You are on page 1of 4

Bütün faşist cinayetler pusuda işlenir

Ermeni milliyetçisi olsaydı, öldürülmezdi Hrant. O, bir insanın Ermeni olup


milliyetçi olmayabileceğini gösterdi. Oysa milliyetçiler birbirini besler. Düşmana
ihtiyaçları vardır
Türkiye'de normal sayılan milliyetçilik 'ırkçı' aslında. Kimse kalkıp da 'Türk
milliyetçisi ırkçı değildir' demesin. Irkçılık öyle derinine işlemiş ki, ırkçı
olduğunun farkında bile değil insanlar
AİHM, Hrant'ın davasında 301'i değil, Türk yargısını, yargıcını yargılayacak.
'Türk yargısının tepesi olan Yargıtay bu yazıya ceza veriyorsa, bu yargıda iyi
niyetten asla bahsedilemez' diyecek

29/01/2007 (7808 kişi okudu)

NEŞE DÜZEL (E-mektup | Arşivi)

NEDEN? Ömer Laçiner


Hrant Dink'in öldürülmesi ardında şaşırtıcı sorular bıraktı. Gerek Trabzon'un ürkütücü bir yapıya sahip
olduğunun çok net ortaya çıkması, gerek bu yapının şekillenmesine devletin seyirci kalması, hatta
daha da ötesi, katilin yakalandıktan sonra bayrağın önünde kahramanmışçasına polis tarafından
resminin çekilip basına dağıtılması, emniyet müdürlerinin aceleyle bu işin ardında örgüt yok
açıklamaları yapması, insanlarda gelecekle ilgili kuşkuları artırdı. Neden böyle sahnelerle
karşılaştığımız, katilin neden korunduğu konusu ve bundan sonra ne olacak sorusu akılları
kurcalamaya başladı. Hrant Dink'in cenazesine katılan kalabalıklarla devlet erkânının duruşu
arasındaki büyük fark da dikkati çekti. Türkiye'deki toplumsal ve siyasal gelişmeleri yıllardır çok
yakından inceleyen Birikim Dergisi'nin kurucusu ve genel yayın müdürü Ömer Laçiner'le devletin niye
böyle davrandığını, cinayetin nedenlerini ve bundan sonra neler olabileceğini konuştuk.

Hrant Dink cinayeti ardında birçok karmaşık soru bıraktı. Hem sosyolojik, hem siyasi, hem
polisiye açıdan pek çok belirsizlik var şimdi karşımızda. Önce Trabzon'un esrarıyla başlayalım.
Neden Trabzon birdenbire siyasi suç bataklığı haline geldi? Ya da birdenbire mi geldi?
Birdenbire gelmedi. Üstelik sadece Trabzon değil, 1980 sonrasında çok göç alan ve hızla büyüyen
bütün büyük şehirler bugün suç bataklığı haline geldi. Trabzon, Türkiye genelinde yapılan bir milliyetçi
körüklemenin, propagandanın yükseldiği yerlerden sadece biri. Tabii Trabzon'un, bölge insanının iç
yapısından kaynaklanan bazı çok özel şartları var.
Ne gibi özel şartlar bunlar?
İstanbul'daki mafyanın önemli bir kısmı Trabzon kökenli insanlar. Çünkü buradaki işsiz, mesleksiz ve
umutsuz delikanlılar için İstanbul'daki mafya, hem hemşerilik bağları hem de televizyonlardaki yayınlar
nedeniyle bir rol modeli haline gelebiliyor. Ayrıca bölgenin etno kültürel yapısının tarihe dayalı kökleri
de insanların şuuraltında gizli bir endişe yaratıyor olabilir. Kimlik ve etnik köken üzerinden yapılan bir
siyaset ve onun yarattığı ortam, onları çok daha fazla harekete geçiriyor ve kendi Türklüklerinin ve
Müslümanlıklarının çok daha derin olduğunu ispat için özel bir çaba göstermeleri için tahrik ediyor
olabilir. Çünkü milliyetçiler, özelde Trabzonlulara ve genelde bütün Türkiye'ye, dıştaki ve içteki
düşmanlardan tutun da Rum Pontus devletinin kurulacağına varıncaya kadar öyle propagandalar
yaptılar ki... İnsanları akıldışı bir düşman arama psikozu içine soktular.
Ardı ardına suçların işlendiği bir kentte, bir bombalama sanığı etrafına topladığı on, on beş
gençle kimseye sezdirmeden ormanda silahlı talim yapabilir mi? İstihbarat örgütlerinin bundan
habersiz olması mümkün mü?
Ülkenin gerçek, objektif çıkarlarını düşünen tarafsız, normal bir istihbarat örgütü bunlardan şüphesiz
habersiz değildir ve olmamalıdır ama Türkiye'nin güvenlik aygıtının objektif çalıştığını söyleyemeyiz ki.
Bizde bu olaylara göz yummaları normaldir. Zaten istihbarat örgütleri nelerden habersiz olacaklarını
gayet iyi bilirler. Bakın... İstanbul Emniyet Müdürü daha cinayetin birinci gününde, 'Bu işin arkasında
çete, örgüt yok' dedi. Bu cinayeti üç, beş serserinin münferit işi dedirtebilecek bir dar çerçeveye
sıkıştıracakları anlaşılıyor. Bunun için ellerinden geleni yapacaklar. Hem bırakın istihbarat örgütlerini...
Devletin yargısı bile nasıl çalışıyor, bir de ona bakın.
Nasıl çalışıyor?
Hrant Dink'i altı ay hapse mahkûm eden yazı, dünyanın hiçbir mahkemesinde dava konusu dahi
olamaz. Aklı başında herkes bunu okuduğu vakit, adamın aslında Ermeni diasporasına laf söylediğini,
onu eleştirdiğini görür. Davanın bilirkişileri de bunu yazdı zaten. Yargıtay buna rağmen ısrarla ceza
verdi. Yazının bütününde ne anlama geldiğine bakmaksızın sadece bir kelimeyi aldılar. Bu, olağanüstü
acımasızlıkla, insafsızlıkla yapılan bir şeydir. Göreceksiniz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden
Hrant Dink'in davasıyla ilgili gelecek olan kararda, sadece 'bu yazıda bir suç unsuru yoktur'
denmeyecek. AİHM'nin kararı yürürlükteki yasayı değil, yargıyı yargılayacak. 'Türk yargısının en tepesi
Yargıtay Genel Kurulu yazıyı böyle yorumlayıp böyle bir karar verebiliyorsa, bu yargıda bir iyi niyet
olduğundan asla bahsedilemez, Türkiye'nin çok ciddi bir yargı problemi var' diyecek.
Bu ülkede tetikçilerin yapısı da değişti. Eskiden ülkücü mafyanın adamları bu işlerde
kullanılıyordu daha çok. Şimdi 18 yaşından küçükler kullanılıyor. Susurluk skandalıyla birlikte
uyuşturucu işinin devlet içindeki uzantılarının durdurulması, profesyonel katil bulmakta zorluk
mu yaratıyor?
Hayır. Bu çocukları kullanmak çok daha ekonomik. Çok kolay bulunabilen bu umutsuz, okulda
başarısız, 'desparados' çocuklar kullanılıp atılabilecek bir şey onlar için. Talat Paşa'nın Ermeni tehciri
sırasında kullandığı Teşkilat-ı Mahsusa'nın içine de hapishaneden çıkarılan bir sürü suçlu adam
sokuldu. Bu adamlar özel olarak başka iğrenç işler de yaptılar. İttihat Terakki'nin bazı mensupları,
'Böyle adamlara neden görev verdiniz' diye sorduğunda, Talat Paşa, 'Onlar kenef kâğıdıdır. Kullanılıp
atılırlar' diyor. Vaktiyle ülkücü harekette silahşörlük yapmış, cinayet işlemiş olan adamlar vardı.
Evet...
Ama bunlar iş bittikten sonra yok edilmemek için bazı kanıtları, bilgileri saklayıp tedbir alıyorlardı.
Nitekim Haluk Kırcı, Abdullah Çatlı gibi katiller polisin eline düştüklerinde, 'Bir konuşursak' diye tehditte
bulunuyorlardı ve onlara dokunulamıyordu. Hapisten çıktıklarında da yaptıklarına göz yumuluyordu,
ellerindeki bilgi ve ilişkilerle, mafya örgütü kurabiliyorlardı. Şimdiki çocukların böyle tedbirleri yok.
'Bombacı' diye bilinen azmettirici, Hrant Dink cinayetini, özgeçmişine bunu da ekleyerek ilerisi için bir
yatırım olarak düşünüyor. Birkaç sene yatıp da çıktığında bu özgeçmişiyle mafya olmaya çalışacak
büyük ihtimalle.
Böyle küçük çocukların katil yapılması, ardındaki bağlantıları bulmayı daha zorlaştırır diye mi
acaba böyle çocuklar kullanılıyor?
O da olabilir. Nihayet işlettiğiniz cinayetler de öyle çok profesyonelce işlenmiş değil. Bunlar,
kurbanınızın hiç haberinin olmadığı, en savunmasız bulunduğu anda işlenen cinayetler. Zaten bütün
faşist cinayetleri pusuda işlenir. Bunlar namerttirler. Dövüşerek, vuruşarak cinayet işlemezler bunlar.
1970'lerde ülkücüler tarafından öldürülenlere bakın, yarıdan fazlası pusuda öldürüldü. Gelip arkadan
vurmak, tipik bir faşist cinayetidir. Hrant Dink'in cinayetinin işleniş şekli de en baştan itibaren bu işin bir
milliyetçi katil tarafından yapıldığını gösterdi. Bu ülkede siyasetçiler, milliyetçiliği tırmandırarak bir
frankeştayn yarattılar. Ama ortaya MHP için bile şöyle bir sorun da çıktı.
Nasıl bir sorun çıktı?
Siyasetçiler, üç, beş yıldan beri kendi pompaladıkları milliyetçiliği artık kontrol edemez hale geldiler.
Şimdi siyasilerin propagandalarını kendilerine kalkan edinen ve bağımsız hareket edebilen küçük
gruplar var. Bu tür cinayetler, bir orta sınıf merkez partisi olma stratejisini kuran MHP'ye de zarar verdi.
Şu an kendi aralarında konuşurken, 'Hrant Dink cinayeti bize zarar verdi' diyorlardır. Çünkü böyle bir
cinayet gölgesi, onların orta sınıfa yaklaşma teşebbüsünü engelleyecektir.
Susurluk'un en önemli isimlerinden Veli Küçük de Giresun'a atanmıştı. Şimdi bu son
gelişmelere bakınca o atamayı nasıl değerlendiriyorsunuz peki?
Bu gayet manidardır ve herhalde orada kendince bir altyapı hazırlamıştır. Ayrıca Giresun'un bir de
valisi vardı, sanırım hâlâ bu görevde. 1970'lerde Ankara'da DAL grubunun şefiydi. Ankara'da polisteki
bütün işkencelerin merkezi orasıydı. Polis sorgusunda ölenlerin çoğunluğu orada öldü. Mutlaka bunlar
tarafından bu bölgede de sistematik bir faaliyet sürdürüldü. Nitekim son cinayetlerde ve çete
olaylarında hep Veli Küçük'ün ya da Sauna çetesi, Atabeyler çetesi gibi farklı örgüt ve oluşumların adı
geçiyor. Devletin özel güvenlik teşkilatına mensup bazı subayların evlerinde bir ordunun bugün
tümeninde bulunamayacak olan patlayıcılar, Başbakan'ın evinin planları falan bulunuyor. Fakat bu
olaylar bir şekilde kapatılıyor. Suikast türü işleri tertiplemek için oluşturulan bu oluşumların,
yakalandıklarında devlet mekanizması içinde gördükleri korunmalar, bu ülkede ilerisi için çok hayra
alamet işlerin düşünülmediğini gösteriyor. Türkiye'nin değişmesi sürecinde eğer bunlar konum ve
güçlerini kaybetme tehlikesiyle karşılaşırlarsa, yeni ortamda işlevsiz kalmamak ve yerlerini korumak
için bazı teşebbüslerde bulunabilirler. Bu oluşumlar herhalde bu işlerde kullanılmak için hazırlanıyor.
Şu anda uygun zaman bekleniyor.
Ne olması bekleniyor?
Biz Birikim Dergisi'nde de yazdık. 2007 çok kritik. Milliyetçilerin hedef haline getirdiği bir sürü insan var.
Siyasi cinayetler bir yana, ortamı beslenebilecekleri puslu ve gergin hale geirmek için çok kritik şeyler
yapılabilir. Mersin, Antalya, Adana veya İzmir'de kullanabilecekleri bol miktarda milliyetçi
'desparadoslar' var. Buralarda halklar arası Türk-Kürt çatışması yaratılabilir. Çünkü bunlar Türkiye'nin
dünyaya açılmasını, demokratikleşmesini engellemek istiyorlar. Çünkü demokrasinin sadece kurumlar
ve işleyişler olmadığını, aynı zamanda bir 'zihniyet' olduğunu biliyorlar. Demokrasi, 'Etrafımız
düşmanlarla dolu. Bu düşmanlar bizi mahvedecek' havasını dağıtır. Demokrasiyi içine sindirmiş bir
toplum, her sabah uyanıp bugün hangi devlet bizi istila edecek diye düşman aramaz, hangi iç ve dış
düşman bizi bölecek endişesiyle yaşamaz. O toplum kendine güvenir. Ayrıca demokrasi kısılırsa ve
milliyetçilik beslenirse, düşman arama faaliyetlerinin öne çıkmasıyla birlikte toplumun kaynaklarının
büyük kısmı güvenliğe, istihbarata, silaha harcanır.
Trabzon'a yapılan tayinler de bir tuhaf. Trabzon Emniyet Müdürü, İstanbul Üniversitesi'ndeki
bombalama olayında suçlanan bir polis. Hükümet onu yeni görevden aldı. Sizce hükümet
neden onu Trabzon'a atamıştı?
Türkiye 20 yıldır bu politikayı izliyor. Bırakın polisin kendisini, akrabalarından herhangi biri sol örgütle
ilişkili olsaydı bile, onun emniyette tayin ve terfii durdurulurdu.
Bu atamayı yapan AKP iktidarı. AKP, böyle bir atamayı hangi amaçla yaptı sizce?
Bilemiyorum. Cemil Çiçek niye adalet bakanı peki? Çiçek eski MHP'li. O niye orada? AKP'nin
omurgası İslami hareketten geliyor ama AKP teşkilatlarıyla dün MHP'li ve DYP'li olanların bir toplamı
aynı zamanda. Türkiye'nin asıl sorunu şu: Türkiye'de normal milliyetçilik problemli. Bu ülkede normal
sayılan milliyetçilik ırkçı. Ermeni dölü gibi ırkçı hakareti Tansu Çiller'in içişleri bakanı söylemedi mi? Bu
ülkede Ermeni sözcüğü sürekli 'Apo Ermeni' denilerek aşağılayıcı sıfat olarak kullanılmıyor mu?
Irkçılığın insanlık suçu olduğuna inanan savcılarımız olsa...
Ne olur?
Bu lafları kullanan kişilere ve metinlere dava açarlar. Ama Rum ve Ermeni sözcüklerini aşağılama
dürtüsüyle kullanmak burada ırkçılık suçu sayılmıyor. Zaten Türkiye'de milliyetçiliğini biraz öne çıkaran
kişilere ve ideolojilere bakın, hepsi mutlaka ırkçıdır. Kimse kalkıp, 'Türk milliyetçisi ırkçı değildir'
demesin. Irkçılık o kadar derinine işlemiş ki, ırkçı olduğunun bile farkında değil. Derin ırkçılık budur
zaten. Eğer Hrant, Ermeni milliyetçisi olsaydı emin olun öldürülmezdi.
Niye?
Çünkü dünyanın her yerinde milliyetçiler birbirini besler. Onlar bir Türk milliyetçisi olarak bir Ermeni
milliyetçisini öldürmedi. Hrant Dink, bir insanın hem Ermeni olabileceğini hem de milliyetçi
olmayacağını gösterdi. Bu, dünyadaki her milliyetçi için tehlikeli bir duruştur. Hrant, Ermenilerin
problemlerini, çektiği sıkıntıları, 1915 olayları dahil hiç taviz vermeden anlatıyordu. Ama bundan bir
ırkçının ve milliyetçinin çıkaracağı sonuçları çıkarmıyordu. 'Biz Türklerle aynı topraklar üzerinde
yaşadık. Geçmişten dersler çıkararak yeniden kucaklaşalım' diyordu. Bunu o kadar samimi ve ikna
edici söylüyordu ki, insanları etkiliyordu. Zaten tehlikeli olan da buydu. Milliyetçiler, milletlerin
birbirleriyle ebediyen çatışmasını isterler. Çünkü varolabilmek için düşmana ihtiyaçları vardır.
Milliyetçiler birbirlerinden beslenirler. Birbirlerinin sözlerini alıp, Türkler ya da Ermeniler böyle diyor diye
kendi kitlelerinin ötekine olan düşmanlığını artırırlar.
Cumhurbaşkanı, öldürülen bir Ermeni yazarın cenazesine katılmadı. Niye katılmadı sizce?
Ermeni olduğu için mi? Yazar olduğu için mi? Bütün vatandaşlara eşitlik istediği için mi?
Buranın resmen cumhurbaşkanı olabilir ama ben, bu cumhurun bir ferdi olarak kendisinin beni temsil
ettiğine inanmıyorum. Öldürülen birine bir mesajı bile çok görmüş olan bir insan hakkında konuşmak
istemiyorum. Bunun hesabını nasıl verebiliyorsa, kendi vicdanına versin bakalım.
Baykal niye cenazeye gelmedi?
Gelmedi çünkü o kadarı fazla oluyor onun için. Bunlar hâlâ bu milliyetçilikten beslenme peşindeler. Bir
yıldır yatırım yaptıkları milliyetçilik bu.
Ya Başbakan? Niye cenazeye gelmedi de daha sonra taziyeye gitti. Bu sadece programın
yoğunluğuyla açıklanabilir mi?
Siyasi hesaplarında bir karşılığı vardır. Cenazeye gelseydi, vicdani yanı olan bir insan görüntüsü
çizecekti, demek ki istemiyor. Başka şey istiyor.
Yüz binlerce insan Hrant Dink'in cenazesine katıldı. Üstelik bu örgütsel bir katılım değildi.
İnsanlar kendi istekleriyle geldiler. Halk neden Hrant Dink'in cenazesine sahip çıktı?
Hrant Dink'i insanlar televizyondan tanıyordu. O, samimiyetiyle, büyük yüreğiyle, bizim vicdanlarımıza,
iyilik duygularımıza sesleniyordu. Oysa insanlar ülkedeki milliyetçi şirretlik karşısında gerilemiş ve
susmuştu. Hiç kimse milliyetçiliği doğrudan eleştirmiyordu. İnsanlar ilk kez bu milliyetçiliğe karşı cephe
aldı ve 'hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeni'yiz' dediler. 'Sen Ermeni olduğun için öldürüldün ve ben bu
acıyı paylaşıyorum' tepkisini gösterdiler. Ama milliyetçi güdüleri tahrik etmek isteyenler bununla ne
denmek istendiğini bildikleri halde, şimdi 'hepimiz Ermeni'yiz' lafının üzerine gidiyorlar. Devlet Bahçeli
bunu diyenleri melanetle suçladı. Melanet kendisinin alnındadır artık. Milliyetçi gazeteler, cenazede
yürüyenlerin kökeninde Ermeni olabileceğini yazıyorlar. 'Vaktiyle Türkler ve Kürtlerce evlat edinilen
Ermenilerin çocuklarıdır bu yürüyenler' diye analizler yapıyorlar. Artık yapılması gereken bu
milliyetçiliğin karşısında susmamaktır.
Milliyetçiliğin yükseldiği söylenirken böyle muhteşem bir cenaze töreninin gerçekleşmesi
toplum hakkında nasıl bir ipucu veriyor?
Türkiye toplumu son yıllarda körüklenen karşılıklı milliyetçilikler dalgasında bunaldı. İlk kez vicdanı ve
aklı isyan etti. Ama bu isyan Türkiye'nin belirli kesimindeki bir isyandır. Görüyorsunuz anketler
yapılıyor, hâlâ tehdit mesajları gönderiliyor. Bu ülkede, bu cinayetten memnun olan, öldüyse öldü diyen
çok ciddi bir insan kitlesi var. Bu milliyetçi kitle bir anda ortadan kaybolmayacak. Türkiye toplumu kendi
içinde bir düşünsel ve manevi hesaplaşma yaşamak zorunda. Vicdanlı bir toplum mu olmak istiyor,
yoksa vicdanını iptal etmiş bir toplum mu olmak istiyor. Başka toplumlarla insanca bir arada yaşamak
mı istiyor yoksa insanlığından vazgeçmiş bir toplum mu olmak istiyor. Hangisi?