31 Ağustos 2013 Cumartesi

13

Tarihten Güncelliğe Alevilik

Toplum içi çoğulculuk fikriyle sorunu olanların topluluk içi çoğulculukla daha da büyük sorunlar yaşayacağı çok açıktı. Bu süreçte Alevi inanç ve kültürünün çoklu ve çoğulcu tezahürleri Alevilerden çok iktidar mensuplarına dert oldu
Aykan Erdemir
Doç. Dr. CHP Bursa Milletvekili

Alevi kimliğini tartış(ma)mak
musal tartışmalarımızın öncelikli gündem maddelerinden birini oluşturmalıdır. Gündemi değiştirmek için sıklıkla anlamsız polemiklerin üretildiği ve dayatıldığı bir ortamda Alevilerin mağduriyetlerinin ve taleplerinin tartışılması gerekli ve önemlidir. Bu tartışmalara bilim dünyası ve basının yanı sıra siyasetçilerin ve bürokratların da katılması elzemdir; tıpkı tüm diğer mağdur yurttaşlarımıza ilişkin sorunlar için de geçerli olduğu üzere. Buradaki temel sıkıntı eşitliğe, temel hak ve özgürlüklere yönelik yürütülmesi gereken bir tartışmanın ısrarla kimlik tartışmalarına tutsak edilmeye çalışılmasıdır. Gündemi belirleme kudretinin hükmetmenin en önemli araçlarından biri olduğu göz önüne alınırsa, Alevilerin demokratik taleplerine ilişkin tüm tartışmaların kimlik münazarasına indirgenme çabasını hegemonik bir süreç olarak değerlendirebiliriz. Bu sürecin ifşası hak ve özgürlükler temelli yeni ve yapıcı süreçlerin inşası için önemli bir adımdır diye düşünüyorum. AKP’nin 11 yıllık iktidarı, yukarıda sözünü ettiğimiz ve AKP öncesi dönemde başlamış bulunan hegemonik sürecin güçlenerek devam ettiği distopik bir deneyim oldu. Alevilerin ve Aleviliklerin “doğru” tanımlarının yapılması, sınırlarının çizilmesi, “yanlış”larının giderilmesi çabası büyük bir hız kazandı. Aleviliğin tektipleştirilmesi ve Alevilere deli gömleği giydirme projelerinin ardı arkası kesilmedi. Toplum içi çoğulculuk fikriyle sorunu olanların topluluk içi çoğulculukla daha da büyük sorunlar yaşayacağı çok açıktı. Bu süreçte, Alevi inanç ve kültürünün çoklu ve çoğulcu tezahürleri Alevilerden çok iktidar mensuplarına dert oldu. Her inancın doğasında olan değişim ve farklılaşma, değişime bağışık bir pozisyon iddiasından yola çıkanlar için elbette rahatsız ediciydi. Ve belki de bu yüzden olacak tanımlara, sınırlara, kaidelere ve metinlere indirgenmiş bir Alevilik inşası takıntısı otoriter muhafazakârlığın alametifarikası oldu. paylaşmak istemedikleri kişi ve kesimlerin üzerlerine vazife olmayan konularda zorla müzakere dayatan yaklaşımlarını hayret ve isyan duyguları içinde izlediler. Oysaki konuşmak istedikleri ne çok mesele vardı, eşitliğe, haklara ve özgürlüğe ilişkin. Ne yazık ki muhatap bulamadılar. Gözleri olanlar görmedi, kulakları olanlar işitmedi. İşte yaşanan tüm bu sıkıntıların ışığında, inanç gibi nazenin bir konuda kırmadan, dökmeden, meseleyi içinden daha da çıkılmaz bir hale getirmeden yol almak, samimi bir muhabbet ve müzakerenin parçası olmak isteyen muhafazakâr siyasetçiler ne yapmalı? Öncelikle Alevi yurttaşlara Alevilik biçen vesayetçi toplum mühendisi şuursuzluğundan arınmalı. Toplumlar kadar inanç topluluklarının da çoğulcu yapısını kabullenmeli, saygıda kusur etmemeli. Değişimi bid’at olarak algılayıp diğer cemaatlerin değişim ve dönüşümüne, üzerine hiç de vazife olmayan bir kendini bilmezlikle, müdahaleye kalkışmamalı. Kısacası, demokrasi ve çoğulculuk üzerine asgari bir kavrayışı olan her siyasetçi gibi ne söyleyeceğini bilemese de ne söylememesi gerektiğini bilmeli. Otoriter muhafazakârlığın yalnızca susarak siyaset ve söylemini geliştirebilme olanağına sahip olması

bakis@sol.org.tr

İngiltere’de Katolik kimliği, İrlanda’da ise Protestan kimliği üzerine kapsamlı tartışmaların bu ülkelerin siyasi gündemlerinde fazlaca yer bulamamasını neye bağlamalıyız? Bunu İngiliz ve İrlandalı siyasetçilerin inanç dünyasına ilişkin bilgisizliğinin ya da dini konulara ilgisizliğinin bir sonucu olarak görmek ne derece doğru olur? Yine aynı çerçeveden bakarsak, Türkiye’de siyasetçilerin Alevi kimliği üzerine bitmek tükenmek bilmeyen tartışmalarını bu konuya ilişkin yakın bir ilginin ya da derin bir bilginin sonucu olarak görmek de olanaksızdır; özellikle de tartışmaların ne derece ciddiyetsiz, samimiyetsiz ve de nezaketsiz gerçekleştiği göz önüne alındığında. Öyleyse Alevileri ve Aleviliklerini tanımlamak, belirlemek ve nitelemek siyasilerimiz ve bürokratlarımız için neden bu derece önemli bir uğraş haline gelmiştir diye düşünmemiz gerekiyor.

Tanımlara, sınırlara, kaidelere ve metinlere indirgenmiş bir Alevilik inşası takıntısı otoriter muhafazakârlığın alametifarikası oldu
sevindirici olduğu kadar hüzünlendirici de... Ama demokratikleşme, vesayetle mücadele ve temel hak ve özgürlüklerde yol almaya niyetliyim diyenler için susmasını bilmek elbette yeterli olmayacaktır. Siyasi bilince sahip olmasa da asgari derecede etik değerlere sahip olan her siyasetçi için sistematik ayrımcılığın, ötekileştirmenin, nefret söylem ve suçunun bugünkü acımasızlığıyla sürmesi kabul edilemez olsa gerektir. Bu da susmanın ötesinde konuşmayı, harekete geçmeyi, değişim için mücadele etmeyi zorunlu kılıyor. Siyasi hesapların ötesinde, vicdani bir mesele olarak her siyasetçinin karşısındaki en temel meselelerden biri olarak duruyor.

Eşitlik ve Özgürlüğü Konuşmalıyız

Muhafazakâr Toplum Mühendisliği

Kimlik Tartışmasından “Doğru” Aleviliğe

Alevi yurttaşların sistematik ayrımcılık, ötekileştirme, nefret söylem ve suçu mağduru olduğu ülkemizde kuşkusuz Alevilik ka-

Alevi kimliği üzerine tartışmalar inanç, bilim ve sanat dünyasında doyurucu ve ufuk açıcı olabilecekken, vesayetçi siyasetin sığ sularında Alevi yurttaşların sorunlarına yeni sorunlar ekleyen bir niteliğe büründü. Bu süreçte, Aleviler toplum mühendisliğinin yalnızca pratiğinin değil aynı zamanda dilinin de kaba ve hoyrat olduğunu bir kez daha görme olanağına sahip oldular. İçrek âlemlerini konuşmak ve

Böyle düşünen siyasetçiler için konu Aleviler ve Alevilikler olduğunda müzakereyi kimlik tartışmalarına boğmamak büyük bir önem arz ediyor. Eşit yurttaşlığın, inanç özgürlüğünün, hak ve hukuk anlayışının ne gerektirdiğinden yola çıkmak gerekiyor. Ayrımcı ve ötekileştirici uygulamalarla kararlılıkla mücadele etmek gerekiyor. Nefret söylemine ve suçlarına karşı gerekli yasal ve yapısal önlemleri almak gerekiyor. Demokratik ve çoğulcu bir toplumsal yaşam için gerekli zihniyet değişimine özeleştiri ve duygudaşlık çabasıyla başlamak gerekiyor. Ama tüm bunlardan

önemlisi niyet gerekiyor. Niyet olmadan “açılım” nafile oluyor. Eşitlik ve özgürlük mücadelesi uzun ince bir yol. Mahatma Gandi, Martin Luther King ve Nelson Mandela’nın yaşamları gören gözler ve duyan kulaklar için esin kaynağı olabilir. Kendi küçük dünyamız ve dar kalıplarımız cemaatimizden ve ülkemizden çıkmamıza izin vermiyorsa kendi içimizdeki âleme bir göz atmak da yeterli olacaktır. Değerlerimiz, vicdanımız, adalet duygumuz bir pusula misali yürümemiz gereken yolu işaret edecektir. Hakkı ve hukuku düşünmeye ve konuşmaya başladığımızda göreceğiz ki kimliği tartışmaya da dayatmaya da gerek kalmayacak.

Hacıbektaş’tan Dersim’e Haziran İsyanının izlerini ararken
Bu yaz Dersim, Munzur Festivali’nde her yaz olduğu gibi yine Aleviliği, kadın meselesini, çözüm sürecini tartıştı. Gezi’nin izi yoktu. Dersimliler Gezi’deydi ama Gezi Dersim’de değildi. Her yıl İstiklal Marşı’yla, saygı duruşuyla başlayan Hacıbektaş-ı Veli’yi Anma Törenleri ise bu yıl epey “politik”ti. Hacıbektaş-ı Veli’nin “sana tokat atana diğer yanağını da sen uzat”cı pasif direnişi yerini doğrudan müdahaleye bırakmış görünüyor. Alevi-Bektaşi felsefesinin değişmediği malum; değişen 2013’ün politik konjonktüründe belirginleşen yeni ittifaklar olsa gerek.
Melike Ulufeci

Geçtiğimiz günlerde Hacıbektaş’taki anma etkinlikleri esnasında Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ tartaklanınca ne hikmetse ta Dersim’den “kınama” mesajları yağdı. Tunceli Üniversitesi’nin web sitesine olaydan hemen sonra şöyle bir video yüklendi: videoda önce, “solcu hocaları gönderdim” açıklamasıyla tanınan AKP hayranı rektör Durmuş Boztuğ TRT mikrofonlarına konuşuyor, olayı kınıyor. Ardından rektörün yanına boncuk gibi dizilmiş sıralarını bekleyen, Dersim’deki çeşitli cemevlerine mensup dedeler “incinsen de incitme” deyişini sol baştan başlayarak tekrarlıyor, bu olayın Alevilikle bağdaşmadığını vurgulayarak üzüntülerini dile getiriyor. Bu küçük olay bu yazının yazarını, “apolitik” bir “Türk” Alevi ilçesi ile oldu olası “politik” bildiğimiz bir “Kürt” Alevi kentini bir arada düşünmeye itti. En son söylenmesi gerekeni baştan söyleyelim: öyle görünüyor ki “çözüm süreci” ve Gezi olayları “apolitik” Alevileri “politik”; “politik” Alevileri “apolitik” kılmakta.

Hacıbektaş’a, Alevilerin Kâbe’si desek abartmış olmayız. Her yıl ülkenin dört bir yanından Aleviler

Alevilerin Kâbe’si

ibadet etmek, anma etkinliklerine katılmak ve kurban kesmek için bu küçük ilçeyi ziyarete geliyor. Aleviler her ne kadar Cumhuriyet’ten sonra da Maraş, Çorum, Sivas Katliamları’nda olduğu gibi çeşitli kereler Alevi oldukları için şiddete maruz kalsalar da uzun yıllar boyunca Cumhuriyet’in kurucu kadrolarıyla işbirliği içinde ve Cumhuriyet ideolojisiyle barışık biçimde yaşadılar. Erken Cumhuriyet döneminde kurulan bu ittifak şöyle açıklanabilir: Alevilerin Sünni İslam’a kıyasla daha “seküler” diyebileceğimiz inanış ve ibadet biçimleriyle kurucu elitlerin tahayyül ettiği toplumsal hayat ve aile yapısı örtüşmekteydi. Daha da önemlisi, Osmanlı’dan çok çeken ve yıllarca kıyıma uğrayan Aleviler için Cumhuriyet önemli bir kurtuluşa tekabül ediyordu. Her ne kadar kurulan ulus-devlet nihayetinde Sünni-Türk olsa da, Alevilerin Osmanlı’daki baskı ortamından sonra yeni rejime bakışları, “ölümü görüp sıtmaya razı olma” biçimindeydi. Alevilerin Cumhuriyet’ten umduklarını bulup bulamadıkları bir yana, 2000’lere kadar en azından Türk Aleviler açısından bu ittifak büyük oranda korundu. Hacıbektaş da kurucu kadroların yakın ilişkiler geliştirebildiği bir yer oldu. İlçede yönetim çoğunlukla CHP’deydi, hala da öyle. 2009 yerel seçimlerinde CHP %40 oy alırken ulusalcı bağımsız aday emekli tuğgeneral Ali Rıza Selmanpakoğlu (Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığından sonra o da CHP’ye katıldı) %53.7 oy alarak bir kez daha belediye başkanı oldu. 28 Şubat’ta sıkça adını duyduğumuz Selmanpakoğlu, AKP öncesi

hegemonyanın bir kesim Aleviyle yaptığı işbirliğini temsil ediyor. 2002 sonrasında AKP iktidarı bazı Alevi vakıf ve derneklerini kendisine tabi kılabilmişse de büyük oranda cumhuriyetçi hassasiyetlere sahip Türk-Alevi kesimleri ikna etmesi hayli güç görünüyor.

“Üvey EvlaT” Dersim

AKP hegemonyasının Alevileri içerme girişimleri yukarıda özetlenen cumhuriyetçi gelenek nedeniyle Türk-Alevi bölgelerde umulanı vermezken Kürt Alevi kentlerinde (görece) daha fazla karşılık bulabiliyor. Peki, bu girişimler AKP’nin milletvekili çıkaramadığı tek il olan Dersim’de nasıl yankı buluyor? Cumhuriyet’in “üvey evladı” Dersim, AKP’nin uzun zamandır “fethetmek” istediği bir yer. Yalnızca milletvekili çıkarmak ya da yerel yönetimi ele geçirmek değil aynı zamanda burayı yeniden düzenlemeyi de istiyor. AKP’nin Dersim’de siyasi kazanım elde etmek için öncelikle sivil toplumda yer edinmek istediği aşikâr. Bunun için uzun zamandır Aleviliği kurumsallaştırmaya dönük politikalara ağırlık veriyor. Bir hayli şamanistik ritüelleri içinde barındıran, doğayla iç içe olduğu için daha “materyalist” olduğunu iddia edebileceğimiz ve bu haliyle de Sunni muhafazakârlar açısından bir hayli “sapkın” duran Dersim Aleviliği; Aleviliğin “muhalif” çağrışımlarını törpülemeyi, onu yeniden tanımlayıp bir kuruma bağlamayı hedefleyen iktidar için son derece önemli bir yerde duruyor. Diğer yandan Dersim Alevileri, Cumhuriyet ideolojisiyle ve modernleşme paradigmasıyla kötü bir tanışıklık yaşadıkları için (1937-

1938 olayları), 1980 sonrasında Kürt meselesi üzerinden yeni bir asimilasyon sürecine maruz kaldıkları için ve bu yüzden de Türk Aleviler gibi AKP öncesi hegemonyayla yakın ilişkiler kuramamış oldukları için; AKP’nin görece daha kolay ilişki kurabildiği bir Alevi topluluğunu teşkil ediyor. AKP, Dersim’de cemevleri üzerinden kentle ilişkilenmeye çalışıyor; ancak bu girişimin çok başarılı olduğu söylenemez. İbadetini duvarlar arasında değil doğada yerine getirmeye alışmış bir halk cemevine sadece cenaze işleri için uğruyor, o kadar. Ayrıca barajlarla Gole Çeto gibi inanç yerleri sular altında bırakılırken AKP’nin “inanca saygı” retoriğine itibar eden çok az Dersimli var.

Aleviler Direniyor

AKP ile Aleviler arasında artan gerilim Gezi Olayları’yla birlikte sokağa taştı. Olaylar esnasında ölen beş gençten dördünün Alevi olduğu düşünülürse Alevilerin iktidara karşı en tepkili toplumsal kesimlerden biri olduğu açık. Geçtiğimiz günlerde CHP Cezaevi komisyonu, Gezi olayları esnasında tutuklananların yarısının Alevi, üçte birinin ise Dersimli olduğunu açıkladı. Ancak Dersim’de yaşayan Dersimliler her ne kadar Gezi olaylarının ilk günlerinde isyana yoğun biçimde katılsalar da, BDP’li belediyenin ve BDP’yle birlikte hareket eden sol örgütlerin “çözüm sürecine zeval gelmesin” yollu ikna çabalarıyla (hatta “esnaf zarar görüyor” kadar geri argümanlara sığınılarak) pasifize edildi. Dersim uzun zamandır Alevilik, Kürtlük, Zazalık tartışmalarının kısırlığında debelenip duruyor.

Dersim’in Kürdistan’ın diğer kentlerinden farklı olduğu ve BDP’nin burayı başka türden bir asimilasyona tabi tutmaya çalıştığı iddiaları dillendiriliyor. Son olarak Öcalan’ın Newroz konuşmasında Alevilerin adını zikretmemesi eleştirileri arttırdı. (Bir “gönül alma” manevrası olarak, geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen Munzur Festivali’nde Öcalan’ın “PKK hareketi gerçek bir cem, zikir ve semah hareketidir” sözü dev puntolarla sahneye yansıtıldı.) Dersim dilinin Kürtçe’nin bir lehçesine indirgenmesi her ulusal hareketin dil birliği üzerinden kendisini var etmeye çalıştığı hesaba katıldığında anlaşılabilir bir şey. Mezhepsel birliğin sağlanması uğruna Aleviliğin ihmal edilmesi de siyasal hareketin çıkarları açısından mantıklı görülebilir. Bunlar çok daha kapsamlı biçimde tartışılmaya muhtaç. Ancak tüm ülkeyi ve özellikle de Alevileri ayağa kaldıran bir toplumsal direniş karşısında muhalifliğiyle tanıdığımız bir kentin “sükunete” davet edilmesi katlanılır bir şey değil. Bu yaz Dersim, Munzur Festivali’nde her yaz olduğu gibi yine Aleviliği, kadın meselesini, çözüm sürecini tartıştı. Gezi’nin izi yoktu. Dersimliler Gezi’deydi ama Gezi Dersim’de değildi. Her yıl İstiklal Marşı’yla, saygı duruşuyla başlayan Hacıbektaş-ı Veli’yi Anma Törenleri ise bu yıl epey “politik”ti. Hacıbektaş-ı Veli’nin “sana tokat atana diğer yanağını da sen uzat”cı pasif direnişi yerini doğrudan müdahaleye bırakmış görünüyor. Alevi-Bektaşi felsefesinin değişmediği malum; değişen 2013’ün politik konjonktüründe belirginleşen yeni ittifaklar olsa gerek.

tüm karmaşıklığı ve zenginliği ile okumaya ve anlamaya çalışıyorum. Benzer şekilde ta en başından beri Kızılbaşlar arasında Türkmen olmayan grupların. bilhassa da son yıllarda ulusal. Alevilere yönelik bu irrasyonel korkular mum söndü gibi cinsellik temalı iftiralarla derinleştirilmiş ve Alevilik adeta bir nefret objesi haline getirilmiştir. hatta bir adım daha ileri gidilerek bu çabaların teolojik ve yasal bir zemine oturtulması için gayret sarfedilmektedir. camiye gitmedikleri. ampirik olarak desteklenemez bir iddiadır. Bunları açıklarken genellikle ayrımcılık kavramını kullanılıyor. İlginçtir. Ancak Alevi adını anmanın tabu olduğu 90’lı yıllar öncesinde mezhepçi siyaset daha alttan alta ve daha çok yerel düzlemde uygulanırken AKP ile birlikte. köklü bir takım Sufi ve gezginci derviş gruplarının bir koalisyonu olarak ortaya çıkmıştır. Ayrica. Hem Tayyip Erdoğan hem de Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek gibi AKP’nin diğer üyeleri. 1980 askeri rejimi ile başlayan Alevilere yönelik aktif asimilasyonist politikalar AKP hükümetleri ile artan bir hızla ve kamusal kaynak aktarımıyla sürdürülmekte. 1995’ten beri bu yaklaşımla sürdürdüğüm çalışmalarım sonucunda Aleviliğe dair birçok yerleşik kanının sağlam ampirik dayanaklarının olmadığını gördüm. farklı görünümlerde de olsa toplumun Türk. AKP iktidarı ile birlikte bu asimilasyonist çizgi büyük oranda devam etmiş. Ancak aynı dönem geleneksel Alevi kurumlarının da çok ciddi şekilde erozyona uğradığı bir dönemdir. laik. sanıyorum çalışmalarımın en ayırdedici özelliği arşiv belgelerinin yanı sıra bizzat Alevi dede ocaklarına mensup ailelerin ellerindeki yazılı belgeler ve yine aynı ailelerden derlediğim sözlü anlatılara dayanmaları. Bu şekilde Alevi tarihini devlet-merkezli bir perspektiften ve dışardan yakıştırmalarla değil. hatta binlerce fetvasının. göçebe yaşam tarzıyla veya yüksek İslam’ı anlamamakla alakalandırılmasının da son derece sorunlu bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. şecereler. Bütün bunlar ötelenmiş bir azınlık olmanın yarattığı ruh hali ile birleşince Aleviler doğal olarak sol akımlara meyletmiştir. Temel hatlarıyla Alevifobiyi nasıl tanımlarsınız? Ayrımcılıktan farkı nedir? Alevifobi kavramını. ama şu anki bilgilerimiz özellikle 17. Ancak Alevi adını anmanın tabu olduğu 90’lı yıllar öncesinde mezhepçi siyaset daha alttan alta ve daha çok yerel düzlemde uygulanırken AKP ile birlikte.14 Ayfer Karakaya Stump ile Söyleşi 31 Ağustos 2013 Cumartesi AKP’nin Alevi karşıtı mezhepçi söyleminin sağ siyasi geleneğimizde yeri vardır. oruç gibi ibadetleri yerine getirmesi konusunda devletin artan titizliği ve o dönemde süregiden Kızılbaş takibatlarının nihai amacı imparatorluk sınırları içinde daha homojen ve konsolide bir Sünni kimlik yaratmaktı. Erdoğan hükümetinin özellikle son yıllarda mezhepçiliği daha önce görülmemiş bir sıklıkta ve alenilikte bir siyaset aleti olarak kullanma eğilimidir. Alevifobik refleksin toplumumuzda ne kadar derin ve yaygın olduğunu gösteren en carpıcı emare. Benim bulgularıma göre Kızılbaş hareketi Safevi liderliğinde bir araya gelmiş. aynı zamanda nominal olarak Sünni olmakla birlikte Sünniliği resmi tanımlandığı şekliyle anlayıp yaşamayanlardı. köklü bir takım Sufi ve gezginci derviş gruplarının bir koalisyonu olarak ortaya çıkmıştır. Ebusuud’un doğru Sünniliği tanımlamaya yönelik yüzlerce. Dolayısıyla. negatif anlamda Alevi/Kızılbaş olmamak şeklinde tanımlanmıştır. AKP’nin Suriye krizindeki tutumundan bahsediyorsunuz herhalde. Nitekim o günlerde MHP genel başkanı Devlet Bahçeli. seyyitlik iddiaları ve bölgenin en saygın tarikatlarından birinin varisi olmaları hasebiyle Osmanoğullarından çok daha güçlü bir dini meşruiyet zeminine sahip (Şii) Safevilerden gelmiştir. Yeni çalışmalar ilerde başka bir resim ortaya çıkarır mı bilmiyorum. ABD’de The College of William and Mary’de tarih bölümünde öğretim üyeliği yapıyor. bilhassa Kürt hareketinin yükselişini takiben Alevilerin Türk-İslam sentezi içerisinde asimile edilmesi konusunda devlet daha önce hiç olmadığı kadar sistemli bir çaba içine girmiştir. Herşeyden önce Alevifobi kimlik politikaları ile yakından ilişkilidir. sağcı. mahkeme hüccetleri gibi belgeler Alevilerin de diğer reaya gibi vergi ödediklerini. Yani AKP’nin Alevi karşıtı mezhepçi söylemi nin sağ siyasi geleneğimiz de yeri vardır. yüzyıl ve sonrasında uygulanan bu Sünnileştirme politikalarının hedefi sadece Aleviler değil. ana muhalefet partisi CHP’nin yeni başkanı Kemal Kılıçtaroğlu’nun Aleviliğini kamuoyu önünde defalarca ve alaycı bir tavırla vurgulamışlardır. özellikle de sıradan bir ‘tarikate’ indirgenerek müteşerri İslam çemberine entegre edilmeye çalışılıyor. Kızılbaşlığın ortaya çıkışının kandırılmışlıkla. 1826’da Bektaşiliğin yasaklanması ile birlikte Bektaşi tekkelerine Nakşibendi şeyhlerinin atanması ve buralara camii yapılması sürecini bir kenara koyarsak. ancak zamanla Sünni ilahiyatçıların sürece daha aktif müdahil olmasıyla yeni bir mertebeye taşınmıştır. diğer yandan da dedelik kurumu sol ideolojileri benimsemiş genç kuşak şehirli Aleviler tarafından sert ve yıpratıcı eleştirilerin hedefi olmuştur. Bu propagandanın belli oranda başarılı olduğunu ve referandumda verilen %58’lik evet oyu içerisinde bu şekilde Alevifobik refleksleri kaşınan bir grup MHP’li ve başka partili seçmenin de bulunduğunu düşünmek yanlış olmasa gerek. Nitekim daha önceleri ‘öz Türklük’ vurgusuyla. Ancak sizin kullandığınız bir başka kavram daha var. Zaten böyle güçlü bir felsefi omurgası. içerden bir gözle ve Alevi toplumunun kendi içinden çıkmış kaynaklara ve kategorilere binaen. .. bu ister Türklük. Soğuk savaş döneminde sol partileri Sünni çoğunluğun gözünde öcüleştirmenin en kestirme yolu. yüzyılda değişecek ve devlet bir kez daha tepeden inme Sünnileştirme politikalarını uygulamaya koyacaktır. Aleviler dönem dönem bu din anlayışını temsil eden Osmanlı idaresine karşı direnmekten ve ayaklanmaktan da geri durmamışlardır. her ne kadar zamanla kendi başına yarı-etnik bir kimlik niteliği kazanmışsa da tarihsel olarak Aleviliği etnik bir öze dayandırmak. nevi şahıslarına münhasır bir sosyo-dinsel örgütlenme modeli geliştirmişlerdir. Mesela sürekli Alevi deyişleri dinlediğine şahit olduğumuz dini bütün bir Sünni komşumuzun. Fuad Köprülü’den beri tekrarlanagelen. ister Kürtlük. bu mezhepçi söylem Suriye krizi ile birlikte uluslararsı platforma taşındı. Sarstığınız fikirlerin başında da Anadolu Aleviliğinin köklerinin Safaviler tarafından “kandırılmış” göçebe aşiretler olduğu biçimindeki neredeyse resmiyet kazanmış tez yer alıyor. dolayısıyla Kadirilik. başarıyla işleyen bir iç örgütlenmesi ve titizlikle uygulanan ritüelleri olmasa bu kadar baskıya rağmen Aleviliğin bugüne kadar ayakta kalması mümkün olmazdı. Aleviler devlet ve Sünni çoğunluk tarafından hep bir ‘iç tehdit’ olarak algılanmış. Alevi müziğine olan hayranlığını itiraf ettiği aynı cümle içinde Alevileri namaz kılmadıkları. Kerbela ziyaretnameleri gibi Aleviliğin birincil kaynaklarına dayanarak hazırladığınız Alevilik tarihyazımı açısından çok önemli çalışmalarınız var. Bu örnekler hem resmi düzeyde hem de gündelik hayat içerisinde görülebiliyor. Kızılbaşların sünnileştirilmesine dönük gayretlerin oldukça eski olduğunu biliyoruz. Bu dalganın itici gücü Protestan misyonerlerin sözkonusu grupları Hristıyanlaştırabileceği korkusudur ve zaten metodları itibari ile de kısmen misyonerleden etkilenmiştir. Alevi belgeleri arasında bulunan tahrir kayıtları. ister Zazalık. Şehirde yetişen ve yüksek öğrenim imkanına kavuşan ilk kuşak Aleviler için sol ideolojiler Türkiye toplumuyla entegre olmalarının bir anlamda önünü açmıştır. Şah’ın Öğrencileri: Osmanlı Anadolusunda Kızılbaş/Alevi Toplulukların Oluşumu ve Dönüşümü” başlıklı teziyle Harvard Üniversitesi’nde tamamlayan Karakaya. yani köyden kente büyük çaplı göçlerle başlamıştır. velhasılı eksik Müslümanlıklarından dolayı keskin bir dille eleştirme ihtiyacı duyması böyle bir anksiyetenin tezahürü bence. Alevilik radikal bir eleştiridir Buna paralel olarak Türkiye’de Aleviliğin muhalif ve genel itibariyle sola açık bir siyasi kimlik olarak şekillenmesinde bir takım tarihsel dönüm noktaları tespit edilebilir mi? Aleviliğin düşünsel olarak hakim din anlayışına radikal bir eleştiri getirdiğini kabul etmeliyiz. Nakşibendilik gibi tarikatlarla bir tutulması imkansızdır. Oysa önyarıgısız ve dışardan baktığınızda Aleviler ile Sünnilerin tarihsel. Bu hiç sorgulanmayan ama herkes tarafından tekrar edilen varsayımlara ben Alevi tarihyazıcılığının mitleri diyorum. Osmanlı’dan günümüze değin hangi tarihsel uğraklar ve hangi toplumsal değişimler Aleviliğin resmi yahut “yüksek İslam” anlayışı içerisine yerleştirme yönündeki çabayı kuvvetlendirmiş ve hızlandırmıştır? Osmanlı beyliğinin imparatorluklaşma süreci dini sahada da bir ortodokslaşma ve merkezileşme sürecidir. varlıklarının toplumun bütünlüğüne ve saflığına halel getireceğinden korkulmuştur. Alevilik tarihi üzerine daha önce akademik çalışmalara konu edilmemiş. hilafetnameler. Zaten Alevifobinin yarattığı güçlü anksiyete tam da bundan kaynaklanıyor olsa gerek. Ali-merkezli inançlarıdır. Tabii 16. Tabii bu Aleviler her an her dakika isyan halindeydi. Suriye krizinden önce bu açıdan en derin kırılma noktası 2010’daki referandum sürecidir. artık daha çok teolojik zeminde belli bir kalıba sokularak. ister başka birşey olsun. Başbakan’ın giderek keskinleşen ayrımcı söylemini ve nihayet dış politikada artık iyiden Ayfer KarakayaStump Kimdir? Doktorasını 2008 yılında “Sultan’ın Tebaası. Türkiye’de mezhepçilik bir siyaset aleti olarak özellikle sağ partiler tarafından aslında her zaman kullanılmıştır. özellikle de Kürtlerin varolduğuna dair açık tarihi kayıtlar var. Zamanla bu farklı gruplar Alevi ocakları olarak kendi içlerinde organize olmuş. görmezden gelinmiş icazetnameler. Daha yakın dönemlere gelirsek. hatta uluslararası düzeyde ve çok daha yoğun ve açık bir şekilde tedavüle sokulmaktadır ki bu da son derece kaygı vericidir. Bu anlayış yerine ocaklar biçiminde örgütlenmiş köklü Sufi çevrelerinin. Büyük şehirlere göçle bir yandan talip-dede bağlarında çözülmeler yaşanmış. AKP hükümetinin hayat memat meselesi addettiği tüm siyasi kavşaklarda mezhepçi söyleme rahatlıkla tevessül edebildiğini görüyoruz. Ancak bu durum 19. Benim bulgularıma göre Kızılbaş hareketi Safevi liderliğinde bir araya gelmiş. Tabii Alevilerin modern anlamda sol siyasetle tanışması 1960’lardan sonra. Ama öyle ya da böyle. Kızılbaşların hepsinin Türkmen ve göçebe olduğu bu mitlerden biri mesela. Bu çabalarında büyük oranda başarılı olan sağ partiler bu sayede muhafazakar Sünnilerin sol partilere karşı duygusal kopuşlarının da temelini attılar. Ancak Alevilikle ilgili AKP döneminde yaşanan belki de en önemli niteliksel değişim. yeni ve taze bir güç olarak ortaya çıkan. Nitekim Osmanlı-Sünni kimliğinin hep ‘ötekisi’ olan Alevilik. Bu grupları bir araya getiren de müteşerri Sünni İslam’a karşı bilinçli bir muhalif tavır ve mistik yönü ağır basan. Vefai tarikatının önemini vurguluyorsunuz. Referandumda ‘evet’ oyu verilmesi için yaptığı miting konuşmalarında Erdoğan muhtelif defalar Alevileri hedef alan “yargıda belli bir mezhebi grup var. Evet. Bu çalışmalarınızda Alevilik tarihine ilişkin pek çok yerleşik kanıyı sarsıyorsunuz. Kürt. hatta adeta unutulmuşlardır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Aleviliği Sünni İslam’ın kabul görmüş kavramları ile tanımlamaya çalışmasını. Alevilerde kısmen tarihi şartların ürünü kısmen de inançsal temellere dayanan bir siyasi ve dini muhalefet geleneğinden bahsetmek yanlış olmaz. Abdülhamid döneminde yaşanmıştır. bu ülkeye yönelik uyguladığı müdahaleci politikalarına baştan beri düşük seviyelerde seyreden seçmen desteğini Sünni kesimdeki Alevifobiyi harekete geçirerek arttırma çabalasının bir parçası olarak okuyabiliriz. daha doğrusu Sünni müteşerri İslam’da anlaşıldığı şekliyle bir tarikat değildir. Ama 1990’lardan sonra. Cumhuriyet döneminde de Türk-Sünni kimliğinin yarı-resmi ‘ötekisi’ olmaya devam etmiştir. Zamanla bu farklı gruplar Alevi ocakları olarak kendi içlerinde organize olmuş. nevi şahıslarına münhasır bir sosyo-dinsel örgütlenme modeli geliştirmişlerdir. Ali-merkezli inançlarıdır. Oysa kaynaklara baktığınızda Kızılbaşların önemli bir kısmının köylü ve yerleşik olduğunu. devletin Aleviler ve Yezidiler gibi ‘yoldan sapmış’ kabul ettiği gruplara yönelik Sünnileştirme çabalarında ikinci büyük dalga II. halkın namaz. Bu grupları bir araya getiren de müteşerri Sünni İslam’a karşı bilinçli bir muhalif tavır ve mistik yönü ağır basan. iyiye gözlenen mezhepçi tavır göz önüne aldığımızda AKP döneminde Alevilik meselesinin niteliksel bir değişime uğradığını ya da boyut atladığını söyleyebilir miyiz? Yukarıda da söylediğim gibi. yani milliyetçilik kanalıyla Türk-İslam sentezi içine dahil edilmeye çalışılan Alevilik. Hükümetin Suriye krizi bağlamında kesifleşen mezhepçi söylemini de. Bize çalışmanızdan kısaca bahseder misiniz? Evet. dindar. toplumdaki Alevi karşıtlığının inançsal önyargıların çok ötesine geçen. Ta Osmalılar devrinden beri Sünnilik sadece pozitif anlamda değil. Bu ciddi ideolojik tehdide karşılık Tarihten güncelliğe Alevilik Osmanlılar sınırları Ali-ci hareketlerden ve antinomiyan Sufilikten net bir şekilde ayrıştırılmış yeni bir Sünni kimlik tanımlama ve bu resmi Sünniliği tebaasına elinden geldiğince.. Karakaya’nın Aleviliğin kaynaklarına dair birçok makalesi ve yayın hazırlığında olduğu bir çok kitap çalışması bulunuyor. bilhassa da son yıllarda ulusal. hatta uluslararası düzeyde ve çok daha yoğun ve açık bir şekilde tedavüle sokulmaktadır ki bu da son derece kaygı vericidir. kahir ekseriyeti köylü ve işçi olan Alevilerin 60’lı ve 70’li yıllarda sol ideolojilere olan yakınlığından da faydalanarak geleneksel Kızılbaş nefretini komünist nefretine tahvil etmekten geçiyordu. hatta Osmanlı bürokrasisinde bile Kızılbaş inancında kişilerin bulunduğunu görüyorsunuz. Osmanlı devleti ile hiç işleri olmazdı şeklinde anlaşılmamalı. hep dağlarda izole şekilde yaşardı. Mekke ve Medine’nin hakimi (Sünni) Memlüklerden değil. Oysa Alevilik klasik anlamda. Alevifobinin sıradan bir ayrımcılıktan diğer bir farkı Alevilere karşı içinde barındırdığı irrasyonel korkudur. Alevifobi. çeşitli nedenlerle kadı mahkemelerini kullandıklarını ve Alevi dedelerinin seyit olarak bazı vergi muafiyetlerinden faydalandıklarını göstermektedir. solcu tüm kesimlerine nüfuz etmiş olmasıdır. özellikle de Sivas katliamını takiben sol hareketin içinden gelen bu ilk kuşak şehirli Aleviler bu kez Alevi örgütlenmesinin başını çekmişlerdir. yüzyılın ikinci yarısından sonra ve 18. icabında zor kullanarak benimsetme ihtiyacı duymuştur. Daha doğrusu bu dönemde artık büyük oranda kırsal bölgelerle sınırlanmış Kızılbaş/Alevi nüfus Osmanlı devletinin öncelikli dertleri arasında değildir. yüzyıl boyunca devletin Alevilere yönelik politikalarında bir gevşeme ve yumuşama olduğu yönünde. Aleviliğin toplumsal tarihi ötekileştirmeye yönelik bir çok örnek ile dolu. Ayrıca başta cem olmak üzere dini ritüellerine ve musahiplik gibi sosyo-dinsel kurumlarına yakından baktığımızda Alevilikte güçlü bir paylaşımcı ve eşitlikçi vurgu olduğunu da görmemek imkansız. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun bazı üyelerinin Alevi kökenlerini ima ederek “dedelerden artık talimat alınmayacak” ifadesini kullanmıştır. bu süreçte Osmanlı hanedanının meşruiyetine yönelik en güçlü ideolojik tehdit Osmanlıların yükşelişine kadar bölgede başat güç olan. 1980 darbesinden sonra. AKP’lilerin MHP’nin tabanına “yüksek yargıdan Alevileri temizliyoruz” şeklinde propaganda yaptıklarını bizzat ve birden fazla kez ifade etmiştir. Aslında biraz geriye dönüp baktığımızda.” “bana Alevi hakimler ceza verdi” türü sözler etmiştir. yani ‘öteki’den uzak olma arzusu ile maddi gerçeklikte ‘ötekiye’ olan yakınlık arasındaki çelişkiden. kültürel ve hatta demografik olarak aralarında ciddi ortaklıklar ve akışkanlıklar olduğunu görürsünüz. Kanuni döneminde başlatılan mescit ve cami yapma kampanyalarının. dini olduğu kadar sosyo-psikolojik boyutlara da sahip bir olgu olduğunu vurgulamak için kullanıyorum.

Ankara’da Batıkent ve İzmir’de Karşıyaka gibi ilçeler için de geçerlidir. Muğlâklığın bizi ulaştırdığı ikinci nokta ise Aleviliğin ait olduğu teolojik zeminden koparak siyasileşmesidir. Alevilerin geleneklerini kaybetmesinin nedeni nedir? Rapora göre Aleviliğin şifahi bir kültüre dayanması bunun nedenlerinden biridir. Alevilik konusunda muhatap alabilecekleri Alevi derneklerinin ortaklaşan talepleri üzerine bina edilen bir müzakere süreci yürütmek yerine. Aleviler de kendilerine dışarıdan şırınga edilen siyasi muhalifliğe teslim olarak onu kimliklerinin asli unsuru olarak benimsemişlerdir. bu derslerin kaldırılmasını isteyen Alevilere örnek gösterilmektedir. mülki. Alevi derneklerinin talepleri.” (s. hükümetin Aleviliğe ilişkin resmi tutumunu ortaya koyması bakımından da incelenmeye değer bir çalışma niteliğindedir. Sünnilik veya Şiilik gibi devlet inşa süreçleriyle ilişkilenmemesi. ikincisini ise uluslararası göçmekan olarak tanımlamak mümkün. Alevilerin kent merkezlerine gelmeleri ve bu merkezlere dayalı bölgesel pazarda sermaye sahibi aktörler olarak görünür olmaya başlamalarına karşı duyulan rahatsızlığın siyasallaşması ve yönlendirilmesi sonucu yaşanmıştır. Diğer bir deyişle.ve sayfiye-mekanlarda taleplerini kısmen hayata geçirme olanağına sahip olabilmişlerdir. Martin Sökefeld’in ise 1990’ların sonunda Hamburg’da gerçekleştirdikleri araştırmalar aracılığıyla gördüğümüz bir diğer önemli ayrıntı ise Alevilerin bir tür güvenlik ve güvence arayışı olarak köy ve göç ettikleri yereller arasında güçlü dayanışma ağları örmeye yönelmiş olduklarıdır. Kemal Karpat’ın 1960’ların sonunda İstanbul’un gecekondu ilçelerinde. daha açık bir ifadeyle dinsel bir düşünce olan Aleviliğin politize olmasıdır.. Futbol. maddesinin yeniden düzenlenmesi Aleviliğin sorunlarının temel çözüm önerileri olarak sunulur. bir inanç-kültür olarak Aleviliğin önemli bir tartışma dönemi geçirdiği 50 yıllık bir göç süreci sonunda memlekete güçlü aidiyet talepleriyle geri dönmüşler. Mehmet Ertan 15 Haziran 2009 ve Ocak 2010 tarihlerinde Devlet Bakanı Faruk Çelik’in denetiminde akademisyen Necdet Subaşı koordinatörlüğünde yürütülen yedi çalıştayla somutlaşan Alevi açılımı sürecinin ulaştığı noktayı en net yansıtan belge. birinci kuşağın Avrupa’da yaptığı birikimleri sıla-mekana yakın il-merkezlerinde değerlendirme çabasının ardından. bu dayanışma ağları üzerinde şekillenen coğrafyanın sınırları muayyen değil seyyaldir. Böylece Alevi coğrafyası bir yanıyla köy. Açılım sürecinin en önemli sorunu da buradan beslenmektedir. Raporun “Nihai Çözümü”: Aleviliği Tanımlama Alevi Çalıştayları Nihai Raporunun Alevilikle ilgili üzerinde durduğu en önemli sorun Aleviliğin müphemliğidir. hükümetin Alevilik konusundaki genel eğilimine bağlayan da bu din kardeşliği retoriğidir. bu nedenle de kitabi bir dinsel ortodoksi yaratmadan sözlü bir kültürden beslenerek gelişmesinden kaynaklanmakta- dır. Dolayısıyla Alevi açılımı süreci iki farklı dilin konuşulduğu bir muhabbet ortamını andırmaktadır. Aleviler Diyanetin kaldırılmasını tartışmak yerine bir tasavvufi düşünce olan Aleviliğin Diyanette nasıl temsil edilebileceğini tartışmalıdır önerisi yapılmaktadır. Sivas ve Yozgat gibi illerde yaşanan kanlı olaylar.. sosyal demokrat yapıdaki ulusal gurbet. Bu dönemde Altınoluk. Bunun dışında kendisine spesifik bir atıfta bulunulmasa da. Alevilik sorunun asli çözümü. 1970’lerin sonunda Çorum. Önerilense. Faist’ın “yakınlığı olmayan topluluklar” olarak kavramsallaştırdığı bir bütünlük. geleneklerinden koptuğu için sorunsallaşan ve büyük toplumdan kopan bir Alevilik vardır. Türkiye toplumsal ve siyasal topografyasındaki ayrıksı konumlarını tartışırken. Diğer yandan. Aleviliğe ilişkin yorumların çeşitliliği ve Aleviliğin genel geçer bir söylem bütünlüğü içinde olmamasının. geçim ve özgün inanç-kültürü sürdürmek gibi birbiriyle ilişkili iki kavgayı birlikte sürdürmek zorunda kalan Aleviler için CHP’li bir belediye alanında yaşamanın ne ifade ettiğini bu çerçeveden düşünmek gerekir.189) Dolayısıyla sorunun çözümünde devlete ilişkin hukuksal ve toplumsal düzenlemeler talileştirilmekte. Raporun karşısında Alevi örgütlenmelerinin talepleri ise. Sıla-mekanda. Bu bağlamda. Raporun analizlerini. Alevi açılımının geldiği noktayı göstermenin ötesinde. Sınırlar aradalığında Aleviler 1950’lerde sıla-mekanı terk eden Aleviler.31 Ağustos 2013 Cumartesi Açılımla kapanamayan bir sorun: Alevilik Açılım yürütücüleri. Türkiye’de siyasi iklimin görece normalleşmeye başladığı 1990’larda kısmı bir geri dönüş ya da anavatan olarak Türkiye ile yeniden ilişkilenmenin başladığından bahsetmek mümkün. Alevi olmayanlarla sağlıklı bir ilişki kurmasını engellemektedir. babalık ve çelebiliğin yasaklanmasıyla Alevilik yapısal kurumlarını ve geleneksel referans noktalarını kaybetmiştir. Önümüzdeki haftalarda. kendilerini kuşatan ve süreç içerisinde siyasallaşmış kırsal Sünnilikle yaşanan çatışmalar nedeniyle Aleviler. Tribünler ve Siyaset Eğitim ve Sınav Sistemi “Uyumlu İslam”ın Açmazları Yargıda Dönüşüm ve Hukuksuzluk başlıklarını ele alacağız. Rapora göre. “Böylece sorun başta devlet ve Aleviler olmak üzere hemen her tarafı. Çalıştay nihai raporunda dinsel. kamusal hayata eşit katılmalarını sağlayacak siyasal ve sosyal haklarını devletten talep etmektedirler. Modern Türkiye kurulurken. Alevilerin Talepleri ve Açılımın Sundukları Rapora göre Aleviliğin en önemli eksikliği. Bu tablo bize Alevilerin.ve sayfiyemekanlarda taleplerini kısmen hayata geçirme olanağına sahip olabilmişlerdir Besim Can ZIRH ODTÜ Sosyoloji Alevilerin. bu ücra coğrafyaların il sınırları arasında kaldığını ve kendilerine özgü kültürel coğrafyaların görünmez kılındığını görüyoruz. sırtını dağlara dayamış. bir Alevi kendini Kayserili. Maraş. Katkılarınızı bekliyoruz. aynı zamanda Türkiye’deki toplum-devlet ilişkilerini ve yurttaşlık kurgu- sunu da değiştirerek devrimsel değişiklikler yaratacağını belirtir. Bu eksen ise Alevileri Sünnilikle ortaklaştırılan kültürel ve dinsel payda olan İslamiyet’tir. mülklerini geride bırakarak Türkiye’nin büyük kentlerine ve Avrupa’ya yönelmişlerdir. Aleviliğin kendisinin sorunsallaştırılması ve bir sorun olarak Aleviliğin tartışılmasıdır. Bu nedenle. köyü dışındaki tüm alanlar gurbet-mekan olarak deneyimlenir. Aleviliğe ilişkin temel varsayımlarını bu şekilde inşa eden ve çözüm önerisini de bu şekilde ortaya koyan raporun. Raporda. Rapora göre muğlâklığın yarattığı boşluğu dolduran mağduriyet söylemi Alevileri iki noktaya ulaştırmaktadır. gözden uzak ve coğrafi konumları nedeniyle iktisadi faaliyetlerin verimli olmadığı köylerdi. David Shankland ve Martin Sökefeld gibi farklı disiplinlerden. Alevi kimliğinin kamusal temsilinin. Aleviler. Bu siyasileşme Aleviliğin inançsal boyutlarının ihmal edilmesine ve onun muhalif bir siyasal duruşa indirgenmesine neden olmaktadır. Fakat. Bu iki sonucu raporun varsayımlarıyla biraz daha açmak gerekmektedir. özellikle 2000’lerin ikinci yarısında cemevlerinin ibadethane olarak tanınması doğrultusunda ücretsiz su sağlama ve arazi tahsisi gibi kimi önemli adımlara sahne olduğunu da not etmek gerekir. Böylece rapor uğradıkları ayrımcılıktan dolayı solun söylemlerine açık olan bir Aleviliği es geçerek. Alevilerin taleplerine ilişkin cevapları nelerdir? Alevi dernekleri her ne kadar Aleviliğin tanımı noktasında bir oydaşma sağlamamış olsalar da. Bu muğlâklık. sorunun çözümünde Alevilere düşen de “hiçbir şekilde muğlâklığa izin vermeyen bir netlikle ve tam bir yetkinlik içinde inanç alanının açıklıkla ortaya konulması” olmaktadır. Bu kısa yazıda da. Türkiye’deki büyük kent-merkezleri ve Avrupa’daki yereller arasında parçalı bir yapı kazanırken. (s. Bu bağlamda Aleviliğin toplumla barışmasının yolu. Zorunlu din dersleri konusunda da bunun anayasal bir kurum olduğunun altı çizilmekte ve müfredatta daha fazla din dersi olmasını istediği halde devletin zarar görmemesi için bu taleplerini yüksek sesle dillendirmeyen Sünnilerin sağduyusu. Alevilerin. Tekke ve Zaviyelerin tekrar yasallık kazanmasının. ikinci büyük göç dalgasını tetiklemiş ve Aleviler. kendi sorunlarını devletle müzakere ederek çözülebilecek siyasi bir sorun olarak ele aldığını göstermektedir. diğer yanıylaysa. * Bu çalışma esnasında ağırlıklı olarak “Alevi Çalıştayları Nihai Raporu”ndan yararlanılmıştır. Köylerde “geçim dar” idi ve bu nedenle de Aleviler sıklıkla göç yollarına düştüler. Shankland’ın 20 yıla dayanan araştırmasından belirttiği üzere 1980’lerden 2000’lere doğru Alevi köyleri hızla nüfus kaybederken komşu Sünni köyler demografik yapısını koruyabilmiştir. Açılım yürütücüleri. Aleviliğin heterojenliğinden şikâyetçi olan ve Alevi ritüellerini ve kozmolojisini tanımlamayı tercih eden bir siyasi dil tutturmaktadır. hükümetin Aleviler hakkındaki tutumu. İnancı siyasete saldırganca tahvil etmekte beis görmeyen tek parti iktidarı döneminde. gözden uzak ve coğrafi konumları nedeniyle iktisadi faaliyetlerin verimli olmadığı köylerdi. işaret edilen sayfiyemekanların. Aleviliğin kendi geleneğinden kopmasına neden bir diğer unsur da Tekke ve Zaviyeler Kanunudur. Alevilerin devletten beklentileri noktasında ciddi bir uzlaşmaya varmışlardır. Taraflardan biri Aleviliği dinsel referansları içinde yeniden tanımlayarak toplumla bütünleştirmeyi amaç edinirken. Türkiye toplumsal ve siyasal topografyasındaki ayrıksı konumlarını anlamak ve tartışmak üzere “aradalık” kavramını anlamak önemlidir. Aleviliğin heterojenliğinden şikâyetçi olan ve Alevi ritüellerini ve kozmolojisini tanımlamayı tercih eden bir siyasi dil tutturmaktadır.” Türkiye’nin idari ve mülki bölümlenmesi tamamladığında. Zorunlu din derslerinin kaldırılması. Didim ve Kuşadası gibi turizme açılan kimi ilçelerin.tr . Alevi sorununu ele almanın en sağlıklı yolu. Modern Türkiye kurulurken Alevilerin bulundukları alanlar. Alevi örgütlenmelerinin talepleri üzerinden bir müzakere süreci yürütmektir. Aleviliğin bu yapısal karakteristiğinin dışında. topluluğun yaşadığı sıkıntıları merkeze alan tortulaşmış bir mağduriyet anlatısı üzerinden gerçekleşmesine neden olmuştur. Alevi coğrafyasının sıla-mekanı olarak tanımlayabileceğimiz bu gibi alanların. Aradalık iki temel alanı olan coğrafi bir mesele olarak karşımıza çıkar. Nihai rapor ise bu yola başvurmadan Aleviliğin net bir tanımını yaparak bir tekillik yaratmayı arzu etmektedir. bir daha bu katliamlara maruz kalmama çabası olduğu düşünülmemektedir. Bu katliamları sıklıkla hatırlatmanın. Alevilerin mağduriyetleri söz konusu olduğunda başvurulmamasıdır. Aleviliğin ne olduğuna ilişkin teolojik tartışmalara girmeden. Alevilik konusunda muhatap alabilecekleri Alevi derneklerinin ortaklaşan talepleri üzerine bina edilen bir müzakere süreci yürütmek yerine. diğer taraf ise toplumla bir sorunu olmadığını ifade ederek devletten bütün yurttaşlarına eşit davranacağı bir siyasi düzlem yaratmasını beklemektedir. ikinci ve üçüncü kuşak Avrupa’daki sıla-mekanları tümüyle terk etmeden Türkiye’yle ilişkilerini güvenli sayfiyemekanlarla sürdürmeye yönelmişlerdir. yakın ilçe merkezleri ya da kasabalar yerine öncelikle bölgesel il merkezlerine ve büyük kentlere göç etmiş. Maraşlı. geleneklerini koruyamadığı için sol söyleme yenik düşen ve bu siyasileşmenin etkisiyle kendisini mağduriyet diline hapseden bir Aleviliğe ulaşır. Aleviliğin mevcut çoğulculuğu. Alevilerin. Aleviliğin mevcut çoğulluğunu veri alıp. Diğer yandan. Zira köylerde “geçim dar” idi ve Aleviler sıklıkla göç yollarına düştüler. Raporda. ulusal sayfiye-mekan (Ayvalık). Söz gelimi. Bu mağduriyetin. özellikle Avrupa’da yapılan birikimlere dayalı iç göç. Thomas Faist. İlki Alevilerin kendilerini “mağduriyetin mitik evrenine hapsederek gettolaşması” ve büyük toplumla ilişki kanallarını kapatmasıdır. ulusal gurbet-mekan (İstanbul). idari. Bu kanlı olaylar ve ardından gelen 12 Eylül Darbesi. Sarız (Doğu Kayseri). Sorunun üzerinde çözüleceği eksense din kardeşliği değil eşit yurttaşlık olmaktadır. Nitekim. Nihai rapor ise Alevilerin ortak taleplerini tartışmaktan ziyade Alevileri “makuliyet zeminine” davet etmektedir. Zira bir Alevi için inancını gizlemek zorunda kaldığı. Sorun Alevilik olunca. Böylece karşımıza dört ayaklı bir coğrafya çıkıyor: sıla-mekan olarak köyler (Bozhöyük). kendisini tanımlayabileceği referans noktalarından mahrum olmasıydı. Raporun Alevilere biçtiği en önemli problem de böylece Aleviliğin geleneklerinden ve teolojik özünden kopması olarak resmedilmektedir. Tekke ve Zaviyelerin yasaklanmasını düzenleyen 677 sayılı kanun ve yine bu yasağı düzenleyen anayasanın 174. Alevilerin Türkiye’de devam etmekte olan iç göçlerini de hızlandırmıştır. Diğer bir deyişle. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı tarafından hazırlanan “Alevi Çalıştayları Nihai Raporu Üzerine Bir Değerlendirme” isimli kapsamlı çalışmanın da. “Alevi Çalıştayları Nihai Raporu” adıyla kamuoyuna duyurulan çalışmadır.34) Burada çarpıcı olan nokta. Sivaslı veya Gürünlü ya da Sarızlı değil. Bu alanlardan ilkini ulusal. Aleviler açısından bir başka çatışma sürecini doğurur. uluslararası gurbet-mekan olarak Avrupa’daki yereller (Londra). dilsizleştirmeye. bakis@sol. Bu kanunla Bektaşi Dergâhı da dâhil olmak üzere dergâhların kapatılması ve bir unvan olarak dedelik. Metin içinde yapılan alıntılar da rapora aittir. idari ve mülki sınırlar aradalığında kalmış olması önemli göç hareketlerini tetikler. ama cemevlerinin ibadethane sayılmasının kararı Alevilere teslim edilmeden teologlara ve ilahiyatçılara havale edilmektedir. kendisini dinsel “referans ve sabiteler” üzerinden yeniden tanımlayarak İslam dairesi içindeki geleneğine geri dönmesidir. bir dil hapishanesinin içine kapatmaya. Rapor. işaret edilen dayanışma ağlarıyla yine de bir bütünlük arz etmektedir. bu yazının yürüttüğü tartışmaya önemli katkılar sunduğunu belirtmek gerekmektedir. Hacıbektaş Dergâhının Alevilere devredilmesi ve Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması veya statüsünün değiştirilmesi bu talepler arasındadır. siyasi ve kültürel pozisyonlarından dolayı toplumsal ayrımcılığa maruz kalmış bir Alevi topluluğundan ziyade kendi iç sorunlarıyla boğuşmakta olan muğlâk bir insan topluluğu vardır. Köylerde geçimin dar olması ve yakın ilçe merkezleriyle olan çatışmalı durum nedeniyle Avrupa’ya yaşanan göç. Bir diğer nedense kendilerini hapsettikleri mağduriyet söylemidir. Alevilik sorunun bir toplumsal grup ile devlet arasında cereyan eden siyasi bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bakış açısının bizi ulaştıracağı nokta ise Alevilik sorunun tartışılması değil. sosyal demokrat yapıdaki ulusal gurbet. Diyanet İşleri Başkanlığının toplumun büyük bölümü tarafından benimsenen anayasal bir kurum olduğu belirtilmekte ve Diyanetin bütün Müslümanlara olduğu gibi Alevilere de hizmet veren bir kurum olduğunun altı çizilmektedir. Alevi coğrafyasında sayfiye-mekanlar olarak belirdiğini görüyoruz. İkincisi ise Alevilik tartışmaların gerçek zemininden koparak teolojik değil siyasi bir tartışma haline gelmesi. Elbistanlı olarak ifade eder. Alevilere sadece kendilerini tanımlayabilecekleri geleneksel bir referans havuzu sunmayacağını. Bu durum kısmen İstanbul’da Maltepe. Alevilerin bulundukları alanlar sırtını dağlara dayamış.* Bu rapor. Raporda ise Alevilik sorununun siyasi boyutu yok sayılmakta ve mesele Aleviliğin kendi dinsel geleneklerinden kopması olarak sorunsallaştırılmaktadır. Avrupa’da işçi olarak bulunmuş bir görüşmecim bu durumu şöyle ifade etmişti: “Ne zamanki kayalar ve ardıç ağaçları sıklaşmaya başlar bil ki bir Alevi köyüne geliyorsun. Kendi geleneğini koruma noktalarını kaybeden Alevilik. raporda sıklıkla vurgulanan empati kurma durumuna. Ayvalık. Alevilerin maruz kaldığı katliamlardan beslenebileceği hiç akla gelmemektedir. Bu nokta Aleviler içindeki temel ayrışma kaynağını da ortaya çıkarmaktadır: siyasi Aleviler ve “gelenekli” Aleviler arasındaki ayrım. modernleşme ve kentleşmenin çözücü etkilerine karşı savunmasız kalmıştır. Alevilerin tarih algısı onu yaratan toplumsal olgulardan kopartılarak sanki bir boşlukta kendiliğinden oluşmuş gibi değerlendirilmektedir. yeni ayrışma noktaları yaratarak ortak bir tartışma zemini üretmeyi engellediği sıklıkla belirtilmektedir. Tanımsızlığının “Nihai” Sonuçları Rapora göre Alevilerin kendi kimliklerini rutin bir dışlanmışlık ve mahrumiyet halinin içinden inşa etmeleri. bir inanç-kültür olarak Aleviliğin önemli bir tartışma dönemi geçirdiği 50 yıllık bir göç süreci sonunda memlekete güçlü aidiyet talepleriyle geri dönmüşler.org. Alevi açılımı süreci ve Alevi çalıştayları nihai raporu üzerinden analiz edilmeye çalışılacaktır. Gürün (Güney Sivas) ve Afşin (Kuzey Maraş) üçgeninde kalan Kürtçe-konuşan Alevi topluluklar böylesi bir aradalıkta yüzleri il merkezlerine dönük olmaktansa birbirlerine bakan bir toplumsal alan inşa etmişlerdir. Aleviliği bir inanç olarak tanımlama başlığı altında Alevilere havale edilmektedir. CHP ve Aleviler arasındaki yakınlık tartışılırken bu noktayı akılda tutmak önemli olacaktır. farklı bağlamlarda Alevilik çalışan araştırmacıların ortaklaştığı bu nokta Alevi coğrafyasını anlamamız açısından ikinci önemli alan olan gurbet-mekana işaret eder. Cemevlerine yasal statü tanınmasının önemi raportör tarafından da teslim edilmekte. diğer seslere karşı sağırlaştırmaya ve karşılıklı körleşmelere yol açmaktadır. Alevilerin sorunlarını çözebilecekleri ana eksene davet edilmesidir. fırsatını yaratabildikleri ölçüde ise Avrupa’ya yaşanan işçi-göçüne dahil olmuşlardır. Madımak otelinin müzeye dönüştürülmesi. mülki ve siyasi sınırlar aradalığında kurdukları ulus-aşırı mekan ve özgün göç deneyimlerini göz önünde bulundurmak önemli olacaktır. cemevlerine yasal statü tanınması. Alevilerin. idari ve siyasal sınırlar aradalığında inşa ettikleri ve literatüründe ulus-aşırı mekan olarak anılan yeni bir tür toplumsal alan kurduklarına işaret eder. Aleviliğin Marksist bir metodolojiden süzülerek sol siyasetlere teslim olmasının altında yatan nedenlerden ilki modernleşme sürecinin yarattığı çözülmeye direnecek bir içsel tutarlığının olmamasıdır. 1950’lerde sıla-mekanı terk eden Aleviler.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful