You are on page 1of 2

Çocuk, şiddet ve korku!

_ Fikri Saglar 16/02/07

TBMM'de faaliyetlerini sürdüren önemli bir komisyon var. "Çocuk ve gençlerde artan
şiddet eğilimi ve okullardaki şiddet olaylarını" inceliyor.

Komisyon Başkanı, AKP İstanbul Milletvekili Halide İncekara.

Komisyon üyeleri, bakanlardan uzmanlara, sade vatandaşlardan çocuk suçlulara kadar,


herkesin bilgisine başvuruyor.

Alınan bilgiler genellikle şaşırtıcı.

Bir süre önce, Ankara Adliyesi'ne giden komisyon üyeleri, bir hâkimden "Türkiye'nin suç
rekortmenini" öğreniyor.

Yasalara göre çocuk sayılan bir kişi, tam 215 kez suç işlemiş.

Yaşı küçük olduğu için de her defasında serbest bırakılmış...

Milletvekilleri, hâkim ve savcılara toplumdaki genel bir kaygıyı aktarıyorlar...

"Suçlular yargıya teslim ediliyor ama ön kapıdan girip, arka kapıdan çıkıyorlar"

Bu kanıya hâkim ve savcılar katılmıyor.

Ankara Basın Savcısı Nadi Türkaslan, kolluk kuvvetleri tarafından dile getirilen, "Biz
yakalıyoruz, adliye bırakıyor" beyanlarının kendisini rahatsız ettiğini söylüyor.

Türkaslan'a göre, yeni CMUK ile soruşturmadaki yetki, Cumhuriyet savcılarına geçti. Ve
Türkaslan ekliyor, "Bu yakınmalar, geçmişteki yetkilerini kaybedenler tarafından
yapılıyor" diyerek polisleri kasdediyor.

Ama Türkaslan devamla "asıl gerçeği" büyük incelikle açıklıyor. "Biz cezayı veriyoruz
ama yasama organı ikide bir af çıkarıyor, diyebilir miyiz?" sorusunu yöneltiyor!..
***

Araştırma Komisyonu milletvekillerine en ilginç açıklamalarda bulanan ise, Çocuk Ağır


Ceza Mahkemesi Başkanı Sadi Sarıyıldız olmuş...

Sarıyıldız tecrübeli bir hâkim.

Ankara'da "Özer Çiller'in haksız mal edinme" davasına bakmıştı.

Ankara Emniyeti'ndeki ünlü "tele kulak" skandalinin da hâkimiydi.

Şimdi ise Çocuk Mahkemesi Başkanı...

Sarıyıldız, "Herkes yargıyı yargılıyor. Görevini beceremeyenler; 'yarçp niye


görevini yapmıyor" diyor" görüşünde.

Sarıyıldız'a göre, "Mahkemeler bırakıyor" kanaati de yanlış.


"Biz kimseyi bırakmıyoruz. Vatandaşlardan daha çok, bu durumdan ve suç
ortamından endişeleniyoruz. Kamuoyunun endişesi doğru değil. Hepimizin
çocuğu var. Üstelik, suçlu çocuk sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Yargı
üzerine düşen görevi, bazen yetkilerini de aşarak yapıyor" diyor.

Milletvekillerine söylediği şu sözler ise çok çarpıcı:

"Ben kestirme yoldan evime gidemiyorum. Çünkü, sokak aralarında her an biri,
bir başkasının boğazına bıçak dayayabilir korkusu içindeyim."

Sarıyıldız da ülkenin başka bir gerçeğine

dikkat çekiyor!..

***

Ama en dramatiği ise, terörle mücadele etmek üzere kurulan bir güvenlik kurumunun
başında bulunan yetkilinin bizzat bana açıklaması.

Başkan diyor ki; "Kendimi güvende hissettiğim tek yer, kurum binası içindeki
odam. Akşam eve giderken ya da evde, ne ile veya kimle karşılaşabileceğimi
düşünmek bile istemiyorum." Bu sözler, "Ülkenin içinde bulunduğu felaketi" daha
iyi anlatıyor ***

Sokaklar başıboş insanlarla dolu. Asayiş konusu, Türkiye'nin en ciddi sorunu oldu...

Sokakta ya da kentlerin herhangi bir yerinde "vukuat" olmayan gün yok!..

Okullar, çarşılar, apartman içleri, asansör kabinleri ya da parklar, gaspın, şantajın,


soygunun en rahat yapıldığı yerler haline dönüştü.

Kantarın topu öylesine kaçtı ki, şimdi, "Taksimin göbeğinde kızlara tecavüz etme
teşebbüsü" sıradan bir olay!..

12 Eylül "darbesi" geliyorum demişti. O zaman kullanılan yöntem, "gençlerin birbiri-


lerini öldürterek korku yaratmaktı."

Bugün de bir yerlerden "çığlık sesleri" geliyor!..

Yöntem aynı, "korkuyu körüklemek." Ama bu sefer hesaplar, "tüm toplumu"


korkutmak üzerine kurulu!..