İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ ANTROPOLOJİ BÖLÜMÜ

COLUMNA VERTEBRALIS ve İNSAN EVRİMİ

BİTİRME TEZİ

SEMA YILMAZ 0341090012

DANIŞMAN: PROF. DR. İZZET DUYAR

2013 İSTANBUL

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ ANTROPOLOJİ BÖLÜMÜ

COLUMNA VERTEBRALIS ve İNSAN EVRİMİ

SEMA YILMAZ 0341090012

DANIŞMAN: PROF. DR. İZZET DUYAR 2013 ĠSTANBUL
ii

ÖNSÖZ
Bu çalıĢma Ġstanbul Üniversitesi Antropoloji Bölümü Biyolojik antropoloji Anabilim Dalında yapılan lisans bitirme çalıĢmasının uygulamasıdır. Anabilim Dalı BaĢkanı Ġzzet Duyar‟ın danıĢmanlığında yapılan bu çalıĢmada insan omurgasının, insan evrim çizgisinde önemiyle ilgili okumalar yapılarak; bu alanda değerlendirmeler yapılmaya çalıĢıldı. Günümüzde antropoloji alanı gittikçe geliĢirken evrim konusu da daha fazla kendini göstermeye baĢladı. Gerek çevrilen kitap sayısıyla gerek yapılan sempozyum, konferans, söyleĢilerle bu görülmektedir. Bu popülerlikle beraber doğru bilgiyi seçmek de zorlaĢacaktır. Bu çalıĢmada da doğru kaynaklara gidilerek omurga kolonunun insan evriminde, evrim çizgisi boyunca nasıl bir rol üstlendiği açıklanmaya çalıĢılmıĢtır. Aynı zamanda günümüz insanın patolojilerini de buna katarak, adaptasyonun evrimdeki önemini altını çizmek ve bu evrim çizgisindeki insanın da „mükemmel tasarım‟ denilemeyecek bir pozisyonda olduğunu göstermektir. Bu çalıĢmaya danıĢmanlık yapan Biyolojik Antropoloji Anabilim Dalı BaĢkanı, hocam Prof. Dr. Ġzzet Duyar‟a; sadece bu çalıĢmada danıĢmanlık yapmıĢ olmasından ötürü değil, üç yıl boyunca öğrencisi olmaktan gurur duyarak ve bana kattığı vizyonun, farkındalığın önemini bilerek sonsuz teĢekkür ederim. Biyolojik antropolojiye dair öğrendiklerimin temelini atmamı sağlamıĢ olan ve birincisınıfım boyunca öğrenciliğini yapma onuruna eriĢtiğim, ilkkazı tecrübemde aynı sahada olma Ģansı elde ettiğim ve hatta doktora dersine misafir olarak katılmama izin vermiĢ olan, hiçbir sorumu usanmadan cevaplayan çok değerli hocam Prof. Dr. M. YaĢar ĠĢcan‟a, Dersleriyle; bu alanı daha çok sevmemi sağlayan, bilgi ve tecrübesiyle her daim fikirlerini bizlerle paylaĢan Paleoantropoloji Anabilim Dalı BaĢkanı, hocam Doç. Dr. Derya Atamtürk Duyar‟a,

iii

Antropoloji lisans eğitimim boyunca çok Ģey öğrenmemi sağlayan, antropoloji bilgisi yanı sıra her zaman yol gösterici olan Bitlis Eren Üniversitesi AraĢtırma Görevlisi Bahar Mergen‟e Henüz eriĢime açılmamıĢ doktora tezine ulaĢımımı sağlayan Artuklu Üniversitesi Antropoloji Bölümü AraĢtırma Görevlisi AyĢe Solmaz‟a, Bütün bu çalıĢma boyunca yardımını hiç eksik etmemiĢ, güzel fikirleri ve dostluğuyla hep yanımda olmuĢ bölüm arkadaĢım, gelecekteki meslektaĢım Ezgi Kaplan‟a, ÇalıĢmamın en yorucu olan son safhalarında bozulan bilgisayarımınyerine bana haftalar için bilgisayarını ödünç vermiĢ ve her fiziksel ve zihinsel yoruluĢumda sözleriyle güç vermiĢ, yolumu aydınlatmıĢ; arkadaĢım, kardeĢim, ailem, dostum Gözde Sözüer‟e TeĢekkürü borç bilirim.

iv

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ ......................................................................................................................................iii İÇİNDEKİLER ..............................................................................................................................v RESİMLER DİZİNİ ...................................................................................................................... 1 GİRİŞ ve AMAÇ ......................................................................................................................... 2 BİRİNCİ BÖLÜM: COLUMNAVERTEBRALIS’İN ANATOMİSİ ....................................................... 3 A. B. C. D. E. F. G. Vertebrae Cervicales ( CI-CVII) BOYUN OMURLARI ...................................................... 6 Vertebrae Thoracicae(TI_TXII) TORAKAL veya GÖĞÜS OMURLARI....................... 9 Vertebrae Lumbales (LI-LV) BEL OMURLARI ............................................................... 11 Os Sacrum (VERTEBRALE SACRALES I-V ) ...................................................................... 13 Os Coccygis (coccyx) (KUYRUK KEMİĞİ) ........................................................................ 15 Discus (DİSK)................................................................................................................... 16 Vertebral Eklemler ......................................................................................................... 18

İKİNCİ BÖLÜM: İNSAN EVRİMİNDE OMURGANIN DEĞİŞİMİ .................................................. 24 A. B. C. D. E. İnsanın Evrimi ................................................................................................................. 24 Omurganın Kökeni ......................................................................................................... 26 Columna Vertebralis’in Görevi: ...................................................................................... 29 Columna Vertebralis’in Hareketleri ve Denge ............................................................... 30 Columna Vertebralis ve Bipedal Duruş .......................................................................... 34

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : COLUMNA VERTEBRALİS PATOLOJİLERİ .................................................. 38 A. B. C. Patoloji nedir? ................................................................................................................ 38 Kemik Dokusunun Yapısı ................................................................................................ 38 Columna Vertebralis’te Görülen Patolojik Sorunlar....................................................... 41

a. Bel ve Boyun Fıtığı .......................................................................................................... 43 b. Osteoartrit (Kireçlenme) (OA) ve Lomber Spondiloz ..................................................... 47 c. Faset Sendromu ............................................................................................................. 48 d. Schmorl Nodülü.............................................................................................................. 50 D. Anadolu Toplumlarında Görülen Omurga Patolojilerine Örnekler ................................ 51

a. Milas İskeletleri: ............................................................................................................. 51 b. Minnetpınarı İskeletleri.................................................................................................. 52 v

c. Harekâttepe Tümülüsü'nde Bulunan Kralİskeleti .......................................................... 58 d. Van kalesi / Eski Van şehri İskeletleri ............................................................................. 59 e. Adramytteion İskeletleri ................................................................................................ 60 f. Kyzikos İskeletleri ......................................................................................................... 60 g. Urartu İskeletleri ............................................................................................................ 61 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: DEĞERLENDİRME ................................................................................ 64 A. B. Eski Anadolu Toplumlarının Sağlık Yapısına Genel Bakış ............................................... 64 Sonuç .............................................................................................................................. 74

KAYNAKÇA:............................................................................................................................. 77

vi

RESİMLER DİZİNİ
Resim 1: Columna vertebralis‟in posteriordan genel görünümü Resim 2: 6. Cervical omuru Resim 3: Atlas ve Axis‟in birlikte görünümü Resim 4: 8. Thoracicae omuru Resim 5: 3.Lumbar omuru Resim 6: Sacrum‟un anterior görünümü Resim 7: Coccygis in (A) anterior ve (B) posterior görünümü Resim 8: Ġntervertebral disklerin omurların arasındaki görünümü Resim 9: Vertebral ligamentler Resim 10: Ernst Haeckel‟in embriyo karĢılaĢtırması çizimi Resim 11: Aphioxus arkaik balığı ve sırt ipliği Resim 12: Medulla spinalis‟in omurga kolonu boyunca görünümü Resim 13: Omurgadaki eğimler Resim 14: Ġnsan ve Ģempanze lokomasyonu karĢılaĢtırması Resim 15: Normal disk ve fıtıklaĢmıĢ disk Resim 16: Fıtığın manyetik rezonanstaki görünümü Resim 17: Bel fıtığının geliĢimi Resim 18: Bel fıtığının geliĢiminde farklı tipleri Resim 19: Lumbar‟da faset Resim 20:Schmorl Nodulü

1

GİRİŞ ve AMAÇ
Omurga; insanın destek yapısını meydana getiren en önemli kısımlardan biri olmakla beraber, vücudun bükülmesini sağlayacak eklemlere sahiptir ve kökeni arkaik balıklara kadar gitmektedir. BaĢ ve gövdenin hareketini sağlayan bu yapı, balıklarda tek parça olan ve sırt iplikçiği (notokord) adı verilen bükülebilir bir yapıdadır. Bu çalıĢma içerisinde omurganın ve özellikle insan omurgasının anatomisini inceleyerek değiĢimi izlenecek. Ġnsan evrimi boyunca omurganın değiĢiminin yarattığı patolojik sonuçlarla, bu yapının değiĢimindeki avantajları ortaya konacak. Ġnsan evrim çizgisinde omurganın değiĢimini tetikleyen en önemli noktalardan biri olan bipedal duruĢ üzerinde durulacak olan bu çalıĢmada bipedalizmin avantajlarıyla beraber kaybettiklerinin de ortaya konması temel amaçlardan biridir. Meghan Cotter‟ın da dediği gibi „ Evrimde büyük bir adaptasyon süreci söz konusudur. Ama aynı zamanda ödünleĢim (trade-off) vardır. Bu yapı, yürümek için harika bir yapı olsa da, osteoporoza yakalandığımızda iĢler tersine döner‟‟. ÇalıĢmada spesifik olarak vertebra üzerinde durulacağı için columna vertebralis‟in anatomisi ayrıntılı olarak açıklanarak baĢlandı. Bunun devamında bipedalizmle iliĢkilendirilerek bahsedilen omurgada son olarak günümüz insanın omurga patolojileriyle Cotter‟ın da bahsettiği ödünleĢim kavramının sağlaması yapılmaya çalıĢılmıĢtır.

2

BİRİNCİ BÖLÜM: COLUMNAVERTEBRALIS’İN ANATOMİSİ
Columna vertebralis (omurga) vücudumuzun desteklenmesinde temel bir direktir. Güçlü, esnek bir sütun tarzında, kafa tabanından, tüm boyun ve gövde boyunca uzanan omurga, üzerine düĢen ağırlığı os coxae‟ler aracılığıyla alt ekstremiteye aktarır. Columna vertebralis, geliĢim itibariyle 3334 omur ve bunlar arasında omurlar arası diskler (discus i ntervertebralis) „den oluĢur. YetiĢkinde, 5 sakral omur os sacrum, 3-4 koksigeal omur os coccygis olarak birleĢmiĢtir. Omurganın ön yüzüne facies anterior (visceralis, fleksor yüz), arka yüzüne facies posterior (ekstensor yüz), yan yüzlerine de facies lateralis denir. Columna vertebralis‟in uzunluğu yetiĢkin bir kadında ortalama 61 cm, yetiĢkin bir erkekte ortalama 71 cm‟dir. (1)

3

Resim 1: Columna Vertebralis‟in posteriordan genel görünümü (6) Omurganın planum medianum‟daki arkaya doğru olan konkaviteleri lordosis, arkaya doğru olan konveksiteleri kyphosis, planum coronale‟deki eğrileri de scoliosis olarak adlandırılır. (1) Her bir omurgadakiforamen vertebrale (omur deliği)‟lerin birleĢmesiyle, tüm omurga boyunca uzanan canalis vertebralis meydana gelmiĢtir. Canalis vertebralis içinde merkezi sinir sisteminin bir bölümü olan medulla spinalis (omurilik) yer alır. (1) Columna vertebralis‟i oluĢturan omurlar, columna vertebralis‟in destek, koruma ve hareket fonksiyonlarını gerçekleĢtirecek yapılara sahiptir. Bu yapılar corpus vertebrae(omur cismi), arcus vertebrae ve processus vertebralis’ler (omur çıkıntılar) olmak üzere üç grupta ele alınırlar.
4

1. vardır.

Corpus vertebrae

(vertebrale) : corpus vertebrae, omurun ön

bölümünü oluĢturan kısa, kalın, silindir Ģeklindeki bölümü olup destek görevi Üstten bakıldığında fasulye veya böbreğe benzer omur cisimleri, üzerlerine binen ağırlığa paralel olarak C3’ten S1’e doğru progresif olarak büyürler. Corpus vertebrae‟lerin üst ve alt yüzeyleri, canlıda ve kadavrada discus intervertebralis’lerle eklemleĢir. 2. Arcus vertebrae (vertebrale) : Arcus vertebrae, omurun arka bölümünü oluĢturan kemer tarzında bir yapı olup, corpus vertebrae‟nin arka yüzünün yanlarına pediculus arcus vertebrae olarak adlandırılan ayakçıklar (L. Pediculus = ayakçık, sap) ile bağlanmıĢtır. Arcus vertebrae‟nin levha Ģeklindeki arka bölümüne lamina arcus vertebrae denir. Lamina, ortasından çıkarak arkaya doğru uzanan processus spinosus aracılığıyla sağ-sol iki yarıma ayrılır. Corpus vertebrae‟nin arka yüzü ile arcus vertebrae arasında foramen vertebrale oluĢur. Canalis vertebralis içinde korumalı bir Ģekilde medulla spinalis yer alır. Pediculus arcus vertebrae‟lerin üst ve alt kenarlarındaincisura vertebralis superior etanterior olarak adlandırılan çentikler bulunur. Omurga bütününde, karĢılıklı iki çentik ile omur cismi ve omurlar arası disk, foramen intervertebrale oluĢumun sağlarlar. Foramen intervertebrale‟lerden spinal sinirler çıkar. 3. Processus vertebrales: Columna vertebralis‟in hareketleriyle ilgili çıkar. Bunlardan kas ve olarak arcus vertebrae‟den 7 adet „processus’

bağların yapıĢtığı 3 tanesi (1 processus spinosus, 2 processus transversus) bir kaldıraç (manivela) gibi rol oynadığı halde 4 tanesi ( sağ-sol processus articularis superior et inferior‟lar) omurların eklemleĢmesini sağlarlar[1].

5

A.

Vertebrae Cervicales ( CI-CVII) BOYUN OMURLARI

Resim 2: 6. Cervical omuru (6) Vertebrae cervicales, hareketli vertebraların (vertebrae presacrales)en küçükleri olup 7 tanedir. I.-II. Servikal omurlar, atipik özelliklere sahiptir. Tipik bir boyun omuru küçük, üst ve alt yüzeyleri kuandranguler görünümünde bir corpus vertebrae’ye sahiptir. Pediculus arcus vertebrae‟ler ince ve dorsamedial yöneltidedir. Lamina arcus vertebrae‟ler ince ve dorsolateral yöneltidedir. Lamina arcus vertebra‟ler uzun, ince ve üst kenarları keskindir. Processus spinosus‟ları kısa ve bifid (çatallı) Ģeki ldedir. Pedikulolaminar birleĢeklerin üst ve altbölümlerinde processus articularis superior et inferior‟lar bulunur. Boyun omurlarının processus transversus‟ları rudimender costa (processus costarius ) ile esas transvers çıkıntılarının birleĢmesi ile oluĢtuğundan processus costotransversarium olarak da adlandırılır. Her bir processus transversus, içinden arcus vertebralis‟in geçtiği bir delik (foramen transversium (vertebarteriale) ile üst yüzünde ön-arka
6

iki tümsekçik (tuberculum anterius et posterius) ) vardır. 3.-7. boyun omurlarında bu tümsekçikler arasında sulcus nevri spinalis bulunur. 6. boyun omurunun ön tümsekçiği daha belirgindir. Ve tuberculumcaroticum olarakadlandırılır. Arcus carotis communis bu tümsekçiğe doğru bastırılarak komprese edilebilir. Boyun omurlarının ön yüzleri hafif konkav olup distal kenarlarına ligamentum longitudinale anteriustutunur. Arka yüzleri düz olup üzerinde 2 veya daha çok basivertebral venlerin delikleri vardır. Bu yüzün alt ve üst kenarlarına da ligamentum longitudinale posterius tutunur. 3.-7. Boyun omurlarının korpuslarının üst yüzeylerinin yanlarında yukarıya doğru yükselen uncus corporis ( processus uncinatus) „ler bulunur. Tırnak tarzındaki bu çıkntılar boyun kireçlenmelerinin baĢlangıç yerleridir. Atipik Boyun Omurları a. Atlas (CI - Birinci Boyun Omuru) Birinci boyun omuru (atlas), cismi ve processus spinossus‟u bulunmayan, halka Ģeklinde bir omurdur. BaĢı üzerinde taĢıyan 1. Boyun omuru, Grek mitolojisinde dünyayı omuzlarında taĢıyan tanrı Atlas’ a benzetilerek ‘atlas’ olarak adlandırılmıĢtır. Atlas, tipik olmamakla beraber cisim olarak kabul edilebilecek iki yan kitle ile bunları önden ve arkadan birbirine bağlayan iki kemerden ibarettir. Kafatası kemiklerinden os occipitale‟nin condylus occipitalis‟lerinin oturduğu ve atlanto-oksipital eklemleĢmeyi sağlayan yan kitleleremassa lateralis atlantis denir. Massa lateralis‟lerin üst yüzünde oblik olarak duran, reniform (böbrek Ģeklinde), konkav eklem yüzü( facies articularis superior) bulunur. Yan kitlelerin alt yüzünde de benzer Ģekilde ikinci boyun omurunun üst yüzündeki facies articularis superior‟lar ile eklem yapan fovea(veya facies) articularis inferior‟lar yer almıĢtır. Her bir massa lateralis‟in iç yanında ligamentum transversum atlantis‟in tutunduğu küçük tuberkül vardır. Atlas‟ın arkadaki kavsi (arcus posterior), ön kavse oranla daha büyüktür. Bu kavsin massa lateralis ile birleĢtiği bölümün üst yüzünde, fovea articularis superior‟un arkasında arcus vertebralis ve nevri spinalis I‟in geçtiğibir oluk (sulcus arteriae vertebralis) bulunur. Arcus posterior‟un arka yüzünün
7

ortasında tuberculum posterius olarak adlandırılan bir processus spinosus kalıntısı bulunur. Küçük ve öne doğru konveksite gösteren ön kavsin ( arcus anterior) ön yüzünün ortasında da tuberculum anterius vardır. Arcus anterios‟un arka yüzünün orta bölümünde görülen artüküler yüze fovea dentis denir. Bu yüz II. boyun omuru (axis) „ nun den çıkıntısındaki facies anterior ile eklemleĢir.

Resim 3: Atlas ve Axis‟in birlikte görünümü b. Axis (=epistropheus, CII – ikinci boyun omuru) Boyun omurlarının en güçlüsü olanaxis, sahip olduğu diĢ Ģeklindeki çıkıntı (dens axis=odontoid çıkıntı) ile diğer bütün omurlardan kolayca ayrılabilir. Atlas üzerine oturmuĢ baĢın dönme hareketlerini yapabilmesine olanak sağlayan dens axis, axis‟in cisminin üst yüzünden çıkarak, vertikal Ģekilde yukarıya doğru uzanır. Takriben 1,5-2 cm uzunluğunda, 1 cm kalınlığındadır. Dens‟in ön bölümünde atlas‟ın fovea dentis‟i ile eklem yapacak bir artiküler yüz (facies articularis anterior) bulunur. Dens‟in arka bölümünde de facies articularis posterior olarak adlandırılan ve atlas‟ın yan kitleleri arasında uzanan ligamentum transversum atlantis ile eklem yapacak bir eklem yüzü daha vardır.
8

Dens axis‟in iki tarafında, corpus, pediculus ve transvers çıkıntıya doğru yayılan facies articularis superior‟lar yer alır. Axis, boyun omurları içinde en kalın lamina ve pediculus‟a sahiptir. Lamina‟nın arka yüzünün ortasından bifid bir spinöz çıkıntı uzanır. Pediculus‟ların alt yüzlerinde derin bir çentik (incisura vertebralis inferior) bulunur. Pedikulolaminar birleĢekte yer alan facies articularis inferior‟lar anterinferior yöneltidedir. Küçük olan processus transversus‟lar foramen transversairum’a sahiptir. c. Vertebrae prominens(CVII – yedinci boyun omuru) Yedinci boyun omuru diğer servikal omurların processus spinosus’larından daha büyük ve çatallaĢmıĢ bir spinoz çıkıntıya sahip olduğu için vertebra prominens (L.çıkıntı yapan, belirginlemiĢ) olarak adlandırılmıĢtır. CVII, lateral radiografilerde de kolayca tanınabilir. Vertebra prominens, büyükçe bir processus transversus‟a sahip olmasına karĢın foramen transversarium’u küçüktür; hatta tümüyle ortadan kalkmıĢ olabilir.

B.

Vertebrae Thoracicae(TI_TXII) TORAKAL veya GÖĞÜS

OMURLARI
Vertebrae thoracicaei kaburgalarla eklem yapan 12 omurdan ibarettir. Bu omurların ortada yer alan 4 adedi tipik torokal omur karakterinde olduğu halde ilk dördü boyun omurlarına benzer. Son dört torakal omur Ģu özelliklere sahiptir:

9

Resim 4 : 8. Thoracicae omuru Corpus vertebrae‟leri boyun omurlarından daha büyük olup distal yüzleri kalp Ģeklindedir. Corpus‟un yan yüzlerinin arka bölümünde, pedikül‟ün ön ve aĢağısında, üsttekiler daha büyük olmak üzere fovea costalis (superior et inferior)‟ler bulunur. Ġki komĢu omura ait fovea costalis superior et inferior ile bunlar arasında kalan discus vertebralis bölümü caput costae (kaburga baĢı) ile eklem yapacak tam bir eklem yüzü oluĢturur. Foramen vertebrale küçük ve yuvarlağa yakın Ģekildedir. Lamina arcus vertebra’ler geniĢ ve kalındır. Lamina arcus vertebrae’ ler geniĢ ve kalındır. Processus articularis superior’lar ince ve vertikal seyirli olup artiküler yüzleri arkaya bakar. Processus articularis inferior’lar ise kısa olup artiküler yüzleri öne bakar. Processus yönelmiĢtir. Pedikulolaminer birleĢekten çıkarak, horizontal Ģekilde dıĢ yana ve biraz arkaya doğru uzanan processus transversus‟lar büyük, kalın, güçlü çıkıntı tarzında olup ön yüzünde tepeye yakın oval fovea processus
10

spinosus

uzun

olup,

oblik

Ģekilde

aĢağıya

doğru

transversi’ye sahiptirler. Bu artiküler yüzler kaburgaların tuberculum costae’lerindeki facies articularis tuberculi costae‟leri ile eklem yapar. Costae fluctuantes (XI –XII) ler tuberculum costae içermediklerinden Txı ve Txıı omurlarından processus transversus‟larında fovea costalis processus

transversi bulunmaz. (1)  Vertebrae thoracica I: Processus spinosus‟u CVII‟ye benzer Ģekilde

uzun,kalın ve vertikal olarak uzanır. Cismi‟nin yan yüzlerinin üst bölümünde fovea costalis superior‟lar yerine sağ-sol 1. kaburganın capur costae‟leri ile eklem yapacak komple sirküler eklem yerleri vardır. Fovea costalis inferior‟lar küçük ve semilunar Ģeklindedir.  Vertebrae thoracicae IX-X. Fovea costalis inferior içermezler. Corpus‟ları oldukça büyük olup yan yüzlerinde sağ-sol IX-X. kaburgaların caput‟ları için tek, büyük, sirküler eklem yüzü (fovea costalis) bulunur.  Vertebrae thoracicae XI-XII: Lumbar omurlara benzer özelliklere sahiptirler. Processus spinosus‟ları kısa ve horizontal yön eltidedir. Processus transversus‟ları küçük olup, üzerlerinde fovea costalis processus transversi bulunmaz. Büyük olan corpus vertebrae‟ler T ıx-x‟e benzer Ģekilde caput costae‟ler için tek sirküler eklem yüzü (fovea costalis) içerir. T xıı‟in processus articularis inferior‟larındaki eklem yüzleri dıĢ yana bakar. (1)

C.

Vertebrae Lumbales (LI-LV) BEL OMURLARI

Vertebrae lumbales, columna vertebralis‟in bel bölümünde bulunan 5 omur olup, büyük cisimleri, processus transversus‟larında delik bulunmaması yanında, cisimlerin yan yüzlerinde fovea costalis içermemeleri ile diğer omurlardan kolayca ayrılabilirler. Omurganın bel bölgesindeki omurların cisimlerinden daha fazla ağırlık düĢtüğünden vertebrae lumbales‟in torakal omurların cisimlerinden daha büyüktür. Corpus vertebrae‟lerin diskal yüzleri böbrek Ģeklindedir. Foramen
11

vertebrale‟ler tringuler Ģekilde olup torakal omur deliklerinden daha geniĢtir. Lamina ve pediculus arcus vertebrae‟ler geniĢ, kalın ve sağlamdır. Processus spinosus‟ları kısa, yassı ve kuadranguler Ģekilde olup arka ve alt kenarları daha kalındır. (1)

Resim 5 : 3.Lumbar omuru Processus articularis‟ler sagittal durumda yukarıya ve aĢağıya doğru uzanırlar. Processus articularis superior‟ların artiküler yüzleri posteromediale, processus articularis inferior‟ların artiküler yüzleri ise anterolaterale dönüktür. Processus articularis superior‟ların arka kenarların üzerinde processus mammillaris olarak adlandırılan sadece lumbar omurlara özgü çıkıntılar bulunur (bu çıkıntılar 10-11 ve 12 torakal omurlarda da bulunabilir). Processus transversus‟lar sağda ve solda uzun, ince birer çıkıntı halindedirler. Bu çıkıntılar, esas transvers çıkıntıya bağlanan rudimenter costa‟dan ibaret olduğundan lumbar omurlardaki prcosessus transversus‟lar için processus costalisterimi de kullanılır. Processus

12

transversus‟unposteroinferiorundan processus accessorius‟lar uzanır. 

da,

lumbar

omurlara

özgü

küçük

Vertebra lumbalis V: BeĢinci lumbar vertebra, hareketli olmurların Processus transversus, pedikül‟ün tamamı ile corpus‟un

(vertebrae presacrales) en büyüğü ve en kalın processus transversus‟a sahip olmalıdır. postelateral bölümüne tutunur. Processus spinosus‟u oldukça kısa olup, tepesi yuvarlaktır. (1)

D.

Os Sacrum (VERTEBRALE SACRALES I-V )
Os sacrum (kuyruk sokumu kemiği) 5 sakral omur ve bu omurlar

SAKRUM veya KUYRUK SOKUMU KEMĠĞĠ
arasındaki disklerin birleĢmesiyle oluĢmuĢ, büyük, trianguler- kama Ģeklinde bir kemik olup, iskelette iki os coxae arasına sokularak pelvis boĢluğunun posterosuperior duvarını yapar. Dik duruĢta, os sacrum‟un os coxae‟lerle yaptığı articularis sasacroiliaca‟lar aracılığı ile vücut ağırlığı kalça kemeri kemiklerine, oradan da serbest alttaraf kemiklerine aktarılır. Os sacrum‟un bir tabanı (basis ossis sacri), bir tepesi (apex ossis sacri), iki yan bölümü (pars lateralis) ve iki yüzü (facies pelvica et facies dorsalis) vardır. Os sacrum‟un vertebra lumbalis V ile eklem yapan üst bölümüne basis ossis sacri denir. Basis, transversal olarak geniĢlemiĢ yayvan bir bölümdür. Sı‟in corpus‟undan oluĢan ön-orta bölümü oval Ģekildedir. Basis‟in ön kenarının çıkıntı yapan orta bölümü promontorium (ossis sacri) olarak adlandırılır. Basis ossis sacri‟nin Sı’e ait processus transversus ve processus costalis‟in birleĢmesi ile oluĢmuĢ, kanat Ģeklindeki yan bölümlerine ala ossis sacri denir. Postereoinfeior yönde, oblik olarak uzanan Sı‟e ait lamina, trianguler bir Ģekilde canalis sacralis‟in giriĢini sınırlar. Lamina, sağda ve solda kalın, kısa bir pedikül ile corpus Sı‟e tutunur. Laminapedikular birleĢeklerden, artiküler yüzleri posteromediale bakan, vertikal duran, kalın

13

birer processus articularis superior çıkar. Bu çıkıntılar, Lv‟in processus articularis inferior‟ları ile eklem yapar.

Resim 6: Sacrum‟un anterior görünümü Os sacrum‟u oluĢturan 5 adet vertebrae sacrales‟e ait processus transversus ve processus costalis‟lerin birleĢmesiyle meyda na gelen yan bölümlere pars lateralis denir. Foramina sacralia‟nın dıĢ yanında kalan pars lateralis‟lerin ön (pelvik), arka (dorsal) ve dıĢ yan olmak üzere üç yüzü vardır. Yukarıdan aĢağıya doğru daralan dıĢ yan yüzün, os coxae ile eklemleĢen üst bölümüne facies auricularis (L. auris = kulak) denir. Facies auricularis‟in arkasında yer alan ve güçlü bağların yapıĢtığı pürtüklü alan tuberositas ossis sacri olarak adlandırılır.

14

Os sacrum‟un, Sv‟in corpus‟u tarafından oluĢturulan,coccygs‟in basis‟i ile eklem yapan ince alt ucuna apex ossi sacri denir. Os sacrum‟un anteroinferiora bakan konkav Ģekildeki ön yüzünde facies pelvina (pelvica) denir. Bu yüzde, sakral omurların cisimlerinin kaynaĢmayerlerinde oluĢmuĢ dört enine çizgisel çıkıntı (linea transveae) ile bunların da yanlarında yer almıĢ dört çift delik (foramina sacralia pelvina – anteriara ) bulunur. Dört çift sakral spinal sinirin ön dallarının geçtiği bu delikler, foramina intervertebrali‟lar aracalığı canalis sacralis‟e bağlanır. Os sacrum‟un dorsasuperio‟a bakan konveks Ģekildeki arka yüzüne facies dorsalis denis. Facies dorsalis‟te sakral omurlara ait çıkıntılar tarafından oluĢturulmuĢ, os sacrum boyunca uzanan 5 ibik ile dört çift delik (foramina sacralia posteriora ) bulunur. Orta hatta, tek olarak processus spinosus‟ların kalıntılarından oluĢmuĢ crista sacralis mediana, bunun iki yanda processus articularis‟lerin kalıntıları tarafından meydana getirilmiĢcrista sacralis medialis‟ler yer alır. Sağ-sol dıĢ yanlarda crista sacralis medialis‟lerin lateralinde de processus transversus‟ların kalıntılarının yarattığı crista sacralis lateralis’ ler bulunur. Facies dorsalis‟in alt bölümünde, hiatus sacralis‟in iki yanında cornu sacrale olarak adlandırılan çıkıntılar uzanır. Cornu sacrae‟ler beĢinci sakral omura ait processus articularis inferior‟ların oluĢumlarıdır. Os sacrum içinde, beĢ adet vertebrae sacrales‟e ait foramen vertebrale‟lerin birleĢmesiyle oluĢmuĢ bir kanal (canalis sacralis) bulunur. Canalis vertebralis‟in bir bölümü olan canalis sacralis‟in dıĢ yanlarında foramina intervetebralia yer alır. Bu delikler foramin sacralia anteriora et posteriora ile bağlantılıdır. (1)

E.

Os Coccygis (coccyx) (KUYRUK KEMİĞİ)

Coccyx,4 rudimenter koksigeal omurun birleĢmesiyle oluĢmuĢ küçük, trianguler bir kemiktir. Birinci koksigeal omurun cisminin üst yüzü, kemiğin basis‟ini oluĢturur. Basis‟teki oval artiküler yüz apex ossis sacri ile eklem
15

yapar. Basis‟in dorsolateralinden çıkan iki çıkıntıya cornu coccygeum (coccygeale) denir. Bu çıkıntıların inferolateralinde rudimenter Ģekilde processus transversus‟lar gözükür. Coccyx‟in columna vertebralis‟in desteklenmesine bir katkısı yoktur; fakat musculus gliteus maximus‟un bir bölümüne, musculus coccygeus‟lara, ligamentum sacrotuberale‟ye bir baĢlangıç noktası teĢkil eder (1).

Resim 7: Coccygis in (A) anterior ve (B) posterior görünümü

F.
(5)

Discus (DİSK)

Disk kelime anlamıyla yuvarlakça biçimi olan yassı oluĢum anlamına gelir. Ġntervertebral diskler dediğimiz discus intervertebralis’laroccipital ancak axis‟ten sonra 24 omur arasında yer alır. (4) (kafatası

kökü ) kemik ile atlas arasında ve atlas ile axis arasında bulunmaz Diskler

16

Resim 8 : Ġntervertebral disklerin omurların arasındaki görünümü Disklerin Ģekil ve kalınlıkları aralarında bulundukları omurlara bağlıdır. Omurganın üst bölgelerinde yük yoğunluğu daha az olduğundan hem omurlar hem diskler daha incedir. AĢağıya doğru inildikçe disk ve omur kalınlıkları artar. Omurganın en kalın diskleri bel bölgesindedir. Disk kalınlığının artması, o eklemdeki hareketliliğin artması anlamına gelir. (4) Disklerin kalınlıkları ortalama 5-12 mm kadardır. Sağlıklı genç yetiĢkinlerde omurga boyunun yaklaĢık %25‟ini diskler tutar (4) Absorbe edici iĢlev gören bu diskler fibröz bir bant olan annulus fibrosus tarafından çevrelenen nucleus pulposustan oluĢur. (3)  Nukleus Pulposus (Disk Çekirdeği):Çekirdek jelatinöz bir madde özelliği gösterir. %80-90‟ı sıvıdır. Geri kalan kısmı ise kollagen ve proeoglikan‟dan oluĢmuĢtur. Proteoglikan özgün bir kimyasal madde olarak

17

su çekme özelliğine sahiptir. Toplam disk hacminin %40‟ı çekirdek kısma tekabül eder ve bu kısım bir nevi amortisman görevi yapar. (4) Omurganın fleksiyon ve ekstansiyonu esnasında vertebralar arasında ki stresi-yükü dağıtma görevini üstlenir. Gövde öne büküldüğünde(fleksiyon) arkaya doğru, gövde arkaya doğru eğildiğinde (ekstansiyon) ise öne doğru yer değiĢtirir. Omurga yanlara doğru eğildiğinde de (lateral fleksiyon) benzer bir durum oluĢturur (3)  Annulus Fibrosus (Disk Kılıfı): Disk çekirdeğinin etrafını çepeçevre saran lifli kısımdır. Kollagen lifler ve kıkırdak hücreleriyle örülmüĢ, fibrokartilaginöz bir dokudur. Bu konumuyla akıĢkan yapıdaki disk jölesini sınırlayarak kontrol eder. (4)

G.

Vertebral Eklemler

Vertebraların çoğunda eklem bağlantısı üç çeĢittir: Sinoviyal, fibröz vekartilaginöz eklemler. Sinoviyal eklemler (articulationes synoviales ya da diarthroses), eklemleĢenkemik uçları arasında devamlılığın bulunmadığı, synovia olarak adlandırılan sıvı iledolu aralığa sahip olan eklemlerdir. Vücutta yaygın olarak bulunan bu eklemlerhareket etme olanağına sahiptir. Facies articulari, capsula articularis (eklem kapsülü),cavitas articularis (eklem boĢluğu) ve ligamenta articularis (eklem bağları) olmak üzere 4 ana yapıdan oluĢur. Fibröz eklemler (articulationes fibrosae), eklemlesen kemik uçları arasında eklemboĢluğunun bulunmadığı, devamlılığın fibröz bağ dokusu ile sağlandığı eklemlerdir.Bu tip eklemlerin çoğu sabittir ve üç alt grubu bulunur: Süturlar sadecekafatası kemikleri arasında görülen dikiĢ tarzı eklemlerdir ve yetiĢkinlikte kaynaĢırlar. Gomfozis (gomphosis), mandibula ve maxillada bulunan hareketsizeklemlerdir. Sindesmozis (syndesmosis); kemiklerin sık bağ dokusu aracılığı ileeklemleĢtiği bağlar olup, sınırlı bir harekete olanak verirler.

18

Kartilaginöz eklemler (articulationes cartilagineae), eklemleĢen kemik uçlarıarasında hiyalin kıkırdak veya fibrokartilaginöz dokunun bulunduğu eklemlerdir.Kartilaginöz (synchondrosis), eklemlerin iki alt grubu vardır: kıkırdağın uçları Sinkondrozis bulunduğu arasında kemikuçları arasında hiyalin kemik

eklemlerdir. Primer kartilaginözeklemler olarak da bilinen bu ek lemler hareketsizdir. Symphysis,18eklemleĢen fibrokartilaginöz bir yapının bulunduğueklemlerdir. Sekonder kartilaginöz eklemler olarak da bilinen bu eklemler yaygınolarak omurlar arasında bulunur. Sınırlı harekete izin verirler. Columna vertebralis‟i oluĢturan omurlar arasında omur cisimleri arasındakieklemler (symphysis intervertebralis) ve omur kemerlerindeki eklem çıkıntılarıarasındaki eklemler (articularis zygapophysialis) olmak üzere iki grup eklem vardır.Symphysis intervertebralis: Omur gövdeleri arasındaki eklemler atlasve axis hariç servikal, torasik ve lumbar omur gövdeleri arasında bulunan symphysis intervertebralis olarak bilinen sekonder kartilaginöz eklemlerdir. Bağları: - Discus intervertebralis - Ligamentum longitudinale anterius - Ligamentum longitudinale postreius

19

Resim 9: Vertebral Ligamentler[28]

Discus intervertebralis:Birinci bölümün „discus‟ baĢlığında ayrıntılı olarak anlatılmıĢtır. Ligamentum longitudinale anterius: Sacrum’danoccipital‟e kadar uzanır ve seyri boyunca corpus‟ların ön yüzünün ortasındaki kısma gevĢek, disklere ve komĢu omur gövdelerinin kenarlarına sıkı olarak tutunan bağlardır. GeniĢ ve sağlam bir bağolup, columna vertebralis‟in ekstansiyonunu sınırlar. GevĢek olarak tutunduğu yerlerde daha dar ve kalındır. Omur gövdelerindeki konkavlıklar bu bağ tarafından doldurulduğundan daha düz bir görünümü vardır. Bu bağ birçok lif tabakasından oluĢur ve yüzeysel lifleri en uzunları olup, 4–5 omur atlayarak tutunurlar. Corpus‟larla bu bağ arasında damarların geçtiği delikler bulunur. Ligamentum longitudinale posterious:Vertebral kanal içinde sakrum‟dan axis‟ekadar uzanır ve ön bağa göre daha dar ve zayıftır. Intervertebral discus‟lara ve komsuomur gövdelerinin kenarlarına sıkı, vertebra gövdelerine
20

ise daha gevsek tutunur. Vertebral kolonun fleksiyonunu sınırlar. Foremen basivertebralis‟lere uyan kısımlarında büyük venlerin geçtiği geçitler bulunur. Bu bağın yüzeysel lifleri daha uzundur.Omur gövdelerinin bir taraftan disklerle, diğer taraftan da ligamentum longitudinale anterius ve posterius‟la birbirine bağlanmıĢ olması, ayrıca nucleus pulposus‟ların iki omur arasında sıkıĢmıĢ pozisyonu omurgaya bir elastikiyet kazandırır. Bu üç yapı sayesinde omurgaya baĢka bir kuvvet etki etmezse dik durumunu koruyabilir. Herhangi bir kuvvet etkisiyle eğilen omurga, kuvvetin kalkmasıyla birlikte esneklik sayesinde eski pozisyonunu alır. Ligamentum longitudinale antreius ve posterius, omurganın ön ve arka tarafa olan hareketini sınırlarken, diskin oblik seyreden lifleri de her yöndeki hareketi sınırlar. Ayrıca göğüs bölgesinde yan taraflarda “ligamentum capitis costae intra-articulare” vasıtasıylakaburga baslarına da tutunmuĢlardır. Gençlerde discus intervertebralisler oldukça saglam bir yapıya sahiptir, öyle ki zorlama anında öncelikle kemik hasara ugrar. Ancak zorlayıcı bir fleksiyon ile disk hasara uğratılabilir. 2. dekaddan sonra ise dejeneratif degisiklikler sonucu disklerde; nekroz, nucleus pulposus‟un sekestrasyonu, anulus fibrosusda yumuĢama ve zayıflama görülür. Articularis zygapophysialis: Bir alt omurun proc. articularis superior‟u ile bir üst omurun proc. articularis inferior‟u arasında olusan eklemdir. Articular plana grubu tam hareketli bir eklemdir ve eklem yüzeylerinin sekilleri bulundugu bölgeye göre farklılık gösterir. Omur kemerleri ve eklem çıkıntıları arasındaki eklemlerde de iki tip eklemleĢme görülür: Birincisi, omur kemerlerinin laminaları, spinöz ve transvers çıkıntıları arasındaki fibröz eklemlerdir ve syndesmoses columnae vertebrales olarak adlandırılır. Ġkincisi, omur kemerlerindeki eklem çıkıntıları arasında sinoviyal plana tipi eklemler olan faset eklemlerden oluĢur. Bunların her biri ince, gevĢek bir kapsülle sarılıdır. Capsula articularis adı verilen bu kapsüller ekleme katılan çıkıntıların eklem yüzü kenarlarına tutunurlar. Arkus, spinal çıkıntı ve transvers çıkıntılar arasında uzanan bu bağlar

21

omurganın tüm hareketini etkiler. Bunlar, vücudun ön kısmında bulunan organlarınağırlığı nedeniyle columna vertebralis‟in öne doğru olan meyilini engelleyerek onu arkaya dogru çeken bir kuvvet dengesi kurar. Bağları: - Ligamentum flavum - Ligamentum supraspinale (supraspinous) - Ligamentum interspinale (interspinous) - Ligamentum intervertebralis Ligamentum flavum: Atlas‟tan S1‟e kadar tüm lamina arcusvertebrae‟leri birbirine bağlar ve bunlar arasında kalan boĢlukları kapatmıĢ olur. Ligamente flavumlar, komsu omur kemerlerinin sağ-sol laminalarını longitudinal Ģekilde bağlarlar. Ligamentum flava, bir laminanın anterior yüzeyinden diğer laminanın aĢağısının posterior yüzeyinden uzatılmıĢ durumdadır. Bu bağlar birbirinden bir orta hat boĢluğu ile ayrılır ki bu boĢluk vertebral kanal ile biri spinal yüzeyde olan toplar damara ait sinir ağıyla bağlantılı damarlara sahiptir. Yanlamasına bakıldığında ligamentum flava az ya da çok sinoviyal eklemlerle karıĢmıĢtır. Flava bağı vertebral kanalın posterior duvarının bir parçasından oluĢmuĢtur. Lumbar bölgede en kalındır. Omurganın ön tarafa eğilmesi sırasında laminaların birbirinden fazla uzaklaĢmasını engeller. En önemli görevi omurganın dik durmasına yardımcı olmaktır (31, 32). Ligamentum supraspinale:C7‟den,S1‟e kadar spinal çıkıntıların uçlarını birbirine bağlayan fibröz bağlantılardan oluĢmaktadır. Supraspinous ve interspinous bağları bitiĢik oldukları yerlerde beraber kaynaĢmıĢdurumdadırlar. Boyunda, 6.servikal vertebra ile oksipital arasında ligamentum nuchae olarak uzanır ve oldukça elastik bir yapıya sahiptir. Ligamentum supraspinale kemiğe tutunduğu noktada fibrokartilaginöz yapıdadır. Ġki taraf boyun kasları arasında fibröz bir bölme oluĢturur ve boyun fleksiyonunu sınırlar. Omurga öne eğildiği veya rotasyon yaptığı zaman gerilerek aĢırı hareketi sınırlar. Ligamentum interspinale: Ġnce ve membranöz yapıda olan bu bağ, komĢu ikispinal çıkıntı arasındaki boĢluğu doldurarak bunları birbirine bağlar.
22

Öndeligamentum flavum, arkadaysa ligamentum supraspinale ile devam eder. Spinal çıkıntılar arasındaki mesafeye göre geniĢliği ve uzunluğu değiĢir. Torakalde dar ve uzun, lumbar bölgede geniĢ ve kalın, servikal bölgede ise az geliĢmiĢtir. Ligamentum intertransversalis: Ġki komsu transvers çıkıntı arasında uzanır. Servikalde birkaç düzensiz lif seklindedir. Torakalde yuvarlak bağlar Ģeklinde olup derin sırt kaslarına kaynaĢmıstır. Lumbar bölgede ise ince bir membran seklindedir [37].

23

İKİNCİ BÖLÜM: İNSAN EVRİMİNDE OMURGANIN DEĞİŞİMİ
Bizler bir evrim geçirdik. Kendi yansımamıza gülmek için küçük bir Ģempanzenin dudak büküĢüne bakmak yeterlidir. ġempanzelerle genlerimizin %98‟ini paylaĢtığımızı biliriz, ama kürklü bir yavru kucaklanmak için kollarını uzattığında akrabalığımızı doğrudan hissederiz. (11) Uzak hayvan atalarımız elli milyon yıllık ağaç (ya da orman) yaĢamındaki evriminin en önemli noktalarından birini, iskeletin biçiminin değiĢmesinde gösterdi. Sık sık ağaçlara çıkıp iniĢi, dallara tırmanıĢı, onu dört ayaklı yer hayvanlarından farklı devinimlere itmiĢ olmalı. Öyle ki iskeleti, koĢullar zorlandığında, arada sırada da olsa arka ayakları üzerinde dikilerek yürüyebileceği bir yapı kazanmıĢtı. Bu, arka ayaklar ile ön ayakların, bedenin altı ile üstünün farklılaĢma yoluna girmesi demekti. Bu farklılaĢmada belki de en önemli ayrım olarak insanla Afrika primatları arasında bu duruĢ ve devinim biçimleriyle kendini gösterir. (8,10) Darwin ve erken darwinistlere göre adaptasyonun ayrılmaz parçaları büyük bir beyin, küçük köpek diĢleri, alet kullanabilme ve bipedalizmdir. Ancak kimse bipedalizmin büyük bir beyinden ve alet yapabilme özelliğinden önce evrildiğini beklemezdi (9). Omurganın insanın evrim tarihi boyunca kuĢkusuz en önemli etkisi de bu adaptasyondan gelmektedir. Omurganın ge nel hatlarıyla anatomisini inceledikten sonra canlının evrimsel tarihinde gerilere gitmekte yarar vardır. Ancak geriye gittikçe omurganın Ģu an insanda aldığı hali anlayabiliriz.

A.

İnsanın Evrimi

İnsanlarla hayvanlar… arasındaki uçurumun derinliğine hiç kimse benden daha çok inanmış değildir… çünkü olağanüstü düşünme ve konuşma yeteneği yalnızca onda vardır ve o… bu yeteneğinin üstünde, bir dağın doruğunda dikilir gibi, kendisine göre aşağıda kalmış soydaşlarının çok

24

yukarısında durarak, gerçeğin tükenmez kaynağından derilen ışık demetin, yer yer, o görkemli benliğinden yansıtır. THOMAS HENRY HUXLEY, 1863 Charles Darwin‟in dostu ve yandaĢı Huxley‟in Homo Sapiens’lerin özgün doğasını öne çıkarması yerinde bir yaklaĢımdı ama bu doğa unsuru hep böyle değildi. Tarihöncesi dönemde „insanlarla hayvanlar arasındaki uçurum‟ yoktu. Bu, iki ayakla yürüyebilen hominoidlerce gerçekleĢtirilen sağlamaların zamanla birikimi demek olan evrimsel sürecin bir sonucudur. Öte yandan bu uçurumun ortaya çıkması her yönüyle kaçınılmazdı. Evrim; var olan koĢullara, özellikle iklimsel ve çevresel koĢullara yanıt veren zaman sürecidir (10).

Evrimin temel iĢleyiĢini söyle sıralayabiliriz: 1. Organizma olgun bireylerin var olabileceği sayının çok üstünde bir Bir tür içindeki bireylerin sayısı, zaman içinde aĢağı yukarı aynı kalır. Bu nedenle olgunluğa eriĢmemiĢ bireyler arasında yüksek bir ölüm Bir tür içindeki bireyler birbirlerinin tıpatıp eĢleri değildir. Ve pek çok üreme gücüne sahiptir. 2. 3.

oranı olacaktır (strunggle for existance). 4. özelliklerinde birbirlerinden farklıdırlar. Bu nedenle belirli bazı özellikleriyle hayatta kalabilenler, gelecek kuĢakların ebeveyni olacaklardır. Bazı farklılıklar hayatta kalabilme savaĢında daha baĢarılıdırlar ve

5.

çevreye daha iyi uyabildiklerinden gelecek kuĢakların ebeveyni olacak olan bu bireyler çevre tarafından seçilmiĢ olur. Ebeveyn ile çocukları arasındaki kalıtım yoluyla geçen bir benzerlik Bu nedenle bir sonraki kuĢak bir önceki kuĢak özelliklerini koruyarak

6. 7.

olduğu bir gerçektir. Ancak çocuklar tıpatıp ebeveyne benzemez. değiĢme yavaĢ yavaĢ gerçekleĢecektir [29].

25

Özellikle beĢinci maddede bahsedilen sebepler, evrim terminolojisinin demirbaĢlarından olan „natural selection‟ kullanılırken dikkate alınmalıdır. Ortada bir „seçilme‟ olsa da bu seçilme doğanın içinde yapılır. Bu da evrimin „tesadüfi‟ olmadığını gösterir. Uyum sebebiyle değiĢimler gerçekleĢir, rastgele değil. Tabi bu, ancak doğanın bir bütün olduğu bilinciyle eleĢtirisiz kabul edilecek bir tanımdır. ÇeĢitli evrim mekanizmalarıyla gerçekleĢen değiĢim süreci bütün canlılar için milyonlarca yıl sürerken, kimi canlılar bu süreçte çok büyük değiĢiklikler yaĢamıĢ kimisi de çok küçük farklılıklarla yaĢamına devam etmektedir. Ġnsanın evriminde ise yaklaĢık 4 milyon yıllık geçmiĢi olan bipedal duruĢun önemli bir yeri olmaktadır. Bipedal duruĢun bu süreçteki yeri ve görevine geçmeden önce omurganın geçirdiği evrim sürecinde en baĢa gitmek ki omurganın insanın evrim sürecindeki yerini daha iyi anlayabilelim.

B.

Omurganın Kökeni

Ġlk omurgalı hayvanların 550 milyon yıl önce ortaya çıktığına dair önemli sonuçlar olsa da evrim çizgisinde omurganın oluĢumu için daha da geri gidilebilir. Ġnsanın iki ay üzerinde dik yürümesini sağlayan omurgaya benzer hatta omurga taslağı diye de adlandırılan notokorda (sırt iplikçiği) bunlardan biridir. Türler genellikle yetiĢkin durumlarına oranla embriyo aĢamasındayken daha çok birbirine benzemektedir. Karl Ernstvon Baer 1828‟de üst taksonda (omurgalıların alt alemi gibi) yaygın olan özelliklerin ontogenide (geliĢim), alt seviyede taksonlarda (aileler ya da takımlar gibi) görülen özelliklerden genellikle daha önce görüldüğünü belirtmiĢtir. Bu genelleme günümüzde VON BAER‟S KANUNU olarak bilinmektedir. Kendi sınıf ve takımlarına ait özellikler belirmeden önce solungaç yarıkları, notokord, segmentasyon ve bel-benzeri uzuv gibi özellikleri gösteren tetrapod omurgalılara ait embriyolar arasındaki benzerlikler muhtemelen en fazla bilinen örneklerdir. Yani her bir

26

canlı geliĢimleri boyunca atalarının yetiĢkin formlarının evrimsel geçmiĢlerini tekrar eder [18].

Resim 10: Ernst Haeckel‟in embriyo karĢılaĢtırması çizimi(19) Bunun günümüz insanı adına verilebilecek en iyi örneği de notokord „dur. Omurgalı hayvanlarla omurgasız hayvanları ayırma yöntemini bir örnekle inceleyerek baĢlayacak olursak amphioxus (bir tür solucan) „a bakarak notokordu daha iyi tarif edebiliriz.. Omurgasız olmasına rağmen balıklar, amfibiler ve memelilerle birçok ortak noktası vardır. Omurgası yoktur ama omurgalı canlılarda olduğu gibi, sırtı boyunca uzanan bir sinir kordonu,ayrıca vücudunu boydan boya geçen ve bu iliğe paralel uzanan bir çubuk vardır. Notokorda dediğimiz bu yapı, peltemsi bir maddeyle doludur ve vücuda destek olur. Birer embriyo iken bizim de notokordumuz vardı ama amphioxus’ ten farklı olarak bizimki parçalara ayrılır ve sonunda omurlar arasında yer alan disklerin bir parçası haline gelir. Bu notokordu oluĢturan peltemsi madde,sinirlere dokunulduğunda ya da omurlardan birinin diğeriyle bağlantılı

27

hareketine müdahale ettiğinde, ortalığı karıĢtırabilir. Omurgamızdaki diskleri incittiğimizde zarar gören bu yapı vücudumuzun çok eski bir bileĢenidir [18]. genel hatlarıyla; kordatların

Notokorda

ya

da

notokord;

(sırtipliklilerin) ilkel iskeletlerine denir. Bütün sırt ipliklilerinin embriyolarında sırtta (dorsal) ortada, boyuna uzanan segmentsiz ve bükülebilir sopa Ģeklinde bir uzantıdır. Embriyodamezodermle aynı zamanda ve benzer Ģekilde oluĢur. Ya ilkin izinden ya da blastoporun dorsal dudağından ya da archentoronun tavanın dıĢarıya doğru geliĢmesinden oluĢur. Omurgalıların geliĢimlerinde, mezodermin bir kısmından oluĢan omurga, notokorda‟nın yerini alır. Bütün omurgalılarda, notkorda, embriyonik geliĢim sırasında kısa bir süre görülür. Kaslar için bağlanma bölgesi oluĢturur [12].

Resim 11: Aphioxus arkaik balığı ve sırtipliği[15] Notokordanın iki temel noktada görevleri; Embriyoya diklik sağlar ve longitudinal aksı belirler. Etrafında columna vertabralis geliĢir ve vertebralar oluĢtuktan sonra nucleus pulposus‟u oluĢturur [12]. Yukarıda verdiğim örnek amphioxus elbette tek örnek değildir. En iyi örnekler bugünkü okyanuslarda değil,Çin ve Kanada‟daki tarihöncesi kayaçlarda
28

bulunur. 500 milyon yıldan yaĢlı tortul katmanlara gömülü halde duran küçük solucanlara ne kafaları, ne geliĢmiĢ birer beyinleri, ne de kafa sinirleri vardır. Bu fosiller mikroskop altında incelendiğinde yumuĢak dokularının en ince ayrıntıları dahi görülebilir. Notokordu ve sinir iliği olan bu ilk canlılardır bunlar [14].

C.

Columna Vertebralis’in Görevi:
Pelvis kemiği üzerine oturmuĢ bir sütun görünümündeki omurga,

vücudun dik durmasını sağlar. Vücudun tanır. Omurganın iki önemli yapısal özelliği vardır: Birincisi çok parçalı bir yapıya sahip olması; ikincisi omurların yük taĢıma yeteneğinin aĢağıya doğru indikçe artmasıdır. Omurgayı etkileyen çeĢitli yüklenmeleri, stresleri etkisiz hale getirmede bu özellikler etkendir. Omurga vücudunun dengesinden sorumludur. BaĢ ve diğer uzuvların hareketliliği omurganın Ģekil ve konumuyla yakından ilgilidir. Vücudun hareket sistemini belirleyici role sahiptir. Omurga alt tarafta pelvis kemeriyle ve üst tarafta thorax (göğüs kafesi) ile bütünleĢmiĢtir.Cavitas abdominopelvicus (karın ve pelvis boĢlukları) önemli iç organları büzülmekten korur ve desteklerler. Thorax ile abdomen (karın boĢluğu)‟in birbirinden ayrılmıĢ olması; her iki boĢluk içindeki dolaĢım, boĢaltım ve sindirim sistemleri ile diğer organların iyi iĢlev görmesine olanak sağlar. esnek yapılar ve diğer organlar için bağlantı yeri konumundadır. Üst ve alt ekstremitelerin gövdeye bağlanabilmesine olanak

29

Resim 12: Medulla spinalis‟in omurga kolonu boyunca görünümü [16] Omurga kanalı içinde merkezi sinir sisteminin en önemli organı medulla spinalis(omurilik)‟in korunması da omurganın elzem görevlerinden biridir. Omurilikten çıkan 33 çift spinal sinir, buradan bir ağ gibi bütün vücuda yayılır. Boyun bölgesinden çıkan spinal sinirler üst ekstremitelere, bel bölgesinden çıkan sinirler alt ekstremitelere dağılırlar. Bilindiği gibi omurilik ve beyin vücudun kontrol ve yönetiminden sorumlu olarak merkezi sinir sistemini oluĢtururlar. (bipedal duruĢ ve vertebral column alt baĢlığında buna ayrıntılı olarak değinilecektir).

D.

Columna Vertebralis’in Hareketleri ve Denge
Vertebral kolonun hareketi yalnızca bir vertebranın diğerine

eklemlendiği ligamentlerin çeĢitliliğiyle sınırlı değil, aynı zamanda eklem yüzeylerinin pozisyonu, spinal çıkıntıların eğimi ve Ģekli, intervertebral disklerin göreceli boyutları ve diğer çeĢitli faktörlere bağlıdır. Ġki bitiĢik vertebra arasındaki hareket columna vertebralis‟intüm parçalarında son derece kısıtlıdır. Bununla birlikte belirli bölgelerdeki hareket tutarı hatırı sayılır derecede olabilir. Her bir eklemin yaptığı bu kısıtlı hareketler birleĢerek,
30

omurganın

tümünde

kavis

seklinde

geniĢ

hareketleri

meydana

getirir.Columna vertebralis fleksiyon, ekstensiyon, yanlara doğru lateral fleksiyon, sirkumdüksiyon ve rotasyon hareketleri yapabilir. Fleksiyon ve ön tarafa doğru olan eğilme hareketinde ligamentum longitudinale anterius gevĢer ve disklerin ön tarafları sıkıĢarak incelir. Buna karĢılık diğer tümbağlar ve diskin arka bölüm lifleri gerilir. Laminalar ve spinal çıkıntılar arasındaki aralıklar geniĢlerken inferior eklem yüzeyi, superior eklem yüzeyi üzerinde yukarıya ve çok az da ön tarafa doğru kayar. Özellikle yük taĢırken fleksiyonu sınırlayan en önemli faktörlerden biri de, sırttaki ekstensor kaslardır. Diğer hareketlere oranla omurgada en geniĢ yapılabilen hareket fleksiyondur ve en fazla da servikal omurlar arasında yapılır. Ekstensiyon veya arkaya doğru egilme sırasında ligamentum longitudinal anteriusile diskin ön bölüm lifleri gerilerek, arka tarafta da lamina ve spinal çıkıntılar da birbirlerine yaklaĢarak hareketi sınırlarlar. Bu sırada ligamentum longitudinale posterius gevĢer. Ekstensiyon boyun ve bel omurlarında en geniĢ olarak yapılır. Göğüs bölgesindeyse disklerin ince olması ve spinal çıkıntıların birbirlerine daha yakınolmasından dolayı biraz daha sınırlıdır. Arkaya eğilmede hareketin yapıldığıtransvers eksen, eklem yüzeylerinin arkasında bulunur. Tam ekstensiyondan tam fleksiyona geçildiğinde, bu eksen ön tarafa doğru kayar. Tam fleksiyonda ise omur gövdesinin ortasına gelir. Lateral fleksiyon sırasında disklerineğildiğimiz taraftaki dıĢ kısmı sıkıĢır. Hareket, etraftaki bağlar ve disk vasıtasıyla sınırlanır. Tüm omurlar arasında yanlara eğilme hareketi yapılabilir. Fakat en çok boyun ve bel bölgesinde yapılabilir. Sirkumdüksiyon, yukarıdaki hareketlerin bir karıĢımı olup oldukça sınırlı olarak yapılır. Rotasyon, bir omurun diğer omur üzerinde dönmesiyle oluĢ ur. Bu esnada aralarında bulunan intervertebral discus‟un lifleri gerilerek sıkıĢır ve hareketi hemen sınırlar. Buna ek olarak diğer bağlar ve özellikle eklem çıkıntıları da rotasyonu sınırlamada etkilidir. Bu nedenle iki omur arasında çok az rotasyon yapılabilir. Gövdenin yaptığı rotasyon, her bir omur arasında

31

yapılan rotasyonların toplamıdır. En fazla servikal bölgenin üst kısmında, en az da belde yapılabilir. Omurgada yapılan hareketlerin çeĢidi ve geniĢliği, eklem yüzlerini sekline ve pozisyonlarına bağlıdır. Boyun omurlarının superior eklem yüzü düz veya düze yakın olup, arka üst tarafa bakarlar. Sağ ve sol tarafın eklem yüzleri hemen hemen aynı düzlemde bulunur. Torasik bölgeye yaklaĢtıkça bu yüzler göğüs omurlarının eklem yüzlerini sekil ve pozisyonlarına benzer durum alırlar. Boyun omurlarının eklem yüzlerinin Ģekilleri fleksiyon ve ekstensiyon hareketlerine müsaittir. Ekstensiyon, fleksiyona oranla daha fazla yapılmaktadır. Boynun üst kısmında ekstensiyon, atlasın üst eklem yüzeyinin arka kenarının fossa condularis‟e dayanmasıyla sınırlıdır. Servikal bölgedeki intervertebral diskler gövde boyutuna göre daha büyüktür. Ayrıca gövdelerin alt yüzeyleri anteroposterior doğrultuda konkavdır ve bu sekilde birbirini izleyen gövdelerin üst yüzeyindeki konveks anterior kenarlar, fleksiyon süresince üst üste binebilir. Lateral fleksiyon, gövdelerin alt yüzeylerindeki lateral konveksite ve bunların üst yüzeylerinde karĢılık gelen konkavlık tarafından kolaylaĢtırılır. Bu bölgede tüm hareketler özellikle serbesttir. Eklem yüzeylerinin pozisyonu fleksiyon ve ekstensiyona, rotasyon tarafından eĢlik edildiginde lateral fleksiyon ve oldukça iyi serbest rotasyona izin verir .Torasik bölgedeki intervertebral disklerin diğerlerine göre daha küçük olması ve gövdenin hem alt hem de üst yüzeyinin düz denebilecek kadar hafif konkav olması vücudun rahat hareket etmesini da ha da önler. Eklem yüzeylerinin neredeyse öne paralel olmaları fleksiyon ve ekstensiyonu daha fazla sınırlar. Bunlara ek olarak torasik bölgedeki hareket kostaların eklenmesi nedeniyle engellenmiĢ olur. Spinal çıkıntıların üst üste binmesi de ekstensiyon için engelleyici faktördür. Fleksiyon ve ekstensiyon bu yüzden özellikle torasik bölgede daha sınırlıdır. Lateral fleksiyon ise kostaların bir yönde birbirlerine yaklaĢmaları veya diğer tarafa açılmalarıyla daha özgür bir hareket sergiler; rotasyon ise daha sınırlıdır. Lumbar bölgedeki büyük intervertebral diskler ve spinal çıkıntının posterior dogrultusu özellikle iyi fleksiyon ve ekstensiyona izin verir. Burada lateral hareket ayrıca daha serbesttir; böylelikle gövdenin üst kısmı, lumbar
32

bölgedeki bu hareketler sayesinde dairesel olabilir. Lumbar bölgedeki rotasyon kiĢiler arasında değiĢmektedir, fakat eklem yüzeyleri kısa sürede birbirine kilitlendiği için, her zaman çok sınırlıdır. Lumbar vertebral kolondaki hareketler özellikle alt lumbar segmentlerde serbesttir. Vertebral kolondaki denge birkaç faktöre bağlıdır. Bunlardan ağırlık merkeziyle tanımlanan vertikal hat, minimal kaslı aktivitenin zorunlu olduğu vertebral kolon üzerindeki ağırlık düzgün bir Ģekilde dengelenmesinde en önemlileri arasındadır. Ağırlıkla devamlı korunan pozisyon yapısal değiĢikliklerde, büyüyen çocuktaki kalıcı deformasyonda ve yetiĢkinlikte sürekli gerilen kaslarda çok dengeli sonuçlar vermez. Öncelikle, ağırlık merkezi vücutta orta sagital düzeyde uzanır. Eğer bu Ģekilde olmazsa, örneğin, alt ekstremite uzunluğunun eĢitsizliğinde (columna vertebralis‟in düzlüğünde lateral eğilmenin sonucu olarak), denge için tek yol uzun ekstremite tarafına doğru olan lateral eğimin (skolyoz) onarılmasıdır. Benzer olarak, eğer vertebral gövdelerin iki tarafındaki eĢitsiz büyümenin sonucu olarak yapısal skolyoz geliğirse, agırlık merkezi bir taraftan degisir ki bu vertebral kolonun diğer zıt tarafındaki kasıtlı eğimle telafi edilebilir. Lateral eğime, düzenli olarak, konveks yapıya yol açan gövdeleri ve konkav yapıya yol açan spinal çıkıntılarıyla kavis biçimindeki vertebralardaki rotasyon eĢlik eder. Eğer bu lumbar bölgedeyse, agrı genellikle rotasyondan meydana gelir (burada küçük bir rotasyona imkanı vardır), eger bu torasik bölgedeyse bütün göğüste önemli derecede biçim bozukluğu oluĢur.Ġkinci olarak, kafa ve bedenin ağırlığı, ağırlık merkezi hattı kolonun servikal ve torasik parçalarının birleĢtiği gövdelerden ziyade çoğu servikal vertebra gövdesinin arkasından geçtiği zaman; yine torakolumbar birleĢim yerindeki gövdelerin önünden geçtiği zaman ve 4. lumbar vertebra gövdesinin merkezine çok uzak olmayan bir noktadan geçtiği zaman, frontal düzlemde hemen hemen daha dengelidir. Bu ağırlık dağılımı ideal beklentilere yaklaĢmaktadır ki, çoğu torasik vertebra gövdesinin önündeki daha büyük ağırlık, torasik eğimin artmasına yol açar. Torasik kolondaki sınırlı fleksiyon ve ekstensiyon hareketleri nedeniyle bu, postürtarafından doğrultulamaz. Fakat neyse ki bu büyük ölçüde sırt kaslarından ziyade vertebralar ve bunların ligamentleridir ki, burada bundan
33

baĢka fleksiyonu sınırlar. Kifozis torasik bölgedeki anterior eğimden oluĢur. Bu yaygın olarak bir veya daha fazla vertebral gövdenin çökmesinden (genellikle tüberkülozdan) veya doğuĢtansa, bir veya daha fazla gövdenin yokluğundan meydana gelir, fakat hafif derecesi oldukça yaslı insanlarda hafif kambur olmayı ya da öne eğilmeyi açıklamaktadır. Mademki lumbar kolon üzerindeki tüm ağırlığı destekler, kolonun bu parçası yaygın olarak, ağırlık merkezi hattının ileriye ve geriye doğru yer değiĢtirmesini ayarlar. Kifoz, örneğin, ileriye doğru yer değiĢtirmesi ve eğim sonucu öne doğru düĢmesi lumbar eğriliğin (lordoz) artmasından çok kolaylıkla etkilenir. Diğer taraftan ağırlık merkezi arkaya doğru yer değiĢtirirse, lumbar kavis oldukça yassılasmıs olur. Benzer Ģekilde sakral eğm artınca pelvisin asagı doğru rotasyonuna lumbar kıvrımın artması ve yukarıya dogru rotasyona bunun azalması eĢlik eder. Sakral eğimdeki anormal kalıcı artıĢa kalıcı lordoz eĢlik eder. Lumbar kıvrımdaki değiĢikliklere sırt kasları sebep olur, fakat bir defa meydana gelirse kolonun stabilizasyonuna yol açar. Vücudun en sabitpozisyonundan hareketi ister istemez ağırlık merkezi hattının yer değiĢtirmesiyle iliĢkilidir ve kolonun üzerinde kasların hareketi olur olmaz (genellikle sırt kasları, ağırlık merkezi hattındaki yaygın yer değiĢtirme öne doğru veya bir tarafa doğrudur) hareketin içine açılıp kapanmalıdır. Bu nedenle vertebral kolondaki stabilitenin birincil sorumlusu sırt kaslarıdır. Bunlar felç olduğu zaman dengeyi devam ettirmek imkansızdır [37].

E.

Columna Vertebralis ve Bipedal Duruş

Tipik bir memeli omurgası ön ve arka bacakların arasında desteklenir. Suspansiyon görevi yapan köprünün iki sütun arasında askıda kalmıĢ ana kablo gibidir. Quadropedal (4 ayaklarının üzerinde) duruĢta vücut ağırlığı bu vertebra „kablo‟sunu sıkıĢtırmaz. Ancak bu hayvan iki ayağının üzerine yükseldiği zaman bütün ağırlık ön ayaklardan vertebraya taĢınır. Ġnsan omurgası vücut ağırlığının hepsini tek baĢına taĢımaz. Bacaklarımız dabu ağırlığı taĢımadaomurgayı destekler. Ayrıca kalça kemeriyle iç organlarımızın da ağırlığını destekler. Ama göğüs kafesinin, üst bacakların,
34

kafa ve boynun ağırlığını ; throsic, lumbar ve sacral boyunca arka ayaklara doğru taĢır. Bu durum da nerdeyse tüm vertebrayı baskı altında bırakır. Bu streslere maruz kalan vertebrada önemli değiĢimler görünür. Kavisli biçiminden de bu oldukça açıktır. Bir gorilin ya da bir Ģempanzenin anatomisine yandan bakılınca, omurgası düz bir çizgi Ģeklinde yukarıdan aĢağıya iner. Kafatasından coccyx‟e 45o lik açıyla düz bir çizgiye yakın bir hat gösterir. Ġnsan vertebrası ise tam aksine kıvrımlı bir eğim Ģeklinde tarif edilir. Vertebranın thorasic ve sacral kısımları boyunca olan eğimler öne doğru, cervical ve lumbar‟ın eğimleri ise arkaya doğru kıvrılır [9].

Resim 13: Omurgadaki eğimler (17) Cervical vertebranın baĢın arka kısmından baĢlayan eğim , baĢın boyun üzerinde dengede durmasını sağlar. Lumbar eğim de sacrumu dengede tutar. Ayrıca insan baĢının dengesine ilave olarak,occipital condyle ve foramen magnum‟un öne ve arkaya doğru hareketini geliĢtirerek, kolaylık sağlar. Lumbar bölgedeki bu arkaya doğru olan kıvrımlar lumbar vertebranın

35

sayısını da arttırır. Panda da bu sayı 4 iken, Homo sapiens‟te „e çıkar. Bu artıĢ, columna vertebralis‟in boyunu arttırırken esnekliğini sağlar. Bu modifikasyonlara rağmen denge mükemmel değildir.baĢın ve thorax‟ın ağırlık merkezi vertebranın cervical ve lumbar kısımlarına doğru hafifçe öne uzanır. Ayağa kalkıp otururken baĢın ve thorax‟ın devrilmesini engellemek için sırt ve boyundaki kaslar (epaxial kaslar) sürekli olarak küçülmek zorundadır. Fakat bu kasların görevi cervical ve lumbar eğimleri daha kolay hale getirir. Yani bu epaxial kasların gücünün değeri azalırken dengeyi sağlamak zorundadırlar. Bu da omurga eğimlerindeki stresi azaltır. Cervical ve lumbar eğimlerdeki intervertebral disklerin bu bölgede sıkıĢtırılmıĢ bir hali var gibi gözükür. Ön taraftan arka tarafa doğru incelen bir yapı gösterirler. Bu sıkıĢma da lumbar eğim de Ģiddetlenir. Büyük kuyruksuz maymunların lumbar vertebrasında bu pek görülmez [9].

Resim 14: Ġnsan ve Ģempanze lokomasyonu karĢılaĢtırması Primatlarla insan arasında duruş ve iskelet oranları açısından bir karşılaştırma değişik uyum sağlama biçimleri sergiler. Primatlar aynı anda hem arka ayaklarının üzerine basarak hem de el-parmaklarının dışına
36

basarak (knuckle walking) yürürken, insan iki ayağı üzerinde devinebilir. İnsanın bacakları kollarına oranla daha uzun olduğu halde, primatlarda durum tersidir. Primatların pelvis kemiği uzun ve dar olmasına karşın insanınki kısa ve geniştir. İnsanın bel kesimi primatlarınkinden daha uzundur.(10) Lumbar eğim bipedal için dengeyi sağlamaktaki problemleri çözse de baĢka problemler oluĢturur. Elleri taĢımak bir problem teĢkil etmez çünkü omurga için hiçbir ağırlığı yoktur. Bu durumda ağırlık üst taraftan alt tarafa taĢınır ve dolayısıyla her omur kafatasından aĢağıya,sakrum‟a gittikçe bir önceki omurdan daha fazla ağırlık taĢır. Bu ağırlık durumuna paralel olarak omurlar aĢağıya indikçe büyürken, intervertebral disklerin de kalınlaĢtığını ve büyüdüğünden vertebranın anatomisi anlatılırken bahsedilmiĢti. Yine de vertebralar bazen çok fazla sterese maruz kalabiliyor. Bu nedenle d e birçok sırt problemi oluĢabiliyor. Lumbar vertebrada çatlaklar ,disklerde yırtıklar, sırt kaslarında çekme ve zorlamalar, travmalar, lumbarda çeĢitli rahatsızlıklar.. Lumbar eğim denge için yardımcı olurken çeĢitli bölgesel stresleri de Ģiddetlendirir ve ağırlığı lumbar‟a yüklemiĢ olur [9].

37

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : COLUMNA VERTEBRALİS PATOLOJİLERİ A. Patoloji nedir?

Patoloji, eski yunanca hastalık anlamındaki 'pathos' teriminden türetilmiĢtir ve hastalıkların bilimsel yöntemlerle incelenmesi anlamında kullanılır. Daha geniĢ anlamıyla patoloji, hastalıklara yol açan nedenleri, bunların doku ve organları etkileme biçimlerini, hastalıklı doku ve organların özellikle morfolojik (biçimsel, görüntüsel) özelliklerini inceler. Bu anlamda patoloji, tıbbın temelini oluĢturur. (22)

B.

Kemik Dokusunun Yapısı

Organizmadaki diğer bağ dokularında olduğu gibi kemik dokusu da hücreler, lifler ve temel maddeden oluĢmuĢ ancak yapısındaki kalsiyumdan ötürü sertleĢmiĢ bir destek dokusudur. Kemikler her Ģeyden önce iskelet sisteminin en önemli yapıtaĢıdır. Ayrıca kaslarla beraber vücut hareketini de sağlarlar. Sertliğinden dolayı hayati önemi olan organların korumasını da üstlenmiĢtir. Örneğin kafatasında b eyin, omurgayla omuriliği, göğüs kafesiyle baĢta kalp olmak üzere diğer organları çevreleyerek korumaya almaktadır. Bunlar dıĢında kan hücrelerinin yapıldığı kemik iliğini içermesi ve metabolik önemi olan kalsiyum deposu olarak ele alınacak olursa, kemiğin destek dokusu olma dıĢında da önemli rolleri olduğu ortaya çıkar. Kemiklerin kırılması durumunda kendilerini tamir edebilme kapasiteleri çok iyi geliĢmiĢtir ve böylece bozulan bölgede yeni kemik dokusu oluĢturularak bölgenin fonksiyonları eskisi gibi yerine getirilir. Kemik dokusu beslenme, metabolik, endokrin (hormonal) ve mekanik koĢullara çok duyarlı bir dokudur. Bu nedenle aktif doku olma özelliğini taĢır. Kemik doku organik ve inorganik komponentlerden (bileĢen) yapılmıĢtır. Kemiğin kompakt ve spongiyöz olmak üzere iki ayrı formu vardır. Kompakt kemik sıkı tertiplenmiĢ, boĢluk içermeyen bir dokudur. Spongiyöz kemik dokusunun ise gevĢek, labirent veya bol boĢluklu tarzda bir görünümü vardır. Bu boĢluklar kemik iliği ile doludur. (20)
38

a.

Kemik Dokusunun Görevleri
Destek dokular arasında gerçek anlamda destekleme görevi yapan bu

doku organizmaya biçim verir ve yükünü taĢır. Kemik dokusu da hücreler, ara madde (matriks) ve fibrillerden oluĢmasına karĢın; doku, hücre dıĢı öğelerinin kalsifikasyonu ile iskelette destekleyici ve koruyucu bir iĢleve sahiptir. Kemik matriksinde kalsiyum karbonat ve kalsiyum fosfat gibi mineral tuzları ve bol miktarda kollajen fibril bulunur. Kas ve tendonların tutunma yerleri olan kemikler, hareket etmeye yardımcı olurlar. Kıkırdaklı balıklar dıĢında diğer bütün omurgalılarda iç iskeleti meydana getiren dokudur. Vücudun iç organlarının, baĢ ve göğüs boĢluğundaki organların ve kemik iliğindeki kan hücrelerinin korunmasından sorumludur. Bu mekanik iĢlevleri yanında organizmanın kalsiyu m ve fosfor deposudur. Basınç, çekilme, eğilme ve bükülmelere karĢı yüksek derecede dayanıklı olan kemik, aynı zamnda oldukça hafif bir materyalden oluĢmuĢtur. Kemik, kaba Ģeklinden mikroskopik yapısına kadar tüm organizasyon seviyelerinde minimum ağırlık ve maksimum materyalle çok büyük bir dayanıklılığa sahiptir. Dayanıklılığı ve sertliğine karĢılık bireyin örü boyunca yıkılıp yeninden yapılan, canlı ve dinamik bir dokudur. Kemiğin kullanılmaması sonucu atrofi (zayıflama körelme) durumu ortaya çıkarken aĢırı kullanılması durumunda da kemik kütlesindeki artıĢla hipertrofi (anormal büyüme, irileĢme) ortaya çıkar[21].

b.

Kemik Gelişimi

Ġnsan iskeleti birbirini izleyen aĢamalarla geliĢir. Anne karnındaki embriyonun mezenkim bağ dokusundan yapılmıĢ chorda dorsalis (kiriĢ) ve skleratom T (sert) uzantları giderek iskelet yapıya dönüĢecektir

39

Gebeliğin 3.ayına doğru bu embriyotik yapılar kıkırdak doku Ģeklini almaya baĢlar. Daha sonra kıkırdaklar dıĢtan içe doğru kemikleĢmeye baĢlar. Hamileliğin sonlarına kadar devam eden kemikleĢme, bebeğin doğumundan sonra da devam edecektir. Ġnsanlarda kemikleĢme süreci 20-25 yaĢına kadar sürebilir [4].

Kemikleşme (Ossifikasyon) İntramembranöz kemikleşme: KemikleĢme süreci içinde bağ

KemikleĢme iki Ģekilde gerçekleĢir: 1. dokusunun kıkırdak dokuya dönüĢmeden doğrudan kemik dokuya dönüĢtüğü biçimdir. Kafatası kemiklerinin geliĢimi böyledir. 2. İntrakartilaginöz kemikleşme: Ġnsan vücudunda çoğunlukla bu kemikleĢme biçimi hakimdir. Yani uzun kemiklerde de olduğu gibi bağ dokusu önce kıkırdak dokuya daha sona da kemik dokuya dönüĢür.  Kemik Büyümesi Kemikler hem enine hem de boyuna geliĢim gösterirler. Kemik büyümesinde kemik zarı ve büyüme çizgisinin etkinliği söz konusudur. 1. Boyuna büyüme: Kemiğin boyuna büyümesinde diafiz ve epifiz arasında bulunan kıkırdak tabaka etkili olur. Kemik baĢı ile gövdesi arasındaki bu halkaya „epifiz çizgisi‟ ya da „büyüme çizgisi‟ denir. Bir nedenle bu ince kıkırdak tabaka zarar görür ve harap olursa kemik büyüm esi durur. Özellikle çocuklarda bu dokunun zedelenmemesi iĢlevini yitirirek, kemikleĢir. 2.  Enine büyüme: Kemik zarının (periost) alt tabakasında bulunan Kemik Gelişimini Etkileyen Faktörler osteoblast hücreleri aracılığıyla enine büyüme gerçekleĢir. 1.Beslenme: Kalsiyum fosfor ve diğer minerallerden zengin bir beslenme sağlıklı kemik geliĢimi için gereklidir. Özellikle kalsiyumun yaĢam boyu alınması kemik gücü açısından son derecede önemlidir. Kemiğin sertliğini sağlayan kalsiyum en çok süt ve süt ürünlerinde bulunur. 2. D Vitamini: güneĢ ıĢınlarının etkisiyle deride sentezlenen bir vitamindir. Bu vitamin kalsiyumun kemiklere taĢınmasından sorumludur. Yani ne kadar çok kalsiyum alınırsa alınsın D vitamini sentezlenememiĢse bu maddeler

40

kemiklere taĢınamaz. Sağlıklı kemikleĢme süreci bozulur. Çocuklarda raĢitizm denilen kemik bozuklukları ortaya çıkabilir. 3. Hormonsal Salgılar: hormonlar genel olarak büyüme ve geliĢme üzerinde etkilidir. Dolayısıyla kemik geliĢimi de hormonsal salgılardan etkilenir. Troid bezi ve hipofiz ön lobu salgıları kemik büyümesini hızlandırır. Cinsiyet (genital) bezlerinin salgıları ise büyümeyi frenler. Hormonsa l salgıların yaĢ dönemlerine uygunluk göstermesi normal kemik geliĢiminin güvencesidir. Ancak hormonsal bozulmalar kemik hastalıklarına yol açabilir. 4.Hareketlilik: Kemikler belirli baskı (stres altında güçlenme ve geliĢme gösterirler. Hareketsizlik, hiç baskı olmaması kemiği olumsuz etkiler. Bununla beraber aĢırı yük altında kalmak da kemiği zayıflatır aralıklı (intermitant) yüklenme kemik sağlığı için gereklidir. (Hooke Kanunu*) [4].

C.

Columna Vertebralis’te Görülen Patolojik Sorunlar

Ġskelet kalıntılarıyla yapılacak çalıĢmalarda bireye ve topluma dair birçok bilgi alınabilir. Ġlk olarak yaĢ, cinsiyet, boy uzunluğu gibi temel kimliklendirmeye yönelik çalıĢmalar yapıldıktan sonra kemik üzerinden çeĢitli patolojiler tespit edilir. Bu patolojilerin oluĢma sebepleri çeĢitli olmakla beraber genetik, travmatik, kültürel sebeplerden oluĢabilir. Ġlk önce bütün kemik patolojilerini tek bir listede incelemek, çalıĢmanın bütünlüklü olması açısından önemlidir. Kemik üzerinde görülen patolojiler Ģunlardır : -Enfeksiyonel Hastalıklar Osteit ve periosteit Osteomyelit Tüberküloz Treponemal Hastalıklar (sifilis vs) Poliomyelitis (çocuk felci) Lepra (cüzzam) Spesifik olmayan enfeksiyonlar -Kemikte Görülen Tümörler
41

Basit tümörler: osteomata , diğer osteomata Habis kemik hastalığı: osteosarkama, multiple myelama -Eklem Hastalıkları Arthrit (romatizma) Septik artrit Osteoartrit (osteoartoz) (çoğalan) Romatoid artrit (erozif) Ankilozan spondilit (erozif) Metabolik artrit Dejeneretif artrit Gut Diğer eklem hastalıkları -Çene ve Diş hastalıkları Çürükler Periodontal hastalıklar Abseler Hypoplasia Cysts (kistler) Odentomlar DiĢ taĢı -Kan hastalıkları -Endokrin Hastalıklar Hiperpituitorizm : gigantizm, akromegali Hipopiturizm (cücelik) -Konjenital (doğumsal) Hastalıklar Akondroplazi Hidrosephalus Akrosephalus Mikrosephalus Diğer anamoliler -Beslenmeye bağlı Hastalıklar Rickets
42

Osteomalacia (osteomalaz) Osteoporosiz Paget hastalığı Skorbütüs (C vitamini eksikliği) Diğer : anemi, diyabet vs Hastalıkların dıĢında kemikte iz bırakan bir baĢka durum da travmalardır. Travmaları da Ģu Ģekilde sıralayabiliriz: Fraktür Deformasyon Trepanasyon Dislokasyon Mutilasyon[38,39 ]. Bu listede verilen tüm kemik hastalıkları ve anomliler iskelet sisteminin bir çok farklı yerinde görülmektedir. Bu çalıĢma omurga üzerine yapılmıĢ olduğu için ilerleyen kısımlarda omurga üzerindeki patolojiler üzerinde duralacak. Omurganın evrimde yerinin altını çizilmeye dair yapılmıĢ bir çalıĢma olmasından dolayı daha önceki baĢlıklarda önemi ve iliĢkisi belirtilmiĢ olan bipedal duruĢla iliĢkilendirilebilecek patolojiler üzerinde durulacak ve bunların açıklamaları daha ayrıntılı yapılacak.

a.
1.

Bel ve Boyun Fıtığı
Bel fıtığı: Bel bölgemizde 5 adet omur olduğu ve aralarında da discus

vertebralis denilen disklerin olduğu columna vertebralis‟in anatomisi ayrıntılı olarak anlatılan birinci bölümde açıklanmıĢtı.Disk, özel bir bağ dokusu organıdır ve omurganın dayanıklılığına, hareketliliğine ve zorlamalara karĢı dirençli olmasına, omurgaya uygulanan Ģok Ģeklindeki darbelerin emilmesine ve kuvvetin çevre dokulara dengeli bir Ģekilde dağılmasına hizmet eder. Bel fıtığı, beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin fıtıklaĢması sonucu ortaya çıkan bir
43

rahatsızlıktır. Disklerin iç kısmında nükleus pulpozus denen jöle kıvamında yumuĢak bir bölüm, bunun dıĢında anulus fibrozus adı verilen daha sert bir fibröz tabaka, omur kemiklerine bakan yüzlerde ise her iki tarafta son -plak olarak adlandırılan kıkırdak yapılar vardır. DıĢtaki tabakanın anatomik bütünlüğünün bozularak içerideki yumuĢak kısmın dıĢarıya doğru taĢmasına fıtıklaĢma denir. FıtıklaĢan yani dıĢarıya doğru taĢan disk, omurilik kanalı (canalis spinalis) içinden veya kendisinin arka-yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıĢtırır ve hastalık böylelikle kendisini belli eder. Ayrıca fıtıklaĢmıĢ diskten ortama salınan bazı kimyasal maddeler de sinir köklerini etkileyerek ağrıya neden olurlar.

Resim 15: Normal disk ve fıtıklaĢmıĢ disk Omur kemiklerine yandan bakışta normal omurilik kanalının içine fıtıklaşmış disk görülmektedir. disk ve

44

Resim 16 :Fıtığın manyetik rezonanstaki görünümü Manyetik rezonans ok ile gösterilmektedir. fotoğrafında gelişmiş bir bel fıtığı

Resim 17: Bel fıtığının geliĢimi Bel fıtığı gelişirken şekil A'da görüldüğü gibi anulus fibrozus dış liflerinin bir kısmı henüz yırtılmamış ve disk materyalinin tamamı diskin içerisinde ise buna kapsamı içerisinde (contained) disk denir. Ancak şekil B'deki gibi anulus fibrozus liflerinin tamamı bütünlüğünü yitirmiş ve disk içindeki materyal anulusun dışına taşmış ise buna da kapsamı dışarıya çıkmış (uncontained) disk adı verilir.

45

Resim 18 : Bel fıtığının geliĢiminde farklı tipleri Bel fıtığının gelişimi ve değişik tipleri izlenmektedir. Nadiren rastladığımız dura içine fıtıklaşma disk materyalinin dura denen kalın zarı delerek omurilik kanalının içine girmesiyle oluşur. Fıtıklaşan diskin posterior longitudinal ligament, peridural membran ve sinir köküyle olan ilişkisinin şekline göre fıtıklaşma; subligamentöz, ekstraligamentöz, submembranöz, transmembranöz veya intraradiküler olarak adlandırılır. Ayrıca ekstrüzyon veya sekestrasyon tarzında fıtıklaşmalarda disk materyali kafa veya kuyruk sokumu yönünde yer değiştirebilir. Bu durumda kranial / kaudal uzanımlı ekstürüde bel fıtığından, kranial / kaudal yönde göç etmiş sekestre bel fıtığından veya göç etmemiş sekestre bel fıtığından söz edilebilir [23]. . 2. Boyun Fıtığı: .Boyun fıtığı da tıpkı bel fıtığı gibi iki omurun arasındaki diskin içindeki yumuĢak kısmın dıĢarı taĢmasıyla oluĢur. BaĢ ile gövdeyi birleĢtiren, baĢı destekleyip taĢıyan, hareketini sağlayan boyun; normal olarak saatte 600 hareket yapar. Boyun tarafından taĢınan baĢ oldukça ağır bir yapıdır. Takriben 2,5-3,5 kg civarındadır. Boyun hareketleri en çok C5-C6-

46

C7 omurlarında olduğu için boyun bölgesindeki fıtıklar da en çok bu bölgede görülür.

b.

Osteoartrit (Kireçlenme) (OA) ve Lomber Spondiloz

Osteoartrit (OA), halk arasında bilinen ismiyle kireçlenme, eklemlerde kıkırdak dokunun yapısında bozulma, kıkırdakta incelme, aĢınma ve tahribatın ortaya çıktığı en sık görülen eklem hastalığıdır. Hastalığın ilerlemesi ile birlikte eklemlerde yük taĢınmasını sağlayan kıkırdağın tamamen ortadan kalktığı ve kemik yüzeylerin birbiri ile temas etmeye baĢladığı görülür. Ġlerleyen kıkırdak harabiyeti ile birlikte eklemde ağrı ortaya çıkar. OA kadınlarda erkeklere oranla iki kat sık görülür. Genellikle 50 yaĢ üzerinde ortaya çıkan bir durumdur [24]. RĠSK FAKTÖRLERĠ NELERDĠR? Orta ve ileri yaĢta olmak Eklem hastalıklarına kalıtsal yatkınlık GeçirilmiĢ eklem yaralanmaları ġiĢmanlık Kıkırdak yapısını etkileyen hastalıklar (Romatoid artrit, gut vb.) Eklem çevresi kas gruplarının zayıf olması Eklemlerde yük dağılımı dengesini bozan Ģekil bozuklukları[24] Lomber spondiloz ise bel omurlarında oluĢan kireçlenmedir. Bel omurgasını meydana getiren yapıların dejeneratif değiĢiklikleriyle ortaya çıkan klinik tabloya denir. Schmorl nodülleri de, genellikle omurgadaki dejeneratif değiĢimlerin bir parçası olarak değerlendirilmektedir [30]. Vertebral osteofitler de osteoartritin kapsadığı bir baĢka patolojidir. YaĢlı nüfusun yaklaĢık olarak %20-30‟unu etkilemektedir Ancak, vertebral osteofitler osteoartritin iyi bir göstergesi değildir. Osteoartrit tanısının

47

konulması için Ģu radyolojik özelliklerden en az bir tanesi bulunmalıdır; eklem boĢluğunda daralma, kemik sklerozu veya hipertrofisi [47].

c.

Faset Sendromu

Faset eklemler her omurun arka tarafında yer alan küçük eklemlerdir. Bu eklemler omurları omurganın hareketini sağlayacak Ģekilde arkadan direkt olarak birbirlerine bağlarlar. Faset eklemler oldukça karmaĢık sinirlerle donatılmıĢlardır ve ağrıya çok duyarlıdırlar. Omurgamızın hareketliliğinde büyük önemi olan bu eklemlerin yapısı yaĢa, travmalara bağlı olarak bozulabilir ve ciddi boyun, bel ağrılarına sebep daha çok arkaya yaslanmak ve yana dönmekle artıĢ olabilir. gösterir. Bel fıtığında ağrı öne eğilmekle Ģiddetlenirken, faset sendromunda ise YaĢlanmanın yanı sıra, uzun süre sert sporla uğraĢma, sürekli ağır yük taĢıma ve yanlıĢ vücut postürüne sahip olma gibi uygunsuz yaĢam tarzları faset sendromunun en önemli hazırlayıcı faktörleri olarak karĢımıza çıkmaktadır. Faset eklemlerin omurganın hareketini sağlamalarının yanında bir baĢka fonksiyonları, omurilikten çıkan sinir köklerinin omurga kanalını terk ederek dıĢarı çıktığı nöral foramen adı verilen deliklerin bir bölümünü oluĢturmalarıdır. Faset eklemlerde travma, omurganın üzerine aĢırı yük binmesi veya diğer kemik hastalıkları nedeniyle büyüme oluĢabilir. Bu durumda sinirlerin geçtiği delikler daralacak ve hastada bel fıtığına benzer sinir sıkıĢmasını andıran belirtiler ortaya çıkacaktır. Bunlar eğer olay boyunda ise, omuza, kola yayılan boyun ağrısı; belde ise kalçaya ve bacağa yayılan bel ağrısı Ģeklinde özetlenebilir [26].

48

Resim 19:Lumbar‟da faset

Faset sendromu, faset eklemlerinde (zigoapofizer eklemlerde) dejeneratif veya travmatik nedenlerle ortaya çıkan mekanik bir instabilite sendromudur. Öyküde ayakta durma, lomber ekstansiyon ve aksiyal rotasyon ile kötüleĢen, lomber fleksiyon veya oturma ile iyileĢen ve radiküler yayılımı olmayan bel ağrısı faset eklem ağrısı için karakteristiktir. Sporcularda akut veya tekrarlayıcı lomber hiperekstansiyon veya rotasyonel hasar öyküsü de sorgulanmalıdır. Ġleri yaĢ, önceki bel ağrısı öyküsü, normal yürüme, lomber ekstansiyon ile maksimal ağrı, bacak ağrısının olmaması, kas spazmının olmaması, valsalva manevrası ile alevlenmenin olmaması intradiskal basınçtan uzaklaĢtıran özelliklerdir. Faset ekleminde ağrı akut, subakut ya da kronik olabilir. Genellikle ağrı belin tek tarafındadır ve kasığa, büyük trokantere ve uyluğun arkasına yansıyabilir.
49

Genellikle dizin altına inmemektedir. Ağrı genellikle uzanma, dönme gibi bel hareketleri ile Ģiddetlenebilmektedir.[25].

d.

Schmorl Nodülü

Chrisitian George Schorml tarafından 1930 da tanımladığı bu terim aslında omurlar arasında bulunan kıkırdakların zayıflaması ve kendi içlerinde fıtıklaĢması sonucu meydana gelen omur içi bel fıtıkları olarak bilinirler. Nükleus pulpozus denen kıkırdak içi yapıların kartilaj plaklardaki çatlaklardan, omurun süngerimsi kısmına doğru bir göç veya herniye olması ile geliĢir.Doğumsal olabileceği gibi dejenerasyon dediğimiz omurlar son uçlarında meydana gelen zayıflama sonrası artan disk basıncının bu bölgeyi delmesi neticesinde oluĢur.

Resim 20: Schmorl Nodülü [42] Bilindiği gibi normal bel fıtığında kıkırdak omurilik veya sinirler üzerine doğru hareket ederken, iç fıtık veya Schmorl nodulunda kıkırdak omur içine yanı kemik içine doğru göç ederek bel ağrısına neden olmaktadır. Olayın
50

baĢlaması döneminde disk içi hipertansiyonu vardır ve bu dönemde ağrı fazladır, tansiyon düĢünce ağrı Ģiddeti azalmaktadır. Bu nödüller bir ölçüde klasik bel fıtığına dönmediği veya sinir üzerine geliĢen klasik bel fıtığından koruyup korumadığı tartıĢma konusudur. Son uçlarda meydana gelen düzensizlikler iç fıtıklara neden olurken, aynı omurgada baĢka seviyelerde son uçlardaki normal anatomiye sahip son uçlarda klasik bel fıtıklarına neden olabilir. Daha çok lomber bölgede görülmelerine rağmen omurganın her bölümünde görülürler. Hatta bazı olgularda multipl schorml nodulu hastalığı olarak karĢımıza çıkabilmektedir. Bel ağrısı, yeterli kas stabilitesi durumunda nadirdirler. Daha çok genç yaĢta meydana gelmesi sonucu geliĢmesi adale faktörünü çok fazla önemsenmemesi gerekir Ģeklinde de yorumlanabilir. Disk içi basıncı çok yüksek olgularda omurların kanal içinde bulunan posterior longutidinal ligamanın yırtılmaması sonucu basıncın omurların içine doğru kıkırdağı itmesi bir baĢka teori olarak düĢünülebilir. Esas tetiği çeken mekanizma belki de kıkırdak son uç plaklardaki zayıflamanın sonucu olmasıdır. D vitamini eksikliğinde bu durum neden olabilir [42].

D.

Anadolu Toplumlarında Görülen Omurga Patolojilerine

Örnekler
Bu bölümde eski Anadolu toplumlarının sağlık durumları çeĢitli arkeometri sonuçlarıyla verilmeye çalıĢılmıĢtır. ÇalıĢmaların omur patoloji kısımları alınmıĢtır.

a.

Milas İskeletleri:
Helenistik döneme tarihlendirilen iskelet

Anadolu‟da

kalıntılarınınpaleopatolojik analizleri sonucunda, daha önceki dönemlerde görülmeye baĢlayan rahatsızlıkların bu dönem insanlarını da sıklıkla etkilediğigörülmüĢtür. Helenistik dönem buluntu yerlerinden Börükçü (Muğla)‟den çıkarılan iskeletlerin analizinde toplum bireylerinin genel olarak travma sonucu oluĢan lezyonlar, eklem hastalıkları, osteoporoz, raĢitizm ve
51

enfeksiyonal

lezyonlar

gibi

bazı

rahatsızlıklar

geçirdikleri

anlaĢılmıĢtır.Toplumda gözlenen bir diğer rahatsızlık ise sakralizasyondur. Besinci bel omuru ile sakral omurların kaynaĢmasıyla ortaya çıkan bu rahatsızlıkta bireyin bel hareketleri kısıtlanmaktadır[34].

b.

Minnetpınarı İskeletleri

KahramanmaraĢ ili Andırın ilçesi BaĢdoğan köyündeki Minnetpınarı yerleĢim yerinde yaĢamıĢ olan insanlara ait antropolojik kalıntılar patolojik açıdan incelenerek bu insanların sağlık durumları değerlendirilmiĢtir. Bu patolojilerin omurgayla ilgili olanlar ayrıntılarıyla Ģunlardır: Eklem Hastalıkları 200 yıllık bir geçmiĢe sahip olan paleopatolojik çalıĢmalarda, en sık ele alınan konulardan biri eklem rahatsızlıklarıdır. Bu rahatsızlıkların beslenmeye mi yoksa ağır çalıĢma koĢullarına mı bağlı olduğunu açıklamakoldukça güçtür. Bu tür rahatsızlıklar; artan vücut ağırlığına, yaĢa bağlıoluĢan değiĢikliklere ve yanlıĢ omurga hareketlerine bağlı olarak eklemlerinaĢınıp yıpranması sonucu geliĢmektedir.Paleopatoloji alanında yapılan çalıĢmalarda araĢtırmacılar eklemhastalıklarını farklı metotlarla ele alıp, bu metotlara gör e sınıflandırmalar yapmıĢlardır. Ortner ve Putschar‟ın sınıflandırmasına göre eklemhastalıklarının; septic artrit, romatoid artrit, psoriatik artrit, metabolik artrit, ankilozan spondilit, nöropatik artrit ve osteoartrit / dejeneratif eklem hastalığı olmak üzere yedi temel Ģekli belirlenmiĢtir. Osteoartrit Osteoartrit, Minnetpınarıtoplumunda 86 bireyden sadece 3 ünde (% 3,48) gözlemlenmiĢtirve M60 envanter numaralı olan bu bireylerin üçünün de cinsiyeti erkek olup,45 ve üstü yaĢ yani ileri eriĢkin bireylerdir. 45 yaĢın altındakilerde oldukçaender görülen osteoartritin yaĢ ile doğrudan iliĢkili olduğu bilinmektedir.Ġlerleyen yaĢa bağlı olarak, kıkırdağın ağır çalıĢma gücüne karĢı direnciazalmaktadır. Yapısındaki azalan kondroitin sü lfat ve artan keratan sülfat ile birlikte kıkırdağın yapısı bozulmakta, böylece osteoartirit eklem yüzeyinde kıkırdak kaybı ile karakterizedir. Ayrıca her iki
52

cinsiyette de gözlenenosteoartritin görülme sıklığı, etkili olduğu eklem bölgesine ve yaĢ gruplarınagöre değiĢmektedir. Mekanik faktörler ve uzun süreli kullanılan eklemler debu olgunun geliĢmesinde önemli faktörlerdir. Ġnsanların yaĢamları boyuncaedindikleri meslekleri hastalığın geliĢmesinde etkili olmaktadır. BuçalıĢmanın konusunu oluĢturan toplumda ise gerek görülme sıklığının azlığı,gerekse görülme Ģiddetinin hafif olması nede niyle osteoartitirin geliĢmesindebu faktörlerden hangisinin etkili olduğu konusunda bir değerlendirmeyapmak oldukça güçtür. Bu oluĢumun incelenen toplumun ileri eriĢkinyaĢlardaki erkek bireylerin saptanması, Minnetpınarı topluluğundakiosteoartiritin, gençliği süresince ağır fiziksel aktiviteye maruz kalmıĢ yaĢlıerkeklerde ortaya çıkmıĢ bir olgu olduğunu düĢündürmektedir. Vertebralardaki patolojik oluĢumlar Genellikle günlük yaĢamdaki fiziksel stres ya da enfeksiyonel rahatsızlıklardan kaynaklanmaktadır. Minnetpınarı topluluğuna ait omurlarda dejeneratif eklem hastalığı vertebral osteofit ve schmorl nodülleri olmak üzere iki baĢlık altında incelenmiĢtir. Vertebral Osteofit Dejenetarif eklem hastalığı, omurların özellikle anterior ve lateral bölümlerinde osteofit adı verilen kemik oluĢumları ile kendini gösterir. Osteofitler, biçimleri ve büyükleri değiĢkenlik gösteren, eklem yüzeyinin kenarlarında ortaya çıkan yeni kemik oluĢumlarıdır. Omur cisimlerinin kenarlarında ve vücudun bütün eklemlerinde görülebilirler. Ancak burada söz konusu edilen omur cisimlerinin kenarlarında görülen osteofitlerdir. Bunlara “vertebral osteofit” denmektedir. Vertebral osteofitlerin etiyolojisinde ise mekanik stres, omurga üzerindeki baskılar, yaĢ ve travmalar gösterilebilir. Bu populasyonda 30 boyun 48 sırt ve 34 bel olmak üzere 112 kadın omuru değerlendirmeye alınmıĢtır. Bunlardan 5 sırt (10,4) omurunda osteofit gözlenmiĢtir. 81 boyun, 135 sırt ve 67 bel olmak üzere bakılan 283 erkek omurundan ise 2 boyun (%2,4), 31 sırt (%23) ve 12 bel (%18) omurunda bu lezyona rastlanmıĢtır. Toplum genel olarak değerlendirildiğinde, toplam 111 boyun omurundan 2 sinde ( %1,8), 183 sırt omurundan 36 sında (%19,6) ve

53

101 bel omurundan 12 sinde (%10,9) bu lezyon saptanmıĢtır. Toplam 395 omurdan 49 unda (%12,4) osteofit tespit edilmiĢtir. Schmorl Nodülleri Disk materyalinin komĢu omur cisimlerinin içine doğru taĢması ya da fıtıklaĢması olan schmorl nodülleri, Minnetpınarı toplumunda toplam 111 boyun omurunun 2 tanesinde (%1,7), 183 sırt omurunun 22‟sinde (%12,02), 101 bel omurunun 15‟inde (%14,8) gözlenmiĢtir. Genel olarak bakıldığında bu oranının 395 omurun 39‟unda (%9,8) olduğu görülmektedir. Bu lezyonun cinsiyetlere göre dağılımına bakıldığında ise; kadınlarda 48 sırt omurundan 10 u (%20,8), 34 bel omurundan 3‟ü (%8,8) bu lezyondan etkilenmiĢtir. Aynı Ģekilde erkeklerde 81 boyun omurundan 2‟si ( %2,4), 135 sırt omurundan 12 si (%8,8) ve 67 bel omurundan da 12‟si (%17,9) bu patolojik olgudan etkilenmiĢtir. Minnetpınarı topluluğuna ait omurlarda dejeneratif eklem hastalığı vertebral osteofit ve schmorl nodülleri olmak üzere iki baĢlık altında ele alınmıĢtır. Minnetpınarı topluluğunda incelenen omurların %12,4‟ünde vertebral osteofitler, % 9,8‟inde schmorl nodülleri gözlenmiĢtir. Vertebral osteofit ve schmorl nodüllerinin, omurganın üç faklı bölümünde yoğunluk açısından farklılık göstermektedir. Toplumda vertebral osteofite en çok thoracal omurlarda, daha sonra lumbar omurlarda ve en az Cervical omurlarda rastlanmıĢtır. Çoğunlukla thoracal ve lumbar omu rlarda ortaya çıkan ve bir eklem hastalığının sonucunda oluĢan schmorl nodüllerine ise bu toplumun lumbar omurlarında daha fazla rastlanmıĢtır. Minnetpınarı topluluğunda % 1,7 gibi az bir oranda da vertebra gövdelerinde çökme gözlenmiĢtir. Bu çökmelerin herhangi bir hastalıktan ve mekanik bir baskıdan kaynaklı olmadığı düĢünülmektedir.Minnetpınarı topluluğunda omurlardaki dejeneratif eklem hastalıklarına iliĢkin yapılan değerlendirmeler sonucunda bu rahatsızlıkla yaĢ arasındaki bir iliĢkinin olduğu anlaĢılmaktadır. Bu oluĢumların genellikle 17–25 yaĢ arasında baĢladığı düĢünüldüğünde, Minnetpınarı toplumunda bu yaĢ aralığında diğer yaĢ gruplarına göre eklem rahatsızlıklarının oldukça az bir oranda gözlendiği, 25 – 35 yaĢ aralığında ise az da olsa bu lezyonun görülme oranında bir artıĢ olduğu tespit edilmiĢtir.
54

Böylece vertebral eklem hastalıkları 30 yaĢlarından itibaren yoğun biçimde görülmeye baĢlamakta ve sürekli olarak da artmaktadır. En çok yaĢlılıkta ortaya çıkan bu olgular, toplumumuzda da en yüksek oranda ileri eriĢkin bireylerde görülmüĢtür. Minnetpınarı‟nda genç eriĢkinler grubunda dejeneratif eklem hastalıkları % 23,8 ; orta eriĢkinlerde % 33,3 ve ileri eriĢkinlerde % 42,8 oranında olduğu belirlenmiĢtir. Omurganın ağırlık taĢıma görevi nedeniyle vertebral eklem hastalıklarına en fazla alt torakal ve lumbar omurlarda rastlanma eğilimi vardır. Omurganın en fazla baskıya maruz kalan bölümünde yer alan bu omurlar, gövdenin ağırlığını taĢımaktadır. Gövdenin ağırlığına elde, omuzda veya sırtta taĢınan her türden yükü de eklersek bunun oldukça ağır bir görev olduğunu söyleyebiliriz. YaĢam boyunca bu yükü taĢıyan omur gövdelerinin en fazla yıpranan yerler olması çok doğaldır. Minnetpınarı toplumunda da % 3,6 cervical, %31,6 thoracal ve %26,7 lumbar vertebralarda dejeneratif eklem hastalığının gözlenmiĢtir. Çıkan bu oranlar da lezyonun ortaya çıkmasından sorumlu olan nedenlerden birinin, omurganın ağırlık taĢıma iĢlevinin bir sonucu olarak ortaya çıkan stres olduğunu ortaya koymaktadır. YaĢlılığın vertebral dejenaratif eklem hastalıklarıyla yakından iliĢkisi vardır. YaĢlanma süreciyle birlikte bütün dokularda eskime ve yıpranma ortaya çıkar. Söz konusu dejeneratif değiĢimler de ilerleyen yaĢla birlikte giderek artar. Vertebral dejeneratif eklem hastalıklarının cinsiyet ile de bir ilgisi olabileceği düĢünülmektedir. Bütün eriĢkin bireyler bu lezyonların rastlanma sıklıkları açısından değerlendirildiğinde osteofitin erkeklerde daha fazla, schmorl nodüllerinin ise kadınlarla erkeklerde birbirine yakın değerlerde olduğu görülmüĢtür. Ayrıca bu lezyonların Ģiddetlerinin erkeklerde daha yüksek olduğu anlaĢılmaktadır. Minnetpınarı toplumunda osteofitik oluĢumlara genellikle erkeklerde daha fazla rastlanması yönünde bir eğilimden söz etmek mümkündür. Minnetpınarı topluluğunda bu durumun demografik dağılımla iliĢkiliolduğunu söylemek yanlıĢ olmayacaktır. Çünkü incelenen bu toplumda yaĢlı erkeklerin sayısı kadınlardan daha fazladır. Ayrıca bu toplumda kadınlar ve erkeklerin benzer iĢlerde çalıĢtığı düĢünülse bile, her iki cinsiyet arasında bazı farklılıklar olduğu tespit edilmiĢtir. Orta Çağa ait çeĢitli metinler, gravürler ve minyatürler gibi tasvirlere dayanarak
55

köylü kadınların faaliyetleri arasında evde ve çiftlikte yürütülen çok çeĢitli iĢlerin bulunduğu söylenebilir. Minnetpınarı toplumunun hayvancılıkla uğraĢan bir toplum olduğunu da göz önünde bulundurarak küçük ve büyükbaĢ hayvanlarla kümes hayvanlarının bakımı, inek, koyun ve keçilerin sağılması, tereyağ ve peynir gibi süt ürünlerinin yapımı gibi çeĢitli iĢleri kapsamaktadır. Ayrıca hayvancılık yapan toplumlarda kadınların koyunların kırpılması, yünün iĢlenmesi ve yünden giysiler, örtüler vs. hazırlanmasıyla da uğraĢmalarına karĢın erkekler genellikle daha fazla fiziksel güç gerektiren iĢlerle uğraĢtıkları bilinmektedir. Bu lezyonun erkeklerde kadınlardan daha fazla oranda gözlenmesinin de buna bağlı olarak elde edilen bir değer olduğu düĢünülmektedir. Minnetpınarı topluluğunda, omurgada dejeneratif eklem hastalığının cinsiyet grupları arasında çeĢitli düzeylerde farklılık gösterdiği belirlenmiĢtir ve bunun toplumsal cinsiyet rollerine bağlı farklı aktivite örüntülerinin bir sonucu olduğu düĢünülmektedir. Minnetpınarı toplumunun omurlarındaki eklem rahatsızlıkları değerlendirildiğinde; rastlanma sıklıkları, cinsiyetlerdeki yoğunlukları ve omurgadaki dağılımları açısından farklılıklar göstermektedir. Ġncelen en toplumda bu açıdan yapılan değerlendirmeler; omur türüne, cinsiyete, bakılan ve gözlenen oranlara göre verilmiĢtir. ÇalıĢmanın bu doğrultudaki sonuçları, daha doğru sonuçlar vermesi açısından, aynı sistem izlenerek yapılan Güllüdere, Symrna Agorası, Tetikom, Erken Demir Çağlara tarihlendirilen Karagündüz ve Hakkâri toplumlarının sonuçlarıyla karĢılaĢtırılmıĢtır. Hakkâri populasyonunda, populasyon genelinde schmorl nodülü %11,2, osteofit %21,3, rhomatoid arthritis %0,67 ve degenerative arthritis %4,72 olarak tespit edilmiĢtir. Diğer Erken Demir Çağ toplumu olan Karagündüz populasyonunda ise % 65,61 oranında osteofit, %56,84 schmorl nodüllerine rastlanılmıĢ ve bu deformiteler tüberküloza bağlanmıĢtır. Güllüdere Ortaçağ grubunda araĢtırmacı osteofit oluĢumu (kadın: % 2,44, erkek: % 17,81) ve schomorl nodülü (kadın: % 4,06 erkek: % 31,51) erkeklerde kadınlardan daha yüksek değerler verdiğini belirtmiĢtir. Bu sonuç da, toplumda erkeklerin kadınlara oranla çok daha fazla fiziksel strese maruz kalmasına
56

bağlanmıĢtır.Bizans Dönem tarihli Symrna Agorası‟nda ise % 1 2,26 oranında osteofit, % 10,34 oranında schomorl nodülleri saptanmıĢ ve bunların günlük yaĢamdaki fiziksel stres ya da enfeksiyonel rahatsızlıklardan kaynaklandığı belirtilmiĢtir. Sonuç Minnetpınarı topluluğunda vertebral osteofit %12,4 ; schmorl nodülü ise %9,8 oranında gözlenmiĢtir. Toplumda vertebral osteofite en çok torakal omurlarda, schmorl nodülüne ise lumbar omurlarda rastlanmıĢtır. En çok yaĢlılıkta ortaya çıkan bu olgular, toplumumuzda da en yüksek oranda ileri eriĢkin bireylerde olduğu görülmüĢtür. Dejeneratif eklem hastalığı baĢlığı altında vertebral osteofit ve schmorl nodüllerinin ortaya çıkmasında en önemli etkenin, omurganın doğal yapısı ve temel iĢlevlerinin, ikincil etkenin ise fiziksel aktivite baskısı olduğu düĢünülmektedir. Minnetpınarı topluluğunda, omurgada dejeneratif eklem hastalığının cinsiyet grupları arasında çeĢitli düzeylerde farklılık gösterdiği belirlenmiĢtir ve bunun toplumsal cinsiyet rollerine bağlı farklı aktivite örüntülerinden ileri gelebileceği düĢünülmüĢtür. Minnetpınarında sadece üç bireyde görülen osteoartritin (%3,48), gerek görülme sıklığının azlığı, gerekse görülme Ģiddetinin hafif olması bu olgunun nedeninin açıklanmasını güç kılmıĢtır. Bu oluĢumun daha çok ileri yaĢlardaki erkeklerde görülmesi dikkate alınarak, Minnetpınarı bireylerindeki osteoartirin sebebinin gençlik dönemindeki ağır fiziksel aktivite olabileceği düĢünülmüĢtür. Neolitik dönemden Yakınçağ‟a kadar, incelenen toplumlar osteoarthirit açısından dikkate alındığında, Demir Çağ ve Orta Çağ‟da gözlenen azalmaların haricinde, Neolilitik Çağ‟dan Yakınçağ‟a kadar bulunma oranında doğrusal olmamakla birlikte genel bir artıĢın varlığından söz etmek mümkündür. DoğuĢtan bir anomali olan spina bifida ise Minnetpınarı toplumunda sadece üç bireyde gözlenmiĢtir. Bu olgunun doğuĢtan bir anamali olduğu dikkate alındığında nedeninin genetik kaynaklı olabileceği düĢünülmüĢtür[30].

57

c.

Harekâttepe Tümülüsü'nde Bulunan Kralİskeleti

Ġstanbul-Tekirdağ karayolu üzerinde ve Tekirdağ'a 12 km. uzaklıkta yer alan tümülüsten 1997 yılı kazı sezonunda gün ıĢığınaçıkarılmıĢtır. Harekâttepe Tümülüsü'ndeki kazı çalıĢmaları Tekirdağ Müzesi MüdürüMehmet Akif IĢın ye Ġstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı'ndan Dr.Aslı Özdoğan tarafından yürütülmektedir. ĠnĢa edildiği dönemde 22 metreyi bulduğu tespit edilen tümülüsün yüksekliği, Tekirdağ-Ġstanbul karayolunun yapımı esnasında kesilmesi ve bölgenin tarım amacıyla kullanılması nedeniyle 14.5 metreye kadar inmiĢtir. Bu yüksekliğiyle bile görkemini koruyan tepe, IĢın ve Özdağan tarafından yörenin en büyüktümülüsü olarak nitelendirilmektedir. Bu tümülüste Trakya Kralı Kersebleptes'e aitoiduğu belgelenen iskelet kalıntısı incelenmektedir. Omurga sistemi ile bunun devamında yer alan leğen kemiğinde gerçekleĢmiĢtir. 5. boyun omurunun gövdesinde alt eklem yüzeyinin sağ tarafında; 7. boyun omurunun gövdesinde üst eklem yüzeyinde belirgin porotik yapı ve bu yüzeyin ön kenarında hafif marjinal osteofitler görülmektedir. Sırt omurların üçüncüsünden itibaren hemen hemen tamamının gövdelerinde porotic yapı karĢımıza çıkmaktadır. Bu omurların genellikle gövdelerinin ön ve yan yüzeylerinde hafif ve orta derecede geliĢmiĢ osteofitler mevcuttur. ExostosĠs\er yalnızca omur gövdeleriyle sınırlı kalmamıĢ, üst ve alt tarafa uzanan eklem çıkıntıları ile kaburgalarla eklemleĢen transversal çıkıntılarda da geliĢim göstermiĢtir. Bu exosfos/slenn ileri derecede geliĢtiği 10. ve 11. sırt omurların gövdeleri, sağ taraf tan kaynaĢarak kısmi bir ankylosis meydana getirmiĢtir. Çekilen röntgen filminde bu durum rahatlıkla görülmektedir. Her iki omur gövdelerinin sol kenarlarında ise osteofitik uzantılar bulunmamaktadır. 12. sırt omurunda herhangi bir patolojik oluĢum (osteofit, porotik yapı, gövde yassılaĢması, nekrotik kavite vb.) yoktur. 1. bel omur gövdesinin alt eklem yüzeyinin orta kısmında hafif nekrotik kavite vardır. 2.bel omurunda ise gövde üst eklem yüzeyinin so l tarafında belirgin osteofitik uzantıların yanı sıra, gövde üst eklem yüzeyinde nekrotik kaviteye rastlanır. 3. ve 4. Bel omurlarının gövdelerinde üst eklem
58

yüzeyleri osteofitlerle çevrelenmiĢ, 3. omurun gövdesinin üst eklem yüzeyinde nekrotik kaviteler geliĢmiĢtir. Özellikle gövde üst eklem yüzeylerindeki marjinal osteofitler aĢırı biçimde geliĢmiĢtir; ancak herhangi bir ankylosis baĢlangıcı meydana gelmemiĢtir. Marjinal osteofitler 5. bel omurunda da oluĢmuĢtur. Bel bölgesinde yukarıdan aĢağıya doğru indikçe omur gövdelerindeki osteofitik oluĢumlar giderek daha belirginleĢmektedir. Omurga sisteminin devamı olan ve kalça kemerinin oluĢumuna katkıda bulunan sacrum kemiğinin her iki tarafındaki kanat kısımları {ala ossis sacri) coxalarla blok halinde kaynaĢmıĢtır (ankylosis). KaynaĢma nedeniyle sacrum ve coxae arasındaki eklem bölgeleri ayırt edilememektedir. Coxae ve sacrum arasındaki bu kaynaĢma çekilenröntgen filminde belirgin biçimde görülür. Sacrum üzerinde bunun dıĢında patolojik bir oluĢum yoktur. enfeksiyon kaynaklı hem de osteofit) kral 40-45 yaslarında ölmüĢtür[33]. . (bunlar hem

d.

Van kalesi / Eski Van şehri İskeletleri

Arthiritis: Eklemlerde görülen romatizmal hastalıklar ikiye ayrılır. Bunlardan iltihaplı olanlarına arthritis, dejeneratif olanlarına ise dejeneretif osteoarthritis denir. Rhomatoid arthritis kronik bir eklem rahatsızlığıdır. Enfeksiyon kökenli olabilmektedir. Kemiklerin eklem yüzeylerinin dudaklaĢması, eklem aralığının daralması, osteofit oluĢumu ile kendini göstermektedir. Van kalesi popülasyonunda 17 bireyse arthritise rastlanmıĢtır. Bunlar omurlarda diil Spina bifida: genetik kökenli olan bu hastalık, erken fetal hayatta görülen bir columna vertebralis geliĢme bozukluğudur. Vertebra arkuslarının arkada birbirleriyle birleĢmeyerek açık kalmasıdır. Popülasyonda 2 bireyde yarım spina bifida oluĢumuna rastlanmıĢtır. 19 yaĢındaki eriĢkin bir kadına ait sacrumda ve 52,5 yaĢındaki eriĢkin bir erkeğe ait sacrumda yarım spina bifida oluĢumu görülmüĢtür. Sacralizasyon: bu oluĢum kireçlenme, bel fıtığı ve disk kaymalarıyla bağlantılı olarak geliĢir. Popülasyonumuzda 2 bireyde bu tür oluĢuma rastlanmıĢtır.
59

Bunlardan 65 yaĢındaki eriĢkin bir erkekte sacralizasyonun yanısıra enfeksiyonel bir durumdan kaynaklı lumbar gövdesinde kalınlaĢma ve osteofit görülmüĢtür. Osteofit ve schmorl nodülü: osteofir ve schmorl nodülü günlük yaĢamdaki fiziksel stres ya da enfeksiyonel rahatsızlıklar sonucu özellikle sırt ve bel omurlarında oluĢan lezyonlardır. Osteofit, daha çok yaĢlılarda görülen ve genellikle omurlarda gaga biçimindeki ekstra kemik büyümesidir. Schomorl nodülü ise vertebra disklerinin üst ve alt yüzeylerinin fıtıklaĢmasıdır. Popülasyonda 27 bireyde osteofite, 17 bireyde ise schmorl nodülüne rastlanmmıĢtır[32].

e.

Adramytteion İskeletleri

Atinalılar tarafından kolonize edilmiĢ, hem bir liman hem de bir deniz üssü bulunan [43] Adramytteion Kenti‟ne ait iskeletlerde yapılmıĢ çalıĢmaların omurga patolojileri Ģunlardır: Schmorl nodülü: Omurların gövdesinde oluĢan ve çoğunlukla yoğun fiziksel aktivite ile iliĢkilendirilen schmorl nodülü, inceldiğimiz iskelet serinde 3 bireyde görülmüĢtür. Osteofit: YaĢlılıktan ve/veya yoğun fiziksel aktiviteden kaynaklanan ve çoğunlukla omurların gövdelerinde görülen ekstra kemik oluĢumlarına 3 bireyde rastlanmıĢtır. Osteoartrit: Eklem yüzeylerinde dejenaratif değiĢiklikler Ģeklinde kendini gösteren bu patolojik oluĢum iki bireyde (üst ekstremitede daha belirgin olmak üzere) gözlenmiĢtir. Bir baĢka iki bireyin de kemiklerinde bu tür patolojik lezyonlar mevcuttur [31]. ayak parmak

f.

Kyzikos İskeletleri

Kyzikos‟u, Propontis'te (Marmara Denizi) bir ada olup, kıtaya iki köprü ile bağlıdı. Köprülerin yakınında aynı ismi taĢıyan, gerektiğinde kapatılabilen iki limanı ve iki yüzden fazla gemiyi alabilecek büyüklükte barınağı bulunan bir kent‟ olarak anlatmıĢtır Strabon. Balıkesir Ġli Erdek Ġlçesinde yer alan Kyzikos
60

antik kentinde, farklı dönemlere tarihlendirilen iki ayrı mezalrık alanında yapılan kazı çalıĢmalarından bulunan insan iskeletlerinin patolojik sonuçları Ģunlardır:

Latih mezardan çıkan iskeletlerde bir bireyde spina bifida görülmüĢtür. Bunların yanı sıra incelenen 108 omurun onunda (% 9 ,26) osteofit oluĢumuna, ikisinde ise (% 1,85) schmorl nodülüne rastlanmıĢtır Oda mezardan ele geçen tüm bireylere ait iskelet kalıntılarının paleopatolojik açıdan incelenmesi sonucunda, sadece bir erkek bireyin kafatasında darbe sonucu oluĢtuğu düĢünülen travma oluĢumu ve bu bölgede me ydana gelen enfeksiyon izlerine rastlanmıĢtır. Kiremit mezarda ise, bir erkek bireyin sol humerusunun distal kısmında enfeksiyon izlerine rastlanırken, aynı bireyin sacrumunun promontoryumunda osteofitik çıkıntılar görülmektedir. 25-35 yaĢlarındaki bir kadında ise spina bifida oluĢumu mevcuttur. Aynı bireyde metatarsallerde arthritise ve bir boyun omurunun gövdesinde de enfeksiyon izlerine rastlanmıĢtır. Ayrıca, kiremit mezardan çıkan bireylere ait toplam 28 omurun beĢinde (% 17,86) osteofit oluĢumu, birinde ise (% 3,57) schmorl nodülü saptanmıĢtır[40].

g.

Urartu İskeletleri

BaĢkenti TuĢpa (Van) olan Urartu Devleti, Milattan Önce 8. ve 7. yüzyılda en güçlü olduğu dönemi yaĢamıĢ Urartu Devleti bu dönemde devletin sınırları içinde Ġran‟ın kuzeybatısı, Aras Vadisi ve Doğu Anadolu yer almaktaydı [45]. UlaĢılan bu patoloji sonuçlarında Van-Yoncatepe dönemlerinde çıkan iskeletlerin analizi yer alır. 1998–1999 kazı

DoğuĢtan anomali örneği olan spina bifida bu toplumda gözlenmemiĢtir. Bu anamalilerden etkilenenlerin çoğu bebeklik sürecinde ya da doğumdan hemen sonra öldükleriiçin iskelet popülasyonlarında çok sık rastlanmayabilir. Etkilenen bireyler gömülme sonrasıçevresel etmenlere maruz kalarak varlığını koruyamayabilir. Omurlarda OluĢan Eklem Hastalıkları

61

Vertebralar

üzerinde

oluĢan

patolojik

rahatsızlıklar

genellikle

bireyin

günlükyaĢamındaki fiziksel stres veya enfeksiyonel rahatsızlıkların dan kaynaklanmaktadır. Osteofit geliĢiminin bilinmesi vertebraların boy ve cinsiyetle olan iliĢkisinin yanı sıra bireylerin sırtpatolojisi ve vücut yapısı ile ilgili aydınlatıcı bilgiler vermektedir. Osteofit oluĢumları her bireye ait özellikler sergiler. Yoncatepe popülasyonunda en fazla rastlanan patolojik oluĢumvertebral osteofit ve schmorl‟s nodülüdür. Tüm mezarlarda torakal ve lumbar vertebralarbirlikte değerlendirilmiĢtir. Mezar 1 olarak adlandırılan buluntu yerinde torakal vertebra 17adet, lumbar vertebra 6 adettir. Mezar 2‟de 70 adet torakal, 36 adet lumbar vertebraincelenmiĢtir. Torakal vertebra mezar 3‟te 7 adet, lumbar vertebra 4 adettir. Mezar 4‟tetorakal vertebra 30 adet, lumbar vertebra 5 adet incelenmiĢtir. Torakal vertebra sayısı mezar5‟te 24 iken, lumbar vertebra sayısı 10 tanedir. En fazla vertebranın incelendiği mezar 6‟da torakal vertebra 182 adet, lumbar vertebra 76 olarak bulunmuĢtur. Ġnceleme esnasındaistenmeyen sebeplerden dolayı meydana gelen karıĢıklık sonucu etiketi bulunmayan nereyeait olduğu anlaĢılamayan kalıntılar arasında altıĢar adet torakal ve lumbar vertebra patolojik açıdan analiz edilmiĢtir. Yoncatepe popülasyonunda incelenen 330 adet thorokal vertebranın %51‟i osteofit oluĢumunun henüz baĢlamadığı aĢama olan 0 aĢamasında görülür. Zayıf osteofitgeliĢiminin olduğu 1 aĢaması % 22,7‟dir. Osteofit gövdeden çıkıntı yapmayabaĢladığı 2. aĢamada % 4,2 olarak incelenmiĢtir. AĢama 3‟te osteofit gövdeden yukarıve aĢağı yönde çıkıntı yapmaya baĢlar. Popülasyondaki torakal omurların % 0,3‟ünde 3. aĢama osteofit geliĢimi

analiz edilmiĢtir. Bütün mezarlarda torakal omurlar arasında N=21birey, % 6,3‟ü çocuk ve bebek kemiklerine ait kalıntılardır. Geriye kalan omurlar kırık vetahrip olduğundan patolojik inceleme için değerlendirilmemiĢtir.Van Yoncatepe kazı alanından çıkarılan bütün mezarlara ait lumbar vertebra sayısı N=143„tür. Osteofit aĢamaları değerlendirmesi sonucunda 0 aĢaması 50 bireyde (% 35), 1aĢaması 51 bireyde (% 35,7), 2 aĢaması 12 bireyde (% 8,4), 3 ve 4 aĢaması 2 bireyde (% 1,4)oranında tespit edilmiĢtir. Bambu spina derecesinde osteofit oluĢumunun görüldüğü 4.aĢamaya 2 lumbar vertebrada
62

rastlanılmıĢtır. Kalan vertebralar eriĢkin olmayan bireylere,kırık veya gövdeleri tahrip olduğu için vertebral osteofit değerlendirilmemiĢtir. Yoncatepe toplumunda schmorl nodülü torakal omurların 4 tanesinde (% 1,2), belomurlarının 10 tanesinde (%7) gözlenmiĢtir. Mezarlardaki kalıntılar dağınık bir halde olmasından dolayı lezyonların cinsiyete göre dağılımına ve yaĢa göre var olma sıklığı analiz edilememiĢtir [36].

63

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: DEĞERLENDİRME A. Eski Anadolu Toplumlarının Sağlık Yapısına Genel Bakış

Eski Anadolu toplumlarına ait iskeletlerin günıĢığına çıkarılmaya baĢlandığı 1930‟lu yıllardan beri belirli dönemlerde bu insanların sağlık sorunları üzerinde araĢtırmalar yapılmıĢtır. Yapılan ilk çalıĢmalarda ayrıntılı olarak ele alınmayan paleopatolojik incelemeler, özellikle son 30yıl içerisinde daha ayrıntılı ele alınarak eski Anadolu insanlarının sağlık sorunları detaylı olarak tartıĢılmaya baĢlanmıĢtır. Neolitikten günümüze kadar Anadolu‟da yaĢamıĢ toplumların is keletleri üzerinde gerçekleĢtirilen paleopatolojik çalıĢmalar bizlere bu insanların sağlık durumları ve genel yaĢam biçimlerini anlatırken, aynı zamanda karĢılaĢılan hastalıkların kökenini ve ilk görüldüğü dönemlerianlatması bakımından da oldukça önemlidir. ÇalıĢmanın bu kısmında Eski Anadolu insanlarının karĢılaĢtığı omurgayla ilgili sağlık sorunlarına dair yapılmıĢ çalıĢmalar kronolojik olarak verilecektir. Paleolitik Dönem Dünya genelinde Paleolitik Dönem insanlarına ait kalıntılar üzerinde yapılan çalıĢmalarda patolojik bulgulara pek rastlanmamaktadır. Bu dönemde en fazla görülen rahatsızlıkların travmalar olduğu yapılan çalıĢmalardan anlaĢılmaktadır. Anadolu Paleolitiğine ait iskelet kalıntıları üzerinde yapılan çalıĢmalara bu döneme ait araĢtırmaların az olması ve iskelet kalıntılarının fazla elde edilememesi nedeniyle literatürde rastlamamaktayız. Neolitik Dönem Anadolu Neolitik Dönemine ait iskelet kalıntıları üzerinde yapılan patolojik araĢtırmalarda en sık görülen hastalıkların baĢında artiritis ve türevlerinin olduğunu görmekteyiz. Bu hastalıklar hem yumuĢak dokuya hem de kemiklere etki etmektedir.
64

Anadolu Neolitik Dönem yerleĢim yerlerinden bir tanesi olan Çatal Höyükten (Konya) çıkarılan 285 iskeletler üzerinde Angel tarafından yapılan patolojik incelemelerde artiritisten kaynaklanan rahatsızlıklara % 39 oranında hafif olarak, % 15 oranında ise belirgin derecede fazla rastlandığı bildirilmektedir. AraĢtırmada temporomandibular artiritis oranı da aynı araĢtırmada % 25.6olarak verilmektedir. Çayönü (Diyarbakır) Neolitik yerleĢiminden çıkarılan iskeletler üzerinde ayrıntılı patolojik incelemelerde bulunan Özbek , bu toplumun sağlık sorunlarının baĢında artiritisin olduğunu bildirmektedir. Yaptığı araĢtırma sonucunda artiritisin toplumda görülmesıklığının % 45 olduğunu ve bunların çoğunluğunun boyun ve sırt omurlarında görüldüğünü belirtmektedir. Angel gibi Özbek de artiritisin bu denli fazla görülme sebebi olarak toplumun günlük yaĢamındaki fiziksel stresi göstermektedir. Çayönü Neolitiğinde kaydedilen bir baĢka rahatsızlık yine artiritis türevi olan ankylosistir. Bir eriĢkin kadına ait iskelette boyun ve sırt omurlarında tam bir ankylosis‟in varlığı, aynı bireyin gövde iskeletinde fazla sayıda exostosis görülmesi yazar tarafından bireyin romatoid artiritis rahatsızlığı çektiği Ģeklinde yorumlanmıĢtır. Anadolu‟da bulunan bir baĢka Neolitik Dönem yerleĢimi olan AĢıklıhöyük (Aksaray) iskeletleri de Özbek tarafından patolojik özellikleri yönünden incelenmiĢtir. Artiritis bu toplumda erkek ve kadınlarda eklem yerlerinde olduğu bildirilen travmatik artiritis olarak karĢımıza çıkmaktadır. AraĢtırıcı 17 eriĢkin bireyde görülme sıklığını % 58.5 olarak vermektedir. Özbek oranın bu denli yüksek olmasını diğer neolitik yerleĢmelerde olduğu gibi fiziksel strese bağlamaktadır. Özbek tarafından incelenen Körtik Tepe Neolitik yerleĢimi iskeletlerinin analizi sonucunda bir genç erkeğin çeĢitli eklem rahatsızlıklarının olduğu kaydedilmiĢtir. Özbek bu yerleĢim yerinde eklem rahatsızlıklarının fazla olmadığını vurgulaya rak nedeninin erken yaĢta bireylerin yaĢamlarınıyitirmelerinin olabileceğine bağlamaktadır. Anadolu Neolitik Dönem iskeletlerinde tespit edilen diğer hastalıklara oranla görülme sıklığı daha fazla olan bir diğer sağlık sorunu travmalardır. Travma, genel tanımı itibariyle, dıĢtan mekanik bir müdahale ile (vurma, ezilme, çarpma, sıkıĢma vb.) oluĢan bir organın yapısını bozan yerel yaralardır.
65

Kemiklerde travmalar sonucunda kırıklar meydana gelmektedir. Kırık, dıĢtan ya da içten etki eden kuvvetler nedeniyle kemik dokusunda oluĢan ayrılma veya kemiğin anatomik bütünlüğünün bozulması olarak tanımlanabilir. Kemiklerde oluĢan kırılmalar etkinin oluĢturduğu Ģiddete kemiğin genel özelliklerine göre tam bir kırıktan baĢlamak üzere çeĢitli derecelerde olabildiği gibi, sadece ufak bir çatlak halinde de olabilir. Kırıklar, kemik dokusu, kırık hattı, kırığı meydana getiren güç, kırık sayısı, kırılma Ģekli, kemiğin kırılma bölgelerine göre sınıflandırılabilmekte ve tanımlamalarda bu sınıflandırmalar kullanılmaktadır. Angel tarafından Çatal Höyük‟ten çıkarılan iskeletlerin patolojik analizlerinde kafatası travmalarının görüldüğü, bu travmaların kadınlardaki oranının % 6, erkeklerdeki oranının da % 27 olduğu bildirilmektedir. Çayönü Neolitik yerleĢimi insanlarının önemli sağlık sorunları arasında travmatik rahatsızlıkların olduğu Özbek tarafından yapılan incelemelerde ortaya konulmuĢtur. Yapılan incelemelerde 6 Çayönü iskeletinin kafatasında yuvarlak, çöküntü Ģeklinde travma belirlenmiĢtir. AĢıklı Höyük yerleĢiminde de 5 bireyde travmatik oluĢum tespit edilmiĢtir. Yapılan incelemeler bazı travmatik oluĢumların iyileĢtiğini göstermektedir. Yine iyileĢmiĢ travma izlerine Körtik Tepe iskeletlerinde iki erkek bireyde rastlanmıĢtır. Neolitik Dönemde görülen travmaların yoğunluğu konusunda araĢtırıcıların ortak yorumu, yüz yüze yapılan kavgaların bu travmalara yol açtığıdır. Travmaların Neolitik Dönemde görülen önemli rahatsızlıklar arasında yer almasına karĢın Bademağacı Neolitik Dönem iskeletleri üzerinde gerçekleĢtirilen incelemelerde kafa travmalarının oldukça düĢük olduğu (3/16), vücut travmalarının ise çok az olduğu belirtilmektedir. Kalkolitik ve Bronz Çağı Anadolu Kalkolitik Dönemi yerleĢim yerlerinden çıkarılan iskeletlerin analizinde çok fazla patolojik incelemelerin olmadığını görmekteyiz. Bu nedenle Kalkolitik dönemde yaĢamıĢ insanların sağlık sorunlarına iliĢkin çok fazla bilgiye de sahip değiliz.

66

Birecik Barajı Kurtarma Kazısı iskeletleri üzerinde Sevim ve arkadaĢları tarafından gerçekleĢtirilenpatolojik incelemelerde enfeksiyona bağlı kemiğe yansıyan lezyonlara, eklem rahatsızlıklarına veschmorl nodüllerine rastlanmıĢtır. Demir Çağı Anadolu Demir Çağına ait oldukça fazla yerleĢim yeri mevcuttur. Bu yerleĢim yerlerinden çıkarılan iskeletlerin patolojileri üzerine yapılan çalıĢmalarda, bu dönem insanlarının maruz kaldıklarıhastalıklar ve lezyonlar aydınlatılmaya çalıĢılmıĢtır. Demir Çağı buluntu yerlerinden bir tanesi olanDilkaya (Van) kazılarından çıkarılan iskeletlerin patolojileri üzerine bir çalıĢma yapan Schultz,bir bebek kafatasında meningoencephalitus izlerine rastlamıĢtır. AraĢtırıcının tespitinden bir tanesi debir çocukta tespit edilen osteomyelitistir. Yine Van Bölgesi Demir Çağı yerleĢim yerlerinden birtanesi olan Karagündüz kazılarından çıkarılan iskeletler Özer ve arkadaĢları tarafından incelenmiĢ vebu iskeletlerde oldukça yoğun patolojik bulgular elde edilmiĢtir. Bebek ve çocukların uzun kemiklerinin % 60‟nın proksimal ve distal uçlarında doku bozukluklarının olduğu ve bu bulgularınbebek ve çocukların yaygın olarak hastalıklara maruz kaldıklarının bir göstergesi olduğu araĢtırıcılartarafından belirtilmektedir. Yaygın olarak görülen lezyonlardan bir diğer ise romatoid artiritistir. Ġskeletlerin büyük bir bölümünde bu rahatsızlığa rastlanmıĢtır. Karagündüz iskeletlerinin analizinde ortaya çıkan diğer rahatsızlıklar ise, bir bireyde oldukça ileri derecede, bir diğerinde ise az geliĢmiĢporotic hyperostosise, ankylosing spondilitis, spina bifida (Nöral tüp defekti adı verilen bir grupdoğumsal anomalinin bir çeĢididir. Açık omurga olarak da adlandırılmaktadır. Genelde omurga kemiğini ve bazen de omuriliği etkileyen rahatsızlıktır), raĢitizm, osteomalasia (eriĢkinlerde kemikerimesi), schmorl nodülüne rastlanmıĢtır. EriĢkin bir erkekte tüberkülozdan kaynaklandığı düĢünülen acetabulumda doku bozuklukları tespit edilmiĢtir. AraĢtırma sonuçlarına Karagündüz göre travmaya bir çocuğunkol yıllarında kemiğinde çıkarılan rastlanmıĢtır. iskeletlerin
67

Kazısının

sonraki

patolojikanalizleri sonucunda en sık görülen rahatsızlık kadınlarda % 26.58, erkeklerde % 19.29 oranıylaporotic hyperostosistir. Karagündüz insanlarının maruz kaldığı hastalıklar içinde enfeksiyonlar ve eklem rahatsızlıkları oldukça yaygın olarak karĢımıza çıkmaktadır. AraĢtırıcıların incelemelerindeözellikle osteomyelitis ve artiritis sıklıkla göze çarpan rahatsızlıklardır. Bu rahatsızlıkların dıĢında daha az da olsa gözlemlenenler; çeĢitli travmalar, spina bifida, tüberküloz ve çeĢitli enf eksiyonel omurga rahatsızlıklarıdır. Bu toplumda rastlanan baĢka bir rahatsızlık Parthes hastalığıdır (çocuklar ya da genç eriĢkinlerde –özellikle erkeklerde- kalçada oluĢan kemiğin damar yetersizliği sonucu ölümü). Bu hastalık Karagündüz iskeletlerinde izole olarak bulunan iki erkek femurunda bulunmuĢtur. Anadolu iskelet buluntuları içerisinde çok az rastlanan erken sütur kaynaĢması Karagündüz iskeletlerinde tespit edilmiĢtir. Genç eriĢkin bir kadına ait kafatasının coronal süturunun erken (premature) kaynaĢtığı araĢtırıcılar tarafından bildirilmektedir. Demir Çağı Anadolu yerleĢimlerinden Hakkâri Kazısından çıkarılan iskeletlerin incelemeleri sırasında bazı patolojik oluĢumlara da rastlanmıĢtır. Bu toplumda görülen bazı lezyonlar artiritis ve türevleri (osteoartiritis, romatoid artiritis) baĢta olmak üzere enfeksiyonel lezyonlardır (osteomyelitis, periostitis, tüberküloz). Erzincan ili sınırları içerisinde bulunan ve Demir Çağına tarihlendirilen Altıntepe Kazılarında çıkarılan iskeletlere ait paleopatolojik incelemelerde; yoğun artiritis ve enfeksiyonel rahatsızlıklar, 4 eriĢkin bireyde ise porotic hyperostosis tespit edilmiĢtir. Güllüdere (Erzurum) Kazısı iskeletlerini inceleyen Sevim ve arkadaĢları (2007), bu toplumda 4 erkek ve 4 kadında osteomalasiadan kaynaklanan, 1 erkek, 1 kadın ve 3 bebekte periostitisten kaynaklanan enfeksiyonel rahatsızlıklara, iskeletlerde sıklıkla rastladığımız osteoartiritise 2 kadın ve 2 erkek bireyde rastladıklarını bildirmektedirler. Ayrıca araĢtırıcıların incelemelerinde porotic hyperostosisin bu toplumda en çok görülen lezyonlardan birisi olduğu ortaya çıkarılmıĢtır (3 erkek, 7 kadın, 3 çocuk ve 1 bebek). Cribra orbitalia ise kadın, çocuk ve bebek olmak üzere birer bireyde görülmüĢtür. Patolojik olarak 1 erkekte tümöre, 2 kadında spina
68

bifidaya, 1 erkekte travmaya ve 1 erkekte vertebrada çökmeye rastlandığı da araĢtırıcılar tarafından belirtilmektedir. Yine Erzurum ili içinde yer alan Tetikom kazılarından çıkarılan iskeletlerin incelenmesi sonucunda patolojik bulgular elde edilmiĢtir. Ġskeletlerin genel patolojik değerlendirmelerinde; kemiklerde genel olarak deformasyonların olduğu ve ekstra kemik oluĢumlarının gözlendiği, bunun nedeninin ise fizyolojik stres olabileceği araĢtırıcılar tarafından belirtilmiĢtir. Ġskeletlerde sayıca çok fazla patoloji gözlenmemekle beraber, osteomyelitis (1 kadın), vertebralarda osteofitler ve schmorl nodülleri, throcal vertebralarda kaynaĢma (1 kadın) gibi lezyonlara rastlanmıĢtır. Hellenistik Dönem Hellenistik dönem iskelet kalıntılarının paleopatolojik analizleri sonucunda, bundan önceki dönemlerde de görülen rahatsızlıkların bu dönem insanlarını da etkilediği görülmüĢtür. Bu dönemi içeren arkeolojik kazılardan birkaç tanesinde iskeletlere rastlanmıĢ ve bu iskeletlerin analiziyle de Helenistik dönemi insanlarının sağlık problemleri hakkında bilgi edinilmiĢtir. Hellenistik dönem buluntu yerlerinden bir tanesi olan Börükçü Kazılarından (Muğla) çıkarılan iskeletlerin analizi sonucunda, toplum bireylerin in genel olarak travma sonucu oluĢan lezyonlar, eklem hastalıkları, osteoporoz, raĢitizm ve enfeksiyonel lezyonlar gibi rahatsızlıklar geçirdikleri tespit edilmiĢtir. Yine Muğla ili içerisinde yer alan Lagina Kazısı iskeletlerini inceleyen Güleç ve arkadaĢları, bu iskeletlerde patolojik olarak eklem rahatsızlıkları, omurga gövdesinde schmorl nodüllerine rastladıklarını bildirmektedirler. Patolojik analizleri değerlendirilen diğer Hellenistik dönem iskelet serisi, Kendirci Mevkii Kazılarından (Ġzmir) çıkarılmıĢtır. Bu iskelet serisi üzerinde gerçekleĢtirilen paleopatolojik incelemelerde, enfeksiyonel rahatsızlık nedeniyle bir erkek bireyin tibiasının gövdesinde normal dıĢı kalınlaĢma tespit edilmiĢtir. Nif (Olimpos) Dağı Kazısı (Ġzmir) Klasik dönemden baĢlaya rak Hellenistik ve Bizans dönemine tarihlendirilen iskeletler üzerindeki incelemelerde de patolojik bulgular elde edilmiĢtir. AraĢtırmayı yapan Yiğit ve arkadaĢları ,bu
69

toplumda çoğunlukla çeĢitli eklem rahatsızlıklarının kemiğe yansıdığını ifade etmektedirler. Ayrıca araĢtırıcılar bir bireyin metatarsallerindeki periostitis, vertebra, coxae, radius, ulna, femur ve tibiada görülen patolojileri tüberküloz olarak değerlendirmiĢlerdir. Roma Dönemi Datça-Burgaz Roma Dönemi Kazılarından çıkarılan iskeletlerin

paleoantropolojik analizlerini yapan Sevim,

az da olsa paleopatolojik

bulgulara da yer vermiĢtir. AraĢtırıcı çok kısa olarakiskeletlerde birçok paleopatolojik durum tespit ettiklerini belirtmektedir. Bu patolojik oluĢumlar içinde, Kyphosis (omurgada dorsal ya da dorsolateral olarak meydana gelen açısal duruĢ bozukluğu, kamburluk), achondroplasia (kısa kol ve bacaklara sahip cüceliğin klasik modeli), genel omurga rahatsızlıkları ve travmalar vardır. AraĢtırıcı aynı zamanda Anadolu‟daki ilk sifiliz buluntusunun Datça Burgaz iskeletlerinde gözlemlendiğinden bahsetmektedir. Roma Döneminin erken dönemlerine tarihlendirilen bir kazı olan ġaĢal (Ġzmir) iskeletlerinin incelenmesi sonucunda patolojik olarak hem daha erken dönemlerde hem de aynı dönemde Anadolu‟da görülen paleopatolojik oluĢumlara benzer sağlı k sorunlarına maruz kalındığı anlaĢılmaktadır. Yapılan incelemelerde ġaĢal insanlarında en sık rastlanan rahatsızlığın % 58.8 oranıyla osteoartiritis olduğu ortaya çıkarılmıĢtır. AraĢtırıcılar bu yüksek oranın nedenini toplumun çoğunluğunun eriĢkin bireylerden oluĢmasına bağlamaktadır. Bu yüksek orandaki rahatsızlığın hemen ardından osteoporoz gelmektedir. Bu rahatsızlıkları ise % 44.4 oranıyla cribra orbitalia ve % 39 oranıyla porotic hyperostosis takip etmektedir. AraĢtırıcılar cribra orbitalia ve porotic hyperostosisin erken yaĢlardaki oranının daha yüksek olduğunu ve yaĢ ilerledikçe oranının düĢtüğünü ifade etmektedirler. ġaĢal toplumunda görülen diğer rahatsızlıklar ise, travmalar, daha çok bebek ve çocukları etkileyen spesifik olmayan enfeksiyonlardır. Bir baĢka erken Roma dönemi yerleĢim yeri olan Klazomenai Kazılarından çıkarılan iskeletlerin değerlendirildiği çalıĢmalardan elde edilen patolojik bulgular incelendiğinde, kansızlığın bir sonucu olarak ortaya çıktığı ileri sürülen cribra orbitalia (erkek lerde % 25,
70

kadınlarda % 37.5 çocuklarda % 12.5) ve porotic hyperostosis (kadınlarda % 9.09 ve çocuklarda % 8.33) toplumda öne çıkan rahatsızlıklar olarak tespit edilmiĢtir. Bu bulguların dıĢında sıklıkla karĢılaĢılan diğer bir rahatsızlık omurlarda görülen osteofitlerdir (erkelerde % 69.6, kadınlarda % 27.2). Yine omurların gövdelerinde ortaya çıkan schmorl nodülleri (erkeklerde % 27.7, kadınlarda % 10) toplumu etkileyen önemli bir diğer bulgudur. Bunların dıĢında bireylerin hem kafataslarında, hem de vücu t kemiklerinde travmalar gözlenmiĢtir. Bir eriĢkin erkek bireyin omurlarında kaynaĢma (ankylosis) bulgusuna rastlanmıĢtır. Toplumda görülen rahatsızlıklardan bir diğeri ise enfeksiyonel rahatsızlıklardır. Büyükkarakaya ve arkadaĢları tarafından gerçekleĢtirilen Tepecik-Çiftlik Höyük Geç Roma- Bizans Ġskeletlerinin analizinde patolojik oluĢumlara rastlanmıĢtır. Bu yerleĢime ait iskeletlerde eklem hastalıklarının çok sık görüldüğü, döneme ait iskeletlerde görülme oranının osteoartiritis olarak omurlarda % 66.6, diğer eklemlerde ise % 50 olduğu bildirilmektedir. Travma ve bunların uzun kemiklerdeki iyileĢme izleri diğer bir Neolitik yerleĢim olan Tepecik-Çiftlik Höyükte görülmüĢtür. Bu yerleĢim yerinin iskeletleri üzerinde yapılan çalıĢmada kafatasında, uzun kemiklerde ve kaburgalarda iyileĢmiĢ travma izlerinin olduğu Büyükarakaya ve ark. tarafından belirlenmiĢtir Tepecik-Çiftlik Höyük iskeletlerinde ise yine spesifik olmayan iltihabi oluĢumların varlığıBüyükkarakaya ve arkadaĢları tarafından % 14 oranında tespit edilmiĢtir. Tepecik-Çiftlik Höyük erken döneminde cribra orbitalia görülme oranı Büyükkarakaya ve ark. tarafından % 50 olarak verilmektedir. Porotic hyperostosisin oransal olarak fazla görüldüğü diğer bir Neolitik yerleĢim yeri Tepecik-Çiftlik Höyük‟tür. Bu yerleĢim yerine ait iskeletlerin incelenmesi sonucunda porotic yapıya sahip olanların oranının % 57.1 olduğu araĢtırıcılar tarafından belirtilmektedir. Tepecik-Çiftlik Höyük iskeletlerinde spesifik olmayan iltihabi oluĢumların varlığı Büyükkarakaya ve arkadaĢları tarafından % 14 oranında tespit edilmiĢtir. Bu yerleĢim yeriinsanlarının maruz kaldıkları rahatsızlıklardan osteoporozdur. birisi de yaĢlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan

71

Bizans Dönemi Bizans Dönemini kapsayan kazılara ait iskeletler üzerinde gerçekleĢtirilen paleopatolojik çalıĢmalar, bu dönem insanlarının da kemiğe yansıyan patolojik bulguları taĢıdığını ortaya koymuĢtur. Bu dönem iskeletleri üzerinde çalıĢmalarda bulunan Erdal, Ġznik (Geç Bizans) kazılarından çıkarılan iskeletleri inceleyerek, bu toplumun bebek ve çocuklarında %31.59 oranında Harris çizgilerini tespit etmiĢtir. AraĢtırıcı bu toplum bebek ve çocuklarının yetersiz beslendiklerini ve bazı enfeksiyonel rahatsızlıklara yakalandıklarını, bunun göstergesi olarak da Harris çizgilerinin oluĢtuğunu ileri sürmektedir. AraĢtırıcının diğer bir çalıĢması olan Büyük Saray-Eski Cezaevi (Ġstanbul) kazılarından çıkarılan iskeletlerin analizi sonucunda ise, burada yaĢayan insanların küçük çaplı kafa ve vücut travmaları geçirdikleri, bu travmalar dan hiçbirisinin ölüme sebep olmadığı araĢtırıcı tarafından ifade edilmektedir. Ġncelenen iskeletlerin çoğunluğunda (erkeklerde oranı daha fazla) eklem rahatsızlıkları (% 75) belirlenmiĢtir. AraĢtırıcı, oranın bu kadar yüksek çıkmasını toplumun ağır iĢlerde çalıĢmasına, ayrıca bazı bireylerde travmalarla eklem rahatsızlığının birlikte görülmesini travmaların eklem rahatsızlıklarında önemli bir yere sahip olduğuna bağlamaktadır. Toplumda görülen diğer rahatsızlıklar ise; erkeklerde daha fazla olan enfeksiyon el hastalıklar ve porotic hyperostosis, kadınlarda daha fazla görülen osteoporoz ve cribra orbitaliadır. Smyrna Agorası Kazıları (Ġzmir) Bizans Dönemi kazı yerlerinden bir diğeridir. Buradan çıkarılan iskeletlerin paleopatolojik analizleri sonucunda; genel olarak en fazla görülen rahatsızlık yine eklem rahatsızlıklarıdır. Kadınlarda daha fazla olmak üzere artiritisin toplumdaki oranı daha çoktur. Anemi, porotic hyperostosis ve cribra orbitalia iskeletlerde izlerine sık rastlanan diğer lezyonlardır.Bu lezyonların yanında schmorl nodülü, sacralizasyon ve periostitis tespit edilen diğer hastalıklardır. Geç Bizans Dönemi kazılarından bir tanesi olan KuĢadası-Kadıkalesi (Aydın) iskeletlerinin analizlerinde önemli patolojik bulgulara rastlanmıĢtır. Ġskeletlerin analizinde en yüksek oranda görülen paleopatolojik bulgu endocranial lezyonlardır. Bu lezyonlar kafatasının iç yüzeyindegözenekli veya lifli yapıdaki
72

yeni kemik oluĢumlar olarak ortaya çıkabilmektedir. Lezyonlar,incelenen iskeletlerin neredeyse yarısında (% 45.7) gözlemlenmiĢtir. AraĢtırıcı bu lezyonların C Vitamini eksikliği ya da iskorbüt hastalığıyla iliĢkili olabileceğini düĢünmektedir. Paleopatolojik analizlerde karĢılaĢılan diğer rahatsızlıklar ise, % 25.6 oranıyla periostitis (tibialarda daha fazla), % 17 oranında hafif derecede porotic hyperostosis, % 12 oranında cribra orbitalia, eklem rahatsızlıkları ve bir bireyde difüz idyopatik iskelet hiperostozudur. İslam Dönemi Anadolu Ġslam Dönemi kazılarından açığa çıkarılan iskeletlerin analizleri de bizlere patoloji açısından önemli bilgiler vermektedir. Panaztepe (Ġzmir) Ġslam dönemi mezarlarından çıkarılan iskeletler bunlardan birisidir. Ġskeletlerde kemiğe yansıyan patoloji oranı % 12 olarak bulunmuĢtur. Ġskeletlerde eklem rahatsızlıkları, enfeksiyonel hastalık bulguları (osteomyelitis, periostitis), travmalar, cribra orbitalia ve schmorl nodülü tespit edilmiĢtir. Yine Anadolu Ġslam Dönemini yansıtan Osmanlı Dönemi kafatasları üzerinde paleopatolojik incelemelerde bulunan Sağır ve arkadaĢları (2009), travma izleri, osteoporoz ve cribra orbitalia gibi patoloji bulguları elde etmiĢlerdir. Günümüzden yaklaĢık olarak 100 yıl eskiye tarihlendirilen NevĢehir ili Eskil Yeraltı YerleĢim Alanı Kazısından çıkarılan iskeletlerde de paleopatolojik bulgular elde edilmiĢtir. Yapılan incelemeler toplumda görülen hastalıkların önceki dönemlerdekilerden çok da farklı olmadığını göstermektedir. Ġskeletlerde porotic hyperostosis, eklem rahatsızlıkları, ve travma izleri belirlenmiĢtir [35]. Sonuç olarak dejeneratif eklem hastalığı baĢlığı altında vertebral osteofit ve schmorl nodüllerinin ortaya çıkmasında en önemli etkenin, omurganın doğal yapısı ve temel iĢlevlerinin olduğu; ikincil etkenin ise fiziksel aktivite baskısının olduğu düĢünülmektedir [30] . Dejeneratif eklem hastalığı günümüzde en sık görülen romatizmal hastalıktır. Ortalama yaĢam süresinin uzaması ile birlikte toplumda yaĢlı insan sayısı artmaktadır. Nüfusun yaĢlanması ile de dejeneratif eklem hastalığı toplum sağlığını ciddi boyutta tehdit etmektedir. EriĢkinlerin üçte birinde, 65 yaĢın üzerindekilerin ise %90‟ında osteoartrit geliĢmektedir Eklemin üzerine yük
73

binen yüzeyinde hasar oluĢması ile baĢlayan osteoartritin, doğrudan biyomekanik aĢınma, fonksiyonel stres ve yırtılmalardan kaynaklandığı belirtilmektedir. Hareket faktörüyle bağlantılı olan bu rahatsızlık dejeneratif eklem hastalığı olarak da adlandırılmaktadır.Eklem sistemini fazla zorlayan iĢlerde uğraĢan insanlarda da dejenerasyon gözlenmektedir. En sık diz eklemlerinde daha sonra kalça eklemlerinde görülmektedir [30].

B.

Sonuç
Bu çalıĢmada derlenen bilgilerle ulaĢılmak istenen sonuç insanın duruĢa evrilmesinin sonucu olarak ortaya çıkan sağlık

bipedal

problemleridir.Tesadüfi olarak iĢlemeyen evrim mekanizmaları canlı bedeni hayatta tutabilmek için verdiği ödünlerden biri günümüz insanın yaĢadığı bel sorunlarıdır. Sadece günümüz insanın olmamakla beraber en yakın olarak kendimizden bilebileceğimiz bir sorundur bu. Binlerce yıldır iki ayak üzerinde duran homo sapiens‟in omurga yapısı yapılan çalıĢmaların örnekleriyle de görülmektedir ki binlerce yıldır paralel olarak bu sorunlar yaĢanmaktadır. Omurga patolojileri, evrimin hataları değildir elbette. Evrim, bireyin ve türün yaĢamı için çalıĢırken her Ģeyi kusursuz halledemez. Ama evrim süre cinin milyonlarca yıldır içinde olan insan, değiĢime devam edecektir. Tabi yüzyıllar sonra değiĢen kültürle beraber neyin elzem olacağını kestirmek ve biyolojik olarak bir tahmin sunmak pek mümkün değildir. Case Western Reserve Üniversitesi‟nin anatomi bölümünde öğretim görevlisi olan Meghan Cotter, evrimin büyük adaptasyon süreçleriyle süregeldiğini ama bazen bazı ödünler vermesi gerektiğinin altını çizer ve der ki: „Evrimde bir adaptasyon süreci vardır ancak ödeünleĢim de vardır. Bu durum, iki ayak üzerinde yürümek için harika olsa da osteoporoza yakalandığımızda iĢler tersine döner‟. Cotter, farklı üniversitelerden farklı branĢların uzmanlarıyla bu konuda çalıĢmalar yapmıĢtır. Antropoloji profesörü Bruce Latimer‟in yaptığı bir çalıĢmada Hamann-Todd büyük koleksiyonundaki maymunlarda erken hominidlerin çatlaklar
74

omurgalarında,

kuyruksuz

bulunmayan

bulmuĢtur. Ki bu koleksiyon 3.000‟den fazla insan, 1.200‟den fazla da büyük kuyruksuz maymun örneği barındırır. AraĢtırmacılar;içinde orangutan,Ģempanze,gorilve insan iskeletlerin 8.torakal omurlarının çeĢitli örneklerinin olduğu örneklerde mikro ve makro olmak üzere yöntemleriyle bilgisayar üzerinden ortaya çıkardıkları tarama

modellemeleri birbirleriyle karĢılaĢtırmıĢtır. Büyük kuyruksuz maymunlarda omurlar daha kısa ve geniĢ ve kemiğin etrafı delikli, halka Ģeklinde bir yapıyla çevrelenmiĢtir. sağlamaktadır. Yakın dönemlerdeki araĢtırmalara bakarsak sürekli oturan bir yaĢam tarzının oluĢması ve buna paralel olarak değiĢen beslenme biçimleriyle de kemik kaybı açıklanabilir.Ancak biraz geriye gidip, sorunları görülüyor. Dolayısıyla bu omurga üzerinde ortaya çıkan bu patolojiler sadece insanların sadece günlük yaĢam biçimleriyle ilgili olamaz. Hele ki asıl bu yaĢam stili için kast edilen grubun beyaz yakalılar diyebileceğimiz (her ne kadar bu tanımın neyi kapsadığı tartıĢmalı olsa da) en genel baĢlığın altında duran insanlar orta çağ‟dan çok sonra modern çağın ilerleyen aĢamalarında ortaya çıkmıĢtır. Fosil kayıtlar oldukça karmaĢık dursa da ve onları toparlayıp bir açıklama getirmek zor olsa da açık olan bir Ģey var ki o da Ģudur: insanın atalarının dört ayaklı yürüme biçiminden, iki ayak üzerinde dik bir yürüyüĢe geçmeleri için -ki bu ellerini serbest olarak kullanabilme dolayısıyla daha karmaĢık kültür yapıları üretebilme gibi bir çok önemli evrimsel sebeplerle önemliydi kas iskelet sistemlerinin değiĢmesi gerekiyordu. Ancak bu değiĢim bir çeĢit yeniden düzenlemek gibiydi. Dört ayak üzerinde yürümeye adapte olmuĢ bir iskelet yapısı evrilmiĢken bu sefer de iki ayak üzerinde durmak ve yürümek için evrilecekti [44]. Mükemmel olarak evrilmedik. Mükemmellik belki de sadece bahsi geçen „uyum‟ için kullanılacak bir önad olabilir.Ancak mükemmel bir evrim geçirmediğimiz de aĢikar. Bütün canlıların içinde binlerce yıl boyunca çok az
75

Bu

yapı

ağaçlara

tırmanmada

ve

knuckle-walking(el

parmaklarının ikinci digitleri üzerinde yürüme) yürüme biçiminde kolaylık

Ġngiltere ve Afrika‟da fiziksel

olarak aktif hayatlar yaĢayan orta çağ insanlarına baktığımızda benzer kemik

değiĢime uğramıĢ canlılar da vardır. DeğiĢim, olmak „zorunda‟ değildir. Adapte olurken sağlanılan uyum, canlının ve o canlının soyunun devamı adına yapılır en temelde. Bu yaĢamı devam ettirmek adına da ödün verebilir organizma. Bu ödünler yaĢamını devam ettirmesini engellemediği sürece. Bipedal duruĢ ve bu duruĢun binlerce yıldır kemiklerimizde bıraktığı iz, insana sağladıklarının yanında belki de sadece küçük sorunlardır. Ancak 2013 yılındaki postmodern dünyada -literatürdeki yeri bile tartıĢmalı bir kavram olan „içgüdüsel‟- bir yaĢama isteği midir insanı her ne pahasına olursa olsun hayatta tutan yoksa ölümü anlandırma çabası/anlamlandıramamıĢ olması mıdır?(!)

76

KAYNAKÇA:
1. Yıldırım, Mehmet (2006); Ġnsan Anatomisi,Genel Anatomi Lokomotor

Sistem (Ġstanbul; Nobel Tıp) 2. 3. Sinelnikov, R.D.(1988) Atlas of Human Anatomy, Volume 1, ( Moscow) Koz, Mitat ; Ġnsan Ġskeletini OluĢturan Yapılar, eriĢim:

http://80.251.40.59/sports.ankara.edu.tr/koz/ana-fiz/kemikler.pdf, 16.08.2010 4.

Kanbir, Oğuz (2007); Ġnsan Anatomisi, Hareket Sistemi (Ankara; Ekin

yayınevi) 5. Çöloğlu, A.Sedat (1993); Adli Tıp Sözlüğü (Ġstanbul; Teme l

matbaacılık) 6. Drake, R.L,, Vogl W, Mitchell A.W.M. (200); Gray´s Anatomie für

Studenten (München; Elsevier) 7. Aydın,Suavi; Emiroğlu,Kudret (2009); Antropoloji Sözlüğü (Ankara;

Bilim ve Sanat yayınları ) 8. ġenel, Alâeddin (2009); Kemirgenlerden Sürüngenlere Ġnsanlık Tarihi

(Ankara; Ġmge Kitabevi Yayınları) 9. Cartmill, Matt ; Smith Fred H. (2009) The Human Lineage (New

Jersey; Wiley-Blackwell publishing ) 10. Lewin, Roger (2008) Modern Ġnsanın Kökeni ( Ankara; Tubitak Bilim

Kitapları ) 11. 12. Jolly, Alison (2004) Lucy‟nin Mirası (Ġstanbul, Kitap yayınevi) http://tr.wikipedia.org/wiki/Notokorda

77

13.

http://histemb.medicine.ankara.edu.tr/Sunum-3-Doku-

Organlarin%20Gelisimi.pdf 14. 15. 16. Shubin, Nail (2010) Ġçimizdeki Balık (Ġstanbul; ntv yayınları ) http://biology.clc.uc.edu/fankhauser/animals/ http://www.omurilik-

felci.com/?pnum=12&pt=OMUR%C4%B0L%C4%B0K%20FELC%C4%B0 17. http://www.riversideonline.com/health_reference/Brain-Spine-

Stroke/LB00002_D.cfm?RenderForPrint=1 18. 19. 20. 21. 22. 23. Douglas, J. Futuyma (2008) Evrim (Ankara, Palme yayıncılık) http://home.honolulu.hawaii.edu/~pine/book1qts/embryo-compare.html http://w2.anadolu.edu.tr/aos/kitap/EHSM/1219/unite07.pdf http://genelbiyoloji.com/wp-content/uploads/2010/05/histoloji_5.pdf http://www.patoloji.gen.tr/patolojiye_giris.htm#tanim http://www.belfitigi.com/?sf=icerik&ktg=226&mad=Bel%20F%FDt%FD

%F0%FD 24. 25. 26. 27. http://www.mc.metu.edu.tr/pdf/ODTU_SRM_brosur_osteoartrit.pdf http://www.drdenizdogan.com/2012/07/lomber-faset-sendromu.html http://www.hastane.com.tr/saglik/faset-sendromu-nedir.html http://www.ankilozanspondilit.com/ankilozan-spondilit-as-nedir-

t13883.0.html 28. http://apbrwww5.apsu.edu/thompsonj/Anatomy%20&%20Physiology/2

010/2010%20Exam%20Reviews/aExam%202%20Review/Ch%208%20Type s%20of%20Joints--Structural.htm 29. Saran, Nephan (2010) Antropoloji (Ankara, Ġnkılap kitabevi)
78

30.

Yiğit, S., Erol A.S. (2007) KahramanmaraĢ Minnetpınarı iskeletlerinin

paleoantropolojik açıdan değerlendirilmesi. Arkeometri sonuçları toplantısı 23 31. Duyar, Ġzzet; Atamtürk, Derya (2006) Adramytteion

(Örentepe)Ġskeletleri. Arkeometri sonuçları toplantısı 22 32. Gözlük, P., Yiğit, A., Erkman, A.C. (2003) Van Kalesi veEski Van ġehri

Ġnsanlarındaki Sağlık Sorunları. Arkeometri sonuçları toplantısı 19 33. Özbek, Metin; Erdal, Y.Selim (2000) Harekâttepe Tümülüsü'nde

Bulunan Kral Ġskeleti, Arkeometri sonuçları toplantısı 15. 34. Özer, Ġ., Sağır, M., Satar, Z., Güleç, E. (2012) GümüĢlük (Milas)

Ġskeletlerde Ve Anadolu Klasik-Helenistik Dönem Toplumlarının Sağlık Profili, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 52:1 35. Sağır, Mehmet; Sağır, Seçil (2013) Eski Anadolu Ġnsanlarının Sağlık

Sorunları, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 53:1 36. Solmaz, AyĢe (2013) Urartu Toplumunun Osteolojik Karakterleri

(doktora), Ġstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Sosyal Bilimler Anabilim Dalı, Ġstanbul 37. Ünlütürk, Özge (2008) Vertebralarda Metrik Varyasyon (doktora),

Ġstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Sosyal Bilimler Anabilim Dalı, Ġstanbul 38. Görgülü, Mehmet (2009) Bizanlıların Adli Paleodemografisi (doktora),

Ġstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Sosyal Bilimler Anabilim Dalı, Ġstanbul 39. Atamtürk, Derya (2012) Adli Antropoloji Ders Notları, Ġstanbul

Üniversitesi Antropoloji Bölümü

79

40.

Kırmızıoğlu, P. G., Yiğit, A., Erol A. S., YaĢar, Z. F. (2009) Kyzikos

Ġnsan Ġskeletlerinin Antropolojik Açıdan Değerlendirilmesi. Uluslararası Ġnsan Bilimleri Dergisi 6:2 41. Özbek, Metin (1993) Anadolu Eski Ġnsan Toplumlarında Sağlık

Sorunları, Hacettepe üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi 10:2 42. http://www.tavsiyeediyorum.com/makaleler/11971-

SCHORMLNODuLu.pdf 43. 44. 45. Strabon (2012) Geographika (Arkeoloji ve Sanat Yayınları, Ġstanbul ) http://www.anadoluuygarliklari.com/urartu/98-urartular http://medicalxpress.com/news/2011-10-blame-backbone-fractures-

evolution-osteoporosis.html 46. http://www.totbid.org.tr/upload/10.%20Marios%20Loukas.pdf

80

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful