You are on page 1of 1

Şimdi ittifak vaktidir!

Başbakan "derin devlet" gerçeğini kabul etti: "Bunu minimize etmek, mümkünse yok etmek gerek"
dedi.
Bu, önemli bir gelişme...
"Derin devlet"le 70'lerde tanışan Ecevit'in, bu tanışıklığın bedelini canıyla ödemekten zor kurtulduğunu
anımsayınca ürperiyor insan...
Şimdi Erdoğan da "Artık bardağı taşırdınız" demeye getiriyor.
MİT'in "statükocu kafalar"dan yakındığı açıklamasından beri devletin bazı organları arasındaki görüş
farklılığı hepten açığa çıktı. Kıbrıs'ta Lokmacı geçidinin yıkımında da belirginleşti bu ayrışma...
Mehmet Ağar'ın "düz ovada siyaset" çıkışında da... Trabzon'da bürokratların görevden alınışında da...
Son olarak Maliye çetesi operasyonunda da...
Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar şiddetlenerek artması beklenen bu iktidar kavgasının çok kanlı
olmamasını diliyoruz.
***
Bunun kadar kaygılandığımız bir gözlem daha var:
O da toplumda da devlet kadar ağır bir "derinleşme" yaşanması...
70'lerden farklı olarak "derin devlet", toplumdaki güçlü değişim talebinin önüne dikilen bir set görevi
yapmıyor bugün...
O talep, 70'lerin sonunda kanlı bir şekilde bastırılıp 12 Eylül'de hepten yok edildi. Toplumun büyük
kesimi, devletin iç ve dış tehditlerle kuşatılmış olduğuna, farklılıkların bölücü olduğuna, değişimin kötü
olduğuna, özgürleşmenin değil itaatin elzem olduğuna ikna edildi.
Geçen yaz açıklanan "Türkiye'de Sosyal Tercihler Araştırması"nı anımsayın:
"Askeri hükümet, seçilmiş hükümetten iyidir" diyenlerin oranı yüzde 40 çıkmıştı.
"Derin devlet"e, sadece "koruma-kollama görevi" kalmıştı.
O da şimdi bunu yapıyor:
Demokratikleşme paketlerine, reform yasalarına, özgürlükçü açılımlara, kimlik taleplerine ayak diriyor.
"Tehdit" büyürse imdada, kanatları altında yetiştirdiği, gönüllü tetikçiler yetişiyor.
Ama asıl destek, 12 Eylül'den bu yana korkularla yetiştirilmiş ve güvenlik karşılığı hürriyetini feda
etmeye razı edilmiş kitlelerden, yani "derin toplum"dan geliyor.
***
100 binlik Dink yürüyüşü bizi yanıltmasın. Bir yayıncı dostum, yayınevinin internet sitesine koyduğu
"Dink'in katlini kınıyoruz" ilanından sonra site ziyaretçilerinin üçte bir azaldığını söyledi dün...
Bunlar toplumun okur-yazar kesimi...
Daha bilinçsiz kesimlere inildikçe tahammülsüzlüğün hepten ağırlaştığı, ırkçı-milliyetçi tepkinin
yoğunlaştığı, yobazlığın koyulaştığı ortaya çıkıyor.
Bahsettiğim araştırmada "Ramazanda lokantalar iftara kadar kapalı olmalı mı?" sorusuna yüzde 49'un
"Evet" dediğini anımsayalım.
Toplum, komşusunun acısını paylaşmaya dönük bir sloganı bile hoş göremeyecek kadar kör bir
milliyetçiliğe sürükleniyor koşar adım...
***
Bunun nedenleri çok...
Ama en önemlisi, geçen gün sicilini bu köşede yayımladığım Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay'ı
"çağdaş ve cumhuriyetçiydi" diye tanımlayıp görevden alınmasını eleştiren, 301. maddeyi savunur
hale gelen CHP'nin de sağ koroya katılmasıyla Türkiye'nin siyaseten çolak durumuna düşürülmesidir.
Bu durumda, yükselen faşizan dalgayı ancak demokratların dayanışması kırabilir.
Yakında daha "derin yaralar" görmek, yeni güvercinler gömmek istemiyorsak, şimdi ittifak vaktidir.

can.dundar@e-kolay.net