EKO-NOMOS (başka türlü okumak mümkün!) ”Başka bir dünya mümkün” mü?

(Ne sık duyuyoruz bu bir araya gelince pek alımlı görünen sözcükleri.) Eğer söz konusu olan, içinde yaşadığımız dünyanın başka türlü bir varoluşu ise; evet. Ama başka bir dünya burada ve şimdi mümkün. Vaat edilen topraklarda ya da cennet bahçesinde değil. “Burası değilse neresi, şimdi değilse ne zaman” diyoruz. Bu cümlenin bana ifade ettiği “haydi koş eyleme” demeye çalışan bir paroladan ibaret değil. Karşısında durduğumuz sistem ve iktidarın örgütlü aygıtı devlet burada, o halde bizim de devrimimizi kuracağımız yer burasıdır. Devrim içinde bulunduğumuz bir süreçse eğer ve kırılma anı belki de bir gün bir yerlerde bir polisin başına düşecek bir saksıyla başlayacaksa boşluklara sızıp, direniş alanları yaratmak, sistemi bir ağla sarıp o “an”a bugünden hazır olmak gerek. Sistemin işleyişini sekteye uğratmak üzere yıkıcı enformasyon tekniklerimizi kurmalı ve uygulamalıyız. Ve karşısında durduğumuz iktidarın gücünü yalnızca enformasyon akışından değil aynı zamanda ilişki biçimleri ve ekonomiden aldığını da unutmamalıyız. (Devletin bir ilişkiler akdi olduğu hala hatırımda. Sağ olasın Gustav Landauer. ) Tüm bu saydıklarımız arasında özellikle ekonomiyi fazlasıyla göz ardı ettiğimizi, bu alana dair sözümüzü, dahası mevcut alternatiflerimizi sakındığımızı düşünüyorum. Anarşistler bugünden anarşist bir dünya kurmakla ilgilenirken nedense mevcut ekonomik ilişki biçimlerini değiştirmek için pek az çaba sarf ediyorlar. Ekonominin, özellikle reel politikanın içerisinde sayısal verilere boğulmuş ve sistemin diline entegre olmuş bir alan olarak algılanması ekonomi üzerine bunca az düşünmemize neden oluyor olabilir. Oysa ekonomi ona yüklenen tüm kötücül anlamların dışında nasıl yaşadığımız, yerküre üzerinde karşılıklı olarak ne alıp verdiğimizle ilişkilidir bizzat. Makinenin kısa devre yaptığı kriz anları için, işleyen ekonomi biçimlerimizi de hazır bulundurmalıyız. Bataile, ekonomiye yerküre üzerinde bir devinimin gerçekleşmesi için evren içinde o noktada oluşan bir enerji döngüsünün sonucu olarak bakar1. Ekonomi bugün anladığımız anlamdaki para ekonomisiyle sınırlı değildir yalnızca, enerjinin dönüşüm yasalarıyla ilişkilidir, çevreselçevrimsel yasadır. Eko-nomos. Kapalı bir sistemdeki dönüşümün yolu yordamı. Ve her ekonomi enerji fazlasını barındırır. Çiçek yaşamak için gerekenden fazlasına sahiptir. Bu onun dışarıya verdiğidir. Enerjinin akışı gezegensel hareketi sağlayan güçtür ve kimilerinin sandığı gibi determinist düz bir çizgi değildir bu hareketin ekseni. Aksine döngüsel bir işleyişi vardır. Enerji asla yok olup gitmez, ancak başka biçimlere dönüşerek varlığını sürdürür.İnsanın yaşamsal üretimi de böylesi bir döngüyle kendisini sürdürür. Bu kendi kendini sürdürme halinin tek yolunun neo-liberal ekonomi olmadığı da çok açık. Ekonomiyi doğru okuyup kendi iç devinimlerimizi, alternatiflerimizi, oluşturmak, anarşiyi şimdi-burada inşa etmek... Bu neden mümkün olmasın? Para ekonomisi olası olanlardan biridir yalnızca, en kötülerinden birisi. Ve bugün yerini hızla kredi ekonomisine, borsa raporlarına bırakmakta… Yaşamak için gereksindiklerimiz için araya koyduğumuz araçları bir de olabildiğince soyutlaştırıp karmaşıklaştırıyoruz ki içinden çıkamayalım. Bunu yapma nedenlerimizden biri de belki daha somut ekonomi biçimlerinin (takas, armağan, ortak depo) zihinsel-tinsel karşılıklarını önce sembolikleşen (para) ve sonra tümden soyutlaşan ( lektronik değerler, borsa, kredi kartları) yeni ekonomiyle karşılamaktır. Armağanlaşma ve takas elle tutulur cinsten değişim biçimleriydi ve bununla beraber ritüeller, duygusal ve zihinsel kurgular-mitler içeriyordu. Para ve kredi ise somutluğunu yitirdiği

oranda duygusal bağlardan da yoksunlaşıyor ve kendisi bir çeşit mitolojik parodiye dönüşüyor (inanmıyorsanız para piyasaları raporlarını bir yarım saat takip edin). İktidarın tanımladığı ekonomi, devinimin bir kalıba girmesi ve tek bir değişim biçiminin egemen olarak merkezileşmesi üzerinden kendini kurar. Böylece ekonomi kendine içkin nomos’undan ayrı yasayapıcılara ihtiyaç duyar. Devlet aygıtı ekonomiyi merkezileştirerek devinimi yönetir. Ya da merkez, kapitalin sanal bir düzlemde örgütlenmiş iktidarına kayar. Devletler ve uluslarüstü şirketler yeni ekonominin tiranlarıdır. Peki, tüm bunların dışında, gündelik yaşamımızın içerisinde kendisini açığa çıkaran başka bir ekonomi de yok mu? Armağanlaşma ve takas ekonomileri zayıf da olsa, yeraltına çekilmiş incelikli biçimlerde de olsa varlıklarını hala sürdürmüyor mu? Tüketim toplumunun fazlalıklarıyla yaşayanların, yağmacıların, düzenbazların, dolandırıcıların toplumda cirit attığını düşünmemek için çok iyi niyetli olmak gerek (hadi açıkça “saf” diyelim şuna). Kayıtdışı ekonomi ve merkezde olanı dinamitleyecek olan her türlü sıradışı ekonomik yöntem (sahtecilik, hırsızlık, dilencilik, sinyalcilik2, makine kırıcılığı3, kaytarma vb.) özgür bir dünya için direnenlerce, bu dünyanın egemen enerji devinimini sabote etmekte kullanılabilir. Ancak sabotaj tek başına sistemi alt üst etmeye yeterli değildir. Sistem kendi kendini üretir. Tüm bu yıkımın yanı sıra kendi yapılarımızı da bugünden, bu toplumun içerisinde kurmak4, alternatif üretim ve tüketim anlayışımızı eylemde örneklemek anarşinin nasıl mümkün olduğunu göstermenin en iyi yoludur. Üretimi, bilgiyi ve yaratımı dağıtmak ve merkezsizleştirmek üzere gündelik hayat pratiğimizi yeniden biçimlendirip örgütlemeliyiz. Liberter ekonominin örneklerini (kısmen de olsa) ilkel topluluklarda5, Fouirer’de, 36 İspanyasında, 68 hareketlerinde, çeşitli komün ve işgalevi deneyimlerinde olduğu kadar sokakta yaşayanların, evsizlerin, çingenelerin, kanunsuzların, yoksulların gündelik pratiğinde de görebiliriz. Neo-liberal ekonomiyi bozmak, deforme etmek üzere bu farklı pratikleri olabildiğince kullanıma ve dolaşıma sokmanın başka türlü bir ekonominin yolunu açacağını düşünüyorum. Takas pazarları kurmak, armağanlaşmayı kapitalist “hediye günleri” mantığının ötesinde yeniden kullanıma sokmak, ekilebilir boş arazileri ekerek buralardan kendi ürünümüzü almak, ortak mutfaklar oluşturmak, tüketim toplumunun kullanmadıklarını almak (pazar sonrası artıkları toplamak bu ülkede yoksulların yıllardır yaptığı bir şey)... Ücretli çalışma ekonomisinin dışında alternatiflerle hayatımızı pekâlâ sürdürebiliriz. Üzerimize kazak alacak parayı kazanmak için çalıştığımız zamanda o kazağı örebiliriz. Böylece yalnızca kazak giymek için para ekonomisinin dışına çıkmış olmakla kalmaz, egemen zihniyetin de dışına çıkarak nitelikli ve keyifli zaman geçirebiliriz. Hayatlarımızı iş-eğlence, okul-oyun ikiliklerinin dışına taşıdığımızda gereksinimlerimizi karşılarken bu başıboş dünyada ne kadar eğlenebileceğimizi de keşfederiz. Tüm bu alternatif ekonomi önerileri salt ekonomik öneriler olmak yerine, enerjinin dönüşüm yasalarına yitirdiği ritüelleri, kurguları ve yeteri miktarda mistifikasyonu da yeniden kazandıracaktır. Ekonomi tezlerinde çoğu kez gözden kaçırılan da muhtemelen barikatların arasına, halk mutfaklarına, sinyalcilerin şarap sofrasına ve çingenelerin yol kenarında oluşturdukları patates tarlalarına6 kaçıp gitmiş kahkahanın enerjisidir.

İnan Mayıs Aru

1. George Bataile, Genel İktisat Kuramı 2. Dilencilik ve sinyalciliğe ( o da mı ne ? bir şarap ya da çorba ya da her neye ihtiyacı varsa onun parasını istemek için insanlara gidip para sorar sokak çocukları) ahlakçı itirazlar duyar gibiyim.Ama gelin Protestan çalışma ahlakını kapitalistlere bırakalım. Weber yesin başlarını... 3. Su (H2O) ve elektrik devrelerinin pek iyi geçinemediği herkesçe bilinir. Yaz günleri soda makinelerinden dilediğimiz kadar serinlik ve belki biraz da bozuk para almak için su, güvenilir işbirlikçimizdir. 4. Destraum et aedificabo.Proudhon’a da bir selam. 5. “Cangılda bazı küçük adamlar ve kadınlar yaşıyor, onlar bizim geçmişimiz ve belki de geleceğimiz” demişti Serge Gainsbourg. Ama bugünkü kapitalist toplumun da ilkellerle başladığını unutmayalım. 6.Çingeneler göç yolları üzerinde yol kenarına patates ekerler ve dönüş yolunda fazla bakım istemeyen bu ürünün hasadını toplarlar.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful