P. 1
Davinci s if Resi

Davinci s if Resi

|Views: 11|Likes:
Published by Soner Kulte
Dan Brown
Dan Brown

More info:

Published by: Soner Kulte on May 18, 2013
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

02/24/2014

pdf

text

original

Teşekkür

Öncelikle, bu proje üzerinde bunca çaba sarf ettiği ve kitabın ne hakkında olduğunu tam anlamıyla kavradığı için, dostum ve editörüm Jason Kaufman'a teşekkür ederim.Da Vinci Şifresi 'nin yorulmak bilmez şampiyonu, olağanüstü temsilcim ve güvenilir dostum Heide Lange'a teşekkür ederim. Doubteday'deki harika takıma cömertliği, inancı ve fevkalade rehberliğinden ötürü duyduğum minneti kelimelerle ifade edemem. Bu kitaba başından beri inanan Bill Thomas ve Steve Rubin'e özellikle teşekkür ederim. Ayrıca yayınevindeki ilk destekçilerim, Michael Palgon, Suzanne Herz, Janelle Moburg, Jackie Everly ve Adrienne Sparks liderliğindeki gruba, Doubleday'in satış bölümündeki yetenekli insanlarına ve o harika ceket için Michael Windsor'a teşekkür ederim. Bu kitabın araştırma aşamasındaki cömert yardımlarından ötürü, Louvre Müzesi'ne, Fransa Kültür Bakanlığı'na, Gutenberg Projesi'ne, Fransa Milli Kütüphanesi'ne, Gnostic Cemiyeti Kütüphanesi'ne, Louvre'un Tabloları İnceleme ve Belgeleme Servisi Bölümü'ne, Catholic World Haber'e, Greenwich Kraliyet Rasathanesi'ne, Londra Arşiv Derneği'ne, Westminster Abbey'deki Resmi Belge Koleksiyonu'na, John Pike ve Amerikan Bilim Adamları Federasyonu'na, Opus Dei içindeki tecrübeleriyle ilgili gerek olumlu gerek olumsuz hikâyelerini paylaşan beş (üç faal, iki eski) Opus Dei üyesine teşekkürlerimi sunarım. Ayrıca araştırma yaptığım kitapları bulup sunan Water Street Kitabevi'ne, Altın Oran ve Fibonacci Dizimi konusundaki yardımlarından ötürü matematik öğretmeni ve yazar babam Richard Brown, Stan Flanton, Sylvie Baudeloque, Peter McGuigan, Francis Mclnerney, Margie Wachtel, André Vernet, Anchorball Web Media'daki Ken Kelleher, Cara Sottak, Karyn Popham, Esther Sung, Miriam Abromowitz, William Tunstall-Pedoe ve Griffin Wooden Brown'a minnettarım. Ve son olarak, kutsal dişilere bunca yüklenen bir romanda, hayatıma etkisi olan iki olağanüstü kadından bahsetmemek nankörlük olurdu. Bunlardan ilki annem, Connie Brown -yazı ortağım, beni yetiştiren kadın, müzisyen ve örnek aldığım kişi. Ve eşim Blythe -sanat tarihçisi, ressam, editörlerin en iyisi ve şüphesiz tanıdığım en yetenekli kadın.

GERÇEK:
Sion Tarikatı —1099 yılında kurulmuş olan gizli Avrupa cemiyeti- gerçek bir topluluktur. 1975 yılında Paris'in Milli Kütüphanesi, Sir Isaac Newton, Botticelli, Victor Hugo ve Leonardo da Vinci de dahil olmak üzere, Sion Tarikatı'nın sayısız üyelerinin isimlerini içeren, Les Dossiers Secrets *diye bilinen parşömenleri ortaya çıkarmıştır. Opus Dei olarak bilinen Vatikan Piskoposluğu, beyin yıkama, baskı ve "bedensel çile" denen tehlikeli bir ibadet yapıldığına dair tartışmalar yaratan, koyu dindar bir Katolik mezhebidir. Opus Dei'nin, New York'ta 243 Lexington Caddesi'ndeki 47 milyon dolara mal olan Dünya Merkez Bürosu'nun inşaatı henüz tamamlanmıştır. Bu romanda bahsi geçen tüm sanat eserleri, mimari yapılar, belgeler ve gizli ayinler gerçektir.

Önsöz
Louvre Müzesi, Paris 22.46

Meşhur Müze Müdürü Jacques Sauniére, müzedeki Büyük Galeri'nin kemerli geçidinde sendeledi. Görebildiği en yakın tabloya, bir Caravaggio'ya doğru hamle yaptı. Varaklı çerçeveyi kavrayan yetmiş altı yaşındaki adam, sanat şaheserini duvardan çıkıncaya dek kendine doğru çekti ve Sauniére, tablonun altına sırtüstü yığıldı. Yakınlardaki demir parmaklıklı kapı, tahmin ettiği gibi, gürültülü sesler çıkartarak indi ve salonun girişini kapattı. Parke zemin sallanmıştı. Uzak bir mesafede alarm zilleri çalmaya başlamıştı. Soluk soluğa kalan müze müdürü, bir süre hareketsiz kalarak nefesini dengelemeye çalıştı. Tablonun altından sürünerek çıktı ve kendine saklanacak uygun bir yer aradı. Tüylerini ürpertecek kadar yakından gelen bir ses duydu. "Kıpırdama." Elleriyle dizlerinin üstünde duran müze müdürü donakalmıştı. Yavaşça başını çevirdi. Kilitli kapının dışında, yalnızca beş metre ötede, ona saldıran kişinin devasa silueti durmuş, demir parmaklıklar arasından bakıyordu. Hortlak gibi solgun bir yüze ve beyaz saçlara sahip, uzun boylu, iri cüsseli biriydi. Koyu kırmızı gözbebeklerini pembe iris çevreliyordu. Albino ceketinden çıkardığı silahın namlusunu, parmaklıklar arasından müze müdürüne doğrulttu. "Kaçmamalıydın." Aksanının nereye ait olduğunu anlamak kolay değildi. "Şimdi bana nerede olduğunu söyle." Galerinin zemininde savunmasız bir halde çömelen müze müdürü, "Sana daha önce de söyledim," diye kekeledi. "Neden bahsettiğin hakkında hiç fikrim yok!" "Yalan söylüyorsun." Hayalet gözlerindeki pırıltı dışında kıpırtısız duran adam, ona baktı. "Sen ve kardeşlerin, size ait olmayan bîr şeye sahipsiniz." Müze müdürü adrenalinin arttığını hissetmişti.Adam bunu nasıl biliyor olabilirdi ? "Bu gece gerçek koruyucularına iade edilecek. Bana saklandığı yeri söylersen yaşarsın." Adam silahı müze müdürünün başını hedef alacak şekilde doğrulttu. "Bu, uğruna öleceğin bir sır mı?" Sauniére nefes alamıyordu. Adam başını yan yatırarak, silahın namlusundan dikkatle baktı. Sauniére kendini savunarak ellerini kaldırdı. Yavaşça, "Bekle," dedi. "Sana öğrenmek istediğin şeyi söyleyeceğim." Müze müdürü ardından gelen kelimeleri özenle seçti. Söyledikleri, hiçbir zaman ihtiyaç duymamayı ümit ederek, defalarca tekrar ettiği bir yalandan ibaretti. Müze müdürü konuşmayı bitirdiğinde, saldırganı kendinden emin bir ifadeyle gülümsedi. "Evet. Diğerleri de bana aynen bunları söylemişti." Sauniére pes etmişti.Diğerleri? Dev adam, "Diğerlerini de bulmuştum," diye alay etti. "Üçünü birden. Az önce söylediklerini teyit ettiler." Bu doğru olamazdı! Diğer üçsénéchaux 'un kimliğiyle birlikte müze müdürünün gerçek kimliği, sakladıkları eski sır kadar kutsaldı. Sauniére şimdi,sénéchaux ’larının katı kuralları takip ederek, kendi ölümlerinden önce aynı yalanı söylediklerini anlıyordu. Bu, protokolün bir parçasıydı. Saldırgan bir kez daha silahıyla nişan aldı. "Sen öldüğünde, geriye gerçeği bilen tek kişi ben kalacağım." Gerçek. Müze müdürü bir anda, durumun gerçek dehşetini kavramıştı.Ben ölürsem, gerçek sonsuza dek yok olacak. İçgüdüsel olarak, korunmak için sürünmeye çalıştı. Silah patladığında, müze müdürü midesine giren merminin yakıcı ısısını hissetti. Yüzüstü düştü... acıya karşı mücadele veriyordu. Sauniére yavaşça döndü ve parmaklıkların arkasında, saldırganının bulunduğu yere doğru baktı.

Adam şimdi Sauniére'in başına öldürücü bir nişan almıştı. Sauniére gözlerini kapattı, düşüncelerinde korku ve pişmanlık fırtınaları kopuyordu. Boş bir mermi kovanından gelen ses, koridorda yankılandı. Müze müdürünün gözleri aniden açılmıştı. Adam neredeyse şaşkın bir ifadeyle bakışlarını silahına indirdi. İkinci kez ateş etmeye yeltendi ama sonra Sauniére'in karnına bakıp sırıtarak, vazgeçti. "Buradaki işim bitti." Müze müdürü başını eğdiğinde, beyaz pamuklu gömleğindeki kurşun deliğini gördü. Göğüs kemiğinin birkaç santim altında, ince bir kan dairesiyle çevrelenmişti.Midem . Kurşun, kalbini insafsızca sıyırmıştı. BirCezayir Savaşı gazisi olduğundan, müze müdürü bu korkunç uzun ölüme daha önce tanık olmuştu. Mide asitleri göğüs boşluğuna sızıp, onu içten içe yavaşça zehirlerken on beş dakika can çekişecekti. Adam, "Acı iyidir bayım," dedi. Ardından gitti. Artık yalnız kalan Jacques Sauniére, bakışlarını bir kez daha demir kapıya yöneltti. Kapana kısılmıştı ve kapılar en azından yirmi dakika daha açılmayacaktı. Bu süreden sonra yanına varan kişi ancak ölüsünü bulabilirdi. Buna rağmen, artık duyduğu korku, ölmekten çok daha büyük bir korkuydu. Sırrı birine aktarmalıyım. Güçlükle doğrulurken, öldürülen diğer üç kardeşini hayal etti. Kendilerinden önceki nesli düşündü... göreve getirilecek kadar güvenilen bu insanları. Kırılmayan bir bilgi zinciri vardı . Artık, tüm tedbirlere... tüm şaşırtmacalara rağmen, Jacques Sauniére geriye kalan tek halka ve saklanan en güçlü sırlardan birinin tek koruyucusuydu. Titreyerek ayağa kalktı. Bir yolunu bulmalıyım... Büyük Galeri'de kısılıp kalmıştı ve yeryüzünde meşaleyi devredebileceği tek bir kişi vardı. Sauniére zengin hapishanesinin duvarlarına göz gezdirdi. Dünyanın en ünlü tablolarından oluşan koleksiyon, ona eski bir dost gibi gülümsüyordu. Yüzünü acıyla buruşturarak, tüm gücünü topladı. Önündeki vahim görevin, geriye kalan hayatının tüm saniyelerini alacağını biliyordu.

1
Robert Langdon yavaşça uyandı. Karanlıkta bir telefon çalıyordu, tiz ve tanıdık gelmeyen bir zil sesiydi. Başucundaki lambaya doğru uzanıp açtı. Gözlerini kısarak etrafa baktığında, XVI. Louis tarzı mobilyalarla döşenmiş, duvarlarında el boyaması freskler ve maundan yapılmış devasa bir yatak bulunan, lüks bir Rönesans yatak odası gördü. Hangi cehennemdeyim? Şifoniyerin üstünde duran koyu kırmızı bornozun üstünde, HOTEL RITZ PARİS etiketi vardı. Sis perdesi yavaşça kalkmaya başlamıştı. Langdon ahizeyi kaldırdı. "Alo?" Bir erkek sesi, "Bay Langdon?" dedi. "Umarım sizi uyandırmamışımdır." Langdon sersemlemiş bir halde başucundaki saate baktı. 00.32'yi gösteriyordu. Yalnızca bir saattir uyuyordu ama kendini ölü gibi hissediyordu. "Resepsiyondan arıyorum efendim. Rahatsız ettiğim için özür dilerim, fakat bir ziyaretçiniz var. Acil olduğu konusunda ısrar ediyor." Langdon hâlâ kendine gelememişti.Bir ziyaretçi mi? Bakışları, komodinin üstündeki buruşuk el ilanına sabitlendi. PARİS AMERİKAN ÜNİVERSİTESİ İftiharla sunar! HARVARD ÜNİVERSİTESİ, DİNİ SİMGEBİLİM PROFESÖRÜ ROBERT LANGDON ile BİR AKŞAM

Langdon inledi. Bu akşamki seminer Chartres Katedrali taşları arasına saklanmış bazı pagan sembolleri ile ilgili bir dia gösterisi seyirciler arasındaki bazı muhafazakâr tipleri kızdırmış olmalıydı. Herhalde koyu dindar bir alim, biraz kavga etmek için onu kaldığı yere kadar takip etmişti. Langdon, "Üzgünüm," dedi. "Ama çok yorgunum ve..." Ses tonunu alçaltıp, fısıldayarak konuşan resepsiyon görevlisi, "Fakat efendim," diye ısrar etti. "Ziyaretçiniz önemli bir adam." ' Langdon biraz duraksadı. Dini tablolar ve simgebilim kültü hakkında yazdığı kitaplar onu sanat dünyasında istemese de ünlü biri haline getirmişti. Üstelik geçen yıl Vatikan'da karıştığı ve genişçe haber yapılan hadise, ününü yüzlerce kez artırmıştı. O günden beri kapısına dayanan kendini beğenmiş tarihçilerle, sanat meraklılarının arkası kesilmiyordu. Nezaketi elden bırakmamaya özen gösteren Langdon, "Rica etsem," dedi. "Bu kişinin ismini ve telefon numarasını alıp salı günü Paris'ten ayrılmadan önce kendisini arayacağımı söyleyebilir misiniz? Teşekkür ederim." Resepsiyon görevlisi itiraz edemeden telefonu kapattı. Artık yatakta oturan Langdon, kapağında IŞIKLAR ŞEHRİNDE BEBEKLER GİBİ UYUYUN. PARİS RITZ'DE UYKU, diyerek övünenMisafir İlişkileri Broşürü 'ne kaşlarını çatarak baktı. Arkasını dönüp, odanın diğer ucundaki boy aynasına yorgun gözlerle baktı. Karşısında ona bakan adam -saçları dağılmış ve bitkin- bir yabancıydı. Tatile ihtiyacın var Robert. Geçen yıl ondan çok şey götürmüştü ama aynaların bunu ispat etmesi hoşuna gitmiyordu. Genelde sert bakan gözleri bu gece bulanık ve içine çökmüş görünüyordu. Kirli sakalı çenesini ve gamzeli yanaklarını örtmüştü. Şakaklarındaki griler artmaya, simsiyah saçlarının içlerine sokulmaya başlamıştı. Bayan meslektaşları, gri saçların bilim adamı görüntüsünü vurguladığı hususunda ısrar etseler de, Langdon durumu çok daha iyi anlıyordu. Boston Magazine beni böyle bir görseydi. Geçen ayBoston Magazine , Langdon'ı mahcup ederek onun ismini, en fazla merak uyandıran on kişi arasında yazmıştı... ne işe yaradığı anlaşılmaz bu onur onu, Harvard'lı meslektaşlarının attığı taşların hedefi haline getirmişti. Bu gece, evden dört bin beş yüz kilometre uzakta, bu paye onu kendi verdiği seminerde avlamak üzere yeniden yüzeye çıkmıştı. Paris Amerikan Üniversitesi'nin, Dauphine Salonu'ndaki ev sahibesi, "Bayanlar baylar..." diye duyurmuştu. "Bu akşamki konuğumuzun tanıtılmaya ihtiyacı yok. Kendisi sayısız kitabın yazandır:Gizli Mezheplerin Sembolojileri, Illuminati Sanatı, İdeogramların Kaybolan Dili ve Dini İkonoloji kitaplarının yazarı olduğunu söylediğimde abartmış sayılmam. Pek çoğunuz sınıflarda onun yazdığı kitapları okuyorsunuz." Kalabalıktaki öğrenciler hararetle başlarını salladılar. "Bu gece kendisini etkileyici özgeçmişini anlatarak tanıtmayı planlamıştım. Ama..." Muzip bakışlarını sahnede oturan Langdon'a çevirmişti. "Dinleyicilerden biri az önce bana çok daha fazlasını verdi... ilginç bir tanıtıma ne dersiniz?" Boston Magazine 'in bir kopyasını elinde tutuyordu. Langdon korkuyla irkilmişti.Bunu hangi cehennemden buldu? Ev sahibesi budala makaleden seçtiği pasajları okudukça, Langdon sandalyesinde biraz daha büzülüyordu. Otuz saniye sonra kalabalık sırıtmaya başlamıştı ve kadının susmaya niyeti yoktu. "Ayrıca Bay Langdon'ın, geçen yıl Vatikan'daki kardinaller meclisinde aldığı alışılmadık rol konusunda konuşmayı reddetmesi ona merak sayacında daha büyük puanlar kazandırıyor." Ev sahibesi kalabalığı kışkırtıyordu. "Daha fazlasını duymak ister misiniz?" Kalabalık alkışladı. Kadın yeniden makaleye daldığında, Langdon adeta yalvarıyordu.Biri onu durdursun . "Bazı genç onur konuklarımız gibi yakışıklı ve seksi olmasa da, kırklı yaşlarındaki bu akademisyende bilimsel çekicilikten daha fazlası var. Onun büyüleyiciliği, bayan meslektaşlarının 'kulaklara çikolata' diye nitelendirdiği, alçak ve bariton sesinde yatıyor." Salon kahkahaya boğulmuştu.

tüm vücudu kaskatı kesildi. O ve saygın Müze Müdürü Jacques Sauniére.." Langdon duraksadı. ama Sauniére randevuya gelmemişti. Adli polis mi? DCPJ. Langdon zamansız bir anda ayağa kalkıp. Gözleri hâlâ resme dikilmiş duruyordu. yerini gittikçe büyüyen bir öfkeye bırakıyordu. Yabancının feri sönmüş gözleri kendisine bakarken Langdon ne yapacağına karar veremedi. Sesi tiz ve otoriterdi. Yirmi dört saat sonra. "Saat gece yarısını geçti. bir kez daha sessizliği bölmüştü." "Bu adam tam olarak kim?" Ama resepsiyon görevlisi telefonu kapatmıştı.. "Evet. huzurunu bozan bir déjâ vu hissi veriyordu." Langdon resimden gözlerini ayırmıyordu. "Yüzbaşım bekliyor efendim. balıkçıyaka Burberry'sini giymenin sakıncası olmayacağı sonucuna varmış olduğundan. Langdon’ın o akşamki seminerinden sonra buluşmayı planlamışlar. "Bay Langdon." Ajan derin bir iç çekti ve kapının dar aralığından Polaroid fotoğrafı uzattı. Misafirinizin şu an odanıza doğru gelmekte olduğunu bildirmek için aradım. "Kim o?" "Bay Langdon? Sizinle konuşmam gerekiyor. Ayak parmaklarının sabun köpüğü gibi yumuşak halıya gömüldüğünü hisseden Langdon yataktan güçlükle kalktı. Vatikan şehrinde neredeyse hayatını kaybediyordu. Langdon zincirini çıkarmadan kapıyı birkaç santim araladı. arayan resepsiyon görevlisiydi. müdahale etmeye karar vermişti. özel bir meselede sizin uzmanlığınıza başvurmak istiyor. ama böyle bir adam." "Bu gece Louvre Müzesi müdürüyle randevunuz olduğu doğru mu?" Langdon birden kaygılandı. bu akşam sembollerin gücü hakkında konuşmak için buradayım. kapıya gitti. Bundan sonra ne olacağını biliyordu "Harris tüviti giyen Harrison Ford" ile ilgili saçma sapan bir dize ve o akşam Harris tüvitiyle." Kalabalık gülmüştü. ilk başta duyduğu tiksinme ve şok. onu podyumun kenarına iterken.Langdon gülümsemek için kendini zorladı.." dedi." "Umarım her şey yolundadır. Bir yıl kadar önce Langdon'ın e!ine bir cesedin fotoğrafı geçmiş ve kendisinden benzeri bir yardım istenmişti. "Gerçekten de Boston Magazine 'in uydurma hikâyeler yazmakta üstüne yok." "Şimdi mi?" Langdon ağzından çıkacaklara hâkim oldu. "O makaleyi kimin getirdiğini öğrenebilirsem. "Odama birini mi gönderdin?" "Özür dilerim efendim. "Pekâlâ. Son derece zayıf olan bu adam. Otel bornozuna sarınıp." Langdon artık iyice ayılmıştı. Dehşet verici ve son derece garip fotoğraf. onu durduracak yetkim yok. Ajan saatine baktı. "İsmim Teğmen Jerome Collet. Duyduğu dehşete şimdi bir de korku eklenmişti. Langdon fotoğrafı görünce. konsolosluktan sınırdışı etmesini isteyeceğim. Sizi uyarmam gerektiğini düşündüm. tekrar özür dilerim. "Evet?" Tahmin ettiği gibi. ABD'deki FBI'ın dengiydi. "Ne hakkındaydı?" "Yüzbaşım . arkadaşlar hepinizin bildiği gibi. Ajan. resmi görünüşlü mavi bir üniforma giyiyordu.. "İçeri girebilir miyim?" diye sordu." Utangaç bir tavırla içini çekerek dinleyicilere döndü. bu soruyu yanıtlamamıza sizin yardımcı olacağınızı ümit ediyorduk. Bu fotoğraf tamamıyla farklıydı ama yine de senaryodaki bir şey rahatsızlık verecek derecede tanıdık geliyordu. Karşısında durmuş ona bakan yüz. "Buradaki sembol ve . "Kim böyle bir şey yapmış olabilir?" "Simgebilim konusundaki bilginiz ve onunla buluşma planınızı göz önünde bulundurarak. "Teşekkürler Monique. Hemen ardından Langdon'ın kapısında güçlü bir yumruk sesi duyuldu. Adli Polis Merkezi'nden." Langdon. Kulaklarına inanamayarak homurdandı ve telefonu açtı." Adamın aksanlı bir İngilizcesi vardı." Langdon'ın otel odasında çalan telefonunun sesi. ince ve temizdi. Bunu nasıl bildiniz?" "Randevu defterinde isminize rastladık. Langdon tuhaf resme bakarken. onu güçlükle duymuştu.

"Kilit taşma sahip olduğumuzda." "Düşündüğünüzden daha yakınız. kurbanlarının dördünün birden." Ondan haber almaktan hoşnut olduğu anlaşılan ses.." 2 Bir kilometre ötede. Öğretmen’in heyecanını hissedebiliyordu. Paris'teki eski kiliselerden birinin içine ustalıkla saklanmıştı Saint-Sulpice Kilisesi'ndeydi. etine iyice gömülmüştü ve ruhu. Rue La Bruyere'deki lüks taş konutun ön kapısından topallayarak geçti.. ya da kilit taşının kardeşliğin en büyük sırrının nihai mevkiini gösteren gravürlü bir tabletin haritasını yapmıştı." İlme göre. Langdon başını salladı. "Öğretmen'im.. kapıyı arkasından kapattı. İçeri girerek.vücudunun o kadar tuhaf. merdivenleri sessizce çıktı. Sonunda konuştu.. "Yalnızca bir adım kalmış olacak. Acı iyidir. "O halde.. Paris'te." Sanki dua etmek için ayrılmış. Her biri Silas'a tıpatıp aynı şeyleri söylemişti -kilit taşı." dedi. New York'ta ise yıllarca benzeri bir mabette kutsanmıştı. Bu hafta burada misafirdi." Ajan. bir numara çevirdi." "Ölüm korkusu güçlü bir motivasyon aracıdır." Telefonun diğer ucundaki hızlı nefes alışı duydu.. "Bay Sauniére kendi yaptı." diye çığlık attı. değil mi?" "Dördünün söylediği birbirini tutuyor. dördü de clef de voûte 'nin var olduğunu doğruladılar. efendisine hizmette bulunmuş olmanın verdiği tatminle mutluluktan uçuyordu. ölmeden saniyeler önce. herhalde bilgiyi almışsındır. Boştu. "Dördü de öldü. burada kilitlemek yasaktı. "Anlamıyorsunuz Bay Langdon.." Heyecanlı bir nefes sesi. Kaba tahta zeminde yatak olarak kullanılan hasır ve çam ağacından bir şifoniyer vardı.. Üçsénéchaux . bu bilgi o kadar güçlüydü ki. Öğretmen. Kardeşliğin gizlilik konusundaki namının devam etmesinden korkmuştum. Tanrı bana barınak ve hayatım için bir amaç verdi .." Duraksadı. Arkadaşlarını' uyandırmamak için. "Tanrı'nın evinin içine.. Silas bu gece borcunu geri ödemeye başladığını hissediyordu. "Mükemmel. efsanevikilit taşının . veBüyük Üstat 'ın kendisi. Kilit taşı burada. "Bunu yapacak kişiyi hayal edemiyorum. Hemen şifoniyerin yanına giderek. Öğretmen. Yatak odasının kapısı açıktı. Bir erkek sesi. "Tanrı’ya . "Duruşu mu?" diye sordu." diye buyurdu. onun korunması kardeşliğin varoluşunun sebebi haline gelmişti. kardeşlik taşın -bir clef de voûte 'nin." "Pekâlâ öğrencim. "Konuş." Öğretmen bu zafer anını iyice hazmedebilmek için bir süre sessiz kaldı. "Bizimle nasıl da dalga geçmişler!" "Yüzyıllar boyunca yaptıkları gibi. "Evet?" diye cevap verdi." Silas kurbanlarından topladığı bilginin şok etkisi yaratacağını biliyordu." "Paris'te mi? İnanılmaz." Silas o akşam daha önce meydana gelenleri anlattı. kısa bir sessizlik yaşandı.. en alt çekmecedeki cep telefonunu alarak. kırmızı gözleri lobiyi taradı.. bana bilmem gerekeni söyle. döndüm.. Oda sade döşenmişti. Ayrı ayrı konuştular." "Ve sen de onlara inandın mı?" "Söyledikleri rastlantı olamayacak kadar birbirini tutuyor. Fazlasıyla kolay. Kafasını kaldırırken ürperdiğini hissetti. Silas isimli hantal Albino. sırlarını açıklayarak Tanrı'sız yaşamlarını nasıl çaresizce geri almaya çalıştıklarını. Konuta girince. "Öğretmen'im.. Bu fotoğrafta gördüklerinizi. "Kilit taşı." Ajan serinkanlı görünüyordu. Uyluklarının hemen üstüne taktığı kancalı keçe kemer. Aynen tahmin ettiğimiz gibi.

Peder Josemarîa Escrivâ'nın -Öğretmenlerin Öğretmeni.Ruhumu bugün işlediği günahlardan arındırmalıyım . neyse ki Öğretmen ona. müze müdürünün ölümüyle büyük bir kayba uğradığını hissediyordu. "Kilise kale gibidir. bunun sıradan bir gün olmadığını biliyordu. Tarîk 'in tüm sadık müritleri bu aleti takarlardı. Langdon. Bunun için yüzyıllardır bekliyoruz. düşüncelerinden arınmaya çalışırken. düğümlerin sırtına çarpmasını hissetti. Poussin ve Teniers'in tablolarındaki gizli şifreler hakkında yazdığı kitaplar. Hemen. gerekli görülen iki saatten daha fazla taktığı halde. Sonunda kanın aktığını hissetti. diye fısıldadı Silas. geceden kalma âşıklar yasemin kokuları taşıyan meltemde üşümemek için birbirlerine sokuluyorlardı. Tokayı kavrayarak.badem şekerlemesi arabalarını sürüyor. başını çevirip pencereden dışarı baktı. şehrin kendisini fazlasıyla yorduğunu hissediyordu. Ardından. Yeniden kendini kırbaçlayarak. Tanrı'nın evine girmeden önce günah çıkartacak vakti tanımıştı. Taşı benim için ele geçirmelisin. sözleri yere diz çöküp "bedensel çile" diye bilinen kutsal ibadeti yerine getiren binlerce sadık hizmetkâr tarafından fısıldanıyordu. Yüzyıllardır Tanrı’nın düşmanlarına karşı savaş açılıyordu. Düğümler. Otelden ayrıldıklarından beri ilk kez konuşan ajan. ıstırabının arındırıcı ayininin tadını çıkarttı. Kendi ıstırabının etkilerini temizlemek isteyen Silas hızlı bir dua okudu.Cezalandırma . Tehlikeleri biliyorsun. Aletin verdiği acı. güneye ilerlerken. ipin bir ucundan tutarak gözlerini kapattı ve omzunun arkasından sertçe indirirken. bir diş geri çekince. Langdon bu akşamki görüşmeyi dört gözle beklemiş ve müze müdürünün gelmemesi onda hayal kırıklığı yaratmıştı." Silas sayısız tehlike olduğunu biliyordu ama Öğretmen'in buyruğunu yerine getirmek olanaksız gibiydi. Escrivâ 1975 yılında öldüğü halde hikmeti devam ediyor. "Yüzbaşı . soyundu ve odanın ortasında diz çöktü.Bunu kendine Jacques Sauniére mi yaptı? Langdon görüntüyü zihninden atmak için kendini zorlayarak. düğümlü ağır ipe vermişti. kurumuş kanla katılaşmıştı. Müze müdürünün cesedinin ürkütücü görüntüsü aklından çıkmıyordu. Kamçı darbelerini tekrar. teni beklentinin heyecanıyla ürperiyordu. Opera Binası'nın ve Vendôme Meydanı'nın önünden geçip.kutsal mantrasını tekrar ediyordu. sanata olan tutkunluğu onu saygın bir adam haline getirmişti. Jacques Sauniére öldü . Acı iyidir . garsonlar çöp torbalarını kaldırım kenarına taşıyor. Silas günahlarının bağışlanması için fedakârlıkta bulunması gerektiğini biliyordu. Silas telefonu kapattığında. Perdeleri kapatarak. Bir saat . bu akşam Paris'te bulunduğunuzu . Öyle bile olsa. sokak satıcıları. aynı zamanda bedenin arzularına hâkim olmasına da yarıyordu. ete sürekli batan sivri metal kancalarla dolu. Sauniére münzevi bir yaşam sürmekle tanınmasına rağmen. omzunun arkasına kuvvetle vurdu. Tıraş olmak ve duş almak görüntüsünü adama çevirmişti. iki tonlu ahenksiz sireni trafiği bıçak gibi yarıyordu. deri bir kayış. Citroën kaosun içinden yetkiyle geçerken. 3 Citroën ZX. ama endişesini gidermeye pek yaramamıştı. Müze müdürünün cesedinin görüntüsü bir kez daha zihninde canlandı.. Bu gece. Silas artık dikkatini. etine daha fazla batan kancalar yüzünden irkildi. dedi minnetle kendine. Dışarıdaki şehir uyanmaya başlıyordu. Langdon'ın en sevdiği ders kitaplarıydı. Başını aşağı eğerek. Bugün işlediği günahların kutsal bir amacı vardı. İsa'nın çektiği acıları hatırlatacak cinsten. Silas keçeyi o gün. kuru nisan havası camdan içeri giriyordu. İçeri nasıl gireceğim?" Öğretmen muazzam nüfuzu olan birinin kendinden emin sesiyle yapılması gerekenleri açıkladı. Bedeni cezalandırma. Yolcu koltuğunda oturan Robert Langdon. yerde yanında düzgünce sarılı duran. Yavaşça nefes vererek. kalçasının etrafına dolanankeçe kemere baktı. tekrar indirdi. Bağışlanacağı vaat edilmişti.büyük bir hizmette bulundun. Özellikle de geceleri.

Kuleye çıkmadım.. Ajan yana dönerek. Langdon her zaman Tuileries'in kutsal bir yer olduğunu düşünmüştü. kötü bir şeylerin habercisi gibiydi. ama her zaman oradadırlar. halojen farların soluk ışığı çakıllı bulvarın üstünde gezindi. Modern Sanat Müzesi'ne ev sahipliği yapan ultramodern Pompidou Center'ın tepesini seçebiliyordu. "Ona bindiniz mi?" Langdon gözlerini devirdi. Langdon. Arc du Carrousel. doğuya doğru tam önlerinde kemerin gerisindeydi. Ne yazık ki. Tüm Avrupa'da herhangi bir gece." dedi. yüzeyin hemen altına gömülmüşlerdir. "Size kaldığım yeri Paris Amerikan Üniversitesi mi söyledi?" Şoför başını iki yana salladı. ünlü Tuileries Bahçeleri'nin -Paris'in Central Park'ı. kısa boylu liderlerle tanınan bir ülkenin -üç yüz metrelik penisten daha uygun bir ulusal amblem seçemeyeceğini söylerlerdi. Langdon arka tarafında batıya doğru ise Musée du Jeu de Paume'u belirleyen eski Ramses dikili taşının. ıssız bir caddeden geçerek. her biri pusulanın ayrı bir noktasında bulunuyordu. Bu gece ise her nedense garip bir şekilde. "Interpol. "Ona bindiniz mi?" diye sordu. Langdon. "Hayır. Pek çok turist. Langdon şimdi Tuileries Bahçeleri'nin dev bir taş kemerle belirlenmiş bittiği yeri görebiliyordu. "Sanırım. eski tren istasyonunun -şimdiki Musée d'Orsay. farklı amblemlerle ideolojilerin birbirleriyle gizli bağlılıklarını keşfetmekle geçiren biri olarak Langdon dünyayı birbirine iyice dolanmış tarihin ve olayların bir ağı gibi görüyordu. Vittoria'yı en son Roma'daki gürültülü bir havaalanında öpeli bir yıldan fazla oluyordu." Langdon talihli olmak dışında her şeyi hissediyordu. Napolyon ve Cüce Pepin gibi tehlikeli." "Fransa'nın sembolüdür. Ama dünyanın en ünlü sanat müzesi haline gelen yekpare taştan yapılmış Rönesans sarayı. parkın merkez bulvarına doğru. Claude Monet'nin biçim ve renkle oynadığı ve gerçek anlamda Empresyonist akımın doğuşuna ilham veren bahçelerdi. kesinlikle güvenmediği bir kavramdı. yanlış anladığına emindi. Bence mükemmel. Bağlantılar görünürde olmayabilir . Paris'li müteahhitlerin şehrin ünlü kırmızı kiremitlerini -ya da tuiles . Sessiz parka girdiklerinde ajan kontrol panelinin altına uzanarak. Avrupa’daki tüm otellerde giriş sırasında pasaport sormanın formaliteden daha fazlası olduğunu unutmuştu. Elbette. "Çok talihli bir tesadüf. Onu görünce Langdon. Hayatını. Langdon başını kaldırıp ona göz atarken. Bir zamanlar bu park..öğrenmekten son derece memnun. öyle değil mi?" Ajan ön camdan Eyfel Kulesi'ni gösteriyordu. Langdon sağ taraftaki pencereden Seine ile Quai Voltaire'in arkasındaki.çarpıcı derecede aydınlatılmış cephesini görebiliyordu. arka taraftaki geniş avluya kestirmeden gitti." Interpol. Eyfel Kulesi'nin bu listede yer alacağını tahmin ediyordu. Vittoria'yı düşündü. daha az romantik bir adı vardı. ." Langdon dalgın bir edayla başını salladı. Herhalde Langdon'ı Ritz'de bulmak topu topu beş saniyelerini almıştı. Ajan sedanı gazlayarak. Langdon ani sessizliğin getirdiği huzurla rahat bir nefes aldı. ayrıca tesadüf. Simgebilim uzmanları genellikle Fransa'nın maçoluk. her altı ayda bir. diye sık sık tekrarlardı. zamparalık. kanunlar böyleydi. yanlış bir tercüme yaparak Jardins des Tuileries ismini burada açan binlerce laleye atfederlerdi ama aslındaTuileries 'in.üretmek için kil çıkardıkları devasa bir kazı alanıydı. Harvard'daki simgeleme derslerinde. Citroën batıya yönelerek. tekerleklerin engebelerden geçerken çıkardığı çıtırtılı ses uyutucu bir ritim yaratırken. Arabanın dışında. Interpol yetkilileri kimin nerede uyuduğunu tam olarak tespit edebilirlerdi. Burası.kuzey girişi olan Rue Castiglione'nin ağaçlıklı bir bölgesine doğru sürdü. Tuileries'in sonundaki kordondan dünyanın en iyi sanat müzelerinden dördü görülebiliyordu. ağaçların üstünden yükseldiğini biliyordu. Citroën şehrin güneyine doğru ilerlerken. Şoför yuvarlak bir gölcüğün etrafından kıvrılıp." dedi. "Affedersiniz anlayamadım?" "Harika. Rue de Rivoli kavşağına vardıklarında kırmızı ışık yanıyordu ama Citroën durmadı. Arc du Carrousel'de bir zamanlar yapılan alemlere rağmen. Bir yıl önce. dünyadaki romantik yerlerden birinde buluşmaya söz vermişlerdi. sola sapmıştı. acı acı öten sireni kapattı. sanat tutkunları bu yere bambaşka bir sebepten ötürü önem verirlerdi. Sol tarafa göz attığında. diye düşündü Langdon. sağ taraftan gökyüzüne uzanan Eyfel Kulesi'nin aydınlatılmış silueti belirdi.

çoğu turist Langdon'ın "Diyet Louvre" diye bahsettiği kısaltılmış bir tur atmayı tercih ediyordu Bu tur." Bütün Fransızlara bir hayvan takma adı verilip verilmediğini düşünen Langdon gözlerini ona çevirdi. Pei'yi eleştirenler ise bu piramide karatahtayı çizen tırnak diyorlardı. Pei tarafından tasarlanan tartışmalı. Goethe mimariyi müziğin donmuş hali diye tanımlamıştı. Langdon bir keresinde Louvre'un çevresi etrafında yürüyerek." diyerek kaçamak bir cevap verdi. Langdon tanıdık bir merak duydu. Müzenin kanatlan arasındaki doksan üç bin metrekarelik açık meydan bile. "Yüzbaşı ile ana girişte buluşacaksınız. Aygıtı yerine koyan ajan. Ama içinden bir ses. Paris semalarına yükselen bir kale gibi duruyordu." Şoför meydanda araç trafiğini yasaklayan işaretleri hiçe sayarak. Amerikalı mimar I. Işıklı fıskiyelerin su püskürttüğü yedi üçgen havuzla çevrelenen ana giriş. gaza bastı ve Citroën'i kaldırıma doğru sürdü. Langdon kaşlarını çattı. Astrolojinin sembolleri tüm dünyada aynıydı.arasında göz kamaştırıcı bir sinerji yarattığını söyleyerek yüceltiyorlardı. bir taksi çevirebileceğini ve yatağına doğru yol alabileceğini fark etti.300 sanat eserini beş günlük bir süre içinde görebileceği tahmin edilmesine rağmen." Langdon. dömi-modern cam piramidi. Çin kökenli. Ajan. Piramidi beğendiğinizi itiraf etmek sizi zevksiz bir Amerikalı yapıyor. Şoför piramidin ana girişine yaklaşırken. Görünüşe bakılırsa Fransızlar bunu Amerikalılara sormaktan hoşlanıyorlardı. at nalı şekliyle Avrupa'daki en uzun binaydı. Pei'nin yirmi bir metre uzunluğundaki şeffaf piramidinin. Paris'i Mısır sanatı. beş kilometrelik yol kat etmişti. "Giriş burası. .Musée du Louvre. İyi şanslar bayım. Langdon'a döndü. insanı hayrete düşürecek kadar geniş meydanın karşısında. Deux minutes. Elbette bu soruda bazı anlamlar yüklüydü. Langdon tek başına ayakta durup.Milo Venüs 'ü veZafer Tanrıçası Nike 'yigörebilmek için atılan bir sürat koşusuydu. Mısır kültürüne olan tutkunluğu o denli aşırıydı ki.Mona Lisa . "Piramidimizi beğeniyor musunuz?" diye sordu. artık görülebiliyordu. Louvre'un görkemli cephesi. Ajan arabayı gazlayarak uzaklaştı. merhum cumhurbaşkanında "Firavun Kompleksi" olduğu söyleniyordu.Bu da senin numaran . amaZodyak ikonografim iyidir. Şoför küçük bir el telsizi çıkartarak kısaltılmış bir Fransızcayla konuşmaya başladı. arabadan indi. "Biz kendisinele Taureau deriz. ona bunun kötü bir fikir olduğunu söylüyordu. "Mitterand cesur bir adamdı.Fransızcam berbattır . "Bezu Fache. M. Taurus'un anlamı boğa demekti." Langdon içini çekerek. "Monsieur Langdon est arrivé. Art Buchwald bir zamanlar üç sanat şaheserini beş dakika elli altı saniyede gördüğünü söyleyerek övünmüştü. Fransızlar ondan hâlâ Sfenks diye bahsediyorlardı. Yapmam gereken başka işler var. Rönesans avlunun asaletini bozduğunu düşünen gelenekçiler tarafından hâlâ hor görülüyordu. beğenmediğinizi söylemekse Fransızlara hakaret gibi algılanıyordu. Louvre'un gelecek bin yıla taşınmasına yardımcı olduğunu. avludan kolaylıkla çıkıp. "Fransızcanız söylediğinizden daha iyiymiş Bay Langdon. Bununla birlikte hayranları. La Pyramide . Ajan arabayı durdurup. Langdon. eski yapıyla modern metotlar -eskiyle yeni arasında sembolik bir bağ." "Sız gelmiyor musunuz?" "Bana sizi burada bırakmam emredildi. Gözleri büyük yapının tamamını görmek için nafile bir girişimde bulunduğunda."* Telsizden deşifre edilemeyen cızırtılı bir teyit geldi. cephenin görkemiyle yarışamazdı. "Şefinizin ismi nedir?" diye sordu. Piramidin yapım işini başlatan. diye düşündü. parmağıyla iki çeşmenin arasından piramidin yan tarafındaki geniş kapıyı gösterdi. el sanatları ve dikili taşlarıyla doldurmaktan tek başına sorumlu olan Francois Mitterand'ın. Uç uca eklenmiş üç Eyfel Kulesi uzunluğundaki Louvre. müzedeki en ünlü üç objeyi ." dedi. Paris Louvre'un yeni girişi müzenin kendisi kadar ünlü olmuştu. Langdon konuyu değiştirerek. Bir ziyaretçinin bu binadaki 65. "ŞefinizeBoğa mı diyorsunuz?" Adam kaşlarını yay gibi yukarı kaldırdı. uzaklaşan farlara bakarken.

devasa döner kapıydı. her bir basamağa gömülmüş minik döşeme ampulleriyle aydınlatılmıştı. sarı mermer döşenmiş yeraltı koridoru.. geniş alnındaki derin çizgileri vurguluyordu. koyu renk gözleri nam saldığı ciddiyetini korku verici bir açıklıkla ortaya koyarak. yaklaşan fırtınayı andıran. Langdon. cevap beklemişler midir. Merdivenler. Geriye doğru taranmış briyantinli koyu renk saçları. Şimdi ise Sfenks tarafından yaptırılmış şeffaf piramidin önünde durmuş. sanki yeryüzünü kasıp kavuruyordu. Bu piramidin. Langdon konuyu açmamaya karar verdi. Louvre'un. otel odasında uyuyordu. "Fotoğrafı gördüm. Langdon'ınkini ezici bir kuvvetle sardı. Langdon. Bir Salvador Dali tablosunda kapana kısıldım . Ama bu gece tüm alana soğuk ve esrarlı bir hava veren lobi. "Robert Langdon. O yaklaşmadan evvel. bir savaş gemisinin pruvasına benzemesini sağlıyordu.Havuzların yarattığı sise yaklaşırken. Koyu renkli. tıknaz yapılı ve esmer bîr adamdı." dedi. Kapıyı çalacak mıyım? Langdon acaba Harvard'lı ünlü Mısır uzmanları hiç piramidin ön kapısını çalıp. Cep telefonuyla konuşuyordu ama kapıya geldiğinde görüşmeyi bitirdi. omuzlarına dar gelen kruvaze bir takım elbise giymiş. . karanlık bir sinema salonunun koridoru gibi. Yerin altındaki fuayeye doğru indikçe. piramidiniz harikulade. Yirmi dakika öncesine kadar. Sauniére'in yaptıklarının sadece başlangıcı. ayrıca bu saatte Louvre'un kabristanı andıran bir havası vardı. Arkasında loş ve boş bir fuaye vardı." Birinci darbe. alan karanlıktan yavaşça sıyrılıyordu. başka bir dünyaya açılan hayali bir eşikten geçtiğini hissediyordu. Cama vurmak için elini kaldırdı ama aşağıdaki karanlığın içinden beliren bir figür." Mesleğine uygun bir sesi vardı. "Siz tasvip ediyor musunuz?" diye sordu. "Ben Bezu Fache. ev sahibinin memnun edilmesi zor biri olduğunu fark etmişti. Cumhurbaşkanı Mitterrand'ın kesin isteği üzerine.. makineli tüfekle bekleyen iki adli polis muhafızının arasından geçtiler. ıssız ve karanlıktı. yer seviyesinin on sekiz metre aşağısına yapılmış altı bin beş yüz metrekarelik lobisi. Oyun oynamak için kendini fazlasıyla yorgun hisseden Langdon derin bir nefes aldı." "Bay Langdon." Fache homurdandı. ünlü mermer basamaklardan cam piramidin altındaki avluya indi. Langdon tokalaşmak için elini uzattı. Yakından bakınca koyu renk saçları. tam olarak 666 cam panodan inşa edildiğini acaba Fache biliyor mudur. "Fotoğrafta gördükleriniz. kızgın bir boğa gibi yürüyordu. çenesini göğsüne gömen Yüzbaşı Bezu Fache. yüzbaşının peşinden giderek. Yukarı baktığında. Langdon döner kapıyı iterek içeri girerken. çıkık kaşlarının ortasındaki çizgiyi vurguluyor ve onun. Akşamın rehaveti yeniden bastırmaya başlamıştı... Aşağı inerlerken. genellikle gün ışığı ve turistlerle canlanıyordu." 4 Geniş omuzlarını arkaya atıp." derken Fache'nin gözleri onunkine kilitlenmişti. diye düşündü. Langdon ana girişe doğru yürüdü. Boğa lakaplı bir polisi bekliyordu. "Paris'in yüz karası. Fache'nin davranışları hiç de misafirperver sayılmazdı. Geniş çenesiyle yukarıyı işaret eden Fache. bunu Jacques Sauniére'inkendisinin yaptığını söyledi. "Ajanınız. Zeminin altına indiklerinde Langdon heyecanının arttığını hissetti. Yukarıdaki bal rengi taşlardan yapılmış cepheyle uyumlu olması açısından. Langdon. çeşmelerden yayılan sisin şeffaf damın üstünden ince çizgiler halinde geçtiğini görebiliyordu." diye kendini tanıttı. diye düşündü. diye düşündü. "Evet. 666 sayısının Şeytan'ın sayısı olduğunu iddia eden komplo meraklıları arasında daima ateşli bir tartışma konusu olmuştu. döner merdivenden hızla çıkmaya başladı. Bu garip istek. uçsuz bucaksız bir mağarayı andırıyordu. Mesaj açıktı: Bu akşam Yüzbaşı Fache'nin izni olmaksızın hiç kimse buraya giremez veya dışarı çıkamazdı." Fache'nin iri eli. Langdon'a içeri girmesini işaret etti. "Adli Polis Merkezi şefiyim. Güçlü bacaklarının üstünde açıkça anlaşılan bir yetkiyle yürüyordu. Langdon kendi ayak seslerinin üstlerindeki camda yankı yaptığını duyabiliyordu. gırtlaktan gelen hırıltılı bir ses.

Louvre'un daha az bilinen piramidine-La Pyramide Inversée . Delphi'deki en eski Yunan tapınağından rahibelerin labrys baltaları. Aslına bakarsanız." "Anlıyorum. Tünelden içeri girerlerken Langdon. Bugüne kadar hiç karşılaşmadık. "Onun konu hakkındaki düşüncelerini öğrenmek için sabırsızlanıyordum. "Demek ortak ilgi alanlarınız vardı?" diye sordu. altın yılanlı asalar. eski Mısır'da kötü ruhları kovmak için kullanılan saplı kasnak şeklindeki çıngıraklar ve Tanrıça . "Pardon?" Bu deyimin karşılığının bulunmadığı belli oluyordu. "Evet." Fache tombul elini saçlarında gezdirdi. "Aslında taslak." Fache kuşkulu görünüyordu. "Bu gece ilk kez mi buluşacaktınız?" "Evet. "Aslına bakarsanız hiç. Fache. Verdiğim derslerde onun kitaplarını kullanırım. Artık iki adam Denon Kanadı'nın giriş tünelinde yarı yola gelmişlerdi. "Siz mi o mu?" Soru garipti. sanat ve bununla ilgili semboller. O da merak etmiş ama daha açık konuşmasını istemeye cesaret edememişti. Çokça saygı duyulan Jacques Sauniére'in gizliliğe düşkün olduğu ve çok az toplantı yaptığı iyi bilinirdi. "Bay Sauniére istedi. Sormadım. "Jacques Sauniére'i ne kadar iyi tanıyordunuz?" diye sordu. "Bu geceki buluşmayı kim istedi?" diye sordu. Langdon. Bay Sauniére'in çalışmalarının hayranıyım. Yüzbaşı. müze müdürlüğü yaptığı yirmi yıllık memuriyeti süresince Louvre'un dünyadaki en büyük tanrıça sanatı koleksiyonuna sahip olmasını sağlamıştı." Fache küçük not defterine bir şeyler karaladı. Sauniére'in bereketle ilgili röliklere. geçen yılın çoğunu Bay Sauniére'in uzmanlık alanı hakkında yazacağım kitabın taslağına ayırdım." Langdon. Tabelanın üstünde DENON yazıyordu. dünyadaki en ünlü tanrıça ikonografi uzmanı olarak kabul ediliyordu." Fache şaşırmışa benziyordu. tanrıçalara tapınmayı gösteren ikonografi hakkında. "Peki müzenin her zamanki güvenlik personeline ne oldu?" diye sordu.tavandan aşağı sarkıt gibi ters sarkan dev çatıya göz attı. Yürürlerken. Beynine girmek için sabırsızlanıyordum. Denon Kanadı." Bu manidar soru Langdon'ı rahatsız etmişti. Onunla ortak ilgi alanlarımız var. Tüm personel Louvre'un Sully Kanadı'nda sorgulanıyor. Herhalde sanattır. "Bu gece girmemesi gereken birinin içeri girdiği ortada. "Geçici olarak uzaklaştırıldılar . Wicca'ya ve kutsal dişilere olan tutkusu bir yana." Fache'ye ayak uydurmakta hızlı davranan Langdon başını evet anlamında salladı." "Anlıyorum. Müze müdürünün. Langdon her ikisi de hareketsiz duran yolun sonundaki yürüyen merdivenleri görebiliyordu. tanrıça kültlerine. dişilerin kutsallığı kavramı. "Birkaç hafta önce sekreteri e-posta vasıtasıyla benimle temas kurdu. Fache. Müzenin güvenliğini bu gece benim ajanlarım devraldı. onunla buluşma fırsatına sahip olduğu için minnettardı.Langdon. Fache birden. Temas kurması bile beni gururlandırmıştı. "Bay Langdon cinayet kurbanının öldürüldüğü gece sizinle ne tartışacağını en azından tahmin edemez misiniz? Çok yardımı dokunabilir. "Görüşmenizin ne hakkında olacağına dair en ufak bir fikrinizyok mu? " Langdon'ın hiç fikri yoktu. bu ay Paris'te seminer vereceğimi duyduğunu ve orada bulunduğum süre içinde benimle bir şeyi tartışmak istediğini söyledi. Fache'nin hiçbir şeyi anlamadığını fark etmişti. Langdon." diye cevap veren Fache'nin sesi." Fache başını kaldırdı." Fache bunu defterine not etti. küçük melekleri andıran yüzlerce Tjet hayat sembolü. Jacques Sauniére. "Sauniére'in bu konu hakkında bilgisi var mı?" "Herkesten daha fazla. Peki konu neydi?" Langdon tam olarak nasıl izah edeceğinden emin olamadığı için tereddüt etti." diye yanıtladı. "Gerçekten bilemiyorum." "Ne tartışacaktı?" "Bilmiyorum. Louvre'un üç ana bölümü arasında en ünlü olanıydı. Verdiğim seminerden sonra Amerikan Üniversitesinin resepsiyonunda buluşmayı planlamıştık ama o gelmedi. Langdon'ı kısa bir merdivenden kemerli bir tünelin ağzına getirdi. sanki Langdon onun takımının bütünlüğünü sorguluyormuş gibi çıkmıştı.

" Langdon asansörün iki katlı Denon Kanadı’na çıkmayı kolaylaştıracağını bildiği halde kıpırdamadı.” dedi. diyordu. Langdon başını iki yana salladı. Asansör hareket etmeye başladığında Fache. tonozlu yüksek tavanlar . Büyük galerilerin hemen hepsi geceleri kırmızı ışık kullanırlardı. "Bir sorun mu var?" Fache kapıyı tutarken. "Eminim müzedeki mesafenin yaya dolaşılamayacak kadar uzun olduğunu biliyorsunuzdur." Langdon başım iki yana salladı. Louvre galerilerinin ünlü yüksek tavanları sayesinde ferah olan geniş koridora çıktı. "Anladığım kadarıyla Bay Langdon. Langdon hiç inanmadığı halde. Hıristiyanlık burada doğmak kadar önemli bir din değildi. "Asansörü kullanacağız. " dedi. diye düşünen Langdon. Langdon karanlık koridora baktığında. tabloların ışığa maruz kalarak yıpranmasını geciktiriyordu. diyerek kendine yalan söyledikten sonra. Fache asansörün kapıları açılırken. Asansör sarsılarak durdu ve kapılar açıldı. Langdon müsveddeyi kimseye göstermemesinin nedenini açıklamadı.İsis tarafından tedavi edilen Horus'u gösteren heykelcikler serisi. kapılar kapanırken adrenalinin verdiği o tanıdık ürpertiyi hissetti. onun birkaç metre uzaktaki servis asansörünün yanında beklediğini gördü. Hiçbir sorun yok . metrolar. Bu gece müzeye bir ağırlık çökmüştü. "Siz ve Bay Sauniére. Fache. Louvre'u kapandıktan sonra hiç görmemişsiniz?" Sanırım görmedim . Şaşıran Langdon karşısındaki yansımada Fache'nin gözlerini görebilmek için başını kaldırdı. havadar yürüyen merdivene hasretle baktı. asansörler. yer döşemelerine tutturulan aralıklı) kırmızı ışık benekleri. O günden beri kapalı yerlerde kalma fobisi vardı.asansör kesinlikle güvenli bir makine. Parlak asansör kapısının yansımasında yüzbaşının kravat iğnesini gördü." Fache duyduklarını hafızasına alıyormuş gibi başını yana yatırdı. "Hiç konuşmadınız mı? Hiç karşılaşmadınız mı? Birbirinize postayla hiçbir şey göndermediniz mi?" Bir garip soru daha.olarak bilinen bu sembol." dedi. On saniye. Hiçbir şey söylemeden. İsa ile on iki havarisini simgeleyen bir Hıristiyan ideogramıydı. Şaşıran Langdon aniden durdu. Fache birden. ona baktı. Hiç. Langdon derin bir nefes alarak. Yukarıdan süzülen beyaz ışığın yerine. Genellikle bol ışıkla aydınlatılan Louvre galerileri bu gece son derece karanlıktı. bu manzarayla karşılaşacağını tahmin etmesi gerektiğini fark etti. Langdon hareketsiz yürüyen merdivenlere yaklaştığında." Fache sessizleşti. Fache.Crux gemmata -üstünde on üç değerli taş bulunan haç. Langdon hemen. Fache'nin artık yanında olmadığını fark ederek durdu. kapalı tenis salonları. gözlerini krom kapılara dikti. bulunduğu yeri algılamaya çalıştı. Hâlâ müsvedde halinde ve editörüm dışında kimseye göstermedim. o daracık alandaki suyun içinde ölümle mücadele etmişti. "Bu bircrux gemmata. Üç yüz sayfalık müsvedde Kayıp Kutsal Dişinin Sembolleri adını vermeyi düşünüyordu mevcut dini ikonografilerin geleneklere aykırı yorumlarını sunuyordu ve kesinlikle tartışmalara yol açacaktı." diye fikir yürüttü. süpürgeliklerden kırmızı bir ışık huzmesi yayılıyordu. Langdon dikkatini etrafındaki dört duvar haricinde ne varsa ona vermeye çalıştı. küçük metal bir kutu! Nefesini tutarak asansöre bindiğinde. "Ve kitabınız konusunda size yardıma olmayı teklif etmek için buluşmak istedi. "Belki de Jacques Sauniére'in sizin kitap taslağınızdan haberi vardı. Yukarı çıkarlarken. aşağı seviyeye yerleştirilen zararsız ışık. Bununla birlikte. "Doğrusunu isterseniz kitabımın taslağından henüz kimsenin haberi yok. Arkasını döndüğünde. adım attığı dünya beklediği gibi değildi. on üç siyah oniks iliştirilmiş gümüş bir haç. "Hayır. sabırsızlanmışa benziyordu.Kapalı bir bölmeden sarkan. Ama ne de olsa burası Fransa'ydı. personelin koridorlarda dolaşmasına olanak sağlarken. kendi kendine sürekli. Gölgeler her yere uzanıyor. İki kat. Langdon nedense Fransız polisinin dini inançlarını bu denli açık biçimde göstermesine şaşırmıştı. Langdon çocukluğunda terk edilmiş bir kuyuya düşmüş ve kurtarılana kadar. Langdon bunu son derece şaşırtıcı bulmuştu. asansöre doğru zoraki adımlarla yürüdü.

Barikat. "Ne nous dérangez pas sous aucun prétexte. Bir avuç polis ajanı odada koşuşturuyor. ahşap kaplama duvarlarda Büyük Ustalar'ın tabloları. Ziyaretçilerin sebep olduğu karbondioksitin aşındırıcı etkilerini önlemek için sanayi tipi. Kontrol edilmesi gereken binlerce metrekarelik alanıyla Louvre'un gözetleme işi için yüzlerce teknisyene ihtiyacı olacaktı.la Grande Galerie . "Elbette yok. İki metre ileride. Bu büyüklükteki müzelerin video kameralarla izlenmesinin fahiş bir maliyeti vardı ve etkili değildi. kömür filtreli nem gidericiler yirmi dört saat boyunca çalışırdı. Yüzbaşı. Fache. karanlık odada gelişen fotoğraflar gibi canlanıyordu. Büyük Galeri'nin loş bölmelerine göz attı. Langdon kameraları işaret ederek." Açıklığı gösterdi." dedi.Hırsızlan dışarıda tutmayı unut. Hiçbir şeye dokunmayın." dedi. ziyaretçilere açık bir mesaj gönderiyordu:Sizi görüyoruz. Gözleri karanlığa alışmaya başlayan Langdon. öyle değil mi? Barikat. Ajanlardan oluşan küçük cemaati geride bırakan Fache ve Langdon karanlık koridorda ilerlediler. Büyük Galeri'nin ünlü parke zemini Polaroid'de kusursuz biçimde görülüyordu. onu izledi. kuru bir hava alabiliyordu. Langdon aşağı baktı." diye seslendiğinde adamlar dönüp baktılar. ortaçağ kalelerinde akın yapan orduları uzak tutmak için kullanılanlara benzer devasa çelik bir kapıyla kapandığını gördü. Duvarların tepelerine yerleştirilen güvenlik kameraları. Yaklaştıklarında Langdon girişin. Önden nereye buyurayım? Fache parmaklıkların dibindeki zemini işaret etti. Gürültü. "Aralarında gerçek olanı var mı?' diye sordu. Müze müdürünün özel ofisinin bu akşam için DCPJ'nin geçici komuta merkezi olduğu anlaşılıyordu.siyah. ali çak bir boşluk gibi görünüyordu. Langdon parmaklıkların arasından. "Buradan. "Monsieurs . izinsiz girenleri ezmek için hazır bekleyen giyotine . Sonsuz gibi görünen bu koridorda Louvre'un en değerli İtalyan sanat şaheserleri bulunuyordu. dizüstü bilgisayarda yazı yazıyordu. Parmaklıkların yanına vardıklarında Fache. Şaka yapıyor. Langdon döndü. Büyük ebatlardaki yağlıboyalar. telefon görüşmeleri yapıp notlar alıyorlardı. Entendu? "* Ofisteki herkes anladığını göstererek başını salladı." Langdon ayaklarının dibindeki daracık sürünme aralığına baktıktan sonra gözlerini ağır demir kapıya çevirdi." dedi. O ve Fache odaya yaklaştıklarında Langdon kısa koridordan. karanlıkta bile bir tanka dayanabilecek gibi görünüyordu. Müze havasının tanıdık kokusunu karbon kokusu taşıyan. "Police Technique et Scientifique 'den * gelen takımım araştırmalarını henüz bitirdiler. Büyük müzelerin çoğu artık "çevreleme güvenliğini" kullanıyorlardı. üzerinde altmış santim boyunda zırhlı bir şövalye heykeli bulunan muazzam büyüklükteki antika masa. "Müze müdürünün ofisi." Langdon buna şaşırmamıştı. Çevreleme yöntemi müze kapandıktan sonra devreye sokuluyordu. "Burası Louvre güvenliği için hâlâ yasak bölge. Önlerindeki mermer koridorda sesler yankı yapıyordu. galerinin etrafındaki çıkış bölmeleri kapanıyor ve hırsız kendini polis gelmeden önce parmaklıkların arkasında buluyordu. Fache başını iki yana salladı. Sauniére'in lüks çalışma odasına göz attı. Karanlıkta fark etmemişti. "Önden buyurun Bay Langdon. Fache. birbirine bağlı galerilerden geçmeye başladı. yüzbaşının söylediklerinin ana fikrini anlayacak kadar NE PAS DERANGER yazısı asmıştı." dedi. Fache ile Langdon hiçbir suretle rahatsız edilmeyeceklerdi. sağ taraftaki geniş kapısız odadan geliyor gibiydi. İçlerinden biri Sauniére'in masasına oturmuş. Davetsiz bir misafir sanat eserlerinden birini yerinden çıkardığında. Onları içeride tut. Parlak bir ışık koridora taşmıştı. odalardan geçerken onu takip ediyorlardı. "Çevreleme güvenliği.girişi hayal gibi belirdi. Langdon. Altmış santim kadar yukarı kaldırılan barikatın altında dar bir alan açılmıştı. Sauniére'in cesedinin burada bulunacağını önceden sezmişti. Langdon otel odalarının kapısına." diyen Fache aniden sağa dönerek. "Lütfen altından geçiniz. Louvre'un en popüler bölümünün ... tablolardaki gözler.

dairesinden çıktı. Tam altından geçerken Harris tüvidinin ensesi parmaklıkların altına takıldı ve başının arkasını demirlere çarptı. İçinden bir dua okudu ve aşağıda kendisini havaalanına götürmek üzere bekleyen şoförünün bulunduğu lobiye indi. Opus Dei'nin sahip olduğu zenginlikle gücün şüphelen üstüne çektiğini öğrenmişti. sekizinci ve on altıncı katlarda. oturma odaları. Opus Dei küresel bir güç haline gelmişti. "Katılımın farklı seviyeleri vardır. toplantı salonları ve ofisler bulunmaktadır. oysa yalnızca birkaç ay önce." diye üstüne gelirlerdi." "Tanrı'nın Eseri'nde saflık yeminleri edilmesi. aileleri vardır ve Tanrı'nın Eseri'ni kendi . ama Josemaria Escrivâ'nın 1934'te yayınladığı The Way (Tarîk ) Tanrı'nın Eseri'ni meydana getirebilmek kişinin hayatında yapması gereken 999 meditasyon şekli isimli ruhani kitabıyla birlikte Escrivâ'nın mesajı tüm dünyaya yayılmıştı. karnının üstüne yattı ve kendini ileri itti. imparatorluğunu yıkmaya kalkışan ellere karşı kendini güçsüz hissediyordu. kiliseye zekât vermek. Muhabirler genellikle. geleneksel siyah cüppesini giymişti. 5 Murray Hill Binası -Opus Dei'nin yeni Dünya Merkez Bürosu ve konferans salonu. Ayağa kalktığında Langdon gecenin çok uzun süreceğinden şüphelenmeye başlamıştı. Bizler. karanlık Atlantik'e baktı. günahlar için kendini döverek ve keçeyle kefaret ödenmesi gerekli midir acaba?" Aringarosa. Langdon derin bir nefes aldı.mesajını yaymak içini harcamıştı. Indiana kireçtaşı ve kırmızı tuğladan oluşan 12. "Pek çok kişi Opus Dei'nin bir beyin yıkama tarikatı olduğunu söylüyor. kütüphaneler. Opus Dei'nin binlerce üyesi evlidir. Fache Fransızca bir şeyler söylenip saatine baktı. günlük yaşantılarımızda Katolik öğretilerini özenle izlemeyi seçen Katolik bir topluluğuz. Erkekler. Kadınlarsa yan sokaktan giriş yaparlar ve binada bulundukları sürece erkeklerden "akustik ve görsel" olarak ayrılmışlardır. binaya Lexington Caddesi'ndeki ana kapıdan girerler. İkinci. Pencereden dışarıya. Avuçlarını cilalı parkenin üzerine yerleştirerek. Ne yazık ki Aringarosa. Parmağındaki 14 ayar altın etrafı iri elmaslarla çevrili mor ametist taşın üstüne elle piskoposluk arması işlenmiş yüzüğünü. On yedinci kat tamamıyla mesken olarak kullanılmaktadır. Piskopos Aringarosa. Opus Dei'nin gelenekçi felsefesi başlangıçta İspanya'da. "Bizler bir Katolik Kilisesi'yiz. Ardından dizlerinin üstüne çökerek. Hangisisiniz?" Piskopos sabırla." diye cevap verirdi. mezhepler ve İncil'in televizyondan öğrenildiği bir çağda. dini kinizm. Opus Dei'nin genel başkanı olarak. bu gece halk arasında dolaşacağından sahip olduğu yüksek mevkiiyle dikkat çekmek istemiyordu. parmaklıkların arasından Langdon’a baktı. diye düşündü. hayatının son on yılını "Tanrı'nın Eseri'nin" yani Opus Dei. sadece bilen bir göz fark edebilirdi Seyahat Çantasını sırtına alarak. kendi hayatlarından büyük fedakârlıklar yapmaya teşvik etmişti. "Opus Dei ikisi de değil." demişti. dünyadaki en hızlı büyüyen ve mali açıdan en güvenli Katolik organizasyonuydu.500 metrekarelik alanı kaplayan gökdelen 47 milyon dolara mal olmuştur. muhafazakâr Katolik değerlerini yeniden hayata geçirmiş ve üyelerini. Normalde beline mor kuşağını takması gerekirdi ama o. Opus Dei.benziyordu. diye düşünürken el yordamıyla kendini kurtarıp. eğitim merkezlerine ve hatta üniversitelere dünyanın her büyük şehrinde rastlanabilirdi. Diğer tarafa geçince ayağa kalkıp.Bu gece savaş kazanılacak. May&Pinska tarafından tasarlanan binada yüzden fazla yatak odası. "Siz Opus Dei'nin sadece küçük bir grubundan bahsediyorsunuz. O akşamın erken saatlerinde Piskopos Manuel Aringarosa. Opus Dei'ye ait okullara. altı yemek salonu.New York'ta 243 Lexington Caddesi'nde bulunmaktadır. "Bazıları da size aşırı muhafazakâr gizli Hıristiyan cemiyeti diyorlar. Tanrı'nın Eseri'ni meydana getirebilmek için. mermerle donatılmış şapeller vardır. Artık Roma'ya gidecek ticari uçakta oturmakta olan Aringarosa. hantal vücudunu parmaklıkların altından geçirdi. Güneş batmıştı ama Aringarosa kendi yıldızının yükseldiğini biliyordu. Çok hoş Robert. Franco rejiminden önce kök salmıştı. Artık kırk iki dilde milyonlarca kopyası bulunan Tarîk sayesinde. gözlerden uzak teras katındaki dairesinde küçük bir seyahat çantası hazırlayarak. diğer tarafa geçti. 1928 yılında papaz Josemarîa Escrivâ tarafından kurulan cemaat.

Opus Dei. Sekiz yüz kilometre ötede. Bir başka üniversite öğrencisi iğnelikeçe kemerini tavsiye edilen günlük iki saatten çok daha uzun kullanmış ve sebep olduğu enfeksiyonla kendisini ölümün eşiğine getirmişti. Bununla birlikte son zamanlarda Opus Dei. sevgidir. geçmişindeki şiddeti siliyordu. yatak odasına gizli video kameraları yerleştirdiği ortaya çıkmıştı. Saint-Sulpice Kilisesi'nde. Hakim.." Buna rağmen. Bu numara sadece bir kişide vardı.. Aringarosa'nın cüppesinin altındaki cep telefonu sessiz bir şekilde titreşmeye başladı." dedi. Silas önceki hayatından beri hissetmediği bir önseziye sahip olduğunu hissediyordu. "Evet?" Arayan kişi. diye düşündü Aringarosa. onlara kendilerini fazlasıyla zinde hissetmelerini sağlayacak meskalin verirken yakalanmıştı.. Ne yazık ki. Elbette bu takdir edilecek bir arayıştır. Aringarosa ruhani bir dünyada yaşıyordu. genç bir misyonerken İspanya'da yediği yumrukla dağılan. Gömmek için onca uğraştığı nefret yeniden kabarmışta Geçmişinin bu kadar çabuk su yüzüne çıkması onu çok şaşırtıyordu. Papa'nın kişisel bir piskoposluk makamıdır. Paslanmıştı ama işe yarıyordu. kendi karısıyla sevişmelerini arkadaşlarına seyrettirmek için. "Dindar bir Katolik'in eğlence anlayışı böyle olamaz." Aringarosa telefonu kapattığında kalbi hızla çarpıyordu.beni çördükotııyla temizle ve ben arınayım . İsa'nın mesajı barıştır. Bu onu hem şaşırtıyor. Aringarosa uçağın penceresinden aşağıdaki okyanusun karanlığına bakarken kendi kendine." "Elbette.odan. yassı ve eğri bir burun. intihar etmeden önce tüm birikimlerini Opus Dei'ye bırakmıştı.. Bana ne yapmam gerektiğini söyle. Heyecanlanan piskopos sessizce cevap verdi..topluluklarında yaparlar.. "Nasıl bir savaş başlattıklarını bilmiyorlar. suda dönen kırmızılıkları seyrederken sırtındaki kanlan temizliyordu. Medya her zaman skandallar peşinde koşardı ve büyük organizasyonların çoğunda olduğu gibi Opus Dei'nin üyeleri arasında da." "Hemen alabiliriz. Diğerleri manastır okullarımızda nefislerini kırarak sade bir hayat yaşarlar. Son on yıldırTarik 'i izliyor. Ama bu gece. Kısa süre önce Boston'daki genç bir yatırım bankacısı. bedensel değil. Beş ay önce iktidar kaleydoskopu sarsılmıştı ve Aringarosa hâlâ yedikleri darbenin altından kalkmaya çalışıyordu. Bu tercihler kişiye aittir ama Opus Dei'deki herkes Tanrı'nın Eseri'ni yaparak dünyayı daha iyi bir yer haline getirme amacını paylaşırlar. Vatikan'ın tam onayını almış ve takdis edilmişti. onlar için üzülüyordu. Silas’a başlangıçtan beri öğretilen ve kalbinde . yeni müritlerin dini bir deneyim gibi algılaması için. Yoldan çıkarılmış koyunlar .. Onun mahkemede yargılanırken. Başlattığı olayların karşısında kendini küçük hissederken. medyadan daha kuvvetli bir güç tarafından tehdit ediliyordu. diye düşündü Aringarosa bu eleştirmenlerin Opus Dei'nin kaç hayatı zenginleştirdiğini bilip bilmediklerini merak ediyordu. hem de heyecanlandırıyordu..yansımasına odaklandı. Artık fiziksel kusurların önemi yoktu. Mezmurlar'dan. Uçuş yönetmeliği gereği. Opus Dei'nin ünlü üyesi ve basının çokça yer verdiği sapık FBI ajanı Robert Hanssen sebep olmuştu. "O halde yaklaştık. kendini günahlardan arındırıyor. her şey geri gelmişti. Beni yıka ve ben kardan daha beyaz olayım . Artık medya Opus Dei'den "Tanrı'nın Mafyası" ve "İsa Mezhebi" diye bahsediyordu. tüm bu olaylar Opus Dei Farkındalık Şebekesi (ODAN) diye bilinen yeni gözlem grubunun gelişmesine yardımcı olmuştu. uçuşlar sırasında cep telefonlarının kapalı tutulması gerektiği halde Aringarosa bu çağrıya mutlaka cevap vermesi gerektiğini biliyordu. Grup. duasını okudu. İki ay önce. vahşete karşıdır. becerileri de geri gelmişti. Bir an için gözleri kendi garip yüzünün -esmer ve uzun." demişti." Piskopos Aringarosa gülümsedi. Elbette tüm bunlarla birlikte. "Paris'te. Anlamadığımız şeylerden korkarız . Aringarosa'nın saklanamayacağı Eklenmedik bir düşman. bir kez daha karanlık geceye baktı. Ama senin nüfuzuna ihtiyacımız var. "Silas kilit taşının yerini buldu. Jet uçağı Portekiz sahillerinin üstünden uçarken. Silas isimli Albino küçük bir leğenin üzerine eğilmiş. Elbette en büyük utanca.org. telefonu Aringarosa'ya gönderen kişide. Ortabatı'daki bir üniversitedeki Opus Dei grubu..katılımın tehlikeleri konusunda uyarıda bulunan eski Opus Dei üyelerinin korkutucu hikâyelerini açıklıyordu. tüm grubun namını gölgeleyecek sapkın ruhlar vardı." diye' fısıldadı. hayatini yeniden kuruyor. bu mantık nadiren işe yarardı.. Grubun popüler web sitesi -www.

kapüşonu kaldırdı ve kırmızı gözleriyle aynadaki yansımasını hayranlıkla izledi. Natürmortlar. Hiçbir şeye dokunmadık. Louvre'un en ünlü İtalyan eserleri Büyük Galeri'de bulunduğu halde. Güvenlik sistemini bu şekilde devreye soktu. Yaralarını kuruladıktan sonra. Langdon'ın gözleri zemini tararken. Aydınlatmalardan çıkan kırmızımsı ışık. ona ters ters bakıyordu ama içerlemediği belliydi. Uzun ve derin bir kanyon ağzına bakıyordu. yani uç uca eklenmiş üç Washington Anıtı uzunluğundaydı. Zaten bu ışıkta fazla bir şey göremezdim .Çarklar dönmeye başlamıştı. yerde yatan beklenmedik bir nesne görüp durdu. Galerinin her iki tarafından yükselen dokuz metrelik çıplak duvarlar. "Müze müdürü çalışma odasında saldırıya uğramış. dini sahneler ve peyzajlar. Parmaklıkların arkasından ateş etmiş. Bunu kaldıracak ve değiştirecek kimse yoktur. "Sizin de bildiğiniz gibi. "Yani müze müdürü kendisine saldıranı Büyük Galeri'ye mi kilitledi?" Fache başını iki yana salladı. "Yerde ne işi var?" Fache." Langdon şaşırmıştı. "Teknik bölüm bir silahtan çıkan izler buldu. Bu tabloyu müze müdürü duvardan çıkarmış. diye düşündü. koyu renk yünden yapılmıştı ve cildiyle. "Burası cinayet mahalli Bay Langdon. Yan yana iki yolcu trenini içine alabilecek koridorun eni de bir o kadar nefes kesiciydi. Fache'ye doğru döndü. Koridorun ortasına. soylularla. tavana kablolarla tutturulmuş Da Vincilerden." Langdon'ın gözünün önüne Sauniére'in cesedinin fotoğrafı geldi. Sauniére ile saldırganını birbirindenayırdı. "Peki cesedi nerede?" Fache haçlı kravat iğnesini sıkıştırarak. Langdon önlerindeki devasa koridora baktı. ayak bileklerine kadar uzanan kapüşonlu cüppesini giydi. tam uzunluğu dört yüz elli metreydi. ." Eğer Langdon doğru hatırlıyorsa. "Bu yerdeki. birCaravaggio mu?" Fache bakmadığı halde. değiştirmeye çalışanlara karşı kaderlerini savunmuşlardı. Düz. değersiz bir poster gibi yerde duruyordu.Tanrıyı şiddetle tehdit edenler şiddetle karşılaşacaklardır. yürümeye başladı. "Bu güvenlik kapısı. İsa'nın askerleri iki bin yıl boyunca. Kuşağı beline bağladıktan sonra.taşıdığı mesaj buydu. yukarıdaki karanlıkta belirsizleşiyordu. sol tarafının birkaç metre ilerisinde polis bandıyla çevrelenmiş. Bakışlarını ileri dikerek." Langdon olanları gözünde canlandırabilmek için arkasını dönüp kapıya baktı. Langdon tablonun iki milyon dolar değerinde olduğunu tahmin ediyordu ama buna rağmen. Langdon ise bu kadar çok sanat şaheserinin yanından bakmak için bile durmadan geçerek saygısızlık yaptığını düşünüyordu. 6 Güvenlik kapısının altından iki büklüm geçen Robert Langdon artık Büyük Galeri girişinde duruyordu. Büyük Galeri epey uzundur. Büyük Galeri'ye kaçmış ve bu tabloyu duvardan sökerek güvenlik sistemini devreye sokmuş. Diyagonal döşenmiş meşe rabıtaların oluşturduğu geometrik desen. Sauniére burada tek başına öldü. attıkları her adımda değişen bir yüzeyde gezindiklerini hissederlerdi." Fache altından geçtikleri kapının parmaklıklarından sarkan turuncu etiketi gösterdi. optik bir yanılsamaya sebep olurdu. ziyaretçilerin pek çoğu bu kanadın en şaşırtıcı özelliğinin ünlü parke zemini olduğunu düşünürdü. Titianlardan ve Caravaggiolardan oluşan muhteşem koleksiyonu suni alevlere boğuyordu.Bunu kendisinin yaptığını söylemişlerdi. başıyla onayladı. Kapı derhal aşağı inerek tüm çıkışları kapatmış. zevkli bir ayraç işlevi gören ve trafiğin sağlı sollu akmasına yardımcı olan devasa bir ayaklı vazo yerleştirilmişti. İsa düşmanlarının yok etmeye çalıştıkları mesaj da buydu. yukarı doğru yayılarak. çok boyutlu bu ağ görüntüsü sayesinde ziyaretçiler. Silas bu gece savaşa çağrılmıştı. Ve şimdi. Bu galeriye girmenin ya da buradan çıkmanın tek yolu bu kapı. saçının beyazlığını ortaya çıkarıyordu. siyasetçilerin portrelerine eşlik ediyordu. koridorun sağından hızlı bir şekilde ilerleyen Fache şimdi sessizdi... Katil şuradaki koridorda kaldı ve Sauniére'e bu kapıdan ateş etti.

Sauniére'in hayatının son dakikalarını vücuduna bu garip şekli vermekle geçirdiğini hatırlattı." Langdon afallamış bir ifadeyle döndü." Langdon bakışlarını kaldırarak. Üstündeki giysilerin hepsini çıkarmış. Hızla yürümeye devam ediyorlardı ama Langdon hâlâ ceset görememişti. Langdon hiçbir zaman. düzgünce yere koymuş ve geniş koridorun tam ortasına.. kedibalıkları göçlerini takip etmek için uydulardan faydalanmakla ilgili bir şey. Hayatı boyunca tutkunu olduğu bekârlık ve beraberinde getirdiği özgürlükler bir şekilde sarsılmış. çıplak karnını ise tuval gibi kullanarak. karmaşık fizik araştırmalarına devam etmek için Cava Denizi'ne gittiğini söyleyen bir kartpostal.. o ana dek gördüğü en garip imgelerden biri duruyordu. zayıf kırmızı ışık. Açılan yara. Vittoria'dan en son aralık ayında mektup almıştı. taşınabilir bir heykel kaidesinden zemini aydınlatan spot lamba. Louvre güvenliği. "Onun dışında. "Fotoğrafı görmüştünüz. alarm çalar çalmaz harekete geçmiş ve Büyük Galeri kapısının kilitli olduğunu görmüş. galerinin kırmızı ortamında beyaz bir ışık adacığı yaratıyordu. Langdon cesedin yanında durup." "Ve?" "İçerde hiç kimseyi bulamadılar. Bir istisna var. asla hissedebileceğini zannetmediği bir özlem duygusu yeşertmişti. On beş dakika içinde olay yerine geldik." dedi. Çok yavaş ölmüş." Cesede yaklaşırlarken Langdon içinde korkunç bir ürperti hissetti. Aylardır onu rüyalarında görmüyordu." Koridorun uzak bir noktasını işaret ediyordu. ona aradan sanki asırlar geçmiş gibi geliyordu. Sauniére'in göğüs kemiğinin tam altındaki kan lekesi. Geldiğimizde. Langdon yalnızca bir yıl önce Roma'da olduğuna inanmıyordu. bu sahneyi kendi gözleriyle görmek onu fazlasıyla huzursuzlandırmıştı. parkelerin üstünde ve ışığın tam ortasında.. ve tüm kasları apaçık görülüyordu. Koridorun üç metre ilerisinde.. Seslenmişler fakat cevap alamamışlar. mikroskop altındaki bir böcek gibi yatıyordu. "Bu yüzden fazla şaşırtıcı olmamalı. görünmeyen bir kuvvet tarafından çekiştirilen bir adam gibi demek daha uygun olur. İlk önce Fache'nin koridorun ortasındaki büyük mermer bir heykeli gösterdiğini sandı. Langdon'ın aklına Vatikan Gizli Arşivleri'nin loş ışığında yaşadığı son deneyimi getirmişti... Müze müdürünün çıplak cesedi.. vücuduna basit bir sembol çizmişti beş köşeli yıldız oluşturacak şekilde çizilmiş beş düz çizgi.. kendi kanını mürekkep. Beş köşeli tılsım yıldızı. Bunu kendine o yaptı. Sauniére onun yaşındaki bir erkek için fazlasıyla formda görünüyordu..Başka bir yaşam. Bunun sadece suçlu olabileceğini varsayarak protokole uymuş ve adli polisi aramışlar. Langdon'ın gördüğü fotoğraf yeterince ürkütücüydü ama şimdi. sert ışığında altında gözlerini kısarken kendine. belki de. Vittoria Vetre gibi bir kadının onunla üniversite lojmanlarında yaşamaktan mutlu olacağı hayaliyle kendini kandırmamıştı. . Yaklaşık on beş ya da yirmi dakika içinde. Kendi korkunç ölüm döşeğinin huzur bozucu sahnesini yaratmak için yarasına batırdığı belli oluyordu. şaşılacak kadar az kanamış ve kararmış küçük bir kan izi bırakmıştı. Sauniére'in göbeğindeki kanlı yıldız. Önünde. Fache. Sauniére'in sol işaret parmağı da kanlanmıştı. "Jacques Sauniére bu kadar ileri gidebilmiş mi?" "Bay Sauniére'in midesine bir kurşun isabet etmiş. Jacques Sauniére'in solgun cesedi parke zemin üzerinde. ama Roma'daki karşılaşmaları onda. karda melek izi çıkartan çocuklar gibi genişçe açmıştı. Kapıdan baktıklarında. Langdon heykelin arkasındakini görebildi. "Güvenliğin buraya gelmesion beş dakika mı almış?" "Elbette hayır. Fache'nin uzattığı parmağı takip etti. Hayalinde yeniden Vittoria belirdi. Kollarıyla bacaklarını. İçeri gireni yakalayabilmek için tüm galeriyi aradılar. yerine. aynı fotoğrafta görüldüğü gibi yatıyordu. geçen yıl daha da büyüyen beklenmedik bir boşluk duygusu getirmişti. koridorun sonunda birinin yürüdüğünü duymuşlar ama kim olduğunu görememişler. Roma'da ölümle burun buruna geldiği günle bu gece birbirine çok benziyordu.Ne yazık ki. Çok kuvvetli bir adam olduğu belli. odanın uzun kenarıyla aynı hizaya gelecek şekilde sırtüstü uzanmıştı. kurşunun etini deldiği yeri işaret ediyordu. barikatı altından geçebilecek kadar kaldırdık ve ben içeri bir düzine silahlı ajan gönderdim. Ama yürümeye devam edince. cesedine gulyabani havası vermişti..

"Beş köşeli yıldızın şeytanla da bir ilgisi olmalı." "Peki anlamı ne?" Langdon bu soruyla karşılaştığında her zaman tereddüt ederdi. genellikle Satanistler'in dairelerindeki duvara diğer şeytani sembollerle birlikte çizilen. Bundan daha da az insan. Bugünlerde pek az insan. Fache birdenbire. Kelimenin kökleri Latincedekipaganus kelimesine kadar gidiyordu ki. bir pagan sembolüdür. en bilindik yorumuyla Venüs'ü sembolize eder. Teşekkürler Hollywood . fakat beş köşeli yıldız sembolü bin yıl içinde gerçek anlamından saptırılmıştır. "Hayır. Langdon. dört yılda bir yapılan modern Olimpiyat Oyunları'nın hâlâ Venüs'ün devrelerini takip ettiğinin farkındadır. "Filmlerde gördüklerinize rağmen. bu. Venüs'ün büyüsüne övgü olsun diye. beş köşeli yıldızın Olimpiyat amblemi olmak üzereyken son anda değiştirildiğini bilir. onun dört yıllık devrini Olimpiyat Oyunları'nı düzenlerken kullanmışlardı."Bay Langdon?" Fache'nin koyu gözleri yine ona çevrilmişti. İsa öncesinden gelen bir semboldür. Langdon beş köşeli yıldızın en şaşırtıcı özelliğini onunla paylaşmamaya karar verdi. kan dökerek." Langdon. Son günlerdepagan kelimesi. ilahiyat tarihçilerinin 'kutsal dişi' ya da 'ilahi tanrıça' dedikleri bir kavram. aynı kostüm İspanya'da dini inançla ilgili bir anlam taşırdı. beş köşeli yıldızın şeytani anlamları tarih açısından yanlıştır. yaşadıkları dünyayı iki yarı halinde düşünürdü. çok büyük bir yanlış kanıydı." "Sauniére karnına birtanrıça sembolü mü çizmiş?" Langdon bunun garip göründüğünü kabul etmek zorundaydı. bu." dedi. görsel bir klişe halini almıştı." derken. "Paganlar" taşrada bölgelerindeki doğaya tapınan." Fache çıplak adama göz atarak." dedi. dinlerine sadık kalan. bir sembolün "ne anlama" geldiğini söylemek." Langdon. bütün varlıklardakidişiyi temsil eder. Biri ' sine. iç içe geçen beş halkayla değiştirilmiştir.. Venüs'le olan bağlantısınıngrafiksel kökeninden. taşra köylerinde yaşayanlardan öylesine korkardı ki." diyerek daha açık konuşmaya başladı. Doğu Yıldızı. Venüs ile onun beş köşeli yıldızı mükemmellik. Dengesizlik olduğunda kaos yaşanırdı. Langdon. şimdi çok daha dertli görünüyordu." . taşrada oturanlar anlamına geliyordu. Langdon genç bir astronomi öğrencisiyken. sesi engin boşlukta yankılanmıştı." diyerek düzeltti.." dedi. erkek ve dişi.hepsi de doğa ve Dünya Ana ile bağları olan güçlü dişi kavramlardı. "Beş köşeli yıldız." Fache sanki şeytana tapma fikrini tercih edermiş gibi. farklı anlamlar taşırlar. "Doğaya tapınmakla ilgili. cinsel aşk ve güzellik tanrıçası. kişiden kişiye değişirdi. Astarte. "Beş köşeli yıldız. "Şeytana tapma. Bu davada. oyunların çok kapsamlı ruhunu ve ahengini daha iyi yansıtması amacıyla beş köşeli yıldız. Eski çağ insanları. Sizin Amerikan korku filmleri bunu çok açık gösteriyor. Tanrıça Venüs ile Venüs gezegeni aynıydı. Langdon. Beyaz bir Ku Klux Klan başlığı Birleşik Devletler'de nefret ve ırkçılık çağrışımları yaparken. Doğrusunu söylemek gerekirse kilise. "Dünyadaki en eski sembollerden biri. diğer dini öğretilerden habersiz taşra insanlarıydı. Langdon. Venüs gezegeninin her dört yılda bir ekliptik semada beş köşelimükemmel bir yıldız çizdiğini öğrendiğinde çok şaşırmıştı. beş köşeli yıldız.. İsa'dan dört bin yıl öncesinden beri kullanılıyor. homurdandı. Seçtiği kelimeleri daha açık kullanması gerektiğini fark etmişti. beş köşeli yıldızın gerçek kökenleri oldukça tanrısaldı. Beş köşeli yıldız. Eski Yunan'da. artık şeytani seri katil filmlerinde. Langdon sembolü bu haliyle gördüğünde daima hüsran duyardı. Orijinal dişi anlamı doğrudur. "Sizi temin ederim.. "Beş köşeli yıldız. güzellik ve cinsel aşkın sembolü haline gelmişlerdi. Yin ile yang. Sauniére'in karnını işaret etti. şeytana tapma ile neredeyse eşanlamlı kullanılıyordu. Tanrılarla tanrıçalar bir güç dengesi kurarlardı. Tanrıça gece gökyüzünde yer sahibiydi ve pek çok simle anılırdı -Venüs. Erkek ile dişi dengelendiğinde dünyaya ahenk gelirdi. masum bir köylü "villager" kelimesi bile değişerek –vilain . "Eski dinler doğanın ilahi düzenine dayanırdı. "Bu beş köşeli yıldız. bir şarkının ona kendisini nasıl hissettireceğini söylemekle aynıydı. "Semboller farklı mekânlarda.kötü ruhlu adam anlamında kullanılmaya başlanmıştı." Fache başını salladı. Ishtar." Langdon kaşlarını çattı. Eskiler bu fenomeni keşfettiklerinde öylesine büyülenmişlerdi ki. "Esasen. "Bay Langdon. Sauniére bunu herkesten daha iyi bilirdi.

” Langdon durdu. iki tane daha iyidir. ama Jacques Sauniére gibi bir adamın beş köşeli yıldızı. Fache elini yeniden briyantinli saçlarına götürürken." Langdon'ın gözleri. Masayı karıştırırken. Bu çeşit kalemleri bilir misiniz?" Langdon kalemin markasını görebilmek için biraz daha eğildi. "Peki yaçıplaklığı ?" Kelimeyi telaffuz ederi adeta homurdanıyor. yazacak başka malzemesi olmadığı için. artık müze müdürünün büyük bir keçeli kalem tuttuğunu görebiliyordu. "Size söylediğim gibi. Siyah ışık kalemi ya da filigran kalemi müzeler." Langdon az sonra söyleyeceklerini kelimelere nasıl dökeceğini düşünürken Fache'nin kravatındaki haça baktı. kablolar ve elektronik cihazlarıyla dolu birkaç metre ötedeki seyyar masanın yanına giderken. "Peki ya vücudun pozisyonu? Bundan ne anlam çıkarıyorsunuz?" Langdon omuzlarını silkti. keskin bir kökenbilimsel göz. "Pozisyon. beş köşeli yıldız ve kutsal dişiyle olan bağlantısını kuvvetlendiriyor. Bir sembolü tekrar etmek. yaşlanan bir erkek vücudunu görmekten rahatsız olmuş gibi sesler çıkartıyordu. "Yeni doğan bir güç var olan sembolleri devralır ve anlamlarını yok etmek için zaman içinde onları yıpratır."Anladığıma pek emin değilim. gözleri Sauniére'in kolları. restorasyon mimarları ve sahtecilik polisinin nesneler . bayım. Poseidon'un çatallı balık zıpkını şeytanın yabası. Bu sembolle kutsal dişi arasındaki ilişki. Modern kültür." dedi. "Anlayamadım?" "Yineleme. "Esasen ben. "İlginç. "Elbiselerini neden çıkarmış?" İşte bu iyi bir soru. “Bay Fache. STYLO DE LUMIERE NOIRE. Ne yapacağını bilmeden cesedin etrafında döndü ve yere çömeldi. beş köşeli yıldız pozisyonu almış. cinsellik tanrıçası. Fache. En iyi tahmini. polisin belli başlı adli metotları uygulaması için kullandığına inanıyorum." Fache'nin yüzüne düşünceli bir ifade geldi. "Maalesef Birleşik Devletler Ordusu da beş köşeli yıldızın anlamını çarpıttı." Langdon. müze müdürünün renksiz kolundan sol eline kadar olan kısmı taradı ama hiçbir şey göremedi. "Kargaşa zamanlarında buna oldukça sık başvurulur. Şaşkınlık içinde başım kaldırdı." "İyi. şu anda bizim en sık kullandığımız savaş sembolü. “İlginç bir tahlil. "Sauniére'i bulduğumuzda bunu elinde tutuyordu. Langdon bu konuya girmemeye karar verdi. diye düşündü Langdon. bacakları ve başının oluşturduğu beş köşeyi takip etti. Peki kendi kanını mürekkep olarak kullanması?" "Belli ki. size Bay Sauniére'in bu sembolü üzerine neden çizdiğini ya da neden bu şekli aldığını izah edemem. Jacques Sauniére. Langdon'ı olduğu yerde bırakıp."Bir tane beş köşeli yıldız iyiyse. sanat tarihçileriyle simgebilim uzmanları tarafından oldukça iyi bilinir. "Hiçbir şeye dokunmadık." dedi. Venüs'ün "zührevi" kelimesinde işaret ettiği anlamı fark edebilirdi. Semboller olukça esnektir ama eski Roma Katolik Kilisesi beş köşeli yıldızı değiştirdi Vatikan'ın pagan dinlerini yok etme ve kitleleri Hıristiyanlaştırma kampanyasının bir parçası olarak kilise. çıplak bir insan formunun Venüs fikrini onaylatmanın bir başka yolu olduğuydu. Polaroid'i ilk gördüğünden beri aynı şeyi düşünüyordu." Fache bir süre sessiz kaldı. pagan tanrılarıyla tanrıçaları karşı karalama kampanyası açtı ve onların ilahi sembollerini şeytani anlatımlara soktu. kendi kanını. Pagan sembolleriyle Hıristiyan sembolleri arasındaki savaşta paganlar kaybetti." diyerek devam etti." "Affedersiniz?" "Sol eline bakın. Venüs'ün erkek/dişi birleşimiyle olan ilişkisini oluşturduğu halde. dişi tanrısallığının işareti olarak kabul ettiğini söyleyebilirim." "Devam edin. Sembolü savaş uçaklarının üstüne çiziyor ve generallerin omuzlarına takıyoruz." Durdu. bilge kocakarının sivri şapkası bir cadı sembolü ve Venüs'ün beş köşeli yıldızı bir şeytan işareti oldu. "Kilise. araştırma malzemeleri."Aşk ve güzellik tanrıçası için bu çok acı." Fache kanatlan açık kartal pozisyonundaki cesede bakıp başını saldı. anlamını kuvvetlendirme en basit yoludur.

üzerine görünmeyen işaretler bırakmak için tasarladıkları bir tür özel keçeli kalemdi. İşaret kalemi, sadece siyah ışık altında görülebilen, alkol bazlı çıkmayan floresan bir mürekkeple yazardı. Son zamanlarda müze personeli bu kalemleri, restorasyon gereksinimi duyan tabloların çerçeveleri üzerine görünmeyen işaretler koymak için taşıyorlardı. Langdon ayağa kalkarken, Fache spot lambanın yanına gidip kapattı. Galeri birden karanlığa gömülmüştü. Kısa bir körlük yaşayan Langdon'ın şüpheleri artıyordu. Fache'nin parlak mor ışıkla aydınlanan silueti belirdi. Elinde taşıdığı ışık kaynağı onu menekşe rengi bir pusla kaplıyordu. Gözleri mor ışıkla parlayan Fache, "Bildiğiniz gibi," dedi. "Polis siyak ışık aydınlatmasını, cinayet mahallindeki kan ve diğer adli delilleri araştırmak için kullanır. Bu yüzden ne kadar şaşırdığımızı tahmin edebilirsiniz...”Sonra, aniden ışığı cesede yöneltti. Aşağı bakan Langdon, şaşkınlıktan yerinde sıçradı. Önündeki parke zeminde parlayan görüntü yüzünden kalbi hızla çarpıyordu. Müze müdürünün el yazısıyla karalanmış son sözleri, cesedinin yanında mor ışıltılar yayıyordu. Langdon titrek ışıklı metne bakarken tüm geceyi kaplayan sis perdesinin giderek yoğunlaştığım hissetti. Langdon mesajı bir kez daha okuduktan sonra Fache'ye baktı. "Bu da ne demek böyle!" Fache'nin gözlerinin akı parladı. "Bu, bayım, cevaplamak için geldiğiniz sorunun ta kendisi." Az ileride, Sauniére'in ofisinde, Louvre'a geri dönen Teğmen Collet müze müdürünün devasa masasındaki ses konsoluna iyice eğilmişti. Sauniére'in masasının köşesinden onu seyrediyor gibi görünen robotumsu ortaçağ şövalyesinin verdiği huzursuzluk dışında, Collet kendini oldukça rahat hissediyordu. AKG kulaklığını taktı ve sabit disk kayıt sistemindeki girdi seviyelerini kontrol etti. Tüm sistemler işliyordu. Mikrofonlar hiç aksamadan çalışıyordu ve ses kalitesi kristal berraklığındaydı. Le moment de vérité,*diye düşündü. Gülümseyerek gözlerini kapattı ve banda kaydedilen Büyük Galeri'deki konuşmanın geri kalanının tadını çıkartmak için rahat bir pozisyon aldı.

7
Saint-Sulpice Kilisesi'nin ikinci katında koro balkonunun sol tarafı meskene ayrılmıştı. Taş zeminli ve içinde az mobilya bulunan iki odalı daire, on yıldan fazladır Rahibe Sandrine Bieil'in eviydi. Resmi evi yakındaki kadınlar manastırındaydı ama o, kilisenin sessizliğinden hoşlanıyor ve üst katta bir yatak, telefon ve küçük bir ocaktan oluşan odada huzur buluyordu. Kiliseninconservatrice d'affaires 'ine göre, kilisenin dinle ilgisi olmayan tüm işlerinden Rahibe Sandrine sorumluydu, genel bakım, yardımcı eleman ve bekçi alımı, kapalı olduğu saatlerde kilisenin güvenliği ve komünyon şarabıyla ince bisküvi gibi malzemelerin siparişi. Bu gece ise küçük yatağında uyurken, telefonun tiz sesiyle uyanmıştı. Yorgun bir halde, ahizeyi kaldırdı. "Rahibe Sandrine. Saint-Sulpice Kilisesi. " Adam, Fransızca, "Merhaba rahibe," dedi. Rahibe Sandrine yatağında doğruldu. Saat kaç? Patronunun sesini tanıdığı halde, on beş yıl süresince hiç onun tarafından uyandırılmamıştı. Başrahip, ayinden sonra doğruca evine giden dindar bir adamdı. Başrahip, mahmur ve sinirleri gergin sesiyle, "Sizi uyandırdıysam özür dilerim rahibe," dedi. "Sizden bir ricada bulunacağım. Belki onu tanıyorsunuzdur. Az önce Amerikan piskoposundan bir telefon aldım. Manuel Aringarosa?" Opus Dei'nin başkanı mı?"Elbette onu tanıyorum . Kiliseden onu bilmeyen mi var? Son yıllarda Aringarosa'nın piskoposluk makamı güç kazanmıştı. 1982 yılında Papa II. John Paul, tüm ibadetlerini resmen onaylayarak onları" "Papa'nın kişisel piskoposluk makamına" getirdiğinde, şerefleri sıçrayarak yükselmişti. Fakat Opus Dei'nin yükselişiyle, zengin mezhebin Vatikan Dini İşler Enstitüsü'ne -daha çok Vatikan Bankası olarak bilinir- yaklaşık bir milyar dolar aktararak, iflastan kurtarışının aynı yıla denk gelmesi şüphe uyandırıcıydı. Kaşları yukarı kaldıran bir başka olay ise Papa'nın genellikle yüz yıl süren

bekleme dönemini yirmi yıla indirerek Opus Dei kurucusunu azizlik mertebesine hızla yükseltmesiydi. Rahibe Sandrine, Opus Dei'nin Roma'daki makamından şüphe duysa da, Papa'yla tartışacak hali yoktu. Başrahip, ona huzursuz sesiyle, "Piskopos Aringarosa benden bir iyilik istemek için aramış," dedi. "Bu gece Paris'teki müritlerinden biri..." Rahibe Sandrine garip ricayı dinlerken şaşkınlığı giderek artıyordu. "Affedersiniz, acaba Opus Dei müridinin bahsettiğiniz ziyareti sabaha kadar bekleyemez mi acaba?" "Korkarım bekleyemez. Uçağı sabah erkenden kalkıyormuş. Haya boyunca Saint-Sulpice'i görmek istemiş." "Ama kilise gündüzleri çok daha ilgi çekicidir. Saint-Sulpice'i benzersiz kılan şeyler, yuvarlak pencereden giren gün ışığı ile güneş saatin üstündeki gölgelerdir." "Rahibe, size katılıyorum, bununla birlikte eğer bu gece gelmesine izin verirseniz bunu kişisel bir iyilik olarak kabul edeceğim. Orada yaklaşık saat... birde olacak diyelim mi? Yani yirmi dakika sonra." Rahibe Sandrine kaşlarını çattı. "Elbette. Memnuniyetle." Başrahip, ona teşekkür ettikten sonra telefonu kapattı. Şaşkın vaziyetteki Rahibe Sandrine, uyku mahmurluğunu üzerinde atana kadar bir süre sıcak yatağında kaldı. Bu geceki telefon aklına birtakım düşünceler getirmiş olsa da, altmış yaşındaki beden eskiden olduğu kadar hızlı uyanamıyordu. Opus Dei, onu her zaman rahatsız ederdi. Piskoposluğun bedensel çile rituellerine bağlılığı bir yana, kadınlara bakış açıları hâlâ ortaçağ seviyesindeydi. Kadın müritlerin hiçbir ücret almadan erkekler ayindeyken onların kaldığı yerleri temizlemeye zorlandığını; erkekler hasır döşeklerde yatarken, kadınların tahta zeminde uyuduğunu; ve kadınların daha fazla bedensel çile çekmeye mecbur edildiklerini duyduğunda şok geçirmişti... tüm bunlar işlenen ilk günahın bedeliydi. Havva'nın bilgiyi açığa çıkaran elmadan aldığı ısırık, kadınların sonsuza dar ödemekle yükümlü oldukları bir kefaret gibiydi. Katolik Kilisesi kadın haklarına daha çok değer vermek yolunda ilerlerken, Opus Dei'nin bu gelişmeyi tersine çevirmeye çalışması üzücüydü. Her şeye rağmen Rahibe Sandrine emir almıştı. Bacaklarını yataktan aşağı sarkıtarak, yavaşça ayağa kalktı. Çıplak ayakları taş zemine temas ettiğinde içi ürperdi. Ürperti vücuduna yayılırken, içini bir korku kapladı. Kadın sezgisi mi? Tanrı’nın bir kulu olarak Rahibe Sandrine kendi ruhunun sakinleştirici sesini dinleyerek huzur bulmayı öğrenmişti. Ama bu gece, bu sesler içinde bulunduğu boş kilise kadar sessizdi.

8
Langdon parkeye karalanmış mor metinden gözlerini ayıramıyor Jacques Sauniére'in son sözleri, Langdon'ın hayal bile edemeyeceği veda mesajı niteliğindeydi. Mesajda şöyle yazıyordu: 13 - 3 – 2 – 21- 1 -1 - 8- 5 On Draco devini al! On sahte alim! Bunun ne anlama geldiği konusunda Langdon'ın en ufak fikri olmamasına rağmen, Fache'nin neden ilk anda beş köşeli yıldızı şeytana tapma ile bağdaştırdığını anlıyordu. On Draco devini al! Sauniére, şeytana gerçekten atıfta bulunmuştu. Sayı serileri de bir kadar tuhaftı. "Bir kısmı sayısal şifreye benziyor." "Evet," dedi Fache. "Kriptograflarımız üzerinde çalışıyorlar. Bu sayıların onu öldüren kişiyi bulmamızda anahtar rol oynayacağına inanıyoruz. Belki değiştirilmiş bir telefon numarası ya da bir tür sosyal kimlik numarasıdır. Sayılar size sembolik bir anlam ifade ediyor mu?" Langdon sayılara yeniden baktığında, herhangi bir sembolik anlam çıkartmasının saatler alacağım anladı.Eğer Sauniére bu niyetle yazdıysa. Langdon'a sayılar rasgele seçilmiş gibi geliyordu. Birtakım anlamlara gelen sembolik sayı dizilerine alışkındı ama buradaki her şey -beş köşeli yıldız, metin ve sayılar-

en basit seviyede birbirinden bağımsızdı. Fache, "Daha önce," dedi. "Sauniére'in burada yaptıklarının bir mesaj iletme çabasında olduğunu iddia etmiştiniz... tanrıçalara tapınma ya da bu tarz bir şey. Bu mesaj iddianızın neresine oturuyor?" Langdon sorunun tumturaklı olduğunu biliyordu. Kısa mesaj, Langdon'ın tanrıçalara ibadet senaryosunun hiçbir yerine uymuyordu. On Draco devini al? On sahte alim ? Fache, "Bu metinde bir çeşit suçlama seziliyor. Siz ne dersiniz?" dedi. Langdon, müze müdürünün ölmek üzere olduğunun bilinciyle Büyük Galeri'de hapis kaldığı son dakikalarını hayal etmeye çalıştı. Mantıklı geliyordu. "Katiline bir suçlamada bulunması mantıklı olabilir, sanırım." "Elbette benim işim, bu kişiyi isimlendirmek. Size bir soru soracağım Bay Langdon. Sayıları bir kenara bırakırsak, size bu mesajda en garip gelen ne oldu?" En garip? Ölmek üzere olan bir adam kendini galeriye kilitlemiş, üzerine beş köşeli bir yıldız çizmiş ve yere gizemli bir suçlama karalamıştı. Garip olmasaydı nasıl olurdu acaba? Aklına ilk geleni söyleyerek, "Draco kelimesi mi?" diye atıldı. Langdon, Draco'ya -MÖ 7. yüzyıldaki acımasız politikacı- atıfta bulunmasının mümkün olmadığına neredeyse emindi. '"Draco devi' garip bir kelime seçimi." "Draco mu? " Fache'nin sesinde artık sabırsızlık kokusu vardı. "Buradaki asıl meselemiz Sauniére'in kelime seçimi değil." Langdon, Fache'nin aklındaki meselenin ne olduğundan emin değildi, ama Draco ile Fache'nin iyi geçineceğini düşünmeye başlamıştı. Fache tatsız bir tonla, "Sauniére bir Fransızdı," dedi. "Paris'te yaşadı. Ama yine de bu mesajı yazmayı tercih etti..." Yüzbaşının söylemek istediğini yeni yeni fark eden Langdon, "İngilizce," dedi. Fache başıyla onayladı. "Tam olarak . Nedeni konusunda fikriniz var mı?" Langdon, Sauniére'in kusursuz İngilizce konuştuğunu biliyordu ama de son sözlerini yazmak için neden bu dili seçtiğini anlayamıyordu. Omuzlarını silkti. Fache, yeniden Sauniére'in karnının üstündeki beş köşeli yıldızı işaret etti. "Şeytana tapmayla hiç ilgisi yok mu? Buna hâlâ emin misiniz?" Langdon başka bir şeyden bu kadar emin olamazdı. "Sembol ile metin arasında ilişki yok gibi. Üzgünüm daha fazla yardımcı olamayacağım; "Belki bu biraz açıklık getirir." Fache cesetten uzaklaşarak, siyah ışığı bir kez daha yükseltti, bu kez ışık daha büyük bir çevreyi aydınlatıyordu. "Peki şimdi?" Langdon'un şaşkın bakışları altında, basit bir çember müze müdürünün cesedi etrafında parıldadı. Görünüşe göre Sauniére yere uzanmış ve kalemle etrafında uzun yaylar çizerek, kendini çemberin tam ortasına yerleştirmişti. Bir anda anlamı açıklığa kavuşmuştu. Langdon soluk soluğa, "Vitruvius Adamı ," dedi. Sauniére, Leonardo da Vinci'nin en ünlü eskizinin gerçek boyutlu bir kopyasını yapmıştı. Anatomik açıdan zamanının en doğru çizimi olarak kabul edilen Da Vinci'nin Vitruvius Adamı tüm dünyada posterlerde, fare altlıklarında ve tişörtlerde kendini göstererek, modern kültürün ikonu haline gelmiştir, Bu ünlü eskizde, içine çıplak bir erkek yerleştirilmiş mükemmel bir daire görülür... erkeğin kolları ve bacakları yanlara doğru açıktır. Da Vinci, Langdon hayretle ürperdi. Sauniére'in niyetinin son derece açık olduğu inkâr edilemezdi. Müze müdürü hayatının son dakikalarında giysilerini çıkarmış ve vücudunu Leonardo da Vinci'nin Vitruvius Adamı gibi çemberin ortasına yerleştirmişti. Çember o ana dek eksik olan kritik öğeydi. Dişi bir koruma sembolü ile çıplak adamın etrafındaki daire Da Vinci'nin kastettiği mesajı tamamlıyordu erkek ve dişi ahengi. Ama şimdi asıl soru, Sauniére'in bu ünlü çizimi neden taklit ettiğiydi. Fache, "Bay Langdon," dedi. "Herhalde sizin gibi biri Leonardo Da Vinci'nin karanlık sanatlara olan eğiliminden haberdardır."

Langdon, Fache'nin Da Vinci bilgisinden etkilenmişti ve bu bilgi yüzbaşının şeytana tapmayla ilgili şüphelerini oldukça iyi açıklıyordu. D Vinci tarihçiler için, özellikle Hıristiyan geleneğinde daima zor bir kon olmuştu. Önsezileri kuvvetli bir dâhi olmakla birlikte, göze çarpan bir homoseksüel ve doğanın ilahi düzenine tapan biriydi. Bu ikisi onu Tanrı'ya karşı sürekli günah işleyen biri haline getiriyordu. Ayrıca sanatçının bu davranışları ona şeytani bir hava veriyordu: Da Vinci insan anatomisi üzerinde çalışmak için cesetleri mezardan çıkarır, ters el yazısıyla gizemli günceler tutar, kurşunu altına dönüştürecek simya gücüne sahip olduğuna ve ölümü erteleyecek bir iksir yaratarak Tanrı'yı kandırabileceğine inanırdı. Daha önce hiç düşünülmemiş korkunç savaş ve işkence silahları icat ederdi. Yanlış anlaşılmalar güvensizliğe sebep olur, diye düşündü Langdon. Da Vinci'nin ortaya koyduğu nefes kesen Hıristiyan sanatı bile, sanatçının çarpık bir ruh dünyasına sahip olduğu yönündeki ününü artırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Vatikan'ın verdiği yüzlerce kârlı siparişleri kabul eden Da Vinci, Hıristiyan temalarını kendi inançlarını ifade etmek için değil, ticari birer girişim olarak resmetmişti, savurgan hayat tarzını sürdürebilmek için bir araç olarak kullanmıştı. Ne yazık ki Da Vinci, genellikle onu besleyen eli sinsice ısırarak kendi kendini eğlendiren biriydi. Pek çok Hıristiyan tablosuna, Hıristiyanlıkla ilgisi olmayan gizli semboller yerleştirmişti, böylelikle kendi inançlarını yüceltiyor, kiliseyi ise belli etmeden küçümsüyordu. Langdon bir kere Londra'daki Ulusal Galeri'de "Leonardo'nun Gizli Yaşamı: Pagan Sembolizmi ve Hıristiyan Sanatı" konulu bir seminer bile vermişti. Langdon, "Kaygılarınızı anlıyorum," dedi. "Ama Da Vinci gerçekte asla karanlık sanatla uğraşmadı. Kiliseyle sürekli ihtilaf halinde de olsa, manevi değerlere fazlasıyla önem veren biriydi." Langdon bunu söylerken aklına garip bir fikir gelmişti. Yeniden yerdeki mesaja baktı. On Draco devini al! On sahte alim! Fache, "öyle mi?" dedi. Langdon kelimelerini dikkatle seçti. "Sauniére'in Da Vinci ile pek çok ortak manevi ideolojiye sahip olduğunu düşünüyorum, bunlara kilise modern dinden kutsal dişiyi çıkarttığı için duydukları endişe de dahil. Belki de Da Vinci'nin ünlü çizimini taklit ederek, Sauniére modern kilisenin tanrıçaları şeytanlaştırması yüzünden duydukları ortak hüsranı dile getiriyordu." Fache'nin gözleri taş kesilmişti. "Sauniére'in kiliseye sahte aziz ve Draco şeytan dediğini mi düşünüyorsunuz?" Langdon bunun kulağa abartılı geldiğini ama beş köşeli yıldızın bu fikri onayladığını itiraf etmek zorundaydı. "Sadece Bay Sauniére'in hayatını tanrıça tarihini incelemeye adadığını ve bu tarihi silmek için en çok Katolik Kilisesi'nin uğraş verdiğini söylüyorum. Son vedasında Sauniére'in hayal kırıklığını ifade etmek istemiş olması muhtemel." "Hayal kırıklığı mı?" Artık Fache'nin sesinde saldırgan bir hava vardı. "Bu mesaj kulağa hayal kırıklığından daha öfkeli gelmiyor mu sizce de?" Langdon’ın sabrı tükenmek üzereydi. "Yüzbaşı, benden Sauniére'in burada söylemeye çalıştığı şeyi tahmin etmemi istediniz ve ben de size bunu söylüyorum." "Yani bunun kiliseye yapılan bir suçlama olduğunu mu?" Dişlerini kenetleyerek konuşan Fache çenesini sıkıyordu. "Bay Langdon yaptığım işte pek çok cesetle karşılaştım, izin verin size bir şey söyleyeyim. Bir adam başka biri tarafından öldürüldüğünde, aklından geçen son düşüncelerin hiç kimsenin anlamayacağı manevi bir ifade yazmak olduğuna inanmıyorum. Sadece tek bir şey düşündüğüne inanıyorum." Fache'nin fısıltılı sesi havayı ikiye böldü. "İntikam. Sauniére'in bu notu, bize onu öldüren kişiyi haber vermek için yazdığını düşünüyorum." Langdon dikkatle bakıyordu. "Ama bunun hiçbir anlamı yok." "Yok mu?" Yorgun ve bitap bir şekilde, "Yok," diye cevap verdi. "Bana Sauniére'in, belli ki davet ettiği biri tarafından ofisinde saldırıya uğradığım söylemiştiniz." "Evet." "O halde müze müdürünün kendisine saldıran kişiyi düşünmek mantıklı olur." Fache başını salladı. "Devam edin." "Yani Sauniére kendi katilinitanıyorsa, bu ne çeşit bir ima olabilir? Parmağıyla yeri gösterdi. "Şifreli sayılar. Sahte alimler. Draco devleri. Karnındaki beş köşeli yıldız. Hepsi fazlasıyla gizemli."

"Yüzbaşı? " Telefon kısa mesafeli telsiz gibi cızırdadı. baskı altında insanın kendine son derece hâkim olmasını gerektiren şaşırtma sanatı artık var olmayan bir yetenekti. Fache. diye iddia etmişti. "Bir fikriniz var sanırım.Bu papazları iki kez asmak lazım! Fache böyle beyanat vermişti!Birincisinde çocuklara karşı işledikleri suçlar yüzünden. yüzbaşıyı Fransız emniyet teşkilatının zirvesine bu gibi zamanların yükselttiğini biliyordu. Yüzbaşı dini törenlere ve günah çıkartma ayinlerine sürekli halkla ilişkileri iyi tutmak adına önemli tatillerde kiliseyi dolduran diğer yetkilerden çok daha sık giderdi. Tanrı onun kulağına fısıldıyor. Akıllıcaydı. Ne yapacağınızı biliyorsunuz. Bay Langdon ile yapacağı görüşmenin kesilmemesini garantiye almak için cep telefonunu kapattı. Robert Langdon serinkanlı bir müşteri çıkmıştı. iki yönlü telsiz özellikleriyle donatılmış pahalı bir model olduğundan. Dizüstü bilgisayarına dönen Collet. Ajanlar kendi aralarında ona gizlice Papalık Boğası diyorlardı. Şimdi ise Fache'nin Papa ile çektirdiği fotoğraf ofisinin duvarında asılıydı. Zamanın emniyet teşkilatında. Collet'nin içinde. Bazı zamanlar Fache'nin sezgileri neredeyse doğaüstü gibiydi. birisininismini yazardı." Ses cihazlarını kurcalayan ve Fache'nin kulaklıktan gelen sesini dinleyen Teğmen Collet. Birkaç yıl önce Papa Paris'i ziyaret ettiğinde Fache izleyiciler arasında olmak için oldukça gayret göstermişti." Langdon. "Aynen. verdiği emirlere rağmen ajanlarından biri tarafından kendisini takip etmekte kullanılıyordu. Kendine hâkim oluşu ve sabrı. neredeyse mekanikti. "Sanırım eğer Sauniére'in niyeti size onu öldüren kişiyi söylemek olsaydı. Collet eğer Tanrı diye bir şey varsa. Fache dişlerinin nefretle birbirine kilitlendiğini hissetti. Ajanlardan biri etkileyici bir olayda Fache'nin altıncı hissine şahit olduktan sonra.Jacques Sauniére'i kimin öldürdüğünü biliyorum. Fache'nin yüzüne gecenin başından beri ilk kez bir gülümseme yayıldı. " dedi.Fache bu fikir daha önce hiç kendisinin aklına gelmemiş gibi kaşlarını çatıyordu. sanki bu tutuklama kişisel bir meseleymişçesine. Süper ajan. Collet'nin bu katil zanlısının soruşturmasını bölmesine neden olacak kadar önemli bir şey hayal edemiyordu. Fache bu gece avının yularını elinden bırakmıyordu. Ve bir kez de Katolik Kilisesi'nin ismini kötüye çıkardıkları için. özellikle de şu kritik noktada. 9 Bezu Fache. Fache'nin ajanlarına bir saat önce verdiği brifing her zamankinden çok daha kısa ve sağlamdı. cinayeti çözümlemek gibiydi. Çok az insan bu işlerde yeteri kadar soğukkanlılığa sahipti ama Fache bu iş için doğmuş gibiydi. bir ustanın çıkarttığı işe tanık oluyorum. Denon Kanadı'nın Louvre Güvenlik Birimi'nden yüklenen. diye düşünüyordu. yapışa şema niteliğindeki ayrıntılı zemin planını veriyordu. Bezu Fache'nin en sevdiği kullar arasında olduğunu kabul etmek zorundaydı. Gözlerini. Ancak ne yazık ki. Nişan. Fache başka kimsenin cesaret edemediğini yapacak. Fache'nin bu geceki yegâne isteği. Collet şüphelinin suçuna Fache'nin emin olmasını sağlayan delili henüz öğrenememişti ama Boğa'nın içgüdülerini sorgulamaması gerektiğini iyi biliyordu. Büyük Galeri'nin tam ortasında küçük kırmızı bir noktacık yanıp sönüyordu. Ve şu ana dek hiç hata yapılmamıştı. "Precisement. demişti Fache. Collet halkın önüne fazla çıkmayan Fache'nin son yıllarda Katolik sübyancılık skandalı yüzünden sözünü sakınmadan kendinden bahsettirmesini ironik buluyordu." dedi. Bu gece hata istemiyorum. "Mevcut şartları göz önünde bulundurarak. Fache'ı en çok ikincisinin sinirlendirdiğine dair tuhaf bir his vardı. . Ekrandaki görüntü. galeriler ve koridorlardan oluşan labirentte gezdirirken. bu gece buradaki sorumluluklarının diğer yarısıyla ilgilenmeye başladı GPS tarama sistemi." Langdon bunları söylerken. Collet aradığını buldu.

" Sophie. getirişi olmayan mevcudiyetleri sahadaki erkeklerin dikkatini dağıtarak tehlikeye atıyordu. "Size telefonla ulaşmaya çalıştım. "Ama cep telefonunuz kapalıydı." dedi." Langdon. Langdon'a nezaket göstererek sözlerine İngilizce devam etti. avucunun içine aldı ve bir an için kadının güçlü bakışlarına hapsolduğunu sandı. Sauniére'in anlatmaya çalıştıklarını birinin söylemesi umuduyla. iki yıl önce bakanlığın polis güçlerine daha fazla kadın eleman alma girişimiyle. Omzuna dökülen kızıl sık saçları. Fache ses tonuyla söylediklerinin harfiyen anlaşılmamasına olanak sağlayarak. Sinirle derin bir nefes alan Fache'nin paylamaya başlayacağı anlaşılıyordu. Siyah taytının üstüne diz boyuna uzanan krem rengi süveter giyen. Langdon kalbinin heyecanla çarptığını hissetti. "Bay Langdon'la görüşüyorum. cinayet mahallinin fotoğraflarını Kriptografi Birimi'ne göndermişti. kendi üstündeki Fransız kriptograflarını çileden çıkarıyordu. "Yüzbaşı. "Soruşturmayı böldüğüm için mazur görün ama. Yerdeki şifreli metni bulduktan sonra Fache. Langdon ne olduğunu görmek için arkasını dönemeden. Adamla işim bittikten sonra konuşurum. "Excusez-moi. "Bir saniye lütfen. Fache duyduklarına inanamayarak tiksintiyle irkildi. "Bay Langdon. Langdon'ın şaşkın bakışları altında kadın doğruca onun yanına gelerek elini nazikçe uzattı. Uzun akıcı adımlarla koridordan onlara doğru yürüyordu. un agent du Département de Cryptographic est arrivé. zeytin yeşili gözlere sahipti. Onu durdurmaya çalıştım ama galeriye doğru yola çıktı bile. Fache bakanlığın politik düzelmelere girişmesinin birimi zayıflattığını öne sürüyordu. çekici genç bir kadının gözleri işten alıkoyup kendi üzerine çekeceği evrensel gerçeğiydi. yürüyüşünde akıldan çıkmayan bir kesinlik vardı." dedi. bu. otuz yaşlarında çekici bir kadındı. ..Langdon'a özür dileyen sakin bir bakış fırlattı. "Bayan." Ses. büyük olasılıkla birilerinin Sauniére'in mesajını çözdüğü anlamına geliyordu. "Ajan Neveu sizinle hemen konuşmak konusunda ısrar ediyor yüzbaşı. "Bilerek kapattım." Heyecansız bir tonla.." Robert Langdon kısa bir süre için Bezu Fache'nin felç geçirdiğin sandı. İngiltere'nin kriptolojik metodunu şevkle desteklemesi. Zeki ve berrak. onun yumuşak elini. "** Langdon döndüğünde genç bir kadının yaklaştığını gördü. "Kriptografa komuta merkezinde beklemesini söyleyin. zorla Fache'nin başına yıkılmıştı. İleri atılan bakışları. "Sayıları deşifre ettim. Langdon'ın omzunun üstündeki bir şeye sabitlenmiş gibiydi.. "* Fache'nin öfkesi bir anda geçmişti. Fache'nin korkusuysa. Sophie Neveu. messieurs. Telsizdeki adam. yüzünün sıcaklığını çerçeveliyordu. "Ce n'estpas le moment! "*diye kükredi." dedi. İngiltere'deki Royal Holloway'de kriptografi okuyan Paris'li genç deşifreci Sophie Neveu. Harvard'ın yurt odalarındaki duvarları süsleyen para avcısı sıska sarışınların aksine. "Kabul edilemez! Çok açık belirtmiştim." dedi." diye tısladı. "Şu anda meşgulüm. Otuz iki yaşındaydı ve inatçı bir azimle ilerliyordu. Fache'ye en ağır geleni ise orta yaşlı erkeklerle dolu bir çalışma yerinde. Yüzbaşı çenesi kapanıp gözleri yerinden fırladığında cümlesinin ortasındaydı.." Telefonu kemerinden çıkardı ve telsiz frekansı düğmesine bastı.." Fache. DCPJ'nin en büyük hatalarından biriydi. "Evet?" "Capitaine. Bir şifre çözücü gelmişse. "Tanıştığımıza memnun oldum." diye düzeltti. Bir kriptograf mı? Yanlış zamanlamaya rağmen bu iyi bir haberdi. "Ajan Neveu gelmiş. bilakis sağlıklı kadının sade bir güzelliği ve güven duygusunu yansıtan kendine özgü bir havası vardı.. Ş ifreyi mi çözmüş? Fache nasıl davranacağını bilemiyor gibi duruyordu. Sophie Neveu'nun hepsinden fazla dikkat dağıtmasıydı." Kelimeler dudaklarının arasından Anglo-Franko aksanıyla yuvarlanıyordu. bir kadının ahenkli sesini duydu. Hızla dönerek ondan önce davranan kadın. Kadınlar polis işi için yeterli fiziksel güce sahip olmamakla birlikte." Fache. ben DCPJ'nin kriptoloji biriminden Ajan Neveu." Fache her geçen dakika bu aramadan daha az memnun oluyordu.

" dediğini duydu. şifreden dolayı duyduğu heyecan yerini ani bir endişeye bırakıyordu." Langdon kâğıdı inceledi. bunun yerine kendini bir telesekreter aletini dinlerken buldu. Kullanabilirsiniz.. Sophie yeniden Langdon'a dönmüştü. Konuşmak için ağzını açtığı sırada." dedi. "Hayır." Langdon.. Bir kez çaldı. vous étes bien chez Sophie Neveu. Yüzbaşıdan gittikçe daha da az hoşlanan Langdon. onu sessiz biçimde azarlamaya başladı. Mesajınızı dinlemek için ulaşım şifrenizi girmeniz gerek. cep telefonunu açtı. Langdon mesajı dinlemeye başlamıştı. majs. Soru sorma.Birleşik Devletler'den bir mesaj mı? Ona kimin ulaşmak isteyebileceğini tahmin etmeye çalıştı.. Telefon çalmaya başlamıştı. "İzah etmeden önce. "Bonjour. 'Teşekkürler." dedi. "Affedersiniz Bayan Neveu.." Langdon garip yanlışlığı açıklamak için ağzını açtı ama Sophie. "*dedi. "Sizinle görüşmeci için DCPJ santralını aradığımda. Rahatsız olduğu halde yüzbaşının telefonunu aldı. Gözlerini Sophie'den ayırmadan kendi cep telefonunu çıkarıp uzattı. Sanırım bana verdiğiniz." Fache'nin ifadesi derin bir kaygıya dönüşmüştü." Fache'nin canı sıkılmış gibi görünüyordu. Kadın sesi. "Nereden telefon edebilirim?" Sophie süveterinin cebinden telefonunu çıkartmaya başladığı sırada Fache. Paris'te bulunduğunu sadece birkaç iş arkadaşı biliyordu. "Je suis absente pour le moment. Sophie'nin bıraktığı mesaj birden kesildi ve Langdon elektronik bir sesin Fransızca: "Bir yeni mesajınız var. Üzerinde Paris'teki bir telefon numarasıyla dahili hattı yazıyordu. Yeşil gözleri kristal kadar berrak bir mesaj iletmişti. "Hayır efendim. Sadece yap." Sophie sanki Langdon'ın şaşkınlığını bekliyormuş gibi hemen atılarak. Mümkün olduğunca çabuk aramanızı istediler. doğru numara. "Büyükelçiliğin otomatik mesaj sistemi var. Kuşkulu bir sesle "ABD Büyükelçiliği mi?" diye sordu." Langdon şaşırarak tepki vermişti.Sophie. Bay Langdon'ı bekleyen bir mesaj olduğunu söylediler ve size ulaşırsam bu mesajı iletmemi istediler. Sersemleyen Langdon. "Bay Langdon. Size Birleşik Devletler'den bir mesaj varmış. ona susmasını söyleyen çok kısa bir bakış fırlattı. sizin bu görüşmeyi yapmanız gerekiyor. kâğıttaki dahili numarayı tuşladı: 454. iki kez çaldı.. . Sophie'nin ona verdiği kâğıda bakarak numarayı çevirdi. Hattaki ses yine Sophie'ye aitti. Sonunda durdu ve makine devreye girdi. "ABD Büyükelçiliği'yle temas kurmanız gerekiyor Bay Langdon. Langdon büyükelçilik santralının cevap vereceğini tahmin ediyordu.. "Görünüşe bakılırsa Bay Langdon'ın otelini aramışlar ve resepsiyon memuru onlara Bay Langdon'ın bir DCPJ ajanı tarafından götürüldüğünü söylemiş.. Artık patlamak üzere olan Vezüv Yanardağı'na benziyordu. tuhaf sohbete arkasını dönerek. Fache derhal Sophie'yi kolundan tutup uzaklaştırarak." Aklı karıştığı belli olan Fache kaşlarını çattı.. "Ve sonra büyükelçilik DCPJ kriptoloji birimiyle mi temasa geçti?" Sophie donuk bir sesle. Langdon'a döndü.. "Bay Langdon'a mı?" Başını sallayıp. "Bu hat güvenlidir Bay Langdon." dedi.. Fache geniş çenesini duyduğu haberle sıkmıştı. "Bay Langdon'ıburada bulacaklarını nereden biliyorlardı?" Sophie omuzlarını silkti. Görünüşe bakılırsa 454 Sophie'nin evden uzaktayken mesajlarını dinlemek için kullandığı ulaşım numarasıydı. Cebinden küçük bir kâğıt çıkararak. Bu ses Sophie Neveu'ya aitti.. Ben bu kadının mesajlarını mı dinleyeceğim? Langdon artık bandın döndüğünü duyabiliyordu. Fache'nin genç kadına duyduğu öfkeyi anlamakta güçlük çekiyordu. "Bay Langdon'a acil bir mesajım var. Sonunda bağlantı sağlanmıştı. "Ben şifreyi Yüzbaşı Fache'ye açıklarken. "Büyükelçiliğinizin mesaj servis numarası burada yazıyor. "Ama. Kayıttaki sesin tanıdık gelmesi garipti. "** Langdon şaşkınlık içinde Sophie'ye döndü." "Size verdiğim kâğıttaki üç basamaklı numara." Manidar bir bakışla kâğıdı ona uzattı." dedi." derken biraz tedirginlik hissediyordu." Langdon gözlerini dikmiş bakıyordu. onu eliyle savuşturdu. üç kez çaldı..

aklını elindeki işten temizlemeye ikna etmeye çalışıyordu. Şu anda tehlikedesiniz. her zamanki gibi duygularında fırtınalar kopartarak geldiler. Kardeşlik bir kez daha yanılsama ve düzenbazlık konusundaki efsanevi ününü teyit etmişti. korku dolu bakışlara dönmüştü. Audi'yi Saint-Sulpice'in önüne park eden Silas derin bir nefes alırken kendini. Aşağıdan projektörlerle aydınlatılmış iki çan kulesi. Babası acı içinde feryat ederek. Geçen zamanla birlikte güçlenmişti. Çocuk sahilden aşağı inerek Toulon'a gitmişti. diye emir verdi. yan dönmeye çalışmış ama oğlu onu bir kez. ince desteklerden oluşan gölgeli sıra. Öğretmen'in onun için kiraladığı siyah Audi'nin direksiyonunda oturuyor ve muhteşem Saint-Sulpice Kilisesi'ne bakıyordu. Yedi yaşındayken evden ayrılmıştı. Çocuk. Her iki yanda. Silas'ın. insan sidiğinin ve dışkıların pis kokusu. bir kez." diye başlıyordu. O zamanlar bunu anlamamıştı.Sana kötülük yapanları bağışla. böylece kardeşliğin uzun zaman önce vefakârlardan çaldığını yerine koyabileceklerdi. diyorlardı. Öğretmen'e vermek için sabırsızlanıyordu. On iki yaşma geldiğinde başka bir başıboş yaşı kendinden iki kat büyük bir kız sokaklarda onunla dalga geçmiş ve yemeğini çalmaya kalkışmış ve kendini ölümüne dayak yerken bulmuştu. beyaz tenine bakarken gözleri korku dan açılırdı. Işık. Silas kilit taşını bulup. Bir gece korkunç bir kavga olmuştu ve annesi bir daha ayağa kalkamamıştı. fısıldattıklarını duyabiliyordu. güzel bir yaratığın kaburgalarını andırıyordu. Oğlanın utanç verici durumundan ötürü annesini suçlayarak.. Hipnotize olmuş bir halde.. onu sürekli dövüyordu. Bu benim suçum! Çocuk vücudu bir şeytan tarafından idare ediliyormuşçasına mutfağa giderek bir kasap bıçağı almıştı. Tek arkadaşı çöplükte bulduğu yırtık pırtık dergilerdi ve onları okumayı kendi kendine öğrenmişti. olanları engelleyemediği için dayanılmaz bir vicdan azabı duymuştu. İnsanlar yanından geçerken. Bu. Verdiğim talimatlara harfiyen uyun. Sakince dinleyin. binanın uzun gövdesinin üstünde sağlam bekçiler gibi duruyorlardı..Bir hayalet . çürüyen lahana kokusu. Opus Dei'yi çok güçlü kılacak. "Bu mesaja tepki vermeyin. Çocuk güçlü genç bir erkek olmuştu. Çocuk. korkak bir fısıltıyla. Hatıralar hâlâ ruhunu ele geçirmeye çalışıyorlardı. iskeleden çaldığı meyve ve çiğ balıkla tek başına yaşamak zorunda kalmıştı. gök gürültüsünden çok sonra gelir.Mesaj. bir kez daha bıçaklamıştı. Çocuk evden kaçmış. Araf’a dair anılar. Opus Dei. nefretinden arın . Ailesinin kendisine verdiği adı hatırlamamasına rağmen. Harap olmuş bir fabrikanın bodrum katında." 10 Silas. annesini korumaya kalktığı zaman kötü şekilde dayak yiyordu.. Kâfirler kilit taşını saklamak için Tanrı’nın evini kullandılar. o zamanlar ismi Silas değildi. babasının sarhoş yattığı yatak odasına yönelmişti. onu kurtarmadan önceki hayatında çektiği kederlerle kıyaslandığında hafif kalıyordu. Garip görünüşü. Yetkililer onu kızın üstünden çektiklerinde ona bir ültimatom vermişlerdi -ya Marsilya'yı terk edersin ya da çocuk hapishanesine gidersin. ölülerin. annesinin yanında dururken. diye düşünürken kaslarının gerildiğini hissediyordu. ev sessizliğe kavuşana kadar. Saint-Sulpice'in taş kulelerine bakan Silas bu tanıdık akıntıyla. Çocuk tek kelime etmeden onu sırtından bıçaklamıştı. Pireneler'in uğuldayan rüzgârına karşı çaresizlik gözyaşları ve unutulmuş adamların hıçkırıkları.. Andorra . Sırtı hâlâ akşamın erken saatlerinde kendine verdiği bedensel çileden ötürü ağrıyordu ama bu acı. geçmişi hatırlatan o güçle mücadele etti. Zaman geçtikçe sokaklardaki acıyan bakışlar. onu gençlik yıllarındaki dünyası olan hapse bir kez daha atarak. "Bay Langdon.Şeytani gözlere sahip bir hayalet! . fakat Marsilya sokaklarını bir o kadar düşmanca bulmuştu. İri cüsseli bir rıhtım işçisi olan sarhoş babası. onu evden kaçan diğer gençler arasında istenmeyen biri haline getiriyordu. Silas kendine. İspanya ile Fransa arasındaki o kıraç ve ıssız hükümdarlıkta ölmekten başka hiçbir şey istemediği taş hücresinde titrerken kurtarılması inanılmazdı. Albino bir evlat sahibi olduğu için öfkeliydi.

Uyudu ve uyandı. Hayalet ailesinin kendisine verdiği ismi hatırlayamıyordu. Cennete hiç inanmamıştı. Sonunda." dedi. rahip kıyafeti giymiş yerde yatan genç bir adamın yanında duruyordu.Obra de Dios için bir kilise kurmaya gönderildim. onu gözetiyordu. Buraya. diyerek onunla alay etmişlerdi. Taşın geldiği görmek için başını kaldırdığında sallanan duvarda bir delik açıldığını gördü. Uyandığında İsa hâlâ ona gülümseyerek konuşuyordu. vuruyor ve yük vagonun aşağı itiyordu. Tek duyduğunu hapishane gardiyanlarının alaycı sözleriydi. buna rağmen İsa. Işık yavaşça belirdi ve hayalet kaç zamandır ölü olduğunu tahmin etmeye çalıştı. Mutfağa girdiğinde iri bir adamın ufak tefek bir adamı dövdüğünü gördü. Yeniden uyudu. İnsanlar sanki onun içini görüyorlardı. Kurtarıldın oğlum. Gardiyanlar onu çıplak ve üşümüş bir halde içeri tıkarken hücre kiler. Benim adım Manuel Aringarosa.Ve o kendini bir hayalet gibi hissediyordu. Yatağının yanında yemek belirdi ve hayalet onu yedi. küçük bir köyü yemek arayarak dolaştı. caminando mundo a solas. Gördüğü boş yük vagonuna sığınmak ve dinlenmek için kıvrıldı. Üzeri de uyuduğu zemini hangi görünmez gücün salladığını ya da hücresindeki harçları hangi kuvvetli elin silkelediğini bilmiyordu ama o ayağa fırlar fırlamaz.Bir gün? Üç gün? Önemi yoktu. şeffaflaştığını anlayıncaya kadar bedeni ve ruhu soldu. Uykunda Fransızca konuştun. Uyandığında tren hareket ediyordu.. onu koltuğa götürdü. Yo soy un espectro. Acı dolu bir çığlık hayaleti uykusundan kaldırmıştı. "Oviedo. dar bir tünelin içinde ilerlerken buldu. hayalet kendini engin bir manzaraya açılan uçurumdan ormana inen. Bir kez daha uyudu. Ne kadar oldu? Ne ka dar uzaktayım? Midesinde bir sancı büyüyordu.Mira el pectro! Belki de hayalet bu duvarlardan geçer! Geçen on iki yıl süresince." "Buraya nasıl geldim?" . Canavarın korku ve nefret dolu anıları su yüzüne çıkmıştı. arkasında on yıldır görmediği bir manzara vardı. şeffaftı. Ay. vücudu bir adım daha atamayacak kadar güçsüz düştü. Bilincini kaybetmek üzereyken. İspanya'nın kuzeyinde. pálido como una fantasma.. Yatağı bulutlar kadar yumuşaktı ve havada tatlı bir mum kokusu vardı.. "Bağış parası hırsızları buraya çekiyor. İkincisinin aynı kaderi paylaşmasını gelen polisler engellemişti.. "No hay problema. Zihni bulanmıştı.. Adam kaçtığında hayalet. Madrid'li bir misyonerim. diğer tutukluların bağırışlarıyla uyanmıştı. Rahibin burnu fena halde kırılmıştı. Benim yolumu izleyenler kutsananlardır . "Teşekkürler dostum.. adeta kemiklerinin üstünde et oluştuğunu hissediyordu. hayalet kadar beyazsın. bir liman kasabasında kargo gemisinden bir kaç kurutulmuş jambon çalmaya çalışırken. ilk denizcinin boynunu kırmıştı. Ben bir hayaletim.. Buradayım. İki ay sonra prangalarla Andorra'daki hapishaneye varmıştı. koridordan seslerin geldiği yere yöneldi. On sekiz yaşında. Genç adam elleriyle. Bir gece hayalet. dedi İsa. Hayalet sebebini bilmeksizin iri adamı yakaladı ve onu duvara fırlattı. Açlık ve yorgunluktan çılgına dönmüş bir halde gece boyunca aşağı doğru koştu. Taş kenara yuvarlandı ve sen yeniden doğdun. "İsmin nedir?" diyerek devam etti." “Neredeyim?" Sesi derinlerden geliyordu. bir çift tayfa tarafından yakalamıştı. Onu dövmeye başlayan iki denizci tıpkı babası gibi bira kokuyordu. İspanyolca da biliyor musun?" Hayalet başını hayır anlamında iki yana salladı.Ölüyor muyum? Yeniden uyudu Uyandığında bu kez birisi ona bağırıyor. Rahip garip bir Fransızcayla. Kanlar içindeki adamı yerden kaldıran hayalet. Vücudu yataktan fırlayarak. şafak vakti kendini tren raylarının ormanın içinden geçtiği bir açıklıkta buldu. bir limanda öbür limana süzülüyordu. Yer hâlâ sallanırken.. Ağırlığım yok. Rahip gülümsedi. tam uyuduğu yere iri bir kaya parçası düşmüştü. İsa oradaydı ve ona bakıyordu. Bozuk Fransızcasıyla. Kanlar akarken acı içinde. Rayları takip ederken sanki rüya da yürüyordu. yol kenarına uzandı ve bilincini kaybetti.

" dedi. Birisi ona iyi davranmayalı yıllar olmuştu. ". "Piskopos. varlığında huzur buluyordu. Silas'ın kimliğini ve kendi yatırımlarımı korumak için yapıyorum. "Elektronik haberleşmeyi. Hayalet dizeye geldiğinde nefesi kesilmişti. Yatağının üstündeki çarmıha baktı. Rahip. Hayalet korku içinde döndü. çok güçlü teşvik . Günlerdir buradasın. ona. Kimliğini Aringarosa'dan gizlemesine rağmen kendisine itaat ettirmeyi iyi biliyordu." "Mükemmel. Dizelerde. yolcular tedirginlik içinde kımıldanmışlardı."Birisi seni kapıma bırakmış. Dağlardaki bir hapishaneyi yıkan bir depremden ve tehlikeli mahkûmların serbest kaldığından bahsediyordu. "Bundan böyle dostum. "Kahvaltı vakti. "Teşekkürler rahip. Silas'a telefon açabilmeyi diliyordu. Öğretmen son derece dikkatli bir adamdı. Hastaydın. Planımın başarıya ulaşması için. Suçluluk. "Senin için Fransızca tane buldum.Silas . Silas'ın günler boyunca sadece benimle görüşmesine izin vermek zorundasınız. Bir haftalık makale Fransızcaydı. böylece hapishanenin temelleri sarsıldı ve tüm kapılar açıldı. Paris planının gelişmelerinden haberdar olmak cin sabırsızlanırken. komodinin üstünde bulduğu gazete kupürünü görünce şaşırmıştı. nasıl dinleneceğini bilecek kadar iyi biliyorum. Hikayeyi okuduğunda korku duydu. eğer yeni gelişmeleri öğrenme hırsınız sizi hapse götürürse. Burnu garip bir sekili sargıya alınmıştı ve elinde bir İncil tutuyordu. O halde kabul ediyorum. Para ve inanç. "Tüm ayarlamaları yaptım. dünyası daha berraktı. çıplak ve dövülmüş bir halde hücresinde yatarken Tanrı'ya ilahiler söyleyen Silas isimli bir mahkûm anlatılıyordu." diye açıklamıştı. Öğretmen. Utanç. Opus Dei'nin geleceğini düşünüyordu. Ama bunu yapamazdı.Kardeşliğin en önemli dört üyesinin isimleri! Bu. Piskopos Aringarosa durumu fark etmemiş gibiydi. Öğretmen ile Silas'ın başarısız olmayacaklarına yeniden güven duydu. Afetler 16. Ayrıca. 1618 sefer sayılı Alitalia türbülansa girerek zıpladığında. ücretimi ödeyemeyeceksiniz." "Yatırımlarınız mı?" "Piskopos. "İyi bir nokta." "Ben bunu sizin kimliğinizi." demişti. Rahibin yüzünde sıcak bir tebessüm vardı." Rahip kanlı dudağına dokundu.Bu kadar güçlü bir şey için çok düşük bir ücret. Ben onunla güvenli kanallardan temasa geçeceğim. Kalbi çarpmaya başlamıştı." "Ona saygılı davranacak mısınız?" "İnançlı bir adam en yüksek saygıyı hak eder." Akdeniz'den 6000 metre yükseklikte. Öğretmen önceden belirtmişti.Nereye kaçacağım? Kapıdan gelen ses. "Bu kiliseyi kurmakta bana yardım edeceksen güce ihtiyacın olacak.Benim adım Silas . O. Öğretmen'in ortaya çıkaracağını iddia ettiği büyük ödülü alma yetisine gerçekten sahip olduğuna piskoposu ikna eden delillerden biriydi. Sonuçları size felaket getirebilir." Hayalet kendisiyle ilgilenen genç adama baktı." Aringarosa onun haklı olduğunu biliyordu. İşaretli bölüm. eğer başka adın yoksa ben sana Silas diyeceğim. Bu iş bitene kadar Silas ve ben konuşmayacağız. " Gözlerini rahibinkilere dikmişti. diye düşündü uçağın penceresinden dışarı bakan Piskopos. Ona beden verilmişti. "Müteşekkir olan benim dostum. Fransız aksanıyla İngilizce konuşan Öğretmen.." dedi. Bunlara yakalanma korkusu eşlik ediyordu. Artık onunla konuşmadığı halde. bir şekilde çok gizli bir bilgiye ulaşmıştı. Bu tutar Amerikan Doları cinsinden aşağı yukarı aynı rakama eşitti. Yatağında doğrulunca.Rahip kim olduğumu biliyor! Uzun zamandır duymadığı bir duyguyu yaşıyordu." Piskopos gülümsemişti." Hayalet ertesi sabah uyandığında. Siz ikiniz konuşmayacaksınız.. İsteklerimiz birbiriyle örtüşüyor. "Kitabı Mukaddes." Ne yapacağını bilemeyen hayalet İncil'i aldı ve pederin işareti bölüme baktı. Tanrı yardımcın olsun!" Yirmi milyon euro . Genç rahip içeri girerken gülümsüyordu." Hayalet boş bir ifadeyle başını salladı. Yatağından fırladı.Ve birden büyük bir deprem oldu. "Bu sizin kendi güvenliğiniz için.

"Her bir sayının." dedi.. Bu basit bir kriptografi şakası. sayılan artan sıraya sokmak mı?" Sophie kendinden memnun tebessüm edecek kadar cesaretliydi. eskisinden daha kaygılı görünüyordu. kendisinden önceki iki sayının toplamına eşit olduğu bir sayı dizisidir. en çok çarpıştıkları konu turist Amerikalıların polis güçlerince alıkonulmasıydı. bir şiirin kelimelerini alıp. matematikçi Leonardo Fibonacci buldu. "Elinizdeki sayı dizimi." Fache dakikalarca genç kadına baktı. bunun bir çeşit matem» tiksel şaka olduğu yolunda mı?" Fache bu kadının küstahlığını kesinlikle anlayamıyordu. "Bu Fibonacci Dizimi. "Ajan Neveu bununla hangi cehenneme varacaksınız bilmiyorum ama bir an önce varsanız iyi olacak." Fache öne doğru gözdağı veren bir adım attı ve yüzünü Sophie'ninkine olabildiğince yaklaştırdı." Geriye doğru eğilirken Sophie'nin yumuşak hatları şaşırtacak kadar sertleşmişti. ama çok azı onu ABD Büyükelçiliği kadar öfkelendirebiliyordu. "Saçmalığın basitleştirilmesi Jacques Sauniére bunu hemen fark edeceğimizi düşünmüş olmalı. Telefondaki mesajını dinlerken. 11 "Une plaisanterie numirique? " Sophie Neveu'ya inanmayan gözlerle bakan Bezu Fache sinirden mosmor kesilmişti. "Yüzbaşı. Hayretler içindeki Fache. Fache. Fache hâlâ telefonda olan Langdon'a baktı. şimdi de onu Sauniére'in hayatının son dakikalarında matematiksel bir şaka yaptığına ikna etmeye çalışıyordu. Bezu Fache pek çok şeyi küçümserdi. Fache ile büyükelçi ortak dışişleri mevzularında sıklıkla boynuzlarını birbirine geçiriyordu. herhangi biri kelimelerin ortak paydasını fark edecek mi diye onları gelişigüzel karıştırmak gibi. "Bu şifre. "Hiçbir şey. "Kesinlikle. Sauniére'in yere yazdığı tüm sayıların ünlü Fibonacci Dizimi'ne ait olması kesinlikle tesadüf olamaz." dedi. Kriptoloji müdürüne artık bizim yardımımıza ihtiyacınız olmadığını bildireceğim..Bu kadın aklını mı kaçırdı? Sophie Neveu az önce kendi eliyleprofesyonel intiharını imzalamıştı. tarihteki en ünlü matematiksel dizimlerden biridir. Fransızca. hemen her gün uyuşturucu . Belli ki istemiyormuşsunuz. "Yüzbaşı. "Deşifre edilmiş hali burada.Sayısal bir şaka mı? "Sauniére'in şifresiyle ilgili profesyonel görüşünüz. 1–1–2–3–5–8–13-21 "Bu mu?" diye atıldı. Fache'nin elindeki kâğıdı başıyla işaret ederek. ABD Büyükelçiliği. "Pekâlâ. on üçüncü yüzyılda. "Umarım bundan daha tatminkâr bir açıklaman vardır." dedi. telefonu kulağına bastırmış Langdon'a bir göz attı. Her sayı. Langdon'ın benzi atmış ifadesinden haberlerin iyi olmadığını sezinlemişti. Jacques Sauniére'in sizinle oyun oynadığını bilmek isteyeceğinizi düşündüm." Fache ünlü olma mertebesine erişecek bir matematik dizimi bulunduğunun farkında bile değildi ve Sophie'nin düşüncesiz ses tonu kesinlikle hoşuna gitmemişti. Sophie. "Yaptığınız tek şey." Bunu söyledikten sonra topuklarının üstünde döndü ve geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı." Fache rakamları inceledi." Süveterinin cebinden bir kâğıt çıkararak Fache'ye uzattı. eğer tesadüf değilse." Fache'nin ses tonu gırtlaksı bir homurtuya dönüşmüştü. Tıpkı. Fache'n işine burnunu izinsiz sokmakla kalmamış. hâlâ ABD Büyükelçiliği’ ndeki mesajını dinlediği anlaşılan. DCPJ. onun karanlıkta kayboluşunu izledi.unsurlarıydı. Sophie meydan okuyan tehlikeli bir tonla. Jacques Sauniére'in neden böyle bir şey yaptığını söyler misin? Ne diyor? Bu ne anlama geliyor?" Sophie omuzlarını silkti." Fache kâğıda baktı." Görünüşünden. "Bu ardışık sayı serisini. gerçekten de önceki iki sayının toplamına eşitti ama Fache tüm bunların Sauniére'in ölümüyle bağlantısını anlayamıyordu. bu gece burada olanların ciddiyetini göz önünde bulundurarak.

üstelik dışarıda DCPJ ajanları bekliyordu. bununla birlikte bir başka duyguyu daha hissedebiliyordu. Tartışmamız gereken pek çok şey var." dedi. "Sanırım şu tarafta daha yakın bir tuvalet var. * diyordu. Sauniére güvenlik sistemini çalıştırdığında bu merdivenler otomatik olarak kilitlenmişti. dükkânlardan mal çalma ve mülke zarar verme nedenleriyle Amerikalı turistleri tutukluyordu. koridorda yürüdü ve Sauniére'in ofisindeki komuta merkezine fırtına gibi daldı. dış kapılar açılırsa yangın alarmı devreye girecekti. Fache buna. Fache'nin haberi olmaksızın Langdon'ın dışarı çıkması olası değildi. ." Fache karanlık koridora bir göz attı." Geldikleri uzun koridorun gerisini gösterdi. Onu kovmak için sabırsızlanırken. "Gitti mi?" "Sizinle birlikte değil mi?" Gitmiş. dedi. dedi. haberlerin kötü olduğunu hissetmişti. Arkasını dönen Fache. Yolun üçte ikisini gelmişlerdi ve Büyük Galeri bir çift tuvaletle son buluyordu. Cep telefonunu geri alırken Langdon'ın ter döktüğünü gören Fache . Son sözü söylemeyi istiyordu. Ve büyükelçi istisnasız her olayda bunu yapıyordu. "Tuvalet. "Bir arkadaş." Fache etrafına bakındı." Fache oyalandıkları için kaşlarını çatmıştı. Konuşan sadece gururuydu. Fache'ye garip bir ifadeyle bakan Langdon. Bu büyüklükteki bir yer için Fransız yangın yönetmeliği pek çok acil çıkış merdiveni yapılmasını gerektirdiği halde. "Sophie Neveu'nun bu binaya girmesine kim izin verdi?" diye bağırdı. Kapıya geldiğinde altından geçerek Büyük Galeri'den çıktı.." Langdon Büyük Galeri koridorunun diğer tarafına bakarak duraksadı." dedi. doğrudan beni bulun Bay Langdon. Birkaç dakikalık ara verelim. sanki Amerikalının gözlerine ani bir korku dolmuş gibiydi. dışarı çıkmadan evvel durup diğer görevlilerle sohbet edecek halde değildi. l’émasculation de la Police Judiciaire. Langdon'ın haklı olduğunu fark etti." Tereddüt etti.bulundurmaktan Amerikalı öğrencileri. ABD Büyükelçiliği yasal olarak müdahale edebilir ve suçlu vatandaşların.. Langdon güçlükle başını iki yana sallayabildi." Langdon'ın yüzündeki şok ifadesinin gerçek olduğuna Fache'nin hiç şüphesi yoktu. altından geçtikleri kapı. yaşı küçük fahişelerle birlikte olan Amerikalı işadamlarını." Langdon karanlıkta kaybolurken elini sallar gibi yaptı. "Bir süreliğine Bay Sauniére'in ofisine dönmem gerekiyor. Sanırım birkaç dakika yalnız kalmaya ihtiyacım var. 'Tuvaletler müze müdürünün ofisinin arka tarafında. Bunu bir kez daha düşündü." Langdon'ın koridorda tek başına ilerlemesi Fache'nin çok da hoşuna gitmemişti ama Büyük Galeri'den tek çıkışın diğer tarafta olduğunu bildiğinden rahattı. Evet şimdi sistem sıfırlanmış ve merdivenler yeniden açılmıştı ama önemi yoktu. "Bunu duyduğuma üzüldüm. "Her şey yolunda mı?" diye sordu. Langdon'ı dikkatle izleyen Fache. Fache. "Oturmak ister misiniz?" Galerideki seyir banklarından birini işaret etti." Fache. amabu gece değil. "Bir kaza. giriş katındaki güvenlik polislerine telsizle Sophie'yi durdurmalarını ve binadan çıkmadan yanına getirmelerini söylemeyi istedi. her geçen dakika kafası biraz daha karışmış görünüyordu. Kaybedecek çok şey var. Fache bir an için. "Sabah ilk uçakla eve dönmem gerekiyor. Elbette. öfkeyle diğer yöne doğru ilerledi. ama ABD Büyükelçiliği'ne bağlı olduğu için bunu beceremeyen bir polis köpeği gibi gösteren karikatürünü yayınlamıştı. Robert Langdon telefonu kapattığında. İlk cevap veren Collet oldu. "Dışardaki güvenlik görevlilerine şifreyi çözdüğünü söylemiş. kendi kendineAjan Neveu ile daha sonra ilgilenirsin. banka doğru birkaç adım attı. Fache kendi kendine. "Aslında sanırım. Belli ki Sophie. Paris Match Fache'nin. Fache." diye geveledi. "Size eşlik edeyim mi?" Galeride ilerlemeye başlayan Langdon başını iki yana salladı... Langdon boş bakışlarla başını sallayıp. Bu gece yeterince oyalanmıştı. Amerikalı bir suçluyu ısırmaya çalışan. hasta gibi görünüyordu. tuvaleti kullansam iyi olacak. "Gerek yok. "Lütfen gelip. Duruyor. avuçlarına ufak bir şaplak yemekle paçayı kurtaracakları Birleşik Devletler'e iade edilmesini isteyebilirdi.

ona telefonda bir açıklamada bulunmuştu ama bunu. DCPJ’nin gözlemleyebildiği Küresel . bir şüpheli olarak çağrılmıştı ve DCPJ'nin en sık kullandığı sorgu metotlarından birinin gözetim altındaki suçlu hedefi olduğunun farkında değildi. Langdon bu gece Louvre'a simgebilim uzmanı olarak değil." diye söze başlayan Sophie hâlâ nefes almaya çalışıyordu. "Çünkü. aksanlı İngilizcesi fayans duvarlarda yankılanarak. Polis sizi gözaltına aldı. gizemli fakat belirgin. kendini ele vereceğini ümit ederek onunla mülakat yapardı. Lavabonun yanına giderek. Yüzünü kurularken." Sophie. telefondaki mesajını dinlemişti. neden?" diye sordu. "Fache'nin bu cinayetteki baş şüphelisi sizsiniz. Sophie'ye göre. üzerinde İtalyan çizimlerinin bulunduğu labirent şeklindeki bir dizi bölmeye götürmüştü. Minik nesneyi parmaklarıyla tutarak dışarı çıkarttı ve hayretle baktı. Ama dinledikçe. Küçük ve sertti. uluslararası işaret dilinde çöp adamlarla ifade edilen tuvaletin ışıklı tabelaları onu. Arkasını döndü. Verdiğim talimatlara harfiyen uyun.Ne bekliyordun ki? Yeniden Sophie'nin deli olabileceğini düşünmeye başlamıştı. Erkekler tuvaletini bulan Langdon içeri girdi ve ışıkları açtı. "Bir telefon açacağım. "Ceketinizin sol cebine bakın. Daha önce hiç görmediği bir şeydi. Zemin planındaki kırmızı nokta açıkça seçilebiliyor ve UMUMÎ TUVALET yazan odada yanıp sönüyordu. sersemlediğini hissediyordu. düğme şeklinde metal bir yuvarlaktı.. Daha sonra Büyük Galeri’nin sonundaki tuvaleti kullanmak istemişti. "Bulunduğu yeri devamlı..Cebime mi bakayım? Bir ucuz sihir numarasına benziyordu.. tuvaletin kapısı gıcırdayarak açıldı. Tereddüt eden Langdon. "Ama. Bölmeler tuvaletleri görünürden saklıyordu. Sophie Neveu'nun son derece ciddi olduğunu anlamıştı.. "Onu görüyor musun?" Collet başını bir kez salladı ve dizüstü bilgisayarını Fache'ye çevirdi. "Sizi uyarmak istedim Bay Langdon. yüzüne soğuk su çarptı ve ayılmaya çalıştı. Langdon floresan ışığında onun güçlü havasının yumuşak hatlarından kaynaklandığını görünce şaşırmıştı. Fache'ye.. elini tüvit ceketinin sol cebine götürdü.. Sonra Collet'ye döndü." 12 Robert Langdon Büyük Galeri'nin sonuna doğru yorgun adımlarla yaklaşırken." Konuşurken. "Sizi gözaltına aldıklarına dair bir delil bulacaksınız.Aklından Sophie'yi çıkartan Fache. "Güzel. şimdi onun önünde duruyordu. onun ağzından duymak istiyordu. O sırada parmaklan beklenmedik bir nesneye dokundu. Sophie'nin telefon mesajını zihninde tekrarlayıp duruyordu. "Siz gözetim altındasınız. Fazla vaktimiz yok." Şaşkınlık içindeki Langdon. bir süre için Sauniére'in masasında duran minyatür şövalye heykeline baktı." dedi. o cebi hiç kullanmazdı. "GPS takip noktacığı. Nefes nefese kalan Sophie. Langdon.. Cebi kurcaladığında hiçbir şey bulamadı. Sakince dinleyin. telefonun ülkesinde kaza geçiren bir arkadaşıyla ilgili olduğunu söylemişti. Kuvvetli floresan ışığı çıplak fayanslarda parlıyor ve içerisi amonyak kokuyordu. Langdon yalnızca dakikalar önce yeni gelen kriptografın deli olduğunu düşünerek.Bu mesaja tepki vermeyin. Koridorun sonunda. gizem perdesini bir şekilde kaybetmeyen bir yüreklilik. Ona doğru adım atarken. koridora doğru yürüyen Fache.." dedi." dedi. "Tanrı’ya şükür ki geldiniz. Bir sigara yakıp." Lavaboların yanında duran Langdon. sesine boğuk bir nitelik kazandırıyordu. "Bu ne?." Langdon gittikçe evhamlanıyordu. Sophie. Langdon tuvaletten başka bir yere gitmesin. "Sadece bakın. Sophie. DCPJ Kriptografı Sophie Neveu’ya şaşkınlıkla bakıyordu. Şu anda tehlikedesiniz. Sophie'nin tavsiyelerine uymaya karar vermişti. İçerisi boştu. Sadece bakışları sertti ve çok katmanlı Renoir portrelerini çağrıştırıyordu. Yeşil gözleri korkuyla parlayan Sophie Neveu içeri girmişti." Langdon'ın kelimelerle arası iyiydi ama yine de son derece mantıksız geliyordu." dedi. Saat pili büyüklüğünde. Bu usta aldatmacada polis şüpheliyi cinayet mahalline davet eder ve sinirlerine hâkim olamayıp.

Paris'te bahar şarkılarda söylediğiniz gibi değildir. "Noktacık sizinle kalsın. Fache'nin sizi yalnız bırakmasının tek sebebi. Langdon hayretle resme baktı. siz odadan çıkmadan önce onu cebinize yerleştirdi." Sophie süveterinin cebinden fotoğrafın bilgisayar çıktısını çıkardı ve açmaya başladı." dedi.Otelden sizi almaya gelen ajan. En azından şimdilik. "Neden kaçayım ki?" diye sordu. Buradaki. Sophie." Langdon otel odasını hatırlamaya çalıştı. ona teşekkür etmiş ve ceketi giymişti. Eğer onu atarsanız sinyal hareket etmeyi kesecek ve noktacığı bulduğunuzu anlayacaklar. Son dize. "Daha önce size takip noktacığından bahsetmedim çünkü cebinizi Fache'nin yanında aramanızı istemedim. Sauniére'in dipnotunun göründüğü fotoğrafa hayretle baktı. "Aslında.." Langdon filigran kaleminin çözünür mürekkebinin kolaylıkla çıkartıldığını bildiği halde. "Sizin haberiniz olmasını istemiyordu. nedenini kavrayamıyordu. Onu bulduğunuzu bilemez. "Onu cebinizde bırakın. Langdon'ın midesine bir yumruk gibi inmişti." Durdu. mesajın son dizesinden. Ayaklarının altındaki zemin sallanıyormuş gibi hissediyordu." Durdu. Sophie'nin zeytin rengi gözleri samimiydi. Sauniére'in katilini ismiyle ihbar edeceğini söylediğinde Fache'nin . bu şekilde davaları kuvvetlenecekti. onun kolunu tutarak durdurdu. Sophie ısrarcı bakışlarla. Robert Langdon'ı bul 13 Langdon saniyeler boyunca. insanların yerini izleyebilmek için kullanırız." Langdon hiçbir şey anlayamıyordu." Sophie'nin yüzünde katı bir ifade vardı." Sayfayı Langdon'a uzattı. parke zemindeki parıltılı mesajı gösteriyordu. Dünyanın herhangi bir yerinde altmış santim hata payıyla tam yerini gösteriyor. "Fache. P. "Fache." Langdon'ın nasıl tepki vermesi gerektiğine dair hiçbir fikri yoktu. Bunu." Sophie cümleyi tamamlamadı. giyinmesi. "Ne yazık ki.. siz gelmeden önce silip temizlediğidördüncü bir dize vardı. Yakından çekilen fotoğraf. "Ben masumum!" "Fache tam tersini düşünüyor. Fache'nin delili neden sildiğini tahmin edemiyordu.. "Fache." Langdon bakmakla yetiniyordu. Langdon sayılarla kelimeleri beynine yazmıştı. Bunun yerine metal diski Langdon'ın elinden aldı ve tekrar tüvit ceketinin cebine attı. "Fache'nin bu gece sizi neden buraya getirttiğini ve neden baş şüphelisi olduğunuzu. "Şimdi anlıyor musunuz?" Langdon'ın o anda tek anlayabildiği. aldığı kısa duş. demişti ajan.Dısarısı soğuk Bay Langdon. kaçmanızı umut ettiler. Fache'nin fotoğrafını çektikten sonra. bulunduğunuz yeri takip edebilmeleri." Langdon." dedi.S. odadan çıkarlarken DCPJ ajanının Langdon'ın tüvit ceketini tutması. Sauniére'in yere yazdığı metnin üç satırını hatırlıyor musunuz?" Langdon evet anlamında başını salladı. Eğer ne yaptığını keşfettiğinizi düşünürse. "En azından sizinle işi bitene kadar. bu gece cinayet mahallinin görüntülerini kriptoloji birimine gönderdi. mesajın tamamının fotoğrafı.S. Langdon. benim Jacques Sauniére'i öldürdüğümü nasıl düşünebildi?" "Sizden şüphelenmek için inandırıcı sebepleri var. Sophie artık fısıltıyla konuşuyordu." Öfkelenen Langdon takip noktacığını atmak için çöp kovasına doğru "Hayır!" Sophie. Fache bunu sizden dikkatle sakladı. 13 –3–2–21 –1-1 –8-5 On Draco devini al! On sahte alim! P.Sauniére benim ismimi içeren bir dipnot mu bıraktı? Ne kadar düşünürse düşünsün. "Sizi GPS takibine aldılar çünkü kaçabileceğinizi düşünüyorlardı. Sizi elektronik takibe aldılar. sizin gördüğünüz mesajın tamamı değildi. "Burada henüz görmediğiniz bir delil var.Mevki Sistemi'ne gönderir. Sauniére'in mesajında söylediklerini çözebilmemiz umuduyla.. Robert Langdon'ı bul.

" Langdon birden bir avukata ihtiyacı olduğunu anladı." Sophie bir süre uzaklara. "Hem ayrıca. Langdon." Langdon ilgiyi kurmaya başlamıştı." “Fache bunu yaptı bile. isminiz cesedin yanında yerde yazıyordu ve Sauniére'in randevu defteri. Ne yazık ki bu davada işin içine medya da giriyor. "Bu imkânsız. Ne yazık ki cinayet saat on birde işlendi." Langdon’ın bunu kavrayabilmesi bir dakikasını aldı. Mesajı bana yazmıştı. Hemen bir açıklama yapması için Fache'ye baskı yapacaklar. Jacques Sauniére Paris'te tanınan ve sevilen bir kişiydi. suçluyu değil. Müze müdürünün Langdon'ı bulması için kendisine şifreli bir dipnot bıraktığına inandığı belliydi. görünürün altında yatan bir acı vardı." diye kekeledi. "O zamandan beri hemen hemen hiç görüşmedik. Suçlu olun ya da olmayın. Fransa'da. "Anlayamadım?" "O mesaj polise yazılmamıştı. dercesine büyümüştü. Otel resepsiyonuna sorabilirsiniz. yaşlanmaya başlayan erkeklerin genç metresler tuttuğunu bilen Langdon. resepsiyon görevlisinden odanızın anahtarını saat on buçuk civarında aldığınızı gösteriyor. cinayet haberi sabah gazetelerinde yer alacaktır." Durdu. Fransa'da kanunlar polisi korur. Jacques Sauniére ve ben. önünde duran genç ve güzel kadını inceledi. başınızın belada olması bir bakımabenim suçum . Robert Langdon'ı bul. Elindeki rapor. Sauniére soruşturmaya kriptografların katılması için bunu yazdı. "Bana tüm bunları neden anlatıyorsunuz?" "Çünkü Bay Langdon. Seminerden sonra doğruca otelime gittim." Sophie içini çekti. şaşkınlığı öfkeye dönüşüyordu. cinayetin işlendiği saatte onunla birlikte olduğunuzu söylüyor. "Minyatür bir mikrofon taktı. Sanırım her şeyi öylesine hızlı yapması gerekiyordu ki.hiç delil yok mu ." Sophie'nin sesi boğulmuştu. Sophie." . Sophie Neveu'nun aklını kaçırmış olması bu noktada yoruma açıktı ama en azından kendisine neden yardım etmeye çalıştığını artık anlıyordu. sizin masum olduğunuza inanıyorum.neden o denli memnun göründüğüydü. " dedi. "Bu Amerikan televizyon dizisi değil Bay Langdon. Yani müze müdürünün. "Vitruvius Adamı. Robert Langdon'ı bul.P." Langdon. böylece başına gelenlerden hemen haberim olacaktı. "On yıl önce kopmuştuk. bana bir mesaj göndermeye çalıştığını fark ettim.. "Da Vinci'nin çalışmaları arasında en sevdiğim eskiz daima bu olmuştur." Durdu "Fache'nin elinde sorgulama için sizi merkeze götürmeye yetecek kadar kanıt var. "Sinyali komuta merkezine gönderen cebindeki bir vericiye bağlı. Bu bir hataydı. Bu gece onu benim dikkatimi çekmek için kullandı. Baştan söylemeliydim. onun sesinde bir melankoli sezinledi. "Bay Langdon." Langdon ağzını açtı ama tek kelime edemedi. "Bunu ben yapmadım. Bu gece Kripto telefonla öldürüldüğü haberini alınca ve ben vücudundaki şekillerle yerdeki metni görünce." "Bekle biraz." "Affedersiniz? Sauniére'in suçu benim üstüme atmasısizin suçunuz mu?" "Sauniére suçu sizin üstünüze atmaya çalışmıyordu. Sesi artık fısıltı haline dönüşen Sophie." diye açıkladı. daha sonra tekrar onun gözlerine baktı. Langdon. "Ben Jacques Sauniére'i niye öldürmek isteyeyim?" "Fache nedenini henüz bulamadı ama belki siz açıklarsınız umuduyla bu geceki tüm konuşmanızı kaydediyordu. nezarette bir şüpheli bulundurması onun açısından çok daha iyi olur.S. "Sauniére bunu neden yazdı?" diye sordu. Yerdeki o mesaj aslında bana yazılmıştı." Langdon kendini kafese tıkılmış bir hayvan gibi hissediyordu. Öyle bile olsa Sophie Neveu kiralık bir kadına hiç benzemiyordu. "Sayısal şifrenin bir anlamı yok." dedi. senin en sevdiğin eseribildiğini mi söylüyorsun?" Başını salladı. Otel odanızdan rahatlıkla görünmeden ayrılmış olabilirsiniz. "Şahitlerim var. "Üzgünüm. Sophie ile Jacques Sauniére'in özel bir ilişkisi bulunduğu belli oluyordu. "Peki ama mesajı neden size bıraktığını düşünüyorsunuz?" Yavan bir sesle. gerçekten olanları çözene kadar sizi DCPJ'de tutacaklardır." "Bu delilik! Fache'nin elinde hiç delil yok!" Sophie'nin gözleri. polisin bundan ne anlayacağını düşünemedi..

Aslında gözaltına alman kişiye istediği kadar süre ve mümkün olduğunca özgürlük verilerek. Şaşırmamak gerekir." Sophie başını çevirdi. kendini serbest zannetmesi sağlanırdı. çıkartıp kaçmaya çalışırdı. "Langdon nerede?" diye sordu.S. benim ismimin başharfleri. "Jacques Sauniére benim büyükbabamdı. Ve P." "Sen onu küçük birkızken mi tanıyordun?" Oldukça iyi. bu GPS noktacığını hâlâ taşıdığı anlamına geliyor. elinde telefon ahizesini tutuyordu. Fache'ye yönelik eleştirileri uzun bir süre susturacak ve iyi bir ikramiyeyle emekli oluncaya dek görevde kalmasına yardımcı olacaktı. "Güzel." Fache saatine göz attı. Talihsiz olmasına karşın. "Bu telefona cevap vermeniz iyi olacak sanırım. Collet çarkların dönmeye başladığını duyar gibi olmuştu. "Ama bu on yıl önceydi. "Erkekler tuvaletinde hâlâ kıpırdanmalar görüyoruz. "Kriptoloji birimi müdürü. Amerikalının bu küçük delil karşısında göstereceği tepki onu ele verecekti. "Yüzbaşı.S. sigarasından son bir nefes alan Fache.S. Noktacığı bulmuş olsaydı." Teğmen Collet bu sorunun geleceğini tahmin ediyordu. Fache'nin teknoloji tutkusu hem mesleki. Ofisteki DCPJ ajanlarından biri onu. Sophie Neveu'nun sebep olduğu kesinti sadece ufak bir pürüzdü. "Aptalca. "P. Fache. ." 15 Zamanı gelmişti. hem de şahsi alanda zarar vermişti. Bu gece bir Amerikalı’nın teknoloji sayesinde." Kaygılı bir ifadeyle. "Ben onunla yaşarken P. O artık gitmişti ve Fache'nin elinde hâlâ oynayacağı kartlar vardı." derken gözleri dolmuştu. Ajan kaşlarını çattı. Ben küçük bir kızken." diye çağırdı. diye düşündü Collet. "Hâlâ erkekler tuvaletinde efendim. Bu gece hâlâ bol vakti vardı."Vitruvius Adamı yüzünden mi?" "Evet. Fache gidip Langdon'ı kontrol etme arzusunu bastırmaya çalışıyordu." "Dipnot mu? " Başını hayır anlamında salladı. biliyorum. Tüm birikimlerini teknoloji çılgınlığı uğruna harcadığı ve gömleğini bile kaybettiği söyleniyorduVe Fache sadece en iyi kalite gömlekler giyen bir adamdı. "Kim o?" diye sordu. önemli bir suç yüzünden tutuklanması. önemli büyükelçiliklerle zıtlaşmasını ve yeni teknolojik yaptığı büyük yatırımları açıkça eleştirir olmuştu. Collet gece boyunca yüzbaşıda alışılmadık bir gerginlik hissetmişti. Ters giden bir şeyler var. "Langdon'ın bizi atlatma ihtimali var mı?" diye sordu. Fache.P." Langdon hiç tepki vermedi. Langdon'a isminin yerde yazdığını henüz söylememişti." "Ve?" "Sophie Neveu hakkında efendim. Bu ikramiyeye ihtiyacı olduğunu Tanrı da biliyor. harfleri yüzünden. benim takma adımdı" Yüzü kızarmıştı. Collet başını iki yana salladı. Çok uzun. Robert Langdon'ı bul.S. diye düşündü Collet. Fache'nin bu tutuklamaya fazlasıyla ihtiyacı var. omzunun üstünden GPS noktasına baktığında.” 14 Komuta merkezine girerken. Yüzbaşı. "Prenses Sophie anlamına geliyor. Son günlerde Bakanlar Kurulu ile medya Fache'nin saldırgan tarzını. Genellikle olaylara tarafsız bakan ve baskı altında sükûnetini kaybetmeyen Fache bu gece sanki sel meselesi gibi davranıyor ve işine duygularını karıştırıyor gibiydi." dedi. Belki de rahatsızlanmıştır. Yine de aradan on dakika geçmişti. Langdon'ın kendi iradesiyle dönmesi gerekiyordu." Fache'nin zihni hâlâ meşgul gibi görünüyordu." "Ama senin adın Sophie Neveu.

Tarîk emrediyordu. Yeniden doğdun. Kilit taşı. gece gezinen turistlere satılık mallarını gösteren ergenlik çağındaki fahişelerdi. Üstünden kaçan cüppesi. İhtirası bir anda sönmüştü. Kemale ermiş vücutları Silas'ın beline tanıdık bir ihtiras yayıyordu. kurtarılmış ruhun’nun vahşi anıları canlandırarak. on yıl boyunca biriken bir çekmece dolusu mektup vardı. kendisini sınadığını hissedebiliyordu. 16 Sophie binadan ayrılmadığını Fache'nin ne zaman anlayacağını düşünüyordu. Tanrı’nın evinde ölüm silahına yer yoktur. hatta kendi kendine yaptıklarından bile uzak tutuyordu. "Hago la obra de Dios. kendisini aramasını veya onunla halk içinde görüşmesini yasaklamıştı. büyükbabasını görmemesi gereken bir şeyi yaparken görmüştü.katlanabildiğin acılardır. Langdon’ın tamamıyla altüst olduğunu görünce. durumun kendisinden daha dehşet verici olmasından korkuyordu. devasa ana kapının sürgüleri hareket etmeye başladı. diye hatırlattı kendine. Bir zamanlar onun için büyükbabası her şey demekti. Şimdi ise Sophie'de. müebbet bekârlık tahammül edilebilir bedeldi. Havada değişim rüzgârları esiyor. İçgüdüsel olarak kasılan uylukları. Silas on yıldır kendini tüm cinsel zevklerden.. yirmi iki yaşındayken mart ayında bir gece aniden sona ermişti. Dakikalar sonra. gemi ile Andorra'daki hapishaneye gönderildiğinden beri ilk kez Fransa'ya geri dönen Silas anavatanının.Nasıl açıklayacaktı? Sophie. kendi kendine onu erkekler tuvaletinde yakalamakla doğru bir iş yapıp yapmadığını sorguladı. Hayalet beyazı yumruğunu kaldırdı ve kapıya üç kez vurdu. İlişkileri. İçinden çıktığı yoksulluk ve hapishanede katı cinsel vahşetler düşünüldüğünde. On üç mermi alan Heckler Koch 40'ı ona Öğretmen vermişti. Bugüne dek inanmakta güçlük çektiği bir sahneydi bu. derhal ev arkadaşlarıyla kendine küçük bir daire bulmuştu. Bizi son hedefimize götürecek. Gördükleri konusunda kimseyle konuşmamaya yemin etmişti. demişti ona Öğretmen. Ama Sauniére ondan hiç vazgeçmemişti. onun için neredeyse hiç üzülmediğine şaşırıyordu. sonsuza kadar kalbinde sessizce taşıması gereken bir fedakârlıktı. ama bu gece Sophie. Büyükbabası kartpostallar ve mektuplar göndererek Sophie'ye ümitsizce ulaşmaya çalışmış ve buluşup bir açıklama yapabilmek için yalvarmıştı. İnancının ölçüsü. Opus Dei'nin izinden gitmek için çok fazla fedakârlıkta bulunduğunu biliyordu ama karşılığında çok daha fazlasını almıştı. Yapacağı açıklamanın. İngiltere'de okuduğu üniversiteden eve birkaç gün erken dönmüş ve yanlışlıkla. kollarını ve bacaklarını açmış yerde yatan cesedini getirdi. Devasa kapının gölgesinde duraksayıp. Bu saatte büyük kilisenin önündeki meydan bomboştu. Kilise girişine doğru ilerleyen Silas. On yıl önce. Büyükbabası sözünde durarak onun isteğine asla karşı gelmemiş ve bir kez olsun telefon etmemişti. Önündeki işin kuvvetten çok incelik gerektirdiğini biliyordu. bu yüzden silahını arabada bırakmıştı. "*diye fısıldadı. Tutuklanıp. Müebbet bekârlık yemini ve tüm şahsi menfaatlerden feragat etmek büyük fedakârlık sayılmazdı. Silas acılara yabancı değildi ve kendini. Kendi gözlerimle görmemiş olsaydım. . Büyükbabasının açıklama girişimlerine dayanamayacak kadar utanmış ve şaşırmış olan Sophie. Sophie.Siyah Audi'den inerken Silas kendini güçlü hissediyordu. Yapmak üzere olduğu işi ve kendisini içeride gerçekten neyin beklediğini o ana dek fark etmemişti. Tanrı'ya bugün sunduğu hizmet bir cinayet günahını gerektirmişti ve Silas biliyordu ki bu. ona bir kez hariç hiç cevap vermemişti. yanına biriktirdiği parayı alarak. büyükbabasının çırılçıplak. ona verilen vazifelerin daha yüksek bir makamca emredildiğini söyleyen Öğretmen'e ispat edebilmek için sabırsızlık duyuyordu. gece esintisiyle hışırdıyordu. Saint-Sulpice' in bittiği yerde görülebilen tek canlı. derin bir nefes aldı. Başka ne yapabilirdim? Gözünün önüne. kancalı keçe kemerinin etine batmasına neden oldu..

Sauniére de şifrelere. "Sonsuza kadar bana kızgın kalamazsın. içini beklenmedik bir özlem duygusuyla doldurmuştu. erkek kardeşi de arabadaydılar ve Sophie'nin tüm ailesi bir anda yok olup gitmişti. "Sophie. torununun kendisini son kez ziyaret etmesini sağlamak için aklına gelen her türlü hileye başvurduğunu düşündü. Yumuşak sesi.Ailem mi? Sophie'nin ebeveynleri o henüz dört yaşındayken ölmüşlerdi. Bu bir yemdi. matematik bilmeceler ve şifreli bulmacalar getirmeye başlamıştı. Belli ki. Eve dönmüyorlar. şüpheciliğinin ona hata yaptırdığını anlıyordu. Büyükannesiyle. Bütün gece burada bekleyeceğim.. Ailen öldü Sophie.. Sophie mesajın şifreli tarzından. Yıllardır sana gönderdiğim mektuptan okumadın mı? Hâlâ anlamıyor musun?" Durmuştu. sadece bir açıklama mantıklı geliyordu ve gerçek niyeti anlaşılıyordu. Onu aramamıştı. Şimdi. Louvre'un erkekler tuvaletinde ayakta dururken.. tatlı çocukluk anılarını aklına getiriyordu. kelime oyunlarına ve bulmacalara meraklı biriydi. Evde İngilizce çalış. Korkarım her ikimiz de tehlikedeyiz. "Sophie. Büyükbabasının banttaki sesi.." Sophie kendi kalbinin atışını duyabiliyordu. ve aramak bana acı veriyor. Yine de akıllıca bir seçim yapmıştı. Doğru zamanı bekledim ama artık vakit doldu. lütfen dinle. ama seninle konuşmam lazım. bunca yıl sonra onun sesini yeniden duyunca bir ürperti hissetmişti. sanki dakikalar geçmiş. Arabaları köprüden nehre uçmuştu. sahneler bulanıklaşarak kaybolmuşlardı. Büyükbabası. Sophie için bir şifre yazılmıştı. Bu gece Sophie'nin kriptograf yanı. büyükbabasının ikisini bir araya getirme nedeni hakkında Amerikalının da kendisinden fazla bir şey bilmediğini seziyordu. Sophie. Sophie sessizlik içinde titreyerek dururken. Büyükbabası. Beni Louvre'dan ara. Sonunda bu tutkusunu.Bu akşamüstüne kadar. Sanırım her ikimiz de büyük tehlikedeyiz. büyükbabasının iki yabancıyı bir araya getirmek için kullandığı basit şifreye saygı göstermeye zorluyordu. Jacques Sauniére ile birlikte büyümenin getirdiği bir sonuçtu. "Her şeyi bir anda konuşmamalıyız. kendi müzesinde öldürülmüştü. Adama duyduğu tiksinti artmıştı. büyükbabası onu ümitsizce görmek istiyordu. Korkunç bir şey oldu. Bilmen gereken o kadar çok şey var ki. .Ailem! O kısacık an içinde Sophie. Büyükbabasının sözleri. kelimelerde kendisinden bahsedildiğinden emindi. Lütfen. Sophie'nin kriptoloji tutkusu ve yeteneği. Sophie hepsini bir solukta çözüyordu. küçücük bir kızken kendisini uykularından uyandıran rüyadan sahneler görmüştü:Ailem hayatta!Eve dönüyorlar! Ama." Paris'teki dairesinin mutfağında duran Sophie. şaşırtıcı derecede telaşlı çıkıyordu. senin sevgine mal oldu. Ailem. Anlamını anlamamış olsa da. akşamüstü aldığı telefon mesajındaki seslerin yankılarını duyabiliyordu. "Sophie?" Büyükbabasının telesekreterindeki sesi. Sophie Neveu ve Robert Langdon. Bu mesajı alır almaz. Ama şimdi. Hemen. ona İngilizce bulmacalar.Gazetedeki kriptogramları ve bulmacaları çözerek kaç pazar geçirdik? Sophie on iki yaşındaykenLe Monde 'un bulmacasını yardım almadan çözebiliyordu. Hatta buna niyet bile etmemişti. rüyasında olduğu gibi. onunla yine İngilizce konuşuyordu." dedi. Her yolu deniyordu. "Bugüne kadar senin isteğini yerini getirdim. "Yıllardır sana anlatmak için bekliyordum. anlayamadığı bir şekilde titredi. Beni Louvre'dan ara." Küçük bir kızken hep yaptığı gibi. Bundan emindi.Tehlike mi? Neden bahsediyordu? "Prenses. Langdon'ın gözlerindeki şaşkın ifadeden. Okulda Fransızca çalış." Mesaj sona ermişti. Bunu kanıtlayacak bir kutu dolusu gazete makalesi vardı. "Senden bazı şeyleri sakladığımı biliyorum ve bu bana. Büyükbabasının bıraktığı mesajı düşününce. sana ailen hakkındaki gerçeği anlatmalıyım..Sophie her ikimiz de tehlikede olabiliriz. Ama bu senin iyiliğin içindi. onun ölümcül hastalığa yakalanıp. Ve yere bir şifre yazmıştı. Lütfen büyükbabanın bu isteğini yerine getir. Beni ara.. Asıl soru şuydu. Artık gerçeği öğrenmelisin.niye? Ne yazık ki Sophie. adli polis için şifre çözmek olarak mesleğe dönüştürmüştü." Büyükbabasının sesi." Sophie telesekreterine bakakalmıştı.

*Ve sağ tarafında. "Siz ve büyükbabam bu gece buluşmayı planlamışız. Bağlantı uydurmaydı. "Ne söyleyeceğimi bilmiyorum. siz ve ben bu cinayetle ilginiz olmadığını kanıtlayana kadar sizi korur. "Büyükbabanızın bize bir şeyler anlatmaya çalıştığı ortada. aşağıda trafik ışığının değişmesini beklerken durmuş farlarıyla sanki Sophie'ye göz kırpıyorlardı. ihtiyaç duyduğu bilgiye sahip olduğuydu." "Kesinlikle. Ama şimdi harekete geçmeliyiz. önemli bir mesele olmadıkça önüne gelen Amerikalı profesörle muhabbet edecek türden bir adam değildi. Gizemi birlikte çözmek için zamana. Ne yazık ki vakit tükeniyordu." Langdon’ın gözleri büyümüştü. bu konuyla ilgileniyordu ve konuşmadan sonra içki içmek için buluşmanın eğlenceli olacağını düşünmüştüm. " dedi. en azından on iki metre. Bunun dışında. korkmaması aptallık olurdu." Langdon hiç de ikna olmuşa benzemiyordu. "Unut gitsin! Tüm çıkışlarda Fache'nin silahlı adamları var! Vurulmadan kurtulsak bile. diye düşündü Sophie. Bu gece yapabildiği en iyi tahmin. pencereye arkasını döndü. Sol tarafındaki Seine Nehri'nin karşısında. Sizi bu müzeden çıkartabilirim. neredeyse münzevi bir hayat yaşayan büyükbabası. "Hayır. biraz daha kurcaladı. Louvre'un dış duvarıyla arasında yalnızca ayırıcı bir kaldırım bulunan Carrousel Meydanı’nın kuzey-güney geçidi.." dedi. "Buluşmayı sekreteri ayarladı ve herhangi bir neden belirtmedi ve ben de sormadım. Burada Fache'yle başa çıkmaya çalışmak kumar olur. "Bunuyapacağım. Yanına gelen Langdon. Eğer Fache'nin şimdi sizi nezarete götürmesine izin verirseniz. Elini cebine . Bu akşamki olaylar düşünüldüğünde." Sophie bunu yutmamıştı. pagan ikonografisi hakkında. Kaçmak gibi . Bu da ortak noktamız.. DCPJ'nin şüpheliler konusunda ne kadar heyecanlı olduğunu anladı. İçini çekerek gözlerini kaldırdı ve Paris'in büyüleyici manzarasını seyretti. aklına gelen tek oyuna başvurdu. Tutuklanmanızı geciktirmesinin tek sebebi iddiasını kuvvetlendirecek yanlış bir hareket yapmanızı umması. Montmarte yamaçlarının tepesinde. Eyfel Kulesi duruyordu." Sophie'nin süveterindeki cep telefonu birden çalmaya başlamıştı. Denon Kanadı'nın en batısındaki bu noktada. Bu adam anlayışsızlığa ödün vermeyen bir akademisyendi. Oldukça yüksekteydiler. "Kaçmamı mı istiyorsunuz? " "Yapabileceğiniz en akıllıca iş bu olur. Ama eğer buradan çıkıp büyükelçiliğe giderseniz. Düşünmek için zamana." Alelacele konuşan Sophie. kaçmak beni suçlu göstermekten başka bir işe yaramaz. ama olanları göz önüne alırsak. "Bu akşamüstü büyükbabam beni arayarak.Prenses Sophie. Büyükbabası. Bir şifre çözücü olarak Sophie hayatını anlamsız verilerden anlam çıkartmakla kazanıyordu. Buradan sadece bir kaç kilometre uzaklıkta ve arabam müzenin hemen önünde duruyor. sizin için bir şey ifade ediyor mu?" Langdon'ın mavi gözleri kaygıyla dolmuştu. diye düşündü Sophie. "Ama siz ABD Büyükelçiliği'ne güven içinde girdikten sonra. İçinde bulunduğu bunca derde rağmen.Yeniden bastırdı. binayla neredeyse aynı hizadaydı. Sophie derin bir nefes alıp. Tam önünde Arc de Triomphe. Anlamıyor musunuz? Bu gece sizin suçlu olduğunuzu kanıtlamayı Fache kendine görev edindi. ona yardımcı olmak istiyormuş gibi görünüyordu. Başını kaldırıp Langdon'a bakan Sophie. Ancak bu kadar yardımcı olabildiğim için üzgünüm." Langdon’ın derin sesinde samimi bir üzüntü hisseden Sophie. Bitap düşmüş bir halde tuvaletin diğer ucundaki küçük dökme camın yanına yürüdü ve camın içine gömülmüş alarm kablolarının ardından sessizce dışarıyı seyretti. dünyadaki herkesten daha fazlasını biliyordu. o zaman hükümetiniz. beyaz cilalı taşı şaşaalı mabetler gibi parlayan SacréCoeur'un zarif arabesk kubbesi görülüyordu. "Bezu Fache sizi her an nezarete götürebilir." Sophie başını salladı. Şehrin geceleri çalışan nakliye kamyonları. Robert Langdon’ı bul . Bu.İçindeki öğretmen. Robert Langdon'ın farkında olsun ya da olmasın. Fransız katedrallerindeki pagan ikonografileri hakkında seminer vereceğimi duyduğunu düşündüm. DCPJ ile ABD Büyükelçiliği davanıza hangi mahkemenin bakacağı konusunda kavgalarını bitirene kadar Fransız hapishanesinde kalırsınız. Fache'ye yerdeki mesajın size yazıldığını ve benim ismimin bir suçlama olmadığını anlatmak zorundasınız. Muhtemelen Fache idi. Büyükbabasının mesajı daha açık olabilir miydi?' Sophie'nin Langdon'la daha fazla zamana ihtiyacı vardı. onun ve benim büyük tehlikede olduğumuzu söyledi. Ne hakkındaydı?" Langdon allak bullak olmuş gibiydi. O.

emrim üzerine tüm takımına ona gönderdiğim resimleri araştırmalarını söylemiş. Yine de Sophie kararını vermişti." "Bu kadar mi?". Collet." Collet'nin aklına. Hızlı konuşarak." Fotoğrafları görünce üzüldüğüne şaşırmamak gerekir. Bezu Fache'nin bu gece her ne pahasına olursa olsun Robert Langdon'ı parmaklıkların arkasına tıkmak istemesiydi. "Hayır hiç gelmiyor. "Kripto neden aramış?" demeyi göze aldı. Sauniére soruşturmaya kriptografların dahil edilmesi umuduyla yere sayısal bir şifre yazmış ve böylece kendi torununun da dahil . çünkü buraya gelip bize söyledi. onun davranışını sorgulamadığını çünkü fotoğraflardan dolayı üzüntü duyduğunu anladığını söyledi. 17 "Cevap vermiyor da ne demek?" Fache duyduklarına inanmıyormuş görünüyordu. sıkıntılı gelişmeleri açıklayacak tek bir senaryo geliyordu." Collet dakikalardır Sophie'ye ulaşmaya çalışıyordu. Kapattıktan sonra Collet'nin yanına gitmiş ve Ajan Neveu'yu telefonla aramasını emretmişti." "Üzüntü mü? Daha önce hiç ölen birinin cesedini görmemiş mi? Fache kısa bir an için sessiz kaldı. istemese de Louvre'dan kaçacaktı. Müdür. Demek ki Fache yalan söylüyor. Fache ise kafesin içindeki bir aslan gibi dört dönüyordu. "Müdür." Collet'nin aklı karışmıştı. Ya da zil sesi kapalıdır. Pencereye dönen Sophie. "Ama bunu söylemesi için zaten Ajan Neveu'yu göndermişlerdi. Langdon'ı ABD Büyükelçiliği'ne götürmeliyim." Fache başını iki yana salladı. genç kadının kendi ailesinden birinin yazdığı şifreyi deşifre etmesi için çağrılmasının ne kadar acı bir tesadüf olduğunu tahmin edebiliyordu."Ve tüm geleceğin buna bağlı olabilir. Robert Langdon. ama Fache takımına aradığı adamın siz olduğunu söyledi. Sauniére'in fotoğraflarıyla şifreye şöyle bir bakmış ve tek kelime etmeden ofisten ayrılmış. dökme cama yerleştirilmiş alarm kablolarına ve baş döndürücü on iki metre yükseklikten aşağıdaki kaldırıma baktı Bu yükseklikten atlarsa Langdon'ın kemikleri kırılacaktı. Fache. "Benim bundan haberim yoktu. "Neveu'yu onlar göndermedi. Collet bunu başaramamıştı. En iyi ihtimalle. istese de. Asıl konu." Sophie içini çekti. Neden bulduğunu kimseye söylemeden ofisten ayrıldığını anlamıyorum. "Belki de pili bitmiştir. Ajan Neveu geldiğinde.sokarak telefonu kapattı.” Collet söyleyecek kelime bulamıyordu." "Ne?" "Müdürün anlattıklarına göre. Sophie nedenini tahmin edemiyordu ama şu noktada asıl konu bu değildi. Collet. "Hayır." dedi. öyle değil mi? Yanında olduğunu biliyorum. "Yerde yazanlar elbette sizin suçlu olduğunuzu göstermiyor. "Ama sayıların Fibonacci Dizimi'ni oluşturduğunu fark ettiği ortada." Fache telefonda Kriptoloji müdürüyle konuştuğundan beri endişeli görünüyordu. ama Jacques Sauniére'in Sophie Neveu'nun büyükbabası olduğu anlaşılıyor. Yine de davranışlarının mantıklı bir açıklaması yoktu. Suçlu olduğunuza ikna olmasının başka bir sebebi aklınıza geliyor mu?" Langdon birkaç saniye süresince sessiz kaldı. "Size son bir soru sormam gerekiyor. "Bay Langdon. "Draco devi ve sahte alimlerle ilgili hiçbir şey bulamadıklarını söylemek için. görünüşe göre çalışanlardan biri söyleyinceye kadar müdürün de haberi olmamış. ayrıca sayıların Fibonacci Dizimi'ni oluşturduğunu ve hiçbir anlam ifade etmediğini söylemek için aramışlar. ona döndü. Neveu'nun ona şimdiye dek Sauniére'den hiç bahsetmediğini ünlü bir büyükbabaya sahip olmaktan dolayı kendisine ayrıcalıklı davranılmasını istemediğinden böyle davrandığını tahmin ettiğini söyledi. "Cep telefonunu arıyorsun. Sophie'nin Langdon'a kendisi için ihtiyacı vardı ve bu ikilem onu tek bir sonuca götürüyordu.

hızlanıyor. ofisten dışarı fırladı. Çok hızlı hareket ediyor!" Bölmelere varan Fache aralarından geçti ve tuvalet kapısına doğru koştu. "Langdon nerede?" "Hâlâ erkekler tuvaletinde!" Collet dizüstü bilgisayarında yanıp sönen kırmızı noktayı gösterdi. Ekrana bakan Collet. ". Büyük Galeri'nin içinden geliyormuş gibi çalıyordu. Koşmaya devam etti.. Sinyal bir süre için titreştikten sonra yanıp sönen nokta binanın dış cephesinin yaklaşık bir metre ilerisinde aniden durdu. bina cephesinin dışına çıkmıştı. beklenmedik bir harekette bulunurken Collet ekranı şaşkınlıkla izliyordu. Kulak tırmalayıcı ses sebebiyle yüzünü buruşturarak içeriyi taradı. Langdon'ın uzağa kaçamayacağını biliyordu. Denon Kanadı'nın batı ucunda. Açıklığın yanına koştu ve kenardan aşağı baktı. dış duvarların birkaç metre ilerisinde iki şeritli Carrousel Meydanı yer alıyordu.. "Alarme! diye bağırdı. "Carrousel'den aşağı koşuyor. Neler oluyor.Langdon kenarda mı duruyor yoksa. Peki mesajın geri kalan kısmında bir şekilde kendi torunuyla mı haberleşiyordu? Öyleyse. Carrousel Meydanı'nın tam ortasında kıpırdamadan duruyordu. daha hızlı. halka ait binalarda dört buçuk metreden yüksek pencerelerin kırılabilir camdan yapılışını gerektirse de. Görüntüyü büyüttüğünde sinyalin tam yerini görebiliyordu. Omuz kılıfından Manurhin MR-93'ünü çeken yüzbaşı. Collet'ye döndü. "Hareket ediyor! Tanrım. üstüne atlayacak ağaçlar ya da çimen yoktu. duvarın daha da ötesine giderken Collet ayağa fırladı. Sauniére'in cesedinin yanından geçerken. yaşıyor! Langdon hareket ediyor. "Arabaya binmiş olmalı! Sanırım arabada! Ben.güneye gidiyor. 18 Collet'nin telsizinden yayılan ses. "Tanrım! " Nokta.. Artık telsizden gelen ses. Zil. Tuvalet penceresinin tam altında. bakışlarını Oenon Kanadı'nın sonundaki bölmelere çevirmişti. Büyük Galeri'de koşturuyordu. müzenin sessizliği alarm sesiyle bozuldu. Louvre'dan güneye doğru ilerleyen . "Bekleyin!" Telsizden bir kez daha Collet'nin sesi yükselmişti.. Fache'nin aklı hiç kimsenin böyle bir çılgınlığı deneyeceğini almıyordu. Carrousel Köprüsü'nden geçen tek taşıt. Alarm sesi artık daha da yüksek çıkıyordu. Ajanlardan biri. "Grande Galene! Toilettes Messieurs! ”*Fache. Bekleyin. Yanıp sönen nokta pencere kenarına gelip. "Langdon pencere kenarına doğru hareket ediyor!" Ama Fache çoktan harekete geçmişti bile. Tuvalet penceresinin dışında! Ve şimdi hiç hareket etmiyor! Tanrım. Carrousel Köprüsü'nden Seine'i geçiyor!" Fache sola döndü. Collet. "Langdon daha da hızlı hareket ediyor!" Collet hâlâ bağırıyordu." Fache doğrulttuğu silahıyla erkekler tuvaletinden içeri daldığı anda Collet'in kelimeleri alarm sesi tarafından yutuldu. "Sinyal Carrousel Meydanı'nın üzerinde görünüyor. alarm yüzünden güçlükle işitiliyordu. Bu kadar yüksekten düştüyse. Artık hareket etmiyordu." Fache attığı her adımda koridorun uzunluğuna lanet ederek koşmaya devam etti. Lavabo kısmında kimse yoktu. "Camı kırmış olmalı!" Collet.. Tuvaletler boştu.. Bundan başka... Langdon atlamıştı. mesaj ona ne söylüyordu? Ve Langdon bulmacanın neresine uyuyordu? Collet düşüncelerini devam ettiremeden. diye bağırdı. ekrana Paris'in sokak haritasını çağırarak GPS'i yeniden ayarladı. Nokta. "Aşağı atladı!" diye bağırıyordu.edilmesini sağlamıştı. sanırım Langdon az önce intihar etti!" Fache söylediklerini duymuştu ama mantıklı gelmiyordu.. diye düşündü. Louvre'un ikinci katındaki bir pencereden kanca ve merdiven olmadan çıkmak intihar olurdu.. alarm sesini bastırırken Fache. Paris yangın yönetmeliği. kesinlikle çok kötü yaralanmış olmalıydı. Fache'nin gözleri hemen odanın arka tarafındaki kırık cama çevrildi.. bir yandan Louvre'un güvenlik merkezindeki yemine bakıyordu. "Aman Tanrım. Sonunda alarm sustu ve Collet'nin sesi telsizden yeniden başladı. Langdon görünürlerde yoktu. Bilgisayarını tarayan Collet. Koridor sonsuza kadar devam ediyormuş gibi uzanıyordu..

Yangın alarmı sustuğunda. onu elinden alıp. Disk. Ya kamyon çelik taşıyor olsaydı? Ya da beton? Hatta ya çöp taşıyor olsaydı? On iki metrelik bir atlayış. Sokakta. . delice bir risk. sırtlarını tuvaletleri gizleyen büyük bölmelerden birine yaslamış bir halde. Bu çılgınlıktı. Collet dışarıdaki ajanlara sürekli. dedi kendi kendine. yumuşak yüzeyin içine gömülünce." Takip noktacığını çıkartın. "Arabamı getirin." dedi. uzaktan bakıldığında kocaman bir hamağa benziyordu. sadece dakikalar önce tam tuvalet penceresinin altındaki kırmızı ışıkta durmuştu. Hayret içinde kamyonun köşeyi dönerek kayboluşunu seyretti. Fache ürpertici bir endişe duydu.. "Saint-Péres Köprüsü'nden sağa dönüyor!" Köprüden geçen kamyon yavaşlamıştı ve Saint-Péres Köprüsü'nde sağa dönüyordu. "Nokta dönüyor!" diye bağırdı. Ardından Sophie.Polis çıkışı. Aslında fark etmezdi. deliği kapattı ve böylece aleti sabunun içine iyice yerleştirmiş oldu. Langdon. lavaboların altından ağır ve silindir şeklinde bir çöp kovası aldı. brandanın kenarına indi ve trafik ışığı yeşile dönerken yük kasasının içine doğru kaydı. pencerenin altındaki kırmızı ışığa doğru ilerliyordu. Fache elinde tabancasıyla yanlarından hızla geçip banyoya girerken. düşündüklerinin geçmemesini diliyordu. yükü kaplayan mavi bir muşamba gerilmişti. Demek öyle. Langdon itiraz edemeden. Kamyonun o brandanın altında ne taşıdığını Langdon'ın bilmesine imkân yoktu. çöp kovasını elinde koç başı gibi tutarak pencereye koştu. Hedef oldukça büyüktü -sabit duran kocaman bir tente ve binayla arasında en fazla üç metre vardı. Collet. Fache. Sabun kalıbını Langdon'a veren Sophie. Tuvaletten yalnızca bir buçuk metre uzakta Langdon ile Sophie. Üstlerindeki alarm kulak tırmalayıcı bir ses seviyesinde çalmaya başlamıştı. "Az önce Louvre'dan kaçtınız. hemen lavabonun yanına gitti. küçük metal yuvarlağı aradı. Langdon'ın düşüşten sonra hayatta kalıp kalmadığını düşünüyordu." Erkekler tuvaletinden kaçıp. Fache artık sonuna geldiklerini biliyordu." Şaşkınlık içindeki Langdon elini cebine götürüp. Tutuklama sırasında orada olmak istiyorum. Louvre'dan ayrılan DCPJ sirenlerini duyabiliyordu. Çöp tenekesinin altını pencerenin tam ortasına vurarak. Fache tam yanlarından geçerken gölgelere saklandılar. Büyük Galeri'nin karanlığında duruyorlardı. Kamyonun açık kasasına muşamba bir branda gerilmişti. Louvre'un dışına çıkmalarını ve takip için araçlarına binmelerini söylüyor. kendilerini güçlükle saklayabilmişlerdi. Adamları dakikalar sonra kamyonu çevreleyeceklerdi. "Ufak bir gayretle buradan çıkabilirsiniz. düşüşü ölçüyormuş gibi dikkatle aşağıdaki sokağa bakmıştı. "Tebrikler.. Langdon'ı kapıya doğru sürükleyen Sophie. parmağıyla iyice içine gömdü. tuvalet penceresinden dışarı baktı. Langdon kaçtı. telsizle Collet’i aradı." dedi. Sophie. Langdon işlemediği bir suçtan ötürü kaçmayı reddederek erkekler tuvaletinde duruyordu.römorklu devasa bir yük kamyonuydu. kırık pencereden aşağıda bekleyen kamyona baktı. "Sophie ben buradan kesinlikle atlamam. Bu kamyon. Sophie'nin aklından. Kamyonun kocaman kasasının üstüne. Langdon sabunu onun eline tutuşturdu. Sanık suçludur. bu arada telsizle kamyonun değişen mevkiini dakikası dakikasına bildiriyordu. Eline kalın bir sabun kalıbı alıp. Son altmış saniyenin nasıl geçtiğini bilmiyorlardı. Sophie trafik ışıkları değişmek üzereyken derin bir nefes aldı ve sabun kalıbını geceye fırlattı. Tabancasını yerine koyan Fache tuvaletten çıkıp. Sophie dökme cam pencereyi ve içinden geçen alarm kablolarını incelerken." Fache Büyük Galeri'de koşuştururken. Langdon. Kamyona doğru dikine düşen sabun kalıbı. çift römorklu devasa bir kamyon. camı parçalamıştı. Sophie. “Bana sabunu verin!" Sophie alarm yüzünden güçlükle duyulan sesiyle bağırıyordu. Langdon hiçbir yere kaçamayacaktı. Sabunu avuçlayan Sophie. Gayret mi? Huzursuzlanarak. diye düşündü Fache.

içerisini daha da büyük gösteriyordu. ben ruhani yanıyla ilgileniyorum. kırmızı gözlerine bakarken kadının geri çekildiğini hissedebiliyordu. Bununla birlikte. "Söylemeye gerek bile yok. diye düşündü. Silas. "Büyük Galeri'nin yaklaşık beş metre gerisinde bir yangın merdiveni var. bu gece bana bu fırsatı sunduğunuz için size müteşekkirim. diye düşündü Silas. Dev gibi vücudunu ufak kadına çevirdi. "Artık muhafızlar gittiğine göre." Rahibe hoş bir kahkaha attı." Hiçbir şey bilmiyorsun . Paris'teki vaktiniz kısıtlı." dedi." "Sorun değil. O." "Hiç önemli değil. Kardeşlik gemisi sonsuzluğa dek alabora olmak üzereydi. elbette. Ana koridorda Rahibe Sandrine'in peşinden giderken. Dekore edilmemiş olması. "Eğer kabalık olmazsa rahibe." dedi." Suna eminim. Kilisenin daha çok mimarisiyle mi yoksa tarihiyle mi ilgileniyorsunuz?" "Doğrusu rahibe. Silas mabedin sadeliğine şaşırmıştı. Fazlasıyla nezaket gösterdiniz." Silas yürümeyi durdurdu. Marquis de Sade ile Baudelaire'in vaftizine ve Victor Hugo'nun evlilik törenine ev sahipliği yapmıştı. buradan çıkabiliriz." . Rahibe Sandrine'in yanından ayrılmasını diliyordu." dedi. Saint-Suipice'in İspanya'daki süssüz katedralleri anımsatan bir sadeliği ve boşluğu vardı. Sophie. mimari açıdan Notre Dame'a santimi santimine benziyordu. Bu gece Saint-Sulpice'in o büyük ana nefı mezar kadar sessizdi.Fache de koşarak gitmiş ve Büyük Galeri boşalmıştı. "Benim yüzümden uykusuz kalmanız beni çok mahcup etti rahibe. Anlaşılan güçlü dostlarınız var. takva sahibi bir kadın ve kardeşliğin. Bu tapınak. Silas tavanda yükselen tonozlara baktığında." diye yanıtladı. "Ve Saint-Sulpice'ihiç görmediniz mi?" 'Bunun başlı başına bir günah olduğunu düşünüyorum. Sophie Neveu'nun ondan çok daha akıllı olduğu ortadaydı. yaşama dair tek belirti akşamın erken saatlerinde yapılan ayinden kalma tütsü kokularıydı. Silas. yaldızlı sunaklara ve ahşabın sıcaklığına sahip Notre Dame'ın aksine. Kiliseye bağlı olan ilahiyat fakültesinde karşı gelenekçi tarihe dair çok sayıda belge bulunuyordu ve sayısız gizli cemiyetin toplantı yeri olmuştu. "İspanya'da göreve çağrıldım ve şimdi Birleşik Devletler'de okuyorum. Tanrı’nın evinde yürüyüp tur atmaya alışkın değilim. Rahibe. Silas’ın kolaylıkla etkisiz hale getirebileceği ufak bir kadındı ama gerekli olmadıkça güç kullanmamak için yemin etmişti. Etrafı kendim gezebilirim." Silas gözlerinin sunak üzerine odaklandığını hissetti. Başkalarının günahı yüzünden o cezalandırılmamalı. "Zaten uyandım artık." "Gündüzleri daha güzeldir. İşe başlamak için sabırsızlanan Silas. devasa bir gemi teknesinin altında durduğunu hayal etti. Yumuşak gözlere sahip ufak bir kadındı. "Oh. Uygun bir görüntü." Langdon gece boyunca başka bir şey söylememeye karar vermişti. Renkli fresklere. "Amerikalısınız. "Aslen Fransızım." “Bunu başrahip rica etti. Saint-Sulpice'i kaçırmamalıydınız. Sizi kilisenin arka tarafında bekleyeceğim. 'Tura gerek yok. Mısır tanrıçası İsis onuruna yapılan eski bir tapınağın üstüne inşa edilen kilise. 19 Saint-Sulpice Kilisesi'nin Paris'teki en tuhaf tarihe sahip olduğu söylenirdi. kilit taşım saklamak için kilisesini seçmesi onun suçu değil. insanların görüntüsünden rahatsız olmalarına alışkındı. Silas kendisini mabede alan Rahibe Sandrine'in tavırlarında bir huzursuzluk sezinlemişti." Rahibe Sandrine başını salladı. Etrafa bakmadan önce biraz yalnız kalıp dua etmemin sakıncası var mı?" Rahibe Sandrine tereddüt etti. Turunuza nereden başlamam gerektiğini düşünüyordum. Aslında buna şaşırmıyordu. Artık en ön sıraya gelmişlerdi ve sunak sadece dört buçuk metre ötede duruyordu.

"Sence.? Tüm o Da Vinci ve tanrıça sembolleri? Bu büyükbabamın işiolmalı ." "Ve sizinle. büyükbabamın bana seslenişinin bir başka yoluydu. On Draco devini al! On sahte alim! Hem Sophie'nin. Belki de Fransız polis şefi." Silas elini kadının omzundan çekti. Hepsi de kördüğüm olmuş biçimde birbirine bağlıydı. Sophie. sessizce tırabzandan aşağı bakıp. 20 Gölgelerin arasından fırlayan Langdon ile Sophie. hem de kendi iyiliği için mesajı anlayabilmeyi isterdi. Louvre'daki mesajın bana önemli bir şey anlatmak için harcadığı son çaba olduğuna eminim. sizi uyandırdığım için zaten suçluluk duyuyorum." "Nasıl isterseniz. İzlerdeki semboller birbirlerine mükemmel uyum sağlıyorlardı beş köşeli yıldız. "Suçlu görünmem için oldukça ısrarlı gibi. Da Vinci. Sizi uykunuzdan daha fazla alıkoymak istemem. "Lütfen dışarı çıkarken. "Bana bir şey anlatması gerektiğini söyledi." diye fısıldadı." Silas. "Ve bu akşamüstü beni telefonla araması. Bu bilmecenin son boyutu fazlasıyla can sıkıcıydı:Adli polis şefî beni cinayet sebebiyle içeri tıkmaya çalışıyor.. Bu tesadüf olamaz. . Kısa bir an için.. penceresinden yaptığı sahte atlayış. sonra da kiliseden çıkarım. kapının arkanızdan iyice kapandığından emin olun. kendisini karanlıkta yapboz bulmacası çözmeye çalışıyormuş gibi hissetti. Dua yalnız yapılacak bir iştir. bölümleri.S. Toplamları. Matematiksel olarak rasgele yerleştirilmişler. tutuklamak için bir kalıp sabun peşine düşmenin esprili bir yanını görebilirdi. Sophie. anlamanıza yardımcı olacağınız bir şey olmalı." Rahibe rahatsız olmuş gibiydi. Hiçbir şey çıkartamadım. mesajı İngilizce yazmak. keçe kemerin bacağına battığını hissetti. tek başına diz çöken cüppeli keşişi seyrediyordu. bugün yapacağım işi senin rızan için yapıyorum. Fache'nin gözündeki popülaritesini bir nebze olsun arttırmayacaktı. Karanlıkta saklanıp. "Rahibe. Kriptografik anlamsızlık." "Değil. Bu gece." diye ekledi. Büyük Galeri’nin boş koridorunda yangın merdiveni çıkışının bulunduğu yere doğru usulca ilerlediler." "Ama yine de tüm sayılar Fibonacci Dizimi'ne ait. onun merdivenlerden çıkarak gözden kayboluşunu seyretti. ön sırada diz çökerken. tanrıça ve hatta Fibonacci Dizimi. "Yerdeki mesajı Fache yazmış olabilir mi?" Sophie. Fibonacci sayılarını kullanmak." "Dikkat edeceğim. Ben sunağın keyfini çıkartır. Belki de ismimin yerde yazmasının davasını güçlendireceğini düşünmüştür." "Fibonacci Dizimi? P. "İmkânsız.Vitruvius Adamı .Silas ağır elini yumuşak bir hareketle kadının omzuna koydu ve aşağı doğru baktı. diğer satırları anlamakta anahtar olabilir mi?" Langdon bir zamanlar. onu hakkında uyardıkları düşman olabileceğinden şüphelendi. Ulu Tanrım. "Çıkış kapısına az kaldı. Bakışlarını gizemli kelimelere çevirdiği andan itibaren her şey sarpa sarmıştı. çarpımları." dedi." Rahibe Sandrine merdivenlere yöneldi. hareketsiz kalmasını güçleştiriyordu. yıllardır taşıdığı emri yerine getirmek zorunda kalabilirdi." Langdon. en sevdiğim çizimdeki gibi yatmak ya da üstüne beş köşeli yıldız çizmek gibi. "Sizinle ilgilenilmediğini düşünmeyeceğinize emin misiniz?" "Hayır kesinlikle. onun her hareketini izlemeye karar verdi. Tüm bunları benim dikkatimi çekmek için yaptı. Ruhunda hissettiği ani korku. onun haklı olduğunu biliyordu. bu gizemli ziyaretçinin. "İyi uykular rahibe." Langdon o kadar emin değildi. Sonra arkasını dönüp. "Sence büyükbabanın mesajındakisayılar . Tanrı’nın huzuru sizinle olsun. "Gece boyunca sayıları düşündüm. Sunağın üstündeki koro balkonunun karanlığında çömelen Rahibe Sandrine. Bacon *el yazmaları üzerinde çalışmıştı. şifrenin bazı satırlarının diğer satırları deşifre edecek ipuçları veren. ona bakmak için dönmedi bile. Lütfen yatağınıza dönün." Langdon kaşlarını çattı. İkonograflar buna Eşevreli Sembolik Set derlerdi. Langdon ilerlerken.

Tarot mu oynamışlardı? Ortaçağa ait İtalyan kâğıt oyununda geleneklere karşı o kadar çok sembol vardı ki. "Bir nokta altı yüz on sekiz sanatta çok önemli bir sayıdır. Langdon. açık kapıyı dikkatle açtı." dedi. Altın Oran. Da Vinci.." Stettner sırıtarak. s-o-PHI-e Aşağı inerlerken. köşeli yıldızın senin için bir anlamı var mı?" "Evet. "Bu PHI sayısı. Sauniére'in verdiği ipuçlarının. "Aslında. Arkasından koşuşturan Langdon. Tüm bunların. "Sana beş köşeli yıldızı anlattığında. Langdon yeni kitabında bir bölümü tamamıyla Tarot'a ayırmıştı. Tarot'ta dişilerin kutsallığını beş köşeli yıldızlar temsil eder .618 Langdon hevesli öğrencilerini görmek için arkasını dönüyordu. benim de yarı altın olduğum konusunda şaka yapardı. "Sanatsal Sembolizm" dersi verirken tahtaya en sevdiği sayıyı yazıyormuş gibi hissetti. Sadece dışarı açılan kapılar alarma bağlıydı." Sayıyı fi diye okumuştu. Desteyi kendisinin dizdiğine eminim. İlk başlarda Tarot. 1. Alarm çalmamıştı. "Çok hoş olduğu için mi?" Herkes güldü. Langdon." Kahkahalar aniden kesilince. PHI. tanrıçalara tapınmaktan ya da Katolik Kilisesi'nin duyduğu içerlemeden hiç bahsetti mi?" Sophie başını iki yana salladı.." Donuk bir ifade takınmıştı. Bana nedenini kim söyleyebilir?" Stettner düştüğü durumu kurtarmaya çalışıyordu." Langdon bunu biraz düşündükten sonra mırıldandı. "Doğrusu. "Büyükbaban. "PI ile karıştırılmasın. Stettner yerine çöktü. Langdon aklını PHI'a vermişti. Oyunun yirmi iki kartınınBaşrahibe. Fibonacci sayıları. "Stettner yine haklı. Eğlence olsun diye Tarot kartlarıyla oynardık ve benim kartımher seferinde tılsımlardan çıkardı. beş köşeli yıldız. kilisenin yasakladığı ideolojileri aşmak için gizli bir yol olarak tasarlanmıştı.. ilk başta düşündüğünden çok daha tutarlı olduğunu anlamaya başlamıştı. bilirsiniz. . İmparatoriçe ve Yıldız gibi isimleri vardı. "Bu PHI sayısı. "İyi iş çıkardın Stettner. ismimdeki harfler yüzünden. Yangın merdivenine geldiklerinde Sophie. PI'den H kat daha havalıdır!" Langdon gülmüştü ama espriyi başka kimse anlamamıştı. bu gibi şeyler.. "Herkes PHI ile tanışsın. Evrendeki en güzel sayının PHI olduğu varsayılır." diye eklemişti. Langdon." diye devam etti. "Büyükbaban sana PHI sayısını öğretti mi?" "Elbette."Beş. Anlatmaya fırsat bulamadım ama ben büyütürken beş köşeli yıldız büyükbabamla aramızdaki özel bir semboldü." diyordu." Langdon şaşırmıştı. basamaklardan indikçe hızını arttırıyordu.. Langdon'ın sınıflarında defalarca dersini verdiği sanat tarihinin temelini oluşturan tek bir kavramla bağlantılı olması inanılmazdı." dedi. ama beş köşeli yıldızlar bizim aramızdaki küçük şakaydı. "Biz matematikçiler şöyle deriz: PHI. PHI." Langdon bir ürperti hissetti. diye düşündü Langdon. Altın Oran. Fibonacci Dizimi. yıldızları kullanarak uygun bir şaka yapmıştı. Kendini birden Harvard'da. "Bana bu sayının ne olduğunu kim söyleyebilir?" Arka sırada oturan matematik bölümü son sınıf öğrencilerinden biri elini kaldırıyordu.. "Ben işin matematikse! kısmıyla daha fazla ilgileniyordum. Şimdilerde ise Tarot'un gizemli özellikleri modern falcılara devredilmişti. Stettner gurur duymuştu. Eğer Sauniére oyun kartlarını torununa eğlence olsun diye kendisi dizdiyse. Sophie Langdon'ı dar bir döner merdivenden aşağıya doğru indiriyor.

"Ben biyoloji son sınıf öğrencisiyim ve doğada daha önce bu Altın Oran'a hiç rastlamadım. Dişi anların sayısı her zaman erkek arılardan fazladır. "PHI değil tabii ki!" diye ağzından kaçırdı. Langdon. Langdon başını salladı. yalnızca her rakam. aynı zamanda komşu sayılarınbölümleri aşağı yukarı 1. "Bu çok şaşırtıcı. "Sadece siz güvensiz sporcular değil. Peki. "Ama bunun sanatla ne ilgisi var?" Langdon. PHI sayısının Fibonacci Dizimi'nden türetildiğini anlatıyordu. spiral çam kozalakları. "Aha!" dedi. "Bunu tanıdınız mı?" Biyoloji öğrencisi. "PHI. "Evet PHI. "PHI mı?" dedi. Langdon bir sonraki diyaya geçmişti. oranlanher zaman PHI sayısına eşit olan yapı taşlarından meydana geldiğini ilk o bulmuştur. "PHI'nın doğada her yerde bulunması. ayçiçeğinin yakından bir görünüşü. Birisi." dedi." Langdon diyaları ardı ardına göstermeye başlamıştı. "Evet. "Bana inanmıyor musunuz?" Langdon meydan okuyordu. Langdon." diye cevap verdi." "Öyle mi?" Langdon sırıtmıştı. "Bir-nokta-altı-yüz-on-sekiz. Bir-nokta-altı-yüz-on-sekizin bire oranı. Işıkları kapatan Langdon." Kızın ağzı açık kalmıştı." dedi. bitki saplarındaki yaprak düzenleri. "Sormanıza sevindim. Başınızdan yere kadar olan mesafeyi ölçün Bunu. Eski bilim adamları bir-nokta-altı-yüz-on-sekiz sayısının Altın Oran olduğunu ilan etmişlerdi. "Hiç arı kovanındaki erkek ve dişi arılar arasındaki ilişkiyi incelediniz mi?" "Elbette. Başka örnek ister misiniz? Omzunuzdan parmak uçlarınıza kadar olan mesafeyi ölçün. "Kimse insan vücudunun ilahi yapısını Da Vinci kadar iyi anlayamadı." Bir başka diya gösterdi Leonardo da Vinci'nin ünlü çıplak erkeğini gösteren soluk sarı bir parşömen . Her birinin çapının diğerine oranını tahmin edebilir misiniz?" Herkes. PHI'nın l'e oranına kesinlikle bağlı kalıyordu. PHI. göbek deliğinizden yere kadar olan mesafeye bölün. Bir başkası. "Elbette tesadüfün çok ötesindedir ve bu yüzden eskiler PHI sayısının evrenin yaratıcısı tarafından önceden tasarlandığına inanmışlardır. "Batmazlığını sağlayabilmek için etrafındaki kabuğuna gaz pompalayan kafadan bacaklı bir kabukludur." Kız şaşkın görünüyordu.Langdon projeksiyon makinesine diyaları yerleştirirken. "Hepiniz." diye hatırlattı. "Ayçiçeği çekirdekleri zıt spirallerle büyürler." Birkaç futbol oyuncusu kıs tas güldü. "Sedefli deniz helezonu. Bitkiler. daha sonra bunu.Vitruvius Adamı." "Doğru.618PHI sayısını verdiği için ünlü olan bir dizemdi." On sırada oturan genç bir bayan. Bilin bakalım hangi sayıyı elde edeceksiniz?" Sporculardan biri inanmayan bir sesle. "Duşa bir daha girdiğinizde. Peki her bir spiral çapının diğerine oranının ne olduğunu tahmin edebilir misiniz?" Kız deniz kabuklusunun ortak merkezli çemberlerine şüpheyle bakıyordu. "Bingo. doğadaki temel yapı taşı olduğunu açıkladı." diye haykırdı. "Bir dakika. İnsan vücudunun. Altın Oran. hayvanlar ve hatta insanlardaki boyutlar hep aynı orana. böcek kesitleri. dirseğinizden parmak . Da Vinci insan kemik yapısının tam oranlarını ölçmek için cesetten mezardan çıkarırdı." dedi." "Doğru." Sınıftaki herkes ona kuşkuyla bakıyordu. Bu ismiDe Architectura metninde Altın Oran'ı öven Romalı muhteşem mimar Marcus Vitruvius'dan almıştı. Langdon PHI'nın asıl akıl karıştıran yanının gizemli matematiksel doğuşunun dışında. kendisinden önceki iki sayının toplamına eşit olduğu için değil. dünyadaki herhangi bir arı kovanında yaşayan dişi arıların sayısını erkek arıların sayısına böldüğünüzde hep aynı sayıyı elde ettiğinizi biliyor muydunuz?" "Öyle mi oluyor?" "Ya. yanınıza bir mezura alın." dedi. Kızlar ve erkekler Deneyin. Hepsi de Altın Oran'a hayrete düşürecek derecede uyuyordu. "İMKÂNI YOK!" Langdon spiral deniz kabuklarının diyalarını gösterip gülümserken "Var!" diye misilleme yaptı.

Ayak parmakları. Özellikle de basit bir şifreye. den biri bu." Karanlık olduğu halde. Robert Langdon. pek çok kültür tarafından hem kutsal. "Son Akşam Yemeği'nin İsa ilgili olduğunu zannediyordum. ama bu dönem onun hakkında çok fazla şey göreceğiz. Bu yüzden." Sophie. Toprak Ana'ya saygı duyan dinler. "Bir hatırlatma çocuklar. PHI. Leonardo eski tanrıçalara çok düşkün biriydi... Bana nedenini söyleyebilir misiniz?" Matematik öğrencisi Stettner elini kaldırdı. tanrıça ve kutsal dişi ile ilintili olan beş köşeli yıldız." . her biriniz Altın Oran'ın yürüyen birer armağanısınız. hem de sihirli kabul edilmiştir. Mısır piramitlerinin ve hatta New York'taki Birleşmiş Milletler binasının mimari ölçülerinin PHI sayısına uyduğunu söylemişti. Başka bir tane? Kalçadan yere kadar olan mesafeyi. doğrular kendiliğinden Altın Oran'a bağlı olarak kısımlara ayrılır. Evet.! Sophie dönmüş ona bakıyordu. "On sahte alim! Bu en basit şifre biçimi!" Sophie merdivenlerde onun önünde durmuş. "On Draco devini al!" dedi.. Yine PHI. "Yenidensembollere dönüyoruz. "Şaka mı yapıyorsunuz?" dedi. Bunda tanıdık bir sıcaklık hissediyordu. günümüzde bile paganlar mevcuttur. ansızın Sauniére'in şifresini çözmüştü. Şifre mi? Gece boyunca kelimeleri incelemiş ve herhangi bir şifreye rastlamamıştı." diye fısıldadı." Birisi. Bu kadar basit olamaz." Langdon. PHI. Bu sembol Altın Oran'ın enyüksek ifadesidir. Beş köşeli yıldız olarak bilinen bu sembol. "Ne oldu? Neredeyse geldik. Devam edin. Beethoven'in Beşinci Senfonisinde. Bugün Da Vinci'ye şöyle bir değindik. Bartók'un. "Gayet iyi. PHI. Yine PHI. Stradivarius'un bile ünlü kemanlarındaki f-deliklerin yerlerini belirlemekte PHI sayısını kullandığını anlatmıştı. tanrıçalara sunulan görüp görebileceğiniz en hayret verici armağan olanSon Akşam Yemeği freskini göstereceğim. Doğada Tanrı’nın elinin var olduğu açıktır. Louvre'un derinliklerinde. Albert Dürer'in." Kendini uzak rüyalardan kopup gelmiş gibi hisseden Langdon.. "Hiç tahmin edemeyeceğiniz yerlerde gizli semboller var. Yunan Partenonu’nun. Sebebi anlaşılıyor. "Kendin söyledin. Mozart’ın sonatlarının düzenlemelerinde. şaşkınlıkla bakıyordu. "Sonuç olarak." Sonraki yarım saat süresince Langdon onlara Michelangelo'nun. Yaradan’nın elinin güzelliğini taklit etmeye çalıştığından. "Bu dönem göreceğiniz en güçlü semboller. aklında PHI ve Da Vinci düşünceleri. Langdon. Merdiven basamaklarında durduğunu ve ani buluşunun etsiyle donakalmış olduğunu fark etti. kompozisyonunda Altın Oran'a bilinçli bir dikkatli bir biçimde bağlı kaldığını açıklamıştı. On Draco devini al! On sahte alim. Pek çoğumuz doğa için paganlar gibi bayram yapar.. Eskiler PHI'ı keşfettiklerinde Tanrı’nın dünya yapı taşıyla karşılaştıklarına emindiler ve doğaya bu yüzden taptılar. cömertliğini sunmak için toprağın canlanması." Sınıftaki kızların yüzü sevinçle parlamıştı. dünyadaki kaosun altında bir düzen vardır. Dostlarım. Mesela 1 Mayıs buna mükemmel bir örnektir. Yarın size. beş köşeli yıldızdaki tüm doğru parçalarının oranları PHI'ı verir. Ama elbette öyle olduğunu biliyordu. Belkemiği bölümleri." demişti. baharın kutlanışı. ayağını kaldırdı. çocuğa bakıp gururla başını sallamıştı. "Çünkü beş köşeli yıldız çizerseniz. dizden yere kadar olan mesafeye bölün. anlayacağınız gibi. PHI. Tahtaya doğru yürüyen Langdon. diye düşündü Langdon. Langdon hepsinin şok olduğunu görebiliyordu. Da Vinci'nin ve diğerlerinin sanat eserlerine ait diyalar göstermiş ve her sanatçının. Ders vermesinin sebebi de buydu. İnsan doğanın kurallarına göre oynar ve insan sanatla. Langdon onlara.. Öteki türlü matematiksel anlamsızlıktan öteye gitmezler. bu dönem sanatta Altın Oran'a bol bol rastlayacağımızı tahmin edebilirsiniz." Langdon'ın heyecanı sesine yansıyordu. ama bunun farkına varmayız. "Haydi." Beş köşeli yıldız oluşturacak şekilde birbiriyle kesişen birkaç doğru çizmişti. Parmak eklemleri. daima güzellik ile mükemmelliğin sembolü olmuştur. zamanın başlangıcında yazılmıştır.uçlarınıza kadar olan mesafeye bölün. Altın Oran'ın özünde var olan sihir. "Fibonacci sayıları sadece sıraya dizildiklerinde bir anlam ifade ediyorlar. "Dostlarım." Langdon göz kırptı. Debussy'nin ve Schubert'in eserlerinde görülüyordu.

On Draco devini al! On sahte alim! Şu dizelerin mükemmel bir anagramıydı.. " Langdon'ın ima ettiğini algılayabilmesi Sophie'nin sadece bir saniyeni almış ve bunu gülünecek kadar basit bulmuştu. On Draco devini al? On sahte alim? Bu satırların hiç anlamı yok." Langdon gözlerini Sophie'ninkilere dikmişti.. "Gazetedeki karıştırılmış kelime bulmacaları gibi mi?" Langdon. "Sayılar. Gizemli Kabala öğretileri anagramlara dayanırdı. Anagramla ilgili yaşadığı şaşkınlığa. Sophie hepsini buluncaya kadar İngilizce sözlüğünü araştırarak üç gün geçirmişti. Fibonacci sayıları mı? Bu sayıların. "İnanamıyorum. bir an için Louvre'dan dışarı çıkmaya çalıştığını unutmuştu.." Langdon başka bir şey söylemeden ceketinin cebinden bir kalem çıkardı ve satırlardaki harfleri yeniden sıraya dizdi. "bir anagram mı? " Langdon'a bakıyordu. Sophie'nin karmaşık şifre analizindeki uzmanlığı basit kelime oyunlarını görmesini engellemişti ama bunu anlaması gerektiğini biliyordu. "Yani sence mesaj.. . Metne de aynını uygulamamız için diziyi sırasına göre yazmadı.. Sophie'nin yüzündeki şüpheyi görebiliyor ve bunu anlayabiliyordu. Her şeyden önce anagramlara yabancı değildi. kutsal sembolizm konusunda oldukça kesin bir tarihe sahipti.Başka bir anlamı da mı var? Elini cebine daldırdı ve bilgisayar çıktısını çıkararak. Çok az kişinin fark edebildiği anagramlar modern zamanın eğlencesi haline gelmesine rağmen." dedi. büyükbabasının mesajını yeniden incelemeye koyuldu. Romalılar anagram ilminears magna derlerdi. Bunlar sadece karışık yazılmışharfler. önemli evraklardaki kelimeleri inceleyerek daha iyi karar vermelerine yardımcı olmaları için anagram uzmanları görevlendirirlerdi. Rönesans dönemindeki Fransız kralları anagramların sihirli bir güce sahip olduklarına öylesine inanırlardı ki. mesajın geri kalanını deşifre etmek için yol gösteriyor.. Bilgisayar çıktısına bakan Langdon. 13 –3–2–21 –1–1–8-5 On Draco devini al! On sahte alim! Sayılarne demek olabilir ki? Kâğıdı eline alan Langdon. yeni anlamlar türetmek için İbranice kelimelerin harflerinin yerini değiştirmek. "Karıştırılmış Fibonacci Dizimi bir ipucuydu. Leonardo da Vinci! Mona Lisa! 21 Mona Lisa. Küçüklüğünde. özellikle de İngilizce olanlarına. Yangın merdivenlerinde duran Sophie. Kriptografi Birimi'nin işe dahil edilmesi için yazıldığına emindi. "büyük sanat. "Baştan beri büyükbabanın söylemeye çalıştığı gözümüzün önündeydi ve bunu anlayabilmemiz için bize yeterince ipucu bırakmıştı. İngilizce imla bilgisini geliştirmek için büyükbabası ona anagram oyunları getirirdi." dedi.. şimdi bir de mesajı kendisinin deşifre edememesinin verdiği utanç eşlik ediyordu. Bir keresinde İngilizce "planets" kelimesini yazmış ve aynı harfleri kullanarak çeşitli uzunluklarda bu kelimeden altmış iki farklı kelime türetilebileceğini söylemişti. "Büyükbaban ölmeden önceki son dakikalarında nasıl olmuş da böylesine karışık bir anagram yazmış?" Sophie bunun açıklamasını biliyordu ve bunu fark ettiğinde kendini daha da kötü hissetti.Ne hakkında konuştuğuna dair Sophie'nin en ufak fikri yoktu.

modern Kübist hareketinden hoşlanmadığım belirtmişti." "Louvre benim evim! " diye ısrar etti. Başını kaldırıp Langdon'a bakan Sophie. Büyükbabası müze kapandıktan sonra. Sophie henüz altı yaşındaydı. yeryüzünde Da Vinci'nin Mona Lisa' sından daha uygun bir yer olmadığını anlamıştı.Mona Lisa 'nın resimlerini kitaplarda örmüş ve hiç de beğenmemişti. Louvre'un en ünlü odasına yaklaşırlarken. Ölmeden hemen önce kolaylıkla Mona Lisa'nın yanına gitmiş olabilirdi. Sophie yeniden merdivenlere baktığında kararsız kalmıştı. büyükbabası "İlerde Devlet Salonu'nda duruyor." dedi. Ve bu gece. Sophie henüz küçük bir kızken yazdığı anagramlardan biri Sauniére'in başını belaya sokmuştu. "Haydi git Sophie." Sauniére gülümsemişti. Bu. Büyükbabasının aşikâr heyecanına rağmen Sophie eve gitmek istiyordu. Büyükbabası eşikte durup. "Söyle bakalım ne düşünüyorsun?" diye fısıldadı. "Can sıkıcı. Boş müze onu korkutmuştu ama bunu büyükbabasına belli etmeye niyeti yoktu. Büyükbabasının sesi ürpertici bir sesleniyordu. yani sadece Büyük Galeri'den girilebilen özel odada. Leonardo da Vinci! Mona Lisa! Sophie. kitaplardaki gibi görünüyordu. Bunlar onun son sözleri değildi. Picasso hayranlarının hiç hoşuna gitmemişti.." diye fısıldıyordu. İnsanların neden bu kadar abarttıklarını anlayamıyordu. küçük ellerinden tutup Sophie'yi boş koridorda yürütürken. Koruyucu bölmenin önüne geldiğinde nefesini tutup başını kaldırdı ve her şeyi bir anda anlamaya çalıştı. sağ taraftaki duvarın ortasındaki koruyucu pleksiglas bölmenin arkasında bir portre tek başına asılı duruyordu. Doğrusu. "Biraz daha ilerde. büyükbabasının kendisine söyleyecek bir sırrı varsa. Devasa tavanlara ve baş döndürücü zemine baktığında kendini ufacık hissetmişti. ona orada bir mesaj mı bırakmıştı? Bu ihtimal kesinlikle akla yakındı. Hiçbir şekilde şaşırmamıştı.Mona Lisa hakkında duyduklarından sonra. Rahatsız edici bir neden. Bir Amerikan sanat dergisiyle röportaj yaparken." Sophie telaşını bastırarak. Tam arkasına gelen büyükbabası." Sophie suratını asıp yürümeye devam etti.büyükbabasının ünlü sanat eserlerinden anagramlar yaratıp kendini eğlendirdiğini hatırlıyordu. büyükbabasının cesedinin bulunduğu yerin sadece yirmi metre ötesinde olduğunu fark etmişti. Evde İngilizce. zaman ona sonsuzluk gibi gelmişti. " diye düzeltti. "Haklısın... onun son sözleriyle neden ünlü bir tabloya seslendiğini anla yamıyordu ama aklına gelen bir neden vardı. gözleriyle dar odayı taradı ve onur köşesine gelince durdu. şifre kullanmak zorunda kalmıştı. tabloyu gösterdi. Dişlerini sıkıp büyükbabasının elini bırakmıştı. Çok az insan onu tek başına görme şansına sahiptir. Büyükbabası. Denon Kanadı'na çocukluğunda yaptığı ilk ziyaret aklına geldiğinde. "Sıkıcı. Ama her şeyden önce tablo Devlet Salonu'nda duruyordu. Picasso'nun Les Demoiselles Avignon * adlı sanat eserinin. "Büyükbabam bu sayı anagramını daha önceden bulmuş olmalı. "Güzel.. Hayret duymuyordu.Anlamalıydım! Şimdi -kelime oyunlarına düşkün ve bulmaca tutkunu. Sophie. Langdon'ı müzeden hemen kaçırması gerektiğini biliyordu ama içgüdüleri ona tam tersini söylüyordu. "Okulda Fransızca." . O zaman sadece eğlence olsun diye İngilizce konuşalım. Büyükbabası bitkin bir kahkaha attı. öyle değil mi?" "Çok küçük. Mona Lisa 'yı görmesi mi gerekiyordu? Büyükbabası. Devlet Salonu'na girdiklerinde. Sophie odaya açılan kapıların. saçma sapan karalamalar anlamına gelenvile meaningless doodles cümlesinin mükemmel bir anagram olduğunu söyleyerek. O ünlü yüz. " diye yakındı." demişti. Bir şeylerin olmasını sessizce beklerken. kendini kral ailesinin huzuruna çıkıyormuş gibi hissediyordu. "Sen de küçük ve güzelsin. Ne hissetmeyi umduğundan emin değildi ama bunları hissedeceğini düşünmediği kesindi. odada yavaşça ilerledi.

neden bunu öldüğü yere yazmadı? Bu karmaşık kelime oyununa ne gerek var?" "Büyükbabamın bana anlatmaya çalıştığı şeyi başkalarının duymasını istediğini sanmıyorum. "Ben geri dönüyorum. Büyükbabam beni buradan geçirirdi. "Benimki." dedi. "Bir gün sana onun hakkında her şeyi anlatacağım. gerçekten akıllıca bir fikirdi. Amerikalı simgebilimcinin şifreyi çözdüğü düşünülecek olursa. Hepsini birden öğrenemezsin.. "Buna resim sanatındasfumato tarzı denir. "Büyükbabamın bana Mona Lisa 'nın bulunduğu yerde bir mesaj bıraktığını düşünüyorum. sisli. "SanırımMona Lisa ’yı herkesten önce benim ulaşmamı istiyor. Yüzü. ışıklı çıkış işaretlerini takip edin. "Ve bunu yapmak çok zordur. Sesi yumuşayan Sophie." Büyükbabası. "Ünlü olmasının bir nedeni de bu. Sizin gitmeniz gerek. yeni kelimeyi tekrar etmeden konuşmanın sona ermeyeceğini biliyordu. Akademik merakı mantığına galip gelip onu yeniden Fache'nin ellerine atmak istiyor gibiydi." Sesi merdivenlerde yankılanan Sophie. onu kimin öldürdüğüne dair bir ipucu olabilir. "Mona Lisa 'ya mı?" diye geri çekildi. Polisin bile. "Kitaplardakinden bile kötü. "Kulağa her ne kadar garip gelse de." Sophie." Langdon hoşnutsuz görünüyordu. isminin baş harflerini eklemiş ve ona Robert Langdon'ı bulmasını söylemişti. diye düşünmüştü. çalışanlar bölümündeki kırmızı araba.. Büyükelçiliğe nasıl gideceğinizi biliyor musunuz?" Elindeki anahtarlara göz atan Langdon başını evet anlamında salladı. "Sana sırlardan hoşlanmadığımı söylemiştim!" "Prenses. Şansımı deneyeceğim. "Seninle orada bir şartla buluşurum." dedi. ona minnetle gülümsedi. İşaretler sizi güvenlik turnikelerine çıkartacak. "Peki nedir bu şart?" "Bana Bay Langdon demeyi bırakacaksın. "Bir şey biliyormuş gibi görünüyor." Büyükbabası göz kırpmıştı." Sophie.ona çok özel bir mesai iletmek için sahip olduğu tüm imtiyazları kullandığı belli oluyordu. Büyükbabası." diye yineleyen Sophie." demişti.. Langdon'ın yüzündeki çarpık gülümsemeyi fark ettiğinde gülümseyerek karşılık verdi. "Bol şans Robert. Langdon'ı kaçak durumuna düşürüp sonra da terk ettiği için pişmanlık duyuyor ama başka çare bulamıyordu. "Ben cinayet zanlısı değilim." "Peki ya büyükelçiliğe ne oldu?" Sophie. "Hafif puslu." dedi." diye ders verdi. Sophie kızıl saçlarından ve çillerinden nefret ediyordu." Büyükbabasının."Ya da aileme ne olduğunu. Leonardo da Vinci bu konuda herkesten iyiydi. Gidin. "Gidip görmeliyim. Duraksayan Sophie şaşırmıştı.. "Şimdi mi? " Sophie tehlikeyi gözden geçirmişti. Tek yönlüdür ve dışarı açılırlar.." "Hayır! Büyük Galeri'nin daha ne kadar boş kalacağını bilmiyoruz." "Sen neden gülümsediğini biliyor musun?" "Belki." diye cevap verdi. "O kapıdan geçip. "Dinleyin. Büyükbabamın bana ne anlatmaya çalıştığını anlamam gerekiyor. "Sizinle büyükelçilikte buluşacağım Bay Langdon. Sert bir sesle." diyerek gülümsemişti. Bunu şifre halinde yazmış. ayrıca sınıftaki tüm erkeklerden daha iriydi. Merdivenlerin aşağısındaki metal kapıyı işaret etti." Büyükbabası gülmüştü.Mona Lisa 'ya yeniden bakıp başını iki yana salladı. "Şimdi.." "Ben de geliyorum.. Merdiven kapısının tam önünde duruyor.Ben güzel değilim.. "Hayat sırlarla doludur. ona. okuldaki çocukların bir sırrı olduğu zamanlardaki gibi. İnsanlar neden gülümsediğini tahmin etmeyi seviyorlar. Langdon." . Veya neden tehlikede olduğumu anlatıyordur. "Hafif puslu." Sophie yine de resmi beğenmiyordu." Sophie ayağım yere vurdu." "Ama sana neden tehlikede olduğunu anlatmak istediyse." Langdon'a araba anahtarlarını uzattı." Langdon tereddüt ediyordu.

çerçeve malzemeleri. Langdon koridorda ilerlerken. Sophie'nin onu bulmasını isteyerek. cetvelde olduğu gibi bazı işaretler vardı. en kutsal ve mistik noktası.. Langdon hiç tereddüt etmeden. çeşitli onarım aşamalarındaki heykeller ordusunun doluştuğu karanlık bir restorasyon stüdyosu yer alıyordu Solda ise Langdon.S. tablolar. Cambridge'deki yatağında uyanmasına imkân olup olmadığını düşünüyordu. Ortadaki uzun bölüm ana nef doğrudan ana sunağa gidiyor ve orada kanat diye bilinen daha kısa bölümle çaprazlamasına kesişiyordu. P. Gözlerini iri \ açarak elini cebine götürdü ve bilgisayar çıktısını çıkardı. Şahsen tanışmadık bile. O anda Sauniére'in bulmacalı sembollerinin gerçek anlamını çözmüştü..Saint-Sulpice'in sırrı başka bir yerde saklı. Vakit var mı? Önemi olmadığını biliyordu.S. Her şeyden önce Sauniére'in. Daha da önemlisi. Sauniére'in zekice yazılmış anagram mesajı hâlâ aklındaydı ve Langdon. bir kaçak gibi. bilim . paganların güneş saati gibi kullandığı astronomik bir aygıt olduğu söylenmişti. Geri dönerek. Sağ tarafta... 22 En öndeki sırada diz çöken Silas mabette etrafını gözleriyle tararken dua ediyormuş gibi davranıyordu. bir şerit parıldıyordu. Başını sağ tarafa çevirerek. Fibonacci Dizimi'ni fark etmesi gereken kişi Sophie idi ve hiç şüphesiz Sophie biraz daha zamanı olsaydı. Sauniére. Sophie anagramı kendisinin çözmesi gerektiğini söylemişti. Bu her ne kadar mantıklı gelse de. uzun adımlarla merdivenlere doğru koştu.. Çizginin üstünde. Çoğu kilise gibi Saint-Sulpice de büyük bir Roma haçı şeklinde inşa edilmişti. kilisenin kalbi olarak kabul edilirdi.S. Silas'a bunun basit bir şemsiye. Jacques Sauniére'in bu gece yaptıklarının mükemmel bir anlamı vardı. Robert Langdon'ı bul. Gizli imaların ne anlama geldiğini anlayıp bir araya getirmeye çalışırken Langdon'ın zihni hızla çalışıyordu. İşte orada. Gri granit zeminin içine gömülmüş. Sauniére'in eylemlerinin mantık zincirinde bir boşluk bırakıyordu. beziryağı ve alçı burnuna dolmuştu. kilisenin zemininde beliren altın çizgi. Sauniére'in mesajının son iki satırına bakıyordu. uzun bir koridoru işaret ediyordu.Langdon basamakların akındaki zemine indiğinde. diye düşündü Silas. Kurbanlarının bahsettiği nesneye bakıyordu. Büyükbabasının o ünlü tablonun yanına bir kez daha gitmesini istediğinden emindi. Harvard'daki resim sınıflarını andıran stüdyolar gördü – şövaleler. Bu gece değil. Sophie'ninMona Lisa 'da ne bulacağını merak ediyordu. Langdon koridora girdi. Gözlerini iki harfe dikmişti. Langdon rahatsız edici bir çelişkiye düşmüştü. Ama neden? Sadece anagramı çözmesine yardım etmesi için mi? Böyle olmamalıydı. İlerideki ışıklı SORTIE/ÇIKIŞ tabelası. Langdon bundan giderek daha da emin olmaya başlamıştı ve vardığı bu kanı. bir şey bulursa tabii. P.. son sıraların arkasındaki açık alana doğru güney kanadına baktı. P. Langdon'ın özellikle anagram konusunda uzman olduğunu düşünmesine bir neden yoktu. Sauniére son nefesini verirken yıllardır görüşmediği torunundan neden bulmasını istedi? Sauniére neyi bildiğimi düşünüyordu? Langdon beklenmedik bir şaşkınlıkla aniden durdu. Tüm dünyada yaşayan turistler. Sembolizm ve tarih hakkındaki mesleki dağarcığı bir anda beyninde şimşek gibi çakmıştı.. Nef ile kanadın ana kubbenin altında kesiştiği yer. Langdon'ın ismini yere yazmıştı.Louvre'dan kaçmak üzereyim. Anagramı Sophie'nin tek başına çözmesi gerekiyordu. Neden ben? Koridorda ilerlerken Langdon nedenini merak ediyordu.yani bir sanat montaj hattı.. paletler. geldiği yöne doğru baktı. cilalı ince. Langdon'ın yardımı olmaksızın şifreyi de çözecekti. Bütün gece garip bir rüya gibiydi. Robert Langdon'ı bul.

Gül Çizgisi. Ana sunağın karşısından geçen çizgiyi Silas güzel bir yüzdeki bıçak izine benzetmişti. Rüzgargülü olarak bilinen sembol.. tarihçiler ve paganlar. Ama Silas dört kardeşin de kendisine tam olarak aynı yeri tarif ettiğini söyleyip Saint-Sulpice'deki sarı çizgiden bahsettiğinde. Greenwich'teydi. Dönüp birkaç dakika boyunca o yöne baktı.. Hiçbir şey yoktu. diye düşündü. Uçakta. Öğretmen. Sonra sola döndü ve kuzeye dikilitaşa doğru uzanan parlak Gül Çizgisi'ni izledi. kurallar değişmişti. Bu kuzey-güney şeridi Gül Çizgisi olarak biliniyordu. Saint-Sulpice'deki pirinç işaret dünyanın ilk başlangıç meridyeninin bir anısıydı ve Greenwich bu şerefi Paris'in elinden 1888 yılında aldığı halde. Daha beş . tüm dünyanın sıfır meridyeni doğruca Paris'in ve Saint-Sulpice Kilisesi'nin üstünden geçerdi. O sırada Roma'daki Leonardo da Vinci Havaalanı'nda. Şerit.adamları. yüzünü sunağa döndü ve üç kez diz çöktü. Güney ve Batı'yı gösterirdi. Yalnızım. Kuzey. Doğrulup oturan Aringarosa siyah cüppesini düzeltti ve yüzüne bir gülücük yerleştirdi. Öğretmen’e kilit taşının Saint-Sulpice'de saklandığını söylediğinde Öğretmen'in sesi şüpheli çıkmıştı. Güney duvarındaki yuvarlak pencereden giren güneş ışınları. "Sen Gül Çizgisi'nden bahsediyorsun. Parlak Gül Çizgisi burada doksan derecelik dikey bir dönüş yaparak. *diye anons edildi. İlk denizciler bu çizgilerden hangisinin Gül Çizgisi sıfır boylamı olduğunu bulmaya çalışmışlardı. zamanın aktığını göstererek. Elbette sonsuz sayıda Gül Çizgileri vardı çünkü. Hemen her haritanın üzerine çizilen pusula gülü. ya da daha Çok fleur-de-lis*sembolü. günümüze kadar pusula gülü olarak anılmıştı. komünyon parmaklığını ikiye ayırıyor ve enine doğru uzanarak. beklenmedik bir objenin karşısına varıyordu." Öğretmen. Ayağa kalkarak. 'Tarikatın kilit taşının 'Gül İşareti'nin altında' olduğu söylenir. sekiz ara rüzgâr ve on altı çeyrek rüzgâr olmak üzere. uyuyacak kadar rahatlamış olduğuna şaşırmıştı. Bir çeşit eski güneş saati. Burada ise. O akşamın daha erken saatlerinde Silas. Dalmışım. Bir an için koro balkonundan bir hışırtı geldiğini sandı. Kuzey ve Güney kutuplarını birbirine bağlayan herhangi bir çizgi çekilebilirdi. dikilitaşın üzerinde ilerliyor. "Demek efsane gerçekmiş.Kardeşlik kilit taşını Gül Çizgisi'ne sakladı. gündönümünden gündönümüne çizgi boyunca her gün biraz daha ilerliyordu. Yerkürenin üstünde Gül Çizgisi meridyen ya da boylam Kuzey Kutbu'ndan Güney Kutbu'na çizilen hayali bir çizgiydi. Gül Çizgisi. mabedi mükemmel bir kuzey-güney eksenine ayıran pirinç çizgi. Öğretmen bir nefeste o ismi söylemişti. Bir dairenin içine yerleştirildiğinde. Doğu. "Benvenuto a Roma”." Sıralardan birinde hâlâ diz çökmekte olan Silas etrafta kimsenin bulunmadığından emin olmak için gözlerim kilisede gezdirdi. diye düşündü Silas. pusulanın bu otuz iki noktası mükemmel bir biçimde otuz iki yapraklı geleneksel gülü andırırdı. bir zamanlar aynı yerde duran pagan tapınağının işaretiydi. toplam otuz iki rüzgârın geldiği yönü gösterirdi. sonunda kuzey kanadına erişiyordu. Silas'a. yani dünyadaki tüm diğer boylamların hesaplanabileceği çizgiyi. Bugün ise bu çizgi İngiltere. bu ünlü çizgiyi görmek için Saint-Sulpice'e gelirlerdi. Gül sembolü yüzyıllar boyunca haritalarla ve doğru yolu gösteren ruhlarla ilişkilendirilmişti." dedi. Ama her zaman orada olmamıştı. iniş pistine çarpan tekerlek sesleri Piskopos Aringarosa'yı uykusundan uyandırdı. Ama bu gece. Greenwich başlangıç meridyeni olarak seçilmeden çok önceleri. piramidin tepesine kadar dokuz metre çıktıktan sonra sona eriyordu. Silas'a çabucak Saint-Sulpice'in benzersiz ünlü mimarisini anlatmıştı. Çok uzun zamandır savunmadaydım. sekiz ana rüzgâr. Kuzey ucu okbaşıyla işaretlenmiş yön gösteren çizim. yerkürenin herhangi bir yerinden. Silas gözleriyle sağdan sola doğru ilerleyen ve kilisenin simetrisiyle uyuşmayan garip bir açıyla önünde beliren pirinç çizgiyi yavaşça takip etti. Bu yolculuğu yaptığına memnundu. asıl Gül Çizgisi'ni görmek hâlâ mümkündü. Heybetli bir Mısır dikilitaşı.

hiçbir şey bulamayan Sophie. Derin bir nefes alan Sophie bol ışıkla aydınlatılmış cinayet mahalline koşuşturdu. Ama onun girişini odanın içinden kendisine doğru gelen beklenmedik ayak sesleri karşıladı. onu Devlet Salonu'ndan içeri çekip devasa çift kapıyı sessizce kapattı ve içeriden kilitledi.. Dokuzuncu yaşgününden bir gün önceydi. gerçekten de P. Bir süre için kapı eşiğinde duran Sophie önündeki büyük dörtgen odaya göz gezdirdi. sana buradan çıkmanı söylemiştim! Eğer Fache. 23 Sophie nefes nefese.ay önce Aringarosa kaderin geleceğinden endişeleniyordu. Mona Lisa . eşiğe adımını atmıştı." "Sophie. bunu mutlaka filigran kalemiyle yazmış olmalıydı. Sophie sıçrayarak geri çekildi. Duyduğu vicdan azabı öylesine şiddetli ve aniydi ki. Artık. ama Sophie hiçbir şey yapmamıştı. karşı duvardaki dört buçuk metrelik dev bir Boticelli'ye bakıyordu. Eğer bu gece işler Paris'te planladığı gibi yürürse. sana başka bir şey ifade ediyor mu? Herhangi bir şey?" Seslerinin koridorda yankılanmasından endişe eden Sophie. İçeri girmeden önce. Artık büyükbabası ölmüştü ve onunla mezarından konuşuyordu. koridorun iki metre kadar ötesinde.Burada biri var! Kırmızı sisin içinde birden hayaletimsi bir figür belirmişti. Odanın tek girişi olan bu kapı. Prenses Sophie'nin ilk harfleri. dikkatini sadece teknik bölümün kullandığı cihazlara vermişti. çözüm kendiliğinden oluşuyordu. Büyükbabasına bakamıyordu." diye fısıldarken. Bu adam son on yıl içinde onu defalarca aramış." "Biliyorum. eliyle havaya kaldırmıştı.Robert bunu nasıl bilebilir? Sophie.S. Kapı gıcırdayarak açıldı. boğuk fısıltısı duyulmuştu. gönderdiği mektuplarla paketleri açmadan bir çekmeceye tıkmış ve onu görmek için harcadığı çabaları geri çevirmişti.S.. büyükbabasının yatak odasına gizlice girme cesaretini . "İşte buradasın!" Langdon'ın silueti Sophie'nin önüne çıktığında. "Sana söylemiştim. Devlet Salonu müzenin en nadirculs-de-sac ’larından*biriydi. Eğer buraya bir şev yazmışsa. Aringarosa yakında Hıristiyanlık dünyasında onu en güçlü adam haline getirecek bir şeye sahip olacaktı. Sophie köşeyi dönerek. "Robert. büyükbabasının cesedinin spot ışığı altında yattığı yere doğru gönülsüz bir bakış attı. Sophie içeri girmeden önce bir şeyi yanına almayı unuttuğunu biliyordu. Küçük bir kızılötesi fener bularak süveterinin cebine attı ve koridordan aceleyle Devlet Salonu'nun açık kapılarına geri koştu..S. Koridordan. harflerini daha önce bir çeşit monogramda görmüştü." Langdon mavi gözlerini ona dikmiş nefesini tutuyordu. uzaktaki ışıkların altında yatan ve etrafı elektronik cihazlarla çevrili büyükbabasına baktı. Burası da hafif bir kırmızı ışıkla aydınlatılmıştı. Tamamen. "P. O zamanlar bile kendisinden saklanan sırlardan hoşlanmazdı.Mona Lisa 'nın bulunduğu oda." "Neredeydin?" "Siyah ışık bulmam gerekiyordu. Doğum günü hediyelerini bulmalı için gizlice evi arıyordu. Sophie'nin içi sadece kısa bir süre için rahatlamıştı. "Eğer büyükbabam bana bir mesaj bıraktıysa. ama başka bir yerde daha gördün mü? Büyükbaban P. parke zeminin ortasına. Büyük Galeri'nin ortasında bulunan ve çıkışı olmayan tek oda. harfleri. Büyük tahta kapılara uzanıp itti.Bana yalan söyledi! Korkunç sırlar sakladı!Ne yapmam gerekiyordu? Ve işte böylece onu hayatından çıkarmıştı. Louvre'un en değerli hazinelerini hayranca izleyen ziyaretçilerin bacaklarını uzatıp dinlenebilmeleri için çok büyük sekizgen bir divan yerleştirilmişti. harflerini başka bir şekilde kullanmış mıydı? Monogram olarak kullanmış ya da şahsi eşyalarının üstüne yazmış olabilir mi?" Bu soru Sophie'yi şaşırtmıştı.Bana istediğim bebeği aldı mı? Nereye saklamış olabilir? Tüm evi arayıp.. İlahi müdahale. dinle...geniş tahta kapılarının önüne varmıştı. Devlet Salonu'nun .Bu yıl Grand-pére bana ne aldı? Rafları ve çekmecelerin içini aramıştı. Tanrı'nın da izniyle. suçluluk duygusuna derin bir üzüntü eşlik ediyordu. Bunun altında.Siyah ışık.

Büyükbabası. "Sophie. "Bu anahtar çok özeldir. büyükbabasından hiçbir doğum günü hediyesi almamıştı. ama büyükbabasının bunlardan kullanmadığını biliyordu. Ağırdı ve parlıyordu. Sophie merdivenleri atlayarak çıkmış. Daha önce gördüğü anahtarlara hiç benzemiyordu.. çünkü önemli. Eğer onu kaybetseydin. Büyükbabasının yüzüne bakmaya korkarak. Kartın üstünde basit bir bilmece yazıyordu. bir sonraki karta koşmuştu. bir ipucundan diğerine geçiyordu." Sophie aceleyle günlük işinin basma koşmuştu. Sevinçle çığlık atmıştı. gözlerini yerdeki anahtara dikmişti. sonsuzluk kadar uzun gelen bir süre boyunca eşikte durmuştu. Artı işareti gibi. "Bundan daha çok hoşlanacağını düşündüm. Ucundan sarkan harika altın anahtarı gördüğünde çok şaşırmıştı. "Bunu bir kez daha söyleyeceğim Sophie. "P. Harfleri okuyup. orada da başka bir kart ve başka bir bilmece bulmuştu." ." demişti. "Anahtar için gerçekten özür dilerim. Çekmecenin arka tarafında parlayan altın gözüne iliştiğinde çekmeceyi kapatmak üzereydi. eşit uzunlukta kollan vardı. Bir göz atıp çıkacağım! Gıcırdayan parkenin üstünde parmaklarının ucuna basarak dedesinin gardırobuna gitmiş ve elbiselerinin arkasındaki rafları aramıştı. Çalışma masasının yanına gitmiş ve çekmeceleri teker teker açarak. Köstekli bir cep saatine benziyordu." Büyükbabasının yumuşak sesi onun kendini daha da kötü hissetmesine neden olmuştu. Sonunda sıkıntıyla uzun bir nefes almıştı. Odanın ortasında. başkalarının özel hayatına saygı göstermelisin. onu kucaklayarak." "Bunu başka zaman konuşuruz. Bu bilmeceyi de çözerek. Ertesi gün büyükbabası patikada yanından koşarak. ona bir süre baktı. Odanın köşesinden gülümseyen büyükbabası." Büyükbabası. yatak odasından içeri dalmış ve sonunda durmuştu. kaşlarını çatarken." diye fısıldadı. onu evin başka bir bölümüne götürüyordu. Bilmeceyi henüz çözmeden gülümsemeye başlamıştı. Sophie." Sophie anahtarı tekrar eline almıştı. Son bulduğu ipucu onu doğruca kendi yatak odasına yöneltmişti. Onun odaya girmesi yasaktı ama büyükbabası aşağıdaki kanepede uyuyordu. İrkilerek dönerken anahtar yere düşmüş ve yüksek bir ses çıkarmıştı. Cevap. Başkalarının özeline saygı duymayı öğrenmelisin' "EvetGrand-pére . "Üzgünüm Grand-pére. Ertesi sabah Sophie. Bir define avı! Çözene kadar bilmeceyi azimle okumuştu. "Anahtarı yerden al Sophie. Genellikle anahtarlar yassı ve çentikli olurdu ama bunun her tarafı kabarcıklı üçgen bir gövdesi vardı. O gece üzgün bir ruh haliyle yatağına girmişti. gidonuna kurdele bağlanmış kırmızı bir bisiklet duruyordu. dikkatlice karıştırmaya başlamıştı.Buralarda benim için bir şey olmalı! Son çekmeceye geldiğinde hâlâ oyuncak bebeğe dair bir ize rastlayamamıştı. "Oyuncak bebek istediğini biliyorum. Yaptığından sonra almayı beklemiyordu.." Nazik bir şekilde çömelip anahtarı ondan almıştı. Haçın ortasına garip bir sembol yerleştirilmişti -çiçeğe benzer bir desenle iç içe geçmiş iki harf. doğum günü hediyemi arıyordum. Büyükbabası içeri girmişti. Ne olduğunu anlamaya çalışırken kalbi hızla çarpıyordu. Hâlâ bir şey yoktu. "Ben. ona nasıl bisiklete binileceğini öğretmişti. Sophie çimenlerin arasına dalıp dengesini kaybedince ikisi birden otların üstüne yuvarlanmış ve gülmüşlerdi. Başını kaldırıp. "Grand-pére .. Şimdi bahçenin temizlenmesi gerekiyor. Hiçbir şey yoktu Ardından yatağın altına baktı..göstermişti. Gerçekten üzgünüm." Durmuştu. Bir kolye! Sophie zinciri dikkatle çekmeceden çıkardı. Evin içinde çılgınca ileri geri koşuşturuyor.S.Bu ne olabilirdi ki ? "Sophie?" Büyükbabasının sesi kapı eşiğinden gelmişti. Ama yatağa girdiğinde. Ama büyükbabası gün boyunca onu tebrik bile etmemişti. yastığının üstünde onu bekleyen bir kart bulmuştu. Büyülenmiş bir halde yukarı kaldırdı. Büyük altın başı haç biçimindeydi ama normal bir haça benzemiyordu. Keyifsiz bir şekilde son çekmeceyi açtı ve büyükbabasının giydiğini hiç görmediği siyah kıyafetleri bir kenara itti." derken onun güvenine ihanet ettiğini biliyordu..Bunun ne olduğunu biliyorum! Büyükbabası aynını onun için son yılbaşı sabahı yapmıştı. "Bunun doğum günüm için bir kolye olduğunu sanmıştım." demişti.

Bunlar senin isminin gizli başharfleri. ne de bir başkasıyla." Sophie karnında bir şeyin düğümlendiğini hissetti. Bahçede onlardan var." Langdon gözlerini onunkilere dikmişti. kaybının acısına katlanıyordu. Affedildin. "Benim gizli başharflerim mi var?" "Elbette.Bu anahtar hakkında asla konuşma Sophie. Sophie.. bunu nereden biliyor olabilirsin?" Langdon rahat bir nefes alıp. "Eğer anahtarımı sır olarak saklayabilirsen ve bu konuda ne benimle." O günden sonra bir daha asla anahtar hakkında konuşmamışlardı." Sophie sormaması gerektiğini biliyor ama kendini tutamıyordu. Sana kızgın kalamam.. bu dehşet verici gerçeği teyit eden olayı unutmaya çalışmıştı. Çok güzeldi." "Anahtarın üstünde harfler ve bir çiçek gördüm. Langdon'ın da bir üye olduğunu söylememesi için dua ediyordu. "Benim için öylesin. harflerini bir kez görmüştüm. . Bana harflerin yanında bir sembol olup olmadığını söyleyebilir misin? Mesela birfleur-de-lis olabilir mi?" Sophie hayretten geriye doğru sendeler gibi oldu. Ve ismi Prenses Sophie olmuştu. "O neyi açıyor? Daha önce hiç öyle bir anahtar görmedim. Ve bir gün sen de onlara benim kadar saygı göstermeyi öğreneceksin. Ne benimle." Büyükbabasının kaşları. Büyükbabalar torunlar daima birbirlerini bağışlarlar.S." "Nerede?" Sophie tereddüt etti. "Büyükbabanın gizli bir cemiyet üyesi olduğundan emin gibiyim. P. "Ama. P. Onların logosunu. harfleri ile bir araya geldiğinde. "Peki Sophie. "Evet daha önce P. Üstünde senin ismin yazıyor." demişti. "Orada pek çok sır saklıyorum. " Sophie kıkırdamıştı.S.S. o benim en sevdiğim çiçek. kimsenin duymadığına emin olmak istiyormuş gibi etrafa bakmıştı. değil!" Büyükbabası sesini alçaltarak." "Sen bunu nereden biliyorsun?" Sophie içinden. "Sophie bu çok önemli. onun nasıl cevap vereceğini düşündüğünü anlayabiliyordu. "Fleur-de-lis."Biliyorum tatlım. Akla gelmeyecek bir olaya tanık olmuştu. Bağışlanamazdı. O da bundan emindi.'in bir şifre olduğunu bilmen gerekiyor.diyorlar. "Verecek misin? " "Söz veriyorum. sesini alçalttı. "Bir kutuyu açıyor. Ona garip bir şekilde bakan Langdon. "Gizli cemiyetlerin sembollerini araştırmak benim uzmanlık alanım. ona her nasihat verişinde olduğu gibi iyice yukarı kalkmıştı.Grand-péreasla yalan söylemez. Devlet Salonu'nda sessizce durmuş." Gözleri büyümüştü. Sophie. "Sırlardan nefret ediyorum!" "Biliyorum. Bağışlama konusunda büyükbabasına karşılık veremediğini biliyor ve güvenini yeniden sarsıp sarsmayacağını düşünüyordu." Sophie kaşlarını çattı." Büyükbabası bir süre sessiz kalmıştı.S. KendilerinePrieuré de Sion -Sion Tarikatı.S." "Onları biliyorum!Benim de en sevdiğim çiçekler!" "O zaman seninle bir anlaşma yapacağım." Sophie suratını asmıştı. "Onun için çok önemli olan bir şeyin üstünde. "Başharfler. yazıyor. On yıl süresince. Büyükbabası Langdon'ın yardım etmesini istemişti. ne de bir başkasıyla bir daha asla konuşmazsan bir gün onu sana veririm. kardeşliğin resmi armasını meydana getirir.S. "Sonunda. "Prenses Sophie." Sophie kulaklarına inanamamıştı. "Bu grup hakkında bir kitap yazmıştım. "Ben prenses değilim!" Büyükbabası göz kırpmıştı." dedi. Langdon. Sophie başını evet anlamında salladı. Beyaz olanlar. Çok eski bir gizli kardeşlik.P. Robert Langdon'ı bul. Zamanı geldiğinde anahtar senin olacak. Adı Fleur-de-lis." "Evet. "Hayır yazmıyor." Büyükbabası onu gıdıkladı." diye fısıldadı "Onları görmüş muydun?" Sophie müzenin koridorlarında fısıldayan büyükbabasının sesini duyar gibi oldu. Benim ismim P. ama bunlar önemli sırlar. Çok küçükken. İngilizcede bu çiçeklere zambak deniyor. Torunlarınher zaman sadece büyükbabalarının bildiği gizli başharfleri vardır." derken sesi heyecandan titriyordu. "P.

Yalnız olduğundan emin olmak için bir kez daha kilisede etrafına iyice baktı. Artık dizlerinin üstünde duran Silas ellerini taş zeminin üstünde gezdirdi. Gitmen gerek!" Langdon. zihni on yıl geriye gitmeye çalışıyordu -yanlışlıkla büyükbabasını bastığı ve hâlâ kabul edemediği o olaya şahit olduğu geceye. "Ama çocukken gördüğün P. Şimdi başka bir yerde kaybolmuştu. adli polis şefinin bir kalıp sabunu hırsla Seine Nehri'ni kabarmış sularına fırlatmasını seyrediyordu. Bu sadece tarikatla ilgili olabilir. Ama daha da önemlisi." dedi. tanrıça ikonolojisi. Bu da büyükbabanın Leonardo'nun çalışmalarına yönelik tutkusunu açıklayabilir. çizgiye komşu olan her karoya vurdu." Sophie artık Langdon'ın. Sophie. Langdon artık hızla konuşuyordu.' dedi. 24 Silas Saint-Sulpice'deki dikilitaşın üst tarafına doğru bakarken. dişi ilahlar ve kiliseyi küçük görmeye olan meraklarını mükemmel bir biçimde açıklıyor. çok eski bir sırrın muhafızları olarak bilinirler. Ve her şey." Langdon'ın gözlerindeki inanca rağmen. Sir Isaac Newton. daha çok saygısından heykelin altında diz çöktü. Sonunda birinin sesi diğerlerinden farklı gelmişti. Hiçbir yere gitmeyecekti. Eski sırların yüzeye çıktığı bir yerde.. Hepsi birbirinin içine girmişti. Mona Lisa . kardeşliğin Büyük Üstat'ı olarak 1510 ile 1519 yılları arasında tarikata başkanlık etti. Yerin altında boş bir alan var! . Langdon suyun altında hareket ediyormuş gibi yavaşça başını çevirdi ve kırmızı sisin arasındanMona Lisa 'ya baktı. Lisa çiçeği. Victor Hugo gibi adamlar" Durdu. Unutulmuş tarihin gölgelerden sıyrıldığı bir yerde." Sophie daha önce onlar hakkında hiçbir şey duymamıştı. Açıklaması bu olabilir miydi? Langdon. Sulpice dikilitaşının altında. Fleur-de-lis. "Ve Leonardo da Vinci.. "Seni yakalamalarına izin veremem Robert. Bu da onları tahmin edilemeyecek kadar güçlü kılar. büyükbabası hakkında daha önce tahmin ettiğinden çok daha fazlasını bildiğini anlıyordu. dünyadaki en eski gizli cemiyetlerden biri. Bu Amerikalının onunla paylaşması gereken çok şey olduğu belliydi ama burası yeri değildi. Ve unutmaya çalıştığı halde. paganizm. heybetli mermerin gövde uzunluğunu hesaplamaya çalışıyordu. Kasları zindeleşerek gerilmişti.. Karolardan birinin çıkabileceğini gösteren herhangi bir ize rastlamamıştı. onun sesini ancak belli belirsiz bir mırıltı olarak duyabiliyordu. ona bakıyordu. Konuşmamız gereken çok şey var.Gizli bir pagan mezhebi mi? Leonardo da Vinci'nin başkanlık ettiği bir mezhep mi? Kulağa tamamıyla saçma geliyordu. İkisi arasında tarihi bir kardeşlik bağı var. 'Tarikatın üyeleri arasında tarihin kültürlü isimleri vardı: Boticelli." "Bana bu topluluğun tanrıçalara tapan bir çeşit pagan mezhebi olduğunu mu söylüyorsun?" "Daha çok tanrıçalara tapan pagan mezhebi olduklarını söylüyorum. Sion Tarikatı ile Leonardo da Vinci'nin en derin sırlarını aktaran sessiz bir senfoni gibiydi. Tarikatın tarih boyunca kutsal dişilere karşı büyük bir saygı gösterdiğine dair pek çok vesika var. "Da Vinci gizli bir cemiyet üyesi miydi?" "Da Vinci. bu yüzden yumruğuyla yere yavaşça vurmaya başladı. Sophie kesinlikle inanmayan bir ifade takınmıştı. Birkaç kilometre ötede. "Yaşayan tarikat üyelerinin kimlikleri son derece gizli tutulur. Kilit taşı Gül Çizgisi'nin altında saklı.Merkezleri burada Fransa'da ve tüm Avrupa'da çok güçlü üyeleri var. Les Invalides'in ardındaki nehir kenarında çift römorklu kamyonun silah zoruyla durdurulan şoförü şaşkınlıktan ağzı bir karış açık. Aslına bakarsan.. ardından akademik coşkuyla. San çizgiyi takip ederek dikilitaşa biraz daha yaklaştığında. Daha sonra mecburiyetten değil de. Tüm kardeşler bunu teyit etmişlerdi. ve fleur-de-lis bunun kanıtıydı.S.

.. Rahibe Sandrine Bieil. çok sevinirim. birbirinin içinde kaybolan formlar anlamına gelensfumato tarzındaki ustalığını ortaya koyuyordu.. İsminiz neydi?" Ama adam telefonu kapatmıştı. bu kilisenin sadece bakıcısı değildi. Büyükelçilikte gece vardiyasında çalışan santral memuru. Langdon'ı yerel bir numarayı çevirirken. kimi aramış olabilirdi? İste o anda. Ayağa kalkıp. İsmim Langdon. Sessiz bir tehlike alarmıydı. cep telefonuna bakan Fache. son aranan numaralardan Langdon’ın yaptığı aramayı buldu. Avenue Gabriel'deki küçük bir sitedir. yani bu arazinin üstünde duran herkes. Size mesajınız olduğunu kim söyledi?" "Yani otomatik telesekreter sisteminiz yok mu?" "Hayır efendim. "Bonjour. Silas'ın tepesindeki balkonda duran Rahibe Sandrine güçlükle soluk alıyordu. Ne yazık ki. mais. Size gelen mesajlar hizmet bölümümüzde el yazısıyla alınır. Gizemli Opus Dei keşişi Saint-Sulpice'e başka bir amaçla gelmişti." Adamın kullandığı nazik kelimelere rağmen. Üç dönümlük arazi ABD toprağıymış gibi kabul edilir. Numarayı yeniden arayan Fache hattın çalmasını bekledi. diye düşündü. " diyordu." Santral memuru şaşırarak susmuştu. Louvre'un hediyelik eşya dükkânında satılan posterlerinden bile daha küçüktü. Kurbanları doğruyu söylemişlerdi. Ve bu gece eski çarklar dönmeye başlamıştı. En büyük korkusu gerçekleşmişti. "İyi akşamlar.Silas gülümsedi. 25 Paris'teki ABD Büyükelçiliği. Yardımcı olabilirseniz. Birleşik Devletler'deki kanunlara tabi tutulur ve aynı korunma haklarına sahiptir. Bu sistem iki yıl önce güvenlik tedbirleri nedeniyle kaldırıldı.." Arayan kişi Fransız aksanıyla İngilizce konuşuyordu "Yardıma ihtiyacım var. Kayıttaki ses. "Üzgünüm efendim.Langdon bu aramayı benim telefonumdan yaptı. Bu ziyaretçi göründüğü gibi değildi.. Üç haneli 454 sayısının takip ettiği bir Paris numarasıydı." diye cevap verdi..Mona Lisa sadece yetmiş sekiz santime elli üç santim ebatındaydı. Gizli bir amaç için. Devlet Salonu'nun kuzeybatı duvarında. Bezu Fache. üç haneli erişim şifremi unuttum. "ABD Büyükelçiliği.. Mesajınız oldukça eski olmalı. 26 O muazzam ününe rağmen.. Champs-Elysées'nin hemen güneyinde. Sırları olan tek kişi sen değilsin. Ayrıca tüm erişim şifreleri beş haneliydi. ses tonu sert ve resmiydi. otomatik sisteminizde benim için bir mesaj olduğu söylendi. Sonunda bir kadın sesi cevap verdi. mabette yer karosunu kırmaya yardıma olacak bir şey aradı. altı santim kalınlığındaki pleksiglas panelin arkasında asılı duruyordu. 5. Bu yabancının dikilitaşın altına gelmesi kardeşlikten bir işaretti. cevabı ellerinde tuttuğunu fark etti. telefon çaldığındaTime dergisinin uluslararası baskısını okuyordu. " Fache rakamları tuşlarken kanı kaynamaya başlamıştı 4. "Bana.. Kavak ağacından yapılmış bir tahta panonun üstüne boyanan resmin o buğulu havası Da Vinci'nin. "Jesuis absentepour lemoment. Cep telefonunun mönüsüne girerek. 4.Ama Langdon eğer büyükelçiliği aramadıysa. sonra üç haneli bir şifreyi girerken ve sonra da bir kaydı dinlerken gördüğüne emindi. vous étes bien chez Sophie Neveu. Siene Nehri'nin kıyısında aşağı yukarı volta atarken kendini sersem gibi hissediyordu.

sağdan daha büyük görünecek şekilde çizmişti. "Da Vinci sol taraftaki ufuk çizgisini sağdakinden belirgin derecede aşağıda çizmişti.Mona Lisa -ya da Fransa'da dedikleri gibiLa Jaconde . En son 1911 yılında Louvre'un "salle impénétrable" Carre Salonu'ndan çalınmıştı. arkasında. Langdon yüzünü buruşturmuştu. Buna rağmen pek çok sanat tarihçisi Da Vinci'ninMona Lisa 'ya duyduğu saygının. inanılmaz bir şekilde insanların büyük bir kısmı onun gülüşünü büyük bir gizem olarak nitelendiriyordu. Langdon ilerlerken. Karanlık hapishane kütüphanesinde projektörün başında duran Langdon." Keçisakallı ufak bir adam. Sanat tarihçileri ya da komplo meraklıları tarafından onun hakkında yapılan gizemli yorumlarla da ilgisi yoktu. "Ben onun o biçim olduğunu duymuştum.Mona Lisa 'nın sırrını son olarak alışılmadık bir toplulukla paylaşmıştı -Essex İlçe Cezaevi'ndeki bir düzine hükümlüyle. Langdon kıkırdayarak gülmüştü. Langdon hermaphrodite kelimesinin kökenbilîmsel açıklamasını yapıp." "Bu yüzden mi dişilere kafayı bu kadar takmıştı?" "Aslına bakılırsa Da Vinci. sol dişi. bu Da Vinci'nin başvurduğu ufak bir hileydi. Sophie siyah ışığı açtığındaMona Lisa hâlâ iki metre ötede duruyordu. Onun yanından yürüyen Langdon sanat şaheserleriyle karşılaşmanın verdiği tatlı ürpertiyi hissetmeye başlamıştı bile. Doğrusu." Mahkûmlardan biri.Hiç de gizemli değil. Langdon'ın hapiste verdiği seminer. "Yüzüne gözüne mi bulaştırmış yani?" diye sormuştu.Mona Lisa 'nın dünyadaki en ünlü tablo olarak ün kazanmasının muammalı gülümseyişiyle ilgisi olmadığını biliyordu." demişti. "Hayır. tablonun belirsiz çerçevesi şekillenmeye başlamıştı. bir maden arayıcısı gibi ışığı yerde ileri geri hareket ettirirken. sıradan birsfumato portresiydi. sanatsal ustalığıyla ilgisi olmadığından şüphelenmişti. Sophie. onun en büyük başarısı olduğunu söylemişti Gittiği her yere bu tabloyu beraberinde taşır ve nedeni sorulduğunda dişi güzelliğinin en yüce ifadesinden ayrılmanın ona zor geldiğini söylerdi. Tarihte erkeklere ve dişilere atfedilmiş yönler vardır. sanat tarihi kitaplarında açıklanmıştı ama. Harvard'ın hapishanelere eğitim ulaştırma programının bir parçasıydı." diye seslenmişti. Mona Lisa 'nın bu kadar ünlü olmasının nedeni çok basitti çünkü Leonardo da Vinci. Mona Lisa 'nın sağ tarafta olduğundan daha büyük görünmesini sağlamıştı. boş parke denizindeki karanlık bir adaya benzeyen. .Mona Lisa 'nın sırrını seminere gelen mahkûmlarla paylaşıyordu. Onların konuyla ilgilenmelerine oldukça şaşırmıştı. Paris'liler sokaklarda ağlamış ve hırsızların tabloyu iade etmeleri için gazetelere ilanlar vermişlerdi.Mona Lisa ’nın kütüphane duvarındaki ışıktan görüntüsüne doğru yürüyen Langdon. Sophie'ye açıkça bir yere gitmeyeceğini belirtmiş olan Langdon. "Fark edebileceğiniz gibi. Sophie'nin elindeki siyah ışıktan çıkan morumsu ışığın ötesini görebilmek için kendini zorladı. Da Vinci bunu sık yapmazdı. İnsan ruhunun. Resmin içindeki küçük bir Da Vinci şakası. sekizgen divan görülüyordu." Langdon dikkat çekici tutarsızlığı gösteriyordu. Fenerden çıkan mavi ışık önlerinde yelpaze gibi açılmıştı. gazışıl mürekkebin izine rastlamaya çalışıyordu.Mona Lisa iki yıl sonra Floransa'da bir otel odasındaki sandığın altındaki sahte bölmelerin içinde bulunmuştu. "Yüzünün arkasında eşit olmayan bir fon var. Langdon'ın meslektaşları bunaMahkûmlar İçin Kültür diyordu. Da Vinci dişi ilkelerin büyük bir hayranı olduğundanMona Lisa 'yı sol tarafta.hiç de gizemli değil. DoğrusuMona Lisa içinde en çok espri barındıran resimlerden biriydi. Bu sözler abartılı kahkahalara neden olmuştu. Langdon. Devlet Salonu'nda onunla birlikte hareket ediyordu. üstün körü dinliyorlardı ama akıllıydılar. dünyanın en ünlü tablosunun asılı durduğunu biliyordu. Da Vinci sol taraftaki kır planını daha aşağıda tutarak. diye düşündü. Tablonun içerdiği çift anlamlar ve eğlendirici kinayeler. Hermes ve Afrodit'le olan bağlantısını anlatmayı düşünmüş ama içinden bir ses ona sözlerinin bu kalabalıkta kaybolacağını söylemişti. Pek çokları Da Vinci'nin bu esere duyduğu saygının çok daha derin bir şeyden kaynaklandığını iddia etmişti: resmin içinde saklı gizli bir mesaj. Sol tarafta. Langdon.Louvre'a getirildikten sonra iki kez çalınmıştı. erkekle dişi arasındakidengeyi vurgulardı. "Yani piliçlerle babafingolar gibi. "Tarihçiler genellikle böyle demezler ama evet. sağ erkektir." demişti. erkek ve dişi unsurlar bir arada olmadan aydınlanamayacağına inanırdı. Da Vinci bir homoseksüeldi." Birisi. Gerçekte bu tablo. özel hücresinin duvarları arasında. Langdon artık duvardaki karanlık cam paneli görmeye başlamıştı.

" Langdon bu markaya aşina değildi ama korunma üreticinin hiyeroglifleri doğru kullandığına memnun olmuştu." "Bunun.Kan."Mona Lisa ’ya doğru son adımlarını hızla atarak. günümüzün cinsel argosu 'azgın' ile ilişkilidir. Ve işte bu dostlarım. AMONL'ISA "Çağrışım yapıyor mu?" diye sormuştu.İri kıyım bir adam. Langdon başını sallamıştı." demişti. tam olarak Mona Lisa 'nın yüzüne gelecek şekilde karalanan dört kelime mor ışıkla parlıyordu." dedi. Ama Da Vinci tablonun androjen olduğuna dair pek çok ipucu bırakmıştı. "Ve bir de dişi tanrıça İsis. Camın üstünde. İçinde ince bir androjen mesajı var. "Mona Lisa 'nın Vinci'nin kadın kılığında kendi resmi olduğu doğru mu? Bunun doğru olduğunu duydum. parıldayan ufak bir damlacık gördü." Mona Lisa 'dan üç metre kadar ötede birden dizlerinin üstüne çöken Sophie. "Bu doğru olabilir. Tüyleri ürpermişti. Jacques Sauniére ölmeden önce Mona Lisa ’yı ziyaret etmişti. "Bütün kutu Amon prezervatiflerinin üstünde böyle yazıyor. Amon gerçekten de koç başı tutan bir erkekle ifade edilir ve onun rasgele cinsel ilişkileriyle kıvrımlı boynuzları. Birisi soluk soluğa." dedi. Aranızda hiç Amon diye bir Mısır tanrısı duyan var mı?" İri adam. "OnunMona Lisa 'sı ne dişi. "Mona Lisa . Mona Lisa ’nın önündeki koruyucu camın üstünde mor bir parıltı görmüştü.. ismi de erkek ile dişinin ilahi birleşiminin bir anagramıdır." "Atma!" "Atmıyorum." demişti. Her ikisi de donakalmalardı. Her ikisinin birbirinin içinde erimiş hali. siyah ışığın aslında ne iş için kullanıldığı aklına gelmişti. Ama sonra onun yanında diz çöktüğünde. Bay Langford. Işığı çıplak parkenin üstünde ileri geri hareket ettiriyordu.Fache'yi doğru mu duydum? "Bir kalıp sabun mu? Ama Langdon'ın GPS noktacığından ." dedi. 27 Sauniére'in masasında oturan Teğmen Collet.Mona Lisa 'nın sadece yüzü androjen olmakla kalmaz. "Burada hiçbir şey yok!" Langdon o sırada. "İsis. Elinde bir keçeli kalem tutan Langdon onlara. Ayağa kalkan Sophie." Langdon. Siyah ışığı usulca parkedeki bir noktaya tuttu. "Erkek bereket tanrısı!" Langdon etkilenmişti. İlk başta Langdon hiçbir şey görememişti. "Büyükbabam buradaydı. "Hey." diye fısıldadı. "Peki Amon'un karşı cinsteki denginin kim olduğunu biliyor musunuz? Mısır bereket tanrıçası? " Sorunun ardından saniyeler süren bir sessizlik hâkim olmuştu. "Da Vinci şakacı biriydi veMona Lisa ile Da Vinci'nin kendi yüzüne ait çizdiği portreler bilgisayarda karşılaştırıldığında önemli benzerlikler bulundu. "Burada bana bir mesaj bıraktığını biliyorum." demişti. "Ön tarafta elinde koç başı tutan bir erkek var üstünde Mısır bereket tanrısı olduğu yazıyor. Da Vinci'nin küçük sırrı veMona Lisa 'nın bilmiş gülümsemesinin nedenidir. tanrı aşkına. eski resim yazılarında bir zamanlar ona L'ISA denirdi. duyduklarına inanamadığından. Sophie haklıydı.." demişti Langdon. "Demek bir erkek tanrı Amon var. "Evet ya!" demişti. Bir nedeni olmasaydı buraya gelmezdi. Da Vinci her neyin peşinde olursa olsun. projektörden uzaklaştı. "Aferin. ne de erkekti. telefonu kulağına iyice bastırıyordu. Eğilerek Sophie'yi bileğinden tuttu ve ışığı yavaşça tablonun üstüne doğrulttu." İri adam arsızca sırıtmıştı. tablonun hemen önündeki yere ışık tuttu." Langdon yazma işini bitirince.Mona Lisa ’nın çirkin bir piliç olduğunu söylemenin Harvard'cası olmadığına emin misin?" Langdon gülmüştü. Mürekkep mi? Birden. "Haklı olabilirsin. "Beyler." Bunu yazmıştı.

"Bu." . Kıdemli bir memur. "Onu içeri gönderin.nasıl haberi olmuş olabilir?" Fache. peki o zaman Langdon şimdi nerede?" "Orada hiç yangın alarmı çaldı mı?" "Hayır efendim.." diye karşılık verdi. Devlet Salonu'nda pleksiglasın üstünde parlayan dört kelimeye hayretle bakıyordu." "İyi. "Tarikatın en temel felsefelerinden birini açıklıyor!" Sophie. ona aklı karışmış bir ifadeyle bakıyordu. Neveu ne düşünüyordu? Fache'nin elinde Sophie'nin bir DCPJ operasyonuna mani olduğuna dair kanıt vardı. "Tarikat. "O söyledi." "Ne! Neden?" "İyi soru ama az önce onun ispiyonladığını kanıtlayacak bir kayıt dinledim." "Peki. Langdon. Sadece içeri girdiğini gördüler. "Sophie. "Sophie Neveu. Fache işi şansa bırakmamaya kararlıydı. 28 Langdon. "Ayrıca görevliye Sophie Neveu'nun da onunla birlikte olacağını haber versen iyi olur. Robert Langdon çetin ceviz çıkmıştı ve şimdi Ajan Neveu.. Kesin emirler vererek. Onu yakalamak düşündüğünden daha zor olabilirdi. "Kusursuz. "Tarikat.. Kapıda Louvre güvenlik görevlisi duruyor. "Ama yüzbaşım." Kelimelere bakan Sophie sessizliğini sürdürüyordu." "İçerde mi? Ama ne yapıyor ki?" "Louvre güvenlik görevlisi silahlı mı?" "Evet efendim. havada uçuşuyor gibiydi. kutsal dişileri şeytan gibi gösterecek bir propaganda başlatarak dünyayı dişil paganizmden erkek Hristiyanlığa döndürdüğüne ve tanrıçaları modern dinden sonsuza dek çıkardığına inanır." dedi.O hâlâ binanın içinde mi? Fache.. Diğer yarıyı. "Bu işi hallet. oradaki kimse de gittiğini görmedi. ona yardım ediyordu. eski Hıristiyan kilisesindeki iktidar sahibi kimselerin. Yüzbaşı Fache adamlarını topladı. KARA RİYA AKLI BİLSEK Langdon. Constantin ile erkek veliahtlarının. Sizin emrettiğiniz gibi. "Oraya geldiğimde Langdon ile Neveu'yu namlunun ucunda istiyorum. Mona Lisa 'nın yüzüne karalanan pırıltılı mesaja merakla baktı. aynı zamanda hapse atılacaktı. Sophie Neveu'nun cesareti karşısında küçük dilini yutmuştu. "Sen bunuanladın mı? ” Düşünceleri budaklanırken Langdon başını sallayarak. ama. adamlarının yarısının Louvre'a geri gitmelerini istedi. kadınların değerini düşürecek ve durumu erkekler lehine çevirecek yalanlar söyleyerek dünyayı aldattığı inancına dayanır." Fache." diye emretti." diye emretti." dedi. "Adamlarımı birkaç dakikadan önce o bölgeye gönderemem ve Langdon'ın kaçmasını istemiyorum. büyükbabanın bir üye olduğunu ispatlıyor!" Sophie." diye fısıldadı. Sophie Neveu kovulmakla kalmayacak. Mona Lisa 'nın gizemli gülüşüne çentikli bir gölge düşüren kelimeler." Collet söyleyecek kelime bulamıyordu." "Büyük Galeri kapısının altından geçen kimse de olmadı değil mi?" "Hayır. "Tarikatın tanrıçalara tapınma geleneğini sürdürmesi. o zaman Langdon hâlâ Büyük Galeri'de olmalı." Collet." "Ajan Neveu'nun gittiğini sanıyorum. Langdon’ın Paris'te sığınacağı tek olası limanı beklemeye gidecekti." "Onun gittiğini tam olarak gördün mü?" "Hayır efendim." Römorklu kamyon uzaklaşırken.” Fache durdu.

"Mauvaise idée. Daha fazlasını söylemeye çalışmış olmalı. doğa âşıklarından. mantıksız düşünceleresol beyin ve şeytani olan her şeye netamelisinister denildi. ustalık ve doğruluk gibi anlamlar yüklenmişti.Gerçekten de çok kara. Yakıtı testosteron olan savaşların. Bir zamanlar ruhani aydınlanmanın mutlak yarısı olarak saygı duyulan kadın. işkence edeceklerini ve yok edeceklerini anlatmıştı.Bunun bir başka şifre olduğunu düşünüyor. fakat sağ taraf için kullanılan kelimeye dürüstlük. onun ne demek istediğini anlıyordu. mistiklerden. diye düşündü. "Buraya!" Sophie siyah ışığı kapatıp. Sion Tarikatı. "Biri geliyor!" Langdon koridordan gelen ayak seslerini duydu. Malleus Maleficarum -ya da Cadının Balyozu. Langdon geçici bir körlük yaşadı. Bir zamanlar Tanrı ile söyleşmek için dişi meslektaşlarıyla cinsel birleşmeye ihtiyaç duyan kutsal adamlar.. Aklı hâlâ Sauniére'in bıraktığı mesajın açık yürekliliğiyle boğuşuyordu. "Yere yat!" Langdon birkaç saniye içinde yüzükoyun yere uzanmıştı. Pagan ve dişilere tapan dinleri "imana getirmek' için başlattıkları merhametsiz haçlı seferleri üç yüzyıl sürmüştü. bitki toplayıcılardan ve "doğal hayata şüphe çekici şekilde uyum sağlayan" kadınlardan oluşuyordu. "Büyükbabam buraya beni bunu bulmam için gönderdi. Muhafız. Kadın ile sol taraf ilişkisi bile kilisenin karalamalarından nasibini almıştı. Günümüze kadar radikal düşünceleresol kanat .dünyaya "serbest düşünen kadınların tehlikelerini" bildirmiş ve papazlara onları nasıl bulacaklarını. artık şeytanın işi olarak gördükleri doğal seks güdülerinden korkuyorlardı. Langdon'ın göğsüne nişan aldığı silahını ileri doğrultmuş bir halde Devlet Salonu'ndan içeri girmişti. Hiç kadın Ortodoks haham. Tanrıçaların günleri sona ermişti. Katolik Engizisyonu. Muhafız hemen yanına gelerek bacaklarını tekmeleriyle birbirinden ayırdı.Sophie kuşkulu bir ifadeyle bakıyordu. Monsiur Langdon.kelimelerinin ima ettiği anlamlar olumsuzdu. yıkım ile savaş tanrılarının devriydi. bu acının Havva'nın Bilgi Elması'nı yediği ve böylece İlk Günah fikrine sebep olduğu için verilen bir ceza olduğunu iddia ediyordu. hiç tartışmasız insanlık tarihinin en fazla kana bulanmış kitabını yayınlamıştı. Sesi arka taraftan gelen Sophie. bu sayede her biri ruhen bütünleniyorduutanç verici bir davranış şekline sokulmuştu. Toprak Ana. Langdon orada gizli bir anlam olup olmadığını şu anda söyleyemeyecekti. "** dedi. Hopi Yerli Amerikalıların koyanisquatsi "dengesiz hayat" dediği şeye sebep olduğuna inanıyordu. Bir zamanların kutsal Hieros Gamos'u -erkek ile kadın arasındaki doğal cinsel birlik. Kapıda duran adam. doktrinlere karşı gelen tıp bilgisini kullandıkları için öldürülüyorlardı -kilise. rahibelerden. Çünkü şeytan en sevdiği suç ortağıyla işbirliği içindeydi. Saat durmuştu.erkeklerin dünyası haline gelmişti ve devir. Üç yüzyıl boyunca cadı avı sırasında kilise beş kadın yakmıştı. Arkasından fırlamak üzereyken duyduğu gürleyen ses onu olduğu yere çiviledi. Silahını Langdon'ın sırtına bastırarak. "Couchez-vous! " diye emretti. modern zamanda kutsal dişilerin bu şekilde silinmesinin. dünyadaki mabetlerden kovulmuştu." Langdon. Ayrıca ebeler de doğum sırasındaki sancıyı azaltacak. Kara riya aklı bilsek. "Arrétez! "*diye seslendi. Langdon'ın kolları içgüdüsel olarak havaya kalktı." Parkenin üstünde elleri ve kollan yanlara açılmış bir halde yatan on durumu bir parça komik bulmuştu. "Mauvaise idée . kilisenin hilekâr ve vahşi bir geçmişi vardı.. Louvre'un güvenlik görevlisi. ." diye fısıldadı.kadınlarla. Yapılan propagandalar ve kan dökümü işe yaramıştı. Nereye! Gözleri seçmeye başladığında. Kilisenin belirttiği bu sözde "cadıların" hepsi kadın alimlerden. Müslüman imam yoktu. kadından nefret eden cemiyetlerin artmasının ve Toprak Ana'ya karşı giderek artan bir saygısızlığın oluşturduğu dengesiz bir duruma sebep olduğunu düşünüyorlardı. sekizgen divanın arkasına saklanan siluetini gördü. çingenelerden. "Robert. Modern kilisenin günümüzün karmaşık dünyasına getirdiği onca yenilikleri hiç kimse reddedemezdi ama bununla birlikte. Katolik papaz. Sophie'nin odanın ortasına doğru koşturup. Langdon’ın gözünün önünden adeta kaybolmuştu. Erkek egosu dişi dengi tarafından iki bin yıl başıboş bırakılmıştı. Fransa ve İtalya'da "sol" gauche ve sinistra . Günümüz dünyası bunun bir kanıtıydı.

Yanında diz çökerken kalbi hızla çarpıyordu. doğrulukla alay etmek için hiçbir şeyden çekinmemişti! Eyub. Rahibe Sandrine nefesini tutarak balkondan ayrıldı ve koridordan kaldığı odaya koşuşturdu. Bulunduğu yerden bile yaraların yeni olduğunu görebiliyordu. diye düşünürken heyecanını bastırmakta güçlük çekiyordu. Otuz sekizinci sure. Soluk avucunu kaldırıp içeri daldırdı. Mermer ve demir. Buna rağmen kilit taşında en basit yazıtlardan biri vardı. Eyub 38:11 Bir İncil ayeti mi? Silas bu sadelik karşısında hayrete düşmüştü.Ama yüzükoyun yatıyor. Şamdanın gövdesi tokmak görevi görecekti. onu da kirletmek istemiyordu. diye düşündü. Şamdanın gövdesiyle yeniden vurdu. Opus Dei'nin hayatı boyunca anlayamayacağı bir şey olduğunu biliyordu.Cüppem. Eyub Kitabı'nın Tanrı inancı birçok sınavdan başarıyla geçen bir adamın öyküsünü anlattığını biliyordu. Ardından. Daha sonra elini biraz daha derinlere soktuğunda. Aşağıdaki adam cüppesini çıkardığı sırada rahibe. Silas tabletin üstündeki kelimeleri okurken şaşkınlık içindeydi. diye düşündü. Kasık bağı haricinde çıplak kalan Silas cüppesini demir şamdanın alt ucuna doladı. Kapak üçüncü sallayışında nihayet parçalandı ve taş parçaları yerin altındaki boşluğa döküldüler.Nasıl bir Tanrı bir vücudun böyle cezalandırılmasını ister? Rahibe Sandrine. Bir bölme! Kalan parçaları çabucak çekip kaldıran Silas boşluğa bir göz attı. parıldayan Gül Çizgisi'ni gördü ve gülümsemesini engelleyemedi. Ana sunağın üstündeki yaldızlı rahlede. Onun kaymak beyazı tenini gördüğünde dehşete düşmüştü. bunu nereden bildiklerini tahmin edemiyordu. Kilit taşının bir harita. Bir an için kendini modern zamanın Musa'sı gibi hissetmişti. Elleriyle .Vitruvius Adamı. uzaklaşıp aldığı emirleri yerine getirmek üzereydi. Öyle bile olsa.Çok uygun.Opus Dei kilit taşını arıyor . tableti yavaşça dışarı çıkardı. yer karosunun tam ortasını hedef alarak vurdu. Kanlar içindeki keşiş şimdi yeniden cüppesini giyiyordu. bir dizi talimatlar ya da şifrelerden oluşmasını bekliyordu. Koca kilisede tek başına olduğunu bildiğinden cüppesini çözdü ve üstünden çıkardı. Sesi tonozlu tavanlarda yankılanacaktı. Aradıkları şeyin saklandığı gizli yer bir İncil ayetinde mi açıklanmıştı? Kardeşlik. Yerdeki boşluğu örten gri mermere bakınca. deri kaplı açık bırakılmış kocaman bir İncil duruyordu. Sunağa ve üstündeki İncil'e doğru ilerlerken mükafatını sıkıca kavramıştı. Yine hafif bir ses çıktı ama bu kez bir çatlak oluşmuştu. Boğuk bir ses çıktı. Bu adam merhametsizce kırbaçlanmış! Ayrıca kalçasının etrafındaki kanlı keçe kemeri ve altındaki yaradan damlayan kanı görmüştü. Demirin ucuna saracak bir bez bulmak için etrafına baktı ama sunaktaki keten örtüden başka bir şey göremedi. kapağı ses çıkartmadan kıramayacağını anladı. Taş kırılmamıştı. bu Silas'ın almamayı tercih ettiği bir riskti. Rahibe onu duyar mıydı? Şimdiye dek uyumuş olmalıydı. Parmaklarıyla ucundan kavrayarak. İlk başta hiçbir şey hissetmedi. On birinci ayet . Ama o anda öncelikli kaygısı bu değildi. Çıkartırken. Dönüp omzunun üstünden bakınca. yün liflerin sırtındaki açık yaralara battığını hissediyordu. Rahibe Sandrine düşünecek vakti olmadığını bildiği halde. Ayakta durup bulduğu nesneyi incelerken. Rahibe Sandrine yukarıdaki balkonda titriyordu. Silas on birinci ayetin sözlerini tam olarak hatırlamasa da. Bölmenin zemininde sadece taş vardı. 29 Silas Saint-Sulpice'de sunaktan aldığı ağır demir şamdanı tutmuş dikilitaşa doğru taşıyordu. Gül Çizgisi'nin altında bir şeye dokundu! Kalın bir taş tablet. üzerine kelimeler kazınmış yontma bir taş levha tuttuğunu fark etti. Geniş ve solgun sırtı kan kırmızı sıyrıklarla doluydu.

Titreyerek numaraları çevirmeye başladı. Eyub Kitabı'nı buldu. Robert Langdon'ın sırtına bir kurşun saplamaktan başka bir şey istemiyordu.dizlerinin üstüne çökerek. Grouard ve adamları için çok sevdikleri bir baba gibiydi.Kapıya doğru gitmeliyim. Silas taş tableti sunağın üstüne bırakmış. İçgüdüleri ona bir şeyin gerektiği gibi olmadığını söylüyordu. Grouard. yavaşça kapı eşiğine doğru gerilemeye başladı. Grouard kemerinden küçük telsizini çıkarıp destek istemeye çalıştı. Sauniére'in torununun ismiydi." Memur Grouard bunu yutacak kadar saf değildi. sol taraftaki dura doğru yürüyordu." diye seslendi. önüne morumsu bir ışık demeti ileri geri hareket ediyordu. Ama tek duyduğu parazitli bir sesti. Üçüncü adımında. "C'est moi. Ayette şu basit kelimeler yazıyordu: BURAYA KADAR GELECEKSİN. bu ona güvenmek için yeterli bir sebep değildi. Bir siluet. Uzun beyaz parmaklan sayfalan çevirirken terliyordu. Renkli fenerle yerde bir şey arıyormuş gibi. Kıdemli bir memur olan Grouard. Bezu Fache ve Fransız hapishanelerinin çektireceği ıstırapla karşılaştırıldığında çok hafif kalacağını hatırlattı. "Sophie Neveu. bekçilerin iletişim sistemini çalışmaz hale getiriyordu. ” Grouard'ın zihninin derinliklerinde bir yerlerde bu isim kayıtlaSophie Neveu? Bu. öyle değil mi? Küçük bir kızken buraya gelirdi ama bu yıllar önceydi. hevesli ellerini deri İncil'e çevirmişti. Sadece yedi kelimeden oluşuyordu. Odada bir başkası mı vardı? Karanlıkta hareket eden bir kadın. "Beni tanıyorsun. İnan bana. içinden dört tane Paris telefon numarası çıktı. Aşağıda ise. Grouard tetiği çekip. öfkeden kuduruyordu. onu durduran bir şeye rastlamıştı. “Kim var orada?" diye soran Grouard. odanın diğer . "Ve büyükbabamı Robert Langdon öldürmedi. bir şeylerin son derece yanlış gittiğini sezinliyordu. Police Technique et Scientifique. Bu hergele Jacques Sauniére'i öldürdü! Sauniére. Bu kesinlikle o olamaz! Hem Sophie Neveu bile olsa. bu yüzden silahını yerde yatan adamdan ayırmadan yavaşça gerilemeye başladı. " Repondez! "* Ses. torunuyla Sauniére arasındaki hüzünlü ayrılığı duymuştu Kadın. Grouard terliyordu. Onlar liderlik yapacaklar! On birinci ayeti bulan Silas cümleyi okudu. Elindeki ışıkla hâlâ yeri tarayan kadın sakin bir tonla. Aklı karışmış bir halde yeniden okurken. okuyacağı kelimeleri tahmin etmeye çalışıyordu. Grouard.Ben tüm ajanların gittiğini sanıyordum! Artık kızıl ötesi mor ışığın teknik bölümle bağdaştığını fark etmişti ama yine de DCPJ'nin burada neden delil aradığını anlayamıyordu. Kapı girişi hâlâ altı metre arkasındaydı. Grouard adımlarını geri geri atarken. son otuz saniye içinde adrenalinin ikinci kez tavana vurduğunu hissetmişti. 30 Güvenlik görevlisi Claude Grouard.Desteğe ihtiyacım var! Bir kez daha telsizini deneyip. ahşap karyolasının altına uzandı ve üç yıl önce oraya sakladığı mühürlü zarfı aldı. Bu da ne böyle! Odanın ortasında belirsiz bir görüntü beliriyordu. "** diye karşılık verdi. Birden silahını nereye doğrultacağına veya hangi yöne doğru hareket edeceğine karar veremedi. Mona Lisa 'nın önünde yüzükoyun yatan esirinin başında dikilirken. Kendi kendine Langdon'ı öldürmenin. "Votre nom! " diye seslendi. parazit sesleri duydu. Parmaklarını metinde aşağı doğru kaydırırken. "Teknik bölüm diye cevap verdi. Bu odadaki elektronik güvenlik. dolu silah taşıyan az sayıdaki görevliden biriydi. Otuz sekizinci sureyi açtı. Zarfı yırtarak açınca. sakin Fransızca. AMA DAHA İLERİ DEĞİL. Grouard silahını Langdon'a doğrultmuş bir halde. Eski Ahit'e geçerek.

Tablonun arkası boştu. Burada bir şey olmalı! Sophie büyükbabasının şifrelerini doğru çözdüğüne kesinlikle emindi. Büyükbabası öldüğünde yanında bu anahtar vardı. ne duvarlarda. tuval ile çerçevenin buluştuğu kısımdaki açıklığın içine sıkıştırılmıştı. Sophie anahtarı tablonun arkasından aşırarak. telsizi çalışmıyor. sadece eskiyen tuvalin küflü kahverengi arka yüzeyi. ben buradayım! Ama göremiyorum! Sophie arkasında duran görevlinin telsizinden yardım istemeye çalıştığını duyabiliyordu. Dur biraz. Tanrı aşkına ne yapıyor bu kadın? Odanın arka tarafındaki Sophie Neveu. Tablo oldukça büyüktü. P. Buraya gelen turistlerinMona Lisa 'yı gördüklerini övünerek anlatmak için evi aramaya çalıştıklarında. tabloyu taşımak için tavandan sarkan uzun kablolara dikti. Devlet Salonu'nun arka kısmında.. Karşısındaki tablonun önünde. mesaj yazılacak koruyucu herhangi bir cam yoktu ve Sophie.etrafındaki alanı iyice gözden geçirdi. onu bu tablonun arkasına saklamıştı Sonra. alnından soğuk terler damladığını hissediyordu. Mor yazılar yoktu. koridora çıkmadıkça herhangi bir haberleşme sisteminin işlemesine imkân . Muhafızın her ikisini de vurmayacağını bildiğinden. Ama UV ışığı sıradışı bir ize rastlamamıştı. Sophie artık o geceki kelime oyununun sadece bu anahtar için oynandığını anladı. Gözlerini yukarı.tarafındaki kadının UV ışığını yukarı kaldırarak. büyükbabasının bir başyapıtın üstüne yazı yazarak asla zarar vermeyeceğini iyi biliyordu. sadece Sophie'nin bulması için dâhice bir hazine avı planlamıştı. "Au secours! " diye bağırdı. Güvenlik görevlisinin sesi. Vaftizci Yahya ve Azrail Meleği görülüyordu. Sophie küçükken Mona Lisa 'ya yaptığı her ziyarette büyükbabası onu kolundan sürükleyerek bu ikinci tablonun başına getirirdi. diye düşündü. Sophie başıyla omuzlarını tablonun arkasına sokup arka yüzeyi incelemek için siyah ışık tuttu. Vakti geldiğinde anahtar senin olacak. Sophie dikkatini elindeki işe verdi ve özellikle bir sanat eserinin -bir başka Da Vinci. Langdon hâlâ kolları ve bacakları açık bir halde yerde yatıyordu. ne de tablonun üstünde. Sophie o anda büyükbabasının hayaletinin kulağına fısıldadığını hissetti. Geldim. ahşap çerçevenin alt kenarına yerleştirilmiş parlak bir metalin ışıltısına takılmıştı. Başka ne kastetmiş olabilir? İncelediği başyapıt bir buçuk metrelik bir tabloydu. Büyükbabasının öldüğü halde verdiği sözü tutması. Arasından parlak altın bir zincir sarkıyordu. Büyükbabasının sesi. Düşün! Mona Lisa ’nın koruyucu camına karalanan mesajı gözünde canlandırdı. "Au secours!" *diye bağırdı. harfleriyle birlikte bir fleur-de-lis. Telsizine bir kez daha. Geniş ve oymalı baş kısım haç şeklindeydi ve üstüne Sophie’nin dokuz yaşından beri görmediği mühür basılmıştı.orada pek çok sırrımı saklıyorum. Langdon'ı hedef alan silahım ondan ayırmadan kapı girişine doğru geriliyordu. boğazının düğümlenmesine neden oldu. Sophie'nin gözleri. onu duvardan çekerken tablonun arka tarafı duvardan ayrılmıştı. Sophie zincirin tanıdık altın bir anahtara bağlı olduğunu görünce hayrete düştü. cep telefonlarının çalışmadığını hatırlayan Sophie. UV feneriyle birlikte cebine attı. Bu küçük nesne.Dayan Robert. bu anahtar bir kutuyu açıyor . En azından önüne değil. Sezilerinin yanlış olduğunu anlaması yalnızca birkaç saniyesini almıştı.Mona Lisa 'nın tam karşısında asılı duran resmi incelediğini gördü. tehlikeli çıkıntılı kayalıklar üzerinde kucağında Bebek İsa'yla oturan Bakire Meryem. Durdu. Hangi resme baktığını gören Grouard yutkundu. Polisin eline düşmesini istemediğinden..S. görevlinin ümitsizce hâlâ telsizinden birilerine ulaşmaya çalıştığını görebiliyordu. Tuvalin arkasından bakarken.Kara riya aklı bilsek. Olabilir mi? Ahşap çerçeveyi sol tarafından kavrayarak kendine doğru çekti. diyordu. Parazit. Ne yerde. Grand-pére. Da Vinci'nin resmettiği tuhaf sahnede. Sophie. Duvarlardaki yoğun izleme tertibatı yüzünden.

Üçüncüyü kaçıramazdım. Grouard ilk önce tablonun yerinden oynayan kablolarının neden alarmları çalıştırmadığını düşündü ama sonra. kablo vericilerinin alarm için yeniden çalıştırılması gerektiğini anladı. birkaç metre kaldı. "Hayır." Yüzüne zafer kazanmış bir gülümseme oturmuştu. "Non! ” diye çığlık attı." dedi. kadının tüm vücudunu gizliyordu. diyordu. cinayet davası üzerinde geç saatlere kadar çalışan bir dedektif ve matemli bir aileyi teselli eden ciddi bir rahip.Ne yapıyor! Gördüğünde kanı dondu." dedi. "Hepsi öldü!" diye kekeledi. sadece arayan kişinin mesajını bırakması isteniyordu. "Yoksa dizimi bu tabloya geçiririm." 31 Rahibe Sandrine. Şimdi görevlinin silahını sıkıca tutan Langdon. "Yerdeki karo kırıldı!" diye yalvardı. BuKayalıklar Bakiresi! ” Silahıyla telsizini yere bırakıp. "Çok değerli bir rehine seçtin. "Arrétez! Ou je la détruis! ”*diye yankılandı. Saint-Sulpice'deki odasında telefona. "Şimdi söylediklerimi tam olarak yap ki.yoktu. Bakire Meryem. "Diğer üçü öldü!" . Kadın dizini arka taraftan tablonun ortasına bastırıyordu. Basamakları çifter çifter atlayan Langdon.." Langdon. ellerini başının üstüne kaldırdı. non! "** Kırmızımsı sis bulutunun içinden. Arkasında durduğu büyük tabloya başını kaldırıp baktığında." Grouard sersemlemişti. Koşarlarken. "Ama onu ben değil. sanat tarihçileri arasında gizli pagan sembolleri içerdiği düşüncesiyle oldukça ünlüydü. "Silahınla telsizini yere bırak. Grouard o tarafa bakıp durdu. " diye cevap verdi. "Kayalıklar Bakiresi. kadının büyük tabloyu kablolar çıkartıp yere indirdiğini görebiliyordu. O sırada bir telesekretere mesaj bırakıyordu. bu geceki macerayla son derece örtüşüyordu. Silah ağırdı ve ona son derece yabancı geliyordu. Odanın diğer tarafında duran kadının sesi. her şey yolunda gitsin. Kadın. Eline aldığı Da Vinci." dedi. "NON!” Grouard dönerek. Karşılama mesajında hiçbir isim verilmiyor. Tablonun arkasında benim için bir şey bırakmış. Tablo sadece bir bez parçasıydı ama kesinlikle delinemezdi üstüne altı milyon dolarlık bir zırh giyiyordu. Görevli hızla çıkışa doğru ilerliyordu ve Sophie çabuk davranması gerektiğini biliyordu. "Lütfen açın! Hepsi öldü!" Listedeki ilk üç telefon numarası korkunç sonuçlar doğurmuştu histerik bir dul. "İlk iki anagramı göremedim Robert. ona şaşkın bir bakış fırlattı. Tablo ortasından bel vermeye. Her üç bağlantı da ölmüştü. lütfen. Mesajı bırakırken. ondan kurtulmak için sabırsızlanıyordu. Bebek İsa ve Vaftizci Yahya çarpılmaya başlamıştı. Sanırım büyükbabamın bu konuda neler hissedeceğini iyi biliyorsundur. Paha biçilemez Da Vinci'nin büküldüğünü dehşetle seyreden Grouard. "Teşekkürler. Sophie ile birlikte yangın merdiveninden zemin kata koşarak inen Langdon'ın kalbi hâlâ gümbürdeyerek atıyordu." Birkaç dakika sonra. Silahını adama doğrultmuş olan Grouard kendi kendine. o gece Leonardo da Vinci'nin bir kez daha yardımına koştuğunu gördü. Ve şimdi de dördüncü numarayı aradığında ilk üçüne ulaşılamadığı müddetçe aranmayacak olan numara karşısına telesekreter çıkmıştı. neredeyse mahvetmek üzere olduğu tablonun ne kadar değerli olduğu konusunda Sophie'nin bir fikri olup olmadığını merak ediyordu. "Mon dieu. Yerde titreyerek yatan görevliyi Devlet Salonu'nda bıraktıklarından beri ikisi de tek kelime etmemişti. tıpkıMona Lisa gibi. "Ne! Ama hangi tablo olduğunu nereden anladın? Neden Kayalıklar Bakiresi? " "Kara riya aklı bilsek. büyükbabam seçti. tabancasını kadına doğrulttu ama hemen o anda bunun boş bir tehdit olduğunun farkına vardı. Bir buçuk metre yüksekliğindeki tablo. Bir Da Vinci'ye kurşun sıkamam! Kadın soğukkanlı bir sesle Fransızca. Yaptığı sanatsal seçim..

" dedi." dedi." dedi." Sophie arabayı çalıştırıp. titreyen elleriyle telefonu yerine koydu. Ve beni aptal yerine koydular Bana kilit taşının yerini söyle. "Öldüler. Dördü birden öldü. 32 Denon Kanadı'nın batı ucundaki güvenlik alarmı." dedi. Şamdanı sopa gibi sallayarak bir hamle yaptı.La Pyramide Inversée saklamaya yaradığını bilen Langdon. Langdon uzaklardan gelen polis sirenlerini duyabiliyordu. Elli metre ileride. "İşte şuradaki. ona doğru ilerledi. Numaraları ara. Sophie geleneksel yolu tercih edip direksiyonu sağa kırmış ve dışarı çıkıncaya kadar daire çizmişti. demişti. kötü bir şeylerin olacağıydı. dev cüsseli keşişi gördü." diye fısıldadı. Arkalarındaki iki tonlu polis sirenlerinin sesi artık daha yüksek gelmeye başlamıştı ve Langdon yan aynadan baktığında farları görebiliyordu. Rahibe Sandrine yere düşerken. Bizi bu konuda yüzüstü bırakma. Langdon kendini yan koltuğa ancak atabilmişti. "Lütfen cevap verin. Rivoli'deki ışık kırmızıya döndü. "Sophie?" Kavşağa geldiklerinde çok az yavaşlayan Sophie farlarını açtı ve yeniden gaza basıp. "Ben bu mesajı Opus Dei'de göremedim." dedi. Bu sessiz bir alarmdı. İlk plan onu hayrete düşürmüştü. "İsa'nın gerçek bir mesajı vardı."Ölmüş olan diğerleri! Beyaz yumruğuyla demir şamdanı kavrayan adam. Louvre'dan daha hızlı uzaklaşabilmek için gaza basınca SmartCar'ın motoru itiraz etti. ama yatağının altına tıkıştırdığı özel telefon numaralan tek bir koşulda aranabilirdi." Keşişin gözlerinde birden gazap fırtınaları koptu. Dehşetle arkasını dönünce. Batıya doğru beş yüz metre kadar gittikten sonra Sophie geniş bir adanın etrafından sağa saptı. İçimizden biri ölümle tehdit edilmiş ve ümitsiz bir yalan söylemek zorunda kalmıştır. Kardeşlerden birinin kimliği tehlikeye girdiğinde. Daha sonra sola dönü ve kuzey şeridini takip ederek. Langdon'ın hayatında gördüğü en küçük arabaydı. aklından son geçen düşünceler. buna rağmenonlara mı hizmet ediyorsun?" Rahibe Sandrine meydan okuyan bir tavırla. Araba kaldırımda ilerleyip. Bereket versin ki. Carrousel de Louvre'daki adacığın bulunduğu yere sıçrayarak inerken arabanın ön paneline tutundu. Kısa süre içinde Champ-Elysées Bulvarı'nın karşı tarafında ilerlemeye başlamışlardı. Sophie bir an için merkezi çevreleyen taflanların arasından geçip adacıktan dümdüz giderek kısa yolu kullanmayı ve böylelikle ortadaki geniş Çimenlik alana ulaşmayı düşündü. Baş aşağı duran bu gökdelen piramidi daha önce müzeni" içinden görmüştü. Sessizce küfreden Sophie hızını kesmeden devam etti. Meydanda park halinde duran iki kişilik kırmızı arabayı işaret eden Sophie. Diğerlerini uyar. "Neredesiniz?" Kapıdan gelen derin bir ses. Şaka yapıyor öyle değil mi? Araç. Carrousel du Louvre'un etrafındaki taflanların ortadaki tehlikeli çukuru . Tek bir lokmada SmartCar'ı yutabilecek büyüklükteydi. "Sen bir kilise rahibesisin. Ama bu gece.üst kademeye erişildi demektir. "Dördü birden. koruduğu dört adamın kimliklerini bilmiyordu. diğerlerini uyarmaya yarayan mekanizmayı başlatacak bir yalan söyleyecekti. "Hayır!" diye bağırdı. yakındaki Tuileries Bahçeleri'ndeki güvercinleri ürkütüp kaçırmıştı. Yüzü olmayan haberci ona. Rue de Rivoli'ye doğru hızlandı. Ağır samda elinde tutuyordu.Rahibe Sandrine. "Telefonu kapat. boş kavşaktan sola keskin bir dönüş yapmadan önce her iki yöne de şöyle bir baktı. Langdon ile Sophie Paris akşamının kucağına koşarken. eğer bu yer karosu kırılırsa. Langdon kaslarının gerildiğini hissediyordu. "Bilmiyorum!" dedi. "Yüz kilometrede bir litre yakıyor. "Sırrı diğerleri saklıyordu. Basit olduğu kadar sağlam ve güvenilirdi. Sophie'nin meydanın karşı tarafında duran arabasına koşarlarken. Keşiş. Rahibe. Sophie. Korkuyla. çakıl taşlarından kaldırıma çıkana kadar. Kıymetli gerçek sonsuza dek kayboldu." Rahibe Sandrine gerçeği söyleyerek. Sophie "SmartCar. . bir kişiden fazlasının kimliği tehlikeye düşmüş gibiydi.

en belirgin ve en korkutucu görüntü: Meryem'in kıvrılmış parmaklarının tam altında Azrail'in yaptığı kesme işaretiydi -sanki Meryem'in pençemsi elinin tuttuğu görünmeyen başı boynundan kesip ayırıyor gibiydi.. ve İsa yetkisini ona veriyordu! Bundan daha da sıkıntı verici olan. İkinci tablo şimdi Londra'daki Ulusal Galeri'de sergileniyordu ama Langdon yine de Louvre'da yer alan daha ilgi çekici resmi tercih ediyordu. Kopyalanması imkânsız . istihbarat camiasında yaptığı görev ona güvenlik hakkında pek çok şey öğretmişti ve artık anahtarın garip görüntüsü ona çok şaşırtıcı gelmiyordu. Bununla birlikte. Müzenin önünde bir mavi ışıklar denizi toplanmaya başlamıştı. Sophie arabayı Champ-Elysées'de hızla sürerken Langdon.. alışıldık Yahya'yı vaftiz eden İsa betimlemesinin yerine bu kez bebek Yahya.. Tabloyu tartışmalı ve rahatsız edici ayrıntılarla doldurmuştu. "Bu ilginçti." Langdon kulaklarına inanamıyordu.Düz yolda gitmeye başladıktan sonra Langdon yan pencereden boynunu uzatıp Louvre'a doğru baktı. Da Vinci onların istediği gibi çalıştığı halde. Sophie arabanın direksiyonunu sağa kırıp. . harfleri. Kalp atışı sonunda yavaşlayan Langdon önüne döndü. Langdon'ın öğrencileri. ki onun da Vaftizci Yahya olduğu tahmin ediliyordu. "Üstünde fleur-de-lis ve P. Arabayı sürerken bile Sophie'nin aklı cebindeki anahtardaydı. harfleri var. kolunu bebek İsa olduğu tahmin edilen bir çocuğa dolamış mavi sabahlık içindeki Bakire Meryem görünüyordu. Yıllar önce onu gördüğü ana ait hatıralar. kabartmalı çiçek mühür ve P. Da Vinci'nin ikinci bir tablo yaparak kardeşler cemiyetini yumuşattığını öğrendiklerinde daima şaşırırlardı.. Sophie sonunda nefesinin yeniden normale döndüğünü hissetti. Sophie. diye düşünüyordu." dedi. Rahibeler. Sophie. İsa'yı vaftiz ediyordu. "Tablonun arkasında ne vardı?" diye sordu. bu işi başaracağız.Lazerle işlenmiş bir matris. üçgen gövde. Öyle görünüyordu ki Sauniére. Bu "hafifletilmiş"Kayalıklar Bakiresi 'nde tüm bireyler daha geleneksel bir şekilde tasvir edilmişlerdi. büyükbabasının onun için tablonun arkasına bir şey sakladığını söylemişti. Arkalarından polis takip ediyormuş gibi görünmüyordu. Kayalıklar Bakiresi teklifi Da Vinci'ye Lekesiz Doğum Kardeşler Birliği diye bilinen bir kuruluştan gelmişti. Langdon koltuğuna yerleşti. Kayalıklar Bakiresi o gecenin birbirine bağlı sembol zincirine tam olarak uyuyordu. lüks Hotel de Crillon'un en Paris'in üç şeritli diplomatik mahallesine hızla dönerken. Büyükelçilik sadece bir buçuk kilometre uzaklıktaydı. Azrail oturuyordu." "Banagösterecek misin? " Langdon şaşırmıştı. Son olarak. kolları eşit haç biçimindeki altın baş kısım. Kilidi döndüren dişler yerine bu anahtarda yer alan lazerle yapılmış karmaşık kabarcıklar elektronik bir göz tarafından inceleniyordu. onu duymuşa benzemiyordu. Leonardo'ya tablonun tam ebatlarını ve istedikleri temayı belirtmişlerdi. Artık büyükelçiliğe bir kilometreden az kalmıştı. Milano'daki San Francesco kiliselerindeki sunakta bulunan üçlemenin ortası için bir tabloya ihtiyaç duyuyorlardı. Azrail ve Bebek İsa.S. Kayalıklar Bakiresi. Paris'in Beşinci Cadde'si diye bilinen lüks mağazaların yer aldığı üç kilometrelik Champ-Elysées Bulvarı'na dikmişti. Vaftizci Bebek Yahya. Geçen yıllar süresince anahtar Sophie'nin aklına nadiren gelmiş olsa da. Sophie'nin aklını bu kadar hızlı çalıştırması gerçekten etkileyiciydi. "Sana maddi bir nesne mi bırakmış?" Sophie ters ters başını salladı. altıgen kabarcıkların doğru aralıklarla yerleştirildiğine ve çevrildiğine karar verirse kilit açılacaktı. bir mağaraya sığınan Bakire Meryem. Meryem'in karşısında. her seferinde Leonardo Da Vinci'nin karanlık ve muzip yönüne duyduğu hayranlığı dile getirmişti.Son bir mesaj mı? Langdon. işi teslim ettiğinde grup dehşete düşmüştü.S. görünmeyen bir başı kavrayan kartal pençesi gibiydi. Meryem'in bir elini bebek Yahya'nın başının üstünde tutması ve tehditkâr bir tavır içinde olmasıydı -elleri. Kara riya aklı bilsek. "Büyükelçiliğe güven içinde girdikten sonra sana göstereceğim. Gözlerini. ne bir çocukla. Tabloda. Sophie gözlerini yoldan ayırmadı. Eğer göz. içerlek yazılar. Sauniére'in zekice düşünülmüş saklama yerine hayranlık duymaktan kendini alamıyordu.

kuzeye yönelerek Cruelly yakınlarındaki ıssız dağlara doğru yol aldı. içeri giren kimsenin. Üst taraftaki çarmıh formu. Kapıya vardığında kilitli olduğunu gördü. Sophie bir müddet baktıktan sonra kahkaha krizine tutuldu. anahtarın bir tür Hıristiyan örgütüne ait olduğunu gösteriyordu ama Sophie lazer işlemeli matris kullanan bir kilise bilmiyordu. Tek duyduğu. BMW'ler. Hafta sonuydu. Ses yoktu. eve giden bir taksiye atladığında ılık bir akşamüstüydü. Yol yaklaşık bir buçuk kilometre uzunluğundaydı ve Sophie ancak yolu yarıladığında ağaçların arasından evi görmeye başlamıştı -bir dağ kenarındaki ormanın içine yapılmış..Sophie böylesi bir anahtarın neyi açacağını tahmin edemiyor ama Robert'ın söyleyebileceğini sezinliyordu. Bir kez daha boş oturma odasına indiğinde bir süre sessizce durdu ve neler olduğunu anlamaya çalıştı. daha görmeden anahtarın üstündeki kabartmalı mührü tarif etmişti. Normadiya'daki şatosuna gitmek için. Paris'in en nüfuzlu kişileri partiye katılmışlardı. Sophie sırıtarak garaja koşmuştu. Audi'ler ve bir Rolls-Royce. dev gibi eski taş bir şato. Hiçbir şey duyulmuyordu. Kimse cevap vermedi. Aklı karışmış bir şekilde biraz durup dinledi. İçeride gördükleri bir anlam ifade etmiyordu. .. diye düşünüyordu. Yukarı katta da kimse yoktu. onu görmek ve çalıştığı deşifre metotlarını ona anlatmak için sabırsızlanıyordu. vadinin etrafında dönerken hafif uğultular çıkaran serin Normandiya havasıydı. Hafta sonlarında genellikle. İçeri girdiğinde tüm evin bomboş olduğunu gördü. diye hatırladı. ünlü münzevi! Görünüşe bakılırsa Jacques Sauniére göründüğü kadar münzevi biri değildi. Hafta sonlarında nadiren çalışırdı. Cevap yoktu. Sophie on yıl önce bunun ispatına tanık olmuştu. Bir arkadaşının arabasını ödünç alan Sophie.. BenimGrand-pére ' m. büyükbabasının asıl tabiatını ona gösteren bir başka anahtar çok daha normal bir anahtar olmuştu. Boş antreye adımını attığında güvenlik sisteminin kontrol paneli yanıp sönmeye başlamıştı. Arabayı tek bir yöne gitmek için almıştı -Paris'in kuzeyinde. Sophie bu saatte büyükbabasının uyuyor olabileceğini aklından geçirmişti ama evin ışıklarının parıldadığını görünce oldukça heyecanlandı.Ama bugün cumartesi. İnsanlar nerede? Kalbi hızla çarpan Sophie. İngiltere'deki okulundan bahar tatili dolayısıyla eve birkaç gün erken dönen Sophie. Şaşkın bir halde evin etrafında döndü ve arka kapıyı denedi. güvenlik alarmı çalmaya başlamadan doğru şifreyi tuşlaması için 10 saniyesi olduğunu gösteren uyarı. derhal yola koyulup ona süpriz yapmaya karar vermişti. Sophie Londra'nın keşmekeşinde geçirdiği aylardan sonra doğa kokusunu almak ve hemen yola çıkmak için sabırsızlanıyordu. Müzik çalmıyordu.. Ona sürpriz yapmak için sabırsızlanan Sophie hemen ön kapıya koştu. odunluğa gidip büyükbabasının çıra kutusunun altında sakladığı yedek anahtarı aldı.. Parti verirken alarmı mı çalıştırmıştı? Sophie çabucak şifreyi girdi ve sistemi kapattı. bir ağaç gövdesine tırmanarak yüzünü oturma odasının penceresine dayadı. Sophie ormanın sessizliği içinde evin yan tarafına gidip. Jacques Sauniére şehirde araba kullanmaktan hoşlanmazdı. Elbette arabası orada değildi. Ayrıca büyükbabam Hıristiyan değildi. Kapıyı yumrukladı. Her şeyden önce. Park edilmiş arabalarla dolu garaja vardığında sevinci şaşkınlığa dönüşmüştü -Mercedes'ler. Ama nedense Paris'teki eve vardığında büyükbabasını orada bulmamıştı. Belki de Louvre'da çalışıyordu. Hayal kırıklığına uğramıştı ama gelmesini beklemediğini biliyordu. Ön kapıya koşup içeri girdi. "Burada kimse yok!" Birinci katın tamamı bomboş görünüyordu. Ne gariptir ki. Grand-péreaz sonra beni gördüğüne çok şaşıracak. Charles de Gaulle Havaalanı'na inip.. Akşamın erken saatleri olduğundan. Büyükbabasının inziva köşesine giden özel araba yoluna saptığında saat onu biraz geçiyordu. Sophie okuldayken bir partiye ev sahipliği yaptığı belli oluyordu ve arabaların görünüşüne bakılırsa.

bu evin bir bodrum katı olmadığını hatırlamasıydı. İnsanlar kesinlikle şarkı söylüyor. Ve bu sesler aşağıdan geliyor gibiydi. Erkekler uzun siyah tunikler giymişlerdi ve maskeleri siyahtı. Gördüklerini anlayabilmesi birkaç saniyesini almıştı. Nefesini tutan Sophie birkaç adım daha yaklaştı ve neler olduğunu görmek için çömeldi. Titizlikle işlenmişti. Tiksinti duyan Sophie arkasını dönüp... sesler kesinlikle aşağıdan geliyordu. Korkmuştu. "Bu gece büyükelçilik yasak bölge mi ilan edildi?" Sokağın aşağısında. Başka ne olabilir? Odadaki herkes maske takmıştı. dağdaki granitten oyulmuş kaba bir odaya benziyordu. Önlerindeki caddede böylesine tuhaf biçimde duran farların ne olduğunu merak ettikleri . Çocukluğundan beri bu eve gelirdi ama bu merdivenin varlığından bile haberi yoktu! Aşağı indikçe hava serinlemişti. Kayarak açılan bir kapı. kaba taş bir merdivende buldu. Ağır duvar ses çıkartmadan yana kaydı İlerideki karanlıkta şarkı söyleyen sesler yankılanıyordu. Artık gürlüyordu. titreşen turuncu alevlerle aydınlan taş.. Sesler daha da belirginleşti. En azından benim bildiğim bir bodrumu yok. Burası bir yeraltı odasıydı. Maskeleri beyazdı ve ellerinde altın küreler tutuyorlardı. Çarpık park edilmişlerdi ve niyetleri belliydi. Kapıdan geçen Sophie kendini dönerek aşağı inen. ORADAYDIM. Yemek odasındaki masanın üstüne bir not bırakmıştı. Kadınlar beyaz tül gecelikler ve altın ayakkabılar giymişlerdi. "Dur! Dur!" Hatıralarından uyanan Sophie aniden frene asıldı ve araba patinaj yaparak durdu. Evet. Sophie'nin göremediği bir şeyi. bu manzara hafızasından sonsuza kadar silinmeyecekti. O gece hayal kırıklığına ve ihanete uğramış bir halde eşyalarını toplayıp evden ayrıldı. Arkasını dönüp oturma odasını gözleriyle tarayan Sophie. Şarkı yeniden başlamıştı. Dev bir satranç tahtasındaki piyonlara benziyorlardı. Hayal görüyorum. Notun yanına şatonun odunluğunda duran yedek anahtarı bıraktı. diz çöktüler. Tereddüt ederek kulağını duvara yasladı.İşte o anda derinden gelen sesleri duydu. Artık kadın ve erkek seslerini duyuyordu. Bu duvarın arkasında bir boşluk var! Panelin kenarlarını eliyle yoklayan Sophie gizli bir oyuk buldu. Dehşetle gerilediği halde. Daha hızlı. evde yerinde durmayan tek bir nesneye rastlamıştı -büyükbabasının en sevdiği antika Aubusson duvar halısı.. Sophie bir anlam veremiyordu. Şarkı söylüyor gibiydiler. Gördüğünde Sophie'nin kanı dondu.. İçerideki tek ışık. Devlerin aydınlattığı odanın ortasında yaklaşık otuz kişi çember oluşturacak şekilde duruyordu. Sophie'nin anlayamadığı kelimeler kullanıyorlardı. "Ne? Ne oldu?" Langdon önlerindeki uzun caddeyi gösteriyordu. Hızlandı. Bu bir rüya. Artık sesler daha berraktı. Kapıyı çekerek kapattıktan sonra evden kaçtı ve gözyaşları içinde Paris'e geri döndü. arabalarının yanında duran iki DCPJ polisi şimdi onların bulunduğu yöne doğru bakıyorlardı. Sophie o sırada neye tanıklık ettiklerini görebilmişti. Çıplak lambri duvara doğru yürüyen Sophie şarkı seslerinin yükseldiğini hissetti. "Sophie!" Langdon'ın sesi düşüncelerini bölmüştü. taş duvarlara tutunarak merdiveni tırmanmıştı. duvarlardaki meşalelerden geliyordu. Eğilerek kulağını yere dayadı ve dinledi. Yüz metre kadar ilerideki kavşak DCPJ polis arabalarıyla kapatılmıştı. dedi Sophie kendi kendine.Gabriel Bulvarı'nı kapatmışlar! Langdon içini çekti. Çemberdeki herkes ileri geri sallanıp yerde duran bir şeyi huşu içinde zikrediyorlardı. Kalbi deli gibi çarparken parmağını deliğe yerleştirdi ve çekti. Sesten daha ürkütücü olan.. Arka tarafta bodrum katının küçük bir parçasını görebiliyordu. Genellikle doğu duvarında şöminenin arkasında asılı dururdu ama o gece pirinç kornişinden kenara çekilmişti ve arkasındaki duvarı gözler önüne seriyordu. Katılımcılar içeri doğru birer adım atıp. BENİ BULMAYA ÇALIŞMA. Döner basamaklar görüş açısını engelliyordu ama son basamakta önü açılmıştı.

haçlara benziyordu. şuna bir baksan iyi olacak." Langdon. fütürist bir anahtarla ne işi olduğunu tahmin edemiyordu. "Lazerle kesilmiş bir anahtar." Aklına gelen çağrışımlardan ötürü tüyleri ürperen Langdon nesneyi eline alıp inceledi. Bu tür haçların uzun kollu Latin Haçı'yla gösterilen çarmıhla hiç ilgisi yoktu olarak Romalılar tarafından bir işkence aleti olarak kullanılmıştı. "Sana bahsettiğim mühür bu! Sion Tarikatı'nın" resmi amblemi. Birden kaçma kararını vermemiş olmayı diledi. Bana bundan bir daha asla bahsetmememi söylemişti" Langdon'ın gözleri kabartmalı anahtar üstüne çakılı kalmıştı. harfleri özenle kabartılarak işlenmişti. Sophie küfrederek gaza bastı. "Senin bildiğini sanıyordum. Pekâlâ Sophie. "Haç" ve "çarmıh" kelimeleri Latincedekicruciare fiilinden geliyordu.S. incelerken bir süre sessiz kaldı. elini süveterinin cebine daldırıp küçük metal bir nesne çıkartarak Langdon'a uzattı. "Sana söyleyebileceğim tek şey. İleri teknoloji üretimiyle üstündeki asırlık semboller." Sophie başını salladı. Haçın tam ortasına. Sophie. Langdon bundan o kadar da emin değildi." dedi. "Bana bu anahtarın. "Anahtarı çok uzun zaman önce gördüğümü sana söylemiştim. Langdon anahtarı çevirdiğinde hayretten ağzı bir karış açık kaldı. Tarikatın varoluşunun tek sebebi bir sırrı korumaktı. yani işkence. şanslarının devam edeceğinden şüpheliydi. Direksiyon başında oturan Sophie. İnanılmaz güce sahip bir sırrı. Şimdi büyükelçilikten tam gaz uzaklaşıp Champ-Elysées'nin hafif trafiğinde yılankavi kıvrımlar çizerken Langdon seçeneklerinin daha da kötüye gittiğini hissediyordu. Ayrıca gövdenin üstünde titizlikle işlenerek gelişigüzel dağıtılmış gibi görünen yüzlerce minik altıgen kabarcık vardı. diye hatırlattı." dedi. Ağırdı ve çarmıh biçimindeydi. Ama daha sonra haçtan devam eden gövdenin üçgen ve prizma formunda olduğunu fark etti. Anahtarın baş kısmı geleneksel uzun kollu Hıristiyan Haçı’ na değil de. yavaşça dön . arkasından patinaj yapan tekerleklerin sesini duydu. Eski bir kardeşliğin. Sirenler çalmaya başlamıştı. 33 Sophie'nin SmartCar'ı diplomatik semtteki büyükelçilikler ve konsoloslukların önünden hızla ilerledi. Langdon kullandıkları sembolün tarihte çok vahşi bir ismi yansıttığını. üç puanlık bir dönüş yaptı ve araba aksi istikamete döndürdü. "Hıristiyan işine benziyor.. bunun gibi eşit kollu haçlarınbarışçıl haçlar olarak . Sophie. 'çarmıha" bakan Hıristiyanların çok az bir kısmının bilmesine her zaman hayret etmişti. "Sophie. Sonunda bir yan sokağa saparak sağa dönüş yaptı ve tekrar görkemli Champ-Elysées Bulvarı’na çıktı. Sonra kendine. "Robert. GPS noktacığını tuvalet penceresinden attığında bu kararı onun adına Sophie vermişti. "Elektrikli bir göz bu altıgenleri okuyor. Sophie polisi atlatmış gibi görünüyordu ama Langdon en azından o an için." Langdon elindeki haçı döndürüp. "Arka tarafına bak" dedi." dedi. bir fleur-de-lis ile P. Uzaklaşırken. Jacques Sauniére gibi bir adamın ne tür sırlar saklayabileceğini düşününce bir ürperti hissetti. "Neyi açtığını biliyor musun?" Sophie hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyordu. İlk önce bir cenaze pieu ’su -mezarlıkta toprağa gömmek için tasarlanan bir tür minyatür anı çivisi. Yumruklarını bembeyaz oluncaya kadar sıkan Langdon yolcu koltuğunda iki büklüm oturuyor ve peşlerinden gelen polis olup olmadığını kontrol etmek için arka tarafa bakıyordu. bu karan sen vermedin.Bu anahtarın bir ilgisi olabilir mi? Bu düşünce tüm zihnini sarmıştı. Hıristiyanlıktan bin beşyüz yıl öncekikare -dört kolu da eşit uzunlukta. eski ve yeni dünyayı birbirine kaynaştırmıştı..tuttuğunu düşündü.ortadaydı. BüyükbabamınKayalıklar Bakiresi 'nin arkasında bana bıraktığı şey bu. SmartCar'ı geri vitese takarak. ona. "Sophie." Bir anahtar mı? Langdon daha önce böyle bir şeyi hiç görmemişti Şerit değiştirip kavşaktan dönerken Sophie. pek çok sırrı sakladığı bir kutuyu açtığını söylemişti." diye ısrar etti.

"Yüz dolar. çarmıha germe işlemi için elverişli değildir. Burada yaşıyorsun. ayrıca otel bulmak da iyi bir fikir değil. Kare biçimleri. ayrıca dengeli dikey ve yatay eksenleri erkek ile dişinin doğal birleşimini gösterir. Çocuksu kadranı genellikle tuhaf bakışları üzerinde toplasa da. Adacığa yaklaşırlarken." Başını kaldırıp. . Langdon’ın ruhen genç kalmasını sağlıyordu. Olmaz. "Bu anahtarın neyi açtığını bulmak için güvenli bir yere gitmemiz gerek.artık iyice suçlu olduk . Durumu açıklayabilirim. Sophie'nin gözleri yine dikiz aynasından "Şimdilik onları atlattık. Champ-Elysées'deki şık dükkân vitrinlerine baktı.15.Mickey Mouse marka bir koleksiyon üretimiydi. diye düşüncelere dalmıştı. Tam önlerinde. büyükelçilik de bizimle bir yerde buluşması için birini gönderebilir. Diplomatik semtin zengin görünüşlü ağaçlı yollarından çıkmışlardı. Böylece sembolik olarak tarikatın felsefesiyle örtüşürler. Langdon asla başka bir saat almamıştı. "Uzun hikâye. bu gece ona fazla bir şey kazandırmamıştı. ona bezgin bir ifadeyle baktı. "Büyükelçiliği arayalım." Langdon bir kez daha. Louvre'dayken Fache'nin kendisini tutuklamasına izin vermenin daha iyi olacağını düşünüyordu. yoldan çıkmamız gerekiyor." "Bizimle buluşmak mı?" Sophie dönüp. Artık daha karanlık olan sanayi mahallesinde ilerliyorlardı." Langdon." "Tanıdıkların olmalı. "Robert. geçici sığınma hakkı isteseydin bu olabilirdi ama onlardan Fransız emniyet güçlerine karşı harekete geçmelerini nasıl istersin?" Başını iki yana salladı." Langdon. Neden?" "Kredi kartın yok mu?" "Elbette var. Sabaha karşı 02.kabul edildiği. "Ama bu arabada kalırsan beş dakika geçmeden enseleniriz.demek başka bir araba çalacağız. bir o kadar garip bir zamanı gösteriyordu. "Ne yapacaksın?" Sophie SmartCar'ı adacığa doğru sürdü. ona deliymiş gibi bakıyordu. Birkaç euro. Sophie sola döndükten kısa bir süre sonra Langdon nerede olduklarını anladı. "Büyükelçiliğini şimdi ararsan sana başını daha fazla belaya sokman kaçınmanı ve Fache'ye teslim olmanı söyleyeceklerdir. "Güven bana. Fache onları kontrol edecektir. sen hayal görüyorsun. "En ufak bir çağrışım bile yapmıyor. "Yanında ne kadar nakit var?" Langdon cüzdanına baktı. Langdon onun bir plan yaptığını sezmişti.duruyordu. Ardından bir mahkeme yapılması için diplomatik kanalları kullanacaklarına izin verecekler. Bileğine bakıp SmartCar'ı geniş adacığın etrafından döndüren Sophie. Fransız hükümetinden kaçan birine yardım etmek olur." "Fache telefonumu araştırıp." Sophie. iş arkadaşlarımla konuşacaktır. öyle değil mi?" Langdon kaşlarını çattı. ona bakıp çabucak gülümsedikten sonra." dedi. Langdon ceketinin kolunu aşağı çekerken. Bizi alması için birini göndermeleri. Güven duygusu. Gare Saint-Lazare. hiç tepki vermedi. Şimdi ise Mickey her gün. Fransa'nın en geniş adacığıyla çevrelenmiş Arc de Triomphe -Napoleon'un askeri gücünü övmek için yapılan elli metrelik anıt. biçim ve renk büyüsüyle ilk olarak Disney animasyonları sayesinde tanışmıştı." Langdon hasretle Ritz'deki konforlu odasını düşündü. "Öyle olduğunu tahmin edebiliyorum." "Pekâlâ. Önlerinde duran cam çatılı tren istasyonu. Champ-Elysées'nin bitiminde. "Paris Amerikan Üniversitesi'ndeki ev sahiplerime ne dersin?" "Anlaşılır. Eğer büyükelçiliğine gidip. Büyükelçiliğinin kendi arazisi dışında hiçbir yetkisi yok." Sophie." Sophie gaza basarken." dedi." Sophie dikiz aynasını kontrol etti. "Hiç fikrin yok. kuzeye doğru yol aldı. uçak hangarıyla bir seranın garip uzantısını andırıyordu." diye cevap verdi. "İlginç bir saat. İki yeşil ışığı güç bela yakaladıktan sonra üçüncü kavşağa ulaştı ve Malesherbes Bulvarı'na doğru keskin bir sağ dönüş yaptı. Ceketinin kolunu geriye sıyırarak saatine baktı -onuncu yaş gününde ebeveynlerinin armağan ettiği. çünkü kimlik soruyorlar. adacıktan ayrıldı ve şehir merkezinden uzağa. Ama o anda Mickey'nin kolları garip bir açı yaparak. Ama seçenekler arasında olmadığı gayet açıktı. Benim tanıdıklarım tehlikeli olur.

ABD Büyükelçiliği'ne giden bir buçuk kilometrelik yolculuk. Opus Dei'nin son zamanlarda halkla ilişkilerde kazandığı başarıyı -New York'taki Dünya Merkezi'nin tamamlanması. "Neler oldu?" diye sordu." Langdon onun yanından aceleyle koşuşturdu. Vatikan beş ay önce telefon ederek. Aringarosa gizemli çağrının. Çoğu muhafazakâr papaz gibi.Avrupa'daki tren istasyonlarına hiç uymuyordu. istemeden de olsa daveti kabul etmekten başka çaresi yoktu. Langdon henüz neler olduğunu sormaya fırsat bulamadan. Aringarosa. Papa gizem perdesini kapalı tutmak için elinden geleni yapmıştı. "Haydi. Aringarosa’nın derhal Roma’ya gelmesini buyurmuştu.Hayatımın o uzun gecesiydi. Opus Dei binası için. Taksi şoförü başını salladıktan sonra Langdon’ın şaşkın bakışları altında arabaya onları almadan uzaklaştı. Görülmemiş bir liberal olan Papa Cenapları. Aringarosa siyah cüppesini eteklerinden toplayarak arka koltuğa bindi ve Castel Gandolfo'ya giden uzun yolculuk için yerine iyice yerleşti Beş ay önce yaptığı yolculuğun bîr benzeri olacaktı. Papa ile danışmanlarını. Sophie arabadan inmişti. arabanın üstüne hedef tahtası resmi çizmek gibi bir şeydi. artık tam anlamıyla Paris'ten kaçma operasyonuna dönüşmüştü. kaldırımda Sophie'nin yanına giden Langdon. Aringarosa daha çok bir güvenlik meselesi olduğunu düşünüyordu. Sırt çantalı çocuklar istasyondan çıkıp adeta hangi şehirde olduklarını hatırlamaya çalışıyormuş gibi gözlerini ovuştururken. Tanrı’nın yasalarını yeniden yazabileceğine ve gerçek Katolikliğin gerektirdiklerinin modern dünyaya ters düştüğüne inananların kalplerini yeniden kazanacağına inanacak kadar küstah olmasından korkuyordu. yeni Papa'nın makama geldiği ilk yılı derin kaygıyla izlemişti. Bu saatte bile ana girişin yanında yaklaşık yarım düzine taksi bekliyordu. kilisenin kurallarını yumuşatmanın sadakatsizlik ve korkaklıkla kalmayıp aynı zamanda siyasi bir intihar olacağına ikna etmek için. en yüksek rütbeli papaz için bile. Papalık misyonunun "Vatikan doktrinlerini çağdaşlaştırmak ve Katolikliği üçüncü bin yıla hazırlamak" olduğunu ilan ediyordu. modern manzarayla yüce bir şekilde bağdaşan parlak feneri" diye bahsetmişti ve son zamanlarda Vatikan "modern" kelimesini içeren her şeye karşı yakınlık duyuyor gibi görünüyordu. Langdon arabadan indiğinde Sophie'nin taksi şoförüne bir tomar para verdiğini gördü. Vatikan arabaları artık az gösterişliydiler ve genellikle işaret taşımıyorlardı. Paris'ten ayrılan ilk trene iki bilet alacağız. Taksi uzaklaşırken. Sophie tren istasyonu girişine doğru ilerlemeye başlamıştı bile. Kilise . Hiçbir açıklama yapmamışlardı.Biletlerin havaalanında.O günler geride kaldı. Dünya çılgına dönmüştü ve Avrupa'nın pek çok yerinde Hazreti İsa'yı sevdiğini ilan etmek.kutlamak amacıyla Papa ile diğer Vatikan yetkililerinin fotoğraflarının çekilebileceğini düşünmüştü. küçük ve gösterişsiz siyah bir Fiat sedanla gelmişti Aringarosa. tüm siyasi nüfuzunu -Opus Dei'nin seçmenleriyle banka hesabının miktarı düşünüldüğünde oldukça büyük sayılırdı. Yolun ilerisinde bir çift ve şehir polisi. mevcut Papalık yönetiminin bir hayranı sayılmayan Aringarosa. sandviç satan satıcılar el arabalarını sürüyorlardı. diye düşündü. Vatikan bunun daha iyi hizmet verebilmek için masraflardan kısmak niyetiyle yapıldığını söylese de. Daha sonra ise beklenmedik bir anda iktidara geldiği için mütevazı olacağı yerde. Aringarosa. Kardinaller Meclisi'nden sürekli liberal destek alan Papa. Aringarosa'nın. üzerinde Papa'nın mührünü taşıyan bayraklar ve madalyonlarla süslü. 34 Piskopos Aringarosa’yı Leonardo da Vinci Uluslararası Havaalanı'ndan alan şoför. yolunu şaşırmış turistlere yön tarif ediyordu. Vatikan tarihindeki en tartışmalı ve alışılmadık kardinaller meclisi sayesinde Papalığa atanmıştı. tüm Vatikan araçlarının.kullanıyordu. Geçen yıl Roma'ya yaptığım yolculuk. söylediği sözlerle bu adamın. büyük lüks arabalardan oluştuğu günleri hatırladı. "Katolikliğin. Langdon bu fikirden gittikçe daha az hoşlanıyordu. Sophie SmartCar'ını taksilerin arkasına çekip yolun karşı tarafındaki park alanı yerine kırmızı bölgeye park etti. Önlerinde duran taksinin penceresine koştu ve şoförle konuşmaya başladı.Architectural Digest. Hıristiyanlığın en yüksek makamıyla ilgisi olan tüm bilekleri bükmekte hiç vakit kaybetmemişti.

kilise de gittikçe yumuşuyor. bu coşku verici uçurum sahnesinin etkisini artıran etkileyici bir mimarisi vardı.ev sahipliği yapıyordu. Aringarosa. İddia edildiğine göre Papa'nın kıdemli çalışanları da burada özel toplantılar düzenliyorlardı. "Efendim?" Bu gece yine o tartışmayı açmamak düşüncesiyle Aringarosa konuyu kapattı. ona tuhaf bir biçimde baktı. diye ısrar etmişti. Bilimle inancı kaynaştırmanın mantığı ne olabilirdi ki? Tanrı inancı taşıyan bir adam. Taviz vermeden ona değerleri öğretmek yerine. . Garaj yolundan bakıldığında Gandolfo.sırtlarını sıvazlayıp şımartmasına değil. Aringarosa insanların kilisenin yol göstermesine ihtiyacı var.. "Kuyruk ne zaman köpeği sallamaya başladı?" Rahip. genç rahibe. Aylar önce o gece. Bir gökbilimciyim. yirmi beş binden fazla eser bulunduğunu duymuştu. Papa'nın yazlıkevi olmasının yanı sıra. Aringarosa. AS TRO NOM İ KÜTÜ PHAN ESİ Aringarosa burada Vatikan Astronomi Kütüphanesi Copernicus. bilimle tarafsız uğraşamazdı.” Papanın yazlık evi mi? Aringarosa daha önce oraya hiç gitmemiş ve gitmek de istememişti. turistlere astrofizik dersleri vermeye bir şekilde vakit bulduğunu düşünmek onu şaşırtmıştı. intihar atlayışı yapmayı düşünen devasa bir taş canavara benziyordu. doğru yoldan sapan bir kültüre ayak uydurmaya çalınıyordu." diye yanıtlamıştı. Kepler. Bir zamanların bu mağrur yapısını adeta.. diye düşündü.yine de geldik işte . İmanın ise fîziksel olarak teyit edilmesine gerek yoktu. Gandolfo'nun silueti bile görülecek bir manzaraydı. "Hoş geldiniz piskopos.kanunlarını bir önceki yumuşatma girişiminin -2. ev sahibinin peşinden şatonun antresine girdi. Newton ve Secchi'nin nadir bulunan çalışmaları da dahil olmak üzere. Ben Peder Mangano. Galileo. Aringarosa arabadan indiği sırada bir Cizvit rahibi koşuşturarak.Vatikan Şehri sınırları içinde yapmak istemedikleri toplantıları. şımarık çocuklarının kaprislerine boyun eğen üşengeç ebeveynler gibi. Vatikan fiyaskosu.. "Söylesene. karşılamak için yanına geldi. Aringarosa şimdi. "Alban Dağları'na. "Nereye gidiyoruz?" diye sormuştu.. Yıldızlarla kasım gökyüzüne doğru yükselen Castel Gandolfo alanına girdiğinde. Rönesans sanatıyla astronomi görüntülerinin zevksiz karışımından oluşan geniş ve açık bir alan.geriye zarar verici bir miras bıraktığını hatırlatıyordu: Artık kiliseye gelenlerin sayısı her zamankinden daha düşüktü. Vatikan'ın bilimle uğraşmasını bir türlü içine sindirememişti. Uçurumun tam kenarına inşa edilmiş şato. derslikler ve turist bilgilendirme hizmetlerine ait işaretler gördü. komik şapka giymiş gururlu bir savaşçı konumuna düşürmüşlerdi. Vatikan'ın her seferinde ruhani gelişim için mantıklı rehberlik hizmetinden geri kalıp. Avrupa'daki en gelişmiş astronomigözlemevlerinden biri olan Specula Vaticana'ya -Vatikan Rasathanesi. Üst kattaki geniş koridor oldukça lüks döşenmişti ve pirinç tabelalı kapıların bulunduğu yöne doğru ilerliyordu. İtalyan medeniyetinin beşiğine doğru eğilmişti. "Toplantınız Castel Gandolfo'da. Vatikan delirmiş . Adam. Vatin Şehri yerine doğudaki dolambaçlı bir dağ yoluna gittiklerini görünce Şoförüne. Roma'yı kurmadan önce Curiazi ile Orazi kabilelerinin uzun zaman savaştıkları vadi. On altıncı yüzyıldan kalma hisar." Ne kadar iyi. Vatikan'ın bina çatısına iki dev alüminyum teleskop kubbesi yerleştirerek«mahvettiğini görmekten üzüntü duyuyordu." dedi. Aringarosa homurdanarak onu selamladıktan sonra. Kendisine eşlik eden rahibi traverten merdivenlerde takip eden Aringarosa konferans salonları. Fiat havaalanından ayrılırken Aringarosa. bağışlar sıfırı tüketmek üzereydi ve kiliselere atayacak yeterli sayıda Katolik papaz yoktu.

dolu büyük bir ambardan ibaretti. Gerçekten kaçtıklarını Langdon ancak.Bundan altı ay sonra! diye düşünmüştü. Listenin en üstünde şöyle yazıyordu: LILLE-HIZLI TREN. ne yapacağını bilmediğin bir anahtar bulman için bunca zahmete girmesi. Langdon. Önlerinde on altı farklı peron ayrımı uzanıyordu. 35 Gare Saint-Lazare'ın içi. Sophie. taksi şoförüne sadece şehir dışına çıkmasını söylemişti. "Keşke daha erken hareket etseydi. Her zamanki müdavimleriyle -mukavva kutular taşıyan evsizler.59 olduğunu gördü.Tanrı yardımcımız olsun! Şimdi Fiat'ta oturmakta olan Piskopos Aringarosa. onu Lille yolcularının trene binmeleri için son çağrının yapıldığı peronların bulunduğu yöne doğru götürdü. Sonunda yan kapıdan istasyonun batı tarafındaki sessiz sokağa çıkmışlardı. içeride duyacağı haberi ya da harekete geçireceği olaylar zincirini kesinlikle tahmin etmiyordu. "Ama Lille işimizi görür. Sophie Neveu'ya yetişmeye çalışmaktan vazgeçti. Aralıklı sokak lambalarının ışığında tarikat mührü dışında hiçbir işarete rastlayamadı. Bu manzarayı. Sağ taraftaki camdan Montmarte'yi ve Sacré-Coeur'un güzel kubbesini görebiliyordu. onun çenesini sıktığını gördüğünde.Öğretmen beni neden aramadı? Silas şu ana kadar kilit taşına ulaşmış olmalıydı. ama Sophie. o toplantıyı düşünürken yumruklarını sıktığını fark etti." Daha erken mi? Langdon saatine baktığında 02. yüzüğündeki mor ametist taşa bakarak meditasyon yaptı." dedi." "Kesinlikle. gece boyunca açık bir kafeteryanın önünden geçtiler. sırt çantalarının üstünde uyuyup MP3 çalarlarını dinleyen gözleri çapaklanmış kolej öğrencileri ve sigara içen mavi üniformalı hademeler. Avrupa'daki diğer tren istasyonlarına benziyordu. Siyah beyaz kutucuklar bilgi yenilendikçe dönerek değişiyordu. Langdon derin bir nefes aldı.Yetmiş doları çok güzel harcadık.. kötü olaylara dair imalar yerine oturmaya başlamıştı. Langdon'ı kolundan tutup tam ters istikamete sürüklemeye başlamıştı bile. Taksi istasyondan uzaklaşırken Sophie yeni satın aldıkları biletleri çıkartarak yırttı. Kredi kartını kullanarak Lille'e iki bilet aldı ve Sophie'ye uzattı. Sophie." dedi. Piskoposluk arması işlenmiş yüzüğünün elmasların dokusunu hissederek. Langdon. Sonunda. onun ardından bindi. Fiat dağlara tırmandıkça." "Sana katılıyorum. Sağ taraftaki üçüncü peronda Lille treni ayrılmak üzere düdüğünü öttürüyordu. taksi Rue de Clichy'den kuzeye giden düz bir yola çıktıktan sonra anlamıştı. Tren yedi dakika sonra hareket edecekti ve henüz biletlerini bile almamışlardı. Bir taksi tek başına kapının önünde bekliyordu. kendi kendine bu yüzüğün yakında sahip olacağı güçten çok daha küçük bir gücün sembolü olduğunu hatırlattı. her şey yolunda gidecek.. Sinirlerini yatıştırmaya çalışan piskopos. Anahtarın nerede yapıldığını belirten herhangi bir işaret bulmak amacıyla gözlerine yaklaştırdı. Yumruğunu gevşetip. Hızla yan taraftaki lobiye dönerek. "Kredi kartınla bize iki bilet al. Sophie. Sophie'yi görünce farlarını yakıp söndürdü." dedi. Langdon haç şeklindeki anahtarı cama tutarak yeniden incelemeye koyuldu. kendi kendine. "Hiçbir anlam ifade etmiyor. Bir saat sonra toplantıdan sendeleyerek çıkarken. Langdon'ı bilet gişesine doğru sürükleyerek.03. Sirenler uzaklaşana kadar Langdon ile Sophie başlarını aşağı eğdiler. yavaşça derin bir nefes aldı ve kaslarını gevşetti. "Kredi kartı harcamalarının takip edildiğini sanıyordum." .06 Sophie." Langdon.Kapıya yaklaşan Piskopos Aringarosa. Sophie başını kaldırıp yukarıda asılı duran sefer tablosuna baktı. karşı istikametten geçen polis arabasının ışıkları böldü. dedi. Sophie arka koltuğa atladı. "Hangi kısmı?" "Büyükbabanın. Şoför. bir sonraki adımı hesapladığını sezinlemişti. Yine de cep telefonunun çalmasını diliyordu.

haçın üzerindeki pürüzsüz yüzeye baktı. Sophie ile Langdon’ın onu nasıl etkisiz hale getirdiklerini anlatırken Bezu Fache ateş püskürüyordu. "Anlamadım?" "Sanki birisi buna temizleyici sıvı sürmüş gibi..." "Neden?" "Tuvalet ispirtosu gibi kokuyor.. "Robert. "Ne?" Anahtarı ışığa tutarak." Langdon durdu. Bir yazı görünüyordu." "Yem olabilir."Amerikalı turisti biraz şaşırtabiliriz." Langdon anahtarı burnuna götürerek kokladı. Hiçbir şey. ona döndü. "Sanırım ispirto kokusunun nereden geldiğini biliyoruz. bir sonraki istasyonu uyar." Şimdi üçgen gövdenin kör ucuna bakmakta olan Langdon kaşlarını çattı. alkol bazlı. "Evet. 24 Rue Haxo Bir adres! Büyükbabam bir adres yazmış! Langdon. "Olur mu?" Sophie kaşlarını çattı. sanki ıslakmış gibi. Bazı yerlerde parıldıyordu. her ihtimale karşı . Langdon gülümseyerek." Arka tarafı virdi. Hepsi bu kadar. Aklına daha az sakıncalı yollar da geliyordu bu gece fazla seçici davranamayacaktı. Tarikat mührünü gördüm. 24 Rue Haxo'da ne bulabileceklerini tahmin etmeye çalıştı. bir temizleyiciyle ya da.Tablonun arkasında başka bir şey yazmadığına emin misin?" Her yeri aradım. "Cebine atmadan önce bu anahtarın arkasına ne kadar iyi baktın?" "Ne? İyi bakmadım.Bir kilise mi? Bir çeşit tarikat merkezi mi? Aklına tekrar on yıl önce bodrum katında tanık olduğu gizli ayin görüntüleri geldi ve içini çekti. "Pekâlâ.. "Evet." Sophie anahtarın arkasındaki mor yazıya hayretle bakıyordu. "Yüzbaşım şimdi öğrendim." Durdu taksi batıya doğru hızla yol alırken gözlerini ona dikmişti. Acele ediyordum. Gözlerini kısarak anahtarı yaklaştırdı ve baş kısmın keti. Şoför. Bu anahtar tablonun arkasına sıkıştırılmıştı. Yeniden anahtara bakan Sophie. ona döndü. "Connaissez-vous la Rue Haxo? ”*diye sordu. Langdon feneri eline alıp açtı ve ışığı anahtarın arka tarafına tuttu. Tekrar öne doğru eğildi ve taksi şoförüne heyecanla. Tren istasyonuna gitmiş. sana anlatacağım çok şey var. ona Fransızca. Orada da bir şey yoktu. cebime attım ve sonra çıktık. İki bilet almış." Fache plan yaparken içini çekti. Memur Grouard'ı başından savarak Collet'i yakındaki küçük odaya çekti ve en alçak sesiyle konuşmaya başladı. "En çabuk Bois de Boulogne'den gideriz. "Ama önce bana Sion tarikatı hakkında bildiğin her şeyi anlatmanı istiyorum." Sophie. UV feneri çıkardı." Fache. "Oui." "Büyükelçiliğe ulaşmış mı?" "Hayır." dedi. şoförden onları hemen oraya götürmesini istedi. "Siyah ışık hâlâ yanında mı?" Sophie elini cebine sokarak." 36 Louvre güvenliğinden Grouard Devlet Salonu'nun önünde. Sophie'nin hiç fikri yoktu." Langdon. Şoför kısa bir süre düşündükten sonra başını salladı. "Sanırım bu anahtar yakın zaman önce temizlenmiş. Tren az önce hareket etmiş. Sophie'ye bu adresin. Sophie. "Hangi yöne gitmişler?" "Lille. "Diğer tarafta daha keskin. dedi. Aceleyle yazılmıştı ama okunuyordu. "Nerede burası?" diye sordu. Anahtarın arka tarafı hemen renklenmişti. Paris'in batı tarafındaki dış mahallerinde bulunan tenis stadyumuna yakın olduğunu söyledi. Ajan Neveu’nun arabasının yerini tespit etmişler. Lanet tabloya neden ateş etmedin! "Yüzbaşım?" Komuta odasının bulunduğu yönden atılan Teğmen Collet'nin sesi duyuldu.

" Collet dışarı çıktı." "Elbette onun peşindeyim!" diye parladı Fache. Kafesi hemen ve sıkı kapat. . otellere ve bankalara Sophie ile Langdon’ın fotoğraflarını fakslamak onları kapana kıstıracaktı." "Güzel. Bu övgü dolu sözlere rağmen. arkadaşları. hiçbir yerde saklanamayacak ve tanınmadan nakit para çekemeyeceklerdi. İlk saat çok önemliydi. Barınak. Arabasını olduğu yerde bırakın ve geri dönmeleri ihtimaline karşı sivil polisler yerleştirin. kadın. Firariler genellikle sokaklarda panikler ve aptalca bir şey yaparlardı. anlatacağı efsane için aklına daha uygunsuz bir yer gelmiyordu. Çaresizlikle bir banka kartı kullanmak gibi. Yaya kaçma ihtimaline karşı istasyon civarındaki sokakları aramaları için adam gönderin. insanın ağıza alınmayan en derin tutkularını gerçekleştirmek için dünyevi zevkler sunan pırıltılı kiralık vücutlarla dolardı. Tanrım bana yardım et! Langdon bakışlarını taksinin içine çevirerek derin bir nefes aldı. Langdon başını sallarken. 37 Bois de Boulogne. Sophie. Ben de Interpol'ü arayacağım. Kutsal Üçlü. öyle değil mi?" diye sordu. O bizim ajanımız." "Peki efendim. ailesi. Geceleri ormanın rüzgârlı patikaları. aslında kadın olmadığını gösteriyordu. "Sophie Neveu'nun peşinde olamazsınız.. Kardeşlik w bin yıldan daha eskiydi. parlayan piramidin yansımaları havuzda dalgalanıyordu. Paris'teki seyahat acentelerine. şehirden kaçamayacak. sapıklarla fetişistler için bir Araf gibiydi. "Tüm teşkilata haber verecek misiniz?” Fache duyacağı mahcubiyete üzülüyor. erkek ve arada kalan diğerleri. Nereden başlayacağını düşündü. Her zaman aynı şeylere ihtiyaç duyarlardı. Kaçakların firar ettikten sonraki ilk saat yapacakları tahmin edilebilirdi. Sion Tarikatı hakkında Sophie'ye anlatacaklarını aklında toparlarken. ihanet ve hatta öfkeli bir Papa merhametsiz işkenceleriyle dolu bir tarih. Interpol'ün uygulayacağı baskıdan eğitimli bir ajan bile kolay kurtulmazdı. Yanındaki dev gibi sarışın kadın mini eteğini kaldırarak. Collet." dedi. Hangi hatayı yaparlarsa yapsınlar. Bosch'un aynı isimli tablosunu gören herkes kinayeyi anlıyordu. Interpol'ün üçünü birden göz açıp kapayıncaya kadar yapacak gücü vardı.treni durdurup arasınlar. Tren istasyonuna git ve takımı koordine et. "Sadece Langdon . Araba çalmak gibi.Yolculuk. "Bana Sion Tarikatı'nı anlat. Pencerenin dışında. sadece Langdon'ı yakalamak ne işimize yarar? Neveu'nun personel dosyasını incelemeyi düşünüyorum. şantaj. Nakit.Ellerimin arasından kaçıverdiler. Bakın bakalım herhangi bir şey görmüşler mi? Daha sonra taksi şirketiyle temas kurup eşkallerini bildirin. sırlar. ama başka çare göremiyordu. Kadın bir kriptografla bir öğretmen mi? Şafak sökmeden yakayı ele verirlerdi. Şoförleri sorgulayın. İlerideki iki üstsüz ergen kız. İstasyondan kalkan otobüs var mı?" "Bu saatte yok efendim. bindikleri taksi parkın ağaçlı girişinden geçip. Kendini sakin olmaya davet etti. Arkalarında duran iyice yağlanmış tanga külotlu adam arkasını dönüp kalçalarını gerdi. Dizginler sende ama benimle konuşmadan harekete geçme. orman gibi resim de karanlık ve sapkındı.. yardımını isteyebileceği herhangi birini. gerçek bunun tam tersiydi. Langdon. diye bilinen ormanlık parkın pek çok ismi vardı ama Paris'in eskileri ona "Dünyevi Zevkler Bahçesi" derlerdi. yetkililerin yerlerini saptamasını kolaylaştırırlardı. taksiye gözleri yuvalarından fırlayarak baktılar. Sadece taksiler var.. Parkın gece müdavimleri gölgeler arasından sıyrılıp." Collet şaşkın görünüyordu. Orada ne yaptığını sandığını bilmiyorum ama ona işinden daha fazlasına mal olacak!" "Benim telefon başında mı olmamı istersiniz yoksa takipte mi?" "Takipte ol. "Sophie onun tüm pis işlerini yaparken.. tanıdıkları. mallarını farların ışığında sergilerken Langdon dikkatini toplamakta güçlük çekiyordu. kaldırım taşlarının üzerinden batıya yöneliyordu. Küçük odada dururken Fache kendini gergin hissediyordu. Dükkân soymak gibi.

Son zamanlarda Langdon."Sion Tarikatı.. "Şehri fethetmesinin hemen ardından. dünyadaki herkesin en azından ismen Tapmak Şövalyeleri'ni duyduğunu biliyordu. Bu belgelerin.. Sophie sıkılmışa benziyordu. Hazineyi mabetten alarak Avrupa'ya götürmüşlerdi ve orada nüfuzları bir gecede artmıştı. gerekse siyasi güç bakımından inanılmaz bir hızla büyümüşler ve bir düzineden fazla ülkede sayısız mülk edinmişlerdi. gerek siyasi anlamda tüm krallıklardan ve piskopos hıklardan bağımsız özerk bir ordu. gerçeklerin. Öldükten sonra sırrının kaybolacağı endişesiyle.. onları." Ortak bir yanlış yargı. Şövalyeler'in Vatikan'a şantaj yapıp yapmadığını ya da Kilise'nin onlara sus payı verip vermediğini kimse bilmiyordu ama Papa II." Langdon. Sophie'ye Tapınak Şövalyelerinin kabul edilen tarihim akademik bir dille anlatarak. . tapınağın altındaki belgeleri ele geçirmekti. ne kadar vakit alırsa alsın bu belgelerin tapmağın altından kurtarmaya ve sonsuza dek korumaya yemin etti. İsa zamanından beri ailesinin sakladığı bir sırra. çünkü Komplo teorileriyle dolu imalı soru yağmurlarına tutuluyordu.. Innocent hemen Tapınak Şövalyeleri'ne sınırsız güç veren bir Papalık bildirgesi yayınlamış ve onların "kendilerine münhasır yasalara tabi olduklarını" ilan etmişti gerek dini. Yahudi inanışının temelinde bu yatıyordu. Maaş almadıkları ve fakirlik yemini ettikleri halde. ama tüm akademisyenler şu konuda hemfikirler: Şövalyeler yıkıntıların altındabir şey buldular. Langdon barınmak için seçtikleri yerin tuhaflığının tesadüf olmadığını açıkladı. İflas eden soylulara kredi sağlayıp." Sophie duyduğu ismi hatırlayınca başını kaldırıp şaşkınlıkla baktı.099 yılında Kudüs'te Fransız kralı Godefroi de Bouillon tarafından kuruldu" Sophie gözlerini ondan ayırmadan başını salladı. ona bir göz attı." "Peki bulmuşlar mı?" Langdon sırıttı. Tapınakçılar görevlerini. bulanık bir dünyaydı." diye başladı. Kutsal Topraklar'daki asıl amaçları. "Bunu kimse tam olarak bilmiyor. Langdon verdiği seminerlerden. Godefroi'nin güçlü sırrını teyit ettiğine ve kilisenin bu tehlikeli sırrı ele geçirmek için her şeyi yapacağına inandılar." Langdon durdu. Şövalyeler. Akademisyenler için Tapınakçılar'ın tarihi. Baldwin'e orada bulunma sebeplerinin yoldan geçen hacıları korumak olduğunu söylediklerini açıkladı. "Yani Tapmak Şövalyeleri'nin. belgeleri yıkıntılar arasından kurtarmak için askeri bir kuvvet oluşturdu -İsa'nın Fakir Şövalyeleri ve Süleyman Mabedi Tarikatı isminde dokuz şövalyeden oluşan. hacıları korumak kisvesi altında yürütüyorlardı. Tarikat. "Ve sen onların bir şey keşfettiğini söylemiştin. Şövalyeler kraldan barınacak yer ve tapınağın altındaki ahırlarda kalmak için izin istemişlerdi." Langdon. hayal edilebilenin çok ötesinde zengin ve güçlü kılan bir şey.. Kudsülakdas'ın. Şövalyeler yaklaşık on yıl yıkıntılar arasında yaşamış ve büyük bir gizlilik içinde kazı yapmışlardı. gizli bir kardeşlik kurdu Sion Tarikatı ve onlara sırrını nesilden nesile gizlice aktararak koruma görevini verdi. ilmin ve yanlış bilginin salt gerçeği içinden ayıklanamayacak kadar iç içe geçmiş. karşılığında faiz alarak modern bankacılığı oturtmuşlar ve . bir zamanlar Süleyman Mabedi'nin bulunduğu yerin üstüne inşa edilmiş Herod Tapınağı'nın yıkıntıları altına gömülü gizli belgeleri öğrendiler. gizli örgeleri kurtarmak için Sion Tarikatı tarafından mı kurulduğunu söylüyorsun? Ben Tapınakçılar'ın Kutsal Topraklar'ı korumak için oluşturulduğunu sanıyordum. Tarikat Kudüs'te bulunduğu zaman boyunca. Sophie. gerek sayı. yani Tanrı’nın bizzat oturduğuna inanılan kutsal odanın altında." diyerek kazıların dokuz yıl sürmesinin sebebini ve Şövalyeler'in sonunda aradıklarını bulduklarını açıkladı." Sophie'nin bakışlarından tam anlayamadığı belli oluyordu. "Evet elbette keşfettiler.. 'Tarikat. böylece gerçek asla yok olmayacaktı. Tapınak Şövalyeleri'nden bahsetmekten bile çekiniyordu. Vatikan'dan yeni aldıkları kayıtsız şartsız salahiyetle Tapınak Şövalyeleri. "İddialara göre Kral Godefroi çok güçlü bir sırra sahipti. Kral Baldwin askerlerin isteğini kabul etmiş ve Şövalyeler harap tapınakta zor şartlar altında yaşamaya başlamışlardı. "Daha çok Tapınak Şövalyeleri ismiyle bilinirler.bir gruptu. tarikatın aradığı belgelerin yıkıntılar altında gömülü olduğuna inanıyorlardı. İkinci Haçlı Seferleri sırasında Şövalyeler'in Kutsal Topraklar'daki durumunu ve Kral II.

çarmıhı karalamak. Sangreal kelimesinin gerçek manasıdır. onun gücü ve açıkladığı sırrın tümü tek bir isimle biliniyor. 1300'lere gelindiğinde Vatikan'ın sağladığı ayrıcalıklar Şövalyeler'in o kadar fazla güç kazanmasına yardımcı olmuştu ki. "Bu sırrın cevabını sadece Sion Tarikatı biliyor. merhametsizce işkence görmüş ve günahkâr oldukları gerekçesiyle yakılmıştı. Clement'in sahte suçlamalarına ve onları silip süpürmek için gösterdiği çabalara rağmen Şövalyeler'in güçlü ittifakları vardı ve içlerinden bazıları Vatikan'ın temizlik operasyonundan bulmayı başardılar. Aslında." 38 Sophie taksinin arka koltuğunda Langdon'ı baştan aşağı inceledi. Clement'in sinsi operasyonu saat gibi işlemişti.zenginlikleriyle nüfuzlarını kat kat arttırmışlardı. Belgeler." Langdon gülümsedi." "Sangreal mi? Fransızcadaki sang ya da İspanyolcadaki sangre kelimesiyle bir ilgisi var mı? Yani kan?" Langdon başını salladı. Çok az gizem tarihçilerin Sangreal kadar ilgisini çekmiştir. "Kutsal Kâse. ama unutulmaması gereken en önemli şey. O gün sayısız Şövalye yakalanmış." "Belgeler nereye gitti?" Langdon omuzlarını silkti. "Sophie. CIA'e taş çıkartacak askeri bir hileyle. Papa V. Clement bir şeyler yapılması gerektiğine karar vermişti.Şaka yapıyor. Tapınakçılar'ın gücünün temelini oluşturan belgelerden oluşan hazinesi Clement'in asıl hedefiydi. Deyim. tarikat talimatlara uyarak gece vakti belgeleri Paris'ten. "Sadece ondan 'Kutsal Kâse' diye bahsedilmesine alışkınsın. aynı anda açacakları mühürlü emir mektupları yollamıştı. yerlerinin defalarca değiştirildiğine ve tekrar saklandığına inanılıyor. homoseksüellik." Sophie şüpheyle bakıyordu. Yıllar içinde bir başka deyişe dönüşmüştür. Sophie aklı karışmış bir ifadeyle bakıyordu. ama onu elinden kaçırdı. Böylece sahip oldukları sırrın idaresi Vatikan'a geçecekti.Sangreal kelimesi çok eski bir kelimedir. Philippe ile işbirliği yapan Papa. Belgeler uzun zaman önce Tapınakçılar'ın gölge mimarlarına teslim edilmişti. tarikat muhafızlarının gerçeği açıklamak için tarihteki doğru anı bekliyor oldukları.. Ve sonra da iki . "Bin yıl devam etti. "Efsanenin anlaşılması güç. farklı isimler altında. Tapınakçılar'ın La Rochelle deki gemilerine kaçırdı. Hakkında yüzlerce kitap yazıldı. tüm Avrupa'daki askerlerinin 13 Ekim 1307 Cuma günü. Ayın on üçünde şafak sökerken mühürler açılmış ve içindeki dehşet ortaya çıkmıştı. günümüzde bile ayın on üçüne gelen cuma günleri uğursuz sayılıyordu. o kadar. Belgeler bugün bile tartışmalara ve spekülasyonlara yol açtığından. Papa Clement'ten Şövalyeler'i yakalayarak dünyayı onlardan temizlemesini ve Tanrı'ya karşı işledikleri suçu itiraf edinceye kadar işkence etmesini istemişti. Bu trajedinin yankıları modern zamana kadar gelmişti." Durdu." "Varlar." diye devam etti. Papa Clement. Fransa Kralı IV." "Hangi gerçeği? Hangi sır bu kadar güçlü olabilir?" Langdon derin bir nefes alarak. dünyada yaşayan herkes Sangreal'in hikâyesini biliyor. daha modern bir kelimeye. hemcinslerine düşkünlük ve Tanrı'ya küfreden diğer davranışlarından ötürü günahkâr oldukları konusunda uyardığını iddia etmişti. "Bu sırra ait efsaneler. Son zamanlardaki spekülasyonlara göre belgeler İngiltere'de bir yerde gizli. Sangreal'in bel kemiği kandı ama Sophie'nin anladığı şekilde değil. "Ben hiç duymadım. Sangreal. gölgelerden sıyrılan Paris manzarasına baktı. "Tapınak Şövalyeleri yok mu edildi? Ben Tapınak kardeşlerinin hâlâ var olduğunu sanıyordum. "Kutsal Kâse mi?" Langdon ciddi bir ifadeyle başını evet anlamında salladı." "Elbette duydun. yani Sion Tarikatı'na. Clement mektubunda Tanrı’nın kendisine şahsen göründüğünü ve Tapınak Şövalyelerinin şeytana tapmak. Vatikan yaklaştığında. Fransızcadaki Sangraal kelimesinden türeyerek Sangreal şeklini almış. Langdon. Onların gizlilik perdesi Vatikan katliamından kurtulmalarına yardımcı oldu. "Sana günümüzde kullanılan ismini söylediğimde." Sophie endişeli görünüyordu. Tanrı.. Tapınakçılar'ı ortadan kaldırıp hazinelerini ele geçirmek için dâhice bir plan hazırladı. bildiğini anlayacaksın.

ofisimin önünde insanlar aylarca gösteri yaparlar. "Ciddi olamazsın. Sophie şaşırıp kalacaktı." "Teabing hayatının büyük kısmını Kutsal Kâse üzerinde çalışarak geçirdi Onunla tanışmıştım.. "Sophie. Tüm kitap isimleri. Bu listedeki tüm isimler gibi Jonas. Kâğıtta." demişti. "Daha basit olamazdı. bu gece bize anlatmaya çalıştığı her şeyle mükemmel uyum sağlıyor." diye fısıldadı. "Ben Kutsal Kâse'nin birkadeh olduğunu düşünüyordum. ama Sangreal Belgeleri Kutsal Kâse hazinesinin sadece yarısı . Elindeki şarap kadehini bırakmış. Faukman listeyi incelerken.. En büyük ilhamı ondan aldım. Ama sen bana Sangreal'in bir çeşit karanlık sırrı açıklayan belgelerden oluştuğunu söyledin. Tanrı aşkına. Son Akşam Yemeği'nde İsa'nın içmek için kullandığı ve Arimatea'lı Yusuf’un çarmıha gerilen İsa'nın kanını doldurduğu kadeh olduğunu sanıyordu. Sophie dilbilimsel bağları hemen fark etmemiş olduğuna şaşırmıştı. başka bir şeyin.. Belgelerin Tapınak Şövalyeleri'ne bunca güç vermesinin nedeni.kelimeye bölünmüş. çok daha güçlü bir şeyin mecazi hali. Kâse efsanesinin -ayinde kullanılankadeh . son derece ikna edici. sayfalarda Kâse'nin gerçek tabiatının açıklanmasıydı. Birkaç ay önce üzerinde çalıştığı kitabın müsveddelerini editörüne verdiği zamanda adam aynı tepkiyi göstermişti "Bu çalışma neyi iddia ediyor?" Editörü neredeyse boğuluyordu." Kutsal Kâse. kimi yüzyıllar öncesine ait tanınmış tarihçilerin kitapları.." demişti. Geri kalanı Kâse ile birlikte gömülü. Sadece bir kadeh olması mantıklı geliyor mu? Eğer öyleyse...dâhice düşünülmüş bir alegori olduğunu iddia ediyorlar. ona nasıl anlatacağına karar veremiyordu. o da inananlardan biriydi. sen Harvard'lı bir tarihçisin hızla şöhret olmak isteyen bir popçu değil. Şimdiye dek hiçbir kitapta Kutsal Kâse efsanesi sembolik açıdan ele alınmadı. "O zaman nedir?" Langdon bu sorunun geleceğini tahmin etmesine rağmen. Ben sadece üzerine eklemeler yapıyorum. "Sion Tarikatı için Kutsal Kâse bir kâse değil. Langdon'ın yüzündeki sabırlı gülümsemeden onun aklının karışmasını anlayışla karşıladığını sezmişti Langdon'ın gözleri yine de ciddiyetini koruyordu..San Greal olmuş. Faukman'ın önüne." New York'un ünlü Editörü Jonas Faukman. Uzun zamandır mevcut. Cevabı tarihsel sıralamaya uygun biçim vermezse." Kelimeleri söylemeye dili varmayan Faukman yutkunmuştu.. diğerkutsal hazineler de aynı ya da daha büyük ilgi uyandırmalıydı -Dikenli Taç. Langdon'ın öne sürdüğü teoriyi destekliyordu. "Beni yanlış anlama. ve gerçek anlamını açıklıyorlar. "Bu yazarlardan bazılarınıtanıyorum . Bunun gibi bir teoriyi destekleyecek geçerli delilleri nereden bulmuş olabilirsin?" Langdon kendinden emin bir gülümsemeyle tüvit ceketinin cebinden bir kâğıt parçası çıkarmış ve Faukman'a uzatmıştı." dedi. Ama yine de Langdon'ın iddiaları onun için bir anlam ifade etmiyordu." "Evet. Çarmıhta kullanılan Gerçek Haç. gerçek tarihçiler!" Langdon sırıtmıştı. keçisakalını sinirli bir edayla kaşımıştı. Titulus. "Tanrım. elliden fazla başlık kaynak gösterilerek sıralanmıştı -kimi yeni. bu sadece benim teorim değil. Kâse efsanelere. "Bir yıl araştırma yapacak kadar ciddiyim. İngiliz Kraliyet Tarihçisi. dünyanın düz olduğunu henüz keşfetmiş bir adam gibi görünüyordu. Bunlar. "Peki Kutsal Kâse bir kadeh değilse. "Robert." Kâse'nin gerçek tabiatı mı? Sophie artık ipin ucunu iyice kaçırmıştı.Teoriyi desteklemek için bulduğum ikonografik delil.ama öyle değiller. çoğu en çok satan akademik kitaplardan olmak üzere. bu kitaplardan biri Sir Leigh Teabing tarafından yazılmış. ona küçük dilini yutturacak cinstendi. "Gördüğün gibi Jonas." diye sordu. Ayrıca senin ününü de zedeler. "Büyükbabanın kutsal dişilere yaptığı sembolik atıflar da dahil. "Kutsal Kâse insanlık tarihinde en çok aranan hazine olmuştur. Kutsal Kâse'nin." "Yani şimdi sen bana bu tarihçilerin hepsinin şeye inandığını. İsa'nın Kadehi. Langdon bir kez daha sırıtmıştı. Ama böylesi bir fikri yayınlayacak olursam.” Faukman hâlâ listeye bakıyordu." Ona doğru eğilen Langdon. Tarih boyunca aralarında en . "Kutsal Kâse. tabağında yarım kalan yemeğine bakarak. şey. meslek hayatı boyunca bazı tehlikeli kitaplar geldiğine hiç şüphe yoktu ama bu." Hâlâ emin olmayan Sophie. Faukman sonunda. savaşlara ve bitmek tükenmek bilmeyen sorulara neden oldu." Durdu. Senin çalışmalarına bayılıyorum ve birlikte çok iyi işler çıkardık. Kâse efsanesindeki ayinde kullanılankadeh . Sophie.

Silas kilit taşının saklı olduğu yeri bilen dört kişiyi öldürmekle kalmamış. Şoför taksiden çıkarken kollarını titreyerek başının üstüne ve geriye doğru birkaç adım attı. Alçak bir sesle. Silas tuzağa düşmüştü." dedi. Sen kullanacaksın. Taksi öne doğru sıçrarken tekerlekler uğuldadı. değil mi?" "Ben İncil'den bahsediyordum... Sophie arkasını dönüp. Titreyen taksi şoförü emre itaat edip arabayı durdurdu ve park etti Langdon taksi şirketinin ön konsoldan gelen metalik sesini duydu. "Et un Américain. Elleri hâlâ başının üstünde duran taksi şoförü küfredip duruyordu. Dışarıdaki birkaç fahişe. "Sanırım sihirli ormanımızı yeterince gördün. "Güzel. "Sophie!" diye hayretle bağırdı. "Sophie? Belki de sen. ezilmekten son anda kurtulmuştu. Arka koltuktaki Sophie. Kadınlardan biri telefonuyla bir numarayı arıyordu. bu teori neden bilinmiyor?" "Bu kitaplar yüzyıllar boyunca oluşan tarihle yarışamazlar. direksiyona geçti. silahı çekip şoförün ensesine dayamıştı." dedi. elini Langdon'ın tüvit ceketinin cebine daldırdı. Araba sallanarak yola çıktığında Sophie.Kandırıldım. özellikle de bu tarih tüm zamanların en çok satan kitabı tarafından onaylanmışsa.qui s'appelle Agent Sophie Neveu. "BanaHarry Potter'ın Kutsal Kâse'den bahsettiğini söylemeyeceksin." dedi." Başını salladı. Langdon.. "Arrétez! " diye emretti. Saint-Sulpice'deki rahibeyi de öldürmüştü." dedi. "Bunu biliyordum." Faukman hâlâ başını iki yana sallıyordu. "Descendez .." Sophie. Langdon debriyaja basarak vitesi. "Direksiyona geç. Langdon yerinden sıçradı. ne yapıyorsun?" Langdon gıcırdayan tekerlek seslerini bastırmak için bağırarak. Kardeşler. Araba yalpalarken kalabalık saklanacak yer bulmak için kaçışıyordu." Langdon sırıttı. şoförün telsiz mikrofonunu eline alıp konuştuğunu görmüştü. neler olup bittiğini görmek için onlara doğru yaklaşıyordu." Faukman'ın gözleri büyümüştü. Kahretsin.. Tanrı’ya karşı geliyordu! Opus . Langdon neler olduğunu anlayamadan. Şoför o anda telsizi elinden bıraktı ve boşta olan elini başının üstüne kaldırdı. birinci vites olmasını ümit ettiği dişliye geçirdi. Sophie camını indirmiş ve silahını pencereden. ".." Langdon silah tutan bir kadınla tartışacak değildi.." "Laissez-lai! ” Sophie'nin haykırışı taksinin içinde çınlamıştı. hayret içindeki taksi şoförüne doğrultmuştu.Gereğinden fazla. Bizi buradan çıkart. Gaz pedalına basarak kontrol etti. Telsiz. "Robert. "Yavaşla. "Bırak onu!" Sophie öne eğilerek taksi şoförüne bağırırken." Faukman geri çekildi. Langdon debriyaj pedalını bırakmıştı." Arabanın kumanda cihazlarına bakan Langdon tereddüt etti." Sophie. "Robert. in. Cep telefonlu kadın ağaçların arasına koşarak. Her şeyi kaybettik. şoföre.. Robert Langdon. "Artık nedenini biliyorsun. Silas'ın Öğretmen'i aramaya mecali yoktu. Langdon. "** Langdon kaskatı kesilmişti..O. "Seni uyarmaya çalıştım.. "Yürü!" diye bağırdı. "*diye cızırdadı. "Ama yazılan bunca kitaba rağmen. gerçek sırlarını açıklamak yerine ölmeyi tercih ederek yalan söylemişlerdi. "Ben otomatik araba kullanıyorum!" 39 Rue la Bruyere'deki taş binanın boş odası pek çok kedere şahit olduğu halde Silas solgun bedeninin o an çektiği ıstıraba eşdeğer bir acı düşünemiyordu.özeli Kutsal Kâse olmuş. "Doucement? ” dedi. "Sen ne halt. Bizi bu kadar çabuk mu buldular? Sophie. Langdon arabanın vitesiyle debriyaj pedalını yokladı. Arabadan inip.

Sion Tarikatına daha derin bağa sahip olduğunu fark etmişti. Ne yazık ki Silas. Ama o anda konuttaki odasında. "Sen kullansan daha iyi olur. Birkaç saniye içinde. kadının ölümü işleri haddinden fazla karıştıracaktı. Aringarosa gülümsüyordu. telsizle sürekli şoförlerini arayan taksi şirketinin sesiyle gölgeleniyordu. Silas. Silas yerdeki kırık karoları da yerine koymaya çalışmıştı ama verdiği bu hasar da fazlasıyla belli oluyordu. Aringarosa. İspanya'daki o küçük kilisede onu eğitip. Opus Dei'de saklanmayı planlıyordu." Langdon bir kez daha ağır anahtarı cebinden çıkardı ve avucunda tarttı. * Silas tahta zeminde diz çökerek bağışlanmak için dua etti. başındaki yara izi belirgindi. Tu es un désastre. bu anahtarın üstünde tarikat mührünü taşımasının yanı sıra. Ardından. Langdon. Aslında Tapınakçılar'ın haçının kolları uçlarda biraz genişliyordu ama yine de eşit uzunluktaydılar. Oraya birinin gittiğini anlayacaklardı. Her şeyden önce. "Araç beş-altı-üç. "Sen bir Albino olarak doğdu Başkalarının seni bunun için ayıplamasına izin verme. Beyazım. kendi hayatına kıymayı düşünüyordu. "Evet. O bölgeyi biliyorum.. Buradaki işi bittiğinde Silas.Beni kimse özlemeyecek. durumun komikliği. Piskoposu tehlikeye attım. ona. Sen büyük işler yapmak için dünyaya geldin Silas. Güzelim.Ben safım. Sophie'nin hız ibresini saatte yüz kilometreye çıkarmasını seyrederken. "Dostum. onu yatağına yatırdığı halde. Ne yazık ki.Dei'yi küçük görüyordu! Düşünmeden işlenmiş bir cinayet. Rab. Belki de kendi özgürlüğü bile bu anahtara bağlıydı.Piskopos Aringarosa beni korur. Neredesin? Yanıt ver!" Langdon parkın çıkışına ulaştığında gururunu ayaklar altına alarak frenlere asıldı. onun da teni melekler kadar beyazdı. İşini yapman için Rabbi'n sana ihtiyacı var. Bunun seni ne kadar özel kıldığını anlamıyor musun? Nuh'un da bir Albino olduğunu farkında değil misin?" "Geminin Nuh'u mu?" Silas bunu daha önce hiç duymamıştı. Çağrıyı duydun. arabayı Allée de Longchamp'dan batıya doğru sürmeye başlamıştı. Geminin Nuh'u. Üzerine eşit kollu kırmızı haçlar işlenmiş beyaz tunikli Tapınak Şövalyeleri resimlerini herkes görmüştü. Langdon. seni bir neden için özgür bıraktı. Silas dalgın gözlerle yere bakarken. Un spectre. İhtiyaç duyacağı her şey o mabette bulunacaktı. rahibenin öldürüldüğünü keşfettiğinde başrahip neler düşünecekti? Silas. Eşit kollu haç dengenin sembolüydü ama aynı zamanda Tapınak Şövalyeleri'ni simgeliyordu. bir amaç edindirerek Silas'a hayat veren Aringarosa idi. Sophie gözlerini yoldan ayırmıyordu." Silas zaman geçtikçe kendine farklı bir açıdan bakmayı öğrenmişti. babasının geçmişten gelen hayal kırıklığına uğramış fısıldayan sesini duydu. Piskopos Aringarosa gibi bir adamın bu kadar kolay unutulmayacağını biliyordu. Nuh dünyadaki hayatı kurtardı. . Bunu iyi düşün. Dünyevi Zevkler Bahçesi'ni geride bırakarak. Bir daha dışarı adımını atmayacaktı. onu Opus Dei'nin New York merkezinin duvarları arasında meditasyon yapıp ve dua ederek geçireceği hayattan daha fazla mutlu edecek bir yaşam düşünemiyordu. 40 Vites koluyla mücadele eden Langdon arabayı sadece iki kez stop ettirerek kaçırdıkları taksiyi Bois de Boulogne'nin sonuna kadar götürmeyi başardı.. cüppesini çıkararak bir kez daha kendini cezalandırmaya başladı. "Rue Haxo hangi yönde?" diye sordu. "Taksi şoförü Roland Garros Tenis Stadyumu'na yakın olduğunu söylemişti. Çok önemli bir nesne olduğunu hissedebiliyordu. Silas'ın Saint-Sulpice'e girmesini sağlayan telefonu Piskopos Aringarosa açmıştı." demişti." Sophie direksiyona geçtiğinde rahatlamışa benziyordu. Bir Albino'ydu Senin gibi. Bir melek gibi. Sophie'ye Tapınak Şövalyeleri'nden bahsederken.

resimdeki gri-yeşil fonun gerçekten Da Vinci'nin çalışması olduğunu ama resmin ona ait olmadığını ortaya koymuştu.Kutsal Kâse. Tıpkı bu anahtarın üstünde olduğu gibi.. Kâse tutkunları hâlâ Kâse'nin yerini açığa çıkaran gizli bir ipucuna rastlayabilmek için. Gerçek şuydu ki. ismi bilinmeyen bir ressam. Tapınakçılar'a ait pek çok kiliseden birin altındaki odada gömülü olduğuna inanılıyordu. Kral Arthur'un ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri'nin topraklarında olduğu fısıldanıyordu. Resmin altında her ne varsa. Langdon küpenin var olduğuna dair hiçbir ispata rastlamamış. Tarihçiler. Galerinin Leonardo salonuna giren ziyaretçiler. Kızılötesi reflektografi makineleri ile çekilen fotoğraflar ve röntgen filmleri. bir zamanlarTapınma 'nın bulunduğu yerde yanıltıcı ve özür içermeyen madeni bir levha buluyorlardı. Ama sahtekârın yaptığı resmin altındaki şey çok daha rahatsızlık vericiydi. İtalyan sanat uzmanı Maurizio Seracini. Da Vinci'nin ölümünden yıllar sonra onun eskizlerinin üzerinden geçerek resmi doldurmuştu.. Da Vinci daha sonra bu ayrıntının üstünü boyamaya karar vermişti. Kudüs'ten Avrupa'ya geldiğinden beri Kâse'nin altı kez yer değiştirdiğini düşünüyorlardı. Da Vinci'nin eskiz çalışmasını doldururken.. Langdon ne bulacaklarını tahmin etmeye çalışırken hayal gücünün çılgına döndüğünü hissetti. İşte bu yüzden. ama Kâse meraklıları hâlâ internetteki ilan panolarında ve sohbet odalarında bıkıp usanmadan bu konuyu tartışıyorlardı. Seracini. öyle olsa bile Kutsal Kâse ile bağlantısını anlayamamıştı. . Her nerede olursa olsun. Da Vinci'nin eserleriyle günlüklerini derinlemesine inceliyorlardı. Kimileri..Kare haç. Tarikat önemli belgelerini güven içinde saklamak için önceki yüzyıllarda pek çok kez yerlerini değiştirmek zorunda kalmıştı. Bazıları iseMona Lisa 'nın röntgen filmlerinden. Bunlardan en yenisi elbette. Kâse son olarak 1447 yılında görülmüştü. Da Vinci'nin ünlüAdoration of the Magi 'sinin * boya katmanlarının altında korkunç bir gerçek sakladığının keşfedilmesiydi. Artık sadece belgelerin Büyük Britanya'da. Sayısız tanık bir yangın çıktığını ve belgelerin. günümüze kadar muhtemelen değişmemişti. halkın bilmeye hakkı vardı.New York Time s Magazine'in "Leonardo Sahteciliği" başlığıyla anlattığı hikâyeyi ortaya çıkaran kişi olmuştu. Ve sırlar devam ediyordu. iki temel gerçek vardı: Leonardo yaşarken Kâse'nin nerede olduğunu biliyordu. resmi derhal sokağın karşısındaki bir depoya göndermişlerdi. bu hilekâr ressamın. şüpheye hiç mahal bırakmadan. Ama Floransa'daki Uffizi Galeri yetkilileri durumdan mahcubiyet duyarak. altta kalan resimden şüphe çekecek farklılıklar çizdiğini gösteriyordu. sanki Da Vinci'nin asıl niyetini gizlemeye çalışmıştı. Neredeyse bunun saçmalık kahkahalarla gülecekti. Büyük Usta Da Vinci'nin dönemi. aslında İsis'in lapislaz taşlı küpesini takarken resmedildiğinin anlaşıldığını iddia ediyordu. İskoçya'daki mağaralarla dolu dağların topografyasıyla uyuştuğunu iddia ediyordu. Sırlara herkes bayılır. Bunun ardından bir daha Kâse'yi gördüğünü iddia eden biri çıkmamıştı.Kayalıklar Bakiresi 'deki dağlık arka planın. her birini ancak altı adamın taşıyabildiği dört dev sandığa yüklenerek yanmaktan son anda kurtarıldığını anlatmıştı. Kimileri iseSon Akşam Yemeği ’ndeki havariler şüpheli oturuş düzeninin bir çeşit şifre olduğu konusunda ısrar ediyordu. Kâse'nin İngiltere'de bir yerlerde olduğuna ve azından 1500 senesinden beri. Saklandığı bu yer.

Kutsal Kâse'nin yeri tarih boyunca en iyi saklanan sırlardan biridir. Onun eserleri bir sırrı açıklayacak gibi görünüyordu ve belki bir kat boyanın altında. Bu sır. "Elimizde tarikat mührünü taşıyan son derece gizli bir anahtar var ayrıca bize Sion Tarikatı üyelerinden biri tarafından iletildi. Leonardo da Vinci hâlâ en büyük muammaydı. " diye sordu.. onun iddiasının mantıklı olduğunu kabul ediyordu ama sezgileri bunu kabul edemeyeceğini söylüyordu. Da Vinci'nin boş ümitler uyandıran ipuçları. Kâse'nin bulunduğu yeri öğrenmek için yıllarca beklerler. REST ORAS YON ÇALI ŞMA LARI NA H AZIR LIK AMA CIYL A TANI TE STLE RİND EN GEÇ MEK TEDİ R. "Gerçekten hiç sanmıyorum. Büyük Üstat ile onun üçsénéchaux 'u." Sophie'ye hikâyeyi kısaca anlattı. Çağdaş Kâse avcılarının garip yeraltı dünyasında. herhangi bir zamanda yalnızda dört üye Kâse'nin nerede olduğunu bilir... tenis stadyumunun yanındaki 24 Rue Haxo adresi pek de soylu bir nihai dinlenme yerine benzemiyordu. Fransa'da değil. Tarikat Kâse'yi Fransa'ya getirmiş olsa bile. Tarikat üyeleri kardeşliğin üst kademelerine ulaşmadan önce güvenilir olduklarını kanıtlayıp." diye ısrar etti. bu anahtarın Kutsal Kâse'yle nasıl bir ilişkisi olabileceğini gerçekten kestiremiyorum. Tarikatın Kâse'yi bir gün nihai dinlenme yeri olarak Fransa'ya getireceklerine dair yemin ettiklerini anlatan söylentiler vardı ama bunun olduğuna dair hiçbir tarihi kanıt bulunmamıştı.B U ESER . "Kutsal Kâse'nin saklı olduğu yeri açması mümkün mü?" Langdon zorlama bir kahkaha attığının kendisi bile farkına varmıştı. bölümlere ayrılmış karmaşık bir sistemle korunur ve tarikat kardeşliği oldukça geniş olduğu halde." "Çünkü Kâse İngiltere'de olmalı. sen bana onların Kutsal Kâse muhafızları olduğunu söylemiştin. Langdon'ı düşüncelerinden ayırarak. "Ama tek mantıklı cevap Kâse'ymiş gibi geliyor. Sophie. ki.. belki açık bir manzarada şifrelenmiş bir halde veya belki de hiçbir yerde. Sophie. meraklıları hayal kırıklığına uğratmak ve bilmişMona Lisa 'nın yüzüne halinden memnun bir gülümseme oturtmaktan başka bir amaç gütmüyor olabilirdi. Ayrıca Kâse'nin İngiltere'de saklı olduğuna inanılıyor. Büyükbabanın en yukarıdaki bu dört kişiden biri olma ." Langdon. "Sophie. öyle değil mi?" "Sadece bu değil. "Elinde tuttuğun anahtarın. hâlâ saklı duruyordu.

Ön cephesinin üstü dev bir neon kare haçla donatılmış bir kaleye benziyordu. "Sizi merak ettik piskopos. Duyduğu utanç on yıldır tek bir Tanrı’nın kuluna bile anlatmasına engel olmuştu. Uzaklarda bir yerlerde sirenler çalarken. Tapınakçılar kilisesi hayallerini Sophie'yle paylaşmadığına memnundu. İsviçre bayrağının sembolü olarak seçildiğini unutmuştu. kardeşlik dışından hiç kimseye hiçbir şey açıklamasına izni olmazdı. Haçın altında şu kelimeler yazıyordu: ZÜ RİH EMA NET BAN KASI Langdon.ihtimali oldukça zayıf. Birkaç denemeden sonra Rue Haxo kavşağını buldular ve daha az sayı içeren tabelaların gösterdiği yöne saptılar. Rüzgâra karşı yürürken başını öne eğdi ve rasathane kubbelerine bakmamaya çalışarak yoluna devam etti. Seni iç çembere alması olanaksız. Onu kapıda karşılayan rahip uykulu görünüyordu. büyükbabam onlardan biriydi." İşte orada!" dedi. sevimsiz bir aydınlık yayan pencereler hariç tüm bina karanlıktı. "Özrümü kabul edin. En azından gizem çözülmüştü. ellerinde İsviçre bankasındaki bir kasanın anahtarını tutuyorlardı. Hiçbir anlam içermeyen sembollerden gizli anlamlar çıkarmaya çalışmakla geçen bir meslek hayatı. Saatine bakarken. uçurumun ve kayalıkların üstünde dönen soğuk dağ havası.Bu cüppeden daha kalın bir şey giymeliydim." dedi. Langdon bu kez de. 016 oluğunun giderek arttığını hissetti. Şatonun en üst katında. Fiat'tan dışarı adımını atan Piskopos Aringarosa'yı karşıladı." Bodrumdaki ayini gözlerinde canlandıran Sophie. Yoldaki sanayi siteleri ve iş merkezleri artmıştı. Yirmi dört numarayı bulmamız gerekiyor. Normandiya'daki şatoda o gece şahit olduklarını Langdon'a anlatmanın vakti gelip gelmediğini düşündü. Sophie ile Langdon.Kütüphane. İleride beliren Roland Garros tenis stadyumunu görmenin heyecanını duyan Langdon. diye düşündü Aringarosa. endişeliden çok rahatsız olmuşa benzeyen rahip. üşüdüğünü belli etmemeye çalışıyordu. eşit kollu barışçıl haçın." . "Büyükbaban üst kademelerde olsa bile.Saçmalama. Bu da ne böyle? Modern bir binaydı. Bu gece ihtiyaç duyacağı son şey zayıf ya da ürkmüş görünmekti. Langdon'ın gözleri önlerinde uzanan yapıya kaydı. b en oraya girdim bile. diye düşünürken. insanı böyle yapıyordu. Bu mahallede Tapınakçılar'ın kilisesi mi olabilir mi hiç? Sophie parmağıyla işaret ederek. Beş ay önce onu karşılayan yine aynı rahipti ama bu gece daha az misafirperver davranıyordu. "İşte orada!" diye çığlık attı. 41 Castel Gandolfo'nun önünde. diye düşünen Langdon gizliden gizliye ufukta bir kilise kulesi aramakta olduğunu fark etti. Düşünmek dahi tüylerini ürpertmişti. Büyükbabasının kardeşlikteki konumunu şüpheye hiç yer bırakmayacak şekilde teyit eden bir görüntü hafızasına kazınmıştı." Gaz pedalına iyice basarken Sophie. Uyanıklar ve bekliyorlar. Bugünlerde havayollarına güven olmuyor. diye düşündü. diye düşündü. Sophie yolunu stadyuma doğru değiştirdi.

Hemen meseleye girebilir miyiz?" Sekreter. o kadar nakdi taşıyamam. "Tehlikeli. Aringarosa konuşan kişiyi görmeye çalıştı ama ışıklar yeterli değildi. Yorgun olmalısınız. insana burasının bir zamanlar saray olduğunu hatırlatıyordu." Aringarosa içinden gülüyordu. hepimizin çok daha az endişeleneceğini söylemeliyim piskopos. Aringarosa." Adamlar şüpheyle bakıyorlardı. Bu gece insanlar. Sekreter gergin görünüyordu. Vatikan Şehri'ndeki tüm resmi işlerden sorumlu yetkili. "Benden istediğiniz şey göz önüne alınacak olursa. diğer ikisi yüksek rütbeli İtalyan kardinallerdi." dedi.. İçinde Vatikan mührünü ve taşıyan kişiye ödeme yapılmasını garantileyen POR.Bu işin içinde hepimiz varız.TATORE başlığını taşıyan iki kalın bono destesi vardı. Odanın arka tarafındaki uzun masada oturan üç erkeğin şekillerini görebiliyordu. "İstediğim şey bu mu?" "Evet. krallara yakışan adımlarla içeri girdi. isteğinizin kaygı duyduğumuzu itiraf etmeliyim. her yerin ışıl ışıl parladığı ilk ziyaretinde olduğundan çok daha loştu." Aringarosa gözleriyle uzun masayı takip ederek. Dünyanın her yerinde nakitle değiştirilebilir." dedi. Uyanış gecesi. "Beklememe gerek var mıydı?" "Hakikaten.. Bulduğunuz çözümden son derece memnunuz. Aringarosa oldukça yavaş.." Kardinaller birbirlerine huzursuz bakışlar fırlattıktan sonra. Biraz şey gibi. "Evet ama bu bonoların Vatikan Bankası'ndan çıktığı hemen anlaşılacaktır. "Tam olarak istediğim fonlar mı?" Sekreter başını salladı." Aringarosa masanın sonuna yürüyerek. "Buraya kadar geldiğiniz için müteşekkiriz. "Bu parayla yapacaklarım sizi ilgilendirmez. Odanın karşı tarafından gelen bir erkek sesi." Çantayı kapayan Aringarosa. "Bonolar nakde çevrilebiliyor. Farklı zaman dilimlerindeyiz." dedi. " Özgürlük pahalıdır . Her tarafta tıka basa dolu yüksek kitaplıklar vardı. Tanrı benimle birlikte." Sekreter öne doğru eğilince oturduğu sandalyenin altından çatırtılar geldi." Sekreterin sesi huzursuz gibiydi. "Hiç değiliz. Uyanık kalıp sizi karşılamak yapabileceklerimizin asgarisidir." dedi. Size eşlik edeceğim. Öğretmen'in Aringarosa'ya parayı Vatikan bonoları şeklinde almasını söylemesinin asıl sebebi de buydu. "Opus Dei. "Hoş geldiniz piskopos." Aringarosa." Elleri muazzam göbeğinde kavuşmuş duran sekreter. içlerinden biri sonunda. Diğer uçağa yetişmem gerekiyor. "Bu son derece yasal bir işlem." "Öyle mi yaptım?" "Daha bir ayınız vardı. "Bunu sizin için bir yere havale edemeyeceğimizden emin misiniz? Yüklü bir meblağ. "Tahmin ettiğimizden çok daha çabuk davrandınız. "Vaktinde gelemediğim için özürlerimi sunarım." diye savundu. yerden tavana kadar koyu renk lambri kaplı kare şeklinde geniş bir salondu.. "Bu fonlarla ne yapmayı amaçladığınız hakkında hiç bilgimiz yok ve eğer bir şekilde yasal değilse. evrak çantasını açtı. onlara yaklaştı. obez Vatikan sekreteri. Ortada oturan adamın silueti hemen seçiliyordu.Rahip anlaşılmayan bir şeyler mırıldandıktan sonra. büyük siyah bir çantaya baktı." "Doğru ama.. Siyah bazaltla süslenmiş kehribar mermer yerler. ortaya çıkacak olandan utanıyormuş gibi Bu saklanmışlardı. "Bununla birlikte. Aringarosa kütüphaneden geçerek. "Yukarda bekliyorlar.. Kütüphane. Bunu siz söylediniz. diye düşündü. Size kahve ya da kendinize getirecek başka bir şey ikram edebilir miyiz?" "Sıradan bir ziyaretmiş gibi davranmamayı tercih ederim." diye karşılık verdi. "Elbette." Aringarosa. "Bu fonları nakde çevirmiş olsaydı. Herhangi bir kanun çiğnenmiş olmuyor... "Kendi güvenliğim hususunda hiçbir endişem yok.." ." Kardinallerden biri." dedi.. "Kaygılarınızı beş ay önce dile getirdiniz. Vatikan Şehri'nin şahsi piskoposluk makamıdır ve Papa Hazretleri parayı uygun gördüğü şekilde harcayabilir." diye cümleyi tamamladı. "Vatikan Bankası'ndaki bağış bonoları.

"Teşekkürler piskopos. Aringarosa kapı eşiğine geldiğinde kardinallerden biri. "İçimden bir ses. Gizlilik kanunları uyarınca netler polis teftişlerinden korunduğu ve hesaplar isimler yerine kasalara açıldığı için." Evrak çantasını kaldıran Aringarosa umudun ve yetkinin ağırlığını hissediyordu. "Paris. Sophie taksiyi son duraklarının önüne çekerken. son yıllar içerisinde isimsiz ve resimsiz hesaplar için bilgisayar kaynaklı şifre ve dijital destek hizmeti vermeye başlamıştı. Bu gibi tesisler sanat camiasında tartışmalara yol açıyordu çünkü. uyacak diyor. sanat hırsızlarının ortalık sakinleşene kadar çaldıkları sanat eserlerini yıllarca saklayabilecekleri mükemmel bir yer sağlıyorlardı." dedi. Kuala Lumpur.sorgusuz sualsiz emanet hizmetine ya da diğer adıyla isimsiz banka kasası hesaplarına dayanıyordu. "Kiliseye vermiş olduğunuz hizmet asla unutulmayacak. yirmi dört saat açık birGeldschrank bankasıydı. Buna rağmen diğer üç adam rahat bir nefes almış gibiydiler. hırsızlar mallarının güvende olduğunun ve asla bulunmayacaklarının bilinciyle rahata eriyorlardı. ileri teknoloji sayesinde gizlilik perdesi altında. Haklı olduğumu biliyorlar. Langdon nedense. Bu operasyonun can daman en eski ve en basit hizmetlerden biri olan-anonyme Lager. "Şimdi sanırını benden bir şey imzalamamı isteyeceksiniz." diyerek kapıdan dışarı çıktı. Aringarosa önünde duran kâğıda bir göz attı. Aringarosa duraksayıp döndü.. kapıya yöneldi. . New York ve Paris'te şubeleri bulunan banka. istedikleri zaman yine isim vermeden emanetlerini geri alabiliyorlardı. Tamamen çelikten yapılmış gibi görünen dörtgen binanın hiç penceresi yoktu. diye düşündü Aringarosa. şoför tarafındaki elektronik podyumu incele. Listenin en üstündeki yazı İngilizciydi. bankanın garaj yolunu binanın altına doğru inen rampayı kesen görkemli kapının önünde durdurdu. Devasa bir metal tuğlayı andıran yapının ön cephesinde parıldayan dört buçuk metre yüksekliğinde neon bir kare haç vardı. bir LCD ekranda yedi farklı dilde talimatlar yazıyordu. 42 Zürih Emanet Bankası. ülkenin en fazla gelir getiren ithal ürünlerinden biri olmuştu. Sophie taksiyi. Dört adam söyleyecek başka bir şey varmış gibi bir süre birbirlerine baktılar ama görünüşe göre yoktu. Hisse senedinden. "Evet?" "Buradan nereye gideceksiniz?" Aringarosa bu sorunun içeriğinde coğrafi değil. Zürih. İsviçre'nin bankacılıkta gösterdiği gizlilik hakkında sağladığı ün. Aringarosa arkasını dönerek. Zürih Emanet Bankası'nın çok az espri anlayışına sahip olduğunu düşündü." Hepsi sanki hemen gitmesini istiyormuş gibi ayağa fırlayarak kâğıdı ona doğru ittiler. İsviçre'nin geleneksel mevduat bankacılığında modern isimsiz hesap hizmeti sağlayan. ruhani bir anlam taşıdığını sezmişti ama bu saatte ahlak tartışmaya niyeti yoktu. "Bana gönderdiğiniz kopyanın aynı mı?" "Kesinlikle. dikkatini yeniden podyuma verdi. Ekranın altında üçgen bir delik vardı.Uzun bir sessizlik oldu. Sekreter. Yukarıdaki video kamerası onlara çevrilmişti." Aringarosa belgeyi imzalarken ne kadar az duygulandığına şaşırmıştı. ANAHTARI SOKUN Sophie lazer işi anahtarı cebinden çıkararak. binanın kaba mimarisine bakan Langdon. Langdon." dedi. buradaki kameranın Log'dakinin aksine gerçek olduğunu hissediyordu. Üzerinde mührü vardı. Sophie camı indirerek. değerli tablolara kadar mal varlıklarını isimsiz açtırdıkları kasalarda saklamak isteyen müşteriler. "Piskopos?" diye seslendi.

telefonu eline aldı. buna gerek yoktu. Langdon bu kıstırılmışlık hissinden hoşlanmamıştı.. Arkalarındaki kapı kapandığında. dîye düşünen Langdon silahı koltuğun altına itti. Televizyondaki iki yüze yeniden baktı. Gergin görünen Sophie kahkaha attı.Birleşik Çelikçiler mi? Sophie'nin gözleri lobiyi tararken. burada duvardan duvara metal ve kabara kullanılmıştı.Sophie anahtarın üçgen gövdesini delikle hizalayarak içine soktu ve gövde tamamen girinceye kadar itti. yükseltme havuzundaki gemi gibi kapana kısılmışlardı. "Silahı burada bıraksan iyi olur. diksiyonundan yontulmuş bir İsviçreli komi olduğu anlaşılıyordu. Her taraf gri metalden yapılmıştı. Etkileyici bir etki yaratıyordu. Müdür telefona cevap verdi. "Oui? " "Burada bir durum oluştu. Kapı arkalarından ses çıkartarak kapandı. Yaklaşık bir düzine araç kapasiteli garaj küçük ve loştu. Zıt mesajlara bak. aynı oranda şaşırmış görünüyordu. Altın anahtarı adamın önündeki tezgâha bırakmakla yetindi. Hiçbir ima içermeyen karşılama. Seyretmekte olduğu küçük televizyonu kapattı ve onları hoş bir gülümsemeyle selamladı. Sophie ayağını frenden çekerek. "Hangi kat?" Adam. Birbirleri. kapılar. motoru durdurdu. televizyonunu yeniden açtı ve seyretmeye başladı. binanın içine doğru ilerlemeye başlamışlardı.. yer. bakan Sophie ile Langdon içeri girdiler. ona garip bir bakış fırlattı. tezgâhlar. ziyaretçiye istediği dille cevap verme fırsatını tanıyordu." Memnuniyetle. hatta lobi merdivenleri bile kalıptan çıkmış metale benziyordu. Önemli değildi. Mesaj açıktı: Banka kasasına giriyorsunuz. "Anahtarınız asansöre hangi kata çıkacağınızı söyleyecektir. beton zeminin üstündeki kırmızı halı karşılıyordu. binmelerini ve görünürden kaybolmalarını izledi. tezgâhın arkasında duran iriyarı bir adam başını kaldırarak baktı. Kapılar kapanır kapanmaz. " dedi. Çoğu banka alışıldık cilalı mermer ve granitle yetinirken.. "Yavaş öğrenenler girmesin." Sophie başım sallayarak anahtar: geri aldı. Sophie girişe yakın bir yere taksiyi park edip. Müşterinin anahtarı giriş kapısına girdiği anda kasa görevlisi otomatik olarak ikaz edilmişti zaten. "Size nasıl yardımcı olabilirim?" İki farklı dille yapılan karşılama töreni. bankanın gece müdürünü arıyordu." Anahtarı deliğe yerleştirince.Dua edelim de. Bu anahtarı çevirmeye gerek olmadığı ortadaydı.Hoş geldiniz ve içeri girilmez. "Ah. Geldiklerini hiç kimseye bildirecek değildi. Langdon'ın o güne dek hiç görmediği görkemli bir şekilde döşenmişti. Devasa kaslarına ve taşıdığı tabancaya rağmen. Avrupalı evsahibinin yeni konukseverlik numarasıydı. duvarlar. diye düşündü Langdon. evet. Zürih Emanet Bankası'nın antresi. Asansörünüz koridorun sonunda. Kapı o anda açılmaya başladı." dedi. ANAHTARI SOKUN Sophie anahtarı soktuğu anda ikinci kapı hemen açıldı. "Elbette. kapı içeri doğru hafifçe gıcırdayarak açıldı. Ziyaretçileri metalden yapılmış dev bir kapıya kadar uzanan. diye düşündü Langdon. Kapının kolu yoktu ama yanındaki duvarda bir başka üçgen delik duruyordu. aşağı meyilli rampadan." ." Görevli yeni gelen iki ziyaretçinin asansöre ilerlemesini. Telefon hattı çalarken. Seyretmekte olduğu haberler sona eriyordu. "İşte giriyoruz." Sophie gülümsedi. Birkaç dakika içinde. Önüne bakan adam derhal duruşunu dikleştirdi. Sophie ile Langdon kırmızı halının üstünden çelik kapıya doğru yürüdüler. Langdon. Onlar içeri girerken. anahtarı yerleştirmesini. Oraya gittiğinizi birine bildireceğim. Görevli. ikinci bir kapıya ve podyuma ilerledi. Bunların dekoratörü kim. ikinci kapı da çalışsın. "Bonsoir. İkinci podyumda da aynı talimatlar yazıyordu. Sophie herhangi bir dille cevap vermedi.

"Neler oluyor?" diye sordu. koyu meşe mobilyalar ve yastık) sandalyeler almıştı." Sophie." Hemen .. Konsolun üstünde benzer bir üçgen delik vardı. buraya gelecek. Bu yüzden aile içinde pek çok kez elden ele geçtiğini görürüz. bu yüzden ilk kez gelen kullanıcılar protokolü bilmezler. kasa kutunuz. Hesapta elli yıl süresince hareket görülmezse. yüksek teknoloji dünyasında. Saat gibi çalışıyorlar. Beni izleyebilir misiniz. Hemen Mösyö Vernet ile temas kuracağım. Asansörden çıkmış olduğuna memnundu. "Burası sizin özel görüş odanız. son derece muntazam." diye yanıt verdi. hâlâ baloncuklar çıkarmakta olan bir şişe Perrier'in yanında iki kristal bardak duruyordu. "Anlıyorum. anahtarınızı çıkarın ve işlemi tersten tekrar edin. "Anahtarınızı buradaki yuvaya sokacaksınız. "Oui? " diye cevap verdi. Kasayla işiniz bittiğinde yeniden taşıyıcı bandın üzerine bırakıp. Yanındaki makinede kahve pişiyordu.. Odanın ortasındaki geniş masanın üstünde. "Voici. değil mî?" diye sordu. "Üzgünüm. Peşin ödenirler. "Odayı dilediğiniz kadar kullanabilirsiniz.. Umurunda değildi. iyi bir otelin lüks oturma odasına benziyordu. yerini şark halıları. başka bir numara çevirdi. flanel bir takım elbise giyen yaşlıca ve tatlı biriydi. " diyerek kapıyı onlara açtı. "Fransız polisi bu gece iki kaçağın peşinde. Çelik kapının önüne gelen adam. " dedi..Saat işini İsviçrelilere bırakmak lazım. "Evet. "Elli yıl mı? " Adam." Görevli kolunu lüks salona doğru salladı. Her şey otomatiğe bağlandığından." Havaalanlarındaki bagaj bantlarını andıran bir taşıyıcı bandın odaya giriş yaptığı arka taraftaki duvara yürüdü. Onları karşılamak için bekleyen görevli. "Bilgisayar anahtarınızın üstündeki işaretleri onayladığında hesap numaranızı gireceksiniz ve kasa kutunuz banka kasasından buraya gönderilecek. eski zaman bankacılarına benziyordu. kasanın içindekileri görmek ve değiştirmek için istediğiniz kadar vakit harcayabilirsiniz.Müdür. "En az. Adam." Langdon. Herhangi bir şeye ihtiyacınız olursa. Adam şaşkın ve mahcup görünüyordu. işlemleriniz bu banka personelinden bile gizlidir. d'accord." Masadaki kahveyle Perrier'in yanında duran telefonun başına gitti. "Lütfen. Arayan kişiyi dinlerken kaşları çatılıyordu.. Anahtarınız bir İsviçre sayı hesabına aittir ve genellikle nesilden nesile miras bırakılırlar.. Evinizdeymiş gibi hareket edin. Adamın yüzünde anlayışlı bir gülümseme belirmişti. bir başka dünyaya adım atmışlardı. "İyi geceler." dedi. diye düşündü Langdon. "İşte geldik. "Elbette daha uzun dönem için kasa kiralanabilir ama pek kullanışlı değildir.. s'il vous plaît ?" Cevap vermelerini beklemeden topuklarının üstünde döndü ve metal koridorda canlı adımlarla yürümeye başladı." Görevli telefonu kapatarak. Sophie tereddüt ettikten sonra başını salladı. etkileyici bir neşe içindeydi." "Yani?" "Her ikisi de az önce bankamızdan içeri girdiler. Önlerini duran küçük oda. ona bakıyordu. "İzninizle lütfen." İçeceklerin durduğu masayı gösterdi. "Tamam. Kapılar açılana kadar Zürih Emanet Bankası'nın kaç kat altına indiklerini anlayamadı. "Anladığım kadarıyla bu bize yaptığınız ilk ziyaret. Anahtarlar genellikle miras olarak bırakılırlar. Kasanıza ulaşmanız için işlemleri başlatayım mı?" Sophie başını salladı. odanın ortasındaki masanın üstünde duran çağrı düğmesine basın." Langdon ile Sophie. Langdon asansörün yukarı çıkmak yerine aşağı iniyormuş gibi bir his uyandırmasına şaşırmıştı. Metalle ve perçinler gitmiş. "Bonsoir. "Anahtarların miras olarak bırakılabileceğini söylemiştiniz.. oui. kasadakiler otomatik olarak imha edilirler. şimdi yanınızdan ayrılmam gerekiyor." Müdür alçak bir sesle küfretti. Bu kez Interpol’ü arıyordu. Ben odadan çıktıktan sonra. Altın hesapların en kısa kasa kiraları elli yıldır." Telefon çaldığı sırada Sophie bir soru sormak üzereydi." Taşıyıcı banda bakan geniş bir elektronik konsolu gösterdi. "Oui. " Kapattıktan sonra zorla gülümsedi. Langdon yanında Sophie'yle birlikte bir dizi koridorlardan ve yanıp sönen ana bilgisayarların bulunduğu geniş odaların önünden geçti.

suçlu olduklarına dair ispat olmadığı müddetçe müşterilerinin gizlilik haklarını koruması yüzünden güvenlik güçleriyle sürekli kavga halindeydiler.. diye düşünürken. tanışıyor muyuz?" diye sordu.." Cümlenin geri kalanı boğazının bir yerine düğümlenmişti. "Gitmeden önce bir şeyi açıklığa kavuşturabilir misiniz? Bir hesap numarası gireceğimizden bahsetmiştiniz.kapıya yöneldi. en derin uykularından uyandıktan sonra. diyordu Vernet kendi kendine. saniyeler içinde savaşa hazır olmalarıyla ünlü Afrika kabilesi. "Affedersiniz. Sahip olduğu ihtişamlı eve rağmen. Sophie." Telefonu kapatarak. "Birinden size yardım etmesini isteyeceğim. 43 Zürih Emanet Bankası Paris Şubesi Başkanı André Vernet." dedi. salonumu bir Fragonard ya da bir Boucher ile süsleyeceğim ve günlerimi Quartier Latin'de antika mobilyalar ve kitaplar aramakla geçireceğim." "Sauniére'in Ajan Neveu ile Robert Langdon'a ne anlatmaya çalıştığına dair bir gelişme var mı?" Fache'nin ses tonu soğuktu." Collet mesajı almıştı. Size nasıl yard. Farklı zaman dilimlerinden gelen müşterilerini karşılamak için uykusundan uyanmaya yabancı olmayan Vernet. Zürih Emanet Bankası'nın Paris şubesine gitmiş! Adamlarını hemen oraya göndermeni istiyorum. Burada karşılaştığı pis zenginler yerine. Bankanın. Vernet kendi kendine. beş dakika. Lanet bekçinin Interpol'ü aramamış olmasını diliyordu. ama adlı polisin peşinde olduğu bir altın anahtar müşterisi son derece hassas bir mevzuydu. isme değil. Vernet uyanalı sadece altı buçuk dakika olmuştu. kapıyı arkasından kapatarak ağır kilidi çevirince onları içeriye kilitlemişti. Arayan Fache idi. Sophie. kasa kutuları bir sayıya bağlıdırlar. O zaman burada hiç işiniz yok demektir! Onlara soğukkanlılıkla gülümsedi. kaçakların belirtildiği gibi bankasına gerçekten girdiğini ama müşteri olmadıkları ve hesap numaralan olmadığı için geri çevrildiklerini söyleyebilirdi. Gözleri müşterileri bulur bulmaz. terzisiyle berberinin yanından yeni çıkmış gibi görünüyordu. Hemen yüzbaşım. Altın anahtar sahibi müşteriler her zaman fazladan ilgi isterlerdi. Çabuk hareket ederse. Vernet polise. Vernet'nin karşılaşmayı hiç ummadığı bir ziyaretçiydi. "Sen onları tutuklayınca Teğmen Coller. kimliğinizin sadece yansını oluşturur. öyle değil mi?" Kapıda duran adam solgun görünüyordu. Vernetsavaşa hazırım. Şehrin diğer ucunda Collet telefonu çaldığı sırada Gare du Nord Tren İstasyonu'nda duruyordu. yakında olması muhtemel bu felaketten ustalıkla kurtulabilirdi. bodrumumu en nadide Bordeaux şaraplarıyla dolduracağım. "Interpol bir ipucu bulmuş. Anahtar. her zaman L'Ile Saint-Louis'de nehir kıyısındaki dairelerden birinde yaşamak istemişti.." dedi. "Ben André Vernet. "Affedersiniz?" diye seslendi. "İyi geceler. "Evet elbette. anahtarınızı kaybettiğinizde bir başkası onu kullanabilirdi." Sophie duraksadı. Kapı eşiğine geldiğinde derin bir nefes aldı ve kaslarını gevşetti. bankanın üstünde lüks bir dairede yaşıyordu. Çoğu İsviçre bankasında olduğu gibi. Sophie bankacıyı tanıyamamıştı ama bir an için . orada gerçek ekabirlerle görüşeceği bir hayat sürebilirdi. Şahsi hesap numaranız diğer yarısıdır. Kusursuz bir ipek takım giyen Vernet yürürken ağız spreyini sıktı ve kravatını düzeltti. Ama saatte on beş euro kazanan bir bekçide takdir yetkisi olması beklenemezdi. Buna rağmen bankanın yeraltındaki koridorlarında koştururken. adamlarını telsizle bilgilendirdi. Önünde duran kadın. sözlerinin bu geceki duruma uymasından korkuyordu. yüzüne zorla yumuşak bir gülümseme oturtarak kapının kilidini açtı ve odadan içeri ılık bir meltem gibi girdi. Emekli olduğumda. Sadece sizin bileceğiniz bir hesap numaranız ve bir anahtarınız var. "Peki ya bana miras bırakan kişi bir hesap numarası vermediyse?" Bankacının kalbi tekledi. Kısa süre içinde burada olur.. Polis gelmeden bu insanları bankadan çıkartmalıyım. uyku alışkanlıklarını Masai savaşçılarına göre düzenlemişti. dedi. Ardından." Odadan çıkan bankacı. "Yirmi dört Rue Haxo. ben onlara bizzat soracağım. Aksi takdirde. "Treni Langdon ile Sophie.

"Büyükbabamın bankanızda ne sakladığına dair fikriniz var mı?" "Hayır hiç fikrim yok. sonra da Vernet'ye baktı.Fache Interpol'e mi haber verdi? Yüzbaşının Sophie'nin tahmin ettiğinden daha hırslı olduğu belli oluyordu. "Bu mühür." Sophie anlamıştı. Lüks mağazalar da aynı şeyi yapıyorlardı. Müşteri gizliliğini bu şekilde sağlıyoruz." Nefes verdikten sonra soğukkanlılıkla gülümsedi." Sophie yıkılmıştı. Sadece anahtar. "Monsieur Vernet. size Bay Langdon'ı bulmanızı söyleyen bir mesaj mı bıraktı?" "Evet. O sayı olmadan anahtarınız hiçbir işe yaramaz. "Hayır!" diye haykırdı. Sophie gönülsüzce olasılıkları hesapladı." diye kekeledi. Vernet'ye kısaca Langdon’ın kim olduğunu ve o gece Louvre'da yaşananları anlattı. "Ama elbette mösyö. Vernet şaşkın görünüyordu. yordu..." dedi." On hane. "Ama." Vernet çaresizce içini çekti. "Ve büyükbabanız ölürken. Vernet anahtara baktı ama dokunmak için hiçbir eylemde bulunmadı. bir sehpaya tutunarak dengesini korumaya çalıştı. Bu olay ne zaman oldu?" "Bu akşamın erken saatlerinde. "Öyle olduğunu. Ve bu anahtarı. şifre olarak geçen on haneli bir hesap numarasıyla birlikte işlevlik kazanıyor. Müşteriler güvenli bir terminalden kendi hesap numaralarını kendileri seçerler. "Jacques Sauniére öldü mü?" diye sorarken gözleri dehşetle dolmuşu. "Bu gece öldürüldü.. "Bu gece vaktimiz kısıtlı Olabildiğince açık konuşmaya çalışacağım. nasıl?!" Şimdi hayretten sendeleme sırası Sophie'deydi. Sion Tarikatı diye bilinen gizli bir . "Korkarım her anahtar. şifreyi kırması yine de haftalar alırdı. DCPJ'nin en güçlü çözümleme bilgisayarlarını bile getirse. Ve tabii çalışanlarımızın güvenliğini. "Resimleriniz Interpol tarafından her yere dağıtılıyor. Louvre'dayken aceleye geldiğini biliyordu amaKayalıklar Bakiresi 'nin arkasında başka hiçbir şey görmediğine emindi. "Yardımcım bana bir altın anahtarınız olduğunu ama hesap numarasını bilmediğinizi söyledi. "Büyükbabamıtanıyor muydunuz? " Bankacı André Vernet bir o kadar şaşkın görünüyordu." Vernet yüzünü buruşturup duraksadı ve düşünmeye başladı. Adamın rahatsızlığı artık daha da açık anlaşılıyordu. "İkinizden birinin bu ölümle bir ilgisi var mı?" Sophie. sanmıyorum. Gerçekten hiçbir şey yapamam. Tarikat mührünü gösterirken adamın vereceği tepkileri izli.. içini çekti. "Hayır.." Sophie'nin kullandığı kelimeler adamın geriye doğru sendelemesine neden olmuştu.." Sophie. ÇALIŞANLARDA KASA ANAHTARI YOKTUR. ama müşterilerimizin çoğu anahtarlarının üstüne şirket logolarını ya da isimlerinin başharflerini işletirler." Vernet deri sandalyenin yanına giderek. "Hayır.adam hayalet görmüş gibi olmuştu. Hizmet verdiğimiz müşterileri tanımayız. "Anahtarın üstündeki bu sembolün sizin için bir anlamı var mı?" Fleur-de-lis'e bakan Vernet hiç tepki vermedi." Altın anahtara uzanarak tersini çevirdi. Sizi bu şekilde tanıdım. "Öyle mi? Büyükbabanız size anahtarı verdi ama hesap numarasını vermeyi unuttu mu?" Sophie." diye ısrar etti." Hâlâ adamı dikkatle incelemekte olan Sophie. çalışanlardan birini hesap numarası için rehin alma riskini ortadan kaldırmıştı. Geldschrank bankasının anlamı budur." Başını kaldırıp önce Langdon'a sonra Sophie'ye baktı. Langdon’ın yanına oturan Sophie başını indirip anahtara. bu da hesap paralarını sadece müşterilerle bilgisayarların bildiği anlamına geliyor. Bu anahtara nasıl sahip olduğunuzu sorabilir miyim?" Adamı dikkâtle inceleyen Sophie. Bu banka birisinin anahtarı çalması halinde. On milyardan fazla seçenek vardı. Banka başkanı. "Jacques ve ben arkadaştık. Cinayetten aranıyorsunuz." diye yanıtladı. "Büyükbabam verdi. Louvre'da. "Hayır. adeta içine gömüldü. "Her ikinize de çok önemli bir soru sormalıyım." Sophie altın anahtarı tarikat mührü arka tarafta kalacak şekilde Vernet'nin önündeki masaya bıraktı." "Üzgünüm. "Size sadece bu anahtarı mı bırakmış? Başka bir şey yok mu? Herhangi bir kâğıt parçası?" Sophie. "Vakti kalmadığını sanıyorum. bu şartlar altında siz bize yardımcı olabilirsiniz. "Kesinlikle yok.

ben bu işe karışmam. Büyükbabanız arkadaşımdı ama daha çok işten bahsederdik." derken tanıdık bir gülümseme yüzüne yayılmaya başlamıştı. "Polis mi? Bu denli çabuk mu?" Küfrettikten sonra Fransızca birtakım talimatlar verip. İşte bu iki sebepten ötürü." Tam o sırada Vernet'nin cep telefonu çaldı ve o da." Gergin görünen adam. Bankayı aramak isterlerse. Bu size bir şey ifade ediyor mu?" "Mademoiselle. Bana bankanıza ait bir anahtar verdi. onun arkasından bakarken. Sophie sesini biraz daha sertleştirerek.S. büyükbabasının yıllar boyunca gönderdiği ve kendisinin açmadığı sayısız mektup ya da paketin herhangi birinde hesap numarasını verip vermediğini düşünüyordu. "Onlara çoktan gelip gittiğimizi söyleyin. Sophie. 13 –3–2–21 –1–1–8-5 On Draco devini al! On sahte alim! P. "Bu konu hakkında hiçbir şey bilmiyorum. "Büyükbabam beni bu gece arayarak. Bekçim Interpol'ü araması gerektiğini düşünmüş. "Bu hesabın Sangreal'le ilgili bir şeyler içermesi mümkün mü?" diye sordu. Bazı ayarlamalar yapıp hemen döneceğim. "Ama kasa kutusu. "Ne olduğu hakkında hiç fikrim yok." Sophie nasıl karşılık vereceğine karar veremiyordu." Sophie'nin oradan eli boş ayrılmaya niyeti yoktu." Vernet." "Anlayamadım?" "On hane dedi. az sonra lobide olacağını söyledi. "Robert? Gülümsüyorsun?" "Büyükbaban bir dâhiydi." Kapıya doğru acele eden Vernet. "Yapabileceğim bir şey yok. "Hesap numarası. kapıya yürüdü." dedi." Ayağa kalkıp. Şansını son bir kez daha denedi. "Bu binadan çıkmalıyız. "Jacques dostumdu ve bankamın bu türden bir baskıya hiç ihtiyacı yok. "Dinleyin." Vernet terlemeye başlamıştı. Böylece biraz zaman kazanırız. Biz konuşurken yola çıkmışlar bile. Üzgünüm. bu tutuklamanın benim alanım dahilinde gerçekleşmesini istemiyorum. "Burada kalın. Telefonu kapattıktan sonra Sophie'ye döndü. Langdon aniden ayağa kalktığında. Vernet. Büyükbabanızın sizi çok sevdiğini biliyorum. aileniz siz küçükken bir araba kazasında öldü. "Büyükbabam bana ailem hakkındaki gerçeği anlatması gerektiğini söylemişti. onun gözlerindeki beklenmedik parıltıyı sezinlemişti. "Bırakıp gidemeyiz. Bana bir dakika verirseniz." Vernet yine hiç tepki vermemişti. benim ve kendisinin büyük bir tehlikede olduğumuzu söyledi. Langdon." Sophie. Bana bir şey vermesi gerektiğini söyledi. "Oui? " Dinlerken yüzündeki şaşkın ifade giderek endişeye dönüştü. şimdi kravatını düzeltiyordu. Bunun haricinde. Üzgünüm. telefonu kemerinden çıkardı." Sophie de bundan korkuyordu. Langdon'ın haklı olduğunu anlamak için Sophie'nin ilk satırı okuması yeterliydi." dedi." diye bastırdı. değil mi?" Neden bahsettiği hakkında Sophie'nin en ufak fikri yoktu. İlişkinizi kesmenizde ötürü ne kadar acı çektiğini bana defalarca anlatmıştı. Şimdi o öldü. Korkarım polis kısa süre sonra burada olur. yakalanmadan bu bankadan çıkmanıza nasıl yardımcı olabileceğimi düşüneceğim." "Nerede?" Langdon cinayet sahnesi fotoğrafının bilgisayar çıktısını çıkarıp harım üstüne koydu. "Polis her zamankinden daha hızlı davranmış. Bize söyleyeceğiniz herhangi bir şeyin faydası dokunabilir." Sophie. "Numarayı bize bıraktığına eminim. "Monsieur Vernet. arama emrini sorun. Robert Langdon'ı bul 44 . ona garip bir bakış fırlattı." diye yineledi.cemiyetin sembolü.

"On hane. yazılmasının tek amacının DCPJ'nin kriptografları aramasını sağlayarak." dedi. diğer satırları deşifre etmek için ipucu verdiğini görmüştü. 'Tek şansımız var gibi görünüyor." Langdon taşıyıcı bandın yanındaki elektronik konsola doğru yürümeye başlamıştı bile. Ekran o anda değişti. Eliyle GİRİŞ tuşunu işaret etti.düzensiz bir dizi. HESAP NUMARASI: 1332211185 Langdon son haneyi girdikten sonra ekran tekrar yenilendi. kriptograf duyuları harekete geçen Sophie. Ekranda bankanın haç şeklindeki logosu görünüyordu." "Hayır. Çok anlam içeren her şeye bayılırdı. ona." İşaret parmağını tuş takımına uzatan Sophie aklına gelen garip düşünceyle tereddüt etti. sayısal anagram. UYARI: Giriş tuşuna basmadan önce lütfen hesap numaranızı hatasız girdiğinizden emin olunuz. On hane. Sophie bilgisayar çıktısını eline alarak onun peşinen gitti. Elbetteburadaki müşteriler de hesap numaralarını gelişigüzel sayılardan seçeceklerdi.. "Sayıyı doğru girdik sanırım." Sophie elini geri çekmişti. banka kartını alıkoymadan önce doğru PIN kodunu girmek için üç deneme hakkı verirdi. böylece numarayı kimse tahmin edemezdi. Langdon. Sophie kaşlarını çatarak. "Ateşleyelim bakalım." diyerek hızlandırmaya çalıştı." . Tuş takımın yanında üçgen bir delik bulunuyordu." Standart ATM makineleri. Sophie bilgisayar çıktısındaki sayıları okurken. Ekrana girdikleri sayıyla elindeki bilgisayar çıktısını dikkatle karşılaştıran Langdon. En üstteki İngilizciydi. Kendi güvenliğiniz için. bankaların ATM terminallerindekine benzer bir tuş takımı vardı. " dedi. Langdon'a dönen Sophie.. Büyükbabasının gizemli kasa kutusunu açacak son anahtar bu sayılardı. "Fonction terminer. Sophie hiç vakit yitirmeden anahtar gövdesini yuvaya soktu. farklı dilde yazılmış bir mesaj görünüyordu. Bunun sıradan bir nakit çekme makinesi olmadığı ortadaydı. Şifrelerin içindeki şifrelere. Daha sonra sayıların. "Çift anlamlı bilmecelerde ustaydı. bilgisayar hesap numaranızı tanımadığı takdirde sistem kendiliğinden kapanacaktır. Başka ne olabilir ki?" "Fazlasıyla gelişigüzel.Bilgisayar çıktısını incelerken. HESAP NUMARASI: -------------İmleç yanıp sönüyor... "Bugelişigüzel sayının. Fibonacci Dizimi'nden seçilmiş büyük bir tesadüf olurdu. Langdon tuşladı. bekliyordu." dedi. Sophie ekrana yazdığı her şeyi sildi ve kendinden emin bir ifadeyle Langdon'a baktı. "Vernet az sonra burada olur. "Hadisene. "Asıl hesap numarası bu değil "Elbette bu! On haneli. Sophie'yi işe karıştırmak olduğunu düşünmüştü. 13 –3–2–21 –1–1–8-5 Grand-pérebu hesap numarasını Louvre'da yere yazmıştı! Sophie karıştırılmış Fibonacci Dizimi'ni parkenin üstünde ilk gördüğünde." dedi. Banka müşterilerinden PIN kodlarını gelişigüzel sayılardan seçmelerini isterdi. Şimdi ise hayretten şaşkına dönmüş bir şekilde sayıların çok daha önemli bir anlamı olduğunu görüyordu." Gelişigüzel mi? Langdon bu fikre kesinlikle katılmıyordu. Konsolda.

" Langdon ekrana baktı. kasanın içine dikkatle baktılar.. tam önlerine gelince durdu.. bu sırada elektrikli bir göz. onu dev bir alet çantasına benzetmişti. Parlak mor ağacın koyu damarları vardı. Louvre'un zeminindeki karışık sayıların sıraya sokulduğunda ünlü diziyi meydana getirmesini mükemmel bir biçimde açıklıyordu. Pençe. Fibonacci Dizimi 1-1-2-3-5-8-13-21 Fibonacci Dizimi. pençe bir bilgisayar hassasiyetiyle ağır kulpu kavradı ve kutuyu diklemesine kaldırdı. Tavana bağlı çift eksenli bir taşıma sisteminde kayarak hareket eden pençe.. Bankadaki diğer her şey gibi. Sauniére'in asla unutamayacağı on haneli dâhice bir şifre. Yukarıda. Bu siyah ve plastik kutu. Bandın yanında dururlarken. taşıyıcı bandın gerilerinde muazzam bir plastik kutu belirmişti. mutlaka kendisi için anlam ifade eden bir hesap numarası seçmiş olmalı. şifrelere olan tutkusu göz önüne alınırsa. Hiçbir şey olmadı.. En azından fark edebilecekleri bir şey olmadı. Kapağında güzel . Kutunun en altında duruyordu. Sophie. Sophie ilk baktığında kutunun boş olduğunu sanmıştı. HESAP NUMARASI: 1332211185 Ekrana baktığı anda Sophie'nin haklı olduğunu anlaması Langdon’ın sadece saniyelerini almıştı. Metal kapı yukarı kayarak açıldığında. Sophie bunungül ağacı olduğunu fark etti. Sonra kol kutuyu nazikçe bırakarak. Taşıyıcı bant odaya. Kol devre dışı kaldıktan sonra taşıyıcı bant dönmeye başladı. kolaylıkla hatırlayabileceği bir şey. Bunun olabilme ihtimali gerçekten çok düşüktü. Bunun dışında. aldığı koordinatlara doğru ilerliyordu.. doğru noktaya geldiğinde durup alçaldı. Sophie hiç vakit kaybetmeden. gizemli kutuya gözlerini dikmişlerdi. Öne doğru yaklaşarak. metal menteşeleri. on haneli tek bir sayı haline getirildiğinde kesinlikle ne olduğu anlaşılmıyordu. Tek bir nesne. Uçaklarda evcil hayvan taşımaya yarayan kafeslerin deliksiz olanlarına benziyordu. sağ taraflarındaki hareketli kapının altındaki dar aralıktan girdi. yeni bir sayı giriyordu. Kutu. amaolmayan bir şey. kutunun üstündeki barkod numarasını okuyordu. arkaya doğru ittiler. Hatırlaması kolay ama görünüşü gelişigüzel. "Gelişigüzel gibi görünen. Sophie'nin tahmin ettiğinden çok daha büyüktü. Sophie uzanarak GİRİŞ tuşuna bastı. üzerinde bir barkod etiketi ve ağırlığa dayanıklı kulpları vardı. O sırada.. bu kutu da sanayi yapımıydı. devasa bir ızgaranın üstünde yan yana dizilmiş plastik kasalar duruyordu. Orada sessizce duran Sophie ile Langdon. Aşağıdaki beton zeminde.Langdon onun haklı olabileceğini fark etmişti." Sayıyı yazmayı bitirdikten sonra sinsi bir ifadeyle gülümsedi. geri çekildi. Sophie sanki hesap numarası ezberindeymiş gibi bir kez daha tuş takımına uzanmış. Büyükbabasının en sevdiği. Ardından. Sophie daha önce bu Fibonacci Dizimi'ni oluşturacak şekilde sıralamıştı. bir yeraltı odasına sıralanmış küçük tabutları andırıyorlardı. önünde duran iki tokayı çözdü. Sophie ile Langdon taşıyıcı bandın hareket etmeye başladığını görünce rahatlamışlardı. kendilerini içinden ne çıkacağını bilmedikleri gizemli bir bavulu bekleyen yorgun tatilciler gibi hissediyorlardı. Ağır kapağı birlikte kaldırarak. Ayakkabı kutusu büyüklüğündeki cilalı tahta kutunun menteşeleri oymalıydı. Ardından bir şey gördü. Sonra Langdon'a göz attı. bankanın altlarında bulunan yeraltı mahzenindeki robotumsu bir pençe harekete geçmişti. "Ayrıca büyükbabamın sembollere. Devreye giren yeni cihazların yardımıyla pençe kutuyu odanın diğer ucuna taşıdı ve taşıyıcı bandın üzerine geldiğinde durdu.

Sophie ile Langdon birbirlerine şaşkınlıkla baktılar. dışarı çıkardı." Langdon boş bir ifadeyle başını salladı. Ceketiyle kravatını çıkararak." diye fısıldadı. "Çok güzel. "Yanımızda götürmemiz gerekiyor. Zürih Emanet Bankası'nın sunduğu diğer bir hizmetti." diye fısıldadı. üzerindeki plastik kasayla birlikte aşağıdaki mahzene doğru hareket etmeye başladı." diyerek. "Kargo kısmına geçin. Vernet'nin sesi soluğu kesilmişti. Dışarı . Langdon’ın o güne dek gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu. "Bu yoldan lütfen. bu nesneyi yanınızda mı götüreceksiniz.bir gül deseni bulunuyordu. sandığı masanın üstünde kendine doğru çekti. Sophie'ye uzattı.. Büyük ve ağır arka kapıyı açarken. "Polis yollan kapatıyor." Kapıyı arkasından kaparlarken.Transport sûr . içindekinin ağırlığı ve tarikatın kullandığı Kâse sembolü kuşkusuz tek bir sonuca götürüyordu." Langdon ceketini çıkarırken. Her ikisi de. Vernet bankanın küçük zırhlı araçlarından birini işaret etti. "Sıvı. Taşıyıcı bant. yoksa ayrılmadan önce kasaya iade mi edeceksiniz?" Sophie. Bu türden gül şekillerini pek çok kez görmüştü. "Sizi buradan çıkartmak zor olacak. "Tarikatın Kutsal Kâse için kullandığı semboldür. olduğu yerde sıçradı.İsa'nın Kadehi bu sandığın içinde. Sophie kutuyu açmaya hazırlanarak. Her ihtimale karşı. Kaşlarını çattı. bıraktı. İçindeki nesne." İleriye uzanan Sophie yavaşça kopçayı açtı ve kapağı kaldırdı. Bu her şeyi değiştiriyordu. Vernet altın anahtarı konsoldan çıkararak. O halde bu nesne her ne ise. büyükbabasının bulmaları için gönderdiği küçük hazine sandığına gözlerini dikmişti. Sophie. kendisi de aynı şeyi düşünüyordu. Ama her ikisi de bir şeyi o anda iyice anlamıştı. Fakat o kutuyu hareket ettirirken beklenmedik bir şey oldu." Sophie ile Langdon araca binerlerken. Rampayı kapatıyor olmalıydılar. Langdon bir kez daha kendisine bunun mümkün olmadığını söyledi. Bu kesinlikle İsa'nın Kadehi değildi. Kutunun boyutları. Başka birini görmesini istemem. taşıyıcı bandın üzerindeki plastik çantayı görünce. koridorda yürürken onu ceketinize sarmanızı tavsiye ederim. "Hemen dönerim. Sophie eğilip kutuyu kavrayarak. Langdon. Langdon.Gerçekten bu işi alnımın akıyla başaracak mıyım? Artık terlemeye başlamıştı. "Kadehi koymak için en uygun boyut. "Beş yapraklı gül. yanında duruyordu." Sophie dönüp ona baktı. Gözlerini saygıyla kutudan kaçırdı ve bir sonraki hareketini planlamaya çalıştı. İçindesıvı mı var? Sophie de aynı derecede şaşırmış görünüyordu. şoför ceketini giymeye başladı." dedi. Vernet yükleme havuzu denetçisinin ofisine girerek kamyonun anahtarlarını aldı ve kendine bir şoför üniformasıyla şapkası buldu. "En başından beri hesap numarası bizdeydi. Tanrım. ne kadar ağır! Büyük bir dikkatle geniş masanın üstüne taşıyıp. Acele edin." Arka taraftaki yükleme havuzuna gittiklerinde Vernet polis arabası ışıklarının yeraltındaki garajı doldurduğunu gördü.. Tanrım! Sauniére'in hesap numarasını mı buldular? Sophie ile Langdon masadaki büyük ahşap bir mücevher kutusuna benzeyen şeyin başında birbirlerine sokulmuşlardı." O bir kadeh olamaz. Vernet'nin aklına bunu yapmanın tek bir yolu geliyordu. "Mademoiselle Neveu. "Bu bir. eliyle parlayan çelik bölmeyi gösterdi. Sophie hemen kapağı kapatıp başını kaldırdı.Onları bankadan çıkartmalıyım! Ama polis yolları kapatmış olduğundan. sizi bankadan güven içinde çıkartabilirsem." Vernet başını salladı. 45 Bekleme odasından içeri giren André Vernet. Kutudan garip lıkır lıkır bir ses geldi. üniformasının altına omuz tabancası kılıfını taktı." dedi. "Sen de duydun mu?. Langdon'a bir bakış fırlattıktan sonra Vernet'ye döndü. Langdon kapaktaki el oyması beş yapraklı güle hayretle bakıyordu. Langdon iyice anlamak için kulağım eğdi. onun ne düşündüğünü anlayabiliyor. Vernet taşıyıcı bandın yanına gidere boş kasayı kapattı ve ekrana bir dizi emirler girdi.

Vernet başını eğip baktığında. "Je suis Jérome Collet. Langdon tüvit ceketine sarmalanmış olan hazineyi kucağına aldı.çıkarken şoförün tüfekliğinden bir tabanca aldı ve kılıfa yerleştirdi. İçeri girip ön masaya sormanız gerekiyor. "Hayır teşekkürler. içeriye uzanıp. Bir ter damlası Vernet'nin burnundan aşağı akmak üzereydi. Vernet sert bir ses tonuyla. tavandaki tek ampulü yakmak için duvardaki düğmeyi çevirdi. "Geçiş iznin var mı?" diye sordu. Leylek gibi bir polis memuru dışarı çıkıp. Bu gece St. gözleriyle adeta Vernet'nin zihnini okumaya çalışıyordu. Germain des Prés'teki Tayvanlı sokak satıcısından yirmi euroya aldım." Kamyon sokağın elli metre uzağına gidene kadar Vernet nefes almadı. "Hiç fikrim yok.Merde. yükleme havuzundaki denetçiler tarafından mühürleniyor Sonra birisi yük kasasının anahtarını varış yerine götürene kadar kamyon yerinde bekliyor. Thurial'a kadar gideceğim. yolunu kesen polis arabasını işaret ederken. iğrenç bir kahkaha attı. Bizim müşterilerin yanına girmemize izin vermiyorlar. Ajan. " dedi. mutlaka suçlu olmalılar. "Bütün şoförler Rolex mi takıyor? " diye sordu." Ajan. Ön tarafta tahmin ettiğinden daha fazla polis ışığı olduğunu görebiliyordu. "Sakıncası var mı?" diye sordu' "Çok uzun bir yolum var." Ajan şüpheli bir ifadeyle. Kamyon rampayı çıkmaya başladığında. Kapıya giderken hiç sesinizi çıkartmayın." 'Kamyonu açın lütfen. Vernet'nin kolunu göstererek. Robert Langdon’ın pasaport resmini kaldırdı. geçişlerine izin vermek için kapılar içeri doğru açıldı. "İki suçluyu arıyoruz." Sophie ile Langdon metal yere oturdular. Vernet alnını silip. barikatın birkaç metre ilerisinde ona durmasını işaret etti. "Bunun açık durmasını istersiniz herhalde. motoru çalıştırdı. Hiçbir zaman ne taşıdığımı bilmem. aracı ileri doğru sürdü. Şoförlüğünü yaptığım bu heriflerden bazılarının o kadar çok parası var ki. Burnu ceketinin koluyla silip. Daha önce değil. Şoför şapkasını daha da aşağı indirerek. Rampanın önünü kesen polis arabası dışında. Size kırka satarım. "Adli polisten teğmen. İkinci kapı kalktığında. Dışarıda dört devriye arabası park etmişti." Collet yük kasasını gösteriyordu. Vernet ajana bakarak." Ajan. "Bu adam bu gece bankanıza geldi mi?" Vernet omuzlarını silkti. Kamyona geri dönen Vernet şapkayla yüzünü iyice örterek dikkatle. "Bu bok mu? St." Kamyonun yük kasasını işaret etti "Bunun içinde ne var?" Vernet bozuk bir Fransızcayla. "Nerden bileyim?" diye karşılık verdi." Collet etkilenmişe benzemiyordu." Ajan hiç cevap vermeden susuyor. Bu kamyonlar. Güvenli yolculuklar. "Kendi kamyonunuzun anahtarlarının sizde olmadığını mı söylüyorsunuz?" Vernet başını iki yana salladı "Yük kasasının anahtarları yok. Kargo anahtarları oraya ulaşmış. Vernet ağır kapıları örterek onları içeri kilitledi. Vernet ilerleyip bir sonraki bilgisayar mekanizmasına gelmeden önce kapının arkasından kapanmasını bekledi. kültürlü terbiyesinin elverdiğince kaba görünmeye çalıştı. Anahtarların alıcıya ulaştığı çağrısını aldıktan sonra." Vernet tiksintili bir ifade takındı. "Kamyonu açmak mı? Bende anahtarları var mı sanıyorsunuz? Bize güvendiklerini mi düşünüyorsunuz? Bana ödedikleri bozuklukları görmeniz lazım. yola çıkmak için onay alıyoruz." "Bankanız içeri girmek için bizden arama belgesi istiyor." Ajan biraz duraksadıktan sonra kenara çekildi. . ceket kolunun altından parlayan son derece pahalı saatinin kayışını gördü." Vernet güldü "O halde doğru yere gelmişsiniz. çıkış yolu açılmıştı. Ağzımı açtırmayın benim. "Ayrıca otursanız iyi olur." diyen Vernet. "Müdürler. Şimdi başka bir sorunu vardı. başını yana doğru eğmişti. Vernet durdu." "Bukamyon ne zaman mühürlendi?" "Saatler önce olmalı. üniformasını üstüne çekti. "Ben sadece bir şoförüm. Zırhlı kamyon rampayı çıkarken Vernet şapkasının altında biriken terleri hissetmeye başlamıştı. Ardından direksiyona geçip. boş çelik kasanın içinde oturmakta olan Sophie ile Langdon'a baktı. Sadece kontak anahtarı. Direksiyonun başından ayrılmadan kapıyı açtı ve sert yüzlü ajana baktı.

Öğretmen. Cebinden telefonunu çıkardı. Bir ay sonra bulutlar mucizevi bir şekilde aralanmış ve umut ışığı doğmuştu. Bu geceki işimiz henüz bitmedi. Silas'a.Yükü. en sonunda haberi Silas'la paylaşmıştı. Kilit taşı meselesi dolambaçlı bir çıkmaza dönüşmüştü. "Öğretmen. hem de gücünün büyüklüğüne korkuyla karışık saygı duyuyordu. Silas. Sadece altı ay var. Öğretmen ile Silas asla yüz yüze gelmedikleri halde. her telefon konuşmalarında Silas. kalçalarının iç kısımlarından kan aktığını hissedebiliyordu. Bu gece kendine verdiği ikinci cezalandırma onu sersemletmiş ve güçsüz bırakmıştı. "Her şeyi kaybettik." diye fısıldamıştı. Vernet bizi şehirden güvenli bir mesafeye götüreceğini söyledi. Seni yakında arayacağım. Kurtulmak için dua etti ve o karanlık günlerde bile Tanrı’ya ve Tarîk'e olan inancını kaybetmedi. Kollarıyla bankadan aldıkları garip hazineye sıkı sıkı ." demişti. piskoposa ihanet ettim. Jacques Sauniére ölmeden önce sırrı devretmiş. Aringarosa'nın -ona yeni bir hayat veren adamın. Sen Tanrı’nın neferi olacak mısın?" Silas. Silas şimdi çıplak zemine bakarken zaferin ellerinden kaçmış olmasından korkuyordu. "Tanrı bizeTarik 'i korumamız için bir fırsat sunuyor. ama doğru. Nereye? Ne kadar uzağa? Langdon'ın bacakları yerde bağdaş kurup oturmaktan uyuştuğundan. Piskopos beş ay önce Vatikan Rasathanesi'nden döndüğünde. Haftalarca depresyonda gezen Aringarosa. "Doğru.Mucizevi kader! Aringarosa. ama Öğretmen o gece için doğrudan yapacakları tüm iletişimi yasaklamıştı. Kiliseye ihanet ettim. adama nasıl düşürüldüğünü tüm dürüstlüğüyle anlattı. Öğretmen aldatılmıştı. Piskopos Aringarosa’yı arayıp onu uyarmak istiyordu. Ayrıca keçe kemerini artık çıkartması gerekiyordu. "Bunu kabul edemem!" Aringarosa.Onları nereye götüreceğim? 46 Odasındaki hasır kilimin üstünde yüzükoyun yatmış olan Silas taze kırbaç yaralarının pıhtılaşmasını bekliyordu. Piskopos. Tüm mücadeleler gibi bizim mücadelemiz de fedakârlık gerektirecek. "Silas. Aringarosa ortaya çıkan fırsatı anlattığında Silas bunun sadece Tanrı’nın yardımıyla olabileceğini anlamıştı. "O zaman zafere ulaşırız. ilahi müdahale demişti. Sonunda dayanılmaz korkularını yenen Silas ayağa kalkıp. "İnancını çok çabuk kaybediyorsun. Piskopos ilk kez umutlu görünüyordu. Beni yüreğinizin dilediği gibi güdün. Yine de kayışı çıkartmak hakkını kendinde görmüyordu. "Öğretmen'in söylediklerini yap.Kendi güvenliğimiz için. Silas. "İnsanın aklına gelecek türden değil. Silas." demişti. Beklenmedik ama iyi bir haber. Bu gecenin Piskopos Aringarosa'nın kurtuluş gecesi olması gerekiyordu. yerde duran cüppesini aldı.önünde diz çökmüş ve." Piskoposun sözleri Silas'ı dehşete düşürmüştü. Öğretmen. Langdon kapalı yerlerde gelip kendisini vuran o tanıdık heyecan duygusuyla boğuşuyordu. hücrenin içinde müebbet hapse götürülmek gibi bir histi. Sır devam ediyor. onu derinden değiştirecek olan bir şey öğrenmişti. Öğretmen'in bu bilgileri nasıl topladığını bilmiyordu. Aringarosa buna." Zafer. Ve bu düzenin içinde tüm umutlar yok olmuştu." diye fısıldadı." 47 Zırhlı kamyonun loş yük kasasında yolculuk yapmak. vücudunun alt kısmında kan dolaşımım sağlayacak yeni bir pozisyon aldı. "Ama bu imkânsız!" diye haykırmıştı. "Ben Tanrı'nın kuzusuyum. onun hem inancına. Başını utançla sallarken telefon numarasını çevirdi. Yeni bir haber aldım. Daha da kötüsü. ama Aringarosa'nın ona büyük bir güveni vardı ve Silas'a da aynını yapmasını söylemişti. her yerde gözü ve kulağı olan. Silas'a planı yapan adamla kendine -Öğretmen diyen bir adamtemas kurdurtmuştu." Silas. her şeyi bilen bir adama benziyordu." demişti." diye karşılık verdi.

"Bilmiyorum. Aynı şeyi Langdon da hissetmişti. Sophie daima bu zırhlı şövalyenin. hayranlık uyandırıcı ağaç oymasına son bir kez daha baktı ve sonra kancayı açarak kapağı kaldırdı ve içindeki nesneyi ortaya çıkardı. Kamyon.sarılmıştı. ceketini açtı ve içinden kutuyu çıkararak kendine çekti. Gül Haçı Şövalyeleri." Sophie loş ışıkta bile Langdon'ın gözlerindeki şaşkınlığı görebiliyordu. Altlarındaki kurşun geçirmez lastikler yumuşak asfalt üzerinde vızıldıyordu. bir iki dakika sonra sağa sapmıştı.. "Küçükken bana bunlardan bir tane yapmıştı. rampanın sonundaki cesaret kırıcı duraklamanın ardından sola dönmüş. bu gül ağacı kutunun içindeki kripteksi görene kadar. Sophie. büyükbabasının yaptığı en güzel nesne olduğunu düşünmüştü. kollarını açabilecek. Tüpün etrafındaki oymalar da ilk bakışta. Sophie.." Langdon’ın gözleri daha da büyüdü. neden dehasıyla olduğu kadar başladığı işi bilinmemekle ünlü olduğunu anlamaya yeterdi. Silindirin her iki ucu da. o gece olanlar düşünüldüğünde cevabın ilginç bir anlam içerdi» biliyordu. çeşitli emaye işleriyle Fabergé Yumurtaları ve Leonardo da Vinci'nin sanattan çok pratik çalışmaları. "Devam et. Kutunun yumuşak koyu kırmızı ipek iç yüzeyinin üstüne yerleştirilen nesne. Altı diskin her birine. içi görülmeyecek şekilde mermer bir kapakla örtülmüştü. Langdon'ın anlayabileceği türden bir şey değildi. "Gizli bilgileri saklamak için. bükülebilir boynu üzerindeki başını oynatabilecek ve anatomik yapısı doğru bir çeneyi açıp kapayabilecek şekilde tasarlanmıştı. Silindire yeniden bakan Langdon. Dikkatini zorla kollarında tuttuğu gül ağacından kutuya vermeye çalışan Langdon kıymetli bohçasını yere bıraktı. Bu da ne böyle?" Şimdi gözleri parlayan Sophie idi. Da Vinci asla yapmadığı yüzlerce icadın modelini çizmişti. "Bu bir kasa. Sophie yan yana oturacakları şekilde pozisyonunu değiştirmiş"' Langdon birden kendilerini. Sophie. loş ışıkta belirgin biçimde parlıyordu.Gül." "Ne işe yarıyor?" Sophie. Ahşap ve maden atölyesinde saatler geçiren yetenekli bir zanaatkar olan Jacques Sauniére. diğerinden farklı harfler kazınmıştı. Sophie. Bununla birlikte tek bir gövdeden oluşmak yerine. Langdon başını kaldırıp ona baktı. Gizli cemiyetler gibi pek çok ordu ve din bu sembol üstüne kurulmuştu." dedi..Rozenkruzlar. Da Vinci'nin günlüklerine şöyle bir bakmak bile.. farklı kelimeler türetmek için çevrilebilen harf tabletleri takılı bir sopa. "Aç şunu. büyükbabasının en sevdiği hobisinin Da Vinci'nin icatlarının modellerini yapmak olduğunu açıkladı. "Ama bu kadar süslüsünü ve büyüğünü .." dedi. su pompaları." Langdon derin bir nefes aldı. saatler. Amerikan şekerli çöreği büyüklüğündeki altı mermer yuvarlak. Elini kapağa uzatırken.. "Sanırım artık otoyola çıktık. "Büyükbabam hobi olarak bunları yapardı. muhtemelen dişbudaktan yapılmış olan gül işlemesi. taş silindir pek çok parçadan oluşuyor gibiydi. tüm alfabe... İçindeki sıvı sesini duyan Langdon silindirin içinin oyuk olduğunu tahmin etti. Leonardo da Vinci tarafından icat edildiler. Anatomi ve vücut hareketi çalışmalarının bir ürünü olarak Da Vinci'nin 1495 yılında tasarladığı robot şövalyenin iç mekanizması. ince bir pirinç karkas üzerine yerleştirilip bir araya getirilmişti. Bunakripteks deniyor. Gül ağacı kutunun sıcak renkleriyle tezat oluşturacak soluk bir ağaçtan. Sophie.. Üzerinde harfler bulunan silindir Langdon'a çocukluğunda en sevdiği oyuncağını hatırlatmıştı.. kripteksler ve hatta şimdi gururla masasının üstünde duran eklemli ortaçağ Fransız şövalyesi. Şimdi ise son süratle gidiyor gibiydi." dedi. Da Vinci'nin çapraşık icatlarını hayata geçirmekti. Ayrıca dik oturabilecek. yılbaşı ağacının altında birbirine sokulmuş! iki çocuk gibi hissetti. ünlü ustaların taklitlerini yapmaktan hoşlanırdı." dedi. Evet. Boru şeklindeki bir kaleydeskopa benziyordu. "Da Vinci mi?" diye mırıldandı. Cilalı beyaz mermerden oyulmuş. öyle değil mi?" diye fısıldadı. silindirin gizemli yapısı kadar Langdon'ın dikkatini çekmişti. "Etkileyici. tenis topu kutusu büyüklüğünde tas bir silindirdi. yanlışsız eklemler ve tendonlar içeriyordu. Jacques Sauniére'in en büyük uğraşı. Langdon bu kutunun içinde bulabilecekleri nesneye dair pek çok fantezi kurmuştu ama bütün tahminleri yanlış çıkmıştı. Büyükbabamın anlattığına göre planları da Vinci'nin gizli günlüklerinden birinde bulunmuş.

icat ettiği sırası değiştirilmiş şifrelerle hapisten gizli bildiriler göndermişti." "Papirüs. Bununla birlikte Da Vincimekanik bir çözüm üretmek için matematikten ve kriptolojiden uzak durmuştu. Mektupları. veri saklamak için bilgisayarda şifreleme yöntemlerini anlatırlarken. "İçeri konulacak olan bilgi ilk önce papirüs kâğıdına yazılır.hiç görmedim. Zimmerman ve Schneier gibi çağdaş kriptografları övmüşler fakat asırlar önce ilk şifreleme biçimlerini icat etmiş olan Leonardo'dan bahsetmemişlerdi. Büyükbabam evin içinde hazine avı oynamaya bayılırdı.Kripteks terimi büyükbabasının uydurduğu bir kelime olmalıydı. Bu kriptekste ise beş harf var. Cevabı bulduktan sonra açıp doğum günü kartımı alırdım. Numaralar doğru sırayı oluşturacak şekilde dizildiğinde kilit açılır." Langdon kısa bir süre duraksadıktan sonra başını salladı. Ve sınavlar asla kolay olmazdı. Kripteks herhangi bir şekilde zorlanarak açılacak olursa. diye düşündü Sophie. zekice tasarladığı çok alfabeli bir şifreleme sistemi sayesinde korumuştu. "İçi sıvı dolu bir şişe." dedi. Leonardo'nun üretmediği icatlarının üstünde hiçbir zaman çalışılmamış ya da onlara isim verilmemişti. bilginin korunması için kriptolojik çözümler üretmişlerdi: Jül Sezar. "Bir parolaya ihtiyacımız var. gerçek hediyeme giden ipucu zincirleri." "Tamam. Sophie'nin üniversitedeki öğretmenleri. Tarihteki pek çok büyük zekâ." 'Tirşeye değil mi?" Sophie başını iki yana salladı. Her hazine avı. Bunu Sophie'ye anlatan kişi elbette büyükbabası olmuştu." Langdon inanmıyormuş gibi görünüyordu. dikkatle silindiri çıkardı." “Hayır. İskoç Kraliçesi Mary. Doğum günlerimde birkaç kez bana kripto verip bir bilmece sormuştu. Telefonların ve e-postaların o olmadığı bir dönemde." "Peki içinde ne olur?" "Silindir açıldıktan sonra ortadaki boş bölmeye ulaşabilirsin." Tekrar alete bakan Langdon hâlâ şüpheli görünüyordu. Sophie disklerin üstündeki harfleri göstererek. Herhangi biri kripteksi zorla açmaya kalkıştığı takdirde cam . ancak doğru parolayı bilen kişi ona erişebilirdi. Sophie pek sık bahsedilmese de. Kripteks. mektupta değerli bir bilgi olduğundan kuşkulandığında mektubu yerine ulaştırmak yerine içindeki bilgiyi rakiplere satarak daha çok para kazanabileceğini düşünürdü. ve dâhi Arap bilim adamı Ebu Yusuf i mail al-Kindi sırlarını. Ne yazık ki ulak. ama niye ortadan ikiye ayırmıyorsun ki? Ya da kırmıyorsun? Metal hassas görünüyor." Sophie kutuya uzanarak. ayrıca mermer de yumuşak bîr kaya. kırılgan cam bir şişenin etrafına sarılırdı. Langdon'a kripteksin uzun mesafelere güvenli mesajlar göndermek için Da Vinci'nin bulduğu çözüm olduğunu açıkladı." "Bir kart için fazla uğraştırıcı. Da Vinci'nin birkriptoloji öncüsü olduğunu biliyordu. "Ben hiç kripteks diye bir şey duymadım. Parşömen kâğıtları ya da kodeks üstüne yazılı bilgiyi saklamak için kriptoloji bilimini kullanan bu alet için uygun bir terimdi. O günlerde koyun tirşesin daha sık kullanıldığını ve daha dayanıklı olduğunu biliyorum ama mutlaka papirüs olması gerekiyordu. içindeki bilgi kendi kendini yok edecek şekilde tasarlamıştı. Peki. öyle mi?" "Daha ufaklarından. Ne kadar ince olursa o kadar iyi. İzle. Bilgi kripteksin içine yerleştirildikten sonra. Bilmecenin cevabı kripteksin parolası olurdu. kartlarda genellikle başka bir bilmece ya da ipucu yazılı olurdu. insanların uzaktaki birilerine özel bilgi göndermek için yazı yazmaktan ve taşıyan kişiye güvenmekten başka çaresi yoktu." Sophie parmağıyla kriptekse hafifçe vurunca içindeki sıvıdan ses geldi. şemaları ve akla gelebilecek her şeyi güvenlikle saklayabilecek bir muhafaza. "Ve büyükbaban küçükken sana bunlardan yaptı. "Çünkü Da Vinci bundan çok daha akıllıydı. Orada da genellikle gizli kalmasını istediğin bilginin yazılı olduğu kâğıt rulosu bulunur. "Sirke. evet. Zırhlı kamyon otoyolda gürleyerek ilerlerken Sophie. kripteksin içindeki bölmeye yerleştirilmeden önce." Sophie gülümsedi. "Papirüs. haritaları. Doğru sıra dizildiğinde içerdeki dişler yerine oturur ve silindir ayrılır." Sophie şaşırmamıştı." Langdon gözlerini kutudan ayırmıyordu. Sezar Kutusu adlı bir şifreli yazım tekniği geliştirmişti. "Bir kripteksin çalışma sistemi bisiklet kilitlerine benzer." "Ne sıvısı?" Sophie gülümsedi." Sirke ve papirüs. ödülümü alacağımı temin eden bir karakter ve erdem sınavıydı. "Dâhice.

"İçindeki bilgiyi öğrenmenin tek yolu beş harfli şifreyi bulmak.kadınlıkla güçlü ikonografik bağlar sağlıyordu. " diye mırıldandı." Aklından yaklaşık on iki milyon soru geçiyormuş gibi görünen Langdon. "Robert?" Sophie. Bu yüzden dişi kadeh ve gizli gerçeğe götüren yıldız anlamındaki gül. En eski gül türlerinden biri olanrosa rugosanın ." dedi. Gizli mesaja ulaşan kişinin elinde bir topak kâğıt hamurundan başka bir şey olmayacaktı. Tarikat sembollerinde gül ve Kâse aynı anlama gelirler Sophie kaşlarını çattı. tonoz anlamında kullanılır. Benim de aynını yapmamı söylerdi." dedi Langdon. Böylece toplantıya katılanlar gülün altında . toplantılarının gizli olduğunu için gül asarlardı.Clef de voûte sık kullanılan bir mimari terimdir.” "Sub rosa.. "Olamaz. rosa." "Ne?" Langdon gözlerini yavaşça yukarı kaldırdı. aynı Gül Çizgisi gibi. bu tam tercümesi oluyor." Kutunun kapağını kapatıp. "Sen gülün Kâse kullanılan bir sembol olduğunu mu söylemiştin?" "Kesinlikle. "Büyükbaban hiç sana la clef de voûte diye bir şeyden bahsetti mi?" Sophie." . yüz ifadesi birden dondu.ya da sub rosa . çünkü büyükbabam bana her zaman gülün gizlilik anlamına geldiğini söylerdi. "Robert? İyi misin?" Gözlerini gül ağacı kutuya dikmişti. Langdon açıklamasını bitirdiğinde. "Sen öyle diyorsan öyledir. Tonozlu tavanlar gibi. "Kasa anahtarı mı?" diye tercüme etti. onu inceliyordu.konuşulanların sır olarak kalması gerektiğini bilirlerdi. Tarikatın kilit taşını tutuyorum. "Romalılar.. "Hayır. "On iki milyondan fazla ihtimal var. Gül asmak eski bir Roma geleneğidir. Bakışlarını kriptekse indiren Sophie omuzlarını silkti. Yüzündeki korkulu şaşkınlık ifadesiyle. "Ama bunu bir kilit taşı olmadığı ortada." dedi. "Gül işaretinin altında. seferilere haritalardaki boylamlara bakarak yön bulmakta yardımcı oluyordu. Bununla birlikte gülün "doğru yön" ve yol bulmak kavramlarıyla çok yalan bağları vardı. "Anlayacağın gibi.şişe kırılacak ve sirke çabucak papirüsü eritecekti. İngilizcede biz buna kilit taşı diyoruz.. "Bu çok garip. Her taş kemerin ortasında.." 48 Bu taş silindiri onlarakimin verdiğini. Onu rahatsız eden bir şey vardı. pek çok açıdan gizlilik. rahatsız edilmek istemediğimiz zamanlarda kapımıza bir gül la fleur des secrets asabiliriz. takoz göre görerek parçalan birbirine tutturan ve tüm yükü taşıyan bir taş vardı Mimari anlamda bu taş. "Sub. gül işaretinin altındaki şifreli bir taştır.Voûte banka kasası değil. aynı Venüs yıldızı gibi beş yaprağa ve beşgen bir simetriye sahip olması güle. kadınlık ve yön tayini Kâse'yi tanımlayan bir sembol olarak kabul edilmişti. "Bu kripteks." Langdon anladığından emin olmak için Sophie'nin gözlerine baktı. tarikatın gülü Kâse sembolü olarak kullanmasının tek nedeninin sadece gizlilik düşüncesinden kaynaklanmadığını açıkladı." diye fısıldadı. birbirimize kapılan kilitlemek yerine. büyükbabamın çok gizli bir sır olarak saklamak istediği ortada. açıktı. üstündeki beş yapraklı gül oyması bakarak duraksadı. nasıl verdiğini düşünen Langdon kendi tahminine güçlükle inanıyor ve kutunun üstündeki gül oymasına baktıkça tek bir sonuca varabiliyordu." "Doğrusunu istersen vardır. Kilit taşı." "Ama tonozlu tavanların anahtarı olmaz. Bu şekilde birbirimize saygı duyup güvenmeyi öğrenebiliriz. demişti büyükbabası. "Neler oluyor?" Düşüncelerini toparlayabilmek için Langdon'ın biraz zamana ihtiyacı vardı." Aklından çabucak değişimleri hesapladı. Sanırım bunun ne olduğunu biliyorum." Langdon çabucak."“Tatlım. Efsane. Evdeyken gizli bir telefon görüşmesi yaptığında benim odasına girmemi istemediği zamanla kapısına bir gül asardı. Pusula gülü. "İçinde nasıl bir bilgi olduğunu tahmin ediyorsun?" "Her ne ise. kemerin anahtarıdır. Sophie.

la def de voûte' un. "Bunun o olduğunu mu söylüyorsun?" Langdon ne söyleyeceğini bilmiyordu. kilit taşı şifreli bir harita. Masonların bu kadar zengin olmalarına yardımcı olan bilginin bir parçasıydı ve titizlikle saklanan bir sırdı. bir kilisedeki kemere yerleştirilmiş oymalı ve şifreli gerçek bir kilit taşı olduğu sonucuna varmışlardı. "Sophie. onun haklı olduğunun farkındaydı. Hepsi birbirine bağlıydı. Bu hikâyenin beklemesi gerekiyordu." diye açıkladı. Gül işaretinin altında. Bir duvarcı tekniği olarak taş kemerler yapmakta kullanılan kilit taşları. kutsal saklama yerini bir daha asla konuşmamaya ant içmişti. geriye kalan üçü aşağıdaki kademelerden birini yenisénéchal adayı olarak seçecekti. Teki o zaman sırrı nasıl aktardılar?" diye sordu. Tarikatın şifreli terimlerine aşina olan Kâse avcıları.Langdon nereden başlaması gerektiğini bilemiyordu.tarafından tasarlanmış olması. Hatta Kutsal Kâse'nin neolduğunu bile bilmiyorum.asla bir yere yazılmadığı iddia ediliyordu. gizli bir ayin sırasında yenisénéchal 'e şifahen aktarılıyordu. Ayrıca. "Kripteks bir kilit taşıolamaz.Gül pencereleri.. tarikat ilmine göre. kullanacağı kelimeleri dikkatle seçti. Gül rölyefleri. Kilit taşı kavramı da aynıydı. onu bana niye versin? Onu nasıl açacağımı ya da onunla ne yapacağımı bilmiyorum. Langdon altlarından gelen kurşun geçirmez tekerlek vızıltılarını bastırarak Sophie'ye. Tarihçiler son on yıldır kilit taşını Fransız kiliselerinde arıyorlardı." Sophie'nin yüzündeki ifade donmuştu. Sophie. bu bilgiyi hak ettiğini kanıtlayacak bir sınava sokarlardı." Duyduklarına inanamayan Sophie'nin gözleri parlamıştı. yüzyıllar sonra bir başka tarikat üyesi tarafından hayata geçirilmiş . bunun gerçekten tarikatın kilit taşı olduğunu gösteren bir işaretti.. Mimari. eski Mısır kardeşliğinin en iyi korunan sırlarından biriydi. Sophie. Bununla birlikte son yüzyıl içerisinde tarikat politikasının değiştiği fısıldanıyordu." Langdon..preuves de mérite .. " diye itiraz etti. Belki de yeni elektronik dinleme tertibatları gerekçesiyle tarikat. üyelerin bir sırrı saklayabildiklerini kanıtlayıp.Gül işaretinin altına saklanmış şifreli bir taş. Sophie'ye Kutsal Kâse'nin gerçek tabiatını anlatmaya fırsat bulamamıştı. Mimaride kullanılan güller dipsiz kuyuydu. altından geçen kör kilise cemaatiyle alay ediyordu. . "Doğrusu" H di. Eski Kâse efsane*' bir parçası olamaz. Şu anda dikkatlerini kilit taşına vermişlerdi. "Tarikatın kilit taşı benim uzmanlık alanım değil. kilit taşı hakkında duyduğu her şeyi çabucak anlattı. tarikatın en büyük sırrının -Kutsal Kâse'nin yeri. Kendisine bile inanılmaz geliyordu ama bununla birlikte aklına gelen tek mantıklı cevap kilit taşıydı.kesinlikle Langdon'ın tahmin ettiği gibi bir şey değildi. "En üstteki dört üyeden biri öldüğünde." Sophie'nin kaşları keman yayı gibi gerilmişti. bu gibi sınavlar gizli cemiyetler arasında oldukça yaygındı. Aradaki bağ göz ardı edilemeyecek kadar aşikârdı. Yüzyıllardır. "Ama eğer bu kripteks Kutsal Kâse'nin saklandığı yeri açıklıyorsa. En iyi bilineni. Langdon. Langdon birden büyükbabasının onun için hazine avları .Kraliyet Kemeri Derecesi. Bunu büyükbabamın yaptığına eminim. Yenisénéchal 'a Kâse'nin yerini söylemek yerine onu. Kilit taşları. Eğer bu gerçeklen oysa.. bu yüzden onun nasıl bulunacağına dair verilen bilgileri hiç önemsemedim. yıllar boyunca bir dizi erdem sınavlarından geçerek üst kademelere . Bilinmeyen bir kilisenin kemerine yerleştirilmiş Kutsal Kase haritası. Kemerli geçit yapmakta kullanılan kilit taşlarının nasıl kullanılacağına ait gizli bilgi. Kilit taşları her zaman için bir gizlilik geleneği olmuştu. Kutsal Kâse'nin saklandığı yeri gösteren bir harita.Eski Büyük Usta'nın taslakları." Sophie bu duyduklarından tedirgin olmuş gibi görünüyordu. "Yeterince eski değil.. Saklama yeri şeytana taş çıkartacak cinstendi. Kripteksin Leonardo da Vinci -Sion Tarikatı'nın Büyük Ustası. Ve elbette bolca rastlanılanbeşparmakotu. "Benim Kutsal Kâse'ye olan ilgim daha çok sembolik anlamda. "Kilit taşının yakın zaman önce tarikat tarafından yapıldığına inan ı yor." diye itirafta bulundu. kemerlerin en tepesindeki kilit taşının üstünde görülen beş yapraklı dekoratif çiçekler. büyükbabam.. "İşte kilit taşı o zaman devreye girdi. "Kutsal Kâse'yi bulmak mı? " Langdon başını kaygıyla sallarken. Ancak yine de gül ağacı sandığın içindeki silindir bambaşka bir şeye benziyordu Tarikatın kilit taşı -eğer ellerindeki şey gerçekten buysa.düzenlediğinden bahsettiğini hatırladı." Bedenini bir heyecan kapladığını hisseden Langdon. Güvenlik tedbiri olarak bu bilgi. Langdon.

Sophie. fırlattıktan sonra kripteks kutusunu aceleyle kapatarak. Adaylar en üst seviye olan otuz ikinci derece Mason mertebesine erişinceye kadar verilen görevler gittikçe ağırlaşırdı. Her şeyden önce.Neden şimdiden kenara çekiyor. "Bunun için üzgünüm.yükseldiği Masonlardı. "Büyük Üstat mı? Ama. kapağı mandalladı. "Bu tip şeylere yabancı olmadığını unutmuşum. "Sophie eğer bu gerçekten kilit taşıysa. Kapılar iki yana açıldığında. farkında mısın? En üstteki dört üyeden biri olmalı. diye düşündü Langdon. Botticelli. Yani. Tüm tarikat tarihçileri ve Kâse meraklılarıDossiers 'i okumuştu. Sophie. Her şeyden önce.” Langdon. "Büyükbabam grubun sadece üst kademelerinde değildi." dedi.." Langdon başını salladı. Yüzünde kararlı olmakla beraber. Sir Isaac Newton. Langdon şaşkınlığından nutku tutulmuş bir halde oturuyordu. senin bunu bilmene imkân yok!" "Bundan bahsetmemeyi yeğlerim.” "Sadece büyükbabam sayesinde değil. büyükbabanın buna sahip olması Sion Tarikatı'nda çok yetkili biri olduğunu gösterir. sanırım en yüksek dereceli üye oydu. Langdon'a endişeli bir bakış. özellikle de ikisinin iyi anlaşamadığı düşünülecek olursa? Ve ayrıca neden Langdon'ı işe karıştırmıştı. "Demek kilit taşı birpreuves de mérite. kilit taşını torununa vermek gibi büyük bir riski neden göze almıştı. Neden Jacques Sauniére olmasın? Langdon'ın şüpheleri. Kamyon durduğunda. Ama bunun tarikat olduğunu sadece tahmin edebilirim. Sion Tarikatı'nın Büyük Üstat'ı kardeşliğin efsanevi kilit taşını torununa devretmiş ve aynı zamanda ondan Robert Langdon'ı bulmasını istemişti. onun söylediklerini sonradan kavrayabilmişti. Neden? Sanat hakkında sohbet etmek için mi? Birden bu ihtimalin düşük olduğunun farkına vardı. görmemem gereken bir şeyler gördüm. eğer onu okuyacak kadar akıllıysan.. Sauniére. tamamıyla yabancı birini? Bu bulmacanın bir parçası eksik." Sophie başını çevirdi. Vernet. Elinde bir tabanca tutuyordu. orada söylenenleri okumaya hak kazanırsın. "Gerçekten başka seçeneğim yok.. yoldan iyice uzak ormanlık bir alana park etmiş olduklarını gören Langdon şaşırmıştı. pek çok uzman tarafından tasdik edilmiş ve tarihçilerin uzun zamandır şüphelendiği şeyi doğrulamıştı: Tarikatın Büyük Üstatları arasında Leonardo da Vinci." Sophie içini çekti... Vernet gözlerini kısmış bir halde karşısına dikildi. diye düşündü Langdon. " dedi. "Yenisénéchal açtığında. Kamyon hızını kesmişti ve bozuk bir yoldan ilerliyordu. arka kapı kilidinin açıldığını duydular ama motor hâlâ çalışıyordu. Jacques Sauniére mi? Büyük Üstat mı? Doğru çıktığı takdirde büyük yankılar uyandıracağı halde." Langdon. Langdon ceketini giydi." .. Sophie'nin az önce söylediklerine inanamıyordu. Buna eminim. "Onun gizli bir cemiyette üye olduğunubiliyor muydun? " "On yıl önce. "Gizli bir cemiyette yetki sahibiydi. eğer Langdon’ın sezileri doğru. Cevapların beklemesi gerektiği ortadaydı. Lastiklerin ezdiği çakıl taşı sesleri duyuluyordu. Kriptolojide buna 'kendini etkilendirme lisanı' denir. Vernet onları şehrin iyice uzağında. Yavaşlayan motor sesi. güvende olacakları bir yere götüreceğini söylemişti. her ikisinin de başını kaldırmasına neden olmuştu. bu gece Sauniére ile buluşacağını hatırlan da yoğunlaştı. 4° lm’ 249 numarasıyla katalogda yerini alanDossiers Secrets .Tarikatın Büyük Üstat'ı benimle buluşmak istedi." Durdu. Sauniére kendi ölümünden endişe duymuş olsa bile sırrı bilen ve böylece tarikatın güvenliğini garantileyen üç sénéchaux daha vardı. Langdon son derece mantıklı olduğunu hissediyordu. Victor Hugo ve Parisli ünlü ressam Cocteau yer alıyordu. acı dolu bir ifade vardı." Langdon bir süre tereddüt etti. Anlaşılmaz! Langdon'ın hayal gücü. Sauniére'in davranışını açıklayacak koşulları tahmin edemiyordu. Bu gerçeğin ispatı yıllar önce Paris'teki Milli Kütüphane ’de bulunan veLes Dossiers Secrets diye bilinen belgelerle ortaya çıkmıştı. eski Tarikat Büyük Üstatları da sanatçı ruha sahip tanınmış kişilerdi. içindeki bilgiyi hak ettiğini kanıtlamış oluyor.

"Dediğimi yapın. onun gözlerinde gördüğü kararlılığı sınamamak gerektiğini anlamıştı." Vernet arka tamponun önünde durmuş. Yeterince uzağa çekilmişti. Ve şunu bilin ki." Sophie başını iki yana salladı. "Büyükbabamın öldürülmesiyle bizim hiçbir ilgimiz yok!" Vernet." dedi. Silahını daha yukarı kaldıran Vernet. "Kutuyu bırakın. Vernet." Sophie. “Mademoiselle Neveu. Üç sénéchaux mu? Langdon bakışlarını gül ağacı kutuya indirdi. "Kutuyu bana siz getireceksiniz." diye ısrar etti. "Bunu neden yapıyorsunuz?" Vernet. diye düşündü Langdon.. Bir şeyler yapmalıyım." dedi.Üç cinayet daha mı? Sayının kendisi. bunusizden istiyorum çünkü ateş etmekten çekinmeyeceğim kişi sizsiniz. yukarıda durduğu daha da belirgin bir hal almıştı. "Büyükbabam bunu bana emanet etti. "Görevim büyükbabanızın mevduatını korumak. . Vernet büyük bir değişim geçirmişti." Langdon inanmayan gözlerle bankacıya bakıyordu." diye emir verdi. Vernet'ye baktı. yankı sesi kamyonun arkasını sallamıştı. "Yapma. "Bay Langdon. öne doğru uzattığı silahıyla içeri doğru nişan almıştı." Patlayan mermi sesiyle.İyi bir tekme mesela? Ama ne yazık ki Langdon yaklaşınca tehlikeli durumu fark eden Vernet. onun polis soruşturmasında kataloga alınan bir delil parçası olmasını istemiyorum. "Size söyledim. "Kutuyu kapının yanına bırakın. Ama onun yerine buraya getirip. Langdon silah namlusunun kendisine çevrilmesini izledi. bankadan çıkmanıza asla izin vermezdim. Langdon elinde kutuyla birlikte açık kapıya doğru yürüdü. kurşun üstündeki duvarı deldi." Langdon kutuyu kaldırdı. Bay Langdon. kutuyu bana getirin. Bu durumu avantaja çevirip çeviremeyeceğini düşündü. Artık Vernet kendinden daha emin bir tavırla konuşuyordu." Vernet. "Artık müşterinizbiziz." Sophie. Kilit taşını birine devretmesi gerekiyordu. "Büyükbabamla arkadaş olduğunuzu söylemiştiniz. Vernet. Kamyon kasasının arka kısmında oturan Langdon ve Sophie'ye silahını doğrulturken. kutuyu alın. Bu kutunun içinde her ne varsa." dedi. Şimdi kutuyu yere bırakın." Sophie kutuyu göğsüne bastırdı." "Büyükbabanız beni bir sebepten ötürü seçti. "Bay Langdon. Langdon’ın diz hizasına geliyordu. "Korkarım ısrar etmek zorundayım. Langdon'a baktı. Bizi bankaya geri götürmeliydiniz. "Ben sizi teslim ettiğimde bunu polis halleder. "Bizi teslim etmeye niyetiniz olmadığı belli. "Bankam bu işe gereğinden fazla karıştı. geriye doğru adım atarak yaklaşık iki metre uzaklaştı.49 André" Vernet elinde tabancayla gerçekten tuhaf görünüyordu ama Langdon.Tarikatın kilit taşını başkasına vermek üzereyim! Langdon kapıya doğru ilerlerken.. gözleri artık buz gibi bakıyordu. Vernet silahını yukarı kaldırdığı halde. "Müşterimin mal varlığını korumak için. bu gece bu anahtarla hesap numarasını nasıl ele geçirdiğinizi bilmiyorum ama işin içine bir cinayet karıştığı ortada. mal varlıklarının güvende ve gizli kalması için." diye emretti. onu baş şüpheli olması gerçeğinden daha fazla etkilemişti Bunun tesadüf olma ihtimali yok gibi görünüyordu.. Boş mermi kovanı yük kasasının zeminine düşerken." Sophie." Sophie. Sophie kutuyu ayağının dibine bıraktı. "Ama radyoda sizin sadece Jacques Sauniére'in değil.diğer üç kişinin de katili olarak arandığınız iddia ediliyor" "Ne!" Langdon hayretten ağzı açık kalmıştı. Kahretsin! Langdon olduğu yerde kaldı. Vernet. silah çekiyorsunuz." diye yanıt verdi. "Ve şu anda tam olarak bunu yapıyorum. "Şimdi bana getirin. "Neden olduğunu tahmin ediyorsunuz?" diye aksanlı İngilizcesiyle karşılık verdi.Eğer sénéchaux öldürüldüyse. Sauniére'in başka şansı yoktu. " dedi. İşlediğiniz suçların boyutunu bilseydim." dedi.

beklenmedik bir şeye takılarak. "Ayağa kalkın ve kutudan uzaklaşın. riskleri hesapladı. Şimdi geriye kapıları kapatıp kilitlemek kalıyordu. kapı eşiğinin yanında duran boş ve küçük mermi kovanını görünce duraksadı. kasanın içine doğrulttu. Yirmi milyon euro." "Teşekkür ederim. Araba Roma'ya geri dönerken Aringarosa bir kez daha Öğretmen'in kendisini neden henüz aramadığını düşündü. Kutuyu kısa bir süre için yerde bırakarak. Vernet kalbinin hızla çarptığını hissediyordu. Vernet elini yüzüne götürüp. Zırhlı kamyon.Başka seçenek göremeyen Langdon çömelerek. Aringarosa hemen telefonunun sesli mesaj kutusunu kontrol etti. Mükemmel. burnundan akan kanı hissederken silahı elinden uçmuştu. Tekerleklerin çakıl taşlarını ezdiğini duyduğunda dik oturdu ve tam o anda kamyonun geniş dingil mesafesi yüzünden dönüşü tamamlayamadığını gördü. Belki de bir şeyler yanlış gitmişti. "Şebeke burada çekmiyor. Kapı gürültü çıkartarak kapanınca Vernet sürgüyü kavrayarak sola itti. şebeke sinyalini kontrol etti. Ablan Dağları'ndan aşağıdaki vadiye doğru kıvrılarak ilerliyordu. Motordan hırıltılar geldi. "Arka duvara kadar gidip arkanızı dönün. Robert Langdon yakınlarında bir yerlere atladığında Vernet ayağa kalkmaya çalıştı ama göremiyordu. Zayıf ay ışığında bile orada hiçbir şey kalmadığını görebiliyordu.Kapı tam kapamandı! Panikleyen Vernet kapıya yaslanarak sertçe itti ama yerinden kıpırdamıyordu.İki elimi kullanmalıyım. 50 Castel Gandolfo'dan ayrılan armasız Fiat sedan. Gözleri bulandı ve tekrar sırt düştü. Hiç sinyal yoktu. kucağındaki evrak çantasının içinde bulunan bonoların ağırlığını hissederek gülümsedi.Bir şey engelliyor! Vernet kapıya omuz atmak için yan döndüğü sırada kapı dışarı doğru aniden açılarak Vernet'nin suratına çarptı ve onu arkaüstü yere yapıştırdı. Cüppesinden cep telefonunu çıkararak. Vernet gözlerini yeniden kamyonu park ettiği yere çevirdi. Dikiz aynasından ona bakan şoför. Burnu kırılmış ve acıyordu. Sophie Neveu bağırıyordu. Bakışlarını yeniden tutsaklarına çevirerek. Birkaç dakika sonra Vernet üzeri bir toz ve egzoz dumanı hissetti. Duyulan ezilme sesiyle birlikte ön tampon bir ağaca çarpmıştı. o zaman şebeke çekecektir." Aringarosa birden kaygılandı. Her ikisi de yük kasasının arka duvarında. "Yaklaşık beş dakika içinde dağdan inmiş oluruz. gül ağacı kutuyu kapının tam önüne bıraktı. Sonra yeniden . Sonunda yarısı yerde kalan ön tampon oldu. Esirleri kıpırdamamıştı. “Şimdi ayağa kalkın.Neler oluyor? Vernet yeniden itti ama sürgü kapanmıyordu. Kamyon asfalt yola ulaştığında aracın farları geceyi aydınlatmıştı. en azından dört metre uzaktaydılar. Sürgü birkaç santim hareket ettikten sonra. Tahta kutu gitmişti. ağaç eğildi.Dağlarda çekmiyor mu? Belki de Öğretmen tüm bu süre boyunca kendisine ulaşmaya çalışmıştı." dedi. Hiçbir şey yoktu. Arka koltukta oturan Piskopos Aringarosa." Langdon söylediğini yaptı. Daha sonra ayağa kalktı. Silahını aceleyle tamponun üstüne bırakarak. Kapıyı önünden aşırırken. sol elini tahta kuruya doğru uzattı." Metal eşiğe bakan Langdon biraz daha duraksadı. ağır metal kapıyı tutup kapatmaya başladı. Kucağındaki para Aringarosa'ya bundan çok daha değerli bir güç satın alacaktı. Bunu yaparken." Langdon ayağa kalkmaya hazırlanırken. Mekanizma eşit hizada değildi. kutuyu iki eliyle kaldırdı ve yere bıraktı. ön tamponunu yerde sürükleyerek uzaklaştı. karşı kola girmedi. Sonra silahını yeniden kavrayıp. Tamamen ayağa kalkınca geriye adım attı. kovanı dikkatle kapının alt eşiğindeki dar çıkıntıya ayağıyla iteledi. Silahı sağ eliyle tutarken. itilmesi gereken sürgüyü tutmak için uzandı. Öğretmen ile değiş tokuşu yapmasına ne kadar zaman kaldığını merak ediyordu. Kutunun fazlasıyla ağır olduğunu fark etmişti.

“Tecrübelerimden öğrendiğim kadarıyla. Büyükbabamı tanıyordu. Sahip olduğu şaşırtıcı gizli bilgileri toplamasında elektronik dinleme cihazları büyük rol oynamıştı. yere sürten tampon sesinin iyice duyulmasına yardımcı olmuştu. büyükbabanın kilit taşını çaresizce devretmeye çalışmasını ve Fache'nin beni yakalama azmini. demişti." Bankete çekerek." Langdon.... Nereye gittiklerini bile güçlükle görebiliyordu. Sophie sarsılmışa benziyordu." "Hayır. Yolcu koltuğunda oturan Sophie. Ne yazık ki Öğretmen'in ihtiyat tedbirleri arasında Aringarosa’ya herhangi bir çağrı numarası vermemesi de yer alıyordu. Yoldan çıkmalıyız.. "Şu tamponu geri takmaya çalışacağım. Kâse'yi kendi almak istemiş olabilir." Aralarında yaşanan sessizlik. Bu modern dünyada açıkça konuşmanın sakıncalarını Öğretmen’den daha iyi kimse bilemezdi. Bu yüzden sıkı önlemler alıyor. Bu "zırhlı kamyondaki"zırhların önde değil. kamyonu durdurdu. Pek çok soruyu cevaplıyor. "İyi misin?" diye sordu. diye düşündü Langdon.. Aranan biri olmanın verdiği vahametin yanı sıra. Ya da bonoları alamadığımı sanacak. "Bu kutuda ne olduğunu nereden bilebilir ki?" "Bankasında saklıydı. Sesler sonunda kesilmişti. insanlar Kâse'yi sadece iki sebepten ötürü isterler. Vernet o tip birine benzemiyordu. şimdi bir de taşıdığı sorumluluğun ağırlığını hissetmeye başlamıştı. haberleşme konusunda muazzam tedbirler alan bir adamdı. Langdon. Langdon kamyonun önüne doğru yürürken kendini hiç alışmadığı bir şekilde gergin hissediyordu. ona baktı. Bu gece bir başka silahın namlusuna bakmak onu kendine getirmişti. O ve Sophie. "Aslında ne olduğunu düşünüyorsun?" "Kilit taşını kendisinin almak istediğini.Bu yüzden telefonunu yanından ayırma. Belki de olanları biliyordur. Piskopos terlemeye başlamıştı. Langdon kararını vermişti. Tarihte Kâse'yi yok etmek isteyen pek çok grup olmuştur. Ciğerlerine derin derin gece havası çekti ve aklını başına toplamaya çalıştı." Langdon bunu aklına bile getirmemişti. Kamyonun işleyen tek farı ortasından kırılmıştı ve otoyolun kenarındaki ağaçlara çarpık bir ışık demeti yayıyordu. Şimdi telefonunun doğru çalışmadığını fark eden Aringarosa. motor kapağına kıvılcımlar saçıyordu." Langdon başını iki yana salladı. Ya da daha kötüsü. Birkaç kilometre yol kat etmişlerdi." "Ya da?" "Ya da gerçeği bilirler ve bu yüzden tehdit altındadırlar. kucağındaki gül ağacı kutuya boş gözlerle bakıyordu. "Ona inanıyor musun?" "Diğer üç cinayet hakkında mı? Kesinlikle. tüm zamanların en büyük gizemine giden şifreli . Öğretmen ona. sadece yük bölümünde bulunduğu belli oluyordu. Ya saftırlar ve İsa'nın uzun zamandır kayıp olan kadehini aradıklarına inanırlar. parayı alıp kaçtığımı düşünecek! 51 Saatte altmış kilometre gibi düşük bir hızla ilerlediği halde.. Vernet'nin bankasını korumaya çalışmasından bahsediyordum. Öğretmen'in sürekli arayıp cevap almamış olmasından korkuyordu. Kamyonun önünden gelen kıvılcımları seyreden Langdon tehlikeli olup olmadığını düşünüyordu. teması ben kuracağım.Öğretmen'in asla kayıtlı bir mesaj bırakmayacağını fark etti. Yine de başka bir arabaya bindikleri takdirde dikkat çekeceklerdi. Bir sorun olduğunu düşünecek. zırhlı kamyonun aşağı sarkan ön tamponu boş banliyö yoluna sürtünerek.

Sophie. Beş harf.. Kutuyu açarak. sağ far ise yuvasından dışarı fırlamış bir göze benziyordu.Büyükbabam bunu bana niye yerdi? Onunla ne yapacağına dair en ufak bir fikri yoktu.P. sadece uygun kişinin izleyebileceği bir haritadır. En azından kamyon artık Dört Temmuz maytapları gibi görünmeyecekti. seçtiği harfler kripteks silindirinin her iki ucunda bulunan iki pirinç hiza çubuğu arasında sıralanacak şekilde döndürdü.Bana ailem hakkındaki gerçeği açıklayacağım söylemiş. ona. Diskleri. Bezu Fache'nin hedefi haline gelmişti. ve Kutsal Kâse' yi ele geçirmek isteyen bilinmeyen bir gücün. bu gece öğretmenlikten çok daha fazlasını yapmak zorunda kalmıştı. Sophie ile daha önce yaptığı konuşmayı hatırladı. Langdon nefes almak için durdu.Kilit taşını kardeşliğe iade edemeyiz. büyükbabam telefonuma bir mesaj bırakmış. Kâse sonunda ne çıkacaktı? . Şimdi yuvarlaklar. Langdon şimdi de kilit taşını tarikata iade etme şansının yok olduğunu görüyordu. Fakat ne yazık ki Langdon. Langdon’ın herhangi bir tarikat üyesini nasıl bulacağına dair bir fikri olsa bile.. Langdon. Yardıma ihtiyacımız var. Kamyonun ön tarafı Langdon'ın tahmin ettiğinden daha berbat görünüyordu. büyükbabasının niyetini anlayacak kadar bilgiye sahip değildi. Zırhlı aracın içinde Langdon'ın dönmesini bekleyen Sophie. Langdon kararını vermişti. Sophie. ağaçların arasına sürüklerken» buradan nereye gideceklerini düşünüyordu. Kutsal Kâse ve Sion Tarikatı dünyasında. Ama elbette asıl sorun bu fikri Sophie'ye kabul ettirmekti. V-I-N-C-I Yine hiç hareket yoktu. K-A-D-E-H Silindiri nazikçe iki ucundan tuttu ve hafif bir baskı uygulayarak çekti. Diğer üç cinayet haberinin korkunç bir anlamı vardı. Kaşlarını çatarak gül ağacı kutuya yerleştirdi ve kapağını kapattı. Tek iyi haber. Kardeşliğin izlendiği ya da aralarında bir muhbir olduğu anlaşılıyordu.S. Halis muhlis büyükbabasının işi gibiydi. tamamen kırıp yerinden çıkarabileceğini anladı. Bu yük yeterli değilmiş gibi. Düşün Sophie! Aklını kullan.. kardeşliğin dışından kimseler. Robert Langdon'ı bul. Dışarıda duran Langdon'a bakarak.talimatları taşıyor olabilirlerdi. Ne yazık ki.Kilit taşı. bu yüzden Robert Langdon'ı ona rehber atamıştı. ön tamponun neredeyse düşmek üzere olduğuydu. Kripteks sapasağlam kilitli duruyordu. Tamponu kaldırarak. Tampon birden gürültülü bir ses çıkartarak koptu. İçindeki sirkeden sesler geldiğini duyunca durdu Sonra tekrar denedi. Çarpılmış metale peş peşe tekmeler savururken. Hak ettiğini ispatlamak. kucağındaki gül ağacı kutunun ağırlığını hissederek yakmıyordu. onu düzeltti ama tekrar fırladı. bu tek bir adam anlamına geliyordu. K-E-M-E-R Hiçbir şey olmamıştı.. kilit taşını almak için adım atacak kişinin düşman çıkma olasılığı da vardı. parmaklarını harflerin üzerinde ezdirdi.Tarikat çözüldü. Sol far artık yoktu.Profesyonel yardıma. En azından şu an için. Mekanizma yavaşça hareket etti. isteseler de istemeseler de kilit taşı Sophie ile Langdon'daydı. Yuvarlakları teker teker çevirdi. Eğitimini üstlenecek bir özel öğretmen. bu gece hayatta kalmaları bu çok önemli soruların cevaplarına bağlı gibiydi. Langdon sıkı bir tekme savuranca. Kripteksi kutudan çıkaran Sophie. O an için hiçbir şey ifade etmemişti ama şimdi Sion Tarikatı'nın işin içinde olduğunu bildiğinden. Langdon yeni bir olasılığın söz konusu olduğunu hissediyordu. kripteksin üstündeki harflere baktı. bu gece onunla birlikte olduğu için minnet duydu. Sophie'nin fazlasıyla bariz olduğunu bildiği beş harfli bir kelime oluşturmuşlardı. Kripteks açılmıyordu. tahmin edilemeyeceklerini bildiği kişiler. Kripteksi nasıl açacaklarına ya da Sauniére'in bunu onlara neden verdiğine dair hiç fikirleri yoktu. Büyükbabasının onu da işin içine karıştırma mantığı şimdi açıkça anlaşılıyordu. Grand-pére sana bir şey anlatmaya çalıyor. Sauniére'in kilit taşını Sophie ile Langdon'a devretmesini açıklıyordu. demişti. Bunda büyükbabasının parmağının olduğunu hissedebiliyordu. Tehlikedeler.

" Leigh Teabing'in serveti. "Teabing güçlü bir müttefik olabilir. Langdon seçilenler arasındaydı. İsmi Leigh Teabing. Onu naşı açacağımıza ve sonra onunla ne yapacağımıza yardımcı olabilir. "İnan bana bu adamın ihtiyacı olan son şey para. Teabing'in özellikle de bu saatte televizyon seyreden biri olduğunu sanmıyordu ama yine de dikkate alınacak bir soruydu. Her şeyi yoluna sokana kadar bizi evine kabul edeceğini sanıyorum.. Zırhlı kamyon tekrar hızlandığında Langdon artık onu çok daha rahat kullanabildiği için halinden memnundu. tartışmalı iddiaları kuvvetle destekleyen bir dizi sembolik bağlar. televizyon seyircilerine Kutsal Kâse'nin tartışmalar yaratacak tarihini açıklayacağı bir tarih belgeseli fikriyle gelmişti." Fevkalade. BBC. "Ona güvenebilir misin?" "Ne için güvenebilir miyim? Bilgiyi çalmayacağına mı?" "Ve bizi ele vermeyeceğine?" "Ona polis tarafından arandığımızı söylemek niyetinde değilim." Langdon güldü. Üstelik bir de Sophie." "Paris'te mi yaşıyor?" 'Teabing'in en büyük tutkusu Kâse'dir. Program Britanya'da gösterime girdiğinde. farklı bir Kutsal Kâse hikâyesini ilk duyduğunda şüphelendiğini itiraf ederek. Teabing'in zengin görünüşlü kabul salonunda kameralar karşısına geçerek kendi hikâyesini paylaşmış. "Fache para ödülü koyabilir. hepsi de kendi yaptıkları araştırmalarla Kutsal Kâse'nin şaşırtıcı yapısını doğrulayan dünyanın saygın tarihçilerinden üç uzman çağrılması teklifiyle çözmüştü. Langdon en sonunda kendi araştırmalarından bazılarını açıklamıştı. Yerini tam olarak hatırlamıyorum ama bulabiliriz. kaliteli yayıncılık ünlerine leke gelmesinden çekinmişlerdi. büyükbabasının Sion Tarikatı'nın Büyük Üstat'ı olduğunu söylüyordu. Tanıdığım bir din tarihçisi Versailles yakınlarında yaşıyor. BBC itibar korkularını Teabing'in. aynı zamanda bir Kâse araştırmacısı olduğu için. Şartlan göz önüne alınca Teabing onlara mümkün olduğunca yardım etmeye çalışacaktı. Langdon onunla ilk kez. Kilit taşı ve Kâse hakkında bazı kitaplar yazdı. Fransa'daki tüm televizyon kanallarının resimlerimizi yayınlamak için hazırlık yaptığının bilmem farkında mısın? Bezu Fache medyayı daima kendi lehine kullanır. Langdon haberlere her konu oluşunda kitap satışları artıyordu. onu kiliselerde arayıp bulma ümidiyle Fransa'ya taşındı. sorunu çözmelerine yardımcı olmak için Teabing'in ağzının suyu akacaktı. küçük ülkelerin zenginliği ile boy ölçüşebilirdi. Sadece Langdon'a iyilik borcu olduğu için değil. zengin kadrosuna ve kaynak gösterilen delillere rağmen. Langdon'ı film çekimi için Teabing'in Paris'teki malikânesine göndermişti.Fransız televizyonunda ilk sahne alışım "Paris'in En Çok Arananları" dizisinde olacak. iddialar popüler Hıristiyan inancına öylesine zıttı ki. diye düşündü Langdon.. araştırmalarına ve dayanaklarına bayılmışlardı ama o kadar şaşırtıcı ve hazmedilmesi o kadar zor bir konuydu ki. Langdon. "Versailles'e nasıl gidildiğini biliyor musun?" Sophie yan gözle ona baktı. Bunu duyduğunda. Tanınmadan etrafta dolaşmamızı imkânsızlaştıracağına eminim. BBC prodüktörleri Teabing'in önerisine sıcak bakmışlar.Sophie bunun cevabını bulmanın hayatını tehlikeye atmaya değip değmeyeceğini düşündü. Sophie." dedi. Sezgileri Langdon'a Teabing'in kesinlikle güvenilecek biri olduğunu söylüyordu. anında şimşekleri üzerine çekmişti. Paris yakınlarındaki on yedinci yüzyıl sarayında kendisine ait iki özel göl vardı. bir planım var." "Robert. Tabii ona ne kadarını söylemek istediğine bağlı. yıllar önce İngiliz Radyo Televizyon Yayın Şirketi vasıtasıyla tanışmıştı. Birleşik . İngiltere’nin ilk Lancester Dükü'nün torunu olan Teabing. Sığınılacak ideal bir liman. "Dolaşmak için mi?" "Hayır. Teabing BBCye. miras yoluyla." Sophie kaygılı gözlerle bakıyordu. En azından Jonas Faukman bu işe sevinecekti. On beş yıl önce tarikat kilit taşıyla ilgili fısıltılar ayyuka çıktığında. sahip olduğu Parayı eski moda bir yolla elde etmişti.. Eski bir İngiliz Kraliyet Tarihçisi. Langdon. "Bu adam yeterince iyi bir arkadaş mı?" diye sordu.. doğru olduğuna emin oluncaya dek yıllarca araştırma yaptığını anlatmıştı.

ne kadarını anlatmak istiyorsun?" Langdon kayıtsız görünüyordu. "O kadar uzak mı?" "Evet. Kartta sadece şunlar yazıyordu: Sen de mi. Kutsal Kâse hikâyesini ondan dinlemek. "Bu adama güvenebileceğimizdenemin misin? " "Kesinlikle. "Ona gidersek. Buradan yirmi dakika uzakta." Sophie. O ve ben efsanenin farklı alanlarında uzmanız. Sophie. değil mi? Şimdi bir şövalyeyi mi ziyaret edeceğiz?" Langdon beceriksizce sırıttı. "İnan bana. Langdon mütevazı bir gurur duydu ve tekrar Sauniére'in neden kendisini bu işe karıştırdığını merak etti. Robert? Sophie." "Bize." Langdon gülümsedi.. bir ." diye sordu. Meslektaşımın paraya ihtiyacı yok. Evinde saklanıp düşünebiliriz ve belki onunla Kâse hakkında konuştuğumuzda büyükbabanın bunu sana neden verdiği hakkında bir fikir edinebilirsin. "Bay Teabing'in aşağı yukarı nerede oturduğunu biliyor musun?" diye sordu. Fransız Hükümeti tarihi bir arazi satın aldığı için ondan fahiş vergi alıyor. İçinde barındırdığı bilgi gözönüne alındığında bu doğru bir içgüdü sayılırdı. "Büyükbabamdan da mı fazla?" "Kardeşliğindışındaki herkesten demek istedim." "Unutmadan söyleyeyim. "Şaka yapıyorsun. "Ayrıca Kâse Teabing'in hayatı sayılır. bu arada sen de bana Kutsal Kâse'nin gerçekten ne olduğunu anlatabilirsin." "Orayı biliyor musun?" "Evet. Fache ile işbirliği yapmak için acele etmeyecektir. 1668 yılında Francis Mansart tarafından Aufflay Kontu için tasarlanan malikâne. Tarikat ise onun özyapısını saklı tutmaya yeminli." "İyi arkadaşmış. Sauniére kripteksi doğrudan Sophie'ye vermişti ve içinde ne olduğunu veya onunla ne yapacağını bilmediği halde." Sophie. yankıları Atlantik'i aşmıştı." Sophie dikkatle ona baktı." "Dua edelim de Leigh gece yarısı misafirlerinden rahatsız olmasın. "Teabing ilginç biridir." Langdon duraksadı. "Robert. Yıllar önce York Sarayı'nın zengin tarihini yazdıktan sonra kraliçe tarafından şövalye payesi verilmişti." Langdon bu hataya yalnızca bir kez düşmüştü. Philadelphia Katolik Piskoposu.Devletler'de hiç yayınlanmadığı halde. Leigh Teabing Kutsal Kâse ve Sion Tarikatı hakkında bu dünyada yaşayan herkesten daha fazlasını biliyordur. Sir Leigh. Langdon kısa süre sonra eski bir arkadaşından bir posta kartı almıştı. İzafiyet Teorisi'ni Einstein'dan dinlemek gibi olacaktır. Paris'in en önemli tarihi şatolarından biriydi." Langdon." Sophie karanlık yola baktı." Langdon kaşlarını çattı. ona baktı. "Sana bunu Teabing'de anlatırım. Bize bir şövalyeden daha fazla kim yardımcı olabilir?" 52 Versailles yakınlarındaki 185 dönümlük Château Villette. tasarımını Le Notre’un yaptığı iki dörtgen göl ve bahçeleriyle. Château Villette." "Bana çıkar çatışması gibi geldi. ona dönerek. Hatta belki de hiç bahsetmemiz gerekmez. Paris'in yirmi beş dakika kuzeybatısındaydı. " diye düzeltti Sophie. işin içine tamamen yabancı birini sokmaya tereddüt ediyordu. ayrıca Fransız yetkililerinden hoşlanmadığını biliyorum. "Château Villette adında bir yer. inanmayan gözlerle baktı." "Teabing'in kardeşlik üyesi olmadığını nereden biliyorsun?" 'Teabing tüm hayatını Kutsal Kâse hakkındaki gerçeği açıklamaya çalışmakla geçirdi. "Teabing'e hemen kilit taşından bahsetmemiz gerekmez. onun kaygılarını anlıyordu.. bu yüzden ikimiz birlikteyken tam hikâyeyi öğrenebilirsin. "Chateau Villette mı dedin?" "Evet o. Şatoların olduğu bölgede. "Kâse'nin peşindeyiz Sophie.

garaj yolunda titreterek durdurdu." Kendinden emin ve yumuşak bir ses konuşuyordu. ne kadar yakın olduklarının farkına vardı." diye fısıldadı. çocuk felci geçirmişti ve şimdi koltuk değnekleriyle yürüyordu. sinirli bir adam aksanlı Fransızcasıyla cevap verdi. Onunla ne işiniz vardı?" "Özel bir konu. "Çok önemli. Yardımına ihtiyacım var." dedi Teabing. Kendisini çok ilgilendirecek bir konu. Ağır İngiliz aksanını tanıyan Langdon gülümsedi. Langdon ile Sophie beklediler." Herkül gibi bir ses tonuyla. "Robert. "Earl Grey. Tam bir dakika geçmişti. "Her şeyin vatanındaki gibi olmasını tercih ediyor. "Buna tahammül çeksin. Bir şeref sınavı." "Öyle yaptı." "O halde eminim yarın sabah sizi memnuniyetle kabul edecektir." dedi. Görkemli güvenlik kapısının ardındaki çayırlarda Sir Leigh Teabing'in malikânesi yükseliyordu. zannedersem hâlâ Harvard Standart saatine göre yaşıyorsun. "Ben Robert Langdon." . "Sana çay yoksa kahve mi ikram edeyim?" Langdon. Ben de öyle yapıyordum. fakat son ziyaretinde Langdon." Langdon bu konuyu Teabing'le daha önceden tartışmıştı. "Sir Leigh Teabing'in bir dostuyum. Bunu yaptığı sırada Sophie'nin iç gıcıklayıcı parfüm kokusu buru deliklerinden sızınca. Langdon zırhlı kamyonu. İnsanlar buraya sempatiylela Petite Versailles diyorlardı." Teabing'in dramatik konuşmaları yeğlemesine alışkın olan Langdon gözlerini Sophie'ye çevirdi. tabelaları İngilizce yazmakla yetinmemiş. Teabing'in Amerikalıların kahve alışkanlığı hakkındaki duygularını biliyordu. Sonunda cızırtıların ardından. bunun bir hastalık olduğunu unutmuştu. Onlar kardeştir." diye cevap verdi. onu o kadar canlı ve neşeli bir adam olarak görmüştü ki." "Uşağım bana.malikâneden çok mütevazı bir kaleyi andırıyordu. Sana ilginç bir tip olduğunu söylemiştim. Eğer arkadaşıysanız." İniltiler çıkaran Langdon. Sonunda birisi konuştu." "Mükemmel." “Eski bir dostun için kapıyı açma ihtimalin var mı?" “Gerçeği arayanlar arkadaştan ötedir. Süt mü şeker mi?" Langdon tereddüt etti. Kamyon gürültüler çıkartarak yerinde sayarken. "İlk sorun. "Sevgili dostum. sağlığının iyi olmadığından haberiniz vardır. sen konuşsan daha iyi olur. "Lütfen kendisine Kâse ile ilgili yeni bir bilgi edindiğimi söyleyin. Garip bir şekilde eğilmiş beklerken. "Sanırım İngilizler sütlü içiyor. Uzun bir sessizlik oldu. "Ya şoförün yanında kimse yoksa?" "Sorma. Kapıdaki tabela İngilizceydi: ÖZEL MÜLKTÜR.." Sir Leigh Teabing küçükken. küçük hoparlörden çalan telefon sesi duyulmaya başlamıştı. Sophie yanlış yerde duran sisteme tuhaf bir bakış fırlattı.. Teabing evinin kendisine ait bir İngiliz adası olduğunu göstermek istercesine." Langdon düğmeye basmak için Sophie'nin bulunduğu tarafa doğru eğildi. Sabaha kadar bekleyemeyecek bir bilgi. Sophie'ye fısıldadı.” "Efendim uyuyor." Bunun seni yatağından kaldıracağını düşündüm. Üç soruyu cevaplandıracaksın. Paris'te bulunmakla kalmayıp." "Şu anda Sir Leigh uyuyor. Kim arıyor?" Sophie'nin üstüne abanmış olan Langdon. "Süt. bir de Kâse'den bahsettiğini söyledi. "Leigh bu münasebetsiz saatte uyandırdığım için özürlerimi kabul et. kapının dahili haberleşme sistemini kamyonunsağ tarafına gelecek şekilde yerleştirmişti. "Chateau Villette. "Aslına bakarsan kapıyı açacağım. Sophie kulağına. Teabing. İngiltere hariç dünyanın her yerinde yolcu koltuğunun bulunduğu tarafa. "Ama ilk önce kalbinin doğruluğundan emin olmalıyım." ." diye seslendi." Sophie camını aşağı indirdi. İkinci soru. "Çay. GİRİLMEZ." Langdon ağırlığını biraz daha vererek uzandı.

"Kalbin doğru dostum. kırk kilometre ötedeki zırhlı kamyonun yük kasasının altına gizli küçük vericinin ışığı yanarak çalışmaya başladı. "Harvard’lı kürekçi Henley'de en son hangi senede Oxford'lu birini geçti?" Langdon’ın hiç fikri yoktu ama sorunun tek bîr sebepten sorulmuş olduğunu düşünebiliyordu. . bir kaçırılma olayının ardından bunu sadece bir kez kullanmak zorunda kalmıştı ve sistem kusursuz bir şekilde işlemişti. Müdür. Bekle! Son yaptığı ziyarette kendisine ikram edilen içeceği hatırlayan Langdon. cam gibi parıldayan durgun gölet kaba cepheyle yan yana duruyordu." "Hemen efendim. "Evet.. "Limon! " dedi. 54 Langdon ile Sophie zırhlı kamyonu. "Burada. başkanın biraz daha tedbirli davranmak istediği izlenimine kapılmıştı.Langdon." "Doğru. "Elbette böyle bir rezalet hiç yaşanmadı." Teabing durup. kamyonun yerini tespit edip. "Şeker?" Teabing cevap vermedi. ayrıca iyi huylu yabancının sahip olduğu bu özel malikâneden daha güvenli bir yer aklına gelmiyordu. orada değil. herkes sizi bekliyor. telefonda başkanın sesini duyunca rahatlamıştı." Gece müdürünün gözleri. Polis bankayı tamamen kuşatmıştı. Yalnız şu anda banka için son derece talihsiz olabilecek bir durumla karşı karşıyayız. biliyorum. "Limonlu Earl Grey . bu sorunun bir aldatmaca olduğunu fark etmişti. Geniş araba yoluna saptıklarında." Otuz saniye sonra. polisin peşine düştüğü iki kişi tarafından çalındı. pek çok zırhlı araba gibi. Kamyon. Sophie kaslarının gevşediğini hissetmeye başlamıştı bile. ayrıca DCPJ şefinin bizzat bankanın istediği arama emriyle geleceğini söylüyorlardı." Banka başkanı kaygılı bir sesle." "Ne? Dışarı nasıl çıktılar?" “Telefonda ayrıntılara girmeyeceğim. diye düşündü. Onu bulmalıyım. odanın karşı tarafındaki LoJack kontrol tuşuna gitti. Ama müdür bu gece. "Size nasıl yardım edebilirim efendim?" "Üç numaralı zırhlı kamyon. koordinatları otomatik olarak yetkililere iletmişti.." Müdür şaşkınlıkla dağıtım çizelgesini inceledi." dedi. Bekliyorum. "Efendim." Müdür. bandan harekete geçirilebilen." Vernet birkaç saniye sessiz kaldı. Mükemmel bakımlı bahçeleriyle. "Ufak bir sorunum vardı. resmi bir sesle konuşmaya başladı." 53 "Monsieur Vernet! ”Zürih Emanet Bankası'nın gece müdürü. Girebilirsin. Yine de yap. LoJack sistemini devreye soktuğum anda. Sessizlik. Aşağıdaki yükleme havuzunda. kenarında kavak ağaçlarının dizildiği kavisli yoldan eve doğru sürerlerken. dışarıdaki spot ışıklarıyla aydınlatılıyordu." "Ne yapmamı istiyorsunuz efendim?" "Kamyonun acil durum vericisini devreye sokmanı istiyorum." Teabing gerçekten keyiflenmişe benziyordu. "Süt. uzaktan kumandalı bir telsiz sistemiyle donatılmıştı. "Nereye gittiniz efendim? Polis burada. en ciddi soruyu sormalıyım." dedi. Üç numaralı kamyon. Yoldan çıkmış olmak rahatlatıcıydı. "Acil yardımınıza ihtiyacım var." "Doğrusunu istersen hayır. "Ve son olarak. Chateau Villette sağ taraflarında belirmişti. Üç katlı ve en azından altmış metre yüksekliğindeki yapının gri taş cephesi." Kapı açılmıştı. Tespit ettiğin anda kamyonun tam yeri bilmek istiyorum. Bankanın tüm kamyonları.ufak bir sorundan daha fazlası var. vericinin yetkililere bir sorunumuz olduğunu haber vereceğinin farkındasınızdır.

İçeride pipo tütünü. "Prenses." Sophie başını salladı. rustik kartal pençesi ayak salıncaklı sandalye mi. "Gargara yapıyorlar. "Yoldan fark edilmeye gerek yok. Tüvit ceketini kutunun etrafında sararak." Sophie bir daha onlardan korkmamıştı. Langdon'ın yanına geçti.” Langdon duraksadı. ne olduğunu bilmek isteyecektir. ta ki yağmurlu bir günde büyükbabası onu Notre Dame Katedrali'nin tepesine çıkartana kadar. Teşekkürler. Sophie bunlardan birinin. Şöminenin üstündeki örtünün üzerinde. Üstüne henüz geçirdiği belli olan beyaz kravatıyla smokinindeki son düzeltmeleri yapan. Şömineye doğru yürüyen uşak çömelerek. diğer insanların biraz. Ardından ceketini silkeleyerek yeniden giydi.. "Efendim kendinizi evinizde hissetmenizi istedi.. meşe ve kiraz ağacından yapılmış kapıya doğru gidiyordu. Ağızlarından yağmur suyu püskürten gargoyle oluklarını göstererek. Sophie büyüyen alevlere bakıp." Teabing kapıyı asla kendisi açmaz. resmi ve zarif bir uşak karşılarında duruyordu." Bunu söyledikten sonra Sophie ile Langdon'ı yalnız bırakarak. "Endişelenme. "Aslında. Adam ayağa kalkarak ceketim düzeltti. greyfurt büyüklüğünde pirinç bir kapı tokmağı olan. ince bir zevkle döşenmiş kabul salonuna götürdü. yoksa Bizans mabedinden alınmış gibi görünen taş sıralara mı? Kripteksi ceketinden çıkaran Langdon kadife divanın yanma giderek. Sophie kuşkulu görünüyordu. Sophie tokmağa uzandığı sırada içeriden açıldı. önceden yerleştirilmiş meşe kütükleriyle çıraların üstüne bir kibrit attı. İsis'in kaymaktaşından yapılmış bir büstü odayı seyrediyordu. O bize katılmadan önce bunu saklayacak bir yer bulurum. Arka duvardaki pırıltılı iki zırhlı elbisenin ortasında.. Langdon ön kapıya kadar sürmek yerine. "Anlaşılır. büyükbabasının en sevdiği ikinci ressam olan Poussin'e ait olduğunu fark etmişti. "Kripteksi ne yapacağız? Burada bırakamayacağımız ortada ama Leigh görürse. Büyükbabası. " demişti. Teabing'in onun nasıl açılacağını bilip bilmediğini . Mısır tanrıçasının altındaki şöminenin içinde. Yüzündeki sert ifade orada bulunmalarına hiç memnun olmadığını şüpheye yer bırakmayacak kadar iyi anlatıyordu. bu tatlı hatıra Sophie'yi hüzünlendirdi.İçerideki ışıklar yanmaya başlamıştı. Divanın altındaki kripteksi gözünde canlandırırken. öküz çevirmeye yetecek büyüklükte bir şömine duruyordu. Ağır Fransız aksanıyla. tahta kutuyu görünmeyecek şekilde altına itti. Kıvrılarak. "Gargaracı! Bu aptal 'gargoyle' ismini bu yüzden almışlar. klapalarını düzeltti ve sakladığı hazinenin üstüne otururken Sophie'ye gülümsedi." demişti. kadife Rönesans divan mı." Arabadan inerken ceketini çıkaran Langdon. sıcağın keyfini çıkarırken. odadan ayrıldı. ben rahatım. sıcak İspanyol şarabı ve taş yapının kendine has kokusunun bileşiminden oluşan bir çeşit saray kokusu hâkimdi. Ateş hemen yanmaya başlamıştı. "Sir Leigh birazdan aşağıda olacak. Ceketinizi alabilir miyim?" Langdon'ın kollarındaki sarmalanmış tüvit cekete doğru uzandı. Ziyaretçilerinin karşısına gecelikle çıkmaktan hoşlanmaz. Sophie küçüklüğünde gargoyle'lerden hep korkmuştu. "Giyiniyor. ayaklık olarak kullanılan iki taş gargoyle*tehditkâr boğazlarını göstermek için ağızlarını açmışlardı. Sir Leigh'in. Koyu lambri kaplı duvarlarda eski ustaların tabloları asılıydı." dedi. onunla tanışmadan önce seni uyarayım. Elli yaşlarında görünüyordu ve zarif bir çehresi vardı.Grand-pére gitti. "Boğazlarından gelen komik sesi duyuyor musun?" Boğazlarından gelen gurultulu sesi duyan Sophie gülümseyerek başını sallamıştı. salona konuğundan sonra girmeyi tercih eder. bak ne kadar aptal yaratıklar. püsküllü Victoryan abajurların hafifçe aydınlattığı. büyükbabasının bu odaya bayılacağını düşündü. ona. çay yapraklan. garip bulduğu bir espri anlayışı vardır. Acı cinayet gerçeği aklına yeniden geldiğinde." Sophie bu gece artık onu başka bir şeyin şaşırtabileceğini sanmıyordu. Ana girişe giden patika çakıl taşlarıyla döşenmişti." dedi. Divana. bebeği kucaklar gibi kolunun altına aldı. Buradan lütfen." "Elbette öylesiniz." Uşak onları lüks mermer antreden geçirerek. aracı yeşillikler arasındaki parka çekti. "Ya da Leigh'i neden zırhlı bir araçla geldiğimiz konusunda meraklandırmaya. diye düşünen Sophie." dedi. Sophie şöminenin yanındaki hangi antikaya oturacağına karar vermeye çalışıyordu..

size Sophie Neveu'yu takdim edeyim. daha sonra Langdon'a döndü. isteyeceğim kişi İngiliz bir aşçı. "Koruyucular. gecenin bir yarısı haber vermeden kapıma geliyorsunuz. Fransızlara duyduğum hoşnutsuzluk. belki fikrimiz daha iyi oluşur. "Seni kurnaz Amerikalı. Her ikiniz de sarsılmışa benziyorsunuz." Güldü." dedi. Başka birini karıştırmaktan İÇ bahsetmemişti. Basamağın en üstündeki kişi karanlıklar arasında hareket ederken sadece silueti seçiliyordu. yoksa gece yarısı beni ayağa kaldırabilecek tek şey olduğunu bildiğin için mi bu yalanı kullandın?" Koltuğun altındaki kripteksi gözünde canlandıran Sophie." "O kadar geç ki hayatım. Söylesene. Pekâlâ. kilo vermişsin." 'Teşekkür ederim. Pek emin değiliz. "Uşağım. "İyi geceler. Kapıyı açan uşak." Zamanda geçiş mi yaptığını yoksa tımarhaneye mi geldiğini kestiremeyen Sophie. "Ama çok güzel soslar yapıyor." Langdon'a şeytani bir gülümsemeyle baktı. Bacağındaki alüminyum desteklere rağmen. Arkalarından gelen bir ses." Daha sonra Sophie'ye dönerek. "Sen de almışsın. saklanacak bir yere ihtiyacımız vardı. elini yavaşça kaldırdı. Teabing çaresiz bir hastalıktan bahsediyormuş gibi. Royal Holloway'de okudum." Tombul göbeğine hafifçe vuran Teabing." Sophie. diye düşündü. Karşılıklı bir oyun demek." "Bu her şeyi açıklıyor. "Çok ilginç bir gece geçirdik Leigh. " "İngilizceniz fevkalade. "Seninle Sion Tarikatı hakkında konuşmak istiyoruz. Demek gerçekten Kâse hakkındaymış." diyen Sophie." Teabing'in gür kaşları yay gibi olmuştu. başını hafifçe eğerek nefesini usulca parmaklarına verdi ve gözlerinin içine baktı. "Parisienne. "Özür dilerim. Langdon'a baktı. "Sir Robert." "Hiç şüphem yok. Önce senden bilgi edinebilirsek. hayır! Fransız vergi memurlarından sonra. "Sir Leigh. "Leigh. "Bu Rémy Legaludec. bu gerçekten Kâse'yle mi ilgili. bilinçli bir çaba göstererek değil de sanki gerçekten soylu olduğu için taşıdığı bir asalet vardı. "Bakıyorum bir bayanla seyahat ediyorsun. Langdon. . artık adamın metal bacak süspansiyonları ve koltuk değneği kullandığını görebiliyordu. Teabing. "Ben İngiliz çalışanlar getirteceğini sanmıştım. Mademoiselle Neveu." Teabing parmağını salladı. Langdon. elinde çay tepsisiyle içeri girerek. Sophie de peşinden dikildi." Sophie'ye baktı. Kâse'den bahsederek. "Touché. her ikisi de. Ses. Bilgi getirdiğinizi söylememiş miydiniz? Yeni bir şeyler mi var Robert?" "Olabilir. emin olun politikacılar ve futbolcularla sınırlı. "Bizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. "Leydim. Her seferinde bir basamak iniyordu. şöminenin önündeki masaya yerleştirdi. yeleğinin altına bol bir ipek gömlek giymişti. Pilili bir pantolonla." "Şeref duyarım. Hükümetiniz paramı çalıyor ve futbol takımınız bizi küçük düşürdü." Basamakların sonuna inen ev sahibi. "Amerikalı mısınız? " Sophie başını iki yana salladı. " dedi." Teabing ışığa çıkmıştı. Bir süre Sophie'ye bakan Teabing." diye seslendi. diye düşündü. ikinci katın karanlıklarına kıvrılarak çıkan bir merdivenin tepesinden gelmişti. "Bir şeyler olmuş. Langdon'ın yanına giderek elini uzattı. artık erken sayılır." Zayıf uşak resmi bir baş hareketiyle yeniden odadan ayrıldı." Teabing topallayarak aşağı iniyordu. Şişman ve kırmızı yüzlü Sir Leigh Teabing'in kızıl gür saçları ve konuşurken parıldayan neşeli ela gözleri vardı. "Robert. "Ama garanti olsun diye Harvard'a da başvurmuştum. Sir Elton John'dan daha fazla şövalye gibi görünmüyordu. Robert'ın takdirine güvenmeye karar veren Sophie." Langdon şaşırmışa benziyordu." Langdon sırıttı." dedi. Son günlerdeki tek bedeni zevkim mutfak. "Belki Robert size Oxford yollarını aşındırdığımı söylemiştir. bir kahkaha patlattı. "RémyLyon'lu." diye seslendi. Teabing.merak etti. ona yumuşak bir ifadeyle gülümsedi." Langdon başını salladı." "Tanrı aşkına." Langdon ayağa kalktı.Hatta acaba ona sormalı mıyız? Büyükbabası son sözleriyle ona Robert Langdon'ı bulmasını tembihlemişti. "Hayli geç olduğunun farkındayım.

"Sanırım bunun konumuzla ilgili olduğunu düşüneceksin. "Da Vinci'nin polemikler ve spekülasyonlar hakkındaki defterinden.Hizmetinizdeyim. senin centilmen olduğunu sanıyordum." Teabing hem şaşırmış. ilk tecrübeni asla unutmayacaksın." Dönerek.. yanılsamalardan ve sahte mucizelerden gelir elde etmiştir.. Langdon'a ayıplayan bir bakış fırlattı.. Bacak destekleri taş şömine duvarına çarpan Sir Leigh Teabing." Sophie şimdi her iki erkek arkadaşında da akademik bir hava sezinliyordu. Vaaz verir gibi bir sesle. "Robert.. Ve inan bana. "Bununla birlikte. "Kâse'yi tam olarak anlayabilmek için. Sion Tarikatı. "Bilmiyor mu? " Langdon başını salladı." dedi. "Kutsal Kâse. Kâse hayranlarının. bakışlarını doğruca Sophie'ye çevirdi. "Ne kadar biliyorsun. Teabing'in gözleri neşeyle "Robert. Özellikle bir alıntıyı işaret eden Teabing. hayatım?” Sophie çabucak Langdon'ın kendisine açıklamış olduklarının kısa bir özetini verdi. arka kapaktan alıntıları gösterdi. Size ne anlatabilirim?" Langdon içini çekti." Langdon yakışıksız mecazın yeterince uzadığını fark etmişti. "Pek fazla değil. O halde Leonardo da Vinci'nin Kutsal Kâse sırrını saklayanlardan biri olduğunu biliyorsundur. "Sen bir Kâse bakiresisin hayatım. Fevkalade. hem de memnun olmuş gibiydi. Korkarım bu soruyu asla cevaplayamayacağım." "Robert bana bu kadarını anlattı. La Storia di Leonardo. kafeinle yemeğin verdiği keyfin tadını çıkarıyordu. bana birbakire mi getirdin?" Sophie'ye kaçamak bir bakış atan Langdon yüzünü buruşturdu "Bakire. "İnsanların çoğu bana onun yerini sorar." "Peki Da Vinci'nin Yeni Ahit hakkındaki görüşlerini?" "Hiç fikrim yok." dedi. Beni Leonardo da Vinci'ye tapan bir adam büyüttü. gerçek Kâse hikâyesini hiç duymayanlar için kullandıkları bir terimdir. Yeni Ahit'i ne kadar iyi biliyorsun?" Sophie omuzlarını silkti. ateşin önünde aşağı yukarı yürüyordu.. -LEONARDO DA VİNCİ Başka bir alıntıyı işaret eden Teabing.. Teabing'in yüzündeki gülümseme gittikçe yayılıyordu." diye devam etti. Sangreal Belgeleri pek çoklarının bir kadeh değil. rica etsem yapabilir misin acaba? En alt rafta. "İşte bir başkası. "Bayan Neveu'ya Kutsal Kâse'nin gerçek tabiatını anlatma nezaketinde bulunursun diye düşünmüştüm. Ve sanatında birtakım ipuçları verdiğini. Pek çokları." 55 Divanda Langdon'ın yanına da oturan Sophie çayını içip küçük çörekleri yerken. Teabing ise çoktan Sophie'yi pırıltılı bakışlarının etkisi altına almıştı." Odanın sonundaki kitaplığı gösterirken. düşündüm de belki sen ve ben. asıl yerinde olan soru: Kutsal Kâse'nin ne olduğudur." Sophie kelimeleri okumaya başladı. Teabing kitabın yüzü Sophie'ye gelecek şekilde çevirdi ve ağır kapağı açarak. " Odanın karşı tarafına giden Langdon büyük bir sanat kitabı bularak yanlarına getirdi ve aralarındaki masaya bıraktı." Teabing şaşırmışa benziyordu. çok daha güçlü bir şey olduğunu iddia ettiği Kutsal Kâse.. Tapınak Şövalyeleri. "İlk önce İncil'i anlamalıyız." Teabing hevesle Sophie'ye döndü.. "Robert. Onu en zevkli kısmından mahrum bırakmışsın!" "Biliyorum. aptal kalabalığı aldatarak. Teabing." dedi. . "Aydınlanmış bir ruh. "Bu kadar mı? " Teabing. evet.

Vahiy alan bir Mesih olarak İsa kralları devirdi. sonra bir taş mezara gömüldü ve üç gün sonra yeniden dirildi." dedi. Bakire Meryem'in Bebek İsa'yı emzirdiği modern sahnelere dönüştü. "Hıristiyanlıkta Yahudilerin Şabatı olan cumartesi günü kutsaldır ama Constantine. 325 yılında Roma'yı tek bir din altında birleştirmeye karar verdi. "Pagan bir imparator resmi din olarak neden Hıristiyanlığı seçsin?" Teabing kıkırdadı. insan ürünüdür hayatım." Teabing çayından bir yudum aldıktan sonra. Aslında Da Vinci gerçek Kâse'yi resmetmişti. insanlara son derece tesir edebilen tarihi bir kişilik. sana biraz sonra göstereceğim." Teabing gülümsedi. Gerçek tarih asla tam olarak bu kitapta anlatıldığı gibi değildi. Markos. "Aha!" diyerek şevkle parladı. "İncil cennetten faksla inmedi. "Hemen hemen. Hıristiyanlıkta hiçbir şey orijinal değildir. 'Tanrı'yı yeme töreni. her iki tarafın da kabul edebileceği karma bir din yaratmıştı. "Aslında. pagan Roma imparatoru büyük Constantine tarafından yazdırıldı. Constantine zamanında Roma'nın resmi dini güneşe tapınmaktı . onu." diye alay etti. "Da Vinci İncil'den mi bahsediyor?" Teabing başını salladı. örtünün üstüne geri koydu. ama önce İncil'den bahsetmeliyiz." dedi. Bu arada 25 Aralık a zamanda Osiris'in. tütsü ve laden reçinesiyle gelmişti. "Büyücü değişikliği. doğrudan Kutsal Kâse ile bağlantılıydı.25 Aralık'ta doğmuştu." Sophie şaşırmıştı. "Günümüzdeki kilise cemaatinin çoğu. ilahi okumak ve komünyon. Kral Süleyman ve Kral Davut'un soyundan geldiği için. "Ve İncil hakkında bilmen gereken her şeyi Katedral Meclisi üyesi ünlü Martyn Percy'den dinleyebiliriz. sonra sayısız tercümelere çevrildi. Mesih'in çarmıha gerilmesinden üç yüz yıl sonra İsa müritleri katlanarak artıyordu.ve Constantine başrahipti. İnsanoğlu onu çalkantılı zamanların tarihini tutmak için var etti. "Bir simgebilimcinin Hıristiyan ikonları üzerine konuşmaya başlamasına izin vermeyeceksin. eklemeler ve yenilemeler yapıldı. “Yeni ahit içinseksenden fazla İncil yazıldı. Hıristiyanlığın yükselişe geçtiğini görebiliyordu. Hıristiyanlık öncesi tanrı Mithra -Tanrı'nın Oğlu ve Dünya Işığı diye bilinir. Bugün bildiğimiz İncil.Kara cehalet bizi yanlış yola götürür. Ey! Biçare ölümlüler.Sol Invictus mezhebi ya da Yenilmez Güneş. Teabing. "Ben Constantine'in Hıristiyan olduğunu sanıyordum. "Karşı koyamayacağı ölüm döşeğinde vaftiz edilene kadar bir pagan olarak yaşadı. Pagan sembollerini. Roma'da yeni bir dinin yayılması onun için talihsizlik olmuştu. Luka ve Yuhanna bunlardan bazıları." Sophie. Matta." "Peki. Tanrı'nın gönderdiği bir şey değildir İncil mucizevi bir şekilde göklerden inmedi. Hıristiyanlık. Adonis'in ve Dionisos'un doğum günüdür. Constantino bir şeyler yapılması gerektiğine karar verdi. Tarihçiler hâlâ Constantine'in güneşe tapan paganları Hıristiyanlığa nasıl döndürdüğüne hayret ederler. Krişna doğduğunda beraberinde altın. sunak. Ve Katolik ayinindeki tüm görsel unsurlar -piskoposluk tacı. bu yüzden kazanacak ata oynadı.doğrudan eski pagan dinlerinden alındı." "Ne demek istiyorsunuz?" Langdon. Hıristiyanlığın kutsal günü bile paganlardan çalıntıdır." "İsa Mesih. "Hıristiyan sembollerinde pagan dinine ait izler inkâr edilemez." Teabing boğazını temizleyerek. pagan güneş tanrısının övüldüğü gün olduğunu bilmeden pazar – ." Teabing iniltili bir ses çıkardı. ama bunlardan birkaçı kabul edildi. milyonları peşinden sürükledi ve yeni felsefeler buldu. İsa. "Hıristiyanlık tarihinin cilvesi. paganların güneş kutlaması günüyle çakışması için değiştirmişti. "Leonardo'nun İncil hakkındaki hisleri." Langdon. anlayamadım?" "İncil." Sophie. Roma'yı ikiye bölmekle tehdit ediyordu. gözlerinizi açın! -LEONARDO DA VİNCİ Sophie ufak bir ürperti hissetti. "Hangi İncillerin kabul edileceğini kim belirledi?" Teabing." dedi. Hıristiyanlarla paganlar savaşmaya başlamışlardı ve anlaşmazlık o boyutlara gelmişti ki. İsis'in mucizevi bir şekilde gebe kaldığı oğlu Horus’u emzirdiğini resmeden harfler." dedi. Bilindiği yaşamı ülke çapındaki binlerce müridi tarafından kaleme alındı. Yahudi Krallığı tahtında hak iddia edebiliyordu." Sırıtarak duraksadı. tarihlerini ve ayinlerini büyüyen Hıristiyan geleneğine yerleştirerek. Belki de dünyaya gelmiş en gizemli ve telkin yeteneği en güçlü liderdi. "Affedersiniz. Mısırlıların güneş çemberleri Katolik azizler'in haleleri oldu. "Constantine çok iyi bir işadamıydı.

" Teabing. Bu konuda pek çok kitap yazdım. İsa'nıninsani özelliklerini anlatan kutsal kitapları lanetleyen ve onu tanrı gibi gösteren İncilleri yücelten. Ve tabii bir de 1945'te Nag Hammadi'de bulunan Kıpti Yazmaları." dedi. "Hıristiyanlık pek çok açıdan ele alınıp. Pek çok alim. "Constantine Mesih'in statüsünü. Lut Gölü Yazmaları.. kutsal tören yönetimi ve elbette İsa'nın Tanrısallığı. İsa gerçekten büyük ve güçlü bir adamdı. bu yazmaların duyulmasını engellemek için elinden geleni yaptı. İsa'ya Tanrısallık tanımak Roma İmparatorluğu'yla yeni Vatikan üssünü birleşmekte önemli bir rol oynamıştı. Ve böyle yaparak. toplatılıp yakıldılar.. Açıp.. Dinlerin harmanlandığı bu dönemde.. 'hazırda onun hayatınıölümlü bir adam olarak anlatan binlerce belge duruyordu." Sophie'nin başı dönüyordu. Bu yazmalar gerçek Kâse hikâyesini anlatmakla kalmıyor. müritleri tarafından ölümlü bir peygamber olarak kabul ediliyordu. "Oybirliğiyle de denilebilir. tarihi uyuşmazlıklarla uydurmasyonları gün ışığına çıkartarak." diye ilave etti. "Doğru." dedi." dedi." Sophie bakışlarını önünde duran sanat kitabına çevirdi." diye devam etti. Böylece paganların Hıristiyanlığa daha fazla karşı gelmelerini engellemekle beraber. Constantine'in yeni Hıristiyan geleneğini sağlamlaştırması gerekiyordu. büyük ve güçlü bir adam ama sonuçta birinsandı.kelimesi tarihin bu döneminden gelir." Sophie bunu sadece İznik Amentüsü'nün*doğduğu yer olarak biliyordu. Katolik Roma Kilisesi. "Her şey güçle ilgiliydi. Eski İnciller yasaklanmıştı. İsa'nın Tanrısallığınınoylama sonucu ortaya çıktığını söylüyorsunuz?" Teabing. "Hayatım." Teabing. Bir ölümlü. "Eğitimli Hıristiyanların büyük çoğunluğu inandıkları dinin tarihini biliyorlar." dedi. Teabing daha hızlı konuşarak.. İsa'nın asıl tarihini 'seçenler'. Tanrısallığı mı?" Teabing.Sunday. "Günümüze kadar gelmesi tarihçiler için büyük bir şanstır. dünyan ilk kâfirleriydi. "Tüm bunların Kâse'yle ilgisi var mı?" Teabing." dedi. "Bunu neden yapsınlar?" diye karşı geldi. bu yüzden Nikaia Konseyi diye bilinen ünlü bir ekümenik toplantısı düzenledi. ölümünden yaklaşık dört yüzyıl sonra yükselttiği için. Kimse İsa’nın sahtekâr olduğunu söylemiyor ya da dünyayı etkisi altına alıp insanlara daha iyi hayatlar sunduğunu inkâr etmiyor. yeni bir İncil yazılmasını emretti. Neden yapmayacaklardı ki? Yazmalar. İsa'nın peygamberliğini insansı terimler içinde açıklıyordu Elbette yanlış bilgilendirme geleneğini sürdüren Vatikan. "İsa'nın Mesih olması kilise ile devletin işlemesi için elzemdi. İşte Hıristiyanlık tarihinin en büyük anı o zaman oluştu. gücüne karşı konulmaz bir varlığa dönüştürmüştü." 'Tanrı'nın Oğlu değil yani?" Teabing. "İlginç bir şey ekleyeyim. oylama yapıldı. Teabing. Paskalya tarihi." Sophie kendisine bakınca. Constantine'in İsa'nın nüfuzundan ve öneminden faydalandığı. Constantine. "Oldukça.. "Constainline. Langdon başını hafifçe sallayarak duyduklarını onayladı." "Sanırım dindar Hıristiyanlar bu yüzden size her gün nefret mektupları yolluyordur." “Durun biraz. Kâfir–heretic. Da Vinci’nin Kutsal Kâse resmini görmek için sabırsızlanıyordu. Tek söylediğimiz. "Bu toplantıda. yeni İncil'in siyasi çıkarlar güden adamlar . Hıristiyanlığı bugün bildiğimiz şekline soktu. kilisenin İsa'yı müritlerindençaldığını ." dedi. piskoposların rolleri. insanlığa getirdiği mesajı kaçırdığını." dedi. artık İsa inanlarının kendilerinisadece kutsal bir kanal vasıtasıyla bağışlanmaları sağlanmış oldu. 'Tarihin o anına kadar Mesih. "Düğüm burada. "Mesih'in Tanrı'nın Oğlu olduğu Nikaia Konseyi'nde teklif edilmiş ve oylanmıştı. Mesih'i resmen Tanrı'nın Oğlu kabul etmekle İsa'ya insan dünyasının ötesinde var olan bir ilaha. Latincedeki haereticus kelimesi 'seçim' anlamına geliyordu. "Yasaklanmış İncilleri Constantine'in yazdırdığına tercih edenler kâfir ilan ediliyordu. Constantine tarih kitaplarını yeniden yazmak için cesur bir hamle yapması gerektiğini biliyordu. "Henüz bitmedi." Teabing gözlerini Sophie'ye dikerek durdu. " "Tam anlayamadım. Teabing.*ayinlerine giderler. 1950'lerde Yahuda Çölü'nde Kurman Vadisi yakınlarındaki bir mağarada saklı bulundu. "Yine de. anlaşılmaz bir Tanrısallık perdesine sardığını ve kendi gücünü yaymak için onu kullandığını iddia eder. Constantine'in el altından yürüttüğü politik manevralar İsa'nın hayatının ihtişamına gölge düşürmez. "Constantine'in ortadan kaldırmaya çalıştığı İncililerden bazılarının." Langdon.

"Ve son olarak. Masada kaç şarap bardağı var?" Aldatmacalı bir soru olduğunu fark eden Sophie duraksadı. sence de öyle değil mi? Herhalde Da Vinci İsa'nın Kadehi’ ni çizmeyi unutmuş. "Mesih nerede oturuyor?" diye sordu. Kutsal Kâse yoktu." "Harika. "Atalarımızın bize İsa hakkında öğrettiği hemen her şey yanlış. Gözlerini kapatabilir misin?" Sophie tereddüt ederek gözlerini kapadı. dindar adamlarla doludur. Teabing'in gözleri parladı." Langdon. "Modern kilisenin bu belgeleri saklamaya çalışma çabasının. günümüz papazlarının bu belgelerin sahte olduğu inandıkları konusunda haklı. "Muhteşem.." dedi."Elbette." 56 . Yıpranmış freskte. "Gördüğün gibi profesörümüzün kalbi Roma'ya karşı benden daha yumuşak." dedi. masadaki herkesin bir şarap bardağı olduğunu görünce şaşırmıştı. Sophie başını eğip resme baktığında. Resimde kadeh yoktu. Kara cehalet bizi yanlış yola götürür. Peki hangi içecek?" "Şarap." Sophie eseri hevesle inceledi." Teabing. Yine de. Ayrıca bardaklar küçük." "Güzel. "Ortada. "Ne olduğunu değil. "Demek istiyor ki." diye karşı geldi. "Bununla birlikte. Sophie'nin karşısındaki sandalyeye otururken kıkırdadı. Asırlarca Constant İncil’inin gerçek olduğuna inandılar. "Kadeh. "Bu fresk bize Kâse'nin gerçekte ne olduğunu anlatıyor mu?" Teabing. tüm zamanların en ünlü freskine -Son Akşam Yemeği. gözünüzü açın! Kitabı eline alan Teabing. Teabing." diye itiraz etti. "Bir bardak.” Teabing.Milano yakınlarındaki Santa Maria dele Grazie duvarındaki efsanevi Da Vinci resmine bakıyordu. Ve yemekten sonra. kişidir." diye fısıldadı. "Hem İncil'de. ortasını açtı. Teabing kendinden memnun bir ifadeyle tebessüm ediyordu. içlerinden birinin kendisine ihanet edeceğini açıkladığı sırada Mesih ile havarileri betimlenmişti. Bu fresk aslında Kutsal Kâse gizeminin anahtarıdır Da VinciSon Akşam Yemeği 'nde her şeyi gözler önüne sermiştir. hem de Kâse efsanesinde Kutsal Kâse'nin ortaya çıkış anı olarak anlatıldığı düşünüldüğünde biraz garip. "Demek istiyorum ki." Teabing içini çekti. Kutsal Kâse hikâyelerinde olduğu gibi. "Sanırım bu freski tanımışsındır." "Sanat alimleri bunun farkına mutlaka varmışlardır. Ve son soru. yerleşmiş samimi bir İsa inancından kaynaklandığını unutmamak gerekir. Kutsal Kâse. "Gözlerini aç. komünyon törenlerinde günümüz Hıristiyanlarının yaptığı gibi." Şaka yapıyor öyle değil mi?Sophie. Bu anlaşılır bir şey." Her iki sayfayı kaplayan renkli bir resim açmıştı." Sophie gözlerini açtı. Ey! Biçare ölümlüler."İsa'nın Kadehi." Sophie bir kez daha önündeki Da Vinci alıntısına baktı. Vatikan bu tezat yazmaların sahte ahitten başka bir şey olmadığına gerçekten inanan." "Da Vinci'nin bu resimde. "Bu freski biliyorum.tarafından derlenip düzenlendiğini açıkça ortaya koyuyordu -İsa Mesih'i Tanrısallaştırarak. çoğu alimin görmediği veya görmezden gelmeyi yeğlediği anomalilerini duysan şaşarsın. "Kim olduğunu. Şarap içmişlerdi. fikrin esaslarını aşılayandan daha fazla inanmaz. O aslında bir. sapsız ve camdan yapılmışlardı." "O halde belki şu küçük oyunu benimle oynarsın. sana Da Vinci’nin Kutsal Kâse resmini göstermeden önce. Mesih şarap kadehini alarak havariyle paylaştı. Kutsal Kâse bir nesne değildir." Langdon. evet. "Mesih tek bir şarap kadehini diğerlerine geçirmişti. Hiç kimse bir fikre. On üç bardak. onun nüfuzunu kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak için kullanmışlardı.. "Atalarımızın tanrılarına taparız. İsa dahil. Peki o ve havarileri hangi yiyeceği kırıp yiyorlar?" "Ekmek. şuna bir bakmanı istiyorum.

"Gelişmemiş bir penis. "Orijinal erkek ve dişi sembolleri değiller.Sophie uzunca bir süre Teabing'e baktıktan sonra Langdon'a döndü." dedi." Langdon gülümsüyordu." Teabing. Başlangıç'ta bize Havva'nın Adem'in kaburgasından yaratıldığı anlatılır. Ve ayrıca günahkâr. tanrıçaları dışlayan. "Kutsal Kâse bir insan mı?" Langdon başını salladı. Kâse'nin ardındakisembolik anlamı kavradıktan sonra kadın bağlantısı daha açık görülüyordu. Yani. efsane bize Kutsal Kâse'nin bir kadeh olduğunu söylüyor. Ona." dedi." dedi. Langdon onun bağlantıyı anladığını görebiliyordu. "Bu ikona bıçak ağzı olarak bilinir ve saldırganlıkla erkekliği temsil eder. "Kadının hayat vermesi kavramı ilk dinin temelini atmıştır. kadınlık ve doğurganlıkla ilgilidir. Kadının gücü ve onun hayat verebilme yetisi bir zamanlar kutsaldı ama erkek egemen kilisenin yükselişine tehdit oluşturuyordu. Teabing de aynı şekilde düşünüyordu. "Bir kadın. Kadınlar erkeklerin bir yan ürünü olmuştu.insandı ." Sophie.erkek için çizilen orijinal ikonadır. "Kâse. kadınlara boyun eğdiren. "Devam edecek olursak. efsanede kadeh. tanrıça için sonun başlangıcı olmuştu. "Bir kâseye ya da tasa benzer ya da daha önemlisi kadın rahmini andırır. "Bunakadeh denilir. Teabing." Langdon şimdi doğruca ona bakıyordu. dişi sembol tahmin edeceğin gibi tam tersidir. Doğrusunu istersen bu penis sembolü günümüzdeki askeri üniformalarda rütbe nişanı olarak hâlâ kullanılıyor. İlk semboller çok daha basitti. Alçak bir sesle. "Kâse aslında eski bir kadınlık sembolüdür." Sophie. "Kadeh. Kutsal Kâse'nin asıl yapısını korumak için uydurulmuş bir alegoriydi. "Elbette. "Robert. aslında kayıp kutsal dişinin arandığını anlatan sak hikâyelerdi. "Bunlar." "Gerçekten. . Başlangıç." Langdon.. Sophie'nin yüzündeki boş ifadeden onun iyice koptuğunu anladı. Doğrusu semboller. çağdaş dişi ve erkek sembollerini biliyor musun?" Bilindik erkek sembolü > ve dişi sembolünü + çizdi. "Kayıp tanrıçanın sembolüdür." Langdon kâğıda bir başka ikona çizdi." Kâğıda başka bir sembol çizdi." Langdon. "Sanki. Kayıp Kâse'yi Yan şövalye efsaneleri. tanrı gezegen Mars ve tanrıça gezegen Venüs için kullanılan eski astronomi sembollerinden gelir." dedi." diye ekledi. ne dersin?" Yakındaki bir masadan aldığı kâğıdı Langdon’ın önüne koydu." Başını kaldırıp bakan Sophie şaşkın görünüyordu. "Tam isabet. İlk duyduğunda kendisi de benzer bir tepki vermişti. "Bu sembol. eski pagan dinleri hemen yok olmadı." Teabing sırıtıyordu. "Şunu eklemeliyim ki. çok daha önemli bir şeyinmecazı olarak kullanılıyor. "Sophie. Langdon cebinden bir kalem çıkardı. 'Kadehi aradığını' iddia eden şövalyeler. "Aslında bir kadın.. Havva'nın elmayı yiyerek insan ırkını çöküşe uğrattığı 'ilk günah' kavramını yaratan Tanrı değil." dedi. Sophie." Langdon yüzünü buruşturdu. "Kesinlikle. Ama Kâse'nin kadeh olarak tasvir edilmesi. Ne yazık ki Hıristiyan felsefesi biyolojik gerçeği görmezden gelerek kadının yaratıcı gücünü zimmetine geçirmiş ve Yaratıcı'yıerkek ilan etmiştir. "Sophie. Çocuk doğumu mistik ve güçlü bir şeydi. Bu yüzden kutsal dişi şeytanlaştırıldı ve ona günahkâr dendi. Bu sembol dişilik." dedi." dedi." dedi. "Ne kadar çok penisin varsa rütben o kadar yüksektir. Hıristiyanlık tava çıktığında. Kutsal Kâse kutsal dişiyi ve elbette şimdi kilise tarafından tamamen yok edilmiş olan tanrıçayı temsil eder. dişi sembolünün ise güzelliği yansıtan bir aynadan geldiği yanılgısına düşer. Erkekler erkektir. Pek çokları erkek sembolünün kalkan ve mızraktan. belki de artık simgebilimcinin açıklama yapma zamanı gelmiştir. Langdon devam etti. Bir zamanlar hayat veren kutsal kadın artık düşman olmuştu. bir tas.

"Taşıdığı sır öylesine güçlü ki.Keçe kemerinin verdiği acıyı dikkate almayan Silas silahını kavrayarak çimenli yokuştan yukarı uzun yürüyüşüne başladı." diye ağzından kaçırdı. diye düşünen Silas gülümsedi." "Yola çıkıyorum. "Hâlâ arama emri çıkaramadınız mı?" diye sordu." Collet kendini arabasının kaportasına sertçe bırakarak oturdu. Bu evden kilit taşını almadan çıkmayacağım. kırk kilometre ilerideki bir taşra yolunda kenara çekmiş ve bir tarlanın kenarında gölgeler arasına park etmişti." Teabing koltuk değneklerini alarak. koridora yöneldi. size onun Da Vinci'nin çizdiği resmini göstermekten şeref duyarım. Sophie'nin hayatında gördüğü hiçbir çalışma odasına benzemiyordu. "Bankayı unut. "Ve eğer çalışmayı başka bir yerde sürdürebilirsek dostlarım.inanmayanları yakan ve paganların kutsal dişiye saygı göstermesini yasaklayan bir kiliseden korunmak için şifreli bir biçimde konuşuyorlardı. 58 Teabing'in "çalışma odası". Silas dışarı çıkarak. ona.çalışma masası. yedi kat daha geniş. Collet. Heyecanla ayağa kalkmaya çalışan Teabing." Langdon. Langdon ile Neveu'nun daha önce geldiğini ve doğru hesap numarasını bilmedikleri için geri çevrildiklerini iddia etmişlerdi. Langdon ile Neveu'nun saklandığı yeri tam olarak tespit ettik. Langdon geldiğimizi anlamamalı. parmaklıkların arasından iterek çimenlik araziye düşürdü. Remy'nin az önce çay ikram ettiği iki kişiyi. Ajan. Piskoposu ve Öğretmen'i yüzüstü bırakmayacağım. "Amaherhangi bir kadın değil. "Affedersiniz. Bankadan uzaklaşırken." dedi. Müsait olduğunda beni aramasını sağla. önünde duran muazzam yapıyı çevreleyen demir parmaklıklara göz gezdirdi. Öğretmen'in ona verdiği bilginin doğruluğu ortadaydı. Önemli de değildi.. Aşağı katın tüm ışıkları yanıyordu. arşiv kütüphanesi ve kapalı bit pazarının garip bir karışımını andırıyordu. Şövalyenin. 57 Zürih Emanet Bankası'nın dışındaki barikatta duran Teğmen Collet Fache'nin bir arama emriyle gelmesinin neden bu kadar uzun sürdüğünü merak ediyordu. en lüks ofis odalarındakilerden en az altı." Sophie duygularına kapılmış gibiydi. diye ant içti. "Yeni bir ipucu aldık. "Siren çalmayın. fizik laboratuvarı. Önemli bir telefon görüşmesi yapıyor.." "Banliyöde bir adres aldım. Heckler Koch'undaki on üç mermilik şarjörünü kontrol ettikten sonra. Uzaktaki şatoya giden." "Yüzbaşı Fache biliyor mu?" "Henüz bilmiyor.” İki oda ötedeki mutfakta uşak Rémy Legaludec sessizce bir televizyonun önünde duruyordu. parmaklıkları üst kısmından kavrayarak kendini yukarı çekti ve diğer tarafa atladı. Langdon’ın bulunduğu yeri DCPJ'ye kimin ihbar ettiğini sormayı unuttuğunu fark etti. Meslek hayatının en önemli tutuklamasını gerçekleştirmek üzereydi. Collet şüpheciliğinin ve eski kırdığı potların bedelini ödeme şansına sahip oluyordu. Ardından." Sophie başını iki yana salladı. Arama Louvre'daki komuta merkezinden yapılıyordu. "Şaka yapıyorsun. ay ışığının vurduğu eğime baktı." Collet adresi alarak arabasına atladı. Yukarıdan sarkan . "Peki bu kadın tarihte tanınmış biri mi?" "Oldukça. Peki o zaman neden içeri girip bakmamıza izin vermiyorlar? Sonunda Collet'nin cep telefonu çaldı. Haber kanalı bir adamla bir kadının fotoğraflarını gösteriyordu. Bankacıların bir şey sakladığı belli oluyordu." Siyah bir Audi. Collet kendisine eşlik eden diğer beş arabaya telsizle bildiri yaptı. açıklandığında Hıristiyanlığı temelinden sarsmakla tehdit ediyor.Bu saat için pek de alışıldık değil." dedi. "Öyle. Kutsal Kâse'nin bir kişi olduğunu söylediğinizde ben onu gerçek bir insan sanmıştım. Versailles yakınlarında.

Leonardo cinsler arasındaki farkları boyamakta bir ustaydı. onur koltuğunda oturana ne demeli?" Sophie. sanat eserlerinin. "Kutsal Kâse. "Bu tablo hangisi?" diye sordu "Hmmm. Ama artık fresk. "Kâse'nin gerçekten Son Akşam Yemeği'nde görüldüğü ortaya çıktı. "İşte. ama büyütülmüş hali çok daha heyecan verici. "Ben koptum. eski kilisenin başlattığı karalama kampanyasından miras kaldı. "İşte orada!" Sophie bir şeyleri kaçırdığına emindi. diye düşünen Sophie'nin aklı." Teabing göz kırptı. yani Sophie'nin az önce baktığı resmin aynı. "Sanat kitaplarındaki fotoğrafların çoğunun 1954 yılından Önce çekilmiş olmasıdır. "Peki Hz.." dedi. narince kıvrılmış elleri ve göğüsleri olduğuna dair bir ipucu vardı. Mesih'in yanındaki dindar ifadeli ağırbaşlı bir yüze sahip." Sophie tereddüt ederek resmin yanma gidip on üç figürü inceledi ortada İsa Mesih. "Bana az önce gösterdiğiniz resmin aynı. "Kim bu kadın?" diye sordu. Teabing. el sanatlarının ve elektronik cihazların bilgisayarlar. "Bu bir kadın!" diye çığlık attı. "Yakından bak. Kadeh. İsa'nın sağ yanında. on üç erkeğin gösterildiği bir resim. "Ve en sevdiğim metresim Sangreal. mikroskoplar." Birden dönüp arkasındaki duvarı gösterdi. Mesih'in hemen sağındaki figürü dikkatle inceledi." Sophie resme daha da yaklaştı. "Bu kadın hayatım. Oraya Son Akşam Yemeği 'nin iki buçuk metre uzunluğunda bir baskısı asılmıştı. "Dur biraz." dedi. "Magdalalı Meryem. fotokopi makineleri ve tarayıcılar altında kaybolan çalışma masaları vardı. "Hepsi de erkek. içinde büyük bir şaşkınlık uyandı. Bu hiç şüphesiz. o zamanlar ayrıntılar hâlâ kir katmanlarının altında saklıydı ve on sekizinci yüzyılda resmin üzerinde beceriksiz eller tarafından restorasyon çalışmaları yapılmıştı. Tehlikeli sırrını -yani . Leonardo onu göze çarpacak bir şekilde tabloya dahil etmişti. Sophie. "Beyin güçlü semboller karşıca bunu bazen yapar. "Hepsi çalışmalarınız için mi?" Teabing." diye teyit etti. Omuzlarına dökülen kızıl saçları. hiçbir şeyin beklediği gibi çıkmadığı bir alacakaranlık kuşağına dönüştüğünü hissediyordu. sürpriz. "Dans etmekle ilgili ufak bir sorunum var. "Bu kadını fark etmemiş olmanın bir sebebi de. Bu talihsiz yanlış kavram." dedi. ona döndü.üç avizeyle aydınlatılmıştı.." diye yanıt verdi." Teabing unutmuş gibi yaptı. "Gerçeği öğrenmek hayatımın aşkı oldu." Langdon. Uçsuz bucaksız yer karosunun üstünde." Kutsal Kâse bir kadın. "Burası balo salonuydu. "Fahişe mi?" Teabing bu kelime kendisini şahsen yaralamış gibi kısa bir nefes aldı "Magdalene öyle biri değildi." Gözleriyle duvarları tarayan Sophie. "Sürpriz. "Biliyorum. Teabing gülüyordu. Bu kadın kim? Sophie bu klasik resmi defalarca gördüğü halde bu bariz uyuşmazlığı hiç fark etmemişti.." "Evet ama bu kadının Kâse olduğunu ben iddia etmiyorum. "Bunaskitoma denilir." "Öyle mi?" Teabing kaşlarını yukarı kaldırdı. Bu kişinin yüzüne ve vücuduna bakarken.Son Akşam Yemeği .. İnan bana bu bir hata değil. Sangreal. kitapların. Bunu İsa kendisi iddia etti." Sophie." dedi." Sophie tüm gecenin. Teabing. "Ya?" dedi Teabing." Langdon gülümsedi.Kiliseyi tek başına parçalayacak olan kadın bu mu? Sophie. "Kutsal Kâse olduğunu iddia ettiğiniz bu kadının sizde birresmi olduğunu söylemiştiniz. "Bana Kutsal Kâse'nin birkadın olduğunu söylediniz." Teabing. Da Vinci'nin asıl boyadığı kata kadar temizlendi." Fotoğrafı gösterdi." Sophie. hiçbir anlam ifade etmeyen birbiriyle bağlantılı fikirlerin karmaşası içindeydi. zihnimiz uyuşmazlığı görmemizi engeller. Sen de öyle düşünmüyor musun?" Sophie yardım istercesine Langdon'a döndü. solunda altı havari ve sağında altı havari. Ayaklarını sürüyerek odaya girerken utangaç görünen Teabing. projektörler. "Herkesin gözünden kaçar. kızıl saçlı genç bir kadındı ve ellerini nazikçe kavuşturmuştu.Son Akşam Yemeği ' nde on üç erkek olması gerekiyor." dedi. "Bu sahne hakkındaki inancımız o kadar sabittir ki." Sophie gözlerini İsa'nın yanındaki kadından ayıramıyordu." dedi. bir kadındı.

Teabing." Durdu. " Sophie ilk bakışta görmüştü. İncil ayetleri bundan mutlaka bahseder ve normal olmayan bekârlığının bir açıklamasını yapardı.. Resmin tam ortasında. koskocaman kusursuz bir M harfi belirginleşiyordu." Teabing henüz konturların üzerinden geçmeden.." Kitap koleksiyonunu karıştırmaya başlamıştı.Yin ve yang. yakındaki bir masaya doğru ilerleyeni Teabing." dedi. Teabing. Sophie büyülenmişti. Langdon'ın az önce Kâse. Doğrusunu istersen. Yahudi geleneklerine göre evlenmemek ayıptı.. el yazısıyla yazılmış yırtık pırtık papirüsler. "Son olarak. "Ve o zamanlardaki kültür." "Affedersiniz anlayamadım?" Sophie'nin gözleri önce Langdon'a sonra Teabing'e çevrildi. "Çünkü Mesih bir Yahudiydi. gizli M harflerinin merak uyandı olduğunu itiraf etmeliyim. Magdalalı Meryem elbisesi mavi harmanisi de kırmızıydı. Teabing kapağı kaldırarak açtığında Langdon ile Sophie yanına gittiler. Eğer İsa evli olmasaydı. Yahudi bir erkeğin bekâr kalmasını yasaklıyordu. Yahudi bir babanın oğlu için uygun bir eş bulması zorunluydu. Teabing. hayır" dedi. Ama elbette en belirgin M harfi." Sophie. Emin olunan tek şey orada saklı duran M harfi. "Neden orada?" Teabing omuzlarını silkti. Sion Tarikatı'nın eski Büyük Üstat’ı Jean Cocteau'nün yaptığı. "Mesih'in Magdalalı ile olan evliliğinin kanıtı olduğu iddia edilemese de. "Bunlar daha önce bahsettiğim Nag Hammadi ve Lut Gölü yazmaları. kompozisyon unsurları olarak bakarsan. Sophie boşluğu görmüştü. resmin odak noktasındaki sekilin su götürür yanı yoktu. Fakat özellikle bir dünyevi temanın surelerde sürekli yenilenmesi." dedi. eski editörlerin canını sıkmıştı. bundan hiç kimse emin değil. İncildeki bekâr İsa görüşünden çok daha mantıklı.örtbas etmek için kilisenin Magdalalı Meryem'i karalaması gerekiyordu. Teabing. Sophie hayrete düşmüştü. "Mesih ile eşinin kalça kısmından birleşmiş olduğunu ve geriye doğru karşılıklı yaslanarak.. Mesih kırmızı bir elbise ile mavi harmani giyerken." Durdu." Sophie freske yeniden baktı. aralarında ters bir boşluk oluşturduklarını görürüz." dedi. öyle değil mi?" diye sordu. İsa Mesih'le olan evliliği." Teabing freskin ortasındaki iki figürü gösterdi. "Alfabedeki birharf.Kutsal Kâse rolünü. Kâse'yle ilgili sayısız eserde saklı bir M harfi vardır. onu olduğundan hafife almak gibi olacaktı. "Eğer Mesih ile Magdalalıya insan gibi değil de. Birden Sophie'nin resimde görebildiği tek şey bu harf olmuştu. "Daha da tuhaf olan kısmına gelecek olursak. resmin altında saklı olarak ya da kompozisyonda yanılsamalar yaratarak. Teabing kitaplarını karıştırırken konuşmayı kısa süreliğine de Langdon." Teabing bulduğu koca bir kitabı kendine doğru çevirdi. Sophie eski yazılardan alınmışa benzeyen büyütülmüş pasaj fotoğraflarını görebiliyordu. kadeh ve kadın rahmi için çizdiği sembolle aynıydı." "Rolünü mü? " Teabing." Sophie aldığı bilgiyi düşünüp tarttı. Eski dili tanımamıştı ama yan sayfada tercümeleri yazıyordu. Elbette giysilerindeki renkler yer değiştirmişti. "Eski kilisenin tüm dünyayı ölümlü İsa'nınTanrısal olduğuna inandırması gerekiyordu. özellikle izleyicisinin yüzüne İsa ile Magdalalının bir çift olduğunu haykırır. birbirlerinin aynadaki yansıması gibi olduğuna dikkatini çekerim. "Daha da önemlisi. "En eski . başka bir biçimin ortaya çıktığını göreceksin. "Ayrıca İsa'nın evli bir adam olması. Bu yüzden Mesih'in dünyevi özelliklerini anlatan tüm surelerin İncil'den çıkarılması lazımdı. Londra'daki sunağı süsleyen Paris'li Meryem'inde görülür. filigran olarak. "Neden?" diye sordu. "Komplo teorisyenleri bu harfinMatrimonio ya da Magdalalı Meryem 'i temsil ettiğini söylüyorlar. Harfi okumak. 'Tesadüf olamayacak kadar mükemmel. Kapakta şöyle yazıyordu:Gnostig İlahileri. Deri kaplı baskı. Teabing. Son Akşam Yemeği." dedi." dedi. "Mesih ile Magdalalının giysilerinin." Üstü kitaplarla dolu. dev bir atlas büyüklüğündeydi. "Daha önce de söylediğim gibi. Magdalalı Meryem. Mesih ile Magdalalı Meryem'in evlilikleri tarihi tutanakların bir parçası." diye açıklama yaptı. "Ve Da Vinci bu gerçeğin kesinlikle farkındaydı. “Hayır. "Dediğim gibi. 'Tamamen tarihi kayıtlara dayanıyor.

" "Au contraire. "Burası Jacques Sauniére'in evi mi?" diye sormuştu. onu tüm müritlerden daha fazla sever ve genellikle onu dudaklarından öperdi Diğer müritler bu duruma içerler ve kınadıklarını ifade ederlerdi. "Bu Magdalalı Meryem Suresi'nden. sen kim oluyorsun da o kadını reddediyorsun? Elbette Kurtarıcı o kadını çok iyi tanıyor. "Hızlı davranmışsın. Büyükbabası makalesinde kilisenin küstahlık yaptığını ve yasaklamakla hata ettiğini söylemişti. İsa. sen her zaman çabuk sinirlenen biri olmuşsundur. "Herhangi bir Arami uzmanı sana o günlerde yoldaş kelimesinin. sabah gazetesinin sayfalarını karıştırmaya başlamıştı." Sir Leigh Teabing hâlâ konuşuyordu. "Neden onu hepimizden daha fazla seviyorsun?" derlerdi. Büyükbabam gazeteye bir şey mi yazdı? Sophie hemen mutfağa koşup." Papaz bir gazeteyi tutuyordu. Kapıyı açan küçük Sophie'ye ters bir bakış fırlatan papaz. Sophie'nin elinde gazeteyle kaşlarını çattığını görmüştü. onu değerli kılmışsa. "Evlilik hakkında hiçbir şey söylemiyor. Ona. kilise onun Fransa'da hiçbir şekilde isim yapmasına izin vermeyecek!" Papaz dışarı çıkarken kapıyı arkasından çarparak kapatmıştı. "Seni Mesih ile Magdalalı Meryem'in birlikteliğine dair sayısız referansla sıkmayacağım. küçüklüğünde büyükbabasının kapısını hınçla çalan kızgın papazı hatırlamıştı. Teabing kitabı karıştırarak diğer pasajları gösterdi. "Petros. Sophie ilk satın tekrar okudu. Papazın tepesinin attığına şaşırmak gerekir. "Bence sakıncası yok. Sophie yazılan her şeyi anlayamamıştı ama sanki." Magdalalı adını taşıyan bir sure olduğunu bilmiyordu." Sophie. papazların baskısı altındaki Fransız Hükümeti'nin. İkinci sayfadaki makalede büyükbabasının ismini görmüştü. Okudu. ben kilisenin bize hangi fikirleri benimseyip benimsemeyeceğimizi dayatmamalı dedim. Magdalalı Mesih'in romantik bir ilişkisi olduğunu gören Sophie oldukça şaşırmıştı. diye düşündü Sophie." Kitabın orta kısmını açarak. büyükbabasını çağırmış ve iki adam çalışma odasına girerek. " İlk satırı gösteren Teabing gülümsedi. Mesih'in Magdalalı Meryem isimli bir kadınla seviştiğini konu edinenİsa'nın Son Günahı adlı bir Amerikan sinema filmini yasakladığı anlatılıyordu. "Bunu nasıl onaylarsın? Bu Amerikalı Martin Scorsese Tanrı'ya küfrediyor. Okudukları Sophie'yi şaşırtmıştı ama kesin bir yargı uyandırmıyorlardı. Şimdi senin o kadınla bir rakip gibi uğraştığını görüyorum. Ve Kurtarıcı'nın yoldaşı Meryem'dir.Hıristiyan kayıtları. Metni okudu: Ve Petros dedi ki: "Kurtarıcı bizim bilgimiz olmayan bir şeyi gerçekten bir kadınla mı konuştu? Hepimiz şimdi o kadını mı dinleyeceğiz? O kadını bize tercih mi etti?" Ve Levi cevap verdi. "Bu yazısı hakkında onunla konuşmak istiyorum. "Filippos Suresi başlamak için iyi bir yer. Yine de bir şeyi belirtmek isterim. Eğer Kurtarıcı." ." "Mesih'in kız arkadaşı var mıydı?" Büyükbabası bir süre sessiz kalmıştı. "Sence İsa Mesih'in kız arkadaşı mı vardı?" "Hayır hayatım. Onu bizden daha fazla sevmesinin nedeni bu. ön kapıya yönelmişti. Pasajları okurken. Büyükbabası mutfağa girdiğinde." Langdon başını sallayarak onayladı. "Olsaydı çok mu kötü olurdu?" Sophie düşündükten sonra omuzlarını silkinişti." Başka bir pasaj gösterdi. Modern tarihçiler bunu cılkını çıkartıncaya kadar araştırdılar. parmağıyla bir pasajı işaret etti. kapıyı kapatmışlardı.eş anlamında kullanıldığını söyleyecektir." Sophie pasajı okudu: Ve Kurtarıcı'nın yoldaşı Magdalalı Meryem'dir. "Bu pornografi! Dine saygısızlık!" diye bağıran papaz çalışma odasından fırlayarak. Sophie. Ne yazık ki İncil'deki ayetlerle uyuşmuyorlar.

Teabing, "Bahsettikleri kadın," dedi. "Magdalalı Meryem. Petros onu kıskanıyordu." . "Mesih, Meryem'i tercih ettiği için mi?" "Sadece bu değil. İşin ciddiyeti sevgiden çok daha büyüktü. Surenin bu kısmında Mesih'in yakında yakalanıp, çarmıha gerileceğinden şüphe ettiği anlatılır. Bu yüzden Magdalalı Meryem'e kendisi öldükten sonra kilisesini nasıl devam ettireceğine dair talimatlar verir. Sonuç olarak Petros bir kadının arkasında ikinci sırada bulunmaktan ötürü hoşnutsuzluğunu dile getirir. Zannedersem Petros cinsiyet ayrımcılığı yapıyordu." Sophie duyduklarım kavramaya çalışıyordu. "BuAziz Petros değil mi? Mesih'in kilisesini inşa ettiği kayalık." "Aynı ama işin içinde bir bityeniği var. Değiştirilememiş olan bu dizelere göre İsa, Hıristiyan Kilisesi'nin kuruluş direktiflerini Petros'a vermemişti. Verdiği kişiMagdalalı Meryem'di." Sophie, ona baktı. "Yani Hıristiyan Kilisesi'nin bir kadın tarafından devam ettirileceğini mi söylüyorsunuz?" "Plan buydu. İsa ilk feministti. Kilisesinin Magdalalı Meryem'e emanet edilmesini istemişti." Son Akşam Yemeği'ne işaret eden Langdon, "Ve Petros'un bu konuda bir rahatsızlığı vardı," dedi. "Buradaki Petros. Da Vinci'nin onun Magdalalı Meryem'e duyduğu hislerin bilincinde olduğunu anlayabilirsin." Sophie'nin bir kez daha nutku tutulmuştu. Resimde Petros tehditkâr bir şekilde Magdalalı Meryem'e doğru eğiliyor ve bıçak gibi tuttuğu eliyle onun boynunu kesiyormuş gibi yapıyordu.Kayalıklar Bakiresi 'ndeki aynı tehditkâr el hareketi! Petros'un yanındaki havarileri işaret eden Langdon, "Ve burada," dedi. "Biraz netameli gibi, değil mi?" Sophie gözlerini kısarak baktığında, havarilerin arasından bir el çıktığını gördü. "Bu el birhançer mi tutuyor?" "Evet. Yine de biraz garip, eğer kolları sayarsan bu elin... hiç kimseye ait olmadığını göreceksin. Vücudu yok. Belirsiz." Sophie'nin aklı fazlasıyla karışmıştı. "Affedersiniz, ben tüm bunların Magdalalı Meryem'i nasıl Kutsal Kâse yaptığını hâlâ anlayamadım?" Teabing yeniden, "Aha!" diye bağırdı. "İşte asıl mesele de bu!" Bir kez daha masaya dönerek, geniş bir çizelge çıkarttı ve Sophie'nin önüne açtı. Ayrıntılı bir şecere görülüyordu. "Çok az kişi Magdalalı Meryem'in İsa'nın sağ kolu olmasının yanı sıra, zaten güçlü bir kadın olduğunu bilir." Sophie şimdi soyağacının başlığını görebiliyordu. BENJAMIN AİLESİ Soyağacının üst kısımlarında bir yeri gösteren Teabing, "Magdalalı Meryem burada," dedi. Sophie şaşırmıştı. "Benjamin Hanedanı'ndan biri miydi?" Teabing, 'Tamamen," dedi. "Magdalalı Meryem soylu biriydi." "Ama ben Magdalalı Meryem'in fakir olduğu izlenimini edinmiştim." Teabing başını iki yana salladı. "Güçlü aile bağlarının kanıtlarını yok etmek için Magdalalıyı bir fahişe gibi tanıtmışlardı." Sophie kendini yeniden Langdon'a bakarken buldu, o da tekrar başını salladı. Sonra Teabing'e döndü. "Peki ama Magdalalı Meryem'in soylu olmasının eski kilise için ne gibi birsakıncası vardı?" Britanyalı gülümsedi. "Sevgili çocuğum, kiliseyi bu kadar kaygılandıran Magdalalı Meryem'in soylu olması değil, yine soylu bir kan taşıyan İsa ile birlikte olmasıydı. Bildiğin gibi Matta İncil'inde bize Mesih'in Davut Hanedanı'ndan geldiği söylenir. Aynı zamanda Kral Süleyman'ın -Yahudi Kralı- torunudur. İsa, güçlü Benjamin Hanedanı'ndan biriyle evlenerek iki soylu kanı birbirine harmanlamış oldu, böylece tahtta yasal iddia edebilecek ve Süleyman zamanında olduğu gibi krallıkları canlandıracak potansiyel bir siyasi birlik yaratmıştı." Sophie sonunda onun bunu asıl konuya bağlayacağını sezinlemişti. Teabing şimdi heyecanlı görünüyordu. "Kutsal Kâse efsanesi, asil kanı anlatan bir efsanedir. Kâse hikâyesinde bahsedilen 'İsa'nın kanı ile dolu olan kadeh' ...aslında Magdalalı Meryem'i anlatır... Mesih'in soylu neslini taşıyan kadın rahmini."

Kelimeler Sophie'nin aklına kazınmadan önce balo salonunda yankılanarak geri dönmüş gibiydi. Magdalalı Meryem, İsa Mesih'in soylu neslini mi taşıyordu? "Ama İsa'nın nasıl nesli olur, onların?..." Durup Langdon’a baktı. Langdon tebessüm etti. "Çocukları olmalıydı." Sophie donup kalmıştı. Teabing, "Şuraya bakın," diye veryansın etti. "İnsanlık tarihindeki en büyük örtbas buydu. İsa Mesih evlenmekle kalmamış, aynı zamanda baba olmuştu. Tatlım, Magdalalı Meryem, Kutsal Kâse'ydi. İsa Mesih'in asil nesli ile dolu olan kadehti. Soyu taşıyan rahim ve kutsal meyvenin çıktığı üzüm bağıydı." Sophie kollarındaki tüylerin diken diken olduğunu hissediyordu. "Ama bu kadar büyük bir sır, bunca yıl boyunca nasıl saklı kalmış?" Teabing, 'Tanrı aşkına!" dedi. "Kesinliklesaklı tutulmadı! İsa Mesih'in soylu nesli, tüm zamanların en çok anlatılan efsanesidir... Kutsal Kâse. Magdalalı Meryem'in hikâyesi yüzyıllarca her türlü mecaz ve lisan kullanılarak avaz avaz dünyaya ilan edildi. Gözlerini açtığın anda onun hikâyesini her yerde görebilirsin." Sophie, "Peki Sangreal Belgeleri?" diye sordu. "Onlar da Mesih'in soylu neslini ispatlıyorlar mı?" "Evet." "O halde Kutsal Kâse efsanesi tamamıyla soylu nesille ilgili." Teabing, "Harfi harfine," dedi. "Sangreal kelimesi San Greal'den gelir... ya da Kutsal Kâse'den. Ama Sangreal kelimesinin en eski bölünme şekli farklıydı." Teabing bir müsvedde kâğıdına yazarak, Sophie'ye uzattı. Sophie, onun yazdığını okudu. Sang Rea1 Sophie o anda tercümeyi fark etmişti. Sang Real aslındaAsil Kan anlamına geliyordu.

59
New York'taki Lexington Caddesi'nde bulunan Opus Dei merkezinin lobisindeki erkek resepsiyon görevlisi telefonda Piskopos Aringarosa'nın sesini duyunca şaşırmıştı. "İyi geceler efendim." Alışılmadık bir şekilde endişeli konuşan piskopos, "Bana mesaj bırakan oldu mu?" diye sordu. "Evet efendim. Aradığınıza çok memnun oldum. Size dairenizden ulaşamadım. Yarım saat kadar önce acil bir telefon mesajı aldınız." "Öyle mi?" Aldığı haberle rahatlamış gibiydi. "Arayan kişi ismini bıraktı mı?" "Hayır efendim, sadece bir numara." Santral numarayı verdi. "Ülke kodu otuz üç mü? Fransa'nın kodu öyle değil mi?" "Evet efendim, Paris arayan kişi onunla hemen bağlantı kurmanızın çok önemli olduğunu söyledi." "Teşekkür ederim. Bu telefonu bekliyordum." Aringarosa görüşmeyi, hemen bitirdi. Resepsiyon görevlisi ahizeyi yerleştirirken, Aringarosa'nın telefon hattından neden cızırtılı sesler geldiğini merak etti. Piskoposun günlük planı, onun bu hafta sonu New York'ta olacağını gösteriyordu ama sesi dünyanın bir ucundan geliyor gibiydi. Resepsiyon görevlisi omuzlarını silkti. Piskopos Aringarosa son birkaç aydır oldukça tuhaf davranıyordu.

Fiat, Roma’daki Ciampino Charter Havaalanı'na yaklaşırken Aringarosa, cep telefonum çekmemiş olmalı, diye düşündü.Öğretmen bana ulaşmaya çalışıyordu. Aringarosa telefonu kaçırdığı için endişelenmekle beraber, Öğretmen'in Opus Dei merkezini aramakta sakınca görmememden işaret almıştı. Bu gece Paris'te işler yolunda gitmiş olmalı. Aringarosa numarayı çevirirken, yakında Paris'te olacağı için canlanıyordu.Şafak sökmeden ayak basmış olacağım. Aringarosa'nın kiraladığı uçak Fransa'ya gitmek için onu bekliyordu. Bu saatte ticari havayolu şirketlerini kullanmayı düşünemezdi, özellikle de evrak çantasındakileri gözönünde

bulundurduğunda. Hat çalmaya başlamıştı. Bir kadın sesi cevap verdi. "Direction Centrale Police Jııdiciaire" Aringarosa tereddüt etti. Bu beklenmedik bir şeydi. "Ah, evet... Benden bu numarayı aramam istenmiş." Kadın, "Qui étes-vous? " dedi. "İsminiz?" Aringarosa ismini verip vermemek konusunda kararsızdı. Fransa adli polisi mi? Kadın, "İsminiz monsieur?" diye ısrar etti. "Piskopos Manuel Aringarosa." "Un moment. " Hatta bir klik sesi duyuldu. Uzun bir bekleme süresinin ardından, sert ve kaygılı sesiyle bir başka adam telefonu cevapladı. "Piskopos, sonunda size ulaştığıma çok memnun oldum, Sizinle tartışmamız gereken pek çok konu var."

60
Sangreal... Sang Real... San Greal... Asil Kan... Kutsal Kâse. Hepsi iç içe geçmişti. Kutsal Kâse Magdalalı Meryem... İsa Mesih'in asil soyunun annesi. Sophie sessiz balo salonunda durup Robert Langdon'a bakarken, yeni bir dalganın zihnini karıştırmaya başladığını hissediyordu. Teabing ile Langdon bu gece masaya ne kadar delil koyarsa, bulmaca o kadar belirsizleşiyordu. Bir kitap rafını karıştıran Teabing, "Anlayacağın hayatım," dedi. "Kutsal Kâse hakkındaki gerçeği dünyaya anlatmak isteyen tek kişi Leonardo değildi. İsa Mesih'in asil soyu, çok sayıda tarihçi tarafından geniş kapsamlı biçimde anlatılmıştır." Parmağını düzinelerce kitabın üstünde gezdirdi. Başını yana eğen Sophie kitap isimlerine göz gezdirdi. TAPINAKÇI KEŞFİ: İsa'nın Gerçek Kimliğinin Gizli Bekçileri KAYMAKTAŞI KAVANOZU TAŞIYAN KADIN: Magdalalı Meryem ve Kutsal Kâse DİZELERDEKİ TANRIÇA Kutsal Dişiyi Geri İstemek Kitapların arasından kalın kapaklı, yırtık pırtık birini çıkarıp, Sophie'ye uzatan Teabing, "En çok duyulanı bu olmalı," dedi. Kapakta şöyle yazıyordu: KUTSAL KAN, KUTSAL KÂSE Alkışlanan Uluslararası En Çok Satan Sophie başını kaldırıp baktı. "Uluslararası en çok satan mı? Ben bunu hiç duymadım." "Sen daha küçüktün. Bin dokuz yüz seksenlerde ortalığı fena halde karıştırmıştı. Bana göre yazarlar incelemelerinde bazı belirsiz boşluklar bırakmış ama temel iddiaları oldukça kuvvetli, ayrıca sonunda İsa'nın bir nesli olduğu fikrini açığa çıkarmış oldular." "Kilisenin bu kitaba tepkisi nasıl oldu?" "Elbette çok öfkelendiler. Ama bu beklenen bir şeydi. Her şeyde önce, Vatikan bu sırrı dördüncü yüzyılda örtbas etmeye çalışmıştı. Haçlı Seferleri'nin bir sebebi de buydu. Bilgileri toplayıp, yok etmek. Magdalalı Meryem'in eski kilisenin erkeklerine karşı oluşturduğu tehdit yıkıcıydı Mesih'in kilise kurma görevini verdiği kadın olmakla kalmıyor, kilisenin yeni ilan ettiğiilahın aslında ölümlü nesiller dünyaya getirdiğinin fiziksel ispatını taşıyordu. Magdalalı Meryem'in gücüne karşı kendini korumak isteyen kilise, onu bir fahişe olarak tanıttı ve İsa'nın onunla evlendiğine dair tüm delilleri sakladı. Böylece İsa'nın yaşayan

vârisleri bulunduğu ve ölümlü bir peygamber olduğunu iddia edecek kimse kalmayacaktı." Sophie başını sallayan Langdon'a baktı. "Sophie bunu doğrulayan tarihi deliller oldukça sağlam." Teabing, "İtiraf etmeliyim ki," dedi. "İddialar müthiş ama bu örtbas olayına başvurmak için kiliseyi harekete geçirecek güçlü unsurlar vardı. Halkın kanbağını öğrenmesi durumunda, kilisenin sürekliliği mümkün değildi. Mesih'in bir çocuğunun var olması, İsa'nın Tanrısallığına ve dolayısıyla kendini, Tanrı katına ulaşmanın ve cennet krallığına girmenin tek yolu olarak ilan eden Hıristiyan Kilisesi'ne zarar verecekti." Aniden Teabing'in kitaplarından birinin sırtını işaret eden Sophie, "Beş yapraklı gül," dedi. Gül ağacı kutunun üstündeki kabartmayla aynı desen. Langdon'a göz atan Teabing sırıttı. "Gözünden hiçbir şey kaçmıyor. Yeniden Sophie'ye döndü. "Bu tarikatın Kâse sembolüdür. Magdalalı Meryem. İsmi kilise tarafından yasaklandığı için onu pek çok gizli takma isimle andılar Kadeh, Kutsal Kâse ve Gül." Durdu. "Gülün, Venüs'ü' beş köşeli yıldızı ve kılavuz Pusula Gülü'yle bağları vardır. Bu arada kelimesi İngilizce, Fransızca, Almanca ve diğer pek çok dilde birbirine benzer." Langdon, "Gül," diye ilave etti. "Aynı zamanda Eros'un anagramıdır, yunan cinsel aşk tanrısı.' Teabing konuşmaya devam ederken, Sophie, Langdon'a hayretle baktı. "Gül, daima dişi cinselliğinin en önemli sembolü olmuştur. İlkel tanrıça mezheplerinde beş yaprak, dişi hayatının beş evresini temsil ederdi... Doğum, âdet, annelik, menopoz ve ölüm. Modern çağlarda çiçek açan gülün, kadınlıkla olan bağlarının çok daha görsel olduğu kabul edildi." Robert'a bir göz attı. "Belki bunu simgebilimcimiz açıklayabilir." Robert tereddüt ediyordu. Fazlasıyla uzun sürmüştü. Teabing, "Ah, Tanrım," diye yakındı. "Siz Amerikalılar fazlasıyla erdemlik taslıyorsunuz." Yeniden Sophie'ye baktı. "Robert'ın gevelediği şey, açmakta olan çiçeğin kadın cinsellik organına benzediği, insanoğlunun dünyaya adım attığı yüce çiçek. Georgia O'Keeffe'nin resimlerini görmüşsen, ne demek istediğimi anlarsın." Yeniden kitap rafını işaret eden Langdon, "Burada asıl konu," dedi. Tüm bu kitapların aynı tarihi iddiayı ispatladığı." "İsa bir babaydı." Sophie hâlâ emin olamıyordu. Teabing, "Evet," dedi. "Ve Magdalalı Meryem, onun asil soyunu taşıyan rahimdi. Sion Tarikatı günümüze kadar Magdalalı Meryem'e Tanrıça, Kutsal Kâse, Gül ve İlahi Anne olarak tapmıştır." Sophie'nin aklına yeniden bodrum katında gördüğü ayin gelmişti. Teabing, 'Tarikata göre," diyerek devam etti. "Çarmıh olayı sırasında Magdalalı Meryem hamileydi. İsa'nın doğmamış çocuğunun güvenliği için Kutsal Topraklar'dan * kaçmaktan başka çaresi yoktu. Mesih'in güvendiği amcası Arimatea'lı Yusuf un yardımıyla Magdalalı Meryem, o zamanlar gizlice Gaul olarak bilinen Fransa'ya gelmişti. Oradaki Yahudiler arasında kendine sığınacak güvenli bir yer buldu. Kızına doğum yaptığı yer orası, yani Fransa'ydı. İsmi Sarah idi." Sophie başını kaldırıp baktı. "Çocuğunismini gerçekten biliyorlar mı?" “Bundan çok daha fazlası biliniyor. Yahudi koruyucular Magdalalı ile Sarah'nın hayatlarını dikkatle inceleyip kaleme almışlardı. Magdalalının çocuğunun Yahudi kralları -Davut ve Süleyman- soyundan geldiğini unutmamak gerekir. Bu yüzden Fransa'daki Yahudiler Magdalalılın kutsal asaleti olduğunu kabul ettiler ve ona soylu kralların atası olarak gösterdiler. O dönemde sayısız alim Magdalalı Meryem'in Fransa'da geçirdiği günleri, Sarah'nın doğumu ve gelecek kuşakların aile ağacı dahil olmak üzere, tarihsel bir dille yazmıştı." Sophie şaşkına dönmüştü. "İsa Mesih'insoyağacı mı var?" "Doğru. Ayrıca Sangreal Belgeleri'nin köşe taşlarından biri olduğu düşünülüyor. İsa'nın ilk torunlarının tam şeceresi." Sophie, "Ama İsa'nın torunlarını yazan bir şecere varsa ne olacak yani?" diye sordu. "Bu hiçbir şeyi kanıtlamaz. Tarihçiler doğruluğunu ispatlayamazlar." Teabing kendi kendine güldü. "İncil'in gerçekliğini ispatlayamayacakları gibi." "Yani?" "Yani tarih daima kazananlar tarafından yazılır. İki kültür çarpıştığında, kaybeden silinir ve tarih

. ifadesi yumuşuyordu. Sangreal hazinesinin görgü tanıkları. Suçlanan Kraliçe." Bu haber Sophie'yi şaşırtmıştı. Vatikan'ın Pepin d'Heristal ile ortak suikast girişimi. Vatikan'ın Kâse arayışları. kayıp kutsal dişinin ayakları dibinde dua etmek için çıkılan bir yolculuk. onun neslinin artmasından. Tapınak Şövalye'nin Süleyman Mabedi'nin altında bulduğu hazine mi?" "Kesinlikle.. Magdalalı Meryem'in İsa ile olan ilişkisini. Tarih boyunca sayısız Kâse araştırmasına konu olan belgeler. "Merovingianlar Paris'i kurdular. 'Tarih. üzerinde anlaşmaya varılan bir masaldan başka nedir ki?' demişti. "Tarih. "Bu kadar yıl süresince." "İsa'nın kendi el yazısı mı?" Teabing. Dışlanan birinin." "Kesinlikle. Hazinenin içinde inanılan bir başka belge de Magdalalı Günlüğü diye bilinen el yazmaları. aslında Magdalalı Meryem'in kemikleri önünde diz çökme arayışıdır." "Evet. Napolyon bir zamanlar. Mesih ile Magdalalı sırrının açığa çıkmasından ve temel öğretilerine meydan okumasından korkuyordu. "Dagobert bir Merovingian kralıydı. Büyükbabası hakkındaki bunca şey hâlâ bir anlam ifade etmiyordu. kadınlarla arkadaşlık etmeyen ve cinsel ilişki kurmayan ilahi bir Mesih. "Kutsal Kâse arayışı. Kâse efsanesinin Fransa'da bu kadar ünlü olmasının nede de bu. "Tarikat üyeleri. Kutsal Kâse arayışı. bir mezar mı?" Teabing'in ela gözleri buğulanmıştı. "Elbette. Dagobert'in cinayetiyle Merovingian Hanedanı neredeyse yok oluyordu. Sophie biraz düşündü. Bu kasalarda Purist Belgeleri 'nin olduğu sanılmaktadır. Dagobert'in oğlu Sigisbert saldırıdan kaçmayı başarmış ve nesli devam ettirmişti. kendi el yazısıyla yazılmış İsa öğretileri." Dışarıda rüzgâr ağaçlar arasında uğulduyordu." Sophie bir süre sessiz kaldı." dedi. "Kutsal Kâse'nin saklandığı yer.. Bereket versin ki. "Öyle. Sophie sonunda. nesli korumak.. Magdalalı Meryem'in cesedinin ve onun gerçek hayat hikâyesi yazan belgelerin bulunduğu bir mezar.kitaplarını kazanan taraf yazar. İsa hikâyesinindiğer yüzünü anlatır.." Sophie hiç böyle düşünmemişti. dört dev kasada taşındıklarını söylemişlerdir. On yedinci yüzyıl sonları. İsa'nın soyu sürekli tehlike altındaydı." "Ama Kutsal Kâse'nin Magdalalı Meryem olduğunu söylemiştiniz. eğer insanlar belgeleri arıyorlarsa." dedi." Teabing kendini toparlarken. ama en azından bilgiler günümüze kadar gelmiştir.. ama kardeşliğin daha önemli bir görevi daha vardı. "Çünkü Kutsal Kâse'nin saklandığı yerde bir lahit var.. aslında bu asil hanedan üyelerini gizlice yok etme girişimleridir. neden Kutsal Kâse'yi aradıklarını söylüyorsunuz?" Teabing göz ucuyla ona bakarken." Duraksadı. Şövalyeleri bu denli güçlü kılan belgeler. Sonunda hikâyenin hangi tarafına inanacağın imanına ve kişisel takdirine bağlıdır. "Bu dört sandık belge. Kral Dagobert'i duydun mu?" Sophie bu ismi tarih dersindeki tüyler ürpertici bir hikâyeden şöyle böyle hatırlıyordu." Gülümsedi. kendi davalarını yücelten ve kaybeden düşmanı küçük düşüren bir tarih. Teabing artık daha alçak sesle konuşuyordu. Eski kilise. İsa'nın ilk inanları tarafından yazılan. "Mesih kendi papazlığının tarihini neden tutmasın? O günlerde pek çok kişi bunu yapardı.. ailesinin haklı iktidar talebinin kanıtıyla birlikte gömüldü. öyle değil mi? Uyurken gözlerinden hançerlenmişti. Constantine öncesi değiştirilmemiş binlerce sayfalık belge. “Her şeye karşın İsa'nın nesli. her zaman için Magdalalı arayışı olmuştur." Sophie birden meraklanmıştı. yapısı itibariyle daima tek taraflı bir tutanaktır. İsa'dan tamamıyla insan bir öğretmen ve peygamber diye bahsediyorlardı. on beşinci yüzyıldaki cesur bir harekete kadar Fransa’da gizlice çoğaldı. Aileye daha sonra Godefroi de Bouillon da . Fransa'daki her öğrenciye Merovingia terimi öğretilirdi. "Sangreal Belgeleri.. Fransız asillerinden biriyle evlenildi ve Merovingian Hanedanı diye bilinen bir soy oluştu. Sangreal Belgeleri'yle Magdalalı Meryem'in mezarını korumak görevini mi yerine getirdi?" “Evet. on bin sayfalık bilgi içerir. Sangreal Belgeleri.. Ayrıca hazinenin bir kısmının efsanevi'Q' Belgeleri 'nden -Vatikan'ın bile var olduğuna inandığını itiraf ettiği el yazmaları.oluştuğu söylentiler arasındadır İddia edildiğine göre. çarmıha gerilişini Fransa'da geçirdiği günleri anlatan kendi yazıları.

eklenmişti... Sion Tarikatı'nın kurucusu." Langdon, 'Tapınak Şövalyeleri'ne," dedi. "Sangreal Belgeleri'ni Süleyman Mabedi'nin altından almalarını söyleyen adam. Böylece Merovingianların İsa Mesih ile kan bağı olduğunun ispatını elinde bulunduracaktı." İçini ağır ağır çeken Teabing başını salladı. "Günümüzdeki Sion Tarikatı'nın ciddi bir vazifesi var. Onların yükü üç katı ağır. Kardeşlik Sangreal Belgeleri'ni korumak zorunda. Magdalalı Meryem'in mezarını korumak zorundalar. Ve elbette İsa soyunu yetiştirip, korumak zorundalar... Merovingian Hanedanı'ndan günümüze kadar gelen birkaç soylu üyeyi." Kelimeler boşlukta asılı kaldı. Sophie kemikleri yeni bir tür gerçekle yankılanıyormuş gibi tuhaf bir titreme hissetti.Günümüze kadar yaşamış olan İsa torunları. Büyükbabasının sesi yine kulağına fısıldamaya başlamıştı.Prenses, sana ailen hakkındaki gerçeği anlatmalıyım. Vücudunu bir ürperti kapladı. Asil kan. İnanamıyordu. Prenses Sophie. "Sir Leigh?" Uşağın kelimeleri duvardaki dahili haberleşme sisteminden cızırdayarak yükseldiğinde Sophie yerinden sıçradı. "Acaba mutfakta bana bir süre eşlik edebilir misiniz?" Teabing vakitsiz kesinti yüzünden kaşlarını çattı. Cihazın yanına düğmeye bastı. "Rémy, bildiğin gibi misafirlerimle ilgileniyorum. Eğer mutfaktan başka bir şeye ihtiyaç duyarsak kendimiz alabiliriz. Teşekkürler ve iyi geceler." "Odama çekilmeden önce sizinle görüşmem gerekiyor efendim. Lütfen." Teabing söylenerek düğmeye bastı. "Çabuk ol Rémy." "Evle ilgili bir mesele efendim. Misafirlerin duyması hoş olmayabilir." Teabing inanamıyormuş gibi bakıyordu. "Sabaha kadar bekleyemez mi?" "Hayır efendim. Sorum bir dakikanızı bile almayacak." Teabing gözlerini yuvarlayarak Langdon ile Sophie'ye baktı. "Bazen kimin kime hizmet ettiğini merak ediyorum." Düğmeye yeniden bastı. "Hemen geliyorum Remy. Gelirken bir şey getirmemi ister misin?" "Sadece baskıdan kurtaracak özgürlük efendim." "Remy hâlâ yanımda çalışmanın tek sebebinin çok lezzetli biberli bonfile pişirmek olduğunun farkında mısın?" "Teveccühünüz efendim. Teveccühünüz."

61
Prenses Sophie. Teabing'in koltuk değneklerinin koridorda giderek azalan tıkırtılarını dinlerken, Sophie içinden bir şeylerin koptuğunu hissediyordu. Uyuşmuş bir halde arkasını dönünce, boş balo salonunda Langdon ile karşılaştı. Langdon, onun aklını okuyormuşçasına, başını iki yana sallıyordu. "Hayır Sophie," diye fısıldarken, gözleriyle adeta onu temin ediyordu. "Büyükbabanın tarikatta olduğunu ve sana ailen hakkında bir sır vermek istediğini öğrendiğimde aynı düşünce benim de aklımdan geçti. Ama bu imkânsız." Langdon durdu. "Sauniére bir Merovingian ismi değil." Sophie rahatlaması mı yoksa hayal kırıklığı duyması mı gerektiğine karar veremedi. Daha önce Langdon, ona annesinin genç kızlık soyadı gibi alışılmadık bir soru sormuştu. Chauvel. Sorunun anlamı şimdi ortaya çıkmıştı. Gergin bir ifadeyle, "Peki ya Chauvel?" diye sordu. Langdon bir kez daha başını iki yana salladı. "Üzgünüm. Bunun senin için bazı soruları cevaplayacağını biliyorum. Merovingianların sadece iki bağlantısı kaldı. Onların da soy isimleri Plantard ve Saint-Clair. Her iki aile de saklanıyor, tarikat tarafından korunuyor olmalılar." Sophie isimleri içinden tekrarladıktan sonra başını hayır anlamında salladı. Ailesinde Plantard ya da Saint-Clair adında kimse yoktu. Şimdi akıntıya karşı kürek çektiğini hissediyordu. Büyükbabasının kendisine açıklamak istediklerini anlamaya, Louvre'da olduğundan daha yakın değildi. Büyükbabasının o akşamüstü ailesinden hiç bahsetmemiş olmasını diledi. Eski yaraları yeniden açmıştı.Öldüler Sophie. Geri

gelmeyecekler. Annesinin uyuması için geceleri ona ninni söylemesini, babasının omuzlarında gezdirmesini, büyükannesiyle erkek kardeşinin yeşil gözleriyle ona bakıp gülümsemelerini hatırladı. Hepsi gitmişti. Geriye yalnızca büyükbabası kalmıştı. Ve şimdi o da gitti. Yalnızım. SessizceSon Akşam Yemeği 'ne dönen Sophie, Magdalalı Meryem'in kızıl saçlarına ve sakin gözlerine baktı. Kadının ifadesinde, sevdiği birini kaybetmenin yansıması görülüyordu. Bunu Sophie de hissedebiliyordu. "Yumuşak bir sesle, "Robert?" dedi. Langdon, ona yaklaştı. "Leigh'in Kâse hikâyesinin her yerde olduğunu söylediğini biliyorum ama ben bu gece ilk kez duydum." Langdon teselli edici bir tavırla elini omzuna atmak istiyor gibi baktı ama kendini tuttu. "Hikâyeyi daha önce duydun Sophie. Herkes duymuştur. Sadece duyduğumuz zaman fark etmeyiz." "Anlamıyorum." "Kâse hikâyesi her yerde var ama gizli bir şekilde. Kilise, Magdalalı Meryem'den bahsetmeyi yasakladığında, onun hikâyesi ve önemi daha tedbirli kanallarla gelecek kuşaklara aktarılmalıydı... mecaz ve sembolizm içeren kanallarla." "Elbette. Sanat." LangdonSon Akşam Yemeği 'ni işaret etti. "Mükemmel bir örnek. Günümüze kadar gelen pek çok sanat, edebiyat ve müzik eseri gizlice Magdalalı Meryem'le İsa'nın hikâyesini anlatır." Langdon, ona kısaca Da Vinci, Botticelli, Poussin, Bernini, Mozart ve Victor Hugo'nun yasaklanan kutsal dişinin arandığını fısıldayan çalışmalarını anlattı. Sir Gawain ve Yeşil Şövalye, Kral Arthur ve Uyuyan Güzel gibi efsaneler, Kâse alegorileriydi. Victor Hugo'nunNotre Dame'ın Kambur ’u ve Mozart'ınSihirli Flüt 'ü Mason sembolleri ve Kâse sırlarıyla doluydu. Langdon, "Bir kez Kutsal Kâse'yi aramaya başladın mı," dedi. "Her yerde onu görürsün. Resimlerde. Müzikte. Kitaplarda. Hatta çizgi filmlerde, çocuk parklarında ve sevilen filmlerde." Langdon, Mickey Mouse saatini kaldırarak, Walt Disney'in yaptığı işte hayatı boyunca Kâse hikâyesini gelecek nesillere aktarmaya çalıştığını söyledi. Disney yaşadığı müddetçe, 'modern zamanın Leonardo da Vinci’si' diye övülmüştü. Her iki adam da yaşadıkları zamanın ötesinde, yetenekli birer sanatçı, gizli cemiyet üyeleri ve en önemlisi şakacı insanlardı. Leonardo gibi Walt Disney de sanatına gizli mesajlar ve semboller yerleştirmeye bayılırdı. Eğitimli bir simgebilimci, eski Disney filmi seyrederken bir kinaye ve mecaz yağmuruna tutulduğunu hissederdi. Disney'in çoğu gizli mesajı din, pagan mitleri ve eziyet gören tanrıça hikayeleriyle ilgili olurdu. Disney'in Sinderella , Uyuyan Güzel vePamuk Prenses gibi masalları yeniden ele alması bir tesadüf değildi -hepsi de bir kutsal dişinin hapsedilmesini anlatıyordu. AyrıcaPamuk Prenses ’teki zehirli elmanın -zehirli elmadan ısırık alan prensesin kendinden geçmesi- Havva'nın Cennet Bahçesi'nden kovulmasına açık bir gönderme olduğunu anlamak pek de zor değildi.Uyuyan Güzel 'deki Prenses Aurora ise -şifreli ismi "Gül" idi ve onu kötü cadıdan korumak için ormanın derinliklerinde saklanıyordu- çocuklar için yazılmış bir Kâse hikayesiydi. Disney'in şirket imajına karşın, çalışanlarının eğlenceli bir yanı vardı ve sanatçılar Disney ürünlerine gizli semboller karıştırmaya bayılırlardı. Langdon öğrencilerinden birininAslan Kral DVD'sini sınıfa getirdiği günü unutamıyordu. Öğrenci filmi bir sahnesinde dondurduğunda, Simba'nın başının üstünde uçuşan toz taneciklerinin belirgin bir şekilde SEKS kelimesini oluşturduğu görülüyordu. Langdon bunun pagan cinselliğine yapılan bir gönderme olmak yerine, çizgi film sanatçısının çocukça şakası olduğunu düşünse de, Disney'in sembolizm anlayışını küçümsememek gerektiğini öğrenmişti.Küçük Denizkızı 'ndaki dini semboller tanrıça ile öylesine özdeşleşiyordu ki, tesadüf olması mümkün değildi. Langdon,Küçük Denizkızı 'nı ilk gördüğünde, Ariel'in denizin altındaki evindeki resmin, on yedinci yüzyıl sanatçılarından George de la Tour'unTövbekar Magdalalı -yasaklı Magdalalı Meryem'e hürmeten yapılmış ünlü bir tablo- tablosunun aynısı olduğunu ve tüm dekorun doksan dakika boyunca açıkça İsis'in, Havva'nın, balık tanrıça Pisces'ın ve tekrar tekrar Magdalalı Meryem'in kutsallığına sembolik göndermeler yaptığını fark edince nefesi kesilmişti.Küçük Denizkızı 'na verilen Ariel isminin, kutsal dişiyle güçlü bağları

vardı ve İşaya Kitabı'ndaki "kuşatma altında! Kutsal Şehir" ile aynı anlamdaydı. Ve elbette Küçük Denizkızı 'nın dalgalanan kızıl saçları bir tesadüf değildi. Koridordan koltuk değneklerinin sesleri duyulan Teabing, alışılmadık biçimde canlı adımlarla yürüyordu. Çalışma odasına giren ev sahibinin yüzü sertti. Soğuk bir sesle, "Açıklama yapsan iyi olur Robert," dedi. "Bana karşı dürüst davranmadın."

62
Soğukkanlılığını bozmamaya çalışan Langdon, "Leigh, suçu benim üstüme atıyorlar," dedi. "Beni tanırsın. Kimseyi öldüremem. " Teabing'in sesi yumuşamamıştı. "Robert, Tanrı aşkına, seni televizyonda gösteriyorlar. Yetkililerin seni aradığını biliyor muydun?" "Evet." "O zaman güvenimi suistimal ettin. Buraya gelerek beni tehlikeye atmana ve evimde saklanabilmek için Kâse hakkında sorular sormana şaşırıyorum." "Ben kimseyi öldürmedim." "Jacques Sauniére öldü ve polis senin yaptığını söylüyor." Teabing üzgün görünüyordu. "Sanata o kadar katkıda bulunan biriydi ki..." "Efendim?" Uşak çalışma odasının kapısında, Teabing'in arkasında ellerini kavuşturmuş bir halde duruyordu. "Onlara yolu göstereyim mi?" "Ben yaparım." Teabing topallayarak çalışma odasında yürüdü, cam kapıların kilidini açtı ve arka bahçeye giden yolu gösterdi. "Lütfen arabanıza binip, burayı terk edin." Sophie yerinden kıpırdamadı. "Elimizdeclef de voûte hakkında bilgi var. Tarikatın kilit taşı. " Birkaç saniye ona bakan Teabing alaycı bir tavır takındı. "Ümitsiz bir hile Robert, onu ne kadar aradığımı biliyor." Langdon, "Söyledikleri gerçek," dedi. "Bu gece buraya gelişimizin nedeni, seninle kilit taşını konuşmaya geldik." Uşak müdahale etti. "Burayı terk edin yoksa yetkililere haber vereceğim." Langdon, "Leigh," diye fısıldadı. "Yerini biliyoruz." Teabing'in sert tutumu bozuluyor gibiydi. Rémy odanın ortasına doğru sert adımlarla yürüdü. "Hemen gidin! Yoksa zor kullanmak..." Arkasını dönüp, lafı uşağının ağzına tıkayan Teabing, "Rémy!"dedi. "Bize biraz izin ver." Uşağın ağzı açık kalmıştı. "Efendim? Karşı çıkmak zorundayım. Bu insanlar..." "Bu konuyla ben ilgileneceğim." Teabing koridoru gösteriyordu Şok etkisi altındaki birkaç saniyenin ardından Rémy, başını öne eğerek azarlanmış bir köpek gibi dışarı çıktı. Açık kapılardan gelen serin akşam rüzgârında Teabing, yüzündeki tedbirli ifadeyle Sophie ile Langdon'a döndü. "Böylesi daha iyi. Kilit taşı hakkında ne biliyorsunuz?" Teabing'in çalışma odasının dışındaki sık taflanların arasında saklanan Silas silahına sarılmış, cam kapıdan içeri bakıyordu. Birkaç dakika önce evin etrafında dolaşırken, Langdon ile kadını geniş çalışma odasında konuşurlarken görmüştü. O harekete geçemeden, koltuk değnekli bir adam içeri girip, Langdon'a bağırmaya başlamış, kapılan iterek açmış ve misafirlerinden gitmelerini istemişti.Sonra kadın kilit taşından bahsetmiş ve her şey değişmişti. Bağırtılar fısıltılara dönüşmüştü. Tutumlar yumuşamıştı. Ve cam kapılar çabucak kapanmıştı. Şimdi taflanların arasına saklanan Silas, camdan içeri bakıyordu. Kilit taşı evin içinde bir yerlerde. Silas bunu hissedebiliyordu. Konuşulanları duymaya can atarken, karanlığın içinde cama biraz daha yaklaştı. Onlara beş dakika süre tanıyabilirdi. Kilit taşının yen açıklamazlarsa, içeri girip onlara zorla söyletecekti. Çalışma odasındaki Langdon, ev sahibinin şaşkınlığını hissediyordu.

Sophie'ye bakan Teabing, "Büyük Üstat mı?" diyerek yutkundu. " Jaques Sauniére mi?" Onun gözlerindeki şaşkınlığı gören Sophie başını salladı. "Ama bunu bilemezsin!" "Jacques Sauniére benim büyükbabamdı." Teabing koltuk değneklerinin üstünde sendelerken, başını sallayarak yan Langdon'a göz attı. Teabing yeniden Sophie'ye döndü. "Bayan Neveu, nutkum tutuldu. Eğer bu doğruysa, kaybınız için gerçekten üzgünüm. İtiraf etmem gerekiyor ki, Paris'te tarikat üyesi olabilecek kişilerin bir listesini tutmuştum. Pek çoklarıyla birlikte Jacques Sauniére de bu listedeydi. Ama Büyük Üstat diyorsunuz kabullenmek zor." Teabing bir süre sessiz kaldıktan sonra başını iki yana salladı. "Yine de mantıklı gelmiyor. Büyükbabanız tarikatın Büyük Üstat'ı olsa ve kilit taşını kendisi yaratmış olsa bile, onu nasıl bulacağınızı size asla söylemedi. Kilit taşı kardeşliğin nihai hazinesine giden yoldur. Torunu olun ya da olmayın, bu bilgiye ulaşmaya yetkili değilsiniz." Langdon, "Bay Sauniére bilgiyi devrederken ölmek üzereydi," dedi. “Çok az seçeneği vardı." Teabing, "Seçeneğe ihtiyacı yoktu," diyerek karşı çıktı. "Aynı sırrı bilen üçsénéhaux daha var. Sistemin güzelliği burada. İçlerinden biri Büyük Üstat'lığa terfi eder ve aralarına yeni birsénéchal alarak, kilit taşı sırrım paylaşırlar." Sophie, "Sanırım haberleri tamamen dinlememişsiniz," dedi. "Büyükbabamın yanı sıra, bugün üç önemli Parisli daha öldürüldü. Hepsi birbiriyle bağlantılı gibi görünüyor." Teabing'in ağzı açık kalmıştı. "Ve siz de onların şey olduğunu düşünüyorsunuz..." Langdon, "Sénéchaux, " dedi. "Ama nasıl? Katilin Sion Tarikatı'nın en üst dört üyesinin birden kimliklerini öğrenmesiimkânsız! Bana bakın, ben onları yıllardır arıyorum ama hâlâ bir üyenin ismini bile bilmiyorum. Üçsénéchaux ile Büyük Üstat ı bulup aynı gün içinde öldürdüklerine inanmak biraz zor." Sophie, "Sanırım bilgiyi bir gün içinde edinmişler," dedi. "Kulağa, iyi planmış birsuikast gibi geliyor. Organize cinayet örgütleriyle mücadele etmek için kullandığımız bir tekniktir. DCPJ belirli bir gruba karşı harekete geçmek isterse, aylarca onları dinleyip gözetleriz, tüm başrol oyuncularını tespit eder ve hepsini aynı anda ele geçiririz. Çıban başını yakalamak. Lideri olmayan grup kargaşaya düşer ve diğer bilgileri açık verir. Birinin, en baştaki kişilerin kilit taşının yerini açıklayacağını umarak sabırla izlemesi ve sonra saldırmış olması muhtemel." Teabing ikna olmuşa benzemiyordu. "Ama kardeşler asla konuşmazlar. Gizlilik yeminleri var. Öleceklerini bilseler bile." Langdon, "Kesinlikle," dedi. "Yani eğer sırrı asla açıklamadılar ve öldürüldülerse..." Teabing yutkundu. "O zaman kilit taşının yeri sonsuza dek kaybolacaktı!" Langdon, "Ve beraberinde," dedi. "Kutsal Kâse'nin yeri." Langdon'ın ağzından çıkan kelimelerle Teabing'in vücudu adeta sallandı. Ardından daha fazla ayakta durmaya mecali yokmuş gibi, kendini bir sandalyeye bırakıp, pencereden dışarı baktı. Yanına giden Sophie yumuşak bir sesle konuşuyordu. "Büyükbabamın içinde bulunduğu durum gözönüne alınırsa, tamamen ümitsizlik için. de sırrı, kardeşliğin dışından birine geçirmeye çalıştığı düşünülebilir. Güvenebileceğini düşündüğü birine. Ailesinden birine." Teabing'in benzi atmıştı. "Ama böyle bir saldırıyı yapabilecek kişi... kardeşlik hakkında bunca bilgiyi öğrenebilecek biri..." Durdu, farklı bir korku duymaya başlamıştı. Tek bir gücün işi olabilir. Bu tip bir sızıntıyı ancak tarikatın en eski düşmanı yapabilir." Langdon başını kaldırdı. "Kilise." "Başka kim olabilir? Roma yüzyıllardırKâse 'yi arıyor." Sophie kuşku duyuyordu. "Büyükbabamı kilisenin öldürdüğünü mi düşünüyorsunuz?" Teabing, "Kilisenin kendisini korumak için tarihte işlediği ilk cinayet bu değil. Kutsal Kâse'nin beraberindeki belgeler çok tehlikeli ve kilise onları yıllardır yok etmek istiyor," diye yanıtladı. Langdon, Teabing'in, bu belgeleri elde etmek için kilisenin insani alenen öldürdüğü iddiasını kabullenmekte güçlük çekiyordu. Yeni r ve kardinallerin çoğu ile tanışmış olan Langdon, onların asla bir suikast planlamayacak, dinine derinden bağlı adamlar olduklarını biliyordu.Tehlikeler ne olursa olsun. Sophie'nin de aklından benzer düşünceler geçiyor gibiydi. “Tarikat üyelerinin kilisedışından biri

"Harvard'ın fildişi kuleleri seni yumuşatmış Robert. Kova Burcu Çağı'na giriyoruz." Durdu. onları bulup yok etmek amacıyla neden tarikat üyeleriniöldürsünler? ' Teabing kıkırdayarak güldü. "Önermede paradoks var. "Bayan Neveu." diye cevap verdi. "Bu ortak bir yanılgı Pek çok dinde Zamanın Sonu'ndan bahsedilir. Roma'daki papazların imanı çok kuvvetli ve bu yüzden inançları. Ama ya dünyanın geri kalanı? Kesin itikat sahibi olmayanlara ne olacak? Dünyadaki zorbalıklara bakıp bugün Tanrı nerede diyenlere ne olacak? Kilise skandallarına bakıp kendi papazlarının çocuklara cinsel taciz yaptığını saklamak için yalan söyleyen bu adamlar kim oluyor da İsa hakkındaki gerçeği konuştuklarını iddia ediyor. "Belgeler ortaya çıkarsa sana ne olacağını söyleyeyim. "Batıl inançları mı?" diye sordu. "Robert sanırım sen tarikatın son hamlesini biliyorsundur?" Langdon düşündüğü anda nefesinin kesildiğini hissetti." Langdon cevap vermedi. "Hayır. "Spekülasyon. "Kilise bu geçiş dönemine Zamanın Sonu diyor. bu burca göre insangerçeği öğrenecek ve kendi adına düşünme yeteneğine sahip olacaktır. Aradaki ideolojik değişim çok büyük ve gerçekleşmeye başladı. "Ama çok geç olmadan belgeleri bulmak için kiliseyi saldırıya teşvik edebilecek bir olasılık.. "Sence kilise gerçekten tarikatın gizli tarihini öğrenmiş olabilir mi?" "Neden olmasın. Astrolojik kehanetler onun için hiçbir zaman ilginç ya da kayda değer olmamıştı ama kilisede yakın takipçileri olduğunu biliyordu. eğer kilisenin tarikat üyelerinin kimliklerini öğrendiğini varsayabiliyorsak.. "Ama tarikat tarihinin bir bölümünde sırrı açıklamak için yapılan bir plan hep vardır. Hazine avcıları çok daha azı için bile cinayet işliyor. her türlü felakete karşı koyabilir. "Leigh." dedi. Ben bu suikastta tarikata karşı ümitsiz bir saldırı sezinliyorum. "İnsanlar ulaşmak istediklerini elde etmekten çok. Kesin tarihi bilmeseler bile. Langdon'a baktı." dedi. Evet. Dolayısıyla hararetli bir din devri yaşanmıştır. Tarihteki o özel gün geldiğinde kardeşlik sessizliği bozmayı ve Sangreal Belgeleri'ni dünyaya açıklayıp. İsa Mesih'in gerçek hikâyesini haykırarak en büyük zaferine ulaşmayı planlamıştır." dedi. "Bu insanlar Robert bilim kilisenin İsa hikâyesinin yalan olduğunu ispatladığında." Sophie sessizce Teabing'e bakıyordu. kendilerine anlatılan en büyük hikâyenin." Sophie şüpheyle bakıyordu. korktuklarının başlarına gelmemesi için daha büyük tehlikeleri göze alırlar. Kiliseye tehdit oluşturmuyorlar ki. "Biliyorum." dedi "Vatikan iki bin yıllık tarihinde görülmemiş bir inanç kriziyle karşılaşacak. Teabing'in söylediklerinin akla yatkın olmasından huzursuzlanmıştı. o halde mutlaka planlarını da öğrenmiş olmalı." Langdon ürperdiğini hissetti. "Kilise ile tarikat arasında yıllardır sözlü bir anlaşma vardı." Sophie." dedi." Uzun bir sessizliğin ardından Sophie." Teabing. Teabing. eğer bu belgelerin sahte olduklarına inanıyorlarsa. çağın sonudur. Yakın zaman önce bin yıl sona erdi ve onunla birlikte iki bin yıllık Balık Burcu Çağı da kapandı. 'Tecrübelerimden öğrendiğim kadarıyla. "Büyük bir değişiklik çağındayız. İsa'nın doğumuyla başlayan Balık Çağı iki bin ." Teabing. insana ne yapması gerektiği yüksek makamlarca söylenmelidir. Fakat şimdi. kutsal saydıkları her şeye karşı çıkan bu belgeler de dahil olmak üzere. Bahsedilen dünyanın sonu değil. aynı zamanda Mesih'in burcu." dedi. neden şimdi harekete geçtiler? Neden bunca yıldan sonra? Tarikat Sangreal Belgeleri'ni saklı tutuyor.tarafından öldürülmeleri olası değil mi? Kâse'nin gerçekten ne olduğunu bilmeyen biri? Her şeyden önce İsa’nın Kadehi çekici bir hazine. çünkü insan kendisi için neyin iyi olduğunu düşünme yeteneğine sahip değildir. Teabing. batıl inançları onları bu yargıya götürmüş olabilir." Sıkıntıyla içini çeken Teabing. Sonunda o da oturdu "Ve siz bugünün yaklaştığını mı düşünüyorsunuz? Yani kilise bunu biliyor mu?” Teabing. Herhangi bir astroloji simgebilimcisinin söyleyeceği gibi. "Dünyanın sonu gibi mi? Kıyamet mi?' Langdon." Langdon. Katolik papazları. diyenlere ne olacak?" Teabing durdu. tarikat da Sangreal Belgeleri'ni gizli tutacaktı.. Kilise tarikata saldırmayacak.. tüm zamanların en çok satan hikâyesi olduğunu düşünecekler. Balık Burcu'na göre. "Kehanet. "Ama bu saldırının sorumlusu ise." Langdon.

"Bir kilise anahtarı mı?" Sophie derin bir nefes aldı." Sophie. Collet yarım düzine adamının sessizce çitlerin etrafını sardığını . yok olan Sangreal Belgeleri'yle birlikte tüm kayıtlar kaybolacak. Çoğu tarikat uzmanı." Langdon." diye ekledi. "O zaman çok geç kalmış olurlar." "Ne! Kilit taşını saklandığı yerden çıkardınız mı?" Langdon. "Bu anahtar kilit taşına ulaşmaya yarıyor.yıl sürdü kapanan bin yılla sona erdi. dikkatle baktı." Gözleri yaşarmıştı. "Tarikat sahiden gerçeği açıklamayı planlıyorsa. Öğretmen'in sözleri kelimesi kelimesine aklındaydı. ki bunlara ben de dahilim. "Koltuğunun altındaki tozları hangi sıklıkta temizlediğine bağlı." Teabing'in heyecanlı görüntüsü kaybolmuştu. "Aslında. "Aman Tanrım. "Kilit taşı bir bankada mıydı?" "Kasa." dedi. İçeride. "Kilisede değildi. Şimdi Langdon ile diğerleri aniden başka bir odaya geçerek. Roma takvimi astrolojik tarihlerle tam olarak uyuşmaz." Gözleri korkuyla dolan Teabing yanlarına yaklaştı. Konuşulanların çoğunu duyamadığı halde. eğer kilise Kutsal Kâse'yi bulursa onu yok edecek. fazlasıyla iyi bir yerdedir! " Kendini tutamadan sırıtan Langdon. sürünerek ilerledi. Saklanmak için iyi bir yer. Zamanın Sonu geldi. Diğer odadan gelen boğuk sesleri duyabiliyordu." Teabing parmaklarını haçın üstünde gezdirdi. Tarikat mührü. "Kilit taşı iyi bir yerde saklı. "Öyle. "Siz kilit taşınıgördünüz mü? " Sophie başını salladı." Teabing iyice afallamıştı. Bir banka kasası mı?" Teabing başını hızla iki yana salladı. Kabul etmek gerekir ki. Leigh Teabing'in garaj yolunun başında tek basma durmuş. "Bankaya gittik. "Beş yapraklı gül kabartmalı gül ağacından bir kutunun içinde saklıydı. bu yüzden kehanette bazı karanlık alanlar var. "Bu imkansız. Beraberinde belgeleri ve Magdalalı Meryem'in kalıntılarını." dedi. Kilise kesin tarihin yaklaştığını içerden mi haber aldı yoksa astrolojik kehanet yüzünden endişeye mi kapıldı bilemiyorum.. kardeşliğin yapacağı açıklamanın yeni bin yılla çakışacağını tahmin ediyordu." Teabing kaşlarını çattı. tarihin bu anının sembolik açıdan uygun olacağına inanıyor." dedi." Teabing yüzündeki inanmayan ifadeyle başını aniden yukarı kaldırdı. Bunu nereden buldunuz?" "Bu gece büyükbabam ölmeden önce bana verdi. Silas avına yaklaşan bir panter gibi cam kapıya doğru. "İşte o zaman hayatım. "İmkânsız! Hangi kiliseyi atlamış olabilirim? Fransa'daki bütün kiliseleri aradım!" Sophie. Kimseye zarar verme. Anahtarı eline alan Teabing." diye düzeltti. Her iki senaryo da kilisenin kendini müdafaa etmek için tarikata karşı saldırıya ermesinin nedenini açıklıyor." dedi. Issız. kapılan arkasından sessizce kapattı." Teabing. Kilit taşı tehlikede! Onu korumak bizim görevimiz peki ya başka anahtarlar varsa? Mesela öldürülensénéchaux 'larda? Eğer kilise de sizin yaptığınız gibi bankaya girebilirse. Silahı cebinden çıkaran Silas emniyeti açtı ve koridorda ilerlemeye başladı. "Dostlarım. Zaten hiç önemli değil.." Chateau Villette'in dışında esen rüzgâr artmış ve pencerenin yanına emekleyerek yaklaşan Silas'ın cüppesini havalandırmıştı. bir şeyler yapmalıyız. kilit taşı kelimesi pek çok kez camdan dışarı sızmıştı. "Kâse tarihçilerinin çoğu. Kilitli olmadıklarını görünce içeri girerek." Sophie yavaşça haç şeklindeki anahtarı süveterinin cebinden çıkararak Teabing'e uzattı. "Endişelenme." dedi. çalışma odasının ışıklarını söndürmüşlerdi. Kilit taşını al. Geçmiş sonsuza dek silinecek. Kilise binlerce yıllık tarihi yeniden yazmak savaşını kazanmış olacak. "Kilit taşını biz aldık.Chateau Villette'ye gir." "Umarım. heybetli eve bakıyordu. Öyle olmadığı ortada. Şimdi Kova Çağı'na geçtik. "Ve inan bana. Karanlık. Kilit taşının gül işareti altında saklı olması gerekiyordu. 63 Teğmen Collet. "Bir İsviçre emanet bankasındaydı.

Orada. "Teğmenim?" Ajanlardan biri koşarak yanına geldi. ona adresi verdi. Fache bu gece Sophie'nin tuhaf tutumunu açıklamak için tüm açıklamaları düşünmüştü. Bu meseleyle şahsen ilgileneceğim. "Yerinizden ayrılmayın." Fache telefonu kapatmıştı. Fache. Collet kaportayı tuttu. Çalınmış mı öğrenin. şüphelinin suçundan emin olmadıkları zamanlarda. "Bir araba bulduk. Sophie Neveu. Fache'nin gecikmesinin başka bir nedeni aklına geldi. Collet işin içinde başka bir iş olduğundan emindi." Collet'nin ağzı bir karış açık kaldı. Langdon. Beklerken.Hasar kontrolü. “Teğmenim. Collet." “Peki efendim. Langdon buraya gelmek için hatırı sayılır bir yol kat etmiş." "Yüzbaşım. Collet. Fache gururuna fazlasıyla düşkün biriydi. Isı hâlâ hissediliyordu. Fache'yi kendisi aramak üzereydi." Fache. diğerlerinin tabancası var. Ajan. Yeşilimsi şekiller yavaşça belirginleşmeye başlamıştı. Fache tutuklama vesilesiyle itibarını artırmak istiyor. polise P. Collet'ye seslendi. evi birkaç dakika içinde kuşatabilirlerdi.. Sezilerinin kuvvetli olmasıyla ün yapmasına rağmen. Langdon'ın aradığımız adam olmadığından mı şüpheleniyor? Bu düşünce korkutucuydu. Langdon'ın masum olmasının davadaki en garip paradokslardan birini açıkladığını fark ediyordu: Kurbanın torunu Sophie Neveu. "Neden kimse bana Langdon'ın yerini tespit ettiğimizi söylemedi?" 'Telefonda görüşüyordunuz ve. yirmi dakika uzaktasınız! Hemen harekete geçmemiz gerekli. "Ama yüzbaşım. Teabing isimli bir İngiliz’e ait. Bu bir emirdir. Sauniére'in tek vârisi olan Sophie'nin gizli âşığı Robert Langdon'ı miras parası için büyükbabasını öldürmeye ikna etmiş olması da vardı. Bakakalmıştı.Fache. ajanın peşinden garaj yolunun yaklaşık elli metre arkasın yürüdü. "Araba kiralama şirketini arayın. Kiralık araba plakası vardı. Fache'nin ihtiyaç duyacağı son şey Collet'nin masum bir İngiliz’in özel mülküne yıldırım baskını yaparak Langdon'ı silah zoruyla almasıydı." dedi. yukarı doğru takip etti ve korunun olduğu yerde durdu. harekete geçmek için benim gelmemi bekleyeceksiniz. Hayret içindeki Teğmen Collet. Collet bununla birlikte. bir kaçağın tutuklanması sadece bir nedenden ötürü geciktirilirdi." Parmaklıkların bulunduğu taraftan bir başka ajan. diye bir mesaj bırakmış olabilirdi. yolun karşı tarafındaki geniş banketi işaret etti. böylesine alçak bir işe karışmayacak kadar güvenilir biriydi. telefonunu kapattı. Collet'nin o . Çalılıklar arasında siyah bir Audi. S. Dördü tüfekli.gördü. araç güvenlik kapısının ardında. Onu köşeye sıkıştırdım. Robert Langdon'ı bul." dedi. neden katil zanlısına yardım etmişti? Langdon'ın haksız yere suçlandığını bilmediği müddetçe tabii. Orada. Hatta sıcaktı. Fache ne diye beklememi istiyor? Collet cevabı biliyordu. Collet'nin adamlarının ani baskın yapması için daha uygun bir yer seçemezdi.. gelişmelerden Collet'nin tahmin ettiği kadar memnun değildi. Yüzbaşı Fache.. ya içerde Langdon birini rehin almışsa? Ya bizi görüp yaya kaçmaya karar verirse? Şimdi harekete geçmemiz gerek! Adamlarım pozisyonlarını aldı ve hazır bekliyorlar. İçeriye zorla girildiğine dair bir belirti yok. Üzerinden aşıp.." "Tam olarak neredesin Teğmen Collet?" Collet. Interpol bile cinayet zanlısını arıyordu. bu işin siyasi sonuçlarından Bezu Fache bile kurtulamazdı. Toplam sekiz adamım var. şuna bir bakar mısınız?" Collet'ye bir çift gece görüş gözlüğü uzattı "Garaj yolunun bitimindeki koruluğa bakın. Televizyonlarda Amerika kadar kendi yüzünün de gösterilmesini istiyordu. Bunlara. "Langdon bununla gelmiş olmalı. Ayrıca Fransız televizyonunda tanınmış bir Amerikalıyı cinayet suçuyla haksız yere yargılarsa." “Teğmen Collet. Sonunda telefonu çaldığında. "Geliyorum. Sauniére bundan şüphelendiyse. ağaçların arasında zırhlı bir kamyon duruyordu. Langdon'ı tutuklamak için o gece herkesi seferber etmişti. "Arazi. Collet. neredeyse görünmeyecek biçimde park edilmişti. Eğer Fache şimdi bir hata yaptığını fark etmişse. yani Langdon ev sahibini tanıyor olabilir. Collet'ye harekete geçmemesini söylemesi mantıklı olurdu." "Beni bekleyin." Collet gözlüğü tepeye doğru kaldırdı ve görüş ayarlarıyla oynadı. Patron gelip günü kurtarana kadar Collet'nin vazifesi kaleyi kollamaktı. Emniyet teşkilatında. Garaj yolundaki virajdan başlayarak.

Ama kim? Ve neden? Belki de Fache. Kâse'nin anahtarı gül işaretinin altında gizli. Avucunu tahta kapağın üstünde gezdirirken. Magdalalıdır. Ve bu gece inanılmaz bir şekilde. Ajan. Bu gece hayatımın en tuhaf ve en sihirli gecesi oldu." Collet'nin sesi kesilmişti.. Gözlerini kapayan Aringarosa. Gökyüzü sakin olduğu halde. "Kapağı açın. yolu gösteren pusuladır. Silindirin nasıl açılacağına dair ufak fikri olmamasına rağmen. Teabing gülümsedi. . Teabing nazikçe tuttuğu ağır kripteksi kutudan kaldırdı. bu anın her salisesinin tadını çıkartmak istiyordu.La clef de voûte. Kutsal Kâse'dir. Eskizlerini ve taslaklarını görmüştü. ön kapısından içeri girmişti. Paris'le yaptığı görüşmenin beklediği telefonla ilgisi yoktu. Kilit taşını arayarak geçirdiği yıllardan sonra. Kâse efsanesinin doğuşunu: Vous ne trouvez pas le Saint-Graal. Belki de Fache bu akşamki olaya Langdon ile Sophie'den daha fazla kişinin karıştığını düşünüyordu. kiralık bir Beechcraft Baron 58 Tiren Denizi üstünden kuzeye doğru uçuyordu.Gül. Sophie. Teabing'in başında. Artık bu şüpheler sona ermişti Eski kelimeleri duyabiliyordu." diye fısıldadı. elinde koltuğun arkasındaki torbayla hazır bekliyordu. her an midesinin bulanabileceğini hisseden Piskopos Aringarosa. kapaktaki özenle işlenmiş gül kabartmasına hayranlıkla bakıyordu. Langdon'ın zihninde tekrarlıyordu. ama olmadığını biliyordu. Barikatta durdurduğu zırhlı kamyonun şoförünü düşündü. c'est le Saint-Graal qui voııs trouve. bunun kilit taşı olabileceğini anlamıştı. Langdon ile yan yana duran Sophie. Collet bankadan birinin Langdon ile Sophie'nin bulunduğu yer hakkında yalan söyleyip. Teabing'in az önce söylediği sözler. Teabing yavaşça kapağın kilidini açarak. bu yüzden Collet'nin henüz harekete geçmesini istemiyordu. 64 Divanda oturan Teabing." diye fısıldadı.. Gitmek için sabırsızlanması. sirkeden. Bakışları sonunda kutunun içindekiyle karşılaştığı anda. Ümitsizliğe kapıldığı anlarda Teabing hayatını adadığı bu arayışın ödüllendirilip ödüllendirilmeyeceğini sorgulamıştı." dedi. Langdon gül ağacı kutuya daha iyi bakabilmek için. kaçmalarına yardımcı olduğunu fark etmişti.Kutsal Kâse'ye götüren anahtar bu taşın altında yatıyor. Kâse'yi sen bulamazsan. parmağındaki altın yüzüğü döndürdü ve duyduğu korku ve ümitsizlik hislerini bastırmaya çalıştı.Peki Langdon ve Sophie zırhlı kamyonla geldiyse. odanın arka tarafındaki aydınlık bir masaya götürdü. Teabing kendini sersemlemiş gibi hissediyordu." dedi. Gördüğü nesne ona şaşırtıcı derecede tanıdık geliyordu. Gül. diye düşündü Teabing. " Büyükbabamın hobisi bunları yapmaktı. Bunun bir çeşit garip rastlantı olmasını diliyor. Gül işaretinin altındaki taş anahtar. Kâse seni bulur. Bezu Fache’nin durumu düzeltebilmesi için bir dua okudu. "Da Vinci'nin günlüklerine bakarak tasarlandı.Bana acele ettirme. Birbiriyle bağlantılı döner harflerle bezenmiş taş bir silindire bakıyordu. Rolex. Sophie ile Teabing kripteks ile oturup. gül pencerelerin altındaki yüzlerce kemere bakmıştı.Yük kasasını kontrol etmedim.Paris’te her şey ters gitti. siyah Audi'yle kim geldi? Yüzlerce kilometre güneyde.. kabartmalı çiçeğin dokusunu hissediyordu. harflerden ve şifrenin ne olabileceğinden bahsederlerken. kendi kaderinin içinde durduğunu hissediyordu. kucağındaki tahta kutuyu bebek beşiği gibi tutarken. "Gül. Fransa'daki tüm kiliselerin ve katedrallerin gizli geçitlerine." Elbette. Küçük kabinde tek başına oturan Aringarosa.. "Her şey ortada. Kutsal Kâse'yi bulmak için gerekli olan anahtar.gece Zürih Emanet Bankası'ndan ayrılmasına izin verdiği kamyonun aynıydı. "Langdon ile Neveu bankadan bu kamyonla kaçmışlar. kaldırdı. Kilit taşını aradığı yıllar boyunca.

sakin bir tonla. keşişin bacağından akan kanın toplandığı bileğini göstererek. deliği yeniden inceledi. "Öğretmen'im çok akıllıdır. gül kabartmasını inceledi. Sesi soluğu kesilen Langdon. Teabing'in meydan okuyan bir sesi vardı. daha önce hiç görmediği bir dilde dört satırlık bir metin kazınmıştı. Sır. Langdon güle bir kez daha baktı. yapımından üç yüzyıl sonra dökülerek. Gülün altında. Kapağı açıp. masanın üstüne düşmüştü. gözleriyle odayı aradı ve tutturulmuş bir kâğıt destesi gördü. "Ne için geldiğimi biliyorsunuz. kabartmalı sembolü üst tarafından inceledi." . Girinti çıkıntısı yoktu. keşişler tarafından alttaki sıvaya yazılan kutsal metinleri açığa çıkarttığını hatırlıyordu. "Şimdi kilit taşını bana ver." “Kâse'ye paha biçilemez." diye yanıtladı. Şimdi yavaşça ayağa kalk ve onu bana ver." diye cevap verdi. adamın kim olduğu konusunda tahmin yürütemediği halde Teabing'în. İçinden geçmiyor. Üzerine giydiği yün cüppe ve belindeki ip kuşakla. Şimdi bakmakta olduğu silah. Gülü çıkarıp çıkaramayacağını düşünürken parmaklarını kabartmanın kenarlarında gezdiriyordu. kapağın içini inceledi. Sub Rosa. Delik yoktu. Robert’ın düştüğünü duymadı mı? Teabing. "Öğretmen'in kim?" diye sordu. ortaçağdan kalma papazları andırıyordu." Teabing şaşkın bir sesle. Yapboz parçalarına benzeyen küçük bir tahta parçasıydı. Teabing'in uşağının nerede olduğunu merak ediyordu. "Belki sorunu parayla çözebiliriz. saldırganın isteği üzere kollarını havaya kaldırmış bir halde divanda oturuyorlardı. işin arkasında kilisenin yer aldığı hakkındaki şüphelerine saygı duymaya başlamıştı. Atası alarak kutunun yanına gitti. Keşiş boğuk sesiyle. kusursuz bir el tarafından. üzerine yerleştirildiği içi oyulmuş katman arasına keskin bir bıçak sokabileceğini düşündü. Madrid yakınlarındaki İspanyol manastırının mozaik kaplı ünlü tavanının. Arkasında hissettiği ani bir hareket dikkatini çekmişti. Bakmak için kapağı kapattı. devasa bir Albino'nun soluk elinde duruyordu. Kutunun pozisyonunu değiştirdiğinde ışık. Sophie. Ardından her taraf simsiyah oldu. Yere düşerken. Ürkütücü kırmızı gözlerle Sophie'ye bakıyordu. Sami dili karakterlerine benziyor. Langdon inleyerek yerde yatıyordu. Tahta gül kapaktan çıkarak." Silahını bir Sophie'ye bir Teabing'e çeviren keşiş. Fazla kuvvet harcamasına gerek kalmamıştı. Sophie ile Teabing. diye düşündü Langdon amalisanı tanıyamadım. Sophie. uzun beyaz saçlı." dedi. Teabing'in uşağı geçmiş olmalıydı. Nazikçe itti. "Benim ne bildiğimi boş ver. "Kanaman var. Masanın üstüne düşen bir şeyin sesini duymuştu." Biraz daha yaklaştı. kapakta gülün çıktığı noktaya bakıyordu. "Bunu açamazsın. "Sen kilit taşını biliyor musun?" diye sordu. “Senin gibi. ama işçilik mükemmeldi. Langdon kapağı kapatarak." dedi. Keşiş gözlerini derhal Teabing'in kucağındaki kilit taşına çevirdi. "Ve topallıyorsun. Kutuyu açarak. kapağın altında ve tam ortasında küçük deliğe benzeyen bir şeyi aydınlatmıştı. Oraya.Langdon kutuyu ışığa tutarak. soluk bir hayaletin etrafında dolaştığını gördüğünü sandı. Atası düzleştirip bir ucunu dikkatle delikten içeri soktu." Teabing'in yanı başında duran metal koltuk değneklerini gösteren keşiş. Kutuyu masanın üstünde bırakarak. Teabing. Gül işlemekle. silah tutan. "Ayağa kalkmakta güçlük çekiyorum. 65 Sophie Neveu emniyet teşkilatında çalıştığı halde o geceye kadar kendisine hiç silah doğrultulmamıştı. Başına yediği apansız bir darbe onu dizlerinin üstüne yuvarlamıştı. biraz daha yaklaşarak. Ahşap işleri ve kabartmalı mobilyalar sanattaki uzmanlık alanına girmese de. Koridorda duyduğu bir çarpma sesi Langdon'ın arkasını dönmesine neden oldu. Langdon yeniden kutuya döndü.

korkarım yere düşüreceğim!" Tehlikeli bir şekilde sallandı. Keşiş silindire doğru uzanırken. Teabing. "Ve biraz buz. İki büklüm kalan Silas dizlerinin üstüne çökünce. onun başına bir buz torbası koymuştu. kadının tekmesini çenesine yedi. Sophie'ye döndü. "Acme Ortopedi tarafından yapılan bir Excalibur sallayan şövalye hayatını kurtardı. Şimdi divanda oturuyordu. "Bu kim? Ne." "Kör olası! Polisi arama. Sophie. Collet'nin işi bitecekti. damarlarındaki kanın hızlanmasına neden oldu. git şu canavarı bağlayacağımız bir şeyler getir. Kendi feryadı mı? Kafatası arkasından matkapla deliniyormuş gibi hissediyordu. Langdon oturduğu divandan keşişe bakıp."Çok iyi." Sophie arkasından." Robert Langdon sersemlemiş başının derinliklerinde silah sesini duymuştu. insanlar konuşuyorlardı. neler olduğunu tahmin etmeye çalıştı. "Başaramayacaksın." dedi. Sophie'nin duyarlı dokunuşu onu kendine getirdi. Keşiş doğrudan Teabing'in başına doğru tuttuğu tabancasıyla ona otuz santim kadar yaklaştı. Silahını kaldırıp. adamın altından kayan koltuk değneği havada geniş bir kavis çizerek Silas'ın bacağına doğru yöneldi. "Kendine biraz zaman tanı Robert.. "Bu taşı ancak uygun kişi açabilir." Uygun kişinin kim olduğuna Tanrı karar verir. Ama Fache görevini ihmal ettiği gerekçesiyle onu Yürütme Tetkik Kurulu'nun önüne çıkartırsa. Bir işe yara da." Teabing. Silas taşı almak için öne doğru adım attı. Kolu titremeye başlayan koltuk değnekli adam. Sonunda Langdon'ın gözündeki bulanıklık gittiğinde. Langdon. fakat o bunu yaptığı sırada koltuk değnekli adam dengesini kaybetmişti. taze yaralarına batan kancalar Silas'ın bedenine muazzam bir acı vermişti. Koltuk değneği kayınca. Kimsenin ani hareket yapmamasını tercih ederim. Kafatası ağrıyordu. Ayrıca bir de feryat duymuştu. Yakınlarda bir yerlerde. Uşak telaşla içeri girmişti. Sanırım herkes durumumu hafife alıyor. Ağır silindiri sol eliyle taşırken yalpalayarak ayağa kalktı ve sonra sağ koltuk değneğinin üzerine doğru eğildi. "Neler oldu? Aman Tanrım! Bu kim? Polisi arayacağım." Ha? Langdon dik oturmaya çalıştı. Evde bir silah patladı! Ve sen garaj yolunun sonunda mı bekledin? Collet gizli baskın şansının çoktan kaçtığını biliyordu. Silas yere düşerken kimseye zarar vermeden döşeme tahtalarına saplanmıştı. Daha çok ses." dedi "Hemen almazsan. yerde yatan birini gördü. Ama kilit taşı ondan uzağa doğru hareket ediyordu. "Korkarım. Koltuk değneğikeçe kemerine çarptığında. Mülkün demir kapısına bakarken kararını verdi. Langdon yine kendinden geçmişti." dedi. Langdon'ı bu gece tek başına yakalama hayalleri zaten suya düşmüştü. Boğuk ateş sesi. Hareketler. O da kendine yeni geliyor gibiydi. sağ yanma doğru yıkılmaya başladı. . Kulakları sağır edecek bir sesle patlayan silahtan çıkan kurşun. sol eli arkaya gitti ve silindir avucundan kayarak koltuğun üstüne fırladı.. Sophie kendini son derece çaresiz hissediyordu. diye düşündü Silas. Aynı anda. sabaha meslek hayatı diye bir şey kalmayacağını da biliyordu. kemerin daha da batmasına neden olmuştu. oldu?" Teabing topallayarak yanına geldi. Çenesi yarılmış ve sağ kalçasının olduğu taraf kan içinde kalmıştı." diye seslendi. "Neredeydin sen?" diye bağırıyordu. "Biraz ağır. bu sırada silahını indirmişti. sol eliyle kilit taşını tuttu. Fache yola çıkmış olduğundan. "Aşağı indirin. "Bayan arkadaşına içinde bulunduğum durumun tatsız faydalarını gösterdim. Teabing. Ama aynı zamanda orada bir saniye daha hiçbir şey yapmadan durursa. Hayır! Taşı kurtarmak için atılan Silas. Garaj yolunun sonunda duran Collet patlama sesini duymuştu. Hayal mi görüyorum? Albino keşişin dev cüssesi bağlanmış Ve ağzına yapışkanlı bant yapıştırılmıştı. Adam sağ tarafa düşerken." Teabing sağ eliyle koltuk değneklerinden birini. yeniden ateş etmeye fırsat bulamadan.

CAMEKÂNLI ODA.. Kabul salonunun zemininde bir kurşun deliği. Aslında üç adamın böyle bir şey yaptığı yoktu. koridorda ağır adımlarla ilerlediler.. AMBAR KÜTÜPHANE ." Sophie ile Teabing henüz cevap veremeden. Collet. Gürültülü araba motoru sesleri. Çok dikkatli nişan aldım" '" Langdon başını ovuşturdu. Alttaki metnin bu kilit taşını açmak için ipucu vereceğini sanıyorum. Opus Dei'nin pek çok üyesi gibi. evin diğer yerlerinde de bunlardan görmüştü. Hemen yanına gitti. Tahta kutunun yanına yürüyen Sophie. evin arka tarafını arayacağı sırada. Usulca kapının önüne gelerek ışık düğmesini açtı." diye açıkladı. biraz kan. onların mezheple olan ruhani bağına değinir değinmez. üst kattan sesler geldiğini duydu. birinci kattaki tüm odaları aramaya başladılar. "Robert. "Yukardalar!" Geniş merdivenlerden koşarak yukarı çıkan Collet ve adamları. Bir çeşit dahili haberleşme sistemiydi... "Ne takıyordu?" Teabing yerde duran kanlanmış kancalı deri kayışı gösterdi. yerini makine sesini andıran bir gürültü almıştı. bu işadamları da önemsiz kişilerdi ve bedensel ceza ibadetinde bulunmuyorlardı." dedi. Sesler.Teabing. Son odaya geldiklerinde. Ama medya elbette. Teabing kanlı kemere yakından bakıyordu. "Bunun gibi mesela. bir kilometrelik gar yolunun aşağısında aniden sirenler ve mavi polis ışıkları belirmişti Teabing kaşlarını çattı. "Dostlarım.KİLER Peki araba sesi hangi cehennemden geldi? YATAK ODASI. Collet.ÇAMAŞIRHANE.. Endişeli is arkadaşları bu adamları üç parçalı takım elbiselerinin altına terbiye kemerleri taktıkları gerekçesiyle halkın gözü önünde suçlamışlardı. bildin?" Teabing sırıtıyordu. Sesler aniden kesilmiş." Koltuk değneğiyle keşişin cüppesinden sızan kanı işaret etti.. Kalçasının üstüne takmıştı. karanlık yatak odalarıyla koridorlardan geçerek sesin geldiği yere yaklaşırken. kancalı tuhaf bir kemer ve kısmen kullanılmış yapışkanlı bant rulosu buldular. yatağın yanındaki duvara monte edilmiş siyah bir elektronik panelden geliyordu. "Bu nedir' Langdon'ın kapaktan çıkarttığı gül kabartmasını tutuyordu.. çocuklarına bağlı birer baba ve cemaatin müdavim üyeleriydiler. "Keçe kemer takıyordu.. ellerinde silahlarıyla Sir Leigh Teabing'in ön kapısından içeri daldılar. Çıkış yollarını kapatan ajanlar. Birinci kat tamamen boş gibi görünüyordu." 66 Collet ile ajanları. uzun bir koridorun sonundaki odadan geliyor gibiydi. Boş bir misafir odası. Ve bunu çabuk yapsak iyi olacak. "N terbiye kemeri. El değmemiş.. adamlarını ikiye bölüp bodrum katıyla. MUTFAK. adamları arkasından içeri dalmış ve Collet bağırarak silahını. sanırım bir karar vermemiz gerekiyor. Dağılarak." diye mırıldandı. hiçbir şeye doğrultmuştu. mezhebin daha katı olan "asıl" üyelerini. kocaman evi oda oda aradılar. Panelin üstünde yaklaşık bir düzine düğme vardı: SALON... Nefis terbiye kemerlerini biljy0 "Ama nasıl. "Opus Dei. Dönerek odaya girmiş.... Şu anda Langdon’ın önünde yatan keşiş gibi üyelerini sayıp dökmeye başlamıştı. "Hıristiyanlık benim uzmanlık alanım Robert bazı tarikatlar duygularını fazlasıyla belli ediyorlar. Dindar birer Katolik. Collet kolunu yana kaldırarak işaret verdi. "Kapaktaki oymalı yazının üstünde duruyordu.. "Ama Opus Dei neden Kutsal Kâse'nin peşinde olsun?" Langdon bunu düşünemeyecek kadar sersemlemişti. Collet kapının ardına kadar açık olduğunu gördü." Kısa süre önce medyada gösterilen Opus Dei üyesi Boston'lı ünlü işadamlarını hatırlayan Langdon.

Collet daha içeri girmeden. Silahını çekerek. aracı oldukça etkileyici bir ustalıkla idare ediyordu. çamurlu ve engebeli arazi görülüyordu. "Bu gece çıkıp gelmene çok sevindim Robert. Collet anahtarın üstündeki marka adını okuduğunda. "Efendim?" Ajan ahırların bittiği yeri gösteriyordu. Adamlar arka taraftaki çimenleri geçerek. bu gibi durumları önlemek iç devriye arabası tarafından kapatılmıştı.. Ev sahibinin başka türden beygir gücünü tercih ettiği belli oluyordu. Son anahtar kancası boştu. dört çekerli Range Rover'ın düz vitesi dayanıklı polipropilen farları. Araba farları yoktu. PORSCHE. DAlMLER. "Başın nasıl Robert?" diye sordu. Yıllardır ilk kez eğleniyormuş gibi sırıtan Teabing. siyah bir Ferrari. Kapıya koşan Collet karanlıkta bir şeyler görmeye çalıştı. yerdeki yağ lekelerini gördü." Ağrıdan ölüyordu." "Oh.. uzaklaşan bir arabanın motor sesini duyabiliyordu. başının dertte olduğunu anlamıştı. 67 Java Black Pearl modeli. yepyeni bir Rolls-Royce. Son ahır boştu. antika bir spor Aston Marti bir Porsche 356. Ambarın arkasında karanlık. teşekkürler. Collet öfkeyle gerisin geriye döndü. Yakındaki duvarda benzer bir haberleşme paneli vardı. Bu ağaçlıklı vadide düzinelerce yangın yolu ve av patikası olmalıydı ama Collet onların ormana ulaşamayacağından emindi. omzunun üstünden koltuğun arasındaki bagaj bölmesinde bağlı yatan keşişe baktı. soluk soluğa yıpranmış gri ambarın önüne vardılar. Farlarını açmadan bir tepeciğin üstünden geçmişti ve şimdi araziden uzaklaşarak uzun bir yokuştan aşağı iniyordu. içeri girdi ve ışıkları açtı. "Birkaç adam al ve o bölgeye yayılın. bir sürü arka far ayarı ve sağ tarafta direksiyonu vardı. MİSAFİR ODASI II. Derhal oraya koşan Collet..Ambar! Collet saniyeler içinde aşağı inmiş ve yolun üstündeki adamlarından birini yanına alarak arka kapıya koşmuştu. uzaktaki ormanın zayıf gölgesiydi. eski bir fotoğrafta avının başında poz veren safariye çıkmış bir İngiliz’e benziyordu.ROLLS-ROYCE. At yoktu. Uzaklardaki orman siluetine doğru gidiyor gibiydi. Kucağında keşişin tabancasıyla oturan Teabing. Kilit taşına iyice sarılan Langdon yolcu koltuğunda arkasını dönerek. at ahırlarını gördü... Langdon aracı kullanmadığına memnundu. pek çok anahtarın asılı durduğu kancalı paneli eriyordu. "Daha iyi. Haberleşme sistemiyle bizi yanılttılar! Ambarın diğer tarafına baktığında.. Garaj yolu ve kapı. efendisinden aldığı emirler üzerine. Bu spor arabalar engebeli arazide fazla gidemez. ahırla etkileyici bir araba parkına dönüştürülmüştü. Düğmelerden biri aşağı inmiş." Teabing Langdon’ın arkasındaki ön . Sophie'nin yanında oturan Teabing. Anahtarların üstünde tanıdık marka isimleri yazıyordu. Ambarın arka kapısı sonuna kadar açılmıştı.” “Şey. lütfen." dedi. efendim?" Ajan. Ambarın sağ tarafı.. içerideki sesleri gönderiyordu. Harika bir koleksiyondu. Sophie kaygılı bir sesle. hayatım boyunca bu işe karışmak için bekledim. Sophie ile Teabing'e göz attı. otomobil gereçleri.. Langdon acıyla gülümsemeye çalıştı.ASTONMARTIN. basit bir atölyeden oluşuyordu -çim biçme makineleri. Görebildiği tek şey. Arazinin dışına çıkamazlar. Teabing'in uşağı Rémy. bahçe malzemeleri. Château Villette'nin arkasındaki ay ışığının aydınlattığı arazide. Yakınlarda bir yerde çakılıp kalmışlardır. "Seni bu işe karıştırdığım için üzgünüm Leigh.

Kendimi pek iyi hissetmiyorum. Yolun üstüne yayılan zayıf san ışık demeti. "Cinayetten aranıyorsun Robert. "Konu bu değil." Sophie. Evden bizi görecekleri şekilde bir riske girmemize gerek yok. "Arazinin ortasından geçer ve kuzeye doğru kavis çizer. Çok ihtiyaç duyarsan el frenini kullan. Arkasını dönen Teabing. "Ve tüm bunların arkasında kim olduğunu öğrenene kadar her ikiniz de tehlikedesiniz. "Ee. "Benim hatam. İstersen şimdi tek parça halinde buradan uzaklaşmaya konsantre olalım. Bana anlattıklarınızdan sonra. doğrusunu istersen. Opus Dei'nin bulmasına şaşırdım. omzuna hafifçe dokundu. İyi haberse dostum. Ufak bir sorunum var. Aydınlıktayken o lisanı tanımadıysan." dedi. Teabing. Bir çeşit su birikintisinin içinden geçtikten sonra. Yolu görebilecekleri kadar ışık sağlamakla birlikte. "Sabırlı ol Robert." Keşiş sesini kesmişti. Ormanın içine kadar girmek istiyorum. "Onu yanımızda götürmemiz gerektiğine emin misin?" diye sordu. Langdon başka şeyler düşünmeye çalıştı." Yola alışmaya başlayan Rémy hızını arttırıyordu. onun haklı olduğunu biliyordu. karanlıkta daha iyisini yapamazsın. Aracın sol tarafına ağaç dallan sürttüğünde Rémy diğer tarafa doğru manevra yaptı." dedi.camdan uzun çitlerin gölgesine baktı. Langdon sis farlarını yaktıklarını fark etti. Kapaktaki gül kabartması yerine takılmıştı. "Yeterince uzaklaştık sanırım. şimdi güç senin elinde. "Harika iş çıkarıyorsun Rémy. "Katiyetle eminim. bu adamın adli poliste ya da Zürih Emanet Bankası’nda bir bağlantısı yoksa.hiçbir şey göremiyorum . Zihni karmakarışık olduğu halde. evime kadar sizi nasıl takip ettiğini anlayamıyorum. Bu kadar geç haber . Tedavim için Rémy ile birlikte Isles'a gitmemiz gerekiyor. yeniden inmeye başladılar. Şey. sevgili dostumun kafasına kötü bir darbe indirdin. Langdon’ın dört cinayetle suçlandığını bildiği düşünülürse. "Bu keşiş yalnız çalışmıyor Robert." dedi. Aslında seni hemen cesedini ormanda çürümeye terk edebilirim. Teabing bir numara çevirdi ve açılması için uzun süre bekledi. "Zıplayıp duruyoruz ve üstelik ışık yok. ormanın yeterince içine girdikleri için bu farlarla uzaktan görünmeyeceklerdi. Üzgünüm. Teabing. Teabing. "Polisin sizi bulmasına şaşırmıyorum." Langdon bunu biraz düşündü. altındaki oyma yazıyı incelemek için sabırsızlanıyordu. Evime izinsiz girip. Bu hergele senin özgürlük biletin. Arkamdaki canavar bu bilgiye sahip ve ipler her kimin elindeyse. "Robert bana şu telefonu uzatabilir misin acaba?" Teabing ön konsoldaki telefonu işaret ediyordu. patikanın her iki tarafındaki çalılıkları görünür kılmıştı. Langdon kabartmayı yeniden çıkartıp. "Şikâyetinizin nedenini anlayamıyorum bayım." diye sesini yükseltti. Dua edelim de bir şeyleri kırmayalım. Artık hayatımız sana emanet. hafif bir rampa aşıp. Rémy. Arka tarafta bağlarından kurtulmaya çalışan keşiş. Teabing. Aptal bir soruydu. elini omzuna koyduğunda kapaktaki kakmayı kaldırmak üzereydi. "Richard? Seni uyandırdım mı? Elbette uyandırdım. beşinci otoyola sağ salim çıkarız. diye düşündü. Polis seni yakalamayı peşinden evime gelecek kadar çok istiyor. Suya saplanmaz veya yolu kapayan ağaç kütüklerine çarpmazsak." Rémy yokuş aşağı inerken. "Unutma fren ışığı istemiyorum. "Bu yol." dedi." dedi. önlerindeki ağaçlar ay ışığını kesti." Teabing. kilit tahta kutusunun içinde güvenle durduğu kucağına çevirdi. ormanda yaklaşık üç kilometre kadar devam eder. Robert şuradaki havalandırmanın altındaki küçük mavi düğmeye basabilir misin? Görebiliyor musun?" Langdon düğmeyi bularak bastı. Direksiyonu olabildiğince düz tutarak otuz metre kadar ilerledi." Langdon. Vernet ise onlara aniden düşman olmuştu." dedi. Bezu Fache bu geceki cinayet için bir günah keçisi bulmaya kesinlikle kararlıydı. "Farları açtık. silahı koltuğun üstünden ona doğrulttu. Önlerindeki herhangi bir şeyi seçmeye çalışan Langdon. Araç yalpalayarak üzerinde çimenlerin bittiği patikaya vardığında. bankacının fikrini değiştirmesi anlaşılır bir şeydi. Başını bir kez sallayarak kapağı kilitledi. "Büyük ihtimalle zırhlı aracın ileticisi vardı. Teabing. Teabing mutlu bir edayla. Yakında bu iş için yeterince vakit bulacaksın. "Nereye gidiyoruz?" diye sordu. Teabing. hemen." dedi. Son aniden tekmelemeye başladı." Sağ salim . Gözlerini. inliyordu. şu anda fazlasıyla gergin olmalı. Langdon. Range Rover'ı çitlerin arasındaki bir boşluktan geçirmişti." Sophie. Etraf simsiyahtı.

"Rémy endişelenmene gerek yok.. "Havaalanı güvenliğinden nasıl geçeceğiz?" Teabing kıkır kıkır güldü." Langdon arkasını dönüp ona baktı. Kâse her nerede olursa olsun. Gerçekten de en yeni efsanelerde Kâse'nin Birleşik Krallık’ta olduğu anlatılıyordu. "İyi misin?" Langdon. . "Adli polis peşinizdeyken Fransa'da kalmayı düşünemezsiniz. Ağaç dallarının yaladığı yan ayna içeri dönmüştü. Sonra kendisinin de sırıttığının farkına vardı. "Bize yardım etmekle. Langdon bir gün onu şahsen göreceğini hiç tahmin etmemişti. Gece boyunca yaşadığı sıkıntılara rağmen." Sophie kuşkuyla sordu. Düşünebildiği tek şey kilit taşı. Kesinlikle bir macera!" Langdon gülümsemesine engel olamadı. sis farlarının zayıf sarı ışığında geçip giden ağaçları seyretti. Magdalalı Meryem 'in mezarı . Sophie dakikalar sonra. eminim doğru yerde olduğumuzu gösterecek bir harita bulacağız. Yapışkanlı bant yüzünden ağzından nefes alamadığı için iki büklüm kıvrıldığı bagaj bölümündeki tozları içine çekerek ancak burnundan soluyabiliyordu. bütün eşyalarını getirtiriz.Sangreal Belgeleri. "Elizabeth mi?" dedi. Langdon'ın gözlerini üzerinde aniden hissetmiş gibi öne doğru eğilerek elini onun omzuna koydu ve sıvazladı. İngiltere'ye yapacağı zaferli dönüşün planlarını yaparken. "Ben Le Bourget'den havalanıyorum -buradan fazla uzak olmayan özel bir hava sahasıdır. Teabing'in İngiltere konusunda haklı olabileceğini düşündü. Bundan sonra Château Villette'yi bile görüp görmemek umurumda değil. Langdon. zevklerimden vazgeçip hayatımın geri kalanını ziyan edeceğim anlamına gelmiyor. Kolları arkadan bağlanmıştı. Onu tutsak alanlar en azındankeçe kemerini çıkartmışlardı.." dedi. Kısa süre içinde yanımda temelli kalacağını tahmin ediyorum. onu. çarpık duran omuzların da şiddetli ağrılara sebep oluyordu. "Uçağım. Teabing." Teabing yüzünü buruşturdu." Sophie. Rémy. bu yüzden tedavi görmek için on beş günde bir İngiltere'ye uçuyorum. Camdan dışarı boş gözlerle bakarak. Langdon böyle hoş bir arkadaş bulmuş olduğuna minnettardı." dedi. Langdon." Langdon aniden büyükelçilikle hiçbir şekilde görüşmek istemediğin fark etti. Buraya kilit taşını bulmak için taşınmıştım. Yoldaki her sarsıntı. ayak bileklerine kadar çamaşır ipi ve yapışkanlı bantla sarılmıştı. Elizabeth'i yirmi dakika içinde hazırlayabilir misin? Biliyorum. O iş artık halloldu. İsa Mesih'in gerçek hikâyesi." Sophie de Teabing'e dönmüştü. Öksürmeye başladı. medeni dünyada. Uçağa bindikten sonra. "Ülkeden ayrılmamız gerektiğini mı düşünüyorsunuz?" "Dostlarım." dedi. "Bir şekilde. Fransız şoför kaygılı bir sesle. "Sanırım boğuluyor. o gece kendini bir çeşit alacakaranlık kuşağına düşmüş gibi hissetti. Macera olacak Rémy. sanki gerçek dünyanın erişemeyeceği bir baloncuğun içindeydi. Kilit taşını açabilirsek. Devonshire'da muhteşem bir villa satın almayı planlıyorum.verdiğim için üzgünüm. "Büyük bir tehlikeye atılıyorsunuz." Telefonu kapattı. Londra çok daha emniyetli. "Ne?" diye hayret etti. Fransız polisinde dostunuz kalmayacak. onun dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme gördü. Langdon kendini onun bulaşıcı heveslerine kaptırmıştı. Fransız doktorlar beni sinirlendiriyor. Kâse'nin Büyük Britanya'da olduğum inanılıyor. yazılar ve sonunda Kâse'ye ulaşıp ulaşamayacaklarıydı." diye telkin etti "Kraliçenin ülkesine dönmem. Görüşürüz. elinden geleni yap. "Fransa'yla işim bitti. Range Rover'ın arkasına tıkıştırılmış olan Silas güçlükle nefes alıyordu. Onu uzun süre seyrettikten sonra beklenmedik bir memnuniyet duydu." Sophie koltuğuna geri yaslandığında. "Gerçekten İngiltere'ye bir daha dönmemek üzere gitmeye kararlı mısınız?" Teabing. "Efendim?" dedi. Hatta Kral Arthur efsanesindeki Kâse zengini Avalon Adası'nın bile İngiltere. Fransa'da olduğundan çok daha fazla sözüm geçer. Langdon arka koltukta sessizce oturan Sophie'nin yansımasını gördü. Bir an için. "Evet. Teabing. Ona verdiğim parayla kraliçenin fidyesi ödenirdi. Her iki tarafta da bazı imtiyaz hakları için ödeme yapıyorum. Bununla birlikte. Glastonbury'den başka bir yer olmadığına inanılıyordu. ABD Büyükelçiliğinden biriyle görüşüp görüşmeyeceğinize karar verirsiniz.

" "Robert.. Bana söylemeden kopyalarını tanıtım için göndermiş olabilir misin?" Faukman tereddüt etti. redaksiyon yapılmış halini sana bu hafta göndereceğimi söylemiştim ama işim başımdan aşkın. Tarîk tehlikede." İngiliz eğilip. "Ha." diye tersledi. Hızlı bir hareketle. "Kim için çalışıyorsun?" diye sordu. üzgünüm." "Opus Dei kilit taşını neden istiyor?" Silas'ın cevap vermeye hiç niyeti yoktu. Ben Tanrı'nın işini yapıyorum. İçerik bolca . bir de bana mı ödetiyorsun?" Langdon. Benim hattım denizaşırı aramalara kapalı. Silas. Her ihtimale karşı bir dakikadan kısa tut. çenesini sıkmış olduğunu ve kalbinin hızla çarptığını fark etti. Bir santral memuru. Adam. Şaşıran Jonas ışığı açtı. Silas saatler sonra bir mucizeye tanık olacağını bilmiyordu.. "Robert Langdon'dan gelen ödemeli aramayı kabul ediyor musunuz?" diye sordu. Gerçekten öğrenmem gerekiyor. diye mırıldandı." "Ne?" "Sana birazdan anlatacağım. "Sen Opus Dei'densin. Bu bir soru değildi." Langdon sonraki altmış saniyenin gece boyunca aklını meşgul eden soruyu cevaplayabileceğinin bilinciyle sıfırı tuşladı. Telefonuna ihtiyacım var.. "Fache görüşmeleri dinliyor olabilir. "Tanrı'nın işini yapıyorum. "Yüzünde komik bir ifade belirdi. beni affet. Ahizeyi kaldırırken. "Amerika'yı nasıl arayacağım?" "Ödemeli araman gerekecek. "Jonas?" "Robert? Gece yarısı beni uyandırıp." Dönüp ona bakan Langdon. Sende. Onlarla temas kurmasının ve korkunç gelişmeleri anlatmasının imkânı yoktu. Hissettiği acının yakarışlarını arttırmasına izin verdi. Şimdi Range Rover'da bağlarıyla mücadeleden Silas. "İngilizler insanın medeniyetini dostlarına gösterdiği merhametle değil. "Çok kısa keseceğim. dönüp koltuğun üzenden çatık kaşlarıyla Silas'a baktı. Öğretmen'le piskoposun ümitlerini boşa çıkarmış olmaktan korkuyordu. Söz veriyorum. düşmanlarına gösterdiği merhametle ölçtüğü için şanslısın." dedi. "Kim olduğum hakkında hiçbir şey bilmiyorsun. 68 Telefon çaldığında New York'ta editörü Jonas Faukman yatağına henüz girmişti. Kutsal Kâse ise yazgıyı korumanın anahtarı. "Robert?" Sophie hâlâ onu seyrediyordu." Sophie endişeli görünüyordu. Bir mucize Tanrım. yerinden çıkardı. ona. Langdon’ın son çalışmasında -tanrıçalara tapınma tarihi hakkında bir araştırma. Aklına inanılmaz bir fikir gelmişti. Sana verdiğim müsvedde. "Jonas. Kilit taşı Kutsal Kâse'ye götüren bağdı. Silas'ın ağzındaki yapışkanlı bandı tuttu.Magdalalı Meryem hakkında bazılarını hayrete düşürecek pek çok bölüm vardı.Silas'a koltuk değneğiyle vurmuş olan İngiliz.Açıklaması gerçekten bu kadar basit olabilir mi? "Cep telefonunu kullanmam gerek Sophie" "Şimdi mi?" "Sanırım bir şey buldum. İngiliz adam.Kilit taşı beni tutsak alan kişilerde! Kâseye bizden önce ulaşacaklar! Silas karanlıkta dua etti. Bir mucizeye ihtiyacım var. Gelecek pazartesi. elbette." "Ben redaksiyonu sormuyorum." Hatta klik sesi duyuldu. kadının tekmelediği çenesindeki acıyla.." dedi. tamam. Silas dudaklarının yandığını hissetti ama ciğerlerine dolan hava Tanrı’nın lütfü gibiydi. aramak için biraz geç ." Ona telefonu verdi.

Range Rover'da nahoş bir kahkaha attı. Sauniére'in ilgisini asıl çekenin araştırmada yazan başka bir şey olduğunu hissediyordu ama bu konuyu Sophie'yle yalnız kaldığında tartışabilirdi. böylece açıklanmış oluyor. Şimdi kapatmam gerek ama bu çok şeyi açıkladı." Ama Langdon telefonu kapatmıştı." Langdon. "Beni Paris'ten mi ödemeli arıyorsun?" “Telif hakkımdan kesersin Jonas. ona baktı. diye düşündü. "Ben tarikatın tutumu hakkında yorum yapmadım. Hâlâ kıkırdamakta olan Teabing. Akıllıları bile kaçık . Teşekkürler." "Şey." Langdon omuzlarını silkti.. Robert Langdon'ı bul . Ayrıca yakında Paris'e gideceğinden bahsettim ve ikinizin buluşmasını önerdim. "Jonas?" diye yeniden sordu. Sophie. Teabing'in belgelerin halka açıklanması gerektiğine inandığı belli oluyordu. "Müsveddeyi gönderdin öyle değil mi?" Langdon'ın bundan memnun olmadığını sezinleyen Faukman kaşlarını çattı. "Yüzbaşı Fache'ye yalan söyledin." Langdonbunun tesadüfle alakası olmadığını biliyordu . "Müsveddeler temizdi Robert." "Kötü bir tesadüf dostum. Faukman en azından ciddi tarihçilerden ve sanat duayenlerinden onay almadan Langdon'ın kitabını basmaya niyetli değildi. Leigh Teabing. "Paris Louvre müze müdürüne de gönderdin mi?" "Ne zannediyordun? Çalışmanda onun Louvre'daki koleksiyonundan sıkça bahsetmişsin. "Ne?" diye sordu." Faukman yatağında doğruldu.." Langdon. Yazarlar . "İşte bir milyon dolarlık soru. ayrıca harika övgülerle sana sürpriz yapmak istedim." dedi." dedi. senin bu hafta Paris'te olman gerekmiyor muydu?" "Paris'teyim. "Ne zaman gönderdin?" "Bir ay kadar önce. "Bekle biraz. tarikatın Sangreal Belgeleri'ni neden hâlâ gizli tuttuğunu sorguluyordu." Sophie. Faukman tecrübelerinden öğrendiği kadarıyla. golf hakkında yazılmış bir kitabı Tiger Woods'a sormak gibiydi. Pek çok tarihçi.kaynağa dayandırıldığı ve diğerleri tarafından desteklendiği halde. Henüz beni aramadı." Hattın diğer ucundaki sessizlik uzun sürdü." "Robert. "Ben bahsedilen kilit taşından. öyle mi?" Langdon koltuğuna gömüldü." Sessizlik." Sophie şaşırmış görünüyordu. "Robert gizli bir cemiyeti araştıran bir araştırma yazıyorsun ve editörün kopyasını bu gizli cemiyete gönderiyor. Görüşmek için seni aradı mı?" Gözlerini ovuşturan Faukman durdu." "Yani görmezden geldin. . Jonas sanat dünyasından on büyük isim seçmiş ve her birine kapak için kısa bir onay yazısı yazmalarını rica ettiği mektupla birlikte Langdon'ın çalışmasının tüm bölümlerini göndermişti. Sauniére büyük bir danışmandı. Bahsetmişti. "Demek. “Tarikat hakkındaki görüşlerin olumlu muydu. Sauniére sonra sana geri döndü mü? Çalışmayı beğenmiş mi?" "Bilmiyorum. Langdon. "SanırımP. sen uykuna devam et. Bazıları bilginin dünyayla çoktan paylaşıldığına inanıyordu. Jacques Sauniére'den tanrıça tarihi hakkındaki bir çalışmayı onaylamasını istemek. "Öyle görünüyor. "Ben kardeşlik tarihini yazdım ve onları tanrıçaya tapman modern bir cemiyet. Kâse koruyucuları ve eski belgelerin bekçileri diye anlattım. "Kilit taşından bahsettin mi?" Langdon yüzünü buruşturdu. kitapta isimlerinin görünce hepsi bu fırsata balıklama atlayacaktı. Ayrıca tanrıça tapınmasıyla ilgili herhangi bir kitapta Sion Tarikatı'ndan bahsedileceği neredeyse garanti gibiydi. kaynakçanda onun kitapları var ve bu adam yurt dışı satışlarında oldukça etkili. Teabing'in asıl sormak istediğini anlayabiliyordu. tarikatın Sangreal Belgeleri'ni korumak için yapacaklarına bir örnek olarak bahsettim. Pek çok kez. olumsuz mu?" Langdon. S. İnanamayan bir edayla kafasını sallayan Faukman telefonu yerine koydu.

" Sophie'ye döndü. kilit taşım kiliseye kaptırmamak için yaptılar. Büyükbabamın ölmeden önceki son isteğini yerine getirmeye çalışıyordum.Masum bir adamı korumaya çalışıyordum. Pencerenin dışındaki Le Bourget Havaalanı şaşırtıcı bir süratle geride kalıyordu. Teabing. Eğer bir "mantık sınırı" varsa. ufak bir toplantı odası. Teabing'in yanına giderek. O ana kadar. Fakat bu şahane dekor. "Neredeyse hazır efendim. "İzin verirseniz birkaç kelime etmek istiyorum. uçağın arka tarafında. son ." Durdu. "Ortaklarımla Londra'da acil bir işimiz var. "Bunu. "Kör olası Manş'ı bile geçer.." diye seslendi. Langdon parıldayan uçak gövdesine baktı."Ona büyükbabamla hiç karşılaşmadığını söylemiştin. İngiliz aksanıyla. affedin ama diplomatik uçuş iznime göre sadece sizi ve uşağınızı götürebilirim. "Richard. uçağı muazzam bir kuvvetle havalandırmıştı. diye düşündü. içerideki beyaz jet uçağını gözler önüne serdi. "Dostlarım." Farlar yüzünden gözlerini kırpıştıran hakili adam onlara yaklaştı. Langdon kilit taşının onun geçmişiyle hiçbir bağlantısı olamayacağı konusunda telkin edici açıklamalar yapmış olsa da. Kaybedecek vaktimiz yok. Pelüş döner koltuklar yerdeki raylar üzerine oturtulmuştu ve dörtgen bir ahşap masanın etrafında yerleri değiştirilebilecek şekilde tasarlanmıştı." "Evet. "Efendim. haber vermeden ve bağlı bir rehineyle ülkeden ayrılıyordu. Teabing sıcak bir tebessümle. bu yolculukta sadece bir misafir olduğumun farkındayım ve bu beni onurlandırıyor. Opus Dei'nin bu gece ona ulaşması an meselesiydi." dedi. tuvaletin yanındaki ayrı bir bölümde Teabing'in emirleri üzerine yerde kanlar içinde yatan keşişin başında elinde silahla nöbet bekleyen Rémy'nin pek de şahane olmayan görüntüsünü kamufle etmeye yetmiyordu. Sophie kabinin ön kısmında -kapıdaki altın madalyada yazdığına göre Fan Jet Elite Design Langdon ve Teabing ile yan yana oturuyordu. geri dönüşü olmayan bir yola adımınızı attığınızı size hatırlatmam gerektiğini düşünüyorum." Çocuklarına kuşlardan böceklerden bahsedecek bir baba gibi ciddi görünüyordu. "Gecikme için özür dilerim ama beni hazırlıksız yakaladınız ve. Langdon'a uzattı. büyükbabanız Kutsal Kâse sırrını devam ettirmeniz umuduyla bu kripteksi size verdi. yıllar boyunca onu etkisi altına alan boşluğa bir çözüm getirmeye çalışıyordu. Sophie hâlâ bu gizemle kişisel bir bağlantısı bulunduğunu hisse diyordu. "Bu gece büyükbabanız ve diğer üç kişi öldü.Hem de ses hızında." 69 Hawker 731'in Garrett TFE731 ikiz motorları gürleyerek." Le Bourget Havaalanı'na vardıklarında Rémy Range Rover'ı pistin sonundaki küçük bir hangara doğru sürdü. "İki bin sterlin ve bu dolu tabanca misafirlerimi götürebileceğini söylüyor. "Elizabethbu mu? " Teabing sırıttı.” Sophie içinde bir başka dürtünün de alev aldığının bilinciyle başını salladı. Sanki büyükbabası tarafından ona emanet edilen bu kripteksi onunla konuşup. Umarım bunun sizi. "Dikkatimizi kilit taşına vermeden önce. hayatım Kâse'yi aramakla geçirmiş biri olarak." Arabadakiler inmeye başlayınca lafı kısa kesti." diyerek devam etti. Fache ile oynadığı kedi fare oyununun bir şekilde Savunma Bakanlığı'na açıklanabilir olduğuna inanmıştı. Sophie ile Langdon'a baktıktan sonra Teabing’e döndü. editörünün gönderdiği zarfı bulma onu senin gönderdiğin sonucuna varmıştır." Range Rover'ı gösterdi. Vücudu deri koltuğunda gücün etkisiyle geriye giden Sophie. Teabing. "Ya da daha . Teabing. Aranan bir adamın yanında. ülkeden kaçıyorum . Tabancayı gören pilotun gözleri yuvalarından fırladı. Sophie bu fırsat kapısının artık kapandığını biliyordu. Bununla birlikte. misafirlerinizi alamam." dedi.Ailem hakkındaki gerçek . Onlar yaklaşırken haki renkli pantolon giyen dağınık saçlı bir adam hangardan dışarı koşturarak el salladı ve oluklu dev metal kapıyı açarak. Bayan Neveu. Yüzbaşı Fache. Çalışmamı editörüm göndermiş. Lütfen hemen kalkışa hazırlan." "Karşılaşmadım. o sınırı aşmıştı. elden verdiğini ve yalan söylediğini düşünmüştür." dedi." "Düşün Robert. "Ve arkadaki talihsiz herifi." "Bu yol her nereye götürecekse gitmeye kararlı olduğunuz anlaşılıyor." Teabing konuşurken silahı arabadan alıp..

Bu meşale yanlış ellere devredilemez. ben bu belgelerin her zaman halka duyulmasından yanaydım. Sangreal Belgeleri'nin varlığını yalnızca bir saat önce öğrenen biri için biraz fazla." "Büyükbabam kripteksi bana verdi.. Daha bariz olamazdı." “Tarikat mı?" Teabing kuşkuyla bakıyordu.derece mesuliyet isteyen bir pozisyona soktuğunun farkındasınızdır." Her ikisi de şaşırmış gibiydi. Dünyanın gerçeği kaldırmaya hazır olduğu zamanı. "Baylar. O anda. tarihi sonsuza dek değiştirecek gerçeğe sahip olursunuz. "Baskı yapıyorsam özür dilerim Bayan Neveu. tarikatın bunca yıldır gerçeği sonsuza kadar tozlansın diye saklanmadığını sen de en az benim kadar biliyorsun. bunu asla bilemeyiz." Teabing duyduklarından cesaret almış fakat ikna olmamış gibiydi "Güzel. 'Kâse’yi sen bulmazsan. Meşale size verildi. "Leigh. Tarikat sana güvendi Bayan Neveu. Hırs gerekli. "Ama nasıl? Kardeşlik bu gece dağıldı." Teabing iç geçirdi. "Haydi başlayalım. Sophie'den bu kararı vermesini istemek. "O halde. beraberinde çok daha ağır bir sorumluluk getireceğini anladığınıza emin değilim" "Nasıl yani?" “Tatlım. . Kâse seni bulur.Boynu vuruldu demek daha doğru olur." dedi." Langdon. "Peki ne öneriyorsun?" diye sordu. Doğruyu söylemek gerekirse." Sophie duraksadı. "Keşişin amacı." Sophie ciddi bir sesle." dedi. Kutsal Kâse'yi kurtarmak görevi. Teabing. Tüm tarihi işaretler uyuyor.” Teabing'in kaşları yukarı kalkmıştı. Sorumluluğu kaldırabileceğimi düşündüğüne eminim. "Kesinlikle.. ama buradaki tehlikeler düşünülecek olursa. kilit taşını açmanın." diye karşı çıktı. kilisenin amacı. tarikatın gerçeği dünyayla paylaşmak isteğini gerçekleştirmeyi de içeriyor. Sönmesine izin verilemeyecek iki bin yıllık bir alev. ama karar yine de sizin. Dakikalar önce gelen yan odadaki Yüzbaşı Fache telefonda kayıp Range Rover'ın yerini tespit etmeleri için gerekli talimatları verirken bağırıp duruyordu. Bu gerçeği dünyaya açıklama sorumluluğu sizin olacak. Colletşimdiye kadar herhangi bir yere gitmiş olabilir . "O büyük yanılgıyı açıklayan belgeleri ortadan kaldırmak Kilise bu gece amacına her zamankinden daha çok yaklaştı. "Robert." Langdon müdahale etti. Bununla birlikte. ayrıca eğer tarikat gerçeği yakında açıklamaya karar vermediyse kilise neden saldırsın?" Sophie." Bakışlarını gül ağacı kutuya çevirerek durdu." diye yanıt verdi. Sophie gül ağacı kutuyu işaret ederek. aniden elinizde Kutsal Kâse'nin yerini gösteren bir harita tuttuğunuzu farz edin." Langdon. ya da bu sorumluluğu başka birine vereceksiniz.” 70 Château Villette'in kabul salonunda duran Teğmen Collet sönmekte olan ateşi seyrederken kendini çaresiz hissediyordu. Bu noktadan sonra kardeşlikten herhangi birine ben olsam güvenmezdim. "Bunun benim kararım olacağına emin değilim. "Bu konuda size başka şans tanınmadığını görüyorum Bayan Neveu. Bunu yapan kişiyi pek çokları yerecek. diye düşündü.' Bir nedenden ötürü Kâse'nin beni bulduğuna ve zamanı geldiğinde ne yapmam gerektiğini bileceğime inanıyorum. Sadece kilit taşını açabilirsek. pek çokları övecek. olabilecekler hakkında fikir sahibi olmanızı istedim. İster konuşmaları gizlice dinlenmiş olsun. kimin kararı olabilir?" “Sırrı bunca zaman başarıyla koruyan kardeşliğin. Ama gerçek şu ki. ya bu sorumluluğu olduğu gibi kabul edeceksiniz. "Keşiş henüz bize amacını anlatmadı. ister içlerinden biri casusluk yapmış olsun. "Değil mi? Kilit taşını elinde tutan kişinin kararı değilse. İnsanların yüzyıllardır aradıkları bir gerçeğin koruyucusu olacaksınız. "Sizin de söylediğiniz gibi. Asıl son görevi taşımaya yetecek güce sahip olup olmadığınız. "Ve sen bu zamanın geldiğine mi inanıyorsun?" diye sordu. Sırlarını paylaşmak için tarihteki doğru zamanın gelmesini bekliyorlardı. biri onları buldu ve en üstteki dört üyenin kimliklerini öğrendi.

Sub rosa . "Yüzbaşı Fache nerede? Collet gözlerini korlardan güçlükle ayırıp. diye mırıldanırken. "Buradaki teknik bölüm soruşturmasının başına seni bırakıyorum." Fache otuz saniye sonra Château Villette'den ayrılmak üzere hazırlanmaya başlamıştı. "Telefonda değilim. ." diye müdahale etti. Küçük bir hava sahası için bile oldukça yasadışıydı. Uçuş önceden planlanmamıştı ve uçuş planı bildirilmemişti. Collet. neler olduğunu ya da işe kimin karıştığını aydınlatacak bir bilgi vermiyordu." diye gürledi." Odadan içeri hışımla giren Fache. "Telefonda.” 71 Hawker rotasını düzeltip burnunu İngiltere'ye çevirdiğinde Langdon kalkıştan beri kucağında koruduğu gül ağacı kutuyu dikkatle kaldırdı Kutuyu masanın üstüne koyarken. "Yüzbaşım? Bay Teabing'in hızlı arama kayıtlarını incelerken. Langdon ile Neveu. Bir başka ajan salondan içeri telaşla girdi. vücudunu biraz geri çekti. "Ne?" diye patladı. altındaki metni açığa çıkardı. teknik bölümün yerde kurşun deliği bulmasına seviniyordu. “Ne çalmışlar?" "Vernet ayrıntılara girmedi ama onu geri almak için her şeyi yapmaya razı gibi. Yine de Fache'nin suratı asılmıştı ve Collet ortalık sakinleştikten sonra daha büyük yankılar duyacağını hissedebiliyordu." Fache. en azından Collet'nin silah sesi duyduğuna dair iddialarım desteklemişti. Kapağı kaldırıp kutuyu açan Langdon. Sizinle özel olarak görüşmek istiyormuş. Her ne kadar mantıklı gelse de. kapağın akındaki minik deliğe vermişti." dedi. Langdon ile Neveu. Kötü haberlerim var. "Ne oldu?" İkinci ajan. Telefondaki Bourget temsilcisi uçakta kimlerin bulunduğunu ve nereye gittiğini bilmediğini iddia etmişti. bir banka çalışanını silahla zorlamış olabilirler miydi? Belki de Vernet'yi Sauniére'in hesabını açmaya ve zırhlı araçla kaçmalarına yardımcı olmaya zorlamışlardı. Tüm yetki sende. sahte bir isim ve sahte bir kredi kartıyla kiralanmıştı. "Efendim. Kendini bağışlatmak için doğru bir şeyler yapmaya çalış. Ne yazık ki burada buldukları ipuçları. "Ya?" dedi. "Nasıl?" Fache gözlerini ikinci ajandan ayırmadan. Bir başka ajan mutfaktan Fache'ye seslendi. ayrıca bulunan parmak izleri Interpol'ün veri bankasındakilerle uyuşmamıştı. tuhaf metni inceledi." Collet. başını kaldırabildi. Dışarıdaki Audi. Bir kalemin ucunu kullanarak." Collet olanları zihninde açıklamaya çalıştı. Benim gitmem gerek. metne dikkatle yeniden bakınca anlayacağını ümit ediyordu. Langdon tüm enerjisini yoğunlaştırarak. Sophie Neveu'nun böyle bir şeye karışacağına inanmakta güçlük çekiyordu. Kapıya yönelen Fache. Sophie ile Teabing'in merakla öne doğru eğildiğini hissedebiliyordu. Zürih Emanet Bankası'ndan André Vernet önce merkezi aramış. üstteki gül kabartmasını dikkatle çıkarıp. "Vernet neden yalan söylemiş?" “Sadece sizinle konuşacağını söylemiş ama tam işbirliği yapmayı kabul etmiş" “Neyin karşılığında?" "Bankasının ismini haberin dışında tutmamız ve çalınan eşyayı bulmasına yardımcı olmamız karşılığında. Hikâyesini değiştirmiş. Şimdi Collet de başını kaldırmıştı. 'Teğmen Collet. Sauniére'in hesabından bir şey çalmış gibi görünüyor.Fache'nin verdiği emirlere itaat etmeyen ve Langdon'ı ikinci kez elinden kaçıran Collet. "Vernet bu gece Langdon ile Neveu’nun bir süre bankasında bulunduklarını itiraf etmiş. Teabing'in yakınlardaki Le Bourget Havaalanı'nda özel bir uçağı olduğunu ve yaklaşık yarım saat önce havalandığını öğrenmişti. "Biz bunu zaten biliyorduk. Fache doğru baskıyı uygularsa aradığı cevapları bulabileceğine inanıyordu. dikkatini kripteksin üstündeki harflere değil." Fache. Le Bourget Havaalanına ulaştım.

Teabing gözlerini kutudan bir an olsun ayırmıyordu. Langdon'ın lisanı hemen tanıyamaması onu hayrete düşürmüştü. Roma. El yazısı bir şekilde tanıdık geliyor." dedi. Langdon'ın bilinen eski dillere -Yunan. "Robert. Sophie. belki Raşi ya a STA"M*yazısını andırıyordu. gözlerini oymalı yazıya dikti." Teabing daha fazla dayanamayacaktı. "Çok şaşkınım. ünsüz harflerin altına veya yanına eklenen minik noktalar ya da kesme işaretleri.. daha önce benzer bir şeygördüğünü söylememiş miydin?" Langdon'ın canı sıkkın gibiydi. Tarih açısından bakacak olursak. Uzun süre tek kelime etmedi. "Görebilir miyim?" diye sordu. "Hareke mi?" diye sordu.Büyükbabam bir simgebilimcinin bile tanımlayamadığı bir lisan mı konuşuyordu? Sonra hemen bunun o kadar da şaşırtıcı olmaması gerektiğini fark etti. Latin.Bir süre sonra. Emin değilim. Sophie'nin karşısındaki Leigh Teabing patlamak üzereydi. kamburunu çıkartıp kutuyu kapatmış olan Langdon'ın arkasından yazıyı görmek için öne doğru eğildi Langdon dalgın bir edayla. "Belki de çok eskidir." Teabing. "Çağdaş Sami alfabelerinin çoğunda ünlü harfler yoktur ve ünsüz harfle hangi ünlünün beraberinde kullanılacağını göstermek içinhareke kullanırlar. kendine duyduğu güvenin kaybolduğunu hissediyordu." Langdon hâlâ kıpırdamadan yazıyı inceliyordu.aşina olduğuna hiç şüphe yoktu ama kısa bir süre bakabildiği bu lisan Teabing'e daha karmaşık bir dili. ilk hissettiği hüsran duyguları yeniden canlanmaya başlamıştı. hiçbir şeye benzetemiyorum." dedi. Teabing her geçen saniyede. "Öyle sanmıştım. Teabing derin bir nefes alarak. "Bilmiyorum. Sophie. Teabing." Uzanarak kutuyu Langdon'ın önünden kendine doğru çekti. "İlk tahminim Sami diliydi ama şimdi o kadar emin değilim... "Belki ben. Pek çok Sami dilindeharekeler vardır. ." diye tahminde bulundu." Tartışmaya dahil edilmediğine pek sevinmediği anlaşılan Sophie "Leigh?" diye tekrar etti. "Leigh. "Belki de başka alfabeyle yazılmış Sefardik dilidir.. Bunda yok. Metni görmek için sabırsızlanırken heyecanla titreyerek. "Bu lisan şimdiye dek gördüğüm hiçbir şeye benzemiyor!" Langdon koltuğuna yığıldı. hareke ler lisana yakın zaman önce eklenmişlerdir." Sophie masanın karşısında oturduğu yerden metni göremediği halde. onu duymamış gibi davrandı. Jacques Sauniére'in torunundan sakladığı tek sır bu olmamalıydı.

jeoloji. Bu on sekiz sayfa -şimdilerde Leicester El Yazmaları olarak bilinen ve adını eski sahibi Leicester Kontu'ndan alan. Çok iyi biliyorum.. Teabing." Teabing heyecanlanmıştı. "Ve samimi olmak gerekirse bayım. sonra kâğıdı ters çevirerek yazıların üstünden geçmek gibi bir hileye başvuruyordu.. idi." dedi. "Tahmin etmeliydim. büyükbabasının metni bir tahtanın üstüne yakarak düzden yazdıktan sonra tahtanın arkası kâğıt inceliğine gelene kadar zımparaladığını tahmin ediyordu. Ama daha yakından inceledikten sonra." dedi.yazılmış olmasına rağmen. "İlk birkaç kelimeyi okuyabiliyorum. .8 milyon dolar gibi sağlam bir rakamdı. "Şimdi bu metniokuyabildiğini mi söylüyorsun?" diye sesini yükseltti. "Bir aynaya ihtiyacımız var. bu yüzden önce normal yazıp." Teabing. Da Vinci’nin astronomi hakkındaki teorilerinin çizimleri. "Büyükbabam bu dili bana altı yaşındayken öğretti. Sergi tezgâhının başında duran bayan doçent. Langdon aynayı eline alıp.. Sophie. Langdon ilk başta. Harvard'daki eğitimini yarım bırakan Bill Gates. Sophie kapağı ışığa iyice yaklaştırdığında haklı olduğunu gördü. Arttırmayı kazandığı fiyat. kapağın altını inlemeye başladı. El yazısının bu kadar tanıdık gelmesine şaşmamak lazım! Langdon yıllar önce Harvard'ın Fogg Müzesi'ndeki bir davete katılmıştı." dedi. Eğer bir İngiliz Kraliyet Tarihçisi ve Harvard'lı bir simgebilimci bile lisanı tanımlayamıyorlarsa."Büyükbabamın yaptığı kutuya bakabilir miyim?" Kutuyu ona doğru iten Teabing. "Hayır yok. Eğlenmeye başladığı anlaşılan Sophie. "Bu ağacın yeterince ince olduğunu zannediyorum." Sophie. "Elbette hayatım. paha biçilmez parşömeni ilk gördüğü anı asla unutamıyordu. paha biçilmez edinimlerinden birini müzeye vermek için eski okuluna dönmüştü.. Işık ince tahtadan süzülmüş ve kapağın arkasındaki yazı meydana çıkmıştı." Gül ağacı kutuyu duvardaki ışığa tutarak. Tezgâhın üstünde zincirle asılı duran el aynasını göstermişti. Robert'ın kendisini anladığını fark eden Sophie tebessüm etti.. Langdon sırada bekledikten sonra. "Bunu deneyin efendim." Masanın öbür tarafına doğru eğilerek. kraliyet ailesine bu kadar bağlı olmanıza rağmen yazıyı tanıyamamanıza çok şaşırdım. Sayfalar anlaşılmazdı. Yazı okunuyordu. tek bir İtalyanca kelimeyi. Armand Hammer Vakfı'ndaki açık arttırmadan satın aldığı on sekiz sayfayı. Teabing'e ters ters baktı. Da Vinci defterlerine arkaik İtalyancayla yazdığı için okuyamadığını sanmıştı. 30. İngilizce.. Sophie kutuyu inceledikten saniyeler sonra. Büyükbabası aslında tersten yazamıyordu." dedi. Langdon. Böylece yazdıklarını kendisinden başka kimse anlayamıyordu." Langdon bir anda anlamıştı. arkeoloji ve hidroloji konusunda yaptığı çalışmaların özetiydi. "Hem de çok kolay. "Neyi tahmin etmeliydin?" diye sordu. Leonardo da Vinci.. neşeyle. Güzel korunmuş ve düzgün bir el yazısıyla -krem rengi kâğıt üstüne kırmızı mürekkeple. hatta harfi bile tanıyamadığını fark etmişti. Böylece tahtaya yakılarak kazınan yazı tersten bakıldığında okunur olacaktı.Leonardo'nun büyüleyici not defterlerinden geriye kalan son sayfalardı. "Neler oluyor?" Langdon. Sophie omuzlarını silkti. "Tersten yazılmış. Da Vinci canının istediğini yapmıştı. "Bunun büyükbabamın kullandığı lisan olduğunu." dedi. Tarihçiler hâlâ Da Vinci'nin eğlence olsun diye mi yoksa omzundan yazdıklarını okuyup fikirlerini çalmaya çalışanları uzak tutmak için mi böyle yazdığı konusunda tartışıyorlardı ama gerçek olan bir şey vardı. "Aaa." Teabing ile Langdon aynı anda dönüp ona baktılar." diye fısıldamıştı. Niyeti onu küçümsemek değildi ama Sophie Neveu'nun onunla aynı kefeye konulması için bir fırın ekmek yemesi lazımdı." dedi. Denemeler. Mutlak hayal kırıklığı. büyük düşünürün fikirlerini okumaya öylesine heveslenmişti ki. yazılar anlamsız görünüyordu. Her şey bir anda anlaşılır olmuştu. Ardından tahta parçasını ters çevirip yerine yerleştirmiş olmalıydı.. Sayfaların yazarı. onun sayısız sanatsal yeteneğinden biri olan tersten yazma üslubunu unutmuştu. aynadaki metni incelemeye koyulmuştu.

Bir hece bir uzun beş heceli ölçünün kökleri paganlara dayanıyordu. Bu kişiler sosyal yapıtlarını. Langdon mısırı yavaşça okudu. .. Beş heceli mısra. Hemen bir kâğıt parçası bulan Sophie.. Venüs'ün ve kutsal dişinin beş köşeli yıldızına ithaf en beş sayısı.. Dengeli bir çift.. "Anadilim. Bir çeşit arkeolojik bilmeceye benziyordu.Bir kısa bir uzun beş heceli ölçü. gerçek neyse atbash ışık tutar. Eski hikmet sözü çözer bunu.. tüm dünyada yüzyıllarca tercih edilen bir şiir ölçüsü olmuştu. üçü de sırayla metni okudular. Hem de hiç. Adam hiç kıpırdamadan duruyordu bir çeşit kabullenme haline geçmiş ya da sanki kurtuluş için sessiz bir dua okuyor gibiydi. Bitirdiğinde." dedi. Langdon. Vatikan Gizli Arşivleri'nde geçirdiği geçen yıl da dahil olmak üzere Avrupa'daki gizli cemiyetleri araştırdığı yıllar süresince hece ölçüsüyle oldukça sık karşılaşmıştı. Langdon mısraların hangi eski şifreyi anlatmaya çalıştığını düşünme başlamadan önce. Zıt vurgulu iki hece. Milton'a. dikkatini Sauniére'in kapağın arkasından ışıldayan ayna etkili şiirine verirken. Bir kısa bir uzun beş heceli ölçü. ön tarafta konuşulanları duymak için kendini zorluyor ama motor sesinden duyamıyordu. Chaucer'den Voltaire'e kadar. Yin yang. "İngilizce. tapınakçı kilit lahde tapar. Rémy gecenin akış şeklinden hoşlanmamıştı.. çok daha belirgin bir tını sezinlemişti." Uçağın arkasında oturan Rémy Legaludec.. eski Yunan yazar Archilochus'tan.Başını utançla sallayan Teabing.. Bir kısa bir uzun hece ölçüsü. 72 Langdon yerden en az bin altı yüz elli metre yükseklikte. Vurgulu ve vurgusuz. yazıyı aynen aktardı. ve toplar size savruk bir soyu. çoğu çağdaşlarının mistik özellere sahip olduğunu düşündüğü bir ölçüyle yazacak kadar cesurdular. Ayaklarının dibinde bağlı bir şekilde uzanan keşişe baktı. kripteksin nasıl açılacağını vaat eden bir bilmece. Beşli dizgi içinde. gerçek dünyayla bağlarını koparttığını hissediyordu. Shakespeare'e.

Mısır büyü kelimeleri. büyükbabasının hazîne avlarını. "Sadece Kâse'den değil." diye methetmeye başladı. Metni yüksek sesle okudu. Sophie reye ineceğini bilmeden kendini uzay boşluğuna fırlatılmış gibi hissen yordu. "Şifrenin. "Tapınakçı uzmanı sensin. dedi kendi kendine. diye düşündü Sophie. İlk harf son harfle. "Şifre. "Atbash son derece uygun." diye cevap verdi. Ama kapımız yok. Teabing." Sophie. MÖ 500 tarihine kadar giden şifreleme yöntemi. “Dostlarım. Atbash Şifresi.. Anahtar Atbash. "Leigh. Lut Gölü Yazmaları ve hatta Eski Ahit'te bile rastlandı." Elbette. diye düşündü Sophie. aynı zamanda Tapınak Şövalyeleri'nden ve Magdalalı Meryem'in dağılan ailesinden bahsediyor! Daha başka ne isteyebilirdik?" Yeniden şiire bakan Sophie. Atbash'ı kullanarak hâlâ gizli anlamlar çıkarıyorlar.Albash. "Beş heceli mısra!" deyiverdi. Fikrin var mı?” Teabing uzun süre sessiz kaldıktan sonra içini çekti." Langdon. diye düşünen Langdon hikmet sözü olarak nitelendirilebilecek eski kelimeleri aklından geçiriyordu. "Tapınakçı kilit lahde tapar. "Atbash ile şifrelenen metinlere Kabala'da. Tapınakçılar'ın kutsal saydığı bu mezar taşını bulmalıyız. Langdon'ın yüzündeki tatsız ifadeden. astrolojik kehanetler." dedi." dedi. 73 . "Eski bir hikmet sözüne ihtiyacımız olduğu belli. "Mezar taşının üstünde şifreli bir kelime olmalı. yirmi iki harfli İbrani alfabesine dayanan basit bir yer değiştirme şifresiydi. bir şeyler atıştırırken bunu düşünmeme müsaade edin. kilit lahit bildiğimiz mezar taşlarından olmalı. Ona rahatsızlık veren düşünceler arasında. Pencerenin dışındaki şafak öncesi karanlık mükemmeldi. mistik tilavetlerden bölümler. Tapınakçılar'ın kutsal saydığı Magdalalı Meryem'in mezarından bahsediyor olabilir. Bu kelimeyi duymuştum. Tapınakçılar'ın mezar taşını bulmanın yabana atılacak bir iş olmadığını anlamıştı. "Abrakadabra olabilir mi?" diye dalga geçti. Roma'nın propaganda makinesinden ayrı tutulmuş ve böylece kardeşliğin öğrenmesini gerektirecek kutsal ve gizli bir dil haline gelmişti. Teabing. Ustalıkla gizlenmiş. Ünlü İbrani şifreleme yöntemi." Ayağa kalkıp uçağın arkasına doğru ilerledi. "Kriptoloji 101 dersinde duymuş olmalısın... Arkasından ona bakan Sophie kendini yorgun hissediyordu. Orada daha fazlası var. "Ayrıca mısralar İngilizce!La Lingua pura! ” Langdon başını evet anlamında salladı. Musevi kriptogramının sık rastlanan bir biçimi olan Atbash Şifresi. artık sınıflarda yer değiştirmeli temel döngü düzenine örnek olarak kullanılıyordu. "Elimizde şifreyi uygulayabileceğimiz hiçbir şey yok." Langdon.. yüzyıllar boyunca İngilizcenin tek saf Avrupa dili olduğunu kabul etmişti. ikinci harf sondan ikinci harfle yer değiştiriyor ve böylece sürüp gidiyordu. Atbash Şifresi gerçekten Sophie'nin kriptoloji eğitiminin bir parçası olmuştu." dedi. Ama bize fazla yardımcı olmuyor çünkü mezarın yerini bilmiyoruz. pagan mantraları. Liste dipsiz bir kuyuydu. Sophie. İspanyolca ve İtalyancadan farklı olarak İngilizce. Jacques Sauniére'in sırlarını kolaylıkla açıklamadığını bilecek kadar çok çözmüştü." Gözlerini kırpıştıran Teabing. "Hiç şaşırmadım. ama yine de var. Wicca sihirleri. kripteksin içinde bulacakları nesnenin "Kutsal Kâse'ye götüren bir harita" kadar basit bir şey olmadığı da vardı. Musevi alimlerle mistikler.Langdon'a dönen Teabing. " Langdon. "Tapınakçılarla bir ilgisi var gibi görünüyor. Sophie. Rémy ile misafirimizi kontrol edip. Elbette tarikat da öğretilerinin bir parçası olarak Atbash Şifresi'ni kullanacaktı." dedi. Üç dakika sonra Teabing hüsranla derin bir nefes alarak başını salladı. "Gerçeğe atbash ışık tutacak diyor. "Bu şiir. "Şey. Şiir. Latin Vatikan dili. Beş harfli bir kelime." Sophie. "Son mısra." dedi. insanlığın bildiği en eski şifredir. ne yapacağımı şaşırdım. gerçeğin mermer silindirin içine bulunduğuna her ne kadar emin olsalar da." Teabing içini çekti. kökenli Fransızca. gizli cemiyet talimatları. Kiliseyle geçinemeyen pek çok Avrupalı gizli cemiyet gibi tarikat da. henüz fark edemedikleri bir bilgi içerdiğini hissedebiliyordu." dedi. Büyükbabasının hazırladığı bilmecelerle büyümüş olduğundan önlerinde duran bu şiirin. "Tek sorun. Langdon ile Teabing.

büyükbabanın gizli bir cemiyet üyesi olduğuna inanmanı sağlayacak bir olaya tanık olduğunu söylemiştin. "Buraya bir araç getirtin. ona. Motorlardan gelen vınlama sesiyle." "Kutsal Kâse ve Magdalalı Meryem hikâyesi yeterli değil mi yani?" Langdon nasıl devam edeceğine karar verememişti. "Bilmiyorum. başında ayrıca keşişin vurduğu yer hâlâ zonkluyordu. Bourget Havaalanı'nın gece vardiyasında çalışan hava trafiği kontrol memuru. karşı taraftaki havaalanın gümrük yetkililerinin sorumluğundadır. yemin ederim bunu bilmeme imkân yok. uçağın beşik gibi hafif sallanması insana uyku veriyordu. Londra'nın dış mahallelerinde. “Uçak her zamanki rotasından kalktı ve son radar bağlantısı Birleşik Krallık’ı gösteriyor. altı buçukta iniş yapabilir. "Sustun. Bu işi sessiz halletmek istiyorum.Adli polis yüzbaşısı. Ayrıca bana kent polisini bulun. İngiliz MI5'i olmasın. "Bu gece gideceği yer Biggin Hill mi?" Kontrol memuru tüm dürüstlüğüyle. Bilmiyorum. Onunla on yıldır konuşmamanın sebebi. kayıtlarını karıştırdı. Müşterilerimiz doğrudan hangarlarına gider ve uçaklarına istedikleri gibi binerler. havaalanının en saygın müşterilerinden biriydi." Fache kaşlarını çatarak adamlarından birine döndü. o günden itibaren onunla bir daha konuşmamana sebep oldu. "Biggin Hill'e gidiyorlarsa. "Sadece yorgunum." Fache'nin işaret verdiği bir başka memur kelepçelerle yaklaşmaya başlayınca trafik kontrol memuru paniğe kapıldı. Biggin Hill olması son derece kuvvetli bir ihtimal. 'Teabing'in jet uçağı." “Uçakta başkaları da var mıydı?" "Efendim. Gördüklerini tahmin etmek için Da Vinci olmaya gerek yok." dedi. Langdon.." Sophie bakışlarını ona dikti. Kontrol memuru kelepçelerle karşılaştığında. "Bizi ayıran şeyin ne olduğunu sana katmadım. "Üniversiteden bahar tatili için dönmüştüm." Saatine bakan Fache. "Uçuş planını bildirmeden özel bir uçağın kalkmasına izin verdiğin için seni tutukluyorum." dedi. Sanırım sizi birbirinizden ayıran şeyin ne olduğunu açıklayabileceğimi ümit ediyordu. İngiliz adam. "Aranızın açılması. Bu soruya çoktan cevap verilmişti. "Bir seks ayinine tanık oldun. Uçağı yaklaşık saat. Öyle değil mi?" Sophie kendini geri çekti. "Nereye gitti?" İngiliz müşterisinin gizliliğini korumaya çalışan kontrol memurunun ilk yanıtı gevelemek oldu. Ben Londra'ya gidiyorum. Ama başaramadı. Galiba sana açıklamamı istediği bir şey vardı. "Sanırım." diye cevap verdi. "Bunu nereden biliyorsun?" Sophie." dedi. "Ve şiir. Gizli cemiyetler hakkında az çok bilgim var. boş bir radar ekranının önünde uyukluyordu. Fache. Birkaç gün erken . Polis yüzbaşısının bir kahraman mı yoksa bir başbelası mı olduğunu tartışan gazeteleri gözünün önüne getirdi. Yani on beş dakika sonra. Sonra pistte etrafının sarılmasını istiyorum. "Ekinoks zamanı olabilir mi? Mart ayı ortaları?" Sophie pencereden dışarı baktı." diye cevap verdi. bir düşüncesini onunla paylaşmaya karar verdi. terminalin önünde duran jet uçaklarına göz attı. yere inmeleri ne kadar sürer?" Kontrol memuru. büyükbabanın neden bir araya gelmemizi planladığını biliyorum." Fache kelepçeleri tutan adamı el işaretiyle uzaklaştırdı.. Sir Leigh Teabing tıbbi tedavileri için Londra'ya sık sık uçar." 74 Hawker'in kabininde Sophie'nin karşısında oturan Langdon. Uçakta kimin olduğu.Yerel kent polisi. kapıdan içeri rüzgâr gibi girdiğinde. Küçük kuleyi adımlarıyla arşınlayan Bezu Fache. "Bahar ayları mıydı?" diye sordu. "Bekleyin!" diye atıldı. Sophie'yle baş başa kaldığı bu anı değerlendirerek." Langdon dikkatle ona baktı. Sophie. Teabing uçağına iniş izni verilmesini istediğimi söyle. "Kısa bir uçuş. Teabing hâlâ uçağın arka tarafında olduğundan Langdon. Ve gördüğün şey." Sophie koltuğunda kıpırdandı. “Size şu kadarını söyleyebilirim." Langdon da aynı şeyleri hissediyordu. Ben oraya varana kadar kimse uçaktan inmesin. "Pekâlâ. Kent'teki Biggin Hill Özel Havaalanı'nda bir hangarı var.

Yumuşak bir sesle. kadınla birleşerek. ama bugün anladığımız gibi değil." diye devam etti. "Peki maskeler?" diye sordu. Bu. "Beyazlar ve siyahlar giymişlerdi değil mi?" Gözlerini sildikten sonra başını salladı." Sözleri ona tesir etmiş gibiydi. Çok kutsal bir törendir. dinle ilgisi vardı. "Buna Hieros Gamos denir. Gözlerinde yeniden yaşlar belirdi ve onları süveterinin koluyla kuruladı. Biraz açılmışa benziyordu "Kadınlar beyaz tül gecelikler giymişlerdi. Dişi ile sağlanan fiziksel birleşim.İbadethanede." Langdon duygularını belli etmemeye çalıştı ama yine de duyduklarına inanamıyordu. dişi ile erkeğin Tanrı’yı deneyimlediği bir ibadetti. Bir Tanrı. sevişecekleri rahibeleri -veya .tek yoluydu Seks ayinleri. "Hieros Gamos Yunancadır. Herkeste vardı. Soğukkanlı bir sesle konuşmaya çalışarak. Hieros Gamos'un erotizmle bir ilgisi olmadığım açıkladı. iki bin senelik kutsal bir törene tanık olmuştu. "Erkek. Fiziksel açıdan bakılacak olursa. Cinsel birleşme." Yeşil gözleriyle onu sorgulayan Sophie.. Mısırlı rahipler ve rahibeler." Buğulanmış gözlerle birden döndü. kutsal dişiyi cinsel açıdan tanımadığı müddetçe erkek ruhunun tamamlandığına inanırlardı.birleşmesi anlamına geliyordu. ilk Musevi geleneklerinin ayinleri içerdiğini öğrendiklerinde şaşkınlıktan küçük dillerini yutarlardı." Durup. Hieros Gamos ayini bir sapıklık değildir." Gördükleri bir seks ayinine benzese de." dedi. bir bakıma evet. Sophie'ye doğru eğildi. hem erkekler mi vardı?" Kısa bir duraksamadan sonra başını salladı. Sophie Neveu farkında olmadan." Sophie şüpheyle bakıyordu." "Benim gördüğüm. Langdon’ın Musevi öğrencileri.gelmiştim. ona biraz zaman tanıdı. kopuk bir an erkek orgazmına eşlik ediyordu. "Androjen maskeler?" "Evet. Tarihte cinsel birleşim. Meditasyon guruları. ilk bakışta biraz akıl karıştırıcıydı. böylece erkek ruhani bütünlüğe ulaşıyor ve Tanrı’yı paylaşıyordu. "Eskilerin seks anlayışının gönümüzdekinden tamamen farklı olduğunu anlaman çok önemli." Langdon bu törene dair birtakım tanımlamalar okumuştu ve mistik kökenlerini anlayabiliyordu. Langdon umarsızca omuzlarını silkti. "Hayır mı?" diye sordu Langdon lafı çevirdi. Langdon. "Sophie." dedi." "Yani seks gibi mi?" "Hayır. bir evlilik töreni değildi. "Kutsal evlik anlamına gelir. Ellerinde altın küreler tutuyorlardı. "Yani orgazm dua gibi miydi?" Aslında Sophie haklı olduğu halde." "Bana anlatmak ister misin?" "Anlatmasam daha iyi olur.. Kadının rahminde bir hayat üretmesi onu kutsal kılıyordu. Eskiler. Kabul etmek gerekirse. Erkeklerde siyah. Süleyman Mabedi'ndeki Kudsülakdas'ta Tanrı’yla birlikte. dinsel bir ibadetti. "Şey. erkeğin ruhani açıdan tamamlanmasının vegnosis 'e ulaşmasının -Tanrı bilinci. Birbirinin aynı maskeler. İsis zamanından beri erkeğin dünyadan cennete uzanan tek köprüsü olduğuna inanılırdı.." "Birleşme anlamındaki evlilik. "Ne diyeceğimi bilmiyorum. onun dişi dengi Shekinah’ın da oturduğuna inanırlardı. dişinin üreme gücünü kutlamak için bu töreni aralıklarla tekrar ederlerdi. insan ruhunun iki yarısının -erkek ve dişi. Langdon alçak bir sesle. "İki bin yıldan daha eskilere dayanır." dedi. Erkekler siyah tunik ve siyah ayakkabı giymişlerdi. "Ve tabii eğer manasını anlamaya hazır olmadan Hieros Gamos'a şahit olduysan. Langdon. "Zihninin tamamen boşaldığı ve Tanrı'yı anlayabildiği zirve anına ulaşabilirdi. Tanrı’ya bakılabilecek bir dinginlik anı. Ruhsal bütünlük arayan erkekler.. asla olamaz. seni şok edeceğini tahmin edebiliyorum. Kısa bir zihinsel boşluk. düşüncelerden arınmış benzeri hallere seks yapmadan geçerler ve Nirvana'yı genellikle sonsuz bir ruhani orgazm olarak nitelendirirlerdi. Seks yeni hayata en büyük mucize can verirdi ve mucizelere sadece bir Tanrı sebep olabilirdi. Sophie gece boyunca mesafesini korumuştu ama Langdon şimdi ilk kez etrafına ördüğü duvarın çatırdamaya başladığını görüyordu. Kadınlarda beyaz." "Hem kadınlar. altın ayakkabıları vardı. düşüncelerden tamamen soyutlanmış. Gördüğün şeyin seksle değil. Sophie. seksin Tanrı’ya ulaşmak için izlenen bir yol olduğu düşüncesi. Eski Museviler." Sophie hiçbir şey söylemedi. Langdon.

Evlilik öncesi sekse göz yummaya cüret etmeden ve hepinizin lekesiz melekler olduğunu düşünecek kadar saf olmadan. ona gönderdiği açılmamış mektup tomarlarını düşündü. "Seks hakkındaki düşüncelerimizin çelişkili olması şaşırtıcı mı?" diye sormuştu.aslında Yehova kelimesinden türetilmişti. "Bir kadınla bir daha beraber olduğunuzda. "Baylar." Dinleyiciler arasındaki tüm erkekler. Kadınlar hep birlikte ellerindeki altın küreleri kaldırıp.Gözleri Tamamen Kapalı filminde Tom Cruise'un canlandırdığı karakter. "Başlangıçta seninle birlikteyim. yabancıların sallanarak ellerindeki mumlarla ilahiler söylediğini duyuyordu. . Başka ne olabilir? Kadınlarla erkekler sıraya dizilmişlerdi. büyükbabasının Normandiya'daki şatosunun yakınlarındaki ormanda dolaşıyordu. öne doğru eğilerek dikkatle dinlemişlerdi.ziyaret etmek için mabete gelirler ve fiziksel birleşme sayesinde kutsallığı tecrübe ederlerdi." Kadınlar başlarını sallayarak.." Sophie susuyordu ama Langdon. Öğrencilerine. Langdon dünyada bir düzineden fazla gizli cemiyetin -pek çokları hayli nüfuzlu.. size seks hayatınız hakkında şu küçük tavsiyede bulunacağım. son dere elit Manhattan'lılann özel bir toplantısına gizlice girerek. Rüya görüyorum." demişti. Kadınlar kürelerini indirdiğinde. şaşkınlık içinde boş evi arıyordu. "Profesör Langdon?" Arka sıralarda oturan bir erkek öğrenci umut dolu sesiyle elini kaldırmıştı.. Hieros Gamos'a tanık olmuştu. bunun utanç verici olduğunu aşılar ve şeytanın işi olan seks dürtülerimizden korkmamız gerektiğini öğretir. aşağıdan gelen sesler duyuyordu. iğrenç ve günahkâr bir davranış olduğuna inandırmak için ellerinden geleni yaptılar. "Eski kilise için. Üniversitedeki erkekler hâlâ çocuktu. siyah. "İnsanlarınla Tanrı'ya ulaşmak adına seksi kullanması büyük bir tehdit oluşturuyordu. Langdon'ın az önce anlattıklarını düşünüyordu. herkes sanki vecit haline geçmiş gibi geri sallandı. Langdon yumuşak bir sesle. eski gelenekleri sürdürdüğü gerçeğiyle öğrencilerini daha fazla korkutmak istememişti. Tehlikeli bir bölgede bulunduğunun bilinciyle. Langdon içini çekmişti. Serinlik ve ışık. her adımda bir basamak inerek usulca bodrumdaki yeraltı odasına vardı. dedi kendi kendine.Robert'a her şeyi anlatacağım . Korkuyla. İçinde yeni bir pişmanlık hissediyordu. Erkek Jah kelimesi ileHavva 'nın İbranilerden önceki olan Havah'ın androjen birleşimi. Belirli nedenlerden ötürü seksi kötü göstermek.. Taş merdivende. "Eskiden gelen dürtülerimiz ve fizyolojimiz bize seksin doğal bir şey olduğunu söyler ruhani bütünlüğe giden aziz bir yol ama modern din. Çemberin ortasındaki bir şeye saygı gösteriyorlardı. "Kiliseye gitmek yerine daha fazla seks yapmamız gerektiğini mi söylüyorsunuz?" Langdon kıkırdamış fakat yemi yutmamıştı. bilmiş bir tebessüm takınmışlardı. Neye bakıyorlar? Sesler artık yükseliyordu. Bu bir rüya. Toprak kokusunu alabiliyordu. Bu çocukların Harvard partilerinde seksten çok daha fazlasını yaptıklarını duymuştu. Diğer büyük dinler de aynını yaptı. Mart ayıydı. Langdon bu sömestr aynı konuya derslerinden birinde değinmişti. siyah. Daha hızlı.. Başını uçağın penceresine dayayıp boşluğa bakarken alnı üşüyen Sophie. her bir ağızdan. zamanda geri gittiğini hissetti. gün doğmadan önce seni rahmimden çıkarttım " diye seslenirlerken güzel gecelikleri dalgalanıyordu. Sophie başını pencereden çevirmeden konuşmaya başladı. Erkeklerse garip bir şekilde kıkırdayarak birbirlerine açık saçık şakalar yapmışlardı. Ne yazık ki film yapımcıları pek çok noktayı yanlış anlamıştı ama fikrin temeli mevcuttu.On yıl. sonra gizli kapıyı buluyordu. Büyükbabasının. Musevilerin dört harfli YHWH kelimesi -Tanrı’nın kutsal adı. "Hepinize bir teklifte bulunmak istiyorum.. beyaz. beyaz.. Daha yüksek. Merdivende saklandığı gölgeler basından." dedi. cinsel birleşmenin büyüsünü kutlamak için bir araya gelen gizli bir cemiyet. kalbinize bakın ve sekse etik ruhani bir olgu olarak yaklaşmadığınızı anlayın. onun büyükbabasını daha iyi anlamaya başladığını sezmişti..hâlâ seks ayinleri yaparak. Yavaşça.hierodules . O gece olanları yeniden anlatırken.. kutsal olan her şey görünmeye başladığında. Kilisenin kendi kendine ilan ettiği Tanrı’ya giden tek yol düşüncesini gölgeliyordu.. Erkeklerin sadece kutsal dişiyle birleşerek ulaşacakları o ilahi kıvılcımı bulmak için kendinize meydan okuyun.

süslü bir sunağın üstünde bir adam yatıyordu." Omzunun üstünden bakan pilot güldü." Bonoyu geri uzatan pilot." "On bin euro. "Bu nedir?" diye sordu. . öyle değil mi?" "Hayır. kiralık uçak Monaco'nun titrek ışıklan üstünde uçuyordu. "Şaka yapıyorsunuz. Sophie nefes alamıyordu. Daha hızlı." "Sana elbette daha fazla ödeme yapacağım. Erkekler. "Bu bir ölüm kalım meselesi. vücudu tanımıştı. Ani bir gürlemeyle tüm oda adeta doruk noktasında patladı. başka sorunlar var. taksi değil. "Bundan ayrılamam. “Vatikan Bankası'ndan alınmış on bin euro değerinde bir bono." Pilot kuşkuyla bakıyordu. "Gerçek elmas mı?" Aringarosa yüzüğüne baktı. Sophie dönüp kaçmak istedi ama yapamadı. Katılımcılar içeri doğru adım atarak. arkasını dönüp dikkatini ön camdan dışarı verdi. Buna rağmen Aringarosa'nın zafer anı paramparça olmuştu." "Peder. pilotun kuzeye doğru birkaç derece döndüğünü hissetti. nazikçe kontrol panosunun üstüne bıraktı. yeraltındaki odanın taş duvarları onu içeri hapsetmişti. Fache ile yaptığı ikinci telefon görüşmesini bitirirken. bu yüzden. Çıplaktı. Bonoyu pilota uzattı. Aringarosa pilot kabininin kapısına tutunurken kendini oldukça güçsüz hissediyordu. Pilot. Arttı. Neler oluyor? Her şey kontrolden çıkmıştı. Arkasını dönerek usulca merdivenlerden yukarı. İşte o an Sophie. "Nakitle aynıdır.Silas'ı nasıl bir işe bulaştırdım ? Kendimi nasıl bir ise bulaştırdım! Aringarosa titreyen bacaklarıyla pilot kabinine yürüdü. Şu iş bir sona erse! Fache'nin verdiği son haber anlaşılır gibi değildi ama bu gece artık her şey anlamını yitirmişti. bu kiralık bir uçak." Gözleri hayretle açılan pilot arkasını döndü.." "Para meselesi değil peder. Hemen şimdi." Omuzlarını silken pilot. Londra'ya gitmeliyim. On beş saniye sonra." dedi.Kadınlar kürelerini yeniden yükselterek. Mükemmellikten çok uzak tombul bir vücudu vardı ve ilahilere ritim tutarak sallanıyordu -Sophie'nin büyükbabasıyla sevişiyordu. çömeldiler. açtı ve bonolardan birini çıkardı. sonunda hepsinin neyi seyrettiğini görebilmişti Çemberin ortasındaki alçak. Yüzüğe baktı. Sonra birden hıçkırarak sessizce ağladığım fark etti. Aringarosa derin bir üzüntü hissetti. Pilot kabininden ağır aksak çıkan Aringarosa yeniden koltuğuna oturdu. Derhal Londra'ya gitmem gerekiyor. büyükbabasının üstüne çıkmıştı. Katılımcıların oluşturduğu çember şimdi adeta şarta söylüyordu ve sesler yükselerek çılgın bir hal almıştı. "Varış noktamızı değiştirmem gerekiyor. Gürledi. İlahi sesleri yükselmeye başladığında." Pilot. Yeniden torbaya uzandı ama kendini kusamayacak kadar bitap hissediyordu. Uzun bir süre sonra yüzüğü parmağından çıkararak. evden dışarı çıktı ve titreyerek Paris'e geri döndü. sırtüstü yatıyordu ve yüzünde siyah bir maske vardı. "Sadece nakit nakittir. Gümüş renkli gür saçları arkasından sallanan. piskoposun altın yüzüğüne baktı. Grand-pére! Bu görüntü bile Sophie'yi şok etmeye yeterdi ama fazlası vardı. Bana yardım etmelisiniz. Sophie hemen adamın omzundaki doğum lekesinden. Neredeyse bağıracaktı. "O kadının meskeni sonsuzluktur ! “ diye cevapladılar. İlahiler yeniden başlamıştı. beyaz maskeli çıplak bir kadın. Onun temsil ettiği her şeyi zaten kaybetmek üzereydi. "Ne kadar? Nasıl bir rahip bu kadar parayı yanında taşır?" Aringarosa siyah evrak çantasının yanına giderek. 75 Aringarosa. Ne kadar? Londra sadece bir saat kuzeyde ve yönümüzü değiştirmemiz gerekmiyor. "Gördüğün kadın sevgidir! “diye bağırdılar..

Akademik buluşun verdiği o tanıdık heyecanın tadına vararak. "Baphomet!" diye çığlık attı. şimdi koyu yeşil görünüyordu. Zihni gizli ayin sahneleri ve çözülmemiş şifrelerle doluydu. "Kumanyalar. kızıl hareleri sancak tarafında toplanıyordu." "Ve bu listede sahte putlara tapmak da vardı öyle değil mi? Kilise Tapınakçılar'ı özellikle bir taş büste ibadet ettikleri gizli ayinler yapmakla suçlamıştı. Yüzüne ışık vurduğunda uçak yeniden kara parçasının üzerinde uçuyordu. Langdon bir kutu açarak pencereye döndü. haklısın! Tapınakçılar'ın kutsal saydığı bir taş büst!" Langdon çabucak Sophie'ye. Langdon bu değişimi seyrederken.. Robert. Jacques Sauniére." Sophie başını iki yana sallayarak sessizliğini korudu." Sophie daha iyi duyabilmek için eğildi. "Mezar taşının nerde olduğunubiliyor musun? " Langdon gülümsedi. "Tapınakçı lahdi." dedi. Kolasından büyük bir yudum aldı. öyle değil mi?" "Doğru." Teabing..Tapınakçı kilit lahde tapar. "Engizisyon sırasında kilise Tapınak Şövalyeleri'ni her türlü günahı işlemekle suçlamıştı. Vicdan azabı duyuyordu. aşağıda parlayan bir okyanus gördü. "Buna inanmayacaksınız. Diğerlerine dönerek. "Leigh. "Nerede olduğunu değil.. Aşağıdaki dünya hâlâ siyahtı. ve sonunda hiçbir yer görünmüyordu. Baphomet'in o yaratı ve üreme sembolü olan bir koç ya da keçi başıyla temsil ediliyordu.. Her türlü suçlamada bulunmuşlardı. Langdon dönerek. az miktarda olduğu için bol bol özür diledi. Kola ılıktı. Şimdi ise iskambil kâğıdından yapılan evler gibi kendi üstüne yıkılıyordu. "Ama ona biraz zaman tanıyalım." Teabing." Krakerini ısırarak.. pagan tanrısı.. Hieros Gamos ile kutsal ayinlerin uçağın gümbürtüsüyle yankılanan ritimlerini duydu. sevgili dostlarım. Langdon. Sion Tarikatı'nın Büyük Üstat'ı." Teabing. Langdon yumuşak bir sesle. Uzak ve derin. Tapınakçılar. "Büst mü?" diye sordu. kabarık bir liste. Sophie'nin yaşlarla dolan gözleri.. Beş heceli ölçünün ve ilahilerin. Sophie de bir o kadar şaşırmış gibiydi. Yiyecekleri dağıtırken. "Beni kendi kızı gibi büyüttü. Jean Cocteau. Gecenin karanlık perdesi hızla çözülmeye başlamıştı. Sophie'nin kendi Hieros Gamos deneyimini hatırlamaktan dolayı sarsıntı geçirdiğini hissedebiliyordu.Ne olduğunu. bağlantılı bir pagan bereket tanrısı olduğunu açıkladı. kendi büyükbabasının kutlandığını görmüştü." dedi.. Kendi adına. 76 Langdon." diye açıkladı. Botticelli. onun gözlerindeki duygusallığı fark etti. hayatım. Zekice hazırlanmış bir plan. haça işemek. Sophie tüm ayine şahit olmakla kalmamış. bunu duyduğuna şaşırmıştı. Keşiş dostumuz henüz konuşmuyor. buldum. İngiliz Kanalı. ilerleme kaydettiniz mi?" Sophie'ye baktı. Langdon gün ışığının ikinci bir aydınlanma getirmesini diledi ama dışarıda hava aydınlandıkça gerçekten daha da uzaklaştığını hissediyordu. "Yani mezar taşı değil. "Tanrım. Çarpıcı bir topluluktu. "Büyükbaban burada bize ne anlatmaya çalışıyor? Bu mezar taşı hangi cehennemde? Tapınakçılar'ın kutsal saydığı şu mezar taşı." Konuşurlarken. Artık fazla kalmamıştı. taştan bir kopyasını yaptıkları Baphomet'in başının etrafında çember oluşturarak ilahiler . Teabing bir kez daha başını mısralara gömerken. Tapınakçılar'ın kutsal saydığı bir mezar taşı. şeytana tapmak. taş bir büstten bahsediyor." dedi. "Peki.. Dışarıda şafak hızla söküyor. Isaac Newton.Tapınakçılar'ın kutsal saydığı bir mezartaşı. Şehvet düşkünlüğü. "Sanırım aslında lahitten değil..Da Vinci. Baphomet'in yaratıcı üreme gücü. Victor Hugo. büyükbabasından kaçmıştı ve şimdi onu tamamen farklı bir açıdan görüyordu. kutu kolalar ve krakerlerle yanlarına gelmişti. Sophie Neveu.." dedi.. şiire göz attı.Her şey kutsal bir dava olarak başlamıştı. "Sana başka ne söyleyebilirim bilmiyorum. Langdon elindeki kola kutusunu sertçe bıraktı." Teabing'in gözleri faltaşına dönmüştü.

" Kripteksin üstündeki harfleri işaret etti. Teabing yirmi iki harfli İbrani alfabesini alefbet ezbere yazmıştı. Yarı yarıya karıştırılmış. "Baphomet. Baphomet'in başının aslında şeytan başı olduğuna inandırdı." Langdon. Dalet. bir ikilem var demektir. Reş. "İbrani dilinde sesli harfler yazılmaz." Sophie. Papa. Pe." BaPV oM eTh "Elbette. Ayın. "Törende aslında cinsel birleşimin yaratıcı büyüsü kutlanırdı ama Papa Clemet herkese. Royal Holloway'de öğrendiğim ufak bir hile." Kalemi Teabing'in elinden alan Sophie. Burada ise sadece beş. "Daha kolay bir yolu var. "Kriptoloji analistleri buna katla-kıvır derler. İbrani karakterleri yerine Latin harflerini kullanarak yazmıştı ama buna rağmen. alfabeyi akıcı bir telaffuzla okuyordu. Lamed. Het. Keçinin boynuzu sihirli bir şekilde meyvelerle dolmuştu. Tapınakçılar'ın kutsal saydığı taş. Bundan sonra. Baphomet'in verimliliğine atıfta bulunurdu ve boynuzu kınlan bir keçi tarafından emzirilen Zeus efsanelerine dayanırdı. evet. Zayın. işte İbrani alfabesiyle Baphomet kelimesi böyle yazılıyor. Sameh. "Beş harf kalır. Ama iki kat daha temiz. "Haklısın. Kilise boynuzlu bereket tanrısını şeytanla değiştirmişti." A Th B Sh G R D Q H Tz V P Z O Ch S T N Y M K L Elişine bakan Teabing kıkırdadı.. Çet.söylüyorlardı. Yod. Nun." Sophie." Sophie alfabenin ilk yansını soldan sağa yazdıktan sonra altına ikinci yarısını sağdan sola doğru yazdı. Tsadik. Baphomet'in başını Tapınakçılar'a karşı başlattığı davada idam ipi gibi kullandı." diye atıldı. Atbash Şifresi burada devreye giriyor. Daha açık anlaşılması için sesli harfleri de araya yazacağım." diyerek kıkırdadı. Gimel. Tamamen olmasa da kilisenin bu işi başardığı ortadaydı Geleneksel Amerikan Şükran Günü masalarında hâlâ paganların boynuzlu bereket sembolleri vardı. eski alimlerin ünlü Şeşak Gizemi'ni** çözmek için . Vav." Sophie'nin yer değiştirme matrisine bakan Langdon."*Teabing alnının terini silerek. tüm yer değiştirmeli şifreler için geçerlidir. onu doğruladı. Kof. Mem. "Şiirde bahsi geçen Baphomet olmalı. Şeytan olduğuna inanılan boynuzlu şeytanın kökü Baphomet'e kadar gidiyordu. "Tamam. Tatlım. yerine kullanma tablosunu oluşturmak için tüm alfabeyi orijinalinin tersin' den yeniden yazmamız gerekiyor. Teabing başını sallayarak yeniden yazmaya koyuldu. "Evet. Bereket küfesi ya da "bereket boynuzu". A B G D H V Z Ch T Y K L M N S O P Tz Q R Sh Th "Alef." diye ekledi. Holloway'deki çocukların işlerini yaptıklarına sevindim. Teabing. "İbranicenin tersten yazıldığını unutmamak gerekir ama Atbash'ı bu şekilde daha kolay kullanırız.." dedi." dedi. "Peki. "Baphomet kelimesinde sekiz harf var. Tet." Teabing genişçe sırıttı. Teabing heyecanla." 77 Langdon oldukça etkilenmişti. Şın ve Tav. Bet. diğerinin arkasından parmaklarım V şeklinde havaya kaldırdığında da görünürdü. Kaf. tekrar işe koyuldu." dedi "Atbash da dahil. Bu yüzden Baphomet kelimesini İbrani alfabesiyle yazacak olursak. üç sesli harf düşer ve geriye. şakacılardan çok azı alay ettikleri kurbanlarının sperm sayısının bol olduğunu ilan ettiklerinin farkına varırdı. Baphomet ayrıca grup fotoğrafı çektiren arkadaşlardan şakacı biri. "Ama Tapınakçılar'ın kutsal saydığı taş büst Baphomet ise.

"Aman Tanrım!" yüzü bembeyaz olmuştu. vurgu işaretine bağlı olarak aynı zamanda S diye de okunabilir. harfleri yer değiştirme tablosuna yerleştirildiğinde. "Son derece zeki!" Teabing yeniden kâğıda yazdı. Sophie'nin yer değiştirme matrisine bakarak." Yazdıklarını onlara gösterdi. gerçekten dâhice. Sonunda bir alim kelimeye Atbash Şifresi'ni uyguladığında sonuçlan herkesi hayrete düşürmüştü..'' Yeniden harflere bakan Sophie. İnciller deli gibi araştırılmaya başlanmıştı.'" Sophie birden büyükbabasına karşı derin bir özlem duydu.. Geleneksel Latin harfleri kullanılmış. Sh-Sh-K. a. Gizemli Şeşak şehrinin aslında Babil şehri olduğu ortaya çıktıktan sonra. "Kelimeyi oku.. B-B-L ise İbranicede Babil diye okunuyordu. "Buna inanmayacaksın. Şeşak kelimesinin aslında oldukça iyi bilinen başka bir şehrin şifrelenmiş hali olduğunu ortaya koymuştu.." diye ısrar etti. "Bu. ağzından çıkanlara inanamamıştı.. "Dâhice!" dedi. Şifre çözme işlemi oldukça basitti. "Eski hikmet kelimesi!" Teabing kahkahalarla gülüyordu. hikmet kelimesinin eski hali. İsminin kökeni Sophie. "Bu dostum. " Kendi sesini duyduğunda. "Pekâlâ... Sophie'ye baktı. "Durun biraz! Şifre bu olamaz. Sh-V-P-Y-A Sophie.y. gerçekten eski hikmet sözüdür. B yerineSh . "Bu ne böyle?" diye kaşlarını çattı. Teabing." Langdon harfleri yeniden okudu.." Langdon'ın kalbi hızla çarptı. "Kripteksin üstünde Sh harfi yok. "S. "Ve Atbash Şifresi diyor ki.. Langdon ile Teabing'in göremediği ciddi bir yanlışlığı fark etmişti. P yerineV . "Harfi harfine!" Sophie önce kelimeye. "Vav harfi genellikle O seslisi yerine kullanılır. "İki şeyi aklından çıkarma. ardından kripteksteki harflere baktı. "Özellikle sen. "Evet! Sophia. Şeşak şehri ve Şeşak halkı. Birkaç hafta sonra Eski Ahit'te alimlerin farkında olmadıkları daha pek çok Atbash şifreli kelimenin bulunduğu keşfedilmişti." diye fısıldadı. Şeşak kralı." diye fısıldadı.. Teabing." Sesi kesilmişti." dedi. B-B-L harflerini veriyordu." diye karşı çıktı. P harfi de aynı şekilde F diye okunabilir. Teabing Noel zamanı gelen bir okul çocuğu gibi sırıtıyordu. "Davullar lütfen. Şimdi güneş pencerelerden içeri doluyordu. f. "Sophia mı? Bu Sophia diye mi okunuyor?" Langdon hararetle başını sallıyordu.. Bu şehir herhangi bir haritada ya da başka bir belgede görünmüyordu ama Yeremya Kitabı'nda sıkça bahsi geçiyordu. Bunu hiç tahmin etmemişti. "Yaklaşıyoruz. İbranicede Sh harfine karşı gelen sembol. Şimdi beş harfli şifremizi bulmak için Atbash yer değiştirme matrisine uygulayalım. "Ne oldu?" diye sordu.. çeviriyi yapmaya başladı.. Bir saniye sonra her şeyi anlamıştı. Şeşak kelimesi İbranicede Sh-Sh-K diye yazılıyordu. Teabing'in sesi huşuyla titriyordu. Sophie'ninSVFYA? diye düşünürken aklı karışmıştı.. Din alimleri yıllarca İncil'de Şeşak diye bir şehirden bahsedildiğini görüp muallakta kalmışlardı. Langdon'ın kalbi tekledi.Atbash Şifresi'ni ilk kullandıklarında hissettikleri dehşeti duydu. Eski hikmet sözü çözer bunu." Langdon. Langdon da anlayamamıştı. "Adım adım Robert. B-P-V-M-Th." Teabing. yüksek sesle okumaya çalıştı. Sophie'ye bakarak "Hazır mısın?" Sophie başını salladı.Tarikat kilit taşını benim ismimle . Baphomet kelimesi ünlüleri indirgendiğinde İbranicede B-P-V-M-Th diye yazılıyor.. Sophie. o." "Ne demek istiyorsunuz?" diye sordu. Heyecanını bastırmakta güçlük çeken Langdon. İşte şifreniz. Yunancada hikmet demektir..

" Langdon tirşe kâğıdın içindeki nesneyi gördüğünde kalbi teklemişti. Uçtaki kapağı masanın üstüne koyup. bir kez daha tüm harflerin ibre ile aynı hizada olduğunu kontrol etti... Eğer harfler. "Büyükbaban merhametsiz bir mimarmış. "Parşömeni çıkartsana." "Ne için? Sirke şişesi için mi?" "Hayır. tirşeydi." "Evet?" Teabing göz kırptı. Tamamen farklı bir şeydi. Sophia kelimesinde altı harf var." diye uyardı. şifreye göre doğru sıralanmışsa. Yavaş çek.. silindir şeklindeki bir nesnenin etrafına sarılmış olduğunu gördü." dedi.. Hiçbir şey olmamıştı. içindekini görmek için silindiri yana eğerken Sophie'nin kalbi yerinden fırlayacak gibi olmuştu. S.. Masanın üstünde ikinci bir kripteks duruyordu. Sophie şifre kelimeyi çözmenin verdiği heyecanla. Dahaküçük." diye fısıldadı." Langdon hayretle bakıyordu. Siyah oniksten yapılmıştı. içine sarılan nesne ortaya çıkmıştı. F. Teabing ile Langdon iyice eğildiler.. Başını kaldırıp diğerlerine bakarken. Ama gözlerini kripteksin üstündeki harflere çevirdiğinde. Sauniére'in işleri kolaylaştırmaya hiç niyeti olmadığını anlayabiliyorum. neredeyse içeride bulmayı umduklarının ne olduğunu unutuyordu. Sirke şişesi olduğunu tahmin etti." . Eğer Sophie silindirleri hızla çekecek olursa cam şişe parçalanacaktı. Langdon ile Teabing neredeyse ayağa fırlayacaklardı. Tek yapması gereken silindiri her iki ucundan sıkıca kavramak ve farklı yönlere doğru hafif bir basınç uygulayarak yavaşça çekmekti. hâlâ bir sorun olduğunu gördü. "Tanrı yardımcımız olsun. I. "Çok ağır. "Sirkeyi unutma. Büyükbaban 'eski hikmet sözü. en büyük sahibi belirsiz gizli gerçek hazinesi." Kaşlarını çatan Sophie yuvarlanmış tirşeyle birlikte etrafına sarıldığı nesneyi çekip.. onu seyrederlerken nefes almayı unutmuş gibiydiler. Her şey son derece mükemmeldi. Birincisinin .. "Eski Yunancada. Teabing yutkunarak. Teabing. Uçtaki ağır parça elinde kalmıştı." diye fısıldadı. "Şimdi çekip çıkartacağım. Boğazında bir yumru oluşmuştu. uçlardan biri kayarak açılacak ve Sophie içerideki.Sophie'nin dışardaki uçlara uyguladığı baskı içerideki manivelayı harekete geçirince alttaki boşluğa kayacaktı." Langdon korkuyla karışık bir neşeyle. "Dikkatli ol." dedi. Tamam." "Biliyorum. A." Teabing gülümsemeye devam ediyordu. "Sorun nedir?" diye sordu. O.. Ardından yavaşça çekti. "Şiire yeniden bak. Eski hikmet sözü çözer bunu. Teabing. Teabing'e göre. "Ama durun.Bu garip. "Çok çok dikkatli ol. diye düşündü Sophie. Sophie son harfi çevirmişti. sirke koyun derisinden yapılan tirşeyi eritmez . sirke şişesinin etrafına sarılmış papirüs sayfaya ulaşa çaktı. Kâğıdın ortasına tekrar baktığında.. "Bu papirüs değil.. "Bunun için.." 78 Sophie kripteksi kucağına alıp harfleri çevirmeye başladığında korkunç bir heyecan duyuyordu.' demiş. Bununla birlikte eğer yazdıkları şifre yanlışsa.. Langdon ile Teabing.şifrelemiş. Bir parşömen! Sophie yuvarlanmış kâğıdın ortasına baktığında.. hikmet S-O-F-I-A diye yazılır. Sophie avuç içleriyle silindirin uçlarını kavrarken. Bu dolgu maddesi. Fakat sirkenin etrafına sarılan kâğıt alışıldık hassas papirüs değil." Sophie kâğıdı açtığında. dedi kendi kendine. Biraz daha kuvvet verdi.. "Dikkatli ol. Magdalalı Meryem'in ve Sangreal hazinesinin yerini gösteren. bir Kutsal Kâse haritası vardı. Taş birden yerinden kayarak ayrıldı." Sophie bununda çocukluğunda açtığı kripteksler gibi olduğunu biliyordu.Bu tarikatın kilit taşı. ikisini birlikte dışarı çıkardı. merkezdeki nesnenin sirke şişesi olmadığını fark etti. Taş tüpü tutan Sophie. Teabing.

yeniden hızlı adımlarla kabul salonuna yürüdü. Yine beş heceli ölçüyle yazılmıştı. teknik bölüm memurunun parmak izi topladığı geniş balo salonuna girdi. "Hiç fikrim yok.. Memur başını iki yana salladı." dedi.. Fotoğrafta bir Gotik katedralinin ana girişi görünüyordu. Her şey çiftler halinde.Tuhaf mı? Memur.Beyaz siyaha can verir. Sauniére'in çiftlere olan tutkusu. "Bu mu tuhaf?" ." Langdon kalın tirşe kâğıdını inceledi. teknik bölümün Collet'ye muhafazakâr Katolik grubu Opus Dei ile bağlantısı olduğunu söylediği kanlı bir kemer." Collet yanına gitti. Robert." O sırada. "Herhangi bir şey var mı?" diye sordu. Beyazın içinde siyah. "Peki bu ne?" Adam omuzlarını silkti. Tirşe kâğıdını onun önüne iten Teabing. "Şu İngiliz garip biriymiş. Erkek dişi. yağmurun ıslattığı sokaklardan Biggin Hill Özel Havaalanı'na doğru gidiyordu. 79 Teğmen Collet. Her erkek bir kadından çıkar. Langdon uzanarak küçük kripteksi eline aldı. Daha önce duydukları sıvı sesi bu küçük kripteksin içinden gelmiş olmalıydı. burada Château Villette'e yayılan teknik bölüme çocuk bakıcılığı yapıyordu.Çifte anlamlar." Delil torbasını karıştırarak. Asıl hareketin yaşandığı Londra'ya Fache ile birlikte gitmek yerine. "Bu şiirde bahsi geçen şövalyenin ne olduğu hakkında fikrin var mı?" Teabing sırıttı.içine yerleştirilmişti. Ama hangi şifreye bakmamız gerektiğini çok iyi biliyorum. Süslü bir hat yazısıyla başta bir dört mısralı metin yazıyordu. memura döndü. "Şuna bir bakın. "En azından doğru yönde uçtuğumuza sevineceğini düşünüyorum." dedi. "Alışkanlık. Pantolon askısı takan toplu bir adamdı. Yakın zaman önce bir haber programı onların Paris'te eleman toplamadaki saldırgan tutumlarını gün ışığına çıkarttığında ortalık hayli karışmıştı. sadece yarı ebadında ve siyahtı. Birincisinin aynı gibiydi. "Yeni bir şey yok. Fotoğrafa dikkatle baktıktan sonra Collet. Şimdiye dek ele geçirdikleri ipuçlarının bir yardımı dokunmamıştı: yere saplanan bir tek mermi. Langdon önünde duran sembol zincirini sezinleyebiliyordu. Collet içini çekti. Langdon heyecanla Teabing'e döndü. Evin geri kalanındakilerle uyuşan başka parmak izleri var o kadar. Ben bulduğumuz her şeyi topluyorum. Beyaz-dişi Siyah-erkek. O tanıdık çağıltı sesini duydu. Tuhaf bulduğum her şeyi torbalarım. Mısra şifreliydi ama Teabing'in İngiltere'ye gitme planının işe yarayacağını anlaması için ilk mısrayı okuması yeterli olmuştu. en az beş kilometre önlerinde altı kent polis arabası." "Yakeçe kemer üstündeki parmak izleri?" "Interpol hâlâ üzerinde çalışıyor. ikinci kripteksi açarken kullanılacak şifrenin ancak bu şövalyenin şehrin bir yerindeki mezarında bulunabileceğini ima ediyordu. İçeri giren Collet. Collet şatafatlı bir koridordan geçerek.İki kripteks. küçük kapı eşiğine doğru giderek daralan geleneksel kemerler. birini seçti ve Collet'ye uzattı. "E." Collet masanın üstündeki iki mühürlü torbayı işaret etti. PAPA ŞÖVALYE GÖMMÜŞ LONDRA'DA Şiirin geri kalanında.bıçak vekadeh sözcüklerinin yazıldığı sembollerle karalanmış bir kâğıt parçası. Teabing'in buzdolabından bir Perrier aldıktan sonra. Umarım bu ümitsiz karışıklıktan bir anlam çıkar.

"Ayrıca dudaksı çatı sırtı ve girişin üstündeki küçük beşparmakotunun temsil ettiği bir klitoris." Collet.” Collet bir an için adamın ses tonunu tanır gibi oldu ama nereden tanıdığını çıkartamadı." Collet belgeyi inceledi.. "İnsan yeniden kiliseye gitmek istiyor. Onu şaşırtan." Collet arkasını çevirince." İçini çekti. sesindeki gerginliği saklamaya yetmiyordu. "Yüzbaşı Facte'ye acil bir çağrı var fakat ona ulaşamıyoruz. "Bu ne?" diye sordu. "Monsieur . katedralin uzun nefinin paganlar tarafından kadın rahmine atfedildiğini anlatan İngilizce karalamalar buldu. eski bir belgeye benzeyen büyük parlak bir fotoğraf durduğunu görebiliyordu. Plastiğin içinde. SION TARİKATINI YÖNETEN BÜYÜK ÜSTATLAR JEAN DEGISORS MARIE DE SAINT-CLAIR GUILLAUME DE GISORS EDOUARD DE BAR JEANNE DE BAR JEAN DE SAINT-CLAIR BLANCE D'EVREUX NICOLAS FLAMEL RENE D'ANJOU IOLANDE DE BAR SANDRO BOTTICELLI LEONARDO DA VINCI CONNETABLE DE BOURBON FERDINAND DE GONZAQUE LOUIS DE NEVERS ROBERT FLUDD J.. "Yüzbaşı biraz meşgul. Arayan André Vernet idi."Arkasını çevirin. Teğmenim?" Bir başka ajan başını içeri uzatmıştı. "Ben yardımcı olabilir miyim?" “Bana bu geceki gelişmelerden haberdar edileceğimin garantisi verilmişti. "Dur biraz. Başlıkta şöyle yazıyordu: Les Dossiers Secrets-Sayı 4° lm 249 Collet. Siz görüşür müsünüz?" Mutfağa giden Collet. telefona cevap verdi. "Yüzbaşı Fache'nin beni arayacağını düşünüyordum ama henüz ondan haber alamadım. bu yüzden torbaya attım." diye cevap verdi." Collet ikinci delil torbasını eline aldı. VALENTIN ANDRÉA ROBERT BOYLE ISAAC NEWTON CHARLES RADCLYFFE CHARLES DE LORRAINE MAXIMILIAN DE LORRAINE CHARLES NODIER VICTOR HUGO CLAUDE DEBUSSY JEAN COCTEAU 1188-1220 1220-1266 1266-1307 1307-1336 1336-1351 1351-1366 1366-1398 1398-1418 1418-1480 1480-1483 1483-1510 1510-1519 1519-1527 1527-1575 1575-1595 1595-1637 1637-1654 1654-1691 1691-1727 1727-1746 1746-1780 1780-1801 1801-1844 1844-1885 1885-1918 1918-1963 Sion Tarikatı mı. diye düşündü Collet." Memur başını salladı. Her tarafta bunun kopyaları vardı. Katedral girişinin bir kadının şeyini temsil ettiğini düşünüyor. Bankacının düzgün aksanı. katedral girişini tasvir eden notlardı. "Hiç fikrim yok. Bu garipti.

" Hatta uzun bir sessizlik oldu. "Emniyet kemerleri lütfen." diye anons yaptı." Sophie şüpheyle bakıyordu. Vernet. "Rüşvet mi?" "Yaratıcı diplomasi. Bu şanslı gelişmenin onun yıldızının parladığı an olacağını hissedebiliyordu. Hemen Interpol'ü arayarak. Ardından hatırladı. Paris'e bir saatten daha yakın mesafedeydi ama arada dağlar kadar fark vardı.Bu sesi tanıdığımı biliyordum! Yaptığı keşif soluğunu kesmişti. "Sayın yargıç. İngiltere'de bulunduğunu kimsenin bilmesini istemeyen -basın yüzünden." dedi." Teabing güldü. "Biz dönene kadar senin misafirimizle birlikte uçakta kalmanı istiyorum. İzin verirseniz kapatıyorum." Rémy elinde tuttuğu Heckler Koch silahıyla koridorda belirmişi "Efendim. o akşam gözünün içine bakarak yalan söylediği memur oydu. Şifreyi tuşladıktan sonra kasayı açtı ve iki pasaport çıkarttı. zaferin tadını almaya başlamıştı. onun laubali tavrına şaşırmıştı. Kilit taşı bulundu. onu İngiltere'ye getirmekte uşağımı bana . bilirsiniz. 'Teğmen. Bu sabah anavatanının nemli ve canlı yeşillikleri son derece konuksever görünüyordu. Paris'teki soruşturmadan şu an ben sorumluyum." Teabing gülümsedi. ama bu insanların hepsi beni tanır. Londra'da her gittiğimiz yere onu peşimizden sürükleyemeyiz. Özel havaalanları birtakım masraflar alırlar. "Ama onu bağlayıp Londra'ya getirdin. mahkemede yemin ediyormuş gibi yaptı." Sophie endişeli görünüyordu. Teabing sağ elini kaldırarak. bağlı bir rehineyi uluslararası sınırdan geçirdin. "Üyeliğin getirdiği bazı imtiyazlar var tabii. "Ve memur bunukabul edecek mi?" “Herkesten kabul etmezler. Tam olarak nerede olduğunu hiç bilmemesine rağmen." Ardından elli sterlinlik banknotlardan oluşan kalın bir deste çıkardı.ünlü bir Fransızla birlikte seyahat ettiğimi söyleyip." Sophie. Zürih Emanet Bankası ve başkanı André Vernet hakkında bulabildikleri her türlü bilgiyi temin etmelerini istedi. 80 Hawker 731 kasvetli sabah yağmurunun içine dalarken Teabing'in pilotu. Teğmen Collet ismini hatırlamıştı. biz dönene kadar Fransız polisinin uçağını bulacağı konusunda ciddiydim. Teabing alçalan uçağın altında uzanan kentin dumanlı tepelerini gördüğünde eve dönmenin keyfine vardı. Bu adam beni neredeyse öldürüyordu." "Benim avukatlarım da öyle. Sizi daha sonra arayacağım. "Bu hayvan evime girdi ve az kalsın beni öldürüyordu. İngiltere'ye zaferle dönüyorum. Zırhlı aracın şoförü. "Rémy ve benim belgelerim. "Ve sizin belgeleriniz. "Leigh. "Leigh. Bu bir gerçek ve Rémy bunu doğrulayacak. sağduyusu için ona bu cömert bahşişi vereceğim. uşağına baktı. "Evet.Birleşik Krallık 'ta bir yerde. Fache'yi aramasını söylüyordu." Telefonu kapattı. Hangarda bir İngiliz gümrük memuru bizi karşılayacak ve uçağa binmek isteyecek. Langdon ile Sophie bakmaya devam ederlerken Teabing ayağa kalkıp kabinin karşı tarafına geçti ve duvardaki bir panoyu yana kaydırarak. kilit taşınınnerede olduğu sorusu hâlâ gündemdeydi. İngiliz mahkemelerini tercih ettiği için bu tuhaf yaşlı şövalyeyi mazur görün. Tanrı’ya şükür silah kaçakçısı değilim. İsmim Teğmen Collet.Fransa'daki günlerim sona erdi. beş dakika sonra iniyoruz.Vernet. Vernet işin içinde. diğer hattan aranıyorum. uçağa binip Rémy'yi bulduklarını düşünsene.. Sahte Rolex takan. Şimdi Collet bankacının neden telefonu kapatmakta acele ettiğini anlayabiliyordu. altında gizli kasayı ortaya çıkardı. Onun girmesine izin vermek yerine." Langdon şaşırmış gibiydi. İçgüdüleri ona." Langdon. Fransız yetkililerini aramam gerektiğini biliyorum ama ben bir züppeyim ve şugeçiş izni kağıdıyla Fransızların davayı yürütebileceğine güvenmiyorum. Collet birkaç saniye sonra ahizeyi yerine koydu. Şövalye ilan edildim.." Uçağın arkasındaki keşişe kaşlarım çatarak baktı. Collet bu garip gelişmenin sonuçlarını düşünmeye başladı. ben ne yapacağım?" Teabing. Ama elbette. Bu ciddi. İngiltere. Evet.

alışılmışın hayli dışında.O kadar yaklaştık ki." dedi." Sophie. Bazı zamanlarda gümrük yetkilileri zararsa organiklere genellikle lüks yiyecekler göz yumarak Teabing'den büyük bahşişler alırlardı. Asıl hedeften şaşma. "Sanırım Fache hâlâ aradığı kişinin ben olduğumu düşünüyor. Terminalin önüne park etmemi ve sonraki uyarıya kadar herkesin uçakta kalmasını istediler. "Gerçekten geri kalanımızın gitmesine izin vereceklerini mi düşünüyorsun? Sizi buraya yasaya aykırı bir şekilde getirdim. Zaten gümrük kurallarından pek çoğu . Tanrı aşkına Robert. Rémy de kaygılanmışa benziyordu. Teabing. "Ya öyle. Hangarında duran özel imalat Jaguar tam depo doldurulur. "Ya da hata yaptığını itiraf edemeyecek kadar kendini kaptırdı. "Satış toplantısı." Teabing Biggin Hill'e on yıldan fazladır uçuyordu ve bu ilk kez olmuyordu. "Kuleden telsizle bildirdiler.Büyük bir benzin kaçağı olmalı. Sophie ile Langdon'a döndü. "Efendim?" diye seslendi. Kontrol kulesine hızla giren Simon Edwards -Biggin Hill Havaalanı Özel Hizmet Müdürü." dedi." Sophie yutkundu. belki işe yarar. Teabing böylesinden hoşlanırdı. aynı zamanda sık iniş kalkışları için her seferinde ayrı bir avans ücreti ödüyordu." dedi. Teabing." dedi. Biggin Hill'e sadece özel hangarı için değil." Teabing." derken. uçağı doğrudan terminale indirmemi istediler." Teabing." Pilot arkaya dönerek. Pilot kabinine doğru aksayarak giderken. Langdon. "Oh. bir hoş geldin heyeti tarafından karşılanacağımıza dair tatsız şüphelerim var. Sir Leigh Teabing. Kendine gel! Hep birlikte işin içindeyiz. Genellikle havaalanının onun programından önceden haberi olur ve gelişi için sıla bir protokol hazırlanırdı. Bayan Neveu Louvre'dan kaçmana yardım etti ve uçağın arkasında bağlı bir adam var. Benzin istasyonu onun hangarından en az yarım kilometre uzaktaydı. "Bana bir dakika izin verin.yardım etmesi için zorlayarak aceleci bir karar verdim ama büyük bir baskı altındaydım. bir an önce harekete geçmeleri gerekiyordu. "Belki başka bir havaalanı deneyebiliriz. Bunlar. Mea culpa." Teabing onları dinlemiyordu. "Leigh. "Dostlarım.yağmurun ıslattığı piste gözlerini kısarak bakıyordu. işlenmemiş özel bir Roquefort peyniri ve bazı meyveler gibi yiyecekler olurdu. Cumartesi sabahlan erken kaldırılmaktan hiç hoşlanmazdı. 81 Hawker son turunu atıyor." Langdon düşünceli bir tavırla içini çekti. Galiba benzin istasyondaki benzin kaçağı gibi bir şeydi. Güvenlik tedbiriymiş. " Langdon kuşkuyla bakıyordu." Sophie. Sizi de karıştırmamış olurum. bu işi yasal yoldan halledebilirim. Kâse'yi bulmalarına yetecek kadar uzatmak için cesur bir karar vermesi gerektiğini anlamıştı. "Ne yapıyorsun?" diye sordu.Mea culpa. "Onlara teslim olup." diyerek savsakladı. "Sorunun ne olduğunu söylediler mi?" "Kontrol memuru belirsiz şeyler söyledi. Altlarındaki iniş takımları ses çıkartarak açıldılar. başka bir yere indiğimiz anda bizi askeri tanklarla karşılarlar.Kâse . pilotu usulsüz bir manevra yapmaya ikna etmenin ne kadara mal olacağını düşünüyordu. Fache'nin ne düşündüğünü bir yana bırakıp. Havaalanı yetkililerinden onay almadan uçaktan inmeyecekmişiz" Teabing şüphelenmişti. Fransız salyangozları. "Söyleyen sen olursan. en zengin müşterilerinden birinin tutuklanmasını seyretmek üzere çağrılması onun için özellikle sinir bozucuydu. Gerekli evrak işlemlerini ve valiz kontrolünü kolaylaştırmak için bir gümrük memuru uçak hangarında beklerdi. "Efendim. Sizin hangarınızın yanında bir bakım sorunu yaşıyorlarmış. "Eğer şimdi dönersek. Langdon vicdan azabı dolu bir sesle. cilalanır ve o gününLondonTime s gazetesi arka koltuğa bırakılırdı. Teabing başını iki yana salladı. İngiliz yetkilileriyle karşılaşmayı.

Edwards irkilerek yüzünü buruşturdu." Polisler birbirlerine baktılar. "Öyle dedi!" Edwards birkaç saniye içinde." Teabing merdivenlerden inerken sözlerini dikkate almamış gibi davranıyordu. Fransız yetkililer onu yakalamaya hayli niyetli görünüyorlardı." Öne doğru adım atan kent başmüfettişi. Benzin sızıntısı hikâyesine inandığı anlaşılan pilot isteği kabul etmişti. Karışıklık için özür dilerim. kendini uzaktaki hangara doğru hızla yol alan bir polis arabasının içinde buldu. "Efendim. Piste iniş yapan Hawker'ın burnu hafifçe yukarı kalktı ve tekerlekleri toz kaldırarak yere değdi. Uçak. Tüm polisler dönüp Edwards'a baktılar. "Yarım saat daha uçakta kalmanızı istemek zorundayım. Edwards. pist görevlisi ise elinde takozlarla bekliyordu. Biggin Hill'de istediği her şey sunulur ve çalışanlar karşılığını alırlardı. "Korkarım bu mümkün değil. Sesler sağır edecek kadar yüksekti. Birkaç saniye sonra uçak kapısı dışarı doğru açıldı. bir başka havaalanı olabilirdi. Edwards da dışarı fırlamıştı. yeni tedavi gıcırdamama sebep oluyor. "Pilotun terminale gelmeyi kabul ettiğini söylediğinizi sanmıştım!" Edwards şaşkına dönmüştü. bir daha hareket edememesi için uçağın tekerleklerinin altına güvenlik takozları yerleştirecekti. "Randevuyu kaçırmayı göze alamam. alçalmaya başlamıştı. ona buraya gelmesini ben söyledim." "Biliyorum. Sağ taraftaki ağaçların üstünde uçan Hawker. Randevuma geç kaldım. şey. Fransız yetkililerin isteği üzerine kent polisi Biggin Hill hava kontrolüne Hawker'in pilotuyla temas kurmasını ve müşterinin hangarı yerine doğrudan terminale iniş yapmasını söylemesini emretmişti. her zamanki manevrasını tamamlarken Hawker'ın motorları hâlâ gümbürdüyordu. jetin etrafını sardı. ağırlığını koltuk değneklerine vererek başını kaşıdı. Kendisine doğrultulmuş silahlara bakarken. Teabing'e. "Fransız Adli Polisi'nin . Şimdi sekiz silahlı polis terminal binasının içinde durmuş. Pilot uçağı durdurup. Aramızda kalsın. motorları susturdu. İngiliz polisi genelde silah taşımadığı halde. Kent polisi saklanmıştı." Uçaktan inmişti. Ardından polisler içeri girip. Jet uçağı hangarda. "Günaydın efendim. uçağın kapısına doğru tedbirle yaklaşan kent polis müfettişine eşlik etti. geçiş şeridinden Teabing'in hangarına doğru yoluna devam etti. Arabalar sonunda patinaj yaparak açık hangar kapısının önüne varınca. "Simon. Fransız polisi duruma müdahale etmek üzere gelinceye kadar içeridekileri zapt edecekti. Programım dışında hareket ettim. Teabing'in Hawker'i sakince özel hangara girip gözden kaybolurken. Bu hangara para ödüyorum ve benzin sızıntısı hakkındaki şu saçmalık bana abartılı bir tedbir gibi geldi. Benzin sızıntısı vardı ve pilotunuz terminale geleceğini söylemişti. durumun vahameti silahlı bir kuvvetin çağrılmasını gerektirmişti. bir sonraki kalkış için burnunu kapıya vererek. "Çok güzel efendim.saçmaydı ve Biggin Hill müşterilerine yardımcı olmayacaksa. Doktordan randevu aldım. Uçağın indiğini gören Edwards'ın sinirleri iyice gerilmişti. Terminalin önünde sağdan sola doğru hareket eden uçağın beyaz gövdesi yağmurlu havada parlıyordu. evet. Teabing'in servetini harcama merakının bir şekilde başını derde soktuğunu düşünüyordu. Uçağın elektronik merdivenleri aşağı doğru açılırken. uçağın motorlarını durduracağı o anı bekliyordu. Aynı anda bir pist görevlisi. polis konvoyu hâlâ beş yüz metre uzaktaydı. Henüz Edwards'a neyle suçlandığı söylenmemişti ama ciddi bir şeyler olduğu belliydi. İçeri doluşan polis. Teabing'in uçaktan uzaklaşmasını önleyecek şekilde yoluna çıktı." Başmüfettiş. Ama jet uçağı gaz kesip terminale döneceği yerde. 180 derecelik dönüşünü tamamlayıp hangarın önüne doğru ilerlerken Edwards pilotun şaşkın ve polis barikatından dolayı korkulu yüzünü görmüştü. bir adım öne çıktı. buralarda yokken polis piyangosunu mu kazandım?" Sesi endişeliden çok şaşırmış gibi çıkmıştı Boğazındaki düğümü yutan Edwards. Leigh Teabing kapıda belirdi." "Korkarım buraya gelmekle bizi hazırlıksız yakaladınız efendim." "Evet. Buraya motoru ayarlasınlar diye geldim." dedi. polisler silahlarını çekerek dışarı döküldüler. Simon Edwards inişi pist seviyesinden görmek için aşağı kata indi.

Her zamanki yolcular var." Rémy merdivenlerden inmeye başladı. "Durun! Ateş edeceğim!" Teabing ne durdu." dedi. Eğer bu şey beni durduracak kadar önemliyse.emri üzerine buradayım. "Uçağı arayacağım. hele birkaç kişiye dair hiçbir iz yoktu. Bu uçak kanun kaçaklarını taşıdığınızı iddia ediyorlar. Kızarmış bir yüzle yeniden merdivene döndü ve gözleriyle hangarı tarayarak. Uçağa binip. korkarım oyunlarınıza katılacak vaktim yok. içeride başka kimsenin olmadığını teyit edebilir misin?" Edwards kapana kısıldığını anlamıştı. ardından dalağınız gelir." diye emir verdi. Leigh Teabing'in meydan okuyarak yanından geçip gitmesi kent başmüfettişinin hiç hoşuna gitmemişti. bagaj bölümünü aradılar ama müfettiş içeride saklanan hiç kimseyi bulamadı. "Şu kamera şakalarından biri mi? Çok iyi!" Başmüfettiş istifini bozmamıştı. Her ikiniz de. "Efendim. "Bu iş ciddi efendim. Kısa bir süre sonra kabinden içeri girdi. Ama değildiler. Pişman olursunuz." Teabing şimdi Simon Edwards'a bakıyordu. İnsan hayatına dair en ufak belirti yoktu." "Kabul etmiyorum." Hangarın uzak bir köşesinde olduğu halde Teabing'in gözlerinden alev püskürüyordu. namlu altında limuzinin yanında bekleyen Leigh Teabing ile uşağına baktı. "Kendi Sir Leigh için çalışan birrehine gibi hissediyorum ama bana gidebileceğimin garantisini verdi. başmüfettişin yanından geçip.Kahretsin. Bezu Fache hangi akla hizmet etti? Leigh Teabing galiba doğruyu söylüyordu. "Müfettiş. "Bırakın gitsinler. limuzine doğru yürümeye başladılar. "Evet efendim. Avukatlarım kahvaltı yerine testislerinizi yer. Fransız uçakta ayrıca bir rehine tuttuğunuzu iddia ediyor. koltukları. "Devam edin. İmtiyazlı kişiler daima kanunun üstünde olduklarını düşünürlerdi.. Teabing'in uçağında saklamak için bunca çaba sarf ettiği şeyi bulmanın kariyeri bakımından çok daha iyi olacağına karar verdi. Çabucak tuvaleti. "Lütfen uçağınıza dönün. Fransız polis temsilcileri kısa süre sonra burada olacaklar." Teabing'in Biggin Hill müşterisi olarak kalması için. Burada size mantıklı bir teklifte bulunuyorum. Bu özel bir mülk ve arama emriniz olmadığı müddetçe uçağımdan uzak duracaksınız." Bunu söyledikten' sonra Teabing ile Rémy. sonunda kahkahalarla patladı. Müfettiş. Devasa arabanın içini göstermeyen camları ve beyazlı lastikleri vardı. "Kesinlikle bakamazsın!" dedi. Boş kabinde tek başına duran kent başmüfettişi güçlükle yutkundu. Başmüfettiş dönerek Teabing'in sırtına nişan aldı. Müfettiş. "Avukatlarımın sizi arayacağından emin olabilirsiniz Ve bir dahaki sefere Fransız polisine fazla güvenmeyin." Rémy saatine baktı." Teabing'in tavrı sertleşmişti. Kapıya ulaştığında içeriye bir göz attı. Teabing teknik açıdan haklıydı ve polisin jet uçağına binmesi için arama emrine ihtiyacı vardı ama uçak Fransa'dan havalanmıştı ve nüfuzlu Bezu Fache yetki verdiği için kent başmüfettişi. bu size son uyarım. Ve arama emri olmadan uçağıma binmeye cüret ederseniz. gerçekten gecikiyoruz. "Hayır bakamazsınız müfettiş. ne de arkasını dönüp baktı. "Yanlış tüyo almışız.Nasıl yani? Pilot kabininde dehşet dolu bakışlarla oturan pilot dışında uçak bomboştu. bu çok saçma! Uçakta başka kimse yok. o uçağa binmeyi aklınızdan bile geçirmeyin." Adamları silahlarıyla Teabing ile uşağının limuzine giden yolunu kestiler. "Durdurun onları. Teftişi Bay Edwards yapabilir. "Arabayı getireyim. Başmüfettiş." Teabing'in uşağı Rémy merdivenlerin başında belirmişti. Geciktim ve gidiyorum." Güç oyunlarına yabancı olmayan başmüfettiş etkilenmemişti.. "Simon." Uzun süre gözlerini başmüfettişe diken Teabing." Teabing başını iki yana salladı. Rémy.! Hangarın arkasında duran Jaguar limuzini gösterdi." Tehdide aldırmayan başmüfettiş tabancasına sarıldı ve uçağın merdivenlerinden yukarı çıktı." . Teabing şimdi arkasını dönmüştü. Simon Edwards gibi özel havaalanı müdürlerinin uçaktakiler hakkında yalan söyleyebileceğini bilen kent başmüfettişi. Tanrı aşkına. "Korkarım gitmenize izin veremeyeceğiz." dedi. Bakabilirim. "Ben kendim bakarım. "Müfettiş. pilotumuz ve ben. beni vurmak zorunda kalacaksınız. Belki sen arabuluculuk yapabilirsin." diye emir verdi.

"Pekâlâ. Ardından jet uçağının motorları yeniden gümbürdeyerek uçağı döndürmeye başlamış ve polis arabaları hangarın önünde patinaj çekerken manevrasını tamamlamıştı. "Rolünü iyi oynadın vefakâr dostum. Sophie ile birlikte elleri kolları bağlı Albino'nun yanında hâlâ yere çömelmiş vaziyette duruyorlardı. Jaguar hangardan çıkarken. Papa şövalye gömmüş Londra'da. Teabing." 82 Limuzinin arkasında Teabing'e bakan Langdon. "Bayan Neveu. Ardın uşak arabanın ön tarafına yürüyerek direksiyon başına geçti ve motoru çalıştırdı. Ara. tirşeye sarılı siyah kripteksi çıkardı. Sophie tirşeyi açarak. Şimdi kelimeleri yeniden yavaşça ve dikkatle okurken. özürlü efendisinin arka koltuğa yerleşmesine yardım etti. doluydu göbeği. Langdon Kraliyet Tarihçisi'nin bir cevap bulduğunu hissedebiliyordu. beş heceli ritimlerin anlam çıkartmasına yardımcı olmasını diliyordu. İngiliz her ikisine de muzip bir tebessümle bakarak. Langdon şiiri uçaktayken defalarca okumuş olmasına rağmen. "Siz ikiniz ben olmasam ne yapacaktınız?" dedi. Harvard'lı çocuğun şiire bir daha bakmasına izin verir misiniz?" Sophie cebini karıştırarak. Ardından gözlerini geniş aracın loş ön koltuklarına çevirdi. Teabing sırıtarak barı kapattı. küreyi kabre aitti. size yardım edeceğim. Ara küreyi kabre aitti? Teabing çaresizlik içinde. "Herkesin rahatı yerinde mi?" Langdon usulca başını salladı. Bu şövalyenin mezarında olması gereken küre kayıptı. Kutsal gazap cevap ölmüş ona. polisler açılarak yol verdiler Limuzin havaalanından hızla uzaklaşırken. uçak yarım dönünü tamamlayıp yavaşladığında Rémy kapıyı açmıştı. keşişi yerde bırakarak doğruldular ve Teabing'in karşısındaki uzun koltuğa oturdular.kesinlikle İsa'nın tohumlarını taşıyan Magdalalı Meryem'e atıfta Sunuyordu. Londra'da gömülü bir şövalye vardı.. Şiirin son mısraları ise-Güldü teni. sayfayı Langdon'a uzattı. Gerçekten . "Size birer içki ikram edebilir miyim? Biraz çerez? Gevrek? Fındık? Seltzer?" Sophie ve Langdon hayır anlamında başlarını saldılar. "Bayan Neveu?" Sophie başını hayır anlamında salladı. Kiliseyi kızdıracak bir şey yapmıştı. Şiire göre bu mezar küçük kripteksi açmak için gerekli olan şifreyi verecekti.Bu sözlerin ardından Teabing'in uşağı limuzinin arka kapısını açarak. limuzinin bar dolabını açtı. Hawker boş hangara girdiğinde. Ayrıca mezarın yerini buldukları anda kayıp olan bir başka şeyi aramaları gerekecekti. Teabing sırıtarak Sophie'ye döndü. Dakikalar önce. "Fleet Caddesi mi?' diye sordu." dedi. arka koltuktaki Teabing. Polis hızla yaklaşırlarken Sophie ile Langdon keşişi merdivenlerden sürükleyerek indirmişler ve limuzinin arkasında saklanmışlardı. Şimdi limuzin hızla kente doğru yaklaşırken Langdon ile Sophie. Lisan oldukça basit görünüyordu. Gül ağacı kutuyla büyük kripteksi hep birlikte uçağın ufak kasasında bırakmaya ve yanlarında çok daha küçük ve taşınabilir boyutlarda olan siyah kripteksi getirmeye karar vermişlerdi. "Hiç fikrin yok mu?" diye sorarken.. Mısranın açık diline rağmen Langdon hâlâ bu şövalyeninkim olduğunu veya nereye gömüldüğünü çıkartamıyordu. Güldü teni doluydu göbeği. şu şövalyenin mezarına dönelim. Mezar Fleet Caddesi'nde mi? O ana kadar Leigh "şövalyenin mezarını" bulacaklarını düşündüğü yer hakkında oldukça kurnaz davranmıştı. "Peki o halde. tam olarak nereden bahsettiğini anlayamamıştı.

" Sophie." Kaşları şeytani bir ifadeyle yukarı kalkmıştı. "Bu sana ne ifade ediyor?" Langdon omuzlarını silktî. Gülün döllenmiş rahmini anlatan beş harfli başka bir telime olmalıydı." 'Teşekkürler. "Kilisenin şekli yuvarlaktır. EVLAT. tarikat araştırması yaparken pek çok kereler ismine rastladıysa da.. "Pagan mı?" "Pagan abidesidir. Teabing'e baktı." Langdon'a baktı. Mimarisi pagan stilindedir. Londra'daki bir mezardan. "Mabet Kilisesi Fleet Caddesi'nde mi?" "Aslına bakarsan Fleet Caddesi'nden sapılan Inner Temple Lane'de. Kilise ile Tapınak Şövalyeleri arasındaki bağı düşün. "Aha! Hiç de öyle değil!" dedi. kiliseyi güneşin şerefine mükemmel bir daire biçiminde inşa ettiler." Teabing yüksek sesle güldü. daha önce Mabet Kilisesi'ni hiç ziyaret etmemişti. "Ama papalar tarafından öldürülen sonsuz şövalye mezarı olmalı. SARAH. İçinde ne bulacaklarını tahmin etmeye çalıştı. Teabing. Sonunda öfkelenmişti "Robert. Tapmak Şövalyeleri'nin yaptığı!" "Mabet Kilisesi mi?" Langdon kesik kesik nefes aldı. Ya da öldürdüğü. VENÜS. ikinci kripteksi açabileceklerdi." Teabing. "Aferin tatlım." dedi. Aradaki bölme açık olduğundan dikiz aynasından onları seyrediyordu. Kâse'den bahseden beş harfli bir kelime mi? Uçaktayken zaten muhtemel şifreleri denemişlerdi -KADEH.çok kolay. içlerinden birinin kayıp küresi gözümüze çarpacaktır. "Şaşırmadım. "Kilise büyük binaların arkasında kalır. Papa'nın gömdüğü bir şövalye mi?" Sophie. Bu şövalye belli ki kilisenin kutsal gazabını çekecek bir şey yapmış. Leigh Teabing gibi bir uzmanı bile zorlaması. GÜNEŞ. bu çok komik. "Sir Leigh?" diye seslendi. Başlangıçta var olan çapraz kelime bulmacalarına benziyordu. "Oh.Papa'nın gömdüğü bir şövalye. İlk dize anahtar." Teabing haylaz bir çocuk gibi davranıyordu.düşündü.. Şövalyelerin Mabet Kilisesi'nin alışılmadık ortamında garip ve gizli ayinler gerçekleştirdiklerine dair pek çok hikâye anlatılırdı.ama silindir açılmamıştı." "Kesinlikle. Papa'nın gömdüğü bir şövalye. Langdon’a bunun bilindik bir Kâse kelimesi olmadığının işaretini veriyordu." Sophie şaşırdı. On mezarın her birini dikkatle incelemeliyiz. Langdon yeniden şiire göz attı. Issız eski bir yer." Langdon 1307'deki dillere destan Tapınakçı avını -şanssız on üçüncü Cuma. Rémy omzunun üstünden. Eğer küre şifreyi açıklayacaksa. JESUS. MARIA. Her zaman iyimsersindir Robert. "Pek çokları o anda yakıldı çoğu tören yapılmadan Tiber Nehri'ne atıldılar. Ve Londra'da gömülü çok az şövalye var." Langdon gerçeğe ne kadar yaklaştıklarını fark etmişti." dedi. Şans yüzümüze gülse. "O kadar emin değilim Şaşırtmalı. Oradaki varlığını birkaç kişi bilir. Tekrar düşün." Işık çakmasını beklermiş gibi Langdon'a baktı. Tanrı aşkına! Tarikatın askeri kolu tarafından Londra’da inşa edilen kilise. İkinci dizeye bak. "Papa şövalye gömmüş Londra'da. "Fleet Caddesi'nin Blackfriars Köprüsü yakınlarında olduğunu mu söylemiştiniz?" . "Mezarlığı mı var?" "Görüp görebileceğin en korkutucu on mezar. Bir zamanlar Birleşik Krallık'taki tüm tapınakçı/tarikat faaliyetlerinin merkezi ola Mabet Kilisesi'ne Tapınak Şövalyeleri.Çok bilindiktiler." "İkiniz de daha önce oraya hiç gitmediniz mi?" Sophie ile Langdon başlarını salladılar. Okur musunuz lütfen?" Langdon yüksek sesle okudu. "Roma'dakilerin canını çok fazla sıkacak bir mesele değildi. Ama bu şiir birmezardan bahsediyor. "Yerini söylemeden önce biraz terlediğini görmek istedim. "Peki şiirin geri kalanı?" Tarihçinin neşeli havası bozulmuştu. Tapınakçılar geleneksel Hıristiyan haç temeline aldırış etmeden." Langdon. "Papa'nınöldürdüğü bir şövalye mi?" diye sordu. Süleyman Mabedi'nin ve Roma'da sahip oldukları nüfuzu borçlu oldukları Sangreal Belgeleri'nin onuruna bu ismi vermişlerdi. Papa Clement yüzlerce Tapmak Şövalyesi'ni öldürüp gömmüştü. Teabing gülümseyerek onun dizine hafifçe vurdu. Stonehenge'i Londra'nın merkezinde yeniden diriltmiş olmalılar. "Papa'nın gömdüğü bir şövalye mi? Cenazesini Papa'nın kaldırdığı bir şövalye.

" dedi. Bir saniye lütfen.. Ama Langdon aralarında beklenmedik bir çekim oluştuğunu hissediyor Yorgun bir yüzle gülümsedi." "Büyükbaban beni tanımıyordu bile." Langdon aklına Fache'yi getirmemeye çalışıyordu. Fache'nin suç ortağı olabileceğini gözardı edemeyecek kadar fazla tesadüfle dolu olduğunu düşüldü." "Üzgünüm. "Bu tutuklamaya çok hevesli.. "Büyükbaban kripteksi sana verdi ve içgüdülerin büyükbabanın ne yapmanı istediğini söylüyorsa onu yapacaksın. "Büyükbabam sana güvenmemi istedi Bir kez olsun onu dinlediğime memnunum.."' İltifatında romantik olmaktan çok pragmatik bir hava vardı. Ayrıca bir de Sophie." "Öyle bile olsa. "Robert." Artık ufuktaki Londra manzarası seher vaktinin aydınlığıyla belirginleşmeye başlamıştı. Sophie bu iş bittikten sonra Langdon'ı temize çıkarmak için elinden geleni yapacağına söz vermişti." "Fikirlerinden hoşlanmadıysa neden seni bulmamı istesin? Kitabında Sangreal Belgeleri'nin açıklanması gerektiğini mi söylüyordun yoksa gizin devam edilmesini mi?" "İkisini de yazmadım. ama Langdon buna gerek kalmamasından korkuyordu.. Langdon'a dönerek alçak sesle konuşmaya başladı. "Uyuyabildiğim zamanlar çok daha eğlenceli oluyorum. dev Ferris dönme dolabından. "Robert. Kesinlikle ne Kâse’nin saklandığı yerle ilgili." Langdon ve Sophie'ye bakarken gözlerini deviren Teabing homurdandı. Adli polisin Kutsal Kâse meselesiyle işi olacağını aklı almasa da Langdon bu gecenin. ne de açıklanıp açıklanmamasıyla ilgili bir yorumda bulunmadım. Kendinize içecek ya da atıştıracak bir şeyler alın. Leigh'in küçük aldatmacası onlara bolca vakit kazandırmıştı." "Ben senin fikrini soruyorum. Kent polisi Fache'ye uçağın boş olduğunu söyleyince Fache. Tarih boyunca yapılan ikonografilerin izini sürdüm." Durdu. onların hâlâ Fransa'da olduğunu düşünecekti. demek ki bilginin paylaşılması gerektiğini düşünüyorsun.. Fache'nin bu tutuklamaya fazlasıyla hevesli olduğunu söylemişti."Evet. "Eğer bulursak Sangreal Belgeleri'yle ne yapmamız gerektiğini düşünüyorsun?” diye fısıldadı. Her şeyin ötesinde Langdon aleyhinde sağlam deliller vardı." . Sangreal'i açıkladın." "Ama bu konuda bir kitap yazıyorsun." dedi. Langdon bilinin dizini sıkarak onu geri çektiğini hissetti. onun isteyebileceği her şeyi yaptığını düşünmekten kendimi alamıyorum. ön tarafa gitti. "Benim ne düşündüğüm önemsiz." Langdon. seni bunca derdin içine karıştırdığım için üzgünüm. Fache bu planın bir parçası olabilir. Nerede olduğundan emin değilim. Langdon bir kez binmeyi denemişti ama "kapsüller" ona mühürlü lahitleri hatırlattığından ayaklarını karada tutmayı ve manzaraya Thames Nehri'nin kıyısından bakmayı tercih etmişti." "İsa'nın farklı bir hikâyesi olduğunu teorik açıdan tartışmakla diğeri arasında dağlar kadar fark var." Açık bölmeden Rémy ile konuşabilmek için yanlarından ayrılarak. Louvre'da yerde ve Sauniére'in not defterinde isminin yazmasının yanı sıra şimdi bir de yazdığı kitap konusunda yalan söylemiş ve kaçmıştı. "Bu gece kendimi büyükbabama bir şekilde geçen yıllardan daha yakın hissediyorum. onun haklı olduğunu fark etmişti. Kendisiyle konuştuğunu fark etti. yüz elli metre yüksekliğindeki ultramodern. İngiltere'de olduğumuzu kimse bilmiyor. ayrıca bu cinayetleri benim üstüme yıkmaya kararlı. Araştırmam kutsal dişi sembolleriyle ilgiliydi. Seninle özel olarak görüşmek istemişti. Araştırma kitabında büyükbabamın güvenini uyandıracak bir şey yazdığın ortada. Langdon. Kilit taşını bulmama yardım ettin. Bunu çok nadir yapar.Fache dindar biri. Bir zamanlar Big Ben ile Tower Köprüsü'nün hâkim olduğu manzara şimdi Milenyum Kubbesi'ni selamlıyordu. şehrin nefes kesici manzarasını görmek mümkündü. Sophie yeşil gözleri ona bakıyordu." Sophie bir süre sessiz kaldı. Genelde sadece hastaneye gidiyoruz. Victoria Embankment'tan dön." dedi. Eminim buna sevinirdi.. bodrum katındaki ayini anlattın. "Fache kolay vazgeçmeyecektir. Elini onun bacağına koyan Sophie. Sophie. "Ama burada olmana seviniyorum. "Yemin ederim bazen çocuk bakıcılığı yaptığımı hissediyorum.Sophie'nin teklifi üzerine. Görünmez olduk. Sophie." "Belki de bana her şeyi yanlış anladığımı anlatacaktı.

dünyadaki her türlü inanç insan ürünüdür. Sade ve basit mimari. Langdon. "Ama benim dindar Hıristiyan arkadaşlarım kesinlikle İsa'nın suda yürüdüğüne. alegoriyle ve abartıyla anlatılır." Langdon kendi kendine güldü. Mabet Kilisesi'nin dışındaki küçük bir avluya girmişlerdi. "Ne sormuştun?" dedi. "Hatırlayamıyorum.İnancın tanımı budur. siyasi kargaşalardan.. Sorunlar kendi mecazlarımıza kelime anlamıyla inanmaya başladığımız zaman ortaya çıkar. Belgelerin yok edilmesine karşıyım ve ayrıca din alimlerinin İsa Mesih'in olağanüstü hayatı hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğunu görmek isterim. "Şifreleri çözmesine yardımcı olduğu için hayali‘i’ sayısına inanan matematikçi bir kriptograftan daha fazla değil.” Sophie kaşlarını çattı. diye düşünen Langdon. Savaştan sonra sade görkemine yeniden kavuşturulacak şekilde onarılmıştı. zamanın Kudüs Patriği Heraclius tarafından takdis edilen Mabet Kilisesi sekiz yüzyıl içinde. Dramatik dairesel yapısı. Büyük Londra Yangını'ndan. İncelik kazandırılmış Pantheon'dan çok Roma'daki kaba Castel Saint-Angelo'yu andırıyordu. Kaba yontulmuş taş yağmurda parlıyor ve binanın tepesindeki kumrular kuğuruyorlardı. On Şubat 1185'te. Ve bu gerçeğe inanarak yaşamak milyonlarca insanın hayatla mücadele edip. ortadaki ufak kulesi ve tek taraftan çıkan nefiyle kilise. "Her seferinde işe yarar. Eğer sen ve ben İslam inancıyla." 83 Sophie ve Teabing'le birlikte Inner Temple Lane'de Jaguar limuzinden inerken Langdon'ın Mickey Mouse saati yedi buçuğu gösteriyordu. "Cumartesi sabahının erten saatleri ." "Ama bana Yeni Ahit'in insan ürünü olduğunu söylemiştin?" Langdon gülümsedi. öyle mi?" "Ben bir tarihçiyim. ilk kez gördüğü binaya hayranlıkla bakıyordu. Üçlü.” dedi. Girişe doğru aksayarak ilerleyen Teabing. bir ibadet yerinden çok askeri kaleleri andırıyordu. "Sophie. Buda'nın aslında nilüfer çiçeğinden doğmadığına dair kanıtlarımız olduğunu söylemeli miydik? Ya da İsa'nınkelimeanlamında bir bakireden doğmadığını? Dinlerini layıkıyla anlayanlar. dünyadaki milyonlarca insan için bir rehber niteliğindedir. insanın gözünü korkutan cephesi. Londra'nın eski Mabet Kilisesi tamamıyla Caen taşından yapılmıştı. Tevrat ve Pali." Aradan biraz zaman geçti.gerçekten suyu şaraba dönüştürdüğüne ve gerçek bir bakireden doğduğuna inanıyorlar. Birinci Dünya Savaşı'ndan sağ kurtulmuştu. Kapının sol tarafında konser . 1940 yılında ağır hasar aldığı Luftwaffe bombardımanı hariç. "Yani uğraşmamız gereken hizmetlilerle karşılaşacağımızı sanmıyorum." "Yani Sangreal Belgeleri'nin sonsuza kadar saklı tutulmasından yanasın." "Öyle mi yapıyorum? İncil. daha iyi insanlar olmalarına yardımcı oluyor. Sağ taraftan çıkıntı yapan küçük müştemilat göz zevkini bozuyordu ama asıl yapının orijinal pagan biçimini bozmaya yetmemişti. Aynı şekilde Kuran."' "Sorduğum soruya her şekilde karşı geliyorsun. doğru olduğunu düşündüğümüz ve ispatlayamadığımız şeyi kabul etmek. bu hikâyelerin mecaz olduğunu zaten anlarlar. "Kesinlikle bundan bahsediyorum. binaların oluşturduğu bir labirentten." Kilisenin antresindeki taş nişin içinde geniş bir ahşap kapı vardı. Yahudi inancıyla." "Ama inandıkları gerçek yalan. "Bu hiç de adil değil."Diğeri ne?" "Dünyaya Yeni Ahit'in sahte olduğunu gösterecek binlerce eski belgeyi bilimsel ispat diye sunmak." dedi." Langdon. Çemberin basitliği." Langdon gülümsedi. Mecazlar aklımızın almadığını anlamasına yardım eder. bunu yapmalı mıydık? Budistlere bayrak sallayıp. "Dindeki alegoriler gerçeğin bir parçası oldular." Sophie kuşkuyla bakıyordu. Kanon diğer dindeki insanlara rehberlik ederler. Eski Mısırlılardan modern kiliseye kadar her dinde Tanrı mecazlarla.. Budist inancıyla ve pagan inancıyla çelişen belgeler bulsaydık.

kolunu arkasındaki çekici çifte doğru uzattı. Kadının yumuşak yüz hatları ve gür kızıl saçları vardı. "Bugün cumartesi. “Affedersiniz. Büyük Yangın'ın sebep olduğu hasarın onarılması için elinden geleni yapmıştı. küllerini mabede serpiştirmemize izin verirsin ya da Peder Knowles'a bize nasıl davrandığını anlatırım. sizinle tanışmak bana şeref verdi." Koltuk değnekli adam öfkeyle parladı.. "Şimdi ya onun son isteğine saygı gösterip. koyu renk saçlı ve fazlasıyla tanıdıktı. Papaz yardımcısı temizliğe devam etti kapının vurulması kesilmemişti." Liderleri gibi görünen iri cüsseli adam koltuk değneklerini kullanarak bir adım öne çıktı. Kapı yerinden oynamadı. "Bayan Wren. "Ziyaretçiler için kapılar bir kaç saat sonra açılacak." Yana çekilerek. yolu kapatıyordu." "Affedersiniz anlayamadım?" Koltuk değnekli adam." dedi.Okumanız yok mu? Kapıdaki panoda. içerideki papaz yardımcısı komünyon alanını süpürmeyi yeni bitirmişti. "Um. "Genç adam." Engelli adam yüzünü daha da buruşturmuştu. Bir süre sonra geri çekildiğinde yüzünde sinsi bir ifade vardı. kapıyı açtı. "Burada olacağını söyleşti ama öyle görünüyor ki. Peder Knowles nerede. "Ben Sir Leigh Teabing'im.. Eğer durum buysa. Kararsız bir halde işine devam ederken bir yandan . Ama Peder Knowles bu aile bireylerinin geleceğini söylemeyi unutmuş olabilirdi.Zaten en fazla bir dakika alacağını söylediler. Kapıda üç kişi duruyordu. bu binada senin süpürebileceğin herhangi bir şeyin kalmış olmasını. Kapıyı çalan meraklı bir turist ya da fakir olmalıydı. bu kadının cebindeki beyefendiye borçlusun. adeta kendine gelmiş gibi elini süveterinin cebine götürdü ve koruyucu kumaşa sarılmış küçük bir silindir çıkardı. Duyuru panosunu göstererek "Robert yardım programına bakar mısın? Bu hafta kim başkanlık ediyormuş?" diye sordu. "Saat dokuz buçuğa kadar beklerseniz iyi olacak.. "Acaba bu münasebetsiz genç adama külleri gösterebilir miydiniz?" Kadın tereddüt ettikten sonra. "Satış işiyle uğraşmadığın ı bet olmuş genç adam. kimseyi mahcup etmek istemiyormuş gibi fısıldadı. İçerideki kilidi çevirerek. ben de süpürmeyi bitirmedim." Peder Knowles'in kilise geleneğine bağlılığını. üçlünün içeri girmesi için kenara çekildiğinde. Panoyu okuyan Teabing kaşlarını çattı. Koltuk değnekli adam. Kilise henüz açılmadı. olan bitene Bay ve Bayan Wren'in de en az kendisi kadar şaşırdığına yemin edebilirdi. Kulağını ahşaba dayayarak içeriyi dinledi. kilisenin cumartesi günleri saat dokuz buçuktan önce açılmadığı yazıyordu. bu işi onsuz yapacağız. "Saat dokuz buçukta açıyoruz. içeri alma riskinden çok daha büyüktü. dördüncü kuşaktan Bay ve Bayan Christopher Wren'e eşlik ediyorum. Ne kadar zarar verebilir ki ? Papaz yardımcısı. Mabet Kilisesi'ne bağışta bulunan en ünlü isimdi. Duymazlıktan geldi. Bu onun son isteği ve mirasıydı. Papaz yardımcısı işine devam etti." Koltuk değnekli adam kaşlarını çattı. sanki biri metal bir tokmakla vuruyormuş gibi gürültülü bir hal aldı. Papaz yardımcısı nasıl karşılık vermesi gerektiğini bilmiyordu. daha da önemlisi.programlan ve kilise yardım ilanlarının asılı olduğu bir duyuru panosu yer alıyordu ve kesinlikle oraya yakışmıyordu. Fazla uzun sürmez." Papaz yardımcısı hâlâ kapının önünde durarak. "Şüphesiz farkında olduğun gibi. Kapının vurulduğunu duyduğunda.ne uzun sürmez?" Ziyaretçinin gözleri kısıldı ve öne doğru eğilerek." Kapıya yaklaşıp açmayı denedi. Birden kapıdaki yumruklama sesi. Elektrikli süpürgeyi durduran papaz yardımcısı sinirli adımlarla kapıya yürüdü. İngiliz Sakson aristokrat aksanıyla. burada yeni olduğun belli Sir Christopher Wren'in torunları her yıl buraya gelir ve kiliseye küllerinden bir tutam serper. bu tarihi mabede gölge düşürecek bir şey olduğunda ne kadar öfkeleneceğini çok iyi bilen genç adam tereddüt etti. hiç ikna edici değilsin. Daha geç gelir." dedi. Adam ise uzun boylu. onları geri çevirmenin riski. Peder Harvey Knowles'ın kendi anahtarları vardı ve daha birkaç saat gelmeyecekti. gördün mü?" diye atıldı. Turistler. "Genç adam. "Oldu mu.. Bu geziden hiç kimse hoşlanmıyor ama elden ne gelir?" Papaz yardımcısı birkaç yıldır burada çalıştığı halde bu geleneği daha önce hiç duymamıştı. Ayrıca on sekizinci yüzyıl başlarında ölmüştü. diye mırıldandı. Sir Christopher Wren.

Burası. Avrupa'daki diğer tapınak kiliselerinden çekmelerine imkân sağladılar. İlk ATM'ler bunlardı." Göz kırptı. evet. Papa. farklı zırhları ve kalkanlarının üstünde farklı işaretler vardı. Bu yüzden yarım saat boyunca sahnede yerde yattım." Leigh'e bakan Sophie." diye fısıldadı. "Yuvarlak tiyatro. Oymaların altında daire şeklindeki odayı çevreleyen tek bir oturma sırası vardı. Langdon." Dairesel bölüme girdiklerinde. Langdon onları görmüştü bile. güneş ışığının kızıl renkli bir ata binen beyaz giysili şövalyeden süzüldüğü vitray pencereyi gösterdi. "Dini nefer topluluğu." dedi. hepsi de oldukça eskimişti ama birbirlerinden hayli farklıydılar. Langdon mezarları görünce. "Bazıları Tapınak Üstat'ının kraldan daha fazla nüfuza sahip olduğunu iddia eder. Hâlâ beni oynadığım Julius Caesar'ı anlatırlar. Daire şeklindeki odada ilerlerken Langdon dizlerinin bağının çözüldüğünü hissetti.gözucuyla onları takip ediyordu. onunla aynı fikirdeydi." Langdon şaşırmıştı." Daire şeklindeki bölüme vardıklarında Teabing uzakta hâlâ yerleri süpürmekte olan papaz yardımcısına baktı. şövalye gömmüş Londra 'da." diye fısıldadı. "Leigh. Beşi sağda. "Ülkenin ilk baronu mu?" Teabing başını salladı." Langdon. Kiliseleri onların kaleleri ve bankalarıydı. Üçüncü perdenin ilk sahnesini kimsenin benden daha iyi oynadığını sanmıyorum. bu yüzden Tapınakçılar. "İngiltere kilisesi. Dikkatlerini acılarından uzaklaştıracak hiçbir şey göremezsin. Şövalyeler zırhlı giysileri. "Ben o sahnede Caesar'ın ö ldüğünü sanıyordum. gerekli evrakları göstermeleriydi. ana kiliseye giden kemerli yola girdiklerinde Langdon gösterişsiz sadeliğe şaşırdı. "Ve tabii küçük bir komisyon. "Bin iki yüzlü yılların başında Tapınak Üstat'ıydı. Gözlerini içerideki soluk taş duvarlarda gezdirerek. Alüminyum koltuk değneklerinden çıkan sesler yankı yaparken Teabing." Teabing kendinden memnun bir şekilde sırıttı. "Tapınak Şövalyeleri savaşçıydı. huzur içinde yatıyorlardı. Sophie'ye. Teabing koltuk değneklerinden birini kaldırarak. "Kasvetli. düz bir Hıristiyan şapelini andırdığı halde. canavar ve acılı insan yüzü oymalarına baktı. O ve ondan sonra gelenler Primus Baro Angiae'de senatör koltuğuna oturdular. kalkanları ve kılıçlarıyla betimlenmişlerdi. Muhteşemdim. Duvarlar. "Çok güzel yalan söylüyorsun. inan bana. Modern bankacılık kavramını Tapınakçılar icat etti. Tek ihtiyaçları olan şey. hepsi de iç tarafa doğru bakan gargoyle. Langdon'ın da tüyleri diken diken olmuştu. onların altınlarını en yakın Mabet Kilisesi'ne edip. bulundukları yerden bile oldukça sağlam görünüyordu." diye fısıldadı. Teabing sessizce güldü. geleneksel süsleme izlerini taşımayan mobilyalar yalın ve soğuktu. "Biliyor musun?" diye fısıldadı. "Bankaları mı?" diye sordu. sol ve sağ arka köşeleri gösterdi. şeytan." dedi." Teabing. "Alanus Marcel. Yere meyilli yerleştirilmiş gerçek boyutlardaki oyma figürler. Dört sandık Sangreal Belgesi'yle Magdalalı Meryem'in lahdinin bu kilisede olduğunu hayal edebiliyor musun? Tüylerimi diken diken ediyor. Beşi solda. Sunak. "Elbette.Kaçırdığıma üzüldüm. "Tapınakçılar bir yerden bir yere taşıyıp sakladıkları zamanlarda Kutsal Kâse'nin bir kez bu kiliseye yerleştirildiği söylenir. ona baktı." Langdon yüzünü buruşturdu." Teabing gözlerini kırpıştırdı. orası olmalıydı. kol ve bacakları farklı pozisyonlarda duruyordu." diye fısıldadı. On taş şövalye. "Oxford Tiyatro Kulübü. Grup halinde ek binadan. Langdon." Sophie kilisenin dairesel bölümüne giden geniş açıklığı gösterdi. Üçlü kilisenin içlerine ilerlerken Langdon kendini tutamadan gülümsedi. Anglikanlar dinlerinde gösterişe kaçmazlar. "Evet ama yere düşünce benim ehramım yırtılmıştı. Avrupalı asilzadelerin alanlarıyla birlikte yolculuk etmeleri tehlikeliydi. onlar uyurken birisi içeri gizlice girmiş ve yüzlerine alçı dökmüş gibi tatsız bir hisse kapılmıştı. "Burası kaleye benziyor. . Buna rağmen tek bir kasımı bile kıpırdatmadım.

"Sen." .. hasara karşı verilen o tanıdık mücadelenin başladığını hissedebiliyordu. "Adımı biliyor musun?" Uşak gülümsedi. Boştu. Öğretmen beni koruyacağını söylemişti. Tanrı'nın onu terk ettiğine inanamıyordu. standart bir şarap açacağı buldu ve küçük bıçağını dışarı çıkarttı. ancak şimdi fırsat bulabildim. bağlamanın verdiği fiziksel acıyı ruhani bir ibadete dönüştürmüştü. değil mi Silas?" Silas şaşkınlıkta geri çekildi. Silas sırtına ve omuzlarına yayılan yakıcı sıcaklığı hissettiğinde." Silas duyduğu korkutucu zonklamanın karıncalanmaya dönüştüğünü hissediyordu. Uyluklarının delinirken verdiği ağrıyı duyduğunda." diye fısıldadı. Arabadan inerek. ben Öğretmen değilim. Yerdeki kansız bıçağın yanında kullanılmış yapışkanlı bant duruyordu. "Kıpırdama.. Silas vücudunu alevler sarmış gibi hissediyordu. Ama Öğretmen senden övgüyle bahsediyor." dedi.. Remy gülümseyerek limuzinin arka tarafına gitti. Papyonunu gevşeten Remy. Silas kana susayan kaslarının zonklamasını bile İsa'nın çektiği acılarla bağdaştırarak. başını iki yana salladı." diye özür diledi.Gece boyunca kurtuluş için dua ettim. Jaguar limuzini Mabet Kilisesi'nin yakınlarındaki pis bir sokağa çekerek. vücudun acıya karşı savunma mekanizması. Kader bu gece Silas'a pek çok tuzak hazırlamıştı ama Tanrı mucizevi bir hareketle bunların hepsini çözmüştü. Benim adım Remy. Uşak. Artık kırmızı gözlerden korku fışkırıyordu. İlahi müdahale. kırmızı gözleriyle korkudan çok merakla bakıyordu. Yakında zengin bir adam olacağım. yıllardır ilk kez nefes alıyormuş gibi hissetti. Range Rover'daki ilk boğuşmadan sonra keşiş içinde bulunduğu durumu kabullenmiş ve kaderini daha yüksek bir güce teslim etmiş gibiydi. Adam. Kürek kemiklerinde ani bir acı hissetti. Bıçak aşağı inerken Silas gözlerini sıkıca kapadı. Limuzinin içki barından kendine bir Smirnoff votka doldurdu..Tanrı’nın işini yapıyordum.Rémy Legaludec. kendini savunmaktan aciz bir durumda öleceğine inanmayarak feryat etti." diye yineledi. "Bir içki al. Piskopos Aringarosa'nın buna ne diyeceğini biliyordu. "Hissettiğin acı kaslarına hücum eden İtandan kaynaklanıyor. İspanya'daki küçük kilisede duran genç Piskopos Aringarosa'yı hayal etti.. sanayi çöp tenekelerinin arkasında durdu. Anlıyorsun. minnet ve şaşkınlık duyguları kabarmıştı. Hayatımın başlangıcı. Öğretmen misin?" Soruyu komik bularak gülen Remy. Smokini! adam aksanlı Fransızcasıyla. Yakıcı sıcaklık tüm kaslarına yayıldığında Silas gözlerini daha da sıkı kapadı ve ömrünün son dakikalarında göreceği kişinin katili olmaması gerektiğine karar verdi. arka tarafa yürüdü ve keşişin bulunduğu orta bölmeye geçti. Onun ve Silas'ın kendi elleriyle inşa ettiği o kilisede.. Hayır. Rémy bu vefakâr adamın sakin kalabilmesinden oldukça etkilenmişti. kendi kanının derisinin üstüne yayıldığını hayal etti. Üzerine eğilen bulanık figür ona bir bardak içecek ikram ediyordu." Silas'ın gözleri hayretle açıldı. Silas. Silas doğrularak sertleşmiş kaslarını ovaladı. "İç bunu. Limuzinin arkasında. Silas. Kuşku. Votkanın tadı berbattı ama minnet duyarak içti. Bar dolabını arayan Rémy. Rémy elinde tuttuğu bıçakla yüzünü Silas'a döndü. Tanrı beni terk etmedi. Remy'nin varlığını hissederek vecit halinden çıkan keşiş. Motoru susturarak etrafı kolaçan etti. Tek dikişte içkisini bitirdikten sonra biraz durdu. "Kan dolaşımına yardım eder. "Ama buna imkân yoktu. Bıçak genellikle şarap şişesinin mantarı etrafındaki yaldızı kesmek için kullanılırdı ama bu sabah çok daha farklı b amaca hizmet edecekti. "Keşke kadar gücüm olsaydı. "Seni daha önce kurtarmak isterdim. Bağlarıyla boğuşan keşiş kendini geri çekiyordu. Bıçağı havada tutan Remy. Polis önce Chateau Villette'e sonra da Biggin Hill Havaalanı'na geldi. kolalı yüksek yakasının düğmesini açtı ve kendini. Senin gibi ben de ona hizmet ediyorum.

"Paris'e gittiğinizi zannediyordum. tutsak Albino keşişin tanımı da dahil olmak üzere dört dörtlük bir itiraf dinlemişti Ayrıca pilot." "Pilotu sorguladınız mı?" "Elbette hayır. Langdon ile Sophie'nin Teabing'in kasasına bir çeşit ahşap kutu bıraktıklarını görmüştü." Aringarosa ahizeyi kapattı ve sonra yeniden konuşma başladı. "Uçağı kendim teftiş ettim. durumunuzu göz önünde bulundurarak." Pilot telsizine uzandı. Belki onlar delebilir. Silas'a dolu Heckler Koch silahını uzatan Rémy. Fache uçağın yanına giderek. Şimdi herkes siyah Jaguar limuzini arıyordu." Aringarosa birden öfkelenmişti. "Sence Öğretmen Kâse hakkında bu kadar çok şeyi nereden biliyor?" Şimdi her şey açıklığa kavuşmuştu. açık bölmeden uzanarak torpido gözündeki küçük tabancayı çıkardı." Çok endişeliyim." Langdon'ın sığınmak için yaptığı seçime şaşırmamış gibi görünen Rémy gülümsedi." Fache oturduğu yerde doğruldu. Nereye ineceksiniz?" "Bir saniye.." Biggin Hill'de uçaktan inen Yüzbaşı Fache." dedi.Kent polisinin hatası bana pahalıya mal olabilirdi. tabancasının da yardımıyla." Hangara vardığında. Ardından.." "Beni uçağa götürün. Ben gelmeden kaçaklar yerel polisi atlatmış." "Silas sizde mi?" Hayır. "Bir saate kadar orada olurum. "Pilot Heathrow'a iniş izni . duyduklarına inanamıyordu.. Langdon neden kilit taşını senin evine getirdi?" "Benim evime getirmedi. "Alo?" "Londra'ya geliyorum. "Ama önce seninle bir işimiz var. "Buradaki bakım işlerinde çalışan birkaç kişi tanıyorum. "Ayrıca eklemeliyim ki." Pilot ellerini sıktı. Mükemmel bir plandı." diye ısrar etti. hemen kapıyı açıp. Müfettiş. O bir Fransız ve bizim yetkimiz sadece. merdiveni indirdi. "İçerde kimse yoktu." Arayan Piskopos Aringarosa idi." "Yapmamalıydınız. Öğretmen'in beni yanına almasının ilk sebebiydi. Uçağın arka tarafına sert adımlarla yürüyen Fache. Öğretmen. Silas şaşkındı. Pilot korkuyla bakıyordu. "Fransız Adli Polisi. Silas ve diğerleri mümkün olduğunca çabuk bulacağım." diye emretti.. Sabahın erken saatleriydi ama o henüz uyumamıştı. olmaz mı?" "Yarım saat süren var. gövdeye var gücüyle vurdu. eğer Sir Leigh Teabing bana karşı suçlamalarda bulunursa." Kibirli bir tonla konuşmaya başladı. bu yüzden akşamdan önce içmiş sayılmazdı. "Piskopos.Silas sersemlemişti.." "Ama sen orada yaşıyorsun. uçuş süresi boyunca Langdon'ın tüm dikkatini ona yoğunlaştırdığını itiraf etmişti. Planlarımı değiştirdim. Pilot kutunun içindekini bilmediğini söylediği halde. "Sana anlatmam gereken başka şeyler de var. Kapıyı açın!" Dehşete düşen pilot. kendine sert bir içki hazırladı. Fache yukarı çıktı. Dünyanın en ünlü Kâse tarihçilerinden Sir Leigh Teabing' in evine getirdi. "Her şeyi önceden tahmin etmek mümkündü. "Kasayı aç. Fache. "Anlamıyorum." Durdu. "Bana güvence vermiştin. Garip. Pelüş koltukta oturarak gözlerini kapattı ve neler olduğunu anlamaya çalıştı. Öğretmen için çalışıyorsan. Telefonu çaldığında Fache bir an olsun huzur bulmayı diledi. bugün benim sabrımı sınamamanızı öneririm.. "Şifreyi bilmiyorum!" "Bu çok kötü. Sir Leigh Teabing'in tüm araştırmalarına ulaşabilecek bir uşağı yanına almıştı. Birkaç dakika sonra. Kaçmak için Leigh Teabing'in evinden daha mantıklı bir yer olur muydu? Benim orada yaşamam. Kilit taşı Robert Langdon'daydı ve yardıma ihtiyacı vardı. Teabing'in hangarında olanları kent başmüfettişinden dinlerken. Sana pilot lisansının devam edebileceğini söyleyecektim. bir zamanlar limuzinin park ettiği yerin yanınki şüpheli kan lekesini fark etmek Fache'nin yalnızca altmış saniyesini almıştı. Hani uçağı duracaktın!" Fache sesini alçaktı.

omuzlarını silkti. Bu ilk lahitleri inceleyerek aralarındaki benzerlikleri ve farklılıkları gözlemledi. Küreler. ellerinde mumlarla ilahiler söyleyen ve odanın ortasındaki "kutsal birleşmeye" şahit olan maskeli insanlarla dolu olduğunu hayal etti. Kutsal gazap cevap olmuş ona. Bu garipliğin kayıp küreyle ilgisi yok gibi görünüyordu. Şiirde bahsi geçen "küre". Daire şeklindeki oda. Sophie ikinci grup şövalyelerin yanına geldiğinde. Şövalyelerin hepsi sırtüstü yatıyordu. Bunun da hiçbir faydası dokunmayacaktı. böylesi bir pagan ayini için özel yapılmış gibiydi. Ortadaki çıplak alanın etrafından taş bir oturma sırası geçiyordu. ikisi dua ediyordu. Kılıç yok. artüstü yatıyordu. Güldü teni. Tunik yok. birinin ise kolları yanındaydı. küreyi kabre aitti. kayıp küreye dair hiç bir ipucuna rastlayamayan Sophie. Sophie bir ürperti hissetti. Aceleyle yürürken metal koltuk değnekleri tempolu bir ses çıkarıyordu. küreyi kabre aitti. her şeyi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olan yalnız siz değilsiniz. İki şövalye kılıçlarını tutmuştu. defalarca okuduğu şiiri içinden tekrar etti. başı taş bir yastığın üstünde. Hemen yanına koşturarak. doluydu göbeği." Yanına gelen iki adam hayretle onuncu lahde baktılar. Tek yolcusu benim ama yeni rotamızı önceden bildirmemiştik. Hâlâ üçüncü şövalyenin başında duran adamlar yavaş ilerliyor. "Burada eksik bir şeyler var." "İlk konuşmamızda belirttiğim gibi piskopos. farklı pozisyonlarda yatıyorlardı. Sophie dikkatini geri kalan tek farklılığa verdi ellerin duruşu. "Bir küre mi kayıp?" Onuncu lahite bakarken yüzünü buruşturan Sophie. dikkatle baktı. Bu sahneleri aklından uzaklaştırmaya çalışarak. Yastık yok. Siz geldiğinizde ben burada yoksam. 'Tam olarak değil." Adamların her ikisi de başlarını kaldırarak. "Robert? Leigh?" diye seslenirken. Beklemeye tahammül edemeden. bu ikinci grubun ilkiyle aynı olduğunu fark etti. ikinci grup şövalyenin yanına gitti.almaya çalışıyor. diğer ikisi bacak bacak üstüne atmıştı. Açıkta yatan bir şövalye yerine bu lahitte. Bu mekânın akşamları. Teabing heyecanla. Süveterinin cebindeki kripteksin ağırlığını hissederek Langdon Teabing'e baktı. Sophie aynı ayinin bu mabette de uygulanıp uygulanmadığını düşündü. ama üçünün bacakları dümdüz uzatılmışken. Langdon ve Teabing'le birlikte ilk grup şövalyelerin yanma gitti. Ellere uzun süre baktıktan sonra. Zırh yok. bir araba sizi bekliyor olacak. Mabet Kilisesi'ndeki her bir şövalye. . "Bir küre mi?" diye sordu. Teabing titiz bir inceleme yapmaları gerektiği konusunda ısrar etmiş olsa da Sophie sabırsızlanarak onların önüne geçti ve sol taraftaki beş şövalyeye doğru yürüdü." Teşekkürler. Robert'ın da söylediği gibiyuvarlak bir tiyatro." 85 Ara. "Şövalye tamamıyla kayıp. Onuncu ve sonuncu lahit hariç. Hieros Gamos." dedi. diğer üçünün ise bileklerine kadar uzanan pelerinler giydiğini fark etti. fakat onlar da çaresiz görünüyorlardı. Papa şövalye gömmüş Londra'da. Açık alanda karşı taraf doğru yürürken. ona büyükbabasının bodrum katındaki akşam gördüğü sahneleri hatırlatıyordu. Sophie'nin yanına gitmek için diğer tarafa doğru yürümeye başladılar. Sophie giysilerini incelediğe. İniş iznini ben alırım. sesi boş odada yankılanıyordu. Hepsi zırhları ve kılıçlarıyla." "Ona kentteki Biggin Hill Havaalanı'na inmesini söyleyin. şövalyelerden ikisinin zırhları üstüne tunik. Ara.

"Bu tabut. kripteksi elinde tutarken şiiri inceledi. burasımutlaka o yer olmalı. Hep düşündüm ki.. "Yanılıyorsunuz. Teabing. "Şimdi bizi biraz yalnız bırakır mısırı?" Papaz yardımcısı genç yerinden kıpırdamadı." dedi." diyerek karşı çıktı.. "Kabalık gibi görünüyorsa beni bağışlayın ama külleri dağıtmak istediğinizi söylemiştiniz. Langdon nezaketle. Teabing." dedi. Papaz yardımcısı gencin yüzünde daha da şüpheli bir ifade belirmişti. Langdon'ı dikkatle inceliyordu. Langdon. "Bay Wren. "Evet." Teabing. belki külleri bir an evvel serpiştirip gitsek iyi olur. antreye geri dönerek Langdon." Yüzünde rahatsız olmuş bir ifadeyle içeri giren papaz yardımcısı genç "Merhaba?" diye seslendi. "Bilmiyorum. Teabing. "Leigh. Peder Knowles bizi resmen tanıştıramadı ama içeri girdiğimizde yüzünüzü hatırladım. "Şiiri yeniden görebilir miyim?" dedi. Gerçek kişilerin anısına yapılmış taşlar. "Bu garip örneği unutmuştum. "Jacques Sauniére de benim yaptığım hataya düşmüş olabilir mi?" Biraz düşünen Langdon başını iki yana salladı." dedi. diye endişelendi Sophie.. Buraya geleli yıllar oluyor. "Leigh. "Sadece modası geçmiş tarih kitaplarında öyle. eğer burada gömülmüş şövalyeler varsa. "Bu bir mezar. Bu kiliseyi Tapınakçılar inşa etti." Teabing. şiir kesinlikle bir mezardan bahsediyor. "Belki de Bay Wren buraya her yıl geldiği içindir!" Belki de geçen yılki Vatikan olayında Langdon'ı televizyonda görmüştür . "Ben Bay Wren ile hiç karşılaşmadım. Bayan Wren?" Sophie tirşeye sarılı kripteksi cebinden çıkararak rolünü oynadı. "O halde. Genç. "Peder Knowles olmalı. Sophie'ye döndü. Peki açıkta bırakılmak yerine bu şövalye neden bir tabuta konulmuş?" Teabing başını iki yana salladı. Hiç anlamı yok!" Langdon." Langdon. yukarı çıktıkça genişliyordu. gence dönerek." Teabing öfkelendi. "Bu kilisenin gizemlerinden biri. "Bunlarlahit değil. ayaklara doğru inceliyor. Bunlar anıt taşı. "Geçen yıl ayaküstü karşılaşmıştık. Langdon. "Yüzünüz tanıdık geliyor. Davetsiz geldiğimizin farkındayım ama bize birkaç dakika daha izin verebilirsiniz. "Ceset yok mu? Neden bahsediyor?" Teabing'in canı sıkılmış gibiydi.. Sophie kripteksi cebinden çıkararak." Teabing. tarikatın askeri kolu." dedi. Antreden gelen kapı çarpması sesi. "Büyüleyici.” Langdon'a döndü. Sophie ve Teabing'i yeni bir hüzünle baş başa bıraktı. Bildiğim kadarıyla kimse buna açıklama getiremedi. Bu lahitlere külleri serpiştirmek için o kadar uzun bir yoldan geldim ki." diye fısıldadı." Sophie. "Bu şövalye neden gösterilmemiş?" diye sordu. "Lahitlerde ceset olur. Çenesine hafifçe vuran Teabing. "Şiir yanlış olabilir mi?" diye sordu. Neden bahsettiğini bildiğini sanmıyorum. fakat siz tur atıyorsunuz" Gence bakıp kaşlarını çatan Teabing. "Elbette onlar birer lahit.” dedi. "Neden bahsediyorsun sen?" Papaz yardımcısı genç başını iki yana salladı. "Ve bunu Bay Wren'inbileceğini tahmin ediyordu Gerçeği kendi ailesi ortaya çıkardığına göre. dikkatlice ona uzattı. "Gidip baksan iyi olmaz mı?" Papaz yardımcısı kuşkulu göründüğü halde. "Diğer dokuz lahitle aynı zamanda ve aynı heykeltıraş tarafından ovulmuş gibi görünüyor. İçimden bir ses. sükûneti bozdu. tarikatın Büyük .mühürlü taş bir tabut vardı." diye ısrar etti. kendin söyledin." Langdon cümleleri Teabing'e özgü bir inandırıcılıkla seslendirmişti. 1950'de öyle bir olmadığı ispat edilene kadar bunun bir mezar olduğuna inanılıyordu. Üstte bir kapalı olan bu tabut. Bu figürlerin altında ceset yok. Anıttan değil." Rahatsızlık verici bir sessizlik hâkim oldu." dedi. Langdon'a döndü. "Affedersin anlamadım?" dedi. anlaşılan ailenizin hayırseverliği size eskisi kadar vakit tanımıyor. Langdon tirşeyi açarak.

"Yanılıyorsun. "Bir şeyi atlıyor olmalıyız.kapıyı duyduğuma eminim. tam dönmek üzereyken başı geriye doğru çekildi ve güçlü bir el ağzını kapatarak." "Sana katılmıyorum. silahını Langdon'a doğrultup. Smokinli adam." "Emir verecek pozisyonda değilsin. Bu iş için öldürebileceğini kanıtladın. Papaz yardımcısı genç kasıklarının ısındığını hissedince. "Seni bulurum. "Kilit taşını kıramazsın. "Bunu yere atıp içindeki şişeyi kırmakta hiç tereddüt etmem. "Yere bırak. "Sophie ile Leigh'in kiliseden çıkmalarına izin ver. "Benim buradan kilit taşıyla çıkacak olmam. diye düşünüyordu. "Seni tek ilgilendiren. "Dikkatle dinle." Rémy'nin de anlattığı gibi bu görev temiz ve basit olacaktı:Kiliseye gir. "Eğer polisi ararsan. Silas." diye bağırdı.." Smokinli adam silahı etine bastırdı." dedi." diye seslendi. Sen de benim kadar Kâse'yi bulmak istiyorsun. Teabing. Anlaşıldı mı?" Genç ağzında bir el varken elinden gelen en iyi şekilde başını salladı. tehlikenin . ona yaklaşmaya başladı. çığlığını bastırdı Gencin ağzındaki el kar beyazıydı ve alkol kokuyordu." dedi. Durup oyalanmak yok. "Bu kiliseden sessizce çıkacak ve koşarak uzaklaşacaksın. onun vücudunu kendi hantal vücuduna doğru çekti. "Onlar binadan çıkana kadar olmaz. Langdon." dedi Silas döndüğünde." Teabing iyice sersemlemiş gibiydi." Şöva1yelere doğru döndü. Sophie Neveu onun farkına çok geç varmıştı. Henüz arkasını dönemeden Silas tabancanın namlusunu onun sırtına dayayıp güçlü kolunu göğsünün etrafından dolayarak. "Ama burası mükemmel. Kapının yanındaki smokinli adam başını kaşıyor ve yolunu şaşırmış gibi görünüyordu. "Bir adım daha yaklaşma.Üstat'ının bunu bileceğini söylüyor. "Bunu seninle aramızda halledebiliriz. Sophie'nin saçlarından kendi alkollü nefesi ne karışan hafif esans kokusunu alabiliyordu. eli kadar iyi hâkim olduğu sesiyle. dövüşmek yok. boş olduğunu görerek : "Peder Knowles?" Girişi iyice görebilmek için biraz daha ilerlerken." diye bağırdı. sokaktan geçerken elini kolunu sallayarak gelmişti. içlerini aradı. Bu beklenmedik bir şeydi. Sen benden çok daha fazla istiyorsun. Teabing ile Langdon bunun üzerine şaşkınlık ve korku dolu ifadelerle yüzlerini döndüler." dedi." Arkasından gelen kumaş hışırtısını duyup. "Kapalıyız." dedi. Smokinli adam serinkanlılıkla çektiği küçük tabancayı doğrudan gencin alnına nişan aldı. kilit taşını al ve dışarı çık. "Ne?." Sophie'yi kendisinden iterek uzaklaştıran Silas. bacaklarında derman kalmayıncaya kadar hiç durmadan dışarıdaki avluya koştuğuydu. ' Silahını Langdon'ın başına doğrultarak." On metre ilerideki kemerli geçidin yanındaki ön sıralardan içeri bakan Rémy Legaludec. korkuya kapılmıştı." Silas tehdide dudak bükse de.. "Burada. siyah kripteksi elinde tutan Langdon'ın onu aptal bir hayvanın karşısındaki matador gibi ileri geri salladığını gördü. Diğerlerini içeri alırken kapıyı kilitlemeyi unuttuğunu fark eden genç kendi kendine kızmıştı. Sophie irkilerek haykırdı.. "Üzgünüm.' diye yanıtladı. Peki şimdi nerede? Langdon'ın odanın karşı köşesinden yankılanan sesi. Bir sütunun yanından geçerken.Kilit taşı daha önce onun cebindeydi. Şimdi de görünüşünden bir yerini aradığı belli olan gülünç adam.. altını ıslattığını fark etti. Sophie'yi sıkıca tutan Silas elini göğsünden beline ve oradan ceplerine kaydırarak. 86 Silas bir hayalet gibi hedefinin arkasından yaklaştı. öldürmek yok." Gencin bundan sonra hatırladığı tek şey. Langdon. "Nerede ?" diye fısıldadı." Langdon kripteksi başının üstüne kaldırdı." Antreye giren papaz yardımcısı genç. "Rémy'ye ne yaptın?" Silas sakin bir sesle.

farkına varmıştı. Chateau Villette'in duvarları arasında yaşayan ve çekilmez kötürüm Sir Leigh Teabing'in kaprislerini yerine getiren elli beş yaşında bir uşaktı. Öğretmen'in kesinlikle yasakladığı bir şeydi. Öğretmen. Yüzümü gösterecek miyim? Bu.Sonsuza dek yok olmaya yeter de artar bile . "Silas dört tarikat üyesi konusunda bize iyi hizmet verdi. Gölgelerin arasından çıkan Remy. Şimdi hızlı hareket etmelisin. silah Teabing'in başına doğrulttu. Yirmi milyon euronun üçte biri. Kilit taşını getirecektir. dairesel bölüme girerek." Langdon felç olmuş gibiydi. "Aradıkları mezar Mabet Kilisesî'nde değil." dedi. "Uzun zamandır bunu yapmayı bekliyordu yaşlı adam. "Kesinlikle açamazsın. Remy. Rémy'nin Sir Leigh Teabing dünyanın en seçkin Kâse tarihçisi ile olan bağlantısı ona hayatı boyunca hayalini kurduğu her şeyi sağlayacaktı. güneşin altında uzanırken başkalarının bahşiş alabilmek için kendisine hizmet ettiği Côte d'Azur’daki sahil kasabalarının hayalini kurmuştu. "Anlaşıldı. Teabing'in omzunun üstünden Langdon'a bakan Rémy." Rémy hayrete düşmüştü. Mabet Kilisesi'nin ibadet alanına ve Robert Langdon'ın elindeki ki1it taşına bakan Rémy kendi kendine. Yakında sahip olacağı parayı her düşündüğünde Rémy'nin başı dönüyordu. Diğerleri seni görürse. Senin ismin bilinmemeli. "Neler oluyor?" Langdon ile Sophie de bir o kadar sersemlemişlerdi. sen kripteksi alamadan kiliseden ayrılırlarsa Kâse'yi sonsuza dek kaybetmiş olacağız. "Ben de yapabilirim." dedi. Öğretmen'in verdiği emirlere göre Silas’ın silahını kullanması yasaktı. "Bu işi çok basit halledeceğim.Ödemeye söz verdiğin parayla bambaşka biri olacağım. İşler planladıkları gibi gitmiyordu ve bulunduğu yerden bile Silas'ın durumla başa çıkamadığını görebiliyordu. Yüzünü gösterme. "Kilit taşının senin için bir önemi yok. ona. "Bırak gitsinler. Sana daha sonra söylerim. Remy'nin geleceği pamuk ipliğine bağlıydı. "Bilgin olsun Rémy. Ardından olağanüstü bir teklifle karşılaşmıştı.Ne yapıyor? Teabing. Remy. "Bu göreviSilas'ın yerine getirmesini istediğinizden emin misiniz?" diye sormuştu. ona plastik cerrahinin parmak izlerini bile değiştirebileceğini söylemişti. Eğer diğerleri mezarın gerçek yerini keşfedip. Öğretmen'in kimliğini bilen tek kişi Rémy idi. "Sen mezarın yerini biliyor musun?" "Elbette." .o kadar yakınım ki. onun kripteksi elinde tutan Langdon'ı vurabileceğinden endişe etti. Eğer Langdon onu yere düşürürse. diye düşündü Rémy. Yarım saat kadar önce. "Rémy?" diye titredi. Keşişin kırmızı gözleri öfke ve hüsranla parlıyordu. silahın namlusunu sırtının sol tarafından tam kalbine gelecek şekilde dayadı. Teabing hayretle. onun payını ancak Kâse bulunduktan sonra ödeyeceğini söylemişti. onların da öldürülmeleri gerekir ve bu gece yeterince cinayet işlendi. yoksa silahı çekerim. Remy'nin elinde tuttuğu Medusa'nın kendi güvenliği için Jaguar'ın torpido gözünde sakladığı silah olduğunu fark etti. Elindeki silah küçük kalibreli J-gövdeli bir Medusa idi ama yakın mesafeden gereği kadar öldürücü olacaktı. Daha bir yıl önce." Öğretmen kararlıydı. O yüzden korkma." demişti. Yakında özgür olacaktı plajda güneşlenen bir başka tanınmadık güzel yüz." dedi. her şeyi kaybedecekti. Teabing'in arkasından dolanan Rémy. Rémy. Yanlış yerde arıyorlar." Kâse Rémy'nin umurunda bile değildi ama Öğretmen. Ama şimdi burada Mabet Kilisesi'nde Langdon kilit taşını kırmakla tehdit ederken." Öğretmen. Bu kadar yaklaşıp da her şeyi kaybetmek fikrine katlanamayan Rémy." Yüzüm değişecek. Kripteksi başının üstünde tutarken Silas’ın silahına bakan Langdon bir kez daha." Rémy'nin silahı kendisine doğrulttuğunu gören Sir Leigh Teabing’in kalbi teklemişti. o cesur hamleyi yapmaya karar verdi.Kripteks yere düşemez! Kripteks Rémy'nin özgürlüğe ve zenginliğe giden biletiydi. dedi. O andan itibaren Châeau Villette'de geçirdiği her dakika onu bu ana yaklaştırmıştı. kilit taşını çalma emrini aldığında Rémy Öğretmen'e." demişti "Ben Silas'a perde arkasından yardımcı olacağım. "Kilit taşını yere bırak.

Bir ömür verdiği emeğin gözlerinin önünde buharlaştığını görecekti. Doğru yeri bile aramıyorsunuz. Ayrıca o hâlâ işimize yarayabilir. ayrılmakta olan Remy'yi güldürmüştü." dedi. "Bundan sonraki sırtına saplana^ Kilit taşını Silas'a ver. "Kâse'yi neden istiyorsun?" diye sordu. ona baktı." Şimdi Teabing dehşete kapılmıştı. "Yanlış ellere gittiğini görmektense." 87 Chateau Villette'in kabul salonundaki şömine soğuktu ama Collet Interpol'den gelen fakslan okurken. Langdon. Soru. Medusa'yı ateşledi. "Bay Teabing'i gezintiye çıkarıyoruz. pahalı şaraba ve yıllar önce satın aldığı ileri teknoloji ürünü müzik setinde dinlediği klasik CD'lere çoğunlukla Brahms tutkunluğunu gösteriyordu. diyerek içini çekti Collet.. önünde aşağı yukarı dolanıyordu. Uşak binadan çıkarken Teabing." Keşiş ilerlerken Langdon geriye adım attı ve yere atmak için hazırlanarak kilit taşını iyice havaya kaldırdı. öyle mi?" Remy. "Kim için çalışıyorsun?" diye sordu. "Polisi ararsanız o ölür." dedi. hayır!" diye çığlık attı.Rémy. Birbirimizi on. Adamın Zürih Emanet Bankası güvenlik sistemlerini. Teknik bölümün başmüfettişi odanın karşısındaki rahat bir koltukta raporu okuyordu. Aradığınız mezar tamamıyla farklı bir yerde!" Teabing paniğe kapılmıştı. Kilit taşını cüppesinin cebine yerleştiren Silas hâlâ Langdon ve Sophie'ye doğru tuttuğu tabancasıyla geri çekildi. "Oyun oynamıyorum." dedi. "Robert." Remy tavana nişan alarak." diye öfkelendi." dedi. Teabing. Engellemeye çalışacak herhangi bir şey yaparsanız ölür. Sizden daha fazlasını bilen diğerleriyle." Remy kahkaha attı. Poliste hiç kaydı yoktu. Özel okuldan sonra Sorbonne'da eğitim görmüş ve uluslararası bankacılık bölümünü birincilikle bitirmişti. Herkes olduğu yerde dondu. park cezası bile almamıştı. Onunla öyle hoş vakit geçirdik ki. Resmi kayıtlara göre André Vernet örnek bir vatandaştı. "Bilseniz çok şaşırırdınız Mademoiselle Neveu. "Bütün gece şiirleri tartışırken sizi dinlediğimin farkında değil miydiniz? Duyduğum her şeyi diğerleriyle paylaştım. kilit taşını Bay Langdon'dan al. Beklediği hiçbir şey yoktu. "Sanmıyorum. koltuk değnekleri arkasından yere sürtüyordu. ultramodern elektronik dünyasında bir numaraya taşıyacak hale getirdiği anlaşılıyordu. Anlaşıldı mı?" Sesi heyecandan çatallaşan Langdon. Interpol'ün bu gece buldukları arasında şüphelendiği parmak izlerinin Teabing'in uşağına ait olduğu anlaşılıyordu. Silahı sırtından ayırmamıştı. Tüm hayalleri yıkılmak üzereydi.Neler söylüyor! Langdon. "Yok etmek için mi? Zamanın Sonu gelmeden. Silah sesi taş odada gök gürültüsü gibi yankı yapmıştı." Şimdi de silahını Langdon ve Sophie'den ayırmayan Silas geri çekilmeye başlamıştı. "Kırmayı tercih ederim. "Kibirli budalalar. "Bir şey var mı?" . "Bırak onu. Collet. bu kadar küçük bir silah için muazzamdı." dedi. zaman zaman Vernet'nin isminin gazetelerde yer aldığını fakat hep olumlu yönde anıldığını söylemişti. "Silas. Remy. kırmızı gözleri intikamın verdiği tatminle parlarken kripteksi aldı. "Yapma! Elinde tuttuğun Kâse! Rémy bana asla ateş etmez. Sophie kararlı bir sesle. Vernet'nin kredi kartı kayıtlan sanat kitaplarına. Langdon. Ses. Öne adım atan Silas. keşişi çağırdı.. Rémy'nin kolunu boğazına doladığını ve kendisini beraberinde sürüklediğini hissetti. Hâlâ geri çekilmekte olan Rémy. Sonuç sıfır . "Leigh'i bırak. Interpol. "Beni götür. Rémy çıkışa doğru Leigh'i sürüklerken." Langdon isteksizce kripteksi uzattı.

. fotoseller sistemi sürekli şarj ediyordu.” Müfettiş şaşırmış görünüyordu. İnsan çalışmak için ne diye ta buraya çıkar ki? Collet cihazın yanına yaklaştı. Mikrofon günde birkaç saat güneş ışığı alabileceği şekilde yerleştirildiği takdirde. Minyatür mikrofonlar. Sonra dikkatle ilerledi ve sonunda tepeye ulaştı. Birisi oraya düzenli olarak mı çıkıyor? Bulunduğu yerden samanlık boş bir alana benziyordu ama itiraf etmek gerekirse büyük kısmı arkada kaldığından görünmüyordu." Collet bunları iyi tanıyordu. Eski merdivenin başına giden Collet. "Merdiven daha önce orada değildi. "Bunu kesinlikle görmek istersiniz teğmenim. "Pekâlâ." dedi. müfettiş dışarı çıktı "Teğmenim! Ambarda bir şey bulduk. Merdivenin başında beliren kıdemli teknik ajanlardan biri aşağı bakıyordu. Şu yeni nano sürücülerden bile var. Küçük ipuçlardan aranıyor. ampulün arkasına hard disk yerleştirilebiliyordu. kendi güç kaynağına sahip olduğu anlaşılan çok kanallı bir ses konsolu. üstlerindeki samanlığın kenarına dayanmıştı. Cihazdan otuz santim uzunluğunda. alttaki basamakları tuttu.. Bu da ne böyle? Arka duvara son derece gelişmiş bir bilgisayar istasyonu yerleştirilmişti iki dev CPU. kılavuzlar.. tertemiz görünen samanlığın arkalarını işaret ederek. Collet. "Orada. Yukarıdaki ajan. "Hayır efendim. aletler. Küf kokulu. Kablonun ucundaki bu folyo." Collet gözlerini ovuşturarak ajanın peşinden ambara gitti." Collet bir restoranın mönüsündeki kırmızı biber sosunun içinde fıstık yağı olduğunu yazmadığı için yapılan polis soruşturmasını hatırlayarak başını salladı." Ajanın yüzündeki heyecanlı ifadeden Collet'nin aklına tek bir ihtimal geliyordu. "Çok gelişmiş bir gizli kulak. Aşağıdaki ambar dönüyordu. Şarj edilebilir pilleri olan yüksek kapasiteli hard disk ses kayıt sistemi. Artık folyo mikrofona mesela bir ampulün metal altıyla aynı şekil verilerek. Devamlı müşterilerden biri ilk lokmayı yuttuğunda anafilaktik*şok geçirerek ölmüştü." dedi. "Parmak izleri Rémy Legaludec'e ait. Onu yakalayan Collet tuhaf bir hamleyle yukarı çıktı. ucuna pul büyüklüğünde folyo tutturulmuş bir kablo sallanıyordu. birkaç sene öncesinin büyük buluşuydu. Bunun gibi dinleme cihazlarıyla birisini sonsuza kadar . sonra birkaç hırsızlık. "Burada sadece bir kişinin parmak izleri var." Collet arkasını döndü. Teknik ajan. Buradaki malzemelerin çoğu bizim kullandıklarımızdan. Rolls Royce'un yanındaki izleri inceliyorduk. bakmak için yukarı çıktım..Adam omuzlarını silkti. "Sistemi incelediniz mi?" "Dinleme şebekesi." Collet gözleriyle merdiveni takip ederek samanlığa baktı." Collet içini çekti. Coliet'ye hesap makinesinden daha büyük olmayan bir parça uzatan ajan." Collet oldukça etkilenmişti. Bir keresinde acildeki nefes borusu ameliyatının hastane faturasını ödemeden kaçmış. Samanlığın yüksekliği merdivenin boyuyla uyuşuyordu. yüksek kapasiteli RAM cipleri. Folyoya benzeyen bu fotosel mikrofonlar. ona bileğini uzattı. bu yüzden kaldırıp. geniş alana girdiklerinde ajan odanın ortasındaki tahta merdiveni işaret etti. kablolar. mikrofonla fotoelektrik şarj pilinin birleşimi. bir dizi ana sürücü." Bir başka teknik ajan telaşla içeri girerken." Collet loş ışıkta gözlerini kısarak arka duvara baktı. Eski model merdiven Collet yukarı çıktıkça daralıyordu. havyalar ve diğer elektronik malzemelerle dolu uzun bir masayı gösterdi." Duraksadı. "Şanslı gecesindeymiş. "Beklenmedik. Collet tepeye yaklaştığında ince basamaktan neredeyse ayağı kayıp düşecekti. "Bir ceset. Bedava konuşmak için telefon hatlarını kendine bağladığı anlaşılınca üniversiteden atılmış. Yerde duran merdiveni gördüğümde. fotoelektrik şarj pilleri. "Fıstık alerjisi." Elektronik parçalar." "Hayır efendim. Çatı katına doğru uzanan merdiven. "Herhalde Legaludec yakalanmamak için burada yatılı çalışıyordu. Zorla içeri girme. "Her kimse işini çok iyi biliyor. Basamakları aşınmış ve küflenmiş olmasaydı üstünde durmayacaktım." dedi. hoparlörleri olan bir düz ekran. "Gizli kulak mı?" Ajan başını salladı." Kıkırdayarak başını kaldırdı. Kısa süre içinde kimlik tespitini yaparız. Ciddi bir şey yok. Bu daha. bu bilgiyi Yüzbaşı Fache'ye iletsen iyi olacak. Bu merdiven sıkça kullanılıyormuş. "Burada tam bir sistem var." dedi. Lateks eldivenli elini Collet'ye sallarken.

" . Sophie'nin ankesörlü telefondan yaptığı arama sonunda Londra polisine bağlanmıştı. bilgisayarın arkasından dolaşarak." Collet bu kayıt sistemlerinin genellikle ofislere yerleştirildiğini.Leigh'i bulup ona yardım etmeliyiz. Trenin bir an önce gelmesini dileyerek ayağa kalkıp yürümeye başladı.. Collet bakışlarını. Rémy benden çok daha önde. hırsızları ve benzeri alimlerine kendilerine çeken birer mıknatıs olmuşlardı. bir bilgisayar yazılımını açan ajan. Langdon bu yerinen iyi araştırma aracı olduğunu duymuştu. Langdon'ın planı ise henüz belirsizdi. Sophie'nin düşüncesi mantıklı gelmeye başlamıştı. peşlerine düşmelerini ya da daha iyisi onları yakalamalarını sağlayacaktı. "Çağrınızı nasıl yönlendirebilirim?" "Bir kaçırma olayını bildireceğim. Ama buna engel olamıyordu." 88 Langdon. "Yayın yapılıyor muymuş?" dedi. fark edilmemek için ses dosyalarını akşamlan gönderdiğini biliyordu. hard diskte yeterince boş yer bırakmak için sesle harekete geçtiğini ve gün içinde yapılan konuşmalardan kısa bölümler kaydederek. Çatıda ufak bir anten var." dedi. "En garibi de bu. Kâse haritası bulunduktan sonra olacaklardan endişe ediyordu. Teabing o an için güvendeydi. "Hangi hedefin dinlendiğine dair fikriniz var mı?" Bilgisayarın yanma gidip. Kâse'nin peşindeki her kimse. Korkunç bir vicdan azabı duyuyordu. Sophie numaralan tuşlarken. üzerinde hepsi de numaralanmış ve tarihlenmiş yüzlerce ses kasetinin bulunduğu rafa çevirdi.." Langdon ilk başta bu fikri onaylamamıştı ama planlan geliştikçe. Langdon pişmanlıkla yakındaki bir banka oturdu. Rémy ile diğerleri şövalyenin mezarının yerini bilseler bile. Rémy'nin aksi yöndeki ihtarlarına rağmen polisi aramak için ankesörlü bir telefona doğru koştu. Sophie ile birlikte Temple metrosundaki turnikelerden atlayıp. Rémy'yi yavaşlatmak Sophie'nin vazifesi olacaktı. Kâse bilgisine sahip olan kişiler tarih boyunca.dinlemek mümkündü. "Londra yetkililerini hemen işe karıştırmak. "Fransız Adli Polisi'nden Ajan Sophie Neveu. Güven bana. Dosyalar gönderildikten sonra hard disk kendini temizliyor ve ertesi gün aynı işlemleri tekrarlamak için kendini hazırlıyordu. Leigh onlara ayak bağı olacak. Londra polisini Rémy ile Silas'ın kanun kaçakları olduğuna inandırarak. dini bilgilerle ilgin geniş bir elektronik veri bankasına sahip olmasıyla ünlü King's College'a gitmeyi düşünüyordu. Sophie." diye açtı. Hemen.Benimle aynı sebepten ötürü Teabing'in peşine düştüler.Dini tarihle ilgili herhangi bir soruya anında cevap alınabiliyor . "Basit radyo dalgaları. "İsminiz lütfen?" Sophie duraksadı. "Şey teğmenim. Sophie." Sophie kısa ve özlü konuşmayı iyi biliyordu.Birisinin işleri bayağı yoğunmuş. Collet. "Leigh'e yardımcı olmanın en iyi yolu. küreyle ilgili şifreyi çözmek için Teabing'in yardımına ihtiyaç duyabilirlerdi. Ajan. "Snow Hill Birimi. Ne yazık ki. Langdon batı bölümüne ve oradan Circle Line peronuna giden Sophie'yi takip etti. tünellerin ve peronların oluşturduğu labirentin derinliklerine ilerlerken kendini son derece bitkin hissediyordu. Rémy'nin işin içinde olması şok edici olmakla beraber mantıklıydı. Teabing'in işin başından beri hedef olması yüzünden Langdon kendini suçlu hissetmemeliydi. Yeniden ajana döndü. Santral memuru. Mezarı bulmak ise Langdon'ın." dedi. Langdon'ın Leigh'e yardım etmesinin ya da kilit taşını bir daha görmesinin bir yolu varsa. öncelikle mezarı bulması şarttı. duvarı takip eden ve ambarın çatısındaki bir delikten çıkan izole kabloyu gösterdi. Langdon. Leigh'i bu işe bulaştırdım ve şimdi o büyük tehlikede. Veri bankasında "Papa'nın gömdüğü şövalyeyle" ilgili neler bulacağını tahmin etmeye çalıştı. içeriden birini yanına almıştı.

89 Teabing'in Hawker'inin tertemiz kabini şimdi çelik parçacıklarıma dolmuştu ve sıkıştırılmış havayla propan gazı kokuyordu. Kendi iyiliğiniz için! Bu kesin emirdir!" . "Bu numarayı bulmaya mı çalışıyorsunuz yüzbaşı?" Şimdi Fache'nin sesi sert çıkıyordu. "Aradığınız adam Rémy Legaludec. kendini toparlayarak Sophie'ye doğru yürümeye başlamıştı. Geçen akşam içinde bulunduğun duygusal gerilimi göz önünde bulundurarak. kendisine yüzbaşının iş için Londra bulunduğu söylendiği halde sürekli arıyordu. yanında bir Albino vardı. Sonunda hattın ucunda bir adam konuşuyordu. bir tarafını diğerinden ayırdı. Fache istemeyerek santral . Bunun dışında. Ona yönelik tüm suçlamalar düştü. İçinde. Bir şüpheli daha basit nasıl tespit edebilirdi ki? Rémy kıyafetlerini değiştirse bile. Sophie o trene binmeye kesinlikle kararlıydı. Buna rağmen her ikiniz de tehlikedesiniz. yanlarında bir rehine vardı ve toplu taşıma araçlarını kullanamazlardı." Londra'da olduğumu biliyor mu?Fache başka ne biliyor? Sophie arka fondan gelen matkap ya da delgi makinesine benzer sesler duydu. "Bu akşam korkunç bir hata yaptım. "Ajan Neveu?" Hayrete düşen Sophie. Bezu Fache. "Büyükbaban olduğunu bana söylemedin. "Dinle. "Ajan Neveu. Fache onunla Fransızca konuşarak. Sophie telefonu kapatarak Langdon ile birlikte trene atladı." “Ajan Neveu!" Tren gürültüyle istasyona girerken. Teabing'in kasasında bulduğu tahta kutu ve içkisiyle tek başına oturuyordu. Langdon'ın da aynı düşüncede olduğu belliydi. sevimsiz ses tonunu hemen tanımıştı. "Jacques Sauniére'in." dedi.Fark etmemek imkânsız. Ayrıca telefon hattında tuhaf bir bip sesi çıkmıştı. onu kurduğu gündüz hülyalarından uyandırdı. Fache onu kutuya geri yerleştirerek." Tren hafif bir uğultu çıkartarak yaklaşırken istasyona ılık bir rüzgâr dolmuştu. Zürih Emanet Bankası'nın başkam. Parmaklarını gül kabartmasında gezdirerek. Bezu Fache herkesi göndermiş. "Sizinle işbirliği yapmamız gerek Ajan Neveu. Londra'da kaç tane Jaguar limuzin olabileceğini düşündü.. Nasıl cevap vermesi gerektiğini bilmiyordu. jetin penceresinden hangara boş gözlerle baktı ve Sophie ile yaptığı kısa görüşmeyle birlikte Château Villette'deki teknik bölümden aldığı haberleri düşündü. emirlere itaatsizlik etmene ses çıkarmayacağım. Sophie'nin dedektife bağlanması sonsuza dek sürecek gibiydi. Fache. Mabet Kilisesi'nde Teabing'i kaçırdı ve." dedi. Telefonundan gelen ses.Rütbesi istenen etkiyi yaratmıştı. uçlarından yavaşça çekerek. Buna hasar kontrolü denir. Buna rağmen şu anda senin ve Langdon'ın sığınmak için en yakın Londra polis karakoluna gitmeniz gerekiyor. "Hangi cehennemdesin?" Sophie söyleyecek kelime bulamıyordu. süslü kapağı kaldırdı. Beş harf SOFIA yazacak şekilde dizilmişti. Silindirin içi boştu. harflerin dizilmiş olduğu dairelerden oluşan bir silindir buldu. Sizi bir dedektifle görüştüreceğim. polisin Teabing'i kaçıranlarla ilgili vereceği tarife inanıp inanmayacağını merak ediyordu." Sophie'nin ağzı açık kalmıştı. On beş saniye geçti. Sophie aradığında santral memuruna kendisine haber vermesini tembihlediği anlaşılıyordu.. Fache bağırıyordu. Santral memuru özür diliyordu. Robert Langdon masum." dedi. Dün akşam yargılamamda hataya düştüm ve bu hata Amerikalı bir profesörle DCPJ kriptografının ölümüne sebep olursa kariyerim sona erer. Ardından. Smokinli bir adam. Sophie. Fache kolay özür dileyen biri değildi. Buraya gelmeniz gerekiyor. "Hemen efendim." dedi. Bir süre kelimeye bakan Fache.Hadisene! Hattın. “Bu açık bir telefon hattında görüşülecek mesele değil! Sen ve Langdon derhal buraya gelin. başka bir numaraya aktarılıyormuş gibi bipleyip cızırdadığını duyabiliyordu. DCPJ santralından aranıyordu. silindiri yerinden alarak her bir santimini incelemeye başladı. "Teabing'in uşağı." Telefon bağlanırken Sophie. Her ikimizin de kaybedecek çok şeyi var.

"Ben bankamın ünü için endişeleniyorum. "Dört numara özellikle dikkat çekici. Vernet." dedi.Jacques Sauniére dinleniyormuş. "İlgilenen biri olduysa bu akşam Louvre'daki soruşturmamızın büyük kısmı duyulmuştur.Musée du Jeu de Paume (Müzesi) Müdürü EDOUARD DESROCHERS . Hoparlörler cızırdayarak faaliyete geçti." Kapaktaki gül kabartmasına baktıktan sonra bir kez daha kapağı açıp beyaz silindire bakan Fache. Büyük Galeri'deki Fache'ye telsizle Sophie Neveu'nun geldiğini haber verdiğini hatırladı. un agent du Département de Cryptographie est arrivé. Bu benim sesim!" Sauniére'in masasında otururken. Benim gibi. Elinde ilkel bir makineye ait eski bir diyagramın fotokopisini tutuyordu." "Bay Vernet." dedi. Anahtarı ve şifreyi hileyle ele geçirdikleri belli. "* Collet duyduklarına inanamıyordu. Bunlara Sophie Neveu'nun büyükbabası da dahil." Ajan birkaç bilgisayar tuşuna bastı. "Tanıdık geliyor mu?" Collet hayrete düşmüştü. adamlarım geçmişiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bir araştırma yaptı. Adam konuşmaya başlamadan Fache. "Bu sistemtüm bu yerleri gizlice dinliyor muymuş?" Ajan. "Evet." dedi.Herhangi biri bu ünlü insanları dinlemeyi nasıl başarabilir? "Ses dosyalarından dinlediğin var mı?" "Birkaç tane. adli polisin yetkili bir memuru olarak bankanızın ismiyle birlikte kutunuzun da en emin ellerde olduğuna sizi temin ederim. Bu sözlerin ardından.memuruna telefonu kendisine bağlamasını söyledi. Bankanızın ismi verdiğimiz gibi medyada duyurulmadı. "Sonra radyoda onların arandığını duyunca. Meşguldüm." "Ajan Neveu ile Robert Langdon'da bir anahtar ve şifre olduğunu söylemiştiniz. çalışma masasının üstündeki eski notların ve kopya kâğıtlarının başına gitti. "İçindekilerin önemi yok.DAS Şefi (Fransız İstihbaratı) Ajan ekranı işaret etti. Asla. daha önce aramadığım için üzgünüm. "Capitaine. COLBERT SOSTAQUE . ona. Ajan başını salladı. Tam zırh kuşanmış bir ortaçağ Fransız . "Monsiur Vernet. Langdon ile Sophie'nin bankadan küçük ahşap bir kutu aldıklarını ve onlara yardım etmesi için kendisini ikna ettiklerini anlatırken sesi oldukça gergindi.Conseil Constitutionnel Başkanı (Anayasa Konseyi Başkanı) JEAN CHAFFEE . Kıdemli Arşiv Memuru JACQUES SAUNIÊRE . Şimdiye kadar hiç soyulmadık. Kutuyu çaldıklarını söylemenizin sebebi nedir?" "Bu gece insanları öldürdüler. Aynı zamanda sizinle gurur duyulduğunu da tahmin edebiliyorum." "Dinleme cihazını araması için birini gönderdin mi?" "Gerek yok. "Bir yıldan fazladır veri toplandığı anlaşılıyor." 90 Chateau Villette'in samanlığında duran Collet hayretle bilgisayar ekranına bakıyordu.Musée du Louvre (Müzesi) Müdürü MICHEL BRETON . "Ahşap bir kutu için endişeleniyorsunuz" dedi. Bakar bakmaz fark etmişti. En yenilerinden biri bu.Mitterand Kütüphanesi." Collet boş gözlerle başını salladı." Ajan. "Bu benim. "Kamyonu kenara çektim ve kutuyu geri istedim ama bana saldırıp aracı çaldılar. "Kutunun içinde ne olduğunu bana söyleyebilir misiniz?" Vernet. Müşterim namına bu malı yerine koyamazsam bu bizi mahveder. Çok kültürlü ve ince zevklere sahip bir adam olduğunuz ortada. İtalyanca el yazısını okuyamıyordu ama neye baktığını biliyordu." diye öfkeyle cevap verdi. Tam olarak nerede olduğunu biliyorum." Sesi soluğu kesilen Collet yeniden listeyi okudu. İçlerinden birini seçerek Collet'ye uzattı. Listenin geri kalanına yeniden göz attı. Kaygınız nedir acaba?" Vernet.

" diyebildi." Silas sonunda Öğretmen'le yüz yüze gelmek için sabırsızlanıyordu. tanıdık Fransız aksanıyla. "Bu harika bir haber. Sonunda Rémy limuzinin arkasından inerek etrafında dolaşmış ve Silas'ın yanındaki şoför koltuğuna oturmuştu. Hemen bana gönderilmesi gerek." Sesini alçaltarak fısıltıyla konuşmaya başladı.Yüzünü göstermekten kaçınamazdı. Öğretmen için yaptığı bunca şeyden sonra. "Güvenli mi?" diye sordu. "Ferme ta guele! *diye bağırdı.şövalyesi. "Silas." dedi. Jaguar limuzin sokaklarda hızla yol kat ederken. ödülü ona kendisinin vereceğini zannediyordu." Telefon hattında uğursuz bir sessizlik oldu. Teabing artık görünmüyor ve sesi duyulmuyordu. Kilit taşını kurtardı. Üstündeki yağmur damlalarını silkeleyen ve omzunun üstünden arka taraftaki gölgeler arasında iki büklüm yatan Leigh Teabing'e göz atan Rémy kıkırdayarak güldü. Öğretmen. Rémy omzunun üstünden Teabing'e. güvenlikte olduğunuz anlamına geliyor. Rémy karışık kontrol paneline uzanarak bir düğmeye bastı. Öğretmen. Zaman çok önemli. Polis yakında limuzini aramaya başlar ve . Öğretmen'in sesindeki öfkeyi sezmiş ve daha anlayışlı olmayışına şaşırmıştı. birisinin kırmızı keçeli kalemle notlar karaladığı fotokopi kâğıdının kenarlarına kaydı.Öğretmen Rémy'yi mi tercih ediyor? Öğretmen." Rémy mi? Silas hayal kırıklığına uğramıştı. "Onun inleyen namelerini yeterince dinledim. onu hanaRémy'nin getirmesini istiyorum. Remy. şeref duyarım." "Evet. planın bir parçası değildi ve onunla ne yapmaları gerektiği yeni bir sorun doğurmuştu. Fransızca yazılan notlarda. 91 Silas Mabet Kilisesi'nin yanında park edilen Jaguar limuzinin içinde oturuyordu. Kendi güvenliğin için. Emirlerime itaatsizlik etti ve tüm çabalarımızı tehlikeye atacak büyük bir hata yaptı. Silas'a baktı. "Evet efendim. Rémy'nin yapışkanlı bandın bir kısmını ağzını kapamak için kullandığını anladı. sokaklarda dolaşma. ona. "Sen ve ben kendimizi Tanrı’ya adamışız." dedi. arka tarafa tıkıştırmasını beklerken." "Silas." "Fiziksel rahatsızlıkların önemi yok.Rémy yapması gerekeni yaptı. Öğretmen'in Remy'nin ismini kullanmasına şaşırmıştı." dedi. kilit taşını bana Remy'nin getirmesini istiyorum. "Kilit taşınısenin -bir suçlu yerine kendini Tanrı'ya adamış biri olarak. Beni Rémy kurtardı." Dakikalar sonra. "Güzel." Teabing'in boğuk haykırışlarını duyan Silas. kilit taşını tutan elleri terlemişti. Bu." "Aynen ona emrettiğim gibi. Arkalarındaki ışık geçirmeyen bölme yukarı kalkarak iki bölümü birbirinden ayırdı. Aradan saatler geçmişti ve operasyon garip bir boyut kazanmıştı. "Alo?" Öğretmen. Anlıyor musun?" Silas. Silas." Tüyleri ürperen Silas. "Kilit taşı bende. Rémy'nin bagajda buldukları iplerle Teabing'i bağlayıp. Sauniére'in masasındaki şövalye! Collet'nin gözleri. "Rémy seninle birlikte mi?" Silas." diye fısıldadı. "Ama ne yapmak istediğimi tam olarak anlayamadığını görüyorum. şövalyeye dinleme cihazının en iyi şekilde nasıl yerleştirileceği açıklanıyordu." Silas da Öğretmen'in sesini duyduğu için rahatlamıştı.getirmeni çok daha fazla isteyeceğime inanmalısın ama Rémy'nin icabına bakılması lazım. Rémy'ye göz attı. Silas. "Anlıyorum. Yalnız senin bu kadar uzun süre bağlı kalmana üzüldüm." Öğretmen. diye düşündü. Teabing'i kaçırmak. Önemli olan kilit taşının bizde olması. Şimdi sonunda her şey yeniden normale dönmüş gibiydi. Silas'ın cep telefonu çaldı. Heyecanla telefona cevap verdi. "Hayal kırıklığını anlayabiliyorum. "Evet. hedefimizden ayrılamayız. "Hiçbir yere gidecek hali yok. "Sesini duymak beni rahatlattı. “İşte sadece bu sebepten ötürü.

"Silas'ı Opus Dei konuk evine götür ve birkaç sokak ötede bırak. Elini uzatan kadın." dedi. bazı bilgilere erişmek için yardımınızı ." dedi. Limuzini Horse Guard Parade'de bırakabilirsin. Çayı bırakıp yanlarına doğru yürürken. Kilit taşını elime geçirdiğimde ve yeni sorunumla ilgilenmeye başladığımda seni arayacağım. Rémy." Öğretmen şimdi yapması gerekenlerden üzüntü duyuyormuş gibi içini çekti. Salonun arka tarafındaki danışman kütüphaneci. "Dikkatle dinle. kraliyetin bağışladığı arazinin üstündeydi. "Geleceğinizi bilmiyordum. Ama yine de onun yüzünü yeryüzünde tanıyabilecek biri varsa o da İlahiyat Fakültesi'ndeki kütüphaneci olabilirdi." "Peki seni oraya kabul ederler mi?" "Kardeş olarak kabul ederler. "Harika bir sabah. Öğretmen. on iki adet düz ekranlı bilgisayar birimi olmasaydı. Rémy telefonu alırken. King's College'ın İlahiyat Fakültesi eğitim ve araştırmada 150 yıllık deneyime sahip olmakla birlikte. George tarafından yaptırılan King's College'ın. Güleryüzlü ve akıcı bir sese sahip tatlı dilli bir kadındı. Şöhretin getirdiği bu tür beklenmedik anlara hâlâ alışamamıştı. sekizgen bir oda. Parlamento'nun yanındaki İlahiyat Fakültesi. bu zavallı keşişin kendisini bekleyen kaderden haberi olmadığını biliyordu." Bu sözlerin ardından bağlantı kesildi. Rémy yine de Öğretmen'in ikna gücüne hayrandı. "Memnun oldum. Ve senin piskoposun bir piyondu." "Bunu biz de bilmiyorduk. Maaşımı alnımın teriyle kazandım. Öğretmen'in amacına hizmet etmişti. "Benim adım." diye cevapladı. Boynundan sarkan çerçeveli gözlüğün camları oldukça kalındı. Sophie ile birlikte yağmurdan kurtulup.." "O halde oraya git ve ortalarda görünme.yakalanmanı istemiyorum. Orada konuşuruz. kütüphaneye girerken hâlâ titriyordu. Öğretmen’den pek fazla hoşlanmasa da." Rémy Legaludec'in hayatındaki son telefon konuşması olabileceğini hisseden Silas. Kral Arthur ile şövalyelerinin rahatça oturabileceği devasa bir yuvarlak masanın hâkim olduğu. adamın güvenini kazandığı ve ona yardımcı olduğu için kendisiyle gurur duyuyordu. Parlamentonun ve Big Ben'in yanında. Opus Dei'nin Londra'da bir konuk evi var." dedi. Piskopos Aringarosa her şeye inanmıştı.Aringarosa o kadar hırslıydı ki. öyle değil mi?" "Elbette var. Kendi hırsı gözlerini kör etmişti. Langdon." Langdon bir an için Fache'nin onu İngiliz televizyonlarında da göstermiş olmasından korktu ama kütüphanecinin tebessümü bunun tam tersini söylüyordu. Oradan St." İki kadın birbirlerini selamlar selamlamaz. Eğer sizin için fazla sorun yaratmazsa. her şeye inandı. "Teşekkürler. Gettum hemen Langdon'a döndü. 92 1829 yılında Kral IV." dedi." "Robert Langdon. "Size yardımcı olabilir miyim?" Langdon. telefonu ona uzattı. Öğretmen seni kullandı Silas. "Sizi tanıyorum. "Pamela Gettum." "Londra'da mısınız?" "Söylediklerimi yap. Langdon." "Peki efendim. iş gününe hazırlanmadan önce kendine bir fincan çay yapıyordu." Tatlı tatlı gülümsedi. her şey yoluna girecek. Araştırma ana salonu tıpkı Teabing'in tarif ettiği gibiydi. 1982'de kurulan Sistematik Teoloji Araştırma Enstitüsü dünyadaki en gelişmiş ve elektronik açıdan en ileri düzeyde dini araştırma kütüphanelerinden birine sahipti. James Parkı'na git.. "Bu benim arkadaşım Sophie Neveu. "Rémy ile konuşmamın vakti geldi. evet. neşeli bir sesle İngilizce.

Artık bu geniş koleksiyon gerçek sayfalar yerine bitler ve baytlar formunda olduğu için verilerin tümüne birden ulaşmak çok daha kolaydı. Yemin ederim. onun gibi bir şey." Gettum boş kütüphaneye göz attıktan sonra. "Evet. Yanındaki yeşil gözlü kadın da endişeli görünüyordu. Kadın misafirlerine baktı. "Zaman ve para imkânı insanın böyle lüksler edinmesine yardımcı oluyor. kimsenin fazla kızacağını zannetmiyorum. Bu. bu adam ölse de arayışından vazgeçmez. bu kütüphaneci şiirin tümünü görse. Kâse." Gettum tereddüt ederek kımıldandı. Şahsına münhasır biri. Böylece şifre çözüldüğünde. seçenekleri önemli ölçüde azaltıyor. "Genellikle dilekçe ve randevu üzerine hizmet veririz. Güldü. "Korkarım haber vermeden geldik Bir arkadaşım sizden övgüyle bahsediyor." Şiirin yalnızca ilk iki satırını yazdığı kağıt parçasını ona uzattı. dizeleri dikkatle düşündü. Sir Leigh Teabing?" Langdon onun ismini telaffuz ederken hüzünlü bir acı hissetti. "Başlangıç olarak belirgin anahtar kelimelerle Boolen taraması başlatacak ve ne olduğuna . şövalyenin mezarını bulsa ve hangi kürenin kayıp olduğunu bilse bile. dini biyografiler. "Burada onlardan yaklaşık yirmi bin tane var. "Hemen şimdi yapmıyor ama bakalım veri bankasından neler bulacağız. kriptografların hiçbiri deşifre edilen mesajın tümünü bilmezdi. "Bu nedir? Bir çeşit Harvard leş avı mı?" Langdon'ın attığı kahkahada zoraki bir hava vardı. papazların günlükleri. Gettum bu ünlü Amerikalı bilginin gözlerinden. Kâse. Fanatik! Buraya her gelişinde aynı arama kelimelerini kullanır. sadece şövalyeyi tarif eden ilk iki dizeyi paylaşmaya karar vermişlerdi. düzinelerce lisanda kutsal yazılar. "Bildiklerimiz bundan ibaret. Bilgisayar istasyonlarından birinin önüne yerleşen Gettum. "İngiliz Kraliyet Tarihçisi." Gettum kararsız görünüyordu. onu Londra'ya gömme nezaketinde bulunmuş. her ikisine birden göz kırptı. "Çok önemli. şövalye Tanrı'yı öfkelendirecek bir şey yapmış ama bir Papa. Daha belirleyici bir şeyler var mı?" "Bir şövalye mezarı. kendisine uzattıkları kâğıdı inceledi." Sophie. Ama ismini bilmiyoruz. Kâse. kriptografların her biri şifrenin farklı bir bölümü üzerinde çalışırdı. Şaşıran Gettum gözlüklerini takarak." Geçen yirmi yıl içinde King's College Sistematik Teoloji Araştırma Enstitüsü. Üniversiteden birinin misafiri olmadığınız müddetçe tabii." Gettum şimdi anlamışa benziyordu. paylaştırılmış kriptoloji diyordu. Bir istihbarat ajanı hassas veriler içeren bir şifre bulduğunda." Kendisine tüm hikâyenin anlatılmadığını hisseden Gettum durdu." dedi. ne dersiniz? Tam bir Don Quixote. evet. insan dinine ait olarak nitelendirilebilecek her türlü yazı dijital ortama taşımak ve katalogunu hazırlamak için lisan çevirisi yöntemleriyle birlikte optik karakter tanıma yazılımını kullanmıştı. "Aman Tanrım. "Aradığımız şövalye hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. "Şey. "Bu dizelere göre. muazzam bir metin koleksiyonunu dini ansiklopediler. Vatikan mektupları. Dışarıdan birine şiirin tümünü göstermekte tereddüt eden Langdon ile Sophie. Sophie buna. Papa şövalye gömmüş Londra'da." "Bir şövalye. çok önemli saydığı mezarı bir an evvel bulmak için acele ettiğini anlayabiliyordu. hikâyeler." Langdon başını salladı. "Herhangi bir çağrışım yapıyor mu?" Gettum bilgisayarlardan birine doğru ilerledi. Yine de merakını uyandırmıştı. ele geçirdiği bilgi kripteks olmadan değersizdi." Sophie. "Bize yardım etmeniz mümkün mü?" diye sordu." Langdon başını iki yana salladı." Göz kırptı. Ne yapmayı düşünüyordunuz?" "Londra'daki bir mezarı bulmaya çalışıyoruz. Daha az rastlanan türden. kâğıt parçasına göz attıktan sonra yazmaya başladı. öyle değil mi? Giriş yaptığınız müddetçe. Kutsal gazap cevap olmuş ona.rica edeceğiz. çok meşgul olduğumu iddia edemem. Ama bu kez tedbir aşırıya kaçmış olabilirdi.

alaycı epik şiirlerinde sıkça şövalyelerden ve Londra'dan bahsetmişti. bu üç anahtar kelimeyi birden içeren tüm metinleri göstermesini istedim. "Sistemden. Leigh Teabing de onlardan biri. ." Langdon'ın kalemini ödünç alarak kâğıda diğer iki dizeyi de yazdı ve Gettum'a uzattı. Kâse. Bu Amerikalı dünyadaki en güvenli kütüphaneye girmişti -Vatikan Gizli Arşivleri'ne. "Daha fazla bilgiye ihtiyacım var. Yazarı G." Langdon ile Sophie şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Vatikan'da edindiği bu bilgilerle ilgi olup olmadığını düşündü. vesaire arayışımda ondan bir şilin alsaymışım. Komplolara herkes bayılır. Wilson Knight. sonuçlar eskisinden daha hızlı dökülüyordu. Gettum ekranın en altında yer alan nümerik kısma bir göz attı." "Teşekkürler. Sion Tarikatı. Toplam sonuçların tahmini sayısı: 2692 Aramayı durduran Gettum. ŞÖVALYE." Ekranda ilk sonuçlar belirmeye başlamıştı bile. Çoğu on sekizinci yüzyıl İngiliz yazarı Alexander Pope'dan bahseden düzinelerce metin belirmişti. Gettum. Merovingian." Gettum birkaç kelime yazdı: LONDRA. "Dostlarım. Keşke her gül. Papayı resimlemek. Gettum güldü. Gettum bunun birleş avı olmadığını sezmişti. "Bildiğimiz her şey bu. Yine başını hayır anlamında salladı. Bu aramada fazlasıyla geniş bir veri ortaya çıkacağı anlaşılıyordu. Sophie. İngiltere'desiniz ve bir şövalye arıyorsunuz. Langdon'ın içeride ne gibi sırlar öğrendiğini ve Londra'daki ümitsiz mezar arayışının. Ara. Sangreal. Sistem çalışmaya devam ederken."Mezarla ilgili sahip olduğunuz tek bilgi bu mu? Başka bir şey yok mu?" Langdon kuşkulu gözlerle Sophie Neveu'ya baktı. "İşte. Robert Langdon'ın geçen yıl Roma'da yaptıklarıyla ilgili dedikodular kulağına gelmişti. PAPA ARA tuşuna bastığında aşağıdaki devasa ana bilgisayarın saniyede 500 MB hızla verileri tararken çıkardığı vınlamayı hissetmişti. çabuk sonuç alabilmek hırsına yenik düştüğünü anlamıştı. küreyi kabre aitti. bu kütüphane Kâse'yi arayanların merkez üssüdür. Din karşıtı." Gözlüklerini çıkararak onlara baktı.bakacağız. Mevcut sonuçları ve taranmayan veri alanından çıkabilecek sonuçların yüzdesini hesaplayan bilgisayar. Güldü teni. İstediğimizden daha fazla sonuç çıkacaktır ama iyi bir başlangıç. vesaire. Magdalalı Meryem." Ellerini kavuşturdu. Londra Üniversitesi Yayınevi." Sonraki sonuca indi. bulunacak sonuçlara dair kaba bir tahmin veriyordu." dedi." diye atıldı. Gettum başını iki yana salladı. "Kâse peşinde olduğunuzu tahmin ediyorum. "Leigh Teabing'in dostusunuz. Alexander Pope'un Londra Anıları. Gettum gülümseyerek gözlüklerini düzeltti. "Aradığınızın bu olmadığı ortada. Sir Joshua Reynolds'ın Toplu Portreleri. insanların Londra'da neden şövalye aradıklarını bilecek kadar tecrübeli bir kütüphaneciydi. "Parametreleri arttırmalıyız." Yaşanan sessizlikte Gettum misafirlerinin gizlilik arzusunun. doluydu göbeği.

" Sesinde kararlılık vardı. Kâse'yle ilgili anahtar kelimeleri de aramaya dahil edelim. "Ona ne yapacaksın?" diye sormuştu. az eşyayla döşenmiş lobiye adım attı. Silas daha önce buraya hiç gelmemişti ama binaya yaya olarak yaklaşırken sığınma duygularının arttığını hissediyordu. GÜL. Bacakları uzun süre bağlı kalmaktan dolayı hâlâ ağrıyordu. MEZAR 100 kelime yakınında: KÂSE. Rémy omuzlarını silkinişti. bir gün öncesinin yaralarını sızlatmaya başlamıştı. Gettum bunun onlara sonsuzluk gibi geldiğini hissetmişti." Yeniden yazmaya başlayan Gettum. Opus Dei binasına yaklaşırken yağmur şiddetini arttırdı ve sırılsıklam olan ağır cüppesi. LONDRA. İşi sona ermişti. daha önce demlediği çaydanlığın yanına yürüyen Gettum. "Bu şiirin nereden geldiğini sorabilir miyim? Ve neden bir küre aradığınızı?" Langdon dostça bir tebessümle. Benim adım Silas. KADEH Sophie. "Çay?" diye sordu." Langdon ile Sophie hiçbir şey söylemedikleri halde." dedi. Rémy'ye. SANGREAL.” dedi. Opus Dei üyesiyim. yukarıdaki elektronik zil çaldı. Son yirmi dört saatin günahlarını ardında bırakmaya ve ruhunu arıtmaya hazırdı. Şimdi Silas." Langdon. Başını kâğıttan kaldırarak." dedi. ama Silas daha büyük acılara da katlanmıştı. Kendini daha hafif hissediyordu. diye düşündü. Kensington Bahçeleri'nin kuzey parkuruna bakan 5 Orme Court adında gösterişsiz bir tuğla binaydı. Silas gıcırtılı parkeler üzerindeki hareketin sesini duyabiliyordu Pelerinli bir adam aşağı indi. "Leigh benim çayıma bayılır. "Bu ne kadar sürer?" diye sordu. Ön kapıya giden küçük avludan geçen Silas kapının kilitli olmamasına şaşırmadı. Limuzini ana caddeden uzak tutmak için Rémy yağmura rağmen onu biraz uzakta bırakmıştı. Buraya gelirlerken Silas.gerçekten Kâse'ymiş ." "Kendi işinize bakın demenin kibar yolu. "Size sonsuza dek müteşekkir olacağız." Ara: ŞÖVALYE. Sakinlerin günlerini odalarında dua ederek geçirdikleri bu gibi mekânlarda ziller sıkça kullanılan İv araçtı. Başlık kısmını çıkarıp. Eğer bu Kâse'yle ilgili bir meseleyse. Açarak. "Yaklaşık on beş dakika. Rémy'nin teklifi üzerine Silas silahını temizlemiş ve kanalizasyon ızgarasından aşağı atmıştı." 93 Londra'daki Opus Dei Merkezi. "Ama çok uzun hikâye ve çok az vaktimiz var. Yine de Remy'nin limuzinin arkasında bağlı bıraktığı Teabing'i düşünmeden edemedi. Yağmur onu temizliyordu." dedi. "Birkaç yüz terabayt içinde çok göndermeli sahayı aramak mı?" ARA tuşuna basarken Gettum'un gözleri hafifçe pırıldadı.Gettum içinden güldü. "Bu şövalyenin kim ve nerede gömülü olduğunu bulabilirseniz. Ondan kurtulduğuna memnundu. "Ben devam edeyim. yakınlık parametre ekleyeceğim. İngiliz acıyı hissetmeye başlamış olmalıydı. Böylece çıkan sonuçlar sadece metindeki kelimeleri içeren ve Kâse'yle ilgili kelimelerin yanında belirenlerle sınırlanmış olur. "Size yardım edebilirim. Silas halıya bastığında. Burada dinlenebilir miyim?" . "Şehre sadece bir günlüğüne geldim. "Pekâlâ. Gül ve doluydu göbeği kelimelerini gördüğünde." "Amerikalı mısınız?" Silas başını salladı. Yürümek Silas'ın umurunda değildi. Ayağa kalkıp. "Size yardım edebilir miyim?" Silas' şaşırtıcı görüntüsüne dikkat etmeyecek kadar düşünceli gözlere sahipti 'Teşekkürler. PAPA. Pamela. "Sorabilirsiniz. "Buna Öğretmen karar verecek.

James saraylarını çevreleyen St." dedi. konyağın kanını ısıttığını hissetmeye başlamıştı." Konyaktan bir yudum daha alan Öğretmen matarayı Rémy'ye uzattı." "Mükemmel." Rémy şişeyi minnetle kabul etti. artık halka açıktı." diyebildi. Öğretmen. Silas yukarıdaki tek pencereli odaya çıkarak." 94 Westminster. Size çay ve ekmek getireyim mi?" Teşekkürler. Silas'ı karşılayan Opus Dei üyesi telefona cevap verdi. Ardından ağzını kurulayarak. Hemen memur gönderiyorum. Henry'nin kapattığı ve içini avlanmak için geyikle doldurduğu park."Sormanıza bile gerek yok. Bir zamanlar Kral VIII. James Parkı Londra'nın ortasında bir yeşillik deniziydi. "Rémy. kapısının önüne tepsiyi bıraktığını duydu. Öğretmen uzun süre hayranlıkla bakarak gülümsedi. Üçüncü katta iki boş oda var. Rémy'nin yanına geçti ve kapıyı kapattı. Bununla birlikte Remy'nin boğazındaki sıcaklık. Sona yaklaştık." Matarayla kilit taşını cebine atarak. “İyi iş çıkardın. senin de farkında olduğun gibi. "Evet. Papyonunu daha da gevşetirken ateşinin yükseldiğini hisseden Rémy. yüzümü gören tek kişi sensin. "Albino bir keşiş bulmaya çalışıyoruz. torpido gözünde. ıslak cüppesinden kurtuldu ve iç çamaşırlarıyla dua etmek için çömeldi. park etmiş limuzinin ön yolcu kapısına yaklaşırken Rémy uzanarak kapıyı açtı.Bir daha asla uşak olmayacağım." Silas çok acıkmıştı. Neler oluyor?" Memur. ördek havuzunun yanından ve su damlayan söğüt ağaçlarının ince siluetlerinin önünden geçen Öğretmen. Mataradan bir yudum daha alan Remy. Öğretmen o gün etrafta pelikan görememişti. Papyonunu gevşeten Rémy ağzındaki kumluluk hissinden rahatsız olarak matarayı Öğretmen'e geri uzattı.” Öğretmen. Meyilli çimenlerden. yukarıda dua ediyor. Rémy'ye buraya gelmesini söylemesinin asıl sebebi buydu. "Başarımızı kutlayalım. Görevlinin yukarı çıkıp. "İyi iş çıkardık. Buckingham ve St. O ve Öğretmen artık gerçekten ortak olmuşlardı. "Neredeyse kayboluyordu. yerini rahatsızlık verici bir yanma hissine bıraktı. Sabah sisine rağmen parktan Parlamento Binası'yla Big Ben'in muhteşem manzaraları görülebiliyordu. Silas dua etmeyi bitirdi. Bir terslik mi var?" "Şimdi orada mı?" "Evet. Üç kat aşağıda bir telefon çalıyordu." dedi. Öğretmen. Londra'lılar güneşli günlerde söğütlerin altında piknik yapar ve Rus büyükelçisinin II." dedi. "Ve kimliğin mezara kadar bende saklı kalacak. o burada. Arayan kişi. Sana çok güvendim. "Onu olduğu yerde bırakın. Konyağın tuzlu bir tadı vardı ama Rémy önemsemedi. yanında taşıdığı konyak matarasından bir yudum aldı. yemeğini yedi ve uyumak üzere yattı. Charles'a hediye ettiği pelikanların gölde yaşayan torunlarına yem atarlardı. Orada bulunabileceğine dair istihbarat aldık." diye emretti. Hayatının daha yüksek bir konuma yükseldiğini hissedebiliyordu." Öğretmen bir süre sessiz kaldı. "Galiba yeterince içtim. "Londra polisi. Dışarıda biraz duran Öğretmen. Rémy aşağıdaki ördek havuzuna bakarken Chateau Villette çok uzaklarda kalmış gibiydi. "Peki ya silahı temizledin mi?" "Bulduğum yere geri koydum. Fırtınalı hava beraberinde okyanustaki martıları taşımıştı. Kilit taşını Öğretmen'in sabırsız ellerine bırakan Rémy. "Sana inanıyorum. Onu gördünüz mü?" Adam şaşırmıştı. torpido . "Evet. Zayıf bir sesle." dedi. "Kimseye tek kelime etmeyin. Çimenler onlarla doluydu. Hepsi de aynı yöne bakan yüzlerce beyaz figür sabırla nemli rüzgârın geçmesini bekliyordu. Rémy kilit taşını bir ödül gibi tutuyordu." diye yanıtladı. şövalyenin mezarının bulunduğu binanın sivri kulelerini görebiliyordu.

gözüne uzanan Öğretmen, küçük Medusa'yı çıkarttı. Rémy bir an için korkuya kapıldı ama Öğretmen onu da pantolonunun cebine soktu. Ne yapıyor? Rémy aniden terlemeye başlamıştı. Artık üzüntülü bir tonla konuşan Öğretmen, "Sana özgürlük vaat ettiğimi biliyorum," dedi. "Ama içinde bulunduğun şartları göz önüne aldığımda, yapabileceğimin en iyisi bu." Boğazındaki şişkinlik Rémy'yi deprem gibi sarstı. Daralan soluk borusundaki kusmuk tadıyla, boğazını kavrayarak direksiyonun üstüne doğru sendeledi. Arabanın dışından duyulmaya yetmeyecek kadar kısık bir çığlık atabildi. Konyaktaki tuz tadı etkisini göstermişti. Öldürülüyorum! Rémy inanamayan gözlerle dönüp, yanında soğukkanlılıkla oturup ön camdan dışarıyı seyreden Öğretmen'e baktı. Remy'nin görüşü bulanıklaştı ve nefes almakta zorlandı.Onun için her şeyi yaptım! Bunu nasıl yapabilir! Rémy, Öğretmen'in onu baştan beri mi öldürmeye niyetli olduğunu yoksa Mabet Kilisesi'ndeki davranışlarıyla güvenini sarstığı için mi öldürdüğünü asla bilemeyecekti. Şimdi dehşet ve intikam duygularıyla dolmuştu. Rémy, Öğretmen'e doğru hamle yapmak istedi ama sertleşen vücudunu hareket ettiremiyordu.Sana her konuda güvendim! Rémy yumruk haline gelen ellerini kaldırıp kornayı çalmak istedi ama yana kayarak, Öğretmen'in koltuğuna düştü. Boğazını sıkan Öğretmen'in yanında yan yatıyordu. Yağmur daha da şiddetlenmişti. Rémy artık göremiyordu ama oksijensiz kalan beyninin son zayıf uyarıcı duyuları almaya zorlandığını hissedebiliyordu. Dünyası yavaşça kararırken Remy, Riviera dalgalarının yumuşak sesini duyduğuna yemin edebilirdi. Limuzinden inen Öğretmen, kimsenin kendinden tarafa bakmadığına memnun olmuştu.Başka şansım yoktu, diye düşünürken, az önce yaptıklarından ötürü ne kadar az pişmanlık duyduğuna kendisi de şaşırmıştı,Rémy kendi kaderini çizdi . Öğretmen görev tamamlandıktan sonra Rémy'nin ortadan kaldırılması gerekebileceğinden başından beri endişe etmişti, ama Mabet Kilisesi'nde kendini göstererek bu gerekliliği hızlandırmıştı. Robert Langdon'ın Chateau Villette'ye ani ziyareti Öğretmen'e hem beklenmedik bir hediye olmuş, hem de onu ikileme düşürmüştü. Langdon kilit taşını doğrudan operasyon merkezine getirmişti, bu hoş bir sürprizdi. Ama peşinden polisi de sürüklemişti. Tüm Chateau Villette'de ve samanlıktaki dinleme ünitesinde Rémy'nin parmak izleri vardı. Öğretmen, Rémy'nin faaliyetiyle kendisininkiler arasında her türlü bağlantıyı engellediğine seviniyordu. Rémy konuşmadığı müddetçe Öğretmen'i hiç kimse teşhis edemezdi ve artık bu sorun da ortadan kalkmıştı. Limuzinin arka kapısına doğru ilerleyen Öğretmen, burada halletmemiz gereken tek bir sorun kaldı, diye düşündü.Yaşananlar hakkında polisin hiçbir fikri olmayacak... ve onlara anlatacak yaşayan hiçbir tanık kalmayacak. Hiç kimsenin bakmadığından emin olmak için etrafı kolaçan ederek, kapıyı açtı ve geniş bölüme girdi. Öğretmen dakikalar sonra St. James's Parkı'nı geride bırakıyordu. Geriye iki kişi kaldı.Langdon ve Neveu. Onların işi daha karmaşıktı. Ama üstesinden gelmek mümkündü. Ama şu anda Öğretmen'in öncelikle kripteksle ilgilenmesi gerekiyordu. Parka zafer edasıyla göz gezdirerek, hedefini gördü. Papa şövalye gömmüş Londra'da. Öğretmen şiiri duyar duymaz, cevabı bulmuştu. Buna rağmen, diğerlerinin hâlâ bulamamış olması şaşırtıcıydı. Adaletsiz bir avantaja sahibim. Aylardır Sauniére'in konuşmalarını dinlediğinden. Büyük Üstat'ın bir kez Da Vinci'ye beslediği kadar saygıyla bu şövalyeden bahsettiğini duy. muştu. Bir kere gördükten sonra şiirin bahsettiği şövalyeyi anlamak son derece basitti -Sauniére'in espritüelliğini kabul etmek gerekirdiama bu mezarın son şifreyi nasıl açıklayacağı hâlâ bir muammaydı. Ara, küreyi kabre aitti. Öğretmen, ünlü mezarın ve en ayırt edici özelliğinin fotoğraflarını belli belirsiz hatırladı.Muhteşem bir küre. Mezarın üstüne yerleştirilmiş dev küre, neredeyse mezar kadar büyüktü. Kürenin varlığı Öğretmen için hem cesaret vermiş, hem de sıkıntı yaratmıştı. Bir yandan yol gösteren bir levha gibiydi ama şiire bakılacak olursa, bulmacanın eksik parçası, şövalyenin mezarında bulunmasıgereken bir küreydi ... zaten orada mevcut duran değil. Cevabı ortaya çıkarmak için mezarda yapacağı incelemeye güveniyordu. Yağmur hızını arttırmıştı. Kripteksi nemden korumak için sağ cebinin iyice derinlerine itti. Küçük

Medusa marka tabancayı sol cebine sakladı. Birkaç dakika sonra, Londra'nın dokuz yüz yıllık en eski binalarından biri olan sakin mabede giriyordu. Öğretmen yağmurdan kaçıp içeri girdiği sırada Piskopos Aringarosa dışarı çıkıyordu. Aringarosa, Biggin Hill Havaalanı'nın ıslak pistinde uçağından indi ve soğuk rutubete karşı cüppesine sarındı. Yüzbaşı Fache tarafından karşılanmayı umut ediyordu. Onun yerine şemsiye tutan genç bir İngiliz polis memuru yaklaştı. "Piskopos Aringarosa? Yüzbaşı Fache'nin gitmesi gerekiyordu. Sizinle ilgilenmemi söyledi. Sizi Scotland Yard'a götürmemi istedi. En güvenlisinin bu olacağını düşündü." En güvenlisi mi? Aringarosa, elinde sıkıca tuttuğu Vatikan bonolarıyla dolu çantaya başını eğerek baktı. Neredeyse unutmuştu. "Evet, teşekkür ederim." Silas'ın nerede olduğunu merak eden Aringarosa polis aracına bindi. Dakikalar sonra polis tarayıcısı bu sorunun cevabıyla cızırdadı. 5 Orme Court. Aringarosa adresi hemen tanımıştı. Londra'daki Opus Dei Merkezi. Şoföre döndü. "Beni hemen oraya götür!"

95
Langdon'ın gözleri arama başladığından beri ekrandan ayrılmamıştı. Beş dakika. Sadece iki sonuç. İkisi de birbiriyle alakasız. Endişelenmeye başlıyordu. Yan odadaki Pamela Gettum, sıcak içecekleri hazırlıyordu. Langdon ile Sophie, Gettum'un önerdiği çayın yanı sıra akılsızca kahve içip içemeyeceklerini sormuşlardı. Ama Langdon, yan odadaki mikrodalgadan gelen seslerden, isteklerinin hazır Nescafe ile ödüllendirileceğini arılayabiliyordu. Sonunda bilgisayar neşeli bir bip sesi çıkardı. Gettum içerideki odadan, "Yeni bir sonuç daha buldu galiba," diye seslendi. "Başlığı ne?" Langdon ekrana göz attı. Ortaçağ Edebiyatında Kâse Alegorileri: Sir Gawain ve Yeşil Şövalye Üzerine İnceleme "Yeşil Şövalye alegorileri," diye seslenerek cevap verdi. Gettum, "İşe yaramaz," dedi. "Londra'da gömülü fazla mitolojik yeşil dev yoktur." Ekranın önünde oturan Langdon ile Sophie, iki anlamsız sonucu di ha sabırla beklediler. Bilgisayar bir kez daha biplediğinde, karşılarında beklenmedik bir öneri çıkmıştı. DIE OPERN VON RICHARD WAGNER Sophie, "Wagner'in operaları mı?" diye sordu. Elinde bir paket hazır kahve tutan Gettum, kapı eşiğinden bakıyordu. "Bu ilginç bir eşleşme olmuş. Wagner şövalye miydi?" Aniden merakı uyanan Langdon, "Hayır," dedi. "Ama iyi tanınan bir parmason'du." Mozart, Beethoven, Shakespeare, Gershwin, Houdini ve Disney'in yanı sıra. Masonlarla Tapınak Şövalyeleri, Sion Tarikatı ve Kutsal Kâse arasındaki bağı anlatan sayısız kitap yazılmıştı. "Buna bakmak istiyorum. Tam metni nasıl görebilirim?" Gettum, "Tüm metni görmenize gerek yok," dedi. "Koyu renkli başlığa tıklayın. Bilgisayar, anahtar kelimelerinizi içeren tekli öncül kayıtları ve üçlü artçıl kayıtları gösterecektir." Ne söylediği hakkında en ufak fikri olmamasına rağmen, Langdon yine de başlığa tıkladı. Yeni bir pencere açılmıştı.

...mitolojik şövalye, Parsifal ismindeki bu... ...mecazi Kâse arayışı tartışmalı olarak... ...Rebecca Pope'un opera antolojisi "Diva"nın... ...Wagner'in mezarı Almanya, Bayreuth'tadır... Hayal kırıklığına uğrayan Langdon, "Yanlış papa," dedi. Buna rağmen sistemin kullanım kolaylığına hayran kalmıştı. Metindeki anahtar kelimelerle, Wagner'inParsifal isimli operasının Magdalalı Meryem ve İsa Mesih'in çocuklarına değindiğini, gerçeği arayan genç bir şövalyenin hikâyesini anlattığını anlayabiliyordu. Gettum, "Sabırlı olun," dedi. "Bu bir sayı oyunu. Bırakalım da makine çalışsın." Sonraki birkaç dakika boyunca bilgisayar,trubadorlarla -Fransa'nın ün'ü gezgin halk ozanları- ilgili bir metin de dahil olmak üzere Kâse'yle ilgili pek çok sonuç döktü. Langdon ozan(minstrel) ve papaz (minister) kelimelerin ortak bir etimolojik kökene sahip olmasının tesadüf olmadığını biliyordu. Trubadorlar, Magdalalı Meryem Kilisesi'nin müziği kullanarak halka kutsal dişi hikâyesini yayan gezgin hizmetkârları ya da "papazlarıydılar". Trubadorların söyledikleri "Hanımımızın" erdemlerini öven şarkılar günümüze dek gelmiştir. Kendilerini sonsuza dek adadıkları gizemli ve güzel bir kadın. Kalın harflerle yazılı başlığa tıkladı ama hiçbir şey bulamadı. Bilgisayar yeniden bipledi. ŞÖVALYELER, VALELER, PAPALAR VE BEŞ KÖŞELİ YILDIZLAR: KUTSAL KÂSE'NİN TAROT TARİHİ Langdon, Sophie'ye, "Hiç şaşırmadım," dedi. "Anahtar kelimelerimizden bazıları kartlarla aynı isimleri taşıyor." Fareye uzanarak, bağlantı adresini tıkladı. "Büyükbabanın Tarot oynadığınız zamanlarda bundan bahsettiğine emin değilim Sophie ama bu oyun, Kayıp Gelin ile ona eziyet eden kötü kilise hikâyesini anlatan 'kısa soru-cevap kartlarıydı'." Sophie şüpheyle ona baktı. "Hiç fikrim yoktu." "İşte asıl konu da bu. Kâse müritleri, mesajlarını mecazi bir oyun yoluyla öğreterek, kilisenin dikkatli gözlerinden saklamış oldular." Langdon modern kâğıt oyuncularından kaç tanesinin, oyun kartlarının üstündeki dört işaretin kupa, maça, karo, sinek aslında Tarot'un doğrudan Kâse'yle ilgili dört sembolünden kılıçlar, kupalar, asalar ve tılsımlar geldiğini bildiklerini merak etti. Maçalar kılıçlardı -Bıçak. Erkek. Kupalar kupalardı -Kadeh. Dişi. Sineklen Asalardı -Kraliyet Soyu. Filizlenen asa. Karolar Tılsımlardı -Tanrıça. Kutsal dişi. Dört dakika sonra, Langdon aradıklarını bulamayacaklarından endişe etmeye başladığı sırada, bilgisayar yeni bir sonuç gösterdi. Dehanın Cazibesi: Modern Bir Şövalye Biyografisi. Langdon, Gettum'a, "Dehanın Cazibesi mi? " diye seslendi. "Modern bir şövalye biyografisi mi?" Gettum başını köşeden uzattı. "Nasıl modern olur? Lütfen bana Sir Rudy Giuliani olduğunu söyleme. Şahsen ben bunun biraz yanlış bir seçim olduğunu düşünüyorum." Langdon'ın, yeni şövalye ilan edilen Mick Jagger hakkında kendine ait bazı düşünceleri vardı ama modern İngiliz şövalyeleriyle ilgili politikaları tartışmanın sırası değildi. "Bir bakalım." Langdon dikkatini kalın harflerle yazılmış anahtar kelimelere verdi.

...şerefli şövalye, Sir Isaac Newton... ...1727'de Londra şehrinde ve ayrıca... ...onun mezarı Westminster Manastırı'nda... ...Alexander Pope, dostu ve meslektaşı... Sophie, Gettum'a, "Sanırım modern göreceli bir kelime," dedi. "Bu eski bir kitap. Sir Isaac Newton hakkında." Kapı eşiğinde duran Gettum başını iki yana salladı. "İşimize yaramaz. Newton’ın mezarı Westminster Manastırı'nda, orası İngiliz Protestanlarının mekânıdır. Katolik bir Papa'nın oraya gitmesine imkân yok. Krema ve şeker?" Sophie başını salladı. Gettum bekledi. "Robert?" Langdon'ın kalbi hızla çarpıyordu. Gözlerini ekrandan ayırarak ayağa kalktı. "Aradığımız şövalye Sir Isaac Newton," dedi. Sophie oturduğu yerde kaldı. "Neden bahsediyorsun?" Langdon, "Newton’ın mezarı Londra'da," dedi. "Bilimdeki yeni keşfi, kilisenin hışmını üzerine çekmişti. Ayrıca Sion Tarikatı'nın Büyük Üstat'ıydı. Daha başka ne isteyebiliriz ki?" "Daha başka ne mi?" Sophie şiiri gösterdi. "Peki Papa'nın gömdüğü Şövalyeye ne diyeceksin? Bayan Gettum'u duydun. Newton'ı Katolik bir Papa gömmemiş." Langdon fareye uzandı. "Katolik Papa'dan bahseden kim?" "Papa" yazan bağlantıyı tıkladığında, cümlenin tamamı ekranda belirdi. Sir Isaac Newton’ın, kralların ve soyluların katıldığı cenazesine başkanlık eden Alexander Pope, dostu ve meslektaşı olarak mezarına toprak serpiştirmeden önce ona methiyeler yağdırdı. Langdon, Sophie'ye baktı. "İkinci aramada gerçek Papa'yı bulduk Alexander." Durdu. "Yani Alexander'in Pope soyadı Papa anlamında kullanılmış." Papa şövalye gömmüş Londra'da ya da Pope şövalye gömmüş Londra'da. Aynı anlama geliyordu. Sophie yüzündeki şaşkınlık ifadesiyle ayağa kalktı. Çift anlamlı kelimelerin ustası olan Jacques Sauniére bir kez daha korkunç zeki bir adam olduğunu kanıtlamıştı.

96
Silas sıçrayarak uyandı. Onu neyin uyandırdığına ya da ne kadar süredir uyuduğuna dair fikri yoktu. Rüya mı görüyordum? Hasır kilimin üstünde doğrularak, Opus Dei konuk evinin koridorundan gelen sesleri dinledi. Sessizliği sadece aşağı katta, yüksek sesle dua eden birinin mırıltıları bozuyordu. Bunlar alışıldık seslerdi ve aslında ona huzur vermeliydi. Buna rağmen şiddetli ve beklenmedik bir huzursuzluk hissediyordu. Sadece iç çamaşırlarıyla ayağa kalkan Silas, pencerenin yanına yürüdü.Takip mi edildim? Aşağıdaki avlu boştu, tıpkı içeri girerken gördüğü haldeydi. Dinledi.Sessizlik. Peki neden tedirginim? Silas uzun zaman önce önsezilerine güvenmeyi öğrenmişti. Hapse girmeden çok önce, önsezileri onun Marsilya sokaklarında hayatta kalmasına yardımcı olmuştu... Piskopos Aıingarosa'nın ellerinde yeniden hayat bulmadan çok önce. Pencereden dışarı baktığında, çitlerin arkasındaki bir arabanın bulanık siluetini ferle etti. Arabanın tepesinde bir polis sireni vardı. Koridordaki parkelerden bir çatırtı sesi geldi. Bir kapı sürgüsü hareket etti. İçgüdülerine göre hareket eden Silas odada hızla hareket ederek, açıldığında tam arkasında olacak

mozolelerin en şahanesinden kubbeli lahdinde özel bir şapeli bulunan Kraliçe Elizabeth'in mezarı aşağıda kimin kalıntılarının yattığını kişinin hayal gücüne bırakan. onun bacaklarına daldı. Silas neredeyse çıplak bir halde solgun vücuduyla merdivenlerden aşağı indi. polisi yere yatırdı ve adam başını yere çarptı. Silas diğer yöne dönerek. Merdivenlerden bir el silah sesi geldiğinde. Silas kaburgalarının altında yakıcı bir acı hissetti. Sadece kraliyete bağlı. manastıra yeni ilave edilen Ve Şim4 erde Londra'nın birçok tarihi binasında bulunan geniş metal detektörden geçirdiler. Adam. Onun çıplak omuzlarını tutan öfkeli eller. şairlerin ve müzisyenlerin hatıralarıyla doluydu. diğer adamın göğüs kafesine ezici bir güçle çarptı. Silas kazan dairesinin yanındaki karanlık koridora koştu. 97 Westminster Manastırı'nda üç binden fazla insanın mezarı ya da saygın bir yeri vardı. Hemen her ziyaretçi gibi Langdon ile Sophie'nin gözleri de derhal manastırın yukarıdaki gökyüzünü . Silas koridorda bağırarak koşan adamların sesini duyabiliyordu. Kapı eşiğinde sendeleyen ikinci polis memurunun kasıklarına Silas bir tekme indirdi ve kıvranan vücudunun üstünden atlayarak koridora koştu. gücünü sanki şeytanın kendisinden almıştı. Mümkün olan her nişin ve duvar oyuğunun içine yerleştirilmiş mezarları. Kapıdan çıkarak vargücüyle yağmura doğru koşan Silas alçak banketten atlarken diğer yönden gelen memuru çok geç fark etti. intikam hırsıyla diğer üç polise ateş açtı ve kanlarını etrafa yaydı. Papa şövalye gömmüş Londra 'da. Prens Andréw ile Sarah Ferguson'ın nikâhı. Kraliçe Elizabeth ve Lady Diana'nın cenaze törenleri gibi sayısız kraliyet ve devlet törenine şahit olmuştu. Kuzey kanadındaki büyük revaktan aceleyle geçen Langdon ile Sophie'yi. ön kapıda koşuşturan başka polisler olduğunu gördü. Henry. Her ikisi de alarmı çalıştırmadan altından geçtiler Vu Manastır girişine yöneldiler. Çıkış tabelası. Silah ateş aldığında kurşun. Polis ateş etmek üzere dönerken Silas. SILAS. devlet adamlarının. Birdenbire arkasında karanlık bir figür belirmişti. İçeri fırtına gibi giren polis memuru. Sadece. Dev taş yapının içi kralların. göz kamaştırıcı mabet. nezaketle karşılayan muhafızlar onları. Silas onun üstüne düşmüştü. Yağmur sesi yoktu. Kendisine ihanet edildiğini biliyordu ama kim? Lobiye indiğinde.Tüm Opus Dei binalarında bir tane var. Silas dehşet çığlıkları atmaya başladı. ne de kilise olarak kabul ediliyordu. Polis memuru kaldırıma sırtüstü yığılırken. Memurun silahı takırtıyla yere düştü. Bacaklarını aşağıdan çekerek. Piskopos Aringarosa yere düşerken. Fatih William’ın taç giyme törenine ev sahipliği yaptığı günden bu yana. dış dünyayla bağların birden koptuğunu hissetti. koridorun sonunda parlıyordu. boş gibi görünen odada doğrulttuğu silahını sola ve sağa gezdirdi. V. bir mutfağa dalarak. ne bir katedral.şekilde kapının yanında durdu. onun kulağına doğru bağırdı. sanki bina kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi ileri geri yankılanan sağır edici bir sessizlik hâkimdi.Kadınlara ayrılan kısmın girişi. kraliyete özgü bir sınıfa aitti. konuk evinin derinliklerinde ilerledi. Amiens. O henüz Silas’ın yerini keşfedemeden. Göz göze geldiler. Langdon. Silas atılarak omzuyla kapıyı içeri girmekte olan ikinci memurun yüzüne çarpmıştı. Yuvarlandı ve diğer memurlar geldiği sırada yere düşen silahı kaptı. manastırın tarihine hiç ilgi duymamıştı İngiliz şövalyesi Sir Isaac Newton’ın cenazesi. 1066 yılının Noel günü. Chartres ve Canterbury'deki büyük katedraller gibi tasarlanmış olan Westminster Manastırı. Westminster Manastırı'na adımını atar atmaz. Aradığı kapıyı bulmuştu. Trafik gürültüsü yoktu. Buna rağmen Robert Langdon bir olay hariç. Günah Çıkartan Edward’ın azizlik mertebesine yükseltilmesi. yüzyıllar boyunca üzerinde gezinilmekten aşınmış mütevazı yer karolarına kadar geniş bir yelpazeye yayılmıştı. İki adam çarpıştığında Silas'ın geniş ve çıplak omzu. dehşet içindeki çalışanların yanından geçti. Dar koridorlarda kıvrılarak ilerlerken. bilim adamlarının. HAYIR! Silas dönerek ateş etti. tabakları ve çatal bıçakları deviren çıplak Albino'dan uzak durmayı yeğleyen. polisin incik kemiğini kavrayan Silas'ın başının tam üstünden geçmişti.

diye ısrar etmişti. Bununla birlikte. Bugün ise yağmurlu bir nisan sabahıydı. En üstteki tarikat üyelerinin öldürülmesini emreden kişi." Langdon başını salladı ama yine de temkinli davranması gerektiğim hissediyordu. "Ben gözetmen göremiyorum. Bugün ise. Kripteksi elinde bulunduran kişi. Langdon’ın hiç fikri yoktu.içine alıyormuş gibi görünen kubbesine kaydı. yüksek duvarlarla çevrili bir dış pasajlar labirentinde kaybolacaktı. Leigh'i canlı kurtarmanın anahtarıydı. Westminster Manastın. Mimari geleneğe bağlı kalınarak." diye hatırlattı. Langdon hayal kırıklığına uğramıştı." dedi. yağmur ve karanlık bu heybetli boşluğa hayaletimsi bir hava vermişti. Önlerindeki geniş kuzey kanadı vadisi. Kutsal Kâse'yi bulmanın anahtarıydı. "Mezarı belki kendimiz Alabiliriz. Sophie ile Langdon. "Gözetmenler koyu kırmızı binişler giyer. Sophie. onların yetkililerle bağlan kurmasını engellemişti. Bunun arkasında kimin olduğunu bulmanın anahtarıydı. "Metal detektörden geçtik.. yoluna çıkan diğerlerini de öldürmekte tereddüt etmeyecekti. gölgelerin arasına servi ağaçları gibi yükseliyor baş döndürücü açıklığın üzerinde kavis çizerek. koro sahnesinin arkasında gözlerden uzakta kalan Sir .. kripteksi geri almalıyız. demişti. Şairler Köşesi'ndeki yere kapanma hacılığı alışıldık bir sahneydi. mozolelerden. yeniden taş zemine geri dönüyordu. bir dizi sütunun arkasındaki karanlık yan koridora geçtiler. onunla karşılaşmaya kararlıydı." O sırada ana nefin yüzlerce metre ötesinde. Göründüğü kadar kutsal olmasa da. Sophie manastırın ana nefinin uzunluğuna baktığında şaşırarak derin bir nefes aldı. manastır dev bir haç biçiminde inşa edilmişti.Mezarlara sürtünen turistler. Langdon boş Mabet Kilisesi'ndeki önceki deneyimlerinin tekrar etmesini istemiyordu." dedi. "Burada birisi varsa bile silahlı olamaz. Halkın daha çok doluştuğu bir yer. "Hadi bir gözetmen bulalım. Kalabalıkların ve parıldayan vitray camların yerine görebildiği tek şey. "Tamamıyla boş. Turistlerin uğrak yeri olduğundan bir güvenlik sistemini bekliyordu ama Langdon'ın hatırında kalan iyi aydınlatılmış manastırdaki kalabalık turistlerin geldiği yaz sezonunda oluşmuştu. Mezar. aslında daha çok gerçek bir çukuru andırıyordu. "Bir gözetmen bulup sormalıyız. Louvre'un Büyük Galerisi gibi.. Kilisenin ortasına doğru yürüyen Langdon. Sophie. Çok daha fazla insan görmeyi umut ediyordu. Güneşli günlerde manastırın zemininde prizmatik bir ışık gösterisi oluşurdu. Ziyaretçi yanlış kemerli geçide atacağı tek bir adımla. "Ne taraftan?" diye sordu. Isaac Newton’ın mezarında. Etrafına bakınan Sophie. olmaz mı?" Langdon tek kelime etmeden manastırın ortasına doğru birkaç adım daha attı ve sağ tarafı gösterdi. Güney kanadının en sonundaki yaldızlı yüksek sunağa bakan Langdon. İçeri girişi bulmak kolay fakat çıkışı bulmak imkânsızdı. kapalı bölmelerden ve gömü nişlerinden oluşan karmaşık bir dehlizdi. Gri taş kolonlar. Yanlarında Londra polisini getirmek istemişti ama Sophie'nin işe kimlerin karıştığına dair endişesi. Langdon kendi limuzininin arkasında büyük olasılıkla bağlı bir halde rehin tutulan Leigh Teabing'in görüntüsünü zihninden çıkaramıyordu. son ipucunu çözmek için mezarı ziyaret etmek zorunda kalacaktı ve eğe şimdiye kadar gelip gitmemişse. Elbette haklıydı. ellerinin ve dizlerinin üstünde emekleyen insanlar gördü. Sophie. ana nefin birimindeki koridordan geçilen arka taraftaki giriş yerine diğer kiliselerden farklı olarak. girişi yan taraftandı." diye fısıldadı. Ayrıca manastıra bir dizi kemeraltı bağlanmıştı. Ne yazık ki kilit taşını geri almaları sadece şimdi ve burada mümkündü. Teabing'in modern bir İngiliz şövalyesi kendi vatandaşı Sir Isaac Newton’ı ararken rehin alınması acımasız bir ironiydi. buraya da tek bir noktadan giriliyordu -az önce geçtikleri kapı-." dedi.. Langdon’ın meslektaşlarından biri bunagerçek bir turist tuzağı.Her şeyin anahtarı o. Açıklığa çıkmak için sol taraftaki duvara doğru yürüyerek. Şimdi binanın ne kadar büyük olduğunu görebiliyordu "Ah." Langdon burada amaçsızca dolaşmamaları gerektiğini biliyordu. dik kayalıklar ve vitraylı camlarla ayrılmış derin bir kanyon gibi uzanıyordu. bomboş bir zemin ve karanlık boş duvar oyuklarıydı. Langdon’ın kuruntularını sezinlediği belli olan Sophie.

piramidin ortasına yerleştirilmiş dev şekildi. Newton’ın boylu boyunca yatan bedeninin arkasında gösterişsiz bir piramit yükseliyordu. Zaten eğer Langdon şiirdeki şifreyi çözerek mezara kadar gelmişse. burçlar kuşağı. Newton’ın ayaklarının dibinde. Tennyson'a ve Dickens'a duydukları saygıyı mezarlarına sürtünerek gösterecekleri Şairler Köşesi'ne doğru ilerlediler.. piramidin ön yüzeyine. yıldızlar ve gezegenler. Öğretmen. takımyıldızlı küreye ve sonunda nişin yıldızlarla dolu kubbesine baktı.yaslandığı bir heykelinin üzerinde durduğu büyük siyah mermer bir lahitti. Ama elbette burada değil. Bir küre. küreyi kabre aitti. Tekrar yalnız kalan Öğretmen mezara biraz daha yaklaşarak. hangisi kayıp? Sanki cevap Sauniére'in oyma mermerinden vahiy gelecekmiş gibi. Öğretmen sakince koro sahnesinin arkasına doğru iki adım attı.. Buna rağmen Öğretmen cevabın son derece basit olacağından şüpheleniyordu.Ara. derin bir nefes aldı ve başını kaldırarak uzaktaki ana sunağın uzun nefine baktı. Elini cebine sokarak. Koro sahnesinin köşesine doğru adım atarken. Öğretmen sakladığı silahıyla altından geçerken manastırın metal detektörü ötmüştü. Ama yine tahmin edileceği gibi. Bakışları yaldızlı sunaktan parlak koyu kırmızı biniş giyen bir manastır gözetmenine kaymıştı. onların uzmanlığından faydalanabilirdi. ona güven veren ikinci nesneye dokundu: Medusa marka tabancası. Kâse'yle aramda sadece beş harf var. Öğretmen derin bir nefes alarak ihtimalleri gözden geçirdi. . klasik kostümünün içindeki Sir Isaac Newton’ın gururla kendi kitaplarına İlahiyat. kuyruklu yıldızlar. Beklenmedik olaylarla baş etmeye alışmıştı. Kronoloji. cebindeki kriptekse dokundu. Optik ve Philosophiae Naturalis Principia Mathematica . Sauniére'in şaşırtmalı bilmecesini düşündü. Gökyüzünün karmaşık bir haritasına bakıyordu. Öğretmen bu anıtı on dakikadır inceliyordu. Tahmin edileceği gibi. güvenlik görevlileri Öğretmen'in öfkeyle çıkarttığı kimlik kartını görünce geri çekilmişlerdi. küreyle ilgili bir şeyler bilme olasılığı da vardı. oradan yukarı Newton'a. "Papa'nın gömdüğü bir şövalye" gibi. Piramidin ön yüzünden dışarı doğru çıkan dev küre. Newton’ın mezarı. Ve eğer Langdon şifreyi biliyorsa. büyük ihtimalle de Chaucer'e. Bu çok hızlı oldu. Piramidin kendisi de tuhaf olduğu halde.Hangi küreyi arıyorum? Kutsal Kâseyi bulmak için astrofizik uzmanı olmaya gerek yoktu elbette. yıldızlarla kaplı bir alanın altındaki Astroloji Tanrıçası simgesi vardı. Öğretmen ilk başta kripteksi tek başına çözmeyi umut etmiş olsa da. Öğretmen'in en çok merakını uyandıran. Ellerindeki füzen kalemleri ve büyük kâğıtlarla. Bahsedilen "küre" ile ilgili başarısızlığını göz önünde bulundurarak. doğru baskıyı uygulaması yeterli olacaktı. onun tahmin ettiğinden çok daha erken gerçekleşmişti. Kripteksi elimde tutuyorum. manastırın ön kısmına. kâseye bağış parası atan ve manastır tarafından ücretsiz dağıtılan mezara sürtünme gereçlerini yanlarına alan ziyaretçileri dikkatle izledi. Langdon ile Sophie'nin sonunda şiirin anlamını çözerek Newton’ın mezarına geleceklerini tahmin etmişti ama bu. Onu el işaretiyle iki tanıdık sima yanlarına çağırıyordu. bilim kitaplarına. Langdon ve Neveu. Resmi rütbeler her zaman beklenen saygıyı uyandırırdı. Öğretmen mezarı bulduktan sonra kayıp küreyi bulmanın kolay olacağını zannetmişti. Üstünde ise. parşömen kâğıdı tutan iki kanatlı erkek çocuğu vardı. Burada hangi kürenin olması gerekiyordu. matematik parşömenleri tutan iki erkek çocuğuna. yoksa öyle miydi? Güldü teni doluydu göbeği Bulunduğu yere yaklaşan turistler Öğretmen'in dikkatini dağıtmış Kripteksi yeniden cebine attı ve yakınlardaki masaya giderek. Eksik bir gezegen mi vardı? Takımyıldızlardan astronomik bir küre mi çıkartılmıştı? Hiç fikri yoktu. takımyıldızlar. şimdi Langdon ile Neveu'nun gelişinin iyi bir gelişme olduğunu sezinliyordu. Lahidin altındaki pençe ayaklarla başladı. Ama artık o kadar emin değildi. Sayısız küre. Özel bir yerde. onu tepeden tırnağa inceledi. yarım kabartma şeklinde oyulmuştu ve tüm semavi betimlemeleri içeriyordu.Isaac Newton’ın mezarının tek bir ziyaretçisi vardı.

. "Tarikatın 'gül'ü ve bereketli rahmini açıklamayı planladığı zamanın. Venüs'ün beş köşeli yıldızıydı. ve. "Çağrışım yapıyor mu?" Langdon düşünerek yaklaştı. "İlahiyat " dedi. "Sen burada kalıp saklan. Philosophiae Naturalis Principia Mathematica? " Ona döndü. "Balık Burcu'nun sonu ve Kova Burcu'nun başlangıcının. kuyrukluyıldızlar." dedi. "Bunu biliyor muydun?" dedi.olursa diyecektim. dev bir piramit. tarikatın Sangrea! Belgeleri'ni dünyaya duyurmayı planladığı tarih olduğu iddia ediliyordu. "Şiirin son dizesi. Nişe yaklaştıklarında. Dizeyi hiç bu şekilde düşünmemişti. devasa bir küre. çözdüklerinde gün gibi ortada olduğunu anlayacaklardı.Öğretmen manastıra gelirken yolda gördüğü küçük bir tabelayı anımsadı. Nefin Newton’ın mezarının yanındaki bölümü tamamen boştu. "Ben oraya gideyim. mermer bir lahit. Nefin yarısına kadar yol kat etmiş olmalarına karşın hâlâ Newton'ın mezarını göremiyorlardı. manastırı kolaçan etmeyi yeğledi.. bulundukları ters açıdan görünmüyordu. Rahatlamış olan Langdon başını salladı.. Sophie doğruca lahidin yanına yaklaştı ama Langdon birkaç adım geride durarak. Şu ana kadar Jacques Sauniére çok titiz bir şifre yazarı olduğum ispat etmişti ve Langdon son şifrenin. kristal berraklığında olacağına inanıyordu. ". Buna rağmen. Şimdi tek sorun. Büyük Üstat'ın önceki cevapları hep kelime oyunlarına ve sembolik özelliklere sahiptiler .. Başını eğerek Newton’ın yaslandığı kitapların kapaklarını okuyan Sophie.. SOFIA. Onu kolundan yakalayarak düşüncelerini bölen Sophie. "Kronoloji Optik. Bir nişe yerleştirilen lahit. Sesi şaşırmış gibi gelen Sophie... gezegenlerin yerçekimiyle ilgili bir şeydi.. "En azından burada kimse yok... Sophie. Kayalıklar Bakiresi. gezegenler.. onu açık neften ayıran geniş sütunların gölgelerinde yavaşça ilerlediler. Newton'ın mezarı kürelerle doluydu -yıldızlar. "Üzerine takımyıldızlar oyulmuş gibi duruyor." Güldü teni doluydu göbeği diye." dedi.Mona Lisa..." dedi..." Kürenin üstündeki takımyıldızları gösteren Sophie. Ama Mabet Kilisesi'ne giderken zaten "Venüs" şifresini denemişti." diye fısıldadı.” Langdon kaşlarını çattı. Kâse ile gezegenler arasında Langdon’ın aklına gelen tek bağ. Sophie. 'Tarikatın gerçeği açıklamayı planlamasıyla ilgili olabilir. öyle değil mi?" Zamanın Sonu ." İhtimalin giderek kuvvetlendiğini hisseden Langdon başını salladı. "Ve sayıları çok fazla. Newton’ın boylu boyunca yatan bir heykeli."Ama bin yıl sessiz sedasız gelip geçti ve tarihçiler gerçeğin ne zaman ortaya çıkacağı konusunda muallakta kaldı. Sophie." Sophie çoktan saklandığı yerden çıkmış. boş ümitler uyandıran niceliklerle dolu kabri gördüklerinde hiç konuşmadılar.. diye düşündü Langdon. Bu cevap da diğerleri gibiyse. ""Bak!" diye heyecanlandı.Onun lahidinin üstündeki küreyi mı arayacaktı? Bu iş samanlıkta iğne aramaya benzeyecekti. siyah. O an onları çekeceği mükemmel yer kafasında oluşmuştu. Aynı şekilde şaşırmış olan Langdon başını iki yana salladı. Kaygılı görünen Sophie. "Daha önce Balık'tan ve Kova'dan bahsetmiştiniz. "Bana daha önce. 98 Langdon ile Sophie kuzey koridorunda. içgüdüleri ona anahtarın astronomide saklı olmadığını söylüyordu.. "Peki ya burçlar?" diye sordu. tarikatın en büyük sırrını koruya beş harfin sembolik açıdan uyum sağlamakla kalmayıp.. bir gören. yem olarak neyi kullanacağıydı." dedi. kanatlı iki erkek çocuk. Sophie. Langdon olasılığı düşündüğünde ürperdiğini hissetti." diye fısıldadı. Dokunuşundaki .. "Astrolojik simgeler. Bu kelime oyunu kavramı gezegen küreleri ve burçlara kesinlikle uymuyordu.. Langdon yavaşça çöktüğünü hissetti... Geniş nefi çaprazlama geçen Langdon ile Sophie. açık alanda ilerlemeye başlamıştı. doğrudan gezegenlerin -yani kürelerin pozisyonlarına bağlı olduğunu söylemiştin. "Hatırladığım kadarıylaPrincipia Mathematika . bunlar kesinlikle küre ama ilgisiz görünüyor." diyen Langdon koşturarak yanına gitti.

" Langdon yüzünü buruşturdu. Newton’ın ayağının dibindeki lahidin kapağına güçlükle görülen bir füzen kalemiyle yazılan mesaj okunabiliyordu: Teabing elimde. sağ taraftaki koro sahnesine baktı. metal detektörlerin olmadığı bir yerde. Langdon. Bostan. Böylece kendimizi güvende hissedeceğiz. "Sanırım bizi dışarıda bir yere göndermek bir çeşit itimat gösterisi. Kürelerle dolu mezara bir kez daha bakan Langdon kripteks şifresi hakkında keşke bir fikrim olsaydı. Sophie'nin neden korktuğunu o an anlamıştı. mezarlara sürttüğü füzen kalemini Newton’ın ayağının yanındaki lahit kapağına bırakmıştı. Leigh hâlâ yaşıyor. onun neden kaygılandığını anlayamamıştı. Papazlar Meclisi Binası'nda güney çıkışına gidin. yazılanları iki kez okudu. diye düşündü. Oradan halka açık bostana çıkın.Bu işe Leigh'i ben bulaştırdım ve ona yardım etmek için ne gerekiyorsa yapacağım. "Belki çıkıştan bostanı görebiliriz. Langdon. Langdon geri birkaç adım atarak lahitten uzaklaştı ve geldikleri yönün aksi istikametinde nefin karşısında bulunan.. Geniş bir tabelanın yanında tonozlu bir geçit vardı. kendimizi tehlikeye atmadan önce durumu değerlendirebiliriz." Langdon başını iki yana salladı. Yoksa neden burada olduklarını bildirsinler? "Şifreyle Leigh'i değiş tokuş yapmak isteyebilirler." dedi. Dikkatsiz bir turist. Sophie. "Notta Papazlar Meclisi Binası'ndan güney çıkışına gidin. Büyük Britanya'daki en eski meyve ağaçlarını barındıran Fakülte Bostanı. Böylece dışarı çıkıp. pazarlık yapabilecek bir şeyi olurdu. Langdon. Hiçbir şey demek değildi. "Yani dışarda. Söyledikleri mantıklıydı. "Buraya biri gelmiş. Sophie başını çevirerek. manastır duvarlarınındışında. modern parlamento binasından önce orijinal İngiliz Parlamentosu'nun toplandığı sekizgen bir salon olduğunu hatırlıyordu. Sophie başını salladı." İyi bir fikirdi." diye fısıldadı." Sophie şüpheli görünüyordu. Bunun bir anlamı daha vardı. Kelimeleri gördükten sonra kapıldığı korkuya rağmen. . keşişe ferin doğal farmakolojik ilaçlar yetiştirdiği günlerden kalma Fakülte Bostanı'nı ziyaret etmişti -küçük bir meyve ve şifalı ot bahçesi. onu almak için uzandı ama lahide doğru eğildiği anda cilalı siyah mermer üzerindeki ışık değişti ve Langdon donakaldı. Newton’ın sağ ayağının yanındaki bir noktayı işaret ederken. diye yazıyor." diye fısıldadı. Langdon kalbi hızla çarparken. "Sanmıyorum. manastıra yürümek zorunda kalmadan ziyaret edebildikleri uğrak bir mekândı. Papazlar Meclisi Binası'nın. Halka açık bir yer. nefi inceledi. Oraya gideli yıllar olmuştu ama revaklı avludan çıkıldığını anımsayabiliyordu." Langdon bir kez manastırın.." "Ya da bir tuzak. Langdon kendi kendine bunun iyi haber olduğunu söylüyordu. "Şifreyi bilmiyorlar.korkudan Langdon yanlarına birisinin geldiğini sandı ama Sophie'ye döndüğünde siyah mermer lahidin üstüne dehşetle baktığını gördü.

. Şimdi bomboş görünen kemeraltının. tadilat dolayısıyla bazı bölümlerin kapalı olduğunu yazan küçük ilanı göremediler. Tepelerindeki rüzgâr. Bu yürüyüş yollarına kemeraltı deniyordu. kapalı alanlarda hissettiği o tanıdık huzursuzluğu yaşamaya başladı. sanki birisi bir şişenin ağzına üflüyormuş gibi vızıldayarak esiyordu. Artık yağmur serpiştiriyordu. yanlarından koşuşturarak geçti. rüzgârda ve yağmurda manastırın en cazip yer olmadığını itiraf etmek gerekirdi. Kötüleşen havadan kaçarak diğer yönden gelen başka bir çift. Dikkatini tünelin sonuna vererek Papazlar Meclisi Binası tabelalarını takip etti. Sabah yağmurunun ıslattığı. yüksek duvarlarla çevrili üstü açık bir avluya çıkmışlardı. Latincedekikapalı yer fobisi (claustrophobic) kelimesiyle olan bağını iç sıkıntısıyla fark etti.B U YOLD AN: K EME RALT I B AŞPA PAZI N EVİ FA KÜLT E BİNA SI M ÜZE H AZİN E ODAS I AZ İZ FAIT H ŞAPE Lİ PA PAZL AR MEC LİSİ BİNA SI Langdon ile Sophie tabelanın altından koşarak geçerken. Yürüyüş yolu soğuk ve kemeraltının tek ışık kaynağı olan sütunlu duvarların arasından sızan yağmur damlaları yüzünden nemliydi. Langdon bukemeraltı (cloister) kelimesinin. Avluyu çevreleyen dar yürüyüş yoluna girdiklerinde Langdon.

" Sophie kordonun üstünden aşarak ileri gitmeye başlamıştı bile. yani çok daha uzaktaydı. "Kocaman görünüyor.Papazlar Meclisi Binası'nın güney kapısına gidin. Aradıkları giriş bu olduğu halde. bir çeşit uyduya benziyordu. "O halde bostana giden güney çıkışı orada ve sağda olmalı. Langdon. Bununla birlikte Papazlar Meclisi Binası girişi koridorun sonunda. Yaklaşırlarken Sophie." dedi. Langdon kordonun hemen arkasında sağlı sollu yer alan Hazine Odası ve Aziz Faith Şapeli girişlerini görebiliyordu. T ADİL AT DOL AYISI YLA KAPA LI H AZİN E ODAS I AZ İZ FAIT H ŞAPE Lİ PA PAZL AR MEC LİSİ BİNA SI Kordonun arkasındaki boş ve uzun koridor. İçeriden baktıklarında dışarıdaki bahçeyi gayet net görebildikleri ortadaydı. ağır ahşap kapının ardına kadar açık olduğunu ve Fakülte Bostanı'na bakan kocaman pencerelerden giren grimsi doğal ışıkla aydınlanan sekizgen iç mekânı görebiliyordu. Karanlık koridorda aceleyle ilerlerken. sekizgenin arka tarafında tonozlu tavana kadar beş kat boyunca yükselen nefes kesici pencereleri görebiliyordu. Langdon bulunduğu yerden bile. arkalarında kalan rüzgâr ve yağmur sesleri giderek zayıflıyordu.. . Karanlık kemeraltından sonra Papazlar Meclisi Binası. onlara bahsedilen kapının mevcut olmadığını fark ettiklerinde odada üç metre kadar ilerlemişlerdi. "Doğu kemeraltından az önce çıktık. Langdon bu odanın ne kadar büyük olduğunu unutmuştu. Papazlar Meclisi Binası. Kapı eşiğinden adımını atan Langdon ve Sophie. gözlerini kısmak zorunda kaldılar. oradan halka açık bostana çıkın." dedi. giriş bir kordonla ve resmi görünüşlü bir tabelayla kapatılmıştı. başka bir koridora bağlanan bir kemerli geçit belirmişti. Girişin dışından bile geniş iç mekâna baktığında. Parlamento toplantılarının gizliliğini korumak için uzun koridorun sonunda tek başına duran ek bina. Güney duvarını ararken. yapı iskeleleri ve örtülerle kaplanmıştı.. onlara solaryum gibi gelmişti.Doğu kemeraltının kırk metre aşağısında sol tarafta.

"Kâse'ye ihanet etti." Bir sonraki fikrini iyice vurgulamak istiyormuş gibi duraksadı. ama yakında her ikisinin de. dünyayı karanlıkta tutmak için bir yol daha bulduklarına şaşırmamak gerekir. Dün akşam evime geldiğinizde. Bin yılın aydınlanmadan geçip gitmesinin sebebi bu." Langdon ile Sophie. 99 Medusa marka tabancasının ardından Robert Langdon ve Sophie Neveu'ya bakan Sir Leigh Teabing hüzünlü görünüyordu. "Tarikat. "Tatlım. Sophie'ye döndü. Kapının önünde duran adam. "Korkunç gerçeğin farkına vardım." dedi. Beni arayan siz oldunuz. Ağır kapının arkalarından çıkardığı gıcırtılı sesle döndüler. Her ikinize de anlatmam gereken o kadar çok şey var ki. "Konuşmamız gereken çok şey var. Ama ısrarcılığınız artık beni zor duruma düşürüyor." Langdon sonunda. yolların kesiştiği bu noktada onları buluşturan olaylar zincirini anlayacaklarından emindi. "Büyükbaban kendini kiliseye sattı." Sophie içinde büyük bir öfkenin büyüdüğünü hissediyordu.. Zamanın Sonu'na geldiğimizde hiçbir şey olmamasının sebebi bu. size zarar gelmesini önlemek için elimden geleni yaptım." Langdon itiraz edecekmiş gibi derin bir nefes aldı. gerçeğin ortaya çıkacağı zaman. "Sadece dikkatinizi çekmek için. kilisenin yalanlarını açıklayacak olanlara baskı yapmakta iki bin yıllık tecrübesi var. "Dostlarım. Tarikata ihanet etti. "Kilisenin büyükbabam üstünde hiçbir etkisi yoktu. Ben onurlu bir adamım ve sadece Sangreal'e ihanet edenleri kurban edeceğime kalbimle ant içtim.Kocaman bir çıkmazdaydılar." dedi. "Sen?" diye sorarken farkına varmıştı. Botticelli ve Newton gibi adamlar yüzyıllar boyunca bu belgeleri korumak ve görevi devam ettirmek için her şeylerini tehlikeye attılar. hâlâ anlayamadığınız o kadar çok şey var ki. Evime siz geldiniz. "Büyükbabamın cinayetinden sen mi sorumlusun?" Teabing alaycı bir tavırla konuşuyordu. "Gerçeği paylaşmak gibi kutsal bir görevi üstlenmişti. küçük silahını onlara doğrulturken oldukça sakin görünüyordu. Langdon bir an için rüya gördüğünü sandı. Yalan söylüyor! Teabing'in sesi acımasızdı. Ve bu anı mümkün kılmak için uğraşan tüm nesillerin hatıralarına ihanet etti." Teabing tuhaf şekilde güldü." dedi "Sangreal Belgeleri'ninneden dünyaya açıklanmadığını öğrendim. "Aslında hiç niyetim olmadığına lütfen inanın. İri yapıtı ve alüminyum koltuk değnekleri kullanan bir adamdı. . Magdalalı Meryem ve İsa hakkındaki gerçeği başarıyla gizli tuttu. Tarikatın gerçeği hiçbir şekilde açıklamamaya karar verdiğini öğrendim. Constantine zamanından beri kilise. Teabing. Teabing. Başını kaldırıp hırs dolu yeşil gözleriyle ona baktı." Teabing." Langdon. "Bu işe karışmaya." Langdon ile Sophie'nin yüzlerindeki şok ve ihanete uğramışlık ifadesini görebiliyordu. Gerçeği saklı tutması için ona baskı yaptıkları çok açık." Sophie başını iki yana salladı. kendilerine yöneltilmiş tabancadan gözlerini alamıyorlardı.. "Sangreal'e ihanet etmek mi?" Teabing içini çekerek. Teabing. Zamanın doğru olmadığına karar verdi. Ve sonra." Sophie. Bu Leigh Teabing idi. Artık kilise inanmayanları kıyımdan geçirecek Haçlılar bulamayabilir ama nüfuzu en az o zamanlardaki kadar ikna edici." dedi. Jacques Sauniére fikrini değiştirdi. "Eğer size zarar vermek isteseydim. "Sen neden bahsediyorsun?" dedi." diyerek devam etti.Şimdi. "Büyükbaban ve onunsénéchaux 'ları Kâse'ye ihanet eden kişilerdi. hayatlarınızı kurtarmak için her şeyi tehlikeye attım. Bu sırada kapı gümbürtüyle kapandı ve sürgüsü yerine oturdu. "Leigh?" diyebildi. Da Vinci. Zamanın Sonu geldiğinde Sangreal Belgeleri'ni açıklayacaklardı." dedi. Bir o kadar da fırsatçı. "Sen ne yapıyorsun Tanrı aşkına? Başının dertte olduğunu sanıyorduk. Hıristiyanlık tarihindeki en büyük sorumlulukla onurlandırılan adam görevini yapmaktan kaçındı. şimdiye kadar ölmüş olurdunuz. "Dün gece evimden içeri girdiğiniz andan itibaren. Buraya sana yardım etmeye geldik!' "Ben de böyle yapacağınızdan emindim.

" diye kekeledi. Ben sorumluyum.dokunulmadığını düşünsenize. Kalın duvarlı ve kuytu köşedeki bu odada.. Bütün hayatı boyunca. kilise ailesini ondan çaldığında zaten yıllar önce ölmüştü. Şimdi bu acıdan ve kutsal görevini yerine getirmekteki yetersizliğinden kaynaklanan utancından kurtuldu. Sophie başka bir konuştuğunu duydu. "Masumiyetini korumak için uykudan önce anlatılan masallar. "Annenizin. Aklından geçen soru seline rağmen. Kaza mı? Uykudan önceki masalları mı? Sophie aniden büyükbabasının gereğinden fazla korumacı olduğunu ve küçükken onu yalnız bırakmaktan hiç hoşlanmadığını hatırladı. kiliseye meydan okumasına engel oldu."Bayan Neveu. Titrediğini hissetti. Dünya sonsuza kadar bilgisiz mi kalacaktı? Kilisenin sonsuza kadar tarih kitaplarımıza kendi yalanlarım sokmasına izin mi verilecekti? Kilisenin sonsuza kadar cinayet ve haraçla sözünü geçirmesine müsaade mi edilecekti? Hayır. silah seslerinin duyulmayacağı düşüncesi onu huzursuz etti. bu her şeyi açıklıyor. Langdon’ın daha önce yanlışlıkla Teabing'i bu işe bulaştırmasından duyduğu suçluluk duygusu." Teabing. şimdi sadece tek bir şeyin önemli olduğunu biliyordu." dedi. üniversiteye gittiğinde bile büyükbabasının onu izlediği hissine kapılırdı." dedi. "Aileden sadece iki kişiye -tarikatın Büyük Üstat'ı ve tek torunu.Sophie." Duraksadı. Sophie'yi buradan canlı çıkarmak. Ailesinin geri kalan tek ferdine misilleme yapılması korkusu onu köstekledi. Papazlar Meclisi Binası'nda soğukkanlılıkla öldürebileceğine ve bu yolunu şaşırmış arayışında başkalarının öldürülmesi işine bulaştığına bir türlü înanamıyordu. büyükbabanın hatırasına borçlusun. Konuşmak için ağzını açtı ama yapamadı." Çocukluk acılarının depreştiğini hisseden Sophie. bir şey yapılması gerekiyordu! Ve şimdi biz Sauniére'nin mirasını yerine getirmeye hazırız ve son derece büyük bir yanlışı düzeltmeye. Onu Chateau Villette'ye ben götürdüm." Öfkesi tepesine sıçrayan Langdon. Birlikte. 'Tetiği ben çekmedim. Büyükbabanın sana olan sevgisi. Şerefi tehlikeye atılmıştı. "Bunu nasıl bilebilirsin?" "Benim hangi yöntemleri kullandığımın önemi yok. Büyük Üstat için değerli olan kişileri öldürmekle ona açık bir mesaj göndermiş oldular. "O bir trafik kazasıydı. başladıkları işi bitirmekle tehdit ettiklerini hayal edebiliyorum. Gerçeği açıklama şansına hiç sahip olmadı çünkü sen onun ellerini bağlayarak ve onu bekleterek reddettin. yarım yamalak ayrıntılar." Sophie sadece kuşku duydu. Sangreal sırrını açıklamaya kalkarsa seni öldürmekle ve Sauniére tarikatı eski yeminlerini tekrar gözden geçirmeye ikna etmezse. "Tarikatın etkilendiğine dair kanıt mı istiyorsun? Yeni bin yıl geldi ama dünya hâlâ bilgisiz! Bu yeterli bir kanıt değil mi?" Teabing'in kelimeleri kulaklarında yankılanırken. "Bizim sana yardım edeceğimizi nasıl düşünebilirsin?" "Çünkü. Gazetelerdeki hikâyeler bile belirsizdi. "Delil mi?" diye püskürdü. şimdi Sophie'ye kaymıştı. Bir şey yapılması gerekiyordu. hayatım. "Bu yüzden mi onuöldürdün? " Teabing. Sesini çıkarma.Ve Leigh az önce suçunu bize itiraf etti. Langdon. onu gölge gibi izleyen tarikat üyeleri olup olmadığını merak etti." Kelimeler Sophie'nin duygularını altüst etmişti. Zamanın Sonu yaklaştığında. Tarih kendini tekrarlar. Bu." Robert Langdon olayları anlamaya çalışmaktan vazgeçmişti. büyükannenizin ve erkek kardeşinizin ölümü kaza değildi. "Sauniére. . "Elinde. "Leigh. büyükbabasının ona anlatmak istediği gerçek olabilir miydi? Ailesininöldürüldüğü gerçeği? Ailesinin öldüğü trafik kazası hakkında tam olarak ne biliyordu? Sadece. "Bir kazaydı! " Teabing. "Üçümüz. kilisenin bu ölümlerle ilgisi olduğunu ya da tarikatın kararını sessiz kalmak yönünde etkilediğini kanıtlayacak deliller olmadığı belli. Sophie büyüyüp.. Diğer seçeneği düşün. özellikle de yağmurda. Kilisenin kardeşlik üzerinde hâkimiyet sahibi olabilmesi için mükemmel bir çift." Derin bir nefes aldı. Langdon başını iki yana salladı. Bunu." dedi. Tüm parçalar yerine oturuyor. büyükbabanız bir süredir size aileniz hakkındaki gerçeği anlatmak istiyordu. Şu anda anlamanız gereken önemli şey ise şu." diye karşı çıktı. tarikatın belgeleri ortaya çıkaramamasının sebebi sensin . cinayet işlemekte kilisenin üstüne yoktur." Sophie hayrete düşmüştü. Leigh Teabing'in onları burada. sana ailen hakkındaki gerçeği anlatmalıyım. babanızın. "Sen ne diyorsun?" "Robert. "Onun kullanıldığından mı şüphelendin. Sangreal Belgeleri'ni gizli tutmak meselesine gelindiğinde. Kilisenin geçen yıllar boyunca büyükbabanı. yoksa sıradaki Sophie ve sen olursunuz. Langdon inanmaz gözlerle Teabing'e ters bir bakış fırlatarak.

" dedi. Şifreyi bilsem bile. "Buasilce bir davranış mı?" diye sordu. "O vesénéchaux ’ları Silas'a yalan söyledi. Bu kilit taşının kendisi de olabilirdi." İşbirliği ve güven ricalarına rağmen. Kâse'yi tek başıma bulmak üzere çoktan ortadan kaybolmuş olurdum ve sizi de bu işe bulaştırmazdım. işin içine senin girmen benim önümü açtı. Kâse uğruna tevazu göstermeyi öğrenir. Onların boş yere ölmelerine izin mi vereceksin? Hayır. Birlikte çalışmalıyız. "Onu şu anda kırmayacağımdan nasıl emin olabiliyorsun?" Teabing'in kahkahası ürkütücüydü." Teabing garip bir şekilde güldü. Chateau Villette'ye geldiğiniz anda. biraz yana kaydı. değerli tarikat bilgisinin sizde olduğunu anladım. Teabing şimdi halinden memnun görünüyordu." "Ne!" Langdon dehşete düşmüştü. "Neyse ki Robert." Teabing yeniden Langdon'a baktı. Langdon ileri adım atıp. onu sen çıkartıp benim evime getirdin. Gerçeğe. Kader bizi bu ana getirdi.Langdon sarsılmış gibi görünen Sophie'ye baktı. Sizin onu kendi ellerinizle getirmeniz. benim davamın haklı olduğunun ispatıdır. "Korkarım bu. Teabing'e göz attı. "Sophie'yi bırak. Leigh kilit taşını bize geri mi veriyor? Teabing. Chateau Villette'ye girip kilit taşını sizden çalacaktı. "Bana söylemez miydin?" Teabing içini çekti. "Robert.. Sen bir tarihçisin Robert." Başka nereye kaçabilirdim. Sophie'nin ailesini tarikatı susturmak için mi öldürttü? Langdon modern kilisenin insanları öldürmediğine emindi. simgebilimci bir bebek bakıcısına ihtiyacı vardı. "Al." Silahını Sophie'ye çevrili tutarak. Sangreal'in kayıp anahtarını. Hayranı olduğun diğer büyük adamların saflarına katılacaksın Da Vinci." Silaha bakan Langdon." Robert tedbirli davrandı ve kıpırdamadı. kilit taşını çözseydim. "Sauniére'in ölmeden önce size bir mesaj bıraktığını öğrendiğimde. Üzerindeki harfler hâlâ karışık ve kripteks kilitliydi. böylece size zarar vermeden aradan ." dedi. Botticelli. "Bunu sen ve ben tartışmalıyız. Langdon silindiri eline alıp. Ben tek başıma zafer peşinde değilim. Robert Langdon kilit taşını asla kırmaz. Büyük Üstat'ın beni aldatabileceğim ve kilit taşını arasının açık olduğu torununa bırakabileceğini nasıl tahmin edebilirdim?" Teabing aşağılayıcı gözlerle Sophie'ye baktı. Ayrıca Teabing'le benim ortak bir geçmişimiz var. Kendi gururumdan çok daha büyük bir efendiye hizmet ediyorum. Teabing'in onu geri vermesi için tek bir neden düşünebiliyordu. Kilit taşı emanet bankasında sonsuza dek kilitli kalacağı yerde.. Kendisinden önce koyulan işaretlere uymayı öğrenir. "Sauniére'in hatası. Gerçek bir şövalye. Yine de. "Zaten açtın. geri adım atarken içindeki sirke şişesi lıkırdadı. Leigh'e bakarak. soğuk mermer silindiri kabul ederken. Buraya gelmenizin bir nedeni vardı. onu nerede bulacağınıza dair bir ipucu da. benim gücümün yetmeyeceği bir güven gösterisi. Langdon. Haritayı içinden aldın. Bunun başka bir açıklaması olmalıydı. İki bin yıllık tarihin anahtarım elinde tutuyorsun. "Silas. Kilise. "Bana borçlu olduğunu takdir etmemen karşısında hayal kırıklığına uğradım ve şaşırdım Robert. Öyle yapmasalardı kilit taşını güçlük çıkarmadan ele geçirmiş olacaktım. sen onları temize çıkaracaksın." dedi. Hayır." Langdon sinirle parladı." "Sana yardım edemem Leigh.. kapıma kadar ulaşacağınızdan şüpheleniyordum. koltuk değneklerine dayandı ve cebinden kilit taşını çıkardı. Ama ben daha saygın olanı yapmak için her şeyi tehlikeye attım. "Bir güven sembolü Robert. Langdon. bundan emin değildim. sana şunu önerebilirim. diye düşündü Langdon. Hangi yoldan olursa olsun kilit taşı Chateau Villette'ye gelecekti. Teabing. "Mabet Kilisesi'ndeki kırma tehdidin boş bir tehdit olduğunu fark etmiş olmalıyım. Onların her biri şu an senin yerinde olmayı şeref sayarlardı. Bunu. Newton’ın mezarını kısa bir süre için gördüm. Onun sırrını korumak için yakılan şövalyelerin ruhlarını hissediyor olmalısın. Ama peşinizde polis varken. cevabı bitmiyorum." Teabing başını iki yana sallıyordu. Kâse hepimizi buldu ve şimdi ortaya çıkarılmak için yalvarıyor.Kâse tarihçileri topluluğu küçüktür. Kilit taşının içindekiler şu an bize yalvarıyor. Rémy ile birlikte işinizi bitirmek benim için çok daha kolay olurdu. Gerçeği bilmek insanlığın hakkı. Bunu nasıl açacağıma dair en ufak fikrim yok. "Peki ya başaramasaydık?" "Size yardım eli uzatmak için plan yapıyordum. "Bu bilgiye sahip olmaktan o k dar acizdi ki. onu beceriksizce Langdon'a doğru uzatırken. Langdon." Gereğinden fazla konuştuğunu fark eden Langdon sustu. Özgür bırakılmayı bekliyorlar. Langdon'a uzatırken.. Vakit geldi. Newton. Teabing silahının namlusunu hâlâ Sophie'ye doğru tutuyordu. Ve bunu rahatsızlık duymadan itiraf edebilirim. Yardım etmek. manastıra girdiğinizi gördüğümde anladım.

Kutunun dibindeki tozlar Rémy'nin alerjisini tetiklemek için yeterli olacaktı. Rémy'nin bağlayarak limuzinin arkasına atmasına kolayca inmişti.. Teabing arka taraftan çıkmış. Polise verilen isimsiz bir ihbar. diye düşündü Teabing. Silas kilit taşını alırken ortalarda görünme. Tarikatın budalalığından kurtulmak için yalvarıyor. Sorunlardan biri halledildi.. Anlamaya başladılar. Teabing akıcı Fransızcayla." Sessizlik. dakikalar sonra arabadan inmiş. Zavallı adamlar onu içeri buyur etmek için neredeyse birbirlerini eziyorlardı. güvenlik görevlileri ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Kendi sahte kaçırılma sahnesi aklına gelen Teabing hüzünle. Birbirimize güveneceğimize ant içelim. "Hep birlikte yemin etmemiz gerekiyor. Kâse bizi buldu. sert bir sesle konuştu. Kâse'nin her aranışında bir kurban verilmesi gerekir.. Rémy limuzini Horse Guards Parade'e park ettiğinde. "Mes amis. Her ikinizin de bu fırsatı anlamanızı rica ediyorum. ruhuna aldığı bir yaraydı. ayrıca şiirde geçen tarife uygun görüntüsü onu makul bir yem haline getiriyordu.Rémy benimle bağlantısı olan tek kişiydi ve yüzünü gösterdi! Neyse ki Silas. altından sürünerek geçmesini mi istesek? Engelli bedenini mi arasak? Teabing heyecandan şaşıran görevlilere daha kolay bir çözüm sunmuştu Kraliyet Şövalyesi olduğunu ispat eden kabartmalı kimliğini göstermişti. kilit taşını Robert ile Sophie'den çalmak için mükemmel bir yerdi. bir matara." Teabing susarken. Diğer sorun daha büyüktü. "Birleşen yollarımız daha bariz olamazdı." Dönüp silahını Langdon'a çevirdi.. Teabing'in bacak destekleri. diye düşündü." dedi. Silas'ı sahneden kaldırmaya yetmişti. Ama Sauniére'in notlarının karmaşıklığını gördüğümde her ikinizi de arayışıma bir süre daha dahil etmem gerektiğine karar verdim. Görmeye çalışarak gözlerini açtı ama yüzündeki yağmur. bana karşı mısın?" 100 Piskopos Aringarosa'nın bedeni pek çok acı çekmişti ama göğüs kafesindeki merminin yakıcı sıcaklığı ona tamamen yabancıydı. benim de ismimi şüpheliler arasına bulaştırmayacaktı. . Teabing." Teabing'in gözlerinin derinliklerine bakan Sophie. koltuk değnekleri ve silahı metal detektörünü çalıştırmış olsa da.çıkaracak. görüşünü bulanıklaştırıyordu." Teabing önce bozuldu sonra yeniden kararlılıkla konuştu. "Büyükbabamın katiliyle asla yemin etmem. Mabet Kilisesi. "Vous ne trouvez pas le Saint-Graal.Neredeyim? Siyah cüppesi dalgalanırken onun hantal vücudunu bir oyuncak gibi taşıyan güçlü kollan hissedebiliyordu." dedi. c'est le Saint-Graal qui vous trouve." Gülümsedi.Bacak desteklerini çıkartıp. Şimdi hayretler içindeki Langdon ile Neveu'ya bakan Teabing. ön koltuğun kapısına doğru yürümüş ve Rémy'nin yanına oturmuştu. Şu anda son şifreyi çözmek ve kripteksi açmak için bir araya gelmiş daha ehil üç kişi olamazdı. Rémy'nin aldığı emirler açıktı. En açık çözüm. Westminster Manastın kısa bir yürüyüş mesafesindeydi. Şimdi onlarla fısıltıyla konuşuyordu. delilleri yok etmiş ve görevinin son evresini tamamlamak üzere yola çıkmıştı." Sophie ihanete uğradığını yansıtan bir sesle. Ses geçirmeyen ara bölme yukarı kalktığında Teabing. Duyabiliyor musunuz? Kâse bize yüzyıllar öncesinden sesleniyor. yakında kilisenin çöküşüne neden olacak plana Opus Dei'yi ne kadar zekice alet ettiğini açıklama hevesine karşı koyuyordu. gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Teabing'in gerçek kimliğinden habersizdi ve onu kilimden kaçırıp. Tek başıma devam edebileceğime kanaat getirdikten sonra Silas onu tekrar çalabilirdi. bedenine değil.Rémy. "Dinleyin. Ancak seni hapse göndermek için yemin edebilirim. Derin ve ağır. "Böyle düşündüğünüz için üzgünüm mademoiselle. Bu. Şu anda yapılması gereken işler vardı. Ne yazık ki Langdon’ın kilit taşını kırma tehdidi. biraz konyak ve bir kutu fıstık. Gerçeği ortaya çıkaracağına ve açıklayacağına dair bir şövalye yemini. Teabing kararı vermekte zorlanmıştı ama sonunda Rémy büyük bir yük olduğunu ortaya koymuştu. Rémy'nin paniğe kapılmasına neden olmuştu. "Mabet Kilisesi. sahte Fransız aksanını kullanarak ön koltukta oturan Silas'a telefon etmiş ve ona doğruca Opus Dei'ye gitmesini söylemişti.keşke Rémy ortaya atılmasaydı. "Peki ya sen Robert? Benimle misin. limuzinin içki barından Teabing'in yüzüne bakıyordu. Bu konunun beklemesi gerekiyordu.

" diye yanıt verdi. hastane diye bağırıyordu. Çok korkmuştum." Aringarosa yanlış anladığına emindi. "Sohbet etmeyi pek iyi beceremem piskopos. bu imkânsız." demişti. "Oğlum. Sekreter."Öğretmen bana cinayet işlenmeyeceğini söylemişti ve ben de sana. Sekreterlik Konseyi iki gün önce Vatikan'ın Opus Dei'ye verdiği onayı geri almayı oy birliğiyle kabul etti. "Çok üzgünüm peder.. "Sekreter?" demişti. Ukala. "Yaralanmışsın. "Çok hırslıydım. Sen ve ben kandırıldık.. "Affedersiniz anlayamadım?" "Çok açık bir şekilde ifade edildi. Papalık kendini sizden ayrı tutacak. "Buyurun oturun lütfen. Rahiplerimizin sayısı şu anda bin yüzün üzerinde!" . Papa Hazretleri yeni üye alma politikalarınızdan ve bedensel çile ibadetlerinizden rahatsızlık duymaya başladı. Aksi. Amerika'da Katolikliği temsil ederken çıkardığı üstün işten ötürü sırtını sıvazlamak için sabırsızlanan bir kalabalık tarafından karşılanacağını ve övüleceğini düşünüyordu. Vatikan sekreteri. "Sizin de farkında olduğunuz gibi.Bitkin kolunu kaldırarak gözlerini sildi ve onu taşıyan adamın Silas olduğunu gördü. Ama orada yalnızca üç kişi vardı. Aringarosa." 'Tam tersine. Samimi olmak gerekirse. kendilerini üstün görerek onu süzen iki kardinale bakmıştı. biz de yasal evrakları hazırlamaya başladık. Papa Hazretleri onayladı. Açık konuşun. Kilisede açık fikirli bir değişikliğe gidilmesini hararetle isteyen yeni Papa'yla bunu daha önce defalarca görüşmüştü. Resmi işlerden sorumlu şişko denetçi Aringarosa’nın elini sıkmış ve karşısındaki sandalyeyi göstermişti. "Papa Hazretleri ve Roma'daki diğerleri son zamanlarda Opus Dei'nin tartışmalı uygulamalarının getirdiği siyasi sonuçlardan kaygılanıyor." Silas ıstırapla buruşturduğu yüzünü eğip ona baktı. "Papazlığınızı yönetim şeklinizde herhangi bir değişikliğe gitmenizi hoş görmediğine sizi temin etmek isterim. Yıllar önce himaye ettiği adamın kollarındaki Piskopos Aringarosa. Aringarosa şaşkınlıkla. Obez. Opus Dei. ona itaat etmeni söyledim." dedi. Sahte sofu. bugünden itibaren altı ay sonra. "Üzgün olan benim." "Lütfen." demişti." Konuşamayacak kadar acılı görünüyordu. tüm bu felaketleri harekete geçiren haberi. "Hayır Silas." diye ekledi. bunu daha ince bir şekilde nasıl anlatırım bilemiyorum o yüzden doğrudan söyleyeceğim. Vatikan'ın piskoposluğu olarak kabul görmeyecek. İki yüksek rütbeli İtalyan kardinali.. "Ayrıca kadınlara yönelik uygulamalarınızdan." Öğretmen Kutsal Kâse'yi asla bize vermeyecekti." "Sayısı giderek artan tek Katolik örgütü Opus Dei. Sekreter. İspanya'ya.. Sisli bir kaldırımda ilerlemeye çabalayan dev Albino. Oviedo'da Silas ile birlikte küçük bir Katolik Kilisesi inşa etmişti Daha sonra." Aringarosa o anda tüylerinin ürperdiğini hissetmişti. yürek parçalayıcı bir şekilde feryat ederek. Kırmızı gözlerini önündeki yola dikmişti ve kana bulanmış solgun yüzünden aşağı gözyaşları akıyordu. "Piskopos. Opus Dei yük ve utanç kaynağı oldu. "Papa Hazretleri'nin." Durdu. "Utanç kaynağı mı?" "Bu noktaya gelmesine şaşırmamanız gerekir." Bir şeylerin ters gittiğini sezinleyen Aringarosa oturmuştu. zamanda geriye yolculuk yaptığını hissetti. Bu benim hatam." Umarım öyledir! "O halde neden buradayım?" İri cüsseli adam içini çekmişti. Sekreter hemen ardından." "Ama." Piskopos Aringarosa serseme dönmüştü. Aringarosa. Özerk ayrı bir kilise olacaksınız. gayet mümkün. "Bu yüzden ziyaretinizin asıl sebebine geleceğim. Mütevazı başlangıcı." Aringarosa. Castel Gandolfo'da hayatını değiştiren toplantıyı tüm ayrıntılarıyla hatırladı. New York'a gelmiş ve Lexington Caddesi'ndeki Opus Dei Merkezi'nde Tanrı’nın zaferini ilan etmişti. Aringarosa. Hayatı boyunca verdiği emek tehlikedeydi. Aringarosa beş ay önce yıkıcı bir haber almıştı. Ve gerekli. Gandolfo'nun Astronomi Kütüphanesi'nden içeri başı dik girmişti.

sesini yükseltmişti. Vatikan'ın Opus Dei'den desteğini çekmeyi planladığını bildiğini söylüyordu. Mahrum kalma. bu piskoposlukta kullanılan bir lakaptı. Bunu nasıl bilebilir. Beş taksitte ödenecek." "İyi ama. diye düşünmüştü Aringarosa. "Katoliklerin kiliseyi neden terk ettiklerini gerçekten merak ediyor musunuz? Etrafınıza bakın kardinal.. komünyon vaftiz. Opus Dei'dekilere uyuyor!" Sekreter kararlı sesiyle.. Ümitli değilim. Dizlerinin üstüne düşerek yardım için feryat etti." Durmuştu. Her şeyi değiştiren o telefonu haftalar sonra almıştı. tüm hayatımı harcayacak olsam da. Haberlerin yayıldığı ortadaydı. "Sessiz sedasız gitmem için para mı ödeyeceksiniz? Opus Dei mantığın tek sesiyken öyle mi?" Kardinallerden biri başını kaldırmıştı. Konu dedikoduları engellemeye gelince. Size Papa Hazretleri ile olan görüş ayrılığınızı bir kenara bırakmanızı ve kendi Hıristiyan örgütünüzü kurmanızı tavsiye ederim." Aringarosa. Hepimiz için can sıkıcı bir durum. "Peder. "Vatikan bunun için daima müteşekkir kalacaktır." Aringarosa ayağını yere vurmuştu. "Evladım. size tazminat ödeyeceğiz."Bu doğru. İnsanlar saygısını kaybetti." demişti. Silas'ın bitkin vaziyetteki piskoposu sedyeye kaldırmasına yardım eden doktor. Bana planından bahset." Aringarosa ayağa kalkmıştı. bu güç Vatikan'ın önünde eğilmesine yetecektir. "Affedersiniz. Öğreti açık büfeye dönüştü. Kilise ne çeşit bir kılavuzluk sunuyor?" İkinci kardinal.. ve Tanrı yine verdi. "Beni satın mı alacaksınız?" diye sormuştu. Öğretmen. "Benim her yerde kulağım var." demişti." dedi.. "Eski Papa tarafından kurulan özel piskoposluğu feshetmeyecüret edemez!" "Üzgünüm. "Neden her ne olursa olsun." . "Ve bunu kendim söyleyeceğim!" "Korkarım Papa Hazretleri artık sizinle görüşmek istemiyor." Sekreter sakinleştirici bir ses tonuyla." Sekreter gözünü bile kırpmamıştı. Resepsiyondaki herkes. İmanın getirdiği zorlukla yok oldu. Mary's Hastanesi'nin kapıları tıslayarak açıldığında Aringarosa’nın bilinci yerinde değildi." diye fısıldamıştı. Aringarosa bir umut ışığı görmüştü. İmanı kurtarmaya yetecektir. bizi kimin aldattığını bulup onu öldüreceğim. Aringarosa'nın nabzını dinlerken hüzünlü görünüyordu. Hıristiyanlığın geleceği için kederlenmişti. bugünün toplumuyla uyuşmaz. "İtiraz ediyorum!" diye karşı çıkmıştı. Bu kurallar. Silas girişte.. "Çok kan kaybetmiş. size iyi niyetli davranmayı düşünüyoruz." Aringarosa'nın gözleri kırpıştı ve bir an için bilinci geri geldi. "İsa'nın çağdaş müritlerine uygulanamaz." Tanrı geri aldı." Aringarosa. "Sadece Opus Dei için değil." St. "Tanrı verir ve yine Tanrı alır. "Örgütünüzün önceki Papa'yla olan ilişkisine hürmeten Papa Hazretleri Opus Dei'yekendi rızasıyla Vatikan'dan ayrılmak için altı ay süre tanıdı." "Bu doğru değil!" Bu olumsuz ima Aringarosa'yı derinden yaralamıştı. Hepimiz için. Yaptığınız bağışı da dahil ederek. "Papa Hazretleri'ne 1982'de Vatikan Bankası'na yardım ettiğimiz zaman da Opus Dei bir utanç kaynağı mıymış sorun bakalım. "Ve bu kulaklar sayesinde önemli bilgiler edindim. Senin de yardımınla sana muhteşem bir güç kazandıracak olan kutsal bir mirasın saklandığı yeri bulabilirim. "Ama 1982'deki mali cömertliğinizin tek sebebinin ilk başta size piskoposluk mertebesi tanınması olduğunu düşünenler de var. Bakışlarını Silas'a çevirmişti. "Üçüncü yüzyıl kuralları. mantık mı dediniz?" Aringarosa masaya doğru eğilerek." Silas'ın ruhunda pişmanlık ve intikam fırtınaları esiyordu. dünyadaki hiçbir duvar Vatikan'ın etrafındakiler kadar gözenekli olamazdı. itiraf. Arayan kişi Fransız aksanıyla konuşuyordu ve kendisiniÖğretmen diye tanıtmıştı.. ayin istediğinizi seçin hangi bileşimi isterseniz onu alın ve gerisin boş verin. Opus Dei'nin yakın gelecekteki fesih kararından sadece Vatikan'ın birkaç kodamanının haberdar olduğunu sanıyordu. kanlar içindeki bir din adamı için yardım isteyen yarı çıplak Albino'ya hayretle bakıyordu. yorgunluktan bitap düşmüş bir halde sendeledi." Aringarosa bu toplantıdan şaşkınlık ve panik içinde ayrılmıştı! New York'a döndüğünde şehir manzarasını günlerce hayal kırıklığıyla seyretmiş. "Piskopos Aringarosa.

sanki Langdon'a bilgi meyvesinin elini uzatsa alabileceği mesafede olduğunu hatırlatmak istermişçesine tomurcuklu dalların arkasından bakıyordu. Langdon'ın sınıflarda geçirdiği yıllar. asırlık sarkıla söylüyor... Evet ile hayır arasındaki gri bölge. benden hiçbir şey öğrenmediysen." Silas'ın elini tutarak sıktı. Langdon. zihninde Newton’ın mezarındaki sayısız astronomik simgeyi canlandırdı. onun ne seli varlığını hissetti. sürgüne giden Magdalalı Meryem.. Leigh Teabing'in silahına bakıyordu... Bu sırada düşünmek için zaman kazanırım. Odanın karşı tarafında namlunun ucundaki Sophie'ye baktığında Langdon. Bu sayede vereceğim kararın ağırlığını hissedeceğim. yüksek pencerelerin yanına giderken vitray camlarından ilham almayı umut ediyordu. Langdon pratik bir cevap olmadığım biliyordu.. tarihin kaybolacağı anlamına geldiğini anlamaya zorlamasını umut ediyordu. diyordu. yavaşça uzaktaki pencerelere yaklaştı. Langdon gözlerini elindeki kriptekse dikerek yürümeyi seçti.. Evet cevabıyla Sophie 'yi satmış olacaktı. İşaretleri her yerde görmek mümkündü.Bir sorunun doğrıı cevabı yoksa. Dışarıdaki Fakülte Bostanı'na bakarken kendi kendine. O. en azından şunu öğren.. . bana karşı mısın? Kraliyet tarihçisinin sözleri Langdon'ın zihninde yankılanıyordu. Onu götürmeye hazırlandıkları sırada oldukça üzgün görünüyordu. lütfen. Sauniére bir bilim adamı değildi. Newton'ın mezarında hangi kürenin olması gerektiğini düşünüyordu? Yağan yağmurla birlikte yıldız. Efsane. İngiliz tarihçi. kilit taşını açamamalarının. sanat ve tarih adamıydıKutsal dişi. "Bağışlamak Tanrı’nın en büyük hediyesidir.. beşeri bilimler. Ara. Yağmurda dans ediyor. kadeh. her zaman için Kutsal Kâse'yi. Büyük Üstat'ın kripteksinin Langdon'a içindekilerin büyüklüğünü fark ettirmesini. ona silah namlusunun karşısında ne yapması gerektiğiyle ilgili bir yetenek kazandırmamıştı ama sınıflarda öğrendiği bir şey varsa. "Silas.. Kriptekse odakladığı bakışlarının Teabing'e işbirliğinin bir ihtimal olduğu izlenimini vermesini.." 101 Issız Papazlar Meclisi Binası’ndaki ufak kubbenin altında duran Langdon... "Silas. İngiltere'nin en eski elma ağacının dalları. dua etmelisin. Teabing'in de ondan tam olarak düşünmesini istediğini sanıyordu. sessizliğinin ise Sophie'ye onu yüzüstü bırakmadığını anlatmasını umuyordu. tek bir dürüst yanıt vardır.Kripteksi bu yüzden bana verdi.. Tarafsız bölge. Hayır cevabını verirse." Aringarosa gözlerini kapadı. Robert. onu kurtarmanın tek yolunun kripteksin zor şifresini çözmek olduğu düşüncesiyle irkildi.. Tanrıça şimdi bahçedeydi.. sisin içinden fırlayan şakacı bir siluet gibi beş yapraklı tomurcuklarla bezenmişti ve hepsi de Venüs gibi parlıyordu. Gözlerini kaldırmadan. Fakülte Bostanı'nın hışırdayan ağaçlarına bakan Langdon. kuyrukluyıldız ve gezegen imgeleri yanıp söndü ama Langdon onları görmezden geldi. o da çelişkili sorulara cevap vermekti.Aringarosa başını iki yana salladı. başka her şeyi bastıracak akademik merakını uyandırmasını. Kutsal Kâse. gözlerden uzaktaki karanlıkta dans eden. kulağına fısıldayarak insanı cazibesinin tuzağına düşüren sonra sislerin içinde kaybolan zalim bir metres gibi betimlemişti.. Teabing pazarlık yapacaktır. Sessizlik.. benimle misin." "Ama peder. geniş odada geriye doğru adım attı. Dikkatini bu kritik göreve vererek. küreyi kabre aitti Güldü teni doluydu göbeği Onlara arkasını dönerek.Haritayı ortaya çıkarabilirsem. Teabing'in her ikisini de öldürmekten başka çaresi kalmayacaktı. Gül. tanrıçanın düşüşü. S auniére gibi düşünmeye çalış.

Louvre'daki ofisinde. müze müdürünü telefonla aramış ve çok endişeli bir papaz gibi davranmıştı. Teabing bir süredir. beni bağışlayın ama sizinle hemen görüşmem gerekiyor. fakat Langdon'ın olaylara daha geniş açıdan baktığı belliydi. "Açabilecek olsa bile. bozmam gerekiyor. Teabing. Asla günah çıkartmanın kutsallığını bozmamalıyım ama bu kez sanırım. Sophie Neveu karşı koyuyordu." Yemi elinden bırakmayan Silas. gönül rahatlığıyla seyrediyordu. "Nereye Robert? Söyle bana!" Sophie'nin sesi dehşet doluydu.." Sophie'nin adının geçmesi akan suları durdurmuştu. bu telefonu size asla açmazdım. Langdon gerçeği tesadüfen buldu ve Sauiniére.Ona doğru olanı yapma fırsatım tanıdım. "Monsieur Sauniére. "Evet. sanırım şifreyi bulabilirim!" Teabing'in kalbi yerinden oynadı. "Sophie. diye düşündü Teabing. Sophie soğuk bir sesle." dedi. " O kripteksi büyükbabam bana verdi. Silas'ın saldırısı iki amaca hizmet edecekti. O sizin değil. akşamüstü Silas. Artık elindeki silahı kullanmak zorunda kalacağına emin gibiydi. Kripteksi birlikte açacağız. Bana oyun oynamaya kalkışma!" Langdon. Dediğime gelecek. "Oyun yok. Evet." Gözlerini hırsla kısan Sophie.Kâse'yi bulmanın ve onu esaretten kurtarmanın önemini biliyor. "Benim ailem bir kazada öldü." Langdon korku dolu gözlerle döndü. Ardından tehlikede olabileceğini söylemek için Sophie'yi aramıştı.. bir araba kazasıydı. O sırada Langdon pencereye arkasını döndü. hayır! Ona yardım etmeyeceksin. iş o noktaya geldikten sonra tereddüt etmeyeceğini biliyordu." dedi. Polis raporu yeterince açıktı. Şimdi Langdon. Sauniére'in Langdon'ı sessiz kalması yönünde ikna etmesini engelleyecek ve Teabing kilit taşını eline geçirdikten sonra ihtiyaç duyması halinde Langdon hâlâ Paris'te olacaktı. bu adam şimdi sizin güvenliğiniz konusunda beni endişelendirmeseydi. "Robert. Sauniére ile Silas'ın ölümcül randevusunu ayarlamak fazlasıyla kolay olmuştu." dedi." demişti." Sauniére'in sesi kesilmişti. "Monsieur Sauniére.. Ben de sana güvendim. Müze müdürünü dinlemeye alan Teabing. Şifreyi tahmin etmeye çalışıyordu. Ailenizin bireylerini öldürdüğünü iddia eden bir adam bana günah çıkarttı.Langdon'ın gizemli çalışması tarikattakilerin damarına bastı. Leigh'e dönerken bakışları sertleşmişti. Robert Langdon'la içeceği içki o anda iptal olmuştu. "Adam aynı zamanda torununuz Sophie'den de bahsetti. büyülenmiş gibi pencereden dışarı bakan Langdon'ı. Langdon'ın Jacques Sauniére ile buluşacağı gece Teabing'in planını başlatmış olması bir tesadüf değildi. Aniden gözlerindeki umut ışığıyla onlara. "Senin gitmene izin verene kadar etmeyeceğim." . Sana yardım etmeye çalışıyorum!" "Nasıl? Büyükbabamın korumaya çalışırken öldüğünü şimdi ortaya çıkartarak mı? O sana güvendi Robert. siz açamazsınız. Gerçek yeteri kadar susturuldu! Teabing hızlı davranması gerektiğini biliyordu. "Hiçbir yere gitmiyorum." dedi. Müze müdürü hemen harekete geçmişti. "Hayır. Langdon'ın Kâse'ye giden anahtara sahip olduğundan şüpheleniyordu. Bir gün önce. onun açıklamasından korkuyor. "Konuştuğum adam arabayı yolun dışına ve nehre doğru ittiğini söyledi. Silas'a derhal. "Newton’ın mezarında nereye bakmamız gerektiğini biliyorum. adamın Langdon ile özel olarak buluşmak için sabırsızlanmasının tek bir sebebi olduğuna emindi." Teabing elindeki tabancayı Sophie'ye doğrulturken Langdon'a gözucuyla baktı.Odanın karşı tarafındaki Teabing." dedi. "Seni Newton’ın mezarına götüreceğim. lütfen! Tehlikedesin. Büyük Üstat'ın Langdon'ı susturmak için onunla buluşma ayarladığına emindi. Teabing iki dostu birbirinden başarıyla uzaklaştırdığını hissediyordu. "Mezar." Teabing'in olumlu düşünceleri kararmıştı. bildiği en emin yerde kendisini görmesini söylemişti." Durmuştu.Sauniére'in en büyük korkusu hakkında içeriden bilgi aldım. Bu fikir onu rahatsız etse de. Kâse her birimizden daha önemli. "Birbirimize çok yakınız Robert.. "Onu senin için açmayacak. değil mi?" Langdon kripteksi önünde tutarak kararlı adımlarla yaklaştı." Sauniére şaşırmış ve aynı zamanda endişelenmişti. Tam beklediğim gibi. odanın diğer tarafındaki Sophie'den uzakta dururken.

Papazlar Meclisi Binası'nın açık kubbesine çevrildi. yalnız bir şövalyeyim. bunu aklından bile geçirirsen. Teabing için tehditten başka bir şey değildiler. "Söylesene Robert? Mezarın neresine bakman gerektiğini biliyor musun?" "Biliyorum. böylece Teabing tek kişilik oyununu sona erdirebilecekti. Lütfen ona verme. Kâse’yi koru. kalbinin sessiz bir çaresizlikle kendisine seslendiğini duyabiliyordu. Kripteksi dikkatli bir şekilde yere doğru uzatan Langdon. Silahını ona doğrultan Teabing. artık yalan söylediğini anlayabiliyorum. ama öyle olmadı. "Gerekiyorsa beni vur." dedi.Tarihin en büyük sırlarından biri açığa çıkacağı sırada. "Robert. Çözüm her ne kadar acı olursa olsun. kripteksi yere iyice yaklaştırdı. "Hayır!" diye bağırdı. Doğrudan Teabing'in gözlerine baktı. Artık Langdon ile Neveu. yalvardı. Onları birbirine düşürmekten memnun olan Teabing gülümsemesine engel olamamıştı. "Ne?" diye yutkundu. "Lütfen. Birkaç saniyemi almasına karşın. değerli bir ruha sesleniyor.Bunu yere bıraktığımda. "Evet. Bende işlemez. Robert Langdon konusunda derin bir hayal kırıklığı yaşıyordu. "Sophie. "Sen kripteksi bana verene ya da yere atıp kırana kadar buradan bir yere gitmem. "Leigh. "Kilit taşını yere bırak.. Leigh Teabing'in birkaç metre önünde duran bir hedef gibi eğilerek. bakışlarını doğruca kendisini hedef alan Teabing'in silahına indirdi. "Üzgünüm Leigh." diye. Yalan söylüyordu. Bu izlenime nereden kapıldığını bilmiyordu. Langdon kararını. Biraz daha çömelerek. pencerenin yanından Fakülte Bostanı'na bakarken dakikalar önce vermişti bile. Seni gayet iyi tanıyorum." dedi. Langdon neredeyse çaresizlik içinde bağıracaktı." Pekâlâ. ve de Kâse için.Langdon'ın mavi gözlerinde panik ifadesi vardı. Sophie'ye bakmadığı halde. Tek sorun Langdon'ı. konuşalım.Gerçek gözlerinin tam önünde duruyor Robert. "Bu blöf Remy'de işe yaradı. Büyükbabamın mirasını sana bırakmayacağım. Sophie'ye yönelttiği silahını indiren Teabing. Langdon. Newton’ın mezarında cevabın nerede olduğuna dair hiç fikrin yok. Langdon’ın centilmenlik çabaları hayli gülünçtü." "Öyle mi Leigh?" Evet öyle. bu işi sağlam bir bilinçle yapabileceğini biliyordu. Teabing. "Yere bırak." Sophie'nin gözleri yaşlarla dolacak gibiydi. Bedeli ne olursa olsun." Langdon yalanının işe yaramadığını biliyordu. Sophie'yi kurtarmak için ümitsiz ve gülünç bir hile. Ama nasıl yapacağımı bilmiyorum! Yaşadıkları haya! kırıklığı.. Etrafı değersiz ruhlarla çevrili." Langdon'ın gözleri yukarı. gitmelisin. arayış yolunda değersiz olduğunu ispat eden bir kadın için kendini tehlikeye atıyor. Teabing'in yüzündeki kara maskeyi görebiliyor ve zamanın onlann aleyhine işlediğini biliyordu. her ikimizi de öldürecek. büyükbabam sırrını katilinin elinde göreceğine sonsuza dek kaybolmasını tercih ederdi. . Sophie'yi koru. yere atarım.. Robert." Teabing güldü." Langdon. kilit taşını yere bırakmaya ikna etmekti. Pokerde ustalaşman gerek dostum.Kâse seni küçümsemiyor. şimdiye dek hiç duymadığı bir karar vermesine neden olmuştu. Ve kilit taşını tek başıma deşifre etmek zorunda kalacağım. Teabing silahıyla nişan aldı.." Langdon’ın gözlerinde bir anlık tereddüt yanıp söndü ama Leigh bunu görmüştü." Langdon seri bir hareketle kolunu yukarı doğru sallayarak sıçradı ve kripteksi başlarının üstündeki kubbeye fırlattı.Robert bu adam Kâse'ye layık değil." Sophie başını iki yana salladı. "Bir güven göstergesi.

Hayatı boyunca kurduğu haya! tam önünde duruyordu. Langdon'ın davranışlarına inanamayarak titreyen Teabing.Kutsal gazap! Güldü teni." Fache'nin ardından içeri giren İngiliz polisi elem içinde kıvranan tutsağı yakalayarak kelepçeledi. Sophie. Teabing. Manurhin marka tabancasını kılıfına sokarak Sophie'ye döndü. cennetten düşerek Newton’ın kafasına çarpan ve hayatının en büyük işini yapmasını sağlayan gül rengi elmadan başkası olamazdı. "Tanrı’nın gazabını üzerine çekmişti.. yuvarlanmış narin papirüsü çıkardı.Leigh Teabing parmağının tetiğe dokunduğunu hissetmemişti ama Medusa gürültüyle patladı. Fache'yi gördüğüne çok şaşırmış gibiydi. Silahı bırakarak ileri atılırken. silindirin açılmasına oldukça şaşırdı. taş zemine kadar önce bir uç. "Bizi nasıl buldunuz?" Fache. doluydu göbeği! Teabing. Senin ve Bay Langdon’ın güvende olmanız beni rahatlattı. İlk günah. İçinde kırılan camın korkunç sesi geldi. Söylediğimde gelmeliydiniz. Yere çarpamaz! Yakalayabilirim! Teabing'in bedeni içgüdülerinden aldığı emirle hareket etti." Gerçek Teabing'e dayanılmaz acılar veren sert bir darbe indirmişti. "Havva'nın ısırık aldığı küre. Teabing'in aklının bir yarısı yeniden nişan alıp ateşlemesini söylüyordu ama daha güçlü olan diğer yansı gözlerini yukarıdaki kubbeye yöneltti. Beş harfli bir kelime oluşturmuştu: MEYVE Langdon soğukkanlılıkla. ardından aşağı doğru taklalar atmasını... Hayretler içindeki Teabing kilit taşının arkasına bakınca ne olduğunu gördü. Langdon sessizce papirüsü kıvırıp. "Sen onu açtın. kilit taşını yere düşmeden yakaladı. Kollarını ve parmaklarını iyice uzatarak. yumuşak ve bakımlı etlerinden koltuk değneklerini düşürdü. Uzun bir aradan sonra. "Robert. Biliyor!Teabing'in kalbi bu bilgi için can atıyordu. "Manastıra girerken kimliğini göstermek gafletinde bulunmuş. Kilit taşı. "Kutsal Kâse haritası! " Polisler Teabing'i ayağa kaldırıp. Sonsuza dek yok olmadan önce tarihin kayıp giden satırlarına kısa bir an da olsa bakmak istiyordu.. Artık harfler karışık düzende değillerdi. Kutsal dişinin düşüşün sembolü. Peki. çıplak elleriyle tuttuğu mermer silindire bakıyor ve içindeki cam şişenin kırılmamış olması için dua ediyordu.HAYIR! Sirke dışarı akarken. "Lütfen! Ah Tanrım. Zaferle elinde tuttuğu kilit taşıyla öne doğru sendelerken Teabing. Bezu Fache hedefini yerde çaresizce yatan Leigh Teabing arayan vahşi gözleriyle içeri arenaya atılan bir boğa gibi girdi. Tırmanışının zirvesine ulaşmasını seyretti. Kapılar aniden açıldığında." "Langdon'ın cebinde!" Teabing deli gibi bağırıyordu. onu aradığımıza dair yaptığımız polis yayınını duymuşlar. Teabing'in tüm ümitleri ve hayalleri yere doğru dikine düşüyordu. "Ajan Neveu." diye kekeledi. hızla yere düştüğünü biliyordu. Newton’ın mezarında olması gereken küre. sonra diğeri. Düşüşüne engel olamadı ve yere ilk önce ileri uzattığı kolları çarptı. Ama kilit taşını uçlarından çektiğinde. boşlukta bir süre asılı kalmasını. Teabing'in nefesi kesilmişti. Langdon. harita nerede?" Langdon gözünü kırpmadan elini tüvit ceketinin üst cebine götürdü ve dikkatle. Teabing'in tüm dünyası ağır çekim bir rüyada uçan kilit taşıyla kaplanırken zaman durmuş gibiydi. "Hayır!" diye bağırdı. "Söyle bana!" dedi." dedi. Teabing silindirin yuvarlakları arasından avuçlarına akan soğuk sıvıyı hissetti. Teabing'in yattığı yerin sadece birkaç metre ötesinde papirüsü açıp baktı. seni ahmak! Sır yok oldu! Teabing hıçkırıklarına mani olamıyordu. Langdon’ın yüzüne bilmiş bir tebessüm oturmuştu. Boş yere ayağa kalkmak için debelenen Teabing. Teabing'i gösterdi. Soğuk zeminde uzanmış yatarken. yeniden cebine yerleştirdi. Güvenlik görevlileri. Rahat bir nefes alan Fache. Kripteks taş zemine çarpmıştı. lütfen! Henüz çok geç değil!" Koridordan Papazlar Meclisi Binası'na doğru ilerleyen ayak sesleri artarken.. Robert. Ardından sirkenin keskin kokusu odaya doldu. içindeki papirüsün çözüldüğünü hayal edebiliyordu. Az Önce çömelen Langdon'ın vücudu şimdi dimdik ayakta duruyordu ve kurşun onun ayaklarının tam dibine isabet etmişti. Her şey yok oldu. kripteksi açmak için zorladı. Paniğe kapıldı. dışarı taşırken başını geriye atıp adeta uludu. "Robert! Bana nerede ..Kâse gitti.

"Sadece layık olan Kâse'yi bulur Leigh. yağmur damlalarının parmaklarını okşamasını ve onları yeniden beyazlatmasını seyretti. çocuk felci geçirmiş bir adamın ulaşamayacağı bir yere kurmuştu. Gözlerini kapayarak son bir dua okudu. 103 Londra güneşi kendini gösterip yağmurun izlerini silmeye başladığında akşamüzerîydi. onun gözlerinin içine bakıyordu. Fache kurnaz tarihçinin avukatlarına cinnet savunması için ortam hazırladığından şüpheleniyordu.. Bağışlanmak için dua etti. Paris'in en önemli ofislerinde başarıyla dinleme cihazları saklamış olan İngiliz tarihçi. diye teklifte bulunmuştu. Fache. vücudunun sisin içinde azar azar kaybolduğunu hissetti. akıl hocası. Sauniére'in yaptığı söylenen robot şövalyenin büyüleyiciliğinden bahseden zararsız bir dipnot vardı. Teabing elektronik dinleme üssünü. Vatikan ve Opus Dei'yi kendi çıkarları için kullanmıştı. diye düşündü. Silas harabeye dönmüş vücudunda kalan her hücreyle dua etti. Tamamıyla masum oldukları ortaya çıkan iki grubu. Dua etmek için kanlı ellerini kaldırarak. . Sir Leigh Teabing gürültülü bir şekilde masum olduğunu ilan etmişti. Daha da akıllıca davranarak. Kendini o kadar hafif hissediyordu ki. Kirli işi.saklı olduğunu söyle!" Teabing uzaklaşırken Langdon. Sis." 102 Silas sessiz bir boşlukta izini kaybettirmeye çalışarak topallarken. fanatik bir keşiş ve ümitsiz bir piskopos tarafından farkında olmadan yürütülmüştü. Bunu bana sen öğrettin. Ve her şeyden önemlisi. tabii. hizmetkârı Rémy tarafından yerine getirilmişti Teabing'in gerçek kimliğinin tek sırdaşı ve o alerjik reaksiyon yüzünden artık bir ölüydü. Remy'nin göze çarpmayan bir ekleme yapmasına yetecek kadar uzun bir süre başıboş bırakmıştı. Sauniére'in davetiyesinde. Ben bir hayaletim. ondan aldıkları sanat eseri hediyelerine boğulmuş diğerleri farkında olmadan Teabing'in belirli parçalar koyduğu müzayedelerde fiyat arttırmıştı. Kensington Bahçeleri'ne sis çökmüştü.. Şimdi sis. Merhamet için dua etti. sis dalgalarının onu taşıyacağına emindi. Tanrı'nın onu vaktinden önce almaması için. Teabing.Cinnet . Teabing o kadar kurnazdı ki. göğüs kafesinin altına aldığı kurşun yarasından akan kanın sıcaklığını hâlâ hissedebiliyordu. Yağmur damlaları sırtına ve omuzlarına daha şiddetli çarparken. Teabing masumiyetini her yönden koruyan bir plan belirlemekte ustalık göstermişti.. Islak çimenlerin üstünde diz çöktüğünde. Daha yapacak o kadar çok işi var ki. Fache bile bundan bir şey öğrenebilirdi.. taksiye seslendiğinde kendini çok yorgun hissediyordu. Fache. Sonunda Silas'ın acısı azalmaya başlamıştı ve piskoposun doğru söylediğini biliyordu. müze müdürü. Şimdi taksinin arkasında otururken. Teabing'in amaçladığı hedeflerden bazıları. Gerçek izleme. Sauniére'in olayında. Bezu Fache sorgulama odasından çıkıp. Kutsal Kâse. Sonra sisin derinliklerinden Manuel Aringarosa'nın sesi ona fısıldadı. Yeni hayatın topraksı nemli kokusunu taşıyan bir rüzgâr onu yaladı. Piskopos Aringarosa için dua etti. diye düşündü. Château Villette'den çıkan Collet'ten gelen bilgiye göre. Yunanlıların taktiğini uygulamıştı. Sauniére görünüşe bakılırsa bunu yapmış ve şövalyeyi. akli dengesi yerinde olmayan birinin işine pek benzemiyor.Truva atları. Silas'ın etrafında dönmeye başlamıştı. Bizim Tanrı'mız iyi ve merhametli bir Tanrı. Paris'e dönmeden önce yapacak son birşey kaldı. Teabing'in Louvre'da yeni bir Da Vinci Kanadı'na para sağlaması ihtimalini tartışmak üzere Chateau Villette’de bir akşam yemeğine davet edilmişti. onu yemeğe getir. gizli dokümanlar ve gizemli kardeşlik hakkındaki tutarsız konuşmalarına rağmen. Fache gözlerini kapadı. buranın görünüşünü cennete çevirmişti.

televizyon haberini dinledi." Aringarosa. Eyleme dönüşmesine yardımcı olduğu ürkütücü olaylar zincirini durdurmanın tek yolu.Körler. Aringarosa.Öğretmen. Fache." dedi. Elemle. Aringarosa'yı planında mükemmel bir piyon olarak seçmişti. yüzbaşınız alenen iki masum kişiyi cinayetle suçladı. oğlum. "Hepimizi etkilediniz. Robert Langdon ve Sophie Neveu şubenizden şikâyetçi olacak mı? Bu.. her şeyi Fache'ye itiraf etmekti ve bundan sonra Aringarosa ile Fache. Hemşire.St. parayı. Suçlayıcı bir ses tonuyla bir BBC muhabiri. Yüzbaşı Bezu Fache'nin nadiren hata yaptığını söyleyebilirim. hayatındaki en karanlık gece olmuştu. "Erdemli bir jest efendim. finansman sorunsuz işledi. görmek istediklerini görürler. "Adeta bir mucize gerçekleştirdiniz." Fache'nin koyu renk gözleri bir süre onu inceledi.. Teabing. Aringarosa'nın dün geceki kötü durumuna gösterdiği şefkat ve ilgi. Ajan Neveu ve Bay Langdon'ı halka ilan edişinin. Bununla birlikte dün gece. Aringarosa gecenin korkutucu bir dönüş yaptığının farkına varmıştı. İsteğinizin yerine getirilmesini sağlayacağım. 'Tanrı her zaman yanımdadır.. Saint-Sulpice'de öldürülen rahibeyle olan ilişkisi hakkında onu sorgulayan Bezu Fache'den bir telefon almıştı." Aringarosa kapıdaki sert sesi tanıdı ama yüzünü bu şekilde tahmin etmiyordu. Dört yeni cinayet haberi. duraksadı ve sonra devam etti. cesedi parkta bulunan Silas'ı düşündü. "Hiçbir tutarın zararı ödemeye yeterli olamayacağının farkındayım ama bu evrak çantasının içindekileri aralarında bölüştürebilirseniz... merhumların aileleri arasında. güçlü yüz hatları. siyah bir evrak çantasını sandalyenin üzerine koydu. onu tekrar öldürmeye ikna etmeden önce Silas'a yetişeceklerdi. "Deneyimlerimden. oyuna getirildiğini anlamıştı. "Teğmen Collet. "Dün gece. zayıf bir Fransız polisi geniş bir alana yayılmış malikânenin önünde basın toplantısı yapıyordu. efendim. Bu konu hakkında henüz kendisiyle görüşmedim ama nasıl çalıştığını bildiğim için. Fransız aksanı ve dindar bir kalbi taklit ederek ve ihtiyacı olmayan şeyi maaş olarak talep ederek. Vatikan bonolarından ödeme talep etmesi olmuştu. Öğretmen. bunu uzun zamandır düşünüyorum ve sizden bir iyilik isteyeceğim. Leigh Teabing." dedi. gerçek katili ortaya çıkarmak için bir hile olduğunu düşünüyorum. Aringarosa." Piskopos Aringarosa hafifçe gülümsedi. hemen gözlerini kaçırdı.." Duygularını bastırarak sustu.Sonuçta. Mary Hastanesi'nin hasta odası güneşliydi." "Silas'ın Paris'te öldürdüklerinin aileleri. ne yaptın! Öğretmen'e ulaşamayan piskopos. tabii ki. "Yüzbaşı Fache?" diye sordu. daha narin bir fiziği çağrıştırmıştı. Yirmi milyon euroluk fiyat etiketi. halka açıklandı.. Aringarosa şüphelenmeyecek kadar istekliydi. Teabing'in son hakareti. ona gülümseyerek." . bu size ait. "Sanırım. Televizyonda." Aralarında ağır bir sessizlik oldu.. "Yüzbaşı. Aringarosa. teşekkür ederim.Kullanılmıştı. Dün gece." 'Tabii ki. Kâse'yi elde etme isteğiyle karşılaştırıldığında önemsizdi ve Vatikan'ın Opus Dei'ye ayırdığı ödemeyle. korkusunu ıstıraba dönüştürmüştü. kimliğini kurnazca korumuştu. Yüzüne vuran ılık güneş ışığından hoşlandı. "Sizi iyi gördüğüme sevindim.” Hemşire işlerini bitirdi ve piskoposu yalnız bıraktı. Silas. böylece eğer bir terslik çıkarsa. Sir Leigh Teabing'in tutuklanmasıyla ilgili. Silas'ın şerefli planının bir parçası olmasını istemişti. "Evet. soruşturma Roma'ya kayacaktı. Kutsal Kâse'nin arkasından kör gibi gidebilecek ve her şeyi kaybedebilecek benden başka kim vardı ki? Kâse ona sahip olan kişiye muazzam bir güç getirecekti. Yüzbaşının.. onun kim olduğunu gördü ve dikkatini ekrana verdi. bonolarla dolu olan evrak çantasına baktı ve utanç. Kemikleri ağrıyan Aringarosa gözlerini kapadı ve ünlü İngiliz şövalye. Yüzbaşı Fache'nin işine mal olacak mı?" Teğmen Collet'nin gülümseyişi yorgun ama sakindi. Lütfen beni affet. ağır. hissederek.." Parmaklarını yatak örtüsünün dikişlerinin üzerinde gezdirirken. sert. arkaya yapıştırılmış briyantinli saçlar ve siyah takım elbisesinden uzanan geniş bir boyun. Yüzbaşı yatağa yaklaştı ve tanıdık.

şaşırmıştı. İskoçya'da Edinburgh'un on bir kilometre güneyinde. benim yolum sizinki kadar belirsiz. Aringarosa'ya dönerken. harikalar yaratabilir. gözyaşlarının aktığını hissetti. Başını kaldırarak bulutlarla dolu gökyüzünün önündeki gösterişsiz büyük yapıya bakan Langdon kendini tavşan deliğine baş aşağı düşen Alice gibi hissetti. Fache'nin elini tuttu. Fache elini alnında gezdirip. şapelin kurulduğu kayalıkların dibindeki çimli park alanına çekerlerken. Bu noktada kesin olarak söyleyebileceğim. Şapelin coğrafi koordinatları. Rotayı değiştirmesi için bir pilota rüşvet verdiniz. Sauniére'in "Kâse haritasının" bir diyagram hazinenin X işaretiyle gösterildiği bir çizim olacağını hayal etmişti ama tarikatın son sırrı da Sauniére'in onlarla baştan beri konuştuğu şekilde açıklanmıştı. dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme vardı. bir dizi uluslararası kanunu ihlal ettiniz. "Efendim. Bu birrüya olmalı. iyi bir adam. "Çok kibarsınız. yüzbaşının sorumlu kişiyi başarılı bir şekilde tutukladığı ve Bay Langdon ile Ajan Neveu'nun masum ve güvende olduklarıdır. Biraz iman. Kutsal Kâse Roslin'in altında Langdon. Bunu yaparak. Langdon ile Sophie kiraladıkları arabayı." Elini uzatıp. eski Mitras mabedinin bulunduğu tarafta yer alıyordu. Rosslyn'den ismiyle bahsetmenin yanı sıra. 1446'da Tapınak Şövalyeleri tarafından inşa edilen şapel. "Biraz iman." "Evet. bir gece önce Castel Gandolfo'dan ayrılırken de sorulmuştu. Bu taş şapel yüzyıllar boyunca Kutsal Kâse'nin varlığından söz edilen fısıltılarla yankılanmıştı. "Umutsuzdum. katılmadıklarını bilmiyorum." Aringarosa çöktü. Ona göre Rosslyn Şapeli çok anlaşılır bir yerdi.Muhabirler şaşkın bakışlarla birbirlerine baktılar. Rosslyn -Roslin olarak okunuyor. parmağına takarken. "Bay Langdon ve Ajan Neveu'nun bu kandırmacaya istekli katılıp." Fache duraksadı. tanıdık bir ametist yüzük çıkardı. Collet devam etti. Bununla birlikte Sauniére'in son mesajının daha açık olmayacağını biliyordu. Apaçık dizeler. Basit bir dize . Sonunda. şapelin altında şaşırtıcı bir . yüzbaşı. şüpheye hiç yer bırakmadan aradıkları yerin burası olduğunu gösteriyordu. Sauniére'in son açıklamasının açıklığına rağmen Langdon aydınlanmış olmaktan çok." "Evet. "Teşekkür ederim. Onları bekleyen şeyin verdiği heyecanla her ikisi de uyuyamamış olsa da. Glastonbury'den geçen kuzey-güney meridyenine düşüyordu. Yeraltım tarayan radarlar yakın zaman önce. Londra'ya hazırlıksız uçuşunuz." 104 Çoğunlukla Şifre Katedrali denilen Rosslyn Şapeli. Aringarosa yüzüğü alıp." Fache. dizeler şapelin mimari çizgilerine de değiniyordu. Aringarosa'ya baktı. Bu Gül Çizgisi boylamı. Düşüncelerinin çok uzaklarda olduğu belliydi. ben erken emekliye ayrılacağım. Yahudi. Mason ve pagan geleneklerinden gelen çeşitli sembollerle donatılmıştı." Fache elini cebine götürdü ve üzerinde el işi bir piskoposluk arması bulunan mor renkli. "Şu Collet. Rosslyn'in sivri kulelerinin gölgeleri uzuyordu. Londra'dan Edinburgh'a rahat bir uçuş yapmışlardı. pencereye yürüdü ve şehre baktı.adını bu kutsal Gül Çizgisi'nden almıştı. konuşmak istediğim son bir konu var. buradan nereye gideceksiniz?" Aringarosa'ya aynı soru. "Sanırım. Yüzbaşı Fache yaratıcı metotlarını genellikle kendisine saklar. "Efendim. "Sanırım. Paris'e dönmeden önce." Aringarosa gülümsedi. Hıristiyan." Fache yaptığının önemsiz olduğunu el işaretiyle ima ederek. Kral Arthur'un Avalon Adası'nın geleneksel işaretiydi ve İngiltere'nin kutsal geometrisinin merkezi sayılıyordu. saçını arkaya yapıştırırken. Arkasını döndüğünde belirsizlik içinde kıvrandığı hissediliyordu." Birkaç dakika geçti. Adamlarım onu sorguya çektiklerinde pilot da öyleydi. Mısır.

semboller cenneti. Kâse'nin ilk saklandığı yeri çağrıştıracak şekilde inşa etmeleri fikrinin ilginç olduğunu itiraf etmek zorundaydı. daha ilgi çekici olduğunu hatırlıyordu. İtiraf etmek gerekirse. uzun zaman önce. spekülasyonları arttırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Bu derin mahzen üstündeki şapeli gölgede bırakmakla birlikte. Rosslyn Vakfı neyi saklamaya çalışıyordu? Rosslyn artık gizem arayıcılarının haccı haline gelmişti. Arkeologlar gizemli odaya ulaşmak için kayalıkları delme talebinde bulunmuşlar fakat Rosslyn Vakfı kutsal alanda her türlü kazıyı açıkça yasaklamıştı. bu eski adın. ona bakıyordu. bu koordinatlardan yayılan nedeni açıklanamaz güçlü bir manyetik alanın onları buraya çektiğini iddia ederken. "Geliyor musun?" Yüzbaşı Fache'nin onlara iade ettiği gül ağacı kutuyu taşıyordu.yapının büyük bir yeraltı odası var olduğunu ortaya çıkardığında bu fısıltılar. Rosslyn hakkında henüz anlayamadığımız bir şey var. Rosslyn Şapeli'nin girişi. Ama bu gece. Küçük ahşap kapının iki demir menteşesi ve meşeden basit bir tabelası vardı. Langdon. Tapınakçılar'ın modern Kâse bankasını. gözleriyle tüm ibadethaneyi inceleyerek.. Rosslyn Şapeli'ni. demişti. Papirüsteki şiir ise ortasına yerleştirilerek kilitlenmişti. her şeyi hafızasına kazımaya çalıştı. Şapelin giriş kemerleri oymalı beşparmak otlarıyla süslenmişti. Tapınak Şövalyeleri. şapelin ünlü batı duvarını geçtiler. Gün boyunca aklından şaşırtıcı bir soru geçmişti. Magdalalı Meryem'den gelen soya ithafen "Gül Boyu" kelimesinden. Langdon daha önce Rosslyn'e gelmemiş olmasına rağmen. Şapel kısa süre sonra kapanacaktı. Kâse uzmanlar! Rosslyn'in bir tuzak yemi olduğu konusunda birlemiyorlardı. Sauniére bizi bu kadar aleni bilinen bir yere getirmek için neden bunca zahmete girdi? Tek bir mantıklı cevabı olabilirdi.. R OSLI N Langdon. tarikatın kilit taşı alenen bu noktadan bahsettiği için Langdon artık fazla ukalalık taslayamayacağını düşünüyordu. ilk dokuz şövalyenin paha biçilmez hazinelerini sakladığı Kudsülakdas gibi bir yeraltı mahzeni ve tüm bunları tamamlayan bir batı duvarı. şapelin üzerinde bulunduğu Gül Çizgisi meridyeninden geldiğini anlattı.. Daha önce Rosslyn'in ayrıntılı taş işlemelerini kitaplarda okumuş olmasına rağmen. bu topraklarda yürümek ve Kutsal Kâse ilmini iyice içlerine sindirmek için geldiklerini itiraf ediyordu. "Robert?" Sophie arabanın dışında durmuş.. kendi gözleriyle görmek büyüleyici bir tecrübeydi.. Son yıllarda Rosslyn'e çok fazla dikkat çekilmişti ve birisi er geç mahzene girişin yolunu bulacaktı. kırılan sirke şişesi artık yoktu. Langdon'ın tahmin ettiğinden daha gösterişsizdi. Tanrıçanın göbeği. ilk bulduklarındaki gibi yatıyorlardı. Sıradan ziyaretçiler çıkıntı yapan bu tuhaf duvarın. şapelin tamamlanamayan bir bölümü olduğunu sanırlardı. Bir kısmı. bazıları kayalıklardan mahzene giden gizli girişi bulmak için geldiklerini söylüyordu ama çoğu. uzun bir günün sonunda yorgunlukla içini çekiyormuşçasına içeriden dışarıya sıcak bir hav^ akıntısı oluştu.. tarikatın ustaca ördüğü dolambaçlı çıkmazlardan biri. Sophie'ye. Langdon'ın meslektaşlarından biri buna. Rosslyn bir zamanlar Kâse'ye ev sahipliği yapmış olabilirdi. Çakıllı uzun patikadan yürüyen Langdon ile Sophie. Kudüs'teki Süleyman Mabedi'nin mimari bir kopyası gibi inşa etmişlerdi. dar dörtgen bir ibadethane. Sophie ile birlikte içeri giren Langdon. Her iki kripteks de içinde. .. Langdon kapıyı açınca. Langdon ise gerçeğin. Süleyman Mabedi'nin batı duvarı. ya da Kâse alimlerinin inanmayı tercih ettiği gibi. Elbette bu tavır. şapelin Kutsal Kâse'nin yeni yuvası olduğunu her duyduğunda kendi kendine gülerdi. bağırışlara dönüşmüştü. eski büyük yapı.. herhangi bir giriş ya da çıkışı yoktu. Güller. ama kesinlikle şimdi değil.

. yerdeki çok iyi bilinen bir hattın üzerinden yürütüyordu. Mason mühürleri. tüm geleneklerin.." "Duymamıştım.." Sophie. Rosslyn Şapeli tüm inançların. gözleriyle mabedi taradı.. Ayrıca Rosslyn'in yıldız ve gezegen süslemeleriyle dolu tavanına da değinmişti. mabedin içinde ilerlemeye başladı. Rosslyn'i artistik becerileriyle donatan Usta Mason'lardan bahsediyordu. Tapmak Şövalyeleri. usta birer taş duvarcısıydı. günün son turunu yaptıran genç bir adamı dinleyen birkaç ziyaretçi dışında boştu. Diğerinin ismi Jachin'dir . Kesinlikle tesadüf değil. Sophie onlara doğru yürümeye başlamıştı. Aslında sunağın olması gereken yerde duran iki sütun." dedi. boynuzlar. Hâlâ sütunlara bakmakta olan Sophie. sebzeler. "Sanırım." "Rosslyn'in kopyalan mı?" Sophie kuşkulu görünüyordu. "Hayır." Langdon. bunları görmüştüm. Bununla birlikte Sophie. Süleyman Mabedi'nin bir kopyası olduğunu söylediğimi hatırlıyor musun? Bu iki sütun. bunları gördüğüme eminim." Mabedin ön kısmım gösterdi. astrolojik işaretler." İçeriyi incelerken. Sütunların yanına geldiklerinde Sophie hayretle başını sallıyordu." Emin olamayan bir ifadeyle. Langdon ile Sophie'nin içeri girdiğini gören gözetmen kapanış vakti olmasına rağmen.. bitkiler. "Ama burada olmaları gerekmez. "Ne demek istiyorsun?" "Bu iki sütun. daha emin bir ifadeyle başını sallamaya başlamıştı. ve her şeyden önemlisi. ya da Duvarcı Sütunu. Tapınakçılar'ın modern Mason cemiyetleriyle olan güçlü tarihi bağlarını anlatmıştı. ona daha önce. doğa ile tanrıçanın mabediydi. "Aslına bakarsan dünyadaki tüm Mason tapınaklarında bunun gibi iki sütun vardır. tarihte en çok kopyalanan mimari yapılardır. "Evet.. "Ama Rosslyn'in adını bile duymadığını söylemiştin. Şimdi son kalan ziyaretçiler de ayrılıyorlardı ve genç gözetmen şapelin karşı tarafından hoş bir . Sütunların kopyalan. Adam. En önemli dereceleri olan Çırak Farmasonlar." Yeniden gözlerini şapele çevirerek. Aynı zamanda Süleyman'ın mührü olarak bilinen bu altıgen. ona döndü. sütunların işlemeleri alev almış gibi görünüyordu.." Langdon şaşırmıştı. Kilise. mabetteki altı anahtar mimari noktayı birbirine bağlayan görünmeyen bir patika." Langdon sol taraftaki sütunu işaret etti. "Gördüğünden şüphe etmiyorum." Durdu. Sol taraftaki sütun çok basit. "Evet.. beş köşeli yıldızlar ve güller. "Buna Boğaz denir.. kocaman bir sembol oluşturmuştu. "Büyükbabam çok küçükken beni buraya getirmiş olmalı. onun peşinden gitti... Langdon. Ziyaretçiler yüzyıllar boyunca. Langdon. onları. "Bunları burada gördüğüme memnunum. "Ne oldu?" diye sordu. hafızasını canlandıracak bir şey arıyormuş gibi etrafına baktı." Langdon. Tüm dünyada kopyaları var... Yahudi yıldızlan. Günün son ışıkları batı tarafındaki pencereden kırmızımsı bir renkle süzülürken. Daha önce sana Rosslyn'in kendisinin.ya da Çırak Sütunu. uyumsuz garip bir çiftti. Tanıdık geliyor. Sophie'nin büyükbabasının son şiiri.. Avrupa'nın her bir yanına tapınak kiliseleri diken.Şapeldeki her bir yüzeye semboller kazınmıştı. dik çizgilerle bezenmişken." dedi. Tapınakçılar'dan kalma deyişlerdi. Langdon başını sallayarak teşekkür ettikten sonra. tebessüm ederek etrafı diledikleri gibi gezebileceklerini işaret etti. bir zamanlar yıldızları gözetleyen rahiplerin gizli sembolü olmuş ve daha sonradan İsrail kralları Davut ve Süleyman tarafından benimsenmişti. Kalfa Farmasonlar ve Usta Farmasonlar. "Daha önce hiçbir Mason tapınağı görmemiştim. Hıristiyan haçları. devamlı dönen spiral hatları vardı. noktaları birbirine bağlayan bu düz çizgiler üzerinden yürümüşlerdi ve onların ayak izleri yeri aşındırarak. Tapınakçı haçları. "İki sütun. Bilmiyorum. Duvar ustaları işlenmemiş tek bir taş bırakmamışlardı. sağ taraftaki sütunun süslü... piramitler. diye düşündü Langdon. Sophie gözlerini dikmiş şapele bakıyordu. ama Rosslyn onların sevgi ve saygı ile harcadıkları emeğin en yüce ürünüydü. yüzündeki şaşkın ifadeyle girişte kalakalmıştı. Davut'un yıldızı. buraya daha önce gelmiştim. Süleyman Mabedi'nin ön tarafında duran iki sütunun tıpatıp kopyalan." Langdon mabedin diğer tarafında titizlikle oyulmuş iki sütuna baktı.

"Şifre. "Grand-pére? ?" diye seslenmişti. "Gördüğüm kadarıyla Rosslyn'e ilk gelişiniz değil. "Çabuk olacağım." Adam gülümsedi. Akşamın geç saatleriydi ve şapel kapanmak üzereydi.. "Burada yapmam gereken son bir şey var. başının üstündeki cam parçalarına bakmaya başlamıştı. yüzyıllardır anlamını deşifre etmeye çalışıyorlardı. çok yakında. Büyükbabası.." Gözetmenin sesi geride kaldı. 'Tavanda yazıyor." Şifre." Kapıdan çıkıp. "Peki o zaman. "Grand-pére? " Cevap veren yoktu. Ama onlar hâlâ içerideydi. diye düşündü. Büyükbabası arkasını dönerek ona el sallamış ve biraz daha beklemesini işaret etmişti. ilk şifrem." dedi. Söz veriyorum. Dışarıya çıktığında. Yan taraftaki kapı açıktı. kemerli geçide doğru tek başına ilerleyen Sophie. Ben dışarda olacağım. akşamın zayıf ışıklarına yürümüştü. gizli anlamı çözen kişiye cömert bir ödül vereceğini açıklamıştı ama şifre günümüze kadar çözülememişti. Bazıları ise gerçek Kâse efsanesini anlattığına. üstünü silkeledi. "Eve dönebilir miyiz. "Şuralarda. "Bilmiyorum. Gözleri uykuluydu." diye atıldı. Kendini yorgun hisseden Sophie.. Transa geçmiş bir halde. "Evet efendim." "Elbette hayır!" diyerek öfkelenmişti. Semboller birkaç dakika sonra birbirine karışmıştı.. Rosslyn Vakfı. Kimileri. başının üstündeki sembolleri gördüğünde hatıralar canlanmaya başlamıştı. bir yerlerde.. Bu . Önemi yoktu. var. Bana ihtiyacın olursa seslen. Gül ağacı kutuyu Langdon'a verdikten sonra Kutsal Kâse.. sen ve ben bu yıl pek çok kişiye veda ettik. "Burada bir şifre var!" Gözetmen onun duyduğu heyecandan memnun olmuşa benziyordu. Aradığınızı bulmanıza yardımcı olabilir miyim?" Kutsal Kâse'ye ne dersin.. kapıya doğru bir öpücük göndermişti. kriptograflar. Sophie hemen taş zemine sırtüstü yatarak.Grand-pére ?" diye yalvarmıştı. anlaşılmaz bir düzende bir şifre oluşturacak şekilde. demek istedi Langdon. bu şifrenin. Burada tek başına korkmaz mısın. "Oh Sophie. Rosslyn'in sayısız gizemleri arasında. diye düşündü Langdon. Sion Tarikatı ve önceki günün esrarını unutmuş gibiydi. Paris'e dönmeden önce Rosslyn Şapeli'ni görmeye gelmişlerdi. Ayağa kalkarak. Buraya yaptığı ilk ziyareti hatırlıyordu ve hatıralar onda beklenmedik bir üzüntü yaratmıştı. "Hava henüz kararmadı bile!" Büyükbabası gülümsemişti. çok fasetalı bir yüzeyden aşağı uzanan kemerli bir geçit de vardı. Sophie ani bir ilhamla." Sophie sağ taraftaki duvara dönerek. sıkıca kucaklamıştı. yüzlerce taş blokun çıkıntı yaptığı. "Yakında hayatım. rast gele yerleştirilmişti. Üzerine sembol işlenmiş her bir blok. "Bu şifreyi sen dönmeden çözeceğim!" "Yarış yapalım o zaman. Şifreli tavanın altına gelip. tel kapının ardından belli belirsiz seçilebilen biriyle konuşuyordu. onu alnından öpmüş ve yan tarafta ki kapıya doğru yürümüştü. İskoçya şivesiyle konuşan. Sophie uyandığında. Büyükbabası kısa bir tatil için onu İskoçya'ya getirmişti. Akşam karanlığı bastırıyordu. büyükbabasını kilisenin tam arkasındaki taş bir evin verandasında durduğunu gördü. Arabada beklemeye ne dersin?" "Yine sadece büyüklere özgü bir şey mi yapacaksın?" Başını sallamıştı. "Size göstermekten memnuniyet.. Sophie bakışlarını şifreye dikerek orada yatmıştı. açık san saçlı yakışıklı bir erkekti. yer ona çok soğuk gelmişti. "Ben dışarda olacağım. ailesinin ölümünün üstünden bir yıl kadar geçmişti." Melankolik bir sesi vardı. Kapıyı açık bırakıyorum. şapelin altındaki mahzene giriş yolunu açıkladığına inanıyordu. Yirmili yaşlarının sonunda. Sonra da yok olmuşlardı." Sophie'yi daha öne gösterdiği kemerli geçide kadar götürmüştü. Bu bilgiyi unutmuştu. içerideki kişiye son sözlerini söyleyerek. Sophie'nin yanına vardığında gözleri yaşlarla dolmuştu." Eğilip. Ardından. "Neden ağlıyorsunGrand-pére? ?" Sophie'yi kaldırıp." "Kemerli geçit şifresini yeniden deneyebilir miyim? Çok eğlenceliydi. Küçük bir kızdı.tebessümle onlara doğru yürüyordu. "Kapatmak üzereyim.

seslenmek için şapelin kapısına doğru yürüdü. Ailenize ne olduğunu sormamın sakıncası var mı?" Genç adam şaşırmış gibi görünüyordu. "Ve korkarım o kadını uzun süre bir daha göremeyeceğim." "Onu nereden almış?" "Büyükbabam onun için yapmış." Langdon." Gözlerini bir kez daha kutuya çeviren genç adam tereddüt etti. Şapeli idare etmesine yardım edip. ." dedi. zeytin yeşili gözlerindeki hayret ifadesiyle geri çekildi. Langdon. Şapel müdürü orada yaşar. "Orası şapelin rektörlüğüdür. "Başka birine mi veda ediyordun?" Sesi duygularla titrerken. "Onunla birlikte rektörlükte yaşıyorum." Durdu." Langdon hayal edilmesi imkânsız bağlantıların ortaya çıktığım hissediyordu.. "Bu evin ne olduğunu biliyor musunuz?" Sophie'nin oraya gitmesine şaşırmış olan genç adam başını salladı. "Bu gerçekten çok uzun bir hikaye. Büyükannem beni o evde büyüttü. Gözetmene döndü. Yan yola geldiğinde durdu. . "bıçak ve kadehten" söz ediyordu ama Langdon onları hiçbir yerde göremiyordu. Sophie tek kelime etmeden dışarı çıkmıştı ve yakınlardaki taş eve doğru kayalıklarda yürüyordu. sorabilir miyim?" Langdon yorgun bir kahkaha attı. Langdon geldiklerinden beri ne yapacaklarını bilemiyordu. tur rehberliği yapıyorum. bir araba kazası." Yan taraftaki kapının çarpmasıyla. "Ve benim büyükannemdir. Büyükbabamı." dedi. Eğer dünyada eşi benzeri olmayan bir kutu varsa. sonra elindeki gül ağacı kutuya baktı. ailemi ve. "Büyükannenizde bunun gibi bir kutu olduğunu söylediniz değil mi?" 'Tıpatıp aynı." Omuzlarını silkti." diye cevap vermişti. Sauniére'in şiiri Rosslyn'inden açıkça bahsettiği halde. "Ben küçükken ölmüşler.." Gözetmen ile yan yana duran Langdon şapel duvarlarını incelerken.. "Çok sevdiğim bir dostuma. bir çıkmaza gireceklerinden endişeleniyordu. Langdon’ın elindeki gül ağacı kutuya bakarak. annesine. Langdon önce kayalıklarda yürüyen Sophie'ye. Şiir. Kutsal Kâse Roslin'in altında Bıçak ve kadeh bekçidir ona Langdon bir kez daha bu gizemin henüz açıklanmamış bir yanı olduğunu hissediyordu." Langdon'ın kalbi teklemişti. bir mücevher kutusu. tarikatın kilit taşı için özel imal edilmiş bu kutu.çok zor." Durdu. Gözetmen. Langdon." Sophie için endişelenen Langdon.. "Bu çok garip büyükannemde de bunun tıpatıp eşi bir kutu var. onun arkasından bakakaldı. o da buydu. Aynı şekilde cilalanmış gül ağacı. " Langdon yavaşça yeniden genç adama döndü. "Sizi büyükannenizin büyüttüğünü söylüyorsunuz. Elleriyle harikalar yarattığını söyler. genç adamın yanıldığına emindi. "İmkânsız. büyükannesine ve bebek yaştaki erkek kardeşine veda edişini düşünmüştü. Genç adamın söylediği bir şeyin yeni farkına varmıştı. aynı gül kabartması hatta menteşeleri bile aynı. "Evet. Sophie şifreye bakmak üzere gitmiş ve görünüşe göre artık hiç yardımı olmayacak Kâse haritasını içeren gül ağacı kutuyla Langdon'ı baş başa bırakmıştı.. Nereye gidiyor? Binaya girdiklerinden beri garip davranıyordu.." Gözlerini kapıya çevirerek durdu.. Her şeyi yapabilirmiş. babasına." "Büyükanneniz Rosslyn Vakfı'nın başkanı mı?" Genç adam başını salladı. "İki kutu birbirine benzeyebilir ama. her ikisi de bakışlarını o yöne çevirdi." Sophie kazayı. "Bir araba kazasında mı?" Gözetmen. Bütün ailem o gün öldü. "Ve kız kardeşinizi. Ben henüz bir bebekken ölmüş ama büyükannem hâlâ ondan bahseder. "Bunu nereden aldığınızı. "Büyükbabamla aynı gün. Aynı zamanda Rosslyn Vakfı'nın başkanıdır. Beni büyükannem büyüttü. "İnsanların özeline girmekten nefret ederim ama. "Hayatım boyunca burada yaşadım.

." Sophie'nin alnını bir kez daha öptü. Doğru olduğunu düşündüğümüz şeyi yaptık.. Konuşmaya çalıştı ama nefes bile alamıyordu. Arkasından gelen bir ses. Langdon. aşağıdaki bilinmeyen boşluklarda çınlıyor gibiydi. artık ortak olduğunu anladığı kanın." Kadın nazik ellerini Sophie'nin omuzlarına koydu ve ona tanıdık gözlerle baktı. verandanın merdivenlerinde oturuyorlardı. Kapının açık kafeslerinden dışarı ekmek kokusu yayılıyor ve pencerelerde altın rengi bir ışık parlıyordu.. "Artık sır yok prenses. Ve şimdi. bu dinlencenin fazla sürmeyeceğini biliyordu. Bu senin kendi güvenliğin içindi prenses. kadın ateşli gözlerini hiç kırpmamıştı." "Biliyorum. "Büyükbaban sana her şeyi anlatmayı öylesine çok istedi ki. toprağın üstüne konarak. Bu. tıpkı Sophie'nin hatırladığı gibiydi. "Oh.Grand-pére senin. ve sonunda neşeye dönüşmüştü. Ailen hakkındaki gerçeği öğrenmenin zamanı geldi. büyükbabasının üzücü ölüm haberini almış olmalıydı. umuda. bu kadının kim olduğunu biliyordu. Ardından. "Ama. hıçkırarak ağlarken... benim sevgili yavrum." Sophie. Kadın. Sophie kendisinin o yöne doğru çekildiğini hissederek. Sophie'nin şoka uğramış yüzünü yumuşak ellerinin arasına aldı. Akşam karanlığı çöküyordu. gözyaşları içinde birbirlerine sarılan Sophie ile büyükannesi.Kayalıkların üstündeki taş ev." dedi. "Büyükbaban ve ben çok fazla şey söylemek zorunda kaldık. Elinde tuttuğu Brezilya kahvesi ile dolu fincan yorgunluğunu alırken. Ama ikinizin arası pek iyi değildi. verandanın merdivenlerine adımını attı. Açıklanacak çok şey var." Genç gözetmen gözlerindeki umut ışıltısıyla bahçeden hızla koşarak gelirken. .. Sophie'nin ayağının altındaki tahtalardan biri gıcırdayınca kadın yavaşça döndü ve üzüntülü gözleri Sophie'yle karşılaştı. Genç adamın yüzünü tanımıyordu ama kucaklaşırken. "Sophie?" Sophie gözyaşlarıyla ayağa kalkarak başını salladı. koridorda yaşlı bir kadının ağlamakta olduğunu gördü. Grand-pére? Kadın dün gece.. Fotoğrafı bırakıp kapıya doğru yaklaşırken. Taş evin verandasında tek başına ayakta duran Robert Langdon arkasındaki tel kapıdan gelen kahkaha ve birbirlerine kavuşmanın getirdiği mutluluk seslerinin tadını çıkarıyordu. Tel kapıdan içeri baktığında. bir şekilde bu yabana yerde. onlara katılmak üzere çimenlerden yürürken.. Artık vücudu dayanamayacak kadar bitkin düşmüştü.. 105 Rosslyn'de akşam olmuştu. üzüntüyle parmaklarını adamın yüzünde gezdiriyordu. Sophie ancak fısıltı halinde konuşabiliyordu. Açıklanması gereken o kadar çok şey var ki.. onun alnını öpüp. Yaşlı kadın bir adamın çerçeveli fotoğrafına sarılmış sevgi dolu bir. kabaran bir okyanus dalgası gibi kadının görüntüsü belirsizlikten. Kollarını Sophie'ye dolayan kadının gözyaşları daha hızlı akıyordu. Çok üzgünüm. inanmayışa. onun son sözlerini duyduğunda aklına hemen. Şimdi büyükbabasının sesi Rosslyn'in eski taşlarında yankılanıyor. damarlarında dolaşan kanın gücünü hissedebiliyordu. "Dışarı çok sessiz çıktınız. Kadın kapıyı iterek açtı ve dışarı çıktı. Sophie yaklaşırken içeriden gelen hıçkırık seslerini duydu. gümüş rengi saçları onun hafızasındaki anılan canlandırmıştı. Sophie daha dün kendisini dünyada yapayalnız hissettiğine inanamıyordu. onu hatırlayamadığı halde.. Kadının uzun. fazla tanımadığı üç kişinin eşliğinde. sonunda kendini evinde hissediyordu." dedi. onu yıllarca prenses diye çağıran büyükbabası geldi. Çok uğraştı. "Sophie. evin sıcak ve davetkâr bir havası vardı... gür. İki kadın ince telin arkasından birbirlerine bakıncaya kadar sanki bir sonsuzluk yaşanmıştı. Sophie'nin çok yakından tanıdığı bir yüzdü. haline bak!" Sophie.. Sophie kaçıp gitmek istedi ama olduğu yerde çakılı kalmıştı.

Jacques ile ben birbirimizi nadiren gördük. ikimizin cesedi akıntıya kapılmış olmalıydı. korunmak amacıyla soyadlarını Plantard ve Saint-Clair olarak değiştirmişlerdi. Ünlü bir kişi olduğundan Jacques saklanmak gibi bir lükse sahip değildi. Langdon Paris'i düşündüğünde aklına aynı gece öldürülen diğer üç sénéchaux gelmişti. Her ikisinin de Merovingian ailelerinden olması inanılmazdı – Magdalalı Meryem ve İsa Mesih'in torunları. Böylece Langdon." Langdon hikâyenin daha derinlere gideceğini." Marie.Arkasını döndü. ya da bunun gerçekten birkaza olup olmadığını. Daha önce gözden kaçırdığı bir şeyi görmek umuduyla onu yeniden kripteksin içinden çıkarmıştı. ailesi hakkında Sophie'ye anlattıkların! sessiz bir şaşkınlık içinde dinlemişti.Eşimin size güvendiği belli Bay Langdon.. Hayatım boyunca. teşekkürler. Sophie'nin yanında kalmış ve Marie'nin. "Büyükbaban ve ben. "Peki ya tarikat? Şimdi ne olacak?" "Çarklar dönmeye başladı bile Bay Langdon. Marie gelip. bu gül ağacı. onun çözülmemiş sırrını düşünmekten kendini alamıyordu. Jacques'in bu kutunun korunması ricasını yerine getirmek için her şeyi yapardı. İsmi. annen ve baban arabada yalnızdılar. ben deöyle yapacağım. Sauniére'in papirüsünü tuttuğunu fark etti. Jacques'in çok yakın bir arkadaşıydı ve Jacques. aileyi bölmekti. Sauniére'in şiirinde bahsettiği bıçak ve kadeh neredeler? Langdon'ın elini işaret eden Marie. bu konuya değinmemeye karar verdi." Langdon boşalan kahve fincanını geri uzattı.. "Onu ben alırım. Kardeşliğin sadık kaldığı bazı törenler vardır." Bakışlarını indiren Langdon.seçiliyordu ama tarikatta kadınların daha yüce bir statüsü vardı ve herhangi bir kademeden en üst kademeye geçebilirlerdi.. tarikatın kalbine ve korumasına daha yakın olarak. Kardeşlik yüzyıllardır ayakta. "O telefonu aldığımızda derhal bir karar vermek zorundaydık. Marie. affedersiniz. Sophie'nin büyükannesi dışarı çıkmıştı. "Torunlarımızı korumamız gerektiğini biliyorduk ve en iyisi olduğunu düşündüğümüz şeyi yaptık. Langdon yorgun bir ifadeyle tebessüm etti. tarikat asil soyun kimliğinin keşfedilmesinden korkmuştu.. Üst kademeye geçmek ve yeniden yapılanmak için sırada bekleyenler var. diye düşünen Langdon. kutunun geri döndüğünü görmekten son derece memnun olacağını bildiğim bir bankacı var." Sesi fısıltıya dönüşmüştü. Son anda planlarımızı değiştirmiştik. Her şeyden önce. Sénéchaux'lar geleneksel olarak erkeklerden –muhafızlar. "Oh. "Elbette. fakat geri kalanını duymaması gerektiğini hissetmişti. Jacques polise benim ve erkek kardeşinin de o arabada olduğumuzu söyledi. Langdon. bu akşam onu kapımın önünde görmek kadar rahatlatan bir şey olmadı. K âse gerçekten burada Rosslyn'de mi? Eğer öyleyse." Langdon gece boyunca Sophie'nin büyükannesinin tarikat faaliyetleriyle yakın bağlan olduğundan şüphelenmişti. Kazayı duyduğumuzda Jacques ve benim gerçekte olanları bilmemizin imkânı yoktu. Marie. onun da gelip dinlemesini istemişti. Dört Büyük Üstat kadındı.. Size ne kadar teşekkür etsem azdır." diye açıkladı." Buna beni vurmak da dahil. Marie acıyla titreyen bir sesle. Sophie'nin ailesi sebebi belirsiz bir araba kazasında öldüğünde." Langdon nasıl cevap vereceğim bilemiyordu. adamcağızın burnunu kırmış olabileceğini hatırlayarak. bunu da atlatacaktır. tarikatın koruması altında." dedi. Sophie'nin ailesi ve ataları. Saçları akşamın ışıklarıyla pırıldayan.. "Paris'te. Onların çocukları bu kanbağının doğrudan vârisleriydiler ve bu yüzden tarikat tarafından dikkatle korunmuşlardı. André. Daha sonra erkek kardeşinle ben tarikatla birlikte saklandık. "Ailenizi biraz baş başa bırakmak istedim. Şimdi Rosslyn'in sivri tepelerine bakarken. "Diğer elinizdekinden bahsediyordum Bay Langdon. tarikatın her zaman kadın üyeleri olmuştu. yanında durdu. en azından son yirmi sekiz yıldır Marie Chauvel idi. Jacques'in öldürüldüğünü ilk duyduğumda Sophie'nin güvenliği konusunda dehşete düşmüştüm. "Bay Langdon. Bu yüzden dışarı çıkmıştı. "Yapmamız gereken en zor şey. . Ailenin arabası nehirde bulunmuştu." Pencereden bakınca Sophie'nin erkek kardeşiyle konuşmakta olduğunu gördü. ona baktı. Leigh Teabing'i ve Westminster Manastırı'nı düşündü. tabii en gizli toplantılarda. ona son derece güveniyordu. Sophie ile büyükannesine özel konuşmalarını teklif etmiş olmasına karşın. Aradan yıllar geçmiş gibi geliyordu." Gözlerindeki yaşlan kuruladı. Sophie'ye baktı." Marie kâğıdı alırken neşeli görünüyordu. "Altımız siz iki torunumuz da dahil o gece aynı arabada seyahat edecektik. Çocuklardan büyük olan Sophie'nin Paris'te kalıp Jacques tarafından yetiştirilmesi daha mantıklıydı. André Vernet.

"Bıçak ve kadeh mi?" diye sordu." dedi Langdon. Kâse'nin güzelliği onun semavi doğasındadır." Langdon yüzünün kızardığını hissetti." . "Ve tersi ise. günümüzün kaos içindeki dünyasında bile bizlere ilham verecek ulaşılmaz bir hazine." dedi. sonra da Rosslyn'e baktı. Zamanı uygun değil . avuç içine bir şekil çizdi.." Marie. İlerideki açık arazide ay. müzikte ve kitaplarda anlatılıyor. Yine avuç içine çizerek.. onlara sonsuz hayatı getirecek olan kadehtir. Dünyanın modern ozanlara ihtiyacı var. Ve pek çokları için sanırım Kutsal Kâse sadece muhteşem bir fikirdir. Marie. "Ve siz bana burada.. Gözlerini Rosslyn'e çeviren Langdon. Kutsal dişiyi yeniden canlandırmamız gerektiğinin farkına varıyoruz. Neşeli görünen Marie. "Eşinizin şiiri açıkça Rosslyn'den bahsediyor ama bir de Kâse'ye bekçilik eden bıçak ile kadeh var. Her gün biraz daha fazla. Bıçak. Rossilyn Şapeli'nde var olan yüzlerce sembol arasında bu iki şeklin yer almadığını söylüyorsunuz. sembolleri çabucak tasvir etti. elbette. "Kutsal dişi sembolleri hakkında bir araştırma yazdığınızı söylemiştiniz. öyle değil mi?" "Evet. "Ah."Kilise eşinize Zamanın Sonu geldiğinde Sangreal Belgeleri'ni açıklamaması yolunda baskı yapıyor muydu?" "Aman Tanrım hayır. "Bazıları için Kâse. onun kendisiyle dalga geçtiğini anlamıştı ama oyuna katılarak. "Kâse'nin burada. "Soruyu sorun Bay Langdon. Tam aksine. "Şu insanlar neden Kâse'nin huzur içinde yatmasına izin vermiyorlar? " Sonra güldü. Şu şekilde çiziliyor. Marie'nin yüzünden belli belirsiz bir hatırlama ifadesi geçti. "Tam olarak neye benziyorlar?" Langdon. Onun hikâyesi resimde. evet. tarikat her zaman Kâse'nin asla açıklanmaması gerektiğine inanmıştır. öyle mi?" "Onları görmedim. öyle değil mi?" İşaret parmağını kullanarak." dedi Langdon. "Neden burada olduğunu düşünüyorsunuz?" Langdon. erkek olan her şeyi temsil eder." Verdiği mesajın üzerinde yarattığı ağırlığı hisseden Langdon sustu." dedi. Rosslyn'de olup olmadığını bilmek istiyorsunuz." Durdu. "Doğruyu duymayı hak ettiniz. "Asla mı?" "Ruhlarımızı ayakta tutan gizem ve meraktır." Marie Chauvel şimdi Rosslyn'e bakıyordu. Orada bıçak ve kadeh sembollerini göremedim. Magdalalı Meryem hikâyesi sonsuza dek yok olmayacak mı?" "Öyle mi olacak? Etrafınıza bakın. ve yıkıcı yollarımızı. Bazıları için ise. Kâse'nin kendisi değil." "Bana söyleyebilir misiniz?" Marie öfkelenmiş gibi içini çekti. Sorma. "Onu bitirin Bay Langdon. eğlendiği belli oluyordu. dedi kendi kendine. onun sırrını öğrenmek için çocuksu bir heves duydu. Onun şarkısını söyleyin. Kâse'nin açıklanması gereken tarihe değinen hiçbir şey yoktur. kayıp belgelerin ve gizli tarihin arayışı. "Evet. şeklin daha az kullanılan kapalı biçimini çizmişti ama Langdon sembolün her iki kullanılışını da önceden görmüştü. Tarihimizin tehlikelerini anlamaya başlıyoruz." "Doğru. Marie'nin elindeki papirüse. Sarkaç sallanıyor. onun elindeki papirüsü işaret etti.. ağaçların üstünde yükseliyordu. Zamanın Sonu paranoyak zihinlerin uydurması. "Dişiyi temsil eden kadeh. Tarikat öğretilerinde." Langdon şaşırmıştı." "Peki ama Sangreal Belgeleri gizli kalırsa." Gülümsedi.

Gözleri dev sembolün farkına vardığında. Neden Rosslyn’i işaret etsin?" "Belki de okuduğunuzdan yanlış anlam çıkartıyorsunuzdur.. Langdon." Langdon aşınmış zemine baktı. "Burada hiçbir şey. "Bıçak ve kadehle işaretlenmiş bir yeraltı mahzeninin üstünde duruyoruz. ve kadınlık içgüdülerim kuvvetlidir. Rosslyn’i gösteriyor. Marie yorgunlukla esnedi. Langdon söyleyeceklerini toparlayabilmek için bir dakikaya ihtiyacı vardı. öyle mi?" Marie güldü. "Bay Langdon. Ama elbette. "Sadece ruhu. Marie ışıkları açtı ve mabedin ortasında. "Demek ki Kutsal Kâse altımızdaki mahzende." Langdon anlamak için kendini zorladı. Jacques. "Şiir burayı. kraliçeye uygun bir dinlenme yeri inşa ederek şerefini onarmaktı. Tarikatın en eski vazifelerinden biri de Kâse'yi. Kâse'nin şu an bulunduğu yeri hiç görmedim.. hâlâ bir şey anlamıyordu.. Merhum eşimin olduğu gibi. "Ama bu Davut'un. Her şey Rosslyn’i anlatıyor." Sophie gülümsedi." .. erkek ile dişinin mükemmel birleşimi. uyuyabilecek misiniz?" Langdon cevap vermeye fırsat bulamadan. Bıçak ve kadeh." Langdon sonunda hayrete düşerek anladığında. Kutsal Kâse'nin şimdi saklı olduğu yerden bahsetmeli. son derece nüfuzlu bir erkekle evliydim.. "Bunuanlıyor musunuz? " "Şapelin yerinde de şahit olduğunuz gibi Bay Langdon.. Büyük Üstat olduğunda Jacques'ın görevi. Kâse yanıltıcı olabilir. Boştu. Langdon’ın akşamüstü gördüğü ziyaretçilerin yürüdüğü aynı yolda. Kutsal Kâse Roslin'in altında Bıçak ve kadeh bekçidir ona Şaheserler süsler yatağını Seyrederken yıldızlı semayı Okumayı bitirdikten sonra.. basit şeyleri görmenin pek çok yolu vardır. size bir itirafta bulunacağım." İçini çeken Marie.."Peki ben size gösterirsem.. "Öyle görünüyor. Usta Masonların sanatıyla süslenmiş. şapelin o ünlü aşınmış yolu üzerinde adım atmaya başladı." Aklına gelenler tüylerini ürpertmişti. size Kâse'nin artık burada olmadığını söyleyebilirim. "Ama kilit taşı. bu gece benim için yaptıklarınızı göz önünde bulundurarak. Eski binaya girdiklerinde." "Peki bunu başardı mı?" Şimdi yüzü ciddileşmişti. onun arkasından koşturdu. Rosslyn Vakfı'nın başkanı olarak. onu Fransa'ya geri getirip." "Pekâlâ. Jacques Sauniére ile ilgili her şeyin çift anlamı var gibiydi ve Langdon daha ötesini göremiyordu. "İşte burada Bay Langdon. erkek ile dişi ilahların Yahweh ile Shekinah oturduğuna inanılan Kudsülakdas'ın işareti. Unutmayın. konuşmayı kesti. Bu şerefini zedeliyordu. Mükemmel bir biçimde. yıldızlı bir tavanın altındayız. Onun güvenliğini korumak için yüzyıllar boyunca bir ülkeden diğerine taşıdılar.. Marie Chauvel verandadan indi ve şapele doğru yürümeye başladı. Birbirinin içine geçmiş. Bıçak ve kadeh." "Ama daha ne kadar açık olabilir ki?" diye sordu. Kesinlikle. yerde duran sembolü gösterdi. Süleyman'ın Mührü." Langdon ısrar etmeye kararlıydı. Davut'un yıldızı." Papirüsü açarak. şiiri yüksek sesle okudu.. şu gizemli şiire bir bakayım. sonsuza dek huzur içinde yatacağı anavatanı Fransa'ya geri götürmekti.." Langdon ümitle onu seyrediyordu. "Aah. yüzüne bilmiş bir tebessüm oturması biraz zamanını almıştı. "Bay Langdon.

" diyebildi Langdon. aynı şeyi kendisinin de ne kadar istediğini acaba biliyor mu. yanağından hafifçe öptü. büyükannesinin taş eve doğru yürümesini seyrettiler. Akşam serinlemeye başlamıştı. aşağıdaki ovalardan soğuk bir rüzgâr esiyordu. önce nazikçe. "Burada ailenle biraz baş başa kalman gerek Sophie." "Floransa'da mı? Bir hafta boyunca mı? Yapacak başka bir şey yok. diye düşündü Langdon. Gözlerini kapatmıştı. Şimdi yıldızlar parlamaya başlamıştı ama doğu tarafındaki bir nokta hepsinden daha parlaktı. gözleri duyguluydu. Bu akşam aldığı haberler. Sonra öne doğru eğilerek. Sophie'nin duygularına yenik düştüğünü görebiliyordu. "Müze yok. Rosslyn'den gerçek cevaplarla ayrılamayacak olmanıza gerçekten üzgünüm. Langdon'a döndüğünde. Sophie. Eski tanrıça." dedi. diye düşündü. Kim olduğumuz ve nereden geldiğimiz biraz vakit alacak. boğazında bir yumru düğümlenmişti." Kulağa nasıl geldiğini anladığında lafı çevirmeye çalıştı. Stor perdelerin arasından süzülen loş ışığı gördü. üzerlerine çöken yorgunluğun verdiği sessizlik içinde durdular. "Sophie?" Sophie gözlerini yavaşça açarak ona döndü. Bir süre sonra Langdon. Yüzü ay ışığında çok güzel görünüyordu." Ciddi bir tonla konuşmaya başladı. Sabah Paris'e geri dönüyorum. Yatağının yanında duran bornozun üstünde HOTEL RITZ PARİS arması işliydi.Langdon konuşmak üzereyken Marie devam etti. sabit ve sabırlı ışığıyla gökyüzünde parlıyordu. Ama bir şey bana. Onu görünce Langdon gülümsedi. kutsal emanet yok. "Ne zaman mı?" Durdu. aslında gelecek hafta Floransa'da bir konferans vereceğim. Paris'e onsuz döneceği için beklenmedik bir üzüntü duyduğunu fark etti. İşe buradan başlayacağım. gözleri umut doluydu. herkesten daha fazla güveniyorum.." Durdu. Akşam karanlığı . "Bunca emeğin ardından. Elele tutuşarak. İstemeden onun elini sıktı. "Çok şey bekliyorsunuz Bay Langdon. Langdon kendi gözlerinin ağırlaşmaya başladığını hissedebiliyordu. Amabirşartım var." dedi Sophie. yumuşak elini onun yüzüne götürdü. "İyi geceler." Sophie sessizce gülümsedi. "Tam olarak beklediğim son bu değildi. "Bay Langdon'ı geç vakitlere kadar ayakta tutma. kilise yok. Sophie. "Evet. Rüya görüyordu." İki kişi olduk. prenses." Langdon sessizliğini bozmadı. Bir hafta kadar orada olacağım ve yapacak fazla işim olmayacak.. "Seni bir daha ne zaman görebilirim?" Onun gözlerinde kaybolan Langdon'ın bir an için başı döndü. mezar yok. "Her ikiniz de yok oldunuz. Kayalıklardaki küçük bir çıkıntıya doğru yürüdüler." Sophie muzip bir edayla gülümsedi. aralanan bulutların arasından sızan ay ışığıyla kaplanmıştı." Sophie'nin alnını öptü. "Merhaba. Bu Venüs'tü. bu şeyde pek iyi değilim. Sophie'ye baktı. sonunda aradığınızı bulacağınızı söylüyor. "En azından birkaç gün için. sonra tamamen. "Sen uyanmadan gitmiş olabilirim. "Bu bir randevu. "Şey. Bana Brunelleschi'de bir oda ayırdılar. sırrı saklayabileceğiniz konusunda size. "Ben aslında şey demek. tüm hayatını değiştirmişti. "Bir ailem var. Kapıda duran Sophie'ye doğru yürüyen büyükannesi." "Bu bir davet mi?" "Lüks içinde yaşayacağız." Kapıya gelen birinin sesi duyuldu. "Bu geceden sonra da bizimle kalacak mısın?" diye sordu. Uykulu bir ifadeyle ona gülümsedi. fakat yapılması gerekenin bu olduğunu biliyormuş gibi görünüyordu." Sophie uzanarak. Önlerinde uzanan İskoçya kır manzarası. "Üzgünüm. Vücutları bir araya geldi." Sophie uzanarak onu bir kez daha öptü.. "Gitmek üzereydim. Sonunda Sophie uzanarak onun elini tuttu ve şapelden dışarı çıkardı." Sonuç Robert Langdon sıçrayarak uyandı. bu kez dudaklarından." Langdon. "İyi misin? Kabullenmesi zor bir durum." Langdon ile Sophie." "Sizinle Floransa'da buluşmak kadar çok istediğim bir şey olamaz Bay Langdon. Sophie kendini geri çektiğinde.." Gülümsedi. sanat yok. Bir süre her ikisi de konuşmadı. Bir gün anlayacaksınız." Bundan daha fazlasını istemeyen Langdon içini çekti. dudaklarında halinden memnun bir gülümseme vardı." Hayal kırıklığına uğramış. "Bu gerçekleştiğinde.

. Akşam olmak üzereydi. Sud. Paris'e bıraktığı son mirası Langdon birkaç gün önce ziyaret etmişti. 1980'lerde Sfenks'in kendisi. Uzun Richelieu Geçidi'ne girdiğinde. mükemmel bir düz çizgi oluşturacak şekilde yere gömülmüş bronz madalyonlar. Sauniére bu yüzden mi benimle konuşması gerektiğini düşünüyordu? Farkında olmadan gerçeği tahmin mi etmiştim? Ayaklarının altındaki Gül Çizgisi'ni hissederek. Her bir yuvarlağın çapı bir santimdi ve üzerlerine N ile S harfleri işlenmişti.. Paris'in eski Gül Çizgisi Şimdi Langdon Rue de Rivol'de koşuştururken. Dünyanın orijinal başlangıç meridyeni. canlanmaya başlayan Paris akşamına taşımışlardı. Dünyanın ilk sıfır boylamı. götürdüğü yere doğru koşuyordu. İşte orada izlediği kutsal yolun önemini keşfetmişti. ustaların eserleriyle süslü mezar.. Kutsal Kâse Roslin'in altında Şimdi dalgalar halinde algılamaya başlıyordu. İçine girdiğinde. en gizemli Paris anıtlarından birinin durduğunu biliyordu.mı seher vakti mi.. Palais Royal bahçelerinden gelen yasemin kokularının havayı yumuşattığı güneye döndü. İzleri takip ederek yeniden hareketlendi. yürürken kaldırıma bakıyordu. Langdon son kalan enerjisiyle geçitten fırlayarak o tanıdık avluya çıktı ve durdu. Yataktan çıkarak. diye düşündü. İmkânsız.. bıçak ve kadeh. Günlerce uyumak.. . Nord.. Seine üzerinden kuzeye doğru takip etmiş ve sonunda Paris Rasathanesi'ne varmıştı.pırıl pırıl parlayan ünlü sırakemer. bununla birlikte aklı tuhaf bir şekilde başındaydı. mermer duşa ilerledi.. Son iki gündür uykusuzluğun acısını çıkartıyordu.. Rue des Petits Champs'dan doğuya yürüyen Langdon giderek heyecanlanıyordu. geceyle gündüzü birbirine karıştırmasına neden olmuştu. Evet! Langdon yıllar önce Paris sokaklarının bu bronz işaretlerden 135'iyle donatıldığını öğrenmişti.. Langdon yirmi dakika sonra Ritz Otel'den Vendôme Meydanı'na çıkmıştı. gizli çevrelere dahil olduğu fısıldanan bir adam. Başka bir ömür. Üzerine giderek. Şehrin kuzey-güney ekseni üzerinde kaldırımlara. Sauniére'in Roslin kelimesinin eski okunuşunu yazması. varış noktasının uzanabileceği kadar yakında olduğunu hissediyordu. Louvre Piramidi. güçlü fıskiyelerden fışkıran su omuzlarına masaj yaptı. ayağının altında başka bir bronz madalyon belirdi. Cilalı siyah mermerden yapılmış.. Aradığını görünceye kadar güneye doğru yürümeye devam etti. Bir bloktan az kalmıştı. şu garip düşünce. Nefes nefese kalmış bir halde yavaşça gözlerini kaldırdı ve hayretler içinde önünde duran parıltılı yapıya baktı. orada olduğunu bildiği şeyi bulmuştu. Ama aklındaki düşünce onu hâlâ büyülüyordu. avlulara ve sokaklara gömülerek yerleştirilmişlerdi. Francois Mitterand tarafından ısmarlanan ve masrafları ödenen anıt. Rue Richelieu'den. Langdon'ın vücudu sıcak ve halinden oldukça memnundu. Comedie-Française'nin köşesine geldiğinde. Olabilir mi? Uzun süre kıpırdamadan durdu. aklına gelenler yüzünden ensesindeki tüyler ürperdi. onun rehberliğini izleyerek. Madalyonların oluşturduğu düz çizgiyi gözleriyle takip ederek güneye döndü. Yatakta yavaşça doğrulduğunda. ayaklarının altındaki yüzeyi gözleriyle taradı. Düşüncelerinden arınmak için otel lobisinde durup bir sütlü kahve içmeye kendi kendine söz vermişti ama bacakları onu doğruca ön kapıya. onu neyin uyandırdığını fark etti.. Günlerdir bir bilgi yağmurunu çözümlemeye çalışıyordu ama şimdi daha önce hiç düşünmediği bir şeyin üzerine yoğunlaşmıştı. Bu tünelin sonunda. Bir keresinde çizgiyi SacreCoeur'dan başlayarak. Karanlıkta parlıyordu. Birkaç saniye sonra..

Louvre'daki tanrıça sanatı koleksiyonunu anlatmakla beraber. Ayakları onu avludan çıkararak Carrousel de Louvre'a götürdü.. Langdon gözleriyle aşağı doğru daralan formunu takip ederek.yeniden eski Gül Çizgisi'nin görünmez patikasını takip ettiğini hissetti.Hayranlıkla izleyişi kısa sürdü. Minyatür bir piramit. yerden yukarı doğru çıkıntı yapar. avludan Louvre'un yüksek piramit girişine doğru koşturmaya başladı.Bir gün her şeyi anlayacaksın.. nefes kesici bir V şeklindeki cam. Langdon akla hayale gelmeyecek ihtimalin verdiği dehşetle ürpermişti. Gövdeleri mükemmelce yerleştirilmişti. aşağıdaki minik yapıya baktı. Sağ tarafında olan şeyle daha çok ilgileniyordu.. " Boş antrenin yumuşak ışıklarıyla aydınlatılmış iki piramidin uçları birbirlerine bakıyordu. en minik yapılardan biri duruyordu. verimliliği ve tanrıçayı kutlamak için düzenlenen neşeli ayinler. yerden iki metre yukarıda duran ucuna baktı. Tavandan sarkan ters piramit tam Önünde duruyordu. Sauniére'in gözetleyebileceği daha iyi bir yer olabilir miydi? Şimdi artık en sonunda. Langdon ürkek adımlarla kenara kadar yürüdü ve Louvre'un kehribar rengi ışıkla aydınlatılmış yeraltı tesisine baktı. ayaklarıma. Langdon'ın çalışması. düzgün çitlerle çevrili devasa dairesel çimenlik. merdivenden piramidin aşağısına doğru inmeye başladı. Langdon’ın çalışmasında bahsettiği. Kadeh yukarıda. Sadece doksan santim boyundaydı. Marie Chauvel'in sözlerini duyuyordu. Büyük Üstat'ın dizelerinin gerçek manasını anlayabiliyordu.. Altında uyur yıldızlı semanın . sanki bir buzdağının tepesiymiş gibi. Tam ortada... Gözleriyle sadece devasa ters piramide değil. La Pyramide Inversée. İşte onun tam altında. Şaheserler süsler yatağını Bir kez daha merakla bakışlarını cama indirerek. bir başka dünyaya adımını attığını hissediyordu. Bıçak ve kadeh kapısı üstünde bekçilik eder.. Tarih öncesi çağlarda Paris'teki doğaya tapma festivalleri burada kutlanırdı. Döndüğünde. Günün son ziyaretçileri müzeden azar azar çıkıyorlardı. Bu devasa tesiste. Gözlerini gökyüzüne çevirerek. çimenlikli alana girerken. aşağıya gizli bir oda gibi saklanmış. toprağa kristal bir yarık gibi dalan camdan yapılmış dev ters piramidi birkaç gece önce Louvre'un bodrum katındaki antresinde görmüştü. "Minyatür yapı. uçları neredeyse birbirine değiyordu. Botticelli... Tünelin sonunda geniş bir odaya ulaşmıştı. aynı zamanda onun tam altında yatan şeye bakıyordu. Bıçak aşağıda. Langdon. Oraya inmeliyim! Adacıktan çıkarak..yapı. küçük boyutlarda inşa edilmiş tek yapı oydu. En alta ulaştığında...... o minik yapı duruyordu.. piramit seklindeki devasa bir mahzenin zirvesi. Bu kutsal toprak şimdi şehrin en alışılmadık anıtlarından biriyle işaretlenmişti. Louvre'un avlusunun altındanLa Pyramide Inversée 'ye doğru uzanan uzun tünele girdi. Langdon taflanları aşarak. Döner kapıyı iterek içeri giren Langdon. Havanın giderek serinlediğini hissedebiliyordu. dünyanın en güzel sanat eserleriyle süslü koridorlar. Da Vinci. bu mütevazı piramitten de bahsetmişti. camın üstündeki yıldızlarla dolu geceye baktı. Ustaların eserleriyle çevrili eski Gül Çizgisi'nin altında duruyordu. Aşağıdaki odanın zemininde. müzenin dev kanatlarının kendisini kucakladığını hissetti. Bakışlarını kaldırıp yeniden Louvre'a bakarken. Kadeh.

* İznik'te 325 yılında kurulan kilise meclisinin kararlaştırdığı Hıristiyanlık umdeleri. * Kapa çeneni. * * * Şimdi sırası değil. * Alfabe okunuşları sevivon.Kutsal Kâse arayışı. Ölümle sonuçlanabilir. karanlıkta hayalet mırıltıları gibi yankılanıyordu. ** Amerikalının ismi Robert Langdon. * ** Merhaba. * Sen bir felaketsin.. * Filistin. Kuzey-Güney. kriptoloji biriminden bir ajan geldi.. Tanrı’nın işi. Magdalalı Meryem'in kemikleri önünde diz çökme arayışıdır. * Roma'ya hoş geldiniz.. hayır!" * Haxo Sokağı’nı biliyor musunuz? * Ajanın ismi Sophie Neveu. kriptoloji biriminden bir ajan geldi. * Zafer Anıtı. toprağın derinliklerinden yukarı doğru fısıldıyordu.. * Çıkmaz sokak. Bay Langdon geldi. * Madonna'ya Tapınma * Gotik mimaride su oluklarını süsleyen ağzı açık insan ya da hayvan şeklindeki süslemeler * Güneş günü. * * Cevap verin. * ** İnternetten Türkçeye geçerken bu şekilde yazılıyor. * Dur. * Dur! Yoksa buna zarar veririm! ** "Aman Tanrım. ben Sophie Neveu. * İbranice şifreli el yazmalar. * Yüzbaşı.. Robert Langdon içinde uyanan ani bir saygı dürtüsüyle dizlerinin üstüne çöktü. * Büyük Galeri! Tuvaletler mösyö! * İngiliz bilim adamı. Benim.com adresindeki Türk Musevilerin İbrani okulundan alınmıştır. * Fransa’nın eski arması. Bir hayaletsin.. ** * . * Yüzbaşı. ** Çok kötü fikir mösyö. Anlaşıldı mı? * Teknik birim. Adli polisi iğdiş etmek. Bir an için bir kadın sesi duyduğunu sandı. * İmdat. Şeşak kralıyla ilgili bir efsane var. Şimdi size yanıt veremiyorum. Dışlanan kadının ayaklan dibinde dua etmek için çıkılan bir yolculuktur. Gizli dosyalar. * Avignon'lu Kadınlar. baylar. Yabancı bir proteine karşı aşırı duyarlılık hali.. yüzyılların getirdiği bilgelik. İki dakika sonra oradayız * Baylar bir şey bahane edip bizi rahatsız etmeyin. ** Özür dilerim. * Gerçek şimdi ortaya çıkacak. ama.Unutulmuş sözler.

You're Reading a Free Preview

Download