You are on page 1of 2

Arz Ederim...

Metin Özuğurlu

23 Mart 2007
Sözlerini ve evraklarını genellikle böyle sonlandırırlar. Saygı ve sadakat ifade
eden bu hitabın muhatabı üst-otoritedir; alta “rica” ederler. Biçimle öz, zarfla
mazruf bir bütündür, ayrılmaz. Bürokrasiden söz ediyorum; siyasal tarihimizin
(kimilerine göre Devlet-u al-i Osmaniye’den beri) en önemli figüründen. Öyle ki,
onu özerk ve egemen bir sınıf mertebesinde gören solcularımız bile çıkmıştır.
Hatta rahmetli Özal’ın (toprağı özelleşsin) başlattığı “devletçi bürokrasiyi
tasfiye programı”, bu çevrelerden açık-gizli sempati ve destek de toplamıştır.
Solculukları pirim yapmasa da, arkadaşların bu düşünceleri “atanmışlar
seçilmişlere karşı” retoriği ile memleket sathında epey taraftar bulmuştur.

Öyle ki, kalem erbapları arasında bugünkü cepheleşmeyi bile böyle görenler
çoğunluktadır. İçten içe “tasfiye et, et bitmiyor, Özal’ın yarım bıraktığı işi
bakalım Erdoğan tamamlayacak mı?” merakıyla 2007 Savaşlarını izledikleri su
götürmez.
Bürokrasi-burjuvazi-siyasi elit üçgeni başka bir yazının konusu olsun, tek
başına bürokrasi bile bu yazı için yeter de artar.

Tasfiye dildi, edilmedi meselesi, yüzeydeki bir tartışma; asıl olan bürokrasinin
derin bir iç kutuplaşma yaşıyor olmasıdır. Evet, üniter merkeziyetçi devlet
bürokrasisi çözülüyor.

İnisiyatif sahibi bölüğü küresel elit oluşumunun bir parçası haline gelirken, bu
safa dahil olamayan bölüğü de, deyim yerindeyse, “buharlaşıyor”. Kamu Yönetimi
Reformu, bürokrasideki çözülmeyi, küresel elitin bir parçası haline dönüşen
kesim lehine tahkim etme girişimi olarak da görülebilir.

Gelelim bu yarılmanın nerelerde olduğuna… Türkiye ekonomisinin %70’ini


düzenleyen üst kurul bürokrasisi, küresel elit oluşumunun adeta ideal tipidir.
Bunlara bütün bir Dış Ticaret ve Hazine bürokrasisi de rahatlıkla ilave
edilebilir. Bunlar IMF heyetiyle karşılaştıklarında sahiden mutlu olurlar; “eee
toprak görmeyeli nasılsın” tadında içten sohbete tutuşurlar. Dilde (İngilizce),
tasada (ne olacak piyasaların hali) ve kıvançta (entegre olalım, para yapalım)
ortaktırlar; bu mesele o kadar ileri boyutlara ulaşmıştır ki, mimik ve jestler
de bile benzerlik başlamıştır.

Bürokrasinin bu öncü bloğunu, Maliyeden başlayarak diğer bakanlıklar da


izlemektedir. En popüler ve avantajlı birimi AB daire başkanlıklarıdır. Bunların
koridorunda AB uyum sürecini Brüksel adına denetlemek için yabancı bir memur da
oturur; Hans ya da Elisabeth, fark etmez, onların güvenlerine layık olabilmek
için bizimkiler kıran kırana yarışırlar.

Devlet bürokrasisi içinde iki kurum bu genel çözülmenin dışında kaldı: Dışişleri
ve Türk Silahlı Kuvvetleri. Bunlar, alanları gereği zaten çok güçlü yurt dışı
bağlantıları olan kurumlardı. Eğitimleri ve mesleki kariyerlerinde yurt dışı
görevler zaten belirleyici bir yere sahipti. Ne var ki, bu bağ, devletlerarası
ilişkiler zemininde sürüyordu ve dahil oldukları yapılar (Birleşmiş Milletler ve
NATO) küreselleşmeye (siz ona ABD emperyalizmi de diyebilirsiniz) başarılı bir
şekilde uyum gösterebilmiş değildi. Sonuç olarak, emperyalist sistemle
ilişkileri en gelişkin olan iki kurum, yeni sömürgeciliğin yeni-liberal
evresinde, ekonomi bürokrasisi başta olmak üzere küresel elit oluşumuna entegre
olan genel idare bürokrasisinin gerisine düştü. Küreselleşmeye uyum,
bürokrasinin yeni elitleri için yeni ayrıcalıklar demekken, diplomatik ve askeri
bürokrasi için mevcut ayrıcalıkların da kaybı anlamına geliyordu.

AKP, dışişleri bürokrasisini büyük ölçüde hizaya soktu; ne de olsa sicil


amirleri; üniter merkeziyetçi idare diplomasisi, yerini, AB ile ayrıcalıklı
BOP’la merkezi statüde olup niteliği ‘yolda düzülecek’ olan bir devlet
diplomasisine bıraktı. Israrlı girişimlerine rağmen, Hükümetin aynı başarıyı TSK
üzerinde gösteremediği anlaşılıyor. Ne de olsa sicil amirleri değil. Bu noktada
Pentagonun doğrudan devreye girmiş olması büyük ihtimal. Genel Kurmay Başkanı ve
Kuvvet Komutanlarının ABD gezilerine bir de bu gözle bakılabilir.

Sonuç olarak askeri bürokrasi, sömürgeciliğin değişen koşullarına henüz kurumsal


uyum gösterebilmiş değildir. Bu uyumsuzluktan anti-emperyalist bir güç çıkarmak,
hokkabaz şapkasından tavşan çıkarmaktan daha kolay olmasa da, kimi
solcularımızın şu hayatta başaramayacakları pek az şey vardır.

Kaynak: Sendika.Org

Rate