You are on page 1of 328

Gülen Polis www.inkilap.

com

Maj Sjöwall

/ Per Wahlöö

GÜLEN POLĐS

-DEXTER-DEXTERPOLĐSĐYE Çeviren: Aydın Ant ĐNKILÂP Den Skrattande Polisen

© 1968, Maj Sjdwall - Per Wahloo Akçalı Telif Hakları Ajansı aracılığıyla Türkiye'de yayın hakkı © 2005, İnkılâp Kitabevi Yayın Sanayi ve Ticaret A.Ş. Bu kitabın orijinal ilk baskısı 1968'de Norstedts, isveç'te yapılmış, Türkiye'de ilk kez 1977 yılında Aydın Arıt'ın çevirisiyle Milliyet Yayınları tarafından basılmıştır. Bu kitabın her türlü yayın hakları Fikir ve Sanat Eserleri Yasası gereğince inkılâp Kitabevi Yayın Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye aittir. Editör Hasan Öztoprak Sayfa Tasarımı Ümit Yavuz Baskı: Đnkılâp Kitabeyi Sanayi ve Ticaret. A.Ş. 100.Yıl Matbaacılar Sitesi 4.Cad. No: 38 Bağcılr.; / Đstanbul ISBN 975-10-2286-X 05 06 07 08 7 6 5 4 3 2 1 ĐNKILÂP Ankara Caddesi, No:95 Sirkeci 34410 İSTANBUL Tel: (0212) 514 06 10-11 (Pbx) Fax: (0212) 514 06 12 posta@inkilap.com I Per VVahlöö: 1926 Đsveç doğumlu. Tarih eğitimi alan yazar, uzun bir süre polis muhabirliği yaptı. Dünyanın pek çok ülkesini gezdikten sonra Đsveç'e yerleşerek yazarlık yapmaya başlayan VVahlöö 1975 yılında öldü. Maj Sjövvall: 1935 Đsveç doğumlu Sjövvall, 1962 yılında Per VVahlöö ile evlendi. 12 yıl boyunca birlikte Martin Beck serisini yazan çift, dünyanın en çok okunan polisiye dizilerinden birini yarattı. Aydın Arıt (1926-2003): Đstanbul Robert Kolej'de-ki öğrenimini yarıda bırakarak Amerika'ya gitti ve iki yıl kaldı. Đlk öyküsü (Son Penaltı) 1958'de Yeni Đstanbul'da

yayınlanan Arıt, yazarlığa roman ve tiyatro oyunlarıyla devam etti. 1 13 Kasım akşamı Stockholm'de gökyüzü delinmiş-çesine yağmur yağıyordu. Martin Beck ile Kollberg, güney bölgesi varoşlarındaki Skarmarbrink metro istasyonundan pek uzağa düşmeyen sözü geçen Đkinci kişinin evinde karşılıklı geçmişler, satranç oynuyorlardı. Son birkaç gündür işlerin durgun gitmesine koşut olarak, bir bakıma kendilerine izin vermişler, kafa dinliyorlardı. Martin Beck çok kötü bir satranççı olmasına karşın, yine de oynardı. Kollberg'in iki aydan gün almış bir kızı vardı. Bu belirli akşam bebe bakıcılığı yapma zorunluluğunda kalmıştı. Martin Beck'e gelince, mutlaka gerekmediği sürece evine gitmemeyi alışkanlık haline getirmişti. Hava kötünün kötüsüydü. Dalga dalga saldıran yağmur orduları damları silip süpürüyor, ardı arkası kesilmez sert darbelerle pencere camlarını zorluyorlardı. Sokaklara boş gözüyle bakılabilirdi. Ara sıra koşturduğu görünen tek tük kişilerin böyle bir gecede 5 dışarıda olmalarını gerektirir önemli nedenleri vardı. Strandvagen'deki Amerikan Elçiliği'nin önünde ve de oraya yönelik çevresi yollarda dört yüz on iki polis, sayısı iki katına ulaşan göstericilerle çatışmaktaydı. Polis göz yaşartıcı bombalar, tabancalar, kırbaçlar, coplar, otomobiller, motosikletler, kısa dalga telsizler, pilli megafonlar, toplum köpekleri ve de birden gemi azıya alan sinirli atlarla donatılmıştı. Göstericiler bir mektup

ve de kova kova boşalan yağmur altında yazıları giderek akıp silikleşen karton dövizlerle silahlanmışlardı. Onlara türdeş bir topluluk gözüyle bakmak doğrusu kolay değildi. Çünkü kalabalık akla gelebilecek her tür insandan oluşmaktaydı: cin pantolonlarıy-la aba kabanları içinde on üç yaşındaki okul öğrencisi kızlar ve de politikaya ölesiye ciddi bulaşmış üniversiteli gençlerden tutun da kışkırtıcılar, anadan doğma profesyonel belalılara varıncaya dek her türlüsünü, dahası, başında beresi ve elinde ipekli mavi şemsiyesiyle seksen beş yaşında bir kadın ressamı bile görme olanağı bulunuyordu. Ortaklaşa bir güçlü güdü onları birleştirip bütünleştirerek yağmura ve daha kaşıklarına çıkacak ne varsa buna karşı meydan okumaya itmişti. Öte yanda polis, hiç de örgütün seçme kişilerinden oluşma değildi. Kentin tüm karakollarından devşiril-me, derme çatma bir alaydı. Çünkü bir doktor tanıdığı ya da kaytarma ustası olan her polis bir yolunu bulup bu tatsız görevden kaçma başarısını göstermişti. Geriye, işi bile isteye ve severek üstlenenlerle "çaylak" olarak anılagelen kaytarma yollarından henüz habersiz, çok genç ve toy polisler kalıyordu. Kaldı ki, çaylaklar ne yaptıklarını, niçin yaptıklarını biliyor değillerdi. Bu 6 konularda hiç aydınlatılmamışlardı. Atlar gemlerini çiğneyerek şahlanıyor, arada elleri tabanca kılıflarına giden polisler coplarıyla saldırı üstüne saldın tazeliyorlardı. Bir küçük kız yıllar sonra bile unutulmayacak bir döviz taşımaktaydı: GÖREV BAŞINA! PĐÇ ÜRETĐMĐNE DEVAM. POLĐSE YETĐŞTĐR ADAM! Yüzer kiloluk üç devriye polisi kendilerini balıklama

kızın üzerine attılar, dövizi paramparça yırttılar ve onu yerlerde sürükleyerek polis arabasına tıkıp kollarını büktüler, memelerini mıncıkladılar. Daha bugün on üçüne bastığı için, henüz göğüsleri çıkmamıştı. Toplam, elliyi aşkın kişi yakalandı. Çoğunun yüzü gözü kan içindeydi. Aralarında kimi tanınmış kişiler de vardı ki, gazetelere bu konuda sütun sütun yazı döşenmekten ya da radyo ve televizyonda seslerini duyurup yüzlerini göstermekten yoksun kimseler değillerdi. Bu tip kişileri karşılarında gören bölge karakollarının nöbetçi çavuşları, bir titreme nöbetine tutulmanın ardı sıra, özür dileyen gülücükler ve de yere koşut bel kırmalarla onları kapılara dek uğurlamadaydılar. Diğerlerine gelince, kaçınılmaz sorgulama süresince bu hoşgörünün binde birini bile göremediler. Bir atlı polis atılan boş bir şişeyle başından yaralanmıştı ve de bunu biri atmıştı mutlaka. Harekâtı, askeri okulda eğitim görmüş yüksek rütbeli bir güvenlik görevlisi yönetmişti. Kendisi bir dirlik ve düzenlik kurma yetkilisi olarak ün salmıştı. Yaratageldiği kargaşa ve karmaşa tablosunu övünçle anıyordu. Skarmarbrink'deki evde, Kollberg satranç taşlarını topladı, bir tahta kutuya doldurdu ve satranç tahtası7 nı şak diye kapadı. Akşam kursundan dönen karısı doğruca yatmaya gitmişti. Kollberg böbür böbür böbürlenerek: "Şu oyunu hiç öğrenemeyeceksin," dedi. Boynu bükük Martin Beck: "Özel bir yetenek ve beceri gerektirdiği söylenir," karşılığında bulundu. "Satranç sezgisi deniyor sanırım." Kollberg konu değiştirdi:

"Bahse girerim, bu akşam Strandvagen'de kan gövdeyi götürmüştür." "Ben de aynı düşüncedeyim. Sorun ne?" "Elçiye bir mektup iletmek istiyorlardı," dedi Kollberg. "Bir mektup. Niye postayla göndermezler bunu?" "Yankı uyandırmaz da onun için." "Uyandırmaz, evet, ama öylesine aptalca bir girişim ki, kişi insanlığından utanıyor." "Evet," diyerek katıldı Martin Beck. Şapkasıyla paltosunu giymiş, kapıdan çıkmak üzereydi. Kollberg hemen ayağa kalktı: "Senle geliyorum." "Çıldırdın mı?" "Canım şöyle azıcık dolaşmak istiyor." "Bu havada?" Koyu mavi poplin pardösüsünü sırtına geçirmek için uğraşan Kollberg, "Ben yağmursever bir hayvanım," dedi. Martin Beck takıldı: "Nezlemi kıskanmış olmayasın?" Martin Beck ile Kollberg polistiler. Her ikisi de cinayet masasındandı. Şimdilik elleri boş olduğu için kendi 8 lerini gönül rahatlığı içinde tembelliğin koynuna kapıp koyuverebillrlerdi. Kentin kenar semtlerinde polis görme olanağı yoktu. Dörtyol ağzındaki yaşlı Hanım, yanına yaklaşıp selam verdikten sonra, kendisini kolundan tutarak karşı kaldırıma geçirecek güleç yüzlü yardımsever polisi boşuna bekledi durdu. Az önce bir vitrin camını tuğlayla kırmış olan kişinin kaygılanması gereksizdi. Çünkü hızla yaklaşmakta olan bir polis arabasının suçlu yüreklere korku salan siren onu eyleminden alıkoymayacaktı. Polisin başını kaşıyacak zamanı yoktu. Daha bir hafta öncesi polis müdürü bir genelge yayımlayarak,

Yaklaşan kışın öncüleri. diye düşündü. Gecenin on birinde yağmur hâlâ indirmekteydi ve de gösteriye durdurulup dağıtılmış gözüyle bakılabilirdi. Kasım karanlığı ve yağmur. Yakında kar başlardı. Sadece ulu. Belirli hiçbir yöne ulaşan yolu yoktu. yağmur. Şim- . Çıplak ağaçları ve de eski püskü. Lyndon Johnson ile Vietnam Savaşını sevmeyen kişilerin mektup verme ya da buna benzer davranışlarına karşı korumak zorunluluğunda oldukları için. rüzgâra açık bir meydan. saçları ve pantolon paçaları sırsıklamdı. Yağmur altında öylesine uzunca bir süre taban tepmişti ki. Daha başlangıçtan yanlış bir görüşle ele alınıp planlanmış. Çok önceleri başlatılıp bir türlü bitirilememiş görkemli kent planının korkunç bir anısı olarak orada bu-lunageldiği için olduğu yerde duruyordu işte. hantal apartmanlarıyla en başta burası.Amerikan Elçisi'ni. Ne ışıklı dükkân camları vardı ne de insanlar kaldırımlarda. yapraksız ağaçlar ve de donuk beyaz ışıkları ıslak araba damlarıyla çamurlu su birikintilerinden yansıyan sokak lambaları. hiçbir zaman da olmamıştı. Bu sıra kentin hiçbir yanı çekici değildi. Dedektif Komiser Lennart Kollberg de Lyndon Johnson ile Vietnam Savaşını sevmezdi. ama yağmur altında kent sokaklarında dolaşmayı severdi. 9 7 Üzgün gözlerle camdan dışarı bakan adam. Bu sıra Stockholm'de sekiz cinayet işlendi ve de bir cinayet girişiminde bulunuldu. polisi yasal görevlerinin birçoğundan affetmek gerekeceğini bildirmişti. soğuk ve koşuşma.

10 di de nemin bacakları boyunca ve de ensesinden omuz başlarına doğru soğuk soğuk yayıldığını duyuyor, hafifçe ürperiyordu. Yağmurluğunun üst iki düğmesini çözdü, sağ elini ceketinin içine daldırıp, tabancanın kabzasını okşadı. O da soğuk ve ıslakça yapışkandı. Bu dokunuş, koyu mavi poplin pardösülü adamı apansız ürpertti. Birtakım başka şeyler düşünmeye çalıştı. Sözgelişi, Andraitz'deki otelin balkonu. Beş ay önce tatilini orda geçirmişti. O yerinden kımıldamaz sıcağı getirdi aklına ve de sahili olduğunca kucaklayan güneşin parlak ışıklarını. Ya o balıkçı tekneleri ve koyun ötesindeki ufuklara ulaşmak için dağın tepelerinden aşıp gelen sınır tanımaz, masmavi gökyüzü? Sonra yılın bu zamanı orda da yağmur yağıyordur herhalde, diye düşündü. Üstelik evlerde merkezi ısıtma da yoktu, yalnızca koca kütükler yanan ocaklar vardı. Derken baktı, artık aynı sokakta değildi. Yakında yine yağmur altına inmek zorunda kalacaktı. Ardındaki basamaklarda birinin varlığını duydu. Bunun, on iki durak önce kentin merkezi olan Klarabergsgatan'daki Ahlens mağazası önünden binen kişi olduğunu biliyordu. Yağmur, diye düşündü. Hiç sevmiyorum. Aslında tiksiniyorum. Acaba bir üst rütbeye ne zaman yükseleceğim? Hem burada işim ne benim? Niye evde onunla birlikte sıcacık yatağımda... Đşte son düşüncesi bu oldu.

Üst yanları krem renginde ve damı griye boyalı çift katlı bir kırmızı otobüstü. Leyland Atlantean tipi olup, Đngiltere'de yapılmıştı. Ne var ki, henüz iki ay önce yü11 rürlüğe konan Đsveç'in sağdan trafik akımı düzenince kurgulanagelmişti. Bu belirli gecede, Stockholm'ün dört numaralı güzergâhı olan Bellmanstro-DjurgardenKarlberg arası gidiş-geliş yolunda servise konmuştu. Şimdi kuzeybatı yönünde yol alarak, Norra Stationsgatan terminaline yaklaşmaktaydı. Burası, Stockholm ile Solna arası kent sınırının hemen birkaç metre gerisinde yer alıyordu. Stockholm'ün bir banliyösü olan Solna, iki kent arası sınır haritada yalnızca noktalı bir çizgi gibi görülse de, bağımsız bir belediye yönetimi kuruluşunda işlem görür. Büyüktü bu kırmızı otobüs. On iki metreyi aşkın uzunlukta ve de yaklaşık beş metre yüksekliğinde. On beş tonun üstünde bir ağırlığı vardı. Farları yanıyordu ve de Karlbergsvagen'in ıssız sokaklarında sıra sıra dizili yapraksız ağaçlar arasından geçerken, buğulu camlarıyla içerisi sıcak, sinirleri gevşetici bir görünüm taşıyordu. Sonra sağa, Norrbackagatan'a saptı. Norra Stationsgatan'a inen uzun bayırda motorun sesi hafiflemişti. Yağmur sac damı ve camları var gücüyle dövüyordu. Sırtlarında ağır yükleriyle yokuş aşağı amansızca kayan tekerlekler, iki yanlarına fışır fışır su sütunları sıçratmaktaydı. Caddeyle birlikte bayır da sona eriyordu. Otobüsün otuz derecelik bir açıyla Norra Stationsgatan'a sapması

gerekirdi. Oradan öte güzergâhın sonuna sadece üç yüz metrelik bir yolu kalıyordu. Şu sıra taşıtı gözleyen tek kişi, Norrbackagatan'ın yüz elli metre kadar ötesindeki bir evin duvarına sıkı sıkıya yapışmış duran bir adamdı. O da bir camı kır 12 mak üzere olan bir hırsızdan başkası değildi. Otobüsü fark etmiş olmasının nedeni, bu koca şeyi ayak altında görmek istemeyişindendi. Đşte şimdi sindiği yerde onun defolup geçmesini bekliyordu. Köşe başında yavaşladığını ve de yanıp sönen yan lambalarıyla sola dönmeye çalıştığını gördü. Derken gözden silindi. Yağmur öncesinden de hızlı indiriyordu. Adam elini kaldırıp camı kırdı. Ancak dönüşün asla tamamlanamadığını gözden kaçırdı. Çift katlı kırmızı otobüs dönemecin orta yerinde biran durur gibi oldu. Sonra dümdüz karşı yana yol aldı, kaldırıma çıktı ve de Norra Stationsgatan'ı öteki terk edilmiş hurda deposundan ayıran telörgüye saplanıp kaldı. Evet, saplanıp kaldı. Motor stop etti, ama farlar ve de içerinin ışığı hâlâ yanıyordu. Buğulu camlar, soğuk ve karanlığın içinde ışıl ışıl ışıldamakta devam ettiler. Ve de yağmur metal damı kırbaçlıyordu. 13 Kasım 1967 tarihinin bu gece vaktinde saatler on biri üç geçtiğini gösteriyorlardı. Stockholm'de. 13

11 Kristiansson ile Kvant Solna'nın telsizli devriye polisleriydi. Pek verimli olmayan meslek yaşamları süresince bini aşkın sarhoş toplamışlar ve de bir düzine hırsızı suçüstünde yakalamışlardı. Hele bir keresinde, ırzına geçip öldürmeye hazırlanan bir seks manyağını yakalamakla, altı yaşında bir kızın canını kurtarmışlardı.1 Henüz beş ayını doldurmamış bir olaydı bu. Rastlantı bir zafer olmasına karşın, o sıra yarattığı büyük övgü sarhoşluğundan daha kendilerini sıyıramadıkları gibi, zaten böyle bir niyet de taşımıyorlardı. Bu belirli gecede, silme bira dolu birer bardak dışında, hiçbir şey tutmamışlardı. Ama bu yaptıkları belki de kuralları çiğnemek olduğu için bilmezlikten gelmek en doğrusuydu. On buçuğa az kala bir telsiz emrine uyarak, Ha 'ui BAUCONDA BĐR ADAM VARDĐ. w Martin Beck Dizisi BALKUi 14 vudsta dolaylarında bulunan Kapellgatan'daki bir adrese gitmişlerdi. Orada biri, dış basamaklar üzerinde hareketsiz bir gövdenin serilmiş yatmakta olduğunu bildirmişti. Oraya varmaları sadece üç dakika sürdü. Benekli partal paltosu, partal ayakkabıları ve de buruş buruş siyah pantolonu içinde bir insanoğlu kuşkuya yer bırakmaz bir biçimde sokak kapısının önünde dört parça olmuş yatıyordu. Đçerdeki ışıklı holde terlik-li ve sabahlıklı yaşlıca bir kadın dikilmiş duruyordu. Anlaşılan, şikâyet ondan gelmişti. Cam kanatlı kapının ardından polislere el etti. Sonra bunu biraz aralayıp

kolunu uzatarak, kalıp gibi hareketsiz yatan gövdeyi gösterdi. "Aha! Bu da ne mene şeymiş bakalım?" dedi Kristiansson. Kvant eğilip kokladı. Yüzünü buruşturarak, "Sızıp kalmış," diye söylendi. "Yardım et, Kaile." Kristiansson tez canlı değildi: "Dur bakalım hele!" "Ne?" Kristiansson sahte bir nazikliğe bürünerek sordu: "Siz bu adamı tanır mısınız Bayan?" "Tanıdığımı söyleyebilirim." "Nerde oturur?" Kadın, holün üç metre içerisinde bulunan bir kapıyı gösterdi: "Orda işte! Kapıyı açmak için uğraşırken olduğu yerde yığılıp kaldı." Kristiansson başını kaşıyarak: "Evet, doğru," dedi. "Anahtar elinde duruyor. Yalnız mı yaşar?" 15 "Böyle sarhoş bir morukla kim yaşayabilir?" diye karşılık verdi yaşlı Hanım. Kvant kuşkulu bir sesle sordu: "Ne yapmayı düşünüyorsun?" Kristiansson onu cevapsız bıraktı. Önce eğilip, matiz sarhoşun elinden anahtarı aldı. Sonra, yılların deneyiminden geçmiş bir tutuşla adamı ayakları üstüne dikti. Ön kapıyı diziyle iteleyip açarak, sızakalmış ihtiyarı evin Đçine sürükledi. Kadın kenara çekilip yol verdi, Kvant da dış basamakların üstünde kaldı. Her ikisi de sahneyi sessiz bir hoşnutsuzlukla izliyordu.

Kristiansson iç kapıyı açtı, odanın ışığını yaktı ve de adamın sırtından ıslak yağmurluğunu çıkardı. Sarhoş sendeledi ve de yatağa devrilerek şöyle homurdandı: "Sağol, Bayan." Sonra bir yanına dönerek yine sıza kaldı. Kristiansson anahtarlığı yatağın baş ucundaki tahta iskemlenin üstüne bıraktı, ışığı söndürdü ve de kapıyı çekip arabaya döndü. "iyi geceler, Bayan," dedi camdan uzanarak. Kadın ona kenetli dudaklarla ters ters baktı, başını geriye devirip evin içinde gözden silindi. Kristiansson insanlara duyduğu büyük sevgiden yapmamıştı bunu, fakat üşengeç oluşundan ötürü böyle davranmıştı. Bunu Kvant'dan iyi kimse bilemezdi. Malmö'de henüz sıradan devriye polisleri olarak kolgezdikleri zamanlar, Kristiansson'un sarhoşları sırtlaya sürükleye yollardan, dahası köprülerden geçirip komşu karakol bölgesine taşıdığını çok görmüştü. 16 Direksiyon başında Kvant oturuyordu. Kontağı açarken şöyle homurdandı: "Bir de Siv bana üşengeç olduğumu söyler. Gelsin de seni görsün." Siv, Kvant'ın sevgili biricik karısı ve de tek konuşma konusuydu. "Niçin kendimi boşuna yokuşa süreyim?" dedi Kristiansson filozofça. Kristiansson ile Kvant kalıp ve görünüşte birbirinin benzeriydiler. Her ikisi de 1,83 boyunda, sarı saçlı, geniş omuzlu ve de mavi gözlüydü. Ne var ki, huyları çok

. Bütün yol boyunca tek bir arabayla karşılaşmadılar. sonra bir kedi daha. Sonra yazlık çay bahçelerini kapsayan bir bölgenin sokaklarına saparak demiryolu müzesini.değişikti ve de olayları her zaman için aynı açıdan görmezlerdi. Arabayı tam bir sessizlik içinde yavaş yavaş sürüyordu. Radyatörü Stockholm kent sınırından tanı bir metre uzaklıktaydı. Tonıtebodavagen'in sonuna geldiklerinde. Derken üniversite bölgesinin geniş bir alanda yayılan boy boy fakülte kuruluşları arasından döne dolana yol alarak demiryolları genel müdürlüğü yapısı önünden en sonunda doğruca Tomtebodavagen'e çıktı. Đşte bu da üstünde görüşbirliğine varamadıkları sorunlardan biriydi. Kvant sapına dek dürüst kişiydi. Gördüğü olaylardan asla ödün vermezdi. nöbetin geri kalan dakikalarını kazasız belasız atlatmanın yollarını tasarlıyordu. Tek kişiye rastlamanın olağanüstü sayılacağı bölgelerden dolaşarak arabayı geçirmesi bakımından. Havudsta'dan uzanan dolambaçlı yolu izleyerek Polis Eğitim Koleji'nin önünden geçti. Boşta çalışan motorun mırıl mırıl sesini dinleyerek. doğrusu zekice düşünülmüş bir yön saptamasıydı. Sa-■ Gülen Polis / F2 17 dece iki yaratık gördüler: önce bir kedi. Ama öte yandan da. Ulusal Bakteriyoloji Laboratuvan'nı ve de Körler Okulu'nu geride bıraktı. olabildiğince az şey görmekte uzman kesilmişti. Kvant arabayı durdurdu.

" 18 Kristiansson ile Kvant. bu yana doğru koşturan bir dangalak var. Stockholm'de yalnızca iki dakika kalma gereğini duyarlardı. Aynı anda çabuk bir karara vardı. Bu arada nöbet süreleri de sona ermiş olur ve de şu kötü havada bir de insan denen be-lasever yaratıklara bulaşma olanağı bulmaksızın sıcacık yataklarında soluğu alırlardı. Sonra hemen oradan Euge-niavagen'e sapabilir ve de hastanenin önünden geçerek Haga Park'ı da katettikten öte Kuzey Mezarlığı boyunca yol alıp en sonunda polis merkezinin kapısında kendilerini bulurlardı. Sözcük düzenleri. şivelerine uygun olarak. hiç de imrenilir bir özellik taşımazdı. yüksek sesle dedi ki: "Bana on kuron borç verebilir misin?" Kvant başını salladı. el ediyor. Eğer kent sınırını aşıp Norra Stationsgatan yolunu kuzeydoğu doğrultusundan giderek beş yüz metre kadar izleyecek olsa. "Ula. diye düşünen Kristiansson. Araba Stockholm'e girdi ve sola dönüp Norra Stationgsgatan'a yöneldi. göğüs cebinden cüzdanını çıkardı ve de on papeli meslektaşının yüzüne bile bakmaksızın eline toka etti.Eğer sıkıysa geldiğin yoldan geri dön de erkek olduğunu anlayalım." . bana aş olmaz. çömezin iti de var. ülkenin en güney ucunda yer alan Skane ilindendiler. Kristiansson onluğu cebine atarak esnedi. "Kolu da var." dedi Kristiansson." "Haşlakın teki. Sonra da kovadan boşalırcasına yağan yağmurun aralığından bakıp şöyle dedi: "Orda.

hayvanı peşi sıra su birikintileri içinden çeke sürükleye. "Ya sen elin garip itine böyle davranmaktan utanmıyor musun? Zavallı dilsiz hayvana?" "Şey olmuş.. orda. "Ön kapısı da 19 açık. soluk soluğa kekeledi: "Orda. Bu ara omzu üstünden bağırmayı da unutmadı: "Bir daha böyle davrandığını görmeyelim. Otobüsün teki yola sığmayıp kaldırıma tırmanmış. Şu çift kat hantoşlardan. yolun ortasına fırlayıp.." Arabayı sürdü. Çabucak frene basan Kvant. Kaile. Olmuşsa bakarız." Kristiansson yağmurun aralığından bakarak." "Ne yapalım varsa?" diye çıkıştı Kvant kabaca.. kendini arabanın önüne attı." dedi Kvant. başka araba mı bulamadın?" Adam parmağını yolun öbür başına uzatarak. eli kendiliğinden omuz kayışını düzeltirken. ki gülünç denecek denli küçük bir köpekti." "Tamam. isteksizce konuştu: "Evet. her zamanki sözler ağzından döküldü: "Aha! Bu da ne mene şeymiş bakalım?" .. "Canın cehenneme!" diye sövdü..Köpekli adam. bir otobüs var orda." Otobüsün arkasına çekip durdu. Kristiansson kapıyı açtı. bir kaza olmuş orda. Hopla da bir göz at." "Đşıkları da yanıyor.. Yan camı indirip gürledi: "Tekerleklerin altına atmak istiyorsan kendini." dedi Kvant sabırsızca. "Sen açıl arabanın önünden.

Kvant gibi. Kvant ani kavramayla tepki gösterdi. ışıldağını ve de turuncu çakarını yakmak ancak bir saniyesini aldı. Tastamam on biri on üç geçiyordu. Aynı anda sağ eli de tabancasının kılıfına girmişti. Yine de. 20 17 Norra Stationsgatan'a ilk gelen rütbeli polis Gun-vald Larsson oldu. Oturduğu yerde. Dahası. Devriye arabasının kırmızı lambalarını. kol saatine göz atacak zaman bile bulmuştu. Kristiansson otobüsün yanında hâlâ çömelmiş duruyordu. Kvant arabadan çıkmamıştı. Kristiansson'un rahat adımlarla otobüsün açık duran ön kapısına doğru ilerlemesini izliyordu. bir yandan da Đnsanların ne demeye evlerine gitmediklerini merak edip duruyordu. Derken bir çığlık koyuverip olduğu yere çömeldi. Kungsholmen polis merkezindeki masasının başında oturmuş. sırtında parlak düğmeli deri ceket vardı ve de belinde copla tabanca taşıyordu. Mutlu bir sonuca bağlanan sokak gösterilerinin aşkına merdiven ve koridorlarda havalı havalı koşturup duran . Kvant arabanın kapısını açtığı gibi. Onun korkuluk demirine tutunarak kendini tembelce basamağa çektiğini ve de otobüsün içine bir göz attığını Kvant gördü. onun da ayağında çizme. Kvant 7. boşanan yağmurun altına fırladığında. çapraşık anlatılı ve de can sıkıcı bir raporu belki de yüzüncü kez ezgin bezgin gözden geçirirken.65'lik Walter'ini çekip horoz kaldırmaktan kendini alamamıştı.

Ön bölümü bir telörgüyü çarpıp parçalamıştı. Bu koskoca herifler çocuksu şenliklerine son verip. Olağanüstü durum ışıklan yanmakta ve de ışıl- ." "Telsiz Merkezi konuşuyor. paltosunun yakasını kaldırıp yağmurun altına adımını attı. Tüm kapılarında koca koca beyaz harflerle POLĐS sözcüğü yazılıydı. onlardan daha afralı tafralı birtakım komiserleri bu "insanlar" sınıfının içine tıkıştırmaktaydı. Telefon çaldı. On biri on sekiz geçtiğini gösteriyordu. Stockholm Cinayet Masası'na bağlı bir Dedektif Komiser idi. Emniyet Müdür Yardımcısı ve de emniyet amirleriyle." Gunvald Larsson duvardaki elektrikli saate gözlerini kaldırdı.Homur homur sesler çıkararak alıcıya uzandı: 21 "Alo! Larsson. oraya varan ilk yetkili oldu. Arabanın frenine bastı.Emniyet Müdürü. bir Solna telsizli devriyesi nasıl olur da Stockholm'de bir otobüs dolusu ceset bulur?" Gunvald Larsson. Hemen ardında beyaz çamurluklarıyla bir kara Plymouth duruyordu. kendi de hiç bekletmeden aynı şeyi yapacaktı. Ancak hiç zaman yltirmediğinden. Kaskatı dimdik tutumu nedeniyle meslekte pek sevilen bir kişi olduğu söylenemezdi. Bir Solna telsiz devriyesi Norra Stationsgatan'da bir otobüs dolusu ceset buldu. akıllarını başlarına devşirerek evlerinin yolunu tutar tutmaz. Karşı kaldırıma fırlamış bir çift katlı kırmızı otobüs gördü. Hemen şöyle dedi: "Peki.

Mavi yağmurluklu."1 "Kendisini tanırız. Bir C. çok.. "Evet. pıtrak. çok. orda.l. güvensizce ve de hafif sesle konuşuyorlardı.." "Kendinize gelin ve de polis gibi konuşun!" diye kükredi Gunvald Larsson. "Baş üstüne! Canlılık belirtisi gösteren biri de var. . Cinayet Masası dedektifi.. Biri deri ceketinin önüne küsmüştü ve de tanı bir şaşkınlık Đçinde kendini pis bir mendille arıtma çabasındaydı. hiç yalanı yok." "Polis mi?" diye sordu Gunvald Larsson. Dümdüz arkaya taralı sapsarı saçlarından aşağı sular sızıyordu.." "Bir de polis. Ufak tefek olmaktan çok uzaktılar..." "Evet. Her ikisinin de benzi olağandışı biçimde soluktu. Bir dolu da kapçık.. "Evet. ama cansız. Profesyonel bir ağır sıklet boksörü denli geniş omuzları ve de üstleri kıllarla kaplı." "Ama adını bilmeyiz." Çifte telsizli polisler bir ağızdan.dağının hunisi Đçinde ellerinde tabancalarıyla üniformalı iki devriye polisi durmaktaydı." dedi öteki.D. Vasterbega memurlarından. "Ne olmuş burada?" diye sordu Gunvald Larsson.. Polislerden biri kekeledi: "Orda. Bir dolu 22 ceset. tava büyüklüğünde pençeleri vardı. orda bir sürü ceset.95 boyunda ve de yaklaşık 110 kilo ağırlığında bir devdi. ama Gunvald Larsson'un yanında kediyle boy ölçüşen tarla fareleri gibi kalıyorlardı. Gunvald Larsson 1. ölmüş ceset var.

Kızı Đngrid on altı yaşındaydı.. bir mezbaha gibi.. gerçeklerden kaçmayan. Yankılar uyandırarak her yönden yaklaşır gibiydiler. Kapıyı tıklatıp içeri süzüldü." 24 20 Martin Beck. Gunvald Larsson serçeparmağıyla kulağını karıştırırken sordu: "Burası Solna mı?" Kvant kurnazca karşıladı: "Tam kent sınırı üstünde." dedi Kristians-son. Son günlerde bir hayli olgunlaştığı için Martin Beck onunla öncesinden çok daha iyi anlaşıyordu. Kızının oda kapısı altından sızan ince ışık çizgisini gördü. Hol karanlıktı. efendim. Gunvald Larsson otobüsün hiçbir yerine dokunmadı. Sonra otobüsten yana adımlarını açtı.Çığlık çığlığa bağrışan birçok siren sesleri yağmurun şakırtısını bastırdı. Yağmurluğunu çıkarıp suyunu dış taşlığa silkeledikten sonra astı ve de kapıyı ardından kapadı. "Evet. "Đçerisi şey gibi. 23 Gunvald Larsson donuk mavi bakışlarını bir an Kristiansson'dan Kvant'a çevirdi. . Đçerden bir radyo ya da plak calicisinin sesi geliyordu. Sadece açık kapıdan başını içeri uzatıp şöyle bir göz gezdirdi. Bagarmossen'dekl apartman dairesinin eşiğinde durdu. ama ışığı yakma gereğini duymadı. Sakin." (1) Cinayet Đnceleme Dedektifi. "Tıpkı bir mezbaha." dedi sakin bir sesle.

Oysa aynı tip okullar kendi zamanında "değirmen" adıyla anılırdı." "Sense harıl harıl çalışmaktasın. "Daha uyumadın mı?" Ağzından çıkan anlamsız sözler kulağına çalınınca sustu. Yarın bir test var. Ama hasta numarasına yatıp. Kız lisenin son sınıfındaydı ve de dersleriyle arasında hiçbir anlaşmazlık yoktu. domuz gibi. "Selam. Ne dedin?" Adam başını sarsaladı. vurdu kafayı. Başucundaki masanın üstünde pikap dönüyordu. Yemekten hemen sonra annem Rolf'u sarıp sarmalayıp yatağa soktu. Son on yıl içinde şu dört duvar arasında konuşulagelen saçmalıkları bir an için kafasından geçirdi. baba. Ne dersi bu?" "Fransızca. "Bardaktan boşalırcasma mı yağıyor?" "Kovadan boşanırcasına demen daha yakışık alır. Dediğine bakılırsa. Annenle Rolf uyudular mı?" "Herhalde. fakat klasik bir şey. "Tanrım. Đngrid kitabını bırakıp pikabı durdurdu: "Selam. Beethoven olarak tah25 min yürüttü. Yatağında sırtüstü uzanmış okuyordu. Sınava çekmek istermiydin beni?" .oldukça zeki bir kızdı. ne ıslak bir pantolon bu!" diyerek hayretini belirtti kız. Yalan! Yarın okuldan kaytarmak tek düşüncesi. Onunla konuşmak adamın hoşuna gidiyordu. Pop müziği değildi çalan." dedi adam. bizim bey kardeş üşütmüşmüş!" Martin Beck yatağın üstüne oturdu: "Oysa üşütmemiş mi?" "Bana sorarsan.

mutfak penceresinin rüzgâra karşı korunmalı olmasından da ileri gelebilirdi. eleştirilerin. şimdi bu konuda suskun kalmayı yeğ tutuyorum. Kız usulca yorganın altına kaydı. En iyisi. Đngrid'in birkaç hafta öncesi."Ne yararı olur. Üstünü iyice örtüp yanağına da bir öpücük kondurduktan sonra kapıyı ardından çekmeden önce. Çocukken. Ne var ki. Ama bu. görüşler yerici olacaktı." Karanlıkta doğruca mutfağa geçti ve de bir süre pencerenin önünde durdu. Martin Beck yılların deneyiminden geçmiş ve de katıldığından bu yana içinde bulunduğu mesleğe bağlılıktan öte bir şey duymamış bir kişi olarak. onun şöyle fısıldadığını duydu: "Yarın benim için dua et. Yağmur biraz hızını yitirmişe benziyordu." Oturduğu yerden kalktı. Mitingler düzenler. Kızının okul arkadaşlarının çoğu siyasal görüşlü eylemcilerdi. gösterilere katılırlardı ve de büyük çoğunluğu polise düşman gözüyle bakardı." 26 "Đyi geceler. göğsümü gere gere babamın polis olduğunu söyler. ancak kendine itiraf edebiliyordu. biraz tek yanlı olsalar da. gerçekleri yansıttığını. bundan övünç payı bile çıkarırdım. Martin Beck'in aklına takıldı: Amerikan Elçiliğine karşı yapılan gösteride acaba neler olmuştu? Ya gazeteler polisin tutumunu yarın nasıl vereceklerdi? Beceriksiz ve yetersiz diye mi ya da zalimce ve kışkırtıcı olarak mı? Nasıl olursa olsun. kızım? Kulaktan dolma Fransızca-sıyla dolaşan bir baban var. baba. . bir akşam söyledikleri aklına düşüverdi. demişti kızı. bir güzel uyku çek şimdi.

önerisine karşı çıkacak olmuştu. Martin Beck oturma odasına geçti. Kaldı ki. on yedi yıllık bir evlilik sonunda yapacak çok bir şey kalmamıştı. böylesi durumlarda dana gibi yatıp kirleteceği yerin yatak odası olacağı konusunda söz vermişti. Đner-kal27 kar divanı yeni satın almış ve de eve geç geldiği geceler karısını rahatsız etmek istemediği bahanesiyle yatak odalarından buraya taşınmıştı. duvar lambasını yakıp perdeleri örttü. dana gibi yatıp kalacağı oturma odasını kirletmesine izin veremeyeceğini söyleyerek. Geçen yıllar ikisinin arasındaki ilişkileri kötüden kötüye götürmüştü. Karısının adı Đnga Đdi. Kimi geceler onun sabahlara kadar çalıştığı Đçin gündüzleri uyumak gereği duyduğuna işaret eden kadın. Karısıyla yatak paylaşımına son vermek onun için bir kurtuluş olmuştu. Bu duygu zaman zaman vicdanını tedirgin ederdi. Ne var ki. Kapıya kulak koyup karısının yatak odasını dinledi. Şimdi son bir aydır oturma odasında yatagelmekte ve de bundan büyük kıvanç duymaktaydı.Utanç duyduğu için değilmiş. bu konuda kimin kusurlu olduğunu sorup durma düşüncesini çoktan kafasından uzaklara atmıştı. ama dolayısıyla tüm polis örgütünü savunmak durumunda kalmayı göze almak istemezmiş. Nasılsa. O da bunun üzerine. Ancak gerçek yanı da vardı elbette. gündüzleri yatak odası onun dolaşım alanı dışında kalıyordu. . Çıt çıkarmadan divan yatağı indirdi. Kadının hafif horultuları duyuluyordu. hiç kuşkusuz. Saçma bir şeydi.

Divan yatağın bir iyi yanı da buydu işte: hiçbir tartışma konusu olmadan yatakta rahatça sigara içebiliyordu. henüz okuyacak zaman bulamamıştı. telefon çaldı. Üstelik. Divana oturmuş. Sigara dudakları arasında. Eski Đngiliz diplomatlarından Sir Eugene Mülington-Drake'in yazmış olduğu bir kitaptı ve de Graf Spee ile La Plata Deniz Savaşı'nı konu ediniyordu. kitaplığa yürüdü. yağmurluğunun cebinden ıslak ve ezik bir paket Florida çıkardı. Yine kalktı. suçlu suçlu öksürdü ve de tam kitabını açmıştı ki. Kurumaları için sigaraları başucu masasının üstüne tek tek sıraladı ve de içlerinden yanacak gibi olan bir tanesini tüttürdü. . tasası kendine mi düşmüştü bunun? Kalktı ve de odanın içinde çırçıplak. çoraplarını çıkarırken. yanına sigara almadığının farkına vardı. Hayır. aklına yeni bir şey geldi: Belki Kollberg'in yağmur altında çıktığı gece yürüyüşlerinin de bir anlamı vardı. Ne var ki. ıslak pantolonu çıkarıp. radyatörün yanındaki bir iskemleye astı. Sakın onun evliliği de değişmezlik çemberinden çıkamamanın can sıkıntısına dönüşüyor olmasındı? Şimdiden mi? Çünkü Kollberg evleneli henüz on sekiz ay olmuştu. Elden düşme olarak bir yıl önce satın almıştı. bacağının tekini henüz yerden yatağa almamıştı ki. 28 Daha ilk çorap ayağından çıkmadan bu düşünceyi silkip attı. Bir tane seçmezden önce kitapları uzunca bir süre gözden geçirdi.Martin Beck bir öksürük nöbetine tutulunca. Yatağına girip yayıldı. Lennar ile Gun birlikte çok mutluydular ve de bu konuda hiç kuşku duymamak gerekirdi.

" "Ha! Sayın Başkomiserim.Telefon denen meret holde duruyordu. Oturma odasına da ek bir hat çekilmesi için altı ay önce dilekçe vermişti." "Başkomlser Beck mi?" Öbür uçtaki sesi tanıyamamıştı: 29 "Evet. Norra Stationsgatan hattının sonundaki 4 numaralı güzergâh bitimine yakın yerde kurşunlanarak öldürülmüş bir otobüs dolusu insan bulundu." Martin Beck düşünegeldi: Kollberg'i de. Ancak Telefon Đşletmesi'nin normal çalışma temposunu bildiğinden. Ya da bir hasmı üşütüp hastalanması için onu böylesine bir düzenle yağmur altına çıkarmayı kurmuştu. "Beck. Döşemede çıplak ayakla tıpır tıpır koşarak. Durum sizden önce de Müdür Hammar'ın bilgisine sunuldu. Umarım bir taksi bulunur." "Burası telsiz merkezi." "Tutuklu var mı?" "Bildiğim kadarıyla." "Evet?" . ikinci zil sesi sona ermeden alıcıyı bulağına götürdü. Hemen oraya gitmeniz isteniyor." Martin Beck ilkin bir soğuk şakaya hedef olduğu düşüncesine kapıldı. yok. En azından altı. altı ay sonra hat uzatılacak olursa kendini şanslı kişi sayacaktı." "Kaç ölü var?" "Henüz kesin olarak bilinmiyor... uğrayıp alırım. Sonra dedi ki: "Tamam. Polisliğini takınarak sordu: "Bu haberi size kim iletti?" "Beşinci Bölge'den Hansson. Hemen geliyorum.

Sonra karşılık vermesi sonsuzluğa dek uzadı sanki." "Evden birlikte çıktık. Başını duvara yaslayıp gözlerini tavana dikti. öyle anlaşılıyor ki. Bir ad vermediler. kulağına bir yatak gıcırtısı çalındı. Lennart orda mı?" Herhalde kadın doğrulmaya çalışıyordu ki. "Nerde olabilir?" diye sordu. Dört. Onu senle biliyordum ben. Kollberg 30 olamazdı. Bir göz atıp geleyim."Ölüler içinde. Evde olmadığını kesinkes biliyor musun?" "Mutfakta olabilir. sizin de bir memurunuz varmış.. Gun. Öte yandan zilin çalındığını duydu. Đki." Geri dönmesi yeni bir sonsuzluk oldu. "Hayır. Bir yanlışlık vardı mutlaka. Lennart! O olmalıydı mutlaka. "Kollberg. "Yo." Martin Beck alıcıyı çat diye beşiğine çarptı. yatakta olmadığını kesinlikle söyleyebilirim. Ya da seni burada biliyordum demek daha doğru olur. Martin. "Bu havada üstelik?" . Beş." Gun'un uykulu sesiydi bu. Telefonu açıp Kollberg'in numarasını çevirdi. Yağmurun altında ne arıyordu sanki? Ya 47 numaralı otobüste ne arıyordu? Hayır. Bir dakika." Martin Beck telefonu sımsıkı kavradı: "Kim?" "Bilmiyorum." Şimdi kadının sesinde endişe seziliyordu.. Bizimki evde değil. Martin Beck sakin ve olağan sesiyle konuşmayı denedi: "Alo. Bir yürüyüş yapacağını söylemişti. Üç.

" Alıcıyı yerine bıraktı. Olgunun ateşi her seferinde bağrını yakmıştı. duyguları meslektaşlık sınırından ötelere taşmaktaydı. Ben de eve henüz geldim. Belki de bir dahasında sıra kendinde olacaktı. Düşünüyordu: mutlaka birini arayıp. Kollberg on sekiz ay önce evlenip de Skarmarb-rink'e taşındığı zaman. bu kez coğrafi olarak da yaklaşmanın sonucunda. Bu süre içinde birkaç meslektaşı görev başında ölümün kucağına düşmüştü. boş vakitlerinde birbirleriyle daha sık görüşür olmuşlardı. Ama Kollberg söz konusu olduğu zaman. "Yo. Đyi uykular. dişleri takırdıyordu. Birbirlerinin düşünce ve duygularını söz harcamaksızın anlamayı öğrenmişlerdi." "Döndüğü zaman seni aramasını söyleyeyim mi?" Sesine inanmışlık gelmişti. olayı tüm ayrıntılarıyla öğrenmeliydi. Ansızın öylesine üşümeye başlamıştı ki. kafasının karanlık köşelerinden yükselen bir ses polislik mesleğinin giderek daha tehlikeli bir yola sürüklendiğini söylemekteydi. Ayrıca. Yeniden telefonu eline alarak böylece donakaldı. En yakın taksi durağının numarasını çevirip anında olumlu cevap aldı. 31 Sonra doğrudan olay yerine gitmenin en iyisi olacağına karar verdi."Herhalde biraz hava alıyordur. Her geçen yıl giderek onları çalışmalarında birbirlerine daha bağımlı kılmıştı. Martin Beck yirmi beş yıllık bir polisti. Hiç kaygılanma. . Đkisi birlikte iyi bir bütün oluşturuyorlardı. Onun da dönmesi uzun sürmez. Hoşça kal. hiç önemi yok.

32 28 Yağmur ve gecenin ileri saatine karşın Karlbersva-gen yönündeki kordon dışı bölgede bir küçük kalabalık toplanmıştı. eğer sen orda olmasan. Adını polis muhabirine çıkarmış bir bağımsız gazeteciydi. Taksiden inen Martin Beck'e merak dolu bakışlarını çevirdiler. iğrenç ve de çoğu zaman yanlış ayrıntılar üstüne kurarak vermekti. çoktan istifayı basıp ayrılmıştım şu polis mesleğinden.." Martin Beck öyle bir baktı ki. Kara külahlı bir devriye polisi şiddetle önüne çıkıp yolunu kesmek için davrandıysa da. adamı geri kalan sözlerini yutma zorunda bıraktı." Martin Beck kafasında bu düşüncelerle ıslak yağmurluğunu sırtına geçirdi ve de merdivenlerden aşağı koşarak. Dönen söylentilere bakılırsa. sizinkilerden biri.. çok ender rastlanır umarsız bir anında şöyle demişti: "Bak dostum. bekleyen taksiye atladı.Daha geçenlerde Kollberg. Açık renk trençkotlu ve kasketli bir küçümen adam kendini Martin Beck'in önüne atıp şöyle dedi: "Başınız sağ olsun. bir diğer polis onu hemen kolundan çekerek Başkomisere selam durdu. Bu kasketli adamı ondan son derece tiksinecek denli iyi tanırdı. . Tanrı bilir ya. Başkomiserim. Aslında yazılarını en aşağılık Gülen Polis / F3 33 haftalık dergiler yayımlardı. Özelliği cinayet olaylarını sansasyon yaratıcı.

Baldırı çıplak. çlzmeli bir kadın. Otobüsün iç ışıkları ve farlar yanmaktaydı. Adli Tıp Laboratuvan'nın cankurtaranı. Kordon altındaki bölge siyahlı beyazlı arabalar ve de seçilir olmaktan uzak birtakım parlak yağmurluklu gölgelerle dolup taşmaktaydı. Ancak ışık sütunları bu ağır yağmurda çok uzaklara erişemiyordu. Aydınlık birkaç pencerede gölgeler şekillenmişti. Adli Tıp uzmanının arabası da olay yerindeydi. yolunu kesen bir polis onu kolundan tutup çıkmış olduğu apartmanın kapısına götürdü. Uzun adımlar atarak yürüyen memura ayak uydurmak Đçin yarı koşmak zorunda kalıyor. Yağmur sicimlerinin aktığı kimi buğulu camlarda da çıkarma gibi yapışmış ak yüzler gördü. otobüsün tam ardında durmaktaydı. ıslak geceliğinin etekleri çıplak bacaklarına yapışıyordu. geceliğinin üstüne bir yağmurluk atmış olarak. Eşörnek bir kordonun az ötede Torplan'dan yana uzanan bir ayrı bölgeyi de içine aldığını gördü. Çift katlı kırmızı otobüsün çevresi tenha ve de vıcık vıcık çamurluydu. Martin Beck gözlerini sokağın öte yanındaki karanlık yüzlü apartmanlara kaldırdı. 34 . Yıkık telörgünün ardında kimi kişiler parıldak yerleştirme uğraşındaydılar. Daha sokağın yarısını aşmıştı ki. olay yerinin tam karşısına rastlayan apartmanlardan birinin kapısından dışarı uğradı.Adam hemen görünmeze karıştı ve de Martin Beck bacağını ipin öte yanma attı. radyatörü Karlbergsvagen'e dönük olarak. Martin Beck otobüsün kapılarını göremiyordu. Tüm bu ayrıntılar olağanın çok çok dışında bir şey meydana geldiğini gösteriyordu.

Martin Beck cesetleri tek tek gözden geçirdi. Adımlarını gönülsüzce yavaşlattı. Cinayet Masasına bağlı meslektaşlarından hiçbiri de görünürde yoktu. Tüm otobüs kıvrılakalmış kanlı cesetlerle dolu görünüyordu. Bunlardan bir tanesi Martin Beck'e bakıp hayıfla başını sarsaladı." Martin Beck karşılık vermedi. Kapıların önüne giderek içeri baktı. Uzun yıllardır doğrudan şefi olan bu adam. az sonra görecek olduklarını düşünüyor. Laboratuvar elemanları sessizce ve ustalıkla çalışmalarını sürdürüyorlardı. şimdi de bağlı olduğu şubenin müdürüydü. Konuşmasını kesip Martin Beck'e döndü: "Demek gelebildin. tüm ayrıntıları sistemli bir biçimde beyin arşivine sıralamak için kendini zorladı. Ben de seni çağırmayı unuttuklarını düşünmeye başlamıştım. Hiçbi- . Mide kaslarının düğümlendiğini duydu.Ama içerisinde dolaşan kişiler gözüne ilişince. Otobüsün içinde bulunan biriyle konuşuyor olmalıydı. Ancak yüzü duygularını açığa vurmadı. Fakat herhalde taşıtın öbür yanında bir yerde olmalıydılar. Adli Tıp teknisyenlerinin taşıtına geri çekilip yol verirken. yağmurluğunun ceplerinde yumruklarını sıkıyordu. Yerine. var hızıyla buradan uzaklaşmak geldi içinden. Adli Tıp elemanlarının işbaşı etmiş olduklarını tahminden geri kalmadı. Bu kadarını hiç ummamıştı. Hemen tersyüz edip. Yalın parlak ışık en küçük ayrıntıya bile keskin bir boyut kazandırmıştı. Çift katlı otobüsün açık duran orta kapılarından sızan ışığın altında Hammar dikiliyordu.

Martin Beck gözlerini onun üzerinden ayıramadı." dedi Kollberg." dedi Kollberg. "Selam. düşüncelerini okumak istercesine ona uzun uzun baktı. Hemen sıvıştı. ifadesiz bir yüzle yağmuru seyredegelen Hammar'dan yana döndü..35 rini tanıyamadı. Şapkasız başında saçları alnına yapışmıştı. "Şuradaki. Martin Beck ardı sıra baktı.. "Evet. Sana bir daha telefon etmelerini söyleyecektim şimdi. Şoför direksiyonun üzerine yığılıp kalmıştı." Martin Beck başını sarsaladı. Martin Beck adamın yüzü olması gereken yere baktı ve de mide bulantısı duymaması karşısında hafifçe şaşırdı. Hammar ağır adımlarını sürüyerek ardından yürüdü. Hammar'ın hemen ardında. "Yoksa o." dedi ansızın. evet." Martin Beck'in önünde durup. Sonra otobüsün içine bir göz attı ve de mide bulantısından buruşmuş bir yüzle sözünü sürdürdü: "Bir sıcak kahve iyi gelir sana. "Ben de seni merak etmeye başlamıştım. Sonra ön kapılara yönelip içerisini gözden geçirdi." Hammar'a dönmesiyle sözünü yarıda kesmesi bir oldu. Yani en azından içinde bulundukları durumda. Kurşunu kafadan yediği belli oluyordu. Gidip getireyim. karanlıklar içinden çıkagelen Kollberg duruyordu. Müdürü renksiz bir sesle sordu: "Burada ne işi vardı onun söyler misin? Bu otobüsün içinde?" Aynı anda Martin Beck telefondaki adamın kimi .

Martin Beck'in en genç memurları arasında yer almaktaydı. yerinde yayılıp kalmıştı.36 amaçlamış olduğunu anladı. tıpkı on saat öncesi gibi duruyordu. benzerlik burada sona ermekteydi. Şimdiye dek yaklaşık elli kişi kordon altı bölgeye girmişti ve de bunun dışında yer alan meraklı kalabalığı giderek büyüyordu. "Oturmaktaydı" demekle. Stenström'ün koyu mavi poplin yağmurluğu kana bulanmıştı. takvim hesabınca. belki de duruma yaraşır bir sözcük kullanılmıyordu. Topu topu gördükleri de polis. Tam bir siren gecesi yaşanmıştı. Kendisi Cinayet Masası komiser yardımcılarından olup. Çoğu gece yarısından bu yana orda çakılıp kalmışlardı. O genç kadın ve de otobüste bulunan diğer altı kişi gibi Stenström de ölüydü. Ne var ki. Sağ omzu. Hiçbir ne- . bulutları aralayıp belli belirsiz ölgün bir ışık saçacak gücü kendinde bulabildi. yanında iki kat olmuş oturan bir genç kadının sırtına dayalı. Otobüsün üst katına tırmanan basamakların ardına en yakın camın önünde Ake Stenström oturmaktaydı. sekize yirmi kala yükseliyor olmasına karşın. Çift katlı kırmızı otobüs. Güneş. Norra Stationsgatan'ın çıkmış olduğu kaldırımın üstünde. Sağ elinde beylik tabancasını tutmaktaydı. cankurtaran ekibinden adamlar ve de sirenli her tür imdat taşıtlarıydı. ancak saat dokuza doğrudur ki. 37 32 Yağmur bütün gece devam etti.

çatacak adam arıyorlardı. oradan da çevre evlerle kente. yerler kirleniyor ve de kirletenler. Taslağın boyu üç metreyi ve eni de yarım metreyi aşıyordu. ıslak yollar boyunca aralıksız akıp durmuşlardı.. Telefonlar durmaksızın çalıyor." diyen sakin Melander. Martin Beck sordu: "Ad listesi üzerinde kim çalışıyor?" Kollberg ardına bile dönmeden cevapladı: "Rönn. Dahası. en sonunda daha kesin bir biçim kazanarak tüm ülkeye yayılan iki sözcük vardı. Toplu cinayet.. Derken sözcükler üremiş olarak sınırları da aşageldi-ler. Herkes en azından bu kadarını bildiğini sanıyordu. "Var elbette. Bu nedenle başa çıkılması zordu. kanımca. insanlar gelip gidiyor." Duvara bir plan yapıştırma uğraşındaydı. 38 Ancak kulaktan kulağa fısıldanan ve de kısa zamanda kordon içi ilgili ağızlardan meraklı kalabalığına. Stockholm'de toplu cinayet. piposunu bırakıp ayağa kalktı. soruşturmayı yürütmekle sorumlu kişinin kimliği bile kesin olarak bilinmiyordu. . "Yardım edecek kimse yok mu?" diye seslendi.denle hiçbir yere gitmiyor görünen çığlık çığlığa arabalar. Tam bir kargaşa süregelmekteydi. terle yağmurdan yapış yapış. Kesin olarak kimselerin bir şeycikler bildiği yoktu. Kungsholmsgatan polis merkezinde bundan öte çok az şey bilinmekteydi. Stockholm'de bir otobüste toplu cinayet.

" dedi Melander. "Bok iş!" diye haykırdı.. Melander unutmamıştı. Saçları pamuk beyazı olmuş elli yaşlarında bir adam kapıyı sakınarak açtı ve de çekingen bir tavırla eşikte çakılakaldı." dedi ak saçlı adam. Cinayet Masasının ünlü dedektif komiserlerinden olup." Onu bırakıp öbürüne uzandı. "Sinirlenme. Genellikle Atlantean tipi olarak bilinir. Kollberg çok uzun yıllar süresince 39 onunla birlikte çalışageimişti. Zaten hiçbir şey unutmamakla tanınırdı. Tombul parmaklarına yapıştırıcı şerit dolanan Koll-berg. Şimdi bu yılların sayısını unutmuş bulunuyordu.. Anlıyorum. Martin Beck alıcıyı kulağına götürürken sordu: "Evet. burada değil." diye konuştu telefonda Martin Beck. Ne istedin?" "Şu otobüs hakkında. . Öte yandan. burada Tip H35 adını almıştır. Martin Beck yeniden kapı eşiğinde duran adama döndü: "Neymiş otobüs hakkında söyleyeceğin?" Ek ardında açık duran kapıyı örttü ve de notlarını karıştırdı: "Leyland fabrikalarınca Đngiltere'de üretilmiştir.. Gunvald Larsson içeri girip. "Ne zaman mı evde olacağım? En küçük bir fikrim yok. Ek.Fredrik Melander uzun boylu. Her iki telefon aynı anda çaldı. Aramasını söyleyeyim mi? Ha." Kapı ansızın hızla açıldı ve eşikteki adam kendini odanın orta yerinde buldu. Ne var ki. Yetmiş beş oturmuş yolcu alır. zayıf.. Tuhaf olan yanı. mumya görünüşlü ve de dakik saat kadar düzenli bir kişiydi. kırk sekiz yaşındaydı. Kim? Hayır. evet. "Alo. Ben Başkomiser Beck.

Kim onlar öyle?" "Gazeteciler. Bu bir ayrıcalık oldu yani. "Bu işi yapan manyak yalnızca Đngiliz otobüslerine binen kişileri öldürüyor. "Ek haklı. "Birinin onlarla konuşması gerek. bunu söyleyin. "Henüz hazır değil. bir bildiri yayımlamayacak mı?" diye sordu Gunvald Larsson. Onlar da çift katlıdır. Ayakkabıları çamura bulanmıştı. Đnce yağmurluğu. pantolon ve de sarı saçları 40 gibi." dedi Kollberg kesinkes. Yani söylemek istediğin bu mu?" Ek ona korkuyla baktı. Onlarla biri mutlaka konuşmalı. Gunvald Larsson ördek gibi silkindikten sonra şöyle dedi: "Bırakın palavrayı da. anlaşılan." Kollberg yineledi: "Benden paso.odanın darmadağın durumunu beğenmez gözlerle denetledi. Genellikle Alman Büssing otobüsleri çalıştırılır bu hatta." dedi Gunvald Larsson. Melander sordu: "Otobüsün tuhaf olan yanı neydi?" Adam sırtını ovuşturarak karşılık verdi: "Yani o tip otobüsler 47 numaralı güzergâhta çalışmaz." "Çalışmaz mı?" "Yani görülmüş şey değil." "Eşsiz bir ipucu." diye karşılık verdi Ek. "Ne burası böyle tımarhane gibi?" diye homurdandı. o maymun sürüsü ne arıyor aşağı holde. "Hammar yahut Emniyet Müdürü veya Genel Müdür ya da Genel Savcı olmazsa diğer sırmalı kodamanlardan biri." "Benden paso. sırsıklamdı." dedi Martin Beck." .

Sanki bu sözler. Onlarla konuşacağım. Kapıdan yana bile dönüp bakmamıştı. "Tamam. Gunvald Larsson'u da kapsamına alarak. herkesin konuşma gücünü yok etmişti. "Sürüyü bir kafese tıkın." dedi. Ama ilkin bilmem gereken bir şey var. Oraya ilk giden sendin. Basın toplantısını yapmak da sana düşer.. Kollberg sordu: "Akıllıca bir iş miydi bu?" "Hangisi?" . Annesine haber salındı. Sonunda Melander başını çevirip..Sonra durduğu yerde ansızın fırıldak gibi dönüp. sakince karşılık verdi: "Evet. 41 parmağını uzatarak bir bilgisayar kesinliğiyle şöyle dedi: "Gunvald!. Odanın orta yerindeki ak saçlı adam hangi birine bakacağını şaşırmıştı." diyen Gunvald Larsson." "Nedir?" diye sordu Martin Beck. "Güzel. Açık ve seçik!" Gunvald Larsson'un bakışları odada bulunan herkesin üstünde dolaştı." "Güzel." dedi Gunvald Larsson. Martin Beck hiç ağzını açmadı. ıslak bir tutam saçı alnından gerilere itti. Masasının üstünde parmak uçlarıyla davul çalmaya koyulan Martin Beck de kendi kendine. "Stenström'ün anacığına haber verildi mi?" Odaya bir ölüm sessizliği indi. kapıyı çarptığı gibi çekip gitti. Tava büyüklüğündeki kıllı sağ elini başına götürüp.

telefon çaldı. "Otobüs hakkında bir şey daha. 43 37 Basınla ilk hazırlıksız yüzleşmenin yer aldığı oda amaca uygun olmayışı göz önünde tutularak. ama ağzı kapalı kaldı. öğrenmek istediğiniz nedir?" . Kapının içinde durup. Basınla zaten açık olan aramız." Đkisi birlikte taslağı yerine yapıştırmışlardı." derken. üzerinde duran piposunu alıp ateşledi: "Doğru. bile isteye seçilmişti.. Bir masa."Gunvald'ı önlerine sürmek. içerisi zaten sigara dumanı ve de ıslak pardösü kokularından dayanılmaz durumdaydı. Otobüsün alt katını gösterir dev boyut bir çizimdi bu. yağsa da. odayı dolduran gazetecilerle fotoğrafçıları şöyle bir gözden geçirerek kuru bir tonda sordu: "Peki. Ek inatla. birkaç dolap ve de dört iskemleden öte bir şey içermiyordu. Yaksa da vız gelir. Gunvald Larsson odaya girdiğinde. bütün bütüne şeker renk olmaz mı der 42 sin?" Martin Beck gözlerini ona dikti.. "Şu Rönn de listeyle nerde kaldı?" diye mırıldandı Martin Beck.. Birden dokuza dek numaralanmış kimi şekiller de yerli yerine oturtulmuştu." Melander masasına döndü.. Kollberg omuz silkti: "Aman be! Kısmetinde ne varsa kaşığında o çıkar.

. S: Olabilir demekle yöneldiğiniz amaç nedir? C: Sözcüğün tam anlamı neyse o.Hep bir ağızdan konuşur oldular. Kim buldu? C: Yoldan geçen bir adam. lütfen. S: Belirli bir kişiyi hedef alan iz ya da ipuçları var mı? C: Hayır. S: Bu insanlar nasıl ölmüşlerdi? C: Bu konuda bir şey söylemek için vakit henüz çok erken. S: Polisin gözaltına almış olduğu biri var mı? c: Hayır. Tek tek. S: Ölüm nedenleri dış bir etken sonucu muydu? C: Olabilir. 44 S . oradaki. S: Cinayet silahını buldunuz mu? C: Hayır. Sen. başlayabilirsin. S: Tümü de ölü müydü? C: Evet. S: Öyleyse tüm bu kişiler kurşunlanarak öldürülmüş olamaz mı? C: Olabilir. Daha sonra da bir telsizli devriye arabasını çevirip durumu bildirdi. Gunvald Larsson tava büyüklüğünde olan elini kaldırdı ve de şöyle dedi: "Sırayla. S: Otobüste kaç kişi bulunuyordu? C: Sekiz. Sonra da soldan sağa bir sıra izleyeceğiz." Bunun ardı sıra basın toplantısı şu şekilde sürüp gitti: SORU: Otobüs ne zaman bulundu? CEVAP: Dün gece yaklaşık on biri on geçe. S: Kurşun sıkılmış olduğu belirtileri var mıydı? C: Evet. S: Yani olaya bir toplu cinayet gözüyle bakabilir miyiz? C: Evet.

46 S: Sekizi de mi? C: Evet. S: Polis köpekleri bir koku aldılar mı? C: Hava yağmurluydu. S: Tek bir kişi kimsenin karşı koymasına olanak bırakmadan bir otobüsün içinde sekiz insanı birden nasıl öldürebilir? C: Bilemem. S: Katil ne tür bir silah kullanmış? C: Bilemem. S: Cesetler nerde bulundu? Üst katta mı yoksa alt katta mı? C: Alt katta. S: Cinayetler işlendiği sırada otobüs duruyor muydu yoksa hareket halinde miydi? C: Bilemem. hareket halindeyken ateş açılmış olduğunu ve de taşıtın daha sonra kaldırıma çıktığını göstermiyor mu? C: Evet. .S: Cinayetler tek ve aynı kişi tarafından mı işlendi? C: Bilemem. S: Ne biliyorsunuz? C: Hasar gören camlara içerden ateş edilmişti. 45 S: Bu sekiz insanın bir kişiden çok kimselerce öldürüldüğünü belirtir herhangi bir şey var mı? C: Hayır. S: Kurbanların kimlikleri belirlendi mi? C: Hayır. S: Đçlerinde hiç kimliği kanıtlanan yok mu? C: Var. S: Çift katlı bir otobüstü. S: Otobüsün bulunduğu durum. S: Öldürücü kurşunlan sıkan kişi otobüsün içinde miydi yoksa dışarıdan mı ateş edildi? C: Dışarıdan ateş edilmedi. S: Bir makineli tüfek ya da bir makineli tabanca olması gerekmez mi? C: Yorum yok. değil mi? C: Evet.

S: Bu soru size kişisel kanınızı öğrenmek amacıyla yöneltildi. S: Dün gece görev başında mıydı? C: Hayır.'den birinin bulunması yalnızca rastlantı sonucu olabilir mi? C: Ben buraya kişisel soruları cevaplamak için gelmedim. S: Kanınızca. ama böyle ileri geri koşturmak yok buralarda. Öte yandan. salt rastlantı sonucu mu orda bulunuyordu? C: Bilemem. S: Görev dışı mıydı? C: Evet. Başka sorusu olan var mı?" S: Dedektif Stenström otobüs yolcularından biri miydi? C: Otobüsün sürücüsü olmadığı kesin. S: Öyleyse orda salt rastlantı sonucu bulunuyordu. Bir polis. kurbanlar arasında C. S: Bir polis mi? Adını öğrenebilir miyiz? C: Evet. Komiser Yardımcısı Dedektif Ake Stenst-röm. Fakat Gunvald Larsson yine pençesini havalandırdı: "Kusura bakmayın. o da bu. Kanınızca.S: Kim? Şoför mü? C: Hayır. geçtiğimiz yıllarda birtakım yabancı ülkelerde benzeri birkaç olaya rast- . S: Đsveç'te ilk kez gerçek anlamıyla bir toplu cinayet işlendi. S: Bu olay meydana geldiğinde Komiser Yardımcısı Stenström herhangi özel bir soruşturma üzerinde mi 47 çalışıyordu? C: Bilemem. S: Cinayet Masası'ndan Stenström mü? C: Evet. Đki gazeteci dirsekleriyle kendilerine yol açarak kapıya yönelmeyi denediler. Kurbanlar arasında adını verebileceğiniz başka biri var mı? C: Yok.l.D.

sözgelişi.landı. sansasyon yaratarak dikkatleri kendi üzerine çekmek isteyen bir deli midir? C: Bu da bir görüş. S: O sıra otobüsün Đçi neye benziyordu? C: Siz ne dersiniz? S: Bugüne dek karşılaşageldiğiniz en korkunç görünümdü diyebilir misiniz? . Amerika'daki örneklerinden esinlenme olamaz mı? C: Bilemem. otobüsteki yolculardan biri aldığı yaralardan ölmemiş ve de polis bölgeyi kordon altına almazdan önce yetişen bir cankurtaranca alınıp götürülmüş. G: Öyle mi? S: Bu doğru mu? C: Geçiniz. Sizce. S: Kurbanlardan kaçı kadın? C: Đkisi. S: Olay yerine ilk varan polislerden biri olduğunuz doğru mu? C: Evet. S: Polis bu konuda ne düşünüyor? Katil. S: Demek ki. 48 S: Bir dakika! Duyduğumuza göre. S: Evet. çalışmalarını bu görüş çizgisi üzerinden mi yürütüyor? G: Tüm görüş ve de ipuçları değerlendirilip inceleniyor. S: Otobüs sürücüsüyle Dedektif Stenström de bunlar kapsamında mı? C: Evet. öyle mi? C: Evet. kurbanların altısı erkek. Polis. S: Oraya kaçta vardınız? C: Đl:25'de. bu manyakça davranış. ama soruma cevap değil.

bütün bunları geçmişten habersiz şu gençler topluluğuna açıklama gereğini duymadı ve de kısaca şöyle demekle yetindi: "Başka soracak bir şey var mı?" "Polis. Ne var ki. mayına çarpıp da bir deniz yatağı üstünde Uç ay çakılıkaldıktan sonra kurtarılan Ulven denizaltısına ilk çıkanlardan biri olmuştu. Alman tecrit kamplarından kurtarılan binlerce çilekeşin dönüşlerini de görmüştü. söz konusu olayın herhangi bir tanığından yararlanma yoluna gitti mi?" "Hayır." Cevap az çok şaşkınlık yarattı. ölen otuz üç kişiden birkaçı sınıf arkadaşlarıydı. Bunların çoğu kadındı ve de büyük bir bölüğü yine de ölümün pençesinden kurtarılamamıştı." Polis örgütüne katılmadan önce Gunvald Larsson deniz subayıydı. Savaş sonrası görevlerinden biri de Baltık işbirlikçileri diye bilinen suçluların Ranneslatt kampında geri Gülen Polis / F4 49 verilmelerinin gözetiminde bulunmak olmuştu.Gunvald Larsson soru sahibine boş gözlerle baktı. Sonunda şöyle dedi: "Hayır. Çelik çerçeveli yuvarlak gözlüğü ve de kırmızı kaba sakalıyla oldukça genç bir adamdı. Kadın gazetecilerden teki kaş çatıp. 1943 Ağustosunda. diyemem. paylar bir sesle sertçe çıkıştı: "Ne demek istiyorsunuz yani?" "Tastamam demek istediğimi." .

Sen bunu okuyabiliyor musun? Makinede bir kopyasını çıkarmadın mı şunun?" . Rönn aralarına sokulup dedi ki: "Hazırdır şimdi şu liste. Oda uzun bir süredir öylesine sessizliğe gömülü kalmıştı ki. Rönn'ün sesi onu bir karış havaya sıçrattı." dedi."Demek oluyor ki. yine de kuzey Đsveç lehçesini dilinden düşürmemişti. Listeyi masanın bir köşesine bıraktı ve bir iskemle çekip oturdu. Koca elini sabırsızca listeye uzatan Larsson: "Hele bir görelim şunu. Bir süre baktı. Kollberg. Stockholm'ün göbeğinde bir toplu cinayet işlendi. Melander ve de Gunvald Larsson olay yerinin fotoğraflarıyla kaplı bir masanın üzerine eğilmiş duruyorlardı. sonra kâğıdı Rönn'ün ka51 fasına attı: "Ben hiç böylesine kargacık burgacık yazı görmedim ömrümde." Doğma büyüme Arjeplog'lu idi ve de yirmi yılı aşkın bir süredir Stockholm'de yaşıyor olmasına karşın. Martin Beck. 50 43 Elinde listeyle içeri girmiş olan Rönn'ün neden sonra farkına varıldı. yine baktı." dedi Kollberg ona. "Đnsanların yüreğini ağızlarına getirmekten vazgeç. Sekiz kişi öldürüldü ve de polisin bundan öte söyleyeceği bir şey yok." Böylece basın toplantısı sona ermiş oldu. öyle mi?" "Evet.

. sırada ilkin sürücü var." "Devam. "Evet. gözlüğünü taktı ve gırtlağını temizledi." dedi Rönn." "Tamam. bu sırada Rönn'ün masanın üstündeki yığından çekip aldığı resme bakma gereğini duymadı. Direksiyon başında oturan adamın görünümünü yeterince iyi anımsıyordu."Çıkardım. Son durakta yolcuları indirmenin ardı sıra otobüsü Lindhagensgatan'daki Hornsberg deposuna götürüp çekecekti." Martin Beck." "Sırayla ele alabilirsen çok daha iyi olur." dedi Martin Beck. "Şoförün adı Gustav Bengtsson idi. Đnedalsgaton no. evli ve iki çocuk babası." Gözlük üstünden diğerlerine baktı: 52 "Şimdilik onun hakkında bildiklerimiz bu kadar." dedi Melander. Kırk sekiz yaşında. "Oluyor. Günün son seferini yapıyordu. Elindeki notlara şöyle bir göz gezdirmenin ardı sıra bağladı: "Sekiz ölüden dördünün evleri terminal yöresinde bulunmaktaydı. anında ölmüş olmalı. Yolcu ücret kumbarasındaki paraya dokunulmamıştı ve de cüzdanından yüz yirmi kuron çıktı. 5'te otururdu. Ensesinden iki ve de başının ardından da bir kurşun yiyen adam. Canlı kalan kişi de orda otururdu. tamam. "Sen oku da dinleyelim. Ailesine haber verildi." diye araya girdi Kollberg." Rönn yerden kâğıdı aldı. Bir dakika sonra elinizde olur.

Bir sekme kurşun olabilir." Gunvald Larsson yine devreye girdi: "Nişanlı değillerdi. Bir tanesi yanlama sağ omuz başından. Nişanlısına haber verilip verilmediğini bilmiyorum." Melander piposunu ağzından çekip konuştu: "Haber verildi. Melander: "Devam. kimlik kartı.. devam etmesi için de Rönn'e başını salladı. Kız bir yolcu acentesinde çalışır. Arkadan beş kurşun yemiş. "Nişanlısı yirmi dört yaşındaki Asa Torell'le birlikte oturuyordu." Gunvald Larsson araya girdi: "Bunu geç." Martin Beck ters ters Gunvald Larsson'a bakarken. anne- ."Onları taslakta olan sıra uyarınca ele alacağım... Buna göre sırada Ake Stenström var. Daha geçenlerde sormuştum kendisine.. Kapa parantez." Gunvald Larsson'a kaçamak bir göz atarak şöyle dedi: "Aç parantez." Rönn gırtlağını temizledi: "Tjarhovsgatan'da oturuyordu nişanlısıyla birlikte. Asa Torell'in bir resmi. bir kez bile ateş edilmemişti. 53 "Sağ elinde beylik tabancasını tutuyordu." Masanın çevresinde toplaşmış beş kişiden hiçbiri Stenström'ün delik deşik cesedini gösterir resimlere bakmadı." dedi Rönn. Nerde oturduğunu biliyorduk. Bunları daha önce görmüşlerdi ve de yeniden görmemeyi yeğ tutmuşlardı." "Ben bilmiyordum. Ceplerinden çıkanlar: Đçinde otuz yedi kuron bulunan bir cüzdan. Horozu kalkık durmasına karşın. Yirmi dokuz yaşındaydı ve de evi.

Tam şakaktan. bunu öğrensek iyi olur. Bir tane karından yemiş ve bir kurşun da kalp böl 54 gesine saplanıp kalmış. Britt Danielsson dosdoğru hastaneden gelmekteydi. Devam edebilir miyim?" "Evet. Gerideki boylamına iki oturma yerinin arası döşemenin üzerinde sırtüstü yatar durumda bulundu. Kadroda kayıtlı bir hemşireydi. "Evet. kalemler ve de bir deste anahtar. "Listenin ve de taslağın dört numarası Alfons Schwerin. El çantasından otuz sekiz değişik türde şey çıktı.sinin bir mektubu ve de birtakım makbuzlar. bekâr ve de Sabbats-berg Hastanesi'nde çalışırdı. Yanı sıra." dedi Kollberg. git işine!" dedi Gunvald Larsson." dedi Kollberg. not defteri. 117'de yalnız yaşar. "Stenström'ün yanında oturan kızın adı Britt Danielsson idi. Aldığı yaralan nasılsa biliyorsunuz." "Acaba beraber mi gezip tozuyorlardı?" dedi Gun-vald Larsson. Sahi. sürücü belgesi. Adı Monika Granholm olan oda arkadaşına bakılırsa. "Karlbergsvagen no." Rönn ona katılmaz gözlerle baktı. belediyenin yol bakımı müdürlüğünde çalışır. Kırk üç yaşında olup. kaçamağa kalkışmış olabilir bizimki. 87'de oturduğu odayı Sabbatsberg'den bir diğer hemşireyle paylaşmaktaydı. "Fazla mal göz çıkarmaz deyip. Yirmi sekiz yaşında. Laboratuvardakilerin bunlarla olan işi biter bitmez bize gönderecekler. Tek kurşun yemişti. Tek tek sayayım mı?" "Yok ulan. durumu nasıl?" . yani canlı kalan kişi. lütfen. Norra Stationsgatan no. Otobüste bulunanlar içinde tek kurşunla vurulan bir o var.

Şimdilik onun hakkında bundan öte söylenecek başka bir şey yok. Norra Stationsgatan'da pansiyonumsu bir evde oturuyordu. "Sipo'ya aktarılman için başvuruda bulunmalısın. Alayın farkına varan Gunvald Larsson homurdan55 di: "Sipo"ymuş! Sen ilk önce konuştuğun şeyi doğru dürüst öğren." diye takıldı ona Kollberg. "Şok. "Beş numara. Mohammed Boussie adında bir Arap. Sonra bir sigara yaktı ve de taslağın önüne giderek durdu. Rönn burnunu notlan arasına soktu: "O tastamam sekiz kurşun yemiş." dedi Martin Beck. konuşsa bile bir şey anımsayıp anımsamayacağını hiç bilemiyorlar." Otobüsün sağ yanındaki en son oturma yerini gösteriyordu. otuz altı yaşında ve de isveç'te hiçbir yakını yok. Cezayir uyruklu. çok az da olsa." dedi Gunvald Larsson. Göğsü ve karnı kalbura dönmüş. Onun asıl adı Ulusal Emniyet Genel Müdürlüğü Siyasal Şube'dir. Çalışmakta olduğu Vasagatan'daki Zig-Zag et ve balık lokantasından eve dönüyordu besbelli. "Doktorlar. "Hani herkesin birbirini öldürdüğü yer değil mi orası?" "Yaman bir siyasal bilgiye sahip olduğun anlaşılıyor. komadan çıkma şansının var olduğunu söylüyorlar." "Arabistan."Hâlâ komada." ." "Đnsan karnında kurşunla konuşamaz mıymış?" diye sordu Gunvald Larsson. Đskemlesini geriye çekip gerindi. çıksa da konuşacağını ve dahası." dedi Martin Beck. "Şu köşedekinden ne haber?" diye sordu. Ne var ki.

" dedi.823 kuron nakit para. bir paket Bili sigarası." diye mırıldandı. "Bu herifin kimliğini öğrenemedik." Gunvald Larsson alaylı bir sesle. Oturduğu yerde kaykılmıştı. Masanın üstüne eğilip. ardına yaslanıp yayılakalmıştı. o da sonradan yuvarlanmış olabilir." Herkes onun yüzüne baktı. Ceplerinden şunlar çıktı: bir kibrit kutusunun kavli yüzü. "Aynı 56 zamanda. Yüz diye bir şey yoktu. öyle mi?" diye sordu." Melander düşünceli bir tavırla: "Çok para. ancak odur bu." dedi Gunvald Larsson. Yerlerinden hiç kımıldamamışlar. aynı otobüste buluştular ha?" . Sol eliyle çenesini sıvazlarken dedi ki: "Đki kişi olmadıklarına kesin karar veremiyorum." "Evet. Paltosunun önü kana bulanmıştı. Gunvald Larsson sordu: "Đki ne?" "iki silahlı. Tüm yolculara bir bakın. Orta kapıların hemen ardındaki dış sırada oturuyordu ve de altı kurşun yedi. Kolları iki yana sarkık ve de sol bacağı geçide uzatılmış olarak. bilinmeyen adamın resimlerini incelediler. "Yani eli silahlı iki deli. "Şuraya bakın! Öz anası gelse tanıyamaz. bir otobüs bileti ve de 1." Martin Beck bu süre içinde duvardaki taslağı inceden inceye gözden geçirdi. Hepsi bu kadar. "Altı numara. Yalnızca sağ kalanı bunlardan ayrı tutabiliriz ki. yığından birkaç resim seçip masanın üstüne sıraladı.Rönn kalktı.

" "Listenin sonunu getirecek miyiz? Bunun üstünde bu kadar kafa patlatmaya değmez ki! Bir silah mı yoksa iki tane mi kullanılmış olduğunu hemen öğreniriz "Haklısın." dedi Martin Beck. Ofis ve bürolarının da aynı yerde bulunduğu Tegnegatan no. "Al bir otlakçı daha. Henüz kimliği saptanmamış olan kişinin yanında oturuyordu. Sıradan yaşantı sürdürmüş bir adam. Çok çabuk olup bitmiş her şey. Elli iki yaşında. Einar. Kırk ikilik. Bir de hepsinin oturdukları yerde kestirdiklerini göz önünde tutacak olursan." "Yedi numara Johan Kallström adlı bir ustabaşı. Erkek kardeşiyle birlikte bir ithalat ve ihracat firmasını yönetmekteydi. takır takır biçmiş topunu da.Kollberg gidip Martin Beck'in yanında durdu: "Yani tek kişi olsaydı. Ama baksana. evli bir adamdı ve de Karl-bergsvagen no." diye söze karıştı Gunvald Larsson. Eşi kocasının otobüste bulunma nedenini bilmiyor... işinden evine dönerken midesini kurşunla doldurmuş olmaları dışında." "Aha!" dedi Gunvald Larsson. Başının yarısı kurşunla biçilmiş. Kadına bakılırsa. 40'ta oturuyordu. 89'da otururdu. Karısına göre. "Devam. Narvavagen'-deki bir kulüp toplantısında olması gerekirmiş. yolculardan hiç değilse biri tepki gösterecek zaman bulurdu mu demek istiyorsun? Hmmm! Belki. < "Orta kapıların hemen önündeki cam dibi yerde sekiz numaralı Gösta Assarsson'u görüyoruz." "Evet." 57 . Hiçbir özelliği yok. gece mesaisine kalmış olduğu Sibyllegatan'daki işyerinden eve dönmekteydi.

bu görüşü doğrulayan belirtiler yok değil." Gunvald Larsson soruverdi: "Neden yedi?" Kapı açıldı ve de Ek'in başı içeri uzandı: "Hammar on beş dakika içinde hepinizi odasında görmek ister. Norra Stationsgatan no. En son on bire çeyrek. Buna ek olarak bir çek defteri ve de sekiz yüz kuronun üstünde nakit para. "Nerde kalmıştık?" "Yedi kaputlu adamda." Rönn elindeki kâğıdı katlayıp ceketinin cebine sokuşturdu: . Jonııie Walker. Brifing." dedi Rönn. "Onun hakkında söylenecek daha başka bir şey var mı?" diye sordu Martin Beck. Altmış sekizlik bir dul." diyerek anımsattı Gunvald Larsson. Hildur Johansson oturmaktaydı. ha!" Gözden silindi. Bir kurşun omuzda ve bir tanesi de boynu delip geçmiş. "Öyleyse geç onu. "Hadi. 119'da yaşardı. "Assarsson'un iki sıra önünde dokuz numaralı Bn. kargacık burgacık yazısıyla kaplı kâğıt tabakasını gözden geçirdi: "Hayır. Torun bekleyiciliğinden evine dönüyordu. devam edelim. "Yanı sıra cebini bol sayıda önleyiciyle doldurmuş." dedi." Gunvald Larsson'un masasına oturan Martin Beck. Vastmannagatan'da oturan evli bir kızı var. sanmıyorum."Evet. Rönn. Kara Etiket." dedi Martin Beck. "Đç cebinden yedi tane çıktı. Evrak çantasından bir şişe viski çıktı." Yeme içme düşkünü Kollberg: "Aaah!" diye içini çekti.

geri kalan diğer hiçbirinde tuhaf bir yan göremiyorum. Elde var olan gerçeklere dayalı tüm olasılıklar üzerinde durulmuş. "Stenst-röm. Kollberg koltuğunda ileri geri sallanırken sordu: "Peki. Brifing sona erdikten ve de Martin Beck'le Kollberg dışında herkes odayı terk ettikten sonra Hammar dedi ki: 59 "Stenström bu otobüste ne arıyordu?" "Bilmiyorum. Bu otobüste işi neydi?" Kimse karşılık veremedi." dedi Martin Beck. sıradan bir otobüste. Hammar'ın başkanlığında on yedi seçme C. içinde bulunulan durum incelenmiş ve de görev bölümü yapılmıştı.D. . Martin Beck Hammar'a karşı sorumlu kişi ve Kollberg de Martin Beck'in yardımcısı olarak soruşturmayı yöneteceklerdi. Grup. ama biri dışında. elemandan oluşuyordu." Gunvald Larsson içini çekti ve de resimleri dokuz ayrı istif şeklinde düzenledi." diye karşılık verdi Martin Beck. ağzının içinde bir şeyler mırıldandıktan sonra tuvaletin yolunu tuttu.l. sıradan dokuz kişi hiçbir görünür neden olmaksızın bir makineli tabancayla biçiliveriyorlar. Şube Müdürü Hammar. bütün bunlardan ne öğrenmiş oluyoruz? Sıradan bir gecede. bundan böyle yalnızca toplu otobüs cinayeti üzerinde çalışacak özel soruşturma grubunu saptayıp odasında toplamıştı."Đşte hepsi bu. Kimliği saptanamayan herif ayrı tutulursa. Melander piposunu bıraktı." "Evet. Bir saat sonra Hammar aynı soruyu Martin Beck'e yöneltiyordu.

"Son günlerde ne üzerinde çalıştığını bilen de çıkmıyor. hiç!" "Bildiğiniz gibi. Daha önceki günlerde insanüstü ölçüde aşırı mesai yapmış olduğundan. Stenström." dedi Kollberg. "Onun için de kendine ayıracak bolca boş vakit buluyordu. "Meğer ki. kaş çatıp derin derin düşünür oldu. "Neyin peşinde olduğunu bilse bilse yine o kız bilir. "Bence." 60 52 . tavsamalarına bir bakıma göz yumuyordum denebilir. Sonra da şöyle dedi: "Nişanlısına haberi kim verdi?" "Melander. "Ne?" diye sordu Martin Beck." diye cevapladı Kollberg." dedi Martin Beck. Đçinizden bilen var mı?" Kollberg ellerini havalandırıp silkindi: "En ufak bir fikrim bile yok. Bu da şu anlama gelir ki. Kollberg bir olasılık daha yürüttü: "Ya da buna benzer bir iş peşinde olmaya." dedi Hammar." Hammar masa üstünde on parmağına birden davul çaldırırken. olabilen en kısa zamanda birinin gidip onunla konuşması gerekir." Sessizliğe gömüldü." Hammar başını salladı: "Gerçeği öğrenin. Yani günlük çalışmalar dışında demek istedim.." Bir an susup ekledi: "Meğerki. son günlerde oldukça tuzlanmıştık. otobüste bulunan o hemşireyle kırıştırmaya.. demek istediniz herhalde. Hammar ağzını açmadı.

" "Evet. "Söyle onlara beklesinler. Kaile. orda bir tane duruyor. yaşlı başlı bir Hanım onlara yaklaşıp danıştı: "Affedersiniz. "Doğrusun." Kadın. vur kendini asansöre. senin iki Solna'lı buradalar. ulen? Sapıttın yine." dedi.. ." "Lakini makini yok bunun. oğlum. Göğüslerini çaprazlama boydan boya kateden omuz kemerleri takınmışlardı ve de bellerinde copla tabanca taşıyorlardı." diye karşılık verdi Kvant. "Siz en iyisi bir polise sorun. açıklama yollu. ona bakakaldı. ağzı açık. bildiklerimizi şakımamız için. Adlan Kristiansson'la Kvant idi. Kristiansson." dedi Kvant. hemen sözün gerisini getirdi: "Biz de buranın yabancısıyız da. 67 Kristiansson kaygılı bir tonda sordu: "Hiç kuşkusuz. anlarsınız ya!" Đkisi merdivenleri tırmanırken.. Hjarnegatan'a nerden gidebilirim?" "Çaktığım bir yer değil.Kungsholmsgatan polis merkezinin önünde şu sıra kesinlikle bir başka yerde olmayı dileyen iki kişi duruyordu. Sonra bir kapıyı açıp içeri seslendi: "Gunvald." Üçüncü katta Kollberg ile karşılaştılar. Saçlarını polis başlıkları örtüyordu ve de sırtlarında parlak düğmeli deri ceketler vardı. Đyi giyimli. Onları karanlık bir yüzle ve dalgınca selamladı." dedi Kristiansson. "Keşif kolu biz değil miydik. Bakın. Bayan. Hadi. lakin. kadın hâlâ şaşkınca arkalarından bakıp duruyordu." Đçerden gürül gürül yükselen bir homurtu.

beyler." "Oturduk bile. bunu da söyledin. Kvant ise karısının poposundaki bene varıncaya dek anlatırdı." dedi Kristiansson pişkince. Đçeri girip yan yana oturdular. . Gunvald Larsson onlara öfkeyle kısılmış gözler ardından baktı: "Aman ayakta kalmayın. Beş dakika sonra Gunvald Larsson kapıyı açıp." diye mırıldandı Kristiansson. Oturun. bugünlerde kadınları anlayamaz oldum." diye karşılık verdi.. Bir sinir küpü kesildi başıma. "Biliyorum. Üstelik Siv doktora gidecekti. Senin Kerstin'in de rahminde bir bozukluk var mı?" Kristiansson cevap vermedi. söyledin. "Rahminde bir bozukluk mu varmış." diyen Kollberg kayıplara karıştı. 62 Kerstin eşiydi ve de onun hakkında konuşmaktan hiç hoşlanmazdı. Kvant onu bir dirsek darbesiyle susturdu.." dedi kısaca." dedi Kvant. "Girin."Bekleyin. bir akıntı mı ne. ben de çocukları bekleyecektim. Söz verdim avrada. yahu!" Kristiansson bezgince. Ne tatlıdan anlıyor ne de acıdan. Yirmi dakikalık bir bekleyişin ardı sıra Kvant silki-nerek dedi ki: "Ne demek oluyor bu böyle be? Biz şu sıra görev dışı iki memuruz. "Bak arkadaş. "Yandım ki ne yandım! Evi yine başıma giydirecek." "Yahu biliyorum. Bela kokusu almaya başlamıştı.

öyleyse. Hem üst katında hem de alt katında. Bu. Sonra masasının ardına geçip oturdu." dedi Kvant. sanki orda saatlerce bir suaygırı sürüsünün tepişmesinden farksızmış. ne dedi biliyor musunuz? Olay yerinin görünümü. abi. Derin bir oflamanın peşinden sordu : "Siz ikiniz. o geçmişi tenekeli otobüsün her yerinde yüze yakın ayak izi bırakmış. Bu uzman ayrıca. "Açıklamayı daha genişletmek amacıyla şunu da ekleyebilirim. yalnız iki kişiden oluşma bir insan sürüsünün . Laboratuvar görevlisi bir uzman kişiyle siz gelmeden önce konuştum." Gunvald Larsson sayfayı masanın üstünde kaydırarak ona yolladı: "Orda yazılı olanları anlıyor musun? Yoksa açıklamam mı gerekir?" Kristiansson yandan yana başını şavulladı. Belirttiğine göre. kırk bir numara ayakkabı giyen iki kişi. olay yerindeki soruşturmanın ardı sıra hazırlanagelmiş bir ön rapordur. "Đlkin bunun ne ol63 duğunu anlayalım. Sonra da sordu: "Okuma bilen hanginiz?" Kvant kendisine engel olamadan Kristiansson atıldı"Ben!" "Oku. Bu iki saygıdeğer kişi kimler olabilir dersiniz? Cevap yok. kaç yıllık polissiniz?" "Sekiz yıllık." dedi Gunvald Larsson.Gunvald Larsson bir an sessiz kaldı.. Gunvald Larsson masada duran bir yaprak kâğıdı sinirden titreyen elleriyle alıp inceledi.. "Sizler için böyle bir açıklamada bulunmak bana şeref verir.

" Kvant: "Kimsecikler yoktu. "Havaya." "Ya." Sabrını yitirmeye başlayan Kvant.böylesine kısa bir süre içinde yaklaşık tüm izleri kökünden silmelerinin olanaksız olduğu düşüncesinde. masanın ardındaki adama taş kesilmiş gözlerle bakıyordu. Gunvald Larsson bala bulanmış bir sesle konuşmasını sürdürdü: "Ne var ki.65'lik bir VValter'le otobüsün içinde bir el ateş etmiş." "Biz sıktık. su aygırları ve de tüm diğer hayvanlar genellikle silah takınmazlar. tam ön basamakların alt başından yukarı." "Kim için?" Kristiansson kendince açıkladı: "Katilin hâlâ otobüste bulunup üst katta bir yerde gizlenmiş olabileceğini düşünmüştük. ben sıktım. öyle mi? Acaba nereye sıkıyordun?" Can sıkıntısıyla ensesini kaşıyan Kristiansson. 64 Kvant tamamladı: "Bir uyarı atışıydı. üst katın oturma yerlerinden birinin koltuğuna saplanmış olarak bulundu. Ama yine de. Derken elini pattadak masanın üstüne indirerek kükredi: . "Ne biliyorsunuz? Havaya bir el ateş ettikten sonra ne yaptınız?" Kristiansson: "Yukarı çıkıp ortalığı gözden geçirdik. Bu mermiyi kim sıkmış olabilir dersiniz?." "Orda mıymış?" "Hayır. biri 7." Gunvald Larsson en azından yarım dakika boyunca her ikisini de uzun uzun süzdü." dedi Kristiansson." dedi Kvant. Tavandan çarpıp seken mermi. "Daha doğrusu. Kesin olarak." dedi.

Geçmişi tenekeli otobüste var olan tüm ayak izlerini silmekten öte bir iş başaramadınız." "Behey Tanrı'mn akılsız kulları! Ama yukarda kimsecikler yoktu. Kaile de ön basamakları tuttu. Dışarıdakileri suratınıza benzetmeniz yetmezmiş gibi! Peki. bir düşünür!" "Düşündük taşındık ve de her birimiz ayrı yandan tırmandık. hadi! Yine kurusıkı atmaya başlama. Kristiansson hemen ayağa fırladı. cesetlerin arasında dört dönüp dolanmak ne akla hizGülen Polis / F5 65 metti? Đçerisini büsbütün allak bullak etmeye dönük bir plan uygulaması mı?" Kristiansson. Neden sonra Kvant da ona öykündü." "Öyle bir olur ki!" diye gürledi Gunvald Larsson." dedi. soran gözlerini Gunvald Larsson'a dikti: "Bas bas bağıran sen misin. "Çok olumlu bir yol. kuzum? Bu çocuklara bağırmanın hiçbir yararı olmaz." Kristiansson hemen arkadaşının imdadına yetişti: "Böylece. "Aralarında sağ kalmış kimse var mı diye bakmak içindi. kaçmaması için yukarıdaki herifi iki yanlı makasa aldık. Kaile. "Ben arka basamaklardan çıktım." Kapı açıldı ve de Martin Beck içeri girdi." . ama benzi uçtu ve yutkundu. bence."Demek ikiniz de yukarı çıktınız! Nasıl da böyle kuş beyinli olabiliyorsunuz? Bir düşünür insan be." dedi Kvant savunma yollu. Martin Beck ikisini başıyla selamlayıp. Kvant bu görüşe katılmadı: "Hadi.

. Bana bakın.. Hadi bol keseden zaman ayırsak ve de bu üstün zekânızla yarım dakika kadar telsizin içine düştüğünüzü kabul etsek ve Telsiz Merkezi'nin beni arayıp bulması için de hadi bir on beş saniye çıkarsak. "Zamanı kronometremle saptadım.." dedi Kvant."Olumlu mu?" "Yüzde yüz." Deyimi beğenmemişçesine susup yine başa aldı: "Bizim meslek tarlasından yetişme bu çifte kelekler elimizde olan tek tanıklar. Şarlo polisleri! Olay yerine kaçta vardınız?" "On biri on üç geçe. yine de 68 dört dakikayı aşkın bir süre kalıyor orta yerde.. otobüsü ." diye söze koyulan Martin Beck'i. Bu iki taş devri hıyarı. Gunvald Larsson tava büyüklüğündeki elini kaldırıp susturdu: "Bir dakika! Bu iki gerizekâ. "Ve ben de şimdi oturmakta olduğum aynı yerde oturuyordum. olay yerindeki izleri sıfıra indirmek için dört dakika harcamalarının yanı sıra. Kaldı ki." Gunvald Larsson koltuğuna yaslandı. Telefon haberi bana on biri on sekiz geçe erişti. ancak on biri on üç geçe oraya gittiler. kendiliklerinden de gitseler iyi. "Ne? Zehirlenmiş lağım fareleri gibi kan ve beyin pıhtıları arasında dolanıp durarak gereksiz işler müdürlüğü yaptığınızı mı anlatacaksınız? Hem de dört dakika bu!" "Ben burada olumlu bir yan göremiyorum. Ama ne gezer. Saniye sekmez. Bu süre içinde ne yapıyordunuz?" "Şeeey." diye geveledi Kvant.

Bu köpekli adamı ilk olarak kaçta gördünüz?" "Şeeey. Kristiansson. "Geçmişi kınalı köpekte disk kayması olduğu için art bacakları tutmaz gibi bir şeymiş. "Harika! Adını öğrenmek yorgunluğuna bile katlanmadıkları bir adamın zoruyla gittiler olay yerine lütfen. gözlerini çizmelerinden ayırmaksızın devreye girdi: "Otobüse varmadan yaklaşık iki dakika önce. arabada kas kas kasılıp. geceydi.. "Ya. Adam bugün buraya gelme inceliğini gösterınesey-di.ilk bulan adamın ayrıca onları dürtüklemesi gerekti. Çünkü adamın ifadesine göre. Tamam mı?" "Tamam. ya! Cüce köpekli moruk. adamın otobüse olan uzaklığı neydi?" "Yaklaşık üç yüz metre." diye bağırdı Gunvald Larsson." "Yani köpek hasta mıymış?" diye sordu Kvant şaşkınca." dedi Kvant.. "Bu bir gerçek! Gerçeğin ta kendisi. kendisine cart curt etmek için en azından bir dakika harcadılar." . Sizi durdurduğu sıra." dedi Kvant." diye geveledi Kvant." diye katıldı Kristiansson. "Hastaymış ya!" cevabını verdi Gunvald Larsson. "Demek haber aldığınızda." diye mırıldandı Kristiansson. Tamam mı?" "Tamam. "Ve de yetmiş yaşında olan bu adamın üstelik hasta bir daşhund'u peşi sıra sürüklediği göz önünde tutulursa. saat yaklaşık on ya da on bir. Köpekler möpekler konu67 sunda iyi bir zılgıt çektiler herife.." "Tamam. belki de kim olduğunu hiçbir zaman öğrenemeyecektik..

Martin Beck devin öfkeli tavrına aldırmaksızın: "Dedektif Stenström'ü iyi tanırdık. Ve biz de kırımın bunun üç veya dört dakika öncesi yapıldığını yüzde yüze yakın bir kesinlikle biliyoruz. "Hmmm! Adama bugün aynı uzunluk üzerinde bir deneme koşusu yaptırdım. Kimi saat yapımcılarının saniye avcısı dedikleri türden. Köpekli möpekli hem de. "Şaşmaz bir zaman hastasıydı. "Kurşunlardan teki göğsünü delip geçtikten sonra sağ bileğine saplanmış." dedi üzgünce. turşu takımı bu uzaklığı üç dakikanın altında alamazdı. kol saatinin aynı anda durmasına yol açmış. Üç kez tekrarlatmıştım ki. Martin Beck ona şaşkınca bir ilgiyle baktı. köpek su koyverdi. "Kısacası." "Ama hayvanlara zulüm denir buna!" diye sert bir çıkış yaptı Kvant. Uzmanın verdiği bilgiye göre de.. Omega Speedmaster marka kol saatinin kurgu milini kırmış. Saatin akreple yelkovanı on biri üç dakika ve de otuz yedi saniye geceyi göstermekteydi." Kristiansson ile Kvant bir ağızdan sordular: "Nerden biliyoruz?" 68 Gunvald Larsson onları tersledi: "Sizi ilgilendirmez. Bu arada." dedi Martin Beck. Yani kol saati her zaman ." Gunvald Larsson ona dimdik baktı."Ne demek istediğini sonunda anlamaya başlıyorum.. adam duran otobüsü en geç on biri yedi geçe görmüş olmalı. ne denli zorlansa. Bundan da şu çıkıyor ki." "Komiser Yardımcısı Stenström'ün saati." dedi Martin Beck.

en sonunda gönülleri olup da.için tastamam doğru vakti gösterirdi. güneybatı doğrultusunda yürüyegeldi. Bir kaza olduğunu düşünerek yardım aramak için davranma gereğini duydu hemen. gerisin geri yokuşu tırmanmaktansa son otobüs durağına ulaşmanın işleri çabuklaştıracağını kestirdi. bir polis devriye arabasıyla karşılaştı. Aslında otobüs daha sokağın başında onun yanından geçip gitmişti. Oysa otobüs aynı yolu yaklaşık kırk beş saniyede almıştı. sallana bullana 69 otobüse giren bu iki harika çocuk da bunu fark edemedi. Norrbackagatan'dan bayır aşağı adımlarını sürüklemesi yaklaşık beş dakikasını aldı. Sokağın öte yanında duran otobüsü ancak köşe başına geldiği zaman gördü. ne yazık ki. Böylece. Martin Beck'le göz göze gelince yeniden kapamayı yeğ tuttu." "Neden?" diye sordu Martin Beck. Ancak adam ön kapının açık durduğunu görmüştü. Norra Stationsgatan boyunca. Gunvald. yoktu." . tepesi atmış olarak ağzını açmıştı ki. Kvant. "Çünkü hattın sonundaki durakta bir otobüsün daha beklemekte olacağını düşünmüştü. Ama biliyoruz ki. Yerine. Devam et. Ne var ki. "Adam camların kırılmış olduğunu göremedi. Doğru bir hesapla. Karlbergsvagen yönünden gelmiş olduğu Norrbackagatan boyunca yürümekteydi. Adam yolda kimseye rastlamadı." "Ne olmuş gördüyse?" diye sordu Kvant. "Kapa çeneni!" dedi Gunvald Larsson." "Köpekli adam.

. 70 Eğer telörgünün üstünden atlayıp hurda deposuna da geçmediğini göz önünde bulunduracak olursak. Kristiansson ile Kvant'dan yana mavi mavi baktı: "Kaldırdığın taşın altından çıkan bir yılan gibi kendi bölgesinden öte yana sürünegelen bir Solna polis arabası. o zaman tek bir olasılık kalıyor: Ters yönden Norra Stationsgatan yolu. "Köpekli moruktan başkasını görmedik. Kvant ona öldüresiye bir bakış uzattı. Görüşünü açıkladın. ön tekerlekler kent sınırı çizgisi üstünde ve de motor çalışır durumda ne kadardır kaytarıyordunuz?" "Topu topu üç dakika." dedi Kristiansson. Fakat her zaman olduğu gibi." "Bu da şunu kanıtlar ki." "Tamam. Telörgüyü aşıp orasını da altüst etmeyi unutmuştunuz Tanrı'ya şükürler olsun. Gunvald. "Yok. katil ne Norra Stationsgatan boyunca güneybatı yönünde ne de Norrbackagatan bayırına sapıp güney doğrultusunda kaçmış olamaz. sizden yana gelen kimse gördünüz mü?" "Hayır. canım. "Güzel. tüm kahredici gücünü gözlerinde toplamış olarak." diye düzeltti Kristiansson.Gunvald Larsson. ama nerden biliyoruz?. Söyleyin bakalım. "Peki. Yani demiryollarının hurda deposuna geçmediğini nerden biliyoruz?" "Çünkü görünürde ne varsa basıp çiğnemediğiniz tek yer orasıydı." dedi Martin Beck." dedi Kvant. Çık hele şöyle dört ya da beşe. yine ku- ." Kristiansson sordu: "Đyi.

"Defolun! Cehenneme dek yolunuz var." diye karşılık verdi. duvar saatine kaçamak bir göz atarak dedi ki: "Özür dilerim." dedi Gunvald Larsson zalimce." Sonra Martin Beck'in kınar bakışlarından kaçınarak sordu: "Neden kafalarını çalıştırmadılar?" Martin Beck dostça bir tavırla şöyle dedi: "Kavrama olayı kimi zihinlerde geç oluşur. elinden silahını atmadan son kez sizin üzerinizde deneme yapmasına izin vereceğim.lağını ensenin ardından gösterdin. "O herifi yakaladığımda.. hemen arabaya atlar ve de katili yakalayıp şimdi çoktan içeri tıkmış bulunurdunuz. ama artık gidebilir miyiz? Çünkü karım rahmini göstermek. Bu yalnızca dedektiflere özgü bir durum değildir. aralarında gizli bir anlayışı simgeleyen pırıl pırıl gözlerle bakıştılar. Zamanın bol anlaşılan." Kristiansson bencilliği elden bırakmaksızın." 72 63 . Ne var ki." 71 "Hay çenen tutulsun!" diye kükredi Gunvald Lars-son." Bu yorum Kristiansson'la Kvant'ı yüreklendirmiş olmalıydı ki.. Gunvald Larsson peşlerini bırakmadı: "Eğer o kalın kafalarınızın içinde birer lokmacık beyin olsaydı. "Ya da biz de diğerleri gibi biçilirdik. Kvant bu sözü kulak arkası ederken.

ona ters ters baktı." . Dahası. "Saat tam üçte Hammar'la bir brifing var. masası73 nın ardına geçip oturan adamı kıskanç bakışlarla izledi. ne oluyor sana?" Sonra yerinden kalktı. belirgin bir neşesizlik içindeydi." Telefon alıcısı kulağına dayalı oturan Martin Beck. Tam altmış sekiz tane boş kovan saymışlar. Dokuz milimetrelik. ne denli kolay olduğunu öğren." "Kaç kalibre?" diye sordu Kollberg. Sen hele boş mideyle düşünmeyi dene de. onu bütün bütüne çileden çıkarıyordu." Kollberg'in keyfini kaçıran ender birkaç şeyden biri de aç açına çalışmak zorunda kalmaktı. Şu ana dek en azından üç öğün yemek kaçırdığından.Gülle gibi içeri dalmasıyla kapıyı ardından çarpması bir olan Gunvald Larsson. Kollberg. On dakika kaldı.65. notlarını toplayıp Koll-berg'in yanına gitti: "Laboratuvarla konuştum. az önce içeri giren dev adamın yüzünde tok karınlılara özgü doyumlu bir anlatı okumanın verdiği eziklik. "Nerdeydin?" diye sordu kuşkuyla." dedi. "Düşündüğümüz gibi. Gunvald Larsson cevap vermedi. Kollberg önünde açılı evraktan başını kaldırıp keyifsizce mırıldandı: "Aferin be! Sanki bilmiyorduk." "Ya altmış sekizinci?" "Walter 7. Martin Beck telefonu yerine bıraktı: "Hey. Hiç değilse altmış yedi tanesi aynı silahtan atılmış. "Şimdi düşünmemiz gerek.

" . Gunvald Larsson bir sırnaşma gösterisinde bulundu: "Elinizdekiler nedir.." "Bu da bize şunu açıklar. Herkes merakla gözlerini ona çevirdi." "Öyleyse deli sayısının birden çok olmadığı anlaşılıyor. "Đnsanın yüreğine soğuk sular serpiyor." dedi ona Martin Beck. taslağın başına gitti." dedi Gunvald Larsson. Stenström de odaya aynı bu şekilde girerdi: Ansızın ve de kapıya vurmaksızın. "Mutlaka orda durmuş olmalı." dedi Hammar hışımla. "Evet. Hemen her zaman. Hazır mısınız?" Martin Beck. "Evet. Gunvald Larsson gart diye geğirdi. "Durum incelemesi. Kollberg soruyu yeniledi: "Ne diyecektin? Neyi açıklar bize?" "Stenström'ün ateş edecek zaman bulamamış olma nedenini."Kristiansson'un tavana sıktığı kurşun. Müdürüne üzüntüyle baktı. Ek ile savcılığın bir adamı da onu izlediler. Martin Beck cevap vermedi. Müdürüm? Akşam gazeteleri mi?" "Evet." dedi Kollberg. Orta kapılardan en enlisinin iç yanına bir X çizdi. 74 Sonra da sağ elinin baş ve işaretparmağı arasına aldığı burun kemerini ovuşturdu. evet." "Neyi?" diye sordu Gunvald Larsson. Hammar kapıyı ardına dek açıp içeri girdi.." diye kestirip attı." "Evet. Bu tedirgin edici giriş." dedi Martin Beck. "Evet." diyen Martin Beck. Müdür haşin bir tavırla. Çok haklısın. "Tüm telefon konuşmalarını kesin. çoğu zaman yüreğini hoplatmıştı.

75 "Bakın." dedi Hammar. "'Yüzyılın en büyük cinayeti bu. Hammar: . "Şimdi buradan inciler aktarıyorum. Adalet Bakanı'nı bile yetki üstü konuşturuyorlar.' Đki ünlem işareti. Ne var ki.D. elemanlarından Gunvald Larsson ve de sözünü şöyle sürdürüyor: 'Bugüne dek gördüğüm en tüyler ürpertici sahneydi. "Böyle dostlar düşman başına.' diyor Stockholm cinayet masasının kurt C. "Bu ülkenin polis tarihçesinde görülen en büyük vurucu tim ve de araştırma ekibi. Başlıklar koca koca ve de kapkaraydı." dedi Hammar.Đ. Bu korkunç görünüm karşısında ilk kez kanım damarlarımda dondu." Kollberg içini çekip başını kaşıdı. bu gözü dönmüş canavarı daha fazla gecikmeden ele geçirmek amacıyla tüm insan ve araç gereç kaynaklarını seferber etmiştir. Polis." Odadakileri gözden geçirerek sırıttı: "Ve de işte seferber edilen insan kaynağımız!" Martin Beck mendiline sümkürdü. metinler çok az bilgi içeriyordu." diye devam etti Hammar.Gazeteleri açıp havaya kaldırdı ve de odada bulunanları tek tek düşmanca süzdü." Gunvald Larsson oturduğu yerde ardına yaslanıp kaşlarını çattı. "Ülkenin yüzü aşkın en usta cinayet masası uzmanları bu soruşturma ordusunun özünü oluşturmaktadır. Ülkemizi saran cinayet dalgasına ve de şiddet eylemlerine dur demenin zamanı geldi.

"Ah. Kimi otobüsler trafik tıkanıklığının içine ve de kimi polis kordonlarına saplanıp kaldılar." dedi Hammar. öyleyse. şu ana dek bu tanıklardan hiçbirinin izini saptayamadık. Sonra söze koyuldu: "Otobüs on sıralarında Bellmansro'dan yola çıktı." diye mırıldandı kendi kendine. sürücülere kalkış saatlerine aldırmaksızın son duraklara varış seferlerini sürdürmeleri söylendi." "Oradan bir haber yok mu henüz?" Martin Beck başını sarsaladi: "Daha ameliyattan çıkmadı. Sonra gazeteleri masanın üstüne savurarak sordu: "Melander nerde?" "Ruhbilimcilerle konuşmada." "Telsizle mi?" "Evet." "Hadi." "Sıraları mı?" "Evet. Ne var ki. Bu zaman içinde zaten büyük gecikmeler olageldiğinden. 47 numaralı hat üzerinde çalışan tüm şoförlere saat dokuzdan hemen sonra bildirilmişti." dedi Kollberg. şu politikacılar." "Devam et!" "Bu belirli seferde otobüse yol üstü duraklardan binip inmiş başka kişiler olduğunu tahmin etmekteyiz. Strandvagen'de patlak veren kargaşa tüm 76 kalkış-varış tarifelerini altüst etmişti." Kollberg ilkin dosyayı şöyle bir gözden geçirdi. Bu talimat." . "Ya Rönn?" "Hastanede. Stockholm Taşıt Đşletme'nin kendi telsiz merkezinden. "Durum incelemesine geçelim.

" dedi Hammar. üç. sonra?" "Sonra öbür yana döndü." "Bu tahminin dayanağı ne?" 77 "Mermi yolları. Duvardaki taslağa dönüp."Kendiliklerinden çıkıp gelirler. soldan sağa doğru tarayarak. Gazeteleri göstererek ekledi: "Bu yazılanlardan sonra gecikmezler." Kollberg tekdüze sesiyle sözünü sürdürdü: "Stenström'ün kol saati." "Oldu. Yani. Đşte bu taslak üzerinde bir. sağ işaret parmağını az önce çizmiş olduğu X'in üstüne koydu: "Silahlı kişinin tam burada yer almış olduğunu tahmin etmekteyiz. Tam o sırada ateş edilmiş olduğuna inanmamızı gerektirir nedenler var. yine soldan sağa doğru tarayarak otobüsün arka yerinde oturan dört kişiyi kurşunladı. Đlki öne. Ayrıca boş kovanların cesetlere göre bulundukları durum. Çıkış kapılarının önündeki açıklıkta." "Peki. Yani böylece otobüsün ön bölümünde oturan kişileri kurşunlamış oldu. altı. dolayısıyla üç kez yaylım ateşi açtığını sanmaktayız." "Yanı sıra katilin üç kez tetiğe dokunup. dört numarayı -Schwerin adıyla bildiğimiz kişiyi.da yaraladı. yedi numaraları öldürüp. beş. Schwerin geçidin ." Hammar sordu: "Atışın başlangıcı mı. on biri üç dakika ve otuz yedi saniye geçe durmuştu." dedi Martin Beck. sonu mu?" "Başlangıç. Devam. ola ki sağa ve de ikinci yaylım ateşle. sekiz ve de dokuz numarayla işaretlenmiş olanları. Bir numara şoförü ve iki numara da Stenström'ü belirtmektedir. iki.

gırtlağını temizledi ve de söze koyuldu: "Açık olan kapı." diyerek sözünü kesti Hammar.. Bunu açması için. Ek parmaklarını gümüşsü saçları arasından geçirdi.." Hammar sordu: "Otobüsten nasıl indi?" Martin Beck başıyla Ek'i göstererek: "Sıra sende. otobüsün sol yanında olan boylamına oturma yerinde oturmaktaydı ve de ayağa kalkacak zaman buldu." diye cevapladı Kollberg. ne kadar sürer?" "Henüz ne tür bir silah kullandığını bilmediğimize göre." diye konuşmaya başlayan Kollberg'in sözünü Gunvald Larsson kısa kesti: "On saniye kadar. sağa bir dönüş ve de geri yanı kurşunlamak." "Ya üçüncü yaylım?" "Öne yöneltildi." dedi Martin Beck.bitiminde sırtüstü yerde yatmaktaydı. "Bu eylem ne sürede gerçekleşmiş olabilir? Yani ilkin önü taramak. "Tüm olasılıklar bunu gösteriyor. Biz bu durumu şu şekilde değerlendiriyoruz: demek ki. arka biniş kapısıydı. öyle mi?" "Evet.. 78 sonra silahı yine öne doğrultup şarjörü boşaltmak.. ilkin geçit boyunca düpedüz öne ilerleyip şoför ye- . Eğer beylik ordu tipiyse.." "Bir dakika.." "Ve de silah bir makineli tabancadır mutlaka." dedi. Büyük bir olasılıkla katil otobüsü bu yoldan terk etti. "Ama bu kez sağdan sola doğru tarayarak. vurulan en son kişi olması gerekir. Bunun için de.

"söz konusu kişinin. Đlk şemada kapı devrelerine kurnanda eden düğme 15 numarayla ve de kapı kaldıracı 18 numarayla gösterilmiştir." diye patladı Gunvald Larsson. art biniş kapısı açılır. 79 Ek aldırmaksızın devam etti: "Yatay durumda. tam beş değişik devinimi vardır.. her ikisi de açılır. Đki numaralı durumda. kaldıraç kolunu iki numaralı duruma getirir ve de . geçit boyunca dosdoğru ilerleyip direksiyon başına gelmiş olması gerekir. ön biniş kapısı açılır. işte. dört ve beş numaralar.rine gelmesi gerekir. Bunların ilkinde. Üç numaralı durumda. her iki kapı da kapanır. Đlki kontrol tablosunun tüm devre çalışmalarını göstermektedir. Bu nedenle kaldıraç direksiyonun solunda. Direksiyonun üzerine yığılıp kalmış olan sürücüsünün üstünden uzanarak. Đkincisi yalnızca ön kapılara kumanda eden kaldıraç sisteminin çalışma taslağıdır. yan camın da hemen alt başında yer almaktadır. "Özetlemek gerekirse. Đkincisinde. Sonra kolunu üstten ya da şoförün koltuk altından uzatarak bir kaldıracı çevirmelidir. camları mendiliyle bir güzel parlatıp yine yerine taktı ve de duvarın önüne gitti: "Buraya iki şema astım. ya da bir numaralı devinimde. bundan bir şey anlayan beri gelsin. Kaldıraç kolunun.." "Yahu." diye sözü sürdürdü Ek." "Kısa kes. yani bir kıpı yukarı." Gözlüğünü çıkardı. yani iki kıpı yukarı. her iki kapı da açılır. ikinci şemada gördüğünüz gibi. Kaldıraç kolunun ayrıca aşağı doğru da iki devinimi vardır." dedi Hammar. iniş kapılarının önündeki olası yerinden hareketlenerek.

herkesi keyfince kurşuna dizerek bastı gitti. Odaya ansızın bir sessizlik çökmüştü. Hammar kaş çatıp durdu. Sola doğru." dedi Gunvald Larsson." 80 "Evet.böylece art biniş kapısını açmış olur." . "Pek öyle değil. "Gunvald bu konuda hiçbir şey anlamamış olduğunu belirtir çok ilginç bir yorumda bulundu." diyen Hammar. elinde ateşe hazır makineli tabancasıyla üst kat merdiveninden aşağı indi. Bunu mu söylemek istiyorsunuz bana?" "Hayır." Martin Beck durumu şipşak kavramakta gecikmedi: "Evet." dedi Ek bilgiçlik taslayarak. şoför dikiz aynasında hiçbir şey görmeksizin. Yani ilk polis arabası olay yerine geldiğinde açık duran kapı. kontrol tablosunu çalıştırmayı bildiğini de kanıtlamakta." diye karşılık verdi Kollberg. Ve de bunlardan biri Stenström'e isabet etmiş görünüyor." "Salt göğüs göğüse savaş taktiği. aslında silahlı adamın son kurşunları geçit boyunca ilerlerken ateşlediğini belirtir izler var. kuru bir sesle devam etti: "Oysa her şey katilin evindeymiş gibi rahat davrandığını göstermesinin yanı sıra. en azından kapılarla ilgili bölümü. En sonunda şöyle dedi: "Yani biri ansızın otobüse atlayıp orta yerinde durdu ve de kimsenin kıpırdamasına zaman bırakmadan." "Ne demek istiyorsunuz öyleyse?" Martin Beck devreye girdi: "Demek istediğimiz şu: Biri.

O." "Neden değil?" dedi Kollberg." dedi Kollberg. "Orda en uygun anın gelmesini sabırla beklemiş olan biri. "Tırmandığı kuleden geçen yaz otuzu aşkın adamı vu- ."Bir süredir yukarda tek başına oturmakta olan biri. Sonra ansızın dedi ki: "Olmadı. kontrol tablosundaki bir sayacı otomatik olarak devindirirler. Böylece otobüsün sürücüsü yukarda kaç kişi bulunduğunu her zaman için eksiksiz olarak bilir. "Durum incelemesi. Bunlar. Toplu cinayet işleyen akıl hastası bir kişi böylesine planlı bir biçimde davranmaz. Ani bir parlamayla gelen gelişigüzel bir davranış beklenir bu gibilerden." Hammar sordu: "Otobüsün üst katında adam olup olmadığını sürücü nasıl biliyor?" Herkes gözlerini umutla Ek'e çevirdi." "Ama bir şey unutuyoruz. ön basamaklardan yukarı çıkan her yolcu için sayaç artı bir kaydeder. basamaklar fotosellidir." dedi Gunvald Larsson." Hammar birkaç saniye için suskunluğa gömüldü. şöyle bir şişindi. sonra yine gırtlağını temizleyip söze koyuldu: "Efendim. Akla yatkın değil. "Çok çok iyi düşünülüp tasarlanmış bir görüntüde." "Yani otobüs-bulunduğunda sayaç sıfır mı gösteriyordu?" Gülen Polis / F6 81 "Evet." "Hangisi?" diye sordu Martin Beck.

" diyerek başını salladı Hammar. Geri kalan tek tanık on sekiz yaşında bir genç kızdı. her şeyi inceden inceye planlamıştı işte. metroya binmişti." "Evet. soruşturmanın durumunda bir değişiklik yoktu." 82 73 Yedi saat sonra gecenin on'u olmuştu. Martin Beck duvardaki taslakların önünde yer almıştı. Kollberg. Bunlardan on dokuzunun başka otobüslere binmiş olduğu ortaya çıkmıştı. Nybroplan'da otobüse binmiş ve de üç durak sonra Sergelstorg'da inerek. Şoförü tanımakta gecikmemiş ve iş burada bitmişti. O kadar ki. Aynı durakta Đ kendisiyle birlikte birkaç yolcunun daha indiğini söyledi misti. Ellerini ardında bağlamıştı ve de tabanlarının burnuyla ." "Neyi?" Bunu Martin Beck cevapladı: "Nasıl kaçacağını. yanma yiyecek bile almıştı. Üstünde durulacak hiçbir şey olmamıştı. bir yukarı dolaşıp duruyordu. Öğle sonrasındaki saatler boyunca. yirmi yardımsever tanık çıkagelmişti. Martin Beck'le Kollberg halen Kungsholmsgataıı polis merkezinde bulunuyorlardı. Karolinska Hastanesi'nde yatmakta olan adamın durumu ciddiyetini koruyordu. "Ama yine de bir şeyi unutmuştu. Dışarısı karanlıktı ve de yağmur dinmişti. sanki gelmesini beklediği biri varmış gibi 83 gözlerini sürgit kapıdan yana çevirerek. odanın içinde bir aşağı. Yani resmi ağızla.ran Amerika'daki deli.

uzun süren bir öksürük nöbetine tutuldu. . Uzun yıllar öncesi devriye polisi olarak kol gezdiği günlerden kalma eski ve de kötü bir alışkanlıktı bu. O zamandan bu yana bir türlü kurtulamamıştı elinden. oradan yeni bir haber var mı?" 84 Kollberg başını yandan yana şavulladı." "Sen kendine bak.. Ceketlerini iskemlelerinin arkalıklarına geçirmişler ve de gömlek kollarını sıvamışlardı. Kollberg'in boyun bağı savurageldiği masasının üstünde bir ölü yılan gibi yatıyordu. Hemen ardı sıra eliyle çenesini sıvazlayarak taslakları incelemeyi sürdürdü. Kollberg dolaşmayı yarıda kesti ve de eleştiren gözlerle ona bakarak içini döktü: "Bu gidişle ciğerlerini ağzında göreceksin bir gün. öyle ya!. Kent dışından.ökçesi üstünde ileri geri hafif hafif sallanıyordu." "Ha." Hammar bir an sustu. Martin Beck boğmacamsı. irice adamın yüzü ve koltuk altları ter içindeydi. Tepeden inme. Gün geçtikçe Đnga'ya benzer oldun. "Yarın tam milli takım oluyorsunuz." "Ya Rönn şapşalı?" "Hastanede. Öyle ya." Aynı anda Hammar kapıyı ardına dek açıp içeri daldı: "Larsson azmanıyla Melander mumyası nerde?" "Evlerine gittiler. evet. şişmanca." "Milli takım mı?" 'Yardımcı güçler. Oda öyle pek sıcak olmadığı halde. Sonra kaypakça ekledi: "Buna gerek görüldü. Sen daha iç o zıkkım sigarayı." Martin Beck özenle mendiline sümkürdü.

elbette elleri böğürlerinde kalır. "Onlar için harcırah ödeyen devletin parasına yazık değil mi?" Hammar birden ciddileşti: "Bakın. "Ayrıca Motala'dan Gunnar Ahlberg'i getirtmek için uğraşıyorlar. gerçeklerin gösterdiği yön." diyerek sırıttı. "Ama onlar gelmeden düğümü çözerseniz." Sözünü yarıda kesip. dikkati çekmek için şöyle dedi: "Tüm bildiğimiz şu: dün gece biri otobüste dokuz kişiyi vurdu."Kimler?" diye sordu Kollberg. Durumun farkına varan Kollberg. Martin Beck'i tepeden tırnağa iyice bir süzdü: "Neyin var senin?" 85 "Üşütmüşüm. "Ha." diyerek omuz silkti Hammar.. "Benim bildiğim bunlar.." dedi Kollberg. Sonra da hiç iz bırakmadan kayıplara karışıp ele geçmemekle sansasyon meraklısı kitle kıranların . "Doğru olmaz. bir de Sundsvall'dan gelecek yaman bir dedektif varmış sanırım. Tanıyor musunuz?" Martin Beck buz gibi bir ilgisizlikle karşılık verdi: "Görmüşlüğüm var." Hammar gözlerini onun üstünden ayırmadı. Adını unuttum şimdi." dedi Martin Beck. o dört dörtlük bir heriftir işte. Hammar alaycı bir sesle." dedi Kollberg. "Ya da ben tek tek sayayım mı?" "Yarın Mansson adında zehir zemberek bir herif geliyor Malmö'den." Kollberg yarım ağızla: "Bak." "Anlıyorum." dedi." "Benim de öyle.

kurşun yağdıranın kim olduğunu bize söyleyebilir. . Mutlaka çıkacak. Bu arada. Psikopat. patolojik bir tablo çerçeve ce si içinde görmek gerekir. "Evet." "Vay vay vay!" diyerek hayretini belirtti Kollberg. elde çok şey yok. Gerekçeye gelince. Otobüsün en arkasında oturduğuna göre. bundan kesin olarak bilgimiz yok." dedi Hammar. yani mantık kalıpları içerisinde aramak yerine. Sayın Müdürüm. anlamsızca homurdandı. bilimsel deyimle. cinayet gerekçesi de yok. Yanı sıra yararlı bir tanığa da rastlayamadık. "Hele bu Schwerin olacak olursa ya da belleğini yitirmiş bir durumda kendine gelirse -ki olmayacak bir şey değil. Ayrıca. çıkarsa." Hammar.bilinegelen uluslararası yöntemlerinin yeni bir örneğini vermiş oldu. "Doğrusu. Onun için psikopatların davranışlarını lo|ik. yani kitle kıranlar ruh hastasıdırlar. bunun üzerinde durmaya değmez.o zaman umarsızlığımız katmerlidir. Bu konuda size hak veririm. Đkincisi de hastahanede yatan adam ki. eğer komadan. "Zamanla çıkar. herhalde bizi silahın olduğu yere götürebilir. Elimizde somut iki ipucu var: Bir tanesi kurşunlarla boş kovanlar ki. Ancak böyle bir şey olduysa bile. katili mutlaka görmüş olması gerekir. Çünkü bu tür katiller. ben bu söylediklerinizden pek bir şey anlayamadım. Ama bilimsel ilişkiler üstadımız Melander'in uğraş alanına giriyor." "Çıkar." dedi Kollberg. elbette kendi canına kıymış olduğunu da varsayabiliriz. Umarım önü- . çünkü yarası çok çok ağır .

. Đyi bir eleman olsun. Üstelik burada boş yere geç saatlere dek kalmayın. Sağa sola kement atıp.. kendini öldürt!" "Şu Mansson. ben ve Melander yeterli. "Tamam. boynu87 na ip geçirdikleri her polis damgalı sığırı buraya çekmeleri hoşuma gitmiyor. Đyi geceler. "Anımsadın mı?" Kollberg başını salladı. Sonra da git." diye söze başlamışken Kollberg.." . "Stenström mü?" Kollberg başını sallayıp.... içten dışa yönelik bir soruşturma yöntemidir. Bu işi bize bıraksalar da kendi bildiğimizce yönetsek çok daha iyi olur. Sen. kendi kendine filozofça konuşur oldu: "Hey gidi hey! Şu çocuğu arada nasıl terslemiş olduğumu düşünüyorum da. On cinayet davasından dokuzunda kişiyi katile götürür. Ta başlangıçtan beri.su halkaları gibi. kuzum?" Martin Beck duymazdan geldi. Yarın hepinizi karşımda dinlenmiş yüzlerle görmek isterim.müzdeki günler içinde koltuğu altında bu konuda koca bir dosyayla çıkagelir.. pissin isterdim de ondan." Hammar. Hem sağlığınıza yazık hem de elektriğe." diyerek sözlerini tamamladı. gözü duvar saatinde olarak: "Tutmamız gereken en doğru yol. yıllar boyunca.. Bir süre sonra Kollberg içini çekip şöyle dedi: "Neyin var senin. "." Odadan ayrıldı ve de ortalığa bir sessizlik çöktü. "Kürdanlı dedektif." dedi Martin Beck.

asla! Anlayacağın. Sert erkek pozları kesmek için falan. aynasızların tabancalı takımındandı. tabancasını üstünden eksik et 88 mezdi." "Gördün mü ya? Üstelik Hammar'ın bizi karşısına alıp." "Evet. yanına silah alır mıydı?" "Almış olabilir. "Ama söyler misin? Şu son on yıl içinde Motala'da kaç cinayet soruşturmasına el koydu?" "Bir. "Orda ne babasını arıyordu? Şu kız belki." "Öyle. söyle bakalım." dedi Martin Beck." "Ne söyleyeyim?" "Stenström o otobüste ne arıyordu?" "Sorun bu zaten. çaylaklara ders verir gibi konuşma alışkanlığı da sinirime dokunuyor. Sonra Martin Beck gözlerini Kollberg'e dikerek şöyle dedi: "Eh." "Öyle bir çocuk değildi. "Bunu sen de benim kadar bilirsin. Ama Ahlberg kıyak heriftir hiç değilse."Olan olmuş bir kez. Hani hemşire." "Bildiğim kadarıyla." "Kızla gezmeye çıkmış olsa." dedi Kollberg. Hele ben. Çok da severim. değil mi? 'Psikopatlar." "Basmakalıp birtakım sözlerle bilgiçlik taslaması. ama yalnızca görev başında. efendim? 'Patolojik bir tablo çerçevesi içinde görmek gerek." dedi Martin Beck.' sonra mantık değil de 'lojik! Neymiş. Sen bu konuda onunla kıyaslanamazsm." .' Zart!" Yeni bir sessizlik.

" "Evet." dedi Kollberg kuru bir sesle. Toplu cinayet işleyen akıl hastası bir katil her şeyi böylesine dikkatle tasarlayamaz. "Şu anlamda bir şeydi. evet." "Yani?" "Yani otobüste kurşun yağdıran kişi akıl hastası bir kitle kıran değil. "Hem bir şey daha var. Ya da başka bir deyimle. o dehşet otobüsünün ilk ölen yolcuları arasında olduğu gerçeğini de görmezlikten gelemeyiz." "Ne?" "Hammar bugün durum incelemesinde bir söz etti. Bay Larsson!" "Gunvald mı?" "Başka 'Bay' var mı burada? Orman kibarı beyza89 demiz leş kokulu koltuk altlarına sprey sıkmak için evinin yolunu tutmadan önce." "Yani yağmurluğun düğmelerini daha önceden açmış.'" "Haklı mıydı dersin?" "Đlke olarak. gözlerini fala bakarcasına bundan ayırmaksızın şöyle dedi: "Hoş geldin. "Ben de öyle."Ben de onu yalnızca görev başından bilirim zaten. kaşlarının üstünde biriken ter damlacıklarını katlı bir mendille silmenin ardı sıra." dedi Kollberg düşünceli bir tavırla. bu işi yalnızca sansasyon yaratmak için yapmadı." Kollberg. Ne var ki. yanılmıyorsam: 'Akla yatkın değil. Yine de. yağmurluğunun iki düğmesini açıp tabancasını çıkaracak zamanı bulmuş." diye mırıldandı Martin Beck. o üstün zekâsının tüm parlaklığını yansıtır bir biçimde bu işe hiç akıl erdiremedi- .

Dahası. Ya da bir köşede çoktan kendi canına kıymıştır. yarattığı heyecan dalgasıyla neşesini buluyordur." . Sözgelişi. Sanki bir tane yetmezmiş gibi. şu an yapabileceğimiz bir şey var. Gunvald'ı hiç önemsemiyorsun. Hem de herkesten önce. Belki şu sıra evinde TV'nin karşısına geçip kurulmuş. öyleyse bir arkadaşım ziyaret edecekti." dedi Martin Beck. Çünkü huyunu suyunu bilmiyoruz. Bak. Hadi bunu da bırak. Nişanlısı denen kızla kapışmış olabilir ya da annesi sepetlemişti evden ve de sinema vakti geçtiği için. o hemşirenin balını yiyordu." 90 "Evet. Ancak yine de.ğini söyledi. o zaman da mutlaka başka bir yere uçkur çözmeye gidiyordu. katil zır delinin teki. küçümsüyorsun. bizim üstün zekâ nelere akıl erdirememiş. "Bunlar nasılsa öğrenilir. "Yanılıyor muyum?" Kollberg sinirlice omuz silkti: "Hadiii! Sen de şu sezgilerine kulak vere vere. Aslında Stenström'ün silahlı oluşunun hiçbir önemi yok. Bu bir! Đkinci. Hadi beraber değillerdi diyelim." dedi Martin Beck sakin bir sesle. gidecek başka yeri de olmadığından. kapağı attığı otobüsün içinde bir karış suratla derdine yanıyordu belki de." "Coşkuya kapılıp bas bas bağırman gereksiz. Büyük bir olasılıkla. neden deli kendi canına da kıymamış ya da kan tuttuğu için orda kalıp tutuklanmasını beklememiş? Sevdin mi?" "Kanımca. Tersini söyleyenin alnını karışlarım. kafada bir de akıl denen şey olduğunu unutageldin. al bir Gunvald daha! Bırak saçmalamayı! Bal gibi toplu cinayet bu. Yarın.

Birkaç yıldır ilk kez Stenström . Gece ayazının getirdiği don ağaçları. Ama bir kural gibi her zaman için değil. Martin Beck nedenini biliyordu."Vastberga'ya gidip. caddeleri ve de dam üstlerini bir kefen gibi sarmıştı. Üçüncü kattaki cam kanatlı kapıların yan duvarında bulunan kadranda şifreli numara düğmelerine bastılar ve de Stenström'ün odasına girdiler. Öte yandan. Hiçbiri kilitli değildi. kalem tepsisinin içinde kendi iki resmi durmaktaydı." dedi Martin Beck. Kollberg bir an duraksadı. yakası açılmadık sövgüleri peş peşe sıralıyordu. Güney polis merkezine dek uzanan yol boyunca yalnız bir kez konuştular. Kollberg ön camdan ilerisini görmekte güçlük çekiyor. soydan gelme bir cani damarı var mıdır?" Martin Beck de soruyu şöyle cevaplamıştı: "Evet. Sonra masanın başına geçip oturarak çekmeceleri yokladı. Kollberg merak edip sordu: "Bu toptancı katillerde genellikle kalıtsal bir bozukluk. genellikle." Kravatını pantolon cebine tıktı ve de ceketine sığma savaşı vermeye koyuldu. Oda temiz ve tendris olmakla birlikte kişilik yansıt91 mıyordu. Stenström çalışma masasının üstüne nişanlısının bir resmini bile koymamıştı. Hava nemli ve sisliydi. Holü aşıp merdiveni çıktılar. çalışma masasını gözden geçirmek. araba dönemeçlerde kaydıkça." Vastberga merkez binası sessiz ve de kimsesizdi. Kollberg sevinçle haykırdı: "Aferin sana! Yine kafayı çalıştırmaya başladın.

Resimleri de yeni bir pasaport çıkarmak gerektiği için çektirmişti. Ona ilerde iyi bir polis olma şansı vermek için. Kapıya vurulmadan içeri girilmeyeceğini öğretmek için. Ama şimdi bunlar geride kalmıştı. Kollberg'i de içine alan çoğu meslektaşlarınca. Bu resimlerde. toy ve beceriksiz. O zaman sormuştu: "Bu çocukla niye böyle uğraşıp duruyorsun?" Kollberg de şu karşılığı vermişti: "Kendine olan sahte güvenini. dürüst bir yüz anlatısı ve de arkaya taralı koyu kumral saçları vardı. Stenström. Kanarya Adaları'na sefer düzenleyen bir çarter uçağında hemen iki yer ayırtmıştı. O da bu fırsattan yararlanarak. Hele Kollberg'in alaycı takılmaları ve de ona karşı takındığı sert. o çokbilmiştik havasını dağıtıp yeni bir kişilik kazanmasına yardımcı ol92 mak için. Martin Beck. Bunların her ikisi de tüm akşam gazetelerinin baş sayfalarında yer alan koca koca resimlerinden çok daha iyiydi. Đlkin ona. asi bir görünüm taşıyordu. yirmi dokuz yaşından çok daha genç gösteren bir tipteydi. sıradan bir memur gözüyle bakılmıştı. Şanslı! diye düşündü Martin Beck. genellikle olduğu gibi. Zeki bir görünüşü. henüz Kristineberg'deki eski müdürlük binasında bulundukları sıra Kollberg'le bu konuda aralarında geçen konuşmayı anımsadı.Noel ve de yılbaşında yılık iznini kullanacak denli şanslı olmuştu." . hoşgörüsüz tutum sürgit bir işkence olmuştu. bu resimlerde olduğu gibi. genç memurunun belki de en son çekilmiş vesikalık resimlerine bakarken.

Kollberg. Sözgelişi. çok çalışır olmuş. yargı ve algının yanı sıra. küstah tavırları ve de lopur lopur sarkık etleriyle şişkoluğun eşiğinde yağ tulumu bir Kollberg. Yaptığı aşama ona yetenek kazandırmış. geniş alınlı. Her neyse. bir ölçüde korku sezme gücü kazandırmıştı. sempatik tavırlar. Oysa diğer birçokları için aynı şeyi söylemek hiç de kolay değildi. en iyi polislerin çoğunlukla en can sıkıcı kişilerden çıktığı varsayımını yalanlamayan mumya kılıklı Melander için ne demeli? Ya da kıpkırmızı burnuyla tam bir sirk soytarısına benzeyen şapşal Rönn mü posterlerde boy gösterecekti? Hele dev yapısı ve de koca koca devrik gözlerin yer aldığı hiç gülmeyen somurtuk suratıyla hemen herkesin içine korku salan ve hünermiş gibi bundan övünç duyan Gunvald Larsson mu bu iş için biçilmiş kaftandı? Ya kendisi için ne demeli? Sümüklü Martin Beck. geçen yıllarla birlikte Stenström gelişme göstermişti. ama iyi bir polis olmayı becermişti. . bu konularda haksız sayılmazdı. Doğrusu. halkın gözünde polisi sevimli gösterecek bir simge olarak kapak resimlerinde veya aday heveslendirmek için reklam posterlerinde kullanılabilirdi. dolgun çeneli. bu konuda en son akla geleceklerden biriydi. Daha geçen akşam karşısına geçtiği aynada ince yüzlü. fizik olarak alımlı ve de iyi bir atlet. uzun boylu ve de uğursuz duruşlu bir adamın kurşun mavisi bezgin gözlerle sin93 sice kendisine baktığını görmüştü. en önemlisi. Dış görünüşüyle polisin süs boncuğuydu: Sevimli bir yüz. Gerçi kapı vurmasını asla öğrenememişti. Ya.

Kent polisine bağlı olmakla birlikte. O an geçmişti ve de bir daha dönmeyecekti. Stenström başlığını rafa kaldırıp. 1964-65 yılları döneminde. tüm polis örgütü olduğu gibi ulusallaştırılmış ve onlar da zamanla yavaş yavaş buraya. Az öncesi Kungsholmsgatan'da Hammar onlara soruşturmanın nasıl yönetilmesi konusunda ders verircesine hava basarken kendisinin takınmış olduğu duygusal tavır başını alıp gitmişti. Ancak Stenström hep yanında kalmıştı.Yanı sıra. Đlkin Kristineberg'de. üniformasını da polis okulundan eski bir sınıf arkadaşına sattığından bu yana. Martin Beck'in emrinde çalışagelmişti. Daha sonra. Melan-der de kendi istemiyle ana merkeze alınmıştı. işi başından aşkın yerel taşra polisine yardım amacıyla kurulmuş bir tür yıldırım ekip görünümünde çalışagel-mekteydi. ana merkezdeki kendi eski yerine getirilmişti. bir yandan da Kollberg'in düzenli bir biçimde çekmecelerden çıkarıp masanın üstüne dizdiği eşyayı gözden geçiriyordu. daha sonra da ulusal cinayet masasında. Martin Beck bir yandan bunları düşünüyor. Ama bu masa o zaman şimdiki görev anlayışı içinde değildi. Fakat şimdi Ake Stenström adını taşımış olan kişi hakkında bildiklerini kafasında yaktığı soğuk ve yansız bir ışık altında inceliyordu. Martin Beck onu beş yılı aşkın bir süredir tanıyordu ve de sayısız soruştur94 . Geçen yıllarla Kollberg başka görevlere atanmış. Stenström'ün sahip olduğu belirli birtakım özelliklerin tümüne çok büyük yararı dokunmuştu. Vastberga'ya aktarılmışlardı.

Yanı sıra olgunlaşmış. Baba evinden ayrılmış ve de ölümüne dek yanında kalma isteğini söylediği genç kadınla birlikte tuttuğu yeni kata taşınmıştı. güvensizliğinden büyük ölçüde sıyrılarak utangaçlığı da yenmesini bilip iyice pişmişti. Bir seferinde. hazırcevap hiç değil ve de tümüyle ele alınırsa gülmece duyusu gelişmemiş bir kişi. Stenström iki metre ötede durmuş ne yapmak gerektiğini düşünürken. bir genel fikir edinmesine yeterli tüm önemli bilgilere sahipti. Aman canım. Bunlar hiç de öyle azımsanır şeyler değildi. Stenström'ün kişiliğine ışık tutan. Đşte Stenström pratik olarak polis çalışmaları konusunda ne biliyorsa. aralarında gelişmişi kimdi zaten? Belki bir aşağılık duygusu vardı. Ama bunun ötesinde eklenecek çok az şey vardı. kilitli kapıyı bir tekmede ardına dayayıp içeri girerek baltalı manyak katili tek tokatta yere baygın seren ve de on beş saniyede işi bitiren 95 . çok şey bilmiyordu. Edebiyatın her türünden güldür güldür aktarılar yapan ve de tumturaklı birtakım sözlerle hava basıp kişinin aklım karıştıran Kollberg yüzünden. Öte yandan oldukça sıkılgan. metin. Ancak ne tuhaftır ki. bu süre içinde öğrenmişti. onun hakkında bilinmesi gereken her şeyi bilmesi gerekirdi. iyi bir insan.mada birlikte çalışmışlardı. henüz biraz çocuksu. Doğru. Tamam. açıkgöz ve de öğrenmeye meraklı. Bu nedenle Martin Beck'in. Hırslı. bir polis olarak başarılı ve de başarısız yönlerini belirleyen temel çizgiler. Kendinden kısa süre önce babası ölmüş ve de annesi yeniden Vastmanland'a dönmüştü.

evrak ve de yine evrak. Đyi. Rapor kopyaları. Stenström'ün boş tutkuları vardı. ananızdan emdiğiniz süt burnunuzdan gelecekti. Bir kez gördüğü. Stenström sigara ve çiklet kullanmadığına göre. Tümü de düzgün yığınlar şeklinde düzenlenmişti. herhalde bunları ziyaretçilerine bir tür hizmet amacıyla burada bulunduruyor olmalıydı. Đşiniz böylesine kolay da olmayacak. En kişisel şeyleri bir kutu kibritle bir paket açılmadık çikletti. okuduğu ya da duyduğu şeyi asla unutmayan ve de hiçbir olay karşısında kılı kıpırdamayan donuk ifadeli Melander yüzünden.Gunvald Larsson yüzünden. şimdi Stenström'le sen çekmelerimi didikliyor olacaktınız. duruşma tutanakları." 96 . Evrak. saatinin saniyesi saniyesine tam zamanı göstermesi gerektiğine ilişkin saçma dakiklik. Üstelik anımı karalayacak kim bilir neler bulacaktınız oralarda. teksirli genelgeler ve de yeni basım hukuk kitapları. ama bu tür insanlar içinde kim aşağılık duygusuna kapılmazdı ki? Onun hakkında niye böylesine az şey biliyordu? Gözlem noksanlığı mı? Dikkatinden kaçan bir şey mi vardı ya da dikkat edilecek başka bir yanı yok muydu? Martin Beck saç diplerini parmak uçlarıyla ovuşturdu ve de Kollberg'in masa üstüne sıraladığı şeyleri inceledi. notlar. Bunun bir eşörneği masasının üstündeki ve işindeki kılı kırk yararcasına titizlikle de yansıyordu. Sözgelişi. Kollberg derin derin içini çekip şöyle dedi: "Eğer o otobüste oturan ben olsaydım.

Tüm notlar ve dosyalar. "Nişanlı mişanlı bilmem ben. Şu yapıştırıcı bantlara bak." Resim destesini iskambil kâğıtları gibi aralayıp baktıktan sonra önüne yaydı: "Hele böyle merakları olduğu aklımın ucundan geçmezdi." Martin Beck cılız bir sesle. Dört köşe. arkadaş." dedi. çabucak ve de dikkatle incelediler." Omuz silkti. Mühürlü ve kalıncaydı. "Ama burada bulduklarımız kimsenin anısını karalayamaz. "Hmmm!" diye mırıldandı Kollberg. Stenström'ün üzerinde çalıştığı soruşturmalarla ilgili. Martin Beck yine karşılık vermedi. Örümcek ağı gibi gezdirmiş. kahverengi bir zarf. "Bu ne olabilir?" diye sordu Kollberg. Tüm evrakı sessizce." Kollberg zarfı elinde evirip çevirdi: "Amma da sıkı sıkıya kapamış. "Aç da gör." dedi Kollberg. yine de herhangi bir yorumda bulunmaktan kaçındı. kalem tepsisinden kâğıt açacağını aldı ve de zarfı cart cart keserek açtı. "Stenström'ün fotoğrafçı olduğunu bilmezdim. bildikleri konulardı. En sonunda tek bir şey kalmıştı. Hemen tanıtlamaktan uzak kaldıkları ya da yadırgar oldukları hiçbir şey yoktu. Her şey olması gerektiği gibi yerli yerindeydi.Martin Beck. Kollberg'in çekmelerinin neye benzediğini çok iyi kestirmesine karşın. "Nişanlısı o. Meğer ne ince zevk sahibi hergeleymiş!" Martin Beck resimlere görev zoruyla şöyle bir göz .

Kaldı ki. Polis mesleğinde geçirdiği yirmi beş yıldan sonra bile bu duygunun üstesinden gelememişti. "Böyle bir kadın olduğuna rüyamda görsem inanmazdım. daha önce de gördün sen onu. Arabada Martin Beck sordu: . Bunlar çok ayrı şeylerdir." Işığı söndürüp çıktılar. Hayranlıkla ve de ağzı sulanarak. Daha sonra söylediği tek şey şu oldu: "Yarın onu bir kez daha göreceksin. Kollberg'in böylesi duygulara ayıracak zamanı yoktu. öteden beri içini bir utanç dalgası sarardı." dedi Kollberg. ama Martin Beck sessiz kalmayı yeğledi." diye söylendi. Başkalarının özel yaşamlarına ilişkin birtakım şeylere ne zaman burnunu sokmak zorunluluğunda kalsa. "Bak." Kollberg haklıydı. "Dakikaları saymaya başladım bile. Kendiliğinden olan kaçınılmaz bir tepkiydi bu. elleri üstünde de durabiliyor. şehvetli bir erkekti." "Evet. gerisin geri zarfın içine doldurdu ve dedi ki: "Yatakları daha fazla bekletmeyelim. Bir anda resimlerin içine düşmüştü. Ben seni evine atarım. ama giyimli. "Hey ulu Tanrım! Ne parça be!" dedi." "Evet." "Canım." Resimleri toparlayıp.Gülen Polis / F7 07 attı ve de hemen içini o her zamanki tatsız duygu kapladı.

Ama yine de.. Konuşmaları kısa ve de konuya ilişkindi." diye cevapladı Martin Beck. kent doğrultusunda yürüdüm. Kollberg peronda bekliyordu. Medborgarplatsen'de inip Folkungagatan'a çıktılar. Ben Martin. "Elbette. Bir açıklaması var mı bunun?" "Yalnızca rastlantı. Gun nerde olduğunu bilmiyordu ve de benden çok önce olay yerine . Saat dokuzu yirmi geçiyordu ve de ağlamış suratlı bir güneş . Telsizden alarmı henüz almışlardı ve beni kaptıkları gibi doğruca oraya götürdüler. Skarmarbrink metro istasyonuna girdiğinde. Neden sonra Kollberg. Tam Skanstull Köprüsü üzerinde."Dün gece nasıl oldu da Norra Stationsgatan'da birden bitiverdin? Ben telefon ettiğimde." "Tamam. "Kollberg." 99 89 Martin Beck Çarşamba sabahı evden çıkmazdan önce Kollberg'e telefon açtı. Son vagona binmeyi bir alışkanlık haline getirmişlerdi. Đlk varanlardan biri sayılırım. devriye arabası içindeki iki memur beni tanıdı." Uzun bir süre konuşmaksızın oturdular. çözüm bekler bir tonda sordu: "Bu resimleri ne yapacaktı dersin? Niçin çalışma masasında tutuyordu?" "Bakmak için. Ne açıklaması olacak? Senden ayrıldıktan sonra." Tren." "Selam.. Böylece. düzenlemeksizin bile kente kadar birlikte yolculuk etme fırsatım buluyorlardı.9« gelmiştin. Şimdi çıkıyorum.

Folkungagatan boyunca doğuya yöneldiler. Umarım yaşar. Östgötagatan'a sapan köşeyi dönmüşlerdi ki. Tam sülük. "Yaralı adam nasıl. ama gazetecilerin de ne mal olduklarını bilirsin. Sesi kısık ve de oldukça boğuk çıkmıştı. Ne var ki." dedi. Dondurucu rüzgâra karşı pardösü yakalarını kaldırdılar. Ameliyatlar onu canlı tutacak denli başarılı geçmiş." dedi Martin Beck. Kapıyı ufak tefek bir kız açtı. Girişteki kiracılar listesinde TORELL adını buldular. haberin var mı? Şu Schwerin?" "Evet. "Evet. Asa Töreli. Kapıyı ikisinin ardından kaparken: "Girin içeri de pardösülerinizi çıkarın. bacaklarını sımsıkı saran bir siyah pantolon ve de gülhatmi çiçeği mavisi el örgüsü bir polo kazak ." Tjarhovsgatan'a saptıktan sonra 18 numaraya dek yürüdüler.57 boy biçti. Martin Beck göz kararıyla hemen ona orda 1. Koll-100 berg sordu.kurşun rengi bulut perdeleri ardından yeryüzüne baktı. Fakat iki kat yukarının kapı üstündeki levhası içinde çini mürekkeple AKE STENSTRÖM yazılı bir beyaz kart vardı. bu sabah hastaneyi aradım." "Kendine gelecek miymiş?" Martin Beck omuzlarını kaldırdı: "Bilemiyorlar. hâlâ kendinde değil ve de doktorlar adam kendine gelene dek sonuç konusunda bir şey söyleyemiyorlar." "Bakalım gazeteler kokusunu ne zaman alacak?" "Karolinska'dan ağızlarını mühürlü tutacakları konusunda söz verdiler.

giymişti. Ayaklarına birkaç numara büyük gelen boz rengi kalın ski çorapları geçirmişti ki, görünüşe bakılırsa Stenström'ün olmalıydılar. Kestane rengi gözleri vardı ve de koyu kumral saçları çok kısa kesilmişti. 101 Üçgen biçimli yüzüne ne şirin denebilirdi ne de güzel. Olsa olsa, çarpıcı ve özgün olarak tanımlanabilirdi. Daracık omuz ve kalçalarıyla ince bir yapıya sahipti. Göğüsleri yok denecek denli küçüktü. Martin Beck ile Kollberg şapkalarını rafta Stenst-röm'ün eski başlığının yanına bırakıp yağmurluklarını çıkarırlarken, kaderine boyun eğmiş bir sessizlik içinde ayakta bekliyordu. Sonra onları içeri buyur etti. Her iki penceresi de caddeye bakan oturma odasının sevimli ve huzur verici bir havası vardı. Duvarın birini boydan boya koca bir kitaplık kaplıyordu. Kenarları oymalı ve de üstü ek parçalıydı. Bunun ve deri kaplı bir gömme koltuğun dışında kalan diğer döşemelik eşyalar oldukça yeni görünüyorlardı. Çingene kırmızısı bir makine halısı tabanın büyük bölümünü kaplamaktaydı. Đnce yün perdeler de aynı renk tonundaydı. Oda düzgün bir biçimden yoksundu. Ötedeki köşede, kısa bir geçit mutfağa açılıyordu. Koridorun açık bir kapısından öbür odalar gözüküyordu. Mutfakla yatak odası geri yandaki avluya bakmadaydı. Asa Töreli deri koltuğa büzülerek ayaklarını altında topladı. Martin Beck'le Kollberg kızın gösterdiği safari koltuklara geçip oturdular. Genç kadınla aralarında yer alan alçak masanın üstündeki kül tabağı tepeleme sigara izmariti doluydu.

"Sizi bu şekilde rahatsız etmek zorunda kaldığımız için ne denli üzüldüğümüzü umarım anlamış olacaksınız," dedi Martin Beck. "Ne var ki, en kısa zamanda sizle görüşmemizin önemi büyüktü." Asa Töreli hemen cevap vermedi. Kül tabağının bir kenarında tütegelen sigarayı dudaklarının arasına gö 102 türüp, dumanını derin derin içine çekti. .Elleri hafifçe titriyor ve göz altlarında oluşmuş siyah halkalar arada seğiriyordu. "Sizleri çok iyi anlıyorum," dedi en sonunda. "Üstelik gelmekle de çok iyi ettiniz. Bu koltukta tüneyip duruyorum, o zamandan... şey, haberi aldığımdan bu yana... burada oturmuş, bunun gerçek olduğuna inandırmaya çalışıyorum kendimi." "Bn. Töreli," diye söze başladı Kollberg. "Buraya gelip sizle kalacak kimseniz yok mu?" Kız başını sarsaladi: "Yok. Kaldı ki, kimseleri istemiyorum burada ben." "Ana-babanız?" Yine başını sarsaladi: "Anacığım geçen yıl öldü. Babam öleliyse yirmi yıl oldu." Martin Beck öne doğru eğilip ona daha yakından baktı ve de ardı sıra sordu: "Hiç uyudunuz mu?" "Bilmiyorum. Dün buraya gelenler bana iki hap verdiler. Demek ki, bir süre uyumuş olmalıyım. Zarar yok. Her şey düzelecek. Kendime geleceğim." Sigarasını söndürürken, gözleri inik, mırıldandı: "Yalnız ne var ki onun ölmüş olduğu gerçeğine kendimi alıştırmam gerek, işte bu, biraz zaman alabilir."

Ne Martin Beck ne de Kollberg söylenecek bir şey bulamadılar. Martin Beck ansızın odanın çok havasız olduğunu ve de yoğun bir sigara dumanıyla kaplı bulunduğunu fark etti. Ağır bir sessizlik altında eziliyorlardı. En sonunda Kollberg gırtlağını temizledi ve de ciddi bir sesle şöyle dedi: 103 "Bn. Töreli, size Stenst... Ake konusunda bir iki şey sormamızın sakıncası var mı?" Asa Töreli gözlerini ağır ağır kaldırdı. Ansızın içleri aydınlandı, sonra da gülümsedi: "Bakın. Sizleri herhalde Başkomiser Beck ve Komiser Kollberg diye çağırmamı istemezsiniz, değil mi? Bana Asa demelisiniz, çünkü ben sizlere Martin ve Len-nart diye sesleneceğim. Gördünüz mü? Bir bakıma, ikinizi de çok iyi tanıyorum sayılır." Her ikisine de ayrı ayrı yaramazca baktıktan sonra ekledi: "Ake dolayısıyla, hiç kuşkusuz. Çok iyi anlaşırdık. Birkaç yıldır burada oturuyorduk." Kollberg ile Beck, çifte cenazeciler, diye düşündü Martin Beck. Kafanı kötü fikirlerden arıt, oğlum. Kız bizden. Kollberg daha az ciddi olan bir sesle, "Biz de sizden söz edildiğini duyduk," dedi. Asa çözüldüğü gibi kalktı ve de gidip bir cam açtı. Sonra kül tabağını alarak mutfağa geçti. Yüzündeki bahar havası gitmiş, yerini kara bulutlar kaplamıştı. Başka bir kül tabağıyla döndü ve de yine koltukta kedi gibi büzüldü. "Lütfen olanları anlatır mısınız bana?" diye ortalama konuştu. "Dün çok şey anlatılmadı. Gazeteleri de okuyacak değilim."

Martin Beck bir Florida yaktı. "Anlatayım," dedi. Durum incelemesinin bir bakıma tekrarını ona aktarırken, kız gözlerini bir an olsun üstünden ayırmadan, yerinde kıpırdamasız oturdu. Ancak belirli kimi ayrıntıları atladı. Sonu geldiğinde, Asa dedi ki: 104 "Ake nereye gidiyordu? O otobüste ne işi vardı?" Kollberg Martin Beck'le bakıştıktan sonra şu karşılığı verdi: "Biz de bunu sizden öğreneceğimizi umuyorduk." Asa Töreli başını yandan yana şavulladi: "Bu konuda hiçbir fikrim yok." Martin Beck sordu: "Günün daha erken saatlerinde ne yaptığından haberiniz var mı?" Kız ona şaşkın gözlerle baktı: "Aman nasıl olur da bilmezsiniz? Bütün gün boyunca çalışıyordu. Hangi işin peşinde olduğunu mutlaka biliyordunuz." Martin Beck bir an duraksadıktan sonra şöyle dedi: "Onu en son canlı olarak Cuma günü gördüm. Sabahleyin öyle bir uğramıştı." Yerinden fırlayıp bir süre gezindi durdu. Derken birden karşılarına dikildi: "Fakat nasıl olur? Hem Cumartesi hem de Pazartesi çalışıyordu. Pazartesi sabahı buradan birlikte çıktık. Ake'yi Pazartesi günü görmediniz mi?" Bakışlarını Kollberg'e saplayınca, adam başını sarsaladi: "Nereye gideceğini söyledi? Vastberga mı dedi ya da Kungsholmsgatan mı?" Asa bir süre düşündü:

"Yo, nereye gittiğini hiç söylemedi. Tamam, şimdi anlaşıldı. Demek, kent içi bir iş üzerinde çalışıyordu." "Cumartesi de mi çalıştı dediniz?" diye sordu Martin Beck. Kız başını salladı: 105 "Evet, ama bütün gün değil. Sabahleyin buradan beraberce çıktık. Ben saat birde işimi bitirip dosdoğru eve döndüm. Ake de az sonra çıkageldi. Alışverişi de o yapmıştı, Pazar günü boştu. Bütün günü bir arada geçirdik." Koltuğa gidip içine gömüldü, karnına çektiği dizleri çevresinde ellerini kavuşturup bağladı ve de alt dudağını kemirmeye başladı. Kollberg sordu: "Ne iş üzerinde çalıştığını size söylemedi mi?" Asa dalgın dalgın, başını sarsaladı. "Genellikle ne iş üzerinde çalıştığını söylemez miydi?" diye sordu Martin Beck. "Yo, söylerdi, söylerdi. Birbirimizden hiç saklımız gizlimiz yoktu. Her şeyi anlatırdık karşılıklı. Ama son zamanlarda değil. Son işi konusunda tek söz etmedi. Bu konuda benle konuşmamasını garipsemiştim doğrusu. Oysa sorunların değişik yönlerini oturur konuşurduk hep. Özellikle zorlu ve girift olanları bana açmadan edemezdi. Ama belki de yasak kondu diye..." Sözünü yarıda kesip sesini yükseltti: "Hem sonra, bana niye soruyorsunuz? Onun üstleri sizlerdiniz. Eğer bunları bana polise ilişkin bir sır verip vermediğini öğrenmek için soruyorsanız, inanın ki, böyle bir şey yapmadı. Son üç hafta içinde, bu işi konusunda tek söz etmedi."

"Belki de size anlatacak önemli bir şey yoktu," dedi Kollberg yatıştırıcı bir sesle. "Son üç hafta olağandışı bir durgunluk içinde geçmişti. Bir bakıma, tatildeydik denebilir." Asa gözlerini iri iri açarak ona sertçe baktı: "Siz 106 benle alay mı ediyorsunuz? Nasıl böyle dersiniz? Bildiğim kadarıyla, Ake'nin canı çıkıyordu. Yalnız gündüzleri çalışmakla kalsa iyi, geceleri de sabahlara dek iş peşinde koşturmaktaydı." 107 96 Rönn kolundaki saate bakıp esnedi. Gözleri, tekerlekli sedyeye ve de üstünde yatan kişiye kaydı. Tanım dışında sarmalanıp sargılanmış olarak soluk alıyordu. Derken bakışları o karmaşık aygıta takıldı. Herhalde yaralı adamı canlı tutmak için gerekli buseydi. Başında bekleyen orta yaşlı suratsız hemşire de bunun gerektiği gibi çalışmasından sorumlu olmalıydı. Đşte şu an yatkın elleri o tepetaklak durup tıp tıp damlayan şişelerden birini değiştiriyordu. Hareketleri çabuk ve ölçülüydü. Uzun yılların eğitimini ve de oyalanmadan sonuca ulaşmanın kıvraklığını yansıtmaktaydı. Rönn içini çekti ve de maskın ardından yine esnedi. Hemşire hemen bunun farkına vararak ona ters bir bakış fırlattı. Yalın beyaz duvarlı ve donuk ışıklı bu antiseptik tecrit odasında çok uzun saatler geçirmişti. Hele ameliyat salonunun önündeki koridorda attığı adımlar tü108

Rönn çağın canlı ansiklopedilerinden biri değildi. yaşamından genellikle hoşnut ve de her şeyin olduğu gibi kalmasına duacı. Üstelik bilgiçlik taslayarak hava basmasını da bilmezdi. Rönn için bugüne dek hiçbir kaygı ve de başağrısı 109 . Bu adamı daha önce hiç görmemiş olduğu halde. Hayrettir. Rönn gibi karmaşık görüş açısından uzak biri için bile. etkin sert önlemler almayı beceremeyen Emniyet Genel Müdürü'ne dek uzanan bir doyumsuzluk yolu. neden sonra sivil bir dedektif kimliğinde karşısına dikilivermişti? Neden bunu en başından açıklamamıştı? Đşte akıl erdiremediği bir nokta. Aslında onu yararlı ve yetenekli bir polis kılan da bu nitelikleriydi. Olaylara basit ve düz bir görüş açısından bakardı. Çoğu insanları sever ve de çoğu insanlar da ondan hoşlanırlardı. bir yiyip bin şükreden bir kişiydi. bu Ullholm insan kanına susamış bir canavar ve de gerici akımın tam aptalca bir simgesi olarak gözükmüştü. Bir kez bu Ullholm hiçbir şeyden hoşnut değildi. hiç de düşük olmayan aylık kat sayısından tutun da. Dahası. Kendi halinde.kenmek bilmemişti. Çocuklara manevi ahlak ve toplum terbiyesi öğretmedikleri için okullara karşıydı. zamanının büyük bölümünü Ullholm adında biriyle paylaşmak zorunluluğunda kalmıştı. Olmadık güçlükler ve de sorunlar yaratma yeteneğinden yoksundu. Ne var ki. Polis örgütü içinde disiplinin çok gevşek olduğundan yakınmayı ağzına sakız etmişti.

Cinayet ve şiddet olaylarının büyük ölçüde artma nedenini polisin gerekli askeri eğitimden geçmemesine ve de eskisi gibi kılıç kuşanmamasına bağlayıp çıktı işin içinden. "Efendim? Demek istediğimi anlıyorsun ya?" "Vay!" diye bir ünlem çıktı Rönn'ün ağzından. "Artar. bir dakika durmaz. "Hadi bilemedin. Efendim? Demek istediğimi anlıyorsun ya?" Her şeyi bilen ve de her şeyden anlayan yaman bir adamdı. disiplinsiz bir toplumda eski sol yönlü trafiğin kaldırılıp yerine sağ yönlü trafiğin benimsenmesi. içimde doğaya dönme özlemi uyanıyor. ülkenin batmasını çabuklaştırır rezilce bir yanılgıdan öte bir şey değildi. Fuhuş ve zina artar.nedeni olmamış üç sınıf yurttaş özellikle can düşmanlarıydı: yabancılar. kendimi . Eğer tüm Laponya o pis La-ponlarla kaynaşmasaydı. Hele ahlakça çökmüş. dönebilirlik sağlayan cepli geniş caddeler ve de karayolları boyunca park etme kolaylıkları. Nedenine gelince. "Kaldı ki. Söze şöyle başlamıştı: "Đşte tüm bu laçkalıkları görünce. Ancak bir konuda Rönn'ün bilgisine başvurma zorunluluğunu duydu. en çoğundan burun gölgesi bir bıyık. bu bile bir rütbeden sonra olmalı." dedi. "Özellikle fuhuş ve zinanın artmasına yardımcı bir karar. Efendim? Demek istediğimi anlıyorsun ya?" 1930'lardan bu yana toplumda dirlik ve düzenlik kalmadığı kanısını taşıyordu. gençler ve de sosyalistler." dedi. Ullholm ayrıca polis devriyelerinin sakal bırakmasına izin verilmesini de rezillik olarak nitelendiriyordu. efendim.

" diye yinelemişti Kollberg. "Hiçbir doğru yanı yok.. Kim?" "Ullholm. Laponların kuyruklu oldukları doğru mu?" "Hayır. Herif zır deli! Az çok aklı başında birini göndermeli hastaneye. Sesini alçaltarak şunları söyledi: "Çok ilginç olduğu kadar da olağanüstü bir şey. Birçoklarının kafasına yerleşegelmlş yanlış bir fikir. "Hemen engel olunmalı! Asıl ona deli gömleği giydirecek biri gerek. Zaman yitirmeden!" . o da hop diye yerinden fırlayıp haykırmıştı: "Ne!.110 dağ başlarına atardım. Bir: Yöneltmiş olduğu masumca bir soru üzerine soruşturma merkezinde olagelenler." Bu adı tanıyagelen bir tek Gunvald Larsson çıkmış. Efendim? Demek istediğimi anlıyorsun ya?" "Ben bir Lapon kızıyla evliyim." Asıl Rönn'ü meraklandıran bir nokta vardı: Acaba neden bu adam şimdiye dek kayıp ve danışma bürosuna atılıp kızağa çekilmemişti? Ullholm her konuda cart curt edip astar yırttıktan sonra." dedi Rönn bezgince. Ullholm ona tiksintiyle karışık bir merakla baktı.. Oysa kendi sadece şunu öğrenmek istemişti: "Hastanede görevli kişi kim?" Kollberg önündeki kâğıtları ilgisizce karıştırıp şöyle demişti: "Ullholm adında biri. amansız eleştirilerinin ilkelerini şu sözlerle sonuca bağlıyordu: "Efendim? Demek istediğimi anlıyorsun ya?" Bu arada Rönn'ün anladığı yalnızca iki şey vardı." dedi Rönn.

" Ve de Rönn kapıya yönelmişken. bu olanaksız. ama yine de bir kez daha belirtmek isterim ki. Gunvald Larsson kendisine son bir uyarıda bulunmuştu: "Einar!" "Evet?" "Bak.111 Đşte bu az çok aklı başında kişi de Rönn oluvermişti. Ölüm belgesini görmeden sakın tanıkla konuşmasına izin verme. o karşı olduğunuz sosyalistlerden biri de benim. Yüzlerce dilekçe uçurur her yana. ayağının kaydırıldığını sanır. Uyguladı ve de şöylesine bir gidişim gösterdi: Ullholm. ırk ve değişik görüşler taşımaları bakımından insanlar arasında en küçük bir ayrım yapmam. bir tutucu olarak ve de en önemlisi özgür demokratik bir ülkenin yurttaşı olarak. En sonunda kuramsal bir çözüm yolu buldu. Ama bir de karınca gibi Yahudi ve komünist kaynaşan bir polis ordusu göz önüne getir. uluorta başlattığı uzunca bir demeci şu sözlerle bağlamıştı: "Elbette bunu söylemek bile yersiz. Hadi şimdi!" Đki: Bu gürül gürül saçma sözler akıtan barajın ağzını tıkamalıydı. O zaman atlatıldığını. Ama ben de bir gerçeği belirtmek isterim ki. oğlum. renk. Yine de masumca bir şey daha sormuştu: "Onu nöbetten alacak mıyım?" "Nöbetten almak mı? Hayır. Adalet Bakanı'na çıkar. Efendim? Demek istediğimi anlıyorsun ya?" Đşte bunun üzerine Rönn maskının ardından gırtlağını hafifçe temizleyerek şunları demişti: "Evet. Bu ne 112 . birey olarak. Emniyet Genel Müdürlüğüne karşı sivil danıştayda dava bile açar.

Sağlam bir fiziği var elbette ve de genel durumu iyiye doğru gidiyor." Ullholm dilini yutmuşçasma suspus olup pencerenin önüne gitmişti. Rönn ise hepsine ayrı ayrı yönelttiği sorulara karşı tek cevap almıştı: omuz silkmesi. Rönn'e tepeden bakarak şunları söylemişti: "Aslında olanaksız." "Yaşayacak mı?" Doktor.denle. Sağlık durumu iyiye gitmeyen ya da kötü olan kişi ne halde bulunurdu acaba? Uzun uzun düşünüp taşınarak iki soru hazırlamış ve de unutma endişesi içinde bunları not defterine geçirmişti. Su katılmadık bir komünist. doktorlardan hiçbiri belirgin bir iyimserlik içinde görünmüyordu. önümüzdeki yarım saat içinde çıkar. Ne var ki.. Şimdi iki saattir orda dikilmiş duruyordu. Schwerin üç kez ameliyat edilmişti." "Yani komünist mi?" "Evet. Her iki kurşun da bedeninden çıkarılmıştı. Đlki şuydu: Ateş eden kimdi? Ve de ikincisi: Nasıl biriydi? Yanı sıra başka bir iki hazırlık daha yapmıştı: TaşıGiilen Polis / F8 113 . Çevresini kuşatan ihanet dünyasını asık bir suratla izliyordu. Fakat bir çeyrek saat kadar önce tecrit odasına giren cerrahlardan biri demişti ki: "Eğer komadan çıkacağı varsa.." Rönn sedyede yatan adama acıyarak baktı.

Yaralı adamın yüzü bir değişim içine girmiş görünüyordu. Ullholm bu işlevlerin hiçbirine en küçük bir ilgi göstermeksizin. sedyede uzanmış yatan adam başını sola çevirdi. hemşire ansızın yaralı adamın üstüne eğildi.nır transistorlu teybini sedyenin başucundaki iskemlenin üzerine yerleştirmiş. 114 . Bir an sonra Rönn aynı soruyu yineledi: "Ateş eden kimdi?" Şimdi adamın dudakları kıpırdadı ve de bir şey dedi. Bir yandan çabuk ve sabırsız el hareketleriyle iki polisi çağırırken. "Evet. Duvar saati ikiyi yirmi altı dakika geçtiğini gösteriyordu ki." diye fısıldadı hemşire. Rönn iki numaralı soruyu yinelemek için tam ağzını açmıştı ki. Rönn şipşak koşturup mikrofonu kavradı. bir yandan da öbür elini uzatarak zili çaldı. mikrofonu prizine takıp kordonundan iskemle arkalığına asmıştı. "Şimdi!" Rönn mikrofonu uzatıp sordu: "Ateş eden kimdi?" Tepki yok. arada pencere önündeki yerinden Rönn'e eleştiren bakışlar atmakla yetinmişti. Rönn ikinci soruyu yöneltmek için ancak iki saniye bekledi: "Nasıl biriydi?" Yaralı adam yine tepki gösterdi ve de bu kez cevap daha belirgindi. Alt çene sarktı ve de köpüklü bir kan lapası dudakları arasından fışkırıp ak yastığı ala buladı. sanırım." dedi hemşire. Odaya bir doktor girdi. Gözkapakları ve de burun deliklerinin kanatlan titredi. "Kendine geliyor.

Ullholm onu öfkeyle süzdü ve de ağzından tükürürcesine tek bir sözcük çıktı:. Ullholm en azından on saniye Rönn'e dimdik baktı.Rönn gözlerini doktora kaldırdı. "Çaylak!" Rönn mikrofonun fişini çekip çıkardı ve de teybi pencere önüne götürdü. Bant makarasını işaretparmağıyla özene bezene geri çevirdi. "Ateş eden kimdi?" "Nrnm. Efendim? Demek istediğimi anlıyorsun ya?" Topukları üstünde sertçe döndü ve de kaz adımlarla." diye fısıldadı Rönn... Sonra şöyle dedi: "Ne mi anladım? Söyleyeyim: Seni görevini kötüye kullanmaktan şikâyet edeceğim." "Ne anladınız bundan?" diye sordu. rap rap odadan çıktı gitti. Elde olan bir şey değil. "Adam öldü." "Nasıl biriydi?" "Koleson. Rönn'ün yanma gelip çattı: "Sen bu yaptığına sorgulama mı diyorsun?" Sonra sesini perde perde yükselterek ağırlığını iyice ortaya koydu: "Şimdi beni dinle. 115 103 . Beyaz gömlekli adam araçlarını şöyle bir yokladıktan sonra ciddi bir tavırla başını salladı. sonra da ses düğmesine bastı. Rönn peşi sıra acıyarak baktı. ciğeri metelik etmez adam! Senin karşında Dedektif Komiser Ullholm konuşuyor. Ullholm.

insan yaz diye bir mevsimden geçtiğini unutuve-riyor. şaşkınca duraladı. Agnegatan'ı geçmişti ki. Başım deli rüzgâra karşı eğerek bir çabuk paltosunun düğmelerini ilikledi. Bir araba tam yanı başında zınk diye durdu." dedi Martin Beck. Soluk almak için bir an durakladı..Polis merkezinin anakapısından çıkan Martin Beck. Hangi otobüse bineceğini bilemiyordu. Otobüsteki şu yaşlı kadının kızıyla konuşacağım." Kungsbron boyunca yol alıp." "Güzel. Kış yeniden başlar başlamaz. eski hal binasını geride bıraktılar. . kentin merkezi doğrultusunda yürümeye koyuldu.. Eylül'den bu yana sağ yönlü trafik düzeni uygulanır olalı. Aynı günün sabahı Đnga'nm üstelemeleri karşısında en sonunda havlu atıp. yeni troley güzergâhlarım tam anlamıyla henüz kafasına yerleştirememişti. dondurucu bir rüzgârın önüne katıp sürüklediği kar taneciklerinin iğne gibi atıştıran sağanağı altında kaldı. "Beni de Sabbatsberg Hastanesi önünde indirirsin." diye karşılık verdi Gunvald Larsson. Yün atkısını boynuna iyice dolayarak. Minik kar tanecikleri döne savrula ön cama saplanıyordu. Nereye?" "Vastmannagatan. Gun-vald Larsson camı indirip seslendi: "Atla!" 116 Martin Beck gökte aradığını yerde bulmuşçasına bir sevinç içinde arabanın ön yanma kuruldu: "Öf be! Ne berbat hava. dondurucu soğuk ve de nezlesine önlem olarak paltosunu giymekten başka çıkar yol bulamamıştı.

Sonra seni yine ben götürürüm geri. "Tutmaz bile. Dalagatan'a doğru uzanmakta olan yüksek kayalıkları dinamitleyip uçuruyorlardı." Dalagatan ile Tegnergatan'ın kesiştiği köşede. Sabbatsberg Hastanesi sınırları içinde kalan bölgede geniş çapta bir yapı değişikliği işlevi süregelmedeydi. "Bundan böyle." "Belki. şöyle dedi: "Benle Assarsson'un karısını görmeye gelir misin? Otobüsteki kaputlu herif hani. görmek istersin diye düşünmüştüm. Saat üçte orda olacağım." karşılığında bulundu Martin Beck. "Iııh!" diye ünledi Martin Beck." Gunvald Larsson ardına şipşak bir göz attı: "Aynı tür değil." Martin Beck'in tersine. önünü görmeni engeller sadece. Bugünlerde. Norra Latin Ortaokulu önünde 47 numaralı hat üzerinde çalışan bir çift katlı otobüsü geçtiler. Büssing." "Bilemiyorum." diye homurdandı Gunvald Larsson. Vasagatan'ı izleyerek Norra Bantorget'e çıktılar." Bir dakika falan geçmişti ki. Patlamanın gümbürtüsü apart- . Bu bir Alman otobüsü. Đşte böyle uçuşup. Sabbatsberg'den yalnızca bir blok ötede. Yıkılmakta olan eskilerin yerine yeni yapılar yükselmeye başlamıştı bile. Gunvald Larsson bir oto hastasıydı ve de çok iyi bir sürücü olarak bilinirdi."Bu tür karın bir şeye yararı olmaz. şu otobüslerden birini ne zaman görsek yüreğimiz burkulacak. sarı koruma başlıklı ve de eli kırmızı bayraklı bir adam önlerine çıktı. 117 "Madem aynı semttesin. Şu hemşireyle işimin kaçta biteceğine bağlı.

dök asfaltı geçmişi kınalı ülkeye.man duvarları arasında henüz dalga dalga yankılar uyandırırken. Kadın." 118 Adamın elini bir demir pençe içine alıp coşkuyla sıktı. Yüzünün teni gergin. yaklaşık olarak Martin Beck'in boyunda ve de ondan çok daha iriydi. kemiklerinin çatırdadığını duyar gibi oldu ve de bu ebe hemşiresinin yeni doğmuş bebeleri de aynı güçle elleri arasında sıkmaması umudunda bulunarak acıyı sineye çekti. uluslararası park yeri yap. neydi herifin adı. burası daha iyi mi olacak o herifin öngörüsünden?" Martin Beck. kadının her yanından sağlık ve güçlülük fışkırıyordu. Güzel gözlerinin iri bebekleri saçıyla aynı rengi taşıyordu. Gunvald Larsson dedi ki: "Neden şu Stockholm'ü bir defada kökünden havaya uçurup temizlemiyorlar da. Polis. Dişleri beyaz ve iri iri. olsun bitsin. onun Vietnam için söylediği gibi yapmalılar: Yık ne varsa. Eastman Enstitüsü girişine en yakın olan noktada arabadan indi. Dışarı uğrayıp önünü kesti: "Başkomiser Beck mi? Ben Monika Granholm. Burası doğum ve kadın hastalıkları bölümlerini kapsıyordu. böyle bölük pörçük göçertiyorlar? Ronald Reagan mıydı. Sanki kent plancıları işlerini sona erdirdiğinde. Cam kapıların ardında durmuş yolunu gözleyen deri paltolu kadını ancak iyice yaklaştıktan sonra seçebildi. Evet. Açık kumral saçları yoğun ve dalgalı. yanakları pespembeydi. Kapıların önündeki oto-dönüş alanı boştu. .

"Wasahof'a girsek olur mu?" diye sordu Monika Granholm. "Oranın nasıl dedikodu yuvası olduğunu bilemezsiniz. öte yandan da Martin Beck'e seçme dedikodulardan birtakım örnek parçalar aktarıyordu." Bu sözü onaylatmak istercesine. şimdi kendime geldim! Artık dilediğiniz gibi beni soru yağmuruna tutabilir." diye karşılık verdi. bir yandan önüne konan bir tabak tepeleme köfte ve kızarmış patatesi iştahla atıştırırken. Kadın başım şavulladu . Martin Beck onu kirpik altından imrenerek izlemekteydi. Her zaman olduğunca. Sonlara doğru artık sözü tam ölü meslektaşına getirecekti ki. ben de size kova kova cevap verebilirim. Ama ilkin ben size bir şey sorabilir miyim?" Martin Beck ona Florida paketini tutarken. Martin Beck canı kenarı bir masa seçtiyse de." dedi.Otobüste ölüsü bulunan kız. yine acıkmamıştı. kadın tabağı önünden iteleyip afiyetle geğirdi ve de şöyle dedi: "Oh. gardırop yanında cam bardak gibi kalıyor olmalıydı. "Tam sokağın karşısında. lokantada birkaç boş masa vardı." Öğle yemeği saati geçmiş olduğundan. ufak tefek ve ince yapılıydı. Monika Granholm ortalarda bir yerde oturmayı yeğ tuttu. Sadece biraz midesi yanıyordu ve de durumunu daha kötüleştir119 mek için kahve içmekteydi. Dalagatan'dan yana yürüdüler. "Elbette sorabilirsiniz. Bu oda arkadaşıyla kıyaslanınca. Boş mideyle hiç konuşamam. "Hastaneden birinin bizi görmesini istemem. Yemeği boyunca kadına hiç ilişmedi.

" . onu mutlaka yakalamalısınız. Kendini asla esirgemezdi. Yani Sabb'da işe başladığından bu yana. Ne yapıp edip. ama onunla ayrı kata çıkacağını bana sezindirmişti. Zayıf nahif olmasına karşın." dedi Martin Beck. sigara kullanmam."Yo. "Teşekkür ederim. "Bir erkek arkadaşı yok muydu?" "Vardı ya! Çok harika bir çocuk. teşekkürler. O manyak katili yakaladınız mı?" "Hayır. yeni yılda evleneceklerdi. Olaydan bu yana taksiyle gidip geliyor hastaneye." dedi adam ezile büzüle." Buyurur gibi bakan gözlerini Martin Beck'e dikmişti. Örnek bir hemşire." "Britt konusunda öğrenmek istediğiniz nedir?" "Onu ne denli tanırdınız? Ne zamandan beri ikiniz aynı daireyi paylaşıyorsunuz?" "Onu benden iyi tanıyan kimse yoktu sanırım. Dünyanın en iyi arkadaşı ve de çok ye120 tenekli bir hemşireydi. biliyor musunuz? Doğumda çalışan kızlardan biri artık işe otobüsle gelip gitmez oldu. Resmen nişanlı olduklarını sanmıyorum." "Sağolun. Kanımca. Üç yıldır da oda arkadaşıydık." "Herkes panik içinde. Kadının başı sallandı: "Aferin." dedi adam. Çocuk daireyi tutmuştu bile." Kahve kabını alıp Martin Beck'in fincanını doldurdu. çok çok çalışırdı. "Henüz değil. Manyağın elinde makineli tabancasıyla ansızın otobüsün orta yerinde bitivereceğini sanıyor. "Elden geleni yapıyoruz.

" Masada parmağıyla şekiller çiziyordu. Anemik bünye olduğu için belli günlerde genellikle dem sürerdi ve de sık sık sağlık yoklamasından geçmesi gerekirdi. Bu Bertil'i tanıyana dek bir erkekle ilişki kurmuş ol121 duğunu sanmıyorum. Çok erkek tanır mıydı?" Monika Granholm gülümseyip başını sarsaladi: "Yalnızca hastanede tanıdıkları. Tedavinin değil. Tam bir yıldırım aşkı. Kızlar doktorlarla evlenme şansını elde etmek için hemşirelik mesleğini seçer derlerse de. Çok tutuk bir kızdı. Miss Danielsson'la tanıştıkları ve de otobüste . Đşte BertilTe böyle tanıştı." Martin Beck can sıkısıyla iç geçirdi. Genç bir doktor. Birden kaş çatıp Martin Beck'e baktı: "Đlgilendiğiniz konu onun aşk yaşamı mı? Bunun işinizle olan ilintisi nedir?" Martin Beck iç cebinden cüzdanını çıkarıp masanın üstünde kendi önüne bıraktı: "Otobüste Britt Danielsson'un yanında bir adam oturuyordu. ama aşkın kendisini iyileştirdiğini söyler dururdu. Bir polis olan bu adamın adı Ake Stenström idi. Britt'i bu kuralın dışında tutmak gerekir."Birbirlerini çoktan mı tanıyorlardı?" Kadın başparmak tırnağını dişleyerek uzun uzun düşündü: "En azından on ay oldu. Kadın kuşkuyla sordu: "Ne yani? Yıldırım aşkına karşı mısınız?" "Yo. Çok sıkılgan ve de nedense erkeklerden ürküntü duyan bir kızdı. Sonra geçen kış viziteye yazılmıştı. böyle bir şey demedim.

bir diğer erkeğe dönüp bakacağı akla gelmez. Đlgimizi çektiği için öğrenmek istediğimiz nokta şu: Miss Danielsson hiç Ake Stenström adını söz konusu etti mi?" Cüzdanından çıkardığı Ake Stenström'ün resmini Monika Granholm'un önüne sürdü: "Bu adamı hiç gördünüz mü?" Kadın resme bakıp başını sarsaladı. Üstüne üstlük. Sonra bıraktığı yerden yine alarak daha yakından inceledi: "Evet. Ne var ki.. korkuya 122 varan bir ürküntü. nişanlısından başka bir erkeğin evine dek kendisine eşlik etmesine izin vermiş olacağı hiç düşünülemez. Her şeyini bana anlatırdı. bu resim daha iyi çıkmış. Bu konuda büyük yanılgı içindesiniz." Kadın başını yandan yana şavulladi: "Britt çok dürüst. Ne arkadaş olarak ne de başka bir şey olarak. Kaldı ki. çok çekingendi ve de söylemiş olduğum gibi." Resmi geri verirken de ekledi: "Britt bu adamı tanımazdı. Bu konuda yemin edebilirim. benden öte dünyada kimseye sırrını açmazdı. Kusura bakmayın." Martin Beck cüzdanı gerisingeri cebine soktu: "Belki arkadaştılar ve. erkeklerden son derece ürkerdi.beraber olduklarından kuşkulanmamız için birtakım nedenler var. Ayrıca. Çünkü o tip kızlardan değildi. Bu nedenle." Çantasının içinden para kesesini çıkardı: . Başkomiserim.. gördüm ya! Gazetelerde. Bertil dışında. Bertil'e sırsıklam âşıktı.

"Bebeklerimin yanına dönmem gerek. Martin Beck saatine baktıktan sonra sokak kapısını açıp içeri girdi." diyen Monika Granholm." "Nerde oturuyor acaba?" "Gillerbacken 22. Monika Granholm şöyle dedi: "Birbirlerini tanıyor olmaları da mümkün. Herhalde bu süre içinde. Martin Beck elini uzatıp engel oldu: "Devlet babanın konuğusunuz. Saat üçü yirmi geçtiğine göre. Şimdilik on yedi tanesine analık ediyorum. Assarsson'un yanında bulunuyordu. Neden olmasın? O gün rasgele buluşmuş iki çocukluk ya da okul arkadaşı olabilirlerdi." Biraz duraksamayla elini uzattı ve de güvenlik önlemi olarak eldivenini çıkarmadı. Britt yirmi yaşına dek Eslöv'de yaşardı. kadının kocasının okula başladığından beri . "Bu doktorun Bertil'den başka adı var mı?" "Persson. 123 111 Gunvald Larsson'un arabası Tegnergatan 40'ın önünde park etmiş duruyordu. "Devlet babaya selamlarımı iletip. yemek için teşekkür ettiğimi bildirin. uzun ve çalak adımlarla bayır aşağı uzaklaştı." Kesenin içinde parmaklarını dolaştırmaya koyulmuştu ki. Ama bundan öte bir şey düşünemiyorum. demek yirmi dakikadır Bn. Bu sizin polis nereliymiş?" "Hallstahammar!" diye cevapladı Martin Beck." Hastanenin bahçe kapısında durduklarında. her zaman için dakik bir adam olan Gunvald Larsson. Bandhagen.

Gunvald Larsson'un sorgu tekniği. pembe koltuk yer almaktaydı. "Marta.. Bn. Bu Bay. Üç metreden uzun. Adam elini uzattı: "Ben Ture Assarsson. yavrucuğum. oturuyordu.. Bn." 124 Martin Beck'in paltosunu çıkarıp asmasını bekledi. Meslektaşınız bir süredir burada. ancak bu koltuklardan birine oturuverince Gunvald Larsson'un sorununu anlayabildi. orta yaşlı bir adam açtı. Bu yöntem etkili olduğu kadar. Bunların birinde Gunvald Larsson tuhaf bir görünüm içinde oturuyordu. Ölünün. . en baştan başlayarak her şeyi adım adım açıklığa kavuşturmaktı. Assarsson'un lütfeder gibi bir el hareketiyle. resmi polis nişanını gösterdi.sürdürdüğü yaşamın ıcığını cıcığım çıkarmıştı. Sonra uzunca çift kapılar arasından geçerek yol gösterdi. sıkıcı ve zaman alıcıydı. bileği zarifçe kırarak uzattı. Martin Beck bu sarkık parmakları beceriksizce tutup mırıldandı: "Başınız sağ olsun. öldürülen kişinin ağabeyiyim. Assarsson. Oturma odası geniş ve de oldukça karanlıktı." dedi. Kadehi kanepenin önündeki siyah mermer masaya bıraktı ve de elini." Mermer masanın öte yanında grup halinde üç alçacık. elde kadeh. Martin Beck kendini tanıtıp. karşısında duran adamın öpmesini bekler biçimde. Lütfen buyrun. Dairenin kapısını simsiyah giysiler içinde ve gümüş beyazı kravat takmış. Başkomiser Beck. yulaf rengi bodur bir kanepenin üstünde siyah jarse etek ve ceket giymiş kupkuru bir kadın. Martin Beck.

En sonunda. Assarsson'a Pazartesi gecesi kocasının o otobüse niye binmiş olduğunu bilip bilmediğini soruyordum.Koltuğun yapılışı yalnızca uzamk yatay bir oturuşa elverdiği için ve de ağzı tavana dikili. kendini ikiye katlamaktan öte çıkar yol bulamamıştı. değil mi. denebilir ki. Adam ona kuşkulu bir bakış sarkıttıktan sonra. Yani bilmediğimi." dedi Gunvald Larsson. çaresiz. "Ben de Bn." . 125 çok alçaktı. "Ben de size ölüm haberini alalı henüz saniyeler geçmemişken. sonra da sağa kıvırdı. Ne var ki. Sayın Başkomiser?" diye sordu ve de Martin Beck'in itirazı için zaman bırakmadan kadehi doldurup masada önüne bıraktı. "Bir kadeh beyaz Đspanyol şarabı alırsınız. Gunvald Larsson. Martin Beck bacaklarını ilkin sola. Derken bacak bacak üstüne atmayı ve de ayaklarını koltuğun altına sokuşturmayı denedi. Gunvald Larsson'un durumunu benimsedi. büfeden çıkardığı bir karafaki ve de temiz bir kadehle döndü. Rahatsız durumundan ötürü yüzü kızıla çalmıştı ve de önünde iki dağ hörgücü gibi yükselen dizleri arasından Martin Beck'e bön bön bakıyordu. kaykılmış bir sorgulamacımn garip durumu göz önünde tutulacak olursa. kayınbiraderinin doldurması için kadehli elini Özgürlük Heykeli gibi havalandırmış duruyordu. karşımda bitip bana kocam hakkında sorular yönelten o kendini bilmez kaba adama vermiş olduğum aynı cevabı verdim. Bu arada içkisini tüketen dul kadın.

. Kulağım kalemle karıştırırken sordu: "Bir toplantı mı? Nerde ve de kimlerle?" Assarsson yengesine baktı. Deniz Harp Okulu'ndan birlikte mezun olup. "Develer mi?" diye gürledi. Saat altıda akşam yemeğine oturduk. sonra üstünü değişip." dedi yaslı dul. Sigarayı elinde bir süre evirdi çevirdi. masanın üstündeki yeşil cam kutudan-altın uçlu ve turuncu renkte bir sigara aldı." Gunvald Larsson yutmamış görünen bir ifadeyle." Gunvald Larsson iç cebinden bir parça kâğıtla bir tükenmez kalem çıkardı. birkaç kez kutunun kapağına vurup zıplattı ve de neden sonra kayınbiraderinin yakmasına izin verdi. "Bir toplantıday 126 dı. Kendilerine Develer adını vermişlerdi. "Evet.Kadehini Martin Beck'e doğru kaldırdı ve de tek yudumda dipledi. biliyorum. biliyor musunuz?" Kadehini bırakan kadın. Narvavagetı'de oturur Sjöberg adında bir işadamının evinde toplanırlardı. Martin Beck kadının pek ayık olmadığının farkına vardı. Martin Beck kendi şarap kadehine uzanmak için bir girişimde bulunduysa da. yediye doğru çıktı. o günden bu yana aralarındaki bağı koparmamış dokuz üyeden kuruluydu. Onun cevaplamadığını görünce dedi ki: "Eski okul arkadaşlarından oluşan bir dernek. bir karış kadar ıskalayarak gerisin geri koltuğa düşüp yayılakaldi: "Gecenin daha erken saatlerinde kocanız nerdeydi acaba.

"Bir iş konuşması yapmaya gidiyordu elbette."Evet. Martin Beck sordu: "47 numaralı otobüsle nereye gidiyor olabilirdi sizce?" Assarsson ona endişeli gözlerle baktı. Sözgelişi. Hemen telefon açtım Tornavida'ya -aralarında Bay Sjöberg'i böyle çağırırlarve de Tornavida.ve de kocamın gündüzleri dışında geceleri de çalışmasında olağanüstü bir durum yoktu. "Birbirlerini 'Selam.. Kimi dernekler bu yöntemi benimser. sözgelişi?" "Gizli tutarlar. "Ne yararına. aranmamalı da. gözüm uyku tutmamıştı.." dedi. "Hayır amacıyla çalışır. Assarsson. Assarsson. yaklaşık on buçukta Gös-ta'nın oradan ayrılmış olduğunu söyledi." karşılığını verdi Bn. kayınbiraderine eleştiren gözlerle bakarak: "Ülkücü bir dernektir." dedi Assarsson.' diye selamladıkları için derneğe Develer adını yakıştırmışlardı. . Uçan Deve. üstüne çevrilen Gunvald Larsson'un bakışlarından kurtulabilmek için sordu: 127 "Bn." Martin Beck. yani elaltından çalışma denir buna. kocanızın Narvavagen'den kaçta ayrıldığını biliyor musunuz?" "Şey. Bu nedenle uykuluk bir tek atmak için sabahın ikisinde kalktığımda. 'sub rosa'." Gunvald Larsson alaycı bir ses tonunda: "Öyle mi?" diye sordu." Sigarasını söndürdü. Gös-ta'nın eve gelmemiş olduğunu gördüm. "Yapılan yardımları biz eşlerine bile açıklamaları yasaktı." Yaslı dul. Kocam enerji küpü bir adamdı ve de firması adına sürgit çalışırdı -yani bu Türe de şirketin ortağıdır elbette.

Gunvald Larsson hâlâ bir şeyler çiziktirip duruyordu. Başkomiser Beck?" "Hayır. Martin Beck boynunu kaz gibi uzatarak kâğıt parçasına bir göz attı. Assarsson?" Bn." diyen Bn. Assarsson. Ancak adam kadehi kaptığı gibi. Çocuğumuz yok. Başkomiser Beck. Şimdi kadının iyice çakırkeyif olduğunu görebiliyordu." diye karşılık verdi Martin Beck. "Eğer Başkomiser Beck ve de baş belası Larsson izin verirlerse. Çok çok sevindim sizleri gördüğüme. Yaslı dul gözlerini birkaç kez kırpıştırdıktan sonra ona baktı: "Siz Amerikan asıllı mısınız. Beyaz sayfanın üstü develerle kaplıydı.. Kadın ona düşmanca baktı. kadının yüzüne bakmaksızın büfeye götürüp bıraktı." Kadın ipin ucunu kaçırmışa benziyordu. Assarsson kadehini doldurması için kayınbiraderinin önüne bıraktı. "Güle güle.." . Boş kadehini kaldırıp parmakları arasında sallayarak tırnak uç-larıyla tıngırdattı. Martin Beck bacaklarından tekini uzatıp dizini ovuşturdu: "Çocuğunuz var mı. şey yani. yalpalayarak kapıya yöneldi. eteğine dökülmüş külleri silkeledi: 128 "Hayır.taşradan çıkagelen müşteriler günübirliğine Stockholm'de kaldıkları zaman. Bn. Ne yazık ki. kocam bana çocuk veremedi. Çaba harcayarak kalkarken. Gunvald Larsson kâğıt parçasına bir şeyler yazma uğraşındaydı." Boş bakışlı gözleri Martin Beck'in sol kulağının ardında bir noktaya saplanmıştı. gidip dinlenmem gerek.

" Gülen Polis / F9 129 117 Bu tiksinç Çarşamba'nın yararına söylenecek çok az şey vardı. . Martin Beck. Schwerin öyküsünü öğrenmiş olmaları şaşkınlık yaratmadı. Gazetelerin. soruşturma çoktan çıkmaza saplanmıştı. Sonra kapıyı ardından çekip kapadı. onun güç bela yerinden kalkarak tavana doğru apartman gibi yükseldiğini gördü. Polis tek önemli tanığı alıp kaçırmıştı. Gunvald Larsson kalemini ve deve resimli kâğıdı cebine sokuşturdu. Bol ayrıntıyla şişirilmiş ve de alaycı bir dille polise çatan iri iri başlıklar ön sayfaları boydan boya kaplıyordu. Eğer basma ve de haklı olarak Büyük Dedektif diye bilinegelen kamuoyuna doğru bilgi verilmezse. Sonra adama yaklaştı ve de yüzüne bakmazdan sordu: "Şu develeri iyi uçurdun. Ofiste çalışan bir kız. değil mi? Ama şimdi söyle bakalım. Polis basına ve de dolayısıyla halka yalan söylemişti. Efendim.Sendeledi. gazetelerin baskıya erken saatlerde girmeleriydi. polis kimin yardımını bekleyebilirdi? Gazetelerin söz konusu etmedikleri tek şey Schwerin'in ölmüş olmasıydı. senin bey birader kimle yatardı?" Assarsson kapalı kapıya kaçamak bir bakış fırlatıp cevapladı: "Eivor Olsson. Bunun da nedeni herhalde. ama kolu tutabildi.

Yazı şu şekilde sürüp gidiyordu: Đzler silinir ve koku bayatlarken. toplu cinayet -birkaç hafta öncesi kararlaştırılmış. Bir şanssızlık sonucu. bizim Đsveç tipi Keystone Polisleri1 ne yapıyordu dersiniz? Bir elleri ceplerinde. saçlarıyla kaşlarında buz tanecikleri parlıyordu. porno resimlere bakıp ve de arada birbirlerine müstehcen edebiyattan parçalar okuyarak. "Bilmiyorum." diye karşılık verdi Melander. onlar halkın canından önce ahlakını korumayı ödev bilmişler kendilerine. Adli Tıp Laboratuvarı teknisyenlerinin olay yerini ne durumda bulmuş oldukları gerçeğini de öğrenmişlerdi! 130 Değerli zaman yitimine uğranılmıştı. Evet. "Ne var ki. . en göze çarpar yerinde bunu belirtmeyi kendine görev bilmişti: Halk düşmanı bir manyak katil kitleleri kırıp geçirirken ve de kamuoyu paniğe kapılmış durumdayken.müstehcen yayımlara el koymak amacıyla kondu büfelere ve de tütüncü dükkânlarına yapılan baskınlarla aynı zamana rastlamıştı." dedi Melander. polis nelerle uğraşıyordu. Yaşasın ahlaklı ölüler! Öğle sonrası saat dört sıralarında Kollberg Kungsholmsgatan'a geldiğinde. "Para sorunu. "Şu paçavralar kadar ispiyonumuz olsa." dedi.Her nasılsa." Piposunu tıklatıp yine evrakının arasına gömüldü. parmak oynatma gereğini bile duymazdık. yüzü adamakıllı asıktı ve de kolunun altında akşam gazeteleri vardı. Gazetelerden biri. Ama böyle olsa bile ne fark eder?" "Hiç. ileri görüşlü Adalet Bakanlığının tüm sorunlara çözüm getiren emirlerini yerine getiriyorlar. bunca basit işte.

ne var?" . Devletin ödediği benzin bedelini almak için değil.. duvarda bir harita var. Yardımcı güçlerden üçte biri imdada yetişmişti: Malmö'-den Mansson. sözgelişi." "Ustabaşı Johan Kallström'ün mü?" "Đyi bildin.Kollberg zehirli bir dille sordu: "Ruhbilimci üstatlarla giriştiğin fikir alışverişi bitti mi?" Melander başını kaldırmadan cevapladı: "Evet. üst cebinden bir yenisini çıkarıp beğenmez gözlerle süzdü. Esther Kallström. Karlbergsvagen 89. sonra da paltosunu giydi. "Yapabileceğim bir şey var mı?" diye sordu. gözler önüne daha barışsever bir mostra sergiliyordu. Henüz sorguya çekmek için zaman bulamadığımız birkaç kişi var. "Evet." dedi Kollberg bezgince. Mansson yaklaşık Gunvald Larsson kadar iriydi. Kurbanlardan birinin dul eşi. Kapı eşiğinde dönüp Kollberg'e baktı: "Hey!." "Karlbergsvagen nerde?" "Bak orda. Şimdi pencere önünde durmuş. Skane'den kendi arabasıyla tüm gece boyunca yol alarak gelmişti. Ne var ki. dişleri arasında bir kürdan. Mansson ezik diş çöpünü Melander'in kül tabağına bıraktı. Bir süre haritayı inceledi." "Evet. Çıkardığım özet makinede temize çekiliyor. Đşte sana biri. Bn. dışarısını seyrediyordu. fakat eli altında Malmö bölgesini belirleyen M plakalı bir araba bulunmasının kendi açısından yarar sağlayacağını düşündüğü için." Soruşturma merkezinde yeni bir yüz görüldü.

" "Olağanüstü. Kollberg dönüp Melander'e dedi ki: "Bu ayıyı daha önce yalnız bir kez gördüm. Kapı güneyli devin ardından kapanır kapanmaz. "Sinirlenmenin bir yararı olmaz ki! Kafan karışır." "Hangisi?" "Đki yılı aşkın bir süre geçtiği halde aradığım bulamamış olması. tartışma burada sona erdi. Aradan tam iki yaz. senin sinirin yok yitirecek." "Aman ne cici öğütler veriyor. büyük dedektif olarak anılan kamuoyu tüm ikindi boyunca harıl harıl bir çalışmanın içine girmişti. Sigarayı bırakmaya çalışıyorum." "Sen adam olmazsın. "Senin niye tepen atık?" "Yani kalkıp göbek mi atayım?" diye çattı Kollberg. bir kış geçti ve de inanır mısın." Melander karşılık vermeyince. Birkaç yüz kişi ya telefon açarak ya da müdürlük koridorlarında boy göstererek o otobüste yolculuk et- .132 "Kokulu kürdan satan bir dükkân biliyor musun?" "Hayır." "Kürdanlar konusunda mı?" "Evet." diye kesip attı Kollberg. kafan yok karışacak. o kadar. bilmiyorum. Tüm gazetelerin karşıt görüşlerine rağmen." dedi Mansson üzgünce ve de ardı sıra bilgi verme gereği duymuşçasına ekledi: "Bu tür kürdanların var olduğunu duydum." "Yazık. o zaman da tıpatıp aynı şeyleri söylemişti. aslanım benim! Ulan.

gerçekten otururdum. Pazartesi gecesi on sıralarında Djurgardsbron'dan çift katlı bir otobüse binmiş olduğunu söyleyen bir adam. Stenström'ü gördüğünden kuşkusu bulunmadığını ve de bu konuda ant içmekten kaçınmayacağını bildirdi. Telefondaki adam şipşak Melander'e bağlandı ve o da bu yeni umut kaynağını hemen merkeze çağırdı. Adam elli yaşlarındaydı." "Ya." "Evet. "Demek Dedektif Stenström'ü gördünüz. Oldukça kesin konuşuyordu.133 miş olduklarını bildirmek için yarıştılar. Tüm bu ifadeler soruşturma değirmeninin taşları arasında öğütüldü ve de nasılsa kırk yılda bir kez bu bunaltıcı iş yarardan uzak çıkmadı." diyen adamın ağzı şaşkınlığından bir karış açık kaldı." "Nasıl biliyorsunuz?" "Kendisini hemen tanıdım. Emekli bekçiyim ben. Şoförün ardındaki basamakların hemen sol yanında oturuyordu. "Bu kişinin Stenström olduğunu kesinlikle biliyor musunuz? "Evet." Melander içinden ifadeyi evetledi. Kurbanların birbirlerine göre nasıl oturdukları konusunda henüz basına hiçbir haber sızmamıştı." dedi Melander. "iki yıl öncesine kadar Agnegatan'daki eski polis merkezinin giriş holünde otururdunuz. Sizi anımsadım." "Nerde?" "Ben Djurgardsbron'dan bindim. "Ama ben sizi tanıya 134 . öyle mi?" "Evet.

" "Ne var ki. Peki.." "Stenström otobüste miydi. yanı boştu. ne bileyim işte. siz şu resimleri bir göz135 den geçirir raiydiniz acaba?" diye önerdi Melander. Şimdi bile kendime yediremiyorum." "Sizi sadece iki kez gördüm.. Yani indiğini görmedim hiç değilse. kesinlikle tanımadı. sizi tanıdı mı?" "Hayır." "Evet?" "Bir hafta geçmeden aynı yanılgıyı tekrarlamıştım. "Ve Sergelstorg'da indiniz?" "Evet. olur böyle şeyler canım. birbirimizle de hiç konuşmadık. Sonradan. "Ben kahvenizi söylerken. ben yukarda oturmuştum." Duraksadı." Adam mırıldandı: . Ne var ki. siz inerken?" "Otobüsteydi herhalde. ondan kimlik sormuştum. çünkü ona merhaba deyip yanına oturmayı düşünmüştüm.madun. önceki gece onu gördüğünüzde." dedi Melander. pek hoşunuza gitmeyecekler." "Çok yazık. Ve." dedi Melander.." dedi adam. Bu iyice aklımda." "Bir kahvemizi içer miydiniz?" "Eh. Melander dostça bir tonda onu konuşmaya yönlendirdi: "Evet?.. "Ayrıca. Oradan metroya aktarma yaptım..." "Yo." "Yani çok gençti ve de hep jean pantolonla spor gömlek giydiği için kendisini yabancı sanmıştım. Dahası.. Çünkü. bir polis kahvesi fena olmaz. Stenström'ü çok iyi anımsıyorum. bir çekingenlik duydum." "Yanında oturan başka biri var mıydı?" "Hayır. "Korkarım ki.. Çünkü?.

Bizim çocuklardan ikisi bir çıplak orospuyu sürükleyerek içeri getirmişlerdi." "Evet.." "Adam öldü. Sonra teybi masanın üstüne yerleştirdi." "Ve?" "Bir şeyler dedi. Martin Beck."Ah Beyim. görevimi kötüye kullanmaktan şikâyet etmişti." "Ne?" "Bilmiyorum." "Hey.. ciğeri metelik etmez adam! Senin karşında Dedektif Komiser üllholm konuşuyor. Çok geçmeden. "Yoksa Schwerin?. Bir keresinde beni." "Nasıl biriydi?" "Koleson." 136 Rönn hemen sordu: "Ne yapmıştın?" "Klara Karakolu'nun kolluk odasında 'kıç' demiştim. Ulu Tanrım!" diye kükredi Gunvald Larsson. polis yerinde hoşa gidecek ne olur ki?" Sararıp solarak ve de arada kahvesini yudumlayarak resimleri gözden geçirdi.. "Öldü." diye cevapladı Rönn. Ancak tanıyageldiği tek kişi Stenström'dü. "Ateş eden kimdi?" "Nrnm. köpek . "Yalnızca şu sesi duymak bile cinleri tepeme üşüştürüyor ve de teybi pencereden kaldırıp atmak geliyor içimden. Gunvald Larsson ve de Rönn yaklaşık aynı anda odaya doluştular." "Sen bu yaptığına sorgulama mı diyorsun?" "Şimdi beni dinle. Kız zilzurna sarhoştu. Masanın çevresini alıp kulak kesildiler." dedi Rönn. "Ne?" diye yerinden hopladı Kollberg.

içerlemiş bir tonda. "Sonra da öldü. O gece nöbetçi komiserdi karakolda.gibi uluyordu ve de üstünde ne var ne yok arabanın içinde yırtmıştı." dedi. Neymiş? Kaba ve aşağılayıcı dil kullanarak." Martin Beck teybi bir daha çalıştırdı. "Ateş eden kimdi?" "Nrnm. Đlerde ahlak bunalımına sürüklenebilirmiş. karısının adı herhalde. "Ne yapayım? Ancak yarım dakika için kendine gelebildi. Sonra doğaya yakm olmak için Solna'ya naklini istedi. Üst üste aynı şeyi dinleyip durdular. "Yahu. "Bu soruları sen mi yumurtladın?" Rönn alçakgönüllülükle: "Evet. "Ne dediğini anlayan var mı?" diye sordu Kollberg. ama hiç değilse karakola sokarken kıçını bir battaniyeyle örtün. Vay efendim! Bu Ullholm denen kaçık hop oturup hop kalktı." 137 Martin Beck bantı bir daha döndürdü. Hadi bu karıyı yakaladınız." Rönn." Gunvald Larsson sordu-.' falan gibilerden bir şey işte. henüz reşit olmamış masum bir kızın kafasına kötü imgeler sokmuşum. "Tam omletlik. Tıraş olacak zaman bulamadığından. Ben de bunun üzerine demiştim ki." "Doğa mı?" "Evet." diye cevapladı. ayıptır. Martin Beck döndü Rönn'e baktı: "Ne diyorsun? Başında sen vardın. yüzünde gezinen eli haşur huşur sesler çıkarıyordu." ." "Nasıl biriydi?" "Koleson.

"Bu sonuca nasıl ulaşıyorsun?" "Vallah. "Belki böyle bir ad vardır." "Evet?" "Yanı sıra bu bantı incelenmek üzere bir uzmana göndermek gerekir derim." 138 "Bir kez araştırmaktan zarar gelmez. sonra?" "Đkinci soruyu da açık seçik cevaplıyor: 'Koleson. sorulanları anlıyor ve de cevaplamak için uğraşıyor. "Ama ne demek istiyor?" Martin Beck saç diplerini parmak uçlarıyla ovuşturarak uzun uzun düşündükten sonra." dedi Kollberg.'" Gunvald Larsson hayretler içinde sordu: "Bunu 'Nrnm'den nasıl çıkarıyorsun be?" Rönn kıpkırmızı kesildi ve de ağırlığını bir ayaktan öbürüne aktardı. 'Nerden bileyim. bende bu izlenimi bıraktı işte. "Evet. 'Koleson. Rönn inatla savundu: "Adam.. "Bana kalırsa."Vallahi." diyen Melander'in sesi duyuldu." "Sonra ne oluyor?" "Sonra ilk soruyu olumsuz şekilde cevaplıyor. Eğer bizimkiler bir sonuç alamazlarsa. "Ama bu adı taşır kimse yok." dedi." "Doğru.'" "Bunu ben de duydum." dedi Kollberg." "Hımmm! Harika çocuk." dedi Martin Beck. Diyelim ki. Onların ses teknisyenleri her tür teknik olanağa sa- ." diye homurdandı Gunvald Larsson. "Peki." dedi Rönn.. Yanı sıra.' diyor. telsiz merkezindekilerle bağlantı kurabiliriz. "Karlsson. belki de.

Ayak bileğinde eski bir yara izi." "Evet.. ama. koyu kumral saçlar. "Hayrola?" diye sordu Martin Beck." dedi Kollberg. Ek kapıdan girdi. kahverengi gözler." dedi Kollberg." dedi Martin Beck. Banttaki sesleri ayırıp değişik hız ayarında deneyebilirler. Verilsin diyorlar. ilkin şu Ullholm'un havlamasını silin. ." "Bu resmin neye benzediğini sen hepimizden iyi biliyorsun. Apandisit ameliyatından kalma bir yara izi. ağırlık 73 kilo. 139 ayakkabı numarası 38 1/2." "Tamam." Gunvald Larsson oradan atıldı: "Tanrı aşkına. Yoksa tüm Đsveç'in alay konusu oluruz. Henüz kimliği tanımlanmayan adamın resimleri yokmuş ellerinde. Yüzünde endişeli bir anlatıyla gümüşsü saçlarını okşamaya koyuldu. Göğüs ve mide üzerinde kumral kıllar." Bakışları odayı taradı: "O Mansson soytarısı nerde?" "Kaybolmuştur herhalde. Otuz beş kırk yaşları arasında." diyen Ek.hip.68. bunu gönderiyorum. ne yapsan yararsız. odadan çıkıp gitti. "Tanıma daha derli toplu bir biçim kazandırabiliriz. Dişler." Sonra da derin derin içini çekti. "Ben biliyorum... "Güzel bir fikir bu.." diyerek araya girdi Melander. "Tüm devriye otolarını alarma geçirsek iyi olur. Yo." "Bir dakika. boy 1. "Gazeteler kıyameti koparıyorlar.

o hemşireyle en küçük bir tanışıklığı yoktu. 15 Kasım Çarşamba günü ancak bu noktaya ulaşabildiler. "Neymiş o?" "Daha ne olsun? 'Nrnm' demek. Koleson adında kimse yoktu." Đşte. Perşembe günü boyunca hiçbir gelişme olmadı.Bir süre sessizlik içinde çakılı kaldılar." dedi Kollberg. "Anlaşılan. Karısı ayaklı abajurdan yayılan ışık çemberinin altında oturmuş kitap okuyordu. "Frederik bir ipucu yakaladı. Djurgardsbron'da tek başınay-mış." Kollberg sordu: "Kesinkes mi?" "Hayır. "Otobüs Djur-gardsbron durağına geldiğinde Stenström içinde bulunuyormuş. ." "Orda ne babasını arıyordu?" diye sordu Gunvald Larsson. Koleson adlı herif bu buluşun yanında solda sıfır kalır." dedi Martin Beck. Dışarıda kar lapa lapa indiriyordu. "Rönn de yeni bir buluşla bu kervana katıldı. Çıplak baldırları altına çekili. saat çoktan on biri geçmişti. koltukta büzülüp kalmıştı." "Tanığa bakılırsa." diye duyurdu Gunvald Larsson. Sırtında önden düğmeli kısa bir ev entarisi vardı. Hava çoktan kararmıştı. "Gece vakti? O havada?" "Ben de yeni bir şey öğrendim. 140 Hiç kuşkusuz. Kollberg Perşembe gecesi Palandergatan'daki apartman katı yuvasına döndüğünde. Demek ki." dedi Melander. 'Nerden bileyim' demektir. Đsveç denen ülkede. Bilindiği kadarıyla. Djurgarden'den geliyordu.

Ve bir an olsun gözlerini karısından ayırmadı." dedi Kollberg." Kadın okumayı sürdürdü. Kişi bir polisle evliyse. Koca bir süre suspus oturdu." Kollberg hiç karşılık vermedi. "Bin yıl oldu seni görmeyeli. Sonra bornozunu sırtına geçirip oturma odasına geldi ve de karısının karşısına geçti oturdu." "Evet. Eşi gözlerini kitaptan ayırmaksızın. belki on ya da on beş dakika kadar. Bir yandan da akılsız bir komşunun gecenin geç saatlerinde akıtılan su sesinden uyuyamadığı gerekçesiyle polise telefon açarak bir telsizli araba gönderilmesi isteğinde bulunmaması için yakarmaktaydı." "Senden başka da otuz altı saattir evine gitmemiş olanlar var mı?" "Olabilir. Hele polisin bu arada gülünç birtakım baskınlar düzenlemekten öte bir şey düşünemez olmasının su götürür yanı yok. Koca bir kentin orta yerinde bir kişinin dokuz insanı kurşunlayıp öldürebilmesi garipse141 nir bir durum yaratıyor. Tıraş oldu ve de uzun uzun duş yaptı. "Đşler nasıl gidiyor?" "Berbat." dedi. Yerine. . fazladan bir şeyler yapacağını umması sadece boş hayal olur." "Buna üzüldüm. bir çabuk soyunup banyoya girdi." diye seslendi Kollberg. "Garip bir durum. "Đspanyolca kursu nasıl gidiyor?" "Tek sözle."Merhaba. düşman başına. Kadını derin düşünceler içinde tepeden tırnağa süzmekteydi.

eve adım attığından bu yana ilk kez kocasına baktı. Kitap sayfalarını kulak yapıp bükmek. Sonunda şöyle dedi: "Gun?" Kadın. Dudaklarında belli belirsiz bir gülücük ve de gözlerinde şehvetin utançsız pırıltıları vardı: "Evet?" "Kalk!" "Elbette. Yüz hatları düzgün. Sağ elini boyun şeridine kaldırdı." "Soyun!" diye buyurdu erkek.Kadın yine başını kitaptan kaldırmaksızın. Yine gözlerini kocasının üstünden ayırmaksızın. O da okumaya bütün bütüne dalmış bir görünüme büründü. kitabı kapadı ve de koltuğun kolu üstüne bıraktı. durdu. Erkeğinin on dört yıl gerisinden geliyordu ve de henüz yirmi dokuz yaşına basmıştı. ama sesinde yaramazca kıpırtılar sezilen bir tonda sordu: "Ne dikiz geçip duruyorsun?" Kollberg onu cevapsız bıraktı. emredersin. Simsiyah saçları ve de kestane rengi gözleri vardı. ince pamuklu entarinin önünü açtı ve de içinden muz gibi sıyrıldığı kumaşı ayakları dibinde. kolları iki yana sarkık ve çıplak bacakları birbirinden iyice ayrık. Adam onun güzelliğinden bir gün olsun kuşkuya düşmemişti." "Benim kitabım. "Hiç de güzel değil. Ayağa kalktı. Bakışlarım erkeğin 142 üzerine saplamıştı. ." Okuduğu sayfanın sağ üst kenarını kulak yapıp büktü. düğmeleri tek tek ve yavaş yavaş çözdü. yere koyverdi." dedi kadın." "Ben mi?" "Hayır. "Kendi paramla satın aldım. kaşları kalın kalındı.

aman üstüme bir örtü atmayı unutma. 143 "Böyle ml kalmamı Đstiyorsun?" diye sordu kadın. Vitrin daha güzel. sabaha dek seve seve kalabilirim. Bir süre sonra insan baydırmış." . gerekmez." dedi Kollberg. Omzu üstünden adama baktı." "Oooh!" Yine yüzünü döndü ve de aynı değişmez anlatımla gözlerini ona dikti." Odanın karşı yanına yürüdü." "Eğer hoşuna gidiyorsa." Ayaklarını zarif bir şekilde yere basıp tabanları üstünde doğruldu." "Đstiyorsan dururum. Hem de uzun boylu çaba harcamaksı-zın."Dön. Böyle bir şey olursa. "Hayır. Denememi ister misin?" "Zorlanman gerekmez. Kadın ona sırtını döndü. "Ellerin üstünde durabilir misin?" "Bildiğim kadarıyla." "Gerekmez. Kollberg onu düşünceli gözlerle izliyordu. Koca sordu: "Ya böyle resmini çekmek isteseydim ne dersin?" "Böyle nasıl? Çıplak mı?" "Evet. seni tanımazdan önce dururdum. elleri üstüne eğildi ve de ayaklarını duvara dayayarak bedeninin alt bölümünü havaya dikti. O günden bugüne bir neden görmedim bunun için. in aşağı artık." "Sağol. "Gerçekten çok güzelsin. Heykel gibi mi duracağım böyle?" "Hayır.

çektiğin resimleri ne yapacaksın?" "Sorun da bu işte." "Belki de cam çektikçe bakmak içindir." "Yine de ara sıra eve gidip aslına bakmak daha akıllı işi." "Martin de böyle der." Kadın dönüp erkeğin yanına gitti ve dedi ki: "Şimdi iznin olursa sana bir şey soracağım: Bu saçmalıkların anlamı nedir? Eğer benle sevişmeyi kafana koydunsa. istediğin gibi kullanabilirsin. "Sorun şu ki. Kadın ona sertçe bakıp kaş çattı." "Fotoğraf makinen bile yok. şurada dünyanın." "Var ve de çekmek istiyorum diyelim." "Đşyerindeki masasının gözünden mi?" "Evet. "Bunca önemli mi?" "Bilemiyorum." . Ben seninim." "Bunu diyemeyeceğim." "Gözlere şenlik değil desene. Kadının görevi erkeğine boyun eğmektir." "Asa'nın mı?" "Evet." "Kimin resimleri?" "Sevgilisinin. Kaba ve yumuşacık. Açıklanır gibi değil. en rahat yatağı var."Ve de ellerim üstünde dururken ha?" "Evet. Kendi elimle seçtim. bu halı da işimizi görür. bence." Adam cevap vermedi. Kadın da duvarın önünde ayakta kaldı: "Peki. neden?" diye sordu adam." "Stenström'ün masasının gözünden bu biçim bir 144 deste resim çıktı." "Eğer istiyorsan elbette çekebilirsin. Bunu iki yıl önce söylemiştim sana zaten. Yok oraya gitmeyecek denli tembelsen. ikisi birlikte." dedi Kollberg.

"Sonra bilirsin ki. şimdilerde de bizden kaygılanma havasına kapıldı. "Stenst-röm'le şu resimler." "Niye? Erkekleri bilirsin. içinden yüksele-gelen birtakım seslere kulak verir." "Evet." "Tutarsız. Bakışlarından anlıyorum." "Niye bu konuda kafa patlatıp duruyorsun?" "Kim bilir? Belki de elde bundan başka ipucu kalmadığından. yanılmıyorsam." dedi Kollberg." "Sen buna ipucu mu diyorsun? Yani biri Stenst-röm'ü bu resimler için mi vurdu? Öyleyse." "Kendisi evli değil mi sanki?" "Bir yerde tutarsızlık var. Sezgi mi. yanı sıra sekiz kişiyi daha öldürmesine ne gerek vardı?" Kollberg ona saygıyla baktı-. Daha çok. Hava basmak amacıyla. Martin de pek öyle ahım şahım kafası çalışan biri değildir. hiç kuşkusuz." "Ama söylemeyeceğim işte. Bir tür sapıklık. "Tam isabet. her neyse." "Şimdi ne söylemem gerektiğini biliyorsun." "Stenström'e gelince." Kadın eğildi ve de onu hafifçe alnından öptü. bunu da biliyorum." "Evet." Gülen Polis I FIO 145 "Çok mu?" "Evet. resimleri arkadaşlarına göstermek için çekmiş olmalı." "Bizim için kaygılanmak mı? Neden?" "Cuma gecesi tek başına dışarı çıktığım için olacak. Sözgelişi. . Çok yerinde bir soru doğrusu. Öyle biri değildi. Resimleri çekici mi kızın?" "Evet.

Kinsey böyle der. Sonra kadın yine seslendi: "Ama erkekler daha bireysel bünyede olup çoğunluğu genelleme dışına taşabiliyor. uzun uzun bacakları olan normal yapılı ve de duyumsal doğalı bir kızdı. erkeğin?" "On sekizinde. . bu haliyle sabırsızlığını yansıtageliyordu. Şu sıra bacaklarını birbirine sürtüyor." Kollberg mutfağın kapı aralığından karısını görüyordu." "Ya? Peki. Lavabonun yanı başındaki ocağın önünde çırılçıplak durmuş.Kollberg şımarıkça: "Hadi yatalım. Ne var ki. Yalnızca otuz saniye." dedi. bilmem. Paket üstündeki açıklamada öyle yazıyor. Yüreğine su serpildi mi. Yatakta görüşürüz." Kadın mutfağa geçti." Tavada mama karıştırılmasından çıkan sesi duydu." "Aklımı karıştırma. "Lennart?" "Ne?" "Bu Asa kaç yaşında?" 146 "Yirmi dört. Tastamam düşlerinde yaşatmış olduğu kadındı. onu arayıp bulması yirmi yıl sürmüş ve üste bir yıl da düşünmekle geçmişti." "Kadının seks yaşamı yirmi dokuzla otuz iki yaş arası doruğuna erişirmiş. Đlkin Bodil'in şişesini hazırlamalıyım. Karısı. Kollberg yerinden kalkıp abajuru söndürdü. Emre hazırım. Đstersen yerde veya banyo küvetinde yahut nerde diyorsan. "Çok parlak bir fikir. Yatak iyidir. tavayı sarsalıyordu.

Martin Beck karısını arayıp bulmak için yirmi yılını harcamamıştı. işte şimdi aynı kadın. bumburuşuk bir gecelik ve de yanağında yastıktan artakalan kırmızı izlerle büyük yanılgısının canlı bir simgesi olarak oturma odasının eşiğinde dikilmiş duruyordu. "Öksürüğün ve sümüğünle tüm evi ayağa kaldıracaksın." . Ben seni düşünerek konuşuyorum. Sonradansa. bu yaptığına bol bol pişman olacak 147 zaman bulmuştu." Kollberg karanlıkta gülümsedi. "Pis yalancılar." "Bunun önemi yok. Üstelik üç gündür ilk kez. Yakında Stenst-röm'le o yere batası çift katlı kırmızı otobüs bilmecesini kafasından atacağını biliyordu." Durur mu? Dırdırmı sürdürdü: "Gece yarısı yattığın yerde sigara tüttürmenin anlamı ne? Zaten zor yutkunuyorsun." "Bağışla." "Bunu yapamayacağımı çok iyi bilirsin. Kendine kastın mı var? Kanserden mi gebermek istiyorsun?" Sigarasını söndürürken şöyle konuştu: "Seni uyandırdımsa. Yarın işe gitmek yok. bir de sigaranın biri sönmeden öbürü yanıyor. evde kalacaksın. Bak. gözlerin kıpkırmızı. çok affedersin. Hastalığa açık çağrı gönderir gibisin. Onu on yedi yıl önce tanımış. tanır tanımaz gebe bırakmış ve de şipşak evlenmişti. Yine gribe yakalanıyorsun mutlaka."Otuz saniyeymiş!" diye mırıldandı kendi kendine.

uyuman gerekir. Đyi geceler. bir an duraksadı. birkaç ay öncesi bir gece burada. koca şaşkın!" Martin Beck yüzüne kapanan kapıya: "Đyi geceler. Bunları kurt yemiş dosyalar olarak adlandırmak son derece yanlıştı." diye inledi. Ülkenin tek polisi sen değilsin ya! Üstelik. elden geçirdiği raporları usulca yere bıraktı. gözleri tavana dikili. Ansızın tüyleri diken diken oldu." dedi makine alışkısıyla. ilkin karısının yatak odasından gelen hafif horultuyu duydu. Lennart orda mı?" . on iki yıldan bu yana çözülememiş bir cinayetin."Saçma! Hasta adam işe gitmez. alıcıyı kulağına götürüp Kollberg'in numarasını çevirdi. uzandığı yerde sabaha dek. Bir gece öncesi eve gitmek için hazırlanırken eline tutuşturulmuş olan otopsi ra148 porlarınm bir kopyasıydı. bilmiş ol. Soluk soluğa bir Gun: "Kollberg. bu saatte orda uzanıp eski raporları okuman değil. Kaşlar çatık. Bir süre kımıldamasız yattı. Tüm bedeni taş kesildi. Evet. Sonra omuz silkti. Ama yine de kadının söylediklerinde bir gerçek payı vardı. Çabucak kalktı ve de ayak uçlarına basarak hole çıktı. Nasılsa. Kafasını kemirdiği halde önleyemediği irade üstü duygu. bir taksi şoförünün öldürülmesine ilişkin soruşturma dosyasının içine düşmüştü. Saat bir buçuk. "Selam. Kurt yemiş dosyaları bir kenara bırak da ışığı söndür. Neden sonra kendini toparladığında. Yine içinden yükselen o garip ses. Eli telefonun üstünde. o taksi cinayetini taş çatlasa aydınlatamazsın.

Tamam mı?" "Eveeet! Gecenin köründe bu boktan şeyleri söylemek için mi telefon açtın?" "Hayır." "Git başımdan. Uyandırdığım için üzgünüm. Evet. be adam! Hammar'a sor. olduğu yerde çakılıp kaldı. Asıl sana söylemiş olmalıydı. alıcı kulağına dayalı. Sonra aygıtı elinden bırakarak. geçtiğimiz yazı anımsıyor musun? Hani park cinayetleri1 sonrasını ha?" "Evet. Anımsadın mı?" "Yahu. Ne istiyorsun?" "Hiiiç! Şey diyecektim. Tuhaf şey! O da soluk soluğa bir sesle konuşmuştu. yahu. derdin?" "Hani ben Boras'da işlenegelmiş taksi cinayetini üstüme almıştım. haklısın. aynı sessiz adımlarla divan yatağına döndü." "Evet. Sen de yedi yıl önce birden Öster-malm'da kayıplara karışan ihtiyarın dosyası üzerinde çalışıyordun. aklın durur. "Acaba rahatsız mı ediyorum?" "Yok. evet. Hem de öyle yakın.." "Bok herif sen de!" Martin Beck telefonun dangadak yüzüne kapandığını duydu. çok doğru. anımsadın mı?" "Hiç bilmiyorum şimdi. Kısa bir süre. Canımı alsaydın daha iyi." "Hayır. Stenström hangi dosya üzerinde çalışıyordu? Yıllık izinden yeni dönmüştü. . ona söylemiştir.. bu konuda bana hiç söz etmedi. Hoşça kal şimdilik. Hammar eski çözümlenmemiş olay dosyalarına bakmamızı emretmişti." "Ne var be?" diye homurdandı Kollberg. sen beni çıldırtmak için mi uğraşıyorsun? Anımsadık dedik işte! Derdin ne."Evet. öyle yakın ki. ne olmuş?" "Hani pinekleyip duruyorduk da.

150 137 Beklenenin tam tersine. Đşten kendime ayıracak yarım saat vakit bulur bulmaz. "Bir makineli tabanca işte!" diye homurdanan Gun-vald Larsson." dedi. yatağında sağa sola dönüp duruyor ve de kendini maskara kılan o uğursuz sezgiye lanetler yağdırıyordu. Alıcıyı yerine bırakan adam dedi ki: "Balistik incelemeyi sonuçlandırmışlar." "Ya!" dedi Kollberg ilgisizce.Yine yerine uzandı ve de ışığı söndürdü. yarım düzine ka151 dar alır dönerim." Üstüne çiziktlrdiği kâğıt parçasını elinde sallayan Martin Beck: "Đşler hiç de sizin düşündüğünüz gibi değil." "Öyle mi?" diye sordu Melander. ötekiler şöyle dediğini duydular: "Ne! Oldu mu? Gerçekten?" Odada bulunan herkes işini gücünü bırakıp gözlerini ona çiviledi. "Orduya ilişkin binlercesi korumasız askeri depolarda yığılı duruyor. arabaya atladığım gibi kente gider. düş kırıklığını belirtti. Cuma sabahı umut verici bir haber kırpıntısı getirdi. Martin Beck bunu telefon aracılığıyla alırken. . Fin tipi. Haftada bir asma kilit takma derdinden kurtulmak için belki de parasız olarak soygunculara dağıtıyorlardı." "Ve?" "Silahı tanıtladıklarını sanıyorlar. Karanlığın koynunda uyuyamıyor. "Model 37.

" dedi Martin Beck." dedi Martin Beck. "Telefondaki herif çok kesin konuştu. Kim böyle bir şey taşır yanında?" Gunvald Larsson cevapladı: "Kimse." "M 37. "Sal köpekleri." dedi Martin Beck. "70 atımlık mermi tamburalı. Tam şanına yaraşır bir iş olur." diye yineledi Kollberg." "Fin malı mı yoksa ruhsatla burada mı yapılmış?" diye sordu Kollberg." dedi Gunvald Larsson. Tikkakoski dikiş makinesi fabrikası yapımı."Tahta dipçikli. Bu ilk ipucuydu. "Ama dört gün önceki sahibi kimdi?" "Çılgın bir Finli. Genç adam kayıtsızca. "Kimi arıyorsun?" diye sordu Kollberg. "Kırklardan bugüne görmüşlüğüm yok. kentte oturan ne kadar çılgın Finli varsa kıçlarından yakalayıp getirsinler." Tam bir suskunluğa gömüldüler." Kollberg sordu: "Bu konuda gazetelere bir şey söyleyecek miyiz?" "Hayır. Çünkü şu sıra limanın dibinde yatıyordur mutlaka. "Fin işi." "Olabilir. en eski modellerden biri. Elinde kahverengi bir zarf taşıyordu. Otuz metre suyun altında." diye homurdandı Gunvald Larsson. . Cephane de eskiden kalmaymış. "Fısıltısını bile duymak istemem. Đkincisini bulmak için aradan ne kadar süre geçecekti 152 acaba? Kapı pattadak açıldı ve de bir genç adam içeri dalarak çevresine merakla bakındı.

Kollberg ekledi: "Kapıyı vurduğunu duymadım. Sonra içerdeki. eli kapı kolunda. ama sesini çıkarmadı. "Kendisi orda oturuyor." dedi. şöyle bir toparlandı." Delikanlı." diye karşılık verdi. gir diyene dek beklenir. yarım parmak kalınlığında bir kitapçık çıkardı. Bu sözcüğü kulaklar algılayınca girilir." dedi Gunvald Larsson. "Kimdi bu tipsiz?" diye sordu Gunvald Larsson." dedi Kollberg ve de ona sırtını döndü. bana Stenström'ü anımsattı hergele. Melander sayfalara bir göz gezdirdi: . Derken Kollberg küçük bir çocuğa öğüt verircesine tek tek şöyle konuştu: "Bir odaya girmeden önce kapıya vurulur. "Bu da neyin nesi?" diye sordu Martin Beck. zarfı Melander'in masasına bıraktı." diye kekeledi. Kollberg omuz silkti. zarfı açtı ve de içinden daktiloyla yazılı sayfaları yeşil kapaklarla ciltlenmiş. Kollberg. Odadan çıkmak üzereydi ki. yanlış düzelten bir öğretmen gibi: "Dedektif Komiser Melander. Genç adam araladığı kapıdan gölge gibi süzülüp çıktı ve de ardı sıra sessizce kapadı. Anladın mı?" Kollberg'in ayaklarından yukarı bakamaz olan genç kızardı: "E-e-vet. Oda tam bir suskunluk içindeydi."Melander. "Yahu. "Aferin." Genç adanı gösterilen yere gidip. 153 Melander piposunu masaya bıraktı.

Prens Cari gemisinde olmuş Nordlund kırımına dönelim. dertop ederek çöp sepetine attı."Ruhbilimcilerle yaptığım görüşmelerin özeti." Martin Beck onu tersleyerek kısa kesti: "Hiç de komik değilsin. taa çok gerilere. Ciltlemelerini söylemiştim. bizden farklı olarak. Şikago'da sekiz hemşirenin canına kıyan Speck'i." Piposunu. tırmandığı bir kuleden on altı kişiyi öldürüp daha fazlasını da yaralayan Whitman'!. şu hokus pokus kitapçığından parçalar döktür de çarpılalım. "Meğer ki. hiç gereç sıkıntısı çekmeksizin çalışmalarını yürütmek 154 teler. Sonra bunu iyice katladı. Fredrik. tıkalı olup olmadığını anlamak için çekti çekti üfledi. Đşte şu özet Boston canavarını." "Aha!" diye atıldı Gunvald Larsson. "Đsveç'te bu olayın bir benzeri yok. "Ne inciler döktürmüşler bakalım? Herhalde bizim zavallı kitle kıran çocukken bindiği bir otobüsten yol parası çıkışmadığı için tekme. Onun için incelemelerini son çeyrek yüzyılda Amerika'da yapılagelmiş araştırmalara dayandırmak zorunda kaldılar. Gunvald!" Kollberg arkadaşına şaşkınca bir bakış sarkıttıktan sonra Melander'e döndü: "Hadi bakalım.. Sonra doldurmaya koyularak konuşmasını sürdürdü: "Oysa Amerikalı ruhbilimciler. New Jersey sokaklarında on iki dakika için- .." diye söze başladı. tokat indirildi ve de bu acı deneme duyarlı beyninde öylesine derin izler bıraktı ki." Melander piposunun içini kazıyıp külleri bir kâğıt parçasına boşalttı.

"Bir diğer Amerikan özelliği. 'Ya. Melander katildi: "Evet." Melander. Posta siparişiyle ateşli silahlar satımı. bu toplu cinayetler bir Amerikan özelliği. ateş alması için piposuna asılırken başını salladı: "Evet. Birtakım kişiler." dedi Gunvald Larsson.' demişse.de on üç kişiyi kurşunlayıp öldüren Unruh'u ve de herhalde sizlerin de daha önce okumuş olduğu diğer birkaç tanesini söz konusu etmekte. ellerinde kalemle kâğıt. diğerlerinin yanı sıra da bunlar. kapı kapı dolaşıp halka sorarlar: 'Bir toplu cinayet işleyecek kişiliğe sahip olduğunuzu sanıyor musunuz?' Bin kişi içinde iki alık da. kan çanağına 155 dönmüş gözlerle ters ters Gunvald Larsson'a baktı." Martin Beck mendiline sümkürürken. Şiddete prim verilmesi. Vietnam'da süregelen amansız savaş." Özetin sayfalarını karıştırdı." Kollberg devreye girdi: "Her bin Amerikalıdan bir ya da ikisinin olası toptancı katiller olduklarım bir yerde okumuştum. Ancak bu sonuca nasıl ulaştıklarını hiç sormayın." dedi Gunvald Larsson. Rekabet düzenine dayalı bir toplum olması. Kollberg sordu: . Aman ne hoş olur." Gunvald Larsson sözü aldı: "Nedeni basit. "Anlaşılan. al sana dört dörtlük bir anket. Zaten bu özet de bunun niye böyle olduğu konusunda birtakım akılcı kuramlar getiriyor. Melander iskemlesinde ardına yaslanarak bacaklarını öne uzattı. evet. bilemem." "Pazar araştırmaları.

Duygusal yönden çocukluğu süresince sevgi açlığı çekegelmiş. Toplum içinde önemsiz bir rol oynamakta ve de gerilimli bir çevrede yetişegelmiş." Gözlerini kaldırarak şöyle dedi: "Bu tanım. Amerikan kitle katillerinin ifade tutanaklarından ve de ruhbilimsel inceleme raporları kayıtlarından yararlanma yoluyla derlenmiş gerçeklere dayalıdır. ama tövbeli bir alkolik olması portreye daha uygun düşer. Içkici olması mümkün. Ancak çevresindekilerce yumuşak başlı. Çoğu durumlarda olduğu gibi. Psikopatlığın genel tanımı şudur: Bir ya da daha çok . zırdelinin teki işte! Huniyi iyice kafasına geçirip bir sürü adamı öldürmeden önce çevresindekiler niye bunun farkına varamıyorlar?" 156 '"Böylesi ruh hastalarına psikopat denir ve de anormalliğini dışa vurduran o bir anlık dürtü harekete geçmeden. ya ana-baba boşanmıştır ya da bir yetim olmalı."Senin şu ruhbilimciler toptancı katilin kişiliği konusunda ne cevher yumurtlamışlar acaba?" Melander sayfaları belirli bir bölüte çevirdikten sonra yüksek sesle okudu: "Büyük bir olasılıkla yaşı otuzun altında olmalı. Tahminen küçümen biri veya biçim bozukluğu var yahut onu sıradan insandan ayrı kılan bir diğer fiziksel sakatlığa sahip. Genellikle sıkılgan ve içine kapanık. Genellikle daha öncesi işlemiş olduğu ciddi bir suç yok." Gunvald Larsson yine yorumdan geri kalmadı: "Böylesi bir kitle kıran düpedüz sapık. terbiyeli ve de çalışkan olarak anılan bir kimse. psikopatı normal kişiden ayırmak çok güçtür.

Sinirlenen Gunvald Larsson. hastalıklarının bir süredir farkında olduklarını. kamburu daha çıkıktı. Suçun kökeninde hemen her zaman için bir öç alma istemi veya kendini kanıtlama eylemi yatar. Beli her zaman olduğundan daha bükük. odayı bir sessizliktir kapladı. ama en sonunda yenik düştüklerini açıkladılar. anlaşılmamış ve de toplumca ezilmiş görmektedir. Hemen her olayın katili başında büyük seks sorunları olan bir kişidir. kavrama çabukluğu. Adamın kâğıt iliştiricilerini birbirine ekleyerek uzun bir zincir oluşturmaya koyuldu. yalnızca üne kavuşmak ve adını büyük harflerle gazete başlıklarında görmek istediğini söyleyerek açıklaması hiçbir zaman yadırganmamalı. Bu Amerikalı katillerin kimi. diye tanımladığı tipler..'" Melander okumayı bitirince. kıyıma yönelik yıkıcı eğilimlerini baskı altında tuttuklarını. çok terbiyeli ve böyle bir şey yapacağı dünyada akla gelmezdi. düşünceli. Bir kitle katili bağnazlık tutkusuna kapılmış biri ya da bir megalomanyak veya aşırı suçluluk duygusu altında ezilen bir kimse olabilir. ortada hiçbir belirli neden olmaksızın ve de pervasızca. zinciri onun elinden kaptı ve de tel . Çünkü bu kişi kendini küçümsenmiş. Sözgelişi. Davranışlarını. Aslında. diğer her bakımdan normalliğini koruyan kişi. çalışma yeteneği. Rengi uçmuş ve de gözlerinin feri kaçmıştı.. Martin Beck pencereden dışarı bakıyordu. aniden bir toplu cinayet işleyegelmiş kişilerin çoğu komşularıyla dostlarının iyi kalpli.doku özellikleri anormal biçimde gelişmişken. önsezi vb. Kollberg gidip Gunvald Larsson'un masasının üstü157 ne oturdu.

ama kitabın son satırı şöyle geliyordu: 'Sonra o dimdik kuleye tırmandı -erkeklik uzvunu belirleyen bir simge besbelli. erkeklik uzvu yerine kadına bıçağını saplamış. hani Austin Üniversitesi' nin kulesinden bir dolu insanı vuran manyak. Bol nükte çokça can sıkar kimi zaman. ama olsun. Yaşlı kitle kıranların köküne kıran mı girmiş?" Mansson ona bakarak kıkır kıkır güldü. Martin Beck kalkıp Melander'in yanına gitti ve de yeşil kitapçığı durduğu yerden aldı: "Bunu gürültü ve patırtıdan uzak bir köşede okumak için senden ödünç alıyorum. Kollberg sessizliği bozdu: "Şu Whitman denen herif. Bende Fredrik'in belleği yok. utanma duygusunu yenemeyince. "Yatay. Orda yer yer açıklamaları geçen bir Avusturyalı ruhbilim profesörünün deyişine göre. kürdanını ağzından çı 158 karan Mansson önünü kesip sordu: "Şimdi ne yapmam gerek?" . bu Whitman'm gerçek seks sorunu annesiyle cinsel ilişki kurmak istemesiymiş. "Git git gıdaklayarak neler yumurtluyorsunuz?" diye sordu.iliştirici kutusunu kendi önüne çekti." dedi karşılık olarak Gunvald Larsson." Kapıdan yana yönelmişti ki.ve de öldürücü tohumlarını birer aşk oku gibi Toprak Ana'nm üstüne boşalttı.'" Mansson. Dün bu konuya ilişkin bir kitap okudum. Ne var ki. dudak kenarından hiç eksilmeyen kürda-nıyla odaya girdi. "Belki otobüs bir tür seks simgesidir.

Gunvald Larsson sordu: "Martin'in nesi var. Binada Karlsson adını taşıyan iki kiracı vardı. Kollberg'e danış. Mansson sordu: "Bn. Kapı üstünde raptiyeyle tutturulmuş sekiz tane kart göze çarpıyordu. Ama Mansson aradığını bulmakta güçlük çekmedi.Martin Beck kısaca ve kabaca: "Bilmiyorum. yahu? Önüne geleni tavuk gibi haşlıyor." dedi Đsveççe'nin gözünü kafasını çıkara patlata." Stockholm trafiğinde yolunu bulup Norra Stationsgatan'a ulaşmak Mansson'un değerli yarım saatini aldı." diyerek odadan ayrıldı. Bunlardan ikisi basılı. Pantolon ve yelek giymiş kara-yağız bir adam kapıyı açtı. Ad ve adresi bir kâğıt parçasının üstüne yazarak Mansson'a uzattı. Mansson zili çaldı." ." Kollberg omuz silkip cevapladı: "Herhalde bir nedeni vardır. Arabasını 4 numaralı güzergâhın son durağı karşısında park ederken. o Arap'ın ev sahibesi kadınla konuş. Karlsson'la konuşabilir miyim?" Karşısındaki iri adam gepgeniş bir sırıtmayla bembeyaz dişler göstererek kollarını iki yana açarken: 159 "Bn. geri kalanlar da değişik ellerden çıkma yabancı adlardı. "Đstersen git. saat dördü birkaç dakika geçiyordu ve de hava kararmıştı. Karlsson yok ev. "Azdan döner." dedi Kollberg. Aralarında Mohammed Boussie adını taşıyanı yoktu.

" dedi Mansson. Đyi çocuk. öbürü de bir sandık odasına . adımını hole attı. "Evde başka kimse var mı?" "Yok. "Evi arayacağım. karşısında sırıtıp duran adama baktı: "Burada oturan Mohammed Boussie'yi tanır mıydınız?" Adamın sırıtması dudaklarında dondu: "Evet. Paltosunun düğmelerini çözerek. Bu Mohammed." diye karşılık verdi Türk. "Ben Đsveçli." "Siz de Arap mı?" diye sordu Mansson. Alaycı gözlerle kendisini süzen adama sertçe bakarak: "Ben polis. Of-of. bembeyaz dişlerini gösteren yeni bir sırıtmayla: "Ara istersen. var olmak benim arkadaş. Ben Türk." Türk. Hol karanlık ve dar bir yerdi. çok fena." Mansson su katılmadık bir Skane lehçesiyle konuştuğu için. Herhalde biri tuvalete. Yalnız ben. Görünürde bir tahta iskemle. Sen de yabancı işçi?" "Hayır. holde beş kapı daha bulunuyordu. Ancak ülkesi dışından birince bile bozuk şivesinin anlaşılır olması onu biraz öfkelendirmişti. "Hadi hadi! Var sende bir yabancılık. bilirdi. Korkunç." diyen Mansson." Mansson çevresine bakındı." dedi Mansson. Sokak kapısının yanı sıra. Türk'ün onu yabancı sanmasında hiç de şaşacak bir nokta yoktu. Masanın üstünde iki 760 tane gazeteyle yabancı pullu birtakım mektuplar durmaktaydı."Öyleyse ben de burada beklerim. Çok hasta. "Yok Arap. bir küçük masa ve de metal bir şemsiye kovası vardı." diye karşılık verdi. Bunlardan ikisi diğerlerinden küçüktü. ama her yeri aratmam." "Ya! Hiç Đsveçli gibi konuşmuyorsun.

"Yani iki oda ve de mutfak." dedi kendi kendine." Gülen Polis I Fil 161 Oda. Anladığı kadarıyla. yaklaşık 23'e 16 ayak ölçümünde bir yerdi." Mansson şaşıp kaldı. Türk bir kapı açıp geri durdu: "Đstersen bak bizim oda. Yelekli adam umulmaz bir çeviklikle hemen önüne dikilip onu şöyle bir iteledi ve kollarını göğsünde kavuşturarak: "Bn. şöyle! Sen sor. Karlsson'un odaları ve de mutfak ve de bizim oda.açılmaktaydı. Karlsson özel oda. Đçin açılır. ben söyler. Rengi kaçmış. Türk yine önüne çıkıp kollarını göğsünde kavuştururken: "Mutfağa girmek yasak!" diye diklendi. lime lime perdeli iki penceresi sokağa bakıyordu. Geniş ve de rahat kullanım için yenilenmiş olduğunu henüz fark etmişti ki. "Girmek yasak!" Mansson kapı aralığından içeri kaçamak bir göz attı." diye çıkıştı. Bir tanesi çift kanatlı kapıydı. Bitişik kapı mutfağa açılmaktaydı. Oda sıkış tıkış eşya doluydu. Mansson o yana yürüyüp. kanadın tekini araladı. hem yatak odası hem de oturma odası olarak kullanılıyordu. Bn. Bir de tuvalet ve de sandık oda. Nedir öyle her yanı gezmek? Bak şimdi ben sana odalar saymak. Dört duvar boyunca değişik tip ve boyda . Mansson sordu: "Burada kaç oda var?" Bembeyaz dişli adam sırıttı: "Ha.

Bunlardan üçü yapılmamış olarak duruyordu. sekiz kişi yatarız burada." "Yemeğinizi de burada mı yiyorsunuz?" . altında sokulu duran sedye biçimi tekerlekli bir yatağı yarı çekti ve de öbür yataklardan birini gösterdi: "Đki tane daha var böyle. hiç kuşkusuz. Bn. beyaz lake bir masayla çevresini alan beş birbirini tutmaz iskemle kaplıyordu. bir de yeni gelen Yunanlı var. bir Finli. Mansson altı yatak saydı. Döşemenin orta yerini yuvarlak. "Senin gibi Türkler mi?" "Yok. Mohammed'inki şuydu: Kümesimiz hoşuna gitti mi?" "Diğer yedisi kim?" diye sordu Mansson. Đki pencere arasında başı duvara dayalı dar bir divan yer almaktaydı. Karlsson'un odasına açılan kilitli bir kapıydı. Oda. içi giysi ve de bavullarla tıkış tıkış. iki 162 Đspanyol. yüksekçe bir çekmeli dolap odanın eşyasını tamamlıyordu. sağa sola atılmış giysiler." diye cevapladı Türk. Mansson sordu: "Altınız da burada mı yatarsınız?" "Hayır. Bunlardan birinin önüne bir yatak yerleştirilmişti ki. polis efendi?" Kapı önündeki yatağa giderek. Diğerinin eşiğine. "Sen buna ne dersin.yataklar sıralanmıştı. bir küçük dolap sürülmüştü. Pencerelerden birinin yanı başında dikili duran kara suratlı. Odanın iki kapısı daha vardı. yere gelişigüzel bırakılmış ayakkabılar. Biz üç Türküz. Đki Arap'tan bir tane kaldı. her yana dağılmış kitap ve gazetelerle karman çorman bir görünüm taşımaktaydı.

erkek ya da kız kardeşi?" Türk başını havaya dikip." dedi Türk. iman. Ne sordu sen? Biz yemek burada mı yemek? Hayır. kahve yapmak yasak. Yalnız buralılar haklı." dedi: "Hiç bilmem. Varsa para. "Aylık mı?" "Evet. Đyi mi?" Başını dertli dertli salladı ve sonra yine sırıtarak. ama Moham163 med çok konuşmazdı. Yalnız para ödemek yok yasak. siz belki beni yanlış anlamak. Daha önce çalışırdım lokantada ve de bu kadar para kazanmazdım. Her ay trink para üç yüz elli kuron. Ben çok iyi kamyon sürücüsü. "cık. Sonra şöyle dedi: "Ben özür dilemek. Haftada yüz yetmiş kuron. Yemek pişirmek yasak. Ben yok sizin dil iyi konuşmak." Sustu. kapkara göğüs kıllarını hatur hutur kaşıdı: "Sen bakma bana. Yasalar yok korumak yabancılar. Ben çok para kazanmak." . Siz bizi sanmak eşek. biz sizi görmek eşit. 0 çok korkardı." Mansson sordu: "Mohammed Boussie'nin hiç yakını var mıydı. Yemek pişirmek yasak. para. Yine kulaktan kulağa donukça sırıttı. akrabası falan? Ana-babası. hemen boyun altından başlayan at yelesine benzer kalın." "Kaç para aylık veriyorsunuz?" "Adam başı üç yüz ellişer kuron ödüyoruz. yoksa para. Din. Odada elektrikli tencere sokmak yasak. Mutfak kullanmak yasak. Biz yakın arkadaştık."insaf denen şey yok sizde.

çekimser demek istiyorsun. Çekingen." Mansson kürdanı dudakları arasına yerleştirdi." "Yok çekimser." "Evet. Bn. Yarım saat sonra kürdanın çiğnenmiş.Mansson camın önünde durmuş. . Hah! Çekingen." dedi: "Bilmiyorum. yuvarlak masaya oturup bekledi. kiracı. ama ev sahibi hanımın kendisi görünürlerde yoktu. iki pencere arası divanın üstüne oturup. terminalde titreşerek otobüs bekleyen bir avuç insana bakıyordu." dedi Mansson. Mansson büyük bir içtenlikle Malmö'de. Odanın havasına burda yatan sekiz kişinin kokusu sinmişti. ezik parçalarını kül tabağına attı. Ben yok kâhya burada. Tamam mı?" "Her neyse. Karlsson'un iki kiracısı daha 164 çıkageldi. Ben buraya geçen ay geldi ve de baktı Mohammed eski kiracı. Karlsson ne zaman dönecek?" Türk omuz silkti: "Bilmez. Yani sıkılgan. Ardına döndü: "Korkar mıydı?" "Korkmak değil." Mansson kalın paltosunun altında tere batmıştı. Ama yakında. Malından çok zaman uzak kalamaz. unuttum. biliyor musun?" Türk. Senin de benden kalır yanın yok. güzelim düzenli katında olmayı diledi. hafiye. çekingen. "cık. "Ne zamandır burada oturuyordu. Ne denirdi. Buralarda ne işi vardı sanki? Cebinden son kürdanını çıkarırken sordu: "Bn.

Herhalde onu paylaşamadıkları için bunca kafa şişiriyor olmalıydılar. Mansson'u en güzel kanepesine oturttu. Derken divanda uzanmış yatan Türk'ün kolu. Karlsson kapıda boy gösterdi. yere uzandı. Beşi tam yirmi sekiz dakika geçe Bn. Eline geçirdiği bir ayakkabıyı Đspanyolların bulunduğu yana gelişigüzel fırlattı. çifte Ispanyollardı. 165 "Đnanın. iki şamatacı gencin burunlarını sıyırırcasına aralarından geçip tok bir sesle arkalarındaki dolaba çarparak yere düştü. bir anda suspus oldular. Çifte Đspanyollar. Đspanyollar dışarı çıkmak için giysi değişirlerken. gözlerini dergiden ayırmaksızın. Türk kendini divanın üstüne atmış. Ayakkabının teki havada uçtu. Kerstin denen bir kızın adı bu patırtı içinde sık sık geçiyordu. Türk onların yanında dil doçenti gibi kalıyordu. adlarının Ramon ile Juan olduğu ve de bir et lokantasında komi olarak çalıştıklarıydı. Sonra da ev sahibi olarak anılarını dile getiren tek yanlı uzun bir konuşmaya koyuldu. Öğrenebildiği tek şey. onları sorguya çekmekten tez elde caydı. "Benim gibi yapayalnız. açık saçık resimli bir Alman dergisini karıştırıyordu. Anlaşma olanağı bulamadığı için. konuşmaları bıçakla kesilmiş gibi. hiç hoş bir şey değil. zavallı bir kadının bir ev dolusu erkekle bir . Đsveççe'yi hiç ama hiç öğrenememişlerdi. Bir bardak şarap sundu. aralarında ağız kavgası edercesine yüksek sesle konuşuyorlardı." diye kişnedi. Mansson sürekli saatine bakıp duruyordu. Beş buçuğu bir dakika geçmemecesine beklemek için karara vardı.Yeni gelenler.

. sessiz ve de kibar görünüşlüydü." Kiracılarının özel yaşamları konusunda iyi bilgi sahibi olduğu anlaşılıyordu. Çünkü bu Araplar genellikle çok pis ve de güvenilmez kişilerdir. gizlice kadın da sokmazdı eve. Geçimini zor sağlayan zavallı dulcuk her ay kira bedeli olarak cebe üç bin kuron indiriyordu. Hiçbir kötülüğünü görmedim doğrusu. Ama bu çocuk iyi. Sanmıyorum. "Bana bir aylık kira borcu vardı. "O Mohammed vardı ya. Ancak Mohammed için daha fazla söylenecek bir şey 166 yoktu. paralarına sağlamdılar ve de anlaşılan bu yüzden görmezden. Yasalar benden yana değil mi? Biliyorum. Belki siz bunu almam için bir çıkar yol bulursunuz. bana bir aylık kira borcu var. Ama geçimini zor sağlayan zavallı bir dulcuk başka ne yapabilir?" Mansson kafasında kabaca bir hesap yaptı. Ramon denen Đspanyol. bilmezden geliyordu. oldukça iyi bir çocuktu denebilir." diyerek dudaklarını ıslattı. Ne var ki. Evet." Mohammed hakkında edinegeldiği izlenimi anlamak için Mansson'un sormuş olduğu soruyu şöyle cevapladı: "Bir Arap için. Kerstin adında bir sürtükle gezip tozmadaydı ve de Türkler arada içer. bildiğiniz gibi değil. Fakat dediğim gibi. kendi halinde bir gençti. Ağzına içki sürmezdi ve hele o belalı Türkler gibi. Ben deneyimlerime dayanarak konuşuyorum.arada yaşaması kolay mı sanıyorsunuz? Üstelik tümü de yabancı. bankada parası vardı. zaman zaman da eve gizlice kadın getirirlerdi.

Pencerenin önünde durmuş. Zamanını daha az filozofça birtakım uğraşlarla değerlendirmeyi düşündün mü acaba? Sözgelişi. Kar.. ödenmemiş kirayı bir kez daha anımsattı. ama Arapça yazılı olduklarından mektupları okuyamamıştı.Gerçi Paris'te evli bir ablası olduğunu ve onunla mektuplaştıklarını bilmekteydi. Karlsson bir deste mektup çıkarıp. "Kar tanesi. Rüzgâr. Merdivenleri inen Mansson. Bn." diye söylenmekten kendini alamadı. sokağa çıkıp arabasına doğru yürürken: "Aman. hani bunun bir tanesi?" dedi Rönn." "Çok olumlu bir çalışma. 167 153 Pazartesi. Zarfların ardında ablanın adı ve adresi yazılıydı.. Mansson bunu da beraberinde aldı. beyaz tipinin altında zar zor seçilebilen caddeye ve dam üstlerine dalgın gözlerle bakıyordu. nar tanesi. Bn. Tekerlemenin çocukluğuma oranla bugünkü etkisini kıyaslıyordum. Tanrım! Ne leş kargası bir cadı. Gunvald Larsson onu kuşkuyla süzerek dedi ki: "Ne bu şimdi böyle? Şaka mı?" "Hayır. Acı soğuk. Karlsson kapıyı onun ardından kapatmadan önce." "Ancak ne?" . bunları Mansson'a verdi." dedi Rönn. soruşturmaya yardımcı olmaya ne dersin?" "Kuşkusuz. "Ancak. Mohammed Boussie'nin tüm dünyalık malları bir tahta bavulun içine tıkıştırılmıştı.

Ancak ne?" "Dokuz kişi öldürüldü. aile ba- . Çocuklar yorgunluktan perişan. süslü püslü mağazaların toplaştığı caddelerde kara ölüm kadar hızlı ve yıkıcı olarak yayılageliyordu."Ben de tam bunu söyleyecektim. kelek? MelanderTe doktorların kafa kafaya verip döktürdükleri ruhbilimsel incelemeyi okuyorum oturduğum yerde. burda eşek gibi anıracağına!" "Nerde yapayım polislik?" "Ne bileyim? Git bir yerde yap işte!" "Sen ne yapıyorsun polis olarak?" "Görmüyor musun. kendini hangi işe koşacağını bilmiyorsun. Satın alma furyası. Yapıcı fikir yokluğu kendini iyice duyurur olmuştu. Noel'e henüz bir ayı aşkın süre bulunmasına karşın. her şeyi ve herkesi zehirleyip paramparça etmede. oğlum?" "Evet. Salgın hastalık önüne çıkanı silip süpürmekteydi ve de bir kurtuluş yolu yoktu." "Niye?" "Ne bileyim niye! Her şeyi nerden bilebilirim?" Otobüsteki kan banyosundan bu yana bir hafta geçmişti. Ahtapotumsu uzun kollar her yana uzanmakta." "Hadi öyleyse. kimseciklerin gözyaşına bakmamaktaydı. git polisliğini yap. 168 "Sense burada dikilmiş. Soruşturma cephesinde yeni bir şey yoktu. Polis değil misin sen. Kamuoyu çeşmesinden akan yararsız ihbarlar bile kurumaya yüz tutmuştu." dedi Gunvald Larsson. Tüketici toplum ve de onun bezgin bireylerinin şimdi düşüneceği daha başka şeyler vardı. evlere ve apartmanlara dalmakta. reklam canavarı ava çıkmıştı.

Saldırı sırasında gözünün üstüne bir buz parçası rastlayan polislerden biri. Hastaneler kalp sektesine uğrayan. iştahı da giderek kabarıyordu. bunun nedeni neymiş?" "Nedeni. Bu arada kentin tüm polis karakolları da paylarına düştüğünce. Bu olayı izleyen patırtı sırasında söz konusu iki polis. yaygaracı azgın çocuklar ve de ağzı kalabalık öfkeli sarhoşlarca bir güzel tartaklanmışlardı. bu neşeli görüntü içinde yerlerini almaktaydılar.baları gırtlaklarına dek borca gömülü. polisin gerekli bir bela oluşu diye karşılık verdi Melander. bir çılgınlıktır gidiyordu. artık kendini tutamayıp copuna davranmıştı." Kollberg tüm bir ilgisizlikle sordu: "Peki." dedi Melander. "Tetiği çekmeleri için bir dürtü yeterli. "Toplumun her sınıf insanında kuluçkaya yatmış bir polis düşmanlığı var. sinir bunalımları geçiren ve de mide ülseri patlamış kişilerle dolup taşmaktaydı. Önüne gelene gelişigüzel sallamaya başlamış ve de cop. meraklı olmaktan öte bir suçu bulunmayan yaşlı bir emeklinin başında patlamıştı. "Herkes. Yasal sömürü devi kurban sayısını giderek 169 artırıyor. Polis düşmanlarının ekmeğine yağ sürmüş oldu. dahası profesyonel suçlular bile bilir . Hiç de hoş bir şey değildi bu. Kapı aralıklarından ve de genel tuvaletlerden toparlanıp getirilen zilzurna Noel Babaları karakolların en sık ziyaretçileri saymak gerekirdi. artan kurban sayısıyla koşut. Ölesiye yorgun iki devriye polisi sarhoş bir Noel Baba'yı Mariator-get'de taksiye bindirmeye çalışırlarken lağım çukuruna düşürmüşlerdi.

" Kollberg umarsızca mırıldandı: "Eğer kendimizi gerekli bela gibi göreceksek. Polis mesleği aslında üst düzeyde aydın ve de eşsiz zekâ." dedi Kollberg." "Sen korkunç bir herifsin. bardağı taşıran son damla olur bu. "Alo. ne yazık ki. çoğu kişiler." "Ben Hjelm.ki. Martin Beck ikisi arası bu tür tartışmaları önceden de duymuştu ve de hiç hoşlanmıyordu. hiç kuşkusuz." "Neyi?" dedi Kollberg. şu ya da bu şekilde polis yaşamlarına karışmaya kalkıştığı an. fizik. "Burada düşünmeye çalışıyorum. kuşkusuz." Melander aldırmaksızın konuşmasını sürdürdü: "Sorun şu noktada düğümlenip kalıyor. Ama böylesi durumlar ortaya çıkmadığı sürece. Kasa hırsızı ge 170 ce yarısı uyanıp da evin içinde birtakım garip sesler duyduğu zaman ne yapar? Polis çağırır." "Yüzü olmayan herifi tanıtladınız mı?" . "Bana bakın! Şu toplumbilimsel konuşmalarınızı başka yerde sürdüremez misiniz?" diye dırlandı. bunlara sahip kişileri bünyesinde toplayacak çekicilikten yoksun. ansızın kendilerini ancak polisin kurtaracağı durumlarda bulmaları mümkündür. Ve de telefon çaldı. berbat. Đşler nasıl?" "Aramızda kalsın. moral özellikleri taşır erdemli personelle çalışması gereken bir kuruluş olduğu halde. buna korku veya hoşgörüyle tepki gösterirler. Beck. Çelişki burada işte.

Bu herkesçe bilinen bir gerçekti. Kapı zili aşındıranlar da üstüne çizgiyi çekiverdiler." diye fıkırdadı. Daha ayrıntılı bir görüntü vermeyi denedik. yaparız." dedi nazlı bir sesle." dedi Martin Beck. "Yaparız." Şimdi ne tür bir sözcükle yağ satmalıydı? "Đnanmam"? "Vay canına"? Yoksa sadece: "Güzel"? Ya da "Dehşet"? Đnga'nın çaylı toplantılarına katılıp eğitimden geçmeliyim. "Harika. Hjelm. yahu!" diyebilir miyim acaba. "Cesedi ikinci kez bir daha elden geçirdik. Bu yöntemin altında canlı dönemine ayna tutma düşüncesi yatıyordu. "Hayır. "Adamı arayıp soran tek kişi çıkmadı. "Yapma.Martin Beck bu Hjelm'i yıllardan beri tanırdı ve de ona duyduğu güven sonsuzdu. . diye düşündü Martin Beck." dedi. Sanırım. sevinç taşan bir sesle. beyim. yahu!" dedi sonra da." diye karşılık verdi Hjelm." "Yapma. "Evet. "Sağol. "Sonuç umduğumuzdan olumlu çıktı. diye düşündü. seninkine belirli bir kişilik verme başarısını gösterdik. Bu konuda zaten yalnız sayılmazdı." Derin bir soluk alarak sürdürdü: "Yoksa yeni bir şeyler mi buldun?" Hjelm yağlanıp pohpohlanmalıydı. Hjelm birçoklarınca dünyanın en zeki adli 171 tıp teknisyenlerinden biri olarak anılagelirdi. zevkten dört köşe olmuş bir sesle.

"Ya. Bunun için seni aradım." "Ne denli uzunca bir süre?" "De ki. sağol! Sonra sıra geldi giysilerine." "Sağol." . Ayrıca. Sağ pantolon cebinden de ezilmiş Preludin tabletlerinden artık tozlar çıktı. Hjelm sözün özünü sona saklamıştı." "Güzel. Đlkin dişlerini sıkı bir yoklamadan geçirdik."Yaptıklarının yanında sözü olmaz." "O nasıl söz. Bizim Stockholm'deki Hollywood pazarlarının birinden alınmış olduğunu saptadık. Kolay olmadı. Đsveçli bir dişçinin çalışması olamaz. Yağ satmaktan usanç getirmişti.. giysi çok kirliydi. Neyse. "Evet. Bir tane Vasagatan'da. Kuru temizleme yüzü görmemiş besbelli. "Ceketin üst cebinde esrar kırıntıları bulduk. hınzırca bir suskuydu ancak. Üstelik uzunca bir süre için her günlüğüne giyilegelmiş." dedi Martin Beck kısaca. Otopsi testlerinde yapılan birtakım incelemeler sonucu adamın keş olduğu doğrulandı. bu böyle. bana sorarsan. bir tane Götgatan'da ve de bir tane St. Herhalde raporunu beklemek gerek. bu Amerikan pazarları üç yerde var. Belki bilirsin." dedi en sonunda. bence. bu konuda yeterince konuştum. Eriksplan'da." "Ayıp ettin. Ama bulduğumuz 172 dolgular özensiz bezensiz yapılmış. üstadım? Ağzından bal akıyor sanki. bir yıl. Telefonda söylemezsin şim." "Daha başka ekleyeceğin bir şey var mı?" Bir sessizlik oldu.. Bu. "Bence. Zor mu zor! Çünkü berbat durumda dişler." diye homurdandı Hjelm kırgınca.

Ama başka yapacak ne var? Son birkaç gün içinde polis yeraltı dünyası denen cehenneme peş peşe iki gösterişli baskın düzenlemişti. Đskemlenin ardında durup kulak konuğu olmuştu. "Parmak izi kayıtlarımızda fişi yok." diye edebiyat 173 yaptı Kollberg. Hem de en ileri devrede. "Evet. Narkotik büro memurları ve karakol polisleri yoluyla olabilir bu." "Mmm!" diye mırıldandı Martin Beck." "Büyük olasılık. "Yanı sıra. Sonuç tam umdukları gibi çıktı: Sıfır." Melander onayladı: "Doğru. En garip ve yolsuzlar dışında tüm bitirimler önceden baskınların kokusunu almıştı. buna ne dersin?" "Belki bir yabancıydı. adamda müzmin belsoğukluğu vardı. fısıltı gazetesiyle bunu ispiyoncuların ve de namlı pırnik1 satıcılarının kulaklarına iletebiliriz.Yeni bir suskunluk." Bir yandan da düşünüyordu: Aslında bir yararı yok." diyerek katıldı Martin Beck." dedi Martin Beck. Martin Beck ses çıkarmadı. "Dediğini yap öyleyse. ." Martin Beck not almayı bitirdi. Polisçe çevrilip toparlanan yaklaşık yüz elli kişinin büyük çoğunluğu hemen tedavi gerektiren içicilerdi ve de posta posta değişik kliniklere gönderildiler. "Ama bu bilgiyi ne yapmalı? Basına sızdırmak olanaksız. teşekkür etti ve de telefonu kapadı. "Yeraltı dünyasının lağım kokuları. Yalnız şu var ki.

Mansson Güney Đsveç'in yumuşak iklimini. Yardımcı güçlerin içine bir gariplik çökmüş. zaten öteden beri olmadık yerde gereksiz yorumlar yapmakla ünlüydü. Çünkü bu sorgulamaların sonuçsuz kalacağından kimsenin kuşkusu bulunmuyordu. Günler güne eklenmekte ve de toplaşıp haftayı oluşturmaktaydı. "Kendinden başka. Yapacak tek şey kalıyordu: Elde var olan maddeyi işlemek. ispiyoncuların gerçekten mamçak2 olduğuna inandıklarını söylemişlerdi. Hava soğuk ve rüzgârlıydı. Sonra bir diğer hafta. Takvimler 4 Aralık tarihini göstermekte ve de BarbroTarın isim günü olduğunu yazmaktaydı. 174 karı olamazdı. Nordin de kuzey kışının açık seçik. Noel azgınlığı günden güne hızını artırarak sürüp gidiyordu." diye atılan Gunvald Larsson. sıla özlemi çeker olmuşlardı. Yeniden pazartesi olmuştu. Gunnar Ahlberg'e izin çıkmamıştı. Yani silahın peşine düşmek ve de kurbanlarla bağlantısı olmuş olanların sorgusunu sürdürmek. Bunun da aslında hiçbir önemi yoktu. mert havasını arıyordu. Her ikisinin .Sabıkalılara yönelik soruşturma şimdiye dek hiçbir sonuç vermemişti. Şimdi bu görüşmeler yardımcı güçlerce. Her şey önünde sonunda şu noktaya gelip kilitleniyordu: Manyak bir kitle kıranı gizlemekte kimsenin çiti) Argoda ve polis dilinde her tür uyuşturucu madde. Saatler ağır aksak geçiyor. yani Malmölü Mansson ile SundsvaHTı bir dedektif komiser olan Nordin tarafından yürütülüyordu. Toplumun tortusuyla bağlantıyı sağlayan dedektifler. hiçbir yenilik getirmiyordu.

ama." "Adam kıtlığı çekiyoruz. Çekik ela gözlü." dedi Kollberg.. "Biz doğma büyüme buralıyız. Ne var ki. biliyorum. eğer bizim Sundsvall'da olsalardı. kaynaşan kalabalık. kalın kaşlı ve de kel kafalı. Yalnızca AlvikTe Fridhemsplan arası yerde en azından on beş kişi gördüm ki." dedi Nordin.de büyük kent alışkanlığı yoktu ve de Stockholm'de perişan olmaktaydılar. "Ben. tıkız bir adamdı. arkalarına bakmadan dönüp kaçıyorlar. Başka şey bilmiyoruz ki!" Nordin yakındı: "Şimdi buraya metroyla geldim. "Gözümüzü açtık. yabancılaşmış insanlar. Sıradan dürüst yurttaşlar." "Ama ne?" "Hiç gözünüze ilişmedi mi? Burada insanlar korku Đçindeler. Öncelikle koşkoş ve de itiş kakış." dedi Martin Beck. herhalde çok kalmadan ben de aynı olurum. "Siz bu kentte bunlara nasıl göz yumuyorsunuz ak175 lım ermiyor. "Evet. Eğer yönünüzü soracak olsanız veya kibrit isteseniz."Ya da en azından böyle sanıyorum. Korktukları besbelli." "Yitirmeyen kaldı mı?" diye sordu Kollberg.. polis anında içeri tıkardı tümünü de. hiç eksik olmayan günlük küçük olaylar ve ortalıkta kol gezen külhanlık tutkusu da onları polis olarak son derece tedirgin kılmaktaydı. Güvenlerini yitirmişler. bunu gördük. Bana göre bir iş var mı?" . Sinirlerine dokunan çok şey vardı." dedi Nordin. Ayrıca.

" diye mırıldandı Nordin." "Hı-hıh! Sonra?" "Orda genellikle kavga dövüş eksik olmaz." Sözünü havada asılı bırakıp. Kâğıt parçasını Nordin'e uzatırken. 'Çok gürültülü bir yer. üstelik. esmer bir adammış.. Ve de yüzde doksan dokuz bir kesinlikle bu ihbarın havagazı olduğunu söyleyebilirim. . kadının ad ve adresini not defterine çiziktirdi ve de yaprağı kopardı. Dediğine göre. Ancak başka yapacak bir işin yoksa. kısa boylu. Telefon çaldı." "Hangi konuda?" "Otobüsteki kimliği belirlenemeyen adam. çok da duraksar ve güvensiz konuştu kadın. Şimdilerdeyse hiç ortalıkta görünmüyormuş.Melander öteden söze karıştı: "Tuhaf bir ihbar var burada.. "Haklısın. alıcıyı kulağına götürdü: "Al işte!" "Okuyamıyorum." diye doğruladı Melander. bir dolu yabancının toplaştığı bir garajın bitişiğinde oturuyormuş." Nordin bilmişçe karşı çıktı: "Bu da iş mi yani? Aynı tür giysili on binlerce kişi var. Ama ka176 din böyle demedi de. doğrusu yoklamaya bile değmez. dedi. Hagersten'den bir kadın." "Evet. Öylesine belirsiz bir şey ki. Giysileri gazetelerde verilen tanıma uyuyor. var. En yaygaracılardan biri de otuz beş yaşlarında.' deyimini kullandı. Az önce telefonda bildirdi.

Araba var mı?" "Var. Kollberg kâğıt parçasını alıp bir göz attı: "Hiyeroglif veya çivi yazısı. Fredrik yazıtlarını çözme uzmanı olarak.. Yine de üzülme." diyen Nordin. Sözü sürdürmenin konuşmaktan öte bir yararı olamazdı. "Onu suçlayabilir misin?" dedi. ama sen beni dinlersen metrodan şaşma. Ne av- ." "Tamam. Ardı sıra Kollberg yorumda bulundu: "Bugün hiç de hevesli görünmedi bana. ya petrol arıyorlar ya da gömü. burada devletten para alıyorum. Günümüz yazısına çevirdim.Melander'in yazısı kendi dışında kimsenin okuyamayacağı denli kargacık burgacık bir özellik taşırdı. Hamurabi Kanunları'nı herhalde bizim Fredrik yazmış olmalı. Ne var ki. "Gidip Gülen Polis / ¥12 177 bir boy göstereyim bakalım orda. odadan çıktı. "Haddim mi?" diyen Kollberg içini çekti. kâğıdı cebine attı." diyen Nordin. yolların durumunu da fark ettin belki." Kollberg başladı ama sonunu getirmedi.. "Niye bu herifleri evlerine salmıyoruz." dedi Martin Beck. yahu?" "Çünkü bizle ilgili bir konu değil." "Tamam. bu da olanaksız. Trafiği gördün. okuyan çıktığına göre. güzel de." Ad ve adresi temize çektikten sonra şöyle dedi: "Buyur işte. yalnız. Sen güneye yönelik 13'e veya 23'e bin ve de Axelsberg'de in. ben varım." "Hoşça kalın. "Ülkemiz tarihinde şimdiye dek bilinegelen en büyük insan avında yer almak için burada bulunuyorlar." Mendiline burnunu sümküren Martin Beck.

'" "Üstadımız bunu ne zaman dedi?" 178 "Đlk kez on yedi gün önce. efendim. tüm telefonlar ona bağlansın. Ama kim? Neyi? Üstelik avlak neresiydi? Kimi nerde avlayacağını bilmedikten sonra avcı çok olmuş." Melander telefon konuşmasını bitirmişti. dün 22. var mı önemi? Martin Beck masumca." Martin Beck sordu: "Gunvald buralarda mı?" "Evet. çok sakin bir ses tonunda şöyle dedi: "Bu çılgın kanlı katilin defterini dürme zamanı artık gelmedi mi. '"En güçlü beyinlerimiz' -kuşkusuz. geldi." "Söyle. Bay Larsson içeriki odada uğraştılar. gelecek yıl seçimler var. sayfada." dedi Martin Beck. Mans-son'la Nordin'i kastediyor.'halk düşmanı bir kuduz canavarı köşeye kıstırıp yakalamak için geceyi gündüze katarak insanüstü bir gayretle çalışıyorlar. Yanı sıra. kapıyı kilitleyip. ne dersiniz?" Kollberg'in karşılık vermesi için on beş saniyenin geçmesi gerekti: "Evet. Bence.ladıklarını bilmek elbette iyi olurdu. "içişleri Bakam'nın sözlerini aktarıyordum sadece. . Kâğıt açacağıyla dişlerini karıştırıyorlar. Bilmem kaçıncı kez de dün. telefonları kesmenin de zamanı geldi." dedi. Unutma ki. Pipo lülesini düzeltilmiş bir kâğıt iliştiriciyle kurcalarken. yalnızca dört satırla çıktı. hiç kuşkusuz. Ne var ki. yüreğine işlemiştir. Onu devreden çıkarmak toplum ve bireye ödemekle yükümlü olduğumuz başlıca görev borcudur.

" . elbette gerekmez. söze başladı: "Đçinde bulunduğumuz durum şu. Ne var ki. kahve de göndersinler. Bu nedenle. "Üç kurabiye ve de kek-Mazarin bana." dedi Martin Beck. arkadaşlar: Manyak katil emre hazır biçimde dondurulmuş olarak değerli Emniyet Müdürümüz'ün tuvaletinde saklı durmaktadır. Demek ki. "Ama hangi biri için? Liste yanında mı. kurabiyeleri mideye indirir oldu." dedi Martin Beck. Bu insanların birbirleriyle ilintisi yok. bir geçelim.Melander alıcıya uzandı." "Cinayet özenle tasarlanmıştı." Kahveler on dakika sonra geldi." diye ekledi Kollberg. "Öyle ya." dedi Melander. Kollberg kahvesini yudumlayıp. eylem yöntemine şu varsa179 yım açısından bakabiliriz: Fin yapısı 37 modeli bir makineli tabancayla silahlanmış bir kişi otobüste bulunan dokuz insanı kurşunlayıp öldürdü. Hadi. gelişigüzel bir araya gelmiş insanları öldürmek için bir gerekçesi olamaz. "Dokuzun biri için. "Ben de baştan beri bunu düşündüm. Ağzı dolu dolu. kusura kalma. Sadece aynı zamanda aynı yerde bulunmuşlar." "Silahlının bir gerekçesi var." diye belirtti Kollberg." diye katıldı. kendisini ısıtıp halkın arasına salacağız. Oturdular. asıl amacı içlerinden birini elemek. "Söyle. Kek-Mazarin'e uzanan Kollberg: "Evet. Kollberg kapıyı kilitledi. Fredrik?" "Gerekmez. Yine gerektiğinde. Ağzımdan çıkanı kulağım duymadı. lütfen.

Sabıkasız. altmış sekiz. Kızını sorguya çekenler: Larsson." "Bilindiği kadarıyla. Norra Stationsgatan'daki kendi evine dönüyordu. Otobüste bulunma nedeni besbelli. Sibyllegatan'da. Kimi aile dostlarını da sorgudan geçirdik. Geç." 180 "Rönn'ün sıralamasını izlemiyorum. Bunu izleyen konuşmalar Kollberg'le Melander arası bir diyalog şeklinde geçti. Burada doğmuş. Kendi halinde sakin bir yaşam sürdürürdü ve de emekli aylığıyla geçinirdi. Saygıdeğer ve düzenli bir kişi olduğunu söylediler. otosu ve de yazlık evi." "Düşmanı? Yok. Eeeh. Başlıca merakları. Sabıkası yok. "Bn. Geç. Kırk sekiz yaşında. Etkinliği? Yok. Dul. Mansson ve de. hiç önemi yok.. normal bir yaşantısı varmış. Herhalde otobüse Odengatan'dan binip ancak altı durak gitmiş olduğu ve de bu saatte o otobüse bineceğini kızıyla damadı dışında kimsenin bilmediği. Hildur Johansson. Bir garajda ustabaşı. Para? Yok. Vastmannagatan'da oturan kızından. hiç kuşku yok." dedi Melander. Ağzına içki sürmezdi. O da mutluca evli. Öldürülmesi için gerekçe? Yok. Elli iki yaşında ve Vasteras doğumlu." "Yalnızca önemsiz bir iki nokta daha. "Otobüs şoförü. Gren'in garajı olarak bilinen yer.. Bu kadın hakkında söylenecek daha fazla bir şey yok. Đyi para . "Gustav Bengtsson. diyebiliriz. Mesaiye kalmıştı ve de evine dönüyordu.Martin Beck başını salladı." dedi Melander. Meslektaşlarınca sevilirdi. sıradan. Pürüzsüz bir evlilik." "Johan Kallström. Edsbro doğumlu. Đşinin eri." "Tartışılmaz.

Geç. Yaylı çalgıların gövde yapımı için Karpat ladini ithal eden küçük bir işadamıydı. Hoşsohbet ve de iyi huylu bir kişi olduğu söylendi. Patronu. Ne var ki." "Alfons Schwerin kırk üç yaşındaydı.kazanırdı. Đçki edebi olan ve de tek düşmanı bulunmayan biri. Demek ki. Đşçi arkadaşları onu severlerdi. Sehwerin Đçerdi." . En son.. Oradan evine dönüyordu.Emri altındakilere karşı hırlı ve de patronları önünde çanak yalayıcı olduğunu söylediler. Konutu bakımsız ve pisti. otobüse Ahlens mağazası önündeki duraktan binmiş olacak. Östermalmstorg'dan Merkez Istasyon'a metroyla gelmiş olup. Bekârdı ve de Đsveç'te hiçbir akrabası yoktu." ". Minneapolis'te doğdu. Onlarla gidip konuştum. Beckomberga kliniğinde iki kez alkol tedavisi gördü ve de içkili olarak araba sürme suçuyla üç ay Bogesund cezaevinde yattı. çok içmemişti. Đsveç-Ameri-kan karışımı ana-babadan. ABD. Söz konusu gece. Onu tanıyanların anlattıklarına bakılırsa. ama ötesi yok.. Bryggargakan'daki Pilen Lokantası'na gitmişti. oradan otobüse aktarmış olmalı. Üç yıl önce. Lokantadan Vasagatan otobüs durağına dek olan yolu yürümüş olmalı. usta bir işçi ve de iyi bir ustabaşı olduğunu söyledi. emekçi oldu. Đşadamı olarak topu atınca. Herhalde parasal durumu elvermediğinden.. Savaştan hemen sonra Đsveç'e gelerek burada yer181 leşti. Garajda çalışan işçi ve çıraklar onun. Drottninggatan çıkışından caddeye kavuştuğu düşünülürse.. Belediye'nin temizlik işlerinde çalışmaktaydı. on yıl önce iflas etmişti.

Politikayla yakın bir ilgisi olmamış. Eslöv doğumlu. 182 Stenström'ün yanında oturmaktaydı. Stenst-röm'le birlikte olmadıklarını kesinkes bilmiyoruz. Fakat birbirlerini tanıdıklarını gösterir hiçbir belirti yok." "Yazık! Makine eskidi galiba. Tanıyanlar kendisinin utangaç ve içine kapanık olduğunu söylüyorlar. otuz altı yaşında. Đşini bitirmiş ve otobüsün yolunu tutmuştu. JohanssonTa aynı zamanda bindi ve de evine gitmekteydi. Ama yine de."Ayrıca katili gördü ve de ölmezden önce Rönn'e anlaşılması güç birtakım şeyler söyledi. bir lokantada çalışırdı. farkında mısın? Oturmuş." "Altı yıldır Đsveç'te yaşıyordu ve de daha öncesi Paris'te kalmaktaydı. o gece Güney Hastanesinde nöbetçiydi. On buçukta işini bitirmiş." Melander ona anlamsız gözlerle baktı." "Yahu. otobüse Odengatan durağından dul Bn. Saygın bir dış görünüş altında çapraşık bir içyüz." Kollberg başını sarsaladi: "Olmaz öyle şey! O cansız kansız sıskayı ne yapsın-dı? Aradığı her şey evinde vardı. ama üstelemedi: "Derken geldik Assarsson'a." . Mohammed Boussie. ancak uyuşuk ve de donuk bir tip." "Britt Danielsson. şimdi adını unuttuğum hecelenemez bir yerde doğmuş. kendini tanımlıyorsun orda. 1940. Bant hakkında uzman raporu geldi mi?" "Hayır. Hemşire. Kızın erkek arkadaşı olan doktor. Bir zaman kıstası yok. Bankada bir miktar parası vardı. Cezayirli. Sanıldığına göre. Dürüst. evine dönmekteydi.

Assarsson'un bol parası vardı. Otobüste bulunmasının bir nedeni vardı. On dört yaşındaki bir kızı baştan çıkararak cinsel yönden sömürme. Peki. Assarsson ahlaksız bir ihtiyar ve de hemen hemen iktidarsız bir erkekti." ." "Kim sorguya çekti?" "GunvaldTa Mansson. kızın başka erkeklerle de ilintisi bulunan bayağı bir sürtük olduğu izlenimini edinmiş. Kızın dediğine göre. kapatmanın dediklerini aktar bakalım. Üstelik geri zekâlıymış. Pek çok kişinin onu sevmeme nedeni var. gelmekte olduğunu ona bildirmişti. Narvavagen'deki bir tür kulüp toplantısından çıkmış ve de Olsson adını taşıyan metresine gidiyordu. Adam daha önceden telefon edip." "Kanısınca." "Bir dakika.. Karısıyla ağabeysi bile onu oldukça sevimsiz bulurlardı. bu Assarsson. Sonra devam etti: "Oldukça karanlık bir tip. Gunvald. Niye otobüse binmiş?" "Herhalde çokça içkili olduğu ve kendi arabasını sürmeyi göze alamadığı için. 1950 başlarında da cinsel saldırıdan yargılanıp suçlu bulunmuş. Đşinde olduğu kadar her konuda da acımasızdı. Şirketin telefon santralı sıraya girmiş müşteri adaylarıyla doluydu ve de koca kentte boş tek taksi yoktu. Bunu para için ve de işini yitirmek istemediğinden yapıyormuş.Melander sustu ve piposuyla oynadı.." "Oldu. Kızı birkaç 183 kez sorguya çektik. Vergi kaçırmaktan iki kez hüküm giymiş. Fakat bir nokta belirgin. Kız. Değişik zamanlarda. Her üçünde de hapsi boylamış. Karlbergsvagen'de oturur ve Assarsson'un ofisinde çalışır. Yağmur yüzünden de bir taksi bulamamış olmalı.

Martin Beck ilk kez devreye girdi: "Demek geriye yalnızca Stenström'le kimliği bilin184 mey en adam kalıyor." "Evet. "Neden orda bulunduklarını kesin olarak öğrendik mi?" "Evet. Bu ad altında bir roman yazmayı düşünüyorum." "Ve de geri kalan herkesin otobüste bulunma nedeni vardı. öyle mi?" diye sordu Martin Beck. otuz beş-kırk yaşlarında biri olduğundan öte bir şey bilmiyoruz."Bay Larsson ve kadınlar. aykırı bir biçimde Djurgarden'den geldiği ve de silahlı olduğudur. Assarsson'un iş bağlantısı kurduğu kişilere mecbur tutulurmuş. Kimliği belirlenemeyen adama gelince." dedi Melander aldırmaksızın. Assarsson." Melander piposunu ağzından çıkardı: ." "Zaman kıstasları tümüyle tutuyor. Hepsi bu." dedi Melander." "Sağol.' Harika. Martin Beck'in önerisi basitti: "Kızla konuşmamız gerek." "Şimdi sıra çoktandır klasikleşmiş şu soruya geldi: Stenström otobüste ne arıyordu?" dedi Kollberg. 'Adam. uyuşturucu madde tutkunu. Gothenburg'da doğup Djurgardsbron'da yetişmişti. Romanıma tastamam böyle başlayacağım. eski dost. Patronun emri üzerine. kendi deyimiyle. Gothenburg'da doğup Djurgardsbron'da yetişmiş." "Mansson'a açıklamak zorunda kaldığına göre. "Stenström konusunda tek bildiğimiz.

" Martin Beck sordu: "Kim?" "Rönn. on gün oldu. kanımca. Stenström'le olan bağları çok zayıftı." dedi. StenströmTe ilgili şu zamparalık varsayımını bir yana bırakmalıyız." Martin Beck kendi kendine mırıldandı: "Yo." Kollberg'le Martin Beck uzunca bir süre bakıştılar. Ne var ki." Bu kapalı oturumda Kollberg muhalefet rolünü benimsemişti." dedi Martin Beck. Kentin o bölümü akla gelmedik zula yerler ve de esrarlı pansiyonlarla doludur."Asa Töreli mi? Ama ikiniz de konuştunuz onunla zaten. Hiçbiri konuşmadı. "Yalnız bir şey unutuyorsun. polis en az sevilen kişidir. kavanoz dışında kalmış. Ne bileyim. şu sıra söylediğine kendi de yürekten inanmıyordu." "Yine de. şaşkın bir tutumu var. En sonunda sessizliği bozan Melan185 der oldu: "Eh? Stenström o otobüste ne arıyordu?" Kollberg Đnandırıcı olmaktan uzak bir tavırla: "Bir kızla buluşmaya gidiyordu." "Bu bir şey kanıtlamaz. Böyle yerlerdeyse. "Ya da bir arkadaşıyla. . "O semtte on gündür kapı kapı dolaşıyoruz ve de Stenström adını duyagelmiş tek kişiyle karşılaşmadık. Sonra kendisini bir daha sorguya çektik. "Rönn kendi çapında iyi bir elemandır." dedi Melander. Bir hafta." dedi Martin Beck. RönnTük iş değil bu!" "Ne demek istiyorsun?" diye sordu Melander. Kaldı ki. "Ama bu olayın özüne pek inemedi.

"Bilinmeyen adam otobüste ne arıyordu?" "Boş ver bilinmeyen adama şimdilik. Üstelik orda istediğin kadar gidip gelebilirsin." "Sıradan bir otobüs yolcusu ha?" "Evet. yolcuların toplamından daha çok para taşıyordu üstünde.. Kal içerde. kim olduğunu bilmediğimiz gibi." "Belki de sıradan bir otobüs yolcusuydu sadece.." . turnikeden dışarı çıkma. ama." "Ama olabilirliğini kabul ediyorsun." "Kaldı ki." "Tamam.Kollberg çabucak sordu: "Neye dayanarak?" "Ben buna inanmıyorum. bir gidiş-geliş süresince otobüste kalabilirsin." "Demek ki. Bu da iki saat demektir. değil mi?" "Evet. Bir yana bırakalım öyleyse. Kim ne karışır?" "Evet. "Bir dakika!" diyerek karşı çıktı Kollberg. Yeter ki. habire tren değiştir. Evsiz barksız kişilerin çoğu bu yöntemi uygular. es geçtiğiniz bir önemli nokta daha var: Bilinmeyen adamın ceplerinden esrar ve hapini1 kırıntıları çıkmasının yanı sıra. orda ne 186 aradığını açıklamaktan da yoksunuz. Şimdilik. Bir kuron karşılığı." "Neden? Onun varlığı da Stenström'ünki kadar ilginç." Kollberg yine karşı koydu: "Metro çok daha sıcak. dönüp dolaşıp aynı yere geldi Martin Beck. kilit soru şu oluyor: Stenström bu otobüste ne arıyordu?" diye. Ayrıca.

Hammar'a o konuyu sordun mu?" dedi Kollberg ansızın. "Ama o günden bugüne çok şeyler öğrenmişti." diye tamamladı Melander. Hayır. "Bu. "Hani Stenström'ün geçen yaz hangi çözülmemiş cinayet dosyasıyla ilgilendiğini merak ediyordun ya." Kollberg ensesini kaşıyıp doğruladı: "Evet. Zaman zaman Gunvald Larsson'un veya Rönn'ün sesini duyuyorlardı." ." dedi Martin Beck."1 "Oltaya düşürmüştü. En sonunda Melander sordu: "Stenström ne yapardı?" Bu sorunun cevabını her üçü de bilmekteydi. aklıma geldi. Bitişik odada telefon zilleri çalıp duruyordu. Me-lander başını hafifçe sallayarak sorusunu kendi cevapladı: "Stenström çok çok iyi adam gölgelerdi." dedi Martin Beck. Belki bu pire yuvalarından birinde barınıyordu. Bir adamın haftalarca gölgesi olabilirdi sıkılmadan. "Daha o zamandan işin inceliğini bilirdi. Martin Beck eklemekten geri kalmadı: "Üstüne üstlük." "Evet." diye devam etti Martin Beck. onun özelliğiydi. hiç unutamam. temel sorumuza dönelim: Stenström otobüste ne arıyordu?" En azından bir dakika suspus oturdular. Usta ve inatçıydı bu konuda."Ki. Kimse karşılık vermedi. orası akla gelmedik zulalar ve de esrarlı pansiyonlarla dolu bir bölgedir. az önce kendin de belirtmiş olduğun gibi." "Ha. bu da kıyımın soygun amacıyla yapıldığı varsayımını düşünce dışı bırakır. Göta Kanal gemisindeki kadın katilini nasıl çılgına çevirmişti dört yıl öncesi.

Sonra anımsadığı kadarıyla. Kollberg arkadaşına dönüp sordu: "Asa'yı görmeye kim gidecek?" "Sen." dedi Melander ve de tuvaletin yolunu tuttu. Ama yine de gideceğim. Kapıyı ardından kapamıştı ki." dedi Kollberg. "Hayır. "Đzninizle. Üstelik içimizde bunun için senden uygunu yok." Sessizlik. üzerinde senin çalıştığın o ■ (1) Marlin Beck Dizisi . fakat Stenström çok genç olduğu için." Kollberg ağzını açmadı. Ne karara vardık?" "Bilen varsa söylesin. istemiyorum. önünde sonunda. "Ama kafamdan silip attım. Tek kişilik bir iş." "Bu akşam mı?" ." diye karşılık verdi Martin Beck." karşılığını verdi Martin Beck. 188 kaybolma olayıyla ilgilenmeye karar vermiş galiba. "Herhalde dosyada yazılanlarla yetinmiş olmalı."Evet. Hallstahammar'da hırsız-polis oynayan on yaşlarında bir çocukken olagelmiş bir olaya el koymaktan kaçınmış bizimki. Stenström sorunu HammarTa görüşmüş ve de gerçi bu konuda kendisine birkaç öneride bulunmuş.KANALDAKİ ÖLÜ. Dosyalar çok eski olduğundan değil. Bunu yine Melander bozdu." "Herhalde. ama neler olduğunu unutagelmiş şimdi.." "Bu konuda tek söz etmedi bana.. önerilerin hiçbiri çekici gelmemişmiş Stenström'e. "Ne o? Đstemiyor musun yoksa?" diye sordu Martin Beck. Yerinden kalkarken dedi ki: "Eveeet.

"Daha önce görülecek iki işim var: Biri Vastberga'-da. "Asa. çıplak ayakları ve de alnı bile yer yer boyayla lekelenmişti. Saat henüz beşti. rengi uçmuş bir eski jean pantolon ve damalı bir fanila gömlek içinde mutlak iskemlelerini boyama uğraşındaydı." dedi. Ellerini silmeye koyuldu. akşam yedi buçukta ziyaretine geleceğimi bildir. gömleğin düğmelerini çözerken." Kadın başını salladı ve de fırçayı boya kutusunun Đçine bıraktı. Kıza telefon açıp. Kadın. donakaldı. çok önceden ıskartaya çıkarmış 189 olduğu eski gömleğini hemen tanıdı. diğeri de evde. Elleri." Çabucak ciddi bir yüz takındı: "Yine çıkacak mısın yani?" "Evet. Karısı pantolon paçalarını kasıklarına dek sıyırıp kıvırmıştı. kolları. birini sorguya çekeceğim. Soran gözlerle erkeği yukardan aşağı bir süzdü ve de hınzırca dedi ki: "Acelen mi var?" "Evet. "Her bakımdan baştan çıkarıcı olabilir. Karısı. ama hava iki altmış dakika öncesinden kararmıştı. boyanmayasın. "Soyun!" dedi koca. "Dikkat et. Adam." Kadın. fırça elinde. 190 175 ." dedi adam." "Koruyucu bir aşı mı istiyorsun?" "Evet." Kollberg bir saat sonra Palandergatan'daki evinin kapısından içeri adımını atıyordu.

o da var!" diye homurdandı.." Adam içini çekerek şapkasını sağından sol eline geçirdi. endişeli gözlerle izlemişti. Şiddetli kar tipisi ve de sokak lambalarının kör ışığı altında yazıyı sökmekte güçlük çekiyordu.. .. "Var. Adamın elinde tutageldiği kartı. kapı aralığından miyopça inceledi durdu. Cüzdanını çıkarıp kimlik kartını gösterdi. cebinden bir bomba veya makineli tüfek yahut uygunsuz bir resim çıkaracakmış gibi. elinde tuttuğu kâğıt parçasını dikkatle gözden geçiriyordu. yani." dedi boğuk bir sesle. üstünde birikmiş kar taneciklerini fiskeledi ve de yarı donuk parmakları arasında çevirerek bir şeylerin olmasını bekledi. Şapkasını çıkardı. aradığı yeri en sonunda bulmuşa benziyordu. Beyaz önlük takmış. "Polis. Dış eşikte ayaklarını sertçe yere vurup kapı zilini çaldı. Sırsıklam kâğıt çözülüp yırtılmak üzereydi. elleri de una bulanmıştı. Kapı iki parmak kadar aralandı ve de orta yaşlı bir kadının burnu dışarı uzandı.." Kadın onu kuşkuyla gözden geçirdi: 191 "Bunu kanıtlayabilir misiniz?. Boğazını temizleyip sürdürdü: "Dedektif Komiser Nordin. Bayan.Hagersten bölgesinin Klubbacken Sokağı'ndaki bir evin önünde kazık kesilmiş bir kardanadam." dedi. Buna karşın. sanki kapısına dayanan yabancı. Paltosuyla ceketinin düğmelerini açtı. Kadın bu hareketleri. Islak bir köpek gibi silkinmenin ardı sıra basamakları tırmandı. Neden sonra kuşkulu bir sesle: "Dedektifler plaket taşır bilirdim.

Yoğun biçimde yağan kar tanecikleri çıplak başında eriyordu. ama bu kez de terbiyesizlikle damgalanabilirdi. Belki en iyisi içeri girmek için izin istemesiydi. kolay karar verir bir kadına benzemiyordu... eğer yargısında yanılmıyorsa. Hiç belli olmuyor. Şapkasını giymeden ya da yere bırakmaksızın bunu nasıl çıkaracağını hesaplamaya koyuldu. Diyeceğim.. Bayan?" "Yani insan bugünlerde çok dikkatli davranmalı. Ne var ki." Dili dolanıp sustu." dedi. Güzel. Belki defterine bir 192 şeyler not etmek gerekecekti. Bir elde kimlik kartı. "Sunds-vall ha? Ta kuzeyden buraya benle konuşmak için mi geldiniz?" "Burada başka işlerim de var. Evet ya da hayır demesi gerekirdi ki." "Kusura bakmayın. kin kokan bir tonda: "Hadi hadi. Kadın. "Evet... Bu kadarı yeterli. Basamakların üstüne bırakmaksa. sırsıklam salaklık olurdu. yabancı olsun ya da olmasın. Nordin'in yerlisi olduğu yörede.. ama anlıyorsunuz ya. bu kez de kadın bir seçenekle yüzleşmiş olacaktı. En kolayı şapkasını başına geçirmek olurdu. insancıl bir gelenek. öbüründe şapka. mutfağa alınır ve de kendilerine kahve sunularak ısınmaları için ocak başında yer gösterilirdi. kapıyı çalan herkes. sonsuza dek böyle kalamazdı ya." Nordin şapkasını ne yapacağım bir türlü bilemiyordu.Dedektiflik nişanını pantolonunun arka cebinde saklardı. kalsın. diye dü- .

. "Üst kattan görülür.. Herhalde fırındaki kekini merak etmiş olacaktı.şündü. Ne kadar tipsiz herif varsa da toplaşıp çene çalıyor. adam anlayamadı." Kadının bakışlarını izleyerek: "Hiçbir şey görmüyorum." "Bu garajı hep göz hapsinde mi tutarsınız?" "Vallaha." Kapıyı yeniden aralayan kadın sordu: "Ne dediniz?" "Şey. yatak odası penceresinden görülüyor işte. Bu tür düşüncelerden sıyrılarak şöyle dedi: "Telefonda bir adamla bir garajdan söz etmiştiniz. "Bir yabancı çalıştırıyor orasını.. esmer bir adam." dedi." diye söylendi Nordin kendi kendine. ne yapmış olduğunu düşünmeye koyuldu. Oysa iki haftadır onu gördüğüm yok şimdi. yo! Bu konuda size teşekkür borçluyuz. . Kısa. Bunu yaparken de kapıyı az kaldı adamın yüzüne örtüyordu.." Kadın başını çevirip ardına baktı.." "Ya bu adam?" Gülen Polis/ F 1 3 193 "Komik bir adama benzerdi. şu garaj. Belki büyük kentlere uygun düşmeyen bir davranıştı." Kadın mı ansızın susmuştu ya da rüzgârın uğultusu mu sözcükleri kapıp gitmişti." Kadın kızardı. "Yo. Nordin suçu kendinde arayarak." "Đşte orda. "Çok çok sevindik.. "Sevinçten uçtuk. Benim öğrenmek istediğim şu ki. değil mi?" "Sizi rahatsız ettimse. son derece üzgünüm!. Nerdeyse oynatacaktık.

Şimdi herhalde yatak odası camı önündeki yerini almıştı. Çünkü mesleğinin çoğu süresini motorlu araçlar . motoru yıpranmamış varsayarak. En çok iki otomobil alacak genişlikteydi. arabaya dört yüz kuron fiyat biçti. bilmem ki!" "Hoşça kalın. kendi basma dikili duran bir küçük kapıydı." "Şimdi garajda kimse var mı acaba?" "Penceresinde bir ışık gördüm. adama çabuk bir bakış fırlatırken sordu: "Bir ödül var mı acaba?" "Niçin?" "Vallaha. Ortalık yerde duran araba 1959 modeli bir yeşil Skoda Octavia idi.. hemen gidip bir göz atayım. Kahkahalar atardı. Kanatlardan tekini açarak içeri girdi.. şapkasını başına geçirdi: "Öyleyse." Kadının göstermiş olduğu yönde rüzgârla boğuşa 194 rak yürüdü. içeri buyurmaz mısınız?" Kapıyı iki parmak daha araladı... Bayan. Garaj.. Kadın kapıyı anında kapamıştı. Çok teşekkürler. Bu işleri iyi bilirdi. Nordin."Bu kısa boylu esmer adamın tuhafınıza giden yanı neydi?" "Vallaha." "Güler miydi?" "Evet." "Şey diyecektim. Az önce çıkıp bakmıştım da!" Đçini çeken Nordin.. Lifli çimento duvarları ve de oluklu saç levhalarla kaplı bir damı vardı. gülerdi işte. Kapı kanatlarının üstünde yanar bir ampul takılıydı. Sanki tepesine bir buz kesesi yerleştirmişlerdi.

damdan düşme konuğa aval aval bakakaldı." diye karşılık verdi. incecik bir adamdı. Adam çarçabuk: "Evrakımda hiçbir düzensizlik yok. ama da- . "Đsviçreli. Şase altında bir adam hiç kıpırtısız sırtüstü uzanmış yatmaktaydı. Fince dışında kalan yabancı aksanları belirleme konusunda hiç de uzman sayılmazdı. arabanın yanına gidip sağ ayağının ucuyla adamı dürttü." dedi Nordin. "Polis. Araba altındaki cansız şekil elektrik akımına tutulmuşçasına yerinden hopladı. Ne istemiştiniz?" "Sizin bir arkadaşla bağlantı kurmak çabasında-yız. Mavi tulumlu bacaklarından yukarısı görünmüyordu." "Kim?" "Adını bilmiyoruz." Tulumlu adamı göz ölçümüne vuran Nordin ekledi: "Senin kadar uzun değil. dalgalı siyah saçları ve de özene bezene taranmış uzun favorileri vardı. "Kuşkusuz öyledir." "Đsveççe'yi iyi konuşuyorsun. Ölü." Garaj sahibi otuz yaşlarında." "Altı yıldır buradayım. El lambasını sıkıca kavramış olarak. Krikolar üstünde kaldırılmış olan arabanın kaputu açık duruyordu. Sürünerek ortaya çıkıp ayağa kalktı. Graubiinden kantonundan. diye düşünen Nordin.üstünde ve de dalavereli oto satışları yapanları enseleyip deliğe tıkmakla geçirmişti. 195 Kestane rengi gözleri. Alman asıllı Đsviçreli. "Đtalyan mısın?" diye sordu Nordin.

Böyle birini hiç tanımıyorum. Duyduğuma göre. Otolarında bir bozukluk oldukça çıkagelir. Zaten çok tanışım da olduğu söylenemez. Stockholm'de çok kalabalık bir koloni oluşturuyorlar." "Bak. otola196 rım parasız onarmamı isterler. kahverengi gözleri var. Ringvagen'de. Tüm bu Almanlar ve de Avusturyalılar bu garajı açtığımı oradan bilirler. Arabalarıyla gelen müşteriler sadece." "Söyleyenler mi var?" "Evet. oldukça uzun saçlı. Onun için buraya gelip." "Söyleyenler var.. Büyük garajda çalışırdım Ring-weg." . genellikle garajında kalabalık bir dost grubu toplanırmış." "Yine de bana bir şey söylemiyor. Kesinkes." "Dostların kim?" "Arkadaşlar mı? Bir avuç AlmanTa Avusturyalı. bilgi verircesine konuştu: "Ben makinistim. Çoğunu tanımam bile. Otuz beş yaşlarında gösterir. Hepsi de çok işim olduğunu biliyor." Bir süre düşünüp.. buna atladığım gibi yurduma gidip anababamı göreyim." "Đçlerinden bugün buraya gelenler oldu mu?" "Hayır. Şimdi yalnızca sabahları orda-yım. Gece gündüz bunun üstünde çalışıyorum.ha topluca." Öbürü başını sarsaladi: "Bu tanıma uygun bir arkadaşım yok benim." Yağlı başparmağı orta yerde duran arabayı gösterdi: "Noel'e dek onar-mış olmalıyım ki. onarmamı isterler." dedi Nordin. "Aradığımız bu adam siyah naylon yağmurluk ve de bej giysiler giyiyor olabilir. Siyah." "Yok canım.

Horst. ama hayır. Şöyle güler."Đsviçre'ye mi?" "Evet. dürüst bir gence benziyordu. Üstelik Đsveçli." "Adın ne?" "Horst. Ne var ki. Sevimli. Kaldı ki." "Evet. ıslak giysili bir sevimsiz insanlar kalabalığıyla dolup taşan yeraltı trenlerinden de olabildiğince uzak kalmak niyetindeydi." Adamın yüzü şipşak aydınlandı: "Haaa! Sanırım çıkardım. Kahkahalarla gülermiş. Ulf Nordin. Sadece herkesin umduğu gibi.. Ben çok iyi makinist." Đsviçreli." "Uzun bir oto yolculuğu. Kimden söz ettiğimi bilmiyorsun ha?" Dieke başım sarsaladi: "Özür dilerim. inci gibi bembeyaz dişlerini göstererek gülümsedi. Sordu: "Başka bir şey yok mu? Şu adam konusunda daha ayrıntılı bir tanım yani?" Nordin iyice düşünüp taşındı ve dedi ki: "Gülermiş." . bu ihbarın peşine düşmek kim197 seçiklerin aklına gelmeyecekti." Nordin asla düş kırıklığına uğramamıştı. Zaten ipucu kıtlığı olmasaydı. anladığı kadarıyla.. "Demek öyle. yardımcı olmaktan kaçar bir tutum içinde değildi. Horst Dieke. Bu araba için yalnızca yüz kuron ödedim." "Benimki de Ulf. yine oltayı boşa atmıştı. Ama yepyeni olacak. henüz kaderine küserek çekip gitmeyi düşünmüyordu.

Toparlanıp yeniden sordu: "En son buraya geleli ne kadar oldu?" "Üç hafta belki. Bana yedek parça satmak isteyen bir Đspanyol'la gelirdi. Ama araba sürdüğüne tanık olmadım. Çalıntı maldı galiba." Nordin umutla bekledi. Öyle bir şey işte. Sonunda. Đsveçli. belki. Fakat ben satın almadım." "Ne kadar önce geldi buraya?" Sorunun aktarılış biçimini beğenmedi. Ama adına gelince. "Dört ya da beş kez geldi buraya." "Neden almadın?" "Çok ucuz. Fakat ne dersem yalan. Đçkili ve çakırkeyif bir görünüşü vardı." "Ya bu gülen adam?" "Hiç tanımıyorum. "Evet." . Arabadaki adamdı bence.Dieke ağzını açtı ve çulluk ötüşünü andıran keskin olduğu denli canhıraş bir çığlık koyverdi. Belki de daha çok. Volvo Amazon. Paquito. evet. bunu bilmiyorum işte. Gafil avlanan Nordin'in şaşkınlığı üzerinden atması yaklaşık on saniye sürdü." dedi Dieke. Pablo. kanımca. Birkaç kez geldi. Küçümen esmer adam." diye kekeledi." "Arabasının markası neydi?" 198 "Güzel araba. Tastamam bilemeyeceğim." "O da Đspanyol muydu?" "Sanmam." "Bu Đspanyol'un adı neydi?" Dieke omuz silkti: "Bilmem. "Kimi sorduğunuzu anladım şimdi. Beyaz. Pablo. "Evet. Ya da iki.

Ama herkes ona şey diyor. Onunla beraberdi sanırım." "Evet? Ne diyor?" "Sarı Malin galiba. uyuşturucu mu demek istediniz? Eh." "Kentin neresinde?" "Tegnergatan'daki bir kafeteryada. Böyle demişti. Ama iki kez arabada bir kız vardı. Đçkiden başka bir şey kullanıyor olamaz mıydı sence?" Omuz silkti: "Kim bilir? Bence içkiliye benzerdi.. Hırsızlıktan artakalan zamanlarını esrar tekkelerinde geçiriyorlar. dedin. Kız Đsveçli.. Đriyarı bir kız. neden olmasın? Burada herkes dumana kuvvet." Nordin öğrendiklerini değerlendirmek için sustu: "Diğeri içkili ve çakırkeyif olurdu.. Sveavagen yakınında bir yer. Kentte. Ama." "Adı ne bu kızın?" "Bilmiyorum. Hani tüm yabancıların uğrak yeri. Yani ben de onun yalancısıyım.."Đspanyol'u o zamandan bu yana bir daha gördün mü? Paco muydu. neydi adı?" "Hayır. Uzun sarı 199 saçlı." "Sarı Malin mi?" "Evet. Para gereksiniyordu ve de bunun için satmak istemekteydi. Yalan mı?" "Gerçek veya yakıştırma adını bilmediğin kesin mi?" "Kesin elbette." . Đspanya'ya geri dönecekti galiba." "Sen nerden biliyorsun?" "Onu daha önce de görmüştüm.

" "Hiç mi?" "Hiç! Đsveç kötü ülke. "Anlaşılan. Belki öğrenciler ve paralı gençler iyi kızlarla tanışıyordur." "Ne türmüş bu?" "Orospu türü. Sarı Malin gibilerle. sarhoşluk. Neymiş? Konut darlığı var. Yalnızca şiddet." dedi adam "R"yi vurgulayarak.. Stockholm rezil bir kent. esrar. Yeşil arabaya kuşkuyla bakarak dedi ki: "Umarım yurduna sağ esen varırsın. Sömürü mü? Yoksa soygun 200 mu? Pis oyun. Üç kişiyle birlikte bir odada kalıyorum. Düzenbazlık. Nasıl deniyor buna?. Geri kalan her şeyi at çöpe.Nordin soracak başka şey düşünemiyordu. dehşet. ya!" "Sonra ne zaman döneceksin?" "Hiç. Ancak zenginler ve de mafyacılar gidebilir lokantalara. "Đğrenç. "Ne var ki. Yurduma dönüyorum. uğursuzluk. kadına para ödemek hoşuna gitmiyor ha?" Horst Dieke surat astı: . "Ya." Dieke içtenlikle gülümsedi. bir yabancı için para kazanmak kolay." dedi. hırsızlık." "Burada kız tanımadın mı hiç?" "Đsveçli kızlar tanımaya değmez. vahşet. Ayda dört yüz kuron öderim. O. Sıradan işçiler yalnızca bir türüyle tanışabilir. Töhmete özet getiren Đsveçli. Ben para biriktirdim. Küçük bir garaj açıp evleneceğim. Son sözcüğün anlamına kendi de katılmaktan geri kalmıyordu." Nordin susup kaldı.

Horst."Hah! Çoğu sudan ucuzdur. "Sarı Malin. canhıraş çığlığı attı." Nordin başını sarsaladi: "Sen yalnızca Stockholm'ü görmüşsün. Yüzünü iğneleyen öfkeli kar taneciklerine.. Nordin onu başıyla selamlayıp uzaklaştı. Başını sallayarak. Yalnızca gülerdi işte. Kaldırımdan doğru bir adam yaklaşmaktaydı. "Esrar tekkeleri. Bizim moruğun zoruyla oldu bu iş." diye mırıldandı. defterin açık sayfasına birkaç sözcük karaladı. başını omuzları arasına çekerek bir çabuk uzaklaştı. Acaba. Senle de gider. Ama orospu işte. Şu Đse bak. diye düşündü. En yakın lamba direğinin altında durup not defterini çıkardı. başkalarıyla da. karla kaplı Tirolyen şapkasını çıkarıp konuştu: "Özür dilerim. ". Be201 davacı orospular. Sonra da şöyle dedi: "Demek bu adam hakkında başka bir şey anımsadığın yok?" "Hayır. Yazık." Ona kısa ve düşmanca bir bakış fırlatan adam.Metro istasyonu ne yanda?" diye mırıldanan Nordin.. Ruhça orospu hepsi.. ." "Geri kalanı daha mı iyi?" Nordin içtenlikle başını salladı. kayıplara karışmak üzere olan gölgenin ardından bakakaldı.. Şöyle!" Dieke ağzını açtı ve yeniden o keskin. yahu! Ne meslek seçmişim ya!" Ama suç bende değil. Nor-din.

Gazeteciler.Pablo veya Paco. Dairenin içi karanlıktı. Beyaz Amazon.Sveavagen. Paltosunu çıkarıp holün ışığını yaktı. endişeli bir dalgınlığın ruhsal baskısı altındaydı. Adamı şöyle bir süzerek seslendi: "Tamam. Stenström'ün adını taşıyan beyaz kart kapı üstündeki yerini korumaktaydı. Kahkaha. hemen açtı. Sarı Malin. kapı ardında beklermişçesine. Zil aralıksız çalmaktaydı. Onun bakışlarını izleyen Asa Töreli mırıldandı: "Bir sürü sersem kapıyı aşındırıp duruyordu. Eski polis başlığı yine bilinen yerindeydi. 202 187 Kollberg çakılmış duruyordu. buradayım. tamam. Sonra kalemle kâğıdı cebine atıp içini çekti ve de ışık çemberinin altından çıkarak karanlığa karıştı. Huyuna uygun düşer bir biçimde kapıyı yumrukladı." diye mırıldandı Kollberg. Zile uzunca bastı. Vakit akşamın sekiziydi ve de her şeye rağmen. bir an kesilmeksizin. Evi tepeme yıkmana gerek yok. Ses gelmedi. Kapı zilinin teli koparılmış olarak kenar pervazından 203 aşağı sarkıyordu. Anlaşılan bozuktu. Vastberga'daki çekmede bulageldikleri zarfı sağ elinde tutuyordu. Gözleri Asa Torell'in Tjarhovsgatan'daki dairesinin kapısına saplanıp kalmıştı." . fotoğrafçılar ve de Tanrı bilir daha kimler. bedavacı orospu." "Bağışla. Asa Töreli. Kafeterya Tegnergatan .

Sonra bir daha döndü ve yine camın önüne gitti. Yapılmamış yatağa köpek bağlansa durmazdı. Ayağında yine aynı kalın ski çorapları vardı. madem öyle dedin. Oturma odasına geçerek safari koltuklardan birine yerleşti: "Şu ışıklardan birini yaksan da.Kollberg ağzını açmadı. sigara külleriyle lekeliydi yer yer. oturmadı. Eşikte bir süre durarak yatağına baktı da baktı. tamam. ne olacak?" Işık düğmesini çevirdi. Tamam. Ara vermeksizin. tekrar tekrar. Tarak yüzü görmeyen . Gözlerini genç kadına dikti. Orasını da kir pas götürüyordu. Üstelik bu kez. bir yukarı gezinip duruyordu. Altüst odanın temizlik bekleyen bir durumu vardı. Kadını gözleriyle izlemesi için başını yandan yana çevirmek gerekiyordu. Kül tabakları birkaç gündür boşaltılmamıştı besbelli. Tıpkı bir tenis maçı seyreder gibi. Açık duran kapıdan yatak odasına bir göz attı. Holden geçerken mutfağa da gözü ilişmişti. Ya da eşbenzerleriydi. kuşkusuz. bilinmez. Ama pantolon. elbette yakarım. Sanki istem dışı kafese tıkılmış bir dişi kaplandı. Tedirgin bir tavırla bir aşağı. 204 Onu en son görmüş olduğu on dokuz gün öncesinden bu yana Asa Töreli değişmişti. Ev havasız ve kokuşuktu. Lavaboda tepeleme yığılı bulaşık tabak ve tencereler midesini kaldırmıştı. hiç değilse birbirimizi görsek olmaz mı?" "Ben karanlıkta daha iyi görüyorum. Madem istiyorsun. Pencere önüne dek yürüyüp döndü ve yeniden yatak odasına yöneldi. o pantolondu. Ne var ki.

"Alışageldiğim gibi çalışsaydım. iyice dinlenmem gerekirmiş. hiçbir şey. "Đşe gitmiyor musun?" "Đstirahatlıyım. Masanın üstünde açık sigara paketi duruyordu. "Bizim şirket doktorunun işgüzarlığı." Sigarasının dumanını emip içine çekti. Sonra da külünü masanın üstüne silkti. Tıpkı o Rönn salağı gibi. "Bu anlattıklarım üç hafta öncesiydi. Elleri durmaksızın titriyordu. Bir Danimarka sigarası olan Geçil içmekteydi. "Telefonu kestireceğim." ." Kollberg başını salladı. "Aptallık. Sol elinin işaret ve orta parmağının iç yanlarını nikotin pası sapsarı ayrı bir deri parçası gibi kaplamıştı. Beni eve araba205 sıyla getirdi. değil mi? Kuşkusuz. Đki saat burada oturup hım hım etmekten ve de kafa sallamaktan öte bir şey yapmadı. Derken yine konuştu: "Hiç. Bir ay süreyle kent dışı bir yerde ya da ülke dışında. çok daha iyi olurdu. Çatmaya hazır bir sesle sordu kadım "Benden ne Đstiyorsun?" Sonra masanın önüne geldi. Oysa Ake Stenström sigara nedir bilmemişti.saçları karmaşıp keçeleşmişti." dedi kadın. Meydan okurcasına." diye sözünü sürdürdü kadm. paketlerden birini sarsalayıp bir sigara çıkardı. işte o kadar!" diye duyurdu. titrek ellerle yakarak. kibrit çöpünü yere savurdu. Dudaklar kupkuru ve çatlaktı. Bakışları kaypaktı ve de gözlerinin altında kara kara halkalar oluşmuştu." Kollberg sessiz kaldı.

Ama nasıl? Yerinden kalkıp. "Al öyleyse. Umduğundan da kötü bir deneme bekliyordu kendisini. Bu kitap. Hiç değilse çalmadığı doğrulandı. "Hayır. Eskice bir kitaptı: Otto Wendell ile Arne Svensson'un 'Ağırsuç Soruşturmalarının Elkitabı. kitabın yanlış ellere düşmemesi konusunda büyük özen gösterilmesini yazarlar herkesten özellikle diler. Kollberg koltuğunda huzursuzca kıpırdadı." . Baş sayfayı açıp okudu: Bu." "Đyi.Tersyüz edip pencerenin önüne gitti. Kadın başını çevirmeksizin yineledi: "Benden ne istiyorsun?" Ve de bastırdı: "Cevap ver! Konuş. Tanrı adına. Đçeriği gizli nitelikte olduğu için. Kitaplara bakarak bir tanesini çekti çıkardı. "Benim eski kitabım bu. olay yerinde çalışmaları sırasında genellikle zor ve sorumlu durumlarda kalan polisler için yol gösterici olması göz önünde tutularak hazırlanmıştır. Bu nüsha.' Basım tarihi: 1949. Đki yıl önce Ake'ye vermiştim. Sonra kendi kendine: "Bir değişiklik yok." dedi." Şu ya da bu şekilde yalıtımı aşması gerekiyordu. Đyi bir kitaptı ve de eski günlerde kendisine çok çok yararı dokunmuştu. Dedektif Lennart Kollberg için ayrılmıştır. Sokağa baktı ve de perdeleri çekiştirdi." diye karşılık verdi kadm. 2080. No." diye söylendi. "Dedektif Lennart Kollberg" sözcüklerini çok za206 man önce kendi eliyle yazmıştı. Bir şey söyle. numaralı ve kısıtlı bir basımdır. oymalı koca kitaplığın önüne gitti.

ne var?" 207 "Ake bunu ne zaman yazdı. ne istiyorsun yine?" diye sordu sinirli bir sesle. Surda burada belirli birtakım satırların altını çizmişti. Birisi -Stenström. "Evet." dedi.. Đki yerin sayfa kenarlarında tükenmez kalemle yapılmış vurgular gördü.. Sayfa kenarına çıkma yaparak şu yorumu yazmıştı: 6) Amaç kurbandan kurtulmak." Aynı sayfanın biraz altında. ama öyleyse bu bir seks cinayeti mi olur? "Asa. Her ikisi de 'Seks Cinayetleri' başlıklı bölümün altındaydı. Seks cinayeti işleyen kişi (sadist) genellikle iktidarsızdır. . hiç kuşkusuz. biliyor musun?" Yanına gelip kitaba çabucak bir göz gezdirdikten sonra: "Hiç haberim yok. 5) Şok etkisi nedeniyle. Yarı içilmiş sigarasını izmaritle dolup taşan bir kül tabağına bastırdı ve de ellerini midesi üstünde gevşekçe bağlayarak masanın yanı başında dikilekaldı. Şiddet gösterisi kapsamındaki cinayeti de bu nedenle anormal bir davranış. "Asa. iki maddenin altını çizmişti: 4) Cinsel girişimden sonra suçlamayı önlemek amacıyla ve de. Yanı sıra bir ünlem işareti koymuş ve de söyle yazmıştı: "ya da tam tersi.Ne söylenip yapılması gerektiğini kafasında tartarak kitabın sayfalarını karıştırdı. "Evet." dedi Kollberg.bu satırların altlarını çizmişti.' diye başlayan paragrafta. seks doyumuna ulaşım amacına yönelik bir atılımdır." diye seslendi yeniden. 'Seks cinayetinde kurbanın öldürülmesine yol açan nedenler.

onun karşısındaki koltuğa geçip oturdu. Elleri butlarının üstünde. mavi bir bluz giymişti. Bitkin kadın omuz silkti. Sırtındaki bluz etsiz bedeninden aşağı bir perde gibi sarkmasına karşın. Kollberg kükredi: "Otuuur!" Yerinde sıçradı ve de dönüp adama baktı." dedi. Kollarının tüyleri diken diken ayaktaydı. Sağ elinde çakmağı. Eriyip tükenmiş. sol elinde de henüz yanmadık sigarayı tutuyordu. perişan bir görünüm sergiliyordu." Kaş çattı: "Ne bakımdan yani?" . yeni bir sigara aldı ve de çakmağı ateşlemek için uğraşarak yatak odasının kapısına dek yürüdü. "Otur!" diye emretti adam." "Benim var. Kadın buz gibi soğuk bir sesle apaçık konuştu: "Harika! Ama ne yazık ki. El örgüsü süveterin yerine bugün kısa kollu. Kahverengi zarfa utancalı kaçamak bir bakış atan Kollberg.Kollberg kadını dikkatle inceledi. Yine de. yalı kazığı gibi dimdik donakaldı. benim masa üstüne açacak kâğıdım yok. Kahverengi gözleri nefrete yakın bir ateşle tutuşmuştu." "Ya?" "Buraya geçen gelişimizde sana tümüyle dürüst davranmadık. iri meme uçları kumaşın altından sivri sivri baş vermişlerdi. 208 "Kâğıtlarımızı masanın üstüne açmalıyız.

" diye üsteledi Kollberg. Hepimiz gibf. Đlkin şunu sormama izin ver: Ake'nin o otobüste ne aradığını biliyor musun?" "Hayır. hayır. Biz de bilmiyoruz. Niye Büyük Engizitör1 Martin Beck Hazretleri'nin kendileri buyurmadılar?" Kollberg alt dudağını dişledi: "Çok mu ağladın?" . Ne öldürüldüğü Pazartesi günü ne de daha önceki Cumartesi. Küçücük yumruklarını sıktı. "Ne cesaretle bana böyle bir şey söyleyebilirsin?" "Doğru konuşmanın verdiği cesaret. Tüm Ekim ayı boyunca ve de Kasım'ın ilk iki haftası pinekleme sayılacak denli bomboştu." Kadın şiddetli bir tepki gösterdi. Sonra derin bir soluk alarak yine söze koyuldu: "Ake sana yalan söyledi." dedi Kollberg. Sigara parmakları arasında ezildi ve de tütün tanecikleri pantolonun benek benek kül lekeleri üstüne serpildi. Gözleri çakmak çakmak tutuştu. "Bu bir gerçek."Birkaç bakımdan." Hiçbir şey söylemeden. Ardı sıra sustu. "Öğrenmek Gülen Polis / FĐ 4 209 istediğim bir şey daha var: görev dışıyken de tabancasını taşıma alışkanlığı var mıydı?" Kadının cevaplaması için bir sürenin geçmesi gerekti: "Şeytan alsm canını! Bu pis sorgu taktiklerinle bana işkence edip durma. gözlerini karşısındaki adama dikmiş bakıyordu. hayır ve de yine hayır! Bil-mi-yo-rum!" "Sinirlenme. Ake görev başında değildi.

Ben o yaratılışta bir kadın değilim." dedi kadın. Hemen hemen ayırmazdı diyebilirim. Ve de biliyorum. Şimdi bile bu varsayımı yaşatıyoruz." Ansızın adamın gözlerinin içine hışımla bakarak sordu: "Yoksa örümcekli kafalarınızda bir metresi olduğu düşünü mü yarattınız?" "Evet. anlaşılan. Elbette. Başka biriyle gezip tozuyor olamaz mıydı? Yani bir başka kadınla? ." "Ne amaçla?" "Onu öldüren kişiyi ele geçirmek amacıyla. Biliyorum. Bu süre içinde neler yaptığını ne sen biliyorsun ne de biz. Gözleri Kollberg'in ardında bir noktaya saplanakalmıştı." . Birbirimize yardımcı olmak zorundayız."Hayır. taşıması gerektiği kanıtlandı. Öcünü almak ve de doyum." "Nasıl bilebilirsin?" "Bu." "Niye?" "Niye olmasın? Nasılsa. adam onu duymakta güçlük çekti: "Öç alma."Hayır. "Asa?" "Evet?" "Zamanının çoğu ev dışında geçiyordu. Değil mi?" Karşılık vermedi. Diğer öldürülenleri de unutma. Tanrı aşkına cevap ver. Sonra öyle kısık bir sesle konuştu ki." "Neden?" Bir süre sessizce oturdu." "Öyleyse. "Çok yardımı dokundu sanki!" Kollberg yine ağzını açmadı. beni ilgilendirir. Ses belirgin ve de 210 coşkusuzdu. "Ake'yi seviyordum." "Tabancasını genellikle yanında mı taşırdı?" "Evet." "Sanmıyorsun demek ha?" "Sanı ileri sürmüyorum.

Futbolu bıraktığından bu yana edindiği tek tutkuydu diyebilirim. Bundan saçma bir düşünce daha olamaz. Banyoyu karanlık oda olarak kullanırdı. kesinkes biliyorum."Öyleyse hemen öldürmeye bakın. Resimleri büyütmek için kullanılan o zımbırtılardan biri de tuvalet211 te duruyor." "Niçin?" "Sizi ilgilendirmez dedim ya!" Kollberg parmak uçlarını masa üstünde tıkırdattı: "Yani kesinkes biliyor musun?" "Evet. Senin neye benzediğini görmesini istedim. Çakmağı bıraktı ve de resimleri titreyen ellerle çıkardı." "Ona ne demeye gösterdin?" "Çünkü buraya geliyordum. Üç makinesi var.. En üstteklne bakmasıyla da yüzü alçuha kesildi: "Nerden." Cesaretini toplamak istercesine." . nerden buldun bunları?" "Bastberga'daki masasının bir gözünden çıktı." "Ne! Masasının gözünden mi?" Gözlerini kırp kırp kırpıştırarak umulmadık bir biçimde sordu: "Kaç kişi gördü bunları? Tüm güvenlik kuvvetleri mi?" "Yalnızca üç kişi.." "Gun ha?" "Evet. bir derin soluk daha aidi: "Ake fotoğrafçılıkla ilgilenir miydi?" "Evet." "Kimler?" "Martin." Kollberg'e hayretle baktı: "Niye soruyorsun bunu?" Zarfı masanın üstünde kadının bulunduğu yana iteledi. ben ve de eşim.

.. yani vardı kendisinde. Adam sordu: "Resimler burada mı çekildi?" Kadın başını salladı." dedi Kollberg kupkuru bir tonda." Konu değiştirme zamanı. En sonunda başını hafifçe sarsa-ladı ve dedi ki: "Hayır.. niye masasının gözünde tutuyordu bunları?" Bir an sustu ve de açıklama yollu konuşageldi: "Bak." Uzun bir sessizlik. ama sesi daha düzgün çıkıyordu: "Esti işte! Hoşça vakit geçirme düşüncesiyle.. neden olacak?" "Peki. Saç diplerinden boşalagelen ter damlacıkları alnında parıldıyordu." "Ake öldü. Otomatik zaman ölçer. diye düşünen Kollberg."Neye benziyorum ben? Ya biz neye benziyoruz? Ake ve. "Ne zaman?" 212 Asa Töreli alt dudağını sinirli sinirli kemirdi: "Yaklaşık üç ay önce. Resim çekme gereçlerinin her türü var kendisinde." "Herhalde kendi çekti. Boynu ve kolları bile pençe pençe kızarmıştı." "Bu resimleri niye çekti?" Yüzünün kırmızısı geçmemiş ve de teri dinmemişti. sehpa ve de daha bir sürü adlarını çıkaramadığım zımbırtı. yüksek sesle şunu sordu: . Kadının yüzü hâlâ alev kırmızısıydı. değil mi?" "Kuşkusuz. çalışma odasında bu resimler dışında tek kişisel eşyası yoktu. Bilmiyorum.

. duraksar bir sesle 213 konuştu: "Burda. Şuraya bak! Üstüne üstlük dolu ve de ateşe hazır. Bir fili rahatça öldürebilirsin bununla. Sonra ansızın ayağa fırlayıp hızlı adımlarla odadan çıktı. Amerika'da bile yasak bu be! Akla gelebilir hafif ateşli silahların en korkunç olanı." "Sanki ben bunu bilmiyordum. "Altıpatlar dediğimiz bir Amerikan revolveri." "Niçin?" "Taşımaktan hoşlanırdı. Toplusunu yana kaydırarak kurşunları boşalttı: "Vay anam vay! Ağzı çentik mermiler. Kadının yatak odasına geçtiğini ve de yatağa yöneldiğini dar geçitin aralığından görebiliyordu." dedi adam. Ateşli silahlarla ilgilenirdi. Saçmalığın dikaşırısı olarak." diye ağzının içinde geveledi kadın.. "Tabanca değil bu." Kollberg'in puflak görünüşü ve de tembellik yansıtan gevşek tavırları değişik durumlarda birçoklarını yanıltmıştı.. Barıştırıcı adıyla anılır. Elini bumburuşuk yastıklardan birinin altına daldırarak. Uzun namlulu bir 45'lik Colt. Hele son günlerde." Aklını bir şeye takmış görünüyordu... Yahu.. bir tabanca. Eğer insanoğluna beş . ayrıca dumdum!. yanıbaşında belirivermesiyle silahı elinden çekip alması bir oldu. Asa Töreli henüz yatağın üzerine eğilmişti ki.."Tabancasını hep yanında mı taşırdı?" "Hemen her zaman. elimin altında bir şey var.. Oysa istim üstünde bir atlet gibi formda ve de kaplan kadar çevikti.

metre uzaklıktan doğrultup ateşlersen, kurşunu çorba kâsesi büyüklüğünde bir yara açar ve de gövdeyi on metre öteye savurur. Sen bunu nerden buldun böyle, kadın?" Umursamazca omuz sirkti: "Ake, yanından eksik etmezdi." "Yatakta da mı?" Başım yandan yana şavullayıp sakin bir sesle dedi ki: "Yo, yo! Bunu ben... şey buraya..." 214 Kurşunları pantolon cebine aktaran adam, altıpatları yere doğrultarak tetik düşürdü. Sert çıtırtı sessiz dairenin içinde yankılandı. "Tanrım, sen akıl fikir ver," diye söylendi polis, "işe bak! Atışı çabuklatıp duyarlı kılması için ayrıca tetiğin yay kurgusu da pekiştirilmiş. Çok çok tehlikeli. Ölümle koyun koyuna yatmak gibi bir şey. Uykunda şöyle bir dönmen yeterli ola..." Sözünü bitirmeden sustu. "Son günlerde pek uyumadım," dedi kadm. "Hmmm!" diye mırıldandı Kollberg kendi kendine. "Kaçakçılık Bürosu'nda çalıştığı sıralar yürütmüş olmalı bu cehennemlik şeyi. Düpedüz, görevi kötüye kullanma." Gözlerini koskoca, ağır altıpatlara indirip elinde tarttı. Sonra da kızın sağ el bileğine baktı. Bir çocuğun-kinden farksız incelikteydi. "Evet, belki onu anlamak mümkün," diye geveledi. "Eğer silahlara tutkunsan..." Ansızın sesini yükseltti: "Ama ben tutkun değilim. Bu tür şeylerden tiksinirim.

Anlıyor musun ha?.. Anlıyor musun?" Şimdi bas bas bağırır olmuştu: "Kökünden yıkılması gerekli sersemce bir tutku bu! Toptan yok edilmeli. Tek ateşli silah kalmamalı yeryüzünde. Yasalar yasaklamalı! Yapılagelmeleri ve de her tür insanın bunları çekmecelerinde alıkoyup, sokaklarda yanlarında taşımaları ancak bir gerçeği gözler önüne serer: düzen tümüyle bozuk, sapık ve de aşağılıktır. Birtakım soysuzlar silah yapıp satmakta, ceplerini şişirmekteler. Nasıl ki, başkaları da uyuşturucu madde ve öldürücü haplar yapan fabrikalar kurarak kasalarını dolduruyorlarsa. Anladın mı, 215 kadın? Anladın mı şimdi?" Kadın ona yepyeni bir anlayış havası içinde baktı. Gözlerini saran sis perdesi dağılmış, adama çevrili bakışları açık seçik bir anlam kazanmıştı. Kollberg kısaca, "Git, yerine otur," dedi. "Tepemi daha çok attırmadan dediğimi yap. Konuşacağız. Çok ciddi bir konu bu." Asa Töreli çıtını çıkarmadı. Doğruca oturma odasına geçip, uslu bir çocuk gibi koltuğuna oturdu. Kollberg hole çıktı ve de altıpatları şapka rafında duran eski polis başlığının yanma koydu. Ceketini ve boyun bağını çıkardı. Gömlek yakasını açıp kollarını sıvadı. Sonra mutfağa geçti, su kaynatarak çay demledi. Tepside getirdiği bardakları masanın üstüne bıraktı. Kül tabaklarını boşalttı. Bir cam açtı. Yerine geçip oturdu. "En başta şunu öğrenmek isterim," diye söze koyuldu. '"Son günlerde' demekle neyi kastettin? Son günlerde silahını yanından ayırmaz olmuştu dedin ya, anlamı neydi?"

"Sus!" dedi Asa. On saniye sonra ekledi: "Bekle." Ayaklarını altında topladı. Koca ski çoraplarının içinde gömülü kalmış küçücük tabanlar koltuğun kenarlarına dayandı. Sonra kollarını incik kemiklerinin çevresinde doladı ve de heykel gibi donakaldı. Kollberg bekledi. Tastamam on beş dakika bekledi. Bu süre içinde kadın bir kez olsun adamdan yana bakmadı. Hiçbiri tek söz etmedi. Derken erkeğin gözleri içine bakarak 216 konuştu; "Evet?" "Nasılsın?" "Daha iyi değil, ama değişikçe. Dilediğini sorabilirsin. Sözüm söz, cevaplayacağım. Her şeye cevap verebilirim artık. Ama ilkin bilmek istediğim bir şey var." "Evet?" "Bana her şeyi anlattın mı?" "Hayır," karşılığını verdi Kollberg. "Ama şimdi anlatacağım. Burada bulunma nedenime gelince, açıkçası şu ki, işin resmi yanına inanmıyorum. Yani Stenström'ün yalnızca bir rastlantı sonucunda bu çılgın toptancı katilin kurbanı olduğuna aklım ermiyor. Sana ihanet etmediği konusunda verdiğin güvenceden ya da buna başka ne ad yakıştırıyorsan ondan veya bunu üstüne oturttuğun temelden ayrı olarak, o lanetlenmiş otobüste gönül eğlendirmek amacıyla bulunduğuna da inanmıyorum." "Peki, neye inanıyorsun?" "Baştan beri doğru söylediğine. Çalıştığını açıkladığın zaman gerçeği dile getirmiş olduğuna. Evet, polis olarak kendi çapında bir iş kovalıyordu. Ancak şu ya da bu nedenle kimseye açılmak istemedi. Ne sana ne de

bizlere. Diyelim ki, sözgelişi, uzunca bir süredir birini izliyordu. Biz buna gölgeleme deriz. Ve de diyelim ki, bu her kimse kendini kıstırılmış sayıp onu öldürdü. Ama yine de ben, kanımca, bu varsayımın geçerli olabileceğine inanamıyorum." Bir an susup ekledi: "Adam gölgelemekte Ake'nin üstüne yoktu. En hoşlandığı şeydi." "Evet, biliyorum." 217 "Gölgelemenin iki yolu vardır," diye devam etti Kollberg. "Ya kişiyi olabildiğince görünmeksizin izleyip ne dolap çevirdiğini anlamaya çalışırsın, ya da gözüne batmak için elden geleni yaparak açıkça izlersin. Bundan amaç kişiyi şaşkına çevirmek ve de paniğe kapılıp atacağı yanlış adımla kendini elevermesini sağlamaktır. Stenström, bütün tanıdıklarım içinde her iki yöntemin de sanat inceliğine erişmiş eşsiz bir ustaydı." Asa Töreli sordu: "Senden başka buna inanan var mı?" "Evet. Beck ve de Melander, bildiğim kadarıyla," Sustu. Ensesini kaşıdı: "Ama bu savın bazı zayıf noktaları var. Şimdi bunları tartışmamız gerekmez." Kız başını salladı: "Ne bilmek istiyorsun?" "Kesin olarak bilemiyorum. Yolumuzu el yordamıyla bulmamız gerekecek. Söylediklerini her bakımdan anlamış değilim. Sözgelişi, son günlerde hoşuna gittiği için tabanca taşır oldu, demekle neyi kastettin? Son günlerde?" Kadın sakin bir sesle şöyle dedi;

"Ake'yi ilk kez dört yıl öncesi tanıdığım zaman daha ağzı süt kokan bir çocuktu." "Ne gibi yani?" "Utangaç ve de çocuksu bir gençti. Üç hafta önce biri onu öldürdüğünde büyüyüp olgunlaşmıştı. Bu gelişme sen ve BeckTe olan çalışmalarından ötürü işinde değil, fakat burada oldu. Evet, burada, evinde. Đlk kez bir arada olduğumuzda, şu odada ve de şu yatakta, üstünden en son tabancasını çıkarmıştı. Sıyrılmak bile218 mediydi bundan." Kollberg kaş kaldırdı. "Gömleğini çıkarmadıydı, anlıyorsun ya," dedi kadın. "Tabancayı da başucu masasının üstüne, el altında bir yere bıraktı. Şaşıp kalmıştım. Gerçeği söylemek gerekirse, o sıra polis olduğunu bile bilmiyordum henüz ve de ne tür bir manyakla kucaklaştığımın kaygısı içindeydim." Ciddi gözlerle Kollberg'e baktı: "Hemen ilk kez birbirimize sevdalanmadık. Ne var ki, ikinci bir denemeye giriştik. Đşte o zaman kafamda bir ampul yandı: Ake o sıralar yirmi beş yaşındaydı ve ben de henüz yirmiye girmiştim. Ancak ikimizden birine yetişkin ve bir oranda daha olgun demek gerekirse, o bendim. Erkekliğine erkeklik kattığı düşüncesiyle tabancayı yanından hiç ayırmıyordu. Dediğim gibi, çocuksuydu ve de çırçıplak bir kadının yattığı yerden gömleği üstüne omuz kemeri takılı bir erkeğe afal afal bakması ona sonsuz zevk veriyordu. Kısa sürede, bu duyguları yenecek denli büyüdü. Ne var ki, bu arada hava basma tutkusu alışkanlık haline gelmişti. Yanı sıra, ateşli silahlara büyük ilgi duyardı. Kaldı ki..."

Sözünü noktalamaksızın sordu: "Sen kendine güvenir misin? Yani kendi fizik gücüne?" "Güvenirim sayılmaz." "Ake, üstesinden gelmek için elden geleni denemesine karşın, kendi fiziğine güveni yoktu. Açıkçası, fizik olarak bir korkaktı. Tabanca ona bir güven duygusu verirdi." Kollberg karşı çıktı: 219 "Az önce, büyüyüp olgunlaştığını söyledin. Đlla ve lakin bir polisti. Profesyonel açıdan şunu söyleyebilirim ki, gölgelediğin kişi eliyle ardından vurulacak denli gafil avlanmak hiç de büyüyüp olgunlaşmanın kıstası değil. Daha önce de belirttim; inanmakta güçlük çekiyorum." "Çok doğru," diye katıldı Asa Töreli. "Ben de kesin olarak inanmıyorum. Bir yerde bityeniği var." Kollberg düşündü taşındı. Bir süre sonra dedi ki: "Gerçek ortada. Bir iş üzerindeydi ve de ne olduğunu bilen yok. Ben bilmiyorum. Sen de bilmiyorsun. Tamam mı?" "Tamam." "Şu ya da bu şekilde hiç değişti mi? Bu olay öncesi yani?" Kız cevaplamadı. Sol elini kaldırıp parmaklarını simsiyah, kısa saçları arasında gezdirdi. "Evet." dedi en sonunda. "Nasıl?" "Söze vurmak kolay değil." "Resimlerin bu değişimle bir ilintisi var mı?" "Evet, var diyebilirim bir bakıma." Elini uzatarak, resimleri tek tek yüzüstü çevirdi ve baktı: "Biriyle bu konuda konuşmak için ona bir ölçüde güven duymak gerekir ki, sana böylesi bir yakınlık duy-

Ne var ki. Kadın sakin ve erkek sinirliydi şimdi." Kollberg başını salladı. "Ama bunu mutlaka açıklamalıyım." dedi kız." Kollberg. Her şey gibi. Yoksa Ake'nin nasıl değişegeldiğini anlatamam. "Hele Rönn hiç. Ama yine de elden geleni yapacağım. Böyle bir kimse yok şimdilik senin dışında. Sonra kendi de şaştı." Kollberg bir an için dinlemeyi unuttu. "Ama Beck anlayamaz. Herhalde bunu anlıyor olmalısın." "Biz bunu kanıtladık." dedi kadın." dedi kadın. öğrendik işte. Zaman ve kıvam anlayışımız çok değişikti. terlemeye başlamış olan avuçlarını pantolon yanlarına sildi. 220 "Ake'yi seviyordum. Önünde sonunda uyuştuk ve bir orkestra uyumu içinde iyi ses çıkarır olduk. Roller değişmişti. seks açısından tam bir uyum sağlayamazdık. Birlikte öğrendik. Ne de bir diğer tanıdık. "Çok zor. senin bunları kavrayacak olduğundan kuşkum var. Yalnız umarım ki. özel yaşamıma ilişkin birçok ayrıntıları burada döküp sıralasam bile. "Baştan beri. Çünkü varlığına inanmadığı bir seçenekti bu. o da öğrenilir. Eş istemler taşımıyorduk." Öksürdü ve yapmacıksız bir sesle şunları söyledi: . Ayrıca. sözlerinin etkisini anlamak istercesine bakarak ekledi: "Ama yine de mutlu ve doyumlu olabiliyorsun.duğumu hiç sanmıyorum." Asa." Omuz silkti: "Önemli olan. kendince değerlendiresin. Bunu biliyor muydun?" "Hayır.

Kadın. Asa Töreli de acımsı bir gülücükle ona karşılık verdi. Sonra. Derken seviştik ve de birbirimizle uyum sağlamasını öğrendik. Çok iyi anlaştığımızdan." diye karşılık verdi Kollberg. birbirimizi aldatmazdık. kendime bir nimfoman-yak falan gözüyle bakar olmuştum.. şu işi bitirip kurtulalım. Gerek Ake. Beslenen kötü duyguların dışavurum korkusu. Ansızın gülümsedi.. haftada bir ya da iki kez sevişirdik. Başlangıçta bu konuda birkaç kez konuştuk. bir şeylerin değişegeldiğini sezmekteydi. o kadar iyi. Üç yaklaşımı geçmezdi her seferinde."Şu son bir-iki haftadır çok çok sigara içer oldum. başka şeye gerek duymazdık. ana dizi dibinde yetişmiş bir kız denli utangacımdır." "Ake'yi tanımazdan önce." dedi kız.. Yani.Ansızın geçen yaz. Sonraları konuşmalarımızda seks tümüyle konu dışı kaldı." ". Öyle ki. Evet. Çünkü gerek yoktu buna. cinsel bakımdan ikimizin daha güçlüsü olduğumu bile unuttum. senin kurnazca değindiğin gibi. hiç bu kadarını ummamıştım. "Hele ben. evetler şaşkın bakışlarını adama dikti: "Doğru ya! Geçen yaz tatilde Mallorca'ya gitmiştik. utangaç bir kişi sayılırım." dedi Kollberg. Çok iyi uyuşan bir çifttik.. gerekse ben bu uğurda çok çalıştık ve sonunda başardık. "Ne kadar çabuk. Biz orda keyif ." Kollberg." "Garipsenir bir yanı yok bunun. Nedir biliyor musun? içinden pazarlıklı kişi utangaç olur. acı da olsa gülümsemişti ya! 221 "Neyse. Onun istemine uygun olarak. Garip ama gerçek. Doğrusu. Ne yazık ki.

Oysa şimdi ansızın altüst oluyordu ve bunu altüst eden de kendisiydi. Ake buna çok içerlemişti. Ake hırslıydı. Bu resimleri işte o zaman çekmişti. seks yaşantımızı bir düzene sokmuştuk ve çok da iyi etmiştik.. herkesin gözünden kaçmış büyük av düşü bir an için kafasından çıkmazdı. düzinelerle sayılabilir. Aslına bakarsan.BALKONDA BİR ADAM VARDI. şey.. Temmuz sonlarına doğru veya Ağustos başlarında değişti.çatarken." "Korkarım ki." "Evet. çok daha fazlasını. Dediğim gibi. soruşturmayı kaçırmış olmasına içerlemişti. Bense tam tersi." dedi Kollberg. Gerçek şu ki. .. Kaldı ki. hepsinin en genciydi ve de şimdilerde değilse bile önceleri çoğunuzca horlandığı düşüncesini taşıyordu. Ancak şimdiye dek anlattıklarım da aynı havada olduğu için başladığımın sonunu getireceğim. Aramızdaki. Sonra aynı çabuk akıcılıkla sözünü sürdürdü: "Kötü etki uyandırıyor.." Sustu. sen onun gözünde kendisini en çok ezenlerden biriydin.. Bildiğim bir şey varsa." "Seni pek sevmezdi. ben değil. 222 vuşmuştu. Ansızın ve de böylece tüm yaşamımız bir bakıma tepetaklak geliverdi. ama bu kuma yazı yazmak gibi bir şeydi. haklıydı. BeckTe Melander'i yeğ tutardı.." "Yani sevişmeler. Burukluğunun nedeni buydu işte. yaklaşımlar.."1 "Biz yurda geri döndüğümüzde sorun çözüme kati) Martin Beck Dizisi . sizler burada zorlu ve belalı bir iş peşinde perperişan olup kendinizi tüketmişsiniz. Ayrıca şunu da biliyorum ki. Hem de kusur sayılacak denli.. Park cinayetleri. Buruklaştı.

.." "Gülmek mi?" "Evet. fakat gülmekle yetindi." 223 "Susma. bulaşıkta. Kimi günler işe gitmekten bile alıkoyardı beni. ta." "Ben de anlasam?" "Beni bir tür kobay olarak kullanıyordu. Her yerde ve her biçimde sevişir olmuştuk. üstümde bir tür deneme yaptığını algılar gibi oldum. dört yılı aşkın bir süredir birlikte yaşıyorduk. Gel gör ki. Bunu kendisine sordum. iskemlede. Neden sonra da." diye dürtüledi Kollberg. Normal olarak bir ayda seviştiğimiz kadar bir günde sevişir olduk. Küçük bir çaba harcamasıyla beni azdıracağını. Hakkımda her şeyi biliyordu . De ki. Beni kucağında hop hop gezdirmesi. işe salmaması kıvanç verici şeylerdi. cambazca.. Kadın derince bir soluk aldı: "Evet. Homur homur hiç görmedim. Hayran kalmıştım. Đnsanca. isteklerine gülünç bir şekilde boyun eğeceğimi biliyordu. temizlikte. Bunun bende tatlı bir şaşkınlık yarattığını yadsımam yersiz olur sanırım. dünyanın en mutlu kadını görüyordum kendimi. nerde rastlasa kendisinin olmamı isterdi. yani öldürülene dek.ama her şeyi." "Neden?" "Benim de bilmediğim bu ya."Peki. hayvanca. sabahın dördünde uyandırıp bir daha uyumam ve örtünmem için fırsat bırakmayışı. koltukta. Ne var ki. Anla ki. Ben de onun hakkında . aslında hiç değişmemişti.. Ne süre tanıyordu ne de töre. ilk sarsıntının etkisinden kurtulur kurtulmaz bir şeyi anlayagel-dim. Mutfakta bile beni rahat bırakmaz. banyoda. ne türlüsü varsa. ancak. Bu süre içinde hep neşeliydi.

Çok basit. Adamın adı Birgersson idi galiba. "Bir değil. ara sıradan öte bu konuyla aslında pek ilgilenmediğini. parasızlık. Bu iş niye ona verildi bilmiyorum." 224 "Ki bu da hiç ortama uygun düşmüyor. "Bir aile faciası. Ancak iyi bildiğim bir şey var ki. "Hiç değinmedi mi?" Yeni bir baş sarsalaması.her şeyi biliyordum." dedi Kollberg." Kollberg başını salladı. iki değil." "Bu azgınlık ne kadar sürdü?" "Eylül'ün ortasına kadar. ." Kollberg kızın gözlerinin içine bakarak ekledi: "Sağol. kavgalar. "Peki. Sonunda adam karısını öldürdü. sinir bozuklukları. Bunu fark etmekten kendimi alamadım. Sevdim seni. Yani eve pek uğramaz olmuştu." Kadın onu hayretle ve daha çok kuşkuyla süzdü. sen büyük bir kızsın. sen hiçbir şeyin farkında olmadın mı?" "Çoğu zamanını dışarıda geçiriyordu. sıradan bir dosya. Mutsuz bir evlilik. eve gelip de buz kalıbı gibi yorganın altına kaydığı zamanlar gecenin köründe uyandığım çok oldu. Karısını öldüren biriyle ilgili. bana sözünü ettiği son işi Eylül'ün ilk yarısında üstlenmiş olduğuydu. Çünkü bizim arşive yakışmayan bir dosya. "Demek ne iş üzerinde olduğunu söylemedi. öyle mi?" Kadın başını sarsaladı. geçim derdi. Sözgelişi. ama daha çok kaza sonucu. aklıma geldi. Çıkarılsın daha iyi. Eve üşümüş olarak ve de sırsıklam dönerdi." "Evet. Yani işleri birden yoğunlaşıp da çoğu zamanını dışarıda geçirir olana dek.

Bu davaya Stenström el koymuştu.. sevgilim. hiç kuşkusuz. Ben de tıpkı senin gibi sordum." Gülen Polis I FĐ5 225 "Ne?" "Bilmiyorum. Fakat sadece güldü ve de yakında göreceğimi söyledi. Neymiş? Deniz motoru alamıyorlarmış. Ne var ki. Sorgu ve soruşturmayı o yürüttü. "Bu yorumlardan bir şey anlayabildin mi?" . Yeterince kazanmadığını söyleyerek başının etini yiyen düzen zehirlenmişi bir kadınla evli yapayalnız bir küçük adamın acıklı öyküsü." Bir süre sessizlik içinde oturdular. cesaret edemeyince." "Bir dakika!. Gel gör ki. bir arabacık sahibi bile değillermiş. Tipik bir sosyal devlet cinayeti.' Harfi harfine böyle dedi işte." "Ağzı kulaklara vardıracak denli sevinilir bir yanı yoktu ki." "Tastamam böyle mi dedi?" "'Yakında göreceksin. Tüyler ürpertici bir öykü." "Tuhaf. polise teslim oldu. yazlık evleri yokmuş ve de tüm komşularda olduğu halde. Haklısın." "Ne?" "Bilmiyorum. Çok iyimser bir havası vardı.. Sonra Kollberg silkinip toparlandı ve de masada sayfaları açık duran kitabı eline alarak dedi ki. Đyi mi?" "Ama sorgusu sırasında bu adam Ake'ye bir şey söylemiş. Ama bir gece Ake eve ağzı kulaklarında geldi sevinçten. çok önemsediği bir şey olmalıydı.Kendi canına da kıyacaktı. Dünyaya rezil oluyorlarmış. Bu sorgu ve soruşturma sırasında bir şey oldu. bu işin.

Đçini dökegeldiği bir defter veya güncesi yok mu?" . masanın çevresinden dolanarak ardına sokuldu ve de elini adamın omzuna koyup kitaba baktı. Bir an düşündükten sonra konuştu: "Ancak bu kitabı o zaman daha vermemiştim kendisine. "Evet. Hani Göta Kanalda öldürülen Amerikalı kız vardı ya. Evet. Gözlerini ona çeviren adam.Asa Töreli kalktı. Yani kadın -kurban yani. Kristineberg'den taşınırayak. onunla ilgili olarak işte. hiç kuşkusuz." Kollberg omuz silkip ekledi: "Yani cinsel sapığın seks azgını olabileceğini de belirtmiş. "Bunu demek Đstemiyor." "Roseanna. "WendelTe Svensson burada seks cinayeti işleyen kişinin genellikle iktidarsız olduğunu ve de şiddet gös 226 terisinde bulunarak anormal bir doyum sağladığını yazmışlar." Kadın elini ansızın omzundan çekti." dedi kız." dedi kadın. Ake de sayfa kenarına 'ya da tersi' diye yazmış." "Ya ne demek istiyor?" "Tam karşıtı. Ve bu da çok sonraya rastlar." "Sen nerden biliyorsun bunu?" "Çünkü konuyu eskiden bir kez tartışmıştık. Çekmecelerimi boşaltırken bulduğumu çok iyi anımsıyorum. bu biçimli yüzün yine kızardığını hayretle fark etti."1 dedi Kollberg." "Hele öteki yorumu oldukça mantık dışı.seks azgını olduğu için canını yitirebilir. "Hayır.

Kaldı ki. karısını öldürmüş olan zavallı Birgersson'a ilişkin birtakım kısa notlarla kaplıydı. Kollberg bir süre gözlerini ayıramadı. . Kız masanın yanında duruyordu. Đşte orda. küçücük bir ayaktı bu. Ansızın elini masanın üstüne indirip bağırdı: "Hiç değilse bebesini taşısaydım karnımda!" Sonra sesini alçaltti: "Önümüzde çok zaman olduğunu söyler dururdu. Kız haklıydı." "Ben evi baştan aşağı aradım." Kollberg duraksar adımlarını hole sürükledi. yazı masasının üstünde. Đlk sayfa." "Ya da Amerika'da bir firma. Đkinci sayfanın başında tek bir sözcük yer alıyordu: Bir ad. Sonra not defterinin sayfalarına eğildi. Fazladan bir not defteri vardı. tabanını kaşıyordu. Komiserliğe yükselene dek beklemeliymişiz. Stenström'ün cebinde bulmuş olduklarının bir özdeşiydi. Uzun uzun düzgün parmakları zarif bir kemer oluşturuyordu. Asa Töreli deftere bakıp omuz silkti: "Bir otomobil. Đyice baktık. Đlginç hiçbir şey yoktu. Đnce." dedi kız." dedi Asa Töreli. çok düzenliydi." dedi Kollberg. Saklayıp gizleme alışkanlığı yoktu."Not defteri üstünden çıkmadı mı?" "Çıktı. Đçinde pek bir şey yoktu. Morris. Sağ ayağındaki ski çorabını sıyırmış. Gözü tartışma konusu olan resimlere ilişti. kuşkusuz. "Đçinde pek bir şey yok. 227 "Aradın da ne buldun?" "Çok az şey." Kollberg kalkıp not defterini aldı.

elbette. Acaba Stenström de bunu mu görmüştü? Yoksa diğer dokuz yüz doksan dokuz kişiden biriydi de şansına mı piyango vurmuştu? Şansa bak! "Bu anlamda söylemedim. "Benle eve gel. karşısında. Yeter artık. Bakımsız. ince kemiklerin üstü et tutabilirdi. bir dişi köpek gibi fırladı: "Gel ha? Gel! Nereye? Yatağa mı? Oh." dedi. Emredersiniz!" Kollberg ona alıcı gözüyle baktı. Lennart Kollberg karşısında beden ve ruh olarak karmaşa. "Gel." Yel gibi fırıldanan kadın. gözleri alev alev yanan bir genç kadın görüyordu. ilginç ve de tanımaya değer bir kişiydi. Bin erkekten dokuz yüz doksan dokuzu. hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Asa." Kadın arabaya kendini atmıştı ki. çuvala dönüşmüş lekeli giysileri içinde pisliği simgeleyen bu yaratıktan tiksinecekler ve de biri çıplak. öbürüyse kim bilir kaç numara büyük kalın bir ski çorabıyla örtülü ayaklarına bakarak güleceklerdi. kışkırtıcı." dedi Kollberg. gelişmemiş sıska bedeni ve nikotine batmış ince parmaklarıyla solgun. Çok uzun süre yalnız kaldın. Odamız bol. Hırçın. bitik benizli perperişan bir kız görecekti. Kalçaları yuvarlanıp biçim kazanabilir. 229 . Hemen ardından haykırdı: "Ben ne olacağım şimdi?" Koca polis ondan yana dönerek. 228 "Bu böyle gitmez."Ne çok zaman ya!" diye mırıldandı kadın.

213 Metrodan çıkan Nordin'i SveavagenTe Radmansgatan'ın kesiştiği köşe başında bıçak gibi bir rüzgâr selamladı. Sokağın başından yaklaşık yirmi metre beride bir kafeterya vardı. Luntmakargatan'ı geçti ve de elden düşme kitap satan bir kitapçı dükkânının cam kapısı içinde asılı yağlıboya resmin önünde durdu. Sveavagen boyunca güney doğrultusunda hızlı hızlı yürüdü. Tezgâhın gerisinde fıstıkiçi yeşili üniformalı bir kadın oturmuş. kafeteryayı görebildi. Çevresine bakmarak boş bir masa arandı. Camı önünde durup içeri bir göz attı. Nordin yürüdü. kızıl saçlarını sallaya sallaya telefonla konuşuyordu. Acaba ressam burada iki kuzey geyiğini mi görüntülemişti ya da iki rengeyiğini mi veya bir kuzey geyiğiyle bir rengeyiğini mi diye merak edip belirlemeye çalışırken. ardında bir ses duydu: 230 "Aber Mensen. Bir süre düşünüp taşındı: Acaba şapkasıyla paltosunu çıkarsın mı. Tam ardından esiyordu. Tegnergatan'a sapmasıyla. Ancak öte kaldırıma çıkmışlardı ki. Aşağısı gençlerle dolup taşıyordu. rüzgârdan korunmuş oldu ve de adımlarını yavaşlattı. Müzik ve ses uğultusu sağır ediciydi. bist du doch ganz verrückt?" Nordin başını çevirince. Ne gezer. Onları izledi. Đçerisi ondan öte boştu. Nordin içeri girdiğinde. çıkarmasın mı? Sonunda tehlikeyi göze almama kararını . bir tane bile yoktu. karşı kaldırıma geçen iki adam gördü. iki adam tezgâhın gerisindeki dönemeçli merdivenden aşağı inmedeydi.

Stockholm'de kimseciklere güvenilemezdi. Buna iyice inanmıştı. Đsveçli olduğu besbelli. ama hiçbiri Sarı Malin'in tanımına uymuyordu. Kahvesini karıştırdı ve de yanında oturan kıza kaçamak bir göz attı.verdi. Nerde olduğunu biliyor musun?" Diğer kız Nordin'e baktı ve de masanın daha ötesinde oturan birine seslendi: . Şapkasını kucağına alarak düşündü: Loden paltosu ve tirolyen şapkasıyla kendi de herhalde burayı dolduran Almanlardan biri yerine geçmekteydi. Nordin paltosunun düğmelerini açıp buraya oturdu. haberin var mı?" Sıska esmer onu şöyle bir süzdü. sıska bir esmerin yanında boş bir iskemle duruyordu. Eva! Bu kuzeyli kelle Sarı Malin'i soruyor. burada geçerli dil Almanca idi. Gerçi salonda birkaç sarışın vardı. Nordin dişi müşterileri gözden geçirdi. ne olmaz. Ne olur. güzelim! Sarı Malin nerelerde bu akşam acaba. Sonra pişkince gülümsedi ve masanın üstünden doğru arkadaşına seslendi: "Bak. Anlaşılan. gedikli bir müşteri sayılmak için Stockholm lehçesiyle konuşma sıkıntısına katlanması gerekecekti. işte bu düşüncesini gerçekleştiriyordu: 231 "Hey.-Evet. Kıza dönüp konuştuğunda. Esmerin öte yanında oturan bir diğer kız zaman zaman kendisine sakıncalı bakışlar uzatmaktaydı. Bu arada çevresini incelemekten geri kalmadı. Garson kızın gelmesi için bir çeyrek saat beklemesi gerekti.

Sarı Malin öbür kafeteryada da yoktu. Şu StockholmTular anlaşılmaz yaratıklardı kısacası. kendi başına 232 oturmuş ve de ne idüğü belirsiz eski püskü bir dergi okuyan bir kadına gidip danıştı. yine gürültülü Stockholm caddelerini adımlar oldu. Siz gerçekten polis misiniz?" Nordin duraksadı. "Ah. Sanırım nerde olduğunu biliyorum."Hey! Burda bir aynasız Sarı Malin'i soruyor. Nordin. Bileniniz var mı?" Çevre masalardan: "Yo-o-o-k!" diye bir koro yükseldi. Yalnız. o sürtüğü bir nedenle içeri tıksanız. Sundsvall'a kavuşmaktan öte bir şey dilemeyerek." Nordin ona teşekkür edip soğuğa çıktı. polis olduğunu nasıl anladıklarını merak edip duruyordu. Burada değilse. kahvesini getirmiş bulunan garson kız yanına yaklaştı: "Sarı Malin'i aradığınızı duydum. Merdivenleri tırmanıp. pastane olarak kullanılan üst kat dükkâna çıktığında. Kungsgatan'daki şarapçıya bakmasını önerdi. Nordin kahvesini yudumlarken bir yandan da kara kara düşünüyor. Nordin. . kuzeyli inatçı dedektif. Sonra ciddi ciddi başını salladı. Tüm gedikli müşterilerinin hışmına uğramış görünümünde bir yerdi burası. genellikle Engelbrektsplan'daki kafeteryada bulunur. buna en çok ben sevinirim. San Malin'in kim olduğunu bilmiyordu.

Ama Malin diye çağırıyorlar galiba.. Platin rengi saçları. diye düşündü Nordin. duvar kenarı bir masada oturmuştu. Paltosunu almak için koşturan gardırop komisine sertçe bakıp başını sarsaladı. öyle bir şey.Ama bu kez katlanageldiği zorlukların ödülünü görecekti. düzensiz bukleler şeklinde omuzlarına sarkıyor ve bu rüküşlük kendisini hiç de daha genç göstermiyordu. ama şişman denmezdi. Đri yapılıydı. Hemen aynı anda bakışları kadına takıldı. Şişko Malin mi ne. Önünde şarap bardağı. parmakları arasında çevirip durduğu şarap kadehine saptamıştı bakışlarını. Nordin bir parmak işaretiyle komiyi yanına çağırdı: 233 "Şu duvar kenarında oturan sarışın hanımın adını biliyor musunuz?" Gardıropçu genç gösterilen yana bakıp kıkır kıkır güldü: "Hanım ha? O mu?. Sarı Malin." . derlenip toparlanıp tepesine kümelenmişti. salkım saçak buklelerini sallamaktaydı. Arada hoppaca gerdan kırıp baş oynatarak. Birbirleriyle konuştukları yoktu. Yanında çok daha yaşlı bir kadın yer almıştı. Tam bir kaşarlanmış orospu. Siyah saçlı kadının gözleriyse diğer masalarda dolanıyordu. adını bilmem. Nordin. Đki kadını bir süre gözledi. Ne hanım ya! Hayır. boya olsa gerek. Lokantanın eşiğinde dikilerek içerisini gözden geçirdi. onun Sarı Malin olduğundan bir an bile kuşku duymadı. Uzun siyah saçları..

" Ve de bardağını aldığı gibi. "Neymiş şu dalga bakalım? Bir arkadaşım konusunda olduğunu söylemiştin. San Malin onu 234 çapkınca bakışlarla süzdü. "Eğer bir sakıncası yoksa Miss MalinTe birkaç şey konuşmak istiyordum." diye karşılık verdi Nordin. "Bir başka masaya geçip baş başa konuşmamıza ne dersiniz?" Sarı Malin arkadaşına bakınca. ötelerde bir masaya yollandı. hemen eklemekten geri kalmadı: "Eğer arkadaşınız izin verirse. Siyah saçlı kadın masalarına yaklaşan adama ok-şar bakışlarla göz süzdü. Malin.Nordin paltosuyla şapkasını çıkarıp ona verdi." dedi adam." Sarı Malin ona şöyle bir bakıp şarabını yudumladıktan sonra sordu: "Ne konuda?" "Bir arkadaşınız konusunda." "Öyle mi?" dedi Sarı Malin sevimsizce." dedi Nordin. "Bize bir konuda yardım etme olanağınız var." . Nordin bir iskemle çekip oturdu. "Neşen bol olsun." Siyah saçlı kadın masadaki karafakiden bardağını doldurdu ve ayağa kalktı: "Asıl ben sizi rahatsız etmeyeyim bari. "Ben gidip Tora'yla oturacağım. "Rahatsız ettiğim için özür dilerim." dedi kadın. "Ben Dedektif Komiser Ulf Nordin." Sarı Malin sesini çıkarmadı. hiç kuşkusuz.

Nordin garson kızı çağırarak ya235 nm karafaki şarapla bir duble bira ısmarladı. Nordin sordu: "Size bir ikramda bulunabilir miyim? Şarap?" Başını sallayınca." Nordin bir paket sigara çıkararak kadına tuttu. Tanıdığınız bir adam hakkında birtakım bilgiler almak istiyoruz. "Birkaç hafta öncesi iki adamla birlikte bir beyaz Volvo Amazon içinde Hagersten'de bir garaja gittiniz. olmasam ne yazar?" diye kabardı Sarı Malin. Klubbacken Sokağı'nda olan bu garajın sahibi de Horst adında bir Đsviçreli. herif şimdi Đspanya'ya geri döndü." "Evet. Hem nasılsa. "Arabada beraber olduğum adam." Sarı Malin sertçe Ulf Nordin'e bakıp bozuk çaldı: "Ben ispiyoncu değilim." dedi ardı sıra. Alınca da çakmağıyla yaktı. başka kim olacak? Az önce kendin de aynı şeyi söyledin ya. anımsadınız mı?" "Anımsıyor olsam ne yazar. Nasıl." Đçkisini son yudumuna dek dipledi ve de karafakide kalan şarabı bardağına boşalttı. yanılıyorsun. 'Đspiyonculuk ve gammazlama söz konusu değil. "Ne olmuş yani? Nisse ve ben bu Paco denen herifle. yalnızca Nisse ona garajın yolunu göstersin diye gittik." "Paco mu?" "Evet. Arabayı süren adam bir Đspanyol idi. "Nisse kim?" diye sordu."Evet. ama soyadı yok mu bu Nisse'nin? Sonra ne iş yapar?" . Birini gammazlayacağımı sanıyorsan.

Yersiz yurtsuz takımındandı." dedi kadın. 236 "Böyle bir şey yapmanızı istemiyorum sizden Miss. iri kıza dostça baktı. ayol? Elin bir herifi işte. öyle bir şey işte. "Nisse mi? Hayır. Ama şu sıra orda olduğunu sanmam. Ne bileyim ben? Dedim ya. epeydir gördüğüm yok. Gözümün rengine baksana sen benim! Kimseyi gammazlayacak göz var mı bende?" Nordin birasını yudumladı ve de karşısında oturan sarışın. Fındıkçı karı mı yok? Belki onlardan birine kapılmıştır. Derken Güney Yakası'ndaki bir arkadaşının yanına taşındı. Hem bilsem bile. Nils Erik Göransson. bilmiyorum işte. Ne yaptığınıysa hiç bilmem. "Kendisi nerde oturur. Üstelik dost bile oturmuyoruz. Çok sarı olduğum için herkes beni Sarı Malin diye çağırır." Garson kız şarapla Nordin'in birasını getirdi. Bağışlayın." "Neden?" diye sordu Nordin. fakat Malin'den öte bir adınız yok mu?" "Benim adım Malin falan değil." Havalı bir biçimde saçlarını okşadı: . biliyor musun?" diye sordu Nordin. Zaten iki haftadır da gördüğüm yok. Bir süre benle oturdu.. bir aynasıza açık edecek denli külyutmuşlar-dan değilim."Soyadı Göransson. "Ha?" "Neden iki haftadır görüşmüyorsunuz? Daha öncesi sıkça buluşmaz mıydınız?" "Lafa bak! Herif kocam mı.. Aslına bakarsan. Sarı Malin bekletmeden bardağını doldurdu. "Gerçek adım Magdalena Rosen. Ara nağmesi.

." "Ölmüş mü? Nisse mi? Ama." "Evet. burda oturup senle soru-cevap oyunu oynayacak değilim. Bu. naylon yağmurluk mudur. "Nisse genellikle nasıl giyinirdi?" Boğaz tokluğuna erkeklerle yatan sarı kadın bir süre kaş çatıp kafayı çalıştırdı: "Çoğu zaman pantolonla ceket giyerdi." dedi. "Sorun şu. Neden sordun?" Meraklı bakışlarını Nordln'e dikmişti. Şu ince. "Morgda kimliğini belirleyemedi-ğimiz bir erkek cesedi var. Lokantanın içi çok sıcaktı ve üstündeki her şey bedenine yapışır gibiydi. "Bakın." Birasını bitirip ağzını sildi. Bn. bilirsin işte. neden müm237 kün olduğunu söylüyorsun? Ölmüş olduğunu nerden biliyorsun?" Ulf Nordin mendilini çıkarıp ensesinin terini sildi. Bize ne şekilde yardımcı olabileceğinizi elbette anlatacağım size. Nisse'yi ne demeye arıyorsun? Bir koz mu kırdı? Đşin içyüzünü bilmeden. nedir.. önü düğmeli.. Diyeceğim.. "Ancak bir şey daha sormama izin verir misiniz?" Kadın başım salladı. diğer bütün erkekler gibi. ayakkabı da ve de don. ölmüş olması mümkün. Rosen. aynasız başı. Gömlek de giyerdi.. bilmiş ol. Nils Erik Göransson'un ölüsü . çok haklısınız bu konuda. kömür karası şeylerden. Oldu mu?" "Pardösü veya paltosu yok muydu?" "Aman.. Açık bej rengi de. neden. pardösü demeye bin tanık ister bir şey geçirirdi arada sırtına."Söyle bakalım.

Morg personeli hazırlıklıydı. Cesedin kurşun yıkıntısı yüzü bir bezle örtülmüştü. San Malin. Yüzü badanasız bir duvarı andırıyordu ve saçları bir akşam öncekine göre derme çatma bir görünümdeydi. Neden sonra sokağa çıktıklarında. günün çiğ aydınlığındansa lokantanın loş ışığının kadının daha yararına olduğunu fark etmekten geri kalmamıştı. Nordin'in koluna yapışarak: . O kanlı otobüs yolcularından biriydi." Sarı Malin kuşkuyla sordu: "Nasıl ölmüş?" "Herhalde okudunuz. yarın morga buyurup onu tanıtlarsanız size teşekkürü borç biliriz. Sarı Malin.olabilir. Kuşkularımızı doğrular nedenlerden yoksun değiliz. Ama saçları açıkta bırakılmıştı. Nordin onun hazırlanması için kadının holünde bir 238 hayli beklemişti. Göransson'u iyi tanıyan bir kişi olarak ancak sizin izinizi bulduğumuza göre. Başından vurulup anında ölmüş. Sorumlu kişi onları soğuk hava deposuna aldı." Çarşamba sabahı saat dokuzda Tomtebodavagen'-deki Adli Tıp Kurumu'nun önünde bir taksi durdu ve de NordinTe Sarı Malin içinden indiler. Martin Beck bir çeyrek saattir onları beklemekteydi. üstünkörii uyarlanmış makyajı altında solgun bir çiçek gibiydi. Hep beraber morga girdiler." Nordin'e dehşete kapılmış gözlerle baktı: "Ben mi? Morga gitmek ha? Dünyada olmaz! Ölü sinek göremem ben.

." "Çok teşekkürler.. Bn. Zaman zaman da mırıldanıyordu: "Aman Tanrım!. Kadının geniş omuzlarını koluyla saran Nordin. Yalnız kahve değil. Sorularını." Kadın elini ağzına götürüp çıplak cesede baktı.." dedi Martin Beck. "Yüzünü göremem mi?" "Görmediğiniz için dua etmelisiniz. Evet. Sonra elini ağzından çekerek. Nisse bu!. başını bir daha salladı: "Evet. Ayrılmazdan önce de hepsiyle ayrı ayrı tokalaşarak şöyle dedi: . "Tanırsan söyle.. "Şimdi polis merkezinde bizlerle kahve içmeye ne dersiniz?" Sarı Malin. Bir süre sonra Kollberg. fakat yanı sıra gösterilen özen de neşesinin yerine gelmesine yardımcı olmuştu. Melander ve de Rönn onlara katıldı. "Đyice bak..." Sarı Malin başını salladı. üstüne görev bilerek cevapladı." dedi sakin bir sesle. ondan başkası değil. "Ama yine de onu tanımakta güçlük çekeceğinizi sanmam. Ne korkunç!. Evet. taksinin arka yerinde Nordin'in yanında oturuyordu.. benzi iyice uçuk ve de dili yutuk. Ne korkunç!" Martin Beck'le Nordin ona kahve ve kurabiye ikra239 mında bulundular.."Aman Tanrım!" diye fısıldadı." dedi Martin Beck.. Rosen. Şu yara izleri ve de.. onu ölüye yaklaştırdı. "Yüzünün nesi var?" diye sordu. Kadın kısa zamanda toparlandı.

Yaş: 38 veya 39. Hemen ardından ve de Ekim içi bir tarihe dek Güney Yakası'nda Süne Björk'le oturdu. Gülen Polis / FĐ 6 241 223 . Şaş da kal!" Kapı kadının ardından kapanmıştı ki. Mart 1967-Ağustos 1967. Adres: Arbetargatan 3.. Kılık: 13 Kasım'daki aynı giysi ve yağmurluk. polislerin böylesine şeker şekercik. Magdalena Roseen (Sarı Malin) ile yaşadı. Ölümünden önceki haftalarda konakladığı yer bilinmiyor. Yani şeker şekercik tontoncuklar! Söze toplam tutup bir portre çıkaralım mı?" Ve de portre çıkardılar: Nils Erik Göransson. 1965'ten beri ya da daha öncesinden bu yana."Düşünün hele! Aklımın ucundan bile geçmezdi ayna. Müzmin belsoğukluğu vardı. En son gören: Magdalena Rosen. bir süre bu konuyu tartışıp aralarında şakalaştılar.. Stockholm K. esrarkeş. En sonunda Kollberg kısa kesti: "Eh. sürekli bir işi yok. En son görüldüğü 240 tarih: 3 veya 4 Kasım. Yanı sıra satıcı da olabilir. dostlar. En son görüldüğü yer: Damberg Lokantası'nın önü. eline geçen her türlü uyuşturucuyu yutar ve de zerk eder. Uyuşturucu madde tutkunu. Genellikle üstünde bol para taşırdı. tonton kişiler olabileceği.

Tütün kullananlara çok kızar ve de dumanından tedirgin olurdu." dedi Gunvald Larsson. hiçbir nedenle içeri tıkılmadı. yanılmıyorsam. Nils Erik Göransson. "Hiç kuşkum yok..... Ne yazar yani?" Melander derin düşünceler içinde mırıldandı: "Mmmm!. "Tamam. Ama daha önce ciğer kanserinden geberirsen. gırrr. Kendisiyle hiç konuşmadım ve gördüğümü de hiç sanmıyorum." "Ne dırlanıp duruyorsun orda?" "Bu Göransson denen tip. Öyle olsaydı anımsardım. Gunvald Larsson tava gibi ellerini onun burnu dibinde salladı.. Gel gör ki." diye homurdandı. "Ben daha çok Assarsson domuzuyla ilgileniyorum.. somut bir varlık göstermişti." "Yok be?" "Eski bir soruşturmaya dolaylı olarak adı karışmıştı.Kanlı otobüs olayı üzerinde çalışan tüm ünlü dedektifler arasında ilk olarak Nordin. Bir yerde gözüme iliştiydi. "Şimdi bu serserinin adını biliyoruz. Ne varsa adında var. Ama yine de bu adı anımsar gibiyim. o başka. Şu ya da bu şekil242 de ad yabancı gelmiyor. çok uzaklara daldı gitti. "Er geç çıkaracağım." dedi Melander. bu noktada bile görüşler ayrılıyordu." . biraz iyi niyetle olumlu sonuç denebilir. manyaaa. ama nerde?" Melander piposunu çekiştirerek." "Yani bir zamanlar onu sorguya mı çektin?" "Hayır.

" Martin Beck omuz silkti. Hiçbir şey yok. Gunvald Larsson kapıya yöneldi. Yeter ki. bugünlerde çok alıcısı var. para getirsin." "Gerekçe?" "Đşte o yok." . Gözleri kan çanağı içindeydi. ne yazık ki!" "Bu tosunzadelerin ve de firmanın son birkaç yıllık vergi ödemelerini araştırma yorgunluğuna katlandım. Düşünebiliyor musun? Bir de o gittiğimiz dulun cicili bicili apartmanı gözümün önüne gelince." Çok sürmeden Kollberg kapıda belirdi. Ağabeyini sorarsan. Đşyerlerini basmak için izin istiyorum 243 senden." "Sonuç?" "Senden veya benden kesilenin üçte biri. Meğer ki. Bütün gece sürdü!" "Ve?" "Havagazı. Vinçten tut da plastik Noel ağacına dek. Hani şu karısını öldüren adam. atlamış olayım. Yorgun ve perişan görünüyordu. Martin Beck sordu: "Ne iş üzerinde çalışıyorsun?" "Stenström'ün Birgersson'u sorgulamasına ilişkin bantları dinledim.. Şef." "Evet?" "Bak. Eşikte durup dedi ki: "Đt oğlu it bir herifti bu Assarsson." "Plastik Noel ağacı mı?" "Evet. al birini vur öbürüne..Gunvald Larsson hızla yerinden kalkıp Martin Beck'in odasına daldı ve de damdan düşercesine sordu: "Bu Assarsson denen herif parayı nerden buluyordu?" "Ne bileyim ben!" "Firmanın işi ne?" "Çerçöp ne varsa ithal ediyor.

toplu cinayet ve de Hagersten'deki gara] üçlüsü arasında bir bağ kurmak için çalışıyordu. bugünlerde onunla elektrik akımları ve de öncam silicilerinin kontrolü dışında hiçbir şey konuşulamaz olmuştu. 244 Bu adı nerde ve ne zaman görmüş ya da duymuş olduğunu düşünüp duruyordu. gibilerden acayip fikirler ileri süren Gunvald Larsson'a kanarak. Nordin ise Göransson. Körlerin fil tanımlaması gibi." "Sağol be! Ne kadar da iç açıcı herifsin. Sekiz Aralık Cuma gününü sürüyorlardı. Aslında değil yerinde saymak. Stockholm'deki tüm Arap kolonisini sistemli bir şekilde sorguya çekmişti."Her zaman için mümkündür. Mansson öte yandan. karısını öldürmüş Birgersson adlı dengesiz bir katilin nasıl olup da Stenström'ü neşeli kıldığını öğrenme çabasındaydı. çift katlı kırmızı otobüs konusunda öylesine bir teknik uzmanlık kazanmıştı ki. Melander kafasını Nils Erik Göransson'a takmıştı. Cezayirli olduğu için Moham-med Boussie'nin bu olayda mutlaka parmağı vardır. Assarsson kardeşlerin parayı ne yoldan kazandıklarının merakı içindeydi. kapıyı ardından çarpıp gitti." diye hırlayan Kollberg. Kollberg'e gelince. Ek derseniz. Martin Beck dirseklerini masanın üstüne dayadı ve de başını avuçları arasına aldı. . Yirmi beş gün geçmişti ve soruşturma yerinde sayıyordu. herkes kendi yapıştığı parçayı yorumluyordu. Gunvald Larsson. geri gider olmuşlardı.

. banttaki konuşmaları inceleme çalışmalarında bulunn Đsveç Radyo Yayın 245 Merkezi'nin ses uzmanıyla bir görüşme yapmıştı. bekledi. r. yani. O sıra ne iş üzerindeydi? Acaba birisini mi gölgeliyordu ve de bu aynı kişi mi vurmuştu onu? Kafasında süregiden tartışmalar inandırıcı olmaktan uzak kalıyordu. Burada kişi dört sessiz harfi apaçık seçebiliyor. "Evet. "Siz aslında Kuzeylisiniz. zırıltı. yani ateş eden kimdi sorusunun karşılığı. telefon kulağında ve kalem elinde. n.Martin Beck bu yanda. "Verimli olmaktan uzak bir gereç." deyiverdi Rönn. ilkin vızıltı." "Diyeceğim. n ve de m. ilginç olan sorular değil de cevaplar. "Şimdi gelelim ilk cevaba. ama şimdi raporunu hazırlamış görünüyordu. değil mi?" diye sordu telefondaki ses. "Ama yine de belirli birtakım sonuçlara vardım.." . Alıcıyı sol eline aktararak not defterine uzandı. dırıltı gibi arkaplan sesleri elemeye çalıştım." Rönn. Adam işi uzattıkça uzatmıştı ya. Yeterince usta bir polis gölgelediği kişinin kurşunlarına hedef olacak denli boş bulunabilir miydi gerçekten? Bir otobüste üstelik? Rönn de bir türlü düşüncelerini Schvverin'in hastahanede ölmezden önce söyleyegeldiği birtakım anlaşılmaz sözlerden koparamıyordu. işte bu Cuma öğleden sonra da. yalnızca Stenström'ü düşünebiliyordu." dedi. Duymak ister miydiniz?" "Evet. lütfen.

" diye karşılık verdi uzman kişi. "'Nevrim sindi hii' mi?" diye sordu. bu sessizler arası ve sonrası belirli birtakım seslilerle diftonglar -yani iki seslinin bir hece halinde kaynaşması olayı. "Dikkatli bir inceleme." dedi Rönn. "Ayrıca." "Herhalde. (hii) demiş olduğu anlaşılıyor. "Yine de. "Evet." Kalemi kâğıda dayayan Rönn sordu: "Nasıl bir sözlem ola ki?" "Söylemesi çok güç." "Nevrnm." "Ve de sanırım. . "Aşağı yukarı böyle bir şey." dedi Rönn." diye ekledi uzman kişi bilmişçe. "Şimdi (ii) değil de. Gerçekten çok güç." dedi Rönn. Örnek olarak." dedi Rönn ve de not aldı. evet.'" Şaşkına dönen Rönn. Sonra kalemin tersini şaşkın şaşkın burun ucuna bastırarak dinledi. büyük acı içinde kıvranıyordu." dedi Rönn." "Nevrnhiim. ikinci sessiz (n)'den sonra adamın baygın bir çift (ii) çektiğini duyar gibi oluyorum. Derken bilgili sesi yeniden duyuldu: "Bakın! Bu adam çok kötü bir durumdaydı. Ama yine de öyle 246 belirgin bir çift (ii) değil. "Tamam. Sözgelişi. bu seslerin birkaç sözcükten oluşma bir sözlem meydana getirdiğine inanıyorum." Uzman kişi sustu." "Nevrniim. 'nevresim sidikli' veya 'nevrim sindi hii. eğitimsiz bir kulakta böylesi bir seslenim uyandırabilir belki.bulunageldiğini açıklamakta. değil mi?" "Evet. ilk (n) ile (r) arasında (e)'ye karışan bir (v) sesi."Evet.

"Canım, sadece örnek, örnek olarak elbette, ikinci cevaba gelince..." "'Koleson'?" "Ya! Sizin kulağınıza böylesi bir seslenim geldi demek? Đlginç. Çok ilginç. Bana böyle seslenmedi. Çünkü (k) öncesi bir (h) olduğu sonucuna ulaştım. Ortada boğuk bir (ı) var. Ve de iki sözcük söylüyor burda: 'hık' ile diğer ikinci bağımsız sözcük olan. 'oleson.'" "'Oleson' mu? Đyi ama oleson ne demek?" "Bir ad olabilir." 247 "'Hık Oleson'?" "Evet, tastamam böyle. Yani 'tıpkı Oleson' anlamında bir şey söylemek istemiş olabilir. Ayrıca, (e)yi de çok kalın olarak hecelemiş, tıpkı sizin gibi. Diyeceğim, özdeş bir lehçeniz var." Ses teknisyeni birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra sürdüregeldi: "Đşte hepsi bu kadar. Yazılı raporumu göndereceğim, hiç kuşkusuz, para makbuzuyla birlikte. Ancak belki aceleniz vardır diye telefon açmayı uygun buldum." "Çok çok teşekkürler," dedi Rönn. Alıcıyı yerine bırakarak, düşüncelerini notları üzerinde yoğunlaştırdı. iyice düşünüp taşındıktan sonra şu karara vardı: Sorunu şeflerine açmayacaktı. Hiç değilse şimdilik. Henüz ikindi vaktinin üçe çeyrek kalası olduğu halde, Kollberg Lângholmen'e vardığında ortalık iyice kararmıştı. Üşüyordu ve perişan durumdaydı. Cezaevi çevresiyse hiç de iç açıcı bir görünüm taşımıyordu. Yalın ziyaretçi odası ruhsuz ve kasvetliydi. Görmek için geldiği hükümlüyü beklerken, kafese konmuş aslan gi-

bi, burda asık suratla beş aşağı, beş yukarı dolanıp durmaktaydı. Karısını öldürmüş olan Birgersson adındaki adam, Adli Tıbbın psikiyatri kliniğinde titiz bir ruh sağlığı yoklamasından geçirilmişti. Sonuç olarak, ceza bağışıklığının kesinleşmesi nedeniyle bir akıl hastanesine gönderilecekti. Yaklaşık on beş dakika sonra kapı açıldı ve de ko 248 yu mavi üniformalı cezaevi gardiyanı, seyrek saçlı, altmış yaşlarında gösteren küçümen bir adamı içeri aldı. Hükümlü eşikte durup gülümsedi ve de kibarca bel kırdı. Kollberg ona yaklaştı. El sıkıştılar. "Kollberg." "Birgersson." Sevimli, hoşsohbet bir adamdı. "Dedektif Stenström mü? Oh, evet, evet. Şimdi anımsadım. Evet, çok iyi bir adam. Lütfen kendisine en derin saygılarımı iletin." "Öldü." "Öldü mü? Dünyada inanmam!... Nasıl olur? Henüz çocuk sayılırdı. Ne geldi başına?" "Ben de sizle bu konuda konuşmak için geldim zaten." Kollberg tüm ayrıntılarıyla geliş nedenini açıkladı. "Tüm bantı baştan sona dek döndürüp can kulağıyla dinledim. Ancak öyle sanıyorum ki, kahve başında sürdürdüğünüz ara söyleşilerde teyp durduruluyordu." "Doğru." "Ama yine de siz konuşmayı sürdürüyordunuz, değil mi?" "Ha, evet. Çoğu zaman konuşurduk." "Hangi konuda?"

"Vallahi, her konuda aşağı yukarı." "Stenström'ün özel ilgi gösterdiği bir konu var mıydı acaba?" Adam uzun uzun düşünüp başını sarsaladi: "Sadece genel konulara değinirdik. Şundan bundan, havadan sudan falan. Ama özel bir konu diyorsunuz. Ne olabilir bu?" 249 "Benim de bilmediğim bu ya!" Asa'nın dairesinden aldığı not defterini çıkaran Kollberg, bunu Birgersson'a gösterdi: "Bu, size bir şey söylüyor mu? Bakın, niye şuraya 'Moris' yazmış?" Adamın yüzü şipşak aydınlandı: "Herhalde o sıra otolardan söz ediyorduk. Benim bir Morris 8'im vardı, büyük model hani, bilirsiniz. Ve de galiba bir nedenle bunun sözünü etmiştim ona." "Anlıyorum. Diyeceğim, eğer aklınıza bu konuda başka bir şey gelirse, lütfen bana anında telefon açmaktan çekinmeyin, olur mu? Hangi saatte olursa." "Çok külüstür ve de gösterişsiz bir arabaydı benim Morris. Ne var ki, domuzuna yol yutardı. Şeyim... eşim yani, utanırdı arabadan. Komşuların hepsi gıcır gıcır otoları içinde hava atarken, kendisinin böylesine paslı bir sardalya kutusuna binmek zorunda kalışından utanç duyduğunu söylerdi dur..." Çabuk çabuk göz kırpıştırarak devreyi kesti. Kollberg konuşulanları kafasında çabucak derleyip toparladı. Gardiyan hükümlüyü odadan çıkarmıştı ki, beyaz üstlüğü içinde genç bir doktor içeri girdi ve sordu: "Söyleyin bakalım, bizim Birgersson'u nasıl buldunuz?"

"Đyi bir adama benzer." "Öyledir," dedi doktor. "Dörtdörtlük bir kişidir. Tek gereksinimi o evli olduğu kaltaktan kurtulmaktı ve çok şükür bu da gerçekleşti." Kollberg onu sert bakışlarla süzmenin ardı sıra kâğıtlarını cebine sokuşturup oradan ayrıldı. 250 Cumartesi gecesiydi ve de saatler on bir buçuğu gösteriyordu. Gunvald Larsson kürklü paltosu, kalpağı, kayak pantolonu ve kayak botları içinde yine de üşüyordu. Tegnergatan 53'ün kapı ağzında, ancak bir polisin durabileceği denli kıpırdamasız, çakılmış duruyordu. Burda rasgele bulunmadığı gibi, karanlıkta onu görmek de kolay değildi. Dört saatten bu yana yerinden oynamamıştı. Kaldı ki, burada dikilegeldiği ilk gece değil, fakat on ya da on birinci geceydi. Gözetlemekte olduğu belirli pencerelerde ışıklar söner sönmez voltasını almayı kafasına koymuştu. Gece yarısına az kala, yabancı plakalı bir gri Mercedes apartman kapısının tam karşı kaldırımı önünde durdu. Đçinden bir adam indi, bagaj açarak bir bavul çıkardı. Sonra karşı kaldırıma geçti, anahtarla apartman kapısını açıp içeri girdi. Đki dakika geçmeden, zemin katın jaluzi panjurlu pencereleri ardında ışıklar yandı. Gunvald Larsson hızlı adımlarla caddenin öte yanına geçti. Dış kapıya uygun anahtarı daha iki hafta öncesinden ayarlamıştı. Bir kez apartmanın dış holüne girer girmez, paltosunu çıkarıp özenle devşirdi ve de mermer trabzan babasına astı, kalpağını da güzelce üstüne oturttu. Ceketinin düğmelerini çözdü ve bel kemerinde takılı duran tabancasını kavradı.

Kapının içe doğru açıldığını çoktandır biliyordu. Beş saniye kadar bakıp düşündü: Eğer geçerli bir nedenim olmaksızın kırıp içeri dalarsam, yetkimi aşıyorum demektir ki, ya görevden alınır ya da büyük olasılıkla temelli sepetlenirim. 251 Kapıyı bir tekmede kırıp açtı. Ture Assarsson ile yabancı plakalı arabadan inen adam masanın başında karşılıklı durmaktaydılar. Kendi deyimiyle, suya sıçma enayileşmişlerdi. Henüz açmış oldukları bavul aralarında duruyordu. Gunvald Larsson tabancalı elini dalgalandırarak onları kenara aldı. Bir yandan da holde başlattığı düşünce katarı yoluna devam edegelmekteydi: Sepetlenirsem sepetlenirim. Hiç ırgalamaz. Deniz ne güne duruyor be! Yine geçerim dümen başına. Gunvald Larsson telefon alıcısını kaldırıp 91 l'i çevirdi. Bu işi sol elle yaparken, tabancasının namlusunu bir an bile iki herifin üstünden ayırmıyordu. Ağzını açıp tek söz etmedi. Diğer iki şaşkın da donmuşçasına sessiz kaldılar. Zaten söylenecek ne vardı ki! Bavulun içi Ritalina adıyla anılan iki yüz elli bin tane uyuşturucu tabletle tıka basa doluydu. Karaborsa değeri, yaklaşık bir milyon Đsveç kuronu tutmaktaydı. Gunvald Larsson, Bollmora'daki apartman katı evine pazar sabahı saat üçte döndü. Bekârdı ve yalnız yaşardı. Her zaman olduğu gibi, pijamalarını giyip yatağa girmeden önce, banyoda yirmi dakika kaldı. Okuyageldiği Övre Richter-Frich'in romanını eline aldı. Ne var ki, daha bir dakika sonra bunu bırakıp telefona uzandı.

Telefonu en son model bir Ericofon idi. Tepesi üstü getirerek, Martin Beck'in numarasını çevirdi. Gunvald Larsson kendince bir kural koymuştu: Evden içeri adımını atar atmaz işi unutmak. Đşte bu ne252 denle, yatağa girdikten sonra resmi bir telefon konuşması yaptığını şimdiye dek anımsamıyordu. Martin Beck ancak ikinci çalıştan sonra cevap verdi. "Selam. Assarsson dalgasını duydun mu?" "Evet." "Şimdi aklıma bir şey geldi." "Ne?" "Bugüne dek hep yanlış rota izledik galiba. Stenst-röm, hiç kuşkusuz, Gösta Assarsson'u gölgeliyordu. Ve de katil bir taşla iki kuş vurdu... yani Assarsson'u ve de kendisini gölgeleyen kişiyi." "Evet," diye katıldı Martin Beck. "Galiba bir yerde haklısın." Gunvald Larsson yamlıyordu. Ama yine de, soruşturmayı rayına oturtmuş bulunuyordu. 253 234 Ulf Nordin, Stockholm'ün yeraltı dünyasıyla bağ kurmak için peş peşe üç gece kentin her yanında sürttü durdu. Sarı Malin'in kendisine Göransson'un uğrak yerleri olarak salık verdiği birahanelere, kahvelere ve de içkili lokantalara girip girip çıktı. Kimi zaman arabayı alıyordu. Đşte şimdi bu Cuma gecesi arabada oturmuş, Mariatorget Sokaklarını gözetliyor ve de oturdukları arabanın içinde kendisini gözetleyen diğer iki adamdan daha ilgi çekici bir şey göremiyordu. Gerçi bu kişileri tanımazdı, ama yine de

raporun bir kopyasını çabucak mektubun üstüne kaydırdı. Bu süregelen seferler boşuna oldu. Mektubu noktalamaya vakit kalmaksızın. gün geçtikçe tuhaflaşıp biber gibi acılaşıyor.. "Sen. adamın Borâs'da oturan eski karısını buldu. Sarı Malin'den edindiği bilgi kırıntılarını bu 254 yoldan değerlendirmek için çaba harcıyordu.bölgenin otolu sivil devriyeleri veya narkotik büro ekibinden olduklarını çıkarmakta güçlük çekmedi. duygulu ve de özlemini dile getirir ağdalı bir mektup yazmaya koyuldu. Çünkü Nils Erik Göransson adıyla anılagelmiş adam hakkında yeni hiçbir katkıda bulunamadı. ama Đlk kocasını çoktandır unutmuş olduğunu söyleyen kadın." Yazı makinesinden kâğıdı çekip çıkaran Kollberg." dedi.ve de başımızdaki Martin Beck denen herif. yaklaşık yirmi yıldır onu görmediğini de ekledi. nüfus memurluğunu. Cumartesi sabahı bu önemsiz bulgusunu Martin Beck'e bildirdi. Martin Beck odaya hışım gibi daldı: "Hangi eşşek saldı seni kentin içine?" Nordin. Nitekim. deniz adamlarına iş bulma kurumlarını dolaşıp yokluyor. yazı makineleri başında gırtlak boyu işe batmış görünen Rönn'le Koll-berg'e de zaman zaman suçlu kaçamak bakışlar yöneltmekten geri kalmıyordu. Sonra da oturup Sundsvall'daki karısına uzun. Çünkü tam şunları yazmıştı oraya: ". "Ne? Ben mi?" . Gündüzleri buna karşın. kilise ve mahalle muhtarlıkları arşivlerini. Ne var ki..

" Martin Beck inanmaz gözlerle Kollberg'e baktı: "Çok tuhaf. Kendini hiç de iyi bulmuyordu ve de mutfakta kızıyla karşılıklı kakao içmenin durumunu düzelttiği söylenemezdi." "Peki. Karısı gündüzleri kütük gibi uyurdu ve oğlu da herhalde anasına çekmişti." Nordin." dedi Rönn. fırla!" diye seslendi Martin Beck. Ailenin geri kalan üyeleri görünürde yoktu. alınmış bir tavır takınmakla birlikte. En dipte de en son biçimi yer alıyordu: Neferin biri. Sarı Malin'in ziyaretinin hemen ardı sıra. Çünkü okula bir gün geç kalmaması halinde olağandışılık aramak gerekirdi. Hani Malin'den sonra yanında kaldığı kişi. Martin Beck pazartesi sabahı altı buçukta. Şu Björk denen herifi de ara bul. Her biri kendi dalında harıl harıl bir çalışma tutturmuş gidiyordu. 255 "Rönn. Oysa Đngrid altı buçukta yataktan kalkar ve de yedi kırk beşte sokak . öğrenmeye bak. Kentin yabancısı bir kuzeyliyi bu tür bir iş peşinden Stureplan'a salmanın başka adı yok. En son kimleydi ve de ne yapıyordu. En başa şunu yazmıştı: Nevresim sidikli. uykusuz geçmiş sayılır bir gecenin bitiminde yataktan kalktı. Oysa Schwerin'in ağzından çıkan son sözlerin olası yorumlarının listesini çıkarmakla uğraşıyordu. Hiç böyle bir şey anımsamıyorum. Göransson'un izini bul. "Hemen git. Ama yine de eşeklik derim ben buna. Martin Beck'in haklı olduğunu kendine itiraftan da geri kalmadı. sen ya! Geçen Çarşamba."Evet.

Đnga bir zamanlar. babacığım?" "Hiç. kızını kapı önünde buldu. paltosunu ve botlarını giydiğinde. Sıcak. Eli mandalda. "Geçtiğimiz bahardan bu yana güldüğünü görmedim. 256 Đngrid sordu: "Ne düşünüyorsun." Martin Beck. bu kızla saatini ayarlayabilirsin. Gel gör ki. Dokuz yıl öncesi okula ilk başladığı gün Đngrid'in çantasını taşımıştı ve de hâlâ taşımaktaydı. Günlük konuşmalarda kullanageldiği deyimleri derleyip. Ne zamandan beri elinden tutarak götürmez olmuştu? Bunu unutmuştu işte. Noel meleklerinin uzun bir çizgi oluşumunda dans ettikleri masa örtüsünden gözlerini kaldırarak kızına baktı ve de gülümsemeye çalıştı. Kızın Lübnan malı okul çantasını elinden aldı. Bir tür yardımcı hazır sözlem kitabı. Đnga. derdi.kapısını ardından çekmiş olurdu. Yahut. babasını bekliyordu. kendi taşıması gereken en son şey olmalıydı aslında. . basmakalıp sözler tutkunu bir kadındı. Hiç şaşmazdı. Đngrid iyi bir kızdı. Her yanında koca koca harflerle FNL yazılı çanta. diye düşündü Martin Beck." dedi düşünmeksizin. Konuştuğun Gibi Yaz. Kendi de şapkasını. yeni yetişen gazeteciler için elkitabı olarak satabilirdi. bu da öylesine günlük bir alışkanlıktı işte. Şöyle bir ad seçmek de en iyisi olurdu: Konuşmasını Beceren. ama bu bile gülmesi için yeterli neden olamazdı. nemli ve de heyecanlı bir merakla titreyen minicik bir eldi bu. O gün kızın elinden tutmuştu. Yazmasını da Becerir. Kız masadan kalkıp kitaplarım almaya gitti.

sen ne almamı istersin?" "Bir at." Kaş çatarak ekledi: "Ötesi düşünülemez. şu noktaya da değinmek isterim ki." diye karşılık verdi Martin Beck." . "Öyle mi?" "Öyle ya." "Peki." Gunvald Larsson suratını ekşiterek. tahmin oyunu bile demeye kişinin dili varmayan bir soruşturmanın sonucunu merakla beklemekteydi." "At mı? Nerde barındıracaksın atı?" "Daha bilmiyorum. belirtmemde bir sakınca yoksa. paltosunun altında bir tom-son tabancayla otobüse binen ağabeyini Gösta Assarsson'un fark etmemiş olacağını düşünmek de pek akılcı bir yol değil. Sapasağlam." Gülen Polis / F Đ 7 257 "Bir at almak için kaç para gerekir. yirmi beş kişiye bir yemek sonrası söylev çekmekteydi. "Olay sırasında Södertalje'de-ki Kent Oteli'nde. "Hmmm!" diye homurdandı kara kara. Gunvald Larsson sordu: "Ture Assarsson'un aklanma özründen ne haber?" "Ture Assarsson'un aklanma özrü cinayet tarihinin sayılı su götürmezlerinden biri."Noel gecesi nasılsa güleceksin." dedi kız. biliyorum. Kungholmsgatan'da Gunvald Larsson. biliyor musun?" "Evet." Ayrıldılar. Hammar daha iki gün önce bu noktaya değinme inceliğini nasılsa göstermişti. "Ayrıca. Hele Noel armağanımı al da gör. Ama yine de bir atım olmasını istiyorum. ne yazık ki.

"Altına bir M 37 sığdırdığına bakılırsa." "Yat kalk şansına dua et." "Hiç sanmam. burada haklısın işte. Kapıda karşılaştığı Koll-berg. çünkü Bay Larsson daha önce sordu bunu." "Bak. Gunvald." dedi Martin Beck. bu kale duvarı gibi geniş sırta kaçamak bir bakış atarak sordu: "Yürüyen meşenin nesi var? Kızdı mı?" Martin Beck başını salladı. hepimizin suyu kay 258 namıştı şimdi. sakın 'Harem mi kurdun?' falan demeye kalkışma. bugünlerin birinde başına gelecek var." dedi. "Çok yaşa." Martin Beck hapşırdı. "Hey Tanrım." karşılığını verdi Kollberg." Sigarasını öteki adama doğrultarak ekledi: "Ama böyle giderse. En başta senin. "Koca ayıyı az kaldı camdan aşağı atacaktım ha!" Bu işi de yapsa yapsa bir tek Kollberg yapabilir." "Elbette. hiç kuşkusuz."Evet." diye homurdandı. Yani keman kutusu falan gibi bir kılıfta taşıyagelmediyse." "Ve de koca Gunvald Larsson döşemeleri sarsan sert adımlarla odadan çıktı. Kollberg pencereye gidip dışarı baktı. ezilmemek için çabucak kenara çekilirken. arada benim de haklı olduğum görülmüştür. diye aklından geçiren Martin Beck. palto." dedi Kollberg. "Eğer bir öncesi gece yanılmış olsaydın. oldukça geniş bir şey olmalıydı. "Bana bak. "Asa hâlâ sizle mi kalıyor?" "Evet. yüksek sesle: "Sağol. ." dedi Gunvald Larsson.

" "Teresa cinayeti ha?" "Evet. bu Teresa dosyası on altı yıllık bir dava. Nedeni de. Đkisi de özdeş düşünüyordu. Günışığı kadar açık ve seçik. Asa'dan yani. Herif fitil gibi sarhoştu." Bir süre sessiz kaldıktan sonra kuşkusunu dile getirdi: "Kızdan yeni bir şeyler öğreneceğimi hiç sanmam." "Neyse. Karısını eşek sudan gelinceye dek döven bir basın fotoğrafçısı. Kollberg bunu söze döktü: "Kişi yalnızca telepatiyle anlaşamaz. Bugünlerde 'sağol' diye karşılık veren nazik kişiler azaldığı için 'çok yaşa' deyimi tarihe karışıyor zaten. derin düşüncelere dalmış gözlerini ona çevirdi. Sen farkına varamadın mı?" "Hayır." dedi Martin Beck. son on yıldan bu yana artakalan ne varsa didikledim durdum. Soruşturmayla senin en küçük bir ilintin olmadı." "Hayır. "Hiç. Baştan sona dek Stockholm yerel polisi . Stenström hangi iş üzerindeydi biliyoruz. üstünde durmaya değmez. ama hiç! Ben de işi gücü bırakıp." dedi Martin Beck." "Ha. Bir kez bir olaya el koymuştum. Niye bana bir şey söylemedin?" Martin Beck tükenmez kalemini dişleyerek. Teresa cinayeti."Neden sağol çekiyorsun bana?" '"Çok yaşa' dedin ya işte. evet." dedi Kollberg. Hem de yılbaşı gecesi. hiç kuşkusuz. sonra da onu çırçıplak karların üzerine atmıştı. 'çok yaşa' dediği zaman kadının sağol diye kar259 şılık vermeyişi. "Kaldı ki. Kollberg şaşkın bakışlarım ona dikti: "Biliyor muyuz?" "Elbette.

" "Tamam. Tanrım. ilk ve son olarak. çünkü çözümü en zor dosyaydı. Gidip bir bakalım mı?" 260 "Evet. Olanaksızlar içinde en olanaksız olanı. Neler yapmaya gücünün yettiğini kanıtlamak istedi." dedi Kollberg. Belleğimi tazelemem gerek. Birkaç bin sayfalık dosya. ne budalalık bu böyle! Nerde kaldı gücü yeterlilik?" Martin soruyu cevapsız bıraktı. güney polis merkezinin aralığına park edene kadar da başka konuşma olmadı." "Demek tüm raporları gözden geçirdin?" "Hiç de değil. "Gidip kendini kurşunlatarak. hadi. o günden kalma bir tek Ek var. Birçok güçlükler ve gecikmeler sonunda kendilerini Vastberga'da bulup.yürüttüydü bunu. Sadece şöyle bir göz attım." "Ve de kanıtladı. Đnmeden önce Kollberg sordu: "Bu Teresa dosyası çözüme kavuşturulup bağlanabilir mi? Şimdi?" "Hiç sanmam." dedi Martin Beck ve ayağını yere bastı." Arabada Martin Beck şöyle dedi: "Stenström'ün niye Teresa dosyasını kaptığını anlayacak kadar belleğin yerindedir belki. Ne dersin?" Kollberg başını salladı: "Evet. Tüm evrak Vastberga'da. Sanırım. UP hiç bulaşmadı. Zaten oluşum halindeydi o sıra. 261 241 .

Martin Beck oradan birkaç sayfa seçerek şöyle dedi: "Gerçekler açık seçik." "Yani bir seks cinayeti olduğu besbelli!" dedi Kollberg. "10 Haziran 1951 sabahı. kabataslak bir fikir verebilirim sana. "Olayın portresini biliyor musun?" "Ne portresi? Dış çerçevesinden bile habersizim. dosyanın önünde tepeleme yığılı duran tutanak evrakını elinin ucuyla gelişigüzel çevirirken. bir soğuk hava deposunda veya buna benzer bir yerde saklanageldiği varsayımına ulaşılır. Çok çok basit. yüzüstü ve de kolları iki yana açık olarak yatmaktadır. Ne var ki. mutsuzca içini çekti: "Yahu." "Uzatma da. Zorluk da burada başlıyor zaten. Adli Tıp raporu sonucunda. kentin Kungsholmen semtindeki Stadshagen spor tesisleri yakınında bir çalılıkta bir kadın ölüsü bulur." dedi Kollberg. kendisini aramakta olan bir adam. Ceset bozulmamış olduğu için." "Bir yerde özeti olacak." Kollberg başını salladı. Kaldı ki. kadının boğazlanmış olduğu ve de yaklaşık beş gündür ölü bulunduğu anlaşılır. ateşle. Eldeki tüm deliller bir seks cinayetini vurgular." dedi Martin Beck. bunları yalnızca okumak bir hafta sürer. yani on altı yılı aşkın bir süre önce. aradan uzun bir süre geçmiş olduğu için." "En azından.Kollberg. otopsiyi gerçekleştiren doktor kadının cinsel bir saldırıya uğradığını kesinlikle belirler bir iz bulamaz. Çıplak ka262 din. .

bundan öncesinin düşünülemeyeceğini kanıtlar. tanınmış ve de çok saygıdeğer bir ailenin kızıydı. Portekiz polisinin verdiği bilgiye göre. Ne ayak izi olarak ne de başka türlü. unutuyordum az kaldı. 1945'te Đsveç'e gelmiş ve yine aynı yıl içinde memleketlisi Henrique Camarâo adında bir adamla evlenmişti. aşağı yukarı. daha çok savaşın . kadının oraya gri bir battaniyeye sarılı olarak taşındığım belirtir lifler ve Đplik parçaları bulundu. Đki şey daha var: ölmezden birkaç saat öncesi hiçbir şey yememiş. Kadından iki yaş büyük olan adam. Dahası. ölüyü bitki ve çalı çırpıyla örtmek için hemen hemen hiç çaba gösterilmemiş." Martin Beck sayfalan çevirip. ya da çok az çaba harcanmıştı. Ve de katil hiçbir iz bırakmamıştı. Buraya. Đşte. Teresa Camarâo."Evet. hepsi bu.. Đşte bu nedenle cinayetin cesedin bulunduğu yerde işlenmemiş olduğu apaçık ortadadır. Bu. Yo. yazı makinesiyle yazılı metne göz gezdirdi: 263 "Aynı gün kimliği belirlenen kadının Teresa Cama-râo olduğu ortaya çıktı.. Yanı sıra. Orta sınıfın üst düzeyinden. bir akşam öncesi çalılığın önünden geçip de eğer ceset o sıra orda bulunsaydı elde olmaksızın görmeleri gereken tanıklarca da doğrulandı. daha önceleri ticaret gemilerinde telsiz memuruyken. sonra denizden ayağını keserek radyo teknisyeni olarak bir işe girmişti. olay yerinde yapılan bir araştırma. 1925 Lizbon doğumluydu. Öte yandan. Ceset bir başka yerden getirilip çalılığa atılmıştır. cesedin hadi bilemedin en çok on iki saattir orda yattığını. Yirmi altı yaşındaydı ve de Portekiz doğumluydu. daha sonra.

" dedi Kollberg. 15 Mayıs 1949'da . anımsıyorum. Rahat bir geçim olanağına sahiptiler. Yerde. park etmiş otonun başında duran bir de adam görmüşler. erkekti ve de oldukça uzun boyluydu. Kısacası." "Evet. Adamın tanımı belirsiz ve çelişkili. öğrenim amacıyla gelmişti. Torsgatan'da yaşıyorlardı. Orda fişi varmış ve hele son iki yıldır ekipçe tanımayan kalmamış. Araba süren ikisi. Đkisi arabayla. öylesine iyi bir müşteriymiş. Her üçü de erkekti. "Şimdi işin en güzel yanı geliyor.. Üçüncü tanık birkaç dakika sonra yaya olarak oradan geçmiş ve de yalnızca arabayı görmüş.yaşam biçimini kökünden tümüyle değiştirmişti.. tam tarihleri saptamak mümkün oldu aslında . Çünkü bu Henrique Camarâo ile tanışıp evlendi. Hava yağmurluydu ve de söz konusu kişi gölgede durmaktaydı. Ama öğrenim başladığı yerde kaldı.durum gereği. Yani ahlak zabıtası. Teresa Camarâo orospuluğu seçti. Her üçü de bir gece öncesi on bir buçukta. Polis. Kendisi tam bir nimfomanyaktı ve de bu iki yıl içinde yüzlerce erkekle yatıp kalktı. Çocuksuzdular. biri de yaya olarak geçmiş oradan. Kesinkes söyleyecek bir şey varsa. . ve de o günden sonra yeraltı dünyasının bir gezegeni oldu. Evden kaçtı burda öyle yazıyor. gri battaniyeye benzer bir şeye sarılı. "Kadını kim tanıtladı?" "Polis. üç gün içinde konuyla ilgili üç tanık bulma başarısını gösterdi. cesedin bulunduğu yere uzanan Kungsholmsgatan yolunun az be 264 risinde park etmiş bir otomobil görmüştü. ceset boyu bir cisim de varmış. ayakları dibinde.etkisinden uzak kalmak için.

Tüm izler ölü bulunduğunun bir hafta öncesine gelip dayanıyordu. . "Sonra ne oldu?" "Stockholm polisi. "Şimdi de şunun cevabını ver bakalım: Teresa dosyasıyla Stenström'ün dört hafta önce bir otobüste bir kitle kıranın kurşunlarına hedef olarak ölmesi ger265 çeği arasında ne bağ var?" "Dur bakalım. Adamı fabrikanın kapıcı kulübesine tıkmışlardı. kadını son olarak sağ görmüş kişi asla saptanamadı." "Tamam! Renault CV-4. "Porche çizdi onun modelini. bu ülkede o güne dek bilinegelen en geniş kapsamlı cinayet soruşturmasını yürüttü.Uzun boy kavramı konusunda sıkıştırıldıkla-rı zaman. dev boyutlara ulaştı." "Evet? Ancak ne?" "Ancak iş taşıta gelince. Teresa Camarâo'yu uzak veya yakın tanıyan yüzlerce kişi sorguya çekildi. Her üçü de arabanın Fransız yapımı bir CV-4 modeli Renault olduğunu söyledi. Đşte. kendin de burada görüyorsun." dedi Martin Beck kupkuru bir sesle. Orda oturup çizdi. yanılmıyorsam. sonra her yıl peş peşe belirli bir değişikliğe uğramaksızın pazarlanan araba. Ho-ho! Fransızlar o arabadan milyonlar vurdular." diye karşılık verdi Kollberg." "Birbirinden tümüyle değişik konularda şaşılacak kadar bilgi sahibisin.. Ne var ki. ülkenin erkek sayımının yüzde doksanını kapsar. tanıklar 1. Hani 1947 yılında piyasaya çıkarılıp da. Sonra da aklanıp salındı.. Fransızlar kendisini savaş suçlusu olarak ellerinde tutarlarken." dedi Kollberg. her üç tanık da sözbirliği ettiler.73 ile 1. Denebilir ki. Ancak.83 arası değişen ölçümler verdiler ki.

bunun üzerine. Nokta." "Arabalı olan Đkisi iş arkadaşıydılar.. Plakası sahtedir düşüncesiyle. Çünkü bunun üzerine tüm soruşturma iki seksen yatar." "Hmmnı. Danimarka. bu arabaların hiçbiri 9 Haziran 1951 gecesi saat on bir otuzda Standshagen'de duruyor olamazdı. Đşte daha sonra da tüm ülkede bulunan bu model ve yapıda arabalar denetimden geçmiş.. Norveç ve de Fin polisi bu parçalanası arabanın kendi ülkelerinin hiçbirinden gelmediğini bildirdik 266 leri zaman.. düşün. Geceyi Nybrogatan'daki bir otel odasında bir herifle geçirmiş ve ertesi gün saat yarımda Mas-ter Samuelsgatan'da bir şarapçının önünde adamdan ayrılmış. Tek aksayan yanı Teresa Camarâo'nun öldürülmesi ve de katilinin bilinmez olmasıdır. Üçüncü tanık da . Daha sonra. Garajın birinde bir tanesi ustabaşı ve öbürü de makinistti. o sıralar böylesine araba bolluğu yoktu ve de motorlu bir aracı sınırdan aşırmak uzun boylu işlemler gerektirirdi. kesinkes üstelik.Oradan ileri tek adım atılamadı. Sen de herhalde bilirsin ki." "Evet. Çünkü tanıklar arabanın A harfli bir plaka taşıdığını söylemişler. rafa kaldırılır. tek tek izlenip bulundu. Ve de sonunda kanıtlandı ki. bu tanıklar. Teresa dosyası son kez 1952'de. Aynı zamanda Đsveç gümrüğü de otonun herhangi bir dış ülkeden gelmediğini doğrulamıştır. Tastamam bir harita. bilirim. Sarıp sarmalanır. ilkin Stockholm'dekiler. Tamamdır artık. Dosya bağlanır. Yaklaşık bir yıl sürdü. kısa bir süre içinde gün ışığına kavuşur." "Bir bardak soğuk su. Peki.. ne kadar Renault CV-4 varsa. Peki. hiç kuskusuz.

" "Sen şimdi bunları boş ver de.. hiç kuşkusuz. Tanık psikolojisi o zaman bile üzerinde durulmaya başlanan bir konu olmuştu. en egzotik yapımları bile bilmekten geri kalmamış. Teresa Ca267 marâo ile yatıp kalkmış sayısız kişilerden biri mutlaka. Carlber idi adı. bir kez daha denetleyelim.otomobiller konusunda oldukça bilgili bir kişiydi. Bak. soruşturmayı yürütmekle sorumlu kişilerin düşüncesi neymiş bu konuda? Özel olarak. aradan geçen bunca zaman içinde izlerin küllendiği ve de kokunun bayatladığı fikrini benimsediler. Var olmayan bir araba modeli çizdikleri zaman bile adamı kandıramamışlar." "Renault Fabrikaları'nm Genel Müdürü mü?" "Bilemedin. Her üçü de tüm geçerli modelleri tanımış. Slaytlarla yansıtılan değişik tipte araba siluetlerini birbirlerinden ayrı olarak tek tek tanımaları istenmiş. Hadi. Trafik şubesinde görevli bir Komiser Yardımcısı. Hele ustabaşı. şu ya da bu . şöyle demiş: 'Ünü Fiat 500 ve arkası da Dyna Panhard'dan esinlenme. aramızdan birinin Renault arabalarının denetimi sırasında atlamış olmasıdır. Polis. Seks manyaklarına özgü bir bunalım sırasında da kadını boğmuş olmalı." "Đç konuşmaları şu şekilde özetleyebiliriz: Katilin. tahmin et. öldü şimdi zavallı. Fakat bu nokta bile gözden uzak tutulmamıştı.. Hispano-Suiza ve de Pega-so gibi. Hadi bir daha. doğru olarak. Soruşturmanın yatma nedeni.. Yine de.. Bu üç tanık bir dizi test uygulamasından geçirilmiş. Sonra da. bu birikmiş evrakın içinde bulunması gerek. Yani bu tür denemelerin önemini daha o günlerden anlamışız. Mesleği de.

ruhsal başkalaşıma yol açıyor. bir doktor onun hakkında burada ne demiş: Söz 268 konusu kadın. Teresa Ca-marâo. Kocası mutlu bir evlilik yaptığına inanmaktaydı. Orda arkadaşının öteden beri tanıdığı bir adama rastladılar. Yani geçirdiği bir tür şok. Hiç kuşkum yok ki. Sonra adamın eşliğinde . Her iki yanın inanç dışı yasaklamalarını devraldığı bilinegeliyorsa da. Kocasıyla dört yıl Đsveç törelerine uygun bir biçimde yaşadı. Sonra şöyle dedi: "Şu sözünü ettiğin gün Teresa'nın başına ne geldi? Hani 1949 Mayısında?" Martin Beck kâğıtları gözden geçirerek şöyle konuştu: "Bir darbe. bağnaz Katolik üst sınıfıyla bağnaz Đsveç burjuva çevrelerinin bileşiminden oluşma hamhalat bir üründü. bir noktada aranan arabayı gözden kaçırıp atladıklarını düşünüyorlardı ve de artık bu yanılgıyı düzeltmek için zaman çok geçti. olmadık değil. Her ikisi de yabancı olduğu halde. rahat bir üst düzey orta sınıf yaşamı sürdüren çevrelerince benimsenmişlerdi.şekilde. Derli toplu. Bir kadın arkadaşıyla birlikte konferansa gitti." Kollberg bir süre suspus oturdu. Kendi gibi. bu karışımın sonucu konusunda bir şey söylenemez. Bir ölçüde ender rastlanır ruhsal ve fiziksel bir durum. o sıra bu işin içinde olan Ek diyelim. 15 Mayıs 1949 günü kocası bir iş için kuzeye gitmişti. Bak. Yirmi yaşında bakire olarak evlendi. üst düzeyde bir orta sınıf aile terbiyesiyle büyüyüp yetişmişti. Ben de tümüyle bu görüşe katılıyorum. Ne var ki. aynı düşünceyi koruyor olmalı bugüne dek. duygulu ve de akılcı ölçüler içinde yer alan bir kadındı. Çünkü bundan öte bir açıklaması olamaz. ailesi de Katolik'ti.

kadın arkadaşlarının bile önünde çırçıplak soyunmamıştı. Bir kulak duyumlu-ğu uzaklıkta bulunan holdeki kanepede uyumaktaydı.ki. Oysa adam o geceden sonra kadını bir daha hiç 269 görmedi. dürüst.Torsgatan'daki CamarâoTarın apartmanına döndüler. Arkadaşı olan kadının kocası da uzakta bulunduğu için. o zamana dek orgazm nedir bilmiyordu. Adam defalarca Teresa'ya birlikte yatmalarını önerdiyse de. ikisini baş başa bırakarak yatmaya gitti. başladı kadına sevdalı sözler etmeye. Teresa'nın ahlakça çok sağlam kişilikte biri olduğunu bilen kadın arkadaşı. Çay içtiler ve de birer bardak şarap başında konferans konusunda konuşmaya soyuldular. Çoğa kalmadan da kendini dağıttı. efendi bir adamdı. Teresa Camarâo.oldukça perişandı." . Ama aklanma özrü vardı ve de arabası yoktu. Bilindiği kadarıyla. Dahası. geçen bir hafta süresince günde belki on kez adamın adını haykırıp durdu. Teresa Camarâo daha önce hiç kimsenin. Kadın. Bu dosyanın içinde onunla değişik zamanlarda yapılagelmiş on iki ayrı sorgulama tutanağı var. kısa süre sonra evlenegeldiler . mutlu bir evlilik yapmış ve bir kez olsun karısını aldatmamış. seviştiği kızla bozuştuğu için . Seviştiği kızla barışıp evlendi. geceyi orda geçirecekti. En sonunda adam onu kucakladığı gibi yatak odasına götürdü.' deyip. O gece yirmiye yakın kendinden geçti. Bu adam. soydu ve de sevişti. başını aldığı gibi gitti. Mutlu bir aile kurdular. ki gerçekten de öyleydi. kadın hayır! demekte direndi. Teresa'yı çok çekici bulur oldu. Herifi gerçekten iyice terletmişler. Ertesi gün zampara. 'hadi eyvallah.

değil mi?" "Evet. evli olup da şöyle küçük bir kaçamak peşinde gezenler ölesiye yılgınlık belirtmiş. Bir bakıma öyle. Ancak daha sonraları para kabullenir oldu. birlikte yaşadılar ve bu sayının on katı kişiyle de cinsel ilişkide bulundu. Đlk zamanlar karşılığında para almazdı. kendisine uzun süre dayanma gücü gösterecek bir erkek tanıyamadı gitti. ömrü yetmediğinden elleri böğürlerinde kaldı. Hiç kadın arkadaşı yoktu. Hiç kuşkusuz. Sorgulama sırasında söylediklerine bakılırsa. Tam anlamıyla bir nimfomanyaktı. bundan böyle toplumdışı bir yaratıktır. hırsızlar. Kadın evden kaçar. Koca bir daha yüzünü görmek istemez ve de tüm dostlarla tanıdıklar Teresa'ya sırt çevirirler. Yani o . doyurulması da olanaksızmış. kendilerini bir an rahat bırak 270 madiği gibi. hem de asılarak. Kadını serserilikten içeri tıkmak üzereydiler ki. ama onunla baş edemiyordu. yarı gangsterler. karaborsacılar ve de benzerleri büyük toplam tutuyor. Kadının tanıyageldikleri arasında karanlık tipler. Đki yıl boyunca. çok kısa sürelerle yirmiyi aşkın erkeğe tutuldu. Yanı sıra içkiye de başladı. Anlayacağın. Altı aya kalmaksızın. Pek çoğu daha başlangıçtan yılmışlar."Ama Teresa kızışmış bir dişi köpek gibi ortalıkta dört dönermiş ona ne. Özellikle. toplum basamaklarından aşağı paldır küldür yuvarlandı. sabıkalılar. O. Ahlak zabıtası durumu biliyor. yeraltı dünyasının kişileri dışında kalanlarla bağları koptu. erkek görünce dayanamıyordu. rapor yığınlarını göstererek devam etti: "Bu dosyanın içinde onun pençesine düşmüş birçok erkeğin ifade tutanakları var." Beck.

" Bir süre sessizce oturdular. Adını sanını değişip Đsveç uyruğuna geçmiş. Stocksund'-lu iyi bir ailenin kızıyla tanışarak yeniden evlenmiş. Bizim eski müşteriler." "Kadının kocası ne olmuş?" "Ne olacak? Doğaldır ki. işte. "Eğer şu dosyayı iyice gözden geçirecek olursan. o zamanlar pornografi tekniği günümüzde olduğu kadar ileri ve yaygın değildi. Bilirsin." dedi Martin Beck. "Stenström ve diğer sekiz kişinin on altı yıl sonra 271 bir otobüste vurularak öldürülmesiyle bunun ne ilintisi olabilir?" . Ondan iki çocuğu olmuş ve de Lidingö'de satın aldığı kendi evinde mutlu kutlu bir yaşam sürdüregelmiş. fotoğraf meraklısı bir adam. Stenström'ün nerden gıcık kaptığını anlayabilirsin. Aklanma özrü de Kaptan Kassel'in salı kadar sağlamdı. çektiği resimleri tatlı bir kazanç karşılığı satmaktaydı. Sonunda yine Kollberg konuştu. Bildiğin gibi." Kollberg dosyanın içine bir göz attı: "Tanrım! Ben böyle kıllı kaltak hiç görmedim." "Kimin nesi kadar?" "Aklının ermediği tek konu denizcilik.zamanki yeraltı dünyasının kalburüstü kişileri. Bu resimleri kim çekmiş?" "Sapasağlam bir aklanma özrü olan ve de Renault marka arabanın yanından bile geçmemiş. Ancak Stenström'ün tersine. kendini rezil oldu saymış.

Yalnız. Teresa Camarâo konusunu ben denli bilmediğini unuttum." "Taradı da ne buldu?" "Hiç. Stenström çözümlenmemiş olay dosyalarını inceledi." "Neden bir şey söylemedi. hayranlık yaratan bir dedektiflik zaferi kazanmış olacaktı. Kadınla ilgili bu konudan 272 bana söz açar açmaz." "Sen ne biliyorsun?" Martin Beck ciddi bir tavırla Kollberg'e bakarak dedi ki: "Bilirim çünkü tastamam aynı şeyi on bir yıl önce ben yaptım.. Gel gör ki.." diye başlayan Koll-berg. "Her şey şimdi açıklandı."Hiç. bizimkinin hangi işin peşinde olduğunu anlamıştım. bu işi çoktan kafaya koymuştu. Soruşturma dosyasını baştan sona bir güzel taradı. Aslına bakarsan." dedi Martin Beck. Kimimizin kendisine güleceğini bildiği için de hiçbirimize konuyu çıtlatmadı. Teresa Camarâo morgda yattığı sıra Stenström on iki yaşındaydı ve de ola ki gazete bile okumuyordu. seksopsikolojik denemelerimi yürütmek için kullanacak bir Asa Torell'im yoktu. sözü havada bıraktı. Ben de hiçbir şey bulamadım. çok hırslı ve de her şeye rağmen yine de meslekte yeterince pişmemiş olduğu için bulduklarının en umarsızını seçti. Eskiden kalma dosyalarla uğraşmak istemediğini Hammar'a söylediğindeyse. Etkilenmekslzin ve tarafsızca işi ele alabileceği düşüncesine kapıldı. Boşta kalmış tek ipucu göremezsin. çek- . Eğer Teresa cinayetini çözebilseydi. akıl hastası ve de sansasyon meraklısı katili bıraktığımız noktaya geldik. "Yine döndük dolaştık. "Besbelli." dedi Martin Beck. Çünkü bulacak hiçbir şey yok.

" "Demek bir tür ruhbilimsel yöntem uygulaması deniyordu.. Kaldı ki. "Evet. şimdi kendine Hendrik Caam adını yakıştırmış olan Henrique Camarâo'yu arayıp buldu.. alnıma yaz. Yapacak başka şey yoktu." diye karşılık verdi Martin Beck.." "Hayır. Hele evde elinin altında böyle biri zaten varsa. Yoksa.. Doğrusu hiç de yabana atılır bir yöntem değil." . iyi olur. bir-iki şeyi inceden inceye gözden geçireceğim." dedi Kollberg. Açığını bul." "Ama yine de bu açıkgöz kişinin otobüste ne aradığını açıklamıyor bize. kadife ceket giymiş on üç yaşındaki Beatles saçlı oğluna kaydırarak şöyle dedi: "Ben hiç rahat yüzü görmeyecek miyim? Daha geGülen Polis / F18 273 çen yaz bir genç dedektif buraya gelip bana. Kimi yönleriyle Teresa'ya benzer birini bulup tepkilerini ölçmek. aramızdan bir açıkgöz buna başvurmuş bile. öyle mi?" "Evet. Kollberg." "Buna rağmen.mecede o resimleri bulduğumuz zaman bunu anlamam gerekirdi. Şiş göbekli. Hiçbir şey açıkladığı yok. Dosyada bir yerde gaipten haber almış. Đçini çekti ve de mutsuz bakışlarını üst tabak-a malı sarışın karısından. Bu tür soruşturmada tek gedik bulunmaz." "Yoksa ne?" "Yoksa işimiz fala kalır diyecektim. orta yaşlı bir adamdı.

Bu iş tam bir haftasını aldı. Kimlerin göçüp kimlerin kaldığını ve de kalanların şimdilerde neler yaptığını ondan sonra anlayacağız. Anlaşılan. ağzını büzerek dedi ki: "Teresa ha? Ah. Ama yarın yine de. Sağ dizi karnına çekili.. ben. Bu dosyada hiçbir eksik yok. sorguya çekilip ifadeleri alınmış veya Teresa Camarâo ile uzak yakın ilişki kurmuş tüm kişilerin bir listesini çıkaracağım. 18 Aralık 1967 Salı gecesi son sayfayı okudu. yaşlı bir alkolik buldu. Sapasağlamdı.. anam avradım olsun. Yorgan yarı belinden aşağı kaymıştı. Amma kıyak dalga ha! Birkaç ay öncesi bir aynasız daha gelmişti fakirin ziyaretine de. Henüz uykusu düzelmemişti.Kollberg yanı sıra Caam'ın 13 Kasım gecesi için olan aklanma özrünü de soruşturdu. hiç çıkar mı aklımdan? Bira şişelerinin ağzı gibi meme uçları vardı. Dağınık siyah saçlı başı yastığa gömülmüştü. Örümcek ağı gibi işlenmiş." Kollberg dosyanın her sözcüğünü tek tek okudu. 274 254 . on sekiz yıl öncesi Teresa'nın resimlerini çekmiş olan adamın izini sürdü ve de merkez cezaevinin ağır cezalılar bölümünün bir hücresinde yatan dişsiz. Oturma odasındaki divanın gıcırtısını duydu. Bir süredir uykuya dalıp gitmişti. Asa Töreli kalkmıştı. Bitiminde karısına baktı. Ne bir boşluk ne de boşta kalmış bir ipucu. Daha sonra. diye düşündü Kollberg. Soygun suçundan hüküm giymiş adam. Kızın parmak uçlarına basa basa mutfağa geçip bir bardak su içmesini kulaklarıyla izledi. yüzüstü yatmaktaydı.

275 Bunun bir sonucu olarak. Polis alesta ayakta olduğu sürece. keş. Polisin bu kanlı katili bir an önce bulup yakalamasını can ve gönülden dileyen bir zümre daha vardı. Bu zümrenin kapsamı genellikle yeraltı dünyası olarak bilinirdi. işte bu istektir ki. şu son ay içinde elleri kolları bağlı oturmak zorunluluğunda kalmışlardı. içkili lokantalarda. zorba. Uğursuz katil yakalanmalıydı ki. Onları yıkımlık yapılarda. balozlarda. üçüncü . Güvenlik güçleri. Son birkaç gecesini Göransson'u tanıyan kişilerle bağlantı kurarak geçirmişti. meyhanelerde. tam siper sinip yatmak gerekirdi. Yasadışı çalışmaları kendilerine iş edinmiş çoğu kişiler. polis yine eskisi gibi zamanını Vietnam göstericileriyle trafik suçu işleyenlere ayırsın ve böylece kendileri de yeniden işbaşı yapıp yollarını bulsunlar. basın ve de kamuoyu bu konuda sabırsızlık gösteren tek kuruluşlar değildi. genç dedektif yine de bu yakın ilgiyi şükranla karşıladı. pırnik satıcısı. kaçakçı ve de pezevenk yoktu. Kendisine gösterilen olağandışı iyi niyetin ardında yatan nedenlerin farkında olmakla birlikte.Norra Stationsgatan otobüsünde altmış yedi el kurşun sıkılması olayının üstünden tam bir ay geçmişti ve de dokuz cana kıyan katil henüz yakalanamamıştı. Rönn'ün işini oldukça kolayladı ve de bulmacanın Nils Erik Göransson'a ilişkin parçasının çözümüne bir ölçüde olanak sağladı. Tüm Stockholm'de kitle kıranın bir an önce ele geçmesi için duacı olmayan tek hırsız. ilk kez polisle işbirliği ettiler ve de çoğunluk bu avda yardımı seve seve kendine görev bildi.

Fin kilisesine kayıtlı olarak doğdu. Tümü değilse de. .4.sınıf barlarda. 13 Aralık gecesi. Ertesi gün Perşembeydi ve de son günler içinde ancak birkaç saatliğine yatak yüzü gören Rönn. Baba: Algot Erik Göransson. yarı gününü uyumakla geçirdi. Göransson'u bir veya iki haftalığına evinde barındırmış olan adamla tanıştıracağını söyledi. Elinde kâğıtla kalem. Karısını trenle uğurladıktan sonra. Anne Helsinki'ye göçtü ve de çocuğun bakımı babaya bırakıldı. çoğu bilgi vermekten kaçınmadı. yeniden eve döndü. Kız ertesi gece için söz vererek onu Süne Björk'le.1929 tarihinde Stockholm'ün Fin mahallesinde. gözlüğünü takarak yazmaya koyul276 du. Söder Malarstrand'da demirli bir mavnada bir kıza rastladı. Eşini Noel tatilini geçirmek için Arieplog'daki ailesinin yanına gitmeye razı etmişti. elektrikçi. Saat birde kalkıp karısının bavul hazırlamasına yardımcı oldu. bu yıl Noel'i kutlamak için zaman bulacağını hiç sanmıyordu. 277 Nils Erik Göransson. mutfak masasının başına geçip oturdu. 1935'de ana-baba boşandı. Nordin'in raporunu ve de kendi not defterini önüne açtı. 10. bilardo salonlarında ve de bekâr odalarında bulmuştu. Ana: Benita Rantanen. Kendisine gelince.

uyuşturucu madde kullanımına 1964 yılı içerisinde başlamış. Fakat herhalde geçimini daha çok hırsızlık ve göze batmayan diğer birtakım küçük suçlar işleyerek sağlıyordu. Daha sonra iki yıl sanat okuluna devam ederek duvar boyacılığı öğrendi..1. 1958 ile 1964 arası tarihte Sundbyberg'de babasının oturmuş olduğu katta yaşadı. ahlak zabıtasında sicili . Ocak 1965'te.3. Bu yıldan ölümüne dek belirli bir konutu olmadı. 1958'de baba öldü. Löfgren. Ancak birkaç kez sarhoşluktan ve huzur bozucu davranışlarda bulunmaktan cezalandırıldı. depo bekçisi vb. 1950 Kasım'ına dek Amandus Gustavsson boyacılık firmasında çalıştı. Yedi yıl okula gitti. Bir süre için annesinin kızlık adı olan Rantanen'i kullandı. Skeppar Karlsgrand 3 adresinde oturan Gürü Löfgren'in yanına taşındı ve de 1966 ilkbaharına kadar bu kadınla birlikte yaşadı. Baltık kıyılarında ticari seferler. 1947'de Gothenburg'a taşındı ve orda boyacı çırağı olarak çalıştı. O tarihte. Bu süre içinde ne kendinin ne de Löfgren adlı kadının devamlı bir işi yoktu. 1950 yazında Stockholm'e yerleşti. Bundan böyle köksüz ve devamsız işlerde çalıştı: gece bekçisi.. O günden başlayarak aşağı yolu tutmuşa benzer. kapıcı. 5. 1949 Haziran'ından 1950 Mart'ına dek Svea Gemicilik Şirketi'nin gemilerinde güverte miçosu olarak çalıştı. işbaşında sarhoşluk nedeniyle işten çıkarıldı. Hiçbir suç yüzünden gözaltına alınmadı ve de sabıkası yok.1949'da boşandı. 12. Öyle görülüyor ki. komi. 1945 yılına dek Sundyberg'de babasının yanında kaldı.1948'de Gudrun Maria Svens-son'la Gothenburg'da evlendi.G. Üç aylık kira borcunu ödemediği için 1964'te evden çıkarıldı.

Süne Björk'le buluşmak üzere evden çıktı. Anne yeniden evlendi. Ekim-Kasım arası iki kez St. gazete satan kondunun önünde bekliyordu." dedi kız. söz konusu kişi pırnik satıcısı değildi ve de başkaca hiçbir işi gücü yoktu. Ne var ki. söz konusu kişi Magdalena Rosen'i (Sarı Malin) tanıdı ve de 29. Löfgren de uyuşturucu madde tutkunuydu.olan bir kadındı. Bu yıl Eylül başından Ekim ortasına dek Süne Björk'ün yanında bir kısa süre için barındı. hepsi normal bir kâğıt sayfasından daha az yere sığıştı." Tavastgatan'daki bir yerin adresini vererek. 1967 Mart'ı başlarında. Hâlâ Helsinki'de yaşamakta ve de oğlunun ölüm haberi bir mektupla kendisine iletildi. "Ben senle gelemeyeceğim.1967 tarihine dek Arbe-targatan 3 adresinde bu kadınla birlikte yaşadı. Umarım aptalca bir şey yapmış olmayayım. Slus-sen doğrultusunda yokuş aşağı gözden uzaklaştı.8. Roseen der ki. Yazılı kâğıdı evrak çantasına ve 278 de not defterinin cebine yerleştirip. Mavnadaki kız onu Mariatorget'de. Rönn yazdıklarını bir kez de okudu. Göran Hastanesi'nde zührevi hastalık (belsoğukluğu) tedavisi gördü. 1966 yılının Noel günü kırk yedi yaşında kanserden öldü. bu süre içinde fahişelikten çok para kazandığı söylenemez. yaşı ve görünüşü göz önünde tutulacak olursa. Gurli Löfgren. Göransson hiçbir zaman parasız kalmazdı ve de bu paranın nerden geldiğini bilmiyor. El yazısı öylesine minnacıktı ki. "Lakin Süne ile konuştum ve geleceğini biliyor. Kadının bildiği kadarıyla. .

Keş olduğunu belirtir hiçbir tuhaflık göze çarpmıyordu üstünde. Yirmi beşten yukarı olamazdı. . Björk de yatağın üstüne oturdu. Bir sigara tellendir-sem olur mu?" Rönn bir paket Prince çıkarıp ev sahibine tuttu. var olan tek koltuğa. Pencereler bakımsız bir avluya bakmaktaydı." dedi Björk. "Đlkin şunu açık etmeliyim ki. Ama belki şu eşyasının bir gereğine bakarsın diye düşündüm." Rönn torbayı alıp koltuğun yanı başına bıraktı: "Göransson'u ne zamandır tanıdığını söyleyebilir 279 misin bana? Nerde ve nasıl tanıştınız? Burada. Björk oradan bir tane aldı ve filtresini kopardıktan sonra sigarayı yaktı. Sarı bir sakalı vardı ve de oldukça sevimli görünüyordu." Yere eğildi ve de yatağın altından çekip çıkardığı bir naylon torbayı Rönn'e uzattı: "Buradan toz olduğunda bırakmıştı bunu. Rönn meraka kapılmaktan kendini alamadı: Çok daha yaşlı ve kaşarlanmış GöranssonTa ortak ne yanları olabilirdi acaba? Apartman katı tek odayla mutfaktan oluşmaktaydı ve de fakirce döşenmişti.Süne Björk. senin yanında kalmasına hangi nedenle izin verdin?" BJörk yatağın üstüne yerleşip bağdaş kurdu: "Bunca meraklıysan anlatırım. Nisse hakkında bazı şeyler öğrenmek istermişsin. daha çok giyimlik eşya. "Duyduğuma göre. Gerçi yanında birtakım şeyler götürdü. Rönn. ben de onun hakkında çok şey bilmiyorum. Rönn'ün umduğundan genç çıktı. Metelik etmez şeyler.

ama konuşmaya koyulduk ve bana bir bardak şarap ısmarladı. elbette. şöyle oldu. arpası boldu yani. Ertesi gün bana yine içki ısmarladı ve Södergard'da karnımı doyurdu. şunu bunu taşırdı işte. O gece kafaları iyice bulduk. içecek. kendisini alıp buraya getirdim. Öyle kira mira ödediği yoktu. "Buraya kendin zor sığıyorsun. hemen değil yani. Ama cebi hep taş tutardı. "Niye 280 uzunca bir süre burada kalmasına göz yumdun? Yoksa yatma parası mı ödüyordu?" "Ne bileyim. o da dört duvarsız olduğunu söyleyince. Ben Zum Franziskaner'de bir şişe bira boğuyordum ve bu Nisse de yan masada oturuyordu. Ama iki gün sonra bir sabah kendine bir iğne vurdu uyanır uyanmaz ve de o zaman şipşak anladım. Bir iğne de benim isteyip istemediğimi sordu." Björk gömleğinin kollarını dirseklerinin yukarılarına dek sıvamıştı." dedi polis. ama benim o tarakta bezim yoktur. kıyak bir herife benziyordu." "Parayı nerden buluyordu?" . Onu daha önce hiç görmemiştim. Rönn kol eklemlerini alışkın gözlerle çabucak taradı ve de sonuç olarak gencin doğru konuştuğuna inandı. şimdi tam tamına çıkaramıyorum. Çakıp da anlamazdan geldim yani. kafaya da uyuyordu." Rönn sordu: "Keş olduğunun farkına vardın mı?" Björk başım sarsaladi: "Yo. Eve hababam yiyecek."Bak. Đyi bir herife benziyordu ve kepenkler inince. Eh. Eylül'ün üçünde ya da dördünde oldu bunlar.

" Rönn'ün gözleri Björk'ün yağlı kara sinmiş ellerine takıldı: "Ne iş yaparsın?" "Araba onarımı. ama bir gömlek üstün. Evet. Unutmadım. çünkü bir Pazar'dı ve de onun isim günüydü. Daha bilmek istediğin bir şey kaldı mı?" "Nelerden söz ederdi? Kendisinden hiç söz açtı mı sana?" Björk işaret parmağını çabuk çabuk burnu altında gezdirerek dedi ki: "Deniz domuz dediydi. bir bu molozları bıraktı. seferi bir herifti. Ana gibiydi bana." Sessizlik. gaco milletini ağzından düşürmezdi. bunu biliyorum. "Az sonra bir gacoyla sözüm var. değil mi ya?" dedi Björk filo281 zofça. derdi. Pılıpırtısını topladı. daha yenilerde nalları dikmiş.Björk omuz silkti: "Bilemem." "Buradan ne zaman ayrıldı?" "Sekiz Ekim'de. Yani kendi ananla yatağını ısıtamazsın. döner dolaşır ona getirirdi lafı. "Ana dediğin sobasız eve benzer. "işte bu kadar. Bundan öte kendinden söz etmeyi pek sevmezdi. ama çok öncesi yıllarda kalmış birtakım dümenlerdi bunlar galiba. Onun için sen hafif hafif yaylanarak ense tıraşını göstermeye başlasan iyi olur. Zaten yükte hafif. Ama işi gücü yoktu. Ne . Hele birlikte yaşadıkları bir tanesi varmış." dedi Björk. Hem üstelik beni ırgalamazdı ki! Đsterse cehennemin dibinden bulsun.

"Henüz değil. Topu topu bir fırtlık. Şimdi de Sivan onun öldüğünü söyledi. bir külüstür el çantasına sığdı. Ben de nerdedir bilmiyordum ki! Burada benim birkaç kafadarla tanıştı. Ama sözüm ona birkaç güne kadar gelip de bir selam sarkıtacaktı.döküntüsü varsa." Sustu ve sigarasını yerde durmakta olan bir kahve fincanının içine bastırıp söndürdü: "Bu son oldu. Diyeceğim şu ki. ben onun tayfaları hiç tanımadım. Başını sokacak bir başka dam altı bulduğunu söyledi. Gacoyu bekletmeye gelmez." Çekmeli dolaptan bir temiz gömlek alıp üstündeki çamaşır etiketini kopardı: "Bildiğim tek şey var. Otobüstekilerden biri olduğu gerçek mi?" Rönn başını salladı: "Buradan nereye gittiğini biliyor musun?" "Mamçak! Beni gelip hiç aramadı." Björk çözülüp oturduğu yerden kalktı." Björk gömleğini çıkardı: "Şimdi faça değişmeliyim." "Ne?" . onun hakkında çok az şey biliyorum." dedi Rönn." Rönn kalktı. Bir daha onu hiç görmedim. öyle mi?" "Bilmiyoruz demedik mi? Söz ağızdan bir kez çıkar. naylon torbayı alıp kapıya yöneldi: "Demek sekiz Ekim'den sonra ne yaptı etti bilmi 282 yorsun. Duvarda asılı bir aynanın önüne giderek saçlarını taradı: "Herifi çıkardınız mı? Otobüs tırpancısını?" "Hayır. Gelgelelim.

Gömleği bırakıp. Kafaya bir şey komuştu galiba. Parmak uçlarıyla tuttuğu gömleği Rönn tam torbanın içine tıkıyordu ki. emziği çiğnenmiş bir pipo. iki sümüklü mendil ve de açık mavi renkte bumburuşuk bir poplin gömlek. tek tek yeniden torbanın içine salmadan önce özene bezene inceledi." Rönn kimsiz kimsesiz evine gelir gelmez doğruca mutfağa geçti ve de naylon torbanın içerdiklerini masanın üstüne boşalttı."Buradan voltayı almazdan bir-iki hafta öncesi ateş üstünde oturur gibiydi. Sinirinden hop oturuyor. bilmiyorum.10 bf 3. göğüs cebinden ucu çıkmış olan kâğıt parçasının farkına vardı. zamanında beyaz olan bir don. Pilen Lokantası'na ilişkin 78:25 kuron tutarında bir hesap pusulasıydı. kırmızı ve yeşil çizgili bumburuşuk bir boyun bağı. 283 Rönn pusulanın ardını çevirdi. bir çift sarı krep naylon çorap.000 Morf 500 Borç 100 ga Borç 50 . Sonra bu nesneleri parmakları arasında tutarak. Lekeli. partal bir kasket. yün çizgili bir domuz derisi eldiven. kâğıdı aldı ve açtı. bir hane yemeğe. Veznenin damgasını taşıyan pusula toplamına bakılırsa. 7 Ekim tarihini taşıyordu. altı hane içkiye ve üç hane de sodaya ayrılmıştı. hop kalkıyordu. Biri arka sayfa kenarına tükenmezle şunları yazmıştı: 8. pirinç tokalı bir plastik bel kemeri." "Ama ne olduğunu bilmiyorsun ha?" "Hayır.

Rönn torbayı alıp hole çıktı. para alacaktı. bf veya B. Bu kısa notlardan şu anlamı çıkardı: Göransson. Bir ayı aşkın süre sonra otobüste ölü olarak bulunduğunda. Sonra yatağına girdi.F. Bu paranın beş yüz kuronuyla morfin alacaktı. 8 Ekim'de -Süne Björk'ün evinden ayrıldığı aynı gün. Belki de adının baş harfleri B.F. P adlı birine altı yüz elli verecekti. en yakın olasılık bf'i kişi olarak ele almaktı. şimdiye dek konuştukları ve GöranssonTa ilgili olarak duydukları arasında B.650 1. Buna göre. Göransson'un el yazısını tanımakta gecikmedi. cebinden bin sekiz yüz kuronun üstünde para çıkmıştı. Rönn not def284 terinin sayfalarını karıştırdı. den mi gelmişti? Bunun ille de kişi olması gerekmezdi. Rönn merak etti: Acaba bu para da aynı kaynaktan. Yüz elli borç ödeyecekti ve de uyuşturucu yahut bir başka şey için Dr. Torbayla evrak çantasını holdeki masanın üstüne yerleştirdi.F.bir yerden üç bin kuron.300 1. Başka bir şeyin kısaltması da olabilirdi. Banka faizi? Göransson hiç de bankada hesap açtıracak bir tip izlenimi uyandırmamıştı. Çünkü diğer birkaç örneğini Sarı Malin'in evinde görmüştü. olan birinden. Hesap pusulasını evrak çantasına kodu. Demek ki. mb DrP Top . Gel gör ki.700 Rönn. 8 Ekim' den sonra daha da para almış olması gerekirdi. başharflerini taşıyan bir kimse bulunmuyordu. Kendine de bu paradan bin yedi yüz kalacaktı.

Sveavagen yönünü de zorlar olmuşlardı. Hiçbir şeyden kuşkulanmaksızın boş olduğunu söyleyince. Bir gece öncesi. dirlik ve düzenliği korumak üzere çabucak savaş alanına gönderilmişti. Đlkin. en sonunda kapağı bir lokantaya atmıştı. Çıkarken de. polis her yandan düzensiz bir şekilde bastırmaktaydı ve de kendilerine bir çıkış 286 yolu arayan göstericiler. polis olmak hiç de hoş bir şey değildi. Olayın içyüzü konusunda öne sürülen görüşler birbirinden değişikti ve de öyle kalacağa benzerdi. bu karanlık suratlı dondurucu günde gülen polis sayısı parmakla gösterilecek denli azdı. Olaydan kazanç payı çıkaran tek kişi Mansson olmuştu. Ne var ki. masalardan birinin üstündeki kürdanlıktan bir kürdan aldı. Sveavagen'deki Adolf Fredrik Kilisesi'nin karanlık duvarları dibine sinip gizlenmişti. kanlı vurkırın bulunduğu yana sıçramaması dileğiyle. . 285 265 21 Aralık Perşembe günü. Orda hem ısındı hem de küçük bir soruşturmada bulundu. Mansson hemen kuzey doğrultusunda sıvışıp. kentin anacaddelerin-de süregiden Noel furyası arasında. Kâğıda sarılı diş çöpü nane kokuluydu. sivil ve üniformalı bir polis ordusu Đşçi Sendikaları Merkezi'ndeki bir Vietnam Savaşını kınama toplantısından çıkan çok sayıda işçi ve aydınla kapışıp kıyasıya çatışmıştı.Acaba Göransson parayı nerden almıştı? Uzandığı yerde bunu düşündü durdu. Ne var ki.

Lokantanın levazımcısı ile çoktan konuşmuş ve de kürdan satan toptancının adresini almıştı. bu kapkaranlık günde onun dışında tek mutlu polis elfeneriyle aransa bulunamazdı." . Rönn. "O kimse ben olamam. eğer dün gece Barnhusgatan'da oğlumun başını sen coplayıp şişirdinse. Bak. içerde oturmuş. Kahve içer miydin?" "Sağ olasın. Bu soğukta hayır denmez. "Merhaba. Ya da kendini unutunca. Schwerin adında birisi. Kapıyı kapa. yalnızdım.. Eşim kuzeye gitti. "Merhaba çocuklar. Bunların çevresine karayollarının alçak sehpaları yerleştirilmişti." dedi Rönn.Amerika'da doğ287 muş.. Ben evde TV seyrediyordum... Kafayı bulunca da yalnız ingilizce konuşurdu. sıcak kahveye. Konuşması fark edilir miydi?" "Fark edilir miymiş! Lafa bak! Tıpkı Anita Ekberg gibi konuşurdu. sana sözüm yok." Bir süre sonra adamlardan biri sordu: "Öğrenmek istediğin bir şey var mı?" "Evet." "Hayır. termoslu mataralarını avuçları arasında yuvarlayan dört adamı tanıdı. Deliğin içinde kimsecikler yoktu. Ringvagen'de rüzgâr altında durmuş. Bir de öfkelenince. Ama elli metre ötede park etmiş duran servis kamyonu delikten farklıydı." diye selamladı onları. yerde açılı bir deliğe ve de üstüne atılı bir branda bezine gözlerini dikmişti.Öyle sanılır ki." "Yani sarhoş olunca mı?" "Evet." "Hadi otur öyleyse. Einar Rönn mutlu değildi.

Ek'in çift katlıların yalnızca oturur yolcu aldığına ilişkin tüm iddialarına karşın. Yarım saat sonra Rönn." diye homurdandı Gunvald Larsson." dedi Martin Beck. Yol boyunca uzun uzun düşündü. "Yuh be! Ödümü patlattın. "Đşte en sonunda bu da çıldırdı. Şapkayla palto da giymişti. "Sanırım." "Olsson mu?" 288 "Evet. Ole-son. "Olsson geldi sandım. "Tamam.Rönn 54 numaralı otobüsle Kungsholmen'e döndü." "Dur bir dakika. Yol üstündeki deliğe henüz hiç insan eli değmemişti. Oda boştu. otobüs bir elle tutamaçlara asılmış ve öbürüyle de paketlere yahut naylon torbalara yapışmış kişilerle istifleme doluydu. Martin Beck teybi durdurup şöyle dedi: "Demek sence şu şekilde olması gerekir: Sen soruyorsun: 'Ateş eden kimdi?' O da Đngilizce olarak şu kar- .'" Rönn vardığı sonucu ancak ertesi sabah açıkladı." deyip yine dışarı çıktı. Onları bıraktığı gibi buldu. Schwerin'in eski iş arkadaşları yerlerinden kımıldamamışlardı." dedi içlerinden biri. Ya da bizim zavallı Alf'ın söylediği gibi. Yani Noel'e iki gün kala. Ringvagen'deki otobüsün kapısını bir kez daha açıyordu. bir şey buldu. Kaportası gri lake ve üst kenarları krem rengi olan çift katlı bir Leyland Atlantean modeli kırmızı otobüstü. Yan odaya geçti ve Đngilizce olarak: "Never seen him. Sonra bir süre masasının başında oturdu." Yerinden kalkıp Rönn'ün peşinden koşturdu.

Martin Beck'le Gunvald Larsson bitişiğe geçip gözlerini Olsson'a sapladılar. ." dedi Rönn. değil mi. Gunvald Larsson on saniye sonra: "Hı-hıh!" diye mırıldanarak dışarı çıktı." Martin Beck odadan çıktı." dedi Martin Beck. Yani." dedi Rönn ezile büzüle. Ei-nar?" "Evet. Sonra da öldü. tüm ayrıntıları saptadın. Olsson.şılığı veriyor: 'Never seen him. 'Tıpkı Olsson. Einar. Bay Olsson." "Kutlarım." "Peki.' Tamam mı?" "Evet." "Sonra sen ikinci sorunu yöneltiyorsun: 'Nasıl biriydi?' Ve de Schwerin yine Đngilizce olarak.' Yani/Hiç görmediğim biri. Gülen Polis / F19 289 Olsson. ardından bakakaldı. Öyle mi?" "Evet. "Çok teşekkürler." Gunvald Larsson oradan atıldı: "Bu Olsson denen züttürük de kim?" "Bir tür denetmen. o nasıl bir herifmiş bakalım?" "Yanda. "Harika bir iş becerdin.' demek istiyor. korku ve şaşkınlıktan ağzı bir karış açık. olduğundan da şaşkına dönmüştü. Değişik yerlerdeki çalışma ekipleri arasında mekik dokuyarak işçilerin dalga geçip geçmediklerini denetliyor. benim odada bekliyor. 'Like Olsson' diye cevaplıyor. Martin Beck otuz saniye kaldı ve de bu arada konuştu: "Umarım.

1. Başlık çok kısaydı: Olsson. temiz: Gri takım giysi. gri renkte. siyah lastik çizmelerini ayağına geçirir genellikle. geniş bir ağız. Kendi ifadesine göre. Oldukça esmer tenli. işi nedeniyle çoğu zamanını açık havada geçirme zorunluluğunda dalışından ileri geliyormuş. Oldukça çarpık. iki parça peynir ve de bir fincan kahveyi kapsayan öğle yemeğinden döndüğünde. tümsekli bir burun. üyesi bulunduğu bir briç kulübünün oyun salonunda yer almaktaydı. Akşam saat 10'dan gece yarısına kadar olan söz konusu süre içinde. ağır ve siyah ayakkabılar giyer. Yine de yağmur ve karda. siyah ayakkabı. masasının üstünde Rönn'ün bırakmış olduğu kâğıdı buldu. Oradaki varlığı turnuvanın skor kartı ve de diğer üç oyuncunun ifadeleriyle kanıtlanıp doğrulanmıştır. 290 Ayaklarına kalın kauçuk köpüğü ökçeli. Kül sarısı dalgalı saçları ve gri renkte gözleri vardır. Kılık. Belirgin çizgiler taşıyan yüzü. Açık havada işbaşı giyimi: Su geçirmez. Başına dar siperlikli.Martin Beck yalnızca bir bardak süt. Bu tip iki yağmurluğu var ve de kış boyunca birinden birini mutlaka giyer. . diz boyu bir yağmurluk: Geniş ve bol. Sırık gibi bir yapıya sahiptir. beyaz gömlek ve kravat. karayolları hizmetinde çalışan bir denetmendir. Olsson'un 13 Kasım gecesi için aklanma özrü var. Ayakkabı numarası: 42. siyah bir deri şapka geçirir. Bir turnuvaya katıldı.80 boyundadır ve çıplak olarak 85 kilo çeker. fermuarlı. ince dudaklar ve de sağlam dişler. ince ve uzundur. Olsson kırk altı yaşında olup.

" dedi Gunvald Larsson." "Ya öteki karanlık tip? Şu yabancı?" ." "Assarsson'dan ne haber?" "Az önce Jacobsson'Ia konuştum. bu kadar olur. o da." "Evet. sen. adam geçimi kolay. Gunvald Larsson sordu: "Rönn bu herifi soyup da tartmış mıdır dersin?" Martin Beck cevap vermedi. Eş yağmurlukların ikisini üst üste değil de. ama tembel ve de sert içkilere düşkün bir kişiymiş. Çünkü Assarsson'un bugüne dek ele geçirdikleri en büyük toptancı mal tüccarı olduğunu Jacobsson salağı bile kabulleniyor. çuval dolusu para kazanmış olmalılar. ama Olsson'un. 291 "Uyuşturucu madde trafiğini önlemek kendi görevleriyken. "Bizim dükkânın çirkin müşterilerinden." "'Biz' deme." diye karşılık verdi Gunvald Larsson." "Ne demezsin! Ama bir yerde haklısın. "Pes doğrusu. Bu kardeşler var ya.Alfons (Alf) Schwerin hakkında Olsson'un dediğine bakılacak olursa. birinden birini giyermiş. akla yatkın sonuçlar. Fahri narkotikçi olup çıktın." "Jacobsson mu?" "Evet. "Çok güzel. Aferin ona! Sonra çarpık olan ağzı mıydı yoksa burnu muydu herifin? Bu saçma sapan şeyi ne yapacaksın?" "Bilmiyorum. Şapkası başında ve de ayakkabısı ayağında bir adam. bunu kendilerinin yerine bizim yapmamıza bozuluyor olmalı." dedi Gunvald Larsson. Bir tür tanını işte.

" Bir an sustu: "Şu otobüsteki Göransson da bir keşti. Ama kimselere göstermemeyi yeğ tutuyordu. On altı yıl içinde. Bu eski dosyanın üzerinde çalışırken Stenström'ün neler duymuş olabileceğini giderek daha iyi anlamaktaydı. kaç kişi ölmüş. Ama şuraya bak ki." Gunvald Larsson sözlerini noktalamadı. Nedenine gelince. ancak dile kolay bir çalışmaydı. Teresa soruşturma dosyası çürütülemez sağlamlıktaydı. Kelek bir Yunanlı. göç etmiş . Martin Beck'e üzerinde düşünecek bir ipucu vermiş oldu. Acaba diyorum. Đşbu soruşturma eksiksiz ve örnek bir polis çalışmasını gözler önüne serdiği kadar. Martin Beck'in haklı olarak belirtmiş bulunduğu gibi."Sadece osuruktan bir kurye. Ne var ki." Yani şu yazıyı döktüren. bu sözleriyle kusursuz bir cinayetin işlenebilirliğini doğrulamış oluyordu. 'Bizim zamanımızda ser verilirdi de sır verilmezdi.. söz konusu çalışmaya emek vererek katkıda bulunmuş tüm arkadaşları da kutlamayı kendime görev bilirim. Teresa Camarâo ile bağ kurmuş erkeklerin listesini çıkarmak. Durumdan hiç hoşnut değil. Assarsson ötenin o olduğunu sanıyor. Kollberg listesini düzenleyip hazırlamıştı.. şaşılacak şeydir ki. mevzuat düşkünü dangalak bir bürokrat sonuna şu yorumu bile düşmüştü: "Teknik olarak bu dosya çözümlenmiş 292 tir.' der durur. kuryeyi zamanında biçimine getirip temizlemediğine yanıyor olmalı. hergelenin diplomatik pasaportu vardı be! Kendi de keşin teki. Dahası.

Sven Ahlgren. evli. eski emekçi. Stockholm Va. Toplum içinde ve hâlâ Stockholm'de yahut hiç değilse kent yöresinde yaşayan kişiler. Ya denizde ya da bir başka türlü.?. 43. hurdacı. gazeteci. şu ya da bu akıl hastahanesinde sonlarını beklemedeydi. dul. işadamı. Bu kişilerin büyük bir bölüğü sıradan çabucak bir araştırma sonrası listeden silinebilirdi. 56. mühendis. boşanmış dul. 4. 46. Yine diğer bir bölüğü cezaevlerindeydi yahut müzmin alkolikler yurdunda ömür tüketiyordu. posta adresi ve de uygar durumu. Upplands Vasby. evli. Oralarda kendilerine ve ailelerine yepyeni bir yaşam kurmuşlardı. 32. Stockholm NO. 293 3. 7. mağaza tezgâhtarı. Kari Anderson. 41. 63. Çoğu ülkenin uzak köşelerine dağılmıştı. Bir sayıda kişi kayboluvermişti. Elinde bulundurduğu liste şu şekildeydi: Birinciden yirmi dokuzuncuya dek numaralı ve de alfabe sırası gözetilerek düzenlenmiş: 1. mesleği. evli. 6. Rune Bengtsson. . Şu dakika Kollberg'in listesinde yirmi dokuz ad yer almaktaydı. 83. Nacka 5.veya adlarını değiştirmişti. Çaresiz bir şekilde deliren bir bölüğü. Stig Ekberg. Rune Carlsson. Stockholm SV (Högalid kliniği). bekâr. Şimdiki yaşı. 5. 2. Stockholm SV (Rosenlund Yaşlılar Evi). Stocksund. Jank Carsson. Đngvar Bengtsson. bekâr. Listesine kattığı bu kimseler konusunda şimdiye dek yalnızca özet bilgi toplamıştı.

Stockholm K. boşanmış dul. eski yükleme ve boşaltma işçisi. Sollentuna. boyacı. Stockholm Ö. bekâr. boşanmış dul. Lidingö 1. dul. 26. emekli balıkçı tezgâhtarı. emekli makinist. evli. işadamı. 13. 21. Bernhard Peters. 25. 56. 52. evli. emekli banka müdürü. Jan-Ake Karlsson. . 69. evli (Zenci). 12. 81. Bandha-gen. Saltsjöbaden. evli. Stockholm K. 27. 42. kamu görevlisi. 33. 17. oto onarım makinisti. Bengt Wennstrom. 294 22. Johanneshov.8. Bernt Turensson. 71. Bo Frostensson. Enköping. Tage Nilsson. Vilhelm Rosberg. Gustavberg. Sol. Sven Lundström. 47. 14. 11. 76. boşanmış dul. dul. evli. 59. 16. kamyon şoförü. bekâr. Carl-Gustaf Nilsson. Stockholm SV (Högalid Alkol Kliniği). 46. Stockholm C. bekâr. 18. Stig Ferm. Bromma. ressam. kâtip. 31. Bengt Fredriksson. 20. avukat. emekli garson. 51. 9. 15. Solna. Heinz Ollendorf. Johan Gran. Stocksund. Vaxholm. evli. depo bekçisi. Kennetn Karlsson. Valter Eriksson. Lennart Lindgren. 61. 39. bekâr. 60. evli. 48. 66. 38. 37. aktör. 23. makinist. Kurt Olsson. binbaşı. reklam filmleri ressamı. Stockholm SV. boşanmış dul. ressam. boşanmış dul. 19. Ragnar Viklund. evli. Skâlby. 24. 10. Björn Forsberg. Stockholm Sö. Ove Eriksson.

Kollberg karamsar bir tavırla. Teresa Canıa-râo. Bu belirli günde her şey her fiyata satılabilirdi. Ayın yirmi üçünde Mansson ile Nordin. Stocksund'daki banka müdürlerinden tutun da Högalid akıl kliniğinde yatan yaşlı ayyaş hırsızlara varıncaya dek her türlüsü bulunmaktaydı. Boş zamanında şuna bir göz gezdirip de. 29. Tüketici toplum çığırından çıkmış durumdaydı.28. Hans Wennstrom. Enskede. Özellikle ve genellikle kredi kartları ya da karşılıksız çek karşılığında bile. Kollberg içini çekerek listesine baktı. 76. bu erkeklerin en genci on beş ve de en yaşlısı altmış yedi yaşındaydı. Solna. ama doğrulukla karşılık verdi: "Hiç bilemiyorum. Yalnızca şu listede." Sonra gidip listeyi Melander'in masasına bıraktı: "Sen hiçbir şey unutmazsın. 35. tüm sosyal grupları çalışmalarına katmıştı. evli. Öldüğü zaman. bu adamların herhangi biri hakkında olağandışı bir şey anımsar olup olmadığını bana bildirir misin?" 295 Melander listeye boş gözlerle şöyle bir bakıp başını salladı. bekâr. . Yanı sıra kuşak ayrımı da gözetmemişti. yol mühendisi. evlerine uçtular. emekli balıkçı tezgâhtarı. Dışarıda hava soğuk ve dehşet saçıyordu. Lennart Öberg. "Ne yapacaksın bunu?" diye sordu Martin Beck. Hemen Noel sonrası döneceklerdi. kimselere yokluklarını aratmaksızın.

Her ikisi de. Ancak her ikisi de bu niyetlerinde başarısızlığa uğradılar. giysilerine bakışları değince kaşları çatıldı. Martin Beck'in armağanı. 296 275 Noel geldi çattı. Martin Beck erken uyanmasına rağmen. ama ilk kez hiç ses etmedi. kendisini güldürmedi. Kadın. Sonra kalktı. bir gün öncesinin giysilerini askıya geçirip dolaba kaldırdı ve de üstüne jean pantolonla bir kazak geçirdi. Ölüleri . ailenin geri kalanları yaşam belirtisi gösterene dek yataktan çıkmayarak Graf Spee konusunu işleyen kitabı okuyageldi. Soruşturma çok çabuk yatmıştı. Martin Beck de Rolf ve Đngrid'le birlikte 297 ağacı süsledi. Ake Stenström'ü ve de Teresa Cama-râo'yu düşünmemeyi kafalara koymuşlardı. üstüne üstlük ilk kez bir polis katilinin ele geçmeyişine tanık olacak. Neşelerini kaçırmamak için elden geleni yaptı. Lennart Kollberg'e sunulan armağan eşinin ağlamasına yol açtı. saçmalıklarla dolu bir kâğıt yığını görünümündeydi. Noel'de herkesin giyimli kuşamlı olması gerektiği görüşünü savunan karısı. ana-babasının mezarına geleneksel ziyaretini yaparken. Ayrıca teknik açıdan da -Teresa dosyasından farklı olarak. Çocuklar gürültücü ve coşkuluydular. tüm tahminlerin tersine.O akşam evin yolunu tutmuş olan Martin Beck şöyle düşünüyordu: Đsveç şimdi yalnızca ilk toplu cinayetini görmekle kalmadı.

bu ziyaretler son zamanlarda daha sık ve şiddetli olarak yinelenmekteydi. hastalık yaşamla eşdeğerde bir olaydı. Sofranın dört kişi için hazırlandığı göz önünde tutulursa ve de bunlardan birinin yemek yiyemeyecek halde. Sonra Martin Beck. Karısına göre. On iki yaşındaydı ve de kendisinin bir haftada zorlukla yediği yemeği oğlunun bir gün içinde o sıska bedenine nasıl olup da sığdırabildiğine Martin Beck öteden beri şaşıyordu. bu çocuk her geçen gün artan iştahıyla daha çok tıkınır olmuştu. midesinin sevimsiz konuğu olan sinsi sancı varlığını duyurmaya başladı. üçüncüsünün de kendi pişirdiklerine el süremeyecek denli yorgun olduğu düşünülürse. geriye yalnızca Rolf kalıyordu ki. uyuşturucu madde kaçakçılığını maskelemek için plastik Noel ağacı ithal eden As 298 .ziyaret töreninden dönen karısı tüm canlılığıyla bir göreneğe katıldı: Domuz budunun pişmiş olduğu tencerenin içine ekmek banmak. Ancak bildiği kadarıyla. kocakarı ilaçları ve bitmez tükenmez dırdırıy-la. artık onlara aldırmaz olmuştu. Şimdilerde sancısı tuttuğunu Đnga'ya artık hiç söylemiyordu. Oysa bir zamanlar uslu bir çocuk gibi hemen söylerdi de. diğerinin perhizde. Bu da yalnızca Noel akşamlarına özgü bir davranıştı. Çok sürmedi. Martin bu burkuntulara öylesine alışıktı ki. ki kocanın midesine ancak bulantı getirmekteydi. kadm az kaldı ölümüne yol açıyordu. Bulaşığın yıkanmasına elbirliğiyle yardımcı oldular. Noel yemeği evlere şenlik bir şölendi.

içinden 45 devirlik bir EP plağı çıktı. Tam denk geldi 299 ha?" . "Hele bir dinle de bak. "Zevkinden öleceksin. ingrid bir koşu gidip plak caliciyi getirdi ve de Martin Beck'in koltuğunun yanında yere koydu. kahkahalar atarak gülmekteydi. Cutty Sark okul gemisinin model yapım kutusunu ve Đngrid eliyle." Her zaman olduğu gibi. iki metre uzunluğunda bir boyun bağını kapsamaktaydı." dedi kız. Plak da Gülen Polisin Serüvenleri adını taşıyordu. Kendi armağanlarıysa.sarsson kardeşleri düşünerek. birbirlerine yalnızca birer armağan vermek üzere anlaşmışlardı ve de her zamandan farklı olmaksızın çok daha fazlasını satın almışlardı." Plağı kılıfından çıkarıp etiketine baktı: "Đlk şarkımızın adı Gülen Polis. Çağdışı bir mikrofonun önünde durmaktaydı ve de yüz ifadesinden anlaşıldığı kadarıyla. palabıyıkları vardı ve de örgü eldiven içindeki ellerini göbeği üstünde kavuşturmuştu. Adı Charles Penrose olarak belirtilmişti. Martin Beck Đngrid'e at satın almamıştı. örülme. Akrep kuyruğu. Ardından sıcak punçla zencefilli çörekler geldi ve de en sonunda Đngrid şöyle dedi: "Şimdi atı içeri almanın sırası geldi sanırım. Kız aynı zamanda babasına yassı bir paket uzatarak. Ama bunun yerine bir kat binici giyimi verdi ve de binicilik derslerinin altı aylık bedelini ödedi. kâğıdın açılışını umutvar gözlerle izledi. Kılıfın üzerinde Londra polisinin herkesçe tanınan üniforma ve başlığını giymiş şişman bir adam yer almaktaydı. ağacın üstündeki mumları yaktı.

Ne var ki. bebekle oynaşmaktaydı. Mumlar kendi alevleriyle eriyerek yanıyor. giril giril sesler çıkarıyordu. Peçetenin bir ku301 . içinin derinliklerinde bir yerde hoşnut olmaktan çok uzak ve de kendini görev başında saymaya çok yakındı. yalınayak ve kaygısız. Daha güzel bir topluluk görülmedi yeryüzünde. çevresini saran aldatmalık sevimli görünümü gözden geçirdi. evin içinde salına salına dolaşıyordu.300 Pırıl pırıl düğmeleri. Martin Beck. kendince kıvamını buldurana dek birkaç kez altı. Gun.. gereksiz yere somurtarak Noel gecesini zehir etmenin anlamı yoktu. iki kat olmuş oturmaktaydı. Yumulacak olduğu nefis yemekleri aklına getirerek sevinçle iç geçirdi. Ve de telefon çaldı. Gözlerini plak kılıfının üstündeki gülen polise saplamıştı. Noel ağacının dibinde yüzüstü uzanmış yatan Bodil. bu boşluğa bir ad konduramadığına göre. Stenström'ü düşünüyordu. Üstünde pijamayla eşofman karışımı esrarlı bir kuşam vardı. çam ağacı sıcak odaya kokusunu yayıyor. çocuklar şarkı söylüyor yeni giysileri içinde kanepenin bir köşesinde oturan Đngâ bir acıbadem kurabiyesi kemiriyordu. Asa Töreli yerde bağdaş kurup oturmuş. Đşte bu nedenle punçu özene bezene karıştırdı. sonra da masanın başına geçip oturarak. dirsekleri dizlerine yapışık ve de çenesi avuçları arasında. Noel yemeği için özel olarak hazırlanmış balıktan tabağına bolca aldı.. Kollberg.

" diye sitemde bulundu." Đngrid herhalde plağı çok kez döndürüp dinlemiş olmalıydı ki. Ne var ki. rap. Diğerlerini daha çok düş kırıklığına uğratmamak için. öyleyse." diye böbürlendi." dedi adam. Şen Polisler geçiyor geçit töreninde. Her mısranın ardından çın çın kahkahalar patlamaktaydı. "Kendimi zor tuttum. ağacın mumlarını düzenler gibi. Rolf ve Đngrid gülmekten kırılıyorlardı. Ve aynı anda telefon çaldı. "Şen Polislerin Geçit Töreni.Martin Beck'in müzik bilgisi çok kıttı." Plağın öbür yanını çeviren Đngrid: "Hele sen bunu dinle. ömrü boyunca gülen polisle karşılıklı düet söylemekten öte bir şey yapmamışçasına şarkıya katildi: Bir ses duyuldu rap. Elden geldiği kadar inandırıcı çıkmasına çalıştığı bir sesle: "Çok hoşuma gitti. Buz gibi soğuk. sen hiç gülmedin. Đnga. Üniformaları mavi mavi lağım gömleğin içine sokuşturup göğsü üstünde yaydı. rap Caddenin öte başında. Bardağını kaldırdı. Akvavit içkisinden koca bir bardak doldurdu. yerinden kalkıp sırtını döndü. bu şarkının yirmilerde ve belki de daha erken tarihlerde plağa alındığını bir yerlerden duymuştu. Đngrid gözlerinde biriken yaşları silerek ona baktı. Herhalde bulaşıcı olmalıydılar ki. Martin Beck orta yerde buz parçası gibi donakal-mıştı. Ancak plağın bitiminde yine geçti koltuğuna oturdu. "Ama babacığım. Dudaklarında bir gülücük bile oluşturamıyordu. . dupduru içkiye ve de bardağın dışında oluşagelen buğuya hülyalı gözlerle baktı.

"Ve de sizle konuşmak için direten bir hastamız var. iri iri açılmış gözlerini onun üstüne dikmişti. Sözgelişi. neşe verici bir yer.." dedi adam...Şöyle bir duraksadı. Kaldı ki." "Doğrusu. "Ben buradaki akıl kliniğinde görevliyim. 302 Son sözlerini duymuş olan karısı. Benim adım Röjd." diyen Kollberg. hayır." diyerek telefonu kapadı. "Tamam tamam. Çünkü kendisi hastamız olup. Sonra tek yudumda bardağı dipledi. "iyi akşamlar. Gun-vald Larsson ki.." Kollberg'in yüzü bir anda acınır bir ifadeye bürünüvermişti. yıldırım ekip listesinde olmadığını bilmenin gevşek rahatlığı içinde konuşmuştu. yatak odasına geçip alıcıyı kulağına dayadı. yeni bir toplu cinayet bile onu bu karın içine sürükleyemezdi. A-l ekibi Noel gecesinde görev başında değildi besbelli. Adı Birgersson. Kurallara aykırıdır. Lüngholmen cezaevinden arıyorum sizi. Böylesi işler için kendinden çok daha yetenekli kişiler görevlendirilmişti." Kollberg'in kaşları çatıldı: "Telefona gelebilir mi?" "Yazık ki. şu sıra nöbetçi Komiser olarak zaten görev başındaydı ve de yüksek rütbesinin ceremesini çekme durumunda bulunan Martin Beck. Söz vermiş bulunduğunu ve beklemesiz bir konu olduğunu söyleyip duruyor ve de. . Hemen geliyorum.

kornişonlu domuz salamurasıyla bayırturpu kaynatmıştık tencerede. Kapı önündeki gardiyan esnedi. Siz bir araba konusunda soruyordunuz. Demir kapıyı bekleyen gardiyan Asa Torell'i kuşkuyla süzdü." Birgersson hiç değişmemişti." "Evet? Ve ne?" "Bir keresinde." Yol boyunca hiç konuşmadılar. Kollberg damdan düşercesine sordu: "Bana anlatmak istediğin nedir?" Birgersson gülümsedi: "Saçma gelebilir. iki hafta öncesine bakarak daha kibar ve nazik olduğu bile söylenebilirdi." dedi Kollberg. En sevdiğim yemektir. Hiç unutmam. .. Roslagsgatan'-da.."Lângholmen'e gitmem gerek." Kollberg sabırsızca adamın sözünü kesti: 303 "Oykü neydi?" "Kendimle ilgili bir öykü aslında... Dedektif Stenström'le ben bir iki lokma atıştırmak için ara verip oturduğumuzda. kendisine bir öykü anlatmıştım. "Özel neyiniz? Bir dakika! Kimlik kartınızı bir daha görmeliyim. Ne var ki. "Noel gecesi bu saatte hangi cehennemin dibinde bir taksi bulunur?" "Arabayı ben sürerim.. "Ağzıma içki koymadım. bu akşam ansızın bir şey anımsadım. Ve. Eğer mümkünse. hani benim Morris.." dedi bezgince. Sustu ve kuşkuyla Asa Torell'e baktı. Bu akşam Noel yemeğinde. "Özel sekreterim." diye oradan atıldı Asa.

O sokak senin. Aslında otolara hiç ilgi . Kimseyle konuşmazdım. bu sokak benim. anlıyorum. bir huzursuzluk basardı üstüme. Ağzı kupkuruydu ve de en önemlisi çok çok açtı. Ne var ki. beynimi kurcalayan kaygılardan uzak kalmak için. Amaç sadece evden uzak kalmaktı. Eve girdim mi. Genellikle bir saatlik yol tepmem gerekirdi bunun için. kafamı bir şeyle oyalamak zorundaydım. bunu söyle. Yalnızca kafamı dinlemek için tabana kuvvet yürürdüm.. Yol boylarında ve park yerlerinde duran arabalara baka baka dolaşırdım." "Otolara mı?" "Evet. sürter dururdum saatlerce. Kafamı cendereden kurtarma uğraşı.Böylece geceleri evden sokağa fırlar oldum. evin özlemini çekiyordu. Uykum da berbattı." "Otolara bakardım. "Karımla birlikte orda yaşardık o zamanlar. sinirlerim ayağa kalkar ve bir sıkıntı. Kendimi başka dünyalara atmak da denebilirdi buna. Birgersson. Đçine bir ateş düşmüştü ve hafifçe başı dönüyordu. Bir süre sonra gerçekten sakinleşirdim. konuşmasını sürdürmekteydi: ". Tek bir odaya sığışmıştık. Yaklaşık yirmi yıl öncesiydi bu. Ev derdi.. Kimi zaman gün ışıyana dek bile dolaştığım olurdu. çevresi onu sıkıyor." "Hı-hıh!" diye homurdandı Kollberg. Dahası. karım ve geçim sıkıntısı silinmeliydi düşüncelerimden." Kollberg kol saatine bakarak sabırsızlandı: 304 "Evet evet. sakin bir sesle ama uzattıkça uzatarak. sonra?" diye dürtükledi onu Kollberg."Ee. Anlıyorsunuz ya. Bu nedenle oyalanacak birtakım şeyler bulurdum. Ne yapardın.

hiç fark etmezdi. Diyeceğim. Eğer bir TV bilgi yarışması programına katılsaydım. Neşem yerine gelirdi. doyumluk bir uğraşıydı. "Onu bunu bilmem. Bir bakıma. Bir süre sonra. gerçek bir uzman kesilmiştim. dostum." "Bak. kırk. yandan veya arkadan. Daha önce başka kimseye anlatmamıştım. Önden. Kollberg ona şaşkınca baktı. Ve beni de bunları söylemek için mi buraya çağırttın? Akşamın dokuz buçuğunda? Şu Noel gecesi?" . böylesi basit bir uğraşı bile kişinin yaşamına renk ve tat katabiliyor. Bir beceri kazanmıştım. bir özel konuda soru yöneltirler adama. Dedektif Stenström'e bunları mı anlattın?" "Evet. Herhalde pek tanıyamazdım gibime gelir. Şıp! Cevap hazır." "Ya kuşbakışı görünüşe ne demeli?" diye sordu Asa Töreli. Birgersson'un yüzü az buçuk karardı: "Valla. ama böylelikle ne kadar marka ve model varsa hepsini öğrenegeldim. Kollberg bıkkınca omuz silkti." diye devam etti Birgersson. o ne dedi?" "ilginç bulduğunu söyledi." Gülen Polis / F20 305 "Peki. ne yandan olursa olsun. hani bilirsin ya. o yönden denemem olmadığı için ne dersem boş." Bir süre derin düşüncelere daldı." "Anlıyorum. Şöyle ki. elli metreden. mutlaka birincilik ödülünü alırdım. "Ve de heyecan.duymazdım. Zim ya da EMW gibi ender rastlanır arabalar görürdüm. Kimi zaman da Lagonda. tüm arabaları yanılgısız tanıyabiliyordum.

Diyeceğim. Ne var ki." diye karşılık verdi Birgersson. haklısın. kuşkusuz... "Fakat henüz en önemlisini söylemedim.. bu 306 kolaydı. benim Morris'i karıştırmayın hiç. Eğer böyle denebilirse." diye mırıldandı adam. "Dedektif Stenström'ün çok çok ilgisini çekmişti. o Morris'i söz konusu ettiğimizden bu yana kafamı kurcaladı durdu. hiç kuşkusuz." Kollberg yeniden oturdu: "Evet? Kurcalayan ne?" "Valla. Yandan veya arkadan değil. Aklıma gelen ne olursa bildirmemi siz benden istemiştiniz ve. Yalnızca ufak tefek birtakım ayrıntılar. işte. bu merakın da kendine göre sorunları var." "Evet." . "Sa-ğol. "Bir Morris Minör ile bir Renault CV-4 arası ayrımı önden görüp seçmekten daha güç bir şey olamayacağını söylediğim zaman Dedektifin ilgisi ansızın uyanıvermişti. karanlıkta veya oldukça uzaktan kimi otoları birbirinden ayırıp seçmek çok güçtü. Yine de arada şaşırdığım olurdu. Ama dosdoğru önden ya da eğik açı önden. Çok ama çok güç." "Stenström ve senin Morris 8 ile bunların ne ilişkisi var?" "Hayır.Birgersson incinmiş bir yüz takındı: "Evet. bu çok çok zordu gerçekten." dedi usanç getiren Kollberg." Ayağa kalktı. Moskvltch ile Opel Kadett ya da DKW ile ĐFA.." Bir an sustuktan sonra vurguyla ekledi: "Evet. zamanla bunun da üstesinden gelir olmuştum ve de enderdi yanıldığım. Sözgelişi.

iki günlüğüne bir izin koparır koparmaz. Orda Eksjö diye bir yer. bir kabardı ki. 307 Kent. Ama bir bakarsın ki." dedi kız. öyle mi?" "Evet. yanılmıyorsam." Yine arabaya girip oturduklarında. dinlemediğini sanıyordum. Bu dediklerim kafanda bir şeyler çağrıştırdı mı?" "Hiç." "Şimdi benim de aklıma bir şey geliverdi. "Morris Minör ile Renault CV-4 mü dedin?" "Evet. iki cankurtaran." "Ake'yi öldüren adamla mı ilgili?" "Bilmiyorum. Dik olarak önden yahut eğri bakış önden. çok önemli olabilir. Dedektif Stenström bunu duyar duymaz yerinden sıçramıştı. Ve de hiç unutmam. Ben de ne bileyim."Bir dakika. kafa sallayıp duruyordu. önlerinde bomboş uzanmış yatıyordu. Smâland'a gidip bir şeyler soruşturacağım söylemişti. Daha öncesi ben konuşurken. Hiç değilse. bir dakika!" dedi Kollberg." diye cevapladı Kollberg. "Ölümünden iki hafta önce Ake'nin söylemiş olduğu bir şey. Ancak bunu söyleyince. Çok zor." "Önden dedin. Sonra peş peşe birkaç kez aynı şeyi sordu. o arabanın adını defterine niçin yazmış olduğunu açıklıyor. Asa Töreli sordu: "Neydi bu böyle?" "Ben de henüz bilemiyorum. Bir süre sonra Kollberg şöyle dedi: . O da bunu birkaç kez sorup durdu. o kadar olur. ilgisi bir kabardı. bir polis arabası ve de uğradıkları konuksever evlerde içkiyi çokça kaçırdıkları için sallana salla-na yürüyen görev kurbanı birkaç Noel Baba tek canlılık belirtisiydi. orda oturmuş.

Gun kıvrıldığı bir koltukta kitap okuyordu. ben de onun kulaklarını bir çınlatırım. "Zehir oldu.. masanın üstüne kedi ölüsü koysan bile neşeme gem vuramazsın!" "Ha. Ayrıca. Kaşlarını çatarak dikkatini görüşü engelleyen kar tipisine verdi." dedi kız.. işimi de yenileyeceğim. Yarım saat öncesi falan." . Kungsholms Strand'daki daha küçük bir tanesiyle değiş tokuş ettim. "Alo." Birkaç saniye için sessiz kaldıktan sonra dedi ki: "Polis olabilir miyim? Kadroda boş yer var mı?" "Hem de nasıl!" diye dalgınca karşılık veren Kollberg. "Sen yemeği getirirken. Eşyayı da iğneden ipliğe varıncaya dek tümüyle satıp. Gözleri yaşlıydı. Palandergatan'a geri döndüklerinde. Ama kafamda evirip çeviriyorum. "Çok ciddiyim!. Sende bu görünüş ve bende bu iştah varken." "Evet." Asa Töreli kafa gücünü araba sürme üzerinde yoğunlaştırdı. Benim katı. Bodil uyuyakalmıştı. Beck." "Nerde çalışacaksın?" "Henüz kesin değil." dedi kadın. "Ne oldu?" diye sordu adam. yılbaşından sonra bizi bırakıp gidecekmişsin."Gun'dan duyduğuma göre." "Yaşa!" dedi Kollberg şen şakrak bir sesle. "Şu yok olası yemek." "Hiçbir şey olmaz. yenisini alacağım..." Ceketiyle kravatını çıkarıp telefon başına gitti. Ciddi misin?" "Evet. bir de şu tuzsuz ekmek Martin Beck aradı se 308 ni. birden uyanıp çığlığı bastı: "Ne!.

" "Evet?" .. evet. Martin Beck'in neşesiz sesi şöyle dedi: "Değişen bir şey yok. Eski bir müzikhol melodisi. yahu? Amma yaptınız be!" 309 "Dosya evde mi?" "Hayır." "Nerde görmüş?" "Teresa Camarâo ile ilgili soruşturma dosyasında. Đnandım sana. Ölesiye kesinkes. Fakat hiç kuşkum yok. Hem de son sözcüğüne varana dek." "Ne istiyormuş?" "Nils Erik Göransson adını nerde gördüğünü anımsamış en sonunda. Şimdi çıkardım. canım. Böyle bir şeyin farkına varamayacak denli salak mıyım ben." "O da kim?" "Bir plak." Kollberg ayakkabı bağlarını çözdü. Lângholmend'e ne yaptın?" "Biraz bilgi topladım. Đlk kez yanılıyor enayi! Ulan. eğer doğruysa. Melander telefon ettiği için seni aramıştım. o dağ gibi koca dosyayı olduğu gibi okudum.Kollberg kuşkuyla sordu: "Avaz avaz haykıran kim orda?" "Gülen polis. Vastberga'da. değil mi? Đlk Dünya Savaşı'ndan öncelerine uzanır. tek tek. Charles Penrose. Ne var ki.. Bunu buradan anlatmam çok zor şimdi." "Ha. Ama çok belirsiz ve çapraşık. Sonra şunları söyledi: "Sen ona benim selamımı sarkıt ve işte bu kez ayvayı yediğini bildir. Bir an düşündü." Geri planda bir kahkaha tufanı duyuldu." "Tamam.

" Martin Beck kapıya vurmuş ve de kimsenin tepki göstermesine meydan bırakmaksızın odada bitivermişti. Yanılmış olmam olanaksız."Teresa dosyasının tek tek her bir sayfasını tuvalet kâğıdı olarak kullanabilirsin. Olur şey değil." Ve telefonu kapadı." "Neymiş o?" . Ama yine de anlamıyorum. Mutlu kutlu Noeller." "Şimdi Vastberga'dan geliyorum. "Hem de yüzünü güldürecek bir şey öğrendim. en sonunda sormaktan kendini alamadı: "Neyin var senin. Akvavit şişesi nerde?" 310 288 Melander öyle kolayca kendini üzüntüye kaptırıp koyveren kişilerden değildi. yahu mumya?" "Şu ki." dedi Martin 311 Beck. Uzun boyu ve asık suratıyla karşılarında dikilmiş. ayın yirmi yedinci günü sabahı Gunvald Larsson bile onun bu perperişan ve şaşkın haline baktı baktı da. "Şu Göransson konusu. ben bu konuda hiç yanıldığımı bilmem. kesik kesik öksürüyordu. Ne var ki. Ama Çarşamba'dan önce değil." dedi. "Evet. Karısı kuşkuyla sordu: "Ne o? Yine gidiyor musun yoksa?" "Evet. "Anlayamadığın nedir?" diye sordu." Rönn avutma yollu: "Her şeyin bir başlangıcı vardır.

Konuşmanın bitiminde Kollberg içeri daldı. Trafik polisiyle makinist olanı. Södertalje'deki bir otomobil firmasının önünde dikilmiş duruyordu. Tam olarak belirtmek gerekirse. öğle sonrası saat üçte. işte. Bu üç tanıktan ikisi ölmüştü. Eski bir model. kara tonda bir reklamlık resmi iç cebinde sarılı olarak yatıyordu."Teresa dosyasının bir sayfası eksik. Ancak gerçek uzman. Södertalje'de çalışmaktaydı. Ne kapıya vurmuş ne de kim olduğunu söylemişti. Bugün zaten buraya gelene dek epeyi işin üstesinden gelmişti. bu araca mutlaka önden veya bir olasılıkla eğri açıda önden baktıklarını kesinliğe kavuşturmuştu. sayfa. ikincisi. Eski model. Bir CV-4 bu. Şimdi de burada." "Sağol. Sadece masanın üstüne resmi yayarak adamın önüne sürdü ve şöyle dedi: "Bu arabanın markasını söyleyebilir misin?" "Bir Renault CV-4. telefonla konuşuyordu. eski ustabaşı. resme uzandı. Asla yanılmam. ama daha kodamanca bir şeydi. 1950 model bir Morris Minor'un az rötuş görmüş. on altı buçuk yıl öncesi Stadshagen spor tesislerinde bir araba görmüş olan üç tanığın." "Yüzde yüz mü?" 312 Adam resme yeniden bir göz attı: "Evet." Kollberg. fotoğrafçılıkla ilgili bir çalışmayı gerçekleştirmişti." "Kesin mi?" "Canım üstüne bahse girecek denli kesin. . dipdiri ve de sapasağlamdı. cam duvarların çevrelediği konforlu bir ofiste oturmuş." diye Kollberg. Artık ustabaşı falan değil. 1244. ilkin.

Adam onu şaşkınca bir süzerek dedi ki: "Dur bir dakika hele! Sen beni ayak oyununa mı getirmeye çalışıyorsun?" Resmi iyice gözden geçirdi. "Geçen güz başlarında buraya gelen bir genç polis. bu görünümü versin diye. Bir on beş saniyeyi aşkın süre sonra yavaşça şöyle konuştu: "Hayır. ekip tam kadro hazırdı. bunu anlamalıydım. Soruşturmanın en civcivli kırk dört günlük gerilim süresi içinde ne kadar az yol alındığını bildiğinden ve Noel'le yılbaşı arası zamanı hem avcıların hem de avın daha çok evlerinde gert gert geğirerek oturup Ocak ayını nasıl bulduracaklarını kara kara düşündükleri bir ateşkes süreci olarak 313 gördüğü için. Kötü bir ışıkta ve yağmur altında çekildi sanılsın.. ." Adam bakışlarını ona sapladı: "Bana bak! Sen kimsin. Üstelik resimde bir ayarsızlık var." dedi adam. Tek eksik kişi." Aynı ikindinin beş buçuğa az kala bir saatinde Martin Beck yakın çalışma arkadaşlarını bir brifing için soruşturma merkezinde toplamıştı. Sözgelişi. yıllık iznini kullanıp tatile çıkmış olan Müdür Hammar idi." "Evet.. Melander doyum taşan bir sesle. "Biraz elden geçti. Nordin'le Mansson da Noel izninden dönmüş olduklarına göre." "Ah. Morris. bu sıra yeni bir gelişme olabileceği umudunu hiç beslemiyordu." diye doğruladı Kollberg. 50 ya da 51 modeli bir Morris Minör. Bir Renault değil bu. yağmurlu bir yaz gecesi. kuzum?" "Polis.

" "Taramasına tararım da."Ya. çıkabilir bir tartışmayı daha bağlamadan önlemiş oldu. Kimsen onu söyle." dedi Martin Beck. Usta konuştuğunu bilir. Ne var ki. Aslında cebinde duruyorlardı. 314 Ertesi gün saat on dörtte Martin Beck'in masası üstündeki telefon çaldı. sayfa ve de metinde Nils Erik Göransson adı geçiyor olmalı." "Aferin sana. Hiç kaçmaz." ." "Peki peki. "Gün ışığında her zaman için daha kolaydır. "Selam ve saygı. "Ake Stents-röm'ün Tjarhovsgatan'daki apartman katını bir güzel taramanı istiyorum." "Benim Per adında bir oğlum yok. demek bir sayfa eksikmiş." dedi Kollberg. Ben Per. kim almış olabilir?" Martin Beckle Kollberg bir çabuk bakıştılar. Eğer bulunacak bir şey varsa." "Yarın. baba. "1244. Martin Beck ortaya konuştu: "Aranızda kendisini ev aramada uzman sayan kişi var mı?" Pencere kenarındaki yerinden Mansson gönülsüzce seslendi: "Ben! Aramada üstüme yoktur diyebilirim. "Peki." dedi Mansson. zehir hafiye kürdanlı Mansson işe koyulmadan önce Stenst-röm'ün fotoğraflarına ilişkin birkaç izi yok etmek istiyordu. öyle mi?" diye sordu. mutlaka bulurum. arayacağım nedir?" "Polis dosyasından bir yaprak. "Öyleyse ben de anahtarları sana yarın veririm." diye söze katıldı Kollberg. dediğin gibi olsun." diye Martin Beck.

"Per Mansson yani. Kari Andersson." diyen Martin Beck." . Her üçü de hırsız. başka yerde ararım öyleyse. Sinema gibi hapse girip çıkmışlar. Konuş. Ama şimdi çalışamayacak denli yaşlılar. sensin demek. "Merkez arşivinde dosyanın bir kopyası vardır mutlaka." Martin Beck saç diplerini ovuşturdu: "Başka yer dediğin neresi?" Ne var ki." "Heriflerin birkaçı sabıkalı. Vilhelm Rosberg ve de Bengt Wahlberg." "Devam et. hepimizin sanısı bu. Sayfayı onun aldığını sanmakla sakın sen atlamış olmayasın?" "Benim değil." "Stenström'ün evindeyim. pek çok." "Doğru. telefonda bir düğmeye basarak bir iç ofis numarası çevirdi." "Atlamış olmayasm?" "Atlamak mı?" Mansson'un sesi koyu bir alınganlıkta çıkmıştı: "Atlamak diye bir şey benim sözlükte yazmaz bu konuda." "Bir şey buldun mu?" "Evet. Eksik sayfa burada yok. Ama bir yararı dokunur mu bil315 mem." "Ben birazdan söylerim sana. Mansson telefonu çoktan kapamıştı. Örnek olarak. Bitişik odada Kollberg ile Melander durum incelemesi yapıyorlardı." "Ne yapalım? Ben de gider." "Ha. "Senin listeyi gözden geçirdim. "Amma uzattınız işi be!" diye homurdandı Gunvald Larsson oradan.

Bu Björn Forsberg'i de gözüm ısırdı. Şu Valter Eriksson var ya. Sonra o defterleri kapatıp yeni bir sayfa açtı yaşamında. Tek sabıkası bu.. Bu suçlamalardan ikisi adam öldürme girişiminden olmalı." ."Johan Gran bir tahta perdeydi ve de şimdi daha kaşarlanmış olarak çalışıyor olmalı. Daha bir yıl önce delikteydi. Ove Eriksson ile Bengt Fredriksson'un her ikisi de saldırı ve adam dövme suçlarından yargılanıp hüküm giydiler.. onun da suç listesi kabarık. Bir zamanların hızlı üçkâğıtçılarından. Hans VVennström dersen. Hiç yakalanmadı. Şu hurdacı Jan Carlsson da karanlık bir tiptir." Kollberg listeden okudu: "Emekli balıkçı tezgâhtarı." "Bu koleksiyonun içinde ondan öte belalılar da var." "Sarhoş olarak tutuştukları bir kavga sırasında karısının başına bir iskemle indirip öldürdü. Derlenip toparlandı. ne ararsan ondaydı ve de 1940'ların ikinci yansında yeraltı dünyasının namlı kişilerindendi." "Yuh be! Şaş da kal. Hele Fredriksson en azından altı kez.. kendine iyi bir gelecek kurdu.nasıl dul kaldı. ama iki kez kıl payı kurtuldu diyebilirim. Her tür alavere-da-lavere. ölüme neden olmaktan hüküm giyerek beş yıl yattı. bana sorarsan. Dükkân arakçılığından tut da kasa hırsızlığına dek her şey var. Vay canına! Şu yakıştırmaya bak. 1947'de dolandırıcılıktan hüküm giy 316 di. hileli alım-satım işleri. Zengin bir kadınla evlenerek saygıdeğer bir işadamı oldu. O garsonluk işi göz boyamaca.. biliyor musun?" "Hayır.

o kadar kötümser olma. şu gençlere gelince." Kollberg safça sordu: "Yahu. hiç kuşkusuz. bu kız adam gibi biriyle yatmayı neden akıl edememiş dersin?" "Yok canım. Ama bunlar bir süre önce olan şeyler ve de aslına bakarsan ciddi bir neden de yok. Yanı sıra kadın da satardı. Senin listede yer alan bu yaştaki altı kişiden ancak birisi orta öğrenimini tamamlayamamış. tam eski kulağı kesiklerden biri. üzerlerinde durulacak pek bir şey yoktu."Yanılmıyorsam." "Hayır. yani yirmi yaşlarında ve de daha küçük olanlar. Bo Frostensson üçüncü sınıf bir aktör ve namlı bir keştir. yirmi beş yıl öncesi Sundbyberg pazar yerinde bir balıkçı tezgâhının başında dururdu. Hiç gölge düşmemiş üzerlerine. Bu kişilerin geçmişlerini köklü bir şekilde araştırmamı ister miydin?" . Kurt Olsson ve de Ragnar Viklund. Bir veya iki kez tutuklanmış. Karls317 son." Kollberg soruşturmanın derinliklerine inmiş olduğu için biliyordu. Rune Bengtsson. Neyse. ona bakarsan. Islahevlne falan da gönderilmiş. "Hayır. "Dördü de evliydi bunların. polis bu noktada sır tutmasını bildi. Oysa sahte çek düzenleyicilerin önde gelenlerindendi bir zamanlar. Đngvar Bengtsson şimdilerde gazeteciliği benimsedi. Eşlerine durumu açıklarken analarından emdikleri süt burunlarından gelmiştir. Tümü de üst sınıf kaymak tabakadan. Gerçekte. Listede böylesi birkaç kişi var. Kenneth. Örnek olarak." diye karşı çıktı. Len-nart Lindgren.

Ancak 5 Ocak günüydü ki. Arşive kalkmış dosyalar mahzeninin en gözden uzak bir köşesinden geldiğini anlamak için dedektif olmaya gerek yoktu." Teresa soruşturma dosyasının kopyasını araştırma çalışmalarına 28 Aralık'ta başlanmıştı."Evet." "Hem de beton gibi. Martin Beck solgun kâğıtları çabuk çabuk çevirerek 1244." dedi Kollberg. Yanı sıra en gençleri de. yılbaşı ve de 1968 geliverdi. bir yığın sararmış kâğıt kapsayan koca bir dosya Martin Beck'in masasını toza buladı. "Hiç değilse cesedin Stadshagen'e atıldığı süre içinde. Kollberg onun omzu üstünden sarktı ve birlikte okudular: 318 Satıcı Nils Erik Göransson'un 7 Ağustos 1951 tarihli ifade tutanağı. Uzunca bir süredir Đnsan eli değmediği de besbelliydi. "Tüm bu kişilerin. dostum. Alan daralıyor. Ne var ki. Metin çok kısaydı. sayfaya geldi. şimdi altmışını aşmış olanları. Çok yaşlıları ayıklayabilirsin." "Sekiz artı yedi eder bu. Algot Erik Göransson adlı elektrikçi bir babadan ve de kızlık soyadı Rantanen olan Benita Göransson nam anadan 4 Ekim 1939 tarihinde Stockholm'ün Fin Mahallesinde . bu konuda bir sonuç almamadan. yani otuz sekizden aşağı olanlar." "Hangi alan?" "Hmmm!" diye mırıldandı Melander. Göransson'un kendine ilişkin ifadesi şudur ki. On beş. Đndirgemeden elde kalır on dört. hiç kuşkusuz. Sözgelişi. lütfen. Teresa cinayetiyle ilgili aklanma özürleri var.

Bn. Đlkinin. Hollandaregatan 10.doğdu. Đfadesine göre. Đkinci kez toplantının yine bu kentin Hollandaregatan semtinde bir bodrumda yer aldığını belletmekte. Đfadesi alınan Göransson. bu kentin Svartmansgatan semtindeki bir apartman dairesinde. Göransson. değişik zamanlarda iki kez Teresa Camarâo ile cinsel ilişki kurmuş olduklarını (çiftleşme) kabul etmekte. . Göransson tam bir tarih verememekle birlikte olayların birkaç günlük arayla yer aldığını söyleyerek geçtiğimiz 1950 yılının Kasım sonlarını ve de Aralık başlarını belirler biçimde konuştu. Haziran 2-13 tarihleri arasında Göransson Eksjö'-de bulunuyordu. Bu defa da Svensson-Bask orda hazır bulunmaktaydı ve o da Bn. Teresa Camarâo'yu tanıdığını kabul etmekte. Bu kişilerden yalnızca birini anımsadığını. Camarâo ile yakın cinsel ilişki (çiftleşme) kurdu. Göransson ayrıca. A 6310 plaka numaralı ve 1949 model Morris Minör marka otomobilin sahibidir. Göransson. Halihazırda Allimport. Camarâo'nun diğer tanışlarından hiçbirini tanımadığını da ifade etti. orda hazır bulunan diğer birkaç kişinin önünde yer aldığını söylemekte. Stockholm firmasında satıcı olarak çalışagelmektedir. Đşbu ifade tutanağı okundu ve onaylandı. o kişinin de Kari Ake Birger Svensson-Rask olduğunu bildirdi. sürekli aynı çevrelerde dolaşan kişiler oldukları için sık sık görüştüklerini söylemekle beraber kadının ölümünün hemen öncesi aylarda hiç görüşmediklerini belirtmekte. çalıştığı firma adına 319 kumaş satmak amacıyla A 6310 plaka numaralı bir otomobil kullanmaktaydı.

" diye katıldı Kollberg. Göransson'un 10 Haziran akşamına ilişkin davranışları konusunda ayrıntılı olarak sorguya çekilen Sverker Johnsson. Göransson'un ifadesinde belirttiği Eksjö ziyareti bu yerin Kent Oteli personelince doğrulandı. (Özdeşlikleri ifadelerle saptandı). Kafasına koyduğundan geri dönmüyor. "Đşte bu kadar. Yani Eksjö'ye gitmek." "Asıl sen şimdi ne yapacaksın?" "Stenström'ün yapmaya zaman bulamadığı şeyi. yukarıda sözü geçen Kari Ake Birger Svensson-Rask polise Göransson'un Bn." dedi Martin Beck. O eksik sayfayı 320 Stenström'ün annesinin evinde arıyor olmalı. Camarâo ile yakın cinsel ilişki (çiftleşme) kurduğunu ilk ihbar eden kişiden başkası değildir. "Yazık. "Şimdilik." dedi Kollberg. Sverker Johnsson'un ifadesi yabana atılmamalı." . "Evet. Kaldı ki. Arabasını alacaktım. unutuyordum." dedi Kollberg. sözü geçen otelde garson. "Ha. Göransson o sıralar içkiye olan aşırı düşkünlüğüyle tanınıyordu." "O da az inatçılardan değil desene. kapanış saati olan 23:30'a dek Göransson'un bütün akşam ve gece süresince otelin yemek salonunda oturduğunu ifade etti. Kürdanlı Mansson nerde?" "Hallstahammar'da sanırım. bu ifadeyi Göransson'un otel hesap pusulası da doğrulamaktadır.(Đmza) Ayrıca şu da eklenebilir ki. Benimkinin kontağında bir bozukluk var da." "Bulmacanın parçaları birbirine uygun düşmeye başladı.

" . Otelin yemek salonundan başka yerde yiyip içmemişti. Hesap pusulası Göransson'un on bir gün için otelde kalmış olduğunu doğrular görünüyordu. Son yirmi beş yıldır da sahibi hiç değişmedi. Ne var ki.." diye bir kayıt düşülmüştü. Telefon konuşmaları da bunun içindeydi. Kollberg otel sahibine sordu: Gülen Polis / F21 321 "Bu garaj daha duruyor mu?" "Elbette duruyor. Her seferinde hesap tutarlarını ayrı ayrı imzalamış. sonra da bunların toplamı otel hesabına aktarılmıştı.. Tozla kaplı karton kutu yığınları içinden arayıp bulması birkaç saat sürdü.Kollberg. Yanı sıra diğer birtakım harcamalar da göze çarpmadaydı. Ne var ki. Kar fırtınası altında ve buz tutmuş yollarda gece boyunca araba sürerek dört yüz dört kilometre kat etmişti. 6 Haziran 1951 günü otel müşterisi hesabına bir garaja elli iki kuron yirmi beş öre ödemişti. yine de belirli bir yorgunluk duymuyordu. "yedekte çekme ve onarım ücreti. güzel bir yapıydı. Para tutarının yanına. Sverker Johnsson adlı garson on yıl önce ölmüştü. Ama Nils Erik Göransson için çıkarılmış hesap pusulasının bir kopyası daha duruyordu. Bu küçük Đsveç taşra kentinin kırsal ortamıyla bütünleşip kaynaşan eski tip. Göransson'un aradığı numaralar kaydedilmemişti. 8 Ocak sabahı Eksjö'ye ulaştı. Kent Oteli anameydanda yer almaktaydı. Lânganas'a uzanan yolu izleyin ve. Bu arada ayrı bir madde Kollberg'in gözünden kaçmadı.

"Yedekte çekme." Kollberg bekledi. Ne tür bir araba olduğunu da 322 bilmiyor musun?. "Haziran'ın altısı." "Bilmez olur muyum hiç! Bir Ford Vedette işte.. Tamam.. Plaka numarası A." diye mırıldandı." "Bırak onları şimdi..Aslında adam garajın yirmi yedi yıllık sahibiydi. "Đşte burada. inanmaz bakışlarını Kollberg'e dikerek dedi ki: "On altı buçuk yıl öncesi mi? Hiç akılda kalır mı bunca zaman?" "Defter tutmaz mısın?" "Defter tutulmaz olur mu?" diye diklendi adam.A. Otel önünden toparlanıp getirilmiş. bir şey işte. sayfalan ağır ağır ve dikkatle çevirerek en sonunda söz konusu günün yaprağına geldi. Bir StockholmTudan başkası olamaz. "Burası namusuyla ekmek parası çıkaran bir dükkândır. Yedekte çekme masrafı da içinde. Topu toplam 52.25 tutarında bir iş." "Morris Minör olmasın?" . Gaz pedal kablosunda kopukluk.." Eski ana hesap defterini bulmak adamın bir buçuk saatini aldı." dedi adam. Okuyamıyorum ki! Hayvanın teki numaraların üstüne yağlı parmağını basmış. Elinin altından bir an için olsun ayırmaksızın. "Ne sersemmiş be! Niye pedal kablosunu bir şeyle çengelleyip arabayı buraya kendi getirmemiş?" Kollberg sordu: "Arabanın özelliklerini belirleyici ayrıntılar var mı?" "Evet.

" "Demek Stenström haklıydı. "Listedeki heriflerden hangisinin 1951 Haziranında bir arabası vardı. Tam kapıdan çıkıyordu ki. tamam mı?" "Tamam. tamam mı?" diye horozlandı garaj sahibi. Başka bir araba kullanıyormuş." "Ve de Göransson'un Morris'inin rengi. garaj sahibi ardından şöyle seslendi: "Hey! Hiç değilse neden boşuna yedekçi parası ödemiş olduğu apaçık ortada. Yemeğin hazır olmasını beklediği sıra iki telefon konuşması yaptı. 323 "Göransson kendi Morris'ini getirmemiş buraya." "Göransson'un çalışmış olduğu Hollandaregatan'-daki firmanın sahibini öğrenmek için birini görevlendirebilir ." "Oldu."Bak. StockholmTu değil miydi?" Kollberg. Eksjö Kent Oteli'ne geri döndüğünde akşam çoktan bastırmıştı. bir de markaları. Đlkini Melander'e açtı. Ford Vedette demektir. bunu arayıp öğrenir misin lütfen? Ha. Yarın sabah. eğer burada Ford Vedette yazıyorsa. değil mi ya?" Yarım saat süren tatlı sert bir çekişmenin sonunda Kollberg büyük defteri beraberinde götürmek üzere koltuk altına sıkıştırdı. "Morris Minör imiş! Arada ne de olsa fark var. Uzun kuzey yolculuğunu göze alacak yerde otelde bir oda tuttu. Arabanın markası." "Öyle mi? Nedenmiş?" "Neden olacak." Sonra Martin Beck'i aradı. Açtı. Güzelce yıkandı ve yemek ısmarladı. üşüyordu ve de yorgundu.

Göransson'un plastik torbasında bulduğu lokanta hesap pusulası kafasını kurcalayıp duruyordu. bir de firmanın iş alam. Ah. Bu gerçeği kendileri dışında pek az kişi bilirdi. Oturduğu yerde aklına bir şey geldi. Teresa davasını kuşkusuz. Rönn ile Gunvald Larsson aslında dosttular." Yemek salonuna inip yemeğini yedi. bu şaşkınlıkları büsbütün artmış olurdu. "B. başlıkları yazılı kâğıt parçası aklımı kurcalayıp duruyor." "Yarın öğle yemeğinde orda olurum. Rönn bu ara Olsson'u düşünüyor.F." dedi Rönn. "Melander'le Kollberg'in bir türlü içinden çıkamadıkları listede bu başlıkları taşıyan üç kişi var: Bo Frostensson. Salı sabahı kafasında bir ampul yandı ve yine her zaman olduğu gibi. işbaşında birbirlerine karşı takındıkları düşmanca tavıra rağmen. Bir taksi cinayeti üzerinde çalışıyordu o sıra." "Yerlerini. bunu da öğreniversin. yurtlarım bulabilir misin?" ." "Olur. düşüncelerini açmak için Gunvald Larsson'a gitti.misin? Ha. Ya Noel ve yılbaşını birlikte geçirdiklerini öğrenegelselerdi. işi üç veya dört günde arındırıp çözüme kavuşturmuşlardı. bu adamları çaktırmadan gözden geçirir ve de aralarında Olsson'a benzeyen biri olup olmadığını anlayabiliriz. eğer şimdi bildiklerini o zaman bilmiş olsaydı." "Ne olmuş yani?" "Diyeceğim. Bengt Fredriksson ve 324 de Björn Forsberg. Aslında tam on altı yıl önce yine bu otelde kalmıştı. on dakika içinde çözüp olumlu bir sonuca bağlayabilirdi.

"Beş dakika sonra Frostensson'un yer aldığı sahne çekilecek. "Fredriksson'a gelince. Solna'da bir film stüdyosunda bulunmaktaydı. On Benek Kafeterya'da bira yuvarlıyor olmalı." Gerçekten de Melander'den kaçmadı. Frostensson. Saksı boyu bira dubleleriyle boğuşuyordu." Martin Beck herkesi şaşkına çeviren bir kararlılıkla: "Ben de sizle geliyorum. Zil zurna sarhoş durumdaydı. inek yalamışçasına." dedi. "Filmde bundan öte rolü yok. Büyük işadamı tam saat on ikide bir müşterisiyle birlikte Ambassadör'de yemek yiyecekti. Forsberg'in evde olduğunu ve de öğle yemeğinden sonra kentin iş merkezindeki ofisinde bulunacağını öğrenmek yalnızca yirmi dakikasını aldı. birbirine dolaşık kablo yığınları ve de havada asılı duran iskele- ." Kavgacı ressam Bengt Fredriksson'u Eski Kent'in bir birahanesinde elleriyle koymuşçasına buldular. Çalı dikenini andırır kıpkırmızı sakalı pis ve bakımsızdı. Arne Matsson'un yönettiği filmde küçücük bir rolü vardı." dedi adam. Günün bu saatinde genellikle orda bulunur. demet demet omuzlarına sarkıyordu. Ne var ki.."Melander bulur gibime gelir. Çok şişman bir adamdı. kimse bulamaz. yapım yönetmeni onları bitmez tükenmez 325 upuzun koridorlardan geçirerek koca film stüdyosunun bir köşesine götürdü. "Mansson'un arabasını alırız.. Ona bizimkilerden birini verdim. Solna'da. Yağlı kır saçları. O da bulamazsa. Güvenli bir uzaklıkta durdular.

ağız ve göz kenarlarında sinirlilik belirtisi sürekli tikler vardı. Güvenli adımlarla garaja yöneldi. Garajın açık duran kapılarından içerdeki en büyük boy kapkara Mercedes'i görebiliyorlardı. acımasızca güçlü spot ışıklarının vurduğu seti açık seçik görüyorlardı. Martin BeckTe Rönn arkada yere çömeldiler. Bayan. "Eğer yemek buluşmasına gecikmek niyetinde değilse. sonra bir daha. sonra çocuğu havalandırıp hoplatarak onu da öptü. Küçük bir bakkal dükkânının iç görünümünü yansıtıyor olmalıydı. Kadını yanağından öptü. Björn Fors-berg'in Stocksund'daki şahane villasının bahçe kapısından yirmi beş metre ötede arabanın frenine basıyordu. Yarım saat sonra Gunvald Larsson. Frostensson konuşmasını beş kez yinelemek zorunda kaldı. ." Villanın ön kapısı açılıp da. basamaklarda bir sarı 326 şın kadın. bir köpek ve de yedi yaşlarında küçük bir kızla birlikte adamın görünmesi için on beş dakika daha beklemeleri gerekti. Küçük kız ona bir öpücük uçurdu.lerin ardından bile olsa. arabaya kuruldu ve gaza bastı. "Hazırol!" diye bağırdı film yönetmeni. kabak kafalı küçümen bir adamdı. Dilinde pelteklik. güldü ve de bir şey seslendi." dedi Gunvald Larsson. Zayıf. "Susalım! Kamera! Başla!" Beyaz başlıklı ve de beyaz ceketli bir adam ışık selinin içine girerek konuştu: "Günaydın. "Şimdi çıkması gerek. hiç kuşkusuz. Size yardım edebilir miyim?" "Kes!" Yeniden alındı.

"Ne oldu?" . Olsson kendi yağmurluğu için üç yıl önce bitpazarına üç yüz kuron ödedi. "Tanrıya şükür. gri bir pardösü giyinmişti. Yalnız uykuyu çoğa kaçırmakla kalsa Đyi. Saat on üç otuz sıralarında Linköping'in hemen kuzeyindeki bir motele ancak varabilmişti. çarpıcı ölçüde yakışıklıydı. "Tıpkı Olsson." "Orası da neresi?" diye sordu Rönn safça. ben de yapamam bu ayrımı. Yüzü. Bir fincan kahvenin ardı sıra Stockholm'ü aradı. "Özellikle yapısı ve de giysileri. ülkede yine de az çok beğeni sahibi kişi var." dedi Rönn. Kırk sekiz yaşından çok daha genç gösteriyordu. fakat hava da eskisinden beterdi." "Gerçeği söylemek gerekirse." dedi Rönn. Dalgalı saçları dümdüz arkaya taralıydı. 327 Kollberg'in programı kokten altüst oldu. Yani yağmurluğu demek istedim. Ne var ki. "Sana kaz olmadığını söyleyen çıktı mı?" diye hırladı Gunvald Larsson. Oysa bu Sayın Bay kendi pardösüsü için en azından beş bin papel bastırmış olmalı. düzgün çizgileri ve dürüst ifadesiyle." "Hmmm!" diye homurdandı Gunvald Larsson. Schwerin benzeri kazlar bu ayrımı yapamazlar. Başı açıktı ve de sırtına kumaşı bol. Güneş yanığı teni tunç rengiydi. Kadın dergilerinde çıkan kısa öykülerin resimlerine bakılarak çizilmişti sanki. Davranışları ölçülü ve sportmenceydi.Björn Forsberg uzun ve ince bir adamdı. Yoksa Savile Row şimdiye dek çoktan eskici dükkânlarının sıralandığı bir bitpazarına dönüşmüştü. "Arada şu fark var ki.

Bir tür tahta perdecilik." Kollberg telefona bir teklik daha atarken. Göransson 51 yazında arabasını oto mezarlığına gönderdi. Ben Başkomiser Beck. bir 38 DKW." "Selam." "Kal orda! Aynı markalı bir başkası var mı?" "Vadette otosu olan mı? Yok. eski bir Opel Kapitän. Ove Eriksson." "Yaşa. asla kanıtlanama 328 mış. Bunlar uzak taşra kentlerini dolaşıp kumaş ve benzeri şeyleri elden satarlarmış. Đki gezgin satıcı varmış emirlerinde. bir 49 Packard. yeni bir Volkswagen. Beni Martin'e bağlayabilir misin?" "Dinle! Bir ayrıntı daha var. "Alo." . bir 49 Ford Vadette ve. çalıntı mal satarmış." "Björn Forsberg.. Bu havada oto yolculuğu en azından birkaç saat sürerdi. 15 Ağustos'ta araba trafik kayıtlarından silindi. Rune Bengtsson. Björn Forsberg."51 yazında sadece dokuzunun arabası vardı." "Sahibi kimmiş. "Ingvar Bengtsson. Firmanın işi neymiş?" "Öğrenebildiğim kadarıyla.. Bir başka renge boyatmış olabilir diye söylüyorum." diye karşılık verdi Melander. bunu söyle sen. henüz ağması gerek önündeki iki yüz elli kilometre yolu sabrı taşarak düşünüyordu. Ne var ki. Kent Carlsson. savaş öncesi bir model." "Göransson'un Morris'inin asıl rengi açık yeşildi." "Öyleyse bu kadarı yeter. Ana defteri bir gece öncesi trenle göndermediğine pişman oldu. Yani Göransson polisçe sorguya çekildikten tam bir hafta sonra.

17 Haziran 1951 tarihinde Elsa Beatrice Hâkansson adlı bir kadınla evlendi. Ne var ki. Melander. Kız evinin hiç eksilmez bir konu- . Çok çalıştı. iktisat okudu ve de yaman bir işadamı olup çıktı. Yapı gereçleri alım ve satımıyla uğraşan adam. Karısı da öyle. Daha o tarihlerde tahmini değeri yarım milyonun üstündeydi. Hollandaregatan'daki firma benzeri kirli işlerin defterlerini bir anda kapayıp ellerini yıkadı. Yine de öyle aslında. Dokuz yıl önce Hâkansson olduğu zaman. Forsberg kış sporlarına tutkusu olan bir kişiydi. içeri girdi. Hiç bekletmeden söze koyuldu. firma ve serveti tek mirasçısı olan kızına kaldı. Hjelm'e de danış bakalım. Magnus Hâkansson adında bir işadamının biricik kızıydı. 1959'da Stocksund'daki villayı satın aldı. adını taşır firmanın tek sahibiydi. yalnızca Forsberg'in üzerinde dursun." Saat on yedi olmuş ama Kollberg henüz dönmemişti. Đlk görüşte aşk dedikleri biçimde birbirlerine tutuldular. ben kente dönene dek kendi ya da bir yardımcısı laboratuvarda kalabilir mi? Mutlaka incelenmesi gereken bir şey var elimde. Forsberg.Kollberg bir an düşünüp şöyle dedi. "Melander'e söyle. Martin Beck'in oda kapısını tıklattı. "Björn Forsberg. bir elinde pipo ve öbüründe birtakım kâğıtlar. Forsberg daha 1950 ortalarında firmanın genel müdürü olmuştu bile. Çok varlıklı bir kişi olarak bilinirdi." Martin Beck mendiline sümkürdü: 329 "Kız evlenmeden ne kadar öncesinde tanıyordu?" 51 Martında Are'de tanışmış oldukları anlaşılıyor. Düğün tarihine dek de sürekli görüştüler.

Önemli olduğunu sanıyorum.ğuydu Forsberg. Đlkin laboratuvarın yolunu tutarak garaj ana defterini teslim etti. O zamandan bu yana düzinelerle araba değiştiregeldi." Melander sustu ve de piposunu ateşledi. 330 Kollberg ancak saat on dokuzda Stockholm'e ulaşabildi. Nordin ve de Ek. Beşte paydos!" ." Melander kâğıt değişti. Üç çocukları var. O sıra adam otuz iki ve Elsa Hâkansson da yirmi beş yaşındaydı." dedi Melander. Aklanma özürlerini gözden geçirelim mi?" "Hemen. Rönn. Yirmi bir yaşındaydı ve burada askerlik görevini tamamlar tamamlamaz orda cepheye koştu. geleceği parlak bir genç olarak gösterilmekteydi." "Öyleye benzer. Hjelm bir karış suratla bozuk çaldı: "Bizim çalışma saatlerimiz belirli ve düzenlidir. "Bizden kimler var burada?" "Gunvald. Ford Vedette arabasını düğünden hemen sonra satarak yerine bir Lincoln aldı." dedi Martin Beck. Björn Forsberg 1940'ın Finlandiya Kış Savaşı'na gönüllü olarak katıldı. Adamımızı bulduk galiba. On üç ve on iki yaşlarında iki erkekle yedi yaşında bir kız. Babası Kristianstad'daki Wende topçu alayında bir astsubaydı. "Hepsi bu kadar mı yani?" "Bir şey daha. Savaştan hemen sonra kaderi ona yüz çevirene dek de. "Mutlu bir evlilik olduğu söylenebilir." "Tamam. orta sınıf bir aileden geliyordu. Saygıdeğer.

Sen bile görebilirdin." 331 "Ne var ki." Kollberg telefonu yerine bıraktı. Arabasını da kullanım için bir satıcısına verdiğini söylemiş ve adam da bu ifadeyi doğrulamış. Göransson Eksjö'de Forsberg'in arabasını kullandı. Forsberg'in aklanma özürleri nasıl?" "Zayıf. hadi! Çok sürmez.. Arabayla bir buçuk saatte Stockholm'e rahatça geri döndü. Gece on bir buçukta girmiş tren gara. yine kendi ifadesine göre. O esrarlı firmanın yer aldığı aynı yapının tek odalı bir katı. Đfadesinde. Bu konuda hiç kuşku yok.." "Tamam tamam. on gecesi Norrtalje'de olduğunu söylemiş. telefon ederim sana." dedi Martin Beck. Çünkü akşam yedide orda bazı kişilerle buluşmuş." Kollberg'le Martin Beck söze koyulmaya vakit bulamadan telefonun zili çaldı. son trenle Stockholm'e dönmüş. "A 6708. 51 Haziran'ında bir bekâr odası tutuyordu Hollandaregalart'da. Arabalar Hollandarega-tan'in art . Sonra. Martin Beck ona soran gözlerle baktı. acaba. Göransson'la araba değiştiğini söylememek için şeytanca bir dikkat göstermiş. Ben Kungsholmsgatan'da olacağım." dedi Hjelm kısaca."Sizin büyük kişiliğinize sığınarak rica etsem. "Harika!" "Kolay iş. Böylece olayların akışı değişik bir görünüm kazanmakta." "Evet. "Demek Göransson'un Morris'i ondaydı. "Evet. Bela herifler be! Nedir istediğin? Arabanın numarası mı yalnızca?" "Evet. Aslında da öyle olmalı.

avlusunda park edilmekteydi. Đşte bu nedenle ifade verdikten hemen sonra otosunu hurdaya çıkardı. nimfomanyaklara duyduğu ilgiyi yitirdiğini sözleri 332 ne eklemiş. Arabaları neden değiştirdiler dersin?" "Bence." Yarım dakika için sessizce oturduktan sonra dedi ki: "Her şey olup bitmeden Göransson'un işin farkına vardığını hiç sanmam. Caddeden kimsenin göremeyeceği bir yer. eşi olacak kızı tanıyınca. Döndüğü zaman olanların farkına vararak." "Bu ifadeyi mi kullanmış?" "Değilse bile. açıklaması çok basit. Sonra kışın. eli altında bolca kumaş ve diğer ıvır zıvır bulunmaktaydı. arabanın tehlike yaratabileceğini kestirdi. ama sayısını unuttuğunu ifade etmiş. Forsberg'in Vedette'ine kendi Morris'ine yükleyeceği malın üç kat fazlasını yükleyebilirdi. Goransson bir gezgin satıcı olduğuna göre." Martin Beck sordu: "Teresa'yla olan ilişkileri konusunda Forsberg ne demiş?" "1950 güzünde kadını bir dans salonunda tanıdığını ve de onunla birkaç kez yattığını. ama aslında tümü de çalıntı mal oldukları kuşku götürmez kürklerin korunup saklanması amacıyla kullanılıyordu. Kadını niye öldürdü dersin? Wendel'in kitabının sayfa kenarına Stenst- . benzeri sözcükler. Resmi olarak. yaz için bırakılmış. Avluda ayrıca bir soğuk hava deposu bulunuyordu.

Hiç kuşkusuz. bir seks cinayeti değildi bu. Nordin orayı bu sabah saptadı. Sonra şansının şu inanılmaz büyüklüğüne bak ki. Teresa dosyasında adı geçenlerden yalnızca Göransson'un bir Morris Minör arabası olduğunu öğrenmekte gecikmedi. "Stenström işe burnunu sokup da Birgersson'dan o gollük pası alana dek sütlimandı ortalık.." "Hayır. Tüm ifade verenler.röm'ün yazmış olduğu gibi. 'kurbandan kurtulmak amacıyla. Ve de hiç kuşkusuz. kadını başlarından atamadıklarını belirtmişler." dedi Martin Beck. Göransson'un birinden para aldığını kısa zamanda çaktı ve de bu paranın Teresa Camarâo' yu öldüren kişiden geldiği sonucuna vardı. Goransson giderek pireleniyor olmalıydı. ama bu havayı yaratmak istedi. çok kişiyi sorguya çekti ve de sonunda Göransson'un peşine düştü. Tek kaygısı Goransson idi. unutuyordum: 8 Ekim'le 13 Kasım arası onun nerde kalmış olduğunu biliyor muyuz?" "Evet." Kollberg başını salladı: 333 "Göransson'un er geç kendisini katile götüreceğini kafaya koyan Stenström. Kendi bildiğince.. Yani kendini tam güvence içinde görmüştür." "Göransson'la Forsberg canciğer arkadaştılar. Đşte o zaman herif pembe gözlükleri gözüne takmıştır. Ha. Klara Strand'a bağlı bir teknede. tanıklar arabaları birbirine karıştırdı. Üstelik gerçek rengini de. Hem de öyle sanıyorum ki. gün sektirmeksizin onu gölgeler olmuştu.' mı?" "Olabilir. gizlisiz sak- .

Forsberg'in Alman hizmetçisini kaçırmayı başardı. Ne yapıp edip.." dedi en sonunda. Kaldı ki. bir kişi ancak cinayet gibi ağır bir suçtan yakayı ele vermemek için bu tür delice bir girişimi göze alabilir. "Ruhbilimsel açıdan da üstelik. Sonuç olarak. El çantasında taşıdığı güncesine bakılırsa. Yine aynı kaynaktan öğrendiğimize göre.." Kollberg sustu. "Evet. sonuç kendi açısından hiç de başarılı olmadı." "Bunu nerden biliyoruz?" "Gunvald korkunç adam.lısız. elini çabuk tutup Smaland yolculuğunu gerçekleştirmiş olsaydı. on üçü on dörde bağlayan geceyi sevgilisi delikanlıyla birlikte geçirmiş. Buna karşın. Forsberg'in yitirecek çok şeyi var. normal sayılmak gerekir. açıkça. Forsberg kadınlar arası bir ye 334 mekli toplantıya katıldığı için o gece evde değilmiş. Bn. Böyle davranacak yerde. Martin Beck sağ elinin baş ve işaret parmakları arasına aldığı burun kemerini derin düşünceler içinde ovuşturdu. Çünkü Teresa cinayetinin yasal olarak zamanaşımına uğraması ve de dosyanın hiç açılmamak üzere mühürlenmesi için dokuz yıl ister daha. Kendisi için büyük tehlike olmaya başlayan StenströmTe Göransson'un da içinde bulundukları otobüsün tüm yolcularını doğradı. Forsberg'in evde bulunması gerektiği sanıl- . Sonra. Her pazartesi akşamı kız izinli. Ne var ki.. bu cinayetleri işleyecek fırsata sahip olduğundan öte bir şey bilmiyoruz şimdilik. her şey birbirine uygun düşüyor. Yanılmadığını şimdi anlıyoruz." "13 Kasım gecesi ne yaptığım biliyor muyuz?" "Evet..

" diye karşılık verdi Martin Beck. Martin Beck ve Melander'in bekleme odasına girmesiyle tırnak törpüsünü elinden bıraktı. Çöküntünün eşiğinde." dedi Kollberg. "Bu büyük fiyasko olur." "Herifin akıl dengesi konusunda ne düşünüyorsun?" diye sordu Kollberg." "Nasıl?" "Olabildiğince sessiz sedasız. "Onu tutuklamak için yeterli delil var mı elimizde?" "Otobüs için yok. Hele her an bir çılgınlık yapabileceği göz önünde tutulursa." "Ne zaman?" "Yarın sabah. Ne var ki." 335 312 Mermer tezgâhın ardındaki telefon santralının başında oturan sarışın." "Nerde şimdi o? Hizmetçi kız?" "Burada. "Herhalde çok bozuk. . Eşini ve çocuklarını işe bulaştırmak gereksiz. Kural." "Sorun şu. Elimizde. oto hakkında fikri değişmiş bir görgü tanığı ve de daha birtakım yeni gereçler var. Teresa Camarâo cinayetinin sanığı olarak tutuklayabiliriz. Ne vuruşma ne de kapı kırma? Kollberg son sorusunu yöneltmeden önce bir an düşündü: "Kimler?" "Ben ve Melander. Bu gece alıkoyacağız. Đçeri adımını atar atmaz." "Nerde?" "Ofisinde.makta. çocukları asla tek başlarına bırakmazlarmış. Đlke de şu.

oturup bekleyin. Bekleme odasına bakan altı kapının hiçbirinin üs336 tünde levhaları yoktu. "Ama sekreteri nerdeyse burada olur. ağzında piposu ve de gözleri yarı kapalı. piposunu doldurup bir kibrit çaktı. Sessizce oturup beklediler. Adamlar paltolarını astılar ve de bu koltuklardan ikisine geçip oturdular. Martin Beck kalktı. Kürk manto ve yüksek ökçeli deri çizmeler giymişti. Dokuzu yirmi geçe dış kapı açıldı ve bir kadın içeri girdi. Saat henüz dokuzu beş geçiyordu ve de Forsberg'in genellikle dokuz buçuktan önce gelmediğini biliyorlardı." dedi santralci kız. kapıdan içeri başını uzattı ve de ansızın gözden kayboldu. Melander piposuyla tütün kesesini çıkardı. ardına yaslanmıştı. Dördüncü ve beşinci katları da yine firma işgal etmekteydi. "Eğer isterseniz. Bu arada. çıtıpıtı sarışının göz alanı dışında. alçak bir cam masanın çevresinde toplaşmış bir sayıda koltuk duruyordu.BJörn Forsberg'in işyeri Kungsgatan'da. Martin Beck geri geldi ve yerine oturdu. Bundan öte tek ses trafiğin boğuk gürültüsüydü." Odanın öte yanında. Zaman zaman santralci kızın sesi ve de telefon hattı bağlarken anahtar tablosunun çıkardığı zırıltı duyuluyordu. adımlarını . Đndustria'mn geçen yıldan kalma bir sayısının sayfalarını çevirmekteydi. Martin Beck. Kolunda koskoca bir el çantası takılıydı. Bir tanesi de aralık durmaktaydı. Melander. Santralci kızı başıyla şöyle bir selamlayıp. hemen Stureplan'a yakın bir kapının altıncı katındaydı. yarı açık kapıdan yana hızlı hızlı yürüdü.

oldukça neşeli görünüyordu. koltuktaki adamlara ifadesiz bir bakış fırlatmaktan da geri kalmadı. Şimdi kısa bir süre bu Sayın Baylarla özel olarak ilgilenmem gerek. Martin Beck elini uzatıp şöyle dedi: "Başkomiser Beck. Björn Forsberg hesap sormaya hazırlanır bir tavır takınarak Gülen Polis / F22 337 tek kaşını havalandırdı. Lütfen buyrun. Sizinle daha sonra görüşürüm. Üstü boş duran büyük çalışma masası pırıl pırıldı. Miss Sköld." Björn Forsberg her ikisiyle de el sıkışarak: "Elbette. Bir yirmi dakika daha geçmişti ki." dedi. Bu bay da Dedektif Komiser Melander. Sonra kapıyı ardından çarptığı gibi kapadı." Girmeleri için kapıyı onlara açık tutan adam çok sakin ve de denebilir ki. Hareketin ortasında bir an duraklar gibi oldu. Martin Beck'le Melander birlikte kalktılar. Konuşmak için ağzım açmıştı ki.yavaşlatmaksızın. "Kapımız sizlere her zaman için açıktır. apaydınlık ve de beğeniyle döşenmiş şahane ofisine aldı. Giyimi bir gün öncesinin aynıydı." Onları geniş. Forsberg gözüktü. Hareketleri canlı ve güçlüydü. gözleri Martin BeckTe Melander'e takıldı. Sizinle bir konuda görüşmek istiyorduk. Ama çabucak toparlandı. Deri kaplı kapkara . Tam pardösüsünü çıkarmış asıyordu ki. Kurşun mavisi uzun tüylü bir halı tabanı duvardan duvara kaplıyordu. pardösüyü çengele asıp onlardan yana yürüdü. Sekreterini başıyla selamladı ve şöyle dedi: "Đyi günler.

Ağırlığını taşıyan sol elini masadan çekmeksizin. Aynı anda kararlı adımlarla masasına yö 338 nelen Björn Forsberg de gözünden kaçmamıştı. Tabanca ateşe hazır durumdaydı ve de horoz fişek yatağının üstüne düşerken keskin bir çıtırtı duyulmuştu. bir kanepe. bir diktafon ve de bir iç konuşum aygıtı durmaktaydı. iki koltuk. Eli yeniden göründüğünde. parmakları bir tabancanın kabzasını sıkmaktaydı. Olay öylesine çabuk olmuştu ki. Björn Forsberg masanın üstüne devrilip yayılakaldığında. tabancanın namlusunu kaldırıp açık ağzına doğrulttu. Gözlerinden cıvıl cıvıl neşe taşıyordu. üstünde iki telefon. Martin BeckTe Melander henüz odanın orta yerine varmışlardı. asılıydı. olabildiğince içeri sürdü. üstünde duran tepsiye kristal sürahiyle su bardakları dizili bir konferans masası. Oda bunların yanı sıra bir kokteyl kabini. .sallantılı koltuğun yanı başında bir küçük masa. hafifçe öne eğildi. sağ yandaki çekmeyi açtı ve de elini içine soktu. Bu süre içinde dimdik Martin Beck'e bakmaktaydı. raflarında cilt cilt kitapların ve de antika birtakım Çin heykelciklerinin yer aldığı sürme cam kapılı bir kitaplık ve duvarın içine sağlamca yerleştirilmiş bir kasa içermekteydi. kara-mavi çeliği dudakları arasına kıstırarak tetiğe asıldı. herhalde kayın pederi. Sol elini masanın üstüne dayayan Forsberg. tki pencere arası duvarda yağlıboya bir portre. Martin Beck bütün bunları kapıyı ardından kaparken gördü. Geniş pencere çıkıntısı üzerinde gümüş çerçeveli dört resim yer alıyordu: Eşi ve üç çocuk.

Đşte Rön böylece. Bir Smith and Wesson 3B Spesyal." dedi. Parmakları arasında evirip çevirdi ve kapsülün bakır zarfı çevresine zımbalanmış yazıyı okudu: METALLVERKEN 38 SPL. Massachusetts. yapım yeri Springfield. delikten döne döne fırlaması gereken. ruh sağlığı kliniğinde bulunuyordu. Tüm bedeni tir tir titremekteydi. Björn Forsberg'e yatıştırıcı iğneler yanında diğer birtakım başka başka ilaçlar da verilerek çok değişik tedavi yöntemleri uygulanmıştı. gökten düşme bir kartal 339 gibi yatıyordu. Melander hiç istifini bozmadan: "Bir cankurtaran çağırsak iyi olur. Björn Forsberg. Hastanın ruh sağlığıyla . teybiyle birlikte bir kez daha Karolinska Hastanesi'nin bir karantina koğuşunda oturmaktaydı.Ne var ki. Ne var ki. Birkaç saniye sonra yere kaydı ve de çığlık çığlığa haykırır oldu. bu sefer cerrahi bölümünde değil de. sonra da Björn Forsberg'in ağız tavanını parçalayıp beyninin büyük bölümünü başının ardından dışarı püskürtmesi beklenen kurşun asla namluyu terk etmedi. Martin Beck fişeklerden birini çıkardı. Fişek Đsveç yapımıydı ama tabanca Amerikan malıydı. Daha önce şarjörde bulunan diğer beş kardeşiyle birlikte fişeğin tunç kovanındaydı ve de Martin Beck'in sağ pantolon cebinde kuzu kuzu yatıyorlardı. Üstelik yanında o manyak Ullholm yerine arkadaşı Gunvald Larsson vardı. yakışıklı yüzü pürüzsüz masaya dayalı ve kolları iki yana açık.

Rönn. Đşte şimdi bir kez daha söyledi: "Niye ölmeme izin vermediniz?" "Evet.ilgilenen doktor. hastanın ağzından tek söz çıkagelmekteydi: "Niye ölmeme izin vermediniz?" Bunu peş peşe yineleyip durmuştu." "Yaaa!" dedi Rönn sabırsızca. Gel gör ki. genel durumunun hiç de göründüğü kadar kötü olmadığını söyleyerek bir sonuca bağlamışlardı. niye izin vermedik sanki?" diye homurdanan Gunvald Larsson'a doktor sertçe baktı. Forsberg yineledi: "Niye ölmeme izin vermediniz?" Gunvald Larsson böğürür gibi karşılık verdi: "Sen niye Teresa Camarâo'nun yaşamasına izin vermedin?" "Çünkü bunu yapamazdım. Dehşetli bir şok geçirdiğini açıklamışlar. Doktorlar. bilimsel inceleme ve kararı. birkaç saattir odadan ayrılmıyordu. "Niye mutlaka kurtulmalıydın?" . Ancak yine de bir kalp 340 krizi yaşamına her an son verebilirdi. Forsberg'in ölüm yüzdesinin gerçekten büyük olduğunu belirtegelmeselerdi. şimdi her iki dedektif de burada bulunmayacaktı. Sonunda. adamın genel durumu konusunda ileri sürülen bu yorumlara kafasında bir anlam vermek için çalışıyordu. Ondan mutlaka kurtulmalıydım. bu nedenle kalbinin çok zayıf ve de sinirlerinin tam laçka durumda olduğunu bildirmişlerdi.

sonra?" "Kürklerin durduğu aşağıki soğuk bava deposuna 341 taşıdım onu. Durumum bozuk olduğu halde. Kaldı ki.. Tasarladığım her şeyi. "Ah.. tüm yaşamımı bir anda yıkabilirdi."Başka çarem yoktu." "Niçin anlamak istemiyorsunuz? Çılgının tekiydi o. kapıyı açıp girmişti. Nisse yoldaydı. Başka çıkar yol yoktu. Ama yine de. Doktor ters bakışını yineledi." Rönn sordu: "Onu kaç gün orda bıraktın?" "Beş gün." ." Rönn candan bir sesle sordu: "Nedir söylemek istediğin?" "Ama yine de peşimden ayrılmadı. "Ona bir daha hiç dönmemesini söylemiştim. Bir dakikada tüm yaşamımı kökten yıkması işten değildi. sen yağmurseversin. Yedek anahtarı nerde sakladığımı bildiği için." Gunvald Larsson taşı gediğine koydu: "Bilirim. anlamıyorsunuz. Biri bende." "Sanki şimdi çok yerinde.." diye homurdandı Gunvald Larsson. yatağımda uzanmış yatıyordu. O akşam eve döndüğümde. Oysa karım. öbürü de Nisse Göransson'da dururdu. Çırçıplak." "Peki.." diye yakındı Forsberg. Her şeyi. bol bol para vermiştim. nişanlım gelecekti on beş dakika sonra. Yağmur bekliyordum." "Birinin onu orda bulmasından korkmuyor muydun?" "Oranın yalnızca iki anahtarı vardı.

Sonra övünçle ekledi: "Onunla üç Bolşevik geberttim." "Ama yine de öldürdünüz." Gunvald Larsson saf pozunda sordu: "isveç malı mıydı?" "Yok. Hem de iyi bir arkadaştı. baştan beri sakin sakin konuşmaktaydı. Çok iyi çocuktu." "Suyun dibinde mi?" Forsberg başını salladı. "Anladı. Suomi model 37. Fin. Evlendikten sonra ona . işkence uygulamadım. Sizlerin burada bana çektirdiğiniz gibi. Onlarsız yapamayacağım her kavramı. Derin düşüncelere dalmış görünüyordu. Gunvald Larsson damdan düşercesine sordu: "Tomson tabancayı nerden buldun?" "Savaş dönüşü yurda getirmiştim. Elinde değildi. şimdi nerde?" "Kimsenin asla bulamayacağı bir yerde. Ona bir baba gibiydim. Her şey yolunda gidiyordu. Rönn bir süre sonra sordu: 342 "Nils Erik Göransson'u sever miydiniz?" "Ah." "Varlığımı tehdit ediyordu. uğrunda yaşadığım her şeyi." Forsberg yattığı yerde bir an sustu." Rönn sordu: "Teresa'yı öldürenin siz olduğunu Nisse biliyor muydu?" Uysal tavrını bozmaksızın. Ama çabuk ve acısız bir son getirdim ona.Rönn kendi kendine başını salladı." "Peki. Ailemi. "Nisse aptal değildi." diye karşılık verdi Forsberg. Üstüne titrediğim. Nisse bir taneydi.

" "Ama gitmedi mi?" "Hayır." "Ve bunun üzerine onu öldürdünüz. Her şeyimi. Er veya geç korunmak için ayaklarıma kapanacağını biliyordum. Hayır hayır. Durumu kurtarmanın başka yolu yoktu." "Zorunluydum. güvenilmez ve de en önemlisi yılgındı. Forsberg ilk kez başını çevirdi. Telefon edip. Ona yine para verdim. 343 Çocuklarımın geleceğini. Bile isteye değil." dedi Rönn usulca. bırakamazdım! Bildiği her şeyi ağzından alana dek polis ona işkence edecekti.on bin kuron ve yepyeni bir araba verdim. Ya da yakasını polise kaptıracak ve bülbül gibi ötecekti. Đşimi. El ve ayak bilekleri karyola demirine sıkıca bağlıydı. Korku içindeydi ve de para gereksiniyordu. Ocağıma düşecekti ve de böylece ocağıma Đncir dikecekti. Üstelik korku iliklerine işlemişti." "Sonsuza dek mi?" "Evet." "Polisin insanlara işkence etme alışkanlığı yoktur. Uyuşturucu madde tutkunu. benim varlığımı tehlikeye düşürecekti. ama zayıf. Bir daha ne gördüm. geçen sonbahara dek. Yurtdışına gitmesi için gönlünü yapmaya çalıştım. zayıf ve güvensiz bir kişiydi. Kuşku çeker bir durum yaratmış olacağını düşünüyordu. Yoksa. Ve de sonsuza dek ayrıldık. Gözlerini Rönn'e dikerek dedi ki: "Bunun adı nedir?" . ne de duydum. Canından bezmiş gibiydi. birinin gece gündüz kendisini izlediğini bildirdi.

Sen ilkin insancıl otobüs işini anlat." "Ne hınzırsın be!" diye homurdandı Gunvald Larsson. Dayanma gücünü tükettiğini o zaman kestirdim. "Otobüse nerden bindin?" diye gürledi Gunvald Larsson. Onun yerinde miydin? Đki." "Olur. Çok umarsız durumdaydı ve de kendisini izleyen adamın bir an olsun peşinden ayrılmadığını söyledi. "Klarabergsgatan'dan. Ahlens durağı." "Göransson'un hangi otobüse bineceğini nerden biliyordun?" "Bana telefon etmiş ve talimatını almıştı. öldürülmesi Đçin ne yapmak gerektiğini söyledin ona. Diğeri nedir? Kaldı ki." "Pazartesi günü Nisse beni işyerimde telefonla aradı. çok insancıl bir yoldan yaptım bunu. Otomu ofisin önüne park ettim. Orda özel bir yerim vardır benim.Rönn gözlerini önüne eğdi. Hiçbir şeyin farkında bile olmadı. Gideceğiz. Sonra çekip gidecek misiniz? Söz mü?" Rönn gözlerini Gunvald Larsson'a kaldırarak onun yerine konuştu: "Evet." "Neden beni kaderimle baş başa bırakıp gitmiyorsunuz?" "Bunun da sırası gelecek. "Sözün kısası." "Niçin anlamıyorsunuz? Seçeneğim yoktu diyorum size." "Oraya nasıl gittin?" "Arabayla. Eşimle ." 344 "Đnsancıl ha? Sen insan mısın? Bir.

Tahminimce." "Evet?" "Böylece ben. Sadece görünüşü kurtarmak için yemlik. Doğrusu." Rönn. "O yolcu da kim ola?" "Kim olursa. şoför ve de herhangi bir yolcudan öte kimsenin bulunmaması en iyisi olurdu. Üstelik hava da uygundu. arabayı park ettim. Sonra ön sıralarına oturacağı bu otobüsle hattın sonuna dek gidecekti. onu izleyen adam. Sonra karyolaya bağlı adama dönüp sordu: .. biçimli bir noktaydı. Yola çıkmadan on beş dakika önce de beni ofisteki direkt numaramdan arayacaktı.. kendisini izleyen adamı gözlerimle görmek istediğimi söyledim Nisse'e. Onu peşine takıp Djurgârden'e çekecek ve bir çift katlı otobüsün durağa gelmesini bekleyecekti. otobüste yalnızca Nisse. Aşağı indim ve otobüsü bekledim. hele yağmur süregellrse kimseciklerin bulunmayacağını düşünüyordum." "Biri daha mı?" diye atıldı Gunvald Larsson. Böylece ben. Dokuzdan hemen sonra evden çıktım. ofise çıkıp bekledim. Elbette ki. Anlaştığımız gibi telefon etti. Çocuklarsa her zaman erken yatarlar.hizmetçinin akşam evde olmayacaklarını biliyordum. Işıklan yakmamıştım. son durağa kalsa kalsa ancak çok az sayıda yolcu kalacaktı. Çevrenin pek kalabalık olacağını sanmıyor. oturduğu yerde öfkesinden patlayacak gibi şişen Gunvald Larsson'a bakarak başını sarsaladı." "Yeri daha önceden kestirip karara varmış mıydınız?" "Günün daha erken saatinde tüm güzergâhı otobüs345 le devrederken seçegelmiştim.

Zor kararlar vermek her zaman için sarsıcı bir denemedir. Nisse'nin haberi olmaksızın. Böylece kendi hesabına çalışmakta olduğu izlenimini edindim." "Yalnız çalıştığını nerden kestirdin?" "Kolay."Neler duydunuz?" "Kolay değil. Forsberg gözlerini ona dikerek acı acı sızlandı: "Ne biçim adamlarsınız? Đşiniz gücünüz bana işkence yapıp. diye düşündüm. GöranssonTa Dedektif Stenström'ü 346 öldürmeyi haftalarca öncesinden kafaya koymuştun. tamam mı? Konuş! Tamam mı?" "Tamam." Gunvald Larsson yarım dakika kadar sessiz kaldıktan sonra sordu: "Üstüne kimliğini belirtici hiçbir şey almaması konusunda Göransson'un kulağım iyice büktün mü?" . "Söz vermek başka. yerine getirmek başka. Yalancılar!" "Kes yaygarayı ulan! Şimdi dilini kökünden koparırım ha!" diye gürledi Gunvald Larsson. Utanmıyor musunuz? Bir de polis olacaksınız. "Bu odada tek yalancı ben değilim. "Çıkıp gitmek için söz vermediniz miydi?" diye sordu. Sözü havada bıraktı. Çünkü nöbet devretmiyordu. Ne var ki. tamam!" "Stenström'ün polis olduğunu nasıl anladın?" "Daha erken bir tarihte onu gözlemiştim. yalan söylemek." dedi Gunvald Larsson. kendine gelecek hazırlıyor. Herhalde toy bir polis. gerçekleştirecek olduğum şeyi bir kez kafaya koydum mu?..

değil mi ya?" "Ya tutukluk yapsaydı? Bizim zamanımızda bu kü347 lüstürler tutukluk bir yana. geri bile teperlerdi. "Kimin haddine düşmüş benim çekmecelerimi karıştırmak." "Tomson'u işyerine ne zaman götürdün?" "Yaklaşık bir hafta öncesi. Daha ilk telefon ettiğinde bu konuda kendisine kesin emir vermiştim." "Tıkır tıkır çalıştığını biliyordum." "Otobüs kapılarını çalıştırmayı nerden öğrendin?" "Şoförlerin hareketlerini dikkatlice izlemiştim. basamaklardan aşağı mı indin?" "Evet." "Sonra da Tomson tabanca elinde."Evet. Nisse ve arka yerde oturan diğerlerinin görmemesi için de ardıma saklamıştım." "Bunca adamı öldürdükten sonra hangi yoldan kaçtın?" ." dedi. Eski dosttuk onunla. Öyle olduğu halde. az kaldı her şeyi yüzüme gözüme bulaştırıyordum. Çoğa kalmadan tek yolcu bendim orda. Ama yine de." "Otobüsün neresinde oturdun? Yukarda mı ya da aşağıda mı?" "Yukarda. "Kaldı ki. Kaldı ki. içlerinden biri ayağa fırladı. sıkı sıkıya kilitlemiştim. Huyunu suyunu iyi bilirdim silahımın. Kişi her durum için hazırlıklı olmalı. ofise götürmeden önce sıkı bir denetimden geçirdim." "Daha önce nerde bulunduruyordun?" "Tavan arasında duran kilitli bir bavulda." "Ya biri bulsaydı onu orda? Bundan çekinmedin mi?" Kibirle kasılan Forsberg. Yanlış tür bir otobüstü. Diğer savaş ganimetlerimle birlikte.

"Hiç beklemedim." "Ve de Tomson'u yolda cup! diye suya attın."Norra Stationsgatan boyunca doğuya yöneldim. ailemi. "Tamam." dedi Gunvald Larsson. hiç bekledin mi? Söyle. toparlama hazırlığına koyuldu. Sen elinde silahla. Tekerlekli karyolasında odadan çıkarılırken. ofis dışındaki özel yerde duran arabama atladım ve de Stocksund yolunu tutup eve geldim. on beş saniye sonra düşman dolu bir sipere saldıracağını bilerek. "Tatlı canını hiç üzme. Gunvald Larsson koridora bakarak ansızın mırıldandı: ." "Öyleyse hiçbir şey bilemezsin!" dedi Forsberg. o daha avaz avaz sövgü yağdırıyordu. Süt kuzuları!" Bağırtıya içeri giren doktor. Yine ipin ucunu kaçırdı." diye söylendi. iki erkek hastabakıcı girdi. Haga Havayolları terminalinin önünden bir taksiye bindim. Külüstürünü bulacağız. Bağlarından kurtulmak için çırpınıyor. bas bas bağırıyordu: "Konuşmaya hakkın yok! Fikir yürütemezsin! Senin gibi bir sersem beni nasıl anlayabilir? Lapacılar!. Rönn uysal tavrıyla yineledi: "Neler duydunuz? Parmağınız tetiğe gittiğinde ve onca insanın üstüne kurşun yağdırdığınızda?" "Bak! Kendimi.. hiç bekledin mi?" 348 "Hayır." Zile bastı." diye cevapladı Rönn. "Şimdi yeniden tedaviye alınmalı. Rönn teybi durdurup." Forsberg karşılık vermedi. yuvamı ve firmamı savunuyordum..

işte bu zavallıların yaşamını paramparça edip köpeklerin önüne atan onlardır." dedi Rönn. evlerini. bu hastane Solna'da. şu hergeleyi bana bıraksalardı. nedenini bile anlayamazlar. tükenmek bilmezler ve büyük çoğunluğu da Portekizli orospuların gırtlağını sıkıp boğacak denli akılsız değildir. yine mi siz çıktınız karşıma!" diye gürledi Gunvald Larsson. Açmazlara düşmeleri. Bu soysuzlardan binlerce var. Dahası."Ulan. Gelenleri görünce. yaşamlarını cehennem kuyularında sürdüregelmeleri kendi suçları değildir. toparlandılar." "Hmmm! Kim bilir? Belki haklısın. ailelerini ve de sosyal durum dedikleri kirli çamaşırlarını düşünen pis domuzlar. Bizim şu sersemi kuraldan ayrı tutmak gerek. Üniformalı bir çift devriye polisi duruyordu. evet. Şu herif gibiler var ya. kendi ellerimle sıkardım gırtlağını ya!" "Ne?" "Şimdiye dek kimseye söylemediğim bir şey açıklayacağım sana. Đşte bu nedenle ele geçmezler. Kasalarında birkaç demet kâğıt parçası bulundurdukları 349 için çevrelerine hava basıp başkalarının yaşamıyla oynama yetkisini kendilerinde görenler." . Odadan çıktılar. "Bizim işte yakayı ele veren gariplere inan ki. bacaklar iki yana ayrık ve kollar göğüste kavuşuk. Sonra daha yumuşak bir sesle ekledi: "Ha. çoğu kez acırım. Koridorun öte ucundaki bir kapının önünde. Onlara uzanamayız. Yalnızca paralarını. "Ulan. Doğduklarına pişman. Öyle ya. birtakım kara yazgılı kişilerdir onlar." diyen Gunvald Larsson içini dökmeye başladı. Đt sürüsü gibi. Biz ancak kurbanlarını götürür. bu zavallılarla uğraşırız.

" diye homurdandı Gunvald Larsson. "Aslında işi Stenström çözüme kavuşturdu.. "Biz bir şey yapmadık.. Neyse." diye katıldı Kollberg. "Evet. olur böyle şeyler. akılcı 350 bir yoldan çözdüğü söylenemez. "Alo. Komiserim."Tebrikler. "Ama yine de. Tuhaf! Bu çocuk büyümeden öldü gitti. Yüzümüzü ak ettiniz. kendi bildiğince çalışması." Telefon çaldı. O eksik sayfayı buldum. "Teresa cinayetini gerçekte Stenström çözdü. Onur yalnızca onundur. başkası değil." Yaklaşık bir saat sonrası. "Evet. Sağolun. Sonunda canavarı yakaladınız. Kimseye çıtlatmaksızın." Martin Beck sessiz kaldı. ba." dedi Kvant." diyerek yağ satımına katıldı Kristiansson." "Evet?" "Kalemle bir iki not almış sayfanın üstüne. burasını aradığını söylemiştin. Sağ üst köşede şöyle bir yazı var: 'Teresa dosyasına yerleştiri- .. Martin Beck cevapladı. Mansson küçümser bir tonda yeniden söze koyuldu: "Yanılmıyorsam. Bir de." "Nerde?" "Stenström un masasının üstünde. Martin BeckTe Kollberg Kungsholmsgatan merkezinin bir odasında oturmuş." dedi Martin Beck. Bloknotun altında. karşılıklı kahve içiyorlardı. Ben Mansson. polislik değil. Hele ardında en küçük bir kâğıt parçası bile bırakmamış olması.." "Nerdesin?" "Şu sıra Vastberga merkezindeyim.

Bir anlam taşıyor mu bunlar bizce?" Martin Beck soruyu karşılıksız bıraktı.' Bitiminde bir soru işareti. Telefon alıcısı elinde.' Ve de sayfanın en altına bir ad çiziktirmiş: 'Björn Forsberg. -SON351 .lecek. Sonra bir gülmedir tutturdu. koltukta oturakaldı.