You are on page 1of 3

İlelebet payidar kalacak mıdır?

_ Engin Ardıç
Hepimiz sürekli suç işliyoruz: Yürürlükte bulunan devrim
yasalarına göre şapka giymemek de yasaktır, paşaya paşa demek
de!...

Emekli orgeneral Kemal Yavuz geçen gün “bu gidişle Türkiye


Cumhuriyeti yirmi sene dayanmaz” demiş. (Az kalsın “Yavuz Paşa”
diyecektim de oradan aklıma geldi.)

Kendi fikridir. Biz televizyonda “Amerikan ordusu Bağdat’a giremez


çünkü arazi bataklık” diyen, karacı değil havacı paşalar da
görmüştük. Amerika batağa saplandı saplanmasına da, o anlamda
değil. Eh bu da bir emekli paşa görüşüdür...

Deyip geçemeyiz, çünkü Kemal Yavuz haklı görünüyor.

Ünlü ve yaşlı bir İsveç kültür adamı da (Gunnar Myrdal’ın oğlu Jan
Myrdal mıydı yahu, Zülfü Livaneli daha iyi bilecektir) Amerika
Irak’a saldırdığı zaman “ölmeden Türkiye’nin bölündüğünü ve
Kürdistan Devleti’nin kurulduğunu göreceğim” demişti. Hemen
küfür etmeyiniz, üzülerek söylemişti bunu.

Yanılıp da bir Amerikan-İran savaşına girerse Türkiye Cumhuriyeti


biter.

Yanılıp da Kuzey Irak’a girerse de, bitmez ama, Amerika bunun


bedelini bize öyle bir ödetir ki, 12 Eylül öncesinden beter oluruz ve
devlet de gene “biteyazar”... Kıbrıs’a “girince” başımıza neler
geldi, otuz üç yıldır yaşadık ve gördük.

Zarar yok, devlet kurmak bizim “hobimiz”, on yedincisini kurarız.


Yeni bir devlet kurup da altmış yıl içinde dört kere anayasa
değiştirmiş, üstelik sonuncusunu da sağından solundan kurcalayıp
tırtıklamış bir ülke olarak, bizde çare tükenmez! Her halk devletsiz
de yaşar, biz yaşayamayız. Devleti yoksa Türk de yoktur. Yunan
halkı Osmanlı yönetiminde dört yüz yıl dilini de, dinini de korudu,
biz bağımsız devletimizde bile korumakta zorlanıyoruz... Fakat
kurarız bir yenisini, derme çatma da olsa.

Sonuçta, devletin batması demek, kayıp kıta Atlantis gibi sulara


gömülmesi demek değildir ya... Dedem doğduğunda İkinci
Abdülhamid’in, amcam doğduğunda Mehmet Reşat’ın, babam
doğduğunda Vahdettin’in tebasıydı; Osmanlı devletiyle birlikte
ölmediler, nüfus kâğıtları değişti!

Fakat yeni kuracağımız devlet daha “derli toplu” ve daha “küçük”


olabilir ha...

Artık buna kim kaçıncı cumhuriyet derse der, halayık becerildikten


sonra kapıya kol demiri vurmanın da, cumhuriyetlere numara
vermenin de yararı yoktur.

Böylece Avrupa Birliği’nin, dilinin altından daha on yedi yıl önce


çıkardığı ve fakat bu fakirden ve emekli başsavcı Vural Savaş’tan
başka kimseciklerin farkına varmadığı bakla, ünlü “Antalya önerisi”
de gündeme gelir: “Geri kalmış olan doğu bölgelerinizi bırakın,
daha gelişmiş olan batınızı, yani Marmara ve Ege’yi birliğe alalım!”

Sevres Antlaşması gereğince Orta Anadolu’ya “hapsedilmiş” bir


Türkiye yerine, “batısı kabul edilmiş” yeni ve yarım bir Türkiye...
(Kusura bakmayın, şunları “Sevr” ve “Lozan” şeklinde yazarsam
kendimi Refii Cevat Ulunay gibi hissediyorum.)

Kürt’e toprak, Ermeni’ye de milyarlarca dolar tazminat vermiş


“alil” bir Türkiye... Devekuşu gibi kafayı kuma gömmeyi sevmiş,
kendi gerçekleriyle yüzleşmeyi sürekli ertelemiş, buna ancak çok
zorlanınca ucun ucun yanaşmış bir Türkiye’nin amansız faturası!
Osmanlı İmparatorluğu’nu 1923 yılında Lausanne’da tasfiye
ettiğini sanmış, fakat şimdi kendisine “son pürüzler” de
temizletilmiş bir Türkiye...

Yutacak mıyız bu zokayı?

Yutmayacağız. Peki ne yapacağız, gargara mı?

Hepimizin naçiz vücudu bir gün elbet toprak olacak da, Türkiye
Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak mı? Yerlerde sürünen bir
ekonomi, okkalı bir dış borç, yetersiz sermaye birikimi, olmayan
bir soluyla, berbat eğitim ve sağlık hizmetleriyle, ne doğulu ne
batılı saçmasapan yaşama biçimiyle, yıkılmış ve yerine yenisi
konulamamış ahlak düzeni, daha doğrusu düzensizliğiyle, herbiri
“birer Ogün Samast” olmaya gönüllü milyonlarca işsiz, bilgisiz,
becerisiz, kafasız, vahşi ve barbar lumpenproleteriyle nereye
kadar gidecek bu ülke? Ne kadar gidecek?

Emekli orgeneral Kemal Yavuz “yirmi yıl” diyor. Bu iyimser bir


tahmin mi, kötümser bir tahmin mi?

Haa, aranızda, “ben vapura biner Samsun’a giderim, apoletleri de


söker sağa sola telgraf çekerim” diyen varsa görelim bakalım