You are on page 1of 2

Adnan Bostancıoğlu

Linç ve derin toplum 25/01/07

Evet, bu bir suikast değil, linçtir. Linçtir, çünkü devlet ve medyanın önemli bir bölümü
farklı düşünenin olabilecek en ağır yaptırıma maruz bırakılacağını ilan ve teşvik etmiştir.

Adalet Bakanı, Ermeni Konferansı'nı düzenleyenlerin "ülkeyi arkadan


hançerlediklerini" söyleyip 'vatana ihanet ettikleri' imasında bulundu mu? Evet,
bulundu.

Trabzon'daki linç girişiminin ardından kentin valisi bu eylemi onaylayan açıklamalar yaptı
mı? Evet, yaptı.

Trabzon Belediye Başkanı "orada olsam ben de vururdum" diyerek zaten kendisinin de
linççi güruhun bir parçası olduğunu açıkça ifade etti mi? Evet, etti.

Başbakan milletin hassasiyetleriyle oynayanların tepki göreceğini belirtip linç karşısında


hayırhah bir tutum takındı mı? Evet, takındı.

İstabul Emniyet Müdürü, bir geçit töreni sırasında pankart açan öğrencilere yönelik linç
girişimini, "vatandaş güzel bir tepki göstermiştir" diyerek alkışladı mı? Evet, alkışladı.

Bütün bu olup bitenler karşısında çok satan, çok izlenen medya ne yaptı?

Sokakta yükselen faşizmi "masumane milliyetçi duygular" olarak sundu.


Özgürleşmenin, demokratikleşmenin karşısına terörle dikilen bindirilmiş kıtaların "tahrik
edilmiş vatandaşlar" olduğunu yazdı, söyledi.

Şu ülkede farklı kültürlerin, farklı halkların, farklı inançların bir arada ve insanca
yaşamasını teşvik edeceği yerde, daha çok bayrak, daha büyük bayrak, daha yüksek
bayrak direkleri istedi.

Reklamlarından dizi filmlerine kadar, şovenizmin, derin devletin, siyah takım elbiseli mafya
bozması faşistlerin propagandasını yaptı, şirin gösterdi, kahraman mertebesine yükseltti.
Kanun tanımazlığın, "direkman öldürmenin", alçaklığın ve ahlaksızlığın şakşakçılığını
yaptı.

•••

Evet, Türkiye'nin temel meselesi artık 'derin devlet'ten 'derin toplum' aşamasına
gelmiştir. Artık herkesin malumu: Derin devlet, bildiğimiz devletin içinde ve kıyısında
örgütlenmiştir. Yönlendiricileri daha ziyade devletin malum resmi görevlileridir. Tetikçileri
ise faşist terörist ya da itirafçı pisliklerden oluşur. Yasalara bağlılık taşımaz, kendi
yasalarını koyar. Toplumda infial, bıkkınlık, umutsuzluk yaratmaya dönük suikast, adam
kaçırma ya da bombalama eylemleri yapar.

Türkiye'de bu yapı, birkaç kez 'işbaşında' yakalandıysa da (Susurluk ve Şemdinli) tasfiye


edilemedi. Bugün hâlâ varlığını sürdürüyor.

Ama artık eskisine göre 'daha verimli' topraklarda sanatını icra eder duruma geldi.
Hatta, terörünü uygulamak için özel olarak eğittiği kadrolara bile çok fazla ihtiyacı
kalmadı. Devletin, siyasi partilerin ve medyanın elbirliğiyle estirdiği milliyetçi-faşist rüzgâr,
yoksul, umutsuz, cahil gençler için "vatan uğruna kan dökme, adam öldürme"
eylemininin yüceltildiği toplumsal bir ortam yarattı.

O uğursuz yapının artık, sivil faşist örgütlerden, ruhunu satmış itirafçı güruhundan,
ayaktakımı mafya bozuntularından tetikçi devşirmek için çok fazla uğraşması gerekmiyor.
Bir yetkilinin açıklaması, bir gazetenin manşeti, bir televizyon dizisi, bir internet mesajı,
durumdan vazife çıkarmaya hazır birilerini hedefe yönlendirebiliyor.

İşte size, Devlet Bahçeli'nin sözleri: "TÜSİ-AD, Demokratikleşme Raporu ile


PKK'nın siyasallaşma projelerine sahip çıktı" diyor Bahçeli. Bu açıklamayı,
"TÜSİAD, PKK'nın uşağı" diye okumayacak kaç Ogün var dersiniz?

İşte size, katilin jandarma tarafından basına dağıtılan fotoğrafı... Fonda Türk bayrağı ve
altında "Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez" sözleri... O fotoğrafı çekip
basına dağıtanlar da biliyor, şimdi bir yerlerde başka Ogün'lerin o resme bakıp bakıp iç
geçirdiğini...

Biz de cinayetin ardında hangi örgütün olduğunu merak ediyoruz