÜFE de %8.1 oranları ile tamamlayan enflasyon daki düşüş Ocak ayı gerçekleşmelerine görede devam etmektedir. Merkez Bankası’nın 2009 yılı Şubat ayı birinci dönem ileriye yönelik beklentiler anketinde ise, 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi %7,1 ve 24 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi %6,45 seviyesinde olmuştur.

Enflasyon’daki düşüş trendinin 2009 yılında da devam etmesi beklenmektedir.

www.ekopolitik.org 15

Küresel Kriz ve Türkiye
2007 ve 2008 yılının ilk yarısında yüksek seyreden emtia ve petrol fiyatları hem cari işlemler dengesini olumsuz etkilemiş hem de Türkiye’nin enflasyon ithal etmesine yol açmıştır. Fakat emtia ve petrol fiyatlarında yaşanan mevcut düşüşe ek olarak 2009 yılı içerisinde düşüş trendinin devam edeceğine yönelik tahminler, enflasyona yönelik beklentilerde yaşanan gerilemenin diğer nedenleri arasında gösterilebilir. Bu verilerden hareketle, azalan iç talep ve düşen emtia fiyatları nedeniyle 2009 yılında enflasyonun gerileme süreci içinde olacağı söylenebilir. Kamu Maliyesi Mali disiplinsizlik ve dolayısıyla yüksek bütçe açıkları yakın bir döneme kadar Türkiye ekonomisinin en belirgin özelliklerinden birisi olmasına rağmen, özellikle son 5 yılda uygulanan sıkı maliye politikası, bu krizde ülke ekonomisinin halen ayakta kalmasına sağlayan en önemli faktörlerden bir tanesidir. Bütçe gerçekleşmelerine ilişkin en son veri olan 2008 yılı Aralık ayı rakamlarına göre; 2008 yılına ilişkin yıl sonu gelir hedefinin %101,5’lık oran ile üzerine çıkıldığı görülmesine rağmen, 2008 yılı sonu için hedeflenen faiz dışı fazla hedefinin ise %88,4 oranında gerçekleştiği görülmektedir. Bir önceki ay olan 2008 Kasım ayı verilerine göre ise Aralık ayında krizin etkisiyle gelirler kısmında ciddi miktarda azalma ve harcamalarda artış yaşanmakta olduğu, kısaca bütçe dengesinin bozulmaya başladığı görülmektedir.

2008 yılı Aralık ayı bütçe verilerinde krizin etkileri nedeniyle vergi gelirlerinde azalma yaşandığı ve yıl sonu faiz dışı fazla hedefinin tuttururalamadığı görülmektedir.

Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri Milyar YTL Gelirler Harcamalar Bütçe Dengesi Faiz Dışı Denge
Kaynak; MaliyeBakanlığı

2007 Ocak- Aralık

2008 Ocak-Aralık

2008 Bütçe Hedefi

Gerçekleşme /Hedef %

190,3 204 -13,7 35

208,8 225,9 -17 33,5

204,6 222,6 -18 38

101,5 102,1 94,8 88,4

2009 yılı bütçe tasarısında %4 büyüme varsayımı ve vergi gelirlerinde %16'ya yakın bir artış öngörülmesine rağmen, büyüme beklentilerinde yaşanan gerileme nedeniye vergi gelirlerinde beklenen oranda artış gerçekleşmesi oldukça zor görünmektedir.

www.ekopolitik.org 16

Küresel Kriz ve Türkiye
Orta Vadeli Plan hedeflerinde, bütçe açığının GSYİH’ya oranının 2008 yılında %2,8 olarak gerçekleşmesi beklenirken 2009 yılında bu oranın %0,9 seviyesinde gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.

2008 yılı bütçe gerçekleşmeleri krizden dolayı bütçe performansında bozulmalar olduğunu göstermesine rağmen ,mevcut rakamlar ışığında hükümetin kontrollü gevşek bir maliye politikası uygulamasına yeterli hareket alanının olduğu görülmektedir.

Yukarıdaki tabloda ise, Merkezi Yönetim Bütçe Açığının, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla içerisindeki payının yıllar içerisindeki gelişimi görülmekte olup 2008 yılı sonunda bu açığın %1,7 olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Diğer yandan, AB tanımlı Genel Hükümet Bütçe Açığının Gayri Safi Yurt içi Hasılaya Oranı ise 2007 yılında %1,3 seviyesinde olup Maastricht Kriterleri’ne göre bu açığın %3 civarında olması, sürdürülebilir bir bütçe için yeterli olarak kabul görmektedir. Kamu maliyesine ilişkin veriler özetlendiğinde, Türkiye’nin 2002 yılından beri uygulamakta olduğu sıkı maliye politikasının bütçe açığını kontrol edilebilir düzeye, hatta AB için gerekli kriterlerden olan Maastricht Kriterleri’nin bile aşağısına çekmiş olduğu görülmektedir. İç talepte görülen hızlı daralma ve işşizlikte yaşanan artış, maliyenin doğrudan ve dolaylı vergi gelirlerinin önemli oranda azalmasına yol açacak olup, bütçe gerçekleşmeleriyle ilgili önümüzdeki aylara ilişkin rakamlarda krizin olumsuz etkileri daha net olarak görülecektir.

www.ekopolitik.org 17

Küresel Kriz ve Türkiye
Fakat bütçe gerçekleşmelerinde krizin etkileri ile görülecek olan bozulmaya rağmen, mevcut rakamlar ışığında hükümetin vergi oranlarında yapılacak olası indirimler ve GSYH'nın %2-%3'ü civarında ek kamu yatırım harcamaları yapması için yeterli hareket alanına sahip olduğu görülmektedir. Alınabilecek bu tedbirler, mevcut koşullar göz önüne alındığında, faiz oranları ve enflasyon üzerinde baskı yaratmak yerine ekonominin canlanmasına yardımcı olacaktır. Para Politikası 2008 yılının ilk yarısında enflasyonla mücadele için faiz oranlarını 1,5 puan artırarak %16,75 seviyesine yükselten Merkez Bankası, düşen emtia fiyatları, gerileyen iç talep ve ileriye yönelik enflasyon beklentilerinin azalması ile krizle mücadele için diğer ülkelerin Merkez Bankaları’nın izlediği yolu izleyerek Kasım ayından bu yana faiz oranlarında indirime gitmeyi tercih etmiştir. Genel piyasa beklentilerinin aksine Kasım ayında faiz oranlarını 0,50 puan indiren Merkez Bankası, 2008 Aralık ve 2009 Ocak aylarında faiz oranlarını sırasıyla 1,25 ve 2 puan indirirek %13 seviyesine çekmiştir. Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine 2009 yılında da devam edeceği 2009 yılı Para ve Kur Politikası Raporu’nda da teyit edilmiştir. Merkez Bankası ayrıca piyasalara döviz likiditesi sağlamak adına 2008 yılı içerisinde döviz alım ihaleleri yoluyla 7.6 milyar dolar tutarında döviz almış ve mali sisteme kaynak sağlamak için de yabancı para zorunlu karşılık oranlarında indirime gitmiştir. Bu oranlarda bir miktar daha indirime gidebileceği ise 2009 Para ve Kur Polikası Raporu’nda belirtilmiştir. 2009 yılında tüketim harcamalarındaki düşüşün devam etmesine bağlı olarak ekonominin daralma sürecine gireceğini incelemiş olduğumuz büyüme rakamlarına ilişkin verilerle tespit etmiştik. Mevcut şartlar altında Türkiye ekonomisinin çok acil olarak canlandırıcı para polikalarına ihtiyacı vardır. Bu bağlamda Merkez Bankası’nın şu ana kadar gerçekleştirdiği ve 2009 yılında devam edeceğini açıkladığı faiz indirim kararını doğru ve yerinde bulmaktayız.

Kasım ayından bu yana faiz oranlarını 3,75 puan azaltarak %13’e çeken Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine 2009 yılında devam etmesi beklenmektedir.

www.ekopolitik.org 18

Küresel Kriz ve Türkiye
Hazine Müsteşarlığı tarafından açıklanan 2009 yılı borçlanma stratejisinde ise 2009 yılı iç borç çevirme oranının 2006'dan beri en yüksek seviyesi olan %77,8'e çıkması öngörülmektedir. Finansman kaynaklarında kriz ortamından kaynaklanan olumsuz koşullar 2009 yılını Hazine için zorlu bir yıl haline getirmektedir. IMF ile yapılması olası bir stand by antlaşması bile iç borç çevirme oranının 2006 yılından beri en yüksek seviyesine yükselmesini engelleyemeyecek gibi gözükmektedir. Bu durum crowding out etkisi olarak adlandırılan özel sektörün bankacılık kesimi tarafından kredi piyasasından dışlanması durumunun, zaten kredi imkanlarının oldukça daralmış olduğu 2009 yılında, daha çok hissedilebileceğini göstermektedir. İşsizlik TÜİK tarafından açıklanan en son veriye göre Ekim ayında işsizlik oranı %10,9 olarak gerçekleşirken resmi işşiz sayısı da iki milyon yediyüz bin kişinin üzerine çıkmıştır. Diğer makro ekonomik verilerin de teyit ettiği üzere Türkiye’de küresel krizin etkileri Eylül ayından itibaren daha şiddetli olarak görülmeye başlanmıştır. Buna ek olarak ülkemizde yüksek oranda var olan kayıtdışı istihdam nedeniyle krizin iş gücü piyasasında ne ölçüde tahribat yapmış olduğu mevcut ekonomik veriler ile şu anda tam olarak tesbit edilememesine rağmen, İhracata dayalı olarak üretim yapan tekstil, beyaz eşya gibi sektörlerde işten çıkarmalar gözlemlenmiş, ayrıca ülkemizin çeşitli illerinde bulunan bazı sanayi tesisleri üretime ara verip bazıları ise kapanmak zorunda kalmıştır. Hızlı bir artış sürecinde olan işsizliğin hangi boyutlara ulaşacağı şu anda tam olarak tahmin edilememesine rağmen, 2009 yılında Türkiye’nin karşılaşacağı en önemli sorunlardan bir tanesi olduğu görülmektedir.

İşsizlikte yaşanan artışın devam etmesi ve 2009 yılında ekonomizin karşılacağı en büyük sorunlardan biri haline geleceği tahmin edilmektedir.

www.ekopolitik.org 19

Küresel Kriz ve Türkiye
Genel Değerlendirme
Türkiye ekonomisine ilişkin makro ekonomik veriler incelendiğinde; 2008 Ağustos ayından bu yana daralan Sanayi Üretimi, Aralık ayında % -17,6 oranında azalış göstermiştir. Ayrıca, Kasım ayında yaklaşık %20 gerileyen ihracatın Aralık ayında da %21 oranında gerilmesine ek olarak olarak, ileriye yönelik beklentileri gösteren 2009 yılı Ocak ayı CNBC-e Tüketici Güven Endeksi’nin işaret ettiği üzere ekonomimizin 2008’in 4. çeyreğinden itibaren daralmaya başlayacağı ve bu daralmanın en iyimser tahminlere göre 2009 yılının ilk altı ayında da devam edeceği görülmektedir. Petrol fiyatları yaz aylarında ulaştığı zirve olan 140 dolardan 40 dolar civarına gerilemiştir. Petrol ve diğer emtia fiyatlarında görülen düşüşler, enerji ithalatından kaynaklanan maliyet enflasyonu faktörünü ortadan kaldırırken diğer yandan önemli oranda daralan iç talebin de etkisiyle enflasyonun 2009 yılında düşüş trendine devam edeceği ve Türkiye ekonomisi için yakın gelecekte sorun olmaktan çıkacağı öngörülmektedir. Petrol ve emtia fiyatlarında yaşanan düşüşün cari işlemler açığının daralması yönünde de olumlu etkisi olacaktır. 2008 yılı sonunda 42 milyar dolara ulaşması beklenen cari işlemler açığının 2009 yılında 20 milyar civarına gerileyecegi tahmin edilmektedir. Türkiye ekonomisinin yıllardır yumuşak karnını oluşturan cari işlemler açığında yaşanacak olan gerileme olumlu olmakla birlikte, özel sektörün yüksek oranda dış borçlu olması Türkiye’nin 2009 yılında dış finansman ihtiyacını nasıl sağlayacağına ilişkin soru işaretlerini arttırmıştır. Mevcut piyasa şartları altında yeniden borçlanma imkanlarının oldukça sınırlı hale gelmiş olması dış kaynak sorununu çözmek için hükümetin IMF’le piyasa beklentilerine göre 20 milyar dolar civarında bir standy by antlaşması için pazarlık masasına oturmasına neden olmuştur. IMF ile antlaşma konusunda hükümet önce mesafeli yaklaşmış, hatta Başbakan yapılacak olası bir anlaşma ile ilgili olarak ‘ümük sıkma’ tabirini kullanmıştır. Daha sonra IMF ile antlaşma yapılacağı yönünde beklenti oluşturulmuş ve IMF ile olası bir antlaşmanın Ocak ayı içerisinde bitirileceği ifade edilmiş şu an gelinen noktada ise IMF ile bir anlaşmanın imzalanayabileceği şeklinde çelişkili ifadeler akıllara iki tane soru işaretinin gelmesine neden olmaktadır.

IMF ile kasım ayından beri devam eden müzakerelerin henüz sonuçlanmaması ‘hükümet anlaşma beklentisi ile piyasaları oyalamaya mı çalışıyor?’ sorusunu akıllara getirmektedir

www.ekopolitik.org 20

Küresel Kriz ve Türkiye
Bunlardan birincisi, IMF ile Kasım ayı ortalarında başlayan görüşmelerinin halen sonlandıralamamış olmasından kaynaklanmakdadır. Yerel seçimler arifesinde, IMF ile antlaşmak ve bunun neticesinde seçimlere acı reçete ile girmek istemeyen hükümetin antlaşma beklentisi ile piyasaları oyalamaya mı çalıştığı ya da yerel seçimlere kadar mevcut durumu devam ettirmeyi mi amaçladığı gibi soruların akıllara gelmesine neden olmaktadır. İkinci olarak, Başbakan tarafından önce krizin ülkemizi etkilemeyeceğinin açıklanması, sonrasında bu açıklamanın krizin bizi teyet geçeceği ve en son krizden az etkileneceğiz şeklinde yapılan açıklamalar, hükümetin krize karşı ne kadar hazılıklı ve kriz yönetiminde ne kadar başarılı olduğu sorularının da akıllara gelmesine neden olmaktadır. 2001 krizinden sonra uygulanan istikrar programı, yeniden yapılandırılan bankacılık sistemi ve 5 yıldır ciddi olarak ödün vermeden sürdürülen sıkı maliye politikasının olumlu etkilerinden dolayı ülke ekonomisi şu ana kadar yaşadığımız küresel kriz ortamında en azından ayakta kalmayı başarmıştır.Fakat şu anda, Türkiye ekonomisi bıçak sırtı bir dengede durmaktadır ve daha önce belirttiğimiz üzere, 2009 yılında sağlanacak dış finansmanın miktarı ekonomimizin en kırılgan noktası haline gelmektedir. Bu noktada 2009 yılında sağlanacak dış finansman miktarının netleşmesi ve bu yönde atılacak adımlar ayrı bir öneme sahip olmaktadır. Eğer hükümet IMF ile antlaşma yoluna gitmeyi tercih etmeyecek ise özel sektör ve kamunun dış borç ödemeleri, cari işlemler açığının finasmanı için Türkiye’nin 2009 yılında ihtiyacı olacak kaynağı nasıl ve nereden sağlayacağını da bir an önce kamuoyu ile paylaşmalıdır. Daha önce ifade ettiğimiz üzere yaşadığımız bu krizin Türkiye’ ye etkilerinin mali sektörden daha çok reel sektöre olması, 1994 ve 2001 krizlerinden mevcut durumun farklı olduğunu göstermektedir. Bu noktada krizin reel sektöre etkilerinin en alt düzeye indirilmesini sağlamak için alınacak tedbirler oldukça büyük öneme sahiptir.

2009 yılında ihtiyacımız olan dış finansmanın miktarı ve kaynağı bir an önce hükümet tarafından kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

www.ekopolitik.org 21

Küresel Kriz ve Türkiye

Yukarıdaki tabloda hükümetin krizle mücadeleye yönelik şu ana kadar almış olduğu önlemler sıralanmıştır. Bankacılık ve reel kesim arasında tıkanan kredi ilişkerine yardımcı olmak için Kobilere, Kosgeb ve Halk Bankası tarafından kredi veriliyor olması hükümet tarafından alınmış oldukça yerinde ve güzel bir tedbirdir. Ayrıca Merkez Bankası’nın döviz Mevduat Munzam Karşılıklarını düşürerek bankacılık sisteminin tekrar kullanımına açtığı yaklaşık 2,5 milyar dolarlık kaynak bankacılık sektörü için oldukça önemlidir. Fakat ne yazık ki hükümetin bu önlemleri bir paket halinde değil de parça parça açıklaması alınan önlemlerin kamuoyu tarafından tam olarak görülememesine yol açmaktadır. Buna ek olarak, bütün dünya ülkelerinin krize karşı toplu olarak paketler açıkladıkları bu dönemde hükümetin sorunlara karşı parça parça çözümler üretmeye çalışması kamuoyunda oluşan paket beklentisini gidermemekte daha ötesi hükümetin kriz yönetiminde başarılı olmadığı imajını vermektedir. Nitekim krizin derinleşmesi ve hükümetin parça parça aldığı önlemlerin yetersizliğinin anlaşılması üzerine tekstilde doğuya göç teşviği, internette özel iletişim vergisi indirimi, hurda indirimi gibi çeşitli düzenlemeleri bir arada bulunduran 34 maddelik yeni bir paket açıklanmanma aşamasına gelmiştir.

Hükümetin parça parça tedbirler alıyor olması kriz yönetiminde başarılı olamadığı imajını vermektedir.

www.ekopolitik.org 22

Küresel Kriz ve Türkiye

İçerisinde yaşadığımız kriz ortamının aşılması ve reel sektörün tekrar canlandırılabilmesi için, iç talepte artış sağlanabilmesi hayati derecede öneme sahiptir. Bu noktada, iç talebi arttırmak için faiz oranlarında yapılacak hızlı indirimlere ek olarak maliye politikası alanında alınanacak önlemler özellikle önem kazanmaktadır. Doğalgaz üzerinden tahsil edilen dolaylı vergi oranında yapılacak bir indirim doğrudan sanayicinin üretim maliyetini düşürücü etki yapacaktır. Kurumlar ve gelir vergisinin bir yıllık limitli bir süre ile indirilmesi de sanayicinin rahatlamasını sağlayacaktır. Doğrudan ve dolaylı vergilerde yapılacak indirimler kamu maliyesine fazladan maliyet çıkarsa bile yukarda incelendiği üzere Türkiye yıllardır sıkı maliye politikası uyguluyor olmasından dolayı bu maliyeti belirli bir süre için göğüsleyebilecek güce sahiptir. Bu noktada hükümetin bütçe dengesini korumak ile reel sektörü kurtarmak arasında bir karar vermesi gerekmektedir. Fakat bozulan bütçe dengesini tekrar kurmanın batmış bir reel sektörü tekrar inşa etmekten daha kolay olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.

Büyük buhrandan sonra ortaya çıkan sıkıntılar faşist ve totaliter rejimlere iktidar yolunu açarken Dünya’yı 2. Dünya savaşına götüren süreci de başlatmıştı.

Krizin Türkiye ve Bölge Ülkelere Olası Ekonomik ve Politik Yansımaları
Kapitalist ekonomik sistem krizlerle beslenen bir yapıya sahiptir. Kapitalizmin tarihi boyunca ortaya çıkan irili ufaklı bir çok ekonomik kriz öncelikle ekonomik yapıların dünya üzerinde yeniden yapılandırılmasına neden olmuştur. Ekonomik yapıların yaşadıkları değişimler beraberinde politik ve siyasi sonuçlar da getirmişler ve hatta savaşlara neden olmuşlardır. 1929 ekonomik buhranından sonra dünya milletlerinin yaşadığı ekonomik sıkıntılar dünya üzerinde faşist ve totaliter rejimlerin iktidara gelmesinin yolunu açmış ve bu durum herkes tarafından bilindiği üzere dünyayı ikinci dünya savaşına götüren sürecin başlamasına yol açmıştır. Krizlerle ortaya çıkan bu yıkım ve yeniden yapılanma süreci, gerektiğinde dünya kapitalizminin çevresinde yer alan azgelişmiş ülkelerin coğrafi sınırlarının yeniden çizilmesine olanak sağlayacak yerelleştirilmiş savaşlar şeklinde de gerçekleştirilebilir. Emperyalizm kuramının öncülerinden olan Rosa Lüksemburg’un düzeltici savaş olarak adlandırdığı bu şiddet ve yıkım olgusu günümüz küresel krizinin tamamlayıcı bir unsuru olarak yaşanabilir.

Krizlerle ortaya çıkan yeniden yapılanma süreci düzeltici savaş denilen bölgesel savaşlara yol açmaktadır

www.ekopolitik.org 23

Küresel Kriz ve Türkiye
Türkiye böyle bir siyasi yeniden yapılanma tasarımlarının merkezinde olan bir coğrafyada bulunmaktadır8. Gerçekten de ülkemiz Orta Doğu, Kafkasya ve Balkanlar gibi sorunlu üç bölgenin ortasında yer almaktadır. Böylesine riskler taşıyan bir bölgede bulunan Türkiye, eğer hükümet krizi doğru yönetebilmeyi başarırsa dış politika ve ekonomi alanında krizden dolayı fırsatlar sağlayabilecekken, kriz yönetimin başarısız olması halinde ise bir çok problem ile karşı karşıya kalabilecektir. Krizle birlikte gerileyen petrol fiyatları Türkiye gibi ithalatçı ülkelerin dış ticaret giderlerinin düşmesini sağlarken öte taraftan petrol ihracatçısı olan ülkeler açısından ise önemli oranda gelir kaybına yol açacaktır. Irak ulusal hükümetinin çıkardığı petrolden %17 oranında pay alan Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nin gelirlerinde, petrol fiyatlarında yaşanan düşüşten dolayı ekonomik gelirlerin ciddi oranda azalması beklenmektedir. Kuzey Irak Kürt Yönetimi lideri Mesut Barzani, şu ana kadar Kerkük ve Musul’da çıkarılan petrolün gelirinin yine o bölgeye ait olduğunu sürekli olarak savunmuş ve Bağdat’daki hükümet ile petrol gelilerinin paylaşımı konusunda itilaf içerisinde olmuştu. Kuzey Irak Yönetimi’nin Irak Hükümeti’nden aldığı petrol gelirlerinden payın azalması, bir taraftan Kerkük üzerinde mutlak hak iddia eden Barzani yönetiminin hareket alanını sınırlandırıp pazarlık gücünü de azaltırken diğer yandan, zaten parçalı bir yapıya sahip olan Irak’ın bölünmesine neden olacak bir sürecin başlamasına da yol açabilir. Irak’ın toprak bütünlüğüne çok önem veren ve Kuzey Irak’ta bağımsızlığını ilan edecek olası bir Kürt devletini savaş nedeni sayan Türkiye’nin bu gelişmeleri yakından değerlendirip, Irak politikasını tekrar gözden geçirmesi gerekmektedir. Petrol ve doğalgaz ihracatının toplam ihracat içerisinde payı %60 civarında olan Rusya da ekonomik krizden ciddi oranda etkilenen ülkelerin başında gelmektedir. Yüksek seyreden petrol fiyatlarından dolayı yıllardır dış ticaret ve bütçe fazlası veren Rusya’nın 2009 yılı bütçesinin şimdiden açık vereceği kesinlik kazanmıştır. Önümüzdeki dönemde Rusya ‘nın ekonomik sorunlar

8

Yeldan,E(2008) Küresel Krizin Türkiye’ye Yansımaları

www.ekopolitik.org 24

Küresel Kriz ve Türkiye
ile boğuşacak olması Türkiye’ye daha aktif bir Kafkasya polikası izlemek için fırsatları da beraberinde getirebilir. Rusya ile Gürcistan arasında Ağustos ayı içerisinde yaşanan savaş bölge dengelerini oldukça olumsuz etkilemişti. Türkiye Gürcistan ile yakın ekonomik ve siyasi ilişkilere sahiptir. Ekonomik kriz nedeniyle Rusya’nın bölge siyasetinde etkinliğinin azalmasından doğacak bir boşluğu Türkiye doldurmayı başarırsa hem ekonomik hem de politik anlamda ciddi kazanımlar elde edebilir. Bu bağlamda Türkiye öncelikli olarak, Temmuz ayında temelleri atılan Kars-Tiflis-Bakü Demiryolu Projesi’nin kriz nedeniyle yaşanabilecek finansman sorunlarından kaynaklanabilecek olası gecikme problemlerini bertaraf etmelidir. Yıllardır ekonomik sorunlar ile boğuşan Ermenistan’ın da krizden dolayı etkilenecek olması ve Ermenistan’ın hamisi durumunda bulunan Rusya’nın bölgedeki etkinliğinin azalması ihtimali Türkiye Ermenistan ilişkilerinde yeni açılımların doğmasına yol açabilir. Ermenistan’ın yeniden yapılandırılması için Türkiye’nin liderliğinde hazırlanacak bir kredi ve projeler paketi ve Ermenistan’la sınır kapısının tekrar açılması iki ülke ilişkilerinde normalleşme sürecini başlatabilir. Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmesi ile başlayabilecek bu süreç Türkiye’nin dış politika alanında en büyük kronik sorunlarından birisi haline gelen sözde Ermeni soykırımı probleminin de Türkiye’nin tezleri doğrultusunda çözülmesini sağlayabilir.
Krizin derinleşmesi halinde işşiz halk kitleleri Yunanistan’da olduğu gibi sosyal patlamalara neden olabilir.

Rusya’nın küresel krizden en çok etkilenen ülkelerden biri olması Türkiye’nin daha etkin bir Kafkasya politikası izlemesi icin fırsat olabilir.

Yunanistan’da geçtiğimiz haftalarda bir gencin polis tarafından vurulması ile başlayan ve bir çok şehirde insanların polislerle günler süren sokak çatışmasına girmelerine neden olan olayların temelinde, aslen ekonomik kriz kaynaklı sorunlar yer almaktadır. Krizin derinleşmesi ve kriz yönetiminde AK Parti hükümeti’nin başarısız olması durumunda kolaylıkla manipüle edilebilecek halk kitlelerinin ülkemizde de bu tarz eylemlere girmesi riski oldukça yüksektir. Her ne kadar hükümet krizin ülkemizi teğet geçeceğini vaysaysa da, raporun önceki bölümlerinde incelendiği üzere makro ekonomik veriler Türkiye’nin çok hızlı bir şekilde resesyona girdiğini göstermektedir. Normal şartlar altında bu gelişmeler ışığında Mart sonunda yapılacak yerel seçimlerde Ak Partinin oy kaybetmesi beklenmesine rağmen, Başbakan’ın Davos zirvesinde yaptığı çıkış

www.ekopolitik.org 25

Küresel Kriz ve Türkiye
sonrasında gelişen olumlu tepkiler yerel seçimlerden Ak Partinin yine birinci parti olarak çıkmasını ve Türkiye genelinde bir çok belediyeyi tekrar kazanmasını sağlayacaktır. Fakat asıl sorun 2009 yılı ortalarında itibaren ve sonrasında kendisini gösterecektir. Krizin derinleşmesi ile hükümete yönelik artacak eleştiriler beraberinde AK Parti’nin içinden bir parçalanmayı getirebileceği gibi dışarıdan yeni oluşumların da güçlenmesine yol açabilecektir. AK Parti’nin kriz yönetiminde başarısız olması durumunda, 2009 yılı sonunda veya 2010 yılı başında zorunlu hale gelebilecek bir erken genel seçim ile iktidarı kaybetmesi hatta daha da ötesinde siyasi ömrünü tamamlaması ihtimali hiç de azımsanamayacak derecededir. 2001 yılında yaşanan ekonomik krizi yönetemeyen DSP’nin 2002 yılı sonunda yapılan erken genel seçimlerinde düştüğü durum Türk halkının ekonomik krizlere karşı ne kadar duyarlı bir seçmen kitlesi olduğunu göstermektedir.

Krizin derinleşmesi ve Ak Parti’nin krizi yönetmekte başarısız olması durumunda 2009 yılında erken genel seçim olması ihtimali vardır.

Krizden sonra Yeni Dünya Düzeni Nasıl Olacak ?
Mevcut küresel finansal sistemin riski doğru ölçemediği görülmektedir. Özellikle 1980 sonrası finansal piyasaların efektif çalışacağı ve riski en iyi şekilde ölçeceği ve yöneteceği varsayımına dayanarak başlatılan deregülasyon sürecinin sonu gelebilir. Yeni bir sistemin kurulmasının önündeki en büyük engel yine finansal piyasalardır. Finansal kuruluşlar kurtarıldıktan ve krizin etkileri azaldıktan sonra tekrar bağımsız bir şekilde kar peşinde koştukları günlere dönmek isteyeceklerdir. Ancak politika yapıcıları karın özelleşip, riskin genelleşmesini sağlayan eski sisteme dönüş noktasında pek istekli olmayabilirler çünkü reel sektörle birlikte geniş halk kitleleri finans piyasalarının sorumsuzluğunun faturasını yeniden ödememe noktasında direnç gösterecektir. Nitekim krizin faturasını ağır bir şekilde ödeyen AB, hiçbir finans kuruluşunun, hiçbir piyasanın ve hiçbir otoritenin uygun ve yeterli düzenlemeden ve denetimden kaçamayacığını, yeni kurulacak küresel finansal sistemin hesap verebilirlik ve şeffaflık ilkelerine dayanması gerektiğini ısrarla vurgulamaktadır. Türkiye başta olmak üzere büyümesinde dış ticaretin önemli rol oynadığı ülkeler de kısa dönemde ticareti engelleyici politikalardan uzak durmaya çalışacaktır.

Yeni kurulacak finansal sistem hesap verebilirlik ve şeffaflık ilkelerine dayanmalıdır.

www.ekopolitik.org 26

Küresel Kriz ve Türkiye
Krizin derinleşmesi halinde oluşacak sosyal patlamalar ülkelerin krizle mücadele için birlikte hareket etme kabiliyetlerini ortadan kaldıracaktır.

Yaşanan kriz ABD de dahil olmak üzere devletlerin tek başlarına çözüme kavuşturacağı bir yapı içermemektedir. Dolayısıyla ülkeler birlikte hareket ederek krizi düzeltmeye çalışacaklardır. Nitekim G20 toplantısından, koordineli hareket etme sonucu çıkmıştır. Ancak derinleşerek devam eden ekonomik krizin yaratacağı sosyal patlamalar ülke yönetimlerini paniğe sokarak ülkeleri kendi içlerine dönmeye yöneltebilir. Oluşacak bu kaotik durumda ülkelerin krize karşı koordinasyon içerisinde hareket etmeleri kararı uygulanmaktan uzak olacaktır. Dış talepten ümitlerin kesilmesi durumunda kapalı ekonomik sistemler gündeme gelebilir. Ancak bu tepkilerin kısa dönemli olacağını ve uzun dönem sürdürülemeyeceğini söyleyebiliriz. Çünkü bilgi ve iletişim teknolojileri ile dünyanın geldiği nokta küreselleşmenin önüne geçilmesini imkânsız hale getirmiştir. Sosyal ve kültürel olarak küreselleşmenin etkisi her geçen gün artarken değişimin öncüsü olan iktisadi ilişkilerin bu süreçten uzun dönemli kopması beklenemez. Önümüzdeki dönemde krizin etkilerinin boyutu, geleceğin nasıl olacağının cevabını da bir miktar taşımaktadır. Krizin daha fazla derinleşmesi ülkelerde deflasyonun ve işsiz orduları oluşacağı anlamına gelmektedir. İşsizliğin artması eksik tüketim sorunu yaşayan ekonomilerin bu sorunu daha fazla yaşamasına neden olacaktır. 1929 buhranında kendi üreticilerini korumak adına ABD’nin gümrükleri yükseltmesi sonucu bütün ülkelerin gümrükleri bir anda yükseltmesi ticareti bitirme noktasına getirmiş ve bu durum reel sektörün daha fazla etkilenmesine krizin derinleşmesine neden olmuştu. Bu tecrübeye sahip ABD’nin ticareti engelleyici politikalardan bir müddet uzak duracağı söylenebilir. Kriz sonrası dönemde kurulacak olan yeni finansal sistem küresel özelliğini koruyacaktır ancak yeniden benzeri bir yıkıma yol açmaması için katı düzenlemelere ve denetime tabi olacaktır. Yeni bir Bretton Woods sistemi bu durumda gündeme gelebilir. Çünkü paranın altın standardından koparılması spekülatif para hareketelerinin yolunu açmış ve reel ekonomiden kopmasına neden olmuştur. Yeni sistem bu bağların yeniden kurulması ve spekülasyonu minimize edecek şekilde düzenlenecektir.

www.ekopolitik.org 27

Küresel Kriz ve Türkiye
AB başta olmak üzere yeni iktisadi güçlerin tarih sahnesine çıkışı ve ABD’nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durum, küresel sistemin hamiliğinin artık ABD tarafından tek başına yapılamadığını göstermektedir. Bundan sonraki süreçte denetim mekanizmasını yürütecek küresel kurumların ortaya çıkmasını bekleyebiliriz. Nitekim Avrupa Birliği ülkeleri IMF’nin yeniden yapılandırılarak bu türden bir kuruma dönüştürülmesini tartışmaya açmışlardır. Yeni finansal sistemde IMF’ye merkezi bir rolün verilmesi ve yeni krizleri önleme sorumluluğunun IMF’ye verilmesi istenmektedir. Ayrıca krizin derinliği doların rezerv para olma özelliğini kaybetmesine neden olabilir. Bölgesel olarak Dolar, Avro, Yen ve Yuan merkezli yeni parasal sepetlerin kurulması gündeme gelebilir. IMF parası, Nato currency gibi yeni para birimleri bile ifade edilir olmuştur. Küresel sistemler karşısında ulusal ekonomilerin ve kurumların yerelliği problem oluşturmaktadır. Yeni sistemle daha uyumlu çalışabilecek yeni oluşumlar gündeme gelebilir. Örneğin AB benzeri yeni bölgesel yapılar oluşabilir. Uygulanan politikalar bekleneni karşılayıp kriz daha fazla derinleşmediği taktirde, eski sistem üzerinde çok radikal değişimler gerçekleşmeyebilir. Bazı revizyonlarla mevcut sistemin varlığını devam ettirebilmesi olası görünmektedir. Yaşanılanın bir sistem krizi olduğu ve müdahalelerle sistemin ayakta tutulmaya çalışıldığı göz önünde bulundurulursa, küçük revizyonlarla şu anki küresel finansal ve ekonomik sistemin uzun süre sağlıklı işleyemeyeceği açıktır. Sermaye daha fazla genişleyebilmek için kendine sistem içerisinde boşluklar üretmeye devam edecektir ve sistem yakın gelecekte yeniden daha büyük bir çöküşe doğru gidecektir. Son krizde bilinen bütün silahlar kullanıldığı için bilinen politikalarla yeni oluşacak krizin savuşturulması da pek mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla krizin derinliğinin artmaması uzun vadede olumlu sonuçlar vermeyecektir.

Küçük revizyonlarla şu anki sistemin uzun süre sağlıklı işleyemeyeceği açıktır.

www.ekopolitik.org 28

Küresel Kriz ve Türkiye
Sonuç
2007 yılında dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’de konut piyasasında başlayan sorunlar bugün dünya üzerindeki bütün ülkeleri çeşitli boyutlarda etkileyen küresel bir kriz haline dönüşmüş durumdadır. Bu noktada cevabı herkes tarafından en çok bilinmek istenen soru ‘krizin ne zaman sonlanacağı ?’ olmaktadır. Genel beklentiler dünya ekonomisi’nin 2009’un 3. çeyreğinden itibaren bir toparlanma süreci içerisine gireceğine ilişkindir. Öte yandan krizin gün geçtikçe derinleşiyor olması ileriye yönelik beklentilerin daha da bozulmasına yol açmakta ve dünya genelindeki toparlanmanın 2010 yılına hatta 2011 yılına sarkacağına ilişkin yorumların da artmasına neden olmaktadır. Krizin ne zaman biteceğine ilişkin ekonomistler arasında bir görüş birliğine henüz varılamamasına rağmen, krizin dibinin bulunmaya başladığına ilişkin inanç artış göstermektedir. Bu düşüncenin oluşmasında dünya genelinde takip edilen bazı öncü ekonomik göstergelerin Ocak ayından itibaren tekrar yükselmeye başlıyor olmaları etkili olmuştur. Küresel ticaretteki daralmaya en hızlı tepkiyi veren deniz ticaretine ilişkin en önemli gösterge niteliği taşıyan Baltic Dry İndeks 2008 Aralıkta dip noktasını görmesinin ardından 2009 yılında tekrar yükselişe geçmiştir. Buna ek olarak, bakır,nikel, çinko, platin gibi küresel ticarette en çok el değiştiren emtiaların fiyatlarında son iki ayda görülen artışlar ve diğer öncü ekonomik göstergelerin son iki ay içerisinde dip noktalarından dönmeye başlaması krizin dibinin bulunduğu inancının güçlenmesine neden olmaktadır. ABD gayrimenkul sektöründe başlayan ve bütün dünyanın krizi haline gelen sürecin nereye gideceği, ve ne zaman sonlanacağına ilişkin öngörüler yapmak şu an itibariyle oldukça zordur. Fakat krizi aşmak için ABD’nin almış olduğu ciddi önlemlerin nasıl sonuçlar vereceği ve daha da önemlisi yeni ABD başkanı Obama’nın ülkesini ve dolayısıyla dünyayı krizden kurtarmak için neler yapacağı, nasıl kararlar alacağının krizin nerede sonlanacağı sorusuna doğru cevaplar verilmesi için yakından izlenmesi gerekmektedir. Krizin kaynağı olan ve krize ilk giren ülke ABD olmakla birlikte halen dünyanın en büyük ekonomisi konumunda olmasından dolayı, krizden çıkış için ilk gözlemlenecek ülke yine ABD olacaktır.

Türkiye’de krizin asıl yıkıcı etkileri 2009 yılı ikinci çeyreğinden itibaren görülmeye başlanacaktır.

www.ekopolitik.org 29

Küresel Kriz ve Türkiye
Krizin etkilerinin daha geç hissedildiği Türkiye ekonomisi ise 2009 yılında krizin gerçek boyutları ile karşı karşıya gelecektir. En son makro ekonomik veriler krizin etkilerinin ülkemizde gün geçtikçe ağırlaşmaya başladığını ve Türkiye ekonomisinin dibe doğru süratle gittiğini göstermektedir. Fakat şu anda elimizdeki veriler ışığında Türkiye ekonomisi için krizin dibinin bulunduğu yorumunun yapılması oldukça zor görünmektedir. 2009 yılının zor bir yıl olacağı herkes tarafından kabul edilmesine rağmen, krizin ülkemize etkilerinin neler olacağı konusuna açıklık getirmek için ilerleyen bölümde kendi çizdiğimiz iyimser, kötümser ve muhtemel senaryolar dahilinde krizin Türkiye için ekonomik ve politik etkilerini analiz etmeye çalıştık. İyimser Senaryo Bu senaryoya göre; ABD Başkanı Barack Obama'nın ekonomik krizle mücadele için desteklediği 838 milyar dolarlık yeni kurtarma paketi ABD ve dünya tarafından olumlu olarak değerlendirilecek; öncelikle ABD halkının ileriye yönelik beklentilerinde yaşanacak düzelme dünya genelinde krizin sonlanmakta olduğuna ilişkin olumlu havayı arttıracaktır. Bu doğrultuda ABD ekonomisi 2009’un 3. çeyreğinden itibaren tekrar büyüme sürecine girecek ve bu süreci diğer dünya ekonomileri de takip edecektir. Dünya’nın en büyük ekonomisi konumunda bulunan ABD’nin iç talebinde görülecek canlanma Çin gibi gelişmekte olan ekonomilerdeki üretim artışlarını da tetikleyecek, ayrıca dünya genelinde ertelenmiş olan yatırımların başlaması ile 2010 yılından itibaren dünya tekrar bir büyüme sürecine girecektir. Krizin kısa sürmesi halinde Türkiye krizden çok fazla etkilenmeden çıkan şanslı ülkelerden birisi haline gelecektir. 2009 yılında karşılacağımız en büyük sorun olan dış finansman sorunu yeniden normalleşmeye başlayan uluslararası kredi piyasalarından yenilenebilecek krediler ile halledilebilecektir. Türk Bankacılık sektörünün sendikasyon kredilerini ve özel sektörün kısa vadeli boçlarını maliyetleri yükselmiş olmasına rağmen yenilemiş olması içerde döviz kurunun değerlenmesi sürecini durduracaktır. 2009 yılında gerçekleşecek 10 milyar doların üzerinde doğrudan sermaye yatırımları ve milli piyango, şeker fabrikaları ve otoyol özelleştirmelerinden elde edilecek gelirler ayrıca düşen emtia fiyatları nedeniyle zaten çok büyük sorun olmaktan çıkmış bulunan 2009 yılı cari işlemler dengesinin finansmanı IMF ile anlaşmaya www.ekopolitik.org 30

İyimser senaryoya göre dünya ekonomilerinde büyüme 2009 yılının sonunda tekrar başlayacak Türkiye bu krizden çok da yara almadan kurtulmayı başaracaktır.

Küresel Kriz ve Türkiye
gidilmesine gerek olmadan sağlanmış olacaktır. Buna ek olarak dünya ekonomilerinin 2009’un 3. çeyreğinden itibaren tekrar büyüme sürecine girdiği ve krizin bittiğine ilişkin beklentiler ihracatımızdaki düşüşü öncelikle durdururken iç piyasanın da 2009’un ikinci yarısından itibaren tekrar canlanmasını sağlayacaktır. Bu noktada isşizlik oranlarında yılın ilk çeyreğinde artış olması kaçınılmazdır. Fakat Dünya da ve Türkiye de etkileri hissedilmeye başlanacak olan normalleşme sürecinin etkisiyle, kapanan fabrikaların yeniden faaliyete geçeceği ve bunun 2009 yılının ikinci yarısından itibaren işsizlik oranlarının azalmasına yardımcı olacağı düşünülmektedir. Bu tabloya göre 2009 yılı Mart ayında gerçekleşecek yerel seçimlere başbakanın Davos Zirvesinde yaptığı çıkışın psikolojik etkileri ile birlikte yıpranmadan girebilecek, Türkiye genelindeki yerel yönetimlerin çok büyük kısmını tekrar kazanacaktır. 2009 yılında %2 civarında büyüyecek olan Türkiye ekonomisi dünya ekonomisinden daha hızlı bir şekilde toparlanma sürecine girerek 2010 yılından itibaren tekrar %4’ün üzerinde büyüme oranına kavuşacaktır. Krizin kısa sürmesi ihtimalinde Türkiye’de siyasi riskler görülmezken ülkemiz bölgesinde etkinliğini ekonomik ve politik açıdan daha da artırmış bir ülke haline gelecektir. Kötümser Senaryo
Kötümser senaryoya göre Dünya da kriz derinleşirken 2009 yılında Türkiye ciddi ekonomik ve sosyal problemler ile karşılaşacak ve AK Parti hükümeti erken genel seçime gitmek zorunda kalacaktır.

Kötümser senaryoda ise temel olarak krizin Dünya’da ve Türkiye’de daha da derinleşeceğine ilişkin beklenti ana tez olarak kabul edilmiştir. ABD Hazine Bakanı Timothy Geithner tarafından açıklanan, yeni finansal kurtarma planının genel olarak piyasanın beklentilerini karşılamaktan uzak olması, ileriye yönelik beklentilerin daha da bozulmasına yol açacaktır. Sorunlu olan ABD otomotiv sektörünü kurtarmak için yeni ABD yönetiminin kaynak ayırmak istememesi ve GM, Chrysler gibi dünya otomotiv devlerinin iflaslarına izin verilmek zorunda kalınması beraberinde dünya çapında farklı sektörlerden iflasları da getirecektir. Bu gelişmeler sonucunda dünya ekonomilerinin uzun süreli hatta yıllar sürecek bir resesyona gireceğine ilişkin beklentiler daha da geçerlilik kazanacak ve dünya ticaretinde ciddi anlamda düşüşler gözlemlenecektir.

www.ekopolitik.org 31

Küresel Kriz ve Türkiye
IMF ile andlaşmanın gerçekleşmemesi beraberinde dış finansmanda sorunlar yaşanmasınına neden olacaktır. Yurtdışı piyasalardan tekrar borçlanma imkanı bulamayan özel sektörde iflaslar başlayacak ve geri ödenemeyen kredilerden dolayı Türk Bankacılık sistemininde görülmeye başlayabilecek problemler banka batışlarının yaşanmasına neden olabilecektir. İşsizliğin artması sonucu öncelikle suç oranlarında artışlar gözlemlenecek ve sonrasında krizden dolayı işlerini kaybeden umutsuz halk kitlerininin manipüle edilmesiyle birlikte komşumuz Yunanistan’da yaşanan olayların benzeri toplumsal olaylar Türkiye’de de yaşanabilecektir. Ekonomik koşulların gün geçtikçe bozulduğu bir ortamda yerel seçimlere gidilecek olmasına rağmen, Başbakan’ın Davos zirvesini terk etmesinin iç siyasete olumlu yansımalarına ek olarak muhalefet partilerinin seçim söylevlerinde başarısız olması özellikle CHP’nin açılımlarının halk tarafından inandırıcı bulunmaması gibi nedenlerden dolayı AK parti yerel şeçimlerden ciddi bir şekilde oy kaybına uğramadan çıkabilecektir. Hükümetin kriz yönetiminde başarısız olmasından dolayı gün geçtikçe daha da ağırlaşan ekonomik koşullar halkın ve muhalefetin tepkisinin daha sert dile getiriliyor olmasına neden olacaktır. Ağırlaşan siyasi koşullar nedeniyle 2009 yılı sonu veya 2010 yılı başlarında erken genel seçime gitmek zorunda kalan AK Parti hükümeti seçimlerden ağır bir yenilgi ile çıkacak ve iktidarı kaybedebilecektir. Muhtemel Senaryo Gerçekleşmesini olası gördüğümüz bu senaryoya göre, ABD’nin başkanı Obama'nın açıklayacağı yaklaşık 838 milyar dolarlık yeni kurtarma paketinin dünya üzerinde yaratacağı sınırlı iyimser hava, krizin dibinin bulunduğu yönündeki beklentileri güçlendirici etki yapacaktır. Fakat dünyanın tekrar büyüme sürecine girmesi beklentilerin aksine 2009 yılı 3. çeyreğinden itibaren gerçekleşmeyip 2010 yılına sarkacaktır. Ekonomilerin tekrar büyüme sürecine girmesinden sonra Dünya’da ve Türkiye’de büyüme hızları oldukça düşük seyretmeye devam edecektir. Bu durum ülkemizdeki isşizliğin de artmaya devam etmesine neden olacak ve işsizlik önümüzdeki dönemde Türkiye’nin karşılaşacağı en büyük sorun haline gelecektir.

Muhtemel senaryoya göre, 2010 yılından itibaren dünya ekonomilerinde büyüme süreci tekrar başlayacaktır.

www.ekopolitik.org 32

Küresel Kriz ve Türkiye
IMF ile anlaşmanın olmayacabileceğine ilişkin Başbakan tarafında açıklamalar yapılıyor olmasına rağmen 2009 yılında Türkiye’nin yumuşak karını olan dış finansman imkanlarında görülen daralmanın etkisi ve artan doviz kurlarının yarattığı baskı ile IMF ile yerel seçimlerden sonra anlaşmak zorunda kalınacaktır. Yapılacak IMF anlaşmasından sağlananacak kaynak ile 2009 yılında 20 milyar dolar seviyesine gerileyeceği tahmin edilen cari işlemler açığının finansmanı sorunu ortadan kalkacaktır. Ayrıca bu antlaşma uluslararası piyasalarda Türkiye’nin kredibilitesini olumlu etkileyecektir. Dünya genelinde bankacılık kesiminde iflasların da sona ermesiyle özellikle 2009’un ikinci çeyreğinden itibaren yeniden canlanmaya başlayan kredi piyasalarından Türk bankaları ve özel sektörü sendikasyon kredilerini ve döviz kredilerinin büyük bir kısmını yüksek borçlanma maliyetlerine katlanmak zorunda olmalarına rağmen yenileyebileceklerdir. Bu durum dahilinde, döviz kurlarında limitli yukarı yönlü bir trend devam edecek olmasına rağmen 2001 yılında yaşadığımız gibi bir döviz krizi olmadan Türkiye 2009 yılını atlatabilecektir. Makro ekonomik dengelerde bozulmalar yaşanacak olmasına rağmen 2009 yılında Türkiye ekonomisi kontrolsüz şekilde şoklara girmeyecektir. İşsizlik oranında ciddi oranda artış görülecek olmakla birlikte işsizlikteki artış ülkemizde Yunanistan’da görüldüğü gibi büyük toplumsal olaylara yol açmayacaktır. Krizden çıkılacağına ilişkin olumlu beklentiler 2009 yılının ikinci yarısından itibaren hakim olmaya başlamakla birlikte işsizlikle mücadelede başarısız olunması hükümete yönelik çeşitli kesimlerden gelen eleştirilerin gün geçtikçe artmasına neden olacaktır. Bunlara ek olarak, halen Anayasa Mahkemesi tarafından görülen DTP’nin kapatma davasından partinin kapatılması kararı çıktığı takdirde, düşen milletvekillikleri için 2009 yılında ara seçim yapılması anayasaya göre zorunlu hale gelecektir. Yapılacak olası bir ara şeçimi genel seçime dönüştürme konusunda iktidara baskılar gelecek olmasına rağmen, Ak Parti hükümetinin 2009 yılında erken genel seçim kararı alması ihtimalini oldukça zayıf olarak değerlendirmekteyiz.

DTP’nin kapatılması durumunda 2009 yılında yapılacak ara seçimlerin genel seçimlere dönüşmesi ihtimali vardır.

www.ekopolitik.org 33

Küresel Kriz ve Türkiye
2009 yılında bir erken genel seçim yapılması durumunda da, Ak Parti seçimlerde oy kaybına ugrayacak olmasına rağmen, hükümet kurmak için yeterli salt çoğunluğa sahip bir şekilde seçimlerden çıkabilecektir. Genel seçimlerin 2009 yılında değilde zamanında yapılması durumunda ise, iki dönemdir iktidarda olmanın verdiği yıpranmaya ek olarak, işsizlikle mücadelede yeterince başarılı olunamamasından dolayı, Ak Parti’nin seçimlerde iktidarı kaybetmesi ve muhalefete düşmesi ihtimali oldukça yüksektir.

Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi
www.ekopolitik.org Büyükdere Cad. Naci Kasım Sok.No:3/1 Hüseyin Özer İş Hanı 34387 Mecidiyeköy/Şişli İstanbul Tel: +90(212) 356 41 85 Fax: +90(212) 356 41 87 info@ekopolitik.org

www.ekopolitik.org 34

Küresel Kriz ve Türkiye
Kaynaklar
Commerzbank EM Facing Strong Headwinds in 2009 www.commerzbank.com Deutsche Bank Emerging Markets Outlook 2009 www.deutschebank.com Egilmez,Mahfi(2008) Küresel Finans Krizi, Remzi Kitabevi Galbraight, Kenneth(1988) The Great Crash 1929, Houghton Mifflin Company Hazine Müsteşarlığı 2009 yılı Borçlanma Programı www.hazine.gov.tr J.P Morgan-CEEMEA Year Ahead 2009, 20 November 2008 www.jpmorgan.com Maliye Bakanlığı Aralık Ayı Bütçe Gerçekleşmeleri Raporu www.maliye.gov.tr Maliye Bakanlığı 2006-2008 Orta Vadeli Plan www.maliye.gov.tr Oecd Economic Outlook November 2008 www.oecd.com Oil Voice- Iraq Cuts National Budget as Oil Falls http://www.oilvoice.com/n/Iraq_Cuts_National_Budget_as_Oil_Falls/31f08bb5.aspx TCMB 2009 Yılı Para Ve Kur Politikası Raporu www.tcmb.gov.tr TCMB Şubat Ayı Birinci Dönem Beklentiler Anketi www.tcmb.gov.tr TÜİK Ocak Ayı Enflasyon Raporu www.tuik.gov.tr TÜİK Aralık Ayı Tüketici Güven Endeksi www.tuik.gov.tr TÜİK Aralık Ayı Dış Ticaret Raporu www.tuik.gov.tr TÜİK Ocak Ayı Sanayi Üretim Endeksi Raporu www.tüik.gov.tr Yabancı Sermaye Derneği www.yased.org.tr Yeldan, Erinç(2008) Küresel Krizin Türkiye’ye Yansımaları www.bilkent.edu.tr/~yeldane/Yeldan184_15Ekm08.pdf

• • • • • • • • • •

• • • • • • • •

www.ekopolitik.org 35