You are on page 1of 3

23/12/2006

FİNANS POLİTİK: (24 ARALIK 1978- 24 ARALIK 2006) İki tarih arasında
Türkiye...
CEMİL ERTEM
finanspolitik@birgun.net
Biliyorsunuz bu sayfada geçen bir .haftanın değerlendirmesini yaparken, geleceğe yönelik
bazı çıkarımlarda da bulunuyoruz. Geçen haftanın değerlendirmesi kolay yapılabilir bir şey
gibi gözüküyor (bunun da neye önem atfedeceğinize göre değişen sübjektif bir zorluğu var
tabii). Ancak buradan hareket ederek gelecek günlere ve sürece ilişkin bir takım
kestirimlerde bulunmak oldukça riskli bir şey, ama bu iş bu hafta biraz daha kolay.
Nedenine gelince; cuma sabahı, bana göre Türkiye, tarihi günlerinden birini yaşadı.
TÜSİAD, Yüksek İstişare Kurulu Top-lantısı'nda 2007'de beklenen tüm olası siyasi ve
ekonomik belirsizliklere müdahale etti ve önümüzdeki yılın nasıl olması konusunda
'taraflara' gerekli 'sözü' söyledi. Gerçi özellikle Ömer Sabancı çeşitli konularda TÜSİAD
adına benzer görüşleri dile getiriyordu ama, bu kadar derli toplu, kesin ve net olması
açısından YİK'te söylenenler ilkti. Bu, bana göre, TÜSİAD'ın 1979'da Ecevit hükümetine
gazete ilanlarıyla yaptığı müdahaleden sonra ikinci önemli çıkışıydı.

TÜSİAD bir sivil toplum örgütü olarak tanımlanıyor. Bu açıdan bir sivil toplum örgütünün
memleketteki siyasi ve ekonomik gidişat konusunda görüş bildirmesi olağan sayılmalıdır,
ama burası Türkiye. Türkiye ne yazık ki, önemli ölçüde, parlamento dışındaki güçler
tarafından yönetiliyor. TÜSİAD'ın bu anlamda gücü, etkinliği ve iradesi onu bu güçlerden
birisi yapıyor. Böyle olunca TÜSİAD'ın görüşleri herhangi bir sivil toplum örgütünün
görüşleri olmuyor. Siyasi iradenin doğrudan dikkate aldığı, hatta bu doğrultuda pozisyon
belirlediği (rahatladığı ya da geriye çekildiği) görüşler oluyor. Şimdi hükümet Sosyal
Güvenlik Yasası'ndan Cumhurbaşkanlığı seçimine değin bir çok konuyu değerlendirirken
TÜSİAD'ı ağırlıklı olarak dikkate alacak. Nitekim hükümet Sosyal Güvenlik Yasası'nı seçim
sonrasına ertelemeyi çok istiyordu, ama IMF ve TÜSİAD etkisi yüzünden bunu yapamadı.
Ancak haziran sonuna kadar erteleyebildi. Burada tabi dikkat çeken bir başka nokta
Türkiye'de artık parlamento dışındaki diğer gücün (yani silahlı olanın) kısa vadeli
görüşlerinin TÜSİAD'la pek örtüş-mediği. Bu durum da birçok açıdan bir ilk. Örneğin yine
1979'da, Türkiye'yi 12 Eylül'e götüren süreçte TÜSİAD'ın, Amerika'nın ve onları dinleyen
ordunun çizgisi çakışıyordu.

BİR KATLİAMIN ARKASINDAKİLER


Tırmanan faşist saldırılar, tüp gaz ve margarin kuyrukları, giderek dozu artan ekonomik
kriz. Bütün bunları yaratanların tek amacı vardı; Türkiye'yi 12 Eylül karanlığına götürmek..
İşte bu süreçte sözünü ettiğimiz güçlerin üstü örtülü bir ittifakı vardı ve o günlerde hepsi
de üzerine düşeni yaptı. 12 Eylül'ün başladığı gün aslında K.Maraş katliamının başladığı
gündür. Yani 24 Aralık 1978. Bakın o günleri Emil Galip Sandalcı nasıl anlatıyor:

26 Aralık 1979 - Demokrat Gazetesi : "Kuşkusuz içinde yaşadığımız şu kokuşmuş, kanlı,


haksız ve eşitsiz rezil ortamda faşizme, emperyalizme, şovenizme vb. karşı olacağımızı
açıklamak doğaldır. Eğer asfalt yol üzerine kapaklanmış cesedi gazete kağıtları ile örtülü
profesör dostumuzun (Orhan Tütengil) öpülesi ak saçlı cansız başını TV ekranlarında
seyrederseniz ve de cenazesinde -katili imişcesine-dipçiklenirseniz, ya da eşinizin,
oğlunuzun, kardeşinizin, babanızın kanlı et parçalarını duvarlardan kazırsanız, gözü gitmiş,
kolu bacağı kopmuş, delik deşik edilmiş, felç olmuş, tabanları patlatılmış, elektrikle
delirtilmiş, ardına cop sokulmuş insanları tanır, bilirseniz... Elbette faşizmin yanında
değilsiniz. Eğer insansa-nız, Hitlerleri, Himlerleri kıskandıracak Kahramanmaraş kıyımının
yapıldığı bu ülkede şovenizm karşısına dikileceksiniz..." Sonra ne oldu, Ecevit Hükümeti 13
ilde sıkıyönetim ilan etti, ama ordudan önce TÜSİAD müdahale etti. Gazetelere çarşaf
çarşaf ilanlar vererek, iç savaşı hızlandıracak üçüncü Milliyetçi Cephe hükümetinin Ecevit
Hükümeti yerine gelmesini sağladı. Amaç 12 Eylül faşizmi idi. Sonra sıra orduya geldi.
Sacayağı tamamlanmıştı. Bundan sonra Türkiye 12 Eylül karanlığı içinde geriye savruldu.
Tüm ekonomik ve demokratik kazanımlar rafa kaldırıldı. 24 Ocak kararları ve dönüşümü
ödünsüz uygulandı. O zaman Türkiye'de büyük burjuvazinin tercihi içe kapalı bir faşizmdi.
İç sömürüyü baskıcı bir askeri yönetim vasıtasıyla artırıp küresel kapitalizme entegre
olacak gücü ancak böyle toplayabilecekti. Yani kısaca kanlı bir sermaye birikimi tercihi
yapılmıştı. Türkiye'nin geleneksel baskıcı, müdahaleci devlet yapısı bu tercihe uygundu.
Asker ve sivil bürokrasi bu dönemi iştah ve hevesle karşıladı ve götürdü.

SİZİN İŞİNİZ BİTTİ MAALESEF


Şimdi sermaye birikti. Küresel sermaye entegrasyonu tamam. TÜSİAD'ı oluşturan
patronlar Avrupa sermayesi ile kucaklaştılar. İlk önce K.Maraş gibi katliamları yaratan
'sivil' ama aslında resmi tosuncuklardan kurtuldular. Susurluk kazasından sonra onları
Kıbrıs kumarhanesine sürdüler. Şimdi de artık politik alanda asker istemiyorlar. Yani
parlamento dışında kendileri ile birlikte iktidarı paylaşan ikinci bir güce artık ihtiyaçları
yok. Onun 'asli' işi neyse onu yapmasını istiyorlar. Bu açıdan TÜSİAD'ın cuma günkü çıkışı
1979'dakine göre çok daha 'sivil', en azından tarihsel olarak böyle.

Dün BirGün'de de ayrıntılı yazdık, ama bir kez daha vurgularsak TÜSİAD önümüzdeki
günler için 1) AB sürecinde iç pürüz istemiyor. Geçmişte milliyetçi-şoven dalgaya ne kadar
ihtiyacı varsa şimdi bundan o kadar kurtulmak istiyor. 2) Küresel ekonomik entegrasyon
sürecinin devam etmesini istiyor. (Reformlar ve Mali Sistemin yabancılaşarak yeniden
yapılanması sürmeli.) Merkez Bankası bağımsızlığı korunmalı. IMF çıpası AB üyeliğine
kadar devam etmeli. 3) Parlamento güçlenmeli, daha ciddi muhalefet gerekli (Yani CHP
yenilenmeli).

2007, seçimlerle birlikte bunların da adımlarının atılacağı bir yıl olacak ve işbaşına bunları
uygulayacak bir hükümet gelecek.. Dolayısıyla Türkiye'nin on yıllık perspektifi geçen hafta
ortaya kondu.

Bu süreçte güçlü bir sol muhalefet (olursa) önemli açılımları oluşturabilir ve bunları
kazanmalara dönüştürebilecek fırsatları da yaratabilir..

TÜRKİYE EKONOMİSİ: DOĞRUDAN YATIRIMLAR


Hafta içinde bu sayfalarda yer vermiştik ama yukarıdaki tezleri doğrulamak açısından
tekrar etmek istiyorum. Türkiye, doğrudan yabancı yatırımlarda (FDI) AB ilgisine mahzar
oluyor. Bunların blok özelleştirme ya da banka satışı olması tabi önemli, ama yine de
özellikle ekimdeki artış dikkat çekici. Buna göre, ekim ayında Türkiye'ye 2.936 milyon ABD
doları doğrudan yabancı sermaye girişi oldu. Böylece 2006 yılında mayıs ve ağustostan
sonra en çok giriş ekim ayında gerçekleşmiş oldu. Ekim ayında gerçekleşen 2.936 milyon
USD'lik girişin 2.609 milyon dolarlık bölümü AB kaynaklı olarak gerçekleşti. Bu durumda
ödemeler dengesi istatistiklerine göre; doğrudan yabancı sermaye (net) fiili giriş olarak
15.804 milyon ABD doları oldu. Bu girişler 2005 yılında 4.203 milyon dolar düzeyindeydi.
Nitekim 2005 yılında toplam girişler 9.793 milyon düzeyinde oldu. Böylece geçen yılın aynı
dönemine göre, yabancı sermaye girişlerinde artış oranı yüzde 276'yı buldu. Bu artış daha
çok mali kurumlara AB kaynaklı sermayenin yatırımı şeklinde oldu. Nitekim 2006 yılında
yabancı girişlerin sektörlere göre dağılımına baktığımızda mali sektöre 5.892 milyon
dolarlık yabancı girişi olmuş, ulaştırma sektörüne 4.768 milyon dolarlık yatırım gözüküyor.
Üçüncü sırayı perakende ticaret 1.433 milyon dolarla alıyor. İmalat Sanayi ise 871 milyon
dolarla dördüncü sırada. 2006 yılında doğrudan girişler (net) 13.782 milyon doları
bulurken bunun tamamına yakınını 12.837 milyon dolarını AB ülkeleri karşılamış.

DÜNYA: İRAN'DAN SONRA VENEZUELA


İran'dan sonra Venezuela da petrol satışlarını dolar yerine avro ile yapabileceğini açıkladı.
Dünyanın en büyük dördüncü petrol üreticisi olan İran, hafta başında petrol satışları dahil
tüm uluslararası ticaretinde avro kullanacağını açıklamıştı. Tahran bununla da yetinmemiş
döviz rezervlerini avroya çevireceğini açıklamıştı. Venezuela Enerji Bakanı Rafael Ramirez,
İran'ın bu kararını "ilginç bir adım" olarak niteledi ve ham petrol ihracatları için aynı şeyi
yapma olasılığını değerlendirdiklerini açıkladı. Şimdiye dek petrol satışlarında fiyatlandırma
her zaman dolar üzerinden yapılmıştı. ABD, nükleer silah geliştirmeye çalışmakla suçladığı
Tahran'a yaptırım uygulanmasını istiyor ve bu ülkeye dolar akışını durdurmaya çalışıyor.
Son zamanlarda, bir çok uluslararası banka, İran'a dolar transferini durdurmuştu. Bazı
şirketler de olası yaptırımları göz önüne alarak Tahran'la ticareti kesmişti. Dünyanın en
büyük petrol üreticilerinden biri olan Venezuela da İran gibi Petrol İhraç Eden Ülkeler
Örgütü 0PEC üyesi. Çin'in rezervlerini çeşitlendireceği açıklamasından sonra dolar sürekli
darbe yiyor. 2007 ilginç bir yıl olacak.

BORSA: YILI BİTİRDİ


Borsa, işlem hacminin daraldığı, hacimsiz bir haftayı geride bıraktı. Hafta genelinde 39 bin
seviyesinin üzerinde kalmaya çalışan bileşik endeks, haftayı gördüğü en yüksek seviyeden
kapattı. İMKB, son işlem gününü 97 puan ve yüzde 0.25 değer artışla 39 bin 180 puandan
tamamladı. Bu arada ABD'den gelen veriler bütün hafta boyunca olumsuz oldu. Bu da
yurtdışı piyasaları aşağı doğru etkilerken, İMKB'ye de yansıdı. Son gün ABD'de beklentisi
binde 4 olan kişisel gelirler, kasımda binde 3 artarken, kişisel harcamalar beklentiler
dahilinde binde 5 yükseldi. Kasımda dayanıklı mal siparişleri ise beklentinin (yüzde 1.2
artış) üzerinde yüzde 1.9 arttı. Bu verilerden beklentilerin üzerinde gelen dayanıklı mal
siparişleri rakamının, ABD'de enflasyona yönelik endişelerin devam etmesini
düşündürebileceği değerlendirmesi yapılırken, bu veriler sonrası Avrupa borsalarıda
toparlandı. Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı'nın altı ay ertelenmesi piyasa kapanışından sonra
açıklandı. Hem yurtdışı piyasalardaki tatil hem de 2007 yılındaki belirsizlikler endeksi 40
bin direncinden uzak tutacak.

PARA VE FAİZ: DEĞİŞME YOK


Döviz ve faizde hafif gevşeme sonrası durgun seyir devam ediyor. Cuma günü
bankalararası piyasadaki dolar kotasyonlarında alışta en düşük fiyat 1.4225 YTL, en
yüksek fiyat 1.4250 YTL, satışta en düşük fiyat 1.4275 YTL, en yüksek fiyat 1.4310 YTL
seviyesinde gerçekleşti. Uluslararası piyasada av-ro/dolar paritesi 131.75-131.90 sent
aralığında hareket etti. Serbest piyasada dolar 1.4260 YTL'den ve avro 1.8790 YTL'den
işlem gördü. İMKB Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarı'nda işlem gören 13
Ağustos 2008 vadeli gösterge tahvili valörlü işlemer haftayı 0.09 puanlık düşüşle yüzde
21.20 bileşikten kapatırken, pazartesi gününe valörlü işlemlerde 21.20 seviyesinde
gerçekleşti