HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER

–  CİLT 4  –

1978

1

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4 ERCİYES ÜNİVERSİTESİ YAYINI-163 KİTAP ADI HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER Cilt-4 YAYINA HAZIRLAYANLAR Prof. Dr. M. Metin HÜLAGÜ Doç. Dr. Şakir BATMAZ Yrd. Doç. Dr. Gülbadi ALAN ISBN Takım no : 978-9944-0664-1-9 Kitap no : 978-9944-0664-5-1 İLK BASIM Ocak 2009

KAPAK TASARIMI Deniz Doğan MİZANPAJ VE BASKI ÖNCESİ HAZIRLIK Bilge Grafik (352) 232 29 05 BASKI Kardeşler Ofset (352) 331 61 00

2

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA

ERMENİLER
–  CİLT 4  –

§
ERCİYES ÜNİVERSİTESİ–NEVŞEHİR ÜNİVERSİTESİ II. ULUSLARARASI SOSYAL ARAŞTIRMALAR SEMPOZYUMU [EUSAS–II]
22–24 Mayıs 2008

YAYINA HAZIRLAYANLAR Prof. Dr. M. Metin HÜLAGÜ Doç. Dr. Şakir BATMAZ Yrd. Doç. Dr. Gülbadi ALAN

1978

3

İÇİNDEKİLER

İçindekiler

ERMENİ MİLLİYETÇİLİĞİNİN DOĞUŞU/GELİŞİMİ: SOSYOLOJİK BİR YAKLAŞIM.......................................................................................................................................... 9
Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

OSMANLI DEVLETİ’NDE AMERİKAN MİSYONERLERİN ERMENİ OKULLARINDA ERMENİ MİLLİYETÇİLİĞİNE ETKİLERİ...............................................................61
Prof. Dr. Remzi KILIÇ

XVII. YÜZYILIN SONLARINDA HIRİSTİYAN BİRLİĞİ PROJESİ VE ERMENİLER............................................................................................................................................................................81
Yrd. Doç. Dr. Selim Hilmi ÖZKAN

ERMENİ İSYANLARININ MEYDANA GELMESİNDE İNGİLTERE’NİN ROLÜ VE SEBEPLERİ (1890–1895)...........................................................................97
Doç. Dr. Selma YEL / Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜNDÜZ

İNGİLTERE’NİN OSMANLI ERMENİLERİNE YÖNELİK POLİTİKASI ÇERÇEVESİNDE DOĞU VİLÂYETLERİNDE YAPILAN ISLAHAT ÇALIŞMALARI............................................................................................................................................................................ 123
Dr. Serdar SAKİN

I878 BERLİN ANTLAŞMASI’NDAN SONRA İNGİLTERE’NİN ERMENİ POLİTİKASI........................................................................................................................................................... 143
Süleyman KOCABAŞ

MİLLİYETÇİLİK, BAĞIMSIZLIK, ERMENİLER, OSMANLI DEVLETİ VE AMERİKAN MİSYONERLERİ....................................................................................................................................... 169
Doç. Dr. Şakir BATMAZ

5

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

İNGİLİZ BAŞBAKANI WILLIAM EWART GLADSTONE’UN ERMENİ PROPAGANDASI VE EVANJELİZM. ................................................................................................................... 195
Doç. Dr. Taha Niyazi KARACA

TARİHÇİ NİKOLAY HOVHANNISYAN’IN ERMENİ MESELESİ HAKKINDAKİ İDDİALARINA CEVAPLAR............................................................................................................................................ 215
Talat KOÇAK

RUS DIŞ POLİTİKASINDA ERMENİ KARTI.................................................................................................. 227
Prof. Dr. Tofig MUSTAFAZADE

ULUSLARARASI PETROL REKABETİ BAĞLAMINDA FRANSA’NIN ORTADOĞU POLİTİKASI VE ERMENİ YAKLAŞIMI........................................................................... 249
Doç. Dr. Ulvi KESER

ERMENİ CEMİYETLERİ İLE JÖN TÜRK MÜNASEBETLERİNİN ERMENİ MİLLİYETÇİLİĞİNİN YÜKSELİŞİNDEKİ YERİ. .......................................................................................... 293
Yakup KAYA

YAYIMLANMIŞ OLAN OSMANLI ARŞİV BELGELERİNDE ERMENİ-FRANSIZ İLİŞKİLERİ 1879-1918.................................................................................................... 315
Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

ERMENİ TEDHİŞ CEMİYETLERİNİN OLUŞUMUNDA DİNÎ-MİLLÎ UNSURLAR VE DIŞ BAĞLANTILAR (İfade Tutanaklarına Göre)................................................................ 355
Yrd. Doç. Dr. Yunus ÖZGER

RUSYA’NIN ERMENİ SORUNUNUN ORTAYA ÇIKMASINDAKİ ROLÜ (1878-1918). .................................................................................................................................................................................. 375
Doç. Dr. Yusuf SARINAY

TARİHTE TÜRKLERE KARŞI SOYKIRIM İDDİALARININ MİMARI PORTRELER –BİR ALMAN DİN ADAMI DR. JOHANNES LEPSIUS 4–. ........................................................... 417
Yrd. Doç. Dr. Zübeyir BÜTÜNER

6

İÇİNDEKİLER

KAPANIŞ OTURUMU........................................................................................................................................................... 435 İLETİŞİM BİLGİLERİ............................................................................................................................................................. 447

7

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

ERMENİ MİLLİYETÇİLİĞİNİN DOĞUŞU/ GELİŞİMİ: SOSYOLOJİK BİR YAKLAŞIM
Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ
Dicle Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü, Elazığ-TÜRKİYE Tlf.: 0 536 389 46 13, e-posta: rcengiz@dicle.edu.tr

9

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Tarihsel olarak Türk-Ermeni sosyal münasebetleri, Osmanlı Devleti’nden önce Anadolu’da kurulan Selçuklu Devleti ile başlamaktadır. Bu nedenle Ermenilerin, Selçuklu ve Osmanlı Devletleri ile Doğu Anadolu ve Kafkasya’da 1915 olaylarına kadar yaklaşık sekiz yüzyıl devam eden sosyal birlikteliklerinden söz etmek mümkündür. Söz konusu bu uzun süre içerisinde Ermeniler, soruna esas teşkil eden 1915 olaylarına kadar Osmanlı toplum yapısı içinde bir alt kültür olarak belirgin bir sosyal sorun oluşturmayan aktörler olarak gözükmektedir. Ermeni meselesinin temeli olarak sunulan tehcir (yeniden iskan) olayı, Türkler tarafından Osmanlı Devleti’nin, Ermenilerin siyasî isyanları karşısında kendini savunmak zorunda oluşu olarak kabul edilmesine rağmen, ABD, AB ve dünyanın değişik ülkeleri resmî ve gayri resmî olarak soykırım yapıldığına dair tartışmalarda taraf olarak gözükmektedir. Bu nedenle söz konusu tartışmalar konuyu hem dış politikada hem de iç toplumsal dinamiklerimiz açısından önemli/tartışmalı hale getirmektedir. Bu bağlamda Ermeni meselesinin Türk toplumunda nasıl algılandığı sosyolojik olarak önemli bir konu haline gelmiş olmaktadır. Ermenistan ve bulundukları toplumların kültürü ve tarihinin etkisi altında bulunan diaspora Ermenileri tarafından yürütülen soykırım iddialarının, Avrupa toplumlarının hemen hepsinde, ABD ve bir kısım dünya toplumu tarafından benimsenmesi ve buna bağlı olarak sosyalleşme süreci içinde Türkiye’de toplumsal bilinçte Ermeni soykırım iddialarının gerçek olduğu ve kabul gördüğü şeklinde anlaşılmaktadır. Bu yüzden konunun sosyolojik olarak araştırılması ve verilerle değerlendirilmesi gerekmektedir. Çalışmada Silvan (Diyarbakır) araştırma alanı olarak seçilmiştir ve yüz (150) anket uygulanmıştır. Çalışma l. yöntem, 2. kuramsal çerçeve ve 3. bulguların yorumlanması olmak üzere üç bölümden oluşturulacaktır. Araştırma; anket ve gayri resmî görüşme tekniklerinden yararlanılarak elde edilen bulguların teorik sosyoloji ve tarih bilgileriyle birleştirilmesine, karşılaştırılmasına dayanan yorumlamalardan oluşturulacaktır.

Özet

10

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

1. GİRİŞ
Dün, Türkü, Kürdü, nerede ve hangi şartlarda görürsen öldür. Gericileri, sözünden dönenleri, Ermeni hafiyelerini, hainleri öldür, intikam al (Taşnak Ermenilerin Osmanlı Dönemindeki Sloganlarından)1. Ve bugün, Türkiye bölünecek ve bir Kürt devleti kurulacaktır. Ermeniler, Kürtler ile olan ilişkilerini iyi yürütmeli ve Kürtlerin mücadelelerini desteklemelidir. Bugün Türklerin elinde olan topraklar, yarın Ermenilerin olacaktır. (Lübnan Diaspora Ermenisi Ortodoks Başpiskoposu)2.

Milliyetçilik, genel anlamda tam bir tanımı yapılamasa da herhangi bir milletin varlığını sürdürmesi için bilinçli girişimler bütününü olarak tanımlanabilir. Zaten dünya üzerinde homojen bir toplumdan söz etmek mümkün olmadığı için süre gelen ve süre giden milliyetçilik hareketleri

1 2

Ermeni Terörü, Komiteler, http://www.ermeniteroru.8m.com/komiteler.htm Gün Seher, 04 ve 05 Aralık 2007; Ekspres, 26 Aralık 2007.
11

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

her zaman dünya toplumları için bir tehdit olarak görülmüştür ve öyle olmaya devam edecektir. Dünya tarihinde en büyük devletlerden biri olan Osmanlı İmparatorluğu’nun toplumsal yapısı, bir siyasî söylem olarak milliyetçiliği önenememiş/yadsımış olduğundan birbirinden farklı ulusları kapsayan, milliyetçiliğin gelişme alanı bulamadığı, heterojen bir toplum yaratmıştır. Ancak XVIII yüzyıldan itibaren Batı’da güçlenen milliyetçilik, seküler anlayışın da etkisi ile her milletin diğerinden farklı olduğu algısını artırarak uluslaşmayı tetiklemiştir. Fransız İhtilâl ve onu izleyen büyük değişme milli devlet ve dolayısıyla milliyetçiliği hızlandırmıştır. Bu nedenle dönem içinde batıda yaşanan gelişmeler çok uluslu bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğu için önem taşımış, imparatorluk sınırları içinde yaşayan Bulgarlardan Arnavut’lara, Araplardan Ermenilere kadar bütün unsurlar anomi, toplumsal çözülme ve çatışmanın içine çekilmişlerdir. Bu bağlamda Türk-Ermeni sosyal münasebetleri, Osmanlı Devleti’nde 1915 olaylarına neden olan Osmanlı-Rus savaşına kadar belirgin/açık bir milliyetçilik düşüncesine ve toplumsal çatışmaya taraf olmaksızın devam etmiş olsa da Ermenilerin uzun bir süredir düşünce ve eylem biçimi olarak açık bir milliyetçilik düşüncesine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ermeni meselesinin kırılma noktası olarak sunulan tehcir (yeniden iskân) olayı, Osmanlı Devleti’nce, Ermenilerin toplumsal isyanları karşısında tedbir almak zorunda oluşu olarak kabul edilmesine rağmen, bu süreç, Ermenistan ve Ermeni diasporasının girişimleri ile ABD, AB ve dünyanın değişik toplumları tarafından hem resmî hem de gayri resmî olarak soykırım olarak değerlendirmektedir. Bu nedenle 1915 olaylarına ilişkin yapılan tartışmalar, Türkiye’de hem dış hem de iç toplumsal dinamikler açısından önemli/tartışmalı hale gelmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin değişik yerleşim birimlerinde Ermeni meselesinin nasıl algılandığı açıklanması gereken sosyolojik bir konu olmaktadır. Ermenistan ve Ermeni Diasporası tarafından yürütülen soykırım iddialarının, Avrupa birliği ülkelerinin büyük çoğunluğunda, ABD ve değişik bazı dünya ülkeleri tarafından benimsenmesi ve buna bağlı olarak sosyalleşme süreci içinde Türkiye’de de toplumsal bilinçte Ermeni soykırım iddialarının gerçek olduğu ve kabul gördüğü şeklinde anla-

12

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

şılmaktadır. Bu bakımdan konunun sosyolojik olarak araştırılması ve verilerlerle değerlendirilmesi yapılmıştır. Ermeni soykırım iddiaları ile ilgili girişimlerde göze çarpan önemli aşamalar, Rusya, İngiltere ve Fransa’nın öngördüğü şekliyle önce Islahat Meselesi, 1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra, Şark Meselesi ve daha sonra da, Ermeni Meselesi’dir. Bu çerçevede Ermenilere ilişkin ileri sürülen tüm kuramsal yaklaşımlar, geçmişe yaslanan ve günümüze yansıyan yönleri ile Ermeni soykırım iddialarının Türkiye’de kabullenilmesi yönünde bir ikna, yönlendirme ya da manipilasyon görevi ifa etmektedir3. Ermenilerin dış dünya ile ilişkisinde göz ardı edilemeyecek en önemli unsurlardan biri Ermeni sosyo-kültürel yapısının oluşturulması için her türlü enstrümanın kullanılmasıdır. Bu nedenle Ermeni kimliğinin 1915 sürecinden önceki ve sonraki duruşunu/oluşumunu tespit etmeden soykırım iddialarının Türkiye de dâhil olmak üzere dünyada algılanma niteliği rasyonel olarak değerlendirilemez. Örneğin, Ermenilerin dünya üzerinde dağınık bir şekilde olma nedenleri; Osmanlı toplumsal yapısı içinde bir alt kültür olarak varlık karakterlerinden yansıdığı şekliyle Onların refaha düşkün oldukları, macerayı sevdikleri ve içinde yaşadıkları topluma karşı kırılgan, kolayca değişebilen ve güçten yana tavır alan bir duruş sergilemelerinden kaynaklanmaktadır. Şüphesiz onların kültür oluşumlarının temel bileşenlerini de bunlar oluşturmaktadır.4 Ermenilerin tarih sahnesinde sürekli savrulan gönüllü diaspora yaşamını tercih eden gruplar olarak varlık kazanmaları günümüzdeki Ermenistan’ın özellikle iç ve dış göçlerini kapsayan sosyal hareketliliğinden kolayca anlaşılmaktadır. Sadece ABD ve Kanada’da 1965 yılından 2000 yılına kadar Ermeniler tarafından 1046 adet sivil örgütün kurulması, Ermenilerin kültür kaybı endişesi algısı ve Ermeni sosyal mobilitesinin dinamizmini göstermektedir. Bu bağlamda günümüzde Ermeni kimliği, üst kimlik olmaktan öte diaspora/diasporalara yaslanan alt kültürlerden oluşmaktadır. Bu yüzden Ermenilerin oluşturmaya çalıştıkları üst kimlik algısı sosyo3 4 Ergünöz Akçora, Van ve Çevresinde Ermeni İsyanları (1896–1916), Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul 1996. Şenol Kantarcı, “ABD ve Kanada’da Ermeni Diasporası: Kuruluşlar ve Faaliyetler”, Ermeni Araştırmaları, Ermeni Araştırmaları Enstitüsü, Sayı 3, Ankara, s.68-80.
13

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

lojik nitelik taşımayan, tepkisel, romantik ve irrasyonel bir karakter sergilemektedir. Ermeniler, kendilerinin ciddi bir kültürel krizin içinde hissetmektedirler ve bu krizin telafisi için Türk düşmanlığına ve mağduriyet psikolojisine yaslanmaktadırlar5. Ermeniler, mağduriyet psikolojisinin etkisinde kalarak, dünya üzerinde mağdur ve ezilen ya da korunmaya ve savunulmaya ihtiyacı olan topluluk-grup-ulus algısı içinde biçimlenerek varlık kazanmaya ve birçok dünya toplumu da bu durumu kendi toplumsal beklentileri açısından değerlendirerek manipüle etmeye çalışmaktadırlar6. Gerek tüm toplumda gerekse alt gruplarda, Ermenilere ilişkin bilgi ve görüşler, hem resmî hem de resmî olmayan bilgilerle örülü bir karakter sergilemesine rağmen tarihi olaylara yönelik bilgiler konjonktüre bağlı olarak değişebilmekte ve yeni bir tarih anlayışı oluşabilmektedir. Günümüzde Türkiye’de, Türk-Ermeni ilişkilerini yansıtan tarihi bilgiler kronolojik yapı7 dışında yorumlamanın ortaya çıkardığı gerilime bağlı olarak değişmekte ve yeniden tanımlanabilmektedir. Örneğin Türk tarihi açısından Osmanlı hükümetinin savaş alanlarından Ermenilerin yeniden yerleştirilmesi için yasa çıkarması girişimi farklı bağlamda değerlendirilmektedir. Zorunlu göç, günümüzde Osmanlı Devleti için Ermenilerin birinci dünya savaşı sürecinde Ruslarla işbirliğini engellemek ve iç toplumsal çatışmayı önlemek için alınmış bir karar niteliğinde algılanırken aynı süreç günümüzde Türkiye’de bazı alt grupların
5 6 7 Erol Göka, “Ermeni Sorunun (Gözden Kaçan) Psikolojik Boyutu”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 1, Mart-Nisan-Mayıs 2001. Sevinç Göral, “Türk-Ermeni Meselesi: Mağduriyet Psikolojisi Ve Büyük-Grup Kimliği”, Stratejik Analiz, Ekim 2005, Cilt 6, Sayı 66. 1071  Ermenilerin Türklerin yönetimine girişi. 1887’de Hunchak Devrimci Partisi’nin Cenova’da kurulması. 1887 Osmanlı-Rus Savaşı’nın başlaması ve Ermenilerin toplumsal anomiğin tarafı olması. 1890 Erzurum’da ilk Türk-Ermeni çatışmasının başlaması. 1914 Sason ve 1915 Van isyanı. 24 Nisan 1915 İstanbul’da Ermeni devrimcilerin tutuklanması. 27 Mayıs 1916 Osmanlı hükümetinin savaş alanlarından Ermenilerin yeniden yerleştirilmesi için yasa çıkarılması. 1973–1982 yıllarında ASALA’nın Los Angeles’da ilk Türk diplomatının öldürülmesi ile başlayan 70’ten fazla cinayetin işlenmesi. 1991 Ermeni soykırım iddialarını gerçek olarak tanımlayan yeni bir anayasa ile Bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti’nin ilan edilmesi. 1992 Ermenistan’ın Azerbaycan’ın Yukarı Karabağ bölgesini işgal etmesi. 2001 Fransız parlamentosunun soykırım günü olarak 24 Nisan’ı onaylaması. 2007 ABD Kongresi’ne soykırımın tanınması için yasal teklifin sunulması.

14

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

benimsediği gibi Ermeniler için siyasal yok olmanın başlangıcı olarak değerlendirmektedirler. ASALA terör örgütünün Los Angeles’da ilk Türk diplomatı öldürülmesi ile başlayan ve yetmişten fazla ölümlü olayın gerçekleşmesi, 1991 yıllarında Ermeni soykırım iddialarını gerçek olarak tanımlayan bir anayasa ile Bağımsız Ermenistan Cumhuriyetinin ilan edilmesi ve Fransız parlamentosunun soykırımı onaylaması ve ABD Kongresine soykırımın tanınması için yasa teklifinin sunulması gibi girişimler, diaspora Ermenileri için birer kazanım olurken söz konusu gelişmeler Türkiye’de Ermeni soykırım tartışmaları ile ilgili olarak yeni algılama ve yorumlamanın varlık kazanmasına kaynaklık etmektedir. Sözü edilen örnek olayların esas dayanaklarını oluşturan ve Ermenistan ve bulundukları toplumların kültürünün etkisi altında bulunan diasporanın temel hedef olarak belirlediği ve her söylemde dile getirdikleri soykırım iddiası dört aşamalı (Dört T planı) olarak yürütülmektedir. Bunlardan birincisi tanıtma; Ermeni soykırımının yapıldığına dair güçlü propaganda çalışmalarının yürütülmesidir. Başta ABD, AB ve dünyanın değişik toplumlarında bu aşama önemli ölçüde gerçekleştirilmiş gözükmektedir. İkinci aşama ise, dünyada ve daha önemlisi Türkiye’de Ermenilere soykırım yapıldığı iddialarının gerçek bir olay olarak tanınmasının sağlanmasıdır. Ermenistan ve Ermeni Diasporasının gayretleri ile başta AB ülkeleri ve diğer birçok ülkede sürekli gündemde tutulan soykırım iddialarına yönelik politikaların arkasında Türkiye’de bazı alt grupların düşünsel yapısına baskı kurularak biçimlendirilmesi Türkiye’de iddiaların gerçekmiş gibi algılanmasını sağlanmaya yöneliktir8. Üçüncü aşama, tazminat ve dördüncüsü ise, Türkiye’den Sevr Antlaşmasında belirtilen esaslara dayanan toprak talebidir9. Ermenistan ve Ermeni diasporasının temel hedef olarak belirlediği dört aşamalı olarak yürütülen söz konusu planın ikinci basamağını oluşturan durumun Türkiye’de uygulama alanının genişliği ve niteliğinin belirlenmesi ve sonraki aşamaların gerçekleşme derecelerinin varlık karakterleri çalışmanın özgün değerini oluşturmaktadır. Çalışmada; ABD, AB ve bir kısım dünya ülkelerinde son yıllarda gündeme getirilen Ermenilerin
8 9 Birsen Karaca, Sözde Ermeni Soykırım Projesi, Say Yayınları, İstanbul 2006, s.41 Birsen karaca, Sözde Ermeni Soykırım Projesi, s.18-19
15

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

soykırıma uğradığına ilişkin tartışmalar dikkatinizi çeken bir konu mudur? sorusuna verilen %57.3 evet cevabı hem günümüz Ermeni milliyetçiliğinin etki alanı hem de konuların değerlendirilmesinde önemsenen bir oran olarak kabul edilmiştir. Ayrıca çalışmada kronolojik bilgilerin ayrıntıyla kullanılması yadsınmıştır. Ermeni Milliyetçiliğinin Doğuşu/Gelişimi: Sosyolojik Bir Yaklaşım başlıklı çalışmanın amacı, Türkiye’de Ermeni meselesi ile ilgili tartışmaların algılanma biçimi ve içeriğinin değerlendirilmesi ve bir tutum oluşturmada/geliştirmede belirleyiciliğinin tespit edilmesidir. Çalışmada Silvan (Diyarbakır) araştırma alanı olarak seçilmiş ve yüz elli (150) anket uygulanmıştır. Çalışma anket tekniğinden yararlanılarak elde edilen bulguların teorik sosyoloji ve tarih bilgileriyle konuya ilişkin basın ve yayında yer alan verilerin değerlendirilmesine dayanan yorumlamalardan oluşmaktadır.
2. TARİHİ ERMENİ MİLLİYETÇİLİĞİNİN DOĞUŞU/GELİŞİMİNİ ALGILAMA

Gerek dış gerekse iç grup ilişkilerinde anarşi/anomi durumunda, güvenlik ikilemi yani sürekli olarak başkalarının tehdidi altında olduğu algısı, bireylerin güvenliğini azaltan karşıt hareketleri tetiklemektedir. Birçok etnisiteyi barındı­ ran Osmanlı imparatorluğunun merkezi otoritesinin zayıflaması ile doğan fırsatlara ve yaralanabilirliğe yaslanan Ermenileri de bu bağlamda Osmanlı toplumsal yapısının güvenliğini kendi güvenlikleri ile birlikte tehdit eden bir unsur olmuşlardır10. Özellikle Osmanlı-Rus savaşı ile başlayan gruplar arası gerilim her yeni anlatıda büyütülmüş ve çarpıtılmış olan düşmanlığın tarihsel kayıtlarının mevcudiyeti, grupların birbirlerini tehdit olarak görme eğilimlerini artırmıştır. Bu teh­ dit algısı Osmanlı Devleti’nin olumsuz/ zayıf koşullarında, Ermenilerin, radikal çetelerce şiddeti doğuracak bir hareketlilik içine girmesine neden olmuştur. Benzer şekilde her yeni anlatıda büyütülmüş ve çarpıtılmış olan Ermeni düşmanlığının tarihsel kayıtlarının mevcudiyeti de Türklerinde şiddette yönelmelerinde etkili olmuştur.

10 Doğu Batı, Etnisite, Rogers Brubaker, David D. Latin, Etnik ve Milliyetçi Şiddet, S. 44, s.211-238.
16

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

Osmanlı-Ermeni çatışması, kaotik, rasgele, anlamsız, irrasyonel veya tamamen duygusal nitelikte olmadığı gibi şiddetin sadece araçsal açıdan değil kültürel olarak belirlenmiş şartlar ve çevre içinde diğer unsurlarla ilişkili olduğu görülmektedir. Osmanlı-Ermeni çatışmasının te­ mel ilgi odağı, Ermenilerin şeytanileştirilmiş, değersizleştirilmiş veya tehdit eden olarak algıladıkları Osmanlı’yı öteki üzerinden konumlandırarak korkunun kaynağını kültürel olarak bizatihi kendilerinin inşa etmeleridir. Bu nedenle Ermeni merkezli bir korkunun oluşması şiddetin rasgele ve anlamsız değil aksine ürkütücü bir biçimde anlamlı hale geldiğini göstermektedir. Söz konusu şiddetin ortaya çıkardığı sonucu günümüzde soykırım olarak tartışmada/algılamada, kaotik, rasgele, anlamsız, irrasyonel veya duygusal olmayan çok boyutlu ve Türkleri öteki üzerinden konumlandırarak yürütülmesidir. Türk-Ermeni çatışmasının te­ mel ilgi odaklarından diğeri ise, çeşitli kavram karmaşası yaratarak/içinde Ermenilere ait söylem ve eylemleri, bazı hedef alt grupları bilgi bombardımanına tabi tutarak sosyalizasyon süreci bağlamında meşru kılma girişimidir. Bu süreç, iç ve dış grup ilişkilerine yaslanan çeşitli araçlar kullanılarak bireye ve guruplara işlemedikleri bir suçun kabul ettirilmesi olduğu kadar suç işleyen ötekinin de masumiyeti yönünde gerçekleştirilmektedir. Ermeni soykırım iddiası projesinin savunucularından Kevrok Bardakçıyan’ın ifade ettiği gibi bu sürecin sonucunda Türkiye’nin konuya ilişkin bütün haklılıkları, karşı politikaları temelsizleştirilmiş ve absurt hale dönüştürülmüş olacaktır11. I. Dünya savaşı sürecinde Osmanlı topraklarında Ermenilerin bağımsız bir devlet kurma girişimi sonucunda siyasî temelli şiddetli sosyal çatışmada sadece Ermeni ölümlerinin olduğuna yönelik toplumsal bilinç oluşturma dünyada Ermeni milliyetçiliğinin gücünü göstermesi açısından önem taşımaktadır. Bunun en belirgin örneklerinden biri, Soykırım bizde Olmaz başlıklı ve Jan Keetman imzalı yorumda, Türklerin sözde soykırım suçlamasına karşı şiddetli tepki göstermelerinin nedenlerinden birinin okullarda öğretilenlerden geri adım atma sorunu
11 Birsen Karaca, Sözde Ermeni Soykırım Projesi, Say Yayınları, İstanbul 2006, s.41-42.
17

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

ve Ermenilerin tazminat hatta toprak istemelerinden kaynaklanan korku olduğunu belirtmesidir12. Aynı şekilde Masud Akhtar Shaikh’in ifade ettiği gibi neredeyse bütün 20. yüzyıl boyunca, Ermeni meselesini değişik boyutlarda ele alan dünyanın hemen her ülkesinde kitapçılarda yüzlerce kitap bulunması ve bu kitapların çoğunun Türklere karşı deklare edilmiş önyargıları ifade etmesidir. Söz konusu yazılı basında çoğu zaman Türkler zalim ve barbarlar olarak resmedilmektedir. Bu kalemlerin arasında İslam’ın standart yorumunu taşıyan Türklere karşı dinsel veya ırkçı bir nefret bulunmaktadır. Buna karşılık Türk tarafını yansıtan çeşitli iddiaları çürütmeyi amaçlayan kitaplar yok denecek kadar azdır13. Bu başlık altında:
a.Ermenilerin Osmanlı topraklarında bağımsız bir devlet kurma girişimi, b.Osmanlı-Ermeni çatışmanın sebepleri c.Tehcir esnasında yaşanan Osmanlı-Ermeni çatışmasının sonuç-

ları,
d.Osmanlı Toplum-devlet anlayışının soykırıma uygunluğu çeşitli

nüfus bileşenleri çerçevesinde analiz edilmiştir.
A. OSMANLI-ERMENİ ÇATIŞMASININ SEBEBİNİ ALGILAMA

Osmanlı-Ermeni çatışması, düzenli, anlamlı, rasyonel vb. nitelikte sosyolojik bir gerçekliktir. Bunun tipik göstergelerinden biri, OsmanlıRus savaşının başlaması ile Ermenilerin Türkler tarafından işbirlikçi olarak kabul edilmesi, Ermenilerinde Ruslarla işbirliğinin Türkleri kışkırttığını bilmesi ve bu karşılıklı bakış açılarının her yeni anlatıda anlamlı ve rasyonalite edilmiş olan kötülüklerin mevcudiyeti hem Türk hem de Ermenilerin güvenlik ikilemine dayanan teh­ dit algısıdır. Bu nedenle Osmanlı-Ermeni çatışmasının arka planı olarak düşünülen faktörler; dönemin Avrupa ve diğer büyük devletlerinin kışkırtması, Milliyetçilik hareketleri, olmak üzere dış faktörlerdir. Ermenilerin farklı dine mensup olmaları, Osmanlının zayıflığından Ermenilerin faydalanma
12 NZZ Am Sonntag, 12 Mart 2007. 13 The Statesman, 13 Şubat 2007.
18

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

girişimi, Ermenilerin ekonomik olarak güçlü/zengin olmalarının kıskanılması ve Ermenilerin zayıflığından Osmanlının faydalanma girişimi ise OsmanlıErmeni çatışmasının arka planının iç faktörleri olarak yedi nedenli açıklama denemizde şu sonuçlara ulaşılmıştır.
Tablo 1: Osmanlı-Ermeni çatışmasının arka planı
Osmanlı-Ermeni çatışmasının arka planı Dönemin Avrupa ve diğer büyük devletlerinin kışkırtmasına Milliyetçilik hareketlerine Farklı dine mensup olmalarına Osmanlının zayıflığından Ermenilerin faydalanma girişimine Ermenilerin ekonomik olarak güçlü/zengin olmalarının kıskanılmasına Ermenilerin zayıflığından Osmanlının faydalanma girişimine Toplam S 57 33 7 34 5 14 150 % 38,0 22,0 4,7 22,7 3,3 9,3 100,0

Her savaşta olduğu gibi gönüllü ve zorunlu göçün (sosyal mobilitenin) birbirine karıştığı l. Dünya Savaşı sırasında, dış grupların milliyetçi söylemlerinin etkisi altında kalan Ermeniler, Doğu Cephesi’nde Türk ordusundaki askeri kimliklerinden ayrılarak işbirlikçi, casus ve rehberler olarak savrulmuşlardır. Bu nedenle Ermeniler, genellikle Doğu Anadolu Bölgesi’nde sosyal çözülme ve çatışmanın sorumlusu olarak görülmüşlerdir. Bunun üzerine Osmanlı, Ermenileri değerli toprağı olan Mezopotamya’ya göç ettirmiştir. Daha sonra, söz konusu bölgeler İngiliz ve Fransızların kontrolüne geçtiğinde Ermeniler buralardan alınarak başta Avrupa ve Amerika olmak üzere başka ülkelere götürülmüşlerdir. Söz konusu bu sosyal hareketliliği anlamlı kılan çarpıcı örneklerden biri, Ermeniler hakkında Birinci Dünya Savaşı sırasında, (1917-1918) Erzurum’da görev yapan Rus Yarbay Tverdohlebov (2. Ermeni-Rus Kale Topçu Alay Komutanı) el yazısıyla tuttuğu günlüğünde, hem Ermeni anomiğinin boyutlarını hem de Ermenileri yeteneksiz, asalak, açgözlü bir millet olarak nitelendirmesi, Ermenilerin Osmanlıdan sonra bir kez daha yeniden iskana tabi tutulmalarının hem nedenini hem de sonuçlarını göstermektedir.14 Bu bağlamda, Ermeni tarihçi Hambarsumyan’ın biz Ermeniler, Türkleri suçluyor ve Osmanlıda Ermenilere karşı soykırım yapıldığını söylüyoruz. Hâlbuki Ermeni milletini yeryüzünden silmeye ve
14 AA, 24 Mart 2007
19

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

bütün Ermenileri yok etmeye çalışan devlet Türkiye değil Rusya idi açıklaması önemsenmelidir15. Osmanlı topraklarında yaklaşık 800 yıldan bu yana barış içinde yaşayan Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sürecinde dış grupların etkisiyle Osmanlı yönetimine karşı iç dinamikler açısından %60.0 oranında kabul gördüğü gibi, dönemin Avrupa ve diğer büyük devletlerin kışkırtmasına ve milliyetçilik hareketlerine dayanan sosyal çözülme ve çatışmanın tarafı olmuşlardır16. %22.7 oranında onaylanan, Osmanlı-Ermeni çatışmasını etkileyen bir başka faktör ise Ermenilerin, Osmanlının zayıflığından faydalanması yani bu fırsat kaçmaz, fırsatı ganimet bilen bir yaklaşım olmuştur. Bunun gereği ve gerçeği ise Osmanlı imparatorluğunun birçok/beş ayrı cephede işgal güçlerine karşı savunma içinde olmaları düşünülebilir17. Osmanlı-Ermeni çatışmasının sebebi, Zamanın Avrupa ve diğer büyük devletlerin kışkırtması, Milliyetçilik hareketleri, Osmanlının zayıflığından Ermenilerin faydalanma girişimi birlikte göz önüne alındığında toplumsal çatışmasının nedeni, yaklaşık %80 oranda Ermeni anomiği olarak algılanmaktadır18. Osmanlı-Ermeni çatışmasının müsebbibi bu soruda/burada Ermeniler olarak kabul görmesine rağmen sonuçlar açısından yapılan değerlendirmede ise Osmanlı Devleti sorumlu ve sorunlu olarak algılanmaktadır. Bu durum ise, Ermenilerin kendilerini mağdur ve ezilen ya da korunmaya ve savunulmaya ihtiyacı olan topluluk-grup-ulus algısı içinde biçimlendirmede başarılı olduklarını göstermesi açısından dikkat çekicidir. Osmanlı-Ermeni çatışmasının sebebi, birçok faktöre dayanan savaş koşulları uyarısı veren farklı sayıdaki dinamiklerin eş zamanlı birleşimidir. Bu bileşenlerden biride sadece %3.3 oranında onanan Ermenilerin ekonomik olarak güçlü/zengin olmalarının kıskanılmasıdır. Osmanlı sosyal yapısı içinde Ermeniler, Müslüman komşularından çok daha

15 16 17 18

Hasan Ağacan, Ekspress, 26 Nisan 2006 AA, 17 Aralık 2007 AA, 13 Aralık 2007 Kemal Çiçek, “Türk-Ermeni Anlaşmazlığının Siyasi Kökenleri: Tehcir ve Dönüş Üzerine Yaklaşımlar”, Teori, Nisan 2005, Sayı 183.

20

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

fazla sosyal hareketliliğe sahiptiler ve İmparatorlukta ticaretin %80’ini kontrol etmektedirler19.
B. ERMENİLERİN OSMANLI TOPRAKLARINDA BAĞIMSIZ DEVLET KURMA GİRİŞİMİNİN ALGILANMASI

Osmanlı topraklarında Ermenilerin devlet kurma girişiminin ortaya çıkardığı dış ve iç grup ilişkilerine yansıyan anarşi/anomik durum, grupların karşılıklı güvenliğini göreceli sürekli tehdit eden karşıt hareketleri tetiklemiştir. Bu nedenle Ermeniler karşı tepki içinde Osmanlı imparatorluğunun merkezi otoritesinin zayıfladığına olan inançları ve bu fırsatlardan yaralanabilirliğe yaslanan algısı, Osmanlı toplumsal yapısının güvenliğini kendi güvenlikleri ile birlikte tehdit eden bir unsur olarak varlık kazanmışlardır20. Ermenilerin bağımsız devlet kurma girişimleri, iç ve dış toplumsal koşulların ortaya çıkardığı bir gelişme olarak birlikte değerlendirildiğinde, batılı devletlerin desteği ile iyi planlanmış, bütün Türk dünyasını toplumsal düşman olarak gösteren, Paris barış görüşmeleri ve Sevr Anlaşmasındaki birçok maddede okunduğu gibi son derece atılgan/ saldırgan ve kendi güvenlikleri ile birlikte diğerinin de güvenliğini tehdit eden bir karakter sergilemektedir. Ermenilerin Osmanlı topraklarında bağımsız bir devlet kurma girişiminin algılanma niteliğinde şu değerlendirmeleri yapmak mümkündür.
Tablo 2: Ermenilerin Osmanlı topraklarında bağımsız bir devlet kurma girişimini değerlendirmenin yaş değişkenine göre dağılımı
Ermenilerin Osmanlı topraklarında bağımsız bir devlet kurma girişimini değerlendirme Yaşlar Olumlu Olumsuz Toplam S 24 51 75 18–25 % 32,0 68,0 50,0 S 10 29 39 26–30 % 25,6 74,4 26.0 7 17 24 31–40 S% 29,2 70,8 16.0

19 Donald E. Miller ve Lorna Touryan Miller, Tanıkların Dilinden Ermeni Soykırımı, Çeviri Ajdar Pelda, Peri Yayınları, İstanbul 2006, s.80-82 20 Doğu Batı, Etnisite, Rogers Brubaker, David D. Latin, Etnik ve Milliyetçi Şiddet, S. 44, s. 211-238
21

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

41–50 50 üzeri Toplam

S % S % S %

1 14,3 2 40,0 44 29,3

6 85,7 3 60,0 106 70,7

7 4.7 5 3.3 150 100,0

Osmanlı sosyal yapısı içinde, bir alt grup olarak Ermenilerin bağımsız devlet kurma girişimleri, bağımsız Ermenistan için teorik propaganda çalışmalarından, ayaklanmalara, silah temini ve transferinden, Ermeniler lehine Osmanlı Devleti’ne zarar verebilecek girişimlere kadar geniş bir yelpazede anomik bir durumun ortaya çıkmasına neden olmuştur21. Ermenilerin Türkiye’nin Doğu Anadolu’sunda onların çıkarılmasına neden olan bağımsız devlet kurma girişimlerinin yaklaşık %30 oranında olumlu görülmesi, tarihin sorularıyla tersyüz edilmiş bir yüzleşme ve Osmanlı topraklarının bölünebilirliliği ve paylaşılabilirliliğinin yapılabileceği bir arena olarak algılanması anlamına gelmektedir. Başka bir açıdan değerlendirildiğinde Ermenilerin Osmanlı topraklarında bağımsız bir devlet kurma girişiminin teorik anlatımının bir örneği olan 19. yüzyıl Ermeni edebiyat eserlerinde küçük yaşta ellerine kılıç verilerek Türklerin öldürmesi talebi kabul edilebilir bulunmaktadır22. Ermenilerin bağımsız bir devlet kurma girişimleri, birlikte yaşadıkları Türk, Kürt ve Çerkez gibi unsurlara karşı hukukî ve sosyal norm ihlalleri sadece Türk ve Ermeni bilim adamları tarafından değil Batılı ve Rus gözlemciler tarafından da ortaya çıkarılmıştır23. Ayrıca Ermenilerin politik çevrelerince de Ermenilerin Osmanlı topraklarında bağımsızlık talebi hem gizlenmemekte hem de yadsınmamaktadır. Bunu en tipik göstergelerinden biri, Taşnaksütyun Partisi Sözcüsü Giro Manoyan’ın, Türkiye-Ermenistan sınırının Türkiye’yi bölmeye ve yok etmeye yönelik olarak yapılan Sevr Anlaşmasına uygun olarak belirlenmesi gerektiğini
21 Soykırım kavramı, tarihsel süreç içinde ölümlü ya da kültürel olarak tümüyle tavsiye edici toplumsal çatışmanın tanımlanmasında kullanılan oldukça yenidir. Kavram Yahudi soykırımı ile ilgili ilk kez kullanılmakla birlikte değişik ulusların yaşadığı trajedi ile ilgili olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Kavram genel olarak bir grubun dini ya da etnik farklılıktan dolayı tümüyle yok edilmesi anlamında kullanılmaktadır 22 AA, 18 Şubat 2007. 23 Statesman, 02 Mart 2007.
22

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

söylemesidir. O Ermenistan’ın SSCB içerisindeyken sınır konusunun gündemde olmadığını, ancak Ermenistan’ın bağımsızlığını kazandıktan sonra Sevr Anlaşması’nın yürürlüğe girdiğini ve sınırların söz konusu anlaşmaya göre belirlenmesi gerektiğini belirterek bir meydan okuma içinde bulunmaktadırlar. Bu bağlamda Osmanlı topraklarında Ermenilerin devlet kurma girişiminin doğru bir karar olduğu yaklaşık %30.0 oranında kabul görmüş olmaktadır24. Ermenilerin Osmanlı döneminde gerçekleştirdikleri göreceli milliyetçi söylem ve eylemlerini meşrulaştırma ve soykırım iddialarına yönelik toplumsallaşma süreci, Türkiye ve dünya kamuoyunda Ermenistan ve Ermeni diasporasının girişimleri ile siyasî, medyatik, sanatsal, iktisadî, hukukî, dinî gibi birçok alanda gerçekleştirilmektedir. Siyasal alanda elde edilen önemli ataklardan biri Ermenilerin Osmanlı döneminde gerçekleştirdikleri söylem ve eylemlerin meşruiyetini ve Ermenilerin soykırım iddialarının tanınmasını sağlayan devlet/toplum sayısının önemli oranda olmasıdır. Ermenilerin Osmanlı topraklarında bağımsız bir devlet kurma girişimlerini bir toplumsal hak olarak nitelendirme anlamına gelen en çarpıcı örnek, ABD’de birçok eyalette kabul edilmiş olmakla beraber Nancy Pelosi tarafından kongreye sunulan ve ABD’nin Irak’taki savaşa zarar verilmesinden kaygılanıldığı, Türk şirketleriyle ticari ilişkilerin riske girmemesi25 ve Türkiye’deki askeri üslerinin kullanımının sınırlandırılacağı yönündeki kaygılardan26 dolayı ertelenen karar tasarısıdır27. Tasarının, 1.28, 2.29 ve diğer maddeleri incelendiğinde hem Osmanlı hem de Türkiye’ye yönelik siyasî iddialar ve taleplerle dolu olduğu görülmektedir. Aynı şekilde 1915 olaylarının anma günlerinde Ermenilerin Osmanlı topraklarında bağımsız bir devlet kurma girişimlerini
24 25 26 27 28 Yeni Müsavat, 24 Aralık 2007. Europa Pres, 07 Mart 2007. Sankei Shimbun, 12 Mart 2007. The Washington Times, 20 Şubat 2007. ‘Ermeni soykırımı 1915 -1923 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu tarafından tasarlanıp uygulandı ve yaklaşık 2 milyon Ermeni’nin sınır dışı edilmesiyle, bunlardan 1,5 milyon kadın, erkek ve çocuğun öldürülmesiyle, kurtulan 500 bininin de evlerinden kovulmasıyla ve 2500 yıllık Ermeni varlığının anavatanından tasfiye edilmesiyle sonuçlandı.’ 29 Çiçek, “Türk Tarih Kurumu Ermeni Masası”, http://www.ttk.org.tr/index. php?Page=Sayfa&No=183.
23

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

onaylayan çeşitli devlet başkanları düzeyinde yapılan konuşmalar da siyasî düzlem içinde değerlendirilebilir30. Ermenilerin Osmanlı topraklarında bağımsız bir devlet kurma girişimlerini dikkate değer kılan bir başka alan Ermeni siyasî propaganda ağını besleyen sanat içerikli çalışmalardır31. Osmanlı topraklarında
30 Ermenileri anma gününde, başkan George W. Bush, April 24, 2005, For Immediate Release Office of the Press Secretary April 24, 2005’de ifadeleri şöyledir. Biz Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde 1.5 milyon kadar Ermeni’yi kitlesel ölüme ve göçe zorladığını hatırlıyoruz. Bu korkunç olay pek çok Ermeni’nin büyük felakete nasıl çağırıldığını göstermektedir. Ben bu korkunç yaşam kayıplarından dolayı en derin başsağlığımı ifade ederek bütün dünyadaki benim dostlarım olan Amerikalı ve Ermeni toplumuna katılıyorum. Bugün bizim Ermeni toplumunun acısını yansıttığımız ve bu insanlık trajedisinin 90. yıl dönümünde andığımız gibi, biz ayrıca bağımsız bir Ermeni devletinin parlak bir geleceğini umut ediyoruz. ABD’nin demokratik ve barışçıl bir Irak inşa etmek için çabaları ve terör, savaşa Ermenilerin katkılarından dolayı minnettardır. Biz Ermenistan’ın uzun yıllardır sürdürmüş olduğu tarihi reformları desteklemeye devam edeceğiz. Biz Ermeni toplumunun tutkularını daha fazla gerçekleştirecek olan demokratik özgürlükleri geliştirmek Ermeni hükümetine çağrı yapıyoruz. Biz Dağlık Karabağ ihtilafının barışçıl bir antlaşma ve son bulmasını istiyoruz. Biz ayrıca serbest piyasa ekonomisini, demokratik değerlerin şekillenmesinde kök salan ve güvenlik işbirliğini içine alan Ermenistan ile derin bir işbirliği aramaktayız. Ben hassasiyet ve dürüstlük içimde 20. yüzyıl başlarında tarihî olayları incelemeye çalışan Türkiye ve Ermenistan’ı onaylıyorum. ‘The International Center for Transitional Justice’ tarafından yapılan analiz son söz değildir fakat yüzyıllardır Anadolu ve Kafkasların toplumları ile ilişki içinde olan kültürel zenginlik ve hoş görü ruhunun yeniden tesisi ve barışa yönelik önemli bir adıma işaret etmektedir. Biz Türkiye ve Ermenistan’da özgürlük, barış ve zenginliğin bir geleceğini arıyoruz ve başbakan Erdoğan’ın Türk ve Ermenilerden oluşan bir komisyonun bu sürece yardım edeceğini umut ediyoruz. Ermenilerin milyonlarcası gururlu bir şekilde Ermeni atalarının izini sürmektedir. Onların inançları, gelenekleri ve yurtseverliği ABD’nin kültürel ve ekonomik yaşamını zenginleştirmektedir. Ben barış, hoş görü ve uzlaşmanın geliştirilmesi için çalışan bütün bireyleri takdir ediyorum. Anma gününün bu ciddiyeti üzerine ben dünyadaki bütün Ermenileri için dayanışmayı en iyi arzu ve isteklerimle sunarım. 31 a. Ermeni Film Vakfı (The Armenian Film Foundation),1979 yılında kurulan vakıf film çekimine ve bunların dağıtımına kadar hemen her alanda faaliyet göstermektedir. Ayrıca vakfın çalışmaları sanat, kültür ve eğitim alanlarını kapsayacak şekilde düzenlediğinden eyalet ve ulusal kurumlardan büyük maddi destekler sağlayabilmektedir. Vakıf filmler yapmakta ve Batı’da tanıtım için kampanyalar düzenlemektedir. Vakfın birlikte çalıştığı ülkeler arasında dünyanın bir ucundan ötekine İngiltere, Japonya, Avustralya, Brezilya ve İsrail gibi birçok devlet bulunmaktadır. b. Film International, Los Angeles merkezli video dağıtım şirketidir. c. MGN / Paradise, Inc. Film tanıtım ve dağıtımı işiyle uğraşmaktadır.
24

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

bağımsız bir Ermenistan kurma girişimlerini teyit eden bir başka enstürüman Osmanlı Ermenilerinin 19 yüzyılın başlarında sanat ve ticaretle uğraşarak gittikçe zenginleşerek ekonomik güç elde etmeleridir32. Ermeni lobileri, Osmanlı topraklarında bağımsız bir devlet kurma girişimlerinde dönemin karmaşık toplumsal dinamiklerini yadsımaya, sadece kendi kayıplarından söz ederek fakat Türklerin kayıplarından söz etmeyerek Türkleri ötekileştirme gayretinde olan aktörler olarak görünmektedirler. Kendi geçmişleriyle yüzleşme kaygısından Türkiye’nin geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini iddia ederek bir savunma psikolojisine girmektedirler33.
C. TEHCİR ESNASINDA YAŞANAN OSMANLIERMENİ ÇATIŞMASININ SONUÇLARINI SOYKIRIMI OLARAK ALGILAMA

Ermeniler, fiili şiddeti kullanarak toplumsal çözülme ve çatışma içinde, hem iç hem de dış grup ilişkilerine bağlı olarak Osmanlı toplumsal yaşamında anomik söylem ve eylemde bulunmuşlardır. Bunlardan iç grup ilişkilerine bakıldığında öne çıkan en önemli sorun, 1915’te Ermenilerin askeri alanda işbirlikçi bir konum belirleyerek kendi devlet ve toplumlarına karşı sorumsuzca davranmalarıdır. Bu durum, Ermenilerin, Osmanlı toplum yapısı içinde, devletin ve toplumun beklediği sadakat ile Rusya ve Batılıların dayattığı ihanet arasında sıkıştığını göstermektedir. Bu bağlamda Osmanlı-Ermeni çatışmasının sonucu/son bulması olan tehcir, 1915’de, Ermenilerin söz konusu çelişkilerini ortadan kaldırmak için sosyolojik olarak yapılabilir/olabilir mükemmel bir plan
d. Arc Film, 1994 yılında Roger Kupelian tarafından kurulmuş bir film şirketidir. Daha çok dağıtım konularına ağırlık vermektedir. Şirketin daha çok internet üzerinde pazarlamada bulunduğu verdiği linklerin tamamı Ermeni iddialarını en aşırı şekillerde yansıtan sitelerdir. e. Bars Media, Erivan merkezli bir belgesel film stüdyosudur. f. NAREK, Ermenice video kasetleri, müzik kasetleri ve kitapları pazarlayan bir şirkettir. g. AIM (Armenian International Magazine) Dergisi, Ermeni diasporası için hazırlanan AIM dergisi İngilizce yayınlanmaktadır ve en çok takip edilen Ermeni yayınlarından biridir. 32 Salim Cöhce, “Büyük Ermenistanı Kurma Projesi”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 1, Mart-Nisan-Mayıs 2001 33 The Washington Times, 28 Mart 2007
25

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

olmuştur34. Ancak benzer şekilde günümüzde Ermeniler, tehciri tek tip bir Türk ulusu yaratma projesinin bir parçası ve tarihte ilk soykırım olarak nitelendirerek hatta Hitler’in soykırımı Türklerden öğrendiği iddiaları üzerine söylem ve eylem gerçekleştirerek tarihi ve sosyolojik bir gerçekliği süre giden bir gerilime yönlendirmektedirler. Bunun en önemli nedeni ise daha sonraki süreçte özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası hukukta soykırım kavramına yer verilmesi ve soykırım mağdurlarının birçok hak ve tazminat kazanmasıdır. Bu da bedava pekmez baldan tatlıdır yaklaşımı ile Ermenilerin iştahını kabartmaktadır.
Tablo 3: Tehcir esnasında yaşanan Osmanlı-Ermeni çatışmasının sonuçlarını Ermeni soykırımı olarak görmenin Eğitim-Öğretim düzeyine göre değerlendirilmesi
Tehcir esnasında yaşanan Osmanlı-Ermeni çatışmasının sonuçlarını Ermeni soykırımı olarak görme Eğitim durumunuz Evet Hayır Toplam S 1 3 4 0kur yazar değil % 25,0 75,0 2,7 S 1 3 4 0kur yazar % 25,0% 75,0% 2.7 1 4 5 İlkokul S% 20,0 80,0 3.3 S 4 5 9 İlköğretim % 44,4% 55,6% 6.0 S 30 57 87 Lise ve dengi % 34,5% 65,5% 58,0 S 16 25 41 Üniversite % 39,0% 61,0% 27,3 S 53 97 150 Toplam % 35,3 64,7 100.0

Tehcir olayının sonuçlarını analitik olarak dış ve iç dinamikler açısından ikiye ayırabiliriz; Dış dinamizm açısından tehcirin sonucu, Ermenilerin Ortadoğu’da ve daha sonraki süreçte Kuzey Afrika’nın çeşitli ülkelerinde, Avrupa ve Kuzey Amerika’da, Rusya’da ve dünyanın diğer bölgelerinde diasporalar oluşturmalarıdır. Bunun belirgin örneklerinden biri, 1924’de yönetimini elinde tutan Fransız’ların, Lübnan diaspora Ermenilerini 1928’de ana unsur olarak

34 Hasan Köni, “Ermeni Meselesi ve Türkiye’nin Uluslararası Konumu”, adlı Almanya Extertal’de yaptığı toplantıdan.
26

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

tanımasıdır.35 Fransa’nın Ermenilere ilgisi günümüzde de devam etmektedir. Örneğin Sarkozy’nin Kilikya Ermeni Kilisesi lideri Aram Keşişyan’a bir mektup göndererek soykırım ı yüksek sesle gündeme getirmeye devam edeceğini ve bu konuda tam bağlılıkla çalışacağını bildirmesi geçmişle gelecek arasındaki ilişkiyi göstermesi açısından önemlidir36. İç dinamizm açısından Tehcirin sonucu ise şiddetli bir iç savaşa maruz kalmaksızın sorunun olası en az maliyet ve kayıpla çözümlenebilmesidir. Söz konusu ağır/şiddetli iç ve dış toplumsal ilişkilerin gerildiği bir dönem olan 1915 yıllarında tehcir (yeniden iskân) esnasında Osmanlı-Ermeni çatışmasının sonuçları, sosyolojik olarak bir Ermeni soykırımı değil Ermenilerin kurtarılması için seçilmiş rasyonel bir çıkış kapısıdır. Tehcirin sonuçlarını bugün Batı dünyasının Ortadoğu’da yaptığı gibi birbirini boğazlayan dinsel ve etnik grupları organize ederek yürüttüğü anomik, çözülmeci ve çatışmacı toplumsal sürecin başarı sağlanamamış varlık karakterine benzetebiliriz. Tehcir esnasında yaşanan Osmanlı-Ermeni gerginliğinin/çatışmasının sonuçlarını bir soykırım olarak görülmesi Eğitim-Öğretim düzeyine göre, Üniversite eğitimi alanlarda %39.0 ile en yüksek oranda bulunmaktadır. Bu durumun tarihi bilgi/algının başka sosyalleştirici faktörlerinde etkisi ile tersyüz edildiğini ve beklenenden farklı bir tarih ve toplum algısı yarattığını söyleyebiliriz. Bu algıda diaspora Ermenilerinin, çeşitli sosyalleşme araçları ile sürekli gündemde tuttuğu iddialar etkili olmaktadır. Bunun tipik bir örneği, 1915’te Türk yönetiminin Erivan ve civarında yaptıklarını dokümanlar ile belgelediğini iddia eden ve tehcir edilenlerin kişisel bir takım hikâyelerini konu alan Time dergisinin okuyucularına dağıttığı DVD’lerdeki bilgiler vb. olabilir37. Ankete katılanların %35.3’ü yaşanan toplumsal gerilimi soykırım olarak görmektedirler. 1915 olaylarının değerlendirilmesi sürecinde, ankete katılanların %64.7’si tehciri Ermenilerin Müslüman unsurlara karşı giriştikleri katliamlar nedeniyle onlara yönelen kinin etkisizleştirilmesi olarak düşünmektedir.

35 Yusuf Ziya Bildirici, Adana’da Ermenilerin Yaptığı Katliamlar ve Fransız-Ermeni İlişkileri, Köksav Yayınları, Ankara 1999 36 Bugün, 18 Haziran 2007. 37 11 Giornale, 06 Şubat 2007
27

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

D. OSMANLI TOPLUM-DEVLET ANLAYIŞININ SOYKIRIM YAPABİLECEĞİNE İNANMA

Osmanlı-Ermeni çatışmasının son aşaması olarak nitelendirebileceğimiz tehcir; kaotik, rasgele, anlamsız, irrasyonel nitelikte olmayan ve sadece araçsal açıdan değil yok etme, asimilasyon vb. konseptlere yer vermeyen Osmanlı toplumunun sosyal-kültürel referanslarına işaret etmektedir38. Buna rağmen ABD, AB, ve diğer bazı dünya ülkeleri söz konusu sosyolojik özellikleri göz ardı ederek her yeni anlatıda büyütülmüş ve çarpıtılmış olan düşmanlığın kayıtlarına dayandırarak tehciri ısrarla soykırım olarak nitelendirmektedirler. 4 Mart 1897’de Federal Cumhurbaşkanı Adolf Deucher’in kendisine 456 000 imzalı bir dilekçeyi sunan, Zürihli Papaz Konrad Furrer başkanlığındaki bir heyeti kabul etmesi ve ülkedeki acil bir siyasî sorunu değil, Türkiye’yi ilgilendiren bir konuyu içeren metni desteklemiş olması39 batının yok etme kültürünün referanslarını gösteren bir örneği oluşturmaktadır.
Tablo 4: Osmanlı Toplum-devlet anlayışının soykırım yapabileceğine inanmanın dindarlık düzeyine göre dağılımı
Osmanlı Toplum-devlet anlayışının soykırım yapabileceğine inanma Dindarlık Düzeyi Evet Hayır Toplam S 11 38 49 İyi % 22,4 77,6 32,7 S 37 43 80 Orta % 46,3 53,8 53,3 12 9 21 Zayıf S% 57,1 42,9 14,0 S 60 90 150 Toplam % 40,0 60,0 100.0

Osmanlı Toplum-devlet anlayışının %40,0 oranında soykırım yapabileceğinin kabul edilmesi, tarihi gerçeklerin içselleştirilmesi/ benimsenmesi ile birlikte, insan hakları ideolojisinin psikolojik etkisine bağlı olarak mağduriyetin sürekli olumlanmasının bir sonucu olarak düşünülebilir. Ermeni soykırım iddialarının tartışılmasında ve
38 Renee Abramson, “Racısm Dıdn’t Have A Place In Turkısh Or Ottoman Hıstory”, 16 October 2007–Today’s Zaman 39 Tages Anzeiger, 02 Mart 2007.
28

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

içselleştirilmesinde, Yahudi Soykırım iddialarında mağduriyete yüksek prim veren yeni bir sosyolojik ve psikolojik atmosferin ortaya çıkmasının etkisinden söz edilebilir40. Söz konusu mağduriyet algılaması, Ermenilerin soykırım iddialarında sadece diasporanın yaşadığı ülkelerle sınırlı olmayıp Türkiye’de de bazı alt gruplar üzerinde önemli bir kabul görme aşamasına gelindiğini göstermektedir41. Bulgular, Ermeni tartışmalarında yeni ve önemli bir sürece gelindiğini ve sosyalleşme araçları vasıtasıyla esasen mağdur olmayan ama sanal olarak mağdur olandan yana bir duruş sergileyen yeni bir toplum bilinci oluştuğunu göstermesi açısından önemlidir42. Söz konusu toplumsal bilinç, Türkiye’de Ermenilerin silahlı toplumsal çatışmaya dayanarak Osmanlı toprakları üzerinde bağımsız bir Ermenistan yaratma girişimlerini ve etnik düşmanlığın ortaya çıkaracağı trajediyi önlemeyi yadsıyan buna karşılık Ermenilerin yeniden iskânını, sorunu çözme değil sorun oluşturma olarak değerlendirmektedir43. 1915 olaylarına zemin hazırlamada önemli katkılarını yadsıyamayacağımız bağımsız Ermenistan kurma girişimlerini destekleyen dönemin devletleri, 1915 olaylarının yoğunlukla yaşandığı coğrafi bölge üzerinde önemli demografik niceliğe sahip olan Kürt grupların varlığına dikkat çekmektedir. Batılılar bu süreç içinde Kürtlerin eğitim yoluyla disiplin altına alınmasını, ehliyetli ve yeterli vatandaş yapılabilmesini, Müslüman bağnazlığı nedeniyle Hıristiyan olabileceklerini gözden kaçırdıklarını itiraf etmektedirler. Hatta söz konusu bu alanlarda başarı sağlanamasa bile toprakları işgal edilerek boyun eğmeleri istenmeliydi planını uygulayamadıkları için hayıflanmaktadırlar44.
40 Ermeni Araştırmaları, Sayı 1, Mart-Nisan-Mayıs 2001. 41 Ermeni Araştırmaları, Sayı 1, Mart-Nisan-Mayıs 2001. 42 European Parlıament Resolutıon Eylül 28, 2005 ‘Ermeni soykırımını tanıması için Türkiye’ye 5. çağrı Avrupa Birliği’ne girmek için bir ön koşul olarak bu kabulü göz önüne alır’ 28 Eylül 2005 Çarşamba parlamento tarafımdan benimsenen Avrupa parlamentosunun konuları. Türkiye ile müzakerenin açılması. İlk baskı P6_TA-PROV(2005)0350 B6-0484, 0487, 0496, 0498, 0502 ve 0505/2005 Türkiye ile müzakerenin açılması üzerine Avrupa parlamentosunun yasa önerisi. 43 Ermeniler, kendilerine verilen konaklama yerleri olan son mesafeye ulaştırılmışlardır. Ancak Onların birçoğu daha önceki Ermenilerin yaptığı gibi Kafkasya, Avrupa ve Amerika ya göç etmeyi tercih etmişlerdir. Bir çoğununda Anadolu’da önceki iskânlarına geri dönmelerine izin verilmiştir. 44 Cöhce, “Büyük Ermenistanı Kurma Projesi”.
29

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

1915 olayları ve öncesinde bağımsız bir Ermenistan için gerekli topraklar üzerinde yaşayan ve büyük Ermenistan’ın önünde bir engel olarak gösterilen grupların bugün Büyük Ermenistan iddialarını yadsımayan gruplar olarak görünüm kazanması, aynı zamanda 1915 olaylarının yoğunlukla yaşandığı coğrafi bölge üzerinde önemli demografik niceliğe sahip olan Kürt grupların bu süreç içinde disiplin altına alındığını göstermektedir45. Ermeni milliyetçiliğinin doğuşuna ve gelişimine paralel olarak, Ermeniler bağımsız Ermenistan için teorik propaganda çalışmalarından pratik girişimlere kadar geniş bir yelpazede anomik bir durumun tarafı olarak varlık kazanmışlardır. Buna karşılık Osmanlı Devleti’nin toplumsal bütünlüğü sağlamaya çalışması sonucunda ortaya çıkan gerilimi soykırım olarak kabul edenler dindarlık düzeyine göre farklı oranda görülmektedir. Dindarlık düzeyi açısından iyi olanlar ile zayıf olanlar arasında %35 oranlık fark bunu doğrulamaktadır. Günümüzde de batı dünyasının Ermeni meselesine ilişkin girişimleri, Türk ve Osmanlı tarihinde ırkçılığın yer almamasına rağmen, ABD ve Avrupa’nın Osmanlı-Ermeni çatışmasını yeniden yazmak istemesinden kaynaklanmaktadır. Bu tarihi yeniden yazma tutkusu, Batı dünyasının, Ermeni meselesinde hem kendi kültürel referanslarını, kendi tarihlerini esas almalarından hem de ve yok etme, asimilasyon konseptlerine sahip olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden Onların Osmanlı’nın yok etme yerine birlikte yaşamayı seçmesini ve anti ırkçılığını anlayabilmesi mümkün değildir46. Batı’nın anlama sorunu yüzünden çok ciddi bir anlatma sorunu ile yüz yüze kalındığı görülmektedir.
2.1. 2. GÜNÜMÜZ ERMENİ MİLLİYETÇİLİĞİNİN ALGILANMASI

Ermeni milliyetçiliği, eski Sovyetler Birliği’nin etnik unsurları olan Moldovalılardan Tacik’lere kadar birçok ulusla birlikte gelişen ve yükselen ente­ lektüel ve siyasal seçkinlerin benimsediği örgütlü bir harekettir47. Bununla birlikte günümüz Ermeni milliyetçiliği, diğerlerinden farklı
45 Cöhce, “Büyük Ermenistanı Kurma Projesi”. 46 Abramson, “Racısm Dıdn’t Have A Place In Turkısh Or Ottoman Hıstory”, 16 October 2007–Today’s Zaman. 47 Ayça Ergun, “Güney Kafkasya’da Etnik Kîmlîk ve Çatışma: Azerbeycan ve Ermenistan Ulusal Kîmlîklerînde Karabağ Sorunu”, Doğu Batı, Etnisite, S.44, s.195-211.
30

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

olarak, korku ve tehdidin inşa edildiği anlatıları, mitleri, ritüelleri, ortak hafızayı ve diğer kültürel temsilleri tayin etmeye çalışarak çoğu zaman çarpıtılmış anlatılar ve temsiller ve düşmanlık içeren söylen­ tilerin açıkça tohumlarını ekerek yola devam etmektedirler. Bu grubun elitleri de korkuyu yerleştiren giri­ şimlerin başarısını, tahrik edici tavrın tarihsel olarak koşullanmış tanımlamalara bağlı olduğunu bilmektedirler48. Ermeniler, günümüz dünyasında yaklaşık yedi milyondur. Bunların hemen hemen üç milyonu Ermenistan Cumhuriyeti’nde yaşarken diğerleri dünyanın çeşitli ülkelerinde çok kültürlü bir diasporayı oluşturmaktadırlar. Gittikleri/bulundukları toplumlara entegre bir halde yaşayan diaspora Ermenileri, kültürsel özelliklerini çoğu zaman çarpıtılmış anlatılar ve temsiller ve düşmanlık içeren söylen­ tilerin 49 bulunduğu Türk düşmanlığına ve Apostalik Kilisesi’ne dayandırma gayreti içindedirler50. Ermeniler, kutsal veya sembolik anlamı olan yerleri, zamanları veya nesnele­ ri (örneğin Ağrı dağı, 24 Nisan soykırım günü) provokasyon ritüelleri inşa ederek törenselleşmiş ve sembolik anlam üzerinde durmaktadırlar.51 Diaspora Ermenilerinin gayretleriyle 2011 yılına kadar Washington’da 17.000 metre karelik, online bir siteye sahip ve internet aracılığıyla uluslararası toplumlara sözde Ermeni soykırımına ilişkin bilgi sunabilecek nitelikte Ermeni Soykırımı Müzesi açma girişimi52, günümüz Ermeni milliyetçiliğinin ve şiddetinin simgesel bir başka önemli provokasyon ritüeli olmaya aday olabilecek konumdadır. Günümüz Ermeni milliyetçiliğinin diasporadaki gücünü ve sembolik anlamı olan yeni bir yer haline gelen Fransa’nın durumudur. Nicolas Sarkozy’ye (Fransa Cumhurbaşkanı) göre 1962 Cezayir olayları, üzüntü beyanını gerektirmesine hatta Cezayir olaylarında Onun yedi yaşında bir çocuk olması tarihi tarihçilere bırakmayı, geçmişe değil geleceğe bak48 Rogers Brubaker, David D. Latin, “Etnik ve Milliyetçi Şiddet”, Doğu Batı, Etnisite, S.44, s. 211-238. 49 Dünya genelinde Ermeni Halkının %90’ının kendisine bağlı olduğunu iddia eden kilisedir. Kiliseye göre, Yehova Şahitlerinin totaliter dini hareketleri Ermeni ulusuna karşı bir hareket içermektedir. (http://www.eurasianet.org/departments/ civilsociety/articles/eav031006.shtml) 50 Gulf News, 14 A.ralık 2007. 51 Rogers Brubaker, David D. Latin, “Etnik ve Milliyetçi Şiddet”, s.211-238. 52 14 Aralık 2007 tarihinde ‘www.azg.com’ adlı internet sitesinde yayımlanan ‘Soykırım Aynı Zamanda On-Line’,
31

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

mayı gerektirirken, Türkiye’ye karşı yapılan suçlamalar Türkiye’nin özür dilemesini hatta tazminat ve toprak vermesini gerektirmektedir53. Bu başlık altında;
a. Batı dünyasının 1915 olaylarını gündeme alması, b. ABD, AB ve bir kısım dünya ülkelerinden yansıyan yönleri ile Ermeni meselesinden kaynaklanan Türkiye’ye yönelik iktisadî, siyasî, hukukî vb. baskılar, c. Ermeni soykırım iddiaları ile ilgili tartışmaların Türkiye’de, Ermeni gruplara ve batı dünyasına karşı düşmanca sosyal ilişkileri artırma sebepleri çeşitli nüfus bileşenleri çerçevesinde analiz edilmiştir.

B. BATI DÜNYASININ 1915 OLAYLARINI GÜNDEME ALMASINI ALGILAMA

Günümüzde özellikle diasporada yaşayan Ermeniler, Batılıların bilerek ve isteyerek araçsal olarak kullanımını kabul ettikleri batıya ait siyaset kurumlarından medyaya kadar sosyo-kültürel araç ve referanslarla, korku ve tehdidin inşa edildiği düşmanlık içeren kültürel temsilleri tayin etmeyi sürdürmektedirler. 1915 olaylarını gündemde tutan Ermeni asıllı olsun ya da olmasın bu grubun entelektüel ve elit olarak kabul görenleri söz konusu korku ve tehdidi yerleştiren giri­ şimlerin başarısını kazanım olarak kabul etmektedirler54. Bu kazanımların başında soykırım, insan hakları, yenidünya düzeni, azınlık hakları, çok kültürlülük gibi kavramların Türkiye aleyhine mükemmel düzeyde yorumlanması gelmektedir. Bunun tipik örneği Hıristiyan batı dünyasının toplumsal bilincinde yer alan suçluluğu başkasının üzerine atma psikolojisi için fırsatın gerçekleşmiş olmasıdır. Bu nedenle Ermeni soykırım iddialarının destekleyen batı dünyasının ve Ermeni’lerin Ermeni tarihi ile ilgili nesillere ısrarla aktardıkları tek şey, ortak belleklerinin ve kültürlerinin inşasında temel olabilecek soykırım iddialarına yaslanan travmatik anılardır. Diaspora Ermenilerinin ve batı dünyasının birlikte yönlendirdiği/yönettiği Ermeni soykırım tartışmalarındaki algılama öylesine fırsatsaldır ki
53 27. 06 Aralık 2007 tarihinde ‘www.eraren.org’ adlı internet sitesinde yayımlanan Oktay Ekşi imzalı ‘Utanmazlık’ başlıklı makale. 54 Rogers Brubaker, David D. Latin, “Etnik ve Milliyetçi Şiddet”, s.211-238.
32

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

gerçek olmayan iddialar gerçek kadar kabul edilebilir hale getirilmekte ve önemli kılınmaktadır. Ermeniler, yenidünya düzeni içinde büyük düşman sayılan toplam nüfusu 200-250 milyon olan Türk dünyası ile kendilerini baş edebilir nitelikte algılamaktadırlar. Bu tabloya baktığımızda Ermenistan dış politikasını belirlemede algılamanın ne kadar önemli olduğu kolayca anlaşılabilmektedir. Böyle bir algılamanın arka planına, özellikle ErmenistanAzerbaycan arasında ortaya çıkan yukarı Karabağ sorunu örnek olarak verilebilir. Bu durum Ermenistan’ın batının desteğini alarak Türk dünyası ile her koşulda başa çıkabileceğini göstermesi açısından göreceli bir algılama olarak düşünülebilir. Benzer şekilde İsrail-Arap ilişkileri de böyle bir algılamada yol gösterici olarak kabul edilebilir. Nasıl İsrail aracılığı ile Arap ve Fars dünyası kontrol ve tehdit altında ise benzer şekilde Ermeni soykırım iddiaları ile Türk dünyası, tehdit ve kontrol edilmek istenmekte ve savaş/işgal kışkırtıcılığı yapılmaktadır. Türk karşıtlığına yöneltilmiş ABD’deki Ermeni lobisinin eylem planları, Ermenistan’a ABD yardımlarının arttırılmasından rakip ülkeler arasında sayılan Azerbaycan’a yapılacak Amerikan yardımlarının engellenmesine, soykırım iddialarının tanınmasında ABD’nin desteğinin alınmasına kadar geniş bir yelpazede hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Bu gayretlerin bir sonucu olarak Ermenistan, İsrail’den sonra nüfusuna oranla ABD’den en çok yardım alan ülke konumunda bulunmaktadır. Bütün bunları Türk dünyasının tehdit ve kontrol edilmesinin unsurları olarak görmek mümkündür. Batı dünyasının 1915 olaylarını kısaca, Uluslararası alanda insan haklarında yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin Ermeni soykırımını tanımasına ve toprak talebine, Yenidünya düzeninin bir parçası olması, Ermenilerin yeni bir kimlik arayışı, Türkiye’nin ekonomik ve siyasal durumu, Ermeni lobi faaliyetlerinin başarısı olmak üzere altı faktörlü ele alınmış ve şu sonuçlara ulaşılmıştır.

33

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Tablo 5: 1915 olaylarının yaklaşık 90 yıl sonra gündeme alınmasının Eğitim-Öğretim düzeyine göre değerlendirilmesi
Batı dünyasının 1915 olaylarını yaklaşık 90 yıl sonra gündeme almasını değerlendirme
Uluslararası alanda insan haklarında yaşanan gelişmelere Türkiye’nin Ermeni soykırımını tanımasına ve toprak talebine Yenidünya düzeninin bir parçası olmasına Ermenilerin yeni bir kimlik arayışı mücadelesine Türkiye’nin ekonomik ve siyasal durumuna Ermeni lobi faaliyetlerinin başarısına

Toplam

0kur yazar değil 0kur yazar İlkokul İlköğretim Lise ve dengi Üniversite Toplam

S % S % S % S % S % S % S %

23 26,4 16 39,0 39 26,0

2 50,0 3 75,0 2 40,0 2 22,2 23 26,4 5 12,2 37 24,7

1 25,0 2 40,0 5 55,6 31 35,6 11 26,8 50 33,3

1 25,0 1 25,0 1 11,1 4 4,6 3 7,3 10 6,7

1 20,0 1 11,1 1 1,1 1 2,4 4 2,7

5 5,7 5 12,2 10 6,7

4 2.7 4 2.7 5 3.3 9 6.0 87 58,0 41 27.3 150 100,0

1915 olaylarının batı dünyası tarafından gündeme alınması, %33.3 oranında ABD ve AB’nin hedeflediği yeni dünya düzenini bir parçası olarak algılanmaktadır. 1909’da ABD Hükümetinin, Adana olayları nedeni ile Akdeniz’e iki savaş gemisi55 göndermesi ve yerel makamlara ve Türk hükümetine gözdağı vermesi, ABD’nin dönem içinde Ermeni sorununa yönelik duruşunu56 ve 2007’de diaspora Ermenilerinin soykırım iddiaları ile ilgili uluslararası girişimlerini destekleyen Amerikan Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Joseph Biden’in Tarihî bir olayın inkar edilmesi talebi sağlam bir dostluk temeli değildir Söylemleri, büyük Ermenistan’ın açık ya da zimmî olarak desteklendiğini ve tarihsel sürecin değişmediğini göstermektedir57. Türkiye’nin katılmak istediği Avrupa Birliği’ne üye bazı ülkelerin parlamentolarının, 1915 olaylarını Ermeni soykırımı olarak kabul etmesi
55 Osmanlı sularına Marbiehead ve San Fransisco adlarında iki geminin gönderilmesi 56 Bilal N. Şimşir “Amerika’da Ermeni Propagandası ve Büyükelçi Rüstem Bey”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 2, Haziran-Temmuz-Ağustos 2001. 57 Reuters, 29 Mart 2007
34

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

ve ABD’nin birçok eyaletinde benimsenmesi, Ermeni meselesinin yenidünya düzeninin bir parçası olmasını gösteren bir başka örnektir58. Ermeni meselesinin ABD ve AB’nin hedeflediği yenidünya düzenini bir parçası olmasına, Avrupa Parlamentosu’nda Yeşiller Gurubu nun öncülüğünde gazeteci Hrant Dink anısına, Türk-Ermeni kardeşliğine vurgu yapan bazı yazıların okunması, fotoğraflarının gösterilmesi ve sevdiği şarkıların dinletilmesini içeren bir toplantının düzenlenmesini söyleyebiliriz. Ermeni soykırım tartışmaları, Uluslararası alanda insan haklarında yaşanan gelişmelere %26.0 oranında dayandırılmaktadır. Soykırım iddialarına kendisini inandıran Ermeni gruplar, gelişen ve değişen uluslar arası kavramları ve kurumları Ermeni meselesine eklemleyerek birçok toplumları/nesilleri Türkiye karşıtlığına ikna etmekle kalmayıp Türkiye’de de bazı alt grupları Ermeniler lehine yönlendirmeyi başardıklarını söyleyebiliriz. Lobi faaliyetleri Ermeni propagandası bağlamında %6.7 oranında etkin kabul edilmektedir. Bu etkinliğin belirgin örneği, siyasî karar alma mekanizmalarında diaspora şirketlerinin yardım ve özelleştirme adı altında Ermenistan ekonomisini kontrol etme aşamasında olmalarıdır59 Özellikle Ermenistan Ermenileri ile kıyaslandığında dış politika konularında çok daha katı ve uzlaşmaz olan Ermenistan dış politikasını radikal hale getiren/getirebilen batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da yaşayan diaspora Ermeniler iktisadî güçlerine paralel olarak Ermenistan’ın iç siyasî yapısına müdahale imkanı bulmaktadırlar. Üç (3) milyonu aşmayan bir ülkenin daha kalabalık ve zengin bulundukları toplumların kültürü ve tarihinin etkisi altında bulunan diaspora Ermeni’nin olması İsrail örneğinde olduğu gibi o ülkenin iktisadî sıkıntı yaşamaması demektir. Toplam nüfusu yaklaşık yedi milyon olan İsrail in sadece ABD’de yaşayan yaklaşık yirmi milyon Yahudi diasporası tarafından desteklendiği, büyütüldüğü ve korunduğu göz önüne alındığında Ermeni diasporasının hedefleri, yöntemleri ve Ermenistan ile ilişkileri daha rasyonel açıklanabilir. Türkiye’nin de bu kadar güçlü ve zengin bir diasporası olsaydı Türkiye’de bu kişilere/sivil örgütlere güvenerek politika
58 The Nevv York Times, 05 Şubat 2007. 59 Sedat Laçiner, Ermenistan Dış Politikasını Belirleyen Temel Faktörler.
35

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

yapabilirdi60. ABD ve AB gibi ülkelerde güçlü bulundukları toplumların kültürü ve tarihinin etkisi altında diasporası bulunmayan Türkiye’nin, bu yönüyle siyasal yoksulluk içinde bulunduğu ve Türkiye’nin çeşitli ekonomik alanda sınırlılığı %2.7 oranında kabul görmektedir. Araştırmada, 1915’de meydana gelen Ermeni meselesini batı dünyasının gündeme almasını Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını tanımasına ve Türkiye’den toprak talebine dayandığını belirtenlerin oranı %24.7’dir. Ermeni soykırım iddialarının giderek artan bir ivmeyle yoğunlaşması, Parlamentolarda tasarıların yasallaşmasının ardından Ermenilerin tazminat ve toprak talebi, yalnızca Ermenilerin çabasıyla değil dünyadaki güç mücadelesinin belirlediği konjonktüre işaret etmektedir. Zira 1915’de meydana gelen Ermeni meselesini batı dünyasının gündeme almasını ve desteklemesini Ortadoğu nun ve Kafkasya nın dünya güç mücadeleleri bakımından taşıdığı jeo-stratejik, zengin petrol ve doğal gaz yatakları açısından taşıdığı önemdir61. Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye üzerinde Ermenilerin, birinci bağımsız Ermenistan girişiminde Türkiye’den toprak taleplerinin bedelini kendi iddiaları göz önüne alındığında ağır bir şekilde ödemelerine karşılık tekrarla Türklere karşı bedel ödetme bağlamında farklı enstrümanları kullanarak yeni bir senaryo içinde görünmektedirler. Ermeniler tarihi süreçte ilk bağımsızlık mücadelesinde Ruslarla birlikte hareket geçerken bu günde aynı şekilde ABD, AB ve dünyanın değişik ülkelerinden beklenti içindedirler ve Türkiye’ye düşmanca bir duruş sergilemektedirler. Türkiye’den tazminat ve toprak talebini doğrulayan tipik bir örnek, Kiro Manoyan’ın Türk-Ermeni sınırının Sevr Antlaşması ile belirlendiğini ve Osmanlı İmparatorluğu’nun belgeyi imzaladığını söylemesi ve Ermeni parlamentosunun hükümetin Sevr’in belirlediği sınırları tanımayan anlaşma ya da belgeleri imzalamasını yasaklayan bir karar almasını talep etmesidir. Aynı şekilde Ermenistan’ın Kanada eski Büyükelçisi Ara Papyan’ın ise 1914-1919 yılları arasında yaşanan olaylar nedeniyle Türkiye’nin Ermenistan’a 41.5 Milyar dolar tazminat ödemesi gerektiğini ileri sürmektedir.
60 Sedat Laçiner, Ermenistan Dış Politikasını Belirleyen Temel Faktörler. 61 Ermeni Araştırmaları, Sayı 1, Mart-Nisan-Mayıs 2001.
36

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

Benzer şekilde Kanada’da Ermenistan Büyükelçisi olarak görev yapmış olan Ara Papyan’ın, Türkiye’deki Ermeni topraklarının Ermenistan tarafından himaye altına alınması için tüm dayanakların bulunduğunu belirterek Ermeni tarafının BM’nin adli mercilerine başvurması gerektiğini belirtmektedir. Papyan, Sevr Antlaşması’nı Ermenistan’ın uluslararası hukuka konu olduğu dönemde imzalandığını belirterek bugünkü Türkiye’nin bir kısım toprakları üzerinde Ermenistan’ın hukukî himayesinin uluslararası düzeyde tanınmasını istemektedir. Hatta Ermenistan’ın tarihî topraklarında bulunan transit yolları kullanmanın ve Ermenistan’a danışmadan Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının yapımını gerçekleştiren British Petroleum’u mahkemeye verme imkânı doğacaktır62. Ermenilerin Türkiye’den toprak talep etmesine ilişkin tipik bir başka örnek, SSCB lideri Stalin in, işgal etmeyi planladığı Türk topraklarına yerleştirmek, işgale gerekçe olarak kullanmak için dünyanın çeşitli ülkelerinden Ermenileri, İkinci Dünya Savaşı nın hemen sonrasındaki yıllarda, SSCB’ye getirtmesi ve Ermenilerin bu davete icabetidir. Ancak dünyanın çeşitli ülkelerinden SSCB’ye getirilen Ermeniler, işgal planlarının suya düşmesiyle sorun olarak görülmeye başlanmıştır. Hatta daha sonra Ermeniler Moskova yönetimi tarafından aralarında casus olabilir gerekçesiyle Sibirya’ya sürülmüşlerdir63. 1915 olaylarının gündeme alınmasını Ermenilerin yeni bir kimlik arayışı olarak, Sovyetler birliği içinde bağımsızlık öncesi dö­ nemde azınlıkların azınlık oldukları cumhuriyetteki çoğunluğa karşı kültürel ve siyasal çatışmalara dayandırmak mümkündür. Azerbaycan-Ermenistan çatışması, bu tür taleplerin belirgin örneklerindendir. Söz konuşu çatışmalar Ermenilerin ulusal kimlik söylemlerinin belirlenmesinde belirleyici rol oynamışlardır. Sovyet döneminde Ermenistan’da halen büyük ölçüde belirleyiciliğini koruyan bölgesel kimliklerin üstünlüğü yerini etnik kimliğe vurgu yapılmaktadır64. 1915 olaylarının gündeme alınması, %6.7 oranında Ermenilerin yeni bir kimlik arayış mücadelesi olarak kabul edilmektedir. Bunu tipik örneği Serv Antlaşması Mükemmel bir Plan olabilir, başlıklı yazıda, Giro Manoyan’ın Ermeni meselesini Türkiye’de
62 Regnum Gazetesi, 22 Kasım 2006. 63 AA, 01 Aralık 2007. 64 Ayça Ergun, “Güney Kafkasya’da Etnik Kîmlîk ve Çatışma: Azerbeycan ve Ermenistan Ulusal Kîmlîklerînde Karabağ Sorunu”, S. 44, s.195-211
37

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

problemin toplumun kendi tarihlerinin farkında olmasın diye karanlıkta tutulması olarak belirtmesidir. O soykırım iddiasını Türk insanına değil fakat Türk hükümetine dayandırarak aynı zamanda Türkiye’de bazı alt grupları manipule etme gayreti içinde gözükmektedir65. Diaspora Ermenileri ve Ermenistan Ermenileri, Sevr Anlaşması’nın66 kendileri açısından hâlâ geçerli ve yürürlükte olduğu iddiası ile yeni bir toplumsal kimlik arayışı içinde bulunmaktadırlar.

65 The New Anatolian, 12 Aralık 2006. 66 Sevr Antlaşması’nın dördüncü bölümünde yer alan söz konusu maddeler şunlardır: Madde 88. müttefik güçler tarafından alınan harekete göre Türkiye bağımsız ve özgür bir devlet olarak Ermenistan’ı hemen tanır. Madde 89. Türkiye ve Ermenistan diğer yüce antlaşma tarafları gibi Bitlis, Van, Trabzon ve Erzurum vilayetlerinde Türkiye ve Ermenistan arasında değişmez sınır sorununu, ABD’nin başkanlığının hakemliğinde ele almayı ve söz konusu sınırlara bitişik Türk topraklarının askerden arındırmasına ve onun Karadeniz girişinin belirlenmesi koşuluyla bunun üzerine onun kararlarını kabul eder. Madde 90. Ermenistan için adı geçen toprakların tümü veya tamamının transferine dâhil edilen 89. madde altında sınırların belirlenmesi meselesinde, Türkiye transfer edildiği gibi topraklar üzerinde unvan ve haklardan bu karar tarihinden itibaren bundan böyle vazgeçer. Barış antlaşmasının koşulları söz konusu toprakların Türkiye’den bağımsız olacağını kabul eder. Ermenistan’ın kabul etmek zorunda olduğu veya ona geçen hakların ve söz konusu toprakların transfer sürecinin finansal zorunluluklarının çeşit ve oranı sunulan antlaşmanın finansal meselelerini ilgilendiren 8. bölümün 241 den 244. madde ile düzenlendiği gibi belirlenecektir. Eğer gerekirse sonraki sözleşmelerle söz konusu toprakların öneminde ortaya çıkabilen ve yapılan antlaşma tarafından karar verilemeyen bütün sorunlara karar verebilecek. Madde 91. Ermenistan için devredilen 89. maddeye atıfta bulunan toprakların herhangi bir paylaşımı durumunda, sonuç olarak oluşumu belirleyecek olan Sınır komisyonu, bu karar tarafından belirlendiği gibi Türkiye ve Ermenistan arasındaki güç durumu takip etmek için söz konusu maddede ifade edilen kararın tebliğinden 3 ay içinde oluşturulacak. Madde 92. Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki sınırlar ilgili devletlerarasında doğrudan bir sözleşme ile ifade edilen sıraya göre belirlenecek. Eğer bu durumda ilgili devletler 89. maddeye atıfta bulunana kararın tarihinde anlaşma tarafından sınırların belirlenmesinde başarısız olunursa tartışmalı sınır hattı ayrıca sorun üzerinde onun takipçisi olmayı sağlayacak olan esas müttefik güçler tarafından belirlenecek. Madde 93. Ermeniler toplumda din, dil, milliyet çoğunluğundan farklı olan bu devletin yerleşimcilerinin çıkarlarını korumak için bu güçler tarafından var sayılması gerektiği hazırlıklar gibi egemen müttefik güçler ile bir anlaşma içinde somutlaşacak olanları kabul eder ve mutabık kalır.
38

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

B. ERMENİ MESELESİNDEN KAYNAKLANAN ABD, AB VE BİR KISIM DÜNYA ÜLKELERİNDEN TÜRKİYE’YE YÖNELİK İKTİSADİ, SİYASİ, HUKUKİ VB. BASKILARI ALGILAMA

ABD, AB ve bir kısım dünya ülkelerinden yansıyan yönleri ile Türkiye’ye yönelik iktisadî, siyasî, hukukî vb. girişimler/baskılar, Ermeni diasporası ve Ermenistan’da etnik kimliğe dayalı ulusal kimlik söylemlerinin oluşumunda ve her iki toplumun birbirlerini algılamalarında yeni bir süreç başlatmıştır. Bu türden baskıların ortaya çıkardığı süre giden gerilimin var oluş sebepleri, her iki tarafın Doğu Anadolu bölgesine atfettiği anlam, tarihsel toprak/anavatan ve işgal edilmiş toprak, toprak bütünlüğü, sınırların dokunulmazlığı, tazminat gibi karşıtlıklar olarak görünüm kazanmaktadır. Ermeni soykırım iddialarına yönelik söylemler, dünya üzerinde değişik toplumların resmî kurumlarını, sivil örgütlerini ve kitleleri harekete geçirmeye dayanan entelektüel ve siyasal seçkinlerin ortaya çıkardığı bir örgütlülüğün ürünüdür67. Günümüzde Ermeniler adına söylem geliştiren ve bunları Türkler aleyhine ikna ve yönlendirme aracı olarak kullananlar, korku ve tehdidin inşa edildiği anlatıları, mitleri, ortak hafızayı ve diğer kültürel temsilleri tayin etmeye ve tarihsel koşulları tahrik edici bir nitelikte tanımlama gayreti içindedirler68.
Tablo 6: Ermeni meselesinden kaynaklanan ABD, AB ve bir kısım dünya ülkelerinden Türkiye’ye yönelik iktisadî, siyasî, hukukî vb. baskıları değerlendirme
Ermeni meselesinden kaynaklanan ABD, AB ve bir kısım dünya ülkelerinden Türkiye’ye yönelik iktisadî, siyasî, hukukî vb. baskıları değerlendirme Gerçekçi Düşmanca Toplam S 60 90 150 % 40,0 60,0 100,0

Ankete katılanlar, Ermeni meselesinden kaynaklanan ABD, AB ve bir kısım dünya ülkelerinden Türkiye’ye yönelik kurumsal baskılar %40 oranında haklı gerçekler olarak algılanmaktadır. Bunlara tipik örnek olarak şunları söyleyebiliriz.
67 Ayça Ergun, “Güney Kafkasya’da Etnik Kîmlîk ve Çatışma: Azerbeycan ve Ermenistan Ulusal Kîmlîklerînde Karabağ Sorunu”, S.44, s.195-211. 68 Rogers Brubaker, David D. Latin, “Etnik ve Milliyetçi Şiddet”, s.211-238.
39

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Uluslararası bir tarihçiler grubunun konuyu ele alması 1915’de neler olduğunu araştırmak yerine Ermenilerin hiçbir tartışmaya yanaşmaması ve görüşlerinin itirazsız kabul edilmesini istemeleri uluslararası basının Türkiye’ye haksız yere baskı yapması69. Bir Avrupa ülkesi olan Hollanda’da Ermeni iddiaları çerçevesindeki üç Türk kökenli milletvekili adayının Ermeni iddialarını kabul etmedikleri gerekçesiyle parti aday listelerinden atılmaları70. Ermenilerin soykırım iddiaları ile ilgili yıllar önce başlattığı kampanyaların yoğun biçimde sürdürülmesi, Batılı devletlerin Türkiye’nin dış politikasını yönlendirmede, AB’ye tam üye olmasını engellemek ve dış politikada sürekli baskı aracı olarak kullanılması71. Anti- Defamation League (ADL-ADL/İnkarla Mücadele Birliği), Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeni halkına karşı uygulanan soykırımın kabul edilmesini ve Türklerin, bu tarihi gerçeğin hatırasını bastırma girişimlerinin kınanması gerektiğini açıklaması ve modern Türkiye’nin selefi olan Osmanlı İmparatorluğu’nun liderlerince planlanan soykırımı Türkiye’nin tanımamasından hayal kırıklığı duyması72. ABD’de ADL adlı bir sivil örgütlenme olan Yahudi lobisinin 1915 olaylarını Ermeni soykırımı olarak tanımlaması, Türkiye’nin, bölgesel bir güç olan İsrail ve Küresel bir güç olan ABD ile ilişkilerinde Türkiye’ye yönelik bir siyasî baskı aracı olarak kullanılmasının açık bir göstergesidir. Hatta Ermeni karar tasarısı, sadece Türkiye’nin iç politikasına yönelik bir İsrail-Amerikan uyarısı değil aynı zamanda Türkiye’nin dış politikasına atıfta bulunan (Irak, İran, Filistin, Suriye gibi) bir karakter sergilemesi73. California Valisi Amold Schwarzenegger’in. ABD Kongre üyelerine yazdığı mektuplarla Ermeni soykırım yasa tasarısına destek olmalarını istemesi74. Aynı şekilde İngiltere Liberal Demokrat Parti lideri Menzies Campbeil’in, 1915-1916’da Ermenilerin yaşadıklarının insanlığa karşı

69 70 71 72 73 74
40

Neue Zeitung für Tirol, 14 Kasım 2006. Anadolu Ajansı, 09 Kasım 2006. AA, 30 Mart 2007. Boston Globe, 03 Ağustos 2007. As Safir, 25 Ağustos 2007. www.habergazete.com iniemet sicesinde 03 Nisan 2006

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

suç olarak nitelendirmesi ve İngiltere’nin Ermeni soykırımı iddialarını tanıması gerektiğini savunması75.

B. SOYKIRIM İDDİALARI İLE İLGİLİ GİRİŞİMLERİ ERMENİ MİLLİYETÇİLİĞİ VE BÜYÜK ERMENİSTAN’IN KURULMASI TALEBİ OLARAK ALGILAMA
Etnik bir grubun milliyetçilik hareketleri, doğrudan bedene zarar vererek itaat ettirmekten metaforik anlamda kültü­ rel ve sembolik zorlamalara kadar uzanan geniş bir alanda varlık kazanan bir girişimdir. İlgili literatüre kısaca değinirsek bunları: planlı katliam, soykırım, antisemitizm, faşizm ve radikal sağ; ırkçı şiddet ve ırk ayaklanmaları, toprakların geri kazanılması mücadeleleri (irredantizm), zorunlu göç biçimleri gibi tasnif edebiliriz. Bulundukları toplumların tarihinin etkisi altında bulunan diaspora ve Ermenistan Ermenileri soykırım iddiaları ile Ermeni milliyetçiliği yapmakta ve büyük Ermenistan’ın kurulması isteğine yönelik düşünce ve eylemleri açık seçik belirtmekte ve yeni stratejiler üretmektedirler. Bunun en çarpıcı örneği, Ermenistan’ın 1992 de Azerbaycan topraklarının yaklaşık yüzde 20’sini işgal ederek neredeyse işgal bölgesinde bütün nüfusu katletmesi ve toprakların kontrolünden vazgeçmemesidir76. Ermenilerin bu ve benzeri eylemlerinin / taleplerinin temel sebebi olan tarihsel haksızlığa maruz kalma ve tarihsel anavatanlarından kovulma, varsayımları, Ermeniler tarafından büyük Ermenistan yaratma projelerinin gerekçesi olarak algılanmaktadır. ABD’de binlerce (1.288) Ermeni lobi kuruluşunun faaliyet göstermesi ve diaspora kurumlarına her yıl lobi çalışmaları için üç ile altı milyar dolar arası ödenek ayrılması Ermeni diasporasının Büyük Ermenistan düşüncesinde izlediği yolun ciddi, riskli ve olası savaş koşullarının derinliğini göstermektedir77.

75 ANKA Haber Ajansı, 04 Mart 2006. 76 Boston Globe, 04 Mart 2007. 77 Halk Cephesi, 14 Aralık 2007.
41

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Tablo 7: Ermenilerinin soykırım iddiaları ile ilgili girişimlerini Ermeni milliyetçiliğinin ve büyük Ermenistan’ın kurulması isteğinin bir ürünü olarak değerlendirme
Ermenilerinin soykırım iddiaları ile ilgili girişimlerini Ermeni milliyetçiliğinin ve büyük Ermenistan’ın kurulması isteğinin bir ürünü olarak değerlendirme Evet Hayır Toplam

0kur yazar değil 0kur yazar İlkokul İlköğretim Lise ve dengi Üniversite Toplam

S % S % S % S % S % S % S %

2 50,0 2 50,0 2 40,0 6 66,7 63 72,4 28 68,3 103 68,7

2 50,0 2 50,0 3 60,0 3 33,3 24 27,6 13 31,7 47 31,3

4 2.7 4 2.7 5 3.3 9 6.0 87 58.0 41 27.3 150 100,0

Türk-Ermeni çatışması, etnisite ve egemenlik ilişkileri ile kültürel farklı­ lıkların içselleştirilemeyen tarihsel geçmişin devamı olarak gözükmektedir. Örneğin 1949 yılında kurulan ve Paris’te yeniden açılan müzede Erzurum’dan gelen bir Ermenice dil bilgisi kitabı ve Kütahya ve Sivas seramiklerinin sergilenmesi özellikle el yazmalarının bir kısmının Louvre Müzesi ve Ulusal Kütüphanede sergilenenlerden daha eski ve değerli olması Ermeni milliyetçiliğinin devamı ve yükselişi açısından önemsiz görülemez78. Diaspora Ermenilerinin soykırım iddiaları ile büyük Ermenistan’ın kurulması isteğine ilişkin bir başka örnek, Ermeni asıllı Amerikalı gazeteci Harut Sasunyan’ın nihai amaç olarak belirlenen Türkiye’den tazminat ve toprak alınması ve bu hedefe yönelik yeni bir strateji izlenmesinin gerektiğini belirtmesidir. O, AZG Daily adlı Ermeni internet gazetesinde çıkan yazısında, artık tanınma ötesindeki aşamalara geçmek gerektiğini belirterek Ermenilerin taleplerini uygun ulusal ve uluslararası mahkemeler nezdinde dile getirilmesi gerektiği yönündeki çağrısıdır79.

78 ANKA, 13 Mart 2007. 79 AA, 13 Aralık 2007.
42

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

Türkler ve Türkiye Ermenileri hakkında kitap hazırlayan, Tahran doğumlu Amerikalı Ermeni Meline Toumani’nin 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddiaları konusunda diaspora milliyetçiliğinin dışında bir çözüm aranması gerektiğini ve 1915 olaylarının diaspora tarafından saptırıldığını belirtmesi ve diasporanın kötü Ermeni listesine koyması Diaspora Ermenilerinin soykırım iddiaları ile ilgili uluslararası girişimlerini Ermeni milliyetçiliğinin ve büyük Ermenistan’ın kurulması isteğinin bir ürünü olduğunu göstermesi açısından dikkat çekicidir80. Ermenilerinin milliyetçi ve büyük Ermenistan söylemine tipik bir başka açıklama Cesaret, Gözyaşları ve Yıkılan Hayaller başlıklı ve Robert Fisk imzalı yorumda görülmektedir. Ona göre, insanların, bir daha asla kabul edilmeyecekleri topraklarına özlem duyması kadar hazin ancak cesur başka bir acı olamaz. Polonyalıların Brest Litovsk’a, Almanların Silezya’ya, Filistinlilerin ise şimdi İsrail toprağı olan Filistin’in bir bölümüne sahip olamamaları gibi. Ağrı Dağı bir daha asla Ermenistan’a geri dönmeyecek. Ağrı Dağı’nın başkent Erivan’ın batısındaki varlığı ise düzeltilmeyen haksızlıkların, tanınmayan mezalimlerin ve asla gerçekleşmeyecek hayallerin umutsuz, korkunç ve daimi bir hatırlatıcısı olmayı sürdüreceğidir81. Ermenilerin milliyetçi ve büyük Ermenistan söylemine tipik bir başka örnek, Ermenistan’ın milli simge olarak kabul ettiği İncil Dağı olarak andıkları Ağrı Dağı’nın önce Osmanlı hâkimiyetine sonrada Türkiye sınırlarında yer aldığının belirtilmesidir. Benzer şekilde Ermenistan’ın, intikam almak istediği Azerbaycan ve sevmediği Türkiye’den korunmak için Rus İstihbarat Servisi’ne bağlı sınır birliklerini ülkedeki stratejik noktalara yerleştirmekte bir çekince görmemesidir82.
C. ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARININ TÜRKİYE’DE, ERMENİ GRUPLARA VE BATI DÜNYASINA KARŞI DÜŞMANCA SOSYAL İLİŞKİLERİ ARTIRDIĞINI KABUL ETME DÜZEYİ

Azeri-Ermeni çatışması ile fiilen yeniden alevlenen Türk-Ermeni çatışmasının Türkiye’de, hem Ermeni gruplara hem de onların göreceli destekçileri olan batı dünyasına karşı düşmanca sosyal ilişkileri yeniden artırdığını söylemek mümkündür. Zira kendini savunma ihtiyacı bera80 http:www.asef.org.tr, 18 Ağustos 2007. 81 The independent, 04 Ağustos 2007. 82 Der Spiegel, 21 Ağustos 2007.
43

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

berinde düşmanın da tanımlanmasını getirmiştir. Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tehdit eden Türkiye’nin sınırlarının değişmezliğini kabul etmeyen Ermenilerin talepleri onların düşman olarak tanımlanmasına yol açmaktadır. Örneğin çözümsüzlük sürecinin uzamasıyla 1999 yılından beri Azerbaycan ve Türkiye kamuoyunda, devletlerarası her yeni görüşme sonrasında Karabağ sorunun tek çözüm yolunun savaş olduğu yaygın bir şekilde tartışılmaktadır. Önümüzdeki süreçte Türkiye’ninde benzer sonuçlarla yüzleşmesi kaçınılmaz olacaktır. Türkiye’de, Ermeni gruplara ve Batı dünyasına karşı düşmanca sosyal ilişkileri artırdığına yönelik önemli bir tartışma, Elif Şafak’ın Fransızların Ermeniler lehine girişiminin Türkiye’de milliyetçi tepkilere neden olduğunu, bu tepkilerin ise Ermeni soykırımı gibi hassas meselelerde açık tartışmalara zarar verdiğini saptamasıdır. Ona göre, Türkiye’de tepki örgütlü küçük bir gruptan gelmesine rağmen, Avrupa’da yaşayan Türk göçmenler arasında çok daha güçlü bir olumsuz tepkiyle karşılaştığına işaret etmektedir83.
Tablo 8: Ermeni soykırım iddiaları ile ilgili tartışmaların Türkiye’de, Ermeni gruplara ve Batı dünyasına karşı düşmanca sosyal ilişkileri artırdığına inanmanın Siyasî tercihlere göre dağılımı
Ermeni soykırım iddiaları ile ilgili tartışmaların Türkiye’de, Ermeni gruplara ve Batı dünyasına karşı düşmanca sosyal ilişkileri artırdığına inanma Partiler Evet Hayır Toplam

AKP DTP CHP MHP DP SP GENÇ Parti HİÇBİRİ

S % S % S % S % S % S % S % S %

18 78,3 29 58,0 5 100,0 2 66,7 1 100,0 4 80,0 2 66,7 42 70,0

5 21,7 21 42,0

1 33,3

1 20,0 1 33,3 18 30,0

23 15.3 50 33.3 5 3.3 3 2.0 1 0.7 5 3.3 3 2.0 60 40.0

83 Euobserver, 22 Şubat 2007.
44

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

Ermeni soykırım iddiaları ile ilgili tartışmaların Türkiye’de, Ermeni gruplara ve Batı dünyasına karşı düşmanca sosyal ilişkileri artırdığına inanma Partiler Evet Hayır Toplam

Toplam

S %

103 68,7

47 31,3

150 100,0

% 68.7 oranında kabul edildiği ve Parti tercihlerine göre AKP’lilerin en yüksek oranda onayladıkları yönüyle Ermeni gruplara ve Batı dünyasına karşı düşmanca sosyal ilişkileri artırdığına verilebilecek tipik bir örnek, Fransız Parlamentosu’nun Ermeniler soykırıma uğramamıştır sözünü suç sayan bir yasa tasarısını onaylamasına dayanan Avrupa Birliği’ne karşı şüphelerin derinleşmesi ve Türkiye’nin Fransa’ya karşı ticarette misillemede bulunmasıdır. Benzer şekilde, Fransız romantizm akımının başyapıtları ile Eugene Delacroix’in Halka Rehberlik Eden Özgürlük isimli yapıtın Türkiye’de okul müfredatından çıkarılmasıdır. Başkaldıran ve bir halka öncülük eden tek göğsü açık bir kadının, öğrenciler için iyi bir örnek oluşturmayacağının dile getirilmesinin Ermeni soykırımını inkâr edenlere ceza öngören yasa tasarısının yasallaştıran Fransa’ya bir tepki olarak değerlendirilmesidir84. Düşmanca sosyal ilişkileri artırdığına dikkat çeken Elif Şafak, Fransızların Ermeniler lehine girişiminin Türkiye’de milliyetçi tepkilere neden olduğunu belirtmektedir. O bu tepkilerin Ermeni soykırımı gibi hassas meselelerde açık tartışmalara zarar verdiğini söyleyerek 1915 olaylarının siyasî güce dayandırılmaması gereken oldukça hassas ve kırılgan bir konu olduğunu belirtmesidir85. Bu bağlamda mevcut sayısal oranlarda Ermeni soykırım iddiaları ile ilgili tartışmaların düşmanca sosyal ilişkileri artırdığını göstermektedir. Ayrıca Hrant Dink’in öldürülmesi suikasttan sonra failin, gülümseyen polisler ve jandarmalarla ve Atatürk ün resmî önünde fotoğraflar çekilmiş olması da bunun tipik bir örneği olarak söylenebilir86. Benzer şekilde ABD’deki Türk Toplumuna Sert Eleştiri başlıklı haberde, New York başkonsolosluğu, Rumlar ve Ermenilerin kolayca bir araya
84 1l Giornale, 07 Ağustos. 85 Euobserver, 22 Şubat 2007. 86 The New York Times, 05 Şubat 2007.
45

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

gelebilmelerine rağmen Türklerin bunu başaramadığına dikkat çekmektedir. Örneğin Ermeni Yalanlarına Son Miting adında bir gösteri yürüyüşünün düzenlenmesinde katılımcı sayısının 300’ü geçmemesine rağmen aynı yerde yapılan Ermeni mitingine yaklaşık iki bin kişinin katıldığını belirtmesi tepkilerin yetersizliğini göstermektedir. Ermenilerin ABD’li Senatörlere para aktardığını kaydeden konsolosluk Türklerin de bu yönde faaliyet göstermesinin önemine değinerek Türklerden ABD vatandaşlığı için başvurmalarını ve yakınlık duyduğu siyasî partiye üye olmalarını istemektedir87. Türk-Amerikan Demekleri Federasyonu (TADF) Dış İlişkiler Komitesinin 1915 olayları ile ilgili yasa tasarısının ABD Temsilciler Meclisi’nden geçmesine engel olmak için Türk-Amerikan toplumunun yapması gerekenler ele alması ve Ermeni çevrelerin Türk tarihinin belli bir kısmını karalama çabası içinde olmalarına dikkat çekmektedir88.
D. ERMENİLERİ BİREY, MİLLET/ TOPLUM OLARAK TANIMLAMA

Türk-Ermeni ilişkilerinde süre giden çatışmanın arka planı, barışçı yolla çözüme yönelik beklentilerin hem Türk tarafı hem de Ermenistan tarafı için farklılaşmasıdır. Her iki taraf için soykırım algılaması farklıdır. Tartışmaların uzaması her iki tarafın birbirleri hakkındaki biz ve onlar algılamalarını güçlendirmekte ve bir arada yaşama imkânlarını büyük ölçüde kısıtlamaktadır. Ermeniler Türkleri bir tehdit olarak algılamakta, Türkler de Ermenileri ihanet ile özdeşleştirmektedirler. Ermenilerin ihanet ile anılması, Ermenilerle sosyal ilişki geliştirmenin, hem bölge ülkeleri hem de uluslararası aktörler için ciddi bir güvenlik endişesi yaratmaktadır. Bu algılama Türk ve Ermeni ilişkilerinde siyasal, toplumsal ve ekonomik dönüşümleri olumsuz yön­ de etkilemekte ve gelecekte bir arada yaşamı zorlaştırmaktadır.

87 ANKA, 16 Ağustos 2007. 88 AA, 21 Ağustos 2007.
46

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

Tablo 9: Ermenileri bir birey ya da millet/toplum olarak tanımlama
Ermenileri bir birey ya da millet/toplum olarak tanımlama Gayri Zeki ve Hain/ Dürüst Zengin Tanımıyorum Müslim çalışkan Zalim ve saygılı Toplam

S % S Orta % S Zayıf % S Toplam % İyi

3 6,1 3 3,8 2 9,5 8 5,3%

17 34,7 30 37,5 1 4,8 48 32,0

1 2,0 11 13,8 7 33,3 19 12,7

5 10,2 9 11,3 2 9,5 16 10,7

6 12,2 10 12,5 3 14,3 19 12,7

17 34,7 17 21,3 6 28,6 40 26,7

49 32.7 80 53.3 21 14.0 150 100,0

Araştırma alanında Ermeniler, %5.3 oranında zengin, %12.7 nispetinde zeki ve çalışkan, %12,7 oranında dürüst ve saygılı aktörler olarak olumlu yönde tanımlamaktadır. Ermenilerin %32.0 oranında gayri Müslim oldukları bir kenara bırakılırsa sadece %10,7 oranında hain/zalim anlamında olumsuz olarak nitelendirilmektedirler. %26.7 oranında ise Ermenilere bir tanımlama yapılamamaktadır. Elif Şafak ile yapılan mülakatta, Hrant Dink’in cenaze törenindeki ‘Hepimiz Ermeniyiz’ sloganları, suçluluk duygusunun mu yoksa geçici bir birliktelik duygusunun mu ifadesi? sorusuna Şafak: Cenazeye katılanlar kendilerini başkası olarak adlandırılan birisinin yerine koydular. Bu bakımdan gerek topluma, gerekse bütün dünyaya, farklı ideolojilerden ve etnik kökenlerden insanların bir araya gelerek, birlikte yas tutabileceklerini göstermiş olması Ermenilerin yaklaşık %60 oranında olumlu tanımlanması ile örtüşmektedir89. Hrant Dink cinayetinin ardından Ermeni gençlerince oluşturulan Nor Zartonk (Yeni Kardeşlik/Halkların Kardeşliği) grubunun Halkların Buluşması Etkinliği–1 başlığı altında yayımladığı bir bildiride Türkiye’deki Ermeni diasporasının 1915’lerde olduğu gibi kültür ve kimlik algısı içinde anomik bir duruş sergilediği anlaşılmaktadır. Bildiride Biz Türkiyeli Ermeniler, çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü özür diliyoruz adını verdikleri bildirinin ilgili maddelerinde;  Ne 1895 ne de 1915’de öl öl bitmedik hala 70 biniz. Özür dileriz.
89 Die Welt, 20 Şubat 2007.
47

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4 

Vakıflarımızın taşınmazlarına devletimiz el koymuşken, Lozan’a göre el koyamazsınız dedik, ukalalık yaptık Özür dileriz.  İçimizden biri, fikirlerini açıkladığı için üç kurşunla arkasından vurularak öldürüldü. Gündemi delik ayakkabısı ile meşgul ettik. Özür dileriz.  Cenazede Hepimiz Ermeniyiz dedik, gürültü kirliliği yaptık. Özür dileriz.  Farklılıkların bir arada kardeşçe ve barış içinde yaşayabileceklerini düşünüyoruz, iyi halt ediyoruz. Özür dileriz90. Söz konusu sivil girişim, Ermenilerin yaklaşık 113 yıl boyunca süre giden bir ölüm tarlasında yaşadıklarını ve hala ezilen fakat dirençli oldukları mesajını vermektedir. Devletin uygulamalarını hafife alarak alay edilmekte ve işlenen cinayetin devlet tarafından sanki takip edilmeyerek hafife alındığı iftirası bulunmaktadır. Daha da önemlisi farklılıkların barış içinde yaşamaları yadsınarak etnik milliyetçilik el altından tahrik edilmektedir.
3. SOYKIRIM İDDİALARINI ONAMA DÜZEYİ

Türk ve Ermeniler arasındaki ilişkiler, 1915’de Osmanlı İmparatorluğu hükümetinin yeniden yerleştirilmek için Ermenilerin göç ettirilmesi normuna dayanan gerçekler yüzünden hala gergindir. Bu gerginliğin önemli göstergelerinden biri, diaspora ve Ermenistan Ermenilerinin çeşitli estürümanları kullanarak Dünyada ve Türkiye’de Ermeni soykırım tartışmalarında ortaya çıkan düşünselliğin değişmesine yönelik çalışmalar yürütmeleridir. Her kabul edilen sözde Ermeni soykırım yasa tasarısıyla TürkiyeErmenistan ilişkilerine uluslar arası arenada patlamaya hazır mayınlar yerleştirilirken iç ve dış grup ilişkilerinde yeni süreç ve oluşumlara gidilerek sosyal ilişkiler, yeniden göreceli, gerçeğin saptırıldığı, olan yerine olması gerekene yönlendirilmektedir. Parlamentolarda tasarıların yasallaşması Ermenilerin tazminat ve toprak talebi iştahını artırmakta ve iki toplum tehlikeli bir sürece doğru sürüklenmektedir.
90 14 Aralık 2007 tarihli Agos gazetesinde yayımlanan “Nor Zartonk ve Gençlik” başlıklı yazıdan
48

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

Soykırım iddialarının giderek artan bir ivmeyle böylesine yoğunlaşması, Batılı ve Ermeni grupların çabasıyla tarihi bir gerçeğin doğrulanması değil dünyadaki güç mücadelesinin etki alanına giren Kafkasya’nın, dünya güç mücadeleleri bakımından taşıdığı jeo-stratejik ve zengin petrol ve doğal gaz yataklarına sahip olmasıdır. Bölgenin sorunu tetikleyen bir değere sahip olmasıdır91.
Tablo 10: Soykırım iddialarını kabul etme düzeyinin siyasî tercihlere göre dağılımı
Partiler Soykırım iddialarını kabul etme düzeyi Evet Hayır Toplam

AKP DTP CHP MHP DP SP GENÇ Parti HİÇBİRİ Toplam

S % S % S % S % S % S % S % S % S %

3 13.0 35 70.0 4 80.0 1 33.3 1 33.3 20 33.3 64 42.7

20 87.0 15 30.0 1 20.0 2 66.7 1 1.2 5 5.8 2 66.7 40 66.7 86 57.3

23 15.3 50 33.3 5 3.3 3 2.0 1 0.7 5 3.3 3 2.0 60 40.0 150 100.0

1915 olaylarının ortaya çıkardığı gerilimi değerlendirmenin siyasî parti tercihlerine göre dağılımını siyasî partilerin görüşlerini yansıtan bazı düşünceleri burada ifade ederek açıklarsak şunları söyleyebiliriz. AKP (Başbakan Erdoğan), 1915 olaylarını, isyanda bulunan ve isyana katılan Ermenilerin tehcir edilmesi ve bu sürecin savaş ortamında olası bir durum olduğunu belirtmektedir. AKP (Başbakan Erdoğan), şu anda İstanbul ve Ankara’daki ofislerinde Osmanlı padişahlarının Ermeni hastanelerine, vakıflarına kendi ceplerinden gönderdikleri yardımların fermanlarının bulunduğunu belirtmektedir92. Bu bağlamda 1915
91 Erol Göka, Ermeni Sorunu’nun (Gözden Kaçan) Psikolojik Boyutu. 92 Anadolu Ajansı, 03 Kasım 2006.
49

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

olaylarının ortaya çıkardığı gerilimi kayda değer oy oranı ile AKP’lilerin %87.0 nispetinde Ermeni soykırımı olarak kabul etmemeleri anlamlı görülmektedir. Buna karşılık kayda değer oy oranı ile DPT’lilerin %70.0’i Ermeni soykırım iddialarını gerçek olarak kabul etmektedir. Bugün DTP olarak bilinen partinin görüşlerini teyit açısından tipik bir örnek, Yannis Kanakis’in daha önce ideolojik olarak içinde bulunduğunu bildiğimiz Zübeyir Aydar ile yaptığı mülakatta, Zübeyir Aydar’a yöneltilen Ermeni soykırımına Kürtlerin karışmış olduğunu kabul ediyor musunuz? sorusuna verdiği cevaptır. Ona göre, Ermeni soykırımına Kürtler katılmıştır, geçmişin değiştirilmesi ve kimsenin olumsuz gerçekleri reddetme hakkı bulunmamaktadır93. Veriler ve söylemler arasındaki benzeşme diaspora Ermenilerinin çeşitli estürümanları kullanarak Türkiye’de Ermeni soykırım tartışmalarında bazı hedef alt gruplar üzerinde başarılı olduğunu göstermektedir. Ermeni soykırım iddialarını kabul etme düzeyinin siyasî tercihlere göre dağılımının rasyonelliğini gösteren bir bilgi de, yasadışı Kürdistan İşçi Partisi (PKK)’lıların Kuzey Irak’ı terk etme girişimlerinde Ermeni kökenli bazı teröristlerinin Yukarı Karabağ bölgesine geçiş için gereken hazırlıkları yapması bilgisidir. Bu bilgi en azından teorik olarak Ermenistan ve Türkiye’deki Ermeni diasporasının işbirliğini göstermesi açısından önemlidir94. Ayrıca söz konusu ilişkinin göstergesi olarak daha önce, a. PKK liderine Ermeni Yazarlar Birliği tarafından Büyük Ermenistan fikrine katkılarından dolayı onur üyeliğinin verilmesi b. Ermeni Halk Hareketi bünyesinde birçok Avrupa ülkesinde Kürdistan komiteleri oluşturulması söylenebilir. Ermeni-PKK ilişkisine bir başka çarpıcı örnek ise, Lübnan Ermeni Ortodoks Başpiskoposu’nun söylediği ‘Türkiye bölünecek ve bir Kürt devleti kurulacaktır. Ermeniler, Kürtler ile olan ilişkilerini iyi yürütmeli ve Kürtlerin mücadelelerini desteklemelidir. Bugün Türklerin elinde olan topraklar yarın Ermenilerin olacaktır.’ ifadeleridir95. Ermenistan ve bulundukları toplumların kültürü ve tarihinin etkisi altında bulunan diaspora Ermenilerinin soykırım iddiaları ile ilgili kul93 Elettherotipia, 13 Şubat 2007. 94 Aftab-e Yazd, 04 Aralık 2007. 95 Gün Seher, 04 ve 05 Aralık 2007; Ekspres, 26 Aralık 2007.
50

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

landığı araçların, amaca ulaşma açısından kullanışlı olduğu ve Türkiye’de iç dinamikleri harekete geçirmede başarılı olduğu söylenebilir. Örneğin Ermeni Devrimci Federasyonu (ARF) yetkilisi Giro Manoyan Serv Antlaşması Mükemmel Bir Plan Olabilir başlıklı mülakatta, Türkiye’de Ermeni meselesine ilişkin temel problemin, Türk toplumunun kendi tarihlerinin farkında olmasın diye karanlıkta tutulması olduğunu ve soykırımı Türk insanının değil fakat Türk hükümetinin yaptığını iddia etmesi96 ile Türkiye’de yaşayan bazı grupların soykırım iddialarını kabul etme hususunda benzeştiği görülmektedir. Bu bağlamda Monayan’ın düşünceleri araştırma alanında tüm siyasî tercihler bağlamında %42.7 oranında kabul görmektedir. Aynı şekilde, yukarıda belirtildiği gibi Soykırım Bizde Olmaz başlıklı ve Jan Keetman imzalı yorumda görülmektedir. Ona göre Türklerin soykırım suçlamasına karşı şiddetli tepki göstermelerinin nedenleri, okulda bunun tersini öğretmiş olmaları birçok kişinin Ermenilerin tazminat, hatta toprak istemelerinden kaynaklandığına inanmasıdır97. Elde edilen veriler ise Türkiye’de bireylere sosyalleşme araçları vasıtası ile zımni olarak bütün siyasî görüşler çerçevesinde toplam %42.7 oranında Ermeni soykırımının yapıldığını belirtmekte ve bireylerin Ermenilerin tazminat, hatta toprak istemelerinden korkma bir yana üzerinde yaşadıkları toprakları tartışmaya açmaktan yana bir duruş sergilemektedirler. Türkiye’nin Ermeni soykırımını tanımamasını Ermenistan’ın ulusal güvenliği için risk olarak gören Koçaryan’la benzer düşünceyi paylaşmış olmaktadırlar98. Ermeni siyasetçilerinden olan Koçaryan, Türkiye’nin Ermeni soykırımını tanımamasını, kendileri için ulusal güvenlik sorunu99 ve Sarkozy, soykırımın Türkiye tarafından tanınmasının ahlaki bir sorumluluk100 olarak algılaması dikkat çekicidir. Bu bağlamda Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve sınırlarının değişmezliğini açık bir biçimde tanımayan, batı Ermenistan kavramı ile Türkiye topraklarının bir bölümü üzerinde hak iddia eden ve soykırım iddialarının uluslar arası alanda tanınmasını sağlama gayreti içinde olan
96 The New Anatolian, 12 Aralık 2006. 97 NZZ Am Sonntag, 12 Mart 2007 98 AA, 20 Şubat 2007 99 AA, 20 Şubat 2007 100 Bugün,18 Haziran 2007.
51

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Ermenistan’ın girişimleri araştırma alanı tarafından %42.7 oranında onaylanmaktadır. Soykırım iddialarında ikna, yönlendirme ve manipülasyonu bir misyon hatta bir varlık sebebi olarak gören radikal Ermeni siyasî gruplar, önce kendi gençlerini, ardından içinde yaşadıkları toplumların çeşitli kurumlarını ve Türkiye’de bazı grupları birlikte ikna etme gayreti içindedirler.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Ermeni milliyetçiliğinin ortaya çıkardığı şiddet, karmaşık, geniş kapsamlı, zaman ve mekanda yayılmış olan kendiliğinden gerçekleşmeyen birçok farklı eylemin, sürecin, olu­ şun ve olayın etkisi içinde ortaya çıkan bir gerçekliktir. Ermeni meselesinin kırılma noktası olan tehcir olayı, Osmanlı Devleti’nce, Ermenilerin içinde bulundukları anomik durum karşısında tedbir olarak kabul edilmesine rağmen, bu süreç, Ermeni diasporasının girişimleri ile ABD, AB ve dünyanın değişik toplumları tarafından yaklaşık 90 yıl sonra hem formel hem de enformel olarak soykırım olarak değerlendirmektedir. Bu nedenle 1915 olaylarına ilişkin yapılan tartışmalar, Türkiye’de hem dış hem de iç toplumsal dinamikler açısından önemli/tartışmalı hale gelmektedir. Gerek tüm toplumda gerekse alt gruplarda, Ermenilere ilişkin bilgi ve görüşler, resmî olan ve olmayan bir karakter içinde konjuktüre bağlı olarak değişebilmekte ve yeni bir tarih anlayışı oluşabilmektedir. Günümüzde Türkiye’de, Türk-Ermeni ilişkilerini yansıtan tarihi bilgiler kronolojik yapı dışında değişmekte ve farklı tanımlanabilmektedir. Günümüzde, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de soykırım tartışmaları, Ermenilerin Osmanlı döneminde gerçekleştirdikleri söylem ve eylemleri, bazı hedef alt grupları bilgi bombardımanına tabi tutarak sosyalizasyon süreci bağlamında meşru kılma girişimi olarak gözükmektedir. Bardakçıyan’ın ifade ettiği gibi bu süreç, Türkiye’nin bütün haklılıklarını temelsizleştirilmiş ve absurt hale dönüştürülmüş olacaktır. Ermenilerin Türkiye’nin Doğu Anadolu’sunda bağımsız devlet kurma girişimlerinin, yaklaşık %30 oranında olumlu görülmesi tarihin soru-

52

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

larıyla tersyüz edilmiş bir yüzleşme olmakta ve Ermeni diasporasının Türkiye’de güçlü olduğunu göstermektedir. Osmanlı-Ermeni çatışmasının sonuçlarının soykırım olduğu görüşü Üniversite eğitimi alanlarda %39.0 ile en yüksek oranda olması, tarihin başka nedenlerle tersyüz edildiğini ve ayağına kurşun sıkan bir toplum algısı yaratıldığını göstermektedir. Diaspora Ermenilerinin çeşitli sosyalleşme araçları ile sürekli gündemde tuttuğu Ermeni soykırım iddiaları, Türkiye’de toplumsallaşmanın bir aracı olan örgün eğitimin önüne geçerek daha etkin bir görünüm kazanmaktadır. Ermeni tartışmalarda Osmanlı döneminin sorgulandığı 1915 yıllarında yeniden iskân esnasında yaşanan Osmanlı-Ermeni çatışmasının sonuçlarını Ermeni soykırımı olarak görebilir miyiz? sorusuna verilen cevaplarda ankete katılanların %35.3’ü yaşanan toplumsal gerilimi soykırım olarak görmektedirler. 1915 olaylarının ortaya çıkardığı gerilimi soykırım olarak niteleyenlerin siyasî parti tercihlerine göre dağılımına bakıldığında, kayda değer oy oranları ile AKP lilerin %13.0’ı ve DPT’lilerin %70.0’i Ermeni soykırım iddialarını gerçek olarak kabul etmektedir. Bugün DTP olarak bilinen partinin görüşlerini teyit açısından tipik bir örnek, Yannis Kanakis’in daha önce ideolojik olarak içinde bulunduğunu bildiğimiz Zübeyir Aydar ile yaptığı mülakatta, Zübeyir Aydar’a yöneltilen Ermeni soykırımına Kürtlerin karışmış olduğunu kabul ediyor musunuz? sorusuna verdiği cevaptır. Ona göre, Ermeni soykırımına Kürtler katılmıştır. O, geçmişin değiştirilemeyeceğini ve kimsenin olumsuz gerçekleri reddetme hakkı bulunmadığını belirtmektedir. Diaspora Ermenilerinin soykırım iddiaları ile ilgili kullandığı araçların, amaca ulaşma açısından kullanışlı olduğu ve Türkiye’de iç dinamikleri harekete geçirmede başarılı olduğu söylenebilir. Örneğin Manoyan, Türkiye’de Ermeni meselesine ilişkin temel problemin, Türk toplumunun kendi tarihlerinin farkında olmasın diye karanlıkta tutulması olduğunu ve soykırımı Türk insanının değil fakat Türk hükümetinin yaptığını iddia etmesi ile Türkiye’de yaşayan bazı grupların soykırım iddialarını kabul etme hususunda benzeştiği görülmektedir. Bu bağlamda Monayan’ın düşünceleri araştırma alanında tüm siyasî tercihler bağlamında %42.7 oranında kabul görmektedir.

53

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Osmanlı Toplum-devlet anlayışının %40,0 oranında soykırım yapabileceğinin kabul edilmesi, tarihi gerçeklerin içselleştirilmesi/ benimsenmesi ile birlikte, insan hakları ideolojisinin psikolojik etkisine bağlı olarak mağduriyetin sürekli olumlanmasının bir sonucu olarak düşünülebilir. Ermeni soykırım iddialarının tartışılmasında ve içselleştirilmesinde, Yahudi Soykırım iddialarında mağduriyete yüksek prim veren yeni bir ideolojik ve psikolojik atmosferin ortaya çıkmasının etkisinden söz edilebilir. Söz konusu mağduriyet algılaması, Ermenilerin soykırım iddialarında sadece diasporanın yaşadığı ülkelerle sınırlı olmayıp Türkiye’de de bazı alt gruplar üzerinde önemli bir kabul görme aşamasına gelindiğini göstermektedir. Osmanlı Devleti’nin toplumsal bütünlüğü sağlamaya çalışması sonucunda ortaya çıkan gerilimi soykırım olarak kabul edenler dindarlık düzeyine göre %35 oranında farklı görülmektedir. Osmanlı-Ermeni çatışmasının temel nedeni, ankete katılanların %60.0 oranında benimsendiği şekliyle Avrupa ve diğer büyük devletlerin kışkırtmasına ve milliyetçilik hareketlerine dayandırılabilir. OsmanlıErmeni çatışmasının ikinci derecede nedeni ise %22.7 ile Ermenilerin, Osmanlının zayıflığından faydalanma girişimi olarak algılanmaktadır. Bunun tipik örneği ise Osmanlı imparatorluğunun birçok/beş ayrı cephede ülkelerini fiili olarak işgal etmek isteyen güçlere karşı savunma içinde olmaları olarak söylenebilir. Osmanlı-Ermeni çatışmasının sebebini hem Avrupa ve diğer büyük devletlerinin kışkırtmasına hem de Osmanlının zayıflığından Ermenilerin faydalanma girişimine dayandıranlar birlikte göz önüne alındığında toplumsal çatışmasının nedeni yaklaşık %80 oranda Ermeni anomiğinin bir ürünü olduğu görülmektedir. Verilerde görülebileceği gibi Osmanlı-Ermeni çatışmasının müsebbibi bu soruda/burada Ermeniler olarak kabul görmesine rağmen sonuçlar açısından yapılan değerlendirmede ise Osmanlı Devleti sorumlu ve sorunlu olarak algılanmaktadır. Bu durum ise, Ermenilerin kendilerini mağdur ve ezilen ya da korunmaya ve savunulmaya ihtiyacı olan toplulukgrup-ulus algısı içinde biçimlendirmede başarılı olduklarını göstermesi açısından dikkat çekici bir husustur.

54

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

Tahminen 3 milyon civarında nüfusa sahip bir ülke olan Ermenistan’ın algılamasına baktığımızda büyük düşman sayılan toplam nüfusu 100 milyonu aşan Türk dünyası ile kendisini baş edebilir nitelikte görmektedir. Bu tabloya baktığımızda Ermenistan dış politikasını belirlemede algılamanın ne kadar önemli olduğu kolayca anlaşılabilmektedir. Böyle bir algılamanın arka planına, özellikle Ermenistan-Azerbaycan arasında ortaya çıkan yukarı Karabağ sorunu örnek olarak verilebilir. Bu durum Ermenistan’ın Türk dünyası ile her koşulda başa çıkabileceğini göstermesi açısından göreceli bir algılama olarak düşünülebilir. Benzer şekilde İsrail-Arap ilişkileri de böyle bir algılamada yol gösterici olarak kabul edilebilir. 1915 olaylarını batı dünyasının gündeme almasını, %33.3 oranında ABD ve AB’nin hedeflediği yeni dünya düzenini bir parçası olmasına, %26.0’sı Uluslararası alanda insan haklarında yaşanan gelişmelere dayandırmaktadır. Söz konusu yorumlama, başta bütün İslam dünyasının ve tüm Türk dünyasının hedef alındığı, uluslararası siyasal süreci arkasına alan diaspora Ermenilerinin Türkleri sorunun tek suçlusu olarak göstermelerinden etkilenmiş olduğunu göstermektedir. Ermeni gruplar, gelişen ve değişen uluslar arası kavramları ve kurumları Ermeni meselesine eklemleyerek Türkiye’de de bazı alt grupları Ermeni hedeflerine yönlendirmeyi başardıklarını söyleyebiliriz. Lobi faaliyetleri Ermeni propagandası bağlamında öylesine profesyonel bir hal almıştır ki ankete katılanların da %32.0 oranında kabul ettiği gibi Türkiye’nin bunlarla başa çıkması neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Diaspora Ermenileri ve Ermenistan Ermenileri, Sevr Anlaşmasının kendileri açısından hâlâ geçerli ve yürürlükte olduğu iddiası ve bu bağlamda, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin Ermenilere verilmesini sağlamak yaklaşımı %20.0 oranla anlaşılabilir görülmelidir. ABD, AB ve bir kısım dünya ülkelerinden yansıyan yönleri ile Ermeni meselesinden kaynaklanan Türkiye’ye yönelik iktisadî, siyasî, hukukî vb. baskılar %40 oranında gerçekçi bulunmaktadır. ABD’de 1.288 Ermeni lobi kuruluşunun faaliyet göstermesi ve bulundukları ülkelerin kültürü ve tarihinin etkisi altında bulunan diaspora kurumlarına her yıl lobi çalışmaları için üç ile altı milyar dolar arası ödenek ayırması Ermeni diasporasının Doğu Anadolu’daki ‘Ermeni

55

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

toprakları’nı Ermenistan ile birleştirme ve ‘Büyük Ermenistan’ düşüncesinde tetikleyici unsur olabilmektedir. Ermeni soykırım iddiaları ile ilgili tartışmaların Türkiye’de, Ermeni gruplara ve Batı dünyasına karşı düşmanca sosyal ilişkileri artırdığı %68.7 oranında kabul edilmektedir. Parti tercihlerine göre dağılımda ise AKP’lilerin bu durumu en yüksek oranda onayladıkları görülmektedir. Bu husustaki soruna dikkat çeken Elif Şafak, Fransızların Ermeniler lehine girişiminin Türkiye’de milliyetçi tepkilere neden olduğunu, bu tepkilerin ise Ermeni soykırımı gibi hassas meselelerde açık tartışmalara zarar verdiğini söyleyerek 1915 olaylarının siyasî güç oyunlarına alet olmaması gereken oldukça hassas ve kırılgan bir konu olduğunu belirtmektedir Bu bağlamda mevcut sayısal oranlarda Ermeni soykırım iddiaları ile ilgili tartışmaların Türkiye’de, Ermeni gruplara ve Batı dünyasına karşı düşmanca sosyal ilişkileri artırdığını göstermektedir. Hrant Dink’in öldürülmesi bunun tipik bir örneği olarak söylenebilir. Türkiye’de araştırma alanı bağlamında Ermeniler, %5.3 oranında zengin, %12.7 nispetinde zeki ve çalışkan, %12,7 oranında dürüst ve saygılı aktörler olarak olumlu yönde tanımlamaktadır. Ermenilerin %32.0 oranında gayri Müslim oldukları bir kenara bırakılırsa sadece %10,7 oranında olumsuz olarak nitelendirilmektedirler. %26.7 oranında bireyler ise Ermenileri tanımamaktadır. Ermeni soykırım iddiasından dolayı Ermeni politikalarına destek veren ABD ve AB’nin siyasî kurumlarına ve kamuoyuna karşı Türkiye’nin tepkisinin 1.Türkiyenin soykırım iddialarını kabul etmesi ve özür dilemesi gerektiği DTP söylemlerini kabul edenler tarafından %50 oranında kabul edilebilir bulunmaktadır. Ermeni soykırım iddiasından dolayı Ermeni politikalarına destek veren ABD ve AB’nin siyasî kurumlarına ve kamuoyuna karşı Türkiye’nin tepkisinin 2. Soykırım iddialarına karşı etkin siyasî, iktisadî, hukukî vb. politikaların belirlenmesi gerektiği konusunda ve AKP söylem ve eylemlerinin benimseyenler tarafından %43.5 oranında kabul edilebilir bulunmaktadır. AKP lilein %21.7’si, Türkiye’ye karşı Ermeni politikalarına destek veren ABD ve AB’ye karşı Türkiye’nin tepkisinin 5. ABD ve AB’ye karşı
56

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

alternatif yeni uluslararası birlikler oluşturmak yada bu tür birlikteliklere girmek görüşünü benimsemektedir. Çalışmamızda Ermeni meselesi tarihi açıdan salt bir gerçeklik olarak kabul edilmiş olmakla birlikte tarihi bir çalışma olarak değerlendirilmemelidir. Zaten bugün tartışılan Ermeni meselesi tarihi bir mesele olarak düşünülmemelidir. Bu nedenle Ermeni meselesi Türkiye’nin gelecek yıllarda başta bölünmesi hatta işgal edilmesi için planlanmış bir projenin bir faktörünü oluşturmaktadır.

57

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

BİBLİYOGRAFYA
“Ermeni Terörü, Komiteler”, http://www.ermeniteroru.8m.com/komiteler.htm “Soykırım Aynı Zamanda On-Line”, www.azg.com AA Aftab-e Yazd Ahmet Halaçoğlu, “1895 Trabzon Olayları ve Ermenilerin Yargılanması”. Akçora, Ergünöz, “Van ve çevresinde Ermeni İsyanları, (1896–1916)”, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul 1996. Amerika’nın Sesi Radyosu ANKA AZG Bakû Haber Basler Zeitung Bilal N. Şimşir, “Amerika’da Ermeni Propagandası ve Büyükelçi Rüstem Bey”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 2, Haziran-Temmuz-Ağustos 2001. Bildirici, Yusuf Ziya, Adana’da Ermeniler in Yaptığı Katliamlar ve Fransız-Ermeni İlişkileri, Köksav Yayınları, Ankara 1999. Boston Globe Bugün Bugün ChIcago TrIbune Cöhce, Salim, “Büyük Ermenistanı Kurma Projesi”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 1, Mart-Nisan-Mayıs 2001. Çiçek, Kemal, “Türk-Ermeni Anlaşmazlığının Siyasî Kökenleri: Tehcir ve Dönüş Üzerine Yaklaşımlar”, Teori, Nisan 2005, Sayı 183. Der Spiegel Die Welt Donald E. MIller ve Lorna Touryan MIller, Tanıkların Dilinden Ermeni Soykırımı, Çeviri Ajdar Pelda, Peri Yayınları, İstanbul 2006. Ekspres Ekspress Gazetesi Ekşi, Oktay, “Utanmazlık”, www.eraren.org. ElettherotIpIa Euobserver Europa Pres GIornale Göka, Erol, “Ermeni Sorunun (Gözden Kaçan) Psikolojik Boyutu”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 1, Mart-Nisan-Mayıs 2001. Gulf News Gün Seher Halk Cephesi http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa

58

Yrd. Doç. Dr. Recep CENGİZ

Kantarcı, Şenol, ABD ve Kanada’da Ermeni Diasporası: Kuruluşlar ve Faaliyetler, Ermeni Araştırmaları, Ermeni Araştırmaları Enstitüsü, Ankara Sayı 3. Karaca, Birsen, Sözde Ermeni Soykırım Projesi, Say Yayınları, İstanbul 2006. Karpat, Kemal H., Ottoman Population 1830-1914 Demographic and Social Charsetistic, The University of Winsconcin Press, London 1985. Köni, Hasan, “Ermeni Meselesi ve Türkiye’nin Uluslararası Konumu”, (Almanya Extertal’de yaptığı toplantıdan). Le SoIr LIbarIdIan, Gerard J., Ermenilerin Devletleşme Sınavı, Bağımsızlıktan Bugüne Ermeni Siyasî Düşüncesi, Çev. Alma Taşlıca, İletişim Yayınları, İstanbul 2001. NZZ Am Sonntag Renee Abramson, “Racism Didn’t Have A Place in Turkish or Ottoman History”, 16 October 2007–Today’s Zaman. Reuters Rogers Brubaker, David D., “Latin, Etnik ve Milliyetçi Şiddet”, Doğu Batı, Etnisite, Doğubatı Yayınları, Yıl 2008, Ankara. SankeI ShImbun Statesman Süddeutsche Zeitung Şafak, Nurdan, Osmanlı Devletinden ABD’ye Ermeni Göçü (1860 1914) Ve Ermeni Sorunu Üzerindeki Etkisi Şehirli, Atila, Bağımsız Ermeni Devleti’nin Kuruluş Çabaları ve Osmanlı Devleti’nin Aldığı TedbirlerTages Anzeiger The Independent The New AnatolIan The New York TImes The Statesman The WashIngton TImes Uras, Esat, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1987. Yeni Müsavat

59

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

OSMANLI DEVLETİ’NDE AMERİKAN MİSYONERLERİN ERMENİ OKULLARINDA ERMENİ MİLLİYETÇİLİĞİNE ETKİLERİ
Prof. Dr. Remzi KILIÇ
Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Niğde-TÜRKİYE Tlf.: (İş) 0 388 211 28 02, (MSN) 0 536 467 09 19, e-posta: remzikilic@mynet.com

61

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Yüzyıllar boyu çeşitli toplulukları bir arada yöneten Osmanlı Devleti, farklı etnik yapıdan gelen, farklı din ve kültür sahibi olan toplumlara karşı, geniş bir barış ve hoşgörü anlayışı içerisinde bulunuyordu. Bünyesinde çeşitli din ve millet mensuplarını yaşatan Osmanlı Devleti yönetiminde, 1839 Tanzimat Fermanı’ndan sonra yalnızca Müslümanlar görev almamışlardır. Ermeniler, Yunanlar, Slavlar, Bulgarlar, Rumlar, Yahudiler ve daha bazı topluluk mensupları da, Osmanlı devlet yönetiminde üst düzey görevler almışlardır. Bu geniş ve her kesime hitap eden yönetim anlayışı farklı kesimlerin bir arada bulunmasını kolaylaştırmış ve değişik unsurlardan bir bütünlük meydana getirmiştir. 19. yüzyıl Osmanlı Devleti açısından pek çok değişikliğin söz konusu olduğu bir yüzyıl olmuştur. Mısır isyanı, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması, Yunan isyanı, Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, Kırım Savaşı, Vilayet Nizamnamesi Teşkili, Ermeni Milleti Nizamnamesi, I. Meşrutiyet’in ilanı, Osmanlı-Rus Harbi (1877-1878) gibi gelişmeler de bu yüzyıl içerisinde cereyan etmiştir. 19. yüzyılın başlarında, II. Mahmut (1808-1839) dönemi dahil Ermeni toplumu, Osmanlı Devleti bünyesindeki diğer unsurlar gibi, tam bir serbestlik, huzur ve imkan içerisinde bütün şartlardan ve fırsatlardan yararlanarak yaşamlarını sürdürmüşlerdi. II. Mahmut: Tebaamdan Müslümanları Cami’de, Hıristiyanları Kilise’de, Yahudileri de Havra’da görmek isterim diyerek, Osmanlı vatandaşlarının istedikleri ve mensup oldukları dinin gereklerine hürriyet içerisinde uyabileceklerini belirtmiştir. İnanç ve ibadetlerini serbestçe devam ettiren Ermeni toplumu, kendi dillerini, kültürlerini, dinî yaşamlarını ve sosyal ilişkilerini açmış oldukları cemaat okullarında öğreniyorlar ve öğretiyorlardı. 19. yüzyıl içerisinde Ermenileri ayrı bir siyasî güç olarak, Osmanlı Devleti’ne karşı kullanmak isteyen Rus Çarlığı, bu konuda İngiltere Krallığı ve Fransa tarafından da desteklenmiştir. Ermeniler başta olmak üzere, azınlık okullarında Gayrimüslim gençlerine; kendi dilleri, dinî inançları ve ibadetleri, tarihleri, edebiyatları, kültürleri ve diğer müspet ilimler okutulmaktaydı. Ermeni okullarında eğitim bütünüyle din adamlarının elindeydi. Araştırmamızda, 19. yüzyıl boyunca Osmanlı topraklarında 1811 yılından itibaren teşkilatlanan Amerikan Board misyonerlerinin, Ermeni okullarındaki faaliyetleri, Ermeni milliyetçiliğine etkileri, Osmanlı Devleti’ne karşı Ermeni toplumuna verdiği destek ve katkılarını ortaya koymak istiyoruz. 19. yüzyıl Osmanlı yönetiminde Ermeniler, Amerikan misyonerlerinin eğitim yoluyla Ermeni milliyetçiliğine etkileri nelerdir? Bu hususlara değinilecektir.

Özet

62

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

GİRİŞ

Osmanlı Devleti’nde 1299’dan 1839’a kadar süren beş yüz kırk yıl içinde, bir Ermeni Meselesi yoktu. İlk defa 1839’daki Tanzimat Fermanı’ndan sonra Osmanlı Devleti bütün tebaasını hukuken eşit kabul etmiştir. 19. yüzyılın ikinci yarısında Gülhane Hatt-ı Hümayunu’ndan sonra Ermeni cemaatinde canlı bir ıslahat hareketi görülmüş ve Ermenice gazeteler çıkarılmıştır. Ermeni Meselesi için bir başlangıç noktası aramak gerekirse, bunu 1856 Islahat Fermanı ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi ve bunu izleyen Ayastefanos ve Berlin Konferansı’nda bulmak mümkündür. Islahat Fermanı’ndan sonra bir Ermeni Meselesi’nden söz edilmeye başlandığını söylemek gerekir. Evvela, Rus Çarlığı kendisini Osmanlı Devleti içerisinde yaşayan Hıristiyanların hamisi gibi görmek istemiştir. Bununla kalmamış, İngiltere ve Fransa da Osmanlı Ermenilerini Protestanlık ve Katolikliğe kazanmak gayesini ortaya koymuşlardır. Bu amaçla 1830’da İstanbul’da Ermeni Kotolik Kilisesi, 1847’de de Ermeniler için Protestan Kilisesi kurulmuştur. Ancak ne bu gelişmeler ne de 1856’da Islahat Fermanı öncesi henüz bir Ermeni Meselesi söz konusu değildir. Toplumsal düze63

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

nin Batı tarzında yeniden yapılanması anlamına gelen Islahat Fermanı, Müslümanlarla gayrimüslimleri aynı statüye getiriyor ve gayrimüslimlere tanınmış bulunan ayrıcalık ve ruhanî muafiyetlere de bu nedenle son veriliyordu. Bundan sonra Ermeniler yeni bir nizamname hazırladılar ve 1863’te Babıâli bunu onayladı. Bu nizamname ile Ermeniler genel meclis tarafından seçilen ve din işleri yanında eğitim, sağlık, evkaf, vergi ve kısmen adalet işlerinin daimi komisyonlarca yürütülmesini sağlayan Teşkilat Kanunu’na kavuştular1. 1830’da Osmanlı Devleti ile imzaladığı ticaret anlaşmasıyla ABD de Ermenilerle yakın işbirliği içerisine girmiştir. Türkiye’ye ilk gelen Amerikalılar, tacirler ve misyonerlerdir. Amerikalı misyonerler özellikle Ermenilerin yaşadıkları yerlerde yoğun çalışmalar gerçekleştirmişlerdir. 1830 yılındaki bu anlaşma, Amerikan tüccarlarına Türkiye pazarını açarken aynı zamanda Türkiye Ermenilerine de Amerika ufkunu açıyordu. Amerikalılara simsarlık yapan Ermeniler, zamanla onlarla ortak oldular ve yavaş yavaş Amerikan vatandaşlığına geçtiler. Amerika’da, Türkiye ve Türkler aleyhine olumsuz iddiaların ilk tohumlarını Gregoryan Ermenilerini din değiştirmeye zorlamak için Türkiye’ye gelmiş olan Amerikan misyonerleri atmıştır. İzledikleri politikanın temel taşlarından biri Osmanlı Devleti’ndeki Hıristiyan unsurları ve özellikle Ermenileri, Osmanlılara karşı kullanmak olmuştur2. Yüzyıllardır Osmanlı ülkesinde inanç ve ibadetlerini serbestçe devam ettiren Ermeni toplumu, kendi dillerini, kültürlerini, dinî yaşamlarını ve sosyal ilişkilerini öteden beri açmış oldukları cemaat okullarında öğreniyorlar ve öğretiyorlardı. Osmanlı ülkesindeki misyonerlerin büyük çabalarının yanı sıra yabancı devletlerin her türlü imtiyazı kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayarak bütün fırsatları değerlendirdiklerini görmekteyiz. Yabancılar dinî faaliyetler dışında Osmanlı Devleti’nde okul açma hakkına da kavuşmuşlar, bununla da yetinmeyerek kendilerine yakın olan gayrimüslim cemaat okullarını himaye altına alarak, bu okullar üzerindeki etkilerini de sürdürmüşlerdi. Aslında yabancı devletlerin baştan beri izlediği politikanın gayesi Osmanlı ülkesinde Müslüman olmayan toplulukları denetim altına almaktı.
1 2
64

Meşküre Yılmaz, “24 Nisan Neyin Tarihi?”, Türk Yurdu, C. 28, S. 248, Ankara Nisan 2008, s.66. Yılmaz, “24 Nisan Neyin Tarihi?”..., s.66.

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

Yabancı devletler için önemli olan şey Osmanlı ülkesinde tüccarlara yardım edecek konsoloslukların açılmasıydı. Böylece etkilerini göstermeye başladılar. Latin zümrelerin her biri milliyetine göre bir Hıristiyan-Katolik devletin himayesine girmeye başlamıştı. Katoliklerin en büyük hamisi Fransa idi. Ortodoksları Rusya, Protestanları ise İngiltere ve Amerika himaye ediyordu. Yabancı okullar, Osmanlı topraklarında 1700’lü yıllardan itibaren çoğalmaya başlamış ve 1850’li yıllarda oldukça yaygın hale gelmiştir3. Osmanlı Devleti’nde yabancı okulların yanı sıra; Rum, Ermeni ve Yahudi cemaatlerine ait çok sayıda gayrimüslim cemaat okulları da açılmıştır. Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu zamanlarda zararlı olmayan bu gayrimüslim okulları kapalı cemaat şeklinde, dil ve din tedrisatlarını serbestçe yapmışlardır. Osmanlı Devleti zayıflama sürecine girdikten sonra, misyonerlerin de etkisiyle devlet bünyesinde yaşayan gayrimüslimlerin, ayrılıkçı hareketlere yönelmiş olduklarını görmekteyiz. Osmanlı Devleti’ni yıkmak ve parçalamak isteyen emperyalist devletler ile iş birliği yapan gayrimüslimler, yabancıların misyoner okullarına eleman ve siyasî gayelerine destek vermişlerdir4. Osmanlı Devleti’nde eğitim geriledikçe, Ermeniler ve Rumlar sahip olacaklarını sandıkları Anadolu şehirlerinde, gerçek anlamda bir eğitim seferberliğine başlamışlardı5. Anadolu coğrafyasında açılmış olan gayrimüslim okullarını, yabancılar tarafından açılmış okullardan ayrı değerlendirmek hayli zordur. Çünkü gayrimüslimler kendi çıkarları doğrultusunda, misyoner faaliyetleri sonucu kendi iradeleri ile yabancılarla işbirliği yapmaktaydılar6. Osmanlı ülkesinde misyonerler serbest olarak hareket edebiliyorlardı. Hem yabancı hem de gayrimüslim cemaat okullarında faaliyetlerini sürdürüyorlardı. Araştırmamızda, 19. yüzyıl boyunca, Osmanlı topraklarında 1811 yılından itibaren 1897 yılına kadar açılmış bulunan, Ermeni toplumuna ait okulları ve bu okullarda Amerikan misyonerlerinin faaliyetlerini ortaya koymak istiyoruz. Ermeniler tarafından açılmış bulunan her
3 4 5 6 İlknur Polat Haydaroğlu, Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı Okullar, Ocak Yayınları, Ankara 1993, s.15. Remzi Kılıç, “Osmanlı Türkiyesinde Azınlık Okulları (19. Yüzyıl)”, Türk Kültürü, Yıl XXXVII, S.431, Ankara 1999, s.151. Necdet Sevinç, Ajan Okulları, İstanbul 1975, s.105. R. Kılıç, “Osmanlı Türkiyesinde…”, s.152.
65

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

seviyedeki Ermeni okulları, bunların öğretmen ve öğrenci sayıları, bu okullarda Ermeni çocuklarına Amerikan misyonerlerin Ermeni milliyetçiliğini teşvikleri, Ermeni toplumunun sosyal ve kültürel yaşamına katkıları ortaya konulmaya çalışılacaktır.
AMERİKAN MİSYONERLERİN ERMENİ OKULLARINDA FAALİYETLERİ

Osmanlı-Amerikan münasebetlerinin başlangıcı ticarî temellere dayanır. 18. yüzyılın son çeyreğinde Amerikan gemileri Osmanlı limanlarında görülmeye başlanmıştır. 1786 yılında İstanbul, 1797 yılında İzmir, 1800 yılında İskenderun limanlarına gelen Amerikan gemileri bunların ilk temsilcileridir. 1800’lerin başlarında hızlanan Osmanlı-Amerikan ilişkileri, 1811’de İzmir’de Amerikan Ticaret Odası’nın açılmasıyla önemli bir aşamaya gelmiştir. 1830 yılında imzalanan Kapitüler haklar ile Amerikalıların Anadolu’daki ticarî trafikleri iyice yoğunlaşmıştır7. Osmanlı Devleti bünyesinde yoğun olarak faaliyette bulunan Amerikan misyonerleri, Ermeni cemaatine yönelik faaliyetlerini artırmışlardır. Protestan misyonerler bu dönemde devreye girerek, birçok Ermeni vatandaşın Protestan saflarına çekilmesine sebep olmuştur8. Amerikan misyonerleri, Ermeni okullarında Ermeni çocuklarının eğitiminde ve onları Protestanlaştırma faaliyetlerinde hayli başarı kazanmışlardır. Milliyetçilik anlayışı, Osmanlı toplumları arasında önce Türk olmayan unsurlar arasında yayılmıştır. Bunların başını da Amerikan misyonerlerinin etkisiyle Ermeni toplumu çekmektedir. Amerikan Board misyonerlerinden Eli Smith ve H. G. Dwight; Anadolu, Ermenistan ve Kuzeybatı İran’ı incelemek üzere, tam on altı ay süren 3 bin millik bir geziden sonra hazırladıkları raporlar ile daha sonraki yıllarda birçok misyonerin bu bölgelerde yapacakları çalışmalara ışık tutmuşlardır. İki Amerikan misyoneri, daha sonra İstanbul’a gelerek Kirkor Peştamalciyan’ın müdürlüğünü yaptığı üç yüz öğrenci kapasiteli bir Ermeni cemaati okulunda incelemelerde bulunmuşlardır9.
7 8 9 George E. White, Bir Amerikan Misyonerinin Merzifon Amerikan Koleji Hatıraları, Terc. Cem Tarık Yüksel, Enderun Kitabevi, İstanbul 1995, s.22. White, Bir Amerikan Misyonerinin…, s.23-26. Mustafa Dağlı, Anadolu’da Kurulan Yabancı Okullar ve Tesirleri, Basılmamış Doktora Tezi, Kayseri 1990, s.3.

66

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

Amerikan Board misyonerlerinin eğitim alanında, 1831 yılında attığı bir diğer önemli adım da, William Goodell ve ailesinin Malta’dan gelerek İstanbul’a yerleşmesidir. Goodell, Ermeniler arasında misyonerlik faaliyetleri yapmak için görevlendirilmişti. Bu sebepten yanında Ermenice alfabe ile yazılmış bir İncil bulunuyordu. Ermeni cemaatinin eğitim alanındaki misyonerler tarafından teşkilatlanması, 18. yüzyılın sonlarında başlamıştır10. Amerikan misyonerleri Board’ın emri ile Osmanlı Türkiyesi’ni (Anadolu toprakları) üç ana misyon bölgesine ayırmışlardı; TrabzonMersin arasına çekilen çizginin batısında kalan bölge Batı Türkiye Misyonu, Sivas’ın güneyinden Mersin’e, Mersin’den Halep’e çekilen doğru çizgiler içinde kalan bölge Merkezî Türkiye Misyonu bölgesini oluşturmaktaydı. Antep, Halep, Adana, Urfa, Antakya ve Maraş bölgesi bu sahayı oluşturuyordu ve Antep merkezdi. Bu iki misyonun doğusunda kalan alanlar ise Doğu Türkiye Misyonu sınırları içerisinde yer almıştır. Bu misyon bölgesinin merkezi ise Harput’tur. Harput ile birlikte Bitlis, Erzurum, Van, Diyarbakır, Mardin şehirleri ve havalisi bu merkezin faaliyet sahası idi. Batı Türkiye Misyonu çeşitli istasyonlara ayrılmıştı. 1831’de İstanbul, 1834’de İzmir, 1835’de Trabzon, 1848’de Bursa, 1852’de Sivas-Merzifon, 1854’de Kayseri istasyonları kurulmuştu. Bu misyoner istasyonlarına Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere, İngiltere ve Fransa da destek veriyordu. Misyonerlik kaynaklarının verilerine göre 1893 yılına gelindiğinde; Türkiye’de 1.317 adet misyoner görev yapmaktaydı. Bunların 223’ü Amerikalı Protestan misyonerlerdi. 1893 yılı itibariyle 4.085 öğrenciye hizmet veren 5 kolej vardı. 80 adet orta dereceli, 530 adet ilkokul seviyesinde misyoner okulu vardı. 1897 yılında ise, Türkiye’de toplam 624 adet misyoner okulu ve bu okullarda toplam 27.400 öğrenci bulunuyordu11. Amerikalı Dr. Earle; Misyonerler ve din adamları dünyanın hiçbir ülkesinde, Türkiye’deki kadar emperyalizme hizmet etmemişlerdir12 demektedir. Bu da Anadolu’nun ne kadar stratejik öneme sahip bir vatan olduğunu,
10 R. Kılıç, “Osmanlı Türkiyesinde…”, s.152; Dağlı, Anadolu’da Kurulan…, s.3-4. 11 Bilal Şimşir, “Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine”, Tarih Boyunca Türklerin Ermenilerle İlişkileri Sempozyumu, 8-12 Ekim 1984, Ankara 1985, s.98. 12 Süleyman Kcabaş, Ermeni Meselesi Nedir? Ne değildir?, İstanbul 1983, s.28.
67

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Amerikalı misyonerler tarafından bile 200 önce tespit edilmiş ve hedef seçilmiş bulunduğunu açıkça göstermektedir. Ermeniler için ilk misyoner okulu, İstanbul Beyoğlu’nda 1834’de açılmıştır. 1852 yılında Harput’ta Fırat Koleji olarak bilinen Amerikan Harput Misyoner Koleji faaliyete geçirilmiştir. Amerikan misyonerleri Harput gibi, 1854 yılında Kayseri’ye gelmişler ve Talas Amerikan Misyoner Koleji’ni açmışlardır. Aynı dönemde Trabzon, İzmir, Bursa’da okullar açan misyonerler, 1863 yılında İstanbul Bebek’te Robert Koleji’ni, daha sonra Amerikan Kız Koleji’ni açmışlardır. 1897 yılında Osmanlı Devleti’nde; Amerika 131, Fransa 127, İngiltere 60, Almanya 22, İtalya 22 Avusturya 11 ve Rusya 7 okula sahip bulunuyorlardı. 1910’lu yılarda ise Türkiye toprakları üzerinde 209 yabancı misyoner, 1.299 yerli çalışan, 163 kilise, 15.348 üye, 450 okul ve 25.922 öğrenci bulunuyordu13. Gayrimüslim okullarından bir hayli öğrenci Avrupa’ya yüksek tahsile gönderilirdi. Okullarda eğitim bütünüyle din adamlarının (ruhaniler) elindeydi. Roma Katolik misyonerleri de büyük görevler almışlardı. Ortodoks Rumlar, azınlık okulları açmada Rusya’dan da büyük teşvikler gördüler. Hatta Rus büyükelçisi Ege adalarını gezerek Rumları okullar açmaya teşvik etmekteydi. Rum azınlık okulları, Ortodoks ve Katolik din adamları ve Rusya’nın gayretleriyle Osmanlı Devleti aleyhine birer fesat ocakları haline gelmişlerdi. Ders müfredatları; Türk düşmanlığı, Türk milletini ve Osmanlı Devleti’ni nasıl yok edeceklerine dair konular ile doldurulmuştu. Yabancı misyonerler bunu cemaat okulları yöneticileri ile işbirliği içinde gerçekleştiriyorlardı. Çoğu Amerikalı misyonerler tarafından hazırlanan, Ermeni cemaat okullarının müfredatlarında ise Türklerin ezelî düşman olduğunu propaganda etmek, Avrupa’yı Türklere düşman etmek, ekonomik olarak zayıflatmak, Türk milletini ahlak, milliyet, din ve gelenekleri bakımından çürütmek, küfrü öğretmek, küfretmeyi Türkler arasında yaymak, Türkleri zinaya ve diğer ahlaksızlıklara teşvik etmek, Türk gençlerine

13 Joseph K. Greene, Leavening The Levant, The Pilgrim Press, Boston New York Chicago 1916.
68

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

külhanbeyi ruhu aşılamak, aralarında sevgi-saygı bağlarını koparmak, hocaları içkiye alıştırmak gibi konular yer almaktaydı14. Misyonerler Osmanlı ülkesinde, Hıristiyanlığın bir sonucu olarak kabul ettikleri, Batı uygarlığının nüfuz alanını genişletmek, eskiden kendilerine ait olan yerlere yeniden sahip olmak, dünyayı Hıristiyan Batı kültürü ile etkilemek ve dünyadaki bütün rejimleri değiştirmek amacını gütmekteydiler. Misyonerler, Türklere karşı ise İslam’dan soğutmak, kendi kimlikleriyle çatıştırmak, Türk devletine ve Türk milletine düşman unsurlar yetiştirmek suretiyle Türkiye’de Azınlık ırkçılığını ve bölücülüğü yaygınlaştırmak için gayret gösteriyorlardı15. 19. yüzyıla gelindiğinde nüfusu 30 milyonu aşan ve bünyesinde çeşitli din ve millet mensuplarını yaşatan, Müslüman ve gayrimüslim toplulukları barındıran Osmanlı ülkesinde; Ermeniler, Yunanlar, Slavlar, Bulgarlar, Rumlar, Araplar, Yahudiler, Romenler, Macarlar ve diğer topluluk mensupları da, yönetimde görevler almışlardır. Bu geniş ve her kesime hitap eden yönetim anlayışı farklı kesimlerin bir arada bulunmasını kolaylaştırmış ve değişik unsurlardan bir bütünlük meydana getirmiştir. Osmanlı Devleti topraklarında yaşayan toplulukların, kendi inançları, gelenekleri ve anlayışları doğrultusunda, kendi kendilerini ifade etmelerine müsaade edilmiştir. Osmanlı Devleti, Türk ve Müslüman olmayan toplulukların alt kimliklerinin korunmasına ve sürdürülmesine izin vermiştir16. 19. yüzyılda Osmanlı Devleti, insan hak ve hürriyetleri konusunda Avrupa’nın da tesiri ile II. Mahmut devrinde birtakım köklü yenilikler ve değişimler gerçekleştirmiştir. Esasen, Tanzimat dönemi ile birlikte Osmanlı toplumunda hızlı bir değişim süreci başlamıştı. Bütün gayrimüslim cemaatlere, bu arada Ermenilere de en geniş haklar ve özgürlükler sağlanmıştır. Millet-i sadıka konumunda olan Ermeniler, Ermeni Milleti Nizamnamesi ile Osmanlı Devleti’nin en güvenilir unsuru olma özelliğini korumaya devam etmişlerdir. Ermeni toplumu tarihinde hiçbir devletten ve hükümdardan görmedikleri ilgiyi Osmanlı Devleti’nden
14 Kocabaş, Ermeni Meselesi Nedir?.., s.95-97. 15 Abduurahman Küçük, “Misyonerlik Nedir? Misyonerlik ile ‘Tebliğ’ Arasındaki Fark”, Dinler Tarihçileri Gözüyle Türkiye’de Misyonerlik, Sempozyum 01-02 Ekim 2005, Yayına Hazırlayan, Asife Ünal, Ankara 2005, s.32. 16 Halit Ertuğrul, Azınlık ve Yabancı Okulları Türk Toplumuna Etkisi, Nesil Yayınları, İstanbul 1998, s.55.
69

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

görmüştür17. Ermeniler, millî kimliklerini ve varlıklarını ancak Türk idaresinde koruyabilmişlerdir. Ermeniler, Osmanlı toplumu bünyesinde yüzyıllardır, huzur içerisinde yaşamışlardı. Fatih Sultan Mehmet’ten itibaren yaklaşık olarak 400 yıla yakın çok çeşitli etnik kökeni ve dinî inançları farklı milletleri bir arada yönetmeyi başaran Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimlerin ve bu arada Ermenilerin de, dinî ve toplumsal işlerine kesinlikle karışılmamıştı. Osmanlı yönetiminde Ermenilere birçok okullar, kütüphaneler ve hatta matbaalar açılmasına müsaade edilmiştir. Ayrıca Ermeni gençler, 19. yüzyıl boyunca tahsil amacıyla eğitim öğretim için Avrupa üniversitelerine serbestçe gönderilmiştir18. Ermeniler, Osmanlı Devleti yönetiminde hem dinî hem de millî açıdan hür ve rahat bir dönem yaşamışlardır. Osmanlılar zamanında Ermeni Patrikliği çok geniş yetkiler ile donatılmıştı. Ermeni Kültürü, özellikle Gregoryen Kilisesi vasıtasıyla korunarak sürdürülmüştür. Ermeni halkta, Osmanlı halkları arasında refah düzeyi en yüksek halklardan bir olarak yaşamıştır. Ermenilerin Hıristiyan mezhepleri içerisinde kendilerine has ayrı bir yeri vardı19.
OSMANLIDA ERMENİ OKULLARINDA AMERİKAN MİSYONERLERİ

Ermeni okulları konusunu inceleyen Azadyon’a göre, 1790 yılına gelinceye kadar Osmanlı Devleti içinde, okul niteliği taşıyan bir Ermeni kurumuna rastlanmamıştır. Ancak, Rahip Mateos, Kumkapı Ermeni Kilisesi’nde Ermeni çocuklarına ve gençlerine ders verdiğini belirtmektedir. Tespitlerimize göre ilk resmî Ermeni okulu, 1790’da Şinork Mığırdıç ve Amira Miricinyan tarafından Galata’da izin alınmak suretiyle açılmıştır. Yine 1790’da açılan Ermeni okullarından biri de Mesropyan okuludur. Kumkapı Kilisesi başpapazı ve Kumkapı mektebi Ermenice öğretmeni Erzurumlu Papaz Mesrop tarafından, 1808 yılında yayınlanan gramer muhtırasında; Patrik Ohannes Çamaşırcıyan’ın devrinde (180317 Hamza Eroğlu, Türk İnkılâp Tarihi, MEB Yayınları, İstanbul 1982, s.216. 18 Süleyman Kocabaş, Ermeni Meselesi Nedir, Ne Değildir?, Vatan Yayınları, 5. Baskı, İstanbul 2003, s.22. 19 Mustafa Ergün, II. Meşrutiyet Devrinde Eğitim Hareketleri (1908-1914), Ocak Yayınları, Ankara 1996, s.371
70

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

1812) İstanbul’un bütün semtlerinde Ermeniler, ücretsiz cemaat mektepleri açmışlardı20 diye belirtilmiştir. 1824 yılında Patrik Karabet, Ermenice gramer okutan tek okul olan Kumkapı mektebini Patrikhane’nin himayesi altına almıştır. Patrik Karabet, 10 Temmuz 1824 tarihinde, Anadolu’daki diğer Ermeni cemaatlerine birer talimatname göndererek bölgelerinde yeni Ermeni okulu açmalarını emretmiştir21. Ermeni toplumunun okullarının sayısı arttıkça ve okul eğitim sistemi geliştikçe, Ermeniler eğitim kadrosunun kalitesini artırmak için 1810 yılında Paris’e, 1816 yılında Moskova’ya ve 1823 yılında da Tiflis’e öğrenci göndermişlerdi22. 1834 yılına gelindiğinde Anadolu coğrafyasında, Ermeni okulu sayısı 120’ye ulaşmıştır. Okulların sayısının artmasıyla birlikte oluşan maddî ihtiyacı Ermeni esnafı üstlenmiş ve eğitim işlerinin sorumluluğunu ise bir heyet üzerine almıştır23. Çeşitli Ermeni kaynaklarına göre Patrik Karabet, 1831 yılında Ermeni ileri gelenlerini toplayarak sayıları hızla artan okulların masraflarına katkıda bulunmalarını istemiştir. Bunun için de Ermeni iş adamlarına masrafları ödetmek için bazı senetler imzalatmıştı. Bu okullar mezun verdikçe, yüksek okullar açmak gereği ortaya çıkmış, sorunu çözümlemek için de 13 Eylül 1838’de Üsküdar’daki Cemeran okulu inşa edilerek faaliyete geçirilmiştir24. Amerikalı misyonerler, Amerikan Ermeni teşkilatlarının yardımı ve Ermeni tüccarların desteği ile Ermeni eğitim kurumlarının, Anadolu’da hızla yaygınlaşmasını sağlamayı amaçlıyorlardı. Bu yöntemle, Ermenileri Protestan mezhebine kazandırmak, siyasî nüfuz elde etmek, hem de Osmanlı topraklarına yerleşmek için Ermeni okullarını kullanmak istemişlerdi25. 19. yüzyılda Osmanlı topraklarında Protestan Ermeni sayısı 60 bin kadar olmuştu. Ermeni cemaati Protestan, Gregoryen ve Katolik olmak üzere üç kısma ayrılmıştı. Amerikan misyonerleri 1834’te
20 Sevinç, Ajan Okulları, s.109-111. 21 Osman Ergin, Türkiye Maarif Tarihi, Eser Matbaası, C. I, İstanbul 1977, s.18. 22 M. Hidayet Vahapoğlu, Osmanlıdan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okulları, Ankara 1990, s.10. 23 Ertuğrul, Azınlık ve Yabancı…, s.123. 24 Sevinç, Ajan Okulları, s.112. 25 Necmettin Tozlu, Kültür ve Eğitim Tarihimizde Yabancı Okulları, Akçağ Yayınları, Ankara 1991, s.73; Ertuğrul, Azınlık ve Yabancı…, s.122.
71

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

İstanbul Beyoğlu’nda Ermeniler için bir ilkokul açmışlardı. Ayrıca, Ermeni eğitim sistemini ilkokul, lise ve yüksek okul şeklinde yeniden düzenlemişlerdir26. Amerikalı misyonerler, Ermeni çocukları için 1834 yılında Pera’da bir erkek lisesi açmışlardı. Bu okulda eğitim alanında, aktif ve katılımcı eğitim yönteminin yanı sıra, çok daha gelişmiş eğitim araç gereçlerinden yararlanılmaktaydı. Pera’daki okulu model alarak, Goodell’in ilk öğrencilerinden Ermeni papazı Der Kevork, Hasköy’de mevcudu 400 öğrenciyi bulan bir okul açmıştı27. Bu arada Ermeni Patrikhanesi’ne bağlı Papaz Bogos Pisika, Üsküdar’da bir başka okul açmıştı. Bogos, ayrıca zengin Ermeni bankerlerden Hasköy’deki okula maddî destek de sağlamıştı. Amerikan misyonerleri İstanbul’da sürdürdükleri eğitim faaliyetlerinin yanı sıra, İzmir’de de gayrimüslimler için inanç, dinî eğitim, özgürlüklerin arttırılması gibi faaliyetlere yönelmişlerdi. Özellikle, Hıristiyanlık inancı ve kültürünün yayılması için Malta’dan İzmir’e naklettikleri matbaayı kurarak, açmış oldukları okullara daha çok yayın ve doküman sağlayabileceklerdi28. Ayrıca, İzmir’de 1836 yılında kırk öğrencisi olan bir Ermeni kız ilkokulu açılmış ve yönetimini Ermeni cemaati mensupları kendi üzerlerine almışlardı. Bu arada Ruslar da, Ermeniler ile ilgili Osmanlı Devleti’ne karşı siyasetini, Ermenilerin eğitim kurumları üzerinde yoğunlaştırmıştı. 19. yüzyılda bir kısım Ermeniler, İran’dan Rusya’ya göç etmişlerdi. Rusya, 1816 yılında Moskova’da Ermeni Şark Dilleri Enstitüsü’nü kurarak, Ermeniler konusunda daha sistemli bir çalışma başlatmıştı. Rusya, 1826-1828 yıllarında İran’la yaptığı savaşları kazandıktan sonra 1828’de imzaladığı Türkmençay Antlaşması ile elde ettiği Revan ve Nahçivan hanlıklarını birleştirerek, Ermeni Vilayeti’ni kurup, ardından İran’dan yeni bir Ermeni göçü gerçekleştirmişti. Ruslar, Kafkasya hâkimiyetini

26 Bilal Şimşir, “Ermeni Propagandasının Amerikan Boyutu Üzerine”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu ile İlişkileri Sempozyumu, Atatürk Üniversitesi Yayınları, Ankara 1985, s.94; Ertuğrul, Azınlık ve Yabancı…, s.123. 27 Uygur Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, İstanbul 1889, s.59. 28 R. Kılıç,, “Osmanlı Türkiyesinde…”, s.153-154.
72

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

sağladıktan sonra, kurmuş olduğu Ermenistan Vilayeti’ne, Anadolu’daki Ermenilerin de göç etmelerini istemişlerdir29. Ermeni toplumunda, yoksul öğrencilere yönelik ilk yatılı okul, 1838’de İstanbul’da Bezciyan tarafından açılmıştır. Bezciyan tarafından hazırlanan yönetmenlikte; Ermenice’den başka dil konuşulmaması, öğrencilere dayak atılmaması, okuyan öğrencilerin okul idaresinin izni olmadan alınıp sanata verilmemesi gibi, kurallar konulmuştu30. Ermeniler, 1840 yılında ilk kez Kumkapı’da Lusaviriç adlı bir kız okulu açmışlardır. 1853’ten sonra ise, on dört kişilik bir Ermeni Maarif Komisyonu oluşturmuştu31. Ermeni anayasası niteliğindeki 1863’teki Nizamname-i Millet-i Ermeniyan adlı çalışmayla Ermeni eğitim sisteminin denetimi, Osmanlı yönetimi tarafından yirmi kişilik Ermeni Maarif Komisyonu’na verilmişti. Böylece Ermeni eğitim anlayışı dinî motiften kurtarılarak, millî ve siyasî bir görünümüne bürünmüştür32. 1859’da Ermenilerce yapılan bir istatistiğe göre, İstanbul’da 42 Ermeni okulu ve bu okullarda toplam 5 bininin üzerinde öğrenci bulunduğu belirtilmiştir. 1871’deki bir araştırmaya göre de, İstanbul’da 48 Ermeni mektebinde toplam olarak 6 bin civarında öğrenci bulunmaktaydı. Yine Ermeni Maarif Komisyonu’nun 1874 yılı verilerine göre, Anadolu’da toplam 469 ilk ve ana mektebi, Ermeni okulu mevcut bulunuyordu33. Ermeni okullarında uygulanan eğitim programında; daha çok siyasî eğitime ve beden eğitimine önem verilmiş, öğrencilerin kişisel beceri ve yeteneklerini geliştirmeleri ve hayatta kendi kendilerine yeterli olmaları amaçlanmıştı34. 1893 yılı itibariyle Türkiye’de 4.085 öğrenciye hizmet veren beş kolej vardı. Bunlar; 1852’de Harput’ta Fırat Koleji, 1854’te Kayseri’de Talas Koleji, 1854’te Mersin’de Tarsus Koleji, 1856’da Samsun’da Merzifon Koleji, 1863’te İstanbul Bebek’te Robert Koleji olarak açılmış eğitim kurumlarıydı. Lise düzeyinde eğitim veren bu kolejlere ilaveten, ayrıca,
29 Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri, Babıâli Kültür Yayınları, 7. Baskı, İstanbul 2005, s.27. 30 Bilal Eryılmaz, Osmanlı Devleti’nde Gayr-i Müslim Tebanın Yönetimi, Risale Yayınları, İstanbul 1990, s.117. 31 Ertuğrul, Azınlık ve Yabancı…, s.124. 32 Ertuğrul, Azınlık ve Yabancı…, s.124. 33 Sevinç, Ajan Okulları, s.113; Ertuğrul, Azınlık ve Yabancı…, s.124. 34 Ertuğrul, Azınlık ve Yabancı…, s.124..
73

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

80 orta dereceli okul bulunuyordu. Bu okulların ise 16’sı yatılı kız okulları idi. İlkokul seviyesinde 530 ilkokul vardı. Toplam 624 okulda 27.400 civarında öğrenci bulunmaktaydı35. Osmanlı Devleti üzerinde emperyalist emelleri olan her devlet, Türkiye’de bir azınlık cemaatini âdeta himaye altına alarak onları kendi maksatları doğrultusunda kullanıyorlardı. Azınlık unsurlara çeşitli vaatlerde bulunarak istismar ediyorlardı. Bu acı gerçeği gören Osmanlı padişahları ve devlet adamları, zaman zaman bunları durdurmaya, etkisiz hale getirmeye çalışıyorlardı. Yabancı okullar ile azınlık cemaat okullarının müşterek hareketleri gösteriyor ki, Osmanlı ülkesinde yaşayan gayrimüslimler kendilerine tanınmış olan hak ve hürriyetlerini olumsuz yönde kullanmışlardır. Amerikan Board misyonerleri, Yahudilerle ilgilenmeyi de ihmal etmemişlerdi. Yahudilerin Osmanlı Devleti’ndeki durumu incelendikten sonra, Yahudiler arasında Protestanlığı yayma çabaları başlatılmıştı. Dinî amaçlara ulaşılmamasına rağmen, İstanbul’daki Yahudi okullarında okutulmak üzere bir imlâ kılavuzu ve bir de İbranîce gramer kitabı hazırlanmıştı. Ayrıca Emeniler ve Rumlar için yazılmış bir aritmetik kitabı, coğrafya ve İncil tarihi, Yahudiler için de uyarlanmıştı. Selanik’te 1849 yılında Yahudiler için bir misyoner istasyonu açılmış, fakat şehirde sıtma hastalığının yaygın olması sebebiyle üç yıl sonra, Selanik’te bulunan misyonerler, İzmir’e gelmişlerdi. Amerikan Board personelinin sayıca yetersiz oluşu, ayrıca Yahudilerin misyoner eğitimine itibar etmemelerinden dolayı, Yahudilere yönelik misyoner faaliyetlerine 1856 yılında son verilmişti36. Ermeniler ve Yahudiler gibi, Rumlar da 19. yüzyılda, Osmanlı Devleti’nin zayıflama sürecinde, Amerika dâhil olmak üzere Batılı devletler ile Cemaat okulları açma hususunda bir gayrete girmişlerdir. Rumlar, Tanzimat’tan önce de kendi çocuklarını kendi okullarında eğitebiliyorlardı37. Yine Ermenilerin Anadolu’nun şehir ve kasabalarında bulunan okullarından; Adapazarı’nda 4 İzmit’te 3, Merzifon’da

35 Şimşir, “Ermeni Propagandasının…”, s.98-99. 36 Dağlı, Anadolu’da Kurulan Yabancı..., s.6-7. 37 Yahya Akyüz, Türk Eğitim Tarihi, Ankara 1985, s.150.
74

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

3ç, Manisa’da 2, Bafra’da 2, Kayseri’de 2, Ağın’da 2, Erzurum’da 2, diğer şehir ve kasabalarda ise 1’er adet olduğunu görüyoruz38. Batı medeniyetinin 19. yüzyılda ulaştığı siyasal, toplumsal ve ekonomik ideallerini Ermeniler, Amerikan misyoner okullarında tanıdılar. Bulundukları durum karşısında daha etkin bir hoşnutsuzluk duymaya ve köylü Müslüman komşularına karşı keskin bir üstünlük duygusu beslemeye başladılar39. Ermeniler için ilk misyoner okulu İstanbul Beyoğlu’nda 1834 yılında açılmıştır. Çalışma sahalarını biraz daha genişleten misyonerler, 1852 yılında Harput’ta okul açmışlardır. Bu okul sonraları çok önemli bir merkez haline gelmiştir. 1859 yılında Harput’ta Fırat Koleji olarak da ifade edilen Amerikan Harput Misyoner Koleji faaliyete geçmiştir. Ermeniler tarafından Yeprad Koleji denilen okulun amacı önceleri Ermeni Protestan din adamları yetiştirmekti. Bunun için misyonerler 1880 yıllarından sonra laik öğretime önem vererek eğitim faaliyetlerini, geliştirmeye ve genişletmeye başlamışlardı40. Amerikan misyonerlerinin Harput gibi seçtiği bir önemli merkezde Kayseri’dir. Amerikan misyonerleri Kayseri’ye ilk defa 1854 yılında gelmişlerdir. Burada da Harput misali kendilerine önemli bir üs yapma yoluna gittiklerini görüyoruz. Amerikan misyonerleri 1909 yılına gelinceye kadar Kayseri’de bir Hıristiyan-Protestan kiliseler ve ilkokullar ağı oluşturmuşlardır. Bu tarihlerde Kayseri ve civarında toplam kırk dört okulda iki bine yakın öğrenci ile faaliyet göstermekte oldukları ifade edilmektedir. Kayseri Talas’ta misyonerlerin çalışması sonucu Ermeni cemaatinin desteği ile 1889 yılında bir yatılı kız ve erkek okulu açılmıştır41. Henry K. Wingate adlı bir Amerikan misyoneri, 1893 yılında Talas erkek okuluna, yöneticilik yapmak ve daha büyük bir bina yapmak üzere Merzifon’dan tayin edilmiştir. 1906 yılında Wingate tarafından okul binası yaptırılmaya başlanmış, tamamen yerli malzeme kullanılarak iki yıl içinde okul inşaatı tamamlanmıştır. Yeni açılan bu okulun öğrencileri Rum ve Ermeni cemaatlerin çocuklarından oluşmaktaydı. Talas’ta bu

38 39 40 41

Osman Ergin, Türkiye Maarif Tarihi, İstanbul,1977, C.II, s.753. Örsan Öymen, Milliyet Gazetesi, 29 Eylül 1984. Şimşir, “Ermeni Propagandasının…”, s.94. Dağlı, Anadolu’da Kurulan Yabancı..., s.26.
75

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

okulun bütün masrafları mahalli gayrimüslim zenginlerin yardımlarıyla karşılanmıştır42. Harput’taki Fırat Koleji için Crosby H.Wheeler; 1875 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde 140.000 dolar yardım toplandı ve buna ilaveten yerli halkta 40.000 dolar bağışta bulundu43 demektedir. 1877 yılına gelinceye kadar Harput ve çevresinde 22 kilise, 30 Protestan papaz ve 5.612 kişilik bir cemaat bulunuyordu. Bütün bu faaliyetler Amerikan misyonerleri tarafından yürütülmüştür.
SONUÇ

Ermeniler 19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletleri karşısında gerilemeye başladığı fırsatını kendi lehlerine değerlendirerek, Hıristiyanlık ve Ortodoksluk özgürlüğü düşüncesiyle ciddî mesafeler almışlardır. Esasen Osmanlı ülkesindeki, her bir azınlık grubu yönlendiren Batılı Hıristiyan devletler eşitlik, hürriyet, adalet sloganı ile bütün gayritürk ve gayrimüslim unsurları kışkırtıyorlardı. Amaçları, Osmanlı ülkesinden koparacakları toplulukları kendilerine sözde bağımsızsömürge yapmak ve dünya yüzeyindeki pazar paylarını artırmaktı. Ne yazık ki, yüzyıllarca barış, inanç ve ibadet özgürlüğü içerisinde yaşayan Ermeniler ve diğer toplulukların çoğu ise, bu ayrılıkçı rüzgârlara yelken açıyorlardı44. Osmanlı Devleti yönetiminde gerek gayrimüslim, gerekse yabancılara eğitim kurumu açma imkânı verilmiş, hatta bu okulların açılması teşvik edilmiştir. Bu durum her geçen gün artarak gelinen noktada, Ermeni okullarına İstanbul ve Anadolu’da 1901-1902 yıllarında toplam 104.300 öğrenci devam etmekteydi. Osmanlı Devleti kendi bünyesindeki gayrimüslimlerin eğitim işlerini düzenliyor, onlara geniş bir müsamaha gösteriyordu. Cemaat eğitimi; cemaat veya millet ismi verilen ve Müslüman olmayan toplulukların sahip olduğu eğitim teşkilatı idi. Osmanlı ülkesinde yüzyıllar boyunca gayrimüslimler, ibadet ve eğitimlerini istedikleri gibi yapıyorlardı. Bu eğitim teşkilatına dâhil her dereceden okullar, gayrimüslim cemaatleri tarafından kurulmakta ve cemaat parasıyla işletilmekte idi. Osmanlı
42 Dağlı, Anadolu’da Kurulan Yabancı..., s.26. 43 Dağlı, Anadolu’da Kurulan Yabancı..., s.41. 44 R. Kılıç,, “Osmanlı Türkiyesinde…”, s.155.
76

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

Devleti 1856 yılından itibaren -Islahat Fermanı’yla- sadece bu okulların öğretim usullerini tespit ediyor ve öğretim elemanlarını tayin ediyordu45. Osmanlıların yenileşme çabaları ve emperyalist devletlerin Hıristiyan tebaaya yönelik kışkırtıcı bir milliyetçilik propagandası bu sebeplerin başında gelir. Meselâ; Viyana Ermeni Akademisi ve Ermeni Şark Dilleri Enstitüsü matbaalarında değişik zamanlarda basılan Ermeni toplumuna dair araştırmalar da Ermeni milliyetçiliğinin tezahüründe önemli bir yere sahiptir46. Osmanlı Devleti içerisinde, yabancı okullar ile gayrimüslim okulları ortak çerçevede hareket ederek, ayrılıkçı hareketlere destek vermişlerdir. Ermeni okullarında milliyetçilik düşüncesiyle hareket eden Ermeni gençleri, misyonerler ile birlikte, Türk millî varlığına zararlı faaliyetleri sonucu, Osmanlı Devleti’nin yıkılışını hızlandırmışlardır. Ermeni okulları başta olmak üzere, diğer gayrimüslim okulları da, Türk eğitim sisteminin modernleşmesine, Batılı ülkeler tarzında eğitim yapılmasına, müspet bilimlerin öğretim kurumlarında geliştirilmesine katkı sağlamıştır. Türkiye’de, Türk toplumunun değişimi, demokrasinin gelişmesi, kadın hakları ve eğitimde fırsat eşitliği gibi konularda yararlı etkileri olmuştur. Amerikan Board misyonerleri başta olmak üzere, Ermeni milliyetçiliği Ermeni cemaat okullarında misyonerler tarafından öğretilmiştir. Osmanlı Devleti’ni yıkmak için çoğu yabancılar ve misyonerler işbirliği içerisinde hareket etmişlerdir. 100 yılı aşkın faaliyetleri sonucunda Osmanlı Devleti, diğer bazı iç ve dış değişik etkilerin de tesiriyle yıkılıp parçalanmıştır. 19. yüzyılın son dönemlerine gelindiği zaman, Amerika misyonerlerinin, Rusların, Fransızların, İngilizlerin vs. milletlerin tahrik ve teşvikleriyle, Ermeniler; Hınçak, Taşnaksutyan, Ramgavar ve Anelka gibi, terör örgütleri kurmuşlardır. Emperyalist devletlerin teşvik ve tahrikleriyle, git gide Millet-i sadıka olmaktan çıkmışlardır. Ermeni militanları tarafından, 1890 yılında Erzurum isyanı, Kürt Musa Bey
45 Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1988, C.VII, s.193. 46 Davut Kılıç, “Ermeni Terörünün Ortaya Çıkışında Kilise ve Din Adamlarının Rolü (1863-1896)”, Osmanlı Ermenileri, Manas Yayıncılık, Elazığ 2007, s.147.
77

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

hadisesi, Merzifon- Kayseri-Yozgat hadiseleri, 1894 Maraş-Zeytun isyanı, 1894 Sason isyanı, 1895 Babıâli olayı, 1896 Osmanlı Bankası baskını, I. Van isyanı, 1898 II. Sason isyanı, 1904’de Sultan II. Abdülhamid’e suikast, 1909 yılında Adana’da ortaya çıkan Ermeni isyanı vb. olaylar çıkarılmıştır. Nisan 1915’te II. Van isyanı, Halep, Erzurum, Bitlis, Sivas, Diyarbakır illerinde kanlı olaylar meydana gelmiş on binlerce insan ölmüştür47. Bu Ermeni olayları, Ermeni komitecilerin dış güçlerle yaptığı işbirliği sonucu, yıkıcı ve bölücü faaliyetlere dönüşmüş, yabancı devletler açık ve örtülü bir biçimde Ermenileri desteklemiş ve tahrik etmişlerdir48. Türkler, I. Dünya Savaşı boyunca, Ermeni terör örgütlerinin yoğun baskın ve saldırıları ile masum beş yüz yirmi bin sivil Türk evladını kurban vermiştir. Bir o kadarı da Doğu Anadolu’dan İç Anadolu ve Batı Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmıştır. Amerikan misyonerlerinin örgütlediği, Rusya Çarlığı, İngiltere ve Fransa krallıklarının da açıkça desteklediği Ermeni komitacıları, Osmanlı ülkesinin Doğu bölgesinde bağımsız bir Ermeni devleti kurmak istemiş, bu nedenle de birçok terör eylemi gerçekleştirmiştir. Yüz binlerce sivil masum Türk insanının öldürülmesine rağmen bağımsız bir devlet kuramamışlardır.

47 Karsolos Wladimir Mayeweskiy, Yabancı Gözüyle Ermeni Meselesi, Çeviren Mehmed Sadık, APK Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara 2001, s.13. 48 Arşiv Belgelerine Göre Kafkaslarda ve Anadolu’da Ermeni Mezalimi, Osmanlı Arşivleri, Ankara 1995, s.24.
78

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

KAYNAKÇA
Akyüz, Yahya, Türk Eğitim Tarihi, Ankara 1985. Arşiv Belgelerine Göre Kafkaslarda Ve Anadolu’da Ermeni Mezalimi, Osmanlı Arşivleri, Ankara 1995. Dağlı, Mustafa, Anadolu’da Kurulan Yabancı Okullar Ve Tesirleri, Basılmamış Doktora Tezi, Kayseri 1990. Ergin, Osman, Türkiye Maarif Tarihi, Eser Matbaası, C. I-Iı, İstanbul, 1977. Ergün, Mustafa, II. Meşrutiyet Devrinde Eğitim Hareketleri (1908-1914), Ocak Yayınları, Ankara 1996. Eroğlu, Hamza, Türk İnkılâp Tarihi, MEB Yayınları, İstanbul, 1982. Ertuğrul, Halit, Azınlık Ve Yabancı Okulları Türk Toplumuna Etkisi, Nesil Yayınları, İstanbul 1998. Eryılmaz, Bilal, Osmanlı Devleti’nde Gayr-İ Müslim Tebanın Yönetimi, Risale Yayınları, İstanbul, 1990. E. WhIte, George, Bir Amerikan Misyonerinin Merzifon Amerika Koleji Hatıraları, Terc. Cem Tarık Yüksel, Enderun Kitabevi, İstanbul 1995. Greene, Joseph K., Leavening The Levant, The Pilgrim Press, Boston, New York, Chicago 1916. Halaçoğlu, Yusuf, Ermeni Tehciri, Babıâli Kültür Yayınları, 7. Baskı, İstanbul 2005. Haydaroğlu, İlknur Polat, Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı Okullar, Ankara 1993. Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, C. VII, Ankara 1988. Kocabaş, Süleyman, Ermeni Meselesi Nedir, Ne Değildir?, Vatan Yayınları, 5. Baskı, İstanbul 2003. Kocabaşoğlu, Uygur, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, İstanbul 1989. Kılıç, Davut; “Ermeni Terörünün Ortaya Çıkışında Kilise Ve Din Adamlarının Rolü (1863-1896)”, Osmanlı Ermenileri, Manas Yayıncılık, Elazığ 2007. Kılıç, Remzi; “Osmanlı Türkiyesinde Azınlık Okulları”, Türk Kültürü, S. 431, Yıl XXXVII, Ankara Mart 1999. Küçük, Abdurrahman; “Misyonerlik Nedir?, (Misyonerlik İle “Tebliğ” Arasındaki Fark)”, Dinler Tarihçileri Gözüyle Türkiye’de Misyonerlik, Sempozyum 01-02 Ekim 2005, Yayına Hazırlayan: Asife Ünal, Ankara 2005. MayeweskIy, Karsolos Wladimir, Yabancı Gözüyle Ermeni Meselesi, Çeviren Mehmed Sadık, Apk Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara 2001. Maynard, R. E., Türkiye’deki Amerikan Board Okulları, 1967-1968 Yıllığı. Öymen, Örsan, Milliyet Gazetesi, 29 Eylül 1984. Sevinç, Necdet, Ajan Okulları, İstanbul, 1975. Şimşir, Bilal, “Ermeni Propagandasının Amerikan Boyutu Üzerine”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri Sempozyumu, Atatürk Üniversitesi Yayınları, Ankara 1985. İlter, Erdal, Ermeni Meselesi’nin Perspektifi Ve Zeytun İsyanları (1780-1880), Ankara 1988.

79

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Tozlu, Necmettin, Kültür Ve Eğitim Tarihimizde Yabancı Okulları, Akçağ Yayınları, Ankara 1991. Vahapoğlu, M. Hidayet, Osmanlıdan Günümüze Azınlık Ve Yabancı Okulları, Ankara 1990. Yılmaz, Meşküre, “24 Nisan Neyin Tarihi?”, Türk Yurdu, C. 28, S. 248, Ankara Nisan 2008.

80

Yrd. Doç. Dr. Selim Hilmi ÖZKAN

XVII. YÜZYILIN SONLARINDA HIRİSTİYAN BİRLİĞİ PROJESİ VE ERMENİLER
Yrd. Doç. Dr. Selim Hilmi ÖZKAN
Giresun Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Giresun-TÜRKİYE Tlf.:0 505 712 49 65, e-posta: selimhilmi@hotmail.com

81

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Osmanlı Devleti ile Fransa arasındaki dostluk ilişkisi Kanunî zamanından başlayarak XVII. yüzyılın ortalarına kadar eski samimiyeti olmamakla birlikte Akdeniz’de müttefik iki devlet olarak devam etmiştir. Fakat Fransa başbakanı Mazarin (1602-1661) Hıristiyan Birliği projesi ile birlikte Girit’in Türklerin eline geçmemesi için büyük gayret göstermiş ise de uzun süredir Osmanlı kuvvetleri tarafından kuşatılan Girit’in Türklerin eline geçmesine mani olamamıştır. Bu durum üzerine XVII. yüzyılın ikinci yarısında OsmanlıFransız ilişkileri gerginleşmekle birlikte II. Viyana Kuşatması sonrası yeniden bir yakınlaşma görülmektedir. Çünkü her iki devlet bu dönemde Avusturya ile savaştığı için yanlarına müttefik aramışlardır. İngiltere’nin Osmanlı ile ilk münasebetleri XIV. asrın sonları ile XV. asrın başlarında ticarî ve iktisadî alanda olmuştur. İngiltere, Osmanlı Devleti’nin 1683 II. Viyana Kuşatması’ndan sonra batı ile savaştığı dönemde, tarafsız kalmayı tercih etmiştir. Ama buna rağmen, Fransa ile aralarındaki düşmanlıktan dolayı Osmanlı ile Avusturya arasındaki savaşın bitmesi ve Avusturya’nın Fransa’ya karşı daha serbest hareket edebilmesi için büyük gayret göstermiştir. Osmanlı topraklarında yaşayan diğer Hıristiyan topluluklar gibi Ermeniler de sık sık batılı Hıristiyan devletler tarafından istismar edilmişlerdir. Bugün de başta Fransa olmak üzere birçok batılı devlet tarafından istismar edilmektedir. Bugün Ermenileri korumak ve kollamak için uğraşan devletler, misyonerleri vasıtası ile XVIII. yüzyılın başlarında Ermenilerin inanç sistemlerini bozmak için uğraşmışlardır.

Özet

82

Yrd. Doç. Dr. Selim Hilmi ÖZKAN

GİRİŞ

XVII. yüzyıl sonları ile XVIII. yüzyıl başları, Osmanlı Devleti’nde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Bu dönemin en önemli siyasi olayı sayabileceğimiz II. Viyana Kuşatması’ndan Osmanlı Devleti’nin yenilgi ile çıkması Avrupa’da büyük sevinç yaratmıştır. Alman ve Leh kuvvetleri Viyana da kazandıkları bu başarı üzerine Estergon kalesi üzerine yürüyerek kaleyi zapt etmişlerdir. Avusturya, Peşte’yi alıp Budin’i muhasara etmiştir. Venedik ise Dalmaçya, Mora, Bosna ve Arnavutluk’ta dört cephe birden açmıştır. Venedik’in açtığı bu cephelere, Papalık, İspanya, Cenova, Floransa ve Malta denizden destek vermiştir. Osmanlı Devleti, Avrupa devletleri ile savaşırken iç sorunlar ile de uğraşmıştır. Savaş ortamının oluşturduğu karışıklıktan dolayı vergiler toplanamaz olmuştur. Bu durum ise maliyenin bozulmasına neden olmuştur. Yer yer Anadolu ve Rumeli’de isyanlar baş göstermiştir. Bunun sonucu halk yerini terk ederek daha güvenli yerlere göç etmeye başlamıştır1. II. Viyana Kuşatması, Osmanlı Devleti’nde XVII. yüzyıl başlarında
1 Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), MAD., Belge No:9865; Silahdar Fındıklı Mehmet Ağa, Silahdar Tarihi, C. II, Orhaniye Matbaası, İstanbul 1928, s.228; Yücel
83

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

başlayan çözülmenin su yüzüne çıktığı bir olay olmuştur. Bundan sonra meydana gelen gelişmeler, siyasî, idarî, malî, askerî ve sosyal müesseselerdeki bozulmaların daha iyi görülmesine ve tedbir alınmasına zemin hazırlamıştır2.
1.KUTSAL İTTİFAK DEVLETLERİ VE HIRİSTİYAN BİRLİĞİ PROJESİ

XVII. yüzyılın sonlarında Avrupalı devletler, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunmuş olduğu bu kötü durumdan yararlanmak için birlik içerisinde hareket etmeye başlamışlardır. Bu amaçla Osmanlı içerisinde yaşayan Hıristiyanları bilhassa Ermenileri kullanmayı tercih etmişlerdir. Bu yolla İslam coğrafyasında yaşayan Hıristiyanları ve Ermenileri Türk egemenliğinden kurtarmayı kendilerine bir vazife olarak addetmişlerdir. Bu projede Kanuni döneminden beri Osmanlı Devleti’nin kadim dostu ve müttefiki konumundaki Fransa öncülük etmiştir. Bu cümleden olarak Fransa, 1604’te yenilenen Kapitülasyonlar ile Katolikler üzerinde himaye hakkı elde etmişti. Bu ayrıcalığı bir fırsat olarak gören Fransa, Osmanlı Hıristiyanlarını çözme ve bilhassa Ermenileri Katolikliğe geçirme noktasında 1650’li yıllardan sonra Katoliklik propagandasını artırmıştır3. Bu durum ise Osmanlı Fransız ilişkilerinin gerginleşmesine neden olmuştur. Fransa II. Viyana öncesi ve sonrası Osmanlı Devleti’ne karşı girişilen ittifaklarda açıktan yer almasa da zaman zaman Osmanlıya karşı oluşturulan birliklere el altından destek vermekten kendini alamamıştır. Mesela Fransa, Osmanlı Devleti’nin Girit’i kuşattığı yıllarda Akdeniz ticaretinin olumsuz yönde etkileneceğini bildiği halde Venedik’e gizli yollardan yardımda bulunmuştur. Girit’e yapmış olduğu yardımların ise Osmanlı Devleti’nin haberdar olmaması için çaba harcamıştır. Fransa, daha da ileri giderek Osmanlıya karşı Hıristiyan Birliği kurma projesine girmiştir. Bu amaçla Fransa başbakanı Mazarin (1602–1661) Girit’in Türklerin eline geçmemesi için büyük gayret göstermiş ise de uzun süredir Osmanlı kuvvetleri tarafından kuşatılan Girit’in Türklerin eline
Özkaya, XVIII. Yüzyılda Osmanlı Kurumları ve Osmanlı Toplum Yaşantısı, KTBY, Ankara 1985, s.242. Mustafa Turan, “II. Viyana Muhâsarası, Osmanlı Devleti’nde Siyasî, İdarî ve Askerî Çözülme”, Osmanlı Tarihi Araştırma Merkezi Dergisi, S.9, Ankara 1998, s.429. Recep Şahin, Tarih Boyunca Türk İdarelerinde Ermeni Politikaları, İstanbul 1988, s.91; Davut Kılıç, “Osmanlı Ermenileri Arasında Katolik Kilisesinin Kuruluş Faaliyetleri”, Yeni Türkiye, Ermeni Sorunu Özel Sayısı II, S.38, Mart 2001, s.728.

2 3

84

Yrd. Doç. Dr. Selim Hilmi ÖZKAN

geçmesine mani olamamıştır4. Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa, Fransa’nın Girit’e yapmış olduğu yardımları öğrenince Fransız elçisini teşrifat kurallarına aykırı olarak oturduğu yerden kabul etmiştir. Biraz daha sert tedbirlere başvuran Osmanlı Devleti, Fransa ile olan ticaret ahitnamelerini yenilemeyerek Fransa’nın bu durumuna tepki göstermiştir5. Fransa, ilerleyen yıllarda Hıristiyan Birliği konusundaki tutumunu değiştirmeyerek Viyana’nın Osmanlı kuvvetleri tarafından ikinci defa kuşatılması sırasında Avusturya’ya gizli destek vermiştir. Fransa Avusturya’ya açıktan açığa yardımda bulunamasa da Avusturya ile aralarındaki savaşı durdurarak saldırmayacağı garantisini vermiştir. Osmanlı Devleti’ne de Avusturya’ya yardım yapmayacağı konusunda garanti vermiştir. Fransa’nın bu ikiyüzlü tutumu Avrupalılar tarafından hoş karşılanmamıştır6. XVII. yüzyılın sonlarında İngiltere ve Hollanda’nın tutumuna bakacak olursak; İngiliz elçisi Lord Peget ve Hollanda elçisi Jakob Colyer, Osmanlı Devleti ile Kutsal İttifak devletleri arasında uzun süredir devam eden savaşa son verdirmek için sulh için arabuluculuğa soyunmuşlardır. İngiliz elçisinin barışa zemin aradığı bu dönemde Sadrazam Elmas Mehmet Paşa’nın Fransız yanlısı olması ve İngiliz gemilerinin Osmanlı sularında korsanlık ve casusluk yaptıkları söylentileri üzerine Türkİngiliz ilişkileri biraz gerginleşmiştir. Zenta bozgunu sonrası Sadrazam olan Hüseyin Paşa döneminde bu anlayış değişmeye başladı7. Nitekim Köprülü Hüseyin Paşa, sadrazam olduktan kısa bir süre sonra 1698 başlarında İstanbul Kaymakamı, Kaptan Paşa ve İzmir Kadısına yollamış olduğu bir hüküm ile İngiltere’nin eskiden beri Devlet-i Aliye ile dost olduğunu, Kralın Osmanlı Devleti’ne karşı sadakat içerisinde bağlı olduğu bundan dolayı da İngiliz tüccarlarına ahidnâme-i hümâyûn gereği
4 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. III/II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1995, s.209; Faruk Bilici, “XVII. Yüzyılın İkinci Yarısında Türk-Fransız İlişkileri, Gizli Harpten Objektif İttifaka”, Türkler-Osmanlı, C. I, Ankara 2001, s.482. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, s.210, 211. Donald Quataert, “Ottoman History Writing and Changing Attitudes Towards the Notion of Decline”, http://www.os-ar.com/modules.php?name=Encyclope dia&op=content& tid =501961; Baron Joseph Von Hammer Purgstall, Büyük Osmanlı Tarihi, C.VI, Sabah Yayınları, İstanbul 2000, s.412. C. J. Heywood, “1689–1698 Yılları Arasında İngiliz-Türk Diplomatik İlişkileri”, Türk-İngiliz İlişkileri 1583–1984, Başbakanlık Yayınları, Ankara 1985, s.42.
85

5 6

7

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

hareket edilmesi gerektiği fakat Galata’da bazı kimselerin, bu tüccarları rencide ettikleri hatta daha da ileri giderek tüccarları dövdükleri beyan edilerek bunun önüne geçilmesi istenmiştir. İzmir gümrüğünde ise %3 verginin dışında tüccarlardan ek gümrük vergisi talep edildiği, kesinlikle böyle bir duruma mahal verilmemesi istenmiştir. Hükümde devamla bu duruma neden olanların cezalandırılması ifade edilerek kesinlikle buna benzer bir şeyin bir daha yaşanmaması konusunda görevliler uyarılmıştır8. İngiltere ve Hollanda’nın arabuluculuğu ile imzalanan Karlofça Anlaşması, Osmanlı Devleti’nin dış siyasetinde köklü değişmelerin meydana geldiği dönemin başlangıcı olmuştur. Bu anlaşmadan sonra Osmanlı Devleti’nin, daha önceleri önem vermediği İngiltere, Fransa, Felemenk (Hollanda) gibi bazı Avrupa devletleri ile ilişkilerinde yeni gelişmeler olmuştur. Bu gelişmenin yanı sıra, zikredilen devletlerin siyasetlerine göre tesirleri altında da kalmaya başlamıştır. Bu devletlerin zaman zaman birisi, zaman zaman da ikisi ile anlaşarak denge politikası kurmaya çalışmıştır9. Bu devletler ise Osmanlı sınırlarında yaşayan Hıristiyanlar ve Ermenilere olan ilgilerini artırmışlardır10. Karlofça Anlaşması’nın imzalanmasında büyük gayret sarf eden İngiltere’nin devamlı elçisi Peget’in, Osmanlı ülkesinde görev süresinin dolması üzerine 23 Mart 1702’de onun yerine atanan Rober dö Sutton II. Mustafa tarafından kabul edildiği zaman, padişah kendisine; İngilizler bizim iyi ve eski dostlarımızdır ve bizim onlarla büyük dost olduğumuzun delilini her fırsatta göstereceğiz. Krala dostane tavassutlarından dolayı teşekkürlerimiz ve dostluğuna olan itimadımızı bilhassa göstermekten geri kalmayacağız demiştir11. Fakat bu dostluk ilişkilerine rağmen, İngiltere
BOA, A.{DVN.DVE.d., Belge No:35/1, s.62 vd; Dîvân-ı Hümâyun Mühimme Kayıtlarından Naklen, Ahmet Refik, Hicri Onikinci Asırda İstanbul Hayatı 1100–1200, Devlet Matbaası, İstanbul 1930, s.26; Necmi Ülker, “XVII. Yüzyılın İkinci Yarısında İzmir’deki İngiliz Tüccarına Dair Ticari Problemlerle İlgili Belgeler”, Belgeler, S.18, C.XIV, Ankara 1989-1992, s.273–274. 9 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. IV/I, s.1; Oral Sander, Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü, Ankara 1987, s.82. 10 BOA, C.ADL., Belge No:11/734, 94/5664; C.ZB., Belge No:67/3321. 11 BOA, C.HR., Belge No:1092; A.{DVN., Belge No:277/99; A.{DVN. DVE.d., Belge No:35/1, s.62, 65; Raşid Mehmed Efendi, Tarih-i Râşid, C.II, İstanbul 1282 (1865), s.528; Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekayiât, Haz. Abdülkadir Özcan, TTK Yayınları, Ankara 1995, s.725; Uşşâkîzâde es-Seyyid İbrâhîm Hasîb Efendi, Uşşâkîzâde Târihi, C. I-II, Haz. Raşit Gündoğdu, Çamlıca Basım Yayın, İstanbul
86

8

Yrd. Doç. Dr. Selim Hilmi ÖZKAN

XVIII. yüzyılın başlarından itibaren tüm enerjisini Şark’ı ele geçirmek yani Osmanlı ve İslam coğrafyasına hâkim olmak için harcamaya başlamıştır. İngiltere, bu coğrafyaya hâkim olabilmek için Osmanlı Devleti’nin siyasi ve idari istiklaline dokunmadan çeşitli anlaşmaları ve sözleşmeleri kabul ettirerek birtakım imtiyazlar sağlamak ve bu şekilde imparatorluğa nüfuz etmek istemiştir. İngiltere bu sayede birçok ayrıcalık ve üstünlük de elde etmiştir12. Bu üstünlük ve ayrıcalıktan yararlanan İngiltere ve Hollanda Osmanlı Devleti’nde yaşayan Hıristiyanlar ve Ermeniler ile daha yakından ilgilenme fırsatı elde etmişlerdir. Bu amaçla da korsanlık ve casusluk yapmak için her yolu denemişlerdir. Bunda Osmanlı Devleti ile yapmış oldukları antlaşmaların tesiri çok büyüktür13.
2.XVII YÜZYILIN SONLARI İLE XVIII. YÜZYILIN BAŞLARINDA MİSYONERLİK FAALİYETLERİ VE ERMENİLER

Latince Missio kelimesinden türetilen mission (misyon), sözlükte görev, yetki, bir kimseye bir işi yapması için verilen özel görev anlamlarına gelmektedir. Özel bir mana olarak ise bir dinin tebliğini yapmaya denir. Misyoner (missionnaire) ise bu dinin tebliğini yapan kimsedir. Misyoner kelimesi normalde bütün dinlerin mensupları için geçerli olmakla birlikte günümüzde özel olarak Hıristiyanlığı yaymak isteyenlere denilmektedir. Misyonerlik denilince akla Hıristiyanlığın gelmesinin en önemli sebebi misyon kelimesinin Yeni Ahid (İncil) diline ait bir kelime olmasıdır. Misyonerlerin nihai hedefi bütün dünyanın Hıristiyanlaşmasıdır. Bu nihai hedeften önce Hıristiyan olan ve olmayan toplumlar için ayrı ayrı hedefleri mevcuttur. Hıristiyan ülkeler için gayeleri Hıristiyanları birlik içerisinde tutmak ve Batı Emperyalizmi’nin ve kültürünün tüm dünyada hâkimiyetini sağlamaktır. Hıristiyan olmayanlar toplumlar için gayeleri ise onları Hıristiyanlaştırmaktır. Şayet bu mümkün olmazsa onları kendi dinlerinden soğutmak, şüpheye düşürmek ve sonraki nesiller yoluyla da tamamen dinlerinden döndürmektir14. 

2005, s.489; Rami Mehmed Paşa, Vekāyi‘-i Musâleha, Millet Kütüphânesi, Reşid Efendi Ks. No:685, s.20b. 12 Bayram Kodaman, “Günümüz Meseleleri Açısından Toplum, Din ve Devlet Hakkında Bazı Düşünceler”, Cumhuriyet’in Tarihî-Fikrî Temelleri ve Atatürk, Süleyman Demirel Üniversitesi Yayınları, Isparta 1999, s.132, 133. 13 BOA, C.HR., Belge No:162/8093; C.MTZ., Belge No:16/800. 14 http://www.misyonerlik.com/
87

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Hıristiyanlık dininin yayılması Hz. İsa’nın havarileri ile başlamıştır. Daha sonraları ise Rönesans ve Reform hareketleri ile Hıristiyan dünyasında Protestanlık adı altında yeni bir kilisenin ortaya çıkması ile Katolik kilisesine güven azalmıştır. Bu durum karşısında Hıristiyanlığı yayma fikri yeniden canlanmış ve ikinci bir misyonerlik hareketi ortaya çıkmıştır. Misyonerler Hıristiyanlığı yayabilmek için hayır kurumu, okul, hastane gibi alanlar başta olmak üzere her türlü alanda faaliyet göstermişlerdir15. Papalık misyonerlik faaliyetlerini düzenli yürütebilmek için 1662’de Misyon bakanlığını kurdu. Bunun ardından Paris’te Dış Misyonlar Papaz Okulu kuruldu. Bu okulda eğitim gören din adamlarının bütün masrafları doğrudan papalık propaganda dairesince karşılandı. Bu safhadan sonra Osmanlı topraklarında yaşayan Ermeniler üzerindeki Katolik misyoner faaliyetleri biraz daha arttı. Mesela 16 Aralık 1676 tarihinde Mostar kasabasında daha önceleri Hıristiyanlara ait kilise ve mabed bulunmadığı halde Latin mezhebine mensup Hıristiyanların Dubrovnik elçisi eliyle yaptırdıkları kiliseler ile evlerinde İncil okutup reayaya vaaz ve nasihat etmeye başlamışlardır16. Sivas ve çevresinde faaliyet gösteren doktor, rahip, papaz kılığındaki misyonerler ise köy köy dolaşarak halkı Hıristiyanlaştırmak istediklerinden dolayı derhal Sivas dışına çıkarılması için 16 Ağustos 1708 tarihinde hüküm gönderilmiştir17. Osmanlı sınırları içerisinde yaşayan diğer Hıristiyan topluluklar gibi Ermenilerde sık sık batılı Hıristiyan devletler ve misyonerler tarafından mezhep değiştirmeye zorlanmışlardır. Bugün Ermenileri korumak ve kollamak için uğraşan devletler, misyonerleri vasıtası ile XVIII. Yüzyılın başlarında Ermenilerin inanç sistemlerini bozmak ve Katolik yapmak için uğraşmışlardır. Bununla da yetinmeyen misyonerler Ermeniler üzerinde baskı kurmak için Ermeni din adamlarını kullanmışlardır. Katolik mezhebinin faaliyeti sonucu bir kısım Ermeni Katolikliği benimsemiştir. Bu durum Osmanlı Hükümetleri tarafından engellenmek istenmişse de Ermeni Katoliklerin sayısı giderek artmıştır18.

15 Hidayet Vahapoğlu, Osmanlıdan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okullar, Millî Eğitim Yayınları, İstanbul 1997, s.31, 32. 16 BOA, C.ADL., Belge No:70/4185. 17 BOA, C.DH., Belge No:133/6602. 18 BOA, C.ADL., Belge No:48/2899, 87/5211; C.ZB., Belge No:67/3321.
88

Yrd. Doç. Dr. Selim Hilmi ÖZKAN

Fransa kralı XIV. Lui, Osmanlı hükümeti ile Fransa arasındaki dostluğu ileri sürerek, 1673 yılında yenilenen kapitülasyonlar ile Osmanlı topraklarında bulunan rahiplere meşruiyet kazandırmıştı. Bu ayrıcalıkları fırsat olarak değerlendirip istismar eden Fransız sefiri Marguis De Bonnac, İstanbul’dan XIV. Lui’ye yollamış olduğu mektupta; Ermeniler ile aralarındaki ihtilaflarda gerekmedikçe Türklere müracaat edilmemelidir. Bizim için tutulacak yegâne yol, Ermeni kiliselerinin yöneticilerini idare ederek hâkimiyetlerine doğrudan müdahale edilmeyeceğini, fiili ve siyasi hiçbir menfaatin meselelerine dâhil olmadığını, Türklerin boyunduruğundan umumi bir kurtuluşa ulaşabilmek için aramızdaki problemleri azaltarak birbirine yaklaştırmaktan ibaret olduğuna ikna etmektir demiştir. XIV. Lui döneminde Fransız elçilerin, bu şekilde Osmanlı Devleti’ne tâbi Hıristiyanları Katolik yapma gayretine girişerek, tahrik etmek suretiyle çevirdikleri siyasi entrikalar ve casusluk peşinde koşmaları, Osmanlı-Fransız münasebetlerini gerginleştirmiştir19. Katolik misyonerlerin ve Papalığın çalışması sonucu XVII. yüzyılda Sakız Adasında ve ülkenin çeşitli yerlerinde Hıristiyan azınlıklardan birçoğu Katolik mezhebine geçti. Bu şekilde Marunî, Rum, Süryani ve Ermenilerden Katolikliği kabul edenlerin sayısı artıyordu. Katolik propagandası en çok Ermeniler arasında etkili oldu. Öyle ki; misyonerler, 1691 yılından itibaren 30 bin Ermeninin Katolik Kilisesi’nin hâkimiyetini tanıdığını ifade ederek, Halep’te Yakubi ve Süryaniler üzerinde etkileyici propagandalar yaptılar. Mesela Diyarbakır’da Yakup Süryani taifesi rahibi Bidros isimli rahip kendi cemaati arasında Frenk mezhebi propagandası yaptığından dolayı şikâyet olunarak yerine milletlerinin itimadını kazanan Körgis’in rahip tayin olunması için hükümetten 26 Haziran 1695 tarihinde istekte bulunmuşlardır20. Bu propagandalar karşısında Katolik mezhebinin Ermeniler arasında yayılmasını önlemeye çalışan Osmanlı hükümeti misyonerleri ve onlara yardımcı olanları 1697 yılında Limni adasına sürdü21. Erzurum’da da Frenk ayinini taklit eden Moderkan Manastırı Papazı 16 Haziran 1702 tarihinde azl olunarak yerine Papaz Artin tayin olunmuştur22.
19 Kılıç, “Osmanlı Ermenileri Arasında...”, s.728. 20 BOA, C.ADL., Belge No:32/1914. 21 Ahmet Refik, “Osmanlı İmparatorluğunda Fener Patrikhanesi ve Bulgar Kilisesi”, TTEM, No:8 (85), Sene 15, 1 Mart 1341, s.76; Kılıç, “Osmanlı Ermenileri Arasında...”, s.730. 22 BOA, C.ADL., Belge No:48/2899.
89

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Avrupalı misyonerlerin çalışmaları Karlofça Antlaşmasından sonra biraz daha artmıştır. Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupalı devletler Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmak için büyük çaba göstermişlerdir. Bu durum karşısında anlaşma sonrası Kaptan Paşa ve kadılara gönderilen hüküm ile İngiltere, Hollanda, Venedik gibi devletlerin İstanbul’da bulunan elçileri, adalara yakın yerlerdeki konsolosları aracılığı ile Hıristiyan halkın vergilerine talip olduklarından, bu işten derhal el çektirilmeleri ve hiçbir şekilde adı geçen devletlerin bu halka sahip çıkmamaları hususunda uyarılmıştır23. Diğer taraftan İzmir muhafızı ve daha birçok vali ve kadılara yazılan emirler ile Osmanlı tabiiyetinden zorunlu olarak başka devletlerin tahakkümüne giren Zenta, Kefalonya, Korfu ve başka yerlerdeki ahalilerin durumları hakkında bilgi verilerek ilgilenilmesi ve adı geçen devletlere karşı hukuklarının korunması, gerekirse Osmanlı sınırlarına taşınması hususunda uyarılmışlardır24. XVIII. yüzyılın başlarına doğru Ermeniler üzerindeki Katolik baskısı daha fazla artmaya başlamıştır. Başta Fransa’nın Osmanlı sefirleri olmak üzere Avrupalı sefirler ve misyonerler 1700’lü yıllardan itibaren Ermenilerin tarihini, dilini ve edebiyatını öğretecek eserler neşrederek el altından dağıtmışlardır25. Bu durumu Osmanlı Devleti engellemek için elinden gelen gayreti göstermiştir. Dönemin sadrazamı Hüseyin Paşa’nın İstanbul kaymakamına 1701 Temmuz sonlarında yollamış olduğu bir hükümden İstanbul’da Galata’daki iki yerde ve Validehanı’nda bazı müfsidlerin Ermeni kitaplarını değiştirerek ve yeni ilaveler yaparak bastıklarını ve bunları Ermenilere zorla kabul ettirmeye çalıştıklarını anlamaktayız. Hükümde bu kişilerin derhal yakalanıp hiçbir şekilde bunlara müsamaha gösterilmemesi ve hapsolunması istenmiştir26. 1701 Ağustos başlarında da İstanbul Kaymakamına yollanan diğer bir hüküm ile İstanbul’daki Sulumanastır’da Ermeni rahiplerinden Haçador isimli rahip, Ermenileri Katolikleştirmek istediğinden kürek cezası ile Tersane-i Âmire zindanına gönderilmiştir. Hükümde, daha önce de beyan edildiği ifade edilerek Ermeniler arasında fesad çıkarmak için kitaplarda değişiklik yapanların yakından takip edilmesi istenmiş23 BOA, MD., Belge No:111, (Evahiri Zilkade 1112). 24 BOA, C.HR., Belge No:8571. 25 Nejat Göyünç, Osmanlı İdaresinde Ermeniler, İstanbul 1983, s.53; Kılıç, “Osmanlı Ermenileri Arasında...”, s.731. 26 BOA, A.{DVNS.MHM.d., Belge No:111, s.636.
90

Yrd. Doç. Dr. Selim Hilmi ÖZKAN

tir. Yine aynı hükümde Avrupa’dan getirilen bu kitapları, gerek Valide ve Vezîrhanlarında, gerekse başka yerlerde basarak Ermeniler arasına sokanların yakinen takip edilip ellerindeki malzemelerinin alınması ve iş yerlerinin kapatılarak derhal isimlerinin dîvâna bildirilmesi istenmiştir. Aynı yıl içerisine Ermeni Patrik Sahak da Ermenilerin ayinine fesad karıştırarak Ermeni milleti içerisine tefrika sokmaya çalıştığından dolayı Tersane-i Âmirede hapsolunmuştur27. İkinci bir emre kadar patriğe zarar verilmemesi de ilave edilmiştir. Ermeni milleti arasına tefrika sokmak için, patriklere yardımcı olan Avrupalı Katolikler ülke dışına sürülmüş ve Erzurum’da bulunan misyoner okulları da kapatılmıştır. Bu çalışmalar sonucu Osmanlı Devleti sınırları içerisinde bulunan Ermenilerin, Avrupalı misyonerler tarafından Katolikleştirilmesinin ve inanç sistemlerinin bozulmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır28. Bütün bu önlemlere rağmen Ermeniler arasında mezhep değiştirme eğiliminin devam ettiğini görmekteyiz. Mesela 21 Mayıs 1713 tarihinde Galata’da Katolik kilisesine girdikleri görülen altmış kadar Ermeni, tersanede kürek cezası ile cezalandırılmıştır29. Yine aynı şekilde Venedik’e giderek orada Katolik ayini üzerine tahsil gören ve daha sonra Tokat’ta Ermeni rahiplerini ve Ermenileri ifsad etmeye çalışan Ermeni rahiplerinden Pelpos 18 Kasım 1722 tarihinde Kemah kalesine hapsedilmiştir30. Ermeniler üzerindeki Katolik propagandası her geçen gün kendini hissettirmiştir. Mesela Ermeni taifesinden bazılarının Katolik mezhebine geçmesinden dolayı Ermeni Patrikliği bunların önlenmesi için divanı hümayundan yardım istemek zorunda kalmıştır. Bu durum üzerine de 9 Temmuz 1741 tarihinde hüküm yazılarak olayın önüne geçilmeye çalışılmıştır31. Olayın devam etmesi üzerine Ermenilerin mezhep değiştirmesinin önüne geçmek ve zorla Ermeni kiliselerini ele geçirerek buralarda Katolik ayini düzenleyenlerin cezalandırılması için 11 Aralık 1758 tarihinde de görevliler dikkatli olmaları için uyarılmışlardır32.

27 Patrik Sahak, Ermeni milleti arasına tefrika sokmaya çalışmasından dolayı sonraki yıllarda Erzincan kazasında Subuh Dağı’ndaki Çanlı Kilise Manastırı rahipliğine tayin olunmuştur. 28 BOA, A.{DVNS.MHM.d., Belge No:111, s.643, 645; C.ADL., Belge No:50/3034. 29 BOA, C.ADL., Belge No:94/5664. 30 BOA, C.ZB., Belge No:67/3321. 31 BOA, C.ADL., Belge No:11/734. 32 BOA, C.ADL., Belge No:74/4457.
91

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Ermeniler, Katolik mezhebine geçmekle kalmayıp misyonerler ile işbirliği içerisinde diğer Ermenileri de bu mezhebe geçirmek için zorlamaya başlamışlardır. Mesela Ankara’da oturan Ermeni cemaatinden Koyun oğlu Sergis ve arkadaşları kendi hallerinde iken Frenk ayinine katılan ve Katolik inancına göre ayin yapan bazı zimmîlerin tecavüz ve tazyiklerine uğradıklarından dolayı İstanbul’a 8 Nisan 1741 tarihinde müracaat ederek davalarına bakılması için yardım talebinde bulunmuşlardır33. Katolik propagandasının Osmanlı topraklarında başarılı olmasında Fransa ile Osmanlı Devleti arasındaki münasebetlerin büyük rolü oldu34. Fransa bilhassa XIV. Lui zamanında, Osmanlı ülkesinde faaliyet gösteren Katolik misyonerleri, maddi, manevi ve siyasi anlamda destekledi. Bunların yanında ve arkasında Fransa’nın olduğu gerçeği, Osmanlı Devleti’nin kesin sonuca gidecek sert tedbirler almasını geciktirdi. Bu durum da misyonerlerin cesaretlenmesine sebep oldu. Halep Ermeni Piskoposunun XIV. Lui’ye yazdığı mektupta uzun methiyelerden sonra; Ermenistan Fransızların en kudretli bir kralı tarafından kurulacaktır ifadesini kullanmıştır. Devlet adamlarının ihmalkâr tutumlarını fırsat bilen Katolik misyonerler, Bu yıllardan başlayarak Fransa ve Vatikan’ın verdiği destekle Osmanlı Devleti’ni zayıf düşürmek için Ermeniler üzerinde silinmesi zor dinî ve tarihi izler bıraktılar. Osmanlı Devleti’nin her bölgesine dağılan misyonerler, Fransa ve Papalığın gücünü de arkalarına alarak, nihayet Ermeni toplumunu Gregoryen ve Katolik olarak ikiye bölmeyi başarmışlardır35. Kutsal İttifaka dâhil olan devletlerden Rusya’da, XVII. yüzyılın sonlarında bilhassa Karlofça ve İstanbul Antlaşmaları sonrası dönemde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermeniler ile ilgilenmeyi ihmal etmemiştir. Bu uğurda Osmanlı topraklarındaki Rum ve Ermeni cemaatini Rus Çarları her fırsatta kullanmaya çalıştı. Mesela Eçmiyazin Katoğikosu Simon’un ölümünden sonra yerine geçen Essai (1702–1728), Çar’a giderek Ermenilerin ayaklanmasına taraftar olduğunu ve gizli melikler
33 BOA, C.ADL., Belge No:87/5211. 34 BOA, C.HR., Belge No:113/5602. 35 BOA, C.ADL., Belge No:99/5956; 35/2074; C.HR., Belge No:71/3501; 105/5241; A. Refik, “Osmanlı İmparatorluğu’nda..., s.276; Ahmet Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet I, Neşreden M. Çevik, İstanbul 1984, s.373; Kılıç, “Osmanlı Ermenileri Arasında...”, s.731.
92

Yrd. Doç. Dr. Selim Hilmi ÖZKAN

grubuna iştirak ettiğini bildirmiştir36. Moskova rahiplerinden Varlam Şermetoğlu isimli rahip de İstanbul ve Kudüs’de kilise ve manastırları ziyaret ederek ahaliyi tahrik etmiştir. Bu hareketinin öğrenilmesi üzerine buradan kaçan bu kişi Kıbrıs’a geçmiş ve burada Lefkoşe kadısı tarafından 27 Ocak 1713 tarihinde yakalanmıştır. Yakalandığı zaman üzerinden kutu içerisine saklanmış iki yüz kadar haç çıkmıştır37.

BOA, A.{DVNS.MHM.d., Belge No:111, s.636.

BOA, A.{DVNS.MHM.d., Belge No:111, s.645. 36 Erdem Çakır, “Ermeni Sorununun Yaratılmasında Misyonerlerin Rolü”, http:// www.geocities.com/ begunay/z25.htm?20083. 37 BOA, C.HR., Belge No:2/77.
93

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

BOA, A. {DVNS. MHM.d., Belge No:111, s.643.

SONUÇ

II. Viyana bozgunu ve bozgunun sonucunda imzalanan Karlofça Antlaşması, Osmanlı tarihinde yeni bir dönemin başladığının göstergesi olmuştur. Taarruzdaki Osmanlı ordusu II. Viyana Kuşatması sonrası savaşlar dizisini kaybettikten sonra bu anlaşmayı imzalayarak savunmaya çekilmek zorunda kalmıştır. Bu dönemde Papalığın desteğini de alan Avrupalı devletler ve misyonerleri Osmanlı Devleti içerisinde yaşayan Hıristiyanlar ve Gregoryen Ermeniler ile yakından ilgilenmişlerdir. Bu ilginin sonucu Osmanlı sınırları içerisinde yaşayan Hıristiyan toplumlar ve bilhassa Ermeniler arasında Katolik Hıristiyan anlayışı yayılmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti Hıristiyan toplumlar ve Gregoryen Ermeniler arasında yayılmak istenen Katolik propagandası ve misyonerlik faaliyetleri karşısında tedbir almış bile olsa bunun önüne geçememiştir. Bu durum zaman içerisinde Ermeniler arasında derin yaralar açacak durumun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ermeniler arasındaki Katolik propagandasına, Avrupalı Katolik misyonerlerin yanı sıra misyonerler vasıtası ile Katolik mezhebini benimseyen Ermeni cemaatinden bazı kimseler ve Ermeni rahipler de yardımcı olmuştur.

94

Yrd. Doç. Dr. Selim Hilmi ÖZKAN

KAYNAKÇA
1.Arşiv Vesikaları Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA)

A.{DVN. A.{DVN.DVE.d. A.{DVNS.MHM.d C.ADL. C.DH. C.HR. C.MTZ. C.ZB. MAD. MD.
2.Tetkik Eserler

:277/99. :35/1. :111. :11/734, 32/1914, 35/2074, 48/2899, 50/3034, 70/4185, 74/4457, 87/5211, 94/5664, 99/5956. :133/6602. :2/77, 71/3501, 105/5241, 113/5602, 162/8093, 1092, 8571. :16/800. :67/3321. :9865. :111.

Ahmet Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet I, Neşreden M. Çevik, İstanbul 1984. Bilici, Faruk, “XVII. Yüzyılın İkinci Yarısında Türk-Fransız İlişkileri, Gizli Harpten Objektif İttifaka”, Türkler-Osmanlı, C. I, Ankara 2001. Çakır, Erdem, “Ermeni Sorununun Yaratılmasında Misyonerlerin Rolü”, http://www. geocities.com/ begunay/z25.htm?20083. Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekayiât, Haz. Abdülkadir Özcan, TTK Yayınları, Ankara 1995. Erzurumlu Osman Dede, Tarih-i Fazıl Ahmed Paşa, Süleymaniye Ktb. Hamidiye Ks. No:909. Göyünç, Nejat, Osmanlı İdaresinde Ermeniler, İstanbul 1983. Heywood, C. J., “1689–1698 Yılları Arasında İngiliz-Türk Diplomatik İlişkileri”, Türk-İngiliz İlişkileri 1583–1984, Başbakanlık Yayınları, Ankara 1985. Kılıç, Davut, “Osmanlı Ermenileri Arasında Katolik Kilisesinin Kuruluş Faaliyetleri”, Yeni Türkiye, Ermeni Sorunu Özel Sayısı II, S.38, Mart 2001. Kodaman, Bayram, “Günümüz Meseleleri Açısından Toplum, Din ve Devlet Hakkında Bazı Düşünceler”, Cumhuriyet’in Tarihî-Fikrî Temelleri ve Atatürk, Süleyman Demirel Üniversitesi Yayınları, Isparta 1999. Murphey, Rhoads, Ottoman Warfare, 1500-1700, UK, 1999. Özkaya, Yücel, XVIII. Yüzyılda Osmanlı Kurumları ve Osmanlı Toplum Yaşantısı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1985. Palmer, Alan, Osmanlı İmparatorluğu Son Üç Yüz Yıl Bir Çöküşün Yeni Tarihi, Çev. Belkıs Çorakçı Dişbudak, Sabah Kitapları, İstanbul 1992. Purgstall, Baron Joseph Von Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, C.VI, Sabah Yayınları, İstanbul 2000. Quataert, Donald, “Ottoman History Writing and Changing Attitudes Towards the Notion of Decline”, http://www.os-ar.com/ modules.php?name=Encyclopedia &op=content&tid =501961.

95

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Rami Mehmed Paşa, Vekāyi‘-i Musâleha, Millet Kütüphânesi, Reşid Efendi Ks. No:685. Raşid Mehmed Efendi, Tarih-i Râşid, C.II, İstanbul 1282 (1865). Refik, Ahmet, “Osmanlı İmparatorluğunda Fener Patrikhanesi ve Bulgar Kilisesi”, TTEM, No:8 (85), Sene 15, 1 Mart 1341. Refik, Ahmet, Hicri Onikinci Asırda İstanbul Hayatı 1100–1200, Devlet Matbaası, İstanbul 1930. Sander, Oral, Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü, Ankara 1987. Silahdar Fındıklı Mehmet Ağa, Nusretnâme, C.I, Sadeleştiren İ. Parmaksızoğlu, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1962. Silahdar Fındıklı Mehmet Ağa, Silahdar Tarihi, C. II, Orhaniye Matbaası, İstanbul 1928. Şahin, Recep, Tarih Boyunca Türk İdarelerinde Ermeni Politikaları, İstanbul 1988. Turan, Mustafa, “II. Viyana Muhâsarası, Osmanlı Devleti’nde Siyasî, İdarî ve Askerî Çözülme”, Osmanlı Tarihi Araştırma Merkezi Dergisi, S.9, Ankara 1998. Uşşâkîzâde es-Seyyid İbrâhîm Hasîb Efendi, Uşşâkîzâde Târihi, C. I-II, Haz. Raşit Gündoğdu, Çamlıca Basım Yayın, İstanbul 2005. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, C. III/II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1995. Ülker, Necmi, “XVII. Yüzyılın İkinci Yarısında İzmir’deki İngiliz Tüccarına Dair Ticari Problemlerle İlgili Belgeler”, Belgeler, S.18, C.XIV, Ankara 1989-1992. Vahapoğlu, Hidayet, Osmanlıdan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okullar, Millî Eğitim Yayınları, İstanbul 1997. http://www.misyonerlik.com.

96

Doç. Dr. Selma YEL - Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜNDÜZ

ERMENİ İSYANLARININ MEYDANA GELMESİNDE İNGİLTERE’NİN ROLÜ VE SEBEPLERİ (1890–1895)
Doç. Dr. Selma YEL
Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Beşevler / Ankara-TÜRKİYE e-posta: www.selmayel@gazi.edu.tr

Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜNDÜZ
Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Kırşehir-TÜRKİYE Tlf.: 0 312 202 81 31, (Mobil) 0 542 247 45 43, www.ahmetgunduz23@gmail.com

97

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

XIX. yüzyılda büyük bir imparatorluk olan İngiltere, bu gücünün devamı için Osmanlı Devleti üzerindeki egemenliğini sürdürmek amacıyla farklı yollar aramaya başlamıştır. Rusya’nın da benzer şekilde Osmanlı coğrafyasına doğru yayılmak istemesi, diğer taraftan Almanya’nın da İngiltere’ye rakip politikalar takip etmesi üzerine, Ermenileri himaye eder görünerek Anadolu’yu dolaylı yoldan kontrol etme çabası içine girmiştir. Tebliğimize konu olan Yozgat, Sivas ve Merzifon’daki azınlık ayaklanma ve isyan teşebbüslerinde İngiltere’nin rolü, Başbakanlık Arşivi belgeleri ve tetkik eserler ışığında incelenmeye çalışılmaktadır.

Özet

98

Doç. Dr. Selma YEL - Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜNDÜZ

GİRİŞ

Anadolu coğrafyası tarih boyunca önemini korumuştur. Bu sebeple de bu coğrafya üzerinde kurulmuş olan devlet ve medeniyetler daima dışardan gelen baskı ve tehditlere maruz kalmıştır. Osmanlı Devleti de bu tehdit ve baskılardan kurtulamamıştır. Elbette ki, Osmanlı Devleti’nin maruz kaldığı saldırı ve tehdidin tek sebebi, kurulmuş bulunduğu coğrafya değildir. Birçok sebep vardır. Genel olarak bu sebepler Şark Meselesi başlığı altında tasnif edilmektedir1. Batılı devletlerin, Şark Meselesi’ni kendi çıkarları doğrultusunda çözmek için ortaya koymuş oldukları plan ve uygulamalara da Oryantalist bakış açısı denilmiştir2.
1 Avrupa büyük devletlerinin, Osmanlı Devleti’ni iktisadî ve siyasî olarak nüfuz ve hükmü altına alarak veya sebepler ihdas ederek parçalamak istemeleridir. Bunun için de Osmanlı idaresinde yaşayan muhtelif milletleri istiklallerini temin etmek amacıyla teşvik etmelerinden doğan tarihî meselelerin tümüne Şark Meselesi denilmektedir. Bu hususta geniş bilgi için bkz. Bayram Kodaman, “Şark Meselesi (İslâm-Hıristiyan veya Türk-Avrupa Mücadelesi)”, Prof. Dr. Abdulhalûk. M. Çay Armağanı, C.I, Ankara 1998, s.62. Bu hususta geniş bilgi için bkz: “Oryantalizm”, http://tr.wikipedia.org/wiki/ Oryantalizm.
99

2

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Türkiye’nin jeopolitiğini iyi bilen emperyalist devletler, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, bölgedeki siyasî menfaatleri için parçala ve hükmet politikası takip etmişlerdir. Genellikle Batılı devletler tarafından Doğu’ya dayatılan bir doktrin olarak kabul edilmiş olan Oryantalizm doğrultusunda, Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altında yaşayan Bulgar, Ermeni, Rum ve Kürt gibi toplumların koruyucusu olarak ortaya çıkmışlar ve bunlar hakkında plânlar, projeler hazırlayarak, Şark politikalarını düzenlemeye çalışmışlardır3. Şark Meselesi çerçevesinde Osmanlı Devleti’ne baskı uygulayan ülkelerin başında İngiltere gelmektedir. İngiltere için Anadolu’nun stratejik önemi XIX. yüzyılla birlikte çok daha fazla artış göstermiştir. Çünkü medeniyetler arası geçiş yolu üstünde olan Mezopotamya’da zengin maden kaynakları (petrol) tespit edilmiştir4. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarından itibaren sanayi devleti olmaya başlamış olan İngiltere için de petrol vazgeçilmez bir hammaddedir. Musul bölgesini
Doğubilim: Yakın ve Uzak Doğu toplum ve kültürleri, dilleri ve halklarının incelendiği batı kökenli ve batı merkezli araştırma alanlarının tümüne verilen ortak addır. Terim, kimi çevrelerce olumsuz bir yan anlamla 18. ve 19. yüzyıllardaki sanayi kapitalizminin gelişme döneminin zihniyeti tarafından şekillendirilmiş Amerikalı ve Avrupalıların Doğu araştırmalarını tanımlamakta kullanılmıştır. Bu anlamda doğuculuk, Aydınlanma çağı sonrası Batı Avrupalı beyaz adamın Doğu hakları ve kültürüne yönelik dışarıdan, ötekileştirici, değilleyici ve önyargı dolu yorumlarına işaret etmektedir. Terimi bu bakış açısından ve olumsuz manada kitaplarında -özellikle de Orientalism (1978) kitabında- kullanan en ünlü kişi Edward Said‘tir. Bernard Lewis gibi batılı akademisyenler ise Said tarafından kelimeye yüklenen bu olumsuz imaları eleştirmişlerdir. Oryantalizmi daha radikal boyutta inceleyen Türk aydınlarından Ömer Baharoğlu, oryantalizmin Batı’nın emperyalist eylemlerine katkıda bulunan bir kurgu olduğunu aslında hiç masum bir imgelem veya disiplin olmadığını ve Batı’nın dünyanın değişik coğrafyalarına sızma girişimlerinin fikrî, bilimsel ve kültürel altyapısının oryantalizm tarafından teçhizatlandırıldığını söylemektedir. Ramazan Tosun, “Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı ve Mahiyeti”, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı 14, Güz 2003, s.145. Mehmet Soysal, “Bir Varil Petrol İçin”, http://www.tgrthaber.com.tr/section_view. aspx?guid=abc3394f-e32c-4b2a-85d9-b9eeb4141dd2. Alman ve İngilizlerin Mezopotamya’daki ‘asıl ve daima gizledikleri’ maksatlarını tespit eden Sultan II. Abdülhamit Han, demiryolu projelerinin altında petrol imtiyazından başka bir şey olmadığının da farkındadır. 1890 yılında Sultan II. Abdülhamit Han bütün ülkelerin gizli maksatlarını yok edecek ve tehlikeyi önleyecek tedbiri alır ve irade-i seniye ile Musul petrol sahasını kendi şahsî mülkü, arazisi olarak ilan eder. Almanya ve İngiltere büyük hayal kırıklığına uğrar, alınan bu kararla. Yapabilecekleri ‘daha doğrusu diplomatik yolla’ bir şey yoktur ama ‘diplomatik olmayan yolla’ yapacakları çok şeyleri vardır.

3 4

100

Doç. Dr. Selma YEL - Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜNDÜZ

de içine alan bölge aynı zamanda Arabistan Yarımadası ile Doğu Akdeniz bölgesini birbirine bağlamakta ve Orta Doğu ile Uzak Doğu’yu birbirine bağlayan ve Hindistan’a giden yolları da kontrol edebilmektedir. Hindistan’a yapılacak saldırılarda Mezopotamya merkez olma özelliğine sahip olduğu gibi, Basra Körfezi üzerinden güneye yönelebilecek saldırı ihtimallerinde de aynı şekilde öneme sahiptir. Mezopotamya, Doğu Akdeniz ile Suriye ve Arabistan’a yönelik saldırılarda hedef olacak yerlerden birisi ve stratejik harekâtın hem ikmal üssü hem de emniyet sahasıdır5. Hindistan ve Mısır’ın İngiltere’nin hâkimiyeti altında olduğu ve İngiltere’nin sanayi devleti olma kararında olduğu dikkate alındığında, sömürge politikalarının tespitinde Osmanlı coğrafyasının ne denli önem kazandığı görülebilecektir. İngiltere’nin Ermeni Meselesi’ne destek vererek, Osmanlı Devleti ile ilgili olan politikalarında değişiklik olmasında, Almanya’nın siyasî birliğini tamamlayarak, sömürge politikasına başlaması da tesirli olmuştur. Osmanlı Devleti’ni yaşatmanın artık riskli olduğunu düşünmeye başlamış olan İngiltere, onun topraklarına kendisinin doğrudan yerleşmesinin yanı sıra, kendi nüfuzu altında tampon devletler kurmanın daha avantajlı olduğunu düşünmeye başlamıştır. Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasındaki süreçte takip edilen politikanın aynen uygulanması ile bağımsız bir Ermenistan’ın kurulmasını temin ederek Ermenileri, İngiltere’ye minnettar ve borçlu hissettireceklerini düşünmektedirler. İngiltere için Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermeni devletinin kurulması planı, bu politika sonucunda ortaya çıkmış olup, böylece Çarlık Rusya’sının güneye yayılmacılığının önüne de bir set çekilmiş veya tampon devlet oluşturulmuş olacaktır. Böylece siyasetin ağırlık merkezi de kıta Avrupa’sının dışına taşarak, Ortadoğu eksenli hale dönüşmüştür. Ermeni sorununa İngiltere’nin yaklaşımı ile takip edilen strateji ve planın incelendiği araştırmada, Ermenilerin bölgedeki nüfusu ve Tehcir Kanunu gibi konulara değinmeden, 1890–1895 yılları arasındaki İngilizlerin Ermenilerle olan ilişkileri, Ermenilere yönelik politikaları ve Ermenileri kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaları incelenmeye ve buna yönelik bir araştırma yapılmaya çalışılmıştır.
5 Abdülhalûk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, Ankara 1993, s.2 vd. Ayrıca bkz. Kaya Tuncer Çağlayan, “Büyük Ermenistan Projesi ve İngiltere”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 44, Cilt XV, Temmuz 1999.
101

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

ERMENİ MESELESİ VE İNGİLTERE

Ermeni Meselesi’nin gündeme gelmesi, İngiltere’nin Osmanlı Devleti ile ilgili bu politika değişikliğinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Başlangıç olarak Rus Çarlığının bu hususta öncü ve himayedar bir rol üstlendiği görülmektedir. Ermeni Meselesi’nin, Avrupa’nın ilgi alanı içerisine girmesi daha çok Ayastefanos (Yeşilköy) Barış Antlaşması (3 Mart1878) ile gerçekleşmiştir. 16. maddesiyle Osmanlı Devleti’nden Ermenilerle ilgili düzenlemeler yapması istenmiş ve ilk kez Ermenistan diye bir devletin adı geçmiştir6. İstanbul Ermeni Patriği Nerses, 13 Nisan 1878’de İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Salisbury’ye bir muhtıra göndererek, Ermenilerin artık Müslümanlarla birlikte yaşayamayacaklarını ifade ederek, Türkiye Ermenistan’ında bir Hıristiyan yönetim kurulmasını talep etmiştir7. Ermenistan ifadesi açık olmayıp, nerenin kastedildiği belli değildir. Çünkü Ermeniler Anadolu’nun hiçbir yerinde çoğunluk teşkil edebilecek durumda olmadıkları için devlet kurmak için nereyi kastettikleri de belli değildir. İngiltere gerek bu müracaatları dikkate aldığı için gerekse de Rus Çarlığının bu anlaşma ile Osmanlı Devleti üzerinde çok fazla nüfuz elde ettiğini düşündüğü için Ayestefanos’a karşı çıkmıştır. Fakat bunun öncesinde 4 Haziran 1878’de Osmanlı Hariciye Bakanı Saffet Paşa ile İngiliz büyükelçisi Mr. Layard arasında iki maddelik bir anlaşma yapılmıştır. Anlaşmanın birinci maddesi gereğince Rusya’nın Anadolu işgalini genişletme çabasına girmesi halinde İngiltere Osmanlı Devleti’ne gerekli desteği verecek, buna karşılık Osmanlı Devleti de Doğu vilayetlerinde askerî ıslahatlar yapacaktır. İngiltere’nin görünüşte Osmanlıya yardım edebilmesi için de karşılık olarak Kıbrıs adası talep edilmiştir. Bu anlaşma ile İngiltere, Ermenilerin himayesini üstlenirken, aynı zamanda da Ermeni Meselesi’nde inisiyatifi Rusya’ya bırakmak niyetinde olmadığını göstererek, Kıbrıs’a hâkim olmuştur8. İngiltere’nin bu gelişme sonrasındaki müdahalesi ve Almanya ime Avusturya’nın desteğiyle Berlin Kongresi yapılarak, Ayestefanos Ant6 7 8 İhsan Sakarya, Belgelerle Ermeni Sorunu, Ankara 1984, s.43-45. Bilal N. Şimşir, Ermeni Meselesi 1774–2005, Ankara 2005, s.19. Şimşir, Ermeni Meselesi…, s.19; Kâmran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara 1988, s.123. Ayrıca geniş bilgi için bkz. Aybike Serttaş, “Türkler ve Ermeniler: Bulanık Suların Ardında İki Toplum, Yüzyıllık Himayenin Meyvesi; Zehirli Elma...”, Uluslar Arası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi TÜRKSAM, 27 Nisan 2006.

102

Doç. Dr. Selma YEL - Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜNDÜZ

laşması iptal edilmiştir. Yerine Berlin Antlaşması (13 Temmuz 1878) imzalanmış ve böylece Rus Çarlığının Boğazlar ve Anadolu üzerinde hâkim olma çabaları sonuçsuz bırakılmıştır9. Berlin Anlaşması’na taraf olan ülkelerin onayı ile 61. madde kabul edilmiştir. Bu madde ile …Babıâli (yani Osmanlı Devleti), Ermenilerin oturdukları vilayetlerin yerel şartları dolayısıyla muhtaç oldukları ıslahat ve düzenlemeleri yapmayı ve Kürtler ile Çerkezlere karşı (Ermenilerin) emniyet ve huzurlarını korumayı taahhüt … etmiştir10. Böylece Türk-Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale hakkı doğmuştur. 61. madde çok önemli olup, azınlıklara ayin ve mezhep serbestliğinin temin edilmesi, herkesin din ve mezhep farklılığına bakılmaksızın mahkemelerde şahitlik yapabilmesi ve de Batılı devletlere ait konsoloslukların dinî hayratları ve dinî kuruluşları resmen koruma hakları garanti altına alınmıştır. Böylece Fransa Katoliklerin, Rusya Ortodoksların, İngiltere de Anadolu’da özellikle Ermeniler arasında hızla yayılmakta olan Protestanlığın himayesini üstlenmiş olmaktadır11. İngiltere Berlin Antlaşması’nı takiben, antlaşmanın Ermenilerle ilgili maddelerinin sıkı bir takipçisi olmaya çalışarak, Osmanlı Devleti’nin yapmayı kabul etmiş olduğu ıslahatları yakından takip etmek amacıyla bölgeye konsoloslar göndermiştir. 1878’de Sivas’a Albay Wilson, Erzurum’a Binbaşı Trotter, Van’a Yüzbaşı Clayton, Kayseri’ye Yüzbaşı Cooper konsolos olarak atanmıştır12. Albay Wilson, İngiltere’nin Anadolu başkonsolosu unvanıyla merkez Sivas olmak üzere Bursa, Konya, Kayseri ve Kastamonu’dan sorumlu olacaktır. İlgili bölgelere atanmış olan İngiliz yüzbaşıları konsolos yardımcısı olarak görev yapacaklardır. Yarbay Trotter 1878 Kasım ayından itibaren Erzurum’da görev yapmakta olup, Van da sorumluluk alanındadır13. Görünüşte Osmanlı Devleti’nin yapacağı ıslahatları kontrol için gönderilmiş olan konsolosların bulundukları bölgeler, Ermeni isyan
9 10 11 12 Gürün, Ermeni Dosyası…, s.100. Şimşir, Ermeni Meselesi…, s.20. Gürün, Ermeni Dosyası…, s.124 Bkz. Rıdvan Tümenoğlu, “Osmanlı Devleti’nde Ermeni Sorunu ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları”, Uluslar Arası İlişkiler ve Stratejik Araştırma Merkezi, 18 Nisan 2006. 13 Cevdet Küçük, Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselsinin Ortaya Çıkışı 1878–1897, İstanbul 1986, s.45.
103

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

ve ayaklanmalarına merkez olması sebebiyle dikkat çekmektedir. Konsoloslar çoğu zaman misyonerlerle birlikte hareket ederek, Ermeni isyanlarının başlamasında teşvik edici rol üstlenmişlerdir. Bu sebeple de, İngiltere’nin bu konsolosluklar vasıtasıyla ıslahatları takip etmekten daha çok, Ermeni terör ve ayrılıkçı hareketlerini teşvik ve himaye ettiği sonucuna ulaşmak mümkündür. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Salisbury’nin, Albay Wilson’a göndermiş olduğu talimatta da bu kanaati güçlendirecek ifadeler mevcut olup, asıl yapılması gerekenin, halkın durumunun tetkik edilerek, Ermenilerden bir halk gücü teşkil etmek olduğu ifade edilmektedir14. Büyük devletler tarafından birbiri ardına verilen vaatlerle ve Protestan misyonerlerin çalışmalarının tesiriyle hayallere kapılan Ermeniler, Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları’yla Ermenistan’ın varlığını ve ıslahata ihtiyacının olduğunu antlaşma hükümlerine sokabildikleri için alabildiğine cesaret kazanmışlar, hareket serbestliklerini artırmaktan çekinmemişlerdir. Üstelik gerek Ayestofonos gerekse Berlin Anlaşmaları’nda resmen Ermenilere verilecek haklardan ve yapılacak ıslahatlardan bahsedilmiş olması sebebiyle, Batılı diğer devletler de bu hususta söz sahibi olmuşlardır15. Özellikle İngiltere, inisiyatifi Rusya Çarlığına bırakması halinde Mezopotamya’nın da tehlikeye gireceğini görmüş olduğu için, bu tarihten itibaren Ermeni Meselesi’ni kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışmıştır. İngiltere’nin ve Rusya’nın Ermenilerle ilgili amaçlarını Fransız Gazeteci Rene Pinon’un; Rus ve İngiliz nüfuzu Ermenilerin sırtından çarpışmıştır. Ermenistan İngiltere’nin elinde Rus yayılmacılığına karşı ileri bir karakol olmuştur şeklindeki sözleri çok iyi açıklamaktadır16. Aslında İngiltere’nin Osmanlı coğrafyası ile ilgili çalışmaları çok öncesine dayanmaktadır. Batılı devletlerin emperyalist amaçlarını gerçekleştirmede kullandıkları başlıca yöntem olan misyoner okulları, XVI. yüzyıldan itibaren, Osmanlı Devleti’nde faaliyet göstermeye başlamıştır. İngilizler biraz daha geç bir tarihte bu yöntemi kullanmaya
14 Küçük, Osmanlı Diplomasisinde…, s.45. 15 Bkz. Aybike Serttaş, “Türkler ve Ermeniler: Bulanık Suların Ardında İki Toplum, Yüzyıllık Himayenin Meyvesi; Zehirli Elma...”, Uluslar Arası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi TÜRKSAM, 27 Nisan 2006. 16 “Ermeni Sorununun Gerçek Yüzü”, http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam. aspx?hid=74946,TrtHaber, 09.06.2003, 11:11.
104

Doç. Dr. Selma YEL - Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜNDÜZ

başlamışlardır. Türkiye’ye ilk gelen Protestan misyonerlerin British and Foreign Bible Society’ye mensup oldukları ve kuruluş tarihi olan 1804’den itibaren İzmir merkez olmak üzere Anadolu’nun muhtelif bölgelerine girmeye başladıkları bilinmektedir. Amerikan misyonerleri ise 1819’dan başlayarak Osmanlı coğrafyasına ve özellikle de Anadolu’ya gelmeye başlamışlardır. 1832’de İstanbul misyonerlerin merkezi haline gelmiştir17. İngiltere de, 1846 yılında İstanbul’da bir Protestan Cemaati İdare Heyeti teşekkül ettirmeye teşebbüs ederek, kendine yandaş Ermeni grupları teşkil etmeye çalışmıştır18. Ancak, Ermenilerin Protestanlaştırılmasında Amerikalı misyonerlerinin daha büyük katkısı olup, bu hususta İngiltere’ye destek verdiklerini söylemek mümkündür. Ermenilerin Protestanlaştırılmasını kolaylaştıran ise o günkü kiliseler ve piskoposların halk üzerindeki yoğun baskılarıdır. Bu gelişmeler üzerine İngiltere’nin talebi sonucunda Osmanlı Devleti Protestan kilisesine resmen izin vermiş ve Protestan Ermeni cemaati ortaya çıkmıştır. 1896 yılına gelindiğinde ABD’den 7, İngiltere’den ise 4 ayrı kiliseye bağlı olan misyonerler Anadolu’da farklı bölgelerde hizmette bulunmaktadırlar. Misyon merkezlerinin bulunduğu bölgeler Bursa, İzmir, Merzifon, Kayseri, Sivas, Trabzon, Erzurum, Harput, Bitlis, Van, Mardin, Antep, Maraş, Adana, Haçin, Ankara, Yozgat, Amasya, Tokat, Arapkir, Malatya, Palu, Diyarbakır, Urfa, Birecik, Elbistan ve Tarsus’tur19. Misyonerlerin bulunduğu bölgeler son derece dikkat çekici olup, bugün Türkiye’nin ciddî bir problemi olan PKK meselesinin ilk tohumlarının da bu süreçte atıldığını ifade etmek yanlış değildir. İngiltere’de Türk düşmanı Lord Gladistone’nin Başkanı olduğu liberallerin 1880 Nisan ayında iktidara gelmesi, Ermenileri Osmanlı aleyhine iyice şımartmıştır. Çünkü muhafazakâr partinin politikası Ermenilerin devlet kurması yerine ıslahatlarla rahatlatılması ve böylece Osmanlı Devleti’nin yıkılışına mani olmak şeklindeyken, Liberal parti aksine bağımsız Ermenistan fikrini desteklemektedir20. 1870’lerde Balkanlar’da Bulgar ayaklanmalarının avukatlığını yapan Gladistone, şimdi de Erme17 Gürün, Ermeni Dosyası…, s.58. 18 İngiltere’nin misyonerlik çalışmaları ile ilgili olarak bkz. Hamdi, Ahmet, Hazırlayan: Onur, Hüdavendigar; İngiliz Misyonerleri, İstanbul 2001, http://www.trt. net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=74946,TrtHaber, “Ermeni Sorununun Gerçek Yüzü”, 09.06.2003, 11:11. 19 Gürün, Ermeni Dosyası..., s.59. 20 Küçük, Osmanlı Diplomasisinde..., s.59.
105

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

nilerin avukatlığına soyunmuş, Ermenilere yardım insaniyete hizmettir21, yine doğuyu ilerletip aydınlığa kavuşturmak isterseniz Ermenilere istiklal veriniz22 gibi sözler sarf etmektedir. Times gazetesinde 13 Temmuz 1881 tarihinde yayınlanmış olan Ermeniler”başlıklı beyannamede, Londra ve Manchester’da yaşayan Ermeniler gördükleri himaye ve destek sebebiyle Lord Gladistone’ne açıktan açığa teşekkür etmektedirler23. Bu cümlelerden anlaşıldığı kadarıyla Ermeni Meselesi’nde İngilizler Rusların önüne geçmişler ve Ermenilere destek vermeye başlamışlardır. Hatta Ermeniler ıslahatlar konusunda Rus çarına müracaat ettiklerinde, Çar’ın Ermeni heyetine verdiği; Sizin işleriniz beni ilgilendirmez, İngiltere menfaatlerinizi müdafaa etmeyi üzerine almıştır. İngiliz hükümetine müracaat ediniz24 şeklindeki sözleri de bunu doğrulamaktadır. Lord Gladstone’nin insanî gibi görünen Ermenilerle ilgili planlarının altında hem siyasî çıkar hesapları hem de İslamiyet’e karşı olan nefreti yatmaktadır25. Bu politikanın bir sonucu olarak, İngiliz basınında Doğu Anadolu’dan Ermenistan diye bahsedilmeye başlanmış, en ücra bölgelere kadar konsolosluklar açılmaya çalışılmış ve de Protestan misyonerlerinin
21 Ermeni Komitacılarının Âmal ve Harekat-ı İhtilaliyesi, Matbaa-i Amire, İstanbul 1332, s.4. 22 İhsan Ilgar, “Bir Asır Boyunca Ermeni Meselesi”, Hayat Tarih Mecmuası, Ekim 1975, s.10 23 BOA, HR.SYS., Belge No:2822/4. Times gazetesinin 13 Temmuz 1881 tarihli nüshasında yer alan Ermeniler başlıklı beyannamenin tercümesi şöyledir: Aşağıdaki beyanname Londra ve Manchester’da oturan Ermeniler tara­fın­ dan Mösyö Gladstone ile Lord Granville’e takdim edilmiştir: İngiltere’de ikamet eden biz Ermeniler İngiliz Osmanlı mukavelenamesine dair parlamentoda yapılan son görüşmeler sırasında İngiltere Devleti’­ nin Ermeni Meselesi hakkındaki teminatını büyük bir memnuniyetle öğrendik. Osmanlı Devleti tarafından Ermenilerin dil ve edebiyatları ile millî ve mezhebî imtiyazları aleyhinde bir takım yeni tedbirler alınıp müstakil hareketlerde bulunulduğu, bazı zararlı kişiler tarafından mezalim yapılıp düş­ manca davranıldığı, kıtlık dolayısıyla yoksulluğun arttığı ve çaresiz kalan Ermenilerin zulüm ve yolsuzlukların kurbanı oldukları bir zamanda İngiltere’­­nin, İstanbul büyükelçisi Lord Dufferin aracılığıyla bu çok önemli Ermeni Meselesi’nin çözümlenmesi konusunda tüm yetki ve gücünü sonuna kadar kullanacağını sevinçle haber aldığımızdan Ermeniler hakkında bu şekilde gösterilen yakınlığa teşekkürlerimizi sunarız. 24 Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, C.VIII, TTK Yayınları, Ankara 1970, s.133. 25 Gürün, Ermeni Dosyası..., s.56; BOA, Y.PRK.EŞA., Belge No:16/80. İngiltere elçisinin Yozgat’taki Ermeni fesatçılarla ilgili tebligatı, ger­çekte İngilizlerin Ermeni işlerini parmaklarına dolayarak Ermeni milletini himaye et­mek ve son savaştan önce Balkan yarımadasında çıkarılan karışık­ lıkların bir benzerini Anadolu’da meydana getirmek arzusunda olduklarını ortaya koymaktadır. BOA, Y.PRK.UM., Belge No:29/61.
106

Doç. Dr. Selma YEL - Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜNDÜZ

sayısında ciddî bir artış meydana gelmiştir. Aynı zamanda da Londra’da İngiliz-Ermeni Derneği kurulmuştur26. Bu faaliyetlere karşılık Sultan II. Abdülhamit, İngiltere ve Ermenilerin ıslahat isteklerinin iç yüzünü bildiği için ıslahatları yapmamakta direnmiştir. İngiliz büyükelçisi Layard, 27 Nisan’da İngiliz Dışişleri’ne göndermiş olduğu raporda, Padişahın İngiltere’nin niyetleri hususunda şüphe içinde olduğunu ifade etmektedir27. Layard, elçi olarak son gönderdiği raporda ise Ermenilere bağımsızlık istemenin hiçbir bölgede çoğunluk teşkil etmemeleri sebebiyle, Ermenler açısından bir felakete sebep olabileceğini açık bir şekilde ifade etmiştir. Ancak, yeni İngiliz hükümeti bu düşüncenin tersine bağımsız Ermenistan’ın teşkili için çaba sarf etmeye karar vermiştir28. İstanbul’daki Fransız büyükelçi Paul Cambon’un 1894’te Paris’e gönderdiği raporda, İngiltere’nin bu hususta üstlenmiş olduğu rol açık bir şekilde ifade edilmekte olup, şöyle demektedir: Gladstone gayr-i memnun Ermenileri örgütlemiş, disiplin altına almış, onlara destek vaadinde bulunmuştur. Bundan sonra propaganda komitesi ilhamını aldığı Londra’ya yerleşmiştir...29. II. Abdülhamit’in tavizsiz sert tutumu karşısında ıslahat ve muhtariyet istekleriyle hedeflerine ulaşamayacaklarını anlamış olan Ermeniler, şiddet yolunu da kullanmaya karar vermişlerdir. Bu amaca yönelik olarak 1889 yılından itibaren Hınçak, Taşnak gibi terör örgütleri kurmaya başlamışlardır. Bu örgütler Bulgarları taklit ederek ve kan dökerek amaçlarına ulaşma amacındadır. Bu isyanların arkasında da büyük ölçüde İngiltere’nin bulunduğu bugün artık bir sır olmaktan çıkmış olup, arşivler buna ilişkin belgelerle doludur30.

26 Ahmet Kolbaşı, Merzifon, Yozgat ve Kayseri Ermeni Olayları (1892–1893), Kayseri 2005, s.40. 27 Küçük, Osmanlı Diplomasisinde..., s.60. 28 Küçük, Osmanlı Diplomasisinde..., s.61. 29 Kolbaşı, Merzifon, Yozgat ve Kayseri..., s.40. 30 Bkz. BOA, Y.PRK.EŞA., Belge No:16/80. İngiltere elçisinin Yozgat’taki Ermeni fesatçılarla ilgili tebligatı, ger­ çekte İngilizlerin Ermeni işlerini parmaklarına dolayarak Ermeni milletini himaye et­ mek ve son savaştan önce Balkan yarımadasında çıkarılan karışık­ lıkların bir benzerini Anadolu’da da yaratmak arzusunda olduklarını ortaya koymaktadır. BOA, Y.MTV., Belge No:78/3, 17 Mayıs 1893 tarihli diğer bir belgede ise; İngiltere’nin Ergani konsolosunun Yozgat’a giderek civardaki Ermenilerin durumunu İngiltere büyükelçiliğine yazdığı anlaşılmaktadır.
107

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

ERMENİ MESELESİNİN ULUSLAR ARASI MESELEYE DÖNÜŞMESİ (1890–1895)

1890’lardan itibaren Ermeni Meselesi, Türk ve dünya kamuoyunda duyulmaya başlanmış ve aynı zamanda da siyasileşmiştir. Bu sebeple de 1890 tarihi, Ermeni Meselesi’nde önemli bir başlangıç noktasıdır. Ermeniler, bu tarihi müteakiben siyasî hazırlık aşamasından silahlı eylem ve propaganda aşamasına geçiş yapmışlardır. Bu aşamaya geçişte İngiltere’nin çok ciddî olarak desteği söz konusu olup, hem siyasî ve stratejik, hem de silah ve lojistik yardım temin etmiştir. Rus Generali Maslovski’ye göre, 1890 yılına kadar Anadolu’da çok ciddi Ermeni eylemi ve başkaldırısı yoktur31. Ancak 1890 yılı ile birlikte Osmanlı Devleti’nin bu yöndeki şikâyet ve rahatsızlığının arttığı görülmektedir. Aslında bu tarihten önce de Ermeni isyan hareketleri meydana gelmiştir. Hatta bu dönemde Rusya, İngiltere’den çok daha fazla bu meseleyi kendi lehine kullanma çabası içinde olmuştur. Ancak, bu mesele, Osmanlı Devleti’ni ciddî olarak tehdit edecek boyutta değildir32. Ermeniler, XIX. yüzyılla birlikte İngiltere’ye göç etmeye başlamışlardır. Bunların büyük kısmı tüccardır. Özellikle de Londra, Liverpool, Manchester şehirleri, Ermenilerin ticaret ettikleri merkezler haline dönüşmüştür. Sayı olarak ABD ile mukayese yapıldığında aslında buraya yerleşen Ermeni sayısı daha az olmakla birlikte, İngiliz kamuoyuna tesir etmeleri ve Anadolu Ermenilerine verdikleri destek sebebiyle İngiltere Ermenileri ciddî bir varlık göstermişlerdir33. Londra’da kurulmuş olan Ermeni Vatanperverler Derneği, Armenia adında Fransızca bir gazete çıkarmak suretiyle yalan ve iftira haberlerle Osmanlı Devleti aleyhine propaganda yapmaya başlamıştır34. İngiliz-Ermeni Derneği kurucusu Minas Tcheraz, …hedefe varmak için birden ihtilale teşebbüs yerine, politik durumdan istifade etmek şartıyla teenni ile hareket etmeyi, kâfi derecede kuvvet olmayan dağlık yerlerde eşkıya çeteleri teşkil edilmesini, Osmanlı Devleti tarafından zulüm ve işkenceye tabi tutuldukları hakkında Avrupalıları inandırmayı... önermektedir35.
31 Sakarya, Belgelerle Ermeni..., s.93. 32 Gürün, Ermeni Dosyası..., s.166; Kolbaşı, Merzifon, Yozgat ve Kayseri..., s.96-97. 33 Recep Karacakaya, “İngiltere’nin Ermeni Propagandası ve Osmanlı Devleti’nin Buna Karşı Aldığı Önlemler (1878-1900)”, Ermeni Araştırmaları 2. Türkiye Kongresi Bildirileri, Cilt I, Ankara 2007, s.532. 34 Karacakaya, “İngiltere’nin Ermeni…”, s.534. 35 Karacakaya, “İngiltere’nin Ermeni…”, s.535.
108

Doç. Dr. Selma YEL - Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜNDÜZ

İngiliz-Ermeni Derneği ve bu derneğin daha radikal görüşlere sahip olan üyeleri tarafından teşkil edilmiş olan Ermeni Vatanperverler Derneği, İngiltere ve ABD’ne müracaat ederek, Berlin Anlaşması’nın 61. maddesinin uygulanması için Osmanlı Devleti’ne baskı yapılmasını istemişlerdir. Aynı zamanda da basın yolu ile iftira kampanyalarını devam ettirerek, Hıristiyan kamuoyunu Osmanlı aleyhine kışkırtmaya devam etmişlerdir. Bu faaliyetlerinde Gladstone ve iktidar partisinden destek görmektedirler36. Derneğin başkanlığını liberal partiden milletvekili olan Mr. Francis Stevenson’un yapıyor olması, aynı zamanda da Gladstone kabinesinden iki eski bakan ve yedi parlamenter bulunması bu desteğin ölçüsünü göstermektedir37. Londra’daki İngiliz-Ermeni Cemiyeti, Anadolu’daki Ermeni olaylarının çıkışında yol gösterici bir rol üstlendiği için Osmanlı Devleti bu gelişmelere tepkisiz kalamamıştır. 25 Ekim 1890 tarihli Lord Salisbury’nin, Osmanlı Hariciye Nezareti’ne göndermiş olduğu cevabî belgeden, Osmanlı Devleti’nin Londra’daki Ermeni komitesinin çalışmalarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdiği anlaşılmaktadır. Salisbury verdiği cevapta, İngiltere’nin bir hukuk devleti olduğunu ifade ederek, Londra Ermeni Komitesi hakkında hiçbir tedbir alınamayacağını bildirmektedir. Aynı zamanda da İngiltere’nin demokrasi ve hukuk anlayışını özetleyerek, Osmanlı Devleti’ne sözde demokrasi dersi vermektedir38. Ancak Osmanlı Devleti’nin bu şikâyeti, Ermeni Meselesi’nin arkasındaki gerçek gücün fark edilmiş olunduğunu göstermektedir. Tehcir uygulamasına kadar olan süreçteki Ermeni ayaklanma ve isyanlarının ilk meydana geldiği bölge Erzurum’dur. Rusya Ermenileri de bu hadisede silah temini ile destek vermişlerdir. Sonuç olarak Osmanlı Devleti’nin bu hareketi bastırmak için almış olduğu güvenlik tedbirleri, batı kamuoyuna yanlış bir şekilde aksettirilmiş ve Hınçak ve Taşnak militanlarının Haziran 1890’da başlatmış oldukları isyan, Hıristiyanlar Müslümanlar tarafından katlediliyor şekline dönüştürülmüştür39. Bu isyanlar, Avrupa devletlerinin dikkatini Anadolu’ya yöneltmiştir. Ermeni komitacıların istedikleri de budur. Aynen Bulgar ve Yunan ayaklanmasında olduğu gibi, yine Türkler, Hıristiyanları katlediyor propagandası
36 37 38 39 Karacakaya, “İngiltere’nin Ermeni…”, s.536. Karacakaya, “İngiltere’nin Ermeni…”, s.539. BOA, HR.SYS., Belge No:2823/36. Tosun, “Ermeni Meselsinin Ortaya...”, s.160.
109

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

ile amaçlarına ulaşmayı ümit etmektedirler. Bu plan da büyük ölçüde İngiltere başbakanı Gladstone’un istediği gelişmelere uygunluk arz etmektedir40. 1890 tarihi Ermeni terör eylemlerinin yoğunlaşmaya ve batılı devletlerin de bu konuyla yoğun bir şekilde ilgilenmeye başladıkları yıl olmuştur. 26 Şaban (Ağustos) 1310 (M.1892) tarihli Sivas valiliğinden Dâhiliye Nezareti’ne gönderilen şifrede de Merzifon’daki Ermeni eylemlerine yer verilmiştir. Burada bulunan Protestan mektebinin yakınlarında dolaşan Müslüman halktan bir çocuğun, kuzu güderken, mektep çocuklarından iki delikanlının zorla çocuğun kuzusunu almağa çalıştıkları ve çocuğa yardıma gelen halktan iki kişiye de mektep içerisinde Amerikan konsolosunun kavasıyla içlerinden bazısı silahlı olduğu halde 50–60 kadar öğrencinin hücum ederek, darp ettiklerinden bahsedilmektedir. Belgede dikkat çekici olan, kolej öğrencilerinin hem çocuk hem de ona yardıma gelenleri mektebe getirdiklerinde; esir getirdik burası da bir hükümettir... diyerek alkışlamış olmalarıdır41. Okulda darp edilmiş olan çocuk ve beraberindekiler sonradan serbest bırakılmış olsalar da Merzifon Amerikan Koleji’nin örgencilerini nasıl bir siyasî amaç ile eğitmekte olduğu açıktır. 26 Şaban (Ağustos) 1310 (M.1892) tarihli Sivas vilayetinden Dâhiliye Nezareti’ne gönderilmiş olan bir başka şifrede, Osmanlı Devleti’nin misyonerleri yakından takip etmeye çalıştığı anlaşılmaktadır. İlgili şifre, Sivas’taki Amerikan Protestan mektebi misyonerlerinden Peri’nin, Merzifon’da bulunan Amerika mektep müdürü Herik’e 28 Şubat 1309 tarihinde yazdığı gizli bir mektubun el geçirilmiş tercümesine aittir. Sivas valisi Halil hakkında bilgiler içermektedir. Söz konusu mektupta, valinin doğrulukla hareket edenlere güvendiğinden, desise ve hile ile davranılmasından ise hoşlanmadığından bahsedilmektedir. Peri, özellikle de vali ile açıkça konuşulması halinde desteğinin temin edileceği kanaatindedir. Valinin iki konuda yardımına ihtiyaç duymaktadırlar. Birincisi, 1890 yılında Merzifon Amerikan Koleji öğretmenlerinden Tomayan ve yardımcısı Kayayan’ın Gemerek ve Burhan köylerindeki halkı isyana teşvik etmelerinden dolayı, ikincisi de Londra Komitesinden bir memurun
40 Bu hususta bkz. Taha Niyazi Karaca, “Ermeni Sorunu İle İlgili Bir İngiliz Kaynağı Üzerine Eleştirel Değerlendirme”, Belleten, LXVII, Ağustos 2003, Sayı 249, s.528–529. 41 BOA, Y.PRK.UM., Belge No:26/67.
110

Doç. Dr. Selma YEL - Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜNDÜZ

Gemerek Komitesinin teşkilinden suçlu bulunmalarıdır42. Açıktan açığa Peri, Amerika’nın duruma müdahalesini talep etmektedir Sason isyanı Ermeni Meselesi’nde önemli bir yer tutmaktadır. Kumkapı gösterilerinde rolü olan Mihran Damadyan, 1891 yılında çeteler kurarak, bölge Ermenilerini isyana teşvik etmiştir43. Aslında bu hadiselerin planlaması 1891’de Merzifon’da yapılmış olan örgüt toplantısında tespit edilmiştir. Dokuz şehirden dokuz komite üyesi Merzifon’a gelerek bazı kararlar almışlardır. Öncelikle para toplama işini nasıl yapacaklarını tespit etmişler, gizlilik ve ihaneti nasıl cezalandıracaklarını belirlemişledir. Bir mühür tespiti yapılmıştır. Silah ve cephane temininin yanı sıra ihtilal bildirileri dağıtmak, afiş asmak ve örgütün bütün Ermeniler arasında kabul ve desteklenmesini temin etmeyi kararlaştırmışlardır. Burada alınan kararların belki de ne şaşırtıcı olanı Türkler tarafından yapılmış izlenimi verecek şekilde gerekirse Ermenilere yönelik cinayetler yapılmasının kararlaştırılmış olmasıdır. Aynı zamanda da Türkleri, Hıristiyanlara saldırtacak eylemler düzenlenecektir. Örgüt merkezi kısa bir süreliğine Merzifon’da kalmış, Amasya, Yozgat, Sivas, Kayseri, Karahisar, Divriği, Gürün gibi merkezlerde birer başkan ve başkan yardımcısı, sekreter, muhasebeci ve birkaç faal üyeden oluşacak şekilde merkezler teşkil edilmiştir44. Merzifon Ermeni Komitesi bu bölgeyi Küçük Ermenistan olarak isimlendirmiştir45. Ermeniler Merzifon toplantısı sonrasında alınan kararlar gereğince amaçlarına ulaşmak için bazen kendi ırkdaşlarına ve dindaşlarına da saldırmaktan çekinmemişlerdir. Bu saldırıları Müslüman halkın üstüne atmak suretiyle Batı kamuoyunu kendi lehlerine çevirme çabası içine girmişlerdir. Elbette ki bunda haksız da değildirler. Bulgar ve Yunan ayaklanmalarında da başlangıçta aynı yöntemler takip edilmiş ve sonuç alınmıştır. Ancak Osmanlı Devleti Ermenilerin bu taktiğini fark etmiş olup, gerekli tedbirleri almaya çalışmıştır. 26 Şaban (Ağustos) 1310 (M.1892) tarihli Ankara valisi Memduh tarafından Dâhiliye Nezareti’ne gönderilmiş olan şifrede bu hususa değinilmektedir. Ermenilerden huzursuzluk çıkararak Müslümanları suçlu göstermek için; meydana gelen arbedede, Ermenilerden bazılarının mesuliyeti ahali-i İslamiye’ye
42 43 44 45 BOA, Y.PRK.UM., Belge No:26/67. Tosun, “Ermeni Meselesinin Ortaya…”, s.161. Kolbaşı, Merzifon, Yozgat ve Kayseri..., s.133. Kolbaşı, Merzifon, Yozgat ve Kayseri..., s.135.
111

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

yüklemek için İslam kıyafetine girerek Ermenilerden mecruh olanları cerh etmiş olmalarından bahsedilmektedir46. Belgelerde dikkat çekici olan, Ermeni isyan harekelerinin geçtiği bölgelerde Amerikan ve İngiliz Misyoner ve mekteplerinin olmasının yanı sıra, İngiliz müfettiş ve konsolosluklarının da bulunuyor olmasıdır. Merzifon toplantısı sonrasında Ermeni tedhiş ve terör eylemleri, 1892-1893 arasında Merzifon, Yozgat ve Kayseri hadiseleri ile büyüme eğilimi göstermiştir. Öncekilerden farklı olarak bu defa Ermeniler aynı anda birçok bölgede benzer tedhiş ve terör eylemleri düzenleyebilmektedir. Yozgat-Merzifon-Kayseri olayları ile ilgili olarak İngiliz Büyükelçisi Sir Clare Ford’tan, İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Rosebery’e 27 Mayıs 1893’te gönderilen gizli muhtırada, Ermeniler arasında gizli cemiyetler olduğundan bahsedilmektedir. Aynı zamanda da, bu cemiyetlerin milliyetçi değil korkunç kimseler oldukları, silah temin etmeleri ve Ermeni halktan para toplamaları, amaçlarının açık bir şekilde ihtilal gerçekleştirmek olduğuna değinilmektedir. Aynı belgedeki şu ifadeler son derece dikkat çekicidir:
Mister Smith, ihtilâl cemiyetinin, Ermeni ıstıraplarının İngiltere ve diğer memleketlerde kendilerine karşı uyandırdığı alâka ve dostluktan cesaret aldıklarını ve son zamanlarda hareketlerinin daha cesurca ve saldırgan olduğunu da eklemiştir. En sakin vatandaşlara yapmakta oldukları vahşice tedhiş, bir kat daha artmış ve kendilerine ilgi göstermeyen, taraftar olmayanları öldürmeleri, sakin ve kendi halinde yaşayanlar arasındaki korkuyu daha çok derinleştirmiştir. Bu sonrakiler, çok zaman gizlice para vermeye zorlanmışlardır. Kabul etmemiş olsalar feci akıbetlere uğrayacaklar, boyun eğseler, hükümet tarafından bulunup isyancı olarak suçlanmak tehlikesine uğrayacaklardır. Berbat ve çıkmaz bir yol47.

Bu isyan hareketleri, Merzifon Amerikan Koleji merkezli gerçekleşmiş olduğu için Amerika’nın da bu hususta İngiltere ile birlikte hareket etmeye başladığı anlaşılmaktadır. 1892 yılı Ermeni olaylarında çok farklı bir stratejiye sahne olmuş ve Ermeniler bu defa Osmanlı Devlet görevlilerini çok şaşırtacak farklı bir strateji geliştirmişlerdir. Yurtdı46 BOA, Y.PRK.UM., Belge No:26/67. 47 “Sir Clare Ford’tan Lord Rosenbery’ye İstanbul 27 Mayıs 1893”, www.eraren.org/ index.php?Lisan=tr&Page=YayinIçerikNo=266- 141k.
112

Doç. Dr. Selma YEL - Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜNDÜZ

şında basılıp, bir taraftan Ermenileri isyana teşvik eden, diğer taraftan da doğrudan II. Abdülhamit’i hedef alarak, kabiliyetsiz ve kötü idare ile suçlayarak, çok yakında milyonlarca Müslüman’ı idare eden büyük bir devletin imdada geleceğini ve padişahın zulmüne son vereceğini bildiren posterler Merzifon merkez olmak üzere, Kayseri, Yozgat, Çorum ve diğer bazı bölgelerde gizlice duvarlara asılmıştır48. Burada kurtarıcı olarak geleceği müjdelenen devletten kastedilen İngiltere olmalıdır. Yafta Hadisesi (Poster/Bildiri) olarak tarihe geçmiş olan bu ayaklanma provasında çok fazla can kaybı olmamakla birlikte, Batı kamuoyunun dikkati Anadolu’ya ve dolayısıyla da Ermeniler üzerine çekilmiştir. Bu hadise sebebiyle bütün şehirlerde şüpheli Ermeniler tutuklanırken, Ermeniler suçlamayı reddederek, bu bildirilerin Müslüman softalar tarafından asıldığını iddia etmişlerdir. Bu suçlamaya delil olarak da bildirilere imza olarak atılmış olan Vatansever İslamlar Komitesi ifadesini göstermişlerdir. Hâlbuki bu hadisenin Ermeni örgütleri tarafından gerçekleştirilmiş olduğu daha sonra Nalbantyan tarafından doğrulanmıştır49. Yafta Hadisesi’nin meydana gelmesinden sonraki süreçte 6 Ocak 1893’ten itibaren yaklaşık 8 ay uluslar arası kamuoyunda gündemde kalarak, batılı kamuoyunun dikkatlerinin Osmanlı Devleti’ne çevrilmesi temin edilmiştir50. Bu da Ermenilerin istediği propagandayı yapmalarına fırsat vermiştir. Yafta (Poster) Hadisesi’nin çıkışından birinci derecede Merzifon Amerikan Koleji öğretmeni Karabet Tomayan sorumlu olup, bu husustaki hazırlığı çok öncesine dayanmaktadır. 26 Şaban 1310’da Dâhiliye Nezareti müsteşarı Ahmet Refik tarafından Sivas valiliğine gönderilen
48 Gürün, Ermeni Dosyası..., s.190; BOA, Y.PRK.UM., Belge No:26/67, 26 Şaban (Ağustos) 1310 (M.1892) tarihli Ankara vilayetinden Dâhiliye Nezareti’ne gönderilmiş olan belgede, Sivas vilayeti dâhilinde bulunan Merzifon, Yozgat ve Kayseri’nin birçok bölgesine Ermeni komiteleri tarafından gönderilen broşürler ile isyana teşvik edilmiş olan 4–5 kişinin dışında her hangi bir olay olmadığı bildirilerek, meydana gelen olayların da Batılı devletler ve Ermeni komitelerinin tertiplerinden ibaret olduğundan bahsedilmektedir. Ermenilerin bu şekilde olay çıkarmalarının nedeni ise İslamlar ve Ermeniler arasında bir iç çatışma meydana getirmek suretiyle, Batılı devletlerin müdahalesini temin etmektir. 49 Gürün, Ermeni Dosyası..., s.190. Bildiri asmada bizzat bulunmuş olan Max Balian’a atfen Nalbantyan bunu doğrulamaktadır. 50 Sakarya, Belgelerle Ermeni..., s.98–99; Kolbaşı, Merzifon, Yozgat Ve Kayseri..., s.14–15.
113

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

şifrede, Merzifon Protestan okulunun muallimlerinden ve Ermeni isyan hadislerinin çıkışından sorumlu olan Tomayan’ın faaliyetlerine dikkat çekilmektedir. Sözde Merzifon’da yapılacak hastaneye yardım temini görüntüsü altında İngiltere ve Fransa’da dolaşmakta olan Tomayan’ın zevcesinin derdest olunan bir mektubunun ele geçirildiğinden bahisle, Ermenilerin terör eylemleri için İngiltere’de para toplamaya çalıştıklarından bahsedilmektedir51. Bu faaliyet sonucunda 3000 İngiliz Lirası yardım toplanmıştır52. İngiltere bütün gerçekleri bilmesine rağmen, Tomayan ve diğer suçluların masum olduğunu iddia etmiştir. Hatta Dışişleri Bakanı Lord Rosebery53, tutuklanmış olan Merzifon Amerikan Koleji öğretmenleri olan Tomayan ve yardımcısı Ohannes Kayayan’ın haklarında yeterli kanıt olmamasına rağmen tutuklanmış olduklarını iddia ederek, II. Abdülhamit’ten bağışlanmalarını talep etmiştir54. Lord Rosebery, daha sonra da bu hususta ısrarcı olmuştur. Londra büyükelçiliğinden Hariciye Nezareti’ne gelen 4 Temmuz 1893 tarih ve 256 numaralı telgrafta yine bu konuya temas edilerek şu ifadelere yer verilmektedir:
Lord Rosebery, bütün tarafsız çevrelerin şahadetinin bu iki mahkûmun suçsuzluğunu gösterdiğini, bunların derhal tahliye edilmeleri yolunda yapı­ lan hareketlere şimdiye kadar dayanmasına rağmen artık tahammülünün kalmayıp, arkadaşlarından birçoğunun sitemleriyle basın ve kamuoyunun tepkilerine muhatap olduğunu tekrarladı. Lord Rosebery son olarak, Os­ manlı Hükümeti’nin bu konuda bir şey yapmak istemeyip sadece kendi çı­ karlarını düşündüğünü, bu yüzden kendisinin de İngiltere’nin çıkarlarından başka bir şeyi düşünemeyeceğini ve iki geminin Hidiv’e refakat etmek üzere hazır bu­ lunduğunu söyledikten sonra bu işlemin Hidiv’e gösterilen

51 BOA, Y.PRK.UM., Belge No:26/67. 52 Sakarya, Belgelerle Ermeni..., s.99. 53 BOA, Y.A.Hus., Belge No:273/16, 21 Nisan 1893 Tarihli belgede Lord Rosebery’in Ermenilerle ilgilendiğine dair bilgiler arşivlerde yer almaktadır; Londra büyükelçiliğinden Hariciye Nezareti’ne gelen 13 Nisan 1893 tarih ve 130 numaralı telgrafın tercümesinde Merzifon, Yozgat ve Kayseri olaylarıyla Sömbeki meselesine dair bazı bilgileri içeren, nezaretinizin 9 Nisan tarihli telgrafını alıp talimatları­ nıza uygun olarak bu telgrafta belirtilen hususları Lord Rosebery’ye ilettim. Lord bu bilgiler­den dolayı bana teşekkür etti... denilmektedir. 54 BOA, HR.SYS., Belge No:2819/30.
114

Doç. Dr. Selma YEL - Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜNDÜZ

bir saygı olup, buna da hiç kimsenin itiraz hakkı bulunmadığını ifade etti55.

Lord Rosebery, bu açıklaması ile açıktan açığa Osmanlı Devleti’ni tehdit etmektedir. Hâlbuki bu sırada Tomayan’ın İsviçre asıllı eşi Lucy Tomayan, Bristol’de Merzifon’da bir hastane açmak için yardım toplamaya çalışırken, Osmanlı Devleti’nin Ermenilere reva gördüğü sözde zulümden bahsederek, propaganda yapmaktadır56. İngiliz parlamentosundan 160 kişi imzalı bir rica mektubu ile aynı hadise için 17 Şubat 1893’te de II. Abdülhamit’ten Tomayan ve Kayayan ile Merzifon Mektebi öğrencilerinden bazılarının idam cezasının affını istemişlerdir57. II. Abdülhamit bu baskılara daha fazla direnemediği için Yafta Hadisesi’nden dolayı tutuklanmış olanların affına ya da cezalarının hafifletilmesine karar vermiştir. Bu af kapsamında Tomayan ve Kayayan bir daha geri dönmemek üzere sınır dışı edilmişlerdir58. Tomayan Londra’ya giderek, Ermeni ihtilâl komitesinin nüfuzlu üyelerinden biri olmuş, yurtdışında Osmanlı Devleti aleyhindeki mitinglerde, suçsuz olmasına rağmen Osmanlı Devleti tarafından zulüm görmüş bir Ermeni olarak tanıtılmıştır. Hâlbuki hem Tomayan hem de Karabet Kayayan gerçekten suçlu olup, daha sonraki yıllarda Ermenilerle ilgili yayınlarda her iki kişinin de Osmanlı Devleti’ne karşı isyan planlayıcısı oldukları doğrulanmıştır59. Bu af hadisesi, Ermeni terör eylemlerini artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Batılı devletlerin özellikle de İngiltere’nin desteğini güçlü bir şekilde hissetmiş olan Ermeniler, eylemlerine hız vererek, terör eylemlerine devam etmişlerdir. 28 Recep (Temmuz) 1311 (M.1893) tarihli Ankara vilayetine gönderilen şifrede Ermeni terör eylemlerinin arkasında İngiltere’nin olduğuna değinilmektedir. Elbette ki bu kanaati güçlendiren Yafta Hadisesi esnasına İngiltere’nin açıktan açığa tarafgir davranarak, Osmanlı yargı
55 56 57 58 59 BOA, HR.SYS., Belge No:1002/17. BOA, Y.PRK.TKM., Belge No:26/55. BOA, HR.SYS., Belge No:2825/81. Kolbaşı, Merzifon, Yozgat ve Kayseri..., s.318-319. Ataöv Türkkaya, “Ermeni Terörizminde Silah Sağlanması: Osmanlı Belgelerine Dayalı Gerçekler”, Uluslararası Terörizm Sempozyumu, Ankara Üniversitesi, 17–18 Nisan 1984, s.163-172’den naklen, Kolbaşı, Merzifon, Yozgat ve Kayseri..., s.163.
115

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

sistemine, tehdit yöntemini kullanarak müdahalesi olmuştur. Belgede, Ermenilerin asıl fesat komitelerinin Londra’da olup, Osmanlı Devleti’nin değişik yerlerinde bulunan 2. derece komitelerin oradan emir aldıkları ifade edilmektedir. Ermeni komitelerinin asıl amaçlarının, Osmanlı Devleti’ni istedikleri şekilde ıslahatlar yapmaya zorlayarak, Batılı devletlerin müdahalesini temin edip, Ermenistan devletini teşkil eylemek olduğu belirtilmektedir60. Sivas vilayetinden 28 Ramazan (Eylül) 1311 (M.1893)’de Dâhiliye Nezareti’ne gönderilmiş olan bir diğer şifrede, açıktan açığa Ermeni isyancılarının İngiltere ve Rusya tarafından himaye gördüğü açıklanmaktadır. Yozgat’ın Karabıyık köyünden tahminen 25 yaşında olan Kirkor adındaki Ermeni’nin Sıvasa gelirken yakalanmış olduğundan bahisle, sorgulamasında; yazın Ermenistan teşkil edileceği hakkında İngiltere’den ve Rusya’dan mektup geldiğini ifade etmiş olduğundan bahsedilmektedir61. 1893 tarihi bütün Anadolu genelinde Ermeni tedhiş ve terör eylemlerinin yoğunlaştığı bir yıl olmuştur. Anlaşıldığı kadarıyla Ermeniler arasında yapılan propagandalar da, bağımsızlıklarını kazanacaklarından ve bu hususta İngiltere’nin desteğinin temin edilmiş olduğundan bahsedilmektedir. Lord Salisbury’nin 1895’de yeniden başbakanlığa gelmesinden sonraki süreçte de İngiltere’nin Ermeni politikasında bir değişiklik olmamış ve Osmanlıyı bölme faaliyetlerine devam edilmiştir62. Ankara vilayetinden 14 Zilhicce (Aralık ) 1311 (M.1893) tarihli Dâhiliye Nezareti’ne gönderilmiş olan bir diğer şifrede, Akdağ Madeni’ne gönderilen vilayet mektupçusu Rükneddin’in getirdiği bilgilere yer verilmiştir. Bu bilgilere göre, Merzifon toplantısında alınan kararların çok sıkı bir şekilde uygulanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Ermeniler Yozgat’ta bulunan bütün köylerden asker toplamış olduğu gibi, İngiltere’den de silah ve cephane yardımı temin etmişlerdir. Aynı şifrede, mücadele için paraya ihtiyaç olması sebebiyle, Ermeni halka vergi tevzi edilerek bir hayli akçe toplandığı, bu paraların Moruk vasıtasıyla komitelere aktarıldığı, ayrıca topladıkları askerler için onbaşı, çavuş, yüzbaşı, binbaşı gibi
60 BOA, Y.PRK. BŞK., Belge No:34/70. Bu strateji geçmişten günümüze değişmemiş olup, PKK da merkez üssünü batılı devletlerin başkentlerinde tesis ettiği gibi, Türkiye’nin sürekli baskıya maruz kalmasını temin ederek, Güneydoğu’ya yönelik reform isteklerinde bulunmaktadır. Bu isteklerin Türkiye’yi hangi noktaya götüreceği tarihî olaylarla bir sır olmaktan çıkmıştır. 61 BOA, Y.PRK.UM., Belge No:29/61. 62 Küçük, Osmanlı Diplomasisinde…, s.145.
116

Doç. Dr. Selma YEL - Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜNDÜZ

zabitler tayin ettikleri, Mayıs ayında bir ihtilal çıkarmak için hazırlık yaptıkları bilgilerine yer verilmiştir. Ancak Avrupa’dan yani İngiltere’den hibe edilecek olan silahlar henüz gelmediği için bu gelecek silahların Merzifon’a ve oradan da Yozgat’a getirilerek taksim edileceğinin de anlaşılmış olduğu görülmektedir Ancak silahların, Merzifon’a kadar nasıl getirileceği konusundaki bilgiye, Ermeni komite reislerinin son derece ketum olup Yozgat Ermeni köylüleri ile bilgi paylaşmamaları sebebiyle ulaşılamamıştır63. Bu belgeden de anlaşıldığı gibi, Osmanlı Devleti İngiltere’nin, Ermeni isyanlarının arkasındaki rolünü açıkça görmüştür. Ancak içinde bulunduğu şartlar açıktan açığa bu ülkeyi suçlamasına engel olduğu gibi, mücadele sürecine girmesine de engel olmaktadır. Çoğu zaman yapabildiği gelen istihbaratı değerlendirmek suretiyle tedbirler almak şeklinde olmuştur. Yozgat’ın Ilbar (Albar) adındaki köyünden barut tedarik edildiğinin anlaşılması üzerine köyün, tamamen ele geçirilerek hemen kontrol altına alınması ve barut imaline yarayacak alet, edevat ve dibeklere el konulması, bu gibi tedbirlerdendir64. Bu ve benzeri tedbirler ne yazık ki terörün dış desteği kesilemediği için Birinci Dünya Savaşı’na kadar devam etmiştir. Osmanlı Devleti, savaş şartları içerisinde problemin çözümünü tehcirde görmüştür.
SONUÇ

Osmanlı Devleti’nin kurulmuş bulunduğu coğrafya jeostratejik olarak 19. yüzyılda dünyanın en kıymetli bölgesidir. Diğer taraftan Şark Meselesi sebebiyle batılı devletler daima, Osmanlı Devleti bünyesindeki azınlık mensuplarını bağımsızlıklarına kavuşturmak için mücadele etmişlerdir. Elbette ki bu çabada sadece Hıristiyanlık taassup ve mensubiyeti tesirli olmayıp, aynı zamanda kendi menfaatleri daha öncelikli olmuştur. Bu amaçlarını gerçekleştirmede kullandıkları strateji ise küçük değişikliklerle daima aynı olmuştur. Terör grupları oluşturarak azınlıkları yerleşik devlet düzenine isyan ettirmek, devletin kendisini korumak için aldığı güvenlik tedbirlerini, azınlıklara zulüm yapılıyor propagandası ile dünya kamuoyuna duyurarak, yandaş ve destek temin etmek. En sonunda da Yunanistan ve Bulgaristan’ın bağımsızlıklarını
63 BOA, Y.PRK.UM., Belge No:29/94. 64 BOA, Y.PRK.UM., Belge No:29/94.
117

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

kazanmasında olduğu gibi, Hıristiyanları koruma adına müdahale ederek, amaçlarına ulaşmak. Batılı devletlerin Ermenistan projesini gerçekleştirememelerinin sebebi, Ermenilerin tarih boyunca hiçbir bölgede devlet kuracak sayısal çoğunluğa sahip olamamalarının yanı sıra, Türk İstiklal Savaşı ile gerekli cevabın verilmiş olmasıdır. Ancak bu amaçlarından hiçbir zaman vazgeçmedikleri de bilinen bir gerçektir. Bu defa farklı araç kullanarak amaçlarına ulaşmaya çalışmaktadırlar. Bunu Mac-Mahan Anlaşmaları ile Büyük Arap Krallığı vaat edilerek, Filistin’de İsrail’in kurulması sürecine benzetmek mümkündür. Batılı emperyalist devletler, Ermenilerle ilgili olan amaçlarında başarılı olamadıkları için benzer şekilde bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin karşısına PKK ile çıkmışlardır. ABD’de demokratlara yakınlığıyla tanınan aylık The Atlantic Monthly dergisi, Ocak-Şubat 2008 sayısında, parçalanmış Ortadoğu’nun nasıl bir hal alacağını kapak konusu yaparak tartışmaya açmıştır65. Irak’tan Sonra başlığını atan derginin kapağındaki Sözde Kürdistan haritası Türkiye’nin Doğu Karadeniz sınırına kadar uzanmaktadır. Denizden denize sözde büyük Kürdistan haritası bizim için sürpriz değildir. Ermenilerin Ocak 1919’da Paris Konferansı’nda kabul ettirmeye çalıştıkları denizden denize sözde büyük Ermenistan haritası ile birebir uyuşmaktadır. O halde hangi haritaya sadık kalınacaktır? Sanırım bunun en doğru cevabını bulmak için Orta Doğuya bakmak yeterli olacaktır. Osmanlı Devleti gibi Türkiye de bugün PKK terör grubunun arkasında kimler olduğunu bilmektedir. Bu sebeple de Türkiye, tarihten aldığı dersle, Osmanlı Devleti’nin Ermeni Meselesi’ndeki yanlışlarından olan batılı devletlere hoş görünme ve taviz verme politikalarının tersine politika geliştirerek, sadece Türkiye’nin menfaatlerini gözetip, bugünkü bölünme ve parçalanma tehdidini bertaraf etmeye çaba sarf etmelidir. Diğer taraftan da tarihten gelen Ermeni Meselesi’ni gerek siyasi ve diplomatik yollardan, gerekse de bilimsel kanıtlarla kendi lehine sonuçlandırmaya çalışmalıdır. Bu süreçte, II. Abdülhamit dönemi politikasının temelini oluşturan batılı devletlerin kendi aralarındaki menfaat çatışmalarını kullanmak en doğru stratejilerden birisi olacaktır.
65 “Irak ve Kürdistan Haritası Skandalı”, Milliyet, 16 Ocak 2008.

118

Doç. Dr. Selma YEL - Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜNDÜZ

Türkiye’nin tarihinden alacağı ders, bu problemi çözmesinde yardımcı olacak güçtedir.

119

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

BİBLOGRAFYA
Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA)

HR.SYS. Y.PRK.EŞA. Y.PRK.TKM. Y.A.Hus. Y.MTV. Y.PRK.UM. Y.PRK.BŞK.

:2822/4, 1002/17, 2819/30, 2823/36, 2825/81. :16/80. :26/55. :273/16. :78/3. :26/67, 29/61, 29/94. :34/70.

Tetkik Eserler

Çay, Abdülhalûk, Her Yönüyle Kürt Dosyası, Ankara 1993. Çağlayan, Kaya Tuncer, “Büyük Ermenistan Projesi ve İngiltere”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 44, Cilt XV, Ankara 1999. Ermeni Komitacılarının Amal ve Harekât-ı İhtilaliyesi, Matbaa-i Amire, İstanbul 1332. Gürün, Kâmran, Ermeni Dosyası, Ankara 1988. Hamdi, Ahmet, Hazırlayan: Onur, Hüdavendigar; İngiliz Misyonerleri, İstanbul 2001, “Ermeni Sorununun Gerçek Yüzü”, http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam. aspx?hid=74946,TrtHaber, 09.06.2003, 11:11. “SIr Clare Ford’dan Lord Rosebery’ye İstanbul: 27 Mayıs 1893”, http:www. eraren.org/index.php. Ilgar, İhsan, “Bir Asır Boyunca Ermeni Meselesi”, Hayat Tarih Mecmuası, Ekim1975. Karaca, Taha Niyazi, “Ermeni Sorunu İle İlgili Bir İngiliz Kaynağı Üzerine Eleştirel Değerlendirme”, Belleten, LXVII, Ağustos 2003, Sayı 249, s.528–529. Karacakaya, Recep, “İngiltere’nin Ermeni Propagandası ve Osmanlı Devleti’nin Buna Karşı Aldığı Önlemler (1878-1900)”, Ermeni Araştırmaları 2. Türkiye Kongresi Bildirileri, C.I, Ankara 2007. Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, C.VIII, TTK Yayınları, Ankara 1970. Kodaman, Bayram, “Şark Meselesi (İslâm-Hıristiyan veya Türk-Avrupa Mücadelesi)”, Prof. Dr. Abdulhalûk. M. Çay Armağanı, C.I, Ankara 1998. Kolbaşı, Ahmet, Merzifon, Yozgat ve Kayseri Ermeni Olayları(1892–1893), Kayseri Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kayseri 2005. Küçük, Cevdet, Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselsinin Ortaya Çıkışı 1878–1897, İstanbul 1986. “Irak ve Kürdistan Haritası Skandalı”, Milliyet, 6 Ocak 2008. “Oryantalizm”, http://tr.wikipedia.org/wiki/Oryantalizm. Sakarya, İhsan, Belgelerle Ermeni Sorunu, Ankara 1984. Serttaş, Aybike, “Türkler ve Ermeniler: Bulanık Suların Ardında İki Toplum, Yüzyıllık Himayenin Meyvesi; Zehirli Elma...”, Uluslar Arası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi TÜRKSAM, 27 Nisan 2006. Şimşir, Bilal N., Ermeni Meselesi 1774–2005, Ankara 2005.

120

Doç. Dr. Selma YEL - Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜNDÜZ

Soysal, Mehmet, “Bir Varil Petrol İçin”, http://www.tgrthaber.com.tr/section. Tosun, Ramazan, “Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı ve Mahiyeti”, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı 14, Konya 2003. Tümenoğlu, Rıdvan, “Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları”, Uluslar Arası İlişkiler ve Stratejik Araştırma Merkezi,18 Nisan 2006. Türkkaya, Ataöv, “Ermeni Terörizminde Silah Sağlanması: Osmanlı Belgelerine Dayalı Gerçekler”, Uluslararası Terörizm Sempozyumu 17–18 Nisan 1984, Ankara 1984.

121

Dr. Serdar SAKİN

İNGİLTERE’NİN OSMANLI ERMENİLERİNE YÖNELİK POLİTİKASI ÇERÇEVESİNDE DOĞU VİLÂYETLERİNDE YAPILAN ISLAHAT ÇALIŞMALARI
Dr. Serdar SAKİN
Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Talas / Kayseri-TÜRKİYE Tlf.: 0 536 417 10 65, e-posta: serdars@erciyes.edu.tr

123

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Berlin Kongresi’nden sonra İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne karşı yürüttüğü politika değişmiştir. Bu tarihten itibaren İngiltere, özellikle Liberal Parti ve Gladstone hükümeti, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasını terk etmiş ve Osmanlı Devleti’ni parçalama ve onun toprakları üzerinde kendisine bağlı millî devletler kurma siyasetine girişmiştir. Bu siyaseti doğrultusunda İngiltere, Osmanlı Ermenilerini kendine çekmeyi düşünmüş ve bunun için çeşitli faaliyetlerde bulunmuştur. Mesela Berlin Antlaşması’nı kendine göre yorumlayarak Ermenilerin bulunduğu Osmanlı topraklarında ıslahat namıyla nezaret hakkı bulunduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda İngiltere sefareti baş tercümanı Sir Sandison, Babıâli’ye gelerek Ermenilerin sakin oldukları Anadolu vilâyetlerinde ıslahat taahhüdünde bulunmuş, hatta bununla ilgili olarak başka misyonerlerin faaliyetlerinin engellenmesini Osmanlı hükümetinden istemiştir. Ayrıca İngiltere sefiri Lord Daffry, Padişahla görüşmüş ve Ermenilerle meskûn vilâyetlere Hıristiyan bir valinin tayin edilmesini talep etmiştir. Yine İngiltere Parlamentosu’nda ve özel mitinglerde Ermenilere muhtariyet verilmesi gibi tutumlar her fırsatta söz konusu edilmiştir. Fakat İngiltere bunları yaparken diğer taraftan Osmanlı Devleti’ni de şüphelendirmemek için Ermenileri desteklemediğine dair teminat mektubu vb. yazıları Babıâli’ye göndermiştir. Bunlarla birlikte Anadolu Ermenileri, İngiltere’nin bu tutumundan destek almışlardır. İngiltere’deki muhalif fırkanın kendilerini desteklemesini de fırsat bilerek hükümet idaresine İngiltere’yi müdahale ettirmek için Osmanlı hükümeti icraatı hakkında bazı iftira ve şikâyetlerde bulunmuşlardır. Bu bildiride 1878’den sonra Ermeni Sorunu’nun hız kazanmasında İngiltere’nin yeni politikasının başlıca etken olduğu, böylece Ermeni Sorunu’nun, Avrupa politikasında ön plana geçmeye başladığı konusu ele alınacaktır. Konu İngiltere’nin, Ermenilere yönelik politikasını nasıl ve niçin uyguladığı, Ermenilerin bu yaklaşım karşısında gösterdiği tutum ve davranışlar ile Osmanlı Devleti’nin tepkisi çerçevesinde değerlendirilecektir.

Özet

124

Dr. Serdar SAKİN

GİRİŞ

Osmanlı Devleti’nin parçalanma ve dağılma sürecindeki en önemli aşama Berlin Kongresi olmuştur. Öyle ki bu kongrede Osmanlı Devleti 287.510 kilometrekare toprak kaybetmiştir1. 19. yüzyılda İngiltere‘nin Orta Doğu politikası İstanbul‘u ve Türk Boğazları’nı Rusya‘ya karşı korumaktır2. Ancak Berlin Kongresi ile bir1 Seton-Watson, R. W., Disraeli, Gladstone, and the Eastern Question, The Norton Library Printers, London 1972, s.460-490. 1815 Viyana Kongresi ile somut biçimler almaya başlayan ve Osmanlı topraklarının paylaşılması isteğinden başka bir şey olmayan Doğu Sorunu bu kongre ile bilfiil uygulanmaya başlanmıştır. Taner Akçam, “Sevr ve Lozan’ın Başka Tarihi”, İmparatorluktan Cumhuriyete Türkiye’de Etnik Çatışma, Derleyen: Erik Jan Zürcher, İletişim Yayınları, İstanbul 2005, s.55. Kemal Melek, Doğu Sorunu ve Milli Mücadelenin Dış Politikası, Der Yayınları, İstanbul 1985, s.14. Üçüncü Selim döneminde bölge uluslar arası güçlerin çatışma alanına dönüşmüştür. Orta Doğu İngiltere açısından sadece güç çatışma alanı değil aynı zamanda sömürgelere giden yol olmasıyla hayatî nokta durumuna gelmiştir. Bekir Günay, “Değişen Dünya Denkleminde Sorunlu Türk Bölgeleri ve Çözüm Önerileri”, Avrupa’dan Asya’ya Sorunlu Türk Bölgeleri, Derleyen: Bekir Günay, 1. Baskı, IQ Kültür-Sanat Yayınları, İstanbul 2005, s.68.
125

2

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

likte Türk-İngiliz münasebetlerinde yeni bir dönem başlamıştır. İngiltere artık, Rusya’nın güneye inerek İngiliz İmparatorluğu’nu tehdit etmesini, Osmanlı Devleti vasıtasıyla değil, bizzat kendisi somut tedbirler alarak önleme yoluna gitmeye karar vermiştir. Bu suretle Osmanlı Devleti’nin topraklarının bir kısmının kontrolünü doğrudan doğruya kendi eline almayı ve Rusya ile egemen olacağı topraklar üzerinde tampon devletler kurmayı düşünmüştür3. 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı başlayınca Ermeni Patriği Nerses Varjabedyan, Yeşilköy’e kadar ilerleyen Rus ordusunun başkumandanlık karargâhına gitmiş ve Rus Çarı Grandük Nikola’nın himayesinde Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulmasını teklif etmiştir4. Bu suretle savaş sonunda imzalanan 3 Mart 1878 tarihli Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması’na Ermenilerle ilgili şu madde eklenmiştir:
Madde 16 – Ermenistan’da (Doğu Anadolu’da) Rus işgalinde bulunan ve Türkiye’ye geri verilecek olan toprakların Rus askerince boşaltılması, oralarda, iki devletin (Türkiye ve Rusya’nın) iyi ilişkilerine zarar verebileceğinden, Babıâli Ermenilerin yaşadığı vilayetlerde yerel durumun gerektirdiği iyileştirmeleri ve ıslahatları zaman yitirmeden gerçekleştirmeyi ve Kürtler ile Çerkezlere karşı Ermenilerin güvenliğini sağlamayı üzerine alır5.

Bu madde ile Rus etkisinin Doğu Anadolu’da arttığını gören İngiltere, Ayastefanos Antlaşması’nın Osmanlı ve Rus devletleri arasında değil, vaktiyle Paris Konferansı’nda bulunmuş devletlerarasında tartışılması
3 Seton-Watson, Disraeli…, s.380-400, 490-500. Kesin bir tarih verilememekle birlikte, 1897’den itibaren Londra’daki karar vericilerin Osmanlının taksimine artık razı oldukları kaydedilmektedir. Mim Kemal Öke, Musul Meselesi Kronolojisi (1918–1926), Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul 1987, s.10. 19. yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı hükümetinin siyasî durumundan istifade etmek isteyen devletler, özellikle Rusya ve İngiltere, Ermenileri kendilerine siyasî ve iktisadî alet olmak üzere kullanmak emellerini beslemişlerdir. Süleyman Kâni İrtem, Ermeni Meselesinin İçyüzü, Hazırlayan: Osman Selim Kocahanoğlu, Temel Yayınları, İstanbul 2004, s.6. Y. Atila Şehirli, “Osmanlı Devleti’nde İhtilalci Ermeni Cemiyetlerinin Faaliyetleri ve Osmanlı Devleti’nin Aldığı Tedbirler”, Dünden Bugüne Türk Ermeni İlişkileri, Editör: İdris Bal, Mustafa Çufalı, Nobel Yayınları, Ankara 2003, s.255. Bilal N. Şimşir, Ermeni Meselesi 1774–2005, 2. Baskı, Bilgi Yayınları, Ankara 2005, s.55–56. Bu madde ile Ermeni adı ilk defa bir uluslar arası antlaşmaya girmiştir. Şimşir, Ermeni Meselesi…, s.56.

4 5

126

Dr. Serdar SAKİN

gerektiğini ileri sürmüştür6. Çünkü Ermeniler üzerinde Rus nüfuzunun artması ve Rusya’nın doğuda itibar kazanmasının, İngiltere’nin hayati çıkarlarına ters düştüğü değerlendirilmiştir. İngiltere’nin Hindistan İmparatorluğu’na giden birinci yol Süveyş Kanalı’ndan, ikinci yol Doğu Anadolu’dan geçmekteydi. Bu sebeple Doğu Anadolu ve Ermeniler, Asya’da İngiliz-Rus rekabetinin bir düğüm noktası olarak görülmüştür7. Nihayet Berlin’de bir kongre toplanmasına karar verilmiştir. 1878’de Berlin’de toplanan kongrede İngiltere’nin, Osmanlı toprak bütünlüğünün korunması düşüncesini bırakıp, Osmanlının parçalanmasını hızlandırma gayreti içine girdiği görülmüştür. Böylece parçalanan Osmanlı topraklarının kalıntıları üzerinde bir Ermenistan kurdurarak kendisine bağlı tampon bir devlet oluşturmak siyasetini izlemeye başlamıştır8. Zira 13 Temmuz 1878 günü imzalanan Berlin Antlaşması’nda Osmanlı Ermenileriyle ilgili olarak 61. madde dikkat çekmiştir. Buna göre Osmanlı hükümeti, Ermenilerin yaşadığı eyaletlerde yerel ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatları geciktirmeden yapmayı, Çerkez ve Kürtlere karşı Ermenilerin huzur ve güvenliğini sağlamayı taahhüt etmiştir. Bu hususta alınacak önlemleri büyük devletlere bildirmeyi ve devletler de alınan önlemlerin uygulanmasını gözetlemeyi kabul etmişlerdir9. Böylece Ermeni sorunu, uluslar arası siyasal sistemin gündemine girmiştir. Bu arada Ermeniler, emellerine İngiltere’nin desteği olmaksızın ulaşamayacaklarını anlamışlardır10. Burada dikkati çeken nokta Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları’nın Ermenilerle ilgili maddeleri arasında pek fark olmayışıdır. Yani İngiltere, Rusya’nın Doğu Anadolu’da itibar kazanmasının
Davut Kılıç, “XIX. Asırda İngiltere’nin Orta Doğu Politikasının Osmanlı Ermenilerine Yansıması”, Dünden Bugüne Türk Ermeni İlişkileri, Editör: İdris Bal, Mustafa Çufalı, Nobel Yayınları, Ankara 2003, s.235. 7 Şimşir, Ermeni Meselesi…, s.56. 8 İsmail Özçelik, Ermeni Sorunu ve Gerçekler, Gündüz Eğitim Yayınları, Ankara 2005, s.82. 9 Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Y.A.HUS., Belge No:169/43. Berlin Antlaşması’nın 62. maddesi ayin ve mezhep serbestliğinin mutlak şekilde devam edeceğini, din ve mezhep değişikliğinin hiç kimse için diğer haklarda bir değişiklik yaratmayacağını, herkesin din ve mezhebe bakılmadan mahkemelerde şahitlik edebileceğini, Osmanlı ülkesindeki konsolosların, dinî kuruluşları ve hayratı resmen korumak hakları olacağını hükme bağlamıştır. Kâmran Gürün, Ermeni Dosyası, 7. Baskı, Remzi Kitabevi Yayınları, İstanbul 2005, s.163. 10 Mim Kemal Öke, Ermeni Sorunu 1914-1923 (Devletin Dış Politika Araç Alternatifleri Üzerine Bir İnceleme), TTK Yayınları, Ankara 1991, s.79-80.
127

6

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

kendi çıkarları için zarar getireceğine inanarak harekete geçmiştir. Meseleyi uluslar arası platformda gündeme getirmek suretiyle Rusya’yı ikinci plana iterken kendisi öne çıkmıştır.
1. İNGİLTERE’NİN YENİ SİYASETİ VE ERMENİ FAALİYETLERİ

İngiltere hükümeti, 1840’lı yıllardan itibaren Manchester’e yerleşen Ermeniler aracılığıyla İngiliz sanayisinin dokuduğu pamuklu kumaşları İran’a ve Orta Asya’ya göndermiştir. 1870 yılından sonra artmaya başlayan pamuklu stokları İngiltere’yi büyük bir ekonomik krizin eşiğine getirmiştir. Bunlar süratle erimez, yeni pazarlar bulunmazsa pek çok imalathanenin kapanması, iflasların birbirini izlemesi ve büyük bir işsiz kitlesinin İngiliz hükümetinin başına bela olması gündeme gelmiştir. Bu malları İran ve Türkistan’a göndermek için kullanılan tek ticaret yolu da, Trabzon-Erzurum-Doğubayazıt yoludur. İngiliz hükümeti sevkiyatı hızlandırmak için Ermeni tüccarlarına sermaye ve kredi yardımında bulunmuş ve bunun çok faydasını görmüştür. Bu yüzden İngiltere, Doğu Anadolu’da Ermenilere muhtariyet tanıyan bir idareyi kendisi için daha emniyetli görmüştür. Ayrıca Osmanlı topraklarında Ermeni simsarları kullandığı için onların istek ve arzularına sahip çıkmayı bir görev saymıştır11. Görüldüğü gibi İngiltere, kendi çıkarları doğrultusunda devlet siyasetini değiştirmiştir. Bu amaçla 1880 yılında ikinci defa başbakanlığa gelen Gladstone, yaklaşık yüz yıldır devam eden politikayı değiştirerek Osmanlı Devleti’nin mülkî tamamiyetini korumaya son vermiş12, Osmanlı toprakları üzerinde millî devletler kurarak ve bunları İngiliz nüfuzu altına alarak da Rus yayılmasının önlenebileceğini düşünmeye başlamıştır13. Ancak Rusya’nın bu meseleden büsbütün soyutlanmasını da istememiştir. Zira Rusya, Orta Doğu’da aradıklarını bulamadığı için gözlerini Uzak Doğu’ya çevirirse, o zaman İngiltere’nin Hindistan ve Çin üzerindeki
11 Kılıç, “XIX. Asırda İngiltere’nin…”, s.234. 12 Gürün, Ermeni Dosyası, s.110. 13 Şimşir, Ermeni Meselesi…, s.60. II. Abdülhamit dönemi Zaptiye Nazırı Nazım Paşa, İngilizlerin Ermeni politikasının sebebini şöyle izah etmiştir: İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne bilahare Ermenilere ilgi duyması, sürekli olarak Rusya’nın İngiliz çıkarlarını tehdit eder vaziyette güneye sarkması ve güçlü bir Karadeniz devleti olmasıyla yakından alakalıdır. İngiltere, bağımsız bir Ermenistan’ın Rusya’yı zor durumda bırakacağını ve Osmanlı Devleti’nin de ilerlemesine mani olacağını düşünerek desteklemiştir. Ramazan Çalık, Alman Kaynaklarına Göre II. Abdülhamit Döneminde Ermeni Olayları, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2000, s.56.
128

Dr. Serdar SAKİN

nüfuzu tehlikeye girmiş olacaktır. Bundan dolayı İngiltere, Ermeni ıslahatını bahane ederek Rusya’yı Osmanlı Devleti ile meşgul etmeyi düşünmüştür14. Bununla birlikte Avrupa devletlerinin 1880 tarihine kadar Ermenilerin lehine yaptıkları araya girme ve isteklerin fazla kuvvetli ve ısrarlı olmamasının nedenleri arasında, Osmanlı İmparatorluğu’nda göze batacak ve Avrupa kamuoyunu harekete geçirecek ölçüde Ermeni olaylarının olmayışı yer almıştır. Böyle olayları çıkarmak da doğrudan doğruya Ermenilere düşmüştür. Nitekim Ermeniler bu tarihten sonra boş durmamışlar, örgütlenerek, Avrupa’nın dikkatlerini üzerlerine çekmek için olaylar çıkarmışlardır15. Bu cümleden olmak üzere Ermenilerin faaliyetlerine bakacak olursak amaçlarının Osmanlı devlet idaresine İngiliz hükümetinin müdahale etmesini sağlamak olduğunu, bunun için de Kürtler hakkında iftira haberleri çıkarıp Osmanlı hükümetinin icraatlarından şikâyet etme yolunu tercih ettiklerini16 görürüz. Yine Ermeniler, İngiltere’de kurdukları komiteler vasıtasıyla daima zararlı yayınlar yaparak İngiliz Liberallerinin insaniyet hislerini gayrete getirmeye çalışmışlardır17. Müstakil Ermenistan yolunda her şeyi yapmayı göze alan Ermeniler, Osmanlı Devleti hakkında şikâyet dilekçeleri hazırlayıp toplantılar düzenlemişlerdir. Bu faaliyetleri örnekler vererek aydınlatmaya çalışacağım. Nitekim Merzifon Ermenileri tarafından iki sayfa dilekçe
14 Kılıç, “XIX. Asırda İngiltere’nin…”, s.238. İngiltere, Süveyş Kanalı’na sahip oldukça ve Afganistan da müstakil olarak kaldıkça Rusya’nın Orta Asya ve İran’da tasarruf hakkına girişmeye çalışmasından Hindistan’daki menfaatleri için bir sakınca olmadığını düşünmeye başlamıştır. BOA, Y.PRK.TŞF., Belge No:1/46. Ermeni davası Ermenilerin değil, Osmanlı İmparatorluğu’nda çıkarları çarpışan iki büyük devletin İngiltere ve Rusya’nın davası olarak ve önce politik bir kimlik ile meydana getirilmiştir. Halil Metin, Türkiye’nin Siyasi Tarihinde Ermeniler ve Ermeni Olayları, MEB Yayınları, Ankara 2001, s.64. 15 Metin, Türkiye’nin Siyasi Tarihinde…, s.76. 16 BOA, Y.A.HUS., Belge No:224/86. 17 BOA, Y.PRK. BŞK., Belge No:28/24. Nitekim 28 Teşrinievvel 1308 tarihli ve Hüseyin Kazım imzalı bir belgede Ermenilerin bu faaliyetler karşısında Osmanlı Devleti şan ve haşmetini korumak için Ermeni vilayetlerinde bazı tesirli tedbirler alıp bunları fiiliyata geçirdiği takdirde İngiltere’de Liberaller tarafından sorulacak sorulara karşı Osmanlı Devleti elinden geleni yapıyor izlenimini vermiş olur. Böylece de Ermeni komitelerinin yaptığı teşebbüslerden hâsıl olacak zararları telafi etmiş olur düşünceleri yer almıştır.
129

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

hazırlanarak Paskalya günleri kilise odasında cemaate imzalattırılmış ve bunların İngiltere ve Almanya sefaretlerine gönderileceği Merzifon’da bulunan Amasya mutasarrıfının verdiği bilgilerden anlaşılmıştır. Buna karşı bir buçuk yıldan beri Merzifon delegesinin olmamasından dolayı bu işlerin meydana geldiği, bu sebeple delegenin hemen tayin edilerek Ermenilerin zararlı teşebbüslerinin kırılması ve adı geçen dilekçeyi tertip edenlerin meydana çıkarılması gerektiğine karar verilmiştir18. Çatalca mutasarrıflığından varit olan 2 Haziran 1898 tarihli bir telgrafa göre de Ermeni milletinden Ovakan Agop, Küçükçekmece kaymakamı nezdine giderek kilise gelirlerinin görüşülmesi için milletin aynı gece saat bir buçukta patrikhanenin bilgisi doğrultusunda bir toplantı yapacağını, bu sebeple zabıtaca müdahale olunmamasını ifade etmiştir. Fakat böyle bir cemiyetin toplanması hakkında hükümetin bir bilgisi olmadığı halde sadece Ovakan Agop’un ifadesiyle bir gece toplantısına kesinlikle izin verilemeyeceğinden bu toplantının yapılmasına imkân verilmemesi kararlaştırılmıştır19. Ermenilerin faaliyetleri yalnızca bunlarla sınırlı kalmamıştır. Zira istiklâlleri uğrunda okullar açmış, bu okullarda misyonerlik faaliyetleri yapmışlardır. Ayrıca komiteler ve cemiyetler kurarak yabancı devletlerin yardımlarına başvurmuşlardır. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden temin ettiğimiz bir belgeye göre Ermeniler bir takım batıl fikirlere kapılarak kendi aralarında cemiyetler teşkil edip Ermeni milletinin serbestiyet ve hürriyetlerini temin etmek için İstanbul’da Hasköy ve Ortaköy’de birer okul açmışlardır. Bu okullarda öğrencileri isyana teşvik edici dersler vermişlerdir. Bununla birlikte daha rahat hareket etmek için İtalya’nın Venedik şehrinde ve Katoliklerin idaresinde olarak bir Manastır ve bir okul açmışlardır. Hatta bu müesseselerin masrafları için de ahaliden Hürriyet Vergisi adı altında vergiler almaya başlamışlardır20. Venedik’teki bu Manastır’da Papanın bizzat seçtiği ve güvendiği rahipler öğretmen olarak dersler vermişlerdir. Bunlar öğrencilere gece ve gündüz İslâmiyet aleyhinde vaazlar vererek Osmanlı Devleti’nden intikam almak hislerini aşılamışlardır. Yine bütün Hıristiyan milletlerini, Osmanlı Devleti’nin mahvedilmesi için daima tahrik etmişlerdir. Öğretmenler verdikleri
18 Sivas Valisi Halil imzalı bu şifre 31 Mart 1309 tarihinde gönderilmiştir. BOA, Y.PRK.UM., Belge No:26/83. 19 BOA, Y.A.HUS., Belge No:169/43. 20 BOA, Y.PRK. AZJ., Belge No:2/12.
130

Dr. Serdar SAKİN

bu dersleri kaleme alıp matbaalarda bastırmış ve Osmanlı Devleti’nde oturan Katolik rahiplerine vererek fesat tohumu ekmeye çalışmışlardır. Öğrenciler de yaz tatilleri sırasında gizli görevdeymiş gibi gittikleri yerlerde gece ve gündüz çaresiz ahaliyi ikna için vaazlar vermişler ve fesat çıkarmaya çalışmışlardır. Üstelik manastırın kütüphanesinde tamamen İslâm dini ve Osmanlı Devleti aleyhinde yazılan kitaplar yer almıştır21. İstanbul’daki bazı Ermeni memurları da çeşitli komiteler teşkil etmişlerdir. Bu komitelerin asıl merkezi ise Kuzguncuk’ta bulunan Hekim İstefan Paşa’nın konağı olmuştur. Bu komitelerin başkanlığını da İstefan Paşa yapmıştır. Bu konakta haftada birkaç kere toplanarak istiklâllerini kazanmak için gerekli planları müzakere ederken bir taraftan da Avrupa’nın teveccühünü kazanmak için çaba ve gayret sarf etmişlerdir. Hatta aralarından seçtikleri bir heyet Petersburg’a giderek Rusya hükümetinin merhametine sığındıklarını belirtmiş ve istiklâlleri uğrunda Rusya’dan yardım istemiştir. İstiklâllerinin temin edilememesi durumunda da Osmanlı idaresinin zulmü altında kalmaktansa Rusya himayesine alınmalarını talep etmişlerdir22. İstanbul’daki Ermeni Katolik komiteleri de Papanın nezdine memurlar gönderip Türklerin zulmü karşısında Papa’nın ruhanî yardımlarını istemişler, buna karşı Papa da elinden gelen gayreti göstereceği cevabını vermiştir23. Ermeni patriklerinden Ernest de Avrupa’ya giderek Gladstone’ye müracaat etmiştir. Ona Anadolu’daki Ermenilerin Kürt ve Çerkezlerden çektiği zulümleri ve buna benzer çeşitli yalan bilgileri aktararak Gladstone’nin dikkatini ve yardımını çekmeye çalışmıştır. Gladstone da bu konuda hemen harekete geçerek müttefiklerini ve İngiliz kamuoyunu Türklerin aleyhine ve Ermenilerin lehine ikna etmeye çalışmış ve bir dereceye kadar da başarılı olmuştur24. Görüldüğü üzere Ermeniler, bağımsızlıklarını elde etmek için her yola başvurmuşlardır. Bu uğurda toplantılar düzenlemiş, Hıristiyan kamuoyunu etkilemeye çalışmış, okullar açarak fesat tohumları ekmiş,
21 22 23 24 BOA, Y.PRK. AZJ., Belge No:2/12. BOA, Y.PRK. AZJ., Belge No:2/12. BOA, Y.PRK. AZJ., Belge No:2/12. BOA, Y.PRK. AZJ., Belge No:2/12.
131

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

yabancı devletlerin yardımını istemiştir. Ancak dikkati çeken nokta bütün bunları yaparken her türlü yalanı söylemekten çekinmemişlerdir. Özellikle Osmanlı tarihini tahrif ederek kendilerine göre yorumlamış ve yalan bilgileri içine katarak25 açtıkları okullarda öğrencilere yanlış ve yanlı bilgiler vermişlerdir. Rahat içinde yaşadıkları halde zulüm gördüklerini söylemiş, idarecilerinin değiştirilmesini sürekli talep etmişlerdir.
2. DOĞU VİLAYETLERİNDE YAPILAN ISLAHAT HAREKETLERİ BAĞLAMINDA İNGİLTERE’NİN FAALİYETLERİ VE OSMANLI DEVLETİ’NİN TUTUMU

1878 yılının Ağustos’unda, İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Salisbury, İstanbul’daki Büyükelçi Layard’a yolladığı bir talimatla, gerek Kıbrıs Antlaşması, gerek Berlin Antlaşması ile Osmanlı hükümetinin gerçekleştirmeyi taahhüt ettiği ıslahata bir an evvel başlaması için gerekli teşebbüsü yapmasını istemiştir. İngiltere, bu uyarıyı yapmak için Berlin Antlaşması’nın 61. maddesini kendince yorumlayarak Ermeni bulunan illerde ıslahat namına nezaret hakkı bulunduğunu ileri sürmüştür26. Sir Henry Layard 8 Ağustos tarihli bu talimatı alınca 19 Ağustos günü Babı Âli’ye bir nota tevdi ederek talepte bulunmuştur. Nitekim Osmanlı hükümeti ıslahata karşı değildir. Zira 24 Ekim 1878 tarihinde Layard’ın notasına verilen cevapta neler düşünüldüğü açıkça belirtilmiştir. Buna göre Osmanlı hükümeti, doğu illerinde özel bir jandarma kuvve­ ti kurulmasını, bunun Avrupalı subaylar tarafından organize edilmesini, Jandarma Teşkilatı’nın merkezî bir idare organı olmasını ve burada Avrupalı subayların istihdamını, adalet sisteminde de­ ğişiklik yapılmasını, bazı merkezî mahkemelerde Avrupalı hâkim­ lerin müfettiş olarak görevlendirilmesini göz önünde bulundurdu­ ğunu bildirmiştir. Babı Âli bu reformları yapmaya, prensip itibariyle hazır olmakla beraber, tamtakır bulunan hazinenin durumu, bunları uygulamaya imkân bırakmamıştır27. Bununla birlikte Sadrazam Hayrettin Paşa, 1879 Şubat
25 BOA, Y.PRK. AZJ., Belge No:2/12. 26 BOA, Y.A.HUS., Belge No:237/90. 27 Gürün, Ermeni Dosyası, s.165. İngiltere’nin reform isteklerini gündeme getirmesinin iki nedeni olmuştur. Birincisi Ermenileri kendi tarafına çekmek için onların haklarını savunuyor görünmek, ikincisi de Rusya’nın güneye yayılmasının önünü kesebilmek için istismar ettiği konuları ortadan kaldırmaktır. Muammer Demirel, “İngiliz Belgelerinde Türkiye Ermenilerine Yaklaşım (1860–1918)”, Dünden Bugüne Türk-Ermeni İlişkileri, Editör: İdris Bal, Mustafa Çufalı, Nobel Yayınları, Ankara 2003, s.246. İngiltere bir taraftan Rus faaliyetini yakından takip, diğer
132

Dr. Serdar SAKİN

ayında, bölgenin durumunu ve Hıristiyanların şikâyetlerini yerinde tespit etmek amacıyla doğu vilayetlerine komisyonlar yollamak kararı almıştır. Bu komisyonlara birer de Ermeni üye katılmıştır. Yusuf Paşa ve Nuryan Efendi’nin katıldığı bir komisyon Erzurum ve Van’a; Abidin Paşa ve Manas Efendi’nin dâhil olduğu komisyon Diyarbakır ve havalisine; Sait Paşa ve Serkis Efendi’nin katıldığı bir komisyon da Halep vilayetine gönderilmiştir28. Her türlü ıslahatın başlangıcı bir polis ve jandarma teşkilatı kurulmasına bağlı, bunun ise boş hazine ile gerçekleşmesine imkân bulunmayışı, 1879 senesinin de İngiliz Elçiliği-Patrikhane-Babı Âli arasında ıslahat konusunun devamlı müzakere edilmesinden başka bir netice getirmeden geçmesine yol açmıştır29. Bu sebeple İngiliz büyükelçisi Henry Layard, 17 Temmuz 1879’da Doğu Anadolu’da yapılması gereken ıslahatın şimdiye kadar Osmanlı hükümeti tarafından savsaklandığını belirten bir notayı Sultan II. Abdülhamit’e sunmuştur30. Bu arada İngiltere’de hükümet değişikliği gündeme gelmiş ve 1880 yılı Mart ayında yapılan seçimleri Liberal Parti kazanarak Gladstone Başbakan, Lord Granville de Dışişleri Bakanı olmuştur. Hükümet değişikliği ile birlikte İngiliz politikasında sertleşmeler başlamıştır. İlk iş olarak Lord Granville, Mayıs ayında, İngiltere’nin Paris, Berlin, Viyana, Petersburg ve Roma büyükelçilerine yolladığı genelge bir talimatla bulundukları ülkeler hükümetlerini, Berlin Antlaşması’nın 61. maddesinde ifade edilen ıslahatın yapılması için Babıâli’yi ortaklaşa zorlamaya ikna etmelerini istemiştir. Granville bu arada İstanbul’daki elçisi Layard’ı görevden almış, yerine Goschen’i tayin etmiştir. Bu sıralarda Osmanlı Devleti’nde Sadrazam Mehmet Kadri Paşa ve Dışişleri Bakanı da Abidin Paşa idi. 6 devletin müşterek notası 11 Haziran 1880 günü Abidin Paşa’ya tevdi olunmuştur. Bu nota çeşitli ıslahat konuları yanında Ermeni konusuna da değinmiş ve Berlin Antlaşması’nın 61. maddesi çerçevesinde ne yapılmış olduğu hususunda bilgi sorularak, tedbirlerin
taraftan ıslahat konusuna nezaret etmek gayesiyle 1878 sonuna doğru Doğu vilayetlerinin en önemlilerine askerî konsoloslar yollamıştır. Bu cümleden olarak Binbaşı Trotter Diyarbakır’a, Yüzbaşı Clayton Van’a ve Yüzbaşı Everett Erzurum’a gönderilmişlerdir. Bu kararı Osmanlı Devleti’nin iyi gözle karşılamadığı bilinmektedir. Gürün, Ermeni Dosyası, s.169. 28 Gürün, Ermeni Dosyası, s.170. 29 Gürün, Ermeni Dosyası, s.170. 30 Kılıç, “XIX. Asırda İngiltere’nin…”, s.236.
133

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

uygulanmasında yeni gecikmelerin doğuracağı mesuliyete Babı Âli’nin dikkati çekilmiştir31. Osmanlı Devleti bu notaya 5 Temmuz 1880 tarihinde şu şekilde cevap vermiştir:
Babıâli Doğu illerine yetki sahibi memurlar gönderip onları Ermeni ve diğer uyruğun güvenliğini sağlayacak önlemleri araştırmaya ve o yolda yetkileri içerisinde uygulamada bulunmaya görevlendirmiştir. Bundan başka hükümet kısa bir zaman içinde şu kararları almıştır: Nizamiye Mahkemelerini uygulama kuvvetinden ayırmış, vergilerin toplanılması için yeni yollar aramaya başlamış, bazı yerlerde jandarma ve polis örgütü kurulmaya başlanmış ve bazı yabancı ve yerli subayları bu yolda kanun tasarıları hazırlamaya memur etmiştir. Fakat yapılan incelemeden çıkan sonuç şudur ki, en acil ıslahat, kasaba ve cinayet mahkemeleri kurulmasıdır. Bu nedenle kasabalar oluşturulacak, kasaba meclisini halk seçecek ve bu meclis üyelerinden birini hükümet, müdür atayacaktır. Bunlar Kaymakamlara bağlı olup aynı zamanda belediye işlerine de bakacaklardır. Okullar çoğalacak, seyyar cinayet mahkemeleri olacaktır. Bayındırlık işleri çoğaltılacak, valilerin yetkileri artırılacaktır32.

Bu cevaplar yetersiz görülmüş ve altı devlet tarafından yeni bir nota hazırlanarak 7 Eylül 1880 tarihinde Babıâli’ye verilmiştir. Ancak o sırada Osmanlı Devleti’nde idarî değişiklik olmuştur. Buna göre Sait Paşa Sadrazam olurken Asım Paşa da Dışişleri Bakanı olmuştur. 7 Eylül 1880 tarihli notaya Osmanlı Devleti hiçbir zaman cevap vermemiştir. Ancak Doğu Rumeli’de yapılacak ıslahat konusuyla ilgili olarak, Dışişleri Bakanı Asım Paşa’nın 3 Ekim 1880’de devletlere yolladığı notada, bu konuya da değinilmiş ve alınmış kararlar özet olarak zikredilmiştir. Bu doğrultuda Diyarbakır, Bitlis, Van ve Erzurum mahkemelerinin ıslah olunacağı, polis ve jandarma teşkilatının yeniden düzenleneceği belirtilmiştir33. Berlin Antlaşması’ndan sonra İngiltere, Ermeni meselesini kendi inisiyatifine almış ve Osmanlı Devleti’ni sıkıştırmaya başlamıştır. Doğu illerinde bulunan Ermenilerin durumunu her fırsatta gözetlemiş ve çıkarları doğrultusunda Ermeni meselesini kullanmaya devam etmiştir. Nitekim İngiltere’nin çıkarları arasında Ermenilere bağımsızlık verilmesi
31 Gürün, Ermeni Dosyası, s.171, 173-174. 32 Metin, Türkiye’nin Siyasi…, s.74. 33 Gürün, Ermeni Dosyası, s.176-177.
134

Dr. Serdar SAKİN

söz konusu olmamıştır. Bunlara karşı Osmanlı Devleti, ıslahat yapmayı geçiştirmiş ve büyük devletlerin gözünü boyamak için ıslahatları yapar görünmeye çalışmıştır. 1881 yılı Haziran ayında İngiltere’nin İstanbul büyükelçisi Goschen görevinden ayrılarak yerini Lord Dufferin’e bırakmıştır. Dufferin 27 Aralık 1881 tarihinde Sultan Abdülhamit ile yaptığı görüşmede İngiltere’nin Ermenilere hiçbir zaman otonomi vermek fikrinde olmadığını, yapılacak ıslahat çalışmalarının zamana muhtaç olduğunu bildiğini ifade etmiştir. Devamla İngiltere’nin muhalif tabakasının susturulması için şimdilik en azından Doğu vilayetlerine bir komiser gönderilmesini ve bu sözlerinin de hiçbir şekilde Osmanlı Devleti’ni tehdit ve tazyik şeklinde anlaşılmaması gerektiğini belirtmiştir34. Yine Dufferin, 14 Ocak 1882’de Sultan ile yaptığı başka bir görüşmede Ermeni konusunu açmıştır. Bu görüşmede Dufferin, Erzurum’a bir Hıristiyan vali tayini meselesinden bahsetmiş, buna karşı II. Abdülhamit, daha önce de bazı valilerin tayin edildiğini ancak asıl meselenin giden kişinin elinde ayrıntılı ve mükemmel bir talimat bulunması olduğunu söylemiştir. Yine tayin olunacak kişinin kabiliyetli ve muktedir olması gerektiğini, böyle bir kişiyi bulmanın da zamana ihtiyacı olduğunu belirtmiştir. Dufferin ise bu işin bir an önce yapılmasının İngiltere tarafından memnuniyetle karşılanacağını bildirmiştir35. Aynı görüşmede Abdülhamit, ıslahat işinin gayet önemli ve üzerinde itina ile durulması gereken bir iş olduğunu, dikkate alınması gereken şeyin de ahalinin ahlak, gelenek ve fikirlerine uygun icraatların yapılması olduğunu belirtmiştir. Bunları dikkate almadan yapılan işlerin de zararlı sonuçlar doğuracağını ifade etmiştir36. Yine Dufferin, Anadolu’da bulunan valilerin yönetimlerinin kötü olduğundan ve ahalinin zulüm ve adaletsizlik altında kaldığına dair şikâyetleri içeren ve İngiliz konsoloslarından gelen birçok belge olduğunu söylemiş ve bu belgeleri takdim etme teşebbüsünde bulunmuştur. Ancak adı geçen büyükelçinin böyle bir harekete yetkisi olamayacağı ve
34 BOA, Y.A.HUS., Belge No:169/43. 35 BOA, Y.A.HUS., Belge No:169/43. Dufferin 26 Ağustos 1881’de Münir Bey ile bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmesinde Ermenilerin diğer ahaliye göre daha güzel muamele gördüklerini, bunun sebebinin de konsoloslar tarafından himaye edilmeleri olduğunu söylemiştir. Ardından orada yapılacak şeyin otonomi olmadığını, oralara gönderilecek dirayetli ve zeki bir iki vali ve mutasarrıf ile işin halledilebileceğini belirtmiştir. BOA, Y.PRK. TŞF., Belge No:1/46. 36 BOA, Y.A.HUS., Belge No:169/43.
135

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında imzalanmış bulunan yürürlükteki anlaşmalar gereğince böyle bir müdahale hakkına dahi İngiltere’nin yetkisi olmadığı belirtilerek reddedilmiştir37. Görüşme sonrasında yapılan toplantılarda ise Berlin Antlaşması’nı imzalayan devletlerin ortak bir harekete girişmelerine engel olmanın da Osmanlı Devleti’nin menfaatleri gereği olduğu ve bunun için gerekenlerin yapılması kararlaştırılmıştır38. Bunun bir sonucu olarak ıslahatlar konusunda İngiltere, Almanya ve Avusturya nezdinde teşebbüse geçmiş ve Osmanlı Devleti’nin sıkıştırılması gerektiğini belirtmiştir. Ancak bu teşebbüsler semere vermemiştir39. Islahatlar konusunda büyük devletlere karşı Osmanlı, tavizkâr yaklaşmamış, kendi duruşunu göstermiştir. Zira Lord Dufferin’in İngiltere’nin önerdikleri işlerin tehdit ve baskı unsuru olarak algılanmaması gerektiği sözleri bu görüşü doğrulamıştır. Aynı konuda Lord Dufferin ve II. Abdülhamit’in görüşmesiyle ilgili olarak Osmanlı Devleti’nin Londra Büyükelçiliği’nden bir telgraf gelmiştir. Buna göre İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Granvil, Berlin Antlaşması’nın 61. maddesine göre İngiltere’nin yaptığı uyarıların diplomatik bir müdahale olmadığını ifade ederken Doğu vilayetlerine yapılacak muktedir bir Müslüman Vali tayini konusunda da verilen teminatı memnuniyetle kabul ettiğini haber vermiştir40. 1885’te İngiltere’de Liberaller seçimleri kaybetmiş ve Lord Salisbury başbakan olmuştur. Ancak Salisbury’nin iktidarı kısa sürmüş ve seçimlerin yenilenmesi gerekmiştir. 1886 Şubat’ında Gladstone yeniden iktidara geçmiştir. Yeni Dışişleri Bakanı Lord Rosebery’nin el attığı ilk işler­ den biri, bekleneceği üzere, Ermeni reformu olmuş ve o tarihteki İstanbul büyükelçileri Sir E. Thornton’dan 1886 Haziran’ında artık or­ tada başka pürüzlü bir mesele kalmamış olduğu cihetle Osmanlı İmparatorluğu’nun 61. maddedeki vecibelerini yerine getirmeleri­ nin hatırlatılmasını istemiştir. İstanbul büyükelçisi bu teşebbüsü sözlü olarak yapmak yerine, 16 Ağustos 1886 günü Dışişleri Bakanı Sait Paşa’yı ziyaret ettiğinde bir memorandum vermek suretiyle yerine getirmeyi tercih etmiştir. Bu memorandum Osmanlı hükümetini sinirlendirmekten başka bir işe
37 BOA, Y.A.HUS., Belge No:169/43. 38 BOA, Y.A.HUS., Belge No:169/43. 39 Gürün, Ermeni Dosyası, s.181. Osmanlı Devleti’nin 15 Ekim 1881 tarihli notasında verdiği icraat sözü bunda etkili olmuştur. BOA, Y.A.HUS., Belge No:169/43. 40 BOA, Y.A.HUS., Belge No:169/43.
136

Dr. Serdar SAKİN

yaramamıştır. Hatta Sadrazam Mehmet Kâmil Paşa me­ morandumun geri alınmasını dahi telkin etmiştir. İngilizlerin yaptığı bu son teşebbüs Almanya ve Avusturya tara­ fından da ciddi memnuniyetsizlikle karşılanmıştır. Bu arada İngiltere’de Dışişleri Bakanı değişmiş, Lord Rosebery’nin yerine Lord Iddesleigh gelmiştir41. Yeni bakan durumu yumuşatma yolunu seçmiştir. İngiltere, Ermeniler ve ıslahatlar konusunu hiçbir zaman kendi inisiyatifinden bırakmak istememiştir. Nitekim bu konu İngiltere Parlamentosu’nda daima gündemde tutulmuştur. Muhalif milletvekilleri sordukları sorularla hükümetin Ermeni meselesini unutmasına izin vermemiştir. Bununla ilgili olarak Osmanlı Devleti’nin Londra Büyükelçiliğinden 19 Mayıs 1888 tarihli bir telgraf gelmiştir. Telgrafa göre İrlanda milletvekillerinden Doktor Taner, Ermenilerin kendi hallerinden memnun olduklarına ve bir İngiliz konsolosuna gerek olmadığına dair bir beyannameyi imzalamadığı için Van delegesinin görevden alınarak İstanbul’a gönderildiği ve iki Ermeni rahibine işkence edildiği haberlerinin doğru olup olmadığını sormuştur. Dışişleri Müsteşarı da bu haberlerin doğru olmadığını ifade etmiştir42. Yine Parlamento’nun 21 Mart 1889 tarihli toplantısında milletvekillerinden Mösyö Brasi, Müfettiş Maloyel’in, Ermenice ve Fransızca olarak basılan Hayasdan gazetesinin müdürleri olan Bursalı ve Sivaslı isimlerindeki iki Ermeni’nin evlerine giderek bazı sorular sorduğunu belirtmiştir. Hatta Ermenilere zulüm yapıldığına dair haberler çıkan Hayasdan gazetesinin bir nüshasını göstererek bu tür haberlerin Osmanlı Devleti’ni kırarak gücendirdiğini söylediğini ifade ile bu haberin doğruluğunu sormuştur. Bu soruya cevap veren İçişleri Bakanı Mösyö Fatos, Müfettiş’in gittiğini doğrulamış, fakat amacının soru sormak değil sadece Bursalı ve Sivaslı adlı Ermenilerin evlerinin ora olup olmadığını ve Hayasdan gazetesini çıkarıp çıkarmadıklarını öğrenmek olduğunu söylemiştir. Bu durumda Mösyö Brasi, Londra polis memurlarının başka bir devletin emri altına neden verildiğini sorunca İçişleri Bakanı, böyle bir durumun olmadığını, Dışişleri Bakanlığının ellerinde bilgi olması hasebiyle bir tahkikat yapılmasını İçişleri Bakanlığı’ndan rica ettiğini ve söz konusu olayın bu şekilde cereyan ettiğini belirtmiştir43.
41 Gürün, Ermeni Dosyası, s.182. 42 BOA, Y.A.HUS., Belge No:214/68. 43 BOA, Y.A.HUS., Belge No:214/68.
137

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Aynı oturumda söz alan eski Dışişleri Bakanı Lord Granvil ise Müfettiş Maloyel’in, Osmanlı Devleti’nin tebligatı üzerine araştırma yapıp yapmadığını sormuştur. Bu soruya Lord Salisbury, Osmanlı Devleti’nin Hayasdan gazetesinin kapatılmasını talep ettiğini, böyle bir gazeteyi kapatamayacağını söylediğini ve bu gazetenin nerede yayınlandığını anlamak düşüncesiyle de bir araştırma yapılmasını İçişleri Bakanlığı’ndan istediğini belirtmiştir44. 28 Mart 1890 tarihli oturumda muhalif milletvekillerinden Mr. Livyon Gover, Anadolu’da Ermenilerin zulüm gördüğüne dair Daily News gazetesinin 24 Mart 1890 tarihli nüshasını getirerek işin hükümet tarafından araştırılıp araştırılmadığını ve Osmanlı Devleti’ne bildirilip bildirilmediğini öğrenmek istemiştir. Buna karşı Dışişleri Müsteşarı Sir James Ferguson, olayın Van şehrinde zulüm, yağma gibi olaylara maruz kalındığı şeklindeki şikâyetleri içeren ve Ermeni Patriği’ne gönderilen bir mektuptan ibaret olduğunu belirtmiştir. Devamla bu mektubu İngiltere’nin görmediğini ve haber veren kişinin belli olmadığı bir haber hakkında da doğruluk payının düşük olacağını ifade ile Osmanlı Devleti’ne bir tebliğ yapmaya gerek olmadığını söylemiştir45. İngiltere Parlamentosu’nda konuşulanlara Osmanlı Devleti seyirci kalmamıştır. Bu amaçla 4 Mayıs 1890 tarihinde, İngiltere Parlamentosu’nda konuşulanlarla ilgili olarak kendi tepkisini belirten bir yazı kaleme almıştır. Buna göre öncelikle İngiltere ile Osmanlı Devleti’nin dost iki devlet olduğu ve aralarındaki samimiyetin devamı arzu edilmiştir. Bununla birlikte İngiltere Parlamentosu’nda ve bazı özel mitinglerde Ermenistan sözünün konuşulduğu ve Anadolu’da Ermeni sakin olan yerlere muhtariyet verilmesinin talep edildiği belirtilmiştir. Ardından bu gibi olayların hiçbir devletin parlamentosunda konuşulmasının Osmanlı Devleti tarafından kabul görmediği ve bu durumun İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ni kendi sömürgelerinden biri olarak gördüğü düşüncelerine yol açtığı ifade edilmiştir. Devamla Anadolu’da Ermenilerin bulunduğu yerlerin Van, Erzurum, Sivas, Diyarbakır ve Elazığ olduğu, bu gibi yerlerin istiklâle kavuşmasının da Osmanlı Devleti’nin istiklâl ve bekasını tehlikeye sokacağı bildirilerek yapılmakta olan işlerin zararlı olduğu

44 BOA, Y.A.HUS., Belge No:214/68. 45 BOA, Y.PRK. EŞA., Belge No:10/91.
138

Dr. Serdar SAKİN

açıkça söylenmiştir46. Buna rağmen İngiliz Parlamentosu’nda Osmanlı Ermenileri konuşulmaya devam etmiştir. 4 Ağustos 1890 tarihli oturumda eski başbakanlardan Mösyö Gladstone, Ermenilerin şikâyetlerine çözüm olacak ıslahatların Osmanlı Devleti tarafından yapılmadığını, böyle bir hareketin de Kıbrıs Antlaşması’nı hükümsüz kılacağını ifade etmiş ve hükümeti, ıslahatların takibi konusunda ikna etmeye çalışmıştır47. Şikâyetlerle ilgili olarak da 14 Ağustos 1890 tarihli oturumda Kürtlerin, Muş civarlarındaki Vartinsi köyü ahalisinden bir Ermeni kadınını kaçırmaya çalıştığı, bu yüzden Ermenilerle Kürtler arasında çatışma çıktığı, çıkan çatışmada da iki Ermeni ve altı Kürdün öldüğü ifade edilmiştir. Yine Eleşkirt’te bulunan Ermenilerin sefil bir hayat yaşadıkları, Osmanlı memurlarının Kürtleri buraya tecavüz etmek yolunda tahrik ettikleri bildirilmiştir48. Bu olaylar karşısında Hariciye müsteşarı Sir James Ferguson, Muş civarında meydana gelen olayla ilgili şimdiye kadar bir haberin gelmediğini, bununla birlikte Eleşkirt’teki Kürtlerin Rusya tebaasından olduğunu ifade etmiştir. Devamla Ferguson, Ermenilerin maruz kaldığı baskı ve zulümler karşısında İngiltere’nin her zaman Osmanlı Devleti’ni uyardığını söylemekle birlikte Osmanlı Devleti’nin bu ıslahatları bir görev olarak yapması gerektiği şeklinde bir tebligatı ilan etmeyi uygun görmediğini belirtmiştir49. 27 Ekim 1892 tarihinde İngiltere büyükelçiliği baş tercümanı Sir Sandison, Başbakanlığa gelerek Erzurum, Van ve Bitlis illerinde bazı memurların zararlı evrak bulmak gayesiyle yapılan anlaşmalara aykırı olarak bazı misyonerlerin elbise ve evlerini aramaya çalıştıklarını belirtmiştir. Devamla bu gibi olayların İngiltere Parlamentosu’nda sorulara yol açtığını, bu sebeple söz verilen hükümler çerçevesinde harekete özen gösterilmesini ifade etmiştir50. 15 Şubat 1892 tarihli Daily News gazetesinde Erzurum, Van ve Muş’ta siyasî suçlu sıfatıyla 700 Ermeninin mahkemeye çıkarılmadan tutuklandığı haberi çıkmıştır. Yine gazeteye göre durumla ilgili olarak İngiliz Parlamentosu’nda konuyla ilgili bir önergenin verilerek hükü46 47 48 49 50 BOA, Y.PRK. BŞK., Belge No:17/98. BOA, Y.A.HUS., Belge No:238/7. BOA, Y.A.HUS., Belge No:238/7. BOA, Y.A.HUS., Belge No:238/7. BOA, Y.A.HUS., Belge No:266/44.
139

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

metten cevap isteneceği belirtilmiştir51. 19 Şubat 1892 tarihli Standart gazetesinin Sofya temsilcisi de Muş Ermenilerinden 30 kişinin sorgulanmadan tutuklandığını, Ermenilerin ev ve dükkânlarının teftiş edilmediği bir gün olmadığını yazmıştır52. Mart 1893’te İngiliz Dışişleri Bakanı Rosenberg, Türkleri Ermeni din adamlarına kötü davrandığı için kınamıştır. Bu nedenle Sultan’a Ekim 1893’te Ermenilere özerklik vermesini tavsiye etmiştir. Fakat Sultan, Ermenilerin bütün Türkiye’de dağınık yaşadıklarını söyleyerek bu tavsiyeleri reddetmiştir53. Bununla birlikte Babı Âli, 27 Haziran 1895’te Müşir Şakir Paşa’yı Doğu İlleri Müfettişliği’ne tayin etmiştir. Aynı günlerde İngiltere’de Liberal hükümet istifa etmiş, muhafazakâr Salisbury, yeni hükümeti kurmuştur54. Bununla birlikte 22 Ekim 1895’te üzerinde mutabık kalınan bir ıslahat metni, hem nota ile üç sefarete (İngiltere, Almanya, Rusya), hem de talimat olarak altı vilayetle, Müşir Şakir Paşa’ya gönderilmiştir55. Böylece Osmanlı Devleti, ıslahatlar konusunda adım atar görünmüştür. Londra büyükelçisi Rüstem imzalı 12 Ağustos 1896 tarihli telgrafta İngiltere’nin Ermenileri asla himaye etmediği ve böyle bir niyetinin de olmadığı belirtilmiştir56. Ancak Padişah yaveri Mirliva Süleyman imzalı 18 Ağustos 1896 tarihli belgeye göre İngiltere’nin Doğu Anadolu’ya gönderdiği konsoloslar, Ermenileri himaye eder tarzında hal ve hareketlerde bulunarak Hıristiyan ahaliyi İngiltere tarafına temayül ettirmeye çalışmış ve İngiltere nüfuzunun artmasına yardımcı olmuştur. Özellikle Ermenileri, Ermenistan fikri konusunda teşvik etmişlerdir57.
SONUÇ

19. yüzyılda diğer sömürgeci devletler gibi İngiltere de emperyalist emeller uğrunda Osmanlı topraklarındaki azınlıkları böl-parçala-yönet siyaseti ve kendi dış politika hedefleri doğrultusunda kullanmıştır.
51 52 53 54 55 56 57 BOA, Y.PRK. EŞA., Belge No:15/18. BOA, Y.PRK. EŞA., Belge No:15/29. Çalık, Alman Kaynaklarına Göre…, s.57. Gürün, Ermeni Dosyası, s.244. Gürün, Ermeni Dosyası, s.246. BOA, Y.PRK. EŞA., Belge No:16/31. BOA, Y.PRK.MYD., Belge No:1/58. Bütün bu olaylarla birlikte Padişah II. Abdülhamit, 25 Ekim 1896’da ıslahat çalışmalarının bittiğini devletlere bildirmiştir. Gürün, Ermeni Dosyası, s.248.

140

Dr. Serdar SAKİN

Özellikle Rusya’ya karşı ekonomik çıkarlarının arka plana düşmesini istememiştir. Bu amaçla Osmanlı Ermenilerini kendi politikasına araç yapmıştır. İngiltere’nin bu girişimi sayesinde Ermeni meselesi uluslar arası arenada ön plana çıkmıştır. Nitekim İngiltere, Osmanlı Devleti’ni ıslahat baskısıyla sıkıştırmaya başlamış, hükümet, muhalefet ve basın bu konuyu sürekli gündemde tutmuştur. İngiltere’nin bütün baskılarına rağmen Osmanlı Devleti kendi tutumundan taviz vermemiş, İngiltere ve diğer büyük devletleri karşısına almamak için de ıslahatları çeşitli bahanelerle geçiştirmeye ve yapar görünmeye çalışmıştır. Bütün bunlara rağmen Ermenilerin faaliyetlerinin yıkıcı olmaya başlaması ve Osmanlı Devleti’nin devam ve bekasını tehlikeye sokacak mahiyet alması üzerine II. Abdülhamit, bu şekilde ıslahatların devam edemeyeceğini ilân etmiştir.

141

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

BİBLİYOGRAFYA
1.Arşiv Belgeleri Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA)

Y.A.HUS. :169/43, 214/68, 224/86, 237/90, 238/7, 266/44. Y.PRK.AZJ. :2/12. Y.PRK.BŞK. :17/98, 28/24. Y.PRK.EŞA. :10/91, 15/18, 15/29, 16/31. Y.PRK.MYD. :1/58. Y.PRK.TŞF. :1/46. Y.PRK.UM. :26/83.
2.Tetkik Eserler

Akçam, Taner, “Sevr ve Lozan’ın Başka Tarihi”, İmparatorluktan Cumhuriyete Türkiye‘de Etnik Çatışma, Derleyen: Erik Jan Zürcher, İletişim Yayınları, İstanbul 2005. Çalık, Ramazan, Alman Kaynaklarına Göre II. Abdülhamit Döneminde Ermeni Olayları, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2000. Demirel, Muammer, “İngiliz Belgelerinde Türkiye Ermenilerine Yaklaşım (1860– 1918)”, Dünden Bugüne Türk Ermeni İlişkileri, Editör: İdris Bal, Mustafa Çufalı, Nobel Yayınları, Ankara 2003. Günay, Bekir, “Değişen Dünya Denkleminde Sorunlu Türk Bölgeleri ve Çözüm Önerileri”, Avrupa’dan Asya’ya Sorunlu Türk Bölgeleri, Derleyen: Bekir Günay, 1. Baskı, IQ Kültür-Sanat Yayınları, İstanbul 2005. Gürün, Kâmran, Ermeni Dosyası, 7. Baskı, Remzi Kitabevi Yayınları, İstanbul 2005. İrtem, Süleyman Kâni, Ermeni Meselesinin İçyüzü, Hazırlayan: Osman Selim Kocahanoğlu, Temel Yayınları, İstanbul 2004. Kılıç, Davut, “XIX. Asırda İngiltere’nin Orta Doğu Politikasının Osmanlı Ermenilerine Yansıması”, Dünden Bugüne Türk Ermeni İlişkileri, Editör: İdris Bal, Mustafa Çufalı, Nobel Yayınları, Ankara 2003. Melek, Kemal, Doğu Sorunu ve Milli Mücadelenin Dış Politikası, Der Yayınları, İstanbul 1985. Metin, Halil, Türkiye’nin Siyasi Tarihinde Ermeniler ve Ermeni Olayları, MEB Yayınları, Ankara 2001. Öke, Mim Kemal, Ermeni Sorunu 1914–1923 (Devletin Dış Politika Araç Alternatifleri Üzerine Bir İnceleme), TTK Yayınları, Ankara 1991. __________, Musul Meselesi Kronolojisi (1918–1926), Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul 1987. Özçelik, İsmail, Ermeni Sorunu ve Gerçekler, Gündüz Eğitim Yayınları, Ankara 2005. Seton-Watson, R. W., Disraeli, Gladstone, and the Eastern Question, The Norton Library Printers, London 1972. Şehirli, Y. Atila, “Osmanlı Devleti’nde İhtilalci Ermeni Cemiyetlerinin Faaliyetleri ve Osmanlı Devleti’nin Aldığı Tedbirler”, Dünden Bugüne Türk-Ermeni İlişkileri, Editör: İdris Bal, Mustafa Çufalı, Nobel Yayınları, Ankara 2003. Şimşir, Bilal N., Ermeni Meselesi 1774–2005, 2. Baskı, Bilgi Yayınları, Ankara 2005. 142

Süleyman KOCABAŞ

I878 BERLİN ANTLAŞMASI’NDAN SONRA İNGİLTERE’NİN ERMENİ POLİTİKASI
Süleyman KOCABAŞ
Araştırmacı Yazar Hoca Ahmet Yesevi Cad, Tunç Apt, No:30 D. 5, Talas/Kayseri-TÜRKİYE Tlf.: 0 352 437 30 90, e-posta: mkocabaş@windowslive.com

143

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Osmanlı Devleti tarihinde dört dönem halinde incelenen Türk – İngiliz ilişkilerinin IV. Dönemi’ni (1878 – 1923) içinde yer alan tebliğimiz, 12 adet A4 sayfası olup, Türkçe, İngilizce ve Osmanlıca çok sayıda kaynaktan faydalanılarak hazırlanmış, özeti aşağıya çıkartılmıştır. Osmanlı – İngiliz ilişkilerinin III. Dönemi’nde (1787 – 1878) Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikası takip eden İngiltere, 1878 Berlin Antlaşması’ndan sonra, Osmanlı Devleti’nin artık yaşayamayacağı kanaatine vararak, bu politikasını terk ile kendisi de diğer sömürgeci ve yayılmacı devletler gibi çıkarlarına uygun Osmanlı topraklarına (Kıbrıs, Mısır, Basra Körfezi Şeyh ve Emirlikleri vb) yerleşmeye başlamış, bunun yanında yine Osmanlı Devleti’nin aleyhine olarak, sömürgecilik ve yayılmacılıkta rakibi Rusya’nın güneye (Sıcak Denizlere) yayılmacılığının yolunu kesmek için Osmanlı’nın Rusya ile olan sınırları üzerinde kendi nüfuzunda bağımsız tampon devletler kurma politikası takibine başlamıştır. Bu uğurda Balkanlarda Bağımsız Bulgaristan için çalışan İngiltere, Doğu Anadolu’da da Bağımsız Ermenistan için çalışmıştır. (...) Büyük Devletlerden Rusya’nın İngiltere ve Ermenilere ret cevabı ilginç olmuş, Rusya Başbakanı Prens Lubanof, Bağımsız bir Bulgaristan Ermenistan’ı istemiyoruz demiştir. Bağımsız Bulgaristan ilkin, Rusya’nın güneye yayılmacılığı için bu devlet tarafından kurulmuş, daha sonra İngiliz nüfuzu buradaki Rus nüfuzunu alt ederek Bulgaristan üzerine kendi hâkimiyetini kurmuştur. Rusya, bunun benzeri bir Ermenistan’ın kurulmasını emellerine aykırı gördüğü için İngiliz tekliflerine karşı çıkmıştır. Bu olay, Ermenilerin emperyalist devletler tarafından nasıl kullanıldığının bariz bir göstergesidir. 1900’lü yılların başlarına gelindiğinde, gerek Sultan II. Abdülhamid’in Ermeni Terörü’nü kesin olarak ezmesi ve gerekse aklıselim sahibi İngilizlerin Türkler lehine görüşleri, İngiliz himayesinde kurulmak istenen Bağımsız Ermenistan Projesini akim bırakmıştır. Özellikle bu İngilizlerden, İstanbul’da İngiliz ajanı ve aynı zamandan Sultan II. Abdülhamid’in de kendi lehine kullanmaya çalıştığı Prof. Arminius Vambery’in başta İngiliz Başbakanı Lord Salisbury’a olmak üzere İngiliz devlet adamlarını gönderdiği raporlar da İngilizlerin 1900’lü yılların başında Ermeni Meselesi’nden el çekmelerine sebep olmuştur. Tebliğimizde raporlarından örnekler verdiğimiz Vambery, Doğu Anadolu’nun Bulgaristan, Sırbistan ve Romanya’ya benzemediğinden bahisle, burada Ermenilerin Müslümanlar yanında beşte bir oranında azınlık olup, bu sebepten kurulacak Bağımsız Ermenistan’ın büyük bir adaletsizlik örneği olacağı üzerinde durmuş, sonra, İngiliz himayesinde kurulacak bu devletin bir müddet sonra Rusya’nın hâkimiyetini girmesi tehlikesinin bulunduğundan bahisle, İngiltere’nin yanlış politikası sebebiyle Rusların İngiliz çıkarlarına aykırı olarak Mezopotamya’ya ineceğinden bahsetmiştir. Bütün bu gelişmeler sonucu, 1900’lü yılların başlarında Ermenilerden fayda göremeyeceği kanaatine varan İngiltere, kullanmakta olduğu bunları yüzüstü bırakarak onlara desteğini çekmiş, ardından Ermeniler İngilizler bizi aldattı diyerek ateş püskürmüşlerdir.

Özet

144

Süleyman KOCABAŞ

OSMANLI DEVLETİ–İNGİLTERE İLİŞKİLERİNİN DÖNEMLERİ

İngiltere’nin 1878 Berlin Antlaşması’ndan sonra Ermeni politikasına giden yolda Osmanlı Devleti- İngiltere ilişkilerini dört dönem halinde incelemek mümkündür. I. Dönem (1299-1583 Dönemi): Bu dönende, iki devlet arasında resmî ilişkiler kurulmamış, Papa’nın teşvikiyle Türklere düşmanca gözle bakan İngilizler, Selçuklular ve Osmanlılara karşı düzenlenen Haçlı Seferleri’ne katılmışlardır. Bunların etkisiyle, ticarî yönden Türk ülkeleri İngiltere açısından cazip alanlar olarak görülmemiştir1. II. Dönem (1583-1787 Dönemi): İngiliz kraliçesi Elizabeth’in, Mart 1583’de W. Harabone’yi İstanbul’a ilk büyükelçi olarak ataması ile Osmanlı-İngiliz ilişkileri resmen başlar. İngiliz Büyükelçisi’nin Sultan III. Murat’tan iki önemli isteği, İngilizlere ticaret serbestîsinin verilmesi ve İngilizlerin İspanya Kralı II. Filip’le olan mücadelesinde kendilerine

1

Hamid Dereli, Kraliçe Elizabeth Devrinde Türkler ve İngilizler, Anakara ÜDTCF Yayınları, Ankara 1951, s.68.
145

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

yardım edilmesi olur2. İngilizlere, ticaret serbestîsi verilir, fakat İran’la olan harpler sebebiyle askeri yardım yapılamaz. İngilizler, diğer ülkelerle olan ticaret rekabeti sebebiyle Osmanlı Devleti’yle iyi ilişkiler kuramaya özen gösterirler. III. Dönem (1787-1878 Dönemi): Bu dönemde İngiltere artık dünyanın süper gücüdür. Osmanlı Devleti, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile birinci süper güç olma özelliğini İngiltere’ye kaptırarak, kendisi ikinciliğe düşmüştür. Rusya, üçüncü süper güçtür. Amerika Bağımsızlık Mücadelesi karşısında 1778’de savaşı kaybeden İngiltere, Kuzey Amerika’daki sömürgelerinden çekildikten sonra, bütün dikkatlerini Afrika ve özellikle Asya’ya çevirir. 18. asrın sonlarında Hindistan’a yerleşerek burasını en kârlı sömürgesi haline getirir. 18. asrın sonlarında Rusya’nın, İngiltere’yi Asya’da tehdit eden sömürgecilik ve yayılmacılık mücadelesinde rakibi haline gelmesi, özellikle, Osmanlı Devleti üzerinden Sıcak denizlere inme milli ideali karşısında İngiltere, bu ideali, kendisini Hindistan’da tehdit eden bir ideal olarak görmesi sonucu buna cephe almaya başlar. İngiltere’nin bu politikasının milat başı, 1783’de Rusya’nın Kırım’ı ilhakı olur. Bunun ardından Rusya, bir Karadeniz devleti haline gelmekle, Sıcak denizlere inmekte ana hedefi, İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nı ele geçirerek, Akdeniz’e ulaşmasında önemli bir imkâna sahip oluyordu. Rusya’nın Akdeniz’e inmesi demek, İngiltere’yi en kârlı sömürgesi Hindistan’a götürün en kestirme yol, Doğu Akdeniz Yolu’nun (Hindistan Yolu da denilir) Rusya’nın eline geçmesi demek olurdu ki bu, Hindistan’ı Rusya’ya kaptırmak anlamına geliyordu. Bu sebepten İngiltere, Rusya’nın Akdeniz’e çıkmasına engel olmalı, bunun için Osmanlı Devleti’ni Rusya’nın yayılmacı emelleri karşısında bir set veya tampon devlet olarak tutmalıydı. Böylece, Osmanlı-İngiliz ilişkilerinin III. Dönemi’ne dünyanın süper gücü İngiltere’nin Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikası damgasını vuruyordu. Bu politikanın mimarı 1787’de Başbakan olan William Pitt olmuş, İngiltere için Osmanlı İmparatorluğu’nun

2

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “19. Asrın Başlarına Kadar Türk-İngiliz Münasebetlerine Dair Vesikalar”, Belleten, C.13, Sayı 51, Temmuz 1949, s.575.

146

Süleyman KOCABAŞ

ayakta kalması, bir ölüm kalım meselesidir. Bunun aksini söyleyen kimselerle tartışmaya girmem demişti3. İngiltere’de Pitt’le başlayan, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikası, 19. yüzyılın ortalarında Dışişleri bakanı ve başbakan Lord Palmerston ve İngiltere’nin İstanbul büyükelçisi Stratford Canning ile zirve yapmış, bunun in büyük tezahürü 1850’li yılların başında adına Mini NATO ve Mini Dünya Harbi denilen 1854-1855 Kırım Harbi olmuştur. Harbin arifesinde Lord Palmerston, Rusya’yı Tuna kıyılarında durduramazsak, İndüs kıyılarında durdurmak zorunda kalırız söylerini sarf ederken, Dışişleri bakanı Russel de Rusya İmparatorluğu’nu, Türkiye’yi yok etmek üzerinde tamamlamak istiyor, ona karşı durmalı diyordu4. Osmanlı İmparatorluğu’nu, başta İngiltere olmak üzere, ilkin paylaşma pazarlıkları yapan Çar I. Nikola, bunda başarılı olamayınca, Mukaddes Yerler Meselesi’ni bahane ederek Osmanlı Devleti’ni nüfuzuna almaya kalkışmış, bunu emellerine aykırı gören İngiltere, Fransa, Avusturya, Sardunya (o yılların İtalyası) Osmanlı Devleti ile ittifak antlaşması imzalamışlar, ardından Sivastopol limanını çıkarma yaparak Rusya’yı burada mağlup etmişlerdi. Bunu müteakip imzalanan 1856 Paris Antlaşması’yla Osmanlı Devleti, Rusya’nın hâkimiyet ve nüfuzundan kurtulayım derken Avrupa devletlerinin hâkimiyet ve nüfuzuna girmişti.
İNGİLTERE’NİN OSMANLI DEVLETİ’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ KORUMA POLİTİKASINI TERKİ VE TEZAHÜRLERİ

IV. Dönem (1878-1923 Dönemi): Bu dönemde, geleneksel Türkİngiliz dostluk ilişkileri ve İngiltere’nin Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasına son verilmiştir. 1877-1878 Türk-Rus Harbi’nde ağır bir darbe yiyen Osmanlı Devleti, imzalanan Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları ile Sırbistan, Karadağ ve Romanya’ya bağımsızlık verilmek (Yunanistan 1830’da bağımsız olmuştu), Bulgaristan bağımsızlık derecesinde muhtariyete sahip olmakla, Balkanlar’daki topraklarının büyük bir kısmını kaybetmiş, Balkanlar’ın Sevr’i denilen 1878 Berlin Antlaşması ile elinde yalnızca
3 4 T. G. Rjuvara – Emin Şekip, Türkiye’yi Bölmek İçin Yüz Plan, Çev. Y. Üstün, Semih Ofset Basımevi, Ankara 1978, s.21. Maathew Smith Anderson, The Eastern Question, Macmillan Company, New York 1966, s.19.
147

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Arnavutluk, Makedonya, Batı-Doğu Trakya’dan ibaret Orta Balkanlar kalmış, ayrıca, Kafkasya cephesinde de Doğu Beyazıt’a kadar toprak kayıplarına uğramıştı. Osmanlı’dan ayrılmak hususunda Arnavutluk ve Makedonya da diken üstünde idi. Arnavutluk bağımsızlık hareketi de aktif olarak başlamış, Makedonya ise, çevresindeki küçük ve büyük devletlerin yutmaya hazırlandığı bir alan haline gelmişti. İngiltere’nin Osmanlı Devleti politikasını değiştirmeye birinci derecede bu gelişmeler damgasını vururken, ikinci derecede, kendisinin inisiyatifi ve baskısıyla Osmanlı Devleti’ni Rusya’ya karşı güçlendirme reformları olan 1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanları ve 1876 I. Meşrutiyet Denemesi’nin de başarılı olamadığını gören İngiltere, Osmanlının artık reformlarla da yaşatılamayacağı kanaatine vararak ona yönelik toprak bütünlüğünü koruma politikasını Berlin Antlaşması’nın müteakip terk etti. VI. Dönem Türk-İngiliz ilişkilerinin temel özellikleri ve tezahürleri şunlar olmuştur: 1-Dünyanın süper gücü İngiltere, Hindistan Yolu’nu Osmanlı Devleti’nin koruyamayacağı kanaatine vararak, bu yol üzerindeki stratejik önemi büyük alanlara kendisi yerleşmeye çalışacak, bu sebepten İngiltere de Osmanlı için artık işgalci ve düşman devlet haline gelecektir. Bu cümleden olarak ilk girişimi, Berlin Kongresi günlerinde Kıbrıs’a yerleşmesi olacaktır. Sultan II. Abdülhamit’in aleyhte direnmesi karşısında, Ayastefanos Antlaşması’nın Osmanlı Devleti lehine değiştirmeyeceği tehdidine başvurması sonucu Kıbrıs’ı İngiltere’ye veren 4 Haziran 1878 tarihli antlaşma yapılacak, yalnız, Sultan II. Abdülhamit, antlaşmayı tasdik ederken Hukuk-ı şahaneme halel (zarar) gelmemek şartını koyarak imzalayacaktır5. Bununla, Kıbrıs, İngiltere’ye bir nevi kiralanmış oluyor, her yıl Osmanlı devletine belli bir kira bedeli veriliyordu. İngiltere’nin 1882’de Mısır’ı işgali, 1890’lı yıllarda Basra Körfezi emir ve şeyhlikleri ile ikili himaye antlaşmaları imzalayarak bunları kendi himayesine alması, Hindistan Yolu’na yerleşmesinin diğer tezahürleri olacak, hele bunlara İngiltere’nin Bağımsız Ermenistan Projesi
5 Sultan II. Abdülhamit, Devlet ve Memleket Görüşlerim, Hazırlayanlar: A. Çetin-R. Yıldız, Çığır Yayınları, İstanbul 1978, s.65.

148

Süleyman KOCABAŞ

de eklenince Sultan II. Abdülhamit, İngiltere’ye iyice düşman haline gelecek, dış politikada İngiliz, Rus ve Fransız düşmanlığını dengelemek için Almanya’ya yaklaşacaktır. 2-İngiltere, değişen politikası çerçevesinde yine emellerini korumak uğrunda Osmanlı Devleti’nin Rusya ile sınır bölgelerinde kendi nüfuz ve hâkimiyetinde tampon bağımsız devletler kurma politikasına sarılarak, Hindistan Yolu’nu Rusya’nın yayılmacılığından korumaya çalışacaktır ki, bu, tebliğimizin konusu aşağıda inceleyeceğimiz İngiltere’nin Doğu Anadolu’da Bağımsız Ermenistan Projesi olacaktır. İngiltere, Hindistan Yolu’nu korumak uğrunda tampon devletler projesini Balkanlarda da takip edecek, bu uğurda Osmanlı Devleti’ne muhtariyet idaresi ile bağlı Bulgaristan Prensliği’nin bağımsızlığı için çalışacaktır. Adı geçen prenslik, ilkin, Rusya tarafından Sıcak Denizlere inmek politikası uğrunda bir atlama tahtası olarak Rusya’nın aktif desteği sonucu kurulacak, daha sonra buradaki Rus nüfuzunu alt eden İngiltere, Bulgaristan üzerinde kendi nüfuzunu kuracak, bunun ardından Rusya’nın yolunu kesmek için burasının bağımsızlığı için çalışacaktır. Sir William White (1887-1891 yılları arasında İngiltere’nin Türkiye büyükelçisi), Bulgaristan’a bağımsızlık verilmesi taraftarıydı. Bunu isterken şunu düşünüyordu: Kuvvetli bir Bulgaristan kurulacak olursa, bu devlet, Rusya’nın güneye sarkmasına engel teşkil edecek. Doğu Rumeli’nin Bulgaristan’a ilhak edilmesinde White’in de parmağı vardır. Ama bu meseleyi o derece ustaca halletti ki, padişahı bile gücendirmedi. White, Osmanlı sınırlarının arkasında ve Rus sınırlarının önünde kuvvetli bir kale inşa edilmesinin Osmanlı İmparatorluğu için kötü bir sonuç olmadığını Padişah’a söylemişti. Padişah’ın cevabı ise, ‘Kaleler bazen içten çöker’ olmuştu. Zaman Padişah’ı haklı çıkaracaktır6. 3- 19. asrın başlarında Ortadoğu’da petrol varlığı da ortaya çıkınca, İngiltere, petrol bölgelerini kendi hâkimiyet ve nüfuzuna almak için giderek Osmanlı Devleti’nin tasfiyesi cihetine gidecek, bunun sonuçları I. Dünya Harbi’nin sonunda alınacak, Osmanlı’nın Asya’daki son vilayetleri Arap ülkeleri de İngiltere’nin hâkimiyetine gerecektir. İngiltere, bununla da kalmayacak, Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiyesinden sonra Türklerin son tutunacağı topraklar Anavatan Anadolu’da
6 Henry Woods, Türkiye Anıları, Çev. F. Çoker, Milliyet Yayınları, İstanbul 1975, s.225.
149

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

bile Rus yayılmacılığı karşısına Türklerin yerine Yunanlıları dikme politikasına sarılması sonucu, Yunanlılar 16 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkarılacak, Türk İstiklal Harbi, büyük ölçüde İngiliz-Yunan İşbirliğine karşı kazanılacaktır. Görülüyor ki, 1787’de Pitt’le başlayana İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne karşı dostluk ve toprak bütünlüğünü koruma politikası, Palmerston-Canning ikilisi ile doruk noktasına ulaşacak, 1878 Berlin Antlaşması’ndan sonra başbakan olan azılı Türk düşmanı Lord Gladston’la inişe geçecek (iyi ilişkiler ve toprak bütünlüğünün terki), Lord Salisbury (1890’lı yılların başbakanı) ve Lloyd George (Mütareke Dönemi ve Türk İstiklal Harbi günlerinin İngiliz Başbakanı) ile Osmanlının ve Türk milletinin kabir kazıcılığına dönüşecektir.
İNGİLTERE’NİN BAĞIMSIZ ERMENİSTAN DEVLETİ KURMA POLİTİKASI VE BUNA GİDEN YOLDA ISLAHAT İSTEKLERİ

Kafkasya ve Doğu Anadolu’da meskûn Ermeniler, tarihte ilkin Çarlık Rusyası tarafından, Osmanlı Devleti’nin Balkanlı Hıristiyanları gibi, Rusya’nın Sıcak Denizlere inme milli emeli uğrunda kullanılmak için Osmanlı aleyhine kışkırtılmışlardır. Ermenistan tabiri, Rusya tarafından tamamen siyasî manada kullanılmakta ve ileride İskenderun Körfezi’ne çıkmayı, yani Akdeniz’e ayak basmayı hedef tutmakta idi7. Berlin Antlaşması’ndan sonra, İngiltere’nin, Rusya’nın güneye yayılmacılığı yolunu kesmek için Osmanlı-Rusya sınırlarında kendi nüfuzunda tampon devletler kurma politikası ortaya çıkınca, bu uğurda yaptığı projelerden birisi de Doğu Anadolu’da Bağımsız Ermenistan Devleti projesi oldu. İngiltere nezdinde, Bağımsız Ermenistan, Türkiye’den daha önemli bir Akdeniz’i koruma unsuru olacak, bu sebepten Rusya’nın Doğu yolu kapanmış bulunacaktı8. Ermeni olaylarının (1890’lı yıllarda ortaya çıkacak Ermeni terörü) büyük sorumlusu İngilizlerdir. Otonom (muhtarözerk) bir Ermenistan kurarak Rusya’nın yayılmasının önüne set çekmek istiyorlardı9.
7 8 9 Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya, Ankara ÜDTCF Yayınları, Ankara 1970, s.111. Nikerland Krayiblis, Rusya’nın Şark Siyaseti ve Vilayet-i Şarkiye Meselesi, Çev. Habil Adem, Dersaadet Matbaası, İstanbul 1332, s.175. George Washburn, Fifty Years in Constantinople and Recollection of Robert College, Cambridge Üniversitesi, Boston-New York 1910, s.200.

150

Süleyman KOCABAŞ

Ayastafenos Antlaşması’na Ermeni Islahatı ile ilgili madde ilkin, sömürgeci ve yayılmacı politikasına Ermenileri daha aktif olarak alet etmek için Rusya tarafından konulmuş (16. madde), Ermenileri İngiltere de kullanmayı planladığından adı geçen madde aynen Berlin Antlaşması’na bu devletin desteği ile dâhil edilmişti (61. madde). Bu madde şöyle idi: Babıâli, halkı Ermeni bulunan eyaletinde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatları ertelemeksizin yerine getirir ve Ermenilerin Çerkez ve Kürtlere karşı huzur ve emniyetini sağlamayı taahhüt eder ve arası sıra bu konuda alınacak tedbirlerin devletlere tebliğ edeceğinden, ilgili devletler adı geçen tedbirlerin yerine getirilmesine nezaret edeceklerdir10. Bu madde ile Ermeni Meselesi siyasallaşarak, Avrupa devletlerinin Türkiye aleyhine gündemine giriyordu. Berlin Antlaşması’nda Makedonya Hıristiyanları ve Doğu Anadolu’da meskûn Ermeniler ile ilgili ıslahat maddelerinin yer alması, Sultan II. Abdülhamit’i iyice ürkütmüştü. Sultan, adı geçen antlaşma günlerine kadar azınlıklarla ilgili ıslahat isteklerinin ne anlama geldiğini iyi biliniyordu. Yapılan ıslahatlar, giderek muhtariyete, o da sonunda bağımsızlığa dönüşerek Osmanlı Devleti’nin küçülmesine yol açıyordu. Bağımsız Sırbistan, Romanya, Bulgaristan, Lübnan vb. böyle doğmuştu. Aynı plan, Belin Antlaşması’nı müteakip Büyük Devletler ve Ermeniler tarafından Bağımsız Ermenistan’ın kurulması için yapılmıştı. Ermenilerin kendileri de bunu açıkça dile getiriyorlardı. Berlin Kongresi’ne Ermeniler lehine kulis faaliyetleri için Ermeni Eski Patriği Hırımyan ile birlikte giden Nurias Ceras, 1879’da yayınladığı broşüründe şunları yazıyordu: Berlin Kongresi, Ayastefanos Antlaşması’nın 16. maddesi yerine 61. maddeyi koymakla kalmadı, yani maddenin sıra numarasını değiştirmekle yetinmedi, ileride kuracağımız ulusal binanın (Ermeni Devleti’nin) temellerini de attı… Gerçi Avrupa bize özerklik (muhtariyet) vermedi, ama bize öyle bir madde bağışladı ki, bu bizi, erişmek için yanıp tutuştuğumuz amacımıza ulaştıracaktır. Babıâli, Ermenilerin yaşadığı yerlerde gereken reformları yapmaya söz verdi. Bu reformlar bir gün özerkliğe dönüşecektir. Cesaretimizi yitirmeyelim. Bize bahşedilen nimetlerden en büyük yararı sağlamaya
10 Nihat Erim, Siyasi Tarih Metinleri, Osmanlı İmparatorluğu Antlaşmaları, C.I, AÜ Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara 1953, s.423.
151

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

çalışalım. Avrupa elimize silahları verdi. Paslanmadan bu silahları kullanalım… Babıâli, Ermenistan’da reform yapmaya söz verdi. Bu reformlar gerçekleşmezse eyleme (isyan, şiddet olayları) geçmek gerekir…11. Amerikalı tarihçi William L. Langer, Ceras’ın bu görüşlerini yorumlarken şunları yazar: Bu, Bulgaristan örneği ve ihtilalini takip için girişilecek olaylara bir hazırlıktı. Fakat, Ermeniler İngilizlerden ümit var olmaya hâlâ devam ediyorlardı. 1878’de Doğu Anadolu’da seyahat eden C. Barkle’ye göre Ermeniler her yerde İngiliz himayesi altında reform (ıslahat) ümitleri ile dolu idiler. Birçok ihtilalci şunları söylüyordu: Bulgarlar, Rusların müdahalesi sonucu bağımsız oldular, Ermeniler de niçin İngiltere’nin yardımı sonucu bağımsız olmasınlar!...12. Doğu Anadolu’da Ermeni Islahatı istenen vilayetlerde Ermeniler azınlıktı. Müslüman nüfusa oranları % 21 civarında idi. En yoğun olarak bulundukları vilayet Van olup, bu oran % 30’du. Ermenistan Islahatı adı altında önce Doğu Anadolu’da Ermenilerin faikiyeti sağlanacaktı. Bu nasıl olacakı? Önce, Ermeniler, İngiliz veya Avrupa protektorası altında serpilecek, güçlenecekler ve siyasî bakımdan hazırlanacaklardı. Sonra, dışarıdan Doğu Anadolu’ya Ermeni nüfusu getirilecekti. Böylece bölgede Ermeni nüfusu artacaktı. Ama ne kadar artarsa artsın Ermeniler yine azınlıkta kalacaklardı. Bunun için ikinci adım olarak, Türk nüfusu Doğu Anadolu’dan peyderpey uzaklaştırılacaktı. Geriye Kürtler ve Süryaniler kalacaklardı. Süryanilerle Ermeniler, mezhep ayrılıkları bir yana bırakılarak kaynaştırılacaktı. Kürtler ise, ‘Silah zoruyla hizaya getirilecek’, Ermenilerle birlikte yaşamaya zorlanacaklardı. Bütün bunlar, Osmanlı yönetimi altında reformların uygulanması olarak yapılacaktı. Zamanı gelip Osmanlı Devleti çökünce de Ermenilere ayrı bir devlet kurdurulacaktı. Ama bu iğreti devlet kendi kendine yaşayamayacağı için, bunun üzerinde ‘güçlü bir İngiliz protektorası’ kurulacaktı. İngiliz görüşüne göre, Rusya’nın güneye doğru yayılması ancak böyle önlenebilirdi. Yani, Doğu Anadolu’da güçlü bir İngiliz hâkimiyeti kurularak

11 Bilal N. Şimşir, “İngiliz Belgelerinde Osmanlı Ermenileri”, Milliyet, 6 Nisan 1983, s.5. 12 William Langer, The Diplomacy of Imperialism 1890-1902, Alfred A. Knopf, New York 1972, s.142.
152

Süleyman KOCABAŞ

Rus yayılmasına bir set çekilebilirdi. Bütün reform yolları İngiliz hâkimiyetine çıkıyordu13.
SULTAN II. ABDÜLHAMİD’İN ERMENİ ISLAHATI İSTEKLERİNE DİRENİŞİ

Çağının Alman başbakanı Bismark gibi başarılı ve iyi bir diplomatı olan Sultan II. Abdülhamit, Ermeni Islahatı ile olup biteceklerin farkında idi. Bulgarları taklit edeceklerini açıkça söylemekten çekinmeyen Ermenilerin de Osmanlı Devleti’nin gündemine yeni vatan bölücü bir unsur olarak girdiğini görüyor, hele bunun ardında İngiltere’nin bulunması onu büsbütün ürkütüyordu. Padişah diyordu ki, Avrupa, Yunanistan ve Romanya’yı almak suretiyle Türk Devletinin ayaklarını kesti. Bulgaristan’ın, Sırbistan’ın ve Mısır’ın kaybı ise bizi kollarımızdan mahrum bırakmıştır. Şimdi de Ermenileri ayaklandırmak suretiyle ciğerlerimizi sökmek istiyorlar14. Sultan da kendi muhtıralarında, Islahat adı altında İslâm’ı yok etmek ve Ermenileri tercih ve kuvvetlendirmek ile sonunda istiklale sebep olmak şeklinde yazar15. Sultan II. Abdülhamit, işin esansına bakılırsa ıslahat veya reform aleyhtarı padişah değildi. Osmanlı padişahları içinde en büyük ıslahatçı ve yenilikçi bir padişahtı. O ıslahatı, bir etnik unsur ve azılığın faikıyeti için değil, bütün tebaasının huzuru için istiyordu. Üstelik II Abdülhamit, Anadolucu bir padişahtı. İleride Mustafa Kemal Paşa’nın tarihî misyonunda ortala çıkacak Anavatan Anadolu fikri erkenden Sultan II. Abdülhamit’te kendisini göstermiş, Sultan, bu sebepten Anadolu’nun korunmasına ve ıslah edilmesini büyük önem vermişti. Kendisinden önceki padişahların ıslahatları, İstanbul sur içi ve Rumeli ile sınırlı kalırken o, bütün ıslahat çabasını Anadolu’ya çevirmişti. Bunun en büyük tezahürlerinden birisi Bağdat Demiryolu Projesi olmuştu. Doğu Anadolu’da Bağımsız Ermenistan kurulması uğrunda çalışan İngiliz-Ermeni işbirliğinin ilk hedefi, Sultan II. Abdülhamit’e Berlin Antlaşması’nın 61. maddesini uygulatmaktı. Adı geçen antlaşma imzalanalı daha 32 gün olmuştu ki, Babıâli’ye Ermeni Islahatı’nın uygulanması
13 Şimşir, “İngiliz Belgelerinde…”, Milliyet, 7 Nisan 1973, s.5. 14 Joan Hasliph, Bilinmeyen Taraflarıyla Abdülhamid, Çev. Nusret Kuruoğlu, Toker Matbaası, İstanbul 1964, s.227. 15 Sultan II. Abdülhamit, Devlet ve Memleket Görüşlerim, Hazırlayanlar: A. Çetin – R. Yıldız, Çığır Yayınları, İstanbul 1976, s.69.
153

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

için ilk İngiliz notası gelmişti. Notada, Doğu Anadolu’da yabancılar tarafından tertip ve kumanda edilen bir jandarma teşkilatının kurulması, mahkemeler ihdası ve her birinde bir Avrupalı hâkimin yer alması, iltizamın kaldırılarak vergi tahsilinde Avrupalı tahsildarların kullanılması vb. hususları yer alıyordu16. Görülüyor ki, ıslahat şartları tam bir fecaat olup, Doğu Anadolu’yu yabancı kontrolüne sokarak bölgede Ermenileri korumayı ve kuvvetlendirmeyi amaçlıyordu. İngiltere, Anadolu’da Ermenilerin hiçbir bölgede çoğunluk teşkil etmediklerini bildiği halde böyle bir talepte bulunuyordu17. Azılı Türk düşmanı Liberal Parti’nin lideri Lord Gladston’un 1880’de başbakan olması, İngiltere’nin Türk düşmanlığı ve Ermeni yanlısı politikasını daha da takviye etti. Muhalefette iken 1870’li yılların ortalarında, Bulgarların Osmanlı Devleti aleyhine çıkardığı isyanı ve şiddet olaylarını yayınladığı Bulgar Terörü ve Doğu Sorunu kitabında Türkleri suçlayarak haklı çıkarmaya çalışan Gladston, şimdi de Ermenileri diline dolamaya başlamış, Ermenilere yardım insaniyete hizmettir diyerek ortaya atılmıştı18. Gladston, Berlin Antlaşması’nı imzalayan devletler nezdinde teşebbüse geçerek 13 Haziran 1880 tarihinde Osmanlı Devleti’ne müşterek bir nota verilmesini sağladı. Bu notada, Berlin Antlaşması’nın 61. maddesinin uygulanmasını istiyordu… Sonuç ne olursa olsun, Gladston’un teşebbüsü Ermeniler için bir ümit doğurmuştu. İngiltere’de kuvvetli bir destek bulacaklarına inanmışlardı. Bu sebeple bu tarihten sonra Ermenilerin faaliyetleri daha da arttı19.
İNGİLİZ-ERMENİ İŞBİRLİĞİNİN ŞİDDET SAFHASINA GEÇMESİ VE TERÖR ÖRGÜTLERİNİN KURULUŞU

Sultan II. Abdülhamit’in yukarıda adı geçen müşterek notayı uygulamaması İngiliz Büyükelçisi Layard’ın tavırlarının sertleşmesine sebep oldu. Büyükelçi Layard, reformlar yapılmazsa, Padişah’ın tahtı gider diye tehditler savurmaya başladı. Yoksa ‘Anadolu Bulgaristan’a benzer’ diyordu. Yani, İngilizlerin istedikleri reformlar yapılmazsa Ermeniler de Bulgarlar
16 Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, C.I, K.I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1963, s.7. 17 Enver Ziya Maral, Osmanlı Tarihi, C.VIII, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1982, s.75-76. 18 Ermeni Komitacılarının Âmâl ve Harekat-ı İhtilaliyesi, Matbaa-i Âmire, İstanbul 1332, s.4. 19 Fahir Armaoğlu, Siyasi Tarih 1789-1919, AÜSBF Yayınları, Ankara 1961, s.402.
154

Süleyman KOCABAŞ

gibi ayaklanır, bunun sonunda Anadolu da parçalanır demeye getiriyordu. O günlerde Bulgaristan’ı hatırlatmak Babıâli’nin kanayan yarasına tuz basmak gibiydi20. Layard’ın bu tavırlarından Ermeni Meselesi konusunda, ıslahat isteklerinin yerine getirilmemesinin soncu olarak, Sultan ve Babıâli’yi buna zorlamak için şiddet olaylarını başlatmanın sırasının geldiği anlaşılıyordu. Yukarıda bahsettiğimiz üzere Ermenilerden Ceras da Babıâli ıslahatları yapmazsa eyleme geçmek gerekir diyordu. Ermeni Meselesi’nde tam anlamıyla şiddet safhası başlayacak, Bulgaristan İsyan ve İhtilali taklit edilecekti. Ermeni Komitacılarının (kan dökerek şiddet olaylarını başlatacak olan silahlı Ermeni militanları) bu planını insafsız ve şeytani plan olarak nitelendiren Robert Kolej’in müdürü Cyrus Hamlin’e Ermeni Komitacıları şu cevabı vermişlerdi: Şüphesiz size böyle görünmektedir, fakat biz Ermeniler, bağımsızlığımızı kazanmaya kesin kararlıyız. Avrupa, Bulgaristan’da yapılan korkunç şeylerle ilgilendi ve bu memleketi kurtardı. Milyonlarca kadın ve çocuğun kanlarıyla yükselecek bizim sesimize de şüphesiz kulak verilecektir21. Doğu Anadolu’da Ermeni şiddet olaylarının başlatıldığı 1890-1900 zaman diliminde Rusya’nın Van ve Bitlis vilayetleri konsolosluğu görevinde bulunan General Maywesky de hazırladığı ve sonradan kitap haline getirilen raporlarında, Ermeni Komitacıları’nın şiddete başvurmaktan amaçlarını şöyle açıklar: Türkiye’deki Hıristiyanların -bu sefer de ErmenilerTürklerin zulüm ve baskısına maruz bulunduklarını Avrupa’ya göstermek gerekiyordu. Fikir pek doğru. Sırbistan ve Bulgaristan böyle doğmuştu. Ermeniler de bu örneklerden faydalanacaklardı… Propaganda şu şekil aldı: Ancak kan dökmek lazımdır ki, Ermeniler bağımsızlık kazansınlar! Kan dökünüz!... (Ermeni komitacılar) patırtı çıkartarak, Müslümanları Ermeniler aleyhine sevk ederek, milletleri arasında faal ve fedakâr göründüklerini zannediyorlardı. Ne olursa olsun mutlaka kan dökülmesine inanmışlardı. Ermeni kanı dökülünce, hemen Avrupa’nın gelip Ermenistan’ı kısa zamanda kuracağına inanmışlardı. Başka türlü bu derece vahşet irtikâp edilemezdi. Muhtariyet idaresi emelleri kuvvetli olmasaydı, Londra’nın emriyle binlerce hayat telef olur mu idi? Buna sebep ne? Sonradan Ermenileri kesiyorlar diye bağırabilmek! Daha doğrusu, hem kendi kendilerini kesmek, hem de kesiyorlar, aman
20 Şimşir, “İngiliz Belgelerinde…”, 7 Nisan 1983, s.5. 21 Nakleden: Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, C.III, Tekin Yayınları, İstanbul 1972, s.1084.
155

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

geliniz, kurtarınız diye feryat etmek! Ermeni Meselesine emsal tarihte başka bir ihtilal görülmemiştir22. Ermeni Komitacıları tarafından Ermenilerle Müslümanlar kanlı bıçaklı hale getirilince, Avrupa’nın Büyük Devletleri, insaniyet namına, üstelik işe biraz da Haçlı Ruhu ve Ehl-i Salip Düşüncesi karışarak Hıristiyanları Müslümanların boyunduruğundan kurtarmak için harekete geçilecek, bu sulh yolu ile olamayacağı için Osmanlı Devleti’ne karşı harp ilan edilerek, bu devletin yenilmesi sonucu yapılacak antlaşmayla Bağımsız Ermenistan kurulacaktı. Hesap bu idi. Bağımsız Yunanistan, Sırbistan, Bulgaristan vb. böyle doğmuştu. İngiliz- Ermeni işbirliğinin Doğu Anadolu’da şiddet olaylarını başlatması için terör örgütlerinin kurulması ve bunun planlaması gerekiyordu. Bunun için 1880’li yılların sonlarına doğru iki terör örgütü kuruldu. Bunlar, 1887’de İsviçre’de kurulan Hıncak Cemiyeti ile 1890’da Kafkasya’da kurulan Taşnaksutyun (kısaca Taşnak) Cemiyeti idi. İki cemiyet amacı, çıkaracakları şiddet olayları sonucu Avrupa devletlerinin müdahalesi ile Bağımsız Ermenistan Devleti’ni kurmaktı23.
İNGİLİZ-ERMENİ İŞBİRLİĞİ İLE ŞİDDET OLAYLARININ BAŞLAMASI

Terör örgütleri kurulduktan ve elemanları Kafkasya, Avrupa ve özellikle İngiltere’de eğitildikten sonra, şiddet olaylarını başlatmak için 1890’lı yıların başından itibaren Türkiye’ye giriş yapmaya başladılar. Bu sırada, Ermenilerle Türkleri birbirine düşürecek hiçbir ihtilaf ve huzursuzluk konusu yoktu. Emeniler, Millet-i Sâdıka özelliklerini devam ettiriyorlardı. Gerçekten, hem İstanbul’da hem de Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğu vilayetlerinde bu devletin vatandaşlarının bir parçası olan Ermeniler, bu devlet hayatında çok mutlu, ileri derecede rahat, hayatlarından memnun bir statü içerisinde bulunuyorlardı24. Ermeni Komitacılarının bu statü dâhilinde bir Ermeni-Müslüman çatışması meydana getirmeleri mümkün değildi. Çoğu yerde yaptıkları, Müslümanlarla savaşacağız. Ardından Avrupa gelip bizi kurtaracak propa22 General Maywesky, Van-Bitlis Vilayetleri Askeri İstatistiği, Matbaa-i Askeriye, İstanbul 1330, s.134. 23 Langer, The Diplomacy of Imperialism 1890-1902, s.155-175. 24 Religion in the Middle East, Volume I, Editör A. J. Arberyy, Cambridge Üniversitesi Yayını, Cambridge 1969, s.498.
156

Süleyman KOCABAŞ

gandası tutmamış, Ermenilerden Müslümanlara el kaldıran çıkmamıştı. Hatta birçok yerde, kışkırtıcı Ermeni Komitacıları Osmanlı makamlarına Ermeniler tarafından şikâyet edilerek bunların tutuklanması sağlanmıştı. Hiç beklemedikleri bu durumlarla karşılaşan komitacılar, Ermenilerle Müslümanları birbirleriyle vuruşturmaları yollarını ararlarken şeytani yollara başvurmaktan çekinmediler. Bunun esasını, birçok Ermeni Komitacısının Türk, Kürt, Çerkez, yani Müslüman halkın kıyafetini giyerek Ermenilere saldırması teşkil ediyor, ardından da Ermenileri; Bakınız! Ne duruyorsunuz!. Müslümanlar bize saldırıyorlar, siz de onlara saldırın propagandasını yapıyorlardı25. İşte, iki unsur arasında ilk kan böyle akıtılmış, ilk kavga böyle başlatılmıştı. Ermeni Meselesi konusunda babama sorular sorduğumda sık sık Ermeni Ermeniyi kırdı derdi. Daha birçok yaşlıdan da bunu işitmiştim. Bundan, Anadolu halkının, Ermenilerin şiddet olaylarını bunların başlattığının şahidi oldukları anlaşılmaktadır.
İNGİLİZLERİN ERMENİ TERÖRÜNÜ KIŞKIRTMALARI:

20. asrın başlarında Ermeni Meselesi’ne sahip çıkmanın ve onu sömürgecilik ve yayılmacılık emelleri uğrunda kullanmanın şampiyonu devlet İngiltere olmuştu. 1892-1897 yılları arasında başta Doğu Anadolu olmak üzere bütün Anadolu’yu kasıp kavuran Ermeni terörünün arkasında Ermeni Komitacıları ve onları kışkırtan İngiltere vardı. Bunları, özellikle yabancı görgü tanıklarının yazdıklarından ortaya koymaya çalışacağız. Bunların en önemlilerinden ikisi olayların en civcivli zamanında Doğu Anadolu’da bulunan Amerikalı gazeteci, üstelik de papaz George Hepworth ve Rusya’nın Van ve Bitlis Konsolosu General Maywesky’dir. Hepworth, anılarını 1898’de Through Armenia on Horsback (At Sırtında Baştan Başa Ermenistan’da) adıyla kitaplaştırdı. Kitapta, baştan sona şiddet olaylarından önce Ermenilerin huzur ve refah içerisinde yaşadıkları, olayları, özellikle İngiltere’nin kışkırttığı ve bunlara âlet olan komitacıların başlattığı bizzat Ermenilerin dilinden anlatılmakta ve kendi izlenimlerini dile getirmektedir. Hepworth, şiddet olaylarının içyüzünü araştırırken Bir Ermeni bilgini (onu Ermeni komitacıların saldırısından korumak için ismini vermiyor) ile konuşur. Amerikalı gazeteci, Bilgine Bulgaristan’ı örnek alıp almaya25 Bu konuda geniş bilgi için bkz. Hüseyin Nazım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi, C. I-II, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1994, s.14-421.
157

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

caklarını sorar. Bilgin, bu soru karşısında acı acı gülümsedikten sonra; Arkadaşım, bu deliliğin bir dramı olur der. Doğu Anadolu’nun Bulgaristan’a benzemediğinden, Ermenilerin azınlıkta olup, Müslüman kasaba ve köylerinde 10, 20 belki de 30’ar kişilik aileler olarak bulunduklarından bahisle, Bulgarların örnek alınamayacağı üzerinde durur. Sözlerine Ermeni komitacılarının deliliklerinin cezası çektiklerine ekledikten sonra şöyle devam eder: Ah! Biz önceleri çok mutlu bir halktık. Vergimizi öder, işimizle, gücümüzle uğraşır, huzur ve refah içerisinde yaşardık. Fakat, Berlin Antlaşması…! İngiltere’nin işi karıştırması yok mu? Eğer, Avrupa bizi yalnız bırakmayı istese iyi bir geleceğe sahip olabiliriz. Fakat halk olarak bizim kötü bir duruma düştüğümüz görülüyor. Zavallı Ermeniler…! Avrupalılar bizi Türklere karşı fena bir hırsla tahrik ettiler… Yazık! Memleketimiz harap oldu26. Hepworth, kitabında sonuç değerlendirmesini şöyle yapar: Şimdi özetle ben, Ermeni katliamlarına Ermeni Komitacılarının sebep olduğunu söylersem, bir gerçeği, hem de çok önemli bir gerçeği söylemiş olurum… Arada bir Ermeni Komitacılarının tecavüzlerini yenilemeleri mümkündür. Onlar, amaçlarını açıkça söylüyorlardı: Kendileri olayların gerisinde, Türklerle Ermenileri birbirlerini öldürmeye teşvik ederlerse, Avrupa’nın kuvvete başvurarak müdahale edeceğini ve bunun sonucu Ermeni Krallığını yeniden kuracaklarına inanıyorlardı. Bu ileriyi göremeyen durumları, hilekârlıklarıyla İngiltere ve Rusya tarafından tahrik edilen Ermeniler, yanlış kararlara varıyorlardı. İngiltere, onları yeni çabaları için övüyor ve teşvik ediyordu. İngilizler, gece karanlığı bastırınca şehirlerin sokaklarında gizlice dolaşarak kendilerini dinleyeceklere, isyana söz vermeleri halinde hükümetlerinin onların yardımına koşacağına dair vaatte bulunuyorlardı. Rusya ise… Anadolu üzerine gizlice el uzatmaya hazırdı. O, Akdeniz’e doğru yavaşça çalışıyordu. Katliamlara gizlice gülen Rusya, komitacıları sinsice tahrik ederek bir diğer isyana sebep oluyordu. Bunun üzerine bir anne şefkati tavrı ile Ermenilere sahip çıkan Rusya, onların nezdinde sempati kazanarak hamileri sıfatını almak istiyordu27. Diğer bir görgü tanığı General Maywesky, yukarıdaki satırlarda, Doğu Anadolu’da Ermeni terörünün Londra’nın emriyle planlandığından bahsetmişti. Maywesky, şiddet olaylarının sebebi olarak Ermeni
26 Hepworth, George H., Through Armenia on Horsback, E. P. Dutton, New York 1898, s.330. 27 Hepworth, Through Armenia on Horsback, s.339-342.
158

Süleyman KOCABAŞ

Komitacılarını gösterirken şunları yazar: 1895 senesine kadar Ermenilerin Türkiye’deki yoksullukları hep hayali ve mübalağalı uydurma hikâyelerdir… Olaylar, komitacıların hayallerinde tasavvur ettikleri ve icraya koydukları bir komedyadan başka bir şey değildir… 1895 senesinde iyi ilişkiler birden tersyüz oldu. Komitacıların Müslümanları Ermeniler aleyhine kışkırttıkları görüldü. Türk vahşetleri bir gerçek olmayıp, isteyerek uydurulmuş siyasî bir hikâyedir. Gerçeği olduğu gibi söylemek gerekirse, Doğu’da vahşi olan Müslümanlar değil, tersine Doğulu Hıristiyanların olduğunu itiraf etmek yerinde olur. Her türlü kötülüğü Doğulu Hıristiyanlar yapmışlar, sonra bunları himayesiz Müslümanlara yüklemişlerdir… Nereden Ermeni Komitacıları el çekmişlerse, oradaki Ermeniler rahat yüzü görmüşlerdir. Şimdi bu komiteler faaliyete başlarsa Ermeniler tekrar eski huzursuzlukları yaşarlar28. Tebliğimizle ilgili olarak Osmanlı Arşiv Belgeleri’ni incelediğimizde, 1880’li yıllarda II. Abdülhamit’i ıslahatları yapmaya yönelik sıkıştırmalar yer alırken, 1890’lı yıllarda başlayan Ermeni şiddet olaylarının arkasında İngiltere’nin aktif rol oynadığını gördük. II. Abdülhamit’in başkâtibi Tahsin Paşa tarafından ilgili makamlara 4 Aralık 1894’de yazılan bir yazıda; İngiltere dışişleri müsteşarının Osmanlı Devleti aleyhinde bozgunculuk yapan Ermeni cemiyetine tezkire yazmış olması oldukça şaşırtıcı olmuştur deniliyordu29. Van vali vekili Şemsi Paşa’nın 1 Mart 1898’de Yıldız Sarayı’na çektiği telgrafta, Van İngiliz konsolos vekilinin yardım dağıtmak ve avlanmak bahanesiyle seyahate çıkıp Ermenilerin arasına gizlice fesat yaydığından bahisle, onun bölgeden uzaklaştırılması için gerekli tedbirlerin alınması isteniliyordu30. 9 Ağustos 1893’de Padişah’ın iradesiyle Mabeyn’den çıkan bir yazıda ise, İngiltere’nin Ermenileri desteklemekten vazgeçirilmeye çalışılması hususları yer alıyordu: Ermeniler yine İngiltere Devleti’nin dostluk ve himayesini mahzar olmakta, İngiltere yerel basını da Ermeniler lehine yayın
28 Maywesky, Van-Bitlis Vilayetleri Askeri İstatistiği, s.136, 148. 29 Osmanlı Belgelerinde Ermeni-İngiliz İlişkileri, C.III, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Ankara 2006, s.70-71’den nakil: BOA, İ.HUS., Belge No:98/1312. 30 Osmanlı Belgelerinde Ermeni-İngiliz İlişkileri, C.IV, s.56’dan nakil: BOA, Y.PRK.UM., Belge No:41/23.
159

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

yapmaya devam etmektedir. Bundan dolayı Ermeniler pek fazla şımararak kışkırtıcılığa cüret ekmektedirler. Bu durum Müslüman halk arasında galeyan derecesinde olumsuz bir etki yaratmaktadır. Osmanlı ülkesinde nüfusları 1 milyona bile ulaşmayan ve Müslüman nüfusa oranla çok küçük bir topluluk hükmünde olmalarına rağmen Osmanlı ülkesi içerisinde ihtilal çıkarmaya çalışarak Osmanlı Devleti’ni adeta yok etmek gayesi taşıyan Ermeniler, İngiltere Hükümeti ve basını tarafından bu yolda himaye edilerek desteklenmektedirler. Bu tavır, Osmanlı Hükümeti’nin eski dostlarından olan İngiltere Devleti’nin samimiyetiyle asla bağdaşmamaktadır. Padişah tarafından şaşkınlıkla izlenen bu durumun devam edip etmeyeceği ya da buna bir son verilip verilmeyeceğinin İngiltere Hükümeti’nden uygun ve kesin bur şekilde öğrenilerek alınacak cevabın Padişah’a arz edilmesi ve tarafınızdan da bu önemli konuda gerekli girişimlerde bulunulmaktan vazgecilmeyerek Osmanlı Devleti’nin hukuku ve yüksek menfaatlerinin korunmasına devamlı gayret gösterilmesi irade gereğidir. Tebliğ olunur31. Şiddet olaylarıyla Avrupa’nın dikkatini çekmekte daha etkili olmak için Ermeni Komitacıları bu olayları İstanbul’a da taşıdılar. 26 Ağustos 1896’da Osmanlı Bankası’nı yer altından tünel açarak havaya uçurdular. Neden bu banka idi? Banka, İngiliz-Fransız ortaklığı ile kurulan yabancı bir bankaydı. Bu banka havaya uçurulursa adı geçen iki devletin menfaatine dokunacağından Avrupa’nın Ermeniler üzerine dikkatlerini daha iyi çekecekti32. Nitekim de çekmekte gecikmedi, Sultan II. Abdülhamit’i sıkıştırmak için İngiltere aktif olarak devreye girdi.
SULTAN II. ABDÜLHAMİT’İN ERMENİ TERÖRÜ’NE KARŞI TEDBİRLERİ VE İNGİLTERE’NİN AKTİF MÜDAHALE GİRİŞİMİ

Doğu Anadolu’da başlayan ve İstanbul’a kadar uzanan Ermeni Terörü, Sultan II. Abdülhamit’i iyice korkutmuş, Anavatan Anadolu’yu koruma tedbirlerini almaya sevk etmişti. Ermeni Islahatı’nın içyüzün bildiği için onu kimse bunu yapmaya zorlayamıyordu. Sultan, bu uğurda direnç için ölümü bile göze almış, 16 Ocak 1894’de Alman büyükelçisi Prens de Rodalen’e şunları söylemişti: Yemin ederim ki, Ermenilerin yanlış tazyikatına asla boyun eğmeyeceğim ve muhtariyete götürecek ısla31 Osmanlı Belgelerinde Ermeni-İngiliz İlişkileri, C.II, s.140’dan nakil: BOA, HR.SYS., Belge No:2819/34-9. 32 Fridtjof Narsen, Armania and the Near East, George Allen and Unwing Ltd., London 1928, s.290.
160

Süleyman KOCABAŞ

hatı kabulden ise ölmeyi tercih ederim33. Kaderin cilvesine bakınız ki, Ermeniler, emelleri uğrunda en büyük engel olarak gördükleri Sultan II. Abdülhamit’i ortadan kaldırmak için 21 Temmuz 1905’de Yıldız Camii’nde cuma namazı saatinde ona karşı bombalı bir suikast düzenleyecekler, 27 kişi ölecek, Sultanın biran gecikmesi onu ölümden kurtaracaktır. Olayın ardından Ermeniler, Sultan’ı iktidardan uzaklaştırmak için Jön Türklerle hileli işbirliğine girişeceklerdir. 1890’lı yılların ortalarında Doğu Anadolu’da Ermeni Terörü başladığında Osmanlı Devleti’nin bu terörü söndürecek kuvvetli garnizonları yoktu. Bütün askeri kuvveti, iç asayişi sağlamaya yönelik jandarma karakolları ve müfrezelerinden ibaretti. Bölgeyi, bölge halkının teşkilatlanıp silahlanması koruyabilirdi. Bunun için II. Abdülhamit, 80 Kürt aşiret reisini İstanbul’a davet etti. Yıldız Sarayı’nın salonunda onları planını açıkladı. Bu reisler, İstanbul’dan gönderilecek subayların refakatinde Hamidiye Alayları’nı kuracaklar, silahları da İstanbul’dan gönderilecekti. Ermeni terörü sebebiyle aşiret reisleri de zaten korunma endişesi içinde idiler. Sultan’ın planını beğendiler. Salonu terk ederken Padişahım bin yaşa! diye bağırdılar. Bağırtıdan salonun pencere camları titremiş, billur avizelerin küpeleri şıngırdamıştı34. Doğu Anadolu’da Ermeni Terörü, Hamidiye Alayları tarafından etkisiz hale getirildi. Masun halka dokunulmadı. Yalnızca suçluların üzerine gidildi. İstanbul’da Osmanlı Bankası baskını, İngiltere nezdinde büyük devletleri Osmanlı Devleti’ne müdahale ettirmek için en önemli sebep olmuştu. İngiliz donanması, Sultan’a baskı yapmak için Çanakkale Boğazı girişine gelmek için yola çıkarıldı. Diplomatik atağa geçen Başbakan Lord Salisbury, bütün olup bitenlerden II. Abdülhamit’i sorumlu tutuyor, devletleri ona baskı yaparak Ermeni Islahatı’nın uygulaya konulması uğrunda ortak müdahale teklifinde bulunuyordu. Rusya, Almanya ve Avusturya, Salisbury’un teklifini ret ettiler. Fransa ve İtalya da sessiz kalınca, İngiliz donanmasının Ermeni platosu üzerine olan gösterisi sonuçsuz kaldı35.
33 Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, C.I, K.I, s.77-78. 34 Michael de Grece, Abdülhamid Yıldız Sürgünü, Çev. D. Bayaldı, Milliyet Yayınları, İstanbul 1995, s.203. 35 P. P. Graves, Briton and Turk, Hunchınson and Company Ltd., London-Melboure 1911, s.67.
161

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Sultan II. Abdülhamit’in usta dış politikası, Büyük Devletleri Ermenilere destek vermekten alıkoymuştu. İngiltere, Rusya ve Fransa’dan gördüğü düşmanlık sebebiyle Sultan’ın istinat ettiği, büyük dostluk ve işbirliği kurduğu devlet Almanya olmuştu. Bu sebepten adı geçen devlet, Ermenilere destek veremezdi. Sultan, Fransa, Avusturya ve İtalya’yı da ekonomik imtiyazlarla Ermeni Meselesinden koparmıştı. Rusya ise, hem Uzakdoğu’da yayılmacılık mücadelesini hız verdiği hem de Ermenileri kullanımı İngiltere’ye kaptırdığı için adı geçen meseleden uzak duruyordu. Sultan II. Abdülhamit’i Ermeniler lehine baskı altına almak uğrunda İngiltere, özellikle Rusya ile müşterek müdahaleye büyük önem vermiş, Salisbury, 27-29 Kasım 1896’da Balmoral’da Çar II. Nikola ile görüşürken, Ermeni Meselesini ileri sürerek II. Abdülhamit’i birlikte tahtından indirmek teklifinde bile bulunmuştu36. Salisbury, daha da ileri giderek Çar’a Osmanlı Devleti’ni paylaşmayı teklif etmiş, II. Nikola, Uzakdoğu’daki kârlı yayılmacılığı bırakmak istemediği için bu teklifi ret etmişti37. Görülüyor ki, Osmanlı Devleti’ni paylaşım teklifleri, tarihte hep Rusya’dan gelirken, Ermeni Terörü günlerinde İngiltere’den geliyordu. I. Düşman artık Rusya değil, İngiltere olmuştu. Rusya, 19. asrın son çeyreğinde, sömürgecilik ve yayılmacılık mücadelesi uğrunda 200 yılı aşkın bir zamandan beri kullandığı Ermeni Meselesi’ni bu mücadelelerinde rakibi İngiltere’ye kaptırdığı için adı geçen meseleden büyük ölçüde çekilmiş, Ermenilere destek vermemeye başlamıştı. Bir kaynakta bu cümleden olarak şunlar yer alır: Rusya, önce uygun bulduğu milliyet politikasına şimdi karşı çıkıyordu. Adı geçen devlet, Bulgaristan’ın kendi aleyhine kalkışmakta olduğunu görüyor ve İngiltere’nin âdeta koruyucusu ve ona bağlı bulunacak olan bağımsız veya özerk bir Ermenistan kurulması halinde aynı tehlikeye maruz kalacağından korkuyordu. Hatta Rusya Başbakanı Prens Lubanof, ‘Bulgaristan gibi başımıza bağımsız bir Ermenistan çıkmasını istemiyoruz’ diyordu. Rusya için Fırat ve İran’a doğru güneye serbest bir yola ihtiyaç duyuluyordu38. Ermeni teklifleri karşısında bir defasında da Başbakan Lubanof, şunları söylemişti: Bulgaristan’ın durumunu, bilhassa siyaset ve milli gayelerini gören Rusya
36 Anderson, The Eastern Question, s.275. 37 Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, C.I, K.I, s.106. 38 Edoward Driault, Şark Meselesi, Çev. Nafiz, Muhtar Halit Kitaphanesi, İstanbul 1328, s.328-329.
162

Süleyman KOCABAŞ

hükümeti, menfaatlerine aykırı olacak olan bir Ermenistan kurulmasını kabul etmez39. Lubanof, açıkçası, Bulgaristan Ermenistanı istemiyoruz demeye getiriyordu. Hatırlanacağı üzere, Bağımsız Bulgaristan’ın yolu, Rusya’nın Sıcak Denizlere inme emeli uğrunda Rusya tarafından açılmış, Berlin Antlaşması’ndan sonra Muhtar Bulgaristan Prensliği İngiltere’nin nüfuza geçmesi sonucu buradaki Rus nüfuzu ve hâkimiyeti kovulmuş, Bağımsız Bulgaristan, Balkanlar’da Rusya’nın güneye yayılmacılığı önüne tampon devlet olarak dikilmişti. Rusya, İngiliz nüfuzundaki Bağımsız Ermenistan’la da aynı akıbete maruz kalacağından Ermeni Meselesinden büyük ölçüde elini ve eteğini çekmişti. Bu yaşanan olaylar bile, Ermenilerin emperyalist devletler tarafından nasıl bir maşa olarak kullanıldığının somut belgeleridir.
İNGİLTERE’NİN ERMENİ MESELESİ’NDEN ÇEKİLMESİ VE ERMENİLERİ YÜZÜSTÜ BIRAKMASI

Sultan II. Abdülhamit’in usta politikası sonucu, gerek İngiltere ve Ermenilerin Büyük Devletlerden tecridi ve gerekse Sultan’ın içte aldığı tedbirlerle Ermeni Terörü’nü söndürmesi, 1900’lü yılları başına gelindiğinde İngiliz-Ermeni müşterek planlarını etkisiz hale getirmiş, Doğu Anadolu Bulgaristan olmak akıbetinden kurtarılmıştı. Bu arada Sultan II. Abdülhamid, İngiliz dostlarını kullanarak, İngiltere’yi Ermenileri desteklemekten vazgeçirmek çabalarını da elden bırakmadı. Sultan bu uğurda, İstanbul’da İngiliz ajanı ve aynı zamanda kendisiyle dostluk ilişkileri kurduğu Prof. Arminius Vambery’den büyük ölçüde faydalandı. Onun, Times gazetesinde Ermeni Meselesi ile ilgili yazısını çok beğenmiş, ona şunları söylemişti: Ermenilerin hiçbir zaman Bulgarlara benzer bir sorun olmayacaklarını da ilave etmeliydiniz. Ermenistan’ın çok eski zamanlarda coğrafî bir bölge olduğunu, bugün ise tüm siyasî ve etnolojik önemini kaybettiğini yazabilirdiniz. Bugün Ermenilerin siyasî düşüncelerinin hedefi, Erzurum, Beyazıt, Erzincan, Muş, Van ve Diyarbakır’ın nüfusunun sadece içte biri Katolik, Protestan ve Ortodoks mezheplerine bölünmüş Ermeniler, çoğunluğunu ise Müslüman Türk ve Kürtlerle iskân edilmiştir. Herhalde İngiliz liberalleri benim dindaşlarımın çoğunluğunun kaderini bu medeniyetsiz azınlığın eline bırakmamı ve böylece bu yörede Rusya’nın tezgâhlarına zemin hazırlamamı beklemiyor… Ermeniler aslında Şark gelenekleriyle bütünleşmiş, beş yüz seneden beri
39 Krayiblis, Rusya’nın Şark Siyaseti…, s.177.
163

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

bizimle barış içinde kaynamış, hiç de savaşçı ve saldırgan olmayan bir Şark ırkıdır. Eğer, arada bir üzücü hadiselere rastlanabiliyorsa, bunların sebebi, Ermeni milletinin karakterini bilmeyen yabancı politikacıların kışkırttığı ajanlardır… Lord Salisbury’e aynen şunları aktarınız: Ermenistan’daki kötü şartları düzeltmeye hazırım, ama bağımsız bir Ermenistan’ın kurulmasına müsaade edeceğime (burada Padişah çok heyecanlandı) şu kellemi keserim dahi iyi! Ermenistan’ın tesisi, sadece dindaşlarımın açısından çok büyük bir adaletsizlik örneği değil, aynı zamanda iktidarımın ve Türkiye’nin varlığının sonu demek olur40. Türkiye’nin şartlarını yakından bilen ve II. Abdülhamit’in kendisine yapılan telkinlerin doğruluğuna inanan Vambery, İstanbul’dan İngiliz devlet adamlarına gönderdiği raporlarında onları Türkiye’nin lehine devamlı uyarıyordu. I Kasım 1895 tarihli raporunda Sir Thomas’a şunlardan bahsetmişti: Üzülerek belirtmeliyim ki, Ermeniler bugüne kadar fazlasıyla şımartılmışlardır. Onlara gösterilen sempati ve anlayış müstebit bir otoriteye karşı ayaklanan devrimcilere duyulan şefkati çok aşmıştır… 1895’deki ayaklanmaların, İngiltere’de örgütlenen ve İngiliz liberallerinin fazlasıyla değer verdiği Ermeni İhtilal Komiteleri’nin gizli tahrikleriyle gerçekleştirildiğini unutmamamız gerektiğine inanıyorum… İngiliz hükümetinin, basını ile birlikte ortaya koydukları tutum inanılır gibi değildir. Başta Times olmak üzere İngiliz gazetelerinin sergiledikleri büyük riyakârlık kelimelerle anlatılamaz. Ve şunu belirtmeliyim ki, İngiliz kamuoyu hiçbir zaman bu kadar korkunç bir şekilde aldatılmamıştır. Kendimizi bu politikanın hangi amaca hizmet ettiğini, İngiltere’nin başarı sağlamak için böylesine kirli ve haksız yollara başvurmasının gerekli olup olmadığını ve sonunda bu başarının tüm Müslüman Asyasında yarattığı düşmanlığa değip değmediğini sormalıyız. Evet, sayın bayım, Ermeni Sorunu’na ilişkin tüm siyasaların her politikacı için bir bilmece ve her İngiliz dostu için ise büyük bir acı olduğunu söylememe izin veriniz. Bugün kimse İngiltere’nin insancıl emellerine kanacak kadar saf değildir. Asıl amaç, Anadolu ile Kafkasya arasında bir tampon bölge yaratmak olsa dahi bu proje pratik bir çözüm olarak addedilmemelidir. Bu projeyi gerçekleştirmek için her şeyden önce coğrafi bir Ermenistan yaratmak gerekir. Oysaki etnik açıdan bölgedeki Müslümanlar Ermenilerden beş kat daha fazla nüfus yoğunluğuna sahiptirler. Ve ilave olarak İngiltere kılıcını böğrüne saplarken, Rusya’nın
40 Mim Kemal Öke, İngiliz Casusu Prof. Arminius Vambery’in Gizli Raporlarında II. Abdülhamid ve Dönemi, Üçdal Neşriyatı, İstanbul 1983, s.47.
164

Süleyman KOCABAŞ

ellerini göğsüne kenetleyip sessizce bekleyeceğine inanıyor musunuz? Hepimiz Mösyö Nelidof ’un (Rusya’nın İstanbul’daki büyükelçisi) İstanbul’da ikili oynadığını biliyoruz. Ne zaman Rus basınında İngiliz aleyhtarlığı işlenmeye başlanırsa, işte o zaman İngiltere’de üstlenen Ermeni komitelerinin Rusya’ya karşı projelerinden bahsedilir. Ermeni Sorunu’nda nasıl aldatıldığını İngiltere artık açık ve kesin olarak görmüştür41. Bu arada Vambery, Başbakan Salisbury’u da uyarmaktan geri kalmamış, ona gönderdiği raporunda şunlardan bahsetmişti: Anadolu’nun etnik dağılımı incelendiğinde birkaç yüz Ermeni için binlerce Müslüman’ı feda edebileceğimiz gerçeği unutulmamalıdır. İnsancıl çabalarımız sonucu çok büyük bir adaletsizlik ve zulüm ortaya çıkabilecektir. Üstelik Mezopotamya’ya inmek isteyen Rusya’ya Kuzeydoğu Anadolu’nun kapılarını açarak Büyük Britanya’nın sömürgeci çıkarlarını tehlikeye atmış olmam mıyız? Olaya İngiltere’nin açısından baktığımda, ben bir Ermeni Devleti’nin kurulmasına yönelik her adımı İngiltere’nin hayati çıkarlarına yönelmiş günahkâr bir hücum olarak nitelendiriyorum. Bu nedenle, ister muhafazakâr olsun, ister liberal İngiltere’nin tüm vicdanlı devlet adamları Ermenilerin bu ham hayallerine dur demek zorundadırlar… Her zaman birleşik kitleler halinde yaşayan Rum, Romen ve Sırpların durumu, seyrek gruplar oluşturan dağınık Ermeniler için taklidine cesaret edilecek bir örnek olamaz42. 1900’e gelindiğinde İngiltere’nin 1878 Berlin Antlaşması’ndan sonra Doğu Anadolu’da, sömürgecilikte rakibi Rusya’nın güneye yayılmacılığı yolu üzerinde kendi nüfuzunda Bağımsız veya Muhtar Ermenistan Devleti kurma projesi fiyasko ile sonuçlanmıştı. İngiltere, birden bire Ermeni Meselesi’nden el çekmiş, Ermenileri yüzüstü bırakmıştı. Ermeniler, Bizi aldattı diye İngilizlere ateş püskürüyorlardı. Berlin Antlaşması’ndan sonra Avrupa politikasına giren ve siyasallaşan Ermeni Meselesi’nin I. safhası (1878-1900) böyle kapanmıştı.

41 Öke, İngiliz Casus..., s.98. 42 Öke, İngiliz Casus..., s.89.
165

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

BİBLİYOGRAFYA
Anderson, Maathew Smith, The Eastern Question, Macmillan Company, New York 1966. Armaoğlu, Fahir, Siyasî Tarih 1789-1919, AÜSBF Yayınları, Ankara 1961. Avcıoğlu, Doğan, Milli Kurtuluş Tarihi, C.III, Tekin Yayınları, İstanbul 1972. Bayur, Y. Hikmet, Türk İnkılâbı Tarihi, C.I, K.I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1963. Dereli, Hamid, Kraliçe Elizabeth Devrinde Türkler ve İngilizler, AÜDTCF Yayınları, Ankara 1951. DrIault, Edoward, Şark Meselesi, Çev. Nafiz, Muhtar Halit Kitaphanesi, İstanbul 1328. Erim, Nihat, Siyasî Tarih Metinleri, Osmanlı İmparatorluğu Antlaşmaları, C.I, AÜ Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara 1953. Ermeni Komitacılarının Âmâl ve Harekat-ı İhtilaliyesi, Matbaa-i Âmire, İstanbul 1332. General Maywesky, Van-Bitlis Vilayetleri Askeri İstatistiği, Matbaa-i Askeriye, İstanbul 1330. Graves, P. P., Briton and Turk, Hunchınson and Company Ltd., London-Melboure 1911. Grece, Michael de, Abdülhamid Yıldız Sürgünü, Çev. D. Bayaldı, Milliyet Yayınları, İstanbul 1995. HaslIph, Joan, Bilinmeyen Taraflarıyla Abdülhamid, Çev. Nusret Kuruoğlu, Toker Matbaası, İstanbul 1964. Hepworth, George H., Through Armenia on Horsback, E. P. Dutton, New York 1898. Hüseyin Nazım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi, C.I-II, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1994. Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, C.VIII, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1982. KrayIblIs, Nikerland, Rusya’nın Şark Siyaseti ve Vilayet-i Şarkiye Meselesi, Çev. Habil Adem, Dersaadet Matbaası, İstanbul 1332. Kurat, Akdes Nimet, Türkiye ve Rusya, AÜDTCF Yayınları, Ankara 1970. Langer, William, The Diplomacy of Imperialism 1890-1902, Alfred A. Knopf, New York 1972. Narsen, Fridtjof, Armania and the Near East, George Allen and Unwing Ltd., London 1928. Osmanlı Belgelerinde Ermeni-İngiliz İlişkileri, C.II-IV, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Ankara 2006. Öke, Mim Kemal, İngiliz Casusu Prof. Arminius Vambery’in Gizli Raporlarında II. Abdülhamid ve Dönemi, Üçdal Neşriyatı, İstanbul 1983. RelIgIon In the MIddle East, Volume I, Editör A. J. Arberyy, Cambridge Üniversitesi Yayını, Cambridge 1969. Rjuvara, T. G., Emin Şekip, Türkiye’yi Bölmek İçin Yüz Plan, Çev. Y. Üstün, Semih Ofset Basımevi, Ankara 1978. Sultan II. Abdülhamid, Devlet ve Memleket Görüşlerim, Hazırlayanlar: A. Çetin-R. Yıldız, Çığır Yayınları, İstanbul 1976. 166

Süleyman KOCABAŞ

__________, Devlet ve Memleket Görüşlerim, Hazırlayanlar: A. Çetin–R. Yıldız, Çığır Yayınları, İstanbul 1978. Şimşir, Bilal N., “İngiliz Belgelerinde Osmanlı Ermenileri”, Milliyet, 6 Nisan 1983. ___________, “İngiliz Belgelerinde Osmanlı Ermenileri”, Milliyet, 7 Nisan 1973. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, “19. Asrın Başlarına Kadar Türk-İngiliz Münasebetlerine Dair Vesikalar”, Belleten, C.13, Sayı 51, Ankara Temmuz 1949. Washburn, George, Fiftiy Years in Constantinople and Recolection of Robert College, Cambridge Üniversitesi Yayınları, Boston-New York 1910. Woods, Henry, Türkiye Anıları, Çev. F. Çoker, Milliyet Yayınları, İstanbul 1975.

167

Doç. Dr. Şakir BATMAZ

MİLLİYETÇİLİK, BAĞIMSIZLIK, ERMENİLER, OSMANLI DEVLETİ VE AMERİKAN MİSYONERLERİ
Doç. Dr. Şakir BATMAZ
Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Talas/Kayseri-TÜRKİYE Tlf.:0 505 2158786, e-posta: sbatmaz@erciyes.edu.tr

169

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Türkler ve Ermeniler, Selçuklularla birlikte Anadolu coğrafyasında birlikte yaşamaya başlamışlardır. Yaşanan bu birliktelik Selçuklardan sonra Beylikler döneminde ve en önemlisi Osmanlı Devleti’nin son zamanlarına kadar uzun yıllar devam etmiştir. Osmanlı Devleti, tâbiiyeti altında birçok farklı etnik köken ve dinî inanca sahip toplulukları bünyesinde uzun yıllar idare etmeyi başarmıştır. Önceleri etnik kökenleri vurgulanmayan toplumlar, inandıkları din ve mezhebe göre millet olarak isimlendirilmiş ve Millet Sistemi denilen bir usulle idare edilmiştir. XIX. yüzyıla gelindiğinde nüfusu 30 milyonu aşan ve bünyesinde çeşitli din ve millet mensuplarını yaşatan, Müslüman ve gayrimüslim toplulukları barındıran Osmanlı Devleti yönetiminde, 1839 Tanzimat Fermanı’ndan sonra yalnızca Müslümanlar görev almamışlardır. Ermeniler, Yunanlar, Slavlar, Bulgarlar, Rumlar, Yahudiler, Romenler, Macarlar ve daha bazı küçük topluluk mensupları da, Osmanlı devlet yönetiminde üst düzey görevler almışlardır. Bu geniş ve her kesime hitap eden yönetim anlayışı farklı kesimlerin bir arada bulunmasını kolaylaştırmış ve değişik unsurlarda yaşayan toplulukların, kendi inançları, gelenekleri ve anlayışları doğrultusunda, kendi kendilerini ifade etmelerine müsaade edilmiştir. Osmanlı Devleti, Türk ve Müslüman olmayan toplulukların alt kimliklerinin korunmasına ve sürdürülmesine izin vermiştir1. Ancak, 1789 Fransız Devrimi ile birlikte Avrupa’dan yayılmaya başlayıp kısa bir süre sonra Osmanlı Devleti’ni de etkisi altına alan milliyetçilik, özgürlük ve eşitlik akımları Osmanlı Devleti bünyesinde bulunan kendi dil, din ve kültürlerini yaşayıp, koruyabilen Hıristiyan azınlıklar üzerinde ilk etkilerini göstermeye başlamıştır. Söz konusu bu akımların ve Batılı devletlerin de destekleriyle birlikte, Osmanlıya tâbi etnik unsurlar içerisinde millet bilinci uyandırılmaya başlanmış, bu uyanış neticesinde devlet içerisinde çıkan isyanlarla birlikte bölünmelere, büyük yıkım ve acıların yaşanmasına temel oluşturulmuştur. Söz konusu bu bölünmeler ve ayrılıkçı hareketlerin bir örneğide XIX. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı tebaası içerisinden Millet-i Sadıka olarak zikredilen ve Türklerle dostluk içerisinde yaşayan Ermeni toplumunda görülmüştür. Çalışmamızda milliyetçilik duygusunun Ermeniler arasında yerleşmesi ve bağımsızlık fikri şeklinde ortaya çıkış süreci arşiv belgeleri ışığında incelenmiştir.

Özet

1

Remzi Kılıç, “Osmanlı Yönetiminde XIX. Yüzyıl Ermeni Okulları ve Faaliyetleri”, Hoşgörü Toplumunda Ermeniler, Cilt IV, s.77-88.

170

Doç. Dr. Şakir BATMAZ

GİRİŞ

19. yüzyıl boyunca, Osmanlı toprakları üzerindeki emellerini hayata geçirmek isteyen Batılı devletler, Osmanlının Balkanlar’da başlayan isyanlar neticesinde büyük toprak kayıpları yaşamasına vesile olmuştur. Kendi çıkar ve rekabetleri doğrultusunda başta İngiltere ve Rusya olmak üzere, daha sonrada emperyaliz düşüncelerini uygulamak için Osmanlıyı kendi çalışma sahalarından biri olarak görmeye başlayan Amerika, Osmanlı Devleti içerisindeki azınlık unsurlarıyla münasebetlere girmişler ve ardından bu azınlık isyanlarında tarihteki rollerini almışlardır. Tebliğimiz çerçevesinde değineceğimiz Amerikan Board misyonerlerinin Ermeni toplumu üzerindeki etkilerine geçmeden önce TürkAmerikan ilişkilerinin başlangıç aşamalarına ve gelişim sürecine kısaca değinilmiştir. İngiltere hükümeti, 1756-1763 yılları arasında yaşanan Yedi Yıl Savaşları sonucunda sarsılan ekonomisini Amerika’da bulunan kolonilerine getirmek istediği vergiler aracılığıyla düzenleme yoluna gitmiştir. Bu vergi sistemine on üç Amerikan kolonisi karşı çıkıp ayaklanmıştır.
171

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Kısa süre sonra bağımsızlık hareketine dönüşen bu ayaklanmalar ve 4 Temmuz 1776 tarihinde yayınlanan Bağımsızlık Bildirisi ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri adı ile bağımsızlıklarını ilan eden 13 Amerikan kolonisi ile İngiltere arasında bağımısızlık mücadelesinin yaşanmasına neden olmuştur. Bu mücade yılları sırasında yaşanan kanlı çatışmalar, 1783’de yapılan barış antlaşmasıyla nihayi karara ulaşmış, Amerika Birleşik Devletleri’nin bağımsızlığı tanınmış, ABD uluslararası siyaset arenasında bağımsız bir devlet olarak yerini almıştır2. Ancak bu dönemde dünya üzerinde yaşanan sömürgecilik faaliyetlerinde büyük devletler önemli yollar kaydettiğinden, Amerika bu yarışta geride kalmıştır. Bu açığı kapatıp emperyalist düşüncelerini hayata geçirmek isteyen Amerika, bu noktada çeşitli vasıtalar kullanmıştır. Bunlardan en önemlileri Amerikalı tacir ve misyonerler olmuştur. Osmanlı-Amerikan ilişkilerinin ilk başlangıcı da bu tacir ve misyonerler aracılığıyla sağlanmıştır. Akdeniz ticaretinde söz sahibi olmak isteyen Amerikan kolanileri, ABD’nin 1783 yılında bağımsızlığını kazanmasından sonra Osmanlı ile olan münasebetlerini geliştirme yoluna gitmiştir. Bu çerçevede ABD, Cezayir ile 1795, Trablus ile 1796 ve tunus ile 1797 yıllarında imzaladığı Barış ve Dostluk antlaşmaları Amerikalı tüccarların Akdeniz’de serbestçe ticaret yapmalarına vesile olmuştur3. Kuruluşuyla birlikte Osmanlı Devleti ile resmî münasebetler kurma imkânları aramaya başlayan ABD’nin ilerleyen yıllarda Osmanlı Devleti ile yakından ilgilenmeye başlaması ve ilişkilerini geliştirmek için büyük çaba harcamasının sebebi aşağıda belirtilen üç konuda çıkar sağlama peşinde koşmasından kaynaklanmakta idi: 1-Osmanlı Devleti ile yapacağı ticaret ve bu ticaretten sağlayacağı ekonomik çıkarları, 2-Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altında olan toprakların stratejik konumu ve bu topraklar üzerindeki politik çıkarları,

2 3

Gülbadi Alan, Osmanlı Devleti’nde Amerikan Misyoner Okullarının Ermenilere Bakışı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 1997, s.2. Akdes Nimet Kurat, Türk-Amerikan Münasebetlerine Kısa Bir Bakış (1800-1959), Doğuş Matbaası Yayınları, Ankara 1959, s.8.

172

Doç. Dr. Şakir BATMAZ

3-Amerikan vatandaşı Protestan misyonerlerce kurulan eğitim ve hayır kurumlarının sağladığı kültürel, siyasî ve ekonomik çıkarlar4. Bu düşünceler doğrultusunda Osmanlı ile politik ilişkilerini geliştirmek isteyen ABD, Osmanlının sağlamış olduğu kapitülasyon haklarından yararlanmak adına Osmanlı Devleti ile bir ticaret antlaşması imzalama girişimlerine başlamıştır. Yapılan girişimlerin ilerleme sürecinde Amerikalı tüccarların Osmanlı limanlarındaki ticarî kalemlerinde artışlar yaşanmıştır. Amerikalı tüccarların Osmanlı limanlarında yaptıkları ticaretin büyük gelişme kaydetmesinin en somut örneklerinden birisi 1803 yılında Amerika Maliye Bakanlığı, ithalat-ihracat istatistiklerinde Osmanlı Devleti için ayrı bir sütun açmış olmasıdır. Hatta Osmanlı ile Amerika arasındaki ticarî gelişim noktasında önemli bir yeri olan İzmir limanından Amerika’ya 1810 yılından itibaren düzenli seferlerin başlaması ve 1810 yılını izleyen on yıllık sürede yaklaşık seksen Amerikan gemisinin İzmir limanına uğramış olması Osmanlı-Amerikan ilişkilerinin gelişme sürecini somutlaştıran bir başka olaydır5. Osmanlı Devleti’nin, 1827 yılında Navarin’de yaşadığı donanma faciası neticesinde sıkıntıya düşmesi, Amerika’nın donanma açısından gelişmiş olması ve Osmanlı ile ticarî yakınlaşma ve kapitülasyon haklarından yaralanma düşüncelerine resmiyet kazandırmak adına istekli olması, iki devlet arasında uzun görüşmeler neticesinde 7 Mayıs 1830 tarihli Ticaret ve Dostluk Antlaşması’nın imzalanmasına vesile olan en önemli etmenlerden birini oluşturmuştur. Amerikan senatosunun yalnız 9 maddelik kısmını onayladığı bu anlaşmanın tebliğimiz açısından en önemli maddesi üçüncü maddesidir. Bu maddeye göre Amerikan tüccarî, Osmanlı topraklarında devletin müdahalesi olmadan her milletten ya da dinden simsar kullana bilecekti. Osmanlı Devleri, Amerikan tüccarı-simsar ilişkisine karışmayacak, simsarlar rahatça işlerini göre bileceklerdi. Tabii ki simsar denilince akla hemen Ermeniler ve Rumlar gelirdi. Bu yüzden Amerikalılar, antlaşmayı yaparken simsar kullanacaklarını hükme bağlamışlardır. Bu simsarlar, Amerikan tüccarlarına
4 5 Hidayet Vahapoğlu, Osmanlıdan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okulları, Boğaziçi Yayını, İstanbul 1992, s.31. Uygur Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika (19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Amerikan Misyoner Okulları), Arba Yayınları, İstanbul 1989, s.9.
173

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Osmanlı pazarlarını açtıkları gibi kendilerine de Amerikan kapılarını açmışlardır6. Böylelikle Amerikalıların Ermeniler ile olan ilişkileri, ABD’nin Osmanlı Devleti ile yapmış olduğu bir ticaret anlaşmasıyla doğmuştur. Fakat ilerleyen yıllarda bu ilişki bu ticarî anlaşma ile sınırlı kalmayacaktır. XIX. yüzyılın ilk yarısı ile birlikte Amerika’nın Osmanlı Devleti’ndeki siyasî, kültürel ve dinî çalışmalarının en önemli temsilcisi olan Protestan misyonerleri de çalışma sahalarınından biri olan Osmanlı topraklarında Ermeniler ile tanışıp, yakınlaşma fırsatı bulacaktır. Gayrimüslim tebaasının büyük bir bölümü Hıristiyanlardan oluşan Osmanlı Devleti, ömrünün son yüzyılına girmesiyle misyoner unsurların istilasına uğramıştır. Osmanlı topraklarında uzun yıllardır misyonerlik faaliyetlerinde bunulunan Katolik misyonerler dışında misyonerlik çalışmaları yürüten bir başka misyoner topluluğuda XIX. yüzyılın ilk çeyreği ile birlikte Protestan misyonerler olmuştur.
1. AMERİKAN BOARD MİSYONERLERİ VE OSMANLI DEVLETİ’NDEKİ TEŞKİLATLANMALARI

Osmanlı Devleti’nin siyasî durumundan kaynaklanan imkânlar ve Katolik misyonerlerin faaliyetlerindeki artışa engel olma isteği sonucu Protestan misyonerler Osmanlı ülkesindeki çalışmalarını 19. yüzyılın ilk yarısında hızlandırmışlardı. Yapılan çalışmalar ilk başta dinî ve mezhebî nitelikli gibi görülmekle birlikte, gerçekte İngiltere’nin Fransa ve Rusya’ya karşı Osmanlı ülkesinde kullanabileceği Protestan kitlenin meydana getirilmesi çalışması haline gelmiştir. Daha sonra 19. yüzyılda İngiltere’nin çoğunlukla yürüttüğü Protestanlık faaliyetlerine Amerikan Protestan misyonerleri de katılmış, ABD’nin her sahada olduğu gibi, misyonerlik faaliyetlerine de geç başlamasına rağmen, kendi adına en elle tutulur başarıyı elde eden bir ülke olmuştur7. ABD’nin Osmanlı ülkesinde misyonerlik alanında çalışmalarda bulunan en önemli ve etkili kuruluşu, American Board of Commissioners for Foreign Missions adıyla 1810 yılında Boston’da kurulan örgüttür.
6 Mine Erol, Osmanlı İmparatorluğu’nun Amerika Birleşik Devletleriyle Yaptığı Ticaret Antlaşması, Selçuk Üniversitesi Yayınları, Konya 1988, s.15.; Fahir Armaoğlu, Belgelerle Türk-Amerikan Münasebetleri (Açıklamalı), TTK Yayını, Ankara 1991, s.5. Alan, Osmanlı Devleti’nde Amerikan Misyoner Okullarının Ermenilere Bakışı, s.14.

7
174

Doç. Dr. Şakir BATMAZ

ABCFM ya da Amerikan Board olarak isimlendirilen bu örgüt, Osmanlı topraklarındaki ilk çalışmalarını Ocak 1820 yılında İzmir’e gelen Pliny Fisk ve Levi Parsons adında iki misyonerle birlikte başlamıştır8. Osmanlı Devleti’nde özellikle dinî, eğitim ve sağlık alanlarında faaliyetlerde bunumuş olan Amerikan Board misyonerleri Afrika, Asya, Hindistan, Çin, Avrupa ve Güney Amerika’da çeşitli misyonlar kurarak buralarda da misyonerlik faaliyetlerini sürdürmüştür9. Amerikan Board misyonereleri, Osmanlı topraklarına ayak basan ilk misyonerlerin hazırlamış oldukları saha çalışmalarıyla ilgili raporlar vede nüfuz edilmesi düşünülen bölge halklarıyla ilgili nelerin öğrenilmesi gerektiğini belirtilen talimatlar doğrultusunda Osmanlı ülkesindeki teşkilatlanmalarına yön vermişlerdir. Söz konusu bu talimatlarda ana başlıklarıyla aşağıdaki hususlara dikkat çekilmiştir;  Dinsel açıdan halkın durumunun ne olduğu,  Ruhabanın (din adamlarının) durumunun ne olduğu,  Ülkede eğitim ve öğretimime ilişkin durumun ne olduğu,  Halkın moral ve ahlakî değerlere dair nasıl bir durumda olduğunu10. Hazırlanan raporlar neticesinde Osmanlı topraklarındaki misyonerlik faaliyetlerine yön veren Amerikan Board misyoneleri, geldikleri her hangi bir bölgede ilk olarak dil öğrenmeye yönelik çalışmalarda bulunmuşlar, bu sayede nüfuz edilmesi düşünülen bölge halkı ile temasa geçilmesine başlanılmıştır. Amerikan Board misyonerlerinin öncelikli hedefi olan Kutsal Topraklar’daki misyonerlik faaliyetlerine yönvermek adına oluşturdukları Suriye misyonundan sonra Board misyonerlerinin Osmanlı topraklarındaki ilk resmî misyon merkezini 1831 yılında İstanbul’da oluşturmuşlardır11. Misyonerlerin yoğun çalışmaları neticesinde 1835 yılında Osmanlı Devleti sınırları içerisinde Suriye, İstanbul ve Küçük
8 9 Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, s.15. William E. Strong, The Story Of The American Board, The Pilgrim Press, Norwood 1910, s.496-497. 10 Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, s.24-25. 11 Hasan Özsoy, Kayseri’de Amerikan Misyoner Faaliyetleri ve Talas Amerikan Koleji, Talas Belediyesi Kültür Yayınları No:2, Kayseri 1996, s.36.
175

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Asya Misyonu ( Ermeni Misyonu) olmak üzere üç misyon oluşturulmuştur. 1840’dan sonra İstanbul ve Küçük Asya misyonları yerini adı zaman zaman Ermeni Misyonu olarak da geçen Türkiye Misyonu’na bırakmıştır12. İstanbul’un Osmanlı Devleti’nin pây-i tahtı olması ve büyük bir kent olan İstanbul’un misyonerlerin çalışmaları esnasında büyük kamuflaj olanağı sağlaması gibi gerekçelerin yanı sıra burada yaşayan Ermenilerin daha akıllı ve daha az yobaz olmaları, ticaretle uğraşan Ermeni toplumunun ağırlıkta olarak bu şehirde yaşıyor olması Amerikan Board misyonerlerinin İstanbul’u Osmanlı topraklarındaki misyonerlik faaliyetlerini yürütmek adına üs olarak tercih etmelerine ve çalışma alanlarını buradan doğuya doğru genişletmelerine neden olmuştur13. Anadolu topraklarında hızla kendilerine yeni sahalar açıp, yayılma çabası içerisine giren Amerikan Board misyonerleri ilk etapda Bursa, İzmir, Trabzon ve Erzurum istasyonlarını teşkilatlandırmış, 1848 yılında Antep istasyonu tesis edilmiştir. Amerikan Board misyonunun 1850 yılındaki genel toplantısında Tokat, Sivas, Amasya ve Merzifon’un daha önce kurulan Trabzon istasyonunca; Harput, Muş, Bitlis ve Van’ın Erzurum istasyonunca yakından izlenmesi kararı alınmış, ayrıca Kayseri ve Tarsus’a önm verilmesi kararlaştırılmıştır. Antep (1848), Musul (1850), Arapkir (1853), Tokat ve Kayseri (1854), Maraş, Halep, Sivas, Harput (1855), Urfa, Antakya, İzmit (1856), Diyarbakır (1857), Mardin, Bitlis, Edirne (1858), Adana (1863)’de birer misyon istasyonu kurulmuştur14. Islahat Fermanı’nın ilanından sonra çalışmalarına daha da hız veren Amerikan misyonerleri hızlı yayılmaları sonucu Anadolu’daki Misyon 1857 yılında Kuzey ve Güney Ermenistan diye ikiye ayrılmıştır15. Misyonun Kuzey kısmında kalan Harput’da 1860 yılında yapılan yıllık toplantıda Anadolu’daki çalışmaların Batı, Doğu ve Merkezî Türkiye Misyonu olmak üzere üç misyon çerçevesinde yürütülmesi kararlaştırılmıştır. Aslında Osmanlı toprakları üzerindeki çalışmalar bu taksimle

12 13 14 15
176

Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika. Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, s.69. Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, s.69. Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, s.71.

Doç. Dr. Şakir BATMAZ

beş misyon bölgesine ayrılmıştır. Avrupa, Batı, Doğu, Merkezî Türkiye Misyonları ve Suriye (Filistin) Misyonu 16. Amerikan Board Osmanlı topraklarındaki teşkilatlanma aşamasında tüzük, yönetmelik, kural ve teamüllerine bağlı kalmak şartıyla özerk bir yönetim esasına dayalı bir örgütsel birim oluşturmuştur. Bir başka ifadeyle, misyoner faaliyetlerinde temel birim ülke değil, misyon olmuştur. Bu ülkede birden fazla misyon olabiliyordu ve bu misyonların her biri örgütsel ve yönetsel bütünlük içinde doğrudan Boston’a (ABCFM merkezine) bağlı oluyordu. ayrıca her misyon kendi kurallarını kendileri koyuyor, tüzük ve yönetmelikleirini kendileri yapıyor ve çalışma programları oluşturup, buna göre bütçeler oluşturuyordu17. Misyonlar, yönetsel alt birimler olarak istasyonlara ayrılmıştı. Başında mutlaka bir misyoner bulunan ve genelde kentlerde gerçekleştirilen örgütlenme istasyon olarak tanımlanıyordu. Bu örgütlenmenin en alt basamağında ise uç-istasyonlar yer alıyordu. Bunlar karar almaktan, politika belirlemekten ziyade alınan kararları uygulayan birimlerdi. Kasaba ve köylerde yerli Hıristiyan ahaliden bir yardımcının yönetiminde misyoner istasyonlarına bağlı olarak çalışıyorlardı18. Her misyon bölgesi içinde biri merkez olmak üzere kentlerde istasyonlar kuruluyordu. Daha altta da köy ve kasabalarda uç istasyonlar vardı19. Yapısı ve işleyişi iyi belirlenmiş olan Amerikan Board’un henüz teşkilatlanma aşamasında oluşturduğu bir anayasa ve tüzük metni ile misyonun işleyişi, görevlilerin ve istasyonların misyon içerisindeki sorumlulukları, toplantıların ve parlamenter işleyiş hakkında bir takım düzenleyici kurallar koyarak misyonerlik faaliyetlerine başlaması, bu misyoner örgütünün nedenli ciddi bir teşkilatlanma içinde yapılanmış olduğunu göstermektedir20. Bu teşkilatlanmada öncelikli olarak eğitim çalışmalarına ağırlık verilmiştir. Çünkü Misyonerlerin esas amacı etkin bir sosyal hizmet
16 İlhan Tekeli, Selim İlkin, Osmanlı İmparatorluğu’nda Eğitim ve Bilgi Üretim Sisteminin Oluşumu ve Dönüşümü, TTK Yayını, VII. Dizi, S. 154, Ankara 1993, s.113. 17 Kocabaşoğlu, Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, s.42-43. 18 Uygur Kocabaşoğlu, “Doğu Sorunu Çerçevesinde Amerikan Misyoner Faaliyetleri”, Tarihî Gelişmeler İçinde Türkiye’nin Sorunları Sempozyumu, Ankara 1990, s.69. 19 Tekeli-İlkin, Osmanlı İmparatorluğu’nda Eğitim..., s.113. 20 Söz konusu bu tüzük metni ve Amerikan Board’un işleyiş şekli ile ilgili bilgiye Papers of The American Board of Comissioners For Foreign Missions (PABCFM), Reel 522, No: 535-545 arasındaki belgelerden ulaşılabilinir.
177

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

bütünü getirdikleri okullar vasıtasıyla Protestan kiliseleri ve çevresinde bir Protestan cemaati oluşturmaktı. Daha önceleri savaşlar ve siyasî mücadelelerle elde edilemeyen neticeye, bu defa tamamen silâhsız olarak, kültür asimilasyonu yoluyla varılmak istenmektedir. Batı, şimdi hiçbir zaman vazgeçmediği haçlı ruhu ile haçlı ordularının yerine, onların yapamadıklarını okullar aracılığı ile yapmak üzere bir misyoner ordusunu faaliyete geçiriyordu. Bu misyonerlerin halkla kaynaşabilmesi ve onları kendi dinî anlayışlarına çağırabilmeleri, bu insanların hayatlarına hâkim olabilmeleri ancak eğitim ve okullar vasıtasıyla mümkün olabilirdi. Çünkü eğitim hayata yön veren, onu şekillendiren önemli bir faktördü. Ferde ve cemiyete mesaj vermeye çalışan bir din ve fikir sistemi eğitimi ihmal edemezdi. Bunun içindir ki misyonerler de hedeflerine varabilmek için ilk aşamada okullara, yani eğitime el atmışlardır. Amerikan Board’un eğitim çalışmalarının yanı sıra sağlık, kadınlara yönelik Hırsistiyanlaştırma çalışmları, erkeklere yönelik Hıristiyanlaştırma çalışmaları, süreli yayın ve kitap çalışmaları olmuştur.
2.AMERİKAN BOARD MİSYONERLERİ İLE OSMANLI ERMENİLERİN DİNÎ AÇIDAN MÜNASEBETLERİ

Osmanlı ülkesindeki kozmopolit yapısı ve bu kozmopolit yapı içerisinde de İslâmî çoğunluk, ilk olarak misyonerlerin dikkatini çeken bir özellik olmuştur. Ayrıca kuruluş aşamasında Kutsal Topraklar’da misyonerlik faaliyetlini yoğun bir şekilde yürütmek isteyen ABCFM’nin özellikle Yahudiler arasında çalışmak istemiştir. Kozmopolit yapıdaki İslâmî çoğunluk ve Kutsal Topraklar’daki Yahudi toplumun varlığı gibi noktaları göz önünde bulunduran Amerikan Board Anadolu’da başlatacakları misyonerlik faaliyetlerinde dikkatlerini Müslümanlara ve Yahudilere çevirmiş ve bu iki millet arasında Protestanlığı yayma girişilerini başlatmışlardır. Ancak Müslümanlar arasında Protestanlık mezhebini yaymanın çok zor ve neredeyse imkânsız olduğunu görmekte gecikmeyen Amerikan Board misyonerleri, Yahudilerin de din değiştirmeye pek yatkın olmamasının ve yürütülecek misyoner faaliyetlerinin meyvelerini

178

Doç. Dr. Şakir BATMAZ

almanın uzun yıllar süreceği gerçeğini dikkate alarak hedef değiştirip Ermeniler ve Rumlar arasında çalışmalarını sürdürmüşlerdir21. Amerikan Board misyonerleri için söz konusu bu iki topluluktan Ermeniler arsında çalışmak, Rumlar arasında çalışmaktan daha kolay ve verimli olabilirdi. Şöyle ki: Yunanlıların Osmalıya karşı başlattıkları isyan neticesinde kurulan bağımsız bir Yunanistan Devleti’nin Anadolu’daki Rumlara bağımsızlık açısından bir model teşkil etmesi ve bu Rum unsurların toplu halde yaşamaları Protestan misyonerlerin dinî, siyasî ve kültürel yapılarını bu topluma empoze etmenin Ermenilere göre daha zor olmasından dolayı, Amerikan Board misyonerlerinin ağırlıklı olarak Ermeniler üzerinde yoğunlaşmalarına neden olmuştur. Çünkü bu dönemde dağınık halde bulunan bir Ermeni toplumuna nüfuz etmek Osmanlı tebaasını oluşturan azınlık unsurlar içerisinde en kolayı olacaktır. Bu durumun farkına varan Amerika Birleşik Devletleri ve onun Osmanlıdaki en önemli temsilcisi konumundaki Amerikan Board misyonerleri henüz millî hisleri uyanmamış ve tam bir dinî bütünlük içinde olmayan Ermenileri korumaları altına alıp, çıkarları doğrultusunda kullanma yoluna gitmişlerdir. Tabii ki Tanzimat Fermanı’nın (Hatt-ı Hümayun) okunmasından sonra XIX. yüzyıl Osmanlısındaki konjonktürel yapılı Ermeni toplumunun misyonerler sayesinde Gregorian, Katolik ve Ortodoks olmak üzere üç mezhebe ayrılıp dinî bir bütünlük içerisinde olmayışı, buna parelel olarak emperyalist bir düşünce içerisinde olan İngiltere ve Amerika’nın Osmanlı topraklarında çıkar sağlamak amacıyla politik bir mücadele süresince milliyetçi bir Ermeni davasının oluşmasında destek vermeleri ve yürütülen misyonerlik çalışmaları neticesinde Ermeni toplumu içerisinde bir Protestan Ermeni toplumun vücuda getirilmesi gibi gelişmeler Amerikan Board misyonerleri ile Ermenilerin yakınlaşmasına vesile olan temel unsurlar olmuştur. Amerikan Board misyonerleri ile Ermenilerin yakınlaşmları öylesine artmıştırki 1840’lardan sonra Anadolu’daki misyonun resmî adı bile Ermeni Misyonu (mission to Armenians) olarak değiştirilmiş, Osmanlı topraklarındaki misyonerlik faaliyetlerinin genişleyip, Ermenilere yöne21 Seçil Akgün, “Kendi Kaynaklarından Amerikalı Misyonerlerin Türk Sosyal Yaşamına Etkisi (1820-1914)”, X. Türk Tarih Kongresi Bildirileri, C.V, Ankara 1986, s.2122.; Strong, The Story Of The American Board, s.198.; Tekeli-İlkin, Osmanlı İmparatorluğu’nda Eğitim, s.113.; Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, s.55.
179

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

lik faaliyetlerin üç ayrı misyon içinde yürütülmek üzere 1860 yılından sonra yapılan düzenlemelere kadar da bu böyle devam etmiştir22. Osmanlı topraklarındaki misyonerlik faaliyetlerini yoğunlaştırarak Protestan mezhebini Ermeniler arasında yaymak için çaba sarf eden Amerikan Board misyonerlerinin çalışmalarıyla ilgili olarak bazı Osmanlı arşiv vesikalarında konuyla ilgili bazı belgeler dikkatimizi çekmiştir. Mesela 6 Ocak 1896 tarihli belgede Protestan misyonerlerin etkisiyle Van’daki Katolik mezhebinden Ermenilerin Protestan mezhebine geçtiklerinini görmekteyiz. Bu arşiv vesikasında, Van’da bulunan Katolik Ermenilerin Amerikan misyonerlirinin bölgede düzenlediği vaiz toplantılarına ve ayinlerine katılmaları neticesinde Ermeni Protestanların sayısında bir artışın olduğu, Amerikan misyonerlerinin bölgedeki Ermeniler üzerindeki nüfuzlarının artığı hususunda yetkili kişilerin dikkati çekilmiştir23. Bu tür bilgiler veren vesikaların sayısını artırmamız mümkündür. Amerikan Board misyonerlerinin Protestanlık çalışmalarında başarı kazanmak adına eğitim, sağlık, yardımlar gibi birçok alanda faaliyetleri olmuştur. Bu faaliyetlerden biri de Harput’da bulunan Amerikan misyonerlerin Osmanlı memurlarının gözetimi ve denetimleri olmadan yardım dağıtmaları sonucu 15 kişilik bir Ermeni topluluğu Protestan mezhebine geçmiştir. 16 Haziran 1896 tarihli vesikaya göre Harput’a 3 mil uzaklıkta bulunan Gregoryen kilisesine davet edilen Protestan Ermenilerin ve bölgede görevli Amerikalı Barnum adındaki misyonerin, buradaki Gregoryen Ermeniler ile yapmış oldukları görüşmeler ve vaazlar neticesinde 15 Gregoryen Ermeni, Protestan mezhebine geçmiştir24. Lakin bu hususta verilen bilginin 30 Ağustos 1896 tarihli resmî vesikada belirtildiği üzere bölgede görevli komisyon tarafından yapılan incelemeler neticesinde söz konusu 15 kişinin Protestan mezhebine geçtikleri yönündeki söylenti asılsız çıkmıştır25. Yine Amerikan misyonerlerinin Ermeniler üzerindeki dinî çalışmları hakkında bilgi veren 27 Ekim 1896 tarihli belgede Osmanlı Devleti’nin Washington büyükelçisinin beyan ettiğine göre Amerikan misyonerlerinin Gregoryen Ermenileri Protestan mezhebine sokmak amacıyla
22 23 24 25
180

Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, s.54-55. BOA, Y.A.HUS., Belge No:343/58. BOA, HR.SYS., Belge No:2843/61. BOA, HR.SYS., Belge No:2741/48.

Doç. Dr. Şakir BATMAZ

faaliyette bulunduklarına dair bilgileri misyonerlerin yayınlarından öğrendiği ve zaten Ermeni Patrikhanesi’nin de misyonerlerin Ermeniler ile olan münasebetinden dolayı memnun olduğunu belirtilmektedir26. Amerikan Board misyonerlerin Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilere yönelik yürüttüğü misyonerlik faaliyetlerine karşı Ermenilerin hepsinin kayıtsız şartsız Protestan misyonerlerin nüfuzlarına girerek, tepkisiz kaldıklarını söyleyemeyiz. Bu hususta Anadolu coğrafyasındaki bazı bölgelerde yaşayan bir takım Ermeniler söz konusu bu Protestan misyonerlerinin bölgelerinde yürüttükleri dinî, eğitim ve sosyal alandaki misyon faaliyetlerine tepkiler göstermiştir. Bu tepkiler Amerikan Board misyonerlerinin Ermenileri kendileri için hedef toplum olark belirlemeleri ve bu noktada misyonerlik faaliyetlerine geçme aşamalarındada görüldüğü gibi, Osmanlı Devleti’ndeki konumlarını belirginleştirdikleri dönemde yaşanmıştır. Örneğin incelenen arşiv vesikalarından 29 Ekim 1843 tarihli belgede ifade edildiği üzere Trabzon, Bursa ve Erzurum’daki Ermeni halkı Amerikan Board misyonerlerin bölgelerinde yürütmeye başladıkları Protestan mezhebini yayma çabalarından dolayı rahatsız olmuş ve bu konuda şikâyetçi olmuşlardır. Dikkat edileceği üzere bu dönem, Amerikan Board’un Anadolu’daki teşkilatlanma dönemine rastlamaktadır. Belgede ifade edildiği üzere Trabzon’a giden bir kaç papaz, bölgede yaşayan Ermenilerin düzenlemiş oldukları ayinlere katılmışlar, bu da hem yerli halk hem de devlet görevlileri üzerinde rahatsızlıklar yaratmıştır. Husus Amerikan maslahatgüzarına iletilmiş, fakat söz konusu papazlar hakkında yapılan şikâyet hakında bir işlem gerçekleştirilememiş, sadece söz konusu bu papazların bölgeden uzaklaştırılması yönünde tedbirlerin alınması düşünülmüştür. Benzer durumlarla Bursa ve Erzurum şehirlerinde de karşılaşılmıştır27. Arşiv vesikalarından tespit edebildiğimiz bir başka dikkat çekici olay yine Karadeniz bölgesinde karşımıza çıkmaktadır. 5 Ağustos 1995 tarihli vesikaya göre Merzifon, Sivas, Tokat ve Amasya çevresinde yürtülen Protestan mezhebine yönelik misyonerlik faailyetleri neticesinde Merzifon civarında 300 kadar Ermeni Protestan olmuş iken, Tokat’ta yirmi-otuz yıl içerisinde beş-altı hane Protestan mezhebine geçmiş26 BOA, HR.SYS., Belge No:2860/51. 27 BOA, HR.MKT., Belge No:4/18; A.MKT.MHM., Belge No:1/14.
181

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

tir. Sivas’ta yürütülen eğitim faaliyetleriyle fakir Ermeni çocukların eğitimlerine, kitap ve kırtasiye mazemelerine yardımlarda bulunan Cizvit rahipelerinin ve Amerikan Board misyonerlerin buradaki gençler üzerinde nüfuz kazanmaya başlaması bazı Ermeni çevreleri tarafından tedirginlikle karşılanmış ve bir takım anlaşazlıklar çıkmıştır28.
3. AMERİKAN MİSYONERLERİN ERMENİ MESLESİNE BAKIŞ AÇISI VE ERMENİ POLİTİKASI

Osmanlı belgelerine sadece bu tür gelişmeler yansımamıştır. Osmanlı ülkesindeki Amerikan Board misyonerlerinin Ermeni Meslesi ile olan münasebetleri de bazen gizli bazen alenen sergilenmiş ve bu durum belgelerde yer almıştır. Münasebetler de geneldeAvrupa ile Amerika’ya raporlar göndermek şeklinde olmuştur. Board misyonerleri tarafından Boston’daki Amerikan Board teşkilatının merkezine gönderilen mektup ve raporlarda; 1895 senesinin son altı ayında on beş bin Ermeninin katledildiği, bunun yanısıra yalnız iki bin Türkün öldüğü bildirilmiştir. Van’da çalışmalarda bulunan ve Amerikan Board teşkilatına üye olan hemşire Miss Grace Kimball’ın göndermiş olduğu bir mektubun gazetelerde yayınlanan kısmında ise sözü edilen bayanın Van’da bir yardım organizasyonunda bulunduğu, toplanan yardımlar için Türklerin mutaasıb, Ermenilerin mazlum olduğu şeklinde ifadelerde bulunulmuştur. Gönderilen mektup ve raporlar sebebiyle Avrupalıların Türklere karşı olan kin ve düşmanlıkları da artmıştır. Board misyonerlerin Osmanlı Devleti alehindeki bu yazılarından dolayı Osmanlı hükümeti tarafından Amerikan Board misyonelerinin Osmanlı ülkesinde gördükleri misafirperver davranışlar hatırlatılarak söz konusu misyonerlerin uygun bir dille uyarılmaları gerektiği Osmanlı Devleti’nin Washington büyükelçisi tarafında 3 Ocak 1896 tarihinde kaleme alınan yazıda belirtilmiştir29. Osmanlı ülkesinde bulunan Ermeniler üzerindeki nüfuzlarını artırmak isteyen Amerikan misyonerleri eğitim ve sağlık çalışmalarının yanı sıra açtıkları yardım cemiyetleri sayesinde de Ermeni toplumu üzerinde etkili olma yoluna gitmişlerdir. Amerikalı misyonerlerin bu yardım kuruluşları aracılığla misyonerlik faaliyetlerini sürdürmek maksadıyla harekete geçtikleri 10 Şubat 1896 tarihli vesikada da vurgulanmıştır. Bu vesikada belirtildiği üzere; Christian Herald gazetesinin teşvikiyle
28 BOA, Y.A.HUS., Belge No:333/104. 29 BOA, HR.SYS., Belge No:2859/13.
182

Doç. Dr. Şakir BATMAZ

Ermenilere para yardımında bulunmak amacıyla Amerikan misyonerleri tarafından Van’da Miss Grace Kimball ile Mr. ve Mrs. Raynolds, Erzurum’da Rahib Chambers, Erzincan’da Mrs. Chambers, Harput’da Rahip Barnum, Diyarbakır’da Rahip Gates ve Ellie, Mardin’de Rahib Andrus ve Gemerek’te Mr. Fowle öcülüğünde olmak üzere yedi tane yardım komitesi kurulmuş ve bu 7 yardım kuruluşu faaliyet göstedikleri bölgelerde toplam yetmiş yedi bin beş yüz frank yardım toplamışlardır. Ayrıca, aynı gazetede Bitlis, Antep, Urfa ve Sivas’ta da kısa zamanda yardım kurulması düşünüldüğü de ifade edilmiştir30. Tespit edilen 28 Şubat 1896 tarihli arşiv vesikalarına göre Osmanlı Devleti’nin Washington büyükelçisinin Hariciye Nezareti’ne gönderdiği yazıya göre; Amerikanlıların yaşanan olaylardan dolayı Ermenilerin mazlum olduklarına inandıkları için değil Hıristiyan oldukları için yakınlık göstermekte oldukları, dolayısıyla da Amerikan hükümetinin Ermeniler konusunda kamuoyu baskısından dolayı ve Osmanlı topraklarında Amerikan misyorleri ve Amerikan okullarının bulunması nedeniyle daha gergin bir politika izleyebileceği hususunda Osmanlı hükümetini uyarmıştır. Söz konusu vesikada bu gerginlik sonucu Amerika’nın Osmanlıya karşı her hangi bir harp girişiminde bulunmasının söz konusu olmadığı ifade edilmiştir. Yine aynı belgede Osmanlı Devleti’nde bulunan Amerikan misyonerlerinin yaptıkları teklif üzerine bir sakıncası olup olmadığı araştırılmadan Ermenilerin yararına yardım cemiyetleri kurulmuş ve mitingler düzenlenmiş, daha çok para toplamak adına Müslümanlar, Osmanlı ve Osmanlı hükümeti hakkında bir takım dayatmalar ve saldırılar yapmışlardır. Hâlbuki bu çalışmaların müsaadesi hakkında Osmanlı Devleti nezlinde izin verilip verilmemesi konusu hiç kimsenin aklına gelmemiş olmasından dolayı bu konunun gözden geçirilmesi Washington büyükelçisi tarafından Osmanlı hükümetindeki yetkililer uyarılmış ayrıca Amerika Dışişleri Bakanlığı nezlinde Kızılhaç örgütünün ve Worcester Yardım Cemiyeti’nin Osmanlı topraklarında yapmış olduğu çalışmaların Osmanlı-Ermeni ilişkilerinde bir takım sıkıntıların yaşanmasına kaynaklık etmesinden dolayı uyarılmıştır31. Ayrıca bir başka vesikada ise Ermeni Meselesi ile ilgili olarak Berlin Antlaşması’nı imzalayan devletlerin bu meseleye müdahale etmek üzere Amerikan Meclisi tarafından alınan karar ve misyonerlerin Amerikan
30 BOA, HR.SYS., Belge No:2834/32. 31 BOA, HR.SYS., Belge No:2854/82.
183

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

hükümetini Osmanlı Devleti’nin aleyhine tahrik etmek maksadıyla Ermenilerin temsilcisi gibi hareket etmesinden dolayı bunların Osmanlı memurların denetiminde hareket etmeleri gerektiği Osmanlının Washington büyükelçisi tarafından yinelenmiştir. Aynı belgede ifade edilen bir başka konu ise Amerikan Senatosu’nun Osmanlı ülkesinde ikamet eden Amerikan vatandaşlarının mefaati açısından Ermeni Meselesi’ni tekrar inceleme kararı aldığı ve bu hususta Amerikan Dışişleri Komisyonu üylerinden bazılarının bu işle görevlendirildiği belirtilmektdir32. Tesis edilen yardım kuruluşları ve bunların Ermeni çıkarlarına yönelik faaliyetlerde ve yardımlarda bulunmalarına rağmen Amerika’da her türlü cemiyetin oluşturulmasının kanunen uygun olmasından istifade eden ve Osmanlı ülkesindeki Ermenileri destekleyen bazı Amerikalılar, yapmış oldukları yardımlar aracılığıyla Ermeni çıkarlarını korumak için Protestan papazlar tarafından 9 Mart 1896 tarihinde Alliance ProArmenienne adlı bir cemiyet kurmuştur33. Buradan da anlaşılacağı üzere Amerikan hükümeti, Amerikalı misyonerler ve Amerikan halkından bazı kesimler Ermeni meselesine sadece siyasî alanda değil aynı zamanda kurulan yardım cemiyetleri aracılığla maddî anlamda da destek vermiştir. Amerikalı misyonerlerin söz konusu bu yardımların Osmanlı Devleti’nin gözetimi olmadan dağıtıldığını gazeteler aracılığla beyan etmeleri ve Washington elçisinin uyarıları neticesinde Osmanlı Devleti, Kızılhaç başkanı ve üyelerini uyarmış ve Amerikan misyonerlerinin Anadolu Ermenileri için toplanan yardımların Osmanlı memurlarının gözetiminde yapılması yönünde 20 Temmuz 1896 tarihinde kararlar almıştır34.
4.ERMENİ FAALİYETLERİ VE İSYANLARINDA AMERİKAN BOARD MİSYONERLERİ’NİN ROLÜ

Ermeniler tarafından Anadolu’nun çeşitli vilayetlerinde çıkarılan isyanları tetikleyen ve destekleyen birçok etmen olmuştur. Bu tebliğmizin sınırları gereği Ermeni isyan ve faaliyetlerinin oluşması ve gelişmesi aşamasında etkisi olan unsurlardan birisi konumundaki Amerikan
32 BOA, A.MKT.MHM., Belge No:536/14. 33 BOA, Y.A.HUS., Belge No:347/75. 34 BOA, A.MKT.MHM., Belge No:688/10.
184

Doç. Dr. Şakir BATMAZ

Board misyonerlerinin faaliyetlerine de değinmenin uygun olacağı düşünülmüştür. Osmanlı Devleti içerisinde yer alan Ermenilerin mezheblerinin güya patrikhane tarafından idare edilmesinden dolayı mezheblerinin karışık bir halde olmasından istifade edip, öteden beri Ermenileri Protestan mezhebine sokmaya çalışan Amerikan Board misyonerleri, Ermeni toplumunun Osmanlı Devleti içerisindeki ayrılıkçı hareketlere geçmesi ve Ermeniler tarafından oluşturulan komitelerden yüz bularak Ermeniler üzerindeki entrikalarını artırmışlardır. Protestanlık mezhebini, siyasî emellerini gerçekleştirmek için kullanmışlardır. Kendilerinin ve Protestanlık mezhebinin zalim Osmanlıya karşı masum Ermenilerin yanında olduğunu!!! Ermeni halkına ve Ermeni papazlarına anlatmak için birçok broşür ve kitaplar hazırlayıp, toplantılarda dağıtma yoluna gitmişler hatta Ermeni Patrikhanesi’ne dahi bir nüsha göndermişlerdir. Ermeni komitelerine üye olan genç Ermenilerin her hangi bir mezheple alâkadar olmamalarından da istifade eden Protestan misyonerler maksatlarına ulaşmak amacıyla bu gençlerin mezheplerini değiştirmek için çeşitli yayınlar dağıtma yoluna gidip35, Ermeniler üzerinde nüfuzlarını artırmaya ve Osmanlı ülkesinde yayılmaya başlayacak Ermeni isyan ve faaliyetlerinde Ermenileri, Amerika’nın emparyalist siyasetine uygun şekilde hareket etmeleri adına alt yapı oluşturmaya başlamışlardır. XIX. yüzyılın sonlarına doğru artan Ermeni isyanları Anadolu coğarafyasında büyük karışıklıklara neden olmuştur. İncelemiş olduğumuz arşiv vesiklarında değinildiği üzere söz konusu bu isyanlarla ilişkili olarak Amerikan Board misyonerlerinin çeşitli bölgelerde çalışmaları olmuştur. Sivas valisi Halil Efendi tarafından Saderete gönderilen telgrafta Sivas’taki Amerikan Protestan Mektebi misyonerlerinden Peri’nin Merzifon’daki Anadolu Koleji’nin müdürü Herik’e yazıp, Amerika’nın Sivas konsolosu vekili vasıtasıyla gönderdiği mektupta Ermeni faaliyetleri hakkında bilgiler vermiştir. Bu mektubu yazan Peri’ye göre Sivas valisinin hakkaniyeti gözettiği ve anlaşmayı seven bir adam olduğu ancak oyun ve hileleri sevmediği belirtilmiştir. Valinin Amerikalılar hakkındaki görüşünün de olumlu olduğu ifade edilip, Amerikan misyonerler hakkında yapılan söylentiler hakkında oturup bir kaç defa
35 BOA, Y.PRK.AZJ., Belge No:26/80.
185

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

konuşulduğunda valinin yaklaşımında yumuşama olacağı vurgulanmıştır. Mektupta açıklanan söz konusu söylentiler ise şu şekilde sıralanmıştır. Birincisi; Merzifon Amerikan Koleji’nde öğretmenlik yapmış olan Karabet Tomayan’ın Gemerek ve Burhan bölgelerine gidip ihtilal yaparcasına çalışmlarda bulunması, İkincisi; Gemerek’te bir ihtilal komitesi teşkili, üçüncüsü; ürkütücü bir mektupla bazı saçmalıkların Merzifon’dan Gemerek’e gönderilmesi, dördüncüsü; Gürünlü Tarkis’in fesatçı eylemleri. Ayrıca Mektupta; eğer artık ihtilal olayına kalkışılması ve bu şahıslar arasında olduğuna kanaat getirilirdiği takdirde kendilerine yardım edilmesi gerektiği belirtilmiştir36. Mesela 19 Kasım 1895 senesine ait arşiv vesikasında kırk yılı aşkın bir süredir Harput’a gelip güya bölge halkının yararına tesis edilen okulun37 bazı Ermeni çocuklarının fikir ve düşüncelerini etkileyerek Osmanlı Devleti’nin altı yüz seneyi aşkın hâkimiyeti alehine kışkırtıcı çalışmalarda bulunup, karışıklıklara neden olmalarından dolayı, bölgelerinde ikametini istemeyen Harput ahalisinden 61 kişi şehirlerindeki Amerikan okulunun kaldırılması için dilekçe vermişlerdir38. 27 Kasım 1895 tarihli arşiv vesikasında ise otuz-kırk seneden beri Mamuretülaziz’de (Elazığ) misyonerlik faaliyetlerini yürüten Protestan misyonerlerin bu süre zarfında Ermeniler üzerinde nüfuz kazandıkları belirtilmektedir. Bölgedeki misyonerlik çalışmalarını yürüten misyonerlerden biri olan Amerikalı H. N. Barnum Ermeni toplumunun rızası ve onların çıkarları için bu misyonerlik çalışmalarında bulunduğunu açıklamasına rağmen Zalimyar Kasbar ve Kigork ile elli yedi arkadaşı tarafından Mâbeyn-i Hümayun ve Ermeni Patrikhanesi’ne gönderilen telgraflarda Ermenileri tahrik edenlerin Amerikan misyonerler oldukları belirtilmiş ve bölgeden kaldırılmaları istenmiştir39. İsyanlar neticesinde Ermeni toplumu içerisinde Ermeni milliyetçiliğine olan inanç fevkalade artmıştır. Örneğin Çüngüş40 Ermeni Mektebi’inde görevli öğretmenlerden Haçador ve Ohannes’in evlerinde yapılan aramalarda sandıklarında Ermeni milliyetçiliği ile ilgili
36 BOA, A.MKT.MHM., Belge No:733/42. 37 Sözü edilen bu okulun özgün adı Ermenistan Koleji ( Armenia College) olan Fırat Koleji’dir. Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, s.149. 38 BOA, HR.SYS., Belge No:2812/2. 39 BOA, A.MKT.MHM., Belge No:657/45. 40 Diyarbakır’ın kuzeybatısında yer alan ve Diyarbakır iline bağlı bir ilçedir. http:// tr.wikipedia.org/wiki/%C3 %87%C3 %BCng%C3%BC%C5%9F
186

Doç. Dr. Şakir BATMAZ

manzumeler ele geçirilmiştir. Osmanlı memurları tarafından tercüme edilen 24 Haziran 1899 tarihli söz konusu manzumelerde şunlar yazmaktadır41;
İşte Mart’ın borusu çalındı beni muharebeye davet ediyor. Gidip alevler içine itilelim. Çünkü benim saadetim yalnız budur. Ömrümü kurban edeyim. Ecdadım için kanımı dökeyim. Kötü düşmanı kıralım. Vücudum ölü olarak götürsün. Biz askeriz, korkumuz yok. Vatan için daima kurban oluruz. Kan ile hayatımızı esirgemeyerek âzâdlık için ölüyoruz. Gözlerimizde ateş, yüreğimizden kan sıçrıyor. Elimizde kılınç parladığı esnada onun parlamasından herkes şaşırıyor. Bizim muhafazımız vatandır. Muhâlimiz serbestlik. Vatanımızın şühedasıyız. Düşmanla çarpışırız. Muharebe borusu ne vakit çalsa elimizdeki kılınçla oraya koşarız. Vay gelir ona ki bizim gibi serbest yiğitlere karşı göğsünü açar. Üstümüzde köpek ki ölür vah o kötünün başına ki o gün arslan yiğitlere karşı durur. Muharebe yerinde tatlı yüreğim selâmetle kal. Eğer ölsem daima beni yâd et. Bizim tacımız serbestlikdir. Mezhebimiz vatandır. Ölelim umumumuz kurban olalım kurtulsun. Milletimiz haydi ileri. İntikam alalım. Vatanımız ebedî kalsın.

Yine aynı şahısların sandıklarından çıkan ve Ermenistan Manzumesi başlığıyla yazılmış bir başka yazı ise şu şekildedir:
Ermenistan Manzumesi Peder bana ruhsat ver talime gidelim. Aynalı tüfengi elime alalım. Bu ne fena zamandır, yardım yok. Ermeni kardeşler Türk’ü kırmağa ittifâk edelim. Bulgar milletinden numûne alalım. Biz de bu Türk’ün elinden kurtulalım. Mukaddes pederimiz Ermenistan ebedî kalsın. Sultan ve Said Paşa gebersin. Yiğit Ermenilere boru sadâsı vah vah daha yeter. Daha yeter muhabbetle ittifâk edelim. Zâyi olan tacımız tekrar alalım. Ey sevgili Ermeni! Senin ağladığın da kâfi vah vah daha yeter.
41 BOA, Y.PRK.UM., Belge No:47/140.
187

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Daha yeter muhabbetle ittifâk edelim. Zâyi olan toprağımız tekrar alalım. Ermeni milletine perişanlıkdır vah vah daha yeter. Daha yeter muhabbetle ittifâk edelim. Zâyi olan tacımız tekrar alalım. Ermeni milletine esirlik kâfidir vah vah daha yeter. Daha yeter muhabbetle ittifâk edelim. Zâyi olan çerağımız tekrar alalım. Ermeni milleti üstüne geliniz, Ye’is edelim vah vah daha yeter. Daha yeter muhabbetle ittifâk edelim. Zâyi olmuş tacımızı tekrar alalım. Sevgili Pederim işte gidiyorum, şimdi selametle kal. Biz İslâmlar elinde esiriz, Ermeni dayansın. Ey akraba!, Ey dostlarım! Bırakınız biz gidelim, ölünceye kadar böyle mi kalalım? Azatlık alalım. İşte gidiyorum sevgili biraderler, efkârım güzel. Biz Türklere esir olmayız. Altı yüz seneden beri olduğu gibi mezar taşımın üzerine büyük taşlar koyunuz. Bundan sonra fakir Ermeni milletin evladını seviniz. Validem, mezarımın taşı üzerine gözyaşı serpiniz. Çiçeğim, gencim valideciğim. Ermenistan’ın adını işittiğim gibi gayetle yüreğim oynuyor. Meşkını der-hatır etdikçe gözlerim yaş ile ıslanıyor. Acaba onun gibi bir vatan var mıdır? Sadâsını işiten yok. Ağlar sızlar büyük acıyla. Vartan, Dikran, Aram kalkınız! Bir defa validenize nazar ediniz. Kendi feryadları sizi bir defa mezardan uyandırsınlar. Bakınız yine perişâniyetle Ermenistan haneleri geziyorlar. Her tarafdan koyulur, insafsız koyulur. Ah Ermenistan! Sen sevgili valide! Ne vakte kadar evladların senden uzak feryad ederek hicretde kalacaklar. Ne vakte kadar vâlide hasretiyle kalacağım. Gözyaşımla ağûşunuza atılup güzel elinizle beni okşayacaksınız. Mümkün ise uçup gitmek, gidip baş koyalım. Validemin kucağına eşk-i meserretle yüreğimin ateşi orada söndüreyim. Okşayarak bir defa kucaklanup öpüle idim. Beni orada kurban etsin idi. Geliniz birader ve hemşeriler! El ele verüp çalışalım. Düşman bizi perişan edüp validemizden ayırdı. Bizim düşmanımız cehâletdir. Başka bir yerden aramayalım. Lâzımdır ki, muhabbetle tahsil edüp, galip olup içimizden çıkaralım. Ah Ermeni birader ve hemşeriler! Ne vakte kadar daima bırakalım ki, gelip
188

Doç. Dr. Şakir BATMAZ

hâsılat tarlamıza bir tohum eksinler. Ah! Ol zaman uyanacağız ki, düşmanın her işi rüzgârla dağılıp bir yadigâr kalmayacak. Ümidsiz Ermeni hey! Yüreğin açınız taşraya çıksın. Fena fena me’yusâne figanın sadâsı her tarafa yayılsın. Gidip Ermenistan’a ulaşsın ki, validen merhamet etsin. Seni teselli etsin. Başkasından ümid yok. İşte ben korkuyorum ki, bu derd ile mezara gireceğim. Ermenistan çağırdığım vakit bir sadâ da veren yok. Her tarafda sükûnetdir. Zannedersin ki, ölüm hüküm ediyot. Ölüler ve viraneler içinde baykuşa dönmüşüm. Ah Ermenistan! Canım, yüreği sana hediye ediyorum. Kabul et mümkün ise ben öleyim. Ermenistan ayağa kalksın. Onun muhabbeti için habs olsam, o bir kasırdır. El ve ayaklarıma zincir vursalar o da saadetdir. Eğer tâli’imle nefy olsam Ermenistan muhabbetiyle her yer bana saray olur. Yalnız arzuma ulaşa idim. Beni darağacına çıkarsınlar. Darağasından dahi sadâm çağıracak: ‘Ermenistan!’

19 Mayıs 1895 tarihli arşiv vesikasında belirtildiği üzere Antep ve Maraş’taki Amerikan okullarında öğretmenlik yapan bazı Ermeni fesat erbabından oldukları gerekçesiyle tutuklanmaları üzerine İstanbul’daki Amerika elçisi Terrell’in bir muhtıra vererek eğitimin sekteye uğramaması için bu öğretmenlerin kefaletle serbest bırakılmasını talep etmemesinin usullere aykırı olduğu belirtilerek iki ülke ilişkilerinin bozulmaması için adı geçen elçinin değiştirilmesi istenmiştir42.
5. OSMANLI DEVLETİ’NİN ERMENİ FAALİYETLERİ VE İSYANLARIYLA İLİŞKİLİ OLAN AMERİKAN MİSYONERLERİNE KARŞI TUTUMU

Bütün bu gelişmeler neticesinde 6 Ocak 1896 tarihli arşiv vesikasında belirtildiği üzere; Osmanlı Devleti Amerika Dışişleri Bakanlığı’na Osmanlı ülkesindeki misyonerlerin tahrikleri ve sonuçları ile ilgili bir nota vermiştir. Bu notada yabancı ülkelerdeki misyonerlerin Amerika’daki komiserlerinden oluşan meclisin yıllık raporu ile Congregationalist gazetesinin 21 Kasım 1895’deki yayınından hareketle, Anadolu’daki Amerikan misyonerlerinin Gregoryen mezhebindeki Ermenileri Protestanlığa

42 BOA, Y.A.HUS., Belge No:328/60.
189

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

bağlayarak bunlara dinî ve politik iktidar kazandırma çabası içerisinde oldukları vurgulanmıştır43. Osmanlı Devleti, Ermeni olaylarıyla ilgili olarak Amerikan Board misyonerlerinin Amerika’nın çıkarlarına yönelik çalışmalarında Amerikan hükümetinin dikkatini çekmekle birlikte çeşitli bölgelerde misyonerlik faaliyetlerinde bulunan bazı Board misyonerlerinin bölücü faaliyetlerinden dolayı bu şahısların uyarılması, bulundukları bölge veya tamamen ülke genelinden çıkarılması yönünde de bazı siyasî tutumlar izlemiştir. Örneğin 20 Şubat 1896 tarihli belgede Van’da misyonerlik çalışmlarında bulunan Amerikalı misyonerlerden Miss Kimball’ın Osmanlı Devleti aleyhinde bazı sözlü ve yazılı bir takım faaliyetlerde bulunmasından ötürü İçişleri Bakanlığı tarafından Van vilayeti idaresine gönderilen yazı gereki bu şahsın uyarılması gerektiği belirtilmiştir44. Osmanlı Devleti’nin Amerikan Board misyonerlerin Ermeni olaylarıyla paralel olarak Osmanlı Devleti’nin aleyhinde yürüttüğü çalışmalara karşı aldığı tedbir ve tutumlar çerçevesinde benzer bir başka örnek de Bitlis vilayetinde misyonerlik faaliyetlerinde bulunan Amerikalı misyoner Mr. George Knapp’a yönelik olmuştur. Bu şahsın Bitlis İdare Meclisi ile mahkeme üyeliğinde görevli Ermenilere; Erzurum Ermenilerinin Osmanlı Devleti tarafından teklif edilen memuriyetlerini kabul etmeyip, Erzurum İdare Meclisi’nde bulunan Ermeni üyelerin görevlerinden ayrıldıklarına dair kendisine ulaşan mektubu okuyup, Erzurum Ermenilerini örnek göstererek istifa tavsiyesinde bulunduğu ve Ermeni Mampre, Serop ve Hamazasb adındaki şahıların ailelerini beslemek ve yüz lira vereceğini taahhüd eden Mr. George Knapp’ın Bitlis’deki Kivork Ağa adındaki Ermenin katl edilmesini sağlamak, ayrıca George Knapp’ın sağladığı 1 adet revolver ile bölgedeki camilere baskınlar düzenleyip ahaliyi ihtilal için kışkırtığı konusunda Bakkalyan Nazar ve Bakkalyan Ağacan adlarındaki şahısların gönderdikleri ihbarname üzerine Osmanlı Devleti olayın doğruluğunu öğrenmek adına bir tahkikatın yapılmasını yetkili kişilere iletmiştir45. Osmanlı ülkesinde bölücü faaliyetlerde bulunan Ermeniler ile bu Ermenilerin Amerika’daki yandaşlarıyla posta yerine Amerikan Board
43 BOA, Y.A.HUS., Belge No:344/47. 44 BOA, HR.SYS., Belge No:2889/82. 45 BOA, A.MKT.MHM., Belge No:694/2.
190

Doç. Dr. Şakir BATMAZ

misyonerleri aracılığla haberleştiklerinden dolayı Osmanlı Devleti, 10 Ocak 1895 tarihli bir takrirle Amerikan Dışişleri bakanını uyarma gereği duymuş, Ecnebi Misyonerler Cemiyeti’nin Osmanlı hükümeti aleyhindeki tavırlarının açık olduğu bildirilerek misyonerlerin gizli ya da açık yollarla Ermenilerle işbirliği içerisinde olmamaları gerektiği hususu vurgulanmıştır46. Osmanlı ülkesinde Amerikan Board misyonelerin Ermenilere yönelik bu gibi çalışmalarının yanı sıra Amerika’da daki Newman, Hamlin, Easton, Childs, Graham adında bazı Protestan rahipler ile Hâkim Strong ve Doktor Sheldon Jackson adındaki şahıslar tarafından Washington’da bir Ermeni cemiyeti tesis edilmesi üzerine Osmanlı Devleti’nin Washington büyükelçisi nezlinde Amerika Dışişleri bakanı Ermenilerin Anadolu’da huzur ve asayişi yeniden ihlâl ettikleri takdirde bu olayların sorumluluğunun büyük kısmının bazı Amerikalılara ait olacağı hususunda uyarılmıştır47. Amerika’da sadece bu cemiyet Ermeni çıkarlarına hareket etmeyip buna benzer birçok cemiyet hem Amerikalı bazı şahıslar tarafından hem de Osmanlı ülkesinden Amerika’ya göç eden bazı Ermenilerin çalışmaları neticesinde kurulmuştur. Kurulan bu cemiyetlere destek olmak mahiyetinde de Amerikan gazetelerinde hemen her gün Osmanlı hükümeti aleyhinde bir takım yazılar ve yayınlar yayınlanmış, Amerika’nın çeşitli yerlerinde mitingler düzenlenip, Anadolu’daki Ermeni isyanlarına kamuoyu oluşturulmaya çalışılıp, yardımlar toplanmıştır. Hatta bu gibi çalışmalardan öteye gidilerek Amerika’daki Ermeni komitesinin Ermenilere askerlik eğitimi için resimli bir kitap bastırıp, Marsilya’ya gönderiken söz konusu kitabın Nahigyan adındaki fesatçı tarafından satılması48 ve Amerika’da bulunan Ermenilerin bir kulüp kurarak haftada iki gün askerî eğitim yaptıkları husunda da bazı duyumların alınması49 Amerikan hükümeti ve Amerikan kamuoyunun Anadolu’daki Ermeni olaylarına karşı tutumu ve bu hususta Amerika’da kurulan Ermeni cemiyetlerine yönelik takınılan tavır konusunda hiç de hassas olmadıklarını göstermektedir.

46 47 48 49

BOA, HR.SYS., Belge No:2854/12. BOA, HR.SYS., Belge No:2855/29. BOA, HR.SYS., Belge No:2748/22. BOA, HR.SYS., Belge No:2742/12.
191

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

SONUÇ

Netice itibariyle Osmanlı Devleti’nin dağılmasında temel etkenlerden biri olan Amerikan Protestan misyonerleri, Fransız İhtilali neticesinde milliyetçilik düşüncesinin etkisine girmiş olan Ermenileri, ayrılıkçı düşüncelerle dolduran temel etkenlerden biri olmuştur. Osmanlı Devleti içerisinde, bütün misyoner örgütleri ortak çerçevede hareket ederek, ayrılıkçı hareketlere destek vermişlerdir. Ermeni okullarında milliyetçilik düşüncesiyle hareket eden Ermeni gençleri, misyonerler ile birlikte, Türk millî varlığına zararlı faaliyetleri sonucu, Osmanlı Devleti’nin yıkılışını hızlandırmışlardır. Amerikan Protestan misyoner örgütleri başta olmak üzere, diğer misyoner örgütleri, Ermeni milliyetçiliğinin açtıkları kurumlarda öğrenilmesine yardımcı olmuşlardır. 19. yüzyılın son dönemlerine gelindiği zaman, Amerika misyonerlerinin, Rusların, Fransızların, İngilizlerin vs. milletlerin tahrik ve teşvikleriyle, Ermeniler; bir takım terör örgütleri kurmuşlardır. Bu örgütlerin batılı ülkelerden aldıkları desteklerle bir takım isyanlar gerçekleştirmişler ve olaylar, Ermeni komitecilerin dış güçlerle yaptığı işbirliği sonucu, yıkıcı ve bölücü faaliyetlere dönüşmüş, yabancı devletler açık ve örtülü bir biçimde Ermenileri desteklemiş ve tahrik etmişler ve neticede Anadolu’yu kana bulamışlardır.

192

Doç. Dr. Şakir BATMAZ

BİBLİYOGRAFYA
1.Arşiv Vesikaları Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA)

A.MKT.MHM. HR.MKT., HR.SYS., Y.A.HUS., Y.PRK.AZJ., Y.PRK.UM.
Reel 522, No:535-545. 2.Tetkik Eserler

: 1/14, 536/14, 657/45, 688/10, 694/2, 733/42. :4/18; :2741/48, 2742/12, 2748/22, 2812/2, 2834/32, 2843/61, 2854/12, 2854/82, 2855/29, 2859/13, 2860/51, 2889/82. : 328/60, 333/104, 343/58, 344/47, 347/75. :26/80, :47/140.

Papers of The American Board of Comissioners For Foreign Missions (PABCFM),

Akgün, Seçil, “Kendi Kaynaklarından Amerikalı Misyonerlerin Türk Sosyal Yaşamına Etkisi (1820-1914)”, X. Türk Tarih Kongresi Bildirileri, C.V, Ankara 1986. Alan, Gülbadi, Osmanlı Devleti’nde Amerikan Misyoner Okullarının Ermenilere Bakışı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 1997. Armaoğlu, Fahir, Belgelerle Türk-Amerikan Münasebetleri (Açıklamalı), TTK Yayını, Ankara 1991. Erol, Mine, Osmanlı İmparatorluğu’nun Amerika Birleşik Devletleriyle Yaptığı Ticaret Antlaşması, Selçuk Üniversitesi Yayınları, Konya 1988. Kılıç, Remzi, “Osmanlı Yönetiminde XIX. Yüzyıl Ermeni Okulları ve Faaliyetleri”, Hoşgörü Toplumunda Ermeniler, Cilt IV. Kocabaşoğlu, Uygur, “Doğu Sorunu Çerçevesinde Amerikan Misyoner Faaliyetleri”, Tarihî Gelişmeler İçinde Türkiye’nin Sorunları Sempozyumu, Ankara 1990. Kocabaşoğlu, Uygur, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika (19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Amerikan Misyoner Okulları), Arba Yayınları, İstanbul 1989. Kurat, Akdes Nimet, Türk-Amerikan Münasebetlerine Kısa Bir Bakış (1800-1959), Doğuş Matbaası Yayınları, Ankara 1959. Özsoy, Hasan, Kayseri’de Amerikan Misyoner Faaliyetleri ve Talas Amerikan Koleji, Talas Belediyesi Kültür Yayınları No:2, Kayseri 1996. Strong, William EThe Story Of The American Board, The Pilgrim Press, Norwood 1910. Tekeli, İlhan, Selim İlkin, Osmanlı İmparatorluğu’nda Eğitim ve Bilgi Üretim Sisteminin Oluşumu ve Dönüşümü, TTK Yayını, VII. Dizi, S. 154, Ankara 1993. Vahapoğlu, Hidayet, Osmanlıdan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okulları, Boğaziçi Yayını, İstanbul 1992. http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87%C3 %BCng%C3%BC%C5%9F

193

Doç. Dr. Taha Niyazi KARACA

İNGİLİZ BAŞBAKANI WILLIAM EWART GLADSTONE’UN ERMENİ PROPAGANDASI VE EVANJELİZM
Doç. Dr. Taha Niyazi KARACA
Bozok Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Yozgat-TÜRKİYE Tlf.: 0 544 463 01 60, e-posta: tahaniyazikaraca@gmail.com

195

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

19. yüzyıla damgasını vuran en önemli politikacılardan biri William Ewart Gladstone olmuştur. 1868-1874, 1880-1885, Şubat-Temmuz 1886 ve 1892-1894 yılları arasında dört dönem başbakanlık yapmıştır. Ilk başbakanlık döneminde Balkanlar’daki Hıristiyanların bağımsızlıkları konusunu gündeme getirmiştir. William Ewart Gladstone, 1880 yılında ikince kez başbakan olduğunda ele aldığı en önemli proje, Osmanlı topraklarındaki Ermenilere bağımsızlık verilmesi oldu. Balkanlar’da Bulgarlar için uyguladığı projeyi şimdi Ermeniler için de uygulamak istiyordu. 1894 yılına kadar Türklere karşı propaganda yaptı. Böylece Ermeni Sorunu’nu uluslararası ilişkiler alanında canlı tutmak istedi. Gladstone’un Balkanlarda ve doğuda takip ettiği politik tavrının en önemli etkenlerinden biri onun evangelik inançlarıydı. Evangelik bir ailede yetişen Gladstone, hayatı boyunca Hıristiyanların Türk hâkimiyetinden kurtarılması ve kutsal toprakların geri alınmasına inandı. Bu tebliğde William Ewart Gladstone’un Ermenilerin bağımsızlıklarını almalarına yönelik politikaları ve onun politik düşüncelerini şekillendiren evangelik inanış ortaya konmaya çalışılacaktır.

Özet

196

Doç. Dr. Taha Niyazi KARACA

GİRİŞ

Osmanlı dönemi Türk-İngiliz ilişkileri incelendiğinde bu sürecin üç devreye ayrıldığı görülür. İlki 1579’da başlayan ve 1774 yılına kadar devam eden süreçtir1. İkinci dönem 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Rusya’nın Karadeniz’e yerleşmesiyle başlar. 17 yılında İngiliz Başbakanı William Pitt Rusya’yı Karadeniz’de tutmak için Osmanlı Devleti’nin desteklenmesi kararını parlamentodan geçirdi. Bu karar 1791-1876 yılları arasında uygulandı2. Üçüncü dönem ise 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra İngiltere’nin fiilî olarak Osmanlı Devleti’ni korumaktan vazgeçtiği dönemdir3. Konu ilgili araştırma eserlerinde İngiltere’nin politika değişikliğinin temel nedeni Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya karşı yenilgisi ile aşırı zayıflaması ve bu nedenle İngiltere’nin koruma politikasını terk ettikleri yönünde olmuştur. Dönemin ayrıntılarına inildiğinde, yenilgi
1 2 3 İlk dönem ilişkiler için bkz. Akdes Nimet Kurat, Türk İngiliz İlişkileri, Ankara 1953, s.1-103. Fahir Armaoğlu, Siyasi Tarihi, Ankara 1997, s.20-22. Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasî... s.529.
197

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

her ne kadar bir etken olsa da işin tam anlamıyla bu şekilde olmadığı görülmektedir. Tebliğde de ortaya konacağı gibi İngiliz Başbakanı William Ewart Gladstone’un 1876 yılından itibaren dünya kamuoyunu yönlendirmesiyle Türklere karşı ortaya çıkardığı tepki İngiltere’nin geleneksel politikasını terk etmesine neden olmuştur. Bu nedenle de Rusya Osmanlı Devleti’ne savaş açma cesaretini göstermiştir. William Ewart Gladstone’un gerek İngiltere ve gerekse Avrupa kamuoyunu Türklere karşı kışkırtmasının ve İngiltere’nin dış politikasını değiştirmesinin temel nedenleri siyasal olmaktan daha çok dinî özellik taşımaktaydı. Türkler yerine Rusları müttefik olarak görmesinin ya da Hıristiyanların Türklerin hâkimiyetinden kurtarılmalarını sağlamak için bunların ayaklandırılmaları ve Kuran-ı Kerim’in dünyadan silinmesi gibi katı düşünceleri onun evanjelik inanca olan bağlılığı ile ilgiliydi4.
WİLLİAM EWART GLADSTONE

Evajelik bir ailede yetişen William Ewart Gladstone, Victorian döneminin en ünlü politikacılarından biriydi5. 1832 yılında muhafazakâr Tory Partisi’nin taraftarı olarak Robert Peel’in hükümetine giren Gladstone 1859 yılına kadar liberalizme dönüşümünü tamamladı6. Görünüşte çok muhafazakâr bir kişiliğe sahip olmasına rağmen siyasetteki bu dönüşümü ve kişisel yaşantısındaki karmaşalar tarihçiler tarafından onun tutarsız kişiliğine bağlanmaktadır7. Ülkede bulunan taraftarlarına göre Gladstone, derin Hıristiyan inancını toplumsal hayatına dâhil eden ve politik görüşlerini ahlaki
4 Gladstone dönemi politikacıların üzerindeki evanjelik etki için bkz. Jeremy Salt, Imperialism, Evangelism and Ottoman Armenians, London 1993; Gladstone’un dinsel taassubu ve İslam dini hakkındaki düşünceleri için ayrıca bkz. Salahi R. Sonyel, Minorities and The Destruction of The Ottoman Empire, Ankara 1993, s.195. Gladstone’un etkisi 20. yüzyıl politikacıları üzerinde de etkili olmaya devam etmiştir. Örneğin Başbakan Tony Blair yaptığı konuşmalarından birinde; Gladstone benim politik kahramanlarımdan biridir ifadesiyle bu etkiyi belirtmiştir. Gladstone’un İngiliz siyasetçileri üzerindeki etkisi için bkz. “Britain: Gladstone’s Ghost” Economist, London (29 May 1999), Vol:35, Issue:8121, s.54. Richard Salter, Peel, Gladstone and Disreali, London 1991, s.1-57. Gladstone’un ruhî tahlilinin yapıldığı ve çift kişilikli özelliğinin ortaya konduğu bir çalışma için bkz. Anthony W. Clare, “The Two Mr. Gladstones: A Study in Psychology and History”, The American Journal of Psychriaty (Whashington 1988), Vol.155, Issue 12, s.1789.

5

6 7

198

Doç. Dr. Taha Niyazi KARACA

değerlerle bütünleyen bir liderdi8. Fakat muhaliflerine göre ise o kendini üstün gören bir hilekâr, bencil hesaplarını yüksek ahlaki değerler iddialarının arkasına saklayan bir insan, Tanrının en büyük hatalarından biri ve tutarsız bir ruh hastası idi9. Gladstone politikaya girdikten sonra muhafazakâr parti içerisinde maliye bakanlığı da dâhil olmak üzere değişik görevler aldıktan sonra 1859 yılında liberal partiye geçti. Bu geçişten sonra birbirinden farklı dört dönem 1868-1874; 1880-1885 ve Şubat-Temmuz 1886 ve 18921894 yılları arasında başbakanlık yaptı10. Liberal politikacı olarak 1868 yılındaki seçimleri kazanan ve başbakan olan Gladstone, altı yıl kadar iktidarda kaldı. Bu süre içerisinde iç ve dış siyasetteki başarısızlıkları nedeniyle hızla popülaritesini yitirdi11. 1874 seçimlerinde gelir vergilerini indireceği vaadinde bulundu. Fakat bu oran ancak yüzde 1.25 oranında olduğu için halkı memnun edemedi. Seçimde liberaller kaybetti. Muhafazakâr Parti başkanı Disreali başbakan oldu12. Gladstone, bu yenilgi üzerine Liberal Parti başkanlığından istifa etti. Açıklamasında kendisini dine adadığını ve zamanını Hawarden’de kitap yazmakla geçireceğini söyledi. Fakat gerçekte politikadan kopmamıştı13. Aslında istifası aldatmacadan ibaretti. Uygun ortamın oluşmasından sonra politikaya yeniden dönüş yapmayı istiyordu. Nitekim dönemin tanıklarından Lord Granville, onun parti liderliğinden ayrıldığına hiç inanmadığını söylemişti14. Gladstone’un beklediği fırsat 1876 Mayıs ayında ortaya çıkmıştı. Bu tarihte başlayan Bulgar ayaklanmasını büyük bir ajitasyona ve propa8 İngiltere’de yayınlanan Hıristiyan dergiler Gladstone’u, hayatını Hıristiyanlığa adayan en büyük lider olarak adlandırmaktadırlar. Bu tarz bir yazı için bkz. Kevin Charles Belmonte, “Greatness upon Greatness”, Christian History, (1997), Vol. 16, Issue 1, s.30. “Bloodhounds of History”, Economist, (04 December 1997), Vol. 343, Issue 8012, s.19. Graham D. Goodlad, British Foreign and Imperial Policy, London 2000, s.14. Justin McCarthy, The Story of Gladstone’s Life, London 1898, s.217-225, 269273. Paul Adelman, Gladstone, Disreali and Later Victorian Poitics, Singapore 1985, s.80-81. Goodlad, British Foreign, s.16. R.T. Shannon, Gladstone and Bulgarian Agitation 1876, London 1963, s.2,4.
199

9 10 11 12 13 14

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

gandaya dönüştürerek, seçimlerdeki hezimetini unutturmak ve tekrar iktidara gelmek için kullandı15. Kendisi gibi evanjeliklerden oluşturduğu bir propaganda grubuyla Türklere karşı büyük bir kampanya başlattı. Bu heyetin içerisinde Bishop Fraser, Canon Liddon, tarihçi Freeman ve daha sonra Ermeni sorunun uluslararası boyut kazanma sürecinde önemli bir rol oynayan James Bryce bulunuyordu. Bu heyetin en önemli özelliği evanjelik inanca bağlı olmaları ve Tractarian ya da Oxford Movement adıyla anılan bir hareketin üyeleri olmalarıydı16. Başta Gladstone olmak üzere bu heyetin yaptığı büyük propagandayla Bulgar ayaklanması dünya kamuoyuna Türklerin Hıristiyanlara yaptıkları büyük bir katliam olarak gösterildi. Gladstone’un bu propagandanın bir parçası olarak kaleme almış olduğu Bulgaristan Katliamları ve Doğu Sorunu başlıklı risalesi bir hafta içerisinde 200 bin adet satıldı17. Gladstone’un takip ettiği bu politika karşısında dönemin başbakanı Benjamin Disreali, Osmanlı Devleti’ni koruma politikasını terk etmek zorunda kaldı. İngiltere’nin çekilmesiyle Osmanlı Devleti, Rusya ile savaşa doğru sürüklenmiş oldu18. Takip edilen bu politikada Gladstone’un üç hedefi vardı. İlki Bulgarlara bağımsızlık vermek ve ikincisi Türklerin Balkanlardan atılması, üçüncü hedef ise kendisini dünyaya barış adamı, özgürlüklerin savunucusu olarak tanıtarak iç politikada kaybettiği prestiji tekrar kazanarak başbakanlık koltuğuna oturmaktı. Osmanlı Devleti’nin Rusya ile 18771878 Savaşı’na girmesi, Gladstone’un hedeflerinin gerçekleştirilmesi sürecini başlatmıştı. Türklerin Balkanlardaki etkinliği Sırbistan, Karadağ, Romanya’nın tam bağımsız ve Bulgaristan’ın ise özerk statüde devlet olmalarıyla yok olma sürecine girmişti. Üçüncü hedefini gerçekleş15 Goodlad, British Foreign..., s.16; Marvin Swartz, The Politics of the British Foreign Policy in the Era of Disreali and Gladstone, London 1985, s.38. 16 Ann Pottinger Saab, Reluctant Icon: Gladstone, Bulgaria and Working Classes, 1856-1878, London 1991, s.57-58; Heyetin James Hall toplantısı ve ajitasyon çalışmaları için bkz. Shannon, Bulgarian Agigation..., s.58-65. 17 William Ewart Gladstone’un Bulgar ayaklanmasını propaganda aracı olarak kullanmasına dair çalışma için bkz. Taha Niyazi Karaca, “1876 Bulgar Ayaklanmasının Avrupa Kamuoyuna Takdiminde William Ewart Gladstone ve Edwin Pears”, Uluslararası Türk-Bulgar İlişkileri Sempozyumu, 11-13 Mayıs 2005, Eskişehir 2005, s.373-385. 18 Karaca, “Gladstone ve Edwin Pears...”, s.379-380.
200

Doç. Dr. Taha Niyazi KARACA

tirmesi ise 1880 yılında yapılacak seçimlere bağlıydı. Nitekim bu yıl yapılan seçimlerde büyük bir zafer kazanarak başbakanlık koltuğuna oturdu. Başbakanlık koltuğuna oturan Gladstone’un ilk icraatı Ermeni konusunu ele alarak, aynen Bulgaristan örneğindeki gibi Ermenilerin bağımsızlıklarını kazanmalarını sağlama projesiydi. Bu doğrultudaki ilk adımı ise Osmanlı Devleti’nin Ermenilere yönelik reform uygulamasını talep etmek oldu19.
EVANJELİZM VE GLADSTONE

William Ewart Gladstone’un bütün hayatını şekillendiren bir inancı vardı. Buna göre kendisinin dünyaya özel bir görevle gönderildiğini ve amacının dünyada Tanrı devletini kurmak olduğunu düşünüyordu. Böyle bir inanca saplanıp kalması sıradan bir olay değildi. Gladstone annesinden gelen evanjelik dinî inanışın en dar algılamasıyla yetiştirilmişti20. Bu dinî inanışın bir sonucu olarak da Tanrıya hizmet edecek bir din adamı olma hayalleri ile gençlik yıllarını geçirdi. Nitekim 1828 yılında babasına yazdığı bir mektupta geleceği hakkında düşüncelerini belirtiyor ve geleceğini yalnızca Tanrının belirleyeceğini ifade ediyordu21. Siyaset alanında aşırı liberal düşünceleri ile tanınan Gladstone, hayatının her döneminde siyasî olaylara bir rahip gibi yaklaştı. Siyaset onun yetiştiği dar evanjelik inanışların uygulama sahası gibiydi. Onun için özgürlük ve demokrasi daha çok kafasındaki Tanrı düzeninin yani Hıristiyanlığın dünyaya hâkim olduğu düzenin kurulmasını sağlayacak araçlar durumundaydı. Nitekim 1839 yılında da Hıristiyanlığın hayatındaki yerini dogmatik bir ifade ile varlığımın kutup yıldızı ifadesiyle belirtiyordu. Hayatının her aşamasında din yer alıyordu. Sürekli dinî kitaplar okuyor, döneminin din adamlarıyla tartışmalara giriyor hatta dinî konularda doktrin sayılabilecek düşünceler ortaya atıyordu. Onun dine bakışı öyle bir boyuttaydı ki, bir keresinde karısı Cathrine şaka yollu; William’ın en büyük aşkı kilisedir diyerek yaşantılarında kilise ve dinin hangi boyutta yer aldığını anlatmak istemişti22.
19 Gladstone’un 1880 yılından sonra Osmanlı Devleti’ne yaptığı baskı ve reform talepleri konusunda bkz. Musa Şaşmaz, British Policy and the Application of Reforms for the Armenians in Eastern Anatolia 1877-1897, Ankara 2000, s.82-130. 20 Roy Jenkins, Gladstone, London 1995, s.27. 21 John Morley, The Life of William Ewart Gladstone I, London 1903, s.81-85. 22 Michael Winstanley, Gladstone and Liberal Party, London 1990, s.3
201

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Gladstone üzerine çalışma yapan bütün yazarların belirtmek zorunda kaldığı bu radikal inancın temelleri hiç şüphesiz ki, evanjelik inanç temellerine dayanıyordu. Gladstone’un dine bakış açısını bu denli radikal bir noktaya getiren evanjelik inanış neydi? Evanjelizm olarak adlandırılan inanç sistemi pek çok Protestan öğretiyi içerisine almaktadır. Bu terim iyi haber, İncil, Hz. İsa’nın öğretileri ya da kutsal kitaba yönelmek anlamına gelen Yunanca evangelion kelimesinden gelmektedir. Kelimenin aslı, eouggeliondur23. Reform süreciyle birlikte evanjelik terimi öğretilerini yalnızca İncillere dayandırma iddialarından dolayı Protestan kiliselere atfedilmiştir. İlk zamanlardan itibaren Almanya ve İsviçre’de özellikle Lutherci gruplar için kullanılan evanjelik terimi günümüzde Almanya’daki Lutheran kiliseleri ifade etmek için hala kullanılmaktadır. Evenjelik inancın nasıl başladığına dair birçok görüş ileri sürülmektedir. Ağırlıklı olarak da Amerika’da yaşayan teologlara atıflarda bulunulmaktadır. Fakat 19. yüzyıl başlarında İngiltere’de önemli bir dinî inanç olarak ortaya çıkması gelişiminin birkaç koldan olduğunu göstermektedir. Temellerinin ise Avrupa’daki Puritan hareketle başladığını söylemek yanlış olmayacaktır. İskoçyalı genç bir kız olan Margaret Macdonald’ın 19. yüzyılda İsa’nın doğuşuyla ilgili yazdığı mektuplar esas alınarak bir evanjelizmin ortay çıktığı iddia edildiği gibi İngiliz George Whitefield (1715-1770), Methodizmin kurucusu John Wesley (1703-1791) ve Amerikalı teolog Jonathan Edwards’ın (1703-1758) düşüncelerinin evanjelik inancı şekillendirdiği de ileri sürülmekle birlikte24, Metodist hareket günümüzde evanjelik öğretinin içerisinde bir inanç sistemi olarak yer almaktadır25. Protestan mezhep içerisinde yer alan evanjelik inanç birkaç temel esas üzerinde şekillenmektedir. İlk olarak, evanjelik inanç Hıristiyanlığın dünya devleti haline gelmesi gerekliliğine inanmaktadırlar. Bu nedenle İncil’in düzenli okunması ve dünyaya yayılması gerekliliğini savunmaktadırlar. İkinci olarak da Hıristiyanlığın geliş kaynağının
23 Ali Rafet Özkan, Amerikan Evanjelikleri Baptistler, İstanbul 2005, s.13. 24 Özkan, Baptistler..., s.14-15; Ramazan Kağan Kurt, Hollywood ve Kabalanın 13. Havarisi: Evanjelizm, Dünya İmparatorluğu ve Türkiye, İstanbul 2006, s.32-33. 25 Metodist hareket ve inanç sistemleri için bkz. Bayram Polat, Evanjelik Bir Hareket Metodist Kilisesi, İstanbul 2008.
202

Doç. Dr. Taha Niyazi KARACA

Eski Ahit yani Tevrat olduğunu düşünmekte ve bu doğrultuda kutsal toprakların kurtarılmasına inanmaktadırlar. Evanjelik inanç içersinde Yahudilerin Siyonizm düşüncelerinin gerçekleştirilmesi doğrultusunda hareket edenlere de Siyonist Hıristiyanlar denilmektedir26. William Ewart Gladstone da evanjelik inancın bu boyutunda yani Siyonizm’i destekleyen Hıristiyan inanç sistemi içerisinde yer almıştır. Düzenli olarak İncil ile birlikte Tevrat’ı da okumuştur. Gerek İngiltere içinde ve gerekse İngiltere dışındaki Yahudilerin haklarının korunması için büyük gayret göstermiştir27. Bütün hayatını Hıristiyanlık inancının dünyada yayılması için adayan Gladstone’un 19. yüzyıldaki en büyük düşmanı doğal olarak Müslüman dünyanın lideri durumundaki Osmanlı Devleti ve Türklerdi. Bulgar ayaklanması dönemindeki ajitasyonda bu kini bütün açıklığı ile ortaya koymuştu28. Gladstone Bulgar ayaklanmasında oynadığı rolü ikinci iktidarı döneminde Ermeniler için de oynamak istiyor, hiçbir Hıristiyan’ın Müslümanların yönetimi altında kalmasına izin verilmemesi gerektiğini savunuyordu.
WİLLİAM EWART GLADSTONE VE ERMENİ PROPAGANDASI

Ermeni bağımsızlık istekleri her ne kadar 1878 yılında imzalanan Ayastefanos ve Berlin Anlaşmaları’yla başlamış olsa da29 bu isteklerin fiili bir harekete dönüşmesi, Ermenilerin silahlı mücadele yoluyla bağımsızlıklarını elde etme çabaları 1880’den sonraki yıllara tekabül etmek26 Morley, The Life of William Ewart Gladstone, s.56. 27 H.C.G. Matthew, Gladstone, I, Oxford 1986, s.54; Winstinlay, Gladstone and Liberal Party, s.3. 28 Karaca, “Gladstone ve Edwin Pears...”, s.377-378. 29 Ermeniler hem Ayastefanos Anlaşması’nın imzalanması esnasında hem de Berlin’de Kilise aracılığıyla büyük baskı yaptılar. Ayastefanos’un 16. maddesinde Ermenilere reform yapılması maddesinin yer almasıyla ilk kez Ermeni sorunu uluslararası arenada yer almış oldu. Ayastefanos Anlaşmasının hükümsüzlüğü ve yerine Berlin Anlaşması’nın imzalanma süreciyle Ermeniler Avrupa devletleri üzerinde baskı oluşturacak bir heyet oluştudular. Heyet Ermeni isteklerini devletlere anlatacaktı. Bu heyetin üyeleri; Eski Patrik Hrimyan, Beşiktaş Piskoposu Noren Narbey, Stephan Papazyan ve Minas Çeraz idi. Bu dönemdeki gelişmeler için bkz. Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1987, s.215; ayrıca bkz. Cevdet Küçük, Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı (18781897), İstanbul 1986, s.13.
203

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

tedir. Erzurum’da başlayan Anavatan Müdafileri Olayı’nın ve akabinde gelişen tedhiş hareketlerinin Gladstone’un 1880’de iktidara gelmesi ve Ermeniler için reform taleplerini gündeme getirmesiyle doğrudan ilişkili olduğu görülmektedir. Ermeni yazarlardan Nalbandian bu etkiyi şu şekilde ifade ediyor:
Ermeniler, 1880 yılında İngiltere’deki liberallerin ve yankısı bu güne kadar devam eden Ermenilere hizmet etmek medeniyete hizmet etmektir sözünün sahibi Gladstone’un zaferi ile özellikle cesaretlenmişlerdi30.

Gladstone’un Ermenilerin kendisine olan güvenlerine layık olmak için başbakanlık koltuğuna oturduğunda yaptığı ilk iş, Berlin Anlaşması’nı imzalayan devletleri ikna ederek Ermeni ıslahatının yapılması için Osmanlı Devleti’ne ültimatom vermek oldu31. Gladstone’un bu cesaretlendirici tavırları ile Ermeni bağımsızlık hareketleri 1880 yılından sonra hız kazanmaya başlayarak kısa sürede tedhiş örgütleri oluşturmaya başladılar. 1885 yılında kurulan Armenak’tan32 sonra, 1887 yılında İsviçre’de kurulan Hınçak ve 1890 yılında kurulan Taşnaksutyun partileri ihtilal ve silahlı mücadele yolunu tercih ederek Osmanlı Devleti’ne açıkça savaş ilan etmişlerdi33. 1878 Berlin Anlaşması Ermenilerin isteklerine cevap vermemiş, Ermeniler bir bakıma düş kırıklığına uğramışlardı. Hem bu düş kırıklığı hem de İngiltere’nin 1880’den sonra ortaya koyduğu yeni politik anlayış Ermenilerin tedhişe yönelmelerinin en önemli nedeni oldu. 1880
30 Louise Nalbandian, Armenian Revolutionary Movement, Berkeley 1963, s.84. 31 Küçük, Osmanlı Diplomasisi..., s.75-76. 32 İhtilal komitesi olan Armenak, Van’da öğretmenlik yapan Portakalyan’ın yetiştirdiği öğrenciler tarafından kurulmuştu. Bu komite ihtilal yolu ile Ermenistan’a bağımsızlık kazandırmayı hedefleyen ilk siyasi teşekkül olmuştu. Komite’nin programı ve çalışmaları hakkında detaylı bilgi için bkz. Nalbandian, Armenian Revolution..., s.90-103. 33 Taşnaklar 1890 yılından hemen sonra yayınladıkları bir talimatname ile ihtilali kazalara kadar yaygınlaştırmayı hedeflemişlerdi. Bu talimatnamedeki ilgi çekici önemli bir nokta ise ihtilal ile Osmanlı Sultanının tahttan indirilerek yerine Ermeni yada başka bir Hıristiyan’ın ikame edilmesi hedefinin ortaya konması idi. Bu talimatname sureti ve değerlendirmesine dair çalışma için bkz. Ali İhsan Gencer, “İhtilalci Ermenilerin Kaza İhtilal Teşkilatı Talimatnamesi”, Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı XIII, Sene 1983-1987, Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul 1987, s.577-597.
204

Doç. Dr. Taha Niyazi KARACA

yılında Liberal Parti’nin iktidara gelmesi ile Türk düşmanı olarak bilinen Gladstone, Berlin Anlaşması’nın 61. maddesinin Ermenilerle ilgili ıslahat yapılması hükmünü siyasî bir koz olarak kullanmaya çalıştı. Bulgarlara bağımsızlıklarını kazandıran İngiliz gözü ile bakılan Gladstone’un kendisinden beklendiği gibi Parlamento’nun toplanmasından sonra ele aldığı ilk iş Türk hükümetine karşı suçlamalarını yöneltmek oldu ki, onun bu konudaki aşırılığı aynı zamanda iç politikadaki başarısının anahtarlarından biri idi34. Gladstone’un başbakan olmasının doğuracağı sonuçlar Saray’ın yayın organı kabul edilen Tercüman-ı Hakikat gazetesinde 16 Nisan 1880 tarihinde yayınlanan Ermenilerin İstekleri başlıklı bir yazı ile ortaya konuyordu. Yazıda; Gladstone’un Hıristiyanların savunucu unvanını alması ve Hıristiyanlar üzerine olan tezlerin Ermenileri kazanmak için yazılması ve Hıristiyanların korunması için reformlara başlanmasını temin etmek medeni insanların gözünde şaşırtıcı değildir dendikten sonra; Yüzyıllardır hükümete bağlı olan Bulgarların ayaklandırıldığı fakat aynı şekilde Ermeniler adına bu şekilde cesaretlendirici hareketlerin yapılmaması; Ermenilerin herhangi bir şikâyeti var ise, örneğin kendilerine kötü davranılıyorsa hükümetin vilayetlerde en iyi düzenlemeleri yapacağı, vergi memurları haksızlık yapıyor ise bu gibilerin görevlerinden alınacağı ifade ediliyor ve reformlara karşı olunmadığı fakat Ermeni isteklerinin reform ötesi isteklerinin büyük bir tehlikeyi de beraberinde getirdiği belirtiliyordu35. Osmanlı yönetimi Ermeniler üzerine oynanacak oyunu görüyor ve bu oyunda ıslahat silahının kullanılacağını da biliyordu. Nitekim olaylar beklendiği gibi gelişmekte gecikmedi. Gladstone, Osmanlı Devleti’ne Ermeniler konusunda ortak nota verilmesi konusunda Berlin Antlaşması’nı imzalayan diğer devletleri kısa sürede ikna etti36. Böylelikle bir taraftan Ermeni ayaklanmalarının temellerini atarken, bir taraftan da Doğu Anadolu’da çıkaracağı Ermeni ayaklanmaları ile Rusya’nın güneye ilerlemesini durdurmayı hedefliyordu37.
34 George W. Russell, The Right Honourabe William Ewart Gladstone, London 1897, s.243-244. 35 Bilal Şimşir, British Documents on Ottoman Armenians (1856-1880) I, Ankara 1989, s.718-719. 36 Armaoğlu, Siyasi Tarihi..., s.570-71. 37 İstanbul’da uzun yıllar bulunan George Washborn 1894 yılında Ermeni ayaklanmalarını şu şekilde değerlendiriyordu: “Ermenilerin durumu, özellikle Anadolu içerisinde, Berlin Kongresi’nden sonra değişmeye ve güçleşmeye başladı. Bu
205

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Gladstone, Bulgaristan’ın bağımsızlığına giden yolu hazırladığı gibi benzer bir senaryo ile Ermenileri de bağımsız bir Ermenistan’a kavuşturmaya gayret ediyordu39. Bunun için takip edilecek yegâne yol Türklere yerli yersiz iftiralarla saldırmak ve dünya kamuoyunu Türkler aleyhine harekete geçirmekti. Daha önce Bulgaristan’ın şekillenmesi konusunda büyük gayretleri olan ve yine Türk düşmanlığı ile tanınan hukukçu-gazeteci Edwin Pears Ermenilerin katledilmesi ile ilgili iftira dolu yazılarını İngiltere’de çıkan Daily News gazetesinde neşretmeye başladı40. Ayrıca 1878 Berlin Kongresi’ne gönderilen Ermeni delegelerinden
38

durumda İngiliz politikasının büyük sorumluluk payı vardır. İngiltere Ermeni haklarını savunma iddiası ile ortaya atılmış olanlar için ıslahat sağlayacağını ve Ermenilere bağımsız bir Ermenistan eyaleti kuracağı telkinlerinde bulunarak onları tahrik etmiştir. Bunun kısmen Hıristiyanlık gayreti ile fakat daha çok bizzat kendi menfaatleri için yani bağımsız bir Ermenistan’ın Rusya’nın Anadolu’ya ilerlemesine engel olunacağı düşüncesi ile yapılmıştır. Sonunda Ermenileri Osmanlı Devleti’ne isyan ettirmiştir”. Bkz. Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi I/1, Ankara 1991, s.17; Ayrıca bkz. Küçük, “Ermeni Meselesi Karşısında Sultan II. Abdülhamit’in Tutumu ve Anadolu’da Ermeni Nüfusu”, Türk Kültürü, XX/236 (Şubat 1982), s. 864-872. 38 Bulgaristan’daki karışıklıkları katliam olarak dünya kamuoyuna sunan Gladstone Osmanlı Devleti’ni uluslararası siyasette yalnızlığa itmeye çalışmış, fakat Gladstone’un verdiği bilgilerin yanlış olması üzerine Başbakan Disreali, haklı olarak Gladstone’a çatarak böyle kahve dedikoduları ile İngiliz İmparatorluğunun geleneksel politikasının değiştirilemeyeceğini vurgulamıştı. Bkz. Şinasi Orel, “Ermeni İddialarının Belgesel Dayanakları”, XI. Türk Tarih Kongresi, Ankara 1994, s.1964; Gladstone’un Bulgaristan üzerine politikası ve Disraeli ile çekişmeleri ile ilgili bilgiler için bkz. Hüsyin Çelik, Ali Suavi ve Dönemi, İstanbul 1994, s.273-274; Disreali ve Galdstone’un politik ilişkileri ve rekabetleri için bkz. Paul Adelman, Disreali, Galdstone and Later Victorian Politics, Essex 1983; R.W. Seton-Watson, Disreali, Gladstone and Eastern Question, London 1971. 39 Gladstone’un, Bulgarlardan sonra Ermenileri ön plana çıkarması iç politikada Disreali’ye karşı başlattığı saldırının bir parçası idi. Bkz. Şaşmaz, British Policy..., s.9. 40 Edwin Pears 1873-1914 yılları arasında Türkiye’de hem Hıristiyanlar’ın Türkiye’deki haklarını savunan bir büroda hukukçu, hem de Daily News gazetesinde muhabir olarak çalışmıştır. Pears İstanbul’da bulunduğu süre içerisinde tam anlamıyla bir II. Abdülhamit düşmanı olmuş ve onun hakkındaki düşüncelerini The Life of Abdülhamit, London 1917 adlı eserinde anlatmıştır. Pears, Yunanistan ve Bulgaristan’dan bağımsızlıklarına yaptığı hizmetler karşılığında şövalye unvanları almıştır. Pears’in hayatı ile ilgili bilgiler için bkz. Dictionary of National Biography Twentieth Century 1912-1921, Sir Edwin Pears, Edited by, H. W.C. Davis and J. R. H. Weaver, London 1927, s.428; ayrıca bkz. Edwin Pears, Forty Years in Constantinople the Recollections of Edwin Pears 1873-1915, London 1916; Pears’in Ermeni Sorunu açısından değerlendirilmesi için ayrıca bkz. Karaca, “Ermeni Sorunu İle
206

Doç. Dr. Taha Niyazi KARACA

biri olan ve Patrik Nerses’in genel sekreterliğini yapan Minas Ceraz’ın 15 Kasım 1889 tarihinde Londra’da yayınlamaya başladığı Armenié adlı gazete de İngiltere’nin soykırım propagandasına hizmet etmiştir41. Bu basın faaliyetlerinin yanı sıra yine Gladstone’un partisinden parlamentoya giren İngiliz Intelligence Servisi’nin elemanı olan James Bryce İngiliz-Ermeni Derneği’ni kurdu ve bundan sonraki elli yıl boyunca Ermeni davasının savunucusu en önemli isimlerden biri oldu42. 1876 yılından başlamak üzere Gladstone’un Osmanlı Devleti’ne yönelik bu iftira kampanyasının etkileri yine bir İngiliz olan Fred Burnaby’nin hatıralarından takip etmek mümkündür. Burnaby’nin Yozgat seyahatinde ortaya koyduğu gerçekler Ermenilerin dedikodular ve propagandalarla Osmanlı Devleti’ne karşı düşman hale getirildiklerini de ortaya koymaktadır. Burnaby bir Hıristiyan olarak, Osmanlı Devleti’ni ve Türkleri karalamaya yönelik başlatılmış olan kampanyada kullanılan temaların doğru olup olmadığını araştırmak için yola çıkmış bir gözlemci idi. Bu açıdan O’nun kayıtları ve gözlemleri Türk-Ermeni ilişkilerinin mahiyeti açısından çok önemli bir değere sahiptir ki, yolculuğa çıkma sebebini kendisi, Hıristiyanların büyük bir katliama tabi tutulduklarına dair yapılan propagandaların gerçek olup olmadığını anlamak olarak ifade etmektedir43. Burnaby’nin ifade ettiği bu propaganda unsurları özellikle Liberal Parti başkanı William Ewart Gladstone tarafından dünyaya yayılmıştı. Osmanlı Devleti’ne karşı büyük bir kampanya başlatan Gladstone kendisini medeniyet ve insanlığın savunucusu; Türkleri ise medeniyet düşmanı olarak ilan ederek Osmanlı Devleti’ni parçalama politikalarına hukuki zemin hazırlama gayretinde idi. Bu politikalarda dayandığı temel esas ise, Hıristiyanlık idi. Gladstone hakkında bir biyografi yazan George W.

İlgili Bir İngiliz Kaynağı Üzerine Eleştirel Değerlendirme”, Belleten, LXVII/249 (Ağustos 2003), s.519-529. 41 Armenié gazetesinin Ermeni soykırımı propagandası ve kimi sayılarındaki yayınlanan haberler için bkz. Orhan Koloğlu, “Türk’ün Çözemediği Taktik: Propaganda Aracı Olarak Şiddet”, Tarih Boyunca Balkanlardan Kafkaslara Türk Dünyası Semineri, (29-31 Mayıs 1995), İstanbul 1996, s.131-145. 42 Bilal Şimşir, “Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri Sempozyum, (8-12 Ekim 1984 Erzurum), Ankara 1985, s.110; Şaşmaz, British Policy, s.9. 43 Fred Burnaby, At Sırtında Anadolu, İstanbul 1999, s.32.
207

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Russell, onun Türklere karşı büyük bir kampanya açmasını şu ifadelerle anlatıyor:
Fakat her şeyin ötesinde ve hepsinden başka Mr. Gladstone bir Hıristiyan’dır: Türk’ü sahip olmaması gereken yerlerde Hıristiyanlığın en güzel sahalarında bulunan Hıristiyan düşmanı bir güç olarak ve Türklerin hâkimiyetinde savunmasız olarak bulunan Jesus’un savaşçıları olan Hıristiyanlar üzerinde uzun yüzyıllar tiksindirici zalimlikler uygulayan varlıklar olarak gördü44.

Russel’in bu ifadelerinden anlaşılan o ki, Gladstone bir bakıma Türklere karşı Haçlı Seferi hazırlama mantığı ile hareket etmektedir. Gladstone marifetiyle ortaya atılan bu korkunç propaganda hikâyelerinin gerçekliğini anlamak için Türkiye’ye gelen Burnaby, anlatılanların büyük bir yalandan ibaret olduğunu tespit etmiştir. Burnaby’nin eserindeki bütün olaylar Türklerin Ermenilere ve Hıristiyanlara karşı dostane ve koruyucu şekilde davrandığının tescili şeklindedir. Gözlemlerinden sonra kitabın önsözüne yazdığı şu satırlar Avrupa’nın Doğu Sorunu olarak gördüğü Türklerin yok edilmesi projesinin acımasızca sahnelendiğini bütün açıklığı ile anlatmaktadır.
...O Mr. Gladstone ki, Katliam Dersleri başlıklı risalesinde, Türk insanına karşı kullandığı ağdalı dille insanlarımızın zihinlerinde öfke şimşekleri çaktırdığı halde, Rodop Heyeti’nin ortaya çıkardığı korkunç cinayetler hakkında söyleyecek tek sözü yoktur şimdi45. Neron’un işlediği suçlar, Saint-Barthélemy katliamı, Ruslarla Bulgarların yaptıkları alçaklıkların, korkunçlukların toplu kıyımların, gaddarlıkların, cehennem azabının yanında solda sıfır kalır. Çocukları henüz doğmamış kadınlar kötürüm bırakılmış, paramparça edilmiştir; bebekler süngüden geçirilmiştir-çektikleri acılar Bulgar Hıristiyanları için haz kaynağı olmuştur. Fakat duygusal Mr. Gladstone sessiz kalmaktadır. Güzel konuşma ustası Mr. Lowe kayıtsız durmakta, insan sever Mr. Bright dilini tutmaktadır. Pek çok vatan-

44 Russell, William Ewart Gladstone..., s.244-245. 45 Yazar Bulgarların Rodoplar’da Türklere yönelik yaptıkları katliamlar üzerine bölgeye gönderilen heyetten bahs etmektedir. Bu konuda hazırlanan Rodop Komisyon Raporu için bkz. Ömer Turan, “Rodoplarda 1878 Türk-Pomak Direnişi ve Rodop Komisyonu Raporu”, Türk Kültürü Araştırmaları, XXXIV/1-2 (1996), Ankara 1998, s.129-156.
208

Doç. Dr. Taha Niyazi KARACA

daşımız bu üç politikacının tavrı konusunda çoktan hüküm verdi: İşin geri kalanını geleceğin tarihçileri yapacaktır46.

Gladstone’un 1880 yılından sonra ele aldığı Ermeni sorunu özellikle 1892 yılındaki yeni iktidarı döneminde bambaşka bir boyut kazandı. 1892-1893 yıllarında başlayan Ermeni genel ayaklanmasının doğrudan doğruya bu iktidarla ilgili olduğunu belirtmek gerekir. 1893 yılındaki Yozgat ayaklanmasında ele geçen Ermeniler ifadelerinde; Gladstone’un iktidara gelir gelmez Ermenilere haber göndererek bağımsızlık istiyorsanız kan dökmelisiniz. Kan dökmeden biz müdahil olmayız dediğini ve ayaklanma sürecine bu çağrı ile girdiklerini belirtmektedirler47. Gladstone’un Ermeni propagandasına yönelik faaliyetleri Bulgaristan’ın bağımsızlık sürecinde olduğu gibi yine evanjelik inanca bağlı olan milletvekilleri, gazeteciler ya da iş adamları aracılığıyla yapılıyordu. İngiltere’deki propaganda faaliyetlerinin örgütlendiği yer İngiliz-Ermeni Derneği ve Ermeni Vatanperverler Derneği idi. Özellikle İngiliz-Ermeni Derneği içerisinde faaliyet gösterenlerin başında milletvekillerinden Fransic Stevenson ve James Bryce bulunuyordu48. Evanjelik örgütlenmenin önemli isimlerinden biri olan James Bryce, daha sonraki dönemlerde Ermeni propagandacıların en önemli isimlerinden biri oldu. Dünya Savaşı sırasında Türklere karşı bir propaganda aracı olarak kullanılan eser James Bryce tarafından hazırlanmıştır49. Gladstone gibi evanjelik inanca sahip olan James Bryce’ın kariyer süreci Gladstone bağlı kalmıştır. İkisi arasındaki ilişkiler çok kuvvetli olmuştur. Çünkü 1838 yılında Belfast’da doğan Bryce da aslen Gladstone gibi Lanakshire’lıdır50. 1854-1857 yılları arasındaki Glasgow kolejindeki eğitimi tamamen Helen ve Roma kültürü üzerine bina
Burnaby, At Sırtında..., s.26-27. Karaca, Yozgat’ta Türk Ermeni İlişkileri, Ankara 2005, s.116. Karaca, Türk-Ermeni İlişkileri..., s.157. The Treatment of Armenians in the Ottoman Empire 1915-1916, Documents Presented to Secretary of State for Foreign Affairs, By Viscount Bryce With a Preface by Viscount Bryce, Second Edition, Beirut 1979, (Prtinted and Published by G. Doniguian&Sons from the Original Edition by Sir Joseph Causton and Sons, Limited London 1916); Bryce raporunun propaganda amacıyla kullanılması hakkında bkz. Justin McCarthy, “I. Dünya Savaşı’nda İngiliz Propagandası ve Bryce Raporu”, Osmanlı, Cilt:2, Editör: Güler Eren, Bilim Editörleri: Kemal Çiçek, Cem Oğuz, Ankara 1999, s.133-146. 50 H. A. L. Fisher, James Bryce, I, New York 1927, s.1-9.
209

46 47 48 49

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

edilmişti. Aldığı dersler ağırlıklı olarak Grekçe, Latince ve antik Yunan düşünürlerinin eserleriydi51. Glasgow kolejinden sonra 1857 yılında Oxford Üniversitesi’nde Trinity koleje devam etti. Burada da Glasgow kolejinde olduğu gibi Latin ve Grek kültür ve edebiyatı ile din ağırlıklı olmak üzere bir eğitim süreci yaşadı52. Bu yönlerden incelendiğinde Bryce ile Gladstone’un hemen hemen aynı eğitimden geçtikleri görülmektedir. Gladstone da eğitim süresince medeniyetin temelleri olarak gördüğü Grek ve Roma medeniyetine hayran olarak yetiştirilmişti53. Diğer taraftan Bryce’ın eğitimi süresince Gladstone da olduğu gibi din ve din adamlarının büyük bir etken oldukları dikkat çekmektedir. Bryce’ın yetişme dönemlerinde onu etkileyen en önemli din adamı Robert Buchanan oldu54. Aldığı eğitimin sonucu, Bryce da dünyayı iki farklı kutupta görmeye başladı. Bu kutuplar medeni batı-Hıristiyan dünyası ile medeni olmayan Müslüman doğu dünyası idi. Bryce, eğitimi ve dünya görüşleriyle Gladstone’un sanki bir kopyası gibi görünmektedir. Nitekim Gladstone kendisine bu denli benzer özellikler sergileyen Bryce’ı 1880 yılındaki seçimlerde partisinden milletvekili seçtirdi ve bundan sonra Türklere karşı yapılan politik faaliyetlerde Bryce ilk sıralarda yer aldı55. Ermeni sorununun uluslararası boyuta taşınmasında ve İngilizErmeni Derneği’nin kurulması gibi çalışmalarda James Bryce başta olmak üzere Bishop Fraser, Canon Liddon, tarihçi Freeman diğer evanjelik Hıristiyanlar görev aldılar56. Bu evanjelik heyet yapılan ajitasyonlar ve propagandayla İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne yönelik koruma politikasını tamamen değiştirdiler.

51 Fisher, Bryce..., s.13-15. 52 Fisher, Bryce..., s.36-60. 53 Gladstone’un eğitimi ve etkilenmeleri hakkında bkz. Russel, The Right Honourable, s.18. 54 Fisher, Bryce..., s.16. 55 Politikaya giriş ve Gladstone ile ilişkiler hakkında bkz. Fisher, Bryce..., s.146156. 56 Karaca, “William Ewart Gladstone’un Ermeni Propagandası ve II. Abdülhamit’in Gladstone’u Engelleme Teşebbüsleri”, XV. Türk Tarih Kongresi, 11-15 Eylül 2006.
210

Doç. Dr. Taha Niyazi KARACA

SONUÇ

İngiltere’deki siyasal gelişmeler incelendiğinde Ermeni sorununun uluslararası arenada yer almasının önemli etkenlerinden birinin evanjelik dinî inanış olduğu görülmektedir. Osmanlı Devleti’ni ve Türkleri hedef alarak, Kuran-ı Kerim’in dünyadan kaldırılmadan yeryüzüne barış gelmeyeceğine inanan bu temel inanış bu düşüncesini gerçekleştirmek için her yolu denemiştir. İngiltere’nin Osmanlı Devleti politikası hakkında bilgi veren eserlerde, Osmanlı Devleti’nin korunmaktan vazgeçilmesi düşüncesinin 1877-1878 Savaşı’nın ağır yenilgisi üzerine ortaya çıktığı ve İngiltere’nin tampon devletler kurarak Rusya’ya karşı kendi çıkarlarını koruduğu düşüncesini ileri sürmüşlerdir. Hâlbuki İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ni koruma politikasından ayrılması, evanjelik örgütlenmenin 1876 yılından itibaren Rusya ile işbirliğine girerek Disreali hükümetini politika değişikliğine sevk etmesiyle başlamıştır. Bu değişiklikten dolayı Osmanlı Devleti’nin yalnız kalması Rusya’nın planlı olarak savaşı hazırlama sürecine girmesini sağlamıştır. 1880 yılında bu evanjeliklerin Gladstone başkanlığında iktidarı elde etmesiyle de Osmanlı Devleti’ne yönelik düşmanlık açıkça ortaya konmuştur. Başta Gladstone olmak üzere evanjelik örgütlenmenin Türklere karşı düşmanlıklarını ortaya koyacak ve Türkleri dünyaya kan dökücü zalimler olarak tanıtacak en büyük fırsat Ermeniler ve Ermeni sorunu olmuştur.

211

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

KAYNAKÇA
“Bloodhounds of HIstory”, Economist, (04 December 1997), Vol:343, Issue:8012. “BrItaIn: Gladstone’s Ghost”, Economist, London (29 May 1999), Vol:35, Issue:8121. Adelman, Paul; Disreali, Galdstone and Later Victorian Politics, Essex 1983. Armaoğlu, Fahir; 19. Yüzyıl Siyasî Tarihi, Ankara 1997. Bayur, Yusuf Hikmet; Türk İnkılabı Tarihi, I/1, Ankara 1991. Belmonte, Kevin Charles; “Greatness upon Greatness” Christian History, (1997), Vol:16, Issue:1. Burnaby, Fred; At Sırtında Anadolu, İstanbul 1999. Clare, Anthony W., “The Two Mr. Gladstones: A Study in Psychology and History”, The American Journal of Psychriaty (Whashington 1988), Vol:155, Issue:12. Çelik, Hüsyin, Ali Suavi ve Dönemi, İstanbul 1994. DIctIonary of NatIonal BIography TwentIeth Century 1912-1921, Sir Edwin Pears, Edited by H.W.C. Davis and J.R.H.Weaver, London 1927. FIsher, H.A.L., James Bryce, I, New York 1927. Gencer, Ali İhsan, “İhtilalci Ermenilerin Kaza İhtilal Teşkilatı Talimatnamesi” Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı XIII, Sene 1983-1987, Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul 1987, s.577-597. Goodlad, Graham D., British Foreign and Imperial Policy, London 2000. Jenkins, Roy, Gladstone, London 1995. Karaca, Taha Niyazi, “William Ewart Gladstone’un Ermeni Propagandası ve II. Abdülhamit’in Gladstone’u Engelleme Teşebbüsleri”, XV. Türk Tarih Kongresi, 11-15 Eylül 2006. __________, “1876 Bulgar Ayaklanmasının Avrupa Kamuoyuna Takdiminde William Ewart Gladstone ve Edwin Pears”, Uluslararası Türk-Bulgar İlişkileri Sempozyumu, 11-13 Mayıs 2005, Eskişehir 2005, s.373-385. __________, “Ermeni Sorunu İle İlgili Bir İngiliz Kaynağı Üzerine Eleştirel Değerlendirme”, Belleten, LXVII/249 (Ağustos 2003), s.519-529. __________, Yozgat’ta Türk Ermeni İlişkileri, Ankara 2005. Koloğlu, Orhan, “Türk’ün Çözemediği Taktik: Propaganda Aracı Olarak Şiddet”, Tarih Boyunca Balkanlardan Kafkaslara Türk Dünyası Semineri (29-31 Mayıs 1995), İstanbul 1996, s.131-145. Kurat, Akdes Nimet, Türk İngiliz İlişkileri, Ankara 1953. Kurt, Ramazan Kağan, Hollywood ve Kabalanın 13. Havarisi: Evanjelizm, Dünya İmparatorluğu ve Türkiye, İstanbul 2006. Küçük, Cevdet, “Ermeni Meselesi Karşısında Sultan II. Abdülhamit’in Tutumu ve Anadolu’da Ermeni Nüfusu”, Türk Kültürü, XX/236 (Şubat 1982), s. 864-872. __________, Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı (1878-1897), İstanbul 1986. Matthew, H.C.G., Gladstone, I, Oxford 1986. McCarthy, Justin, “I. Dünya Savaşı’nda İngiliz Propagandası ve Bryce Raporu”, Osmanlı, Cilt:2, Editör: Güler Eren, Bilim Editörleri: Kemal Çiçek, Cem Oğuz, Ankara 1999, s.133-146. 212

Doç. Dr. Taha Niyazi KARACA

__________, The Story of Gladstone’s Life, London 1898. Morley, John, The Life of William Ewart Gladstone, I, London 1903. Nalbandian, Louise, Armenian Revolutionary Movement, Berkeley 1963. Orel, Şinasi, “Ermeni İddialarının Belgesel Dayanakları”, XI. Türk Tarih Kongresi, Ankara 1994. Özkan, Ali Rafet, Amerikan Evanjelikleri Baptistler, İstanbul 2005. Pears, Edwin, Forty Years in Constantinople the Recollections of Edwin Pears 18731915, London 1916. Polat, Bayram, Evanjelik Bir Hareket Metodist Kilisesi, İstanbul 2008. Russell, George W., The Right Honourabe William Ewart Gladstone, London 1897. Saab, Ann Pottinger, Reluctant Icon: Gladstone, Bulgaria and Working Classes, 18561878, London 1991. Salt, Jeremy, Imperialism, Evangelism and Ottoman Armenians, London 1993. Salter, Richard, Peel, Gladstone and Disreali, London 1991. Seton-Watson, R.W., Disreali, Gladstone and Eastern Question, London 1971. Shannon, R.T., Gladstone and Bulgarian Agitation 1876, London 1963. Swartz, Marvin, The Politics of the British Foreign Policy in the Era of Disreali and Gladstone, London 1985. Şaşmaz, Musa, British Policy and the Application of Reforms for the Armenians in Eastern Anatolia 1877-1897, Ankara 2000. Şimşir, Bilal, “Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri Sempozyumu (8-12 Ekim 1984 Erzurum), Ankara 1985. __________, British Documents on Ottoman Armenians (1856-1880),I, Ankara 1989. The Treatment of ArmenIans In the Ottoman EmpIre 1915-1916, Documents Presented to Secretary of State for Foreign Affairs, By Viscount Bryce With a Preface by Viscount Bryce, Second Edition, Beirut 1979 (Prtinted and Published by G. Doniguian&Sons from the Original Edition by Sir Joseph Causton and Sons, Limited London 1916). Turan, Ömer, “Rodoplarda 1878 Türk-Pomak Direnişi ve Rodop Komisyonu Raporu”, Türk Kültürü Araştırmaları, XXXIV/1-2 (1996), Ankara 1998, s.129-156. Uras, Esat, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1987. WInstanley, Michael, Gladstone and Liberal Party, London 1990.

213

Talat KOÇAK

TARİHÇİ NİKOLAY HOVHANNISYAN’IN ERMENİ MESELESİ HAKKINDAKİ İDDİALARINA CEVAPLAR
Talat KOÇAK
Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ortaçağ Tarihi Yüksek Lisans Ve Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih (Tezsiz) Yüksek Lisans Öğrencisi Tlf.: 0 543 838 85 95, e-posta: talatkocak@hotmail.com

215

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Nikolay Hovhannisyan Ermenilerin tanınmış en ünlü tarihçisidir. Bu ününü kuşkusuz Ermeni Soykırımı İddiaları hakkındaki görüşlerine borçludur. Suriye ve Amerika gibi ülkelerin üniversitelerinde akademisyen olarak çalışan bu araştırmacının görüşleri ülke gündemini meşgul etmeye devam etmektedir. 2005 yılında Pencere Yayınları tarafından Ermeni Soykırımı adı ile bir kitabı neşredilmiştir. Tebliğimizde bu görüşlerin tutarsız yanlarını ortaya koyarak, Hovhannisyan’a göre büyük devletlerin Ermeni Meselesine bakış açılarını ortaya koymaya çalışacağız.

Özet

216

Talat KOÇAK

Ermeni meselesi üzerine son dönemde sayısız yayınlar yapıldı. Bazı araştırmacılar olmayan soykırımın savunuculuğuna soyundu. Demokrasinin beşiği Fransa’da Ermeni soykırımı yoktur demenin kanuni bir suç olduğu ortamda ülkemizin fikir özgürlüğü bakımından ne kadar toleranslı olduğunu bir kez daha gözler önüne serercesine sözde Ermeni Soykırımı Sempozyumları düzenlendi ve kitap çevirileri yapıldı. Bunların en dikkat çekeni 2005 yılında sessiz sakin piyasaya sürülen Hovhannsiyan’a ait Ermeni Soykırımı -Ermenikırım- kitabıdır. Kitabı rafta ilk gördüğümde açıkçası heyecanlandım. Resimlerle beraber orta boy 120 sayfalık bu kitabı elime aldığımda hayal kırıklığına uğradım ve heyecanım bir anda şaşkınlığa döndü. Kitabın içerisindeki iddiaları lisans düzeyindeki ortalama bir Tarih Bölümü öğrencisi bile rahatlıkla çürütülebilecek düzeydeydi ve bu dayanaktan yoksun iddiaların peşinden maalesef milyonlarca insan sürükleniyordu. Kitap IV bölümden oluşuyor. İlk II bölüm Ermeni tarihi hakkında klasik bilgileri içermekte, III. bölüm Ermeni Sorunu ve Gelişim Aşamaları başlığına taşımakta, son bölümde ise sözde Ermeni soykırımından bahsetmektedir.
217

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Kitap klasik Ermeni iddialarından bir demet sunuyor. Sayfa 91’de Talat Paşa’nın ünlü tüm Ermeniler kadın, çocuk ayırmadan öldürülmelidir mealindeki Andonian tarafından uydurulan telgrafından söz ediyor. Oysa o telgrafın uydurma olduğu Türkkaya Ataöv ve başka Türk tarihçileri tarafından ispatlanmıştır1. Buna göre belgeler üzerinde yapılan çalışmalarda bazı yanlışlıklar ve tutarsızlıklar göze çarpmaktadır. Örneğin, söz konusu belgede Halep valisi olarak Mustafa Abdülhalik Bey gösterilmiştir. Ancak o tarihte Halep Valisi Mustafa Abdülhalik Bey değil, Bekir Sami Bey’di. Bununla beraber belgede bulunan Abdülhalik Bey’in imzası da sahtedir. Tarihlerde ve referans numaralarında bariz hatalar yapılmıştır. Andonian, belgelerini gerçekmiş gibi göstermek için hiç uygulanmamış şifreleme metodu icat etmiştir. Bu şifreli telgraflarla aynı tarihlerdeki Osmanlı şifreli mesajları karşılaştırıldığında herhangi bir bağlantı göze çarpmamaktadır. Aram Andonian’ın iki sahte belgesinde yer alan besmelenin acemice yazılış şekli bu belgelerin sahte olduğunun başka kanıtlarıdır2. Bununla beraber 112. sayfada tehcir yargılamalarından bahsetmiş, yargılamaların hangi şartlarda yapıldığına bakmaksızın “Osmanlı İmparatorluğu’nun soykırımı(!) kabul ettiği” gibi kendince düz mantık bir yoruma varmıştır. Yorum hatalı bir bakış açısı üzerine kurulduğu için yanlıştır. Ünlü Amerikan tarihçisi Justin McCarthy bu mahkemeleri kanguru mahkemeleri olarak değerlendirmekte, mahkemelerin işgalci müttefiklerin kukla yönetimi tarafından kurulduğunu hatırlatmaktadır. İngiliz Yüksek Komiseri S.A.G. Caltorphe Londra’ya yazdığı bir raporda yargılamaların maskaralığa dönüştüğünü ve hem Türk hem de kendi hükümetlerinin itibarını zedelediğini belirtmiştir. Ferudun Ata adlı bir tarihçi tarafından hazırlanan İşgal İstanbul’unda Tehcir Yargılamaları, Ankara 2005 adlı eserde ifade edildiğine göre, dönemin hükümeti, Paris Barış Konferansı’nda daha uygun koşullar elde etmek ve muhalifi olduğu İttihat ve Terakki milletvekillerinden intikam almak için mahkemeleri kurmuştur. Mahkemeler de sorgular da düzmecedir. Yalancı şahitler, sanıklar aleyhine ifade vermeye zorlanmıştır. Örneğin Yozgat tehcir davasından sanık olan Jandarma komutanı Binbaşı Tevfik aleyhine ifade
1 2 Bkz. Türkkaya Ataöv, Talat Paşa’ya Atfedilen Andonian ‘Belgeleri’ Sahtedir!, Ankara 1984; Şinasi Orel, Süreyya Yuca, Ermenilerce Talat Paşa’ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü, TTK Yayınevi, Ankara 1983. Ermeni Sorunu İddialar-Gerçekler (İnteraktif cd), TC Kültür Bakanlığı, Ankara tarihsiz.

218

Talat KOÇAK

veren kunduracı Artolos, ücret karşılığı ifade vermesi için İstanbul’a getirilmiş, daha sonra aynı kişi Dr. Ata’nın tespitine göre Müslüman olmuş ve Rifat adıyla komisyona ifade vermiştir. Dr. Ata’nın eseri bunun gibi yalancı tanık ifadelerini deşifre etmektedir. Tanıklar lehine ifade veren kimse mahkemeye çıkarılmamıştır. Mahkeme başkanları yalan şahitleri bazen ortaya çıkarmalarına rağmen asla cezai işleme başvurmamışlardır. Dr. Ata şahitlerin İngiliz Yüksek Komiserliğinde oluşturulan Ermeni-Rum Şubesi’nde eğitilerek mahkemeye gönderildiğini tespit etmiştir. Tevfik Paşa hükümeti döneminde mahkeme kararlarının temyizi için açılan davaların büyük bir çoğunluğu da bozulmuştur. Temyiz sonucu kararı bozulanlar arasında maalesef idam edilen Nusret Bey’in davası da vardır. Öte yandan İngiliz Komiseri Amiral Caltorphe da bu mahkemelerin Müttefik güçler için utanç verici olduğunu rapor etmiştir. 4. Nisan 1919’da ABD’nin Yüksek Komiseri Lewis Heck, yaygın bir şekilde, [yargılamaların] çoğunun kişisel intikam saikıyla veya İtilaf Devletleri yetkililerinin ve özellikle İngilizlerin kışkırtmasıyla yapılmakta olduğuna inandığını rapor etmiştir3. Bu konu hakkında Divan-ı Harbi-i Örfî Reisi Nemrut Mustafa Paşa, işgal altında çalışan bir Divan-ı Harp, vicdanından ziyade hisleriyle hareket eder. Bu bize yukarıdan gelen emirdir diyerek mahkemenin tarafsız olmadığını, hukuk dışılığını gözler önüne sererek son noktayı koymuştur4. Kitabın aynı sayfasında yine bir mahkeme kararı vardır. Bu mahkeme ününü Talat Paşa’yı ensesinden vurarak kazanan Soghomon Tehleryan’ın yargılandığı mahkemedir. Bu mahkemedeki uygulamalar kararın hukuki değil siyasî bir karar olduğunu açık seçik ortaya koymuştur5. Enteresan olan her halükarda bir katil olan Tehleryan’ın bir tarihçi tarafından kahraman olarak görülüp, methiyeler düzülmesidir. Daha da kötüsü Hovhannisyan sadece Tehleryan’ı değil, Sait Halim Paşa, Cemal Paşa, Enver Paşa, Bahattin Şakir, Cemal Azmi, gibi devlet adamlarını öldüren diğer Ermeni katilleri de6 kahraman olarak lanse
3 4 5 6 http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&No=183 24.04.2008, 23:18. Feridun Ata, İşgal İstanbul’unda Tehcir Yargılamaları, TTK Yayınevi, Ankara 2005, s.291. Hasan Babacan, Mehmet Talat Paşa (1874–1921), TTK Yayınevi, Ankara 2005, s.234-246. 15 Mart 1921 günü Soghomon Tehleryan Berlin’de Talat Paşa’yı öldürdü… 6 Aralık 1921 günü Arshavir Shirakyan tarafından Roma’da sıkılan kurşun, Osmanlı İmparatorluğu’nun başka sabık sadrazamı Sait Halim’i öldürdü. 7 Nisan 1922 günü
219

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

etmeye çalışmaktadır. Bu ne tarihçiliğe, ne de insan onuruna yakışır. Barış adına yola çıktığını söyleyen birisinin ağzından cinayetleri onaylarcasına Türk mahkemelerinin yükünü sırtlayanlar Ermeni intikamcılarıydı… Böylece katiller hak ettiklerini buldular7 sözünü duymak insanı gerçekten hayretler içerisinde bırakıyor. Burada Hovhannisyan’ın atladığı başka bir noktada, bahsettiği kişilerin Ermeni Meselesi yüzünden ceza almamış olduğu gerçeğidir. İşgal İstanbul’undaki olağanüstü mahkemelerde Talat, Enver ve Cemal Paşalar gıyaplarında yargılanmışlar ve idama mahkûm edilmişlerdir. Ancak kitapta iddia edildiği gibi bu üç kişi, Ermeni halkına karşı katliamlar organize etmek ve uygulamaktan değil, ülkeyi Almanya’nın yanında kaybedilmiş bir savaşa sokmak gibi siyasî bir suçtan dolayı mahkûm edilmişlerdir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, İttihat ve Terakki Partisi’nin I. Dünya Savaşında en etkili bu üç kişisinin mahkemeleri gıyaben yapılmış, mahkemelerinde hiçbir somut delil gösterilmeden mahkûmiyet kararı verilmiştir. Dolayısıyla bu sanıklara verilen cezanın infaz edilmemesi işlenen suça kayıtsız kalmakla alakalı değildir. Üstelik Cemal Paşa Suriye’deki kamplarda Ermenilere yaptığı yardımlar dolayısıyla Ermenilerin bile takdirini kazanmış, Lepsius bile onun yardımlarını övmüştür. Neticede, bu üç tarihi şahsiyet sığındıkları ülkelerde Nemesis adlı gizli bir Ermeni terör örgütünün tetikçileri tarafından öldürülmüşlerdir. Üstelik bu örgüt, mahkemelerde suçlu bulunmayan Sait Halim Paşa, Bahaeddin Şakir ve Cemal Azmi gibi devlet görevlilerini de yargısız infaza tabi tutarak öldürmüştür8. Hovhannisyan maalesef bu masum insanların katillerine kitabında methiyeler düzmüştür.

7 8

yine Berlin’de, Aram Yerkankay ve Arshavir Shirakyan, Bahattin Şakir ve Cemal Azmi’yi öldürdüler. Aynı yılın 21 Haziranında, Petros Ter-Petrosyan, Artasher Gevorgyan ve Stepan Tzaghikyan, Jön Türk triyosunun bir başka üyesi Cemal Paşa’nın ölüm cezasını uygulamaya soktular. Nikolay Hovhannisyan, Ermeni Soykırımı-Ermenikırım, Pencere Yayınları, İstanbul 2005, s.112 Hovhannisyan, Ermeni Soykırımı..., s.112-113. http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&No=183 24.04 2008, 00:40. Bu siyasî cinayetlerin perde arkasında İngiltere’nin olduğu açıktır. Kanaatimizce İngiltere, İttihat ve Terakki’nin teşkilatçılığı iyi bilen önde gelen bu liderlerini ortadan kaldırarak Osmanlı Devleti’ni güç durumda bırakarak yeni bir hareket başlatmalarına engel olmak istemiştir. Bununla beraber Rusya ile olası bir yakınlaşma İngiltere’nin yolunda giden işlerini tekrar bozabilirdi. Burada Ermeniler yine satranç tahtasının piyonlarıydı ve kullanıldılar.

220

Talat KOÇAK

Kitabın ilerleyen sayfasında ise Hitler’in ağzından uydurulan tevatür söze de yer verilmiştir.9 Dipnotta açıklama yapılırken Amerikalı tarihçi ve siyaset bilimci Dr. Robert Jon tarafından ABD Ulusal Arşivi askeri bölümünden bulunan belge diye söz etmiş, fakat dipnotta Golos Armenia (Ermenistan’ın Sesi) gazetesinde Mayıs 2001 diye vermiştir. Yani belgenin orijinalini tarihçimiz görmemiş, ana kaynağa inmeden tarihçilik yapmaya çalışmıştır. Zaten Amerikalı bilim adamı Heath Lowry ve Türk bilim adamı Türkkaya Ataöv bu sözün bir sahte alıntı olduğunu ispatlamışlardır. Nürnberg’de Hitler’e atfedilen hiçbir konuşma metninde bu alıntı bulunamamıştır. Mahkeme Alman Askerî kayıtları arasında Hitler’in 22 Ağustos 1939 günü ordu komutanlarına yaptığı konuşmanın iki versiyonunu dosyaya almıştır. Bunlar US-29/786 PS ve US-30/1014 PS sayılarını taşımaktadır. Her iki belgede de Ermenilerden söz edilmemektedir10. Maalesef mahkeme kayıtlarında böyle bir söze rastlanmadığı defalarca yazılıp çizilmesine rağmen, bir tarihçinin hala bu iddiaları 2005 yılında çevirisi yapılıp, yeni bir önsözle basılan bir kitapta yer vermesi abesle iştigaldir11. Klasikleşen Ermeni iddialarının başında yer alan o dönemde bağımsız bir Ermenistan devleti mevcut değildi, dolayısıyla Ermeniler savaşan taraf değildi söylemi de kitapta yer bulmuştur12. Bu söyleme göre Ermeniler savaşan taraf olmadıkları halde, durduk yere tehcir edilmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu bu sebepten dolayı sözde soykırıma giden yolda tehciri keyfî bir uygulama olarak yapmıştır. Bu iddiayı yine bir Ermeni olan Milli Ermeni Heyeti Reisi Bogos Dubar, 30 Kasım 1918 tarihinde, Avrupalı devletlerin dışişleri bakanlarına yaptığı başvuruyla; Tarafınızdan da bilindiği gibi Ermeniler harbin başından beri savaşa katılmışlardır. Çünkü Ermeniler İtilaf Devletleri’ne olan sarsılmaz bağlılıkları nedeniyle
Ermeni Soykırımı, İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıç arifesinde, 22 Ağustos 1939 günü Obersalzburg’da toplanan Alman genelkurmayı zirvesinde, düşmanı -erkek, kadın, çocuk demeden- imha ederken acımasız olunmasını isteyen Nazi Almanyası führeri Adolf Hitler’in aklındaydı: Ermenilerin soykırımını kim hatırlıyor ki? Hovhannisyan, Ermeni Soykırımı..., s.113. 10 http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&No=183 25.04.2008. 00:26 11 Bu konu hakkında Türkkaya Ataöv sitemlerini belirtmiş, 2001 yılında yapılan bir sempozyumda; bu hakikati bilmelerine rağmen, Ermenilerin en meşhur tarihçisi Hovhannisyan bunu açık açık yazmakta bir mahsur görmüyor demiştir. http://www. belgenet.com/arsiv/ermeni/sempozyum2.html, 25.04.2008, 00:42 12 Hovhannisyan, Ermeni Soykırımı..., s.109.
221

9

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

ağır özveriler ve devamlı ızdıraplarla karşılaşarak bütün cephelerde İtilaf Devletleri’nin yanında savaşmışlarıdır13 diyerek geçersiz kılmıştır. Bunlardan başka kitapta birçok tutarsızlık da göze çarpmaktadır. Kitabın 106. sayfasında sözde soykırımdan bahsederken tüm Ermeniler açısından yaşamsal sonuçlar içeren ulusal bir trajediydi ifadesine yer verilmiştir. Fakat 3 sayfa sonra bu durum Ermeni tarihi açısından, bir trajedi değilse bile, ağır bir dramdır diye yazarak kendisiyle çelişmiştir. Hovhannisyan’a burada önerim metot eksikliğini gidermesi için Türkiye’ye gelip herhangi bir üniversitenin Tarih Bölüm Başkanlığı’na rica ederek Tarih Metodolojisi derslerine katılmasıdır. Çünkü ülkemizde basit bir seminer ödevini hazırlarken bile böyle tutarsızlıklara yer veren öğrenci biraz zor mezun olur. Böyle hayati önem taşıyan bir konuda Ermenilerin en meşhur tarihçisinin çalakalem tabir edilen tarzda kitabını yazması bilimdışı işlerle uğraştığının bir kanıtı olsa gerektir. Kitapta tüm Ermeni Soykırımı İddialarında olduğu gibi Ermenilerin kayıpları abartılmıştır. Hovhannisyan (s. 109) eserinde Ermeni kayıplarının Birinci Dünya Savaşı’nda tüm cephelerde ölenlerin yüzde 17’sine tekabül ettiğini iddia etmiştir. Hesaplamasına göre 1.5 milyon Ermeni Osmanlı toprakları içerisinde öldürülmüştür. Fakat Hovhannisyan sayıyı bu kadarla sınırlı tutmamakta, diğer devletlerin saflarında çarpışan Ermenileri de kayıplarına ilave ederek, rakamı 2 milyona çıkarmaktadır. Ermeni Meselesi hakkında bulunduğu makam ve çalıştığı anabilim dalı olarak en etkin isim kuşkusuz Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’dur. Halaçoğlu, Anadoluda bulunan Ermenilerden 500 bin civarı14 bir rakamın tehcir edildiğini belgelerle ispatlamıştır15. Sadece bu bile Hovhannisyan’ın rakamlarının hayal ürünü olduğunu göstermektedir. Çünkü Hovhannisyan’ın ortaya attığı rakama ulaşmak için tehcir edilen Ermenilerin dört defa daha öldürülmesi gerekmektedir(!) Bununla beraber Anadolu’daki tüm Ermeniler Tehcire tabi tutulmamıştır. Anadolu’da o tarihlerde yabancı devletlerce yapılan nüfus tespitlerinde, Osmanlı Devleti’nde yaşayan Ermenilerin toplam nüfusu ortalama 1.5 milyon
13 Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Belge Yayınları, İstanbul 1987, s.656–657. 14 Halaçoğlu’nun ortaya koyduğu belgelere göre kesin rakam 458 bindir. 15 Yusuf Halaçoğlu, Tarih Gelecektir, Babıâli Kültür Yayıncılığı, İstanbul 2007, s.91.
222

Talat KOÇAK

olarak gösterilmekte, hatta Ermeni Patrikhanesi bile 1.915.000 rakamını vermekteydi. Nitekim güvenilir olarak bulunan Patrik Malachia Ormanian da, Ermeni nüfusunu 1.895.400 olarak vermektedir. Bu durumda ancak 400 bin Osmanlı Ermenisinin hayatta kalması gerekirdi. Aşağıdaki cetvelde, çeşitli kaynaklarda belirlenen Ermeni nüfusu görülmektedir: Kaynağın Yılı 1892 1896 1901 1901 1910 1913 1913 1914 1914 1914 1914 1914 1919 1923 1923 Yazarı Vital Cuinet Felix Weber H. F. B. Lynch Lodovic de Constenson Encyclopedia Britannica Ermeni Patrikhanesi Lodovic de Constenson Daniel Panzac Justin McCarthy Osmanlı nüfus sayımı Stanford J. Shaw David Magie Dr. Lepsius Claire Price E. Alexander Powell Osmanlı Ermenileri 1.475.011 1.000.000 1.325.246 1.383.779 1.500.000 1.915.651 1.400.000 1.5-1.600.000 1.698.303 1.229.007 1.294.851 1.479.000 1.500.000 1.500.000 1.500.00016

Görüldüğü üzere Ermenilerin sayılarıyla ilgili hiçbir belge Hovhannisyan’ı doğrulamamaktadır. Hovhannisyan’ın iddia ettiği gibi 2 milyon Ermeni soykırım kurbanı değildir ve en abartılı rakamlarda bile Anadolu’da o kadar Ermeni nüfusu yoktur.
16 http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&No=99 26.04.2008, 00:27
223

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Kitapta sadece sözde Ermeni soykırımından bahsedilmemiş, Süryani katliamı iddialarına da yer verilmiştir. Bununla da kalmamış Yunanistan’da soykırım gününe atıfta bulunulmuştur. Bunları yaparken ilgili tarihçi birçok yerde her nedense dipnot vermeyi unutmuştur(!)17. Ancak kitabın en can alıcı yönü kanaatimce arka kapakta yer alan; bu kitabın niyeti, tüm dürüst Türklere kendi tarihlerinin önemli bir bölümünü doğru anlamaları sözüdür. Yani yazdığı bu kısımla Ermeni Soykırımı yoktur diyen bir Türk, Hovhannisyan’a göre dürüst değildir. Sanırım bu bağlamda adını Talat Paşa’dan alan bir dedenin torunu olan ve aynı adı taşıyan ben de “dürüst” olmuyorum. Sebebi de bir yalanı kabul etmemem. Hovhannisyan’ın bu görüşleri Fransız düşünür, dilbilimci ve tarihçi Ernest Renan’ın sözünü bize tekrar hatırlatma ihtiyacı hissettirdi. Tarihi yanlış yönlendirmek, devlet olmanın gerekli bir parçasıdır. Hovhannisyan, başta Ermenistan, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri, hatta Baba Esat Dönemi Suriye’sinin18 Türkler hakkındaki genel kabulleri oldukça iyi kullanmıştır. Özgeçmişinden, (bu ülkelerin üniversitelerinde üst düzey görevler alarak) ülkelere tarihin yanlış yönlendirmesi konusunda yardımcı olduğunu anlıyoruz.(!) Muhtemelen meselenin Ulu Önder Atatürk’ün dediği gibi iki milletin lehine kapanması19 en çok bu konunun rantını yiyenlerin işine gelmeyecektir. Kuşkusuz buna Hovhannisyan da dâhildir. Bu coğrafyanın ortak kültürü içerisinde yeşermiş Türk ve Ermeni milletlerinin yaşattıkları güzel süreçleri değil de, gelecekte kardeş kavgasını komşu kavgasına dönüştürecek kin ve nefret tohumları atarak,
17 Hovhannisyan, Ermeni Soykırımı..., s.101-102. 18 Hovhannisyan birçok yerde Hafız Esat Suriyesi’nin politikalarına yakın durmak adına olsa gerek, Osmanlı Türklerinden çok çekmiş Suriyeliler söylemine sarılmıştır. Araplar da Osmanlının acımasız boyunduruğundan çekiyorlardı. Nefretleri büyüktü ve boyunduruktan kurtulmayı planlıyorlardı. Ermeni Soykırımı..., s.92. Jön Türk liderleri Arapların Ermenilere yönelik insancıl tutumlarından çok kaygılıydılar.” s. 93. “Bu bağlamda dünyanın tüm Müslümanlarının dini merkezi Mekke’nin şerifi Hüseyin İbn-i Ali el-Haşimi gibi, Müslüman dünyanın tartışılmaz otoritesinin takındığı tutum çok önemliydi. Kendisinin, Hz. Muhammed’in soyundan geldiğini belirtmek uygun olur. Ermeni Soykırımı..., s.97. Hovhannisyan bu hamaset kokan söylemleri Suriye hükümetlerine yakın olmak adına söylemiştir. 19 Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele, Kars Anlaşması’yla en doğru çözüm şeklini buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu. TBMM Üçüncü Toplama Yılı Açılış Konuşması, 1 Mart 1922.
224

Talat KOÇAK

bu tür yanlışlıklarla dolu akademik çalışmalar yapan Hovhannisyan’ı burada saygıyla anmıyoruz. Âlimin mürekkebi insanların mutluluğu için kullanılmalıdır. Aksi takdirde âlimin divitine insanların kanı mürekkep olmamalıdır. Her şeye rağmen kitabı basan Pencere Yayınlarına teşekkürü bir borç bilirim. Çünkü böyle tutarsız, mesnetsiz iddiaları gözlerimizle görmemizi sağladı. Ayrıca Ermeni soykırımı vardır diye bu ülkede insanların yayınlar yapabildiğini de ispatlayarak, belki de istemeden amacının dışında büyük bir hizmet yaptı.

225

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

KAYNAKÇA 1.Tetkik Eserler
Ata, Feridun, İşgal İstanbul’unda Tehcir Yargılamaları, TTK Yayınevi, Ankara 2005. Ataöv, Türkkaya, Talat Paşa’ya Atfedilen Andonian ‘Belgeleri’ Sahtedir!, Ankara 1984. Babacan, Hasan, Mehmet Talat Paşa (1874–1921), TTK Yayınevi, Ankara 2005. Halaçoğlu, Yusuf, Tarih Gelecektir, Babıâli Kültür Yayıncılığı, İstanbul 2007. Hovhannisyan, Nikolay, Ermeni Soykırımı-Ermenikırım, Pencere Yayınları, İstanbul 2005. Ermeni Sorunu İddialar-Gerçekler (İnteraktif cd), TC Kültür Bakanlığı, Ankara tarihsiz. Uras, Esat, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Belge Yayınları, İstanbul 1987. Orel, Şinasi, Süreyya Yuca, Ermenilerce Talat Paşa’ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü, TTK Yayınevi, Ankara 1983. TBMM Üçüncü Toplama Yılı Açılış Konuşması, 1 Mart 1922.
2.İnternet Adresleri

http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&No=183 24.04.2008 http://www.belgenet.com/arsiv/ermeni/sempozyum2.html, 25.04. 2008 http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&No=99 26.04.2008

226

Prof. Dr. Tofig MUSTAFAZADE

RUS DIŞ POLİTİKASINDA ERMENİ KARTI
Prof. Dr. Tofig MUSTAFAZADE
Tlf.: (ev) 994-12 5690855, (İş) 994-12 4380151, (MSN) 994-050 377 20 66, 994-055 669 08 55, e-posta: tofig2014@rambler.ru

227

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

XVII. yüzyılın sonlarında hükümdarlık tahtına oturmuş, çok büyük işgaller düşlüyen I. Petro (1682 1725) Rusya’yı dünya imparatoru yapma çabaları göstermesinden dolayı Türkiye ve Azerbaycan da dâhil bütün istikametlerde ilerleme gayretlerini gösteriyordu. Kafkasya Alban kökenli olmasına rağmen Ermenileşmiş arabozuculuk ustası İsrail Ori XVIII. yüzyılın başlarında Petro’ya gelerek kendisinin Yakın ve Orta Doğu işgalçilik tutkusunu daha da ateşlemişti. Ori kendisine Güney Kafkasya nüfusunun çoğunun Ermenilerden oluştuğunu ve Müslümanlar aleyhinde savaşa hazır olup fırsat kollama durumunda olmaları noktasında yalan bilgi vermişti; Rus çarı asgari bir gücle Güneye hareket etse Ermeniler hem de Gürcüler azami askerî güçle onun yardımına koşarlar. Asgari güçle büyük torpaklar işgal etme açgözlülüğüne sahip I. Petro Kuzeyde İşviç’le yaptığı savaşı bitirir bitirmez Güneye hareket kararı aldı. Bu arada Safevi Devleti’nin parçalanmaya doğru gitmesi de Petro için güzel bir fırsattı. 1722 yılının Haziran sonlarında Petro, 100 binlik bir orduyla Heşterhan’dan Azerbaycan’a taraf hareket etti. Ağustos’un 23’ünde Derbent’i işgal etti. Ama Osmanlı İmparatorluğu’nun sert tepkisi yüzünden ve hem de bir takım diğer nedenlerden çar Derbent’te garnizon bırakıp ordunun esas kısmıyla geri döndü. I. Petro’dan sonrakı Rus çarlarının çoğu onun yoluna gitmiş, Doğu politikalarında Ermeni kozunu kullanma çabaları göstermişlerdir. XVIII. asrın 70-80 yıllarında II. Katerina’nın kudretli gizli dostu Rusya’nın dış politi­ kasını yöneten Knyaz G. Potyomkin Güney Kafkasya’da Rusya’yla İran ve Türkiye arasında tampon devlet kurma kararına geldi. Kuzey Azerbaycan arazisinde Rusya’ya bağlı Hıristiyan Albaniya çarlığı kurma öngörülüyordu. Kurulacak devletin başkanlığını II. Katerina’nın torunu Konstantin Pavloviç yapacaktı. Bunun yanı sıra Azerbaycan’ın İrevan hanlığı ve diger arazilerinde Ararat şahlığı isimli daha bir oyuncak devlet kurmak da planlanıyordu. XIX. yüzyılın evvellerinde Güney Kafkasya’yı işgal döneminde Rus çarlığı bir taraftan Türkiye ve İran’ın bölgedeki otoritesini zayıf düşürerek, öte yandan kendisini söz konusu bölgede güçlü kılmak amacıyla yerel Azerileri sürgün ederek Ermenileri buraya yerleştirme eylemlerine bağladı. 1828’de İrevan ve Nahçıvan hanlıkları işgal edilir edilmez orada Ermeni valiliği kuruldu. Ama Rusya hükümeti Ermenilerin bağımsız devlet kurma çabalarından korkarak çok geçmeden (1840’da) söz konusu vilayeti lağv etti. O zamanki Rus çarı İ. Nikolay Eçmiedzin katolikosunun Türkiye ve İran’da yaşamakta olan Ermenilere hami yapmaya ve onun yardımıylA tüm Ermenileri kendi etkisi altına almaya çalışıyordu. Bu nedenle de Rusya senatosu 1836 yılında Eçmiedzin katolikosluğunun tüm dünya Ermenilerinin genel katalikosluğu olarak tanıması konusunda karar aldılar. 1844 yılında Rus büyükelçisinin ısrarı üzerine İstanbul patriki Matevos ilk kez Qalatya kilisesinde Eçmiedzin katalikosunun adını dile getirdi. Bu zamandan itibaren Rusya, Ermenileri açık şekilde Türkiye aleyhinde ayaklandırmaya koyuldu. Halbuki Osmanlı hükümeti Ermenilerin çıkarları doğrultusunda kararlar almamak­ taydı. Örneğin 1860 yılının 24 Mayısı’nda Ermeni milleti meclis-i umumiyesini kurdu. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası Rus diplomasisi kendisinin organize ettigi Ermeni başvurusunun esas göstererek Rus ordusunun Doğu Anadolu’da kalması korkutmasıyla türkiye’yi Stefano Barış Antlaşması’na Ermeniler konusunda madde sokmaya zorladı. Bilindigi üzere Rusya’nın Birinci Cihan Savaşı’na katılmasında başlıca amaç Osmanlı Devleti’nin topraklarını işgal etmek olmuştur. Savaş sırasında rusya Doğu Anadolu’nun işgalini kolaylaştırmak için Ermeni meselesini yine ileri sürdü. Kanyak incelemeleri, Ermenilerin Rusya’ya ve Avrupa’nın dev devletlerine olan ümitlerinin aslına bakılarsa, hayali olduğunu kanıtlamıştır. Söz konusu devletler bağımsız Ermeni devletinin kurulmasında meraklı degillerdi. Ermeni meselesi, Türkiye’nin iç işlerine müdahEle etmek amacıylA abartılıyordu. Bu büyük oyunda Ermeni bağımsızlığı meselesi bir koz kullanmasıydı.

Özet

228

Prof. Dr. Tofig MUSTAFAZADE

Henüz XVII. yüzyılın sonlarında hakimiyete gelmiş, çok büyük işgalcilik amaçları olan Rusya’yı, dünya imparatorluğuna dönüştürmek ihtirası ile alevlenen Car I. Petra (1682-1725) güney-doğu tarafında tüm doğunun gerçek kavşağı saydığı Hazar Denizi ve onun çevresindeki ülkelere büyük ilgi gösteriyordu. Rus Devleti Hazar Denizi’nin güneybatı ve güney kıyılarını, yani Azerbaycan ve Gilan’ı kendi eline alarak, Hazar Denizi’ni kendi iç gölüne dönüştürerek, kendi için gelirli deniz ticaretini geliştirmek istiyordu. O, aynı anda kendinin manüfaktür müesiselerini hammadde ve ilk olarak ham ipekle ihtiyacını karşılamak istemekteydi. O dönemler Azerbaycan ve Gilan Yakın Doğu’nun ipek üretiminin esas merkezleri idi. I. Petra hazaretrafı ilçelere çok büyük önem veriyordu. O, şuradan Hindistan’a giden yola çıkış yapmak, diğer tarafdan Ermeniler ve Gürcülerle birlik olup kendinin esas rakibi olan Osmanlı İmparatorluğu’nun doğu sınırlarını tehlike altına almak amacında idi. XIII. yüzyılın başlarında çarın yanına giden sinsi, kurnaz, soykökü Kafkas albanlarına dayanan Sünik melikin oğlu idi, fakat Ermenileşmiş İsrail Ori onun Yakın ve Orta Doğu’da olan işgalçilik ihtiraslarını alevlen229

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

dirmişti. 1703 yılında sahte bir harita düzenleyerek Petra tevdi etmişti. Bu harita da Azerbaycan batı, Gürcistan güney, Türkiye ise doğu Ermeni toprakları gibi çiziliyordu. Ori çirkinlikle belirlemiş ki, Güney Kafkas nüfusunun çoğu Ermenilerdir ve onlar Müslümanlara karşı mücadeleye kalkmak için sanki bir anı bekliyorlar. Eğer Rus çarı az bir güçle güneye taarruz yaparsa Ermeniler ve Gürcüler çok sayıda askerî güç toplayarak onun yardımına gelecekler1. Az güçle geniş arazileri fethetmek amacı ile hırslanan Petra, İsveçle Kuzey Savaşı’nı bitirer bitirmez güneye taarruza geçmek kararı aldı. Bu vakit Safavi Devleti’nin dağılması Güney Kafkas ve İran’a bağlı işgalçilik amaçlarını uygulamak için iyi durum yarattı. 1722 yılı Haziran ayı sonlarında I. Petra 100 bin kişilik askerî kuvvetle Haşterhan’dan Azerbaycan’a yola çıktı. 1722 yılı 23 Ağustosu’nda (3 Eylül’de) Rus kuvvetleri Derbend’i mücadelesiz zabtetti. Fakat Çar, kendi uğurunu devam ettiremedi. Osmanlı İmparatorluğu’nun kesin itirazı ve birtakım diyer nedenler yüzünden Derbend’te garnizon yerleştirip ordunun esas kısmıyla Rusya’ya dönmeli oldu2. Sonrakı yıllar askerî araştırma takımları göndererek Rusya Reşti, Bakü ve diyer Hazar etrafı mıntıkaları işgal etti. I. Petra Azerbaycan’da kuvvetlenebilmek için burada, ilk önce Hazar etrafı ilçelerde demogrofik durumu değiştirmeyi planlıyordu. Azerilerin sayısını azaltmak, Hıristianları ilk önce Ermenileri adı geçen topraklara göç ettirmek, yerleştirmek amacı göz önünde tutuluyordu. I. Petra kendi ailesi ile Rusya’ya kaçmış eski Kartli Çarı VI. Vaxtankı Dağıstan’da yaptırdığı Kutsal haçı Ermeninde yerleştirmek istiyordu ki, Ermenilerin ve Gürcülerin buraya göç etmelerini orgonize etsin. Onları Derbend’in ve Bakü’nün çevresinde yerleştirmek göz önünde tutuluyordu3. General Matyuşkin’i, Bakü’yü zabt etmesi için gönderen Rus çarı ona Bakülüler’i sınırdışı etmesini önermişti. Fakat şehir alındıkdan sonra, Matyuşkin bu sözleşmeyi yerine getirmekten korku duydu, bu yüzden çevre köylerdeki nüfusun Bakü ile bağlılığını bitireceğinden, Bakü’de Rus
1 2 3 V. P. Lisçov, Persidskiy Pokhod Petro I. 1722-1723 qq, Moskova 1951, s.205. T. T. Mustafazade, Azerbaycan I Russko-Turetskie Otnoşeniya v Pervoy Treti XVIII v., Bakü 1993, s.46-49. Q. Q. Parçadze, Russko-Qruzinskiye Politiçeskiye Otnoşeniya v Pervoy Polovine XVIII v., Tbilisi 1970, s.71.

230

Prof. Dr. Tofig MUSTAFAZADE

ordusunun yiyeceksiz kalacağından korkuyordu. Bu durumda I. Petra Bakü’den hiç olmazsa sünnî mezhepli nüfusu -Türkiye ile aynı mezhepten oldukları için- sınır dışı etmek tafsiyesinde bulundu4. Petro aynı zamanda Ermenileri, Hazar etrafı ilçelere göç etmeleri için öneride bulunuyordu. 1724 yılı 10 Kasımı’nda çarın Matyuşkin’e göndermiş olduğu kararda gösteriliyor ki, Ermeniler Gilan, Mazandaran, Bakü, Derbend ve diğer Hazar etrafı bölgelere gelirlerse onlara yerleşmekte yardımda bulunmak, verimli yerler ayarlamak, Rusya’ya itibarsızlık yapmış insanları sınır dışı edip evlerini Ermenilere vermek gerekir. Ermeniler çoğunlukla olmasa bile, belirli sayıda Hazar etrafı bölgelere göç ettiler ve boş kalmış evlere sahiplendiler. Hatta Derbend’te yerleşmiş papaz Antoni ve diğer Ermeniler burada bulunan bir caminin mazide kilise oldluğunu iddia ederek, kiliseye dönüşmesi talebinde bulunuyorlardı5. Genellikle I. Petra’nın Azerbaycan’da demoqrafik durumu değiştirmek için daha böyük planları var idi. O, Kür nehrinin ağzında Güney Kafkas’la irtibat merkezi olan bir şehir yapmak, burada yalnız Ermeni ve Gürcüleri yerleştirmek amacında idi6. Tüm ciddi yapılanlara bakmayarak Rus hükümeti I. Petra’nın Azerbaycan’ın nüfus durumunu değiştirmek planını uygulayamadı. I. Petra’dan sonra, Rus çarlarının çoğu, onun yapmış olduğu yolda ilerileyerek, kendi doğu politikalarında Ermeni kartından yararlanmaya çalışmışlar. İngiltere’de bulunan Rus elçisinin yakından yardımı sayesinde Rusya’ya gelmiş hemedan Ermenisi Emin 1761 yılının Kasım ayında bakan Varantsov’la buluşa bildi. Bu buluşmaya, İngiliz elçisi Robert Keyt ve Gürcü çarı II. Teymuraz da katılmışlar. İ. Emin’in ileri sürdüğü çirkin siyasî program, hem Varansov hem de Gürcü çarında merak doğurdu. Onların her ikisi bu iki halkın (Ermeni ve Gürcü-T.M.) güvenliğinin garantisi gibi kudretli Rusya İmparatorluğu’nun protektorluğu altında
4 5 AVPRİ (Arşiv Vneşney Politiki Rosiyskoy İmperii), Fon 77 (Snoşeniya Rossii s Persiey), 1.1. 1723 Yılı, var.134. RQADA (Rossiyskiy Qosudarstvennıy Arşiv Drevnih Aktov), Fon 15, iş, 37, his.2, v.234; AVPRİ, f.100 (SRA) – (Snoşeniya Rossii s Armeniey), iş.5 (1725-1726 qq.) v.31. Ezov Q.A. Snoşeniya Petra Velikoqo s armyanskim narodom. Sankt-Peterburq – 1898, dokumen 277. Mustafazade, Azerbaycan I Russko-Turetskie..., s.134
231

6

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Gürcü-Ermeni birge devletinin kurulması ile ilgili, Emin’in önerisini dikkatle dinledi. Rusya’nın doğudaki etkin politikasının taraftarı olan devlet bakanı Voronsov İ. Emin’in projesini büyük ilgiyle karşıladı. Hatta hasta yatağında yatan II. Yekaterina bu projeyi beğenerek, Güney Kafkas’da Ermeni devletinin olması, özellikle Türkiye ile savaş ortamında Rusya için büyük önem kesb ediyordu deyimini söylemişti. Karşısına koymuş olduğu amacını derçekleştirmek için İ. Emin Vorontsovun özel tanıtımı ile Gürcü İİ İraklin’in yanına gitti7. Henüz Avrupa’da iken Kartli-Kaheti Çarlığı ile ilgili güclü devlet gibi duyarı alan kötü düşünce sahibi İ. Emin, bu devletin yardımı ile Ermenileri kurtarmanın mümkünlüğünü aklına koymuştu. I. Osmanlı-Rusya Savaşı’nın (1768-1774) döneminde Heşterhan’da oturan, örgüçülük manüfaktürü patronluğunu eline almış Ermeni iş adamı Moisey Sarafovun (Movses Sarafyan) Rus devletinin yardımı ile Ermenistan’ın kurtuluşu ile ilgili düşünceleri Heşterhan, Peterburg, Moskva Ermenileri arasında yaygınlaştı. 1769 yılında Mövses Sarafov, diğer zengin Ermenilerin rızasıyla Rus Dışişleri heyyetinin Ermenistan’ın kurtuluşu ve Rusya’nın protektoratlığı altında Ermeni devleti kurulması projesini düzenledi8. Ermeniler oturan arazilerin silah ve kuvvet zoruna kurtarılması, Ermeni devletinin kurulmasını göz önünde tutan bu projede, M. Sarafov Ermenistana ve Gürcüstan’a taarruza gecmesini, bu taaruzun baş tutacağı vakit, Rus ve Gürcü kuvvetleri ile birge, Rusya’nın diyer şehirlerinde oturan Ermeni gönüllülerinin orduya yardımda bulunacağını vaad ediyordu9. O, dönem Güney Kafkas’ta aktiv işgalçı politika yürütmeye hazırlanan Rus imparatorluğuna özellikle Ermenilerin hem maddî, hem ulaşım yardımı gerekli idi. Ermeni devletinin kurulmasını isteyenlerden biri 1773 yılda yeparxi müdürü gibi Rusya’da çalışan İosif Arqutinski olmuştur. Ünlü kafkazşunas V. Veliçko, İ. Arqutinskiyle bağlı yazıyordu: Yakın akrabasını Ermeni çarlığının tahtına oturtmağa çalışan, bununla bağlı çar tacı bile hazırlatan, kendi ise Eçmiedzin patriarşi görevini eline geçirmeyi planlıyordu. Kendinin
7 8 9 Ananyan J. A. Armyanskiy Prosvetitel İosif Emin/Novaya i Noveyşaya İstoriya, 1998, s.156. Armyano-Russkiye Otnoşeniya v XVIII veke 1760-1800 qq, C. IV, his. II, Yerevan 1990, sened 45. Armyano-Russkiye Otnoşeniya v XVIII Veke 1760-1800 qq, C. IV, his. II, Yerevan 1990, sened 45.

232

Prof. Dr. Tofig MUSTAFAZADE

patriarş elbisesinde tablosunu bile hazırlatan İ. Arqutinskinin meslekdaşı olmuş P. G. Butkov, onun fevkalade ünperest olduğunu tastikliyor10. Türk tarihçisi Esat Uras yazıyor ki, 1769 yılında Rus güç kuvvetleri Bizansı (müellif burada Osmanlı topraklarını, yani geçmiş Bizans arazilerinden söz ediyor–T.M.) ele keçirig Hıristiyanlığın merkezine dönüştürmek isteğinde bulunduğu vakit, Ermeniler bu olaya tepkisiz kalmadılar. Bu dönem oluşmuş durumdan yararlanan Katolik Hovsen Arqutyan Rusya yüksek kurumlarına Ermenilere devlet kurulması ile bağlı projesini tevdi etti. Bu projede Rusya ile Müslüman askerî kuvvetleri arasında Hıristiyanlardan oluşmuş duvar oyunu oyuncak bir hükümetin, Ararat krallığının kurulması önerildi11. Göründüğü gibi XVIII. asrın ikinci yarısında oluşmuş I. Türk-Rus Savaşı’nın Rusya için açtığı fırsattan kendileri için yararlanmağa çalışan İ. Arqutinski Ararat çarlığı kurmakla ilgili hazırlattığı projesini Rus hâkimiyet çevrelerine tevdi etmişti. I. Türk-Rus Savaşı’nda zafer çalan II. Yekaterina hükümetinin Güney Kafkas konusunu yeniden gündeme getirmesi, 1779 yılında Rusya’nın bu araziye taarruz planını kabul olunması ve hazırlıklara başlanması G. A. Potyomkin ve A. V. Suvorov’la konuşmalar Arqutinskide büyük ümitler yarattı. XVIII. asrın 70-80’li yıllarında imparatoriçe II. Yekatrina’nın kudretli dostu, Rusya’nın dış politikasında önderlik yapan knyaz G. Potyomkin Güney Kafkas’ta Rusya ile İran ve Türkiye arasında tampon devlet kurmak kararı aldı. Kuzey Azerbaycan arazisinde Rusya’ya bağlı olan Hıristiyan Albaniya çarlığı kurmak göz önünde tutuluyordu. Orada hükümdarlığı imparatoriçenin büyük torunu Konstantin Pavloviç yapacaktı. Bu devleti kurmak için 1783 yılda askerî taarruzun hazırlatılmasına çaba gösteriliyordu. Devlet bakanı A. R. Xrapovitski anılarında yazıyordu: Sandıkta İran’daki kargaşadan yararlanan Bakü ve Derbend’i zabt etmek, Gilan’ı birleştirmek, zabt olunmuş araziyi büyük knyaz Konstantin Pavloviç’in devamcıları için Albaniya olarak adlandırmak projesini buldum ve kendim için okudum12. Albaniya Rus hükümetinin
10 Veliçko V. Kavkaz, Russkoye Delo Mejduplemennıye Voprosı (Sankt-Peterburq 1904), Bakû 1990, s.79. 11 Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1987, s.749. 12 Pamyatnıye Zapiski A.R. Xrapovitskoqo, Çteniya v İmperatorskom Obşestve İstorii Drevnostey Rossiyskih Pri Moskovskom Universitete, Kniqa-2, Moskova 1872, s.37.
233

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

bu arazide kurmak istediği tek oyuncak devlet değildi. İrevan bölgesi ile Türkiye’den kopartılmalı olan bazı arazilerde Ararat Çarlığı isimli oyuncak Ermeni devleti organize etmek planlanıyordu13. Dışişleri heyyetinin önderi A. A. Bezborodkonu önerisine esasen Rus kuvvetleri Güney Kafkas’a iki tarafdan–Gürcistan ve Derbend’ten giriş yapmalı idiler. Derbend’ten geçen kuvvetler Enzeliye gibi olan Hazar etrafı ilçeleri zabt etmeli, Gürcüstan’a sokulan kuvvetlerse Karabağ ve İrevan hanlıklarına taarruza keçmeli idiler. Bu kuvvetlerin Karabağ hanlığını zabt etmesi de ihtimal olunuyordu14. Güney Kafkazın hiristian nufuzunu kendi tarafına çekmekden dolayı Rus hukumeti beyan etti ki, yapılacak taarruzun amacı, Ermenistanı kurmakdır. Knyaz G. Potyomkin 1784 yılda Yekaterinaya yazıyordu ki, kendi ispionumu Karabağ ve Karadağa yolçu ettim ki, oradakı hiristianları inandırsın ki, onları Müslümanların esaretinden bir tek Rus devletinin himayesini kabullenerek kurtula bilerler. İbrahimhalil hanın Rusya’nın himayesini kabullenmek için kendi adayını göndermesinden haber veren Potyomkin kayd ediyor ki, bu Azerbaycanın Rusya tarafindan zabt olunması planına uyum sallamıyor15. Yürüüş için hazırlıkları bitirmek fırsatı olamadığından bazı diyer nedenlere göre yürüüş iptal olundu. Buna İsfahanlı Ali Murad Handan alınmış Güney Kafkazın Rusya’ya tavize gitmesiyle bağlı önerisi de neden olmuştu. G. A. Potyomkin, II. Yekaterina’ya raporunda yazıyor ki, Merkezi İranda hakimiyyeti eline geçirmiş Ali Murad han Rusya’yla birlik kurmak isteyindedir. Bundan yararlanan onu padişahlık tahti ile heveslendirib İran Ermenistanını sakin yolla alıb onun esnasında Albaniya Valisini örgütlemek olur16. Bu konuyla bağlı 1784 yıl 31 mayısda bakan Bezborotko G. A. Potyomkin’in özel işler memuru P.V.Bakunine yazıyordu: Şimdi İran çalışmaları kendinin en uyqun halline yaklaşır. Özgür Ermeni ilçelerinin birini II. İrakli çarlığının

13 RQADA, Qosarşiv, f.23 I, iş.13, v.417-418; Armyano-Russkiye Otnoşeniya (Sbornik Dokumentov), s.IV, dok. 183, s.286. 14 Russkiy Arşiv, kniqa II, 1879, s.429. 15 RQVİA (Rossiyskiy Qosudarsstvennıy Voenno-İstoriçeskiy Arxiv), f.52, l.1, dok.416, v. 16 RQVİA, f.52, 1,2, iş. 37, v.63-64; Mustafazade, XVIII Yüzillik XIX Yüzilliyin Evvellerinde, Osmanlı-Azerbaycan Münasibetleri, Bakû 2002, s.196.
234

Prof. Dr. Tofig MUSTAFAZADE

(yani Gürcü Kartli -Kaxetiya çarlığının–T.M.) yakınlığında, diğerini Hazar Denizi kıyılarında İran’la sınırda kurmak gerekir 17. XIX. yüzyılın başlarında Güney Kafkas’ın işgalı döneminde Rus Çarlığı Türkiye ve İran’ın askerî güçlerini zayıflatmak, diğer tarafdan yerli Azerileri buradan göç ettirerek, Ermenilerin yerleştirilmesi başlatıldı. Rus yüksek kurumları Azerbaycan’ın ve İran’ın kapısı sayılan Karabağa özel ilgi gösteriyorlardı. Karabağ hanlığı Rus hakimiyyetinin koruması altına gecdikden sonra Kafkazdakı Rus komandanlığı Karabağda kuvvetlenmek için çabuk olarak Güney Kafkas’ın diğer yerlerinden Ermenileri ora göç ettirdi. Mesela, 1806 yılda Hoylu Ceferqulu hanla, Rusya himayesine fazla sayıda Ermeni göç ederek onlar Karabağın Mecalis, Karadağlı, Çınarbulaq ve diyer köylerinde yerleştirilmişler. Buna rağmen 1823 yılda Karabağ’da Ermeni nufuzu çok az idi. Hemin yılda Mogilevski ve Yermolov tarafından yapılmış Karabağ bölgesinin vergi defterine göre o zamanlar Karabağda olan 20.095 aileden 15.729 Müslüman-Azeri ve yalnız 4.366’i Hıristiyan idi. Göründüyü kibi hiristianlar bölge nufuzunu heç yüzde 20’si bile deyildi. Ermenilerin Karabağ’a göç etmeleri devam ettirilmiştir. 1828-1830 yıllarda Karabağ bölgesine 3 bin Ermeni ailesi, İrevan bölgesine 1395 aile göç ettirilmiştir. Nahçıvan bölgesine 2.285 aile göç ettirilmiştir18. Toplam üç yıl 1828-1830 yıllarda Kuzey Azerbaycana 21010 Ermeni ailesi, yani 119,5 bin kişi göç ettirilmiştir. Eyer Türkmençay anlaşmasınadek İrevan ilçesinde toplam 22500 Ermeni oturuyordusa, sonrakı 2 yılda sayısı üç kata ulaşmıştır19. Aynı zamanda Azerileri kendi dede-baba topraklarından sıkıştırılması proseduru gidiyordu. V.Grigorev kayd ediyor ki, 1827-1828 yıllarda Nahçıvan ilçesinde oturan 4.600 aileden büyük kısmı -4.170’i Azeri aileleri idi. Ermenilerin buraya göç etmeleri sonucunda 1400 yakın

17 Bax, Necefli G., XVIII Asırda Azerbaycan Erazisinde Ermeni Devleti Yaradılması Cahdleri, Bakû 2007, s.175. 18 Verdiyeva, H. Y., Pereselençeskaya Politika Rossiyskoy İmperii V Severnom Azerbaydjane, Baku 1999, s.109-120. 19 Verdiyeva, Pereselençeskaya Politika Rossiyskoy İmperii V Severnom Azerbaydjane, s.111-112.
235

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Azeri ailesi Nahçıvanı terk etmiş ve 1832 yılında 2.770’e düşerek yüzde 90’dan, yüzde 60’a düşmüştür20. İ. Şopen gösteriyor ki, Rusya İrevan’ı eline geçirdikden sonra bu ilçede 2984 Azeri ailesinden toplam 847’i yani yüzde 23’ü kalmıştır21. Bununla da Rusya, Türkiye ve Azerbaycan arasında suni şekilde Hıristiyan sınırı yaratmış oldu. Çar I. Nikolay Eçmiedzin katoligini Türkiye ve İran Ermenilerinin himayesine dönüştürmeye, onun irtibatıyla tüm Ermenileri kendi yönetimi altına almağa çalışıyordu. Bu amacla Rus senatı 1836 yılda Eçmiedzin kotoliginin tüm dünya Ermenilerinin genel katoligi kibi tanıtılması ve Alban kotoliyinin kapatılmasıyla ilgili karar kabul etti22. 1844 yılda Rus elçisinin basıncı ile İstanbul patriarşi Matevos ilk defa Galatya kilisesinde Eçmiedzin katoliyinin ismini çekdi. Bu andan Rusya, Ermenileri açık şekilde Türkiyeye karşı kaldırmağa başladı. Meyerse osmanlı hükümeti Ermenilerin hayırına kararlar kabul etmekde idi ve 1860 yılda 24 Mayıs’ta Ermeni millet meclisini orqanize etmişti. 1877-1878 Rus-Osmanlı Savaşı’nda Kafkaz köprüsünün komandanı olmuş, milliyetçe Ermeni Loris Melikov Erzurumu işgal eden gibi yerli Ermeniler arasında kompaniyalar başlattı. Özellikle memurlar, rahibler göndererek Ermenileri haç namine birlik olmağa ve Rus hükumetine itaette bulunmağa çağırdı23. Savaş döneminde Güney Kafkazda esasen Ermeni ve Gürcülerden oluşan 285 yüzyıllık (39.200 kişi) örgütlenmiştir24. Rusların Doğu Anadolu’yu zabt etmesinden razı kalmayan İngiltere’nin baskısıyla Erzurum’u geriye vermeli olan II Aleksandrın emriyle Loris Melikov ikinci bir plan düzenledi. Müslümanların işgencelerini bahane ederek Asya’nın mazlum Hıristiyan Ermenilerinin himaye konusunu ortaya attı. Her tarafta Ermeniler karmaşaya çağırılıyordu25. Rus politikası kendilerinin orqanize ettiyi Ermeni başvurusunu esas tutarak Rus kuvvetlerinin Doğu Anadolu’da kalması baskısı ile
20 Statustiçeskoe Opisaniye Nahçevanskoy Provinsii, Sankt-Peterburq 1833, s.30. 21 Şopen İ. İstoriçeskiy Pamyatnik Sostoyaniya Armyanskoy Oblasti V Epohey Soedineniya K Rossiyskomu İmperii, Sankt-Peterburq 1852, s.541. 22 F. Mamedova, Kavkazskaya Albaniya İ Albanı, Baku, s.602 23 Süleyman Kocabaş, Ermeni Meselesi Nedir, Ne Değildir, İstanbul 1987, s.29. 24 V. İ. Vinoqradov, Russko-Turetskaya Voyna 1877-1878 Qq. Bolqariya, Moskva 197(?), s.112. 25 Kocabaş, Ermeni Meselesi..., s.29-30.
236

Prof. Dr. Tofig MUSTAFAZADE

Türkiye’yi, San-Stefano Barış Anlaşması’na Ermenilerle ilgili bir kural vermesi için zorladı. 16 kurala esasen Türkiye’yi Ermeniler oturan bölgelerinin çoğunu Rusya’ya verilmesiyle beraber, Ermenilerin hayırına deyişiklikler düzenlenmeli ve bu Rusya’nın kontrolu altında olmalı26. Rusya’nın, Osmanlı imperiyasını kendi hayrı için bölmesi Rumıniya, Serbiya ve Bolgarıstanda başarıyla yapılmış prosederun tekrarından konuşuluyordu. Ermeni liderleri tüm Ermenilerin bir devletin terkibinde birlik olmalarını istiyorlardı. 17 Mart’ta İstanbul’daki İngiliz elçisi Leyart ile konuşmasında Ermeni patriarşi söylemiştir: Ermeniler önceki yıllarda türk yönetim kurumlarının onlara olan ilgisizliğinden söz edemezler ve onlar Osmanlıların hakimiyeti altında kalmalarını daha uygun buluyorlar…, fakat bir kısım Doğu ilçelerinin Rusya’ya birleşeceyi malum oldukda durum deyişti27 Çeşidli Ermeni kaynakları kanıtlıyor ve İngiliz elçisinin kendisi söyliyor ki, Ruslardan yardım istenmesi kararı, insanların katkısı olmadan, yüksek Ermeni görevlileri tarafından kabul olunmuştu. Düşman devletten savaş zamanı yardım ummak asil ihanet idi. Ancaq San-Stefano barışının hedden ziyade edaletsiz kurallarını kontrol etmek için, düzenlenmiş Berlin Kongresinde Ermenilerin özgürlük iddiaları konqreye başkanlık yapan Bismark için beklenilmez olmuş o, buna hiç ilgi göstermemiştir. Berlin anlaşmasına göre Rusya Anadolu’da Alaşkert vadisinde zabt etmiş olduğu toprakların çoğunu Türkiyeye geri vermeli oldu. Ermenistan kelimesi daha kullanılmıyor ve Sultanın görevine, Ermeniler oturan yerlerde mezmunlu deyişiklikler yapmak öneriliyordu28. XV-XVII. asırlarda dünya tarihinde çok önemli rol oynamış Osmanlı imperatorluğu düşük dönemine girdikden sonra XVIII. asırdan itibaren kendi daha güclü devletlerin tacavüz objektine dönüşmüştür. Avrupanın bir takım çevreleri dünya tarihinde, Yakın ve Orta Doğuda Türkiye’nin yürüttüyü politikanı hatırlayarak fırsat bulunduğu zaman onu gücsüzleştirmek, parçalamak ve Doğuya doğru yolda esas hedef saydıkları bu devleti yok etmek amacındaydılar. Onlar için Türkiye Avrupa’nın bedeninde büyümüş bir yara idi. Rus çarlığı Osmanlı İmparatorluğu’nun çok onemli terkib kısmı olan Doğu Anadolu’ya ve Karadeniz ile Aralık
26 Sbornik Doqovorov, Rossii S Druqimi Qosudarstvami 1856-1917, Moskova 1952, s.168-169; Mim Kemal Öke, Ermeni Meselesi, s.98. 27 T. Malevil, Göst. Eseri, s.77. 28 Sbornik doqovorov Rossii s … s.205; Malevil, Göst. eseri, s.77.
237

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Denizi’ni birleştiren boğazlara daha çok goz koymuştu. Doğu Anadolu’ya sahiblenmek ona Yakın Doğuda kendi durumunu güclendirmek, boğazlara sahiblenmekle Aralık denizine, oradan dünya okyenusuna çıkış fırsatı veriyordu. İngilis tarihçisi V.Gotlib yazıyor ki, Rusya yüksek çevreleri devamlı olarak İstanbul ve boğazlar uğrunda mücadile ediyorlardı. Ruslar Osmanlı İmperatorluğu’nun ekonomisinde ve maliyesinde az kısma sahib olsalar da, çar hükumeti onun için daha tehlikeli idi29. XX. asrın başlarında Rusya Osmanlı arazisinde önce Almanya ve Austuriya-Macarıstanın güclü baskısına rastladı. XIX. asrın sonu XX. asrın başlarında Almanya askeri endüstrüsi Osmanlı çarşısında ortaksız hükmüranlığa sahib olmuştu. Almanya Birinci dünya savaşının başlanmasınadek bu tekeli kendi elinde saklaya bilmişti30. Avrupanı büyük devletlerinin baskısı yüzünden Balkanlardan boğazlara ve Aralık denizine çıkış bulamayan Rusya, esas dikkatını Türkiye’nin Asiya bölgesine yöneltmeye başladı. Rusya yalnız Karadeniz Boğazları’nın iddiasında değil, onun amaçları daha büyük idi. Eğer boğazlar zabt olunarsa onları korumak için kaleler yapmak ve askeri kuvvetler ayarlamak gerekyordu. Bulgarıstan birinci dünya savaşında Rusya’ya mühalif cebhede savaştığından Rusya Balkan ülkeleri aracıyla İstanbulla ilişgi kuramazdı, bununla ilgili Kafkazdan buraya yol çekmeye, Anadolu’nun tüm Kara deniz kıylarını zabt etmeye çalışıyordu. Rus yüksek kürumları Anadolu’nun ilçelerine doğru ilerilemek için Küçük Asiyanın çeşitli bölgelerinde oturan Hıristiyanlardan, ilk önce Ermenilerden yararlanmağa çalışır ve bu amacla kendilerinin uydurdukları Ermeni konusunu bayrak etmişlerdi. Bu uydurma konunun esası şundan oluşuyor ki, meyerse Ermeniler hem çok gelişmiş, hem de en çok rencide edilen, takib edilen başıbelalı millettir, güya Büyük Ermenistan’ın eski topraklarını vahşiler-yani Türkler zabt etmiş kadersiz Ermenileri mahv etmişler: bu yüzden Ermeniler yeryüzüne yaygınlaşmışlar: Edelat yerini bulmalı, tüm dünya toplumu, birlik olub eski Ermeni topraklarını bu vahşilerin elinden kurtarmak ve Büyük Ermenistan kurmak yardımında bulunmalıdırlar.
29 Qotlib V.V. Taynaya diplomatiya vo vremya pervoy mirovoy voynı (per. s.anql.) M., 1960, s.56. 30 Silin A.S. Borba qermanskix orujeynıx monopoliy za turetskiy rınok nakanune pervoy mirovoy voynı. Kolonializm vçera I seqodnya. Moskva, 1964, s.109.
238

Prof. Dr. Tofig MUSTAFAZADE

Fakat Rusların zorlayıcı politikası sonucunda Ermeniler Türkiyeye karşı tepkilere başlamış Büyük Ermenistan kurmak hayaline dalmışlar. Onlar amaclarına varmak için, Rusya’ya her türlü yardımda bulunmağa çalışıyorlardı. Aslında Ermeni konusu Rusya ve Avrupa devletlerinin Türkiye’nin iç işlerine karışmak için bir bahane idi. Avrupa politikasının büyük oyununda Ermeni konusu küçük alış-veriş parası idi. Rusya ve Batı Avrupa devletleri Ermenilerin hayırına reform perdesi altında Osmanlı devletinin iç işlerine katılmakla, Ermenileri Osmanlı hâkimiyetine karşı mücadile için orqanize ediyorlardı: Henuz 1885 yılda Van gökenli Ermeni Portağalyan Armenikan adlı bir parti kurmuştu. Bu partinin amacı devrim yoluyla Ermenilerin kendini yönetim hükukuna sahiblenmesinden oluşuyordu. Bu partinin gelişimi Kafkazdakı Rus hakimiyyet kurumları tarafinden teşviklendirildi. Lakin Armenikan partisi Ermeni nüfuzunun geniş çevresini öz tarafine toplaya bilemedi ve onun çalışmaları Türkiye’nin bir kaç doğu bölgeleri (Van, Vaspurakan) ile sınırlandı31. Daha etkin ve daha toplu olarak Hncak ve Daşnaksütun partilerinin ortaya çıkmasıyla Armenikan’ın oteritesi hiçe endi. 1887 yılda Cenevrede Avedis Nazarbekyan, Maro ve diyer göçmen Ermeniler tarafindan orqanize edilmiş Hncak (zeng) partisinin proğramında sosyal demokrat prinsipleri beyan olunuyordu. Proğramda iddia olunuyor ki, guya, Türkiye’deki Ermeniler ulusal ve kişilik varlıkları için korkulu olan türk zulmunün baskısı altındalar: Hınçak isyan yoluyla yani zor gücüne Türkiye Ermenistan’ındaki durumu deyişmek, tüm Ermenileri isyana kaldırıb Türkiyeye karşı savaşa başlamağın amaca ulaşmasının nedeni hesab ediyordu32. Birtek 1890–1892 yıllarda, Hınçak haydutları Türkiyede 65 bin silahsız müslümanı mahv etmişler33. Kurbanların içinde ihtiyarlar, bayanlar ve cocuklar çok sayıda idi. Ermeni vahşileri ecaib katl ve işgence yöntemlerinden yararlanıyorlar. Müslüman dindarlarının el-kollarını bağlayarak onları islam diniyle bağlı kitablardan ve elyazmalardan düzenlenmiş ateşlere atıyorlardı.
31 Nadjafov B. Litso vraqa. I hisse. Bakü-1993, s.48-49. 32 Öke, Ermeni Meselesi, İstanbul 1986, s.94-95. 33 Prestupleniya armyanskih terroristiçeskihk banditskih formirovaniy protiv veloveliçestva (XİX-XXİ vv.), kratkaya xronoloqiçeskaya ensiklopediya. Baku 2002, s.16.
239

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Hncak’dan kopmuş bir grup 1890 yılda Tiflisde Droşak (Ermenice bayrak demekdir) toplumunu kurdular. Bu toplum sonralar Daşnaksütün ve ya Ermeni Devrim Toplumları Federasyonu ismini kazanmıştır. Ulusal Ermeni devleti kurmak Daşnaksütünun küçük amacı idi. Büyük amacı ise, denizden-denize: Edeneden Trabzon’a ve Baküya kadar uzanan Büyük Ermenistan kurmak idi. Partinin 1892 yılında Cenevre’de yapılmış kongresinde demokrotik Ermeni cumhuriyyeti kurmak için Ermenileri silahlandırmak ve örgütlemek terorçulu haraketlerini uygulamak ve hükumet kurumlarını dağıtmak karara alınmıştı34. Daşnaksütün, Büyük Ermenistanı isyan yoluyla kurmağı planladığından ilk kongrenin kararıyla kendi ordusunu düzenlemeye başlamıştı. Her asker (zinvor) toplanış zamanı ayda 30 rubl ücret alıyordu. 19051907 yıllarda haydutların sayısı 100 bin kişiye ulaşmıştı. Daşnaksütün aynı zamanda Osmanlı sultanı ve İran şahını öldürmeyi, yaranmış karmaşadan yararlanarak Büyük Ermenistan’ın özgürlüyünü ilan etmeyi planlıyordu. Ermeniler padişahı bombalamağa kalkmış, sultanın da yatak odasına bomba koymuşlar35. Mutluluktan haydutların çirkin niyetleri sonuca ulaşmadı. Göründüyü gibi hem Hncak hem de Daşnaksütün terordan esas haraket aracı gibi yararlanıyorlar. Gürcü yazarı Kavininin yazdığı gibi, Ermeni terorçuları heç bir zaman halkın durumuyla hesablaşmamışlar. Onlar, sakin insanlar arasında bulunarak insanları taaruza hazırlıyor, bombalar atıyor, yüksek görevler türk memurlarını katle yetiriyor, çatışma başlıyor ve her zaman kadersiz soydaşlarını vahşileşmiş yalancı devrimçilerin haraketlerinden dolayı komşu Ermenilerden öc almağa hazır olan müslümanların kollarına atarak kaçıyorlardı. Ermeni terorçuları halk toplusunun örgütçüsü olmayıb sakin insanları olaylara sevk edib, en feci anda onu kaderin kollarına atan sadece kör-körüne yapılmış karmaşa ünsirleri idi36. Ermeni milletçilerinin terora müstesna önem vermelerinin nedeni Ermenistan hesab ettikleri Doğu Anadolu arazisinde Ermeni nüfuzunun az olması idi. Rus danışmanı Yarbay Gryaznov 1895 yılında Türkiyeden hazırladığı kaydında yazıyor ki, 8 ilçenin (Bitlis, Erzurum, Van, Samsun,
34 Daşnaki, İz materialov depertamenta politsii, Baku 1990, s.9. 35 Daşnaki, İz materialov depertamenta politsii, Baku 1990, s.19-26. 36 Karibi. Krasnaya kniqa // İstoriya Azerbaydjana po dokumentam I publikatsiyam. Baku-1990, s.156.
240

Prof. Dr. Tofig MUSTAFAZADE

Trabzon, Diyarbekir, Heleb ve Adana) 5.947.785 nüfuzdan, 847.041 -yani %14’ü Ermeniydi37. Ermeni milletçilerinin teroru esas mücadile aracı gibi bulmalarının diyer nedeni şu ki, onlar anlıyorlar ki, öz kuvveleriyle Türkiye üzerinde zafer çala bilemezler. Bu nedenle terorla Türkiyede bir kargaşa yapıb, Avrupa devletlerinin bu ülkeye askeri müdahilesine çalışıyorlardı. Görevliler düşünüyorlar ki, Ermenilerin Doğu Anadolu’da yapacakları terör haraketleri Müslümanların cevab derbelerine neden olacak ve ulusal kargaşalar yaranacak Türkiye hâkimiyet kurumlarını emniyyet yaratmağa yönelmiş tedbirlerini Avrupada katliyam gibi açıklanacak ve büyük devletler bu kan tokülmesine son vermek çağrısında bulunacakdır. Büyük kuvveler böyle hallerin baş vermemesi için, Osmanlı Devleti’ni Ermenilerin hayrına bazi reformlar yapılmasına zorlayacaklar. Reformlar Ermenileri özeriliye yaklaştıracakdır38. Türkiye’nin Birinci Balkan savaşında (1912) yenilmesi sonucunda Osmanlı devletinin zayıflamasında yararlanan Rusya Doğu Anadolu’yu zabt etmek amacıyla Ermeni konusunu yeniden gündeme getirdi. Kafkaz valisi Voronsov-Daşkov oneride bulunarak, Rus hükumeti Osmanlı hükumetine kesin karar vererek Ermenilerin ve kürdlerin dokunulmazlığını korusun. Varansov-Daşkov 1913 yılın mayısında dış işler bakanı Suzanova göndermiş olduğu konuşmasında Türkiye’eki Ermenilere silah verilmesi önerisinde göstermiş ki, Küçük Asiyanın konşu kısımlarına yönelik tüm meseleler özel olarak Ermeni ve kürd konuları kesin olarak Rusya’nın çevre alanında olsun39. Aynı zamanda Rus çarlığı Ermeni konusunu bayrak ederek Türkiye’ye diplomatik basıncı güclendirdi. 1913 yılın haziranında Rus hükümeti Batı Ermenistan için özerilik projesiyle ilgili konuşma yapdı. İstambuldakı Rus elçiliyinin görevlisi A.Mandelştamın hazırlamış olduğu bu proje Batı Ermenistan’da bölgelerin ayrımı yapılmadı, Rusya’nın himayesi altında bütov Ermeni ilçesi örgütlenmeli idi40 Müslümanlara nisbeten Ermeni37 Sarkisyan Y.K. Politika Osmanskoqo pravitelstva v Zapadnoy Armenii. Yerevan, 1972, s.31. 38 Öke, Ermeni Meselesi, s.96. 39 Kirakosyan Dj. Zapadnaya Armeniya v Pervoy Mirovoy voyne. Yerevan. 1971, s.134-135. 40 Kirakosyan Dj. Zapadnaya Armeniya v Pervoy Mirovoy voyne. Yerevan. 1971, s.127; Sarkisyan E. Eksponistskaya politika Osmanskoy imperii v Zakavkazye
241

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

lerin bazi ilçelerden 1/3, bazı yerlerde bundan daha az olduklari halde Ermenilere meclis üyeliyinde, jandarm ve polisde müslümanlarla eşit yer ayarlanıyordu. Ermeni dili devlet kurumları ve mahkemelerde türk diliyle eşit kullanılmalıydı. Bu tür edaletsiz proje Osmanlı hükumeti tarafından kabullenemezdi ve kabullenmedi bile41. Fakat Ermeni konusu Rusya için bir amac deyil, tahriketme ve işgalçılık niyetlerini uygulamak için bir irtibat idi. İstambulu ve Doğu Anadolu’yu zabt olunmasına çaba gösteren Rusya, Türkiye’yi sarsıtmak için orada oturan Ermenilerden yararlanmağa çalışıyordu. Bu amacla etkisi altında olan Ermenileri örgütlendirir ve silahla tamin ediyor. Türkiye ile savaşta Ermeni silahlı grupları Osmanlı hâkimiyet kurumlarına karşı kargaşalar yapmalı, sakin türkleri mahv etmeli Osmanlı ordusunu korku altında saklamak istiyorlardı. I. Dünya Savaşı başlar-başlamaz Rus yüksek kurumları Ermenilerden düşmana karşı operasyonlarda yararlanmağa başladılar. Rusya Dışişler bakanı Suzanov bakanlar kurumunun başkanı Goromikine 1914 yıl 30 austos tarihli mektubunda yazıyor: Ermenilerle ve kürdlerle sıkı ilişkiler kurmak gerikli ki, Türkiye ile ilişgiler biterse onlardan istenilen anda yararlanmak olsun42. Kotoliğ V.Gevork Rusya ve Türkiye arasında savaş başlayan gibi 1914 yıl 8 Kasımda Voronsov-Daşkova müracietle söylemiş ki, şimdi Ermenilerin Rusya ile beraber genel düşmene karşi mücadile için tüm kuvvelerini bir araya getirdikleri zaman, imperatorun isminden Türkiye Ermenilerine müraciet yapılmalıdır. Ermeni halkına anlatılmalı ki, Türkiyede oturan Ermenilerin durumuyla ilgili konunun çözülmesi zamanı yetişmiş ve Türkiye Ermenistan’ın altı bölgesi ve onun ayrılmaz kısmı Kilikiya’da bir bütün halde birlik olmuş Ermeni halkına büyük Rusya tarafından özerklik hediye olunacakdır43.
(nakanune I v qodı Pervoy Mirovoy voynı) 41 Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya. Ankara, 1990, s.208; Urat, Türkiye’de Ermeniler…, s.285-286. 42 Ministr inostrannıx del Sazonov predsedatelyu Soveta Ministrov Qromıkinu, 30/17 avqusta 1917 q. // Mejdunarodniye otnoşeniya v epokhu imperializma. Ser. III, 1914-1917 qq, t.6, ç-1, dok, 191, s.184. 43 Katalikos Qevorq V namestniku na Kavkaze Vorontsovu-Daşkovu. İz pisma Eçmiadzin, 8 noyabrya 1914 q. // Qenotsid armyan v Osmanskoy imperii (sbornik
242

Prof. Dr. Tofig MUSTAFAZADE

Göründüyü gibi Ermeni liderlerinin çirkinliği o kadar artmış ki, düşman devletin önderine Türkiye’de oturan Ermenilere müraciette bulunmağı, onları ihanete sürüklemeyi oneriyor ve yapdıklarının sonucunu düşünmüyorlardı. II Nikolay 1914 yılın kasımında Tiflisde bulunduğu zaman Gevork ile buluşmuş ve 15 dakika sürmüş, konuşmada arz etmiş ki, Ermenileri ışıklı gelecek bekliyor44. İstanbul’daki Rus elçiliyinin danışmanı Gulgeviç savaşın başlarında çarın Kafkas’dakı valisine yazıyor ki, Ermenilerin yardımıyla özgür Türkiye Ermenistanı kurmak, Mersin imamı ile beraber bu özeri bölgeyi Rusya’nın himayesine dönüştürmek gerekiyor. O, yazıyordu: gelecek Ermenistan’ın sınırları Rus devletinin manfaatına göre belirlenmelidir. Gelecek Ermenistan’ın bele ki, Rusya’nın Aralık denizine çıkış yapmasına çaba göstermek gerekiyor. Ermenistan’ın parçalanmasına ve bununla ilgili olarak Kilikiyada her hangi devletin kuvvetlenmesine izin vermek olamaz. Daşnaksütun partisinin 1912 yılda yapmış olduğu Ermeni ulusal bürosu savaş zamanı Ermenilerin savaşta Rusya tarafında etkin çalışmaları için büyük kompaniya başlatır. Antanta ilk önce Rusya Ermenilerinden iki türlü yararlanmağı planlıyordu. Türkiye Ermenilerine hüriyet ve hatta özerlilik vaad etmekle onların Türkiyede türk hâkimiyetine karşı protestolarını sağlamak: 7 ilçe ve Kilikiyayla ilgili verilmiş vaadlarla aklını kayb etmiş Rusya Ermenilerinden ceza araştırma işlerinde keşif gibi yararlanmak45. Daşnaksütun liderlerinden V.Papazyanın yazdığı gibi savaşın ilk günlerinde partinin başkanlığında Xaço, Armen, Karo, Sarkis, Paşayan ve diyerleri söylüyorlardı ki, Rus-türk savaşı başlarsa Ruslar Türkiyeye hızlı beklenmez derbeler indirecekler. Bu durumda Zakafkaziyada gönüllü kafileler hazır olmalılar. Bunlar Rus ordusunun önünde yürüyerek Türkiye Ermenistan’ın mühim ve stratejik önemli mıntıkalarını işgal etmeli ve siyasi amaclar kotoliğ aracıyla Rus hükumetine arz edilmelidir. İstanbul bürosu tarafından özel koruma kurumuyla ilgili bölgelere saklı bilgiler gönderilmeli, zor durumda içlere doğru ilerileyen Ermeni
dokumentov I materialov. Pod redaksiey M.Q. Nersisyana). Vtoroye, dopolnennoye izdaniye. Yerevan 1982, s.275-276. 44 Mejdunarodnıye otnoşeniya v epokhu imperializma, s.VII, s.456. 45 A. Lalayan, Göst. makallesi, s.87-88.
243

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

kafileleriyle çabuk birlik olmalılar46. Bu işin tarafdarlarının baskısı sonucunda Daşnaksütun’un İstanbul kurumunu ve Kafkaz bürosunu birleşmesi ve taarruz zamanı Rusların yanında türklere karşı savaşmak kararı alınmıştır47. 1914 yıl austosun sonlarında, Türkiye’nin savaşa katılacağını belirleyen Rusya, Ermenileri silahlandırmağı kesinleştirdi. 26 austosda Sazanov Varansov-Daşkova bununla bağlı kesin karar verdi: Sizin şimdi Ermenilere, kürdleri ve aysorları silahlandırmağın henuz erken olmasıyla ilgili düşüncenize tamamen ortak olmakla düşünüyorum ki, şimdi bu halklara onderlik yapabilecek güvenli şahısları belirlemek, Kafkazda ve İrandakı gruplarımızın çevresinde esas silahları toplamak gerekdi4848. Savaş ilan olundukdan az sonra – 1914 yıl 24 Eylülde II Nikolay Ermenilere özel müraciette bulundu. Müraciette beş asr zulm altında kalan Ermeniler için güya kurtuluş saatinin yaklaştığı iddia olunuyor, onlar Rusya tarafından savaşa davet olunuyorlardı49. Rusya baş komandanlığının resmi bilgisine göre I. Dünya Savaşı’nın ta başlarında Rus ordusunun terkibinde 300 bin Ermeni subay ve assubay savaşıyordu50. Amerika Birleşik Devletleri’nde yayımlanan Hayastan gazetesi 1914 yılın sonbaharında yazıyordu: Bu dakika Rus bayrağı altında 80.000 Ermeni subayı türklere karşı mücadile ediyorlar. Dünyanın her yerinden gelmiş Ermeni gönüllüleri tarafdarlarının zafer çalmaları için Türkiye ve İran arazisinde kanlarını akıtıyorlar. Türk mehmetinin ruhsal durumunu iyi bilen Ermeni fedaileri orada bulunuyorlar. Bunlar memleketin stratejik onemli bölgelerini tanıdıkları için, Rus ordusunun önderlerine çok deyerli hizmet ediyorlar51. Aynı zamanda henüz savaşın başlarında Ermeni ulusal bürosu çar hâkimiyetiyle Ermenilerden gönüllü gruplar yaratılmasıyla bağlı rıza aldı. Tiflisde Varansov -Daşkovla Doktor Zavriyev, Yepiskop Mesrop, Samson Arutyunov ve A. Xatisov arasında konuşmalarda Türkiye ile savaş durumunda daşnak xmpapetlerinin (takımlarının T.M.) önderliği
46 Vanda Ermeni mezalimi (1895-1920) // Ruslara göre Ermenilerin türklere yapdığı mezalim, Ankara, 1987, s.70. 47 H. İldırım. Rus-Twrk-ermenı mwnasıbetlerı, 1914-1918. Ankara, 1993, s.48. 48 Arutyunyan A.O. Gösterilen eseri, s.56. 49 Kaçaznuni. Gösterilen eseri, s.12. 50 Ermeni komitelerinin ihtilal hareketleri, s.74. 51 Hayastan gazetesi 1914.
244

Prof. Dr. Tofig MUSTAFAZADE

altında her birinde 400 kişi olmakla dört gönüllü takımlarının yaratılması rızalaştırıldı52. Neden çar hâkimiyeti gönüllü Ermeni takımlarını yaratmakla hangi esasları önde tutuyordu? Kafkasta bir kaç yüzbinlik düzenli Rus ordusunun olduğu takdirde ve pratik olarak hiç bir savaş kuvvesi olmayan 1-2 bin kişilik Ermeni gönüllü takımlarının yaratılmasında A.O.Arutunyanın söylediyi gibi hiç bir askeri maksad gözetlenemezdi53. Demek ki, Ermeni gönüllülerinin orqanizesi yapılırken, çarlığ tamamen politik ve ideoloji amacları göz önünde tutuyordu: 1.Sanılırdı ki, bu tür birliklere Ermeniler kendi ulusal silahlı bilgilerinin toğumu gibi Büyük Ermenistan’la ilgili hayallerinin gerçekleşmesinin haberçisi gibi bakacak ve savaşta çarlığa hertürlü yardım yapacakdır. 2. Eğer düzenli Rus ordusu tarafdaşlarının, özelliklede Fransanın iddiada bulunduğu Anadolu yarımadasının Aralık denizi kıyılarını zabt ederse bu tarafdaşların kesin itirazına neden ola bilerdi. Bu sebebden, bunun önünü almak için çarlığ gönüllü Ermeni takımlarını öne verib hemin bölgeni zabt etmek istiyordu ki, sorumlulukdan kurtulsun. 3. Doğu Anadolu’nun kendi sömürgesine dönüştürmek isteyinde bulunan çarlığ, burada Rusdilli nufuzu yerleştirmek planları kuruyor ve bu yüzden tabii ki, yerli Türk-Müslüman nufuzunu sıkıştırarak çıkarmak istiyordu. Bunu Rus ordusunun eliyle yapmak zor idi ve çarlığ uluslararası toplum karşısında rencide ola bilerdi. Bu iğrenç işi Ermeni ırkçılarının yardımıyla yapmak daha uygun idi54. Son olarak tarihi delilleri araştırılması aydınlattı ki, Rusya XVIII. asırdan başlayarak kendi doğu politikasını uygulamak için Ermeni kartından, yani Ermenilerden bir maşa (alet) gibi yararlanmıştır. Malesef Ermeni irkçıları bunu ya anlayamamış, ya da Rusya’nın yardımını kendi Büyük Ermenistan hayallerini gerçekleşmesini esas sayarak, kendilerinin maşa gibi kullandırılmasına durum yaratmışlar. Bazı Rusya devlet gvrevlilerinin kendilerinin söyledikleri kibi bu gün de Ermenistanın Rusya’nın forpostu rolünü oynamakta devam etmesi, Rusya’nın tecavüzkâr Ermenistan’la birlik anlaşması yapıb ona 1 milyar dolar mebleğinde silah ötürmesi, Dağlık Karabağ çevresinde kavqada olumsuz
52 A. O. Arutunyan, age. 53 A. O. Arutunyan, age. 54 A. O. Arutunyan, age.
245

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

taraf tutarak, tecavüzkâr Ermenistanı koruması gösteriyor ki, tarih bu gün bir az farklı şekilde tekrarlanıyor.

246

Prof. Dr. Tofig MUSTAFAZADE

BİBLİYOGRAFYA
1.Arşiv Vesikaları

AVPRİ (ArşIv Vneşney PolItIkI Rossiyskoy ImperII), Fon 77 (Snoşeniya Rossii s Persiey), 01.01.1723-cü il, var.134 RQADA (RossIyskIy Qosudarstvennıy Arşiv Drevnih Aktov), Fon.15, iş, 37, his.2, v.234. AVPRI Fon 100 (Snoşeniya Rossii s Armeniey / SRA), iş.5 (1725-1726 qq.) v.31. Ezov Q.A. Snoşeniya Petra Velikoqo s armyanskim narodom. Sankt-Peterburq – 1898, dokumen 277. RQADA, Qosarşiv, f.23 I, iş.13, v.417-418; Armyano-Russkiye otnoşeniya (Sbornik dokumentov), s.IV, dok. 183, s.h.286. RusskIy Arşiv, kniqa II, 1879-cu il, s.429. RQVIA (Rossiyskiy Qosudarsstvennıy Voenno-IstorIçeskIy ArxIv), f.52, l.1, dok.416, v. RQVIA, f.52, 1,2, iş. 37, v.63-64 Mustafazade T. XVIII yüzillik XIX yüzilliyin evvellerinde. Osmanlı2.Tetkik Eserler

LIsçov, V.P., Persidskiy Pokhod Petra I. 1722-1723 qq, Moskva 1951. Mustafazade, T.T., Azerbaycan I Russko-Turetskie Otnoşeniya V Pervoy Treti XVIII V., Bakû 1993. Payçadze, Q. Q., Russko-Qruzinskiye Politiçeskiye Otnoşeniya V Pervoy Polovine XVIII V., Tbilisi 1970. Ananyan, J.A., Armyanskiy Prosvetitel İosif Emin / Novaya İ Noveyşaya İstoriya, 1998. Armyano-RusskIye Otnoşeniya V XVIII Veke 1760-1800 Qq, C. IV, his. II, Yerevan 1990. VelIçko, V., Kavkaz, Russkoye Delo Mejduplemennıye Voprosı (Sankt-Peterburq 1904), Bakû 1990. Uras, Esat, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1987. Pamyatnıye, Zapiski A.R., Xrapovitskoqo, Çteniya V İmperatorskom Obşestve İstorii Drevnostey Rossiyskih Pri Moskovskom Universitete, Kniqa-2, Moskva 1872. Azerbaycan Münasibetleri, Bakü 2002. Bax, Necefli G., XVIII Asırda Azerbaycan Erazisinde Ermeni Devleti Yaradılması Cahdleri, Bakû 2007. VerdIyeva, H. Y., Pereselençeskaya Politika Rossiyskoy İmperii v Severnom Azerbaydjane, Bakû 1999. StatustIçeskoe OpIsaniye Nahçevanskoy ProvInsII, Sankt-Peterburq 1833. Şopen İ. İstoriçeskiy Pamyatnik Sostoyaniya Armyanskoy Oblasti V Epohey Soedineniya K Rossiyskomu İmperii, Sankt-Peterburq 1852. Mamedova F., Kavkazskaya Albaniya İ Albanı, Baku. Süleyman Kocabaş, Ermeni meseli nedir, ne degildir. İstanbul 1987. VInoqradov V.İ., Russko-Turetskaya Voyna 1877-1878 Qq. Bolqariya, Moskva 197(?).

247

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

SbornIk doqovorov, Rossii s druqimi qosudarstvami. 1856-1917. Moskva 1952. Qotlib V.V. Taynaya dIplomatIya vo vremya pervoy mIrovoy voynı (per. s.anql.) M., 1960. SIlIn A.S. Borba qermanskIx orujeynıx monopolIy za turetskIy rınok nakanune pervoy mirovoy voynı. KolonIalIzm vçera I seqodnya. Moskva 1964. Nadjafov B. LItso vraqa. I hisse. Bakü 1993. Öke, Mim Kemal, Ermeni Meselesi, İstanbul 1986. Prestupleniya armyanskIh terrorIstIçeskihk bandItskIh formIrovaniy protIv velovelIçestva (XİX-XXİ vv.), kratkaya xronoloqiçeskaya ensiklopediya. Baku 2002. DaşnakI, İz materialov depertamenta politsii, Baku 1990. KarIbI. Krasnaya knIqa/IstorIya Azerbaydjana po dokumentam I publIkatsiyam. Baku 1990. Sarkisyan Y.K. PolItIka Osmanskoqo pravItelstva v Zapadnoy ArmenII. Yerevan, 1972. KIrakosyan Dj. Zapadnaya ArmenIya v Pervoy MIrovoy voyne. Yerevan. 1971, s.134-135 SarkIsyan E. EksponIstskaya polItIka Osmanskoy ImperII v Zakavkazye (nakanune I v qodı Pervoy Mirovoy voynı). Kurat, A. Nimet, Türkiye ve Rusya, Ankara 1990. MInIstr Inostrannıx del Sazonov predsedatelyu Soveta MInIstrov QromıkInu, 30/17 avqusta 1917 q. // Mejdunarodniye otnoşeniya v epokhu imperializma. Ser. III, 1914-1917 qq, t.6, ç-1, dok, 191. KatalIkos Qevorq V namestnIku na Kavkaze Vorontsovu-Daşkovu. Iz pIsma EçmIadzIn, 8 noyabrya 1914 q. // Qenotsid armyan v Osmanskoy imperii (sbornik dokumentov I materialov. Pod redaksiey M.Q. Nersisyana). Vtoroye, dopolnennoye izdaniye. Yerevan 1982. Mejdunarodnıye otnoşenIya v epokhu ImperIalIzma, s.VII. Vanda Ermeni Mezalimi (1895-1920) /Ruslara Göre Ermenilerin Türklere Yapdığı Mezalim, Ankara 1987. Ildırım, H., Rus-Türk-Ermeni Münasebetleri, 1914-1918, Ankara 1993. Ermeni Komitelerinin İhtilal Hareketleri, s.74.

248

Doç. Dr. Ulvi KESER

ULUSLARARASI PETROL REKABETİ BAĞLAMINDA FRANSA’NIN ORTADOĞU POLİTİKASI VE ERMENİ YAKLAŞIMI
Doç. Dr. Ulvi KESER
Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Ankara-TÜRKİYE Tlf.: 0 544 453 0144, e-posta: ulvi.keser@gmail.com,

249

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Birinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği dönem boyunca savaş neredeyse hep çıkar ilişkileri ve özellikle Fransa ile İngiltere arasında Ortadoğu’da bir çatışmalar süreci olarak geçer. Savaş öncesinden başlayarak bir takım gizli anlaşmalarla bölgeyi paylaşan bu ülkeler daha sonra birbirlerine karşı da siyaset sahnesinde mücadele etmek zorunda kalırlar. Daha önceki dönemlerde olduğu üzere çıkar çatışmalarının söz konusu olmaya başlamasıyla beraber gerek İngiltere, gerekse Fransa Ortadoğu politikası bağlamında kendilerine aracılar bulma telaşına girerler. Araplar, Ermeniler ve söz konusu ülkelerin sömürgeleri pek çok ülke bu politikanın aleti olmaktan kurtulamazlar. Özellikle 19. yüzyıl başından itibaren ortaya çıkmaya başlayan ve iyiden iyiye kendisini gösteren çatışma ortamında emperyal güçler tarafından en çok kullanılanlar ise Ermeniler olur. Araştırmamız, bu bağlamda ve özellikle Ankara Anlaşması’na kadar geçen dönem içerisinde, Fransa’nın Ortadoğu siyasetinde petrol rekabetine ve Ermenilerin pozisyonuna kesitsel bir bakış sunmak üzere hazırlanmaktadır. Çalışmanın ortaya konulması sırasında aşağıdaki kaynaklardan faydalanılmıştır; 1.ATASE Arşivi 2.Kıbrıs Türk Milli Arşivi (KTMA) 3.İngiltere Foreign Office Arşivi 4.Süreli Yayınlar 5.Basılı Kaynaklar

Özet

250

Doç. Dr. Ulvi KESER

GİRİŞ

Birinci Dünya Savaşı sürecinde tamamen çıkar çatışmalarına bağlı olmak üzere bir takım gizli anlaşmaların içerisine giren ve birbirlerine karşı beş farklı gizli anlaşma yapan Fransa, İngiltere, İtalya ve Rusya’nın bu planları Rusya’daki ihtilal sonrasında açığa çıkar. Özellikle Ortadoğu coğrafyası konusunda müthiş bir mücadelenin içine girmiş olan İngiltere ile Fransa aynı saflarda yer alırken Almanya da 5 B (Berlin, Belgrat, Bosfor, Bağdat ve Bombay) planına uygun olarak savaştaki yerini alır. Bu planın içerisinde perde arkasında kalmış gibi görünmekle beraber esasında Amerika Birleşik Devletleri de vardır1. Ortadoğu’daki zengin
1 İlginçtir ki 24 Şubat 1894 tarihinde Sadaret makamına bir mektup yazan Paul Gilbert, Fransızların hareket tarzlarıyla ilgili rahatsızlığını;...Fransız elçisinin bu Ermenilerin savunucu olmasına teessüf ederim. Zaten Ermenilerin isteklerinin bu elçiyle zerre kadar ilişiğinin olmadığını izaha gerek bile yoktur. Yabancı hükümetlerin büyük bir ustalıkla himaye ettikleri Hristiyanlık adına yardım talep etmek için Fransa’ya başvurduklarını biliyorum. Fransa çoktan beri Doğu Hıristiyanlarının koruyucusu sayıldığından Fransa’ya başvuruluyor. Oysa uzun zamandan beri Fransız hükümeti dinî konular hakkında bir ihmalkârlık gösterdiğinden Fransa elçisinin sadece dinî konulardan dolayı Ermenilere hizmet ettiğini bilse hemen kendisine izlediği yolu değiştirteceği şüphesizdir… sözleriyle ifade eder. BOA, Y.PRK.AZJ., Belge No:28/23.
251

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

petrol yatakları, maden kaynakları ve mümbit toprakları paylaşma mücadelesine girişen İngiltere ve Fransa’nın geleneksel siyaseti ise azınlıkları ve sömürgelerini maşa olarak kullanma üzerinedir. Bu bağlamda Osmanlı İmparatorluğu’nu zayıf düşürmek ve ince planlarını uygulamaya sokabilmek amacındaki bu iki ülkenin üzerinde en çok yoğunlaştıkları insanlar ise Ermeniler olur. Bu çalışmada XIX. yüzyılda özellikle Fransa açısından Osmanlı Ermenilerine yönelik faaliyetler incelenirken ayrıca bunun sonucu olarak 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile sonuçlanan süreçte Ortadoğu ve Çukurova üzerine oynanan oyunlar da mercek altına alınacaktır. Her ne kadar çalışma Fransa’nın Ermeni konusuna bakış açısını ve Ortadoğu politikası üzerinde yoğunlaşsa da görülecektir ki esasında sorun esasında Fransa-İngiltere arasında yaşanan bir çıkar çatışması sorunudur. Öte yandan bu sorunu sui generis olarak nitelendirmek de pek mümkün değildir çünkü bu durum söz konusu iki ülke arasında yaşanan çatışmaların ve menfaat ilişkilerinin Ortadoğu’ya yansımasından başka bir şey de değildir. Ermeni Meselesi siyasî, kültürel ve dinî boyutları yanında özellikle İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Osmanlı idaresinden imtiyazlar koparmaya çalışan devletlerin kışkırtmalarıyla ve ilk defa 19. yüzyıl sonlarına doğru Avrupa gazetelerinin bazı siyasî yazarları tarafından manşetlere taşınan bir konu olarak karşımıza çıkar. Esasında bu; Ermeni Meselesi değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme, dağılma ve çökme döneminde ülke topraklarının paylaşılması süreci olarak imparatorluğun Balkanlar’dan sonra Anadolu topraklarında da parçalanması bağlamında Şark Meselesi’nin bir parçasıdır. Bu siyaset çok daha önceki dönemlerden itibaren yürürlükte olmakla birlikte İngiltere’nin Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü korumaya yönelik yaklaşımından vazgeçmesiyle beraber hız kazanacaktır. Enver Ziya Karal ise bu konuyla ilgili olarak; Ermeni sorunu, Ermenilerin değil, Osmanlı İmparatorluğu üzerinde çıkarları çatışan iki büyük devletin, Rusya’yla İngiltere’nin davası olarak meydana getirilmiştir2. demektedir. Bu çalışmada Ermeni Sorunu denilen konunun Fransa ile ilgili kısmı ele alınmakta ve konu Ermeni Sorunu’nun Fransa açısından ne şekilde başladığı ve geliştiği sorusuna cevap verdikten sonra çalışmada 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi’yle Çukurova
2 Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, Cilt VIII, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 1961, s.131.

252

Doç. Dr. Ulvi KESER

bölgesinin işgali sürecine neden olan tarihi altyapının irdelenmesi amaçlanmaktadır.
FRANSA’NIN ERMENİLERE KATOLİKLİK BASKILARININ BAŞLAMASI

1096-1525 dönemindeki 429 yıllık süreç Türk-Fransız ilişkileri açısından ele alındığında karşılaşılacak manzara Haçlılık Ruhu olarak adlandırılan bir olay üzerine yerleşmektedir. Bu dönemde Kudüs’ü almak ve Türkleri Anadolu ve Balkanlar’dan atmak üzere oluşturulan Haçlı gücünde Fransa başrolü oynamaktadır. 1402 yılında Yıldırım Beyazıd’ın Ankara Savaşı’nı kaybetmesinin ardından Fransa Kralı VI. Charles, Farsça olarak kaleme alınan bir mektupla Timur’u tebrik etmekte tereddüt etmez. İstanbul’un fethi sonrasında da Fransa derin bir üzüntü yaşarken yeni bir Haçlı seferine de başlanılır3. Öte yandan Müslümanların Avrupa’da yaşamalarına müsaade edilmediği, bunun da ötesinde Protestan Hristiyanların bile sıkı kontrol ve gözetim altında tutulduğu bir dönemde Osmanlı kanunları çerçevesinde ve muazzam hoşgörülü bir ortamda Ermeniler son derece sakin, rahat, güvenlik içerisinde ve herhangi bir sorundan uzakta millet-i sadıka olarak yaşamaktadırlar. Ermenilere karşı bir dinî nefret iddiasıyla ilgili olarak Amerikalı nüfusbilimci Prof. Dr. Justin McCarthy bu durumu; Tarih bunun gülünecek bir yalan olduğunu gösteriyor4 der. Gerek Osmanlı arşiv kayıtları ve gerekse mahkeme kayıtları Osmanlı idaresinin istisnai adlî vakalar haricinde Ermeni azınlığa karşı son derece eşit, adil ve hiçbir ayırt edici unsurlara yönelmeden bir yönetim içerisinde bulunduğunu görmek mümkündür5. Osmanlı Devleti’nin kendi topraklarında yaşayan
3 Türkiye topraklarında yaşayan Ermeniler ileri sürüldüğü gibi Türk egemenliğine girdikleri tarihten itibaren hiçbir zaman yaşadıkları bölgelerde çoğunluğu teşkil eden bir güç hâline gelmemiştir. Bununla beraber belirtilmesi gereken bir nokta ise bu insanların küçük gruplar hâlinde çoğunluğu teşkil ettikleri bölgelerin de bulunduğudur. Bütün bunlara paralel olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun hemen hemen her yerinde farklı kimliklere ait topluluklarda da görüldüğü üzere Türk ve Ermeni nüfusunun beraber yaşadıkları karma yerleşim merkezleri de söz konusudur. Karal, Osmanlı Tarihi..., s.126. Justin McCarthy, “Kim Haklı?”, Ermeni Soykırımı İddiaları, Derleyen Mustafa Çalık, Cedit Neşriyat Yay., İstanbul 2006, s.17. Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’un fethinin hemen ardından Bursa Evek’ini İstanbul’a getirmesi ve onu Ermeni Patriği olarak ilan etmesi bunun göstergesidir. Aynı dönemde İspanya’dan kaçarak Osmanlı’ya sığınan Sefarad Yahudileri
253

4 5

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

ve idaresi altında bulunan azınlıklarla yönetim anlayışı bu ahenk ve hoşgörü ortamında uzun süre devam etmekle beraber özellikle Batılı devletlerin Osmanlı idaresi altında yaşayan toplumlarla doğrudan irtibat kurmaya çalışması ve bu toplulukların sorunlarını kaşımaya başlaması Ermeni Sorunu başta olmak üzere pek çok sorunun da ortaya çıkmasına neden olacaktır. İngiltere, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri yanında Osmanlı idaresi altındaki toplumlarla doğrudan ilgilenmeye başlayan, bu insanları farklı sebeplerle iç ve dış siyasetinde araç olarak kullanan ülkelerden birisi de Fransa olur. Fransa’nın Ermeni konusuyla ilgilenmesi doğaldır ki doğrudan devletin müdahalesiyle olmaz ve bu faaliyetlerde çok farklı unsurlar ve faktörler devreye girer. Bunları ana hatlarıyla elçiler ve konsoloslar, seyyahlar, bölgede ticaret yapan tüccarlar, misyonerler6 ve dinî kuruluşlarda görevli olanlar olarak sıralamak mümkündür. Bütün bunlara ilâve olarak ayrıca Fransız Devrimi sonrasında ortaya çıkan ve bütün dünyaya yayılan ve özellikle sömürgecilik anlayışını benimseyen büyük devletler tarafından da destek bulan yeni fikirler ve milliyetçilik akımları7 ile bu konuları kapsayan değişik yayınlar da etkin rol oynayan
de o dönem yaşanan hoşgörü ortamının bir başka göstergesidir. Kanunî Sultan Süleyman döneminde de özellikle Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan Ermenilerin devletle olan işlerini düzene koymak, Ermenilerin her türlü sorunlarına ve adlî, resmî sorunlarında bunları çözmek üzere görevlendirilmiş bulunan melik olarak bilinen temsilcilerin Ermenilerin toplu olarak yaşadıkları yerlerde bizzat Ermeniler tarafından seçildikleri, bu kişilerin kadılar tarafından atandıktan sonra merkezi idarenin bu insanları resmen atamaları da söz konusudur. 1896 yılında Amerika’dan 7, İngiltere’den 4 ayrı kiliseye bağlı olarak çalışan sadece Amerikalı 176 misyoner ve bunlara yardımcı olan mahallî kimseler olduğunun belirtilmesi Osmanlı topraklarındaki misyonerlik faaliyetleri konusunda bir fikir oluşturabilir. Kâmran Gürün, Ermeni Dosyası, Remzi Kitabevi, İstanbul 2005, s.63. Ayrıca bkz. Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi..., s.128. O güne kadar gücünü ve meşruiyetini Tanrı’dan aldığı kabul edilen kralın, ülkenin mutlak hâkimi olması ve bütün yönetimi tek başına kendi elinde tutması kadar herkese normal gelen ve hiç kimsenin yadırgamadığı durum daha sonra Aydınlanma çağının büyük düşünürleri tarafından sorgulanmaya ve insan aklının mutlak hâkimiyeti ön plana çıkmaya başladıktan sonra değişik ülkelerden örnekler de vermek suretiyle kendi krallarını sorgulamaya ve eski Yunan uygarlığından da örnekler vererek halkın kendi kendini yönetebileceği düşüncesi sesli olarak dillendirilmeye başlanılır. Bu durum kardeşlik, özgürlük ve eşitlik üzerine oturan Fransız İhtilali sonrasında özellikle Osmanlı idaresindeki farklı azınlıkların da yavaş yavaş isyan bayrağını çekmelerine ve özgürlüklerini istemelerine kadar gidecektir. Fransa’da alevlenen ve gittikçe şiddetlenerek bütün Avrupa’yı etkileyen bu yeni durumun yaşandığı günler tam bir tezat olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun giderek zayıfladığı bir döneme rast gelmiştir. Barış Özdal, “Ermeni Sorunu’nun Analizinde Yeni Bir Parametre; Tehcir Kavramı”, Ermeni Araştırmaları İkinci Türkiye

6

7

254

Doç. Dr. Ulvi KESER

faktörlerdir8. Bu dönemde Fransız İhtilali’nden kaynaklanan son derece liberal ve özgürlükçü düşüncelerin ışığında Osmanlı eğitim sisteminde ortaya çıkan Fransız sempatizanlığı, ardından giyim-kuşam ve kullanılan dil bağlamında Fransızca’nın son derece revaçta ve popüler olması Fransa’yı Osmanlı karşısında daha aranılır ve tasvip edilir bir konuma sokar. Osmanlı İmparatorluğu ile Fransa arasındaki ilişkiler Kanunî Sultan Süleyman’ın Fransa’ya verdiği -bazı tarihçi ve iktisatçılar tarafından bir çeşit ittifak anlaşması olarak da değerlendirilen- Fransa’ya ihsanlarda bulunma9 olarak nitelendirilen ilk ticarî imtiyazlar ve ayrıcalıklarla başlamıştır10. Bu anlaşmanın imzalanmasının ardından Fransa hükümetine İstanbul’da daimi bir elçi bulundurma ayrıcalığı verilirken büyük bir güven ve önemsememe11 duygularıyla yapılan anlaşma ayrıca Fransa’ya Osmanlı topraklarında serbestçe ticaret yapma yollarını da açmış olur. Fransa’yı Alman İmparatoru Şarklen’e karşı desteklemek amacıyla yapılan bu imtiyaz anlaşması Fransa tarafından kapitülasyon olarak isimlendirilir12. Francois’nın İstanbul’a gönderdiği elçilerin arkasından muhtemel bir savaş durumunda yardım istemesi üzerine imzalanan bu anlaşma diğer Avrupa ülkeleri için de kapıları açacaktır. Kanunî sonrasında da 1740 yılına kadar bütün Osmanlı padişahları tarafından yenilenen bu ayrıcalıklı anlaşma daha sonraki dönemde yenilenmeyerek Fransa’ya verilen imtiyazlar sürekli hale getirilir13. Yapılan bu anlaşmayla Fransız
8 Kongresi Bildirileri, ASAM Ermeni Araştırmaları Enstitüsü, Ankara 2007, s.591592. Öte yandan İlber Ortaylı, Osmanlının Pax Otomana olarak adlandırılan birliğinin parçalanmasıyla ilgili olarak; Sadece Fransız İhtilali’nin, Balkanlar ve nihayet Yakındoğu halkları üzerinde yarattığı etkiyle açıklanamaz der. İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, İletişim Yay., İstanbul 1983, s.171. Aynı Fransa’da 10 Ağustos 1920 Sevr döneminde bir gazetede çıkan yazıda ise; Barbarca gurura sahip, çok safdil, zavallı, yaşlı büyük Türk şeklinde bir aşağılama söz konusudur. Yahya Akyüz, Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu, 1919-1922, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 1988, s.29. Bernard Lewis, Ortadoğu, Arkadaş Yay., Ankara 2006, s.337. Toktamış Ateş, Siyasal Tarih, Bilgi Üniversitesi Yay., İstanbul 2004, s.166. Şarklen’in Francois’yı daha fazla hapiste tutamayacağını anlaması üzerine 24 Ocak 1526 tarihinde Madrid Anlaşması imzalanır ve Francois da hapisten kurtulur. Francois’nın hapisten kurtulmasının ardından zaman zaman inişli çıkışlı bir seyir izlese de genel olarak Osmanlı-Fransız ilişkilerinde nispeten daha ılıman bir dostluk havası hâkim olur. İsmail Soysal, Fransız İhtilali ve Türk-Fransız Diplomasi Münasebetleri (1789-1802), Ankara 1964, s.5.
255

9

10 11 12

13

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

tüccarların %5 gümrük ile ve her iki devlete ait gemilerle istedikleri gibi ticaret yapabilmelerine ve bütün hukukî sorunlarında Fransız konsoloslarının müdahalesine imkân sağlanmıştır14. Bu arada Osmanlı yönetimi konusunda bilgi sahibi olmaya çalışan Fransız yetkililer 1552 yılına kadar bu konudaki taleplerini Katolik Venediklilerin İstanbul’da bulunan elçileri tarafından yazılan raporlar ve kayıtlar vasıtasıyla karşılarlar. Bu tarihten sonra ise bizzat Fransız yetkililer tarafından hazırlanmış raporlar ve resmî kayıtlar söz konusudur. Osmanlı yönetimi ve ticarî durumla ilgili raporlar ve kayıtlar yanında özellikle 1579 sonrasında kaleme alınan raporlarda ise Osmanlı İmparatorluğu’nun artık gücünü kaybederek gerileme safhasına girdiği belirtilerek özellikle İran, İspanya ve Avusturya’nın ülkeyi dışarıdan sıkıştırmasının yanında ülke içindeki azınlıkların harekete geçmesi sonrasında Osmanlının iyice zor duruma düşeceği ve imparatorluğun yıkılabileceği de yazılıdır15. Her iki ülke arasında zaman zaman gerilimlere neden olan bu konsolosların16 faaliyetleri özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünü kaybetmeye ve gerilemeye başladığı dönemlerde iyice artış gösterir. Örneğin 19. yüzyılda Fransa’nın Osmanlı topraklarında başta Selanik, Trabzon, Erzurum, İzmir, Halep, Kudüs, Zeytun olmak üzere yirminin üzerinde konsolosu bulunmaktadır17. Fransızlarla ikinci kapitülasyon anlaşması ise 18 Ekim 1569 tarihinde imzalanır18. Özellikle Haçlı Seferleri döneminde yavaşlayan Ermenilere yönelik girişimleri hızlandırmak maksadıyla Papa Skist Quint (15851590) tarafından Ortodoks-Katolik ve Protestan işbirliği hâlinde ve bazı Katolik devletlerin de yardımlarıyla Osmanlı topraklarında Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelere elçiler ve heyetler gönderilmeye baş14 Halil İnalcık ise Fransız elçisi ile Sadrazam İbrahim Paşa arasında bir kapitülasyon taslağı imzalandığını, İbrahim Paşa’nın ölümü üzerine bu anlaşmanın yürürlüğe girmediğini ileri sürer. Bu anlaşmanın Türkçe metinleri de söz konusu değildir. Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Cilt II, İstanbul 2004, s.62-63. 15 Erdal İlter, Ermeni Meselesinin Perspektifi ve Zeytun İsyanları (1780-1880), Ankara 1988, s.86. 16 Lewis, Ortadoğu, s.341. 17 Bige Yavuz, “Türk Kurtuluş Savaşı Sırasında Fransa’nın Anadolu’daki Çıkarları ve Ermeniler”, Sömürgecilik Hareketlerinde Fransa ve Anadolu’da Fransız-Ermeni İşbirliği Sempozyumu, Fırat Üniversitesi Yay., Elazığ 2003, s.137. 18 Yılmaz Öztuna, Başlangıçtan Günümüze Kadar Türkiye Tarihi, Cilt I, İstanbul 1963, s.91.
256

Doç. Dr. Ulvi KESER

lanır. Böylece doğrudan kendisine bağlı ve gayrı resmî olarak da Fransa devletinin koruma ve himayesi altına girecek bir Ermeni toplumu yaratmak düşüncesiyle misyonerler seferber olurlar19. Bu dönemde Fransızlar, Ermenilerle aralarında öyle bir irtibat sağlarlar ki Osmanlı idaresi artık devreden çıkartılmış durumdadır ve çok zor da kalınmadıkça Osmanlı için yapacak pek bir şey de söz konusu değildir. Bunun sonucu olarak da başta Antakya Rum Patriği ve Halep Rum Patriği olmak üzere farklı yerlerden Fransa Kralı XIV. Louis’ye gelen mesajlarda; Bir gün olup da halasımızı Allah’tan ve Zat-ı Haşmetanelerinden bekliyoruz20 denilir21. 20 Mayıs 1604 tarihinde imzalanan beşinci kapitülasyon anlaşması ise Fransızlara Katoliklerin hamisi22 olarak Osmanlı İmparatorluğu bünyesindeki Katolikleri koruma ve himaye etme hakkı verir23. Böylece Ermeni toplumu içerisinde bir dağınıklık ve Katolikliğe geçme yönünde eğilimler ortaya çıkmaya başlar24. Bu dönemde Fransa’nın İstanbul büyükelçisi olan De Breves ise 1606 yılına kadar toplam yirmi iki yıl geçirdiği İstanbul’daki görevini tamamlayıp ülkesine döndüğü zaman
19 Fransa’nın 1682 yılında Erivan’da, Erzurum ve Bitlis’te Fransız misyonerlerinin bulunduğu göz önüne alınacak olursa bu misyonerlerin ve Anadolu coğrafyasında Fransız misyonerlerin faaliyetlerinin özellikle XIV. Louis zamanında ve Fransa’ya Osmanlı hudutlarındaki Katolikleri koruma ve kollama görevi verildiği tarihten itibaren faal oldukları düşünülebilir. Bu misyonerlerin doğrudan Fransız devleti tarafından desteklenmeleri, maddi manevi ve siyasî destek açısından her zaman Fransa’yı yanlarında hissetmeleri Osmanlı idaresinin bir dönem sonra bunlara karşı tedbir almak istese de cesaretinin kırılmasına neden olur. Burada bahsedilmesi gereken bir önemli husus ise Anadolu’da açılan ilk yabancı okulun Fransızlar tarafından faaliyete geçirilen Saint Benoit Lisesi olduğudur. 1869 yılında açılan Mekteb-i Sultani Galatasaray Lisesi de bu konuda verilebilecek örneklerdendir. 1914 yılına gelindiğinde Anadolu’da faaliyet gösteren 707 yabancı okuldan 72’si Fransızlara aittir. 20 Halep Ermeni Patriği aynı şekilde krala yazdığı bir başka mektubunda da; Ermenistan Fransızların en kudretli kralı tarafından kurulacaktır der. Ahmet Refik, “Türkiye’de Katolik Propagandası”, Türk Tarihi Encümeni Mecmuası, No.5 (82), 14. Sene, Eylül 1340, s.259. 21 Lübnan’daki Dürzî ve Şam olayları sonrasında hamilik vasıflarını ön plana çıkartan Fransa, Lübnan’a özgürlük sağlarken Zeytun (Süleymaniye)’a da bazı ayrıcalıklar verilir. Fransa böylece farklı Hıristiyan mezheplerine bağlı olanları Katolik yaparak din ve mezhep birliği sağlamak amacındadır. 22 Karal, Osmanlı Tarihi..., s.128. 23 Reşat Ekrem, Osmanlı Muahedeleri ve Kapitülasyonlar (1300-1920), İstanbul 1934, s.420. 24 Recep Şahin, Tarih Boyunca Türk İdarelerinde Ermeni Politikaları, İstanbul 1988, s.91.
257

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Osmanlı İmparatorluğu’nun nasıl ortadan kaldırılabileceği üzerinde stratejik bir rapor hazırlar25. Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde bulunan farklı mezhep ve inançlardan azınlıkların Osmanlı hoşgörüsüyle ve uyum içerisinde yaşamalarının uzun vadede sorun teşkil edeceği düşüncesiyle Papalık tarafından da Ermeni Gregoryan mezhebinin ortadan kaldırılması veya Ermenilerin Katolik yapılmaları yönündeki girişimler de böylece hız kazanır. Bunun doğal sonucu olarak da özellikle İstanbul’dan başlayarak bölgede faaliyette bulunan misyonerlerin de tahrikleri ve teşvikleriyle bazı Ermeniler Katolik olmaya başlarlar26. Gregoryan Ermenilerin kendi aralarındaki iktidar mücadelesi ile bazı Ermeni aileleri arasındaki anlaşmazlıklar ve husumetler de Fransa’nın istediği gibi bir ortamın yaratılmasına yardımcı olur27. Böylece özellikle Lazarist, Asompsiyonist, Jezüit gibi Cizvit papazları ve Notre Dame de Sion rahibeleri gibi din adamları vasıtasıyla28 Osmanlı egemenliğindeki bölgelerde Katolik propagandası hiçbir engellemeye takılmadan yapıl25 Söz konusu bu raporunda De Breves, Osmanlı Devleti’yle savaşa girildiğinde Hıristiyan Arnavutları, Mora’daki Rumları, Eflak ve Boğdan ahalisini isyan ettirmek, devşirmelere ana ve babalarının dinini hatırlatarak ve iyi mevkiler vererek Hıristiyanlar tarafına çekmek, İran Şahı’nı aynı zamanda harbe teşvik etmek, Mısır’daki Kıptileri, Lübnan’daki Marunîleri ve Fransızların ahfadı olan Dürzîleri isyan ettirmek, Anadolu’daki Rum, Ermeni ve Gürcüleri ayaklandırmak suretiyle hem Osmanlı Devleti’nin başına harple birlikte gaileler açmak hem de Eflak, Boğdan, Mısır gibi memleketlerin zahiresinden Osmanlıları mahrum etmenin mümkün olduğunu ve harpten hemen önce Hıristiyan hükümdarlar arasında Osmanlı topraklarının paylaşılması konusunda bir plan hazırlanması gerektiğini de belirtir. Settar F. İlksel, “XVII. Asırda Osmanlı İmparatorluğu’nu Yıkma ve Yok Etme Teşebbüsleri”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı 58, Temmuz 1972, s.22. 26 Cengiz Kürşat, “Ermeni Terörü”, Ottoman Archives Yıldız Collection; The Armenian Question I, Tarihi Araştırmalar ve Dokümantasyon Merkezleri Kurma ve Geliştirme Vakfı, İstanbul 1989, s.8. 27 Fransız misyonerler ve din adamları Osmanlı topraklarında o kadar rahat faaliyetlerde bulunmaktadırlar ki 1621 yılında Paris Kapusin cemiyeti vaizi olan Rahip Racifiko, bizzat Osmanlı hükümetinden İstanbul Rumeli, Kıbrıs, Suriye, Filistin ve Irak’ta Kapusen manastırları kurmak için izin ister. Gördükleri ilgi ve müsamaha nedeniyle memnuniyetlerini ise Katolik misyonerlerden Emilé Lagrand; Gönül isterdi ki Katolikler, Osmanlı padişahının ülkesinde olduğu gibi İngiltere ve Hollanda’da da rahat ve serbest olsunlar diyerek gösterir. Öte yandan 1583-1910 döneminde sadece İstanbul’da 29 tanesi XIX. yüzyılda ve ikisi de XX. yüzyılda olmak üzere toplam 35 Katolik Fransız okulu açıldığı da unutulmamalıdır. M. Hidayet Vahapoğlu, Osmanlıdan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okulları, Ankara 1992, s.28. Ayrıca bkz. İlknur Polat, Osmanlı İmparatorluğu’nda Yabancı Okullar, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1990, s.96-113. 28 Yavuz, “Türk Kurtuluş Savaşı...”, s.138.
258

Doç. Dr. Ulvi KESER

maya başlar29. Ayrıca Fransızlar, Osmanlı İmparatorluğu dâhilinde dinî serbesti bağlamında büyük ayrıcalıklara ve serbestîye de sahip olurlar30. Öte yandan aynı Fransa 1683 tarihinde ve İkinci Viyana Kuşatması esnasında Avusturya’ya yardım etmek suretiyle tavrını da açıkça ortaya koyar. 1639 yılında Fransa’nın İstanbul’daki Büyükelçisi Jean De La Haye’e Fransa hükümeti tarafından verilen talimat ise Osmanlı topraklarında yaşayan yabancı Katolikler yanında yerli Katolikler üzerinde de baskıların arttırılması ve böylece Lübnan, Doğu Akdeniz, Suriye ve Torosları da içine alacak bölgede muazzam bir Fransız hâkimiyeti sağlanmasıdır. Toprağın son derece verimli olması, bölgenin özellikle petrol açısından son derece zengin kaynaklara sahip olması, ekonomik yayılmacılık açısından bölgenin Avrupa-Hindistan güzergâhında stratejik öneme sahip olması İngiltere ile Fransa’nın kendi içlerinde de inanılmaz rekabete girmelerine neden olacaktır31. Öte yandan XIII. Henry döneminde başlayan ve XIV. Henry döneminde iyice zirveye çıkan Fransa-Osmanlı ilişkilerindeki gergin ortamın ve soğumanın başlıca nedeni ise Katoliklere yönelik Fransız girişimleridir ve Fransızlar özellikle Suriye ve Filistin’e egemen
29 Örneğin Fransa’nın İstanbul’daki büyükelçisi De Salignac derhal Beyoğlu’ndaki Latin Mahallesi’nde Cizvit papazları için bir ev bulur. Hemen ardından bu eve çok yakın bir yerde aynı şekilde Büyükelçi tarafından malî destek alınan St. Sebastian Kilisesi de Cizvitlere tahsis edilir. 1609 yılı Eylül ayında burada ilk ayinlerini yapan ve ardından da kiralanan evlerde okullarını açan Cizvitler Fransa Kralı tarafından da takdir edilirler ve kendilerine on misyonerlik kadrosu ödeneği verilir. Örneğin Cizvit misyoner cemaati başrahibi Peder André’nin yardımcısı olan Köylüyan Artin isimli Merzifon doğumlu Ermeni, Samsun’daki faaliyetleri nedeniyle tutuklanınca André tarafından Fransa Büyükelçiliğine müracaat edilir ve söz konusu kişinin serbest bırakılması talep edilir. BOA, HR.SYS., Belge No:2748/48 ve ayrıca bkz. Nurettin Polvan, Türkiye’de Yabancı Öğretim I, İstanbul 1952, s.81. 30 Örneğin daha sonraki dönemde Osmanlı ile Fransa arasında sorunlara da sebep olacak Makamat-ı Mukaddese’nin koruma, bakım ve gözetimi konularında Fransız tebaaya yetki verilmiştir. Gülnihal Bozkurt, Gayrimüslim Osmanlı Vatandaşlarının Hukukî Durumu (1839-1914), Ankara 1989, s.33. 31 Bu dönemde İngiltere’den Hindistan’a giden iki yol bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Güney Afrika’dan Ümit Burnu yolu ve ikincisi de Akdeniz’den Basra Körfezi ve Kızıl Deniz yolu. Bu noktada İngiltere’nin Fransızlar tarafından doğuya doğru ve gerçekten son derece kısa bir yol olan Süveyş Kanalı’nı açmalarından hiç de memnun olmadıklarını belirtmekte fayda var. Bu açıdan bazı İngiliz müteşebbisler İskenderun’dan başlayan ve Halep, Musul ve Bağdat üzerinden geçerek Basra’ya ulaşacak bir demiryolu yapılmasını teklif ederler. Böylece Fransızların elindeki Süveyş Kanalı’na da muhtaç olmayacaklardır. Suat Parlar, Barbarlığın Kaynağı Petrol, Anka Yay., İstanbul 2003, s.94.
259

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

olma girişimlerini bu yolla iyice hızlandırırlar. Avrupa’da Osmanlıyı parçalamaya yönelik girişimlerin başında da yine XIV. Louis gelmektedir. Bu bağlamda Fransız Katolikleri propaganda faaliyetleri kapsamında en çok Ermeniler üzerinde dururlar ve sadece İstanbul’da 30.000 Ermeniyi Katolik yaparlar. Bu aşamada bu faaliyetlere karşı tedbir almaya çalışan Osmanlı idaresi ise İstanbul’da bir Ermeni matbaasını kapatırken, bu propaganda faaliyetine katılan Ermeniler de çeşitli şekillerde bertaraf edilirler32. Böylece Osmanlı topraklarında Fransa Katoliklerin koruyuculuğunu ve hamiliğini üstlenirken Rusya da Ortodoksların hamisi olarak ortaya çıkar ve Fransa ve İngiltere’nin her hareketi, Rusya’nın her sözü Osmanlı yöneticileri arasında kuşkuyla ve nefretle karşılanırken bu devletler de etkin ve tahripkâr33 bir yol izlemeye başlarlar. İngiltere ise özellikle 1840 yılından itibaren Protestanların hamiliğine soyunmaya başlamıştır. Böylece özellikle bu üç ülkenin gösterdiği yakın alâka ve bencilce istekler34 Osmanlı Devleti’ni devamlı olarak meşgul ve rahatsız ederken devleti sarsacak olaylara da sebep olur. Osmanlı İmparatorluğu bir yandan Katolik propagandasına yönelik faaliyetlere karşı tedbirler almaya çalışsa da devletin çeşitli kademelerindeki memurların tamamen kendi şahsi çıkarları peşinde koşmaları nedeniyle bu isteklerinde başarılı olması da söz konusu değildir. On yedinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da iyiden iyiye güçlenen Fransa’nın artık Osmanlı desteğine ihtiyacı söz konusu değildir ve bunun bir sonucu olarak kapitülasyon anlaşmalarının sonunu getiren35 Fransa 1664 yılında Cezayir’e saldırarak
32 İsmail Soysal, Fransız İhtilali ve Türk-Fransız Münasebetleri (1789-1802), Ankara 1987, s.2. 33 Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman..., s.174. 34 Tiflis baş şehbenderi Münir Süreyya Bey, 9 Temmuz 1916 tarihinde Babıâli’ye gönderdiği raporunda Ermeni Meselesi’nin ortaya çıkış dönemiyle ilgili olarak; Fransa, Almanya, İngiltere, Rusya, Avusturya-Macaristan ve İtalya olmak üzere altı büyük devlet konsolosunun Hariciye Nezareti’ne verdikleri 11 Haziran 1880 tarihli notayla başlayan ve 1883 yılında sona eren ilk dönem, 1894 yılında Sason olaylarıyla başlayan ve 1897 yılında kesintiye uğrayan ikinci dönem ve 1912 tarihinde başlayarak 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla sona eren üçüncü dönem olarak bir sınıflandırma yapar. Münir Süreyya Bey, Ermeni Meselesi’nin Siyasî Tarihçesi (1877-1914), Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Ankara 2001, s.5. 35 Özellikle 1690’lı yıllarda Fransız elçileri ve misyonerler tarafından girişilen faaliyetler had safhaya çıkar ve İstanbul’da bir nefret ve isyan havası oluşmaya başlar. Bunun sonucunda da 1692 yılında Galata’da yaşayanlar ayaklanmak suretiyle bölgedeki Frenkleri istemediklerini belirtirler. Ahmet Refik, “Türkiye’de Katolik...”,
260

Doç. Dr. Ulvi KESER

niyetini ortaya koyar36. Başta İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya olmak üzere Ermenilere yönelik bütün girişimlerin ardında bölgesel menfaatler ve çıkar çatışmaları bulunmaktadır37. İlginç bir husus ise Paris’te on beş günde bir Katolik papazlar tarafından yayımlanmakta olan La Terre Sainte gazetesinin özellikle 1875-1878
s.262. Baron Joseph von Hammer, Osmanlı Devleti Tarihi, Cilt II, İstanbul 1983, s.134. 36 Aynı Fransa, 1830 yılında da Cezayir’i işgal etmek suretiyle Afrika’da genişleme politikasının içine girer. Fransa’nın Osmanlı İmparatorluğu’na yönelik olarak Katolikleri himaye konusundaki girişimleri de özellikle bu tarihten sonra daha fazla önem arz etmeye başlar ve Makamat-ı Mukaddese konusunda da başrolü oynamasına neden olur. Özellikle Berlin Muahedenamesi’nin 62. maddesi gereği Osmanlı topraklarında müstemenlerle zimmîler aynı kategoride değerlendirmeye alınır ve yabancı devletlere gerektiğinde gayrimüslimlerin haklarına müdahale yetkisi de verilir. 37 Jean Bichon bu durumu şu sözlerle ifade eder; Ruslar İstanbul’a yalnız İstanbul yolu ile değil, Anadolu’dan geçmek suretiyle de inmek istiyorlardı… 1878’de Ayastefanos Muahedenamesi, Ardahan’ı, Kars’ı, Bayezıd’ı ve Erzurum’u da az kalsın Ruslara verecekti. Malatya yahut Diyarbakır yoluyla ilerleyerek ihtimal ki İskenderun’a varacaklardı. Fakat İngiltere müteyakkız duruyordu. Tasavvur edilen Rus-Türk Muahedenamesi’ne karşı Avrupa’yı telaşa verdi ve Berlin Kongresi’nde bunun ilgasını temin etti. Hatta iki arada, Babıâli ile 4 Haziran 1878’de gizli yapılan bir muahedename mucibince İngiltere, Osmanlı İmparatorluğu’nun Asya topraklarını müdafaa etmeyi taahhüt ediyordu. Buna karşılık da Kıbrıs’a yerleşmek müsaadesini alıyordu. Burası birinci derecede Sevkulceyş mevzii idi. Fırat yolunu nezaret altında tutmak, İskenderun Körfezi’ne hâkim olmak ve Rusya’ya Filistin yolunu kapamak imkânını veriyordu.1856 muahedenamesinin ahkâmına rağmen Çar’ın mümessilleri Filistin’de Ortodoks himayesini isteyip duruyorlardı. İngiltere kendi kontrolü altında, Ermenilerin meskûn olduğu yerde bir ıslahat icrası vaadini Türkiye’den kopardı. Bu vaade diğer devletlerin de iştirakini istemişti. Maksadı da Rusların Şark vilayetlerinde yalnız başlarına müdahalelerine meydan vermemekti. O devirde İngiliz-Rus rekabeti Asya’da gayet şiddetlenmişti. Fransa ile İngiltere arasında da Mısır meselesinden dolayı da ihtilaf vardı. Rusya, Osmanlı Devleti’nin Şark vilayetlerini ilhak arzusunda bulunduğunu gizlemiyordu. Fransa, Rus menfaatini gözetmek ile Osmanlı İmparatorluğu’nun tamamiyetini muhafaza etmek arzusu arasında mütereddit kalıyordu. İngiltere’ye gelince, o Londra’ya iltica etmiş Ermeni ihtilalcilerini açıktan açığa tutuyordu. Maksadı da, Türkiye’yi Mısır işgalini tanımaya sevk etmek ve günün birinde bir nevi Bulgaristan gibi, bir Ermeni teşekkülünün ihdası ile neticelenecek bir Avrupa müdahalesi vücuda getirmekti. Bu suretle Rusya’nın İskenderun’a doğru ilerlemesinin önüne geçilmiş olacaktı. Hâlbuki Rusya Ermenilere karşı hiçbir zaman büyük bir teveccüh eseri göstermemişti. Onların Kafkasya’daki istiklâl temayüllerini ezmek mecburiyetinde idi. Hatta Kafkas hudutlarına iltica etmiş olan Osmanlı tebaası Ermenilerin hareketlerini tarassut ve nezaret altında bulundurmayı Babıâli’ye gizlice vaat etmişti. Jean Bichon, Cihan Harbi’nin Şark’a Ait Kaynakları, Avrupa’nın Yakın Şark’a Hululünün Tarihçesi, (Tercüme Eden Hüseyin Cahit Yalçın), İstanbul 1939, s.97-139.
261

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

dönemindeki sayılarında Gregoryan ve Katolik Ermenilerin birbirlerine muhalif durumda oldukları ve aralarındaki ihtilafın gittikçe genişlediği, Küpelian denilen Ermenilerin ise devlete son derece bağlı ve sadık oldukları belirtilmektedir. Gazete ayrıca özellikle Katolik Ermenilerin bilinçli bir planlamayla nasıl kışkırtıldıkları ve devlete karşı ayaklandıklarından da söz edilir. Bu gazeteyle ilgili son ve en önemli nokta ise bugün Ermeni Sorunu olarak adlandırılan konunun ve özellikle Katolik Ermenilerle Küpelian Ermenileri arasındaki ihtilafın 30 Kasım 1875 tarihli nüshasında manşete çıkartılması ve ilk defa bu şekilde isimlendirilmesidir. Fransa ise özellikle XIV. Louis döneminden başlayarak Akdeniz havzasını içine alan coğrafyada etkili olmaya yönelik politikalar geliştirir ve Osmanlıdaki gelişmeleri yakından izleyerek kendi menfaatine uygun planlar ortaya koyar38. Rum, Ermeni ve Yahudi azınlıkların oluşturdukları ticaret erbabı da diğer Avrupalı devletlerin yanında Fransa’nın da üzerinde durduğu ve istifade ettiği gruplar arasındadır. I. Mahmud’un hükümranlığı (17301754) döneminde Fransa’nın doğu ticaretinde Rusların Karadeniz ve özellikle de Akdeniz’e yönelik ticarî yayılmacılığını önlemek istemesi, ardından 1736-1739 döneminde Osmanlı, Rusya ve Avusturya arasında imzalanan Belgrad Anlaşması döneminde Osmanlının yanında yer alması ve savaşlardan yorgun ve güçsüz çıkmış Osmanlı Devleti’ne yardım etmesi sonucunda Fransa’ya I. Mahmud tarafından daha geniş ayrıcalıklar tanınır39. Tüccarlara ilaveten Fransa’dan Osmanlı İmparatorluğu’na gelen ilk seyyah aynı zamanda elçi olarak da görevlendirilen ve 1548 yılında ayrıca İran’a da gidip gelen Gabriel d’Aramon olur. Daha sonraki dönemde de pek çok Fransız seyyah Osmanlı topraklarına yönelik keşif faaliyetlerine girişirler. Osmanlı topraklarına ilk gelen Fransız gezginlerin karşılaştıkları ağalar, paşalar ve diğer devlet yöneticileri misafirlerini
38 Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin bugün itibarıyla Avrupa Birliği projeleri dışına çıkarak Akdeniz Birliği yönünde yeni oluşumlara gitmeye çalışmasının temelinde Fransa’nın bu geleneksel Akdeniz politikasının izlerini bulmak mümkündür. Yahudi bir ailenin çocuğu olan Sarkozy oluşturulmaya çalışılan Akdeniz Birliği projesi kapsamında bir yanda İsrail’in güvenliğini sağlamaya çalışırken bir yandan da daha önceki devirlerde sömürgesi olan ülkeleri yine aynı şekilde bugün de etkisi ve hâkimiyeti altına almak düşüncesindedir. 39 Özellikle 18. yüzyıldan itibaren Fransız tüccarların ve Osmanlı topraklarında ticaretle uğraşan diğer Fransızların da Ermenilere yönelik girişimlerde bulunmaları da söz konusudur. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Cilt IV, I. Bölüm, Ankara 1988, s.295.
262

Doç. Dr. Ulvi KESER

genellikle oturmakla yatmak arasında bir pozisyonda40 karşıladıklarından Madeleine Dobie gibi gezginler dikey duran Frenk/Hristiyan/Batılı imgesiyle yatay duran Türk / Müslüman / Doğulu imgesini karşılaştırırlar41 ve Doğulular rahatlarına düşkün, uyuşuk ve tembel oldukları için divanların üstünde yastıkların arasında yarı kaykılmış bir biçimde, çubuk içerek gezginleri kabul ederler ve onlar huzura alınınca ayağa kalkmazlar42 sonucuna varırlar43. Öte yandan Pertusier gibi seyyahlar ise Fransa büyükelçisi kontenjanından Osmanlı padişahının yanına kadar yaklaşabilmiş ender ve ayrıcalıklı gezginlerden birisidir çökmekte olan bir imparatorlukta bu kadar şatafat ve yabancıları aşağılayan protokol ve merasimleri44 eleştirir45.
40 Madeleine Dobie, “La Rhetorique du rapprochement dans I’Itinéraire de Paris a Jérusalem”, Revue des Sciences Humaines, No:247, Juillet-Septembre 1997, s.63-87’den aktaran Arzu Etensel İldem, Fransız Gezginlerin Gözüyle Türkler ve Yunanlılar, Boyut Yay., İstanbul 2000, s.75. 41 İldem, Fransız Gezginlerin Gözüyle..., s.75. 42 Bu betimlemeler dönem içerisinde pek çok Fransız seyyah tarafından dile getirilir veya kaleme alınır. Örneğin Chateaubriand huzuruna kabul edildiği bir Osmanlı paşasıyla ilgili olarak; Keşke Türkler bu abartı ve gösterişten uzak geleneklerini ve adalet anlayışını yönettikleri halkların iyiliği için kullansalardı. Ama onlar altın hırsının yiyip bitirdiği ve bu hırslarını tatmin etmek için pişmanlık duymadan masumların kanlarını döken zorbalardır der. Bu Fransız gezginler için Yunanistan’daki Yunanlılar ise Türklerin kölesi durumunda zavallı bir halktır. Bu yazılanlar böylece Fransız kamuoyunda Osmanlıya bakış açısının ne olduğunu da ortaya koyar. İldem, Fransız Gezginlerin Gözüyle..., s.75, 76. 43 Bu seyyahlar vasıtasıyla özellikle 17. yüzyıldan itibaren Ermeni azınlıklarına yönelik pek çok ayrıntı da ortaya çıkmaya başlar ve yazıya dökülür. Aynı dönem içerisinde Paris’te Doğu Dilleri Okulu isimli bir dil okulunun açılmış olması burada eğitim gören seyyahların Osmanlı İmparatorluğu dâhilinde doğrudan Türkçe konuşmuş oldukları ihtimalini de gündeme getirmektedir. Fransa aynı dönemde ayrıca Türkçe başta olmak üzere Şark dillerini öğrenmeleri için bazı gençleri de İstanbul’a göndermeye başlar. 44 İldem, Fransız Gezginlerin Gözüyle..., s.84. 45 Pouqueville gibi Fransız seyyahlar ise Osmanlı padişahlarını genellikle hayatından bezmiş, bıkkın ve sıkıntılı insanlar olarak değerlendirirler. Özellikle Fransız İhtilali sonrasında Batı ülkelerinde insanlar kendilerini dinlerine göre değil milliyetlerine göre tanımlamaya başlamışlarken Doğu’ya doğru gidildikçe bu durum din olgusunun buralarda halâ gücünü koruduğunu gösterir. Fransız gezginler de genellikle bu durum ve Türklerin dinî yaşayışları bilinmekle beraber bu farklılıkları aktarma konusunda çaba sarf ederler ve yeni yorumlarla dinin insanları nasıl etkilediğini, nasıl farklı kıldığını ortaya koymaya çalışırlar. Pouqueville ise Türklerin genel karakterlerini ortaya koymaya çalışırken sıradan bir Türk insanını, Türk’ün alışkanlığı sabah erkenden kalkmaktır. Kısa süren duasından sonra bir sofanın kenarına uyuşuk uyuşuk uzanır ve ellerini çırparak, çubuğunu getirmesi için kölesini
263

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Ermeni Sorunu’nu ortaya atan başta Fransa olmak üzere İngiltere, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya’nın bu konuyla ilgilenmelerindeki asıl sebep bir Ermeni devletinin kurulmasından ziyade Osmanlı ve daha sonraki dönemde de Türkiye Cumhuriyeti üzerinde ekonomik ve siyasî egemenlik kurma gayesinden ibarettir.
ERMENİ SORUNUNUN ORTAYA ÇIKIŞI VE FRANSA’NIN YAKLAŞIMI

Bu dönem esasında İngiltere ile Fransa arasındaki mücadelenin de hızlandığı bir dönem olur. Osmanlı hâkimiyetindeki Balkanlar’dan Ortadoğu’ya kadar geniş bir alanda İngiltere’nin yayılmacı siyasetine engel olmak isteyen Fransa, İngiltere’nin Hindistan’da 18. yüzyıldan itibaren başlayan hegemonyasına son verebilmek için Osmanlı hâkimiyetindeki topraklarda çıkışlar yapmaya başlar ve Napolyon’un 1798 tarihinde Mısır’ı işgal etmesi de Ortadoğu’da Fransa ile İngiltere arasındaki rekabet ve mücadele ortamını iyiden iyiye gerer.46 Rusya ile
çağırır. Hiç konuşmadan derin bir boşluk içinde sarısabır parçalarıyla yaktığı bu nektarın dumanını büyük bir zevkle içine çeker. Telveli kaynar bir moka kahvesi sunmak için onu bu durumundan çekip çıkartmak gerekir, fincanın kenarını hafifçe üfleyerek kahvesini içer. Bağdaş kurup oturduğu yerden kalkacak gücü yoktur, doğrulmak için iki hizmetçiden yardım ister… Komşusu Asyalı gibi düşünür; Hiçbir şey yapmadan yaşamak çok tatlıdır ama dinlenmek için ölmek, en yüce mutluluktur sözleriyle betimler. Aynı Pouqueville Türklerin Avrupa’dan atılması gereken barbarlar olduklarını da ifade eder ve cehaletleri, aşırı özgüvenleri ve kör bir kaderciliğe boyun eğdikleri için Türkler dev adımlarla sonlarına doğru yürümektedirler. Bu düşünce yapısı hemen hemen bütün Fransız seyyahlarda hâkim olan düşünce yapısıdır. İldem, Fransız Gezginlerin Gözüyle..., s.95, 117. 46 Bu dönem esasında İngiltere ile Fransa arasındaki mücadelenin de hızlandığı bir dönem olur. Osmanlı hâkimiyetindeki Balkanlar’dan Ortadoğu’ya kadar geniş bir alanda İngiltere’nin yayılmacı siyasetine engel olmak isteyen Fransa, İngiltere’nin Hindistan’da 18. yüzyıldan itibaren başlayan hegemonyasına son verebilmek için Osmanlı hâkimiyetindeki topraklarda çıkışlar yapmaya başlar ve Napolyon’un 1798 tarihinde Mısır’ı işgal etmesi de Ortadoğu’da Fransa ile İngiltere arasındaki rekabet ve mücadele ortamını iyiden iyiye gerer. Böylece Ortadoğu’da iki ülke arasında rekabet ortamı iyiden iyiye gelişmeye başlarken İngiltere’nin Arap Yarımadası’ndan Hindistan’a uzanan hattaki faaliyetlerine Fransa’nın engel olmaya çalışması da gerginliği arttırır. Napolyon’un Hindistan seferine çıkacağı vakit bunu Kafkasya üzerinden geçecek şekilde planlaması ve Tiflis’te, kurulacak orduya Ermenileri de almak istemesi başarısızlıkla sonuçlanmakla beraber Paris’te açılan Şark (Doğu) Dilleri Okulu’nda açılan Ermenice Kürsüsü özellikle 1870’li yıllardan itibaren Fransa’nın Osmanlı İmparatorluğu’na karşı azınlıklar tarafından verilecek mücadelede bir sığınma yeri olacağını da gösterir. İsmail Özçelik, “Fransa’nın Çıkarları Çerçevesinde Urfa ve Urfa’da Ermeniler”, Sömürgecilik Hareketlerinde
264

Doç. Dr. Ulvi KESER

yapılan savaşlar sırasında Osmanlı ile dost görünmeye gayret gösteren Fransa hemen ardından 1807 yılında Rusya ile anlaşmaya varınca yeniden farklı bir kimliğe bürünmeye başlar47. İngiltere’nin Atlantik ötesi sömürgeleri Fransa’nın elinden almasının ardından Fransa da bu noktada yönünü Akdeniz’e çevirmiş ve bölgede büyük bir sömürge imparatorluğu kurmanın planlarını yapmaya başlamıştır. Bir yandan Avrupa’da Avusturya, Rusya ve İngiltere ile mücadele ederken Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte hareket etme gerekliliği Fransa’yı ikilemde de bırakmaktadır. Bir yandan Avrupa’da, bir yandan da Akdeniz’de sahip olmak istediği siyasî ve ekonomik menfaatler konusunda Osmanlı idaresiyle beraber hareket etmek zorunda kalan Fransa kapitülasyonlar sayesinde sahip olduğu avantajları ve ayrıcalıkları da iyi değerlendirmek ve kaybetmemek telaşı içerisindedir.1856 Paris Anlaşması sonrasında ortaya çıkan yeni tablo Avrupa’da siyasî ve moral üstünlük kurma sevdasıyla Fransa’yı kurulacak olan ulusal devletlerin kendi himayesiyle kurulması düşüncesine48 yönlendirecek ve Osmanlı ile ilgili stratejilerinde değişikliğe gitmesine neden olacaktır. Böylece Ortadoğu’da iki ülke arasında rekabet ortamı iyiden iyiye gerilmeye başlarken İngiltere’nin Arap Yarımadası’ndan Hindistan’a uzanan hattaki faaliyetlerine Fransa’nın engel olmaya çalışması da gerginliği arttırır. Mısır’ın Napolyon Bonapart tarafından
Fransa ve Anadolu’da Fransız-Ermeni İşbirliği Sempozyumu, Fırat Üniversitesi Yay., Elazığ 2003, s.117. 47 Öte yandan Fransa’nın bölgeye gönderdiği elçi ve konsolosların her zaman Osmanlı idaresine karşı iyi niyetli olduklarını belirtmek ise pek kolay değildir. Örneğin 17. yüzyılda Halep ve Kudüs’e gönderilen Fransız konsolosları IV. Murat ve IV. Mehmet yönetimleri için son derece sıkıntılı bir durum yaratmışlar, görev yaptıkları bölgelerde özellikle azınlıklara yönelik olarak tahrik dolu davranışlarda bulunmuşlardır. Daha 1528 yılında 1. Francois, Kudüs’teki kilise üzerinde hak iddia eder ve buranın cami yapılmasına tepki gösterir. Böylece Fransa’ya iyi niyet ve biraz da lütuf gibi verilmiş olan ayrıcalıklar yavaş yavaş ülkenin başını ağrıtmaya başlar. Fransa kendisine verilen ayrıcalıkları tam bir serbestî ve imtiyaz şeklinde değerlendirmeye başladığından Osmanlı topraklarında yaşayan Katolikler üzerinde kendisinde himaye hakkı bulunduğunu ileri sürmeye de başlar. Öte yandan 1579 yılında İngiltere’ye verilen ayrıcalıklı ticarî hakların ardından Hollanda da 1612 yılında bu hakka sahip olur ve bunu diğer Avrupa devletleri takip eder. Fransa’nın yapılan anlaşma sonrasında özellikle Fransız tüccarların yoğun olarak bulundukları liman kentlerinde konsolosluklar açmalarıyla beraber Osmanlı içinde yeni bir yapılanma ortaya çıkmaya başlar ve Fransızlar devlet içinde devlet gibi davranarak millet sistemi uygulamaya başlarlar. Bozkurt, Gayrimüslim Osmanlı..., s.33. 48 Yavuz, Kurtuluş Savaşı Döneminde..., s.137.

265

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

işgal edilmesinin ardından Fransa’nın geleneksel politikası da uygulanmaya başlanır ve o tarihe kadar nispeten göz ardı edilmiş ve unutulmuş durumda kalan Doğu Karadeniz de Doğu Sorunu olarak tekrar önem kazanır. Böylece kendi varlığını Avrupa’nın sömürgeci devletlerin ellerine bırakan Osmanlı idaresi Ortadoğu’daki egemenliğini de bu ülkelerin denge politikalarına bırakmak zorunda kalır. Bu noktada Orta Doğu’nun ve özellikle de Doğu Karadeniz’in stratejik önemi, bölgedeki egemenlik hakları ve Hindistan’a uzanan güzergâhın güvenliği açısından değerini gören İngiltere 1878 Berlin Kongresi’ne kadar geçen süreçte Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğünü savunan bir strateji izlemeye başlar. Fransa’nın Mısır’ı işgal etmesi Avrupa’nın sömürgeci devletleri bağlamında çıkar çatışmalarını gündeme getirirken Ortadoğu’ya da yeni sorunlar ekler. Örneğin Napolyon Bonapart’ın Fransız İhtilali’ne bağlı olarak Mısır Mısırlılarındır şeklinde açıklamalar yapması devrim rüzgârlarını Mısır’a kadar taşımış olur. İçinde bulunulan şartlar, kültürel ve sosyal altyapı göz önüne alındığında Fransız İhtilali’nin devrimci fikirlerinin bu coğrafyada bir anda anlaşılabilmesi pek de mümkün olmamakla beraber bir başlangıç olduğu da düşünülebilir. Fransa’nın Ortadoğu’ya İngiltere’nin tahminlerinden çok daha fazla yakınlık göstermesi, Napolyon’un Ortadoğu’ya yönelik politikasını kararlılıkla uygulamaya çalışması ve İngiltere’ye karşı İran Şahı ile anlaşma zemini aramaya başlaması İngiltere’yi telaşlandırır ve İngiliz ajanları ve İngiliz denizcileri bir anda Basra Körfezi ile Dicle-Fırat havzasında çok daha faal bir görüntü çizmeye başlarlar. Napolyon’un Tilsit’te Rus Çarı ile anlaşması ve Osmanlı topraklarının Rusya’ya teklif edilmesi sonucunda Boğazların Rusların eline geçmesi endişesi İngiltere’yi Osmanlı İmparatorluğu’na yaklaştırır49.
49 Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun Ortadoğu’da prestijini sarsan olay ise Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın bölgede kendi egemenliğini ilan etmesi ve Osmanlı Devleti’ne karşı isyan bayrağını çekmesidir. Kölemen beylerini ortadan kaldıran, Vahabi ayaklanmasını bastıran Mehmet Ali Paşa, Kölemen ve vakıf arazilerine el koyar. Hemen ardından ziraatte ürün vergisini, ticaret ve endüstride ise tekel sistemini getirir. Fransız usullerine göre bir ordu yaratan Mehmet Ali Paşa durumunu gittikçe güçlendirir ve Mora’da 1821 yılında başlayan isyan sırasında Osmanlı İmparatorluğu kendisine isyan eden valisinden yardım istemek zorunda kalır. Mehmet Ali Paşa’nın oğlu bu isyanı bastırmakla beraber karşılığında Suriye Valiliği görevini talep eder. Olaya İngiltere, Fransa ve Rusya’nın da dâhil olmasından sonra Rusya Osmanlı İmparatorluğu’na savaş açarken savaştan mağlup olarak çıkan Osmanlı da Yunan bağımsızlığını tanımak zorunda kalır. Mısır Valisi ile Osmanlı arasındaki mücadele daha sonraki dönemde de artarak
266

Doç. Dr. Ulvi KESER

Ortadoğu’da Fransa ile İngiltere’yi karşı karşıya getiren bir başka olay ise Lübnan’da Katolik Maronitlerle Müslümanlığa en azından şeklen bağlı görülen Dürzîler arasındaki mücadeledir. Katolik Maronitlerin yanında yer alan ve bu grubu destekleyen Fransa karşısında bir anda İngiltere’yi bulur. Böylece bölgede ticarî ve siyasî çekişmeler yanında din faktörü de ön plana çıkartılır. Özellikle Lübnan’daki sorunun genişleyerek devam etmesi üzerine Fransa bu bölgeye 1860 yılında 5.000 askerlik bir güç gönderir. Bölgedeki etkinliğini arttırma çabasındaki Fransa 1865 yılından itibaren bölgede bir takım gizli Arap cemiyetleri kurmak suretiyle ilk ulusalcı Arap gruplarının da oluşmasına ön ayak olur. Bu noktada çekişme bölgede İngiltere’ye set çekmek isteyen Fransa ile bölgede Fransa’nın güçlenmesini istemeyen İngiltere arasında yaşanmaktadır. İlginç olansa bu dönemde ve özellikle 1871 yılına kadar Fransa’yı kendisine geleneksel düşman ve rakip olarak gören İngiltere’nin menfaatlerin kesiştiği noktalarda ise bu ülke ile yakın ilişki içinde olmaktan çekinmemesidir. Örneğin ekonomik kriz boyutunda Fransa Bankası ve İngiltere Bankası birbirlerine çok rahat destek olabilmektedirler50. Öte yandan Osmanlı Devleti’ne karşı verilecek bir sömürü çabasının zorluğu hesaba katılarak özellikle Kilikya bölgesindeki Ermeni varlığı Fransa tarafından son derece ince bir siyasetle ön plana çıkartılmaktadevam ederken İngiltere bölgede güçlü bir devletin varlığından rahatsızlığını her ortamda dile getirir. Fransa ise bu aşamada Mısır Valisini desteklemektedir. Rusya ise Osmanlı idaresinin Mehmet Ali Paşa’nın eline geçebileceği ve kendisine de sorun yaratacağı endişesi içerisindedir. Osmanlı İmparatorluğu ile Mısır valisi arasında 14 Mayıs 1833 tarihinde Kütahya Barışı yapılır ve Mehmet Ali Paşa’ya Mısır, Girit ve Şam, oğluna da Cidde ve Adana valilikleri verilir. Ayrıca 8 Temmuz 1833 tarihinde Rusya ile Hünkâr İskelesi Anlaşması yapılır ve Rus yardımına kapı açılır. Bu noktadan itibaren bölgede mücadele alevlenirken bölgeyle ilgili ince planlar içerisindeki sömürgeci devletler hemen her fırsatta bölgeye karışmaya ve bölgede daha aktif olmaya başlarlar. Ergün Aybars, “Ortadoğu, Emperyalizm, Petrol ve Türkiye”, Beşinci Askerî Tarih Semineri Bildirileri I, Ankara 1996, s.514. Ayrıca bkz. Tayyar Arı, Geçmişten Günümüze Ortadoğu; Siyaset, Savaş ve Diplomasi, Alfa Yay., İstanbul 2005, s.90. 50 Örneğin Mısır’da idarenin yavaş yavaş Fransa ve İngiltere’nin eline geçtiğini gören Arabî Paşa’nın 1882 yılında Harbiye Bakanlığı’na getirilmesinin ardından başlayan Batı karşıtı ulusçu hareket İngiltere ve Fransa’yı bu durumu kendi stratejik planlamalarına aykırı ve tehlikeli bularak bölgeye derhal bir donanma göndermeleri ve İskenderiye’de yaşanan bir kargaşa sırasında İngiliz donanmasının bu şehri bombalaması buna tipik bir örnektir. Bu olayın ardından İngiltere böylece Mısır’ı işgal eder ve ülke Osmanlı İmparatorluğu egemenliğinden resmen çıkarak İngiliz toprağı haline gelir.
267

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

dır. Bütün bunların ardından ilk Ermeni komiteleri de ortaya çıkmaya başlar51. Başta İngiltere, Fransa ve Rusya olmak üzere kilisenin, basının propaganda faaliyetleri yanında52 özellikle Avrupa’ya eğitim görmek için giden Ermeni gençleri oralarda yeni fikirler ve ideolojileri görmüşler ve geri dönüşlerinde sosyal hayatla ilgili eksiklikleri ve sıkıntıları ortaya koymak, bazı haklar elde etmek ve en sonunda da bağımsızlıklarını kazanmak isteğiyle harekete geçerler. Zeytun isyanıyla başlayan bu hareket daha sonra bütün Anadolu’ya dalga dalga yayılacaktır53. Böylece Ermeni okullarındaki kitaplar, şiirler ve hikâyeler kanalıyla, Ermeni komitaları, Fransız okulları ve hayır kurumları, siyasî örgütlenmeleri, propaganda ve taşkın hareketlerle Anadolu insanının felaketine yol açan bir Türk-Ermeni çatışması yaratılmaya çalışılır ve bunda da başarılı olunur54 ve Lübnan, Anadolu ve Suriye’de açılan kolejlerde Ermeni tarihi,
51 Bu konuyla ilgili ilk kıpırdanmalar da Paris’te faaliyet gösteren bazı Ermeniler aracılığıyla başlatılır. Örneğin kendisini Zeytun Ermenilerinden bir şef ve prens olarak tanıtan Haroution Tchakirian, Londra’dan Paris’e geçerek bazı Fransız gazetecileriyle kulis faaliyetlerine girişmiştir. BOA, HR.SYS., Belge No:2748/7. 52 Bilgi kirliliğine neden olan ve Anadolu insanıyla Avrupa kamuoyunun kafasını karıştırmaya yönelik girişimlerde İstanbul kaynaklı asılsız haberler özellikle Fransız gazetelerinde maksatlı olarak yayınlanmaya başlanır. Örneğin eski adana Başpiskoposu Mighiditch Vehabetian’ın Kudüs’te gözaltına alınması, bazı Ermeni papaz ve metropolitin sürgüne gönderilmesi, le Temps ve Correspondance de I’Est, Nouvelle Presse Libre ve Neues Wiener Tagblatt’ta yayınlandığı üzere bazı Ermenilerin suçsuz yere ölüme mahkûm edildikleri gibi haberler kamuoyunu işgal eder. BOA, HR.SYS., Belge No:2788/23, 2748/59. 53 Örneğin 9 Ağustos 1892 tarihinde Londra ve Marsilya Ermeni Komitesi ortak sekreterliği adına Adana Ermeni başpiskoposuna gönderilen yazıda; bütün faaliyetlerin gizli tutulması gerektiği, Adana bölgesine 1.000 kişilik askeri teçhizat gönderildiği, ayrıca Adana’ya 300, Payas’a 60 ve Maraş’a da 200 atlı gönderilmesi gerektiği, ayrıca o zamana kadar her şeyden habersiz olan hükümet rehavet içinde olmalı, onlarla ilişkilerinizi sürdürün, vali, mutasarrıf ve kaymakamların dostluklarını ikiyüzlülükle de olsa güvenlerini kazanmak ve Ermenilerin bu hareketleri hususunda şüphelere düşmemeleri gerekir denildikten sonra ‘Ölülerimiz için dua ediniz’ şifreli mesajın alınmasıyla beraber harekete geçileceği bildirilir. Aynı günlerde Maraş’ta bulunan Fransız Antrasante rahiplerinin resmî izin alarak yaptıkları ev ve okulun alt katlarında top, silah ve mühimmat bulunduğu da yakalanan bir Ermeni casusunun ifadesi sonrasında ortaya çıkacaktır. BOA, HR.SYS., Belge No:2748/12, 2789/8; A.MKT. MHM., Belge No:646/32. 54 Örneğin 9 Ağustos 1892 tarihinde Londra ve Marsilya Ermeni Komitesi Ortak sekreterliği adına Adana Ermeni Başpiskoposuna gönderilen yazıda; Bir takım alışılmamış söz ve haberlerle halkın bütün kesimlerinin zihnini bulandırınız ve kışkırtınız... Yazışmalarda mektuplarınızı matbaa harfleriyle yazınız ki, bu yazının kim tarafından yazıldığı bilinmesin. Eşkıya çetelerinin teşkilatlanması hususunda daha önceden gönderilmiş talimatları harfiyen uygulayınız. Çerkez kıyafetleri arzulanan
268

Doç. Dr. Ulvi KESER

edebiyatı hakkında bilgi verilirken insan hakları ve milliyet prensipleri konularında da kışkırtıcı yayınlar ve eğitim yapılmaya başlanır55. Suriye ile Anadolu’yu birbirine karıştıran ve Türkiye’deki sömürgeci tasarılarını yürütmek için askerî kuvvet sıkıntısı çeken56 Fransa, Anadolu’daki Türk ve Suriye’deki Arap ayaklanmasını bastırabilmek için büyük bir güç kullanmak zorunda kalmış ve bu nedenle Araplara ve özellikle de Türklere karşı İngilizlerin de yaptığı üzere57 Ermenileri kullanmaktan çekinmemiştir58. Çünkü Ermenilerden yararlanma programı uzun vadeli ve sabır isteyen bir iştir. Bu işi yürütecek komutan davaya inanmış, azimli ve bin bir türlü güçlük karşısında direncini yitirmeyen bir kişiliğe sahip olmalıdır. Bilinmesi gereken şey sonradan toplanacak meyvenin bugünkü zahmete değer olduğudur59. Osmanlı İmparatorluğu’nun 1855 yılında İngiltere, Fransa ve Avusturya ile birlikte Kırım Seferi’ni gerçekleştirmesi ve Ruslara karşı alınan zaferin ardından Viyana’da yapılan barış konferansında anlaşma metnine; Türkiye’de bütün dinler ve ayinler serbesttir. Hiçbir Osmanlı uyruğu, dinî nedenlerden ötürü kovuşturmaya uğramayacaktır maddesinin konulmasının ardından 1856 tarihli Islahat Fermanı ile azınlıklara ayrıcalıklar verilir. Aynı yıl içerisinde, Fransa’dan alınan bir uygulamayla Vilayetler Kanunu çıkartılır ve azınlıklara yerel yönetimlerde daha fazla söz hakkı ve temsil yeteneği konusunda ayrıcalıklar ve öncelikler verilamaca tam olarak cevap vermektedirler... Bize çok para gönderiniz, çünkü her şey parayla yapılmaktadır. Silah üretme hususunda ilerleme sağlayınız ve Ermeni çocuklarını Osmanlı okullarına göndermeyiniz. Çünkü Türklerle dostluk bağları kurarlar denilmektedir. BOA, HR.SYS., Belge No:2789/8. Karal, Osmanlı Tarihi..., s.129. Özellikle II. Meşrutiyet’in 1908 yılında ilanıyla birlikte İttihatçıların Abdülhamit yönetimine olduğu kadar ülkeyi adeta istila etmiş durumdaki misyonerler, propaganda faaliyetleri ve özellikle Fransa ve İngiltere’nin resmî, gayrı resmî görevlilerine karşı da harekete geçeceklerinin anlaşılmasıyla Fransa ve İngiltere’nin olumsuz girişimleri de artış gösterir. Tarih Boyunca Ermeni Meselesi, Genelkurmay Başkanlığı Yayını, Ankara 1979, s.354. İngilizler öteden beri Ermenileri Şark’ta menafi’-i siyasîyeleri için birer alet olarak kullanmışlar, me’murin-i siyasîyesi, misyonerleri hep bu maksatla kendi menfaatleri uğrunda bunları felaketten felakete sevk ederek te’min-i istifade etmişlerdi. Ayrıntılı bilgi için bkz. Ermeni Komitelerinin A’mal Ve Harekât-ı İhtilaliyesi, Hazırlayan Erdoğan Cengiz, Başbakanlık Basımevi, Ankara 1983, s.327. Alptekin Müderrisoğlu, Kurtuluş Savaşının Malî Kaynakları, Ankara 1990, s.551. Can Kapyalı, “Birinci Dünya Savaşında Müttefik Ordularında Görev Alan Ermeni Milis Kuvvetleri”, BTTD, Ankara 1991, Sayı 73-76, s.108.
269

55 56

57

58 59

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

meye başlanır.1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında 3 Mart 1878 tarihinde imzalanan Ayastefanos Anlaşması ile de Ermeniler bağımsızlıklarını elde edemeseler bile60 uluslararası bir anlaşmaya dahil olma şansını yakalamış olurlar. 13 Haziran 1878 tarihli Berlin Konferansı ise Ermeni Meselesi konusunda tam anlamıyla bir kırılma noktası oluşturur. Bu noktada Rusların İstanbul’a inebilmek maksadıyla Balkanlar’da yarattığı isyan ortamı gibi Ermenileri de hayali bir Ermenistan peşinde koşturması, ayrıca Şark vilayetleri kanalıyla İskenderun ve Akdeniz’e inmek istemesi ve bu bölgede bir Ermeni devletinin kurulmasını istermiş gibi görünmesi yanında İngiltere de Rus siyasetine ve Ruslara karşı tampon görevi görecek Ermenileri maşa olarak kullanmak suretiyle Osmanlıyı da tehdit etmek istemektedir. Bu bağlamda Fransa da oyundan geri durmamakta ve kendi hissesine düşecek payı kapabilmek maksadıyla ince planlamalar yapmaktadır61; Ermeni sorunu, Fransa’nın Osmanlı Devleti ile kendi başına halledebileceği bir konu değildir. Uluslararası bir mahiyet kazanan bu mesele konusunda Osmanlı Devleti Berlin Konferansı’nda bir takım taahhütlerde bulunmuştur. Fransa buna ilgisiz kalamazdı. Amacı Osmanlı idaresi altında
60 Bu anlaşmaya esasında çok büyük umutlar bağlayan ve kendi istiklâlleri açısından önemli bir adım olarak gören Ermeniler, Rusların özellikle Şark vilayetlerindeki Türkleri başka bölgelere göndermesinden sonra bu bölgelerin de kendilerine verileceğini beklerken karşılaştıkları sonuçtan pek de memnun olmazlar. 61 Fransa’nın bu yaklaşımıyla ilgili olarak Tiflis baş şehbenderi Münir Süreyya Bey, 9 Temmuz 1916 tarihinde Babıalî’ye verdiği raporda özellikle İngiltere ve Rusya’yı eleştirdikten sonra: …Fransa hükümeti ise İngiliz ve Rus hükümetlerine bütün varlığıyla çalışıp gayret göstererek yardım etmek konusunda asla kusur etmemiştir. Zaman zaman Fransız devlet adamlarının riyakâr bir şekilde söyledikleri Fransa Cumhuriyeti’nin bize karşı iyi niyetli arabuluculuk görevini üstleneceği sözleri hep boş cümlelerden ibaret olmuştur. Fransa yeri geldikçe milliyetçiliği savunmaktan geri durmamış, genellikle bütün İstanbul Fransız sefirleri Ermeni Meselesi’nde bizim yararımıza dostça hareketlerden uzak kalmışlar; özellikle en gergin dönemde İstanbul’da bulunan Mösyö Kanbon zaman zaman coşkuyla zararımıza çalışmakta kusur etmemiştir. Özetle diyebiliriz ki tarihî ve siyasî sebepler, bugün kendileriyle savaş hâlinde bulunduğumuz her üç devletin bazen müttefikleriyle bir noktada toplanmasını sağlamış, bazen de çıkarları uğruna birbirlerinden uzaklaşsalar da yine bizim zararımıza olan konularda birleşen çizgilerinden doğan tarihi ve siyasî sebeplerin doğal zorlamasıyla Ermeni Meselesi’nde daima aleyhimize çalışmışlar ve başımıza pek çok dert açmışlardır der. Fransa Dışişleri Bakanı Mösyö Delcasse’nin 20 Ocak 1902 tarihinde Fransa Mebuslar Meclisi’nde yaptığı konuşmadan aktaran Münir Süreyya Bey, Ermeni Meselesi’nin Siyasî Tarihçesi (1877-1914), Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yay., Ankara 2001, s.73, 103.
270

Doç. Dr. Ulvi KESER

bulunan milletlerden birine ayrıcalık verilmesini padişahtan istemek ve o milletin bu ayrıcalığı etrafındaki diğer milletlere karşı kullanmasına fırsat vermek değil. Osmanlı idaresindeki bütün milletlere insaflı bir idare, adil mahkemeler sağlanması ve dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin devamıyla Avrupa devletlerinin huzur ve asayişi için gereken güvenliğin teminidir… Her devletin Berlin Anlaşması’nın 61. maddesinin hükümlerini62 tek başına ciddi olarak uygulatmak zorunda olması konusu Berlin Konferansı’nda kabul edilememiştir. Bunun nedenini Millet Meclisi’nde açıklamak gereksizdir. Devletlerarasında ciddi bir anlaşmazlık çıkması korkusu devletlerin gerektiğinde kuvvet kullanmayı birbiri ardına taahhüt etmelerine engel olmuştur. Hatta diplomasi yoluyla ortak hareket edilmesi şartı da anlaşmaya konmadığından, Babıâli’nin alınan tedbirler hakkında sırası geldikçe bilgi vereceği ve devletlerin bu tedbirlerin uygulanmasına nezaret edecekleri de oy birliği ile ifade edilmiştir. Ermeni Sorunu daha sonra, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşları’nın hemen ardından imzalanmış bulunan Yeşilköy ve Berlin Anlaşması’nda ön plana çıkartılmış ve bu tarihten itibaren de uluslararası platformda Türkiye karşıtı siyasetin değişmez araçlarından birisi hâline gelmiştir. Söz konusu bu anlaşmalarda, İngiltere, Fransa ve Rusya tarafından ileri sürülen tezler daha sonra başka devletler ve özellikle de Amerika Birleşik Devletleri’nde taraftar bulmuş ve desteklenmiştir. Ermeni Meselesi, bu devletler tarafından daha önce ileri sürülen ve yaşadıkları topraklarda çoğunluğu teşkil ettikleri ileri sürülerek bu devletleri Osmanlı İmparatorluğu sınırlarından çıkarmak ve bağımsız devletçikler hâline getirmek maksadıyla Sırp, Bulgar ve Yunan meseleleri gibi ele alınmış ve buna göre değerlendirilmiştir. Özellikle 19. yüzyıl çerçevesinde Türk kavramının pek de olumlu görülmediği başta Fransa olmak üzere Batı ülkelerinin yaklaşımı çerçevesinde dünya siyaset tarihi incelendiği takdirde görülecektir ki imparatorluk veya herhangi bir devlet sınırları içerisindeki azınlıkların ayaklanmaya kalkışmaları, bu hareketlerine devam edebilmeleri ve ardından bağımsızlıklarını kazanabilmeleri iç karışıklıklar ve istikrarsızlıklar yanında esas olarak dış desteğe bağlı olarak mümkün olabilmektedir. Doğaldır ki içerideki karışıklıklar dışarıdan destek
62 Bu maddeye göre olayları önlemek maksadıyla büyük kısmı yerlilerden oluşan bir jandarma gücü teşkil edilecek, yerli, cemaatlerden oluşan mahkemeler kurulacak, idarî personel tasfiye edilecek, toprak meselesi en kısa zamanda halledilecek ve vergiler konusunda iyileştirmeler yapılacaktır. BOA, HR.SYS., Belge No:786/60.
271

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

almadığı takdirde başarıya ulaşamaz ve ulaşması da çok kolay değildir. Devletin çok güçlü olması hâlinde ise dışarıdan gelebilecek tehlikeler nispeten daha kolay bir şekilde halledilebilir. Bu bağlamda bakıldığında dış destekli Ermeni Meselesi’nin Osmanlının zayıf olduğu bir dönemde parlamasının da tesadüf olmadığı ortaya çıkacaktır. Böylesine hassas bir noktada ise Fransa’nın başta Yunanlılar olmak üzere Osmanlı idaresinde yaşayan öteki halkları kurtarmak, Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayarak bölmek ve uzun vadede intikam almak gibi planlarının bulunduğu da ortaya çıkar. Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak ve mirasını emperyalist güçler arasında paylaşmak olarak isimlendirilebilecek Şark Meselesi (Question d’Orient) kavramının da ilk defa 1815 Viyana Kongresi sürecinde ortaya çıkan bir ifade olduğu göz önüne alınacak olursa sorun daha net anlaşılacaktır. Bu dönem ayrıca o güne kadar ağırlıklı etken olarak Müslümanlığın yaşandığı; ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflama ve çökme devresine girmesiyle beraber Batı toplumunun sosyal, ekonomik ve siyasî alanda kurumlaşmış kültürünün egemen olmaya başladığı bir geçiş dönemi olarak da algılanabilir. Böylece bir yandan Batı kültürünü uyarlamaya ve yaşamaya çalışan bir toplum ortaya çıkarken bir yandan da son derece tutucu ve radikal dünya görüşünü benimseyen gruplar da ortaya çıkmaya başlar ve güç odakları olarak da adlandırılabilecek devletlerin egemenliği altına girer. Osmanlı İmparatorluğu’nun son derece güçlü olduğu bir dönemde özellikle Ortadoğu bölgesi kendi içerisinde son derece özgür ve tehlikelerden uzak bir hayat sürerken imparatorluğun zayıflamaya ve gerilemeye başladığı XVIII. yüzyıldan itibaren bu gerilemeye paralel olarak dış müdahaleler ve dış etkenlerin altında daha fazla kalmaya başlar. İmparatorluğun çökme sürecinin hızlanmasıyla beraber Ortadoğu coğrafyasında oluşan boşluk da sömürge devletleri tarafından doldurulmaya başlanır ve söz konusu bu devletler arasındaki rekabet, çıkar çatışmaları ve ekonomik mücadeleler bölgede daha yoğun yaşanmaya ve hissedilmeye başlanır. Bu arada Doğu Anadolu bölgesinde Ermenilerin Rusların eline bırakılmasından çekinen İngiltere de devreye girince Osmanlıya yapılacak yardım karşılığında Kıbrıs adası alınır ve Akdeniz’de stratejik bir üs de böylece İngiltere tarafından ele geçirilmiş olur. Bu aşamada Fransa’nın nihai hedefi ise bölgedeki bütün Hıristiyan unsurları kullanmak suretiyle Doğu İmparatorluğu/Oriental Empire oluşturmaktır. Böylece büyük dev272

Doç. Dr. Ulvi KESER

letlerin maddi yardım ve desteğini alarak Anadolu’da göçmen komiteleri kuran azınlıklar, gençler arasında Türk insanına karşı nefret uyandırıcı bir taktik izleyerek Kanunî boşluklardan da faydalanmak suretiyle öncelikle ekonomik olarak güçlenmeyi hedefler ve bunun için her türlü yolu mubah sayarlar63, çeşitli dönemlerde isyanlar çıkarmak suretiyle özellikle Batı ülkelerinin Anadolu’ya müdahale etmesine çalışırlar ve en son olarak da Anadolu’ya sınır teşkil eden yakın bölgelerde gizli terör kampları kurarlar64. Bu noktada Fransa’nın tıpkı İngiltere’nin de yaptığı üzere geleneksel politikası olarak azınlıkları ve sömürgeleri kullanma yönündeki girişimlerinin sadece Osmanlı İmparatorluğu’nu ortadan kaldırmanın ötesinde egemenliği altına alacağı bölgedeki zengin maden ve petrol rezervleriyle tarım alanlarını da tek başına kullanma düşüncesi ve özellikle İngiltere’yi engelleme gayretleridir. Bu noktadan bakıldığı takdirde Fransa’nın petrolle ilgisinin 1917 yılından itibaren başladığını söylemek ise güçtür. Birinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği süreçte İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya arasında yapılan anlaşmalarla çıkar hesaplarına dayanan bir takım paylaşımlar söz konusudur. Bu bağlamda 1915 Mart ve Nisan aylarında Rusya ve İtalya’nın Anadolu’ya yönelik isteklerini karşılayarak onları bir ölçüde frenleyen İngiltere ve Fransa ise Ortadoğu’da kendi çıkarlarına yönelik olarak Rusya’yla birlikte Sykes-Picot Anlaşması’na imza atarlar. Bu anlaşma sonrasında Fransa, Suriye ve hinterlandıyla birlikte Çukurova, Sivas, Maraş, Elazığ, Antep, Mardin’i alacak, ayrıca Halep, Şam ve Musul’u da kapsayan bölgede nüfuz bölgesi oluşturacaktır. Aynı şekilde İngiltere’nin de nüfuz bölgesi olarak ele aldığı bölge ise Basra’dan Bağdat’a kadar olan Güney Mezopotamya dışında kalan bölgeler olacaktır. İşte tam bu aşamada, 1917 yılında Fransa’da patlak veren petrol krizi Fransızları Avrupa’da ortak bir petrol politikası oluşturulması konusunda 1918 yılından itibaren müttefikleri nezdinde girişimlerde bulunmaya sevk edecektir. Her ne kadar Fransızların petrol bağlantılı yeni girişimlerde bulunması savaşın devam ettiği süreçte görünüyor olsa da bununla ilgili altyapının oluşturulması, bölgede kamuoyu yaratılması, doğabilecek tepkilerin önceden hesaplanarak tesirsiz hale getirilmesi çok daha uzun soluklu bir çalışmanın sonucudur. Bugün bile Fransa her ne kadar Irak’tan elini
63 Hayri Mutluçağ, “Bir İşbirlikçi Vezirin Marifetleri”, Türk Tarih Dergisi, Eylül 1970, Sayı 36, s.75-78. 64 M. Selahaddin Bey, İttihad ve Terakki’nin Kuruluşu ve Osmanlı Devleti’nin Yıkılışı hakkında Bildiklerim, İstanbul 1989, s.13.
273

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

ayağını çekmiş gibi görünse de 2001 rakamları itibarıyla bu ülkeyle en çok ticaret yapan Batılı ülke konumundadır ve özellikle 1990 öncesinde yaşanan ve yıllarca İran ile Irak’ı perişanlığa sevk eden savaşta da Irak’ın bir numaralı silah satıcısı ülke konumundadır. Ortadoğu’nun dünden bugüne dünyanın en büyük silah stoklarından birisi olması ve bölgesel güç olma kaygısıyla birbirini boğazlayan toplumların her dönem bu bölgede varlığını sürdürmesi sorunların çözüme kavuşmasını engellemenin yanında emperyalist güçlerin bu bölge üzerinde neden bu kadar ısrarlı olduklarının da bir göstergesidir. Özellikle Ortadoğu coğrafyasında Arap dünyasının içinde bulunduğu parçalanmışlıktan da istifade eden sömürgeci devletlerin neredeyse hiç değişmeyen stratejileri bölgedeki petrol kaynaklarını denetlemek ve ayrıca bölgeyi silah sanayinin en önemli ve potansiyel tüketicisi olarak muhafaza etmektir. Öte yandan Fransa’nın Irak’taki yönetimlerle ilişkisinin ne noktada olduğunu gösteren en bariz noktalardan birisi ise işgal öncesinde Irak petrollerinin yönetiminin bir Fransız şirketi olan Total-Elf grubunda olmasıdır. Böylece Ermeni Meselesi’nde olduğu gibi özellikle 1830 yılından başlayarak neredeyse 1921 yılına kadar Ortadoğu ve Akdeniz bölgesindeki dengeleri suni bir şekilde muhafaza etmeye gayret gösteren Fransa bütün bu isteklerine ve planlarına Anadolu topraklarının işgale uğramasıyla beraber ulaşacağı inancındadır65.
ORTADOĞUDA ÇIKAR ÇATIŞMALARI VE FRANSIZ-İNGİLİZ REKABETİ

Ortadoğu bölgesinde yaşanan bu çıkar çatışmaları ve rekabet ortamı konusunda bir takım fikirler ileri sürmeden önce bölgenin stratejik pozisyonu hakkında bilgi verilmesi faydalı olacaktır. Amerikalı denizci ve deniz stratejisinin en büyük uzmanlarından Alfred Mahan’ın jeostratejik teorisine göre deniz hakimiyetinin dünya hakimiyeti anlamına
65 Fransa’nın bütün bunları gerçekleştirebilmek maksadıyla başlattığı tahrik dolu siyasî girişimler ve casusluk faaliyetleri Osmanlı ile ilişkilerini de gergin bir hale sokar. Özellikle Rusya ile İngiltere ve Fransa arasındaki menfaat çatışmaları daha sonraki dönemde ve özellikle Berlin Anlaşması aşamasında İngiltere’nin de Ermeni savunuculuğuna soyunmasıyla ortaya Ermeni Sorunu olarak adlandırılan uluslararası bir problem olarak çıkar. Fransa bu dönemde Almanya ile ihtilafa düşen Rusya ile yakınlaşmaya başlar, ardından da İngiltere ile bütün görüş ayrılıklarını hallettikten sonra söz konusu üç devlet Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaya ve yönetmeye yönelik planların içerisine girerler. Bu aşamada bu grubun en ateşli destekçisi ve savunucusu ise Fransa’dır.
274

Doç. Dr. Ulvi KESER

geldiği, denizlere hakim olanın dünyaya hakim olacağı düşünülecek olursa Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasındaki stratejik pozisyonuyla Akdeniz, Karadeniz ve Kızıldeniz arasında kalan bölgenin Aden Körfezi, Umman Denizi ve İran Körfezi ve Arabistan Denizi arasındaki ticaret yollarıyla önemi de kolaylıkla ortaya çıkar.66 Mahan’a göre elde mevcut güçlerin ve kaynakların zenginliğine ve avantajlarına rağmen denizde bu avantajları kullanamamak kontrol ve hâkimiyetin karşı tarafa geçmesine neden olacaktır. Jeostratejinin değişen unsurları olarak politik, askeri, sosyal ve ekonomik güçler birer tehdit vasıtası olmasının yanında ilk ve ara tehdit hedefleridir.67 Öte yandan coğrafî güçler ise tehdide açık olan hedefler olarak ortaya çıkar. Bununla beraber coğrafî konum, coğrafî bütünlük ve stratejik kaynaklar bağlamında coğrafî özellikler tehdit için kullanılabilecek özellikler olarak da düşünülebilir. Ortadoğu bölgesinde Süveyş Kanalı, Basra Körfezi, Kıbrıs adası bu bağlamda ilk akla gelenlerdir68. Doğal gaz ve petrol kaynakları açısından son derece zengin bir coğrafyada feodal ve otokrat yönetimler altında dengesiz gelir dağılımı ve bitip tükenmek bilmeyen çatışmalar ve istikrarsızlıkların yaşandığı, yönetenlerle yönetilenler arasında mezhep farklılıklarının yaşandığı, toplumsal istikrarsızlığın her daim en bariz şekliyle hissedildiği, uluslararası şirketlerin yerel yönetimlerle çıkar amaçlı ve sağlam zeminlere oturmayan işbirliği anlaşmaları içerisinde olduğu Ortadoğu bölgesi bu özellikleriyle büyük devletlerin her zaman kolay lokma olarak gördükleri arka bahçeleri konumundadır69. Bu bağlamda Ortadoğu
66 Aybars, “Ortadoğu, Emperyalizm...”, s.515. 67 Suat İlhan, Jeopolitik Duyarlılık, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 1989, s.47. 68 Amerikalı teorisyen ve ilk deniz stratejistlerinden Amiral Alfred Thayer Mahan’ın da belirttiği üzere coğrafyayı ön plana çıkartmak suretiyle deniz gücünü kullanmak son derece önemlidir ve bu durum ulusların yazgısını değiştirebilecek güçtedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Karadeniz’e açılma isteği, bugün Katar’dan Almanya’ya, Akdeniz’den açık denizlere kadar Amerikan üslerinin geniş bir yelpazeye dağılması, Amerika’nın askeri gücünü bütün bu bölgelerde koruma ve idame ettirme düşüncesi bu yüzdendir. Amerika Birleşik Devletleri Deniz Akademisi mezunu olan Alfred Mahan (1840-1914) 1890 yılında yayımladığı Deniz Kuvvetinin Tarihe Etkisi 1660-1783 isimli eseriyle tanınmaktadır. Mahan bu eserinde askerî bağlamda donanmanın ve denizlerin önemini tarihten değişik örnekler almak suretiyle ortaya koyar. Mahan, dünya gücü olabilmek için denizlere hâkim olmak gerektiğini de savunur. Alfred Thayer Mahan, Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi, Matris Yay., İstanbul 2003, s.44. 69 Ortadoğu coğrafyası ayrıca Ortadoğu, hem Uzakdoğu hem Batı kavramıyla karşıtlanan bir coğrafî kavram. Ayrıca aynı ülkeler için kullanılan ve içeriği açık seçik belirlenmemiş olan Yakındoğu kavramını da rahat rahat kapsar. Böylece Ortadoğu terimi, Doğu
275

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

bölgesinin hayatî önemini yakından takip eden batılı devletler ve özellikle de Fransa ve İngiltere; İskender, Romalılar ve Haçlıların yaptıkları seferlerden beri Doğu karşısında sürekli olarak güçlerini birleştirirler, İstanbul’u başkent yapan ve Batı karşısında devamlı olarak Avrupa içlerine sokulmaya çalışan Osmanlıya yönelik olarak sürekli olarak Şark Meselesi’ni ortaya atarlar ve özellikle Hristiyan dünyayı Osmanlı karşısında devamlı olarak kışkırtırlar. Bütün bu faaliyetlerin içerisinde üzerinde ehemmiyetle durulan kışkırtıcı unsurlar ise Maronitler, Yahudiler, Ermeniler gibi azınlıklardır70. Özellikle Batıda ve sömürgeci ülkelerde biriken yatırım fazlasına yeni yatırım imkânları ve alanları yaratmak, ayrıca makineleşmenin ürünü olan üretim fazlasına pazar yaratma isteği, Avrupa’da nüfus artışına bir çare bulabilmek ve yeni yerleşim alanları bulabilme zorunluluğu ile belki de en önemli husus olarak üretim sürecinin esası olan hammadde elde edebilme istekleri ile yoğrulan71 emperyalist düşünce yapısının en acımasız şekliyle kendisini gösterdiği bölge olan Ortadoğu’da 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılması, bölgenin pamuk üretimi konusundaki kaynakları, işlenmemiş ham madde kaynakları ile gelişmiş ülke pazarı olması bölgenin açık rekabet pazarı hâline gelmesine de kaçınılmaz olarak sebep olur. Bu noktada özellikle İngiltere ve Fransa birbirlerine karşı üstünlük sağlayabilmek için bütün kaynaklarını ve güçlerini seferber ederler. Bu kaynaklar arasında
Akdeniz’e kıyısı olan ülkeleri, Türkiye’yi, verimli hilal ülkelerini (Suriye, Lübnan, İsrail, Ürdün, Irak), Mısır’ı, Arabistan yarımadasını, İran’ı ve genellikle Afganistan’ı içine alır. Ama bazen Libya’yı, Sudan’ı ve hatta Hindistan yarımadası ülkelerini (özellikle Pakistan) kapsayacak şekilde genişletilir. Büyük Larousse, CM, s.8903. 70 Fransa bu bağlamda geleneksel olarak Maronitleri desteklerken İngiltere de Dürzîleri desteklemektedir. Özellikle bu dönemde Fransa’nın bu yaklaşımından büyük destek alan ve umutlanan Zeytun Ermenileri harekete geçmekte gecikmezler. Haçin ve Zeytun bölgelerine gelen Prens Leon isimli bir kişi buralarda III. Napolyon’a verilmek üzere bir bildiri hazırlatarak Paris’e gider. Bu bildiriyle Zeytun Ermenileri, Napolyon’a Osmanlı idaresinden çektikleri sıkıntıları ve güçlükleri anlatmakta ve Lübnan’a verilen bağımsızlığın Zeytun Ermenilerine de Zeytun Ermeni Prensliği olarak verilmesini istemektedirler. Hemen ardından 1862 yılında gerçekleşen Zeytun isyanı sırasında İstanbullu Ermeniler tarafından götürülen bazı Ermenilere ait fotoğraflar Paris’te Ermeni prensleri olarak ilan edilir ve kabul edilir. Fransa bu tür ayrılıkçı girişimleri özellikle Osmanlı topraklarında yaşandığı müddetçe açıktan veya dolaylı olarak desteklemekten ve kışkırtmaktan çekinmez. 71 Oral Sander, Siyasî Tarih, İlkçağlardan 1918’e, İmge Kitabevi, İstanbul 2001, s.229.
276

Doç. Dr. Ulvi KESER

Osmanlı topraklarında yaşamakta olan Ermeniler de bulunmaktadır72. Sanayi Devrimi’ni tamamlamış olan ülkelerin ticarî anlaşmalar, borçlanma, sermaye transferi, nüfuz alanları yaratarak sömürgeler yaratma siyasetinin sonucunda bir tarafta sermaye ithal eden, ucuz hammadde temin edebilen, üretilen malı hammadde sağlanan ülkelere çok daha yüksek fiyatlarla satan ülkeler, diğer yanda da bu ülkelere bel bağlamış Ermeniler, Yahudiler, Sırplar, Bulgarlar, Araplar bulunmaktadır. İngiltere’nin Kıbrıs adasını Osmanlı İmparatorluğu’ndan almasının ardından Anadolu’da yaşayan Ermenilerin İngiltere tarafından yönlendirilebileceği kaygısı Fransa’yı telaşlandırır ve bu tür Ermeni davranışlarına taraftar olmasını da engeller. Fransa bu aşamada bir yandan Ermenileri desteklermiş gibi görünürken olup bitenleri de yakından izler; ancak yapılan sadece kamuoyunu tatmin etmeye yönelik olarak Ermeni faaliyetlerini desteklermiş gibi görünür73. Avrupa’da Oryantalizmin kendini göstermesinin ardından74 kozlarını gücün kaynağı olamayan; ancak tarih boyunca gücün kullanıldığı ve
72 Fransa bir yandan Çukurova ve Suriye ile ilgili planlarını uygulamaya sokarken bir yandan da Lübnan’daki Dürzî isyanı ile Şam olayları üzerine Lübnan’a hürriyet sağlamaya gayret eder. Böylece bölgede yaşayan farklı Hristiyan mezheplerine ait azınlıkları Katolik yapmak için uğraşırken bölgede mezhep birliğini de sağlama düşüncesindedir. Bu bağlamda örneğin Napolyon Bonapart, Fransa’nın Osmanlı İmparatorluğu’ndaki büyükelçisi General Brune’ye gönderdiği 1802 tarihli talimatta; Fransa, Suriye ve Çukurova’da bulunan bütün manastırları, Hıristiyanları ve özellikle kutsal yere giden bütün kervanları yeniden koruması altına almalıdır diyerek ülkesinin Osmanlı’ya yönelik genel politikasının da altını çizmiş olur. Paul Imbert, Osmanlı İmparatorluğunda Yenileşme Hareketleri, Türkiye’nin Meseleleri, İstanbul 1981, s.93. 73 Bu aşamada Fransa’da eğitimde bulunan Ermeni öğrencilerin de içinde yer aldığı bazı komiteler tarafından Ermeni zenginlerinin ekonomik desteği ve Fransız basın-yayın kuruluşlarının propaganda girişimleriyle Ermeni Sorunu bir kere daha ısıtılır ve kamuoyu yaratılır. Osmanlı idaresinin bu faaliyetlerde bulunanların tespit edilerek isimlerinin verilmesi yönündeki talebi ise Fransa tarafından reddedilir. 74 Bazı kaynaklar oryantalizm denilen disiplinin kırılma noktası olarak Napolyon’un Mısır seferini göstermektedirler. Sadece Osmanlı İmparatorluğu-Fransa ilişkileri bağlamında düşünülmemesi gereken bu askerî harekât esasında Batılılar tarafından bir bakıma; sömürgeci ideallerini meşrulaştırma yönünde yeni bir safhaya girildiğini gösteren bir süreç olarak Ortadoğu kültür kaynaklarının ortaya çıkartılması ve keşfedilmesi açısından son derece önemli sonuçlar doğurur. Napolyon bu sefer sonrasında yayımladığı bildiride Müslümanların ve halifenin dostu olduğunu belirtir ve Mısırlıları Memlûkların elinden kurtarmanın asıl gayesi olduğunu açıklar; Özgürlük ve eşitlik temellerine dayalı Fransız Cumhuriyeti adına, Fransız
277

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

gösterildiği yer olan Ortadoğu coğrafyası üzerinde oynamaya başlayan Fransa ve İngiltere’nin bu mücadelelerinde siyasî, ekonomik, kültürel, dini boyutları olan çok yönlü bir rekabet ortaya çıkar. Bu rekabet ortamında hedefte ise coğrafî, ekonomik ve stratejik pozisyonuyla dünya siyasetindeki söz sahibi ülkelerin dikkatlerini her zaman üzerinde toplamış bulunan Osmanlı İmparatorluğu bulunmaktadır. Osmanlı idaresinin 1821 Mora İsyanı sonrasında 1829 yılında Yunanistan’ı kaybetmesi, ardından Sırbistan’ın özerkliğini kazanması, 1878 Berlin Anlaşması sonucunda Bulgaristan ve Romanya’nın ortaya çıkmalarıyla Osmanlı İmparatorluğu Balkan yarımadasındaki topraklarının neredeyse tamamını ve egemenliğini kaybeder. İmparatorluğun elinde kalan topraklar ise Müslüman çoğunluğun oluşturduğu topraklardır ve bu topraklarla ilgili planlar özellikle Fransa ve İngiltere tarafından sinsi sinsi ve son derece ustaca uygulanmaktadır. Mısır’ı 1882 yılında İngiltere’ye kaptıran Fransa bir yandan İngiltere’yi çelmelemeye çalışırken bir yandan da Suriye ile ilgilenmektedir75. Bu durum özellikle, Suriye’nin Doğu sömürge yolları üzerinde bulunması sebebiyle de önem arz etmektedir ve Fransa bu bölgeyi hâkimiyeti altında tutmak suretiyle İngiltere’nin Doğu yolunu ve Hindistan çıkışını kapatmak düşüncesindedir76. Bir yandan bölgenin coğrafî pozisyonu, öte yandan bölgede bulunan Katolik topluluk ve
güçleri kumandanı Bonapart’ın tüm Mısır halkına duyurusudur; Uzun süredir iktidarda bulunan Fransız milletini tahkir etmekteydiler… Çeçenistan ve Gürcistan’dan gelen Memlûklar tüm dünyanın bu en güzel bölgesini yok etmek istiyorlardı. Ancak kadir-i mutlak ve evrenin efendisi olan Tanrı onların devletlerinin tahrip edilmesini zorunlu kılmıştır. Ben buraya sırf sizin haklarınızı kurtarmak için geldim. Ben her şeye gücü yeten Tanrı’ya ibadet ediyorum ve peygamberi olan Muhammed’e ve kutsal Ku’an’a Memlûklardan daha çok saygı gösteriyorum. Onlara söyleyin ki Tanrı karşısında herkes eşittir. Bessam Tibi, Arap Milliyetçiliği, Yöneliş Yay., İstanbul 1998, s.99-100’den aktaran Toktamış Ateş, Siyasal Tarih, Bilgi Üniversitesi Yay., İstanbul 2004, s.135. 75 Bu bölgeyle her dönem yakından ilgilenen Fransa’nın Suriye’de egemen olabilmek ve bölgede hâkimiyetini ilan edebilmek amacıyla kullandığı ilk yol ise telefon, tramvay ve elektrik işletmeleri yanında demiryolu yapımcılığı olur. 76 İngiltere’nin bir yandan petrol kaynaklarına doğrudan müdahale edebilmesini sağlayacak bir hâkimiyet oluşturması, ayrıca Hindistan’a giden ve İngiltere’nin çok önem verdiği hattın devamlı açık tutulması ve güvenliğinin sağlanması ve son olarak da Rusya’nın açık denizlere geçişini engellemeye yönelik üçayaklı hedefine karşılık Fransa da İngiltere’yi olabildiğince engellemenin çarelerini aramaktadır. 21. yüzyıl şartları göz önüne alınınca İngiltere’nin hedeflerini büyük ölçüde gerçekleştirdiği de görülecektir. Ömer Budak, Türkiye’nin Dünya Ülkeleri Açısından Jeopolitik Önemi ve Avrasya’daki Yeri, Bilge Yay., Ankara 2006, s.229.
278

Doç. Dr. Ulvi KESER

özellikle Çukurova havzasındaki zengin ve bereketli pamuk tarlaları Fransa’nın bölgeye olan ilgisini arttırmaktadır. Fransa bu bölgeyle ilgili taktiklerine doğal olarak Çukurova bölgesini de dâhil etmiş durumdadır ve özellikle Çukurova’nın zengin ve işlenmemiş kaynakları ve bereketli toprakları iştahını kabartmaktadır. Çukurova bölgesiyle mukayese edildiğinde özellikle ziraat, madencilik ve endüstriyel kaynaklar açısından son derece fakir olan Suriye’yi stratejik konumu nedeniyle egemenliği altında tutmaya çalışan Fransa aynı bölgedeki Çukurova’yı ise tamamen ekonomik sebeplerle ele geçirme gayreti içerisindedir. Özellikle Amerika ve İngiltere’nin tekelinde bulunan pamuk pazarlarından kendisini kurtarmayı düşünen Fransa ekonomisinin ihtiyaç duyacağı bütün pamuğu bu bölgeden sağlayabileceği inancındadır. Fransız dokuma sanayi bu amaçla ne olursa olsun Adana bölgesine Fransa’yı sokmak düşüncesindedir. Öte yandan Fransa’nın Çukurova bölgesine ve özellikle de Adana’ya yönelik gerçekleştirmek istediği ihracat istediği düzeyde gerçekleşmez. Adana ve Mersin bölgelerine yapılan ihracat genel ihracatın ancak %2,7’sini teşkil ederken Adana’dan Fransa’ya yapılan ihracat ise genel toplamın içerisinde sadece %5 olarak gerçekleşir77. Doğu Anadolu’dan başlayarak bütün Çukurova bölgesini içine alacak geniş bir coğrafyada Ermenilere sözde bir krallık vereceğini taahhüt eden Fransa böylece bir yandan İngiltere’ye karşı Ortadoğu’da etkinliğini arttırmaya ve rakibinin önünü kesmeye çalışırken bir yandan da bölgedeki ekonomik çıkarlarını garanti altına almaya çalışmaktadır. XIX. yüzyılla birlikte Ortadoğu coğrafyası sömürgeci devletlerin ekonomik ve siyasî çıkarlarının çarpıştığı bir çatışma alanı hâline gelmiştir. Fransa’nın bu yaklaşımı ise başta Piyer Loti olmak üzere en çok kendi insanları tarafından ve ağır bir şekilde eleştirilir78;
… Bizim istismarcılar olduğumuzu biliyorsunuz. Bizim önce altın ve madene el attığımızı, sonra da yeni kıtaların petrolünü eski ülkelere taşıdığımızı biliyorsunuz. Bunun muhteşem sonuçlarına şahit olarak saraylarımız, katedrallerimiz ve büyük sanayi şehirlerimiz yeter. Sonra da bir kriz tehlikesi baş gösterdiği zaman, darbenin şiddetini azaltmak yahut yönünü çevirmek için sömürge pazarlarına başvuruluyordu. Müreffeh Avrupa, insanlık niteliğini vatandaşlarına
77 Aybars, “Ortadoğu, Emperyalizm...”, s.518. 78 Ülkesinin sömürgeci zihniyetini çok sert bir dille eleştiren Jean Paul Sartre’dan aktaran Frantz Fanon, Yeryüzünün Lanetlileri, Birleşik Yay., İstanbul, s.23.
279

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

doğal hak olarak vermekteydi. Şimdi ise bizim için insan olmak, sömürgeciliğin suç ortağı olmak demektir. Çünkü istisnasız her birimiz sömürge yağmacılığından pay aldık. Bu besili, beyaz benizli kıta, sonuç olarak, Fanon’un kendi kendine meftunluk diye nitelediği duruma düşmüştür. Cocteau ‘Yahu hep kendisinden dem vuruyor.’ dediği Paris’ten soğumuştur. Peki, Avrupa başka şey mi yapmaktadır? Sonra Avrupa’nın yarattığı öteki canavar, Kuzey Amerika! Laf, laf. Hürriyet, eşitlik, kardeşlik, sevgi, onur, vatanseverlik ve daha bilmem neler. İşte bütün bunların hepsi bizi kara derililer, pis Yahudiler ve pis Araplar hakkında ırkçı konuşmalar yapmaktan alıkoyamadı… Çünkü Avrupalı, adam olmayı ancak köle edinmek ve canavarlar yaratmak suretiyle başardığından bizler için ırkçı bir insanlıktan daha tutarlı bir şey olamazdı… Bizim o nezih değerler manzumemiz erimeye başlıyor. Bunlara biraz yakından bakarsanız kanla lekelenmemiş bir tanesinin bile olmadığını görürsünüz. Örnek arıyorsanız şu güzel sözlere bir bakın; ‘Fransa ne kadar da cömert. Ne? Biz cömert miyiz? Peki, Setif katliamı ne oluyor? Sonra bir milyondan fazla Cezayirli’nin hayatına mal olan o sekiz yıllık savaş nedir? O işkenceler nedir?

Özellikle 1870 sonrasında siyasî birliklerini tamamlamış Almanya ve İtalya’nın da bu rekabet ortamına girmesiyle beraber Ortadoğu tam anlamıyla bir cadı kazanına dönüşür. Gerek Deli Petro’nun ve gerekse Napolyon’un Ortadoğu’ya hâkim olan dünyaya hâkim olur sözlerinin temelinde de bu jeostratejik, jeopolitik ve ekonomik beklentiler yatmaktadır. Bu aşamada hedefe ulaşabilmek için kullanılacak olanlar ise yine azınlıklar ve sömürgeler olacaktır. Özellikle Fransız İhtilali’ne kadar geçen süreçte Fransa’yı her zaman geleneksel bir rakip olarak gören İngiltere’yi pek fazla rahatsız edebilecek konumda bulunmayan Fransa bu tarihten sonra Ortadoğu’da İngiltere’nin karşısına çıkmaya başlar. Daha Kanunî döneminden itibaren Ortadoğu ile irtibatını kesmemiş olan ve özellikle ticarî bağlantılarını güçlendiren Fransa ticaret ve gemicilik şirketleri vasıtasıyla Osmanlı İmparatorluğu’na Avrupa’dan mal taşıyıp ticareti geliştirmeye ve böylece Osmanlıyı sömürgeleştirmeye ve bağımlı hale getirmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda Ortadoğu’nun ve özellikle de emperyalist sistemin kan dolaşımını sağlayan79 Irak’ın petrol yatakları açısından son derece zengin bir bölge olması sonucunda başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere İngiltere ve Fransa’nın
79 Suat Parlar, Vadedilmiş Topraklar, Mephisto Kitapçılık, İstanbul 2002, s.7.
280

Doç. Dr. Ulvi KESER

da bu bölge üzerinde yoğunlaşmasına, bölgeyi kendi kontrolleri altında tutma gayretlerine ve buradaki kazançtan pay alma yarışına girmelerine neden olur. Abdülhamit tarafından 1890 yılında İstanbullu bir Ermeni ailenin mensubu olan Sarkis Gülbenkian’a Osmanlı topraklarında petrol aranması konusunda müsaade edilmesinin ardından bölgenin petrol açısından son derece zengin kaynaklara sahip olduğunu belirlenmesi bütün yoğunluğu ve dikkati buraya çevirir. Her ne kadar Abdülhamit, Musul ve Bağdat’taki petrol bölgelerini 1890 ve 1898 tarihli fermanlarla Memalik-i Şahane hâline getirse de sömürgeci dünya düzeni çerçevesinde kaçınılmaz sonu engellemesi mümkün olmayacaktır. Bu dönemde İngilizlerin bölgeye olan ilgileri İstanbul’un dikkatini hemen çekecek kadar artmış durumdadır80. Aynı günlerde İngiltere, İran’dan sonra Irak havzasında da petrol yataklarına sahip olma düşüncesiyle bölgede yaşayan Türkleri uzaklaştırmaya çalışırken Fransa da özellikle Çukurova (Kilikya) bölgesindeki Ermenilere yönelik girişimlerini hızlandırır. Batılı büyük devletlerin Ortadoğu petrolünü kesintiye uğramadan, sabit fiyatlarla ve son derece ucuz bir şekilde kendi ülkelerine aktarmaları, buna karşılık da hiç bitmeyecek şekilde kargaşa ve istikrarsızlıkların yaşandığı bölgeye silah ve teçhizat göndermek suretiyle ödedikleri parayı geri almaları şeklinde kısır bir döngüye bağladıkları göz önüne alınınca özellikle İngiltere ve Fransa arasındaki menfaat çatışması daha iyi anlaşılır81. Stratejik ham madde olmasının yanında petrolün yeryüzünde dengeli bir dağılım göstermemesi sonucunda da Winston Churchill’in 1936 yılında Avam Kamarası’nda yaptığı bir konuşmada; Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir sözünü doğrularcasına bu durum daha 19. yüzyıldan itibaren fitili ateşlemeye yeter. Çukurova bölgesi ve Toros tünellerinin stratejik önemi, Çukurova bölgesinde yaşayan Ermenileri destekliyormuş gibi görünmeleri, girdikleri pek çok savaşta sömürge ülkelerinden topladıkları askerleri kullanmaları ve bölge insanları üze80 Abdülhamit bu konuyla ilgili olarak; Mezopotamya’daki eyaletlerimizi ziyaret etmek isteyen, Hindistan Ordusu’nda görevli İngiliz zabitleri konsoloslarının delaletiyle eyaletlerimizdeki valilerimizden zorla izin çıkartmışlardır. İnkâr etmelerine rağmen bu seyahatlerin siyasî maksadı olduğu aşikârdır. Bu keşif seyahatlerine son vermek için bir mazeret bulmak elzem oluyor. Zira Mezopotamya’nın anahtarı sayılan Şattü’l-Arab, İngilizlerin yerleşmelerine müsaade edemeyeceğimiz kadar değerlidir der. Sultan Abdülhamit, Siyasî Hatıratım, Dergâh Yay., İstanbul 1987, s.149-150. 81 Budak, Türkiye’nin Dünya Ülkeleri...
281

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

rinde yaptığı etkili propaganda sonucu istediklerini elde etme düşüncesinde olmaları Fransızların böyle bir tercihte bulunmasının başlıca sebebidir. Ortadoğu’da İngiltere karşısında büyük bir ticarî rekabete girmeye hazırlanan ve Ortadoğu’ya egemen olma konusunda İstihbarat Servislerinin savaşına neden olan ve İngiltere ile büyük bir petrol savaşına hazırlanan Fransa82 bu piyasada başka rakiplerle de mücadele etme taraftarı değildir. Ermeni nüfusun büyük bir kısmı İskenderun Körfezi’ne yakın Hicaz, Suriye, Mezopotamya’dan Kafkaslara kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun haberleşme hatlarının birleştiği son derece stratejik bir noktadadır. Bu durum ayrıca Suriye’nin kuzeyinden gelebilecek muhtemel saldırıları önleme ve engel olma özelliğini taşımaktadır. Böylece Ortadoğu’da plan istendiği ve planlandığı şekliyle devam ederken özellikle Akdeniz havzası da stratejik bir pozisyona bürünür. Bu dönemde Kıbrıs adasının İngiltere’nin elinde olması her ne kadar Fransa açısından olumsuz bir hava yaratsa da ortak düşmana karşı yürütülen bir harekât da ikincil bir sorun olarak değerlendirilir. Fransızlara göre Mezopotamya bölgesinde Fransız varlığının güçlendirilmesi siyasî bir mahiyet de taşımaktadır ve bu durumun Fransa açısından ikinci misyonu ise tamamen politik olur ve özellikle Arap Yarımadası’nda verilen mücadeleyle bağımsız prensliklerin kurulmasına da engel olunur. Özellikle Arap Yarımadası’nda Fransa tarafından hastane, yetimler ve düşkünler için yaptırılan evlerden oluşan 100 tesis, 220 eğitim kurumu, buralarda eğitim gören yaklaşık 52.000 öğrenci, Suriye’den Filistin’e, Şam-Beyrut arasında tren yolları, 7.000 kilometre yol gerçekleştirilir. Suriye ile ticarî bağlamda ilk ilgilenen ülke konumuna gelmek isteyen Fransa böylece Osmanlıyı parçalama politikasının bir parçası olan yeni bir süreç de başlatılmış olur. İngiltere’nin özellikle Musul bölgesindeki petrol yataklarıyla ilgilendiği bir dönemde Fransa ise askerî güçten ziyade ekonomik baskı, mandacılık ve sömürge anlayışıyla Çukurova bölgesiyle Suriye’yi de içine alan havzada hâkim olma düşüncesindedir. Batısında Akdeniz ve Lübnan bulunan, güneyinde Ürdün, güneybatısında halen İsrail’in yer aldığı, kuzeyinde Türkiye ve doğusunda Irak ile Suriye stratejik pozisyonu nedeniyle pek çok istilalara ve işgallere uğramış bir devlettir. Özellikle Anadolu ve Mısır’da bulunan devletlerarasında bir çekişme ve nüfuz bölgesi olan Suriye bu bağlamda Fransa’nın da gözünü
82 Salahi R. Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 1995, s.2.
282

Doç. Dr. Ulvi KESER

diktiği yerlerden birisidir83. İmparatorluğun başkenti olan İstanbul’un aynı zamanda devletin iş merkezi de olması sebebiyle Fransa bütün yatırımlarını bu şehirle beraber Suriye üzerine de yapar. Suriye’nin bir gün Fransa tarafından talep edilmesi halinde bu bölgedeki Fransız yatırımlarının bölgede Fransız hâkimiyetini kolaylaştıracağı ve yaygınlaştıracağı düşüncesindeki Fransa böylece demiryolu yatırımlarını da buraya sevk eder. Bu arada ayrıca Fransa ve müttefikleri arasında öteden beri var olan işgal edilmiş Osmanlı topraklarını paylaşma konusundaki anlaşmazlıklar böylece yeni bir sürece de girer. Bu dönemde Fransız siyaseti ekonomik imtiyazlar elde etmek, Osmanlı’nın parçalanma süreciyle beraber ülke topraklarından pay almak üzere kuruludur. Ekonomik, stratejik, coğrafî ve politik bağlamda son derece önemli ve hassas bir konumda bulunan Ortadoğu bölgesi sadece bu bölgeyle ilgili bölgesel ve ekonomik çıkarları bulunan emperyal güçleri değil bölgeye sınır teşkil eden Osmanlı İmparatorluğu için de son derece kritik bir konumdadır. Bu özellik Osmanlı sonrasında Türkiye Cumhuriyeti devleti döneminde de aynı hassasiyeti ve önemi korumaktadır. Öte yandan bölgeyle ilgili aynı politika İngiltere için de söz konusudur. Fransa bu bölgenin gelecekte iyice gelişmesiyle Bağdat petrollerinin Avrupa’ya aktarılmasında söz sahibi olmayı da ister. XVI. yüzyıldan itibaren neredeyse XIX. Yüzyıl sonuna kadar Osmanlı hâkimiyetinde kalan bu bölgede Mezopotamya,
83 Bunun nihai sonucu özellikle Birinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği dönemde İngiltere ve Fransa arasında yapılan Sykes-Picot gizli anlaşmasıyla ortaya çıkar ve İngilizler Suriye bölgesini Fransa’ya bırakırlar. Bu noktada, daha önce Osmanlı İmparatorluğu topraklarında dolaşarak Türk ve Ermeni toplumları hakkında fikir sahibi olma şansı yakalayan Mark Sykes’in Ermeniler hakkındaki düşüncelerine de yer vermekte fayda olacaktır; Bu zata göre Ermeniler aşağılık insanlardır ve insana nefret telkin etmektedirler. Yahudilerin bile iyi tarafları olmasına rağmen Ermenilerin hiçbir iyi tarafı yoktur. Kendilerinden olanlara bile merhameti olmayan insanlardır. Van’da açlık esnasında, Ermeni tüccarları aç kalanlara yardım edeceklerine zahireyi toplayıp saklamışlardır. Ermeni ihtilalcileri, dindaşlarını Türklere karşı mücadeleye sürüklerken onların mahvolacaklarını bildikleri halde bunu yapmaktan çekinmemişlerdir. İstanbul’da bomba patlatan Ermeni anarşistleri de dindaşlarının Türkler tarafından katlini temin edip, Avrupa’nın müdahalesini sağlamayı tasarlamışlardır. Ermeni köyleri birbirlerine karşı düşmanca durum takınmışlardır. İhtilalci Ermeni komiteleri veya cemiyetleri esas maksatları bakımından da tefrika içindedir. Ermeni kilisesinde bile vahdet yoktur. Eğer İngiliz dilcilerinin ve ihtilalin faal unsurları olan serseri Ermeni haydutlarının hedefi Doğu Anadolu vilayetlerini bir Ermeni oligarşisinin tahakkümünde bulundurmak ise, Türk hükümetinin Ermeni olaylarını bastırmak hususundaki sert tedbirlerini tamamen haksız görmem. Mark Sykes, Through Five Turkish Provinces, s.80’den aktaran Karal, Osmanlı Tarihi..., s.145.
283

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Mısır, Anadolu uygarlıkları başta olmak üzere pek çok medeniyet kurulmuş, ortaya çıkan bu uygarlıkların daha sonraki dönemlerde özellikle Yunan ve Roma uygarlıkları üzerinde de olumlu etkileri söz konusu olmuştur. Bölge bu bağlamda stratejik konumu ve çok kültürlülüğüyle çeşitli etnik güçlerin ve grupların geçiş, yerleşme ve kaynaşma noktası hâline de gelmiştir. Özellikle ekonomik altyapısı nedeniyle sömürgeci dünya düzeninin gözünü diktiği bu coğrafyada Fransa da belirtilen bölge içerisinde Adana, İskenderun, Maraş, Antep, Mardin, Diyarbakır şehirlerini de içine alacak şekilde bir bölgeyi ele geçirme telaşı ve planı içerisindedir ve bu plan için Ermenilerden daha uygun bir azınlık da yoktur84; ...Kilikya, pamuk üretimi için son derece elverişli bir yöreydi. Almanya savaştan önce Prusya ve Saksonya’daki tekstil fabrikalarının ihtiyacını bu yöreden karşılamayı düşünüyordu. Hatta Almanlar bu bölgeyi ‘Alman Hindistan’ı’ olarak tanımlıyorlardı. Kilikya, Fransa’nın yıllık pamuk ihtiyacını karşılayacak kapasitede verimli topraklara sahipti. Fransa’nın yıllık pamuk ihtiyacı 250.000 ton veya 700.000-800.000 balya civarında idi. Halbuki 1917-1920 yılları arasında Anadolu ve Mezopotamya’daki toplam pamuk üretimi 105.000-150.000 balya/yıl dolaylarında idi. Dünya pamuk üretimindeki azalma yalnız Fransa’yı değil tekstil ürünleri üreticisi diğer ülkeleri de tedirgin ediyordu... Dünyada baş gösteren pamuk krizi, Fransız hükümetini bir an önce önlem almaya ve özellikle sömürgelerinde pamuk üretimini geliştirmeye yöneltiyordu. Kilikya, Fransız ekonomisi için büyük önem taşıyan bir yöreydi. Zira bölgedeki verimli topraklarda pamuk tarımının yanı sıra tahıl, pirinç, tütün tarımı da yapılıyordu... Birinci Dünya Savaşı öncesinde İngiltere ve Fransa arasında büyük çekişmelere ve kavgalara neden olan Çukurova bölgesinden sağlanacak iktisadî menfaatler konusunda mücadele her dönem artarak devam
84 Bölge sadece pamukla ilgili olarak değil buğday ve arpa gibi tahıl maddeleri açısından da tam bir ambar görünümündedir. 1913 yılı itibarıyla bölgeden ihraç edilen ürün yaklaşık 100.000 ton civarındadır. 1919 yılında ise bu rakam 50.000 ton civarına kadar gerilemiştir. 1920 yılı tarımsal manada ürünün çok olacağı bir yıl olarak beklenmekle beraber bölgedeki siyasî durumun belirsizliği ve çatışmalar nedeniyle istenilen rekolte bir türlü elde edilemez. Bölgede ayrıca pirinç, tütün, ormancılık ürünleri, ipek ve madencilik gibi sanayi ve tarımsal girdiler de çok önemli bir yer tutmaktadır. Bige Yavuz, Kurtuluş Savaşı Döneminde Türk-Fransız İlişkileri 1919-1922, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 1994, s.84.
284

Doç. Dr. Ulvi KESER

etmektedir. Özellikle Almanya’nın Avrupa’nın kuzeyinde sıkışıp kalması ve denizyollarıyla dünya ticaret merkezlerine uzaklığı göz önüne alındığında önemi ve değeri gittikçe artmakta olan bölgeye Fransa’nın da sahip olma konusundaki istekleri de aynı oranda artış göstermektedir. 18 ve 19. yüzyıllarda Avrupa ülkelerinin Şark Meselesi olarak ön plana çıkarttığı durumda bu bölge tek başına çok büyük bir önem teşkil eder. Almanların 1866 ve 1870 savaşları sonrasında Anadolu-Bağdat demiryolunun işletilmesi konusunda Osmanlı İmparatorluğu’ndan elde ettiği imtiyazlar İngilizleri kuşkuya sevk etmekte gecikmez. Bunun sonucu olarak da İngiltere, Osmanlı İmparatorluğu’nun aleyhinde kararlar almaya ve siyasî tutumunu değiştirmeye başlar. Özellikle Adana ve havalisiyle Irak bölgesinde kendisine rakip istemeyen İngiltere’nin bu tutumu neticesinde İngiltere’nin istihbarat servisleri de bölgede devreye girmekte gecikmezler. Güçlü İngiliz istihbarat servislerinin yoğun faaliyetleri sonrasında da bölgede Alman ve Osmanlı nüfuzunda erozyonun başlaması kaçınılmaz hale gelir. Mehmet Ali Paşa idaresinden sonra onun evlatları tarafından yönetilen Mısır ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki ilişkiler de gittikçe gerilirken Mısır’da Osmanlı egemenliği izlerini yavaş yavaş kaybetmeye başlar ve bu boşluğu Fransa ile İngiltere doldurmaya başlar. Daha sonrasında ekonomik olarak Mısır’ı sıkıştırmaya başlayan bu devletler ülkeyi ödenemeyecek kadar büyük bir borcun içerisine sokarlar ve sonuçta ortaya Duyun-u Umumiye Sandığı çıkartılır. Aynı kaçınılmaz son Osmanlı İmparatorluğu’nu da beklemektedir. 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılması85 ve Amerikan İç Savaşı sonrasında Amerika’nın bütün pamuk ihtiyacını Mısır’dan karşılaması Mısır’ı bir anda pamuk üreticisi bir ülke hâline sokar. Öte yandan Ortadoğu’da demiryolları konusunda ayrıcalıkların Almanya’ya verilmesinin ardından Fransa da harekete geçmiştir. 1888 yılında Suriye-Lübnan hattındaki demiryolu imtiyazı bu ülkeye verilir86. Bu arada özellikle Batı Anadolu bölgesinde işlenmiş ürün taşımacılığı için gerekli kısa mesafeli demiryolları da Fransa tarafından inşa edilmiştir
85 Süveyş Kanalı’nın açılması konusunda Osmanlı İmparatorluğu’ndan yetki alan Fransa, İngiltere’nin bütün engellemelerine rağmen İngiltere’nin özellikle Hindistan hattındaki stratejik güzergâhına hâkim bir konuma da geçer. Bu aşamada Mısır’ın borç batağından kurtulamaması ve borçlarını ödeyememesi üzerine İngiltere kanala ait 176.000 hisse senedini 4.000.000 sterlin ödemek suretiyle satın alır. 86 Parlar, Vadedilmiş Topraklar, s.99.
285

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

ve Fransız sermayesinin çıkar alanları da denetimlerindeki demiryolları sayesinde oldukça belirginleşmiş durumdadır87. 1882-1902 döneminde ise Yafa-Kudüs, Şam-Muzarib, Beyrut-Şam, Beyrut-Ma’almiten, RavakHumus-Hama, Şam-Ber’at hatlarında 665 kilometrelik demiryolu inşa ederler88. 1898 yılı itibarıyla Fransızlar tarafından Osmanlı topraklarında 1.266 kilometre demiryolu döşenmiş durumdadır89. Bu dönem özellikle İngiltere ile Fransa arasındaki çatışmaların doruğa çıktığı bir dönemdir ve her iki ülke yetkilileri de birbirlerini acımasızca eleştirmekten geri kalmazlar.90 Örneğin Ermeni Meselesi konusunda Fransız Millet Meclisi’nde 16 Mayıs 1895 tarihinde yirmi dakikalık bir konuşma yapan Parlamento Stenografı Mösyö George Buisson son gelişmeleri özellikle İngiltere tarafından uydurulmuş bir masal olan Ermeni katliamı diyerek İngiltere’yi; Hırs ve açgözlülük öyle bir alışkanlıktır ki ahlâk üzerinde çok kötü tesir yapar. İngilizler kendi amaçlarına ulaşmak için güçleri yettiğinde zor ve kuvvet kullanırlar. Bunu yapamadıkları zaman da hile ve iftiraya başvururlar. Bu Ermeni karışıklıkları dolayısıyla Avrupa’da ilk kez ortaya çıkan bir olaydır. İngilizler çok az bir düşünce ve dikkatle uzak ihtimal olduğuna hükmedilen öldürme olayını bahane ederek insanlık meselesini ortaya koymaya kadar vardırırlar. Oysa tahta çıkışından beri geçen on sekiz yıllık süre içerisinde bütün tebaasına karşı merhamet ve şefkat dolu barışsever bir hükümdarın yaptıkları incelenirse bu gibi rivayetlerin gerçekleşmesinin imkânsız olduğu görülür… İşin aslı incelenirse İngiltere’nin amaçlarına hizmet edenlerin memleketlerinden kovulmuş bir takım ipsiz sapsız ve serseri takımından Ermenilerden ibaret olduğu görülür. İşin esası ise Mısır’ın İngiltere tarafından sürekli olarak işgalinden ibarettir. Hidiv, padişahın bir valisi olduğundan bu unvanın ortadan kaldırılması kesin bir işgale bağlıdır. Bunun için ise Osmanlı ülkesinin harita üzerinde olduğu gibi bölünmesi gerekir. Fakat Fransız basını bu hileyi çabuk anlamakta ustadır…91 sözleriyle eleştirir.
87 Parlar, Vadedilmiş Topraklar, s.99. 88 İngiltere bu aşamada da Fransa’yı kendisine rakip olarak görmekte ve Almanya’nın Ortadoğu’daki siyasî ve ticarî faaliyetlerine destek olmak suretiyle Rus tehdidine bir set çekmeye çalışmaktadır. İngiltere ayrıca Almanların Balkanlar’dan başlayarak Ankara’ya kadar gelecek demiryolu projesine de tepki göstermez; ancak aynı Almanya’nın Ortadoğu’ya yönelik demiryolu projeleri ise sert tepki alır. G. Kirk, A Short History of Middle Ages, New York, 1964, s.90. 89 İlber Ortaylı, II. Abdülhamit Döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, Ankara 1981, s.74-84. 90 BOA, HR.SYS., Belge No:2748/73, 2838/7. 91 BOA, HR.SYS., Belge No:2748/73, 2838/7.
286

Doç. Dr. Ulvi KESER

Hasta Adam olarak nitelendirilen Osmanlı’nın ganimetinin paylaşılabileceği uygun bir ortam yaratma kavgasındaki İngiltere ve Fransa bir yandan da başta Ermeniler olmak üzere Osmanlı topraklarında yaşayan azınlıkları tahrik etmekten geri durmazlar. Çukurova bölgesi ve özellikle Suriye havzasını içine alan stratejik bölgenin metotlu bir şekilde İngilizleştirildiği iddiasındaki Fransa ise İngiltere karşısında bölgeyi sahipsiz bırakma niyetinde değildir. Fransa Dışişleri Bakanı M. Pichon’ın bir parlamento konuşmasında; Bizim orada (Osmanlı İmparatorluğu’nda) karşı çıkılamayacak haklarımız vardır. Tarihe ve anlaşmalara dayanan bu haklarımız Suriye, Lübnan, Kilikya ve Filistin’i de içine almaktadır. Manda sistemi karşısında bile bu isteklerimizden ve haklarımızdan hiçbir zaman vazgeçmedik... Fransa’nın tutumu kendi isteklerinin manda düzenine uydurulması yörüngesinde olmuştur92 der. Bu arada Osmanlı’nın özellikle Tanzimat ve Islahat dönemlerinde özellikle dini cemaatlere ve bunların liderlerine yönelik verdikleri ayrıcalıklar ve özgürlükler bunların imparatorluğa daha fazla bağlı kalmalarını hedeflerken tam tersi bir durum ortaya çıkar ve başta Yunanistan ve Sırbistan olmak üzere ayaklanmalar ortaya çıkmaya başlar. Bu arada Napolyon III ile görüşen İngiltere’nin İstanbul’daki elçisi Stratford ise Akdeniz’in bir Fransız gölü değil bir Hıristiyan Avrupa gölü olduğu konusunda hemfikir olduklarını belirtir93.
SONUÇ

Bütün bu değerlendirmelerin ışığında Fransa Senatosu tarafından 18 Ocak 2001 tarihinde alınan Ermenilerle ilgili kararı yeni bir karar gibi düşünmek son derece yanlıştır. Bu kararın altında çıkar çatışmaları yatmaktadır ve özellikle 1878 Ayastefanos Anlaşması sonrasında Rusların Osmanlı topraklarına tek başlarına sahip olacakları korkusuyla hızlanan faaliyetler Fransa’nın görünürde Osmanlı, esasında ise Ortadoğu siyasetiyle doğrudan ilgilidir ve bu oyunda Ermeniler bugün de olduğu üzere sadece figüran olarak kullanılmışlardır. Fransa’nın Anadolu topraklarında yaşayan azınlıkları ve özellikle de Ermenileri kullanma
92 Ömer Osman Umar, Osmanlı Yönetimi ve Fransız Manda İdaresi Altında Suriye (1908-1938), Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara 2004, s.374. 93 Esasında bu durum her ne kadar Fransa’nın özellikle Cumhurbaşkanı Sarkozy vasıtasıyla uygulamaya geçirmeye çalıştığı Akdeniz Birliği Projesi’ne ters düşüyor gibi gözükse de Avrupa Birliği kapsamında olaylar değerlendirildiğinde Akdeniz’in Hıristiyan Avrupa gölü olması yönündeki girişimler çok da yadırganacak bir durum değildir.
287

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

politikası ekonomik nüfuz planlaması ve stratejisi üzerine kurulmuş durumdadır. Özellikle 18. yüz yıldan itibaren ivme kazanan ve Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama, gerileme ve yıkılma dönemlerinde artış gösteren Ermenilere yönelik kampanyalar özellikle Ortadoğu ve Akdeniz coğrafyasında Ermenileri bir denge unsuru olarak kullanma politikası üzerine oturtulmuştur. Almanya’nın ve özellikle de İngiltere’nin Ortadoğu havzasında petrol konusunda kıyasıya rekabet içerisinde olduğu dönemde Fransa petrol için fazla bir gayret sarf etmemekle beraber Çukurova bölgesinin zirai önemi, tarımsal altyapısı ve özellikle pamuk hammaddesi, Suriye bölgesinde üretilen ipek hammaddesinin Fransız dokuma sanayi için değer biçilemez katkısı, Ergani bölgesindeki maden kaynakları, İngiltere karşısında Doğu Akdeniz ve İran yollarının kontrol altına alınması ve İngiltere’ye karşı bir denge politikasının takip edilmesi ve son olarak da Anadolu’yu klasik bir sömürge pazarı olarak kullanma stratejisini ön plana çıkartır. Uygulanan bu stratejinin iflası ise maalesef çok geç bir tarihte ve Anadolu topraklarında Ermenilerin özellikle Fransa tarafından kullanılması serüveninin sona erdiği 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması ile gerçekleşir ve ortaya çıkan yeni tabloyu maiyetindeki Fransız subaylarıyla beraber Çukurova bölgesinden ayrılmadan önce bu bölgede hayatını kaybetmiş Fransız üniforması giymiş Ermeni Doğu Lejyonu mensubu Fransız askerlerinin mezarını ziyaret eden General Dufieux şu sözlerle ifade eder; Ey Fransız askerleri, sizlerin kanlarınızı boş yere akıttık94.

94 Fransa tarafından tesis edilen ve Fransa bayrağı altında Fransız üniformasıyla Çukurova’da Anadolu insanına karşı mücadele eden Fransız Doğu Lejyonu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Ulvi Keser, Kıbrıs-Anadolu Ekseninde Fransız Doğu Lejyonu, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Yay., Ankara 2007.
288

Doç. Dr. Ulvi KESER

BİBLİYOGRAFYA
Başbakanlık Osmanlı Arşivi

A.MKT.MHM. HR.SYS. Y.PRK.AZJ.
Tetkik Eserler

:646/32. :78-6/60, 2838/7, 2748/7, 2748/12, 2748/48, 2748/59, 2748/73, 2788/23, 2789/8. :28/23.

Afyoncu, Erhan, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Cilt II, İstanbul 2004. Ahmet Refik, “Türkiye’de Katolik Propagandası”, Türk Tarihi Encümeni Mecmuası, No:5 (82), 14. Sene, Eylül 1340. Akyüz, Yahya, Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu, 1919-1922, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 1988. Arı, Tayyar, Geçmişten Günümüze Ortadoğu; Siyaset, Savaş ve Diplomasi, Alfa Yay., İstanbul 2005. Ateş, Toktamış, Siyasal Tarih, Bilgi Üniversitesi Yay., İstanbul 2004. Aybars, Ergün, “Ortadoğu, Emperyalizm, Petrol ve Türkiye”, Beşinci Askerî Tarih Semineri Bildirileri I, Ankara 1996. BIchon, Jean, Cihan Harbi’nin Şark’a Ait Kaynakları, Avrupa’nın Yakın Şark’a Hululünün Tarihçesi, Tercüme Eden Hüseyin Cahit Yalçın, İstanbul 1939. Bozkurt, Gülnihal, Gayrimüslim Osmanlı Vatandaşlarının Hukukî Durumu (18391914), Ankara 1989. Budak, Ömer, Türkiye’nin Dünya Ülkeleri Açısından Jeopolitik Önemi ve Avrasya’daki Yeri, Bilge Yay., Ankara 2006. Cengiz, Kürşat, “Ermeni Terörü”, Ottoman Archives Yıldız Collection; The Armenian Question I, Tarihi Araştırmalar ve Dokümantasyon Merkezleri Kurma ve Geliştirme Vakfı, İstanbul, 1989, s. 8. DobIe, Madeleine, “La Rhetorique du rapprochement dans I’Itinéraire de Paris a Jérusalem” Revue des Sciences Humaines, n. 247, Juillet-Septembre 1997. Ekrem, Reşat, Osmanlı Muahedeleri ve Kapitülasyonlar (1300-1920), İstanbul 1934. Ermeni Komitelerinin A’mal Ve Harekât-ı İhtilaliyesi, Hazırlayan Erdoğan Cengiz, Başbakanlık Basımevi, Ankara 1983. Fanon, Frantz, Yeryüzünün Lanetlileri, Birleşik Yay., İstanbul. Gürün, Kâmran, Ermeni Dosyası, Remzi Kitabevi, İstanbul 2005. Hammer, Baron Joseph von, Osmanlı Devleti Tarihi, Cilt II, İstanbul 1983. Haydaroğlu, İlknur Polat, Osmanlı İmparatorluğu’nda Yabancı Okullar, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1990. Imbert, Paul, Osmanlı İmparatorluğunda Yenileşme Hareketleri, Türkiye’nin Meseleleri, İstanbul 1981. İldem, Arzu Etensel, Fransız Gezginlerin Gözüyle Türkler ve Yunanlılar, Boyut Yay., İstanbul 2000. İlhan, Suat, Jeopolitik Duyarlılık, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 1989. İlter, Erdal, Ermeni Meselesinin Perspektifi ve Zeytun İsyanları (1780-1880), Ankara 1988.

289

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Kapyalı, Can, “Birinci Dünya Savaşında Müttefik Ordularında Görev Alan Ermeni Milis Kuvvetleri”, BTTD, Sayı 73-76, Ankara 1991. Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, Cilt VIII, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara. __________, Osmanlı Tarihi, Cilt VIII, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 1983. Keser, Ulvi, Kıbrıs-Anadolu Ekseninde Fransız Doğu Lejyonu, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Yay., Ankara 2007. KIrk, G., A Short History of Middle Ages, New York 1964. LewIs, Bernard, Ortadoğu, Arkadaş Yay., Ankara 2006. M. Selahaddin Bey, İttihad ve Terakki’nin Kuruluşu ve Osmanlı Devleti’nin Yıkılışı hakkında Bildiklerim, İstanbul 1989. Mahan, Alfred Thayer, Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi, Matris Yay., İstanbul 2003. McCarthy, Justin, “Kim Haklı?”, Ermeni Soykırımı İddiaları, Derleyen Mustafa Çalık, Cedit Neşriyat Yay., İstanbul 2006. Mutluçağ, Hayri, “Bir İşbirlikçi Vezirin Marifetleri”, Türk Tarih Dergisi, Sayı 36, Eylül 1970. Müderrisoğlu, Alptekin, Kurtuluş Savaşının Malî Kaynakları, Ankara 1990. Münir Süreyya Bey, Ermeni Meselesinin Siyasî Tarihçesi (1877-1914), Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Ankara 2001. Ortaylı, İlber, II. Abdülhamit Döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, Ankara 1981. __________, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, İletişim Yay., İstanbul 1983. Özçelik, İsmail, “Fransa’nın Çıkarları Çerçevesinde Urfa ve Urfa’da Ermeniler”, Sömürgecilik Hareketlerinde Fransa ve Anadolu’da Fransız-Ermeni İşbirliği Sempozyumu, Fırat Üniversitesi Yay., Elazığ 2003. Özdal, Barış, “Ermeni Sorunu’nun Analizinde Yeni Bir Parametre; Tehcir Kavramı”, Ermeni Araştırmaları İkinci Türkiye Kongresi Bildirileri, ASAM Ermeni Araştırmaları Enstitüsü, Ankara 2007. Öztuna, Yılmaz, Başlangıçtan Günümüze Kadar Türkiye Tarihi, Cilt I, İstanbul 1963. Parlar, Suat, Vadedilmiş Topraklar, Mephisto Kitapçılık, İstanbul 2002. __________, Barbarlığın Kaynağı Petrol, Anka Yay., İstanbul 2003. Polvan, Nurettin, Türkiye’de Yabancı Öğretim I, İstanbul 1952. Sander, Oral, Siyasî Tarih, İlkçağlardan 1918’e, İmge Kitabevi, İstanbul 2001. Settar, F. İlksel, “XVII. Asırda Osmanlı İmparatorluğunu Yıkma ve Yok Etme Teşebbüsleri”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı 58, Temmuz 1972. Sonyel, Salahi R., Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 1995. Soysal, İsmail, Fransız İhtilali ve Türk-Fransız Diplomasi Münasebetleri (1789-1802), Ankara 1964. __________, Fransız İhtilali ve Türk-Fransız Münasebetleri (1789-1802), Ankara 1987. Sultan Abdülhamit, Siyasî Hatıratım, Dergâh Yay., 1987 İstanbul. Şahin, Recep, Tarih Boyunca Türk İdarelerinde Ermeni Politikaları, İstanbul 1988. Tarih Boyunca Ermeni Meselesi, Genelkurmay Başkanlığı Yayını, Ankara 1979. 290

Doç. Dr. Ulvi KESER

Tibi, Bessam, Arap Milliyetçiliği, Yöneliş Yay., İstanbul 1998. Umar, Ömer Osman, Osmanlı Yönetimi ve Fransız Manda İdaresi Altında Suriye (19081938), Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara 2004. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, Cilt IV, I. Bölüm, Ankara 1988. Vahapoğlu, M. Hidayet, Osmanlıdan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okulları, Ankara, 1992. İlknur Polat, Osmanlı İmparatorluğu’nda Yabancı Okullar, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 1990. Yavuz, Bige, Kurtuluş Savaşı Döneminde Türk-Fransız İlişkileri 1919-1922, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 1994. __________, “Türk Kurtuluş Savaşı Sırasında Fransa’nın Anadolu’daki Çıkarları ve Ermeniler”, Sömürgecilik Hareketlerinde Fransa ve Anadolu’da Fransız-Ermeni İşbirliği Sempozyumu, Fırat Üniversitesi Yay., Elazığ 2003.

291

Yakup KAYA

ERMENİ CEMİYETLERİ İLE JÖN TÜRK MÜNASEBETLERİNİN ERMENİ MİLLİYETÇİLİĞİNİN YÜKSELİŞİNDEKİ YERİ
Yakup KAYA
Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Öğrencisi, Talas/Kayseri-TÜRKİYE Tlf.: 0 505 453 18 56, e-posta: tarihvebellek@hotmail.com

293

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

19. yüzyılın son çeyreğinde yaşanan olaylar Türk-Ermeni ilişkilerinde yeni bir başlangıca sahne oldu. Gerek 1878’de Berlin Antlaşması’yla Ermeni Sorunu’nun uluslararası bir boyut kazanması gerekse de bu dönemde ilk Ermeni milliyetçi örgütlerinin kurulması Osmanlı Devleti’nde Ermeni milliyetçiliğinin yükselmesinde önemli rol oynamıştır. Bu süreç içerisinde Ermeni milliyetçiliğini savunan Taşnaksutyun ve Hınçak benzeri örgütlerle Sultan II. Abdülhamit yönetiminden hoşnut olmayan ve Meşrutiyet’in yeniden ilanını isteyen Jön Türk aydınları ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Abdülhamit yönetimine karşı ortak hareketleri söz konusudur. Meşrutî yönetimin 1878’de Sultan II. Abdülhamit tarafından çeşitli sebeplerle sona erdirilmesinden sonra Osmanlı Devleti bünyesinde ve 1896’dan itibaren de yurtdışında faaliyet gösteren Genç Türk düşünürleri Meşrutiyet’i yeniden ilan ettirmek ve anayasayı tekrar yürürlüğe koydurmak için çaba harcamaya başladılar. Bu aşamada Sultanın otoriter yönetiminden memnun olmayan ve hürriyetin ilanıyla yönetime katılmayı ve daha serbest hareket etmeyi hedefleyen Ermeni cemiyetlerinin bir kısmı da Jön Türk aydınlarıyla aynı yönde hareket etmeyi tercih ettiler. Özellikle Taşnaksutyun devrimci bir örgüt olarak Jön Türklerle birlikte II. Meşrutiyet’in ilanı için mücadele etmiştir. Hınçak örgütü ise bu konuda biraz daha temkinli davranmış ve bizzat Jön Türklere destek vermemiştir. Bu bilgiler çerçevesinde çalışmamızda(1876’dan itibaren) özellikle 1894-1902 ve 1902-1908 dönemleri arasında Jön-Türklerle Ermeni örgütleri arasındaki münasebetler üzerinde durulacaktır. Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeni milliyetçilerinin ve ihtilalci örgütlerinin II. Meşrutiyet öncesindeki faaliyetlerinde bu yakınlaşmanın ve işbirliğinin önemi konu edinilecektir. Bu çerçevede arşiv vesikaları temel alınarak konuya yaklaşılacaktır.

Özet

294

Yakup KAYA

1. OSMANLI İDARESİNDE ERMENİLER

Osmanlı Devleti temelini İslâm hukuku ve Türk örfünden alan devlet telakkisinin gereği olarak hâkimiyetinde yaşayan gayr-i Müslim milletleri adalet ve hoşgörü prensipleri çerçevesinde yönetmiştir. Klasik dönemde Millet Sistemi şeklinde formüle edilen yöntemle tebaası bulunan milel-i saireyi1 her daim gözetmiş ve altı yüzyılı aşkın bir zaman diliminde bu ulusları bir arada tutabilmeyi başarmıştır. Tanzimat’la başlayan reform sürecinde ise, azınlıklara daha önce tanınan hakların yanı sıra yeni ve modern devletlere özgü vatandaşlık hakları verilmiştir. Devlet içerisinde farklı din, kültür, mezhep ve ırka mensup bu unsurların ihtiyaçları da çeşitli ve çok yönlü olmuştur. Bu milletlerden en önemlilerinden birisi de Ermenilerdi.
1 Bahsi geçen milel-i saire kavramındaki millet ibaresi günümüzde kullandığımız millet anlayışından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Osmanlı Devleti İslam Hukuku’na göre millet sistemini uygulamıştır. Buna göre toplum din esasına göre Müslümanlar (millet-i İslamiye) ve gayrimüslimler (milel-i saire) olarak ikiye ayrılmış ve gayrimüslimlere her türlü inanç hürriyeti tanınmıştır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Abdullah Saydam, Osmanlı Medeniyeti Tarihi, Derya Kitabevi, 2. Baskı, Trabzon 1999, s.180-208.
295

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Osmanlı tebaası Ermeniler devletin kuruluşundan itibaren padişahların himayesi altında devletin muhtelif coğrafyalarında kendi meslek ve sanatlarını icra ederek, kendi mezhep ve kiliselerinin etrafında inanç hürriyetine sahip olagelmişlerdir. Kuruluş yıllarında Osman Gazi Bizans’a vergi vermekle mükellef Ermenileri Doğu Roma’nın baskısından korumak için harekete geçmiştir. Bu meyanda onların ayrı bir toplum olarak teşekkül etmelerine yardımcı olmuş ve bu dönemde Batı Anadolu’da Kütahya’da ilk Ermeni dinî merkezi kurulmuştur. Bursa’nın fethini müteakiben de bu dinî merkez Bursa’ya taşınmıştır. İstanbul’un fethiyle de Bursa’daki Ermeni dinî lideri Hovakim 1461’de İstanbul’a getirilmiş ve Fatih Sultan Mehmet’in fermanıyla da İstanbul’da bir Ermeni Patrikhanesi kurulmuştur2. Bu gelişmeler üzerine Anadolu’da farklı birçok şehirlerde yaşayan Ermenilerin İstanbul’a yerleştikleri gözlenmiştir. Bunun yanı sıra Anadolu’da kalanların önemli bir kısmı kale muhafızlığı gibi stratejik görevlere tayin edilmişlerdir3. Osmanlı Devleti’nin takip ettiği hoşgörü siyaseti çerçevesinde diğer Doğu Hıristiyan toplumlarına benzer şekilde Ermeniler, kendi inanç eksenlerinde ve sosyo-kültürel zenginliklerini yaşayarak varlıklarını devam ettirdiler. Farklı din ve kültür kaynaklarından beslenmelerine rağmen Türklerle Ermeniler asırlarca beraber yaşamışlar ve ortak bir geleneğe sahip olmayı başarmışlardır. Bunun doğal bir sonucu olarak da Ermeniler Türk musikisine, mimarisine ve sahne sanatlarına önemli katkıda bulunmuşlardır. Anadolu’da yüzyıllarca aynı köylerde gerektiğinde can, mal ve namuslarını birbirlerine emanet edecek kadar karşılıklı güven ortamı içinde yaşamışlardır. Osmanlı kaynaklarında Ermeniler için millet-i sadıka vasfının kullanılması yukarıda belirttiğimiz durumların tabii sonucu olarak yorumlanabilir4. Osmanlı Devleti’nde devlet adamlarının itimadını kazanmış Ermenilere birçok önemli görev tevdi edilmiştir. Örneğin Ermeniler sarayda en kritik görevlere atanmışlar, İstanbul’da barut imalinden sorumlu
2 3 4 Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Belge Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 1987, s. 149. Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri, Babıâli Kültür Yayıncılığı, 3. Baskı, İstanbul 2004, s.16. Ali İhsan Gencer, Sabahattin Özel, Türk İnkılâp Tarihi, Der Yayınları, 8. Baskı, İstanbul 2001, s.143-144.

296

Yakup KAYA

olmuşlardır. Padişah II. Mahmut döneminde ise Ermenilerin ayrıcalıkları daha da genişletilmiştir5. Tanzimat’a kadar geçen süreçte Osmanlı Devleti Ermenilerin dinî işlerinin yürütülebilmesi için Ermeni Gregoryan Kilisesi’ne bir meclis oluşturma izni vermişti. Buna göre kilise kendi inisiyatifine göre belirlediği kişileri bu meclise seçmekteydi. Ancak Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra demokratikleşme yönündeki reformlarla birlikte devletin isteğiyle kilise, bu hakkı Ermeni milletinin bütün katmanlarıyla paylaşmak durumunda kaldı ve Ermeni toplumu da bu mecliste yerini aldı. 1863’te Babıâli kabul ettiği 99 maddelik Ermeni Milleti Nizamnamesi ile Ermenilerin bir millî meclise kavuşmasına imkân tanımıştı ve böylece Ermeni aristokratlarının Ermeniler üzerindeki tahakkümüne son vermişti6. Ermeni toplumu kendisine tanınan bu hak ve ayrıcalıkları başarıyla kullanarak hızla gelişmiş ve refaha kavuşmuş, ayrıca Türk-Osmanlı kültür, yaşam tarzı ve yönetim biçimini de benimseyerek kısa süre içerisinde Osmanlı yönetiminin güvenini kazanmıştır. Bu güven sayesinde iş hayatında olduğu gibi, kamu hizmetlerinde de önemli yerlere gelmişlerdir. Osmanlı tarihi Ermenilerden 29 paşa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos ve konsolos, 11 üniversite öğretim üyesi ve 41 yüksek rütbeli memur kaydetmektedir. Ermenilerin yapmış oldukları bakanlıklar arasında Dışişleri, Maliye, Ticaret ve Borsa bakanlıkları gibi son derece önemli ve kilit mevkiler yer almaktadır. Böylece Ermeniler Türkler başta olmak üzere, devletin bütün unsurlarıyla XIX. yüzyıl sonlarına kadar barış ve güven içerisinde yaşamışlar, Osmanlı yönetimiyle ilgili herhangi bir şikâyetle ve sorunla karşılaşmamışlardır7. Bütün bu bilgilerden anlaşılıyor ki Osmanlı tebaası Ermenilerin sahip oldukları haklar çoğunluğu teşkil eden Türklerinkinden geri değildir. Osmanlı tebaası Ermenilerin XIX. yüzyılın ikinci yarısına gelinceye

5 6 7

Baha Gürfırat, “II. Abdülhamid’in Ermeniler Hakkındaki Düşünceleri”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı 8, İstanbul 1968, s.32-33. Mim Kemal Öke, Ermeni Sorunu (Uluslararası Boyutlarıyla Anadolu-Kafkasya Ekseninde), İz Yayıncılık, İstanbul 1996, s.109. Şenol Kantarcı, “Tarih Boyunca Ermeni Sorunu”, Ermeni Sorunu El Kitabı, Hazırlayanlar: Şenol Kantarcı, Kamer Kasım, İbrahim Kaya ve Sedat Laçiner, Ermeni Araştırmaları Enstitüsü, Ankara 2002, s.6-7.
297

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

dek devletin siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürel bakımdan herhangi bir politikasından memnun olmadıklarına dair bir belge mevcut değildir.
1.1. ERMENİLER ARASINDA MİLLİYETÇİLİK DÜŞÜNCESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI

XIX. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı Devleti hem iç hem de dış buhranların giderek arttığı bir ülke konumuna gelmiştir. Bu durum devletin gücünü büyük ölçüde sarsınca başta Rusya, İngiltere, Fransa, Amerika (ABD) ve Almanya gibi Osmanlı topraklarında gözü olan devletlerin çok yönlü yürüttükleri paylaşma politikaları imparatorlukta yaşayan azınlık unsurların Osmanlı aleyhine kışkırtılmasıyla sonuçlanmıştır. Başta Rusya ve İngiltere olmak üzere düvel-i muazzama denilen egemen güçler, Osmanlı yönetimine ıslahat projelerini dayatmışlar, Hıristiyan azınlıkları devlete karşı örgütleyip devletin manevra kabiliyetini daraltma yoluna gitmişlerdir. Bu dönemde Ermeni Sorunu özellikle Fransız İhtilali’nin yaydığı fikirlerden kaynağını alacak ve ‘milletlerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkı ilkesinden hareketle’8 Berlin Antlaşması’nın (1878) 61. maddesi ile Rusya ve İngiltere tarafından uluslararası bir soruna dönüştürülecektir. Ermeni Meselesi’nin ortaya çıkması ve uluslararası bir boyut kazanmasında rol oynayan belli başlı amiller vardır. Kuşkusuz bunların başında Fransız İhtilali’nin imparatorluklarda yaşayan azınlıkların kendi bağımsız devletlerini kurma yönündeki azimlerini tetikleyen milliyetçilik düşüncesi gelmektedir9. Ermenilerde gittikçe filizlenen bu damar, batılı büyük devletlerin ilgi odağı haline gelmiştir. Önce Rusya sonra ise İngiltere kendi emperyalist amaçları çerçevesinde soruna yaklaşmışlar ve bundan istifade yoluna gitmişlerdir10. Rusya sıcak denizlere inerek boğazlara ve suyollarına sahip olmak ve Osmanlı Devleti’ni içten zayıflatarak parçalamak için Ermenilerin
Büyük Güçlerin kamuoyuna yönelik açıklamalarında onların Ermeniler üzerindeki tasarruflarının insancıl nedenlerden kaynaklandığını savunduklarını görürüz. Ancak XIX. ve XX. yüzyıllar boyunca savaşlarda milliyetçilik cereyanını askerî ve siyasî başarıları için kullanan Büyük Güçlerin barış görüşmelerinde self-determinasyon(Milletlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkı) ilkesinden nasıl uzak durduklarını görmekteyiz. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Öke, Ermeni Sorunu..., s.320-334. 9 Halaçoğlu, Ermeni Tehciri..., s.25. 10 Halaçoğlu, Ermeni Tehciri..., s.26-27.
298

8

Yakup KAYA

milliyetçi duygularını körüklemiştir. Rusya bu emeline ulaşmak adına Osmanlı tebaası Ermenilerin din duygularını da istismar etmekten kaçınmamıştır. Bu meyanda Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Osmanlı Ortodokslarının hamisi sıfatıyla yayılmacı faaliyetlerini sürdürmüştür. Ancak bunu yaparken de Doğu Anadolu’da kurulacak bağımsız bir Ermenistan’ın kendi içindeki Ermenilere kötü örnek oluşturacağı endişesiyle Ermenilerin tam bağımsızlığına mesafeli yaklaşmıştır11. İngiltere de Ermeni Sorunu’nu tarihî Şark Meselesi’nin bir uzantısı olarak değerlendirmiştir. İngiltere, Berlin Antlaşması’ndan sonra Rusya’nın sıcak denizlere inme idealine karşı Hint deniz yollarının güvenliği açısından Doğu Anadolu’da kurulacak bir tampon Ermeni Devleti’ne sıcak bakmıştır. Berlin Antlaşması’nda Doğu Anadolu’da Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde ıslahat yapılacağına dair 61. maddenin kabulünde İngiltere’nin payı büyüktür12. Bu doğrultudaki faaliyetlerinde de Rusların Ortodoks mezhebi hamiliği modeline karşılık, İngiltere de Osmanlı Protestanları hamiliği yöntemini geliştirmiştir. Fransa ve Amerika (ABD) gibi güçler de zamanla Ermeni Meselesi’nin Osmanlı Devleti aleyhinde sorunlar yumağı haline gelmesinde rol alan devletlerdir13. Ayrıca milliyetçiliğin yükselişinde kilise ve dinin etkisi, yabancı misyonerlerin faaliyetleri önemli yer tutmaktadır. Yukarıdaki sebepler çerçevesinde düşünüldüğünde Ermeni Sorunu aslında bir Ermeniler sorunu değildir. Mesele batılı egemen devletlerin aralarındaki güç oyununda Osmanlı Devleti’ne karşı kullandıkları bir müdahale aracı olarak değerlendirilmelidir14.
2. ERMENİ CEMİYETLERİNİN KURULUŞU VE AMAÇLARI

Berlin Antlaşması’nı takip eden dönemde gerek yurtiçinde ve gerekse de yurtdışında Ermeni milliyetçiliğinin örgütlü yapılar etrafında boy göstermeye başladığını gözlemlemekteyiz. Ermeni cemiyetlerinin teşekkülünde düvel-i muazzamanın aralarındaki nüfuz mücadelesi etkin
11 Bayram Kodaman, “Ermeni Sorununu Ortaya Çıkaran Gelişmeler”, Belgelerin Işığında Ermeni Meselesi Semineri, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 24–25 Nisan 2003, s.60–61. 12 Kodaman, “Ermeni Sorununu Ortaya...”, s.61-62. 13 Kantarcı, “Tarih Boyunca...”, s.17-18. 14 İsmet Bozdağ, Abdülhamit’in Hatıra Defteri, 9. Baskı, Pınar Yayınları, İstanbul 1992, s.56.
299

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

olmuştur. Ermeni ihtilal komiteleri faaliyetlerinde batılı egemen devletlerin desteğini alarak güçlenmeye çalışmışlardır. Başlangıçta Ermeniler arasında masumane dayanışmayı amaç edinen bu cemiyetlerin, zamanla Ermeni özerkliği ve bağımsızlığı için tedhiş ve terör eylemlerine giriştikleri gözlenmiştir. 1878’de Van vilayetinde kurulan Kara Haç Cemiyeti Ermenilerin bu yönde kurdukları ilk örgütlerden biriydi. Bu yönde yine 1881’de Erzurum’da Anavatan Müdafileri Derneği teşkil olundu. Derneğin amacı Ermenileri saldırılardan korumak maksadıyla silahlandırmaktı. 1885’te Van’da İhtilalci Armanekan Partisi kuruldu. Bu partinin temel hedefi de ihtilal yoluyla bölgede bir Ermeni yönetimi oluşturmaktı15. 1887’de Cenevre’de Hınçak Partisi kuruldu. Bu parti Ermeni cemiyetleri içinde en etkin olanlardan biridir. Bu partinin ilk hedefi, Anadolu’daki Ermenilerin millî ve siyasî bağımsızlıklarının sağlanmasıdır. Örgüt, hedefe ihtilal vasıtasıyla ulaşmayı planlamıştır. İhtilal için belirlenen yöntem ise, propaganda, kışkırtma, terör ve işçi-köylü hareketi olarak özetlenebilir. Kışkırtma araçları ise hükümete yönelik gösteriler, vergi vermemek, ıslahat istemek ve devlete karşı düşmanlık biçiminde belirlenmişti. Cemiyetin açık hedefinde ise Bab-ı Ali ile hükümette görev yapan Ermeniler ve Türklerle, muhbirler vardı. Örgütün planına göre Anadolu Ermenilerinin bağımsızlığı sağlandıktan sonra, İran ve Rusya Ermenileri ile federatif bir Ermeni Devleti kurulacaktı16. Beyoğlu’nda yapılan takibat sonucunda yakalanan Hınçak reisi ve ona ait zararlı evraklara bakılarak Hınçak Cemiyeti’nin ana nizamnamesinin ve programının Rusya tarafından bizzat desteklendiği anlaşılmıştır. Yakalanan Hınçak reisinin aynı zamanda Rus vatandaşı olduğu belgelenmiş ve ele geçirilen evraklara göre Hınçak komitesinin anarşist eylemler peşinde olduğu ispatlanmıştır. Ayrıca Serkiz isimli komite üyesinin Babıâli’ye saldırdığı ve bombalama eyleminde birçok masum insanın ölümüne sebebiyet verdiği ortaya çıkmıştır. Bab-ı Ali’ye düzenlenen saldırı ve icraa edilen cinayetler Ermeni Hınçak cemiyetinin anarşist eylemlerini gözler önüne sermektedir17.

15 Kamran Gürün, Ermeni Dosyası, 4. Baskı, Bilgi Yayınevi, Ankara 1988, s.167. 16 Gürün, Ermeni Dosyası, s.169-170. 17 BOA, Y.PRK.UM., Belge No:44/47, 20.11.1898.
300

Yakup KAYA

1890’da Tiflis’te Ermeni İhtilal Federasyonu (Taşnaksutyun) adında yeni bir cemiyet kuruldu. Bu cemiyetin kısa adı Taşnaktı. Cemiyet amacına daha önce Cenevre’de kurulan Hınçak cemiyeti gibi ihtilal yoluyla ulaşmayı hedeflemekteydi. Taşnak cemiyetinin1892’de açıklanan programına göre ana gayesi, Osmanlı Devleti’nde Ermenilere ait bir yönetimin kurulmasıydı. Programına göre Taşnak cemiyeti, hedefe isyanla ulaşmayı, ihtilalci çeteler kurmayı, halkı silahlandırmayı, hükümet yetkilileri ve muhbirleri cezalandırmayı ve yıldırmayı temel düstur olarak kabul etmişti18. Taşnak cemiyeti Troşak isimli bir yayın organı ile fikirlerini neşretmeye çalışmıştır. 1890’dan sonra Osmanlı Devleti’ne karşı başlatılan birçok Ermeni ayaklanmasında ve tedhişinde bu cemiyetin büyük rolü olmuştur19. Bunların dışında Osmanlı ülkesinde Hınçak Partisi’nden kopmuş Veragazmyal Hınçak Partisi isimli bir oluşum da faaliyetlerde bulunmuştur20.
3. OSMANLI DEVLETİ’NDE JÖN TÜRK DÜŞÜNCESİ’NİN TEZAHÜRÜ

Sultan II. Abdülhamit idaresine karşı ortaya çıkan mücadele ve mukavemet, memleket içinde ve dışında 1878 senesinden II. Meşrutiyet’in ilan edildiği günlere kadar giderek artmıştır21. Abdülhamit’in dış politikadaki muvazeneye dayalı yönetim anlayışı birçok bakımdan olumlu vasıfların kendisine verilmesine sebebiyet vermiştir. Ancak dâhili siyasette takip ettiği metot ile devletin Avrupa medeniyetinden bigane kalmasındaki temel nedenler çerçevesinde düşünüldüğünde Abdülhamit yönetimine karşı köklü yenilikçi muhalefetin oluştuğunu gözlemlemekteyiz. Bu yönde Padişah Abdülaziz döneminde teşekkül eden Yeni Osmanlı düşüncesi ile Meşrutiyet’i amaç edinmek yönünden benzerlik gösteren ancak belirli yönlerden de birbirinden ayrılan yeni bir ekol, Abdülhamit idaresine karşı vücut bulmuştur. Bu yeni reformcu ve Batıcı teşekkülün adı Jön Türklerdir. Avrupalı araştırmacılar Yeni Osmanlılarla Jön Türkleri
18 Gürün, Ermeni Dosyası, s.172-175. 19 BOA, Y.PRK.TKM., Belge No: 42/30, 29.05.1899. 20 Arsen, Avagyan, Gaidz F. Minassian, Ermeniler ve İttihat ve Terakki, Çeviren Mutlucan Şahan, 2. Baskı, Aras Yayıncılık, İstanbul 2005, s.13. 21 Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasî Partiler (1859-1952), 1. Baskı, Arba Yayınları, İstanbul 1952, s.102.
301

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

aynı gruplar olarak düşünmüş, I. ve II. Meşrutiyet’in ilanında etkin rol alan kişileri birbirlerinin devamı niteliğinde değerlendirmiştir. Jön Türk, memleketlerini müstebitlerden kurtarmak, Karbonari tabiriyle ‘ormanı kurtlardan temizlemek’ gayesiyle, icabında memleket dışına dahi çıkarak her türlü feragat ve mahrumiyet pahasına savaşan akıncı ve mücahit manasını ifade etmektedir. Meşrutiyet tarihimizde ve dar anlamıyla Jön Türk teriminden, I. ve II. Meşrutiyetleri hazırlayan ve Osmanlı İmparatorluğu’nda muasır ihtiyaçlara göre ıslahat yapılmasını isteyen inkılâpçılar yahut ihtilalciler kastedilmektedir22. Diğer yandan Osmanlı ülkesinde ya da dışında kurulan hürriyetperver cemiyetlerin ortak hareket noktaları; Abdülhamit idaresinin devrilmesi, yerine 1876 Kanun-i Esasisi’nin meriyetine müstenit23 Meşrutiyet yönetiminin yeniden ve daimi olarak tesisidir. Meşrutiyet’in ilanını temel gaye edinen Jön Türklere göre, Abdülhamit’in otoriter yönetim tarzına karşı mücadele veren bütün fertlerin din, milliyet ve sair hiç bir fark aramaksızın, gayeleri Abdülhamit idaresini yıkmaktır. Bu aksiyon planlarının mihverini, bu nokta teşkil etmektedir. Abdülhamit yönetiminin yerine konacak rejimi tespit, yani yapmak onları ikinci planda meşgul edecektir; o kadar ki bazılarınca Abdülhamit idaresini yıkmak Abdülhamit’i tahtından indirmeyi dahi ifade etmemektedir24. Jön Türk düşüncesinin ilk filizlendiği tarih, Fransız İhtilali’nin 100. yılına(1889) denk gelmektedir. Bu tarihte Bursa Maarif Müdürü Ahmet Rıza Bey Paris’e gitmiş ve burada Agust Comte pozitivizminin etkisinde kalarak çıkardığı Meşveret isimli bir gazete kanalıyla fikirlerini neşretmeye başlamıştır. Aynı yılın mayıs ayında İstanbul’da askerî tıbbiyede İttihad-i Osmanî adında bir cemiyet kurulmuş ve Paris’teki Ahmet Rıza kanadıyla haberleşerek ortak hareket etmeye başlamışlardır. İstanbul’da kurulan bu cemiyet pozitivizmin etkisiyle daha sonra adını İttihat ve Terakki olarak değiştirmiştir. Memleket içinde İttihat ve Terakki’nin etkisi büyük olmuştur. Cemiyet aracılığıyla Jön Türk düşüncesi İmparatorlukta harbiye, mülkiye, tıbbiye gibi yüksek tahsil ortamlarında kök salmıştır.

22 Tunaya, Türkiye’de Siyasî Partiler, s.103. 23 Tunaya, Türkiye’de Siyasî Partiler, s.103. 24 Tunaya, Türkiye’de Siyasî Partiler, s.104.
302

Yakup KAYA

Jön Türklere katılım Abdülhamit idaresinden hoşnut olmayanların yurdu terk etmesi ve yönetim tarafından sürgüne gönderilenlerin iştirakiyle giderek artmıştır. Zamanla Mizancı Murat, Mahmut Celalettin Paşa ve oğulları Prens Sabahattin ile Lütfullah’ın katılımı cemiyeti daha da güçlendirecektir. Cemiyetin neşriyat yoluyla Abdülhamit yönetimine karşı propagandalarında başarıya ulaşmaya çalıştıkları gözlenmektedir. Cemiyet memleket içinde gizliden gizliye örgütlenme ve gizli neşriyat ile yabancı postanelerden yollanan bildiriler yoluyla; memleket dışında ise Paris, Cenevre ve Kahire şubeleri vasıtasıyla fikirlerini yaymaya çalışmıştır. Bunların dışında Londra ve Napoli gibi şehirler cemiyetin faaliyetleri açısından ikinci derecede öneme sahip olmuştur25. Jön Türk düşüncesini yaymak için Ahmet Rıza Bey uluslararası konferanslara bildiriler sunmuştur. Örneğin La Haye Terki Teslihat Kongresi’ne bir muhtıra sunan Ahmet Rıza Bey, burada Ermenilerle birlikte Osmanlı murahhaslarını etkisiz bırakma teşebbüsünde de bulunmuştur26. Sultan II. Abdülhamit Jön Türklerin memleket içindeki ve dışındaki faaliyetlerini her an kontrol altında tutmaya gayret göstermiştir. Bu yönde Ahmet Celalettin Paşa bizzat padişah tarafından Mizancı Murat başta olmak üzere birçok Jön Türk üyesini yurda dönmeleri konusunda ikna etmek üzere Paris’e gönderilmiştir. Ahmet Celalettin Paşa Paris’te bulunan İlyas Medar isimli kişiyle birlikte, Jön Türklerin faaliyetlerini gözlemlemiş ve padişaha rapor etmiştir27. Ahmet Celalettin Paşa’nın girişimleri sonuç vermiş ve Mizancı Murat, Jön Türklerden ayrılarak İstanbul’a padişahın hizmetine dönmüştür28.

25 Tunaya, Türkiye’de Siyasî Partiler, s.104-105. 26 BOA, HR.SYS., Belge No:39/40, (1899). Ayrıca Ahmet Rıza ve Ermeni fesat komitelerinin La Haye’de düzenlenecek Uluslararası Silahsızlanma Kongresi’nde farklı taleplerle ve amaçlarla Osmanlı murahhaslarına karşı bir fikrî hücum hazırlığında olduklarına dair belge için bkz. BOA, Y.PRK.AZJ., Belge No: 36/85, (1899). 27 BOA, Y.PRK.EŞA., Belge No:33/16, (22.05.1899). 28 Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Çeviren Metin Kıratlı, 8. Baskı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 2000, s.198.
303

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

4. ERMENİ CEMİYETLERİ İLE JÖN TÜRKLERİN MÜNASEBETLERİ 4.1. BİRİNCİ DEVRE: 1894–1902

Her şeyden önce Ermenilerle Jön Türklerin birbirlerine yaklaşması kırgınlık ve güvensizlikle birlikte bir iyi geçinme hareketi olarak düşünülebilir29. Yurtdışında faaliyetlerini sürdüren Ermeni devrimci komiteleri ile Jön Türklerin ilk temasları 1891–1892 yıllarına kadar götürülebilir. Bu sıralarda Paris’te Jön Türklerin başını çeken Ahmet Rıza Bey ile Hınçak örgütü arasında görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmeler Ermenilerin ve Jön Türklerin ülkenin geleceği konusunda ileri sürdükleri fikirler yüzünden yüzeysel anlamda gerçekleşmiş, her yönüyle bir ittifak düşüncesi ortaya çıkmamıştır. Ancak tamamen de kesintiye uğramamıştır. Bu görüşmelerin sürdürülmek istenmesindeki temel sebep, Abdülhamit yönetimine karşı girişilen muhalefetin güçlendirilmesine dayanmaktadır. Bu dönem itibariyle Ermeniler Abdülhamit’e karşı ihtilal yaparak ve Berlin Antlaşması’nda geçen Ermeni bölgelerinde ıslahat yapılmasına dair 61. maddenin uygulanmasını sağlayarak amaçlarına ulaşmaya çalışmışlardı. Bunu gerçekleştirmek için de Batılı büyük devletlerin müdahalesine açık bir yöntem izlemeyi hedeflemişlerdi. Bunun tersine Ahmet Rıza’nın başını çektiği Jön Türkler ise Sultan Abdülhamit’e karşı propaganda yoluyla bir mücadeleye sıcak bakmaktaydı30. 11 Mayıs 1895’ten itibaren batılı büyük devletlerin Ermeniler için Osmanlı ülkesinde reformlar yapılması yolundaki yeni bir ıslahat projesi gündeme gelmişti. Bu durum Jön Türkleri Ermeni bölgelerinin tıpkı Makedonya meselesine dönüşebileceği endişesine sürüklemişti. Buna karşın harekete geçen Ahmet Rıza ve Dr. Nazım gibi Paris’te bulunan Jön Türk ileri gelenleri, Hınçak komitesinin reform isteğini bertaraf etmek üzere görüşmeler yapmış ancak kesin bir sonuç alamamışlardır. Jön Türkler aynı zamanda bir diğer Ermeni devrimci örgütü olan Taşnaksutyun’la da görüşmeler yapmıştır. Jön Türkler bu örgütün de büyük devletlerin müdahalesini reddetmesini, devrimci mücadele yönteminden vazgeçmesini ve Abdülhamit idaresine karşı propaganda, aji29 Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, C.I/I, 2. Basım, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1963, s.372. 30 Avagyan, Minassian, Ermeniler ve İttihat..., s.15-16.
304

Yakup KAYA

tasyon, kamuoyunun hazırlanması ve batılı güçlerin manevi desteklerini sağlamak gibi barışçıl yöntemlerle mücadele yollarını benimsemesini istemiştir. Bu tarz istekler aslında bu tarihlerde her iki tarafın da kabul edebileceği türden değildi. Ancak Abdülhamit yönetimine karşı bir araya gelinerek güç birliği konularında görüşmeler sürdürülmekteydi. Osmanlı Devleti’nde ortaya çıkan 1895–1896 Ermeni olayları ve bunların sonucunda meydana gelen birçok tutuklama hadisesi ile Jön Türk hareketinin İstanbul merkezinin 1897’de çökertilmesi, II. Abdülhamit rejimine karşı Ermeni ve Jön Türk taraflarını birbirine daha çok yakınlaştırmıştır. Bundan sonra Taşnaksutyun adına yayın yapan Troşak ve Jön Türklerin yayın organlarından Osmanlı ve Meşveret gazetelerinde ‘millî ve dinî ayrım yapılmaksızın Abdülhamit’e karşı birleşme kararının alınması’ gerektiğine dair yazılar çıkmıştır. Bu süreçte ilişkilerde karşılıklı çağrı düzeyinden öteye geçilemediği anlaşılmaktadır31. Jön Türk-Ermeni münasebetlerinde yeni bir dönem kayınbiraderi II. Abdülhamit’e isyan eden Damat Mahmut Celalettin Paşa’nın iki oğlu Prens Sabahattin ve Lütfullah’la birlikte İstanbul’dan kaçarak Paris’e sığınmasıyla başlamıştır. Jön Türklerin o zamanlar başını çeken Ahmet Rıza Beye göre oldukça liberal bir görüşe sahip olan Damat Mahmut Paşa ve oğlu Prens Sabahattin Ermenileri de içine alacak bir birlik arayışına girişmiştir. 1900 yılında Damat Mahmut Paşa bütün Osmanlı muhaliflerini bir araya getirecek bir kongre tertibi için faaliyetlerde bulunmuştur. Mahmut Celalettin Paşa bu doğrultudaki faaliyetlerinde kısmen başarılı olmuştur. Ermenilerden Hınçak örgütü, Türklerden gelen güç birliği teklifini reddetmiş; Taşnaksutyun ve Veragazmyal Hınçak temsilcileri ise bu kongreye katılma kararı almışlardır32. Ermenilerle Jön Türklerin ittifak arayışları Osmanlı sınırları içinde de kendisini göstermiştir. Bu minvalde örneğin Sofya’da Ermenilerle Jön Türklerin ittifak halinde Osmanlı sefaretlerince düzenlenecek balolara ve özel toplantılara silahlı saldırı düzenleyeceklerine dair eylem planları İstanbul’a ulaştırılmıştır. Osmanlı ülkesinde yapılması vaat edilen Ermeni bölgelerine mahsus ıslahatların hayata geçirilmemesi ve Ermenilerin özel isteklerinin sultan tarafından kabul edilmemesi durumlarında Ermeni komiteleri silahlı eylemler düzenlemeyi göze
31 Avagyan, Minassian, Ermeniler ve İttihat..., s.16-17. 32 Avagyan, Minassian, Ermeniler ve İttihat..., s.18.
305

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

almışlardır. Bunu yaparken de Abdülhamit karşıtı Jön Türk üyeleriyle beraber hareket etmişlerdir33. Anlaşıldığı üzere iki taraf arasında böylesine bir ittifak fikrinin gündeme gelmesinde ve daha sonraki yıllarda Paris’te toplanan kongrelerde ortaya çıkan temel prensiplerin belirlenmesinde, Abdülhamit idaresine karşı duruşun yansımalarını görmekteyiz. Jön Türkler Osmanlı Devleti’nde meydana gelen Ermeni olaylarını, Ermenilerin Abdülhamit’e karşı giriştikleri silahlı kalkışmaları hep Abdülhamit idaresinin hatası olarak yorumladılar. Bu konuda kendisi de İttihat ve Terakki’nin merkez kadrosunda etkin olan Cemal Paşa’nın ifadeleri durumu açıklar mahiyettedir. Cemal Paşa bu konuda; Jön Türkler 1894-1896 Ermeni vakalarını II. Abdülhamit’in bir siyasî hatası ve kendi istibdadını devam ettirmek için başvurduğu zalim bir tedbir telakki ettiler. Bunun içindir ki o zaman Avrupa’da bulunan Ahmet Rıza Bey ve arkadaşları işi bu bakımdan değerlendirerek Ermeni ihtilalcilerine büyük yardımda bulundular. Benim gibi memleket içinde bulunan ihtilalciler de aynı görüşü kabul ederek Türklük ve hususiyle Osmanlılık için çok büyük zararlar doğurabilecek mahiyette gelişen Ermeni katliamından dolayı Abdülhamit’i suçlamaktan çekinmediler34 demektedir. Oysaki Sultan Abdülhamit, 1896 ortalarına doğru Osmanlı Devleti’nde meydana gelen ve gittikçe kesif hal alan Ermeni ayaklanmalarına son vermek amacıyla, Ermeni bölgelerinde tebaanın haklarının iyileştirilmesi ve ıslahatların yapılması için Ermeni komiteleriyle bir müzakere girişiminde bulunmuştur. Bu amaç doğrultusunda dönemin Hariciye müsteşarı Artin Dadyan Paşa’nın oğlu Deyran Dadyan Cenevre’ye gönderilmiştir. Deyran Dadyan Taşnaksutyun Komitesi’ne padişahın ıslahatı uygulayacağını, kendilerinin de buna karşılık Türkiye’deki isyanların durması konusunda çalışmaları gerektiğini açıklamıştır. Taşnaksutyun padişahın bu teklifini reddederken Türk hükümetiyle şartlı müzakere yapılabileceğini kabul etmiştir.
33 İstanbul şehremaneti dairesinden Yıldız’a gönderilen haber doğrultusunda, Beyoğlu’nda görev yapmakta olan Doktor İrindur isimli kişinin Sofya’da gazete muharrirliği yapmakta olan muteber bir arkadaşının gönderdiği mektuba dayanarak verdiği bilgiye göre, Ermeni komiteleri ile Jön Türk mensuplarının Türk sefaretlerinin düzenleyeceği özel toplantılara saldırı hazırlığı içerisinde bulundukları anlaşılmaktadır. BOA, Y.PRK.ŞH., Belge No: 8/53, (28.01.1899). 34 Cemal Paşa, Hatıralar, Çağdaş Yayınları, İstanbul 1977, s.211.
306

Yakup KAYA

Taşnak Komitesi hükümete üç ay süre vererek bir dizi ön ıslahat koşulları ileri sürmüştür. Bu istekler; Türkiye’den çıkmış bütün Ermenilerin vatanlarına dönmesi, Ermenilerin göçler sırasında kaybettikleri taşınmaz malların kendilerine verilmesi, siyasî sebeplerle tutuklu olan Ermenilerin serbest bırakılması, Ahlat ve Bitlis olaylarını çıkaranların derhal bulunup cezalandırılması ve köylülerin zararlarının karşılanması olarak sıralanıyordu. Müzakereler uzun sürmüş ve padişah bu tekliflerin kısa ve dilek şeklinde olmasını istemişti. Padişah Abdülhamit ıslahatın nasıl uygulanacağı fikrini komiteye ilettiyse de komite iki taraf arasındaki ilişkinin resmen kesilmiş olduğunu ilan etti. Anadolu’da Ermeni vatandaşların ise bu ıslahata hayati derecede ihtiyaçları vardı. Bu olayda ıslahata yanaşmayan tarafın bariz bir şekilde Troşak grubu olduğu anlaşılmaktadır35. Gerek Ermeni komiteleri gerekse de Jön Türk cemiyeti üyeleri Abdülhamit yönetiminin yıkılması ve meşrutiyetin yeniden ilanı ile anayasal düzeni yeniden kurmak için sınırlı birliktelik sergilemişlerdir. Ancak bu ittifaktan her iki tarafın da beklediği farklı sonuçlar söz konusudur. Jön Türkler imparatorluğun kurtuluşu için bir hal çaresi olarak Abdülhamit’in yönetimden uzaklaştırılması planlarını yaparken, Ermeni ihtilal cemiyetleri de anayasal düzen ve meşrutiyet ortamından yararlanarak, önce özerk bir Ermeni bölgesini oluşturmayı sonra da bağımsız bir Ermenistan’ı kurmayı amaçlamışlardır.
4.2. İKİNCİ DEVRE: 1902–1908

Ermenilerle Genç Türkleri bir araya getiren ilk resmi toplantı olma özelliğini gösteren I. Jön Türk Kongresi 4 Şubat 1902’de Paris’te toplanmıştır36. Kongrenin toplanması için büyük çaba sarf eden Prens Sabahattin’in amacı, hürriyetperver bütün Osmanlı muhaliflerini bir fikir etrafında birleştirmektir. Bu kongreye Osmanlı unsurlarını temsil eden birçok muhalif katılmıştır. Kongrede Prens Sabahattin, Ahmet Rıza Bey, Doktor Nazım gibi Jön Türk ileri gelenleri ile Ermeniler adına Sisliyan, Rumlar adına da Eski Posta Nazırı Musiris Gidis ve Avukat Doktor Fardis hazır bulunuyordu37.
35 Uras, Tarihte Ermeniler..., s.537-538. 36 Ahmet Bedevi Kuran; İnkılâp Tarihimiz ve Jön Türkler, Kaynak Yayınları, II. Basım, İstanbul 2000, s. 189. 37 Kuran, İnkılâp Tarihimiz..., s.189-190.
307

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Kongrede Abdülhamit idaresine karşı ihtilal gerçekleştirmek için yabancı bir devletin müdahalesi konusu tartışılmıştır. Yabancı devlet müdahalesi fikri aslında Ermeniler tarafından ortaya atılmıştır. Müdahale fikrini Ahmet Rıza ve arkadaşları reddederken, Prens Sabahattin ve taraftarları ise kabul etmiştir38. I. Osmanlı Liberalleri Kongresi sonucunda Jön Türkler aralarında meydana gelen bu fikir ayrılığı ile iki guruba ayrılmıştır. Bu hizipleşme ekseninde Paris’teki Genç Türkler artık kendi mevzilerine çekilmiştir39. Bundan sonra Jön Türklerin bir kısmı Prens Sabahattin’in Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyetçilik fikri etrafında, diğer bölümü ise Ahmet Rıza Beyin Terakki ve İttihat grubu çevresinde faaliyetlerini sürdürecektir. İlk Jön Türk Kongresi sonrasındaki süreçte özellikle Prens Sabahattin grubu Ermeni muhaliflerle temaslarını devam ettirmiştir. 1907 yılında Ermeniler Jön Türklerin Adem-i Merkeziyetçi kanadını temsil eden Prens Sabahattin’e yeni bir kongrenin toplanması için müracaat etmişlerdir. Ermenilerin bu girişimlerinde Taşnaksutyun Komitesi’nce padişaha karşı tertip edilen Yıldız Suikastının başarısızlığa uğraması önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır40. Ermeni cemiyetlerinden Jön Türklerin ihtilalci fikirlerini açık olarak destekleyen Taşnaksutyun’un yayın organı Troşak’ta, Jön Türk-Ermeni ittifakı ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Diğer bir güçlü Ermeni cemiyeti olma özelliğini gösteren Hınçak örgütü ise Jön Türklere katılım konusunda mesafeli bir duruş sergilemiştir41. 1907 Aralığı’nda Paris’te Prens Sabahattin’e Ermenilerin bizzat müracaat ederek bütün muhaliflerden teşekkül edecek yeni bir kongrenin toplanmasını talep etmeleri sonrasında, Mahmut Paşa’nın oğlu Prens Sabahattin tüm Ermeni cemiyetlerini ve Türk muhalifleri bir araya getirmek için yoğun çaba sarf etmiştir. Prens Sabahattin Paris’te ve Viyana’da Ermeni komitelerinin ileri gelenleri ile birçok toplantı düzen-

38 Kuran, İnkılâp Tarihimiz..., s.190-191. 39 Ernest Edmondson Ramsour; Jön Türkler ve İttihat Terakki,(Çev: Hacasan Yüncü), Kayıhan Yayınları, İstanbul 2001, s. 98. 40 Kuran, İnkılâp Tarihimiz..., s.287-288. 41 Avagyan, Minassian, Ermeniler ve İttihat..., s.33-44.
308

Yakup KAYA

lemiş ve nihayetinde tüm muhalif katılımcılarla birlikte II. Abdülhamit yönetimine son verebilmek için bir yol haritası çıkarılmıştır. Bu doğrultuda İstanbul’da ihtilal hazırlığı için uygun mekânlar bulunarak burada Ermeni komite üyelerinin ve diğer muhalif Osmanlıların silahlandırılması kararlaştırılmıştır. İstanbul’da nüfuz sahibi kişilerle de anlaştıktan sonra Bursa’da çeşitli mahallelere ve mekânlara, bankalara saldırmak suretiyle karışıklık çıkarılması planlanmıştır. Ecnebi mallarına ve mekânlarına da saldırmak kaydıyla hükümete karşı güvensizlik oluşturulması hedeflenmiştir. Vükela ve sair zatların da öldürülmesi gündeme getirilmiştir. Bu ortamda telaşa kapılan padişahlık makamı basılarak Sultan II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi ve yerine V. Mehmet Reşat’ın tahta çıkarılması kararlaştırılmıştır. Prens Sabahattin bu yöndeki faaliyetlerini hayata geçirmek için Mısır’dan mali yardım almış ve İngiliz sefarethanesinin kendi işini kolaylaştıracağını düşünmüştür. Prens Sabahattin eylem planını Balgat Ermeni icraat komitesine açıklamış ve bu komitenin de desteğini sağlamıştır42. Bütün bu çalışmalardan sonra Prens Sabahattin bahsi geçen zaman diliminde hazırlıklarını tamamlayarak tüm Osmanlı muhaliflerini bir araya getirmeye muvaffak olmuştur. Paris’te toplanan bu İkinci Jön Türk Kongresi’nde(27–29 Aralık 1907) büyük bir katılım gözlenmiş ve yaklaşık tüm muhalif unsurlardan oluşan Osmanlı hürriyetperverleri kongreye iştirak etmiştir. Kongrede Abdülhamit yönetimi müstebit addedilirken, hünkârın şahsi emelleri doğrultusunda Hıristiyanları tazyik ettiği ve katlettiği serdedilmiştir. Yine Sultanın Müslümanları da esarete mahkûm ettiği, sürgüne gönderdiği ve öldürdüğü belirtilmiştir. Kongrede her komite kendi prensiplerini gündeme getirmeden, tartışma çıkarmadan ortak amaca ulaşma yolunda kardeşçe ve arkadaşça bir ittifak kurarak, mücadeleye katkıda bulunacaktır şeklinde bir karar alınmıştır. Bu kongrede tüm Osmanlı muhalif unsurları hazır bulunmuş ve ihtilal için azmetmişlerdir. Kongre’de özetle; sultanın tahttan zorla indirilmesi, yönetimin değiştirilmesi, meşrutiyetin tesisi ve anayasa’nın ilanı gibi konular kararlaştırılmıştır43.
42 BOA, Y.PRK.AZJ., Belge No:52/29, 06.04.1907. 43 Kuran, İnkılâp Tarihimiz..., s.291.
309

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Alınan bu kararları hayata geçirmek için hükümete karşı silahlı direniş, hükümete vergi vermemek, ordu içinde hükümete karşı propaganda, genel ayaklanma, polis ve hükümet memurlarının tatili meşguliyeti ve diğer yöntemler benimsenmiştir44. Paris’te bu kararlar alındıktan sonra II. Meşrutiyet Devrimi sürecine girilmiştir. Ancak kongrede alınan kararlar tam uygulanmadan Rumeli’de çıkan ayaklanma neticesinde Sultan II. Abdülhamit II. Meşrutiyet’i yeniden ilan etmek durumunda kalmıştır.
SONUÇ

Osmanlı Devleti’nde Ermeni Meselesi’nin gelişimi seyrinde, Ermenilerle Jön Türk milliyetçilerinin Abdülhamit yönetimine karşı giriştikleri eylemler, aslında Ermeni komitelerinin tasarladıkları Ermeniler için özerklik elde etme ve bağımsızlık kazanma gayelerini tetiklemiştir. Jön Türklerle Ermenilerin ittifak hareketinden bekledikleri sonuçlar birbirinden farklıdır. Jön Türkler birçok sorunun kaynağı gördüğü Abdülhamit yönetiminin sona erdirilmesiyle ve meşrutiyetin ilanıyla devletin çöküntüden kurtulacağını ümit etmişlerdir. Ermeniler ise bağımsızlık elde etme yolunda Abdülhamit idaresinin bertaraf edilmesiyle daha serbest bir ortama kavuşmayı ve ayrılıkçı faaliyetlerini hızlandırmayı hedeflemişlerdir. II. Meşrutiyet’in ilanından sonraki gelişmeler iyi gözlemlendiğinde, Ermeni cemiyetlerinin asıl maksatlarına dönük tedhiş eylemlerine hız verdikleri anlaşılmaktadır. Bu çerçevede Sultan II. Abdülhamit hatıratında, büyük devletler tarafından istiklal yolunda sürekli kışkırtılan Ermenilere şaşmadığını ifade ettikten sonra, ülkenin kurtuluşu için bir araya geldiklerini ileri süren Jön Türklerin ayrılık idealleri güden Ermenilerle ittifakına anlam veremediğini belirtmektedir. Ayrıca Abdülhamit Han, Genç Türklerin bu tehlikeli ittifaklarla kendi yönetimini yıkmadıklarını, esasında Osmanlı Devleti’ni yıktıklarını vurgulamaktadır. Osmanlı Devleti’nde meydana gelen Ermeni olaylarının baş mimarları konumunda olan ve Rusya’dan destek gören Taşnak ve Hınçak komiteleri ile jön Türklerin Abdülhamit’e karşı giriştikleri ittifak, oldukça manidar bir portre çizmektedir. Devletin kurtuluşu için formüller üre44 Kuran, İnkılâp Tarihimiz..., s.295.
310

Yakup KAYA

ten Jön Türklerin bu tutumu aslında kendi kuruluş amaçları açısından belirgin bir paradoksu da beraberinde getirmiştir. Bu sınırlı birliktelik sonunda, Ermenilerin milliyetçi eylemleri artarak devam etmiştir. Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecinde bu gelişmeler, devletin çöküşünü hızlandıran sebepler çerçevesinde karşımıza çıkmaktadır.

311

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

BİBLİYOGRAFYA
1. Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA)

HR.SYS. Y.PRK.UM. Y.PRK.ŞH. Y.PRK.AZJ. Y.PRK. EŞA. Y.PRK.TKM. Y.PRK.AZJ.

:39/40, :44/47, :8/53, :36/85, 52/29, :33/16, :42/30, :52/29,

2. Telif ve Tetkik Eserler

Avagyan, Arsen, Gaidz F. Minassian, Ermeniler ve İttihat ve Terakki, Çeviren Mutlucan Şahan, 2. Baskı, Aras Yayıncılık, İstanbul 2005. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Rehberi, Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, II. Baskı, Yay. No: 2, İstanbul 2000. Bayur, Yusuf Hikmet, Türk İnkılâbı Tarihi, C.I/I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, II. Basım, Ankara 1963. Bozdağ, İsmet, Abdülhamit’in Hatıra Defteri, 9. Baskı, Pınar Yayınları, İstanbul 1992. Cemal Paşa, Hatıralar, Çağdaş Yayınları, İstanbul 1977. Gencer, Ali İhsan, Sabahattin Özel, Türk İnkılâp Tarihi, Der Yayınları, 8. Baskı, İstanbul 2001. Gürfırat, Baha, “II. Abdülhamid’in Ermeniler Hakkındaki Düşünceleri”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı 8, İstanbul 1968, s.32-33. Gürün, Karman, Ermeni Dosyası, 4. Baskı, Bilgi Yayınevi, Ankara 1988. Halaçoğlu, Yusuf, Ermeni Tehciri, Babıâli Kültür Yayıncılığı, 3. Baskı, İstanbul 2004. Kantarcı, Şenol, “Tarih Boyunca Ermeni Sorunu”, Ermeni Sorunu El Kitabı, Hazırlayanlar: Şenol Kantarcı, Kamer Kasım, İbrahim Kaya ve Sedat Laçiner, Ermeni Araştırmaları Enstitüsü, Ankara 2002, s.6-7. Kodaman, Bayram, “Ermeni Sorununu Ortaya Çıkaran Gelişmeler”, Belgelerin Işığında Ermeni Meselesi Semineri, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 24-25 Nisan 2003, s. 60–61. Kuran, Ahmet Bedevi, İnkılâp Tarihimiz ve Jön Türkler, Kaynak Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2000. LewIs, Bernard; Modern Türkiye’nin Doğuşu, (Çev: Metin Kıratlı), Türk Tarih Kurumu Basımevi, VIII. Baskı, Ankara 2000. Öke, Mim Kemal, Ermeni Sorunu (Uluslararası Boyutlarıyla Anadolu-Kafkasya Ekseninde), İz Yayıncılık, İstanbul 1996. Ramsour, Ernest Edmondson; Genç Türkler ve İttihat Terakki, (Çev: Hacasan Yüncü), Kayıhan Yayınları, İstanbul 2001. Saydam, Abdullah, Osmanlı Medeniyeti Tarihi, Derya Kitabevi, 2. Baskı, Trabzon 1999.

312

Yakup KAYA

Tunaya, Tarık Zafer, Türkiye’de Siyasî Partiler (1859-1952), Arba Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 1952. Uras, Esat, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Belge Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 1987.

313

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

YAYIMLANMIŞ OLAN OSMANLI ARŞİV BELGELERİNDE ERMENİFRANSIZ İLİŞKİLERİ 1879-1918
Yıldız DEVECİ BOZKUŞ
Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Doktora Öğrencisi, ASAM, Ermeni Araştırmaları Enstitüsü Uzmanı Tlf.: 0 505 799 17 43, e-posta: yildizdeveci@gmail.com

315

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Bu makalede yayımlanmış olan Devlet Arşivleri belgelerinden hareketle Osmanlı belgelerinde Fransız-Ermeni ilişkileri değerlendirilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda Osmanlı Ermenilerinin Fransa’ya göç etmeleri, Fransa’daki Ermenilerin Osmanlı aleyhine faaliyetleri, Fransız diplomatlarının Ermenilere sağladıkları destek ve Fransız misyonerlerle Ermeniler arasındaki ilişkiler değerlendirilmeye çalışılacaktır. Bu makalenin inceleyeceği dönem, Devlet Arşivleri’nin 3 cilt olarak yayınlamış olduğu Devlet Arşivleri Belgelerine Göre Osmanlı Belgelerinde Ermeni-Fransız İlişkileri başlıklı kitabının birinci cildi ile sınırlı tutulmuştur. Konunun dönem ve eser olarak bu şekilde sınırlandırılmış olmasının nedeni sempozyumun ana temasının XIX. Yüzyılda Ermeni Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Büyük Devletlerin Politikaları olarak saptanmış olmasıdır.

Özet

316

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

GİRİŞ

Bilindiği gibi milliyetçiliğin yayılması Fransız Devrimi’nin doğması sonucunda olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’na ilk olarak Balkanlar üzerinden gelen milliyetçilik akımı zamanla imparatorluktaki birçok etnik grubu etkileyerek Sırp ve Yunan isyanlarının başlamasına sebebiyet vermiştir. Bu isyanlar sonucunda Osmanlı İmparatorluğu birçok yerde toprak kaybetmeye başlamıştır. Yunanistan ve Bulgaristan gibi ülkelerin bağımsızlığını kazanmasının ardından diğer azınlıklar da Fransızların yaydığı bu milliyetçilik akımından etkilenmişlerdir. Bu bağlamda Ermeni milliyetçiliğinin doğuşunda Fransız devriminin önemli bir etkisinin olduğunu söylemek mümkündür. Fransız Devrimi’nin Osmanlı İmparatorluğu’ndaki etnik grupları etkisi altına alması Ermeni sorununun başlamasında rol oynamıştır. Batılı devletler tarafından 19. yüzyıldan itibaren gündeme getirilmeye başlanan bu sorunun temelinde Batılı devletlerin Doğu Sorunu olarak tanımladıkları ve aslında Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşmaya yönelik hazırladıkları planlar bulunmaktadır.

317

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

19. yüzyılda İngiltere, Fransa ve Rusya gibi büyük devletler bir yandan kendi çıkarlarını korumak için İstanbul, Londra, Sykes-Picot, Saint Jean de Maurienne gibi bir dizi gizli antlaşmalar yaparken diğer yandan 19. yüzyıl boyunca birbirlerinin çıkarlarını engellemeye de çalışmışlardır. Büyük bir Avrupa devleti olan Fransa, İngilizlere Atlantik ötesindeki sömürgelerini kaptırdığından beri Akdeniz’de geniş bir sömürge imparatorluğu kurma hevesine kapılmış ve 1798’de başarısızlıkla sonuçlanan Mısır’ı işgal girişiminden sonra 1830’da Cezayir’e yerleşmiştir. Ancak Avrupa’da hâkimiyet kurmak istediği zaman karşısına çıkan İngiltere, Avusturya veya Rusya’ya karşı Türklerle birlikte hareket etme politikası izlemiştir. Dolayısıyla Fransa’nın gerek Avrupa’da gerekse Akdeniz’de siyasî çıkarlarını gerçekleştirmek için Osmanlı İmparatorluğu’nun desteğine ihtiyacı vardı. Bunun dışında, Osmanlı İmparatorluğu’nda kapitülasyonların yanı sıra 1838 tarihli Osmanlı-Fransız Ticaret Sözleşmesi ile çeşitli ayrıcalıklar elde etmiş ve bu ülkeyle olan ticareti 1839’dan sonra büyük bir artış göstermiştir. Sonuçta Fransızlar, Doğu Akdeniz’deki siyasî ve ekonomik çıkarlarını sürdürülebilmek için özellikle 1839’dan sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğüne ve ıslahat yaparak güçlenmesine taraftar görünüyorlardı. Bununla birlikte 1856 Paris Antlaşması sonrası Avrupa’da siyasî üstünlük kurma sevdası Fransa’yı, ortaya çıkacak olan ulus devletlerin kendi himayesiyle kurulması düşüncesine yöneltecekti1. Tam da bu noktada büyük devletler Ermeni sorununu bahane ederek söz konusu çıkar bölgelerini korumaları altına almak için Osmanlı İmparatorluğu’na bir takım müdahalelerde bulunmaya başlamışlardır. Bu müdahalelerde büyük devletlerden biri olan Fransa’nın rolü büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle Osmanlı Belgelerinde Ermeni-Fransız İlişkileri 1879-1918 adlı kitaptan yararlanılarak Fransa’nın söz konusu dönemde Ermeni sorununun ortaya çıkmasındaki rolü arşiv belgelerinden hareketle ortaya konmaya çalışılacaktır. Bu bağlamda incelenen belgelerde Fransız-Ermeni ilişkileri genel olarak; Osmanlı Diplomatlarının Fransa’daki Faaliyetleri, Osmanlı İmparatorluğu’nda Fransız-Ermeni İlişkileri ve Fransa’da Ermeni-Fransız İlişkileri başlıkları altında değerlendirilmeye çalışılacaktır.
1 Bige Sükan Yavuz, “Türk Kurtuluş Savaşı Sırasında Fransa’nın Anadolu’daki Çıkarları ve Ermeniler”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 9, Ankara 2003, s.146.

318

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

A-OSMANLI DİPLOMATLARININ FRANSA’DAKİ FAALİYETLERİ

1879-1918 tarihleri arasında Fransa’da birden fazla Osmanlı diplomatı görev yapmıştır. Bunlardan özellikle Mavroyeni Bey, Esad Paşa, Rıfat Paşa, Ziya Paşa ve Münir Bey’in Ermenilerle ilgili hazırladıkları telgraflar, mektuplar ve raporlarda önemli bilgiler bulunmaktadır. 1879-1918 tarihleri arasında Fransa’da görev yapan Osmanlı diplomatlarından Mavroyeni Bey’in görevi süresince Fransa’daki diğer diplomatlara oranla daha aktif çalışmalar yürüttüğünü söylemek mümkündür. Ermeni komitelerinin listesini hazırlayan Mavroyeni Bey’in raporlarında Ermeni komitelerine hangi kuruluşların maddî destek sağladığı, komite üyelerinin fiziksel özellikleri, ailevi bilgileri ve ne işle uğraştıkları hususlarına dair bilgilere raporlardan ulaşmak mümkündür. Görevi süresince Ermeni Meselesi’nin Fransa’da giderek tırmanış göstermesi sebebiyle olaylar sırasında Mavroyeni Bey’in Ermeni faaliyetleri ile ilgili bilgi toplamak için zaman zaman para karşılığında Ermeni ajanlardan dahi yararlandığı görülmektedir. Fransa’da görev yapmış olan bir başka Osmanlı diplomatı ise Paris’te görev yapan Ziya Paşa’dır. Dönemin Hariciye Bakanı Said Paşa başta Londra ve Paris olmak üzere Atina, Bükreş ve Washington büyükelçiliklerinden Ermeni komitelerinin üyelerinin listelerini talep etmesi üzerine Ziya Paşa şunları söylemiştir;
Osmanlı Hariciyesi’nden gelen telgrafı Fransa’nın birçok şehrindeki Osmanlı temsilciliklerine gönderdiğini, ancak ne yerel Fransız yetkililerinin ne de Fransız Dışişleri Bakanlığı’nın Osmanlı diplomatlarıyla işbirliği yaptığını belirtmiştir. Fransızların verdiği cevap; ya Fransız Dışişleri Bakanı’nın verdiği gibi şehirlerinde Ermeni komitelerinin olmadığı, ya da bu komitelerin listelerini veremedikleri yönünde olmuştur. Böylece Ziya Paşa; bu koşullar altında Fransız hükümetinin işbirliğini reddetmesi nedeniyle istediğimiz sonuçlara ulaşmak için kendi özel araştırmalarımızı yapmak durumundayız.

Bu özel araştırmalardan bir tanesi, üst düzey bir yetkiliden bir Ermeni komitesinin üyeleri olduğu yönünde şüpheler olan kişilerin listesini gösteren bir rapor elde edebilen Marsilya’daki Osmanlı konsolosu tarafından yürütülmüştür. Daha da ilginç olan konsolosun Nice ve
319

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Toulon’daki Osmanlı görevlileri hakkındaki şikâyeti olmuştur. Konsolos bu görevlilerin kendisine sekiz yıl boyunca bir cevap yazmadıklarını ve Hariciye’den bu kişilerin değiştirilmesini talep ettiyse de bu isteğin gerçekleşmediğini belirtmiştir. Böylece bir kez daha Osmanlı hükümeti Fransa’da kendisi için hayatî olan gelişmeleri takip etmekten aciz kalmıştır2. Fransa’daki Osmanlı diplomatlarının verimli bir çalışma yürütemedikleri konusu diplomatların kendi yazışmalarında da değindikleri bir husus olmuştur. Mavroyeni Bey bu konuda Fransa’daki Osmanlı büyükelçiliği içinde yaşanan iletişim kopukluğunu şöyle dile getirmiştir:
Sekiz yıldan beri yazılarımın hiç birine cevap vermeyen Nice ve Toulon’daki görevlilerimize gelince, uzun zamandan beri onların değiştirilmesi istediğimi Ekselansınız bilmiyor değildir, fakat prensip olarak benimsenmemesine rağmen İmparatorluk Hükümetimiz tarafından bu teklifle ilgili henüz olumlu bir tedbir alınmış da değildir.

Fransa’daki Osmanlı diplomatlarının yazışmalarında siyasî suçluların Fransa’ya hangi yollarla ve ne zaman geldikleri konularına da yer verdikleri görülmektedir. İşte Mavroyeni Bey’in Tevfik Paşaya gönderdiği 3 Kasım 1896 tarihli telgrafta Paris’te yayınlanan Illustration gazetesinin Fransa’ya Gironde gemisiyle gelen Ermenilerle ilgilidir. Gazetenin yayınından kısa bir süre önce Mavroyeni Bey’in Ermenilerin resimlerini çekmek için bir başvuruda bulunduğuna ancak konunun gizlilik teşkil ettiği gerekçesiyle kendisinin anılan kişilerin fotoğraflarını çekmesine izin verilmediği belirtilmektedir. Dolaysıyla J. Fabre imzasıyla Illustration gazetesinde yayınlanan fotoğrafların aslında tutuklu bulunan Ermenilere ait olmadığını, Illustration gazetesinin bu şekilde okuyucularda ilgi ve merak uyandırma çabası içinde olduğu ifade ediliyor3. Fransa’da daha önceki yıllardan farklı olarak giderek aktif bir rol almaya başlayan Osmanlı diplomatları Batı kamuoyunu etkilemek için Fransa’da bazı gazetelere ilanlar vermeye başlamışlardır. Örneğin
2 3 M. Serdar Palabıyık, “Fransız Arşiv Belgeleri Işığında Doğu Lejyonu’nun Kuruluşu ve Faaliyetleri”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 26, Ankara 2007, s.78-79. Osmanlı İmparatorluğu’nun Paris büyükelçisi S. Münir Paşa’dan Osmanlı Dışişleri Bakanı Tevfik Paşa’ya gönderilen yazı için bkz. BOA, HR.SYS., Belge No:2802-4, 2749/25, 19 Kasım 1896; Osmanlı Belgelerinde Ermeni-Fransız İlişkileri (18791918), Cilt 1, Başbakanlık Basımevi, Ankara 2002, s.111-112.

320

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

1904’te Libérte gazetesinde Muş Karışıklıkları başlığı altında yayınlanan yazının içeriği Batı kamuoyunu bilgilendirmenin yanı sıra Ermeni olayları konusunda yaşanan gerçeklerin Batı kamuoyuna iletilmesini de amaçlamaktadır. Yazıda özetle Fransız basınına yansıyan ve Ermeni olaylarının yaşandığı bölgelerden geldiği iddia edilen haberlerin doğruluğunun daima sorgulanması gerektiği, çoğu zaman buradan gelen haberlerin kasıtlı olarak çarpıtıldığı belirtilmiştir. Bu nedenle Anadolu’daki gelişmeleri incelemek üzere gelen diplomatların raporlarının dikkate alınması gerektiğine değinilmiştir. Yine bir diğer Fransız gazetesi olan Aurone adlı gazetede de Osmanlı Ülkesi İşleri başlığı altında bir makale yayımlanmıştır. Makalede Sason ve Bitlis’te ortaya çıkan Ermeni faaliyetlerinin Hınçak Komitesi ile yurtdışındaki bazı Ermeni komiteleri tarafından organize edildiği belirtilmiştir. Ayrıca isyan girişimlerinde bulunan Ermenilerin bu faaliyetlerinin önüne geçmek ve tembihlerde bulunmak üzere kendi mezheplerine mensup bazı din adamlarının gönderildiği ve bu girişimlerden sonuç alınamadığı, olayların giderek alevlenmiş olması nedeniyle zorunlu olarak askerlerin asayişi sağlamak için olaylara karışmak zorunda kaldığı da belirtilmiştir. Görüldüğü gibi Fransa’da Ermeni komitelerinin basın yoluyla Fransız kamuoyunu Osmanlı aleyhinde bilgilendirmenin yanı sıra buradaki Ermenilerin de örgütlenmelerini sağlamak için yoğun bir çaba sarf ettikleri anlaşılmaktadır.
B-OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA FRANSIZ-ERMENİ İLİŞKİLERİ

İncelenen belgelerde Osmanlı İmparatorluğu’nda Fransız-Ermeni ilişkilerine dair bilgilerden hareketle Fransız diplomatlarının faaliyetleri, Fransız diplomatlarının Osmanlının iç işlerine müdahalesi ve Ermenilere maddî destek sağlamaları ile Fransız din adamları ile Ermeni din adamları arasındaki ilişkiler değerlendirilecektir.

321

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

OSMANLIDAKİ FRANSIZ DİPLOMATLARININ FAALİYETLERİ

Münir Süreyya Bey (1871-1932)4 Osmanlı İmparatorluğu’nda görev yapan Fransız diplomatlarının Ermeni sorunu konusunda genellikle Osmanlı aleyhinde faaliyetlerde bulunduklarını ve bu faaliyetlerin bazen Fransız çıkarları nedeniyle bazen de siyasî ve tarihî gerekçelerle yapıldığını şöyle belirtir:
Fransa yeri geldikçe milliyetçiliği savunmaktan geri durmamış, genellikle bütün İstanbul Fransız sefirleri Ermen meselesinde bizim yararımıza dostça hareketlerden uzak kalmışlar, özellikle en gergin dönemde İstanbul’da bulunan Mösyö Kanbon zaman zaman coşkuyla zararımıza çalışmakta kusur etmemiştir. Özetle diyebiliriz ki tarihî ve siyasî sebepler, bugün kendileriyle savaş halinde bulunduğumuz her üç devletin bazen müttefikleriyle bir noktada toplanmasını sağlamış, bazen de çıkarları uğruna birbirlerinden uzaklaşsalar da yine bizim zararımıza olan konularda birleşen çizgilerinden doğan tarihî ve siyasî sebeplerin doğal zorlamasıyla Ermeni Meselesi’nde daima aleyhimize çalışmışlar ve pek çok dert açmışlardır5.
4 Münir Süreyya Bey, Mabeyn Başkâtibi Emin Bey-zâde Ahmed Süreyya Bey’in oğludur. 1871 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlkokuldan sonra Mekteb-i Sultanî’yi bitirmiştir. Fransızca bilmektedir. 13 Eylül 1892’de 22 yaşında Mekteb-i Sultanî’de Fransızca öğretmenliğiyle devlet memuriyetine başlamış, bu görevine ilaveten 26 Eylül 1892’de Hariciye tahrirat kalemine stajyer olarak atanmıştır. 18 Nisan 1896’da Bulgaristan komiserliği Fransızca kitabetine tayin edilmiştir. 9 Temmuz 1896’da gösterdiği başarılardan dolayı Nişan-ı Âlî-i Osmanî ile taltif edilmiş, 17 Ocak 1897’de ise rütbe-i sâlise tevcih buyrulmuştur. 8 Kasım 1898’de rütbe-i saniye sınıf-ı sanisi tevcih edilerek unvanı Fransızca başkâtip muavinliğine yükseltilmiştir. 15 Ocak 1899’da üstün başarılarından dolayı kendisine üçüncü rütbeden Nişan-ı Âlî-i Osmanî verilmiştir. 11 Nisan 1899’da rütbe-i saniye sınıf-ı mütemayizi tevcih buyrulmuştur. 11 Eylül 1899’da Barselona baş şehbenderliğine, 24 Nisan 1904’te Şira (Siroz) baş şehbenderliğine, 5 Nisan 1905’te de Nis baş şehbenderliğine atanmıştır. Nis’in iklimine uyum sağlayamadığı gerekçesiyle Bern sefareti baş kitabetine naklini istemiş, 10 Haziran 1905’te bu göreve atanmıştır. 29 Kasım 1906’da Viyana sefareti baş kitabetine tayin edilmiştir. BOA, Hariciye Sicil Dosyası, Belge No:224-260/228. 9 Kasım 1908’de Brüksel sefareti baş kitabetine, 10 Ekim 1910’da Brezilya ve Sao Paulo baş şehbenderliğine, 19 Şubat 1914’te Tiflis baş şehbenderliğine, 11 Haziran 1920’de Cenevre baş şehbenderliğine atanmıştır. 13 Mayıs 1921’de Hariciye Nezareti umur-ı idariye müdür-i umumisi olmuş, 1 Kasım 1922’de bu görevinden alınmıştır. 19 Mart 1923’te makam-ı Hilafet 2. kitabetine tayin edilmiş, 5 Mart 1924’te bu görevinden de azledilmiştir. Münir Süreyya Bey, Ermeni Meselesi’nin Siyasî Tarihçesi (1877-1914), Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara 2001, s.XVII. Münir Süreyya Bey, Ermeni Meselesinin Siyasî..., s.103.

5
322

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

Fransız diplomatlarının Ermeniler ve diğer etnik gruplarla olan ilişkilerine dair belgeler arasında diplomatların Ermenilere maddî yönden desteklerinin yanı sıra siyasî yardımlarını gösteren belgeler de bulunmaktadır. Halep ve Adana Fevkalade Kumandan Vekili Muhsin Paşa’nın 30 Eylül 1897 tarihli şifreli telgrafında Antakya yöresinde bazı siyasî örgütlenmelerde bulunan Ermenilerin nasıl Fransız ve İngiliz diplomatları tarafından himaye edilerek bölgede gerginliğin tırmanmasına katkıda bulundukları konularına yer veriliyor: Bu kez de benim dönemimde bütün Ermeni köylerinin ileri gelenleriyle papazları davet edilerek gerekli tavsiyeler tekrar yapılmış, hepsi ortak bir dille tebaasını koruyan ve adaletin temsilcisi olan padişaha, emirleri oldukça bağlılık ve sadakatlerini bildireceklerini ve halifeye hayır duada bulunacaklarını söylemişlerdir. Süveydiye Ermeni ahalisinden ve Kebusiye(?) köyü ahalisinden İsa ve kardeşi Karabet önce Hınçak fesat cemiyetine bağlı sakıncalı kişilerden oldukları hükümetçe araştırılarak gözaltına alınmış ve daha sonra aftan yararlanarak tahliye edilmişlerdir. Ancak şimdi de rahat durmamakta ve Süveydiye’deki Ermeni ahalisini de rahatsız etmektedirler. Bu konuda Antakya’da bulunan Fransız Viskonsolosu Mösyö Potun(?) ile İngiliz Konsolosu Mösyö Safovik(?)’in gizli bir şekilde bahsedilen kişileri koruyup himayesi altına aldığı anlaşılmıştır. Fransız-Ermeni ilişkilerine ve bunların Osmanlı Ermenileri üzerindeki sonuçlarına dair bir başka önemli gelişme de Mayıs 1896’da başlayan Monsieur Barthélemy olayıdır. Fransa’nın Halep konsolosu Monsieur Barthélemy, Ermeni ve Müslüman toplumlar arasında arabuluculuk yapmak için Maraş’a gitmiş, Müslümanlar Barthélemy’nin Ermeni yanlısı davranışlarından hoşnutsuz olmuştur. Durum buyken, Halep Valisi Raif Bey’in gönderdiği şifreli telgraftan anlaşılacağı gibi, Fransız hükümetinin Barthélemy’i Maraş’a daimi konsolos yardımcısı olarak atayacağına dair söylentiler mevcuttu. Raif Bey de hükümeti gerekli tedbirler alması konusunda uyarmıştır. Ancak Osmanlı hükümetinin çabaları yeterli olmamış ve Monsieur Barthélemy Maraş’a konsolos yardımcısı olarak atanmıştır. Daha sonraki telgraflar Monsieur Barthélemy hakkında detaylı bilgiler içermiş ve Maraş bölgesindeki Müslümanlara karşı olan nefreti ile Ermenilerin gerçekleştirdiği katliamlara karşı gösterdiği tolerans hakkında raporlar vermiştir. Diğer belgelerden ise bir Fransız müdahalesini kolaylaştırmak için hükümete karşı bir komplo düzenlen323

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

diği anlaşılmıştır. Bu bağlamda İstanbul’daki Fransız büyükelçisi başvekilliğe yaptığı başvuruda Monsieur Barthélemy’e karşı düzenlenecek bir suikasttan haberdar olduğunu ve bu gibi bir olayın gerçekleşmesi halinde tek sorumlunun Babıâli olacağını bildirmiştir. Sonuç olarak hükümet saldırıyı engelleyecek gerekli tedbirleri almıştır. Ancak böyle küçük bir konunun nasıl uluslararası bir zıtlaşmaya yol açabileceğini göstermesi açısından Monsieur Barthélemy olayı önemlidir6. Sonuç olarak belgelerden hareketle Fransız diplomatlarının faaliyetlerinin genel olarak 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun muhtelif yelerinde çeşitli konsolosluklar bulundurma, bu yörelerdeki (Trabzon, Erzurum, Zeytun vb.) Ermenileri tahrik etme, özellikle Katolik Ermenilerin desteklenmesi ve ticarî faaliyetlerde Ermenilerin aracı olarak kullanılması şeklinde özetlenebilir. Ayrıca Fransız misyonerlerinin gezdikleri yerlerde azınlıklarla ilişki kurmaları ve bunun yanı sıra bu devletin Papalıkla işbirliği yaparak Osmanlı’daki Katolik Ermenileri desteklemesi ve tahrik etmesiyle Fransız ihtilalinin getirdiği yeni fikirlerin Ermenilerle beraber Osmanlı’daki diğer azınlıklara da aşıladıkları anlaşılmaktadır7.
FRANSIZ DİPLOMATLARININ OSMANLININ İÇ İŞLERİNE MÜDAHALESİ

İncelenen belgelerde Fransız yönetiminin Osmanlının iç işlerine müdahale ettiğine dair önemli bilgiler yer almaktadır. Örneğin Zeytun olaylarının ardından yapılan tutuklamalara yönelik Fransız büyükelçiliği tepki olarak Osmanlı yönetimine sözlü nota göndererek; Ermenilerin yargılanma süreçlerinin ve tutukluluk sürelerinin bir an önce sona ermesini talep etme yetkisini kendilerinde görmüşlerdir. Fransız yönetimi bu müdahalelerini Berlin Antlaşması’nın8 23. maddesine dayandırmakta
6 7 8 Palabıyık, “Fransız Arşiv Belgeleri...”, s.83. Yavuz, “Türk Kurtuluş Savaşı...”. Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu ile Çarlık Rusyası, İngiltere, Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878’de Berlin’de imzalanan barış antlaşmasıdır. Bu antlaşma ile Osmanlı İmparatorluğu topraklarının beşte ikisi ile nüfusunun yaklaşık yarısı Müslüman olan beşte birini terk etmek zorunda bırakılmıştı. Ayrıca büyük bir gelir kaybına da uğramıştı. Bu antlaşma Osmanlı İmparatorluğu için korkunç bir yenilgiydi. Stanford J. Shaw, Ezel Kural Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, İkinci Cilt, E Yayınları, 1994, s.238-239.

324

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

ve anılan tutuklamalar için derhal bir komisyon kurulmasını ve bu anlaşmanın hukuki gereklerinin yerine getirilmesini talep etmiştir. Yine Berlin Antlaşması’na dayanarak Osmanlı görevlilerinden Ermenilerin bulunduğu yerlerdeki mevcut durumu düzeltmelerini ve ülkedeki gayrimüslimlerin geleceğini güvence altına almalarını 1879 tarihli telgrafta şöyle dile getirilmiştir:
Fransa büyükelçiliği, gerekli değişikliklerle birlikte Berlin’de Babıâli tarafından alınan yükümlülüklerin yerine getirilmesinin Ermenistan’daki acıklı hadiselerin devam etmesini engelleyecek en iyi davranış tarzı olacağı düşüncesindedir9.

İncelenen belgelerde görülen bir diğer hususta Fransız yönetiminin Ermenilerin koruyuculuğu bahanesiyle sık sık Osmanlının iç işlerine müdahalesi olmuştur. Örneğin Adana Ceza Mahkemesi’nin yedi Ermeninin idamı konusunda verdiği bir karara Fransız elçisinin müdahalesi şöyle olmuştur: Fransız elçi verilen hükmün incelenip onaylanmasına değin geçecek süre zarfında Ermenilerin cezalarının uygulanmasının ertelenmesi girişimlerinde bulunarak yargı sürecine müdahalede bulunmuştur10. Bir başka adli vakada da yine Fransız diplomatlarının benzer tutumunu görmek mümkündür. Dâhiliye nazırı Memduh Bey 10 Nisan 1897 yılında Sadaret Yüksek Makamına Maraş’ta bir Hıristiyan ile bir Müslüman ortaya çıkan küçük çaplı bir olayını mahalli konsolosların nasıl büyüttüğü hakkında bilgi vermektedir. Bu son derece basit ve sıradan olaydan hareketle mahalli konsolosun görevlerini aşan bazı müdahale girişimlerinde bulunmaya çalıştığı anlatılmaktadır. Nitekim söz konusu dönemde ufacık bir olayın konsolos vekili tarafından büyütülerek Fransız büyükelçiliğine kadar gitmesi sağlanmıştır. Osmanlı yönetimi ise Fransız büyükelçiliğine bu haberlerin asılsız olduğunu bildirince elçiliğin cevaben yazdığı telgrafta konsolosun çalışFransız Devleti’nin Pera büyükelçiliğinden Dışişleri Bakanı Caratheodory Paşa’ya gönderdiği yazı için bkz. BOA, HR.SYS., Belge No:78-6/60, 8 Mart 1879; Osmanlı Belgelerinde..., s.5. 10 Dışişleri Bakanı Tevfik Paşa’dan Sadaret Yüksek Makamına gönderilen yazı için bkz. BOA, A.MKT.MHM., Belge No:617/9, 25 Eylül 1896; Osmanlı Belgelerinde..., s.86.
325

9

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

malarının kendi talimatları doğrultusunda yapılan çalışmalar olduğunu ve bu çalışmaların kendilerince desteklendiğinin belirtmişlerdir: Adı geçen vekil aleyhinde vilayetten yapılan bildirimlerin hiç bir temele dayanmadığını, Maraş Hıristiyanlarının Müslümanlar tarafından devamlı tehlikeye maruz kalan rahatlık ve güvenliklerini korumaya gayret etmesinin büyükelçilikten kendisine verilen talimat gereği olduğunu, kendisinin şehir mahallî memurları nezdinde sürekli yinelemek mecburiyetinde olduğu girişimlerin uygun görüldüğünü ve son olayların evvelki sene ortaya çıkan dehşetli çatışmalara sebebiyet verenlerin cezasız kalmalarından dolayı bütün müslüman ahalinin açıktan açığa düşmanca fikirlerde bulunduğunu ispat ettiğini anlatan bazı ifadeleri ve Fransa memurlarının aynı zamanda Anadolu Hıristiyan ahalisinin maruz bulundukları tehlikeleri Osmanlı memurlarına bildirmelerinden dolayı kınanamayacakları… Fransız büyükelçiliğinin Osmanlıya gönderdiği mektup Konsolos vekili Mösyö Viet’ye neden Maraş’taki Hıristiyanları koruma görevi verdiklerini de açıklar mahiyettedir:
Mösyö Viet’ye verilen talimat, Maraş Hıristiyanlarının Müslümanlar tarafından sürekli olarak tehlikeye maruz kalan rahat ve güvenlerinin korunmasını sağlamaya gayret sarfedilmesine ilişkindir. Bu sebeple büyükelçilik söz konusu kişinin bu şehrin mahalli görevlileri nezdinde daima yinelemek zorunda olduğu girişimleri doğru bulmaktadır. Son olaylar, 1895 senesi Kasımı’nda meydana gelmiş olan dehşetli çatışmalara sebebiyet verenlerin şu ana kadar cezasız kalmalarından dolayı bütün Müslüman ahalinin açıktan açığa düşmanca fikirlerde bulunduğunu ispatlamaktadır. O bölgede meydana gelen olaylar ile Rahib Salvator’un öldürülmesi, Osmanlı Hükümeti’nin bu olaya kalkışanları takip etmekten ısrarla kaçınması ve söz konusu kişinin öldürülmesinden dolayı Fransa Hükümeti’nden iş işten geçtikten sonra özür dilenmesi gibi [Babıâli’nin yaptıkları unutulamaz] iki devlet arasında, bu gibi davranış ve hareketlerin sürdürülmesi Hariciye Nezareti tarafından arzu edildiği bildirilen dostluk ilişkilerine pek de uygun görünmemektedir. Fransız memurlarının aynı zamanda Mösyö Viet’nin Anadolu Hıristiyan ahalisinin maruz bulundukları tehlikeleri Osmanlı memurlarına bildirmelerinden dolayı kınanamayacaklarının Hariciye Nezareti tarafından da uygun görüleceği aşikârdır.
326

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

Fransız büyükelçiliğinin gönderdiği bu telgraf Mösyö Viet’ye görevinin sınırlarını belirtmesinden çok Osmanlı Hükümeti’ne yönelik ciddi eleştiriler barındırması bakımından dikkat çekicidir. Son derece ağır bir üslupla kaleme alınan ve adeta tehdit içeren bu telgraf aynı zamanda Fransız yönetimi tarafından Osmanlı Hükümeti’nin bölgede yaşanan gelişmelerin sorumlusu olarak gösterilmesi bakımından da önemlidir. Sonuç olarak Osmanlı hükümeti tarafından Mösyö Viet’nin konsolosluğa ve büyükelçiliğe abartılı ve hakikati örtecek biçimde birtakım beyanatlarda bulunması bir tür iç işlerine müdahale olarak değerlendirilebilir. Yine Fransız diplomatlarının Ermeniler üzerinden Osmanlının iç işlerine müdahale ettiklerini gösteren bir başka belgede ise diplomatların ne kadar ileriye gidebildikleri görülüyor. Van Fransız konsolosu bölgede bir takım geziler düzenlemiş ve bu geziler bağlamında Muş’a gitmiştir. Muş’ta asayişin sağlanması için bazı tutuklamaların yaşandığı zamanlarda Muş’taki Fransız temsilcisi Mösyö Rupen’in olaya müdahil olarak yanına bir Ermeni tercümanı da alarak söz konusu tutuklamaların olduğu yere giderek olay çıkarmıştır....Dağ halkından bazı kişiler aman dilemeyerek hala eşkıyalık yapmakta olduklarından dün serserice dolaşan iki meçhul şahıs Polis Abdülhakim Efendi tarafından görülüp yakalanarak Çarşı Karakolhanesi’ne götürülmüş, sorgulanıp kimlikleri araştırılırken Fransa Hükümeti’nin Van Konsolosu Rupen ve Tercümanı Mihran’ın daireye gelerek bunları niçin sorguluyorsunuz diye resmi dairede gürültü çıkararak nöbetçi polis memurlarından Ziya Efendi’ye hakaret ettikleri, meçhul şahısları zorla daireden dışarıya çıkardıkları görülmüş ve bu tutanak düzenlenerek hazır bulunanlar tarafından imza altına alınmıştır11. Bahsi geçen olayın meydana geldiği gün görevli olan polis memurlarının tek tek ifadelerine başvurularak, Fransız diplomatının gerçekten sorgulanmak üzere götürülen iki Ermeniyi polis dairesinden iddia edildiği gibi zorla ve hakaretler edilerek götürülüp götürülmediğini incelenmiş ve olayın olduğu gece çalışan tüm personel tek tek ifadesine başvurulmuştur. Bunlardan özellikle Polis İstepan Efendinin ifadesi oldukça dikkat çekici olmuştur:

11 Bitlis Valisi Ferid Bey’den Gelen Şifre Telgraf için bkz. BOA, A.MKT.MHM., Belge No:673/25, 18 Mayıs 1905; Osmanlı Belgelerinde..., s.157-158.
327

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

... O gün ben dairenin üst katındaydım. Aşağıda bir takım öfkeli sözler ve gürültüler duydum. Aşağıya indim baktım ki adı geçen konsolos ve tercümanı, Polis Mehmet Ziya Efendi’yi hiddet ve öfkeyle azarlıyorlardı. Kendisinin sözünü anlayamadım. Fakat tercüman, ‘sizin ne hakkınız var, bunları ne hakla buraya getirmişsiniz?’ diyordu. Durumu Polis Ziya Efendi’ye sordum. ‘Belgelerinin olup olmadığı ve pişmanlık dileyip dilemediklerini araştırmak üzere daireye iki dağlı Ermeni göndermişlerdi. Bunlar için bağırıyorlar ve elimden alıyorlar’ dedi. Söz konusu kişilerin arkasından bakınca gerçekten iki Ermeni’yi konsolos ve tercümanın arkaları sıra götürdüklerini gördüm12.

1905 yılında cereyan eden bu olayda Fransız konsolosunun polis merkezini basarak söz konusu Ermenileri alması ve görevli memurlara hakarette bulunması o dönemde Fransız diplomatlarının Osmanlı topraklarında ne kadar rahat hareket ettiklerine işaret etmektedir. Ayrıca Fransız diplomatının şüphelileri zorla polis merkezinden götürmesi söz konusu dönemde asayişi tehdit eden Ermenilerin daha da cesaretlenmelerine de katkıda bulunmuştur. Öte yandan bu tutumun ülke içinde güvenliğin ve asayişin bozulmasına da etkisi olma ihtimali bulunmaktadır. Tüm bu etkiler bir yana konsolosun bu hareketinin, ülkeler arasında geçerli olan devletler hukukuna da aykırı olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır. Fransız konsolosunun polis merkezinden zorla adam götürmek dışında Müslümanlar dışındaki diğer etnik gruplara para yardımı yapma ve Ermeni din adamları ile gizli görüşmeler yapması da Osmanlı yönetimi tarafından haklı bir kuşku ile takip edilmiştir. 1918’li yıllarda ise Fransız yönetiminin Ermenilerle ilgili planlarının hat safhaya ulaştığı görülmektedir. Bölgedeki Ermeniler Fransız üniforması giymeye başlamış ve Müslümanlara yönelik gasp, yaralama, hapishane basma, Müslümanların evini basma gibi eylemlerde bulunmaya başlamışlardır13.

12 Bitlis Valisi Ferid Beyden Gelen şifre Telgraf için bkz. BOA, A.MKT.MHM., Belge No:673/25; Osmanlı Belgelerinde..., s.160-161. 13 BOA, HR.SYS.MÜ., Belge No:36/1, 1918. XII. 15; Arşiv Belgelerine Göre Kafkaslar’da ve Anadolu’da Ermeni Mezalimi 1906-1918, Cilt I, Başbakanlık Devlet Arşivi Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara 1995, s.317-319.
328

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

FRANSIZ YÖNETİMİNİN ERMENİLERE MADDÎ DESTEKLERİ

Fransız yönetimi Osmanlı imparatorluğu döneminde Anadolu’daki Ermenilere dolaylı ya da doğrudan maddî yardımlarda bulunmuştur. Bazen bölgedeki misyonerleri aracılığıyla bazen de kendi ülkesinde bulunan Ermeni komiteleri aracılığıyla bu desteği sağladığı arşiv belgelerinde görülmektedir. Fransız Dışişleri Bakanlığının Ermeni komitelerine maddî yardımda bulunduğu bilgilerinin yer aldığı 31 numaralı belgede bu yardımların Londra basını tarafından da doğrulandığı belirtiliyor:... Londra basınından Press Asuspasyan dergisinde; 10.000 frank yardımda bulunan Fransa Dışişleri bakanına Ermeni komitesinin tüm üyeleri adına teşekkür edildiği yazılmıştır14. Bitlis valisi Ferdi Bey’in 8 Haziran 1905 tarihli şifreli telgrafı ise Fransız konsolosu Mösyö Rupen’in Ermenilere yaptığı yardım karşılığında kendilerinden ne tür bir faaliyet beklenildiğini somut bir şekilde ortaya koyan önemli bir belgedir:
Van Fransız konsolosu tarafından dağdaki on bir köyün Ermenilerine otuz sekiz bin beş yüz kuruş dağıtıldığı ve dağıtım esnasında Tercümanı Mihran’ın Ermenilere hitaben idareleriniz için akçe ve hayvan verilmesindeki gaye önceki fikirleriniz gibi davranmanız içindir, bu işe aykırı hareket etmeyeceksiniz, gibi bozguncu kışkırtmalarda bulunduğu Gelikozan polis memurunun jurnaline atfen Muş Mutasarrıflığı’ndan bildirilmiştir15.

Mösyö Rupen’in isyan faaliyetlerinde bulanan Ermenilere para yardımında bulunması, Osmanlı yönetiminden herhangi bir izin almadan yanına Ermeni bir tercüman alarak bölgeyi dolaşması ve özellikle Osmanlı yönetimi aleyhinde faaliyetlerde bulunmuş Ermenilerle ilişki içinde olması Osmanlı yönetiminin doğrudan iç işlerine bir müdahale anlamına gelmektedir. Osmanlı yönetimi bu tür faaliyetlerden oldukça rahatsız olmuş ve bu dönemde başta Dâhiliye Nezareti olmak üzere, Hariciye Nezareti ve Fransız büyükelçiliğine defalarca çeşitli uyarı telgrafları göndermiş ancak bunlara cevap alamadığı görülmüştür. Öyle ki Ermenilerin Van’da bir eylem hazırlığı içinde olması dolayısıyla;
14 Paris Büyükelçiliğine Gönderilen Şifre Telgraf için bkz. BOA, Y.PRK.BŞK., Belge No:47/112; Osmanlı Belgelerinde..., s.64. 15 BOA, A.MKT.MHM., Belge No:673/25; Osmanlı Belgelerinde..., s.172.
329

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Osmanlı yönetimi bölgede olası bir sorun çıkması halinde sorumluluk almayacağını Fransız Büyükelçiliğine bildirilmiştir. Mösyö Rupen’in faaliyetleri birçok kesim tarafından endişe ile karşılanmaya devam edilirken 29 Haziran 1905’te Dâhiliye nazırı Memduh Bey Sadaret Yüksek Makamı’na Mösyö Rupen’in girişimlerinden son derece rahatsızlık duyduğunu belirten bir telgraf göndermiştir:
Aslında görevi Van’la sınırlı olması gereken konsolosun kendi kendine Muş’a kadar gelip defalarca bu tür hareketlere kalkışması ve özellikle hükümet işlerine müdahale ve tecavüz etmesi çok önem taşıyan bir durum olduğundan […] adı geçen konsolosun yalnız Van’a iadesi ile yetinilemez. Onun da mutlaka değiştirilmesinin sağlanması, böylece hükümetin ihlal edilen onurunun iadesi, bu suretle çok şımarmış olan Ermenilerin atak fikirlerinin de yatıştırılması gerektiği, Rusya’daki Ermenilerin karışıklık hareketlerini bu tarafa da sirayet ettirmekten başka bir maksada dayandırılamayacak bu gibi söz ve davranışlara göz yumulmasının kötü sonuçlara neden olacağı arz olunur16.

Ermenilere Fransızların yanı sıra büyük devletlerin de ekonomik destekleri olmuştur. 29 Mayıs 1905’te Bitlis valisi Ferid Bey’in Fransız konsolosunun Muş ve Van’daki faaliyetlerini konu alan telgrafı konsolosun özellikle Osmanlı yönetimine karşı isyan faaliyetlerinde bulunmuş Ermenilere maddî destek, para, giysi ve yiyecek götürüldüğü bilgilerini içermektedir. Telgraf ayrıca Rusya’dan da bazı Ermenilerin isyan faaliyetlerinde bulunmak üzere bölgeye geldiğini, Fransız Konsolosu’nun yanı sıra bölgede görev yapan İngiliz ve ABD konsoloslarının da söz konusu isyancılara para, yiyecek, sağlık ve giyecek konularında destek olduklarını bildirmektedir. Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken hususlardan biri ise söz konusu yardımların özellikle Ermenilere ve Ermenilerden de Osmanlı yönetimine karşı çeşitli eylem girişimlerinde bulunan ya da bulunmaya meyilli kişilere veriliyor olunmasıdır.
OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDAKİ FRANSIZ RAHİPLERİNİN FAALİYETLERİ

Bizans döneminden başlayarak İstanbul’a ve Anadolu’ya pek çok Katolik misyoneri gelmiş ve Katolik öğretim kurumlarının çok büyük
16 BOA, A.MKT.MHM., Belge No:673/25, 29 Haziran 1905; Osmanlı Belgelerinde..., s.177.
330

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

bir kısmı Fransız misyonerleri tarafından kurulmuştur. Osmanlı tebaası Hıristiyanları kendi taraflarına çekmek, onlara dini açıdan destek olmak, Doğu Hıristiyanlarını Katolikleştirmek, Osmanlı tebaası Hıristiyanları Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopartarak kendi emellerine hizmet ettirmek gibi amaçları bulunan misyonerlerin bu gayelerine yardımcı olabilecek en elverişli yer ise okullar olmuştur. Fransa, Türkiye Ermenilerini Katolikleştirme faaliyetlerini XI. yüzyılda başlatmış, XVII. yüzyıl da ise, özellikle XIV. Louis zamanında (1643-1715) Katolikleştirme propagandasını sistematik bir hale getirmiştir. Türkiye Ermenileri arasında ayrılıkçı düşüncelerin yayılma tarihini ise XVI. yüzyıldan başlatmak mümkündür. Kral XIV. Louis’ye göre, Türkiye Hıristiyanları, özellikle Türkiye Ermenileri Fransa’nın Doğu’daki Halkı olabileceğinden Fransız misyonerleri de, başta Ermeniler olmak üzere Türkiye’de yaşayan Hıristiyanları Avrupa’ya mazlum millet olarak tanıtmaya başlamışlardır. Fransa’nın Katolikleştirme propagandalarının sonucu ise, 1668-1702 yılları arasında önemli sayıda Ermeni’nin Katolik mezhebine geçtiği söylenebilir. 1830 yılında ise, Ermeniler Fransa’nın zorlamasıyla Osmanlı İmparatorluğu tarafından ayrı bir cemaat olarak tanımıştır. Fransa’nın, Ermenilerin koruyuculuğunu üstlenmesi, ileride Anadolu’da izleyeceği yayılmacı dış politikanın gerekçesini de oluşturmuştur. Bunun da ötesinde Türkiye Ermenilerini Katolikleştirmekle çeşitli yararlar elde eden ve bu çerçevede Ermeni din adamlarından bir propaganda ordusu da oluşturan Fransa’nın dini faaliyetleri, yalnızca İstanbul’la sınırlı kalmayıp tüm Anadolu, Suriye, Lübnan ve diğer Ortadoğu topraklarında yaygınlaşmış ve sonuçta Doğu’da Katolikliğin gücünü Fransız nüfuzundan ayırt etmek neredeyse imkânsız hale gelmiştir17. Görüldüğü gibi Fransız misyonerlerinin Osmanlıdaki azınlıklarla ilgili ortaya çıkan karışıklıklarda önemli bir etkisinin olduğunu söylemek mümkündür. Belgelerde de benzer şekilde Osmanlı sınırları dâhilinde bazı Fransız din adamlarının bölgede karışıklıklara neden olan faaliyetleri nasıl desteklediklerine dair önemli ipuçları göze çarpmaktadır. Örneğin Maraş’ta bulunan Fransız rahiplerinin resmi izniyle bir grup Ermeninin inşa ettikleri evlerin ve okulların mahzenlerinde top, silah ve savaş malzemeleri bulundurduklarının anlaşıldığını belirten bir telgrafa yer verilmiştir. Söz konusu telgrafa Halep vilayetinden gelen cevap ise
17 Yavuz, “Türk Kurtuluş Savaşı...”, s.150.
331

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Osmanlı yönetimin konu hakkında ne kadar sağduyulu bir tutum içinde olduğuna işaret etmektedir:
Bir Ermeni casusunun tek bir sözüyle yabancılara ait bir yerin aranmasının uygun olmayacağından etraflı bir soruşturma yapılarak varlığı konusunda sağlam bir bilgi elde edilirse gereği bildirilmek üzere durumun haber verilmesi tavsiye olunur18.

Yine Ermeni din adamlarının siyasî işlerle meşgul oldukları konusu Münir Bey tarafından Tevfik Paşa’ya gönderilen 1896 tarihli bir telgrafta farklı bir boyutuyla şöyle ele alınmıştır: Ayinin ortasında, ayini yöneten Ermeni papazı kısa bir konuşma yapmış ve dinleyicilerine seslenerek, Haçlı Seferleri zamanında Ermenilerin silah arkadaşlarını kurtardıklarını, Fransızlara hatırlatmayı amaçlayan birkaç cümle okuyup, bugün ise Ermenilerin binlerce şehit vererek ve yalvaran kollarını Fransa’ya uzatmakta olduklarını söylemiştir. Ermeni halkını kurtarmak için tüm Fransızların hayırseverliklerine çağrıda bulunmaktadırlar. Bu söylevin sonunda Peder Charmetan tarafından, Ermeniler yararına para yardımı yapılması sağlanmıştır19. Fransız din adamlarının bölgedeki siyasî faaliyetleri sadece Ermenilerle sınırlı kalmamış aynı zamanda diğer etnik grupları da dolaylı ya da doğrudan Katolikleştirme politikaları yürütmüşlerdir. Dahiliye nazırı Memduh Bey’in Sadaret yüksek makamına yazdığı 19 Eylül 1898 tarihli mektup, Fansız diplomatlarının misyonerlik çalışmalarının en somut örneklerinden birini oluşturmuştur: Van vilayetinden gelen ve bir sureti ekte sunulan 12 Eylül 1898 tarihli telgrafta Fransa konsolosunun Çölemerik tarafına gittiği ve bundan amacının vilayet merkezi Ermenileriyle Nesturîleri arasında olduğu gibi Çölemerik Nesturîleri arasında ortaya çıkan Katolikliğe yönelişten yararlanmak için Musul’dan gelmiş bir papazla görüşmekten ibaret olacağı ve İran’ın Urmiye tarafındaki Nesturîlerin hepsinin Rusya papazlarının teşvikiyle Ortodoks mezhebini kabul etmiş oldukları ve
18 Osmanlı İmparatorluğu’nun Paris Büyükelçiliğinden Dışişleri Bakanlığı’na Gönderilen 454 Numaralı Telgraf için bzk. BOA, HR.SYS., Belge No:469/59, 469/65; Osmanlı Belgelerinde..., s.48. 19 Münir Bey’den Tevfik Bey’e gönderilen yazı için bkz. BOA, HR.SYS., Belge No:2747/57; Osmanlı Belgelerinde..., s.73.
332

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

bunların bizim taraftaki Nesturîleri de yanlarına çekmek hevesi içinde bulundukları, bu bakımdan Katolik papazlarının daha zararsız oldukları açıklaması ile yapılacak muamele sorulmaktadır. 16 Ağustos 1898 tarih ve 1860 numaralı Sadaret yazısı ile tebliğ edilen padişah iradesi hükmüne göre Ermenilerin Katolik mezhebine dâhil olmalarının kabul edilebilir bir tarafının olmadığı, bundan doğabilecek sakıncalar daha önce sunulan 4 Ağustos 1898 tarihli Dâhiliye Nezareti yazısıyla açıklanmıştır20. Genel olarak söz konusu dönem göz önünde bulundurulduğunda Fransızların Ermenileri Katolikleştirme çabalarının yanı sıra Rusların da Ermenileri Ortodokslaştırma çabaları bulunmaktadır. Bu nedenle bölgedeki toplum üzerinde adeta iki devletin çekişme halinde olduğunu söylemek de mümkündür. Fransız din adamlarının Ermenileri Katolikleştirme çabasına bir örnekte 2 Nisan 1910’da çekilen bir telgrafta görülmektedir. Adana vilayeti dâhilinde uygunsuz davranışlarda bulundukları bildirilen Fransız rahiplerinin durumları hakkında ilk önce sözlü tebligatta bulunulduğu ancak ısrarla Peder Emmanuel Grasya’nın Ermenileri mezhep değiştirmeye teşvik eden çalışmalarına devam etmesi nedeniyle Osmanlı yönetimi ile Fransız büyükelçiliğinin karşı karşıya geldiği belgelerden anlaşılıyor. Peder Emmanuel Grasya’nın Ermenileri etkilemek ve halkın gözünde Osmanlı yönetimi üzerinde etki sahibi olduğunu göstermek için ortaya attığı bir takım uydurma haberler ve sıradan olayların büyütülerek tehlikeli bir duruma getirilmesi konusundaki gelişmelere de belgelerde yer verilmiştir. Belgelerde ayrıca I. Dünya Savaşı arifesinde ise din adamlarının siyasî işlerle ilgili faaliyetlerini artık hat safhaya getirdiklerine dair telgraflar da görmek mümkündür: Rahip Plisi, Rahip Huri (?) İbrahim adında yerli bir papaz ile Havran livasının Cebel-i Duruz köylerini dolaşarak halka; ‘Osmanlı İmparatorluğu mahvolmuştur. On gün sonra Osmanlı hükümeti yoktur. Fransa Osmanlı Hükümeti’nde alacağı olan üç buçuk milyar Frank’a karşılık Suriye’yi satın almıştır. Bundan böyle Suriye Fransa’nındır. Biz her tarafa okul açmağa geldik. Bundan sonra sizde Osmanlı Hükümeti
20 İçişleri Bakanı Memduh Bey’den Sadaret Yüksek Makamına gönderilen yazı için BOA, A.MKT.MHM., Belge No:642/2, 698/16, 19 Eylül 1898; Osmanlı Belgelerinde..., s.125-126.
333

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

memurlarını tanımayınız, vergi isterlerse vermeyiniz, arazi satmayınız. Çünkü Fransa hükümeti bu satışları onaylamaz’ tarzında zararlı tekinler ve saçma konuşmalar yapmaları üzerine halk galeyana gelmiş, civar karakol zabıtasına haber verilmiş, zabıtadan biri gelerek papazlardan meselenin doğruluğunu araştırmış, hazır bulunan Müslüman ve Hıristiyanların şahitlikleriyle bahsi geçen münasebetsiz sözlerin söylendiği ortaya çıkmıştır. Arşiv belgelerinde Fransız rahiplerinin yanı sıra Ermeni din adamlarının da statülerini kullanarak görevleri dışında siyasî işlerle meşgul oldukları, Patrikhane ile bir takım gizli haberleşmeler yaptıkları ve bu işe Rus, İngiliz ve Fransız konsoloslarının da aracılık yaptıklarına rastlamak mümkündür21. Sonuç olarak Fransız din adamlarının Osmanlıdaki Ermenileri Katolikleştirmeye yönelik misyonerlik faaliyetlerinin temelinde Fransa’nın siyasal, ekonomik ve dinsel-kültürel yayılmacılık olduğunu söylemek mümkündür.
C-FRANSA’DA ERMENİ-FRANSIZ İLİŞKİLERİ ERMENİLERİN FRANSA’YA GÖÇ ETMELERİ

Belgelerden hareketle 1879’lu yıllarda Ermenilerin Fransa’ya göç etmesinde iki önemli etken bahsedilebilir, bunlardan birincisi misyonerler aracılığıyla ikincisi ise bölgede kargaşa çıkaran Ermenilerin çoğunlukla Fransız gemilerini kullanarak yurt dışına çıkmalarıdır. Bu da Fransız yönetiminin Ermeni faaliyetlerine dolaylı da olsa desteklediğine işaret etmektedir. Yurt dışına çıkan Ermenilerin akıbeti hakkında Tevfik Paşa’nın Osmanlı diplomatlarından bilgi istediği ancak dönemin koşulları göz önünde bulundurulduğunda bu konuda pek de başarılı olunmadığı görülmektedir. Osmanlı Bankası’na saldırarak kargaşa çıkartan ve Marsilya’ya gitmek üzere vapura bindirilip İstanbul’dan çıkarılmış olan şahıslar arasında iki de subay bulunduğu, güvenilir kaynaklarca haber verildiğinden Marsilya’ya vardıklarında bunların ve diğerlerinin orada kimlerle bağlantı kurduklarının ve nereye gittiklerinin uygun yollardan araştırılması hususunda elçiliğe acele tebligatta bulunulması Zabtiye Nezareti’nden bildirildiğinden, gereğinin yapılarak araştırma
21 BOA, Y.PRK.AZJ., Belge No:52/60, 29 Haziran 1907; Osmanlı Belgelerinde..., s.181.
334

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

ve istihbarat sonuçlarının bildirilmesine gayret gösterilmesi konusunda yazı yazılmıştır22. Yine arşiv belgelerinde bölgede kargaşa çıkaran bir grup Ermeninin Fransız Gironde yolcu gemisine binerek Marsilya’ya gitmek üzere yola çıktıkları, bunun üzerine Tevfik Paşa’nın Marsilya’da görevli Osmanlı diplomatı Mavroyeni Bey’den Ermenilerin oraya ulaşıp ulaşmadıkları, Marsilya’da kimlerle irtibat kurdukları konularında bilgi talep ettiği görülüyor. Bir başka belgede ise Atina’daki Osmanlı diplomatı Asım Bey’in Fransız yolcu gemisi Gironde’nin Pire’ye geldiğini ancak geminin kaptanının Ermenilerin burada gemiden inmesine izin vermediğini ve Ermenilerin Marsilya’ya gitmek üzere yola çıktığını Tevfik Paşa’ya bildirdiğini görüyoruz. Dolayısıyla Osmanlı yönetiminin söz konusu dönemde yurt dışına giden Ermenilerin nereye ve nasıl gittiklerini bildikleri ancak ilgili ülkeler nezdinde pek de sıkı önlemler alamadığını söylemek mümkündür. Nitekim Tevfik Paşa Paris’teki Osmanlı diplomatları aracılığıyla Osmanlı İmparatorluğu’nda karışıklık çıkarıp Marsilya’ya giden Ermenilerin Fransa’ya kabul edilmemesi içinde bir dizi girişimlerde bulunmaktadır. Münir Bey’in Tevfik Paşaya yazdığı telgrafta kendisinin bir dizi girişiminin ardından Fransız yetkililerin Ermeni suçluları Fransa’ya kabul etmeyeceğini tahmin etiğini şöyle belirtmiştir:
Ekselanslarının 226 sayılı telgrafını almadan önce, Dışişleri bakanına anarşistlerin işlediği suçlar konusunda dikkatini çekmek üzere suçluların cezalandırılması konusundaki istisnai durumların belli olduğuna dair bir not (nota) ilettim. Cumhuriyet Hükümeti’nin, aynı zamanda tehlikeli olan bu insanların Fransa’ya kabulünü reddedeceğini kuvvetle ümit etmekteyim23.

Özellikle Marsilya’dan New York’a gitmek üzere yola çıkan Ermenilerle ilgili Marsilya’daki Osmanlı diplomatı Mavroyeni Bey’in hazırladığı ayrıntılı listenin yanı sıra Tevfik Paşaya neredeyse günü gününe gelişmeleri bildiren telgrafların gönderilmesi kendisinin bu konuda ciddi mesai harcadığına işaret etmektedir. Nitekim Mavroyeni Bey’in
22 Tevfik Paşa’dan Mavroyeni Bey’e gönderilen yazı için bkz. BOA, HR.SYS., Belge No:2802-4, 2749/25, 30 Ağustos 1896; Osmanlı Belgelerinde..., s.95. 23 Münir Beyden Tevfik Paşa’ya gönderilen yazı için bkz. BOA, HR.SYS., Belge No:2802-4, 2749/25, 2 Eylül 1896; Osmanlı Belgelerinde..., s.96-97.
335

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

bu çalışmaları daha öncede belirtildiği üzere Paris büyükelçisi Münir Bey tarafından takdir edilmektedir. Siyasî faaliyetleri nedeniyle sürgün edilen Ermenilerin yanı sıra herhangi bir siyasî olaya karışmadan kendi inisiyatifiyle ülkeyi terk eden Ermenilerin olduğu da belgelerden anlaşılmaktadır24.
FRANSIZ VATANDAŞLIĞINA GEÇME ÇALIŞMALARI

Belgelerde özellikle Osmanlı İmparatorluğu sınırları dâhilinde siyasî faaliyetlerde bulunan bazı Ermeni vatandaşlarının yasa dışı yollarla Fransa’ya göç ettikleri ve burada Fransız yönetimine sık sık tabiiyet değiştirme başvurularında bulundukları konularıyla ilgili bilgilerde görülmektedir. Jean Broussalli adlı bir Ermeninin Osmanlı vatandaşlığından Fransız vatandaşlığına geçişine dair bilgilerin yer aldığı 1888 tarihli belge, Fransız yönetiminin tabiiyet değiştirme başvurularına yönelik tutumunu ortaya koyması bakımından önemlidir. Dönemin Paris’teki Osmanlı diplomatı Esad Paşa’nın, konuyla ilgili Fransız yönetiminin ikiyüzlü tutumuna yer veren 1888 tarihli telgrafı, Fransız hükümetinin genelde Osmanlı tebaasının Fransız vatandaşlığına geçişinde Hükümetin büyük zorluklar çıkarırken, Osmanlı vatandaşı bir Ermeninin Fransız vatandaşlığına geçişinde böyle bir zorunluluğu söz konusu etmediğini doğrulamaktadır. Bu tutumu anlayamadıklarını ve hatta şaşırdıklarını dile getiren Esad Paşa konuyla ilgili telgrafında gelişmeleri şöyle dile getirmiştir:
Bay Broussali ile ilgili bu hukuk dışı hareketten dolayı çok zor durumda kalan Bakan bana bu konunun şu ana kadar Adalet Bakanlığı’nın gündeminde olduğunu, kendisinin konuyu gözlemlediğini, ancak şaşılacak bir şekilde bundan caymanın imkânsız olduğunu ifade etti. Böylece Broussali’nin hukuka aykırı olarak vatandaşlığa alınmış olduğunu ifade ederken Türkiye’ye dönmesi durumunda bu kişiye Babıâli’nin Osmanlı tebaası gibi muamele etme hakkına sahip olduğunu da ilave etti25.

24 Münir Bey’den Dışişleri Bakanı Tevfik Paşa’ya gönderilen yazı için bkz. BOA, HR.SYS., Belge No:2802-4, 2749/25, 11 Eylül 1896; Osmanlı Belgelerinde..., s.105. 25 Esad Paşa’dan Dışişleri Bakanı Said Paşa’ya gönderilen yazı için bkz. BOA, HR.SYS., Belge No:2781-1/12, 13, 3 Haziran 1888; Osmanlı Belgelerinde..., s.14.
336

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

1888 tarihli telgrafta tabiiyet değiştirme hususunda Fransız yönetimi Ermenilere kolaylık sağlarken 9 Mart 1907’de Paris büyükelçiliğinden gelen bir diğer telgrafta ise Fransa’ya gelen Ermenilerin Fransız vatandaşlığına geçmede bazı sıkıntılar yaşadıklarını ve bu sıkıntıların giderilmesi için Fransa Hükümeti’nin 1869 tarihli tabiiyet değiştirme nizamnamesinde değişiklik yapması26 hususu üzerinde durulduğu görülüyor. Bu da Fransız yönetiminin tabiiyet değiştirme konusunda tutumunda bir değişiklik sergilediğine işaret etmektedir.
FRANSIZ YÖNETİMİNİN ERMENİLERİN YAŞADIĞI YERLERDE REFORM YAPILMASI TALEBİ

Berlin Antlaşması’nın ardından büyük devletler Osmanlıdan Ermenilerin yaşadığı yerlerde Antlaşmanın 61. maddesi gereği bazı ıslahatlar yapmasını talep etmeye başlamıştı. Fransa’nın yanı sıra Rusya da altı vilayette Ermenilere yönelik bir takım ıslahatların yapılması konusunda bazı girişimlerde bulunmaya başlamıştı. Büyük devletlerin Osmanlının iç işlerine bir tür müdahalesi olarak da değerlendirebileceğimiz reform talepleri, Münir Süreyya Beye göre Sason olayları ile başlar. Münir Süreyya Bey, İngiltere, Fransa ve Rusya elçilerinin Sason olayları nedeniyle oluşturulan tahkikat komisyonlarına katılmaları ile ilk girişimlerine başladıklarını ve 21 Ocak 1895 tarihinde Muş’a gelen komisyonun ilk toplantısını 24 Ocak 1895 tarihinde yaparak burada bazı kararlar aldıklarını şöyle dile getirir:
Durum bu şekilde iken Mösyö Kanbon Fransa Dışişleri bakanına gönderdiği bir mektubunda son zamanlarda İstanbul’da bazı cinayet olayları meydana geldiğini bildirerek polis teşkilatının kötülüğü, imamların Hıristiyanlara karşı işlenecek cinayetlerin güzel davranış olduğu tarzındaki vaaz ve nasihatleri vs. gibi şeylerin başkentin güvenliğini sağlayacak mahiyette olmadığını diğer vilayetlerde durumun belki daha kötü olduğunu belirtmiştir. Üç devlet sefirlerinin yabancılarla rahipleri ve eskiden beri sefaretlerden himaye bekleyen bütün Hıristiyanların güvenliğini sağlamak için bir şeyler yapılması gerektiği inancında olduklarını, halkın güvenliğini sağlamaya yarayacak tedbirlerin alınarak şimdiye kadar mevcut olmayan polis

26 BOA, HR.SYS., Belge No:2866/32, 9 Mart 1907; Osmanlı Belgelerinde..., s.180.
337

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

teşkilatının kurulmasını Babıâli’den talep etmek üzere aralarında görüşmeye karar verdiklerini de amirine bildirmiştir27.

Ermenilere yönelik reformlarla ilgili 1913 tarihli bir başka belgede ise yazar Mösyö Victor Berar ile Bogos Nubar Paşa’nın Ermeni Meselesi hakkındaki konferanslarının bilgilerine yer verilmiştir. Konferansta Ermenilerin yaşadıkları yerlerde ıslahatların yapılması, bu ıslahatların nasıl yapılacağı, Alman basının Ermenilere yönelik desteği, İngiltere, Rusya ve Fransa’nın Doğu Anadolu’yu kendi aralarında paylaşmalarına sessiz kalınamayacağı, bu durumda Fransa’ya da Suriye’nin verilmesi gerektiği konularına yer verilmiştir. Aynı konferansta Bogos Nubar Paşa da Mösyö Victor Berar’ı destekleyen bir konuşma yaparak, Ermenilerin aslında Osmanlı kalmak istediğini, istiklal ve muhtariyet gibi gerçekleşmesi mümkün olmayan hayaller ile meşgul olmadıklarını ve Mösyö Victor Berar’ın kendilerine tavsiye etmiş olduğu ıslahatlar dışında hiçbir emellerinin olmadığını ve bu ıslahatın Avrupa gözetimi altında yapılmasının hem genel barışın muhafazası ve hem de Osmanlı İmparatorluğu’nin ve Ermenilerin asıl ve gerçek çıkarlarının temini noktasından önemli ve gerekli bulunduğunu söylemiştir28. Yine 1913 tarihli Rıfat Paşa’dan Said Halim Paşa’ya gönderilen telgraf Bogos Nubar Paşa önderliğindeki Ermeni lobisinin Osmanlıya yapılacak olan yardımları nasıl engellediğine de yer veriyor:
Fransız Asya Komitesi dün akşam General Lacroix, Buxton, Lepsius ve Milliukof başkanlığında gizli bir oturumla toplanmış ve yirmi kadar delege burada, Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde uygulanacak reformlar hakkında Bogos Paşa’yı dinlemişlerdir. Tartışmalardan sonra bir kontrolün gerekliliği hakkında anlaşmaya varılmış ve sonuç olarak bugün Bogos Paşa nezdinde özel bir oturumla reformlar hayata geçirilmeden Osmanlı İmparatorluğu’na mali yardım yapılmaması için büyük devletlere çağrıda bulunulması yönünde tavsiye kararı alınmıştır.

Münir Süreyya Bey’e göre devletlerin ıslahat konusunda bu kadar ısrarcı davranmaları öncelikle Osmanlıya karşı hep muhafaza ettikleri
27 Münir Süreyya Bey, Ermeni Meselesinin Siyasî..., s.27. 28 Paris Büyükelçisi Rıfat Paşa’dan Dışişleri Bakanı Said Halim Paşa’ya gönderilen yazı için bzk. BOA, HR.SYS., Belge No:2817-1/110, 2817-1/118, 7 Haziran 1913; Osmanlı Belgelerinde..., s.195-197.
338

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

düşmanca eğilimlerden, ikinci olarak gazete, kitap ve konferans şeklinde uzun zamandır çeşitli ülkelerde ve özellikle Fransa, Rusya ve Kuzey Amerika’da sürdürülen yoğun ve etkili propagandanın kamuoyunda bıraktığı derin tesirden, üçüncü olarak da Muş tahkikat komisyonunda bulunan Fransız, İngiliz ve Rus delegelerinin aleyhimizde hazırlayıp hükümetlerine sundukları ve Sarı Kitap’ta da yer alan, sert ifadeler ve korkunç iftiralardan kaynaklanmaktadır29.
FRANSIZ YÖNETİMİNİN ERMENİ NÜFUSUNA DAİR AÇIKLAMALARI

İncelenen arşiv belgelerinde söz konusu dönemde Ermeni nüfusuna dair bilgilere de rastlanmıştır. Nüfus bilgilerinin yer aldığı bir telgrafta 10 milyonluk Müslüman nüfusuna karşılık ülkede 600.000 Ermeninin yaşadığı belirtilmiştir. Müslüman nüfusun yüzde birini bile oluşturmayan Ermenilerin Osmanlı milletini bölmeye yönelik girişimlerinin hiçbir şekilde kabul edilmeyeceğinin açıklandığı belgede Berlin Antlaşmasına imza koyan devletlerin de bu duruma izin vermeyeceklerinin altı çizilmiştir. Ayrıca Ermenilerin Avrupa’yı bölücü faaliyetlerinin merkezi yaptıkları gerekçesiyle Osmanlı yönetiminin Avrupalı devletlerden ülkeleri sınırları dâhilinde bulunan ve siyasî olaylara karışmış Ermenilerin sınır dışı edilmelerinin talep edildiği de görülmektedir. Ermeni nüfusuna dair bazı bilgilere Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın beyanatlarında da rastlanmıştır. Dönemin Dışişleri bakanı Mösyö Hanotaux beyanatında Ermeni nüfusunun yaklaşık olarak 3 milyon olduğunu iddia etmiştir. Buna karşı bu dönemde ülkedeki Ermeni nüfusunun 900 bin dolaylarında iken bilinçli olarak 3 milyona yakın gösterilmesi Osmanlı yönetimi tarafından kuşkuyla karşılanmıştır.
FRANSA’DAKİ ERMENİLERİN FAALİYETLERİ

Fransa’da bulunan Ermenilerin büyük bir kısmı yasa dışı yollarla gelen ve Osmanlı aleyhinde faaliyetlerde bulunmuş Ermenilerden oluşuyordu. Bu nedenle dönemin Hariciye nazırı Arif Paşa’nın Paris’teki Osmanlı Büyükelçiliğinden sık sık burada bulunan Ermenilerin nüfusu ve faaliyetleri konusunda raporlar istediği yazışmalardan anlaşılmaktadır. Ancak konuyla ilgili Esad Paşa’dan Hariciye nazırına verilen bir cevapta Paris’teki Ermenilerin faaliyetlerinin gizli olarak yürütülmediği
29 Münir Süreyya Bey, Ermeni Meselesinin Siyasî..., s.49.
339

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

ve kendisinin gelişmeleri yakından takip edeceğini bildiren cevabı aslında söz konusu dönemde henüz Osmanlı diplomatlarının Ermeni faaliyetleriyle ilgili gelişmelerden haberdar olmadıklarına işaret etmektedir. Nitekim Paris’teki Osmanlı büyükelçiliğine gönderilen ve Esad Paşa ile St. Petersburg’daki büyükelçi Şakir Paşa’nın verdiği bilgiler arasında bir tutarsızlık olduğunu gösteren telgraflar da Paris’teki Osmanlı diplomatının Ermeni faaliyetlerini henüz yakından takip etmediğini doğrular mahiyettedir. Fransa’daki Ermenilerin bir diğer faaliyeti de Fransız yönetiminin önde gelen isimleri ile bir araya gelerek bazı taleplerde bulunmaları olmuştur. Yapılan yazışmalardan Fransız Dışişleri Bakanlarının Ermeni heyetlerini kabul ettiği bilgilerine yer verilirken söz konusu heyetin Bakanlar ile ne tür konularda görüşüldüğü ve gelen heyetle ilgili detaylı bir bilgi ya da araştırmanın yapılmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan daha sonraki tarihlerde yapılan yazışmalardan Ermenilerin Berlin Antlaşmasının 61. maddesinin uygulanması konusunu Fransız hükümetinin ele almasını sağlamak amacıyla bazı girişimlerde bulundukları anlaşılmaktadır. Arşiv belgelerinde Fransa’da Ermenilerin Osmanlı Hükümetini eleştiren siyasî içerikli toplantılar gerçekleştirdikleri hususunda da önemli yazışmalar bulunmaktadır. Örneğin Paris’te yapılan bir toplantıda; 1. Son Adana katliamlarıyla ilgili Ermenilerin şikâyetlerini sunmak, 2. Katliam yapan kişilere karşı alınan baskı tedbirlerinde Osmanlı hükümetinin taraflılığını protesto etmek. Gibi gündem maddelerinin yer alması bu toplantının siyasî içeriğinden öte Osmanlı aleyhinde yapılan bir propaganda faaliyeti olduğunu düşündürmektedir. Fransa’da Ermenilerin üst düzey Fransız yöneticilerinin dikkatini Ermeni Meselesi’ne çekmek için birçok yola başvurduklarına dair önemli belgelerde bulundurmaktadır. Örneğin Paris’teki bir Ermeni tarafından Fransa Cumhurbaşkanına yazılan bir mektupta Türkiye ve Türklere yönelik hakaretler edilirken öte yandan Berlin Antlaşması’nı imzalayan devletlerin Balkan Savaşı’ndan doğan sorunların çözüme

340

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

kavuşturulması için yapacakları bir toplantıda Ermeni Meselesi’nin de görüşülmesi talebinde bulundukları anlaşılıyor. Kitapta yer alan 66 numaralı belgede Avrupa’da ve Mısır’da yaşayan bazı Ermeni yazarların Paris’te bir araya gelerek bir komite kurdukları ve Ermenilerin yaşadıkları yerlerde hızlı ve ciddi ıslahat yapılması için büyük devletlerin müdahalesini davet etmek girişiminde bulundukları bilgilerine yer verilmiştir30. Fransa’da komite faaliyetleri içerisinde bulunan Ermeniler arasında daha önce Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde görev almış ancak görevini kötüye kullandığı için görevden uzaklaştırılan Ermeniler de bulunuyordu. İşte Nouridjan Efendi de bunlardan biriydi. Nouridjan Efendi Paris’te bir Ermeni Gönüllü Komitesi kurarak seferberlik sebebiyle ülkelerine dönmek üzere olan bazı Ermeni gençlerini kandırıp Fransa ordusuna gönüllü kaydettirmeye ve hatta bazılarını da tehditle ve korkutmak suretiyle emellerini gerçekleştirmeye çalıştığı31 haberleri 1914’te Paris konsolosu Galip Şevki’nin gönderdiği telgrafta yer almıştır.
FRANSIZ MİLLET MECLİSİNDE ERMENİ MESELESİ

Belgelerde Fransa’daki Ermenilerin gerçekleştirdikleri faaliyetler neticesinde çoğu zaman başarılı sonuçlar elde ettiklerine işaret etse de bazen tam tersi durumların olduğu da anlaşılmaktadır. Örneğin Ziya Paşa’nın Fransız Millet Meclisi’nde George Buisson’un Anadolu’daki kargaşalarla ilgili verdiği konferansı bu kategoride değerlendirmek mümkündür. Ziya Paşa, Said Paşa’ya gönderdiği raporda söz konusu konferansta, Buisson’un konferansta Ermeni katliamının İngiltere tarafından uydurulmuş bir masal olduğunu, İngilizlerin kendi amaçlarına ulaşmak için zor ve kuvvet kullandıkları, bunu başaramadıklarında iftiraya başvurdukları bilgilerine yer vermiştir. George Buisson’un Ermeni karışıklıklarının aslında Avrupa’da ilk kez ortaya çıktığını ve İngilizlerin bu durumdan yararlandıklarını açıklamış olması bir bakım söz konusu
30 Viyana Büyükelçisi Hüseyin Hilmi’den Dışişleri Bakanlığına gönderilen yazı için bkz. BOA, HR.SYS., Belge No:2817-1/44, 8 Şubat 1913; Osmanlı Belgelerinde..., s.192-193. 31 Paris Konsolosu Galib Şevki Bey’den Dışişleri Bakanlığına gönderilen yazı için bkz. BOA, HR.SYS., Belge No:2141/3, 19 Eylül 1914; Osmanlı Belgelerinde..., s.205-206.
341

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

dönemdeki İngiltere-Fransa ilişkileri hakkında da bir fikir vermesi açısından önemlidir. Buisson ayrıca 1862 yılında Çin gazetelerinin de aynı şekilde vehim ve hayalden ibaret, yani Fransız ve İngiliz askerlerinin Çin’de bulundukları süre içerisinde kadınların namusuna tecavüz ederek erkekleri diri diri yaktıkları, çocukları parça parça keserek tuzlayıp yedikleri ve bunun gibi bir takım mezalim ve düşmanlıkta bulundukları hakkında bazı iftiralar attıklarını hatırlatmış, Ermeni komitelerinin bu gibi uydurmalar konusunda Çinlileri geride bıraktıklarını da belirmiştir32. Buisson Anadolu’daki temel sorunların aslında bir takım hayvan sürülerinin gasp edilmesinden dolayı her zaman olduğu gibi Ermenilerle Doğu Anadolu halkı arasında meydana gelen bir mücadeleden ibaret olduğu ve bölge memurlarının askerlerin yardımını istemeye mecbur olduklarını ve az çok çatışma olduğunu, bütün karışıklık hareketlerinde olduğu gibi bu çatışmada da bazı ölen ve yaralananlar olduğunu ifade ederek Ermeni sorunu konusunda Fransız yönetimi ile ters düşmüştür. Burada özellikle üzerinde durulması gereken husus Buisson’un Anadolu’daki kargaşanın temelinde İngilizlerin kışkırtmalarının olduğunu belirtmiş olmasıdır. Özellikle İngilizlerin bazı Ermenilere para yardımı yaparak bu yönde ayaklanmaların çıkmasını sağladıklarına belirten Buisson ayrıca günümüzde de birçok yazarın üzerinde durduğu hususlardan olan Ermenilerin neden devlet kuramadıkları konusuna ise şöyle açıklık getirmiştir: Ermeniler kendilerini bir hükümet halinde şekillendirme konusunda yeteneksiz bir millet olduklarını eski zamanlardan beri göstermişlerdir. Daha doğrusu Ermeniler tarih sayfalarında millet adını taşıyacak bir millet değildir. Tarih sayfalarına göz gezdirilecek olursa bu milletin eskiden beri İranlılara, Ispartalılara, Romalılara, Abbasilere, Moğollara, Kürtlere vergi vere gelmiş oldukları görülür33. Buisson ayrıca bir Ermeni yönetimi kurma fikrinin İngilizlerin uydurmalarından ibaret olduğunu, Ermeni nüfusunun tüm nüfusun ancak üçte birini oluşturabileceğini belirtmiştir.
32 Osmanlı İmparatorluğu’nun Paris Büyükelçiliğinden Gelen 16 Mayıs 1895 Tarihli Belge için bkz. BOA, HR.SYS., 2748/73, 2838/7, 16 Mayıs 1895; Osmanlı Belgelerinde..., s.38-40. 33 Osmanlı İmparatorluğu’nun Paris Büyükelçiliğinden Gelen 16 Mayıs 1895 Tarihli Belge için bkz. BOA, HR.SYS., 2748/73, 2838/7, 16 Mayıs 1895; Osmanlı Belgelerinde..., s.40-41.
342

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

Fransız Millet Meclisi’nde Osmanlı Ermenilerinden bahseden bir diğer kişi de Fransa Parlamentosu Millet Meclisi üyelerinden Mösyö Chiseren olmuştur. Chiseren tarafından Hariciye Nezareti’ne gönderilen bir mektup aslında Osmanlı diplomatlarının başarı elde ettiklerini göstermesi açısından önemlidir. Mösyö Chiseren’in Osmanlı toplulukları hakkındaki düşüncelerinin dile getirildiği mektupta şu hususlar üzerinde durulduğu görülüyor; Osmanlı memleketinde değer verilecek bir topluluk varsa o da Müslümanlardır. Diğer topluluklar ise acınacak durumdadırlar. En kötü olanları da hiç şüphesiz ki Ermenilerdir. İnsanlık âleminin en iğrenci olan bu millet Luzinyan kraliyetini yeniden kurma hülyasındadır. İngiltere de Ermenileri alet olarak kullanmak için kendilerine yardım etmektedir34. Bu dönemde Fransa’nın Almanya, Rusya gibi devletleri de yanına alarak tüm dünyaya İngiltere’nin ne tür kargaşalara sebep olduğunu ortaya koyma çabası içinde olduğunu söylemek mümkündür. 55 numaralı bir başka belge ise Ermenilerle ilgili konuların görüşülmesi için Fransız Millet Meclisi’nde yapılan bazı konuşmalar hakkında ilginç bilgiler vermektedir. Fransız Millet Meclisi’nde yapılan görüşmelere Paris’te görevli Osmanlı diplomatlarının itiraz ederek bu dönemde Osmanlı diplomatlarının bireysel ilişkilerini kullanarak bazı Fansız temsilciler ile görüştükleri ve onları ikna çabaları içinde olduklarını göstermesi bakımından önemlidir. Dolayısıyla bu dönemdeki Osmanlı diplomatlarının bu çalışmaları günümüz ifadeleriyle bir tür lobi faaliyeti olarak da değerlendirilebilir. Nitekim anılan girişmelerin ardından Paris büyükelçiliğinin somut sonuç aldığına belgelerde şöyle yer almıştır: Diğer taraftan kendileriyle dostluk ilişkilerinde bulunduğum Osmanlı İmparatorluğu’nun iyiliğini isteyen vekillerden nüfuzlu üç kişiye de işin ayrıntılı bir özetini verdim. Bunun için Saray’dan aldığım ayrıntılı bir telgrafla nezaretin mükerrer yazılarının içeriğinden alıntılar yaptım. Söz konusu vekiller bu fezlekeyi durumun gerçekliğini ortaya koymak için arkadaşlarından birçoğuna okuyacaklarını bana kesin olarak söz verdiklerinden Mösyö De Pressensé ile dostlarından bazılarının girişimlerinin hiçbir neticeye varmayacağını kuvvetle zannediyorum. Bundan başka bu vekiller yine bağlı bulundukları partilerce sahip oldukları nüfuz sayesinde münakaşanın gerçekleştiği gün konuşmaların uzamasına ve
34 Dışişleri Bakanlığı’na Fransa Parlamentosu’ndan Mösyö Chiseren Tarafından Gönderilen Mektup için bkz. BOA, HR.SYS., 1922/106, 18 Kasım 1895; Osmanlı Belgelerinde..., s.51-52.
343

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

diğer beş konuşmacının Sason olayları hakkında konuşmalarına engel olmayı başarmışlardır35. Mösyö Hanotaux’un Fransa Parlamentosu’nda yaptığı bir başka konuşmada Osmanlı İmparatorluğundeki Ermenilerin bağımsızlık taleplerine karşın hiçbir yerde çoğunluk olmadıklarını bildiklerini belirtmesi, Fransızların daha o dönemde Ermenilerin taleplerini ne kadar gerçek dışı olduğunun kendi kendilerine itirafıdır: Osmanlı İmparatorluğu’nun idaresinde bulunan ve şimdi tek tartışma konusu olan bu vilayetlerdeki Ermeni halkının, elimizdeki istatistiklerden anlaşıldığı gibi tüm Osmanlı ahalisine göre yüzde on üçten fazla olmadığı bir gerçektir. Anadolu vilayetlerindeki Ermenilerin toplam miktarı şüphesiz üç milyon değildir. Zaten Ermeniler bahsedilen eyaletlere eşit miktarda değil, bazı yerlerde sık ve bazı yerlerde dağınık bir şekilde bölünmüşlerdir. Sözün kısası hiçbir vilayette bir nokta bulunamaz ki orada bu zavallı ahali hakikaten çoğunlukta olsun ve etrafında bir şekilde muhtariyet idaresi usulünün uygulanabileceği bir merkez oluşturulabilsin36. Mösyö Hanotaux’un Parlamentoda yaptığı konuşma Ermeni olaylarının ilk kez ne zaman ve hangi nedenlerle ortaya çıktığı, Ermenilerin hangi yöntemlerle olayları dünya kamuoyuna yaydığı konularına da dikkat çekmektedir. 1878-1881 yıllarında Berlin Antlaşması ve Kıbrıs Mukavelenamesi’nde Avrupa ve özellikle İngiltere Ermenilerin durumuyla ilgileniyordu. Fakat bir Ermeni fesat hareketi ilk olarak sadece 1885 yılında duyuldu. Ermenilerden Fransa, İngiltere ve Avusturya’ya dağılanlar intikam duygularına kapıldılar. Komiteler kurup, gazeteler çıkararak hararetle bazı telkinlerde bulunmaya başladılar. St. Dennis’de Luzinyan’ın kabri üzerinde gösteriler yapıldı. Fesat hareketi Fransa’da yayıldıysa da İngiltere’de büyüdü ve İncil cemiyetleri tahriklere başladılar. Bu hareket yavaş yavaş kürsülerden toplantı yerlerine, sonra da sokaklara hatta parlamentoya yayıldı. Hükümet dahi bu problemle uğraşmak zorunda kaldı. Güdülen amaç Osmanlı idaresinin yolsuzluk35 Osmanlı İmparatorluğu’nun Paris Büyükelçiliğinden Dışişleri Bakanlığına Gelen 187 Numaralı Yazı için bzk. BOA, HR.SYS., Belge No:2865/11, 19 Temmuz 1904; Osmanlı Belgelerinde..., s.149-153. 36 Osmanlı İmparatorluğu’nun Paris Büyükelçiliğinden Dışişleri Bakanlığı’na Gelen 597 Numaralı Telgraf için bkz. BOA, Y.A.HUS., Belge No:362/8, 8 Kasım 1896; Osmanlı Belgelerinde..., s.75-76.
344

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

larını kesintisiz olarak ilan edip Avrupa’nın dikkatini çekmek; müdahale fikrini veya başka bir deyişle Avrupa’yı, doğu meselelerinde zorla isteklerini desteklemeye birçok kez sevk eden Haçlılık düşüncesini yavaş yavaş genişletmekti37.
FRANSA’DAKİ ERMENİ KOMİTELERİ

Osmanlı İmparatorluğu dâhilinde bazı komite faaliyetlerinde bulunan Ermenilerin sürgün edildiği daha önce belirtilmişti. Sürgünün yanı sıra misyonerlik vb. faaliyetlerin neticesinde yasal ya da yasa dışı yollarla giden Ermeniler burada özellikle Paris’te bir araya gelerek bazı komiteler kurmuş ve bu komitelerin Osmanlı aleyhinde bir takım düşmanca kışkırtma faaliyetlerde bulunduklarına dair 1890 tarihli telgrafta, komite üyelerinin çeşitli Fransız gazete ve bürolarına ziyaretlerde bulundukları bilgilerine de yer verilmiştir. Fransa’daki Ermeni komitelerinin bir diğer faaliyeti de Osmanlı dâhilinde bulunan Ermenilerin kışkırtılmasına yönelik çalışmaları olmuştur. Özellikle Londra ve Marsilya Ermeni Komitesi Ortak Sekreterliği tarafından 9 Ağustos 1892 tarihinde Adana Ermeni Başpiskoposu’na gönderilen mektupların Osmanlı’daki diğer belli başlı Ermeni komitelerine Ermeni din adamları vasıtasıyla iletilmesi komiteler ile din adamlarının ortak çalışmalar yürüttüğüne işaret etmektedir. Giderek İstanbul’da bir takım Ermeni olayları yaşanmaya başlanması nedeniyle bazı komite üyeleri Ermenilerin Marsilya, Amerika ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinde bazı talimatlar alarak Osmanlı ülkesine geri döndükleri görülmüş ve bu konuda bazı tedbirlerin alınması yoluna gidilmeye başlanmıştır. Ermeniler Fransa’da komitecilik faaliyetlerinin yanı sıra siyasî arenada da Fransızlar tarafından oy potansiyeli olarak değerlendirilmiş ve bazı Fransız sosyalist milletvekilleri ihtilalci fikirlerini Ermenilere bu yolla aşılama çalışmalarını da yürütmüşlerdir: ...Konuşmacılar sözde adı geçen bölgede Ermenilerin endişe içinde bulunduklarını söyledikten sonra ihtilal aracılığıyla hak ve hürriyetlerini elde etmek yolunda Leh, Finland ve Ermeni milletleri ile birlikte
37 Osmanlı İmparatorluğu’nun Paris Büyükelçiliği’nden Dışişleri Bakanlığı’na Gelen 597 Numaralı Telgraf için bkz. BOA, Y.A.HUS., Belge No:362/8, 8 Kasım 1896; Osmanlı Belgelerinde..., s.76-77.
345

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

çalıştıklarından dolayı Rusların takdir edilmesine ve Berlin Antlaşması kararlarının tam olarak uygulanmasının gerekli olduğuna dair bir karar alınmasını teklif etmişlerdir. Osmanlı ülkesi ve Rusya işleri konusunda daha önce gerçekleşenler gibi bu toplantının da herhangi bir etkisi olmamış Aurone, Le Matin, Vantranşiran, gibi aşırı etkileriyle tanınan bazı gazeteler ayrı tutulduğu zaman hükümetle hatta Muhafazakâr Partiyle bağlantısı olan gazeteler bile bu yolda herhangi bir haber yayınlamamışlardır. Bu münasebetle ön ayak olan Sosyalist milletvekillerin seçim zamanının yaklaşmakta olması yüzünden ihtilalci fikirlerini ilandan başka amaçlarının olmadığı açıktır.
FRANSIZ BASININDA OSMANLI ALEYHİNDEKİ ASILSIZ HABERLER

Ermeniler Fransa’da yoğun olarak bulundukları Paris, Marsilya vb yerlerde Fransız kamuoyunu etkilemeye yönelik başta din, basın, etnik köken vb olmak üzere çeşitli yolları denemişlerdir. Fransız gazetesi Le Temps’te İstanbul’dan düşmanca bahseden bir takım yazılar yayınlanması Ermenilerin çalışmaları sonucu gerçekleşmiştir. Esad Paşa’nın 11 Ekim 1890 tarihinde Said Paşa’ya gönderdiği telgraftaki bilgiler Ermenilerin Fransız basınını etkilemeye yönelik çalışmaları açısından dikkat çekidir. Buna göre Fransa’da çıkan Le Martin gazetesi İstanbul kaynaklı bir telgraftan hareketle Zeytun Ermenilerinin ayaklandıkları haberini ve vali ile birkaç askeri öldürdükleri bilgilerine yer vererek Fransız kamuoyunu etkilemeye çalışmıştır. Bu iddiaların asılsız olduğu Sadaret Yüksek Makamı tarafından açıklansa da Fransa’daki Ermenilerin Osmanlı’daki gelişmeleri bu kadar yakından takip ederek ve çarpıtarak Fransız basınına yansıtmış olması dönemin koşulları göz önünde bulundurulduğunda ne kadar aktif bir örgütlenme içinde olduklarını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Bu gelişmeler o kadar ciddi boyutlara varmıştır ki Hariciye bakanı Said Paşa özellikle Avrupa gazetelerinde Osmanlı aleyhinde çıkan yazılardan duyduğu rahatsızlığı sık sık dile getirmeye başlamış ve bu tür yayınların önüne geçilmesi için Osmanlının dış temsilciliklerine bir genelge göndermiştir. Basında Fransa ve İngiltere konsolosluğunda görev yapan bazı Ermeniler tarafından da zaman zaman asılsız haberlerin ortaya atıldığı
346

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

belgelerden anlaşılmaktadır. Örneğin Fransa konsolosluğunda tercüman olarak görev yapan Kasabyan adında bir Ermeninin Diyarbakır’da olayların meydana geleceği yönünde asılsız haberler çıkararak Fransa ve İngiltere’nin Osmanlı üzerinde baskı kurmasını sağlamaya çalıştığı görülüyor. Paris’teki Ermeni faaliyetlerinin giderek yoğunlaştığı ve bu faaliyetlerin bir kısmının Osmanlı diplomatları tarafından yakından takip edildiği bir dönemde Ermeni öğrencilerin Türkler ve Kürtler aleyhine propaganda faaliyetlerine de giriştikleri anlaşılıyor. Bu bağlamda söz konusu öğrencilerin Fransız basınından Türklerin ve Kürtlerin kendilerine mezalim uyguladıkları haberlerini yayınlamalarını istedikleri görülüyor. Fransız basınında Osmanlı aleyhinde çıkan yayınların sayısını artması üzerine Paris büyükelçiliği Osmanlı İmparatorluğu’yla ilgili gazetelerde yer alan makalelerin özetlerini Hariciye Nezareti’ne göndermeye başlamıştır. Bu makalelerle ilgili değerlendirmelerinde yer aldığı belgelerde Paris basınının Osmanlı İmparatorluğu’yla ilgili yazıları farklı ülkelerden gelen haberlerden yola çıkarak oluşturduğu anlaşılıyor. Fransız yönetiminin Ermeni faaliyetlerini doğrudan desteklediklerini gösteren önemli belgelerden biri de 1918 tarihli telgraftır. Almanca yazılmış İsveç gazetelerinden biri Ermeni İsyanı adıyla bir makale yayınlanarak, Osmanlı hükümeti aleyhinde görüş bildirmiştir. Adı geçen makalede Türkiye karşıtı bir akımın var olduğu ve bunun İtilaf Devletleri’nin kışkırtması sonucu olduğu belirtilmekle beraber ihtilal merkezinin İsviçre’de olduğu da söylenmektedir. Hatta Bern’deki Fransa elçisi Bern’de bir konferans düzenlemek bahanesiyle hükümeti tarafından bu akımı idareye memur edilmiştir. Clemenceau bu sene başlarında Fransa Enstitüsü azasından Berar’ı, Ermeni ihtilalcileri ile irtibat kurmak ve Ermeni Doktorlarından Şericyan ile görüşmek üzere Cenevre’ye göndermiştir. Burada bir toplantı yapılmıştır. Berar, Ermeni Meselesi’nden bahsederek Fransa Hükümeti’nin Ermenilerin her türlü araca başvurarak Türkiye’ye karşı mücadelede bulunacakları ümidini beslemekte olduğu noktası üzerinde ısrar etmiş ve adı geçen

347

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

hükümetin bu hususta gerekli olan meblağı karşılamaktan çekinmeyeceğini söylemiştir38. Yine 1918 tarihli bir diğer telgrafta Charles Carroll adıyla İsviçre gazetelerinde Türkiye aleyhine yayın yapan kişinin Carabet Carolian isminde İstanbullu bir Ermeni olduğu I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Fransa’ya giderek Fransız ordusunda gönüllü asker olarak görev yaptığı ve terhis olduktan sonra Türkiye aleyhine propaganda yapmak üzere İsviçre’ye gönderildiği biliglerine yer veriliyor. Fransız basınında Osmanlı İmparatorluğu’ndan gelen Ermenilerle ilgili zaman zaman bazı asılsız haberlere de yer verildiği görülmektedir. Marsilya’daki Osmanlı diplomatı Mavroyeni Bey söz konusu haberlerin asılsız olduğu bilgilerini Tevfik Paşa’ya şöyle sunmuştur: Mahallî basın on yedi anarşistin serbest bırakıldığını haber vermektedir, ancak bu haber düzmecedir. Benim gizlice öğrendiğime göre içlerinden ikisi, serbest kaldıktan sonra Fransa’da kalmak için Emniyet’ten izin istemişler, fakat bu mahalli idare Fransız Hükümeti’ne bunların sınır dışı edilmelerini tavsiye etmiştir39.
ERMENİ DİN ADAMLARININ FAALİYETLERİ

Arşiv belgelerinde Fransız din adamları gibi Ermeni din adamlarının da statülerini kullanarak bazı siyasî oluşumlar içerisinde yer aldıkları görülmektedir. Konuyla ilgili olarak 4 Ağustos 1904 tarihinde Paris diplomatı Münir Bey Hariciye nazırı Tevfik Paşaya bir grup Ermeni din adamının Eçmiadzin katogikosu adına bazı şikâyetleri dile getirdiklerini belirterek Fransız Cumhurbaşkanı ve Dışişleri bakanını ziyaret ettiklerini rapor etmiştir. Münir Bey adı geçen din adamlarının ziyaretlerinden ve şikâyetlerinden duyduğu rahatsızlığı Fransız Dışişleri bakanına ilettiğinde aldığı cevap ise oldukça düşündürücü olmuştur. Nitekim Fransız Dışişleri bakanı söz konusu din adamları ile görüşmesinin Ermeni Meselesi’yle yakından ilgilenen bazı milletvekillerinin baskısı sonucu gerçekleştiğini belirtmiştir. Ayrıca kendileriyle görüşülmemesi halinde söz konusu milletvekillerinin basında bir kargaşa çıkarma olasılıklarını
38 Dışişleri Bakanı Nesimi Bey’den Bern Büyükelçisi Fuad Selim Bey’e gönderilen yazı için bkz. BOA, HR.SYS., Belge No:2885/41, 19 Nisan 1918; Osmanlı Belgelerinde..., s.219-220. 39 Mavroyeni Bey’den Tevfik Paşa’ya gönderilen yazı için bkz. BOA, HR.SYS., Belge No:2802-4, 2749/25, 12 Eylül 1896; Osmanlı Belgelerinde..., s.106.
348

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

göz önünde bulundurduklarını açıklamış olmalarıdır. Bu durum aslında Ermenilerin lobicilik faaliyetlerine daha o yıllarda etkin bir şekilde sürdürdüğünü göstermesi açısından önemlidir.
FRANSIZ YÖNETİMİNİN ERMENİ TUTUKLULARA YÖNELİK TUTUMLARI

1897 yılına gelindiğinde Fransa’da Ermeni faaliyetlerinde bir hareketlilik olduğu görülmektedir. Fransa’daki Osmanlı diplomatlarının gönderdiği telgraflarda Osmanlı İmparatorluğu’nda karışıklık çıkardıkları gerekçesiyle Marsilya’ya sürülen bazı Ermenilerin Fransız vapurlarıyla Kıbrıs’a dönerek, Kıbrıs’tan gemici kıyafetleriyle Fransız vapurlarını kullanarak İskenderun’a geçtikleri burada bir takım karışıklıklar çıkarma girişimlerinde bulunacakları bilgilerine yer verilmiştir: Bölgede karışıklık çıkarıp geçen sene Marsilya’ya sürülen dört nefer Ermeni bozguncusundan ikisinin Fransız posta vapuruyla Kıbrıs’a geldiği, diğer ikisinin de bu şekilde Kıbrıs’a gelerek diğer arkadaşlarıyla birleştiği, dördünün gemici kıyafetinde olarak söz konusu Fransız vapuruyla İskenderun’a çıktıkları, burada bulunan İngiliz zırhlısına girip İngiliz gemici tayfası kıyafetine bürünerek karaya çıktıkları, oradan da Payas kazasına tabi Çamlık köyüne gittikleri ve Mart’ın sonuna doğru bir fesat çıkaracakları Mersin Mutasarrıflık ve Kumandanlığı’ndan haber verilmiştir. Bunun üzerine Payas mevkiindeki askerin redif olması dolayısıyla Adana’da bulunan nizamiye taburundan bir zabit tayin edilerek bir karışıklığa meydan verilmemesi için gönderileceği Adana Kumandanlığı’ndan bildirilmiştir. Bununla beraber bahsedilen dört bozguncuyu tanıyıp hemen yakalamaları için bende bulunan fotoğraflar özel süvari ile Adana Kumandanlığı’na gönderilmiş ve adı geçen köyün aranması için kesin emir verilmiştir40. Marsilya’daki Osmanlı diplomatı Mavroyeni Bey’in Tevfik Paşa’ya gönderdiği bir başka telgrafta ise buradaki Ermenilerin bazı yardım komiteleri aracılığıyla İsviçre ve İngiltere’ye gönderildikleri ve bu nedenle Marsilya’da Ermeni göçmen nüfusunun neredeyse kalmadığı, ayrıca yetkililerin Marsilya’ya gelen tüm Ermenilerden yasal belgeler konusunda hassas davrandıkları belirtilmiştir.
40 BOA, Y.PRK.ASK., Belge No:119/45, 13 Mart 1897; Osmanlı Belgelerinde..., s.93.
349

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Mavroyeni Bey Marsilya’daki Ermenilerden yasal belgelere sahip olmayanlarının Fransız hükümetinin tedbirlerine uygun olarak tutuklandıklarını da rapor etmiştir. Mavroyeni Bey’in telgraflar gönderdiği bir diğer kişi ise Münir Bey’dir. Münir Bey’e Marsilya’ya gelen Ermenilerin kimlik, ulaşım ve hangi amaçlarla buraya geldiklerine dair bilgi veren detaylı bir rapor hazırlamıştır. Bunun yanı sıra Marsilya’ya Ermeni göçünün neredeyse durma aşamasına geldiğini, bu konularla ilgili araştırmalarına devam etmesini istiyorlarsa kendileri için çalışacak bir görevliye ayrılan ödeneğin arttırılması hususuna yer vermiştir.
SONUÇ

Osmanlı Belgelerinde Ermeni-Fransız İlişkileri 1879-1918 adlı kitaptaki belgelerden hareketle ortaya koymaya çalıştığımız dönemin Osmanlı-Fransız-Ermeni ilişkilerine dair belgelerin daha çok Fransa’daki Ermenilerin faaliyetleri ile Fransız misyonerlerinin Osmanlı İmparatorluğu’ndaki faaliyetleriyle ilgili olduğunu söylemek mümkündür. Böylece 1879’dan 1918’e dek geçen otuz dokuz yıllık süre boyunca Fransa’daki Ermenilerin, başta Fransız basını olmak üzere kamuoyunu yanlış bilgilendirmek, isyancı komiteler kurmak, Fransız ve Ermeni din adamlarını siyasî işlere alet etmek ve birçok olayda Fransız yönetiminin Osmanlının iç işlerine müdahale etmesini sağlamak gibi etkin faaliyetler sürdürdükleri anlaşılmaktadır.
Belgelerden hareketle bu dönemdeki Ermeni-Fransız ilişkilerinin göreceli olarak daha gayri resmi ve dolaylı olduğunu söylemek mümkündür. Dolayısıyla bu dönem ilişkileri daha çok Fransız hükümet görevlilerinin Fransa’daki Ermeni komitelerini desteklemeleri ve Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermeni vatandaşlarını koruma bahanesine dayandığı görülmektedir. Ancak I. Dünya Savaşının başlamasıyla, Osmanlı İmparatorluğu İtilaf Devletleri’ne karşı savaş ilan edince Fransız-Ermeni ilişkilerinin daha resmi ve doğrudan bir hal aldığı aldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca bu ilişkilerin daha sonra Ermeni militanların Doğu Lejyonu çatısı altında Fransız ordusuna dâhil edilmesi sonucunda ise tam bir işbirliğine dönüşmüştür41. Örneğin ilk dönemlerdeki belgelerde Fransız yönetimi siyasî suçlu bir takım Ermenileri ülkesinde barındırmanın yanı sıra bazı yasa dışı faaliyetlerine çoğu zaman göz yumarken, daha sonra Fransa’ya
41 Palabıyık, “Fransız Arşiv Belgeleri...”, s.84.

350

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

gelen Ermeni siyasî suçluların tabiiyet değiştirmelerinde kolaylık sağladıkları ve bazen de Ermenilerin Fransız basınında Osmanlı aleyhinde bir takım yayınlar yapmalarına izin verdikleri görülüyor. Bunların yanı sıra bazı Fransız misyonerlerinin Osmanlı İmparatorluğu dâhilinde de Ermeni siyasî suçlularını maddî ve manevî yönden korumaları altına aldıkları ve Ermeni olaylarının ortaya çıkmasına adeta zemin hazırladıkları söylenebilir. Bu gelişmelerin yaşanmasında ilk zamanlarda Fransa’da görev yapan Osmanlı diplomatlarının Fransa’daki Ermeni komitelerinin faaliyetlerini takip etmekte yetersiz kalmalarının da önemli bir etkisi olmuştur. Nitekim Osmanlı diplomatlarının buradaki Ermeni komitelerinin faaliyetlerinin farkına vardıklarında da gelişmeler karşısında sessiz kalmaları da sorunun ileri boyutlara varmasına katkıda bulunmuştur. 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişmeye başlayan Fransız Ermeni ilişkileri 19. yüzyılda son derece aktif bir hal almıştır. Söz konusu ilişkilerin incelediğimiz 1879-1918 yılları arasındaki dönemde ise adeta iki taraflı bir çıkara dönüştüğünü söylemek mümkündür. İncelenen 75 belgedeki Fransız-Ermeni ilişkileri genel olarak birkaç alt başlığa ayrılabilir: Osmanlı isyan faaliyetlerinde bulunmuş Ermenilerin Fransa’ya illegal yollardan göç etmesi, Fransız vatandaşlığına geçmek için Fransa devletine başvuran Ermeniler, Osmanlı aleyhine Fransa’da faaliyet gösteren Ermeniler vb konulardır. Fransa’daki Ermeni faaliyetlerinin yanı sıra Fransız yönetiminin Osmanlı topraklarındaki faaliyetleri hakkında da çeşitli belgeler bulunmaktadır. Burada ise Fransız diplomat ve misyonerlerinin bölgede Müslümanlar dışında başta Ermeniler olmak üzere Nesturi ve diğer etnik grupları Osmanlı aleyhine bazı faaliyetlerde bulunmaları için ne tür desteklerde bulunduklarına dair belgeler yer almaktadır. Özellikle Fransız diplomatlarının isyan faaliyetlerinde bulunan Ermenilere para yardımında bulunmaları söz konusu desteklerinin en somut örneklerinden birini oluşturmaktadır. Sonuç olarak Osmanlı arşiv belgelerinden hareketle gerek Ermeni milliyetçiliğinin doğuşu ve gerekse de Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermenilerin siyasî faaliyetlerinin ortaya çıkmasında Fransız yönetiminin aktif bir rol oynadığını söylemek mümkündür. Bu etkileri bazen
351

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

doğrudan Fransız yönetiminin bir diplomatıyla ilgili gönderdiği notalarla, reform talepleriyle ve millet meclisinde Osmanlı aleyhinde yaptıkları konuşmalardan anlaşılmaktadır. Bazen de Fransız yönetiminin Anadolu’da görev yapan Fransız misyonerleri aracılığıyla, Fransa’da Ermeni komitelerinin yaptıkları toplantıları destekleyerek ya da siyasî tutukluların yargı sürecine müdahale ederek dolaylı biçimde görmek mümkündür.

352

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ

KAYNAKÇA
1.Başbakanlık Osmanlı Arşivi

Y.A.HUS. HR.SYS. Hariciye Sicil Dosyası A.MKT.MHM. Y.PRK.AZJ. Y.PRK.ASK.
2.Tetkik Eserler

:362/8. :78-6/60, 469/59, 469/65, 2141/3, 2747/57, 2749/25, 2781-1/12, 2802-4, 2817-1/44, 2817-1/110, 28171/118, 2865/11, 2866/32. :224-260/228. :617/9, 642/2, 673/25, 698/16. :52/60. :119/45.

Arşiv Belgelerine Göre Kafkaslar’da ve Anadolu’da Ermeni Mezalimi 1906-1918, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayınları, Cilt I, Ankara 1995. Münir Süreyya Bey, Ermeni Meselesi’nin Siyasî Tarihçesi (1877-1914), Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara 2001. Osmanlı Belgelerinde Ermeni-Fransız İlişkileri (1879-1918), Cilt I-III, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara 2002. Palabıyık, M. Serdar, “Fransız Arşiv Belgeleri Işığında Doğu Lejyonu’nun Kuruluşu ve Faaliyetleri”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 26, Ankara 2007, s.73-92. Shaw, Stanford J.-Ezel Kural Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, İkinci Cilt, E Yayınları, İstanbul 1994. Yavuz, Bige Sükan, “Türk Kurtuluş Savaşı Sırasında Fransa’nın Anadolu’daki Çıkarları ve Ermeniler”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 9, Ankara 2003, s.144-164. __________, Kurtuluş Savaşı Dönemi’nde Türk-Fransız İlişkileri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1994. __________, “Fransız Arşiv Belgelerinin Işığında Chester Demiryolu Projesi”, Ankara Üniversitesi Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, Sayı:24, 1999–2003, s.527–561. __________, “1922 Yılında Orta Doğu’da Uluslar arası Petrol Rekabeti”, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Sayı:2, 2003, s.111-138.

353

Yrd. Doç. Dr. Yunus ÖZGER

ERMENİ TEDHİŞ CEMİYETLERİNİN OLUŞUMUNDA DİNÎ-MİLLÎ UNSURLAR VE DIŞ BAĞLANTILAR (İfade Tutanaklarına Göre)
Yrd. Doç. Dr. Yunus ÖZGER
Bozok Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Yozgat-TÜRKİYE Tlf.: 0 354 242 10 21/ 139, e-posta: yunusozger@yahoo.com

355

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Bu çalışmada ifade tutanaklarına dayanılarak, Ermeni tedhiş cemiyetlerinin oluşumu incelenecektir. Cemiyetler, Ermeni olaylarının başlamasında en önemli aktör olmuşlar, üye sayılarını artırmak için farklı stratejiler uygulamışlardır. Özellikle, Ermeni halkın milliyet duygularından yararlanma yolunu seçmişlerdir. İfade tutanakları arasında bulunan bir evrakın Ermeni Millet Birliği Beyannamesi adını taşıması, bu bağlamda kayda değerdir. Fedailer hedefledikleri bağımsız Ermenistan fikri -kendi ifadeleriyle memleketlerin Ermenistan olması- için adeta bir zorunlu bağış kampanyası başlatmışlardır. Kampanyaya katılımı artırmak için vatan, millet ve din kavramlarını kullanmışlardır. Beyannamenin başında niçin para istenildiğini, millet sevgilisi için, bizim vatan için ve Ermenilerin döktüğü kan için cümleleriyle izah etmişlerdir. Bundan başka yardım eden Ermenilerin bu yardımlarının asıl karşılığını Allah’tan yardım olarak alacakları da vurgulanarak olaya dinî bir boyut kazandırılmıştır. Beyannamelerde, vatanını seven kardeşler, millet için, din için ifadeleri sıklıkla kullanılmıştır. Bunların yanı sıra, cemiyetlerin oluşumunda dış bağlantılar olduğu da görülmektedir. Özellikle Amerika’daki Ermeni ileri gelenlerinin, bir mektup zarfı içinde İstanbul’a sürekli gazeteler gönderdiği ve teşkilatlanma çalışmalarını yönlendirdiği görülmektedir. Cemiyet üyelerinin, kutsal kitap İncil üzerine yemin etmeleri de yine bu bağlamda önemli bir unsurdur.

Özet

356

Yrd. Doç. Dr. Yunus ÖZGER

GİRİŞ

Ermeni Meselesi denilince genellikle Birinci Dünya Savaşı ve bu dönemde gerçekleşen Tehcir olayı akla gelir. Hâlbuki Anadolu’da Ermeni olaylarının en yoğun yaşandığı ilk dönem XIX. yüzyılın son çeyreğidir. Bu dönemde ortaya çıkan hadiseler bilinmeden, Birinci Dünya Savaşı sonrası gelişmelerin anlaşılması son derece güç olur1. Bu tarihlerde İstanbul’da ve Anadolu’nun muhtelif bölgelerinde Ermeni ayaklanmaları çıkmadan önce bir takım tedhiş cemiyetlerinin kurulduğu ve çeşitli faaliyetler sergiledikleri bilinmektedir. Osmanlı tarihi açısından önemli dönemeçlerden biri 1815 tarihli Viyana Kongresi’dir. Napolyon Bonapart’ın alt-üst ettiği Avrupa haritasını düzene koymak için toplanılan Viyana Kongresi’nde Rus delegeleri, resmî görüşmelerin dışında kongre üyelerinin dikkatini Osmanlı ülkesinde yaşayan Hıristiyan halkın üzerine çekmeye çalışmış ve ilk defa olarak bu durum için Şark Meselesi terimini kullanmıştır. Şark Meselesi bu dönemde Rus siyasetinin bel kemiğini oluşturmuştur.
1 Yunus Özger, 1895 Bayburt Ermeni Ayaklanmaları, İstanbul 2007, s.5.
357

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Osmanlı sınırları içinde yaşayan Ermenilerle ilgili yapılması istenen düzenlemeler hep Şark Meselesi yani Doğu Sorunu kapsamında ele alınmıştır2. Bu tarihten itibaren İngiltere’nin de politikasını Osmanlı aleyhine çevirmesi meseleyi daha da büyütmüştür. Ermeni olaylarının ortaya çıkmasında örgütlenme faaliyetleri son derece önem arz etmektedir. 1887 yılında Cenevre’de Rusya Ermenilerinden 7 öğrenci tarafından Hınçak Partisi3 ve 1890 yılında da Taşnak adlı ihtilalci Ermeni örgütünün kurulmuş olması örgütlenme çabalarının önemli bir adımıdır4. Hınçak Partisi’nin merkezi daha sonra Londra’ya taşınmış ve olgunlaşma süreci tamamlanınca İstanbul başta olmak üzere, imparatorluğun çeşitli şehirlerinde şubeler açmışlardır5. İhtilal komiteleri seslerini dünyaya duyurmak için çeşitli eylemler yapmışlardır. Hınçak komitesi, 23 Temmuz 1890’da İstanbul Kumkapı’daki Ermeni Patrikhanesi ve kilisesini basmıştır. Burada istedikleri başarıyı gösteremeyince, bu defa taleplerini ortaya koyan bir dilekçeyi hükümete sunmak amacıyla, Babıâli yürüyüşünü düzenlemişlerdir. Bununla da yetinmeyen Ermeni örgütleri, 26 Ağustos 1896’da Galata’da Osmanlı Bankası’nı basmışlardır6. Ermeni komiteciler bir yandan devletin merkezinde bu tür eylemler gerçekleştirirken, diğer taraftan da Anadolu’nun pek çok yerinde ayaklanma çıkarmaya başlamışlardır. Birçoğu İstanbul merkezli örgütlerce organize edilen bu olaylar, 1895 yılında bir zincirin halkası gibi Zeytun’dan (Süleymanlı), Divriği, Trabzon, Elazığ, Eğin, Kayseri, Develi,
2 Berlin Antlaşması’nda Ermeniler lehine yer alan madde 61. maddedir ve içeriği özetle şöyledir: Babıâli Ermenilerin oturdukları vilayetlerin yerel şartları dolayısıyla muhtaç oldukları ıslahat düzenlemeleri yapmayı ve Kürtlerle Çerkezlere karşı ‘Ermenilerin’ emniyet ve huzurlarını korumayı taahhüt eder..... Bkz. Bilal Şimşir, Ermeni Meselesi 1774-2005, İstanbul 2005, s.19; Ali Karaca, Anadolu Islahatı ve Ahmed Şakir Paşa (1838-1899), İstanbul 1993, s.37; Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara 1985, s.112. Recep Karacakaya, A Chronology of The Armenian Problem With A Bibliography (1878-1923), Ankara 2002, s.7. Partinin asıl adı Daşnaksutyun olup, Ermenice’de federasyon anlamına gelmektedir. Kelime Türkçe’ye Taşnak olarak geçmiştir. Bkz. Gürün, Ermeni Dosyası..., s.132. Hüseyin Çakıllıkoyak, Diaspora’da Ermeni Kimliği Paris ve Halep Örneği, İstanbul 2005, s.87-89. Vahdettin Engin, II. Abdulhamid ve Dış Politika, İstanbul 2005, s.44-48; Gürün, Ermeni Dosyası..., s.142.

3 4 5 6

358

Yrd. Doç. Dr. Yunus ÖZGER

İzmit, Akhisar, Erzincan, Gümüşhane, Bitlis, Bayburt, Maraş, Urfa, Erzurum, Diyarbakır, Siverek, Malatya, Harput, Arapkir, Sivas, Merzifon, Antep, Muş, Kayseri, Yozgat’a kadar Anadolu’yu tedirgin eder hale gelmiştir7.
1.TEDHİŞ CEMİYETLERİNİN OLUŞUMUNDA DİNÎ VE MİLLÎ UNSURLAR

Araştırmamızın ana konusunu oluşturan, Ermeni tedhiş cemiyetlerinin oluşumunda dinî ve millî unsurlar ve dış bağlantılar hususunun ortaya konulmasında, Anadolu’daki 1895 olaylarından biri olan, Bayburt Ermeni isyanları örneklem olarak seçildi. Meselenin izahında, ayaklanma sonucu mahkemece yargılanan Ermeni fedailerinin, ifade tutanakları esas alındı. İfade tutanakları detaylı incelendiğinde, 1895 olaylarının sıradan bir vaka olmayıp oldukça organizeli bir isyan halkası niteliği taşıdığı açıkça görülecektir. İsyanların hazırlık safhasında Ermeni ileri gelenleri, Osmanlı belgelerinde Fesat Cemiyeti olarak nitelendirilen gizli örgütler kurmuşlardır. Cemiyet büyüklerinin verdiği emirler doğrultusunda, adına fedai denilen kişiler tarafından bir takım eylemler yapılmıştır. Fedailer, eylemlerinde yine tedhiş cemiyetleri tarafından daha önce belirlenmiş bazı stratejiler uygulamışlardır. Aşağıda detaylı olarak irdelenecek olan bu stratejilerin, günümüzde Türkiye’nin karşılaştığı en ciddi problem olan bölücü terör örgütü PKK’nın bir takım eylem stratejileri ile benzerlik göstermesi son derece büyük önem taşımaktadır. Fesat ya da tedhiş cemiyetinin, organize safhasında ve eylem aşamasında uyguladığı en dikkat çekici stratejilerden biri fedai yazma yöntemleridir. Cemiyet, ihtiyacı olan elemanları; a.Para ve iş vaadi ile fedai kazanma, b.Dinî ve millî duyguların sömürüsü yoluyla fedai kazanma, c.Silahlı tehdit yoluyla fedai kazanma başlıkları altında incelenebilecek üç yolla elde etmeye çalışmıştır. Yöntemlerin izahına geçmeden önce, ifadeleri temel alınan fedailerin portreleri hakkında kısa bir bilgi vermek faydalı olacaktır. Tutanakların7 Şimşir, Ermeni Meselesi..., s.83; Ahmet Halaçoğlu, 1895 Trabzon Olayları, İstanbul 2005, s.45.
359

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

dan anlaşıldığı kadarıyla, Bayburt olaylarıyla bağlantılı olarak istintak8 dairesinde 33 fedai sorgulanmıştır. Bunlarda göze çarpan özellikler şöyle tespit edilmiştir: 1. Yaşları 20 ile 56 arasında değişen tutukluların yaş ortalaması 33 olup, 21 kişi 33 yaşın altında, diğerleri bunun üstündedir. 2. Fedailerden 17 kişi evli, diğerleri bekârdır. 3. Meslekleri çeşitlilik arz etmektedir. Papazlık gibi dinî, nahiye müdürlüğü ve muhtarlık gibi idarî görevlerde bulunanlar olduğu gibi; çiftçilik, katırcılık, bezzazlık, kunduracılık ve kalaycılıkla geçimlerini temin edenler de mevcuttur. 4. Fedailerin göze çarpan en önemli özelliklerinden birisi de okuryazarlık oranlarıdır. Başta Pülürek nahiyesi müdürü olmak üzere, 20 kişinin okur-yazarlığı yoktur. Reisleri Haçator Efendi ve üst yönetimde bulunanlar, Ermenice okuyup yazma bilmektedirler. Belirtilen bu sosyal ve kültürel yapı ve ekonomik durum, onların fedai yazılmasında veya fedai olarak tercih edilmesinde son derece etkili olmuştur. Geçmişte ve günümüzde faaliyet gösteren ayrılıkçı örgütlerin elaman seçimi ile 1895 Bayburt olaylarına katılan kişilerin seçimleri, birbirlerine çok benzemektedir. Burada dikkati çeken iki önemli husus vardır. Bunlardan biri, fedailerin büyük bir kısmının henüz gençlik çağında olmaları; diğeri de her ne kadar belirli bir meslekleri varmış gibi gözükse de, bu kişilerin ekonomik sıkıntılarının bulunmasıdır. Yılın belirli dönemlerinde Bayburt’tan, İstanbul’a gidip inşaatlarda çalışarak, kazandıkları paralarla geçimlerini temin ediyor olmaları bunun en önemli göstergesidir. Fedailerin diğer bir özelliği de eğitim durumlarıdır. Olaya katılanların çoğunun okur-yazarlığının olmaması gerçekten dikkat çekicidir. Görüldüğü üzere, fesat cemiyeti önderleri, hem ekonomik durumu zayıf, hem eğitimsiz ve hem de genç insanları hedef seçmişlerdir9. Sorgulama esnasında mahkeme reisi ve sanıklardan Manuşaryan Karabet arasında şöyle bir konuşma geçmiştir:

8 9
360

İstintak: Sorgulama Özger, 1895 Bayburt Ermeni..., s.50.

Yrd. Doç. Dr. Yunus ÖZGER

Reis Manuşaryan Karabet Reis Manuşaryan Karabet

:Fedâ‘î ne demektir? :Fesatçı demektir. Ermenicesi de millet birliği yani arkadaşlığı demektir. :Mademki sen fedaî değilsin fedaîlerin fesatçı ve Ermenice Millet birliği odluğunu ne biliyorsun? :Bu taraflardan gelip geçen Van tarafında Ermenilerinin bazıları için derler idiler ki bunlar fedaî yanı fesatçı idiler bu fedaîler de yekdiğeriyle gürültü ederler vukuat yaparlar derler idiler katırcılardan işitiyordum10.

Böylece fedainin fesatçı anlamına geldiği, isyana bizzat karışanlar tarafından da itiraf edilmiş olmaktadır.
a.PARA VE İŞ VAADİYLE ELAMAN KAZANMA YOLU

Tedhiş cemiyetinin yönetim kadrosu, Bayburt’ta ikamet eden, ancak yılın belirli dönemlerinde iş bulup çalışmak için İstanbul’a gelen ve gurbetçi olarak tanımlanan Ermenileri, kendileri için potansiyel fedai adayı görmekteydiler. Bütün faaliyetleri de bunlar üzerine yoğunlaştırıyorlardı. İstanbul’un Beşiktaş semtinde karargâh kuran cemiyet üyeleri, akşamları kahvehanelerde oturuyor ve köylerden buraya çalışmak için gelenleri burada örgütlüyorlardı11. Reislerden Kunduracı Kısa Kirkor adlı Ermeni, gurbete gitmek üzere olan Bağdasar Ohannes’e yaptığı teklifte bu durumu ortaya koymaktadır. Ohannes, ifadesinde:
...kunduracı Mihran ibtidâ Varzahan’a12 geldi. Dedi ki memleketleri Ermenistan içün fedâîler yazılıyor Ermeniler tarafından gel seni de fedâî yazdıralım. Gurbete gidip az miktar para kazanmaktan ise Bayburd’da yüz lira kadar aylık alır harç eyleriz. Ben de dedim fedâî
10 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. 26 Teşrinisani 1311 / 8 Aralık 1895 tarihli ifade tutanağı, s.100. 11 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Balahorlu İstepan’ın ifadesi, s.39. 12 Varzahan, Bayburt’un Uğrak köyünün eski adı.
361

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

nedir? Ben bilmem böyle şey işitmedim. Dedi ki senin üzerine ne lâzım yazıl...13.

Şeklinde meseleyi, mahkeme reisine aktarmış ve maaş vaadiyle kendisini kandırmaya çalıştıklarını itiraf etmiştir. Bundan başka zanlılardan Simon da kendilerine aylık verileceğinin söylendiğini, ifadesinde dile getirmiştir. Mahkeme reisinin sualine, Simon verdiği cevapta hem nasıl ve niçin fedai yazıldığını, hem de bu aylık meselesini itiraf etmiştir:
…Ben bundan yedi sene oluyor babam Nihabet ile beraberce Dersaâdet’e ticaret için gittik. Orada tavuk pazarında ve bez hanında pederimle eğleştik divarcılık ediyorduk. Bizim köyün ahalisinden İstepan oğlu Arvet de bundan iki sene akdem İstanbul’a gelmiş Beşiktaş’ta Hüseyin Paşa’nın kahvesinde ikamet idiyor idi... Yedi mâh mukaddem Arvet’in kendisi Ermeni askerine onbaşı yazılmış o günlerde bana dedi ki, böyle böyle Ermeni askeri yazılıyor, ben de yazıldım gel seni de nefer yazdırayım. Üç kilisede Katolikos’un nezdine gideceğiz, orada talim edeceğiz. Lüzumunda askerlikte bulunacağız dedi, fakat aylık bir şey beyan eylemedi. Aylık da Katolikos’un yanında verilecektir. Arvet beni de nefer kaydettirdi14.

Aslında Simon’un bu ifadesi, fedailer hakkında birçok gizli noktayı da açığa çıkarıyordu. Özellikle cemiyetin kilise bağlantısı, Amerika’daki Ermeni büyükleri ile gönderilen gazete yoluyla temas ve Ermeni Katolikosu’nun kendilerine maaş vaadi bunlardan yalnız birkaçıydı.
b.DİNÎ VE MİLLÎ DUYGULAR SÖMÜRÜSÜ YOLUYLA FEDAİ TOPLAMA GİRİŞİMİ

Din ve milliyet duyguları, öteden beri en çok istismar edilen iki alandır. Tedhiş cemiyeti, fedai toplarken hem dinî, hem de millî duyguları kullanma yoluna gitmiştir. Olaylar sonrası yapılan tahkikat esnasında, Kısanta (Demirözü ilçe merkezi) köyünde Ağbıyıkoğlu Ağba isimli şahsın evinde bulunan bir belge, bu hususta son derece önemli bilgiler içeriyordu. Ermenice olarak yazılmış olan ve Osmanlıca tercümesi kaza
13 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Bağdasar Ohannes’in ifadesi, s.46-47. 14 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Simon’un ifadesi, s.4.
362

Yrd. Doç. Dr. Yunus ÖZGER

idarecilerine gönderilen, Ermeni Millet Birliği adını taşıyan bildiri, dinî ve millî duyguların nasıl istismar edildiğini gözler önüne sermektedir15.
Ermeni Millet Birliği Bildirisi Vatanını seven kardaşlar! Millet sevgilisi için ve bizim vatan için sair biraderlerimiz döktüğü kan için sizlerden beş lira matlup ederim. Ümidimiz var ki bu işe girmek ve sair karındaşlarımıza örnek olmak için ve birde millet-i memleketinizin borcunu eda etmek için sizden matlup olunan naçiz meblağ eda etmek ve bunun mukabilinde alacaksınız bir ilm-u haber lakin Allah’tan inayet alacaksınız nasıl ki bundan birkaç gün mukaddem sizler ta‘lan? olunmuştur. Şimdi sizlere ihtar ederim ki umum Ermeni lazımdır ki kendi borcunu eda eylesin. Ermeni Milleti Birliği 7 Ağustos 1895

Metinden de açıkça anlaşılacağı üzere, fedailer hedefledikleri bağımsız Ermenistan fikri -kendi ifadeleriyle memleketlerin Ermenistan olması- için adeta bir zorunlu bağış kampanyası başlatmışlardır. Kampanyaya katılımı artırmak için vatan, millet ve din kavramlarını kullanmışlardır. Metnin başında niçin para istenildiğini, millet sevgilisi için, bizim vatan için ve Ermenilerin döktüğü kan için cümleleriyle izah etmişlerdir. Bundan başka yardım eden Ermenilerin bu yardımlarının asıl karşılığını Allah’tan inayet olarak alacakları da vurgulanarak, olaya dinî bir boyut kazandırılmıştır16. Bu bildirinin yanı sıra, Ermenilerin iane tezkeresi olarak adlandırdıkları ve Ermeni halkını yardım vermeye çağırdıkları, aynı tarihli bir tezkere daha bulunmuştur. Son iki satırı net bir şekilde okunamayacak durumda olan tezkere metninin Osmanlıca tercümesi şu şekilde idi:
İane Tezkeresi Vatanperver Ermeni Birader! Ermeni milletinin ve bizim mukaddes vatanın halâsı namında diğer karındaşlarımızın şecaatleri ve döktüğü kan mükabilinde vatan15 Beyannamedeki cümle bozuklukları Osmanlıca metinde geçtiği şekliyledir. 16 Bildiri metninin Osmanlıcası için bkz. BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28, s.2. 23 Teşrinisani 1311 / 5 Aralık 1895 tarihli Yusuf Fennî Efendi’nin Bayburt kaymakamlığına tahriratı.
363

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

perverliğiniz için adleten ve merhameten beş lira-yı Osmanî tahsis olunmuştur. İşbu teşebbüsât-ı mukaddeseye hissedar ve diğer biraderlerine emsal olmak ve mamafih milletime olan vazifenizi ikmal itmek için sizden matlubumuz olan şu mezbûr-u miktar meblağı bize gönderebileceğinize asla şüphe etmeyiz. Meblağ-ı mezbûrun teslimine emin olmak için mühürlü bir ilm-u haber alacaksınız ve karîben Hak Taala tarafından daha büyük mükâfatlara nail olacaksın... 7 Eylül 1895 Ermeni İhtilâl Memuriyetinin Kısanta Şubesi17

Bir öncekinde olduğu gibi, bu tezkerede de hemen hemen aynı temalar üzerinde durulmuştur. Halktan istenilen paranın, Ermeni fedailerinin döktüğü kanların mukabilinde olduğu ve bu işin vatanperverliğin gereği olarak düşünüldüğü ifade edilmektedir. Cemiyet yardım istenildiğinde akla herhangi bir şüphe gelmesini önlemek için de çare düşünmüş ve görevlilere yardım toplamaya yetkili olduklarına dair ilmühaber vermiştir. Yine bu tezkerede de yapılacak yardımların asıl karşılığının, Allah katında olacağı gibi temeli İslam kültür ve medeniyet anlayışı ile örtüşen bir inanışı ortaya koymuşlardır. Fedai olabilmenin en önemli şartlarından birinin, Mukaddes Kitap (İncil) üzerine yemin etmek olması, cemiyetin dinî yönünü ortaya koyan diğer bir delildir. Nitekim İstanbul’da cemiyete eleman kazandıran Arvet isimli fedai reisi, bu hususa çok dikkat etmekte ve yemin edilen mekânların gizliliğine çok özen göstermekteydi. Sanıklardan Vartavanoğlu Sirop, Arvet’in İstanbul’un Galata semtindeki Ermeni büyüklerinin yanına gidip geldiğini belirttikten sonra, yazdığı fedailerin bir kısmını Beşiktaş’ta tenha bir yere götürerek el birliği ile çalışalım, geri dönmeyelim ve bu Ermeni sırrını kimseye söylemeyelim diye kitaba (İncil) el basarak yemin ettirdiğini itiraf etmektedir18. Kunduracı Kısa Kirkor adlı bir başka fedai de, reisler Haçator Efendi’nin kendisini fedai olarak kaydettiğini ve mağazasına çağırıp bir kitap getirterek yemin ettirdiğini itiraf etmektedir. Kirkor, Haçator’un

17 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. 18 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Vartavanoğlu Sirop’un ifadesi, s.13.
364

Yrd. Doç. Dr. Yunus ÖZGER

kimseye bir şey söylemeyesiniz diye de sıkı tembihte bulunduğunu ifadesinde dile getirmektedir19. Gizliliğe son derece önem verilen teşkilatta yemin esnasında fedailere: Ermeni askeri yazıldığınızı kimseye demeyesiniz, her Hıristiyan’a bile sır vermeyesiniz; önemli konularda...bizim malumatımız yok, reisimiz Arvet bunu bilir... şeklinde cevap vermeleri için sıkı tembihlerde bulunulmuştur20. Arakiloğlu Manuk ise ifadesinde, Arvet’in kendilerine: bize beylik verilecek, Ermeni Beyliği için asker yazılın diyerek fedai kaydettiğini söylemiştir21.
c.SİLAHLA TEHDİT YOLUYLA FEDAİ YAZMA YÖNTEMİ

Komite önderleri, cemiyete yeni üye seçerken, öncelikle şahısları dinî ve millî duygular yoluyla ikna etmeye çalışıyorlardı. Bütün çabalara rağmen ikna olmayanları veya fedai yazılmak istemeyenleri, bu defa silahla tehdit ediyorlardı. Sanıklardan Bağdasar Ohannes, reisleri Mihran’ın kendisini bu şekilde tehdit ettiğini ifadesinde dile getirmiştir. Ohannes, Mihran ile aralarındaki diyalogu şu şekilde aktarmaktadır. “Bu mihran Gümüşhane’den avdet ederek Bayburd kasabasına gelmiş, ben geldiğini göremedim. On gün mûrur eyledikten sonra Mihran, Lusunk karyeli yukarıda da su‘âl eylediğiniz Takfur ile birlikte Varzahan’a geldik, Mihran’ın üstünde bir rovelver var idi. Tekrar bana dedi ki, gel fedâî yazıl yazılmazsan ve kimseye söylersen seni ururuz dediler. Ben de korkumdan daha bir şey diyemedim. Aldılar beni Aruzka karyesine götürdüler,...”22 Kasba isimli bir başka Ermeni fedaisi de, “Beni fedâî yazdıkları vakit dediler ki bu iş İstanbul’da Mesrup Efendi Erzincan’da Civan Efendi, Erzurum’da Hacı Mihyan Efendi. Trabzon’da Münzi Ağa, Gümüşhane’de Hacı Arakil bülürler ya yazılacaksın ya 20 lira vereceksin ve yahut ururuz dediler bende yazıldım.”23 Biçiminde ifade vermiştir. Tehdit olayı sadece fedai yazarken değil, aynı zamanda cemiyete para toplanırken de uygulanmıştır. Nitekim zanlılardan Mukdis Kiyork;...
19 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Kunduracı Kısa Kirkor’un ifadesi, s.50. 20 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Simon’un tekrar alınan ifadesi, s.15. 21 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Arakiloğlu Manuk’un ifadesi, s.26. 22 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Bağdasar Ohannesi’in ifadesi, s.48. 23 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Kasba’nın ifadesi, s.79.
365

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Sarrafyân Arakil karyemize gelerek 10 lira benden gelip istedi. Ben de niçin istediklerini su‘âl ettim. Millet için 10 lira herhalde vereceksiniz. Şayet vermez iseniz seni vururlar. Zira Erzurum’da dövdüler, Karahisar’da da vurdular dedi. Ben de bir imza verirseniz 10 lira veririm...24 şeklindeki ifadesiyle meseleyi izah etmiştir. Ermeni ayaklanmasını tertip eden komite, bu şekilde teşkilatlanmasının akabinde, bölgede eylemlere geçmişlerdir. Fedailerin eylemlerinin en önemli amaçlarından biri, kendi ifadelerinde söyledikleri şekliyle, dünya kamuoyuna her tarafta Ermenilerin faaliyete geçmiş olduğu izlenimini vermekti. Onlar için önemli olan, sadece vukuat çıkarmaktı. Azdan az ve çoktan çok telefat olur ve neticede önemli olan Ermenilerin amaç ve arzularının ortaya çıkması ve hükümet daireleri tarafından Ermeni memurlarının faaliyete geçtiklerinin görülmesi cemiyetin temel felsefesiydi25. Cemiyet ileri gelenleri, ülkenin dört bir yanında Ermeni isyanının başlamasının görülmesiyle asıl hedeflerine ulaşılmış olunacağı fikrindeydiler. Nitekim fedailerden Lüsunk köylü Takfur mahkeme reisinin sorduğu:
-Siz böyle fedaî yazıldığınızdan ve yolları kesip rast getirdiğiniz adamları soymaktan ve böyle müsellâhan dolaşıp ortalıkta icrâ-yı vukû‘ata tasaddi eylemekten asıl maksadınız nedir?

Sorusuna verdiği:
-Efendim ben o kadarca bilirim ki memleketleri Ermeni beyliği yapmak için böyle bizleri fedaî yazıyor ve ortalıklarda dolaştırıyor idiler ki sonra cümlemizi birleştirip Ermenistan’ı teşkili ettirecek idiler.

Şeklindeki cevabı bunu doğrulamaktadır26.
2.CEMİYETLERİN YURTDIŞI BAĞLANTILARI

Sanıkların ifadeleri, örgütlenme sürecinde yurt dışı bağlantıları olduğunu da açık bir şekilde ortaya çıkarmaktadır. Yurt dışı bağlantıları arasında İngiltere ve Amerika öne çıkmaktadır. Sanıklardan Simon

24 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Mukdis Kiyork’un ifadesi, s.38. 25 Hüseyin Nazım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi II, Ankara 1998, s.168. 26 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Lüsunklu Takfur’un ifadesi, s.77.
366

Yrd. Doç. Dr. Yunus ÖZGER

adlı fedai ile mahkeme reisi arasındaki diyalog bu bağlantılar hakkında önemli ipuçları vermektedir.
Reis Simon Reis Simon :Arvet’i onbaşı ve sizleri nefer kaydedenler kim idi? :Efendim dünyada bize bu işi yapanı hiç dirler mi andan haberim yokdur. Fakat Arvet oldukça okuyup-yazmak bilür idi. Amerika başta İngiltere ile muhâbere eder havadis alur idi... :Kayd suretlerinizi nereye göndermiş idi? :Arvet bizi nefer kayteddikten sonra tâbi kayıtlarımızı bazısı Amerika’da olan büyük her kim ise ana gönderirdi. Çünkü orada kayıtlarımız bulunur ne kadar nüfus vardır ve nerelerdedir onları bilmiş olsun27.

Simon’un ifadesi, cemiyet önderlerinin Amerika’da yaşayan Ermeni büyükleri ile iletişim halinde olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. İfadenin devamında reisleri onbaşı Arvet’i kastederek; …orada divarcılık eylerken her nasılsa taraf-ı nazarını bulmuş Amerika’dan her vakit kendisine gazete hafiyen getirttirir okur idi. Bizde yanında bulunur gazeteyi dinler idik... diyerek Amerika’daki Ermeni ileri gelenlerinin, tek nüshalık gazete kupürlerini bir mektup zarfı içinde sürekli İstanbul’a gönderdikleri ve fedailerin bu şekilde dünyadaki bir takım gelişmeleri takip ettiklerini ileri sürmüştür. Bundan başka onbaşı Arvet’e Amerika’dan cemiyet adına özel bir kâğıt geldiği ve eylem için yola çıktıklarında bu kâğıdı göstererek, yol boyunca Ermeni büyüklerinin masraflarını karşılamalarının istendiği de ayrıca vurgulanmaktadır28. Cemiyetin eylemlerde kullanacakları silahların temininde de yine yurt dışı bağlantılar olduğu görülmektedir. Fedailerden Kısa Kirkor,
27 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Simon’un ifadesi, s.4. 28 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Simon’un ifadesi, s.4.
367

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

mahkeme reisinin bir sorusu üzerine silahların İngiltere’den satın alındığını ileri sürmekte ve bunu kendisine reislerden Mihran’ın söylediğini dile getirmektedir29. Ermeni olaylarının her tarafa yayıldığı 1895 yılında, benzer gelişmeler Samsun’da da ortaya çıkmıştır. Yörede yaşayan, ekonomik durumu iyi olmayan bazı Ermeni ailelerine, İngiltere’nin İstanbul elçisi tarafından parasal yardım yapıldığı Osmanlı hükümeti tarafından tespit edilmiştir. Osmanlı askerî ve idarî erkânı yaptığı incelemede, olayın bir hayırseverlik duygusu taşımadığı ve yardım adıyla gönderilen paraların Ermeni olaylarını çıkaranlara verilmekte olduğu ve bunun da isyan faaliyetlerini daha da artırdığını tespit etmiştir30. Teşkilatlanmayı tamamlayan cemiyet üyeleri, yukarıda değinildiği gibi eylemler tertiplemişlerdir. Bu eylemleri yaparken de başta isimlerini Türk isimleri ile değiştirmek olmak üzere yine bazı stratejiler takip etmişlerdir. Tutanaklardan anlaşıldığına göre, Ermeni isyancılar, düzenledikleri köy baskınlarında, dikkat çekmemek ve olayların sorumluluğunu başkalarına atmak için reislerinin önerileri doğrultusunda, kendi isimlerini Türk isimlerine tebdil etmişlerdir. Köy ve celep baskınları sırasında fedailer birbirlerine bu yeni aldıkları Türk isimleri ile hitap ederek, baskınların Ermeniler tarafından yapılmadığı izlenimini vermek istemişlerdir.

Reis: Bu Ermeni fesadı için mubayaa edilen silâhları nereden mubayaa ettiler? Kunduracı Kısa Kirkor: İngiltere’den geldi. Reis: Ne biliyorsun bu silâhların İngiltere’den geldiğini. Kunduracı Kısa Kirkor: Mihran söyledi İngiltere’den geldiğini. Reis: Bunları mubayaa eden kimler imiş parasını veren kimlerdir? Kunduracı Kısa Kirkor: Milletten para toplayıp Ermeni fesat cemiyeti için eslihâ mübayaa eden, Haçator Efendi ve Arakil ve oğulları Agop Karakin Aştut ve Murahhas Efendi ve Haçator’un karındaşı Ohannes Nivli Hacı Abek. Bkz. BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Kunduracı Kısa Kirkor’un ifadesi, s.51. 30 17 Teşrinievvel 1311 / 29 Ekim 1895 tarihli bir şifrede; Samsun Ermeni fukarasına iane namıyla İngiltere’de misyonerler tarafından İngiltere’nin Dersaadet sefareti marifetiyle birçok para gönderilmekte olup ol havalide hudusa gelmekte olan vukuat hep işte bu para yüzünden vuku bulmakta... diye serzenişte bulunulmaktadır. Ayrıntılı bilgi için bkz. BOA, Y.PRK.BŞK., Belge No:44/10.
368

29

Yrd. Doç. Dr. Yunus ÖZGER

Tutanaklara göre, onbaşı Mihran tarafından önerilen değişiklik doğrultusunda, fedailerin isimleri ve bu isimlerin yerine kullandıkları Türk isimlerinden bazıları şu şekilde tespit edilmiştir31:
Fedainin Kendi İsmi Yerine Kullandıkları Müslüman İsimleri

Mihran Lüsunklu Kiyoroğlu Ağop Lüsunklu Kaspa Takfur Kunduracı Kirkor Varzahanlı Bağdasar Delikızınoğlu Manuk Parsanoğlu Sihak Bedros Terzi Kiyork Şehirli Kalaycı Agop Everekli Pitos Moğadis Kasbaroğlu Pitos

Yakup Ahmet Arif Ağa Gençağa Hafız Ağa Miktat Mahmut Said Ahmet Aziz Şerif Hüseyin Ali

Fedailer, sadece isim değişikliği ile kalmamışlar, aynı zamanda yine hedef saptırmak için kılık-kıyafet değişikliğine de gitmişlerdir. Bir kısım fedailerin ifade tutanaklarında açıkça itiraf ettikleri bir diğer strateji de, eylemler sırasında Laz kıyafeti ve hoca kıyafeti olarak nitelendirdikleri, Karadeniz yöresine ait giysiler ve imam elbiseleri giyerek faaliyette bulunmalarıdır. Nitekim Lüsunk köylü Kasba, bunu ifadesinde şöyle dile getirmiştir:
...Kasabadan gelenler martini ve fişenkli oldukları halde Laz elbiseli ve yanlarında kabalak geldiler ve bize de beş kat Laz elbisesi getirdiler. Cümlemiz on iki kat Laz elbisesini giydik. Mihran geldikten sonra manastırın arkasında rai olunmakta olan celeb davarından gece bir tane davar getirdik. Manastırda pişirdik yedik. Ondan sonra on ikimiz birleştik, Hacıoğlu deresine gittik. Mağaranın önünde Çıtanoslu Sadullah’tan bir miktar yağ ve beş kuruş da parasını aldık...

31 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Lüsunklu Kaspa’nın ifadesi, s.69.
369

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Kasba, ifadesinin devamında: Laz elbisesini veren Mutafoğlu Nişan Efendi bir büyüğümüz ve başka büyüklerimizdir 32 diyerek, elbiseleri Ermeni büyükleri dedikleri cemiyet reislerinin verdiğini itiraf etmektedir. Lüsünklu Kasba’nın ifadesine bakılırsa, Bayburt olaylarını ateşleyen Hadrek köyü yakınlarındaki postaya saldırı anında da Ermeni fedailer yine aynı türden elbise giymişlerdir.
Reis Lüsunklu Kasba :Siz dolaşıyordunuz Hadrek çayırında gece postaya ta‘arruz olunmuş idi bu cihetten ne ma’lûmâtınız vardır? :Kasabalı Varteris oğlu Mihran yalnızca Gümüşhane’ye Hacı Arakil’in yanına gitmiş idi. Niçin gittiğini söylemedi? Gümüşhane’den geldikten sonra söyledi ki bizim Ermeni karyelerinden Trabzon’a tâbi‘ Yomra nahi yesinin Şan karyesi Ermenilerinin Laz fiya kasında on iki martini tüfenkle Hadrek’te postanın önüne çıkarak cümlesi birden bir kere ateş etmişler o sırada bir tanesi ya elinden veya ayağından veya kolundan vurul muş atide arkadaşları almış beraberce firaren savuşmuşlar. Fedâ‘îlere de posta ile olan atmış olduğunu söyledi işittim33.

Kıyafet değiştirerek yapılan eylemleri bir başka fedai olan Lüsunklu Takfur da ifadesinde dile getirmiştir. Takfur; …beş kat fedâ‘îye mahsus Laz elbisesi giyindik Laz fiyakasına girdik ve fişenklerimizi de ellerimize iblağ eyledik, oradan Lüsunk’un Landras deresine gittik. Orada ve civarında bir mâha karîb orada kaldık...34 diyerek duruma işaret etmiştir. Bir taraftan Laz giysileri giyinip, diğer taraftan isimlerini de Ahmet, Mehmet gibi Türk isimlerine dönüştürdüklerinde, yaptıkları eylemler halk arasında Laz eşkıyalar tarafından yapılıyor şeklinde bilinmeye başlanmıştır. Bayburt şehir merkezinde vukuatın çıkmasının akabinde yine aynı türden kıyafetli olan bir kısım Ermeni fedaisi yakın köyleri
32 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Lüsunklu Kaspa’nın ifadesi, s.69. 33 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Lüsunklu Kaspa’nın ifadesi, s.71. 34 BOA, İrade-Askerî, Belge No:29 / 1314 S 28. Lüsunklu Kaspa’nın ifadesi, s.76.
370

Yrd. Doç. Dr. Yunus ÖZGER

dolaşarak, kendileri güya Türk ve Müslüman imiş gibi, halka Ermeniler Bayburt’ta Türkleri öldürüyor diye şayiada bulunmuşlardır. Yani açıkça Türkleri tahrik etmişlerdir. Bundaki amaçları da, Ermenilerin her yerde eylemlerde bulunduklarının tüm dünyaya duyurulmasıydı. Yani dünya kamuoyu Ermenilerin harekete geçtiğini görürse, o zaman bu mesele üzerine yoğunlaşacak ve Osmanlı Devleti’ni bu cihetten sıkıştıracaktı. Nitekim de öyle oldu ve Anadolu’nun her köşesinde çıkan isyanlar üzerine, batılı büyük devletler gözlerini bu meseleye çevirdiler ve Osmanlı hükümetini pek çok açıdan zor duruma soktular 35. 1895 yılında Ermeni isyancıların, kılık kıyafet değiştirerek gerçekleştirdikleri eylemler, 1987 yılında bölücü örgüt PKK’nın Şırnak’a bağlı Uludere ilçesi Taşdelen köyünde düzenlediği silahlı saldırıya benzemesi açısından da kayda değerdir. Terör elebaşının yargı sürecinde de gündeme gelen bu baskında, bir grup PKK’lı terörist, eylemi Türk askerî kıyafeti giyerek gerçekleştirmiştir36. Bu durum, Türkiye üzerinde oynanan oyunların tahlili açısından da kayda değerdir. Aradan yüz yıla yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen, eylemlerdeki bu benzerlik, onların tertipleyicilerinin ve perde arkasında destekleyicilerinin aynı gruplar olduğunu gösterir.

35 Hüseyin Nazım Paşa, Bayburt olaylarının başlangıcını ve halkta meydana getirdiği infiali...Hadrak nâm karye civarındaki köprü altına Laz kıyâfetine girerek saklanıp postayı vurmak üzere bir hayli el silâh isti‘mâliyle bu sırada süvârî on dokuzuncu Alay hayvânâtından birisini vurmalarına mebnî ahâli-î-i İslâmiyeye havf ve haşyet müstevlî olmuş ve herkes âkıbet-kâra müterakkıb ve nigerân olarak muhâfaza-i ırz u cân tasavvurâtına dalıp kalmış iken… cümleleri ile dile getirmektedir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Hüseyin Nazım Paşa, Ermeni Olayları..., s.168. 36 22.02.1987 günü saat 18.30 sıralarında Türk askerî kıyafeti giymiş bir grup silahlı PKK elemanının Şırnak ili, Uludere ilçesi, Taşdelen köyüne gelmişler, asker kıyafetli olmalarına rağmen köylülerin kendilerinden şüphelenmeleri üzerine aralarında çatışma çıkmış ve militanlar gecenin karanlığından da istifade ederek köyden kaçmışlardır. Ancak köyden ayrılmadan önce kadın ve çocukların bulunduğu 4 evi tarayarak 13 kişiyi katletmişlerdir. http://www.belgenet.com/dava/gerekce03. html. (22 Kasım 2007).
371

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

KAYNAKÇA
Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA)

İrade-Askerî :29/1314 S 28 Y.PRK.BŞK. :44/10
Tetkik Eserler

Çakıllıkoyak, Hüseyin, Diaspora’da Ermeni Kimliği Paris ve Halep Örneği, İstanbul 2005. Engin, Vahdettin, II. Abdülhamit ve Dış Politika, İstanbul 2005. Gürün, Kâmuran, Ermeni Dosyası, Ankara 1985. Halaçoğlu, Ahmet, 1895 Trabzon Olayları, İstanbul 2005. Hocaoğlu, Mehmet, Arşiv Vesikalarıyla Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler, İstanbul 1976. Hüseyin Nazım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi II, Ankara 1998. Karaca, Ali, Anadolu Islahatı ve Ahmed Şakir Paşa (1838-1899), İstanbul 1993. Karacakaya, Recep, A Cronology of The Armenian Problem With A Bibliography (18781923), Ankara 2002. Kılıç, Davut, “Dinî İlişkiler Bakımından İstanbul Ermeni Patrikhanesi”, Hoşgörü Toplumunda Ermeniler, C.I, Kayseri 2007. Özger, Yunus, 1895 Bayburt Ermeni Ayaklanmaları, İstanbul 2007. Saral, Ahmet Hulki, Ermeni Meselesi, Ankara 1972. Şimşir, Bilal, Ermeni Meselesi 1774-2005, İstanbul 2005. Uras, Esat, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1974. http://www.belgenet.com/dava/gerekce03.html. 22 Kasım 2007.

372

Yrd. Doç. Dr. Yunus ÖZGER

EKLER:
Belge: 1- Ermeni Millet Birliği Beyannamesi

(BOA, İrade-Askerî, Belge No:29/1314 S 28)

373

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

RUSYA’NIN ERMENİ SORUNUNUN ORTAYA ÇIKMASINDAKİ ROLÜ (1878-1918)
Doç. Dr. Yusuf SARINAY
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürü

375

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Ermeniler XVII. yüzyılın ortalarından itibaren Rusya’nın ilgisini çekmeye başlamış ve bu ilgi Birinci Dünya Savaşı’na kadar giderek artmıştır. Söz konusu ilginin kaynağında Rusya’nın geleneksel güneye inme politikası yatmaktadır. Rusya, bir ucu Balkanlar olan bu politikanın diğer ucunun Ermeniler vasıtasıyla Anadolu toprakları olmasını hedeflemiştir. Bununla birlikte, Ermeniler de Rusya’nın bu projesinin bir parçası olmanın avantajını kullanarak bağımsızlıklarınıkazanma umuduna kapılmışlardır. Diğer bir deyişle, Rus-Ermeni ilişkileri, özellikle Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde, Osmanlı toprakları üzerinde farklı emelleri olan iki milletin menfaat işbirliği şeklinde gelişmiştir. Bağımsızlıklarını elde etmek için yabancı bir gücün desteğine şiddetle ihtiyaç duyan Ermeniler, Rusya’yı aradıkları güç olarak görmüşlerdir. OsmanlıRus mücadelesinde Ermenilerin, ihtiyatı elden bırakmamakla birlikte, çoğunlukla Rusya lehine tavır aldıkları açıkça görülmektedir. Hatta Osmanlı orduları ile savaşan Rus ordusu içinde Ermeni birlikleri gönüllü olarak yer almışlar ve tebaası oldukları devlete karşı savaşmışlardır. Birinci Dünya Savaşı’nda Rus ordusuna rehberlik eden ve Ruslarla omuz omuza savaşan Ermeniler, Osmanlı karşıtı Rus-Ermeni ittifakının en açık örneğidir. Yine, yüz binlerce Ermeni, Osmanlı topraklarından Rusya’ya göç etmek suretiyle, Rusya’ya insan gücü sağlamıştır. Anlaşılacağı gibi, Ermeniler bağımsızlıklarını kazanabilmek amacıyla yayılmacı Rus politikalarının bir aracı olmayı gönüllü olarak kabul etmişler ve bu uğurda mücadele vermişlerdir. Ermeniler, Ruslarla yaptıkları işbirliği neticesinde, Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları vasıtasıyla uluslar arası gündeme gelmeyi ve Büyük Güçlerin dikkatini çekebilmeyi başarabilmişlerdir. Fakat başta Rusya olmak üzere Büyük Güçler, Ermenileri daima kendi büyük politikalarının piyonları olarak görmüşlerdir. Bu tebliğde, Rusya’nın Ermeni sorununun ortaya çıkması ve gelişmesinde oynadığı rol arşiv belgeleri ışığında değerlendirilecektir.

ÖZET

376

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

Rus-Ermeni İlişkilerinin Başlaması ve Gelişmesi

Ermenilerin Rusya’ya karşı gösterdikleri ilgi daha XVII. yüzyılın ortalarından itibaren başlamıştır. I. Petro’nun Rusya’nın başına geçmesinden sonra, İran’ın yönetiminden kurtulmak ve bağımsız bir devlet haline gelebilmek için Ermeniler, faaliyetlerini artırmışlar ve Petro’nun askeri gücünden faydalanmak istemişlerdi1. Petro da Doğu ticaretinden istifade etmek için Ermenilerden faydalanmayı düşünmüş ve bu temaslar neticesinde Çar, Ermenileri Rus topraklarında yerleşmeye davet etmiş, kendilerine dini ve dünyevi her türlü imtiyaz ve garantileri vermeye hazır olduğunu bildirmişti2. Büyük Petro ve Katerina devrinde yüzbinlerce sanat erbabı Ermeni Rusya’ya gitmiştir. Taraflar arasındaki bu münasebetler kısa zamanda gelişmiş ve XVIII. asrın ilk çeyreği sonlarında bir nevi ittifaka dönmüştür3. Büyük Petro

1 2 3

Hüsamettin Yıldırım, Rus-Türk-Ermeni Münasebetleri, Ankara 1990, s. 30. Kemal Beydilli, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşında Doğu Anadolu’dan Rusya’ya Göçürülen Ermeniler, Ankara 1988, s. 368. Mehmet Saray, Atatürk’ün Sovyet Politikası, İstanbul 1985, s. 37.
377

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Doğu, Kafkasya ve Ermeni işlerine çok önem veriyordu4 ama aslında Rusya’nın Ermenilerin bağımsızlığı ve Ermeni Devletinin kuruluşuyla ilgilendiği yoktu. Aksine bütün gücünü, Rusya’nın doğu yolunda engeller yaratmamak için Ermenistan’ın işgaline kullanıyordu. Büyük Petro gibi Katolik yöneticilerde kendi emellerine ulaşmak için Ermenileri araç olarak kullanmak istiyorlardı5. Ermenilere yönelik Rus faaliyeti devam ediyordu. 1769-1774 TürkRus harbinde Ermeniler, II. Katerina tarafından cesaretlendirilerek, Rusya’nın himayesi altında Ararat Krallığını kurma ümidine düşürülmüşlerdi6. II. Katerina, Osmanlı seferleri esnasında Ermenileri gözden kaçırmamış ve onları Müslümanlar ve Türkler aleyhine teşvik etmiştir. Gürcistan’ı Rusya’ya ilhak eden Çar I. Aleksander 1801’de Tiflis’e Rus askeri gönderdi. İran ile Rusya arasındaki kanlı savaşlar neticesinde, 1804-1805 yıllarında Ruslar, Bakü, Nahçıvan ve Erivan hanlıklarını işgal etti. Rus sınırı Hazar denizinden Karadeniz istikametine doğru genişlerken Rus hakimiyeti de Mavera’yı Kafkas’a yerleşiyordu. Artık Rusya Osmanlı devletini doğudan da tehlikeli bir şekilde tehdid etmeye başlamıştı7. Bundan sonra Ermeniler üzerindeki Rus hakimiyeti başlamıştı. Rus hükümeti Ermenilerin kendi fütühat emelleri için iyi bir alet olabileceğini anladığından onları bu yolda kullanmaya başlamıştı. 1806- 1812 yılları arasında devam eden Osmanlı-Rus savaşı imzalanan Bükreş Antlaşmasıyla sona ermişti8. Bükreş Antlaşmasında yer alan bir maddeye göre “Harp esnasında Devlet-i Aliyye’ye karşı düşmanca harekette bulunan tebaanın affedilmesinden” bahsedilmişti. Bu maddeyle Balkanlardaki Ortodokslar olduğu gibi harp esnasında Ruslarla işbirliği yapan Ermeniler kastedilmişti. Ruslarla işbirliği yapan Ermeniler

4 5 6 7 8
378

Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1987, s. 742 vd. Hüsamettin Yıldırım, a.g.e., s. 30. Mehmet Saray, Ermenistan ve Türk Ermeni İlişkileri, Ankara 2005, s. 28; Süleyman Kocabaş, Ermeni Meselesi Nedir Ne Değildir, İstanbul 1987, s. 25. Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya, Ankara 1990, s.50. Rıfat Uçarol, Siyasi Tarih, İstanbul 1985, s 75.

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

kastedilmişti. Ruslar bu madde ile “hakikaten Hristiyan tebaanın hamisi olduklarını” ifade etmek istemişlerdi9. 1816 yılında Rusya’daki Ermenilerin, eğitim ve öğretim alanında yetişmelerini ve daha sonraları Rus ordusunda ve diğer bazı kurumlarda görev almalarını sağlayacak önemli bir gelişme oldu. Ermeni zenginlerden Lazaryan ailesinin sağladığı imkanlarla Moskova’da “Ermeni Şark Dilleri Enstitüsü” (Lazaryan Enstitüsü) kuruldu. Bu enstitü gençlerin eğitimi, sivil ve askeri hizmetlerde kullanılacak elemanların yetiştirilmesi gibi genel amaçların yanında, özellikle şark dillerinin teorik ve pratik eğitimiyle meşgul oluyor ve Rusya’da kurulan okul ve kiliseler için öğretmen ve papaz yetiştirilmesine ağırlık veriyordu. Enstitü bu faaliyetlerinde büyük ölçüde başarılı olmuş, burada yetişen öğrencilerin çoğu Moskova Üniversitesine gönderilmiş ve çeşitli akademik derecelere yükselmişlerdi10. 1823’te Tiflis’te açılan Nersesyan Semineri de Ermeniler için birer eğitim merkezi halini almıştı11. Hudut hattı, Aras’ın güney kıyısında Nahçıvan ve Erivan üzerinden geçiyordu. Bu hudut çizgisinin, kötü tesbit edilmiş olması ikinci bir savaşa yol açtı. Gülistan antlaşmasıyla sonuçlanan savaşlarda Ermeniler Ruslara yardım etmişlerdi. Rus Çarı I. Aleksander bundan dolayı 1813’te Ermenilere bir teşekkür bildirisi bile yayınlamıştı12.
Ermenilerin Rus Kontrolüne Girmesi

1826 yılında İran’ın Rusya’ya saldırması ile başlayan savaşta Ermeniler zor durumda bulunan Ruslara yardım ettiler. Çar I. Nikola ordusuna, İran’ı işgal için emir verdi. Aslen Ermeni olan General Madatoff, İran üzerine hareket etti. Gözlerini tekrar Rusya’ya çeviren Ermenilerin başında bulunan Katagikos Nerses Aşdaragesi Rus yardımı ile bağımsızlık umuduna kapılmıştı. Ermenilere bildirilerle Ruslarla birlikte savaşmalarını emretti, gönüllü Ermeni alayları kurdu, her tarafta kuvvetler topladı. Çeşitli nutuklar söyleyerek gönüllüleri ve bütün Ermenileri heyecanlandırdı. Bütün Ermeniler, Rusların bu sefer kesin olarak kendilerini

9 10 11 12

Kurat, a.g.e., s. 51. Beydilli, a.g.e., s. 368. Nejat Göyünç, Osmanlı İdaresinde Ermeniler, İstanbul 1983, s. 54. Uras, a.g.e., s. 755.
379

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

bağımsızlıklarına kavuşturacağına güveniyorlardı13. Ermeni generali Kanzak’a girmişti. Fakat yerine Rus generali Pankradieff getirildi14. Kısa zamanda ele geçirilen yerler, yalnızca Rus silahlarının başarısı ve etkinliği ile değil, fakat aynı zamanda Ermenilerin gönüllü işbirliği ve katkılarıyla oluşan faaliyetlerinin de bir sonucu olmuştur. Revan Ermeniler tarafından gönüllü bir çoşkunlukla Rus kuvvetlerine teslim edilmişti. Mart 1827’de General Benkendorf kumandasındaki Rus kuvvetleri Eçmiyazin’i zaptettiklerinde aşırı bir çoşkunluk içinde karşılanmışlardı. Nerses, cemaatini Rusların yanında yer almaya çağırmış ve Ruslarla birlikte faaliyet göstererek, Rus askerleriyle birlikte savaşılmasını öğütlemiştir. Ermeniler savaşın başından beri Ruslara, onların yabancı oldukları İran topraklarındaki ileri harekatında kılavuzluk hizmeti görmekte ve Ruslarla omuz omuza savaşmaktaydılar. Hatta Katagikos Nerses, Rus kıtalarının ileri yürüyüşünde “kılavuz” olarak hizmet görmüştür. 8 Şubat 1828’de imzalanan Türkmençay Antlaşmasıyla İran, 1813’te kaybettiği araziye ilaveten Erivan ve Nahçıvan Hanlıklarını da Rusya’ya terk etmek zorunda kalmıştır. Böylece Güney Kafkasya’da İran hakimiyetinde yaşayan Ermeniler Rus imparatorluğu hudutlarına girerken Eçmiyazin Katagikosluğu da Rusya sınırları içinde kalıyordu15. Çar I. Nikola Türkmençay Antlaşmasıyla ele geçirdiği bölgeleri “Ermeni ili” (Armiyanskaya Oblast) olarak ilan etti16. 1828 yılında Rusya kendi tahrikleri ve yadımlarıyla başlattığı Yunan isyanı dolayısıyla zor bir durumda bulunan Osmanlı İmparatorluğu’na savaş açmıştır17. Karadeniz kıyısından ilerleyerek Anapa ve Ahıska’yı ele geçiren Ruslar Doğu’da başarılı olmuşlar, bölgedeki Ermeni halkın da yardımıyla Doğu Anadolu’ya girip Kars’ı ele geçirmişler ve Erzurum’a kadar ilerlemişlerdi18.

13 14 15 16 17 18

Uras, a.g.e., s. 756. aynı yer. K.amuran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara 1983, s. 57. Uras, a.g.e., s. 757. Uçarol, a.g.e., s. 112. Stanford Shaw-Ezel Kural Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, (Çev. Mehmet Harmancı), İstanbul 1983, c.II, s. 60.

380

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

Kars, Ahıska, Erzurum, Bayezıd gibi önemli kaleleri ele geçiren Rus kuvvetleri Anadolu tarafında da Osmanlı zayıflığını gözler önüne sermekteydi. Doğu Anadolu’da Rus ilerlemesi, bir sene önceki İran savaşında benzer arazi ve şartlarla alışkanlık ve tecrübe kazanmış olan Paskyeviç kumandasındaki Rus ordusu için kolay olmuştu. Bunda arazi ve şartlara alışmış olmanın yanında, düşmanı Türk tarafının kıta harekâtı ve mevki durumu hakkındaki bilgilerle besleyen bölge Hristiyan/Ermeni ahalisinin hareketli yardımlarının da payı büyük olmuştur19. 14 Eylül 1829’da imzalanan Edirne Antlaşması’yla savaş sona ermiş, Rusya, Tuna nehrinin ağzındaki adalar ile Kafkasya’daki stratejik önemi olan bazı yerleri ele geçirmiş ve böylece Karadeniz’in batısından ve doğusundan biraz daha güneye inmiş oldu20. Bu antlaşma ile Osmanlı İmparatorluğunun Kafkasya ile ilişkisi kesilmiş, bütün Kafkasya Rusların eline geçmişti21. Ruslar Erzurum’a doğru ilerlerken yapılan tahrikata uyarak onları nümayişle karşılamış olan bölge Ermenilerinden 100.000 kadarı barış yapıldıktan sonra Erzurum ve Eleşkirt bölgesinden Rusya’ya gitti22. Rusya’ya giden bu Ermeniler Erivan, Ahılkelek ve Ahıska bölgelerinde yerleştirildiler23. Ermeniler, Çar’ın Erivan ve Nahçıvan Hanlıklarını Ermenistan vilayeti olarak ilan ve halkın tamamının Rus olduğunu kabul etmesinden sonra bu vilayetin bağımsız bir hale geleceği ve Çar’ın aynı zamanda “Polonya Kralı” olduğu gibi “Ermenistan Kralı” ünvanını da alacağını ümit ediyorlardı. Bu ümitleri fazla sürmedi. Rus müdahalesi kuvvetli ve sistematik bir surette yerleşmeye başladı. Ruslar Ermenilerin kutsal şehri Eçmiyazin’i ele geçirdikten sonra Ermeni Katagikosluğunun haklarını sınırlayıp, Ermenilerin kültürel ve dini konulara ait mevcut hukuklarını kontrol altına aldılar. 1836’da Katagikos Ohennes zamanında Pologenia adı verilen bir kanun çıkarıldı. Bu kanuna göre Rusya Eçmiyazin Katagikosunu bütün Ermenilerin katagikosu olarak tanıyor
19 20 21 22 Beydilli, a.g.e., s. 383. Uçarol, a.g.e., s. 113. Gürün, a.g.e., s. 57. Hovannisian, Armenia on the Road to İndependence, s. 9’dan naklen, Gürün, aynı yer. 23 W.E.D. Allen-Paul Muratoff, 1828-1921, Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi, Ankara 1966, s. 43.
381

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

ve kendisinin değişik memleketlerdeki Ermenilerin gönderecekleri temsilciler tarafından Eçmiyazin kilisesinde seçilmesini kabul ediyordu. Fakat bu seçimi Çar’ın tasdik etmesi şarttır. Ruslar artık Ermenilerin dini işlerine de karışıyorlardı24. Rusya yeni bir idari düzenleme ile Kafkasya’yı ikiye böldü. Gürcistan Guvernörlüğüne bağlandı. Bu sistem de ancak 4 sene sürdü. Kafkasya Müslümanları Ruslara bağlı olmak istemediler. Şeyh Şamil idaresinde mücadeleye giriştiler. Bunun üzerine bütün Kafkasya tek bir ünite haline getirilip, 1844’te Prens Vorontsov buraya kral naibi olarak tayin edildi ve bölgedeki asayişi temin etmekle görevlendirildi. Vorontsov, Kafkasya’yı küçük vilayetlere bölüp her birinde ayrı ayrı sükunun teminine çalışılmasını daha isabetli görerek, önce Kutais, Tiflis, Shemakh ve Derbent vilayetlerini teşkil etti. Bu vilayetler sancaklara, onlarda bölgelere ayrılıyordu. Ermeni ahalinin büyük bir kısmı Tiflis vilayeti içinde kalmaktaydı. Bir süre sonra Vorontsov Erivan vilayetini kurdu. Bu eski Ermenistan vilayeti hudutlarına tekabül ediyordu. Daha sonraları bu vilayetlerin hudut ve isimleri değişecektir25.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı Esnasında Ermeni Faaliyetleri

Osmanlı Ermenileri için 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı bir fırsat olmuş, Rus orduları Doğu Anadolu’yu işgal edince yerli Ermenilerden bir kısmı onlarla işbirliği yapmışlar ve Rus işgal kuvvetlerinin hizmetine girmişlerdi. İşgalci Ruslar arasında Ermeni asıllı subaylar da vardı. Kars’ta Korgeneral Lazareff, Erzurum’da Binbaşı Kamsagaran gibi. Bunlar bir kısım yerli Ermeniyi Ruslarla işbirliğine çektiler. Binbaşı Kamsagaran daha önce Erzurum’da diplomatik temsilci olarak bulunmuştu. İşgal sırasında Erzurum polis şefi oldu. Kendisi gibi Ermeni olan yardımcısı Teğmen Nikolosoff ile birlikte, bir çok Ermeniyi Rus polis hizmetine aldı. Ellerine biraz yetki ve silah verilen işbirlikçi Erzurum Ermenileri ilk önce Müslüman komşularına eziyet etmişlerdi. İngiltere’nin Erzurum Konsolosu Trotter Rus konsolos vekilinin de bunu doğruladığını belirtiyordu26.
24 Uras, a.g.e., s. 172. 25 Hovannisian, a.g.e., s. 10-11’den naklen, Gürün, a.ge., s. 58. 26 Bilal Şimşir, Osmanlı Ermenileri, (Türkçesi: Şinasi Orel), Ankara 1986., Belge No. 116.
382

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşıyla birlikte İstanbul’daki Ermeni aydınlarıyla kilisesi de kökten tutum değiştirmiştir. Savaşın gelişmelerine göre tavır alan İstanbul Ermenileri başlangıçta padişaha bağlı görünüyorlardı. Hatta Patrik Nerses padişaha bağlı bir Osmanlı yurtseveri olduğunu açıklamış, Osmanlı Ermenileri gönüllü asker yazılmayı bile düşünmüşlerdi. Ermeni toplumu Patrik Nerses’in başkanlığında toplanmış ve Sultan’ın tezkeresi okunarak Ermenilerin muhafız birlikleri için silah altına alınmaları, oya konmuş ve oy birliğiyle kabul olunmuştu27. Fakat Osman Paşa’nın Plevne’de yenilmesi haberi üzerine Patrik ve Ermeni toplumu bu fikirlerinden dönmüşlerdi28.
Savaş Sonrası Ermenilerin Ruslar Nezdindeki Teşebbüsleri

Savaşın son günlerinde, Ermeni Patriği Nerses Varjebedyan’ın başkanlığında toplanan “Ermeni Milleti” meclisi, Rus Çarına verilmek üzere Eçmiyazin Katagigosluğuna bir muhtıra gönderilmesine karar verdi. Bu muhtırada Doğu Anadolu’dan Fırat nehrine kadar olan bölgelerin Türklere geri verilmeyip, Ruslara ilhak edilmesini, bu olmadığı takdirde, Bulgaristan’a ve “Bulgar Milletine” verilecek imtiyazların, “Ermeni Milletine” de verilmesini, işgal edilen toprakların boşaltılması halinde, ise, Osmanlı Hükümeti’nden ıslahat yapılması için maddi bir teminat alınmasını ve bu ıslahatın tatbik ve tamamlanmasına kadar Rus işgalinin devam etmesini istiyorlardı29. Mütareke görüşmelerinin Edirne’de başlaması üzerine Ermeni Meclisi, aynı zamanda Edirne’ye de bir heyet yollanmasına ve çok gizli bir toplantısında da, Rus imparatoru II. Aleksander ile Başvekil Gorçakof’a birer dilekçe sunulmasına karar vermişti. Edirne’ye gönderilen heyette, Edirne Ermeni Baş Piskoposu Kevork Rusçuklıyan ile Türk Murahhas heyetinde görevli Stefan Aslanyan Paşa ile Ohannes Nurian Efendi vardı. Orada Ermeni Patrikliğinin ve Ermeni Meclisinin delegeleri olarak, Grandük Nicholas’ın huzuruna çıktılar. Osmanlı Ermenilerinin Rus çarına bağlılığını bildirdiler ve Ruslardan lütuf dilediler30

27 28 29 30

aynı eser, Belge No. 51. aynı eser, Belge No. 56. Uras, a.g.e., s. 199. Şimşir, Osmanlı Ermenileri, s. 22.
383

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Rus murahhas heyetinde bulunan Eski İstanbul Elçisi Kont İgnatief, Ermeni heyetinde bulunan Edirne murahhas vekili Kevork Rusçukliyan’a Osmanlı topraklarında “Ermenistan” diye bir bölgenin mevcut olmadığını, Ermeni milletinin dağınık bir halde yaşadığını ileri sürerek Bulgarlara verilen hakların kendilerine verilmeyeceğini bildirdi ve bir Ermeni Devleti için derhal mücadeleye başlamalarını tavsiye etti31. Ermeni murahhas heyeti yoğun faaliyetlerine rağmen Edirne’de bir netice alamadı.
Ayastefanos Antlaşması

Fakat bu esnada Çar nezdinde yapılan teşebbüsler sonuç vermiş ve İmparator, İgnatief’e barış görüşmeleri sırasında Ermeni sorununun da göz önüne alınmasını Ermenilerin durumlarını ferahlatacak bir madde konulmasını bildirmişti32. Nihayet Ayastefanos’ta devam eden sulh görüşmeleri sırasında bizzat Nerses ve bazı Ermeni ileri gelenleri, Rus murahhas heyeti başkanı, Çar’ın kardeşi Grandük Nikola ile görüşerek, antlaşmaya Ermenilerle ilgili bir madde koydurmaya muvaffak oldular. Ayrıca, Grandük’ün evinde misafir olduğu meşhur Ermeni ailesi Dadyan Arakel’in kızı da Nikola’dan bu konuda ricada bulundu33. Nitekim, Türk delegasyonunun karşı çıkmasına rağmen 3 Mart 1878 tarihinde imzalanan Ayastefanos Antlaşması’na Ermenilerle ilgili bir madde eklenmiştir34. Bu madde ile Ermeni adı ilk kez bir antlaşmada yer almış ve Ermeni meselesi uluslararası politika gündemine girmiş oluyordu. 16. madde bağımsızlık peşinde koşan Ermenileri tatmin etmemişse de Patrik Nerses durumdan oldukça memnun görünüyordu. Ona göre Ermeni meselesi Şark Meselesi ile birlikte yeni bir şekil ve durum almıştır.
31 Uras, a.g.e., s. 211-212. 32 Aynı eser, s. 203. 33 Cevdet Küçük, Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı (18781897), İstanbul 1984, s. 3. 34 “Madde 16- Ermenistan’da, Doğu Anadolu’da Rus işgalinde bulunan ve Türkiye’ye geri verilecek olan toprakların Rus askerlerince boşaltılması, oralarda, iki devletin (Türkiye ile Rusya’nın) iyi ilişkilerine zararlı karışıklıklara yol açabileceğinden, Babıali Ermenilerin yaşadığı vilayetlerde yerel durumun gerektirdiği iyileştirmeleri ve reformları zaman yitirmeden gerçekleştirmeyi ve Kürtler ile Çerkezlere karşı Ermenilerin güvenliğini sağlamayı üzerine alır”. Şimşir, Osmanlı Ermenileri, s. 22.
384

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

Devletler Ayastefanos’un bir çok maddesiyle birlikte 16. maddesini de değiştireceklerdir35. İstanbul Ermenileri, hele Rus yanlısı Ermeniler, bu duruma çok sevinmişlerdi. Fakat unuttukları bir gerçek vardı, o da bu antlaşmayı Osmanlı Devleti’ne dikte eden Panislavist General İgnatief Slav çıkarlarından başka bir şey düşünmüyordu. Rusya ileride Ermenilerle ilgilenecekti ama bu Ermenileri düşündüğünden olmayacaktı. Rus çıkarları hepsinden önemliydi.
Berlin Antlaşması

Ayastefanos Antlaşması İngiltere’yi telaşlandırdı. Antlaşma, Kars, Ardahan ve Batum’un Rusya’ya bırakılmasını öngörüyor, bu da İngiltere’nin “hayati çıkarlarına” ters düşüyordu. Rusya’nın Orta Asya ve Hindistan Müslümanları gözünde büyük bir devlet olarak ortaya çıkması İngiltere’nin Asya’daki nüfuzunu sarsabilirdi ve Rusya’nın Anadolu ve İran içlerine doğru yayılması İngiltere’nin Hindistan’a giden en kestirme ticaret yolunun kapanması ve İngiliz ticaretinin baltalanması anlamına geliyordu. Bu nedenlerden dolayı İngiltere Doğu Anadolu topraklarının Rusya’nın eline geçmesini engellemeyi amaçlayan bir politika takip etmeye başladı36. İngiltere, Ayastefanos Antlaşmasını değiştirtmek ve İngiliz çıkarlarıyla bağdaştırmak amacıyla, vakit geçirmeden Rusya ile gizli görüşmelere girdi. Bu görüşmeler sonunda 30 Mayıs 1878’de Rus-İngiliz antlaşması imzalandı. İngiltere bu antlaşmayla Ayastefanos Antlaşması’nda kendi menfaatlerine aykırı bulduğu maddeler üzerinde istediği değişiklikleri yaptı. İngiltere, 4 Haziran 1878 günü Osmanlı Hükümeti ile de bir antlaşma imzalamış ve geçici olarak Kıbrıs’ı devralmıştı. İngiltere Osmanlı Devleti’ne Doğu Anadolu topraklarında meydana gelecek yeni bir Rus saldırısına karşı, silahla yardım etmeyi yükümlenmiş buna karşılık Osmanlı Devleti de Doğu Anadolu da Hristiyanların ve diğer uyrukların bulundukları yerlerde ıslahat yapmayı İngiltere’ye vaad etmişti37.

35 Küçük, a.g.e., s. 4. 36 Şimşir, Osmanlı Ermenileri, s. 4. 37 Rıfat Uçarol, 1878 Kıbrıs Sorunu ve Osmanlı İngiliz Antlaşması, İstanbul 1978, s. 114..
385

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Bu arada Ermeni Patriği Nerses de boş durmuyor İstanbul’da yabancı elçiliklere müracaat ediyor, Avrupa hükümetlerine muhtıralar gönderiyordu. Berlin Kongresi öncesinde Avrupa’ya bir heyet gönderdi. İstanbul eski Ermeni Patriği ve Beşiktaş Piskoposu Hrımyan başkanlığındaki bu heyet Kongrenin yapıldığı binaya sokulmadı ama Ermeni iddialarını ve isteklerini dile getiren bir belgeyi kongre üyelerine iletmeyi başardı38. Kongreye katılan devletler tarafından başlangıçta iyi karşılanan Ermeni heyeti, büyük ümitlere kapıldıysa da İngiltere’nin Kongrede ağır basması yüzünden Ermeni isteklerine pek sahip çıkılmadı. İngiliz, Rus ve Osmanlı delegeleri arasında yapılan özel görüşmeler neticesinde, Ayastefanos Antlaşmasının 16. maddesi fazla değişikliğe uğramadan Berlin antlaşmasının 61. maddesi olarak kabul edildi39. Berlin Antlaşması, sadece Ayastefanos Antlaşmasını tadil etmekle kalmamış fakat aynı zamanda Türk-Rus harbi sonunda bozulan dengeyi yeniden kurmuştur. Bu denge Osmanlı Devleti topraklarının taksimiyle tahakkuk ettirilmiştir. Ayastefanos Antlaşması yalnız Balkanlardaki taksimi biraz daha tadil etmişse de Berlin Antlaşması taksimi bütün Osmanlı topraklarına teşmil etmiştir. Avusturya’nın Bosna-Hersek, İngiltere’nin Kıbrıs’ı alması bu hususu açıkça göstermektedir40. Rusya ilerideki stratejilerinin gereği olan bölgeleri, kendisine bağlı unsurlarla, el altında bulundurmak politikası dolayısıyla, teşvik ettiği Ermenilerin isteklerini Ayastefanos’un 16, Berlin Antlaşması’nın 61. maddesine geçirmekle, Osmanlı memleketine müdahale kapısını her zaman açık bulundurmayı hedef almıştı. Rusya, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki Ermenileri tahrik ederek Babıali’ye yeni gaileler çıkarıyor fakat Ermenileri muhtar bir topluluk halinde görmek istemiyordu. Çünkü böyle bir durum kendi hakimiyeti altında bulunan Ermeniler için de kötü örnek olabilirdi.
38 Şimşir, Osmanlı Ermenileri, s. 26. 39 Küçük, a.g.e., s. 14; Bu madde aynen söyleydi; Ermeni sakin olan vilayet hakkında ahkam-ı adliye Babıali ahalisi Ermeni bulunan vilayatta ihtiyacat-ı mahalliyenin icab ettiği ıslahatı bila-tehir icra ve Ermenilerin Çerkes ve kürtlere karşı huzur ve emniyetlerini temin etmeği taahhüd eylemiştir. Ve bu babda ittihaz olunacak tedbiri ara sıra devletlere tebliğ edeceğinden düvel-i müşarünileyhim tedabir-i mezkurenin icrasına nezaret eyleyeceklerdir. Ali Fuat Türkgeldi, Mesail-i Mühimme-i Siyasiyye, (Yayına haz. Bekir Sıtkı Baykal), Ankara 1987, s. 87. 40 Enver ZiyaKaral, Osmanlı Tarihi, Ankara 1983.c.VIII, s. 78.
386

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

Nitekim Berlin Antlaşması’ndan sonra bir Ermeni heyeti Rus Çarına ıslahat için aracılık etmesini isteyince Çar, “Sizin işleriniz beni alakadar etmez. İngiltere menfaatlerinizi müdafaa etmeyi üzerine almıştır. İngiliz hükümetine müracaat ediniz” demişti.41
Berlin Antlaşması’ndan Sonra Rusların Doğu Anadolu’daki Faaliyetleri

Ruslar işgal ettikleri doğu vilayetlerini boşaltmadan önce ortalığı karıştırmak için yoğun bir faaliyete girişmişlerdi. Rus askerleri çekilir çekilmez, Müslümanların Ermenileri yok edeceği propagandasını yaymaya başlamışlardı. Haliyle Ermeniler de bu propagandadan etkileniyorlardı. Çünkü işgal sırasında Rus subaylarının emrine girerek Müslüman ahaliye yapmadıklarını bırakmamışlardı. Erzurum’da polis teşkilatına bile girmişler. hatta Kars’ta Ermenilerin Müslümanlara baskısı dayanılmaz hale gelmiş ve Müslümanlar silaha sarılarak isyan etmişler Rus komutanı Melikoff isyanı bastırmıştı42. Rus orduları çekilirken panik içinde kalan Ermeniler, başlarına gelecek felaketlerden çekinerek Rusların arkasından göçe hazırlanmaya başlamışlardı. Ermenilerin kendilerinin başlattıkları bu göç hadiselerinde kasıtlı olarak gerek patrikhane kanalıyla İstanbul’da elçilere gerek basın yoluyla Avrupa kamuoyuna yanlış aksettiriliyordu. Ermenilerin Türkler tarafından göçe zorlandıkları veya katledildikleri şeklinde yayınlar ve miting meydanlarında konuşmalar yapılmakta idi. Yine Erzurum ve çevresindeki Ruslar çekildikten sonra buralarda bulunan Ermenilerin, Müslümanların saldırılarından korkarak Rusya’ya göç isteklerinin önlenmesi ve intikam hissi ile hareket edilmesine fırsat verilmemesi için, içinde askeri doktor sınıfından gerekli vasıflara sahip bir Ermeninin de bulunduğu Divan-ı Harbin kurulmasına karar verilmişti43. Doğu Anadolu’daki Ermenilere yönelik Rus faaliyetleri devam ediyordu. Petersburg’da bulunan Osmanlı Büyükelçisi Şakir Paşa 5 Ekim 1880 tarihinde Hariciye Nazırı Asım Paşa’ya gönderdiği mesajında, Rusların Ermenileri ayaklandırmaya kışkırtmak ve gerektiğinde bu
41 Aynı eser., c.VIII, s. 133. 42 Şimşir, Osmanlı Ermenileri, Belge No. 61. 43 BOA. Y. PRK. BŞK, 1/43.
387

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

ayaklanmayı yönetmek üzere Doğu Anadolu’ya Rus subayları gönderdiğini bildiriyordu44. Rusya’nın Kars tarafındaki ordusu askerlerinden olup Erzurum’a kaçan ve orada Müslüman olan Yovan adlı şahsın; Rusya’ya giden Ermenilerin Rus Ordusu’nda askerî eğitim gördüklerini bildiriyordu45. Bu sırada bir kısım Ermeni de Istanbul’dan Rusya ve Van’a gitmek üzere sessizce ayrılıyordu46. Doğu Anadolu’da Rus ajanlarının propagandaları devam ediyordu ve bunun sonucunda Van Ermenileri Rusya’ya ilhak olunacaklarına inanıyorlardı. Rusya’nın Van Konsolos Muavini Binbaşı Kamsagaran bizzat Yüzbaşı Clayton’a; Ermeni ayaklanmasını genel olarak körüklediği yolunda bir düşüncenin var olduğunu, Ermeniler arasında bu yönde bir hareket bulunduğundan haberdar olduğunu fakat bunu körüklemekten ziyade kırmaya çalıştığını, zira Ermenilerin çok cesur olduğunu, silahlarının bulunmadığını, teşkilâtlarının vaya böyle bir hareket için gerekli vasıtalarının olmadığını, eğer böyle bir şeye teşebbüs ederlerse başarı sağlayamayarak mahvolacaklarını bildirmişti47. Fakat belgeler durumun hiç de Kamsagaran’ın söylediği gibi olmadığını gösteriyordu. Maden Redif Binbaşılığına tayin olunan Hüseyin Efendi görev mahalline giderken, Muş’un Alvarinç karyesinde sakin Ermeniler tarafından kendisi ve ailesinin feci şekilde dövülmüş, olayla ilgili görülenlerin yakalanarak hapsedilmesi üzerine, Rusya’nın Van konsolosunun olaya müdahalede etmiş ve ahaliye ne şekilde ifade verecekleri yolunda telkinlerde bulunmuştur48.
Rusya’nın Diplomatik Temsilcileri Vasıtasıyla Ermeni Komitecileri Himayesi49

Ermeni isyanına katılan Rusya Devleti tebaasından ve Ermeni fesat komiteleri reislerinden Malhasa, Kirkor Nikogosyan ve Vart Badrikyan
44 Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c.IV, Belge No: 64. 45 BOA., HR. SYS, 2770/2. 46 Bilal Şimşir, British Documents On Ottoman Armenians, Vol. II, Ankara 1989, p. XV. 47 aynı eser, Vol. II, Belge no: 58’e ek. 48 BOA., HR. SYS, 1342/3 49 Rusların Ermenilerle işbirliği yaparak Osmanlı Devleti’ne karşı giriştiği faaliyetler için bkz. Osmanlı Belgelerinde Ermeni Rus İlişkileri (1841-1921), Ankara 2006, c.I,
388

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

ve Eczacı Kazancıyan’ın Rusya Sefâreti tarafından korunup kollanan bu kişilerin Dersaadet’den kovulmaları için bir çok çaba sarfedilmiş50, fakat Rusya Sefiri Nelidof, Osmanlı hudutları dahiline firar eden bazı Rusyalı suçluların Rusya’ya iadesine muvâfakat göstermemesi nedeniyle, Bardikyan’ın tesliminin mümkün olmadığını bildirmiştir51. Zabtiye ve Dahiliye Nezaretlerinin Ermeni fesadı dolayısıyla yaptıkları her tahkikatta bir Rus uyruğuna rastlanıyor ve buna da sefaretin sahip çıkmasıyla tahkikat sonuçsuz kalıyordu. Bu konuda Rusya Hariciye Nazırı Giers nezdinde girişimlerde bulunulmuş, adı geçen nazır, bu gibi hareketler Rus Hükümetinin Ermeniler hakkında takip ettiği siyasete uygun değildir demiş ve tahkikatlarda polise yardımcı olunması için konsolosluklara emir verileceğini bildirmişti52. Yine Ermeni komitecilerinin ve Rusya tebaasından Agob Arakelof’un Zabtiyeye teslimi hususunda Dersaadet Rusya Sefareti’nce müşkilat çıkarılması üzerine, bu durumun iki devlet arasındaki dostluğa uymadığı, Rusya Sefiri Hüsnü Bey tarafından Rusya Hariciye Nezareti’ne bildirilmiştir53. Bu tür girişimler üzerine Rusya, Ermeni bozguncularını himaye etmeyeceğine dair teminat vermiştir54. Rusya’nın, bir taraftan kendi bünyesindeki Ermenileri kontrol altında tutmaya çalışması diğer taraftan da İstanbul Büyükelçiliği ve diğer diplomatik temsilcileri vasıtasıyla karışıklıklar çıkararak fesadçılık yapan Ermenileri koruması, onun Osmanlı Devletini daima kargaşa içinde bırakma siyasetinin bir sonucu olsa gerektir.
Eçmiyazin Katagikosluğu’nun Ermeniler İçin Önemi Ve Katagikosların Rus Politikasına Alet Olmaları

Eçmiyazin Katagikosluğu teorik olarak bütün dünya Ermenilerinin dini merkezi sayılıyordu. Diğerlerine göre eskiliği, katagikosların genel seçim yoluyla atanması ve Ermenilerin çoğunluğunun o bölgede bulun-

50 51 52 53 54

II, III, T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları. BOA., Y. PRK. ZB, 6/42; BOA., HR. SYS, 2768/58. BOA., Y. PRK. HR, 13/81. BOA., Y.A. HUS, 239/69. BOA., Y. PRK. EŞA, 12/25. BOA., Y. PRK. BŞK, 33/96.
389

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

ması Sis ve Akdamar katagikosluklarından daha fazla isim yapmasına yol açmış, İstanbul’daki Ermenilerin dahi başvuru merkezi olmuştur55. Eçmiyazin Kilisesi daima Ermenistan’ın ana kilisesi olarak saygı görmüş fakat 19. asra gelinceye kadar Eçmiyazin Katagikosları en üstün dini liderlik iddiasında bulunmamışlardı. Eçmiyazin’in Ruslar tarafından ele geçirilmesinden sonra bu katagikosluğun etkinliği artmış, giderek bütün Ermenistan kiliseleri üzerinde ruhani liderliği talep etmeye başlamıştı56. Osmanlı Ermenileri üzerindeki şuurlandırma faaliyetlerinde Eçmiyazin Katagikosluğunu bir araç olarak kullanmaya başlayan Ruslar bir taraftan Eçmiyazin’in faaliyetlerini sıkı kontrol altında tutuyor, diğer taraftan da uygulamaya koyduğu yeni düzenlemelerle, aynı kilisenin bütün dünya Ermenilerinin ruhani merkezi olduğunu kabul ettirmeye çalışmaktan ve bütün Ermenileri Eçmiyazin vasıtasıyla yönlendirmekten geri durmuyordu57.
III. Aleksander’ın Başa Geçmesi ve Rus Politikasındaki Değişiklikler

Rus Çarı II. Aleksander1881 yılının Mart ayında bir nihilist tarafından öldürüldü. Bu olay Rusya’nın iç ve dış politikasında önemli değişiklikler meydana getirdi. Bu tarihten itibaren Rusya, dışarıdaki her türlü bağımsızlık hareketlerine karşı olumsuz bir tavır aldı. İçerde ise Ruslaştırma siyaseti izlemeye başladı58. III. Aleksander tahta geçtikten sonra sıkı bir Rus milliyetçiliği politikası izlemeye başladı ve Rusya’nın geleneksel Doğu Hırıstiyanlarını himaye siyasetini terk etti. Yakın Doğu’dan İngilizleri çıkartmak ve müdafaasını temin için Türklerle uyuşmak lüzumunu hissetti. Bu uzlaşmanın şartlarından biride Ermenilerden yüz çevirmek, Türkler aleyhine dönük tahriklere karşı koymak idi. Aynı siyaseti kendi ülkesi içinde de uygulamaya başladı.
55 Ottoman Archıves, Yıldız Collection, The Armenian Question, İstanbul 1989, c.III, Belge No: 4. 56 Şimşir, Brıtısh Documents, Vol.II Belge No: 71’e Ek 2.. 57 Eçmiyazin Katagikosluğu’nun faaliyetleriyle ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Kutsal Ermeni Papalığı, Eçmiyazin Kilisesinde Stratejik Savaşlar, Truva Yay., İstanbul 2005; Recep Şahin, Türk İdarelerinin Ermeni Politikaları, İstanbul 1988, s. 164. 58 Küçük a.g.e., s. 85.
390

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

Eastern Express gazetesinin 11 Aralık 1882 tarihli nüshasında, Rusya Devleti’nin Ermeniler hakkında uygulamakta olduğu baskı politikasını değiştirmesi gerektiğine dair bir makale yayınlanmıştı59. 1884 yılında Meşak gazetesi kapatılmış, bir çok Ermeni Sibirya’ya sürülmüştü60. Yine aynı yıl içinde Rus makamlarınca Ermeni okulları, kapatıldı. Ruslarca seçilen Eçmiyazin Katagikosunun makamına oturmasıyla okullardan bazılarının açılmasına müsaade edilmişse de bu imtiyaz, bütün okullarda veya devlet ortaokullarında din eğitiminin bile Rusça yapılması mecburiyetinin getirilmesi üzerine yeni bir darbe yemiş oldu. Son zamanlarda bütün devlet okullarında din eğitimine son verilmiş ve Ermeni okulları da bundan nasibini almıştı61. Yine 1884’te Eçmiyazin Katagikosluğuna seçilmiş olan İstanbul Patriği Nerses Varjabedyan’ın bu tayini Rusya tarafından kabul edilmemiş ve kendisinin Rusya’ya girmesine izin verilmemişti.
Rus Ermenilerinin Fesatçı Faaliyetlerine Karşı Rusya Tarafından Alınan Önlemler

Rusya’daki Ermenilerin fesatçı faaliyetlerini önlemek için Kafkasya Genel İdaresi merkezden aldığı talimat gereği mukaddes yerleri ziyaret etmek isteyen Rus Ermenilerine Erzurum olaylarından sonra pasaport vermiyordu. Kafkasyadaki Ermeni gazetelerinin Türkiye’den gelen kötü haberleri yayınlaması yasaklanıyor, Tiflis Valisi de Ermenilerin fakir öğrenciler için yardım toplamasına müsaade etmiyordu62. Batumda yerel hükümet üzerlerinde 15 tüfek, 6 tabanca ve 1000 hartuc bulunan 3 Ermeniyi yakalamış, Artvin yoluyla Erzurum’a sokulmak üzere iane paralarıyla Tiflis’ten alınan tüfeklere Maradid’te el konulmuştu63. Karabaş Köyü civarında sınırı geçmek isteyen silahlı Ermeni çetesi elemanları tutuklanmışlar64 yine Türk sınırını geçmek üzere toplanan 200 den fazla Türk, Rus, İran uyruklu Ermeni çetesi Kürt köylerine saldırmış ve bir Kazak sınır muhafızını da öldürmüştü. Bu çeteden yakalanan 3 Ermeni sıkıyönetim mahkemesine verilmişti. Kafkasya silah depolarından çalı59 60 61 62 63 64 BOA. Y. PRK. TKM, 5/4. Uras, a.g.e., s. 368. Şimşir, British Documents, Vol. II, Belge No: 289’a Ek-1. BOA., Y.A. HUS, 239/31. BOA., Y.A. HUS, 240/60 Aynı eser, s. XII.
391

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

nan Berdan tüfekleri Kars, Aleksandrapol ve Tiflis’de oturan Ermenilerin evlerinde ele geçiriliyor ve bunlardan bazıları tutuklanıyordu. Kafkasya Valisi, Türkiye’ye gönderilmek üzere Petersburg’dan getirilen ve içinde 15 Berdan tüfeği bulunan sandığın silah tüccarı Maçkalof’un evinde bulunması dolayısıyla adı geçen hakkında kanuni işlem yapıyordu. Moskova ve Petersburg’dan gönderilen 30.000 kadar tabanca mermisini ihtiva eden sandıklara Tiflis demiryolunda Rus polisi tarafından el konuluyordu65. Rusya Hariciye Nezareti memurlarından Prens Kanta Kuzen’in Ermeniler hakkındaki düşüncelerinden de Rusya’nın iç bünyesindeki kaynaşmalardan tedirgin olduğu ve hiç bir kıpırdanmaya fırsat vermek istemediği anlaşılıyordu. Adı geçen memur, Ermenilerin asıl maksadının Rusya ve Osmanlı hükümeti dahilinde bağımsız bir Ermenistan teşkil etmek olduğunu, ancak bu iki devletle savaşmayı göze alamadıklarından öncelikle Rusya’nın himayesini kazanarak ve Osmanlı Devleti aleyhine zaman zaman müşkilatlar çıkararak dünyanın dikkatini üzerlerine çekerek şöhret kazanmak ve bu şöhret sayesinde istiklal kazandıkdan sonra politika değiştirerek Rus dahilindeki Ermenileri de kendi ittifak merkezlerine toplamayı düşündüklerini ifade ediyordu66. Ruslar kendi toprakları içindeki Ermenilere sert davranmakta kararlıydı. Rusya dahilindeki Ermenilere göz açtırmamak, Osmanlı ülkesindeki Ermenileri kışkırtmak şeklinde özetlenebilecek bir politika yürürlükteydi. Bu şekilde hem karışıklıklar içersindeki Osmanlı Devleti biraz daha zayıflar, hem de Ermenilerin düşündükleri muhtar idare, İngilizlerin değil, ancak Rusların himayesinde olabilirdi. Paris’te yayımlanan Siecle gazetesinin neşrettiği bir mektupta Anadolu’da Ermeniler tarafından çıkarılan karışıklıklarda Rusya’nın herhangi bir etkisinin olmadığı, Rusya tarafından Osmanlı hududunu geçmek isteyen silahlı Ermenilere müsaade edilmediği gibi çok sayıda Rus askerinin Ermeniler tarafından öldürüldüğü ve özellikle Ermenilerin istiklal hareketlerinin kendisine de sirayet etmesi ihtimalinden dolayı bu tür hareketlerin Osmanlı Hükümeti tarafından kontrol altına alınmasını desteklediği67 iddia ediliyordu.
65 Aynı eser., s. XIII. 66 BOA. Y. PRK. EŞA, 4/20. 67 BOA., BOA., Y. PRK. HR, 19/37.
392

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

1892 yılından itibaren Rusya, Yakın Doğu işleriyle ilgilenmeyi bırakarak gözlerini Uzak Doğuya çevirdi. Asya’nın orta ve doğusunda sonsuz zenginlikler vardı. Bunlardan istifade etmek ve Uzak Doğu’da büyümek Yakın Doğu’ya göre daha zahmetsiz olacaktı. Çünkü bir taraftan zaten elde olan yerlerin işletilmesi ve öbür taraftan Çin gibi henüz uykuda ve ciddi askeri teşkilattan mahrum ülkelerin kısmen ele geçirilmesi mevzuu bahis idi. İngiltere, bu yeni Rus siyasetini kendisi için eskisinden çok tehlikeli görecek ve Rusya’yı eski amaçlarına, yani Boğazları ele geçirmek için teşvike çalışacaktır. Bunun sebebi İngiltere’nin Çin ve Hint’teki menfaatlerinin Rusya tarafından tehdit edilmesi durumunda oralarda kötü şartlarda ve müttefiksiz olarak Rusya ile karşılaşmak istememesidir. Bu yeni Rus politikası Osmanlı Hükümetine belli bir süre de olsa nefes aldıracaktır. Uzak Doğu içlerine dalan Rusya Yakın Doğu’da kendisini meşgul edecek önemli olayların çıkmasını istemiyordu. 1894 yılında İngiltere, Rusya’yı kazanmak, onunla Asya hakkında anlaşma yapmak ve onu Fransa’dan ayırmak için hazırlıklara başlamıştı. Bu hazırlıklar Rusya’yı Uzak Doğu işlerinden vazgeçirip onu Yakın Doğu’ya çekme teşebbüslerinin başlangıcıdır68. 1895 yılına gelindiğinde Ermeni meselesi çok kritik bir döneme girmişti. Bir tarafta komiteciler Anadolu’da bütün şiddetiyle eylemlerine devam ediyor, diğer taraftan da başta İngiltere olmak üzere Fransa ve Rusya Osmanlı Devletini ıslahat konusunda sıkıştırıyorlardı. Rus Büyükelçisi M. Nelidoff; Barışın devamı ve Osmanlı Devletinin menfaatlerinin korunması hususlarının Rus politikasının başlıca esasını teşkil ettiğini söylüyordu. Avrupa ve Amerika’da kurulan Ermeni komiteleri tarafından çıkartılan olaylar yüzünden İngiliz kamuoyunun tahrik edildiğini belirten elçi, Rusya’nın bu üçlü harekete sırf İngiltere’nin daha şiddetli hareketlere kalkışmasını önlemek maksadıyla katıldığını belirtiyordu69. Rusya, Hrıstiyanlık gayreti ve çok ustaca yapılan Ermenilere zulüm propagandası dolayısıyla, Avrupa ve Rus kamuoyu karşısında, İngilizlerden geri kalıyor görünmemek için Osmanlı Hükümetini sıkıştırmaya
68 Bayur, a.g.e., s. 71-73, 75-80. 69 Küçük, a.g.e., s. 126.
393

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

mecbur oluyor ve bunu fazla ileri götürmek istemiyordu. Ve İngiltere’den kuşkulandığını her fırsatta gösteriyordu70. Rusya’nın Hariciye Nazırı Lobanoff konuyu daha açık olarak ifade ediyordu: “Rusya, Türk idaresinin gelişmesinden, Hrıstiyan tebeanın daha geniş can ve mal emniyetine sahip olmasından ancak memnunluk duyar. Fakat Asya’da Ermenilerin istisnai imtiyazlardan istifade edecekleri bir toprak yaratılmasına karşıdır. Elçilerin tasarısına göre bu toprak çok geniş olacaktır. Hemen hemen küçük Asya’nın yarısını kaplayacaktır. Rusya’daki Ermeniler çok heyecanlanmış durumdadırlar. Rus memurları onların Türkiye’deki Ermenilere para ve silah yollamalarını önlemek için sıkı tedbirler almak zorunda kalmışlardır. İngiltere’nin bu bölgeye olan uzaklığı dolayısıyla, İngiliz hükümetinin konuyu biraz ilgisiz karşılamasını anlayabilirim. Fakat Rusya hudutlarında yeni bir Bulgaristan kurulmasına asla rıza gösteremez71. Bütün bu konuşmalar Rusya’nın Osmanlı Devletine ve Avrupa işlerine karşı takip ettiği politikayı değiştirdiğini açıkça gösteriyordu. Rusya, şimdiye kadar takip ettiği politikadan kendisinin değil, başta İngiltere olmak üzere, diğer batılı devletlerin yararlandığını anlamıştı. Kendisinin Orta Doğu’ya sarkmasını önlemek amacıyla bir set oluşturmayı planlayan İngiltere’nin oyununa tekrar gelmek istemiyordu. Bu hatayı daha önce Balkanlarda yapmıştı. Özellikle Bulgaristan’ın kendi desteğiyle özerk hale gelmesinden sonra yüz çevirerek İngiltere’nin himayesine girmesi Rusya’nın gözünü açmıştı. Rus Çarı II. Nikola kendisini Uzak Doğu işlerinden ayırabilecek olan her vesileden kaçınmak fikrindeydi. Çarın Alman imparatoruna söylediği şu sözler bu fikrin isbatıydı. “İstanbul için zerre kadar merakta değilim, fakat bütün ilgim ve gözlerim Çin’e doğru çevrilmiştir”72. Rusya uzun süre Ermenilerle ilgilenmekten vazgeçmiş, fakat 19041905 yıllarından sonra tekrar, Ermenileri kendi çıkarları için kullanmak olan geleneksel politikasına geri dönmüştür. Özellikle Anadolu’daki Rus konsolosları Ermenilerle el altından işbirliğini sürdürmüşlerdir. Erzurum Rusya başkonsolosunun bazı Ermeni köylülerini Os­ manlı vatandaşlığından çıkmaları konusunda teşvik ettiği, Bitlis vilaye­ tin­ deki
70 Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, c.I, s Ankara 1991s. 92. 71 Turkey No. 1 (1896) No. 94’ten naklen, Gürün, a.g.e., s. 169. 72 Bayur, a.g.e., s. 99.
394

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

Rusya konsolosunun vatandaşlık talebinde bulunan Erme­ nileri kaydedip hane başına para verdiği ve konsolos tercü­ ma­ nı He­ kimyan’ın da bu işlerle uğraştığı belgelerden anlaşılıyordu73. Bitlis Rus konsolosu da, köyden gelen Ermenilerin merkezde do­ laştıkları yerlere adamlarını göndererek Bu­ lanık kazasındaki Ermenileri Rus vatandaşlığına geçmeleri için tahrik ediyordu.74 Muş Ovası’ndaki Ermeni köylerinde gizlenen ve Osmanlı ordu­ su­ nun takibatı neticesinde Sason taraflarındaki dağlara kaçmış olan Er­ meni çete mensuplarından bir kısmı Muş’a gelen Rus konso­ lo­­ su­ nun teşvikiyle Van taraflarına gitmişlerdir. Adı geçen konsolos bu bölgedeki Ermenileri Rusya’ya firar hususunda teş­ vik etmektedir75. Rusya’nın Bitlis konsolosunun jandarma refakatinde Tatvan ve Pasin üzerinden Rusya’ya giderken Ermeni köylerine uğrayarak görüşmelerde bulunuyordu76. Osmanlı Devleti’nin aldığı bilgiler Rusların Ermenileri devamlı kışkırttığı ve silahlanmaya teşvik ettiği yönündeydi. İran’daki Ermeni fedailerine Osmanlı ülkesinde karışıklık çıkar­ ma­ ları için Rusya tarafından silah verildiği ve her türlü masrafları Rusya Hükümeti tarafından karşılanmak üzere bazı çete reisleriyle anlaşma yapıldığı gelen bilgiler arasındaydı77. Yine Rusların Rumiye ve Tebriz’de birçok silah ve cephanesinin bulun­ duğu ve Osmanlı Devleti ile Rusya arasında çıkabilecek bir savaş­ ta Van’a hücum etmek üzere Selmas çevresinde 2.000 Erme­ ni’nin toplandığı haber alınmıştı78.
İkinci Meşrutiyet Dönemi Rus-Ermeni İlişkileri

Rusya’nın takip ettiği bu politika 1911 yılından itibaren ivme kazanmıştır. Bu ivmenin artmasında Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumun da büyük payı olduğu kesindir. Osmanlı Devleti tarihinin en kötü günlerini yaşıyordu. 1911 yılında İtalyanlar Trablusgarb’a
73 74 75 76 77 78 BOA., A. MKT. MHM, 644/11; BOA., Y. PRK. HR, 35/39. BOA., Y. A. HUS, 511/115. BOA., Y. MTV, 302/94. BOA., Y. MTV, 309/7. BOA., Y. A. HUS, 520/56. BOA., Y. A. HUS, 520/131.
395

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

saldırmış, bu savaş biter bitmez, Balkan savaşı başlamış ve yenilgilerle sonuçlanmış, Rumeli kaybedilmişti. İçeride de hükümeti meşgul edecek siyasi ve mali bir çok dert bulunuyordu. 1912 yılında Rusya’nın Ermenilerin isteklerini yerine getirmesi için önemli sebepler vardı. Türkiye’deki Ermeni sorununu canlandırmakla Çar, yalnızca kendi Ermeni uyruklarının bağlılığını yeniden kazanmakla kalmayacak, aynı zamanda Transkafkasya’daki muhtemel bir anarşi hareketine de darbe indirmiş olacaktı79. Böyle bir ortam içinde Ermeni meselesini yeniden Avrupa devletlerinin gündemine getirmek isteyen Ermeniler, Rus Hükümeti’ne müracaat ettiler. Rusya’nın kendilerine olumlu cevap vermesi üzerine Eçmiyazin Katagikosu V. Keork, Rusya’dan, Türkiye Ermenistanı’nı ve Ermenilerini himayesi altına almasını istedi. Ermeniler, yeniden Rusya’nın peşine takılarak, onunla birlikte hareket etmeye başlamışlardı. Rus kontrolü altında bağımsızlıklarına kavuşacaklarını düşünüyorlar, bunun da ancak, Doğu Anadolu’yu, Rusların işgal etmesiyle gerçekleşebileceğine inandıklarından Ruslarla işbirliği yapmaktan çekinmediler80. Eçmiyazin Katagikosu Keork, 1912 yılı sonlarına doğru, Ermeni meselesini uluslar arası bir mesele haline getirmek konusunda Rusya’nın da desteğini alan devletlere müracaatta bulunmak, özellikle Fransa ve İngiltere’nin, bu meselede Rusya ile birlikte çalışmasına ortam hazırlamak üzere, Batı Avrupa’da bir temsilci bulundurmaya karar verdi. 10 Kasım 1912 tarihli katagikosluk emirnamesiyle Mısır’da bulunan Bogos Nubar Paşa’yı, yetkili temsilci olarak tayin etti. Bogos Nubar da, hemen Paris’e giderek işe başladı81. İstanbul’daki Rus Büyükelçisi Giers, Kasım ayında Rusya Dışişleri Bakanı Sazanof’a gönderdiği bir yazısında” Katagikosun Türkiye Ermenilerinin dayanılmaz vaziyetleri hakkındaki müracaatının, aynı zamanda Anadolu’da bulunan Rus konsolosluklarından alınan bilgiler ile de doğrulanmış bulunduğunu ve Ermeni Patriğinin de bu şikayetleri Türk Hükümeti’ne iletmekte olduğunu” bildiriyordu.
79 Bayur, a.g.e., s. 120 80 Uras, age., s. 384 81 Aynı eser, s. 380
396

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

Rusya 26 ve 27 Mayıs 1913’de Fransa ve İngiltere’ye bir nota ile başvurarak Doğu Anadolu’da yapılması düşünülen ıslahat işinin İstanbul’daki üç büyük elçi arasında görüşülmesini istedi. Bu durumu öğrenen Almanya, 4 ve 5 Haziran’da Fransa ve İngiltere’ye başvurup Osmanlı ülkesinde veya Doğu ve Kuzey Anadolu’da yapılacak olan ıslahatın bir kaç büyük devletin değil bütün büyük devletlerin işi olduğunu ileri sürdü. Nihayet 9 Haziran’da İstanbul’daki Rus Büyükelçisi Giers, Fransız ve İngiliz büyükelçileriyle bir toplantı yaptı. Bu toplantıda Rus büyükelçilik tercümanı Mandelstam tarafından hazırlanan bir ıslahat tasarısının görüşülmesi düşünüldü. Daha sonra bu tasarı İstanbul’daki büyükelçiliklere bir Rus tasarısı olarak sunuldu. Büyükelçilikler, Rus ön tasarısının altı büyükelçilik tercümanlarından kurulmuş bir komisyonda incelenmesine karar verildi82. Bu projeden Almanlar vasıtasıyla haberdar olan Osmanlı Hükümeti, bu teşebbüsün Türk kamuoyunda Rusya’ya karşı itimatsızlık uyandıracağını ve ıslahat proğramının tatbikinin Osmanlı Hükümeti’ne bırakılmasının da iyi olacağını bildirdi83. Yapılan tasarıların gereksiz olduğu, yabancı uzmanlar getirileceği, ıslahat işini Osmanlı Hükümeti’nin esasen görmekte olduğu, yabancı devletlerin gözetiminin Osmanlı onurunu kıracağı ve girişilen işlerin başarısızlıkla sonuçlanmasını sağlayacağı ileri sürülüyordu84. İstanbul’daki büyükelçiler konferansında karar verilmiş olduğu gibi Islahat komisyonu 30 Haziran 1913’te Yeniköy’deki AvusturyaMacaristan sefarethanesinde toplandı. Mandelstam’ın projesi, Rus sefiri tarafından, altı devlet sefirlerinden oluşan komisyona verildi85. Mandelstam’ın hazırladığı ıslahat projesinin en önemli maddesi Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput, Sivas vilâyetlerini bir Ermeni vilâyeti haline dönüştüren birinci maddesidir ki, doğrudan doğruya bir Ermeni muhtariyeti tesisine matuftur. 2. madde ile bu vilâyetlerden müteşekkil Ermeni vilâyetinin başına da bütün vilâyet memurlarını azil ve tayine yetkili bir Avrupalı genel vali geçiyordu. Bu durumda
82 83 84 85 Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, c.2, ks. 3, s. 96 Uras, age, s. 389-391. Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, c.2, ks. 3, s. 119. Gürün, age, s. 188.
397

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Anadolu’da, hemen ismen hükümete bağlı, teşri kuvvetini haiz meclis-i umumisi ile tam ve muhtar bir teşekkül kuruluyor demekti86. İstanbul Yeniköy’de altı devlet büyükelçilerinin katılmasıyla yapılan görüşmeler, Almanya ile Rusya arasındaki fikir ayrılıkları ve Osmanlı ile Rus tasarıları arasındaki çok önemli farklılıklardan dolayı bir sonuca varmadan dağıldı87. Yeniköy Konferansı’nın bir sonuca varmadan dağılmasından sonra, Rus hükümeti Almanya ile Ermeni işlerini görüşmeye başlar. Yaklaşık bir ay boyunca Rus tasarısının 2 maddesinin, yani tek bir Ermenistan vilayetinin kurulması ve genel valinin büyük devletlerin oyu üzerine atanması işlerinde Düvel-i Muazzama arasında görüş birliği sağlanamaması Rusya’yı kızdırmış ve görüşmelere yeniden başlayabilmek amacıyla Almanya nezdinde girişimlere başlamıştı. Rus hükümeti 30 Ağustos 1913’te Almanya ile görüşmelere başlamak için bir adım atmış, Almanya da, Rus müracaatına 10 Eylül’de cevap vermiştir. Almanya, Türk tasarısının temel olarak ele alınıp, görüşmelere yeniden başlanmasını düşünüyordu. Rusya’da Almanya’nın bu düşüncesine uyarak görüşmelere başlamayı düşünmüş, iki devletin İstanbul büyükelçileri yaptıkları görüşmeler sonucunda 22 Eylül’de bir anlaşmaya varmışlardır. Rusya ve Almanya anlaştıkları bu proğramı Bâbıâlî’ye şimdiden bildirmenin doğru olmayacağını, zemini yavaş yavaş hazırladıktan sonra bildirmenin uygun olacağı düşünüyorlardı ve Osmanlı Devleti’ni baskıyla değil, ikna yöntemiyle razı etmeye çalışacaklardı. Almanya ile Rusya’nın Ermeni işinde anlaşması Osmanlı Devleti’ni büyük devletler karşısında yalnız başına bırakıyordu88. Nihayet, Rus projesi üzerinde devam eden uzun müzakereler ve münakaşalar neticesinde Avusturya ve Almanya murahhaslarının ısrarlarıyla birçok değişiklikler yapıldı. Nihayet Rus sefiri Giers ile Almanya sefiri Wangenheim arasında şu esaslar üzerine anlaşma yapıldı: Doğu Anadolu’nun iki bölgeye taksimi; bu bölgelere Avrupa’nın tavsiyeleriyle Bâbıâlî’ce müfettiş-i umumiler tayini, bu müfettişler ve bütün memurların azli, tali memurların tayini, yüksek memurların ve bütün hükkamın padişah tarafından tayini için inha selâhiyeti verilmesi.
86 Uras, age., s. 398, 399. 87 Bayur, Türk Inkılabı Tarihi, c. 2, ks. 3, s. 134. 88 Bayur, age., c.2, ks. 3 s. 146, 147.
398

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

Bu Alman-Rus anlaşmasının esasları diğer devletlerce de onaylandı. Sadrazam Said Halim Paşa, Türk müfettişler maiyetine ecnebi müşavirler teklif etti. Uzun görüşmelerden sonra Bâbıâlî, Rus projesinden bir çok maddeler daha çıkarttırmaya muvaffak oldu. Nihayet Rusya Maslahatgüzarı Gulkeviç ile Sadrazam Said Halim Paşa arasında 8 Şubat 1914’te ıslahat anlaşması imzalandı89. 25 Mayıs 1914’te de Doğu Anadolu için tayin edilen iki yabancı genel müfettişle sözleşmeler tanzim edilmişti. Dolayısıyla artık Ermenilerin yıllarca istedikleri bir yönetim modeline adım adım yaklaşılmıştı. Fakat 1914 Ağustos’unda Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine, Osmanlı Devleti Doğu Anadolu’da fiili yönetimi ellerine alacak olan iki yabancı genel müfettişin sözleşmelerini feshetmiş ve Rusya ile yaptığı anlaşmaya uymaktan vazgeçmişti. Bu durum Ermenileri yeni arayışlara yöneltti.
Ermenilerin Ruslarla İşbirliği Yapmaları

Osmanlı Hükümeti’nin seferberlik ilan etmesinden sonra Eçmiyazin Katagikosu Kevork, Çar’a iletilmek üzere Kafkas Genel Valisi Woronzoff Dachkof’a gönderdiği 5 Ağustos 1914 tarihli mektubunda Ermeni meselesinin kesin halli için şunları teklif etmiştir: “Anadolu’daki altı Ermeni vilayetinden bölünmez bir Ermenistan bölgesi meydana getirilmeli, bu bölgenin başına Bab-ı Ali’den bağımsız, Rusya tarafından seçilmiş, yüksek rütbeli hristiyan biri atanmalı, ıslahatın uygulanmasının kontrolü sadece Rusya’ya ait olmalıdır. Böyle bir yönetim sisteminin teşkili ancak savaşın bitişi ile mümkündür. Ama Türkiye seferberlik ilan etmiştir. Ermenilerin emniyeti için Çarlık, Türk hükümetinden, Ermenilerin can ve mal güvenliğini sağlayacak lüzumlu tedbirler almasını ve daha önce kabul edilen anlaşma ile getirilmesi öngörülen reformların uygulanması için komiserlerin vazife yerlerine gönderilmesini istemelidir. Yüksek şahsınızdan, İmparator hazretlerine benim ve Rusya’daki cemaatim adına sadık tebaalarının sadakat

89 Islahat anlaşmasının metni için bkz. Bayur, age.,, c.2, ks. 3, s. 169-172; Uras, age., s. 398-401.
399

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

duygularını ve Türkiye Ermenilerinin içten bağlılıklarını sunmanızı rica ederim”90. Bu müracaata 2 Eylül 1914’te Woronzoff Dachkof özetle şu cevabı vermiştir: Ermenilerin ülkemizdeki ve sınırın öbür tarafındaki hareketlerinin, idarenin istediği zamanda bizim işaretimize uygun olması lüzumludur. Ermeniler arasında Türkiye’de şu an herhangi bir isyanın çıkması tehlikelidir ve arzu da edilmez. Türkiye’nin kendisinin savaşa sebebiyet vermesi, bizim tarafımızdan yapılan herhangi bir hareketle savaş çıkmaması arzu edilir. Cemaatiniz üzerindeki tesirinizi, Ermenilerimizin sınırın öteki tarafındaki Ermenilerle birlikte, Türkiye’nin şimdiki belirsiz durumunda olduğu gibi gelecekte de, Rus-Türk savaşı zamanında, zamanın ve hayatın şartlarına göre önemli ve gerekli görülecek ve uygulanması istenecek hizmet ve vazifeleri yerine getirmek için kullanınız”. İstanbul Ermeni Patriği Zaven, daha savaş başlamadan önce, Mşak gazetesi muhabirine verdiği demeçte, Ermeni meselesinin kökten çözümünün bütün Ermenistan’ın Ermenilerin kaderinin tarihsel olarak bağlı olduğu Rusya hükümranlığı altında birleşmesiyle gerçekleşeceğini belirtmiştir. Patrik, “Ruslar buraya ne kadar çabuk gelirse bizim için o kadar iyi olur” demektedir91. Görüldüğü gibi Ermenilerle Ruslar arasında tam bir birliktelik söz konusuydu ve Rusya’nın Doğu Anadolu’yu işgal edebilmesi için zamanı gelince verilecek vazifeleri yapmak konusunda da anlaşmaya varılmıştı. Rusya ile Osmanlı Devleti arasında savaş başlamadan yaklaşık bir ay önce Çar tarafından Ermenilere hitaben neşr olunan beyannamede Osmanlı Ermenileri isyana davet edilmiştir. Kasım ayı başlarında Türk-Rus savaşı başladı. Çar, Rus ordusuna, Türk hudutlarını geçmeleri emrini verdi. Aynı tarihte Taşnaksütyun da, Türkiye’ye savaş ilan ediyordu. Taşnaksütyun, Horizon gazetesinde şu bildiriyi yayınladı:
90 B.A. Boryan, Armeniya Mejdunarodnaya Diplomatiya i SSSR, çast I, Moskova 1929’dan naklen, Hüsamettin Yıldırım, Rus-Türk-Ermeni Münasebetleri(19141918), Ankara 1990, s. 49; Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, s. 197 91 Ovanes Kaçaznuni, Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok, İstanbul 2005, s. 12.
400

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

Tarih içinde Ermenilik, her zaman son derece uyanık bulunmuş ve çok zaman bu ihtiyatı, korkaklık ve esirlik olarak nitelendirilmiştir. Bugün artık çekinilecek gün değildir. Ermeni de açık alınla meydana çıkıyor. Rus ordularında çalışan Ermenilerden başka savaş alanına, teşkil ettiği gönüllü alaylarını çıkarıyor. Bunlar, Rus askerleriyle birlikte çarpışacaklar ve onlara küçük kuvvetleriyle yardım ederek, İtilaf devletlerinin zaferini temin edeceklerdir”. Taşnaksütyun komitesinin İstanbul merkez teşkilatı Türkiye ve Kafkas Ermenilerinin muhtemel Osmanlı-Rus harbinde tutacakları yolu belirlemek için geniş çaplı bir toplantı yaptı. Bu toplantı da iki görüş ortaya çıktı. Birinci görüşü savunanlar, “Türk-Rus savaşı halinde, Ruslar, Türklerin üstüne yıldırım gibi süratli, ani ve şiddetli darbeler indireceklerdir. O halde Kafkasya gönüllü alayları hazır bulunmalıdır. Bunlar, Rus ordusunun öncüleri olarak, Türk ve Kürtlerin Ermeni halka zarar vermemeleri için, Türkiye Ermenistanı’nın önemli ve askeri değeri olan noktalarını zaptetmelidirler. Ermenistan bürosu (İstanbul teşkilatı) tarafından özel savunma teşkilatı hakkında bölgelerine gizli talimat verilmelidir. Tehlike zamanında içeriye doğru ilerleyen Ermeni alaylarıyla derhal birleşmelidir” diyorlardı. İkinci düşünceyi savunanlar, hududun öte tarafındaki Ermenilerin, içerdeki Ermenilere bir zarar verilmedikçe yerlerinden kıpırdamayacaklarının şimdiden bildirilmesini uygun görüyorlardı. Bu karar, savaşın ilk günlerinden itibaren sadece Taşnaksütyun tarafından değil, Hınçak, Reforme Hınçak, Ramgavar komiteleri, Ermeni gönüllüleri, çeteleri tarafından da uygulamaya konulmuştur. Böylece Osmanlı Devleti’nin siyasi ve askeri durumu hakkında casusluk yapmışlar ve Erzurum, Trabzon, Van, Bitlis gibi savaş sahası olması muhtemel vilayetlerde bulunan Ermenilerin büyük bır kısmı kendi silahlarıyla, silah altına alınmışlar ise, firar ederek Ruslara katılmışlardır. Sınır boylarında Ermeni çeteleri saldırıya geçmişler, Erzincan ve civarındaki Ermenilerin dörtte üçü doğrudan doğruya veya İran üzerinden Rusya’ya geçmişlerdir Bu arada Ermeni komiteleri Osmanlı topraklarındaki şubelerine şu talimatı vermişlerdir:
401

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

“Rus ordusu huduttan ilerler ve Osmanlı askerleri çekilirse, her tarafta birden eldeki vasıtalarla isyan edilecek, Osmanlı ordusu iki ateş arasında bırakılacak, binalar ve resmi daireler bombalarla uçurulacak, yakılacak, bilakis Osmanlı ordusu ilerlerse, Ermeni askerleri silahlarıyla Rusya’ya iltica edecek ve kıtalarından firarla çeteler teşekkül edeceklerdir”.
Ermenilerden Gönüllü Alayları Kurulması

Savaş öncesinde Rusya’nın, Ermeni komitelerinin, kilise okullarının ve çetelerin yürüttükleri propaganda, teşkilatlanma ve silahlanma faaliyetleri, savaş başlar başlamaz hemen uygulamaya konulmuştur. Rus hükümeti savaşın başında Türk Ermenilerini silahlandırmak ve savaş sırasında ülke içinde ayaklanma çıkartmak için hazır hale getirmek amacıyla hazırlık gideri olarak 242 900 ruble vermiştir. Gönüllü birlikleri Türk ordusunun savunma hattını yırtıp, ayaklananlarla birleşerek cephe ve cephe gerisinde anarşi yaratacak, bununla birlikte Rus ordularının geçişini ve Doğu Anadolu’yu ele geçirmesini kolaylaştıracaktı92. Bu amaçla Rusya’da Kafkaslar’da toplanan “gönüllü subaylarına”, siyasi sebeplerle Rus Hükümeti tarafından Sibirya’ya sürülmüş Ermenilerle, Osmanlı Devleti’nden birçok kişi katılmıştır. Bunun üzerine Türkiye’den Ermeni ileri gelenleri Rusya’ya geçip alayların kurulmasında görev aldılar ve Doğu Anadolu’daki Ermenilerin çoğu Rusya’ya geçerek gönüllü alaylarına yazıldılar. Rusya’nın Osmanlı Ermenilerinden ve Kafkas Ermenilerinden çeteler teşkil ettiği haberlerinin duyulması ile Osmanlı ordusundaki Ermeniler de büyük çapta firar ederek çetelere katılmışlardı. Ağustos 1914’te Doğu Anadolu’daki Ermeniler ile Ermeni komitecileri ve özellikle Erzurum’daki komiteciler ailelerini Rusya’ya göndermeye başlamış, Osmanlı Devleti’nden intikam alacaklarını söyleyerek şenlik yapmışlardı. Muş’tan Kafkasya’ya geçen Ermeni komitecileri Rusya’dan çok sayıda tüfek getiriyorlardı93.
92 Mehmet Perinçek, Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi, İstanbul 2007, s. 77, belge no: 27. 93 BOA., DH. SYS, 71‑2/4.
402

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

Van’daki Erme­ niler Ru­ s­ lar tarafından isyana teşvik ediliyor, Rusya’nın Van, Hoy ve Rumiye konsolosları Ermenileri kışkırtarak Osmanlı sınırı civa­ rında ka­ rışıklık çıkarmak için onlarla birlikte çalışıyorlardı94. Ruslar tarafından organize edilen birçok Ermeni çetesi meşhur Samsoun’un idaresine verilmiş, Bulgar ordusundaki Ermenilerin başında bulunan Antranik’de hududa gönderilmişti95. Kafkasya’da yayınlanan Volontaire Armenian adlı albümde Ermeni gönüllü reisleri ve fedailerinin resimleri yeralmış, bu albümün giriş kısmında Ermeni gönüllü alaylarının nasıl oluştuğu, büyük bir kısmı Osmânlı sıfatını taşıyan bir takım insanların Osmanlı Devleti aleyhine besledikleri hain maksatlar besledikleri açık açık yazılmıştır96. Sadece Türkiye’deki ve Rusya’daki Ermeniler değil, aynı zamanda İran, Romanya, İtalya, İngiltere ve Amerika’daki Ermeniler de gönüllü alayları kurmuşlar ve Kafkas cephesine katılmışlardır. Özellikle Romanya ve Bulgaristan’da gönüllü Ermeniler birçok faaliyette bulunmuşlardır. Varna’da bulunan Ermeni Komitesi çıkan savaş sebebiyle bütün kuvvetiyle çalışmış, burada bulunan Rus konsolos vekili, Ermeni cemâ‘at re’isi Abraham Kalfa ve Başpapas Nersis Serkisyan’ın kılavuzluğunda Rusya’ya gönüllü sevk ve bunların ailelerine para dağıtmıştır97. Rusya, ülkesine gelecek yabancıları pasaportsuz kabul etmediği halde, bölgedeki Rus konsolosları Osmanlı tebeasından olup Şehbenderhane’ye kayıt yaptırmaktan kaçınan Ermenilerle ilgilenmeye başlamış, bu tür Ermenilere pasaport vermeye başlamış, Rusya’ya gitmeleri için yardım ve kolaylıklarda bulunmuşlardır. Kalas’ta bulunanlardan bir çokları gönüllü sıfatıyla Rus Ordusu’na katılmaktadır98. Osmanlı tebeası olup Rusya’ya gönüllü olarak giden Ermeni ve Rumlar Romanya’nın muhtelif mevkilerinden toplu olarak gelip şehbenderhâneye isim ve künyelerini kayıt ettirmeksizin doğrudan
94 BOA., DH. SYS, 23/16. 95 BOA., HR. SYS, 2879/6. 96 “İntikâm saatinin çaldığını bütün millet anladı. Bu gibi fırsatlar her zamân târîhte tekrar etmez. Binâberîn Ermeniler istitâ‘atlarına göre Türkiye Devleti’nin mahvına çalışmalıdırlar”. Bkz. BOA., HR. SYS, 2876/2. 97 BOA., HR. SYS, 2871/1_7. 98 BOA., HR. SYS, 2871/1_4
403

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

doğruya Moskof vapurlarına bindiklerinden bunların isimleri ve hüviyetlerinin şehbenderliklerce tahkîki zor olmaktadır99. Rusya’ya gönüllü olarak giden Ermenilerin büyük bir kısmı: Sivas ve Bitlis ve Van vilayetleri ahâlisinden ve amele gürûhundandır. Bunlar mektup ve telgraflarla Romanya’nın çeşitli bölgelerinde çalışmakta olan saf-derûn amele gürûhu Ermenileri kandırıp İbrail’e getirip ve Kalas’daki Rus Konsolosunun vermekte olduğu para ve tavsiyenâmeler sayesinde Reni yoluyla Rusya’ya göndermektedirler100. Osmanlı ordusu’ndan firâr ederek Bulgaristan’a giden ihtiyat efradından bir takım Ermeni Romanya’ya gitmiş, ayrıca Bulgaristan’ın muhtelif kasabalarından gönüllü olarak gelen ikiyüzelli Ermeni de “Belgrad” adlı Rus vapuruyla Odesa’ya gitmek üzere hareket etmiştir101. Gerek Türkiye’den gelen gerekse Kafkasya’dan ve diğer memleketlerden Osmanlı ordusuna karşı Rus saflarına koşan Ermeni gönüllülerinin bir kısmı techiz edilerek çete grupları şeklinde Türk sınırına ve içerilere gönderilirken daha büyük bir kısmı da Rus ordusu içinde Kafkas kolordularında gönüllü alayları olarak istihdam edildiler. Rusya’nın üç kolordusunda toplam 180.000 Ermeni gönüllü olarak istihdam edilmiştir. Her biri yaklaşık dört bin kişiden oluşan altı gönüllü alayı oluşturuldu. Bu alaylar Antranik, Dro, Armen Garo (Karakin Pasdırmacıyan), Heço, Hamazasp, Keri, Avşaryan, Vartan ve Prens Argoutian tarafından komuta ediliyordu. Birinci alay Bulgar ordusunda Ermeni asker gruplarının komutanı olarak Balkan savaşlarına katılmış, tecrübeli ihtilalci olan Antranik komutasında Van cephesinde, ikinci alay Dro ve daha sonra Armen Garo komutasında Iğdır taraflarında, üçüncü ve dördüncü alaylar Hamazasp ve Keri komutasında Sarıkamış ve Oltu hatlarında, beşinci alay Prens Argoutian komutasında Van cephesinde, altıncı alay Avşaryan komutasında Malazgirt-Bitlis hatlarında yerlerini aldılar. Osmanlı-Rus harbi başlamadan teçhiz edilip Osmanlı topraklarına saldırmaya hazır hale getirilmiş bu gönüllü alaylarının çoğunluğunu 1912-1914 yılları arasında Rusya’ya geçen Osmanlı Ermenileri oluşturuyordu.
99 BOA., HR. SYS, 2871/1_27 100 BOA., HR. SYS, 2871/1_28 101 BOA., HR. SYS, 2871/1_125
404

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

Rus ordularının önünde Oltu, Sarıkamış, ve Kağızman bölgelerine yerleştirilen Ermeni gönüllü alayları, Doğu Anadolu’da Rus ordularına öncülük görevi yaptıkları gibi savaş başladığı zaman top ve makineli tüfeklerle teçhiz edilerek Narman, Kötek, Pasinler, Karakilise, Beyazid istikametine sürülmüş, bu alaylar, geçtikleri İslam köylerini yağma ve talan ettikleri gibi beşikteki çocuğuna varıncaya kadar katletmişlerdi. Bu zulmü işiten daha gerilerdeki köylerin kadın, çocuk ve ihtiyarı evleri terkederek daha içerilere kaçmış ve kısa zaman sonra Erzurum, Van ve Bitlis gibi merkezler bu perişan insanlarla dolmuştu. Erkekleri askerde olan bu köylerin halkı ya Ermeni vahşetine kurban gitmişler veya içerlerde sefaletle ölmüşlerdi. Kars ve Ardahan civarında yerli Ermenilerce katledilen Müslüman erkeklerin sayısı 30 bine ulaşmış, Ruslara esir düşüp muhafa­ zası Ermenilere verilen Osmanlı askerlerine yönelik kötü muamele ve adam öldürme gibi uluslararası hukuk kurallarına aykırı dav­ ra­ nışlar hakkında diplomatik girişimlerde bulunulmuştu102. Rus ordusunun raporlarından anlaşıldığına göre; Ermeni gönüllü birlikleri, en geniş ölçüde, Hrıstiyan olmayan halkın ortadan kaldırılmasıyla uğraşmışlardır. Gönüllü birlikler, Türk ve Kürt nüfusunu sistematik bir biçimde imha ederek Taşnaksütyun Partisi’nin Ermeni bölgesinin Müslüman öğelerden temizlenmesini ve sınırların çevrilmesini öngeren planın yerine getirdiler103. Doğu Anadolu’da Ermenilerin ve Rusların Müslüman Halka Mezalim Yapması Savaşın ilk yılları boyunca, Osmanlılar tüm doğu Anadolu kapsamındaki Ermeni ayaklanmalarıyla uğraşıyordu. Yalnız Van’daki ayaklanma başarı kazanmıştı. Diğer ayaklanmalar çok büyük can kaybına yol açtı ve Osmanlı Devleti’nin savaştaki gayretini önemli ölçüde engelledi. Doğu Anadolu’daki ayaklanmalar, şehir merkezlerinden, köy ve kasabalara da yayılmış, isyancı Ermeniler Müslüman köylerine saldırıyorlardı.

102 BOA., HR. SYS, 2363/1. 103 Mehmet Perinçek, Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi, s. 59, belge no: 14.
405

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

1916 yılının Ocak ayında, Rus ordusu ilerlemeye geçti ve Osmanlı kuvvetlerini yenilgiye uğrattı. Ruslar 16 Şubat’ta Erzurum’u zaptettiler. Muş’ta aynı tarihte Rusların eline geçti. Bitlis 3 Mart’ta elden çıktı. Ruslar 8 Mart’ta Rize’yi ele geçirdiler. Osmanlılar, 16 Nisan’da Trabzon’dan çekilmek zorunda kaldılar. Temmuz ayı içinde yeniden ileri harekatına girişen Ruslar 17 Temmuz’da Bayburt’u, 25 Temmuz’da Erzincan’ı ele geçirdiler. 1916 yılı Ağustosu’nda Mustafa Kemal Paşa komutasındaki 2. Osmanlı Ordusu, Muş ile Bitlis’i geriye almış, ancak daha sonra Bitlis yine elden çıkmıştı. Van ve Bitlis’in işgali esnasında Ermeni çeteleri tarafından İslâm ahaliye yapılan zulümler hakkında, Mardin Mutasarrıflığı tarafından yapılan tahkikata göre, mezâlimden kurtulanlar ifadelerinde; Ermeni ceteleri ve Rus çetelerinin, teslim olmak isteyen ahali, çoluk ve çocukları feci surette kesip parçaladıkları, teslim olmuş olan köylerdeki ahaliyi katlettikleri, birçok ahaliyi ve çocuğu ekmek yapımında kullanılan ve tandır tabir olunan fırınlarda yaktıkları ve Vanlı komiteci Aremek, Vanl› komiteci’in çetesi tarafından yetmiş seksen hanelik bir köy ahalisi daha önce teslim oldukları halde tamamen katledildiklerini anlatmışlardır104. Rus işgali sırasında Ermeni ve Rusların, Siirt’in merkez kazasıyla Garzan kazâs›, Siirt, Sason kazâs›, Siirt, Kulp kazâs›, Siirt kazalarında, Muş, Malazgird, Bulanık, Hınıs, Pasinler, Eleşkird ovalarında, Tifnik, Karaköy, Talori dağ›larında, Van, Bitlis, Genç, Dutak ve Maçka’da bütün kaza, köy ve mahallelerde Müslümanları yoketmek amacıyla yağma ve katliama girişmişler, köyleri ateşe vererek insanları samanlığa doldurup canlı canlı yakmışlar, bazı çocuk ve erkeklerin kol ve bacaklarını kesip canlı ateşe atmışlar, kız çocuklarına ve kadınlara tecâvüz etmişler, hastaları dipçiklerle öldürmüşler, insanların üzerinden atla geçip kılıçtan geçirmişler, muhacirlerin üzerinde şarapnel patlatmışlar, mal sahiplerinin mallarını ellerinden zorla alıp, vermeyenleri öldürünceye kadar dövmüşler ve hapse mahkum etmişler, ayrıca bazı yerlerdeki camileri kiliseye çevirdikleri, katliamdan kurtulan ahalinin durumunun araştırılmasıyla görevlendirilen memurların yaptıkları tahkikat sonucu anlaşılmıştır105. Ermeniler ve Rusların Van ve Bayezid’de yaptıkları mezâlimden kurtulabilenlerden bazıları ifadelerinde:
104 BOA., HR. SYS, 2872/2_117-123. 105 BOA., HR. SYS, 2872/4_110‑113.
406

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

Ermeni ve Rusların, Müslüman kızların bekaretlerini izale ettiklerini, birçok hamile kadınların karınlarını bıçakla yırtarak yavrularını çıkarıp öldürdüklerini, birçok kadınların memelerini, dudaklarını, burun ve kulaklarını kesip öldürdüklerini, ahalinin gözlerini kızmış şişlerle çıkarıp, bir hayli işkenceden sonra katlettiklerini, küçük küçük çocukları, anne ve babalarının gözleri önünde sıcak su içinde kaynatıp, anne ve babalarına yedirdikden sonra onları da öldürdükleri, Bayezid’de, Kurban Bayramı’nın birinci günü, İslâmlar camide ve bayramlaşmada bulundukları sırada, İslâmları esir aldıkları, görülmemiş vahşette katliam yaptıkları, üç yaşından on yaşına kadar çocukları kolları bağlı olarak beraberlerinde gezdirdikden sonra ot yığını üzerine oturtup üzerlerine de gazyağı döküp yaktıklarını anlatmışlardır. Bayezid’de on beş bin neferden on dört bini öldürülmüş, beş yüzü esir edilmiş ve beş yüzü ise zorluk ve sefâlet içinde, ekmeğe muhtaç olarak başka yerlere iltica etmişlerdir106. Ermeni ve Rusların Eleşkirt, Hınıs, Karakilise, A¤r›, Şatak, Van, Müküs, Muş ve Akçan’da yaptıkları dehşetli mezâlimden kurtulabilenlerin ifadelerine göre: Rus ve Ermeniler, kadın erkek dinlemeyerek önlerine rast gelen çaresizleri öldürmüşler, sadece Eleşkird, A¤r›’in Arabköyü. A¤r›;’nde iki gün zarfında bakire olarak yirmi üç kıza tecavüz etmişler, bütün işe yarar gelin ve kadınların hukuklarına taarruz etmişler, Hınıs, Erzurum’ın Mollakulaç köyü, H›n›s kz., Erzurum., Erzurum; nde yirmiden fazla çocuğu kesmişler, hamile kadınlardan bir ikisini karınlarını kama ile sökerek ceninleri süngü üzerinde pederlerine göstermişler, Müslüman ahaliden kimisinin kafasını, kollarını, burunlarını, kulaklarını kesmişler, gözlerini çıkarmışlar, derilerini yüzmüşler ve üzerlerine gazyağı dökerek yakmışlar ve nihayet aşağıdaki ibret verici mezâlim yapmışlardır107. Hizan kazası Bitlisnın Horos karyesi, Hizan kz., Bitlis., Bitlis;, Uçum nahiyesi, Hizan kz., Bitlis., Bitlis; ne bağlı Nurs karyesi, Hizan kz., Bitlis., Bitlis; ve Avnik karyesi, Hizan kz, Bitlis, End karyesi, Hizan kz., Bitlis., Bitlis;, Mezraa‑i End yaylası, Hizan kz., Bitlis., Bitlis;, Hirit karyesi, Hizan kz., Bitlis., Bitlis;, Kulpik Gülpik] karyesi, Hizan kz., Bitlis., Bitlis;, Hakif nahiyesi, Hizan kz.., Bitlis., Bitlis;ne bağlı Korsu[h] karyesi, Hakif n., Hizan kz., Bitlis., Hizan kz., Bitlis; ve Sükur karyesi, Hakif n., Hizan kz., Bitlis.,
106 BOA., HR. SYS, 2872/2_ 19‑33. 107 BOA., HR. SYS, 2872/2_ 75‑91, 103‑106, 111‑113, 163‑166.
407

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Hizan kz., Bitlis;leri ve Hizan kazas›, Bitlis’ın merkezi Karasu, Hizan kazas› merkezi, Bitlis’da Ermeni ve Rusların yaptıkları dehşetli mezâlimden kurtulabilenlerin ifadelerinden öğrenildiğine göre; Birçok kadının derisi yüzülerek ağaçlara asılmış, erkeklerin diri diri gözleri oyulup ağaçlara bağlanarak nişan alınmış, çocuklar yarılarından kesilmiş, bütün kadın ve kızlara tecavüzle, erkek, kadın, çocuk tek nüfus kalmayıncaya kadar herkes katledilmiş, başları kesilmiş, memeleri koparılmış, yarı kesilmiş çocuklar analarının kucaklarına uzatılmıştır. Ermeniler, büyük vahşetde bulunmuşlar, girdikleri köylerde emval ve eşya namına birşey koymamışlar, öldürdüklerinin “insan şeklinden çıkarılmış na‘şlarını” bırakmışlardı ve köyler “adeta insan na‘şından yapılmış” idi108. Ermeni ve Rusların Van’da yaptıkları soykırımdan kurtu­ labilenlerin ifadelerinden bazıları: Ermeniler, seçtikleri gebe kadınların karınlarını delip çocuklarını çıkararak havaya attıktan sonra nişan almışlar, “Bütün insanların hatta hayvanların bile hayâ edeceği surette”, “kız ve kadınlarımızı gözlerimizin önünde” soyup “namuslarına taarruz ettikden sonra karınlarını yırtmışlar, Bunların içerisinde on yaşını ikmal etmemiş pekçok kız da bulunuyordu109. Rus donanması tarafından Terme’ye çıkarılan Ermeni eşkiyasınca dokuz kişi şehid edilmiş, iki kişi yaralanmış ve on dokuz kişi de bir kısmı kendi isteği ile bir kısmı da esir olarak götürülmüş, ayrıca 3.100.000 kuruş kıymetinde maddî zarar verilmiştir110.
Rus İhtilali’nden Sonra Doğu Anadolu’daki Gelişmeler

1917 yılında Rusya’da Bolşevik ihtilalinin patlak vermesi, Rusya’yı Birinci Dünya Savaşı’ndan çekilmeye zorlamıştı. Bolşevikler, yayınladıkları bildiri ile savaşan taraflara şartsız sulh teklifinde bulundular. 15 Aralık 1917’de bütün cepheleri kapsamak üzere Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ve Türkiye ile Rusya arasında mütareke antlaşması imzalanmıştı.

108 BOA., HR. SYS, 2872/2_ 167-175. 109 BOA., HR. SYS, 2872/2_ 135‑143. 110 BOA., HR. SYS, 2363/5_ 11-12, 29, 31.
408

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

Brest-Litowsk’da varılan anlaşma gereğince, Türkiye ile Rusya arasındaki harp haline fiilen nihayet vermek ve Kafkas cephesindeki mütareke ahkamını tayin ve tesbit etmek üzere ayrı bir uzlaşma yapılması gerekiyordu. Bu maksatla Rusların işgali altında bulunan Erzincan’da Osmanlı ve Rus murahhasları bir araya geldiler. 18 Aralık 1917’de Erzincan’da Osmanlı-Rus mütarekesi imzalandı. Bu mütareke ile her iki tarafın kuvvetleri arasında, tarafsız bir saha bırakılmak üzere, bir sınır çizgisi tespit edilecekti. Böylece 29 Ekim 1914 tarihinde başlamış olan Türk-Rus savaşı da 18 Aralık 1917’de fiilen bitmiş oldu111. Bolşevik yönetim, ilhaksız bir anlaşma teklif etmesine rağmen Doğu Anadolu’yu hemen boşaltmak istemiyordu. Doğu Anadolu’da Ermeni ahalinin kendi kendisini idare etmek imkanları temin edilinceye kadar Rus işgal sahasında Rus kuvvetlerinin kalması ve Türk kuvvetlerin işgallerine karşı durulmasını istiyordu. Fakat, Rus askerleri bu arzuya uymamışlar ve cepheyi terk etmişlerdi. Nitekim Rus kuvvetlerinin boşaltacakları Doğu Anadolu cephesini Ermeni ve Gürcü kuvvetlerinin tutması isteği ile Rus ordusundaki Ermeni ve Gürcüler alınarak kendi başlarına birlikler teşkil edildi. Rus makamları siyasi amaçlarla, bilhassa Ermeni birlikleri vücuda getirmeye çalışıyorlardı. Doğu Anadolu Bölgesi’nde işgal ettikleri bölgelerden çekilen Rus kuvvetleri buraları Ermeni ve Gürcülerden müteşekkil askerî birliklere teslim etmişler, bu birlikler Müslüman ahaliyi katliâ­ ma girişmişlerdi. Erzincan’dan kaçarak Dersim yoluyla gelen Müslüman ahali, Rusların Er­ zincan’da bulunan Müslüman ahaliyi Ermeni komitelerine teslim ederek öldürttüklerini ve mallarını yağmaladıklarını haber ver­ miştir112. Bu sebepten dolayı Osmanlı Devleti bir girişimde bulunmuş, BrestLitovsk’­ da bulunan Rus murahhaslarına durumun bildirilmesini istemiş, birliklerinin bölgeyi ya Osman­ lı Or­ du­ su’­ na teslim etmesi veya Rusların katliâmları önlemek amacıyla bölge­ de yeterli kuvvet bulundurmaları hususunda görüşmelerde bulunulmasını kararlaştırmıştı113. Brest-Litowsk’da yapılan görüşmeler birkaç kez kesilmiş, nihayet 3 Mart 1918 tarihinde Brest-Litowsk Barış Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre; “Rusya, Doğu Anadolu vilayetlerinin boşatılması
111 Kurat, age.,s. 332-334 112 HR. SYS. 2872/3_53. 113 HR. SYS. 2876/3_1.
409

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

ve bunların asayişinin sağlanması yolunda yapmaya muktedir olduğu her şeyi en kısa zamanda ifa edecektir, Ardahan, Kars ve Batum bölgeleri de hemen Rus askerleri tarafından boşaltılacak, bu bölgelerin yeni teşkil edilecek idari-hukuki ve milletlerarası hukuk işlerine Rusya karışmayacak ve bu mıntıkalar ahalisine, komşu devletler ve bilhassa Türkiye ile mutabık kalınmak suretiyle, yeni idare şeklini kurmasına muvafakat edilecektir” Genel anlaşmaya ek olarak aynı gün on beş maddelik Türk-Rus Anlaşması imzalanmıştı ve bunun başlıca maddeleri de şunlardı: Doğu Anadolu Ruslar tarafından 6-8 hafta içersinde boşaltılacak, Türk kuvvetleri gelene kadar Rus ordusu bölgedeki güvenliği sağlayarak öç alma ve soygun gibi olayları önleyecek, Ermeni çeteleri silahsızlandırılacak ve dağıtılacaktır. Anlaşmanın tasdikinden üç ay sonra TürkRus komisyonu İran sınırından başlayarak Ardahan, Kars ve Batum bölgelerini içine alacak sınırı çizecektir. Sınır, 1877-1878 savaşından önceki sınır olacaktır114. Rusya bu barış anlaşmasını bir dikta olarak kabul etmiş, ama ihtilalin yürümesi için barışın derhal yapılması zaruri olduğundan şartlara aldırmayarak barış imzalamıştır. İmzalanan genel anlaşmada, Rusya’nın Doğu Anadolu illerinin boşaltılıp Türkiye’ye geri verilmesi için elinden geleni yapacağı, Ardahan, Kars ve Batum bölgelerinin de boşaltılacağı, oradaki yeni durumun tesbitinin Türkiye ile bölge devletlerine bırakılacağı kayıtlı idi115. Rusya’nın savaştan çekilmesinden sonra durum tekrar değişti. Rus askerlerinin kıtalarını terk ederek cepheyi boşaltmaları üzerine yeni Sovyet makamları Rus işgali altındaki sahada derhal bir Ermeni milisi teşkiline giriştiler. Bu milis sözde Ermenileri Kürtlerin hücumlarından korumak maksadıyla oluşturulmuştu. Fakat esas gaye, bir an evvel Ermenileri silahlandırmak ve Rus zabitlerinin yardımı ile bir Ermeni ordusu meydana getirmekti. Aynı zamanda “Ermeni Halk Sovyetleri” de teşkil edilecekti. Sovyet hükümeti, “Türk Ermenistanı”nın hakiki sahipleri olan Türklere devredilmemesi için elinden gelen her şeyi yapmıştır116.
114 Kurat, age.,s. 652-658, Ek No: 19; Hüsamettin Yıldırım, Rus-Türk-Ermeni Münasebetleri, s. 108, 109; Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, s. 234 115 Gürün, age.,s. 233, 234 116 Kurat, age., s. 338
410

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

Batı Ermeni bürosu İtilaf devletlerinin para desteklerini aldıktan sonra, Aralık 1917’de düzenlediği konferansta bir milis teşkilatı kurma planlarını kabul etti. Konferans tarafından seçilen Savunma Konseyine tüm halka görev verme ve sevk etme ile savaş alanına yakın Türkiye Ermeni gençlerini silahlandırma görevleri verildi. Savunma Konseyi Komutanlığı’na, Rus Ermeni liderlerinin karşı çıkmasına rağmen Antranik seçildi. Antranik, Zavriev’in çaba ve gayretleri ile Rus Kafkas Ordusu Komutanlığı’nca Tümgeneralliğe terfi ettirilmişti. Rus Kafkas Ordusu Komutanı General Przhevalski Aralık 1917’de Ermeni Kolordusu’nun kurulmasını onayladı. Kolordunun komutanlığına, Rus-Japon savaşında ve Birinci Dünya Harbi’nde Kafkas cephesinde büyük yararlılıklar gösteren Rus ordusu generallerinden Tovmas Nazerbekyan getirildi. Ocak 1918 sonunda Nazarbekyan’ın tümenleri, Erivan’dan Van ve Erzincan’a kadar olan bölgelerin belli başlı askeri menzil noktalarını işgal ettiler. Tümenlerden ayrı olarak Türkiye Ermenilerinin oluşturduğu çeteler Van, Erzincan ve Erzurum civarında toplanarak büyük gruplar oluşturdular. Ermeni kuvvetlerine, Rus ordusunun depolarında bulunan çok kıymetli yiyecek, cephane stokları, haberleşme ve ulaşım malzemeleri ile sıhhiye araçları verilmişti. Bu sıralarda Rus ordu karargahı da Erzincan’dan Erzurum’a nakledilmiş, Kafkas Cephesi Rus Orduları Komutanlığı’na da Yudeniç’ten sonra General Przhevalski getirilmiştir. Özellikle Rus ordugahının yerinin değiştirilmesinden sonra Erzincan ve çevresindeki Ermenilerin Türk ahali üzerindeki baskı ve zulümleri artmaya başlamıştır. Ermeniler, bölgede Ermeni nüfus çoğunluğunu sağlamak düşüncesiyle, Müslüman halkı, gerek katledip, gerekse zulmederek kaçırıp azınlığa düşürmek istediler. Ermenilerin bölgede idareyi ele almasından Osmanlı ordusunun gelmesine kadar geçen zamanda Müslüman katliamı had safhaya ulaşmıştı. Rus Kafkas Orduları Komutanı Odişelidze bile, “Ermeni birlikleri, kadınlar ve çoçuklar dahil silahsz Türk halkına yönelik kitlesel vahşiliklere girişiyorlar” diyerek mevcut durumu kabullenmişti117. Asıl katliam Osmanlı Ordusu’nun Erzurum ovalarında göründüğü zaman başladı. Ermeniler, şehir haricinde Osmanlı ordusuna çete halinde
117 Mehmet Perinçek, Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi, s. 115, belge no: 43.
411

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

karşı koyuyorlar, dahilde halkı kışlalara doldurup, evlere kapatarak öldürüyorlardı. Bazan kafalarını odunlar üzerinde kesiyorlar, naaşlarını kuyulara dolduruyorlardı. Osmanlı ordusunun ilerlemesi Ermenilerin ümitsizliğini, zulümlerinin şiddetini bir kat daha artırıyordu. Bu ümit büsbütün kırıldığı zaman, Ermeni çeteleri azgın bir canavar haline gelmişlerdi. Evleri, binaları yakıyorlar, türbeleri parçalıyorlardı. Yüzlerce erkeği evlere doldurmuşlar, üzerlerine benzin dökerek yakmışlardı. Tren istasyonundaki barakalara Müslümanlar doldurulup, barakaya dışarıdan makineli tüfek ateşi açılmak ve damlarından içeriye el bombası atılarak öldürülmüşlerdir. Erzurum’da kışlaların, okulların, büyük bina ve hanların bodrumları, odaları, mutfakları ve hamamları balta ile suratları parçalanmış Türk ölüleri ile doldurulmuştu. Ermeniler, müslümanları belli yerlere toplayıp imha ettikleri gibi bizzat evlere girerek aileleri topluca katletmişlerdi. Ermeniler Erzurum ve civarında yaklaşık olarak 13.000 kişiyi katletmişlerdir. Erzurum’un ilçelerinden Ilıca’da da 2.000’e yakın kişi öldürülmüştür. III. Ordu Komutanı Vehip Paşa’nın Ermeni mezaliminin durdurulması için General Przhevalski ve General Odişelidze’ye gönderdiği telgraflar da olumlu bir sonuç vermemiş, sadece oyalayıcı nitelikte cevaplar alınmıştı. 10 Şubat 1918’de Brest-Litowsk’taki müzakereler Almanların taleplerinin Ruslarca kabul edilmemesi üzerine kesilmişti. Bu durum karşısında Rus işgali altındaki sahanın ancak askeri kuvvetle kurtarılacağına inanan Enver Paşa, bu hususta Vehip Paşa’ya gerekli emirleri göndermişti. Vehip Paşa 12 Şubat’ta Erzincan mütarekesi ile tesbit edilen hattı aşarak Erzurum istikametinde ilerlemeye başladı. 13 Şubat’ta Erzincan, 12 Mart’ta Erzurum geri alındı. Erzurum alındıktan sonra Ermeni çetelerini takip eden Osmanlı birlikleri 13 Mart’ta Hasankale’yi kurtarmışlardır. Daha sonra sırasıyla 16 Mart’ta Tortum, 17 Mart’ta Narman, ve ardından 22 Mart’ta Hınıs geri alındı. 24 Mart’ta Oltu istikametinde ilerleyen Osmanlı birlikleri 25 Martt’a Oltu’ya girmiştir. Böylece Erzincan ve Erzurum vilayetleri Ermenilerden kurtarılmış oldu118.

118 Muammer Demirel, Birinci Dünya Harbinde Erzurum ve Çevresinde Ermeni Hareketleri, s. 77-79, 84- 117
412

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

SONUÇ

Ermenilerin Rusya’ya karşı gösterdikleri ilgi XVII. yüzyılın ortalarından itibaren başlamış, Ermeniler Ruslar sayesinde bağımsız bir devlet kurabilecekleri umuduna kapılmışlardır. Ruslar ise, Ermenilerin kendi fütühat emelleri için iyi bir alet olabileceğini anlamışlar ve onları bu yolda ve Doğu ticaretinden istifade etmek için kullanmayı düşünmüşlerdir. 19. yüzyılın başlarından itibaren Ermeniler üzerindeki Rus hakimiyeti başlamıştır. Ruslar, Ermenileri etkilemek için Eçmiyazin Katagikosluğunu bir araç olarak kullanmışlar, bir taraftan Eçmiyazin’in faaliyetlerini sıkı kontrol altında tutmuşlar, diğer taraftan da uygulamaya koyduğu yeni düzenlemelerle, aynı kilisenin bütün dünya Ermenilerinin ruhani merkezi olduğunu kabul ettirmeye çalışmaktan ve bütün Ermenileri Eçmiyazin vasıtasıyla yönlendirmekten geri durmamışlardır. Ruslar, Osmanlılarla yaptıkları savaşlarda Ermenileri Müslümanlar ve Türkler aleyhine kullanmışlardır. Ruslar bu savaşlarda Ermenilerin büyük desteğini görmüştür. Savaş sonlarında da bir çok Ermeni Rusya’ya göç etmek zorunda kalmıştır. Osmanlı Ermenileri için 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı bir fırsat olmuş, Rus orduları Doğu Anadolu’yu işgal edince yerli Ermenilerden bir kısmı onlarla işbirliği yapmışlar ve Rus işgal kuvvetlerinin hizmetine girmişlerdir. Savaş sonrası imzalanan Ayastefanos Antlaşması’na Ermenilerle ilgili bir madde eklenmiştir. Bu madde ile Ermeni adı ilk kez bir antlaşmada yer almış ve Ermeni meselesi uluslararası politika gündemine girmiştir. Ayastefanos Antlaşmasının 16. maddesi fazla değişikliğe uğramadan Berlin antlaşmasının 61. maddesi olarak kabul edilmiştir. Rusya ilerideki stratejilerinin gereği olan bölgeleri, kendisine bağlı unsurlarla, el altında bulundurmak politikası dolayısıyla, teşvik ettiği Ermenilerin isteklerini Ayastefanos’un 16, Berlin Antlaşması’nın 61. maddesine geçirmekle, Osmanlı memleketine müdahale kapısını her zaman açık bulundurmayı hedef almıştır. Rus Çarı II. Aleksander’ın1881 yılında bir suikast sonucu öldürülmesi üzerine, Rusya’nın iç ve dış politikasında önemli değişiklikler meydana geldi. III. Aleksander tahta geçtikten sonra sıkı bir Rus
413

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

milliyetçiliği politikası izlemeye başladı ve Rusya’nın geleneksel Doğu Hırıstiyanlarını himaye siyasetini terk etti. Yakın Doğu’dan İngilizleri çıkartmak ve müdafaasını temin için Türklerle anlaşmak ihtiyacını hissetti. Bu uzlaşmanın şartlarından biride Ermenilerden yüz çevirmek, Türkler aleyhine dönük tahriklere karşı koymak idi. Aynı siyaseti kendi ülkesi içinde de uygulamaya başladı. Rusya’nın takip ettiği bu politika II. Meşrutiyet dönemine kadar devam etmiştir. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu zor durumu gören Ermeniler Ermeni meselesini yeniden Avrupa devletlerinin gündemine getirmek istediler ve Rus Hükümeti’ne müracaat ettiler. Rusya’nın kendilerine olumlu cevap vermesi üzerine Eçmiyazin Katagikosu V. Keork, Rusya’dan, Türkiye Ermenistanı’nı ve Ermenilerini himayesi altına almasını istedi. 1912 yılında Rusya’nın Ermenilerin isteklerini yerine getirmesi için önemli sebepler vardı. Türkiye’deki Ermeni sorununu canlandırmakla Çar, yalnızca kendi Ermeni uyruklarının bağlılığını yeniden kazanmakla kalmayacak, aynı zamanda Transkafkasya’daki muhtemelen bir anarşi hareketine de darbe indirmiş olacaktı. Ermeniler, yeniden Rusya’nın peşine takılarak, onunla birlikte hareket etmeye başladılar. 1914 Ağustos’unda Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması ve Osmanlı Hükümeti’nin seferberlik ilan etmesinden sonra Ermenilerle Ruslar arasında tam bir işbirliği olmuş, Rusya’nın Doğu Anadolu’yu işgal edebilmesi için zamanı gelince verilecek vazifeleri yapmak konusunda da anlaşmaya varılmıştı. Rusya ile Osmanlı Devleti arasında savaş başlamadan yaklaşık bir ay önce Çar tarafından Ermenilere hitaben neşr olunan beyannamede Osmanlı Ermenileri isyana davet edilmiştir. Rus hükümeti savaşın başında Türk Ermenilerini silahlandırmak ve savaş sırasında ülke içinde ayaklanma çıkartmak için para yardımında bulunmuştur. Gönüllü birlikleri Türk ordusunun savunma hattını yarıp, ayaklananlarla birleşerek cephe ve cephe gerisinde anarşi yaratacak, bununla birlikte Rus ordularının geçişini ve Doğu Anadolu’yu ele geçirmesini kolaylaştıracaktı. Bunun üzerine Türkiye’den Ermeni ileri gelenleri Rusya’ya geçip alayların kurulmasında görev aldılar ve Doğu Anadolu’daki Ermenilerin çoğu

414

Doç. Dr. Yusuf SARINAY

Rusya’ya geçerek gönüllü alaylarına yazıldılar. Osmanlı ordusundaki Ermeniler de büyük çapta firar ederek çetelere katılmışlardır. Ermeni gönüllü alayları, Doğu Anadolu’da Rus ordularına öncülük görevi yaptıkları gibi savaş başladığı zaman top ve makineli tüfeklerle teçhiz edilerek Trük sınırına sürülmüşler, bu alaylar, geçtikleri İslam köylerini yağma ve talan ettikleri gibi beşikteki çocuğuna varıncaya kadar katletmişlerdir. Bu zulmü işiten daha gerilerdeki köylerin kadın, çocuk ve ihtiyarı evleri terkederek daha içerilere kaçmış ve kısa zaman sonra Erzurum, Van ve Bitlis gibi merkezler bu perişan insanlarla dolmuştur. Erkekleri askerde olan bu köylerin halkı ya Ermeni vahşetine kurban gitmişler veya içerlerde sefaletle ölmüşlerdir. Rusya’nın 1917 yılında Birinci Dünya Savaşından çekilmesi üzerine Rusların çekildikleri bölgelerde bulunan Ermeni birlikleri Müslüman ahaliyi katliama girişmişlerdir. Ermeni mezaliminin durdurulması için Ruslar nezdinde yapılan teşebbüsler de bir sonuç vermeyince Türk askerleri başlarının çaresine bakarak bölgeyi Ermeni işgalinden temizlemiş ve Ermeni mezalimine son vermiştir.

415

Yrd. Doç. Dr. Zübeyir BÜTÜNER

TARİHTE TÜRKLERE KARŞI SOYKIRIM İDDİALARININ MİMARI PORTRELER -BİR ALMAN DİN ADAMI DR. JOHANNES LEPSIUS 41Yrd. Doç. Dr. Zübeyir BÜTÜNER
Bozok Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Yozgat-TÜRKİYE Tlf.: (İş) 0 354 242 10 21, (MSN) 0 506 701 70 05, e-mail: Zbütüner86@hotmail.com

1

M. Galip Baysan, Alman Rahip Lepsius -Tarihte Türklere Karşı Soykırım İddialarının Mimarı Portreler-4, http://www.atukad.org.tr/index.asp?orta=gabaslikdetay. asp&gundemid=38.
417

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Dr. Johannes Lepsius (1858-1926), Alman Protestan din adamı, misyoner ve Ermeni politikacısıdır. Ermenilere yönelik yardım kuruluşları kuran ve temel alt yapıyı oluşturan, bunlar arasında ilk sırayı alan, Alman Şark Misyonu yöneticisidir. Johannes Lepsius’un 1858-1900 yılları arası çalışmalarını anlatacağız. Ermeni dostu ve savunucusu, hatta fedaisi olarak tanınan Johannes Lepsius, Alman misyoneri sıfatıyla başta Ermeniler olmak üzere şarktaki Hıristiyanlara yapılan tüm yardım çalışmalarını yürütmüştür. Avrupa devletleri Johannes Lepsius’un özellikle Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası Ermeniler hakkında yazdığı kitapları sözde soykırımını ispatlamada kullanmaktadırlar.

Özet

418

Yrd. Doç. Dr. Zübeyir BÜTÜNER

ALMANLARIN ERMENİLERE KARŞI TUTUMU

Almanya, 18 Ocak 1871’de Prusya’nın önderliğinde, Versailles’da kuruldu. Bu imparatorluğa Hohenzollern sülalesi hükmetti ve başkenti Berlin yapıldı. Bu İmparatorluk, Avusturya’yı toprakları dışında bıraktı. 1884’ten itibaren Almanya, Avrupa dışında sömürgeler kurmaya başladı. Birleşik Almanya, İmparator (Kaiser) I. Wilhelm (1880-1888) zamanında dış politikasını Almanya’nın güvenli bir pozisyonda durması, güçlü ülkelerle dostluk kurulması, Fransa ile dış politikada uzak durulmaması ve Fransa ile savaştan kaçınılması üzerine kurmuştu. II. Wilhelm (1888-1918) zamanında sömürge konusunda diğer Avrupa ülkeleriyle çekişmeye girildi. Bu durum, Almanya’nın ittifaklarını yenileyememesine neden oldu. Bu esnada Fransa ise Birleşik Krallık ve Rusya ile ittifak kurdu. Alman İmparatorluğu sadece Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile ittifak kurabildi. Alman İmparatorluğu, emperyalizm ve sömürgecilik politikası gereği, Afrika’nın diğer Avrupa ülkeleri tarafından paylaşımına katıl419

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

mak istedi. Berlin Konferansı ile Avrupa’nın önemli güçleri Afrika’yı paylaştılar. Almanya’nın payına Alman Doğu Afrika’sı, Alman KuzeyBatı Afrika’sı, Togo ve Kamerun düştü. Afrika’yı paylaşma mücadelesi Birinci Dünya Savaşı’na neden oldu. 19. yüzyılda bir konfederasyondan Almanya’nın güçlü bir imparatorluğa dönüşmesinde en önemli rolü oynayan ve ilk liberal-muhafazakâr Şansölyesi Otto von Bismarck, Ermeni olaylarının başladığı 1890’lı yıllarda, Alman İmparatoru II. Wilhelm ile aralarında çatışma ve anlaşmazlık olmasına rağmen, Prusya’nın önderliğinde Alman emperyalizmini güçlendirmiş, Dünya’daki sömürge paylaşımında yerini almış, Dünya sömürgecilik politikasına girmiş ve sömürgeler elde etmişti. Şansölye Otto von Bismarck yeni Almanya’yı kan ve demirle kuracağını söylediği için kendisine Demir Şansölye (Başbakan, 21 Mart 1871) adı verilmiştir. Dış politikada karmaşık bir ağ oluşturan antlaşmalar ve ittifaklar yoluyla uzlaşmacı bir tutum izleyen Otto von Bismarck (Toprak Ağası Aristokrat) Avrupa devletlerinin Doğu (Şark) Politikası’nın bir parçası olan Ermeni Meselesi ile İngiltere, Rusya ve özellikle Fransa ile savaşmaktan çekindiğinden ilgilenmedi. Bu nedenle Alman İmparatorluğu, savaş olmaması, barışın korunması, ekonomisinin gümrük duvarları ile koruyarak güçlü bir dünya devleti olma çabasını sürdürmektedir. Otto von Bismarck bekle gör ve pusuya yatma2 tutumu ile Doğu Politikası’nı sürdürmüştür. Doğu’da Alman emperyalizminin ekonomik çıkarlarına göre Alman siyasetini uygulamıştır. 1884’te Alman sömürgeciliği başladı ve bu yılda Otto von Bismarck (1862-1890), Güneybatı Afrika, Doğu Afrika, Kamerun, kısmen Yeni Gine üzerinde sömürge hâkimiyeti kurmuştur. Sömürgecilikle, Almanya’nın büyük tekellerinin, ticarî kesimin ve Büyük Toprak Ağaları’nın (Junkerler) desteğini içeride sağlamış ve diğer yandan Avrupa dışında ekonomik çıkarlarının olması, İngiltere’ye karşı Fransa ile ittifak kurabilmek için dayanak oluşturmuştur. Alman İmparatorluğu kendi ekonomik çıkarları yüzünden, İngiltere’nin Osmanlı İmparatorluğu’nda sosyal düzeni bozacak Ermeni politikasını istemeyecekti. Onun için Otto von Bismark, Osmanlı
2 Konuyla ilgili daha geniş bilgi için bkz. Ramazan Çalık, Almanların Ermeni Olaylarına Bakışı, http://www.eraren.org/index.php?Lisan=tr&Page=YayinIcerik&Ic erikNo=23.

420

Yrd. Doç. Dr. Zübeyir BÜTÜNER

Devleti’ni, Ermeni olaylarını destekleyen İngiltere karşısında, bir yandan Ermeni politikasında destekler, fakat diğer yandan da Ermenilere yardım eder. Osmanlı Devlet’inde İngiltere’nin ve diğer Avrupa devletlerinin baskıcı reform isteklerini olumlu bulmamıştır. Alman İmparatorluğu, yapılacak reformların Osmanlı İmparatorluğu’na fayda getirmeyeceğini tam tersine, çökerteceğini veya parçalayacağını düşünmektedir3. 1897 yılında İstanbul’a büyükelçi olarak atanan ve Osmanlı Devleti ile Alman İmparatorluğu arasındaki geleneksel iyi ilişkileri geliştiren büyükelçi Marschall von Bieberstein, Osmanlı Devleti’ndeki Ermenilerin bulunduğu yerlerde ve bölgelerde Avrupa devletlerinin reform isteklerine karşı çıkar ve reformlar hakkında; Kim reformlarla meşgul oluyorsa, o imparatorluğu düzlüğe çıkarmak istemiyor, bilakis yıkmak istiyor4 diyerek reformların amaçlarını belirtir. Aslında emperyalist devletler böl, parçala ve yönet düşüncesinden hareket ederek Osmanlı Devlet’inde reform yapılmasını ve hatta bu reformları denetleyecek müfettişleri istemişlerdir. Bu reformlarla Osmanlı Devleti’nde yaşayan etnik gruplara çeşitli haklar ve özgürlükler verilmiş, gayrimüslimlerle Müslümanlar aynı statüye getirilmişlerdir5. Bu yeniliklerle Osmanlı Devleti’nin idarî ve sosyo-ekonomik yapısını düzeltmek, güçlendirmek değil, Ermenileri piyon olarak kullanarak kendi ekonomik ve siyasî çıkar alanlarını genişletmek ve aralarındaki ekonomik rekabetle, Osmanlı Devleti’ni kendi sömürgesi yapmaktır. Alman İmparatorluğu İngiltere ve Fransa karşısında reformlarda Osmanlı Devleti’nin yanında yer alır ve askeri yardımlar da bulunur. Alman İmparatorluğu Dış politika da Drang nach Osten (Şark’a Yönelme/İtilme) siyasî bir propagandası ile Osmanlı Devleti’ni Berlin-Bağdat Demiryolu Projesi ihalesi çerçevesinde, kendisine bağlar. Aslında İngiltere ve Fransa bu projeyi kendilerine verilmesini beklemektedirler. Fakat demiryolu imtiyazının
3 Konuyla ilgili daha geniş bilgi için bkz; Ramazan Çalık, Alman Kaynaklarına Göre II. Abdülhamit Devrinde Ermeni Olayları, Kültür Bakanlığı Yayınları, No:2464, Ankara 1997, s.35-121; Çalık, Bakışı…, http://www.eraren.org/index.php?Lisan =tr&Page=YayinIcerik&IcerikNo=23; A. D. Noviçev, Osmanlı İmparatorluğu’nun Yarı Sömürgeleşmesi, Onur Yayınevi, Ankara 1979, s.12, 50. Bkz. Çalık, Bakışı…, http://www.eraren.org/index.php?Lisan=tr&Page=YayinIce rik&IcerikNo=23. Bkz. 1915 Yılı Öncesi Anadolu’da Ermeniler, http://www.yehhu.com/odevtezbankasi/odev-indir.asp?id=26166; Çalık, Bakışı…, http://www.eraren.org/index.ph p?Lisan=tr&Page=YayinIcerik&IcerikNo=23.
421

4 5

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

onlara verilmesi petrol havzası olan Irak’ı da içeren doğu bölgelerinin Hindistan’a kadar tümüyle İngiltere’nin denetimine bırakılması demekti. Lübnan’daki karışık durum nedeniyle Fransa’nın da imtiyazı ele geçirmesi sakıncalı görülüyordu. Buna karşılık Osmanlı Devleti’ne Alman İmparatorluğu’nun bankalar aracılığıyla büyük şirketlerin sermaye ihracına dayalı yayılma stratejisi daha az tehlikeli görünüyordu. Oysa Alman Devleti 1890’lı yıllarda büyük alman tekellerinin dile getirdiği ve Mezopotamya’da Alman sömürgeleri elde etmeyi düşleyen Drang nach Osten planını ve Yaşam alanı (Lebensraum) tezini benimsemişti. Fakat Osmanlı Devleti’ni bu kaygılar değil, Almanların demiryolu yapımında sergiledikleri göz kamaştırıcı başarısı etkiledi ve Osmanlı Devleti yöneticileri Berlin-Bağdat Demiryolu Projesi’ni Almanlarla yapalım kararını verdiler6.(6) Bu kararda Osmanlı Devleti’nin Ordusu’nun danışman kadrosunda Alman subayların ağırlığı rol oynadı; ayrıca İstanbul’un gözünde İngiltere ve Fransa’nın sömürgeci karakterleri büyük ölçüde teşhis edilmişti. Alman İmparatorluğu,1890-1909 yılları arasında Ermenilerin çıkarttıkları olaylara7 karşı, Osmanlı Devleti’nin baskı yapmamasını talep etmekte ve Alman İmparatoru II. F. Wilhelm İstanbul’a yaptığı gezilerle (1898/1901) ve kendisine gönderilen raporlara istinaden artık şartsız desteklemeyeceğini açıklamıştır8. Fakat 1901 yılında Alman İmparatoru geldiği İstanbul’da Berlin-Bağdat Demiryolu ihalesini almıştır. Osmanlı Devleti’nde yaşayan çeşitli etnik gruplar içerisinde, özellikle Ermenilerin çıkardıkları olaylar, Osmanlı Devleti’nde çalışan Alman diplomatlar, misyonerler, rahipler, öğretmenler ve casuslar ve diğer resmî ve gayri resmî görevlilerce taraflı ve tarafsız olarak diplomatik temsilcilikler aracılığıyla Berlin’e rapor edilmişti. J. Lepsius İstanbul ve diğer bölgelerdeki Ermeni olaylarını başkente bildirmiştir. Bu Ermeni olayları yayın ve haberlerinden öğrenen Alman İmparatoru II. Wil6 7 Avni Özgürel, Berlin-Bağdat Demiryolu Savaşı, http://www.radikal.com.tr/haber. php?haberno=165015. Bu doğrultuda ilk isyan 1890’da Erzurum’da çıkmıştır. Daha sonra 1892-1893 yıllarında Kumkapı İsyanı, 1894’te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894’te Sasun İsyanı, 1895’te Babıâli Gösterisi ve Zeytun İsyanı, 1896’da Van isyanı ve Osmanlı Bankası İşgali, 1905’te Abdülhamid’e uikast teşebbüsü ve 1909’da Adana İsyanı gerçekleşmiştir. Bkz. Çalık, Bakışı…, http://www.eraren.org/index.php?Lisan=tr&Page=YayinIce rik&IcerikNo=23.

8

422

Yrd. Doç. Dr. Zübeyir BÜTÜNER

helm de etkilenmiş ve 1895’te Ermenilere katliam yapıldığını içeren bir rapor J. Lepsius tarafından kendisine sunulmuştur. İmparator II. Wilhelm, öfkelenir ve hırsını: Bu artık fazla oluyor. Zira onlar da Hıristiyan9 şeklinde dile getirerek, onlarında Hıristiyan olduklarını belirtir ve korumaya alır. Osmanlı Devleti’nde çıkartılan Ermeni olayları, Emperyalist devletlerin ekonomik çıkarlarına uygun olarak dünya milletlerine ve devletlerine Müslüman-Hıristiyan çatışması olarak gösterilmektedir. Bu durumda Ermeniler ve olayları çıkaran Ermeni komiteleri, onları kullanan emperyalist devletlerin tuzağına düşmüşler ve onların kışkırtmalarına kanmışlardır. Ermeniler ve Almanların mezhepleri farklı olmasına rağmen sonuçta aynı dinden Hıristiyan olduklarından birbirlerini desteklemişlerdir10. Otto von Bismarck’tan sonraki Alman şansölyeleri, Leo von Caprivi (1890-1894) ve Hohenlohe-Schillingfürst prensi (1894-1900) dönemlerinde Türk-Alman ilişkileri dostluk ve yakınlaşma ile daha da canlanır. Bu dönemlerin şansölyeleri dış politikada genellikle ticaret antlaşmaları ile denge politikası ve özellikle İngiltere ile bu politikayı sürdürmüşlerdir. Tanzimat Dönemi (1839) ile gelişen ilişkilerle Alman İmparatorluğu, Osmanlı Devleti’ne özellikle askerî ve ekonomik alanlarda yardımcı olmuştur. Alman Emperyalizminin barışçı nüfuz etme (Friedliche Durchdringung) metodu ile Osmanlı Devleti’ni ekonomik ve siyasî yönden kendisine bağladı. Bu yardımlaşma, Almanların Ermeni olaylarına karışmasını daha da kolaylaştırdı. Alman Parlamentosu’nda (Reichstag’da) siyasî partiler farklı fikirlere (muhafazakâr, demokratlar, Katolikler ve sosyal demokratlar vd.) sahip olsalar da, sonuçta Ermenilere yardımcı olmuşlardır. Bu olay, Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Alman İmparatorluğu Meclisi’nde yaşanmıştır Birinci Dünya Savaşı bütçesi Alman Meclisi’nde oylanırken, bütçe bütün siyasî partilerce kabul edilmiş ve desteklenmiştir. Bu dayanışma ve destekleme dışında Alman elçi, konsolos ve diğer görevlilerin yazdığı rapor ve haberlerden, Ermeni olaylarının sorumluları Osmanlı Devleti değil, bizzat Ermeniler ve diğer Emperyalist devletlerin
9 Bkz. Çalık, Bakışı…, http://www.eraren.org/index.php?Lisan=tr&Page=YayinIce rik&IcerikNo=23. 10 Bkz. Çalık, Bakışı…, http://www.eraren.org/index.php?Lisan=tr&Page=YayinIce rik&IcerikNo=23.
423

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

kendileri olduğu görülmektedir. Alman, İngiliz, Fransız ve Rusların ve diğer devletlerin yardımları ve teşvikleriyle Ermeniler Anadolu’nun birçok yerinde ve İstanbul’da olaylar meydana çıkarmışlardır. Ermeni olaylarının amacı Anadolu’ya müdahale etmek ve Anadolu’yu karıştırmak11. Ermenilere yardım eden ve desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen ve onlarla, onlara fedakârca çalışan Alman din Adamı ve politikacısı Protestan Johannes Lepsius, en önde gelmektedir.
ALMAN DİN ADAMI PROTESTAN JOHANNES LEPSİUS

Ermeni Meselesi’nde canla başla çalışan, bütün ömrünü Ermenileri savunmaya adamış ve kısmen başarılı olmuş bir dost ülke rahibi ve Protestan olan Johannes Lepsius’u 1858-1900 yılları arası tanıtmaya çalışacağız. 1878 Berlin Anlaşması imzalanması ile Ermeni Meselesi bir Avrupa meselesi haline getirilmiştir. İşte bu tarihten sonra yabancı devletler Doğu Anadolu’daki en ücra köşelerine bile başkonsolosluklar açmışlar ayrıca Protestan ve Katolik misyonerler Anadolu’nun her tarafında açtıkları okullar vasıtasıyla taraftar kazanmaya çalışmışlar; İngilizler ile Fransızların çıkarları doğrultusunda Ermeni komitalarını silahlandırılmasında başrolü üstlenmişlerdir. Protestan olan Johannes Lepsius’un Ermeniler arasındaki faaliyetleri de, dinî olmaktan çok, politikti. Papazın amacı, Ermeniler arasında etkin olan Batılı ve Doğulu diğer Hıristiyan güçlerin nüfuzunu kırmak, pastadan Almanya’ya da pay koparmaktı. Sömürgeciliğin bir kolu olan misyonerlik faaliyetlerinde büyük Avrupa devletleri ekonomik, siyasî ve kültürel menfaatleri doğrultusunda Hıristiyanlığı ve diğer yardım kuruluşlarını kullanmışlar. Hıristiyan kiliselerin, Hıristiyan olmayan ülkelerde dinlerini yaymak amacıyla kurdukları teşkilata misyon, bunları idare eden ve faaliyet gösteren din adamlarına misyoner denilmektedir. Misyonerlerin öncelikle el attıkları faaliyet sahaları okullar, hastaneler, dispanserler, yetimhaneler, yayınevleri, (eczaneler) ve geniş maksatlı yardım teşkilatlarıdır. Din yayma amacı istilacı zihniyetlerle birleşince bu teşkilatlar dünyanın her yerinde vücuda getirilmiştir. Ancak Ortadoğu’daki faaliyet alanları içerisinde önem taşıyan yerler,
11 Bkz. Çalık, Bakışı…, http://www.eraren.org/index.php?Lisan=tr&Page=YayinIce rik&IcerikNo=23.
424

Yrd. Doç. Dr. Zübeyir BÜTÜNER

Osmanlı hâkimiyetindeki topraklarıdır. Bunun din sebebini kutsal yerler teşkil ederken, diğer önemli sebep de Türk Devletinin kurulu olduğu bölgenin jeopolitik ve jeostratejik açıdan dünya coğrafyasının kilit bölgelerinden birisi oluşudur. Osmanlı Devletinin toprakların gelişleri hümanist nedenlere dayandırılan misyonerler, dinî faaliyetlerin yanında kendi devletlerinin politikaları doğrultusunda siyasî, ekonomik, askeri faaliyetlere de katılmışlardır. Osmanlı Devleti Topraklarını hedef alan ve karanlık güçlerin tahriki ile yapılan birçok faaliyetin başında Ermeni toplumu üzerinde dinî nüfuz sahibi olan bazı patrikler (rahipler) ve papazlar yer almaktadırlar12. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki misyonerlerin Urfa’daki ilk faaliyetleri 1830’da başlamaktadır. İlk gelenler arasında İspanyollar, Fransızlar, Amerikalılar, Almanlar ve İsviçreliler vardı. Başlıca görevleri Urfa’daki Müslümanları Hıristiyanlaştırmak, Hıristiyanların Müslüman olmasını önlemekti. Bu öncü grup, Protestan bir cemaatin ilk çekirdeğini oluşturdu. 1841’de iki İspanyol misyoner, ilk Katolik misyon merkezini kurdu. 1856’da Fransız misyonerler Urfa’da bir kilise inşa etti. 1883’te misyonun daha da güçlenmesi için 6 rahibe geldi. Dikiş Nakış Atölyesi ve Kız Okulu şemsiyesi altında faaliyet yürüttüler. Bir Alman papazı olan Doktor Johannes Lepsius, 1896’da Ermenilere Yardım Kurumu kurdu. 1897’de aynı amaca hizmet eden İsviçreli Bayan Doktor Josephine Zürcher geldi ve bir klinik açtı. Bir yılda 12 bin hastayla muhatap oldu. 1898’de İsviçreli Doktor Hermann Christ geldi. Çalışmalarının sonucunda, 1903’te Protestan Süryani Okulu açmayı başardılar. Urfa Hastanesi’nde hastabakıcı olan Avusturyalı Jakob Künzler de derslere girdi13. Johannes Lepsius’un Osmanlı Devlet’indeki Ermeni Meselesi’nde rolü ve görevi ne idi? Johannes Lepsius Almanya’nın ünlü bir bilim adamlarından ve Kraliyet Kütüphanesi müdürü Karl Richard Lepsius’un (1810–1884) oğludur. Baba K. R. Lepsius eski Mısır uygarlığı uzmanı ve modern bilimsel arkeolojinin kurucularındandı. 1843–1845 yılları arasında Mısır ve Sudan’a düzenlenen arkeolojik keşif gezilerine başkanlık etti. K. R. Lepsius’un yönetiminde Berlin Müzesi’ndeki Mısır koleksiyonu
12 Tuğrul Özcan, II. Abdülhamit Döneminde Orta ve Doğu Karadeniz’de Meydana Gelen Ermeni Olayları, Akis Kitap, İstanbul 2002, s.25-26. 13 Osman Özsoy, İthal Doktorda 2 Önemli Tehlike, http://makale.turkcebilgi.com/ kose-yazisi-21701-osman-ozsoy-ithal-doktorda-2-onemli-tehlike.html.
425

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

dünyanın en iyi koleksiyonlarından biri oldu. K. R. Lepsius’un 6 ve küçük oğlu Dr. Johannes Lepsius 15 Aralık 1858 tarihinde Berlin’de doğdu. J. Lepsius Berlin’de Matematik, Felsefe, Edebiyat Ve Sanat Tarihi de okudu. Tüm bunları edinmesinde babasının etkisi oldukça büyüktü14. J. Lepsius’ların evinde Prusya İmparatorluğu’nun değerli önde gelen politika, kültür ve kilise çevreleri (adamları) buluşuyorlardı. Bunlardan birisi de Ermenilerden Bogos Nubar Paşa, R. K. Lepsius’un en samimi arkadaşlarındandır. Dolayısı ile J. Lepsius ile tanışmaktadır. İlahiyat eğitimini bitirdikten sonra J. Lepsius 1883-1884 yıllarında Berlin’de Kara Muhafız Alay’ının 3. bölüğünde kardeşi Reinhold ile birlikte bir yıl gönüllü olarak askerliğini bitirdi. Haziran 1884’te 2. İlahiyat imtihanını bitirdi. Aynı yıl babası vefat etti. Ailesi çözüldü ve ailesinden ayrıldı. 12 Ekim 1884’te Kudüs’teki Alman Protestan Papazlar Topluluğu’na papaz yardımcılığı görevi teklifi aldı. Bunun üzerine 12 Ekim 1884 tarihinde Filistin’e ve Aralık 1884’te Kudüs’e ulaştı. Burada yardımcı papaz görevinin dışında Alman okullarında öğretmen ve müdür olarak çalıştı. Kudüs’te kendisi gibi Protestan olan hanımı Margarethte’yi tanıdı ve 29 Haziran 1886 tarihinde evlendi. Bunun üzerine üç yıllık sözleşmesini erken keserek, papaz görevi aramak ve yeni bir aile kurmak için Almanya’ya geri döndü. Kudüs’ten döndükten sonra Frankfurt am Main’da kısa süre Hıristiyan kilisesi temsilciliği görevini aldı. Ocak 1887’de Friesdorf’da / WippraHarz’da 10 yıl (1887-1896) mutlu ve ilahiyat eğitimiyle dolu bir yaşam sürdüreceği Papazlık görevini kabul etti. Orada kendisinin sosyal ilgisi dolayısı ile ve çevresinin iktisadi kalkınması için kendi imkânlarıyla 40 bayanla çalışan bir Halı- Manifatura Atölyesi açtı. Atölye’den gelecek olan gelirleri Doğu misyonerlik çalışmalarında kullanacaktı. J. Lepsius’un kendi söylemlerine göre; papazlık görevimin başlangıcında Şark’taki misyoner çalışmaları düşüncesinden önce uzaktım. Fakat Friesdorf ’daki bu görevimin sonuna doğru bu düşünce devamlı ön plana
14 Bkz., Johannes Lepsius (1858–1926) – ein Mann mit Vision, http://www.orientdienst.de/Erfahrungen/ Pioniere/Lepsius/lepsius.html; S. Kılıç, Ermeni Dostu Olarak Tanınan Bir Alman Din Adamı Dr. Johannes Lepsius, http://www.atam.gov. tr/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=247); A. Baumann, Johannes Lepsius’ Missiologie, Dr of Theology (DTh), Lörrach (Germany), October 2005, http://etd. unisa.ac.za/ ETD-db/ theses/available/etd-07052006-113202/unrestricted/ thesis.pdf.
426

Yrd. Doç. Dr. Zübeyir BÜTÜNER

çıktı15. J. Lepsius Şark’taki tüm sosyal aktivitelerini Ermeniler üzerinde yoğunlaştırır ve onların Avrupa’daki bir numaralı savunucusu olur. Daha doğrusu Ermenilere yapılan sosyal yardım çalışmalarını organize etmek ve geliştirmek için kendi isteği ile görevinden ayrılmıştır. J. Lepsius Papaz W. Faber ile hemen irtibata geçer. W. Faber Müslümanlar arasında ilk misyonerlik düşüncesini yoğun şekilde ortaya koyar ve 12 Kasım 1893’de Nitschareuth Kilisesi’nden ilk Alman Protestan-Luther misyonerlerini Müslümanlara gönderir ve uğurlama töreninde J. Lepsius da bulunur ve bir konuşma yapar. Bu törende J.Lepsius; Doğu’nun Musevileri ve Müslümanları arasındaki misyonerlik için İlahiyatçıların eğitimine bir Seminer kurulmasının planını açıkça talep etmiştir ve devamla;
Biz kısa bir süre önce buluştuğumuz Sangerhausen’da idik. Faber bana kendi Müslüman Misyondan bahsediyor ve ben ise ona uzun süredir yüreğimde taşıdığım; Museviler ve Doğu Hıristiyanlarında olduğu gibi Doğu Misyonu ve Müslümanlar arasında çalışma için bir Seminer kurma düşüncemi anlatıyorum16.

1895’te bütün kilise efradı güneşli bir havada Friesdorf’da Misyonerlik-Şöleni kutlamaktadırlar ve hatta toplanmışlar, Şark’ta Müslümanlar arasında kurulacak olan misyonerliği ve Hıristiyanların görevlerini konuşuyorlardı. Bu konuşmalardan sonra 29 Eylül 1895’te Müslüman Misyon Topluluğu olarak Alman Doğu/Şark Misyonu (ADM) (Deutsche Orient Mission / DOM ) kuruldu. DOM’a W. Faber de katılır ve kurucusu olarak adlandırılır17. İstanbul’da bir gün sonra Türklerle Ermeniler arasında çatışmalar çıkar ve bu çatışmalar sonucunda tutuklamalar18 başlar. Bu çatışmalarda J. Lepsius; 88.000 Ermeni öldürüldü, 568 kilise yıkıldı ve 328 kilise camiye dönüştürüldü, 2.400 Köy soyuldu, 646 Köy zorunlu İslamlaştırıldı19 iddiasında bulunmaktadır.
15 A. Baumann, Johannes Lepsius’ Missiologie, Dr of Theology (DTh), Lörrach (Germany) October 2005, http://etd.unisa.ac.za/ETD-db/theses/available/etd07052006-113202/unrestricted/thesis.pdf, s.37. 16 Baumann, Johannes Lepsius..., s.38. 17 Baumann, age, s.39. 18 Johannes Lepsius (1858-1926) – ein Mann mit Vision, http://www.orientdienst. de/Erfahrungen/Pioniere/ Lepsius/lepsius.html) ve A. Baumann, Johannes Lepsius’ Missiologie,Dr of Theology(DTh), Lörrach (Germany) October 2005, http:// etd.unisa.ac.za/ETD-db/theses/available/etd-07052006-113202/unrestricted/ thesis.pdf 19 Baumann, Johannes Lepsius..., s.39.
427

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

Şubat 1896’da Frankfurt’ta topluluğa yakın olan Papaz E. Lohmann, Ermenilere yapılan baskıları açıklamak üzere bir bildiri yayınladı ve bildiri de bilinçli bir şekilde misyon çalışmasından söz ediyor ve bir Alman misyon seminerinin var olduğunu fakat Doğu Misyonu için öğrencilerin yurtlarda eğitilmesini20 söyleyerek seminerin eğitim için yeterli olmadığını, bu eğitimin öğrenci yurtlarında yapılması istenmektedir. DOM’un asıl faaliyeti, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki -özellikle Protestan- Ermenilere maddî ve manevî destek sağlamaktı. Ermeni dul ve yetimlerine iş bulmayı ve yardım toplamayı kendisine bir görev algılayarak hızla çalışmalarına başladı. Osmanlı İmparatorluğu’nda ezilen Ermenilerin durumunu incelemek amacıyla haberlerin yayılması üzerine J. Lepsius, Mayıs- Haziran 1896’da kendi kurduğu Halı-Manifatura Atölyesi’nin temsilcisi olarak Osmanlı İmparatorluğu’na kendi kimliğini saklayarak bir araştırma ve inceleme gezisi yaptı. Gezinin amacı Ermenilere yapılan baskıların tüm teferruatını öğrenmekti. Hatta yanına Protestan İttifakı ve kilise çevresinin verdiği 9000 İsveç Frankı alarak Kayseri/Talas ve Urfa’da, -50 Talas ve 50 Urfa’da olmak üzere- 100 kimsesiz çocuğu kabul etti21. Osmanlı İmparatorluğu gezisinden geri döndükten sonra, tüm gücü ile Ermenilere Yardım Derneği’ni kurmak için çalıştı ve hemen Pastör Ernst Lohmann ile temasa geçerek Alman-Ermeni Yardım Derneği’ni kurdu. Dernek, birincisi E. Lohmann başkanlığında Frankfurt’ta ve Graf A. Bernstorff başkanlığında Berlin’de örgütsel olarak ikiye ayrıldı. J. Lepsius Berlin’deki komitenin genel sekreteri oldu22. Bu arada J. Lepsius birçok yayınlar yapıyor ve Şark gezisinin sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmak için yayınlıyordu. Bu arada konferanslar ve toplantılar düzenliyordu. Fakat İçişleri Bakanlığı toplantıların siyasî olmaması ve Türklüğe karşı olamaması için uyarılarda bulunmaya başladı. Fakat 24 Eylül 1896 tarihinde Berlin Spor salonunda Ermeni Prof. Garabed Thoumajan’ın yaptığı bir konuşmadan dolayı bakanlık J. Lepsius’u sorumlu tuttu. Çünkü konuşma siyasî ve Türklüğe karşı eğilimler taşımaktaydı. Bu eğilimlerin de Alman-Türk ilişkilerini zedeleyebileceğinden korkuluyordu. Bu konuşma Emniyet Müdürlüğü ve Bakanlık tarafından yasaklandı. Hatta E. Lohmann her iki komitenin -Frakfurt ve Berlin- birbirinden
20 Baumann, Johannes Lepsius..., s.40-41. 21 Baumann, Johannes Lepsius..., s.42. 22 Baumann, Johannes Lepsius..., s.43.
428

Yrd. Doç. Dr. Zübeyir BÜTÜNER

ayrılmasını teklif etti. Sonuçta her ikisi de birbirinden ayrıldı ve bağımsız olarak çalışmaya başladı. J. Lepsius, insanları tamamen Ermenilere yardım yapmaya ve yardım toplamaya çağırıyordu. J. Lepsius, Alman zenginlerinden yardım isterken, konunun ruhanî olmaktan çok, dünyevî bir programı olduğunu itiraf etmekteydi. Zira millî menfaatleri savunmak, illâ hükümetlerin vazifesi sayılmamalıydı. İncil’den çok, Türkiye’de Alman dilinin yayılması için çabalayan papaz, Kürt hastalara, özellikle aşiret ileri gelenlerine sunulan tıbbî hizmetlerin de bölgede Almanya’nın itibarını yükselttiğine işaret etmektedir. Bizzat kendi ifadeleri, papazın Alman menfaatlerinin bir elçisi olduğunu ifade etmektedir. J. Lepsius’un çabaları sonucunda, Ermenilerin durumunu anlatmak için Prusya Ruhanî Meclisi 29 Kasım 1897’de aşağıdaki açıklamayı yayınladı:
Ermenistan’daki kardeşlerimizin katlandığı ve katlanmakta olduğu acılardan derin bir üzüntü duymaktayız. Ruhanî Meclis, Protestan Millî Kilisesi’nin üyelerine yönelerek, onlardan Ermeni kardeşlerine yardım etmelerini, aileleri yok edilen çocukları himayelerine almalarını ve çekilen acılara bir son vermelerini rica etmektedir23.

J. Lepsius 1896 yılında Ermeni yardım çalışmalarını daha artırmak için kiliseden, kendisini görevinden alınmasını ve izin verilmesini istedi. Yaptığı yayın ve faaliyetlere bağlı olarak 1896 yılında Frankfurt’ta Armenien und Europa /Avrupa ve Ermenistan adlı bir kitap hazırladı ve kitabı ertesi yıl yayınladı24. J. Lepsius, beş bölümden oluşan temel eserinin önsözünde; 1896 yılının Mayıs ayında Anadolu ve Suriye’yi, ayrıca Ermeni huzursuzluğunun ve birtakım kanlı olayların yaşandığı iki vilayeti baştanbaşa dolaştığını yazmakta ve bu eserle Alman ve Avrupa basınını Türkiye’deki olaylar hakkında bilgilendirmeyi hedeflemiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nda ezilen Ermenilerin durumunu incelemek amacıyla 1897’de papazlıktan istifa etti ve Berlin’e yerleşerek DOM’un müdürlüğüne getirildi. Kuruluşun amacı Müslümanlar arasında İncil’i
23 Kılıç, S., Ermeni Dostu Olarak Tanınan Bir Alman Din Adamı Dr. Johannes Lepsius, http://www.atam.gov.tr /index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=247. 24 Johannes Lepsius, Armenien und Europa (Ermenistan ve Avrupa), Berlin 1897, s.266.
429

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

yaymak olarak belirtilmesine rağmen, DOM’un asıl faaliyeti, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki -özellikle Protestan- Ermenilere maddî ve manevî destek sağlamaktı. Bir adı da Ermeniler(e) Yardım Örgütü olan DOM’un, Mezopatomya’daki sevgi hizmetleri (hastane ve atölyeler) hem Protestan Ermenileri Almanya’ya kazandırıyor, hem de hayır hizmetleriyle bölgenin Müslüman ahalisi nezdinde Almanya’nın itibarını yükseltiyordu25. J. Lepsius Şubat 1897’de Amerikan misyoneri Corinna Shattuk başkanlığında açılan Ermeni Yardım Derneği’nin ilk Alman üyelerini, Alman Kimsesiz Çocuklar Yurdu’nu teslim almak için Urfa’ya gönderdi. Ermenilere yardım işi 1897 yılında Bulgaristan ve Arabistan’da da başladı. Ermeni dul kadınlarına bir iş olanağı yaratmak için Halı Düğüm Atma Atölyesi açmış, Friedorf’taki atölyeyi dağıtarak Urfa’ya taşımıştır. İlave olarak misyon klinikleri de açmıştır. 1898 yılı başında 700 kimsesiz çocuğu kabul etmiştir26. 18-20 Mayıs 1897 Londra’da konuşmacı olarak Ermeni Konferansı’na katıldı. Burada Almanların misyonerlik çalışmalarını anlattı. Aynı yıl üçüncü Doğu gezisini yaparak Varna ve Bulgaristan’da Schumla’ya ulaştı. 1898 yılında Johannes Lepsius, Ermeni yardım çalışmasında en büyük destekçisi olan eşi Margarethe’i bir kriz sonucunda kaybetti. Yardım Kurumu’nun 1899 yılında üye sayısı da artmıştır. Hatta Avusturyalı Ressam Jakob Künzler ve Müslüman vaiz Johannes Awetaranian üyeleri arasında idiler. Bulgaristan’da Ermeni yardım çalışmaları tamamlanmıştı. 1899’da J. Lepsius tekrar IV. Doğu gezisini J. Aweratanian’la birlikte yaptı ve bunun sonucunda burada bir Müslüman-Misyon oluşturmanın zamanı geldiği intibası ile geri döndü. Fakat bu görüş tepki topladı. Bu meselede tanınmış rakibi Misyon-İlahiyatçı Gustav Warneck idi. Buna rağmen J. Lepsius gayretle misyon için propaganda yapıyordu ve diyordu ki;

25 Tamer Bacınoğlu ve Andrea Bacınoğlu, Modern Alman Oryantalizmi, http:// www.1001kitap.com/Guncel/ Tamer_Andrea_Bacinoglu/modern_alman_oryantalizmi/alman23almanyaveermeni.html 26 A. Baumann, Johannes Lepsius’ Missiologie, Dr of Theology (DTh), Lörrach (Germany) October 2005, http://etd.unisa.ac.za/ETD-db/theses/available/etd-07052006113202/unrestricted/thesis.pdf, s.45.
430

Yrd. Doç. Dr. Zübeyir BÜTÜNER

Müslümanlar arasında her Misyonerliğe karşı geliniyor. Tanrının zamanı gelmedi-‘Kapı daha kapalı’-eğer bizim saat durursa, zaman hiçbir zaman gelmez ve kapılar sürekli kapalı kalır, insana bir daha açılmaz27.

J. Lepsius Müslümanlar arasındaki misyon çalışmasının çok kısa sürede sonuç vereceğini tahmin etmemiş, fakat esaslı ve zorlu bir ön çalışma yapması gerektiğini düşünmüştür. Dine göre İslam’ın anlaşılmasını sağlamak ve Müslüman dünyası için Hıristiyan İlahiyatı yaratmak, dinî bir çalışma ile ilgilidir. Eğer dinî çalışma sadece inançla yapılırsa... Şark’ta bütün Protestan çalışma... Şimdiye kadar olduğu gibi Hıristiyanlığın basit bir şamarını ve İslam dinine karşı tam bir anlayışsızlık getirir28. Bununla J. Lepsius İslam dünyası için daha fazla İlahiyat (Hıristiyanlık) istemektedir. Bu gezi ile bütün Şark’ı gezen J. Lepsius düşüncelerini gerçekleştirdi, diğer devletlerin misyoner örgütlerini tanıdı ve diğer misyoner örgütlerinin zararlı olduğu ve daha düzenli ve sıkı bir çalışma yapılması gerektiği kanaatine vardı29. 1900 yıllarda J. Lepsius’un misyon çalışmasında bir çok değişiklik meydana geldi. Eşi öldükten sonra tekrar evlendi ve Müslümanlıkla yoğun dinî çatışmaya ve Müslüman dünyası için Hıristiyan İlahiyatçılığın yoğun bir şekilde ortaya konmasının gerektiğini savunmaya başladı. 11 Mayıs 1900 tarihinde Yardım Kurumu’nun genel kurul kararında şimdiye kadar Ermeni Yardım Kurumu adıyla devam eden bu kurum Alman Doğu Misyonu olarak devam etsin ve Yardım Kurumu bir alt isim olarak kalsın, denilerek çalışmalarda değişikliğe gidildi. Bu çalışmalar zaten DOM’ un kuruluşunda vardı. Rahip J. Lepsius uzun süre Ermeni Meselesi’nin militan bir taraftarı olduklarını ve her fırsattan istifade ederek bütün Avrupa ve hatta dünyayı; Türkiye’de masum bir Hıristiyan topluma, zalim bir ırk olan Türkler tarafından sık sık soykırım uygulandığının kabul edilmesi ve gelecek yıllar
27 Johannes Lepsius (1858-1926) – ein Mann mit Vision, http://www.orientdienst. de/Erfahrungen/Pioniere /Lepsius/lepsius.html. 28 Johannes Lepsius (1858-1926) – ein Mann mit Vision, http://www.orientdienst. de/Erfahrungen/Pioniere /Lepsius/lepsius.html. 29 Johannes Lepsius (1858-1926) – ein Mann mit Vision, http://www.orientdienst. de/Erfahrungen/Pioniere /Lepsius/lepsius.html.
431

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

içinde de Ermeni milletinin soykırımlarla yok edileceği beklentisini anlatmak için dolaştı30. Ermeni dostu olarak tanınan J. Lepsius, Alman Protestan misyoneri sıfatıyla başta Ermeniler olmak üzere Şark’daki tüm Hıristiyanlara yapılan yardım çalışmalarını kurumsal ve örgütsel olarak yürüterek altyapıyı oluşturmuştur. Bu süreci 1900’lardan sonra DOM aracılığıyla devam ettirmiştir. Sonraki yıllarda bu kurum tekrar değişikliğe uğramış ve aynı hedefle adını değiştirmiştir. J. Lepsius’un, Ermenilerle ilgili kitapları ise bugün Avrupa Birliği’ne bağlı ülkelerde, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve diğer devletlerin kamuoyunda, sözde soykırımın ispatında kaynak olarak gösterilmektedir. Sözde Ermeni soykırımını belgelemek amacıyla J. Lepsius’un kullanılan kitaplarında, oynama, kazıma ve silme gibi değişiklikler yapıldığı dile getirilmektedir31. J. Lepsius’un düşünce ve yorumlarından oluşan kitaplar, Sözde Ermeni Soykırımı’nı belgelemeye kanıt teşkil edemezler32. Sonuç olarak Mustafa Kemal Atatürk Türklerle Ermeniler arasında bir sorunun olamadığını şu sözüyle ifade etmiştir:
‘Ermeni Meselesi’ denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele, Kars Anlaşması’yla en doğru çözüm şeklini buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu33.

30 M. Galip Baysan, Alman Rahip Lepsius -Tarihte Türklere Karşı Soykırım İddialarının Mimarı Portreler-4, http://www.atukad.org.tr/index.asp?orta=gabaslikdetay. asp&gundemid=38. 31 Mustafa Çolak, Kaynak Kritiği ve Tehcir Olayında Belge Tahrifatı -Johannes Lepsius Örneği-, http://www.ttk. gov.tr/yayinlar/belleten/belleten247i.htm; Cem Özgönül, Biyografi, http://www.okimdir.com/cem-ozgonul-biyografi.html, http:// tr.wikipedia.org/wiki/Cem_Özgönül. 32 Kılıç, S., Ermeni Dostu Olarak Tanınan Bir Alman Din Adamı Dr. Johannes Lepsius, http://www.atam.gov.tr /index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=247; Gust, W., Magisches Viereck, http://www. armenocide.de /armenocide/ armgende.nsf/ GuidesView/MagischesViereckDe?Open Document. 33 Mustafa Kemal Atatürk, 11.3.1922, TBMM Üçüncü Toplanma Yılı Açış Konuşması; Uğur Mumcu’dan Gizli Belgelerle Ermeni Olayı, Cumhuriyet–1 Nisan 1984, http:// www.wardom.org/ugur-mumcudan-gizli-belgelerle-ermeni-olayi-t134761.html? s=e3050a699ec471ff85bb51d49d1be174&amp.
432

Yrd. Doç. Dr. Zübeyir BÜTÜNER

Sözde Ermeni Soykırımı bayrağını elde tutan kişiler vasıtasıyla Avrupa ve Amerika’da günümüze kadar gelebilmiştir. Bu kişilerin en ünlüleri bir müttefik ülke Alman rahibi J. Lepsius, İngiliz Dışişleri’nde çalışmış bir İngiliz yazar ve Politikacı Lord Brice ve yardımcısı bir savaş propaganda elemanı tarihçi A. Toynbee ve bir Amerikalı büyük elçi Morgenthau’dur. Bu isimleri, dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre faaliyetlerini, arkalarında onları yönlendiren güçler ve bu güçlerle ilişkilerini izlemek, öğrenmek kanaatimizce AB ve ABD’de soykırım iddiaları ile ilgili talihsiz gelişmeler dikkate alındığında, günümüzde her Türk için millî bir görev olmalıdır. Ermeni Meselesi özünde tarihsel, kesin ve mutlak gerçeklerden değil, Türkiye’ye ödettirilmesi düşünülen tazminatlar ve ekonomik girdilerle Türkiye’ye bir tür Şantaj yapabilmek için kurgulanmış bir Plandır. Bu planı yapanların amacı Türkiye’yi işlemediği bir suçtan dolayı yargılamak ve yeni kurulmuş ve ekonomik zorluklar içinde bocalayan Ermenistan Devleti’ne tazminatlar ödeterek bu devletin ayakları üzerinde durmasını sağlayacak ekonomik fonları sağlatmaktır34.

34 Aytunç Altındal, Türk-Ermeni İlişkilerinin Gelişimi ve 1915 Olayları Tebliğ Sahte ‘Ermeni Sorunu’ ve ‘Sözde Soykırım’, Ankara 25 Kasım 2005, http://Www.Atukad. Org.Tr/İndex.Asp?Orta=Gabaslikdetay.Asp& Gundemid =38.

433

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

KAYNAKLAR
1915 Yılı Öncesi Anadolu’da Ermeniler, http://www.yehhu.com/ odevtezbankasi/odev-indir.asp?id=26166. Altındal, Aytunç, Türk-Ermeni İlişkilerinin Gelişimi ve 1915 Olayları Tebliğ Sahte ‘Ermeni Sorunu’ ve ‘Sözde Soykırım’, Ankara 25 Kasım 2005, http://Www.Atukad.Org. Tr/İndex.Asp?Orta=Gabaslikdetay.Asp& Gundemid=38. Atatürk, Mustafa Kemal, 11.3.1922, TBMM Üçüncü Toplanma Yılı Açış Konuşması. Bacınoğlu, Tamer–Andrea Bacınoğlu; Modern Alman Oryantalizmi, http:// www.1001kitap.com/Guncel/Tamer_Andrea_Bacinoglu/modern_alman_oryantalizmi/ alman23almanyaveermeni.html. Baysan, M. Galip, Alman Rahip Lepsius -Tarihte Türklere Karşı Soykırım İddialarının Mimarı Portreler-4, http://www.atukad.org.tr/ index.asp? orta =gabaslikdetay.asp &gundemid=38. Baumann, A., Johannes Lepsius’ Missiologie, Dr of Theology (DTh), Lörrach (Germany) October 2005, http://etd.unisa.ac.za/ETD-db/theses/ available/ etd-07052006-113202 /unrestricted/thesis.pdf. Çalık, Ramazan, Almanların Ermeni Olaylarına Bakışı, http://www.eraren.org /index. php? Lisan=tr&Page=YayinIcerik&IcerikNo=23. __________, Alman Kaynaklarına Göre II. Abdülhamit Devrinde Ermeni Olayları, Kültür Bakanlığı Yayınları, No:2464, Ankara 1997. Çolak, Mustafa, Kaynak Kritiği ve Tehcir Olayında Belge Tahrifatı -Johannes Lepsius Örneği-, http://www.ttk.gov.tr/yayinlar/belleten/belleten247i.htm. Gust, W., Magisches Viereck, http://www.armenocide.de/armenocide/armgende.nsf /GuidesView/MagischesViereckDe?OpenDocument. Johannes LepsIus (1858-1926) – ein Mann mit Vision, http://www. orientdienst.de /Erfahrungen/Pioniere/Lepsius/lepsius.html. Kılıç, S., Ermeni Dostu Olarak Tanınan Bir Alman Din Adamı Dr. Johannes Lepsius, http://www.atam.gov.tr/index.php?Page= DergiIcerik&IcerikNo=247. LepsIus, Johannes, Armenien und Europa (Ermenistan ve Avrupa), Berlin 1897. NovIçev, A. D., Osmanlı İmparatorluğu’nun Yarı Sömürgeleşmesi, Onur Yayınevi, Ankara 1979. Özcan, Tuğrul, II. Abdülhamit Döneminde Orta ve Doğu Karadeniz’de Meydana Gelen Ermeni Olayları, Akis Kitap, İstanbul 2002. Özgönül, Cem, Biyografi, http://www.okimdir.com/cem-ozgonul-biyografi.html, http://tr. wikipedia. org/wiki/Cem_Özgönül Özgürel, Avni, Berlin-Bağdat Demiryolu Savaşı, http://www.radikal.com.tr/haber. php? haberno =165015. Özsoy, Osman, İthal Doktorda 2 Önemli Tehlike, http://makale.turkcebilgi.com/koseyazisi-21701-osman-ozsoy-ithal-doktorda-2-onemli-tehlike.html. Uğur Mumcu’dan Gizli Belgelerle Ermeni Olayı, Cumhuriyet, 1 Nisan 1984, http://www.wardom.org/ugur-mumcudan-gizli-belgelerle-ermeni-olayi-t134761.htm l?s=e3050a699ec471ff85bb51d49d1be174&amp.

434

KAPANIŞ OTURUMU

435

KAPANIŞ OTURUMU

Ömer E. LÜTEM

Değerlendirme Toplantıları da konuyu derleyip toparlamak bakımından son derece yararlıdır. Vaktin geç olmasını dikkate alarak müsaadenizle hemen başlamak istiyorum. Değerlendirme Toplantısı’na katılacak hocalarımız Sayın Prof. Dr. Mahir AYDIN, Sayın Prof. Dr. Ömer TURAN, Sayın Doç. Dr. Selma YEL, Sayın Prof. Dr. Abdullah SAYDAM, Sayın Prof. Dr. Mustafa KESKİN ve Sayın Prof. D. Kamil Veli NERİMANOĞLU’nu davet etmek istiyorum. Çağırma sıralarımıza göre hocalarımıza söz vereceğim. Saatın pek geç olduğunu dikkate alarak değerlendirme konuşmalarının beş-altı dakikalık sürelerle sınırlı tutulmasını isteyeceğim. Önce sayın hocamız Mahir AYDIN’dan başlayalım
Prof. Dr. Mahir AYDIN

Sayın Başkan, değerli dinleyiciler XIX. Yüzyılda Ermeni Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Büyük Devletlerin Politikaları konulu iki günlük, o güzel, bir düğün coşkusu içerisinde geçen sempozyumumuz sona ermek üzere. Bütün sempozyumlar gibi bunun da bir sonu var. Öncelikle böyle güzel bir organizasyonu, üstelik ikinci kez bu kadar geniş çaplı olarak
437

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

gerçekleştiren Kayseri Erciyes ve Nevşehir Üniversiteleri’nde görevli arkadaşlarıma, hocalarıma ve emeği geçen herkese çok teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum. Şinası Nahir Berker’in 1962’de söylediği bir söz var: … bu memleket uzun laftan battı diye onun için beş dakika konuşacağım. Ermeni milliyetçiliğinin doğuşu bütün Osmanlı uyruğunda yaşayan öteki uluslar gibi doğal bir doğuş. Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, Osmanlı İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu’ndan sonra dünya tarihinde Orta Doğu’da ikinci büyük kültürel imparatorluktur. Bir ulusal devlet, bir din devleti değil, uluslar arası ve dinler ötesi bir yapılanma. Yaklaşık altmış iki etnik unsuru bünyesinde barındıran, üç büyük göksel dinî bir biriyle çatıştırmadan, çakıştırmadan yaşatmayı başaran ve uygarlıkların son mirasçısı olarak bugün yaklaşık otuz beş ülkeyi kendi sınırlarında tutmanın elbette ki bir sonu olacaktır. Genelde İbn-i Haldun değerlendirmesi ileri sürülür: Devletler de doğar, büyür, yaşar ve ölür diye. Ölür de bu süreci ne belirler? Bu süreci o ülkenin, o yapının bir çadırı ayakta tutan direkleri gibi o devletin iç dinamikleri belirler. Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya gibi… Ben bunları sınıf arkadaşı olarak değerlendiriyorum; tarıma dayalı ekonomi olarak yani fizyokratik yapı olarak büyüdüler, geliştiler fakat Avrupa’nın ikinci kuşak devletleri olan Fransa, İngiltere gibi ticaret üzerine kurulu berkanti (04:27) ve bizde olumsuz görünen onların bir sonraki aşaması belki de şampiyonlar ligi olan emperyalist sürecinde bu tarım ekonomileri geride kaldı. Geride kalınca Osmanlı Devleti’nin cazibesi bitti. Tıpkı Avusturya İmparatorluğu gibi. O Avusturya ki Macaristan ile ortak taç olarak 1867 yılından sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu olarak anılacaktır. Onlar birbirlerine yakınlar, birbirlerinin akrabası durumundalar. Ama Osmanlı öyle değil öyle olmadığı için Osmanlıya karşı yeter artık memnun değilim diyen, bana müsaade deyip ayrılmanın yollarını aradılar ve ilk parlak örneklerini Yunan bağımsızlığı ile geçekleştirince ötekiler düşlerini süslediler bizim içinde neden olmasın diye. Bu bağlam da en son sıra Ermenilere geldi. 1878 yılı Osmanlı İmparatorluğu’nun aslında çöküş yılıdır. Kalan bakiye yani Anadolu hesaplaşması Birinci Dünya Savaşı’nda görülecektir. Sözüm o ki, eğer 1878’de Ermeniler bir devlet kurmak bakımından sayıca çok ya da aynı sayının sıklıkla nüfus orantısı bakımından birkaç yerde yaşıyor olsalardı,
438

KAPANIŞ OTURUMU

İngiltere Ermenilere sormadan bile Ermenistan kurardı. Fakat İngiliz politikasının ince rafineliğini ortaya koydu, ucu açık bir yön gösterdi ve dolayısıyla Ermenileri uzun vadede kandırdı. İngiltere eğer kandırmamış olsaydı derdi ki Diyarbakır, Erzincan, Van ve Sivas Ermenistan olacak. Bunu demeyişi Ermenileri umutlandırdı. Umutlandırırken olmayacak düş yani hayal-i muhal düzlemine mâil-i inhidâmına sürükledi. Bu da Anadolu’nun 1880’lerden sonra sekiz yüz yıl yan yana yaşayan insanların birbirinin yüzlerine bakamaz hala gelmelerine neden oldu. Aynısını biz Rumlarla yaşadık 1918/1919’dan sonra Rumların Anadolu’da yaptıkları özellikle de Batı Anadolu’da yaptıkları yani görgü tanıklarının kaale almaktan utandıkları olay, 1924’deki mübadeleyi gerektirecektir. İşte Ermenilerinde kırk yıl boyunca Anadolu’da döktükleri kan onları Birinci Dünya Savaşı’na gelmeden, 1915’e gerek kalmadan önce Avrupa’ya, Fransa’ya, Amerika’ya göçmeye zorlayacaktır. Sosyal olguların laboratuar çalışması olmaz, onların pilot çalışması olmaz, engellenemez. Eğer engellense, eğer isteğe bağlı olsa o zaten sosyal bir olay değildir. Dolayısıyla bu dönem sekiz yüz yıllık Anadolu’daki Türk varlığının bir bilânçosudur, muhasebesidir. Bu konuda kalemi elinde tutan muhasebeciler İngiltere başta olmak üzere Rusya, Fransa gibi devletlerin büyük sorumlulukları olduğunu düşünüyorum ve kırk yıl boyunca aramıza düşmanlık tohumlarının ekilişinin hiç bedelliliği yok mu diye soruyorum yani bildiğimiz o hoş üslubuyla Nasrettin Hoca’nın deyişiyle hırsızın hiç mi suçu yoktur diyorum sözlerimi sonlandırıp saygılar sunuyorum.
Prof. Dr. Ömer TURAN

Açılış konuşmasında da anlatmaya çalıştığım milliyetçilik çok yönlü, çok boyutlu XIX. yüzyıla damgasını vurmuş bir fenomen. Ermeniler de eninde sonunda bundan etkilendiler. Sempozyumda Ermeni milliyetçiliğini anlamaya, tanımlamaya bilhassa Ermeni milliyetçiliği hadisesinin dış boyutları, dış devletlerle, dış milletlerle, topluluklarla, örgütlerle ilişkisi ortaya konulması amaçlandı ve iyi de oldu, güzel tebliğler ortaya çıktı. Tabii XIX. yüzyılın bir hadisesini, bir olayını incelerken ağırlıklı olarak tarihçiler konuştular. Bununla beraber milliyetçilik çok yönlü, çok boyutları olan bir fenomen olduğu için buna ekonomistlerin, sosyologların, antropologların, toplum psikologlarının, edebiyatçıların bütün sosyal bilimlerin elemanlarının katılması sempozyumumuz adına iyi
439

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

oldu. Diğer disiplinlerden arkadaşların da kendi zaviyelerinden, kendi birikimlerinden katkılarda bulunmalarının örneklerini gördük. Bu teşebbüsler de iyi oldu, biraz daha fazla olsa fazla olmazdı. Hangi hadise ile konuşuyorsak o hadisenin taraflarının tarihçiler olarak mümkün olduğu kadar diğer cepheleri de görmeye çalışmak, onların nasıl bu olayı tanımladıklarını, tarif ettiklerini, neler söylediklerini tespit etmeye çalışmak her halde çalışmaları çok daha verimli kılar. Üçüncü olarak işaret etmek istediğim bir hususta bu misyonerlikle ilgili bildirilerin çokluğu sebebiyle ya da misyonerlik çalışmalarına yönelik atıfların çokluğu sebebiyle bu konularda çalışan birisi olarak işaret etmek istediğim bir husus var. Misyonerlik kaynakları çok zengin sadece misyonerlik faaliyetleri dinî faaliyetler değil, misyonerlik faaliyetlerinin çok çeşitli boyutları var ve misyonerlik kaynakları çok değişik açılardan kullanıla bilinir, kullanılmalıdır. Osmanlının altı yüzüncü yılı münasebetiyle yapılan tarih kongresinde misyonerlik kaynaklarının Osmanlı tarihi çalışmalarında kullanımına ilişkin bir bildiri sunmuştum. Orada da şunu vurgulamaya çalışmıştım. Bu kaynaklar Osmanlı tarihi çalışmaları bakımından çok zengin malzemeler içeriyor fakat çok ihtiyatla kullanılması gereken kaynaklar. Birincisi tarafsız olmadıkları için ihtiyatla kullanılması gereken, ikincisi hem diğer misyonerlik kaynaklarıyla hem de başka kaynaklarla karşılaştırılarak kullanılması gerektiği için dikkat edilmesi gereken malzemelerdir. Çünkü bir misyoner bugün duyduğunu yazıyor, yarınki yazdığı bugünkünden farklı olabiliyor. Aynı adam aynı hadise hakkında o gün bir şey yazıp gönderiyor, yani öncesini sonrasını sağını solunu görmezsek ve çok acele hükümler vermeğe, kafamızda bir şablon oluşturup ona malzeme ararsak kolaylıkla buluruz, fakat çok isabetli olmayabilir, teşekkür ediyorum.
Doç Dr. Selma YEL

Teşekkür ederim. Yunanistan biliyorsunuz Rum soykırımını dünyaya kabul ettirme çabası içerisine girdi. Süryanilerin böyle bir hazırlık içerisinde olduklarını biliyoruz. O zaman genç akademisyenleri, mastır ve doktora öğrencilerimizi Süryaniler ile ilgili çalışmalara, Rum tehciri, Rum mübadelesi ile ilgili çalışmalara yönlendirirsek, şimdiden hazırlığımızı yaparsak sanıyorum son derece isabetli olacağı kanaatindeyim.
440

KAPANIŞ OTURUMU

Şimdi hem Kayserili olmak sebebiyle hem de bir akademisyen olmak sebebiyle iki defadır burada çok olağan üstü koşullarda, mükemmel bir organizasyonla ağırlandığımızı ifade etmek durumundayım. Bu sebeple de tertip komitesi başkanı Sayın Hülagü Bey’e, Gülbadi Hanım’a ve de Şakir Bey’e özellikle çok teşekkür ediyorum. Fakat yine de küçük küçük de olsa ufak tefek ilerdeki sempozyumlarda dikkate alınırsa eğer, daha mükemmel olacağı kanaatinde olduğum, bir takım gördüğümüz noktalar var. Sempozyumuzda tebliği sunması gereken bazı hocaların gelmemesinden ne şekilde teessüflerimizi sunacağımızı bilmiyorum. Bazı yakından tanıdığım şahıslar var. Onların ciddi rahatsızlıklardan gelmediğini biliyorum, fakat bu sempozyumda ciddi manada bir katılmama durumu söz konusuydu. Buna yönelik bir yaptırım olabilirse iyi olacağını düşünüyorum, teşekkür ederim.
Prof. Dr. Abdullah SAYDAM

Sayın başkan, değerli dinleyiciler hepinizi saygıyla selamlıyorum. Daha önce ifade edilen hususları tekrarlamamak üzere konuşmama farklı bir noktadan başlamak istiyorum. Sanırım birçok dinleyicinin de dikkatini çekmiştir. Benzer konuların çokça bildiri konusu yapıldığını gördük, tekrarlara düşüldü. Burada ben şöyle öneride bulunmak istiyorum. Teknolojinin çok geliştiği günümüzde, web sayfalarında doğrudan doğruya bildiri başlıklarının girilmesi ve girilen her bir bildiri başlığı en azından taslak olarak o sayfalarda yer alırsa bir başka katılımcı bir bildiri hazırlamak, yayınlamak istediğinde öncekine bakıp dolayısıyla da emeklerimizi, enerjilerimizi aynı konuda yoğunlaştırmaktan ziyade daha farklı konulara ayırıp, daha çok konunun bu tür sempozyumlarda gündeme gelmesine olanak sağlanabileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla yüksek lisans ve doktora tezlerinin bir bakıma değişik şekillerde yansımaları oldu toplantıda. Biraz önce değindiğim hususa dikkat edilirse hem makaleler hem araştırmalar tekrar edilmemiş olur, bizim de daha araştırılacak konunun yığınla olduğu bir ortamda enerji tasarrufu, zaman tasarrufu sağlamış oluruz. Bir dileğim bu, bu şekilde farklı üniversiteler bu tür toplantılar yaptıklarında böyle bir hususa dikkat ederlerse çok faydalı olacaklarını düşünüyorum. Bu sempozyumun bence bir diğer özelliği ifadede edildi, gittikçe tarihçilerin dışında çalışan meslektaşlarımız, arkadaşlarımız da ilgi göstermeye başladı ve Ermeni sorunu sadece tarihçilerin meselesi değil,
441

HOŞGÖRÜDEN YOL AYRIMINA ERMENİLER / CİLT 4

bunu bilmemiz lazım. Bizim meselemiz olsa çözerdik ama konu hep söylendiği gibi siyasallaşmış bir konu. Herkes kendisine şu soruyu sorabilir; geçen sempozyum sonunda hazırlanan dört ciltlik kitabı kaç kişi okumuştur? Buradaki her hangi bir oturumu izleyen en çok dinleyici sayısı sanırım ellidir, yüzdür. Bu az sayıdaki dinleyicilerde genellikle konuyu bilen kişiler, daha spesifik bilgiyi edinmeyi sağlamak için dinliyor. Hâlbuki Türkiye’de yetmiş milyon, yurtdışındakileri de sayarsak yüz milyonlarca insanın konu hakkında bilgi edinebilmesi için daha yaygın faaliyet alanlarıyla meşgul olanlarında bu tür toplantılara katılması gerekir. Ben yıllarca İnkılâp Tarihi okuttum, ama bir ara ilk defa Küçük Ağa dizisi yayınlandığında öğrencilerimin gelip bana sordukları sorular daha önce hayal edemeyecekleri teknik konulardı. Dolayısıyla bizim bu tür toplantılarda, özellikle teşviki artırmak gerekir. Bir sinema filminin bizim toplumumuz üzerinde, yabancı toplum üzerinde onlarca, yüzlerce makaleden daha fazla etkili olduğu bir gerçek. Buradan şu anlaşılmasın tabiî ki bilimsel araştırmaların önemini asla inkâr etmiyorum, o tür çalışmalar bilimsel araştırmaların üzerine inşa edilir ve belki biz onlara alt yapı hazırlıyoruz. Ama şu bir gerçek. Kurtuluş filminin etkisi yıllarca anlatılan İnkılâp Tarihi dersinden çok çok daha fazla olmuştur. Gündelik basın-yayın, medya organları bu konulara yeterince ilgili değiller. Dolayısıyla da yapılan emek, toplarsanız üç yüz, dört yüz kişinin arasında kalan bir bilgi oluyor. Ben hep şunu savunuyorum, kesinlikle batılı bu konuyu, gerçekten merak edip öğrenmek isteseydi bu konuları öğrenirdi. Yusuf Halaçoğlu hocamız açılış oturumunda dedi ki yirmi milyon dolar teklif ettik işte sizin arşivlerinizi açalım ya da açmakta yardımcı olalım. Şimdi bu arşivlerin açılmama sebebi para yokluğu değil. O kadar büyük fonlara sahip olan Ermeni diasporası bu parayı rahatlıkla bulur. Problem orada para değil, problem o arşivlerin açılması halinde tezlerinin çürütülecek olmasıdır. Öyleyse bu konuları daha toplumu etkileyecek vasıtalarla da dile getirmek gerekir. Belki bundan sonraki aşamalarda çevremizde en azından biz tarihçiler olarak öncülük etmeliyiz. Çevremizde sosyolog, sosyal psikolog, televizyoncu, halkla ilişkiler uzmanı, reklâmcı vb. alanlarda çalışan kişilerin de aramıza katılmasını sağlamaya çalışmak gerekeceğini düşünüyorum. Dolayısıyla siyasallaşmış bir probleme, bilimsel bir çözüm
442

KAPANIŞ OTURUMU

bulmak çok zor. Çünkü inat ediyor, dinlemiyor, inanmak istemiyor siz ne derseniz deyin bu konuyu tartışmıyor, çünkü kazandığı bir mevzi var. Kazandığı mevziden geri adım atmak istemiyor. Bu yüzden de yapılacak bilimsel çalışmaların yanı sıra toplumları etkileyici film ve roman çalışmalarına da yönelmemiz gerektiğini söyleyerek sözlerime son vermek istiyorum. Teşekkür ederim.
Prof. Dr. Mustafa KESKİN

Teşekkür ederim. Bilindiği üzere İbn-i Bibi diyor ki zamanın nankörlüğü değişkenliğindendir. Bu değişkenliği maalesef biz Cumhuriyetin ilk jenerasyonunu teşkil eden büyüklerimiz ya idrak etmediler ve ya onu sarmalayıp, yüzünü örterek genç nesillere bıraktılar. Burada şunu söylemek istiyorum Türkiye’nin sorunlarının biz Lozan’da sona erdirildiğini ve orada tarik eden birkaç meselenin de 1926’da Ankara Antlaşması’yla Kuzey Irak sorununun halledildiğini, 1936’da Montrö Antlaşması’yla da Boğazlar sorununun halledildiğini ve binâen aleyh Türkiye yaşamına sorunsuz olarak girdiği şeklinde bizler okuduk. Türkiye’nin benim hatırladığım ilkokulda ortaokulda haritalarımız vardı. O haritalarda Türkiye’nin sınırları dışındaki ülkelerin pek ismi olmazdı, pek önemli de değildi nasılsa o yerler bizim eller değil, hani açmaz oldu kızanlığın gülleri, acep neyleyeydik biz bu koskoca illeri diye söylemişlerdir 1878’de. Bu muahede bizim nesillerin hakikaten hayal dünyasını daraltı. Sonra peyder pey sorunlar çıkmaya başladı. Öğrenciliğim zamanında ilk defa büyük elçilerimiz vurulmaya başlandı. Ne oldu acaba kimdir diye düşünce bir ASALA’dan söz edilmeye başlanıldı. Sonra Türkiye’nin bir Ermeni sorunu varmış anladık, bunu kabullenmeye başladık. Sonra Lozan’da çözüldüğünü düşündüğümüz Adalar sorunu, Kıbrıs sorunu çıkmaya başladı. Bu örnekleri niçin söylüyorum? Türk kamuoyu bilgilenmeye muhtaçtır, kim ne derse desin, hangi merci ne söylerse söylesin Türk kamuoyu tarihinden, kimliğinden, medeniyetinden yıllarca tehcir edilmiştir. 2015 yılı önümüze konuluyor, Er