Mehmet Okyayuz

(KLÂSİK) FAŞİZMİN

KAVRAMSALLAŞTIRILMASI ÜZERİNE BİR DENEME
Mehmet Okyayuz∗

FAŞİZMİN KAVRAMSALLAŞTIRILMASINDAKİ
ZORLUKLAR(A RAĞMEN)...

A.
Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki kriz süreçleri bağlamında Sovyetler Birliği dışındaki hemen hemen tüm Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan ve radikal muhafazakâr (eklektik) bir ideoloji olan faşizmin kavramsallaştırılmasında yaşanan tanımlama/belirleme zorlukları, pek az olgu için söz konusudur. Bu zorlukların genel çerçevesini (kategoriler ve siyasî pratikler düzeyi diye ayırabileceğimiz) iki noktada özetlemeye çalışacağım: 1- Tarihsel-toplumsal olarak Fransız Devrimi’nin kitlesel-“halkçı” vurgusuna karşı geleneksel-“elitist” bir tepki hareketi olarak doğan muhafazakârlık, XIX. yüzyıl boyunca “sokak”tan uzak bu duruşunu genelde sürdüregelmiştir. Siyasî gücünü ve ideoloji üretme potansiyelini ise, bu dönemde ilk başta karşı çıktığı burjuvaziyle birlikte işçi hareketine ve onun eşitlikçi taleplerine karşı çıkarak kazanmıştır. Değerler temelli “idealist” ve “maneviyatçı” söylemi sınıfsal çıkarları sayesinde pratik-politik olarak pragmatikleşmiş, ancak ne olursa olsun tek başına bir kitle hareketi

Mehmet Okyayuz, Orta Doğu Teknik Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü

1

1 Bu süreç pratik-politik açıdan değerlendirildiğinde. faşist hareketler bir dönüşümü simgeler. kitleler üzerindeki etkisini ancak kapitalizmin itici gücü olan liberal burjuvazi ile birlikte hareket ederek kazanmıştır. muhafazakârlığın (hangi türden olursa olsun) çekim merkezinde her zaman dinî bir söylem olup sağ partiler kendilerini bu söyleme eklemlemişlerdir/eklemlemektedirler. zaman içerisinde muhafazakâr ideolojisinin çekim merkezi hâline gelmişlerdir. geleneksel muhafazakâr partilerin (örneğin Weimar Cumhuriyeti’nde dinî-muhafazakâr kesimleri temsil eden Zentrumspartei/Merkez Partisi) siyasî egemenlik alanlarının daralması anlamını taşımaktaydı. daha doğrusu: Onun etki alanının genişle(til)mesiyle birlikte “üçüncü” bir sınıf olarak gittikçe sayıları artan orta sınıf (küçük burjuvazi) mensuplarını örgütlemek için “elitist” tavrından vazgeçip kitlesel hareketlere dönüşmüşlerdir. Küçük burjuvazinin mensuplarının (çok farklı sosyo-ekonomik 1 Bu. Bu anti-kapitalist söylem. Türkiye’de ise. muğlakta bırakılmış) kapitalizm öncesi “güzel” dönemlere ilişkin özlemleri kullanarak oluşturulmuştur. bu süreçte liberalizmin birey-kamusal alan kategorizasyonunun siyasî-kurumsal ifadesi olan parlamentarizm gibi olguları genelde kabul eder hâle geldiği gibi.Doğu Batı olamamış/olmak istememiş. burjuva toplumunun analizi sonucunda değil. ilham kaynağını Marksist toplum teorisinden alan işçi hareketine karşı birleşmişlerdir. En geç İtalyan faşizmin iktidara gelmesiyle birlikte başta Almanya olmak üzere muhafazakârlığın çekim merkezinin yerini artık dinî-geleneksel söylem değil faşist söylem almıştır. faşist hareketlerin başından itibaren anti-Marksist söylemin yanı sıra anti-kapitalist söylemi de kullanmalarıydı. Sonuçta her iki ideoloji de mülkiyet ideolojisi bağlamında iç içe girip alternatif bir yaşam tarzını teoride ve pratikte savunan. Geleneksel muhafazakârlığın söylemlerini kullanıp irrasyonel-mistik noktalara taşıyan bu aktivist hareketler. geleneksel muhafazakârlığın tüm ideolojik bileşenlerini militaristşovenist bir söylem-pratiğe taşımaktaydı. 2 . Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra maddî ve manevî bir statü kaybına uğramış olan ve proleterleşmekten korkan küçük burjuvazi. bu tür söylemler sayesinde örgütlenebilmiştir. liberal ideoloji de –öte yandan– bu “işbirliği” bağlamında muhafazakârlaşmış. yüzyılın başında. Devletin büyümesiyle. Bu söylem. İşi daha da karmaşıklaştıran bir diğer nokta. Birinci Dünya Savaşı sonrasına kadarki tablo böyle iken. gelişmiş kapitalist ülkelerde gözlemlenebilecek bir durumdur. XX. artık irrasyonel ve idealist felsefelerle yeni kapitalist-emperyalist dünya düzeninin savunucusu hâline gelmiştir. daha ziyade (faşistlerce hiçbir zaman somut olarak tanımlanmamış. Muhafazakâr ideoloji. MHP’nin “Türk-İslâm” sentezi bunun belki de en çarpıcı örneklerindendir.

siyasî sistem olarak yapısının-yöntemlerinin ve sosyo-ekonomik işlevinin. 116. tam tersine güncelliğini korumaktadır. Buna göre. faşizmin toplumsal taşıyıcılarının. 3 . Zeitschrift für Sozialforschung 8/Sosyal Araştırmalar Dergisi 8. pratik-politik bir nedensellik içerir. 3 Max Horkheimer: “Die Juden und Europa/Yahudiler ve Avrupa”. yüzyılda ve özellikle Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan faşist hareketler alışagelmiş kavramları/kavramsallaştırmaları “altüst” etmiş. Dimitroff’un tüm burjuva mensuplarını faşizmle ilişkilendirmeyen meşhur faşizm tanımı (“Faşizm. yükseliş nedenlerinin. yükselişinin ve iktidara gelmesinin araştırılması 60’lı yılların ortalarından önce olmamıştır. burjuva-kapitalist toplumları bağlamındaki işlevi. s.2 Faşizmin kitlesel taşıyıcıları (sosyolojik yönü). Ancak ne var ki. onlar hakkında yeniden düşünmeyi zorunlu kılmıştır/kılmaktadır. iktidar yapısı ve (şiddet kullanımı gibi) yöntemleri meselesinin bütünlükçü toplumsal bir sorunsal olarak ele alınılması. 2. terörist diktatörlüğüdür”) sayesinde ancak yukarıda bahsedilen anti-faşist halk cephesi politikaları yürütülebilmiştir. “ideolojisi”. niteliksel olarak burjuva-parlamenter sistemlerden ayrılan burjuva iktidar biçimleri oldukları gerçeği kavranmıştır. Die Juden und Europa/Yahudiler ve Avrupa3 adlı makalesinde faşizmi “modern kapitalist toplumun hakikatı” (die Wahrheit der modernen kapitalistischen Gesellschaft) olarak tanımlar. Zira. yönsüzlüğü. faşizm hakkında konuşmak. duruşsuzluğu ve geleceğe ilişkin teorik ufuksuzluğu faşistlerin işini kolaylaştırmıştır. pür bilimsel bir uğraş olamazdı artık. O dönemden itibaren faşizmi açıklayan teorilerden söz etmek mümkündür. 1939. Sonuç olarak.Faşizmi tanımlamakta çekilen zorlukların diğer bir nedeni de. dolayısıyla da farklı farklı kısmî çıkarlara sahip olmalarından kaynaklan) heterojen yapısı. taraf olmayı kategorik olarak beraberinde getirir. faşizmle ilgili tarihsel deneyimlerden sonra faşizm teorileri gerçeklikten kopuk. Örneğin Max Horkheimer. finans kapitalin en gerici.Mehmet Okyayuz statüye sahip toplumsal kesimlerden oluşmalarından. en şovenist ve emperyalist öğelerinin açık. Şöyle ki. yani burjuva-kapitalist toplumları ile bağlamsallığının analizi tarihsel olarak “bitmiş” değildir. 2 Yine ancak 1935 yılından sonra faşist iktidarların salt burjuva bir “hükümet değişikliği” olmadıkları. yani faşizmin ortaya çıkışının. faşist hareketlerin yukarıda bahsedilen radikal-muhafazakâr niteliği en erken 1935 yılında Komintern bünyesinde örgütlenen (ve komünistleri olduğu kadar Thomas Mann gibi hümanist burjuva yazarları da kapsayan) anti-faşist halk cephe politikaları bağlamında kavranabilmiştir. şiddet uygulama açısından vs. XX.

çoğu zaman faşizmin ortaya çıkışının ekonomik. sosyal demokrat-sosyalistlerden komünistlere kadar– zaman zaman karşıtlarından faşist olmakla suçlanmışlardır. Güncelliği tartışmak. Oysa ki. Spielformen der Intermedialität im spanischen und lateinamerikanischen Surrealismus/İspanyol ve Latin Amerikan Sürealizminde Medyalar Arası İçiçeliğinin Biçimleri. Roloff (Ed. U. s.Doğu Batı Marx. Bir örnek için bkz.). Yetmişli yıllarda Şili’deki ya da Güney Vietnam’daki askerî-muhafazakâr diktatörlüklerin tartışılması da bu bağlam sayesinde olmuştur. yani zaman zaman tarihsel-toplumsal bağlamsallığından koparılarak kullanılması tehlikesini barındırır: Örneğin. son zamanlarda faşizm kavramı herhangi bir baskıcı rejim için kullanıldığı gibi. boyutların birlikte değerlendirilmesi ancak faşizmi diğer sağ-otoriter/totaliter iktidar biçimlerinden ve hattâ parlamenter-burjuva rejimlerden ayırmaya yarar. S. fenomenolojisine (“ideoloji” ve “ideoloji” bağlamındaki örgütlenme ve iktidar yapısına) ve işlevine ilişkin boyutları bütünlükçü bir toplumsal teori bağlamında ele alınmamaktadır.: Alfonso de Toro: ‚HYPERSPEKTAKULARITÄT‘/‚HYPER–REALITÄT‘/‚VERISTISCHER SURREALISMUS‘. VERKÖRPERUNGEN/ENTKÖRPERUNGEN: TRANSMEDIALES UND HYBRIDES PROTHESEN–THEATER: „PERIFÉRICO DE OBJETOS“: MONTEVERDI MÉTODO BÉLICO. sadece kuşakların değil. toplumsal. 4 . yaşamımızdaki görünür-görünmez şiddet potansiyellerine vurgu yapmak içim özellikle edebiyat-tiyatro alanlarında kullanılmaktadır. 115 5 Mikro-faşizm gibi kavramlar. örgütlenmeler ve sistemler –muhafazakârlardan liberallere kadar. “Gelmiş geçmiş tüm kuşakların gelenekleri bir karabasan gibi ağırlık oluşturur yaşayanların beyinlerinde” 4 sözlerini kullanmıştır. Faşizmin kavramsallaştırılmasının yöntemsel zorluklarına gelince. öte yandan. Berlin (Ost) 1960. psikolojik ve ideolojik momentleri birbirlerinden ayrıştırılarak izole bir şekilde analiz edilmektedir. Demek ki (klâsik) faşizm dönemini ve bu diktatörlükleri tartışmak. Bielefeld. halkların ölümünü planlı bir gelenek olarak inşa edip yaşayanların karabasanı hâline getirmiştir. B. 1852 yılında. her bir boyut kendi başına önemli olsa da. kavramların istenildiği gibi. her zaman güncel politikayı da tartışmak anlamını taşır. yani. MEW 8. 1-40. Faşizm bağlamında bu sözler çok temel. 4 Karl Marx: Der Achtzehnte Brumaire des Louis Bonaparte/Louis Bonaparte’ın On Sekizinci Brumaire’i. Şöyle ki.5 Bu bağlamda neredeyse tüm siyasî tutumlar. bireysel ilişkilerin niteliğini tanımlamak için de kullanılabiliyor (“mikro-faşizm”). kısmî yaklaşımların yetersizliğinden bahsetmek gerekir. Felten/V. faşizmin oluşum (örneğin toplumsal taşıyıcıları: Küçük burjuvazi). şiddetli gerçekliğe işaret eden bir anlam taşır: Zira faşizm.

Her iki örnekte de. faşizmin oluşumcu boyutuyla ilgili olarak. 6 Bu konuya daha sonra ayrıntılı değinilecektir. Ancak. 7 Bkz. İtalyan faşizmi. tam da bu “küçük burjuvaziyle birlikte tek başına iktidara gelmek” noktası. tarihsel olarak tekrarlanması mümkün olmayacak koşullarda ortaya çıkabileceğini ifade etmek. Yunanistan örneği ise. faşizmin (daha sonra göstereceğimiz) oluşumcu boyutu. Daha sonra faşizmin total (kesintisiz ve her yerde) terör uygumalarına değindiğimizde. Nasyonel Sosyalizm. tehlikeli bir yanılsama olacaktır ki. yani İspanya’nın imtiyazlı muhafazakâr-statükocu kesimleri örgütleyen bir koalisyon rejimiydi. toprak sahiplerini. München 1963 5 .. yani faşizmi salt işlevsel tanımlamak. faşizmi nitelediği kadar Batılı sanayileşmiş ülkelerin formel-demokratik şekilde düzenlenmiş kapitalizmini de niteler.Mehmet Okyayuz Hiçbir boyutun analizinden vazgeçilemeyeceğine ilişkin sav. şüphesiz. yine de somut değişimlere açıktır. Örneğin faşizmin belli başlı toplumsal işlevleri farklı siyasî-toplumsal sistemler için de geçerli olabilmektedir: Kapitalist toplumsal yapının sürdürülmesi ve korunması (ki bu. salt yöntemsel olarak değil içeriksel olarak da temellendirilebilir. kilise mensuplarını. Die Action francaise. Oysa ki. bir darbe girişimi sonucu ortaya çıkan askerî bir diktatörlüktür. diğer gerici güçlerle birlikte etkili olabilmekteydi. Daha ötesine giderek. faşizmin en önemli işlevlerinden bir tanesidir!). Action francaise. önemli tanımlama niteliklerinden biridir. Monarşistleri. bu kitle meselesi önem kazanacaktır. 7 somut neo-faşist oluşumları göz önünde bulundurarak. ordu mensuplarını vd.: Ernst Nolte: Der Faschismus in seiner Epoche. der italienische Faschismus. der Nationalsozialismus/Kendi Çağında Faşizm. özünde faşist Falange’yi. bu gibi ülkelerde faşizmden bahsetmek. faşizmin işlevlerinin bütünü Portekiz/İspanya tipi burjuva-muhafazakâr diktatörlükler ya da Yunanistan tipi askerî diktatörlüklerin çerçevesinde de gerçekleşebilir.6 Aynı şekilde salt oluşumla ilgili boyutuyla faşizmi tanımlamaya/belirlemeye çalışmak da benzer zorlukları beraberinde getirecektir: Bir yandan. genelleştirebileceğimiz özgün yapısal nitelikler taşısa da. faşizm kavramını bilimsel ve siyasî-pratik olarak “kullanılamaz” hâle getiren bir kavram kargaşasına yol açar. Ancak şu kadarını belirtmeliyiz ki: Örneğin Franco rejimi. faşist hareket tek başına belirleyici olmaktan çok. özellikle Nolte gibi muhafazakâr teorisyenlerin vurguladığı gibi. faşizmin salt belli.

bu bütünlükçü şekliyle analiz edilmesi hâlinde bile. burjuva-muhafazakâr diktatörlük ve faşizm arasında bir yerde kurulacak olan bir iktidar şeklidir. Bu 6 . tek tek ele alınmaları ise kavram kargaşasına yol açacaktır. çünkü Almanya örneğinde en geç 1929 yılından itibaren sermaye kesiminin faşizme verdiği maddî-manevî destek doruk noktasına varmıştır). kitlesel taşıyıcıları açısından Alman faşizmi ile benzerlikler taşımasına rağmen. otoriteye tapma vs. Ayrıntılı şekilde bu üç boyutu ele almadan önce (yöntemsel zorluklara ilişkin tabloyu tamamlamak açısından!) bir de fenomenolojik boyutun tek başına yetersizliğinden söz etmek isterim. Örneğin. Önerilen (faşizmi oluşumcu.pratiğine ilişkin niteliğine işaret etmek gerekir.Doğu Batı Öte yandan tarihsel analiz göstermektedir ki. Avusturya’daki faşist hareket. kendi “akılları” ile hareket eden âdeta mistik kütleler seviyesine “yücelt”miş oluruz. otoriter rejim (örneğin otoriter bir başkanlık demokrasisi). faşist iktidarlar –küçük burjuva mensuplarının çıkarlarını nihaî olarak salt propagandalarında vurgulamış olsalar da– paradoksal bir şekilde onlara verilen vaatleri yine de bir yere kadar gerçekleştirmek zorunda kalmışlardır. Peronizm. işlevsel ve fenomenolojik boyutlarıyla bir bütün olarak ele alan) yaklaşım. her bir boyutun birlikte değerlendirilmesi ancak faşizmin tanımını kolaylaştıracak. Zaten öbür türlü. yukarıda faşizmin söylem. onları sermayeye karşı koruyarak olmamıştır (olamazdı da zaten. herhangi bir sağ-otoriter/totaliter iktidarın meydana gelip gelemeyeceğine ilişkin kat’i tespitlerin yapılması için değil. Ancak. faşist hareketin iktidara gelebilmesi –en güçlüsü olsa da– tarihsel ihtimallerden biri olacaktır. daha ziyade siyasî gelişmelerin güçlü iktidar olasılıkları hakkında fikir yürütebilmek için öne sürülmektedir. Bu. Konuyu biraz daha derinlemesine ele aldığımızda. siyasî sistemi en doğru şekliyle (şiddet kullanımını “normal” burjuva hukuk normlarının ötesinde yaygınlaştıran. Almanya ve İtalya’da olduğu gibi tek başına iktidara gelememişti. Bu örnekle de gösterilmek istenen şudur ki. ideolojik açıdan faşist Almanya ve İtalya’daki faşist iktidarlarla benzerlik göstermektedir: Aşırı milliyetçilik vurgusu. tarihsel değişim-dönüşümleri insanî eylemsellikten bağımsız değerlendirilmiş olup. Faşist iktidarların oluşumlarında küçük burjuvazinin önemli rol oynadığını söylemiştik: O yüzdendir ki. belli toplumsal formasyonlar bünyesinde tespit edebileceğimiz bu oluşumcu yapının elementleri ille de faşist iktidara yol açmak zorunda değildir. Olabilecek olan. 1938 yılında faşist Almanya’nın ilhakına kadar ki. ordunun ve toplum içindeki askerî örgütlenmelerin yüceltilmesi (militarizm). ancak faşist terör seviyesine ulaşmayan) burjuva bir diktatörlük olarak tanımlamak mümkündür.

burjuvazinin emperyalist hedefleri faşist iktidarın hedefle riyle nihaî olarak çelişmez. Almanya’da Birinci Dünya Savaşı sonrası devrimci işçi hareketinin Berlin’de sosyalist bir cumhuriyet kurma çabalarında en belirgin şekliyle vücut bulmuştur. Sosyalist bir Almanya’nın yerine Alman sosyal demokratların liderliğinde burjuva-parlamenter Weimar Cumhuriyeti kurulduktan sonra bile. oluşumcu ve işlevsel boyutlarına bakarak da Peronizmi faşizmden ayırmak mümkündür: Peronizm.9 Bu pratiğin ön koşulu. sanayi ve büyük toprak sahipleri. belli bir sosyo-ekonomik gelişmişliktir. diğer örneklerdeki mantığa sadık kalma açısından. BİR TANIMLAMA/BELİRLEME DENEMESİ Faşizmin. Ancak. yani teknoloji ve sermaye birikiminin belli bir seviyeye ulaşmasıdır. devrimci denemeler Al8 Faşist iktidar. uzun vadede ve nihaî olarak kapitalizmin hizmetindedir. Arjantin gibi dış destekle kapitalistleşmiş ülkelerin böyle bir pratiğe ulaşması pek mümkün görünmemektedir. İşçi sendikalarıyla ordu arasında bir koalisyon kurma denemesidir. Bu örnekte fenomenolojik boyut tek başına bile faşizm tanımını olanaksız kılmaktadır.8 Vurgu şuradadır ki. Alman faşizminin birtakım başarısız otoriter başkanlık hükümetleri denemelerinden sonra Hitler’i Şansölye olarak iktidara taşımasından çok farklıdır. kitlesini hiçe sayar. yükseliş ve iktidara gelmesinin tarihsel-toplumsal koşullarını) iki noktada özetlemek mümkündür: 1. İtalyan faşizminin –teatralik– Roma’ya Yürüyüşü.Hem İtalyan hem de Alman faşizminin öncesinde başarısız proleter devrim denemelerini ya da proletaryanın devrimvâri isyanlarını tespit etmek mümkündür. Almanya gibi klâsik faşist iktidarlar. ama zaman zaman kendi dinamiklerini ortaya koyar. yani “oligarşi”nin lehine işleyen siyasî bir sistem değildir. 7 . 9 Yirmili ve otuzlu yılların bilinen anti-faşist slogan: “Faşizm Savaş Demektir!” ( Faschismus bedeutet Krieg!) bu korkunç gerçeği yansıtmaktadır.Mehmet Okyayuz vaatlerin gerçekleştirilmesi. C. militarist ideolojiyi her zaman militarist pratiğe dönüştürürler. oluşumuna ilişkin boyutunu (yani ortaya çıkış. onun ortaya çıkış ve yükselişinin genel tarihsel-toplumsal koşullarının analitik olarak farklı ülkelerdeki somut faşist hareketlerin gelişim ve iktidara gelme biçimlerinden ayırt edilmesi gerektiğine ilişkindir. ama aynı zamanda küçük burjuva bir kitle hareketi olarak onlara dayanır. ama zaman zaman başka ülkeleri işgal etme konusundaki zamanlama açısından kendi kararlarını verebilir. Faşizmin kavramsallaştırılmasında yaşanan bir diğer yöntemsel zorluk ise. militarist ideolojiyi yayılmacı politikalarla fiilen hayata geçirerek olmuştur. Bu.

Yazımızın başında bütün bu gelişmelere paralel olarak geleneksel muhafazakârlığın güç kaybından bahsetmiştik. artık eski yöntemlerle mümkün olmayıp faşistlerin örgütsel gücünün kullanılmasıyla zorunlu hâle gelmişti. otoriter başkanlık sistemlerinin. sermaye ve orta sınıflar diye ayırabileceğimiz) en önemli üç toplumsal güç faktörün içsel yapısına ve göreli istikrarına. Aynı şekilde. Münih’te çok kısa ömürlü bir Sovyet cumhuriyeti (Münchner Räterepublik) bile kurulmuştur. bazı ülkelerde ordunun. toprak mülkiyetine bağlı üretim tarzının egemen olduğu güneyde ise toprak işgalleri olmuştur. Orta sınıflarsa. askerî diktatörlüklerin ya da burjuva diktatörlüklerin yardımıyla düzen sağlanmaktaydı. daha düşük düzeyde anti-proleterlerdi. kuzeyde kitle grevleri. Burjuvazinin. farklı ülkelerdeki farklı sınıfsal ilişkiler ve gelişmişlik düzeylerine göre değişiyordu: Almanya ve İtalya’da faşist antiproleter hücum kıtaları. Bu denemelerin başarısızlığına rağmen –ki. Dolayısıyla. örgütlü işçi sınıfını sosyo-ekonomik statülerine karşı bir tehdit olarak algılamaları ve daha sonraları faşist hareketlere destek vermeleri de tam da bu nedendendir. İtalya ve Almanya’nın örgütlü devrimci işçi hareketleri. Yirmili-otuzlu yıllarda Macaristan ve İspanya ağırlıklı olarak tarım ülkeleriydi. ancak yine de her zamankinden daha güçlüydüler. buna ilâveten bir ülkenin ekonomik gelişmişlik düzeyine bağlıdır.Doğu Batı manya’nın kuzeyinden güneyine yayılmış. Faşist hareketlerin yardımıyla. denge sermaye grupların lehine değiştirilmeye çalışılmıştır. Bunun sonucunda sanayi proleteryası. İtalya’da ise. devrimi gerçekleştirememişlerdi. işçi sınıfına karşı çıkış. burada kastedilen siyasî örgütlenme biçimlerine yönelik bir başarısızlık değil. İtalya ve Almanya’da bizzat faşist hareket ve iktidar. gerçek sosyo-ekonomik ve nihaî olarak siyasî iktidarı ele geçirememeye yönelik bir başarısızlıktır– işçi sınıfı ile sermayenin iki büyük fraksiyonu (sanayici kesim ve büyük toprak sahipleri) arasında göreli bir sınıf ve güç dengesi oluşmuştur. genelde kendi örgütlenmeleriyle hareket ederken. Proleter isyan denemelerini bastırmaya yönelik ve sınıfsal dengeyi kendi lehine çevirmeye çalışan karşı-devrimci tepki. Almanya gibi ülkelere kıyasla daha az örgütlü olup devrim denemelerinin etki alanı daha sınırlıydı. Bu yöntemler ise. eğilimleri çoğu zaman demokratik muhalefet ile kapitalist ya da feodal toprak sahiplerine karşı çıkmaktı. tarımsal proletarya da daha az örgütlü. işi faşist iktidara kadar götürürken. öncelikli olarak bir ülkenin (işçi sınıfı. ayrıca genelde daha az eğitimli ve daha muhafazakârdı. örneğin İspanya’da faşist hareket-ordu işbirliği söz konusuydu. zira Almanya gibi çok gelişmiş kapitalist ülkelerde olduğu gibi henüz üstlerinde hem 8 .

İkincisinde ise. bu yazının ilk bölümünün sonunda belirttiğimiz genel-somut ayrımı bağlamında bir ikinci adımda somutlaştırmak gerekir. Toplama kampında gardiyan olup şiddeti yoğun ve sınırsızca uygulayabilen ya da toplumsal örgütlerde “lider” yapılıp bir astını aşağılayabilen birey. yukarıda geleneksel muhafazakârlığın “elitizm”ine ilişkin söylenenlere) ağırlıklı olarak ordunun desteği ile hareket eder. Birincisinde iktidar. hattâ askerî-muhafazakâr diktatörlüklerden ayrılırlar. şiddet tekelini (kitle grevler gibi sistemin tehdit altına girdiği) olağanüstü durumlarda ancak emniyet güçlerinin yardımıyla ve şiddeti üstyapısal-yasal normlarla meşrulaştırarak uygular. Bu bağlamda sistematiklik. Ancak. faşizmin savaş politikaları bağlamında yönetimce kolayca kurban edilebilen bireydir aynı zamanda. tarihsel analiz sonucu ortaya atılan oluşumcu boyutla ilgili bu en genel tezi. Bunun önkoşullarından biri. Şiddet. Yukarıda tarif edilen koşullarda statükoyu savunmak isteyen en önemli toplumsal grup “kapitalistler” değil büyük toprak sahipleriydi. salt küçük burjuvazinin varlığı değil. Bu ülkelere “uygun” sağ-otoriter/totaliter iktidara gelme şekli darbedir (yakın geçmiş örnekleri arasında yetmişli yıllarda Lâtin Amerika diktatörlükleri ya da GüneyVietnam gibi Uzak Doğu ülkelerindeki askerî rejimleri saymak mümkündür). Şimdiye kadarki söylenenlerden birtakım çıkarsamalar yapmak mümkündür: Faşist hareketlerin iktidara gelme olasılığı küçük burjuva kitlelerini örgütleyebilme potansiyelleri geliştikçe artmaktadır. Bu kesimin kendi örgütlenmesi çok sınırlı olduğundan (bkz.Mehmet Okyayuz örgütlü işçi sınıfının hem de büyük sermayenin çifte baskısını hissetmiyorlardı. belli koşullardaki varlığıdır: Statü kaybı korkusu içinde olan. Proletaryanın örgütlülüğünün derecesi sağ-otoriter/totaliter baskının derecesini belirler. Yukarıda bahsedilen proleter devrim denemelerinden ya da devrimvâri isyanlardan hareket ederek. Zira o zaman faşizmi sadece kavramsallaştırmakla kalmayıp onu karşı devrimin diğer biçimlerinden ayırmak mümkün olacaktır. Bu şu anlamı taşımaktadır: Bireyler. Sonuçta gelişmiş kapitalist koşullarda ancak düşünülebilen bir küçük burjuvazi. bu noktada “normal” burjuva-parlamenter sistemlerden (bizim burada bahsettiğimiz gelişmiş kapitalist ülkeler).10 10 Faşist iktidarlar terörü tüm topluma yayıp tüm toplumun fertlerini de bu bütünlükçü teröre dahil ederler. karşı-devrimci terörün yoğunlaşmasının doğrudan daha önceki bu deneme ve isyanların yarattığı etkilere bağlı olduğunu söylemek mümkündür. potansiyel terör uygulayıcıları oldukları kadar terörün kurbanı da olabilirler –her zaman ve her yerde. emniyet güçleri ile kontrgerilla örgütleri –şiddeti kesiksiz 9 . faşist iktidarların kesintisiz uygulamak zorunda oldukları bir olgu olduğundan. hem proletaryanın sosyalist projesini hem de büyük sermayenin sermaye birikimleriyle oluşturdukları merkezîleşme ve yoğunlaşma eğilimlerini tehdit olarak algılayan bir küçük burjuvazi. süreklilik ve tüm toplumunun tüm fertlerini istinasız içine alan yoğunluk açısından en şiddetli karşı-devrimci biçim faşizmdir.

s. sınıfsal ilişkiler ışığında faşizmin kavramsallaştırılmasına gidilmeye çalışılmıştır. 1924-1928 arası göreli istikrar döneminde ise üye sayısı yeniden azalmıştı.6’sını kazanabilirken. Dolayısıyla. Kühnl: Formen bürgerlicher Herrschaft. Frankfurt/M. faşizmin önkoşullarından biri olan sosyo-ekonomik krizler konusuna ve bu krizlerin faşizme kayma açısından küçük burjuvazi üzerindeki etkilerinden söz etmek gerekmektedir. Faşist NSDAP (Nasyonel Sosyalist Alman İşçi Partisi ) daha 1928 yılında oyların ancak % 2. ancak (daha sonra değineceğimiz) muğlak ve eklektik “ideoloji”leri sayesinde toplumun daha az politize olmuş kesimleri de (” Lumpenproletariat”) örgütleyebilen bir küçük burjuva hareketidir. bu ülkelerde faşist hare ketler genelde kitle hareketleri düzeyine ulaşamazlar. orta sınıfların statü kayıplarını sosyalizme ve burjuva demokrasisine karşı çıkarak telafi etmeye çalışan. % 18. 11 Faşist hareket. Reinbek bei Hamburg 1984.12 Alman faşizminin gelişim çizgisine bakarak bunu doğrulamak mümkün olacaktır: Gerçekte faşist hareket kitle temelini –Birinci Dünya Savaşı sonrası ilk kadrolarını oluşturan işsiz kalmış subay ve erlerin ötesinde– ilk kez 1922/23 ekonomik krizinde genişletebilmiştir. 1929 Dünya Ekonomik Krizi’nin hemen akabinde. ondan önce. bu sınıfsal ilişkilerin toplumsal taşıyıcılarına ve onların politikalarına değinilecektir. Bu yüzdendir ki. ordularının yanı sıra SS gibi ordunun vurucu gücüne yaklaşan paramiliter örgütleriyle şiddeti yoğun bir şekilde uygularlar. s.: R.3’e. 11 Sosyo-ekonomik krizlerle faşizmin ortaya çıkışı.Doğu Batı 2. gehorchen. 13 A.13 İtalya’da benzer bir durum söz konusuydu: 1921/22 yıllarında enflasyon ve işsizlik doruk noktasındaydı. 219 10 . Homojenizasyon/tekdüzeleştirme. faşist hareketin önemli önkoşullarından biri. Liberalism-Faşizm . Frankfurt/M. Ancak. 99 vd. İşsizlerin 1920 yılı sonundaki uyguladıkları durumlarda bile– terörü (kaçırarak ve öldürerek vs. Zürih 1969. İkinci bir adım olarak. LiberalismusFaschismus/Burjuva İktidar Biçimleri.. Tasca: Glauben. geniş kesimlere toplumsal güvensizlik duygusu veren. bu oran 1930 yılında. Aufstieg des Faschismus/İnanmak. kämpfen.Yukarıda. yükselişi ve iktidara gelmesi arasındaki ilişkisi için bkz. Faşizmin yükselişi. yani toplumun büyükçe bir kısmını ideolojik olarak “zapt-urapt” altına almak. savaşmak. onların sosyo-ekonomik statülerini tehdit altına alan ve nihaî olarak burjuva demokrasisine ve partilerine olan güvenlerini sarsıp yok eden sosyo-ekonomik kriz semptomlarıdır. Viyana. itaat etmek.3’e kadar yükselmiştir. faşist hareketlerin (klâsik) faşist iktidarlara dönüşemediği bu ülkelerdeki egemen sınıfların otoriter/totaliter iktidarları (polis ve ordu gibi) geleneksel güçler tarafından korunur. 12 Bu konuyla ilgili bkz. 1968. Faşist iktidarlar ise.) kısmî terör olarak uygularlar.: F. 1932’de iktidara gelmeden önce ise en yüksek oran olan % 37. L: Carsten: Der Aufstieg des Faschismus in Europa/Faşizmin Avrupda’daki Yükselişi. az gelişmiş ülkelerde daha zor olduğundandır ki.

sınıfsal ilişkilerin taşıyıcılarını ve onların politikalarını kısaca ele alalım. Almanya ve İtalya’nın dışındaki (ki. o zaman bile. ancak mümkün olduğunca fazla noktaya değinerek faşizmin genelleştirebileceğimiz ana niteliklerine “yaklaşabiliriz” ki. 14 Avrupa’nın birçok ülkesinde bu durum benzerlikler göstermekteydi.000’i aşmıştı. Bunun nedenine yukarıda (ülkelerin farklı gelişmişlik düzeylerine ve sınıfsal ilişkilerine değinilerek) kısmen değinilmiştir.Mehmet Okyayuz 100. Zira. tek başına bir şey ifade etmeyebilirler. bu konumuzu aşacağı gibi. Almanya’daki burjuva orta sınıflarının ve işçi sınıfının büyük kesimleri için daha zor geçmiştir. devletini devrimci eylemlerle inşa etmemiştir. Ekonomik krizler ve özellikle büyük Dünya Ekonomik Krizi. hayâl kırıklığına uğramış bu kitlelere yönelirken. sermaye 14 15 A. bu kesimi ihmal etmişlerdi (Ernst Bloch gibi Marksist düşünürlere göre ise. hem (sosyal demokrat) reformist hem de (komünist) devrimci Sol. Bizzat bu anlayış. liberal ve demokratik gelenekleri yeterince geliştirip içselleştiremeyen Alman burjuvazisi. dönemin ortodoks Marksistlerince “küçük burjuva” anlayışı olarak değerlendirilmiştir). ileride başka bir bağlamda işlenmesi daha mantıklı olacaktır. yine tüm yazımız boyunca vurguladığımız üzere. Bunun sonucunda. tam tersine. iktidara gelmemişlerdir. savaş gibi dışsal olaylar sonucunda meydana gelmiştir. “irras yonel” söylemlerle nasıl olsa uzun vadeli politikalar yapılmaz savlarından hareketle. olsa olsa eğilimlerden söz etmek mümkündür. Bu.g. Faşizmin hangi sosyo-ekonomik koşullar altında meydana gelip yükseldiğinin genel çerçevesi çizilmeye çalışıldıktan sonra. ekonomik krizlerden faydalanarak salt kitlesel taşıyıcılarına dayanarak. küçük burjuvazinin gerici “gündüz düşler”ini ilerici-dönüştürücü eylemlere dönüştürmek olmalıdır. Sol’un önemli işlevlerinden biri. aynı Almanya’daki gibi. işlevsel ve fenomenolojik) boyutların birlikte değerlendirildiğinde faşizmin kavramsallaştırılmasının mümkün olabileceği tezimi hatırlatmak isterim. Faşistler bir “arz”ı temsil ederler. Sosyo-ekonomik krizler de. Ancak. Faşistlerin propaganda ve ajitasyonunda bu savaş motifi (anti-komünizmin ve anti-semitizmin yanı sıra) önemli bir rol oynamaktaydı. belli bir anlamda. 2. ancak tüm (oluşumcu. Almanya’nın ekonomik gücü. 3. Bunun birçok nedenini sıralamak mümkündür.e. İtalyan faşistleri de hiçbir zaman Almanlar’ın geniş kitle temeline ulaşamamışlardır!) hiçbir ülkede faşistler bu denli güçlenip diğer sağ partileri hâkimiyeti altına alamamışlardı. Almanya’da monarşik polis devleti çok daha uzun süre ayakta kalabilmişti. otoriter ve faşist ideolojilere karşı İngiliz. İtalyan burjuvazisi için de geçerli: Oradaki burju vazi. Bu inşa süreci. Faşistler. belirtilmelidir ki.000 civarındaki sayısı 1922 yılına kadar 600. savaştaki yenilgiden kaynaklanan tazminat ödemelerinden ve toprak kayıplarından. 11 . diğer ülkelerden çok daha fazla sarsılmıştı. Fransız ya da Belçika burjuvazilerine kıyasla daha az direnç göstermekteydi. Zira. Tek bir boyut ya da tek bir boyutun açıklamalı alt noktası bazen yeterli olmayabilir. bu büyük bir travma idi. Alman İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşı’nı kaybedenler arasındaydı: Savaş öncesi milliyetçi duyguları kullanılıp coşturulan geniş kitleler için. Buna ilâveten egemen sınıfların ve işçi sınıfının politikalarından bahsetmek gerekir. Gerçekte ne Almanya’da ne de İtalya’da faşistler tek başına. Yine de birkaç somut ipucu: 1. 15 Yöntemsel olarak. Ancak. elbette.

Doğu Batı kesimi ise belli tarihsel momentlerde (yani parlamenter hukuk devletinin üst yapısal normlarla meşrulaştırılan “normal” mekanizmalarıyla toplumsal krizleri çözemedikleri anlarda) bu “arz”a “talebini” belirtir. darbeciler de doğrudan dış ve iç sermayenin hizmetindeydiler. faşist iktidarlar küçük burjuva. Almanya gibi “birincil” kapitalist ülkelerin kendi toplumsal dinamikleriyle oluşmuş. Faşist kitleler bu ilişkinin özünü. Yetmişli yılların Şilisi’ndeki diktatörlük ABD yardımıyla ancak ayakta kalabildiği gibi. “Talep” meselesine geri dönersek: Sermaye kesimi bu “talebi” faşist hareketlere manevî (örneğin medya politikalarıyla) ve maddî (örneğin parti örgütlenmesinin inşasını/geliştirilmesini ve propagandanın alt yapısını sağlayarak) destek vererek ifade etmişlerdir. Yani. gelişmiş kapitalist ülkelerin “yardımıyla” “kapitalistleştirilip” sömürülen ülkelerin yapısı çok farklıdır. Almanya’da özellikle 1929 yılından sonra bu destek artmıştır: Sermaye kesiminin XIX. Faşist hareket. Buna göre Doğu ve Güney Doğu Avrupa ülkelerinin yanı sıra Batı Rusya’nın geniş kesimleri işgal edilecekti ki. dipnot 8). 1925 yılından itibaren deklare edilmiştir. “kendine ait” sınıfsal yapısıyla. tüm yenilgilere rağmen güçlü ve örgütlü bir) işçi sınıfının tüm örgütlerinin tasfiye edilmesiyle mümkün olabilirdi. yüzyılın sonlarından itibaren güttükleri emperyalist politikaların gerçekleştirilebilmesi ancak faşistlerin yardımıyla mümkün gözükmekteydi. çünkü faşist iktidarları askerî diktatörlüklerden ayıran en önemli noktalardan biri de budur. yani faşizmin işlevinin kapitalizme hizmet etmek olduğu gerçeğini değiştirmez ama çetrefilleştirir (bkz. Bu yaklaşımı tutarlı bir şekilde sürdürdüğümüzde. Faşistlerin yayılmacı politikalarına ilişkin programsa. bir kitle hareketi olarak oluşup yükseldiğinden. Bir daha belirtelim: Tüm bu koşulların belli tarihsel-toplumsal dönemlerde bir araya gelmesi. bu da Alman emperyalizminin Birinci Dünya Savaşı sırasındaki savaş hedefleriyle tıpatıp örtüşmekteydi. faşizmin ortaya çıkışının ve yükselişinin genel işaretleri olmakla birlikte. zaman zaman kendi dinamiklerine sahip olabilmiştir. faşizmin sermayenin salt hizmetçisi/hademesi olarak değerlendirilmesi pek mümkün görünmemektedir: Şöyle ki. Bu nokta analitik olarak önemlidir. daha sonra değineceğimiz fenomenolojik 12 . Şu âna kadar sınıfsal ilişkilerin. bu tasfiyeye 1932 yılında. Zira. bu türden politikaların o dönemdeki uygulanabilirliği (daha önce bahsettiğimiz üzere. yukarıda kullanılan “hademe” tabiri bu sağ-otoriter sistemler için çok daha doğru olacaktır. “resmî” iktidara gelişinden aşağı yukarı bir yıl önce. sosyoekonomik krizlerin ve sonunda egemen sınıfların politikalarına değinilmiştir. Almanya Komünist Partisi’ni (KPD) yasaklayarak ve lider kadrosunu tutuklatarak başlamıştır.

Der Kampf gegen den Faschismus/Faşizme karşı mücadele (1923) . Bu bölünmüşlüğün tüm ayrıntılarını analiz etmekten ziyade (ki bu. buna rağmen. Faşizmin İtalya’daki başarısının ardından. Faşist hareketin iktidara gelebilme şansı salt sosyo-ekonomik krizlere ve bu krizlerin geniş kesimler üzerinde yarattığı etkilere.): Theorien über den Faschismus/Faşizm Teorileri . bir Avrupa Sosyal Tarihi araştırması bağlamında yapılabilir). dolayısıyla. Gerçekte faşizm. Zetkin’in 1923 yılındaki tüm konuşmaları için bkz. Die Kommunistische Internationale/Komünist Enternasyonal dergisi. Clara Zetkin.Mehmet Okyayuz ve işlevsel boyutlarıyla ancak tanımlayıcı/belirleyici bir niteliğe yaklaşabilir. Stuttgart 1966. bu konuya yazımızın sorunsalını ilgilendirdiği ölçüde değineceğim. faşizmi (fatalist bir determinizmle) belli toplumsal koşullarda zorunlu olarak ortaya çıkan. 19 Örneğin.: H. Başarısı. her iki ülkede de nihaî hedef olan sosyalizmin inşası gerçekleştirilemediği gibi. faşizmin küçük burjuva taşıyıcılarına ilişkin ilk ciddi analizler olmakla birlikte18 daha sonraki çalışmalara da temel oluşturmuşlardır. salt onu destekleyen güçlere değil. bunlar. (başka nedenlerin yanı sıra) işçi sınıfın bölünmüşlüğünden dolayı çoğu zaman daha “düşük yoğunlu” talepler de gerçekleştirilememiştir. Nationalfaschismus/Ulusal Faşizm adlı çalışmasında 1923 yılında faşizmi “küçük burjuvazinin sınıf mücadelesi” olarak tanımlamıştı bu bağlamda. işçi sınıfının örgütlerinin de rol oynadığı bir güç durumunun ürünüdür. s. Ayrıca. Bunun somut ifadelerinden biri (yukarıda da bahsedilen devrim denemelerinin yanı sıra) işçi sınıfının örgütlerinin üye sayılarıdır: 1914 yılından 1920 yılına kadar İtalya’daki devrimci sendikaların (Confederazione Generale del Lavoro) üyeleri 321. ona karşı mücadele eden güçlere de bağlıdır.). s. Pirker (ed. Mayıs 1925. Almanya’dakilerinki 2. Bkz. 519 vd. Fakat. Neumann: Die Hindenburg-Aera/Hindenburg Dönemi. 93.5 milyondan 8 milyona yükselmişti. bu kitlelerin siyasî-ideolojik geleneklerine ve egemen sınıfların politikalarına bağlı değildir. Komintern tarafından ele alınan analizler özellikle faşizmin kitle temeli hakkında oldukça gerçekçi sonuçlar getirmiştir. 19 Ancak. Köln. Luigi Salvatoreli. Bkz. dolayısıyla ona karşı çıkışın anlamsız olacağı bir doğa olayıymış gibi değerlendirilmesi demektir.: Ernst 13 .): Komintern und Faschismus 1920-1940/Komintern ve Faşizm 1920-1940. Ernst Nolte (ed.: Ernst Nolte (Ed. 16 Üstelik ilk yıllarda bu örgütlerin toplumsal dönüşüm projelerini destekleyenler arasında küçük burjuvazinin belli kesimleri de vardı. Clara Zetkin’in 1923 yılında Komintern toplantılarında yaptığı konuşmalar17 bu bağlamda önemlidir.2 milyona. 18 Bu konu için bkz.000’den 2. Berlin 1967.: Th. 115 vd. İtalya ve Almanya’da Birinci Dünya Savaşı sonrasında devrimci momentler meydana gelmiştir. Böyle bir varsayım. s. işçi 16 17 Tasca 1969.

şiddet kullanımıyla niteliksel olarak “normal” burjuva toplumsalsiyasî formasyonlardan ayrıldığı noktalara en fazla ikincil olarak bakılıyordu. 118 vd. Kitlesel temeliyle. Sosyal demokratlar. Marcuse: Der Kampf gegen den Liberalismus in der totalitären Staatsauffassung/Totaliter Devlet Anlayışında Liberalizme Karşı Mücadele. kan ve toprak 21 gibi natüralistirrasyonel güçler konumlandırılmaktadır. daha önce de belirtildiği gibi. toplumsal içeriklerinden kopartıp “niçin” sorusunu sormaz.Doğu Batı sınıfının reformcu ve devrimci kollarını anti-faşist mücadelede bir araya getirmeye yaramamıştır. savunma amaçlı da eğitebilirseniz. 63. bu kısmî analizin en belirgin sonuçlarındandır. tarihsel olarak var olmuş ve dolayısıyla değiştirilebilir toplumsal koşulların “doğal” ve değiştirilemez olduğuna ilişkin savıdır. 14 . öte yandan.): Faschismus und Kapitalismus/Faşizm ve Kapitalizm. bu ideolojiler için insanların koşulsuzca kabul etmeleri gereken “ebedî” Nolte (Ed. 20 “Totalitarist” yaklaşım. faşist “ideoloji”nin de en temel noktası. 22 Bu konuyla ilgili bkz. s. Formları. Üniformalı bir gençliği manipüle edip saldırı savaşına da hazırlaya bilirsiniz.: Tasca 1969. FAŞİZMİN FENOMENOLOJİK (“İDEOLOJİ”SİNE VE “İDEOLOJİ” BAĞLAMINDAKİ ÖRGÜTLENME VE İKTİDAR YAPISINA İLİŞKİN) BOYUTU Tüm muhafazakâr ideolojilerde olduğu gibi. bu teoriyi savunanlara göre bu “totaliter” olmalı. aile ve özel mülkiyet. elinde bıçaklı gördüğümüz her kişi “katil” olmak zorunda değildir. Bizde ise. görüngülerden hareketle değerlendirir. s. Almanya ve Avrupa’daki işçi hareketinin önemli kısmında en geç 1848 yılında Komünist Manifesto ile birlikte muğlak “halk” kavramının yerini “sınıf” almıştır. otorite ve hayatta kalma mücadelesi: Tüm bu kategoriler. 21 Türkiye’de ise “toprak” kavramı Sol’un da kullandığı imgelerdendir. Komünistlerin sosyal demokratlara yönelttikleri “sosyal faşist” suçlaması. radikal-muhafazakâr niteliğiyle. Kapitalizme geçişin daha pürüzlü ve henüz tam anlamıyla gerçekleşmediğinin ifadesidir. politikacısından sanatçısına herkes “halkçı”dır. bir bıçakla insan da öldürebilirsiniz. örgütlenme ve iktidar yapısına ilişkin) boyutuna değinilecektir. 1967. komünistleri “kızıl faşistler” olarak değerlendiriyordu ki bu. Aklın ve onun “talep”lerinin karşısına. ellili ve altmışlı yılların soğuk savaş atmosferinde komünizm ve faşizm aynı kefeye koyarak ortaya atılan “totalitarizm”. Zira faşizm. Berlin 1967. Sağ’dan Sol’a.: H. Bu aktivist vurgu için ayrıca bkz. Tek parti ve tek ideoloji varsa. Oysa ki. teorilerin öncülüdür âdeta. Köln. W.22 Halk ve halkın birliği. o yıllarda komünistlerce herhangi bir burjuva “hükümet” biçimi olarak değerlendiriliyor. “Halk” kavramının kullanımı da benzer bir niteliktedir. Zira.): Theorien über den Faschismus/Faşizm Teorileri . “işbirlikçi” sosyal demokratlar da bunun organik bir parçası olarak görülüyordu.20 Şu âna kadar değindiğimiz faşizmin oluşumcu boyutundan sonra fenomenolojik (“ideoloji”sine. Frankfurt/M. bir pasta kesip insanlara dağıtabilirsiniz de. Abendroth (ed.

engelliler ve aslında tüm muhalif grup ve bireyler gibi “virüs”ler tarafından tehdit edilen) bir vücuda benzetmesi. Böylece faşist “ideoloji”. toplama kampının balkonundan esirlere ateş eden kampın kumandanını anımsarlar. karmaşık toplumsal ilişkilerin. onların arasında da özellikle küçük mülk sahiplerine yönelik bir söylem pratiğidir. bireysel sefâletlerinin gerçek nedenlerini anlayamayan ve dolayısıyla çözüm arayışlarına giremeyen bu kesimin bireyleri için. muğlak olmasından kaynaklanmaktadır: Farklı toplumsal grupların bir araya getirilmesini mümkün kılan (ırk gibi) en kapsamlı. Lider prensibi. Faşizmin toplumu (komünistler. Maddî dünyanın bütünlüğünün derinliklerini o maddî dünyanın iç dinamiklerine bakarak anlamak yerine. onlara her zaman birilerinin üstünde olma “garanti”sini vaat eder. sınırsız. otoriteye vurgu. güçlü devlet ideolojisini otoriter “Führer”. faşistlerin tüm politikalarının hedefi işçi sınıfının örgütle23 Bu konuyla ilgili ve genelde faşist “ideoloji”ye ilişkin bkz. bu kesime toplum içerisinde hiçbir zaman sahip olamadıkları özgüven duygusunu sağlamıştır. maddî dünyanın tüm derinliklerinin anlamlandırılması. hiç de muğlak ve “yönsüz” değildi. dolayısıyla yok edilmesi gereken bir “virüs” olarak değerlendirilir. Böylece kompleks toplumsal dönüşümlerin. Ankara 2002.23 Sosyolojik açıdan faşist “ideoloji”. Yahudiler. birkaç basit formüle indirgenebiliyordu. Faşizmin (“ideoloji”sinin bu bileşenlerine dayanan) şiddet pratiği.: Karl Mannheim: İdeoloji ve Ütopya (Almanca’dan Çeviren: Mehmet Okyayuz). Bu türden faşist ideolojik söylemlerin işlevi ise. 24 “Schindler’in Listesi” filmini seyredenler.Mehmet Okyayuz değerlerdir. bu bağlamda. tüm toplumun her bir ferdine nüfuz eden yanını görmekteyiz burada. somut koşulların mistifikasyonu ve “manevîleştirme”si söz konusudur. en kötü ihtimalle ise “kendi ırkına mugayir”. faşizmin geleneksel muhafazakârlıktan ayrıldığı aktivist bileşenine vurgu yapmaktadır. geleneksel muhafazakârlığın cemaat ideolojisini ırkçı. Burada şiddet kontrolsüz. hesap vermek zorunda kalmaksızın uygulanmaktadır. mülkiyet ideolojisini saldırgan bir anti-komünist.25 Sermaye ile işçi sınıfı arasındaki mücadelede tutumları netti: Zira. organik toplum ideolojisini dünyayı kötü-iyi/güçsüz-güçlüye ayıran bir günah keçisi ve dünyaya düzen ve ahlâk getirme özlemini militarist bir söylem-pratiğe taşımaktaydı. en genel konseptler kullanılmaktaydı. milliyetçilik ve günah keçisi “felsefe”si. Söylem-pratiği kelimesi. ağırlıklı olarak kendini tehdit altında hisseden küçük burjuvaziye. Faşizmin bahsedilen bütünlükçü-total. en iyi ihtimalle “arabozucu”. 157 ve sonrası. Toplumsal koşulların değiştirilebilirliğini ve değiştirilme gerekliliğini savunan sol ideoloji ise. s. geleneksel muhafazakârlığın organik toplum anlayışını birkaç adım daha ileri götürür –tüm muhafazakâr nosyonları birkaç adım ileri götürdüğü gibi. 15 . 24 Faşist “ideoloji”nin bir başka niteliği de.

Söylem. iktidarın tüm toplumsal-siyasî alanlara nüfuz etme isteminden kaynaklanan dini “milliyetçileştirme” çabalarını görürüz. Faşist İtalya’da çocuklar okul dualarında Mussolini’yi yüceltip bir nevî tanrılaştırırken. FAŞİZMİN İŞLEVSEL BOYUTU Faşist iktidarları diğer sağ-otoriter/totaliter iktidar biçimlerinden ayıran (zaman zaman “göreli” olarak bağımsızlaşabilen ancak hiçbir zaman nihaî olarak sermayenin çıkarlarıyla çelişmeyen) “total” yönlerini. kilise ve sermaye arasındaki ortak çıkarlara dayanır. anti-komünizm. ama aynı zamanda aşar. pratik-politik düzeyde faşist “ideoloji”nin tüm diğer bileşenleri domine eden temel bileşeni anti-sosyalizm. yayılmacılık ve işgal. 16 . faşist iktidar ile ordu. bürokrasi. burjuva emperyalizmine içkin bir hedefsellik taşır. Fransız Devrimi’ni otorite gibi değerlere bir karşı çıkış olarak değerlendirir. askerî ve paramiliter örgütler söz konusudur.Doğu Batı rine karşı yönelmekten ibaret olduğundan. bu yapıtında. ekonomik süreci “pürüzsüz”. toplumun terörist-total bir şekilde boyunduruk altına alınması için “Führer”/lider prensibine göre örgütlenmiş. kitlesine vaatlerinden dolayı aktif militarist politikalara gittiğini söylemiştik. ideoloji üretme işlevini tek başına yapar. Burke. Ancak öyle ya da böyle. Faşist iktidarın işgale gitmesi. Faşist iktidarsa. Asıl kastedilen ise. bu ittifak partnerleri arasında en belirleyici olan sermayenin çıkarlarına değinmeye çalışacağım: Buna göre faşizmin asıl ve öncelikli işlevi. yani işçi sınıfının örgütlerini 25 Tüm muhafazakâr ideolojilerde kategorik olarak olduğu gibi söylem ve işlev ters orantılıdır: Modern muhafazakârlığın doğuşunu Edmund Burke’ün Fransız Devrimi’ne tepkisini dile getirdiği Reflections on the French Revolution adlı eseriyle başlatırsak eğer. hiyerarşik. Faşist hareketin “ideolojisi” bağlamındaki örgütlenme yapısına gelince. Alman ve İtalyan faşist diktatörlüklere baktığımızda. bu hedefselliği kapsar. Fransız Devrimi ile birlikte maddî imtiyaz larını kaybeden (aristokrasi gibi) kesimlerin çıkarlarını savunmaktır. faşizm-sermaye ilişkisinde bir çıkar çelişkisi söz konusu değildir. Yani faşist “ideoloji”. faşizm-sermaye ilişkisinin karmaşıklığına vurgu yapar: Militarist politikalar genel anlamda sermayenin lehineydi. burada. Bu nokta. söylemini er ya da geç gerçekleştirmek zorundadır. anti-marksizmdi. bu savı şu şekilde temellendirmek mümkündür. Fransız Devrimi sonrası burjuva-kapitalist ülkelerdeki devlet-din işbirliğinde söz konusu olduğu gibi (genelde devlet kontrolünde olsa da) ideolojiyi kiliseye bırakmaz. faşist Almanya’da ulusal bir “Alman Dini” (Deutsche Religion) oluşturma çabalarını görürüz. Bu ittifak. gerçek işlevinin üstünü örtmek istemektedir. Faşizmin işlevsel boyutunu açığa çıkarabilmek için. Yukarıda. yine de analitik-yapısal olarak bir ittifak olarak almamız işlevi açısından önemlidir. faşist iktidarın.

yani günümüzdeki toplumsal formasyonlarla ilişkisidir. eşitlik gibi olgular açısından). SONUÇ YERİNE Faşizmin yukarıda ele alınan tüm boyutlarının yanı sıra. az gelişmiş ülkelerin anti-emperyalist mücadelelerini de cesaretlendirmişti. onun güncelliğiyle. Bu bağlamda önemli olan. belli başlı sorunsalları açığa çıkarmaya yarayabilir. 27 Marks’ın diyalektik materyalizmin temel fikirlerinden biri. parklar. çağdaş burjuva toplumlarına ilişkin (içsel eğilim ve çelişkiler gibi). Ekim Devrimi’yle birlikte yeryüzü topraklarının oldukça büyük bir kısmı kapitalist dünya sisteminden “çıkmış”.: Wolfgang Abendroth: Antagonistische Gesellschaft und politische Demokratie/Antagonist Toplum ve Siyasi Demokrasi . (hastaneler. Bu bağlamda. (klâsik) faşizmin analizi (demokrasi. Bu güncellik kategorisi. kısa bir yazı bağlamında bu elbette sağlanamaz. Farkındayım ki. Köln.Mehmet Okyayuz tasfiye ederek eşitlikçi taleplerinin arındırılmış şekliyle işletmek ve krizleri çözmekti. Kârlar ise. Faşizmi. krizi. Neuwied. Bu harcamaların ancak çok küçük bir kısmı. Schoenbaum: Die braune Revolution. güncel dünyayı anlama merakının çerçevesinde önerilen tüm boyutlarıyla açıklamaya çalışmak. faşizmin toplumsal kitlesinin otoriter-askerî düşünce tarzıyla ve yönetim kadrolarının hedefleriyle de tam bir uygunluk içerisindeydi. bu epistemolojik hedefe belki yaklaştırabilir. sermayenin emperyalist çıkarlarıyla örtüştüğü gibi. okullar. eleştirel bir faşizm teorisinin hem temelini oluşturmalıdır hem de önemli kriterlerinden biri olmalıdır. Üçüncü Reich’ın Sosyal Tarihi. yollar ve barajlar gibi) sosyal alt yapıya yönelikti. bütünü gerçek/hakikat olarak görebilmekte yatmaktadır. meşruluk. toplam bütçenin % 62’lik dilimini oluşturmaktaydı (D. Berlin 1967. hukuk normları.26 Faşist iktidarın. 17 . 27 Bu konu hakkında bkz. dahası salt gelişmiş kapitalist ülkelerdeki işçi hareketlerini değil. Faşizmin işlevi. Ayrıca ordu mensupları. uluslararası politik düzeyde Sovyetler Birliği’nin tasfiyesini getirecekti. Berlin 1968. Unutulmamalıdır ki. O yüzden “haddimi bilip” son olarak yazılanları özetlemeye çalışacağım: 26 1933 ile 1938 yılları arasında askerî harcamalar % 2000’lik bir artış göstermekteydi. bu gelişmeleri revize etmek olacaktı. maliyetini geniş kitlelerin sırtlarına yıkarak çözmek olacaktı. 1938 yılında silahlanma harcamaları. s. istihdam politikalarını devlet harcamalarını silah sanayisine aktararak oluşturmuştur. militarist yayılmacılığın temellerinin atılmasında oynadığı rol. 193). kendi statülerinin toplum içinde vurgulanmasından memnundu. Bu silahlanma politikaları. büyük şirketlere akıtılacaktı. konutlar. Eine Sozialgeschichte des Dritten Reiches/Kahverengi Devrim. özgürlük. günümüzde ele alınması gereken en önemli şeylerden biri. Özellikle Almanya’daki faşist iktidar.

faşist hareketleri (Franco İspanyası’nda olduğu gibi) de içinde barındıran sağ-otoriter/totaliter koalisyon hükümetleridir. organize kapitalizme içkin kriz semptomlarına karşı çıkan küçük burjuva protest hareketlerdir.Doğu Batı Faşist hareketler. herhangi bir toplumsal formasyonda ortaya çıkabilmekle birlikte. bu yönüyle. Faşizmin işlevi ise. organize kapitalizmin “meşru çocuğu”dur. belli toplumsal koşullar bütününün sonucunda ancak tek başına iktidara gelebilmektedir. Bu karşı çıkış. Faşist iktidar. özellikle Alman faşizminin analizi sonucu. ortaya çıkarmaktadır. Yukarıda bahsedilen bu “tek başına”lık. gelişmiş burjuva toplumların her zaman içinde barındırdığı potansiyel iktidar biçimlerden bir tanesidir. tanımlanmayan “güzel” bir geçmiştir. işçi hareketini ve sonunda tüm potansiyel muhalif örgütlenmeleri tasfiye ederek. şiddetin bütün nüfuza ve bütün nüfuzla birlikte uygulanması açısından klâsik faşist iktidardan söz edebilme kriterlerinin en önemlilerindendir. Demek ki faşist hareket. kendi başına kitle hareketi olarak iktidara gelememesi gerçeğini. Bunun dışında olabilecekler. mistik irrasyonel bir “ideoloji” ile temellendirilir: Öne sürülen anti-kapitalizm değil. Faşizmin yükselişi ve iktidara gelebilmesi. sosyo-ekonomik krizlerin artık “normal” parlamenter yollarla çözülemediği durumlarda sermayenin maddî-manevî desteğiyle sağlanmaktadır. oluşumları itibariyle. organize kapitalizmin “pürüzsüz” işleyişini sağlamaktır. 18 . kapitalizm öncesi bir yerde ve zamanda olan. tam tersine. Faşizmin bu desteğe muhtaç olması. analitik-eleştirel bir nitelik taşımadığı gibi.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful