P. 1
Lâle Gürman-Spiegel.pdf

Lâle Gürman-Spiegel.pdf

|Views: 3|Likes:
Published by TARIH

More info:

Published by: TARIH on Jul 01, 2013
Copyright:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/14/2014

pdf

text

original

Lâle Gürman: DER SPIEGEL NE KADAR DA ŞAŞI GAZETEYMİŞ ?!

Değerli dostlar, Son yıllarda dünyada nitelikli devlet adamı kıtlığı olduğu gibi, nitelikli medya kıtlığı da had safhada! Almanların yüksek tirajlı Der Spiegel'i buna güzel bir örnek. Ekte, bu gazetenin Taksim Gezi olaylarını irdeleyen(!) yazısının Almanca ve Türkçe versiyonu var. Benim de bu yazıya, eleştirilerim. 1- "Ekonomik kalkınma Türk toplumundaki çelişkileri gidermedi, sadece üzerlerini örttü." Yeri geldiğinde, yabancılarla birlikte olduğumda, onların bu şaşkın, temelsiz, üstünkörü değerlendirmelerine karşı çıkar, işin doğrusunu anlatırım: "Kalkınma toplum için değil, yandaşlar için olmuştur. Sen dışarıdan bakışlarınla, yüzeysel bakmalardasın, ben içinde yaşayarak". Önce şaşırırlar, sonra anlarlar. 2- "Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve daha sonra Atatürk ünvanını alan Mustafa Kemal Paşa dînî bayramlarda dahi rakı keyfi yapardı." Şu bakışın ve anlatışın ucuzluğuna bakar mısınız! İçer'deki yobaz, "ayyaş" der, dışar'daki ('kaşımak' amacıyla) "dini bayramlarda da ...". Acaba Türk halkı ne der, Der Spiegel? Merak etseydin, adı Sami olan eniştesine Sahmi diyecek kadar yabancılaşmış birini, Türkiye'ye yollayıp "saha araştırması" yaptırmaya kalkmazdın! 3- "Kuruluşundan bu yana geçen 90 yıldır, NATO üyeliğini izleyen 60 küsur yıldır ve Avrupa Topluluğu’na üyelik başvurusunun ardından geride bıraktığı 25 yıldır yüzünü daima kararlılıkla Batı’ya çevirmiş, on yıl boyunca dikkat çekici bir iktisadi gelişme yaşamış olan bu ülke, bir kez daha, 90 yıl önce cevaplamaya çalıştığı soruyla karşı karşıya: Kim olmak istiyoruz? Türkiye´nin olmak istediği yer neresidir?" Öncelikle Türkiye'nin AB'ye (o zamanki adı, AET) başvurusu, 1963 yılında oldu yani, yazıda bildirildiği gibi aradan 25 değil, 50 yıl geçmiş! Yüzde yüzlük bir hata! Yazar, bizim on yıldır çok iyi bir iktisadi gelişme yaşamış olduğumuzu kesinkes kabul ettirmek istemekte?! Değerli dostlar, bizlerin "Kim olmak istediğimizle" ilgili bir sorunumuz var mı? Ben, ne benim ne de yakın-uzak çevremin böyle bir sorunu olmadığını çok iyi biliyorum. Sizlerin var mı?! Bu nasıl gazeteciliktir ki tek amacı olayları doğru dürüst ortaya çıkarmak olması gerekirken, kendi gözlükleriyle gördüklerine inandırmaya çalışmakta?! Ekonomik kalkınmaya gelince ... A- AKP iktidarının ilk yıllarında milli gelir ve enflasyon hesaplama formüllerinde değişiklik yapıldı.Bunun sonucunda, milli gelir birden bire (kâğıt üzerinde) kişi başına on bin dolara fırladı. Bu arada işsizliğin de giderek arttığını anımsamak gerekir. B- Cumhuriyet'in katma değer üreten hemen bütün fabrikaları yabancılara satılarak dış borçların faiz ödemelerinde kullanıldı, dolayısıyla, ihraç edilebilecek mal ve hizmetlerden yoksun kalındı. Ufak tefek ihracat yapabilen bazı firmalar da dış piyasalardaki Çin rekabetine dayanamayarak, devre dışı kaldı. Sonuç olarak, ithalatta hiç bir kısıtlama yapılmadığı için dış ticaret açığı giderek katlanmaya başladı. C- Türkiye'nin döviz itibarı azaldığı için, yurt dışından mal getirmek isteyen Türk firmalarından devlet garantisi istenmeye başlandı. Türkiye'nin IMF'ye olan borçları sıfırlandı fakat özel sektörün döviz borçları Hükümet'in döviz itibarını daha da zorlar duruma geldi. Türkiye gibi bir pazarın nefessiz kalmaması için Türkiye'nin güvenilirlik puanını bir kademe yükselterek dış yatırımcıların Türk pazarına girip "hayat öpücüğü" vermesi amaçlandı. D- Bu şekilde gelen sıcak para en hafif bir sallantıda geldiği yere geri dönme riskini taşımaktadır. Piyasa oynamalarının sert zigzaglar çizmesini önlemek için Merkez Bankası elindeki döviz stoklarını zaman zaman piyasaya sürmeye başladı. E- Bu arada, ABD'nin karşılıksız para basma politikasındaki artık zorunlu hâle gelmiş olan değişiklik (kısıtlama) bütün dünya ülkelerini olumsuz bir biçimde etkilemeye daha şimdiden başlamıştır. Dolar fiyatındaki son artışlar, bunun ilk belirtisi olarak kendini göstermektedir.

Yukarıdaki dört maddenin ilk üçü, tamamen bir hükümet politikası sonucuna bağlıdır. Bu bağlamda, "başarılı" bir ekonomi var demek, ya alaycılıktan ya da ekonomi cehaletinden ileri gelir. Der Spiegel'i bundan böyle ciddiye almak, olası mı? Belli ki bu makale belirli odaklar tarafından ısmarlanmış bir yazıdır. 4- Yıllardır internet ortamında dolaşan bir yazı vardı, Fransız gazeteci Guillaume Perrier'in olduğu iddiasıyla düşmüştü internete fakat sonra Perrier, o yazıyı Ahmet Altan'ın yazdığını söylemişti...Yazıda anlatılan, "Türk toplumu çoktan bölündü, bir yanda kolej mezunu, yabancı diller bilen Türkler var, diğer yanda ise ayakkabıları ile eve girmeyen, ayakkabılarını evinin kapısında çıkarıp bırakanlar. Bu iki farklı grubun çatışması çok yakında". İşte o yazıda anlatıldığı gibi bir ifade var bu gazetede: "BUGÜNLERDE YAPILAN gösteriler ve karşı gösterilerde Türk toplumunda belirleyici olan iki ana yönelim netleşiyor: bir tarafta ilerici, kentli, Avrupa’ya odaklı olan, diğer tarafta ise muhafazakâr, kırsal alanda yaşayan ve İslamiyetin derinlemesine etkilediği kesim". Bırakın gazeteci olmayı, herhangi biri Taksim Gezi'ye bir kez gitmiş olsaydı bile orada göreceği manzara; bir tarafta namaz kılan gençler, hemen yanlarında onların rahat ibadet etmelerine olanak sağlayan namaz kılmayanlar..."Avrupa'ya odaklı" diye tanımladığı kimlerse, onlar "muhafazakar" dedikleriyle omuz omuza idi! Ne gözlem ama?! 5- "Her iki taraf, Türklerin çoğunluğu adına konuştuğunu iddia ediyor. Bu mümkün, çünkü bugünün Türkiye’si, Atatürk’ün çöken Osmanlı İmparatorluğu’nun harabeleri altında karşılaştığı geri kalmış asker ve çiftçi devletinden çok daha karmaşık bir oluşum." Ne büyük bir ezber! 1910'lu yıllarla 2010'lu yılların Türkiyesi ancak bu kadar zavallı bir tanımlamayla anlatılabilir! Ama bunun zavallılığını anlayabilmek için, o 1910'lu yılları bilmek gerek. Bu da büyük, çok büyük uğraş demektir ki bu gazetecilerin becerebileceği bir iş değil. 6- "20. yüzyılda yaşanan kentlere göç ve 21. yüzyılın başlarındaki ekonomik kalkınma, geleneksel ayrımları yumuşattı, hatta kısmen altüst etti." Hani Türkiye ortamı geçmişinden çok daha karmaşık idi? Burada tersini söylemekte?! Ne büyük gazetecilik:) 7- "Erdoğan’ın, Avrupa yanlısı ezici bir çoğunluğun da desteğini alan birinci görev döneminde, çoğulcu bir demokrasinin geliştiği izlenimi doğmuştu." Ne Erdoğan ezici bir çoğunluğun desteğini aldı (seçimler hileli idi. Erdoğan seçimden bir gün önce, "Bizim oyumuz %2223" demişti. Sonuca o bile şaşırmıştı) ne de birinci görev döneminde demokrasi gelişti. Böyle bir izlenim hiç kimsede yoktu! Çünkü Cumhuriyet'ten Nilgün Cerrahoğlu'na Erdoğan'ın söylemi, "Demokrasi bir tramvaydır. İnilecek durağa gelindiğinde, inilir" idi. Bunun anlamını anlayabilmek, çok büyük bir zeka gerektirmiyordu. 8- "Koç ve Sabancı gibi Türkiye’nin önde gelen sanayici ailelerinin mirasçılarından oluşan sanat hamilerince desteklenen yerel kültür çevrelerinin, geçmiş onyıllardaki kasvetli Kemalist devlet sanatı ile hiç bir ortak yönü yok. Bu çevrelerin en yaratıcı temsilcileri, geçtiğimiz haftalarda göstericilerin arasında yer aldı. Son olarak geçtiğimiz hafta başında Gezi Parkı’nın zorla boşaltılmasından sonra, performans sanatçısı Erdem Gündüz bir Atatürk resminin karşısında saatlerce hareketsiz biçimde ve hiç konuşmadan durarak polisleri şaşkına çevirmiş ve birkaç saat içinde yüzlerce duran adam ortaya çıkmıştı." Burada da empoze edilmeye çalışılan, "Kemalizm, kasvetli idi. Sanatı da öyle...Oysa bakın, ona tam tezat olarak biri çıktı, renkli bir gösteri yaptı...Durdu...Bütün dünya onu konuştu"! Yazıda anlatılan; 12 yıl öncesine kadar kapkara Kemalizm hüküm sürmekteydi, fakat 12 yıldır ne kadar da renkli sahneler ortalıklara çıkmakta!

Bu yazıda en küçük bir beyinsel faaliyet gösterilebilseydi, bu ülkede Atatürk'ün ölümünden hemen sonra, Kemalizm'in uygulamalarda yavaş yavaş ortadan kaldırılmış olduğunu anlardı. Ama... Ne kuyruk acısı imiş ki 90 yıldır dinmemiş! Daha nice 90'lara! 9- "Federal Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’den geldi: „Protestolara verilen cevap, ne yazık ki pek Avrupai olmadı, özellikle, aşırıya kaçan keskin üslup. Kendini değerler birliğimizin parçası olarak görenler, barışçı protestoları tehdit olarak algılamak yerine, savunmalıdır. Yine de, ben Türkiye ile diyaloğun zayıflatılmaması, özellikle hukuk devleti konusunda daha sıkı kurulması çağrısında bulunuyorum.“ Türkiye'yi elinden kaçırmaktan tedirgin olanlara göre, Gezi olaylarında üslup aşırı idi, 7 yıldır Silivri'de, Hasdal'da yaşanmakta olanlar, değil! Oralarda yaşananları Batılılar mutlulukla izlemekteler, hiç bir itirazları yok! Çünkü ordu elemanlarının tutsak edilmesi, emperyalistlerin bu ülkede istedikleri gibi at koşturmalarına yol açtı. Ne iki yüzlülük?! 10- "Askerlerin, doğrudan doğruya İslamcılara yönelik soğuk darbesinin ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan on ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu karizmatik siyasetçinin yükselişinin de, şu andaki krizinin de anlaşılması, ancak bu müdahalenin hatırda tutulmasıyla mümkün." Yine baştan savma, desteksiz cümleler...Sıcak-soğuk darbeler islamcılara karşı yapılmadı, solculara karşı yaptırıldı. "Gazeteci", bu darbelerden nasiplenenlere baksaydı bile, anlardı. Ama "bakmayı" zahmetli görmüş olacak ki uyduruvermiş... Hatırda tutulması gereken varsa o da başka bir gerçek: Tayyip Erdoğan'ın hapis cezası almasının nedeni, Beyoğlu Belediye Başkanlığı seçimlerini kaybettiğinde, beraberindekilerle gidip seçim kurulunu bastıktan sonra sandık başkanı hakim Nazmi Özcan'a hakaret etmesidir.(http://www.odatv.com/n.php?n=basbakanin-unutmak-istedigi-hapis-cezasini-acikliyoruz0809101200) 11- "Atatürk ülkeyi modernleştirdiyse, Erdoğan da saygı gören bir bölgesel güce dönüştürdü. Atatürk Türkiye’yi laikleştirdiyse, Erdoğan da demokratikleştirdi. Hiçbir seçim zaferinde tek bir yabancı gözlemci dahi herhangi bir kuşku dile getirmedi. Ancak kalıcı başarıları – Türkiye’nin asker pençesinden kurtarılması, geniş kesimlerin refaha katılması ve AB ile üyelik müzakereleri – ilk başbakanlık dönemlerine ait." Bu yazı, çok yeni bir zamanda yazılmış olmasına karşın gerçeklerden o kadar kopuk bir yazı ki..."Gazeteci" hiç bir bilgiye baş vurmasaydı bile, yalnızca mini bir göstergeye bakmış olsaydı, böyle gerçek dışı bir cümle kurmazdı. "...saygı gören bölgesel güç..."?! "Komşularla sıfır problem" sloganından yola çıkarak problemin olmadığı tek bir komşu kalmamacasına dolu dizgin gitmiş bir ülkeden bahsediyor! Sen "gazeteci" olarak hem bu yazıyı Taksim olayları nedeniyle yazmaya başla, hem de şaşırıp Erdoğan ve demokrasi sözcüklerini geçir birbirine?! Gazetecilik Fakültelerinde okutulmalı bu yazı; mesleğin iflası olarak! Seçimler ve yabancı gözlemciler?! Şaibeli olduğu gerekçesiyle Yunanistan, Almanya, İzlanda'nın ret ettiği ABD'li Sun şirketinin paket programıyla yaptırılmış olan seçimlerden bahsediliyor... O bilgisayar destekli programın yanında ne yabancı gözlemcinin gerçek gözlemine gereksinim vardı, ne de sıradan bir gözleme! 12- "Kürtlere yakın bir muhalefet partisinin milletvekili Altan Tan da endişeli – her ne kadar Erdoğan’ın AKP’si ilk hükümet partisi olarak Kürtlerle bir barış süreci başlattıysa ve cezaevindeki PKK yöneticisi Abdullah Öcalan’la umut vaadeden bir ateşkes konusunda uzlaşmaya vardıysa da. Tan, Türkiye’de şu anda, tüm kurumların – adalet, ordu, polis ve bürokrasi – zirvelerindeki kişilerin AKP’nin adamları olmasın-dan dolayı gerçek bir kuvvetler ayrılığının olmadığını söylüyor. „Erdoğan da, devleti kendi malları gibi gören Kemalistlerden farklı davranmıyor.“ Tan’ın tanısı doğru. Türkiye’nin taşlaşmış hakimiyet devletinin zincirini kıran Erdoğan, şimdi, bir zamanlar kendisini cezalandırmış olanların araçlarıyla sürdürüyor iktidarını. Kemalistlerin onyıllar boyunca demokratikleşmeyi engellemesinin gerisinde yatan, her şeyi tek başına belirleme iddiasına sahip."

Altan Tan'ı "Kürtlere yakın" diye tanımlamak da doğru değil, "PKK'ya yakın" diye tanımlamak gerek. Bu iki tanımlama birbirine karıştırılırsa (ki karıştırılmış) Türkiye'deki Kürtlerin BDP'nin arkasında olduğu zannettirilir. Oysa aklı başında halk çok iyi bilmektedir ki BDP, PKK'nın Meclis'teki koludur. Kürtler başka, PKK başkadır. Kürtler bu ülkenin asli unsuru olarak her vatandaşın sahip olduğu haklara sahiptir; subay, general, genel kurmay başkanı, başbakan, cumhurbaşkanı olabilir, olmuştur. İçlerinde yurt dışından derlenmiş Ermenisi, Arabı, Süryanisi de olan PKK'lılar da bunları istemektedir, ama elde edemeyeceklerdir! Ayrıca, AKP'nin başlattığını söylediği barış süreci, Kürtlerle değil, PKK ile yola çıktığı bir süreçtir. Eşyanın doğası gereği, amacına ulaşamayacaktır. Tan'ın endişesi: Tan- kendince haklı olarak- PKK'nın şu ana kadar elde etmiş olduklarından daha fazlasını elde etmek istiyor, fakat içeride sıkışan Erdoğan'ın, bu talepleri karşılayamayacak olmasından ürküyor. 13- "ŞİMDİLİK GEZİ PARKI’NDAN çıkarılmış olan direnişçiler için, Türkiye toplumunun büyük bir kesiminin, hedeflerini paylaşmıyor olması acı bir bilgi olabilir. Türkiye’nin kimliği için verilen mücadelede ne kazananlar olacak, ne kaybedenler. „Siyah“ ve „beyaz“ Türkler artık birbirleriyle konuşmak zorunda. DANIEL STEINVORTH, BERNHARD ZAND" Steinvorth ve Zand bu yazıyı çalakalem ve bekleyip anlamadan, sorup soruşturmadan yazdıkları için şimdi çok üzülmüş olmalılar. Çünkü "..acı bir bilgi.." dedikleri de temelsiz bir cümle. Direniş sırasında biraraya gelen, omuz omuza duran kişiler, başka zaman ve ortamlarda asla biraraya gelebileceği düşünülemeyecek kişilerdi. Olaylar sonrasında ise aynı kişilik yapısındakiler Türkiye'nin çeşitli kentlerinin, değişik mahallelerindeki parklarda her gece buluşmakta, forumlar yapıp yakın-uzak geleceğe el koymaya kararlılar.

Değerli dostlar, Der Spiegel maliyeti düşürmek isteyince hem nitelikleri düşük "gazetecileri" hem de gözlem yapma yeteneği olmayan, gazetecilik işini de amatörce yapanlardan yararlanmak istemiş. Fakat sonuç görüldüğü gibi, kendi açısından hüsran. Acaba yazı "sipariş üzerine" olduğu için mi bu kadar ucuz? Esenlikler, Lâle Gürman --------------------------KANADA GENÇLİĞİNDEN TÜRK HALKINA DESTEK, FAKAT YETMEZ ... KANADA HÜKÜMETİ SÖZDE ERMENİ İDDİALARINI KABULLENDİ, ARKA ÇIKTI. KANADA GENÇLİĞİ, "DİREN, TÜRKİYE" DİYEREK TÜRK HALKININ YANINDA OLDU. ŞİMDİ KANADA GENÇLİĞİNDEN BEKLENTİMİZ, BU DUYARLILIKLARINI SÖZDE ERMENİ KATLİAMI KONUSUNDA DA GÖSTERMELERİ VE HÜKÜMETLERİNİ UYARMALARI! LÂLE GÜRMAN http://www.youtube.com/watch?v=QLhz4iezeM8&feature=youtu.be  

You're Reading a Free Preview

Download
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->