You are on page 1of 2

AİHM'de tek kişilik bir hukuk ordusu: Rıza Türmen

Strasbourg'da tek başına...


Edebiyatçı olmak isterken hukuk okudu. Diplomat oldu. Şimdi Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nde Türk yargıç olarak görev yapıyor. Rıza Türmen, Strasbourg'da Avrupa adalet
sisteminde Türkiye'yi temsil eden yargıç... Eşi Tomris Türmen ise Cenevre'de Dünya Sağlık
Örgütü'nün genel sekreteri...

Yıl 1960... 28 Nisan günü Radyoevi'ne yürüyen protestocu öğrenciler arasında High School'lular da var.
"Menderes istifa" diye bağırıyorlar. İçlerinden biri, 19 yaşında bir hikayeci: Adı Rıza Türmen...
Kısa hikayeleri o zamanlar Varlık'ta ve Aziz Nesin'in dergisinde yayımlanıyor.
Bir ay sonra 27 Mayıs'ta hükümet devrildiğinde çılgınca seviniyorlar. Lakin Menderes asıldığında sarsılıyor
Türmen... Hata yaptıklarını düşünüyor.
En kritik dönemde, uluslararası bir mahkemede Türkiye'yi yargılayan hakimlerden biri olan adamın hayat
serüveni, böyle bir muhasebeyle başlıyor.

Ülkesini yargılayan adam


Strasbourg'da, görev yaptığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yakın bir dost evinde sohbet ediyoruz Rıza
Türmen'le...Yüz hatlarından ses tonuna, espritüelliğinden zarafetine kadar Erdal İnönü'ye benzeyen bu
adam, son yedi yıldır Türkiye'nin uluslararası hukukla buluştuğu noktada tek başına son derece hayati bir
misyonu sürdürüyor.
O, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki Büyük Daire'nin 17 yargıcından biri... Avrupalı bireylerin devletleri
aleyhine açtığı tüm Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni ihlal davaları, karar için onun önüne geliyor. Ve çoğu
kendi ülkesinden gelen bu davalarda Türmen, çoğunlukla kendi ülkesini yargılamak, bazen de mahkum
ettirmek durumunda kalıyor.
Son türban kararıyla yeniden dikkatleri çeken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türk yargıcından hayat
öyküsünü dinliyorum ve onun bu önemli mevkie gelişinin hiç de tesadüf olmadığını anlıyorum.

Sosyalist bir genç


Gelin bu ilginç merdivenin basamaklarını onunla birlikte tırmanalım.
Doğduğu Nişantaşı'nda edebiyatçı olma düşleri gören Türmen'i hayat yolu biraz da isteksizce hukuka
sürükledi. 1960'ta İstanbul Hukuk'a girdi. Sınıfı renkliydi: Ali Sirmen ile sonradan evlenecekleri Mine... Alevi
dedesi İzzettin Doğan... Anayasa Mahkemesi üyeliğine tırmanacak Fazıl Sağlam...
Türmen dönemin en büyük gençlik örgütü Milli Talebe Federasyonu'na katıldı. Mehmet Ali Birand'la birlikte
1963'te federasyonun Dış Münasebetler Komisyonu'nu kurdular. Bu, onun ilk uluslararası misyonuydu.
Bir grup sosyalist genç Roma'ya, Brüksel'e öğrenci seminerlerine katılmaya gittiler. Nasır'ın Mısır'ında FKÖ
toplantılarına katıldılar.
Bu deneyim çok hoşuna gitmişti. Oysa okuldan sonra başladığı avukatlık stajı çok sıkıcıydı: Sultanahmet'teki
köhne adliye binası... Eminönü'ndeki hanın yorgun merdivenleri... E tuşu olmayan eski daktilo makineleri...
Sefer tasında getirilen yemekler... Avukatlığı sevmiyor, canı seyahat çekiyordu. 1965'te avukatlık stajı bitince
sırf gezmek amacıyla Dışişleri sınavına girdi.

"Dışişleri özgürlüktü"
O yıllarda Dışişleri, hukuk, iktisat mezunlarına açık olsa da esasen Mülkiyelilerin tekelindeydi. Kazandı
sınavı. Dışişleri Genel Sekreteri Haluk Bayülken yeni memurları odasında toplayıp "Dışarıdan kim var?" diye
sordu. "Dışarı" Mülkiye'nin dışarısıydı. Parmak kaldıran iki kişiden biri olan Türmen, NATO dairesinde göreve
başladı. Başlarındaki "Büyük patron", onlara diplomatlığı sevdiren, Genel Sekreter Yardımcısı Şükrü Elekdağ
idi. Oda arkadaşı ise Onur Öymen...
Turizm amacıyla girdiği bu işi sevdi.

Evlilik, askerlik, Mülkiye


Askerlik yılları birçok gencin kayıp yıllarıdır; Türmen için öyle olmadı. Hatta tersine... 1967'de askerken lise
yıllarından tanıştığı Tomris'le evlendi. Oktay Arayıcı organize ettiği gençlik festivalinde onları tanıştırırken, 40
yıl sonra dünya çapında kariyer sahibi iki insanı buluşturuyordu.
Ankara Tıp mezunu bir doktor olan Tomris Türmen, halen Cenevre'de Dünya Sağlık Örgütü'nün genel
sekreteri... Uluslararası kuruluşlarda en yüksek mertebeye çıkmış Türk kadını unvanını elinde bulunduruyor.
Dönelim 60'lara... Türmen Genelkurmay'da Genel Plan Prensipler Şubesi'ndeydi... Daire Başkanı
Tümgeneral Necdet Üruğ yeni paşa olmuştu. Sert ama yedek teğmenlere çok önem veren bir komutandı.
Türmen'in Mülkiye'de doktora seminerlerine katılmasına izin verdi.
Yedeksubaylık dönemi, genç diplomatın "Mülkiye açığı"nı kapattığı yıllar oldu.
68 Mülkiyesi
Şimdi gün boyu Genelkurmay'da NATO belgelerini okuyor, akşam 5'te çıkıp 5.30'da Mülkiye'ye derse
yetişiyordu.
Türmen'i inşa eden yapıtaşlarından biriydi 68 Mülkiyesi... İstanbul Hukuk'tan sonra bu küçük okul çok kaliteli
gelmişti. Avukatlık yaparken akademisyenliği ikinci plana atan hocalar yerine, tüm vaktini araştırmaya veren
hocalar bulmuştu karşısında: Mümtaz Soysal'dan anayasayı öğrendi. Nermin Abadan'dan demokratik
sosyalizmi... Gündüz Ökçün Osmanlı arşivlerinden yeni çıkmış, kapitülasyonları anlatıyordu. Herkes
sosyalistti.
Baskın Oran öğrenci arkadaşları arasındaydı. Nuri Çolakoğlu, Şahin Alpay, Doğu Perinçek'le birlikte Aydınlık'ı
çıkarıyorlardı.

Hippiler arasında...
Askerlik bitince 28 yaşında ilk görev yerine, New York'ta Birleşmiş Milletler Türkiye Temsilciliği'ne tayin oldu.
Temsilci Haluk Bayülken'di.
Şimdi 70'lerin başında Vietnam savaşının protestolarıyla çalkalanan New York'ta 4,5 yıl yaşayacaktı. Hem de
kentin en bohem semti Greenwich Village'da... Hippiler, gay'ler, entelektüeller arasında...
"Çok renkli bir yerdi, muazzam bir tecrübeydi" diye anlatıyor o yıllarını...
Ancak 12 Mart'tan sonra, 11'ler olayı patlayınca istifa eden Osman Olcay New York'a BM daimi delegesi
olarak atandı. Bayülken ise bakan olarak Ankara'ya döndü.
"Olcay kaliteli, esprili, zeka kıvılcımları saçan, çok değerli bir insandı. Akademik kariyere devam etmek
istediğimi söylediğimde Mülkiye'ye Seha Meray'a mektup yazdı ve hocam olmasını rica etti. Meray kabul
edince mektuplaşarak doktora yapmaya başladım."
Bu mektuplaşmalar giderek fikir alışverişine dönüşecek ve Türmen, Seha Meray'la hiç tanışmadan
yakınlaşacaktı. Hatta 1973'te "Nükleer Silahsızlanma ve Türkiye" başlıklı tezini savunmak için Ankara'ya
gittiğinde onun asistanlık teklifini kabul edip SBF'ye geçmeyi bile düşündü ama Meray ölünce akademisyenlik
hayali yattı.

12 Eylül yılları
1974'te Amerika'dan Pakistan'a geçti başkatip olarak. İki yıl orada kaldıktan sonra Ankara'ya Deniz İşleri
şube müdürü olarak döndü. 12 yıl Deniz Konferansı'na gidip geldi. 1978-80 arası Montreal'e gittiğinde
oradaki Sivil Havacılık Ofisi'ni kuracak, o zamanlar "Çince gibi" gelen bu konu, daha sonra üzerine tez
yazacağı ("Açık Denizler ve Üzerindeki Uluslararası Hava Sahası") bir başlık olacaktı.
Ankara'ya uluslararası kuruluşlar ve denizcilik, havacılık genel müdür yardımcısı olarak döndü.
Yunanlılarla müzakere için Dışişleri Genel Sekreteri İlter Türkmen'le Atina'ya gitmek üzere bavul topladığı bir
sabah telefon geldi: "İhtilal" olmuştu.
12 Eylül, Türmen'e Dışişleri'ndeki en zorlu dönemini yaşattı.
"Türkiye için ne kadar kötü bir dönemse benim için o kadar etkili bir dönemdi. Avrupa Konseyi'yle,
Yunanlılarla ilişkiler benim alanımdı. Dışişleri'nin üstün gayreti sayesinde 12 Eylül'ü konseyden atılmadan
kazasız belasız atlattık."

En genç büyükelçi
Halen 22 yaşında olan ve Cenevre'de iş idaresi mastırı yapan kızları Zeynep o yıllarda doğdu.
Türmen 1985'te en genç büyükelçi olarak Singapur'a tayin oldu. Beş sene sonra döndüğünde, Özal
döneminde Avrupa Konseyi, insan hakları, BM, AGİT konularına baktı. Mümtaz Soysal'ın bakanlığı
döneminde Bern'e büyükelçi oldu. Ardından 1996-98 arası Strasbourg'da Avrupa Konseyi nezdinde Türkiye'yi
temsil etti.
İşte hayatını değiştiren gelişme burada yaşandı. 1998'de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yeniden kuruldu.
Türmen, Özal'a Türk yurttaşları için bireysel başvuru hakkı kapısını açmasını telkin etti. Uzun uğraşlar
sonucu açtırabildiği bu kapıdan ilk geçen kendisi olacaktı:
"İsmail Cem burada yargıçlık önerince derhal kabul ettim. Devletten ayrı, bağımsız bir iş yapmak işime geldi.
Bugün bakınca 'Doğru karar vermişim' diyorum.
"İş değiştirmek, eş değiştirmek gibi... İnsanı gençleştiriyor."

Viyolonselist Rıza Türmen


"Pek çok iş yaptım ama bence halen yapmakta olduğum en önemli şey viyolonsel çalmak...
İsmet Paşa gibi bende de bir müzik aleti çalma isteği biraz geç başladı. 44 yaşında viyolonselci Doğan
Çangal'dan ders aldım. Buna Singapur'da da devam ettim. Dönüşte Rumen bir hocayla çalışmaları
sürdürdüm.
Şimdi Strasbourg'da senede bir kez Elif Yarsuvat'ın piyanosu eşliğinde konser veriyorum."

can.dundar@e-kolay.net