You are on page 1of 2

Hrant Dink

Tabular yıkıldıkça 25/01/07

24 Nisan'dı o gün. Tüm dünyada Ermeniler 1915' te yitirdiklerini anıyor, Kıbrıs'ta ise
halklar geleceklerini oyluyorlardı. Niye bilmem o gün felsefe yapasım tuttu.

Yeryüzünde ilk tabuyu Tanrı'nın bizzat kendisinin yarattığını anlatır Kitab-ı Mukaddes'in
başlangıç bölümleri. Hayli çarpıcıdır, tavsiye ederim o mitolojik satırları. İlkin Adem'i
yaratır ve yarattığı Adem'i Aden bahçesine koyar Tanrı. 'Ve Rab Allah adama emredip
dedi: Bahçenin her ağacından istediğin gibi ye; fakat iyilik ve kötülüğü bilme
ağacından yemeyeceksin; çünkü ondan yediğin gün mutlaka ölürsün.' Niye
bilinmez, 'Adamın yalnız olması iyi değil' diye düşünür Tanrı. Ve başlar diğer canlıları
yaratmaya adama yoldaşlık niyetine... Fakat Adem bunlardan hiçbiri içinde kendine
yardımcı bulmaz. Sonunda uyutur Adem'i Tanrı ve kaburgalarından aldığı parçadan kadını
yaratır. 'Ve adam ve karısı, ikisi de çıplaktılar ve utançları yoktu.'

***

Utanç ve onun gereği örtünme o gün bugündür bir girdi insanoğlunun dünyasına, bir daha
da çıkmadı. Utançlardan kurtuluşumuzun yegane yolunu toplumsal örtünmelerle
sağlayacağımızı düşündük. Toplumca tabularımıza burunduk. İnsanlık tarihinin 'tabu
portföyü' hayli zengin. Cinsellik, din, korku, iktidar, merak, bilgi tabusal örtülerimizin
desenleri oldular. Sonuçta iktidarların vazgeçilmez silahlarından birinin tabu yaratmaktan
geçtiğini, tabuların ancak bilgiye ulaşılarak yıkılabileceğini, bunun için de merakın en
önemli silahımız olduğunu öğrendik.

***

Tabu konular, tabu kavramlar, tabu kurumlar, tabu kişiler velhasıl bize bilmemizin ve
merakımızın yasaklandığı herşey aslında birilerinin iktidarlarını sürdürmek ve pekiştirmek
için kullandıkları dokunulmazlardan başka bir şey değiller. Eski tabuları yıkma adına ortaya
çıkan yeni ikitidarlar dahi bu kez kendi tabularını ve mitlerini de beraber getiriyorlar. Her
seferinde eski heykeller yıkılıyor ama yerine yenileri dikiliyor. Asıl yıkıla-mayan tabu ise
iktidar kavramının ta kendisi. Ve görülüyor ki artık iktidar kavramının kendisi yıkılmadıkça
da tabulardan kurtuluş asla mümkün olmayacak.

***

'Bilinen bilinmezlikler' olarak da tanımlayabiliriz tabuları. Bilinmezin tüm ayrıntılarını


bil-mesek de sezebiliyoruz sanki ama korkularımız engelliyor daha ileri gitmemizi,
merakımızı ko-şuşturamıyoruz özgürce. Tabular da zaten öyle birden devrilebilecek olgular
hiç değiller, süreç içinde yaratıldıkları için de ancak süreç içinde yı-kılabiliyorlar.
Değiniyormuş gibi yapıyoruz ilkin, ürkütmemecesine. Kenarından kenarından hafiften
gagalıyoruz ancak. İhtimal ki bu tutumumuzla, bir süre için tabulara bir nebze de
bağışıklık biz kazandırıyoruz. Bağışıklık kazanmış tabular ise iktidar odaklarınca daha
meşru bir sermaye olarak kullanılıyor bir süre. Ama her tabunun yıkılış süreci de işte bu
aleniyetiyle ve pervasız kullanımla başlıyor.

'Ve yılan kadına dedi; meyveden yediğiniz gün, o vakit gözleriniz açılacak ve iyiyi
ve kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız.' Adam ve kadın meyveyi yediler ve Tanrı
tarafından ölümlülükle cezalandırıldılar. Tanrı bilmeyi ölümle eşleştirdi. Meyve ağacında
simgelenen bilgiyi tabulaştırdı. Meyveyi yiyen insan bildi ama bildiği için de öldü. Tabu,
ölüm ve bilgi... İşte bilgi çağının karmaşık denklemi. Tabuları bilgisi ile yıkan insan bir gün
ölümü de bilgisiyle yenecek mi? Doğrusu şimdilik bu çok uzak bir merak. Şu an için
yıkılacak daha çok tabumuz var. İşte en taze örnek. Kıbrıs'ın dokunulmazı Rauf Denktaş ve
onun tabusal siyaseti de halkın oylarıyla yıkılıp gitti. Darısı diğer tabularımızın başına. 27
Nisan 2004