25 MAYIS *Araştırma ve geliştirme faaliyetleri çerçevesinde hergün yeni formatlar çıkıyor. Matematiksel olarak hepsinin türevi aynı.

Çünkü ses ve görüntüyü sıkıştırılmış, küçültülmüş versiyonlarına çeviren her şeyin temeli matematiksel algoritmalardan geçer. Dolayısıyla matematiksel ilerleme kaydederse insanlık bu formatlara yansıyor. *Özellikle sıkıştırılmış ve ses kalitesini aynı zamanda görüntü kalitesini de iyi oranda geliştiren kodlamalardan bir tanesi de advence codding AC3 denilen temel bir kod var. bu çoğu bilgisayar ses kartlarında da kullanılan kodlamadır. *Bilgisayardaki kodlama neden gerekiyor? Çünkü görüntü ve ses analogtur. Ama bilgisayarlarda ses ve görüntü bilgisi dijital olarak saklanıyor. Dolayısıyla dijital formattaki bilgiyi analog formata çevirmem lazım. Sesi dijital olarak yayılan ses verisini algılayamıyoruz. Dijital 0 ve 1’lerden oluşan bir veri yığını. Bunu bizim algılama şansımız yok. AC3 bunun temel kodlarından biri. Burada bir authentication -doğrulamak-onay vermek-otorize etmek. Bu otorizasyon merkezleri vardır kredi kartlarında, kart işlevinin doğru olup olmadığını onaylayan merkezlerdir. Burada da authentication dediğimiz zaman bir film oynatılmadan önce oynatıcı ve disk arasında güvenli bir bağlantı oluşur bu tamamen kopya korumaya yönelik, ya da doğru formatta alışveriş yapılıyor mu bunu doğrulamak için. Bazen DVD çalara DVD takınca bir süre döner ya atar, ya da atmaz durur. Ya da içinde cd yok der. Bu otorizasyonun kurulamamış olduğunu gösterir. Otorizasyondan kastımız burada bir cd medya var bu medyanın formatı bu. *AC3 formatına bakarsak dolbi dijital denilen standartla aynı anlamda kullanılır olmuş. 6 ayrı kanal içinde 448 kb saniye varan sıkıştırma sunuyor. Bu çok oturmuş bir standart. AC3 neden oturmuş. Çünkü dolbi standardı denilen veri sıkıştırma standartları henüz dijital ses oluşmadan analog seviyelerinden itibaren vardı. Dolbi kaset çalarlarda ne amaçla kullanılırdı? Kaset çalarlarda dolbi ne anlama geliyor? Kasetleri çalınca analog ses kayıtları bantın üzerine analog olarak kaydedilmiş veriler okunurken bantla teyp okuma kafasının mekanik olarak sürtüşmesinden dolayı bir ses oluşurdu. Bu plaklardaki gibi cızırtı değil, tiz seslerde ssss sesi. Mesela boş bandı çalınca tıs sesi çıkar. İşte bu tıs sesini engellemek için şöyle bir şey yapılıyor. Dolbi denilen standardın entegreleri vardı. Üreticiler bu entegreleri makinelerine ekledikleri zaman bu yüksek frekanslardaki sesteki gürültüyü büyük oranda kesiyorlardı. Bu iki türlü oluyordu. Bir kasete kayıt yaparken tiz sesler normalden daha fazla kuvvetlendirilirken kaydediliyordu. Okunurken de bu kuvvetlendirilmiş sesler asıl ana sesten ayrılacak şekilde bu sefer azaltılarak dinleniyordu. Böylece dolbi sistemlerinde kaydedilmiş bir kaset tekrar dolbi olarak dinlenildiği zaman tıs sesleri ortadan büyük ölçüde kayboluyordu. Daha temiz dinleme yapılıyordu. Dolbi standartları o zamanlardan başlayıp daha sonra bu teknolojiler özellikle sinemalarda kaliteli ses elde etmek üzere kullanıldı. Sinema teknolojisinde dolbi ses kalitesi daha dinamiktir. *Sonradan bu sistemler ev sistemlerine doğru çevrilirken ses standartları dijital teknolojilerin gelişmesiyle küçültüldü. Burada en önemli şeylerden biri sesin sıkıştırılıp tekrar çözülmesiyle sadece iki kanallı stero ses değil 5 kanallı surround denilen çevresel ses efektlerini verebilecek sistemler geliştirildi. Bunlara da decoder çözücü denildi. Bunlar sesi sadece sıkıştıran değil 5 farklı kanalı birbirinden ayıran bir sistemdi. Aslında 6 kanal, 6. kanal nedir? Bu 5.1, 6.1..burada sistem dediğimiz zaman yani ben böyle dinliyorsam stereoda önümde hoparlör vardır. Burada ne oluyor? Mesela çevrenizde atlılar koştuğunu filmde görüyorsanız. O at koşu efekti etrafınızda dolaşabiliyor. Noktadan sonraki 1 sadece ve sadece bas sesleri içerir. Hani size ilk derslerde anlatmıştım. Sesle ilgili bir sürü kural vardı. *İnsan kulağı hangi seslere daha duyarlı idi? Orta ve tiz seslere. (Bas/orta/tiz) Tiz ve orta seslerde kulak yön duygusuna sahipti ama bas seslerin yönünü kulağımız engeller. Bas sesleri ayrı bir kanala

ortak olarak kaydedip bütün kanallar için sadece tek bir kanal olarak yayınladığınızda işi çözmüş oluyorsunuz. Ama yön duygusu vermek için orta ve yüksek frekansları da mutlaka çevresel olarak dizmek zorundasınız. 6 kanal kaydediyorsunuz 1 kanal bas sesleri diğer 5 kanal da yön duygusu vermek üzere diğer kanallara veriliyor. Bugün Çin malı DVD bile alsanız bunların içinde kod çözücüler var farklı kanalları verebilecek sesi veriyorlar. Her şeyden önce kaydedilen filmin 5.1 gibi çok kanallı kaydedilmesi lazım. Stereo olarak kaydedilmiş bir ses sistemine müzik cd’sini koyarsanız bu efektleri elde edemezsiniz. Ama bu efektleri surroand efekti olarak sonradan yapay etki olarak yapan sistemler var ama hiçbir zaman arkanızda kapı kapandığını duymazsınız. Daha çok kulağın çevresel olarak her yönden duymasını sağlayan sanki hoparlörler her tarafta etkisi olan çeşitli yapay sistemler var. ama gerçek anlamda surround dediğimiz çevresel etkileri yaratmak için çok kanallı kayıt gerekiyor. *ASP diye bir format var. bu da microsoft’un özellikle video ve ses teknolojilerinde real media olarak adlandırılan standardın Microsoft tarafındaki karşılığı. Çok fazla yayılmadı ama Microsoft tarafından kullanılıyor. *AVİ windows’ta kullanılan en yaygın format. Birkaç çeşidi var. çoğu zaman fotoğraf makineleri de bu tür formatta veri üretebiliyor. *Cell diye bir kavram var. bir DVD aldığınızda belli bölümler vardır. (Chapter) istediğiniz film bölümünden devam edebilirsiniz bunlar da hücrecikler olarak bu bölümleri saklayan verilerdir. Bir dvd’ye baktığınızda ayrı chapterlar olarak kaydedilmiş dosyaları görürsünüz. Bunlar uzun videoları bölümleyip istediğiniz yerden devam etme bölümleyerek dosya boyutlarını küçültmektir. Oynatıcılar da buna göre ayarlanır. *Codec lafı çok geçer. Codec dediğimiz sıkıştırma görüntüleme formatlarından bahsediyoruz. Mpeg 1 mpeg 4 şeklinde avi vs. codec’lere sahip. Codec nasıl yayınlanır? Codec dediğimiz zaman hem kodlayan sonunda o kodu çözen yazılımlar olarak düşünün. Bazen sadece kodlayıcı bazen sadece kod çözücü verir. örneğin digitürk’ün yaptığı bir tane size decoder (çözücü) verir. digitürk tarafından kodlanmış olan belli formatta görüntü formatını çözer ve tv’ye yansıtır. Neden çözülüyor? Başkaları bu yayınları izlemesin diye. *Decoder deyince sadece kod çözücüdür. Dolayısıyla codec’ler sadece kod çözücü, sadece kodlayıcı ya da hem kodlayıcı hem kod çözücü olarak yayınlanabilir. Digitürk size böyle bir c ihaz veriyorsa içinde sadece kod çözücü vardır. Bu kod çözme de üzerindeki abonelik kartına bağlıdır. Bu abonelik kartından kodu çözmesi de parayı ödeminize bağlıdır. Sinyali kapatılacak abonelerin kodları tüm Türkiye’ye yayın olarak gönderiliyor. Kimin cihazında böyle bir işleme varsa o kapatılıyor. *Örneğin dijital fotoğraf makineniz aynı zamanda bir kodlayıcıdır. Kodlama codec’i vardır aynı zamanda çözücüsü vardır. Dijital fotoğraf makinesinde çektiğiniz videoyu izleyebiliyorsunuz. Dijital bilgi codec kullanılarak kaydedilmiş decoder kullanılarak okunmuş. Bu bütün video ve seslerin temel yapısı. *Örneğin uydu yayınları şu anda MPEG 1 yayın yapıyor bazıları MPEG 2 ‘de yayın yapıyor. Bazıları her ikisini de çözüyor. Uydudan yapılan yayında MPEG 1 standardında görüntü ve ses var. çözücünüz varsa uydu alıcınızda çözebililyor. *Dolayısıyla coder ve decoder deyince videoyu oluşturan ya da oluşturulmuş videoyu çözüp bize görüntüleyen programlardır. Birincisi sıkıştırma formatı eğer sıkıştırma formatı kullanılmasa yayını alamaz. Verileri sıkıştırmazsanız o kadar büyük bir veri yığınını alıp uygulayacak bant genişliği, aktarım metotu yok. ya da çok kalitesiz yayın alacaktır. Bilgisayarda bir sürü video oynatıcı var bunların hepsinde codec ve decoder olması lazım.

*CSS: DVD’lerin belli güvenliğini sağlamak için kullanılıyor. Kuzey ABD Avrupa Uzak Doğu DVD bölgeliridir. Türkiye 2 nolu bölgede. Yani gidip ABD’de aldığınız DVD’yi burada izleyemezsiniz. Seyderebiliyor musunuz? Daha ABD’de vizyona girmeden Rusya’da izleyebiliyorsunuz çünkü filmin halka sunulmadan önce deneme sunumları sırasında jürilere gönderilen örnek kopyalar elde edilirse anında dünyaya yayılıyor. Ama ticari satılan filmelirn bölgesi 1 ise Arvupa’da izleyemezsiniz. Standart hala var ama kırmak mümkün! *DAR: Gürüntü Oranı: çoğu bilgisayar ekranının 4’e 3’lük oranı vardır. Kastımız tipik tv formatı ama genişletilmiş tv’ler ya da geniş ekran bilgisayarlar değil. *Neden dijital video? Dijital olmayan video var mı? Video nedir?? Peş peşe gelen birbiriyle alakası olan fotoğraflardır. Dijital fotoğraf diye bir şey varsa dijital video diye bir şey de vardır. Dijital ortamda kaydetmek dijitalliktir. Dijital olmazsa ne olur? Dijital olmayan videoya analog diyoruz. Bazıları küçük kaset bantlar kullanır ama banta da dijital kayıt yapabilirsiniz. DV varsa Digital Video’dur. Dijital olarak 0 ve 1 ‘leri de banta kaydedebilirsiniz. *Film Karesi: Frame: En basit anlamda resimlerden oluşur video yoktur dediğimizde tek bir kare resim.