You are on page 1of 4041

Byk Trke Szlk

Srm No: 1.0 A klama Farabi

(veya a z n n iine) bakmak * ne syleyece ini beklemek. * onun szne gre davranmak. ... (bir) hl almak * bir duruma gelmek. ... canl s * d kn. ... damgas n vurmak * (biri iin) kt bir yarg ya varmak. ... -e kuvvet * herhangi bir eye a rl k verildi inde kullan l r. ... f r n ekmek yemesi lz m * bir duruma eri mek iin pek ok emek vermesi, al mas gerekir. ... gzyle bakmak * yerine koymak. ... ile beraber * ile birlikte. ... kim ... kim * yak t r lan eyin uygunsuzlu unu belirtmeye yarar. ... olsun, ... olsun, * sz geen her ey. ... ss vermek * gere e ayk r olarak, kendisinde veya herhangi bir eyde stn bir nitelik veya de er varm gibi gstermek. ... ziyafeti ekmek * herhangi bir eyi en iyi biimde ba armak, herhangi bir ynyle doyurmak. ...-a veya ...-e gelince * s ra gelince anlam na gelerek bir konu bittikten sonra sz ba ka bir konuya geirmeye yarar. * ayr cal k gsteren bir d nceye geildi ini anlat r. ...-a, ...-ya getirmek * birini bir duruma getirerek istedi i gibi davranmak. ...-den eylemek * yoksun b rakmak. ...- nda / ...-inde de il * bir eyin sylenen niteli ine nem vermeyi anlat r. ...i tutmak * bir i i yapaca ve grece i o zamana rastlamak. ...ikinci plna d mek * bir kimsenin veya toplulu un gznde eski nemini, de erini yitirmek.

...ile beraber * -d / -di i anda. * -dan / -den ba ka. * -d / -di i hlde. ...-mas yla, ...-mesi bir olmak * ayn anda, abucac k, birden. ...maya veya ...meye grsn (veya gr) * sz konusu fiilin do uraca sonuca kesinlik kazand rmak iin kullan l r. ...n n resmidir... * bir durumun olaca kesin ve bellidir. 19 May s 30 A ustos * Zafer Bayram . a a * (a:) a ma, hat rlama, sevinme, ac ma, zlme, k zma gibi duygular glendirir, cmlenin ba nda veya sonunda kullan l r. a/e * ekimli fiilin sonuna gelerek anlam peki tirir. -a- / -e-a / -e -a / -e * simden fiil treten ek. * Ynelme durumu eki: da a, eve, yola, ne. nl ile biten isimlerden sonra araya y sesi girer. * Seslenme bildirir.

* Fiilden zarf treten ek: yaza yaza, gide gide, ko a ko a, d e kalka, gle oynaya. nl ile biten fiillerden sonra araya y sesi girer: ya aya ya aya, bekleye bekleye, okuya okuya, yrye yrye. Bu ek gre, kala, gee, sapa rneklerinde kal pla m t r. a, A

* Trk alfabesinin birinci harfi, ses bilimi bak m ndan kal n nllerin dz ve geni olan n gsterir. * Nota i aretlerini harflerle gsterme ynteminde l sesini bildirir. * Su. * Ynden, dvlerek yap lan kal n ve kaba kuma . * Bu kuma tan yap lm yakas z ve uzun stlk. * Bu kuma tan yap lm olan. * Eskiden dervi lerin giydi i abadan yap lm , n a k h rka. * Abla. * Anne.

ab aba

aba alt ndan de nek (sopa) gstermek * yumu ak grnmekle birlikte yine de gzn korkutmak. aba gibi * (kuma iin) kaba ve kal n.

aba gre i * Aba giyilerek ve bele ku ak ba lanarak yap lan bir tr gre . aba vakti yaba, yaba vakti aba * ki i, ihtiyalar n vaktinden nce ve ucuz oldu u zaman kar lamal d r. abac * Aba yapan veya satan kimse. * Abadan giyecek yapan veya satan kimse. * Bedavac , asalak. abac kebeci, ara yerde sen neci? * "anlamad n bu i e ne kar yorsun?" anlam nda kullan lan bir sz. abac l k * Aba yapma veya satma i i. * Abadan giyecek yapma veya satma i i. abad * Kal nca ve a k saman renginde, yar mat bir yaz k d tr. abajur * I bir yere toplamak, do rudan do ruya gzlere vurmas n nlemek iin kullan lan lmba siperi. * Genellikle zeri siperli masa lmbas veya ayakl lmba. * Abajur yapan veya satan kimse.

abajurcu

abajurculuk * Abajurcunun i i veya mesle i. abajurlu abaks * Say boncu u, rk. abal * Abas olan, aba giymi olan. * Abajuru olan.

aband rma * Aband rmak i i. aband rmak * Bir kimsenin bir yere abanmas n sa lamak. * Bir hayvan yere ktrmek. abandone * Dv emeyecek duruma gelen (boksr). abandone etmek * dv emeyecek duruma getirmek. abandone olmak * dv emeyecek duruma gelmek. aban * Sar mt rak dall nak larla i lenmi bir tr beyaz, ipek kuma . * Bu kuma tan yap lm . * Abanmak i i.

abanma

abanmak

* E ilerek bir eyin, bir kimsenin zerine kapanmak. * Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak. * Bir eyin veya bir kimsenin zerine kp ullanmak. * Birine yk olarak onun s rt ndan geinmeye bakmak. * Abanozgillerin a r, sert ve siyah renkli tahtas .

abanoz

abanoz gibi * ok sert. abanoz kesilmek * sertle erek dayan kl l artmak. * kirden matla mak, rengini kaybetmek. abanozgiller * ki eneklilerden, s cak lkelerde yeti en ve kerestesine abanoz denilen bir bitki familyas . abanozla ma * Abanozla mak durumu alma. abanozla mak * A a ve benzeri maddeler uzun sre suda kalarak kararmak. * (insan) uzun sre gne te kalarak kararmak, yanmak. abart abart c * Bir eyi oldu undan byk veya ok gsterme huyunda olan (kimse), abartmac , mbal ac . abart c l k * Abart c olma durumu, abartmac l k, mbal ac l k. abart l * Oldu undan fazla gsterilen, mbal al . * Abartma, mbal a.

abart lma * Abart lmak i i. abart lmak * Abartmak i ine konu olmak, mbal a edilmek. abart s z abart abartma * Oldu undan fazla gsterilmeyen, mbal as z. * Abartmak i i veya biimi. * Abartmak i i, mbal a.

abartmac * Abart c , mbal ac . abartmac l k * Abart c l k, mbal ac l k. abartmak * Bir eyi oldu undan byk veya ok gstererek anlatmak, mbal a etmek.

abartmal * Abart lm , mbal al . abartmas z * Abart lmam , abartmadan, mbal as z. abas z aba o * Alt, alttaki, a a . * Gemiyi ba tan veya k tan halatla karaya ba lama. abat * Bay nd r, mamur. * en, rahat. abat etmek * mamur etmek, rahata kavu turmak, zenginle tirmek, gnendirmek. abat eylemek * abat etmek. abat olmak * mutlu olmak, rahata kavu mak, gnenmek. abay sermek * bir yere teklifsizce yerle mek. abay yakmak * gnl vermek, tutulmak, k olmak. Abaza Abazaca abazan * Kuzeybat Kafkasya'da ya ayan bir halk ve bu halka mensup olan kimse. * Abazalar taraf ndan kullan lan dil. * Karn a olan (kimse). * Uzun sre kad ns z kalan (erkek). * Abas olmayan, aba giymemi olan.

abazan kalmak * uzun sre cinsel ili kide bulunmamak, kad ns z kalmak. abazanl k * Abazan olma durumu. Abbas yolcu * yola kacak kimse. Abbas * Abbas bin Abdlmuttalib soyundan gelen, Ba dat merkez olmak zere n Asya ve Kuzey Afrika'da 7501258 tarihleri aras nda hkm sren slle. abd * Kul. * Kle. * Safevler devrinde ran'da ya ayan Trk oymaklar ndan biri.

Abdal

* Anadolu'da ya ayan birtak m oymaklara verilen ad. abdal * Eskiden baz gezgin dervi lere verilen ad. * Dilenci k l kl , st ba peri an kimse. * Bkz. aptal. abdala malm olur * bir eyin olaca n nceden sezen kimseler iin aka yollu sylenir. abdall k * Abdal olma durumu. abdest * Mslmanlar n, baz ibadetleri yapabilmek iin el, a z, burun, yz, kol, ayak y kama ve ba a, enseye slak el gezdirme, kula temizleme biiminde yapt klar ar nma. * drar yapma ve kal n ba rsa bo altma. abdest almak * abdest yoluyla ar nmak. * namaz k lmak iin gerekli y kama kurallar n yerine getirmek. abdest bozmak * ayak yoluna gitmek. abdest bozulmak * yeniden abdest alma gere i ortaya kmak. abdest tazelemek * yeniden abdest almak. abdestbozan * eritgillerden, vcudu yass , birbirine kenetlenmi bo umlar bulunan ve baz s metrelerce boyda olan bir ba rsak asala , tenya, erit. abdestbozan otu * Glgillerden, siyah ve ye il boya kar lan bir bitki (Poterium spinosum). abdesthane * Abdest bozacak yer, ayak yolu, tuvalet. abdesti gelmek (veya olmak) * abdest bozmaya ihtiya duymak. abdesti kamak * abdest bozma ihtiyac varken yok olmak. abdestinde namaz nda * dindar. abdestinden phesi olmamak * yapt i te kusuru olmad n kesin olarak bilmek. abdestini vermek * azarlamak. abdestli abdestlik * Abdest alm bulunan veya abdesti bozulmam olan. * Abdest al nacak yer. * Abdest al n rken giyilen ve kolsuz h rkaya benzeyen bir tr giyecek.

* Abdest almaya yarayan. abdestsiz * Abdest almam veya abdesti bozulmu olan. abdestsiz yere basmamak * din buyruklar na titizlikle uymak. abdiciz * Alak gnlllk bildirmek zere "ben" yerine kullan l r.

abdlleziz * Akdeniz blgesinde ve Afrika'da yeti en ok y ll k ve otsu bir bitki (Cyperus esculentus). * Bu bitkinin yemi gibi yenilen, tatl ve ya l rn. abece * Bkz. alfabe.

abece s ras * Bkz. alfabe s ras . abecesel * Bkz. alfabetik.

aberasyon * Sap n. abes * Akla ve gere e ayk r . * Gereksiz, lzumsuz, yersiz, bo .

abes bulmak * gereksiz, sama saymak. abes kamak * uygunsuz d mek. abesle u ra mak (veya abesle i tigal etmek) * yersiz, yarars z eylerle vakit ldrmek. abeslik ab hayat * Abes olma durumu. * Efsanelere gre ien kimseye lmszlk sa layan bir su, bengi su.

ab hayat imi * ya ok ilerlemi oldu u hlde gen grnen (kimse). ab kevser * Cennette bulundu una inan lan Kevser rma n n ad . ab ru * Yz suyu. * Irz, namus, eref, haysiyet. * An t.

abide

abidele me * An tla ma.

abidele mek * An tla mak. abidele tirme * An tla t rmak i i. abidele tirmek * An tla t rmak. abidemsi abidev abis abiye * Bayanlar n zel gecelerde giydi i k giysi veya tuvalet. abla * Bir kimsenin kendinden byk olan k z karde i. * Byk k z karde gibi sayg ve sevgi gsterilen k z veya kad n. * Genel ev veya randevu evi i letmecisi kad n, aa, mama. * Yayvan ve dolgun yz veya yz byle olan (kimse). ablaka ablakl k ablal k * Ablak gibi, ablak tarz nda. * Ablak olma durumu. * Abla olma durumu. * An t benzeri. * An tla ilgili, an tsal, an ta benzer, an t gibi. * Okyanuslar n ok derin yeri ve daha zel olarak, gne n n eri emedi i kesim.

ablak

ablal k etmek * abla gibi yak n ve koruyucu davran ta bulunmak. abltif ablatya abli * kma durumu. * Uzunlu u 150, geni li i 4-10 kula olan bir bal k a . * Yar m serenleri sa a, sola veya ortaya evirmek iin bunlar n ucuna ba l bulunan donan m.

abliyi ka rmak (veya b rakmak) * a rmak, so uk kanl l n yitirmek, ipin ucunu ka rmak. abluka * Bir lkenin veya bir yerin d dnya ile olan her trl ba lant s n kuvvet kullanarak kesme, ku atma, ihata.

abluka alt nda tutmak * ablukay devam ettirmek. abluka etmek * genellikle denizden ku atmak. * etraf n evirmek, bulundu u yerden ay rmak.

ablukaya almak * Bkz. abluka etmek. ablukay kald rmak * abluka karar ndan ve uygulamas ndan vazgemek. ablukay yarmak * abluka blgesini zor kullanarak yar p gemek. abone * nceden demede bulunarak sreli yay nlara al c olma i i. * Pe in para ile bir eye belli bir sre iin al c olan kimse. * Bir yere gitmeyi al kanl k hline getirmek. abone etmek * pe in para ile belli bir sre iin bir eyi srekli olarak almay sa lamak. abone olmak * pe in para ile belli bir sre iin bir eyi srekli olarak almay nceden stlenmek. abone yapmak * abone olmay sa lamak.. abonelik * Abone veya aboneler iin kullan labilecek kadar olan.

abonman * Bir sat c veya kamu kurulu u ile al c lar aras nda yap lan anla ma. aborda * Bir deniz teknesinin ba ka bir tekneye, bir iskeleye veya bir r ht ma yan n vererek yana mas . aborda etmek * (gemi iin) yanlamas na yana mak. abra * Bozuk teraziyi dengelemek iin hafif gelen kefeye konulan ta , demir, ivi gibi a rl k, dara. * Bir de i toku ta ste verilen ey.

abrakadabra * Eski a larda baz hastal klara iyi geldi ine inan lan byl sz. * Sihirbazlar n s ka kulland byl sz. abrama abramak abra * Alaca benekli. * (bitki yapraklar nda) Klorofil azl ndan dolay a k renkte lekeleri olan. * illi, opur yzl, a k renk gzl, apar. * Deseni ve atk s bozuk hal . * arp k, e ri, dzgn olmayan. * Ters, kaba, grgsz. abril * Nisan, april. abstraksiyonizm * Abramak i i, idare. * (deniz ta tlar iin) Ynetmek, idare etmek.

* Bkz. soyutuluk. abstre * Soyut, somut kar t , mcerret. abstre say * Bkz. soyut say . absrt * Sama.

absrt tiyatro * Bkz. sama tiyatro. abu * a ma ve korku bildirir. abuhava * klim.

abuk sabuk * Akla, mant a uymayan, d nmeden sylenen, sama sapan (sz). abuk sabuk konu mak * sama sapan sz sylemek. abuk sabukluk * Ciddiyetsizlik, samal k. abuli abullabut * sten yitimi, irade kayb . * Hantal, kaba ve anlay s z (kimse). * Biimsiz ve kt giyinen, giyimine zen gstermeyen (kimse).

abullabutluk * Abullabut gibi davranma, abullabut olma durumu. abur cubur * S ras , tad , yarar gzetilmeksizin rastgele yenilen eyler. * e yaramayan, bo . abus * As k suratl , somurtkan (kimse). * Somurtkan, at k, as k (yz). * Niteli i bilinmeyen, garip, acayip. * Aktinyum'un k saltmas . * Merak, karars zl k veya ku ku anlat r.

Ac acaba

-acak / -ecek * Fiil ekim eki (gelecek zaman eki). * Fiilden isim ve s fat yapma eki. Acar * Gneybat Kafkasya'n n Trkiye s n r na yak n blgesinde ya ayan bir halk. acar

* At lgan, gz pek, yi it, kabaday , y lmaz, kab na s maz. * Gl ve becerikli, evik, enerjik. * Yeni. Acara * Bkz. Acar.

acarla ma * Acarla mak i i. acarla mak * Acar duruma gelmek. acarl k * Acar olma durumu.

acayibine gitmek * yad rgamak, tuhaf na gitmek. acayip * Sa duyuya, grene e, ola ana ayk r , a lacak, a maya de er, garip, tuhaf, yad rganan, yabans . * a ma anlat r.

acayip olmak * yad rganacak bir duruma girmek. acayiple me * Acayiple mek durumu. acayiple mek * Ba kala mak, yad rganacak bir duruma girmek. acayiple tirme * Acayiple tirmek i i. acayiple tirmek * Acayip, yad rganacak bir duruma getirmek. acayiplik * Acayip olma durumu, yabans l k, gariplik, tuhafl k. accelerando * Paran n al n rken gittike h zlanaca n anlat r. acele * abuk davranma zorunlulu u, ivedi, ivecenlik. * Vakit geirmeden, tez olarak.

acele acele * abuk abuk, h zl olarak, byk bir abuklukla. acele etmek * abuk davranmak, ivmek. * tel etmek, sab rs zlanmak. acele i e eytan kar r * d np ta nmadan, ivedi olarak yap lan i ten iyi sonu beklenmemesi gerekti ini anlat r. aceleci * Tez i gren, abuk davranan, tel l , ivecen. acelecilik

* Aceleci olma durumu, ivecenlik. acelele tirme * Acelele tirmek i i. acelele tirmek * abukla t rmak. aceleye gelmek * abuk yap ld iin gereken zen gsterilmemi olmak. aceleye getirmek * zaman darl ndan yararlanarak birini aldatmak veya bir i i stnkr yapmak. Acem * ranl . * ran'a zg. * ran lkesi. acem * Trk mzi inde mi notas na yak n bir perde.

Acem halay * Gney Anadolu yresinde oynanan bir halk oyunu. Acem k l c gibi * hem birinden yana, hem ona kar olabilen. Acem llesi * Ta k rangillerden, turuncu ve sar renkte iekli, y ll k ve ok y ll k trleri olan, tohumla saks da ve tarlada retilebilen bir ss bitkisi, gne topu. Acem pilv * Safran ve zencefil ile yap lan ran usul bir pilv e idi. acema iran * Klsik Trk mzi inde kullan lan et makamlar ndan biri. acemborusu * Canl k rm z iekler aan bir ss bitkisi (Bigonia radicams). acembuselik * Klsik Trk mzi inde kullan lan birle ik bir makam. Acemce acemi * Farsa. * Bir i in yabanc s olan, eli i e al mam , bir i i beceremeyen. * inde, mesle inde ilerlememi . * Bir yerin, bir eyin yabanc s . * Saraya yeni al nm cariyelere verilen ad.

acemi a as * Hareme yeni al nan cariyelerin a as . acemi aylak * Tecrbesiz, toy, beceriksiz. acemi er * Askere yeni al nan ve e itim dnemini henz tamamlamam er.

acemi oca * Osmanl ordusuna kap kulu eri yeti tirmek iin kurulan okul. acemi o lan * Yenieri oca nda yeti tirilmek zere tutsaklardan veya dev irme yoluyla Hristiyanlardan toplanan ocuk. acemice * Toyca, beceriksizce. acemile me * Acemile mek durumu. acemile mek * Beceriksizlik gstermek, bocalamak. acemilik * Acemi olma durumu, aceminin ekingenli i ve rkekli i, acemice davran , toyluk.

acemilik ekmek * henz al mad bir i te zorluk ekmek, bocalamak. acemilik etmek * d ncesizce hareket etmek, acemice davranmak. acemkrdi * Klsik Trk mzi inde birle ik bir makam. acemle me * Acemle mek durumuna gelmek. acemle mek * Kltr ve medeniyet bak m ndan ran' veya ran halk n rnek almak. * Kendini ranl gibi hissetmek veya ranl gibi davranmak. acemle tirme * Acemle tirmek i i. acemle tirmek * Kltr veya medeniyet bak m ndan ran' veya ran halk n rnek ald rmak, Acem kltrn yayg nla t rmak. acente * Bir kurulu un mal veya ticar i lerini kazan kar l nda yrten ticarethane. * Vapur ortakl veya banka ubesi. * Bir kurumun veya ubelerinin ba nda bulunan kimse. * Bir kurulu a ba l olmaks z n szle meye dayanarak belirli bir yer ve blge iinde srekli olarak ticarethane veya i letmeyi ilgilendiren i lerde arac l k eden, bunlar o i letme ad na yapan kimse. acentelik * Acentenin yapt i . * Acente kurulu u. * Acaba. * Acizler, gszler, eli ermezler, d knler. * Tat alma organ nda baz maddelerin b rakt yak c durum, tatl kar t . * Tad bu nitelikte olan. * Keskin, ho a gitmeyen, iddetli.

acep aceze ac

* Renk iin, koyu. * A r , sanc . * D ar dan gelen bir etki ile d organlarda birdenbire olu an ve o etkilerin kalkmas ile duyulan rahats zl k, st rap. * K r c , zc, incitici, dokunakl , korkun. * lm, yang n, deprem gibi olaylar n yaratt znt, keder, elem. * Ac olarak, ac vererek, ac duyurarak, znt iinde. * Dokunakl , k r c , zc olarak, znt iinde.

ac ac

ac a a

* Sedef otugillerden, s cak lkelerde yeti en, kabu u ve odunu hekimlikte kullan lan kk bir a a, kavasya (Quassia amara). ac badem * Glgillerden bir meyve a ac (Amygdalus amara). * Bu a ac n ac mt rak, keskin kokulu meyvesi. ac badem kurabiyesi * rmik ve ekerle yo rularak zerine ac badem konduktan sonra f r nda pi irilen bir e it kurabiye. ac bakla * Baklagillerden, ac olan taneleri suda tatl la t r larak yenilen otsu bir bitki, Yahudi baklas (Lupinus termis). ac bal ac bal k amarus). ac ceviz * Deli bal. * Sazangillerden, Avrupa'da ve lkemiz gllerinde ya ayan, 8-10 cm uzunlu unda bir bal k, grdek (Rhodeus

* Genellikle Kuzey Amerika'da yeti en, gzel grn l bir ceviz tr.

ac ekmek (veya duymak) * a r , s z duymak. * zlmek, znt iinde kalmak. ac i dem * Zambakgillerden, 10-30 cm boyunda, erit yaprakl ve a k renk iekli, tohumlar romatizma tedavisinde kullan lan zehirli bir i dem tr, gz i demi (Colchicum autumnale). ac elma * Bkz. ebucehil karpuzu.

ac gelmek * dokunakl , k r c , zc gelmek. ac grm * kt gnler ya am . ac h yar * Bkz. ebucehil karpuzu.

ac karpuz * Bkz. ebucehil karpuzu. ac kavak * Da kava veya titrek kavak (Populus tremula). ac kavun

* Bkz. e ek h yar . ac kk * Lo usa otu kklerinin kurutularak dvlmesiyle elde edilen ac bir toz. ac kuvvet * Sert, etkili, zorlu kuvvet. ac marul * Birle ikgillerden, tad ac , di li yaprakl , srgnnden kan st uyu turucu ve yat t r c olarak kullan lan iki y ll k bir bitki (Lactuca virosa). ac meyan * Bkz. dikenli meyan. ac ot * Kuzey Anadolu da lar n n ormanlar nda yeti en, toprak alt nda bilek kal nl nda kk bulunan ok y ll k ve otsu bir bitki (Tamus communis). ac patl can k ra almaz * kt durumda olan bir kimseyi yeni kt durumlar etkilemez. ac sak z * am sak z . ac sylemek * olumsuz bir davran a kar gere i oldu u gibi sylemek. ac sz ac su ac tatl * yi kt. ac vermek * zntye sebep olmak, incitmek. ac yav an * Tyl dalak otu. ac yitimi * Sinir bozuklu u, ok il alma, donma gibi sebeplerle ac duyumunun biraz n n veya tamam n n yok olmas , analjezi. ac yonca * K z l kantarongillerden, batakl k yerlerde yeti en, kt kokulu ve ok ac olan yapraklar hekimlikte kullan lan bir bitki (Menyanthes trifoliata). ac ca ac k lma * Ac k lmak i i veya durumu. ac k lmak * Ac kmak i ine konu olmak. ac kl * Ac nd racak, ac verecek nitelikte olan, dokunakl , koygun. * Olduka ac . * Ki inin onuruna dokunan gnln inciten sz. * indeki minerallerin etkisiyle tad sert olan kuyu veya p nar suyu.

* Ac grm , yasl , kederli. ac kl komedi * E lendirici olmay amalamayan, dramatik yn a r basan, duygusal bir oyun tr, trajikomik. ac kma ac kmak d nr. ac kt rma * Ac kt rmak i i. ac kt rmak * Al k duymas na sebep olmak. * A b rakmak, yeterince doyurmamak. ac lanma * Ac lanmak i i. * Ac kmak i i. * Al k duymak, yemek yeme ihtiyac duymak. * Uzun sre bir eyin yoklu unu eken kimse, o eyden ne kadar ok elde etse, yine kendisine yetmeyece ini

ac lanmak * Tad ac olmak, ac la mak. * Ac l durumda olmak, zntye kap lmak, zlmek. ac la ma * Ac la mak i i.

ac la mak * Tad bozulmak, ac olmak. * Dokunakl duruma gelmek. * (konu ma) K r c , sert bir durum almak. * Yemlerde genellikle ya asitlerinin oksidasyonu ve hidroliz sonucu uygun olmayan koku ve tat meydana gelmek. ac la t rma * Ac la t rmak i i. ac la t rmak * Ac bir duruma getirmek. ac l * Ac kat lm olan. * Ac s olan, kederli. * Ac olma durumu. * Dokunakl l k, kederlilik, yasl l k. * Ac l olma durumu. * Ac mak i i. * Ba ka bir kimsenin veya canl n n mutsuzlu una kar duyulan znt, merhamet. ac mak * Tad ac duruma gelmek, ac la mak. * Ac l , a r l olmak. * Ba kas n n ac s na ortak olmak veya durumundan znt duymak.

ac l k

ac l l k ac ma

* Ba kas n n u rad veya u rayaca kt bir duruma zlmek, merhamet etmek. * Bir eyi vermeye k yamamak veya verdi ine, elden kard na zlmek. ac mas z * Ac maz, kat yrekli, merhametsiz.

ac mas zca * Ac mas z olarak, ac mas z bir biimde, zalimce, zalimane. ac mas zl k * Ac maz olma durumu, merhametsizlik, zulm. ac m k ac ms * Bu day tarlalar nda yeti en, tohumu zehirli, yaban bir bitki, belemir. * Ac ya yak n tad olan, tad az ac olan, ac mt rak. * Dokunakl .

ac mt rak * Ac ms . ac nacak * znt duyulacak, merhamet edilecek. ac ndan lmek * al ktan lmek. * ok ac kmak. ac nd rma * Ac nd rmak i i. ac nd rmak * Bir kimsenin ac mas na yol amak, merhamete getirmek. ac n lacak * znt duyulacak, merhamet edilecek durumda bulunan. ac n lma * Ac n lmak i i. ac n lmak * Ac nmak i ine konu olmak. ac nma ac nmak * Ac nmak i i. * Ac mak i ine konu olmak. * Ba kas n n hesab na zlmek, yaz klanmak, yerinmek, eseflenmek, esef etmek, teessf etmek. * Az ac , ac mt rak. * Yaban turpu. ac s kmak * olumsuz, kt sonucu ortaya kmak. ac s iine (veya yre ine) kmek (veya i lemek) * bir eyin ac s n pek ok duymak.

ac rak ac rga

* olmadan olaca d nerek ok zlmek. ac s na dayanamamak * bir kimse bir yak n n n lmnden byk znt duymak. ac s n almak * ac l n gidermek. * s z y dindirmek. * kederini azaltmak. ac s n ba r na basmak * ikyet etmeden zntye katlanmak. ac s n ekmek * yap lan yanl bir i in kt sonucunu grmek. ac s n karmak * (tat iin) ac l n yok etmek. * u rad madd veya manev zarar kar layacak bir i yapmak. * almak, intikam almak. ac s n grmek * bir yak n n n lmn grmek. ac s z * Tad ac olmayan. * A r , s z duyulmayan. * znt, s k nt olmayan, kedersiz. * Ac tmak i i veya biimi. * Ac tmak i i. * Ac l k vermek. * A r ve s z duymas na sebep olmak. * Ac ma duygusu olan (kimse). * Ac mak i i veya biimi. acibe acil * Hi grlmemi , al lmam , a lacak veya yad rganacak ey. * vedi, ivedili.

ac t ac tma ac tmak

ac y c ac y

acil servis * (hastanelerde) Vakit yitirilmeden bak lmas gereken hastalar n ilk tedavilerinin yap ld yer. acil ifalar dilemek * hastan n k sa srede iyile mesi dile inde bulunmak. acilen aciyo * Hemen, hi zaman yitirmeden, tez elden, gecikmeden, ivedilikle. * Bkz. acyo.

aciz

* Gc bir i e yetmez olan n durumu, gszlk. * Beceriksizlik. * Birinin borcunu vaktinde deyememesi durumu. * Gc bir i e yetmez olan, gsz. * Beceriksiz.

ciz

ciz kalmak * ok u ra maya ra men o i i yapamamak. cizane * Sz syleyen kimsenin kendi yapt klar n abartmamak iin kulland "acizlere yak acak biimde" anlam nda bir nezaket sz. cizleri cizlik acube acul * Tez canl , ii tez, ivecen. * H zl , abuk. acun * Dnya. acur acur * Bkz. ajur. * Alak gnlllk gstermek iin "ben" zamiri yerine kullan lan bir sz. * Beceriksizlik, gszlk. * Tuhaf kimse.

* Kabakgillerden, kabu u izgili ve tyl, sar mt rak, ye il veya sar , zeri ye il lekeli, irice bir e it h yar (Cucumis flexuosus). acurlu acuze acyo * Herhangi bir paran n gerek de eriyle srm de eri aras nda veya bir ticaret senedinin zerinde yaz l miktar ile indirimden sonraki tutar aras nda do an fark. * Bir ticaret senedinin yenilenmesinde al nan komisyon. * Senetli kredi i lemlerinde bankalar n yapt klar tahsilt. acyocu * Borsa veya piyasada tahvil iin e itli hileler uygulayan, dolaplar eviren kimse. * Bkz. ajurlu. * Huysuz, irkin, ya l kad n, cad kar .

acz iinde olmak * gc yetmemek, becerememek. acze d mek * aresiz kalmak, elinden bir ey gelmemek. a

* Yemek yeme ihtiyac olan veya yemesi gereken, tok kar t . * Yiyecek bulamayan, yoksul kimse. * Gz doymaz, haris. * ok istekli, ok hevesli. * Karn doymam olarak. -a / -e * simden isim ve s fat yapma eki: bakr-a, top-a, k r-a vb. * Fiilden s fat yapma eki: gl-e vb. * Fiilden isim yapma eki: t ka-, say-a, sr-e vb. a ac na * a olarak, bir ey yemeden.

a a k kalmak * yoksulluk iinde, evsiz barks z kalmak. a ay oynamaz * kendisinden i beklenilen kimseden eme inin kar l esirgenmemelidir. a b rakmak * yiyecek vermemek veya karn n doyurmas na engel olmak. a bil * Srekli olarak a ve bak ms z. * Srekli olarak a ve bak ms z.

a doymam, tok ac kmam san r * a insan elde etti inden o unu ister, varl kl insan ise var olanla yetinir gibi grnr. a doyurmak * yoksullar beslemek. a gezmektense tok lmek ye dir * yoksulluk lmden de beterdir. a gz a gzl a gzl * kar t . a gzllk * A gzl olma durumu veya a gzlye yak acak davran , doymazl k, tamahkrl k, tamah. a gzllk * kar t . a gzllk etmek * bir eye kar a r istek duymak, doyumsuzca davranmak, tamahkrl k etmek. a gzn, aarlar gzn * "u ra larda uyan k bulunmak gerekir, yoksa umulmad k bir anda byk zararlarla yz yze gelirsin" anlam nda kullan l r. a kalmak * karn n doyuramamak. * yoksullu a d mek. * Gz a, doymaz, tamahkr, haris. * Mala veya yiyecek iecek eylere doymak bilmeyen, gz a, doymaz, tamahkr, haris, camgz.

a karn na * mide bo ken henz bir ey yiyip imemi ken. a kurt gibi (yemek, mek veya sald rmak) * byk bir istekle. a susuz kalmak * yoksulluktan ya ayamayacak bir duruma gelmek, yoksul bir duruma d mek. a tavuk kendini arpa ambar nda san r * insanlar, yoklu unu, yoksullu unu ektikleri eyler iin olmayacak hayaller, d ler kurar. aacak * Amaya yarayan ara. * Anahtar. * Kokusuz, gzel renkli iekler aan bir bitki, aelya, azelya. * Amak i ini yapan. * Oynak kemiklerin aras ndaki a lar geni letmeye yarayan kaslar n genel ad , bken kar t . * Anahtar. * tah amak iin yemekten nce iilen alkoll iki, aperitif. * Bkz. aalya. * Birbirini kesen iki yzeyin veya iki do runun olu turdu u k nt . * Birbirini kesen iki yzey veya ayn noktadan kan iki yar m do runun olu turdu u geometrik biim, * Gr , bak m, yn.

aalya aan

aar

aelya a zaviye.

a lm * A lmede sz konusu olan yntem ve teknik. a c * Amak i ini yapan.

a a al nmak * grevine son verilmek. a a alma * bir grevliyi geici bir sre i ten alma. a a almak * grevine son vermek. a a karmak * i inden karmak. a a kmak * belli olmak, anla lmak. * i inden kar lmak. a a vurmak * belli etmek, ortaya karmak. * gizli bir durumu ortaya karmak.

a kmak * saklamakla grevli bulundu u paran n veya mal n eksik oldu u anla lmak. a n kapatmak * eksi ini tamamlamak. a k * A lm , kapal olmayan, kapal kar t . * Engelsiz. * rtsz, plak. * Bo . * Grevlisi olmayan, bo (i , grev), mnhal. * Aral ok. * ler durumda olan. * Kolay anla l r, vaz h. * Gizlili i olmayan, oldu u gibi grnen. * Her trl d nceyi ho gryle kar layabilen, etkisinde kalabilen. * (renk iin) Koyu olmayan. * (kitap, resim, film iin) Sevi me sahnelerini btn plakl yla anlatan. * Kapal olmayan (hava, i yeri). * Belli bir yerin biraz uza . * Denizin k y dan uzaka olan yeri. * Do ru olarak, a ka. * Bir ihtiyac n kar lanamamas durumu. a k a k * Saklamaks z n, gizli yer b rakmaks z n, itenlikle.

a k a l * Koyunlar n ve keilerin bar nd r ld klar st a k, etraf ta duvar veya l itlerle evrili basit bar nak. a k a zl * Aptal, sersem, ahmak. a k al nla * ba ar ve vn ile. a k art rma * Bir mal n sat nda al c lar aras nda fiyat art rma yar na dayanan sat . a k bilet * Yolculuklarda dn tarihi kararla t r lmam , belirli bir dnem iin geerli, gidi dn bileti.

a k bono * Para hanesi bo b rak larak imza edilen bono. a k bono vermek * s n rs z yetki tan mak. a k blge * Gmrk s n rlamalar n n olmad blge, serbest blge, serbest m nt ka. a k celse * A k duru ma. a k ciro a k ek * zerine para miktar yaz lmam , ek. a k deniz * Senet veya ek arkas na kime denece i belirtilmeden imzalanma yoluyla yap lan ciro.

* Denizin, kara sular n n d nda kalan blm. * Yak n karalarla evrili olmayan deniz, engin. a k devre * inden srekli ak m gemeyecek bir yal tkanla kesilmi elektrik devresi. a k dola m sistemi * Genellikle btn eklem bacakl larda ve birok yumu akada bulunan atardamar ve kan bo lu undan olu mu a k bir dola m sistemi. a k duru ma * Mahkemede herkesin duru may dinleyebilece i oturum. a k d me * Ya l gre te pehlivan n k st d erek yenilmi say lmas . a k eksiltme * Yapt r lacak bir i in veya sat n al nacak bir mal n ucuza sa lanmas iin i i yapacak veya mal satacak ki iler aras nda fiyat d rme yar na dayanan i lem. a k elli * Cmert.

a k ellilik * Cmertlik. a k fikirli * Olaylar ve zellikle yenilikleri iyi anlay p gere i gibi kar layabilen, d nd n oldu u gibi syleyebilen (kimse). a k fikirlilik * A k fikirli olma durumu. a k hava * Bulutsuz hava. * Bahe, park gibi yap d olan yer. a k hava sinemas * Yaz n veya iklimi elveri li yerlerde srekli olarak al an, st a k, yanlar kapal sinema. a k hava tiyatrosu * Yaz n veya iklimi elveri li yerlerde srekli olarak al an, st a k, yanlar kapal tiyatro. a k hece * nl ile biten hece.

a k hesap * Pe in para veya bono vermeden yap lan al veri . a k imza * zeri bo b rak lan bir k d n alt na, dolduracak olana gvenilerek at lan imza. a k i letme * Maden yata n rten verimsiz topraklar kald r ld ktan sonra a k havada yap lan i letme. a k kahverengi * Kahverenginin bir veya birka ton a . a k kalp ameliyat * Kalbin ii a lmadan nce dola m sun' kalp denilen bir ayg ta devredildikten sonra yap lan kalp ameliyat . a k kalpli

* Bkz. a k yrekli. a k kalplilik * Bkz. a k yreklilik. a k kapamak * (bte) gider fazlas n para sa layarak gidermek. a k kap b rakmak * gere inde, bir konuya yeniden dnebilme imkn b rakmak, kesip atmamak. a k kap politikas * Yabanc mallar bir lkeye serbeste sokma politikas . a k kap siyaseti * A k kap politikas . a k konu mak * gere i ekinmeden sylemek. a k kredi * Bankalar n gvendikleri m terilere rehin, ipotek veya kefil istemeksizin verdikleri bor para. a k liman * Btn gemilerin formalite ynnden kolayca girip kt klar liman. * Hava artlar ndan kolayca etkilenen liman. a k maa * Grevinden al nan birine yasaca tan nan, belirli bir sre iinde denen ayl k. a k mavi * Mavinin bir ton a . a k mektup * Zarf yap t r lmam mektup. * Yaz ld kimseye gnderilmeyip bas n yoluyla a klanan mektup. a k olmak * (o yerde) kendisi her zaman iyi kar lanmak. a k ordugh * K rda kurulan ordugh. a k oturum * Gncel, siyas, sosyal ve bilimsel konular n veya sorunlar n herkesin izleyebilece i bir biimde a k olarak tart ld toplant . a k oy * Verenin ad n gsteren ve konu ulan sorun zerindeki d ncesini belli edecek yolda verilen oy.

a k retim * Ders konular radyo ve televizyon gibi aralarla yay mlanan veya posta ile ilgililere ula t r lan retim yntemi. a k nerme * erisinde de i ken bulunan ve bu de i kenin alaca de erle do rulu u veya yanl l kesinle en nerme. a k pazar * Gmrk kayd olmayan, her devletin mal n serbeste satabilece i ehir veya lke. a k pembe * Pembenin bir ton a .

a k polie * Eksik bilgileri sonradan tamamlanmak zere dzenlenen polie. a k rejim * Parlmenter rejim. a k sa k * Grene e ayk r derecede plak veya rtsz. a k sa k konu mak * cins konularla ilgili szler sylemek. a k sar * Sar n n bir ton a . a k say m * Bir seim sonunda verilen oylar n a k olarak say lmas , aleni tadat. a k seik * ok a k, ok belirgin. a k senet * Bkz. a k bono. a k sylemek * anla lmam ynn b rakmadan anlatmak veya ekinmeden sylemek. a k szl * Her eyi oldu u gibi syleyen, szn esirgemeyen. a k szllk * A k szl olma durumu. a k ehir * D man sald r s na kar savunma nlemleri al nmam , iinde herhangi bir asker hedef bulunmayan ve bu durumu nceden iln edilmi olan ehir. a k ta t * st rtlmemi ta t (araba, otomobil vb.). a k te ekkr * Herhangi birine bas n yoluyla edilen te ekkr. a k tohumlular * Tohumlar kozalak pullar zerinde a k olarak bulunan iekli bitkilerin ayr ld iki byk daldan biri. a k tribn * A k havadaki spor msabakalar nda seyircilerin oturdu u ve st kapal olmayan blm. a k tutmak * bir i yerinin al r durumunu srdrmek. a k vermek * gelir, gideri kar lamamak. * gizlenmek istenen bir olay , bir d nceyi veya durumu elde olmayarak ortaya koymak, a klamak. a k yara a k ye il * Kapanmam , srekli i leyen yara. * Ye ilin bir ton a .

a k yrekle * z sz bir olarak, hibir ey saklamaks z n. a k yrekli * D nd n oldu u gibi syleyen, ii temiz, gizli yn olmayan (kimse), samim, a k kalpli. a k yreklilik * A k yrekli olma durumu, samimiyet, a k kalplilik. a k zaman * Tutkal n yzeye srld an ile pres edilip, s k lmas gereken an aras nda geen sre. a ka z a ka * Turpgillerden bir bitki (Hesperis acris). * Gizli bir yn kalmaks z n, kolay anla l r bir biimde.

a kas * Do rusu, a k olan , anla l r biimi, gizli kapakl olmayan yan . * A k olarak. a k a kgz * Uyan k davranarak kar n sa layan, imknlardan kurnazca yararlanmas n bilen. a kgzlk * A kgzllk. a kgzllk * A kgz olan n durumu, a kgze yak acak davran . a klama * A klamak i i, izah. * Borsada fiyat dalgalanmalar ndan yararlanarak a ktan para kazanan (kimse).

a klama cmlesi * Bir nceki cmleyle ba lant kuran yani, demek ki, yle ki gibi ba lay c larla ba layan, sz konusu duygu veya d nceyi btnleyen cmle. a klama yapmak * herhangi bir konuyu ayd nl a kavu turmak amac yla konu mak veya yazmak. a klamak * Bir konuyla ilgili olarak gerekli bilgileri vermek, izah etmek. * Bir sorunla ilgili olarak ayd nlat c bilgi vermek, tavzih etmek. * Bir szn, bir yaz n n ne anlatmak istedi ini belirtmek, yorumlamak. * A ka sylemek, if a etmek. * Belirtmek, gstermek, a a vurmak, izhar etmek. a klamal * Birtak m a klamalarla anla lmas , renilmesi kolayla t r lm , izahl . a klanan * A klamalar sonunda ortaya kmas beklenen kavram. a klanma * A klanmak i i. a klanmak

* A klamak i i yap lmak, izah edilmek, if a edilmek. a klar livas * i gc olmayan, bo ta kalan kimse. a klar livas * i i gc olmayan, bo ta kalan kimse. a klar livas olmak * i bulamayarak i siz ve kazans z kalmak. a kla ma * A kla mak durumu almak. a kla mak * A k duruma gelmek. * Rengi a lmak. a kla t rma * A kla t rmak i i. a kla t rmak * A k duruma getirmek. * Rengini at rmak. a klatma * A klatmak i i. a klatmak * A klamas n sa lamak. a klayan * A klamalar sonucunda elde edilen kavram.

a klay c * Bir sorunu gerekli a kl a kavu turan. * Kendinden nce gelen kelimeyi belirten, a klayan (kelime veya kelimeler): "Atatrk yeni Trkiye'nin kurucusu, daima sayg ile an lacakt r" cmlesindeki 'yeni Trkiye'nin kurucusu' sz Atatrk ad n n a klay c s d r. a klay * A klamak i i veya biimi. a kl a kavu turmak * (bir konu veya sorunu) ayd nlatmak, kapal l ktan kurtarmak, anla l r duruma getirmek. a kl k * A k olma durumu. * Uzakl k, mesafe. * rtsz, plak yer. * Bo ve geni yer. * Bir yerin uzaklara kadar bak labilecek ve bakan n iinde ferahl k do uracak durumda olmas . * Gere i oldu u gibi yans tma durumu. * Bir sz veya yaz da maksad n a k olmas zelli i, vuzuh. * Drbn, foto raf makinesi gibi optik aralarda a z ap , n girebildi i delik.

a kl k getirmek (veya kazand rmak) * (bir konu veya sorunu) anla l r duruma getirmek. a kl kler * Bir mikroskobun a kl n lmeye yarayan alet. a kta b rakmak

* i ve grev vermemek, yersiz yurtsuz b rakmak veya birka ki iye birlikte sa lanan bir iyilikten birini yararland rmamak. a kta kalmak (veya olmak) * i ve grev bulamamak, yersiz yurtsuz kalmak veya birka ki inin birlikte eri ti i bir iyilikten yararlanamamak. a ktan * Bir yerin uza ndan. * S ra ve a ama gzetilmeden, d ar dan atayarak. * Emek ve para harcamadan.

a ktan (para) kazanmak * emek ve sermaye olmadan para kazanmak. a ktan a a * Belirgin olarak, gz gre gre. a ktan kazanmak * emek ve sermaye koymadan kazan sa lamak. a ktan para almak * bir i veya mal iin, kararla t r lm cret veya de er d nda para almak. a ktan tayin * Derece ve belli bir s ra gzetilmeksizin yap lan atama. a lama a l m llr. * A lma. * Bir y ld zla gk ekvatoru aras ndaki uzakl k; kuzeye do ru olan art , gneye do ru olan da eksi i aretiyle * leride, ilerinde en uygununun seilebilmesi iin, g bir sahnenin e itli a lardan ekiminin yap lmas .

a l p sa lmak * (kad n iin) ok a k sa k giyinmeye ba lamak. * (kad n iin) eskisine gre lsz davran larda bulunmaya ba lamak. a l * A lmak i i veya biimi. * Yeni bir yap n n, yerin veya yeni bir kurulu un al maya ba lamas , k at.

a l konu mas * Herhangi bir toplant n n a lmas s ras nda yap lan ilk konu ma. a l treni * Bir a l kutlamak iin yap lan toplant , resmik at. a lma * A lmak i i. * Bir film ekiminde karanl kta ba lay p gittike ayd nlanarak grntlerin belirmesine dayanan noktalama. * Bir grupta, s ralar n jimnastik al t rmalar iin da n k dzene girmesi. * atlama. * Amak i i yap lmak veya amak i ine konu olmak. * (renk iin) Koyulu unu yitirmek. * Kendine gelmek, biraz iyile mek, ferahlamak. * (gemi) Gitmek, uzakla mak. * S k lmas , ekinmesi, tutuklu u kalmamak. * (kurulu lar iin) lk kez veya yeniden i e ba lamak.

a lmak

* ini gere inden veya gtrebilece inden geni tutmak. * Geni lemek, bolla mak. * Delinmek, y rt lmak. * (sis, karanl k, duman iin) Da lmak, yo unlu unu yitirmek. * Gereken gce ula mak. * S rr n , zntsn, sorunlar n birine sylemek. * (pencere, kap , yol iin) Geit vermek. * Ayr nt ya girmek. * (yzerken) K y dan uzakla mak. a m * Ama, a l , k at. a mlama * A mlamak i i, te rih, erh. a mlamak * Bir sorunu veya konuyu ele al p en ince noktalar na kadar gzden geirerek anlatmak, erh etmek, te rih etmek. a mlanma * A mlanmak i i. a mlanmak * A mlamak i ine konu olmak. a nd rma * A nd rmak i i. a nd rmak * A nmas n sa lamak. * Bir cismin yzeyini aarak bir dzlem zerine yaymak. a n m * A nmak i i, inki af. * Bir cismin yzeylerinin a l p bir dzlem zerine yay lmas . * A nmak i i. * Geli mek. * (tohum, hastal k iin) indeki yetenekler uyanarak amac na varmak, geli mek, inki af etmek. * A nsamak i i, istik af.

a nma a nmak

a nsama

a nsamak * Bir yerin zelliklerini ortaya karmak iin ara t rma ve inceleme yapmak, istik af etmek. a ortay * Bir a sal blgeyi, lleri birbirine e it olan iki a sal blgeye ay ran do ru. a ortay dzlemi * ki dzlemli bir a y iki kom u ve e it a ya blen dzlem. a ler a sal * Bkz. iletki. * A ile ilgili.

a sal blge * A ile i blgesinin birle iminden olu an dzlem paras . a sal ap * Ay ve Gne gibi gk cisimlerinin iki do rusu aras ndaki a . a sal h z * Hareket eden bir cismi duran bir noktaya birle tiren do ru paras n n birim zamanda tarad a . a sal ivme * A sal h z n birim zamanda de i en niceli i. a sal sapma * Belli bir a dzeyinde gerekle en sapma. a sal uzakl k * Gk cisimlerinin (y ld z veya gezegen) birbirlerinin kar la ma dzlemine gre uzakl . a sal yol * Hareket eden cismin birim zamanda gzlemciye gre ald yol. a * Amak i i veya biimi. * Bir kurulu u al maya ba latma.

a konu mas * Herhangi bir toplant y ba latmak iin yap lan ilk konu ma. a t ak * Bir duvarda a k b rak lm bulunan kap , pencere, kemerleme benzeri a kl k. * Bir cismin yzeyi zerinde sert bir madde veya bir ara srterek onu dzle tirip parlatma, perdah. * Demircilikte delik bytmekte kullan lan ara. * Anahtar ve her trl ama arac . * Ak yapan (kimse), perdah . * Anahtarc . * Ak lamak i i.

ak c

ak lama

ak lamak * Ak ile parlatmak. ak lanma * Ak lanmak i i. ak lanmak * Ak yap lmak, perdahlanmak. ak latma * Ak latmak i i. ak latmak * Ak i i yapt rmak, perdahlatmak. ak l * Ak yap lm , perdahlanm , perdahl . ak s z

* Ak yap lmam , perdahlanmam , perdahs z. al ldrmek * al k hissini gei tirmek, yat t rmak. al k * A olma durumu. * K tl k. * Yoksulluk. * A r istek iinde bulunmak.

al k ekmek * yoksulluk iinde bulunmak. al k grevi * Kendisine veya ba kalar na yap lan bir haks zl protesto iin bir kimsenin a durarak gsterdi i tepki. al ktan gz (veya gzleri) kararmak (veya dnmek) * ok ac kmak. al ktan iman gevremek * ok ac kmak. al ktan nefesi kokmak * yoksulluk iinde bulunmak. al ktan lmek * dayan lmaz derecede ac kmak, ok ac kmak. al ktan lmeyecek kadar * (yiyecek, iecek iin) pek az (yemek, imek). * gere inden az. ama * Amak i i. * Orman iinde a a kesme veya yakma yoluyla tar ma elveri li bir duruma getirilen arazi. * Bir e it susams z, kal nca ya l simit. * Ama yapan veya satan kimse. amak * Bir eyi kapal durumdan kurtarmak. * Bir eyin kapa n veya rtsn kald rmak. * Engeli kald rmak. * Sar lm , katlanm , rtlm veya iliklenmi olan eyleri bu durumdan kurtarmak. * Oyarak veya kazarak ukur, delik olu turmak. * T kal bir eyi, bu durumdan kurtarmak. * evresini geni letmek. * Birbirinden uzakla t rmak. * Yarmak. * D m veya dola m bir eyi zmek. * Bir kurulu u, bir i yerini, bir yeri i ler veya ilk defa kullan l r duruma getirmek. * Bir ayg t , bir dzeni vb.lerini al r duruma getirmek. * Al veri i ba latmak. * Rengin koyulu unu azaltmak. * Yak mak, gzel gstermek. * Ferahl k vermek. * Bir konu ile ilgili konu mak. * Sava la almak, fethetmek. * Avunmak veya dan mak iin sylemek. * Yapmak, dzenlemek.

amac

* Ay rmak, tahsis etmek. * S k lganl n , utangal n gidermek. * Grnr duruma getirmek. * (hava iin) Bulutlar n da lmas yla gk yz ayd nlanmak. * Geit vermek. * ini dkmek. amal k amaz * Satran oyununda ah koruyan ta lardan birinin yerinden oynat lmamas durumu. * inden zor k l r durum. * (tulatta) Kar s ndakine bir nkte veya tekerleme syleme kolayl n veren sz. amaz halat * Gemilerin limana ba lanmas ve sahilden esecek rzgrla r ht mdan uzakla mamas iin k y ya dikine ba lanan halat. amaza d mek * iinden k lmas g durumda kalmak. amaza getirmek (veya d rmek) * dzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak. amazl k * Amaz olma durumu. * A z pek s k olma durumu, ketumiyet. at a z n , yumdu gzn * fkelenerek veya k zarak a r szler syledi. at rma * At rmak i i. * Kiri karmak veya e yay iyice temizlemek iin kullan lan her trl madde.

at rma kutuyu, syletme kty * kt konu abilecek birine, bildiklerini a klama f rsat verilmemesi gerekti ini tler. at rmak * Amak i ini yapt rmak. ad * Bir kimseyi, bir eyi anlatmaya, tan mlamaya, a klamaya, bildirmeye yarayan sz, isim: ocuk, kedi, a a, d nce, iyilik, Ahmet, Ertu rul birer add r. * Herkese tan nm veya i itilmi olma durumu, n, nam, hret. * An lacak de er, nem. * sim. ad ad almak * Sayma, say lma. * kendisine ad verilmek. * n kazanma.

ad bilimi

* zel adlar zerinde duran ve zel adlar kken bilgisi, tarih geli me, dil ve kltr sorunlar a s ndan inceleyen bilim dal . ad cmlesi * Bkz. isim cmlesi.

ad ekilmek * ad ekmek i i yap lmak. ad ekilmek * ad ekmek i i yap lmak. ad ekimi * Bkz. isim ekimi. ad ekme * Ad ekmek i i, kur'a. ad ekmek * raslant ya ve talihe ba l bir ay rma yapmak iin, her birinde birer ad yaz lm k tlardan birini ekmek, kur'a ekmek. ad ekmeye girmek * kur'aya tbi olmak. * oyunun ba lang c nda, oyuncular aras nda alan seimi, ba lama at veya kar lama hakk iin ncelik sa layan i . ad ektirmek * ad ekmek i ini yapt rmak. ad de i imi * Bkz. mecazimrsel. ad durumu * Bkz. isim hli. ad gvdesi * Bkz. isim gvdesi. ad koymak * a rmak veya anmak iin bir canl ya, bir yere, bir eye ad vermek, adland rmak, isim koymak, tesmiye etmek. ad kk * Bkz. isim kk.

ad takmak * adland rmak, ad koymak. ad tamlamas * Bkz. isim tamlamas . ad vermek * ad koymak, adland rmak, tesmiye etmek. * bir i i kimin yapt n sylemek. ad yapmak * isim yapmak. ada * Her yan su ile evrilmi kara paras . * Trafi e a k bir yol zerinde sola dn leri sa layan, sa tarafta veya yol ortas nda yer alan kald r m ta yla ayr lm alan. * evresi yollarla belirlenmi olan arsa ve byle bir arsay kaplayan yap lar toplulu u. ada bal * Bkz. amber bal .

ada ay * Ball babagillerden, yurdumuzda ok yeti en tyl ve beyaz mt rak yapraklar olan t rl bir bitki (Salvia oflicinalis). * Bu bitkiden yap lan s cak iecek. ada gibi gemi * pek byk (gemi). ada so an * Zambakgillerden, so an ndan il olarak yararlan lan birtak m maddeler elde edilen ok y ll k bir bitki (Urginea maritima). ada tav an * Evcil cinsleri de olan tav ana yak n bir kemirici memeli (Oryetolagus cuniculus). adab mua eret * Terbiyeli, ince davranmak iin tutulmas gereken yollar, davran tresi, davran bilgisi, topluluk tresi, grg. adac k adac l k * Kavramlar n gerek varl klar oldu unu kabul eden, kavram gerekli ine kar t olarak, tmel kavramlar n yaln zca nesnelerin adlar oldu unu ileri sren gr , nominalizm. adagio * Yava , a r olarak. * Bu biimde al nan beste. adak * Adamak i i veya adan lan ey, nezir. adak adamak * bir dile in gerekle mesi amac yla kurban kesip yoksullara da tmak veya kutsal bir gce ynelik bir niyette bulunmak. adaklama * Adaklamak durumu. * Kk ada.

adaklamak * Kk ocuk yrmeye ba lamak. adaklanma * Adaklanmak i i veya durumu. adaklanmak * Ni anl duruma gelmek, ni anlanmak. adakl * Ada olan, adak adam olan. * Ni anl , yavuklu, szl. * Adak olarak ayr lm (hayvan). * Adak adanan yer. * Ada olmayan, adak adamam olan. * Ni anl olmayan.

adakl k

adaks z

adale

* Kas. adaleli * Kasl , kaslar s k , geli mi . adalesiz adalet * Kass z. * Hak ve hukuka uygunluk, hakk gzetme, do ruluk, tre. * Bu i i uygulayan, yerine getiren devlet kurulu lar . * Herkese kendine uygun d eni, kendi hakk olan verme.

adalet da tmak * kanunlar n sayd haklar sahiplerine vermek, tan nmak. adalet divan * Devletler aras ndaki birtak m hukuk anla mazl klar na bakan ve merkezi La Haye'de bulunan uluslar aras mahkeme. adalet kap s * Hak ve hukukun aranmas iin ba vurulan merci, mahkeme. adalet mahkemesi * Bkz. adliye mahkemesi. adalet rgt * Adliye te kilt . adalet saray * Mahkemelerin bulundu u byk yap . adalete teslim etmek * san , adalet i leriyle u ra an kurulu a gtrmek. adalete teslim olmak * san k, adalet i leriyle u ra an kurulu a gidip hakk nda gerekli i lemin yap lmas n istemek. adaletine s nmak * (birinden) anlay , ho gr, yak nl k beklemek. adaletli * Adalete uygun d en veya adaletli olan, adil.

adaletlilik * Adaletli olma durumu. adaletsiz * Adalete ayk r d en veya adaleti olmayan.

adaletsizlik * Adalete ayk r davran . adal adal * Ada halk ndan olan (kimse). * Kas niteli inde olan; kasla ilgili olan, kas l. * Kaslar iyi geli mi , adaleli, kasl . * nsan.

adam

* Erkek ki i. * yi yeti mi , de erli kimse. * Birinin yan nda ve i inde bulunan kimse. * Birinin yararland , kulland kimse. * Birinin szn dinleyen, naz n eken kimse, kay r c . * yi huylu, gvenilir kimse. * (belirsizlik zamiri yerine), Herkes, kim olursa olsun. * Grevli kimse. * (isim tamlamalar nda) Bir alanda derin bilgisi olan veya bir alan benimseyen. * E , koca. adam adama (savunma) * futbolda, basketbolda kar tak m oyuncusunu kollama, rahat hareket etmesini, say yapmas n engelleme. adam ak ll * Bkz. adamak ll . adam almamak * son derece kalabal k olmak. adam azman * ok iri yap l kimse. adam ba na * her ki iye, her birine. adam be enmemek * herkesi de ersiz grmek. adam boyu * Yakla k olarak normal bir adam boyunda. * nsan boyunca. adam de ilim * herhangi bir durumun gerekle memesi hlinde, kendisinin insan say lamayaca anlam nda kullan lan ant, gz da sz. adam etmek * e itmek, yeti tirmek, topluma yararl duruma getirmek. * bir yeri dzene sokmak veya bir eyi i e yarar duruma getirmek. adam evld * yi bir ailenin iyi yeti mi ocu u. adam gibi * terbiyeli, ak ll uslu. * adaml a, insanl a yara r yolda. * iyice. adam hesab na koymak * birine de er vermek, sayg gstermek. adam iine kmak * toplulu a kar mak, de erli insanlar n bulundu u yerlere gitmek, e e dosta gitmek. adam iine kar mak * de erli bir toplulu a girmek, kendisine de er verilir olmak. adam k tl nda (veya yoklu unda) * i e yarar kimselerin bulunmad durumda. adam kullanmak

* iyi al t rmas n bilmek. adam olmak * geli mek, bymek, i manlamak. * iyi yeti mek, iyi bir duruma gelmek. adam sarraf * nsanlar n karakterini abuk anlayacak duruma gelmi kimse, insan sarraf . adam sen de! (veya yaln z adam) * bir i in nemsenmedi ini anlatmak iin sylenir. adam s ras na gemek (veya girmek) * daha nce toplumda nemli bir yeri veya zel bir de eri yokken art k kendisine nem ve de er verilmek. adam yerine koymak * adamdan saymak, varl n kabul etmek. adama * Adamak i i. adama dnmek (veya benzemek) * dzelmek. adamak * Bir dile in gerekle mesi amac yla kurban kesip yoksullara da tmak veya kutsal bir gce ynelik bir niyette bulunmak, nezretmek. * Kutsal sayd bir ey u runa kendini feda etmek, ant niteli inde sz vermek. * Ay rmak. adamak ll * Gere inden ok, iyice. adamakla mal tkenmez * byk vaatlerde bulunanlar iin alay yollu sylenir. adamca * nsana yara r biimde. * nsan say s olarak.

adamca z * Kendisine kar sevgi veya ac ma duyulan adam. adamcas na * Adamca. adamc k * Yerilen, kmsenen; ac nan (kimse). adamc l * nsandan rkmeyen, insana al m olan, insana sokulan, s cakkanl , munis.

adamc ll k * Adamc l olma durumu. adamdan saymak * bir kimseye de eri olmad hlde de er vermek, sayg duymak. adam * (bir i i) ustal kla yapan. adam n ad kaca na can ks n

* Bkz. insan n ad kaca na can ks n. adam n alacas iinde, hayvan n alacas d nda * Bkz. insan n alacas iinde, hayvan n alacas d nda. adam n iyisi al veri te (veya i ba nda) belli olur * bir ki iyi iyi bir insan olarak de erlendirebilmek iin al veri te veya i ba nda ahlk d davran larda bulunmamas gerekir. adam na atmak * Bkz. tam adam na atmak. adam na d mek * (yap lacak bir i ) gzel bir rastlant sonunda anlayan na, uzman na verilmi olmak. adam na gre * ki iler aras nda ayr cal k gzeterek. * herkesin yetene ine uygun olarak. adam n bulmak * Bkz. tam adam n bulmak (veya adam na d mek). adamkk * Bkz. adamotu. adaml k * nsana yak acak durum, tutum ve davran . * Yabanl k.

adaml k sende kals n * iyilik bilmese de sen yine iyilik et. * bu i i nas l olsa sana yapt racaklar, bari kendili inden yap da onurunu koru. adamotu adams z * Patl cangillerden, geni yaprakl , kt kokulu bir bitki, kankurutan, adamkk (Mandragora autumnalis). * Yard mc s z, hizmetisiz. * Erkeksiz, kocas z.

adams zl k * Adams z olma durumu. a'dan z'ye kadar * ba tan a a , btnyle. Adana kebab * K ymas na bolca ac biber kat larak haz rlanan i kfte. adanma adanmak adap * Adanmak i i. * Adamak i ine konu olmak. * Tre. * Yol yordam, yol yntem.

adap erkn * Yol yntem.

adaptasyon * Uyarlama. * Bir eseri evrildi i dilin, konu uldu u toplumun ya ay na, inanlar na uyarlama. * Uyma. adapte * Uyarlanm .

adapte etmek * uyarlamak. adapte olmak * uymak. adaptr * Bir letin aplar birbirinden farkl olan paralar ndan birini tekine geirebilmek iin yararlan lan ba lay c . ada ada l k adatepe * Adlar ayn olanlardan her biri. * Ada olma, ayn ad ta ma durumu.

* Genellikle tropikal blgelerde grlen ve evresindeki alak alanlar zerinde dik yamalarla bir ada gibi ykselen, a n mdan dolay ortaya km tepe. adatma adatmak * Adamak i ini yapt rmak. adavet aday * D manl k, ya l k. * Bir grev, bir i iin kendini ileri sren veya ba kalar taraf ndan ileri srlen kimse. * Bir i iin yeti tirilmekte olan kimse, namzet. * Adatmak i ini yapt rmak.

aday aday * Herhangi bir i i yapmak, bir grevi yklenmek iin adayl k a amas n kazanmak amac yla ba vuran kimse. * Milletvekili ve senatr seimlerinde, partinin aday olmak iin, partisinde yap lan n seimlere adayl n koyan kimse. aday gstermek * bir i veya bir grev iin birini aday olarak belirlemek: Anayasa. aday olmak * herhangi bir i e al nmak veya seilmek iin istekli olmak. adayavrusu * ki veya ifte krekli kk bal k teknesi. adayl n koymak * bir i veya greve seilmek iin kendini ileri srmek. adayl k * Herhangi bir i , bir grev iin kendini ileri srme veya ba kalar taraf ndan ileri srlme, namzetlik. * Bir grevde yeti tirilme.

adc

* Adc l k retisiyle ilgili olan. * Bu retiye ba l kimse. adc l k * Kavramlar n gerek varl klar oldu unu kabul eden, kavram gerekli ine kar t olarak, tmel kavramlar n yaln zca nesnelerin adlar oldu unu ileri sren gr , isimcilik, nominalizm. addan treme fiil * Bkz. isimden treme fiil. addedilme * Addedilmek i i. addedilmek * Say lmak. addetme * Addetmek i i.

addetmek * Saymak. addolunma * Addolunmak i i veya durumu. addolunmak * Say lmak. aded adem * Adete, say ca. * Yokluk, hilik, lm. * Osmanl ca szlerle birle erek "-siz, -lik" anlam nda kullan l r. * Din inanlara gre ilk yarat lan insan ve ilk peygamber. * nsan, insano lu, adam. * nsanda bulunmas gereken olumlu zelliklere sahip olan.

dem

dem baba * nsanl n babas , Hz. dem. * Hapishanede evresindeki mahkmlar haraca ba layan kimse. * Afyonke . dem elmas * G rtlak k nt s . dem evld * Bkz. demo lu. demci * demcilik yanl s olan kimse.

demcilik * XX. yzy l n ba nda simgecili e kar bir tepki olarak Rusya'da ortaya kan bir edebiyat ak m . ademimerkeziyet * Yerinden ynetim. ademimerkeziyeti * Yerinden ynetimci.

ademimerkeziyetilik * Yerinden ynetimcilik. ademiyet demiyet * Yokluk. * nsanl k. * Do ru drst insana yak r durum, adaml k.

demo lu * nsan denilen yarat klar n hepsi. demotu * Bkz. adamotu. adenit adese * Lenf d mleri iltihab . * Mercek. * Kovucuk. * Gr derecesi, inceli i. * Say . * Herhangi bir say da olan ( ey), tane. * Bir kimsenin yapmaya al m oldu u ey, al k . * Topluluk iinde eskiden beri uyulan kural, tre. * Ay ba .

adet

det

det edinmek * bir eyi al kanl k ve huy durumuna getirmek. det grmek * (kad n) ay ba olmak. det olmak * teden beri yap l r olmak. * bir ey gelenek durumuna gelmi olmak. det yerini bulsun diye * gerekli grld iin de il, yaln z al lm oldu u iin. deta * Baya , basbaya , hemen hemen, sanki. * Baya yry le. * Say bak m ndan, say ca.

adete

adetimrettep * Bkz. tam say . adezyon kuvveti * Yan yana duran veya srtnen iki cismin moleklleri aras ndaki eki kuvveti. ad (veya ismi) gibi bilmek * ok iyi bilmek.

ad batas (veya ad batas ca) * "yok olas " anlam nda bir ilenme. ad batmak * (sevilmeyen bir ey veya kimse iin) unutulmak, ad an lmaz olmak, art k sz edilmemek. ad belirsiz * n olmayan, tan nmayan, kim ve ne oldu u bilinmeyen. ad bile okunmamak * birine hi nem verilmemek. ad kmak * kt bir n kazanmak. * hakk olmayan bir n kazanma. ad km dokuza, inmez sekize * birinin bir kere ad kt ktan sonra onun hakk ndaki yayg n inan art k kolay kolay dzelemez. ad deliye kmak * deli olmad hlde deli olarak tan nmak. ad duyulmak * tan nmak, nlenmek. ad gemek * an lmak, sz konusu olmak, ismi gemek. * ad yaz lmak. ad kald r lmak * an lmaz olmak, silinip gitmek. ad kalmak * bir kimse veya bir ey ortadan ekildikten, ldkten sonra dillerde yaln z ad dola mak. ad kar mak * (kt) bir i le birinin ilgisi bulundu u sylenilmek. ad ktye kmak * n kt olarak yay lmak. ad olmak * gereksiz, yersiz n olmak. ad san * bir kimsenin kimli i. ad stnde * ad ndan belli oldu u gibi. ad var * ya amayan, yaln zca hayalde var olan.

ad verilmek * ad tak lmak. ad l ad m * Zamir. * Yrmek iin yap lan ayak at lar n n her biri.

* Bir ad mda al nan yol (bu uzunluk 75 cm say l r). * Giri im, hamle. * Bir gsterge ucunun e olarak ayr lm yaylardan biri boyunca ald yol. * Ayakta temel duru tan, bir aya n trl ynlerde iki ayak boyu kadar ara ile yer de i tirmesi. * Teknolojide iki di li aras ndaki aral k. ad m ad m * A r a r, yava yava . ad m ad m gezmek * her yerini dola p grmek. ad m ad m izlemek * arkas ndan izlemek. * gizlice takip etmek. ad m atmak * yrmek iin aya n ne do ru uzat p basmak. * bir i e ilk kez giri mek. ad m atmamak * gitmemek, u ramamak, aramamak. ad m ba * Birbirine yak n yerlerde, s k s k. ad m n att rmamak * bir yere girmesine engel olmak. ad m n geri almak * ba lad bir i ten geri dnmek. ad mlama * Ad mlamak i i. ad mlamak * Ad mla lmek. * Bir yerde ileriye geriye do ru giderek dola mak. ad mlar n amak * yrrken h zlanmak. ad mlar n seyrekle tirmek * h zl yrrken ad mlar n yava latmak. ad mlar n s kla t rmak * daha kk ve abuk ad mlar atarak h zl yurmek, ivmek, acele etmek. ad ml k * Ad m uzunlu unda olan. * Bir yerin ok uzak olmad n belirtmek iin kullan l r.

ad msayar * Yrme s ras nda gerek sonulara varabilmek iin geilen yerin uzunlu unu anlayabilmek amac yla aya a tak lan alet, pedometre. ad na *o eyin veya o kimsenin yerinde olarak, nam na, onun hesab na.

ad n a z na almamak * darg nl k, k rg nl k, k zg nl k gibi bir sebeple bir kimseden hi sz etmemek.

ad n almak * ad tak lmak, ad verilmek. ad n anmak (veya anmamak) * birinden sz etmek (veya etmemek). ad n ba lamak * bir ba kas ndan ad n sylemesini istemek. ad n bozmak * and na uymamak, and na ayk r davranmak. ad n kirletmek (veya lekelemek) * ad n n ktye kmas na yol amak. ad n koymak * kar l n veya fiyat n kararla t rmak. ad n ta mak * birinin ad yla an lmak, sahip oldu u ad n sorumlulu unu yklenmi olmak. ad n vermek * birinin ad n bildirmek. * biri taraf ndan sal k verildi ini sylemek. ad yla san yla * bilinen n ve niteli iyle. ad * S radan, hibir zelli i olmayan. * A a l k, baya , alak. * Ad mda uygunluk, beraberlik gerektirmeyen ve grup olarak yap lan bir tr yry .

ad ad m

ad defter * Bir i letmenin veya ticarethanenin yapt i lemlerinin muhasebe kay tlar n n geirildi i ticar defter. ad kesir * Baya kesir. ad sulu adil * Basit sular i leyen kimse. * Adaletle i gren, adaletten, haktan ayr lmayan, hakk yerine getiren, adaletli. * Hakka uygun, hakl . * Adalete uygun olarak, haka. * Adle mek durumu.

adilne adle me

adle mek * Ad bir duruma girmek, baya la mak. adle tirme * Adle tirmek i i. adle tirmek * Adle mesine yol amak.

adlik adisyon

* Baya l k, d klk, a a l k. * (lokanta, otel gibi yerlerde) Hesap.

adland r lma * Adland r lmak i i. adland r lmak * Ad vermek i i yap lmak. adland rma * Adland rmak i i. adland rmak * Bir kimseyi veya bir eyi kullanarak belli etmek, ad vermek, ad koymak, tesmiye etmek. * Ad koyma, ad vermeyi sa lamak, tesmiye etmek. adlanma * Adlanmak i i.

adlanmak * Kendisine ad verilmek. * Kt n kazanmak. adla ma adla mak * Ad durumuna gelmek. adla t rma * Adla t rmak i i. adla t rmak * Ad durumuna getirmek. adl * Ad olan. * nl. * Adla mak durumu.

adl ad yla * herkesin bilip tan d biimde. adl sanl * nl. adl * Adaletle ilgili.

adl makam * Adalet i lerinin grld ve sonuca ba land kamuya ait ynetim yeri. adl merci * Adaletle ilgili sorunlar n zm iin ba vurulan resm daireler. adl polis * Adliye ierisinde gvenli i sa lay p adl i lere yard mc olan kolluk gc. adl sicil

* Bir kimsenin mahkmiyetinin olup olmad n n anla lmas iin konulmu olan kay t yntemi. adl tabip * Adl t pta grevli doktor. adl tatil * Her y l 20 Temmuz ile 5 Eyll tarihleri aras nda, kanunda yaz l durumlar n d nda, hibir adl i lemin yap lmad sre. adl t p adl y l * T bb n adalete yard m eden kolu; adaletin bu i le u ra an kurulu u. * Mahkemelerin bir y l iindeki al ma sresi.

adl zab ta * Bir su sonras san ve su delillerini adl yetkililere sunan kolluk kuvveti. adliye * Hukuk ve adalet i lerini gren devlet kurulu lar . * Hukuk ve dalet i lerinin grld resm yap . adliye encmeni * Adalet komisyonu. adliye mahkemesi * Anayasa mahkemesi, genel mahkemeler, asker ve idar mahkemeler d nda kalan ve denetim mahkemesi olan Yarg tay ile hkm mahkemeleri. adliye nezareti * Osmanl mparatorlu unda adliye te kilt n n ba l oldu u en st makam. adliye te kilt * Yarg organlar ve bu organlar n birbirleriyle olan ili kilerini, derecelerini, grev ve yetkilerini dzenleyen ve yrten mekanizman n btn. adliye vekleti * Adalet bakanl . adliyeci adrenalin * Bbrek st bezlerinin etkili bir maddesi; hekimlikte damarlar daraltma, bron lar ama, kanamalar kesme gibi amalarla kullan l r. adres * Bir kimsenin arand nda bulunabilece i yer, oturdu u yer. * Gnderilen eyin zerine, al c n n ad n ve bulundu u yeri bildirmek iin yaz lan yaz . adres b rakmak (gstermek veya vermek) * arand nda bulunabilece i, oturdu u yeri bildirmek. adres defteri * Ki ilerin kendilerine lz m olan adresleri toplad klar defter. adres kart * Adres defteri. adres kitab * Genellikle belli bir i veya meslekte olanlar n i ve ev adreslerini toplu olarak gsteren kitap. * Adliye kurulu unda meslek grevlisi.

adres makinesi * Posta gnderilerinin zerine k t, plstik veya madenden, adres basan alet. adres rehberi * Adres defteri. ads z * Ad olmayan, isimsiz. * Trklerde, ailesinden ayr ld iin art k onun ad n ta mak, onun ad ile an lmak hakk n yitirmi olan ve ancak bir yararl k gsterince ad kazanabilen delikanl . ads z parmak * Orta parmak ve sere parmak aras ndaki parmak, yzk parma . aerobik * H zl mzik temposu e li inde yap lan, vcudun evikli ine ve hareketlili ine dayanan bir tr jimnastik. aerobik solunum * Hcrede yaln z molekler oksijenin kullan ld bir solunum ekli. aerodinamik * Hareket hlinde olan bir cisim zerinde havan n yaratt etkiyi inceleyen bilim. * Aerodinamik bilim alan yla ilgili. * Fizik biliminin gazlar n hareketini inceleyen dal . af * Bir suu, bir kusuru veya bir hatay ba lama. * Mazur grme veya grlme. * (grevden) kar lma.

af buyurun! * "affedersiniz" veya "aff n z rica ederim" anlam nda bir sz. af kar lmak * bir suun ba lanmas iin Trkiye Byk Millet Meclisinden kanun karmak. af dilemek * ba lanmas n istemek. af kapsam na al nmak * af kanununa girmek. afacan * Zeki ve yaramaz (ocuk). afacanla ma * Afacanla mak i i. afacanla mak * Yaramazla mak, yaramaz, ele avuca s maz duruma gelmek. afacanl k * Afacan olma durumu, yaramazl k. afak * Ufuklar, drt bir taraf. afakan afak * Bkz. hafakan. * Belli bir konu zerine olmayan (konu ma), dereden tepeden.

* Nesnel, objektif. afaklik * Bkz. objektiflik. afal afal afallama * a k n bir biimde. * Afallamak i i.

afallamak * a k nl ktan sersemle mek. afalla ma * Afalla mak i i. afalla mak * a k nl k iinde kalmak, a r p bir ey yapamaz olmak. afalla t rma * Afalla t rmak i i. afalla t rmak * a k nl k iinde b rakmak, birini a r p bir ey yapamaz duruma sokmak. afallatma * Afallatmak i i. afallatmak * a k nl a d rerek sersemle tirmek. afat afazi aferin * Ok ama, alk lama, be enme gibi duygular belirtmek iin sylenir, bravo. * Eskiden rencilere verilen be enme ve takdir k d . aferin almak * de erli grlp be enilmek. aferist afet * Vurguncu, dalavereci, kar n bilen, karc . * Do an n sebep oldu u y k m. * K ran. * ok kt. * Gzelli i ile insan a k na eviren, akl n ba ndan alan kad n. * Hastal klar n dokularda yapt bozukluk. * Afete u ram , afet grm . * Afetler, bellar, k ranlar. * Bkz. sz yitimi.

afetzede

affa u ramak * ba lanmak, affedilmek. affedersin veya affedersiniz

* zr dilemek iin sylenir. * kar kmak iin sylenir. affedilme * Ba lanma. affedilmek * Ba lanmak. affetme affetmek * Ba lama. * Ba lamak. * Ho gr ile kar lamak, mazur grmek. * Grev veya i ten karmak.

affetmemek * ba lamamak, ho grmemek. affetmi sin * "hi de yle de il", yan l yorsun" anlam nda kullan l r. affettirme * Affettirmek i i. affettirmek * Ba lanmas n sa lamak. affettuoso * Bir paran n yumu ak ve duygulu bir biimde al naca n anlat r. affeyleme * Affeylemek i i. affeylemek * Affetmek. aff n dilemek (veya istemek) * bir i veya grevi yerine getiremeyece ini nezaketle bildirmek. aff n za s narak * "ba layaca n za gvenerek" anlam nda bir nezaket sz. affolunma * Affolunmak i i. affolunmak * Ba lanmak, affedilmek. Afgan * Afganistan halk ndan veya bu halk n soyundan olan kimse. * Afganistan'a ve Afganistan halk na zg olan. Afganl * Afgan. afi * Gsteri , al m, caka.

afi kesmek (satmak veya yapmak) * birine kar gsteri yapmak, kabaday l k etmek.

afif afife afili afis

* ffetli. * Namuslu, iffetli, sayg de er (kad n). * Gsteri li, al ml . * Gm bal n n k .

afi

* Bir eyi duyurmak, tan tmak iin haz rlanan, o u resimli duvar iln .

afi asmak * duvarlara iln yap t rmak. afi yutmak * yalana dolana kanmak. afi i * Afi yapan sanat . afi ilik afi e * Afi yapma sanat . * A a km , duyulmu .

afi e etmek * a a vurmak, belirtmek, duyurmak, dile d rmek, reklm etmek. afi e olmak * (bir kimse) bilinmeyen bir ynyle tan nmak. afi leme * Afi asma i i, afi lemek i i.

afi lemek * Afi as p duyurmak. * Nitelemek, gstermek. afi te kalmak * (oyun iin) ilgi grerek gnlerce oynanmak. afiyet * Hasta olmama durumu, sa l k, esenlik.

afiyet bulmak * iyile mek, sa l n kazanmak. afiyet olsun * bir ey yiyip ienlere "yaras n" anlam nda sylenen iyi dilek sz. afiyet eker olsun * "yaras n, a z tad yla yensin'" anlam nda sylenir. afiyet zere olmak * sa l kl , rahat ya amak.

afiyetle afoni aforizm

* a z tad yla, keyifle. * Bkz. Ses yitimi. * zl sz, zdeyi .

aforoz

* Hristiyanl kta kilise taraf ndan verilen "cemaatten kovma" cezas .

aforoz etmek * kilise birli inden karmak. * dar l p biriyle konu mamak, yak n olmaktan karmak, ilgiyi kesip uzakla t rmak, ad n duymak bile istememek. aforozlama * Aforozlamak i i. aforozlamak * Aforoz etmek, kovmak. aforozlu afra tafra * al m. * al ml . afral tafral * al ml . Afrika ekirgesi * De i ik boyda ve renkte genellikle kuzey Afrika'da ekilmemi arazilerde rastlanan zarars z bir ekirge (Locusta migratona). Afrika domuzu * ift parmakl lardan, kal n derili, Afrika'da ya ayan ve yaban domuzuna benzer bir hayvan (Phacochoerus aethiopicus). Afrika menek esi * ki eneklilerden, tyl yaprakl , mor, pembe, beyaz renkli iekleri olan, evlerde saks da yeti tirilen ok y ll k bir ss bitkisi (Saintpaulia ionantha). Afrikal * Afrika kkenli olan kimse. * Afrikal oyuncu. Afrikal l k * Afrikal olma. afsun afsuncu * By, fsun. * Byc, frk. * Aforoz edilmi , kovulmu , uzakla t r lm .

afsunculuk * Afsuncunun yapt i . afsunlama

* Afsunlamak i i. afsunlamak * Bylemek. afsunlanma * Afsunlanmak i i. afsunlanmak * Bylenmek. afsunlu Af ar * O uz Trklerinin 24 boyundan biri. aft aftos * Pamukuk. * Oyna , metres. * Byl, sihirli, fsunkr.

afur tafur * al m. afur tafura gelmemek * al m satmadan ho lanmamak; byle bir davran a kar tepki gstermek. afyon * Olgunla mam ha ha kapsllerine yap lan izintilerden s zan, sonradan kat la an st; iinde morfin ve kodein gibi ok uyu turucu maddeler bulunan, gl bir zehir olmakla birlikte, hekimlikte kullan lan de erli bir il. afyon ekmek * keyif iin afyon yutmak. afyon ruhu * Yat t r c olarak kullan lan afyon tentr. afyonke * Keyif iin afyon yutan veya eken (kimse), afyon tiryakisi. afyonke lik * Afyon ekmeye d knlk. afyonlama * Afyonlamak i i. afyonlamak * Afyon vererek uyu turmak, uyutmak. * Telkin yoluyla do ru d nmeyi nleyerek zararl bir yola srklemek. afyonlanma * Afyonlanmak i i. afyonlanmak * Afyonlamak i i yap lmak. afyonlu * inde afyon bulunan. * Afyon yutmu . * Dalg n, uyu mu , uyu uk (kimse).

afyonu ba na vurmak * a r davran larda bulunacak kadar fkelenmek, ne yapt n bilememek. afyonunu patlatmak * kendi keyfine dalm olan birini fkelendirmek. Ag aga * A a. agh * Bilir, bilgili, haberli, uyan k. * Gm 'n k saltmas .

agh olmak * bilgi edinmi olmak. agami aganta emir. agaragar * Deniz yosunlar ndan kar lan, beslenme endstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullan lan bir tr jeltin, jeloz. agel * Arap erkeklerinin kefiyelerinin zerine ba lad klar , ynden rlm kal n ember ba . agitato * Bir paran n canl ve co kulu al naca n anlat r. * Y sa veya lka edilmekte olan bir halat n ve zincirin k sa bir sre elde tutulup b rak lmamas iin verilen * Gney Amerika'da ya ayan, mavi ve ye il metalik yans mal bir ku .

agltinasyon * Kmele im. agltinin agnosi * Tan s zl k. agnostik * Bilinemezci. * Bilinemezcilikle ilgili. * Serumda meydana gelen antikor.

agnostisizm * Bilinemezcilik. agnozi * Duyularda herhangi bir bozukluk olmamas na ra men s nav sisteminin belirli bir yerindeki doku bozuklu undan ileri gelen alg kayb veya yoklu u. Agop'un kaz gibi bakmak * aptal aptal bakmak. agora * Yunan klsik devrinde, sitenin ynetim, politika ve ticaret i lerini konu mak iin halk n topland alan, halk meydan .

agorafobi * Bkz. alan korkusu. agraf agrafi * Kanca, kopa. * Bkz. yazma yitimi.

agrandisman * Byltme. agrandisr * (foto raf l kta) Bylte. agreje agreman agu * St ocuklar n n ne elendikleri zaman kard klar ses. agu bebek * Byd hlde bebekli e zenen ocuklara alay yollu sylenir. agucuk * St ocu u. * St ocu unu sevmek iin sylenir. * Agulamak i i. * Yeni do mu bebeklerin kard ses. * (yabanc lkelerde) Doent olmak iin s nav vermi kimse, doent. * Bir elinin bir lkeye atanmas ndan nce o lkeden istenen uygun grme yaz s .

agulama

agulamak * (bebek) Agu agu diye ses karmak. agu a * plik, sicim, tel gibi ince eylerden kafes biiminde yap lm rg. * rmcek gibi birtak m hayvanlar n salg lar yla olu turduklar rg. * lke yzeyine yayg nla t r lm rg, ebeke. * Tuzak. * Oyun alan n ortadan ikiye blen iple yap lm rg. * aprazlama rg ile yap lan ve kale direkleri arkas na gerilen rg, file. a * Donun veya pantolonun ap aras na gelen yeri, ap l k. a atmak (veya b rakmak) * bal k avlamak iin denize a salmak. a benek * A kl koyulu kahverengi a grn nde olan, arpa yapraklar na yerle erek olduka nemli zararlara yol aan askl mantar. * Bu mantar n ortaya kard ekin hastal . a ekmek * Kucak.

* yakalanan bal klar toplamak iin a sudan karmak. a i nesi * A n rlmesinde kullan lan i biiminde tahtadan veya plstikten yap lm alet. a ipli i * Keten, kenevir, naylon gibi maddelerden a yap m nda kullan lan iplik.

a kay * Bal k a lar n ta yan kay k. a kepe a kurdu * En ok elma ve erik gibi yemi a alar na zarar veren bir kurt. a kur unu * Bal k a lar n suda tutmaya yarayan zeytin ekirde i biiminde delikli kur un madde. a mantarlar * nsan ve hayvanlarda hastal a yol aan ve birok tr iine alan ilkel bitkiler toplulu u. a tabaka a tonos * Gotik mimaride kullan lm , a biiminde paral tonos. a torba * 25 cm geni li inde ve 50 cm uzunlu unda a dan yap lm k rm z yosunlar n suya dal narak avlamada kullan lan, bir ip ve kay ktaki makara yard m ile suyun yzeyine k p inebilen bir torba. a yatak a a * Hamak. * K rl k kesimde geni topraklar olan, sz geen, varl kl kimse. * Halk aras nda say lan ve sz geen erkeklere verilen san. * Byk karde , a abey. * Okur yazar olmayan ya l ca ki ilerin adlar yla birlikte kullan lan san. * Osmanl mparatorlu unda baz kurulu lar n ba nda bulunanlara verilen resm san. * Gz yuvarlar n n i yzeyinde grme sinirinin yay lmas ile beliren, a duyarl , a ms blm, retina. * Bal k l kta kullan lan, a dan rlerek yap lan uzun sapl sepet.

a a bor eder, u ak har * a a para s k nt s iinde olup bor etse de, u ak, hlden anlamaz ve bol harcamay srdrr. a a kap s * Yenieri a as n n dairesi. a a yama * Yenieri a as na ba l emir avu u. a ababa * Dede, ata. * San "a a" olan babaya ocu unun sesleni i. * Bir yerde, bir topluluk iinde etkili olan, sz geen, ileri gelen (kimse). * Bir kimsenin kendinden ya a byk olan erkek karde i. * Karde olmayanlar aras nda da genellikle ya a byk olanlara bir sayg sesleni i olarak kullan l r.

a abey

a abeylik

* A abey olma durumu. a abeylik etmek (veya yapmak) * Birini a abey gibi korumak, gzetmek. a aca kan keinin dala bakan o la olur * ocuklar ana ve babalar ndan rendiklerini yapmaya zenirler. a aca ksa pabucu yerde kalmaz * davran lar na engel olacak hibir tak nt s yok. a aca dayanma kurur, adama (insana) dayanma lr * insan yapaca i te ba kalar na de il, kendine gvenmelidir. a ac kurt, insan dert yer * kurt a ac nas l iten ie kemirirse dert de insan iten ie yer bitirir. a a * Gvdesi odun veya kereste olmaya elveri li bulunan ve uzun y llar ya ayabilen bitki. * Bu gibi bitkilerin gvdesinden ve dallar ndan yap lan. * Direk.

a a ar s * Dzgn kanatl , kuyru unda yumurtlama hortumu olan, 3-4 cm boyunda a a zararl s . a a bal * Erik, kay s gibi a alardan s zan zamk. a a biti * Yar m kanatl lardan, bitkiler zerinde ya ayan, s ray c bir bcek tr (Psylla).

a a ile i * Ahududu. a a ebegmeci * Ebegmecigillerden, boyu yksek bir ot (Fr. lavatere). a a kaplama * Konut duvarlar n yal tma ve gzelle tirme amac yla a a veya a a rnlerinden yararlan larak yap lan kaplama. a a kavunu * Turungillerden, Akdeniz lkelerinde yeti en, ta yapraklar mavimsi pembe, kk bir a a (Citrus medica). * Bu a ac n iri bir limon grn ndeki buru uk kabuklu yemi i. a a kurba as * Kurba agillerden, boyu 3-5 cm olan, s rt yaprak ye ili, a alara t rmanan bir kurba a tr (Hyla arborea). a a kurdu * A alar kemirerek beslenen birtak m sinek kurtuklar na verilen ad. a a kpesi * Hatmi. a a mantar * A ata biten bazitli mantarlara verilen ad. a a minesi * Mine ie igillerden, bahelerde ss bitkisi olarak yeti tirilen, k rm z , mor iekli bir a a k (Lantana). a a mobilya

* Oturma, yemek yeme, al ma, yatma vb. i lerin yap lmas nda kolayl k ve rahatl k sa layan, paralar n n byk o unlu u masif, lifli, yangal ve tabakal a a malzemeden yap lan, ta nabilir veya sabit olarak kullan lan e ya. a a nemi * A ata bulunan su miktar n n, ayn a ac n mutlak kuru a rl na oran . a a olmak * bir yerde ve ayakta ok beklemek. a a oyma * Oyma bask sanatlar ndan dz bir bask tekni i. a a sak z * Reine. a a sansar * Sansargillerden, s rt koyu esmer, karn daha a k, iyi t rmanan, postu de erli bir memeli tr (Martes martes). a a ya iken e ilir * ocuklar kk ya ta kolay e itilir, byk insan kolay kolay e itilemez. a a k * Taflan gibi, dallar dibinden ba layarak atallanan kk a a. a a l k * A a yeti tirme i i.

a adelen * Yuva yapmak iin a alar oyan bcek. a akakan * Seregillerden, a a kurtlar ile geinen bir ku (Picus). a akesen * Zar kanatl lardan, kurtuklar en ok gl fidanlar zerinde ya ayarak yapraklara zarar veren, kara renkli bir bcek (Hylotoma). a alama * A alamak i i. a alamak * A aland rmak. a aland r lma * A aland r lmak i i. a aland r lmak * A al duruma getirilmek. a aland rma * A aland rmak i i. a aland rmak * Bir yeri a al duruma getirmek. a alanma * A alanmak i i. a alanmak * A al duruma gelmek.

a ala ma * A ala mak durumu. * Bitki ekilleri gsteren ve akiklerde oldu u gibi maden filizlerinin gerek yzeyinde gerek ilerinde rastlanan tabi desen. a ala mak * A a durumuna gelmek. a al a al k * A ac olan. * A a be i. * A ac bol olan (yer).

a al kl * A alar bol olan (yer). a as * A aca benzeyen, a ac and ran. a as z * A ac olmayan.

a alanma * A alanmak i i. a alanmak * A a tavr tak narak al m yapmak. a al k * A a olma durumu. * Kibar ve cmerte davran . -a an / -e en * Fiilden s fat ve isim yapma eki: yat-a an, gez-e en, ol-a an, dur-a an, pi -e en vb. a an n aln terlemezse rgad n burnu kanamaz * i veren i isi ile birlikte al mazsa i i i e var gcyle sar lmaz. a an n eli tutulmaz * cmertli i, elinin a kl , tart lmaz. a ar k a arma * A armak i i. * Tan atma, afak skme. a armak * Ak olmak, ak duruma gelmek, beyazlanmak, solmak. * Ayd nlanmak. a art * Uzaktan ancak seilebilen, belli belirsiz bir akl k. * St, yo urt, peynir, ayran gibi yiyecek ve iecekler. a art lma * A art lmak i i. a art lmak * Akla m , rengi solmu .

* Temizlenmek, beyazlat lmak. a artma * A artmak i i. * Kuyumculukta gm temizleme i i. a artmak * Ak duruma getirmek, beyazlatmak. a beneklilik * Arpa bitkisinde grlen mantar hastal (Pyrenophora). a c a c k a c l k * A ile bal k tutma. a da * Kaynat larak ok koyu ve yap kan bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu eker eriyi i. * A ile bal k tutarak geinen kimse. * Palmiyelerde ieklerin dibinin evresindeki telli k n.

a da yapmak * vcuttaki fazla tyleri a da ile almak, temizlemek. a dac * eker, tatl ve helva yap m nda a da haz rlayan i i. * A da ile vcuttaki fazla tyleri veya k llar temizlemeyi meslek edinmi kimse.

a dalanma * A dalanmak i i. a dalanmak * A da durumuna gelmek, a dala maya ba lamak. * A da bula mak. a dala ma * A dala mak durumu. a dala mak * A da durumuna gelmek, a dalanmak. * (sohbet) Tam tad na var l r durum almak, koyula mak. a dala t rma * A dala t rmak i i. a dala t rmak * A da durumuna getirmek. a dal * A dalanm . * (deyi iin) Bilinmeyen kelimelerle, anla lmas g, dolambal cmlelerden olu an. * Karma k. * Pekmez yapmaktan ba ka i e yaramayan zm. * A d rmak i i.

a dal k a d rma

a d rmak

* A mas na sebep olmak. * A a inmek, yk veya terazide denge bozularak bir yan a r gelmek.

* Organizmaya girince kimyasal etkisiyle fizyolojik grevleri bozan ve miktar na gre canl y ldrebilen madde, zehir. a a ac * Zakkum. a ie i * Zakkum. a gibi * ac veren, ok etkileyen. * ok sert, keskin. a otu * Bald ran. a l * Koyun ve kei srlerinin geceledi i, it veya duvarla evrili yer. * Baz y ld zlar n, zellikle ay n evresinde grlen geni ve ayd nl k teker, ayla, hale. * Baz grntlerdeki ok kl cisimleri evreleyen kl teker. * A verme, zehirleme. a lamak * A vermek, zehirlemek. * (bir eye), A katmak.

a lama

a land rma * A land rmak i i. a land rmak * A l duruma getirmek. a lanma * A lanmak i i.

a lanmak * Bilmeden veya fark nda olmadan zehirli bir ey yemek veya imekle zehirlenmek. a la ma * A la mak durumu.

a la mak * A l duruma gelmek. a lda o lak do sa ovada otu biter * Tanr her yaratt n n r zk n verir. a l * inde a bulunan, zehirli. a l bcek * K n kanatl lardan, ba ka bcekleri yemesi bak m ndan yararl bir bcek. (Carabus). a llanma * A llanmak durumu.

a llanmak * Toplan p bir arada durmak. * evresinde a l denen hale olu mak, halelenmek. a m a ml * Aya n stndeki tmsek yer. * st a r tmsek olan (ayak).

a na d rmek * tuza na d rmek. a nma * A nmak i i. a nmak a r * (hayvan) Yere yat p yuvarlanmak. * Tart da ok eken, hafif kar t . * Davran lar yava olan. * De eri ok olan, gsteri li. * ap , boyutlar byk. * etin, g. * Tehlikeli, korkulu, vahim. * S k nt veren, bunalt c . * Dokunakl , insan n gcne giden, k r c . * Yava . * A rba l , cidd. * (koku iin) Keskin, bo ucu. * (yiyecek iin) Sindirimi g. * Yo un. * (uyku iin) Uyan lmas g, derin. * K s k, alak. * G i iten, sa r. * A r siklet. * Acele etmeden. * Fazlas yla.

a r a r

a r aksak yrmek (veya gitmek) * pek yava olarak. a r almak * bir i te yava davranmak. a r ara a r ayak * A r vas ta. * Do urmas yak n (gebe kad n).

a r basmak * a rl fazla gelmek. * bir i te gc ve etkisi stn gelmek. a r basmak * gc, etkisi veya zelli i daha stn ve belirgin olmak. * bir i te gc ve etkisi stn gelmek.

a r basmak * bir kimse kbusa u ramak. a r canl * ok yava i yapan, evik olmayan. * Varl s k nt veren sevimsiz. * Tembel. * Gebe (kad n). a r canl l k * Hareketlerin yava olmas , h mb ll k, tembelce davran biimi. a r ceza * A r hapis ve be y ldan yukar olan hapis cezalar .

a r ekmek * tart da a r gelmek. a r durmak * cidd, a rba l , oturakl , so ukkanl hareket etmek. a r elli * Bkz. eli a r. a r ellilik * Eli a r olma durumu. a r ezgi * ok a r, yava yava , ahenkli.

a r gelmek * gcne gitmek, onuruna dokunmak. * yap lmas g gelmek. a r hapis cezas * 2-24 y l veya mr boyu hapis cezas . a r hastal k * lmle sona erebilecek gibi olan hastal k. a r hidrojen * Dteryum. a r i * Byk tehlikeler yaratan ve fazla g isteyen her trl i .

a r i itmek (veya duymak) * kulaklar iyi i itmemek, kulaklar az i itmek. a r kamak * gcendirici olmak. a r kayba u ramak * madd ve manev byk zarar grmek. a r kay p * (sava , deprem, sel gibi do al afetlerde) Byk kay p. * Madd zarar. a r kre * Yer yuvarla n n, yo unlu u ve kat l ok olan blm, barisfer.

a r ol!

* cidd, a rba l , so ukkanl , sab rl ol!. * acele etme, yava ol!.

a r oturmak * uslu durmak. a r para cezas * Baz sulara gre takdir edilen para cezas . a r sanayi * retim aralar yapan sanayi. a r satmak * nazlanmak, gnlsz davranmak. a r s klet * Baz spor dallar nda yar mac lar n a rl ile s n rland r lan kategori, ba a rl k. a r sylemek * ac , dokunakl , szler sylemek. a r sz a r su * Baz nkleer reaktr tiplerinde ntron yava lat c s olarak kullan lan, iinde hidrojen atomlar yerine dteryum izotoplar bulunmas sonucu olu an su (DO). a r top * Gl, nl, tan nm kimse. a r uyku * Uyan lmas g, derin uyku. * Ki inin onuruna dokunan, dayan lmas g sz.

a r vas ta * Motoru, a r yk veya birden fazla rmork ta mak amac yla glendirilmi kamyon ve benzeri ara. a r vas ta ehliyeti * A r vas ta srclerine verilen kullanma belgesi. a r ya * Kal n ya . a rba l * Davran lar ll, olgun (kimse), vakur, cidd. a rba l l k * A rba l olma durumu, vakar, ciddiyet. a rca a rdan * A r olarak. a rdan almak * bir i i gereken sre iinde bitirmemek. * bir i i gnlsz, isteksiz yapmak, geciktirmek. a rkanl * Olduka a r.

* Hippokrates'in ortaya att a r canl l k, so ukluk, kolayca duygulanmay gibi nitelikleri kendinde toplayan ki ilik tipi. * Bkz. a r canl . a rkanl l k * A rkanl olma durumu. a rlama * A rlamak i i, ikram, izaz. * Gelin veya gvey kar lan rken al nan k vrak bir hava.

a rlamak * Konu a sayg gstererek onun her trl rahat n , ihtiyac n sa lamak, ikram etmek, izaz etmek. a rlanma * A rlanmak i i. a rlanmak * A rlamak i ine konu olmak. a rla ma * A rla mak durumu.

a rla mak * (hava) S k c ve bunalt c bir durum almak, bozulmak. * (hasta iin) Tehlikeli duruma gelmek, fenala mak. * Yava lamak. * (gebe kad n iin) Do urmas yakla mak. * A rba l olmak. * (yiyecek) Bozulmaya yz tutmak. * Gle mek, zorla mak. * (organ iin) Grevini yapamaz duruma gelmek. a rla t rma * A rla t rmak i i. a rla t rmak * Bir eyin a rla mas na yol amak. a rlatma * A rlatmak i i.

a rlatmak * A rlamak i ini yapt rmak. a rl nca alt n de mek * ok de erli olmak. a rl n (ortaya) koymak * kimli ini ve ki ili ini kabul ettirmek. a rl k * A r olma durumu. * De erli olma durumu. * A rba l l k. * Tehlikeli olma durumu. * S k nt l , bunalt c durum. * Orduda bir birli in cephane, yiyecek ve e ya ykleri. * eyizini dzmek iin gveyin geline verdi i para, kal n. * Uyu ukluk ve gev eklik durumu. * Uykuda iken gelen ve insana bo ulur gibi bir duygu veren durum. * Yer ekiminin, bir cismin moleklleri zerindeki etkisinin olu turdu u bile ke.

* Tak . * Yk, klfet. * Sorumluluk. * Etki, yetki, bask , glk. * Dikkati ve nemi bir ey zerinde yo unla t rmak. * Terazilerde tartma i i yap l rken bir kefeye konulan nesne. * De erlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, ola an n zerinde ve belli oranda, fazladan bir de er tan nmas . a rl k basmak (veya kmek) * gev eklik ve uyku gelmek. * (uykuda) s k nt l duruma girmek. * A r bir hava kaplamak, sessizlik olu mak. a rl k merkezi * Bir cismin btn noktalar na ayr ayr etki yapan yer ekimi kuvvetlerinden olu mu tek kuvvet durumundaki bile kenin uygulama noktas . * Bir i in en nemli blm. a rl k olmak * birine yk olmak, kendi masraf n ba kas na ektirmek, s k nt vermek. a rl kl (de er). a rsama * A rsamak hareketi. a rsamak * Birine kar so uk davranarak s k nt verdi ini anlatmak. * Bir i i yava yapmak, nemsememek, ilgilenmemek. * Bir i i a r bulmak, yk saymak, yksnmek. a r ak * Yn, iplik e irilen i i a rla t rmak iin alt ucuna geirilen yar m kre biiminde, ortas delik a a veya kemik para. * Teker biiminde yass nesne, kurs. a r aklanma * A r aklanmak i i veya durumu. a r aklanmak * banda veya (ergenlik s ras nda) memede a r ak biiminde bir tmsek olu mak. a * A mak i i veya biimi. * (su buhar n n ve ba ka gazlar n) Yerden havaya do ru k , ya kar t . * De erlendirmelerde, herhangi bir konu veya evreye ola an n zerinde ve belli bir oranda, fazladan tan nan

a t

* len bir kimsenin genli ini, gzelli ini, iyiliklerini, de erlerini, arkada b rakt klar n n ac lar n veya byk felketlerin ac l etkilerini dile getiren sz veya okunan ezgi, yaz lan yaz , sa u, mersiye. * A lama, gelin olan bir k z n arkas ndan meziyetlerini say p dkerek a lama. a t yakmak (veya tutturmak) * a t sylemek, a t dzmek. a t a t l k * lye a t sylemek iin para ile getirilen kimse, sa ucu. * A t n n i i veya mesle i.

a tlama a z bo luk.

* lm leri anmak iin dzenlenen trende okunan vg. * Yzde, avurtlarla iki ene aras nda, ses karmaya, soluk al p vermeye ve besinleri iine almaya yarayan * Bu bo lu un dudaklar evreledi i blm. * Kaplar n veya ii bo eylerin a k yan . * Bir akarsuyun denize veya gle dkld yer, munsap. * Koy, krfez, liman, yol gibi yerlerin a k yan . * Birka yolun birbirine kavu tu u yer, kav ak. * Kesici aletlerin keskin yan . * Bir dilin s n rlar iinde, blgelere ve s n flara gre de i en syleyi zelli i. * Birini yan ltmak, kand rmak amac yla dolambal birtak m szler syleme zelli i. * Bir blge ezgilerinde grlen zelliklerin tm. * Bazen "kez" anlam na gelir. * slp, ifade zelli i. * (tehlikeli eyler iin) Pek yak n yer.

a z

* Yeni do urmu memelilerin ilk st.

a z amak * sz sylemek, konu mak. * azarlamak, paylamak. a z amamak * tek bir sz olsun sylememek, susup kalmak. a z at rmamak * ok konu arak ba kalar n n sz sylemesine, konu mas na engel olmak. a z a za * a z na kadar, tamamen. a z a za vermek (veya konu mak) * iki ki i birbirine pek yak n durarak ba kalar i itmeyecek biimde konu mak. a z al kanl * ok sylendi i iin bir sz s k s k kullanma durumu. a z aramak (veya yoklamak) * renmek istenilen eyi syletecek yolda dil kullanmak. a z birli i * Bir konuda anla arak ayn biimde konu ma, sz birli i. a z birli i etmek * bir konuda anla arak ayn ekilde konu mak, sz birli i etmek. a z birli i etmek * bir konuda anla arak ayn biimde konu mak, sz birli i etmek. a z burun birbirine kar mak * dayak yeme sonunda yz, yara bere iinde kalmak. * yzde a r fke, znt, yorgunluk gibi durumlar n izleri grnmek. a z dala * A z kavgas , kar l kl at ma, ba r ma, dil dala . a z de i ikli i

* Yeme in e idinde de i iklik. a z de i tirmek * nce syledi ini ba ka trl anlatmak. a z dil vermemek * hi konu mamak, susmak. a z dolusu * A z n alabilece i kadar. * (kfr iin) Birbiri ard nca, birok. a z khyas * Birinin syleyece i szlere kar an kimse. a z kalabal * Birbirini tutmayan gereksiz szler. a z kalabal na getirmek * birini gereksiz szler sylemek yolu ile a rtmak. * sz syleme becerisine sahip olma. a z kavaf * Kar s ndakini kand rmak iin gerekli gereksiz ok sz syleyen. a z kavgas * Kar l kl a r szler syleyerek yap lan eki me, at ma, dil kavgas . a z kokusu * Bir kimsenin ekilmez davran lar , istekleri, szleri. a z kullanmak * duruma, ortama gre sz sylemek, szn amac na gre de i tirmek. a z ni an * Yaln z szle yap lan ni anlanma. a z satmak * yksekten atarak kendini vmek. a z akas * Szle yap lan aka. a z tad * (ailede veya toplumda) Dirlik dzenlik, iyi geinme veya rahatl k. a z tad yla * huzurla, rahatl k iinde, iine sine sine, lezzetini duyarak. a z tamburas almak * szle avutmaya, oyalamaya al mak. a z tats zl * Bir topluluk iindeki geimsizlik, huzursuzluk. a z t kamak * konu ma imkn vermemek. a z tfe i * Mermileri iddetle flenerek f rlat lan bir e it tfek tasla . a z ttn

* Keyif iin a zda i nenen bir tr ttn. a z nls * Geniz yoluna kaymadan kan nl, a zs l nl. a z yapmak * birini kand rma, yan ltma amac yla duygular n , d ncelerini oldu undan ba ka trl gsterecek biimde konu mak. a z yaymak * a k ve drst konu maktan ka nmak. a z yer, yz utan r * arma an alan, arma an verenin iste ini yerine getirmeye al r. a z yoklamak * Bkz. a z aramak. a zda da lmak * (genellikle hamur i i iin) iyi pi mi ve lezzetli olmak. a zda sak z gibi i nemek * bir sz veya d nceyi s k s k tekrarlay p durmak. a zdan * Yaz l olmayarak, szle, szl, ifah.

a zdan a za * Herkes birbirine syleyerek. a zdan a za dola mak (veya gemek) * herkes birbirine sylemek. a zdan burun yak n, karde ten kar n yak n * "insan n kendi yarar her eyden nemlidir" anlam nda kullan l r. a zdan dolma * (top veya tfek iin) Namlusu a z ndan doldurulan. a zdan kapmak * ba kalar ndan dinlemek yolu ile yar m yamalak birtak m bilgiler edinmek. a zlama * A zlamak i i. a zlamak * Bir i i kolaylamak. * Bir paray yuvas na geirmek iin nce yuvan n a z n ayarlamak. * Bir bo az n veya bir liman n a z n ortalamak. a zlara sak z olmak * herkesin diline d mek. a zla ma * A zla mak i i veya durumu. a zla mak * ki kan damar , birbiri iine a lmak. a zl * A z herhangi bir biimde olan.

a zl k

* Bir ucuna sigara tak lan, br ucundan nefes ekilen ubuk biimindeki ara. * Nefesli alg larda a za gelen yer. * Yemi kfelerinin zerine yaprakl dallarla yap lan kapak. * Kuyu bilezi i. * Su tesisat nda su al p vermeye yarayan vanal u. * Hayvan n s rmas na, zararl bir ey yemesine engel olmak iin a z na tak lan tel, deri gibi kafes. * (dokumac l kta) zgnn a l p kapand ve iinde meki in geti i yer. * Telefon ve benzeri cihazlarda a za yakla t r lan blm. * Bir eyin ba lad yer. * Huni.

a zl k * A zl k yapan veya satan kimse. a zotu a zs l * A zla ilgili. a zs l nl * Bkz. a z nls. a zs z * A z olmayan. * Yumu ak huylu, sessiz. * Toplar ate lemek iin falyaya konulan ve barutun patlamas na sebep olan madde.

a lad a layacak * a lamak zere olan. a lama a lamak * znt, ac , sevin, pi manl k aldanma vb.nin etkisiyle gz ya dkmek. * A a budand nda kesilen yerlerden besi suyu veya z su akmak. * S zlanmak, yak nmak. * Bir duruma kar znt duymak. a lamak para etmez * zlmenin yarar olmaz. a lamakl * A lar gibi olan, zntl. a lamakl olmak * a layacak duruma gelmek. a lamal * A lar gibi olan, a layacak gibi. * Ac ma duygusu uyand racak hlde, s zlamal . a lamayan ocu a meme vermezler * hakk n aramas n bilmeyen kimsenin i i grlmez. a lams a lanma * A layacak gibi, a lamal . * A lanmak i i. * A lamak i i.

a lanmak * A lamak i i yap lmak. a lant * Hafif hafif a lama.

a lar gzden, sahte szden kendini sak n * "kendini ac nd ranlardan kork" anlam nda kullan l r. a la ma a la mak * A la mak i i. * Birlikte a lamak. * S zlanmak.

a lata a lata * Srekli a latarak, devaml eziyet ederek, zerek. a lat a lat c * A lamaya yol aan. a lat a latma a latmak * A latmak i i veya biimi. * A latmak i i. * A lamas na yol amak. * Trajedi.

a laya a laya * A layarak. a layan n mal glene hayretmez * birinden haks z olarak al nan mal n onu alana yarar olmaz. a lay c a lay a l * A bulunan. a ma * A mak i i. * Akan y ld z, ahap. * Sarkmak, a a ya inmek, e ilmek, meyletmek. * Ykselmek, yukar kmak. * Koyun ve kei ba na al nan vergi, say m vergisi. * A namak i i. * lnn ard ndan a lamak iin para ile tutulan kimse, a t , yas . * A lamak i i veya biimi.

a mak

a nam a nama

a namak

* (hayvan) Yere yat p yuvarlanmak.

a namc * A nam vergisi toplayan kimse. a raz a r * Vcudun herhangi bir yerinde duyulan srekli ve iddetli ac . a r kesici * Ac y , s z y dindirici (il). a r kesimi * A r duyusunun kendili inden veya tedavi sonucu yok olmas , analjezi. a r s z * Rahats zl k veren ac , sanc . a r kesen * A r duyusunu ortadan kald ran, dindiren (il vb.), analjezik. a r larda gz a r s , her ki inin z a r s * herkesi en ok ilgilendiren ey kendi derdidir. a r l a r ma * A r yan, a r s olan. * A r mak i i. * Memeli hayvanlarda grlen ara konak kenelerin bula t rd a r ma asalaklar ndan ileri gelen hastal k. * Kt niyet ve d manl klar.

a r ma asalaklar * Omurgal lardan alyuvar asala olarak ya ayan trl biimlerdeki sporlular toplulu u. a r mak * (vcudun bir yeri) A r l olmak. a r na gitmek * onuruna dokunmak veya gcne gitmek. a r s tutmak * (gebe kad n iin) do um sanc lar ba lamak. * (hasta bir organ) a r maya ba lamak. a r s z * A r s olmayan. * A r vermeden. * Dertsiz, tasas z.

a r s z ba na ka bast ba lamak * kendine gereksiz yere i karmak. a r tma a r tmak * A r tmak i i. * A r mas na yol amak.

a s a u

* A grn nde olan, a gibi rlm olan. * A .

a ulamak * A ulamak. a ustos * Y l n 31 gn sren sekizinci ay .

a ustos bce i * E kanatl lardan, erke i yaz n karn n n alt ndaki zel bir organdan kesik ve srekli ses karan bir bcek, orak bce i (Cicada plebeja). a ustos bcekleri * Gen srgnlerden z su emerek tar m ve orman bitkilerine zarar veren birok trn bulundu u e kanatl lar familyas . a yar * Ba kalar , yabanc lar, eller.

a za al nmaz (veya a za al nmayacak) * sylenmesi ay p, irkin (sz, kfr). a za almamak * anmamak, szn etmemek. a za d mek * dedikodu konusu olmak. a za koyacak bir ey * yiyecek bir ey. a za tat, bo aza feryat * (yiyecek iin) miktar ok az olan. a z a k * a k n, al k, bn. * Hayranl kla, bylenmi olarak. a z a k (veya a z bir kar a k) kalmak * ok a rmak, a akalmak. a z a k ayran delisi (veya budalas ) * yeni grd her eye a k nl kla bakan, a ran. * saf, bn. a z bir * Sz birli i etmi .

a z bozuk * Svmeyi al kanl k edinmi olan, kfrbaz. a z burnu yerinde * olduka gzel, yak kl . a z iri ana na dnmek * a z kuruyup ac la mak. a z dili ba lanmak

* herhangi bir sebeple konu amaz olmak. a z dili kurumak * herhangi bir sebeple tkrk az olmak. a z dili tutulmak * beklenmedik bir durum kar s nda heyecanlanmak, hayranl k duymak. a z dolu dolu konu mak * heyecanl sz sylemek. a z gev ek * S r saklamaz, s r tutmaz. a z havada * evresindekilerden habersiz, al k, a k n. a z kalabal k * Birbirini tutmayan szler syleyen, yerli yersiz ok konu an, bo bo az. a z kara * Kara haber vermekten ho lanan, om a zl . * Bir yerde konu ulan veya yap lan duyup grmesi istenilmeyen (kimse).

a z kenetli * S r tutan, s r saklayan (kimse). a z kilitli * Dudaklar beyaz (at). * S r saklayan. a z kulaklar na varmak * ok sevinmek. a z kulaklar nda * ok sevinli, mutlu. a z kurumak * bir konuyu ok sylemek sebebiyle, ondan b kmak. * iecek ihtiyac duymak. a z kurusun * felket dile inde bulunanlara kar kullan lan bir ilenme. a z lf (veya lk rd ) yapmak * kolay konu ma yetene i olmak. * inand r c sz syleme yetene i olmak. a z oynamak * bir eyler yemek. * konu mak. a z pek a z pis * S r vermeyen, ketum. * Svmeyi huy edinmi olan.

a z s k * Bkz. a z pek. a z sulanmak

* imrenmek. a z st kokmak * ok gen ve toy olmak. a z teneke kapl (olmak) * ok s cak veya ok ac eyleri kolayl kla iebilen veya yiyebilenler iin aka yollu sylenir. a z torba de il ki bzesin * herkesin dedikodu yapmas n n nne geilemeyece ini anlat r. a z var, dili yok * pek sessiz, kendi hlinde. * konu mayan, derdini anlatamayan. a z varmamak * sylemeye, a klamaya gnl elvermemek. a z yanmak *o eyden byk zarar grmek. a z na (veya diline) kira istemek * sylemesi beklenen eyi sylemekte nazl davranmak. a z na (veya diline) sa l k * bir sz yerinde syleyen ki ilere sylenir. a z na (veya nne) bir kemik atmak * birini kk bir kar gstererek susturmak. a z na abdestle almak * o ki iyi anarken ok sayg l davranmak. a z na almak * sylemek. a z na almamak * ad n a z na almamak. a z na almamak * sz konusu etmemek, anmamak, sylememek. a z na atmak * yemek iin a za koymak. a z na bakakalmak * szlerine hayran olmak. a z na bakt rmak * kendini zevk ile dinletmek. a z na bir parmak bal almak * birini tatl szlerle veya e itli hediyelerle bir sre iin kand rmak, oyalamak. a z na bir ey (veya bir p) koymamak * hibir ey yememek. a z na bir zeytin verir, alt na (veya ard na) tulum tutar. * yapt kk iyiliklere kar l k byk kar bekler. a z na burnuna bula t rmak * bir i i beceremeyip berbat etmek, bozmak.

a z na d mek * ok yayg n olarak bilinip konu ulmak. a z na etmek * haddini bildirmek. a z na geldi i gibi * nn sonunu d nmeden. a z na geleni sylemek * nezaket d na karak a r ve k r c szler sylemek. * ok ve d ncesizce konu mak. a z na gem vurmak * susturmak, syletmemek. a z na kadar * bo yeri kalmayacak biimde. a z na kilit takmak (veya vurmak) * susturmak. a z na koymamak * yememek veya imemek. a z na ly k * bir yiyece in tad anlat l rken "sen de yesen, be enirsin" anlam ile sylenir. a z na sak z olmak * dedikodusuna konu olmak. a z na srmemek * bir eyden hi yememek. a z na ta alm * sze kar may p susanlar iin kullan l r. a z na t kamak * susturmak, fazla konu mas na engel olmak. a z na tkrmek * birini kltmek zere kfr olarak kullan lan uygunsuz szler sarf etmek. * birine benzemek. a z na verilmesini beklemek (veya istemek) * al may p, i lerinin ba kalar taraf ndan yap lmas n beklemek. a z na vur, lokmas n al * yumu ak huylu kimseye her istenileni kolayl kla yapt rabilme anlam nda bir ataszdr. a z na yak mamak * sylemesi ay p kamak, uygun d memek, yak k almamak. a z nda bakla slanmamak * hi s r saklamamak. a z nda b rakmak * Bkz. lf a z nda kalmak. a z nda bymek * sevmedi inden veya ii almad ndan yutamamak.

a z nda gevelemek * a ka sylememek. a z nda ya kalmamak * bir d ncesini bir kimseye birok kez sylemi olmak. a z ndan * birisinden dinleyerek. * ad na.

a z ndan baklay karmak * Bkz. baklay a z ndan karmak. a z ndan bal akmak * ok tatl konu mak. a z ndan kan (veya kan sz) kula duymamak (i itmemek) * szlerini tartmadan sylemek. a z ndan kmak * bir sz istemeden, fark na varmadan sylemek, sylemi bulunmak. a z ndan t kmamak * hibir ey sylememek. a z ndan dirhemle kmak * ok az konu mak. a z ndan dklmek * a ka sylemekten ekindi i ey, konu mas ndan belli olmak. a z ndan d memek (veya d rmemek) * her zaman szn etmek. a z ndan girip burnundan kmak * trl yollara ba vurarak birini bir eye raz etmek, kand rmak. a z ndan hay r kmazsa bari er syleme * "lehte konu muyorsun, bari aleyhte de konu ma" anlam nda kullan l r. a z ndan ka rmak * istemedi i hlde bo bulunup syleyivermek. a z ndan kapmak * birinin bildi i eyleri, ustal kl konu malarla ona sezdirmeden renmek. * birinin konu mas n keserek kendi sze ba lamak. a z ndan lk rd (veya lf) almak (veya ekmek) * kar s ndakini konu turarak birtak m gizli eyleri renmek. a z ndan lokmas n almak * birinin hakk olan eyi ondan almak. a z ndan yel als n * a z n hayra a. a z n (veya enesini) tutmak * bo bo azl k etmemek. * kt sz sylememe. * bir konuda arzu edilmeyen d ncelerin a a kmas n bir ekilde nlemek.

a z n aaca na gzn a * dikkatsiz ki ileri uyarmak iin "dikkatli ol uyan k ol!" anlam nda kullan l r. a z n a p gzn yummak * fke ile, sonunu d nmeden a z na gelen btn a r szleri sylemek. a z n amak * konu maya ba lamak. * a r szler sylemeye ba lamak. * al k al k bakmak. a z n amamak * hibir sz sylememek, ses karmamak. a z n aramak (veya yoklamak) * Bkz. a z aramak. a z n b ak amamak * zntsnden sz syleyecek durumda olmamak. a z n bozmak * kaba szler sylemek, kfretmek. a z n burnunu ar amba ana na (veya pazar na) evirmek * k r p paralamak, dvmek. a z n burnunu da tmak * birinin yzne iddetle tokat, yumruk indirmek. a z n dilini ba lamak * birini konu amaz duruma getirmek. a z n havaya (veya poyraza) amak * umdu unu elde edememek. a z n hayra a! * kt ihtimaller sz konusu edildi inde gerekle memesi dile i ile sylenir. a z n hayra amak * Bkz. a z n hayra a!. a z n kapamak * kendisine kar sa layarak bir kimseyi susturmak. a z n kapamak (veya kilitlemek) * susmak, bir ey sylemek istememek. a z n kiraya vermek * kendini de ilgilendiren bir konuda d ncesini sylememek. a z n koklamak * niyetini ve durumunu renmek. a z n kullanmak (veya satmak) * birinin sylediklerini kendi d ncesi gibi gstermeye al mak. a z n mhrlemek * konu mamak, susmak. a z n peyim (veya seveyim) * sevindirici bir sz syleyene "ne gzel syledin" anlam nda kullan l r.

a z n s k (veya pek) tutmak * s r vermemek. a z n t kamak * szn kesmek susturmak. a z n toplamak * sylemekte oldu u kt sz veya kfrleri kesmek. a z n yoklamak * birinin bir ey hakk nda bildi ini kendisine sezdirmeden syletmeye al mak. a z n n ii yang n yerine dnmek * a z n n tad bozulmak, tat alma duyusunu yitirmek. a z n n iine bakt rmak * szlerini seve seve ve dikkatli dinletmek. a z n n iine girmek * ok yana mak, iyice sokulmak. * hayranl kla, byk bir zevkle seyredip dinlemek. a z n n ka (kal b veya lokmas ) olmamak * bir ey bir kimsenin u ra abilece i konulardan olmamak. * bir ey, bir kimsenin szn edemeyece i kadar de erli olmak. a z n n kokusunu ekmek * bir kimsenin ekilmez davran lar na katlanmak. a z n n mhr ile * orulu olarak. a z n n pay n (veya lsn) vermek * verilen kar l kla bir kimseyi syledi ine veya yapt na pi man etmek. a z n n perhizi yok * a z na geleni syler. a z n n suyu akmak * ok be enip istemek, imrenmek. a z n n tad bozulmak (veya kamak) * bir kimsenin kurulu dzeni dirli i bozulmak. a z n n tad n almak *o eyin ac tecrbesini geirmi bulunmak. a z n n tad n bilmek * gzel yemeklerden anlamak. * her eyin gzelini, iyisini bilmek, anlamak. a z n n tad n bilmek * gzel yemeklerden anlamak. * her eyin gzelini, iyisini bilmek, anlamak. a z n n tad n ka rmak * bir kimsenin kurulu dzenini bozmak; ne esini, keyfini bozmak. a z yla ku tutsa... * ne yapsa, ne kadar aba ve ustal k gsterse. ah

* Sesin tonuna gre pi manl k, fke, zlem, be enme, sevgi gibi duygular anlat r. * (a:h) A r , ac duyuldu unda sylenir. * (:h) lenme, beddua. ah alan onmaz * "ktlk etti i iin beddua alan iflh olmaz" anlam nda kullan l r. ah almak * birinin ilenmesini stne ekmek.

ah ekmek * derin bir keder veya zlemle iten gelerek ah demek. ah etmek * ac ile iini ekmek. * ilenmek.

ah vah etmek * pi manl n , zntsn dile getirmek. ah yerde kalmaz * "ktlk cezas z kalmaz" anlam nda kullan l r. aha ahac k * Dikkati ok yak n bir noktaya ekmek iin kullan l r. ahali * Aralar nda ayn yerde bulunmaktan ba ka hibir ortak nitelik d nlmeksizin bir lkede, ehirde veya semtte oturanlar n tamam . * Bir yerde toplanan kalabal k, halk. ahar * Hattatlar n k t cillamak iin kulland klar ni asta ve yumurta ak ndan yap lan zel bir kar m. aharlama * Aharlamak i i. * te burada.

aharlamak * Ahar srmek. aharl ahbap * Kendisiyle yak n ili ki kurulup sevilen, say lan kimse. * Seslenme sz olarak da kullan l r. ahbap avu lar * her vakit birlikte grlen ve birbirine ok ba l olan arkada lar iin sylenir. ahbap kmak * nceden tan m olmak. ahbap kusuruna bakan ahbaps z kal r * "dostlar n ufak tefek kusurlar na bakmamak gerekir" anlam nda kullan l r. ahbap olmak * arkada olmak, dostluk kurmak, yak nl k kurmak. * Ahar olan, zerine ahar srlm olan.

ahbapa

* Dosta, iten, teklifsizce.

ahbapl a dkmek * yerli yersiz yak nl k gstermek. ahbapl k * Ahbap olma durumu, nsiyet. ahbapl k etmek * arkada l k etmek, arkada a konu mak. ahcar ah * Ta lar. * A .

ah ba * A ba . ah l k * A l k.

ahde vefa (etmek) * (devletler hukukunda) devletlerin, kat ld klar milletler aras antla malara uyma zorunlulu unda olduklar n belirten kural. * sznde durma. ahdetme * Ahdetmek i i.

ahdetmek * Bir eyi yapmak iin kendi kendine sz vermek. * Yemin etmek. ahd Ahdiatik * Antla maya gre olan, antla ma gere i olan. * (Hristiyanlara gre branilerde) sa'dan nceki kutsal kitaplar.

Ahdicedit * (Hristiyanlara gre branilerde) sa'dan sonraki kutsal kitaplar. ahengi bozulmak * dirli i, dzeni bozulmak. ahenk * Uyum. * Uyu ma, anla ma. * alg l e lence.

ahenk almak * uyumlu hle gelmek. ahenk kaidesi * Bkz. nl uyumu. ahenk kurmak * uyu ma sa lamak, anla ma sa lamak.

ahenk sa lamak * dzene sokmak, birli i sa lamak. ahenk tahtas * Telli alg lardan zerine teller gerilmi bulunan kapak tahtas . ahenk vermek * dzeni, uyumu sa lamak. ahenk yapmak * alg l e lence dzenlemek. ahenkle tirme * Ahenkle tirmek i i. ahenkle tirmek * Ahenk sa lamak. ahenkli * Uyumlu, dzenli. * E lenceli. ahenklilik * Ahenkli olma durumu, uyumluluk. ahenksiz * Uyumsuz, dzensiz. * E lencesiz.

ahenksizlik * Uyumsuzluk, dzensizlik. ahenktar aheste * Ahenkli. * Yava , a r.

aheste aheste * Yava yava , a r a r, usul usul. aheste beste * Yava yava , a r a r. ahfat * Torunlar, soy.

Ahfe 'in keisi gibi ba n sallamak * sylenen sz anlamadan kafa sallayarak onaylamak. ah kmak * yapt ilenme etkisini gstermek. ah tutmak * birinin ilenmeleri gerekle mek. ah yerde kalmamak * yapt ilenme er ge etkisini gstermek. ah m ah m * Be enilecek, de er verilecek bir ey de il.

ah m ah m bir ey de il * be enilecek, de er verilecek bir ey de il. ah r * Evcil byk ba hayvanlar n bar nd kapal yer, hayvan dam .

ah ra ekmek * bir sry ah ra kapamak, bir hayvan ah ra ba lamak. ah ra evirmek * bir yeri pis, bak ms z, da n k, harap duruma getirmek. ah rlama * Ah rlamak i i.

ah rlamak * (hayvan) Ah rda uzun sre kal p hamla mak. Ah ska Trkleri * Grcistan' n Trkiye s n rlar na yak n blgelerinde ya am olan, ancak 2. Dnya Sava sonlar nda Sovyetler Birli inin de i ik blgelerine srlen Trkler. Ahi * Ahilik oca ndan olan kimse. ahi Ahilik * Cmert, eli a k.

* Kk eski Trk tresinde olan ve Anadolu'da yksek bir geli im gsteren esnaf, zanaat , ifti gibi btn al ma kollar n iine alan ocak. ahilik ahir * Eli a k olma durumu, cmertlik. * Son, sonraki, ah r. * Sonra, en sonra, sonunda. * nsan mrnn son y llar .

ahir vakit

ahir zaman * Son zaman. * (halk inan na gre) Dnyan n son gnleri, k yametin kopmak zere bulundu u gnler veya y llar. ahir zaman peygamberi * Mslmanlarca son peygamber oldu una inan lan Hz. Muhammed. ahiren ahiret ahiretlik ahit * Kendi kendine sz vererek bir i i zerine alma, ant. * Antla ma. * Devir, zaman. * Son zamanlarda, son gnlerde, son olarak, yak nlarda. * Bkz. ahret. * Bkz. ahretlik.

ahitle me * Ahitle mek i i. ahitle mek * Antla mak. ahitname ahiz * Alma. * Kabul etme. ahize * Bir elektrik ak m n al p ba ka bir kuvvete eviren let, al c , reseptr. ahkm * Yarg lar, hkmler. * Antla ma belgesi, antla ma, anla ma.

ahkm karmak * kendi d ncelerine dayanarak birtak m yarg lara varmak. ahkm kesmek * ekinmeden kesin yarg larda bulunmak, bilir bilmez konu mak. ahkm yrtmek * (bir szden) kendi anlay na gre sonular karmak. ahlf ahlk bilim. * Birinin yerine geenler, halefler, ku aklar, eslf kar t . * Bir toplum iinde ki ilerin benimsedikleri, uymak zorunda bulunduklar davran biimleri ve kurallar . * Belli bir toplumun belli bir dneminde bireysel ve toplumsal davran kurallar n tespit eden ve inceleyen * yi nitelikler, gzel huylar.

ahlk bilimi * Yarar, iyi, kt gibi sorunlar inceleyen, trelere dayanan bir davran yasas geli tiren, neyin u runda sava lmaya de er, neyin hayata anlam kazand rd , hangi davran n iyi ve hangisinin kt oldu u gibi sorunlar kendine konu edinen bilim, etik. ahlk d * Tre d . ahlk d c l k * Ahlk bilimine ayk r davranma. ahlk yasas * Ahlk i lerini belirleyen, kendine uyulmas ahlk a s ndan gerekli olan genel ve geer kural. ahlk zab tas * Byk ehir halk n n sosyal ve sa l k durumunu koruyan, ehir dzeni iin al an te kilt. ahlka ahlk * Ahlk anlay na gre, ahlk de erlerine ba l l kla. * Ahlk konular n inceleyen filozof veya bu konularla u ra an kimse. * Her eyi ahlk a s ndan de erlendiren kimse.

ahlk l k * Ahlk bir ara de il, bir ama sayan reti, trecilik, moralizm. ahlken ahlk yat ahlk * Ahlka uygun, ahlkla ilgili. ahlk vazife * Kanunun zorlamas olmaks z n, do ru bilindi i iin yap lmas gereken i ler. ahlkl * Ahlk kurallar na ba l , bunlara uygun davranan (kimse). * Ahlka uygunlukla. * Ahlk bilimi.

ahlkl l k * Bir insan n veya bir insan grubunun iyi ve kt a s ndan davran biimi ve ahlk d n . * Ahlk kurallar , yasalar ile uyum iinde olma. ahlks z * Ahlk kurallar na uymayan. * Drst davranmayan, kt huylu, terbiyesiz.

ahlks zca * Ahlks z biimde veya tarzda. ahlks zl k * Ahlks z olma durumu. * Ahlk kurallar na uymama, ahlks zca davran . ahlks zl k etmek * ahlks zca davranmak. ahlama ahlamak ahlat * Ahlamak i i. * ekmek, ah etmek, ah eker gibi ses karmak. * Glgillerden, kendi kendine yeti en, zerine armut a lanan a a, yaban armudu (Pirus piraster). * Bu a ac n, armuda benzeyen ve ancak iyice olgunla t ktan sonra yenilebilen yemi i. * Kaba adam, yol iz bilmez kimse. * Bir kar m iindeki paralar, geler. * Beden yap s n n temelini olu turan geler.

ahlt

ahlt erbaa * Bedende bulundu u var say lan drt ge. ahlat n (veya armudun) iyisini (da da) ay lar yer * kendilerine yak mayan gzel bir eyi eline geirenler iin kullan l r. ahma a yz, abdala sz vermeye gelmez * ahma a gere inden ok ilgi gsterirseniz sizi s k s k u ra t r r. ahmak

* Akl n gere i gibi kullanamayan, bn, budala, aptal. ahmak yerine koymak * bir kimseye aptalm , anlamazm gibi davranmak. ahmaka * Biraz ahmak. * (ahmak'a) Ahma a yak r nitelikte, aptalca.

ahmak slatan * Yava yava ve ince ince ya an ya mur, isenti. ahmakla ma * Ahmakla mak durumu. ahmakla mak * Ahmak duruma gelmek, aptalla mak. * Bir an iin a alay p bocalamak. ahmakla t rma * Ahmakla t rmak i i. ahmakla t rmak * Ahmakla mas na sebep olmak, aptalla t rmak. ahmakl k * Zeks az geli mi olma durumu, budalal k, anlay s zl k, ak ls zl k. ahraz ahret dnya. * Dilsiz, sa r ve dilsiz. * Din inan a gre, insan n ldkten sonra dirilip sonsuza dek kalaca ve Tanr 'ya hesap verece i yer, br

ahret adam * Dnya i lerinden el ekip srekli ibadetle u ra an kimse. ahret karde i * nan ve ibadette birbirinden ayr lmayan ve bu ili kiyi ahrette de srdreceklerini d nen kad nlara verilen ad. ahret suali * Gereksiz ve usand r c soru. ahret yolculu u * lm. ahreti (veya br dnyay ) boylamak * lmek. ahretini yapmak (veya zenginle tirmek) * hay r i leri yaparak sevap kazanmak. ahretlik * Besleme k z. * Ahret karde i olan kad nlardan her biri. ahrette on parma yakas nda olmak * kendisine kar sorumlu olan kimseden ahrette davac olmak. ah a

* nsan n veya hayvan n g s ve karn iindeki organlar, ba rsak, ci er gibi eyler. ah ap * A atan, tahtadan yap lm . ahtapot * Kafadan bacakl lardan, dokunal bir mrekkep bal tr (Octopus). * Genellikle burun zar zerinde kan bir e it ur, polip.

ahtapot gibi * s rna k, yap kan kimse. * smrmek amac yla birok i e, konuya el atan, yay lan. ahu * Ceylan, karaca. * Gzel, ince, zarif kad n. * ok gzel, ekici.

ahu gibi

ahu gzl * Gzel gzleri olan. ahu paras * ok gzel, ekici. ahududu * Glgillerden, dikenli bir bitki (Rubus idaeus). * Bu bitkinin duta benzeyen, k rm z renkli, sulu ve kokulu yemi i, a a ile i. ahval * Durumlar, hller, vaziyetler. * Davran lar. * Olaylar. ahzetme * Ahzetmek i i.

ahzetmek * Almak, kabul etmek. ahzita * Al veri , al m sat m, aksata.

ahzkabz * Kendine mal etme. aidat * denti. * Kesenek. * Ait olma durumu, ili kinlik.

aidiyet aile

* Evlilik ve kan ba na dayanan, kar , koca, ocuklar, karde ler aras ndaki ili kilerin olu turdu u toplum iindeki en kk birlik. * Kar , koca ve ocuklardan olu an topluluk. * Ayn soydan gelen kimseler zinciri. * Aralar nda kanda l k veya h s ml k bulunan kimselerin tm. * Birlikte oturan h s m ve yak nlar n tm. * E , kar .

* Ayn gaye zerinde anla an ve birlikte al an kimselerin btn. * Temel niteli i bir olan dil, hayvan veya bitki toplulu u. aile ad * Soyad .

aile bahesi * Ailelerin rahatl kla gidebilece i, genellikle ikisiz yer. aile btesi * K sa bir sre iinde bir i inin veya i i ailesinin hayat seviyesinde meydana gelen de i meleri belirlemek amac yla yap lan istatistik al mas . aile dostu * Ailece tan lan ve evlerine gidilip gelinen ahbap, yak n. aile gazinosu * Sadece evlilerin girebildi i ve birlikte e lendikleri yer. aile hayat * Aile bireylerinin btn i lerini dzenli olarak ev iinde yapma durumu. aile hukuku * Aileyi olu turan ki ilerin kar l kl hak ve grevlerini dzenleyen hukuk dal . aile meclisi * Aile makam n n grevini yerine getiren kan veya soy h s mlar ndan en az ki iden olu an heyet. aile oca * Ailenin kurdu u, yerle ti i, geli tirdi i ev. aile plnlamas * Ailede ocuk edinmeyi s n rlama, do um kontrolu. aile reisi * Kanunlara gre aile ykmll n ta yan kimse. aile saadeti * Genellikle kar , koca bazen de bykler ve ocuklar aras ndaki uyum, anla ma, sevgi ve ho gr. ailece ailecek ailelik * Aile say s n n btn. ailesiz ailev ait ait olmak * ilgilendirmek, birinin olmak, birine d mek. ajan * Ailesi olmayan. * Aile ile ilgili. * lgilendiren, ili kin, ili ik, ilgili, iin, -e d en. * Btn aile birlikte. * Ailece.

* Bir devlet veya kurulu un gizli amalar iin al an kimse, casus. * Bir kimsenin, bir ortakl n veya bir devletin baz i lerini gren kimse, i grevlisi, temsilci. ajanda ajanl k * Ajan olma durumu. * Ajan n grevi. ajans * Haber toplama ve yayma i iyle u ra an kurulu . * Bir ticar kurulu u tan tan, onunla ilgili bilgi aktaran ve bu yolla kazan sa layan i kolu. * Bu i kollar n n al t bro. ajitasyon ajur * Delikli rg, gzenek. ajurlu ak * Ajuru olan veya her yan ajur biiminde i lenmi bulunan, gzenekli. * Kar, st gibi eylerin rengi, beyaz, kara ve siyah kar t . * Bu renkte olan. * Temiz namuslu. * S k nt s z, rahat. * Beyaz leke. * Baz eylerde beyaz blm. * simden isim treten ek (kltme eki): ba -ak, ben-ek vb. * Fiilden yer isimleri treten ek: dur-ak, yat-ak vb. * Fiilden alet isimleri treten ek: or-ak, b -ak, tara-k, ele-k, kre-k vb. ak a a ak Arap * Saraylarda hizmet gren had m a alar n n beyaz rktan olan . * Ruhsal gerginli in d a vurmas . * Unutulmamas iin gerekli notlar yazmaya yarayan takvimli defter, anda.

-ak / -ek -ak / -ek -ak / -ek

* Arap szc "zenci" anlam na da geldi inden as l Araplar n sz konusu oldu u anlat lmak istenirken kullan l r. ak basma * Ak su, perde, katarakt.

ak basmak * Gze beyaz leke inerek grme yetisini yitirmek. ak benek benek. ak demir * Dvme demir. ak don kara don geitte belli olur * Gzn saydam tabakas nda bir yara veya ban sonucunda olu mu , grmeyi derece derece azaltan beyaz

* Bkz. ak karas geitte belli olur. ak d mek * (sa ve sakal) tek tk a armaya ba lamak. ak gzl * Gzlerinin rengi pek a k olan ve nazar n n hemen de di ine inan lan (kimse).

ak gn a art r, kara gn karart r * mutlu bir ya ay ki iyi din k lar, mutsuz bir ya ay ise y prat r. ak kan * Lenf.

ak kan yang s * Adenit. ak koyunun kara kuzusu da olur * iyi bir aileden kt bir ocuk da kabilir. ak kpek kara kpek geit ba nda belli olur * kimin ne oldu u deney veya s nav sonunda anla l r. ak madde * Demet durumundaki sinir liflerinden olu an beynin i, omurili in d tabakas . ak m kara m nne d nce grrsn * imdiden bo una d nme, sonu belli oldu u zaman anlars n. ak pak * tertemiz. * sa sakal a arm . * Bembeyaz, temiz, parlak.

ak pak ak pas

* Lhana, turp, algam, karnabahar gibi bitkilerin kk d ndaki btn blgelerine yerle ebilen, zellikle semiz otugillerde kar la lan yosunumsu mantar (Albugo candida). ak sakaldan yok sakala gelmek * ok ya lan p iyice kuvvetten d mek. ak slmen * C va ile klorun birle imi olan, ok zehirli, beyaz bir toz, sblime, slmen. ak yaz l * Bahtl , ansl . ak yel ak yem ak y ld z aka * Byk karde , a abey. akabe * Gneyden esen rzgr, lodos. * zmarit, istavrit, uskumru gibi bal klar n beyaz etinden yap lan ve oltada kullan lan yem. * oban y ld z .

* Tehlikeli, sarp ve zor geit. akabinde * Arkas ndan, hemen arkadan, ard ndan, hemen ard ndan. akacak kan damarda durmaz * herhangi bir zarar kar s nda bunun ka n lmaz oldu unu anlatarak avundurmak iin sylenir. aka * Bir yerde birikip kalan s v lar , bir i lem sonunda geriye kalan art klar , gereksiz nesneleri d ar ya ak tmak iin kullan lan boru, oluk veya ba ka ara. * Kanal, ark, su yolu. * Yer alt su olu u. akalama * Akalamak i i, tefcir, drenaj. * Yer alt sular n toplayan tesisat. akalamak * Bir yerde birikmi sular ak tmak. * Batakl klar aka yoluyla kurutmak. akalatma * Akalatmak i i. akalatmak * Akalama i ini yapt rmak. akademi * Bilginler, yazarlar, sanat lar kurulu. * Yksek okul. * plak modelden yap lm insan resmi.

akademici * Kurallara ba l resim ve heykel al mas yapan ki i veya sanat . akademicilik * Resim veya heykel al mas nda kurallara ba l l k. akademik * Akademi ile ilgili. * Bilimsel niteli i olan. akademisyen * Akademi yesi. aka a * Grgengillerin, kerestesinden yararlan lan beyaz kabuklu bir tr (Betula alba). akait akaju * Bir dinin renilmesi gereken inanlar n n ve tap nma kurallar n n tm veya bunlar toplayan kitap. * Maun. * Maundan yap lm . * Akarsu yata , yatak, mecra. * Irmak, dere, ay, kk akarsu. * (su iin) vinti yeri. * E imi, ini i fazla olan yer.

akak

akala akamber

* Amerikan tohumundan yurdumuzda retilen bir pamuk tr.

* zellikle amber bal n n ba rsaklar ndan kar lan, kl renginde, yap kan, bklgen ve misk gibi kokulu olan bir ta . * S cak kelerde yeti en bir a atan (Hymenea) elde edilen kat , gzel kokulu reine. akamet * K s rl k, verimsizlik. * Ba ar s zl k, sonusuzluk.

akamete u ramak * ba ar s z, sonusuz kalmak. akan sular durmak * itiraza, syleyece i sze yer kalmamak. akan y ld z * Gne sistemine ba l , kesin yrngesi bulunmayan ve bu sebeple atmosferin st katmanlar na girince ate klesi durumuna dn en kk gk cismi, a ma, ahap, meteor. akar * Kiraya verilerek gelir getiren ev, dkkn, tarla, ba gibi mlk. akar amber * Asya ve Amerika'da yeti en, odunu ceviz a ac n nkine benzeyen, gzel kokulu z suyu olan byk bir a a (Liquidambar orientalis). akarca * Kemik veremi. * Srekli i leyen ban, fistl. * Kk akarsu. * Kapl ca. * Kiraya verilerek gelir getiren ev, dkkn gibi mlk.

akaret akarlar

* T knaz yap l , gvdeleri halkas z, ba lar g sle birle ik, a z yap lar s r c , sokucu veya emici rmce imsiler tak m . akarsu * Yeryznde ve yer alt nda belirli bir yatak iinde, e im boyunca srekli veya zaman zaman akan su. * Tek s ra elmastan veya inciden gerdanl k. * Kesintisi olmayan, aral ks z. akaryak t * Benzin, gaz ya , mazot gibi s v durumunda olan yakacak. akaryak t istasyonu * Benzin, gaz, motorin gibi yak tlar n sat ld yer. akasma * D n ie igillerden, beyaz iek veren, bahelerde ss ie i olarak yeti tirilen sar l c bir bitki; yaban asmas , Meryem ana asmas (Clematis vitalba). akasya * Baklagillerden, s cak iklimlerde birok e itleri yeti en ve tanen, zamk, boya gibi maddelerinden yararlan lan bir a a (Acacia). * Baklagillerden, yurdumuzda yeti en bir ss ve glge a ac , salk m a ac (Robinia pseudoacacia).

akbaba

* Akbabagillerden, ba ve boynu plak olan, da l k yerlerde ya ayan, le le beslenen, ok yksekten uarak keskin gzleriyle ok uzaklar grebilen, iri ve y rt c bir ku (Vultur monachus). * htiyar. akbabagiller * Gndz y rt c lar alt tak m n n, kanatlar geni ve byk olan, iyi uan byk ku lar iine alan bir familyas . akbakla akbal k * Kuru fasulye. * Sazangillerden, eti k l kl , yumurtas ile tarama yap lan bir bal k (Leuciscus). * Akya bal .

akbal k l * Leyleksilerden, batakl k, rmak ve gl k y lar nda ya ayan, olduka byk, ak renkli bir ku tr (Egretta alba). akba * Yaz n kutup blgelerinde ya ayan, k n l k k y lara gen, k sa ve ince gagal , siyah bacakl yaban bir tr ku , deniz kaz (Bemicla). akbu day * Kurak iklime dayan kl , beyaz kabuklu, ekmeklik bu day. akburak akci er organ. * G s kafesinin byk bir blmn dolduran ve solunum organ n n temeli olan, sa l sollu iki paral * Baklagillerden, bura a yak n bir bitki cinsi (Lathyrus sativus).

akci er gbe i * Akci erin, i yan yznn hemen arkas nda bron , sinir ve damarlar n girip kt yer. akci er kesecikleri * Akci er lopu unun paralar ; bron uklar n son blm. akci er lopu u * Birok akci er keseci inin birle erek olu turdu u para. akci er pete i * Akci erlerde solunumda gaz al veri ini sa layan, hava borucuklar n n sonunu olu turan kesecik. akci er zar * G s bo lu unun iini ve bu bo lu un iinde bulunan akci erin d n kaplayan ince zar, plevra. akci erliler * Kar ndan bacakl yumu akalar n tek ci erle soluk alan bir tak m . aka aka * Olduka beyaz, beyazca. * Bkz. ake.

aka armudu * nce kabuklu, sar , etli ve sulu bir tr armut. aka paka

* Beyaz tenli, gzel (kad n). aka yel * Gneydo udan esen yel, ke i leme. akaa a * Akaa agillerden ss a ac olarak da dikilen tahtas hafif ve sa lam bir a a, isfendan (Acer).

akaa agiller * ki eneklilerden, rne i akaa a olan bir bitki familyas . akakavak * Akkavak. akal * Paraya ba l , parayla ilgili, mal. ake * Kk gm para. * Her tr maden para. * Rengini atm , a arm , iinde ak renk bulunan.

ak l

ak llanma * Ak llanmak i i. ak llanmak * Ak l duruma gelmek, rengini atmak veya atm gibi olmak. ak lla ma * Ak lla mak i i veya durumu. ak lla mak * Ak l duruma gelmi olmak. ak ll k * Ak l olan n durumu.

akpleme * Zambakgillerden, yapraklar n n uzun, geni olmas , ieklerinin gzelli i dolay s yla bahe iekleri aras na giren zehirli bir bitki cinsi (Veratrum album). akdar * Bu daygillerden, bir y ll k veya daha uzun ya ayabilen otsu bir bitki tr (Panicum miliaceum).

akdedilme * Akdedilmek durumu. akdedilmek * Akdetmek i i yap lmak. Akdeniz hummas * Malta hummas . Akdeniz mavisi * Parlak ve canl grnmde mavi rengin bir tr. akdetme * Akdetmek i i. akdetmek

* (mukavele, muahede, ittifak gibi kar l kl ba lanma anlam ta yan Arapa szlerle) Yapmak. akdiken * Hnnapgillerden, hekimlikte ve boyac l kta kullan lan bir bitki cinsi, gvem eri i, geyik dikeni (Rhamnus cathartica). akdo an * Kartalgillerden bir do an tr, aksungur. akdut akemi akgnlk akhardal * Hekimlikte i srdrc olarak kullan lan hardal trlerinden biri (Sinapis alba). ak seyeln. ak ak karas kara * beyaz tenli, kara gzl, kara sal . ak karas geitte belli olur * bir iddiadaki do rulu un ancak deney veya s nav sonunda belli olaca n anlatmak iin sylenir. ak bet * (bir i veya durum iin) Son, sonu. * Sonunda, eninde sonunda. * Herhangi bir kuvvet alan nda, belli bir dzlemin belli bir blmnden geti i var say lan g izgileri, * Beyaz renkte olan dut. * ki elemanl mermer yap t r c s . * Tts olarak yak lan bir tr a a sak z .

ak betine u ramak * birinin iinde bulundu u kt duruma d mek. ak c * Akma zelli i olan. * Kolay sylenebilen, okunabilen, anlamca a k (anlat m), selis. ak c nsz * Ci erlerden gelen havan n, a z bo lu undaki yar kapal bir engele arpmas yla olu an bol sesli nsz (r, l, , y). ak c l k * Ak c olma durumu. * Sz, yaz ve anlat m n ak c olma zelli i, selset. ak c l k le i * Bir s v n n belli s cakl ktaki ak c l n lmekte kullan lan alet. ak l * D nme, anlama ve kavrama gc, us. * Haf za, bellek. * t, sal k verilen yol. * D nce, kan .

ak l ak l, gel engele tak l * bir sorunun nas l zmlenece ini d nememe durumu.

ak l ak ldan stndr * bir kimsenin akl na gelmeyen bir are, herhangi birinin akl na gelebilir. ak l almak * dan mak, gr almak. ak l almamak * inan lacak gibi olmamak, akla uygun gelmemek. ak l almaz * inan lacak gibi olmayan, inan lmaz. ak l dan mak * bir konuda birinin gr n sormak. ak l defteri * Hat rlan p yap lmas gereken eylerin yaz ld kk defter, not defteri, muht ra defteri, ajanda. ak l d * Akla, gere e, uygun olmayan. * Us d , gayriakl, irrasyonel. ak l d c l k * Ak l d davranma yanl s gr , us d c l k, irrasyonalizm. ak l di i * Yirmi ya s ralar nda altl stl ve sa l sollu, en ieride kan az di i, yirmi ya di i.

ak l doktoru * Psikiyatrist. ak l durdurmak * bir ey ok a rt c nitelikte olmak, insan a rtmak. ak l erdirememek (veya ermemek) * ne oldu unu anlayamamak, s rr n zememek. ak l erdirmek * anlamak, s rr n zmek. ak l etmek * herhangi bir nlem veya areyi zaman nda d nmek, vaktinde hat rlamak. ak l hastahanesi * Ak l hastalar n n yat r ld hastahane. ak l hastas * Ruh hastas , deli. ak l havsala almamak * akla mant a s mamak. ak l hocas * Birine yol gsterip ak l reten kimse. * Herkese ak l retmeye merakl kimse. ak l iin yol (veya tarik) birdir * iyi d nlnce ayr ayr kimselerce var lacak sonu hep ayn d r. ak l i i de il * akla uygun de il, do ru de il.

ak l kr olmamak * ak ll bir ki inin yapaca i olmamak. ak l kethdas * Herkese ak l retme merak nda olan kimse. ak l kumkumas * ok bilmi kimse. ak l kutusu * ok ak ll , zeki kimse. ak l retmek * nas l davranaca n gstermek, yol gstermek, ak l vermek. ak l s r ermemek * bir i in niteli ini, gizli ynlerini anlayamamak. ak l terelelli * pek deli men, kendisinden cidd bir d nce, davran beklenmeyen (kimse). ak l var, yak n var (veya ak l var, izan var) * kafa yormaya gerek yok. ak l vermek * bir konuda yol gstermek, ak l retmek. ak l ya ta de il, ba tad r * ak ll olma ile ya l olma aras nda ilgi yoktur; baz kkler byklerden daha ak ll olabilir. ak l yormak * hat rlamaya al mak, zihnini zorlamak. ak l yrtmek * herhangi bir konuda fikir vermek. ak l zay fl * Delili e kadar varmayan ak l bozuklu u. ak lc * Ak lc l kla ilgili. * Ak lc l ktan yana olan kimse, usu, rasyonalist.

ak lc l k

* Akla dayanan, do rulu un ltn duyularda de il, d nmede ve tmden gelimli karmalarda bulan retilerin genel ad , usuluk, akliye, rasyonalizm. * Akla ve ak l yolu ile var lan yarg ya inanma, akla ayk r veya ak l d hibir eyi tan mama davran ve tutumu, akliye, rasyonalizm. * Bilginin evrensellik ve zorunlulu unun deneyden ve deneye dayanan genellemeden de il, yaln zca ak ldan kart labilece ini savunan reti, rasyonalizm. ak lda kalmak * ak lda yer etmek, unutulmamak. ak lda tutmak * unutmamak. ak ldan karmak * d nmemek, unutmak, umudunu kesmek. ak ldan kmak * unutulmak.

ak ldan kmak * unutmak. ak ldan kmamak * unutamamak. ak ldan geirmek * bir ey yapmay d nmek, tasarlamak. ak lland rma * Ak lland rmak i i, durumu. ak lland rmak * Akl n kullanmas n sa lamak, akl n ba na getirmek. ak llanma * Ak llanmak i i. ak llanmak * Kar la lan olaylar n sonular ndan yararlanarak davranmak. * Uslanmak. ak llara durgunluk vermek * ok a lacak bir sey olmak. ak llar pazara karm lar, herkes yine kendi ak l n alm (veya ak llar gelin olmu , herkes kendininkini be enmi ) * "insan kendi akl n ba kas n nkinden stn grr" anlam nda kullan l r. ak ll * Gere i iyi gren ve ona gre davranan. * Kar s ndakinin d ncesizli ini belirtmek iin sylenilen uyarma sz. * (alay yollu) D ncesiz, aptal.

ak ll d nnceye kadar deli ocu unu (veya o lunu) everir * kendini ak ll sananlar ok kez ak ls z diye tan nanlardan daha az ba ar gsterir. ak ll geinmek * kendini ok ak ll sanmak. ak ll kpr aray ncaya dek deli suyu geer * atak ki i tehlikeyi gze alarak i e giri ir ve abuk sonu al r. ak ll olmak * gereklere uygun davranmak. ak ll uslu * Ak ll olarak, yaramazl k etmeyerek, dengeli. ak ll ca * Akla yak n, do ru olarak. * Akla yak n, do ru, makul. * Ak ll olma durumu; uyan kl k.

ak ll l k

ak ll l k etmek * yerinde ve uygun davranmak. ak lsal * D nceyi ve gere i somut de erlerle birbirine ba layan hakikati iine alan ey.

ak lsalla t rma * Ak lsalla t rmak durumu. * Bilin d olaylar n mant k ve akla dayal olarak a klanmas . ak lsalla t rmak * Bir eyi ak lsa duruma getirmek. ak ls z * Akl , gere i grp ona gre davranmaya elveri li olmayan, anlay k t.

ak ls z ba n cezas n ayak eker (veya ak ls z iti veya kpe i yol kocat r) * d ncesizlik veya tedbirsizlik yznden, gereksiz yere gidip gelme zahmetine katlan l r. ak ls zl k * Ak ls z olma durumu. * Ak ls zca yap lan i veya davran .

ak ls zl k etmek * d ncesiz ve yersiz davranmak. ak m * Akmak i i. * Hava, su gibi ak kan maddelerin veya elektrik yklerinin belli bir ynde ak , yer de i tirmesi, cereyan. * Sanatta, siyasette, d nce hayat nda ortaya kan yeni bir gr , yntem, hareket, cereyan tarz. * Debi.

ak m derken bokum demek * szn yolunca syleyememek, dzensiz eyler sylemek. ak m lm * Bir akarsuyun veya kanal n su yolunda bir saniyede akan su hacmini lme. ak mc * Belli bir ak ma ba l ki i.

ak mler * Bir elektrik ak m n n iddetini lmeye yarayan ara, amperler. ak mtoplar * Ak, akmltr. ak n * Kalabal k bir eyin arkas kesilmeyen bir geli durumunda olmas . * D man topraklar na tedirgin etme, y ld rma, apul gibi amalarla toplu olarak yap lan bask n. * Futbolda say yapmak amac yla kar tak m kalesine do ru genellikle topluca giri ilen sald r , hcum. * Kazak-K rg z Trklerinin saz airlerine verdi i ad. ak n ak n * Arkas kesilmeyen kalabal k bekler durumunda. ak n etmek * toplu olarak gitmek, mek. * d man lkesine sald rmak, bask n yapmak. ak nc * D man lkesine ak n yapan sava . * Grevi kar tarafa top srmek ve say yapmak olan n s radaki oyuncu, forvet. * Ak nc olma durumu.

ak n

ak nc l k

ak nc l k etmek * d man lkesinde kar gleri y ld rmak, tedirgin etmek. ak nd r k * Reine, am sak z , akma. ak nkayas * Kaya bal giller familyas ndan derin ve uzaklarda ya ayan ince, uzun bir bal k tr. ak nt * Akmak i i. * Havan n veya suyun herhangi bir yne do ru yer de i tirmesi, ak m, cereyan. * Hastal k sebebiyle vcudun bir yerinden sulu madde akmas . * E iklik, e im, meyil. * am tr a alarda bulunan reinenin eriyerek akmas olay . * S v yap t r c lar n a a yzeylerine gere inden ok srlmesi ile olu an durum. ak nt bilimi * Deniz ak nt lar n inceleme konusu edinen bilim dal . ak nt a anozu * Ak nt ya kap lm yenge. * Vcudunda gze arpacak bir arp kl k bulunan kimseler iin kullan l r. ak nt l * Ak nt s olan, e ik, meyilli.

ak nt ler * Bir akarsuyun ve kanal n ak nt h z n ve dzeyini lmeye yarayan alet. ak nt ya kap lmak * bir ak nt n n etki alan na girmek, ak nt ile birlikte srklenmek. * etki alt nda kalarak bir toplulu un davran na kat lmak. ak nt ya krek ekmek * olmayacak bir i u runda bo una abalamak. ak p gitmek * (zaman iin) abuk gemek. ak * Akmak i i veya biimi. * Geip gitme, srp gitme. * Ak n.

ak kan * Kendilerine zg bir biimleri olmay p iinde bulunduklar kab n biimini alan ve y n olu turmayan (s v veya gaz), seyyal. ak kanla ma * Ak kan duruma gelme. ak kanla mak * Ak kan duruma gelmek. ak kanla t r c * Ak kan duruma getirme zelli i olan. ak kanla t r c l k * Ak kan duruma getirme zelli i olma.

ak kanla t rma * Ak kanla t rmak i i. * Ak kanlar n niteli ini dzeltmek iin yo unla an ak m iinde parac klar n as lt s n sa layan yntem. ak kanla t rmak * Ak kan duruma getirmek. ak kanl k * Ak kan olma durumu. ak ma * Kula a ho gelen veya kolayca sylenen seslerin zelli i. ak mal * Ak ma zelli i olan. ak maz * D etkenlerin tesiriyle ak mazl de i meyen, dura an.

ak mazl k * Ak maz veya dura an maddenin durumu. ak tma * Ak tmak i i. * Hayvanlar n, zellikle atlar n al nlar nda bulunan ve burunlar na do ru uzanan beyaz leke. * Un, st, ya , yumurta, eker veya pekmezle yo rularak c v k bir duruma getirilen hamurun k zg n sa zerinde pi irilmesiyle yap lan bir e it tatl . * Enli bilezik. ak tmak * Akmas n sa lamak, akmas na yol amak, dkmek.

ak tmal * Aln nda ak tmas olan (hayvan). akide akide * ekerin kaynat larak a da durumuna getirilmesi yolu ile yap lm renkli ve kokulu, a zda g eriyen eker; daha ok akide ekeri yerine kullan l r. akide ekeri * Bkz. akide. akidesi bozuk * nanc zay f olan (kimse). akideyi bozmak * do ru bilinen bir inan veya gidi ten ayr lmak. akik * Yzk ta , mhr gibi eyler yapmakta kullan lan, trl renklerde, yar saydam, parlak ve de erli bir ta ; kalseduan kuvars n n bir trdr. akil * Ak ll . * Bir eye inanarak ba lan , inan, din inanc .

akil bali * Dl verebilecek duruma gelmi olan, erin. akil bali olmak

* dl verebilecek eri kin duruma gelmi olmak. * r tn ispat etme ya na gelmi olmak. akilne akim * K s r, verimsiz, dl veremeyen. * Sonusuz, ba ar s z. akim kalmak * sonuca ula amamak, ba ar sa layamamak. akis * I k veya ses dalgalar n n yans t c bir yzeye arparak geri dnmesi, yans ma, yank . * Bir cismin, parlak bir yzeyde grnmesi. * Bir eyin ba ka bir ey zerinde yaratt etki. * Evirme, evirtim. * Ak ll ca.

akis uyand rmak * bir konunun zerinde d nlmesine, tart lmas na yol amak, ilgi veya tepki yaratmak. akit * Hukuk sonu do urmak amac ile iki veya daha ok kimsenin veya kurulu un kar l kl ve birbirine uygun irade beyanlar ile gerekle en i lem, szle me, mukavele, kontrat. * Nikh. kit * Bir i i kar l kl olarak kararla t r p stlerine alan taraflardan her biri, szle me veya mukavele yapan.

akit vaadi * n szle me. akkaraman * Vcudu beyaz, a z, burun, gz etraf , kulak ve ayaklarda siyah lekeler bulunabilen, kaba kar k yapa l , Orta Anadolu ve Do u Anadolu'nun bat kesimlerinde yayg n olarak yeti tirlen yerli bir tr koyun. akkar nca * Dz kanatl lardan, s cak veya l man lkelerde ya ayan, bitkilere ok zarar veren bir bcek cinsi, termit (Termes). akkar ncalar * A z paralar iyi geli mi , iri ba l , s r c bcekler toplulu u, termitler. akkavak akkefal * S tgillerden, yapraklar n n alt beyaz olan bir kavak tr, akakavak, Hollanda kava (Populus alba). * Sazangillerden bir cins tatl su bal (Alburnus).

akkelebek * Hemen btn meyve a alar nda tomurcuk d man say lan, iri ak kanatlar kal n, kara damarl bir kelebek (Aporia crataegi). akkirpani * Ak, fakat kirli. akkor akkorluk * I k saacak beyazl a var ncaya de in s t lm olan. * Akkor olma durumu.

akku akkuyruk

* Atmaca, y rt c bir ku . * Tad n art rmak iin ay harman na kat lan beyaz bir ay tr.

-akla / -ekle * Baz fiillerin s kl k at lar n treten ek: tart-akla- , it-ekle- vb. akla fenal k vermek * ok a rmak, ld racak gibi olmak, z vanadan kmak. akla gelmedik * d nlemeyen. akla gelmeyen ba a gelir * insan ummad , d nmedi i eylerle daima kar la abilir. akla gelmez * hat rlanamaz, d nlemez. akla hayale gelmez * inan lmaz. akla karay semek * (bir i i ba ar ncaya de in) ok s k nt ekmek, glklerle kar la mak. akla s ar gibi * akl n kabul edebilece i biimde, makul. akla s mak (veya s mamak) * inan lacak gibi olmamak. akla yak n * akl n benimseyebilece i, akl n kabul edebilece i. akla yatk n * uygun, ak ll ca, makul. akla zarar (veya ziyan) * ok a lacak, a k nl a u ratacak ( ey). aklama * Aklamak i i, ibra.

aklama belgesi * Alacak verecek kalmad n gsteren belge, ibraname. aklamak * Susuz veya borsuz oldu u yarg s na vararak birini temize karmak, tebriye etmek, ibra etmek. * Ba ar l gsterilmek, de erli olarak nitelendirilmek. * Sular n bir denize veya gle gnderen blge, maile. * Bir da s ras n n yamalar ndan her biri. * Aklanmak i i.

aklan

aklanma

aklanmak * Ak olmak, temizlenmek.

* Bir dava sonunda temiz ve ili iksiz kmak, temize kmak, beraat etmek. akla ma * Akla mak i i. akla mak * Ak duruma gelmek, a armak, beyazla mak.

akla t rma * Akla t rmak i i. akla t rmak * Akla mas n sa lamak, beyazla t rmak. aklen * Ak l icab , ak l gere ince. aklevrek akl * Tatl su levre i. * Ak bulunan, ak renkli.

akl almamak * anlayamamak, kavrayamamak. * bir eyin olabilece ine inanmamak. * uygun bulmamak. akl ba na gelmek * davran lar n n yanl l n sezerek do ru yolu bulmak. * ay lmak, kendine gelmek. akl ba nda * srekli ak ll davranan. * do ru drst, kusursuz. akl ba nda olmamak * iyi d nebilir durumda olmamak. akl ba ndan bir kar yukar (veya yukar da) * d nmeden akl na geleni yapan. akl ba ndan gitmek * ok sevinten veya ok korkudan ne yapaca n a rmak. akl ba ka yerde olmak * ba ka eyler d nmek. akl bir yerde olmak * d nlmesi gerekenden ba ka bir ey d nmek. akl bokuna kar mak * korkudan a r p ne yapaca n bilememek. akl kmak * titizlikle zerinde durmak, ok korku geirmek, ok korkmak. akl da lmak * d nceyi belli bir konu, sorun zerinde toplayamamak. akl durmak * d nemez bir duruma gelmek, a rmak.

akl ermek * anlayabilmek. * ak lca olgunla mak. akl evvel * Ak ll geinen. akl fikri bir eyde olmak * btn d nd bir konuda yo unla mak. akl gitmek * a rmak, korkmak. * ok be enmek, bay lmak. akl kalmak * be enilen bir eyi d nmekten kendini alamamak. akl karal * Ak ve karas olan, beyazl siyahl . akl kar mak * ne yapaca n bilememek, a rmak, bocalamak. akl kesmek * bir eyin olabilece ine inanmak. akl kesmemek * sonucu tahmin edememek, ilerisini grememek. akl s ra * akl nca, sand na gre, d n ne gre, umdu una gre. akl s ra * Akl nca.

akl sonradan gelmek * verdi i karar n yanl oldu unu anlay p vazgemek. akl tak lmak * zihni bir eyle u ra mak. akl tam ayar * akl yerinde. akl yatmak * anlamaya ba lamak, olaca na inanmak, tatmin olmak. akl z vanadan kmak * delirmek, akl n oynatmak. akl evvel * Densiz, mnasebetsiz, sa duyu sahibi olmayan. * Kendisini en ak ll sanan. * Ak olma durumu. * Kad nlar n makyaj iin yzlerine srdkleri beyaz bir s v , dzgn.

akl k

akl ma gelen ba ma geldi * olmas ndan korktu um ey oldu.

akl mda! sz.

* ldes oyununa kat lanlardan biri tekine bir ey verirken kar dakinin "unutmad m" anlam nda syledi i

akl na bir ey gelmek * phelenmek. akl na d mek * hat rlamak. * kafas nda bir d nce do mak. akl na esmek * daha nce d nmemi oldu u eyi birden yapmaya karar vermek. akl na geleni sylemek * rastgele konu mak. akl na geleni yapmak * her istedi ini d nmeden yapmak istemek. akl na gelmek * hat rlamak, an msamak. * bir eyi yapmay d nmek, tasarlamak. akl na getirmek * hat rlatmak. * d nmek. akl na koymak * bir ey yapmaya kesin olarak karar vermek. * kararla t rmak, ok istemek. akl na koymak * bir kimse birine, bir ey telkin etmek. akl na s d rmak * bir eyin olabilece ine inanmak, akl almak. akl na s mamak * anlayamamak, kavrayamamak. * olabilece ine inanmamak. akl na a ay m (veya a ar m) * ad geen kimsenin ak ls zca bir davran ta bulundu unu anlat r. akl na takmak (veya akl n takmak) * srekli olarak bir eyi d nmek, bir d nceye saplan p kalmak. akl na turp s kay m * birinin d ncesini ve yapt n be enmemek. akl na tkrmek * birinin d ncesini be enmemek, k namak. akl na uymak * birinin uygun olmayan gr ne gre i yapmak, davranmak. akl na vurmak * birden d nvermek. akl na yelken etmek * d ncesizce davranmak veya akl na geleni hemen yapmak.

akl nca

* (kmseme yollu) D ncesine gre, akl s ra.

akl nda kalmak * unutmamak. * hat rlamak. akl nda olsun! * unutma!. akl nda tutmak * renmek, bellemek. * unutmamak. akl ndan karmamak * devaml hat rlamak, hi unutmamak. akl ndan kmak * unutmak. akl ndan geirmek * bir ey yapmay d nmek, tasarlamak. akl ndan gemek * d nmek. akl ndan tutmak * bir ey d nmek. akl ndan zoru olmak * arada bir durum ve artlar n gerektirdi i gibi davranmamak. akl n (bir eyle) bozmak * bir ey zerine d erek hep onunla u ra p durmak. akl n ba na almak (veya toplamak, dev irmek) * ak ls zca davran larda bulunmaktan kendini kurtarmak. akl n ba ndan almak * d nemeyecek bir duruma getirmek, ok a rtmak. akl n ba ka yere vermek * konu ulan konudan ba ka bir ey d nr olmak. akl n almak * ilgisini a r derecede ekmek. akl n elmek * niyetinden, karar ndan cayd rmak. * ayartmak, ba tan karmak. akl n ka rmak * delirmek. * gereksiz, yersiz i yapmak. akl n oynatmak * ld rmak. * ak l d i ler yapmak. akl n peynir ekmekle yemek * a k nca ve ak ls zca i ler yapmak.

akl n a rmak * yerinde olmayan bir i yapmak, yersiz d nmek. akl n takmak * srekli olarak akl bir eyle u ra mak. akl n n k esinden gememek * hibir zaman d nmemek. akl n n terazisi bozulmak * ak ll ca olmayan davran larda bulunacak bir duruma d mek. akl nla bin ya a * akla yak n grlmeyen bir d nce ileri srene sylenir. akl selim akl akliyat * Ak l yolu ile kazan lan bilgiler. akliye * Ak l hastal klar ile ilgili hekimlik kolu. * Ak l hastal klar ile ilgili hastahane blm. * Ak lc l k, usuluk, rasyonalizm. * Ak l hastal klar uzman . akma * Akmak i i. * Reine, am sak z , ak nd r k. * Sa duyu. * Ak lla ilgili, akla dayanan.

akliyeci

akma haner * Ortas oluklu haner. akma s n r * Malzemenin belirli bir gerilme uygulanmas yla s n rl ve kal c deformasyona u ramas veya belirlenen toplam uzamaya maruz kalmas durumundaki mukavemeti. akmak * (s v maddeler veya ok ince taneli kat maddeler iin) Bir yerden ba ka bir yere do ru gitmek. * (bu gibi maddeler) A a ya, yere d mek. * (s v bir madde iin) Bir yerden kmak. * (bir kap veya bir yer) indeki veya stndeki s v y s zd rmak. * abucak savu mak; ortadan kaybolmak. * Art arda ve toplu olarak gitmek. * (kuma iin) Y pran p iplikleri erimeye ba lamak. * (zaman iin) abuk gemek. * (boya iin) Birbirine kar mak. * Kar mak, kat lmak. * Srp gitmek. * Tad gzel ve besleyici bir tr mantar, kei mantar (Agaricus campestris).

akmantar

akmasa da damlar * ok de ilse bile, az ok bir gelir veya kazan sa lar.

akmaz

* Durgun su, glet.

akompanyatr * Bir para al nd zaman ses veya bir letle ona kat lan kimse, e lik eden. akonitin akont * Bir borca kar l k, hesab daha sonra grlmek zere yap lan k sm deme. akordeon * stndeki d melere veya tu lara basarak, metal dilcikleri titretme yolu ile al nan krkl, elde ta nabilir bir alg . * Kuma larda makine ile yap lm k rma. akordeoncu * Akordeon alan kimse. akordiyon * Bkz. akordeon. akordiyoncu * Bkz. akordeoncu. akordu bozuk * Birbirini tutmayan, uyumsuz, akortsuz. akort * Bir alg y do ru ses vermesi iin ayarlama. * Armoniyi sa layan seslerin birle mesi. akort etmek * alg lar n seslerini ayarlamak, dzenlemek. akort yapmak * alg lar n tellerini, ses veren aralar n ayarlamak. akortu * Piyano ve org gibi mzik aletlerini ayarlamay meslek edinmi kimse. * Bo an otundan kar lan ve hekimlikte kullan lan zehirli bir madde.

akortlama * Akortlamak i i. akortlanma * Akortlanmak i i. akortlanmak * Akortlanmak i i yap lmak. akortlatma * Akortlatmak i i. akortlatmak * Akortlamak i ini yapt rmak. akortlu * Akordu olan, akort edilmi . akortsuz

* Akordu olmayan, akort edilmemi . * Birbirini tutmayan, uyumsuz. akortsuzla t rmak * Radyoda bir ayar frekans nda sapma meydana getirmek. akortsuzluk * Ses dzensizli i veya ayars zl . * Radyoda gerek ayar frekans ile do ru de eri aras ndaki sapma. akraba * Kan veya evlilik yoluyla birbirine ba l olan kimseler, h s m. * Olu ma ynnden ayn kayna a dayanan eyler. * Biri, di erinin sonucu olan eyler. akraba kmak * nceden tan madan veya bilmeden konu arak akraba olduklar n anlamak. akraba diller * Ayn ana dilden gelen diller. akraba olmak * evlilik yoluyla yak nl k kurmak. akrabal k * Akraba olma durumu. akran akranl k * Akran olma durumu, ya tl k. akreditif * Belirli bir nicelikteki para iin, bir bankan n ykmll alt nda, nc bir ki i yarar na bir ba ka bankada veya arac s nda at r lan kredi. * Kredi mektubu. Akrep * Zodyak zerinde Terazi ile Yay burlar aras nda yer alan bur. Zodyak. akrep * Akreplerden, s cak ve nemli yerlerde ya ayan, k vr k ve kalk k kuyru unda zehirli bir i nesi olan bcek (Scorpio). * Saatin iki ibresinden k . akrep gibi * her f rsatta szleriyle ba kalar n incitme veya onlara ktlk etme durumunda olan. akrepler akrobasi akrobat * rmce imsilerin, rne i akrep olan tak m . * Cambazl k, akrobatl k. * Cambaz. * Ya a denk, ya t, boyda , r.

akrobatl k * Cambazl k. akromatik

* Beyaz zmlemeden geiren, renksemez. * Hcrede boyay kabul etmeyen (blm). akromatik i iplik * Mitozun ilk evresi sonunda btn hcrelerde beliren ve hcre boyalar yla pek boyanamayan i biimindeki olu um. akromatin * Hcre ekirde i iindeki ince iplikiklerden yap lm , kromatin ile boyanmam olan kromozomlar olu turan blm. akromatopsi * Bkz. renk krl . akromegali * Genel geli me bittikten sonra el, ene, burun gibi vcudun sivri k s mlar ndaki kemiklerin kal nla mas , bymesi veya uzamas . akropol * Eski Yunan ehirlerinde, en nemli yap lar n ve tap naklar n bulundu u i kale. akrosti * Her dizenin ilk harfi yukar dan a a ya do ru okununca ortaya bir sz kacak biimde dzenlenmi manzume, muva ah, tev ih. aks aksak * Dingil. * Aksayan, hafife topallayan. * yi gitmeyen, iyi i lemeyen. * Trk mzi inde olduka k vrak bir usul. * Eski Yunan ve Ltin iir lsnde, sondan bir nceki hecesi k sa olacak yerde uzun olan dize.

aksak e ekle yksek da a k lmaz * eksik aralarla sa l kl i yap lmaz. aksakal * Kyn veya mahallenin ihtiyar heyetinde olan kimse. * Ermi , evliya. * Aksak olma durumu. * K s mlar. * Aksamak i i. * Hafif topallamak. * (bir i ) Gere i gibi yrmemek, geri kalmak. aksan * Bir lkenin insanlar na veya bir evreye zg syleyi zelli i. * Vurgu, kelime vurgusu, grup vurgusu. aksan bozuk * Bir dildeki kelimeleri do ru syleyemeyen. aksata

aksakl k aksam aksama aksamak

* "alma ve verme" Al veri . aksat * Aksatmak i i veya biimi. aksatma aksatmak aksay akse * Hastal k nbeti, kriz. aksedir * Kaplamas mobilyac l kta kullan lan, a k kahve rengi z odunlu olan bir a a (Thuya occidentalist). * Aksatmak i i. * Aksamas na yol amak, bir i i gere i gibi yrtmemek. * Aksamak i i veya biimi.

akselerograf * vmeyazar. akselerometre * vmeler. akseptans * Yabanc lkelerde okuyacak renciler iin gnderilen kabul belgesi. * Polielerin zerine "kabulmdr" biiminde yaz larak alt imzalanan a klama. aksesuar nesne. * Bir aletin, bir makinenin i levine kat lmayan, ancak kendine zg ayr bir yarar bulunan alet, ara veya * Konunun gerektirdi i lde kullan lan, bir sahne iinde yer alan veya oyuncunun dekor gere i kulland e itli e ya. * Kad n giyiminde giysiyi btnleyen ayakkab , anta, kemer, apka, eldiven, mcevher gibi e ya. aksesuarc * Aksesuar haz rlayan kimse. * Aksesuar kullanmas n seven. aksetme aksetmek * Aksetmek i i. * (ses) Bir yere arp p geri dnmek, yank lanmak, yank vermek. * ( k) Bir yere vurmak. * (bir k veya bir ekil) Dz ve parlak bir yzeye arp p orada aynen grnmek, yans lanmak. * Ula mak, yay lmak, duyulmak. * Evirmek, tersine evirmek.

aksettirme * Aksettirme i i. aksettirmek * (sesi) Yank lamak. * ( ) Yans tmak. * Haberi, durumu, ula t rmak, yaymak, duyurmak. aks r k * Herhangi bir sebeple burun zar n n g c klanmas sonucu solunum kaslar n n birdenbire kas lmas yla a z ve burundan h zl , grltl soluk bo almas olay , aks rma, hap rma, hap r k.

aks r kl * Aks r a tutulmu , aks r olan, s k s k aks ran, hap r kl . aks r kl t ks r kl * Ya l , hastal kl . aks r aks rma * Aks rmak i i. aks rmak * Burun zarlar n n g c klanmas ile solunum kaslar n n birdenbire kas lmas zerine, a z ve burundan h zl , grltl soluk bo altmak, hap rmak. aks rtma * Aks rtmak i i. * Aks rma, aks rma biimi.

aks rtmak * Birinin aks rmas na sebep olmak, hap rtmak. aksi * Ters, z t, kar t, olumsuz, menfi. * Uygun olmayan. * nat , h r n, huysuz. * Olumsuz bir biimde, ters ve k zg n olarak. * istenmedi i hlde, aksilik olarak.

aksi aksi aksi gibi

aksi hlde * yoksa, yle olmazsa. aksi eytan * i ler yolunda gitmedi i zaman "ne kadar ilgisiz, mnasebetsiz" anlam nda kullan l r. aksi takdirde * yoksa, aksi hlde. aksi tesadf * " anss zl a bak" anlam nda kullan l r. aksilenme * Aksilenmek i i. aksilenmek * Aksile mek, huysuzlanmak. aksile me * Aksile mek i i. aksile mek * Huysuzlanmak, huysuzluk etmek, ters davranmak, inat l k etmek. aksili i tutmak * glk karmak, inad nda direnmek. aksili i stnde

* olumsuz davran l . aksilik * Terslik, inat l k, huysuzluk. * Bir i in yolunda gitmemesi durumu, uygunsuzluk, elveri sizlik. aksilik kmak * engel ortaya kmak. aksilik etmek * glk karmak, uyu maya yana mamak, huysuzluk etmek, inat l k etmek, ters davranmak. aksine aksiseda aksiyom * Kendili inden apa k olan ve byle oldu u iin teki nermelerin n dayana olan temel nerme, belit, mtearife. aksiyon * Bir kuvvetin, madd bir etkenin, bir d ncenin ortaya kmas . * nsan etkinli inin veya iradesinin a a kmas . * Hareket, i . * Bir oyuncunun sahne zerindeki hareketi, bu hareketten ortaya kan geli im. * Oyunun temas n geli tiren ba l ca olay, hikye, geli im. * Sermayenin belirli bir blm. * Hisse senedi, pay senedi. akso an akson * Sinir uyarmalar n sinir hcresinden ileriye uzatmaya yarayan, sinir hcrelerinin uzant lar ndan en belirli ve uzun olan . aksona * Vurgun hastal na kar uygulanan emniyet duraklar . aks t aksu aksungur * S tgillerden, kabuklar eczac l kta kullan lan bir s t tr (Salix alba). * Gzdeki billr cismin saydaml n yitirerek a armas ndan ileri gelen krlk, ak basma, perde, katarakt. * Akdo an. * Ada so an . * Tersine. * Yank .

akslmel * Tepki, reaksiyon. ak am * Gndzn son ve gecenin ilk saatleri. * Gece. * Ak am vakti k l nan namaz.

ak am ah ra sabah ay ra * hayatta yiyip iip yatmaktan ba ka kayg s olmayanlar iin sylenir. ak am ak am

* Ak am n oldu u u dar zamanda. ak am azad * Ders k , ders paydosu. ak am ezan * Gnn drdnc namaz vaktini bildiren ezan; gne in batt s ralar. ak am gazetesi * Bask s leden sonra, zellikle ak ama do ru yap lan gazete. ak am gne i * Etkisi azalm gn . * Ya l l k dnemi. ak am karanl * Alaca karanl k. ak am namaz * kindi ile yats namaz aras nda k l nan namaz. ak am pazar * Pazarlarda, i portalarda ak ama do ru tezghta kalm mallar n ucuz fiyatla sat l . ak am piyasas * Ak am zerleri belli bir yerde yap lan gezinti. ak am saati * Ak am vakti, ak amleyin. ak am simidi * kindi zeri kar lan s cak, susaml simit. ak am yeli * Ak amlar esen serin rzgr. Ak am Y ld z * Vens, ulpan. ak ama do ru * Gndzn ak ama yak n bir zaman nda. ak ama kadar * btn gn, ara vermeden. ak ama kalmak * (i ) gecikmek, bitmemek. ak ama sabaha * Neredeyse, pek yak nda, k sa bir zaman iinde. ak amc * Ak amlar iki ime al kanl nda olan kimse. * al mas ak ama rastlayan. * al malar n daha yo un olarak ak am saatlerinde yapan. ak amc l k * Ak amc olma durumu. ak amc l k etmek * ak amc lar iki imek amac yla bir araya gelmek.

ak amdan * ak am olmak zere iken, ak ama do ru. ak amdan ak ama * Her ak am st ste. ak amdan kalm (veya kalma) * geceki sarho lu un mahmurlu unu ta yan. ak amdan kavur, sabaha savur * kazand n gn gnne harcayan tutumsuz kimselerin durumunu anlatmak iin kullan l r. ak amdan sonra merhaba (veya sabahlar hayrolsun) * i i ten getikten, olan olduktan sonra gsterilen ilgi iin sylenir. ak am bulmak (veya ak am etmek) * ak amlamak, gn bitirmek. ak am n i ini sabaha (veya yar na) b rakma * bu gn yap lmas gereken bir i i ertesi gne b rakmak sak ncal d r. ak amki * Ak am olan, ak am yap lan.

ak amlama * Ak amlamak durumu, i i. ak amlamak * Btn gn bir yerde veya bir i te geirerek ak ama eri mek, ak am bulmak. * Ak am bir yerde geirmek. * (ay) Dolun ay durumundan sonra ge do mak. ak amlar (veya ak am erifler) hayrolsun! * ak am vakti kullan lan esenleme sz, iyi ak amlar!. ak amlar * Ak am vakti. * Her ak am. ak amlatma * Ak amlatmak i i. ak amlatmak * Ak am yapt rmak, ak am buldurmak veya ettirmek. ak amleyin * Ak am saatlerinde, ak am oldu unda, ak am vakti. ak aml sabahl * Her ak am ve her sabah. ak aml k * Ak ama zg olan, ak am iin. ak aml k sabahl k * Nerede ise, ka n lmaz sonu pek yak n. ak amsefas * Gecesefas . ak amst * Gne in batt s ralarda, ak ama do ru, ak am yakla rken.

ak amzeri * Bkz. ak amst. ak n * K llar nda ve gzlerinde, bazen de derisinde do u tan boya maddesi bulunmad iin her yan ak olan (hayvan veya insan) apar, albino. ak nl k aktar * Ak n olma durumu. * Baharat, ev illar , gereleri satan kimse veya dkkn. * Anadolu'da i ne, iplik, baharat, zarf, k t, ttn vb. satan kimse veya dkkn. * Dam kiremitlerini aktar p k r klar yenileyen kimse. * Voleybolda br oyuncular n vurmas iin topu, a n zerine ykselten oyuncu. * Grnty bir blgeden ba ka bir blgeye ileten ara.

aktar c

aktar lma * Aktar lmak i i. aktar lmak * Aktarmak i ine konu olmak. aktar m * Aktarma i i, nakil. aktar aktariye aktarl k aktarma * Aktarmak i i. * Bir ta ttan ba ka bir ta ta geme. * Srlmemi tarlay ilk veya ikinci kez srme. * Al nt , iktibas. * Bir oyuncunun topu kendi tak m ndan bir ba ka oyuncuya gndermesi. * Ar lar bir kovandan tekine geirme. * Bir hesaptan ba ka bir hesaba para havale etme, virman. aktarma etmek * aktarmak. aktarma yapmak * bir ta ttan tekine gemek. * btede bir blmden ba ka bir blme denek geirmek. aktarmac * Aktarma i ini yapan kimse. aktarmac l k * Aktarma i i, aktarma i iyle u ra ma. aktarmak * Bir yerden, bir kaptan ba ka bir yere veya kaba geirmek. * Aktarmak i i veya biimi. * Aktar n satt eyler. * Aktar n yapt i .

* Bir eyin yolunu, ynn de i tirmek. * Bir kitaptan veya bir yaz dan bir blm almak, iktibas etmek. * Bir dilden ba ka bir dile evirmek, tercme etmek. * at kiremitlerini gzden geirerek k r k ve bozuk olanlar n n yerlerine sa lamlar n koymak. * Srlmemi tarlay ilk ve ikinci kez srmek. * letmek; bildirmek. * Bir tekni e gre biimlendirmek, uyarlamak. * Bir kitab , daha ok Kur'an' ba ndan sonuna kadar okumak. aktarmal * (ta tlar iin) Belli bir sre sonra inilip ba ka bir ta ta binilmesini gerektiren. aktarmas z * (ta tlar iin) Belli bir sre sonra inilip ba ka bir ta ta binilmesini gerektirmeyen. aktartma * Aktartmak i i yapt rmak.

aktartmak * Aktarmak i i yapt rtmak. aktav an aktif * Bir cins iri l s an (Jaculus). * Etkin, canl , hareketli, al kan. * Etkili, etken. * Bir ticarethanenin, ortakl n para ile de erlendirilebilen mal ve haklar n n tm. * Etken. * Etken fiil. aktif metot * rencilerin, ki isel al malar n ve i yapma yeteneklerini geli tirmeyi sa layan bilimsel yntem. aktif rol oynamak * etkili olmak. aktif ta ma * Bir maddenin hcre zar ndan enerji harcanarak hcre iine veya d na ta nmas . aktifle me * Aktif duruma gelme. aktifle mek * Canl hareketli, etkili olmak, aktif duruma gelmek. aktifle tirme * Aktifle tirmek i i. aktifle tirmek * Aktifle mesini sa lamak, aktif duruma getirmek. aktiflik * Etkinlik. aktinit * Aktinyum, toryum, protaktinyum, tulyum, pltonyum, amerikyum, kryum ve berkelyum radyoaktif elementlerinin ortak ad . aktinoloji

aktif fiil

* Gne nlar n n hem insan hem de btn canl lar zerinde etkisini inceleyen bilim dal . aktinyum * Atom numaras 89, atom a rl 227 olan, radyoaktif bir element.K saltmas Ac. aktinyumlu * znde aktinyum bulunduran. aktivite aktivizm aktr * Erkek oyuncu. * Oldu undan ba ka trl grnen kimse. aktre * Ahlk. aktrlk * Aktrn grevi, aktrn yapt i . * Oldu undan ba ka trl grnme, kendini ba ka trl gsterme. * Kad n oyuncu. * Gncellik. * Gnn olay veya konusu. * Etkinlik. * Etkincilik.

aktris aktalite

aktalitesini kaybetmek * gncelli ini yitirmek. aktalizm * Gemi jeolojik olaylar n bugnklere bakarak a klanabilece ini ileri sren reti, edimselcilik. * Kuvveden fiile gemi olan hl (Aristo felsefesi). aktel * Gncel, imdiki. * Edimsel. * Azg n, k zg n (hayvan). * Fizik biliminin konusu ses olan kolu, yank bilimi. * Kapal bir yerde seslerin da l m biimi, ses da l m , yank lan m. akut * lerlemi , iddetli, acil (hastal k). akuzatif ak * Ykleme durumu. * Akmltrn k salt lm ad .

akur akustik

akmltr * Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depo eden, istenildi inde bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz, ak mtoplar.

akpunktr * Vcudun belirli noktalar na genellikle alt n i ne bat rarak yap lan in'de yay lm olan tedavi. akva * Kuvvetli, sa lam. * Bir tr s rmal ve kstekli b ak. * Kavimler. * Sulu boya resim.

akvam akvarel

akvaryum * Tatl veya tuzlu su hayvanlar n n, su bitkilerinin yapay bir ortamda beslendi i cam su kab . akvaryumcu * Akvaryum i iyle u ra an kimse. akvaryumculuk * Akvaryumcunun mesle i. * Ss bal beslemecili i. akya bal * Uskumrugillerden, ufak pullu, 10-15 bazen de 50-60 kg gelen bir bal k, akbal k (Lichia amia). akyuvar * Kan ve lenf gibi vcut s v lar nda bulunan ekirdekli, yuvarlak hcre, lkosit.

akzambak * Zambakgillerden, ss bitkisi olarak yeti tirilen, ie i di ve yz i lerinin tedavisinde kullan lan bir bitki (Lilium candidum). Al * Alminyum'un k saltmas . al al * Aldatma, dzen, tuzak, hile. * Kan n rengi, k z l, k rm z . * Bu renkte olan. * (at donu iin) Dorunun a , k z la alan. * Yze srlen pembe dzgn, all k.

al (veya al n) * i te. al (veya kanl ) gmlek gizlenemez * gizli tutulmas elde olmayan eyler iin sylenir. -al- / -el* simden fiil treten ek. -al / -el * simden s fat treten ek: gen-el, gvel (< gk-el), gz-el (<gzel), do -al, z-el vb.

al basmak * lo usa albast hastal na tutulmak. al bayrak (veya sancak)

* Trk bayra . al benden de o kadar * ben de ayn durumday m veya ben de ayn d ncedeyim. al birini, vur tekine (veya birine) * hibiri i e yaramaz, hepsi bir ayarda. al elmaya ta atan ok olur * de erli kimselere sata an ok olur. al giymedim ki al nay m * "bu i le hibir ilgim olmad iin sylenen szleri kendi zerime almad m" anlam nda kullan l r. al glm ver glm * iki sevgilinin birbirine sevgi gsterisinde bulunmalar . * bir kimseye yap lan hizmetin hemen kar l n bekleme durumu. al kan * Doymu alifatik hidrokarbonlar n genel ad , parajin. al kanlara boyanmak * yaralanmak, vurularak lmek; ehit olmak. al kar s * Lo usalara musallat olarak onlar bo du u san lan grnt. al kiraz stne kar ya m * d nlmeyen, beklenilmeyen eylerin de olabilece ini anlat r. al sana bir daha * yeni bir aksilik olunca bezginlik bildirmek iin "i te" anlam nda sylenir. al takke ver klh * uzun bir eki meden sonra, eki e eki e. * aralar ndaki senli benli ili kiyi srdrerek. ala * Kar k renkli, ok renkli, alaca. * A k kestane renginde olan, el (gz). * Kekli in boynundaki siyah halka. * Alabal n k salt lm ad . * yi, pek iyi.

-ala- / -ele* Fiilden s kl k (tekerrr) at s treten ek: alk-ala-, a -ala-, silk-ele-, it-ele-, kak-ala-, kov-ala- vb. ala ala * Toplu olarak yap lan i lerde ba r arak sylenen ala ala hey! nleminde geer.

ala alaya kalkmak * ba r arak grlt etmeye kalkmak. ala gn ala sulu * Yeni olgunla maya ba lam (meyve). * yi pi memi , suluca (yemek). * Yaz n gne bulut arkas nda kald nda olu an glgeli durum.

ala tav

* Az tavl , yar ya yar kuru olan (toprak).

ala tavl * Bitkinin imlenmesi iin yeterli tav bulmam (toprak). * yice pi memi (yemek). Ala Yuntlu * O uz Trklerinin 24 boyundan biri. alabacak * Aya sekili (at). * Ara bozucu, dnek, u ursuz (kimse). alabal k * Ala bal kgillerden, so uk ve duru sularda ya ayan, eti turuncu ve lezzetli, 250 gr dan 2 kg a kadar gelen bir tatl su bal (Trutta faris). alabal kgiller * Omurgal hayvanlardan, kemikli bal klar n bir familyas . alabanda * Deniz teknelerinin i yanlar , borda kar t .

alabanda ate * Geminin bir yan nda bulunan toplarla birden ate edilmesi komutu. alabanda etmek * dmeni sa a veya sola, sonuna kadar evirmek. alabanda iskele * Dmeni sol yana do ru sonuna kadar evirme komutu. alabanda sancak * Dmeni sa yana do ru, sonuna kadar evirme komutu. alabanda vermek * azarlamak, paylamak, ha lamak. alabanday yemek * adamak ll azarlanmak. alaba * Turpgillerden, algama benzeyen bir bitki. alabildi ine * S n rs z, usuz bucaks z. * A r derecede, gere inden ok. * Olanca h z ile. alabora * Geminin devrilecek kadar yan yatmas . * Bir serenin yatay durumdan d ey duruma getirilmesi. * Selmlamak iin filika kreklerinin yukar ya kald r lmas . * Bal toplamak iin dalyan a n n yukar ya al nmas . alabora olmak * tekne, sandal vb. deniz aralar devrilip ters dnmek. * i ler alt st olmak. alabros * F ra gibi dik kesilmi (erkek sa ).

alaca

* Birka rengin kar m ndan olu an renk. * ki veya daha ok renkli. * Birka renkli iplikten yap lm dokuma. * A ata ilk olgunla an meyve. * Keklik, b ld rc n gibi ku lar avlamak iin kullan lan iki renkli bez. * Meyvelere, daha ok zme d en ben. * Kt huy. * A ure.

alaca a alaca bulaca * ok kar k renkli. alaca d mek * (meyve) olgunla maya ba lamak. alaca karanl k * Gne do madan nce veya batt ktan hemen sonraki ayd nl k, yar karanl k. alacabal k l * Bal k lgiller familyas ndan, uzunlu u 50 cm, kl rengi, akla kara kar k, sazl klarda ya ayan bir ku tr (Ardeola ralloides). alaca olmak * birinden al nacak paras olmak. * vakit darl ndan bir neriyi kibarca geri evirmek. alaca olsun! * "gnn birinde ondan cm al r m" anlam nda gz korkutma sz. alaca m olsun da ala kargada olsun * alacakl olmak iyi bir eydir. alaca na ahin, verece ine karga (veya kuzgun) * al rken kolayl k gsteren, verirken de glk karan kimse. alaca na tutmak * bir eyi verece e veya borca kar l k saymak. alacak * Bir hesap gere ince daha al nmam olan para, mal veya ba ka ey, matlp. * Para verilerek al nacak ey. alacak verecek * al veri ili kisi. alacakarga * Saksa an. alacakl * Birinden alaca olan, borlu kar t . * Birinden alaca olan kimse.

alacakl kmak * alaca verece inden ok olmak. alacakl olmak * birinden alaca bir ey bulunmak.

alacalama * Alacalamak i i. alacalamak * Renk renk, benek benek boyamak. alacaland rma * Alacaland rmak i i. alacaland rmak * Alaca duruma getirmek. alacalanma * Alacalanmak i i. alacalanmak * Alaca bir duruma gelmek. * Eriyen karlar aras ndan yer yer toprak grnmek. * Herhangi bir heyecan dolay s yla benzi k zar p bozarmak, renkten renge girmek. alacal * Alaca, rengrenk.

alacal bulacal * ok kar k ve i renkli, alaca bulaca. alacal k * Alacal olma durumu. * Renkli ve renksiz k llar n btn vcutta dzenli ekilde da lmayarak byk ve kk paralar hlinde birle mesiyle meydana gelen bir at donu. alacamenek e * Herca menek e. alacasansar * Benekli sansar tr. alaam ala k * Rengi k z la yak n bir am tr (Picea excelsa). * zeri dal ve has rla rtlm kulbe, ardak. * Keeden yap lan ad r. * Frenklerin tre, det ve hayat na uygun, Frenklerle ilgili, alaturka kar t . * Avrupa uygarl n benimsemi , Avrupa e itimiyle yeti mi (kimse). * Alafranga saat.

alafranga

alafranga mzik * Bat tarz nda ve llerinde yap lm mzik. alafranga saat * Gn 24 saat sayarak, gnn ba lay n gece yar s 01 olarak kabul eden saat sistemi. alafranga tuvalet * Bat tarz nda kapakl , zerine oturulabilen klozetli tuvalet. alafrangac * Alafranga hayat benimsemi olan. alafrangac l k

* Alafrangac olma durumu. alafrangala ma * Alafranga usulleri benimseme, alafranga olma. alafrangala mak * Alafranga olmak, alafranga davranmak. alafrangala t rma * Alafrangala t rmak i i. alafrangala t rmak * Alafrangala mas na sebep olmak. alafrangal k * Alafranga olma durumu. algarson * K sa kesilmi sa. * O lan sa biiminde kesilmi (kad n sa ). alageyik * Geyikgillerden, postu benekli, erkeklerinin boynuzlar uca do ru krek biiminde geni leyen, Gney Avrupa ve Kuzey Afrika'da ya ayan bir cins geyik, s n (Dama dama). alimisema * Gk ku a . -alak / -elek * Fiilden s fat treten ek: yat-alak, as-alak, k-elek vb. alka * lgi. * Gnl ba .

alka ekmek (toplamak veya uyand rmak) * ilgi ekmek. alka duymak * ilgi duymak. alkabah * lgilendirici, ilgi eken, ilgin. alkadar * lgili, ilgili bulunulan.

alkadar etmek * ilgilendirmek. alkadar olmak * ilgilenmek. alkaland rma * Alkaland rmak i i. alkaland rmak * lgilendirmek. alkalanma * Alkalanmak i i.

alkalanmak * lgilenmek. * Gnl ba lamak, yak nl k duymak. * Bir ey ekici gelmek; zevk almak. alkal alakarga * lgili. * Kargagillerden, iri gvdeli, tc, tyleri alacal bir ku tr, kestane kargas (Garrulus glandarius). * Saksa an. * Yemek listesinden seilen, fiyatlar ayr ayr hesaplanan (yemek), tabldot kar t . * Yemek listesinden yemek seerek. * lgisiz, ilgisi olmayan.

alkart

alkas z

alkas zl k * lgisizlik. alkay (veya alkas n ) kesmek * ilgiyi, ilgisini kesmek, ili kisi kalmamak, ayr lmak. alkok alalama alalamak etmek. alamana * Rafadan. * Alalamak i i, kamuflj. * Beneklerle, izgilerle veya renklerle bezeyerek bir eyi bulundu u evreye uydurmak, maskelemek, kamufle

* Bal k avlamakta veya yk ta makta kullan lan byk kay k.

alamana a * K y lardan uzak sularda avlanmak iin iki alamana kay taraf ndan kullan lan, uzunlu u 200 ile 250, geni li i 7 ile 25 kula olan byk a . almet * Belirti, i aret, iz, ni an. * Byklk, irilik bak m ndan a lacak durumda olan ey. almetifarika * Baz ticaret e yas zerine konulan, o e yay reten veya satan tan tan resim, harf gibi zel i aret, marka. * Ay r c nitelik, ay r c zellik. almetifarikal * Almetifarikas olan. almint * arabuk, an nda, hemen, ip ak.

almint yemek * Kolayca haz rlan p tketilebilen yemek. alan * Dz, a k ve geni yer, meydan, saha. * Orman iinde dz ve a as z yer, dzlk, kayran.

* Bir konu veya al ma evresi. * Yz lm. * inde birtak m kuvvet izgilerinin yay lm bulundu u var say lan uzay paras . * Eski Roma'da a k hava gsterisi yap lan geni yer. * Bir al c merce inin net bir grnt sa layabildi i derinlik ve geni li in btn. * Yar malar n, kar la malar n ve oyunlar n yap ld yer, saha. alan h z * Hareket eden bir cismi, duran bir noktaya birle tiren do ru paras n n birim zamanda tarad alan. alan korkusu * Baz ki ilerin alan, park, sokak gibi yerlerde duyduklar rkeklik hastal , agorafobi. alan talan * Karmakar k, allak bullak, darmada n k. alan talan etmek * allak bullak etmek, da tmak, alt st etmek, ya ma etmek. alan talan olmak * her biri bir yana da lmak. alan topu * Tenis. alarga * A ktan ge, yakla ma. * A k deniz, engin. * Uzaktan, a ktan.

alarga durmak * uzak durmak, kar mak istememek, ilgisiz davranmak. alarga etmek * a k denize kmak, engine a lmak. * geri ekilmek, uzakla mak. alargada durmak * uzakta durmak. alargadan seyretmek * Uzaktan bakmak. alrm * Bir tehlike oldu unda bunu herkesin haber almas iin verilen i aret.

alrma gemek * beliren tehlikeye kar direnebilecek, dayanabilecek duruma gelmek. ala a etmek * birini, yetkilerini elinden al p yerinden uzakla t rmak, atmak, kovmak. * kap p yere vurmak. ala a vur yukar * eki e eki e (pazarl k). ala m * ki veya daha ok metalden, baz durumlarda metallerle, C, P, Te gibi elementlerden olu an metal grnmnde kat veya s v kar m. ala mlama * Ala mlamak i i.

ala mlamak * zen metale, ala m elementlerini eriterek katmak. alaten alaturka * Czaml , abra . * Eski Trk gelenek, grenek, tre ve hayat na uygun, alafranga kar t . * Bu tre ve hayat benimsemi (kimse). * Alaturka saat. * Dzensiz, yntemsiz.

alaturka mzik * Trk mzi i. alaturka saat * Gne in bat nda 12'yi gsterecek biimde ayarlanm saat, ezan saat. alaturka tuvalet * Tuvalet ihtiyac n gidermek amac yla melme usulne gre yap lan tuvalet. alaturkac * Alaturka bilen, alaturka eser veren kimse. * Trk mzi inden yana olan. * Bu tr mzi i seslendiren veya alan, syleyen. alaturkac l k * Alaturkac olma durumu. alaturkala ma * Alaturkala mak durumu. alaturkala mak * Alaturka olmak. alaturkala t rma * Alaturkala t rmak i i. alaturkala t rmak * Alaturkala mas n sa lamak. alaturkal k * Alaturka olma durumu. alavandal * Bkz. andavall . alavere * Bir eyin elden ele gemesi. * Bir eyi elden ele vererek aktarma. * Vapurlarda bu biimde ta ma i i iin bordalarda kurulan basamakl iskele. * Karga al k.

alavere dalavere yapmak (veya evirmek) * hileli, dzenli bir i yapmak, yalanla dolanla i grmek. alavere tulumbas * Emme basma tulumbas . alavereci

* Piyasada fiyat d nce ykselir umuduyla mal alan ve fiyat ykselince mal satan toptanc , vurguncu, spekltr. alay * Herhangi bir trende veya gsteride yer alan topluluk. * ok kalabal k. * Btn, hepsi. * Genel olarak tabur (svarilerde drt veya be blk) ve bunlara ba l birliklerden olu an asker toplulu u. * ok miktarda, fazla say da. alay alay alay * Kalabal k olarak, pek ok. alay beyi * Albay rtbesinde jandarma alay komutan . * Ses tonu, sz, davran gibi yollarla biriyle, bir eyle e lenme; onu kmseme.

alay etmek * bir kimsenin, bir eyin, bir durumun, gln, kusurlu, eksik vb. ynlerini kmseyerek e lence konusu yapmak. alay gemek * alay etmek. alay gibi gelmek * inan lacak gibi olmamak. alay malay * hep birden, birlikte. alaya almak * alay etmek, e lenmek. alaya bozmak * alay niteli i vermek. alaya kmak * asker bir okulda ba ar gsteremeyerek k taya gnderilmek. alaybozan * Bir e it fitilli tfek. alayc * Alay etme huyu olan, mstehzi. * Alay eden, kmseyen, kmseyerek e lenen. * Alay etmeyi huy edinmi olma durumu.

alayc l k

alay nda olmak * i i nem vermeyerek yapmak, i i aka konusu yapmak. ly vl ile * btn gsteri i ile. alyi * Gsteri , gz kama t rma. alyi li

* Gsteri li. alayl * Erlikten yeti mi subay. * Gerekli okul e itimini grmeden kendini yeti tirmi olan (kimse), mektepli kar t . * Gsteri li, grkemli, debdebeli. alayl alays * Alaya benzer, cidd olmayan. alaz alaz alaz alaza alazlama * Alazlamak i i. * Vcutta k z ll k veya k z l lekeler belirmesi durumu. alazlamak * Bir eyin yzn alevden geirmek, aleve tutmak. * S zlatmak, yakmak, ac vermek. alazlanma * Alazlanmak i i. alazlanmak * Alazlamak i ine konu olmak. * nsan derisi iin, stnde k z ll k veya k z l lekeler belirmek. albasma albast * Albast . * Alev, yalaz. * Alev alev. * Dklen tohumlarla ertesi y l kendili inden kan tah l, so an vb. * Alay edici, kmseyici, mstehzi.

* Do um s ras nda temizli e dikkat edilmemesi yznden lo usan n tutuldu u ate li hastal k, lo usa hummas , albasma. albatr albatros exulans). albay albayl k * Albay rtbesi veya albay n grevi. albeni * Al m, ekicilik, cazibe. * Kaymak ta , su mermeri. * F rt na ku ugillerden, 1 m uzunlu unda, Atlantik Okyanusu'nda ya ayan iri bir ku tr (Diomedea

* Rtbesi yarbay ile tu general aras nda bulunan ve as l grevi alay komutanl olan stsubay, miralay.

albeni vermek * ekicili ini art rmak, ilgi toplamak, ho ve gzel gstermek.

albenili

* Al ml , ekici, cazibeli.

albenisi olmak * ekicili i bulunmak. albinos albm * Resim, foto raf, pul gibi eyleri dizip saklamaya yarayan bir tr defter. * Herhangi bir konu ile ilgili k sa a klamalar verilerek resimler bas lm olan kitap. * Bir sanat n n eserlerinin bir blmnn yer ald kaset, uzunalar, tekeralar. albmin * Bitkilerin, hayvanlar n doku ve s v lar nda bulunan, birle imi karbon, oksijen, azot, hidrojen ve kkrt olan, suda eriyen, beyaza yak n renkte, yap kan madde. albmin i eme * Birok hastal klarda, zellikle bbrek hastal klar nda idrarda albmin bulunmas durumu, ak tutma. albminli * inde albmin bulunan. alac k * ok alak. * Ak n.

alac k da lar ben yaratt m demek * ok kurumlu olmak, kendini ok be enmek. alak * Yerden uzakl az olan, yksek kar t . * A a , yksek olmayan (yer). * (boy iin) K sa. * Bile bile en kt, en ahlks zca davran larda bulunan, a a l k, soysuz, namert, rezil hain.

alak bas n * Barometrede 760 mm alt nda bulunan, kt havaya i aret olan hava durumu. alak gerilim * D k voltajl elektrik hatt . * De eri ve gc az olan elektrik potansiyeli. alak gnll * (makam, para vb. durumlarda) A a olanlar kendisiyle e it tutan veya kendi de erini oldu undan a a gsteren (kimse), mtevaz . alak gnlllk * Alak gnll olma durumu. alak kabartma * Heykel sanat nda, yzeyden k nt s az olan kabartma. alak kavu um * Kavu umda gezegenin gne le yer aras nda bulunmas . alak ses * Hafif ses. * Kal n ses.

alak yaylak

* Devaml oturma blgesinde, normal tah l ziraat yap lan alanlar n biti i inde genellikle deniz seviyesinden 900-1200 metre ykseklikteki yaylak. alaka * Olduka alak. * Alak, a a l k kimselere yara rcas na.

alakla ma * Baya la mak durumu. alakla mak * Baya la mak. alakla t rma * Alakla t rmak durumu. alakla t rmak * Alakla mas na sebep olmak. alakl k * Alak olma durumu. * Alaka davran , enaat. * A a la ma, baya la ma, mezellet. * Alalmak i i, inme. * Topra n kp oturmas . * Kabarma alalma olay nda sular n indi i dnem, cezir. * D knlk, zl. alalmak * Alak duruma gelmek, yksekten a a do ru inmek. * (insan iin) De eri azalmak. * Kk d rme, hor grme, zillet.

alal alalma

alalt

alalt c * Kk d rc. alalt * Alaltmak i i veya biimi. alaltma * Alaltmak i i.

alaltmak * Alak duruma getirmek. * De erini azaltmak. alarak al * Az alak. * Al ta n n pi irilip toz durumuna getirilmesinden elde edilen madde.

al kal p * Bir eyin zerine al dklerek al nan kal p. al ta

* Toprak iinde katman olarak bulunan ve pi irilip toz durumuna getirilerek al yapmaya yarayan hidratl kalsiyum slfat, jips. al c * Al ta n karan kimse. * Tavan ve duvarlar n al ile kaplanmas nda al an i i. * Al lamak i i. * Al ile s vamak. * Al kar t rmak. al lanma * Al lanmak i i. al lanmak * Al lamak i ine konu olmak. al latma * Al latmak i i.

al lama al lamak

al latmak * Al ile kapatt rmak, s vatmak. al l * inde al bulunan. * Al ile sar lm olan. al pan * Tavan sslemelerinde kullan lan ve e itli desenleri olan al dan yap lm kal p. al ya almak (veya koymak) * k r lan bir kemi i gere i gibi kaynamas iin al ya bat r lm sarg ile sarmak. aldan aldang aldan * Aldanmak i i veya biimi, kanma. aldanma * Aldanmak i i. * abuk ve kolay aldat lan kimse. * zeri ot veya kumla rtlm ukur, tuzak.

aldanmak * Grn e kap larak yanl bir yarg ya varmak, yan lmak. * Bir hileye, bir yalana kanmak. * D k r kl na u ramak. * Avunmak, oyalanmak. * (bitkiler iin) Havan n birden s nmas yla zamans z aan iek, so uk sebebiyle donmak. aldat c aldat lma * Aldat lmak i i. aldat lmak * Aldatma niteli i olan, yan lt c , kand r c .

* Aldatmak i ine konu olmak. aldat * Aldatma i i veya biimi. aldatma * Aldatmak i i.

aldatmaca * Aldatmaya dayanan davran , aldat c oyun. aldatmak * Beklenmedik bir davran la yan ltmak. * Kar s ndakinin dikkatsizli inden, ilgisizli inden, gere i gibi uyan k olmay ndan yararlanarak onun zarar na kazan sa lamak. * Birine verilen sz tutmamak, yalan sylemek. * Bir eyin grnrdeki durumu, o eyin niteli i bak m ndan yanl bir kan vermek. * Ayartmak, kt yola srklemek, ba tan karmak, i fal etmek. * (kar veya koca) E ine sadakatsizlik etmek, ihanet etmek. * Oyalamak, avutmak. aldehit ald * Alkolleri oksitlendirme veya asitleri indirgeme yolu ile elde edilen uucu bir s v . * (halk edebiyat nda) sylemeye ba lad .

ald abdest rktt kurba aya de memek * sa lad yarar, verdi i zarar kar lamamak. ald r * Ald rmak i i veya biimi. ald r etmemek * nem vermemek, ald rmamak, ilgi gstermemek, ilgilenmemek, ilgisiz kalmak, umursamamak. ald r s z * Ald rmaz, umursamayan. ald rma ald rmak * Almak i ini yapt rmak. * Getirtmek. * Vcuttan herhangi bir paray veya organ sa l k sebebiyle operasyonla kartmak. * nem vermek, de er vermek (bu fiil, bu anlam ile ancak olumsuz, soru veya art biimlerinde kullan l r). * Elindekini ba kas na kapt rmak. * S d rmak. ald rmaz * Bir eye nem vermeyen; umursamayan, kay ts z, lkayt. ald rmazl k * Ald rmaz olma durumu, tasas zl k, kay ts zl k, lkayd. ald rtma * Ald rtmak i i. * Ald rmak i i.

ald rtmak * Ald rmak i ini ba kas na yapt rmak.

alegori

* Bir grnt, bir ya ant veya bir davran n daha iyi kavranmas n sa lamak iin gz nnde canland r p dile getirme. alegorik aleksi * Alegori ile ilgili. * Okuma yitimi.

alelcayip * Acayip st ok acayip, tuhaf, garip, bamba ka. alelcele alelde * ok acele ederek, arabuk, ivedilikle. * Her zaman grlen, ola an. * Baya , s radan. * Alelde olma durumu. * Hesaba sayarak. * Hele, zellikle, en ok. alel tlak * Genel olarak.

aleldelik alelhesap alelhusus

alelumum * Genel olarak, genellikle. alelusul alem * Bayrak. * Minare, kubbe, sancak dire i gibi yksek eylerin tepesinde bulunan, madenden yap lm ay y ld z veya lle biiminde ss. lem * Yeryz ve gkyzndeki nesnelerin olu turdu u btn, evren. * Dnya, cihan. * Ayn konu ile ilgili kimseler veya bu kimselerin u ra lar n n btn. * Hayvan veya bitkilerin btn. * Durum ve artlar. * Herkes, ba kalar . * Ortam, evre. * E lence. * Kendine zg birok niteli i bulunan ey veya farkl davran iinde bulunan kimse. * Duygu, d nce, d gc. * (yntem gere i, yntem zere) Yol yordam gere ince, kurala uygun bir biimde.

alem olmak * sembol olmak. lem yapmak * sazl szl e lenmek. alemci

* Camilerin kubbelerine, minarelerine alem yapan veya takan kimse. alemdar * Bayra veya sanca ta yan, bayraktar, sancaktar. * nder. leme dalmak * evre ile ilgisini kesip i dnyas na kapanmak. * e lenceye, zevkusefaya kap lmak. lemi var m ? * yak k al r m , uygun olur mu?. lemin a z torba de il ki bzesin * Bkz. elin a z torba de il ki bzesin. lem mul * Dnya lsnde, evrensel, niversel. alenen alengirli * Gsteri li, yak kl . alen * A k, ortada, meydanda, herkesin iinde yap lan. * A ktan a a, herkesin gz nnde, herkesin iinde, gizlemeden, a ka.

alenle me * Alenle mek i i veya durumu. alenle mek * Herkese bilinir duruma gelmek. aleniyet * A k olma durumu, a kl k. alerji * Baz canl lar n birtak m yiyeceklere, illara, toz, koku gibi nesnelere kar hastal k derecesinde gsterdikleri a r tepki. * Bir kimseye veya bir eye kar olumsuz ynde duyulan a r duyarl k. alerjik * Alerji ile ilgili olan. * Herhangi bir maddeye veya kimseye kar olumsuz duygular olan, alerjisi bulunan. alessabah * Sabah erkenden. alesta * Harekete haz r, tetikte.

alesta beklemek * haz r durumda beklemek. alesta durmak * tetikte beklemek. alesta tutmak * hemen kullan labilecek durumda bulundurmak. alet

* Bir el i ini veya mekanik bir i i gerekle tirmek iin zel olarak yap lm nesne. * Bir sanat yapmaya, uygulamaya yarayan zel ara, ayg t. * Bir makineyi olu turan ve i lemesine yard m eden paralardan her biri. * Ho grlmeyen bir i e yard mc veya arac olmay kabul eden kimse, ma a. alet edevat * Bu el i ini veya mekanik bir i i gerekle tirmek iin kullan lan aralar. alet etmek * bir i te birini uygun olmayan bir biimde kullanmak. alet olmak * bilerek bir kar kar l veya bilmeyerek kt bir i te arac l k etmek, vas ta olmak. aletli * Aleti olan veya aletle yap lan. aletli jimnastik * Birtak m aletler kullan larak yap lan jimnastik. alev * Yanan maddelerin veya gazlar n trl biimlerde uzanan kl dili, yal m, yalaz, alaz. * Ate , s cakl k, k v lc m. * A k ate i. * M zrak ular na tak lan kk bayrak, flma. * Alevli olarak. * Vcut s s herhangi bir sebeple artm ve bu sebeple k zarm olarak. alev almak * tutu mak, yanmaya ba lamak. * co mak, heyecanlanmak, heyecana gelmek, tel lanmak, fkelenmek. alev bacay (veya saa ) sarmak * ate bacay sarmak. alev gibi parlamak * canl , l l olmak. alev k rm z s * Alev rengi. alev lmbas * Gaz veya benzinle al an, ucundan bir alev pskrterek yanan ve kur un boru i lerinde kullan lan bir ara. alev makinesi * D man zerine alevli s v lar pskrten ta nabilir alet. alev saa sarmak * bir olay, nne geilemez, tehlikeli bir duruma gelmek, ate bacay sarmak. Alev Alevlik * Alevli e ba l (kimse). * Halife Ali yanl s olma durumu.

alev alev

alevlendirme * Alevlendirmek i i. alevlendirmek

* Alevlenmesini sa lamak, tutu turmak. * Etkisini, iddetini art rmak, o altmak. alevlenme * Alevlenmek i i. alevlenmek * Alev karmaya ba lamak. * Zorlu, fkeli veya heyecanl bir durum almak. * Parlamak. alevli * Alevi olan, alevlenmi . * iddetli, hararetli. * Kar , kar t, z t.

aleyh

aleyhe dnmek * kar durum almak, kar duruma gemek. aleyhinde (veya aleyhine) sylemek (veya bulunmak) * eki tirmek, yermek. aleyhinde olmak * birine kar olumsuz duygu ve davran iinde bulunmak. aleyhine dnmek * destek vermekten vazgeip kar duruma gemek. aleyhine olmak * bir i , birinin zarar na olmak, onun iin iyi olmamak. aleyhtar * Kar olan, kar t .

aleyhtarl k * Bir i e, harekete veya d nceye kar olma, kar t l k. aleyhte olmak * kar durum almak. aleykmselm * Arapa selmnaleykm selmlama szne verilen "esenlik, selmet zerinize olsun" anlam nda kar l k. alfa alfa * Yunan alfabesinin birinci harfi. * Kuzey Afrika'da ve spanya'da yeti en ve k t, ip, hal yap m nda kullan lan bir bitki.

alfa nlar * Radyoaktif maddelerin yayd klar ndan biri. alfabe * Bir dilin seslerini gsteren, belirli bir s raya gre dizilmi belli say da harflerin btnne verilen ad. * Bir dilin harflerini tan tarak okuma renmeyi sa layan kitap. * Bir i in ba lang c . alfabe d * Bir milletin alfabesinde bulunmayan harf, Trk alfabesinde bulunmayan x, w, q harfleri gibi.

alfabe s ras * Harflerin alfabedeki belirli dzene gre dizili i. * E itlik ilkesini sa lamak iin uyulan dzen. alfabetik * Alfabe s ras na gre dizilmi .

alfabetik katalog * Eserleri yazarlar n soy adlar na veya adlar na gre s raya sokan katalog. alfabetik s ralama * Bkz. alfabe s ras . alfaterapi alfenit alg algarina * A r bir eyi denizden karmak veya denize indirmek i inde kullan lan byk vinli deniz teknesi. * Baz gemilerin ba veya k taraf ndan e ik olarak uzat lm bulunan makaral , k sa ve kal n dikme. alg * Kazan, alacak. * R vet. * Vergi. alg alg * Bir eye dikkati ynelterek, o eyin bilincine varma, idrak. alg b a * Ha ha kozas n izmeye yarayan alet. alg lama alg lamak * Alg lamak i i, idrak etme. * Bir olay veya bir nesnenin varl n duyum yolu ile yal n bir biimde bilin alan na almak, idrak etmek. * Ha ha stn toplamakta kullan lan ka k. * Alfa nlar n n tedavide kullan lmas na verilen ad. * inde bak r, inko, nikel bulunan ve atal b ak tak m yapmakta kullan lan gm l bir ala m. * Su yosunu.

alg lanma * Alg lanmak i i veya durumu. alg lanmak * Alg lamak i ine konu olmak, idrak edilmek. alg latma * Alg latmak i i veya durumu.

alg latmak * Alg lamak i ini birine yapt rmak, idrak ettirmek. alg lay c * Alg yetkisi olan. alg n

* C l z, zay f, hastal kl . * Birine gnl vermi , tutkun, vurgun. algler * Su yosunlar .

algoritma * IX. yzy l n ba nda ya am olan Trk matematikilerinden Musao lu Harezmli Mehmed'e Araplar n unvan olarak verdi i Elharezm ad ndan bat da yap lan bir terim. Orta a da ondal k say sistemine gre yap lan ve son zamanlarda belirli herhangi bir kurala ba l bulunan her trl hesap i lemine verilen ad, Harezmli yolu. -al / -eli * "...-den beri" anlam nda zarf-fiil eki: al-al , gid-eli, grme-y-eli vb.

al al, moru mor * tel veya yorgunluktan yz k pk rm z kesilmi (olarak). * sa l kl , canl kanl . al c * Sat n almak isteyen kimse, m teri. * Kendisine bir ey gnderilen kimse. * Bir elektrik ak m n al p ba ka bir kuvvete eviren cihaz. * Ahize, alma. * Azrail. * Grntleri alan cihaz, kamera. al c bulmak * m teri bulmak. al c kmak * m teri bulunmak. * istemek, talip olmak. al c gzyle bakmak * inceden inceye gzden geirmek. al c k l na girmek * m teri gibi davranmak. al c ku * Atmaca. al c verici * Ba lad n geri alan. al c ynetmeni * Al c y do rudan do ruya al t ran ve yneten, al c hareketlerini gerekle tiren, grntlerin filme al nmas n sa layan kimse, kameraman. * Televizyon al c s n do rudan al t ran kimse, kameraman. al * Glgillerden, k rlarda yeti en yaban bir a a (Crataegus). * Bu a ac n mayho yemi i. al k * Ak ls z, sersem, budala, ebleh. al k * Hayvan ulu. * Eskimi giyecek.

al k al k

* Aptalca, a k n a k n. al k al k bakmak * aptalca, a k n a k n. al k sal k * Aptal. * Aptalca. * Al kla mak i i.

al kla ma

al kla mak * Al k duruma gelmek, bir ey kar s nda aptalla p a rmak, a k nla mak, aptalla mak. al kla t rma * Al kla t rmak i i. al kla t rmak * Al k duruma getirmek. al kl k * Al k olma durumu veya al ka bir i .

al konulma * Al konulmak i i. al konulmak * Al koymak i ine konu olmak, menedilmek, tatil edilmek. al koyma * Al koymak i i. al koymak * Bir sre iin bir yerde tutmak. * Birini, yapmakta oldu u veya yapmak istedi i i ten geri tutmak. * Ay r p saklamak. * Mahrum etmek. * Mani olmak, engel olmak. al m * Almak i i. * Gz, gnl eken durum, cazibe. * Kurum, al m, gurur.

-al m / -elim * stek kipinin okluk 1. ki i eki: al-al m, gid-elim, ba la-y-al m, bekle-y-elim vb. al m al m * Gsteri , ekici hareket. al m sat m * Sat n alma ve satma i i, al veri . al m sat m brosu * Al veri i lerinin yap ld veya dzenlendi i ube, yer. al m sat m ofisi * Al m sat m brosu. al mc * Ba kas n n hesab na alacak toplayan veya kabul eden kimse.

al ml

* Al m olan, ekici, cazibeli. * Kurumlu, al ml , gururlu.

al ml al ml * Gsteri li, gzel. al ml l k al ms z * Al ml olma durumu. * Al m olmayan, cazibesiz.

al ms zl k * Al ms z olma durumu. al n * Yzn, ka larla salar aras ndaki blm. * Bir ocakta her trl ayak, galeri, baca, kuyu ve yolun ilerletilmekte olan yzeyi. * (baz eylerde) n, n yz. * Kar .

al n at s * ki ka n aras , aln n ortas . al n damar atlamak * Bkz. ar damar atlam . al n teri * Emek.

al n teri dkmek * ok emek vermek, zahmetli bir i grmek. al n teri ile kazanmak * hak ederek, al arak, emek vererek kazanmak. al n yaz s * Yazg , talih, kader, mukadderat. al nd al nd l * Para veya ba ka bir eyin teslim al nd n gsteren belge, makbuz.

* Yerine gitmesini sa lamak iin gnderenin ek bir cret deyerek postaya al nd kar l nda verilen (mektup, paket vb.). al ngan * A r duygulu, abuk gcenen, k r lan.

al nganl k * Al ngan olma durumu. al nl k * Kad nlar n al nlar na takt klar alt n veya gm ten ss e yas . * Yap larda cephe ss. al nma * Al nmak i i. al nmak

* Almak i i yap lmak. * Bir szn, bir davran n kendisine kar oldu unu sanarak incinmek, k r lmak veya fkelenmek. * Elde edilmek. * Uyarlanmak, adapte olunmak. al nt * Bir yaz ya ba ka bir yazar n yaz s ndan al nm para, aktarma, iktibas. * Ba ka bir dilden al nm kelime.

al nt lama * Al nt lamak i i. al nt lamak * Bir yaz ya ba ka bir yazar n yaz s ndan cmle veya cmleler almak, al nt yapmak, aktarmak, iktibas etmek. al p satmaz grnmek * ilgisiz grnmek veya davranmak. al p satt olmamak * hi ilgisi bulunmamak. al p verece i olmamak * bir kimseyle hibir ilgisi olmamak. al p verememek * anla amamak, ekememek, geinememek. al p vermek * yrek arp nt s geirmek. al p yrmek * az zamanda ok ilerlemek, yay lmak, o almak, artmak. al r almaz * hemen, derhal. al rl k al * Duygusal uyar mlar alabilme yetene i, idrak kabiliyeti. * Almak i i veya biimi.

al fiyat * Bir mal iin al m kar l denen para ve retim gereleri fiyat . al veri * Al m sat m i i. * li ki, mnasebet. al veri yapmak * al m sat m i ini gerekle tirmek. al veri e kmak * al m sat m i i iin ar ya gitmek. al veri i kesmek * biriyle ilgisi kalmamak. al k * Herhangi bir duruma al m olan. al k olmak

* al kanl k durumuna gelmek. al kl k * Al k olma durumu. al lma al lmak * Al lmak i i. * Bir eye al m duruma gelinmek.

al lmam * Nadir, bilinmeyen, az rastlanan. al lm * Her zamanki, mutat. al kan * Al k n.

al kanl nda olmak * iyice al k bulunmak, huy hline getirmek. al kanl k * Bir eye al m olma durumu, itiyat, huy. * Yak nl k, arkada l k, nsiyet. * ve d etkilerle davran lar n tekrarlanmas , hep ayn biimde gerekle mesi sonucu beliren, artlanm davran . al kanl k edinmek * bir eyi srekli yapar olmak, itiyat edinmek. al kanl ktan kopamamak * belli bir huydan vazgeememek, al kl b rakamamak. al k al k n * Bir eye veya bir ey yapmaya al m olan. al k n olmak * iyice al mak, hi yabanc l k ekmemek. al k nl k * Al k n olma durumu, al kanl k. al ma al mak * Bir i i tekrarlayarak kolayl kla yapabilmek. * Yad rgamaz duruma gelmek. * Uyar duruma gelmek, uygun gelmek, intibak etmek. * Srekli ister olmak. * Ba lanmak, s nmak. * Etkisini yitirmek. * Evcille mek, ehlle mek. * Tutu mak, yanmaya ba lamak. al m kudurmu tan beterdir * al lan bir eyden kolayca vazgeilmez. * Al mak i i. * Yap lmaya al lm davran .

al t rma

* Al t rmak i i. * Bir beceriyi, bilgiyi kazanmak iin yap lan tekrar, temrin, egzersiz. * Vcudun biyolojik ynden geli imini sa layan al ma, idman.

al t rmak * Al mas na yol amak. * Uyar duruma getirmek. Ali * Ki i ad olarak a a daki deyimlerde geer. li * Yce, yksek.

Ali Cengiz oyunu * "kurnazca ve haince dzen" anlam nda kullan l r. Ali k ran ba kesen * ok zorba. Ali k ran ba kesen * zorba. licenap * Cmert. * Onurlu, erefli.

licenapl k * licenap olma durumu. alifatik alil alim * Bilen, bilici. lim alimallah limane limlik * Bilginlik. alinazik * Kzlenmi patl can, sar msakl yo urt ve k yma ile yap lan bir e it yemek. * Bilgin. * Allah "Allah bilir" anlam na gelen bu sz, sylenen bir szn do rulu una inand rmak iin kullan l r. * lime yak an, limin yapt gibi. * A k zincirli (organik madde). * Hastal kl , sakat.

Ali'nin klh n Veli'ye, Veli'nin klh n Ali'ye giydirmek * (bir kimse) birinden ald n tekine, tekinden ald n bir ba kas na vererek i ini yrtmek. Ali'nin klh n Veli'ye, Veli'nin klh n Ali'ye giydirmek * birinden ald n brne, bir ba kas ndan ald n da ona vererek i ini yrtmek.

aliterasyon * iir ve nesirde uyum sa lamak iin sz ba lar nda ve ortalar nda ayn nszn veya ayn hecelerin tekrarlanmas . alivre * rn daha tarladayken, yeti ti i zaman teslim edilmek zere, nceden pey verilerek yap lan (sat ). * Da t m, da tma.

alivre sat * Vadeli sat . aliyyll alizarin * Kk boyas , kk k rm z s . alize Alka Evli alkali * Tropikal blgelerdeki denizlerde btn y l sresince dzenli esen birtak m rzgrlar. * O uz Trklerinin 24 boyundan biri. * En gzel, en iyi, mkemmel.

* Alkali metallerin hidroksitleriyle amonyum hidroksitin genel ad . Bu maddelerde, asitlerin k rm z ya evirmi oldu u bitkisel mavi rengi eski durumuna dndrme zelli i vard r. alkali metaller * Oksitlenmelerini sodyum, lityum, potasyum, rubidyum, sezyum elementlerinin sa lad metaller. alkalik * Alkali ile ilgili olan veya iinde alkali bulunan, kalev, antiasit. alkalimetre * Bkz. alkaller. alkaloit * zellikleri ile alkalileri and ran organik madde.

alkaller * Alkalilerin safl k derecesini belirtmeye yarayan cihaz, alkalimetre. alkarna * stiridye, midye, tarak gibi kabuklu hayvanlar avlamak iin deniz dibini taramakta kullan lan, a z k sm demirden bir a . alk m * Gk ku a . alk * Bir eyin be enildi ini, onayland n anlatmak iin el rpma, alk lama.

alk a as * Padi ah alk lamakla grevli kimse. alk almak * ok be enilmek. alk kopmak * birdenbire gl bir biimde el rp lmak. alk toplamak

* ok alk lanmak. alk tufan kopmak * srekli ve co kun alk ba lamak. alk tutmak * el rparak veya topluca, yksek sesle "ya a", "var ol" gibi szler ile birini alk lamak. * taraftar olmak belli bir gr ten yana olmak. alk * Alk layan (kimse). * ak ak , dalkavuk, yze glc, ya c . * Alk olma durumu. * Alk lamak i i.

alk l k alk lama

alk lamak * Bir eyin be enildi ini, onayland n anlatmak iin el rpmak. * Be enmek, takdir etmek. alk lanma * Alk lanmak i i. alk lanmak * Alk lamak i ine konu olmak. alkil alkol * Alkol kk.

* Bira, arap gibi s v lar n veya pancar, patates ni astas n n ekere dn trlmesi sonucu ortaya kan glikoz zeltilerin mayala m zlerinin dam t lmas yla elde edilen, kokulu, uucu, yan c , renksiz s v , C2H5OH, ispirto, etanol, etil alkol. * Her trl alkoll iki. alkolik * Alkoll ikilere a r derecede d kn olan (kimse). alkolizm alkoll * Alkoll ikilere hastal k derecesinde d kn olma durumu. * Alkolden yap lm veya iinde alkol bulunan. * kili.

alkoller * S v lardaki alkol oran n lmeye yarayan cihaz. Allah * Kinatta var olan her eyin yarat c s , koruyucusu oldu una ve tek oldu una inan lan yce ve stn varl k, Yaradan, Tanr , Rab, Mevl. * Allah ad baz isim tamlamalar nda tamlanan kelimeyi glendirir. * En byk, en usta. Allah Allah! * a ma veya can s k nt s anlatan bir nlem. * Trk askerinin hcum naras . Allah (bin bir) bereket versin

* bir kazan kar s nda durumundan ho nut olmay belirtir. Allah (seni) inand rs n * inan lmas pek kolay olmayan bir ey anlat l rken yemin yerine sylenir. Allah (veya Allah m) * bir ey kar s nda hayranl k veya yakarma bildirir. Allah ac s n unutturmas n * Tanr bu ac y unutturacak daha byk bir ac gstermesin. Allah ak l fikir versin (veya Allah ak llar versin) * ak ls zca bir davran ta bulunanlar iin kullan l r. Allah aratmas n * yak n lacak bir durumda "Tanr daha ktsn gstermesin" anlam nda kullan l r. Allah art rs n * (gerek veya alay anlam nda) Tanr daha o unu versin. Allah a k na * birlikte sylendi i szn anlam na gre ant vermek veya yalvarmak iin "Allah' n seversen" anlam nda, a ma, usan bildirir. Allah ba las n * (ocu unu, sevdi ini) Tanr kazadan, beldan korusun, esirgesin. Allah baht ndan gldrsn * (evlenecek k z iin) mutluluk dile ini belirtir. Allah bana, ben de sana * imdi sana borcumu deyecek param yok, kazan rsam derim. Allah bels n versin * ilenme sz. Allah beterinden saklas n (veya esirgesin) * Tanr daha kt duruma d rmesin. Allah bilir * belli de il. * bana yle geliyor ki. Allah bir * yemin yerine kullan l r.

Allah bir dedi inden ba ka szne inan lmaz * birinin ok yalanc oldu unu anlatmak iin sylenir. Allah bir yast kta kocats n * yeni evlenenlere "bir arada ya lan n" anlam nda sylenen bir iyi dilek sz. Allah byktr * gnn birinde hakk n alaca na, kendine yap lm olan haks zl klar n dzelece ine inanmak gerekti ini anlat r. Allah can n als n * ilenme sz. Allah cezas n vermesin (veya Allah cezas n versin) * yar aka, yar a ma yollu, bazen de gerek fke ile sylenen ilenme sz.

Allah da na gre kar verir * Tanr herkese dayanabilece i lde s k nt verir. Allah derim * pek bozuk bir i iin sorulan "ne dersin?" sorusuna kar "syleyecek ba ka sz bulam yorum" anlam nda kullan l r. Allah dirlik dzenlik versin * Tanr aile huzuru versin. Allah dokuzda verdi ini sekizde almaz * al n yaz s ne ise o olur. Allah drt gzden ay rmas n * "Tanr , ocu u yetim veya ksz b rakmas n" anlam nda bir iyi dilek sz. Allah d man ma vermesin * anlat lan bir ktl n bykl n belirtmek iin sylenir. Allah ecir sab r versin * ba sa l dile i olarak sylenir. Allah eksik etmesin * Tanr yoklu unu gstermesin. * birinin yapt bir hizmet an l rken onun iin te ekkr yollu sylenir. Allah eksikli ini gstermesin * pek gerekli olan bir eyin kusuru anlat l rken, byle de olsa onun varl na kredildi ini anlat r. Allah emeklerini eline vermesin * Tanr emeklerini bo a karmas n. Allah esirgesin (veya saklas n) * Tanr korusun! Tanr kt durumla kar la t rmas n!. Allah etmesin * olmas istenilmeyen bir durumdan veya bir olaydan sz edilirken sylenir. Allah gecinden versin * "ok ya ayas n"' anlam nda kullan lan bir iyi dilek sz. Allah gstermesin * Tanr kt bir durumla kar la maktan korusun. Allah hakk iin * ant imek veya ant vermek iin kullan l r. Allah Halil brahim bereketi versin * Tanr ok versin, bereket versin. Allah hay rl etsin * genellikle bir olay ba lang c nda "Tanr u urlu etsin" anlam nda sylenir. Allah herkesin gnlne gre versin * Tanr herkesin dile ini yerine getirsin. Allah ho nut olsun * bir kimsenin, kendisine iyili i dokunan biri iin kulland bir iyi dilek sz. Allah iin * gerekten, do rusu.

Allah iki iyilikten birisini versin * (a r hasta iin) ya lsn kurtulsun, ya iyi olsun. Allah iyili ini (veya ly n ) versin * ho a gitmeyen bir davran kar s nda ho gr ile sylenir. Allah kabul etsin * sevap say lan bir i yap ld nda sylenir. Allah kahretsin * "Tanr cezas n versin" anlam nda bir ilenme sz. Allah kavu tursun * birinin yak n , bulundu u yerden ayr l nca kalanlara kavu ma dile inde bulunmak iin sylenen sz. Allah kazadan beldan saklas n * Tanr 'n n insan trl ktlklerden korumas dile iyle sylenen bir iyi dilek sz. Allah kerim * Tanr byktr, Tanr 'ya gvenmeli. Allah k smet ederse * Tanr izin verirse. Allah korusun (veya saklas n) * Tanr tehlikeye, kt duruma d rmesin!. Allah kuru iftiradan saklas n * bir sulama kar s nda bunun s rf iftira oldu unu anlatmak iin sylenir. Allah manda ifal versin * ok veya a r yemek yiyenler iin aka yollu sylenir. Allah mbarek etsin * kutlu olsun. * onaylanmayan bir durumda alay yollu kullan l r. Allah mstahak n versin * (gerek veya alay anlam nda) k ma anlatan bir sz. Allah ne verdiyse * yemek olarak evde ne varsa. Allah mrler versin * sayg gsterilen bir kimseye selm veya te ekkr olarak sylenir. Allah vm de yaratm * ok gzel olanlar iin sylenir. Allah rahatl k versin * genellikle yatmaya gidilirken sylenen bir iyi dilek sz. Allah rahmet eylesin * lleri hay rla anmak iin sylenir. Allah r zas iin * dilencilerin para isterken syledikleri yalvarma sz. * ne olursun. * kar l k beklemeksizin. Allah sa gz (veya eli) sol gze (veya ele) muhta etmesin * Tanr kimseyi kimseye, en yak nlar na bile muhta etmesin.

Allah selmet versin * yola kanlara "Tanr kazadan beldan korusun" anlam nda sylenen bir u urlama sz. * yolda glk iinde bulunanlara iyi dilek sz olarak kullan l r. * uzaktaki tan d klar an l rken kullan l r. * birinden pek yana olmayan bir sz sylenece i zaman onun ad ndan nce getirilen giri sz. * "keyfin bilir, gidersen git" anlam nda kullan l r. Allah senden raz olsun * yap lan bir iyilik kar s nda "Tanr seninle birlik olsun, iyili ini senden esirgemesin" anlam nda te ekkr olarak kullan l r. Allah seni (veya sizi) inand rs n * do ru sylyorum, Tanr tan kt r. Allah son grl versin * Tanr , ya l l kta s k nt gstermesin. Allah sonunu hay r etsin * bir i in sonucu iin kayg duyuldu unda sylenen bir iyi dilek sz. Allah taksimi * e itlik gzetilmeden yap lan payla t rma, kul taksimi kar t . Allah taksimi * E itlik gzetilmeden yap lan payla t rma kul taksimi kar t . Allah taksirat n affetsin * (ller iin) Tanr kusurlar n ba las n. Allah tamam na eri tirsin * herhangi bir i veya olay n iyi sonulanmas dile iyle sylenir. Allah tekrar na erdirsin * tekrar bu gnleri grn. Allah utand rmas n * bir i e giri enlere sylenen ba ar dile i. Allah var (veya Allah' var) * do rusunu sylemek gerekirse. Allah vere de * iyi dilek anlat r. Allah vergisi * Tanr vergisi, yarad l tan olan yetenek veya zellik. Allah vermesin * bir eyin olmamas dile ini anlat r. Allah versin * iyi bir ey ele geirenlere memnunluk bildirmek iin, bazen de tak lma ve aka iin sylenir. * dilenciyi savmak iin sylenir. Allah yap s * nsanlar taraf ndan de il de tabiatta oldu u gibi. Allah yaratt dememek * k yas ya dvmek, ok h rpalamak. Allah yazd ise bozsun

* gerekle mesi istenmeyen bir olay veya durum iin kullan l r. Allah yr ya kulum demi * az zamanda ok para kazananlar veya i inde ok ilerleyenler iin sylenir. Allah ziyade etsin * (kahve ve yemekten sonra) "Tanr art rs n" anlam nda kullan lan bir iyi dilek sz. Allah'a (bin) kr * "hamdolsun", "bereket versin" gibi durumdan memnun olundu unu anlat r. Allah'a bir can borcu var * Allah'a verece i can ndan ba ka hi kimseye bir borcu yok. Allah'a emanet * "Tanr esirgesin" anlam nda birini verken sylenir. Allah'a emanet olun * ayr lan n kalana syledi i bir esenleme sz. Allaha smarlad k * Ayr lan n kalan veya kalanlara syledi i bir iyi dilek sz. Allah'a yalvar * kendi kusuru yznden g bir duruma d p yak nan kimseye "ben sana yard m edemem, benden bir ey umma" anlam nda sylenir. Allah' (veya Allah' n ) seversen * "Allah a k na" gibi, yerine gre ant verme, yalvarma iin kullan lmakla birlikte, a ma veya usan gibi duygular da anlat r. Allah' ok, insan az bir yer * pek ss z ve kuytu bir yer. Allah' m! * iddetli bir duygulanma anlatan nlem. Allah' n (veya Tanr 'n n) gn * (b kk nl k duygusu ile) hemen hemen her gn. Allah' n adam * garip, saf, zavall (kimse). Allah' n bels * varl znt veren. Allah' n binas n y kmak * kendini veya ba kas n ldrmek. Allah' n cezas * pek yaramaz, irret. Allah' n emri * kader. Allah' n evi * cami, mescit. * insan gnl. Allah' n gazab * ok s k nt veren ey.

Allah' n hikmeti * beklenmeyen, sebebi anla lmayan veya a lan eyler iin kullan l r. Allah' n i ine bak * (bir i in, bir olay n) beklenmedik, a lacak bir durum almas nda kullan l r. Allah' n kulu * insan, kimse, ki i. Allah' ndan bulsun * ben kendisine bir ey yapmayaca m, yapt ktl n cezas n Tanr versin. Allah' n seversen * istek, dilek ve yalvarma amac yla kullan l r. allahl k allahs z * Tanr 'y tan mayan, Tanr 'n n varl na inanmayan, Tanr s z. * Ac mas z, insafs z, vicdans z. allahs zl k * Tanr s zl k. Allah'tan * iyi ki. * yarad l tan. * Kendisinden hibir i te yararl k umulmayan saf ve zarars z (kimse).

Allah'tan kork! * "yapma, utan, yaz kt r!". Allah'tan korkmaz * can yak c , insafs z, ac mas z. Allah'tan umut kesilmez * daha ok a r hastalar iin sylenilen "iyile ebilir" anlam nda bir iyi dilek sz. Allahlem * Tanr daha iyisini bilir anlam nda kullan l r. Allahteal * Yce Tanr , ulu Allah. allak * Sznde durmaz, dnek, aldat c . * Kendisine gvenilmesi do ru olmayan (kimse).

allak bullak * Alt st, karmakar k. allak bullak etmek * karmakar k bir duruma getirmek, dzeni bozmak. * (akl n , zihnini) d nemez duruma getirmek. allak bullak olmak * ok kar k duruma gelmek, alt stne gelmek, karmakar k olmak, dzeni bozulmak. * (ak l, zihin) a k na dnmek, kar mak, a rmak. allama * Allamak i i.

allamak allme

* "Sslemek, donatmak" anlam na gelen allamak pullamak deyiminde geer. * Derin ve ok bilgisi olan, ok bilgili.

allme kesilmek * her eyi bilir grnmek. allmelik * Allme olma durumu.

allmelik taslamak * bilgisiz oldu u hlde her eyi bilir grnmek. allanma allanmak * Sslenmek. alla ma alla mak allegretto allegro * Bir paran n canl , ne eli ve h zl al naca n anlat r. allem * Bir i i istedi i duruma getirmek iin "her trl kurnazca areye ba vurmak" anlam yla allem etmek kallem etmek deyiminde geer. all all pullu all k * zerinde al renk bulunan. * Gz al c renkler ve eylerle sslenmi . * Al olma durumu. * Kad nlar n ss iin yanaklar na srdkleri al boya. * Almak i i. * Al nt , iktibas. * Bir elektrik ak m n al p ba ka bir kuvvete eviren cihaz, al c , ahize, reseptr. * Bir eyi veya kimseyi bulundu u yerden ay rmak. * Bir eyi elle veya ba ka bir arala tutarak bulundu u yerden ay rmak, kald rmak. * Yan nda bulundurmak. * Birlikte gtrmek. * Sat n almak. * Ele geirmek, fethetmek. * ine s mak. * Alla mak i i veya durumu. * Al duruma gelmek. * Bir paran n allegrodan biraz daha a r al naca n anlat r. * Allanmak i i.

alma

alma almak

* Kabul etmek. * Kendine ula t rmak, iletilmek. * eri s zmak, iine ekmek. * (erkek, kad n iin) ... ile evlenmek. * Srkleyip gtrmek. * Kazanmak, elde etmek. * Zararl , tehlikeli bir eye u ramak. * Brmek, sarmak, kaplamak. * K saltmak, eksiltmek. * Yolmak, koparmak. * Yerini de i tirmek, ekmek. * Temizlemek. * (du , banyo iin) Yapmak; y kanmak. * (ieri) Gtrmek. * Bir yeri sava la ele geirmek. * (tat veya koku iin) Duymak. * rtmek, koymak. * (sre iin) De i tirmek. * ... gibi anlamak. * Ba lamak. * Davran veya makam de i tirmek. * (iecek veya sigara iin) mek. * Yutmak; kullanmak. * (yol iin) Gitmek, (mesafe) katetmek. * almak. * Greve, i e ba latmak. * Grevden, i ten ekmek. * Kazan sa lamak. * (lm sebebiyle) Ayr lmak. * Gidermek, yok etmek. * Soldurmak. * Vcuttaki hasta bir organ ameliyatla karmak. * (motor) al mas iin gerekli olan elektrik veya yak ttan yararlan r duruma gelmek. almamazl k * Kabul etmeme durumu. Alman * Cermen soyundan olan halk ve bu halktan olan kimse. * Alman halk na, Almanya'ya zg olan ey.

Alman gm * inko, bak r ve nikelden yap lan, gm and r r bir ala m, may or. Alman papatyas * Orta Avrupa'da yeti en bir papatya tr (Anfhemis mobilis). Alman usul * Bir topluluk iin yap lan harcamada giderlerin herkese e it olarak bl trlmesi yntemi. almanak * Y l n gn, hafta, ay gibi blmlerinden ba ka, bayram, y l dnm gibi belli gnleri ve birtak m astronomi, meteoroloji, istatistik bilgilerini gsteren kitap biiminde takvim. Almanca dil. * Hint-Avrupa dillerinin Cermence kolundan, Almanya, Avusturya ile svire'nin bir blmnde kullan lan * Almanlar n kulland dil. * Bu dile zg olan.

Almanc * Almanya yanl s olan (kimse).

* Almanya'da al an Trk i isi. Almanc l k * Almanc gibi davranma. Almanla ma * Almanla mak i i veya durumu. Almanla mak * Alman ya ay tarz n benimsemek. Almanla t rma * Almanla t rmak i i. Almanla t rmak * Almanlara zg ya ay tarz kazand rmak. alma * ki veya daha ok eyin s ra ile de i tirilerek kullan lmas veya kendili inden de i erek al mas , ke ikleme, mnavebe. * Birinin do ru olmas tekinin yanl l n gerektiren iki nermenin olu turdu u sistem. alma k * ki veya daha ok eyin s ralanmalar nda de i iklik olan. * Alma l olarak i leyen, mtenavip, alternatif. alma k yapraklar * Sap n iki yan nda kar l kl de il de aral kl olarak bir sa da, bir solda bitmi yapraklar. alma kl k * Dn ml ve dzenli s ralanma. alma l alna * Alma niteli i olan. * Bir eyin n taraf , n yz.

aln a k yz ak * ekinecek hibir durumu veya ay b olmayan. aln na kara srmek * bir kimsenin haks z yere kt tan nmas na yol amak. aln nda yaz lm olmak * bir olay n, ki inin ba na gelmesini Allah' n buyurmu oldu una inanmak. aln ndan pmek * be enmek, takdir etmek. aln n kar lamak * kmseyerek meydan okumak. aln n n ak ile * ay planacak bir duruma d meden, tertemiz, erefiyle, ba ar gstermi olarak. aln n n kara yaz s * kt kaderi, kt talihi. alo * Telefon konu mas nda kullan lan seslenme sz.

alogami alotropi alp

* Bir iek tepeci inin ba ka bir iek tozu ile tozlanmas . * Karbon, fosfor gibi maddelerin, fiziksel bak mdan ayr zellikler gsterebilmesi durumu. * Yi it, kahraman.

Alp eren

* Dervi . * Mcahit.

Alp y ld z * Da lar n ok yksek yamalar nda yeti en bir iek (Paradisia liliastrum). alpaka * ifte parmakl lar tak m n n devegiller s n f ndan, Gney Amerika'da ya ayan, uzun tyl, memeli bir hayvan (Lama glama pacos). * Bu hayvan n yn veya bu ynden dokunan kuma . alpaks alpinist alpinizm alpl k * Alp olma durumu, yi itlik, kahramanl k. al imi al imist alt * Elementleri alt na evirmek isteyen bir i alan , simya. * Al imi ile u ra an kimse, simyac . * Kolayca bklebilen alminyum ve silisyum kar m . * Da c . * Da c l k.

* Bir eyin yere bakan yan , st kar t . * Bir nesnenin taban . * Oturulurken uyluk kemiklerinin yere gelen blm. * Bir eyin yere yak n blm. * Birka eyin iinden bize gre uzak olan . * (birka eyden) Yere yak n olan. * Alt kelimesi "... alt nda" biiminde kullan ld nda "bir eyin etkisinde" anlam n verir. * Alt bir isimle tamlama kelime olu turdu unda a) nceki ismin kavram na etki veya yer anlam katar: Ayak alt . b) (s n flamalarda) ikinci derecede olan. * (kaynatma veya pi irmede) Yanan ocak, ocak alevi. alt alta * Birbirinin alt nda olarak.

alt alta st ste * birbirleriyle iti ir kalk r durumda. alt blm * Yaz larda blmlerin ayr ld paralardan her biri, ayr m. alt cins * Bir cins iinden ayr lan ikinci derecede bir cins.

alt ene

* nsan ve hayvanlarda yiyecekleri i nemeye yarayan, oynayabilen ene.

alt ene oynamak * yemek, imek. alt damak * Damaklardan altta olan . alt deri * st derinin alt nda bulunan ikinci tabaka, hipoderm. * Baz gvde ve yapraklar n st derilerinin alt nda bulunan, o u kez hcre zarlar kal nla m zel doku, hipoderm. alt di alt dudak * Dudaklardan altta bulunan . * Bceklerin a z sisteminde bulunan alt para. alt etmek * stnlk sa lamak, yenmek, s rt n yere getirmek. alt familya * Bir familyan n iinden ayr lan ikinci derecede bir familya. alt geit * Trafik ak m n kesmemek iin bir yolun alt ndan geirilen yol. * Alt ene zerinde s ralanm di lerin biri.

alt gverte * Gemilerde gvertelerden altta bulunan . alt hava yuvar * Dnyam z ku atan atmosferin 10 km kal nl nda olan alt katman . alt rk * Ayn rk iinde yeti tirme amac na ve evreye ba l kal narak de i me u rat lm ve bu yolla rk iinde zellikle fizyolojik nitelikleri bak m ndan kal tsal sapma gsteren hayvan toplulu u. alt kar t * Konusu ile yklemi ayn olan, biri tikel olumlu, br tikel olumsuz, kar kar ya konmu iki nermeden her biri: Baz insanlar bilgindirler" ile "Baz insanlar bilgin de ildirler" gibi. alt kat alt kurul alt olmak alt s n f * Bir s n f iinden ayr lan ikinci derecedeki s n f. alt ube * Bir ube iinde kurulan ikinci derecedeki ube. * Bir yap n n veya arac n katlar ndan altta bulunan blm. * Belli bir konuyu ele almak amac yla bir kurul iinden birka ki i seilerek olu turulan kurul. * yenilmek.

alt tabaka * Tabakalardan altta bulunan.

alt tak m

* Bir tak m iinde kurulan ikinci derecedeki tak m.

alt taraf (veya yan ) * geriye kalan . * i in daha sonras . * de eri, olup olaca . alt tr alt st * Bir tr iinde ayr lan ikinci derecedeki tr. * ok kar k ve da n k.

alt st bre i * nce bir yz, sonra evrilerek br yz k zart larak pi irilen brek. alt st etmek * alt yzn st yzne getirmek. * ok kar k duruma getirmek, dzenini bozmak. * zarar vermek, y kmak. * huzursuz etmek, rahats zl k vermek. alt st olmak * ok kar k duruma gelmek. * heyecanlanmak, zlmek, tedirgin olmak, y k lmak. * rahats zlanmak. alt yan kmaz sokak * sonu gelmeyen, sonu al namayan i ler iin sylenir. alt yap * Bir yap iin gerekli olan yol, kanalizasyon, su, elektrik gibi tesisatlar n hepsi. * Toplumun ekonomik yap s n olu turan ve insan bilincinden ba ms z olarak biimlenen retim ili kilerinin hepsi, st yap kar t . alt yaz * Gazete, dergi gibi yay nlarda kan resim ve foto raflar a klayan yaz . * Yabanc dildeki bir filmin konu malar n eviri olarak grntnn alt nda veren yaz .

alt yaz lama * Alt yaz lmak i i. alt yaz lamak * Alt yaz lar haz rlamak ve gerekle tirmek. alt yaz lay c * Alt yaz lamak i ini yapan (kimse). alt yaz l * Alt yaz s bulunan (film, grnt). Altayca * Altay Trkesi. * Trk, Mo ol, Manu-Tunguz, Kore ve Japon dillerinin kendisinden tredi i varsay lan ana dil. * Altayistik ile u ra an kimse.

Altayist Altayistik

* Altay grubuna giren Trk, Mo ol, Manu-Tunguz, Japon ve Korelilerin dil, edebiyat, kltr ve tarihleriyle u ra an bilim dal . alternatif * Seilebilecek bir ba ka yol, yntem; seenek. * Alma k. * Dalgal (ak m).

alternatr * Dalgal elektrik ak m veren rete. altes * Prens ve prenseslere verilen eref unvan . * Bu unvan ta yan kimse. * Be ten sonra gelen say n n ad ve bu say y gsteren rakam, 6, Vl. * Be ten bir art k.

alt

alt alay st kalay * ii d gibi zenilmi olmayan eyler iin sylenir. Alt Karde * Kuzey kutup ynnde, Byk Ay 'n n kar s nda bulunan tak m y ld z. alt kar beberuhi * k sa boylu olanlar iin alay yollu sylenir. alt kaval st i hane * Bkz. alt kaval st i hane. alt kaval, st i hane * (giyim iin) alt , stne uymaz. alt okka etmek * birini kollar ndan ve bacaklar ndan tutup yukar kald rarak sallamak veya gtrmek. alt ya olmak * i e birtak m oyunlar kar mak, byle bir i e giri mekte sak ncalar bulundu u anla lmak. alt yol * Alt yolun birle ti i yer.

alt dan yemek * hastahanelerde hi perhizi olmayan hastalara verilen tam yemek. alt gen * Alt kenarl okgen, mseddes. alt k * Konusu ile yklemi ayn olan, biri tmel olumlu, biri tikel olumlu; biri tmel olumsuz, biri tikel olumsuz iki nerme aras ndaki ba lant durumu, mtedahil: "Kimi insanlar fanidir" nermesi "Btn insanlar fanidir" nermesinin alt olur. alt l * Alt paradan olu an, kendinde herhangi bir eyden alt tane bulunan. * skambil, domino gibi oyunlarda zerinde alt i areti bulunan k t veya pul. * Divan edebiyat nda her bendi alt m sradan olu an naz m biimi. alt l k * Alt s bir arada, alt taneden olu mu , alt tane alabilen.

alt n

* Atom say s 79, atom a rl 196,9 olan, 10640 C de eriyen, kolay i lenen, yksek de erli, paslanmaz element, k saltmas Au. * Alt ndan yap lm . * Alt ndan yap lm sikke. * Niteli i iyi olan, stn nitelikte olan, de erli. alt n ad pul oldu, k z ad dul oldu * uygunsuz davran lar yznden temiz tan nan ki ili i lekelendi. alt n ad n bak r etmek * kt i ler yaparak temiz ve parlak nn karartmak. alt n anahtar her kap y aar * para olunca her glk yenilebilir. alt n babas * ok zengin, paras ok olan kimse. alt n be ik * Bir elleriyle kendi bileklerini kavrayan iki ki inin, teki elleriyle kar l kl olarak birbirlerinin bileklerini tutmalar . alt n bilezik * Alt ndan yap lm kola tak lan ve pek ok tr olan ss e yas . * Para getiren sanat veya meslek. alt n a * En parlak ve mutlu a . alt n eli b ak kesmez * varl kl veya de erli ki ilerin elini kimse bkemez. alt n gibi * alt na benzeyen, sar .

alt n kaplama * Herhangi bir metal alt n suyuna bat r larak ince bir alt n tabaka ile sar larak alt na benzetilmek. alt n kese i * Yerden temiz kle durumunda kan alt n. alt n kesmek * ok para kazan r olmak. alt n kk * Gney Amerika'da yeti en, kusturucu niteli i olan bir kk, ipeka (Cephaelis ipeca cuanha). alt n kp * Alt n para biriktiren; paras ok olan. alt n le ene kan kusmak * varl k iinde hastal k veya s k nt ekerek ya amak. alt n saat * zlenme oran n n en ok oldu u vakit, prime time. alt n sar s * Alt n rengini and ran. alt n suyu

* Bir k s m konsantre nitrik asit ile veya drt k s m konsantre hidroklorik asitten olu mu , zellikle pltin ve alt n gibi metalleri zmekte kullan lan bir kar m. alt n topu * gzel ve tombul olan kucak ocuklar iin bir benzetme sz olarak kullan l r. alt n tutsa, toprak olur (veya alt na yap sa elinde bak r kesilir) * giri ti i i lerde byk talihsizliklere u rayan kimsenin durumunu anlat r. alt n ya murcun * Bir tr ku , ya mur ku u. alt n y l * E lerin birlikte ula t klar 50. evlilik y l .

alt n yumurtlayan tavuk * mesle i, sanat , paras olan, gelirli kimse. * turist. alt n yrekli olmak * ok iyi niyetli olmak, yumu ak huylu grnmek. alt na etmek (veya ka rmak) * yata na veya donuna abdest etmek. alt nba alt nc * Daha ok Ege blgesinde yeti en, yuvarlak, kal nca kabuklu gzel bir kavun tr. * Alt say s n n s ra s fat , s rada be inciden sonra gelen.

alt nc duygu * n sezi. alt nc his * Bkz. alt nc duygu. alt nda kalmak * ezilmek. alt nda kalmamak * kar l n vermek, grd iyilik veya ktl kar l ks z b rakmamak. alt ndan apano lu kmak * giri ilen i te ba a dert olacak bir durumla kar la mak. alt ndan apano lu kmak * bir i te ba a dert olacak bir durumla, bir sorunla kar la mak. alt ndan girip stnden kmak * mal , paray d ncesizce harcay p tketmek. alt ndan kalkamamak * bir i i ba aramamak, becerememek, stesinden gelememek. * kendini savunamamak. alt ndan kalkmak * bir gl yenmek, ba armak. alt n izmek * (bir szn) nemini belirtmek, zerine dikkati ekmek; vurgulamak.

alt n slatmak * yata na veya donuna kk abdestini etmek. alt n stne getirmek * sz veya tutumuyla evreyi birbirine d rmek, karmakar k etmek. * bir ey bulmak iin aramad k yer b rakmamak. alt nla ma * Alt nla mak i i veya durumu. alt nla mak * Alt n durumu veya grnm almak. alt noluk * lemeli kad n alvar . * Alt n s rma veya k laptanla i lenmi izgili ipek kuma ve bu cins kuma lar n stnde bulunan s rma i lemeli yollar. * Sar klar n stne sar lan s rma erit. alt ntop * Turungillerden, s cak blgelerde yeti en bir meyve a ac , greyfrut (Citrus decumana). * Bu a ac n kanarya sar s renginde, tad ac ms meyvesi, k z memesi, greyfrut. * ki eneklilerden, uzun, dikenli ve krecikler hlinde saplar olan bir kakts tr (Trollius ranunculoides).

alt ntop

alt parmak * Ellerinde veya ayaklar nda alt ar parma olan (kimse). * ri bir tr palamut bal . * Ayr renkte alt yolu olan kuma . * Bu kuma tan yap lan gelin giysisi. alt patlar alt ar alt z * Bir do umda dnyaya gelen alt (karde ). altimetre altlama altlamak altl * Alt olan. altl stl * Alt ve st birlikte. * Alt ve st katta olmak zere, birlikte. * Tabak veya bardak alt . * Hayvanlar n alt na yay lan ot veya saman. * Arabaya ko ulan atlar n yollar kirletmemesi iin kuyru unun alt na yerle tirilen torba. * Ykseklikler. * Altlamak i i. * zel diye al nan bir eye, genel bir kavram n alt nda yer vermek. * Alt tane fi ek alan toplu tabanca, revolver. * Alt say s n n le tirme biimi; her birine alt , her seferinde alt s bir arada olan.

altl k

altm

* Elli dokuzdan sonra gelen say n n ad ve bu say y gsteren rakam, 60, LX. * Alt kere on, elli dokuzdan bir art k.

altm alt * Altm alt say almakla kazan lan bir e it iskambil oyunu. altm alt ya ba lamak * temelli olmayan bir zmle durumu kurtarm grnmek. altm drtlk * Bir notan n altm drtte biri de erinde olan nota. altm ar * Altm s fat n n le tirme biimi, her birine altm , her defas nda altm bir arada olan.

altm nc * Altm s fat n n s ra bildiren biimi, s rada elli dokuzuncudan sonra gelen. altm l k * inde altm tane bulunan. * Altm ya nda olan veya grnen. * Kemanla viyolonsel aras byk keman, viyola. * Kontralto.

alto

altta kalan n can ks n * "herkes ba n n aresine baks n, gc yetmeyen ne olursa olsun" anlam nda kullan l r. altta kalmak * herhangi bir at mada, eki mede yenilmek. altta yok stte yok * yoksul, fakir. alttan (veya a a dan) almak * sert konu an birine kar yumu ak, olumlu davranmak. alttan alta * gizlice, el alt ndan. alttan gre mek * gizli gizli yenme yollar n kollamak. altun alfte alftelik almin * Suda znmeyen, 20500 C de eriyen, beyaz bir toz olan alminyum oksit (Al2O3). almina * Bkz. almin. * Alt n renginde olan. * ffetsiz, oynak, cilveli (kad n). * Alfte olma durumu.

alminyum

* Atom numaras 13, atom a rl 26,98 olan, gm parlakl nda, beyaz, 6600 C de eriyen hafif bir element. K saltmas Al. * Alminyumdan yap lm . alminyum ta * Boksit. alvyon l . alveol * Akarsular n ta y p y d klar bal k, kil gibi ok ince taneli eylerin kum ve ak lla kar mas yla olu an y n,

* Torba biiminde kk bo luk veya geni lemi k s m.

alvere tulumbas * Emme basma tulumba. alyans alyon alyuvar Am * Amerikyum'un k saltmas . am * Di ilik organ , fer. * Ni an yz . * Para babas . * Kana al rengini veren, ekirdeksiz, yuvarlak, kk hcre, eritrosit.

-am / -em * Fiilden isim treten ek: tut-am, dn-em vb. ama * eli kili ve tutars z iki cmleyi birbirine ba lamaya yarar, amma. * Uyarma veya artl bir ifade niteli inde olan bir cmleyi, ba ka bir cmleye ba lamaya yarar. * Beklenmeyen bir sonucu anlatan iki cmleyi onun sebebi durumunda olan cmleye ba lar. * Bir yarg y veya bir buyru u peki tirmek iin de kullan l r. * Bazen dikkati ekmek iin cmlenin sonuna getirilir. * Grmez, kr. ama ne * ne ho . * a lacak niteli i olan. * Bir paran n sevimli ve cana yak n al naca n anlat r. * Eri ilmek istenilen sonu, maksat. * Gaye. * Hedef.

amabile ama

ama d * Gaye d , hedeflenen amac n d nda. ama edinmek * bir amaca ula ma iste inde bulunmak.

ama gtmek * bir amac gerekle tirmeye al mak. amalama * Amalamak i i, hedef alma, istihdaf. amalamak * Bir amaca ula may istemek, istihdaf etmek. amalanma * Amalanmak i i. amalanmak * Amalamak i ine konu olmak. amal * Amac olan, gayeli. * Bir amaca ynelik.

amal l k * Amal olma durumu. amas z * Amac olmayan, gayesiz.

amas zl k * Amas z olma durumu. amade -amak amal ml k * m olma durumu. amalierbaa * Matematikte drt i lem terimine verilen ad. aman * Yard m istendi ini anlat r. * Bir suun ba lanmas n n istenildi ini anlat r. * Rica anlat r. * Usan ve fke anlat r. * Dikkat uyand rmak iin kullan l r. * ok be enmeyi anlat r: Aman ne gzel ey! Bu anlamda kullan ld nda buna da edat da getirilebilir. * a ma anlat r. * (bir i i) Yapmaya haz r. * Fiilden isim treten ek: bas-amak, tutamak, ka-amak vb. * ler, i lemler.

aman Allah (Allah m) * a ma, be enme veya be enmeme, korku gibi duygular belirtmek iin kullan l r. aman bulmak * kurtulmak. aman dedirtmek (veya amana getirmek) * kar koyan birini boyun e mek zorunda b rakmak, zor durumda b rakmak.

aman derim! * sak n ha, byle bir i yapay m deme. aman dilemek * nce direnirken zor kar s nda boyun e ip can n n ba lanmas n dilemek. aman vermek * can n ba lamak, ldrmemek. aman vermemek * rahat b rakmamak, gz at rmamak. * ac may p ldrmek. aman zaman * Kar s ndakini yumu atmak iin sylenen szleri anlat r. amana gelmek * nce direnirken zor kar s nda boyun e mek. aman n * Korkma ve a ma sz.

amanname * slm devletlerinde d mana gvenlik iinde oldu unu bildirmek zere verilen belge. amans z * Aman vermez, hi ac mayan, cana k y c .

amans z hastal k * Kanser. amans zca * ldrc bir durumda, ac mas z olarak. * Ho grsz olarak. amas mamas yok! * hibir zrn geerli olamayaca n anlat r. amas var * herkesin bilmedi i sak ncas veya kusurlar var. Amasya'n n barda , biri olmazsa biri daha * ele geirilmeyen veya kaan bir eye zlmek bo tur, nk her zaman benzeri sa lanabilir. amatr * Bir i i para kazanmak iin de il, yaln z zevki iin yapan kimse, hevesli, profesyonel kar t .

amatrlk * Amatr olma durumu. amazon * (eski a lar n Amazonlar na benzetilerek) Erkek gibi, sava saflar nda yer alan kad n. * Ata binen kad n. ambalj * E yay sarmaya yarayan mukavva, k t, tahta, plstik madde gibi malzeme. ambalj yapmak * (bir eyi) bu gibi maddelerle paketlemek, sand klamak. ambaljc * Ambalj yapan kimse.

ambaljc l k * Ambaljc olma durumu veya i i. ambaljlama * Ambaljlamak i i. ambaljlamak * Ambalj yapmak. ambale etmek * Birini d nemez duruma getirmek, ok yormak. * Otomobili fazla gaz vermekten al maz hle sokmak. ambale olmak * ok yorulup i gremez, d nemez duruma gelmek. ambar * Genellikle tah l saklanan yer. * Yiyecek ve baz e yan n sakland yer. * Geminin yk koymaya ayr lm yeri. * E ya ta ma i leri yapan kurum veya ortakl k. * Kum, ak l gibi yap malzemesini lmekte kullan lan ve her yan o unlukla 75 cm olan kp lek. * Genellikle tah l n ok retildi i yer, blge.

ambarc * Ambara bakan grevli, ambar memuru. ambarc l k * Ambarc n n grd i . ambarda kurutma * Kapal bir yerde, gl bir vantiltr kullan larak sa lanan hava ak m ile ye il ve sulu yemlerin kurutulmas . ambargo * Bir devletin, gemilerin kendi limanlar ndan ayr lmas n yasaklama buyru u. * Bir mal n serbest srmn engellemek iin konulan yasak. ambargo koymak * gemilerin limanlardan hareketini yasaklamak. * bir mal n serbest srmn engellemek. * bir mala el koymak, msadere etmek. * siyas, ekonomik, sosyal alanlarda cayd rma amac yla yapt r m uygulamak. ambargoyu kald rmak * ambargo ile ilgili yasaklamay kald rmak. ambarlama * Ambar durumuna gelmek. ambarlamak * Ambar i i yapmak. amber * Amber bal ndan kar lan gzel kokulu, kl renginde bir madde. * Gzel kokulu baz maddelerin ortak ad .

amber a ac * Baklagillerden bir cins mimoza (Geum urbonum). amber bal

* Balinagillerden, boyu 25 m'ye kadar kan, ba byk, di li, ok y rt c bir bal k, ada bal (Catodon macrocephalus). amber ie i * Amber a ac n n toparlak, f nd k bykl nde, alt n sar s renginde gzel kokulu ie i. amberbaris * Sar al . amberbu amblem amboli * Hindistan'da, ran'da yeti en, pi ince gzel bir koku veren, iri ve uzun taneli bir tr pirin. * Soyut bir eyin, bir kavram n sembol olan varl k veya e ya, belirtke. * Atardamarda kan n p ht la mas veya ya parac klar n n olu mas sonucunda meydana gelen t kanma.

amblns * Hasta arabas , cankurtaran (arabas ), cankurtaran. amca * Baban n erkek karde i. * Ya l erkeklere sayg iin kullan lan seslenme. * Amca olma durumu.

amcal k

amcal k etmek * birine amca gibi yak nl k gstermek. amcamla day m, hepsinden ald m pay m * yak nlar ndan bekledi i ilgi ve yard m grmeyen bir kimsenin art k yeni bir dilekte bulunmaya niyetli olmad n anlatmak iin sylenir. amcazade * Amcan n o lu veya k z . amel * Yap lan i , edim, fiil. * Bir kimsenin dinin buyruklar n yerine getirmek iin yapt klar . * Srgn, trk, ishal. amele * i, emeki.

amele taburu * Genellikle yol yap m i lerinde grevli amelelerden olu an birlik. amelelik amel * Amele olma durumu. * e dayanan, i stnde, tatbik, pratik. * bak m ndan, i e. * Elveri li, kolay, uygun, kestirme. * Hareketle ilgili olan, yaln z d nce alan nda kalmay p i e dn en uygulamal , tatbik.

amelimanda * yapamaz durumda olan. ameliyat

* Operatrn, hasta zerinde kesme ve dikme yoluyla yapt mdahale, operasyon. * . ler, faaliyetler. ameliyat geirmek * ameliyat edilmi olmak. ameliyat masas * zerinde ameliyat yap lan zel donan ml masa. ameliyathane * Hastalar n ameliyat edildi i yer. ameliyatl * Ameliyat edilmi . ameliye * Yap lan i , i lem.

amenajman * Devlete ve ki ilere ait ormanlar n, nceden haz rlan p kabul edilmi esaslara uygun olarak i letilmesi. * Tabi kaynaklar n i letilmesi. amenna * nand k anlam ile "yledir", "do ru", "diyecek yok" gibi tasdik etme anlat r. Ament * Kur'an surelerinden birinin ad .

Amerika armudu * Defnegillerden, Amerika'da yeti en bir a a (Persea gratissima). * Bu a ac n armuda benzer yemi i. Amerika bademi * Aselbent ve zamk gibi maddeler veren bir s cak iklim a ac (Styrax americana). Amerika elmas * Antep f st gillerden, Amerika'da yeti en bir a a, bilader a ac (Anacardium occidentale). * Bu a ac n badem biiminde ekirdekli, armuda benzer yemi i. Amerika tav an * Kemiricilerden, arka ayaklar ok uzun, kk bir memeli krk hayvan (Eriomys chincilla). Amerika zm * ekerci boyas . Amerikal * Amerika Birle ik Devletleri halk ndan olan kimse. Amerikal la ma * Amerikal la mak i i veya durumu. Amerikal la mak * Amerikal lar n ya ay tarz n benimsemek. Amerikan * Amerika Birle ik Devletleri halk ndan olan kimse. * Amerika'ya zg, Amerika ile ilgili olan. amerikan * Pamuktan dz dokuma, kaput bezi. Amerikan bezi biiminde de kullan l r. Amerikan bar

* Lokanta, otel veya evlerde iki iin ayr lm k e. Amerikan bezi * Bkz. amerikan. Amerikan salatas * Rus salatas . Amerikanca * Amerika Birli ik Devletlerinde kullan lan ngilizce. Amerikanist * Amerikan tarihi ve kltr ile u ra an bilimci. Amerikanvar * Amerikal ya yak an biimde, Amerikal gibi. amerikyum * Atom numaras 95, yapay olarak elde edilen aktinitlerden bir element. K saltmas Am. ametal ametist amfi * Amfiteatr kelimesinin k salt lm . amfibi * ki ya ay l . * Hem karada hem de suda hareket eden (ta t), yzergezer. * Metal olmayan elementler. * Ss ta olarak kullan lan mor renkte bir tr kuvars.

amfibi harekt * Kara ve deniz aralar yla yap lan manevra. amfibol * Piroksenlere yak n siyah, esmer, ye il renkli bir silikat grubu.

amfibyumlar * Kurba a ve semenderleri iine alan iki ya ay l omurgal lar s n f . amfiteatr * Dinleyicilerin oturdu u, s ralar arkaya do ru basamakl olarak ykselen salon. * Yunan ve Roma'da a k hava tiyatrosu. * Toprak paras . amfizem amfor * ki kulplu, dibi sivri, dar boyunlu, karn geni testi. amfora amigo amigoluk * Bkz. amfor. * o unlukla spor yar malar nda seyircileri co turan kimse. * Amigonun yapt i . * Vcut organlar ndan bir blmnn hava ile i mesi.

amil amilz amin

* Yapan, etken, etmen, sebep, faktr. * Ni astay paralayarak ekere eviren bir enzim. * Amonyaktaki hidrojen yerine, tek de erli hidrokarbonlu kklerin gemesiyle olu an rnlerin genel ad .

min

* "Allah kabul etsin" anlam nda, dualar n aras nda ve sonunda kullan l r.

aminoasit * Bir amino grubu ile bir karboksil grubu ta yan, proteinlerin temel ta olan organik bile ik. amip * Amipler tak m ndan, vcudunun biim de i tirmesiyle olu an geici kollar veya ayaklar zerinde srnerek yer de i tiren, tatl ve tuzlu sularda ya ayan bir hcreli canl (Amoibe). amipler amipli * inde amip bulunan. * Amiplerin yol at . amir * Buyuran, emreden, st. * Bir i te emir verme yetkisi olan kimse. amiral * Deniz kuvvetlerinde, ordudaki general rtbesine e it rtbedeki subay. amirallik * Amiral olma durumu. * Amiralin makam . * Amir gibi, amire yak an biimde. * Amire yak r biimde, amir gibi. * Bkz. ita amiri. * Amir olma durumu. amit amitoz amiyane * Amonya n hidrojeni yerine bir asit kknn gemesiyle olu an birle iklerin s n f ad . * Amip, akyuvar ve baz bakterilerde hcre blnmesi yoluyla olan o alma. * Kibarca olmayan, baya . * S radan. * Bir hcreli hayvanlar n kk bacakl lar s n f na giren bir tak m .

amirane amirce amiriita amirlik

amiyane tabiriyle * halk a z ile, halk deyi iyle.

amma

* Bkz. Ama. * Yan na getirildi i kelimenin anlam na a r l k katarak a ma veya hayranl k anlat r.

amma velkin * Ancak, bununla beraber. ammada yapt n ha! * sylenen bir sze pek inan lmad n ve a ld n anlat r. amme * Halk n btn, kamu. amme davas * Kamu davas . amme efkr * Kamuoyu. amme hukuku * Kamu hukuku. amme idaresi * Kamu ynetimi. amme menfaati * Kamu yarar . amnezi amnios * Haf za kayb , bellek yitimi. * Dl kesesi.

amnios suyu * Dl kesesini dolduran ve cenini iinde bulunduran s v , a nak. amonyak * Azot ve hidrojen birle imi olan, keskin kokulu bir gaz (NH3). * inde bu gaz n eritilmi bulundu u su, n ad r ruhu.

amonyaklama * Amonyaklamak i i. amonyaklamak * Baz yemlerin amonyak veya bir amonyum bile i i ile kar t rmak veya doyurmak. amonyum * Amonyakl tuzlarda maden rol oynayan bir birle im kk (NH4). amonyum karbonat * Hamur kabartmada maya olarak kullan lan karbonik asidin amonyum tuzu, n ad r kayma . amonyum slfat * Sanayide sentez yolu ile elde edilen amonyum ntr slfat, azotlu gbrelerin en ok kullan lan d r. amor * Bir e it kuma .

amoralizm * Ahlk d c l k, tre d c l k.

amorf amorti

* Biimsiz. * Birden denerek faizinin i lemesine son verilen tahvil. * Piyangoda denen para kadar denen kar l k.

amorti etmek * bir giri imde yat r lan paray zamanla yeniden kazanmak. amortisman * Ta nmaz mallar n a nmalar na kar l k olarak, y ll k krdan ayr lan belirli pay. * Faizin i lemesine son vermek iin bir tahvilin birden denmesi. amortisr * Motorlu aralarda sars nt , sallant gibi hareketleri en aza indiren, yaylar n gereksiz hareketlerini gidermeye yarayan dzen. * Bu dzeni kuran ge, cihaz, yumu atmal k. amper * Elektrik ak m nda iddet birimi. K saltmas A.

amper saat * Bir amper iddetinde ak m geiren bir iletkenden bir saat iinde geen elektrik miktar . ampermetre * Amperler. amperler * Bir elektrik ak m n n iddetini lmeye yarayan ayg t, ak mler. ampir ampirik * Bir kurama de il de yaln zca deneye, gzleme dayanan. ampirist * Deneyci. * Napoleon dneminde Fransa'da ve Avrupa'da yay lm olan yap , mobilya, giyim vb. slbu.

ampirizm * Deneycilik. amplifikatr * Alak veya yksek frekansl ak mlar n gerilimini, iddetini veya gcn art rmaya yarayan ara, ykselte. ampul i e. * inde, elektrik ak m ile akkor durumuna gelerek k verebilen bir iletkeni bulunan, havas bo alt lm cam * inde o u kez zerk edilecek, s v durumda il bulunan kk veya byk cam tp.

amptasyon * Bir organ kesip karma. * Herhangi bir btnden bir para kesme veya koparma. amuda kalkmak * iki eli stne dayanarak bacaklar n havada dikey tutmak. amud * Dikey, dikine, dik. amuduf kar

* Omurga kemi i, bel kemi i. amut * Dikme, dik durumda. amyant an an an * Zihin. -an / -en -an / -en ana * simden isim treten ek: o ul-an > o lan, k z-an, kk-en vb. * Fiilden s fat treten ek. * Kolayca bklen ve ate e dayanan liflerden olu mu , bir tr ak asbest. * Zaman n blnemeyecek kadar k sa bir paras , lhza. * ki tarla aras ndaki s n r.

* ocu u olan kad n, anne. * Yavrusu olan di i hayvan. * Dince aziz tan nan baz kad nlara verilen sayg unvan . * Ya l kad nlara sayg l bir seslenme sz olarak kullan l r. * Velinimet. * Alaca n veya borcun, faizin d nda olan blm. * Temel, as l, esas. * izgilerden herhangi birini anlatan kelimeye s fat olarak geldi inde, o izginin, belirli bir kural alt nda hareket ederek bir yzey olu turmaya yarad n anlat r. ana ar * Ar beyi. ana avrat dz (veya dmdz) gitmek * svmek, kfretmek. ana baba * Ana ile baban n olu turdu u birlik.

ana baba bir * ayn ana ve babadan olan (karde ler). ana baba eline bakmak * ana ve baban n verdi i para ile geinmek. ana baba gn * ok kalabal k. * S k nt l kalabal k, tel l , tehlikeli zaman, yer veya durum. ana baba yavrusu * nazl bytlm ocuk. ana bilim dal * niversite veya fakltelerde blmlerin alt bilim veya uzmanl k dallar . ana bir, baba ayr * analar bir, babalar ayr olan (karde ler).

ana cadde * ehirde ara sokaklar n a ld geni yol. ana izgi ana dal * A a, a a k veya al larda gvdeden ilk kan ve bitkinin at s n olu turan dal. ana defter * Ticar bir kurulu un, ayl k ve bilno hesaplar n gsteren defter, byk defter, defterikebir. ana deniz * K talar birbirinden ay ran engin deniz, okyanus, umman. ana deniz bilimi * O inografi. ana dil * Ba ka diller veya leheler tretmi olan dil. ana dili ana direk * nsan n ocukken anas ndan, evindekilerden ve soyca ba l oldu u topluluktan rendi i dil. * Gemilerde, ekleme direklerde dipteki temel para. * Belli bir kurala gre yrtlerek bir biimin olu mas na yarayan izgi.

ana do rusu * Dnen silindirin yan yzn olu turan dikdrtgenin bir kenar . * Dnen koninin yan yzn olu turan dik genin hipotensne verilen ad. ana duvar * Bir yap n n, drt bir ynn evreleyen kal n d duvar. ana d nce * Temel fikir. ana fikir * Belirli bir konuda bir yaz n n temeli olan d nce.

ana gibi yr olmaz, Ba dad gibi diyar olmaz * insanlar iinde bize ana kadar candan ba l dost yoktur. ana kad n * Bir ailede veya bir toplulukta en ok say lan kad n. ana kap * Bir yap n n ssl, byk n kap s . ana kara ana kent * Yeryzndeki be byk kara paras ndan her biri, k ta.

* Bir lkenin veya bir blgenin evresindeki yerle im yerlerine ekonomik ve toplumsal ynlerden egemen olan ve genellikle lkenin ba ka lkelerle olan her trl ili kilerinin sa land en nemli kenti, metropol, byk ehir. * Bir lkede byk kentlerden herhangi biri, metropol, byk ehir. ana k z na taht kurar, k z baht kocadan arar (veya ana k z na taht kurmu , baht kuramam ) * kocas iyi olmayan bir kad n, kendi ne kadar zengin olursa olsun, mutlu olamaz. ana kitap * Bir bilim alan nda yaz lm temel kitap.

ana kk

* Tohumun imlenmesinden sonra kk n topra a dalarak geli mesi sonucu olu an ilk kk.

ana kralie * Kral n annesi. * Ar beyi. ana kubbe * Camilerde ayaklar veya ana duvar zerindeki kasna a oturtulmu kubbe. ana kuca * Anan n sevgi ve sevecenlikle dolu evresi. ana kuyu * bir ocakta ana k ve havaland rmada kullan lan kuyu. ana kuzusu * Pek kk kucak ocu u. * S k nt ya, g i lere al mam , nazl bytlm ocuk veya gen. ana mektebi * Bkz. anaokulu. ana motif * Bir sanat eserinde s k s k tekrarlanarak ona zellik kazand ran motif, laytmotif. ana muhalefet * ktidar n d nda say ca en stn olan parti. ana ortakl k * Birok ortakl n pay senetlerini elinde bulundurarak onlar denetimi alt nda tutan sermaye yat r m ortakl , holding. ana rahmine d mek * dl yata nda cenin olu mak. ana saat saat. ana sanl * Soyad n ana ynnden alan. ana sav ana saya * leri srlerek savunulan d ncelerin en belli ba l olan . * Bir gzlem evi veya kurumda, saatler iinde en do ru giden ve br saatlerin ayarlanmas nda kullan lan

* Belirli bir yerle im birimine veya bir ehre verilen toplam gaz n llmesi amac yla, ana da t m boru hatt ba lang c na tesis edilen saya sistemi. ana s n f * Genellikle be ya n bitirmi ocuklar ilkokul renimine haz rlayan s n f. ana szle me * Taraflar aras dzenlenen ilk ve temel szle me. ana ehir * Ana kent.

ana toplardamar * Kirli kan kalbin sa kulak na bo altan iki byk toplardamardan her biri.

ana vatan * Ana yurt. * Bir eyin ilk kez yeti tigi, grnd yer. ana yap * Bir yap btn iinde ykseklik ve biim bak m ndan gze arpan, nemli blm. ana yar s * Teyze. ana yol * Kk yollar n kendisine a ld byk yol. * Cadde. * Kuzey, gney, do u ve bat ynlerinden her biri. * lk yurt edinilen yer, ana vatan. ana yre i * Annelik duygusu, ana sevecenli i. anabolizma * zmleme. anaca anac k * Kk anne. * Sevimli, sempatik anne. anac l * Anas na d kn (ocuk). ana * Yavru yeti tirecek duruma gelmi olan hayvan veya yemi verecek durumdaki a a. * ri, kart. * Kurnaz, deneyli, bilgili, ba na buyruk. * Ana olarak.

ana yn ana yurt

anala ma * Anala mak i i. anala mak * Ana duruma gelmek. anal k * Ana olma durumu.

anadan (yeni) do mu a dnmek (veya anadan yeni do mu gibi olmak) * dertsiz, tasas z, sa l kl bir duruma gelmek. anadan do ma * r l plak. * do u tan olan. anadan grme * annesinde grd gibi. * geleneksel.

Anadolu

* n Asya'n n bir paras olarak Trkiye'nin Asya k tas nda bulunan topra na verilen ad.

Anadolulu * Anadolu halk ndan olan (kimse). anadut * Ekin veya ot demetlerini arabaya yklemeye veya harman aktarmaya yarayan, uzun sapl ara, dirgen, yaba. anaerki * Soyda temel olarak anay alan ve ailede ocuklar ana kln na mal eden ilkel bir toplum dzeni, mader ahlik. anaerkil * Anaerki temeline dayanan, mader ah, matriarkal.

anaerkillik * Kad n n stnl ne dayal toplumsal rgtlenme dzeni. * Anan n egemen oldu u aile hayat . anaerobik * Oksijensiz yerde ya ayabilen, yeti ebilen. anafor * Bir engelle kar la an su veya hava ak nt s n n dnerek ve ukurla arak yapt evrinti, ters ak nt lar n olu turdu u dnme, e rim, evri, burga, girdap. * Karmakar k, sinirli, g durum. * Yolsuz veya emeksiz elde edilen ey. anafora kapt rmak * emeksiz, kar l ks z olarak ba kas n n yararlanmas na imkn vermek. anaforcu * Yolsuz veya emeksiz kazan pe inde olan (kimse).

anaforculuk * Anaforcu olma durumu. anafordan * yolsuz veya emeksiz olarak. anaforlama * Anaforlamak i i. anaforlamak * Yolsuz veya emeksiz olarak kazan elde etmek. anaforlu anagram * Bir kelimedeki harflerin yerini de i tirerek elde edilen kelime. anahtar * Bir kilidi a p kapamak iin kullan lan ara, aar, ak . * Bir eyin zembere ini kurmak iin kullan lan ara, kurgu. * ifre yazmak ve zmek iin kararla t r lm olan yol. * stenilen yere veya ayg ta, iste e gre elektrik ak m n n gemesini sa lamak iin kullan lan dzen, komtatr. * Somunlar veya vidalar evirerek s k t r p gev etmek iin kullan lan elik sapl ara. * Notalar n mzik merdivenindeki ykseklik derecelerini gstermek ve buna gre okunmas n sa lamak iin portenin ba na konulan i aret. * Ak nt l , cereyanl .

* Konserve kutular n n kapa n keserek amaya yarayan alet, aacak. * Vesile, ara, vas ta. anahtar a zl * Mobilya kapaklar n n ve ekmecelerin yzlerine a lan anahtar deliklerinin zerine ivilenen paslanmaz elik veya dkmden yap lm ortas anahtara uygun, delikli metal ve plstik gere. anahtar bitkiler * Mera zerinde ok bulunan ve bunlar n do ru bir ekilde otlat lmalar ile tm meran n do ru bir ekilde otlanm olaca kabul edilen bitki trleri. anahtar kelime * Bir kompozisyonda kullan lan teman n ifade edildi i ba l ca kelimelerden biri. anahtar ta * (yap c l kta) Kemerlerin en stndeki ta , kilit ta . anahtar uydurmak * bir kilidi amak iin kendi anahtar ndan ba ka bir anahtar kullanmak. anahtar vermek * (tulat tiyatrosunda) komi e nkte yapma kolayl vermek. anahtarc * Anahtar yapan, satan veya onaran kimse. * Kap , kasa gibi yerlere anahtar uydurarak h rs zl k yapan kimse. anahtarc l k * Anahtarc n n yapt i . anahtar beline takmak * evde ynetimi ele almak. anahtarl k * Anahtarlar n kaybolmas n nlemek, kolayca kullan lmas n sa lamak iin tak ld maden, deri ve benzerinden yap lan halka veya k l f. -anak / -enek * Fiil kklerinden isim treten ek. anakonda * Bo agillerden tropikal Gney Amerika'da ya ayan, av n sararak ve s karak ldren y lan (Eunectes murinus). anakronik * a gemi , a a uymaz, eskimi . anakronizm * Tarihe ayk r l k. * a a uymama. anala t rma * Anala t rmak i i. anala t rmak * Annedeki zellikleri kazand rmak. anal * Anas olan.

anal kuzu k nal kuzu * Bkz. anal .

anal kuzu, k nal kuzu * annesi sa olan ocuklar n mutlulu unu anlat r. anal k * Ana olan n durumu. * Ana duygusu. * Ana yerini tutan veya ana kadar yak nl k gsteren kad n. * vey ana. * Anaca davran .

anal k etmek * anal k grevini yapmak veya ana gibi yak nl k gstermek. anal k zl * Sala, tuz, su, bulgur ve k yman n yo rularak kk kfteler hline getirilmesi ve bu malzemenin et suyu ve nohut ile pi irilmesiyle haz rlanan yemek. analist * Tahlil, analiz yapan kimse, zmleyici. analitik analiz * zmlemeli. * zmleme, tahlil.

analiz etmek * zmlemek, tahlil etmek. analizci * Analizle u ra an veya analiz yapan kimse. analizr analjezi analjezik analoji * Benze im, benze me. * And r , and r ma. * rnekseme. analojik * Analoji ile ilgili, benze meye dayanan. * Analiz yapan cihaz, ayg t veya organ. * A r y dindirme, ac duyumunu yok etme, ac yitimi. * Bkz. a r kesen.

anam avrad m olsun * birini kesin olarak inand rmak iin sylenen ok kaba bir ant. anam babam * teklifsiz bir seslenme. anam! * Kad n erkek, byk kk herkese kar kullan lan teklifsiz bir seslenmek. * Sese verilen tona gre a ma, be enme, ac , znt gibi duygular anlat r. * Sermaye, kapital.

anamal

sermaye.

* Bir ticaret i inin kurulmas , yrtlmesi iin gereken anapara ve paraya evrilebilir mallar n btn,

anamal birikimi * Anamalc n n elde etti i art k de erin bir blmn kendi kullan rken byk blmn anamal na ekleyerek onu bytmesi. anamalc * retim aralar n zel mlkiyetinde bulunduran, anamal sahibi, sermayedar, kapitalist. * Anamalc l k dzenini benimsemi . anamalc l k * Anamala dayanan ve kr amac gden retim dzeni, kapitalizm. anan yah i, baban yah i * birini, bir i e raz etmek iin gere inden ok verek yumu atmak amac gdld n ba kas na anlat rken kullan l r. ananas * Ananasgillerden, s cak lkelerde yeti en bir a a (Ananas sativus). * Bu a ac n tad , kokusu ok be enilen meyvesi. ananasgiller * Bir eneklilerden, s cak lkelerde yeti en ve rne i ananas olan bitki familyas . an'ane an'aneci * Gelenek. * Ananeye ba l olan, geleneki.

an'anecilik * Gelenekilik. an'anesiz * Gelene e sahip bulunmayan. ananet an'anevi * Erkekte cinsel gszlk, pululuk. * Gelene e dayanan, geleneksel.

anan n ak st gibi (hell olsun) * anam n st bana nas l hell ise, bu da sana yle hell olsun. anan n rekesi * sama bir sze kar verilen kar l k. anaokulu * renim a na henz gelmemi iki ile alt ya aras ndaki ocuklar okul dzenine haz rlayan e itim kurulu u. anapara anar i * letilen paran n faiz kat lmam btn. * Siyas ve idar kurumlardaki zlme sonucu olarak devlet denetiminin kalmamas durumu, ba s zl k. * Karga a, ba bo luk. * Anar i niteli inde olan.

anar ik

anar ist

* Anar i ile ilgili olan. * Anar izm yanl s olan kimse.

anar istle me * Anar istle mek i i veya durumu. anar istle mek * Anar ist zelli i ta mak. anar istlik * Anar ist olma durumu, i i. anar izm * Tarih artlar ne olursa olsun devletin ortadan kald r lmas na al an reti. anartri * Dil tutuklu u.

anas a lamak * ok s k nt ekmek, eziyet ekmek, bitkin duruma gelmek. anas danas * soyu sopu, btn aile. anas k l kl * gr , davran , huy vb. bak m ndan anas na benzeyen. anas turp (veya sar msak), babas algam (veya so an) * ne oldu u belirsiz kimselerin ocu u. anas yerinde * bir gencin anas kadar ya l (kad n). anas l * Kkten, as l olarak, esasl bir biimde.

anas na avrad na svmek * birinin anas n ve kar s n amalayarak irkin sz sylemek. anas na bak, k z n al, kenar na bak, bezini al * bir k z n karakterini renmek isteyenler, anas n n hlini gz nne al rlarsa aldanmam olurlar. anas ndan do du una pi man * ok tembel, enge. * can ndan bezmi . anas ndan do du una pi man etmek * ok eziyet etmek, ok zmek, bezdirmek. anas ndan emdi i st burnundan (fitil fitil) gelmek * bir i i yaparken ok s k nt ekmek. anas ndan emdi i st burnundan getirmek anas n a latmak * bir kimseye ok eziyet etmek, ok s k nt ektirmek. anas n bellemek * bir kimseye en byk ktl yapmak.

anas n e ek kovalas n! * sz edilen kimse veya i iin b kk nl k, dikkate almama ve umursamama anlat r. anas n sat! (veya satay m) * nem verme, ald rma, umursama, bunun iin gam yeme (yemem)!. anas n n gz * ok kurnaz, ok a k gz, dalavereci, hino luhin. anas n n ipini satm (veya pazara karm ) * ipsiz, kendisinden her trl soysuzluk beklenebilen (kimse). anas n n k z * anas n n huylar kendisinde de grlen k z. anas n n krpe kuzusu * pek kk kucak ocu u. anas n n nikh n istemek * bir eye de erinden ok para istemek. anas r anas z anas zl k anason * Maydanozgillerden, kokulu tohumu hamur i lerinde ve rak yap m nda kullan lan, yurdumuzda ekimi yap lan bitki (Pimpinella anisum). anatomi * nsan, hayvan ve bitkilerin yap s n ve organlar n n birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim, te rih. * Beden yap s , gvde yap s . * Bir eyin olu umunda gze arpan zel yap . anatomici * Anatomi uzman . * Anatomi dersi veren retim yesi. anatomik * Anatomi ile ilgili. * nsan vcudunun anatomisi ile ilgili. * Unsurlar, geler. * Anas olmayan. * Anas z olma durumu.

anatomist * Anatomiyle u ra an bilimci. anava ya * Gc bal klar n Akdeniz'den Karadeniz'e kmas , katava ya. anayasa * Bir devletin ynetim biimini belirten, yasama, yrtme, yarg lama glerinin nas l kullan laca n gsteren, yurtta lar n kamu haklar n bildiren temel yasa, kanunuesas, te kilt esasiye kanunu. anayasac * Anayasay savunan, anayasadan yana olan. * Anayasa konusunda yetkili olan, anayasa okutan (kimse). anayasal

* Anayasa ile ilgili. anbean * Dakikadan dakikaya, her an, gittike. anca * Ancak.

anca beraber, kanca beraber * bir i te iki veya daha ok kimsenin, o i kt de gitse, birbirinden ayr lmamalar gerekti ini anlat r. ancak * "Yaln z, sadece" gibi s n rlama anlat r. * "Olsa olsa", "en ok", "daha ok", "glkle" gibi, bir eyin daha o unun, ilerisinin olmad n gsterir. * "Lkin", "ama", "yaln z" gibi bir d nceye kar t ikinci bir d nceyi anlat r. * En erken. * Genellikle hamsi, bazen de aa, sardalye veya tirsi bal klar ndan yap lan tuzlu ve ya l ezme. * Ajanda. * (o ul durumunda) An lar, hat rat. * An , yadigr. * Yar yava , adagio ile andantino aras .

anez anda

andante

andantino * Andante'den daha canl , daha h zl . andaval * Ahmak, aptal, beceriksiz, sa k n, bn.

andavall * Bn ve grgsz, beceriksiz (kimse). andemi andemik andezit and k * S rtlan. and r * And rmak i i veya biimi, analoji. * ki ey aras nda baz noktalardaki uygunluk, benzerlik durumu, temsil. * Belli bir blgede s k s k grlen hastal k. * Belli bir blgede s k s k grlen. * Pljiyoklzl bir yanarda kltesi.

and r ma * And r mak i i, analoji. * ltibas. and r mak * (bir ey) Ba ka bir eyi and rmak. and rma * And rmak i i.

and rmak * Anmak i ini yapt rmak. * Benzer yanlar bulunmak, a r t rmak. and z * Yapraklar dikenli olan bir e it ard . * Servi a ac . * K rlarda yeti en yaban bir otun kk.

and z otu * Birle ikgillerden, nemli yerlerde yeti en, sar iekli, ac ve kokulu bir ot ( nula). andoskop * Bkz. endoskop. andoskopi * Bkz. endoskopi. andropoz * Erkeklerde ya dnm. anekdot * K sa veya zl anlat m olan gldrc hikye, f kra. anele anemi anemik * Gemilerde trl i lerde kullan lan bir tr demir halka. * Kans zl k. * Kans z.

anemometre * Yeller. anemon aneroit anestezi * Da llesi. * C va yerine bir maden kutu kullanmak temeline dayanan kadranl barometre. * Uyu turucu bir illa vcudun btnnde veya belirli bir blgesinde duyular n yok olmas , duyum yitimi.

anestezist * Anestezi uzman . anesteziyoloji * Duyum yitimi bilimi. anevrizma * Bir atardamar n bir noktas nda olu an ur biimindeki gev eme i kinli i. angaje * Szle veya yaz l olarak ba lanan.

angaje etmek * birini sz veya yaz ile ba lamak, taahht etmek. angaje olmak

* szle veya yaz l olarak bir eye ba lanmak. angajman * Yklenme, stlenme, ba lant , taahht. angajmanl * Ba lant s , taahhd olan. angajmans z * Ba lant s , taahhd olmayan. angajmans zl k * Angajman olmama durumu. angarya * Bir kimseye veya bir toplulu a zorla, cret vermeden yapt r lan i . * Klelik dzeninde kylnn derebeyine yapt zorunlu cretsiz hizmeti. * Sava durumundaki bir devletin, kendi sular ndaki yabanc bir devletin ticaret gemilerine el koyarak bunlardan yararlanmas . * Ola anst durumlarda veya s k ynetimde devletin vatanda lara ait ta tlara el koymas . * Usand r c , b kt r c , zorla yap lan i . angarya ekmek * bir i i isteksizce, hat r iin yapmaya mecbur olmak. angaryac * Ba kas na cretsiz i yapt ran kimse. angaryaya ko mak * birini zorunlu olmad hlde bir i te al maya zorlamak. ang ang n * nl, an lm , me hur. Anglikan * ngiliz kilisesine ba l olan (kimse). * Harman zaman fazla sap yklemek iin kz ve at arabalar n n iki taraf na tak lan parmakl k.

Anglikanizm * ngiliz kilisesinin tuttu u inan yolu. Anglofil * ngiliz yanl s .

Anglosakson * V. ve VI. yzy lda Byk Britanya'y ele geiren Cermen rk ndan oymaklara verilen ad. * Ana dili ngilizce olan kimse. * ngilizlere has olan. Angolal * Angola'da ya ayan (kimse). angstrm * Metrenin on milyarda biri de erine e it olan k dalgalar n lme birimi. K saltmas A. angud angut * Angut ku unun renginde. * rdekgillerden, tyleri kiremit renginde, evcille tirilebilen bir yaban ku u (Casarca ferruginea).

* Ahmak, kaba saba. anha minha * A a yukar . anhidrit an * Genellikle kaya tuzu ve al ta yla birlikte bulunan do al, susuz kalsiyum slfat. * Hat ra. * Ya anm olaylar n anlat ld yaz tr, hat ra. * Haz r. * An klamak i i.

an k an klama

an klamak * Haz rlamak. an kla ma * An kla mak i i. an kla mak * Haz r olma durumu. an kl k an la ma * An la mak i i, an durumuna girme. an la mak * An niteli i kazanmak. an lma an lmak * An lmak i i. * Anmak i ine konu olmak, hat rlamak. * Haz rl k.

an msama * Hat rlama. an msamak * Hat rlamak. an msanma * Hat rlanma. an msanmak * Hat rlanmak. an msatma * Hat rlatma. an msatmak * Hat rlatmak. an r * An rma i i veya biimi.

an rma an rmak an rt an rtma

* An rmak i i. * (e ek) Ba rmak. * E e in an r rken kard ses. * An rtmak i i.

an rtmak an t rma

* An rmas n sa lamak. * An t rmak i i. * Bir yaz da veya iirde bilinen bir olay , bir ataszn anlatma veya a r t rma sanat , telmih.

an t rmak * Bir eyi a ka sylemeyip st kapal anlatmak, dolayl anlatmak, ima etmek ihsas etmek. an t * nemli bir olay veya byk bir ki inin gelecek ku aklarca tarih boyunca an lmas iin yap lan, gze arpacak byklkte, sembol niteli inde yap , abide. * nemi ve de eri ok olan eser. an t mezar * Grkemli, an tsal mezar. An tkabir * Atatrk'n mezar . * (kk a ile) Tarih de eri olan ki ilerin mezar olarak yap lan an t de erindeki yap . an tla ma * An tla mak i i. an tla mak * An t durumuna gelmek, an t de eri kazanmak. * Sayg ve sevgi ile an l r duruma gelmek, abidele mek. an tla t r lma * An tla t r lmak durumu. an tla t r lmak * An tla t rmak durumuna getirmek. an tla t rma * An tla t rmak i i. an tla t rmak * An t durumuna getirmek, abidele tirmek. an tsal * An t niteli inde olan, an ta benzeyen, abidev. * Bykl , grn ve gzelli iyle grenleri etkileyen, grkemli. an ts * An ta benzer. an z

* Ekin biildikten sonra tarlada kalan kkl sap. * Ekin biildikten sonra srlmemi tarla. an z bimek * an z ve tarla kenar ndaki otlar bimek. an z bozmak * an z alt st etmek iin topra yzden srmek. an zl k an * An z sklmemi tarla. * Bir anda oluveren, apans z. * Ans z n, birdenbire. * Bir anda gerekle tirilen hcum. * Bir andaki h z. * Hemencecik, bir anda, birden. anden anif anilin * Ans z n, birdenbire. * Sert, kaba. * Benzenden treyen bir amin.

an ak n an h z ande

anilin boyalar * Ta kmr eterinden elde edilen, foto raf l kta, bas m i lerinde, boya sanayiinde kullan lan organik boya cevheri. animasyon * Canland rma. animato animizm anjin anjiyo * Anjiyografinin k saltmas . anjiyo olmak * anjiyografi ektirmek veya yapt rmak. anjiyografi * Damar iine x nlar n geirmeyen bir madde r nga edildikten sonra damarlar n filminin al nmas . anjiyoloji * Dola m organlar n inceleyen anatomi blm. * Bir paran n canl al naca n anlat r. * Canl c l k. * Bo az mukozas n n i mesi, bo ak, yutak iltihab , hunnak, farenjit.

Anka

* Masallarda ad geen ve gerekte var olmayan byk bir ku , Zmrdanka.

Ankara keisi * Uzun, k v rc k ve ipek gibi yumu ak k llar olan ve Ankara yresinde yeti tirilen evcil kei tr, tiftik keisi. Ankara kedisi * Uzun tyl ve Ankara yresinde yeti en kedi rk . ankastre * Bir oyu a, yuvaya yerle tirilmi (tesisat).

ankesrl telefon * Kutulu telefon. anket * Soru turma, sormaca.

anket yapmak * bir konuda soru turma, ara t rma yapmak. anketi * Soru turmac .

anketilik * Soru turmac l k. anketr ankiloz * Oynar eklemlerde oynakl n kalmamas yla eklemin i lemez duruma gelmesi, eklem kayna mas . anlad msa arap olay m * hibir ey anlamad m. anlak anlakl anlam * Bir kelimeden, bir szden, bir davran veya olgudan anla lan ey; bunlar n hat rlatt d nce veya nesne, mana, fehva. * Bir nermenin, bir tasar n n, bir d ncenin veya eserin anlatmak istedi i ey. anlam ayk r l * Kar t anlaml kelimelerin, szlerin bir araya gelmesi. anlam baya la mas * Anlam ktle mesi. anlam bilimi * Dili anlam a s ndan inceleyen bilim dal , semantik. anlam bilimsel * Anlam bilimi ile ilgili, semantik. anlam karmak * bir cmlede veya bir metinden yeni ve de i ik bir anlam yakalamak veya bulup karmak. * Zek. * Zeki. * Anket yapan uzman.

* yersiz ve gereksiz bir yarg ya varmak, yanl de erlendirmek; bir sze, syleyenin akl ndan gemeyen bir anlam vermek. anlam daralmas * Geni kavramlar olan bir kelimenin, bu kavramlar iinden tek bir anlam bildirmesi durumu, genel bir anlamdan zel bir anlama gei . anlam de i mesi * Anlam n daralmas , geni lemesi, kaymas veya baya la mas . anlam geni lemesi * Dar bir anlamda kullan lan baz kelimelerdeki anlam n ilgili kavramlara yay lmas . anlam iyile mesi * Kt ve olumsuz bir anlam olan bir kelimenin zamanla iyi bir anlam kazanmas . * Bkz. isimden treme fiil. anlam kaymas * Yeni bir anlam vermek zere kelimelerin gerek anlamlar ndan kayarak kal pla malar . anlam ktle mesi * Anlam iyi ve olumlu olan bir kelimenin zamanla kt veya ktye do ru giden bir anlam kazanmas . anlam vermek * kendince bir yarg ya varmak, yorumlamak. anlama * Anlamak i i, vukuf. * Bir olay veya nermenin daha nce bilinen bir kanunun veya formln sonucu oldu unu grme. anlamak * Bir eyin ne demek oldu unu, neye i aret etti ini kavramak; yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonu niteli inde ba ka bir bilgi edinmek. * Sorup renmek. * Do ru ve yerinde bulmak. * Birinin duygular n , isteklerini, d ncelerini sezebilmek. * Bir ey zerinde bilgisi bulunmak. * (olumsuz veya soru biiminde) yilik grmek, yararlanmak. * Sahip olmay istemek, dile inin yerine getirilmesini istemek. anlamamak * ho lanmamak, ilgilenmemek. anlamamazl k * Anlamazl k. anlamazl k * Bir eyi anlamam , kavrayamam gibi davranmak. anlamazl ktan gelmek * bir eyi anlad hlde anlamam , fark na varmam gibi davranmak. anlamda * E anlaml , mradif, mteradif, sinonim. anlamda l k * E anlaml l k. anlam na gelmek (veya manaya gelmek) * (bir anlam) bildirmek. anlamland rma

* Anlamland rmak i i. anlamland rmak * Anlam n a klamak; anlam vermek, anlam kazand rmak. anlaml * Anlam olan, bir ey demek isteyen, d ndrc, manal , manidar.

anlaml anlaml * Anlaml olarak. anlaml l k * Anlaml olma durumu. anlamsal * Anlamla ilgili, semantik. anlams z * Anlam olmayan, nemli bir ey anlatmayan, manas z. anlams zla ma * Anlams zla mak durumu. anlams zla mak * Anlams z duruma gelmek. anlams zla t rma * Anlams zla t rmak durumu. anlams zla t rmak * Anlams z duruma getirmek. anlams zl k * Anlams z olma durumu, manas zl k. anlars n ya! * a klanmamas gereken bir olay dolayl yoldan anlatmak iin kullan l r. anla k * Aralar nda anla ma bulunan taraflardan, kimselerden biri. anla lan * anla ld na gre, galiba.

anla ld Vehbi'nin kerrakesi * i in i yz, gere i renildi. anla ld Vehbi'nin kerrakesi * Bkz. anla ld Vehbi'nin kerrakesi. anla lma * Anla lmak i i. anla lmak * Anlamak i ine konu olmak, belli olmak, ortaya kmak. anla lmaz * Anla lmas g olan, bir anlam verilemeyen, kar k, mu lk. anla ma * Anla mak i i, uyu ma, itilf.

* Devletler aras siyas, ekonomik, kltrel vb. alanlarda yap lan uzla ma ve bu uzla man n tespit edildi i belge, uyu ma, itilf, antant. anla ma yapmak * anla ma belgesi dzenleyip imzalamak. anla mak * D nce, duygu, ama bak m ndan birle mek. anla mal * Anla maya dayanan. anla maya varmak * bir konuda birisiyle anla mak. anla mazl k * ki veya daha ok taraf n kar la an d nce ve amalar aras nda ayr l k, uyu mazl k, ihtilf. anla mazl k kmak * bir konuda uyu mazl k sz konusu olmak. anla t rma * Anla t rmak i i. anla t rmak * Anla may , uzla may , uyu may sa lamak. anlata anlata bitirememek * bir eyden ok sz etmek, vmek. anlat * Hikye etme, tahkiye. anlat c anlat lma * Hikye, f kra gibi eyleri anlatan kimse. * Anlat lmak i i.

anlat lmak * Anlatmak i ine konu olmak. anlat m * Anlatmak i i. * Bir duyguyu, bir d nceyi, bir konuyu sz veya yaz ile bildirme, ifade. anlat m bilimi * slp yntemlerini inceleyen edeb ara t rma, inceleme, stilistik. anlat m tonu * Anlat mda mant k ve d nce zelli ine gre olu an ton. anlat mc * Yaln zca hikye etmeye a rl k veren (eser). * Eserlerinde hikye etmeye, tahkiyeye a rl k veren (yazar). anlat mc l k * Bkz. ekspresyonizm. anlat ml * D nce ve duyguyu gl ve canl bir biimde anlatan.

anlat anlatma anlatmak

* Anlatmak i i veya biimi, takrir. * Anlatmak i i. * Bir konu zerinde a klamada bulunmak, bilgi vermek, izah etmek. * nand rmak, belirtmek. * Sylemek, nakletmek.

anlatt rma * Anlatt rmak i i. anlatt rmak * Bir konu zerinde bilgisini lmek, a klama yapt rmak. anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az * anlay l kimseleri en kk bir sz bile etkiler, oysa anlay s z kimselere ne sylense yarars zd r. anlay p dinlemek * (bir olayla ilgili olarak) iyice anlamak. anlay * Anlamak i i veya biimi, telkki, zihniyet. * Anlama yetene i, feraset, izan, zek. * Ho grme, hlden anlama. * Ay r c bir nitelik olmak bak m ndan gr , zihniyet.

anlay gstermek * istenilen veya sylenilen bir eyi ho gryle kar lamak. anlay l * Anlay olan, ferasetli, izanl , zeki. * Ho grl. anlay l l k * Anlay l olma durumu. anlay s z * Anlay k t olan, kafas z, kavray s z, vurdumduymaz, kal n kafal , izans z, ferasetsiz, gabi. * Ho grsz. anlay s zl k * Anlay k tl , kafas zl k, kal n kafal l k, vurdumduymazl k, izans zl k, gabavet. * Ho grszlk. anl anl * Gzel, gsteri li, nl. anl k entelekt. * K sa sren, bir an iinde olan. * Duyu ve iradeden ayr olarak d nlen bilme melekesi, anlama gc; usa vurma, yarg lama, mdrike,

anl k l k * Duyu ve irade kar s nda anl n stnl n ileri sren doktrin, zihniye, entelektalizm. anma * Birini veya bir eyi akla getirerek szn etme. * lm bir insan hat rlamak iin yap lan tren, ihtifal.

anma treni * Bir ki iyi veya bir olay hat rlamak iin yap lan tren. anmak * Birini veya bir eyi akla getirerek szn etmek veya onu d nmek, zikretmek, hat rlamak. * Bir sz a z na almak. * Bir arma anla gnln almak. * Adland rmak. * An lmak iin verilen ey, hat ra, yadigr, bergzar. * ocu unu dnyaya getiren kad n.

anmal k anne

anne olmak * (kad n) ocuk sahibi olmak. anneanne * Annenin annesi. annelik * Anne olma niteli i veya durumu.

annelik etmek * annelik grevini yapmak veya anne gibi ilgi ve yak nl k gstermek. anofel anomali * Sapakl k, ayk r l k. anonim * Ad san bilinmeyen. * Yarat c s n n ad bilinmeyen (eser). * S tma mikrobunu a layan bir tr sivrisinek (Anopheles maculipennis).

anonim ortakl k * Sermayesi paylara blnm olan ve her orta n sorumlulu u sermayedeki pay yla s n rl bulunan ortakl k, anonim irket. anonim irket * En az be ki inin kurdu u, sermayesi hisselere blnm ve her orta n sorumlulu u sermayedeki hissesi ile s n rl ortakl k, anonim ortakl k. anons * Duyuru, duyurma.

anons etmek * szle veya yaz yla bir durumu, bir haberi halka bildirmek. anonsr anorak * Ba l kl , su geirmeyen spor ceket. anorganik * norganik. anormal * Genel olan rne e, al lm a ve kurala ayk r olan; dzgn olmayan, gayritabi. * Bkz. sunucu.

* Dengesi bozuk, deli. anormalle me * Anormalle mek i i. anormalle mek * Anormal duruma gelmek. anormallik * Anormal olma durumu. anot ansefal * Kafatas iindeki beyin ve yard mc organlar n hepsi. ansefalit ans ma ans mak ans z * Anlay s z, ak ls z. * Birdenbire, habersiz. ans z n * Hi hat ra gelmedik bir s rada, birdenbire, an olarak, anden. ansiklopedi * Btn bilim, sanat dallar n tek veya bir arada belli bir ynteme gre inceleyen eser, bilgilik. ansiklopedici * Ansiklopedi haz rlayan veya satan (kimse). ansiklopedicilik * Ansiklopedicinin yapt i . * De i ik alanlardaki bilgileri sistemli bir yntemle bir araya getirme veya toplama i i. ansiklopedik * Ansiklopedi ile ilgili. * Her konuda biraz bilgi sahibi olan. ansiklopedik szlk * Alfabetik s raya gre kelimelerin kar l klar n geni bir biimde veren, zel adlar da iine alan szlk tr. ant * Tanr 'y veya kutsal bilinen bir ki iyi, bir eyi tan k gstererek bir olay do rulama, yemin. * Kendi kendine sz verme. ant imek (veya etmek) * bir eyi yapmaya veya yapmamaya ant ile sz vermek, yemin etmek. ant karde i * Bkz. kan karde i. ant verdirmek * bir eyi yapmas iin bir kimseye ant iirmek. * Beynin irinsiz iltihapl hastal . * Bkz. an msama. * Bkz. an msamak. * Bir elektrolitte elektrik ak m n n gelip ba land ve ieri girdi i u, art u.

ant vermek * "Allah a k na, "ocuklar n n ba iin" gibi szlerle kar s ndakini bir eye zorlamak. antagonizma * Tezat. antant * Anla ma, uyu ma, mutabakat, itilf.

antant kalmak * anla mak, uzla mak. antarktik * Gney kutupla ilgili, gney kutup yak n nda olan.

antarktik kara * Gney kutuptaki kara blgesi. anten * Bo lukta yay lan elektromanyetik dalgalar toplayarak bu dalgalar n transmisyon hatlar ierisinde yay lmas n sa layan cihaz. * Duyarga. * Olta amand ras n n alt ve st k sm nda bulunan ince ular. anten ykselteci * Anten ile al c aras nda yer alarak elektromanyetik dalgalar n genli ini ykselten cihaz. antenli * Anteni olan.

antenli bal k * G s yzgeleri sapl , iskeleti kemikle mi , s rt yzgeleri uzam kemikli bal k tr. Antep baklavas * Antep yresinde yap lan zel bir tatl tr. Antep f st * Antep f st gillerin rnek bitkisi, yurdumuzda Gazi Antep ve Siirt blgelerinde yeti en, yanl olarak am f st da denilen bir a a (Pistacia vera). * Bu a ac n, ince ve sert kabuklu, ya l yemi i. Antep f st giller * Ayr ta yaprakl lardan, tipik rne i Antep f st a ac olan bir familya. Antep i i * Gazi Antep yresine zg, iplikleri kar lm ve kafes eklini alm kuma zerine ayn renk iplikle verevine sar larak yap lan bir e it el i lemesi. anterit * nce ba rsak iltihab .

anterograf * Ba rsak kas lmalar n lmeye yarayan alet. anterosel * nce ba rsak f t .

anterostomi * Ba rsak d mlenmesinin kesilip al nmas . antet

* K t veya zarf stne bas lm ad ve adres, ba l k. antetli * Ba l kl . antetsiz * Ba l ks z.

antialerjik * Alerjilerin nlenmesinde veya tedavisinde kullan lan illar n zelli i. antiasit * Alkalik, kalev.

antibiyotik * Bitkilerde, zellikle kf mantarlar nda bulunan veya sentezle elde edilen, birok mikroba kar kullan lan, penisilin, streptomisin gibi maddelerin ortak ad . antibiyotik tedavisi * Bir veya birok antibiyoti in durdurucu veya ldrc etkisinden faydalan larak yap lan tedavi. antidemokratik * Demokrasiye ayk r olan. antidot * Bkz. panzehir.

antiemperyalist * Emperyalizme kar olan. antiemperyalizm * Emperyalizme kar tutum, davran veya reti. antifriz * Bir s v ya kat ld nda o s v n n donma derecesini d rerek donmas n nleyen madde.

antihijyenik * Sa l k kurallar na ayk r olma. antijen * erisine girdi i organizma arac l yla antikor olu umunu sa layan bakteri, virs, parazit gibi protein yap s nda madde. antik * lk a daki uygarl klarla, zellikle eski Yunan ve Roma uygarl klar ile ilgili olan.

antik a * Eski Yunan ve Roma uygarl klar n n geli ip yay ld a . * Bu a a zg olan. antika * Eski a lardan kalma eser veya tarih de eri olan eski e ya. * Genele, ola ana, gelene e ayk r , acayip, tuhaf. * Mendil, rt, yatak ar af gibi bezlerin kenarlar na paralel ipliklerden bir blm ekilip dikey olanlar n ikisi, bir arada tire ile sar larak yap lan di di ss, s an di i, ajur. * Antik. antika mobilya * En az yz sene evvel imal edilmi olan, ana hatlarda herhangi bir de i iklik yap lmam ve belli bir ekole gre isimlendirilen mobilya. antikac

* Antika e ya veya eser satan veya toplayan kimse. antikac l k * Antika e ya veya eserlerle u ra ma i i. antikal k * Antika olma durumu. * Tuhafl k.

antikapitalist * Kapitalist rejime kar olan kimse. antikapitalizm * Kapitalizme kar olma. antikas n bilmek * en iyisini bilmek. antikatot yaprak. antikite * Tarihte lk a , antik devir. antikomnist * Komnizme kar . antikomnizm * Komnizm aleyhtarl . antikor antilop * Antiloplardan, s cak lkelerde ya ayan, ok h zl ko an, boynuzlu bir hayvan (Anthilopus). * Bu hayvan n derisinden yap lm . antiloplar * Gevi getiren memeli hayvanlar n bir familyas . antimon * Atom numaras 51, atom a rl 121,76 olan, 6300 C de eriyen, haddede veya eki alt nda i lenemeyen, o unlukla bas m harfleri ala m nda kullan lan, mavimt rak beyaz renkte bir element. K saltmas Sb. antinomi antipati * at k . * Sevimsizlik, so ukluk. * Kar t duygu. * Antipati uyand ran, sevimsiz, so uk. * Hastal k etkenlerini zarars z duruma getirmek iin vcudun kard madde. * Bas nc azalt lm bir elektrik bo alma tpnde, katot nlar n alan elektronik lmbadaki genellikle metal

antipatik

antipatik bulmak * sevimsiz bulmak, kan kaynamamak. antipropaganda * Kar propaganda. antisemit

* Yahudilik aleyhtarl . antisemitist * Yahudilere kar d manca duygular besleyen ve Yahudilere kar ay rt edici tedbirler al nmas n isteyen gr e ba l olan (kimse). antisemitizm * Yahudilere kar d manca duygular besleyen ve Yahudilere kar ay rt edici tedbirler al nmas n isteyenlerin gr veya tutumu. antisepsi * Mikroplar illa ldrme yollar . antiseptik * Antisepsi yapmak iin kullan lan veya antisepsi zelli i olan (madde). antisiklon * Yksek bas nl atmosfer ktlesi; havan n sarmal biimli hareketi iin kullan l r. antitez * Kar sav.

antitoksik * Antitoksin. antitoksin * ine giren toksinleri zarars z hle getirmek iin vcudun kard madde. antla ma * ki veya daha ok devletin sald rmazl k, sava ta ittifak gibi konularda stlenmelerini belirttikleri belge ve belgede belirtilen durum, muahede, pakt. antla mak * Antla ma yapmak, ahitle mek. antl antoloji * airlerin, yazarlar n, bestecilerin eserlerinden al nm seme paralardan olu an kitap, seki, gldeste. antrakt antrasit antre * Ara. * Glkle tutu an, koku, duman karmadan, byk bir s vererek yanan bir tr ta kmr. * Bir yap da girip geilen yer, methal. * Ba lang yeme i. * Ant imi veya ant iirilmi .

antrenman * Bir spor dal nda yap lan al t rma veya haz rl k al mas , idman, egzersiz. antrenman yapmak * spor amac yla al mak, al t rma yapmak. antrenmanl * dmanl . antrenmans z * Antrenman olmayan, idmans z.

antrenr

* Bir spor dal nda sporcuyu e iten, yeti tiren ve al t ran ki i, al t r c .

antrenrlk * Antrenrn i i veya mesle i, al t r c l k. antrepo * Gmrklere gelmi ticar e yan n konuldu u, korundu u yer, ardiye.

antrepocu * Antrepo i leten kimse. * Antrepoya bakan kimse. antrepoculuk * Antrepocunun yapt i . antrkot antrok * S r n iki krek aras ndan ve pirzolal k yerinden kart lan kemi inden s yr lm et dilimi.

* Triyas devri katmanlar nda bulunan, derisi dikenlilerden, deniz llelerinin saplar n olu turan kalsiyum karbonat birle imli fosil. antropoit * Bkz. insans .

antropoitler * Bkz. insans lar. antropolog * nsan bilimi uzman . antropoloji * nsan n kkenini, evrimini, biyolojik zelliklerini, toplumsal ve kltrel ynlerini inceleyen bilim, insan bilimi. antropolojik * nsan bilimiyle ilgili, insan bilimsel. antropomorfizm * nsan biimcilik. antroponim * Ki i adlar n inceleyen bilim dal . antroposantrizm * nsan tabiat n merkezi sayan, btn br yarat klar n insan iin yarat lm olduklar n syleyen din nitelikli reti, insaniincilik. antropozoik * nsan n belirmesi ve yay lmas n niteleyen antropozoik devir teriminde geer. antropozoik devir * Antropozoik. antrparantez * Sz aras nda, s ras gelmi ken, istitrat. anut * nat , ayak direyici.

anri ans

* drar n yapamama eklinde a r bir bbrek rahats zl belirtisi. * Sindirim kanal n n do ru ba rsak denilen son blmndeki k deli i, makat, er.

ans yzgeci * Bal klarda ans blgesinde tek olarak bulunan yzge. anyon anzarot * Negatif elektrikle ykl iyon, eksin. * S cak lkelerde yeti en bodur bir a a (Sarcocolla). * Bu a ac n yara tedavisinde kullan lan reinesi. * Rak . * Kalbin sol kar nc ndan kan ve vcuda k rm z kan da tan byk atardamar. * ok ac . * ok a k, ok belirgin.

aort apac apa k

apa kl k * Apa k olma durumu. * Bir eyin, hibir ku kuya yer b rakmaks z n ayd nl k, a k bir biimde grnmesi. apak * ok ak. apala apalak apandis apandisit * Apandisin iltihaplanmas . apans z * Hi beklenmedik bir s rada, pek ans z n. * Abla. * (bebekler ve kk ocuklar iin) Tombul, grbz, iri. * Kr ba rsa n ince bir parmak gibi olan son blm.

apans z n * Birdenbire, ok an olarak. apar topar * Tel ve acele ile, yaka paa. aparey * e itli paralardan meydana gelen alet, cihaz. aparkat aparma * Boksta bkk kolla a a dan yukar ya do ru at lan yumruk. * Aparmak i i.

aparmak

* Almak, al p gtrmek. * Gizlice almak, al p kamak, almak.

apart otel * M terilerin kendi yeme ve ime ihtiyac n kar layabilmek iin gerekli malzemeler ile donat lm ba ms z apartman veya vill tipinde in a edilmi ancak otel gibi i letilen konaklama tesisi. apartman * Birka katl ve her kat nda bir veya birka daire bulunan yap . apa apatit apayd n * ok ayd nl k. apayd nl k * Apayd n olma durumu. apayr apaz * Bsbtn ayr , bamba ka. * Avu. * Bir avu dolusu. * ok az. * Apazlamak i i. * Pupa ile orsa aras nda geminin omurgas na 450 a ile esen (rzgr). * Byle esen bir rzgrla. apazlamak * Avulamak. * Yelken rzgrla dolup i mek. * (gemi) Apazlama rzgrla gitmek. apel aperitif ap * Butlar n i taraf , iki bacak aras . ap aras * ki baca n aras nda kalan yer. ap ak * Bacaklar n aarak yryen, ayr k bacakl . * Bacaklar aa aa yrme. * Yorgun, gsz, a k n. * Anonim ortakl klarda sermaye art r m iin yap lan deme a r s . * tah amak iin yemekten nce iilen iki, aar. * Klhan beyi, kabaday , hayta. * Do ada, kemik dokusunda bulunan, iinde flor veya klor olan do al kalsiyum fosfat.

apaz apazlama

ap k

* Kuyru unu ap aras na alarak y lg n y lg n giden (hayvan). ap p kalmak * a rmak. ap l k ap ma ap mak * A . * Ap mak i i. * Hayvan yorgunluktan bacaklar n birbirinden ay rarak kvermek. * Oturmak, bacaklar ay rarak melmek. * Ne yapaca n kestirememek, a rmak. * Ap t rmak i i.

ap t rma

ap t rmak * Hayvan ok yorarak yryecek gcn b rakmamak. * ifte demir atarak dndke geminin bir alan iinde kalmas n sa lamak. apiko * Geminin, zinciri toplay p demirini kald rmaya haz r bulunmas . * Haz r, tetik. * Derli toplu, ssl, k. * Duvar amdan , duvar lmbas .

aplik

aplikasyon * Uygulama. * Bir kuma zerine ba ka bir kuma paras n veya bir danteli dikme yolu ile uygulayarak yap lan ss. * Eldeki haritaya gre arazi zerinde bir parseli kaz klarla belirtme. aplike * Dz veya desenli bir kuma tan kesilmi motiflerin bir ba ka kuma a i lenmi durumu.

apokaliptik * Anla lmaz, kapal , karanl k (sz veya yaz ). apokrif * Do rulu una gvenilmez sz veya yaz . apolet * Subaylarda rtbeyi gstermek iin niformalar n omuzlar na tak lan i aretli para, omuzluk. * Giysilerin omuzlar na ss olarak tak lan para.

apoletleri sklmek * bir su sebebiyle rtbesi indirilmek veya askerlikten at lmak. aport * Av n veya kendisine gsterilen eyin zerine at l p getirmesi iin kpe e verilen buyruk.

aposteriori * Deney sonucu ortaya kan (bilgi), sonsal. apo i * ember biiminde, telden yap lma, torbaya benzer, byk gzl a . apotr

* Yard mc , koruyucu, havari. appassionato * Bir paran n co kunca al naca n anlat r. apraksi apre * Bkz. i lev yitimi. * Kuma veya derinin cillanmas , perdahlanmas . * Dokumac l kta, boyac l kta cil olarak kullan lan madde. * Apre yapan kimse. * Aprelemek i i.

apreci apreleme

aprelemek * Kuma veya deriyi cillamak, perdahlamak. apreli apresiz april apriori * Hibir denemeye dayanmayan ve ak l yordam yla bulunup ortaya konan, nsel. apse * rin birikimi, ban. * Apresi olan. * Apresi yap lmam , perdahlanmam veya cillanmam . * Nisan ay , abril.

apse yapmak * bir doku iinde iltihap olu mak. apsele me * Apsele mek durumu. apsele mek * Yara irin ba lamak, apse yapmak. apsent apsis * Pelinle kokuland r lm sert bir iki. * Ynl bir eksen zerinde bir noktan n, ba lang noktas na olan uzakl n n cebirsel de eri. * Bir noktan n uzaydaki yerini bulmaya yarayan ana izgilerden yatay olan , koordinat. * Zeks pek geli memi , zek yoksunu, al k, ahmak. * Kmseme belirten seslenme; azarlama.

aptal

aptal aptal * Aptal gibi, aptalca, aval aval. aptal olmak * aptal durumda bulunmak.

aptal yerine koymak (veya koyulmak) * anlamaz, bilmez sanmak (san lmak). aptalca * Biraz aptal. * (apta'lca) Aptala yara r nitelikte, aptal gibi, ahmaka.

aptalcas na * Aptala yak r biimde, aptal gibi. aptalla ma * Aptalla mak i i veya durumu. aptalla mak * Zeks n i letemez olmak, al kla mak, ahmakla mak. aptalla t rma * Aptalla t rmak i i veya durumu. aptalla t rmak * Aptalla mas na sebep olmak, aptal duruma getirmek, ahmakla t rmak. aptall a vurmak * bir eyi bilmez, anlamaz gibi grnmek. aptall k * Aptal olma durumu veya aptalca i .

aptall k etmek * aptalca davranmak veya aptalca i grmek. apteriks aptes * Bkz. abdest. aptesbozan * Bkz. abdestbozan. aptesbozan otu * Bkz. abdestbozan otu. apteshane * Bkz. abdesthane. aptesli * Bkz. abdestli. apteslik aptessiz apukurya apul apul * Tombul ocuklar n bacaklar n aarak sal na sal na yry lerini anlat r. Ar * Bkz. abdestlik. * Bkz. abdestsiz. * Et kesimi yortusu. * Bkz. kivi.

* Argon'un k saltmas . ar * Tar m alanlar iin yz metre kare de erinde yzey l birimi. ar * Utanma, utan duyma.

-ar- / -er* Belirli fiillere gelen geni zaman eki: a-ar, bi-er, ge-er, bat-ar, k-ar, yat-ar, kalk-ar, l-er vb. Bu ekle yap lm isimler de vard r: keser, aar "anahtar", kar "menfaat" vb. -ar- / -er* simden gei siz fiil treten ek. -ar- / -er* simden gei li fiil treten ek: ba -ar-mak, suv-ar-mak vb. -ar- / -er* Fiilden ettirgen at treten ek: k-ar-mak, gid-er-mek vb. ar bels * namus ve onuru iin ba kas sz eder korkusu. ar damar atlam * utan duyulacak eyleri hi s k lmadan yapan, utanmaz. ar etmek * utanmak.

ar namus tertemiz * utanmas olmayan. ar ve hay perdesi y rt lmak * utanmamak, utan duymamak, yzszlk etmek. ar y l de il, kr y l * birinin s k lmay bir yana b rakarak yaln z kar na bakt anlat l rken sylenir. ara * ki eyi birbirinden ay ran uzakl k, a kl k, aral k, bo luk, mesafe. * ki olguyu, iki olay birbirinden ay ran zaman, fas la. * Ki ilerin veya topluluklar n birbirine kar olan durumu veya ilgisi. * Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin ii. * Bir oyunda, bir filmde dinlenme sresi, antrakt. * Toplu jimnastik dizilmelerinde, s radakilerin birbirlerinden yanlamas na olan uzakl klar . * Aral k. * Futbol oyununun k rk be er dakikal k iki devresi aras nda oyunculara verilen on be dakikal k dinlenme sresi, haftay m. * (basketbol ve voleybol iin) Tak mlar n oyun s ras nda ald klar birer dakikal k dinlenme ve talimat alma sresi, mola. ara amak * dostlu u bozmak, anla mazl a yol amak. ara ba l k * Esas blmn alt ba l klar n anlatmak iin kullan l r. ara bono * Arada denen ola an d bono. ara bozucu

* Ara bozan (kimse), fesat , fiti, mnaf k, mfsit. ara bozuculuk * Ara bozucu olma durumu, fitilik, mnaf kl k, fesat. ara bulma * Anla mazl k durumunda bulunan kimseleri uzla t rma i i. ara bulmak * anla amayanlar uzla t rmak. ara bulucu * Uzla t ran kimse, uzla t r c . ara buluculuk * Uzla t r c l k. ara buluculuk etmek * ara bulmada yard mc olmak. ara cmle * Birle ik veya yal n cmlelerde anlam biraz daha a klamak iin araya giren iki virgl veya iki k sa izgi iinde verilen cmle. ara deniz * Okyanuslardan dar ve az derin bo azlarla ayr lan, karalar n aras na sokulmu deniz.

ara kap * ki yap veya oda aras nda, kolayca gemek iin a lan kap . ara karar * Bir davan n bak lmas n kolayla t rmak iin yarg dan nce, arada nlem niteli inde verilen karar. ara kazan * Mal btnyle devretmeden arada elde edilen kazan. ara kesit * izgilerin, yzeylerin, kat cisimlerin birbirlerine rastlad klar ve kesi tikleri yer.

ara konak * Asala n, geli me evreleri s ras nda beslenip bar nd konak lardan her biri. ara mal * retimde gerekli mal elde etmek iin kullan lan yar i lenmi mal. ara na me * ark , trk, keke gibi kk gfteli bestelerde, gftenin iki k tas aras na, ba na, sonuna da gelebilen, szsz al nan para. * S k s k sylenen sz veya a lan sorun. ara na mesi * Bkz. ara na me. ara seim * Genel seimler d nda yap lan ara dnem seimleri. ara s cak * So uk ve s cak yemek servisi aras nda ikram edilen hafif s cak yiyecekler.

ara s nav * niversite ve yksek okullarda yar y l iinde yap lan s nav.

ara s ra

* Seyrek olarak, zaman zaman.

ara sokak * Ana yola a lan ikinci derecedeki yol. ara sz * Do rudan do ruya konu ulan veya yaz lan konuyu ilgilendirmeyen dolayl sz, istitrat. ara tmce * Bkz. ara cmle. ara vermek * yeniden ba lamak iin, bir i i bir sre b rakmak, durmak. ara yerde ara yn * Drt ana ynden ikisi aras nda olan ynlerden her biri. araba * Tekerlekli, motorlu veya motorsuz her trl kara ta t . * Araba ile ta nm veya ta nacak miktar. * aras nda, arada.

araba araba * Arabalar dolusu, birok arabalarla. araba devrilince yol gsteren ok olur * i i ten getikten sonra verilen dn de eri yoktur. araba falakas * ift atl arabalarda, okun dibinde ve iki yan nda bulunan ular na ko um kay lar ba lanan a a blm. araba kullanmak * araba srmek. araba mezarl * Kullan lmaz hle gelmi veya eski arabalar n b rak ld yer. araba vapuru * Arabal vapur. arabac * Arabay sren kimse. * Araba yapan veya satan kimse.

arabac l k * Araba srme i i. * Araba yapma veya satma i i. arabal * Arabas olan. * Araba vapuru.

arabal vapur * Arabaya ta yan vapur, vapur, araba vapuru. arabal k * Araba konulan yer, garaj. * Araba dolduracak miktar.

araban

* Klsik Trk mzi inde bir makam.

araban n n tekerle i nereden geerse art tekerle i de oradan geer * ocuklar, byklerin ya ay na uyarlar. araban n tekerine ta koymak * glk karmak. arabankrd * Klsik Trk mzi inde az kullan lm birle ik bir makam. arabas n dze karmak * kar la t glkleri yenip i ini kolay yrr hle getirmek. araba arabesk * Arap slbunda olan ( ey). * Giri ik bezeme. arabeski * Arabesk mzik sanat s . arabeskle me * Arabesk durumuna gelme. arabeskle mek * Arabesk zelli i kazanmak veya arabesk durumuna gelmek. Arab * Araplarla ilgili, Araplara zg olan. * Arapa. * Arap dili ve edebiyat yla u ra an kimse. * Pi mi ve dondurulmu hamur yan nda yenen tavuklu veya hindili orba.

Arabist

Arabistan defnesi * Dulaptal otugillerden, Asya ve Afrika'n n s cak blgelerinde yeti en, kabuklar hekimlikte kullan lan bir a a k (Daphne gnidium). Arabistik * Arap dili ve kltr ara t rmalar . arabizasyon * Arapla t rma. arabozan * ki ki inin aras ndaki dostlu u veya geimi bozan (kimse), fesat , mnaf k, mzevir.

arabozanl k * ki ki inin aras ndaki dostluk veya geimi bozma i i, mnaf kl k, mzevirlik. arac * Uzla t ran, anla ma sa layan kimse. * retici ile tketici aras nda al m sat m konusunda ba lant kuran ve bundan kazan sa layan kimse, mutavass t. arac koymak * bir kimseyi, uzla ma sa lamak iin grevlendirmek.

arac l yla * Arac olarak, ba lant kurarak, vas tas yla, yoluyla. arac l k * Arac n n grd i , tavassut, vas ta.

arac l k etmek * bir i in zmnde araya girerek yard m etmek, tavassut etmek. ara * Bir i yapmakta veya sonuland rmakta, gcnden yararlan lan nesne. * Ki iler veya nesneler aras nda ba lant sa layan ey, vas ta. * Bir eye ula mak, bir eyi elde etmek iin yararlan lan kimse veya ey. * Ta t. * Bir sonuca ula mak iin kullan lan ey.

ara l k

* D nme biimlerinin, kuramlar n, mant k ve ahlk biimlerinin yaln zca hayat n de i ik artlar na uyma aralar oldu unu savunan dnya gr , enstrmantalizm. aral * Arala yap lan veya olan, vas tal , bilvas ta.

aral jimnastik * Bkz. aletli jimnastik. aras z * Ara kullan lmadan, do rudan do ruya yap lan veya olan, vas tas z, bilvas ta. aras zl k * Aras z olma durumu. arada bir * seyrek olarak.

arada karmak * ba ka i ler aras nda bir i i de yap vermek. arada kalmak * iki taraf uzla t rmak zere araya girme dolay s yla g duruma d mek. arada kaynamak * kar k bir durumda gereken ilgiyi grmemek. aradan * o zamandan bu zamana dek.

aradan ekilmek * ili i ini kesmek. aradan karmak * birok i ten birini yap p bitirivermek. aradan kald rmak * i yapma imkn n yok etmek. Araf Arafat * Cennet ile cehennem aras nda bir yer. * Mekke'nin do usunda, hac lar n, kurban bayram n n arife gn topland klar tepe.

Arafatta soyulmu hac ya dnmek * her eyini kaybedip r l plak kalmak, aresiz kalmak. aragonit arak * Ter. * Pirin ve eker kam ndan elde edilen bir tr rak . -arak / -erek * Fiillerden zarf yapan ek. araka arak arak l k arak ye * Dervi lerin giydikleri, tiftikten yap lm ince klh. * Bir tr kk zurna. araklama * Araklamak i i, alma, a rma. araklamak * almak, a rmak. aralama aralamak * Aralamak i i. * ki ey aras nda a kl k olu turmak, yar amak. * Aral kl duruma getirmek, seyrekle tirmek. * Bitkilerin fazla dal ve ubuklar n kesmek, seyrekle tirmek. * Aralanmak i i. * ri taneli bezelye. * Araklayan, alan, h rs z. * H rs zl k. * Beyaz, ye il, mavimsi gri renkte billrla m bir tr kalsiyum karbonat.

aralanma

aralanmak * Biraz a lmak, aral k olmak. * Gitmek, uzakla mak, yan ndan ayr lmak. * Seyrelmek. aralar iyi * dostluklar dzenli.

aralar nda da lar kadar fark olmak * aralar nda her ynden byk ayr l klar bulunmak, benzer nitelikler ok az olmak. aralar ndan kara kedi gemek (veya aralar na kara kedi girmek) * iki dost birbirine gcenmek, iki dostun aras na so ukluk girmek. aralar ndan su s zmamak * birbirleriyle ok yak n, s k f k arkada l k kurmak. aralar n amak * iki ki i aras ndaki dostlu u, ili kiyi bozmak.

aralar n bozmak * iki ki i aras ndaki ili kiyi bozmak. aralar n bulmak * birbirleriyle anla amayan iki ki iyi uzla t rmak, bar t rmak. aralatma * Aralatmak i i.

aralatmak * Aral k duruma getirtmek, biraz at rmak. aral k * ki ey aras ndaki a kl k, mesafe. * S ra, vakit. * Uygun, elveri li durum, f rsat. * Evin iki blm veya iki oda aras ndaki dar geit, geenek, koridor. * Y l n 31 gn sren son ay , ilk knun. * Ayakyolu. * Yar a k, tam kapanmam . * Bir sesi bir ba ka sesten, kal na veya inceye do ru ay ran uzakl k. * Toplu beden e itiminde art arda dizilenleri ay ran a kl k. * Portenin paralel izgileri aras ndaki bo luk. * (bas mc l kta) Harfler veya sat rlar aras ndaki a kl k, espas. * Borsada hisse senetlerinin al m sat m emirlerinin verildi i sre.

aral k etmek * aralamak, yar amak. aral k oyunu * Tiyatroda iki perde aras nda yap lan koro, bale, monolog gibi e lendirici oyun. aral k vermek * yeniden ba lamak iin bir i i k sa sre ile b rakmak. * harfler aras nda veya sat rlar aras nda bo luk b rakmak. aral kl * Birbirine biti ik olmayan, aralar nda a kl k bulunan. * Dizgide kelimeler, harfler veya sat rlar aras nda a kl olan, espasl . * Kesik kesik. * Birbirine biti ik olan, aralar nda a kl k bulunmayan. * Srekli, aral k vermeden. aral kta * br eyler aras nda. arama * Aramak i i, taharri. * Saklanan san n ve su belgelerinin elde edilmesi iin bir kimsenin ev, i yeri gibi yerlerde, zerinde ve e yas nda yap lan ara t rma i lemi. arama emri * Yap lacak ara t rma i lemi iin yetkili organdan al nan buyruk. arama karar * Arama yap labilmesi iin hkim taraf ndan verilmi karar. arama tarama * Polisin ku kulu grd kimseler zerinde b ak, silh, esrar gibi yasak eyler aramas .

aral ks z

* Denizdeki may nlar toplama veya yok etme i lemi. arama yapmak * birini veya bir eyi bulmaya al mak, taharri etmek. aramak * Birini veya bir eyi bulmaya al mak. * Bir yntem bulmaya al mak. * Ara t rmak, yoklamak. * Ziyarete, hat r sormaya gitmek. * Bir eyin yoklu unu duyarak geri gelmesini istemek, zlemek. * nem verip istemek. * art ko ulmak.

aramak taramak (veya aray p taramak) * dikkatle aramak, ok aramak. aramakla bulunmaz * ok de erli, ancak rastlant ile ele geer. Aramca Aramce aran lma * Aran lmak i i veya durumu. aran lmak * Aramak i ine konu olmak. * Sz konusu olmak. aranje aranjman aranjr aranma * Aranmak i i. aranmak * Aramak i ine konu olmak. * steklisi bulunmak. * Eksikli i duyulmak. * Kendi stn aramak veya ortal kta kendi kendine bir eyler aramak. * art ko ulmak. * Olumsuz, kt davran larda bulunarak cezay gerektirmek. * Aran lan zm. * Orta Do u ile Kuzey Afrika'n n byk bir blmnde ya ayan halk ve bu halk n soyundan olan (kimse). * Arap halk na zg olan ey. * (kk a ile) Zenci, fellh. * Koyu esmer veya kara. * Bu sz "dzenlemek" anlam nda "aranje etmek" biiminde kullan l r. * Dzenleme. * Dzenleyici. * Bkz. Aramce. * Sam dillerinin bat lehelerini iine alan ve milttan nceki dnemlerde kullan lm bulunan l bir dil.

arant Arap

arap

* Negatif foto raf.

Arap gibi olmak * simsiyah olmak, kararmak. Arap olay m * ( aka yollu) sylenen bir eyin do rulu una inand rmak iin kullan l r. Arap rakamlar * Bugn kulland m z say lar gsteren rakamlar. Arap sabunu * Potasla yap lan, yumu ak, esmer bir sabun. arap sa gibi * karmakar k. arap sa na dnmek * i ler ok kar p zmlenmesi g bir duruma gelmek. Arap tav an * Kemirgen memelilerden bir hayvan (Daculus daculus). Arap uyand (veya Arab n gz a ld ) * geen bir olaydan ders al nd n anlat r. Arap zamk * Akasyadan elde edilen bir zamk, zamk arab. Arapa * Sam dilleri ailesine giren ve Arap lkelerinde kullan lan dil. * Bu dile zg olan. Arapala t rma * Arapala t rmak i i. Arapala t rmak * Arapaya evirmek. * Arap dili zelli i kazand rmak. Arapla ma * Arapla mak durumu. Arapla mak * Arap olmak, Arapl benimsemek. Arapla t rma * Arapla t rmak i i. Arapla t rmak * Arap kimli ini kazand rmak. Arapl k * Arap olma durumu.

Arapsa * zmlenemeyecek kadar kar k durum. Arapsa * Kk, yuvarlak ve ok s k ye il yapraklar olan uzad ka a a do ru sarkan bir tr ss bitkisi.

ararot

* S cak iklimlerde yeti en maranta adl kam tan ve ba ka bitkilerin kknden kar lan, ocuk mamas yapmaya yarayan un. ararot kam * Maranta. Arasat * Mslman inan na gre, k yamet gn btn llerin toplanacaklar yer.

aras (veya aralar ) a lmak (a k olmak veya bozulmak) * arkada l klar sars lmak, arkada l k ba lar kopmak, birbirine dar lmak. aras gemeden * vakit gemeden, s ca s ca na. aras ho (veya iyi) olmamak *o eyden ho lanmamak, aralar nda gerginlik, geimsizlik olmak. aras olmamak * geinememek. aras so umak * aradan zaman geerek nemini yitirmek. aras na (veya aralar na) kar mak * byyp yeti mek. aras z arasta ara it * Yer f st . ara t r * Ara t rma. * Srekli olarak, arkas kesilmeden, ara vermeden, mstemirren, vira. * ar larda veya al veri blgelerinde ayn i i yapan esnaf n bir arada bulundu u blm.

ara t r c * Ara t ran, inceleyen, ara t rman, ara t rmac (kimse). * Merakl , mtecessis. ara t r c l k * Ara t r c n n yapt i . ara t r lma * Ara t r lmak i i. ara t r lmak * Ara t rma yap lmak, gzden, geirilmek. ara t rma * Ara t rmak i i, taharri. * Bilim ve sanatla ilgili olarak yap lan yntemli al ma. ara t rma filmi * Herhangi bir bilimsel ara t rmada al c n n salt bir kay t arac olarak kullan lmas yla elde edilen film. ara t rma grevlisi

* Yksek retim kurumlar nda yap lan ara t rma, inceleme ve deneylerde yard mc olan ve yetkili organlarca verilen grevleri yapan retim yard mc s , asistan. ara t rmac * Bilim ve sanat alanlar nda ara t rma yapan kimse, ara t rman. ara t rmac l k * Ara t rmac olma durumu. ara t rmak * Birini veya bir eyi bulmak iin bir yeri gzden geirmek. * Bir gere i ortaya karmak iin aramalarda bulunmak, sormak, soru turmak. * Bilimde ve sanatta yntemli al malar yapmak. ara t rman * Ara t r c . arat aratma aratmak * Aratmak i i veya biimi. * Aratmak i i. * Aramak i ini bir ba kas na yapt rmak. * Arzu ettirmek, istetmek.

aratmamak * yenisi, eskisinin yerini doldurabilmek, yoklu unu duyurmamak. araya almak * bir evreye kabul etmek. araya girmek * iki ki inin aras ndaki bir i e kar mak. * iki ki iyi uzla t rmaya al mak. * bir i yap l rken ona engel olacak ba ka bir ey kmak. araya gitmek * harcanmak, kaybolmak, kar kl a kurban olmak. araya koymak * bir i te sz geer bir kimsenin arac l na ba vurmak. araya so ukluk girmek * dostluk ba gev emek. araya vermek * yarars z bir i e harcamak. aray amak * aradaki uzakl k artmak. aray so utmak * zaman gemek, eski yak nl k, dostluk kalmamak. aray yapmak * aralar a lm iki ki iyi bar t rmak. * aras a lm kimse ile bar mak. aray c * Bir eyi aramay i edinen kimse.

* Arama i iyle grevlendirilmi kimse. * stenilen y ld z teleskop iine getirebilmek iin byk teleskoplara paralel olarak ba l , gr alan geni olan kk teleskop. aray c fi e i * Bir tr donanma fi e i. aray p da bulamamak * beklenmedik iyi bir durumla kar la mak. aray p soran bulunmamak (veya olmamak) * kimsesi olmamak. aray p sormak * biri hakk nda haber sormak veya birinin ziyaretine giderek ona kar ilgi gstermek. aray araz * Aramak i i veya biimi. * Belirtiler. * Hastal k belirtileri, semptom. * linek. * Trk mzi inde bir birle ik makam.

arazbar

arazbarbuselik * Trk mzi inde bir birle ik makam. arazi * Yer yz paras , yerey, yer, toprak. arazi ama * fundal k, koruluk, sazl k yerleri temizleyerek tar ma elveri li duruma getirme. araziye uymak * ortama, evreye uymak, grnmemeye al mak. arbalet arbede * Grltl kavga, pat rt . arbitraj * Hisse senedi, tahvil, yabanc para gibi de erli k tlar daha krl grlen ba ka k tlarla de i tirme i i. * Kundakl , tetikli yay.

arboretum * Botanik bahesinde a a ve benzeri bitkilerin dikimine ayr lm blm. arda * aret olarak yere dikilen ubuk. * Maden zerine kaz ma yapmak ve kr kta evrilen eyleri yontmak iin kullan lan elik kalem. * Ard l. * ten rmeye yz tutmu a a.

ardak

ardaklanma * Ardaklanma i i, durumu.

ardaklanmak * (a alarda) Mantarlar n sebep oldu u rmeye u ramak. ard aras kesilmemek * aral ks z olarak gelmek. ard ard na * Birbirlerini kovalayarak, ara vermeden, aral ks z. ard kesilmek * arkas gelmemek, tkenmek. ard s ra ard * Pe inden, arkas ndan.

* Servigillerden, gzel kokulu yapraklar n k n da dkmeyen, yuvarlak kara yemi leri il olarak kullan lan bir a a k (Juniperus). ard ku u * Kara tavukgillerden, Avrupa ve Asya ormanlar nda ya ayan, s rt kahverengi, karn ak, kuyru u kara bir ku tr (Turdus pilaris). ard otu * Ard a ac n n kk bitkisi.

ard rak s * Cin. ard l * Birinin ard ndan gelip onun yerine geen kimse, ncel kar t , halef. * Bir kar mda var lan sonu.

ard l grnt * Bir duyunun kaybolmas ndan sonra geriye kalan grnt. ard lma ard lmak * Ard lma i i. * Birisinin s rt na as lmak. * Musallat olmak, as lmak, tak lmak. * Sata mak, atmak.

ard n ard n * Geri geri, ard s ra. ard na (veya arkas na) d mek * arkas ndan gitmek, pe ini b rakmamak. ard na kadar a k * (kap , pencere iin) sonuna kadar a k. ard nca * Hemen arkas ndan, hemen ard ndan, arkas s ra, ard s ra.

ard nda yz kpek havlamayan kurt, kurt say lmaz * nemli kimseleri ekemeyip onlara dil uzatanlar n ok oldu unu anlat r. ard ndan (veya arkas ndan) atl kovalamak * bir i i gereksiz bir tel la yapanlar iin sylenir.

ard ndan sapan ta yeti mez * bir kimsenin ok h zl gitti ini anlatmak iin kullan l r. ard n almak (veya getirmek) * bitirmek, tamamlamak. ard n b rakmamak * Bkz. pe ini b rakmamak. ard n kesmek * arkas gelmemek, nlemek, son vermek, durdurmak. ard k * Birbiri ard ndan gelen, mtevali.

ard k grnt * Bir duyunun kaybolmas ndan sonra da devam eden grnt. ard k olgular * Bir hastal ktan sonra grlebilen fakat hastal n kesin sonucu olmayan olgular. ard k say lar * Bir, iki, gibi birbiri ard ndan gelen say lar. ard kl k * Ard k olma durumu. ardiye * Genellikle ticaret e yas n saklamaya yarar yer, depo, antrepo. * Byle bir yerde saklan lan e ya iin denen cret. * Ardiye i leten kimse. * Ardiyeye bakan kimse. * Kaya an ta , kayrak. * Bkz. arife. arefe gn * Bkz. arife gn. arena * Amfiteatr n ortas nda, bo a gre i, yar , oyun gibi trl gsteriler yap lan alan. * Siyas eki melerin geti i yer.

ardiyeci

arduaz arefe

areometre * S v ler. arga * Dokuma tezghlar nda enine at lan iplik, atk .

argalama * Argalamak i i. argalamak * Dokumada arga atmak. argali * Boynuzlugillerden, Kuzeydo u Asya'da ya ayan, byk boynuzlar olan yaban koyunu (Ovis ammon).

arg n

* Yorgun, zay f, bitkin. * Beceriksiz. * Arg n olma durumu. * Geit, bo az, da bo az , derbent. * Keklik tutmakta kullan lan, tahtadan kapanlar n yan taraflar na ba lanan a a para.

arg nl k arg t

argo

* Kullan lan ortak dilden ayr olarak ayn meslek veya topluluktaki insanlar n kulland zel dil veya sz da arc . * Serserilerin, klhan beylerinin kulland sz veya deyim. argola ma * Argola mak zelli i gsterme. argola mak * Kar l kl argo konu mak. * Sz argo durumuna gelmek. argon * Atom numaras 18, atom a rl 39,9 olan, havada %1 oran nda bulunan, rengi, kokusu ve tad olmayan bir element. K saltmas Ar. argonot * Kafadan bacakl lardan, salyangoz kabu u biiminde kabu u olan ve ahtapota benzeyen bir hayvan (Argonauta argo). argman ar * Bir k kmesinin de i kenine verilen ad. * Temiz, mnezzeh. * Yabanc eylerden ar nm , kat ks z, saf, halis. * Gnahs z. * Zar kanatl lardan, bal ve bal mumu yapan, i nesiyle sokan bcek (Apis mellifica).

ar

ar bal alacak ie i bilir * i ini bilen kimse nereye ba vuraca n bilir. ar beyi * Her kovanda bir tane bulunan ana ar . ar biti * Kr, kanats z, k z lca renkli kk sinek (Braula caeca).

ar dala * Bal pete i. ar gibi * ok al kan.

ar gibi sokmak * i nelemek, ac sz sylemek. ar kil

* Porselen yapmakta kullan lan bir e it ak ve gevrek kil, kaolin. Ar Kovan * Yenge tak m y ld z yresinde bir y ld z kmesi. ar kovan * Ar lar n iinde bal yapt klar e itli maddelerden yap lm yuva. ar kovan gibi i lemek * (bir yerin) gireni kan ok olmak. ar ku u * Ar ku ugillerden, s rt sar , karn mavimsi ye il, Gney Avrupa, Kuzey Afrika, Orta Asya'da az a al kl , a k yerlerde ya ayan bir ku (Merops apiaster). ar ku ugiller * Omurgal hayvanlardan ku lar s n f na giren bir familya. ar sili * Tertemiz. ar st ar c ar c l k ar k * Ark. * Fide veya fidan dikilen yer. ar k * Eti, ya erimi zay f, c l z, kuru, s ska. ar k ekmek * t kanan, bozulan arklar temizleyip amak. ar k emek * inin, ek sre iinde harcad ve sonucunda art k de er yaratt , kar l denmeyen emek. ar k ar klama * Ar klamak i i. ar klamak * Ar k (II) duruma gelmek. ar kla ma * Ar kla mak i i. ar kla mak * Ar k (II) olmak. ar klatma * Ar klatmak durumu. ar klatmak * Su yolu yapan kimse. * Gen i i ar n n ba ndaki bezlerden salg lad azotu ok madde. * Bal almak iin ar yeti tiren kimse. * Bal almak iin ar yeti tirme i i.

* Ar k (II) duruma getirmek. ar kl k * Zay fl k, s skal k. ar lama ar lamak ar lanma * Ar lamak i i, tenzih. * Bir eyde herhangi bir ay p veya kusur bulunmad n bildirmek, tenzih etmek. * Ar lanmak durumu, ar la ma.

ar lanmak * Ar la mak. ar lar * Tek tek veya bir topluluk dzeni iinde ya ayan, vcutlar , zellikle kar nlar ve arka ayaklar k llarla rtl zar kanatl lar familyas . ar la ma * Ar la mak durumu, ar duruma gelme, zle me.

ar la mak * Ar duruma gelmek, safla mak, zle mek. ar la t rma * Ar la t rmak i i, zle tirme. ar la t rmak * Ar duruma getirmek, zle tirmek. ar l k * Temizlik. * Kat ks zl k. * Gnahs zl k. * Kovanlar n konuldu u yer, kovanl k. ar na dokunmak * utan duymak. ar nd rma * Ar nd rmak i i. ar nd rmak * Ar nmas n sa lamak. ar n n yuvas na kaz k (veya p) drtmek * tehlikeli ki iyi k k rtmak. ar n ar nma * Ar nmak i i veya biimi. * Temizlenme. * Ruhun tutkulardan temizlenmesi. * Sanat yoluyla duygular n ar nmas .

ar l k

ar nmak

* Temizlenmek. * Kat ks z, ar duruma gelmek. * Rahatlamak. ar ar ar * Araba oku. ar t c * Ar tma zelli i olan. * Deterjan. * Ar tma i i. * (petrol, ya vb. iin) Ar tma i i, rafinaj. * Kolun dirsekten parmaklara kadar olan blm. * zg.

ar t c l k ar t m

ar t m evi * eker, petrol gibi maddelerin ar t ld yer, tasfiyehane, rafineri. ar t * Ar tmak i i veya biimi. ar tma * Ar tmak i i.

ar tma nitesi * Do al gaz retim kuyular ndan toplama hatlar yla gelen gaz n ierisindeki hidrojen slfr, karbondioksit ve su buharo gibi hidrokarbon bile i i olmayan gazlarla, hidrokarbon kondanstlar n n tabi gazdan ayr ld birim. ar tmak * Temizlemek. * Kat ks z duruma getirmek, tasfiye etmek. * Sonradan ortaya kan. * Bula m , musallat olmu .

ar z

ar z olmak * bula mak, srekli grnr durumda olmak. * sonradan ortaya kmak. ar za * Engebe. * Aksama, aksakl k. * Bir notan n sesini yar m ton ykseltmek, alaltmak veya eski durumuna getirmek iin notan n soluna konulan diyez, bemol ve bekr i aretlerinin ortak ad . ar za yapmak * Bozulmak, i lemez duruma gelmek. ar zalanma * Ar zalanmak i i. ar zalanmak * Ar za, aksakl k gstermek.

ar zal

* Engebeli. * (Ara vb. iin) Aksayan, i lemeyen, bozulmu . * Yar m yamalak, idare edecek biimde. * Engebesiz, dz. * Aksamayan, bozulmadan i leyen. * Huzurlu, rahat, mutlu.

ar zas z

ar z

* Sonradan olan, d tan gelen. * Geici, e reti. * ran'dan geerek Kuzey Hindistan'a yerle en halk veya bu halktan olan kimse. * Bu halkla ilgili, bu halka zg. * plak. * zgr, hr. * Hint-Avrupa dil ailesinin Hint- ran grubuna verilen ad. * Operalarda solistlerden birinin orkestra e li inde syledi i ark , arya.

Ari

ar

Ari dil aria arif

* ok anlay l ve sezgili (kimse), var l .

arif olan anlas n (veya anlar) * herkesin anlayaca kadar a k sylenmeyen bir szn gerek anlam nkavrayanlar iin sylenir. arifane * Arif olana yak acak yolda, biimde. * Yiyece i ortakla a sa lanan (toplant ).

arifane ile * ortakla a. arife * Belirli bir gnn, olay n bir nceki gn veya ona yak n gnler, n gn. arife gn * Din bayramlardan nceki gn. arioso Aristocu * Dramatik ve lirik bak mdan yksek bir anlat m gc olan a r ba l hava. * Aristotelesi.

Aristoculuk * Aristotelesilik. aristokrasi * Ekonomik, toplumsal ve siyas gcn soylular s n f n n elinde bulundu u tarih ynetim biimi. * Soylular s n f . aristokrat

* Aristokrasi yanl s . * Soylu. aristokratik * Aristokratl kla ilgili. aristokratl k * Aristokrat olma durumu. Aristotelesi * Aristotelesilik yanl s olan kimse. Aristotelesilik * Yunan filozoflar ndan Aristoteles'in felsefesi, gezimcilik. * Bu felsefeyi benimsemi olma durumu. aritmetik * Matemati in, konusu say lar, bunlar n zellikleri ve i lemler olan kolu. * Bu bilimle ilgili.

aritmetik dizi * Ard k terimleri aras ndaki ayr m de i meyen dizi: 1,3,5,7,9... dizisi aritmetik bir dizi olup ortak arpan denilen de i mez oran 2 say s d r. aritmetik i lem * Aritmetik yoluyla yap lan zm. aritmetik orta * Bir diziyi olu turan say lar n toplam n n, dizinin terim say s na blnmesiyle elde edilen say . aritmetiksel * Aritmetik ile ilgili. aritmi aritmik ariya ariyet * E reti, dn. * Belli bir ta n r mal n kullan lmas n n geri verilmek art yla bedelsiz olarak bir kimseye b rak lmas . ariyeten * E reti olarak, dn olarak. ariz amik ariza arjantin * Enine boyuna, her yn ile. * Yksek bir makama sunulan mektup veya dileke. * Byk bira barda . * Kalp at lar ndaki dzensizlik ve e itsizlik. * Ritimli olmayan, dzensiz. * Sanca , yelkeni veya sereni direkten a a alma.

Arjantinli * Arjantin halk ndan olan. ark

* inden su ak tmak iin topra kazarak yap lan a k oluk, ar k, hark, cetvel, kanal. arka * Bir eyin temel tutulan yznn tam ters yan . * Bir eyin s rt durumunda olan yzeyi. * Geri kalan blm. * Art, pe . * Otururken s rt n dayand yer. * (insan iin) Vcut, beden. * Arkada olan, arkada bulunan. * Koruyucu, kay r c , iltimas , piston. * Gemi , geride kalm zaman. arka (veya s rt) evirmek * eski ilgiyi gstermez olmak, yabanc gibi davranmak. arka arka * Geriye do ru.

arka arkaya * Hemen birbirinin arkas ndan, art arda. arka arkaya vermek * birbirini korumak iin birle mek, destek olmak, dayan mak. arka ayak * Hayvanlarda vcudun gerisinde bulunan ayaklardan biri.

arka bulmak * bir koruyucu, kay r c bulmak. arka kmak * bir kimseyi ba kalar na kar korumak, kay rmak. arka kap dan kmak * okuldan ba ar s zl kla ayr lmak. arka mzi i * Bir oyunda hareket ve szlerin yan s ra etkiyi art rmak iin hafife al nan mzik. arka olmak * madd, manev ynden destek olmak. arka plnda * Geride. * nemsiz. arka sokak * Ana yola a lan ikinci derecedeki sokak. arka teker * Aralar n arka dzeninde yer alan tekerlek. arka vermek * desteklemek, dayamak. arka yz arka * Bir eyin arkada kalan yz. * A l. * Da s rtlar nda davarlar n yat r ld dz, rzgr almayan kuytu yer.

arkada b rakmak * birinden daha ileri gitmek. arkada b rakmak * bir eyden epey uzakla m bulunmak. * zaman bak m ndan gemi te b rakmak. * (len kimseye gre) dnyada b rakmak. arkada kalanlar (veya arkadakiler) * bir kimsenin ld nde veya bir yere gitti inde geride b rakt yak nlar . arkada kalmak * geriden gelmek, geride kalmak. * de erce ileride olanlar n arkas nda kalmak, ileri gidememek, geride kalmak. arkadan arkaya * Gizli gizli, el alt ndan, gizlice, belli etmeden. arkadan sylemek * kendisi bulunmad bir yerde kimseyi eki tirmek, dedikodusunu yapmak. arkadan vurmak * bir kimse kendisine gvenen ve inanan birine gizlice ktlk etmek. arkada * Bir i te birlikte bulunanlardan her biri, hempa, refik, yren. * Birbirlerine kar sevgi ve anlay gsteren kimselerden her biri.

arkada canl s * arkada l a de er veren, arkada lar na ok d kn olan kimse. arkada de il, arka ta * zarar veren arkada lar iin sylenir. arkada olmak * bir kimseyle dostluk kurmak, iten olmak. arkada a * Arkada olarak; itenlikle, dosta. arkada l k * Arkada olma durumu, arkada a yak r davran , omuzda l k, nsiyet. arkada l k etmek * bir i te birlikte bulunmak; huyu ve d nceleri birbirine uymak. * bir sre beraber bulunmak, birlikte gitmek, e lik etmek, refakat etmek. arkaik * Arkaizmle ilgili, eskimi (sz veya eser). * Gzel sanatlarda klsik a ncesinden kalan. * Konu ulan ve yaz lan dilde, kullan mdan d m olan eski sz ve deyim. * Kullan ld a dan daha eski bir a dan kalma bir biimin, bir yap n n zelli i. * Arkalamak i i, yard m, mzaheret.

arkaizm

arkalama

arkalamak * Arkas na almak, yklenmek. * Bir kimseye gven vererek yard m etmek, destek olmak, korumak, mzaheret etmek.

arkalanma * Arkalanmak i i. arkalanmak * Kendisine yard m edilmek, destek olunmak. arkal arkal * Arkal k. arkal k * Ev iinde giyilen kolsuz, kal nca bir tr k sa h rka. * S rt dayamaya yarar yer. * S rt nda yk ta yan hamallar n, yk ta rken kulland klar arka yast , semer, arkal k. * Koruyan , koruyucusu, dayana olan.

arkal kl * Arkal , s rt dayayacak yeri olan. arkal ks z * Arkal , s rt dayayacak yeri olmayan. arkas (veya s rt ) yere gelmemek * sars lmamak, yerinden d rlememek, gl olmak. arkas al nmak * sona erdirilmek, bitirilmek, bir yerde durdurulmak. arkas gelmek * devaml olmak, srekli olmak. arkas kesilmek * tkenmek, son bulmak. arkas olmamak * kay racak kimsesi olmamak. arkas pek * Gl birine veya sa lam bir eye gvenen. arkas s ra * arkas ndan. arkas s ra * Ard ndan, pe inden. arkas yufka * Sevilen bir yeme in arkas ndan ba ka bir yeme in bulunmad n anlatmak iin sylenir. * So u a kar gere i gibi giyinmemi olma durumu. arkas na almak * s rt na yklemek, ta mak. * deste ini sa lamak. arkas na bakmadan gitmek * arkada kalanlarla hi ilgilenmeden bir yerden ayr lmak. arkas na d mek (veya tak lmak) * bir i i sona erdirmek iin s k al mak. * (birini) gzden ay rmayarak arkas ndan gitmek.

arkas nda (veya s rt nda) yumurta kfesi yok ya! * eski d ncesini de i tirmekte, sznden caymakta sak nca grmeyenler iin kullan l r. arkas nda dola mak (veya gezmek) * bir i i yapt rmak iin ilgili veya yetkili bir kimsenin u rad yerlere giderek gr me f rsat aramak. arkas ndan * birinin orada haz r bulunmamas durumunda. arkas ndan ko mak * i yapt rmak iin birinin arzusunu kollamak, gr me f rsat aramak. * birine ok ilgi duymak. arkas ndan srklemek * arkas ndan gelmesini sa lamak. arkas n (bir eye) vermek * dnmek. arkas n (birine) vermek * birinin koruyuculu una gvenmek. arkas n (veya pe ini) b rakmak * vazgemek. arkas n almak * bir i i tamamlamak. arkas n dayamak * birinin koruyuculu una gvenmek. arkas n getirememek * ba lad bir i i srdrp sona erdirememek. arkas n s vamak * ok amak, vmek, iltifat etmek. arkas z * Arkal olmayan. * Koruyan olmayan, koruyucusu, dayana olmayan. arkast * Arkas yere gelecek biimde. arkaya b rakmak (veya koymak) * sonraya, ba ka zamana veya i in sonuna b rakmak; ertelemek. arkaya kalmak * geride kalmak, sonraya kalmak, geriden gelmek. arke arkebz * XV. yzy lda Fransa'da kullan lmaya ba lanan, ta nabilir ate li silh. arkeen arkegon * Kambriyumlardan nce olu an en eski yer kat . * lk ana madde.

organ . arkeolog arkeoloji

* E relti otlar nda, baz su yosunlar nda, btn kara yosunlar nda ve baz a k tohumlularda grlen di ilik

* Kaz bilimci, arkeoloji uzman veya bilgini. * Tarih ncesi ve eski a lardan kalma eserleri tarih ve sanat bak m ndan inceleyen bilim, kaz bilimi.

arkeolojik * Arkeoloji ile ilgili. arkeopteriks * Hem ku hem srngen zellikleri gsteren bir hayvan fosili. ark t arkoz * Birle iminde feldspat bulunan, kum ta trnden bir tortul kaya. arktik arlanma arlanmak arlanmaz * Utanmaz, s k lmaz. arl * Namuslu, utanga, s k lgan. * Kuzey kutupla ilgili, kuzey kutup yak n nda olan. * Arlanmak i i. * (olumsuz olarak veya olumsuz anlaml cmlelerde kullan l r) Utanmak. * Ky evlerinde kap lar n arkas na konulan kal n ku ak.

arl ar ndan, huysuz huyundan vazgemez * herkes kendi karakterine gre davran ta bulunur. arma * Bir devletin, bir hanedan n veya bir ehrin sembol olarak kabul edilmi resim, harf veya ekil, ongun. * Geminin yrmesine hizmet eden direk, seren, ip, halat ve yelken tak m .

arma donatmak * armay yerli yerine koymak. arma soymak * hareketli olan armay , limanda k lamak, ya mur ve kardan korumak amac yla bir sre iin skmek. arma uurmak (veya arma budatmak) * armay rzgra kapt rmak. armada armador * Donanma. * Geminin direk, seren, yelken ve ip gibi donan m n dzenleyen usta.

armadura * Gemide direklere tak l halatlar ba lamak iin kpe tenin i taraf nda bulunan delikli ve ubuklu levha. arma an

* Birini sevindirmek, mutlu etmek iin verilen ey, hediye. * dl. * Bir bilim adam n n emek verdi i dalda onu anmak iin haz rlanan bilimsel eser. * Ba , ihsan. arma an etmek * birine bir eyi arma an olarak vermek, hediye etmek. armal armatr * Armas bulunan. * Ticaret gemisi sahibi.

armatrlk * Armatr olma durumu. * Gemi i letme i i, gemi i letmecili i. armatr * Bir aletin ana blmn olu turan k s m. * Bir m knat s n iki kutbu aras nda, kuvvet ak m n toplu bir duruma getirmek iin bu kutuplar aras na yerle tirilen demir paras . * Bir kondansatrdeki iki iletken yzeyden her biri. armoni * Trl sesler aras nda sa lanan uyum.

armoni orkestras * Yaln z flemeli alg lardan olu an orkestra. armonik * Armoni ile ilgili olan. * Armonika. armonika * Yan yana s ralanm deliklerden her biri flenince, ayr notada sesler karan kk a z alg s , m z ka. * Akordeon. armoniler * Frekans , ana sesin frekans ndan tam kat olan sesler. armonize * Tamamlay c sesler eklenmi (mzik paras ).

armonyum * Ta nabilir kk org. armud armudiye * Armut biiminde nazarl k olarak tak lan alt n. armudun iyisini (da da) ay lar yer * Bkz. Ahlat n iyisini (da da) ay lar yer. armut * Glgillerden, iekleri beyaz, yurdumuzun her yerinde yeti en, bir a a (Pirus communis). * Bu a ac n rengi sar dan ye ile kadar de i ebilen tatl , sulu, yumu ak, ufak ekirdekli meyvesi. * Fazla bn. * Armut biiminde olan.

armut gibi

* ok anlay s z, bn. armut kaba * rn, armut biiminde olan bir ss kaba . armut kurusu * Daha sonraki mevsimlerde yenmek zere kurutulmu armut. armut pi a z ma d ! * bir i e hi emek harcamaks z n onun kendili inden olmas n bekleyenlerin durumunu anlat r. armut top * Boksrn al malar nda kulland ii haval , d deri, armut biiminde top. armutun sap var, zmn (veya kiraz n) p var demek * her eye kusur bulmak, hibir eyi be enmemek. armuz Arnavut * Gemilerde gverte ve borda kaplama tahtalar n n yan yana gelmeleri sonucu aralar nda olu turduklar izgi. * Arnavutluk ve evresinde ya ayan bir halk. * Bu halka zg olan ( ey).

Arnavut bacas * at penceresi. Arnavut biberi * Ac k rm z biber. Arnavut ci eri * Ci er tavas . Arnavut kald r m * Yollarda irili ufakl ta larla geli igzel yap lan kald r m. Arnavuta * Hint-Avrupa dilleri ailesine giren, Arnavutlar n kulland dil. Arnavutla ma * Arnavutla mak. Arnavutla mak * Arnavut dilini ve kltrn benimsemek. Arnavutla t rma * Arnavutla t rmak durumu. Arnavutla t rmak * Arnavut kimli ini kazand rmak. Arnavutluk * Arnavut olma durumu. * Arnavut halk n n btn. arnika aroma * Bitki zlerinden veya ya lar ndan elde edilen ho koku. aromatik * kz gz, s r gz, mast ie i.

* Ho kokulu, aromal . arozz * Kamyon, araba gibi bir ta t arac na, doldurma ve bo altma dzeni olan, bir su deposu eklenmesiyle olu turulan, sulamaya yarar ara. arp * Bkz. harp (II). arpa * Bu daygillerden, taneleri ekmek ve bira yap m nda kullan lan, hayvanlara yem olarak verilen, yurdumuzda ok yeti tirilen bir bitki (Hordeum vulgare). * Bu bitkinin taneleri. arpa boyu kadar gitmek (veya yol almak) * pek az ilerlemek. arpa ektim, dar kt * ters sonu veren i ler iin sylenir. arpa gvesi * Tah llara dadanan bir gve tr. arpa suyu * Bira. arpa ehriye * Arpa biiminde dklm ehriye. arpac * Arpa alan ve satan kimse.

arpac kumrusu gibi d nmek * ne yapaca n bilmeyerek derin derin d nmek. arpac k * Gz kapa n n kenar nda kan kk ban, it dirse i. * Tfek, tabanca gibi ate li silhlarda namlunun en ileri blmnde bulunan ve ni an al rken gezle birlikte gz ile hedef aras nda ayn izgi zerine getirilen kk k nt . * Arpa biiminde ehriye. arpac k so an * Tohumdan yeti tirilen ve tohumluk olarak kullan lan kk so an. arpac l k arpa an arpalama * Atlar n ayaklar nda grlen ve rahat yrmelerini nleyen bir hastal k. * ok arpa yemekten ileri gelen bir hayvan hastal . arpal k * Arpa ekilen yer, arpa tarlas . * Arpa konulan yer. * Hayvan n di inde bulunan ve hayvan ya land ka silindi i iin ya n belli eden bir ni an. * Mft ve kazasker gibi din grevlilerine ayl k yerine verilen giyecek, yiyecek gibi eyler veya para. * Ba makl k. * Kar l ks z yarar sa lan lan yer veya kimse. * Arpa yeti tirme veya al p satma i i. * Yaban arpa.

arpal k etmek * arpal k yapmak. arpal k yapmak * bir kaynaktan srekli olarak kar sa lamak. arpas ok gelmek * co mak, azmak, kudurmak. arp arpej arsa arsenik * Atom numaras 33, atom a rl 74,91, yo unlu u 5,7 olan, atmosfer bas nc alt nda 4500 C de sblimle en, maden filizlerinde ok yayg n bulunan, metal grnmnde basit element, s an otu, z rn k. K saltmas As. ars ulusal * Uluslar aras . ars z * Utanmas , s k lmas olmayan, y l k, yzsz (kimse). * A gzl davranan (kimse). * Kolayca reyebilen (bitki). ars z ars z * Utanmaz bir biimde, y l arak, s rna arak. ars zca * Ars z gibi, ars za yak an biimde. ars zlanma * Ars zlanmak i i. ars zlanmak * Ars zl k etmek. ars zla ma * Ars zla mak i i. ars zla mak * Ars z duruma gelmek. ars zl k * Ars z olan n durumu veya ars za yak acak davran , y l kl k, s rna kl k. * Arp alan kimse. * Bir akort olu turan seslerin birbiri arkas ndan al nmas . * zerine yap yap lmak iin ayr lm yer.

ars zl k etmek * utanmadan, s k lmadan, yzszce davranmak; a gzl davranmak. arslan * Aslan.

arslan n ad km , akallar ba keser * haks zl veya ktl esas yapan n yerine bu konuda ad n plna kan ki iler anlam nda kullan l r. arslanl

* Osmanl devletinde kullan lan arslan bask l gm sikke. ar * slm din inan na gre g n en yksek kat . ar ar e * Askerlikte "yr" komutu.

* Keman yay . * Tren, troleybs, tramvay gibi elektrikle i leyen ta tlarda telden elektrik ak m almaya yarayan, yukar ya do ru uzanm demir yay. ar etip ar l ar n * lk rnek. * Dokuzuncu kat gk. * Yakla k olarak 68 cm ye e it olan uzunluk ls.

ar nlama * Ar nlamak i i. ar nlamak * Ar nla lmek. * Amas z, geni ad mlarla dola mak. ar nl k ar idk ar id es * Ar n lsnde, ar n kadar. * Avusturya'da imparator ailesi prenslerine verilen unvan. * Ar idkn kar s veya k z . * Avusturya hanedan nda prenses. * Belgelik. * Belgelik grevlisi veya uzman . ar ivcilik * Ar ivcinin yapt i veya grevi.

ar iv ar ivci

ar ivleme * Ar ivlemek i i. ar ivlemek * Ar ive kald rmak, ar ivde saklamak. art * Arka, geri. * Bir eyin br yz. art arda * Birbirinin arkas ndan. art avurt

* Avurdun arka blm. art avurt nsz * Dil ucunun art dama a arpmas ndan olu an ve dilin yanlar ndan akan ses. art blge * Deniz k y s nda bulunan bir yerin gerisindeki blge, hinterland.

art damak * Dama n arka blm. art damak nsz * Ci erlerden gelen havan n dil s rt yard m yla art dama n e itli noktalar nda bazen patlayarak, bazen de s zarak olu turdu u nsz: k, g, . art d nce * Bir d ncenin arkas nda gizli tutulan as l d nce. art elden * birini oyalay p, ondan gizli olarak. art ete inde namaz k l * ok temiz huylu kimseler iin sylenir. art niyet art oda art teker * tici gc sa layarak bisikleti yrten teker. art zamanl * Evrim a s ndan ele al nan sre iinde birbirini izleyen, diyakronik. art zamanl dil bilimi * Dil olaylar n de i ik zaman ve evrim a s ndan ele alan dil bilimi. art zamanl l k * De i ik zaman ve evrim a s ndan incelenen dil olaylar n n zelli i, diyakroni. arta an * Al landan veya beklenilenden art k verimi olan, bereketli. * o alan, fazlala an, art ml . arta anl k * Al landan veya beklenilenden art k rn verme durumu, bereket. artakalma * Artakalmak i i veya durumu. artakalmak * Artmak, geriye kalmak, fazla bulunmak. art * Yry durumunda bulunan bir asker birli in gvenli ini sa lamak iin arkadan gelmek zere b rak lan k ta, dmdar. * Gemi bir sanat veya edebiyat r n srdren (sanat , hareket). art l k * Art n n grevi. * Art d nce. * Gzde iris ile billr cismin aras ndaki bo luk.

arter

* Atardamar. * Trafi i yo un olan ana yol. * Atardamar bozuklu u. * Topra burgu ile delinerek a lan ve suyu ykse e f k ran kuyu.

arterit artezyen

artezyen kuyusu * Artezyen. art * Toplama i leminde + i aretinin ad , zait. * S f rdan byk, nnde art i areti bulunan (say ), eksi kar t , pozitif. art say * Kendisinden nce + i areti bulunan, s f rdan byk say , pozitif say . art u art k * Elektrikli zmlemede, s v ya bat r l p ak m n gemesini a layan, metal ulardan art ykl olan , anot. * ildikten, yenildikten veya kullan ld ktan sonra geriye kalan. * Kalan veya artan blm. * Bir ey harcand ktan sonra onun artan blm. * Daha ok, daha fazla. * Bundan byle, sonra, daha, yeter.

art k de er * inin, i gcnn kar l olarak, denen de erin zerinde retti i ve i verenin, kar l n demeksizin sahip oldu u ek de er. art k emek * inin, ek sre iinde harcad ve sonucunda art k de er yaratt , kar l denmeyen emek. art k gn * Art k y llarda ubat ay na eklenen, drt y lda bir gelen 29. gn. art k y l art klama * Drt y lda bir gelen 366 gnlk y l, seneikebire. * Art klamak i i.

art klamak * Yemekte art k b rakmak. art m * Artma, art , o alma. art ml art n art r lma * Pi ince i ti i iin miktar artm gibi grnen, arta an. * Katyon. * Art r lmak i i.

art r lmak * Art rmak i ine konu olmak, o alt lmak, tezyit edilmek. art r m * Bir eyi idareli harcayarak onun bir blmn art rma i i, tasarruf. * Mzayedede art rma.

art rma

* Art rmak i i. * Al c lar aras ndaki yar maya dayanan ve en yksek fiyat srene mal n verilmesiyle biten yntem, mzayede. art rmak * Artmas n sa lamak, o altmak. * Bir mal ba ka al c lar n verdi i fiyattan daha yksek bir fiyatla almak istemek. * Tutumlu davran p biriktirmek, tasarruf etmek. * Herhangi bir davran ta ileri gitmek. * Artmak i i veya biimi, artma, art m, o al . artist * Gzel sanatlardan birini meslek edinen kimse, sanat , sanatkr. * E lence yerlerinde gsteri yapan kimse. * boylu poslu, gzel ve al ml (kimse). * Artiste benzer biimde, artist gibi. * Gzel sanatlar n gerektirdi i niteli e uygun, sanatl . * Artistin grevi. * Artist olma durumu. artma * Artmak i i. artmak artmak * Byk heybe. * Eskisinden daha ok o almak. * Gere ince harcand ktan sonra bir miktar geri kalmak. * De eri ykselmek, fazlala mak. * Eklem romatizmas . * Genellikle ekil bozucu, iltihaps z, sre en eklem hastal . * Artt rmak i i. * Art rmak i i yap lmak. * Ykseltmek.

art

artist gibi artiste artistik artistlik

artrit artroz artt rma artt rmak

aruz

* Hecelerin uzunluk ve k sal k, kapal l k veya a kl k de erlerine gre trl ses kal plar ndan olu an Divan Edebiyat naz m ls. arya * Operalarda solistlerden birinin orkestra e li inde syledi i, genellikle kendi iinde btnl olan para.

Aryanizm * IV. yzy lda Arius adl bir papaz n kurdu u ve Hristiyan inan n n tersine olarak sa'n n tanr l n inkr eden mezhep. arz * Sunma. * (byk bir makama) Anlatma, bildirme. * En, geni lik. * Yer, yeryz. arz dairesi * Bkz. enlem dairesi. arz derecesi * Bkz. enlem. arz etmek * sunmak. * sayg ile bildirmek. arz odas * Mevkii olan insanlar n, halkla gr t oda. arz talep kanunu * Belirli bir piyasada sunu ve talep dengesini dzenli tutma sistemi. arz ve talep * reticinin piyasaya mal karmas ve tketicinin piyasadan mal ekmesi olaylar , sunu ve istem. arzan arziyat arzu * stek, dilek. * Heves. arzu duymak * birine veya bir eye kar istek duymak. arzu etmek * yrekten istemek. arzuhl * Dileke, istida. * Enine olan. * Yer bilimi, jeoloji.

arz arz

arzuhl gibi (veya kadar) * bir mektubun ok uzun oldu unu anlatmak iin sylenir.

arzuhlci

* Para ile dileke, mektup vb. yazan kimse.

arzuhlcilik * Arzuhl yazma i i. arzulama * Arzulamak i i. arzulamak * stek duymak, zlemek, istemek. arzulu * stekli, hevesli.

arzusu kalmak * iste i yerine gelmemek, hevesini alamamak. As * Arsenik'in k saltmas . as as * Kak m. * skambil k tlar nda birli. * Bir i te ba ta gelen (kimse veya ey). * Ast s fat n n k salt lm ; eklendi i kelimenin daha a a derecelisini anlatan yeni kelimeler tretmeye yarar. * Herhangi bir l biriminin blnd e it paralardan her biri. * Ara yn. asa * Baz lkelerde, hkmdarlar n, mare allerin, din adamlar n n g sembol olarak, trenlerde ta d klar bir tr a a veya metalden de nek. * Eskiden ihtiyarlar n baston yerine kulland klar uzun sopa. asab * Sinirli. * Sinirle ilgili, sinirsel. asable me * Asable mek i i. asable mek * K zmak, fkelenmek, sinirlilik belirtileri gstermek, sinirlenmek. asablik asabiye * Asab olma durumu. * Sinir hastal klar ile ilgili hekimlik kolu. * Sinir hastal klar ile ilgili hastahane blm. * Sinir hastal klar uzman .

asas kat as yn

asabiyeci

asabiyet asal

* Sinirlilik, asab yap l olma. * Ba l ca, temel niteli inde olan, esas.

asal gazlar * Atomlar n n d elektron halkalar tamam yla veya geici olarak elektrona doymu olan gazlar (helyum, neon, argon, kripton, ksenon), soy gazlar. asal say (lar) * Blenlerinin kmesi iki elemanl olan elemanlardan biri 1, br say n n kendisi olan do al say (lar). asalak parazit. * Bir canl n n iinde veya zerinde srekli veya geici olarak, onun zarar na ya ayan ba ka canl , tufeyli, * Ba kalar n n s rt ndan geinen (kimse), ekti.

asalak bilimi * Asalaklar n yap s n , ya ay n , konak yla ili kisini ve yapt hastal klarla bu hastal klara kar giri ilecek sava konu alan bilim dal , parazitoloji. asalakla ma * Asalakla mak durumu. asalakla mak * Asalak duruma gelmek. asalakl k asalet * Asalak olan n durumu. * Soyluluk. * Bir grevi yklenmi olan, o grevin sahibi olan kimse, asillik, vekillik kar t . * Yaz da veya szde baya sz ve deyim bulunmamas durumu. * Bir grevde temelli olarak, as l olarak, vekleten kar t . * Kendi ad na hareket ederek.

asaleten

asaleten atama * Srekli grev yapmak zere bir greve atama. asamble asansr ara. * nsanlar veya ykleri bir yap n n bir kat ndan tekine veya yksek yerlere kar p indiren elektrikle i ler * Kurul.

asansr bo lu u * Binalarda asansrn i lemesi iin b rak lan bo luk. asansrc * Asansrn bak m ve onar m n yapan kimse. * Otel ve hastahane gibi byk kurulu larda asansrn dzenli al mas n sa layan kimse. asap asar * Sinirler. * Yap lar, eserler.

asar atika asayi

* Eski yap lar, eski eserler. * Bir yerin dzen ve gvenlik iinde bulunmas durumu, dzenlilik, gvenlik.

asayi berkemal * Gvenli in yerinde oldu unu anlat r. asba kan * kinci ba kan. asbest * Tremolitin bozulmas ndan olu an lifli, k r lmadan bklebilen ve ate te niteli i de i meyen bir mineral, ta pamu u, kaya lifi. asbest yn * Asbestin i lenerek yn biimine sokulmu u. aselbent * Hekimlikte ve koku yap m nda kullan lan, aselbent a ac n n kabuklar izilerek elde edilen bir reine. * Bu reinenin elde edildi i a a (Styrax officinalis). * E zamanl olmayan, ba lama ve bitme anlar ba ka olan (olaylar); senkron, e zaman kar t , yad n kurun. * l kullanmadan, yaln z s yard m ile ayg t ve pansuman gereleri gibi eyleri mikropsuzla t rma i i. * Her trl mikroptan ar nm . ases * Gece bekisi. * Osmanl mparatorlu unda yenieri oca n n kald r lmas ndan nceki gvenlik grevlisi.

asenkron asepsi aseptik

asesba * Yenieri oca ndaki asker grevinin yan s ra, ba ehrin dzenini korumakla da ykml olan 28. ortan n orbac ba s na verilen ad. asetat asetatl asetik * Asetik asidin tuzu veya esteri, saydam. * Birle imine asetat kar t r lm . * Sirkeyle ilgili, sirkeyle ayn zellikleri ta yan.

asetik asit * Sirkeye tad n ve zelliklerinden biro unu veren asit. asetilen aseton asfalt * Renksiz, sar msak kokulu, gl ve beyaz bir k vererek yanan hidrokarbonlu bir gaz. * Birok organik maddeyi eritmekte kullan lan uucu, kolayca alev al r, eter kokusunda bir s v . * Siyah renkte ekilsiz bir cins bitm. * Ana maddesi katran olan ve yollar n kaplanmas nda kullan lan kar m.

* Asfaltlanm . asfaltit * Petroln ayr mas ile olu an ve oklukta tortul kayalar n gzeneklerinde bulunan do al bitm. asfaltlama * Asfaltlamak i i. asfaltlamak * Asfaltla kaplamak. asfaltlanma * Asfaltlanmak i i. asfaltlanmak * Asfalt dklmek, asfaltla kaplanmak. asgar m terek * Herkes taraf ndan kabul edilen nokta, zerinde anla maya var lan husus, uyu ulan konu, ortak payda. asgar * En az, en a a , en az ndan, en d k. * Minimum.

asgar cret * ilere bir al ma gn kar l olarak denen ve i inin g da, konut giyim, sa l k, ula m ve kltr gibi ihtiyalar n gnn fiyatlar zerinden en az dzeyde kar lamaya yetecek cret. ashap * Sahipler. * Hz. Muhammed'in meclislerinde ve konu malar nda bulunanlar, sahabeler. * Asmak i i.

as

-as / -esi * Fiilden s fat yapan ek. as da olmak (veya as da kalmak) * bir i e son verilmeyip ylece b rak lm olmak veya kalmak. as k * Somurtkan. * As l .

as k suratl * Ho nutsuzlu unu, k zg nl n yzne sert bir anlam vererek belirten" fkeli grn l yz olan. as l * Bir eyin kendisi, rnek, kopya kar t . * Kk, kken, kaynak. * Gereklik, esas, hakikat. * Soy, nesep. * Gerek. * Bir eyin temelini olu turan, ana. * Aran lan nitelikleri en ok kendinde toplam olan. * (a's l) Ba l ca, ba ta gelen, gerek olarak.

as l nsha * Bir yazma eserin veya belgenin kopyalar n n dayand zgn biimi. as l say lar

* S ra veya le tirme eki almam yal n say lar. as l vurgu * Kelimenin asl ndaki vurgu. as lanma * As lanmak i i, intifa.

as lanmak * Bir eyden yarar sa lamak, intifa etmek. as l as l * As lmak i i veya biimi. as ll as lma as lmak * Bir kkene dayanan, kkenli. * As lmak i i. * Asmak i i yap lmak veya asmak i ine konu olmak. * Bir yere tutunup sarkmak. * Tutup ekmek. * Bir ey isterken kar s ndakini tedirgin edecek derecede ileri gitmek stelemek, srar etmek. * H zla eline almak. * Boynuna ip geirip salland r larak ldrlmek, idam edilmek. * Kar cinsin ilgisini ekmek iin arp c davran larda bulunmak. * Israrla zerine gitmek, sonuna kadar mcadele etmek. * As lm olan.

as lm adam * Salepgillerden, iekleri as lm bir insana benzeyen ve kklerinden salep kar lan bir bitki. as ls z as lt * Do ru olmayan, temelsiz, dayanaks z, kksz (haber). * znemeyen madde parac klar n n dibe kmeden bir s v ortamda kalm durumu, sspansiyon. * Byle bir s v kar m , sspansiyon. * Asma i i.

as m

as m tak m * Kad nlar n tak nd klar ss e yas . as nt * Bir i i hemen yapmay p bekleterek geri b rakma, tehir, tavik. * Birini tedirgin edecek kadar zerine d me. * S rna an, tebelle olan kimse.

as nt olmak * tebelle olmak, s rna mak. as p kesmek * (genellikle i ba nda bulunan bir kimse iin) yasay i neyerek sert davranmak. as r * Yzy l.

* a . as rlarca * Yzlerce y l. as rl k asi * Yzy ll k. * Ba kald ran, isyan eden. * Hay rs z, dik ba l . * Un, et ve bamya ile yap lan bir Arap yeme i.

aside

asidimetre * Asitler. asil * Soylu. * Yksek duygu ile yap lan. * Bir grevde temelli olan, vekil kar t . asile me * Asile mek i i.

asile mek * Kar gelmek, ba kald rmak, isyan etmek. asilik * Asi olma durumu, isyan etme, isyankrl k.

asilik etmek * kar gelmek, ba kald rmak. asillik * Asil olma durumu, asalet. * Soylu olma durumu, soyluluk. * Soylu.

asilzade

asilzadelik * Soyluluk. asimetri asimetrik * Simetrisi olmayan, bak ms zl k. * Simetrik olmayan, bak ms z.

asimilsyon * Benzer hle getirme, kendine benzetme, kendine uydurma, zmleme. * Benze me. asimile asimptot * Bir e riye giderek yakla an, ama sonuna kadar uzat lsa bile yakla t hlde e riyi kesmeyen do ru; sonu maz. * Bu sz "benze mek", "kendine uydurmak" anlam nda "asimile etmek" biiminde kullan l r.

asistan

* Yard mc . * Ara t rma grevlisi.

asistanl k * Asistan, ara t rma grevlisi olma durumu asistan n grevi. asit * Turnusoln mavi rengini k rm z ya evirmek zelli inde olan ve birle imindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz olu turan hidrojenli birle ik, ham z. asit alkol asit borik * Bkz. borik asit. asit fenik asitler ask askarit * Ba rsak solucan . asker * Erden mare ale kadar orduda grevli bulunan herkes. * Askerlik grevi veya devi. * Ordunun yaln z er rtbesinde olan blm. * Topluluk dzenine sayg s olan, disiplinli. * Yurdun korunmas yolunda iyi dv mesini ba aran. * Bkz. fenol. * Bir asidin zelli ini, konsantrasyon derecesini lmeye yarayan cihaz, asidimetre. * Bkz. askl . * Ayn zamanda asit ve alkol gruplar n ieren birle iklere verilen ad.

asker karmak * (bir devlet) belli kanunlara ba l olarak asker toplamak. * k y lara ve en ok d man k y lar na asker indirme. asker gibi * disiplinli, dzgn. asker kaa * Askerlik devini yapmamak iin asker oca ndan ayr lan veya oraya gitmekten kaan kimse. asker oca * Askerlik devinin yap ld k la, ordugh, tahkimli blge, gemi, tersane gibi hizmet yerlerine verilen ad. asker olmak * askerlik devine ba lamak. asker tay n * Erlere verilen az k. askerce askerci * Asker yanl s . askercilik * Askere yak r biimde.

* Askerci olma durumu. * Bir tr ocuk oyunu. askere al nmak * askerlik devini yapmak iin er e itim merkezine gnderilmek. askere a r lmak * askerlik devini yapmak iin ubece istenmek. askere gitmek * askerlik devini yapmak iin orduya kat lmak. asker * Askerlikle ilgili, askere zg.

asker ambargo * Bir lkeyi cezaland rmak amac yla asker alanda yapt r m uygulama. asker ata e * Bir ulusun yabanc lkelerdeki eliliklerinde grevli asker uzman. asker inzibat * Asker birlikler aras nda dzeni, disiplini, kanunlar yrtmekle grevli s n f ve bu s n ftan olan asker. asker kaput * Askerlerin giydi i kal n kuma tan stlk. asker r tiye * Asker ortaokul. askerle me * Askerle mek i i. askerle mek * Bir yer askerlikle ili kili duruma gelmek, askerlik niteli i kazanmak. askerle tirme * Askerle tirmek i i. askerle tirmek * Asker ynetimine geirmek; (bir eye) askerlik niteli i kazand rmak. askeriye * Askerlik. askerlik * Asker olma durumu; askerlik devi ordu hizmeti.

askerlik dairesi * Yurtta lar askere alma i leriyle grevli olan askerlik ubelerinin ba l bulunduklar blge dairesi. askerlik etmek * askerlik yapmak. askerlik hizmeti * Orduda belirli bir srede yap lan yurt devi. askerlik yapmak * kanunlara gre yurtta lar n ykml olduklar ordu devinde bulunmak. askerlik yoklamas * Askerlik ubelerine kay tl kimselerin belirli zamanlarda yap lan durum yoklamas .

ask

* zerine herhangi bir ey asmaya yarar nesne. * Pantolon veya giysilerin d mesini nlemek iin omuzdan a r lan ba . * Art rma, eksiltme gibi resm i ilnlar n n ilgili daire duvar nda belli bir zaman sresince as l durmas . * Hastahanelerde k r k kol veya bacaklar n as larak tutturuldu u ara. * ay, kahve ta maya yarar kahveci tepsisi, fener. * Saklanmak iin tavana as lm dizi veya hevenk. * Yeni yap lan yap lar n at s na, ev sahibi taraf ndan usta iin veya d n arabalar na d n sahibi taraf ndan arabac iin arma an olarak as lan kuma . * Gelinin oturaca yerin stne as lan ssler. * Kad nlar n kulland alt n dizisi veya zincirli mcevherat. * D nlerde geline yak nlar taraf ndan tak lan hediye. * pek bce inin kozas n sarmas iin yan na konulan al rp . * Saz airleri aras nda yap lan deyi yar nda stn gelene verilmek iin duvara as lan kuma , tabanca gibi dl. ask da b rakmak * sonuca vard rmamak. ask da kalmak * (bir i ) bir engel dolay s yla sonuca varamamak. ask l ask l k * Avc lar n s rtlar na takt klar ask tak m . * As l p saklanacak sebze, meyve. * Vestiyer. ask nt * Ba kalar n n s rt ndan geinen. * Kar cinsi rahats z eden kimse. * Ask s olan.

ask ya almak * alt bo al p deste i kalmayan yap y dikmelerle bo lukta tutarak y k lmaktan kurtarmak. * oturmu veya batm bir gemiyi yzdrmek iin ba ka teknelere asarak kald rmak. * bir i i zaman nda yapmay p belirsiz bir zamana b rakmak, savsaklamak. ask ya karmak (veya kar lmak) * evlenecek kimselerin durumunu nfus kay tlar n n bulundu u yerde ask yoluyla iln etmek. ask ya kmak * ipek bce i koza sarmak zere dallara kmak. askl * Sporlar ask denen torbalar iinde olu an (mantar). askospor asla Aslan aslan * Kedigillerden, erkekleri yeleli, y rt c , Afrika'da ya ayan, uzunlu u 160 cm, kuyru u 70 cm ve ucu pskll, ok koyu sar renkli gl bir memeli tr, arslan. * Grbz ve yi it adam. * Askl mantarlar n sporuna verilen ad. * Hibir zaman, hibir biimde. * Zodyak zerinde, Yenge ile Ba ak burlar aras nda yer alan burcun ad , Zodyak.

aslan a z * Havuz kenarlar na konulan ve a z ndan su akan aslan biiminde ss ta . aslan gibi * boylu boslu, gl ve yak kl . * sa l yerinde.

aslan kesilmek * aslan gibi gl ve cesur duruma gelmek. aslan pay * Hak edilenden daha ok al nan pay. aslan st * Rak . aslan yata ndan belli olur * bir kimsenin oturdu u yerin durumu, onun ki ili ini belli eder, uygun bir durumda olmas gerekir. aslan yrekli * ok yi it, hibir eyden korkmayan. aslana z * S raca otugillerden, trl renkte, gzel, kokusuz iekleri olan bir bitki. aslanca * Aslana yak r yolda, aslan gibi, yi ite. aslangiller * Kedi cinsinden olan btn et oburlar iine alan hayvan familyas . aslan m! * genler, delikanl lar iin kullan lan bir seslenme sz.

aslan n a z nda * elde edilmesi ok g. aslankula * Bir sap zerinde dizili sar veya k rm z iekli otsu bir bitki. aslankuyru u * Ball babagillerden, eskiden hekimlikte terletici olarak kullan lan bir bitki, yer p rasas (Leonurus). aslanl k * Yi itlik, cesaretlilik.

aslanpenesi * Glgillerden, sar , beyaz iekli bir yaban bitki (Alchemilla). * irpene. aslen * Kk veya soy bak m ndan.

asl astar * i yz, gerek ekli. asl astar * Esas , do rulu u, geerlili i. asl astar (veya asl asl ) olmamak * yalan, as ls z olmak.

asl kmak * gerek oldu u anla lmak, gerek oldu u ortaya kmak. asl fasl yok * yalan, uydurma. asl nesli asl k * K s r olan (kad n veya di i hayvan). asl * Temel olarak al nan, esas olan. * Soyu sopu.

asl d nce * Ana fikir. asl maa * Devlet dairelerinde al an memurlara verilen ayl n, ykselmeye temel olan her a amas . asl nsha * Bir yaz n n o alt lmas na rneklik eden ilk nsha. asliye asma * Temel, esas. * Asmak i i. * As lm , as l . * Asmagillerden, dallar ardak zerine yay lan bitkilere genel olarak verilen ad. * Belirli bir tr zm veren bitki (Vitis).

asma

asma bahe * Ayak ve kemerler zerine kurulan teraslardan yap lm bahe. asma b y * Asma dallar n n evresine tutunmas na yarayan ye il uzant lar, slk. asma biti * E kanatl lardan, asmalara zarar veren, sar ms renkte bir bcek, filoksera (Phylloxera vestatrix). asma kaba * Kabakgillerden srngen veya sar lgan, mevsimlik bir kabak tr (Lageneria vulgaris). * Bu trn ince uzun, sebze olarak kullan lan rn. asma kat * Yap larda genellikle tabanla birinci kat aras na yap lan, bas k tavanl , alt bo kat.

asma kilit * Kilitlenecek eyin stndeki halkalara geirilip kapat lacak biimde yap lm kilit. asma kpr * ki ba ndaki ayaklardan ba ka dayana olmayan, o unlukla uzun ve yksek kpr. asma merdiven * Yukar ucundan bir yere as larak kullan lan ip merdiven. asma yapra

* Zeytinya l ve etli dolma yapmakta kullan lan krpe asma yapra . asmagiller * ki eneklilerden, belli ba l tr asma olan bitki familyas . asmak * Bir eyi a a ya sarkacak biimde bir yere ili tirip sark tmak. * zerine tak nmak, ku anmak. * Bir kimseyi bo az ndan ip geirip sark tarak ldrmek, idam etmek. * Gitmek zorunda olunan bir yere zrsz gitmemek veya grevi olan bir i i zrsz yapmamak. * Asmas olan. * Asma iin ayr lm yer veya toprak. asmolen asonans * Pi mi toprak, cruf ve beton kar m ndan yap lan kiri , putrel nervrler aras na konulan delikli tu la.

asmal asmal k

* Yar m kafiye, her dizenin sonunda gelen, ayn aksan veren nlnn ondan sonra veya nce gelen nsz hi dikkate almadan tekrarlama eklinde uyak. asorti asortik asosyal * Sosyal olmayan. asparagas * Uydurma, gerek olmayan, gerekmi gibi gsteren haber. aspidistra * Zambakgillerden, genellikle saks da yeti tirilen, yapraklar do rudan do ruya topraktan kan bir ss bitkisi. aspiratr aspirin * A r kesici ve ate d rc olarak kullan lan beyaz renkli, ek imt rak il. aspur * Yalanc safran. * Havadaki duman, toz vb. yabanc maddeleri emerek d ar atan cihaz, emme. * (daha ok giyimde) Birbirine uygun, birbirini tutar renk ve yap da olan. * (daha ok giyimde) Birbirine uygun, birbirini tutar renk ve yap da olan.

asr saadet * Hz. Muhammed'in ya ad zaman. asr asrle me * a c lla ma, a da la ma. asrle mek * a c lla mak, a da la mak. asrlik * a c ll k. * Modern, a c l.

assai assolist ast

* Birlikte kullan ld terimin anlam na a r l k kazand r r: Adagio assai ok yava , ok a r. * Bir mzik program nda daha ok en son olarak sahneye kan, alan nda tan nm ve ok nl olan sanat . * Alt. * Birinin buyru u alt nda olan grevli, madun. * (birine gre) Rtbe veya k demce kk olan asker. * Giyecek, perde, anta, ayakkab gibi eylerde, kuma n veya derinin i taraf na geirilen ince kat. * S va veya boyadan nce vurulan kat. * Gemicilikte bir eyi sa lamla t rmak iin kullan lan bez, halat, a a vb.

astar

astar boyas * Boyac l kta as l boyadan nce srlen, kiri kapatmak ve srlecek boyan n dayan kl l n art rmak iin kullan lan boya. * zerine resim yap lacak bezin veya duvar n ya l boyay emmesi iin, resim yap lmadan nce srlen boya. astar kaplama * Kontratablalarda kr a ac n biim de i tirmesini nlemek amac yla iki yzne yap t r lan kaplama kat . astar srmek (veya vurmak, ekmek) * astar boyas ile boyamak. astar yznden pahal olmak * bir i in ayr nt lar na harcan lan para veya emek, elde edilen sonucun de erini a mak, masrafl olmak. astarlama * Astarlamak i i. astarlamak * Astar geirmek. * Boyac l kta, astar vurmak, astar srmek. astarlanma * Astarlanmak i i. astarlanmak * Astar geirilmek. astarlatma * Astarlatmak i i. astarlatmak * Astar yapt rmak veya geirtmek. astarl * Astar geirilmi , astarlanm . astarl zarf * yzne ince bir k t geirilmi zarf. astarl k astarya * Astar olmaya elveri li (kuma vb.). * Bir gemiye ykleme veya bo altma iin tan nan sre.

astas m astat

* ncllerinden biri nceki tas m n varg s durumunda olan bir ek tas m.

* Atom numaras 85 olan, bizmutun alfa nlar yla bombard man sonucu elde edilen yapay element. K saltmas At. astatin * Astat.

aste men * Orduda en kk rtbeli subay. aste menlik * Aste men rtbesi veya aste menin grevi. ast ast k, kesti i kestik * ac mas z, ok sert veya istedi i gibi davranan kimseler iin kullan l r. ast m ast ml * Ast m olan, ast m hastal na tutulmu olan. ast rma ast rmak astigmat * Ast rmak i i. * Asmak i ini yapt rmak. * Net grmeyen, astigmatizme tutulmu (gz). * Bron lar n daralmas ndan ileri gelen nefes darl .

astigmatizm * Gzn saydam tabakas nda meridyenlerin e itsizli i yznden net grememe durumu. astragan * Karakul kuzusunun k v rc k ve parlak postu. * Bu posttan yap lm olan. * Gk fizi i. * Y ld z fal yla u ra an kimse, mneccim. * Y ld z falc l , mneccimlik.

astrofizik astrolog astroloji

astronom * Astronomi bilgini, gk bilimci. astronomi * Gk bilimi, felekiyat. astronomik * Gk bilimiyle ilgili olan. * A r ok yksek. astronomik fiyat * ok yksek fiyat.

astronomik rakam * nsana a k nl k verecek derecede byk rakam. astronot * Uzay adam .

astronotluk * Uzay adam olma durumu veya uzay adam n n grevi. astropikal * Tropikal blgelere yak n, fakat daha yksek bir enlemde olan. astsubay * Silhl Kuvvetler yasas na gre astsubay okullar nda yeti erek Silhl Kuvvetlere kat lan astsubay avu tan astsubay k demli ba avu a kadar rtbesi olan asker. astsubay ba avu * Astsubayl n be inci basama . astsubay avu * Astsubayl n ilk basama . astsubay k demli ba avu * Astsubayl n alt nc ve son basama . astsubay k demli avu * Astsubayl n ikinci basama . astsubay k demli stavu * Astsubayl n drdnc basama . astsubay stavu * Astsubayl n nc basama . astsubayl k * Astsubay olma durumu veya astsubay n grevi. asude * Sessiz, rahat, sakin. asudelik asuman Asurca Asyal * Asya'da ya ayan kimse. * Asya'ya zg olan, Asya ile ilgili (olan). Asyal l k * Asyal olma durumu. a * Pi irilerek haz rlanan yemek. * Huzur iinde olma, mutluluk. * Gk, gkyz. * Sam dilleri ailesine giren ve Milttan nceki dnemlerde n Asya'da kullan lm olan l bir dil.

a dam * Baz blgelerde yemek pi irilen yer, mutfak.

a erme a ermek a evi

* A ermek durumu. * hamilelikte baz yiyeceklere kar a r d knlk gstermek, ok arzulamak veya nefret etmek, tiksinmek. * Para ile yemek yenilen yer, a , lokanta. * Yoksullara paras z yemek yedirilen veya da t lan yer, a hane. * D n ve benzeri toplant larda, verilecek yemekleri haz rlamak iin geici olarak mutfak gibi kullan lan * Tekkelerde yemek pi irilen yer.

yer.

a oca * Yemek pi irilip yoksullara da t lan yer. a ta nca kepeye paha olmaz * s k k zamanlarda nemsiz eylerin de eri oktur. a yermek * Bkz. a ermek. a a * Bir eyin alt blm. * Bir yere gre daha alak yerde bulunan. * E imli bir yerin daha alak olan yeri. * Niteli i d k, kt, ad. * Baya , ad. * Daha kk, daha az; de er ynnden daha az. * A a ya, yere do ru.

a a (falan) yukar * bir kimsenin ad n n dilden d rmedi ini, onun pek gzde oldu unu anlat r. * bir hizmette ok kullan lan ki ice, yak nma olarak kullan l r. a a almak * devirmek, y kmak. a a bitkiler * Su yosunlar , mantarlar ve kara yosunlar gibi su d nda fazla boy atmayan damars z bitkiler. a a d mek * dzeyi, miktar , niteli i alalmak. a a grmek * kk grmek, be enmemek, hor grmek. a a kal r yeri (veya yan ) yok * nitelikleri bak m ndan ba kalar yla kar la t r ld nda eksi i olmayan, denk olan. a a kalmamak * herhangi bir nitelik bak m ndan ondan geri olmamak. a a kurtarmaz * bundan daha ucuza olmaz. * daha a a bir durumu kendine ly k grmez. a a mahalle * Yksek bir yerle im blgesine gre alakta kalan yer, yerle im blgesi. * Genel ev.

a a tkrsem sakal m, yukar tkrsem b y m * iki kar t ve ayn derecede sak ncal durum kar s nda karar verme zorlu unu anlat r. a a yukar * Tama yak n, yakla k olarak. a a yukar (yrmek) * bir ba tan bir ba a (yrmek). a a dan almak * sert konu an bir kimseye yumu ak bir dil kullanmak, alttan almak. a a lama * A a lamak i i. a a lamak * De erinden d k gstermek. * Kltc davran larda bulunmak, hor grmek. a a lanma * A a lanmak durumu. a a lanmak * A a duruma d rlmek. a a la ma * A a duruma d me, mezellet. a a la mak * A a l k duruma d mek. a a latma * A a latmak i i. a a latmak * A a lamak i ine u ratmak, tenzil etmek. a a l yukar l * A a s ve yukar s olan; a a s yukar s birlikte. a a l k * A a olma durumu, adilik. * Niteli i d k, ad.

a a l k duygusu * Ki inin gereklere uyan veya uymayan sebeplerle, benli ini yetersiz ve kk grmesi. a a l k kompleksi * Kendini oldu undan yetersiz, yeteneksiz ve gsz grme duygusu. a a sama * A a samak i i. a a samak * Bir kimseyi veya bir eyi a a l k ve de ersiz gstermek, hafife almak, hafifsemek, tezyif etmek. a a s a ama * A a taraftaki. * nem veya de er bak m ndan gitgide ykselen bir s ra basamaklar n her biri, rtbe, mertebe, paye. * Var lmas istenen bir amaca do ru geilmesi gerekli dnemlerden her biri, evre, basamak, merhale.

a ama s ras * nem ve de er bak m ndan gitgide ykselen basamaklar dizisi, hiyerar i. * Otoritenin en geni lde en st mertebede olarak de i ik nem s ralar aras nda kat ve kesin bir biimde da ld toplumsal te kiltlan biimi, hiyerar i. a amal * A amas olan, kademeli. a ar * Ondal k. * Tar m rnlerinden al nan onda bir nisbetindeki vergiler. * Ondal k. * Yemek pi iren kimse, ah . * Yemek pi irip satan kimse. * Yemek yenilen dkkn, a evi, lokanta.

a ar a

a baltas * Kemikli et kesmeye yarar kk balta. a ba * Birka a n n birlikte al t yerde bulunanlar n ba . * Bir lokanta veya evde yemek pi irmekle grevli kimse. a ba l k * A ba olma durumu, a ba n n grevi. a l k * A olma durumu veya a n n grevi. * Yemek pi irme zanaat veya bilgisi. * Onluklar. * A evi. * Mutfak. a * Organizmada belli birtak m hastal klara kar ba kl k sa lamak iin vcuda verilen, o hastal n mikrobuyla haz rlanm eriyik. * Bir a ac n dal veya gvdesi zerine, ayn familyan n daha iyi bir trnden al nan dal, gz, tomurcuk gibi paralar kayna t rma i i veya bylece eklenen para. * Bu eriyi in uygulanmas . * A l (kimse veya bitki). a boyal * A boyas renginde boyanm . a boyas * ine kar an demir hidroksit miktar na gre pas sar s , k z l veya koyu esmer renk alm gevrek kil. * Koyuca k rm z , kiremit rengi. a k d * A olanlara verilen resm belge. a olmak * a yap lmak.

a erat a hane

a ta

* Ta durumundaki a boyas .

a vurmak * ba kl k veya tedavi amac yla vcuda a vermek, a yapmak. a c a c l k * A c n n yapt i . a Ba dad sorulmaz * bir eye ok istekli olan kimsenin, o eyi elde etmedeki zorluklar hie sayd n anlat r. a cuk oturmak * i i ok olumlu bir biim almak. kesilmek * tutku hline getirmek. n gz krdr * kendisini a ka kapt ran kimse, sevgilisinin kusurlar n grmedi i gibi, evresinde olup bitenlerle de ilgilenmez. a k * Bald r kemi i ile eklemle erek bile in belli ba l oynak merkezini olu turan, ayak bile inde bulunan kk kemiklerden biri. * Yap at lar nda, uzun mertek, a rma. k * Bir kimseye veya bir eye kar a r sevgi ve ba l l k duyan, vurgun, tutkun (kimse). * Halk iinde yeti en, deyi lerini sazla syleyen, szl iir gelene ine ba l halk airi. * Sevi en bir iftten kad na oranla genellikle erke e verilen ad. * Dalg n, kalender (kimse). * Ahbap, arkada gibi bir seslenme. * A yapan kimse.

a k atmak * yar etmek, yar mak. a k atmak (veya a k oynamak) * a k kemi iyle oyun oynamak. a k kemi i * A k. k olmak * sevmek, tutulmak. kane * a yara r biimde (olan). kl k kl s kta * k olan n durumu. * ok seveni, d kn. * Birbirleriyle sevi en erkek ve kad ndan her biri.

kta l k * Kar l kl sevi me, mua aka. kta l k etmek * kar l kl sevi mek. a lama * A lamak i i. * Yeni a lanm a a. * So u a s cak, s ca a so uk su katma. * Bu yolla elde edilmi . * Bitkilerin a yoluyla retilmesi, ilkah. * A lanm (a a). a lamak * Organizmada ba kl k yaratmak veya yerle mi bir hastal a kar koyabilmek iin haz rlanm bir a y vcuda vermek, a yapmak. * Elde edilmesi istenilen herhangi bir a ac n bir paras n ana zerine kayna t rarak retmek. * Ba kas na hastal k geirmek. * Birtak m d nce veya duygular ba kas na benimsetmek, telkin etmek, etkilemek. * So u a s cak, s ca a so uk su katmak. a lanma * A lanmak i i. a lanmak * A lamak i ine konu olmak. a latma a latmak a l * Herhangi bir hastal a kar a lanm olan (kimse). * Kendisine a yap lm (bitki). a lma * A lmak durumu. a lmak a m * A mak i ine konu olmak. * Erkek hayvan n di isiyle iftle mesi. * A latmak i i. * A lamak i ini yapt rmak.

a nd rma * A nd rmak i i. a nd rmak * A nmak i ine u ratmak. * Dokundu u cisimleri eriterek a nmas na yol amak. * (bir yere) Pek ok gidip gelmek. a n m * A nmak i i. * Erozyon. * A nmak i i.

a nma

* Yer kabu unu olu turan kayalar n, ba ta akarsular olmak zere trl d etmenlerle y prat l p, yerinden kopar lmalar veya eritilmeleri, itikal, erozyon. a nmak * Birbirine srtnerek incelmek. * Eskimek, y pranmak. * k nt lar silinmek, dzle mek. * A nm yer. * On say s . * Bir din tren s ras nda veya cemaatle namaz k l nd ktan sonra Kur'an'dan okunan on ayetlik blm.

a nt a r

a ramento * alma, a rma. a r * Al lan veya dayan labilen dereceden ok daha fazla, ta k n. * Bir eye gere inden ok fazla ba lanan, nem veren, mfrit. * Bir eyin gere inden ok olan . * tede, tesinde. * Gere inden fazla, ok. a r bellem * Belleme yetisinin ola anst bir durumda geli mi olmas . a r besi * Ola anst nicelikte yemek yeme veya yedirme.

a r doyma * Belli s cakl ktaki bir s v iinde, eriyebildi i kadar eriyen bir maddenin, s cakl n d mesine kar n bir s n ra kadar erimi olarak kalmas durumu. a r duyu * Herhangi bir duyu organ yla ve zellikle dokunma duyusuyla sa lanan her tr uyarana kar ola an d bir duyarl k gsterme durumu. a r erime * Erime noktas ndan daha a a bir s derecesine d mesine ra men birtak m artlar alt nda bir s v n n kat la mamas durumu. a r gitmek * ly ka rmak, usand rmak. a r ta r * ok a r , fazla miktarda. a r u a r c l k a r l k a r lma * A r lmak i i. a r lmak * Politika alan nda sa veya sol gr lerin en ate li ve y k c kanad . * Beklenenin stnde a r davranma e ilimi. * A r olma durumu.

* A rmak i ine konu olmak. a r nt * A r lm olan ( ey). a rma * A rmak i i. * Ba kalar n n yaz lar ndan blmler, m sralar al p kendininmi gibi gsterme veya ba kalar n n konular n benimseyip de i ik biimde anlatma, intihal. * A r lm . * Yap at lar nda uzun mertek, a k. * Kk kazan, kova, bakra. a rma kay * Bir ark dndrmek iin kasnaktan kasna a geirilen ku ak biimindeki kay ember. a rmac l k * Ba kas na ait olan bir eyi izinsiz alma. * Bir yazar n ba ka bir yazar n eserinden konu veya biim almas . a rmak * Yksek veya geilmesi g bir yerin stnden te yan na geirmek. * al p gtrmek. * Tehlike iinde bulunan bir eyi acele ka rmak. * Ba kas n n eserinden paralar al p kendininmi gibi gstermek.

a rmasyon * alma, a rma. a rt a rtma a rtmak * A rma i i. * A rtmak i i. * A rmak i ini yapt rmak. * A rmak. * Herhangi bir hastal a kar a lanmam olan (kimse). * Kendisine a yap lmam (bitki). * Siper, kuytu yer. * A lacak yer. * Da geidi. * A k, apa k, belli, meydanda olan.

a s z

a t

a ikr

a ikr etmek * a klamak, belli etmek. a ikr olmak * belli olmak, ortaya kmak, belirginle mek. a ikre a ina * A ka, belli ederek, saklamadan. * Bildik, dost, arkada , tan d k.

* Bilinen, tan d k olan. a inal k * Birbirini bilme, tan ma, tan kl k. * Tan kl gsterir davran . a inal k gstermek * ilgilenmek, tan d n belli etmek. a iret a iyan * Oymak. * Ku yuvas . * Ev, oturulan yer, mesken. * A r sevgi ve ba l l k duygusu, sevi.

a k

a k etmek * h zla vurmak. a k olmay nca me k olmaz * gl bir istek olmay nca hibir ey elde edilemez. a k olsun * "Aferin" sznden daha gl olarak bir davran n, bir tutumun ok be enildi ini bildirir. * Be enilmeyecek bir davran , bir tutum kar s nda k nama, sitem bildirir. * Dervi ler aras nda selm sz olarak kullan l r. a k yapmak * cinsel ili kide bulunmak, sevi mek. a ka d mek * k olmak. a ka gelmek * bir eyi yapmak iin byk bir istek duymak, co mak, co kunluk gstermek. a k n * Belli bir sreyi a m , tesine gemi . * Benzerlerinden stn. * ok, fazla.

a k nc l k * Birey ve evrenseli birle tirmeye al an ahlk nitelikli Amerikan felsefesi. a lama a lamak * Bkz. A lamak. a l k * A yapmak iin haz rlanan ve saklanan eyler. * Dvldkten sonra savrularak temizlenen ve kurutulan bu day. * S ras gelince kullan lmak iin saklanan yemeklik eyler, zahire. * A mak i i. a mak * Bkz. A lama.

a ma

* Yksek, uzak veya geilmesi g bir yerin te yan na gemek. * (sre) Gemek, bitmek, sona ermek. * (erkek hayvan) Di isiyle iftle mek. * Grnmeden kamak. a na * A ina.

a na fi ne * Gizli dost. * Gizli dostluk. a oz * Ah ap gemilerin omurgalar n n uzunlu unca ve iki yan nda borda kaplamalar n n en dar yzn yerle tirmek iin a lan keskin, sivri k eli yuva. a t rma a t rmak a ure * Bu day, nohut gibi taneleri, kuru yemi leri ekerle kaynatarak yap lan bir tr tatl . a ure ay * Muharrem ay . a ure gn * A urenin pi irildi i Muharrem ay n n onuncu gn. a urelik * A ure yapmada kullan lan. * A ure da tmaya yarayan ssl kap. * Oynak, a k sa k kad n, kokot. * A fte olma durumu. At at * Astatin'in k saltmas . * Atgillerden, binme, yk ekme veya ta ma gibi hizmetlerde kullan lan memeli hayvan. * Satranta, her ynde siyahtan beyaza ve beyazdan siyaha bir hane atlayarak L biiminde hareket eden ta . * simden isim treten ek (Arapa okluk eki): gidi -at, gelir-at vb. * A t rmak i i. * A mak i ini yapt rmak.

a fte a ftelik

-at

at anas * Bkz. atlar anas . at ba (beraber) gitmek * e it durumda olmak. at binenin (veya i bilenin), k l ku anan n * her ey, onu gere i gibi kullanmas n bilene yak r. at binicisine gre ki ner * insanlar n, ba lar nda bulunan ki inin etkisi alt nda kalarak, onun tutumuna gre davrand klar n anlat r.

at cambaz * At al p satan kimse. * Sirklerde veya e lence yerlerinde, at stnde hnerlerini gsteren kimse. at al nd ktan sonra ah r n kap s n kapamak * i i ten getikten sonra nlem almaya kalk mak. at evirmek * geri dndrmek. at donu at gibi * vcudu iri yar olan (kad n). at gzl * Atlar n ko um tak m nda, gz hizas nda bulunan korumal k. * evresinde olup bitenleri iyi alg layamama, de erlendirememe, sabit fikirlilik. at h rs z gibi * k l k k yafeti ve tutumu gven vermeyen (adam). at izi it izine kar mak * iyiyi ktden ay ramayacak kadar bir kar kl k ortaya kmak. at kestanesi * At kestanesigillerden, 15 ile 30 m ykseklikte, geni yaprakl , iekleri kokulu bir a a (Aesculus hippocastanum). * Bu a ac n kestaneye benzeyen yemi i. at kestanesigiller * ki eneklilerden, rne i at kestanesi olan bir bitki familyas . at ko turacak kadar * pek geni . at ko turmak * ok geni , alabildi ine rahat hareket edilebilecek yer ve ortam yaratmak, veya bulmak. at meydan * at ko ular n n yap ld meydan. at meydan * At veya at arabalar ko ular n n yap ld yer. at nal kadar * (ni an, madalya, elmas, plka gibi g se tak lan eyler iin) pek byk. at olur, meydan olmaz (bulunmaz), meydan olur (bulunur), at olmaz (bulunmaz) * gerekli artlar her zaman bir arada bulunmaz. at oynatmak * atla hner gstermek. * yar mak. * bildi i ve istedi i gibi davranmak. at pazar nda e ek osurtmuyoruz! * syleneni dinlemeyene sylenen bir uyarma sz. at sine i * At n tynn rengi.

* ift kanatl lardan, uzunlu u 8 mm kadar olan, kanatlar byk ve kt, at, s r ve domuzlar n bacak ve kuyruk aralar nda ya ayan, eklem bacakl bir sinek tr (Hippobosca equina). at var, meydan yok * yapacak g var, ama kullanma imkn yok. ata * Baba. * Dedelerden ve byk babalardan her biri. ata et, ite ot vermek * bir i i ters yapmak. atabek atabey * Bkz. atabey.

* Eski Trk devletlerinde, zellikle Seluklularda ehzadelerin e itimi veya ba ms z olarak bir eyaletin ynetimi ile grevli vezir. atac l k * Uzaklarda bulunan ve birok ku aktan beri grnmeyen birtak m zelliklerin yeni bir ku akta birden ortaya kmas , ataya ekme, atavizm. atadan babadan grmek * gelenek hlinde eskiden beri bilmek, yapmak, uygulamak. ataerki ataerkil * Ataerki temeline dayanan, peder ah, patriarkal. atak * D ncesizce her i e at lan, cr'etkr. * Geveze, yalanc . * At l m, ak n. * Sald r , sald r , hcum, hamle. * Soyda temel olarak babay alan ve ailede ocuklar baba soyuna mal eden topluluk dzeni, peder ahlik.

atak

atak yapmak * ak n yapmak, at l m yapmak. atakl k atalet * Atak olan n durumu veya ataka i , davran , cr'et. * Tembellik. * sizlik, i siz kalma, i lemezlik. * Ataya yak r davran , babal k. * Atamak i i, tayin. atamak ataman * Birini bir greve getirmek, tayin etmek. * Eskiden Rus Kazaklar n ba bu una verilen unvan.

atal k atama

atanma

* Bir greve getirilme, tayin edilme.

atanma yapmak * tayin etmek. atanmak * Bir greve getirilmek, tayin edilmek.

ataraksiya * Hibir heyecan veya zihin etkisiyle uyar lmayan ruh dinginli i, ac ya oldu u kadar k vanca kar da ilgisizlik. atardamar * Kalbin sa kar nc ndan akci erlere, sol kar nc ndan vcudun di er blmlerine kan ta yan damar, iryan. atari atarkanal atasz * Bilgisayarlarda basit programlarla dzenlenmi bir oyun tr. * Spermay idrar yoluna salan iki kanal.

* Uzun deneme ve gzlemlere dayan larak sylenmi ve halka mal olmu sz, darb mesel: Aya n yorgan na gre uzat. Atsan at lmaz, satsan sat lmaz vb. ata ata e * Bir elili e ba l uzman, elilik uzman . ata elik * Ata e olma durumu veya makam . * Ata enin grev yapt yer. * Tutacak.

Atatrk * Atatrklk yanl s olan (kimse), Kemalist. Atatrklk * Atatrk'n d nce ve uygulamalar ndan kaynaklanan; Trk Devleti'nin ba ms zl k ve btnl n, mill egemenli i, ki i zgrl n, a da olmay amalayan; akla, bilime ve gere e dayanan, evrensel a rl kl , gelece e ynelik, birbiri ile uyumlu amalar, uygulamalar ve ilkeler btn. * Bu ilkeye ba l l k. atavik * Atac l kla ilgili. atavizm atbal at at l k * Soy at yeti tiricili inde yap lan at ko ular , at sergileri gibi al malar. ate * Atac l k. * Su ayg r . * Soy at yeti tiricisi.

* Ateist. atefleksiyon * Dl yata n n biiminin bozulmas . ateh * Bunama, bunakl k, ihtiyarl k yznden al k duruma gelme.

ateh getirmek * bunamak. ateist ateizm * Tanr tan mazl k. atelye aterina ate * Bkz. atlye. * Gm bal . * Yan c cisimlerin tutu mas yla beliren s ve k, od. * Tutu mu olan cisim. * Is tma veya pi irme iin kullan lan yer veya ara. * Patlay c silhlar n at lmas . * Vcut s s . * Co kunluk. * Tehlike, felket. * Byk znt, ac . * K rm z , alev renginde olan. * fke, h rs, h n. * Tanr tan maz.

ate amak * ate li silhla mermi atmaya ba lamak. ate almak * yanmak, tutu mak. * (ate li silh) patlamak. * tel lanmak, fkelenmek, heyecanlanmak, co mak, acele davranmak, acele etmek. ate almaya m geldin? * u rad yerden hemen gitmeye kalkan kimseye sitem olarak sylenir. ate bacay (veya saa ) sarmak * bir olay, nne geilemez, tehlikeli bir durum almak. ate bal * Sardalye. ate basmak * k zarmak, s k l p ba na kan yrmek. ate bce i * K n kanatl lardan, karanl kta ldama zelli i olan bcek (Lampyris noctiluca). ate bcekleri * K n kanatl lardan, rne i ate bce i olan bcekler tak m . ate kmak

* Bkz. yang n kmak. ate ie i * Ball babagillerden, ate k rm z s renginde iekler aan bir ss bitkisi (Salvia splendens). ate d t yeri yakar * bir ac y onu ekenden ba kas tam anlayamaz veya ayn lde zlemez. ate etmek * ate li silhlarla mermi atmak. ate gecesi * Hristiyanlarda 24 Hazirana rastlayan Yahya yortusunun, meydanlarda ate yakmak, bu ate in stnden atlamak ve evresinde oynamak yolu ile kutlanan bir nceki gecesi. ate gemisi * Eski a larda d man gemilerini yakmak iin zel bir biimde yap lm , ii yak c maddelerle dolu gemi. ate gibi * ok s cak. * zeki, al kan ve becerikli. * k pk rm z . ate gibi yanmak * ate i ykselmek. ate hatt * Sava ta en ilerideki birliklerin ellerindeki silhlarla ate aabilecekleri hat. ate kay * Ate bal avlamak iin kullan lan ve iinde ate yak lan kay k. * Yang n sndrmede kullan lan tulumbay ta mak iin kullan lan byk ve geni kay k. ate kesilmek * ok k zg n davran larda bulunmak, ate pskrmek. * (sonradan) ok al kan, hareketli ve becerikli olmak. ate kesmek * ate li silhlarla yap lan at a son vermek. ate k rm z s * Yanan ate in rengi. ate olmayan yerden duman kmaz * kk de olsa birtak m belirtilerin nemli olaylara i aret oldu unu anlat r. ate olsa cirmi kadar yer yakar * hasm n pek nemsenmedi ini anlat r. ate pahas * ok pahal . ate paras * Ate in bir blm. * ok canl , hareketli, becerikli, al kan. * ok yaramaz (ocuk). ate pskrmek * iddetli, fkeli konu mak. * ok fkeli olmak. ate samak

* ok k zmak, ok fkelenmek. ate tu las * Ocak, soba gibi yerlerde kullan lan, ate e dayan kl tu la. ate vermek * tutu turmak. ate ya d rmak * ate li silhlarla aral ks z mermi atmak. * evresindekilere a r szler sylemek. ate ! ate baz * ate etmek iin verilen komut. * Osmanl larda enlikler iin donanma fi eklerini haz rlayan kimse. * Ate le hner gsteren oyuncu. * Fabrika, vapur, lokomotif gibi ate le i leyen yerlerde ocaklara kmr at p ate in srekli yanmas n sa layan

ate i kimse. ate ilik

* Ate inin i i.

ate e atmak * bile bile ok tehlikeli bir i e giri mek. ate e dayan kl * a r s dan zarar grmeyen. ate e tutmak * az s tmak. * zerine ate li silhla mermi atmak. ate e vermek * ate iine sokmak. * bir yeri kasten yakmak, kundak sokmak. * a r tel a ve s k nt ya d rmek. * bir lkeyi sava a sokarak veya karga a ve kar kl k yaratarak s k nt ve y k ma u ratmak. ate e vurmak * bir yeme i pi mek zere oca a koymak. ate e vursa duman vermez * pek cimri olanlar iin sylenir. ate i ba na vurmak * ok fkelenmek, sinirlenmek, co mak. ate i kmak (veya ykselmek) * (hasta iin) vcut s s ola andan ok artmak. ate i d mek * (hasta iin) ate i gemek veya azalmak. ate i uyand rmak * snmek zere olan ate i canland rmak. ate in * Ate li, co kun.

ate ine (veya nr na) yanmak * bir kimse yznden zarara u ramak. ate ini almak * yksek vcut s s n d rmek. * derece ile ate i lmek. * ac y , yanmay azaltmak. ate kes * Sava an iki kuvvetin kar l kl olarak sava durdurmas , b rak ma, mtareke.

ate le barut bir yerde durmaz * biri k z, biri erkek iki gencin bir yerde yaln z ba lar na kalmalar n n sak ncal oldu unu anlatmak iin sylenir. ate le oynamak * pek tehlikeli bir i le u ra mak. ate leme * Ate lemek i i.

ate lemek * Tutu turmak, yakmak. * Top, tfek gibi patlay c maddeleri patlatmak. * K k rtmak, heveslendirmek. ate lendirme * Ate lendirmek i i. ate lendirmek * Co turmak, k k rtmak, iddetlendirmek. ate lenme * Ate lenmek i i. ate lenmek * Ate lemek i ine konu olmak. * Vcut s s artmak. * Co mak, k z mak, iddetlenmek. ate ler iinde * (hasta) ok ate li bir durumda. ate letme * Ate letmek i i. ate letmek * Ate lemek i ini yapt rmak. ate leyici * Ate leme niteli i olan. * Patlay c maddeleri ate lemekte kullan lan cihaz. ate li * Ate i olan. * Co kun, co turucu, co kulu. * Cinsel istekleri gl olan. ate li ate li * Yo un ve heyecanl bir biimde, hararetli hararetli.

ate li silh * Patlay c madde arac ile mermi atan top, tfek gibi silh. ate lik ate lilik * Ate li olma durumu. ate perest * Ate e tapan. ate ten gmlek * ac , znt veren, dayan lmaz, s k nt l durum. atfen atfetme * Atfetmek i i, isnat. atfetmek * Bir i i veya bir sz bir kimseye mal etmek, yklemek, isnat etmek. * Yneltmek, evirmek. * Atlar , e ekleri ve zebralar iine alan, tek parmakl memeliler familyas . * Mal ederek, ykleyerek. * Ate yak lan veya konulan yer.

atgiller

at alan skdar' geti * f rsat n ka r l p art k yap lacak bir ey kalmad n anlat r. at c * yi ni an alan, att n vuran kimse. * Yalanc , as ls z eyler uydurup syleyen. * At c olma durumu. * Baz ate li silhlar kullanarak yap lan spor. * Yalanc l k, uydurmac l k. * Yneltme, evirme. * li kili bulma. * yilik, ba , kayra, ltuf, ihsan, inayet. * Kar l k beklemeden gsterilen sevgi. * St veya yo urt alkamaya yarar kk yay k. * At lm , at lan.

at c l k

at f

at fet

at k at k

at k k t * K t, i leme srecinden veya kullan mdan sonra arta kalan ve k t veya karton retiminde ve k t hamuru yap m nda tekrar kullan lan k t veya karton paralar . at k su * Evlerde, i yerlerinde kullan mdan dolay kirlenen ve bina d na sevkedilen pis su. at l

* Tembel. * siz, aylak. * Etkisiz, i e yaramaz. * Bkz. sreduran. at lgan * ekinip korkmadan kendini tehlike veya glklere atan. * Giri ken.

at lganl k * At lgan olma durumu. at l m * leri at lma, at lma i i. * H zla ilerleme, hamle, savlet. * Herhangi bir konuda ilerleme abas , hamle. * Say kazanmak amac yla yap lan at l , hcum. * Durumunu geli tirme gc gsteren, at l m yapan, hamleci. at l at lma at lmak * At lmak i i veya biimi, at lma. * At lmak i i. * Atmak i ine konu olmak. * Sald rmak, hcum etmek. * Bir eye do ru birden gitmek, birden bir davran ta bulunmak. * Bir i e giri mek, ba lamak. * Patlamak. * Atmak i i. * At lan bir eyin gidebildi i uzakl k. at mc * Pamu u, yn yay veya tokmak gibi bir arala kabartma, ditme i ini yapan kimse, halla. at mc l k at ml k * At mc n n i i, hallal k. * Silh doldurmaya yetecek veya en az bir at m yapabilecek barut miktar . * Konu acak, yazacak sz veya bilgi.

at l mc

at m

at n lm arpadan olsun * ok sevilen bir ey yap l rken veya sevilen bir yiyecek yenilirken sonu kt de olsa katlan laca n anlat r. at n sa lam kaz a ba lamak * e e ini sa lam kaz a ba lamak. at p (veya atmak) tutmak * bir kimse veya bir ey iin kt konu mak. * abartmal konu mak. at * Atmak i i veya biimi. * Bir silh n mermisini amaca ula t rmak iin gereken i ve bilgi. * (kalp, nab z iin) Vuru , arp .

at yeri at ma

* Silh atma al t rmalar yap lan yer, poligon. * At mak i i. * Saz airlerinin deyi le tart malar . * A z kavgas etmek. * Kendisine darg n olan bir kimseye bar km gibi sz sylemek. * Saz airleri, belli bir ayak zerine birbirlerini kk d rmek amac yla kar l kl deyi sylemek. * At t rmak i i.

at mak

at t rma

at t rma yeri * Ayakst yemek yenilen yer. at t rmak * Acele olarak yemek veya imek. * (ya mur veya kar) Serpi tirmek. at t rmal k * At t rmaya yarayan. ati * Gelecek. atik atik atik tetik atiklik * abukluk, eviklik. atk * So u a kar omuzlara, ba a, s rta veya boyna al nan rt. * Baz kad n ayakkab lar nda ve ocuk patiklerinde aya n stnden geen, yandan iliklenen ince uzun para. * Byk yaba. * Kap ve pencerelerin yap m nda st tarafa konan a a, ta veya beton destek, st e ik. * Dokuma tezghlar nda mekikle enine at lan iplik, arga. * Dokumac l kta mekikle enine at lan iplik kuma n en ipli i. * Atk lamak i i. * abuk davranan, evik. * Eski, eski zamanla ilgili. * abuk hareket edebilen, evik.

atk iplik atk lama

atk lamak * Dokuma tezghlar nda mekikle atk atmak, argalamak. atk l * Atk s olan.

atkuyru u

* Atkuyru ugillerden, kk sap mrl olan, daha ok nemli yerlerde yeti en ve il olarak kullan lan bir bitki (Equisetum arvense). * Gen k zlar n salar n ba lar n n arkas na toplayarak u blmn kald r p serbest b rakt klar sa biimi. atkuyru ugiller * E relti otugillerden, rne i atkuyru u olan bir bitki familyas . atla arpay dv trmek (veya dala t rmak) * fesat kar t rmak, ara bozanl k etmek. atlad geti Gen Osman! * bir i in bitti ini veya tehlikenin atlat ld n anlat r. atlama * Atlamak i i. * Belirli bir yerden gerilip h z alarak yap lan s rama ile vcudu yerden kesip daha uzak bir yere kondurma veya belli bir ykseklikten a rma. * Bu biimde en uza a atlamak veya en ykse i a mak amac yla yar lan atletizm dal . atlama beygiri * Yksekli i 1.70'e ayarlanabilen ve atlamalar iin kullan lan beden e itimi arac . atlama tahtas * Daha iyi bir duruma gemek iin ara olarak kullan lan yer veya kimse. atlama ta * Suyu geerken zerine bas p atlamak iin konulan byk ta , atlang . atlama ta yapmak * daha iyi bir yere gemek iin bir durumu veya bir kimseyi ara olarak kullanmak. atlamak * Bir engeli s rayarak veya f rlayarak a mak. * Yksek bir yerden alak bir yere, ayakst gelecek biimde kendini b rakmak. * Binmek. * (bas nda) Haberi zaman nda verememek veya di er gazetelerden renmek. * Okuma, yaz yazma, say sayma gibi i lerde baz blmleri b rak p gemek. * S n f okumadan gemek. * Yan lmak, aldanmak. * kmak, inmek. * ocuklar n atlama oyunu.

atlamba

atland rma * Atland rmak i i. atland rmak * Ata bindirmek veya binecek at vermek. atlang * Suyu geerken zerine bas p atlamak iin konulan byk ta , atlama ta . atlan lma * Atlan lmak i i.

atlan lmak * Atlanmak. atlanma * Atlanmak i i.

atlanmak atlanmak

* Ata binmek veya at edinmek. * Atlamak i i yap lmak.

atlar anas * ri yar , erkeksi kad n. atlar nallan rken kurba alar ayak uzatmaz * kkler byklerin yan nda hadlerini bilmelidir. atlar tepi ir, arada e ekler ezilir * byklerin at mas ndan kkler zarar grr. atlas atlas * Dnyan n, bir lkenin, bir blgenin fiziksel ve siyas co rafyas ile ekonomi, tarih gibi konularda toplu bilgi vermek iin bir araya getirilmi co rafya haritalar derlemesi. * Bir konuyu a klamak iin haz rlanm resim veya levhalardan olu mu kitap. atlas ie i * Uzun ve sark k yaprakl , parlak k rm z iekler aan kakts. atlas ie igiller * Kaktsgiller. atlas kemi i * Boyun omurlar n n stten birincisi. atlat lma * Atlat lmak i i. * Yz parlak, s k dokunmu bir tr ipekli kuma .

atlat lmak * Atlatmak i i yap lmak veya bu i e konu olmak. atlatma * Atlatmak i i. atlatmak * Atlamak i ini yapt rmak. * Kt bir durumu gei tirmek. * Savmak. * Savsaklamak. * Aldatmak. * (bas nda) Ba ka ilgililerden nce bir haberin yay mlanmas n sa lamak.

atlaya z playa * atlayarak. * istekle, isteyerek. atlet * Atletizmle u ra an kimse.

atlet fanils * Kolsuz erkek fanils . atletik * Atletleri ilgilendiren. * Vcudu geli mi , biimli, atlet gibi.

atletizm

* Beden gcn, evikli i, yetenekleri geli tirmeye yarayan ko u, atlama, a rl k kald rma ve atma gibi, tek ba na yap lan vcut al malar . atl * At olan. * Ata binmi kimse, svari. * Binek at kullanan asker veya asker s n f .

atl kar nca * ri bir kar nca tr (Ponera grandis). atl kovalarcas na * gereksiz yere acele ederek. atl spor * At zerinde yap lan btn sporlar n genel ad .

atl kar nca * Yere dikilmi bir eksen erevesinde dndrlen ask lara tak l oyuncak atlar, uaklar vb.den olu an bir e lence arac . atma * Atmak i i.

atma Recep, din karde iyiz * sylediklerin hep yalan (veya abartma), fark nday z. atmaca * Kartalgillerden, ava al t r labilen kk bir y rt c ku (Accipiter nisus). * Sapan. * Bir cismi bir yne do ru f rlatmak. * Bir eyi yere do ru b rakmak. * (bir kimseyi) Uzakla t rmak, gndermek, ilgisini kesmek. * Koymak. * Yerle tirmek, bir kenara koymak. * Uzatmak. * Bir yerden ba ka bir yere ta mak. * (sille, tokat, k l ) Vurmak. * (top, tfek gibi silhlar iin) Patlatmak. * (kur un, glle, ok gibi eyleri) Hedefe iletmek. * (zaman bildiren tmlelerle) Geri b rakmak. * rtmek. * (yap lm kt bir i i birine) Yklemek. * Szle sata mak. * Kovmak, d ar ya karmak, ilgisini kesip uzakla t rmak. * stenilmeyen bir eyi kendi mal olmaktan karmak. * Kullan lmas gelenek hline gelmi bir eyi kullanmaktan vazgemek. * karmak, d ar ya vermek. * Patlay c maddelerle havaya uurup y kmak. * Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. * ki imek. * Bilmeden, kestirerek sylemek. * Yalan veya abartmal sz sylemek. * atlamak, y rt lmak veya yap k oldu u yerden ayr lmak. * (kalp, nab z gibi kan dola m ile ilgili organlar iin) Vurmak, arpmak. * (s k nt dolay s yla) Giyilen bir eyi karmak. * Yaz l veya banda al nm bir metinden baz blmleri karmak. * De erini eksiltmek.

atmak

* (renk iin) Solmak. * Sylemek. * Gndermek, yollamak. * Hayk rmak, ba rmak. * Etkisi kaybolmak, al mak, b rakmak. * Gtrmek, sahiplenmek. atmasyon * Uydurma, palavra. atmasyoncu * Uydurmac , palavrac (kimse). atmasyonculuk * Atmasyoncu olma durumu. atm k atmosfer * Erkeklerin cinsel organ ndan salg lanan madde, er suyu, bel, meni, sperma.

* Yeri veya herhangi bir gk cismini saran gaz tabakas , gaz yuvar . * Hava yuvar . * inde ya an lan ve etkisinde kal nan ortam, hava. * Bas n birimi olarak kullan lan, 150 C de deniz yzeyinde, 76 cm uzunlu unda ve taban l cm 2 olan c va stununun a rl (l kg 33 gr). atmosfer bas nc * Atmosferin yeryznde bulunan her cisim zerine yapt bas n. atmosferik * Atmosferle ilgili, cevv. atol atom parac k. * Mercanlar n bir araya toplanmas ile olu mu , halka biiminde adac k, mercan ada. * Birka tr birle ince e itli kimyasal birle ikleri (moleklleri), bir tek tr ise bir kimyasal geyi olu turan * (eski Yunan filozoflar na gre) Gere in son, art k blnemez, bozulamaz diye tasarlanan temel geleri.

atom a rl * Herhangi bir atomun 16 say s ile gsterilen oksijen atomuna gre a rl . atom bombas * Atom ekirdeklerinin paralanmas sonucu enerji olu mas temeline dayanan bomba. atom a * Atom enerjisinin insanl n hizmetine girdi i a . atom ekirde i * Atomun ekim kuvvetinin etkisiyle, evresinde elektronlar dola an, proton ve ntronlardan olu an pozitif elektron ykl merkez blm. atom enerjisi * Atom ekirdeklerinin paralanmas ndan veya hafif atomlar n kayna mas ndan olu an byk enerji. atom numaras * Bir atom ekirde inin iinde bulunan protonlar n say s . atom reaktr * Nkleer paralanma sonucu olu an enerjiyi kontrol etmekte kullan lan dzen.

atom santrali * Atomdan yararlanarak enerji elde eden fabrika. atom say s * Bir atom ekirde inin ierisinde bulunan protonlar n say s . atomal * Atomlarla ilgili olan. atomcu * Atomculuk yanl s (kimse). * Atomla ilgili.

atomculuk * Evrenin, blnmez paralar n kmelenmesinden olu tu unu ileri sren reti. atomik atonal atlye * Zanaat lar n veya resim, heykel sanatlar yla u ra anlar n al t yer, i lik. atlye resmi * Bir i in ayr nt lar n gsteren ve atlyede yap m s ras nda kullan lan 1/1 ldeki teknik resim. atraksiyon * Gazino gibi yerlerde yap lan, m terileri oyalay c , e lendirici, ilgi ekici gsteri. atropin * Gzelavrat otundan kar l p hekimlikte kullan lan zehirli bir il. * Atomla ilgili olan. * Yeni bir bestecilik r na gre, ton ve makam temeline ba l kalmadan olu turulan (beste).

atsan at lmaz, satsan sat lmaz * i e yaramad veya s k nt verdi i hlde vazgeilemeyen eyler ve kimseler iin sylenir. attan inip e e e binmek * bulundu u nemli grevden daha a a bir greve al nmak. attar * Bkz. aktar.

att t rnak kadar olamamak * bir kimsenin sz edilenden daha de ersiz oldu unu anlatmak iin kullan l r. att rma * Att rmak i i. att rmak Au aut gemesi. av * Atmak i ini yapt rmak. * Alt n' n k saltmas . * Top oyunlar nda topun kar tak m oyuncular n n vuru uyla oyun alan n n veya kale izgisinin arkas na

* Karada, denizde, glde veya akarsularda evcil olmayan hayvanlar vurma veya yakalama i i. * Bir hayvan n bir ba ka hayvan yemek iin yakalamas .

* Bu yollarla yakalanan hayvan. * Tuza a d rlen, kendisinden yararlan lan kimse. -av / -ev * Fiilden isim treten ek: s na-v, gr-ev, d-ev, i le-v, tre-v vb.

av avlanm , tav tavlanm * olan olmu , i i ten gemi , art k yapacak bir ey yok. av dnemi * Av hayvanlar n n avlanmas veya bu amala kullan lan av aralar n n kullan lmas n n serbest oldu u y l n belirli blm. av kpe i * Taz , kopoy, za ar gibi ava yard mc l k etmeye al t r lm kpek. av ku u * Avlan lan ku .

av mevsimi * Av dnemi. av yasa * Y l n av dnemi d nda kalan zamanda konulan yasak. ava kmak * avlanmak iin gitmek. avadanc * Eski Osmanl saray nda bir s n f hademe. avadanl k * Bir i i yapmak, bir arac onarmak iin kullan lan alet tak m . aval * Ticar senetlerde, demeden sorumlu olanlar n dememesi hlinde nc bir ki inin alacakl lara senet bedelini deyece ine ili kin verdi i gvence. aval * Safl sersemlik derecesine varan (kimse). aval aval avam * Aptal bir biimde, aptal aptal. * Halk n a a tabakas . * Halk. * Kolayl kla kand r labilen veya aldat labilen, aptal, bn. * Avanak gibi, avana a uygun d en biimde.

avanak avanaka

avanakl k * Avanak olma durumu, avanaka davran . avanakl k etmek * aptall k etmek, avanak gibi davranmak. avangart * nc.

avans

* Alaca na say lmak zere nceden yap lan deme, ndelik, pe inat.

avans almak * ndelik almak. avans ekmek * ndelik ekmek. avans vermek * ndelik vermek. avanta * Bir kimsenin, emek vermeden sa lad kazan.

avantac * karc , bele i, bedavac . avantac l k * karc l k, bele ilik, bedavac l k. avantadan * bedavadan, bele ten. avantaj * stnlk sa layan ey, yarar, kr.

avantajl * Yarar sa layan, yararl (durum veya ey). avantajs z * Yarar sa lamayan, yarars z. avantr * Serven, macera. avantriyer * Servene at lan, macerac . Avar * Kuzeydo u Kafkasya'da Da stan Federe Cumhuriyeti'nde ya ayan halk. * III. - VI. yzy llar aras nda Mo olistan'da VI. - IX. yzy llar aras nda Orta Avrupa'da ya am halk. * Bir geminin ba ka bir gemiden veya k y dan a lmas . * K y ya dayan larak sandal n a lmas iin krekilere verilen komut. * e yaramaz, kt. * zerinde dnd ve kendisini ta yan milden ba ms z olarak al an mekanizma.

avara

avara

avara kasnak i lemek (veya dnmek) * hibir i e yaramadan bo una. avaraya almak * o blmn al mas n durdurmak. Avarca * Avarlar n kulland dil. avare

* siz, i siz gsz, ba bo , ba bo luk, aylak. avare dola mak * i siz, i siz gsz, ba bo , aylak dola mak. avare etmek * bir kimseyi i inden al koymak. avare olmak * i siz gsz dola mak. avarele me * Avarele mek durumu. avarele mek * Aylakl k etmek. avarelik avar z * sizlik, ba bo luk, aylakl k. * Kazalar, bellar. * Engebeler, engeller, tmsekler, yzey biimleri. * Osmanl larda nceleri yaln z ola anst durumlarda, sonralar ise srekli olarak halktan toplanan vergi. * Bir deniz yolculu unda geminin veya yknn grd zarar. * e itli sebeplerle dayan kl l n ve esnekli ini kaybetmi yapa ve yn. * Yksek ses, nara.

avarya

avaz

avaz avaz (ba rmak) * var gcyle ba rmak. avaz kt kadar * ok yksek sesle. avc * Avlanmay seven veya av kendine i edinen kimse. * Avc lara zg olan. * Ba ka hayvanlar yakalamakta usta olan (hayvan). * Bir eyi byk bir istekle izleyen ve bulup ortaya karan, tan tan kimse. avc eri * Piyade mangas nda her ere verilen ad.

avc hatt * Sava ta d mana do ru da larak n safta ilerleyen asker toplulu u. avc otu * D n ie igillerden, kokusuz, parlak zehirli bir bitki (Adonis). avc ua * D man uaklar n d rmek iin kullan lan uak. avc l k * Avc olma durumu veya i i.

avc l k etmek * avlanma ile u ra mak.

avcu ka nmak * halk inan na gre eline bir yerden para geece i anla lmak. avcuna saymak * pe in olarak demek. avcunu yalamak * umdu unu ele geirememek. avcunun ii gibi bilmek * (bir yeri, bir eyi) ok iyi ve ayr nt l olarak bilmek. avcunun iinde tutmak * ona istedi ini yapt racak gte olmak. avcunun iine almak * bir kimseyi bask ve etkisi alt na almak. avdet * Dn , geri gelme. avdet etmek * dnmek, geri gelmek. avdet avene averaj * Ortalama. * Say fark . avg n * Duvarda suyun gemesi iin b rak lan delik veya st kapal su yolu. avisto avize * denmesi gereken polielere yaz lan ve "grld nde" anlam na gelen bir terim. * Tavana as lan, amdanl , lmbal , billr, cam veya metal ssl ayd nlatma arac . * (genellikle Musevler iin) slm dinine dnm olan. * Yardak lar.

avize a ac * Zambakgillerden, Amerika'dan dnyan n her yan na yay lm olan, avize biiminde sark k, iri ve beyaz iekli bir ss a ac (Yucca glosiosa). avlak avlama * Avlamak i i. * Voleybolda kar oyuncular n bo b rakt ve yeti emeyece i yere topu yava a indirip say alma. avlamak * Bir av diri veya l olarak ele geirmek. * Tuza a d rmek, kurnazl kla kand rmak. avlanma * Avlanmak i i. avlanmak * Av ok olan yer, av yeri.

* Avlamak i ine konu olmak. * Ava gitmek, ava kmak, av iin dola mak. avlatma avlatmak * Avlanmak i ini yapt rmak. avlu avokado avrat * Bir yap n n veya yap grubunun ortas nda kalan st a k, duvarla evrili alan. * Amerikan armudu (Persea americana). * Kad n. * Kar , e . * Avlatmak i ini yapt rma.

avrat pazar * Cariyelerin sat ld pazar. * Kad nlar n teberi satt klar pazar yeri. avret * Ut yeri.

Avrupa kay n * Avrupa'da yeti en bir kay n tr. Avrupa * Avrupal lara vergi, Avrupal lara benzer, Avrupal lar gibi.

Avrupal * Avrupa'da ya ayan, Avrupa halk ndan olan kimse. * Avrupa'ya zg olan, Avrupa ile ilgili (olan). Avrupal la ma * Avrupal la mak. Avrupal la mak * Avrupal lar n d nce, davran ve ya ant lar n benimsemek. Avrupal l k * a da olma, d nce ve davran ta bat llerinde bulunma. Av ar avu * Bkz. Af ar. * Elin i taraf . * Elin yar yumulmu durumu. * Yar yumulmu elin alaca miktar.

avu (veya el) amak * dilenmek, para istemek, yard m istemek. avu avu * Her defas nda bir avu. * (para iin) Bol bol, pek ok. * Avulayarak. avu dolusu

* (para iin) Pek ok. avu ii * Elin parmak dipleri ile bilek aras ndaki i blm. avu ii kadar * pek kk, dar (yer). avulama * Avulamak i i.

avulamak * Avula kavramak, avula almak. avukat * Hak ve yasa i lerinde isteyenlere yol gstermeyi, mahkemelerde, devlet dairelerinde ba kalar n n hakk n aramay , korumay meslek edinen ve bunun iin yasan n gerektirdi i artlar ta yan kimse. * Gerekmedi i hlde ba kas n n savunmas n stlenen kimse. avukat tutmak * adl i lemleri gere ince yerine getirmek iin bir avukata vekletname verip onu grevli k lmak. avukatl k * Avukat mesle i. * Avukat n yapt i . * Gereksiz, bo savunma. avun * Ac n n hafiflemesi veya unutulmas , avuntu, teselli.

avundurma * Avundurmak i i. avundurmak * Oyalanmas n sa lamak. * Ac s n hafifletmek, ac s n unutturmak, teselli etmek. avunma avunmak * Avunmak i i, teselli. * Bir eyle u ra arak ac s n unutmak, s k nt lardan uzakla mak, teselli bulmak, mteselli olmak. * Oyalanmak; yetinmek. * (hayvan) Gebe kalmak. * nsan avutan ey, teselli.

avuntu

avurdu avurduna gemek * ok zay flamak. avurt * Yana n a z bo lu u hizas na gelen blm.

avurt satmak (veya avurt zavurt etmek) * beceremeyece i eyleri becerebilecekmi gibi konu mak. * korkutucu byk szler sylemek. avurt i irmek * yana n i taraf ndaki bo lu u su veya havayla doldurup i kin duruma getirmek. avurt nsz

* Dil ucunun n dama a veya art dama a arpmas ndan olu an ve dilin yanlar ndan akan ses: Dil, bel, el, dal, bal, al kelimelerindeki l nsz gibi. avurtlama * Avurtlamak i i. avurtlamak * Bylenmek. * al m satmak, yksekten atmak. avurtlar kmek (veya avurtlar birbirine gemek) * ok zay flad yznden belli olmak. avurtlu * al m satan, yksekten atan.

Avustralya kara tavu u * Seregillerden, erke inin kuyru u lir biiminde ve ok ssl bir Avustralya ku u (Maenura superba). Avustralyal * Avustralya kkenli olan (kimse). Avusturyal * Avusturya kkenli olan (kimse). avutma avutmak * Avutmak i i, teselli. * (bir kimsenin ac s n veya s k nt s n ) Yat t rmak, teselli etmek. * Oyalamak. * Avutan, teselli eden. * Avutulmak i i.

avutucu avutulma

avutulmak * Avutmak i ine konu olmak. Ay * Yer yuvarla n n uydusu olan gk cismi, kamer. * Y l n on iki blmnden her biri. * Art arda gelen iki yeni ay aras nda geen sre. * Bir ay n herhangi bir gnnden ertesi ay n ayn gnne kadar geen veya yakla k 30 gn olarak kabul edilen sre. ay -ay / -ey * Birdenbire duyulan ac , a r veya a rma, rkme veya sevin anlat r. * simden isim treten ek: kol-ay, dz-ey, gn-ey, yz-ey vb.

-ay / -ey, y * Fiilden isim ve s fat treten ek: ol-ay, dene-y, yapa-y vb. ay a l * Ay n aylas , hale.

ay ayd n, hesap belli * anla lmayacak bir ey yok, hesap ortada, a k.

ay bal * Ay bal gillerden, 3 m boyunda, grn bal k ba na benzeyen, kuyruk yzgeci hill biiminde olan, Akdeniz'de ya ayan bir bal k tr, pervane bal , kemer bal (Mola mola). ay bal giller * Kemikli bal klar tak m n n engel eneliler alt tak m na giren bir familya. ay balta * A z yar m daire biiminde olan balta, teber.

ay ekirde i * Ay ie inin tohumu. * Genellikle vakit geirmek iin ii yenen kuru yemi e idi. ay dede * (ocuk dilinde) Ay.

ay dedeye misafir olmak * gece a kta yatmak, geceyi a kta geirmek. ay dnm * Ayba . ay evi ay gibi * Ayla. * Bkz. ay paras .

ay harmanlanmak * ay n evresinde ayla olu mak. ay * Ay n yeryzne verdi i k. * Ay n dolunay durumundaki parlak durumu, mehtap.

ay karanl * Bulutlar arkas nda kalan ay n yayd hafif ayd nl k. ay modl * Gzlem aralar n iinde ta yan, ay ara t rmalar iin kullan lan ve ay yzne yumu ak ini yapan ara. ay rmce i * Ay modl. ay paras (gibi) * (kad n veya k z iin) ok gzel. ay takvimi * Ay n gkyzndeki grnen hareketine ve evrelerine gre dzenlenen takvim, kamer takvimi. Ay tutulmas * Yer yuvarla n n Gne ile Ay aras na girmesiyle, Ay' n yer yuvarla glgesinde kalmas , husuf. ay y ld z ay y l * Ay n on iki kez yeni aydan yeni aya gelmesi iin geen sre (354 gn 8 saat). aya * Trk bayra ndaki aya ve be nl y ld zdan olu mu simge.

* Elin parmak dipleriyle bilek aras ndaki i blm, avu ii; ayak taban . * Yapraklar n dz ve parlak blm. aya a d mek * i e ilgisiz ve yetkisiz kimseler kar mak. aya a f rlamak * h zla aya a kalkmak. aya a kald rmak * tel ve heyecana d rmek. aya a kalkmak * ayaklar zerinde durmak, dikilmek. * tel lanmak, tel a kap lmak, heyecanlanmak. * (hasta) iyi olmak, iyile mek. * sayg gstermek iin oturma durumundan ayak zeri durumuna gemek. aya (veya ayaklar ) dola mak * yrrken tel tan ayaklar birbirine tak lmak. aya (veya ayaklar ) suya ermek * bir gere i anlayarak akl ba na gelmek. aya al mak (veya al mamak) * bir yere srekli gitmek (veya gitmemek). aya d mek * Bkz. yolu d mek. aya dze basmak * glkleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek. aya ile (veya kendi aya ile) gelmek * kendi iste iyle gelmek veya emek ekilmeden elde edilmek. aya u urlu * geldi i yere u ur getirdi ine inan lan (ki i). aya zengide * hemen yola kmak zere olan. aya yerden kesilmek * aya yere de mez olmak. * bir ta ta binip yaya yrmekten kurtulmak. aya yrten ba t r * halk n dzen iinde al mas n ba takiler sa lar. aya na (veya ayaklar na) kapanmak * alal rcas na yalvarmak. * ba lanmak iin yalvarmak. aya na (veya baca na) geirmek * aceleyle bir eyi giymek. aya na ba olmak * (biri) bulundu u yerden ayr lmas na veya yapt i i srdrmesine engel olmak. aya na ba vurmak * nne bir engel karmak.

aya na abuk * bir yere al landan daha k sa srede gidip gelen. aya na a rmak * yan na gelmesini istemek. aya na elme takmak * biri yrrken ayaklar aras na ayak uzat p d rmek. * (birinin) i inde ykselmesine engel olmak. aya na dolanmak (veya dola mak) * ba kas na yapmay tasarlad ktlk kendi ba na gelmek. * i yapmakta olan birine engel olmak, yrmesine engel olmak. aya na d mek * ok yalvarmak. aya na gelmek * alak gnlllk gstererek birinin yan na gelmek. * emek ekilmeden elde edilmek. aya na getirmek * s ra, sayg gzetmeksizin birinin yan na gelmesini sa lamak. aya na gitmek * alak gnlllk ederek veya sayg gstererek birinin yan na varmak. aya na ip takmak * bir kimseyi eki tirmek. aya na kira istemek * gelmeye nazlanmak, gitmeye enmek. aya na s cak su mu, so uk su mu dkelim? * ender gelen bir konu a yar sitem, yar sevinle sylenen sz. aya na enmemek * hamarat olmak, ayak i lerini b kmadan, yorulmadan yapmak. aya nda donu yok, fesle en ister (veya takar) ba na * yoksullu una bakmayarak ss ve gsteri yapmak ister. aya n (veya ayaklar n ) alt na almak * tek baca n (veya bacaklar n ) k v r p zerine oturmak. aya n (veya ayaklar n ) peyim * yalvar r m. aya n alamamak * a r veya uyu ma dolay s yla aya n oynatamamak. * al lan bir yere gitmekten kendini alamamak. aya n ba lamak * engel olmak. aya n ekmek * s k s k gitti i bir yere art k u ramaz olmak, ilgiyi kesmek. aya n denk almak * ba kalar n n kendisine yapmas ihtimali bulunan ktlklere kar uyan k davranmak. * dikkat.

aya n denk basmak * dikkatli ve uyan k davranmak. aya n giymek * ayakkab s n giymek. aya n kayd rmak * bir yolunu bulup birini i inden veya grevinden uzakla t rmak. aya n kesmek * bir yere gitmez olmak, u ramamak. * ba kas n bir yere art k u ramaz duruma getirmek. aya n srmek * verilen bir i i a rdan almak. * bir yerden uzakla mak zere bulunmak. * halk inan na gre bir kimsenin gelmesi, ard ndan ba kalar n n da gelmesine yol amak. * lmek zere olmak. aya n tek almak * bir i te iyi d np dikkatli davranmak. aya n vurmak * ayakkab aya n yara etmek. aya n yorgan na gre uzatmak * giderini gelirine uydurmak. aya n n (veya ayaklar) alt nda * (yksek bir yerden) geni bir alan grr durumda. aya n n (veya ayaklar n n) alt n peyim * "pek ok yalvar r m" anlam nda kullan l r. aya n n alt na almak * tekme ile dvmek. aya n n alt na karpuz kabu u koymak * bir yolunu bulup bir kimseyi dzenle i inden uzakla t rmak. aya n n ba n zmek * kar s n bo amak. * serbest davranmas n engelleyen ili kilere son vermek. aya n n bast yerde ot bitmez * u rad yere bereketsizlik, u ursuzluk getirir. aya n n pabucu olamamak * de erce ondan ok a a olmak. aya n n pabucunu ba na giymek * dengi olmayan bir kimseyle evlenmek. * de ersiz bir kimseyi stn bir yere geirmek. aya n n tozu ile * yoldan gelir gelmez, henz dinlenmeden. aya n n tozunu silmeden * henz yoldan gelmi ken. aya n n trab olmak * bir kimse ba ka bir kimseye kul gibi ba lan p onun her emrini yerine getirmek.

ayak

* Bacaklar n bilekten a a da bulunan ve yere basan blm. * Bacak. * Birtak m eylerin yerden ykseke durmas n sa layan dayak, destek veya bunlardan her biri. * Vcudun belden a a blm. * Byk bir rma a kar an ikinci derecedeki akarsular n her biri. * Gl aya . * Yry n a rl k veya abukluk derecesi. * Basamak. * Halk edebiyat nda uyak. * Halk edebiyat nda ko uklarda k sa yedekli dizelere verilen ad. * Yar m ar n veya 30,5 cm uzunlu undaki l birimi, kadem. * 30,4 cm de erinde ngiliz uzunluk ls birimi, fut. * (buzdolab llerinde) ngiliz ls fut'un kb al narak hesaplanan de er. * Bir do runun ba ka bir do ruyu veya bir dzlemi kesti i nokta. * A a dzeyde, s radan, baya .

ayak atmak * girmek. * ilk kez gitmek. ayak atmamak * bir yere hi gitmemek, u ramamak. ayak ayak stne atmak * otururken bir baca n tekinin stne almak. ayak ba * Bir yere veya bir i e gidilmesine engel olan ey. ayak basmak * bir yere varmak, ula mak. * girmek, gelmek, u ramak. * (bir yere veya mesle e) girmek, ba lanmak. ayak basmamak * bir yere hi u ramamak. ayak bile i * Bald r kemikleriyle tarak kemikleri aras nda bulunan ve yedi kemikten olu an aya n arka blm. ayak ekmek * kand rmaya al mak, avutmak. ayak de i tirmek * talim yry nde k sa bir ad m atmak yolu ile ad mlar n ba kalar n nkine uydurmak. ayak diremek * bir d nceyi, bir davran sonuna kadar srdrmek, kendi tutumundan a mamak. ayak divan * Ola anst durumlarda o anda bulunulan yerde padi ah n kat lmas yla bir konuyu gr mek ve karara ba lamak iin yap lan toplant , ayakta toplanan meclis. * Ayakta yap lan sohbet. ayak i i ayak izi * Birtak m getir gtr i leri. * Herhangi bir zemin zerinde aya n b rakt iz.

ayak keseri * Ayakta durarak a a yontmaya elveri li uzun sapl keser. ayak kiras * Bir haber veya e ya getirene eme ine kar l k verilen para, ayak teri. ayak makinesi * Ayak yard m ile i letilen makine. ayak oyunu * Hile. ayak sat c s * Gezgin sat c . ayak srmek * verilen bir i i a rdan almak. * gnderilen yere iste i ile gitmemek. ayak tak m * Grgszlkleri veya bilgisizlikleri dolay s yla toplum iinde a a durumda olan ki iler. ayak tara * Bkz. tarak. ayak tedavisi * Ayakta olu an bir hastal n veya rahats zl n tedavisi. * Ayakta tedavi. ayak teri * Ayak parmaklar aras ndan kan pis kokulu salg . * Hizmet iin bir yere gnderilen kimseye verilen cret, ayak kiras .

ayak topu * Futbol. ayak tutmak * mani yar malar nda kar s ndakine uymas gereken uya vermek. ayak ucu * Yatan n veya yat lan bir yerin ayak uzat lan yn, yeri. * Ayak parmak ular n n olu turdu u dar dayanak yzeyi.

ayak uydurmak * yry te ad m at n ba kalar n nkine uydurmak. * kendi gidi ve davran n ba kas n nkine benzetmek. ayak vermek * k at malar nda dinleyicilerden biri uyak belirtmek. ayak yal n * Yal n ayak. ayak yapmak * birini aldatmak, kand rmak iin dalavere evirmek. ayakalt * Gelip geenlerin ok oldu u yer. ayakalt na almak * hakir grlmek, gzden kar lmak.

ayakalt nda b rakmak * ezilmesine, yok olmas na gz yummak, korumamak. ayakalt nda dola mak * bir i e yaramad hlde herkesin i ine engel olacak biimde ortal kta dola mak. ayakbast * Bir yere d ar dan gelen insan ve e yadan al nan vergi, toprakbast . ayakak * Merdiven, merdiven basama . * Dokuma tezgh ayakl . * ocuklar n, cambazlar n ayaklar na tak p yrdkleri ifte s r k. * Ayak i lerinde kullan lan kimse. * Bir i sresince tutulan hizmeti. * Gezici sat c , eri. ayak n * Dokuma tezghlar nda atk ipliklerini hareket ettirmek iin ayakla bas lan tahta ayakl k.

ayak

ayakkab * zellikle sokakta aya korumak iin giyilen ve alt ksele, lstik gibi dayan kl maddelerden yap lan ayak giyece i, pabu. ayakkab vurmak * (ayakkab ) aya zedelemek, aya rahats z etmek. ayakkab c * Ayakkab yapan veya satan kimse, pabuu. * Ayakkab sat lan yer. ayakkab c l k * Ayakkab c n n i i, pabuuluk. ayakkab lar n evirmek * konuk ayakkab lar n gidi ynne do ru dzgn biimde s ralamak. * baz davran larla konu u gitmeye zorlamak. ayakkab l k * Ayakkab konulan yer, ayakkab dolab . * Ayakkab yapmaya elveri li olan (deri, ksele gibi eyler). ayaklama * Ayaklamak i i.

ayaklamak * Ayakla lmek. ayakland rma * Ayakland rmak i i. ayakland rmak * Ayaklanmak i ini yapt rmak. ayaklanma * Ayaklanmak i i. * Birok kimsenin cebir ve iddet kullanarak devlet glerine kar gelmesi, ba kald rma, isyan, k yam. ayaklanmak * (ocuk iin) Yrmeye ba lamak.

* (hasta iin) Yryebilir duruma gelmek. * Aya a kalk p gitmeye davranmak. * (birok kimse) Cebir ve iddet kullanarak devlet glerine kar gelmek, ba kald rmak, isyan etmek. * Uyanmak, uyan p kalkmak. ayaklar alt na almak * nem verilmesi gereken eyleri hie saymak, i nemek. ayaklar ba , ba lar ayak olmak * de ersiz kimseler ba a geip, de erli kimseler ise en geride b rak lmak. ayaklar dola mak * yrrken ayaklar birbirine tak lmak. ayaklar geri geri gitmek * bir yere gnlsz, istemeye istemeye gitmek. ayaklar yere de memek * ok sevinmek. ayaklar na (veya aya na) kara su (veya sular) inmek * uzun sre ayakta kalmak veya yrmekten ok yorulmak. ayaklar nsrmek * glkle yrmek, aya n srmek. ayaklar n yerden kesmek * bir ta ta binerek yrmekten kurtulmak. ayaklar n n (veya aya n n) ucuna basmak * ok yava , sessiz, grlt yapmamaya zen gstererek yrmek. ayakl * Aya olan. * Bir destekle yere dayanan. * Ayakla i letilen.

ayakl canavar * ok hareketli, yaramaz, cin gibi ocuk. ayakl ko ma * Halk iirinde mstezat tarz nda sylenen deyi . ayakl ktphane * Pek ok konuda bilgisi olan, ok ey okumu ve renmi olan, sorulan her soruya cevap verebilen kimse. ayakl mani * Cinasl ayaklarla sylenen bir mani tr. ayakl k * Ayakla i letilen makinelerde aya n bast yer, pedal. * Ayak basacak yer. * Ayakak. * Taban. * Aya olmayan.

ayaks z

ayaks zlar * Omurgal hayvanlarda amfibyumlar s n f n n en ilkel yap l trlerini iine alan bir tak m. ayakta

* Aya a kalkm durumda. * Tel l , heyecanl . ayakta kalmak * oturacak yer bulamamak. * y k lmamak, kmemek. * de erini yitirmemek, nemini korumak. ayakta tedavi * hastan n yata a yat r lmas gerekli grlmeyerek kendisine ayakta yap lan tedavi. ayakta tutmak * oturtmak gerekirken oturtmamak. * bozulmas na, y k lmas na, kmesine engel olmak. * bir kurulu un ya amas n sa lamak. ayakta tutmak *o eyin sreklili ini sa lamak. ayakta uyumak * a r dalg n, a k n veya yorgun olmak. ayaktan * (kesim hayvanlar iin) canl olarak. ayakta ayakucu ayakst * Arkada , yolda ; hempa. * Yeryznde bir noktada ekln gsterdi i do rultudaki alt yn. * Oturmadan, ayakta durarak; k sa srede. * Acele olarak. * Haz r yemek, festfut.

ayakzeri * Ayakst. ayakyolu ayal * Kar , e . ayan yan * Belli, a k. * leri gelenler. * Senato yeleri. * nsan n besin art klar yla idrar n bo altt yer, abdesthane, hel, kademhane, memi hane, kenef, tuvalet.

ayan beyan * Besbelli, apa k, a k seik. ayan olmak * belli olmak, bilinir olmak. ayandon * 18 Ocak'ta ba layan bir f rt na. ayar

* Bir ayg t n gereken i i yapabilmesi durumu. * Saatler iin belli bir yere gre kabul edilmi olan l. * Alt n, gm gibi madenlerden yap lm eylerin safl k derecesi. * Bir i veya bir davran ta gereken l. * De er derecesi. ayar etmek * (bir ayg t n) al mas n dzeltmek, dzenli i ler duruma getirmek. ayarc * Esnaf n kulland l aletlerini denetleyen grevli.

ayar bozuk * Belli bir ayar olmayan. * Ahlk, karakter veya akl yerinde olmayan. ayarlama * Ayarlamak i i.

ayarlamak * Bir lnn do rulu unu belli bir rne e gre dzeltmek, do rulamak. * Bir ayg t belli bir i yapabilecek duruma getirmek. * leri birbiriyle at mayacak veya zaman nda bitirecek biimde dzenlemek. * Kand rmak. ayarlanma * Ayarlanmak i i. ayarlanmak * Ayar edilmek, birbirine uygun duruma getirilmek. ayarlatma * Ayarlatmak i i. ayarlatmak * Ayar ettirmek. ayarl * (saat ve makine iin) Ayarlanm , do ru al mas sa lanm , dzeltilmi , dzenli, do ru. * (alt n ve gm iin) Belirli bir ayar olan.

ayarl pense * Vida, c vata ve musluk aksam n s k t rmak amac yla kullan lan, a z a kl ayarlanabilen zel alet. ayars z * Ayar yap lmam , ayar bozuk, dzensiz. * Davran lar lsz. * (alt n ve gm iin) Belli bir ayar olmayan.

ayars zl k * Ayars z olma durumu. * lszlk, dzensizlik. ayart ayart c * Ba tan karma. * Ba tan karan, do ru yoldan sapt ran, ayartan.

ayart c l k * Ayart c n n yapt i .

ayart lma

* Ayart lmak i i.

ayart lmak * Ayartmak i ine konu olmak. ayartma * Ayartmak i i. ayartmak * Ba tan karmak, do ru yoldan sapt rmak. * Kand rmak. * Birini, al t yerden ay r p ba kas n n yan nda al maya kand rmak. * Duru, sakin havada kan kuru so uk. * (hava ve gece iin) So uk. ayaz kesmek * uzun sre so ukta kal p mek. ayaz pa a kol geziyor * d ar da ok so uk var. ayaz vurmak * (sebze ve meyveler iin) donmak. ayaza ekmek * k n kuru so uk artmak. ayazda kalmak * so ukta kalmak. * bo yere beklemek, eline bir ey gememek. ayazlama * Ayazlamak i i. ayazlamak * (hava) Ayaza evirmek. * Ayazda kal p mek. * Bo yere beklemek, eline bir ey gememek. ayazland r lma * Ayazland r lmak durumu. ayazland r lmak * Ayazlanmas sa lanmak. ayazland r lm rak * Halk inan na gre s tma tedavisinde kullan lmak zere rak n n a larak balkonda veya d ar da bekletilmi hli. ayazland rma * Ayazland rmak durumu. ayazland rmak * Ayazlanmas n sa lamak. ayazlanma * Ayazlanmak i i. ayazlanmak

ayaz

* Ayazda b rak l p so umak. ayazlatma * Ayazlatmak i i. ayazlatmak * So ukta bekletmek. * Ayazda so utmak. ayazl k ayazma ayba * Evlerde serinlemek iin kullan lan n a k yer, tahtabo , balkon, taraa. * Rumlar n kutsal sayd klar kaynak veya p nar. * Ay n ilk gn, ay dnm. * Ay n ilk gn.

ayba olmak * (kad n n) ayda bir dl yata ndan kan gelmek, det grmek. aybeay * Aydan aya, ay ay olarak. aya * Ay n ilk gnlerinde ald yay biimi, hill. * Bayrak ve sancak direklerinin tepesindeki pirinten yap lm ay y ld zl ss, alem.

ayie i

* Birle ikgillerden, sar renkli ie i ok iri olan, yurdumuzda ok yeti tirilen bir bitki, gn ie i, gnebakan; gndnd (Helianthus annuus). * Bu bitkinin ya kar lan tohumu. ayie i ya * Ay ie inden kar lan ya . ayre i * ine tar n, ceviz konularak ay biiminde yap lm rek.

ayda y lda bir * ok seyrek olarak. aydemir ayd n * I k alan, kl , ayd nl k. * Kltrl, okumu , grgl, ileri d nceli (kimse), mnevver. * Kolayca anla lacak kadar a k (sz veya yaz ), vaz h. ayd nger * Parlak yzeyli, saydam, mimarl kta izim iin kullan lan zel bir k t. * Yz yay biiminde bir e it keser.

ayd nlanma * Ayd nlanmak i i. * Bir sorun zerine gere i kadar bilgi edinme, tenevvr. * Bir yzeyin, kar s na konulan e it k kaynaklar n n say s ile orant l olarak ayd nl k grnmesi. ayd nlanmak * Ayd nl k olmak. * Bir sorun zerine gere i kadar bilgi edinmek, tenevvr etmek.

ayd nlat c * Ayd nl k verici. * Bir sorunla ilgili gerekli bilgileri veren. ayd nlat lma * Ayd nlat lmak i i. ayd nlat lmak * Ayd nlatmak i ine konu olmak. ayd nlatma * Ayd nlatmak i i. * Sahnelerin kland r lmas i i. ayd nlatmak * Karanl giderip grnr duruma getirmek. * Bir sorun zerine bilgi vermek. ayd nl k * Bir yeri ayd nlatan g, k. * I k alan. * Kolay anla lacak derecede a k olan, vaz h. * Ktlkten uzak, temiz, saf. * Bir yap n n ortas na gelen oda ve br blmlerin k almas iin, dam n ortas ndan zemine kadar a lan

bo luk.

ayd nl kler * Ayd nl klar lmeye yarayan ayg t, lksmetre. ayet * Kur'an surelerini olu turan cmlelerden her biri. ayg n * Bitkin.

ayg n bayg n * Gsz, ok yorgun, bitkin. * Duyguda ly ka rm . * Kendinden geercesine k, vurgun. ayg r * Dam zl k erkek at.

ayg r deposu * Ayg rlar n bak ld byk ah r. ayg r gibi ayg t * Birok paradan yap lm alet, cihaz. * Vcutta belirli bir grevin sa lanmas na yarayan organlar n hepsi, cihaz. * Birka aletin uygun biimde eklenmesinden olu turulan ve baz belli deneylerin yap lmas na yarayan tak m. ay-gn takvimi * Gne in grnen hareketlerine gre dzenlenen takvim. ay-gn y l * Hem ay evreleri de i imi hem de gne in gkyzndeki grnen hareketi gz nne al narak dzenlenmi olan takvim y l . * iri yar csseli, gl (kimse).

ay

* Memelilerin et obur tak m ndan, be parmakl , tabanlar na basarak yryen, yurdumuzda boz tr bulunan, iri gvdeli hayvan (Ursus arctos). * Kaba saba. ay bal * Fok. ay gibi * iri yar . * kaba, anlay s z (kimse).

ay grdm, y ld za itibar m (veya minnetim) yok * bir eyin en iyisine al t ktan sonra ondan a a olanlar beni doyuramaz. ay grmeden bayram etme * bir i gerekle meden ona oldu gzyle bak l p sevinilmemelidir. ay gl * ki enekliler s n f n n d n ie igiller familyas ndan bir akay k tr (Peconia corollina). ay zm * Fundagillerden, kk taneli yemi ler veren, tyl bir bitki (Arbutus uva ursi). ay yavrusu ile oynuyor * iri ve yeti kin birinin ufak tefek birine, bir ocu a el akas yapmas veya gcn onda denemesi kar s nda ay plama yollu sylenir. ay yry * Gergin kol ve bacaklarla drt ayak yrme. ay baca * ift yan yelkenlerden birini sa dan, birini soldan kullanma biimi. ay b n yzne vurmak * birinin kusurunu yzne sylemek. ay bo an ay c * ri yar , kaba ve anlay s z (kimse). * Ay oynatmay i edinen kimse. * Sert, kaba ve hoyrat (kimse). * Ay c n n i i, mesle i. * Memeli et oburlardan, ay lar iine alan bir familya. * Sarho lu u veya bayg nl gemi olan. * Sarho lu u gemi bir biimde. * Anlay l , uyan k. ay kla pirincin ta n ! * bir i in pek kar k ve iinden k lmaz durumda oldu unu anlatmak iin kullan l r. ay klama * Ay klamak i i. ay klamak

ay c l k ay giller ay k

* Bir eyin iinden, i e yaramayan, gereksiz veya istenmeyen taneleri veya maddeleri ay r p karmak, temizlemek. * Bir grevde gereksiz grlenleri i inden ay rmak. ay klanma * Ay klanmak i i. * Ya ayan varl klarda ortam n artlar na en iyi uyan trlerin veya bireylerin reyip kalmas , uyamayanlar n yok olmas , st fa. ay klanmak * Ay klamak i ine konu olmak. ay klatma * Ay klatmak i i. ay klatmak * Ay klamak i ini yapt rmak. ay kl k * Ay k olma durumu. ay kmak * Ay lmak, kendine gelmek, uyanmak, akl ba na gelmek.

ay kula * uha ie inin bir tr (Primula auricula). ay l k * Kabal k, kaba davran .

ay l k etmek * kaba davranmak. ay l p bay lmak * birini kendinden geercesine sevmek. * a r lde sinir bunal mlar geirmek. ay lma ay lmak * Ay lmak i i. * Sarho luk, bayg nl k gibi bir durumdan kurtulmak, kendine gelmek. * Akl ba na gelip gere i grmek. * ki imi bir kimsenin duydu u ba a r s ve sersemlik, mahmurluk. * Ay ltmak i i. * Ay lmas n sa lamak. -ay m / -eyim * stek kipi tekil 1. ki i eki: yaz-ay m, iz-eyim, oku-y-ay m, bekle-y-eyim vb. ay n * Arap alfabesinde on sekizinci, Osmanl alfabesinde yirmi birinci harf.

ay lt ay ltma ay ltmak

ay n on drd * Dolunay.

ay n on drd gibi * yz ok gzel (kad n veya k z). ay nga * Kaak ttn, ttn.

ay ngac * Ttn kaak s . ay ngac l k * Ttn kaak l . ay n n k rk trks var, k rk da Ahlat stne * bir kimsenin hep ayn eyi veya hikyeyi anlatmas kar s nda sylenir. ay nlar atlatmak * bu harfin gsterdi i Arapaya zg sesi g rtlakta bo umlamaya al mak. ay p * Toplumun ahlk kurallar na ayk r olan, utan lacak durum veya davran . * Kusur, eksiklik. * Utan veren. ay p etmek (veya yapmak) * yak ks zca davranmak. ay p yerler * vcutta rtl tutulmas gereken yerler. ay plama * Ay plamak i i, takbih.

ay plamak * K namak, takbih etmek. ay planma * Ay planmak i i. ay planmak * Ay plamak i ine konu olmak. ay pl ay ps z * Ay b , kusuru olan. * Ay b , kusuru olmayan.

ay pt r sylemesi * "bunu sylemek size kar sayg s zl k olacak, ama sylemek zorunday m" anlam nda zr dilemek iin kullan l r. * vnmek gibi olmas n ama. ay ra ay ran ay r c * Ay rma zelli i veya gc olan. ay r m * Cisimleri, birle ime veya ayr ma u ratarak niteliklerini belirtmede kullan lan madde, miyar. * I yal n gelerine ay rma zelli i olan.

* Ay rmak i i. ay r m yapmak * e it davran ta bulunmamak, fark gzetmek. ay r m yaratmak * farkl l k karmak, ikilik ortaya atmak. ay r mlama * Ay r m yapmak i i. ay r mlamak * Ay r m yapmak. ay rma * Ay rmak i i. ay rma ay rmak * Bir eyi benzerlerinden ay rt etmeye yarayan durum veya ge, farika. * Blmek. * Bir btnden bir paray herhangi bir amala bir tarafa koymak, saklamak. * Bir yeri bir engelle blmek. * Birbirinden uzakla t rmak. * Nitelik de i ikli ini anlamak. * Semek. * ki veya daha ok kimse aras ndaki anla may , uzla may bozmak. * Farkl davranmak, fark gzetmek. * (bir ey veya yeri) Bir ey veya kimse iin kullanmay belirlemek, tahsis etmek.

ay rt edilmek * Ay rt etmek i ine konu olmak. ay rt etmek * Birka eyi birbirinden ay ran niteli i anlamak, tefrik etmek, temyiz etmek. ay rt ay rtma ay rtmak ay rtman * S navlarda, sorular n haz rlanmas ndan notlar n verilmesine kadar btn de erlendirme al malar na kat lan grevli, mmeyyiz. ay rtmanl k * Ay rtman n grevi, mmeyyizlik. ay t * Mine ie igillerden, Akdeniz evresinde yeti en, mavi, beyaz veya menek e renginde iekler aan, 1-2 m boyunda bir a a k, hay t (Vitex agnus-castus). ay ya kaval almak * anlay s z bir kimseye bir ey anlatmaya al mak. ay y vurmadan postunu satmak * henz ele gememi bir ey zerinde hesap yapmak. * Ayn cinsten olan eyler aras ndaki ince fark, nans. * Ay rtmak i i. * Ay rmak i ini yapt rmak.

ayin

* Din tren, ibadet. * Mevlev tekkelerinde okunan a r bestelerin biimi. * Mevlev ve Bekta tekkelerinde kad n ve erke in birlikte kat ld , din mzikli sohbet treni. * Al lm a, do ru diye bellenmi e uygun olmayan, kar t, ters, mugayir. * Gidilen yol zerinde olmay p gidi ynne ters d en. * apraz, ters. * Btn noktalar ayn dzlemde bulunmayan.

ayinicem ayk r

ayk r do rular * Ayn dzlemde bulunmayan do rular. ayk r d mek * uygun gelmemek, ters gelmek, ters d mek. ayk r katmanla ma * Katmanlar dzenli bir biimde olmayan katmanla ma. ayk r olmak * ters olmak, z t olmak. ayk r lama * Ayk r lamak i i. ayk r lamak * Dikey olarak gelmek; kestirmeden gitmek, dz yoldan ayr lmak. ayk r la ma * Ayk r la mak i i. ayk r la mak * Ayk r duruma gelmek. ayk r l k * Ayk r olma durumu, mugayeret, muhalefet. ayla * Ay n ve baz y ld zlar n dolay ndaki k evresi, ay a l , hale. * Baz kutsal ki ilerin ba etraf nda gsterilen k evresi. * siz, bo gezen, avare. * siz, bir ey yapmayarak.

aylak

aylak olmak * bo ta olmak, yapacak bir i i olmamak, bo oturmak. aylak * Temelli i i olmayan i i.

aylak l k * Temelli i sahibi olmama durumu. * sizlik, avarelik. aylakl k * Aylak olma durumu, i sizlik, avarelik.

aylakl k etmek * bo durmak, bo oturmak, i siz gsz dola mak, al mamak. aylama aylamak * Beklemek. * Srmek, devam etmek. * Ay dolduran bir sre geirmek, aylarca kalmak. ayland z * Sedef otugillerden, Avrupa'ya in'den getirilmi , k sa zamanda yeti ip boy att iin bir glge a ac olarak dikilen, kt kokan bir a a, kokar a a (Ailanthus glandulosa). aylanma * Aylanmak i i. * Aylamak i i.

aylanmak * Bir yerin evresinde dolanmak. ayl * zerinde ay biimi bulunan. * Ay olan, mehtapl .

ayl a gemek * al mas kar l olarak her ay belirli bir para al nacak bir i e ba lamak. * gndelikten veya cretten kadroya gemek. ayl k * Birine, grevi kar l olarak veya geimi iin her ay denen para, maa . * Bir ay iinde olan veya bir ay sren. * Ayda bir kez yap lan veya kan. * ... aydan beri var olan. * Ay olarak, bir ay iin.

ayl k almak * bir ayl k al ma kar l nda para almak. ayl k ba lamak * emekli olan veya ba ka sebeplerle al mayanlara her ay iin belirli bir paray demeyi stlenmek. ayl k vermek * ayl k olarak stlenilen paray demek. ayl k * Ayl kla al an kimse. * Ba ka geliri olmay p yaln z ald ayl kla geinen kimse. * Ayl k alan (kimse), maa l . * Kar l ayl kla denen. * Aymak i i. * Kendine gelmek, akl ba na gelmek, ay lmak. * Gere i anlamak. * evresinde olup bitenlerin fark na varmayan, gafil.

ayl kl

ayma aymak

aymaz

aymazl k * evresinde olup bitenlerin fark na varamama durumu, aymaza yak acak durum, gaflet. ayn ayna * Gz. * I yans tan, varl klar n grntsn veren, cill ve s rl cam. * Gemilerde i areti erlerin kulland drbn. * Ak nt ve anaforun birle ti i yerde olu an su burgac . * Do ramac l k ve yap c l kta ereve iine geirilen tahta veya ta levha. * Kre in yass u blm. * (atlarda) Diz kapa . * yi bir durumda, yolunda. * (Karagz oyununda) Perde. * Bir olay , bir durumu yans tan, gz nnde canland ran olay, durum, ey. * dmdz ve parlak. * (deniz iin) k m lt s z, durgun. ayna ta * Yap , an t ve e me gibi yerlere konan yaz l veya yaz s z ssl ta levha. ayna t rna * Aynay duvara tutturmak iin kullan lan nikel veya kromla kaplanm metal paras . aynabakar * Byk, yumurtams , k rm z ms mavi renkli bir erik tr. aynac * Ayna yapan veya satan kimse. * Hileci, i ine hile kar t ran. * Aynac n n yapt i veya aynac olma durumu. * Aynas olan. * Parlak yzl, yak kl , gzel. aynal sazan * zerinde az say da byk pullar bulunan bir tr sazan bal . aynal k * Geminin ve ba l bulundu u liman n ad yaz lan, dz veya az yuvarlak k blm.

ayna gibi

aynac l k aynal

aynal k tahtas * Sandallar n k taraflar nda oturan n s rt n dayamas na yarayan tahta. aynas z * Aynas olmayan. * Ho a gitmeyen, kt, yak ks z, irkin, ters, biimsiz. * Polis.

aynas zl k * Aynas z olma durumu. aynaz * Batakl k.

aynaz aynen ayn

* Ky oyunlar n yneten kimse. * Oldu u gibi, de i tirmeden, ayn yla. * Ba kas de il, yine o. * Ay rt edilemeyecek kadar benzeri zde i, t pk s . * De i meyen, aralar nda ayr m olmayan.

ayn a z kullanmak * ayn eyi sylemek, ayn d nceyi ileri srmek. ayn kap ya kmak * sonu bak m ndan fark etmemek, ayn sonuca varmak. ayn potada erimek * benzer konular ve sorunlar birlikte d nmek veya de erlendirmek. ayn telden almak * ayn eyi sylemek. ayn yolun yolcusu * kt sonlar birbirine e olan. ayn zamanda * Hem de, bununla birlikte. ayn l k ayn sefa ayn yla ayn * Gzle ilgili. ayn ayn hak haklar. ayniyat ayniyet * Para olarak de il, madde olarak verilen. * Ta n r veya ta nmaz zerinde do rudan do ruya egemenlik yetkisi veren ve herkese kar ileri srlebilen * Ayn olma durumu, zde lik, ayniyet. * Birle ikgillerden, iekleri sar renkli bir k r bitkisi (Calendula arvensis). * Hibir de i iklik olmadan, oldu u gibi.

* Kullan lmaya veya harcamaya elveri li, ta nmas kolay e ya. * Ayn l k, zde lik.

ayn tayniyum * Bkz. einsteiniyum. ayol ayra * Daha ok kad nlar n kulland bir seslenme sz. * Yay ayra.

ayra amak * sz veya yaz iine, as l konu ile ilgisi az olan bir blm s k t rmak. ayran * St veya yo urt yay kta alkalanarak ya al nd ktan sonra kalan sulu blm. * Yo urdu suland rarak yap lan iecek.

ayran a zl * Aptal, budala, sersem. ayran budalas * Aptal, sersem. ayran delisi * Bn, safdil. ayran gnll * abuk k olan. ayranc * Ayran yapan veya satan kimse.

ayranc l k * Ayran yap p satma i i. ayran kabarmak * fkelenmek, co mak. * a r bir cinsel arzu duymak. ayran yok imeye, atla (veya taht revanla) gider s maya * yoksullu una bakmadan gsteri yapmaya kalkanlar n glnl n anlatmak iin kullan l r. ayran m budur, yar s sudur * yap lan bir i in yar m yamalak oldu u bildirilmek iin kullan l r. ayranla ma * Ayranla mak zelli i veya durumu. ayranla mak * Ayran durumuna gelmek. ayr * Yerleri bir olmayan. * Ba ka, ba ka trl. * Yaln z, tek ba na olan. ayr ayr * Birbirinden ayr olan, de i ik. * Her biri iin. * (her biri) Ayr olarak. ayr bas m * Genellikle bir dergide yay mlanm bilimsel bir yaz n n ayr bir bro r olarak bas m . ayr ba ekmek * topluluktan ayr l p kendi ba na i yapmak. ayr cinsten * Farkl yap da olan, heterojen. ayr anak yaprakl lar

* anak yapraklar birbirine biti mi olmayan bitkiler. ayr d mek * birbirinden uzakta kalmak. * uyu mamak. ayr gayr bilmemek (veya ayr s gayr s olmamak) * birbirinden hibir ey esirgemeyecek durumda olmak. ayr sei yapmak * birka ey aras nda fark gzetmek. ayr ta yaprakl lar * Ta yapraklar birbirine biti ik olmay p yan yana yer alm bulunan bitkiler. ayr tutmak * farkl davranmak. ayr ca * Ayr olarak. * Ayr bir nem verilerek. * Bundan ba ka. ayr cal ayr cal k * Ba kalar ndan ayr ve stn tutulma durumu, imtiyaz. ayr cal k tan nmak (veya gstermek) * ba kalar ndan ayr ve stn tutmak. ayr cal kl * Ayr cal olan, ayr cal k tan nan, imtiyazl . ayr cal ks z * Ayr cal olmayan, ayr cal k tan nmayan, imtiyazs z. ayr cas z * Ayr tutulmadan, istisnas z. ayr ayr k * Yol kav a , iki yolun ayr ld yer. * Ayr lm . * Ayr tutulan, ba kalar na benzemeyen, ayr cal , mstesna. * Kur'a d , mstesna. * Ayr k otu. * Dzgn ve uygun olmayan, arp k. * Ba kalar na benzemeyen, ayr tutulan, mstesna.

ayr k kme * Ortak elemanlar olmayan kme. ayr k otu * Bu daygillerden, kk hekimlikte idrar sktrcu olarak kullan lan yaban bir bitki (Agropyrum repens). ayr kl ayr kl k * Ayr tutulmu , benzerlerine uymayan, kural d olan, istisna. * Ayr kl olma durumu, ayr tutma, ayr tutulma, istisna.

* Bir konik (elips, daire, parabol, hiperbol) zerinde hareket eden bir cismi, oda a veya merkeze birle tiren do runun byk eksen ile yapt a . * nermelerin birbirine ba lanmas i leminde ya ... ya ve ya da ile gsterilen ili ki. * Kaplamlar birbirinden ayr olmakla birlikte ayn yak n cinsin kaplam na giren kavramlar aras ndaki ba lant . ayr ks * Al lagelmi tre ve davran lara ayk r olan, eksantrik. ayr ks ay * Ay n yrngesindeki en beri noktas ndan art arda iki gei i aras ndaki sre fark .

ayr ks y l * Yerin kendi yrngesindeki gnberi noktas ndan art arda iki gei i aras ndaki sre fark . ayr ks l k * Ayr ks olma durumu. ayr ks z * Hibir ayr olmadan veya hibirini ayr k tutmaks z n, istisnas z, bilistisna. ayr lanma * Ayr lanmak durumu. ayr lanmak * Ayr duruma gelmek. ayr la ma * Ayr la mak i i, teferrt.

ayr la mak * Benzerleri aras nda ayr bir yeri ve nemi olmak, teferrt etmek. ayr l ayr l k * Ayr lm olan, ayr duran, munfas l. * Ayr olma durumu. * Birinden uzak d me. * D nce, gr veya duygu aras ndaki uymazl k, mubayenet. * Evlilik birli inin yarg karar ile geici bir sre iin kald r lmas . * Ayr lmak i i veya biimi. ayr l ma * Ayr l mak i i veya durumu.

ayr l

ayr l mak * Birbirinden ayr lmak. ayr lma * Ayr lmak i i. * Bir bimeden geen beyaz n trl renklerde grnmesi. * Ay rmak i ine konu olmak. * Bir yerden, bir kimseden, bir eyden uzakla mak. * (kar ve koca iin) Evlilik birli ini bozmak.

ayr lmak

ayr lmazl k * zelliklerin, kendilerini ta yan nesnelerle; ilineklerin tzle ba lant s , kal c l k kar t .

ayr m

* Ay rmak i i, tefrik. * Bir kimse veya nesnenin bir ba kas yla kar t r lmamas n sa layan ayr l k; benzer eyleri birbirinden ay ran zellik, ba kal k, fark. * Alt blm. * Cinsleri ve trleri birbirinden ay ran ana karakter, fark. * Ayr lma noktas . * Bir veya daha ok sahne iinde geli tirilip, olay n tamamlanm bir paras n veren film bl . ayr mlama * Senaryonun haz rlanmas nda geli tirim ile evrim senaryosu aras nda yer alan, senaryonun sahne ve ayr mlar n n belirlendi i, ba l ca karakterlerin ayr nt lar yla izildi i, konu malar n son biimini ald a ama. ayr mla ma * Ayr mla mak i i, farkl la ma. * Hcrelerin veya canl organizmalar n i levlerine veya ya ay trlerine ili kin yap sal nitelik kazanmas , farkl la ma. * Bir i kayan n kat la mas srecinde yer ve zamana gre ayr mlar n ortaya kmas , farkl la ma. ayr mla mak * Ayr ml duruma gelmek, farkl la mak. ayr ml * Ayr m olan, aralar nda ayr m bulunan, de i ik, farkl .

ayr ml l k * Ayr ml olma durumu, farkl l k. ayr msama * Ayr msamak i i veya durumu. ayr msamak * Bir eyi anlamak, bir eyi grmek, fark etmek. ayr ms z * Ayr ml olmayan, ayn , farks z.

ayr ms zl k * Ayr ms z olma durumu, farks zl k. ayr nt * Bir btnn nemce ikinci derecede olan gelerinden her biri, detay. * Edebiyat veya sanat eserlerinde bir btnn gelerinden her biri, teferruat, tafsilt. * Bir tiyatro eserinde ana d nceye yard mc olan kelime, cmle veya e ya.

ayr nt lara inmek * bir konuyu en kk noktas na kadar inceleyip ara t rmak. ayr nt l * Ayr nt s olan, teferruatl , tafsiltl , detayl , mufassal. ayr k * Ayr m olan. * Ayr trden, e it e it, muhtelif.

ayr kl k * Ayr k olma durumu. ayr m * Ayr mak i i.

ayr ma

* Ayr mak i i. * Molekllerin, trl etkenlerle geici olarak daha yal n atom ve molekllere blnmesi, tahalll. * Birbirinden ayr lmak, birli i bozmak. * Molekller, trl etkenler sebebiyle geici olarak daha yal n atom veya molekllere blnmek.

ayr mak

ayr t rma * Ayr t rmak i i. ayr t rmak * Btnn bozulmas na sebep olmak. * Ayr mas n sa lamak. ayr t aysar * Ay n etkisiyle huyunun de i ti i san lan (kimse). * De i ken huylu, karars z (kimse). aysberg * Buz da . aysfild ays z * Buzla, bankiz. * Ay olmayan (gkyz, gece). * ki dzlemin ara kesiti.

ay ekad n * K l ks z, lezzetli bir tr taze fasulye. ayt ma * Ayt mak i i. ayt mak * At mak, tart mak, mnaka a etmek. * Halk airleri belli bir ayak erevesinde kar l kl at mak. * Glgillerden, iekleri iri ve pembe, yapraklar n n alt tyl, orta ykseklikte bir a a (Cydonia vulgaris). * Bu a ac n byk, sar renkte, tyl, mayho , dokusu serte, ufak ekirdekli meyvesi.

ayva

ayva gbekli * gbe i ukur olan (kimse). ayva ho af * Ayvadan yap lan ho af. ayva kompostosu * Ayvadan yap lan komposto. ayva marmeld * Ayva ve ekerden yap lan ezme. ayva reeli * Ayva ve ekerden yap lan kokulu reel. ayva ty * Vcuttaki ince, sar tyler.

ayvadana ayval k ayvan

* Yksekli i 15-70 cm , s k tyl, soluk sar iekli, ok y ll k ve otsu bir bitki (Achillea nobilis). * Ayva a alar n n ok bulundu u yer. * Teras, sundurma. * Bir taraf d ar ya a k olan oda.

ayvay yemek * kt duruma d mek, i i bozulmak. ayvaz * Byk konaklarda mutfak ve yemek hizmetlerinde al t r lan u ak. * Koca, erkek, e . ayvaz kasap hep bir hesap * ha yle ha byle, ikisi de bir. ayvazl k ayyar ayyarl k ayya * kiye d kn, ikici, iken, bekri. ayya l k ayyuk * Ayya olma durumu. * G n en yksek yeri. * G n kuzey yar m kresinde bulunan bir tak m y ld z n en parlak y ld z . * Ayvaz n grevi. * Doland r c , hilekr. * Doland r c l k.

ayyuka kmak * (ses iin) ykselmek. * (dedikodu iin) herkese duyulmak, yay lmak. Az az * Azot'un k salt lmas . Bu gaz N k saltmas ile de gsterilir. * Al lm olandan, umulandan veya gerekenden eksik, ok kar t . * Nicelik, g, nitelik, sre bak m ndan eksiklik bildirir. * Uzun sreli, yava yava . * Kk llerle. * Bir para, biraz.

az az

az buuk

az bulmak * yeterli grmemek, az saymak, az msamak. az buz olmamak

* (bir ey) az msanacak kadar olmak. az ok * Bir para, olduka. az daha az de il! * az kals n, neredeyse. * birinin herhangi bir karakter bak m ndan grnd gibi olmad n anlatmak iin sylenir.

az geli mi * geli mesi gecikmi olan. * e itim dzeyi d k kalm , retimi daha ok ilkel tar ma dayanan, do al kaynaklar n gere ince de erlendiremeyen (lke). az gelmek * yetmemek, daha ok istemek. az grmek * umdu undan eksik bulmak. * az msamak. az gnn adam olmamak * ok ya am , ok grm bulunmak. az kald (veya az kals n) * bir i in olmas , gerekle mesi, bitmesi ok yak nken olmad n anlat r. az tamah ok ziyan getirir * h rsl ve pinti insan her zaman zararl kar. aza * Organlar, vcut paralar . * ye. * Vcut paras , organ.

aza o a bakmamak * olanla yetinmek. aza sormu lar: "nereye?" "o un yan na" demi * kk kazanlar n bile hep varl kl kimselere d t inanc n belirtir. azade * Ba bo , erkin, serbest. * Ba bo , erkin, serbest olarak grltden azade ya amak.

azade azade * bir eyden kurtulmu , uzak. azadelik * Azade olma durumu, serbestlik. azalma azalmak * Azalmak i i, eksilme, tenakus. * Az denecek bir miktara inmek veya eskisinden az bir duruma gelmek. * Etkisini yitirmek, hafiflemek. * Azaltmak i i.

azaltma

azaltmak

* Az denecek bir miktara indirmek veya eskisinden az bir duruma getirmek, k rmak. * Etkisini yitirmesine sebep olmak, hafifletmek. * Ululuk, byklk. * Gurur. * Grkem, heybet. * Debdebe. * al m, kurum, tekebbr.

azamet

azamet satmak * byklk taslamak, al m satmak, bbrlenmek. azametli * Ulu, ok byk. * Gururlu. * Grkemli, heybetli. * Debdebeli. * al ml , kurumlu. * En byk, en yksek, en ok, maksimum. azap * (Mslmanl kta) Dnyada gnah i lemi olanlara ahrette verilecek ceza. * Organik veya ruh byk s k nt , ezin. * (Anadolu'nun birok blgesinde) iftlik u a . * Anadolu beyliklerinde donanmadaki grevlerde kullan lan asker.

azam

azap

azap ekmek * ahrette ceza grmek. * ok byk s k nt ya u ramak. azap vermek * ac ektirmek, zmek. azar azar azar * Paylama. * Sreyi uzatarak, yava yava , az az. * Kk llerle.

azar i itmek * azarlanmak. azarlama * Azarlamak i i, paylama. azarlamak * Paylamak, tekdir etmek. azarlanma * Azarlanmak i i, paylanma. azarlanmak * Azarlamak i ine konu olmak, paylanmak, kt szle kar la mak.

azarlatma * Azarlatmak i i. azarlatmak * Azarlamak i ini yapt rmak veya azarlanmas na yol amak. azat * Serbest b rakma. * Okullarda paydos. * Serbest b rak lm olan. azat etmek * serbest b rakmak, sal vermek. * (kle ve cariyeler iin) zgrl n geri vermek. azat eylemek * azat etmek. azatl * Azat edilmi (cariye veya kle). azatl k * Azat olma durumu, serbestlik. * Azat edilme vakti gelmi olan (cariye, kle). * Azat edilemez. * Olduka az.

azats z azca

azd r lma * Azd r lmak i i. azd r lmak * Azmas na yol amak. azd rma azd rmak * Azd rmak i i. * Azmas na sebep olmak. * Azg n duruma getirmek. * martmak. * Kt davran veya al kanl klara srklemek, yoldan karmak. * Aalya. Azerbaycanl * Azerbaycan halk ndan olan kimse. Azer * Azerbaycan Cumhuriye'tinde ve gney Azerbaycan'da ( ran'da) ya ayan Trk soylu halk veya bu halktan olan kimse. * Azer halk na zg olan, Azer halk ile ilgili (olan). Azerce azg n * Azerbaycan Trkesi. * Azm olan.

azelya

* (ten iin) abuk iltihaplanan, yaras hemen kapanmayan. * (ocuk iin) ok yaramaz. * Cinsel istekleri a r olan. azg nla ma * Azg nla mak i i. azg nla mak * Azg n duruma gelmek. * Cinsel istekleri a r la mak. azg nl k az * Kpek di lerinden sonra ieriye do ru, alt ve st enenin iki yan nda be er tane bulunan ve yiyecekleri tmeye yarayan di lerin ortak ad , az di i, tc di . * kz arabalar nda n ve arka yast klar dingile ba layan a a ivi. az o a saymak (veya tutmak) * verilen kk bir arma an ok ve de erli kabul etmek. az di i * Az . az c k * ok az, biraz. * (sre ve miktar iin) Az olarak, biraz. * Azg n olma durumu.

az c k a m kayg s z ba m * derdim olmas n da ba ka bir ey istemem. az k az kl * Yiyecek, besin, g da. * Az olan. * Yoksullar doyuran. * Az k olarak ayr lan veya haz rlanan yiyecekler. * Az k koymaya yarayan kap veya torba. * Hemen yemek zere, harman zaman ndan nce biilip savrulan ekin. * Gz bir eyden y lmayan, azg n. * iddetli, korkun, ok etkili.

az kl k

az l

az msama * Az msamak i i. az msamak * Bir eyin umuldu undan az oldu u yarg s na varmak, daha fazlas n istemek, az grmek, az bulmak. az nl k kar t . * Bir toplulukta herhangi bir nitelik bak m ndan ayr ve tekilerden say ca az olanlar, ekalliyet, o unluk * Bir lkede egemen ulusa gre ayr soydan ve say ca az olan topluluk, ekalliyet.

az nl k hkmeti * Mecliste o unlu u olmayan bir partinin kurdu u hkmet.

az nl kta kalmak * bir toplulukta belli bir sorun zerine oy verenler, kar d nceye oy verenlerden daha az olmak. az ma az mak * Gittike k z mak, iddetlenmek. az t rma * Az t rmak i i. * Az mak i i.

az t rmak * Az mas na yol amak. az tma az tmak * Azg n duruma getirmek. * r ndan karmak. azil * Grevden alma. azim azimet * Bir i teki engelleri yenme karar . * Gidi . * Az tmak i i.

azimet etmek * gitmek, yola kmak. azimkrane * Kararl . * Kararl l kla, kararl olarak. azimli * Karar nda, tutumunda direnen, kararl . azit aziz * Azothidrik asit HN3 deki hidrojenin yerine bir kkn gemesi ile treyen birle iklere verilen ad. * Sevgide stn tutulan, muazzez. * Ermi , eren. * Ermi kad n. * Sultan Abdlaziz'in ve devlet adamlar n n giydi i fes. * Aziz olma durumu. * Muziplik. azizlik etmek * muziplik etmek. azledilme

azize aziziye azizlik

* Azledilmek i i. azledilmek * Grevden al nmak. azletme azletmek azl k * Azletmek i i. * Bir grevliyi i inden ay r p a kta b rakmak, grevden almak, karmak. * Az olma durumu. * Az nl k.

azlolunma * Azlolunmak i i. azlolunmak * Grevinden al nmak, grevinden kar lmak. azma * Azmak i i. * ki ayr rk n kar mas ndan do an, k rma, melez, metis. * Kk su birikintisi, glck. * Batakl k. * Ta k nl kta ileri gitmek, ktl n art rmak. * (deniz, rmak vb. iin) Kabarmak, ta mak. * (yara, hastal k vb. iin) Etkili, tehlikeli duruma gelmek. * Cinsel duygular artmak. * (ama r) Art k a art lamaz duruma gelmek. * (hayvanlar iin) ki ayr rktan do mak. * ok geli mi . * Azma. * Kerestelik tomruk.

azmak

azmak

azman

azman kaya * Kaya bal n n bir e idi. azmanla ma * Azmanla mak i i. azmanla mak * rile mek, kocaman duruma gelmek. azmetme * Azmetmek i i.

azmetmek * Bir i teki engelleri yenmeye karar vermi olmak. azmettirme * Azmettirmek i i. azmettirmek * Bir suu veya herhangi bir i i kesinlikle yapmas na karar verdirmek.

azm kudurmu tan beterdir * "co kun ve heyecana kap lm kimseyi zaptetmek zordur" anlam nda kullan l r. aznavur * Grcce, iri "yar " "k r c " sinirli, as k yzl, sert kimse.

aznavur gibi * zalimce davranan. aznif * Bir tr domino oyunu. azoik * inde fosil bulunmayan (toprak). * En eski jeolojik (sistem). * Heterosiklik birle iklerin nemli bir s n f na verilen ad. * Yeryznn herhangi bir noktas nda enleme ba l olmaks z n meydana gelen olay.

azol azonal azot

* Atom numaras 7, atom a rl 14,008 olan, havada be te drt oran nda bulunan, rengi, kokusu, tad olmayan element. K saltmas N. azotlama * Azotlamak i i. * Azotlu besin almayan bitki veya hayvanlar n dokular ndaki serbest azotu tespit etme i i.

azotlamak * Azotla kar t rmak veya birle tirmek. azotlanm * Azotlama i lemi yap lm . azotlu * inde azot bulunan.

azotometre * Bir organik maddede bulunan azotun gaz hacmini ayarlamaya yarayan ayg t. azotler Azrail * Tanr buyru u ile insanlar n can n almakla grevli oldu una inan lan melek. Azrail'e bir can borcu olmak (veya kalmak) * nas l olsa lece ini kabul etmek. * hi kimseye borcu kalmamak, btn borlar ndan kurtulmak. Azrail'in elinden kurtulmak * lmden kurtulmak. Azrail'le burun buruna gelmek * lmle kar kar ya gelmek. azvay * Sar sab r. * Azotometre.

* Bor'un k saltmas . * Basso k saltmas . * Trk alfabesinin ikinci harfi. Be ad verilen bu harf, ses bilimi bak m ndan tml, ift dudak patlay c s n

b, B gsterir.

* Nota i aretlerini harflerle gsterme ynteminde ngilizler b harfiyle "si" yi, Almanlar ise "si bemol" gsterirler. Ba * Baryum'un k saltmas . baba * ocu un dnyaya gelmesinde etken olan erkek. * ocu u olmu erkek. * Tarikatlar n baz s nda tekke by . * Bu gibi kimselere verilen unvan. * Silh kaak l ,kara para aklama ve uyu turucu madde ticareti gibi kirli ve gizli i ler yapan etenin ba . * Yarat c , kurucu kimse. * Gemi veya iskelede halat n tak ld yuvarlak ba l , iri demir, a a veya beton dikme. * Kaz larda kar lan topra n miktar n hesaplayabilmek iin yer yer b rak lan toprak dikme. * at merte i. * Koruyucu, babal k duygular ile dolu kimse; bir lkeye veya bir toplulu a yararl olmu kimse. * Ata.

baba baba adam * Ya l , a rba l , iyi yrekli, olgun adam. baba buca * \343 baba oca . baba de il, t rabzan babas * babal k grevlerini yapmayan babalar iin sylenir. baba evi * Babadan, dededen kalma ev, toprak, yurt.

baba hindi * ri ve iyi beslenmi erkek hindi. baba koruk (veya erik) yer, o lunun di i kama r * baban n yapt kt i in s k nt s n ocu u eker. baba miras * Baban n ya ad dnemden kalan de erli mal veya dost. baba nasihati * Bir baban n verdi i t. baba oca * Babadan, dededen kalma mlk veya bir kimsenin iinde do up byd , ya ad ev, toprak ya da yurt, baba evi, baba buca , baba yurdu. baba o luna bir ba ba lam ; o ul babaya bir salk m zm vermemi * babalar ocuklar iin byk fedakrl klara katlan rlar, ama ocuklar babalar iin fedakrl kta bulunmazlar. baba olmak * (erkek iin) ocuk sahibi olmak.

baba tatl s * Bir e it hamur tatl s , ambaba. baba yadigr * Babadan kalan, baba dneminde yap lm , baban n hat ras n ta yan. baba yurdu * Baba evi, baba oca . babaanne * (ocu a gre) Baban n annesi. babaca babacan * Baba gibi, babaya yak n. * Cana yak n, olgun, ho grl, iyi kalpli, gvenilir (erkek).

babacanca * Sevgi ve sevecenlikle, cana yak n olarak. babacanla ma * Babacanla mak i i veya durumu. babacanla mak * Babacan duruma gelmek. babacanl k * Babacan olma durumu, cana yak nl k. babac k * Kk baba. * Sevimli, ho , sempatik baba. babac l * Babas n ok seven, babas na ok d kn olan. babac l k * Devletin trl s n flar zerinde babal k ederek bu s n flar aras nda denge kurmaya al mas i lemi, paternalizm. baba babako * Erkek kmes hayvanlar n n en iri ve ya l olan . * (kad n iin) Gl ve gsteri li, iri yar .

babadan babaya * dedelere do ru zincirleme. babadan o ula * torunlara do ru zincirleme. * atalar ndan beri. babafingo * Yelkenli gemilerde direklerin ve gabyan n stnde bulunan en yksek blm. Baba Babalik * Babalik mezhebinden olan kimse. * XIII. yzy lda Baba shak' n kurdu u mezhep.

babak * Ayaks z oldu u iin y lan san lan, solucanla beslenen bir tr kertenkele (Anguis fragilis). babalanma * Babalanmak i i. babalanmak * Babalar tutmak, fkelenmek. * Diklenmek, kabaday ca davranmak. babalar m z * bizden, bizim ku aktan ncekiler. babal * Babas olan. babal babal k * Zaman zaman sinir nbeti geiren. * Baba olma durumu. * vey baba. * Kay n baba, kay n peder. * Ya l veya kmsenen adamlara seslenme olarak kullan l r.

babal k etmek * baba gibi davranmak. babal k f r n has i ler * babas n n paras ile geinenlere sitem olarak kullan l r. babam! * teklifsiz bir seslenme sz. * tekrarlanan iki emir kipi aras na getirilerek i in sreklili ini anlatmaya yarar.

babam n (veya ustam n) ad H d r, elimden gelen budur * gcm ancak bu kadar n yapmaya yeter. babana rahmet * yap lan bir i , bir davran kar s nda "Allah senden raz olsun." anlam nda kullan lan bir sz. babas tutmak (veya babalar stnde olmak) * gibi deyimlerde "ok fkelenmek, fkesi her hliyle belli olmak" anlam nda geer. babas na ekmek * her yn ile tamamen babaya benzemek. babas na rahmet okumak * hakk nda iyilik d nmemek. babas n n (veya babalar n n) iftli i * bir mal veya kurulu u yaln zca kendi karlar na ara yapmak. babas n n hayr na * hibir kar gzetmeksizin. babas n n o lu * her ynyle babas na benzeyen erkek ocuk. babas z * Babas lm ocuk, yetim.

babayani

* Gsteri i ve zentisi olmayan.

babayanilik * Babayani olma durumu. babayi it * Gl kuvvetli. * Mert, korkusuz adam, kabaday . * Bir giri imde kendine gvenebilecek durumda olan.

babayi itlik * Babayi it olma durumu, babayi ite davran , kabaday l k. Bab li * Osmanl imparatorlu u dneminde stanbul'da sadaret (Ba bakanl k), dahiliye ve hariciye nezaretleri ( i leri ve D i leri bakanl klar ) ile ray Devlet (Dan tay) dairelerinin bulundu u yap . * stanbul'da bu evredeki bas n. * Osmanl hkmeti. bab nda * Konusunda.

bab ndan * Bkz. bab nda. Bab Bablik * XIX. yzy lda, ran'da Ali Muhammed Bab' n kurdu u din reti. baca * Duman ocaktan ekip havaya vermeye yarayan maden veya kgir yol. * Su yolu, l m, maden oca gibi yer alt yap lar n n hava deli i. * "Bb'a ait" Bablik yanl s .

baca ba * Oca n stndeki ta raf. baca kula * Oca n iki yan nda ta tan yap lm ufak raf. baca tomru u * Bacan n damdan yukar blm. bacak * Vcudun kas ktan tabana kadar olan blm. * Hayvanlarda yrmeye veya atlamaya yarayan organ. * Baz eylerin yerden ykseke durmas n sa layan dayak, destek veya bunlardan her biri, ayak. * Oyun k tlar nda, o lan, vale. bacak bacak stne atmak * otururken bir baca n tekinin stne koyarak oturmak. bacak kadar * ufac k. bacak kadar boyu var, trl trl huyu var * daha kk, ama de i ik, herkesten farkl al kanl klar, huylar edinmi . bacak kalemi

* Kaval kemi i. bacakk ran * Nemli blgelerde yeti en ye ilimsi sar iekli bir bitki (Narthecium). bacaklar kopmak * ok yorulmak. bacaklar tutmamak * ayaklar n n zerine bas p yryemeyecek duruma gelmek. bacakl * Baca olan. * Bacaklar uzun olan, uzun boylu. * Felemenk alt n na verilen ad.

bacakl yaz * ri ve okunakl yaz . bacakl k bacaks z * Baca olmayan. * Bacaklar k sa olan, k sa boylu, bodur. * Ya ndan byk i lere kalk an ocuklar iin sylenir. bacanak * Kar lar karde olan erkeklerden her biri. * Dost, arkada . * zellikle hokey oyuncular n n giydikleri deriden yap lm koruyucu.

bacanakl k * Bacanak olma durumu. bacas ttmek * (aile iin) ya amas srp gitmek. bacas ttmez olmak * (aile iin) da lmak veya i i bozulmak. bac * Byk k z karde , abla. * K z karde . * Bir evde uzun zaman al m ya l kad nlara (daha ok ya l zenci kad nlara) verilen unvan. * Tarikat eyhlerinin kar s . * Osmanl mparatorlu unda gmrk vergisi. * Zorla al nan para, hara. -ba * Fiilden isim treten -ma/-me ekinin tr. ba ba l k bad * Ba alan kimse. * Ba alma i i veya grevi. * Yel, rzgr.

ba

badana

* Duvarlar boyamak iin kullan lan suland r lm kire veya boya.

badana etmek (veya vurmak) * badanalamak, badana yapmak. badanac * Geimini badana yapmakla kazanan kimse. badanac l k * Badanac n n yapt i . badanalama * Badanalamak i i. badanalamak * Duvarlar boyamak iin suland r lm kire veya plstik boya srmek. badanalanma * Badanalanmak i i. badanalanmak * Badana yap lmak. badanalatma * Badanalatmak i i. badanalatmak * Badanalamak i ini yapt rmak. badanal * Badana edilmi olan. * Yzne ok pudra ve boya srm olan (kad n). badanas z * Badana edilmemi . * Badanas bozulmu . badas * Harman kald r ld ktan sonra yerde kalan toprak, p ve samanla kar k tah l taneleri, harman dknts. badat bade badehu badeli * A k badesi imi kimse. badeli k * D nde bir pirin elinden a k badesi ierek saz al p syleyen halk airi. badem * Glgillerden, yurdumuzun her yerinde yeti en a a (Amygdalus communis). * Bu a ac n ya veya kuru yenilen yemi i. * Birle ikgillerden, ekeri ok, bir tr yer elmas . * arap, iki. * Ondan sonra.

badem a ac

* Glgillerden ilkbaharda beyaz ve pembe renkli iekler aan ykseke bir bitki, badem (Amygdalus communis ve Prunus amygdalus). badem b y k * Badem ii biiminde st duda n her iki yan nda yer alan b y k. badem ezmesi * Ezilmi bademle yap lan ekerleme. badem gibi * (salatal k iin) taze ve gevrek. badem gzl * Badem ii biiminde iri gz. badem ii * Bademin d kabu u al nd ktan sonra kalan ii. badem krk * Tilki postunun yaln z bacak kesiminden yap lan krk. badem parmak * Ba parmak. badem ekeri * nce bir eker tabakas yla kaplanm i badem. badem t rnak * Badem biiminde uzunca t rnak. badem ya * Bademden kar lan ve deri, ksele gibi eyleri yumu atmak iin kullan lan ya . badema bademci * Bundan sonra, bundan byle. * Badem satan kimse.

bademcik * Bo az n iki yan nda birer tane bulunan, badem biimindeki organ. bademli * inde badem bulunan yiyecek. bademlik bademsi baderna bad * Bakla, fasulye, bezelye gibi taze sebzelerde, iinde tohumlar n s ralanm bulundu u kabuk. bad saba badi * Sabah vakti esen ve ruhu ok ayan, gnle ferahl k veren hafif rzgr. * rdek. * Badem a alar ok olan yer, badem bahesi. * Badem biiminde olan. * Halat n a nabilecek yerine sar lan bez, halat sarg s .

badi badi yrmek (veya gitmek, ko mak) * rdek gibi iki yana sallanarak yrmek (gitmek). badik * rdek; palaz. * K sa boylu.

badikleme * Badiklemek i i. badiklemek * rdek gibi iki yana sallana sallana yrmek. badikle me * Badikle mek durumu. badikle mek * rdek gibi sa a sol yalpa vurarak yrme e ilimi gstermek. badire badiye * Birdenbire ortaya kan tehlikeli durum. * l.

badminton * Tenise benzeyen ve bir tr tyl topla oynanan oyun. badya bagaj * A z geni , yayvan, byke su kab . * Yolcu yk. * Tren, vapur gibi ta tlarda yolcular n yklerinin konuldu u yer. * Otomobillerin yk konulabilen, genellikle arkada olan blmleri.

bagaj kapa * Otomobillerde iine yk konulabilen bagajlar kapatmaya veya kilitlemeye yarayan blm. bagaj kilidi * Bagaj kapa n kilitlemeye yarayan alet. bagaj memuru * Toplu ta m yerlerinde ve aralar nda bagaj i lerini yrtmekle grevli kimse. baget * nce, k sa de nek. * T ra lanm , dikdrtgen biiminde de erli ta . * D k gramajl kk boy ekmek. bagetli ba * Bir eyi ba ka bir eye veya birok eyi topluca birbirine tutturmak iin kullan lan ip, sicim, erit, tel gibi d mlenebilir nesne. * Sarg . * Ba lam, deste, demet. * lgi, ili ki, rab ta. * Kemikleri birbirine ba lamaya, i organlar yerinde tutmaya yarayan lif demeti. * Bageti olan.

ba

* zm ktklerinin dikili bulundu u toprak paras . * Meyve bahesi.

ba bahe * Bahe gibi ta nmaz mal. ba b a * Ba ve bahelerde yeti en meyve fidanlar n , bitki ve zellikle zm ktklerini budamaya yarayan kesici alet. ba bozmak * ba n zmlerini toplamak. ba bozumu * Ba da rnn toplanmas . * Bu i in yap ld mevsim, gz, sonbahar. ba budamak * ba daki zm ktklerini budamak. ba ubu u * Asma fidesi. ba doku * Hcre say s az, hcre aras maddesi ok ve genel olarak di er dokular birbirine ba layarak destek grevi yapan doku. ba fiil ba a * Fiillerin zarf olarak kullan lan ekilleri, ula, zarf fiil: gl-e gl-e, ko -arak, otur-up vb. * Kaplumba a. * Deniz kaplumba as n n kabu u. * Kaplumba a kabu u. * Kaplumba a kabu undan yap lm veya bu kabu u and r r biimde olan. * Ur.

ba a bak, zm olsun, yemeye yzn olsun * ki i, kar l k bekledi i i ten istedi ini alabilmek iin gereken harcamalar yapmal d r. ba an * Vakti gelmeden l do an yavru, d k. * l do an kuzunun derisi.

ba bo an * Kskt, eytansa . ba c * Ba yeti tirip rnn satan kimse. * Ba layan veya so uk haddehaneden kan metal erit bobinlere bant yap t ran (kimse). * Ba lama i inde kullan lan erit biiminde ba .

ba c k

ba c kl * Ba olan, bulunan. ba c ks z * Ba olmayan, ba s z. ba c l k

* Ba yeti tirme ve rnn satma i i. Ba dad' tamir etmek * karn n doyurmak. ba dad * A a direkler zerine ak lm talara s va vurularak yap lan (duvar veya tavan). * Yap larda kullan lan ta.

ba dalama * Ba dalamak i i. ba dalamak * D rmek iin aya n birinin ayaklar na takmak, elme atmak. ba dama * Ba damak i i.

ba damak * Birka eyi birbirine geirerek ba lamak. * inden k lmayacak bir duruma getirmek, kr d m etmek. ba da * Sa aya sol uylu un, sol aya sa uylu un alt na alarak oturma biimi. ba da kurmak * bu biimde oturmak. ba da k * Her yeri ayn zelli i gsteren, mtecanis, homojen. ba da kla ma * Ba da kla mak durumu. ba da kla mak * Ayn zelli i gstermek, homojen duruma gelmek. ba da kla t rma * Ba da kla t rmak i i. ba da kla t rmak * Ba da k duruma getirmek, homojenle tirmek. ba da kl k * Ba da k olma durumu, homojenlik. ba da lma * Ba da lmak i i. ba da lmak * Ba da mak i ine konu olmak. ba da m * Tutarl k, tutarl l k, insicam. ba da ma * Ba da mak i i, imtiza. ba da mak * Anla mak, uzla mak, uymak, imtiza etmek. * ocuk oyunlar nda arkada olmak. * Ba da kurup oturmak.

ba da maz * Uyu maz, tutars z. ba da mazl k * Uyu mazl k, geimsizlik. ba da t r c * Ba da ma sa layan. ba da t rma * Ba da t rmak i i. ba da t rmac * Ba da t rmac l k yanl s kimse. ba da t rmac l k * Pek ok de i ik retiyi birle tirmeyi amalayan felsef veya din reti. * Farkl kkenlere sahip de i ik kltr zelliklerini birle tirme veya kayna t rma i i. ba da t rmak * Ba da mas n sa lamak. ba ba c * Byc. * Ba tan kar c . ba l * Grece, izaf. * Ba ka bir cisme uyarak srklenen, ayn zamanda kendine zg bir k m ldan da bulunan bir cismin grnrdeki bu k m ldan n n niteli i, izaf. ba l de er * Bir aritmetik say s n n, nne + ve - i aretleri yaz ld ktan sonraki de eri. * Bir say n n rakamlar ndan her birinin bulundu u basama a gre ald de er, izaf de er. ba l nem * Bir metre kp hava iinde bulunan su buhar a rl n n, ayn artlardaki havan n doymu su buhar n n a rl na oran . ba ldak * Be ikteki ocu un d memesi iin be i e sar l p ba lanan, kuma tan yap lm enli ba . * Kad nlar n det zaman nda ba lad klar bez. * Grece olma durumu, izafiyet, rltivite. * Bir eyin veya bir kimsenin gc ve etkisi alt nda bulunma durumu, tbiiyet. ba mlama * Ba mlamak i i. ba mlamak * Bir eyi ba m alt na sokmak, etkisi alt nda tutmak. ba mla ma * Ba mla mak i i. * By, sihir.

ba ll k ba m

ba mla mak * Bir eye veya bir kimseye tamamen ba ml olmak. ba ml * Ba ka bir eyin istemine, gcne veya yard m na ba l olan, zgrl , zerkli i olmayan, tbi.

ba ml s ral cmle * Anlam bak m ndan birbirine ba l olan ve zneleri, tmleleri veya yklemleri ortak olan cmle. ba ml l k * Ba ml olma durumu, tbiiyet. ba ms z * Davran lar n , tutumunu, giri imlerini herhangi bir gcn etkisinde kalmadan dzenleyebilen, hr, zgr, mstakil. * Herhangi bir kurulu a, partiye ba l olmayan kimse. ba ms z milletvekili * Herhangi bir partinin aday olmadan seilen veya herhangi bir partiye ba l olmayan milletvekili, ba ms z. ba ms z s ral cmle * Anlam bak m ndan birbirine ba l oldu u hlde zneleri, tmleleri, yklemleri ayr olan cmle. ba ms zla ma * Ba ms zla mak i i. ba ms zla mak * Ba ms z duruma gelmek. ba ms zla t rma * Ba ms zla t rmak i i. ba ms zla t rmak * Ba ms z duruma getirmek. ba ms zl k * Ba ms z olma durumu veya niteli i, istikll. ba n * n aatta veya kaz s ras nda topra n kmesini nlemek iin yerle tirilen para veya dayak. ba n vurmak * kaz duvarlar n n kmemesi iin ba nlarla desteklemek. ba nt * Bir nesneyi ba ka bir nesne ile uyarl k lan ba . * E yay , kavramlar veya tasar mlar birlik, ba l l k, birliktelik gibi durumlarda toplayan grn veya nitelik, grelik, ba ll k, izafet, rltivite. * ki veya daha ok nitelik aras nda matematik i lemleri yard m ile kurulan ba l l k veya e itlik. ba nt c * Ba nt c l k yanl s olan kimse, greci, rltivist. ba nt c l k * Ba nt l l k retisi; zellikle bilginin ba nt l oldu unu ileri sren her trl felsefe retisi; grecilik, izafiye, rltivizm. ba nt l * Varl ba ka bir eyin varl na ba l bulunan, mutlak olmayan, greli, izaf, nisp, rltif. ba nt l l k

* Var olabilmek veya belirlenebilmek iin, ba nt yolu ile ba ka bir eye ba l bulunma durumu, grelilik, izafiyet, rltivite. ba r * G s. * (ok yay ve da iin) Orta blm. * Ci er, ba rsak gibi vcut bo luklar nda bulunan organlar n ortak ad , ah a.

ba r yele i * Eskiden z rh alt na giyilen, kseleden yap lm yelek. ba rdak ba rgan * Ba r p a ran, tepkisini hemen ve sert bir ekilde d a vuran kimse. ba r yanmak * znt ekmek, ok ac duymak. * ok susam olmak. ba r p a rmak * fkeyle ba rmak. ba r * Ba rmak i i veya biimi. * Ba ldak.

ba r a r * Grlt, amata. * Grltyle, amata ederek. ba r ma * Bkz. ba r ma. ba r mak * Bkz. ba r mak. ba rma ba rmak * Ba rmak i i. * (insan) Yksek ve gr ses karmak. * Kendini belli etmek. * Yksek sesle azarlamak. * Sindirim organ n n mideden anse kadar olan, ince ba rsak ve kal n ba rsaktan olu an blm.

ba rsak

ba rsak ask s * nce ba rsa karn n arka blmne ba layan ve kar n zar n n bir blmnden olu an ask . ba rsak iltihab * Sindirim organ nda olu an iltihab durum ve buna ba l hastal k. ba rsak ingini * o unlukla srgn ve kar n a r s ile beliren ba rsak iltihab . ba rsak kaz nt s * Kal n ba rsak hastal klar nda kar lan smks madde. ba rsak kurdu * Omurgal lar n ve de zellikle insanlar n ba rsa nda ya ayan asalak solucan.

ba rsak otu * Farekula . ba rsak solucan * Ortalama 25 cm boyunda, insanlar n, zellikle ocuklar n ba rsaklar nda asalak olarak ya ayan yuvarlak solucan, askarit. ba rsaklar n de erim * "can na k yar m, ldrrm" anlam nda korkutmak, gzda vermek zere kullan l r. ba rt * Ba rma sesi.

ba rtkan * ok ba r p a rmak huyunda olan (kimse). ba rtlak ba rtma * Orta byklkte, eti sevilen bir cins gebe rdek (Querquedula). * Ba rtmak i i.

ba rtmak * Ba rmas na yol amak. * Bir haberi, bir iste i, birinin arac l yla duyurmak. ba * Ba lamak i i veya biimi. * Ba lanan ey, hibe, teberru. * Ba yapan kimse. * Herhangi bir devin veya ykmll n d nda kalan, muaf. * Baz mikroplara kar a veya do al yolla diren kazanm olan. ba kl k * Bir devin veya ykmll n d nda kalma durumu, muafiyet. * Baz mikroplara kar a veya do al yolla kazan lm diren durumu. ba kl k bilimi * Ba kl k olaylar n n ortaya kma artlar n , geli imini, al nabilecek nlemleri ve yap labilecek tedaviyi inceleyen t p dal , immnoloji. ba lama * Ba lamak i i, affetme, af. * Hibe etme. ba lamak * Bir mal veya hakk kar l k beklemeden birine vermek, teberru etmek. * Herhangi bir kt davran iin ceza vermekten vazgemek, affetmek. * Grevden ekmek, almak. * Deyimlerde "Tanr esirgesin, ay rmas n" gibi anlamlarda kullan l r. ba lamamak * kar s ndakinin yanl ndan, kusurundan do acak f rsatlar ka rmamak, ac madan de erlendirmek. ba lanma * Ba lanmak i i, affedilme.

ba ba k

ba lanmak * Ba lamak i ine konu olmak, affa u ramak, affedilmek, affolunmak. ba latma * Ba latmak i i. ba latmak * Ba lamak i ini yapt rmak. ba lay c * Ba layan. ba t ba t * Szle me, akit, mukavele, kontrat. * Ba t yapanlardan her biri, kit.

ba tlanma * Ba tlanmak i i veya durumu. ba tlanmak * Ba t ile sonulanmak. ba tla ma * Ba tla mak i i veya durumu. ba tla mak * Aralar nda ba t yapmak. ba tl * Ba tla, szle me ile ba lanm olan. ba kesen ba la * Makasl bcek.

* E grevli kelimeleri veya nermeleri birbirine ba layan kelime tr, rab t: Ve, ya, veya, ya da birer ba lat r. ba la grubu * Ba la be i. ba la be i * Ba lala veya ba las z birbirine ba lanm olan, ayn nitelikte iki veya daha ok kelimeden olu an bek. ba lal * Ba lac olan. ba lal tamlama * simleri, s fatlar aras na ba la alan isim veya s fat tamlamas . ba lal yan cmle * Birle ik cmlelerde ki ba lac yla temel cmleye ba lanan yan cmle. ba lad yerde otlamak * Bkz. b rakt m (b rakt ) ba lad m (ba lad ) yerde (ay rda) otluyorsun (otluyor). ba lam * Cinsleri ayn veya birbirine yak n olan eylerin bir arada ba lanm , demet, deste. * Bir iirdeki drtlklerin her biri, bent. * (herhangi bir olguda) Olaylar, durumlar, ili kiler rgs veya ba lant s , kontekst.

* Bir dil birimini evreleyen, ondan nce veya sonra gelen, birok durumda sz konusu birimi etkileyen, onun anlam n , de erini belirleyen birim veya birimler btn, kontekst. ba lama * Ba lamak i i. * ift telli olan ve m zrapla al nan bir saz. * Yap larda duvarlar birbirine ba layan kiri , putrel vb.

ba lama zarf fiili * Ve ba lac grevinde kullan larak, kendinden sonraki ekimli fiile veya fiilimsiye zaman ve ki i bak mlar ndan uyan - p ekini alm fiil: Gelip gitti (Geldi ve gitti) Glp geti (Gld ve geti) gibi. ba lamac * Ba lama yapan veya satan kimse. * Ba lama alan kimse. ba lamac l k * Ba lamac n n i i veya mesle i. ba lamak * Ba veya ba ka bir arala tutturmak. * D mlemek. * (yara iin) l koyup bezle sarmak. * Denk yapmak, paket yapmak. * Olu mak, tutmak, meydana gelmek. * Bir i veya kimse iin ay rmak, tahsis etmek. * (bir i iin) Anla ma yapmak. * Birinde bir eye kar ilgi, istek uyand rarak o eye ilgi, yak nl k duymas n sa lamak. * Uyulmas zorunlu olmak. * Ba ka bir i le u ra amaz durumda olmak. * Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. * Gnln kazanmak. * Btn ilgisini bir yerde yo unla t rmak. * Gei i engellemek. ba lamal k * Ba lama yapmaya yarayan. ba lamsal * Ba lam ile ilgili. ba lamsal anlam * Bir szn kullan lan veya amalanan ba lama gre anlam kazanmas . ba lanak ba lan m * Ba lan lacak ey, ba lant , irtibat. * Ba lanmak i i veya biimi. * (siyas veya sosyal konularda) Yan tutma.

ba lan * Ba lanmak i i veya biimi. ba lanma * Ba lanmak i i. ba lanmak * Ba lamak i ine konu olmak. * Sevmek, iten ba l olmak. * Beklenen ey elde edilmez olmak. * Yaln zca belli bir i le u ra mak.

* Bir ey bir kimseye ayr lmak, tahsis edilmek. ba lant * ki veya daha ok eyin birbiriyle ba l , ili ik veya ilgili bulunmas , irtibat. * ki ey aras nda ili ki sa layan ba . ba lant borusu * Katlardaki pis ve kirli sular toplayan, kolona ileten boru. ba lant kurmak * irtibat sa lamak. * haberle me sa lamak. ba lant nls * Bkz. ba lay c nl. ba lant nsz * Bkz. ba lay c nsz. ba lant yapmak * ili ki kurmak; anla ma, szle me yapmak. ba lant l * Aralar nda ba lant bulunan, irtibatl , rab tal . ba lant s z * Aralar nda ba lant bulunmayan. * Asker, siyas ynden hibir bloka ba l olmayan (lke), bloksuz. ba lant s z lkeler * Ba lant s zl k siyaseti izleyen lkeler, bloksuz lkeler. ba lant s zl k * Ba lant s z olma durumu. ba lant s zl k politikas * Asker, siyas ynden hibir bloka girmeme siyaseti. ba lant s zl k siyaseti * Ba lant s z lkelerin izledi i siyaset. ba la k * Aralar nda anla ma veya szle me sa lanm olan (kimse veya topluluk), mttefik. * Sonu, sebep gibi birbiriyle s k s k ya ba l ve kar l kl ba ml olan (nesne, terim).

ba la kl k * Ba la k olma durumu. ba la m * E leme. * Aralar nda ortak kar bulunan devletler ili kisi.

ba la ml * Aralar nda kar l kl destek ve ba ml l k bulunan. ba la ma * Ba la mak i i, ittifak.

ba la mak * Bir ey yapmak iin birbirine antla ma veya szle me ile ba lanmak, ittifak etmek. ba latma

* Ba latmak i i. ba latmak * Ba lamak i ini yapt rmak. ba lay c * Ba lama niteli i olan. * Ba lamaya ve birle tirmeye yarayan: "Ve" ba lay c bir edatt r. * Uyulmas zorunlu. ba lay c nl * nszle biten kelime kk ve gvdelerine nsz ile ba layan eklerin getirilmesi s ras nda ve kk ile eki birbirine ba layan nl: al- -r, a- -l-mak, gec-i-k-mek vb. ba lay c nsz * nl ile biten kelime kk ve gvdelerine nl ile ba layan bir ek eklendi inde araya giren y nsz, koruyucu nsz: okul-da-y- m, eski-y-ince vb. ba l * Bir ba ile tutturulmu olan. * Gerekle mesi bir art gerektiren, tbi, vabeste. * Bir kimseye, bir d nceye, bir hat raya sayg veya a k gibi duygularla ba lanan, tutkun. * S n rlanm , s n rl . * Kapat lm olan, kapal . * Bir kurulu un yetkisi alt nda bulunan. * Bir halk inan na gre, by etkisiyle cinsel gten yoksun edilmi (erkek). * Sad k. ba l kalmak * uymak, tbi olmak. ba l kredi * Kredi aan lkeden mal veya hizmet sat n al nmas art ile sa lanan kredi. ba l olmak * tbi bulunmak. ba l su ba l k * A ata hcre zar n n emdi i ve ta d su. * Ba yeri, zm ba lar ok olan (yer).

ba l k bahelik,- i * Ba , bahesi zengin ve bol olan (yer). ba l la k * Biri tekine ba l olarak var olan; biri olmadan teki d nlemeyen iki eyin, bu ili ki ynnden durumu. ba l la m * ki veya daha fazla de i ken aras ndaki ba nt . * Organizman n de i ik yap , zellik ve olaylar nda grlen kar l kl ilgi, korelsyon. ba l la ma * Ba l la mak i i. ba l la mak * ki ey aras nda kar l kl ba nt olmak veya ba l l k kurmak. ba l l k * Ba l olma durumu, merbutiyet. * Birine kar , sevgi, sayg ile yak nl k duyma ve gsterme, sadakat.

* Bkz. Ba l la m. ba naz * Bir d nceye, bir inan a a r lde ba lan p ondan ba ka bir d nce ve inan kabul etmeyen, mutaass p. ba nazla ma * Ba nazla mak durumu. ba nazla mak * Ba naz duruma gelmek. ba nazl k * Ba naz olma durumu, ba nazca davran , taassup. * Bir d nceye, bir inan a a r lde ba lan p ondan ba kas n d nmeme durumu, taassup. ba r yan k * ok dert, ac , s k nt ekmi . ba r yufka * Yufka yrekli, merhametli. ba r kara * skete ku unun bir tr (Saxicola torquata). ba r na basmak * kucaklamak. * biriyle ilgilenerek onu koruyup kay rmak, yeti tirmek. ba r na ta basmak * sesini karmaks z n her trl ac ya katlanmak. ba r n delmek * ok dokunmak, iine i lemek. ba r n ezmek * zlmek, dertlenmek. ba r * Ba rmak i i veya biimi. ba r a r * Grlt, amata. * Grltyle, amata ederek. ba r a a r a * Byk grlt ederek, ba rarak a rarak. ba r ma * Ba r mak i i, birlikte ba rma.

ba r mak * Birlikte veya kar l kl ba rmak. ba r t rma * Ba r t rmak i i veya durumu. ba r t rmak * Ba rmas na yol amak, hep birden ba rtmak. ba s z * Ba bulunmayan.

baha

* Paha.

baha bimek * de erini belirlemek. bahad r * Sava larda, arp malarda gc ve y lmazl yla stnlk kazanan veya yi itlik gsteren (kimse).

bahad rl k * Bahad r olma zelli i, durumu. Baha Bahalik bahane * Bahalik yanl s kimse. * XIX. yzy lda Bablikten do mu olan, ran'dan ba ka Avrupa ve Amerika'da da yay lm bir din. * Bir eyin gerek sebebi gizlenerek ileri srlen szde sebep.

bahane aramak * bir i i yapmamak iin sebep aramak. bahane bulmak * bir i i yapmak veya yapmamak iin szde sebep gstermek. bahane etmek * herhangi bir eyi sebep olarak ileri srmek. bahaneli * Bahanesi olan.

bahanesiz * Bahanesi olmayan. bahar * Kuzey yar m kre iin, 21 Martta gndz gece e itli iyle ba layarak 22 Haziranda gn dnm ile biten, k ve yaz aras ndaki mevsim; ilkyaz, ilkbahar. * Bu mevsimde a alarda aan iekler ve yapraklar. * Genlik a . bahar * Yiyecek ve ieceklere ho koku ve tat vermek iin kullan lan tar n, karanfil, zencefil, karabiber gibi maddeler. bahar bayram * Genellikle may s ay n n ilk gnlerinde kutlanan bayram. bahar dnemi * Y l n k tan sonra gelen ilk aylar . bahar nezlesi * Bkz. saman nezlesi. bahar noktas * lkbaharda gndz gece e itli i an nda gne in gk ekvatoru izgisi zerinde bulundu u nokta. baharat * Tar n, karanfil, zencefil, karabiber gibi maddelerin toplu ad .

baharat * Baharat satan kimse. baharat l k * Baharat satma i i. baharatland rmak * Baharat ile sslemek, lezzetlendirmek veya baharat ekmek. baharatl * Baharat olan. baharats z * Baharat olmayan. baharc * Baharat al m sat m yla u ra an (kimse).

bahar ba na vurmak * (alay yollu) genli in verdi i co kuyla gereksiz veya a r davran ta bulunmak. bahariye baharl bahe * Divan edebiyat nda, bahar tasviri ile ba layan kaside. * inde karabiber, karanfil, tar n gibi bahar bulunan. * Sebze yeti tirilen yer, bostan. * iek ve a a yeti tirilen yer.

bahe domatesi * Tarla ve bahelerde sun' gbre kullanmadan, do al olarak yeti tirilen domates tr. bahe keki i * Bahelerde zel yntemlerle yeti tirilen kekik. bahe makas * e itli ot ve bitkileri dzgn kesmek ve budamak amac yla yap lan bir makas tr. bahe nanesi * Bahelerde yeti tirilen bir nane tr. baheci * iek, a a ve sebze yeti tirme i iyle u ra an kimse.

bahecilik * Bahecinin i i. * Bahe yapma i i. baheli * Bahesi olan. bahelik * Ba lar , baheleri olan (yer).

bahemsi * Baheye benzeyen, bahe gibi dzenlenmi yer. bahesiz * Bahesi olmayan.

bah van

* Geimini bahe rnlerini yeti tirip satmakla sa layan kimse. * Bir bahenin dzenlenmesi ve bak m yla grevli kimse.

bah vanl * Bah van bulunan. bah vanl k * Bah van n yapt i . bahir * Deniz. * Aruzdaki vezin tak mlar ndan her biri. * Mevlid'in blmlerinden her biri. bahis * Konu ulan ey, konu. * Gr nde veya iddias nda hakl kacak tarafa bir ey verilmesini kabul eden szl anla ma. * Sz. * Bir kitab n blmlerinden her biri.

bahis amak (veya a lmak) * belli bir konuda konu maya ba lamak (ba lan lmak). bahis konusu * Sz konusu. bahis mevzuu olmak * zerinde konu ulmak, sz konusu olmak. bahis tutu mak * kar l kl bahse girmek. bahisi * Oyunlarda veya at yar lar nda yar n sonular n tahmin ederek bahis oynayan veya oynatan kimse, m terek bahisi. bahname bahr bahr bahriye * Bir devletin deniz glerinin ve kurulu lar n n btn. bahriye ifte tellisi * Hareketli bir halk oyunu ve ezgisi. bahriyeli * Deniz Kuvvetlerine ba l asker. * Deniz Harp Okulu rencisi. * inde cinsel konularla ilgili a k sa k yaz lar n, resimlerin bulundu u eser. * Denizle ilgili. * Yal apk n .

bahse girmek * gr nde veya iddias nda hakl kacak tarafa bir ey verilmesini kabul eden szl anla ma yapmak. bahsetme * Bahsetmek i i.

bahsetmek * Bir konu zerinde sz sylemek, konu mak, szn etmek. bahsi gemek * bir konu zerinde konu ulmu olmak. bahsi kapamak * bir konu zerindeki konu may kesmek. bahsi kaybetmek * ileri srlen, savunulan gr n yanl oldu u ortaya kmak. bahsi kazanmak * ileri srlen, savunulan gr n do ru oldu u belli olmak. bahsi tazelemek * konu may ayn konu zerine getirmek. bah etme * Bah etmek i i. bah etmek * Ba lamak, sunmak. bah i * Bir hizmet grene hakk ndan ayr olarak verilen para.

bah i (veya bele ) at n di ine bak lmaz * para verilmeden sa lanan bir eyin ufak tefek kusurlar n ho grmelidir. baht * Olacaklar n, ka n lmaz oldu unu belirleyen ilh iradenin insan iin veya bir toplum iin izdi i hayat tarz , kader, talih. * ans, mutluluk. baht i i * Talihe b rak lm , talihe ba l i .

baht a k * Talihli. baht a k olmak * bir konuda ans yaver gitmek, talih yzne glmek. baht a lmak * talihi dnp uygun duruma veya arzulanan sonuca gelmek. baht ba l olmak * talihi kapal olmak. * (k zlar iin) evlenecek istekli kmamak. baht kapanmak * talihsizli e u ramak, istenen sonuca ula mamak. baht kara * Mutsuz, talihsiz. baht kara olmak * srekli olarak talihi yaver gitmemek, mutsuz olmak. baht na ksmek * talihsizli inden yak nmak.

bahtiyar

* Baht olan, bahtl , talihli, mutlu.

bahtiyarl k * Bahtl olma durumu, mutluluk. bahtl bahts z * Baht kt olan, mutsuz, talihsiz. bahts zl k * Bahts z olma durumu, mutsuzluk. bahusus bak bak! bak! * i te. * a ma anlat r. * kmseme bildirir. baka * Drbn. * Hele, zellikle, stelik. * a ma bildirir. * Baht iyi olan, mutlu, talihli.

bakakalma * Bakakalmak i i veya durumu. bakakalmak * a k nl a u ray p ne yapaca n bilmez durumda kalmak. bakal m (veya bakay m) * iinde yer ald cmlenin gvensizlik, ku ku, merak, uyarma gibi anlamlar n peki tirir. bakalit bakalitli * Bakalit bulunduran, bakalit kaplamal . bakalorya * (eskiden niversite ve yksek okullara girebilmek iin lise reniminden sonra verilen) Olgunluk s nav . bakam bakan * Baklagillerden, odunundan k rm z boya kar lan bir a a, bakkam (Haematoxylon campechianum). * Formaldehit ile bir fenoln yo unla mas sonucu elde edilen yapay reine.

* Bakmak i ini yapan (kimse). * Hkmet i lerinden birini ynetmek iin, genellikle milletvekilleri aras ndan, ba bakan taraf ndan seilerek cumhurba kan nca onayland ktan sonra i ba na getirilen yetkili, vekil, naz r. bakanak * Gevi getiren hayvanlar n ayaklar n n arkas ndaki krelmi t rnak, kemik k nt s .

bakanlar kurulu * Ba bakan ve bakanlardan olu an kurul, hkmet.

bakanl k

* Bakan olan n durumu ve grevi, vekillik. * Bakan n ynetimi alt ndaki kurulu lar n btn veya bu kurulu lar n bulundu u yer, nezaret, veklet. * kz, s r.

bakar

bakar kr * Gzleri sa lam grnd hlde gremeyen. * ok dikkatsiz (kimse). bakar m s n z? * seslenme nlemi. bakara * skambil k d ile oynanan bir kumar. bakarak bakars n bakaya * gre. * olur ki.

* Kal nt lar. * Askerlik a na girenlerden son yoklamada bulunarak askere al nm olduklar hlde a r ld klar nda gelmeyen veya gelip de k talar na gitmeden topland klar yerlerden veya yollardan savu anlar. * Ait oldu u y l iinde toplanamay p ertesi y la kalan vergiler. bak * zellikle da l k yrelerde bir yamac n gne nlar na, gneye veya kuzeye kar konumunu belirleyen, bunun sonucu olarak da do al artlar n tespit eden durumu. * Fal. bak c * Bakmak i iyle grevlendirilen kimse. * Bir eyi sat n almay d nmeden yaln zca bakarak ilgilenen (kimse). * Falc . bak c l k * Bakmak i i. * Falc l k. * Bak lmak i i. * Bakmak i ine konu olmak veya bakmak i i yap lmak. bak m * Bir eyin iyi geli mesi, iyi bir durumda kalmas iin verilen emek veya emek verme biimi.

bak lma bak lmak

bak m evi * Bak ma ihtiyac olan kimselerin bak ld klar , bar nd klar kurulu . * Kademe. * Kurum ve kurulu larda motorlu aralar n onar ld ve korundu u yer veya birim. bak m yapmak * ara ve gerelerin dzenli al mas iin onar m n yapmak. bak m yurdu * Yoksul veya kimsesiz ya l ve sakatlar n bar nd r l p bak ld klar yurt, darlceze.

bak mc * Bak m i ini yapan kimse. bak m ndan * Bak veya gr a s , yn, de erlendirme a s , -e gre. bak ml bak ml k * Filmin kartpostal bykl nde cam bir perde zerinde grnmesini sa layan cihaz. bak ml l k * Bak ml olma durumu. bak ms z * zen gsterilmemi , bak lmam . bak ms zl k * Bak ms z olma, terk edilme, yzst b rak lma durumu. bak ncak * Tfeklerde hedefin uzakl na, yak nl na gre ayar edilecek biimde yap lm iner kalkar gez, ni angh. bak nd bak nma * Bak hele, olacak ey mi? gibi a ma anlat r. * Bak nmak i i. * yi bak lm , zerinde iyi al lm .

bak nmak * Bakmak i i yap lmak, evreye gz gezdirmek, ara t rmak. * Muayene olmak. bak r * Atom numaras 29, yo unlu u 8.95 olan, 10840 C ye do ru eriyen, do ada serbest veya birle ik olarak bulunan, s ve elektri i iyi ileten, kolay dvlr ve i lenir oldu undan eski a lardan beri trl i lerde kullan lan, k z l renkli element. K saltmas Cu. * Bak rdan yap lm kap. * Bak rdan yap lm . bak r ala m * %1'in zerinde znm elementlerin olu turdu u bak r ala mlar n n genel ad . bak r al * Bak r tuzlar ile zehirli duruma gelmi . * Ye ile alar mavi renk. bak r almak * (bak r kaptaki yemek) bak r tuzlar ile zehirli duruma gelmek. bak r kaplama * Demir benzeri madenlerin yzeyinde bak r katman olu turma i lemi. bak r oksit * Kimyasal forml CuO veya Cu2O olan bak r n oksit biimi. bak r pas * Bak r zerinde nemli havalarda olu an bak r hidrokarbonat. bak r rengi

* K z la yak n kahverengi. * Bu renkte olan. bak r slfat * Gz ta . bak r ta * Malakit. bak r tuzu * Bak r slfat, gz ta . bak rc * Bak r i leyen veya bak r kap kacak satan kimse.

bak rc l k * Bak r kap yapma veya satma i i. bak rla ma * Bak rla mak durumu. bak rla mak * Bak r rengini almak, (rengi) bak r n rengine benzemek. bak rl bak * Bak r ieren maddeler. * Bakmak i i veya biimi.

bak a s * Bir olayda, konuyu, d nceyi belirli bir ynden inceleme, gr a s . bak atmak * k sa bir srede bak p gemek. bak k * Bkz. bak ml .

bak ks z * Bkz. bak ms z. bak m * ki veya daha ok ey aras nda konum, biim ve belirli bir eksene gre l uygunlu u. * Eksen olarak al nan bir do rudan, benzer noktalar kar l kl olarak ayn uzakl kta bulunan iki benzer paran n birbirine gre olan durumu, tenazur, simetri. bak ml * Bak m bulunan, simetrik, mtenaz r. bak ms z * Aralar nda bak m bulunmayan (iki ey) veya iki yan aras nda bak m olmayan (bir ey), asimetrik. bak ms zl k * Bak ms z olma durumu, asimetri. bak ma * Bak mak i i.

bak mak * ki veya daha ok kimse birbirine bakmak. * Kaamak ve gizli olarak birbirine bakmak.

baki

* Srekli, kal c , daim. * Bir eyden artan (miktar).

baki kalmak * srekli, kal ml olmak. * bir eyden artmak. * artakalan, geride kalan, teki. bakir * Cinsel ili kide bulunmam (erkek). * El de memi , kullan lmam . * (toprak iin) lenmemi . * Eskimemi , y pranmam , yeni. bakire bakirelik bakirlik * Bakir olma durumu; el de memi lik, bozulmam l k. bakiye * Art k, artan, kalan, geri kalan. * Kal nt . * Yiyecek, iecek ve ba ka ihtiya maddelerini perakende olarak satan kimse. * Bu gibi eylerin sat ld dkkn. * Cinsel ili kide bulunmam di i; k z, k z o lan k z. * Bakire olma durumu, erdenlik.

bakkal

bakkal akkal * Bakkal ve benzeri i lerle u ra an esnaf iin kmseme sz. bakkal defteri * Kar k, dzensiz yaz larla dolu defter. bakkal k d * Kal n ve kaba k t. bakkala b rakma! * bir i i "bakal m!" diyerek savsaklamak isteyenlere sylenir. bakkaliye * Bakkal dkkn nda sat lan eyler. * Byk bakkal dkkn .

bakkall k * Bakkal n i i. bakkam bakla * Bkz. bakam. * Baklagillerden, yurdumuzun her yerinde yeti tirilen, taneleri bad iinde bulunan bir bitki (Vicia faba). * Bu bitkinin ye il rn veya kuru tanesi. * Bir zinciri olu turan halka veya paralardan her biri.

bakla ie i * Sar mt rak efltuna alan beyaz renkte olan bitki.

* Bu renkte olan. bakla dkmek (veya atmak) * bakla ile fala bakmak. bakla fal * Bakla taneleri ile bak lan bir fal tr. bakla slanmamak * Bkz. a z nda bakla slanmamak. bakla kadar * (bit, pire gibi kk bcekler iin) ok iri. bakla k r * Beyaz o alm , beyazlamaya yz tutmu renk. * At donlar ndan koyu ve iri lekeli k r. bakla oda nohut sofa * Bkz. nohut oda. baklagiller * Bakla, fasulye, akasya, keiboynuzu gibi, bad l pek ok sebze ve a alar iine alan, iki enekli ayr ta yaprakl lardan byk bir bitki familyas , bakliye. baklal baklal k * Baklas olan. * Bakla tarlas .

baklams * Bakla biiminde olan. baklams meyve * Bkz. bad . baklan baklava * Anguta benzeyen k rm z renkli bir e it yaban kaz (Otis tarda). * ok ince yufkadan yap larak aras na kaymak, f st k, ceviz, badem gibi eyler konulan tatl . * E kenar drtgen biiminde olan nesne.

baklava amak * baklava yapmak iin gerekli olan ince yufkalar haz rlamak. baklava brek * (bir ba ka eyle kar la t r ld nda) ok kolay ve zevkli (i ). * ok tokluk durumunda "baklava brek olsa yemem" biiminde kullan l r. baklava dilimi * E kenar drtgen biiminde olan. baklavac * Baklava yapan veya satan kimse. baklavac l k * Baklava yapma veya satma i i. baklaval * inde baklava bulunan.

* inde baklava desenleri olan. baklaval k * Baklava yap m nda kullan lan veya baklava yapmaya elveri li olan. baklay a z ndan karmak * sabr tkenip o zamana kadar sylemedi i eyleri sylemeye ba lamak. * a k sylemekten ka nd bir sorunu sonunda a klamak. bakliyat bakliye bakma bakmak * Bak bir ey zerine evirmek. * Aramak. * (yer iin) Yz bir yne do ru olmak. * Bir eyin geli mesi veya iyi bir durumda kalmas iin emek vermek. * Beslemek, geindirmek. * (bir i ) Birinden beklenmek. * (hasta iin) Muayene etmek, tedavi etmek. * Yoklamak, incelemek, denemek. * Bir i i yapmak, bir i i yapmakla grevli olmak. * Yap labilmesi bir eye ba l bulunmak. * Gzetmek, ilgilenmek. * Renklerde, Benzemek, and rmak. * nem vermek, nem vererek zerinde durmak. * Anlamak, fark na varmak. * Ba ka bir eyle ilgilenmeyip elindeki veya nndeki i le u ra r olmak. bakra * o unlukla bak rdan yap lan kk kova. * Bir bakrac n alabildi i miktar. * Baklagillerden elde edilen rn. * Bkz. baklagiller. * Bakmak i i.

baksana! baksan za! * seslenme iin kullan l r. * dikkat ekmek sz. bakteri * Toprakta, suda, canl larda bulunan, rme, mayalanma veya hastal klara yol aan, kresel, silindirimsi, k vr k biimde olan, blnerek o alan, klorofilsiz, tek hcre canl . bakteridi * arbon hcresi gibi hareketsiz bakteri.

bakterigiller * Bakterilere verilen ad, bakterileri iine alan canl lar. bakterisit * Canl lar n vcudunda veya laboratuar deneylerinde bakterileri fiziksel, kimyasal etkiyle ldren (etken).

bakteriyel * Bakterilerle ilgili. bakteriyolog * Bakterilerle ilgili, bakteriyoloji alan nda al an kimse.

bakteriyoloji * Bakterilerin ve genel olarak mikroplar n biimlerini, niteliklerini inceleyen bilim. bakteriyolojik * Bakteri bilimi ile ilgili. bakteriyoskopi * Bakterilerin mikroskopla incelenmesi i lemi. bakt ka al r * gzelli i birdenbire gze arpmayan. bakt rma * Bakt rmak i i.

bakt rmak * Bakmas na yol amak, bakmas n sa lamak. bal * zellikle bal ar lar n n bitki ve ieklerden toplad klar bal znden yap p, kovanlar ndaki petek gzlerine doldurduklar , rengi beyazdan esmere kadar de i en tatl , koyu, s v madde. * Olgunla m incirin, d na s zan tatl s . * A alar n kabu undan s zarak p ht la an besi suyu. bal alacak ie i bilmek (veya bulmak) * kar sa lanabilecek yeri veya eyi bilmek veya bulmak. bal ar s * Zar kanatl lardan, bal yapan eklem bacakl tr (Apis mellifica). bal bal demekle a z tatl lanmaz * szde kalan dilek ve tasar lar n i bitirmede hibir etkisi olmaz. bal ba * En temiz bal. bal ie i * Alma k yaprakl , k rm z veya k rm z ya alar sar renkli iekli a a k. bal dk de yala * bir yerin ok temiz oldu unu anlat r. bal dudak * Bkz. bal dudakl . bal dudakl * Tatl dilli. bal gibi * pek tatl . * pheye yer b rakmadan, ok iyi, adamak ll .

bal kaba * i turuncu, iri ve tatl bir kabak e idi (Cucurbita moschata). * Aptal, beyinsiz kimse. bal kelebe i * Bal kovanlar na ok zarar veren bir bcek (Galleria mellonella). bal mumu * Ar lar n peteklerini yapmak iin kar n halkalar aras ndan salg lad klar yumu ak ve sar ms madde. * Bu maddenin sanayide kullan lmak iin yapay olarak haz rlanm .

bal mumu gibi erimek * ok zay flamak. bal mumu macunu * Mobilyadaki kusurlar n onar m nda kullan lan, toprak boya ile renklendirilmi bal mumu. bal mumu yap t rmak * unutulmamas iin i aret edip dikkati ekmek. bal zl * Bal z bulunduran. bal z * Baz ieklerin iinde bulunan, ar lar n bal yapmak iin emdikleri tatl s v , nektar.

bal z bezi * Bitkilerin yaprak, yumurtal k ve erkek organlar n n dibinde bulunan ve bal z karan bez. bal zlk * ieklerde bal zn karan bezlerin bulundu u organ. bal pete i * Ar lar n iine bal doldurdu u bal mumu levha. bal rengi * Kahverengine alan sar renk. * Bu renkte olan.

bal sa mak * kovandan bal rn almak. bal tutan parma n yalar * imknlar geni bir i in ba nda bulunan kimse bu imknlardan az da olsa yararlan r. bala balaban * ri, byk. * i man, grbz (kimse, ocuk). balaban * Atmaca veya do an gibi y rt c bir ku . balaban ku u * Batakl klarda ya ayan, bal k la benzer, eti ya l ve a r, iri bir ku (Botaurus). balabanla ma * Balabanla mak durumu. balabanla mak * Balaban duruma gelmek, irile mek. balabanl k * Balaban olma durumu. balak balalayka * Bkz. malak. * k eli, telli Rus halk saz . * Yavru, ocuk.

balama

* Orta oyununda Rum tipi. * Karagz, matiz ve klhan beyi tipleri taraf ndan yabanc lkelerin tiplerine hitap ederken kullan lan sz. * Denge, muvazene.

balans

balans ayar * Otomobilin sars lmas n nlemek iin, tekerleklere gere i kadar balans pensi denen kur un paras takarak denge sa lama i i. balans pensi * Arabalar n tekerleklerindeki dengeli dnmeyi sa lamak iin cant ile lstik kenar na s k t r lan kur un paras . balar balast * at kiri i olarak kullan lan ve kiremitlerin alt na d enen ince tahta, pedavra. * Demir yollar nda traverslerin alt na, oselerde dzeltilmi toprak zerine d enen ta k r klar . * Safra.

balast diren * Gerilimin byk de i imlerinde, devredeki ak m sabit tutmak iin konulan diren. balast gemi * Ambarlar nda yk bulunmayan gemi. balast yem * ok byk miktarda ham selloz ihtiva eden ve dolay s yla yo un yemlerden ok daha d k sindirilebilir besin maddeleri ihtiva eden ve hayvanlara tokluk hissi vermek amac yla kullan lan yem. balat * Orta a da, bentten olu an bir Bat iiri tr. * Bat da, belirli danslara e lik eden bir tr ark . * Serbest biimli, romantik, mzik aralar yla al nan veya ark olarak okunan eser. * So uk ve s cakta byk bir srtnme kat say s na sahip olan suya ve ya a dayan kl , yava a nan madde. * Motorlu aralarda fren yapmay sa layan, tekerlek mili zerine yerle tirilmi yar m ay biimindeki alet. balay * Evlilik hayat n n ilk ay veya ilk gnleri. balbal balc balc l k balak * Kabza. * Kabzan n demir siperi. bal k * inde e itli organik maddeler bulunan, daha ok killi, koyu, yap kan amur, mil. * Glk kartan. * indeki kil oran yksek, ya l , su geirmez, koyu toprak. * Eski Trklerde ki inin an lmas iin mezar n n veya baz kurganlar n etraf na dikilen ta . * Ar yeti tirip bal alan veya satan kimse. * Ar yeti tirme veya bal al p satma i i.

balata

bal k hurmas * Sand klara bas larak kurutulan hurma (veya kuru incir). bal k inciri * Kurutulmu incir, bal k hurmas . bal kl bald r * Baca n dizden ayak bile ine kadar olan blm, incik. * Bu blmn yumu ak ve i kin olan arka taraf . bald r bacak * A k sa k grlen kad n baca . bald r kemi i * Bald rda bulunan iki kemikten ince olan . bald rak * Don ve pantolon gibi giysilerin dizden a a olan blm. * K l kay n n a a uzanan paras . * Maydanozgillerden, nemli yerlerde yeti en zehirli bitkilerin ortak ad , a u otu. (Conium maculatum). * Bu bitkiden kar lan zehir. * Bal olan.

bald ran

bald ran erbeti * Ac ekerek, yz suyu dkerek elde edilen kazan. bald ranl k * ok bald ran yeti en yer. bald rgan * Bald ran. * eytan otu, eytan tersi otu (Ferula assa-foetida). bald r plak * Ayak tak m ndan, i siz, serseri. bald r kara * Nemli yerlerde yeti en birok e relti otu trnn ortak ad , karabald r. bald rpatlatan * Gre te hasm n bir aya n tutarak diz kapa na kadar bkp zerine yklenme oyunu. bald rsokan * ift kanatl lar n, sinekgiller familyas ndan, karasine e ok benzeyen, kan emen, hastal k bula t ran, hayvan sa l ynnden zararl bir sinek tr (Stomaxys calcitrans). bald z baldo * ri ve dolgun taneli, pilvl k pirin. bale * Belli hafif figrlere, ad m at lara, o unlukla sahne dzenine ve mzi e dayal gsteri tr. * Bu tr gsteri yapan sanat toplulu u. * Erke e gre kar s n n k z karde i.

balerin

* Bale yapan k z veya kad n sanat . balerinlik * As l mesle i balerin olan kimse. balet balgam * Bale yapan erkek sanat . * Solunum organlar n n salg lad , a zdan d ar at lan smks madde.

balgam atmak * yap lmakta olan bir i veya bir konu zerine ku ku uyand racak bir sz sylemek. balgam ta * Damarl ve yar saydam bir tr Kad ky ta , Hac bekta ta , mhresenk. balgaml * Balgam olan. balgmeci * Bal pete ini and ran bir tr diki bzgs. balhane * Bal szme ve paketleme i lemlerinin yap ld yer.

bal a kmak * bal k avlamaya gitmek. bal k bal k * Omurgal lardan, suda ya ayan, solungala nefes alan ve yumurtadan reyen hayvanlar n genel ad . * Zodyak zerinde, Kova ile Ko burlar aras nda yer alan burcun ad . Zodyak.

bal k adam * Deniz dibine inilebilecek donan mla su alt nda al may i edinen kimse, dalg , kurba a adam. bal k ba tan kokar * bir i te aksakl n ba ta olanlardan ba lad n anlat r. bal k bilimci * Bal klar s n f n inceleyen bilim adam . bal k bilimi * Su rnleri ara t rmalar nda zellikle bal klar s n f n inceleyen bilim. bal k orbas * Beyaz etli bal klardan yap lan bir tr orba. * Suda pi irilip k l klar ay klanm , incecik k y lm bal k ile so an, ya , havu, patetes ve domatesten haz rlanan bir orba tr. bal k eti * Omurgal lardan, suda ya ayan hayvanlar n yumu ak ve a k renkli eti.

bal k etinde * Ne i man, ne zay f olan, biimli tombul. bal k istifi * ok s k k olarak bir yere dolmu (insanlar). bal k kartal

* Kartallardan, su k y lar nda ya ayan, bal kla beslenen, beyaz, kahverengi izgili, y rt c ku (Pandion haliaetus). bal k kava a k nca * hibir zaman olmayacak i ler iin sylenir. bal k otu * Cava ve Malabar'da yeti en, zehirli meyvesiyle bal klar sersemleterek avlamaya yarayan bir bitki (Anamirta). bal k pazar * Bal k lar n avlad bal klar n gnlk ve taze olarak sat a sunuldu u yer, ticar merkez. bal k st * Yumurtlama s ras nda erkek bal klar n kard beyaz madde. bal k taba * Bal k koymaya yarayan kap. * Yayvan servis taba . bal k tutkal * Bal k endstrisi art klar ndan retilen, yava kuruyan, fakat ba lama gc yksek yap t r c . bal k tutmak * bal avlamak. bal k unu * Kurutulmu bal ktan zel i lemlerle elde edilen un. bal k ya * ri bal k ve deniz hayvanlar n n sanayide kullan lan ya . * Morina bal n n karaci erinden kar lan ve hekimlikte zay fl a kar kullan lan iyotlu, vitaminli ya . bal k yemi * Bal k avlamada oltan n ucuna tak lan genellikle yiyecek tr madde. bal k yumurtas * Bal klar n daha ok s yerlere b rakt klar , remelerini sa layan yumurta. * o unlukla mersin bal n n, eritilmi bal mumuna bat r larak haz rlanan yumurtas , havyar. bal k * Bal k tutan veya satan kimse. * Bal k lara zg.

bal k d m * leme ba lang c nda yap lan ve sonra kolayca zlerek i in tersine de tutturulan d m ekli. bal k kaza * Bal k lar n so uk ve nemli havalarda giydi i bo azl ve ynl kal n kazak. bal k yaka * Kazaklarda boynu saran ve katlanabilen yaka, bo azl k. bal k l * Bal kla beslenen, bal k yiyen. * Uzun bacakl lardan, boynu ve gagas uzun, su k y lar nda ya ayan, bal k yiyerek beslenen byk bir ku (Ardea cinerea). bal k lgiller * Leyleksiler tak m n n bal k llar alt tak m na giren bir familya. bal k l k

* Bal k tutma, avlama i i. * Bal k retme, bal ktan yararlanma ve satma i i. bal k llar * o unlukla uzun bacakl , uzun gagal bal k l cinsinden ku lar familyas . bal k n * Perde ayakl lardan, uzunca gagal , uzun ve atal kuyruklu, deniz k y lar nda ya ayan bir ku cinsi, deniz k rlang c (Sterna hirundo). bal kgz * Ayakkab lar n ba geirilen deliklerine ve kemer deliklerine tak lan maden, kemik gibi eylerden yap lm halka. bal kgz objektif * Normal objektiflerden ok daha geni a y alan ve grnty d bkey ayna grnts biiminde veren objektif tr. bal khane * Bal klar n toptan sat a kar ld , so uk hava deposu olan yer. bal klama * (suya dalmada, atlamada) Bal k gibi gergin, dz ve ba a a bir biimde. * Bir i e, bir duruma, bir harekete sonucunun ne olaca n d nmeden giri erek. bal klamak * Bal klama tarz suya atlamak. bal kland rma * Bal kland rmak i i. bal kland rmak * Bal k ile doldurmak, sslemek. bal klava * Deniz, gl ve rmaklarda bal k yata olan yer. bal kl * Bal olan.

bal knefesi * Balinagillerin ba ndan kar lan ve kozmetik maddeler ve ssl mumlar yap m nda kullan lan bir ya . bal ks rt * Bal k k l biiminde birbirine paralel ve apraz izgili kuma deseni. * Yollarda sular n ortada toplanmayarak iki yana akmas iin yap lan i kinlik. bal ks z bali * Dl verme a na eren, bulu a na ermi olan. bali olmak * bulmak, eri mek. * erinlik a na ermek, erinle mek, bulu a ermek, ak l bali olmak. balina * Balinalardan, uzunlu u 20 m, a rl 200 ton olan, ya ve ubuklar iin avlanan memeli hayvan, kad rga bal , falyanos (Balaena mistycetus). * Giysilerin dik ve dzgn durmas iin baz yerlerine zellikle yakalar na konulan sert, esnek, yass , dar, uzun ubuk. * Bal olmayan.

balina ubu u * Balinan n a z na ald suyu d ar ya szp iindeki deniz hayvanlar n tutmas na yarayan ve st enesinin iki yan nda tarak di leri gibi s ralanm , boynuz dokusunda, esnek kemiksi blmlerin ad . balina ya * spermeet balinas n n kafa sinslerinde bulunan ya . balinalar balinal balistik * Ate li silhlarda barut gaz n n bas nc ile f rlay p hedefe var ncaya kadar merminin havadaki hareketini inceleyen bilim. balkan * Sarp ve ormanl k s ra da lar. Balkanlar * H rvatistan, S rbistan, Karada , Kosova, Slovenya, Arnavutluk, Makedonya, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve Trakya'y iine alan blge. Balkanl * Balkan devletlerinden olan, Balkanlarla ilgili. Balkanl l k * Balkanl olma durumu. Balkanolog * Balkanoloji uzman . Balkanoloji * Balkan uluslar n n dili, tarihi ve kltr ile u ra an bilim dal . Balkar Balkarca balk * Bkz. Malkar. * Bkz. Malkarca. * Gzel ssl, parlak. * A r , sanc . * Balk mak i i. * Parlamak, par ldamak. * im ek akmak. * Su halkalanmak, dalgalanmak. * Kesik kesik a r mak, sanc mak. balk r * Par lt . * im ek. * Bir yap n n genellikle st katlar nda d ar ya do ru km , evresi duvar veya parmakl kla evrili blm. * rnek hayvan balina olan, kutup denizlerinde ya ayan memeli hayvanlar familyas . * Balina tak lm olan, balina geirilmi olan (giysi).

balk ma balk mak

balkon

* Tiyatro ve sinema gibi byk salonlarda asma kat. balkonumsu * Balkona benzer. balkp * A k sar renk. balland ra balland ra * Balland rarak. balland rma * Balland rmak i i. balland rmak * mrendirecek biimde vmek. ballanma * Ballanmak i i.

ballanmak * Bal bula mak, bal srlmek. * Tatl la mak, tatlanmak, olgunla mak. ball * inde bal bulunan.

ball brek * ok lezzetli. ball brekli olmak * ok iyi anla mak. ball pasta * Bal ile yap lm veya iine bal konmu pasta. ball baba * Ball babagillerden, beyaz iekli ve ok y ll k otsu bir bitki (Lamiumalbum).

ball babagiller * Nane, lvanta ie i, kekik gibi kokulu bitkileri iine alan ve iki enekli biti ik ta yaprakl lardan olu an bir familya. ball dar * ncir. ball k * Bal konulan kap. * Ba larda grlen klleme hastal . * Ball baba. ball kl balo * Dansl ve resm giyimli gece toplant s . balo vermek * baloyu haz rlamak, dzenlemek. balon * Is t lm hava veya havadan daha hafif bir gazla doldurulan, atmosferde uabilen, kre biiminde ara. * Ball k hastal olan.

* Hava veya gazla doldurulmu , kauuktan yap lan ocuk oyunca . * Karn yuvarlak ve i kin, boynu dar cam kap. balon lstik * Bisikletlerde kullan lan bir lstik tr. balon uurmak * ilgililerin ne diyeceklerini ve nas l davranacaklar n anlamak amac yla asl olmayan bir haber yaymak. baloncu baloncuk * Balon satan kimse. * Kk balon.

balonculuk * Balon yapmak veya satmak i i. balonvari * Balona benzer, balon gibi. balotaj baloz balsam * Bir seimde adaylardan hibirinin, gerekli oyu sa layamamas dolay s yla seimin sonusuz kalmas . * Gemici, i i gibi kimselerin e lenmek iin gittikleri ikili, dansl yer. * Baz a alardan elde edilen, parfm ve illar n yap m nda kullan lan reine, belsem.

balsaml * Balsam ieren, antiseptik ve besleyici zelli i olan (il, merhem vb.). bals ra * Yapraklar n zerinde olu an bir tr kf. * Bir tr kudret helvas . * Kesmek, yarmak, yontmak gibi i lerde kullan lan a a sapl , demir ara.

balta

balta de memi (girmemi veya grmemi ) * iinden hi a a kesilmemi , s k ve gr (orman, koru). balta olmak * direnerek bir ey istemek, vakitli vakitsiz tedirgin etmek, as lmak, musallat olmak. balta vurmak * balta ile kesmek, paralamak. baltaba * Ba bodoslamas omurga hatt na dikey olarak elik lmadan yap lm (gemi). baltac * Balta yapan veya satan kimse. * Odun k r c . * Yang n sndrme kurulu lar nda balta kullanan er. * nceleri sefer s ras nda al l k ve ormanl k yerleri temizlemek, yol amak, ad rlar kurup kald rmak, ykleri bindirip indirmekle; sonralar k zlar a as na ba l olarak saray korumak ve saray n d hizmetlerini yapmakla grevli kimse. baltac k * Kk el baltas .

* De irmen ta n n ortas nda bulunan ha biimindeki alet. baltadan kurtulmak * kesilmemek. baltalama * Baltalamak i i, sabotaj. * Bilinli ve kas tl olarak, bir i i veya bir durumu bozarak zarara yol aan harekette bulunma, sabote etme. baltalamak * Balta ile kesmek. * Bir i i, bilinli ve kas tl olarak bozacak veya y kacak davran ta bulunmak, sabote etmek. baltalay c * Baltalama hareketini yapan kimse. baltalay c l k * Baltalama i ini yapan kimse. baltal * Baltas olan. * Yollar ama ve dzenlemede balta ile donat lm asker s n f . * S k s k kesimi yap lan orman. * Bir kyn odun ihtiyac n sa lamas na izin verilen koruluk veya orman blgesi.

baltal k

baltas ktkten kmak * bir engelden, bir s k nt dan kurtulmak. baltay ta a vurmak * fark nda olmayarak birine dokunacak szler sylemek, pot k rmak. Balt k * Balt k denizine k y s olan lkeler ve bu lkelerin halk .

Balt k dilleri * Balt k lkelerinde konu ulan Hint-Avrupa dil grubu. baltrap balya * ember ve demir tellerle ba lanm ticaret e yas . balya makinesi * De i ik tar m rnlerini ip ya da ember ile balyalama veya denkleme i ini yapan alet. balya yapmak * balyalamak. balyalama * Balyalamak i i. balyalamak * Balya yapmak, denk yapmak. balyalanma * Balyalanmak i i. balyalanmak * Balyalamak i i yap lmak. * At c l kta hedef vazifesi gren plkalar havaya f rlatan yayl alet.

balyemez balyos balyoz

* Eskiden kara ve deniz sava lar nda kullan lan, orta apta, uzun menzilli tuntan top. * Osmanl mparatorlu u dneminde Frenk ve zellikle Venedik elilerine verilen ad. * Ta lar k rmak, kaz k akmak gibi i lerde kullan lan, ok iri ve a r eki, varyos.

balyoz gibi * ok a r, ezici (kol veya yumruk). balyozlama * Balyozlamak i i. balyozlamak * Balyozla vurmak, balyozla dvmek. balyozlanma * Balyozlanmak i i veya durumu. balyozlanmak * Balyoz ile dvlmek. bam teli * Baz sazlarda kal n ses veren tel veya kiri . * Sakal n, alt duda n hemen alt ndaki blm.

bam teline basmak (veya dokunmak) * en ok k zaca eyi yapmak veya sz sylemek. bamba ka * Bsbtn ba ka, apayr , de i ik, farkl . bamba kal k * Bamba ka olma durumu. bambu * Bu daygillerden, s cak lkelerde yeti en, boyu 25 m kadar olabilen, mobilya, merdiven, baston gibi birok e yan n yap m nda kullan lan bir tr kam , Hint kam , hezaren (Bambusa vulgaris). * Bu kam tan yap lm olan. bambul * Kurtuk evresinde ekinlerin kkn, ergin evrede ba aklar kemiren, kahverengi, k n kanatl bcek (Anisoplia austriaca). bambul otu * S cak ve l man blgelerde yeti en otsu veya al tr bir bitki (Heliotropium). bamya * Ebegmecigillerden bir bitki (Hibiscus esculentus). * Bu bitkinin hem taze, hem kurutularak yenilen rn. bamya tarlas * Mezarl k. ban * Osmanl mparatorlu u dneminde Macaristan ve H rvatistan'da sancak beylerine ve kk prenslere verilen unvan. ban a ac

* Asya'n n tropik blgelerinde ve Afrika'n n kuzeyinde yeti en, yapraklar telek damarl , iekleri salk m durumunda, meyvesinden kokusuz bir ya elde edilen a a (Moringa oleifera). * Sepeti s d, sorgun. ban otu * Asya, Kuzey Afrika ve Avrupa'n n s cak blgelerinde yeti en zehirli ve otsu bir bitki (Hyoscyamus).

ban ya * Hint ya . bana * Ben zamirinin ynelme hli ekli biimi. bana bak! * "beni dinle" anlam nda teklifsiz bir seslenme ve gzda sz. bana da ... demesinler * bir i in kesinlikle yap laca n belirtmek iin sylenir. bana dokunmayan (veya beni sokmayan) y lan bin ya as n * birok kimseler, kendilerine ktl dokunmayan ki iye dokunmak istemezler. bana m s n dememek * hibir ey etkili olmamak, ald r etmemek. banak banal * Ekmek paras , lokma. * Herkesin kulland , herkesin anlad . * Baya , s radan. * Banal olma durumu. * Amerika zencilerinin ald gitar biiminde, maden gvdesi olan be veya daha ok teli olan bir mzik

banallik bano aleti.

banola ma * Banola mak durumu. banola mak * Bano durumuna gelmek. banda almak * bir sesi, ses cihaz ile bant zerine kaydetmek. bandaj * Sarg ile sarma. * Ba , sarg .

bandajlama * Bandajlamak i i. bandajlamak * Sarg ile sarmak. bandajlatma * Bandajlatmak i i. bandajlatmak

* Sarg ile sard rmak, bandaj yapt rmak. band ra * Geminin hangi devlete ait oldu unu gsteren bayrak. * Yabanc devlet bayra . band ral * Band ras olan. band rma * Band rmak i i. * pe dizilmi ceviz, badem ve benzerlerinin, ni asta ile kaynat lm zm suyuna veya ba ka bir tatl ya bat r lmas yla yap lan sucuk. * Kurutulacak zmn gne e serilmeden nce iine bat r ld potasl suyun konuldu u kap. band rmak * Banmak. * abuk kurumas ve renginin parlak sar olmas iin zm salk mlar n veya inciri kll veya potasl l k suya dald r p karmak. bando * Trl fleme ve vurgulu alg lardan olu an ve daha ok geit trenlerinde kullan lan m z kac lar toplulu u veya tak m , m z ka. bandocu * Bandoda grevi olan kimse, m z kac .

bandoculuk * Bandocu olma i i veya durumu. bandrol * Paket veya i elerin a zlar na konulan erit veya etiket. * Devlete verginin kesildi ini gsteren etiket. * Bayrak dire inin tepesine ss olarak konulan uzun, kuma erit. bandroll * Bandrol bulunan. bang r bang r * Yksek sesle, grltyle. bang r bang r a lamak * yksek sesle, h r karak a lamak. bang r bang r ba rmak * yksek sesle, avaz kt kadar ba rmak. bang rdama * Bang rdamak i i. bang rdamak * fkelenerek yksek sesle ba r p a rmak, bang r bang r ba rmak. Banglade li * Banglade halk ndan olan kimse. bani * Kurucu. * Yapan, kuran. * Etibank, Smerbank gibi belirtme gruplar nda banka sznn yerine kullan l r.

bank

bank banka

* o unlukla bahelerde, parklarda oturulacak s ra.

* Faizle para al p veren, kredi,iskonto, kambiyo i lemleri yapan, kasalar nda para, de erli belge, e ya saklayan ve daha ba ka ekonomik etkinliklerde bulunan kurulu . * Bankac l k i leminin yap ld yer. banka czdan * Banka hesab olanlar n sahip olduklar kk defter, banka czdan . banka defteri * Bkz. banka czdan . banka gibi * ok zengin (kimse). banka kart * Banka i lemleri iin otomatik makinede kullan lan zel ifreli kart. bankac * Bankac l k i lemleri ile u ra an veya bankada grevli kimse. bankac l k * Banka i lemleri yapma i i. * Bankac n n mesle i. bankadan ekmek (veya almak) * bankadaki hesab ndan para almak. bankamatik * Bankalar n para i lemlerini gnn her saatinde otomatik olarak yapan makine. bankaya yat rmak * bankadaki hesab na para koymak, biriktirmek. banker * Banka sahibi. * Bankac . * Para, alt n gibi ta n r de erlerin ticaretiyle u ra an kimse. * ok zengin (kimse). * Banker olma durumu. * Bankerin yapt i .

bankerlik

bankerzede * Banker ile olan i ili kilerinde zarara u rayan kimse. banket * ehirler aras yollar n iki taraf nda yayalar n yrmesine ve ta tlar n trafi i aksatmadan durabilmesine yarayan ak l veya toprak yol. bankiz * Buzla. banknot banko * Devlet bankas taraf ndan piyasaya kar lan k t para. * yerlerinde zerine e ya koymaya elveri li, i takibi iin gelenle grevli aras na konulmu tezgh.

* Talih oyunlar nda, oyunu ynetenin ortaya koydu u para. * Talih oyunlar nda oyunu yneten kimse. * Talih oyunlar nda ortada toplanan paran n hepsine oynand n anlat r. * Su alt tepeli i. banko at * Yar larda dereceye girece i kesin olarak tahmin edilen at.

banko geme * Banko gemek durumu. banko gemek * Yar larda veya toto, loto gibi oyunlarda, bir at n veya say n n kesin olarak tutturulaca n tahmin edip i aretlemek. banko say * Say sal loto oyununda, garanti olarak kaca tahmin edilen say . banlama * Banlamak i i. banlamak * Horoz tmek. * Ba rmak. banliy * Genellikle oturma alan niteli inde olan, ehir merkezinden uzakta veya s n rlar na yak n yerlerde bulunan ehir yresi, evre, dolay. banliy treni * ehirle banliy aras nda i leyen tren. banma banmak bant * Dz, ensiz, yass ba , erit. * Yara zerine yap t r lan zel olarak haz rlanm ill kk erit. * Ses alma cihazlar nda seslerin kayd iin kullan lan manyetik oksitli plstik veya selloz erit. bant zmek * manyetik bir bant zerine al nm sesleri yaz ya aktarmak, de ifre etmek. bant doldurmak * bir band ses kaydederek kullanmak. bant z mpara * ekmeye dayan kl , uzun k t veya bezden retilmi , genellikle z mparalama makinelerinde kullan lan a nd rma gereci. bantlama * Bantlamak i i. * Banmak i i. * Kat bir eyi sulu veya tuz, biber gibi toz durumundaki maddelerin iine bat r p karmak.

bantlamak * Bantla iki eyi birbirine tutturmak, bant yap t rmak. bantlay c * Bant yapan kimse. * Bantlama makinesi.

banttan vermek * genellikle radyo ve televizyonda banttan yararlanarak daha nceden al nm bir sesi veya grnty yay nlamak. banyo * Yap larda, iinde y kan lan blm, hamam. * Banyo kvetinde y kanma. * Tedavi amac ile haz rlanan ill su. * Vcudun bir blmn veya btnn, fiziksel veya kimyasal bir etki alt nda bir sre bulundurma i lemi. * Duyarl yzeylerin i lenmesinde belirli bir i lemin gerektirdi i maddeyi erimi olarak iinde bulunduran

s v . banyo bataryas * S cak ve so uk su ile du ba lant s n n bir arada bulundu u musluk tak m . banyo almak * banyo yapmak. banyo dolab * Banyo iin gereken btn malzemenin iinde bulunduruldu u dolap. banyo havlusu * Banyo sonras kullan lan ve zel olarak yap lan havlu. banyo kabini * Du kabini. banyo kazan * Banyoyu ve suyu s tmak iin yap lan zel kazan veya s tma aleti. banyo kveti * Genellikle iine su doldurulup y kanmaya elveri li tekne. banyo sabunu * Banyo yaparken vcudu y kamak iin kullan lan sabun. banyo tak m * Banyo odalar nda slak zemine serilen alt plstik, st havlu benzeri dokuma olan paspas. banyo yapmak * y kanmak. banyolu * inde banyo blm olan. * Banyodan henz km bir kimsenin durumu.

banyosuz * Banyosu olmayan. baobap * Ebegmecigillerden, s cak lkelerde yeti en, ok yksek olmamakla birlikte, gvdesinin evresi 20 m yi a abilen bir a a (Adansonia digitata). bap * Kap . * (kitaplarda) Blm, ba l k. * Konu, husus. * Arap gramerinde mastar e itlerinden her biri. bar

* Anadolu'nun do u ve kuzey blgesinde, en ok Artvin ve Erzurum yrelerinde el ele tutu ularak oynanan, a r ritmli bir halk oyunu. bar * Dansl , ikili e lence yeri. * Ayakst iki iilen meyhane. * Bir salonda iki imek iin haz rlanm k e. * Hava bas nc birimi. * Cam kaplarda olu an pas. * Halterde kald r lmas gereken alet. bar ate i * Yo un yayl m ate i.

bar bar bar

bar ba lamak * kir ba lamak, paslanmak. bar bar * Ba rmak fiili ile kullan larak ba r n fkeli ve yksek sesle oldu unu anlat r. * Apa k grnmek, ortada olmak.

bar havas * Bar oyunlar nda tek veya toplu olarak sylenen ezgi. bar tutmak * bar oynamak iin haz rlanmak ve oyuna ba lamak. baraj * Suyu toplamak, gcnden yararlanmak amac yla akarsu zerinde yap lan bent, b et. * Herhangi bir alanda ba ar y tespit etmek iin gerekli olan art. * Futbol veya hentbolda serbest at yapacak oyuncunun nnde kar tak m oyuncular n n yanyana dizilip olu turduklar duvar. baraj ate i * Yo un yayl m ate i. baraj mesafesi * Serbest at s ras nda, at noktas ndan kaleye do ru ve olu turulan baraja kadar belirlenen nizam ara a kl . baraj yapmak (veya kurmak) * (futbol veya hentbolda kaleye yap lan vuru lar nlemek iin) oyuncular kale nn kapatacak biimde s ralanmak, duvar yapmak. baraj a mak * herhangi bir sebeple konulmu olan art yerine getirip ba ar sa lamak. barak * Tyl, k ll uha, kebe. * Bir cins tyl av kpe i. * Tahta, inko gibi hafif eylerden yap lm , temelsiz e reti yap .

baraka

barakac k * Kk baraka.

baran barata

* Ya mur.

* Osmanl saray nda genel olarak bostanc lar n, baltac ve kap c lar n giydikleri, k rm z uhadan yap lm , ucu k vr k, uzunca ba l k. * Bilim doktorlar n n ve kardinallerin giydikleri drt k e klh veya ba l k. baratarya barba barbakan barbar * Uygarla mam . * Uygarla mam kavim, topluluk. * Kaba ve k r c . * Kaba saba, ilkel. barbarca * Barbara yak an bir biimde. * Kaba ve k r c bir davran la. * Kaptan n, tayfalar n, gemi sahibine, armatre veya sigorta ortakl na bilerek verdikleri zarar. * htiyar Rum meyhanecilerine seslenmek iin kullan l r. * Kale duvarlar nda d mana ok atmak iin a lm delik.

barbarizm * Bir szn fonetik veya morfolojik yap s nda yap lan byk yanl l k. barbarla ma * Barbarla mak i i. barbarla mak * Barbar gibi davranmak. barbarl k * Barbar olma durumu. barba barbata * Bar oyunlar nda s ran n sa ba nda yer alan ve oyunun dzenini sa layan kimse.

* Kalelerde mazgal ve mazgal siperlerinin olu turdu u girintili k nt l d duvarlar n st blm, kale korkulu u. barbek barbunya * Barbunyagillerden, k rm z pullu, beyaz etli, kemikli bir bal k (Mullus barbah s). * Taneleri yuvarlak, oval veya yass , k rm z benekli, bir tr fasulye. barbunyagiller * Dikenli yzgeliler alt tak m na giren, vcutlar iri pullarla kapl , barbunya ve tekir trleri iyi bilinen bir familya. barbut * Zarla oynanan bir e it kumar. barc * zellikle balkonlarda zgara et pi irmekte kullan lan ve duvar ierisine gmlm ocak.

* Bar i leten kimse. barc l k * Barc olma durumu. * Barc n n i i veya mesle i. bara * Orta a da kullan lan krekli ve yelkenli ta ma gemisi. * Kalyon trnden kk sava gemisi. barak * K l kabzas n n siperi. barda * Dam ustalar n n kulland , ba n n bir ucu ember paras biiminde e ri, br ucu keskin eki. * F c keseri. * Bir tr kk ve tatl ya incir.

bardac k

bardac k eri i * Bardak eri i. barda ta ran damla * sab r tketen a r davran veya durum. barda ta rmak * sabr n tketmek. bardak * Su ve benzeri eyleri imek iin kullan lan, genellikle camdan yap lan kap. * Bir barda n alaca miktar. * (baz blgelerde) Toprak testi.

bardak eri i * ri ve tatl bir tr erik. bardakalt * Barda n konuldu u yeri kirletmemesi iin kullan lan, genellikle rg, k t veya plstik rt. * Yemek ncesi yenilen bardak alt bykl nde bir tr lhmacun. bardak * Bardak veya mlek yapan veya satan kimse. bardaktan bo an rcas na ya mak * (ya mur) ok iddetli ya mak. bardan bardan * Yk ta mak iin kullan lan anta veya uval. bardan bardan * Beyaz beyaz. bardo barem * Ayg r ile di i e ek iftle mesinden retilen her ya taki hayvan. * Devlet memurlar n n maa lar n n derece ve tutarlar n dzenleyen sistem ve izelge. * ok beyaz.

baret baret

* ilerin ba lar na giydikleri, metal veya plstikten yap lm apka. * Kk takke, papaz takkesi. * Bir tr ss i nesi. * e itli beden hareketleri yapmaya elveri li ykseklikte, iki ayak zerine tutturulmu ubuklu jimnastik arac . * ine izinle girilen yer, ota , yksek divan.

barfiks bargh bargam barhana

* Levre e benzer bir bal k. * Kafile, kk kervan, g. * G e yas , ev e yas . * Bahe duvar , it. * Bar n lacak yer, melce.

bar bar nak

bar nd rma * Bar nd rmak i i. bar nd rmak * Bar nmas n sa lamak. bar nma * Bar nmak i i.

bar nmak * Do a etkilerinden korunmak iin kapal bir yere s nmak. * Yerle mek, ya amak iin uygun artlar bularak oturmak. * evresiyle uyumlu, dirlik iinde ya amak. * (soyut kavramlar iin) Bir yerde etkili olmak, geli ecek ortam bulmak. bar * Bar mak i i. * Sava n bitti inin bir antla mayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh. * Byle bir antla madan sonra insanl k tarihindeki sre. * Uyum, kar l kl anlay ve ho gr ile olu turulan ortam.

bar gr olmak * her trl darg nl unutarak bar mak. bar yapmak * bar antla mas n imzalamak. bar * Bar seven, bar sever, sulhu, sulhsever, sulhperver. * Bar amalayan, bar ngren. * Bkz. bar .

bar l

bar l k * Bar olma durumu, kavga etmeme e ilimi.

bar k

* Ba kas ile bar durumunda bulunan, darg n veya d man olmayan, sevecen, ho grl.

bar k olmak * sevecen ve ho grl davranmak. bar kl k * Bar k olma durumu. bar ma * Bar mak durumu, uzla ma, anla ma. bar mak * ki taraf, aralar ndaki darg nl kald rmak, uzla mak, anla mak. * Sevmek, zevk almak.

bar sever * Bar , bar l, sulhu, sulhsever, sulhperver. bar severlik * Bar sever olma durumu. bar t rma * Bar t rmak i i. bar t rmak * Bar malar n sa lamak, ara bulmak. bari * Hi olmazsa, hi de ilse, o hlde, yle ise. * Ke ke. * Bir yolu veya geidi kapamak iin her trl aratan yararlan larak yap lan engel.

barikat

barikat kurmak * engel olu turmak. barikat yapmak * e itli aralarla bir engel olu turmak. barikatlama * Barikatlamak i i. barikatlamak * Barikat ile evirmek, barikat yapmak. barisfer barit baritin * Do al baryum slfat (BaSO4). baritli * inde barit bulunduran. * Bkz. a r kre. * Baryum oksit (BaO) veya baryum hidroksit Ba(OH)2.

baritli y kama * Kal nba rsa n ve rektumun radyolojik i lemde baryum slfatla doldurulmas ve y kanmas .

bariton

* Tenor ve bas aras ndaki erkek sesi. * Basso ile alto aras nda ses veren, pistonlu bir tr a z alg s . * Hemzemin geitlerde kara yolu gvenli ini sa lamak iin kullan lan a l r kapan r engel. * Kara yollar n n kenarlar na yap lan korkuluk, engel. * Herhangi bir yolu kapamak iin yap lan engel. * Engelli at yar lar nda zerinden atlanmas gereken yapay engel. * A k, gze arpan, belirgin.

bariyer

bariz

barizle me * Barizle mek i i. barizle mek * Bariz duruma gelmek. bark barka barkarol * Venedik gondolclerinin sz ve mzi i nceden yaz lmadan, ilerinden geldi i gibi syledikleri ark . * Ritmi zamanl mzik eseri. barklanma * Barklanmak i i veya durumu. barklanmak * Ev sahibi olmak; evlenmek. barkot barlam barmen * Bar tezghtar . barmenlik * Bar tezghtarl . baro * Bir ehir veya bir blge avukatlar n n ba l olduklar meslek kurulu u. * izgi im. * Bkz. barlam. * Bkz. ev bark. * Byk sandal.

baro ba kan * Baro genel kurulunca en az on be y ll k k demi olan avukatlar aras ndan seilen ve baroyu temsil eden baro yesi. barograf * Bir hava ta t n n uarken izledi i yolun yksekliklerini izgi hlinde gstermeye veya i aretlemeye yarayan alet, ykseklikler. barok * M.S 1600 ile 1750 y llar aras ndaki klsik sanat izleyen resim, mimarl k slbu.

* Bat edebiyatlar nda dengeden ok harekete, d nceden ok duyuma, biimlerin serbeste yarat lmas ndan duyulan co kuya nem veren, abartmal , etkileyici, eli kiden ekinmeyen edebiyat ak m . barok mzik * alg lar aras nda veya alg larla sesler aras nda kar tl klar kuran XVl-XVlll. yzy llar aras ndaki mzik reformunu olu turan mzik. baroku * Barokuluk yanl s olan kimse.

barokuluk * Barok sanat ve edebiyat gr ve ilkelerini benimseyen ak m. barometre * Bas nler. * Gsterge. baron baronluk * Bat lkelerinde vikont ile valye aras nda soyluluk unvan . * Baron olma durumu veya baronun grevi.

baroskop * Havan n iinde bulundu u cisimlerin a rl zerine yapt hafifletici etkiyi gsteren ve havas bo alt labilen bir fanus iinde terazisi bulunan fizik cihaz . barparalel * D ey direkler zerine paralel olarak tutturulmu iki tahta ubuktan olu mu jimnastik arac . barsak * Ba rsak. barsam barsama barud barut * Ate li silhla bir merminin at lmas na veya herhangi bir arac n f rlat lmas na yarayan, patlay c , kat madde. barut esmeri * Koyu esmer renkte olan (kimse). barut f s * Barut koymaya, doldurmaya ve muhafaza etmeye yarayan kutu, f . barut f s gibi * ok k zg n, sinirli ve kinle dolu kimse. * her an olay kacak yer veya kavgaya yol aacak durum. barut gibi * fkeli, huysuz, sert, aksi (kimse). * pek ek i veya ac . barut hakk * Mermiyi istenilen uzakl a atabilmek iin gerekli barut gaz bas nc n sa lamaya yetecek miktarda barut. * Yzgeleri dikenli ve zehirli bir e it arpan bal (Trachinus vipera). * Gzel kokulu yapraklar yemeklere konulan, nane ve yaban keki inin ortak ad . * Koyu gri renkte olan.

barut kesilmek (veya olmak) * ok fkelenmek. barut kokusu gelmek * sava tehlikesi sezilmek. barut rengi * Koyu giri. barutu * Barut yapan kimse.

barutuluk * Barut yapma veya al p satma i i. baruthane * Barut yap lan veya saklanan yer. barutla oynamak * tehlikeli i lerle u ra mak. barutluk baryum * Barut saklanan kap veya yer.

* Atom say s 56, yo unlu u 3.78 olan, do ada en ok baryum slfat ve baryum karbonat olarak bulunan, havada abuk oksitlenen, gm renginde, kat ve basit bir element. K saltmas Ba. baryum karbonat * Karbondioksidin, barit zerine etkisiyle elde edilen beyaz bir kat . baryum slfat * Baritin. bas * En kal n erkek sesi. * Sesi byle olan sanat . * En kal n sesli orkestra alg s . bas (veya bas git) * ekil, yr, git, defol!. bas bariton * Bas n kamad ince tonlara kabilen, buna ra men bas n indi i kal n ve tok tonlara inemeyen sesi olan sanat . bas bas * Ba rmak fiili ile kullan larak ba r n yksek sesle oldu unu anlat r. bas tutmak * ince sesli alg lara tek perdeden e lik etmek. basak basakl basaks z * Merdiveni olmayan. basamak * Merdiven. * Merdiveni olan.

* Bir yere karken veya bir yerden inerken bas lan ve art arda gelen, birbirinden belirli aral klarla ykselen dz yzeylerden her biri. * Derece, a ama, kerte. * Bir amaca ula mak iin yararlan lan ki i, durum veya yer. * (aritmetikte) On kural na gre yaz lm bir say n n, her rakam n n bulundu u s ra, hane. * (cebirde) Bir tam denklemde bulunan bilinmeyenin en yksek kuvveti. basamak basamak * Yava yava (ykselme veya inme). * Derece derece. basamak yapmak * bir durumu daha ykse ine eri mek iin ara olarak kullanmak. basamakl * Basama olan, basamak basamak olan. basar * Gz. * leriyi grme, alg lama yetisi. * Merdivenin ayakla bas lan yzeyi. * Grme ile ilgili. * Bir cismin bir yan n kald rala ykseltme i i. * Dalyan n kapak yeri.

basar basar basarna

basbaya * Al landan, bilinenden hibir de i ikli i olmayan. basen * Omurgan n bel ile kala aras ndaki blm. * K tasal uzant dan okyanus ortas s rtlar na kadar devam eden ve 4000-5000 m derinli i olan deniz dibi. bas * Resim kli esi, dkme harf, ta kal p kullanarak makine yard m ile k da ve bez gibi eylere yaz , resim karmak i i, tab . bas c * Kitap, dergi gibi eyleri basan kimse, tbi. bas c l k bas k * Bas c olma durumu veya bas c n n i i. * Bas lm , yass la m . * ok yksek olmayan, alak. * K s k.

bas kla t rma * Bas kla t rmak i i. bas kla t rmak * Bas k durumuna getirmek. bas kl k * Bas k olma durumu. * Bir elipsin byk ve kk eksenleri aras ndaki fark n byk eksene oran .

bas la

* Bas mc l kta, provalarda "bas n z, bas ls n" anlamlar nda kullan lan terim.

bas la vermek * prova hlindeki bir kitab n veya herhangi bir yaz n n bas ma uygun oldu unu bildirmek. bas l * Bas larak yerle tirilmi . * Bas m evinde bas lm , matbu. * Bas lmak i i veya durumu. * Bas lmak i i. bas lma dayan m * Dokusunu basarak ezmeye al an d etkilere a ac n gsterdi i diren. bas lmak bas m * Basmak i ine konu olmak veya basmak i i yap lmak. * Bas sanat , tabaat. * Bas i i, tab , tipografya.

bas l bas lma

bas m evi * Bas i i yap lan yer, matbaa. bas mc * Bas m evi i leten kimse, matbaac . bas mc l k * Bas m evi i letme i i, kitap basma i i, matbaac l k. bas n * Gazete, dergi gibi belirli zamanlarda kan yay nlar n btn, matbuat.

bas n ata esi * Resm veya zel kurum ve kurulu larda, yabanc temsilciliklerde bas n ile ilgili konular dzenleyen yetkili ve sorumlu kimse. bas n bildirisi * Bas n yay n organlar na bilgi vermek amac yla yetkili kurum veya ki iler taraf ndan haz rlanm yaz l a klama. bas n dnyas * Grsel ve yaz l bas n organlar ile burada grevlilerin tm. bas n kart * Mesle i bas n i leri olan kimselerin ta d kimlik belgesi. bas n zgrl * Gr ve d nceleri bas n ve yay n yoluyla a klayabilme ve yayabilme hakk . bas n toplant s * Yetkili veya ilgili bir kimsenin, bir konu veya e itli konular zerinde a klamada bulunmak iin gazetecilerle yapt toplant . bas n yasa * Bas n yay n organlar n n bir konu hakk nda yay n yapmas n k s tlay p engelleme.

bas n

* Bir yzey zerine etkide bulunan gcn yz lm birimine d en miktar , tazyik.

bas nlama * Bas nlamak i i. bas nlamak * Hava ta t aralar nda, insan organizmas iin yeterli bas n dzeyini sa lamak veya ayarlamak. bas nl * Bas n yklenmi olan. bas nl su * Bas n yklenerek f k rt lma dzeyine getirilmi su, tazyikli su. bas nler * Hava bas nc n lerek yer ykseltilerini ve hava de i imlerini tespit etmek iin kullan lan alet, barometre. bas nlm * Hava bas nc lmlerini inceleyen birim. bas ler * Buhar n veya herhangi bir gaz n bulundu u kab n yzeyine yapt bas nc belirleyen alet. * Ak kanlar n bas nc n len ara. bas p gemek * nde gideni gemek. * nem vermeyerek u ramamak. bas p gitmek * birdenbire gitmek, akl na koydu u eyi yapmak zere bulundu u yerden uzakla mak, ekip gitmek. bas rgama * Bas rgamak i i. bas rgamak * A rl k kmek veya basmak. * Kbus kmek. bas rganma * Bas rganmak durumu. bas rganmak * zerine a rl k basmak, kbus kmek. bas * Basmak i i. basil basiret * Bakterilerin omak biiminde ince uzun olan tr. * Do ru gr , uza gr , sezi , uyan kl k, anlay , kavray , dikkat, sa gr.

basireti ba lanmak * iyi d nemez, gere i gremez bir duruma d mek. basiretli * Gere i grebilen, uza grebilen, basireti olan, sa grl. basiretsiz

* Gerekleri grebilmekten uzak, ileri ve uzak gr l olmayan, sa grsz. basiretsizlik * Gerekleri, ileriyi ve uza grememe, sa grden yoksun olma. basit * Yap lmas veya anla lmas kolay olan, kar k olmayan, baya . * Sssz, gsteri siz. * Bilgi ve grgs s n rl olan, baya , grgsz. * Her zaman rastlanan, zelli i olmayan, ola an. * Kolay.

basit cisim * Maddesi tek elementten olu mu cisim. basit cmle * Tek yarg bildiren cmle. basit faiz * Faizleri zerine eklenmemi ana paraya belli bir dnem sonunda verilen faiz. basit kelime * Anlaml olarak daha kk paraya blnemeyen, kk durumundaki kelime, yal n kelime. basit kesir * Pay paydas ndan kk olan kesir. basit renk * Bimeden geen beyaz n ayr ld renklerden her biri. basite * Basit olarak, kolay taraf ndan. basite indirgemek * basitle tirmek, sade bir biime dndrmek,basite irca etmek. basitle me * Basitle mek i i. basitle mek * Basit duruma gelmek. basitle tirme * Basitle tirmek i i. basitle tirmek * Gereksiz ayr nt lardan ar tarak sade duruma getirmek. basitlik Baska basket * Basketbolda kazan lan say . basket yapmak * basketbolda say kazanmak. basketbol * Basit olma durumu. * spanya'n n Bask blgesinde kullan lan dil.

* Be er ki ilik iki tak m aras nda topu 3 m ykseklikteki kar l kl duran a geirilmi iki sepetten birine sokup say kazanmak esas na dayanan bir oyun. basketbolcu * Basketbol oyuncusu. basketbolculuk * Basketbol oynama veya oynatmak i i. basketi bask * Basketbol oyuncusu, basketbolcu.

* Bir eserin bas l biimi veya durumu. * Bas say s . * Bir eserin bas larak tekrarlanan her bir kezi. * Giysinin iine k vr l p dikilen kenar . * Hak ve zgrlkleri k s tlayarak zor alt nda bulundurma durumu, tazyik. * Bir maddeyi s k p ezen alet, pres. * Belirli ruh etkinlik ve sreleri, ki inin iste i d nda bilinalt na itmesi veya bu itilenlerin bilince kmas n nleme durumu. * Kar tak m oyuncusunun hareketini ve sonu almas n engellemek amac yla uygulanan yak n savunma durumu. bask alt nda tutmak * zgrl n engellemek, k s tlamak. bask grubu * Bir i in yap lmas nda, gerekle tirilmesinde veya tamamlanmas nda bask olu turan g. bask kal b * Kitap kaplar na sslemeler basmak iin kullan lan kal p. bask resim * Gravr tekni i ile yap lan resim, kaz ma resim. bask yapmak * bir kimseyi bir i i yapmaya zorlamak, zor kullanmak. bask c * lenecek kuma lar zerine kal plara resim basan kimse. * Matbaac l kta bask i lerini yapan kimse. * K s tlay c .

bask c l k * Bask c n n i i. bask da kalmak * ya mur ya d ktan sonra topra n st k sm sertle erek tohumlar fidelenip toprak stne kmak. bask l * Bask s olan. bask l k bask n * Bir masadaki k tlar n umamas iin zerlerine konulan zel biimdeki a rl k. * Su i ledi i veya sulular n bulundu u san lan bir yere ans z n girme. * K sa sreli, beklenmedik sald r . * (sertlik, zorluk bak m ndan) stn.

bask n basan nd r

* d man gafil avlay p sald ran taraf sava kazan r. bask n kmak (veya gelmek) * (kar la t rma konusu olan kimseyi) gemek, stnl n gstermek. bask n vermek * an ve habersiz girmek, sald r da bulunmak. bask n yapmak * su i lendi i veya sulular n bulundu u san lan bir yere ans z n girmek. * d mana ans z n sald rmak. * ans z n konuk gelmek. bask na u ramak * d man n beklenmedik bir sald r s yla kar la mak. * bir yerde su st yakalanmak. * beklenmedik bir zamanda konuklar gelmek. bask nc * Bask n yapan kimse. bask s z * Hak ve zgrlkleri k s tlanmam . * Disiplinsiz. * Terbiyesiz, ahlks z.

bask s z bymek * serbest bir e itimle yeti mek. basklrnet * Kal n sesli klrnet. baskl * o unlukla bir ktleyi ok daha kk bir ktle yard m yla tartmaya yarayan alet. * ki kolu s ra ile kalk p inebilen, ortas ndan veya ular ndan birine az ok yak n de i mez bir noktaya dayanan kald ra. basma * Basmak i i. * zerinde bas ile yap lm renkli biimler bulunan pamuklu kuma . * Bu kuma tan yap lm olan. * Gazete, dergi, kitap gibi bas ile haz rlanm yaz l eyler, matbua. * Bas lm , matbu. * skambil k d ile oynanan bir oyun. * Gbre, tezek.

basma kal b * Kitap, kuma gibi eylerin bask s iin haz rlanan kal p. basmac * Basma yapan veya satan kimse. * Pamuklu, tlbent vb. zerine kal pla desen basan kimse. * Boha ile kylerde e ya satan kad n, bohac . basmac l k * Basma al m sat m . * Pamuklu, tlbent vb. zerine kal pla desen basma i i. * Matbaac l k. basmahane * Basma yap lan i yeri.

basmak

* Vcudun a rl n verecek biimde ayak taban n bir yere veya bir eyin zerine koymak. * (kk ocuklar iin) Ayakta durabilmek. * Bir eyi, zerine kuvvet vererek itmek. * S k t rarak yerle tirmek. * Bas i i yapmak, tabetmek. * rtmek, brmek, kaplamak. * Bir ey zerinde kal p, mhr gibi bir arala iz yapmak. * Bask n yapmak. * Baz isimlerle birlikte sertlik, a r l k anlamlar nda yard mc fiil olarak kullan l r. * Bir kimse bir ya a girmek. * evreyi kaplamak, kmek. * Bas n yaparak s v ve gazlar itmek. * Kmes hayvanlar kulukaya yatmak. * Bir eyin etkisinde kal p eziklik, znt ve a rl k duymak.

basmakal p * zgnl olmayan, de i iklik gstermeyen, bilineni tekrarlayan, harc lem, kli e. basmakal pla mak * Basmakal p durumuna gelmek. basmal * Basma zelli i olan. basmal k * zerine bas lacak ey. basso * En kal n erkek sesi. * En kal n sesli orkestra alg s .

bastana salatas * Domates, taze so an, ye ilbiber, maydanoz, nane ve limon suyu kullan larak yap lan bir salata tr. bastarda bast * K yma ile pi irilmi sebze. * Bast rma. bast bacak * Bacaklar k sa veya arp k (kimse). * (ocuk iin) Yaramaz. bast yerde ot bitmez * gitti i yere u ursuzluk gtrr, gitti i yerin bereketini kurutur. bast yeri bilmemek * ok sevinmek. * a k nl ktan nerede oldu unu seememek, durumunu kontrol edememek. bast k bast rak bast r k * Pestil. * Yol yap m nda ak l, kum, curuf gibi maddeleri ezmeye ve s k t rmaya yarayan alet. * Kap y arkadan bast rmak iin kullan lan a a dayak. * A rl k, bask , yk. * Bkz. ba tarda.

bast r lma * Bast r lmak i i. bast r lmak * Bast rmak i ine konu olmak. bast r m bast rma * Bast rmak i i. * Bast . bast rmak * Basmak i ini yapt rmak. * Zararl bir olay nlemek. * stnl n gstermek. * Bir kuma n kenar n k v r p dikmek. * Gidermek. * (cevap iin) Hemen yeti tirmek. * Ans z n birinin yan na gitmek. * Birdenbire ve pek ok etkisini gstermek. * Kmes hayvanlar n kulukaya yat rmak. * Bask yapmak, zerine iyice d mek. bastika * Bir yelken serenine veya herhangi bir a aca a lan delik. baston * Yrrken dayanmaya yarayan a a veya metalden yap lan ara. * Geminin ba taraf ndaki yat k dire in (c vadran n) d ar ya do ru uzanan paras . * Ruh dnyas nda olu an tepkimelerin bilin d na yans mas .

baston francala * nce, uzun ekmek. baston gibi (veya baston yutmu gibi) * dimdik duran veya yryen (kimse). bastoncu * Baston yapan veya satan kimse.

bastonculuk * Baston yapma veya satma i i. bastonlu * Bastonu olan.

bastonsuz * Bastonu olmayan. basur * Kal n ba rsa n alt blmnde ve anste toplardamarlar n geni lemesiyle olu an varis, hemoroit.

basur memesi * Anste geni leyip meme gibi uzam damar y n . basur otu * D n ie igillerden, nemli ormanlarda biten, kklerinde basur memelerine iyi gelen bir madde bulunan, sar iek aan kk bir bitki (Ranunculus ficaria). basurlu

* Basuru olan, hemoroitli. basbadelmevt * lmden sonra dirilme. basya ba * Sapotgillerden, tohumlar ndan sabunculukta kullan lan bir ya elde edilen, Asya'da yeti en bir a a (Basia).

* nsan ve hayvanlarda beyin, gz, kulak, burun, a z gibi organlar kapsayan, vcudun st veya nnde bulunan blm, kafa, ser. * Bir toplulu u yneten kimse. * Ba lang . * Temel, esas. * Arazide en yksek nokta. * Bir eyin genellikle toparlaka ucu. * Bir eyin ular ndan biri. * Kasapl k hayvanlarda ve baz yiyeceklerde tane. * Para de i tirirken verilen veya al nan stelik, sarrafiye. * Bir eyin yak n veya evresi. * "Ba " kelimesi birok deyimde "z varl k, kendisi" anlam n ta yan bir zamir niteli indedir. * nem veya ynetim bak m ndan ileride olan, en nemli, en stn anlam nda birle ik kelimeler yapar. * Gre te pehlivanlar n ayr ld klar be derecenin en ykse i. * "... ba na" adlardan sonra ve nicelik anlatan kelimeden nce gelerek le tirme anlam verir. * Deniz teknelerinde n taraf. * En u, yksek nokta veya en n. ba * ban.

ba a rl k * A r s klet. ba a r s * Ba n a r mas , ba ta olu an rahats zl k. * Srekli s k nt yaratan durum veya kimse. ba a r s olmak * s k nt vermek, u ra t rmak. ba a r tmak * tedirgin etmek, b kk nl k vermek, can s kmak. ba alamamak * ok u ra t ran bir konu yznden vakit ve f rsat bulamamak. ba almak * f rsat bulmak. ba a a * Ba a a gelmek zere. ba a a d mek * ki ili inden kaybederek toplum iindeki durumu sars lmak. ba a a etmek * tersine evirmek. ba a a gelmek * tepesi st d mek. ba a a gitmek

* srekli zarar grmek veya ktle mek. ba a a gitmek * i leri ters gitmek, srekli zarar etmek. ba ba lamak * ba na bir rt rtmek. * ba ak vermek. * birine veya bir eye ba lanmak, intisap etmek. ba ba * ocuklar n "Allaha smarlad k" anlam nda ellerini ba lar na gtrmelerini sa lamak iin sylenir. ba ba a * Birlikte, beraberce.

ba ba a (veya kafa kafaya) vermek * iki veya daha ok kimse bir kenara ekilip konu mak. * dayan mak. ba ba a b rakmak * birinin, bir eyle veya bir kimseyle yaln z kalmas n sa lamak. ba ba a kalmak * biriyle veya bir eyle yaln z kalmak. ba ba a olmak * birlikte bulunmak, beraber ya amak. ba bels * S k nt , znt veren. ba bezi * Mendil.

ba b a * Ustura. ba biti * Bkz. bit. ba bulmak * (al veri te) kazan b rakmak. ba ana * Kafa tas . ba ekmek * n ayak olmak. ba evirtmek * ba arkaya do ru dndrtmek. * birinin arkas ndan hayranl kla bakmak. ba dndrmek * ba ar dan, gururdan, sevinten ok mutlu duruma getirmek, a r heyecanland rmak. ba dndrc * (abuklukta) ola anst, a r . * bayg nl k verici. ba dndrc

* a k na, serseme evirici. ba dnmesi * Gz karar p d ecek gibi olma. ba edebilmek * bir kimseyi yola getirmeye veya bir eyi yapmaya gc yetmek. ba e mek * sayg gstermek iin ba e erek selmlamak. * direnmekten vazgeip buyruk alt na girmek, ink yat etmek. ba elde iken * lmeden, ya arken sa iken. ba etmek (veya edememek) * gc yetmek (yetmemek), ba ar kazanmak (kazanmamak). ba gelmek * yenmek, gc yetmek. ba gstermek * belirmek, ortaya kmak, zuhur etmek, vuku bulmak. ba gz etmek * evlendirmek. ba gz olmak * evlenmek. ba kald rma * ba kald rmak i i, isyan. ba kald rmak * ayaklanmak, ynetime kar gelmek, isyan etmek. * iyice co mak, kabarmak. ba kald rmamak * Bkz. ba n kald rmamak. ba kesmek * selm iin ba e mek. ba k vurmak * ba tan gelen dalgalarla gemi, ba ve k zerinde inip kalkmak. ba k r l r fes iinde, kol k r l r yen iinde * aile iindeki, arkada lar aras ndaki uyu mazl klar yabanc lara duyurulmamal d r. ba komak (koymak) * bir ey u runa lm gze almak. ba ko mak * bir i i ba armak iin al mak. ba nereye giderse, ayak da oraya gider * kkler byklerin izinde gider, her i te onlar rnek tutarlar. ba ol da, istersen so an ba ol * kk bir i te de olsa, ba ta olmak nemlidir. ba olan bo olmaz

* bir yerde ba olan kimse ta d de er dolay s yla o yere gelmi tir. * i ba ndaki ki inin i i oktur. ba rts * Bkz. ba rt. ba sa l * len bir kimsenin yak nlar na sylenen ilgi ve yak nl k anlatan sz. ba sa l dilemek * len bir kimsenin yak nlar na ilgi ve yak nl k anlatan sz sylemek. ba sallamak * kar s ndakinin her szn uygun bulur grnmek. ba tac * ok sevilen, ok yksek tutulan (kimse veya ey). ba tac etmek ba tac etmek * ok sevmek ve saymak, el stnde tutmak. ba tutamamak * rzgr, f rt na yznden, yap l ndaki veya ykseli indeki bir bozukluk sebebiyle gemi dmene uymamak, rotadan kmak. ba tutmak * eleba olmak. ba ucu * Yat lan bir yerin ba konulan yn veya yak n . ba ucu kitab * S k s k yararlan lan, ana bilgileri veren, de erini hi yitirmeyen eser. ba stnde tutmak * ok iyi a rlamak. ba stnde yeri var * byk bir sayg ve ilgi ile kar lan r veya a rlan r. ba stne * bir dile in yerine getirilece ini itenlikle belirtmek iin "peki" anlam nda kullan lan sz. ba vermek * ( ban) olgunla mak. * (bu day vb. bitkiler) ba ak ba lamaya ba lamak, ba ak olu mak. * (gemi, kay k) dndrmek, evirmek. ba yakmak * kt duruma d rmek. ba yapmak * (kuafr) sa bak m ve tuvaleti yapmak. ba yar l r (k r l r) brk (fes) iinde, kol k r l r krk (yen) iinde * aile iindeki ki ilerin anla mazl klar aile iinde kalmal d r. ba yarma * Vida yap m nda kullan lacak olan perinlerin ba lar na tornavida yerleri amak i i.

ba yast * Yatakta ba n alt na konulan yast k. ba yemek (ba n yemek) * birinin lmne veya yok olmas na sebep olmak. * birinin g duruma d mesine yol amak. ba a ba * birinden stn olmadan. ba a ba * E it durumda, dengeli olarak. ba a ba gelmek * e it olmak, denk olmak. ba a ba noktas * bir yabanc paran n veya de erli k d n piyasa de eri ile stnde yaz l de erin ayn olmas durumu. ba a kmak * glkler karan biriyle olan i ini, kendi istedi i yolda sonuland rabilmek. ba a kmak * bir eye gc yetmek. ba a gemek * en stn yeri almak. ba a gelen ekilir * aresiz durumlara d ld nde insan n kendini zntye kapt rmay p bu durumlara katlanmas n n ola an ve do ru bulundu unu anlat r. ba a gelmek * (kt bir duruma) u ramak. ba a gre mek * ya l gre te, en usta pehlivanlar ba pehlivanl k iin yar mak. * en stn sonucu elde etmek iin mcadele vermek. ba a vermek * de i toku yaparken ste baz eyler vermek. ba a a * Boyuna dikey ynden kesilmi olan ve y l halkalar ember biiminde grnt veren a a. Ba ak ba ak * Zodyak zerinde Aslan ile Terazi burlar aras nda bulunan burcun ad , Zodyak. * Arpa, bu day, yulaf gibi ekinlerin taneleri ta yan k l kl ba . * Tarlalarda, ba larda dklm veya tek tk kalm olan rn.

ba ak ba lamak (veya tutmak) * arpa, bu day, yulaf gibi ekinlerde ba ak olu mak. ba ak toplamak * tarlalarda kalm ba aklar veya ba larda dklm meyveleri toplamak. ba ak * Tarlalarda kalm ba aklar veya ba larda dklm meyveleri toplayan kimse. ba ak k

* ieklerde ba a olu turan iek demeti veya toplulu u. ba aklama * Ba aklamak i i. ba aklamak * Tarlalarda, ba larda kalm dkntleri toplamak. ba aklanma * Ba aklanmak durumu. ba aklanmak * Ba ak ba lamak, tutmak. ba akl * Ba a olan (ekin). * Arka ucu ba ka biimde olan (ok). ba aktr * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en nemli erkek oyuncu. ba aktrlk * Ba aktrn i i veya mesle i. ba aktris * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en nemli kad n oyuncu.

ba aktrislik * Ba aktrisin i i veya mesle i. ba alt * Ya l gre te pehlivanlar n ayr ld be derecenin ikincisi. * Gemilerde tayfa ve erlerin ba taraftaki ko u lar . ba ar * Ba armak i i veya ba ar lan i , muvaffak yet. ba ar gstermek (veya kazanmak) * ba armak. ba ar l * Ba ar gsteren, muvaffak yetli. * Ba ar lm , stesinden gelinmi . * Ba ar l bir biimde, ba ar gstererek.

ba ar lma * Ba ar lmak i i. ba ar lmak * Ba ar ile sona ermek. ba ar m * Elde edilen bir ba ar . * Bir sporcunun yapabilece i en iyi derece, takat s n r , performans. * Ba ar gstermeyen, muvaffak yetsiz. * Ba ar lamayan, muvaffak yetsiz. * Ba ar gstermeyerek.

ba ar s z

ba ar s z olmak * ba ar sa layamamak, ba ar gsterememek.

ba ar s zl a u ramak * ba ar s z olmak. ba ar s zl k * Ba ar s z olma durumu, muvaffak yetsizlik. ba arma * Ba armak i i.

ba armak * Bir i i istenilen biimde bitirmek, muvaffak olmak. ba asistan * En st derecedeki asistan. ba asistanl k * Ba asistan olma durumu. * Ba asistan n grevi. ba at * Benzerleri aras nda g ve nem bak m ndan ba ta gelen, hkim, dominant.

ba at karakter * Bir melezde her zaman ortaya kan karakter. ba atl k * Ba at olma durumu, hkimiyet. ba atl k yasas * Irk kar mas nda gl z yap n n sonraki soylardan stn geldi ini kan tlayan yasa. ba bakan * Hkmet ba kan ; bakanlar kurulunun ba , kabinenin ba , ba vekil. ba bakanl k * Ba bakan olma durumu ve ba bakan n grevi. * Ba bakan n makam . * Ba bakan ve grevlilerinin al t daire. ba bayi ba bu * Bir da t m i inde btn bayilerin ba l bulundu u ana bayi.

* Eski Trklerde ba , ba kan, komutan. * Osmanl mparatorlu unda sava zaman ba ka birliklerden ayr l p bir araya getirilerek olu turulan birli in veya milis glerinin komutan . ba avu * Astsubay ba avu . * Yenieri oca n n avu u. ba avu luk * Astsubay ba avu rtbesi. ba * i ba . * i veya pi mi koyun, kuzu, s r ba satan kimse. * ieklerin erkek organlar nda iek tozunu ta yan torbac k, ha efe.

ba k

ba dan man * Dan manlar n ba . ba dan manl k * Ba dan man n i i veya grevi. ba dekorcu * Dekorcular n ba , dekor haz rlamada en st sorumlu. ba dekorculuk * Ba dekorcunun i i veya mesle i. ba dizgici * Bir bas m evindeki dizgicilerin ba , ba mrettip, sermrettip. ba dizgicilik * Dizgicilerin ba . ba dmenci * Dmencilerin ba . ba dmeni * Gemi veya teknelerin ba na yerle tirilen ve iyi bir manevra sa layan dmen. ba efendi * Devlet dairelerinde k demli memur, ba ktip. ba eksper * Eksperlerin ba . ba eser * Kendi trnde en mkemmel eser, ba yap t, aheser. ba eski * En k demli kimse. * Yenieri blklerinin en k demsiz subay ve erlerinin en k demlisi. * En iyi rn iin tespit edilen fiyat.

ba fiyat

ba gardiyan * Gardiyanlar n ba . ba garson * Garsonlar n ba , metrdotel. ba garsonluk * Ba garson olma durumu. * Ba garsonun i i, metrdotellik. ba gedikli * En yksek rtbeli astsubay. ba hakem * Yar may veya oyunu yneten hakemlerin ba . ba hekim * Bir hastahaneyi ynetmekle grevlendirilen hekim, ba tabip, sertabip. ba hekimlik * Ba hekimin grevi. * Ba hekimin makam .

ba hem ire * Bir klinik veya hastahanede hem ireleri ynetmekle grevlendirilmi hem ire. ba hem irelik * Ba hem ire olma durumu. ba hostes * Hava yollar nda hosteslerin en deneyimlisi ve yap lan sefer boyunca hizmetten sorumlu kimse. ba a k * rt veya apka ile ba rtlmemi . ba a r mak * bir i ten dolay sorumlu duruma d mek. ba ba lanmak * biri evlendirilmek. * birini yanda olarak kazanmak, kendi yan nda tutmak. ba ba l * Serbest olmayan. * Evli. ba belda * zlmesi g, s k nt l bir durumda. ba belya girmek (veya u ramak) * s k c , zc bir durumla kar la mak. ba btn * e i hayatta olan (kar veya koca). ba atlamak * ba ok a r mak. ba ekmek * herhangi bir konuda nde gitmek, n ayak olmak. ba dara d mek * s k nt ya girmek. ba daralmak * (para ynnden) s k nt ya, darl a d mek. ba darda kalmak * paras zl ktan dolay s k nt da olmak. ba derde girmek * s k nt l bir duruma d mek. ba dertte * zlmesi g, s k nt l durumda. ba devletli * Talihli, baht a k. ba dimdik * Onurlu, gururlu. ba din * Kayg s z ve tasas olmayan.

ba dnmek * insana, e yan n dnmesi, aya n n alt ndan yerin ekilmesi gibi bir duygu gelmek. * s k nt yaratan bir durum kar s nda bunalmak. * grkemli bir ey kar s nda a rmak. * para veya mevki sebebiyle a r p marmak. ba dumanl * Doru unu sis brm (da ). * Sevdadan veya ikiden sarho . ba g e ermek (veya de mek) * beklenmeyen bir mutlulu a ermek. ba havada * sevinli. ba ho olmamak * bir eyden ho lanmamak. ba iin * "ocu umuzun ba iin", "annenizin ba iin" gibi szlerde de erli bir ki i ortaya konarak kullan lan ant veya yalvarma sz. ba kalabal k * yan nda bir i i konu amayacak kadar ok kimse var. ba kazan gibi olmak * ba nda ok a r ve u ultulu bir sersemlik olmak. ba nra yanmak * ba kas u runa byk bir zarara u ramak. ba nnde * uslu, evrede gz olmayan. ba s k lmak (veya s k mak) * herhangi bir glk kar s nda kalmak, bunalmak. ba s k ya gelmek * herhangi bir glk kar s nda bunalmak, zor durumda kalmak. ba ta a de mek * a r bir durum kendisine ders olmak. ba tutmak * grltden veya zntden ba a r mak. ba stnde yeri olmak * her zaman iyi kar lanmak, a rlanmak. * bir d nce veya davran uygun bulmak. ba yast a d mek * yorgunluktan veya gszlkten uykuya dalmak. ba yast k yz grmemek * yata a yat p uyumam olmak. ba yerde * utanla, k rg nl kla, zntyle. ba yerine gelmek

* zihin yorgunlu u gemi olmak. ba yukarda * onurlu, kibirli, kendini be enmi . ba yumu ak * Uysal, sz dinler (kimse). ba zapt olunmamak * binicisini al p gtrmek. ba bo * Bir eye veya kimseye ba l olmayan. * Ba lanmam , serbest b rak lm . * Ynetimsiz, bask s z, denetimsiz.

ba bo b rakmak * stnde hibir bask veya denetim bulundurmamak, kendi havas na b rakmak. ba bo kalmak * bask alt nda bulunmamak, kar an , gr eni olmamak. ba bo luk * Ba bo olma durumu. ba bozuk * Askerlerin aras na kat lm sivil sava . * Dzensiz topluluk. * Karga al , kar k, iinden k lamayan. ba bozukluk * Ba bozuk olma durumu. * Dzensiz davran , dzensizlik, disiplinsizlik. ba kabak * Sa dklm veya dibinden kesilmi . * Ba n rtmeden. ba m gzm stne * belirtilen istekleri itenlikle yapmay kabul etmeyi anlat r. ba mla beraber * memnunlukla, seve seve. ba n sa olsun * yak nlar ndan birini topra a vermi bir kimseye sylenen ilgi ve yak nl k anlatan sz. ba na balta kesilmek (veya olmak) * srekli istemek, srar etmek, inat etmek. ba na bel amak * kt bir olay dolay s yla dert sahibi olmak. ba na bel almak * bir sorunla kar la mak, kt bir duruma d mek. ba na bel olmak (veya kesilmek) * s k nt vermek, tedirgin etmek, musallat olmak. ba na bir hl gelmek * kt bir duruma u ramak. * lm ihtimalini bildirmek iin kullan l r.

ba na buyruk * kimseden izin almaks z n diledi i gibi davranan. ba na almak * bir eyi fkeyle, nefretle geri vermek. ba na als n * birine verilmek istenilen bir eyin fke ve nefretle geri evrildi ini anlatmak iin sylenir. ba na karmak * martmak, ok yz vermek. ba na kmak * birinden yz bulup ona kar pek mar ka davranmak. ba na orap rmek * birine, haberi olmadan kt duruma d rc davran ta bulunmak. ba na dert etmek (veya amak) * bir eyi znt konusu yapmak. ba na devlet ku u konmak * beklemedi i byk bir nimeti ele geirmek. ba na dikmek * birini veya bir eyi korumak iin bir kimseyi grevlendirmek. * bir iece i kab yukar kald rarak sonuna dek imek. ba na dolamak * musallat etmek. ba na dnyan n bels n sarmak * byk felket getirmek. ba na ek imek * a r yk olmak. * stne kalmak. ba na geirmek * ba na giymek. * bir eyi fke ile birisinin ba na vurmak. ba na gemek * grevi alt nda bulundurmak. * bir i in ynetimini ele almak. * bir i i yapmaya ba lamak. ba na gelmek * bir grevin ba na gelmek. * kt bir durumla kar la mak. * beklenmedik, a rt c bir olay veya durumla kar la mak. ba na gne gemek * gne arpmak. ba na i amak * u ra t r c ve zc bir i in kmas na yol amak. ba na i karmak * istenilmeyen veya u ra t r c bir i e yol amak.

ba na i kmak * bo a gitmeyen ve beklenmedik bir i veya olayla kar la mak. ba na kak n etmek * yap lan bir iyili i srekli olarak syleyerek b kt rmak. ba na kakmak * yap lan bir iyili i yzne vurarak birini zmek. ba na kalmak * istemedi i hlde bir i i yapmak veya bir kimseye bakmak zorunlu u ile kar la mak. ba na kan kmak * fkelenmek, hiddete kap lmak, kontroln yitirmek. ba na karalar ba lamak * ok kederlenmek. ba na oturmak * Bir i i yapmaya ba lamak, i e koyulmak. ba na sarmak * birine musallat etmek. ba na ta etmek * ok de er vermek, ilgi gstermek. ba na ta d mek (veya ya mak) * felkete u ramak. ba na vur, a z ndan lokmas n al * uysal ve sessiz kimseler iin kullan l r. ba na vurmak * (iti i iki) ne yapt n bilemez bir duruma d rmek. * (gaz veya s caktan) ba a r mak. ba na y kmak * harap etmek, zor durumda b rakmak. ba nda * (bir eyin) s rada nde olan , nde geleni.

ba nda beklemek (veya durmak) * yan nda durup gzetlemek. ba nda de irmen evirmek * grlt ile tedirgin etmek. ba nda kavak yeli esmek * (gen iin) sorumluluk duygusundan uzak, zevk, e lence pe inde ko mak. * gerekle meyecek eyler d nerek vakit geirme. ba nda olmak * ayn s k nt l durumda bulunmak. ba nda olmak * yneticisi olmak. ba nda paralans n * yap lan bir iyilik ok sylendi inde o iyili in art k istenmedi ini belirten bir sz.

ba nda torbas eksik * e ek gibi bir adam. ba ndan almak * kurtulmak, sorumlulu u atmak. ba ndan a a kaynar sular dklmek * zntl veya kt bir olay kar s nda birdenbire byk bir s k nt duymak. ba ndan a k n olmak * i i pek ok olmak. ba ndan atmak * yap lmas g bir i i yapmaktan kendini kurtarmak. * srdrlmesi gereksiz grlen bir ba l l a, bir ili kiye son vermek. ba ndan byk i lere giri mek (veya kalk mak) * gcnn stnde olan i lere kalk mak. ba ndan gemek * daha nce ayn duruma u ram olmak. ba ndan kesmek * yap lmas istenmeyen bir i i ba tan engellemek. ba ndan korkmak * hayat ndan kayg duymak, cezaland r lmaktan korkmak. ba ndan savmak * bir istekte bulunan szde bir sebeple uzakla t rmak. ba n a r tmak * gereksiz szlerle birini bunaltmak. * bir i iin birini tedirgin etmek, u ra t rmak. ba n a r tmamak (veya ba n z a r tmayay m) * uzun uzun anlat lan bir sorunu sonuca ba larken szn uzad n anlatmak iin sylenir. ba n alamamak * bir eyden kurtulamamak. ba n al p gitmek * izin almadan ve gidece i yeri bildirmeden gitmek, savu mak. ba n ate lere yakmak * ba na byk bir dert almak. ba n ba lamak * birini ni anlamak veya evlendirmek. ba n beklemek * gzetlemek. ba n belya sokmak * birini, kt sonular verecek bir duruma itmek. ba n bir yere ba lamak * birini bir i e yerle tirmek, i sizlikten, ba bo luktan kurtarmak. ba n bo b rakmak * yaln z veya serbest b rakmak.

ba n atmak * ba a r s n nlemek iin aln n stnden arkaya do ru e arp ve benzeri eyleri epeevre ba lamak. ba n karmak * (bitki iin) filizlenmeye ba lamak. ba n derde sokmak * s k nt l bir duruma girmek veya getirilmek. ba n dik tutmak * onurunu korumak. ba n dinlemek * sessiz, sakin kalmak. ba n dndrmek * mutluluktan yar sarho duruma getirmek. * kendine hayran b rakmak. ba n duman almak * sis kaplamak, sis brmek. ba n ezmek * bir daha ktlk edemeyecek duruma getirmek. ba n gzn yarmak * bir i i kt yapmak, bir i i istenildi i gibi yapmamak. ba n istemek * ldrlmesini istemek. ba n kald rmamak (veya kald ramamak) * bir i i aral ks z srdrmek. * iyile ememek, yataktan kamamak. ba n ka maya vakti olmamak (veya ba n ka yacak vakti olmamak) * arada en ufak ba ka bir i yapamayacak kadar s k k durumda bulunmak. ba n koltu unun alt na almak * lm gze alarak bir i e giri mek. ba n kurtarmak * can n korumak. * geimini sa layacak bir duruma gelmek. ba n nra yakmak * birini a r bir zarara u ratmak. ba n ortaya koymak * bir i e giri irken lm gze almak. ba n sokmak * bar nacak bir yer bulmak. ba n ta tan ta a vurmak * aresiz kalarak ok pi man olmak. ba n toplamak * (kad n) sa n toplay p ba na bir eki dzen vermek. ba n uurmak * Bkz. kellesini uurmak.

ba n vermek * kendini feda etmek. ba n yakmak * g bir duruma sokmak. ba n yemek * yok olmas na sebep olmak. ba n n alt nda * yast n n alt nda. ba n n alt ndan kmak * birinin hilesiyle yap lmak. ba n n aresine bakmak * kimseden yard m grmeden kendi i ini kendi yapmak. ba n n derdine d mek * ba ka bir eyle ilgilenmeyecek kadar s k nt l durumda bulunmak. ba n n dikine gitmek * kendi d nce ve gr nn en iyi oldu una inanarak kimsenin dn, uyar s n dinlememek. ba n n etini yemek * kar s ndakini bezdirinceye, b kt r ncaya kadar srekli konu mak veya sylemek. ba n n gznn sadakas * ba a gelecek bir bely savmak veya nlemek iin yap lan ba , zveri. ba imam ba ka * Bilinenden ayr , de i ik, farkl , zge. * Nitelik ynnden al lm n d nda bir stnl olan. * Konu edilen, bilinenden ayr nesne ve kimse iin teklik veya okluk olarak ba kas , ba kalar biiminde kullan l r. * "Ayr ca stelik bir yana" anlamlar nda -dan / -den ba ka biiminde kullan l r. ba ka biri * di er bir kimse. ba ka i i yok mu? * Bu i e ne diye kar yor? Bu i onu ilgilendirmez. ba ka olmak * farkl olmak, de i ik grnmek. ba kaca * Ayr ca. ba kafiye * Dize ba lar nda ayn kelime olmamak kayd yla ayn sesleri veren kelimelerden olu an kafiye. * Birden ok imam bulunan camilerde ynetici durumundaki imam.

ba kahraman * Bir eserde ba rol oynayan ki i, ba ki i. ba kala m * Bir ktlenin fizike ve kimyaca de i mesi, istihale, metamorfizm.

ba kala ma * Ba kala mak i i. * Embriyon evresinden ergin olana de in bir hayvan n geirdi i biim ve yap de i imleri, istihale, metamorfoz. ba kala mak * Ba ka bir varl a, niteli e dn mek, de i mek, farkl l k kazanmak. * Biim de i tirmek, istihale etmek. * Ktle mek, bozulmak. ba kala t rma * Ba kala t rmak i i. ba kala t rmak * Ba ka bir duruma getirmek. ba kald r * Ayaklanma, isyan. ba kal k ba kan * Bir toplulu un, bir toplant n n veya bir derne in ba nda bulunan kimse, reis. * Baz lkelerde devletin ve hkmetin ba . ba kan vekili * Ba kan n i ini grmesi iin yerine b rakt veya yetki verdi i kimse. ba kan yard mc s * Ba kana yard m eden sorumlu ve yetkili kimse. ba kanl k * Ba kan olma durumu. * Ba kan n grevi veya makam , reislik, riyaset. ba kanl k etmek * bir toplant veya toplulu u, ba kan olarak ynetmek. ba kanl k makam * Ba kan n odas n n bulundu u veya oturdu u yer. ba kanl k sistemi * Devlet ynetiminde tek bir ki inin ba kanl nda hkmet etme ve devleti ynetme esas na ba l siyas sistem. ba karakter * Oyunun nde gelen asl karakteri , asl tipi. ba kas ba ktip * Di er bir ah s, herhangi bir kimse, di eri, tekisi. * Bir resm dairede veya kurulu ta al an ktiplerin ba , ba yazman. * Al lana benzememe, de i ik olma durumu, de i iklik.

ba ktiplik * Bir resm dairede veya kurulu ta al an ktiplerin ba , ba yazman. ba kent * Ba ehir. ba kentlik

* Ba kent olma durumu. ba kesit * A ac n boyuna dikey ynde kesilmesi sonunda y l halkalar n n ember biiminde grnt verdi i yzey. ba kilise ba ki i * Piskoposluk makam olan byk kilise, katedral. * Bir eserin veya bir oyunun en nemli ki isi, ba kahraman.

ba komutan * Sava ta bir devletin btn kara, deniz ve hava kuvvetlerine komuta eden en byk komutan, ba kumandan, serdar. ba komutanl k * Ba komutan n grevi. * Ba komutan n makam . ba konak * Asala n en iyi geli ti i, dolay s yla en ok yararland ve ya amaktan ho land konak . ba konsolos * En yksek derecedeki konsolos. ba konsolosluk * Ba konsolosun grevi. * Ba konsolosun makam . ba k e * Bir yerde en sayg n ki inin veya byklerin oturmas iin ayr lan yer.

ba k eye kurulmak * sayg n ki ilere ayr lan yere oturmak. ba kumandan * Ba komutan. ba kumandanl k * Ba komutanl k. Ba kurt * Rusya'daki Ba kurdistan Federe Cumhuriyeti'nde ya ayan Trk halk veya bu halk n soyundan olan kimse. * Bu halka zg olan, bu halkla ilgili.

Ba kurta * Ba kurt Trkesi. ba lhana * Yapraklar s k , yuvarlak ba l lhana (Brassica oleracea). ba lama * Ba lamak i i.

ba lama meridyeni * Boylamlar n hesab nda ba lang olarak kabul edilen meridyen. ba lama vuru u * Futbolda oyuna ilk ba lamada veya her golden sonra topu santrada yeniden oyuna sokmada yap lan vuru . ba lama! * (ho olmayan bir sz veya davran la ilgili olarak) "tekrarlama" anlam nda emir.

ba lamak

* Bir i e giri mek, harekete gemek. * al r, i ler, yrr duruma girmek. * Olmak, olu mak, ortaya kmak, do mak. * Grnmek. * Etkisini gsterme. * Ho olmayan bir davran a koyulmak.

ba lang * Bir i in, bir dnemin, bir hayat n vb.nin ilk blm. * n sz veya giri , mukaddime. ba lang noktas * Bir i in veya eyin ba lad yer. * S f r say s n n, say do rusundaki yeri. * Parametrelenmi bir yay n ular ndan biri. ba lang tutmak * bir i i, bir dnemin, ba lad nokta veya tarih olarak kabul etmek, belirtmek. ba lan lma * Ba lan lmak i i. ba lan lmak * Ba lanmak. ba lanma * Ba lanmak i i. ba lanmak * Ba lamak i ine konu olmak. * Ba olu mak. ba lat lma * Ba lat lmak i i. ba lat lmak * Ba latmak i i yap lmak. ba latma * Ba latmak i i.

ba latmak * Ba lamas na yol amak. * (birinin) Kt konu mas na yol amak. ba lay c * Bir ey renmeye yeni ba layan (kimse), mptedi. ba lay * Ba lamak i i veya biimi. ba l * Ba olan.

ba l ba na * Ba ka eylerden ayr olarak kendi ba na, tek ba na. ba l ca * En nemli, ba ta gelen.

ba l k

* Genellikle ba korumak iin giyilen nesne, takke, klh, serpu . * Hayvan ko umunun ba a geirilen blm. * Bir stunun, bir dire in tepeli i. * Bir yaz n n, bir kitab n blmlerinin ba na konulan ve konuyu k saca tan tan yaz , serlevha, antet. * Baz blgelerde, evlenirken, damad n kaynatas na demesi grenek olan para. * Tablalar n veya i paralar n n dzgn kalmas n sa lamak amac ile ba taraflar na tak lan para. * Tekerlek parmaklar n n ak l oldu u k s m, top.

ba l k atmak (veya koymak) * bir yaz ya ba l k olarak ad bulmak. ba l k vermek * baz blgelerde, evlenirken damat kaynatas na para veya mal vermek. ba l k ba l kl * Ba l olan. * Antetli, anteti olan. ba l ks z * Ba l olmayan. ba mabeyinci * Osmanl saray nda mabeyincilerin ba . ba mak * Ayakkab , pa mak. * Ba l k yapan veya satan (kimse).

ba makale * Ba yaz . ba mak * Ayakkab yapan, satan kimse, pa mak . * Camilerde, giri blmnde, kar lan ayakkab lara bekilik eden kimse. ba mak l k * Ba mak n n i i. ba makl k * Padi ah n anne, k z karde , k z ve hasekilerine ba lanan denek, has, arpal k. * (camide) Ayakkab konulan yer. ba mal * Anamal, sermaye, kapital.

ba misafir * En de erli konuk. ba muallim * Ba retmen. ba muallimlik * Ba retmenlik. ba mubass r * Gzetmenlerin ba olan kimse. ba muharrir * Ba yazar, sermuharrir.

ba muharrirlik * Ba yazar olma durumu. ba murak p * En st dzeydeki deneti. ba murak pl k * Ba murak b n yapt i . ba mdr * En st dzeydeki mdr. ba mdrlk * Ba mdrle ynetilen kurulu . * Ba mdrn al t daire. ba mfetti * En st dzeydeki mfetti . ba mfetti lik * Ba mfetti olma durumu. ba mhendis * En st dzeydeki mhendis. ba mhendislik * Ba mhendisin yapt i veya grev. ba mrettip * Ba dizgici, sermrettip. ba mrettiplik * Ba mrettibin yapt i . ba msevvit * Yaz msveddeleri haz rlayan ve ad na msevvit denen memurlar n ba kan . ba nokta * Ba lang noktas . ba oda * Geleneksel Trk evinde zellikle konuklar n a rland byk ve zenli d enmi oda.

ba oyuncu * Bir filmde veya tiyatro eserinde ba rol canland ran oyuncu. ba oyunculuk * Ba oyuncu olma durumu. ba retmen * (ilkokullarda) Ynetimden sorumlu olan retmen, mdr. ba retmenlik * Ba retmen olma durumu. ba rt * Kad nlar n salar n rtmek iin kulland klar rt, e arp.

ba rtl * Ba n ba rt ile rtm olan (kad n).

ba papaz

* Baz kiliselerin papazlar na, teki papazlara gre bir stnlk veren unvan.

ba papazl k * Ba papaz n grevi ve makam . * Ba papaz n sorumlulu unda olan blge. ba parmak * El ve ayakta bulunan en kal n parmak. ba pehlivan * Birok pehlivan yenerek gcn kabul ettirmi pehlivan. ba pehlivanl k * Ba pehlivan olma durumu. ba piskopos * Katoliklerde piskoposlar n ba olan din adam . ba piskoposluk * Ba piskoposun grevi ve makam . ba rahip * Manast rlarda en k demli ve ynetimden sorumlu rahip. ba rahiplik * Ba rahibin grevi. ba rejisr * Ba ynetmen. ba rejisrlk * Ba ynetmenlik. ba rol * Ba oyuncunun rol. * Bir filmin veya bir tiyatro eserinin ba ki isini canland rma i i. ba savc * En st dzeydeki savc . ba savc l k * Ba savc olma durumu. * Ba savc n n grevi veya makam . ba s z * Ba olmayan. * Yneticisi, ba kan olmayan. * Ba veya ba kan bulunmama durumu. * Yasas ve hkmeti olmayan topluluk, erksizlik, anar i. * Bir devletin ynetim merkezi olan ehir, devlet merkezi, ba kent.

ba s zl k

ba ehir

ba ta (veya ba nda) bulunmak * bir i in yneticisi olmak. ba ta gelmek * nde olmak, stn durumda olmak.

ba ta gitmek * en ileri durumda bulunmak. ba ta ta mak * ok sayg gstermek. ba taban * Yunan ve Roma mimarl klar nda, stunlar n stne oturan ve iki stun aras ndaki uzakl n stn rten byk, uzun ta kiri lerin olu turdu u blm. ba tabip * Ba hekim. ba tabiplik * Ba hekimlik. ba tan * ba ndan alarak, bir kez daha, yeniden.

ba tan a a * Hepsi, btn, bir utan br uca kadar. ba tan a mak * pek ok olmak, pek o almak. ba tan ba a * Tamamen, btnyle, hepsi bir arada. * Ba ndan sonuna kadar. ba tan karmak * ayartmak, kt yola srklemek, do ru yoldan sapt rmak. ba tan kmak * ahlk bozulmak. ba tan kalm (veya kalma) * ba kas taraf ndan kullan lm . ba tan kara etmek * batma tehlikesi kar s nda, gemi ba n karaya vurup oturmak. ba tan kara gitmek (veya etmek) * sonunu d nmeyerek hesaps z, batarcas na ya amak. ba tan savma * stnkr, zen gstermeden. ba tan savmac * Bir i i yapmamak veya savsaklamak iin bahane bulma, ba ndan savma veya atma. ba tan savmac l k * Bir i i yapmamak iin bahane bulma i i. ba tan sona * Daima, her zaman. ba tan maz * Asi, isyanc , dzen bozucu. ba tan mazl k * Anar izm.

ba tankara * tc ku lar tak m n n, ba tankaragiller familyas ndan, Kuzey Afrika, Avrupa ve Asya'da ya ayan, esitli renklerde olabilen bir ku tr (Parus maior). ba tankaragiller * Omurgal hayvanlar n, tc ku lar tak m ndan yz kadar ku trn iine alan geni bir familya. ba tarda * Osmanl donanmas nda yer alan kad rga cinsinden bir tr sava gemisi.

ba teknisyen * En yksek dzeyde bulunan teknisyen. ba teknisyenlik * Ba teknisyenin grevi. ba ucu * Bir yerin d eyinin gk kreyi kesti i nokta.

ba ucu noktas * Yeryzndeki bir gzlem noktas ndan geen d ey do rultusunun gkyzn deldi i iki noktadan, ufkun stnde olan , semtrreis. ba ucu uzakl * Gkyznde verilen bir nokta veya y ld z n ba ucu noktas ndan a sal uzakl . ba uzman * En yksek dzeyde bulunan uzman. ba uzmanl k * Ba uzman olma durumu. * Ba uzman n grevi. ba lke ba st * Smrge imparatorluklar nda smrgelere egemen olan lke. * Geminin n blmnde apan n bulundu u yer.

ba veklet * Ba bakanl k. ba vekil * Ba bakan. ba vekillik * Ba vekil olma durumu. ba vurdurma * Ba vurdurmak i i veya durumu. ba vurdurmak * Ba vuru i i yapt rmak, mracaat etmesini sa lamak, mracaat ettirmek. ba vurma * Ba vurmak i i, mracaat. ba vurmak * Bir i in yap lmas iin bir kimsenin arac l n istemek veya bir i te bir eyden yararlanmak amac yla ona el atmak, mracaat etmek. * Bilgi sahibi olmak iin bir kayna kullanmak.

ba vuru

* Ba vurmak i i, mracaat. * Bilgi sahibi olmak iin bir kayna kullanma, bilgiye ula ma, referans.

ba vurucu * Bir i iin ba vuran kimse, mracaat . ba vurulma * Ba vurulmak durumu. ba vurulmak * Ba vuru yap lmak, mracaat edilmek. ba yap t * aheser.

ba yard mc * Bir kurum veya kurulu ta grevli amirin yard mc lar ndan en st dzeyde olan . ba yarg c * Oyunu yneten yarg c lardan, anla mazl k durumunda, kararda yetki stnl olan , ba hakem. ba yaver * Yaverlerin ba olan kimse. ba yaverlik * Ba yaver olma durumu. * Ba yaverin grevi veya makam . ba yazar * Bir gazete veya derginin ba yaz lar n yazan kimse, ba muharrir, sermuharrir.

ba yazarl k * Ba yazar olma durumu. * Ba yazar n grevi. ba yaz * Gazete ve dergilerde ilk stuna veya birinci sayfaya konulan nemli yaz , ba makale.

ba yazman * Bir dairedeki yazmanlar n ba , ba ktip. ba yazmanl k * Ba yazman olma durumu, ba ktiplik. * Ba yazman n grevi veya makam . ba yemek * Geleneksel Trk mutfa nda orbadan sonra gelen en nemli yemek. ba y ld z * ift y ld zlarda byk olan y ld z. ba ynetmen * Bir filmde veya tiyatro oyununda en st dzeyde ynetmenlik yapan kimse, ba rejisr. ba ynetmenlik * Ba ynetmenin i i veya mesle i. ba yukar * Bir yer alt kuyusunun st k sm na gemeyi sa layan geit. bat

* Kur un borular n a z n amakta kullan lan, im irden yap lm , ucu sivri bir e it takoz. bata ka * Glkle zorlukla. bata a saplanmak * iinden k lmas g bir durumda olmak. batak * zerine bas nca ken amurla m toprak. * Hay r gelmez, yarar sa lamaz, batm . * Kt durum, iinden k lmaz i .

batak ullu u * ullukgillerden, batakl klarda ya ayan, rengi kahverengiye alan siyah, 30 cm uzunlu unda bir ulluk tr (Gallinago gallinago). batak * Borcunu dememeyi al kanl k hline getirmi olan (kimse). * Eline geen paray bat ran. * Batakl klar seven, batakl klarda ya ayan (bitki, hayvan).

batak l

batak l k * Batak olma durumu. batakhane * Gidenlerin doland r ld veya kt bir durumda b rak ld yer. * lerin zaman nda ve gere ince yap lmad yer. batakl batakl k * ok derin olmayan sularla rtl batak blge. * Uygunsuz ve kt, ahlk d durum. batakl k ard c * Batakl k ve s k bitki rtl yerlerde ya ayan kk ve tc ku (Acrocephahus palustris). batakl k bayku u * Bayku giller familyas ndan, s rt tyleri pas rengi olan, batakl klarda ya ayan bir ku tr, ishak ku u (Asio flammeus). batakl k gaz * Metan. batakl k keteni * Papirs familyas ndan, batakl klarda yeti en bir bitki, pamuk otu (Eriophorum). batakl k k rlang c * K sa gagal , uzun kanatl , uarken deniz k rlang c n and ran bir tr ku (Glareda). batakl k ku lar * Omurgal hayvanlardan hem tavuksulardan, hem ya mur ku lar n iine alan ku lar s n f . batakl k nergisi * Avrupa ve Kuzey Amerika'da gne li su k y lar nda yeti en ok y ll k bir bitki (Caltha palustris). batar * Zatrree. * Batakl olan (yer).

batarya

* En kk topu birli i. * Sava gemilerinde borda toplar ve bunlar n bulundu u gverte paras . * Birka ayg t n bir araya getirilerek belirli biimde eklenmesinden olu an tak m.

batarya ate i * Bir bataryada bulunan toplar n hep birden ate dzenine gemesi. batarya kutusu * Bataryan n btn olarak ta nmas n sa layan sand k. bataryal * Batarya ile glendirilmi veya desteklenmi . * Batarya ile al an (radyo, telefon vb.). bateri baterist bat * Yeryzndeki ba l ca drt ynden gne in batt yn, gn indi, garp. * Bu ynde olan, bu ynle ilgili, garb. * Bulunulan yere gre gne in batt ynde olan blge, garp. * (siyas anlamda) Avrupa ve Kuzey Amerika. * Gne in 22 Martta ve 23 Eyllde batt nokta. bat bloku * Bat Avrupa lkeleri ile Kuzey Amerika lkelerinin olu turdu u blok. Bat Trkesi * Hazar Denizinin bat s ndaki Trk dnyas nda XIII. yzy ldan beri kullan lan ve O uzcaya dayanan Trk dili. bat c bat c l k bat k * (gemi iin) Batm . bat l * Do ru ve hakl olmayan. * rk, temelsiz. * Bat yanl s olan kimse, garp . * Bat yanl s olma durumu, garp l k. * Orkestrada vurma alg lar tak m , davul. * Bateri alan kimse, davulcu.

bat l inan * Do a st olaylara, gizli ve ak l d glere, kehanetlere a r derecede ba l bo inan, bat l itikat. bat l itikat * Bo inan. bat l * Bat lkeleri veya bat blgesi halk ndan olan (kimse), garpl . * Bat uygarl n benimsemi bulunan (kimse).

bat l la ma * Bat l la mak i i, garpl la ma.

bat l la mak * zellikle Avrupa lkelerinin d ncede, al mada, gr ve anlay ta izledikleri temel ilkeleri benimsemi olmak, garpl la mak. bat l la t rma * Bat l la t rmak i i, garpl la t rma. bat l la t rmak * Bat l la mas n sa lamak, garpl la t rmak. bat l l k * Bat l olma durumu. * Bat uygarl n benimseme, garpl l k. bat n * Kar n. * Gbek, ku ak. Bat n * Bat niye mezhebinden olan kimse. * rek. Bat nye * Grnrdeki olaylar n ard nda gizli gereklerin bulundu unu kabul eden tarikatlara verilen ad. bat r k * Kftelik bulgur, dvlmemi ceviz ii, so an, domates, nane, maydanoz, tahin ve limon suyu kullan larak yap lan, taze asma yapra veya lahanaya sar larak tketilen bir salata tt. bat r lma * Bat r lmak i i.

bat r lmak * Bat rmak i ine konu olmak. * Yok edilmek. bat rma bat rmak * Bat rmak i i. * S v n n veya yumu ak bir maddenin iine gmlmesine yol amak, batmas n sa lamak. * Bir i te sermayeyi yitirmek. * Bir kimseyi eki tirip iyice ktlemek. * Kirletmek. * Mahvetmek. * Batmak i i veya biimi. bati batik * Yava , a r. * Kuma , deri veya k t sslemede kullan lan bir yntem. * Bu yntemle haz rlanm kuma . * Bu kuma tan yap lm olan (giysi). * Su st aralar na elik kablo ile ba lanm , negatif yzebilirli i bulunan dal kresi. * Deniz diplerinde inceleme yapmak iin kullan lan ara.

bat

batisfer batiskaf

batk batk n

* Batk nl k, ifls. * Borlar n deyemez duruma d en, ifls etmi (kimse), mflis.

batk nl k * Borlar n deyemedi i mahkeme karar ile tespit ve iln olunan tccar n durumu, ifls. batma * Batmak i i. * Y k lma, kme; yok olma, ink raz. * Bir gk cisminin (Ay, Gne , Y ld z vb.) ufkun alt na inmesi. batmak * Bir s v n n stnde iken iine gmlmek. * (Gne , Ay, y ld z iin) Dnyan n dn dolay s yla ufkun alt na inmek. * fls etmek. * Kirlenmek. * Saplanmak. * Dokunmak, incitmek. * (tedirgin etmemesi gereken eyler iin) Tedirgin etmek. * Ho a gitmeyen bir duruma u ramak. * Yok olmak. * Daha kt bir duruma u ramak. * kmek. * Y k lmak egemenli i sona ermek. * Miktar blgelere ve tart lacak eylere gre de i en eski bir a rl k ls.

batman

batonsale * Tuzlu hamurdan yap lan ince uzun ubuk, tuzlu ubuk. batz batsat * Ara s ra, seyrek olarak tek tk. battal * e yaramaz, kullan lmaz. * Al lm olandan byk. * Harman makinesi, harman dvme makinesi.

battal edilmek * kullan lamaz duruma getirilmek, bozulmak. battal etmek * kullan lamaz bir duruma getirmek. battal olmak * kullan lamaz, i e yaramaz duruma gelmek. battaniye * Yorgan yerine veya yorgan stnde kullan lan, o u ynden dokunmu kal nca rt. battaniyeli * Battaniyesi olan. batt bal k yan gider * i ler kt gitti ine gre art k istenildi i gibi davran labilir.

batur batyal bav bavc

* Bahad r. * 200 ile 2000 m aras nda derinli i olan (deniz). * Hayvan avc l a al t rma i i. * ahin ve kpek gibi hayvanlar avc l a al t ran kimse.

bavl

* Ava al t r lm (hayvan). * Avc lar n, kpeklerini ava al t rmak iin kulland klar yapay ku vb. * Bavl mak i i. * ahin ve kpe i ava al t rmak. * Yolculukta, iine e ya konulan byk anta.

bavl ma bavl mak bavul

bavul ticareti * Gmrksz ve vergisiz ithaline izin verilen e yay yabanc lkelerden sat n al p, bavul veya antalarla yolcu beraberinde s n rdan geirerek i piyasada de erlendirmek i i. bavulcu * Bavul yapan veya satan kimse. bavullu * Bavulu olan.

Bavyeral * Bavyera halk ndan olan (kimse). bay bay * Bey yerine kullan lan bir unvan. * Erkek zel adlar yerine kullan l r. baya * A a l k, pespaye. * Kibar olmayan, basit ad, s radan, amiyane, banal. * Her zamanki gibi olan, hibir zelli i bulunmayan. * Hemen hemen, deta. * Gerekten, ok, olduka, epey. * ok iyi, pekl. baya kamak * (sz, davran , giyini iin) yak mamak, uygunsuz olmak. baya kesir * Ondal k olmayan kesir. baya la ma * Baya la mak durumu. * Paras , mal ok olan, zengin (kimse).

baya la mak * Baya bir durum almak, baya bir duruma girmek. baya la t rma * Baya la t rmak i i. baya la t rmak * Baya la mas na sebep olmak. baya l k * Baya olma durumu veya baya ca davran . bayan * Han m yerine kullan lan bir unvan. * Kad n zel adlar yerine kullan l r. * E , kar . * Taze olmayan. * Gncelli ini, nemini, zelli ini yitirmi , ok sylenmi . Bayat * O uz Trklerinin 24 boyundan biri. bayat bayat * Azer ve Trkmen halk iirinde mani trne verilen ad. * Klsik Trk mzi inde u ak drtlsne buselik be lisi kat lmas yla yap lm eski bir makam.

bayat

bayataraban * Araban ve bayat makamlar ndan olu turulan bir birle ik makam. bayatbuselik * Bayat makam n n buselik be lisi veya drtls ile sona ermesinden olu an bir birle ik makam. bayatlama * Bayatlamak durumu. bayatlamak * Bayat duruma gelmek, tazeli ini yitirmek. bayatlatma * Bayatlatmak i i. bayatlatmak * Tazeyken kullanmay p bayatlamas iin bekletmek. bayatl k bayats * Bayat olma durumu. * Bayatlamaya ba lam .

bayats mak * Bayatlamaya yz tutmak. bayg n * Bay lm , kendinden gemi . * Szgn. * Gnl vermi .

* nsan kendinden geirir gibi olan. * Y lm , dklm . bayg n bayg n bakmak * kendinden gemi bir ekilde, evreye gz gezdirmek. * hayranl kla seyretmek. bayg n d mek * ok yorulmak. bayg nla ma * Bayg nla mak i i. bayg nla mak * Bayg n duruma gelmek. * (gz iin) Szlmek. bayg nl k * Bayg n olma durumu. * Duyumlar n durmas , kan dola m n n ve solunum grevlerinin duraklamas , vcudun k m ldanamamas gibi fizyolojik aksamalarla beliren kendinden geme durumu. bayg nl k geirmek * bay lmak. * ok heyecanlanmak, tel lanmak. bayg nt * Bayg nl k. * pek bceklerinin sindirim organlar nda grlen ve yemden kesilmelerine yol aan bir hastal k; bu sebeple koza yapamama durumu. bay la bay la * steyerek, istekle, ok isteyerek, severek. bay lma * Bayg n duruma girme, kendinden geme. bay lmak * Bayg n duruma girmek, uyur gibi olmak, kendinden gemek, kendini kaybetmek. * ok ho lanmak, ok sevmek. * S cak, al k, susuzluk, yorgunluk gibi etkenlerle dayanma gcn yitirmek. * Vermek, demek.

bay lt c * Bay ltan. * Bay ltacak gibi etkide bulunan. bay ltma * Bay ltmak i i.

bay ltmak * Bay lmas n sa lamak, bay lmas na yol amak. bay ltt rma * Bay ltt rmak i i veya durumu. bay ltt rmak * Bay lmas na yol amak, bay lmas n sa lamak. bay nd r mamur. * (yer iin) Geli ip gzelle mesi, hayat artlar n n uygun duruma getirilmesi iin zerinde al lm olan,

Bay nd r * O uz Trklerinin 24 boyundan biri. bay nd rc * Bay nd r duruma getirici. bay nd rla ma * Bay nd rla mak durumu. bay nd rla mak * Bay nd r duruma gelmek. bay nd rla t rma * Bay nd rla t rmak i i, imar etme. bay nd rla t rmak * Bir yeri bay nd r duruma getirmek, imar etmek. bay nd rl k * Bay nd r olma durumu, mran. * Bay nd r duruma getirme i i, imar. Bay ndur bay r * Kk yoku . bay r a a * Tepeden dze do ru. bay r ku u * al blbl. bay r turpu * ri bir turp tr (Cochlearia armoracia). * Kaba, terbiyesiz erkek. bay r yukar * Tepeye do ru, yoku ba na ynelerek. bay rla ma * Bay rla mak durumu. bay rla mak * (yer ve yol iin) Dikle mek. bayi bayilik * Baz maddeleri satma izni olan kimse, dkkn veya kurulu . * Bir maddeyi srekli satma i i. * Bu i in yap ld yer. * Ba nda, kulak yerinde iki sorgucu bulunan, y rt c gece ku lar n n genel ad . * O uz Trklerinin 24 boyundan biri.

bayku

bayku gibi * u ursuzluk getirdi ine inan lan kimseler iin sylenir. bayku giller

* Byklkleri e itli olan kukumav, puhu gibi y rt c ku lar iine alan ku lar familyas . baylan * Nazl , mar k (biimde). baylanl k * Zenginlik. * mar kl k, naz, i ve. baylanma * Baylanmak i i. baylanmak * Nazlanmak, marmak. bayma baymak * (yiyecek) Bayg nl k vermek, mideyi buland rmak, midede ezinti yapmak. * Aldatmak, kand rmak, etki alt nda b rakmak. baypas * Damar aktarma. * Devre d b rakma. baypas ameliyat * Kalpte t kanm bir damar n besledi i blgeye kan ak n art rmak iin o blgeye eklemek iin yap lan damar ameliyat . bayra yar ya indirmek * mill yas iln etmek iin bayra dire in yar s na kadar indirmek. bayrak * Bir milletin, belli bir toplulu un veya bir kurulu un simgesi olarak kullan lan, renk ve biimle zelle tirilmi , genellikle dik drtgen biiminde kuma . * nc. * Simge, sembol. * Baklagil ieklerinde di erlerinden daha stte bulunan, daha byk olan ve o unlukla ba ka bir renkte ve yuvarlaka olan ta yapra . * Gerekti inde indirilip kald r lan, a l p kapat lan kol. bayrak amak * gnll asker toplamaya giri mek. * bir lk yolunda toplanmaya a rmak. bayrak ekmek (veya asmak) * bayra bir dire e veya ipe takmak. bayrak dikmek * bayrakl bir sopay bir yere saplamak. bayrak dire i * Bayrak asmak iin haz rlanm uzun direk. * Gemilerde gvertenin en yksek dire i. bayrak gibi * kendini belli edecek bir biimde. bayrak merasimi * Bkz. bayrak treni. * Baymak i i.

bayrak treni * Bayrak kar s ndaki sayg duru u. bayrak yar * Atletizmde drt sporcudan olu an ekibin aralar nda payla t klar mesafelere ba larken elden ele geirmek yoluyla bir sopay , bayra d rmeden yapt klar ko u. bayrakalt * Ordu hizmeti, askerlik. bayrak * Bayrak eken kimse. * Bayrak yapan, diken veya satan kimse. bayraklar amak * ba r p a rarak, h r nl k etmek. bayrakla ma * Bayrakla mak i i veya durumu. bayrakla mak * Bayrak de eri kazanmak. bayrakl * Bayra olan, zerine bayrak ekilmi bulunan (yer). * Bkz. eli bayrakl . bayrakl k * Bayrak olmaya uygun kuma . * Bayrak asmaya uygun direk. bayraktar * Bayra ta yan kimse.

bayraktarl n yapmak * bir ak m n, bir gr n yay lmas nda nc olarak al mak. bayraktarl k * Bayraktar n grevi. bayraktarl k etmek * nclk etmek, yol gstermek. bayram * Mill veya din bak mdan nemi olan ve kutlanan gn veya gnler. * Sevin, ne e. * zel olarak kutlanan gn.

bayram alay * Bayram gnlerinde padi ahlar n camiye gidi ve geli s ras nda yap lan tren. bayram ay * (Hicr takvime gre) Ramazandan sonra gelen ay, evval. bayram ocu u * Bayram dolay s yla sslenmi , donat lm , sevinli ocuk. * Bayram gn do mu ocuk. bayram de il, seyran de il, eni tem beni niye pt * gsterilen bu ilginin, bu yak nl n bir sebebi olacak. bayram etmek (veya yapmak)

* ok sevinmek. bayram gn * Bayrama rastlayan, bayram n kutland gn. bayram haftas n mangal tahtas anlamak * sz, konu ile hibir ilgisi olmayacak biimde ters anlamak. bayram havas * Ne eli, sevinli bir ortam. bayram hediyesi * Bayram gnleri kar l kl veya tek yanl verilen arma an. bayram kou gibi * gsteri li ve zevksiz bir biimde sslenmi olan. bayram namaz * Din bayramlar n ilk gnnde sabah namaz ndan sonra k l nan zel namaz. bayram ekeri * zellikle din bayramlarda konuklara ikram edilen eker veya ikolata. bayram tebri i * Bayram kutlamak iin yaz l p gnderilen kart veya birine yap lan ziyaret. bayram topu * Din bayramlar n ba lad n duyurmak iin at lan top. bayram yeri * Bayram gnlerinde ocuklar iin kurulan a k e lence yeri. bayram ziyareti * Din bayram gnlerinde, bayram kutlamak iin yap lan k sa ziyaret. bayramda seyranda * seyrek olarak, arada s rada. bayramdan bayrama * ok seyrek olarak, nadir olarak, nadiren. Bayram * Hac Bayram Veli'nin tarikat na girmi olan kimse.

Bayramlik * Bayram tarikat . * Bayram tarikat ndan olma durumu. bayramla ma * Bayramla mak i i. bayramla mak * Birbirinin bayram n kutlamak. bayraml k * Bayramda kullan lan, bayrama zg olan. * Bayramlarda verilen arma an. bayraml k ad * Birisi taraf ndan hakaret yollu kullan lan szn kendisine ait oldu unu bildirmek iin kullan l r. bayraml k a z

* kfr. bayraml k a z n amak * kaba konu mak, kfretmek. bayramst * Bayrama yak n. bayramzeri * Bkz. Bayramst. bayr bayr l k * Bayr olma durumu, k dem. baysal baysall k * Huzur ve refah iinde olan. * Huzur ve refah iinde bulunma durumu. * ok eski zamanda var olmu veya eskiden beri var olan, kadim.

baysungur * ahin cinsinden, y rt c bir ku . baytar * Hayvan hastal klar hekimi, veteriner. baytarl k baz * Baytar n mesle i. * Temel, esas. * Bir asitle birle ince bir tuz olu turan madde, esas. * Taban.

baz losyon * Cildin esnek ve sa l kl grnmesini sa lamak ve zellikle ya l ciltlerin parlak grntsn gidermek iin kullan lan bir tr losyon. baza * Mobilyan n uzunlu unca konulan dar ayak. * Dolap gvdesinin zemine dzgn oturmas na yarayan ereve eklindeki kaide. * Baz ok olan (tuz) veya baz n zelliklerini ta yan (madde), esas. * Koyu renkli, sert, bir e it yanarda kltesi. * ar , pazar. * Pazarl k, al veri . * Ara s ra, arada bir, kimi vakit. * Birtak m, kimi. * Ara s ra, arada bir, kimi vakit.

bazal bazalt bazar

bazen baz

baz baz * Ara s ra, arada bir. baz dingil dner baz teker * kar l kl ili kilerde her iki tarafa da zaman zaman sz syleme hakk do ar anlam nda kullan l r. baz lar (veya baz s ) * birtak m , kimisi. bazie * Oyun.

bazidiyospor * Bazitli mantarlar n sporlar na verilen ad. bazik (tuz). * Baz niteli i gsteren. * Birle iminde asit ve baz a rl oran normal tuza gre az, fakat baz oran normal tuza gre yksek olan

bazik oksitler * o u oksijen bak m ndan zay f olan, su ile birle ince baz etkisi gsteren, asitlerle birle ince tuzlar veren oksitler. bazilika * Kral saray . * Dikdrtgen biiminde, u k sm nda yar m embere benzeyen bir k nt s olan Roma mahkemesi. * Ortadaki yksek, yanlardakiler daha alak olmak zere ii, iki s ra stunla, salona ayr lm , dikdrtgen biiminde kilise. bazit * Bazit mantarlar n reme organ . bazitli mantarlar * Sporlar bazitlerin iinde bulunan mantarlar grubu. bazlama * Sacda pi irilmi yuvarlak pide. * Tatl s bol, kal n gzleme. * Bazlama. * Bir maddenin baz durumuna gelmesi. * Roketatar. Be be be bebe * Bebek, kk ocuk. bebe aspirini * Berilyum'un k saltmas . * Trk alfabesinin ikinci harfinin ad . * (teklifsiz konu mada) Ey, hey, yahu.

bazlama bazla ma bazuka

* Kk ocuklara iirilmek zere, ilc zel olarak yap lm aspirin. bebecik * Kk veya ac nacak durumda olan bebek. * Ya na yak mayacak davran larda bulunan kimse. bebek * Meme veya kucak ocu u. * Plstik, tahta, bez vb.den yap lan insan biiminde oyuncak. * Sevgi sesleni i olarak kullan l r. * Gz bebe i. bebek beklemek * (kad n) gebe durumda bulunmak. bebek gibi * ok gzel (kad n). * bebe e yak r biimde. bebek lm * e itli hastal klardan, 0-2 ya grubunda bulunanlar n lm. bebeke * Bebek gibi, bebe e yak r biimde. bebekle me * Bebekle mek i i. bebekle mek * mar ka davran larda bulunmak. bebeklik * Bebek olma durumu. * Yeni do an yavrunun yeti kinlerin bak m na srekli olarak ba ml oldu u dnem. * Bebek gibi davran larda bulunma.

bebeklik etmek * bebek gibi davran larda bulunmak. Beberuhi * Karagz oyunundaki kambur ccenin ad . * (kk b ile) Sevimsiz, budala, bcr erkek. * Yer de i me, kar l kl yer de i tirme.

becayi

becayi etmek * de i ik yerdeki grevliler, kar l kl yer de i tirmek. becelle me * Becelle mek i i. becelle mek * Cebelle mek. beceri * Elinden i gelme durumu, ustal k, maharet. * Ki inin yatk nl k ve renime ba l olarak bir i i ba arma ve bir i lemi amaca uygun olarak sonuland rma yetene i, maharet. * Vcudun, yap lmas g al t rmalara yatk n olmas durumu. becerikli

* Becerisi olan, elinden i gelen, usta, maharetli, mahir. beceriklilik * Becerikli olma durumu, ustal k, maharet. beceriksiz * Becerisi olmayan, usta olmayan. beceriksizlik * Beceriksiz olma durumu. becerme * Becermek i i.

becermek * G grnen bir i veya duruma zm bulmak, stesinden gelmek. * Bir eyi kullan lmaz duruma getirmek, bozmak, kirletmek. * Irz na gemek, kirletmek. * Birini ldrmek. becet becit * Seregillerden, kk bir ku (Passer). * Gerekli, lzumlu. * vedi, acele.

Be tavu u * Tavukgillerden, ba kk ve plak, ty mavimt rak kl renginde, tavuk bykl nde, evcil bir hayvan (Numida meleagris). Beene bedahet * Besbelli, apa k olma durumu. * Bir konuda haz rl ks z konu abilme yetene i. bedaheten * Birdenbire, ans z n, d nmeksizin. bedava * Kar l ks z, paras z, emeksiz. * O uz Trklerinin 24 boyundan biri.

bedava sirke baldan tatl d r * masrafs z veya emeksiz elde edilen eylere herkes istek gsterir. bedavac * Her eyi bedavadan sa lamaya al an (kimse). bedavac l k * Bedavac olma durumu. bedavadan * Bedava olarak. bedavadan ucuz * ok ucuz. bedavala ma * Bedavala mak durumu.

bedavala mak * Bedava duruma gelmek. bedavas na * Bkz. bedavadan. bedavaya * ok ucuza. bedayi bedbaht * Estetik yn a r basan gzellikler. * Mutsuz, bahts z, talihsiz.

bedbaht etmek * zmek. bedbaht olmak * zlmek. bedbahtl k * Mutsuzluk, bahts zl k. bedbin * Ktmser, karamsar, pesimist.

bedbin etmek * zmek, karamsarl a sokmak, mitsizli e d rmek. bedbin olmak * mitsizli e d mek, ktmserli e kap lmak. bedbinle me * Bedbinle mek i i. bedbinle mek * Ktmserle mek, ktmser olmak, karamsar olmak. bedbinle tirme * Bedbinle tirmek i i. bedbinle tirmek * Ktmser, karamsar duruma getirmek. bedbinlik bedehre * Ktmserlik, karamsarl k, pesimizm. * Kt yzl. * As k suratl , lnetlenmi , surats z. * lenme, ilen.

beddua

beddua etmek * ilenmek, intizar etmek. beddua sinmek * ilencin tutmas yznden, birinin i i srekli ters gitmek. bedduas tutmak

* ilenci yerine gelmek. bedduas n almak * biri taraf ndan kendisine ilenilmek. bedel * De er, fiyat, k ymet. * Bir eyin yerini tutabilen kar l k. * E it, denk. * Askerlik yapmamak veya yap lacak sreyi k saltmak isteyenlerin devlete dedikleri para. * Ba kas n n ad na ve onun paras ile hacca giden kimse. * U ak, hizmeti, oban.

bedel tutmak * kendi yerine askerlik yapmas iin birini para ile tutmak. bedel vermek * askerlik yapmamak veya k sa sre yapmak iin devlete para demek. bedelci bedelli * Bedeli olan, bedel denilen. * Bedelci. bedelli askerlik * Askerlik a na gelmi genlerin belirlenen miktardaki paray deyerek yapt klar k sa sreli vatan grev. bedelsiz * Bedeli olmayan, bedel denilmeyen. * ok de erli, bedeli belirlenemeyen. * Bedel verdi i iin k sa sre hizmet gren asker.

bedelsiz ithalt * Yurt d ndaki i ilerin veya geici grevle yurt d na giden kamu grevlilerinin dn lerinde kendi mesleklerinin icras veya ki isel kullan m iin getirdikleri mallar iin yap lan dzenleme. beden * Canl varl klar n madd blm, vcut. * Vcudun, ba , kol ve bacak d nda kalan blm, gvde. * Kale duvar .

beden cezas * nsan vcudu zerine uygulanan ceza. beden e itimi * Vcudu glendirmek ve sa l korumak amac yla aral veya aras z hareketler yapma. beden terbiyesi * Spor i lerinden sorumlu makam. * Bkz. beden e itimi. bedence bedenci bedenen * Bedeniyle, vcuduyla, fiilen. beden * Beden bak m ndan. * Beden e itimi retmeni.

* Bedenle ilgili, bedensel. bedenli * Bedeni olan. bedensel bedesten bedev * Bedenle ilgili, beden. * inde de erli e ya al n p sat lan kapal ar . * lde, ad rda ya ayan gebe. * Byle bir hayat srdren kimse. * (byk b ile) Bedevlik tarikat ndan olan dervi . * Bedev olma durumu. * (byk b ile) XIII. yzy lda kurulan bir Snn tarikat . * Ktlk isteyen, kt yrekli. * Besbelli, apa k. * Gzellik llerine uyan, gz gnl ok ayan, be enilen. * Estetik. bedile me * Bedile mek i i. bedile mek * Bedi duruma gelmek. bediiyat bedik bedir * Dolunay, ay n on drd. bedirik * Temizlenip taranm ve e rilmeye haz r duruma getirilmi yn veya pamuk topa , yuma . * Estetik bilimi, gzel sanatlar. * Kazak Trklerinde bir hastal n iyile mesi iin yap lan tren.

bedevlik

bedhah bedih bedi

bedirlenme * Bedirlenmek durumu. bedirlenmek * Dolunay biimini almak. * Parlak ve sa l kl grnmek. bedirle me * Bedirle mek durumu. bedirle mek * Ay bedir durumunu almak, bedirlenmek. bednam

* Kt n kazanan, ktl ile dillere d en. bedk * am sak z , reine. begayet Begdili begonvil begonya * Begonyagillerden, dekoratif yapraklar ve renkli iekleri olan, pek ok e itleri bulunan s cak lke bitkisi (Begonia). begonyagiller * ki eneklilerden, rne i begonya olan bir bitki familyas . begm be be ence be endi * Bkz. hnkrbe endi. be endirme * Be endirmek i i. be endirmek * Be enilmesini, ho grnmesini sa lamak. be eni * Gzel veya irkin yarg s n verdiren duygu, zevk. * Gzeli irkinden ay rma yetisi, zevk, gusto. * Be enme duygusu veren, be enilen. * Hint prenseslerine verilen unvan. * Bey. * vc tan tma yaz s , takriz. * Son derece, pek ok, a r . * O uz Trklerinin 24 boyundan biri. * Akdeniz blgesinde yayg n bir iek.

be enilir

be enilme * Be enilmek i i veya durumu. be enilmek * yi ve gzel bulunmak. * Sevilmek, ho a gitmek. be enirlik * Be enme durumu, be enilir olma durumu. be eni be enme * Be enme. * Be enmek i i.

be enmek * yi veya gzel bulmak. * Benzerleri aras ndan birini seip ay rma. * Onaylamak, kabul etmek, tasvip etmek. be enmemek * yi veya gzel bulmamak. * Ku ku duymak, ku ku ile kar lamak. * Kmsemek, hor grmek. * Onaylamamak. be enmeyen k z n (veya kk k z n ) vermesin * bir durumun be enilmemesi kar s nda, be enmeyenin umursanmad n anlat r. be enmezlik * Be enmeme, iyi veya gzel bulmama. be lik * Beylik.

behavyorizm * Davran l k. behemehal * Her hlde, ne olursa olsun, ne yap p yap p, mutlaka. beher * Her bir. behey behime behim behimlik * Behim olma durumu. behi t behre behresiz beis * Engel, uymazl k. * Ktlk, zarar. beis grmemek * sak nca, zarar grmemek. beis yok bej * zarar yok, nemi yok. * Sar ya alan a k kahverengi. * Cennet, umak. * Pay, nasip, hisse. * Pay , nasibi, hissesi olmayan; bbehre. * k ma bildirmek iin kullan lan bir nlem. * Drt ayakl hayvan. * (duygular iin) Hayvanca, hayvana yak r biimde olan.

* Bu renkte olan. bek * Sert, kat ; sa lam. bek bek beka * Savunucu. * Hava gaz lmbas n n ucu. * Kal c l k, lmezlik.

beka bulmak * lmezlik erdemine ula mak, lmszle mek. bekar bekr * Diyezli veya bemoll bir sesin eski durumuna getirilmesini gsteren nota i areti. * Evlenmemi kimse. * Evli oldu u hlde ailesinden ayr , yaln z ya ayan kimse.

bekr kalmak (veya ya amak) * evlenmemek, evlenmemi olmak. * lm veya bo anma dolay s yla e ini yitirmek. bekr odas * Bekrlar n, ta radan gelmi i ilerin kalaca oda. bekra kar bo amas kolayd r * bilgi ve tecrbesi olmayan bir kimsenin i i hafife almas , nemsememesi, gere ince de erlendirememesi tbidir. bekret * K z o lan k z olma durumu, k zl k, erdenlik. * Safl k, temizlik, masumluk. * Sanat ve d ncede zgnlk, yenilik. * Do all k, tazelik.

bekrhane * Bekrlar n kalmas iin ayr lm veya dzenlenmi oda. * Bekrlar n ya ad mstakil ev. bekrl k * Bekr olma durumu.

bekrl k sultanl k * evlenmeden tek ba na ya aman n daha iyi oldu unu anlat r. bekas beki * Bir eyi veya bir yeri bekleyip korumakla grevli kimse. beki kalmak * koruyucu, gzc, denetleyici olarak beklemek. bekilik * Bekinin yapt i . * ulluk.

bekilik etmek * (bir eyi) bekleyip korumak. bekinme * Bekinmek i i.

bekinmek * nat etmek, direnmek. * Kapanmak, t kanmak. bekitme bekitmek * Kapamak, t kamak. bekle yrin k esini! * yak nda gerekle ece i san lmayan umutlar kar s nda sylenir. bekleme * Beklemek i i. * Vakit ldrme. * Bekitmek i i.

bekleme odas * Bir kimseyi veya bir ta t beklemek iin gelenlerin oturduklar yer. bekleme salonu * Doktor, avukat vb. ile gr me ncesinde oturulan yer. bekleme yeri * Bir kimseyi veya ta t beklemek iin ayr lan blme, bekleme odas , bekleme salonu. beklemek * Bir i oluncaya, biri gelinceye de in bir yerde kalmak, durmak. * Sre tan mak, acele etmemek. * Bir eyi, bir kimseyi gzetmek, korumak, muhafaza etmek. * Ummak. * Kar la lmas ihtimali bulunmak. * Aramak, istemek. beklemeli * S n fta kal p derslere devam etmeyen ( renci). beklenilme * Beklenilmek i i veya durumu. beklenilmek * Beklenmek. beklenme * Beklenmek durumu. beklenmedik * Birdenbire, ans z n. beklenmek * Beklemek i ine konu olmak. beklenmez * Beklenmeyecek durumda olan.

beklenmezlik * Beklenmeme durumu. beklenmezlik fiili * -aca /-ece i biimindeki s fat-fiil ekine tutmak fiili getirilerek yap lan ve i in istenmeden, beklenmeden oldu unu anlatan birle ik fiil. beklenti * Bir olgunun sonunda gerekle mesi beklenen ey. * Bireyin belli art ve durumlar n alaca biimler veya kendisinden beklenenler konusundaki n gr . * Bekle mek i i veya durumu.

bekle me

bekle mek * Birlikte veya kar l kl beklemek. bekletilme * Bekletilmek i i veya durumu. bekletilmek * Bekletmek i ine konu olmak veya bekletmek i i yap lmak. bekletme * Bekletmek i i.

bekletmek * Beklemek i ini birine yapt rmak. bekleyi * Beklemek i i veya biimi. bekri bekrilik Bekta * Hac Bekta Veli'nin tarikat na girmi olan kimse. Bekta babas * Bekta tarikat ndan olan dervi . Bekta dedesi * Bekta tarikat nda daha st makamlarda bulunan ve ynetimde sorumluluk ta yan dervi . Bekta s rr * ok gizli tutulan s r. Bekta zm * Ta k rangillerden bir al (Ribes grossularia). * Bu al n n mayho , nohut bykl nde, ak veya kara yemi i. bekta kavu u * Byk ve gzel iekler veren, l k iklimlerde yeti en bir kakts (Echinocactus). Bekta lik * Bekta tarikat . * Bekta tarikat ndan olma durumu. bel * kiye d kn, ikici, ayya . * kiye d knlk, ayya l k.

* aret. bel * nsan bedeninde g sle kar n aras nda daralm blm. * Bu blmn, s rt n alt na rastlayan blgesi. * Hayvanlarda omuz ba ile sa r aras . * Da s rtlar nda geit veren ukur yer. * Geminin orta blm. bel bel * Atm k, meni, sperm.

* Topra kazmaya veya kirizma yapmaya yarayan, uzun sapl , ayakla bas lacak yeri tahta, ucu sivri krek veya atal biiminde bir tar m arac . bel * Ses iddetiyle ilgili birim.

bel a r s * Bel evresinde olu an ve duyulan a r . bel ba * Bel kemeri. bel ba lamak * birisinin kendisine yard mc olaca na inanmak, gvenmek. bel bel * Durgun, anlams z bakmay anlatan bel bel bakmak deyiminde geer.

bel bellemek * topra belle kazmak. bel etmek * i aret koymak, i aret vermek. bel evld * (bir kimsenin) z ocu . bel f t * Bel blgesinde f t k. bel gev ekli i * Cinsel gc yitirme. bel kemeri * Elbise zerinden bele dolayarak bir toka ile tutturulan, deri, kuma veya metalden yap lan zel ba . bel kemi i * Omurga. * Bir eyin varl ile ilgili en nemli blm, temel, esas. bel k ra k ra * k r ta k r ta, sal na sal na. bel k rmak * gvdeyi, belden sa a sola bkmek. bel kndesi * (gre te) Ellerin arkadan gelip hasm n gbe i zerinde kilitlenmesi yolundaki kndeleme.

bel so uklu u * reme organlar n n ak nt l ve bula c bir hastal . bel so uklu una u ratmak * bir i e veya bir sze gereksiz yere kar arak onun ak n sektirmek. bel vermek * (duvar gibi dik eyler) d ar ya veya (tavan gibi yatay eyler) a a ya do ru kamburla mak. * destek olmak. bel * inden k lmas g, sak ncal durum. * Byk zarar ve s k nt ya yol aan olay veya kimse. * Hak edilen ceza. * (istenmedik bir davran a zorlayan) Etki. bel aramak * kavga karmak iin f rsat aramak. bel karmak * kavga karmak. bel kesilmek * birisine s k nt ve eziyet vermek, musallat olmak. bel okumak * birine beddua etmek. belgat * yi konu ma, szle inand rma yetene i. * Sz sanatlar n inceleyen bilgi dal , retorik. * Konuyu btn ynleriyle kavrayarak, hibir yanl ve eksik anlay a yer b rakmayan, yorum gerektirmeyen, yapmac ktan uzak, dzgn anlatma sanat . * Bir eyde gizli olan derin anlam. belgatli * Belgati olan.

belgatsiz * Belgati olmayan. belhat * Al kl k.

bellar mbare i * istenilmeyen, ka n lan bir durumun gerekle ti i bildirilirken alay yollu sylenir. bell * Yorucu, zc, can s k c . * Kavgac , irret. * Yolsuz kad nlar n zorba dostu. * -den dolay , -den sebebiyle.

bels

bels n bulmak * hak etti i cezay grmek. belya atmak (girmek veya u ramak) * beklenmedik bir bel ile kar la mak. belya u ramak

* ok kt bir durumla kar la mak. bely sat n almak * gz gre gre bely stne ekmek. belce * ki ka aras .

Belikal * Belika halk ndan olan (kimse). belde * ehir. * Mekn, yer, evre.

beldeitayyibe * Medine ehri. beled * ehirle ilgili. * Yerle ik. * Bir tr pamuklu, kal n kuma . belediye * l, ile, bucak gibi yerle im merkezlerinde temizlik, ayd nlatma, su ve esnaf n denetimi gibi kamu hizmetlerine bakan, yeleri halk taraf ndan seilen, tzel ki ili i olan te kilt. * Bu te kilt n bulundu u bina. belediye ba kan * Belediye te kilt n yneten kimse. belediye avu u * Zab ta i lerinde st grevli. belediye encmeni * Belediye kanununda belirtilmi grevleri yerine getiren, zel kanunlarla belediye meclisince verilen grevleri, belediye meclisi toplu bulunmad zaman, tetkik eden ve karara ba layan organ. belediye meclisi * Belediye tzel ki ili ine tan nan yetkileri kendinde toplayan organ. belediye nikh * Meden kanuna gre k y lan resm nikh. belediye polisi * Zab ta grevlisi. belediye reisi * Belediye ba kan . belediye saray * Belediyeye ait btn i lerin yap ld ve brolar n bir arada bulundu u byk yap . belediye sular * Belediye buyruklar na ve yasaklar na ayk r davran lar. belediye te kilt * Nfusu iki binden fazla olan yerle im yerlerinde hkmet karar yla kurulan, belediye ba kan , belediye meclisi, belediye encmeni ve belediye memurlar ndan olu an kurulu . belediyeci * Belediye i leri grevlisi.

belediyecilik * Belediye i leri. belediyelik * Belediyeyle ilgili. belediyelik olmak * belediye ile ilgili bir i i olmak. belek * Kundak, ocuk bezi. * Be i e konulan yatak. beleme * Belemek i i. belemek * (ocu u) Kundaklamak. * Be i e yat r p ba lamak. * Bulamak, bula t rmak.

belemir * Orta Anadolu'da tarlalarda yeti en, iekleri mavimsi renkte bir y ll k bir bitki, peygamber ie i, mavi kantaron (Cephalaria syriaca). belen * Bel. * Tepe, yksek yer; bay r. * Da zerindeki yksek geit, dik da yolu. belenme * Belenmek i i.

belenmek * Kundaklanmak. * Bulanmak, bula mak, rtlmek. belerme * Belermek i i. belermek belertme * (gz iin) Ak iyice belirecek biimde a lmak. * Belertmek i i.

belertmek * Gzlerini, ak ok grnecek biimde amak. bele * Kar l ks z, emeksiz, paras z elde edilen. bele (veya bah i ) at n di ine (veya ya na) bak lmaz * bedava gelen eyde kusur aranmaz. bele i bele ilik * Paras z geinmeyi seven, lp, bedavac . * Bele i olma durumu.

bele e konmak * emek, para vermeden elde etmek. bele ten beletme * Beletmek i i. beletmek belge * Kundaklatmak. * Bir gere e tan kl k eden yaz , foto raf, resim, film vb. vesika, dokman. * Emek vermeden, kar l ks z.

belge almak * (iki y l ayn s n fta st ste kalan renci) okuldan uzakla t r lmak, okuldan kar lmak. belgeci * Belgesel filmler yapan, yneten sinemac . belgegeer * Yaz l , bilgi ve belgelerin telefon sistemi vas tas yla bir yerden bir yere iletilmesini an nda sa layan ara, faks. belgeleme * Belgelemek i i, tevsik. belgelemek * Bir olgunun do ru oldu unu belge ile gstermek, ortaya karmak, tevsik etmek. belgelendirme * Belgelendirmek i i. belgelendirmek * Belge gstererek belirtmek. belgelenme * Belgelenmek i i. belgelenmek * Belgelemek i ine konu olmak. * ki y l st ste ayn s n fta kalan renci okuldan kar lmak. belgeli * Belgesi olan. * ki y l st ste s n fta kald iin okula devam etme hakk n yitirerek belge alan. * Belge ve yaz lar n sakland yer, ar iv. * Belge niteli i bulunan ( ey), dokmanter. * Belge niteli i ta yan film veya televizyon program .

belgelik belgesel

belgesel film * Hayattan al nan herhangi bir olguyu, kendi tabi evresi ve ak iinde veya gere e en yak n biimde haz rlanm yapay bir yerde i leyen, belirli bir amac yans tan film. belgeselci * Belgesel, film eken veya bunun zerinde al an (kimse). * Belgesel niteli indeki eserleri seven veya bunlarla ilgilenen (kimse).

belgeselcilik * Belgeselcinin yapt i . belgi * Bir eyi benzerlerinden ay ran zellik, iar, almet, ni an. * Duyu , d n ve inan taki ay r c zellik, iar.

belgileme * Belgilemek i i. belgilemek * Belgi ile gstermek. belgili * Belgiye dayanan, belirli olan. belgin belginlik belgisiz * Tam ve kesin olarak belirlenmi olan, sarih. * Belgin olma durumu, sarahat. * Belirli olmayan, i aret edilemeyen, gayrimuayyen.

belgisiz s fat * Bkz. belirsizlik s fat . belgisiz zamir * Bkz. belirsizlik zamiri. belgisizlik * Belgisiz olma durumu. belgit burhan. beli * Senet. * Bir nermeyi tan tlamak iin gsterilen ve daha nce do ru diye kabul edilen ba ka nerme, hccet,

* Evet.

beli a lmak * kk aptesini tutamaz olmak. beli bkk * Beli bklm , gsz, zavall . beli bklmek * ya l l k yznden gsz kalmak, bir i yapamayacak duruma d mek. beli kmek * kamburla mak. beli gelmek * cinsel birle me s ras nda salg bo almak. beli * Belgati olan, belgatli. belik

* Sa rgs. belik belik * rg rg, rg hlinde. belikleme * Beliklemek i i. beliklemek * Salar rmek. belinden gelmek * birinin dl olmak. belini bkmek * aresizlik iinde b rakmak. belini do rultmak (veya do rultamamak) * yeniden durumunu dzeltmek. belini k rmak * birini bir eyi yapamaz duruma getirmek. belini vermek * dayamak,yaslanmak. belinleme * Belinlemek i i. belinlemek * Birden uyanarak evresine korku ile a k n a k n bakmak, irkilmek. belirgin * Belirmi durumda olan, besbelli, a k, bariz, sarih.

belirginle me * Belirgin duruma gelme. belirginle mek * Belirgin duruma gelmek. belirginle tirme * Belirgin duruma getirme. belirginle tirmek * Belirgin duruma getirmek. belirginlik * Belirgin olma durumu. belirleme * Belirlemek i i, tayin. belirlemek * Belirli duruma getirmek, belirli k lmak, tayin etmek. * Yeni bir kavram , zn olu turan geleri a klayarak tan mlamak, s n rlamak. * Bir kavram , ay r c bir ge ekleyerek s n rlamak, kapsam bak m ndan daraltmak, genellemek kar t . belirlenim * Belirli duruma gelme i i. * Bir kavram n anlam n n, ieri inin, yap s n n veya s n rlar n n tam olarak belirlenmesi i i, gerektirim, determinasyon.

belirlenimci * Belirlenimcilik yanl s olan (kimse), gerekirci, determinist. belirlenimcilik * Her olay n ba ka olaylar n gerekli ve ka n lmaz bir sonucu oldu unu ileri sren reti, gerekircilik, determinizm. belirlenme * Belirlenmek i i. belirlenmek * Belirli duruma getirilmek. belirlenmezci * Belirlenmezcilik yanl s olan (kimse), indeterminist. belirlenmezcilik * Nedensellik yasas na ba l olmayan, bir sebebe ba lanmayan olay ve durumlar n da bulundu unu ne sren gr , indeterminizm. * nsan iradesinin hibir arta ba l olmad n , iinde bulundu u artlarla belirlenmedi ini, insan n zgr iradesinin nedensellik yasas na ba l olmad n savunan gr , indeterminizm. belirle me * Belirle mek i i veya durumu. belirle mek * Belirgin duruma girmek. belirli * A k ve kesin olarak s n rlanm veya kararla t r lm olan, muayyen.

belirli belirsiz * Yar belirgin durumda, az ok belli olan. belirli gemi * Fiilin belirtti i kavram n, iinde bulunan zamandan nce olup bitti ini kesinlikle bildiren kip, -di'li gemi , grlen gemi . Bu zaman Trkede -d (-di) / -t (-ti) ekiyle kar lan r.Ald , biti, utu vb. belirli nesne * Belirtme durumu ekini alm , gei li fiil durumunda olan yklemle ilgili kelime veya kelime grubu. belirlilik * Belirli olma durumu. belirme belirmek * Belirmek i i, tebellr etme. * (nce belli veya grnr olmayan bir ey iin) Ortaya kmak, tezahr etmek. * Bir d nce veya durum iin, kesin bir biim almak, tebellr etmek. * yice grnr ve anla l r bir durum almak, tebarz etmek. * Belirli olmayan, gayrimuayyen. * Niteli i hakk nda tam bir bilgi edinilemeyen, mphem. * Bilinmeyen, mehul.

belirsiz

belirsiz gemi * Fiilin belirtti i kavram n, iinde bulunulan zamandan nce olup bitti ini ba kas ndan duyarak veya belirsiz olarak bildiren kip, -mi 'li gemi , grlmeyen gemi . Trkede bu zaman -m / -mi ekiyle kurulur: Gelmi , glm , a lam gibi.

belirsizlik * Belirsiz olma durumu, mphemiyet. belirsizlik s fat * simleri yakla k, kabataslak belirten s fat: baz , birka, her, birtak m, filan vb. belirsizlik zamiri * smin yerini belirsiz, kabataslak tutan zamir: baz s , birka , biro u, az , herkes, biri vb. belirte * Zarf. belirten belirti belirtik belirtilen * Tamlanan. belirtili * Belirtisi olan. * Belirtilmi olan, belirli k l nan. * Tamlayan. * Bir olay n veya durumun anla lmas na yard m eden ey, almet, ni an, ni ane. * A k, belli, sarih.

belirtili nesne * Belirtme durumundaki nesne, sarih meful. belirtili tamlama * Tamlayan -in (-nin) tak s , tamlanan nc ki i iyelik eki alan ve belirli bir kavram ta yan tamlama: Do an' n kalemi, ie in kokusu gibi. belirtilme * Belirtilmek i i. belirtilmek * Belirtmek i ine konu olmak. belirtisiz * Belirtisi olmayan. * Belirtilmemi olan. belirtisiz nesne * Yal n durumdaki nesne. belirtisiz tamlama * Tamlayan yal n durumda olan, tamlanan genellikle nc ki i iyelik eki alan ve o u kez tr kavram veren isim tamlamas : Ankara kedisi. Tuz Gl gibi. belirtken * Bir zl szle birlikte kullan lan i aret. * Soyut bir eyin, bir kavram n sembol olan varl k veya e ya, amblem. * Gsterge. * Belirli k lma, gr bildirme, tasrih. belirtme durumu

belirtme

* Yklemi gei li bir fiil olan cmlede fiilin do rudan etkiledi i -i (- , -u, -) ekini alm isim, ykleme durumu, i hli, akuzatif. Evi grdm. Yaz y okudum. belirtme grubu * Tamlamalardan daha geni kelime dizisi: Kal n bir kitab n ssl cilt kapa bir belirtme grubudur. belirtme s fat * Bir ismi gsterme, soru, say veya belirsizlik bak mlar ndan belirten s fat: Bu kap . Birinci dnem. Ka renci? Hangi ev? ocuk gibi. belirtmek * A klamak, tebarz ettirmek. belit * Kendili inden apa k ve bundan dolay teki nermelerin n dayana say lan temel nerme, mtearife, aksiyom: "Tm, paralar n her birinden byktr" sz bir belittir. belitken belitleme * Belitler sistemi. * Belitlemek i i. * Tmden geli imci bir bilime esas olacak belit sistemi.

belitlemek * Belgeye dayanarak ortaya koymak. * Belitleme kuram n ortaya koymak. belitlenebilirlik * Belitlenebilen kuram. beliye belki * Muhtemel olarak, olabilir ki. * Olsa olsa, ya ... ya, ihtimal. belki de * u da olabilir. belkili * Olas l , muhtemel. * Do ru olabilece i gibi, yanl da olabilen, belli ve kesin olmayan, olas l , ihtimal. * Felket, keder, tasa.

belladonna * Gzelavrat otu. belle ini yitirmek * bellek kayb na u ramak. bellek * Ya ananlar , renilen konular , bunlar n gemi le ili kisini bilinli olarak zihinde saklama gc, ak l, haf za, da arc k. * Bir bilgisayarda, program de i meyen verileri, yap lacak i iin gerekli olan ara sonular toplayan blm. bellek kar kl * Kelimelerin do ru anlam n hat rlayamamak veya ilk olarak grlen bir eyi nce grd n sanma duygusuna kap lmak biiminde beliren bir ruh hastal . bellek kayb * Bellek yitimi.

bellek yitimi * Byk sars nt veya humma yznden belle in bozulmas veya kaybolmas biiminde beliren ruh hastal . * Belle in k sa bir sre durup i lememesi. bellem belleme belleme bellemek * renip ak lda tutmak. * Sanmak. bellemek * Bel denilen arala topra i lemek. bellenmek * Bellenmek (I) i ine konu olmak, renilmek. bellenmek * Bellenmek (II) i ine konu olmak. belleten belletici * al t r c , retici, mzakereci. belletme * Belletmek i i. * Bilim kurumlar n n al malar ile ilgili yaz ve haberlerin yay mland dergi. * Bellemek yetisi. * Bellemek i i. * At ve benzeri hayvanlar n s rt na vurulan kee, me in veya kal n kuma paras , yap k, ha a.

belletmek * Bellemesini sa lamak, retmek. belletmen * Orta retimde ettleri denetleyen kimse, belletici. belli * Beli olan. belli * Bilinmedik bir yan olmayan, malm. * Gizli olmayan, ortada olan, anla lan, bedih, zahir, a ikr. * Belirli, muayyen.

belli ba l * Belirli, muayyen. * nemli. belli belirsiz * Zorlukla seilebilen, yar belli, yar bellisiz, duyulabilen, ok az belli olan. belli etmek * a klamak, iyice grnr anla l r duruma getirmek. * sezdirmek, hissettirmek. belli olmak

* anla lmak, a klanmak. bellik * aret, marka. bellilik bellisiz belsem * Belli olma durumu, bedahet, muayyeniyet. * Belli olmayan, bilinemeyen. * Bkz. balsam.

bembeyaz * ok beyaz veya her yan beyaz, apak. * P r l p r l, apa k. bemol * Bir sesin yar m ton kal nla t r laca n gsteren nota i areti. * Bylece kal nla t r lm (ses). ben * o u do u tan, tende bulunan ufak, koyu renkli leke veya kabart . * En ok zmde grlen olgunla ma belirtisi. * Sata, sakalda beliren beyazl k. ben * Olta veya tuza a konulan yem. * Ku un yavrusuna ta d yem. * Tekil birinci ki iyi gsteren zamir. * Ki iyi br varl klardan ay ran bilin. * Bir kimsenin ki ili ini olu turan temel ge, ego.

ben

ben bu i te yokum * ben bu i e kar mam. ben hanc , sen yolcu olduka * zel ili kilerimiz srp gittike (senin bana i in d er). ben ah m (veya eyhimi) bu kadar severim * ben bundan daha ok zveride bulunamam. benbenci * Kendini ok ven, hep kendinden sz eden, kibirli, gururlu.

benbencilik * Benbenci olma durumu. bence benci * Kendini be enen, kendini her konuda stn gren, hodpesent, megaloman. bencil * Yaln z kendini d nen, kendi karlar n herkesinkinden stn tutan, hodbin, hodkm, egoist. * Bencillik retisine inanan. * Bana gre, d nd m gibi.

bencil olmak

* bencilce davran ta bulunmak. bencilce * Bencile yak r biimde. bencileyin * Benim gibi. bencilik * Benci olma durumu, hodpesentlik, egoizm. * nsan n btn eylemlerinin ben sevgisiyle belirlenmi oldu unu, buna gre ahlkl l n da yaln zca kendini koruma igdsnn bir biimi oldu unu ileri sren reti. * Kendi benini ve kar n hayat n mutlak ilkesi yapan anlay . bencille me * Bencille mek i i. bencille mek * Bencil duruma gelmek. bencillik * Bencil olma durumu, hodbinlik, egoistlik, egoizm.

bencillik etmek * bencil davranmak. bende * Kul, kle. bendegn * Kullar, kleler. bendeg * Kulluk, klelik. * Kle ile ilgili, kleye ait.

bendehane * Bendenin, klenin evi. benden de al o kadar * Bkz. al benden de o kadar. benden gnah gitti * Bkz. benden sylemesi. benden sylemesi * ben zerime bor sayd m eyi syledim, kendimi sulu saymam. bendeniz * alak gnlllkle ben yerine ve "kleniz'" anlam nda kullan l r.

bendeniz cennet ku u * kendini tan t rken kullan lan bir deyim. bendezade * Bendenin o lu. bendir benef e * Alaturka alg aleti. * Menek e.

benek

* Herhangi bir ey zerindeki ufak leke, nokta, puan. * Gne lekeleri yresinde grlen, parlak taneciklerden ve parlak damarlardan olu mu blm, fekl.

beneklenme * Beneklenmek i i. beneklenmek * Benek olu mak. benekle me * Benekle mek i i veya durumu. benekle mek * Benek benek durum almak. benekli * Ufak lekeleri bulunan.

benekli kpek bal * Kara benekli, kk boyda bir cins kpek bal (Scylliorhinus canicula). bengi bengi * Ege ve Gney Marmara blgesinin halk oyunlar ndan biri. bengi su * ene sonsuz hayat verdi ine inan lan ve efsanelerde geen su, ab hayat. * Sonu olmayan, hep kalacak olan, lmsz, ebed.

bengileme * Bengilemek i i. bengilemek * Bengi k lmak, sonsuz ya ama niteli i kazand rmak, lmszle tirmek, ebedle tirmek. bengile me * Bengile mek i i. bengile mek * Sonsuz ya ama niteli i kazanmak, lmszle mek, ebedle mek. bengilik * Zamanla ilgisi, ba lang c ve sonu olmayan varl k. * lmezlik, ebedlik. * Sonsuz ve llmez zaman.

beni sokmayan y lan bin (y l) ya as n * zararl oldu u bilinen, ama kimseye ktl dokunmayan ki iyle u ra mamal d r. benidem * demo ullar , insanlar. benibe er * nsan. beniinci * Ki inin benli ini merkez sayma gr , benmerkezci. beniincilik

* Dnyada ki inin benli ini merkez sayan felsefe gr , benmerkezcilik, egosantrizm. benildeme * Benildemek i i. benildemek * Belinlemek. benim diyen * kendine gvenen, gl oldu una inanan. benim o lum bina okur, dner dner yine okur * "ok al mas na kar l k verimli ve yararl olmuyor" anlam nda k nama veya ele tiri belirtmek iin kullan l r. benimseme * Benimsemek i i, sahip kma, tesahup. benimsemek * Bir eyi kendine mal etmek, sahip kmak, kabullenmek, tesahup etmek. * Bir eye, birine ba lanmak, s nmak. benimsenme * Benimsenmek i i. benimsenmek * Benimsenmek i ine konu olmak. benimsetme * Benimsetmek i i. benimsetmek * Birinin benimsemesini sa lamak. benimseyi * Benimsemek i i veya durumu. beniz * Yz rengi.

beniz gemek * benzi solmak. benizli * Benzi bulunan, benze sahip olan.

benlenme * Benlenmek i i. benlenmek * Ben olu mak. benli benli * Teninde ben bulunan. * Bkz. senli benli.

benli i yo urmak * ki ili i olu turmak. benli inden kmak

* kendine benzemez olmak. benlik * Bir kimsenin z varl , ki ili i, onu kendisi yapan ey, kendilik, ahsiyet. * Kendi ki ili ine nem verme, ki ili ini stn grme, kibir, gurur. benlik at mas * Benli in n plna kmas ile ba gsteren at mas . benlik davas * Her eyi kendi d ncesine uydurmak ve her eyde sz sahibi olmak abas . benlik ikile mesi * znenin ki ili ini iki veya daha ok bilin merkezine blen ve tek ki ide e itli ki ilikler durumunda beliren bir ruh hastal . benlik yitimi * Ki ilik duygusunun ve benlik bilincinin yitirilmesi ile beliren ruh hastal . benliki * Her konuda hep kendini ileri sren, hep kendinden sz eden (kimse). * Benlikilik yanl s olan (kimse).

benlikilik * Her konuda hep kendini ileri srme, hep kendinden sz etme durumu. * Kendi benli inin geli imini, btn davran lar n n ilkesi yapan ki inin niteli i, egotizm. benmari * Bir kab kaynar suya oturtmak yolu ile iindekini s tmak veya eritmek yntemi.

benmerkezci * Beniinci. benmerkezcilik * Beniincilik. bent * Ba , rab t. * Kanun maddesi; kitaplarda kendi iinde btnlk olu turan blm. * Suyu biriktirmek iin nne yap lan set, b et. * Gazete yaz s . * Ba lam.

bent etmek * kendine ba lamak. bent olmak * ba lanmak, tutulmak. benzeme * Benzemek i i.

benzemek * ki ki i veya nesne aras nda birbirini and racak kadar ortak nitelikler bulunmak, and rmak. * San s n uyand rmak, gibi grnmek. benzemeklik * Benzer olma durumu. benzemez * skambil veya okey oyununda farkl k tlar n veya ta lar n bir araya gelmesi.

benzen benzer

* Maden kmr katran ndan kar lan C6H6 formlndeki hidrokarbonun bilimsel ad .

* Nitelik, grn ve yap bak m ndan bir ba kas na benzeyen veya ona e olan ( ey), m abih, mmasil. * Bkz. benze im. * Baz nemsiz veya tehlikeli sahnelerde as l oyuncunun yerine kan, yap ve yz bak m ndan bu oyuncuyu and ran kimse, dublr. benzer ekiller * Kenarlar n n uzunluklar aras ndaki oran de i memekle birlikte kar l kl a lar e it olan ekiller. benzeri benzerlik durum. * Benzerlik gsteren, benzer. * Benzer olma durumu. * ki gende k elerinin e lenmesine gre kar l kl a lar n e ve kar l kl kenarlar n orant s ndan do an

benzersiz * Benzeri olmayan, e siz. benzersizlik * Benzersiz olma durumu. benze * Birbirine benzeyen, aralar nda benzerlik bulunan, m abih, nazir. benze en * nl veya nsz benze melerinde etki alt nda kalan nsz veya nl: St (st-), ekmekten (ekmekten), odalardan (oda-lar-dan) kelimelerinde bulunan -, -ten, -dan eklerindeki nsz veya nller gibi. benze ik * Benze me zelli i gsteren.

benze im * Baz ortak ynleri olan iki ey aras ndaki benze me. * ki eklin kenarlar n n uzunluklar aras ndaki oran de i memekle birlikte, kar l kl a lar n n e it bulunmas durumu. benze im oran * ki eklin kenarlar n n aras ndaki oran. benze lik * Benze olma durumu, m abehet. benze me * Benze mek i i. * Bir kelimede bir sesin ba ka bir sesi kendisine benzetme etkisi: yurt-da > yurtta , ar anba > ar amba, o + bir < br gibi. benze mek * Birbirine benzemek, m abih olmak. benze mezlik * Bir kelimede bulunan ayn veya benzeri seslerden birinin de i ikli e u ramas , disimilsyon: K nnap > k rnap, attar > aktar, kehribar > kehlibar gibi. benzeti * Benzetme, asl ndan kopya edilmi , te bih.

benzeti ressam * Byk sanat lar n yapt klar n , orijinaline bakarak yapan ve benzeti oldu unu belirten ressam. benzetici * Benzeterek yapan, sahteci, kopyac .

benzetici ressam * Byk sanat lar n slbunda al arak, yapt i leri orijinal eser diye satan sahteci ressam. benzetilme * Benzetilmek i i. benzetilmek * Benzetmek i ine konu olmak. benzeti * Bir eyi ba ka bir eye benzetmek i i veya biimi. benzetme * Benzetmek i i. * Bir eyin neteli ini anlatmak iin, o niteli i eksiksiz ta yan bir eyi rnek olarak gsterme i i, te bih. benzetmek * Benzer duruma getirmek. * Bir eyde ba ka eye benzeyen ynler bulmak. * Kt bir duruma getirmek, bozmak. * Dvmek. benzetmek gibi olmas n * kt bir sona u ram birinden veya bir eyden sz ederken, ona benzetilen kimse veya ey iin kt bir duygu beslenilmedi ini anlat r. benzeyi * Bir eyin ba ka bir eye benzemesi durumu. benzeyi sizlik * Benze memek durumu. benzi atmak (veya umak) * ans z n yznn rengi sararmak, solmak. benzi kl gibi olmak * yznden kan ekilmek, yz sararmak. benzi sararmak * yznn rengi solmak. benzi umak * yz sararmak. benzin * Petroln dam t lmas ile elde edilen, zgl a rl yakla k 0,65 olan, renksiz, uucu, kendine zg kokusu bulunan bir s v . * Benzen. benzin istasyonu * Aralar n benzin, ya gibi ihtiyalar n kar layan, yolculara dinlenme ve al veri imkn veren tesis, benzinlik. benzin pompas * Benzinlikte ara depolar na benzin koyma ve verilen benzin tutar n gsterme arac .

benzinci

* Benzin sat lan yer veya benzin satan kimse.

benzincilik * Benzincinin i i veya mesle i. benzinde kan kalmamak * kans zl k sebebiyle yz sararmak. benzine kan gelmek (veya benzi kanlanmak) * sa l kl duruma gelmek, canlanmak. benzinleme * Benzinlemek i i veya durumu. benzinlemek * Benzin dkerek yakmak. * Bir nesneyi benzine bulamak. benzinli benzinlik * Benzin sat lan yer, benzin istasyonu. benzol beraat * Benzin ve tolen kar m bir akaryak t. * Aklanma. * Benzinle al an (motor, makine vb.).

beraat etmek * aklanmak, temize kmak. beraat zimmet * Borcu, verece i olmama durumu, borsuzluk. beraat zimmet as kd r * tersi ispatlanmad ka insanlar n susuz say lmalar ilkesini anlat r. beraber * Birlikte, bir arada. * Ayn dzeyde. * -e ra men, -e kar n.

beraberce * Birlikte, beraber olarak. berabere bitmek * (oyun, yar ma) tak mlar n ayn say y almas yla sonulanmak. berabere kalmak * (oyun, yar ma iin) tak mlar ayn say y almak veya denk gelmek, ba a ba kalmak, ba a ba gelmek. beraberinde * yan nda. beraberlik * Birlikte olma durumu. * Ba ba a kalma durumu. beraberlik mzi i

* Orkestra, koro veya oda mzi inde oldu u gibi birok sesin olu turdu u mzik. berat * Bir bulu tan, bir haktan yararlanmak iin devlete verilen belge, patent. * Osmanl mparatorlu unda bir greve atanan, ayl k ba lanan, san, ni an veya ayr cal k verilen kimseler iin kar lan padi ah buyru u. Berat Gecesi * Hz. Muhammed'e peygamberli in Cebrail arac l yla bildirildi i aban ay n n 15. gecesine rastlayan kandil gecesi. Berat Kandili * Bkz. Berat Gecesi. berbat * Kt. * Bozuk. * irkin, be enilmeyen. * Darmada n, bak ms z, peri an, viran. berbat etmek (veya eylemek) * kt duruma getirmek. * bozmak. berbat olmak * kt duruma gelmek; kirlenmek. * bozulmak. berber * Sa ve sakal n kesilmesi, taranmas ve yap lmas i iyle u ra an veya bunu meslek edinen kimse. * Bu i in yap ld dkkn.

berber bal * Hanigillerden, kuyru unun atal ok uzun olan, Akdeniz'de ya ayan, eti yenilen bir bal k (Serranus anthias). berber bataryas * Berber dkknlar nda lvaboya su akmas n sa layan deve boynu biimindeki musluk tak m . berber ra * Berber ustas n n yan nda yeti tirilmek zere al an ocuk. berber dkkn * Berber. berber koltu u * Berberler iin yap lan hareketli, oynar ba l kl zel koltuk. berber salonu * Byk berber dkkn . Berber berberlik * Berberin yapt i . berceste * Sa lam ve ltif. * Seilmi , seme. * Sanat de eri yksek anlamlar ta yan dize. * Kuzey Afrika'daki Cezayir blgesinde Berberistan halk ndan veya bu halk n soyundan olan kimse.

berdelacuz * Halk tahminine gre, 9-18 Mart aras nda grlen kocakar so u u. berdevam * Srmekte olan, srp giden. berdu * Ba bo , serseri. * Pis, bozuk, bak ms z. bere * Vurma ve incitme sonucu vcudun herhangi bir yerinde olu an rk. * Herhangi bir eyde grlen izik, ezik. bere * Yuvarlak, yass ve sipersiz ba l k. bereket * Bolluk, grlk, ongunluk, feyz, feyezan. * yi ki, neyse ki, iyi bir rastlant olarak. * Ya mur.

bereket ki (veya bereket versin ki) * iyi ki, Tanr 'ya kr ki. bereket versin * para alan kimsenin syledi i iyi dilek sz. * bir kimsenin bir durumdan ho nutlu unu anlatmas , teselli bulmas . bereketlenme * Bereketlenmek i i veya durumu. bereketlenmek * o almak, artmak. bereketli * Bol, verimli.

bereketli ola! (veya olsun!) * yemek yemekte olanlara veya rnlerini dev irenlere sylenen iyi dilek sz. bereketlilik * Bereketli olma durumu. bereketsiz * Kendinden beklenen yararl sa layamayan ( ey). bereketsizlik * Bereketsiz olma durumu. bereleme * Berelemek i i. berelemek * Bereli duruma getirmek. berelenme * Berelenmek i i veya durumu. berelenmek * Bereli duruma gelmek.

bereli bereli

* Beresi olan. * Beresi olan.

berenar * yle byle, az ok, biraz, olduka. bergamod * Sar ms pembe renginde olan. bergamot * Turungillerden bir a a (Citrus bergamia). * Bu a ac n, kabuklar ndan reel yap lan ve esans kar lan meyvesi. bergzar berhane * Anmak iin verilen hat ra, arma an, yadigr. * Byk, harap, kullan s z ev.

berhane gibi * gere inden ok byk (ev). berhava * Havaya verilmi , uurulmu . * Yarars z, bo .

berhava etmek * havaya uurmak. * bitirmek, yok etmek. berhava olmak * patlama yolu ile havaya umak. * bo a gitmek. berhayat berhudar * Hayatta olan, canl , ya ayan. * Mutlu.

berhudar ol! * "iyi gnler gresin" anlam nda dilek olarak kullan l r. beri * Konu an n nndeki iki uzakl ktan kendisine daha yak n olan . * Bu uzakl kta bulunan. * kma durumundaki kelimelerden sonra getirilerek bir i in ba lang c n gsterir. beribenzer * S radan baya , alelde. beriberi * Genellikle Uzak Do u lkelerinde B vitamini eksikli inden ileri gelen bir hastal k. beriki * Beride olan. * Beride olan ey veya kimse.

beril

* Do ada alt gen billrlar durumunda bulunan, saydam, o u ye il renkli berilyum ve aliminyum silikat. berilyum * Atom numaras 4, yo unlu u 1,84, atom a rl 9,013 olan, zmrt gibi baz ta lar n birle iminde bulunan, 29700C de eriyen, havan n etkisine kar ince bir oksit tabakas yla kapl element. K saltmas Be. berjer * Arkas kabar k ve yksek oturacak yeri geni koltuk. berk * Sert, kat . * Sa lam.

berkelyum * Atom numaras 97, atom a rl 294 olan, amerikyum veya kryumdan elde edilen yapay element. K saltmas Bk. berkemal berkime * Mkemmel, pek iyi. * Berkimek i i.

berkimek * Sa lamla mak, g kazanmak, peki mek. berkinme * Berkinmek i i veya durumu. berkinmek * Berkimek. * Peki tirilmek. berkitme * Sa lamla t rma, tahkim, takviye.

berkitmek * Sa lamla t rmak, tahkim etmek, takviye etmek. berklik * Sa laml k. * Sertlik, kat l k.

berlam

* nce pullu, s rt a k kahverengi, yanlar ve karn beyaz, ortalama 30-40 cm boyunda, Marmara ve Ege deniziyle Akdeniz'de bol bulunan bir bal k tr (Merluccius merluccius). bermuda bermutat * Al lagelen biimde, her zaman oldu u gibi. berrak * Duru, temiz, ayd nl k, a k. * Dizlere kadar inen dar ve k sa pantolon.

berrakla ma * Berrakla mak i i veya durumu. berrakla mak * Berrak duruma gelmek, durula mak.

berrakla t rma * Berrakla t rmak i i. berrakla t rmak * Berrak duruma getirmek, durula t rmak. * A k, net ve kolay anla l r duruma getirmek. berrakl k * Berrak olma durumu, duruluk. berri * Kara ile (toprakla) ilgili, karasal. bertafsil bertaraf * A klamal , uzun uzad ya, a k olarak. * Bir yana, yle dursun.

bertaraf etmek * ortadan kald rmak, gidermek. bertaraf olmak * ortadan kalkmak, yok edilmek. bertik * Yara, bere. * ncinmi , burkulmu . * Deride mor leke, rk. * Bertilmek i i veya durumu. bertilmek * ncinmek, burkulmak. * Berelenmek yaralanmak. * Morarmak, rmek. bertme * Bertmek i i. bertmek berzah besalet * Bertilmek. * K stak, dar dil. * Yi itlik, yararl l k.

bertilme

besbedava * Pek ucuz. besbelli * A k, apa k, ok belli. * Anla ld na gre, anla l yor ki. * ok kt.

besbeter

beselemek * Bkz. eselemek beselemek.

beserek

* Tyl ve dam zl k erkek deve.

besermek * Bkz. esermek besermek. besi * Ya atmak ve geli tirmek iin gereken besinleri yedirip iirmek i i. * Bir eyi istenilen durumda tutmak ve oturtmak iin kullan lan takoz gibi eyler.

besi doku * Tohumlar n iinde embriyonu evreleyen blm. * Yumurta ak maddesi. besi dokulu * Besi dokusu olan. besi dokusu * Besi doku. besi dokusuz * Besi dokusu olmayan. besi hayvan * Beslenmek amac yla yavru iken al nan veya besiye ekilen hayvan. besi meras * Besleme de eri olduka yksek mera bitkileri ile kapl olan ve gerekti inde ilve yemler de verilerek zellikle kesime gnderilecek hayvanlar n fazla canl a rl k kazanmalar iin otlat ld klar do al veya sun' verimli mera. besi r * Tohum imlenirken yeni kan bitkiyi beslemeye yarayan ve embriyonun evresine yay lm bulunan besleyici maddelerin btn. besi suyu besici besicilik * Besicinin yapt i . besihane besili besin * Besi yap lan yer. * Semiz, semirtilmi . * Yenilebilir, beslenmeye elveri li her tr madde, az k, g da. * Ya amak, varl n srdrmek iin gerekli ey. * Besini olan, g dal . * Besini olmayan, yeterli besin almayan, g das z. besinsizlik * Bitkilerin damarlar nda dola an besleyici su. * S r, davar gibi hayvanlar besleyerek semirten, satan kimse.

besinli besinsiz

* Besinsiz olma durumu, g das zl k. besiye ekmek * hayvan semirtmek iin al t rmadan beslemek. besle kargay , oysun gzn * nankrlk edenler iin sylenir. beslek besleme * Besleme, hizmeti, ahretlik. * Beslemek i i. * Evltl k olarak al nan, ev i lerinde al t r lan k z. * Herhangi bir kurulu u, onun madd yard mlar dolay s yla kr krne destekleyen.

besleme bas n * kar u runa, herhangi bir kurulu un veya iktidardaki glerin gr lerini savunan bas n. besleme gibi * giydi ini kendine yak t ramayan (k z). besleme k z * Besleme. beslemek * Yiyecek ve iece ini sa lamak. * Yedirmek. * Semirtmek. * Eklenmek, kat lmak, o altmak. * Bir eyi korumak veya sa lamca durmas n sa lamak iin, evresini veya alt n desteklemek, doldurmak, peki tirmek. * Yeti tirmek. * Bir duyguyu gnlde ya atmak. * Madd yard m yapmak, desteklemek. beslemelik * Besleme. * Besleme olarak. beslenen beslengi * Snmsz. * Hizmeti, evltl k, besleme.

beslenilme * Beslenilmek i i veya durumu. beslenilmek * Beslenmek i ine konu olmak. beslenme * Beslenmek i i. * Vcut iin gerekli besin maddelerinin al m . beslenme bozuklu u * Baz organ ve dokularda veya organizman n btnnde ekil veya al ma dzensizli i meydana getiren, bir veya birka beslenme grevinin bozulmas . beslenme antas * Anaokulu ve ilk retim okullar n n rencilerinin beslenme saatinde yiyeceklerini iinde bulunduran anta.

beslenme e itimcisi * Beslenme e itimi ile u ra an uzman. beslenme e itimi * Besin maddelerinin zellikleri, insan vcudunun geli mesinde yiyeceklerin etkisi ve grevi, yiyecek seiminde dikkat edilmesi gereken noktalar, iyi beslenmenin sa l k ynnden nemi, ucuz ve dengeli beslenmenin yollar gibi konular i leyen bilim dal . beslenme odas * Anaokulu, ilk retim okulu gibi e itim kurumlar nda yemek yenilen yer. beslenme saati * Anaokulu, ilk retim okulu gibi e itim kurumlar nda yemek yeme zaman . beslenme uzman * Beslenmenin genel zelliklerini kitle ap nda ele alan, inceleyen yetkili. beslenmek * Kendini beslemek. * Beslemek i ine konu olmak. besletme * Besletmek i i veya durumu.

besletmek * Beslemek i ini ba kas na yapt rmak. besleyici * Besleyen, beslemeye yarayan, besin de eri yksek, mugaddi. * Yz ve boyunda gne lekelerini azalt p l hcreleri atan krem tr. * Bkz. besili.

besli besmele

* "Ac yan ve esirgeyen Tanr 'n n ad ile" anlam na gelen ve bir i e ba larken sylenilen Arapa bismillahirrahmanirrahim sznn k saltmas . besmele ekmek * bismillahirrahmanirrahim szn sylemek. besmelesiz * ocuklar iin "pi" anlam nda kullan lan bir svg. * Besmele ekmeden. beste * Bir mzik eserini olu turan ezgilerin btn.

beste ba lamak * bestelemek. beste yapmak * bir mzik eseri yaratmak. besteci bestekr * Beste yapan kimse, bestekr, kompozitr. * Besteci.

besteleme * Bestelemek i i. bestelemek * Beste yapmak. bestelenme * Bestelemek i i. bestelenmek * Bestelemek i ine konu olmak, bestesi yap lmak. besteli bestelik * Bestesi olan, bestelenmi . * Beste olma durumu.

bestenigr * Klsik Trk mzi inde en eski birle ik makamlardan biri. bestesiz bestseller be * Bestesi olmayan. * oksatar. * Drtten sonra gelen say n n ad ve bu say y gsteren rakam, 5, V. * Drtten bir fazla. * Be s n fl ilkokul. * Biraz, bir para, birka.

be alt

be a a be yukar * Bkz. a a , be yukar . be beter * Besbeter. be binlik * Be bin liral k btn k t para. be bir be drt be duyu * Dokunma, grme, i itme, koklama, tat alma duyular . be iki * Bkz. pencd. * Bkz. pencyek. * Oyunda, at lan zarlardan birinin be , brnn drt benekli yznn ste gelmesi.

be karde * amar, tokat. be milyonluk * Be milyon liral k btn k t para.

be on

* Az say da, biraz. * Be ve on santim llerinde biilmi kereste.

be para almamak * hi para almamak. be para etmez * hibir de eri yok, i e yaramaz. be paral k * De ersiz, a a l k, baya . be paral k etmek * Bkz. on paral k etmek. be paral k olmak * alalmak, kusurlar a a kmak. be paras z * paras z, yoksul. be parmak bir olmaz * ana ve babalar bir oldu u hlde karde ler aras nda e itli farkl l klar bulunur. be be vakit * Bkz. pencse. * Gnn belirli be vaktinde k l nan namaz.

be yzl * Be yz olan cisim. be yzlk * Be yz liral k btn k t para. * inde be yz tane bulunan. be aret * yi haber, mjde, mu tu, erim. be b y k be er be er * ri mu mula. * nsano lu, insan. * Be say s n n le tirme biimi, her birine be , her defas nda be i bir arada.

be er a ar * insan her zaman yan labilir. be er * nsano lu ile ilgili. * Bedensel, bedenle ilgili.

be er co rafya * nsanlar n yerle ik bulundu u yre ile ilgisini ve o yrenin veya yerin trl olaylar n inceleyen co rafya kolu. be eriyet

* nsanl k, insano ullar . be eriyeti * Be eriyet yanl s (kimse), hmanist, insanc l. be eriyetilik * Be eriyeti olma i i veya durumu, hmanizm, insanc ll k. be erli be gen be ibirlik * Kad nlar n ss iin tak nd klar , be alt n lira de erinde olan alt n. be ibiryerde * Bkz. be ibirlik. be i ini sallamak * ocuklu undan veya ok eskiden tan mak, bymesine hizmet etmek. be ik * St ocuklar n yat rmaya ve sallayarak uyutmaya yarayan, tahta veya demirden yap lm sallan r bir e it kk karyola. * Bir eyin do up geli ti i yer. * Yz st yat ta, geriye bkl ayak bileklerini ellerle kavrayarak kar n zerinde ba ve ayak ynnde sallanma. * Ambaljlanacak mal n biimine uygun olarak alta konulan para veya paralar n tm. be ik kerti i * Daha be ikte iken anas babas taraf ndan ni anlanm kimse. be ik kertme * Daha be ikte iken anas babas taraf ndan ni anlanma. be ik sal ncak * Bayram yerinde kurulan bir tr sal ncak. be iki be iklik * Be ik yapan veya satan kimse. * Be ik olmaya uygun. * Be er be er s ralanm . * Be kenarl okgen.

be iklik etmek * be ik vazifesini, fonksiyonunu yapmak. be ikrts * ki yana ak nt s olan at . be ikten mezara kadar * btn hayat boyunca, lnceye kadar. be inci * Be say s n n s ra s fat , s rada drdncden sonra gelen.

be inci kol * Bir lkede gizli olarak, d man iin al an rgt. be iz

* Be i bir arada do an (karde ler). be izli * Be tanesi bir arada olan. be leme * Be lemek i i. * Tahmis.

be lemek * Bir i i be kez yapmak. * Bir eyin say s n be e karmak. be li * Be paradan olu an, kendinde herhangi bir eyden be tane bulunan. * skambil, domino gibi oyunlarda zerinde be i areti bulunan k t veya pul. * Divan edebiyat nda be dizeli blmlerden olu mu manzume, muhammes. * Be ses veya be mzik arac iin yaz lan mzik eseri, kentet. * Be mzisyenin ald caz orkestras . * Halk edebiyat nda lemeli bir bende, konu ile ilgili ayn lde bir ift dizenin ba lanmas yla olu an manzume. be lik * Be para, be kuru veya be lira de erinde olan ake. * Be i bir arada olan, be tane alabilen. be lik simit gibi kurulmak * kendine de er vererek bir yere yay l p oturmak. be me * Her ubu u ayr ayr be renkte olan, yollu bir e it kuma . * kr k tezgh n n kt . * Tabaklanmam ham deri.

be me

be parmak * Derisi dikenlilerden, be nl y ld z biiminde bir deniz hayvan , be pene (Uraster). * Be renkte dokunmu ubuklu kuma . be parmak otu * Glgillerden, yol k y lar nda ve ay rlarda yeti en, srgne kar kullan lan bir bitki, kurt penesi (Potentilla reptans). be pene be ta be u * Gler yzl, gle, glmser. bet * Beti benzi atmak, beti benzi umak, beti benzi sararmak gibi deyimlerde beniz kelimesi ile birlikte, "ehre" anlam nda ikileme olu turur. * Bet bereket kalmamak, beti bereketi gelmek, beti bereketi kamak gibi deyimlerde bereket kelimesi ile birlikte "bolluk" anlam nda ikileme olu turur. bet * Kt, irkin, tuhaf. * Bkz. be parmak. * Be ta la oynanan bir tr ocuk oyunu.

bet beniz kalmamak * yz sarar p solmak. bet bet bakmak * kt kt bakmak, bir ktlk yapacakm gibi durmak. bet suratl * Yre inin ktl yznden belli olan. beta * Yunan alfabesinin ikinci harfi -B.

beta nlar * Radyoaktif cisimlerin yayd klar ndan biri. betatron * Elektronlar h zland ran elektromanyetik bir ara.

betelemek * Bkz. etelemek betelemek. betelenmek * Kar gelmek, dikle mek, kafa tutmak. beter * yice kt.

beter etmek * daha kt duruma getirmek. beterin beteri var * ok kt bir duruma d en kimse, bundan daha kt durumlar n da bulundu unu d nerek teselli bulmal d r. beterle me * Beterle mek i i veya durumu. beterle mek * Beter duruma girmek veya o durumda bulunmak. beti * Resim ve heykel sanatlar nda varl klar n biimi.

beti benzi kire kesilmek (beti benzi atmak, solmak veya beti benzi umak) * herhangi bir sebeple kan ekilip yz solmak, korkmak. beti bereketi kalmamak (veya kamak) * azalmak, k tla mak, abuk tkenmek. betik betili * Yaz l olan ey, kitap, mektup, tezkere, pusula. * inde insan, hayvan ve do a geleri bulunan (resim veya heykel), figratif.

betili sanat * Do an n grnen biimlerini i leyen sanat, figratif sanat. betim * Betimlemek i i, betimleme. * Bir eyi, bir kimseyi, bir olay veya duyguyu betimleyen sz veya yaz , tasvir.

betimleme * Betimlemek i i, tasvir. betimlemeci * Betimlemeye a rl k veren, tasvirci. betimlemek * Bir nesnenin, kendine zg belirtilerini tam ve a k biimde sz veya yaz ile anlatmak, tasvir etmek. betimlenme * Betimlenmek durumu. betimlenmek * Betimlemek i i yap lmak. betimleyici * Betimleme yanl s . betimsel * Betimle ilgili, tasvir. betimsel dil bilgisi * Bir dilin belirli a n inceleyen dil bilgisi, betimlemeli dil bilgisi, tasvir dil bilgisi. betine gitmek * gcne gitmek, kendine yedirememek. betisiz * inde insan, hayvan ve do a geleri bulunmayan (resim veya heykel), nonfigratif.

betisiz sanat * Beti kullanmayan nonfigratif sanat. beton * imentonun su yard m yla kum, ak l gibi maddelerle kar mas sonucu olu an sert, dayan kl , ba lay c yapay y m. beton gibi * ok sa lam, dayan kl , sert. * gl. betonarme * Yap da gc, esnekli i art rmak iin metal ve imentodan yararlanma yntemi, demirli beton. betoncu * Yap larda beton dkme i leriyle u ra an usta veya i i.

betoniyer * Beton karma makinesi. betonkarar * Beton karma makinesi. betonla ma * Betonla mak durumu. betonla mak * Beton duruma gelmek. bevliye * drar yollar hastal klar , roloji.

bevliyeci

* drar yolu hastal klar hekimi, rolog.

bevliyecilik * Bevliyecinin i i veya mesle i. bevvap * Kap c . * Mahalle okullar nda hademe. bey * Gnmzde erkek adlar ndan sonra kullan lan sayg sz. * Erkek zel adlar yerine kullan l r. * E , koca. * Zengin, ileri gelen kimse, bay. * skambil k tlar nda birli, as. * Boy gibi kk bir toplumun veya kk bir devletin ba kan . * Komutan. * Erkek s fatlar n n hemen arkas na eklenir. bey (veya pa a) gibi ya amak * bolluk iinde ya amak. bey armudu * ri, kokulu ve tatl bir armut tr. bey erki * Zengin erki, plutokrasi. bey karde * erkekler iin seslenme sz. bey mi yaman, el mi yaman * Bkz. el mi yaman, bey mi yaman. beyaban beyan * Syleme, bildirme. * Bir eserde, d ncelerin, duygular n, hayallerin do u ve de erlerini, bunlar n anlat m nda tutulacak yollar konu edinen bir edebiyat bilgisi dal . beyan etmek * bildirmek, sylemek, ileri srmek, anlatmak. beyanat * Deme, bildiri. beyanat vermek (veya beyanatta bulunmak) * deme vermek. beyanname * Bildirge. beyaz * Ak, kara kar t . * Bu renkte olan. * Beyaz rktan olan kimse. * (bask da) Normal karal kta grnen harf e idi. * l.

beyaz adam

* Beyaz rka mensup olan ki i. * Avrupal . beyaz baston * Grme zrllerin yrrken kulland klar maden ubuk. beyaz cam * Televizyon ekran . beyaz dizi * Genellikle sevgi konular n basit bir biimde i leyen romanlardan olu an dizi. beyaz e ya * Buzdolab , ama r makinesi, bula k makinesi gibi ev aletlerine toplu olarak verilen ad. beyaz et * Tavuk, bal k vb. etlere verilen genel ad.

beyaz etmek (veya beyaza ekmek) * yaz y temize ekmek. beyaz rk * Avrupa, Kuzey Amerika, Gney ve Bat Asya ile Kuzey Afrika'da ya ayan ve teninin rengi a k olan rk.

beyaz i * Beyaz pamuklu veya keten kuma lar zerine beyaz veya renkli ipliklerle yap lan sarma i . beyaz kitap * Bir sorunu ayd nlatmak ve savunmak iin bir kurum veya hkmete yay mlanan kitap. beyaz kmr * Akarsulardan elde edilen elektrik gc. beyaz oy * Onaylay c oy.

beyaz perde * Gstericiden kan grntlerin zerinde yans d , sinema filminin oynat ld yzey. * Sinema. beyaz peynir * Beyaz renkli bir tr peynir. Beyaz Rus * Ekim ihtillinde komnist k z l ynetimden kaan Rusyal kimse. * Beyaz Rusya halk ndan olan kimse. beyaz sabun * Beyaz renkli bir tr sabun. beyaz arap * Sadece beyaz zm ras ndan yap lan arap. beyaz zehir * Eroin, kokain gibi s v olmayan uyu turucu madde. beyaz ms * Beyaza alan. beyaz mt rak * Beyaza alar renk.

beyaz n ad , esmerin tad * esmerleri vmek iin sylenir. beyazlanma * Beyaz duruma gelme, a arma. beyazlanmak * Beyaz duruma gelmek, a armak. beyazla ma * Beyazla mak i i veya durumu. beyazla mak * Beyaz duruma getirmek. beyazlat c * Daha beyaz duruma getiren kimyasal madde. * Dokunan kuma lar n renk tonlar n aan veya beyazlatan ve kuma lar zerindeki lekeleri gideren (kimse). beyazlat lmak * Beyaz duruma getirilmek, a art lmak. beyazlatma * Beyazlatmak i i, a artma. * (k t l kta) Parlakl n iyile tirilmesi iin hamur bile enlerinin renginin az veya ok oranda de i tirilmesi veya giderilmesi. beyazlatmak * Beyaz duruma getirmek, a artmak. beyazl * Beyaz bulunan. beyazl k * Beyaz olma durumu. * A art .

beyazsinek * zellikle pamuklar n zerinde reyerek bitkinin z suyunu emen ve kurumas na sebep olan bir sinek tr. beyaztilki * Tilkinin k l k tynden yap lan krk. beybaba * Ya l erkeklere teklifsizce sesleni biimi. * ocuklar n babalar iin kulland sayg sz.

beyefendi * Sayg belirtmek iin erkek adlar n n sonuna getirilen veya bu adlar n yerine kullan lan san. beygir * At. * Yk ta yan, araba eken, stne binilen at. * Atlama beygiri. beygir gc * Saniyede 75 kilogrammetrelik i yapan bir motorun gc. beygirci * Beygir besleyen veya kiraya veren kimse. beygirli

* Beygiri olan. beygirlik * Beygire ait, beygir iin. * Beygir gcnde. beygirsiz * Beygiri olmayan. beyhude * Bo una. * Yarars z, anlams z.

beyhude yere * bo yere, bo u bo una, gere i yokken. beyhudelik * Beyhude olma durumu. beyin * Kafatas n n st blmnde beyin zar ile rtl, iki yar m yuvar biiminde sinir ktlesinden olu an, duyum ve bilin merkezlerinin bulundu u organ, dima . * Muhakeme, usa vurma. * Bir eyi ynetmede nemli grevi olan kimse. * Bilgisi, e itimi, d ncesi yksek dzeyde olan kimse. beyin cerrah * Beyin konusunda uzmanl k yapm cerrah. beyin cerrahsi * Hastahanelerde beyin konusunda ameliyat yapabilen blm. beyin g * leri dzeydeki meslek ve bilim adamlar ile uzmanlar n bir ba ka geli mi lkede yerle ip al mak amac ile kendi lkelerinden ayr lmas . beyin gc * Bir lkede ileri dzeyde iyi yeti mi olan meslek ve bilim adamlar ile uzmanlar n fikir gc. beyin jimnasti i * Bkz. zihin jimnasti i. beyin kanamas * Beyni besleyen damarlardan bir veya birka ndan d ar kan s zmas sonucu, beslenen blgenin al maz duruma gelmesi. beyin kar nc klar * inde beyin-omurilik s v s bulunan, kafa iinin, drt bo lu undan her biri. beyin omurilik s v s * rmceksi zarla ince zar aras ndaki bo lukta bulunan beyinle omurili i epeevre saran s v . beyin ora * Beynin iki lopu aras ndaki zar. beyin tak m * Bir kurum veya kurulu un ynetiminde etkin rol oynayan kimseler. beyin geni * Beynin alt taraf ndaki k vr ml yuvarlak k nt . beyin y kamak

* insan , kendine zg d nce ve dnya gr ne yabanc la t rmak, ba ka ynde d nr ve davran r duruma getirmek amac yla e itli yollarla etkilemek. beyin zar * Beyni st ste saran zar, korteks. beyin zarlar * Beyni st ste saran zar. beyincik beyinli * Kafatas n n art blmnde ve beynin alt nda, hareket dengesi merkezi olan organ, dima e. * Beyni olan. * Ak ll , d nceli. * Beyinle ilgili. * Beyne benzeyen. * Beyni olmayan. * Ak ls z, d ncesiz. beyit * Ev. * Anlam bak m ndan birbirine ba l iki dizeden olu mu iir paras . beyitli * Beyti bulunan, iinde beyit olan. beyiye * Bkz. sat ml k.

beyinsel beyinsi beyinsiz

beylerbeyi * Sancak beylerinin ba . beylik * Bey olma durumu. * Devletle ilgili, devlete zg olan, devlet mal olan, mir. * Herkesin kulland , ok bilinen, herkesin bildi i, basmakal p. * Rahat ya ama. * Merkeze tam ba l olmayarak bir beyin ynetimi alt ndaki lke, emirlik, emaret. * Hkmet. * Bir e it kk ve ince asker battaniyesi.

beylik f r n has kar r * devlet grevlisi olman n insana birok kazanlar sa lad n aka yollu anlatmak iin sylenir. beylik sz * Herkesin kulland , etkisi kalmam sz. beyliki * Divan kaleminin ba . beynamaz * Namazs z, namaz k lmayan, pis (kimse). beynelmilel * Milletler aras , uluslar aras , enternasyonal.

beynelmilelci * Bkz. uluslar aras c . beynelmilelcilik * Milletlerin sosyal s n flar aras nda uygunluk olmas ve birlikte davran lmas gerekti ini savunan gr , milletler aras c l k, uluslar aras c l k, enternasyonalizm. beyni atmak * Bkz. tepesi atmak. beyni bulanmak * sersemlemek, d nemez olmak. * kt bir ey sezinlemek. beyni kar ncalanmak * zihin yorgunlu undan d nemez olmak. beyni kaynamak * a r s caktan sersemlemek, bunalmak. beyni s ramak * akl ba ndan gitmek. beyni sulanmak * dzgn d nemez olmak, bunamak. beyninde * Aras nda.

beyninde im ekler akmak * ok zlmek, sars lmak. * zihninde birden bir d nce do mak. beyninden vurulmu a dnmek * beklenmedik bir durum kar s nda ola anst bir znt ve a k nl a u ramak. beynine girmek * herhangi bir konuda birisini ynlendirmek, ikna etmek. beynine vurmak * (iki etkisiyle) ne yapt n bilemez duruma gelmek. beynini kemirmek * rahats zl k vermek, huzurunu ka rmak. beysbol * Dokuzar ki ilik iki tak m aras nda bir top ve sopayla oynanan, Amerika Birle ik Devletlerinde yayg n bir e it oyun. beysbolcu * Beysbol oynayan ve oynatan (kimse). beytlmal * Devlet hazinesi. beyyine * Bir olay n do rulu unu ortaya koyabilen yntem. * Duru ma s ras nda bir d nceyi gerekle tirmek iin ba vurulan belge, kan t, tutamak, delil. * Bey o lu.

beyzade

* Soylu kimse. * zenle bytlm , nazl kimse. beyzadelik * Soyluluk. beyz * Yumurta biiminde, sbe, oval. bez * Pamuk veya keten ipli inden yap lan dokuma. * Pamuktan, dz dokuma. * Herhangi bir cins kuma . * Herhangi bir i iin kullan lan dokuma. * Geli igzel kuma paras , aput. * Bezden yap lm . * inden geen kandan veya z sudan baz maddeler ay rarak salg olu turan organ, gudde.

bez

bez ba lamak * bebeklere altlar n kirletmesinler diye bez koymak. bez tyler * Bitkilerde salg karan tyler. bezci * Bez yapan veya al p satan (kimse). bezcilik bezdirici * Bezcinin i i veya mesle i. * Usan veren.

bezdirilme * Bezdirilmek i i veya durumu. bezdirilmek * Bezmesine sebep olmak, bezmesine yol amak. bezdirme * Bezdirmek i i.

bezdirmek * B kt rmak, usand rmak, b kk nl k vermek. beze * Yara veya ban sebebiyle vcudun herhangi bir yerinde olu an i kinlik. * Bez (I). * Hamur topa , paz . * Yumurta ak ve pudra ekeri ile yap lan bir e it kuru pasta. bezek * Ss, ziynet. * Bir eseri sslemeye yarayan motiflerin her biri.

beze beze

bezeki

* Duvar ve tavanlar boyay p birtak m resim veya ekillerle ssleyen kimse, nakka . * Gelinleri ssleyen kad n. bezekleme * Bezeklemek i i. bezeklemek * Sslemek, bezemek. bezekli bezeleme * Beze i olan, ssl, sslenmi . * Bezelemek i i.

bezelemek * Hamur topa yapmak. bezeli * Beze i olan, bezekli. bezelye * Baklagillerden, yurdumuzun her yan nda yeti tirilen, t rman c bir bitki (Pisum sativum). * Bu bitkinin yuvarlak tanesi. * Ssleme, tezyin. * Ss, ssleyen ey.

bezeme

bezemeci * Bezeme yapan oymac veya nakka . bezemecilik * Bezemecinin yapt i . bezemek bezemeli * Ssl, dekoratif. bezen bezeni bezenme * Bezek, ss. * Bezenme i i veya biimi. * Bezenmek i i veya durumu. * Sslemek, donatmak, tezyin etmek.

bezenmek * Bezemek i ine konu olmak, sslenmek. * Kendini bezemek, sslenmek. bezetme * Bezetmek i i. bezetmek * Bezeme yapt rmak, ssletmek. bezeyici * Bezekleme yapan ressam, dekoratr.

bezeyi bezgi bezgin

* Bezeme i i veya biimi. * Ss, bezek. * Ya ama veya i grme iste ini yitirmi .

bezginle me * Bezginle mek i i. bezginle mek * Bezgin duruma gelmek. bezginlik * Bezgin olma durumu, usan, yorgunluk.

bezi herkesin ar n na gre vermezler * genel kurallar ki ilerin isteklerine gre bozulmaz. bezik * ki, veya drt ki i aras nda 96 k tla oynanan bir e it iskambil k d oyunu. bezilme bezilmek bezir * Bezilmek i i. * Bezmek i ine konu olmak, bezmek durumuna gelinmek. * Keten tohumu. * Bkz. bezir ya .

bezir ya * Keten tohumundan kar lan ve ya l boya yapmak iin iine renkli maddeler kat lan, abuk kurur bir ya . bezirgn * Tccar. * Al veri te ok kr amac n gden kimse. * Mesle ini sadece kazan iin kullanan kimse. * Yahudilere verilen ad. bezirgnba * Padi ah n kullanaca uha, bez, tlbent gibi e yalar sa lamak ve bunlar korumakla grevli kimse. * Bir ocuk oyunu. bezirgnl k * Bezirgna yak r davran . bezirleme * Bezirlemek i i. bezirlemek * Bezir ya ile ya lamak, bezir ya srmek. bezleme * Bezlemek i i.

bezlemek * Bez veya kuma ile rtmek veya kaplamak.

* ocu un alt na bez koymak, ocu u belemek. bezm * ki meclisi, dost toplant s . bezme bezmek bezsi bezzaz * Kuma al p satan kimse,manifaturac . bezzazl k * Kuma satma i i, manifaturac l k. b c b c * (ocuk dilinde) Y kanma. * Genellikle benzinliklerde bulunan otomobil y kama aleti ve yeri. b c b c yapmak * y kanmak. b c l * A k kemi inin alt nda bulunan kk bir kemik. * Bu kemikle oynanan bir oyun. * Bkz. b lgan. * Bezmek i i. * Bezgin duruma gelmek, bezginlik getirmek, b k p usanmak. * Bez dokusunda olan, bezi and ran.

b c lgan

b c r b c r * Srekli ve ok konu ma iin kullan l r. b c rgan b ak * Boru biimindeki maden paralar n iini dzle tirip parlatmakta kullan lan alet. * Bir sap ve elik blmden olu an kesici ara. * e itli kesme i lerinde kullan lan keskin a zl ara. * Jilet.

b ak alt na yatmak * (insan iin) ameliyat olmak. b ak atmak * bir hedefe b ak f rlatmak. * b aklamak. * ameliyat etmek. b ak b a a gelmek * b akla birbirine sald racak kadar zorlu kavga etmek. b ak ekmek * zerindeki b a birden ele alarak birine saplamaya haz rlanmak. b ak gibi * ince, keskin.

b ak gibi kesilmek * (sz, konu ma, sohbet) birden bitmek, duruvermek. b ak gibi kesmek * ok keskin olmak. * birdenbire ve tamamen ortadan kald rmak. b ak gibi saplanmak * (sanc , a r ) birden ve gl olarak gelmek. b ak kemi e dayanmak * ekilen s k nt art k katlan lamayacak bir duruma gelmek. b ak k n n kesmez * ktler yararland klar kimselere ktlk etmekten ekinirler. b ak s rt * B a n keskin olmayan ters yan . * ok az (fark), ok yak n (aral k). b ak silmek * bir i i bitirmek. b ak vurmak * b akla kesmek. * b aklamak. b ak yaras onulur, dil yaras onulmaz * hakaret, a r sz gibi gnl k r c davran lar n hibir zaman unutulmayaca n anlat r. b ak yemek * b aklanmak. b ak * B ak ve daha ba ka kesici aralar yapan veya satan kimse.

b ak l k * B ak ve benzeri eyleri yapma veya satma i i. b aklama * B aklamak i i. b aklamak * B akla kesmek. * B akla yaralamak. b aklanma * B aklanmak i i. b aklanmak * B aklamak i ine konu olmak. b aklatma * B aklatmak i i. b aklatmak * B akla sald r y tahrik etmek, b akla sald rtmak ve yaralatmak. b akl * B a olan. b akl k

* B ak koyacak yer. * B ak yapmaya elveri li (maden). b k b lgan * Azm , yay lm (yara). * Hayvanlar n t rnak kknde olu an yara. b k * Tahta veya a a bimekte kullan lan, kar l kl iki sap olan ve iki ki i taraf ndan kullan lan byk testere. * Motorla al an bir e it gl testere. * Sara b a . * Ba budamaya yarayan di li b ak. b k evi * Tomruklardan kalas, kalaslardan daha ince tahtalar kesen, boylar n ve kenarlar n dzgn ve e it olarak dzelten i yeri. b k tozu * Do ramac l kta b k dan kan ve oklukla yakacak olarak kullan lan toz ve tala . b k c * B k ile a a ve tahta kesen kimse. * B k yap p satan kimse. * Sel veya dere yata .

b k hane * B k evi. b k n * Klhanbeyi, kabaday . * Korkusuz, gz pek, yrekli, cesur. b k nla ma * B k nla mak i i. b k nla mak * Kabaday l k taslamak. b k nl k b d k b k lma * B k lmak i i. b k lmak * Usan lmak. * B k n olma durumu. * K sa ve t knaz.

b k p usanmak * ok bezmek. b k b k ma * B k mak i i. b k mak * B kma i i veya biimi.

* Kar l kl olarak birbirinden b kmak. b kk n * ok b km , usanm , bezmi . b kk nl k * ok b km olma durumu. b kk nl k gelmek * b kmak, usanmak, bunalmak. b kk nl k vermek * bir eyi srekli tekrarlayarak kar s ndakini usand rmak. b kk nt * B kma duygusu. b kma b kmak * B kmak i i.

* Tekrarlanmas , srp gitmesi yznden bir eyden doygunluk veya yorgunluk duyarak onu istemez duruma gelmek, usanmak. * Dayanamaz duruma gelmek. b kt r c * B kk nl k verici. b kt rma * B kt rmak i i.

b kt rmak * B kmas na yol amak, b kk nl k vermek, usand rmak. b ld r * Geen y l, bir y l nce. b ld rc n * Tavukgillerden, boz renkli, benekli, yurdumuzda en ok gzn, eti iin avlanan gebe ku (Coturnix).

b ld rc n eti * B ld rc n ku unun saka ve avc larca be enilen k rm z eti. b ld rc n gibi * k sa boylu, dolgunca, al ml (kad n). b lk ma * B lk mak i i veya durumu. b lk mak * Bozulmak, yumu amak, zedelenmek, erimek.

b ll k b ll k * ok tombul, etli butlu. b ng l b ng l * Dolgun ve pelte gibi titrek. b ng ldak * Kafatas kemikle meden nce kemiklerin birle me yerlerinde bulunan k k rdak blm. b ng ldama

* B ng ldamak i i. b ng ldamak * (et ve s v iin) Yumu akl k veya i manl k sebebiyle oynamak, titremek. b rak Allah' n seversen * bir kimse veya nesnenin de ersizli ini belirtmek iin kullan l r. b rak ki * saymasak, hesaba katmasak da.

b rak lma * B rak lmak i i veya durumu. b rak lmak * B rakmak i ine konu olmak, terk edilmek. b rak m b rak * B rakmak i i. * B rakma i i veya biimi.

b rak ma * Kar l kl b rakmak i i, ate kes, mtareke. b rak mak * Sava ma, arp ma gibi durumlar kar l kl b rakmak, ate kes yapmak, mtareke yapmak. b rak t b rakma * Tereke. * B rakmak i i. * Sal verme, terk.

b rakmak * Elde bulunan bir eyi tutmaz olmak. * Koymak. * Bir i i ba ka bir zamana ertelemek. * Unutmak. * Eski bulundu u yerini veya durumunu de i tirmemek. * Saklamak, art rmak. * Bir i in sorumlulu unu, ykmll n ba kas na vermek, grevlendirmek. * Engel olmamak. * Sark tmak. * (len, ayr lan birinden i , ki i, nesne vb.) Kalmak. * Bir al kanl ktan veya bir i ten vazgemek. * U ra maz olmak, art k u ra mamak. * (b y k veya sakal) Uzatmak. * zgrlk vermek, hrriyetine kavu mas n sa lamak. * Bo amak. * Kt bir durumda terk etmek. * Ayr lmak; terk etmek. * S n f geirmemek, dndrmek. * Bir pazarl kta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. * Bak lmak, korunmak iin vermek. * Yan na almamak, yan nda gtrmemek. * Sahiplik hakk n ba kas na vermek. * Yap k olan bir ey yap kl ktan kurtulmak. * (bulundu u veya dokundu u yerde) Olu turmak, meydana getirmek.

b rakt m (b rakt ), ba lad m (ba lad ) yerde (ay rda) otluyorsun (otluyor) * uzun sredir hibir ilerleme ve de i iklik gstermiyor (veya gstermiyorsun). b rakt rma * B rakt rmak i i. b rakt rmak * B rakmas n sa lamak, b rakmas na yol amak. b t rak * K rlarda yeti en yaban bir otun d dikenli tohumu.

b y terlemek * b y yeni yeni kmaya ba lamak. b y n balta kesmez olmak * kimseden korkusu olmamak. b y n silmek * bir i i olmu bitmi sayarak onunla u ra maktan vazgemek. b y k * st dudak zerinde kan k llar. * Bal klarda deri uzant s . * Asma gibi bitkilerde, sar l p tutunmaya yarayan srgn.

b y k alt ndan glmek * birinin durumuna belli etmemeye al arak glmsemek. b y k b rakmak * b y k uzatmak. b y k burmak (veya bkmek) * al m yapmak amac yla b y klar n k v rmak. b y klanma * B y klanmak i i. b y klanmak * B y kmak, b y kl duruma gelmek. b y klar ele almak * delikanl l k a na girmek. b y kl * B y olan, b y n t ra etmemi olan.

b y kl bal k * Sazangillerden, byklerinin boyu 2 m yi bulan, eti sevilen bir bal k (Barbus fluviatilis). b y ks z * B y olmayan, b y n t ra etmi olan. b zb z b zd k b z r * Davula sol elle vurulan ince de nek. * Ufak ocuk. * Kad nl k organ n n st yan nda cinsel zevk duyumu noktas olan blm, klitoris.

Bi baman biat

* Bizmut'un k saltmas . * Ho grsz, amans z, gaddar, zalim.

* Bir kimsenin egemenli ini tan ma. * Osmanl mparatorlu unda padi ah lnce tahta geecek o lunun devlet ynetimindeki etkili gruplarca kabul ve tasdik edilmesi. biat edilmek * birinin egemenli i tan nmak. biat etmek * birinin egemenli ini tan mak, kabul etmek. bbaht bbehre biber * Bahts z, kadersiz, kt talihli. * Pay olmayan, pay almam . * Patl cangillerden, yurdumuzda ok yeti en bir bitki (Capsicum annuum). * Bu bitkinin, tazeyken sebze olarak yenilen veya kurutulup baharat olarak yararlan lan rn.

biber atmak * iine biber koymak. biber gibi * ok ac . biber gibi yanmak * (deri, gz vb.) ok ac mak. biber salas * K rm z biberden yap lm sala. biber tur usu * Yaln zca uzun ye il biberden yap lm tur u. biberiye * Ball babagillerden, Akdeniz evresinde ok yeti en, gzel kokulu yapraklar n dkmeyen, iekleri soluk mavi renkli, ok y ll k bir bitki (Rosmarinus officinalis). biberleme * Biberlemek i i. biberlemek * Biber serpmek, biber katmak. biberli * ine biber kat lm . * Ac . * Biber konulan kk kap. * Biber yeti tirilen yer. * Genellikle st ocuklar na st ve sulu yiyecekleri iirmekte kullan lan emzikli i e.

biberlik

biberon

bibersiz

* ine biber kat lmam . * Ac s z. * Baban n k z karde i, hala. * Kitapsever.

bibi bibliyofil

bibliyograf * Bibliyografya uzman , kaynaklar bilen uzman. bibliyografi * Bibliyografya. bibliyografik * Kaynakla ilgili. bibliyografya * Kaynaklar, kaynaka. bibliyoman * Bibliyomanisi olan (kimse). bibliyomani * Hastal k derecesine varan kitap sevgisi, kitap d knl . bibliyotek * Kitapl k, ktphane. bibliyoteki * Ktphaneci. biblo * e itli maddelerden yap lan heykel, vazo gibi zarif kk ss e yas .

biblo gibi * ufak tefek, zarif (k z). bici bicik bicili bare * aresiz, zavall (kimse). bare olmak * aresiz kalmak. barelik biem * Biare olma durumu, zavall l k, aresizlik. * slp. * Bkz. cici bici. * Meme, meme ba . * Bkz. cicili bicili.

bienek

* Her y l belirli bir sre otlat ld ktan sonra yeniden geli en bitkilerin biilerek de erlendirildi i tabi ay r.

bierba lar * Ekini hem bien, hem de ba durumuna getiren makine. bierdver * Ekin bien, dven, taneleri ay ran, saman ba lam veya balya durumuna getiren makine. biici biicilik biilme biilmek * Bimek i ine konu olmak. biilmi kaftan * btn ile uygun, elveri li (i ). biim * D grn , ekil. * Yak k alan ekil, uygun ekil. * Herhangi bir eyin benzeri. * Sanat ve edebiyat eserlerinde d grn , form. * Tarz. * Manzumelerin kurulu ve uyak dzenlerine gre olan d grn , ekil. * Bimek i i. * Bimek i ini yapan (kimse). * Biicinin i i veya mesle i. * Biilmek i i.

biim

biim almak * biimlenmek, belli bir biime girmek, ekillenmek. biim bilimi * Yap bilimi, morfoloji. biim birimi * Kelimelere gramer bak m ndan biim veren, o u ek durumunda olan ge, morfem. biimci * Biimcilik yanl s olan (kimse). * Al lm kural, tutum, davran veya belli biimin d na kmayan (kimse), ekilci, formaliteci, formalist.

biimcilik * Biime s k s k ya ba l l k. * z, ieri i yeterince nemsemeden, yaln z biim zerinde duran, biime a rl k veren gr . biime sokmak (veya biim vermek) * bir eyi biimlendirmek. biimine getirmek * s ras n , f rsat n bulmak, punduna getirmek, en uygun durumunu yakalamak. biimleme * e itli maddelerin biimsel imknlar ile birbirleri aras ndaki dzen ili kilerini ara t rma i i. biimlendirilme

* Biimlendirilmek i i. biimlendirilmek * Bir eye biim verilmek. biimlendirme * Biimlendirmek i i, ekillendirme. biimlendirmek * Bir eye belirli bir biim vermek, ekillendirmek. biimlenme * Biimlenmek i i, ekillenme. biimlenmek * Bir ey belli bir biim kazanmak, ekillenmek. biimli * Biimi gzel olan, mevzun. * Ortam na uygun d en, yak k alan. * Biime dayanan, biimle ilgili, ekle ait, ekl, formel.

biimsel

biimselle tirme * Biimselle tirmek i i. biimselle tirmek * Biimsel duruma getirmek. * Bir kuram biimsel bir kurama dn trmek. biimsellik * Biime uygun olma durumu. biimsiz * Kendine zg bir biimi olmayan, biimi bozuk, ekilsiz. * Kt, ho olmayan, yak ks z. * Kendine zg billrla m bir biimi olmayan (madde), amorf. biimsizle me * Biimsizle mek i i. biimsizle mek * Biimsiz duruma gelmek, biimi bozulmak. biimsizlik * Biimsiz olma durumu. * irkinlik, yak ks zl k. bii biki * Bimek i i veya biimi. * Dikilecek kuma belli bir modele ve lye gre kesme sanat .

biki diki kursu * Terzilik mesle ini retmek amac yla verilen kurs. biki diki yurdu * Halka a k terzilik mesle ini retme ve uygulama yeri. biki yapmak

* dikilecek kuma belli bir modele ve lye gre kesmek. biki yurdu * Biki ve diki okulu. bikici bime * Kuma belli bir modele gre bien (kimse).

* Bimek i i. * Alt ve st tabanlar birbirine paralel ve e it iki okgenden, yanal ayr t lar da e it ve paralel do rulardan olu an ok dzlemli cisim, men ur, prizma. * Yontulmu yap ta . bimek * Belli bir biim vererek kesmek. * Dikilecek kuma belli bir lye ve modele uygun olarak makasla kesmek. * Ekini, otu orakla, t rpanla, makine ile kesmek. * Yayl m ate iyle ldrmek. * (de er, paha, fiyat) Koymak. bitirme * Bitirmek i i.

bitirmek * Bimek i ini yapt rmak. bdar bid'at * slm dininde Hz. Muhammed zaman ndan sonra ortaya kan de i ik yarg lar ve ilkeler. * Sonradan treyen ey. bidayet * Ba lama, ba lang . bide bidon bidoncu bienal * Y l a r , iki y lda bir olan. biftek bgne * Izgara veya tavada pi irilen dana eti dilimi. * Yabanc . * lgisiz. * Bgne olma durumu. * Kad nlar n salar n k v rmak iin kulland klar , metal veya plstikten, boru biiminde kk ara. * Bedenin belden a a blmlerini y kamakta kullan lan tuvalet arac . * ine s v maddeler konulan, sac, plstik veya inkodan yap lm , o unlukla silindir biiminde kap. * Bidon satan kimse. * Uyan k, uyumayan.

bgnelik bigudi

bgnah bhaber bihakk n

* Susuz, gnahs z. * Habersiz, bilgisiz. * Hakk ile, hakk olarak, gerekten.

bhu bil

* a k n, sersem, akl ba nda olmayan, deli. * ls z, aresiz, umutsuz.

bijon anahtar * Araba tekerleklerinin somunlar n skmek iin kullan lan alet. bijuteri * Kuyumcunun yapt de erli tak lar n tamam . * De erli olmayan maden veya ta lardan yap lm tak , ss e yas . bkarar * Karars z, tereddtl. bikarbonat * Hidrojen karbonatlar n genel ad . bkes bkeslik bikini * ki paral kad n mayosu. bikir * K zl k, erdenlik. * Kimsesiz. * Bkes olma durumu.

bilder a ac * Amerika elmas . bilhare * Sonra, sonradan, daha sonra, sonralar .

bilistisna * stisnas z, ayr ks z, ayr m yap lmadan. bilkayd art * Kay ts z ve arts z olarak, herhangi bir k s tlama olmaks z n. bilkis bilno * Tersine olarak, tam tersine, tersine, aksine.

* Bir kurulu un veya bir ticarethanenin belirli bir dnem sonundaki veya belirli bir gndeki ta n r ve ta nmaz varl klar ile bunlar sa lamak iin kullan lan z ve yabanc kaynaklar dengeli olarak gsteren izelge. * Giri ilen herhangi bir i te, belirli bir sre sonunda elde edilen iyi ve kt sonular n kar l kl durumu. bilr * Katranl k ldan yap lan ve kalafat i lerinde kullan lan bir tr macun.

bilrdo

* Ye il uha kapl bir masa zerinde, fil di i toplarla ve isteka ile oynanan bir oyun.

bilrdocu * Bilrdo oynayan veya oynatan kimse. bilrdoculuk * Bilrdo salonunu i letme veya oynama i i. bilvas ta * Vas tas z, aras z, arac s z, dolays z, do rudan do ruya. bilcmle * Btn, hep ...-in hepsi.

bildi inden a mamak (veya kalmamak) * hibir etkiye ald r etmeyerek do ru bildi i davran srdrmek. bildi ini okumak * herkes ne derse desin bildi i, istedi i gibi davranmak. bildi ini yapmak * verilen tleri dinlemeyerek tutumunu srdrmek. bildi ini yedi mahalle bilmez * bir kimsenin ok kurnaz, ok bilmi oldu unu anlat r. bildik * Tan d k.

bildik kmak * birbirlerini eskiden bildiklerini veya ailece tan t klar n anlamak. bildim bileli (veya bildik bileli) * teden beri, eskiden beri. bildirge * Bir kimsenin resm bir kurulu a herhangi bir durumu bildirmek iin verdi i izelge, beyanname. * Vergi ykmllerinin belli zamanlarda, ba l olduklar vergi dairelerine verdikleri gelir bildirme belgesi, beyanname. bildiri * Resm bir makam, kurum veya bir topluluk taraf ndan herhangi bir durumu ilgililere duyurmak iin yaz lan yaz , tebli , tebligat. * Bilimsel bir konu zerine yaz lan a klama, tebli . bildirilme * Bildirilmek i i veya durumu. bildirilmek * Bildirmek i ine konu olmak, duyurulmak, haber verilmek. bildirim * Yaz l olarak yap lan a klama, tebli . * Bu a klaman n yap ld k t, ihbarname.

bildirim dencesi * Sresi belli olmayan srekli i szle melerinin daha nce bildirim yap lmaks z n yrrlkten kald r lmas sebebiyle ykml olanlarca kar tarafa verilmesi zorunlu olan dence, ihbar tazminat . bildiri

* Bildirmek i i veya biimi. bildiri im * leti im, haberle me, komnikasyon. bildiri me * Bildiri mek i i veya durumu. bildiri mek * Bir duygu veya d nceyi i aretle veya sesler dizgesiyle bildirerek anla mak. bildirme * Bildirmek i i, beyan.

bildirme cmlesi * Yklemi bildirme kiplerinden biriyle kurulan cmle. bildirme kipleri * Belli zaman kavram veren, belirli gemi , belirsiz gemi , imdiki zaman, geni zaman, gelecek zaman kipleri: Gel-di, gelmi , gel-iyor, gel-ir, gel-ecek gibi. bildirmek * Herhangi bir eyi haber vermek. * Herhangi bir konuda bilgi vermek. * Anlatmak, ifade etmek. bile * Birlikte. * Ayn zamanda, da, de, dahi. * stelik. bile bile * Bilerek, isteyerek, nceden tasarlayarak, d nlerek, kasten.

bile bile ldes * Kt bir durumu yle gerekti i iin kabullenmi grnme, bilerek aldanm grnme. bilecen * Her eyi bilen, her eyden anlayan. * Bilgilik taslayan, ukal.

bilecenlik * Bilecen olma durumu. bile i * Kesici aralar bilemek iin kullan lan alet.

bile i ta * B ak, ak , makas gibi kesici aralar bilemekte kullan lan ince taneli sar ist. bile inde alt n bilezi i olmak * Bkz. kolunda alt n bilezi i olmak. bile ine gvenmek * gcne veya hnerine gvenmek. bile ine kadar (veya bileklerine kadar) * (amur, kar iin) ayaklar iine gmlecek biimde. * (giysi ete i iin) yaln z ayaklar grnecek kadar (uzun). bile inin hakk ile * kendi gc ve kendi al mas ile.

bilek

* Elle kolun, ayakla baca n birle ti i blm. * G, kuvvet.

bilek damar * Nab z. bilek gibi * (sa veya akarsu iin) gr, kal n.

bilek gc * Kol kuvveti. bilek gre i * Kar l kl iki ki i dirseklerini dayayarak birbirlerinin bile ini bkmek. bilek kuvveti * Beden kuvveti, kol kuvveti. bilek saati * Bile e tak lan kk saat. bileklik bileme * Bilemek i i. bilemedin (veya bilemediniz) * en ok, en fazla. bilemek * Kesici aletleri z mpara veya bile i ta nda keskinle tirmek, keskin duruma getirmek, keskinle tirmek. * Glendirmek, etkisini art rmak. * Bilenmek i i. * Bilemek i ine konu olmak, keskin duruma getirilmek. * Bir i e yo un bir biimde haz rlanmak, konsantre olmak. * H rslanmak, a r derecede istemek. * isteyerek, kasten. * Bir bile ke olu turan kuvvetlerin her biri. * Oyunlarda bile in incinmesini nlemek iin bile e tak lan me in sarg .

bilenme bilenmek

bilerek bile en bile ik

* Birle erek olu mu , basit olmayan, mrekkep. * Kimyasal tepkimeler sonucu iki veya daha ok elementten olu an ve bunlardan ba ms z fiziksel, kimyasal nitelikler gsteren (madde). * Ses ve grntnn birlikte yer ald film paras . bile ik faiz * Sre tarihine dek birikmi faizlerin ana paraya eklenmesiyle elde edilen toplam stnden denen faiz, mrekkep faiz. bile ik kap * Birle ik kap.

bile ik kaplar * Birle ik kaplar. bile ik kesir * Pay paydas na e it veya pay paydas ndan byk olan kesir. bile ik nerme * En az iki nermeden olu an yeni nerme. bile ikgiller * Biti ik yaprakl iki eneklilerden, iekleri kme durumunda toplu olarak bulunan, baz cinsleri uucu ya veya st ta yan bir familya. bile im * ki veya daha ok ge bir araya gelerek yeni bir ge olu turma, terkip. * Bir maddenin hangi kimyasal trlerden olu tu unu belirleyen verilerin tamam . * Bile me sonucu olu an cisim. * Bile mek i i veya durumu. bile ke bile me bile mek * ki veya daha ok ge bir araya gelerek yeni bir ge olu turmak, terekkp etmek. bile tirici * Bile tirmek i ini yneten kimse. * Bir cisme uygulanan birka kuvvetin toplam etkisine e it olan tek kuvvet, muhassala. * Bile mek i i, terekkp.

bile tirme * Bile tirmek i i. bile tirmek * Bile mesini sa lamak. * ki veya daha ok vektrn, paralel kenar kural na uygun olarak geometrik toplam n almak, geometrik toplam. bilet * Para ile al nan, konser, sinema, tiyatro gibi e lence yerlerine girme, ula m aralar na binme veya bir talih oyununa kat lma imkn n veren belge. bilet kesmek * bileti kopar p al c ya vermek, bilet satmak. bileti biletilik * Bilet satma i i. biletli biletme biletmek * Bileti olan. * Biletmek i i. * Bilemek i ini yapt rmak. * Bilet satan grevli.

biletsiz bileyici bileyicilik

* Bileti olmayan. * Kesici aletleri bilemeyi i edinmi olan kimse, za c . * Bileyicinin yapt i , za c l k.

bilezik

* Bile e ss iin tak lan halka. * ki borunun ucunu birle tirmeye yarayan halkaya benzer para. * Motor pistonlar na, ya lama, so utma, zellikle s z nt y nleme gibi amalarla yerle tirilmi , genel olarak dkme demirden yap lm , ular a k ve esnek halka. * Kelepe. * Mobilyalar n ayak altlar na tak lan kare, dikdrtgen, silindir, kesik koni ve benzeri ekilli, pirin veya nikel kapl demirden yap lm , iki ucu delik gere. bilezikli * Bilezi i olan. * Bilezik takm olan. bilfarz * Tutal m ki, sayal m ki, sz geli i, diyelim ki. bilfiil bilge bilgece bilgelik * Bilge olma durumu ve niteli i. * Bilgi, hikmet. * ( lk a felsefesinde) Kendini tan man n bilgisi, vukuf. bilgi * nsan akl n n erebilece i olgu, gerek ve ilkelerin btnne verilen ad, malmat. * renme, ara t rma veya gzlem yolu ile elde edilen gerek, malmat, vukuf. * nsan zeks n n al mas sonucu ortaya kan d nce rn, malmat, vukuf. * Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavrad temel d nceler, malmat. * Bilim. * (bili imde) Kurallardan yararlanarak ki inin veriye yneltti i anlam. * olarak, i edinerek, gerekten. * Bilgili, iyi ahlkl , olgun ve rnek (kimse), hakim. * Bilgeye yara r (biimde), hkimane.

bilgi edinmek * renmek, bilgi almak. * Bir durumu renmek. bilgi i lem * zellikle bilgisayar vb. makinelerle yap lan i lemlerin dzenli biimde yrtlmesi. bilgi kuram * Bilginin temelini, bilim alan nda uygulanan yntemleri, s n r ve gvenilirlik bak m ndan inceleyip ara t ran felsefe dal , epistemoloji. bilgi leni * Belli bir konunun tart ld bilimsel toplant , sempozyum. bilgi toplamak

* de i ik yer ve kaynaklardan sa lanan bilgileri bir araya getirmek. bilgici * Sofist. bilgicilik * Antik Yunan felsefesinde ele tiri ak m , sofizm. * Ba kas n yan ltmak iin do ru olmad bilinerek yap lan uslamlama ve karsama, safsatac l k. * Bilgili kimse. * Bilgisiz oldu u hlde bilgili grnmek isteyen, bilgili geinen kimse.

bilgi

bilgi bilgi * Bilgisi oldu unu gstererek, bildirerek. bilgilik * Bilgi olma durumu.

bilgilik satmak (veya taslamak) * bilmedi i hlde bilir grnmek, bilgin geinmek. bilgilendirme * Bilgilendirmek i i veya durumu. bilgilendirmek * Bir konuda bilgi sahibi olmas n sa lamak, haberdar etmek. bilgilenme * Bilgilenmek i i veya durumu. bilgilenmek * Bilgi sahibi olmak, renmek. bilgili * Bilgi sahibi olan, malmatl , haberli. * Bilerek. bilgilik * Ansiklopedi. bilgin bilgince bilginlik bilgisayar * ok say da aritmetiksel veya mant ksal i lemlerden olu an bir i i, nceden verilmi bir programa gre yap p sonuland ran elektronik ara, elektronik beyin, kompter. bilgisayarc * Bilgisayar al m sat mc s . * Bilgisayar programc s , yap mc s veya mhendisi. bilgisayarc l k * Bilgisayar ticareti veya uzmanl . bilgisayarlamak * Bilimsel bir konuda ok bilgisi olan (kimse), lim. * Bilgine yak r, bilgin tavr nda, bilgin gibi. * Bilgin olma durumu.

* Bilgisayara geirmek. bilgisayarla mak * Bilgisayar dzeniyle donat lmak. bilgisiz bilgisizlik * Bilgi sahibi olmayan, malmats z, cahil. * Bilgisiz olma veya bilgi yoklu u durumu, cehalet.

bilgiyazar * Elektronik sistemle dizgi yapan alet. bilhassa * Hele, her eyden nce, ba ta, zellikle, en ok, mahsus. bili bili bili bilici bililtizam * Bile bile, bilerek ve isteyerek. bilim * Evrenin veya olaylar n bir blmn konu olarak seen, deneye dayanan yntemler ve gereklikten yararlanarak yasalar karmaya al an dzenli bilgi, ilim. * Genel geerlik ve kesinlik nitelikleri gsteren yntemli ve dizgesel bilgi. * Belli bir konuyu bilme iste inden yola kan, belli bir amaca ynelen bir bilgi edinme ve yntemli ara t rma sreci. bilim adam * Bilimsel al malarla u ra an kimse, bilgin, lim. bilim d * Bilime ayk r , bilime uymaz, gayriilm. bilim kad n * Bkz. bilim adam . bilim kuram * Bilimlerin koyduklar d nsel sorunlar inceleyen ve tek tek bilimlerin yntemlerini, ilkelerini, varsay mlar n ara t ran felsefe dal . bilim kurgu * a da bilim verileriyle d gcnden olu an film, roman vb. bilim kurgusal * Biyoloji ve elektrikle ilgili olan, biyonik. bilimci bilimcilik * Bilginin, temeli olarak yaln z bilim yntemine nem verme, ilimcilik. bilimsel * Bilgin. * Bilgi, malmat. * Tavuk gibi kmes hayvanlar n a rmak iin kar lan ses. * Bilen.

* Bilimle ilgili, bilime dayanan, ilm. bilimsel deneycilik * Her bilginin deneyle veya gzlemle do rulanabilece ini, s nanabilece ini savunan felsefe ak m . bilimsel d nce * Bilim temeline dayanan zgr ele tirici, ara t r c ve ba ms z d nce. bilimsel sosyalizim * htillci sosyalizm, Marx l k. bilimsel toplant * Uzmanlar n kat l m ile gndemi bilimsel konular n olu turdu u toplant . bilimselle tirme * Bilimselle tirmek i i. bilimselle tirmek * Bilimin metotlar na uygun duruma getirmek. bilimsellik * Bilimsel olma durumu. bilimsiz * Bilime, bilim yntemlerine uygun olmayan gayriilm.

bilimsizlik * Bilimsiz olma durumu bilimsizce i . bilincine varmak * anlamak, kavramak. bilincini yitirmek * bilincini herhangi bir sebeple yitirmek. bilin * nsan n kendisini ve evresini tan ma yetene i, uur. * Alg ve bilgilerin zihinde duru ve ayd nl k olarak izlenme sreci, uur. * Temel bilgi, temel gr . * Bir toplumdaki ruh etkinliklerin veya ruh durumlar n btn. * Dima .

bilin ak * D ncelerin arka arkaya birbirini izlemesi. * Ki inin akl ndan geenlerin birinci ki i a z ndan yans t lmas . bilin d * Bilinsizce yap lan i ve etkinliklerin btn gayri uur. * nsan ruhunun, bask alt nda tutulan isteklerle bunlara ba l d ncelerden olu an ve bilince ula amayan blm. bilin kayb * Haf za yitimi. bilinalt * Bilin d olmakla birlikte, dilendi i zaman kapsam ndakilerin bilince a r labildi i zihin blgesi, uuralt tahte uur. bilinlendirme * Bilinlendirmek i i. bilinlendirmek

* Bilinli duruma getirmek. bilinlenme * Bilinlenmek i i. bilinlenmek * Bilinli duruma gelmek, uurlanmak. bilinli * Bilinci olan, bilinle yap lan, uurlu. * Ele tirmeli bir biimde, kendi etkinli inin fark nda olan, uurlu. * Bilinli olma durumu uurluluk. * Nesne, olay ve edimlere uyan k bulunma durumu, uurluluk. * Bilinci olmayan, bilinle yap lmayan, uursuz. * Kendi etkinli ini ele tirmeli bir biimde sezmeyen, uursuz.

bilinlilik

bilinsiz

bilinsizlik * Bilisiz olma durumu, uursuzluk. * Nesne, olay ve i lere kar uyan k bulunmama durumu, uursuzluk. bilindik * Bilinen.

bilinemez * nsan akl yla bilinemeyen ey. bilinemezci * Bilginin ba nt l oldu una inanan (kimse). * Tanr 'n n ve evrenin nereden tredi inin bilinmedi ini ve bilinemeyece ini ileri sren retiyi benimseyen (kimse), ledri, agnostik. bilinemezcilik * Bilginin ba nt l oldu una ve bundan dolay salt olmad na inanan reti. * Tanr 'n n ve evrenin nereden tredi inin bilinmedi ini ve bilinemeyece ini ileri sren reti, ledriye, agnostisizm. bilinen bilinme * De eri belli olan nicelik, bilindik, malm. * Bilinmek i i.

bilinmedik * Bilinmeyen. bilinmek * Bilmek i ine konu olmak, anla lmak, renilmek.

bilinmeyen * De eri belli olmayan, bilinmeyen (nicelik), bilinmedik, mehul. bilinmez * Anlam gizli ve anla lmas g olan, mu lk. * Belli olmaz, ku kulu, mehul.

bilinmezlik * Bilinmez olma durumu.

bilir

* "Anlar", "sayar", "yapar" anlamlar ile isimlerle birle erek birle ik s fat kurar.

bilir bilmez * yar m bilgi ile, bilip bilmedi ini gz nne almadan. bilirki i * Belirli bir konudan iyi anlayan ve bir anla mazl zmlemek iin kendisine ba vurulan kimse, uzman, ehlihibre, ehlivukuf, eksper. * zmlenmesi zel veya bilimsel bilgiye dayanan konularda oyuna veya d ncesine ba vurulan kimse, ehlihibre, ehlivukuf. bilirki i raporu * Bilirki inin haz rlam oldu u rapor. bilirki ilik * Bilirki inin yapt i . bilisiz * renim grmemi , cahil. bilisizlik * Bilisiz olma durumu, cahillik.

bilistifade * Yararlanarak. bili * Canl n n, bir nesne veya olay n varl na ili kin bilgili ve bilinli duruma gelmesi, vukuf. * Bildik, tan d k, dost.

bili kmak * tan mak, nceden tan olmak. bili im * Teknik, ekonomik ve toplumsal alanlardaki ileti imde kullan lan ve zellikle elektronik aletler arac l ile dzenli bir biimde i lenmeyi n gren bilim, informatik, sibernitik. bili im a * Teknik, ekonomik ve toplumsal alanlardaki ileti im sistemi. bili im teknolojisi * Bili imde kullan lan btn ara ve gerelerin olu turdu u sistem. bili imci bili me bili mek * Kar l kl olarak birbirini tan mak, muarefesi olmak. * renmek. billhi * Tanr 'ya ant ierim" anlam nda bir ant. * " nan olsun" anlam nda kullan l r. billr * Baz cisimlerin ald klar geometrik biim. * Duru ve temiz kesme cam, kristal. * Billrdan yap lm . * Bili im alan nda uzman ki i. * Bili mek i i.

* Ko yumurtas . billr cisim * Gzde, irisin arkas nda, mercek grevini yapan, mercimek biim ve bykl ndeki saydam cisim. billr gibi * ok duru, ok temiz (su). * ok beyaz ve przsz (kol, gerdan, g s). * (ses iin) przsz. billr * Billra benzer, billr gibi. billriye * Billrdan yap lm veya billrla ilgili. * Genellikle billrdan yap lm e ya satan dkkn.

billrla ma * Billr durumuna gelme. * Herhangi bir cisim molekllerinin baz fizik ve kimya de i meleriyle geometrik biim almas , kristalle me. billrla mak * Billr durumuna gelmek, billr durumunda yo unla mak, kristalle mek. * Belirgin duruma gelmek, netlik kazanmak. billrla t rma * Billrla t rmak i i. billrla t rmak * Billr durumuna getirmek. billrlu * inde billr bulunan. * Bol kl , p r l p r l parlayan (yer). * Billra benzeyen, billru and ran, kristaloit. * Diyalize u rayarak zmlenen madde, koloit kar t . * Bilmek i i. * Bir eyin ne oldu unun bilincine varma. * Bilgi edinmenin gaye ve sonucu.

billrsu

bilme

bilmece

* Bir eyin ad n anmadan, niteliklerini st kapal syleyerek o eyin ne oldu unu bulmay dinleyene veya okuyana b rakan oyun, muamma. * Bilinmeyen ey, muamma. bilmece zmek * bilmecenin cevab n bulmak. bilmece gibi konu mak * a k, anla l r biimde konu mamak. bilmeden * bilmeyerek. * sonucun ne olaca n kestiremeden.

bilmedi i be vakit namaz * her eyi pek iyi bilir, anlam nda bir sz.

bilmek

* Bir eyi anlam veya renmi bulunmak. * Bir bilim veya sanat dal nda yeterli olmak. * Bir i yapmaya al m olmak, elinden gelmek. * Tan mak, hat rlamak. * Sanmak, var saymak, farz etmek. * Anlamak. * Sorumlu tutmak. * nanmak. * Bazen "i ine gelmek", "uygun bulmak" anlam nda da kullan l r. * -a/-e ekli fiillerle yeterlik bildiren birle ik fiiller olu turur. * Saymak. * Geni zaman n olumsuz birinci tekil ki isi olarak bilmem biiminde kullan l nca duraksama, a ma, tereddt anlam n verir. bilmem hangi (veya bilmem ka, kim, nas l, ne) * nemli veya anlat lmas gerekli grlmeyen eyler iin kullan l r. bilmemek * birlikte kullan ld fiilin bir trl gerekle emedi ini anlat r. bilmemezlik * Bilememe durumu, bilmezlik. bilmez * Anlamaz, kavramaz, hat rbilmez, kadirbilmez gibi szlerle "yapamaz", "edemez" anlamlar nda kullan l r.

bilmezleme * Bilmezlemek i i, tehil. bilmezlemek * Bir kimseyi, bir ey bilmez gstermek, tehil etmek. bilmezlenme * Bilmezlenmek i i. bilmezlenmek * Bilmiyor gibi grnmek, bilmezlikten gelmek, tecahl etmek. bilmezlik * Bilmez olma durumu, cehalet.

bilmezlikten gelme * yazar n, bildi i belli olan bir eyi bilmez veya ba ka trl bilir grnecek yolda bir anlat sanat , tecahlarifane. bilmezlikten gelmek * bilmiyor grnmek. bilmi * Her eyi bilir geinen, bilgilik taslayan. * Bkz. ok bilmi .

bilmukabele * Kar l kl olarak, kar l k olarak. * (davran tresinde) Ben de, size de, sizlere de. bilmnasebe * S ras gelince, s ras d nce. bilsat * Kurulu lar, irketler aras nda bilgi satma, bilgile im, bencmarking.

bilumum bilvas ta bilye

* Btn, hep, kamu, ... -in hepsi. * (birinin) Arac l ile, arala; do rudan do ruya olmayarak, dolayl .

* Ta , maden, toprak, cam gibi eylerden yap lm kk yuvarlak, misket. * Motorlu ta tlarda dnme veya srtnme etkilerini azaltmak, a nmay ve enerji yitimini nlemek iin, gbeklerdeki yataklara yerle tirilen, o unlukla elikten, kk yuvarlak. bilyeli * Bilyesi olan.

bilyeli yatak * Bisiklet, otomobil gibi ta tlar n tekerleklerinde srtnmeyi azaltmak amac yla iine elik bilye yerle tirilmi blm. bilyon bin * On kere yz, dokuz yz doksan dokuzdan bir art k. * Bu say n n ad ve bu say y gsteren rakam, 1000, M. * Bir isimden nce geldi inde a r l k ve okluk bildirir. bin bilsen de bir bilene dan * bir insan bir eyi ne kadar iyi bilirse bilsin, gene de onu kendisinden daha iyi bilen bulunabilir. bin bir * Pek ok, ok say da. bin bir ayak bir ayak stne * herkesin ayakta oldu u kalabal k. bin can ile * ok isteyerek, gnlden. bin dall * o unlukla mor kadife zerine s rma ile kabartma dal, yaprak ve iek i lenmi giysi veya rt. bin derde deva * pek ok i e yarayan; her s k nt y gideren. bin dereden su getirmek * birini kand rmak iin birok sebep ileri srmek, dil dkmek. bin i i, bir ba * her i e, ba olacak bir kimse gerekir. bin kal ba girmek * birbirine benzeyen birok i yapmak, srekli olarak d nce de i tirmek. bin kat * Pek ok, k yaslanmayacak lde. bin nasihatten bir musibet ye dir * ya anm olaylar, tlerden ok daha etkilidir. bin pi man olmak * ok pi man olmak. * Milyar.

bin tarakta bezi olmak * birok i le u ra mak. bin trl bin ya a! * Birbirinden ok farkl , ok de i ik. * (memnunluk bildirmek iin kullan lan sz) ok ya a!.

bin zahmetle * ok zor, byk zorlukla. bina * Yap . * Arapa fiil at s n konu edinen bilim ve kitap. * at .

bina etmek * yapmak, kurmak, in a etmek. * (bir d nce sistemine gre) kurmak, dayamak, yapmak. binaen * -den dolay , -den tr, -di i iin. * Dayanarak. binaenaleyh * Bundan dolay , bundan tr, bunun iin, bunun zerine. bnamaz binba * Bkz. beynamaz. * Rtbesi yzba ile yarbay aras nda bulunan ve as l grevi tabur komutanl olan subay.

binba l k * Binba rtbesi veya binba n n grevi. binde bir * ok seyrek olarak. bindi * Destek, hamil.

bindi i dal kesmek * (kendisine gerekli ve yararl olan eyi) fark nda olmadan yarars z duruma getirmek, kendi eliyle yok etmek. bindirilme * Bindirilmek i i veya durumu. bindirilmek * Bindirmek i i yap lmak. bindirilmi kuvvetler * Motorlu ta tlara bindirilmi asker birlikleri. bindirim * Fiyat art rma, zam.

bindirimli * Fiyat art r lm , zaml .

bindirme

* Bindirmek i i. * Birbiri zerine gelerek eklenen levha, kiremit, ah ap paralar n n durumu. * karma harekt na kat lacak birliklerin, karma yerine gitmek iin kendilerine ayr lan deniz aralar na binmeleri. bindirme kilit * Gvdesi kutu biiminde olan, kapak veya kap n n arkas na do rudan vidalanan, basit mekanizmal kilit. bindirmek * Bir kimseyi bir eyin zerine kartmak, oturtmak veya iine yerle tirmek, binmesini sa lamak. * (ta t) Ba taraf ndan ba ka bir ta ta arpmak veya bir yere vurmak. * Eklemek, katmak. binek * Binmeye ayr lm ey ve daha ok at. * zerine binilen, binmeye yarayan. binek at * Sadece binmek, gezmek veya binicilik sporu iin yeti tirilen at. binek ta * At veya arabaya binmek iin stne k lan ykseke ta . biner bingi her biri. bini ta. * Bin say s n n le tirme biimi, her birine bin, her defas nda bini bir arada olarak. * Kemerler zerine oturtulmu kubbe ile kemerlerin aras n kapatan gen biimindeki kubbe paralar ndan

* Binme i i. * Kap , dolap gibi eylerin, kanatlar kapan nca kalan aral rtebilmek iin bu kanatlar n kenar na ak lan

bini a mak * ok fazla olmak. bini bir paraya * pek ok ve ucuz. * pek ok yap lan, pek ok olan. binici * Binen. * Ata iyi binen kimse. * Ata binme ustal . * Ata binilerek yap lan spor. * Binilmek i i. * Binmek i i yap lmak. binin yar s be yz (o da bizde yok) * ok d nceli grnen birine aka yollu "ald rma!" anlam nda sylenir. bininci * Bin say s n n s ra s fat , s rada dokuz yz doksan dokuzuncudan sonra gelen.

binicilik

binilme binilmek

bini

* Binmek i i veya biimi. * Atl alay. * Atl alayda giyilen giysi. * Yksek a amal bilginlerin ve yenieri subaylar n n giydikleri cbbe. * niversite retim yelerinin giydikleri cbbe. * Bini mek durumu. * ki paradan biri, brnn stnde olmak. * Kas kiri leri birbiri stne binmek. * K r k bir kemi in iki paras birbiri stne gelmek. * stne binilen hayvan, binek at . * Hamur durumundaki ekmeklerin, f r na at lmadan nce, iine konuldu u oyuk gzl tahta. * Birok bin; pek ok.

bini me bini mek

binit binit binlerce binlik

* Bin liral k k t para. * Yakla k olarak litrelik byk i e. * Bin tanesi bir arada olan. * Binmek i i.

binme binmek

* Yksek bir eyin veya bir hayvan n stne k p ayaklar n salland rarak oturmak. * Bir yere gitmek iin tren, vapur, uak, otomobil gibi bir ta tta yer almak. * (bisiklet motosiklet, binek hayvan iin) Kullanmak. * istenilmeyen veya beklenilmeyen bir biim almak. * Bir ey s k arak yan ndakinin stne kmak. * Fiyat artmak. * Eklenmek, kat lmak. * Sonu olarak, nihayet.

binnetice biny l bioktle

* Bin y l iine alan zaman dilimi. * Belirli zamanda s n rlar belirli bir biyotopta bulunan canl organizmalar n toplam ktlesi.

biomedikal * Hem biyoloji hem de t pla ilgili olan. biomekanik * Biyoloji, fizyoloji ve t p konular n mekanik kanunlar yntemiyle irdeleme. biomikroskop * Kendine zg bir k ile kullan lan ift gz mercekli mikroskop. bperva * ekinmez, sak nmaz, korkusuz, gz pek.

* ekinmeden, korkmadan. bir * Say lar n ilki. * Bu say y gsteren rakam 1, I. * Bu say kadar olan. * Herhangi bir varl belirsiz olarak gsterir. * Tek. * Birle ik. * E , ayn , bir boyda. * Ortakla a olan, m terek. * De er, nem bak mlar ndan birbirinden farks z, birbirine e it, birbirine benzer. * S fat veya zarf durumunda ba na geldi i kelimelere kuvvet, istek veya kesin olmayan anlamlar katar. * (tekrarlanarak) Bir kez. * Sadece. * Ancak, yaln z. bir (veya sa ) elinin verdi ini br (veya sol) elin duymas n * yap lan bir iyilik gizli tutulmal , onunla vnlmemelidir. bir (veya tek ba na) * yaln z olarak, yan nda kimse bulunmadan. * ba ka birinin yard m olmaks z n. bir ..., bir (veya bir de) * hem .... hem. bir abam var atar m, nerede olsam yatar m * tek ba na bulunan kimsenin istedi i yerde bar n p rahat edebilece ini anlat r. bir ac kahvenin k rk y l hat r vard r * Bkz. bir fincan kahvenin k rk y l hat r vard r. bir a zdan * hep birlikte, beraberce, hep birden. bir a zdan k p bin dile yay l r * ortaya at lan bir sz ok abuk yay l r. bir alay bir lem * Kendine zg bir niteli i olan. bir an * ok k sa bir sre iin kullan l r. * Birok, bir sr, pek ok.

bir an nce * Bir ara, olabildi i kadar tez. bir ara * K sa bir sre. * Gemi te bir zaman. * Odun, kmr gibi baz eylerin l birimi. * Pek ok, fazla. * Toplu bir durumda, birlikte, toplu olarak.

bir araba

bir arada

bir aral k * Bir ara. bir araya gelmek * bir yerde toplanmak, bulu mak. bir araya getirmek * toplamak. bir arpa boyu (gitmek veya yol almak) * ok az. bir a a bir yukar * amas z olarak gidip gelmeyi anlat r. bir at ml k barutu olmak (veya kalmak) * bir konuda yapabilece i ok az eyi bulunmak. bir avu * Bir avu dolduracak kadar. * Az, ok az. bir aya ukurda olmak * ya ayacak ok az zaman kalm olmak; ok ya lanm olmak. bir ayak nce (evvel) * bir an nce. bir ayak stnde bin yalan sylemek (veya bir ayak stnde k rk yalan n belini bkmek) * ok k sa srede pek ok yalan sylemek. bir baba dokuz evld besler, dokuz evlt bir babay beslemez * ok ocu u olan baba, her ocuk babas na bak lmas n tekinden bekledi i iin s k nt da kal r. bir bak ma * Ba ka bir gr le, ba ka bir d n le. bir baltaya sap olmak * belirli bir i sahibi olmak. bir bardak suda f rt na koparmak * nemsiz, kk bir sorunu bytmek. bir ba na * Tek ba na. bir ba tan (veya utan) bir ba a (veya uca) * bir yerin bir s n rdan br s n r na kadar. bir ben, bir de Allah bilir * s k nt l durumlarda sylenilen bir deyim. bir biimine getirmek * zm yolu bulmak. bir bir bir bir * Birer birer, ayr ayr . * Oldu u gibi, tam tam na, eksiksiz. * Bkz. hepyek.

bir boy

* Bir kez. * Hele.

bir boyda * Boylar e it. bir boydan bir boya * Bir yerin bir ucundan br ucuna kadar, ba tan ba a. bir bu eksikti * s k nt l bir durum varken bir yenisinin kmas zerine sylenir. bir at alt nda (olmak veya bulunmak) * ayn yap iinde. bir ekirdek geri kalmamak * btnyle denk olmak. bir enekliler * O ulcu u bir enekten olu mu , kapal tohumlulardan bir bitki s n f . bir enetli * Kapsll yemi lerin tek paral olanlar . bir rp da * bir ele al ta, ele al r almaz, abucak. bir iekle bahar (veya yaz) olmaz * kk, gzel bir belirti ile doyurucu sonuca ula lmaz. * apk n kimseler iin kullan l r. bir ift * Bir tak m. * Biraz, bir iki.

bir ift sz * Bir iki sz. bir ift sz olmak * syleyecek bir eyleri bulunmak. bir oklar * ok say da olan (kimse veya ey). bir plkte iki horoz tmez * bir yerde iki ki i ba olmaz. bir uval inciri berbat etmek * dzelmekte olan bir durumu yersiz, yanl davran larla bozmak. bir daha * bir kez daha. * hibir zaman.

bir daha yzne bakmamak * dar l p ilgiyi kesmek. bir dalda durmamak * s k s k i veya d nce de i tirmek. bir damla

* ok az. * (ocuk iin) ok kk. bir de * ve olana katarak, fazladan. * umulan n veya beklenilenin d nda bir durumu anlatan cmlelerin ba na gelir.

bir dedi i bir dedi ini tutmamak * syledikleri birbirine uymamak, tutars z konu mak. bir dedi i iki olmamak * her istedi i yap lmak. bir dedi ini iki etmemek * her istedi ini hemen yapmak. bir defa * Olup bitti anlatan cmlelere kat l r. * "ilk nce", "hele" anlam nda da kullan l r.

bir defada * ara vermeksizin. bir defal k * Bir kere yapmaya yetecek kadar. * Bir kereye zg olan, bir kereye zg olarak. bir deli kuyuya bir ta atar, k rk ak ll karamazm * bazen bir kimsenin yapt yersiz bir i , birok kimse taraf ndan dzeltilemez. bir derece (veya bir dereceye kadar) * biraz. bir deri bir kemik (kalmak) * ok zay flamak. bir dikili a ac olmamak * evi veya mlk olmamak. bir dirhem * ok az, birazc k. bir dirhem bal iin bir eki keiboynuzu i nemek * verimi az, zahmeti ok olan bir i le u ra mak. bir dirhem et bin ay p rter * biraz kilo almak bazen insan gzelle tirir. bir dokun bin ah i it (dinle) kaseifa furdan * insanlar konu turmak iin biraz dertlerini de mek yeter. bir dolu * Birok.

bir don bir gmlek * yar plak. bir dostluk kald ! * az bir mal kal nca sat c lar n kulland bir zendirme deyimi. bir duda yerde bir duda gkte * masallardaki dev gibi korkun ve irkin.

bir dziye * Srekli olarak. bir el * (ate li silh iin) bir kez at m.

bir el bir eli y kar, iki el bir yz y kar * baz durumlarda yard mc s z i yap lmayaca n anlat r. bir elden * ayn kimse taraf ndan. * bir merkezden. bir eli ya da bir eli balda (olmak) * varl k ve bolluk iinde olmak. bir elin sesi kmaz * bir davan n bir ki i taraf ndan savunulmas etkili ve yeterli de ildir. * yard mla arak i ler daha kolay ba ar l r. bir elini b rak p tekini pmek * a r sayg gstermek. bir elle verdi ini br elle almak * yapar grnd bir iyili i, sa lad bir karla detmek. bir elman n yar s o, yar s bu * birbirlerine ok benzeyen kimseler iin kullan l r. bir evcikli * M s r, ceviz, f nd k gibi erkek ve di i organlar ayr ieklerde, ancak ayn kk zerinde bulunan (bitki). bir fende kaz k kakmak * bir bilgi veya bilim dal nda saplanm kalmak. bir fincan (veya bir ac ) kahvenin k rk y l hat r vard r * iyilik kk de olsa unutulmaz. bir gecelik * Bir gece iin, bir gece iinde olup biten, bir geceye ait. bir gmlek a a * bir derece daha d k (birinden). bir gmlek fazla eskitmi olmak * birinden daha ya l ve daha grm geirmi olmak. bir gz a larken br gz glmez * keder veya s k nt varken dostlar, akrabalar e lenmemelidir. bir gz glmek * hem glp hem a lamak. bir gzeli * Yap s tek bir hcreden olu an (hayvan veya bitki), tek hcreli. bir gzeliler * Yap s tek bir hcreden olu an hayvanlar veya bitkiler. bir gn evvel * olabildi i kadar abuk.

bir gnden bir gne * hi, hibir zaman. bir gnlk beylik beyliktir * ho a giden bir durum, k sa da srse ekici ve gzeldir. bir gzel * ok iyi, iyice.

bir hl olmak * bir eyin ok tekrarlanmas yznden bitkin duruma gelmek, usanmak, bezmek, fenal k gelmek. * huyu de i mek. * kazaya u ramak, lmek. bir hamlede * abucak, bir at l ta. bir hayli * Epey, ok. bir ho * Tuhaf bir ekilde, garip.

bir ho eylemek * hznlendirmek. bir ho olmak * a rmak. * hznlenmek. bir ho lu u olmak * bir rahats zl , bir ne esizli i olmak. bir hcreli * Bkz. bir gzeli. bir iim su (gibi) * (kad n iin) ok gzel. bir i ne bir iplik olmak * Bkz. i ne ipli e dnmek. bir iki * Birtak m, baz , bir para, biraz, ok az say da, birka kez.

bir iki demeden (demeye kalmadan) (veya bir iki derken) * duraksamadan, kar s ndakine vakit b rakmadan, duraksamadan. bir i aretine bakmak * bir i i yapmak iin haz r beklemek. bir i tir oldu * istenmeyen, kt bir durum kar s nda sylenir. bir kafada * ayn d ncede. bir kalem * Bir an iin. * Ayn , benzer, tek tr.

bir kalem gemek * bo vermek, bir an iin gz ard etmek. bir kalemde * birden ve toptan. bir kap ya kmak * ayn sonuca varmak. bir karar * Ayn durumunu koruyarak, belli durumunu de i tirmeden.

bir kararda bir Allah * insan talihinin her an de i ebilece ini ve bunun ola an kar lanmas n tler. bir kar * ok k sa. * ok az. bir kar beberuhi * ok k sa boylu kimse. bir kar yla bir koca, d rd r eder her gece * s k nt veya yaln zl k yznden iki dost (bile) birbiriyle dala r, anlams z konu ur. bir ka k suda bo mak * bir kimseye ok k zmak veya ok fkelenmek. bir kazanda kaynamak * anla mak, uyu mak, ba da mak. bir kenarda durmak * gerekti i zaman kullanmak zere haz rda tutmak. bir kere * Asl nda. * Bir kez, bir defa. bir kerecik * Bir defaya mahsus olarak. bir k yamettir gitmek (veya kopmak) * ok fazla grlt, pat rt , tel olmak. bir k z bin ki i ister, bir ki i al r * gzel eyi herkes ister, ama o, ancak bir ki iye k smet olur. bir kol engi (olmak) * en szler ve davran larla evresine ne e saanlar iin sylenir. bir koltu a iki karpuz s maz * ayn zamanda birden ok i le ilgilenmek ba ar iin sak ncal d r. bir ko u * Ko arak, ko a ko a, abucak.

bir koyundan iki post kmaz * birinden, gcnn yetmedi i bir zveriyi beklememek gerekir. bir Kro lu, bir Ayvaz * bir kar kocan n ocuklar n n, yak nlar n n yanlar nda bulunmad n veya hi ocuklar olmad n anlat r.

bir k eye atmak * gerekti inde kullan lmak iin bir yere koymak. bir k eye koymak * saklamak, biriktirmek. bir kula ndan girip br kula ndan kmak * sylenen sze nem vermemek. bir kur un at m * kur unun gidebilece i uzakl k. bir lokma bir h rka * hayatta azla yetinmeyi, dervi e geinmeyi anlat r. bir mum al da derdine yan * ba kalar yla u ra aca na kendi durumunu d n. bir nebze * ok az, bir para. bir nefeste * (sz ve iecekler iin) Ara vermeden. bir nice * Bir hayli, birok.

bir numara * Tek, birinci. bir numaral * Birinci, ba ta gelen. bir o kadar * Ne kadar varsa o kadar daha, bir kat , bir misli. bir o yana, bir bu yana * rastgele, birok yerlere, e itli ynlere. bir olmak * bir araya gelmek, i birli i yapmak. bir lde * Biraz, belli oranda. bir rnek * Ayn biimde olan, yeknesak.

bir papel etmemek * hi bir i e yaramamak, de eri olmamak. bir paral k etmek * ok utanacak, i e yaramaz bir duruma d rmek. bir para * Biraz, az c k, ok az. bir parmak * Parmak ucuyla al nan miktar veya parmak ucuyla alarak. * ok kk (ocuk). bir postum var atar m, nerede olsa yatar m

* istedi im yere gider, istedi im biimde davran r m. bir pul etmemek * hi de eri olmamak. bir pula satmak * bir kimseyi bir kar u runa harcamak. bir s rars n ekirge, iki s rars n ekirge, sonunda yakalan rs n ekirge (veya ncsnde avucuma d ersin ekirge) * birka kez saklanabilen bir su gnn birinde ortaya karak yapan kt bir duruma d rr, sulu cezas z kalmaz. bir s k ml k can olmak * ok c l z ve gsz olmak. bir s ra * st ste, ard ard na.

bir solukta * abucak, arabuk, ok k sa bir srede, hemen. bir syle on dinle * az konu up ok dinlemek yaral olur. bir syledi pir syledi * uzatmadan, gere i gibi syledi. bir szn iki etmemek * birinin her istedi ini hemen yerine getirmek. bir sr * ok say da, pek ok. bir ey sanmak * (bir kimseyi, bir eyi, bir yeri) gere inden, oldu undan ba ka trl d nerek hayal k r kl na u ramak, de erlendirmede yan lmak. bir ey sylemek * konu mak. * belirtmek, anlatmak, ifade etmek. bir eye benzememek * i e yarar durumda olmamak. bir eyin uyuu vukuundan beterdir * sylenti veya dedikodu olay n gerekle mesinden daha ktdr. bir eyler (veya bir ey) olmak * huyu, durumu, tutumu de i mek, yeni huylar edinmek. * bay l r gibi olmak, birden fenal k gelmek. * lmek. bir eyler, bir eyler * daha fazla a klamamak, k sa kesmek gerekti inde sylenir. bir tahtada * bir defada, yekten. bir tahtas eksik * ak lca eksik, yar m ak ll . bir tane

* Biricik, yegne. bir tanem * Sevgi sz. bir tarafa b rakmak (veya koymak) * nemsememek, benimsememek, ertelemek. bir ta la iki ku vurmak * bir davran la birden ok yararl sonuca ula mak. bir tek atmak * bir kadeh iki imek. bir temiz * Adamak ll . bir terimli * Aralar nda yaln z arpma, blme, kuvvete ykseltme, kk alma i lemleri yap lacak olan (nicelikleri gsteren terim). bir torba kemik * ok zay f. bir tuhafl olmak * kendini iyi hissetmemek. bir tutmak (veya bir grmek) * e it saymak, e it grmek. bir trl * (tekrarl kullan ld nda) i in yap lmas n n da, yap lmamas n n da ayn derecede kt oldu unu belirtir. * hibir biimde, hibir yolla. bir vakitler * Gemi zamanda, eskiden, vaktiyle. bir varm bir yokmu * bir masala ba larken, "eskiden" anlam nda sylenen bir tekerleme. * masal gibi geip gitmi , art k hayal olmu . bir yakadan ba karmak * bir at alt nda dirlik dzenlik iinde ya amak. bir yana * -den ba ka, say lmazsa, hari tutulursa.

bir yana dnya bir yana * bir varl a ok de er verildi ini anlatmak iin kullan r. bir yandan (yanda) * bir taraftan (tarafta), hem ... hem. bir yast a ba koymak * (kar koca) evli bulunmak. bir yast kta kocamak * (kar koca birlikte) uzun bir mr srmek. bir ya na daha girmek * imdiye de in grmedi i a lacak yeni bir eyle kar la mak.

bir y n

* birok, pek ok, bir sr.

bir yiyip bin kretmek * kt durumda olanlara bakarak kendi durumunun de erini bilmek. bir yol * Bir kez. bir yol tutturmak * bir davran , bir tutum biimi belirlemek. bir yolunu bulmak * bir i i sonuland rmak iin are bulmak. bir zaman * Gemi zamanda, eskiden, vaktiyle. * Belirli bir sre, biraz. bir zamanlar * Zaman nda, vaktiyle, eskiden. bira * Arpa ile erbeti otunu mayaland rarak yap lan bir iki, arpa suyu. bira barda * Bira imek iin yap lm zel bardak. bira mayas * Mayalanm durumdaki biran n yznden al nan bir tr mantar. birac * Bira yap p satan kimse. * ok bira ien (kimse). * Bira yapma ve satma i i. * Erkek karde . * "Yahu, dost, arkada " anlam nda seslenme olarak kullan l r. * Masonlar n birbirlerine verdikleri ad. birahane * Genel olarak sadece bira iilen, ayn zamanda da abuk haz rlanan baz s cak veya so uk yemeklerin yenildi i yer. birahaneci * Birahane i leten kimse. biral k * Bira yapmakta kullan lan. biraz * K sa bir sre iin. * Yeterince de il, yeter lde de il. * Az miktarda, ok de il. * Pek az, ok az. birazdan

birac l k birader

birazc k

* Az sonra. biraz * Bir para. birbiri * Kar l kl olarak biri tekini, teki de onu. * Biri di erinin yan s ra.

birbiri iin yarat lm olmak * birbiriyle ok iyi anla mak. birbiri stne gelmek * arkas arkas na, ara vermeden. birbirine d mek * aralar a lmak, aralar nda anla mazl k kmak. birbirine girmek * kavga etmek, dv mek. * kar mak. * (iplik vb. iin) dola mak, zlmeyecek duruma gelmek. birbirine katmak * aralar n amak, aralar n bozmak, olay karmak. birbirini tutmaz * birbiriyle ilgisi olmayan, tutars z. birbirini yemek * iki veya daha ok kimse birbiriyle u ra mak, birbirine ktlk etmek. birbirinin a z na girmek * birbirine ok d kn olmak. birbirinin a z na tkrmek * bir sorunda, bir olayda szle mi gibi, a z birli i yapmak. birbirinin gzn karmak * k yas ya dv mek. birbirinin gzn oymak * aralar nda a r geimsizlik olmak. birci bircilik biro u * ok say da olan kimse veya ey. birok birden * Olduka ok, say s belirsiz, bir hayli, mteaddit. * Bir defada, hepsi bir arada. * Ans z n, hemencecik. * Birlikte, beraberce. * Teki, monist. * Tekilik, monizm.

birdenbire

* Ans z n, hemencecik, beklenmedik bir s rada. birdirbir * Oyuncular n birbirinin stnden atlayarak oynad klar bir oyun. bire ... vermek * (bu day, arpa, nohut, fasulye gibi rnler iin) toprak, kullan lan tohumun belli bir kat kadar rn vermek. bire be katmak * eklemek, abartmak, bire bin katmak. bire bin katmak * ok abartmak. bire bir * Verilen ldeki kar l k, miktar. bire bir e leme * ki kmenin elemanlar aras nda, bir elemana kar , bir eleman al narak yap lan e leme. birebir * Etkisi kesin olan. * stenildi i gibi, uygun.

birebir gelmek * etkisini hemen ve kesin olarak gstermek. birer * Bir say s n n le tirme say s fat , her birine bir.

birer birer * Her biri ayr olarak. birer iki er * Tek veya birka birlikte olarak. bire im * Paralar n veya gelerin bir araya getirilip bir btn olarak birle tirilmesi. * Bu biimde olu an btn. * Element veya ba ka maddeleri bir araya getirerek, sun' olarak bile ik cisimler olu turma, sentez. * Yal ndan karma k olana, kllden cz'ye, zorunludan olas ya, ilkeden onun uygulanmas na, genel yasadan bireysel duruma, nedenden etkiye, nclden var lan sonuca giden d nme biimi, terkip, sentez. bire imli birey * Kendine zg nitelikleri yitirmeden blnemeyen tek varl k, fert. * Bir trn kapsam iine giren somut varl k. * Do a bilgisinde tr olu turan tek varl klardan her biri. * Toplumlar olu turan ve d nsel, duygusal, iradeyle ilgili nitelikleri toplum iinde belirlenen insanlar n her biri, fert. * nsan topluluklar n olu turan, insanlar n benzer yanlar n kendinde ta makla birlikte, kendine zg ay r c zellikleri de bulunan tek can, fert. birey olu * Yumurtan n dllenmesinden bireyin yetkin duruma gelmesine kadar geirdi i geli im evrelerinin btn, ontogenez, soy olu kar t . birey st * Tek bir bireyi a an. * Genellikle fertlerin evresini a an, bireylerin bilincinden ba ms z olan. * Bire im yolu ile elde edilen, sentetik.

bireyci

* Ki i haklar n savunan. * Bireycilikten yana olan, ferdiyeti.

bireycilik

* Bireylerin yararlar n toplumsal yararlardan daha stn veya daha nemli sayan reti, tutum veya politikalar n genel ad , ferdiyetilik, individalizm. * Btne, genele de il de, bireye, tek olana stnlk tan yan gr , ferdiyetilik, individalizm. bireyle me * Trle ilgili bir rne in bireyde gerekle mesi. * Ba ms z ki ili e varan geli me sreci. bireyle tirme * Bireye zg k lma. bireyle tirmek * Bireye zg k lmak, ba kalar ndan ay rmak. bireylik * Bir kimseyi d gzlemciler gznde benzersiz, tek k lan zellikler veya bunlar n tek biimi, ferdiyet. * Bireyi benzerlerinden ay ran niteliklerin btn. * Bireyle ilgili olan, bireye zg olan, ferd.

bireysel

bireyselle tirme * Bireysel duruma getirme. * Ancak ortakla a ve genel olarak var olan eyi bireylere uygulama ve yayma. * nsanlar n do al, toplumsal ve tarih geli mesinden; kendine zg olan eylerin, zelliklerin, bireysel olan n ekilip kar lmas . bireyselle tirmek * Bir eyi ayr olarak, bireysel olarak gz nne almak. bireysellik * Birey olma olgusu. * Bir ki iyi benzerlerinden ay ran zelliklerin btn, ferdiyet. biri * Bir tanesi. * Bilinmeyen bir kimse. * Tamlanan olarak kullan lan baz isim tamlamalar nda tamlayan n kmsendi ini, hor grld n anlat r. * Yklem durumunda olan bir isim tak m n n belirtileni olarak kullan ld nda, belirtenin hor grld n

anlat r.

biri ok olmak * haddini a arak kar s ndakini usand rmak. biri e ikte biri be ikte * ufak cocu u ok olan kimseler iin sylenir. biri yer biri bakar, k yamet ondan kopar * bir eyden yaln z bir veya birka ki i yararlan r da ba kalar na yararlanma imkn verilmezse bundan byk sorunlar kar. birice biricik * En fazla, tek. * E i, benzeri, ikincisi olmayan ve ok sevilen, tek, yegne.

birikim

* Birikme, bir yerde toplan p y lma. * Gzlemler, deneyler sonucu elde edilmi eylerin btn. * Toplumlar n kltrel varl klar n n geli ip geni lemesi ve uygarl k dzeyinin ykselmesi sreci. * Mal ve paran n toplan p o alma sreci. * Herhangi bir a nma srecinde veya ta ma i i yap l rken alvyonlu maddelerin b rak lmas . * Bir yerde kendi kendine birikmi olan ey.

birikinti

birikinti konisi * Da l k blgelerden veya yamalardan sular n getirdi i kum veya ta paralar n n bir dzlkte olu turdu u yelpaze biimindeki y n. biriki biriki me * Biriki mek i i. biriki mek * Bir yere toplanmak, bir araya gelmek. birikme * Toplan p y lma. * Birikme i i veya biimi.

birikme havzas * Kar ve ya mur sular n n birikti i blge. birikmek * Toplan p y lmak. * Birbirine eklenip o almak. biriktirim * Biriktirme. biriktirme * Biriktirmek i i, tasarruf. biriktirmek * Toplay p y mak. * Bir eyi, paray ll kullanarak art rmak, tasarruf etmek. * renme, yarar sa lama gibi sebeplerle baz nesneleri bir araya getirmek, koleksiyon yapmak. birileri birim * Baz kimseler.

* Bir kmenin her eleman veya bir oklu u olu turan varl klar n her biri, nite. * Bir niceli i lmek iin kendi cinsinden rnek seilen de i mez para, vahit. * Herhangi bir kurulu taki alt blmlerden her biri. * Dilin, olu turdu u yap iinde, belli bir dzlemde yer alan br gelerle kurdu u ba nt larla tan mlanan ayr nitelikli ge, nite. birimci ekonomi * Birime ba l ekonomi. birimler bl * Birden dokuz yz doksan dokuza kadar olan say lar bl . birincas f

* Birle ikgillerden hekimlikte kullan lan bir bitki. birinci * Bir say s n n s ra s fat . * Zaman, yer, s ra bak m ndan ba kalar ndan nce gelen. * S rada, nem s ras nda en stn olan kimse. * (ula m aralar nda) Mevki, s n f, orun. birinci a * Yeryznn yakla k yz milyon y ll k a , paleozoik. birinci gelmek (veya kmak) * biroklar aras nda en iyi olarak seilmek. birinci olmak * ba ta gelmek, nde gelmek. birinci orun * (tren, vapur, uak vb.) Birinci mevki. birinci zar * Yemi lerin derisi, d kabuk, meyve d . birincil * S rada, nemde ilk yeri alan, ana, temel, esas.

birincil grup * ten, samim, yz yze ili kilere dayanan iki veya daha ok insandan meydana gelen topluluk. birincilik * Birinci olma durumu. * (o ul durumda) ampiyonluk iin yap lan yar malar.

birincivas f * Birle ikgillerden, hekimlikte kullan lan bir bitki. birinden) buz gibi so umak * birinden tiksinmek. birinin ba na dikilmek * birinin yan ndan uzakla mamak, onu denetim alt nda bulundurmak. * bir i i yapt rmak iin yan nda ayakta durmak. * bir eyin yan nda ve ayakta beklemek. birinin an na ot t kmak (t kamak veya t kanmak) * sesini karamayacak, ktlk edemeyecek bir duruma getirmek (getirilmek), susturmak. birisi * Bilinmeyen bir kimse.

birisinden biri * ilerinden biri, birka ki iden herhangi biri. birka birka birleme * ok olmayan, az say da, az. * Az say da olan kimse veya ey. * Bir etme, tek duruma getirme. * Tanr 'n n birli ini dile getirme, tevhit.

birlemek

* Bir etmek, tek duruma getirmek. * Tanr 'n n birli ini dile getirmek, zikretmek. * Ondal k say sistemine gre yaz lan bir tam say da sa dan sola do ru ilk say n n bulundu u basamak. * Birbirini kesen, bir noktada kesi en (do ru, yay). * Bir araya gelmi , birle mi olan, mttehit.

birler birle en birle ik

birle ik cmle * Birka yan cmle veya ara cmle ile bir temel cmleden kurulan cmle. birle ik fiil * sim soyundan bir kelime ile biim veya anlam bak m ndan kayna p btnle en fiil: Reddetmek, hissetmek, kaybolmak, bakakalmak, hasta olmak, tedavi etmek gibi. birle ik isim * Birle ik kelime biiminde belirli kurallar iinde kal pla m isim: Aslana z , ba ehir, kapt kat , gecekondu gibi. birle ik kap * Alt taraf ndan birle tirilmi kaplardan her biri. birle ik kaplar * Alt taraflar ndan de i ik boyut ve kesitlerde borularla birle tirilmi sistem. birle ik kelime * Ses d mesi, ses tremesi, kelime trnn de i mesi, zerindeki ekin grevini kaybetmesi veya anlam kaymas dolay s yla aralar na ek girmeyerek kal pla m iki veya daha ok szden olu an kelime: pazartesi (< pazar ertesi), hissetmek (< hiss etmek), ayakkab (< ayak kab ), delikanl (<deli kanl ), kapt kat (< kapt kat ) gibi. birle ik oturum * Bir arada yap lan oturum. birle ik oy pusulas * Seime kat lan btn partilerin adaylar n ayr ayr gsteren oy pusulas . birle ik zaman * Yal n zamanl ve ekimli bir fiilin -di (i-di), -mi (i-mi ,), -se (i-se) gibi ek fiil eklerinden birini alarak bildirdi i zaman: Sevdiydi (sevdi-y-di <sevdi+i-di), sevecekmi (sev-ecek-mi < sev-ecek + i-mi ) sev-er-se (sev-erse < sev-er + ise) gibi. birle ilme * Birle ilmek i i veya durumu. birle ilmek * Birle mek i i yap lmak, bir araya gelinmek, bulu ulmak. birle im * Birle mek i i. * Bir meclisin bir gn iindeki toplanmalar , inikat. * Dllenmek iin erkekle di i hayvan n bir araya gelmesi. * Birle mek i i. birle me de eri

birle me

* Basit bir cismin bir atomu ile birle ebilecek olan hidrojen atomlar n n en yksek miktar . birle mek * Ayr iken tek bir btn durumuna gelmek. * Bulu mak, bir araya gelmek. * Uyu mak, ayn gr te olmak. * Ayn ama evresinde toplanmak. * Kayna mak. * Cinsel ili kide bulunmak. birle tirici * Birli i sa layan. * Uzla may sa layan. * ki veya daha ok nesnenin birle mesini sa layan. birle tirme * Birle tirmek i i veya durumu. birle tirmek * Bir araya getirmek. birli birlik * skambil, domino gibi oyunlarda bir i aretini ta yan k t veya pul, as. * Tek, bir olma durumu, vahdaniyet. * Bir taneden olu mu , bir tane alabilen. * Birle mi , bir arada olma durumu, vahdet. * Ba l l k, benzerlik, ba lant , vahdet. * Belli bir toplulu un yararlar n korumak iin kurulmu dernek. * Askerlikte blk, tabur, alay gibi bir btn say lan topluluk. * Konunun bir ana d nce evresinde toplanmas . * Blnmezli i ieren yal n btn. * En byk de erdeki nota, drt drtlk.

birlik olmak * bir i i yapmak iin anla mak. birlikte * Bir arada, beraberce. * Yan nda, beraberinde. birliktelik * Birlikte olma durumu. birlikten kuvvet do ar * toplu veya beraber davranmak daha byk g sa lar. birsam birtak m birun * Osmanl saray nda Harem dairesinin ve Enderun'un d nda kalan blm. biryan * Tand rda susuz pi irilen kebap. * Sanr , halsinasyon. * Belirsiz olarak oklu u anlat r (niteledi i isim okluk biimde olur), kimi, baz .

biryan pilv * Biryan ya ile pi irilen pilv.

biryan ya * Tand rda susuz pi irilerek yap lan kebaptan kan ya . biryanc * Biryan yapan veya satan kimse. bisiklet * Tekerle in ayakla evrilmesiyle hareket eden iki tekerlekli ta t, iftteker.

bisiklet yolu * Trafikte bisikletlerin gemesine ayr lm dar yol. bisikleti * Bisikletle spor yapan kimse, ifttekerci.

bisikletilik * Bisikletle yap lan spor, ifttekercilik. * Bisiklet satma, onarma i i. bisikletli * Bisikleti olan.

bisikletsiz * Bisikleti olmayan. biskvi * Un, st, eker veya tuzla yap lan ince, gevrek kuru pasta tr. bismillh * "Allah' n ad ile" anlam nda, bir i e ba larken sylenen veya a rma, korku gibi duygular belirten sz.

bismillah demek * bir i e u urlu olmas dile i ile ba lamak. bistro bisturi * Ne ter. bislfat bislfr bi ek bi i * rek, tatl bir ekmek tr. bit * Yar m kanatl lar alt tak m na giren, insan ve memeli hayvanlar n vcudunda asalak olarak ya ayan bcek, kehle (Pediculus). bit kadar bit otu * en kk, en ufak, ok kk. * S racagillerden, birok e itleri bulunan ve kuzey yar m krede yeti en bir bitki. * Hidrojenli slfatlara verilen ad. * Moleklnde iki kkrt atomu bulunduran birle ik. * Yay k dvmede kullan lan ara. * kili kahve, kk lokanta.

* Bitlere kar kullan lan bir madde. bit yeni i * Bir i in gizli kalm kt ve aksak yan , ku kulu bir nokta. btap * Bitkin, yorgun.

btap d mek * ok yorulmak, yorgun d mek. btaraf * Yans z, tarafs z.

btarafl k * Yans z olma durumu, yans zca davran . bitek bitelge bitevi biteviye * Ayn biimde, srekli olarak. biteviyelik * Ayn biimde srp gitme durumu. bitey * Bitki rts, flora. * Bol ve iyi bitki yeti tiren, verimli (toprak), mmbit. * Topra n bitki yeti tirme gc. * Bkz. biteviye.

biti kanlanmak * s k nt iinde ya ayan bir ki i para ve varl k ynnden glenmek. bitik * Yorgunluk veya hastal ktan gc kalmam . * Durumu kt, fena. * Yap k, dola k,ekli. bitiklik bitim * Bitmek i i. * Son, nihayet, mnteha. bitimli * Sonu olan, sonlu. bitimsiz bitirilme * Sonu olmayan, s n rland r l p belirlenmeyen, namtenahi. * Bitirilmek durumu. * Bitik olma durumu.

bitirilmek * Bitirmek i ine konu olmak.

bitirim

* ok ho a giden (kimse, yer). * Barbut oynat lan yer, kahve, kumarhane. * Yaman, zeki, ok be enilen.

bitirim yeri * Kumarhane. bitirimci * Barbut kahvesi i leten, barbut oynatan kimse.

bitirimhane * Kumar oynanan yer, kumarhane. bitiri yemi * Et retimi iin beslenen hayvanlara belirli bir devreden itibaren besi sonuna kadar yedirilen ve enerji de eri daha yksek olan karma yem. bitirme * Bitirmek i i, itmam, mezuniyet. bitirme fiili * Etmi biimindeki s fat-fiille ve olmak yard mc s yla yap lan ve fiilin, yard mc fiilin i aret etti i zamandan nce olup bitti ini anlatan birle ik fiil. bitirmek * Bitmesini sa lamak,sona erdirmek, tketmek, tamamlamak, sonuland rmak. * Gsz d rmek, bitkin duruma getirmek, yormak. * Onulmaz duruma getirmek, mahvetmek. * Bir bilim dal nda veya ba ka bir alanda bilginin doru una ula m (kimse). * Bilgili, a kgz. biti * Bitmek i i veya biimi, bitme, sona erme. biti ik * Birbirine dokunacak kadar yak nla m veya yan yana olan. * Yandaki ev, kom u. * Yan, yandaki.

bitirmi

biti ik anak yaprakl lar * anak yapraklar birbirine biti mi bulunan bitkiler. biti ik ta yaprakl lar * Ta yapraklar birbirleriyle yandan biti ik olan bitkiler. biti iklik biti imli biti ken * Kelime retim ve ekiminde ekler getirilirken kk veya gvdesi de i ikli e u ramayan (dil), iltisak. biti ken dil * Kelime kkleri de i meyen, eklerle tretilen dil. biti kenlik * Biti ken olma durumu. * Biti ik olma durumu. * Biti ken.

* Yeni bir kelime tretmek iin kklere ek getirme zelli i. biti me * Biti mek i i, ittisal. biti mek * Birbirine dokunacak kadar yana mak.

biti tirme * Biti tirmek i i. biti tirmek * Biti mesini sa lamak. bitki * Bulundu u yere kkleriyle tutunup geli en, dl veren ve hayat n tamamlad ktan sonra kuruyarak varl sona eren, yosun, ot, a a gibi canl lar n genel ad , nebat. bitki bilimci * Bitki bilimiyle u ra an, bitki bilimi uzman , botaniki. bitki bilimi * Bitkileri inceleyen bilim kolu, botanik. bitki bitleri * Bitkiler zerinde ya ayan, k rm z bce i, a a biti, iek veya fidan biti gibi bceklerin ortak ad . bitki co rafyas * Yeryznn bitki rtsn ve bu rtnn evreyle ilgisini inceleyen co rafya bilimi. bitki rts * Bir blgede yeti en bitkilerin topu, bitey, flora. bitki patalojisi * Bitki hastal klar n inceleyen bilim dal . bitki st * St grn nde bitki z suyu.

bitki toplulu u * Benzer do al olaylara ve ya ama ko ullar na uymu , belirli bir grn alm bitkilerin bir araya gelmi durumu. bitkici bitkicilik * Bitki yeti tirme i i. bitkile me * Bitkile mek i i veya durumu. bitkile mek * Bitki durumuna gelmek. bitkimsi * Bitkiye benzer, bitkiyi and r r. * Bitki yeti tiren kimse.

bitkimsi hayvanlar * Mercan, snger gibi bitki grnmnde olan hayvanlar. bitkin

* Gc tkenmi olan, ok yorgun. bitkinlik * Bitkin olma durumu. bitkisel * Bitki ile ilgili, bitki cinsinden olan; bitkiden elde edilen, nebat.

bitkisel hayat * Hastal k veya kaza sebebiyle bilinsiz ve hareketsiz duruma gelen ki inin hayat . bitkisel kazein * Kspe ve s v ya art klar ndan elde edilen azotlu madde. bitkisel ya * Bitkilerden de i ik yntemler kullan larak elde edilen ya . bitleme bitlemek bitlenme * Bitlemek i i. * Birinin bitlerini ay klamak. * Bitlenmek i i.

bitlenmek * zerinde bit remek. * Kendi bitlerini ay klamak. bitler * Kanatl lar alt s n f na giren, a z yap lar sokup emmeye elveri li, memelilerde ya ayan ve kanla beslenen bir bcek tak m . bitli * stnde bit bulunan. * Cimri. bitli (veya kurtlu) baklan n da kr al c s olur * i e yaramaz da olsa, her eyin isteklisi bulundu unu anlat r. bitli koku * st ba kirli, vcut temizli ine bakmayan (kad n). Bitlis kftesi * Ya s z k yma, kftelik bulgur, pirin, ya , nar, yumurta ve baharat kullan larak haz rlanan ceviz bykl nde bir yemek. bitme bitmek * Bitmek i i. * Tkenmek. * Sona ermek. * ok yorulmak, gsz kalmak, ok zay flamak. * ok sevmek, bay lmak, be enmek. * Bitki, ty, sa gibi eyler iin, k p yeti mek. * Beklenmedik zamanda ortaya kmak.

bitmek

bitmek tkenmek bilmemek

* bir trl sonu gelmemek, eksilmemek. bitmez tkenmez (veya bitip tkenmez) * hi bitmeyen, sonu gelmeyen, usuz bucaks z. bitmi i bitnik * pazarl kta bir eyin son fiyat .

* Genel davran lar ve h rpan giysileri ile toplum hayat ndan kopma e ilimi gsteren ve toplum d nda bir ya ant s olan gen. bitpazar * Eski e yan n al n p sat ld pazar. bittabi bitter * Bir e it ac bira. * Bir e it ard rak s . * Ac ikolata. bitm * Keskin bir koku, alev ve koyu duman kararak yanan, karbon ve hidrojen bak m ndan ok zengin tabi yak t maddelerinin genel ad , yer sak z . * Yol kaplamas nda, k t ve at lar n su geirmez duruma getirilmesinde, kmr tozundan briket yap m nda vb. kullan lan, tabi s da kat , yo unlu u bire yak n, koyu kestane renginde madde. bitmleme * Bitmlemek i i. bitmlemek * Belirli bir kal nl kta bitm ile rtmek. bitml bvefa * Sevgisine ba l olmayan, vefas z. biyaprak biye biyel biyelcik * Kk biyel, kk hareketli ubuk. biyeli biyesiz * Biye geirilmi , biyesi olan. * Biyesi olmayan, biye geirilmemi olan. * Yapraklar halka dizili li, daha ok akvaryumlarda bulundurulan su bitkisi. * Genellikle giysinin yaka, kol, etek evresine kendi kuma ndan veya ba ka kuma tan geirilen ince erit. * Makinelerde, bir ucu pistona, br ucu volan eviren kald raca geirilmi bulunan hareketli ubuk. * inde bitm bulunan veya bitmn btn zelliklerini gsteren. * Do al olarak, tabiat ile, tabi, elbette.

biyoelektrik * Canl varl klar n retti i elektrik.

biyoelektronik * Molekler biyolojinin hcrelerin yap s na giren molekller aras nda geerli elektrostatik glerini inceleyen blm. biyoenerji * Biyoktlenin kimyasal dn myle elde edilen enerji. biyofizik biyogaz * Ah r gbresinden elde edilen yan c gaz, gbre gaz . biyograf biyografi * Hayat hikyesi yazar . * Hayat hikyesi, tercme-i hl, hl tercmesi. * Fizyolojide geen fiziksel olaylar n bilimi, biyolojik fizik.

biyografik * Biyografi ile ilgili. biyojeografi * Bitki ve hayvanlar n yeryz zerindeki da l m n ve bunun sebeplerini inceleyen bilim, biyoloji co rafyas . biyokatalizr * Canl dokular n hepsinde ok az bulunan ve hayat iin gerekli kimyasal tepkimeleri uyand ran veya kolayla t ran madde. biyokimya * Hcreden en geli mi organa kadar canl dokular inceleyen ve bunlar olu turan maddeleri ara t ran bilim dal . biyolog * Biyoloji ile u ra an kimse, biyoloji uzman . biyoloji biyolojici biyolojik * Bitki ve hayvanlar n do ma, geli me, reme gibi ya ay evrelerini inceleyen bilim, dirim bilimi. * Okulda biyoloji dersini veren retmen. * Biyoloji ile ilgili, dirimsel, dirim bilimsel.

biyometeoroloji * Canl lar zerinde hava olaylar n n etkisini inceleyen bilim. biyonik * Biyoloji ve elektronikle ilgili olan. * Dirim kurgu. * Mikroskopta yap s n incelemek amac yla canl dan bir doku paras alma.

biyopsi

biyopsi yapmak * para almak. biyosfer * zerinde hayat olan yeryz blgesi.

biyo imi biyotit biz

* Organ dokular ndaki kimyasal olaylar inceleyen kimya kolu. * Bir e it kara renkli mika. * o ul birinci ki i zamiri. * Resm konu mada, bazen teklik birinci ki i zamiri ben yerine kullan l r. * (baz yazarlar iin) Ben zamirinin yerine kullan l r.

biz ara, t .

* Kat bir eyi dikerken i ne geirecek yeri delmek iin kullan lan, elikten yap lm , sivri ulu ve a a sapl

* Mara i inde kal n karton paralar n n i neyi k rmamas n sa lamak ve delik delmek i leminde kullan lmak zere haz rlanm tahta sapl , ince sivri ulu bir tr uvald z. biz * lkemiz sular nda ya ayan bir mersin bal tr, ip (Acipenser nudiventris).

biz att k kemik diye, el kapt ilik diye * bizim i e yaramaz diye vazgeti imizi ba kalar de erli buldu. biz bize * Yaln z biz, aram zda yabanc bir kimse olmaks z n.

biz bize benzeriz * aram zda fark yok, zelliklerimiz veya tutum ve davran lar m z ayn d r. biz k rk ki iyiz, birbirimizi biliriz * birbirimizi ok yak ndan tan r z; onun yle bir stn durumu olmad n biliriz. bzar * Tedirgin, bezmi , usanm , bezginlik getirmi .

bizar etmek * tedirgin etmek, usand rmak. bizar olmak * usanmak, b kmak. bizatihi bizce * Kendili inden, kendinden, znden, kendisi. * Bize gre.

bizcileyin * Bizim gibi. bizden * Bizim taraf m zda olan (kimse). bizdenlik * Bizden olma durumu.

bize de mi lolo? * i in iinde bir i oldu unu bilmez miyiz san yorsunuz?. bizim gelin bizden kaar, tutar ellere ba n aar * bize yabanc duran yak n m z, dostumuz, akrabam z ba kalar na rahata itenlikle, yard m eder.

bizimki

* Bizim olan, bizimle ilgili olan. * Kad nlar n kocalar ndan, kocalar n kar lar ndan sz ederken kulland klar sz. * Yak n evremizde olan bir kimseden sz ederken kullan l r. * Bizlemek i i. * Ucu ivili de nekle hayvan drtmek. * Ucu ivili de nek.

bizleme bizlemek bizlengi bizmut

* Atom say s 83, atom a rl 209 olan, 271,3 C de eriyen, yo unlu u 9,8 olan, k z l ms beyaz renkli, k r lgan ve kat bir element. K saltmas Bi. * l olarak kullan lan ve as l maddesi bizmut olan kar m. bizon bizzat * Kendi, kendisi, ahsen. blstul blender blok * Yumurta hcresi embriyon olurken moruln n geli erek ii bo yuvarlak biime girmesi durumu, morul. * Pi irmeden nce malzemeyi kesip kar t ran elektrikli alet. * Amerika'da ya ayan bir cins hrgl yaban kz.

* Kocaman ve a r kitle. * Birden ok blm bir araya getirilmi olan, bir btn olu turan. * Politik karlar sebebiyle birlik kuran devletler toplulu u. * ine resim veya yaz k tlar konulan karton kap. * Birbirine biti ik byk yap lar. * Voleybolda, file stnde kar oyuncunun topu sert vururken, nnde iki veya ki inin elleri ile olu turduklar perde. blok in aat * Birbirine biti ik yap lan yap lar. blokaj * Bloke etmek i i. * Hareketine engel olma, hareketini durdurma. * Sivri ta lar n toprak zemine dikine ak larak, zerine beton dklmesiyle yap lan dolgu. * Bankac l kta bir varl n yetkili otoritelerin izni olmadan sahibi taraf ndan kullan lamamas durumu. * Kullan lmas nlenmi , el konulmu .

bloke

bloke ek * Ke ideci taraf ndan anla mazl n zmne kadar demenin durduruldu u ek tr. bloke etmek * kullan lmas n nlemek amac yla el koymak. * sava durumundaki bir lkenin d lkelerle ili kisini engellemek. * kapatmak, durdurmak. * (futbolda kaleci) topu yakalamak. blokla ma

* Blokla mak i i. blokla mak * Blok durumuna gelmek. bloknot bloksuz * Yapraklar kolayca kart labilecek biimde yap lm not defteri. * Hibir bloka girmemi olan; ba lant s z.

bloksuzluk * Bloksuz davranma, ba lant s zl k. blf * skambil oyunlar nda elindeki k tlar oldu undan ba ka gsterme davran . * Kar s ndakini yan ltarak veya y ld rarak bir i ten cayd rmak iin sylenen as ls z sz veya tak n lan aldat c tav r, kuru s k . blf yapmak * kar s ndakini yan ltarak veya y ld rarak bir i ten cayd rmak iin asl olmayan sz sylemek veya aldat c tav r tak nmak. blf blcin * Giysi yap lan bir tr mavi, kaba pamuklu kuma . * Bu kuma tan yap lan (giysi). blm * Bir tr iskambil oyunu. blz boa * Vcudun st blmne giyilen, genellikle ince kuma tan yap lan veya iplikten rlen kad n giysisi. * Boagillerden, yaln z Gney Amerika'da ya ayan, zehirsiz, ok iri, gl bir y lan (Boa constrictor). * Kad nlar n boyunlar na ald klar y lan biiminde dar ve uzun krk, boyun krk. * Blf yapan (kimse).

boagiller

* Avlar n yutmadan nce uzun gvdeleriyle sar p s karak bo an ve ezen sar lgan y lanlar kapsayan zehirsiz y lanlar familyas . boalar bobin * Srngenler s n f n n, y lanlar tak m n n bir blm.

* Makara. * Foto raf filmi rulosu. * (k t ve karton iin) Tampon silindiri veya mihver boru etraf na sar lm k t veya kartonun srekli uzunlu u. * inden elektrik ak m geebilen yal t lm tel ile bu telin, makara tiresi gibi sar l bulundu u silindirden olu an ayg t. bobin k r c * Da n k iplik bobinlerini dzelten ve boyamaya elveri li biime getiren makinede al an (kimse). bobinaj * Bir filmi veya m knat sl ku a bir makaradan ba ka bir makaraya sarma. boca

* Geminin rzgr almayan yan , rzgr st, orsa veya rzgr st kar t , poca. boca alabanda * Boca etme komutu. boca etmek * geminin ba n bocaya rzgr almayan tarafa evirmek. * (birden evirip) bo altmak, dkmek. bocalama * Bocalamak i i. bocalamak * (gemi) Rzgra kar gidemeyerek srklenmek. * Bir i te tutulmas gereken yolu kestirememek, ne yapaca n bilememek, karars z olmak. bocalatma * Bocalatmak i i. bocalatmak * Bocalamas na yol amak. boci * A r yk ta maya yarayan, iki kal n ve kk tekerle i olan el arabas . bocuk * (Ortodokslarca kutlanan) sa'n n do um yortusu. * Domuz.

bocuk domuzuna dnmek * ok semiz ve besili olmak. bocurgat * A r ykleri ekmek iin manivel ile dndrlen ve dndrldke, ekilecek eyin ba l bulundu u urgan kendi zerine saran kr k. bodoslama * Gemi omurgas n n ba ve k taraf ndan yukar ya uzanan a a veya demir direklerden her biri. bodoslama * Bodoslamak i i. bodoslamadan * n taraftan, ba taraftan. bodoslamak * A klamak, belirtmek, ileri srmek. bodrum * Bir yap n n yol dzeyinden a a da kalan blm.

bodrum gibi * bas k tavanl , genellikle gne grmeyen (oda). bodrum kat * Bir yap n n zemin kat n n alt nda olan ve oturulabilen en alt kat . bodu bodur * A a veya topraktan yap lm kk testi. * Enine gre boyu k sa ve t knaz.

bodur kalmak * boyu uzamamak. * geli memek. bodur pas * Arpa yapraklar na yerle en ve seyrek olarak yurdumuzda da grlen ilkel mantar (Puccinia hordei). * Bu mantar n yol at hastal k. bodur tavuk her gn (veya her dem) pili * k sa boylular olduklar ndan daha gen grnrler. bodurla ma * Bodurla mak i i veya durumu. bodurla mak * Bodur duruma gelmek. bodurluk * Bodur olma durumu. Bo a bo a bo a gibi * Zodyak zerinde, Ko ile kizler burlar aras nda yer alan burcun ad , \343 Zodyak. * Dam zl k erkek s r. * ok gl grnen, vcudu iyi geli mi (delikanl ).

bo a gre i * Daha ok spanya ve Meksika'da, zel olarak yeti tirilmi bo ay yenmek amac yla yap lan gsteri. bo ada * Kll veya sodal su ile ama r y kama. * Y kanmak zere haz rlanm ama r n zerine s cak kl suyu szme i i. * Anjin. * Bo a olarak kullan lmak iin ayr lan bir ya ndan yukar erkek s r.

bo ak bo al k

bo an otu * D n ie igillerden, zellikle kknde akonitin ad nda bir zehir bulunan bitki, kurtbo an otu (Acunitum napellus). bo anak bo asak * Bo aya gelmi veya bo a isteyen inek. bo asama * (inek) Bo asamak i i veya durumu. bo asamak * (inek) Bo a istemek veya bo aya gelmek. bo as * nce bez, astar. * Sa anak, bora.

bo aya ekmek * (inek) bo a ile cinsel ili kide bulundurmak, keleye ekmek. bo az * Boynun n blm ve bu blm olu turan organlar, imik. * i e, g m gibi kaplarda a za yak n dar blm. * ki da aras nda dar geit, derbent. * ki kara aras ndaki dar deniz. * Yiyece i iece i sa lanan kimse. * Yeme ime. * Yedirip iirme ykm, ia e.

bo az amak * a alar n dibini kazarak topra kabartmak. bo az bo aza (veya g rtlak g rtla a) gelmek * zorlu kavga etmek. bo az derdi * geim iin u ra ma. * yemek pi irme, haz rlama s k nt lar . bo az dokuz bo umdur * bir sz iyice d nmeden sylenmemelidir. bo az durmaz * yeme ime ihtiyac n n ba ka ihtiyalar gibi geri b rak lamayaca n anlat r. bo az iinde kavga var * a r bir biimde al n gidermeye al anlar iin sylenir. bo az kavgas * Geim iin yap lan didinme. bo az meselesi * Geim derdi. bo az ola * "afiyet olsun, yaras n, bereketli olsun" anlam na, yemek yiyenlere sylenir. bo az olmak * bo az a r mak. * imrenmekten bo az i mek. bo az toklu una * ayr ca cret verilmeden yaln z karn n doyurarak. bo az a lmak * i tah artmak. bo az d mlenmek * zntden bo az t kanmak. bo az inmek * bademcikleri i mek, iltihaplanmak. bo az i lemek * durmadan bir eyler yemek. bo az kurumak * ok susamak.

bo az na bir yumruk t kanmak (veya gelip oturmak) * konu amaz olmak, sesi kmamak. bo az na dikkat etmek * yiyece ine, iece ine zen gstermek. bo az na dizilmek * (znt, kayg gibi sebeplerle) isteksiz yemek, i tah kesilmek. bo az na durmak * yedi i eyi yutamamak. bo az na d kn * yiyip imeyi ok seven (kimse). bo az na indirmek * fazla ve geli igzel yemek. bo az na kadar * pek ok, lzumundan fazla, a r lde. bo az na sar lmak * stne yrmek. bo az nda d mlenmek * sylemek istedi ini heyecan veya znt yznden diyememek. bo az nda kalmak * a z ndaki lokmay znt dolay s yla yutamaz duruma gelmek. bo az ndan art rmak * yiyece inden k s p paras n art rmak. bo az ndan gememek * sevdi i bir kimsenin yoklu u veya yoksullu u dolay s yla bir yiyece i yaln z ba na yemekten znt duymak. bo az ndan kesmek * yiyip imede ok tutumlu davranmak. bo az n doyurmak * karn n doyurmak. bo az n sevmek * yiyip imeye d kn olmak. bo az n s kmak * bunaltmak, s k nt vermek. bo az n y rtmak * olanca gcyle ba rmak. bo azkesen * Bir bo az savunmak iin deniz k y s nda yap lan hisar. bo azlama * Bo azlamak i i. bo azlamak * Hayvan veya insan bo az ndan keserek ldrmek. * Gaddarca, kan dkerek ldrmek.

bo azlanma * Bo azlanmak i i. bo azlanmak * Bo azlamak i ine konu olmak veya bo azlamak i i yap lmak. bo azla ma * Bo azla mak i i. bo azla mak * Birbirini bo azlamak veya k yas ya dv mek. bo azlatma * Bo azlatmak i i. bo azlatmak * Bo azlamak i ini yapt rmak. bo azl * Bo az olan. * ok yemek yiyen, yemek iste i ok olan, i tahl . bo azs z * Bo az olmayan. * ok az yemek yiyen, i tahs z. bo durma * Bo durmak i i. bo durmak * Bo mak i ini yapt rmak. bo durtma * Bo durtmak i i. bo durtmak * Bo durmak i ini birine yapt rmak. bo durulma * Bo durulmak i i. bo durulmak * Bo durmak i i yap lmak. bo ma * Bo mak i i. * ncir, dut, kuru zmn mayaland ktan sonra ilkel aralarla dam t lmas yla elde edilen, alkol derecesi d k bir tr rak . bo maca * o unlukla ocuklarda nbet nbet ksrklerle grlen bula c bir hastal k.

bo macal * Bo macaya tutulmu olan (kimse). bo mak * Bir canl y , soluk almas na engel olarak ldrmek. * El, ip veya benzeri ile bir eyi epeevre s kmak. * Silik bir duruma getirmek, bast rmak. * Tamam yla kaplamak, sarmak. * Pe pe e yapmak, bir kimseyi bir eyin fazlas na eri tirmek veya u ratmak. * (motorlu ta tlarda) Fazla yak t, motoru al maz duruma getirmek.

* Bir durumu ba ka bir durum yaratarak rtmeye al mak. * Geli mesine engel olmak. * (renkler iin) Uygun d memek. * Bunaltmak. bo mak * Bo um yeri.

bo mak bo mak * bo um bo um. bo makl * Bo maklar olan. bo makl ku * Toygar ku unun bir tr. bo ucu * Bo ma zelli i olan. * Solunumu gle tiren. * ok s cak, s k nt veren. * K s lm (ses). bo uk bo uk * Bo uk bir biimde, k s k k s k. bo ukla ma * Bo ukla mak i i. bo ukla mak * (Ses) Bo uk duruma gelmek, k s kla mak. bo ula bo ula * Bo ulacakm gibi, bo uk bir biimde. bo ulma * Bo ulmak i i.

bo uk

bo ulmak * Bo mak i ine konu olmak. * Havas zl ktan lmek. * Bunalmak. bo um * Bo ulmu , s k lm yer. * Parmak veya kam , saz gibi bitkilerin i kince blm. * nce damarlar n veya sinirlerin yumak gibi topland yer.

bo um bo um * ok bo umlu. bo umlama * Bo ulmak i i. bo umlamak * Bo um durumuna getirmek. bo umlanma * Bo umlanmak i i.

* Ci erlerden gelen havan n, a z ve burundaki e itli nokta ve blgelerde engellemeye u rayarak ses olarak kmas , telffuz. bo umlanma blgesi * A z bo lu unda seslerin olu tu u e itli blgelerden her biri. bo umlanma noktas * A z bo lu unda seslerin olu tu u noktalar n her biri, kak, mahre. bo umlanmak * Bo um olu mak, bo um bo um olmak. * Bir ses karmak iin ses yolunun herhangi bir yerinde daralma veya kapanma olmak. bo umlu bo untu * Bo umu olan. * Zor soluk alma. * S k nt . * Bir eyi de erinden ok ykse e satma i i, vurgunculuk, ihtikar.

bo untuya getirmek * birini bunalt p a rtmak yolu ile kendisinden, bir i veya mal kar l olarak ok miktarda para ekmek. bo unuk * K s k, bo uk. * S k nt l , kapal , donuk. * Bo u mak i i.

bo u ma

bo u mak * Birbirinin bo az na sar lmak, dv mek. * ti ip kak mak. bo u ulma * Bo u ulmak i i veya durumu. bo u ulmak * Bo u mak i i yap lmak. boha * ine ama r, elbise gibi eyler koyup sarmaya yarayan drt k e kuma . * Ufak ve seme ttn dengi.

boha bre i * Boha biiminde sar lan bir e it brek. bohac * Boha iinde dokuma e ya gezdirip satan kad n. bohac l k * Bohac n n i i. bohalama * Bohalamak i i. bohalamak * Bir eyi boha iine koyup sarmak. * Gre te rakibin kol ve ayaklar n st ste getirerek k m ldayamaz hlde alttan kavray p kucaklamak. bohas n koltu una almak

* kendi iste iyle ayr lmak. bohas n koltu una vermek * kovmak, i ine son vermek. bohas n toplamak * e yas n toplamak. bohem * Yar n n d nmeden gn gnne tasas z, derbeder bir ya ay olan edebiyat ve sanat evresinden (kimse veya topluluk). bohem hayat * Ba bo ya ay . bok * D k . * (kaba konu mada) Hor grlen, tiksinilen. * G durum.

bok atmak * (birine) leke srmek, kara almak. bok bce i * K n kanatl lardan, genellikle otul memeli hayvanlar n gbrelerinde ya ayan ve bokla beslenen bcek (Geotrupes stercorarius). bok can na olsun * b k lan, ktl grlen eylere kar bir svg sz olarak sylenir. bok etmek * (bir i i, bir eyi) bozmak, berbat etmek. bok kar t rmak * bir i i bozacak biimde davranmak. bok psr * ho a gitmeyen, can s kan ey ve onun ayr nt ve przleri. bok stn bok * ok kt, ok berbat. bok yedi ba * burnunu her i e sokan, her i e kar an. bok yemek * yak ks z bir i yapmak. bok yemek d mek * birinin bir i e kar mamas , burnunu sokmamas gerekir. bok yemenin Arapas * yak ks zl n by . bok yoluna gitmek * yarars z, gereksiz bir ey u runa yok olmak. boka nispetle tezek amberdir * ok kt bir eyin yan nda, ondan daha az kt olan gzel grnr. boklama * Boklamak i i.

boklamak * (bir yeri veya bir i i) Kt bir duruma getirmek. boklanma * Boklanmak durumu. boklanmak * Kt bir duruma gelmek, pislenmek. bokla ma * Bokla mak durumu. bokla mak * Kt bir duruma girmek. boklu bokluk * Boku olan; pis. * Pislik. * Kt durum. * Belirli kurallara uyularak yap lan yumruk dv , yumruk oyunu. * Korindon. boksr * Boks oynayan kimse, yumruk oyuncusu.

boks boksit

boksrlk * Boksrn i i veya mesle i. boktan * temelsiz, derme atma, yarars z.

boku bokuna * bo u bo una, yok yere. boku kmak * bir i veya durum tats zla mak. bokun soyu (veya bok soyu) * k z lan veya tiksinilen bir eye kar svg olarak sylenir. bokunda boncuk bulmak * birine hak etmedi i hlde ok de er vermek. bokunu karmak * bok etmek. bokuyla kavga etmek * ok sinirli ve geimsiz olmak, her eye fkelenir olmak. bol * ine girecek eyin boyutlar ndan daha byk veya geni olan, dar kar t . * (nicelik bak m ndan) Ola andan veya al landan ok, k t kar t . * zel bir cam iinde likr, arap, meyve ve maden suyu kar t r larak haz rlanan iki.

bol

bol bol

* Fazla, byk miktarda, s k nt ya d meden.

bol bolamat * Refah, zenginlik, bolluk. bol bulama * Bol bol, pek ok. bol do ramak * (paras n ) sa p savurmak. bol kepe * Servis s ras nda yiyece i bol bol da tma. * Cmert, eli a k, zengin gnll. bol keseden * bol bol, lsz, ok. bol paa * Geni paal . * Dkk, sa , ap al. * Bolalmak i i veya durumu. * Bolla mak. * Bolarmak i i veya durumu. bolarmak * Bol duruma gelmek. bolca * Olduka ok, oka. * Olduka geni . * K sa ve kolsuz kad n ceketi. * A r ritmli bir spanyol dans . * Bu dans n mzi i. * Yahudi kad n .

bolalma bolalmak bolarma

bolero

bolie

Bolivyal * Bolivya halk ndan olan. bollanma * Bol duruma gelme.

bollanmak * Bol duruma gelmek, geni lemek. bolla ma * Bolla mak i i veya durumu.

bolla mak * Bol durumda olmak.

bolla t rma * Bolla t rmak i i veya durumu. bolla t rmak * Bol duruma getirmek. bollatma * Bol duruma getirme.

bollatmak * Bol duruma getirmek, geni letmek. bolluk * Bol olma durumu. * Her eyin bol oldu u zaman. * Her eyin bol oldu u (yer). * Fazlal k.

bolometre * I n mler. Bol evik * Bol eviklik yanl s kimse. * Bol eviklikle ilgili olan. Bol eviklik * Rusya'da XX. yzy l ba lar nda do an ve Lenin taraf ndan geli tirilen komnist hareket. Bol evizm * Bol eviklik, komnistlik. bom bomba * Bir e it kumar.

* Canl veya cans z hedeflere at lan, ii yak c ve y k c maddelerle doldurulmu , trl byklkte patlay c , ate li silh. * Byk f veya varil. * Bomba biiminde, kal n demirden kap. bomba * Yan yelkenlerin alt yakas n gerip amak iin kullan lan yatay seren.

bomba gibi * iyi, sa lam, gz al c , gsteri li. * iyi haz rlanm , ok al m ( renci). bomba gibi patlamak * fkelenerek, birdenbire ve yksek sesle ba r p a rmak. * bir olay birdenbire ortaya karak herkesi a rtmak. bombac * Bomba kullanan veya yapan kimse. bombac l k * Bombac n n i i veya mesle i. bombalama * Bombalamak i i. bombalamak

* Belli bir hedefe, o unlukla havadan, bomba atmak. bombalanma * Bombalanmak i i. bombalanmak * Bombalanmak i ine konu olmak. bombalatma * Bombalatmak i i. bombalatmak * Bombalamak i ini yapt rmak. bombard man * Topa tutma. * Bombalama. bombard man etmek * top ate i veya bomba ile bir yere sald rmak. * bir kimseyi a r szlerle paylamak. bombard man ua * Bombalama i inde kullan lan uak. bombardon * Bandoda en kal n sesi veren, pistonlu, nefesli alg . bombe * i kin, kabar k, tmsekli. * i kinlik, kabar kl k.

bombe bezi * Ayakkab sayalar n n burun blmlerine iten dikilen bir kuma tr. bombeli * i kinli i, kabar kl olan.

bombesiz * Bombesi olmayan. bombok * ok kt, ok berbat.

bombo * Bsbtn, tamamen bo . bomboz bon otu niger). bonbon * eker erbeti iinde kaynat l p zeri ekerle kaplanm meyve. bonbon ekeri * Bkz. bonbon. bonboncu * Bonbon yapan veya satan kimse. * Patl cangillerden, hekimlikte kullan lan, uyu turucu ve zehirli, bir veya iki y ll k otsu bir bitki (Hyoscyamus * ok boz.

bonbonculuk * Bonbon yapma veya satma i i. boncuk * Cam, ta , sedef, tahta, plstik gibi maddelerden yap lan, ortas delik, o u yuvarlak ve renkli ss tanesi.

boncuk boncuk * boncuk gibi yuvarlak taneler durumunda. boncuk fasulye * Bir tr iri taneli fasulye. boncuk gibi * kck (gz). boncuk mavisi * Ye ile alan bir mavi. boncuk tutkal * Boncuk biiminde glten tutkal . boncuku * Boncuk yapan veya satan kimse. boncukuluk * Boncukunun i i veya mesle i. boncuklan * Boncuklanmak i i veya durumu. boncuklanma * Boncuklanmak i i. boncuklanmak * Gzya , iy, ter boncuk biiminde yuvarlak taneler olu mak. boncukla ma * Boncukla mak i i. boncukla mak * Boncuk biimini almak. boncuklu * Boncu u olan, boncukla sslenmi . boncukluk * Boncuk olmaya elveri li (nesne). boncuksuz * Boncu u olmayan. bone bonfile * Dz veya k vr ml her e it yumu ak kuma vb. maddeden yap lan ba l k.

* Kasapl k hayvanlarda karn n iinde, bel kemi inin iki yan ndan a a ya do ru uzanan ve yumu akl dolay s yla be enilen et blm. bonfilelik * Bonfile yapmaya elveri li (et).

bonjur

* Gnayd n. * Uzun siyah ceketle, izgili pantolondan olu an erkek giysisi. * yi yrekli. * Eli a k, cmert.

bonkr

bonkrlk * yi yreklilik, eli a kl k, cmertlik. bonmar e * inde her trl giyim, ss e yas oyuncak vb. sat lan byk ma aza. bono * Belirli bir srenin sonunda, belirli bir paran n, belirli bir kimseye denece ini belirten senet. bono k rd rmak * bir bonoyu, sresi dolmadan, eksi ine paraya evirmek. bono vermek * bor al nd n gsteren vadeli senedi imzalay p teslim etmek. bonservis * al t yerden ayr l rken grevini iyi yapt n belirtmek amac yla birine verilen belge, temiz i k d . bop * Poker oyununda, oyuna girmek iin ortaya konmas gereken en az miktar. bopluk bopstil * Bop tutar nda olma. * Zppece giyini biimi. * Bu biimde giyinen kimse. * lenmemi , ta l k, sert, ekilmemi (toprak).

bor bor

* Atom say s 5, atom a rl 10,8 olan, tabiatta bor asidi veya boratlar durumunda bulunan, yo unlu u 2.45 olan basit element. K saltmas B. bora bora gibi * ok sert, fkeli, iddetli. borak boraks boral boran * Rzgr im ek ve gk grlts ile ortaya kan sa nak ya l hava olay . borani * Bor (I). * Yo unla m bir borik asitten treyen sodyum tuzu. * Ya murlu, sert rzgrl ve so uk haval . * Genellikle arkas ndan ya mur getiren sert ve geici yel.

* Pirinli, yumurtal ve yo urtlu spanak veya benzeri sebze yeme i. borasit * Sert billr veya yumu ak beyaz ktle durumunda bulunan magnezyum borat . borat borazan * Bor asidi ile bir oksidin birle mesinden olu an tuz. * fleyerek al nan, perdesiz alg , boru. * Bu boruyu alan kimse.

borazanc * Borazan alan kimse. borazanc ba * Birok borazanc n n ba olan borazanc . borazanc l k * Borazanc n n i i. borca almak * veresiye almak. borca batmak * ok borlu olmak. borca girmek * borlanmak, bor para almak. borcunu bilmek * borcunu zaman nda der olmak. borcunu bilmek (veya saymak) * bir ey yapmay yerine getirilmesi gereken bir i olarak de erlendirmek. borcunu kapatmak (veya bortan kurtulmak) * borcunu deyip bitirmek. bor * denmesi gerekli para veya ba ka bir ey. * Birine kar bir eyi yerine getirme, gerekli i, ykmllk, vecibe. * Pancar, lhana ve et veya krema konularak yap lan sebze orbas .

bor

bor almak * daha sonra demek zere birinden para veya bir ey almak. bor alt na girmek * bor para almak. bor bini a mak * (bor) pek ok olmak, alt ndan kalk lamayacak duruma gelmek. bor etmek * borland rmak. bor g rtla na kmak * Bkz. borca batmak. bor har

* Borlanarak veya benzeri yollara ba vurarak. bor demekle (veya vermekle), yol yrmekle tkenir * birden denmeyen bir bor azar azar verilerek denebilir. bor yapmak * bor olarak almak. bor yemek * borla geinmek. bor yi idin kam s d r * bor, ki iyi daha ok al maya zorlar. bor yiyen kesesinden yer * borla al veri yapan, ald klar n n paras n hemen vermez, ama ald klar n n kar l kesesinden kacakt r. borland r lma * Borland r lmak i i veya durumu. borland r lmak * Borlanmas na yol a lmak. borland rma * Borland rmak i i. borland rmak * Borlanmas na yol amak, borlu duruma getirmek. borlan lma * Borlan lmak i i veya durumu. borlan lmak * Borca girilmek, bor edilmek. borlanma * Borlanmak i i, istikraz. borlanmak * Kar l n sonra vermek art yla birinden para veya bir ey almak. * Manev bir ykmllk alt na girmek. borlu * Borcu olan, bor alm olan, verecekli, medyun. * Bir ykm alt nda bulunan. * Bir eyi birinin yard m yla elde etmi olan. borlu bulunmak (veya olmak) * borlu duruma d mek. borlu kmak * grlen hesapta verece i kalmak. borlu lmez, benzi sarar r * bor ki iyi ldrmez, ancak hasta edecek kadar zer. borluluk * Borlu olma durumu. borluluk dengesi * Bir lkenin belli bir tarihe kadar birikmi d bor ve alacaklar n gsteren durum veya belge.

borsuz

* Borcu olmayan.

borsuz hars z * Hi bor yapmadan. borsuzluk * Borsuz olma durumu. borda * Geminin veya kay n yan .

borda bordaya * yan yana. borda etmek * yandan yana mak. borda fenerleri * Gemilerde biri (solda) k rm z , biri (sa da) ye il olarak iki yanda yak lan fenerler. borda hatt * Donanma gemilerinin bir s rada ve paralel olarak gitmek iin ald klar durum. bordalama * Bordalamak i i. bordalamak * Gemiyle bir ba ka gemiye borda bordaya gelmek veya kazayla ona arpmak. bordo * Mora alan k rm z renk, arap tortusu rengi. * Bu renkte olan. bordro * Bir hesab n ayr nt lar n gsteren izelge. bordr * Kald r mlar n kenarlar nda bulunan ta lar. * (genellikle giyim ku am malzemesindeki) Kenar ss. * Cilt kapa ndaki kal n izgiler. * Banyo, tuvalet ve mutfak gibi slak zeminlerde duvar d emeleri aras na konan motifli bir tr fayans. * Bordan treyen bir asit ve anhidrite verilen ad. * Etkisi az, beyaz, sedef grnmde bir madde, asit borik. borikli borina * inde borik asit bulunan. * Drt k e yelkenlerin yan yakalar na, alt tarafa do ru ba lanan halat.

borik borik asit

Bornova misketi * Bir e it zm. bornoz * Banyodan karken kurulanmak iin kullan lan, nden a k, havludan yap lm giyecek. * Kuzey Afrika'da Berberlerin giydikleri ba l kl , geni , k sa kollu bir stlk.

borsa

* Baz tccarlar n ve zellikle sarraflarla de erli k t ve tahvil al veri iyle u ra anlar n al m sat m ve de i im amac yla devlet denetimi alt nda i yapt klar yer. borsa acentesi * M teriden ald klar al ve sat emirlerini borsada yerine getirip kar l nda komisyon alan kimse. borsa cetveli * Borsada belirlenen fiyatlar gsteren gnlk blten. borsa de eri * Borsada arz ve talebe gre olu an fiyat. borsa k d * Borsada kay tl , al n p sat lan hisse senedi. borsa oyunu * Borsada oynanan hava oyunu. borsa simsar * M teri ile borsa acenteleri aras nda arac l k yapan kimse. borsa tahtas * Borsada al m sat m fiyatlar n n iln edildi i pano. borsac * De erli k t, para ve tahvil zerine borsa oyunu yapan kimse.

borsac l k * Borsac n n i i veya mesle i. bor boru * Bir yerden ba ka bir yere s v veya gaz aktarmaya yarayan, ii bo , ular a k, uzun ve dar silindir. * Nefesle al nan perdesiz maden alg , borazan. boru a * Tesisat olu turan borular n btn. boru ask s * Her tr borunun as lmas nda kullan lan, lma demiri veya elik emberlerden yap lan ask . boru bilezi i * Soba borular n n ek yerine geirilen ssl ember. boru almak * borazan ttrmek. boru ie i * an ie i. * Tatula. boru ie igiller * an ie igiller. boru de il (veya boru mu bu?) * az msanacak, kmsenecek, nem verilmeyecek ey de il. boru hatt * Bor (II).

* Do al gaz ar tma nitesinden al nan gaz n, bir veya daha fazla da t m merkezlerine veya tketim merkezlerine do al gaz ta nmas amac yla tesis edilen boru ebekesi. boru kaba * Bo umsuz, boru gibi uzun su kaba . boru kelepesi * Boruyu duvara tespit etmekte kullan lan gere. boru mengenesi * Kesme, di ama gibi i lemler iin borunun s k ca ba land alet. boru yolu * Petrol, kt yerden ba ka yere ak tan boru tesisat , payplayn. borucu * Boru yap p satan kimse. * Boru montaj nda al an kimse. * Da larda yeti en, kokulu, sprge ve yakacak olarak kullan lan bir ot tr. * Borusu olan. borumsu * Boru biiminde olan.

boruk borulu

borusu tmek * sz gemek, yetkisi olmak. borusu tutmak (veya stnde) * (zenciler iin) a z kprerek kriz geirmek, ok fkelenerek etrafa sald rmak. borusunu almak * kar sa lad kimsenin davas n gtmek. bos boslu bostan * Bkz. boy bos. * Bkz. boylu boslu. * Sebze bahesi. * Kavun, karpuz tarlas . * Kavun ve karpuza verilen ortak ad.

bostan bekisi * Bostan koruyan ve kollayan kimse. bostan bozuntusu * Korkak, yreksiz, i e yaramaz adam. bostan dolab * Sebze bahesini sulamak iin bir at ba lanarak diklemesine dnen kovalarla kuyudan su karmaya yarayan dolap. bostan kebab * Patl can ve ye illikler ile ku u inceli inin toprak tencerede pi irilmesiyle yap lan kebap. bostan korkulu u

* Ku lar rktp yakla t rmamak iin tarlaya dikilen kukla. * Kendisinden beklenilen grevi yapmayan veya kendisinden ekinilmeyen gsz kimse. bostan patl can * Az ekirdekli, iri ve yuvarlak bir patl can tr. bostanc * Bostan i leriyle u ra an kimse. * Osmanl tarihinde saray n korunmas na ve ehrin gvenli ine bakmakla grevli olan erlerden her biri. bostanc oca * Bostanc lar n ba l olduklar ocak. bostanc l k * Bostan i leriyle u ra ma. * Bostanc n n grevi. bostanl k * Bostan olmaya elveri li yer. bo * inde, stnde hi kimse veya hibir ey bulunmayan. * siz. * Bir i e yaramayan. * Bilgisiz. * Grevlisi olmayan (i , grev), mnhal. * Yap lacak i i olmayan. * Verimsiz. * Anlams z.

bo (veya bo ta) gezmek veya gezinmek * i siz gsz dola mak. bo at p dolu tutmak (vurmak) * umutsuz olarak giri ilen bir i , iyi sonu vermek. bo ba ak dik durur * bilgisiz olan stn grnmek iin kas l r. bo b rakmak * bir yerde kimse oturmamak, bo kalmak. bo b rakmamak * (para, yiyecek gibi eylerle) yard m etmek. * i siz b rakmamak. bo bo bakmak * amas z, anlams z ve bilinsizce bakmak. bo b r * Bkz. b r. bo bulunmak * dikkatsiz ve dalg n bulunmak. * sylenmesi sak ncal olan bir eyi syleyivermek. bo kmak * umdu u gerekle memek, sonu vermemek. bo kmamak * bir i ten az da olsa, bir kazanla kmak.

bo dnmek * hibir ey elde edemeden geri gelmek. bo durmak * i siz kalmak, al mamak. bo durmamak * her zaman bir i le u ra mak. * birinin yapt na kar l k olarak bir harekette bulunmak. bo d mek * (kad n) eriat hkmlerine gre kocas ndan ayr lmak. bo gezenin bo kalfas * i siz gsz dola an kimse. bo gezmekten bedava al mak ye dir * al mak insan tembellikten kurtar r. bo gzlerle bakmak * anlams z bakmak. bo inan * Kaynaklar bilimsel ve din temele dayanmayan, dar, biimci inanma, bat l itikat. bo kafal * ak ls z veya bilgisiz. bo k d * Eski eriat hkmlerine gre, ayr lmak isteyen kocan n, kar s na gnderdi i bo anma k d . bo kalmak * kimse oturmamak. * i siz kalmak. bo kile dipsiz ambar * Bkz. dipsiz kile bo ambar. bo konu mamak * gerekleri sylemek, bilgisine dayanarak anlatmak. bo koymak * yoksun b rakmak, mahrum etmek. bo kme * Hibir gesi olmayan kme. bo lf * Gereksiz, verimsiz, i e yaramayan ekilde konu ma.

bo ol (veya olsun) * erke in kar s n bo amak iin syledi i sz. bo olmak * evlilik birli i sona ermek, bo anmak. bo oturmak * hibir i i, u ra olmamak. bo sz * Bir d nce anlatmayan, lf olsun diye sylenmi sz.

bo torba ile at tutulmaz * kar veya kar l k gsterilmeden bir kimse bir yere ba lanmaz. bo vermek * ald rmamak. bo yere * Bo una. bo yerine vurmak * b rlerine vurmak. bo zaman * al arak geirilen saatler d nda kalan sre. bo a almak * ask ya almak. * (motorlu aralarda) vites kolunu vitesten kurtarmak, rlntiye almak. bo a karmak * olumlu bir sonu al nmas n engellemek. bo a kmak * (umut, d nce gibi eyler) sonu vermemek, gerekle memek. bo a gitmek * (harcanan emek, para) hibir i e yaramamak, olumlu bir sonuca ula amamak. bo a koysan dolmaz, doluya koysan almaz * iinden k lamayan g bir durum kar s nda kal nd nda sylenir. bo a vermek * bo geirmek. bo al m * Bo almak i i, de arj. bo alma * Bo almak i i, inhill. * Derdini birine aarak ferahlama, rahatlama. * Elektrik yknn ba ka bir iletkene gei i veya s f ra d mesi.

bo almak * Bo duruma gelmek, iinde bir ey kalmamak, inhill etmek. * D ar ya akmak, dklmek. * Gev emek, a lmak. * Derdini, s k nt s n birine anlatarak ferahlamak, de arj olmak. * (hayvan) Ba ndan kurtulmak. bo alta bo alt * Bir kab n iindeki havay bo altmaya yarayan ara, hava bo altma makinesi. * Bo alt m.

bo alt lma * Bo alt lmak i i veya durumu. bo alt lmak * Bo altmak i ine konu olmak. bo alt m

* Bo altmak i i. * Sistemlerin al abilmesi iin srekli olarak gereken bo altma i lemleri. * Sindirimden sonra ba rsaklarda kalan posan n, idrar torbas ndaki idrar n ve ter, tkrk, smk gibi salg lar n vcuttan d ar at lmas , ifra . bo alt m organ * Vcuttan d ar at lmas gereken maddeleri toplay p bo altan organ. bo altma * Bo altmak i i.

bo altma havzas * Sular n rma a veya gle veren yerlerin btn. bo altmak * Bo duruma getirmek. * Dkmek, boca etmek. * Bir silhta ne kadar mermi varsa hepsini arka arkaya patlatmak. * Derdini dkmek. * Kusmak. * Gev etmek, amak. bo ama * Bo amak i i. bo amak * Kanunlara gre iki e , aile ili kisini kesmek. * Kar s ile aras ndaki nikh ba n bozmak.

bo and rma * Bo and rmak i i veya durumu. bo and rmak * Bo anmas n sa lamak. * (kar ile kocay ) stekleri zerine kanunlara uyarak ay rmak. bo anma * Bo anmak i i. * E lerden birinin bo anma ilm almas yla evlilik birli inin son bulmas .

bo anma davas * E lerden birinin evlilik birli ine son verecek karar elde etmek iin at dava. bo anma ilm * Mahkemenin bo anmay kesin hkme ba lad n belirterek verdi i resm belge. bo anmak * (kar ve koca) Mahkeme karar ile birbirinden ayr lmak. * (hayvan) Ba l ndan, ko um tak m ndan veya ba ndan kurtulmak. * Birdenbire ve bol bol akmak. * (bask alt nda gergin duran bir ey) Birden ve h zla kurtulmak. * (kapal bir yerde bulunan insanlar) Birden d ar kmak. * Dertlerini, yak nmalar n anlatmak. * ok a lamak. * S yr lmak kurtulmak. bo atma * Bo atmak i i.

bo atmak * Bo amak i ini yapt rmak.

bo att rma * Bo atma i ini yapt rtma. bo att rmak * Bo atma i ini yapt rtmak. bo bo az * Saklanmas gereken eyleri syleyiveren, s r saklayamayan, geveze. * Yerli yersiz konu an (kimse). bo bo azl k * Bo bo az olma durumu. bo bo azl k etmek * gereksiz, yersiz, d ncesiz konu mak. bo lama * Bo lamak i i, ihmal.

bo lamak * B rakmak. * lgi gstermemek, ihmal etmek. bo luk * Oyuk, ukur, kapanmam yer. * Kesinti, kopukluk. * Bo geen sre. * Eksiklik, yoksunluk duygusu. * Yetersizlik. * inde hibir cisim bulunmayan uzay, vakum.

bo luk tulumbas * Bkz. bo alta. bo luklu serpme * Z mpara retiminde tanecikler aras nda %50 bo luk kalacak biimde dzenlenen tane yap t rma i lemi. Bo nak * Bosna halk ndan veya bu halk n soyundan olan kimse. * Bo naklara zg olan, Bo naklarla ilgili olan.

Bo nak gzeli * Sar sal , al yanakl , ablak yzl gzel. Bo naka * o unlukla Bosna-Hersek Cumhuriyet'inde ya ayan Bosna Mslmanlar n n kulland dil. Bo nakl k * Bo nak olma durumu. bo ta gezmek * i siz olmak. bo ta kalmak * i siz kalmak. bo u bo una * Gereksiz yere, bo una. bo una * gereksiz, yarars z yere, bo yere, beyhude, nafile.

bo una bot

* Bo yere, yarars z yere, gereksiz, beyhude, nafile, tevekkeli. * Kk gemi. * A a, plstik veya kauuktan yap lm kk sandal. * Uzun konlu, kapal ayakkab . * Bitki bilimi, nebatat.

bot botanik

botanik bahesi * Otsu veya al tr bitkilerin yeti tirildi i ve incelemelerinin yap ld halka a k bahe. botanik park * Otsu ve al tr bitkiler ve de i ik a a trleri ile dzenlenmi , dinlenme ve gezme amac yla halka a k geni alan. botaniki boy * Bitki bilimci. * Bir eyin taban ile en yksek noktas aras ndaki uzakl k. * Bir yzeyde, en say lan iki kenar aras ndaki uzakl k, en kar t . * Uzunluk. * Yol, rmak, deniz k y s . * Kuma iin l. * Sre. * Uzakl k. * Destan.

boy

* Ortak bir atadan trediklerine, birbirleriyle kan akrabal bulundu una inanarak evlenmeyen, toplumsal ve ekonomik ili kilerini anaerkil, ataerkil anlay uygulayan geleneksel topluluk, kabile, kln. boy abdesti * slm dininin gerekli buldu u durumlarda ve biimde y kan p abdest alma, gusl. boy almak (veya srmek) * boyu uzamak, boylanmak. boy atmak * boyu uzamak, boylanmak, geli mek. boy aynas * nsan btnyle gsteren byk ayna. boy beyi boy bos * Boyun en sayg n ve lider kimli ine sahip ki isi. * Vcudun yap s bak m ndan biimi. * Geerlilik, de er.

boy bos yerinde * uzun ve biimli. boy boy * e itli byklk ve nitelikte.

boy gstermek * grnmek. * gsteri yapmak. boy mente e * Dz yaprak mente e benzeri 1,75-3,50 cm uzunlu unda mente e. boy otu * Baklagillerden, iekleri mavi, sar veya beyaz renkli, kurutulan tohumlar emen yap m nda kullan lan bir bitki (Trigonella faenum-graecum). boy l mek * yar mak. boy pos * Bkz. boy bos. boy vermek * (su) insan boyunu a acak kadar derin olmak. * suya dalarak boyu ile suyun derinli ini lmek. * bymek. boy vermemek * s olmak, (su) insan boyunu gememek. boya * Renk vermek, d etkilerden korumak iin e yan n zerine srlen veya iine kat lan renkli madde. * Renk. * Yazmak iin kullan lan mrekkep. * Aldat c grn .

boya ekmek * boyuna bymek, uzamak. boya f ras * Boya srmek veya resim yapmak iin kullan lan de i ik tr ve llerde f ra. boya kalemi * Resim yapmak iin kullan lan de i ik renkli kalem. boya kk * Bitki kklerinden elde edilen tabi boya. boya kullanmak * boyanmak, makyaj yapmak. boya kutusu * ine e itli renkli kalemleri ve f ralar koymaya yarayan kutu. boya tabakas * ablonlar n sulu kenar kapat c s ile kaplanmas . boya tabancas * S v boyay pskrtmek iin kullan lan alet. boya tutmak * (boyanan nesne) iyi boyan r olmak. boya vurmak (veya ekmek, srmek) * boyamak. boyac

* Boya satan kimse. * Boyama i ini, boyac l meslek edinen kimse. * Boya sat lan dkkn. boyac kp * Bir i in kolayca ve abucak yap lamayaca n anlatmak iin boyac kp m bu? boyac kp de il ki (hemen dald r p karas n) gibi deyimlerde kullan l r. boyac kpne girmi gibi * ok boyal kad n. boyac sand * Ayakkab boyac lar n n boya, f ra, cil gibi gerelerini koyduklar ve m terinin aya n bas p ayakkab s n boyatt , omuza as larak ta nabilir bir e it kk sand k. boyac l k * Boya yapma veya satma i i. * Boyac n n yapt i . boyahane * Boya i leri yap lan yer. boyalama * Boyalamak i i. boyalamak * Geli igzel boya srmek. boyalanma * Boyalanmak durumu. boyalanmak * Boya srlmek. boyal * Boya srlm , boyanm veya boyaya bat r lm . * Renkli. * (kad n iin) Yzn ok boyam olan, makyajl . boyal bas n * Okuyucunun ilgisini ekmek iin renkli foto rafa yaz ve haberden ok yer veren, kupon veya ekili lerle arma an da tan bas n. boyama * Boyamak i i. * Renkli yazma veya mendil. * Rengi boya ile sonradan verilmi olan.

boyama kazan * rg ynlerinin veya ipliklerin boyanma i leminin yap ld byk tekne. boyama kitab * Kkleri e itici nitelikte iinde boyanacak resimler bulunan kitap. boyamak * Boya srerek veya boyaya bat rarak renk vermek. * A r sz sylemek, a a lamak. boyana * Boyna. boyanma

* Boyanmak i i. boyanmak * Boyamak i i yap lmak. * Kendi kendini boyamak, yzne boya srmek, makyaj yapmak. * Boya veya renkli bir ey srlmek. boyar boyar * Boyama zelli i olan madde, boyar madde. boyar madde * Baz ortamlarda znerek ortama belli renk veren do al veya yapay renkli madde. * Hcre z suyu iinde eriyik durumunda bulunan renkli madde. boyas atmak * boyas solmak. boyas z * Boya srlmemi . * Renksiz. * (kad n iin) Yzn boyamam olan, makyajs z. * Tuna blgesinde, Transilvanya'da, Rusya'da soylulara verilen unvan.

boyas zl k * Boyas z olma durumu. boyat lma * Boyat lma i i. boyat lmak * Boyamak i i yapt r lmak, boya srdrlmek. boyatma * Boyatmak i i. boyatmak * Boyamak i ini yapt rmak, boya srdrmek. boyay c * Boyama zelli i olan. boyca boydak * Yk olmayan yaya. * Bekr, yaln z, serbest. boydan boya * Bir utan br uca kadar. boyda * Ayn boyda olan. * Akran. * Boy bak m ndan.

boyda l k * Boyda olma durumu. boykot * Bir i i, bir davran yapmama karar alma.

* Bir kimse, bir topluluk veya bir lkeyle amaca ula mak iin her trl ili kiyi kesme. boykot etmek * bir i i, bir davran yapmama karar almak. boykotaj * Boykot etmek i i.

boykotu * Boykot yapan veya boykota kat lan kimse. boykotuluk * Boykot yapma i i. boylam * Yeryzndeki herhangi bir noktan n meridyen dairesiyle ba lang olarak al nan Greenwich gzlem evinin meridyen dairesi aras ndaki a de eri, tul. boylama * Boylamak i i. boylamak * stemeyerek bir yere gitme durumunda kalmak. * Batmak. * D mek. * Ykselmek, kmak. * Destan sylemek, anlatmak. boylamas na * Boyu do rultusunda. boylan * Boylanmak i i veya biimi. boylanma * Boylanmak i i. boylanmak * Boyu uzamak. boyler boylu * Kalorifer kazan n n s cakl ndan yararlanarak, iindeki suyun s t lmas sa lanan depo. * Boyu olan. * Boyu benzerlerinden uzun olan.

boylu boslu * Uzun boylu, yak kl , gsteri li. boylu boyunca * Boyu uzanabildi i kadar, boyu uzunlu unca. boylu poslu * Bkz. boylu boslu. boyluca boyna * Uzun boylu gibi olan. * Sandal k tan yrten k sa krek.

boyna etmek * sandal k tan tek krekle yrtmek. boynu alt nda kals n! * lsn, gebersin. boynu armut sap na dnmek * ok zay flamak. boynu bkk * zgn, k r lm , kimsesiz, ac nacak ve yard m bekler durumda, zavall . boynu e ri * Asmalar n yeni srgnlerini yiyen veya kemiren ba zararl s . boynu e ri * herhangi bir sebeple birine kar direnecek veya sz syleyecek durumda olmayan. boynu k ldan ince olmak * haks z oldu u anla ld nda verilecek her cezaya raz olmak. boynuna * stne.

boynuna almak * bir eyi bor veya dev olarak zerine almak. boynuna geirmek * bir eyi kendine mal etmek, zimmetine geirmek. boynunda kalmak * bir sz iletmedi i veya birine denecek paray demedi i iin zerinde bor kalmak. boynunu bkmek * ac nd r c , aresiz bir durumda kalmak. * bir durumu, bir i i ister istemez kabul etmek. * (bitki iin) canl l n yitirmek. boynunu k rmak * ekip gitmek. boynunu uzatmak * her eye, her cezaya raz olmak. boynunu vurmak * ba n keserek ldrmek. boynuz * Baz hayvanlar n ba nda bulunan, t rnaks bir maddeden, uzun, k vr k veya atall korunma organ . * Bu organdan yap lm . * Kur un borudan kol alma i leminde kullan lan demirden yap lm alet.

boynuz ekmek * boynuz kullanarak kan ekmek, hacamat etmek. boynuz dikmek * (kad n) ba ka erkekle ili ki kurarak kocas n aldatmak. boynuz e mek * istemeyerek uymak, kar taraf n gcn kabul etmek. boynuz isterken kulaktan olmak

olmak.

* daha iyisini, mkemmelini ararken mevcut olan yitirmek, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan

boynuz kula gemek * bir konuda daha sonra yeti enler yetenek bak m ndan eskileri gemek. boynuz takmak (veya tak nmak, takt rmak) * (koca) kar s ba ka bir erkekle ili ki kurarak aldat lmak. boynuzlama * Boynuzlamak i i. boynuzlamak * (hayvan) Boynuzu ile vurmak, ssmek. * (kad n iin) Kocas n ba ka bir erkekle aldatmak. boynuzlanma * Boynuzlanmak i i veya biimi. boynuzlanmak * Boynuzu kmak. * Boynuz bat r lmak, boynuz yaras almak. * (erkek iin) Kar s veya bir kad n yak n taraf ndan aldat lmak. boynuzla ma * Boynuzla mak i i veya durumu. boynuzla mak * Boynuz durumuna girmek. boynuzlatma * Boynuzlatmak i i. boynuzlatmak * Erkek, kar s veya bir kad n yak n taraf ndan aldat lmak. boynuzlu * Boynuzu olan (hayvan). * Kar s n n veya kad n yak nlar ndan birinin iffetsizli ine gz yuman (erkek). * Troleybs.

boynuzlugiller * Kei, koyun, s r ve antiloplar iine alan, ii bo olan boynuzlar srekli kalan ve dall olmayan, omurgal lar n memeliler s n f . boynuzluteke * K n kanatl lardan, kurtu u me e a alar nda ya ayan bir bcek (Carambyx). boynuzsu * Boynuza benzer, boynuz gibi. boynuzsuz * Boynuzu olmayan. boysuz * Boyu benzerleri aras nda k sa olan. boyu * (bir isim tamlamas nda tamlanan oldu unda) sresince, boyunca.

boyu (bosu) devrilsin (veya devrilesi) * "lsn" anlam nda ilen sz.

boyu (veya boyuna, boyunca) beraber * kendi boyu kadar. boyu bacadan m a t ? * daha evlenecek ya ta de il. boyu boyuna, huyu huyuna * kar koca veya arkada lar aras nda her bak mdan uygunluk olmas gerekir. boyun * Gvdenin ba la omuz aras nda kalan blgesi. * i e, g m gibi kaplar n veya vida, c vata gibi aralar n dar olan st blm. * Sorumluluk. * Da s rtlar nda gemeye elveri li alak yer. boyun ba * Gmlek yakas n n alt ndan geirilip ss olarak ba lanan uzun, enlice kuma paras , kravat. boyun bir kar uzad * gere i olmayan o i i yapmakla sanki ykseldin anlam nda sylenir. boyun borcu * Yap lmas gereken dev, vecibe. boyun bkmek * Bkz. boynunu bkmek. boyun e mek * isteyerek veya istemeyerek uymak, katlanmak. boyun kesmek * ba n e mek. boyun k rmak * sayg duyulan bir kimse kar s nda, ayakta iken ba ne bkmek. boyun olmak * kefil olmak. boyun vermek * buyruk alt na girmek. boyuna * Ene dik olarak, boyunca, uzunlamas na, tuln. * (bo'yuna) Ara vermeden, durmaks z n.

boyuna bosuna bakmadan * fizik yap s n n gere ince geli memi olmas n gz nnde bulundurmadan. boyunca * Boyu veya uzunlu u kadar. * Srd zaman kadar, sresince. boyunca ocu u olmak * yeti kin ocu u olmak. boyunduru a atmak (veya almak) * (gre te) hasm n ba n koltuk alt na al p boynuna kol dolamak. boyunduru a vurmak * bask alt na almak.

boyunduruk * ift sren veya arabaya ko ulan hayvanlar n birlikte yrmelerini sa lamak iin boyunlar na geirilen bir tr a a ember. * Zulm ve zorbal k bask s , esaret. * Gre te hasm n ba n koltuk alt na al p boynuna kol dolama oyunu. * Kap veya pencere gibi a kl klar n zerine konulan a a, ta veya beton kiri , lento. * Mengenenin st yan ndaki kemer biimli blm. boyunduruk alt na girmek * ba kas n n bask s alt nda kalmak. boyunduruk paras * Bir mahalleden veya kyden ba ka yere gelin gtrlrken, kaynatan n, gelinin ayr ld yerin delikanl lar na verdi i bah i . boyunland rmak * Kapsam kazand rmak. boyunlu * Boynu olan.

boyunluk * Boyuna sar lan ey, boyun sarg s . boyunun lsn almak * kendi yetersizli ini, beceriksizli ini anlamak; bekledi i yak nl grememek. boyut * Bir cismin herhangi bir yndeki uzan m . * Nitelik, geni lik, kapsam. * Durum. * Do rular n, yzeylerin veya cisimlerin llmesinde ele al nan do rultudan uzunluk, geni lik ve derinlikten her biri, buut. boyut katmak * ba ka veya yeni bir gr a s vermek, geni lik, kapsam ve ierik kazand rmak. boyut kazanmak * yeni bir durum, ierik, geni lik, kapsam kazanmak. boyutland rma * Boyutland rmak i i. boyutlu boyutsuz boz * A k toprak rengi. * Bu renkte olan. * A lmam , srlmemi (toprak). boz bulan k * ok bulan k. boz madde * Sinir hcrelerinden olu an, beyinde d , omurilikte i tabaka. boz yel * Boyutu olan. * Boyutu olamayan.

* Lodos. boza * Arpa, dar , m s r, bu day gibi tah llar n hamurunun ek itilmesiyle yap lan koyuca, tatl veya mayho iecek. boza gibi * (s v lar iin) koyu ve bulan k.

boza olmak * utanmak, bozum olmak. bozac * Boza yapan veya satan kimse.

bozac l k * Boza yapma veya satma i i. bozahane * Boza yap lan yer. bozar k bozarma * Bozarm olan. * Bozarmak i i veya durumu.

bozarmak * Rengi boz olmak, renk de i tirmek, rengini atmak. bozay * Tehlikeli bir cins ay .

bozbakkal * Karatavukgillerden, boz renkli ard ku u (Turdus pil ris). bozca * Rengi boza alan. * lenmemi , al l k toprak, ham tarla.

bozdo an * Bir do an tr (Falco aesalon). * Yenieriler taraf ndan kullan lan ve atlar n eyerlerinde as l duran alt toplu grz. bozdur bozdur harca * ok az olan eyler iin alay olarak kullan l r. bozdurma * Bozdurmak i i. bozdurmak * Bozmak i ini yapt rmak. bozdurtma * Bozdurtmak i i veya durumu. bozdurtmak * Bozdurmak. bozdurulma * Bozdurulmak i i veya durumu. bozdurulmak

* Bozmak i i yapt r lmak. bozgeven * Yurdumuzda Erciyes da nda yeti en bir geven tr (Astragalus microcephalus). bozgun * Bir toplulukta kar l kl gvenin bozulmas ile beliren kar kl k. * Yenilen bir ordunun, dzen ba n yitirerek asker onurunun gerektirdi i btn ba lar bozmas , hezimet. * Bu durumda bulunan. * Morali bozulmu , km , y lg n.

bozguna u ramak (veya vermek) * yenilip peri an olmak, da lmak, hezimete u ramak. bozguncu * Bozgunluk yaratan (kimse, g vb.). bozgunculuk * Bozguncuya yak r davran . bozgunluk * Bozgun. * Bozgun olan n durumu. bozk r * Kurak l otsu bitkilerden olu an, s cak ve l man iklimlerde geni alanlara yay lan, a as z do al blge, step.

bozk r kedisi * Genellikle bozk rlarda ya ayan yaban kedi (Otocolobus manul). bozk r koyunu * Asya koyunu (Ovis vignei). bozk r tavu u * Ba rtlak. bozk rla ma * Bozk rla mak i i veya durumu. bozk rla mak * Bozk r durumuna gelmek. bozkurt * Birok Trk destan nda yer alan kutsal hayvan. bozlak * Orta ve Gney Anadolu'nun birok blgelerinde bir trk ezgisi. * Bu ezgiyle sylenen, konusu ac kl trkler. * Bozlamak eylemi.

bozlama

bozlamak * (deve) Ba rmak. * l k koparmak. bozma * Bozmak i i. * Biimi ve kullan l de i tirilmi .

bozmac * Eski eyleri al p bozarak para para satan kimse.

bozmak

* Bir eyi kendisinden beklenilen i i yapamayacak duruma getirmek. * Bir yerin, bir eyin dzenini kar t rmak. * Dokunmak, zarar vermek. * Kt duruma getirmek. * Geersiz bir duruma getirmek. * Byk paray ufak birimlere ay rmak. * Bir kimseyi beklemedi i bir davran kar s nda b rakarak veya szn yalana kararak kk d rmek. * Bozguna u ratmak, yenmek, ma lp etmek. * Alt n paraya evirmek, bozdurmak. * Ba veya bostan n son rnn toplamak. * K zl na zarar vermek. * Akl n yitirecek derecede bir eye d kn olmak. * Biimini ve kullan l n de i tirmek. * B rakmak, da tmak.

bozrdek * Tatl sularda bulunan bir tr rdek. bozrak bozuk * Rengi boza alan. * Bozulmu olan. * (bir organ) Grevini yapamaz duruma gelmi . * K zg n, s k nt l . * Maden, kk de erli para. * Ktmser, gergin, huzursuz, kar k. * Trk halk mzi inde, ba lamadan biraz byk ve meydan saz ndan kk dokuz telli bir saz. bozuk almak * can s k lm , yz as lm olmak. bozuk dzen * Dzensiz, dzeni bozuk olan. bozuk para * Ufak birimlere ayr lm para, ufakl k, bozuk. bozuk para gibi harcamak * de erini d recek biimde bir kimseden yararlanmaya kalk mak. bozuka bozukluk * Biraz, bozuk, bozuk gibi. * Bozuk olma durumu. * Bir paran n ufak birimlere ayr lm durumu, ufakl k, bozuk para. * Bozulmak i i.

bozuk

bozulma

bozulmak * Bozmak i ine konu olmak. * (yiyecek iin) Kokmak, yenilemeyecek duruma gelmek, ek imek. * yi ve de erli niteli ini yitirmek. * Bir eye k zmak, ierlemek. * Sa l n yitirip zay flamak. * Da lmak, bozguna u ramak.

bozulu * Bozulmak i i veya biimi. bozum * Bozulmak i i, utangal k, mahupluk.

bozum etmek * utand rmak, mahcup etmek. bozum havas * Utangal k, mahcupluk, yenilmi lik. bozum olmak * utanmak, utanacak duruma d mek, mahcup olmak. bozumca bozuntu * Kur un renginde iri bir kertenkele. * Bozulmu bir eyin kalan blmleri, dknt. * Kendinde bulunmas gereken nitelikleri ta mayan kimse veya ey. * a k nl a d me.

bozuntuya u ramak * a k nl a kap lmak. bozuntuya vermemek * bir kimsenin ho a gitmeyen bir durumunda fark etmemi gibi davranmak. bozu ma * Bozu mak i i. bozu mak * Aralar a lmak. bozu uk * Aralar a lm , bozulmu olan.

bozu ukluk * Bozuk durumda, kar l kl bozulma iinde. bozyrk * st hafif benekli, ba kk, kuyru u kal n ve k sa, zehirsiz ve zarars z bir y lan (Eryx). bbrek biri. bbrek ta * Bbreklerde olu an ta . bbrek st bezi * Bbreklerin stnde bulunan, hormon niteli inde salg s olan bez (II). bbrek ya * Kasapl k hayvanlar n bbreklerinin evresinde olu an ya . bbreksi * Bbrek biiminde olan. bbr * Kandaki zararl maddeleri szen, idrar salan, omurgan n sa ve sol yan nda bulunan ift organlardan her

* Memelilerden, s cak lkelerde ya ayan, derisi benekli, y rt c hayvan (Hyrax syriensis). * Bbrlenme, kibir. bbrlenme * Bbrlenmek i i. bbrlenmek * vnerek kabarmak, kurulmak. bbrlenmek * ok bbrlenmek. bbrt bce bcek * Eklem bacakl lar n, alt bacakl , o u kanatl ve vcutlar ba , g s, kar n olarak eklemlerden olu mu hayvan s n f , ha ere. * Kelebek, kurt ve t rt l n d nda kalan kk hayvanc klara verilen ad. * stakoza benzer, uzunlu u 30-40 cm kadar olan, sar renkli, k sa k skal , yenilen bir deniz hayvan . bcek bilimci * Bcek bilimi uzman , entomolojist. bcek bilimi * Bceklerin yap s n , ya ay n ve hastal k yap c niteliklerini inceleyen bilim dal , entomoloji. bcek karmak * ipek bce i yeti tirmek. bcek gibi * ufak tefek ve esmer (ocuk). bcek kabu u * Mor ile ye il aras nda ve metal parlakl nda olan renk. * Bu renkte olan. bcekba * Osmanl mparatorlu unda zab ta grevlisi. bcekil * Bcek yiyen, bcekle beslenen (hayvan veya bitki). * Bbrlenme. * Bc.

bcekiller * Omurgal hayvanlardan memeliler s n f na giren, bcek yiyen, karada ya ayan hayvanlar tak m . bcekhane * Bceklik. bcekkapan * rnek bitkisi drosera olan ve baz organlar bcek yakalamaya, sindirmeye elveri li olan bitkilerin ortak ad . bceklenme * Bceklenmek i i. bceklenmek * inde veya stnde bcek remek.

bcekler

* Vcutlar ba , g s ve kar n olarak blgeye ayr lan, duyargalar birer, kanatlar iki er, ayaklar yla a z paralar er ift olan eklem bacakl lar s n f . bcekli bceklik * inde veya stnde bcek bulunan, bceklenmi . * pek bce i yeti tirilen yer, bcekhane.

bceksavar * Evdeki zararl bcekleri sav p ldrmekte kullan lan ve il pskrten sprey. bceksiz * inde bcek bulunmayan.

bcelenme * Bcelenmek i i veya durumu. bcelenmek * (tah l) Bceklenmek. bc * Kurt. * Bcek. * ocuklar korkutmak iin sylenen ve hayalet, hortlak vb. gibi hayal bir varl a verilen ad. bcl bcl * Gzlerini iki yana oynatarak (bakmak). b * Eklem bacakl lardan, soluk sar renkli, zehirli bir rmcek tr. b r * nsan ve hayvan vcudunun kaburga ile kala aras ndaki blm, bo b r. * Yan taraf.

b re b re * Ba rarak. b rme * B rmek i i.

b rmek * (kz, manda, deve) Ba rmak. * (insan) Anla lmaz bir biimde yksek sesle ba rmak. b rtlen * Glgillerden, bahe itlerinde, yol kenarlar nda kendili inden yeti en dikenli ve ok y ll k bir al , diken dutu (Rubus caesus). * Bu bitkinin nce k rm z iken olgunla nca kararan mayho yemi i. b rtlenlik * B rtlen al lar n n ok oldu u yer. b rtme * B rtmek i i. b rtmek * B rtmek i ini yapt rmak. b rt

* B rme sesi. b r * B rmek i i veya biimi. bke * Kahraman, gl kimse. * Ulusal veya uluslar aras bir yar mada ilk dereceyi alan, birinci olan (kimse), ampiyon. * Bke olma durumu, ampiyonluk, ampiyona.

bkelik

bldrme * Bldrmek i i. bldrmek * Blmek i i yapt r lmak. blen * Bir blme i leminde blnen say n n ka e it paraya ayr ld n gsteren say . blge * S n rlar idar veya ekonomik birli e, toprak, iklim ve bitki zelliklerinin benzerli ine veya zerinde ya ayan insanlar n ayn soydan gelmi olmalar na gre belirlenen toprak paras , m nt ka. * Vcut yzeyinde s n rlar belli herhangi bir blm, nahiye. blgeci * Belli bir blgenin karlar iin al an (kimse). blgecilik * Belli bir blgenin karlar iin al ma durumu. blgesel blme * Blge ile ilgili veya bir blgeye zg olan.

* Blmek i i, ay rma, paralama, taksim. * Salon, oda veya sofa gibi byk bir yerden ayr lm daha kk yer. * Byk bir yeri, alan kk oda veya k s mlara ay ran ince duvar veya tahta perde. * Blmek i lemi, taksim. * Cins kavramlar n tr, alt tr kavramlar na ay rmak i i. * Gemilerin iinde, su bask n , yang n gibi durumlarda, ara kap lar kapan nca ar zan n veya hasar n yay lmas n nlemek iin kullan lan birbirlerinden ayr lm yerler. * Kal n a a gvdesinden odun veya tekne yapmak iin ayr lan tomruk. blme i areti * Blme i leminin yap laca n ifade eden bl "/" i areti. blme blmek * Ambalj iinde bulunan mallar birbirinden ay rmaya yarayan koruyucu para. * Bir btn iki veya daha ok paraya ay rmak, taksim etmek. * Birli in bozulmas na yol amak, paralamak. * Bir niceli i iki veya daha ok e it paraya ay rmak. * Blme ile ayr lm olan. * Blme i lemini gsteren i aretin "/" okunu u, taksim; "a/b" anlat m , "a bl b" diye okunur.

blmeli bl

* Bir baya kesrin gsterili inde pay ile payda aras na konulan yatay izginin okunu u; "a/b" kesri "a bl b" diye okunur. blc * Blme i ini yapan, blen. * Bir toplulu u, birli i paralama, blme amac nda olan, fesat , mnaf k. * Bir siyas partinin birli ini paralamay , bozmay ama edinen kimse.

blclk * Blcnn yapt i , ara bozuculuk. blk * Bir btnden ayr lm olan para, k s m. * Sa rgs. * Hizip. * Tak mlardan olu an, veya drd bir tabur olu turan ve br birliklerin temeli say lan birlik. * On kural na gre yaz lan bir tam say n n, sa dan sola do ru er er ayr lan basamaklar ndan her bir l

tak m .

blk blk * Paralara ayr lm , k s m k s m. blk prk * Btnl sa lanamam durumda, para para. blkba * Yenieri ordusunda st rtbeli bir grevli. blm * Bir btn olu turan paralar n her biri, k s m. * Bir kurulu un ynetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. * Bir okul veya niversitenin herhangi bir bilim ve uzmanl k dal nda e itim sa layan birimlerinden her biri, departman. * a , devir. * Blme i lemi sonunda elde edilen say . * Canl lar n blmlenmesinde filumlar n bir araya gelmesiyle olu an birlik. blmleme * Blmlemek i i, s n flama, tasnif. blmlemek * Birok ey aras nda, birbirine e it veya benzer olanlar kmelere ay rmak, s n flamak, tasnif etmek. blmlendirme * Blmlendirmek i i, s n fland rma. blmlendirmek * Bir eyi blmlere ay rmak, s n fland rmak. blmleni * Blmlenmek i i veya biimi. blmlenme * Blmlenmek i i veya durumu. blmlenmek * Blmlemek i ine konu olmak, s n flanmak. blmsel * Blnme ile ilgili, k sm. blnebilme

* Kalans z blnr olma durumu. blnen * Blme i lemine u rat lan say ; e it blmlere ayr lmas gereken miktar veya say . blng blnme * Fraksiyon. * Blnmek i i. * Hcrelerin, belli bir bykl e var nca e it blmlere ayr l p o almas . * Yar ta toplu olarak ko arken birbirinden ayr lma.

blnmek * Bir btn, belirli blmlere, paralara ayr lmak. blnmez * Paralanamaz, ayr lamaz. blnmezlik * Blnmez olma durumu. blnt * Blnm para. * Fraksiyon. blntler * Bir btnn ayr lm oldu u blmler, taksimat. bln * Blnmek i i veya biimi. bl bl me * Blmek i i veya biimi. * Bl mek i i.

bl mek * ki veya daha ok kimse aralar nda herhangi bir eyi payla mak, le mek, pay n almak, taksim etmek. bl trme * Bl trmek i i. bl trmek * Bl mek i ini yapt rmak. bl m blt * Eklem bacakl lar n vcudunu olu turan yan yana dizili paralar n her biri, halka. * Zigotun blnmesinden sonra embriyonda ortaya kan ve az ok birbirine benzeyen paralar n her biri. bltlenme * Dllenmi yumurtan n blstulay olu turuncaya dek art arda blnmesi. bltl bn * Bltlere, halkalara ayr lm olan. * Budala, saf. * Bl me, payla ma.

bn bn

* Budala ve safca bakarak.

bn bn bakmak * anlamayarak, safa, a k n a k n bakmak. bnce * Budala, saf (bir biimde).

bnle me * Bnle mek i i. bnle mek * Bn duruma gelmek, aptalla mak. bnlk brek * Bn olma durumu, budalal k, aptall k, sersemlik, safl k.

* A lm hamurun veya yufkan n aras na, peynir, k yma, spanak gibi eyler konularak pi irilen e itli biimlerde hamur i i. brek amak * brek yapmak iin hamurdan ince yufkalar haz rlamak. breki * Brek yapan veya satan kimse. brekilik * Brek yapma veya satma i i. breklik brk * Brek yapmaya elveri li olan, brek iin ayr lm olan. * Genellikle hayvan postundan yap lan ba l k.

brkenek * Gevi getiren hayvanlar n midelerinin ikinci blm. * Ya murdan veya so uktan korunmak iin giyilen ucu sivri bo luk, klh. brtme * Brtmek i i. brtmek * Az pi irmek, ha lamak.

brttrme * Brttrme i i. brttrmek * Brtmek i i yapt r lmak. brt bcek * e itli bcekler. brtk brtlme * Ha lanarak veya ate te biraz k zart larak pi mi olan ( ey). * Brtlmek i i.

brtlmek * Brtmek i ine konu olmak. brlce * Fasulyeye benzer bir bitki ve bunun gbe i koyu benekli tohumu (Vigna sinensis). * Bu bitkinin sebze olarak yararlan lan ye il rn. * Bsmek i i. * Bir madde birdenbire gaz durumuna gelerek patlamak, infilk etmek.

bsme bsmek byle

* Bunun gibi, buna benzer. * Bu yolda, bu biimde. * Bu derece. * inde "ne", "nas l" gibi sorular bulunan cmlelerin sonuna geldi inde, o cmlede anlat lan eyin ho kar lanmad n veya ona a ld n anlat r. byle ba a, byle t ra * ki ilere yara an i lemler uygulan r. byle byle * Bylelikle. byle gelmi byle gider * her zaman byle olmu , gene de byle olacak. bylece * Tam byle, bu biimde. * Sonunda, bylelikle. bylecene * Bylece, bylelikle. bylelikle * Bu yolda yryerek, sonunda. bylemesine * Bu biimde, bu yolda. bylesi bylesine * A r bir biimde. Br brahma Brahman * Brom elementinin k saltmas . * ri yap l , bacaklar tyl, paal bir tavuk rk . * Hint kastlar nda ilk kast. * Bu kasttan olan kimse. * Bunun gibisi, bu biimde olan .

Brahmanizm * Brahmanl k.

Brahmanl k * Kal t m yoluyla geen bir kast blnmesine dayal toplumsal bir kurulu u ieren Hint dini, Brahmanizm. braket * Diki ten kan kitaplar n s rt na makine ile bez geirme.

brakisefal * Kafatas n n n alt eksenine gre k sa olan (kimse), k sa kafal . branda * Gemilerde tayfa ve erlerin yatt dikdrtgen biiminde, astarlanm bezden yap lan, halatlarla bir yere tutturulan as l yatak. branda bezi * Keten ve pamuk ipli inden s k ve sa lam dokunmu bez. bran bravo bre * "Ey, hey" anlam nda kullan l r. * "Be" yerine kullan l r. * "Vay" gibi a ma anlat r. * Tekrarlanan iki emir kipi aras na getirilerek i in sreklili ini anlat r. * a k nl k, co ku anlat r. Brehmen bre * Bkz. Brahman. * Do al imento ile lvl , kavk l , kabuklu, kemikli k r nt lar n kayna mas yla olu mu ktle. * Bir tr yapay mermer. * Baklagillerden baz a alar n k rm z boya kar lan odunu. * st kapal , k n k zak olarak kullan lan tek atl , yayl hafif araba. * Drt ki i aras nda oynanan bir iskambil oyunu. brifing brik brik * Bir konuda zet olarak verilen bilgi veya a klama. * ki direkli, seren yelkenli, birka top ta yan gemi. * (bilim iin) Dal, kol. * Aferin, ya a!.

brezil br ka bri

* nde ok yksek bir oturma yeri, arkada da boylamas na yerle tirilmi oturacak yerleri bulunan drt tekerlekli, yayl at arabas . briket * Linyit ve kmr tozundan bas nla elde edilen yak t. * Linyit, kmr tozu ve katran tortusundan bas nla elde edilen, tu la biimli yap malzemesi. * Briket yapan veya satan kimse.

briketi

briketilik * Briketinin i i veya mesle i. briketleme * Briketlemek i i. briketlemek * Briket hline getirmek. briyantin * Sa parlatmak ve yat rmak iin kullan lan gzel kokulu bir madde.

briyantinli * Briyantinle sslenmi , briyantin srnm . brizbiz brokar * S rma veya gm i lemeli bir tr ipekli kuma . brokkoli brom * Kk, ye il yumrular hlinde olan, ha lanarak yeme i haz rlanan bir tr sebze. * Pencerelerin erevesine, ieriden tutturulan ince perde.

* Atom numaras 35, atom a rl 79,909 olan, deniz sular nda az, baz gllerde ok miktarda bulunan, yo unlu u 2,97 olan k rm z renkli, pis kokulu, zehirli s v bir element. K saltmas Br. bromhidrik * Bromun hidrojenle birle mesinden olu an. bromhidrik asit * Bromun hidrojenle birle mesinden olu an HBr aside verilen ad. bromr * Bromhidrik asidin tuzu veya eteri. bromrl * Yap s nda bromr bulunan. bron * Soluk borusunun akci erlere giden iki kolundan her biri ve bunlar n dallar .

bron uk * Bron lar n u dallar ndan her biri. bron it * Bron ve bron uklar n iltihaplanmas . bronz * Tun.

bronz gibi * tunca benzeyen, tun renginde olan. bronzla ma * Bronzla mak i i. bronzla mak * Bronz rengini almak. bro

* Kad nlar n tak nd klar ss i nesi. bro r * Sayfa say s az, kk kitap, risale. brovning brve * 7.65 mm lik otomatik tabanca. * Diploma, ahadetname.

Bruxelles lhanas * Bkz. Brksel lhanas . Brksel lhanas * Ceviz bykl nde bir lhana tr, Frenk lhanas (Brassica oleracea gemmifera). brlr brt * S v yak t kolayca yanabilecek taneciklere ay rarak pskrten ara, yakma. * Kesintisi yap lmam , kesintisiz (para). * Kab ile daras kar lmadan tart lan (a rl k).

bu

* Yerde, zamanda veya sz zincirinde en yak n olan gsterir. * En yak nda bulunan bir varl veya biraz nce an lan bir eyi i aret yolu ile belirtmek iin kullan l r (ekim s ras nda bunu, buna, bunda, bundan, biimlerine girer. okluk biimi bunlar). bu (veya u) kadar * bir say dan sonra gelerek o say dan art k miktar bildirir. bu abdestle daha ok namaz k l n r * bir tutum veya davran n etkisinin srekli olaca n anlat r. bu arada * Bu sre iinde. * Birlikte, beraber.

bu cmleden * bunlar aras nda, bunlar gibi. bu gidi le * bu biimde, bu tarzda. bu gzle * bu anlay la.

bu gnlerde * iinde bulundu umuz zamanda, bu birka gn iinde. bu haysiyetle * bu bak mdan. bu kabil * bu gibi, bu trl. bu kabilden * gibi, e idinden. bu kadar * bu denli.

bu kadar kusur kad k z nda da bulunur * zerinde durulmaya de meyecek kadar kk bir kusurdur. bu meyanda * Bkz. bu arada. bu meyanda * Bu arada. bu ne perhiz bu ne lhana tur usu! * szleri ve davran lar birbirini tutmuyor, eli iyor. bu sefer * Bu defa, bu kez.

bu s ca a kar m dayan r? * a r harcamalarla eldeki imknlar n tkenece ini anlat r. bu trl * byle, bu biimde.

bu yzden * bundan dolay , bunun iin. buat * Elektrik ak m devrelerinde birle tirme yapmak veya ak m bir veya daha fazla kollara ay rmak iin kullan lan ara, kutu. bubi bucak * Kk bir dokunma ile patlayan, kamufle edilmi bombadan olu an bubi tuza teriminde geer. * Kenar, k e, yer. * lelerin, bir mdrle ynetilen blmlerinden her biri, nahiye.

bucak bucak * Her yerde, her yanda, her tarafta. bucak bucak aramak * her yerde aramak. bucak bucak kamak * bir olay, bir durum veya bir kimseyle kar la mamaya al mak. buuk buuklu budak * (say ve le tirme s fatlar ndan sonra gelir, tek ba na kullan lmaz) ... ve yar m. * Kesirli. * A ac n dal olacak srgn. * Dal. * Dal n gvde iindeki ba lang yeri olan ve tahtalarda grlen yuvarlak koyuca renkte sert blm.

budak deli i * Tahtalardaki budak yerinin kar lmas ndan sonra a lan bo luk. budak z * Taze srgn.

budaklanma * Budaklanmak i i. budaklanmak * Budak srmek, dallanmak. budakl * Buda olan. budala * Zekca geri. * Bir eye a r lde d kn. * Zekca geri olan kimse.

budala budala * budala gibi, budalaca. budalaca * Budalaya yak r (biimde).

budalacas na budalala ma * Budalala mak i i. budalala mak * Budala duruma gelmek, budala gibi davranmak. budalal k * Budala olma durumu. * Budalaca yap lan i . budalal k etmek * ak ls zca davranmak. budama budamak * Daha ok rn almak veya dzgn bir biim vermek amac yla a a, asma gibi bitkilerin dallar n kesmek, dallar n k saltmak. * Yeni filiz srmesi iin bir bitkinin dallar n kesmek. * (gre te) Rakibinin ayaklar n bir ayak oyunu veya vuru u ile yerden kesmek. * Bir eyi eksiltmek, azaltmak. budan * Budanmak i i veya biimi. budanma * Budanmak i i. * Budamak i i.

budanmak * Budamak i ine konu olmak. budatma * Budatmak i i. budatmak * Budamak i ini yapt rmak. Buddhist * Buddhizm dininden olan kimse.

Buddhizm * Tabiatst ki ile mi bir tanr d ncesi yerine, salt varl koyarak onun insanda arzu biiminde belirdi ini, bundan da st rab n do du unu, st raptan kurtulmak iin var olmaktan vazgemek gerekti ini ileri sren, Hindistan ve in'de yayg n olan, Buddha'n n ileri srd mistik dnya gr ve din. Budist * Bkz. Buddhist. budun kavim. * Aralar nda tre, dil ve kltr ortakl bulunan, boy ve soy bak m ndan da birbirine ba l insan toplulu u, * Ulus, millet.

budun betimci * Etnograf. budun betimi * Etnografya, kavmiyat. budun bilimci * Budun bilimi uzman , etnolog. budun bilimi * Etnoloji, rkiyat. budun bilimsel * Etnolojik. budunsal bugn * Kavm, etnik. * inde bulundu umuz gn. * inde bulundu umuz a , zaman. * inde bulundu umuz gnde.

bugn bana ise yar n sana * bugn birinin ba na gelen kt bir durumun, daha sonra ba kas n n da ba na gelebilece ini hat rlatmak iin sylenir. bugn yar n * ok yak nda, nerede ise. bugnden tezi yok * hemen imdi, derhal. bugnden yar na * az zaman sonra. * bugn ya ayanlardan gelecek ku aklara. bugne bugn * "unutma ki", " unu iyi bil ki" anlam nda kullan l r. * bugne de in. bugnk * Bugne zg, bugn olan, bugn yap lan.

bugnk gnde * imdi, iinde bulundu umuz zamanda, imdiki artlarda. bugnk tavuk yar nki kazdan iyidir

* sa lanm bir kazanc n umulan daha byk bir kazanca feda edilmemesini tler. bugnlk * Bugn iin. bugnlk yar nl k * ok yak nda olmas beklenen eyler iin sylenir. bu day * Bu daygillerin rnek bitkisi (Triticum). * Bu bitkinin ba aktan ayr lm tanesi.

bu day ba ak verince orak pahaya kar * ihtiya duyulan ey de er kazan r. bu day benizli * A k esmer. bu day biti * Yar m kanatl lardan, vcudu ye il, ba siyah, ekinlere zararl bir bcek, ekin biti (Sitophilus granarius). bu day gvesi * Tah la zarar veren kk bir kelebek (Tinea granella). bu day pas * Pas mantar gillerden asalak bir mantar (Puccinia graminisi). * Bu mantar n bu day ve benzeri bitkilerin yapraklar nda olu turdu u hastal k. bu day rengi * (ten iin) A k esmer. bu day srmesi * Bu day ba aklar ndan olu an ilkel mantar (Tilletia tritici). * Bu mantar n yol at hastal k. bu day unu * Yabanc maddelerinden temizlenmi ve tavlanm bu daylar n tekni ine uygun olarak tlmesiyle elde edilen bir rn. bu dayc l * Batakl k yerlerde, patates, pancar tarlalar nda ya ayan gc bir ku (Luscinia svecica cyanecula). bu daygiller * Bir eneklilerden, rne i bu day, yulaf, arpa, pirin, avdar, m s r, ayr k ve ay r otlar , kam , bambu olan, iekleri ba ak durumunda byk bir bitki familyas . bu days * Bu day and ran. bu days meyve * ok ince olan kabu u, zar ndan ayr lmayacak derecede kayna m olan tohum izlenimi veren bir kuru meyve. bu days tane * Bkz. bu days meyve. bu days tohum * Bkz. bu days meyve. bu ra * Erkek deve, iki hrgl deve.

bu u

* Is etkisiyle gaz durumuna geen s v . * So uk bir cisim zerinde ince bir tabaka durumunda yo unla m s v . * Hastal k dolay s yla mikroplu say lan e yan n s cak bu u ile temizlendi i yer, tephirhane.

bu u evi

bu u kebab * Et, arpac k so an , domates, sar msak, kekik ve baharat kullan larak hi su konmadan haz rlanan bir et yeme i. bu ul bu ul * Bu u kararak. bu ulama * Bu ulamak i i. * Bu uda pi mi (yemek). bu ulamak * Bu udan geirmek, bu uya tutmak. * Baz yemekleri bu u ile pi irmek. bu uland rma * Bu uland rmak i i. bu uland rmak * Bu ulanmas na yol amak. bu ulan * Bu ulanmak i i veya biimi. bu ulanma * Bu ulanmak i i. bu ulanmak * zerinde bu u olu mak, bu u ile kaplanmak. bu ula ma * Bu ula mak i i, buharla ma. bu ula mak * Bu u durumuna gelmek, buharla mak. bu ula t r c * Suyu bu u durumuna getirmek iin kullan lan (ara). bu ulu * zerinde bu u bulunan, bu ulanm . * Szgn, dalg n bak l olan (gz). bu ulu bu ulu * Nemli, dolu dolu, ya l . bu ur * Bu ra.

bu usu stnde * s cak s cak, s cakl azalmam durumda. buhar * Is etkisiyle s v lar n ve baz kat lar n dn tkleri gaz durumu.

buhar kazan * Buhar elde etmekte kullan lan kazan. buhar kurutucusu * Buhar ierisindeki su damlac klar n ay ran ve kuru buhar elde edilmesini sa layan ara. buhar makinesi * Buhar bas nc yla i leyen makine. buhar olmak * yok olmak, kaybolmak. buhar valf * Buharl s nma sisteminde, kalorifer dairelerinde buhar ak n kesmeye ve dengelemeye yarayan alet. buharla ma * Buharla mak i i, bu ula ma, tebahhur. buharla ma noktas * Bir s v n n kaynat lma sonucunda buhar durumuna geme derecesi. buharla mak * Buhar durumuna dn mek, bu ula mak, tebahhur etmek. * Dalg nla mak, hayaller iinde kalmak. buharla t r c * Buharla ma i lemini gerekle tiren alet. buharla t rma * Buharla t rmak i i. buharla t rmak * Bir s v y kaynatarak buhar durumuna getirmek. * Bir s v y ince damlac klar durumunda dam tmak. buharlay c * Buhar hline getiren (makine vb.). buharl * Buhar olan. * Buhar gc ile al an. buharl gemi * Buhar gcyle al an gemi. buharl s tma * Buhar n ta d s dan yararlanarak yap lan s tma. buharl makine * Buharla al an makine. buharl tren * Buhar gcyle al an tren. buharl t * kard buharla kuru ama rlar tlemeye haz r duruma getiren t. buhran * Bunal m, bunluk, kriz.

buhran geirmek * bunal m geirmek.

buhrana tutulmak * buhran geirmek. buhranl * Bunal ml . buhur * Din trenlerde yak lan kokulu a a vb. maddeler, tts.

buhurdan * Buhurluk. buhurdanl k * Buhur yapmak iin kullan lan ara. buhurluk * inde tts iin kullan lan maddeler yak lan kap.

buhurumeryem * Tav ankula , siklmen. buji * Patlamal motorlarda gaz tutu turmaya yarayan elektrikli ara. buka * A r cezal lar n ayaklar na tak l p ucuna pranga ba lanan demir halka. * Kamamas iin hayvanlar n aya na tak lan zincir, demir kstek.

buka vurmak * buka takmak. buka lama * Buka lamak i i. buka lamak * (hayvan iin) Aya a buka takmak. buka l * Aya nda buka bulunan. * Bilekleri beyaz olan (hayvan). buka l k * Hayvanlar n aya na buka tak lacak yer, bilek. bukalemun * Bukalemungillerden, 20-30 cm boyunda, renk de i tirmesiyle nl srngen tr, kaya keleri (Chamaeleo chamaeleon). * kar na gre davran n , gr n de i tiren kimse. bukalemun gibi renkten renge girmek * srekli d nce de i tirmek. bukalemungiller * Srngenler s n f n n renklerini bulunduklar yerin rengine uyduran, hareketleri yava , bukalemun trlerini iine alan bir familyas . bukanak buke * Ayak. * Gzel koku, rayiha.

buket bukle

* iek demeti. * Kk lle durumunda, k vr ml sa.

bukle bukle * K vr m k vr m, bukleli (sa). bukleli * K vr mlar olan (sa). buklesiz buklet * K vr mlar olmayan (sa). * Bklm iplik. * Bu iplikten dokunmu (giyecek). * Saralar n kulland yn k rp nt s . * Yaln z iki geni yz testere ile dzeltilmi tahta. * Yenge, amca veya day kar s . bula bula bunu (onu, bir eyi, bir kimseyi) bulmak * var olanlar n en de ersizini semek. * kt bir raslant y anlatmak iin kullan l r. bulada bulak bulama * Byk pili. * Kaynak, p nar. * Bulamak i i. * Genellikle zm ras n n kaynat lmas ile yap lan koyu pekmez. * Sulu, c v k hamur. * Bu koyulukta yap lan e itli hamur yemekleri. * Kar k, oradan buradan toplanm .

bukran bul bula

bulama

bulamak

* Bir nesnenin her yan n bir eye de direrek stn onunla kaplamak, bir nesneyi ba ka bir maddeye bat rmak. * Kirletmek. buland r c * Bulant veren. * Tiksindirici, nefret uyand ran. buland r lmak * Buland rmak i i yap lmak. buland rmak * Bulanmas na yol amak, bulanmas n sa lamak.

* ki veya daha ok eyi birbirlerinden fark edilmeyecek biimde kar t rmak. bulan k * Bulanm olan, duru olmayan. * Bulutlu, kapal . * A k seik grnmeyen, net olmayan. * (bak ) iin, Donuk, anlams z; fersiz. * Niteli i tam anla lmayan. bulan ka * Biraz bulan k olan, ok duru olmayan. bulan kla ma * Bulan kla mak i i veya durumu. bulan kla mak * Bulan k olmak. bulan kla t rmak * Bulan k duruma getirmek. bulan kl k * Bulan k olma durumu. bulan bulanma * Bulanmak i i veya biimi. * Bulanmak i i.

bulanmak * Bulamak i ine konu olmak, her yan bir eyle kaplanmak. * Durulu unu yitirmek. * Parlakl n ve a kl n yitirmek. * (i, mide ii) Bulant s olmak. * Kar mak. bulant * Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum.

bulant vermek * (iini, midesini) buland rmak. bula c * Birinden ba kas na geen, bula an, sri. bula c hastal k * Mikrop yolu ile yay lan hastal k. bula k * Yiyecek veya iecekte kullan lan y kanmam mutfak e yas veya kap kacak. * Bula m olan. * Yap kan, sulu. * z, etki, kal nt .

bula k adam * Yolsuz, uygunsuz i ler yapan, sata ma al kanl olan kimse. bula k bezi * Bula klar y kamak iin kullan lan bez. bula k deniz

* May n tehlikesi olan deniz. bula k deterjan * Bula k tozu. bula k eldiveni * Bula k y karken kullan lan plstikten yap lm geirimsiz eldiven. bula k gemi * Tayfalar nda veya iindeki yolcular aras nda bula c hastal k bulunan gemi. bula k i * Yolsuz, uygunsuz, kirli i . bula k makinesi * Bula k y kamaya yarayan alet. bula k makinesi tuzu * Bula k makinelerinde suyun iinde veya y kananlar n zerinde kire kal nt lar n yok eden kimyasal bile im. bula k suyu * Bula k y karken kullan lan su. bula k suyu gibi * (sulu yiyecek ve iecekler iin) kt haz rlanm , tad tuzu olmayan. bula k tozu * Bula klar y karken kullan lan, temizleme ve ar tma zelli i bulunan toz. bula k * i kirli kaplar y kamak olan kimse. bula k l k * Bula k n n i i. bula khane * K la, okul, otel gibi yerlerde bula k y kamaya ayr lan zel blm. bula kl k * Bula k olma durumu. bula lma * Bula lmak i i veya durumu. bula lmak * Bula mak i ine konu olmak. bula kan * Bula t yerden kolay temizlenemeyen, yap kan. * Sata ma, kavga etme al kanl olan.

bula kanl k * Bula kan olma durumu. bula ma * Bula mak i i.

bula mak * Bir nesne, zerine srlen bir ey yznden kirlenmek. * stenilmeyen bir madde bir eye srlmek. * (hastal k) Gemek, sirayet etmek.

* atmak, sata mak, tedirgin etmek. * stemeden veya rastlant sonucu bir i e kar mak. bula t r lma * Bula t r lmak i i veya durumu. bula t r lmak * Bula t rmak i ine konu olmak. bula t rma * Bula t rmak i i veya durumu. bula t rmak * Bula mas na yol amak. bulatmak buldok * Kpekgillerden, burnu bas k, alt enesi sttekinden uzun, iri ve gl bir kpek tr (Canis familiaris molosus hibernicus). buldozer * nndeki geni b akla topra s y r p engebeleri kald ran, tekerlekli veya t rt ll bir yol makinesi. bulduka bunar (veya bulmu da bunuyor) * buldu uyla yetinmiyor da daha o unu istiyor. buldumcuk * Sonradan grme. buldumcuk olmak * bir eye sonradan ula nca marmak. buldurma * Buldurmak i i. buldurmak * Bulmak i ini yapt rmak. buldurtma * Buldurtmak i i. buldurtmak * Bulmas n veya buldurmas n sa lamak. Bulgar * Slvlar n gney kolundan olan bir halk veya bu halk n soyundan olan kimse. * Bulgaristan'a zg olan, Bulgaristanla ilgili olan. Bulgarca * Bulgar dili. bulgari * Drt telli ba lama. * Bula t rmak.

Bulgaristanl * Bulgaristan halk ndan olan ( kimse). bulgu * Var oldu u hlde bilinmeyeni bulup ortaya karma i i ve bu i in sonunda elde edilen ey. * Ara t rma verilerinin zmlenmesinden kar lan bilimsel sonu, netice.

* Vcuttaki i levsel bir bozuklu un, hastal n belirlenmesine yarayan olgu veya olay, araz, semptom. bulgulama * Bulgulamak i i. * Yeni olaylar ve bilgileri bulma yntemi ve retisi. bulgulamak * Yeni olaylar ve bilgileri bulmak. bulgur * Kaynat l p kurutulduktan ve kabu u kar ld ktan sonra k r lan bu day. * Sert ve ufak taneler durumunda ya an kar, ebe bulguru.

bulgur bulgur * Bulgur tanesi gibi. bulgur orbas * Domates, bulgur, taze biber, so an, tereya ve sala kullan larak haz rlanan bir orba tr. bulgurcu * Bulgur yapan ve satan kimse.

bulgurcuk * Gne yzeyinde teleskopla seilebilen kk, dairesel grn l parac klardan her biri. bulgurculuk * Bulgurcunun i i veya mesle i. bulgurlama * Bulgurlamak i i. bulgurlamak * Bulgur tanaleri gibi kk paralara ay rmak. bulgurlanma * Bulgur taneleri gibi kk paralara ayr lma. * Gne yzeyinde bulgurcuk denilen taneciklerin kayna mas olay . bulgurlu kfte * nce bulgurla yo rulmu kfte. bulgurlu pilv * Bulgurla pi irilen pilv. bulgurluk * Bulgur yapmaya elveri li. Bulgurlu'ya gelin mi gidecek? * gere i yokken ivedi ve srekli olarak diki , nak gibi i lerle u ra anlara aka yollu sylenir. bulgusal * Bulguyla ilgili, bulguya ait. bulgusal yntem * retilmek istenen eyi, rencilerin kendilerinin bulmas n sa layan retim yntemi. bullak bulma * Bkz. allak bullak. * Bulmak i i.

bulmaca bulmak

* e itli biimlerde dzenlenen ve d ndrerek, aratarak buldurmay ama edinen oyun. * Arayarak veya aramadan, bir eyle, bir kimse ile kar la mak; bir eyi elde etmek. * Kaybedilen bir eyi yeniden ele geirmek. * Varl bilinmeyen bir eyi ortaya karmak, ke fetmek. * lk kez yeni bir ey yaratmak, icat etmek. * stenilen eye kavu mak, nail olmak. * Bir yer, bir noktaya eri mek, ula mak. * Herhangi bir gr e, bir yarg ya varmak. * Semek, uygun saymak. * Sa lamak, temin etmek. * (kabahat, su, kusur iin) Yklemek. * Eri mek. * Cezaya u ramak. * Hat rlamak. * Bir eyi bulan, bir bulu yapan kimse, k if. * Gazlar , may nlar , radyoaktif mineralleri, manyetik dalgalar bulmaya yarayan ara, detektr.

bulucu

bul * Erin olma, bali olma, erinlik. bul a * Ergenlik a . bul a ermek * erinle mek. bulundurma * Bulundurmak i i. bulundurmak * Var olmas n , haz r bulunmas n sa lamak. * Eksik etmemek. bulunma * Bulunmak i i. bulunmak * Bulmak i ine konu olmak. * Herhangi bir durumda olmak. * (bir yerde) Olmak. * Bulunmaz, e siz, benzersiz, g bulunan. bulunmaz Hint kuma * ok az bulundu u ve ok de erli oldu u san lan ey. buluntu * Kaz veya ara t rmalarla ortaya kar lm olan, bazen de rast gelinerek bulunan eski a lardan kalma e ya. * Sokakta bulunup al nan ocuk. bulup bulu turmak * aba gstererek sa lamak, yaratmak. bulu * Bulmak i i veya biimi. * lk defa yeni bir ey yaratma, icat. * Bilinen bilgilerden yararlanarak daha nce bilinmeyen yeni bir bulguya ula ma veya yntem geli tirme, icat. * Konu, duygu, d nce ve hayalde ba kalar n n etkisinden s yr larak, bunlar n i leni inde yeni bir yol tutma.

bulu hakk * Bir bulu un veya o bulu u uygulama alan nda kullanma hakk n n bir kimseye ait oldu unu gsteren belgeye kar l k kazan lan hak. bulu ma * Bulu mak i i.

bulu ma yeri * Bulu ulacak yer. bulu mak * Bir araya gelmek; kar la mak. * nceden belirlenmi bir yer ve zamanda bir araya gelmek. * Kavu mak. bulu turma * Bulu turmak i i. bulu turmak * Bir araya gelmelerini sa lamak, bir araya getirmek. bulu ulma * Bulu ulmak i i. bulu ulmak * Bulu mak i i yap lmak. bulut * Atmosferdeki su damlac klar ve buz taneciklerinin grlebilir yo unluk kazanmas yla olu an, biimleri, ykseklikleri ve yol at klar hava olaylar yla birbirinden ayr lan y nlar. * Herhangi bir eyden olu an yo un y n. * Keder, endi e. bulut gibi * ok sarho . bulutuk * Kk bulut.

bulutlanma * Bulutlanmak i i. bulutlanmak * Bulutlarla kaplanmak. * Kederlenmek, hznlenmek. bulutlu * Bulutlarla kaplanm , bulutlanm . * zerinde bulut varm gibi bulan k grnen. * (bellek iin) Kar k, net olmayan. * Uzayda ekseni evresinde yava a dnen, k zg n gaz ve tozlardan olu mu gk varl , neblz. * Bulutu bulunmayan, a k, berrak.

bulutsu bulutsuz

buluttan nem kapmak * en kk bir eyden al nmak, ok al ngan olmak. bulvar

* ehir iinde a al , geni cadde. bumbar * Bykba ve kkba hayvanlar n kal n ba rsa . * Bu ba rsa a ci er, k yma, pirin veya bulgur doldurularak yap lan yemek. * So u un girmesini nlemek iin kap ve pencere aral klar na tak lan, ii pamuk dolu, uzun bez k l f. bumburu uk * ok, iyice buru mu olan. bumbuz * ok so uk. bumerang * K vr k bir sopaya benzeyen ve f rlat ld nda geri dnen, a atan yap lma bir av arac . bumlama * Bumlamak i i.

bumlamak * Lstik t rnaklar n n janta iyi oturmamas ndan dolay jant n i lstik zerine basmas sonucu lstik patlamak. bun * S k nt . buna * Bu zamirinin ynelme eki alm durumu.

buna de di (idi) buna de medi (idi) diyerek * birok ey aras ndan, iyilerini semeye ba lam ken nce be enmeyip b rakt klar n da sonradan, yeniden seip alarak. bunak bunaka * Bunam olan (kimse), ateh getirmi olan (kimse), matuh. * Buna a benzer, biraz bunak. * Buna a yak r (bir biimde), bunak gibi. * Bunak olma durumu.

bunakl k bunal m

* Do al bir srete birdenbire olu an ayk r l k, bunluk, buhran, kriz. * Tehlikeli sonu do urabilecek gerginlik, buhran. * Bir hastal kta iyile me veya lmle sonulanan, birdenbire olan fizyolojik de i iklik, kriz. * o unlu a ili kin sat n alma gcnn durmas , sat de erlerinin d mesi, al ma gcnn azalmas gibi sebeplerle ortaya kan iktisad durum, kriz. * Ruh ynden sonucu tehlikeli olabilecek durum. bunal m geirmek * herhangi sebeple olu an bunal m ya amak. bunal ma d mek * ruh bak mdan gerginlik veya s k nt iine girmek. bunal ml * Gerginlik, s k nt veren, gerginli i olan. bunal * Bunalmak i i veya biimi.

bunalma

* Bunalmak i i.

bunalmak * Soluk almas gle mek. * ok s k lmak, ok tedirgin olmak. bunalt * S k nt , i s k nt s .

bunalt c * Bo ucu, s k c , s k nt veren. bunalt lma * Bunalt lmak i i veya durumu. bunalt lmak * Bunalmas na yol a lmak. bunaltma * Bunaltmak i i.

bunaltmak * Bunalmas na yol amak. bunama * Frengi, alkolizm gibi d sebeplerden veya ya l l k, damar t kanmas gibi i sebeplerden ileri gelen, zihn ba nt n n kopmas , ateh. bunamak * Frengi, alkolizm gibi d sebeplerden veya ya l l k, damar t kanmas gibi i sebeplerle zihn ba nt kopmak, ateh getirmek. bunay bunca * Bunamak i i veya biimi. * Epey, ok. * Bu kadar, bu denli.

bunca z * Bunun gibi. bunda * Bu zamirinin kalma durumu.

bunda bir i var * olay n bir i yz, durumun gizli bir yn var. bundan * Bu zamirinin kma eki alm durumu.

bundan byle * bundan sonra. bundan iyisi can sa l * bu en iyisidir, daha iyisi olamaz. bungalov * Hindistan'da tek katl , genellikle tahtadan yap lm , veranda ile evrili ev. * Genellikle tahtadan yap lm , tek katl ev.

bungun

* S k nt l .

bungunla t rmak * Bungun hle getirmek. bunlar * Bu zamirinin o ul eki alm durumu. bunlu bunluk bunmak bunu * Bu zamirinin belirtme eki alm durumu. bunun * Bu zamirinin tamlayan durumu. * S k nt l . * Bunal m, s k nt . * Be enmemek, az msamak, kmsemek.

bunun buras * dikkati ekmek iin "buras " anlam nda kullan l r. bununla birlikte * Buna ek olarak. * Bunun byle oldu una bakmayarak. bura * (bu ve ara kelimelerinden) Bu yer. * Kalma ve kma durumlar nda orta hecenin d t ve burda, burdan biimlerinin kullan ld da grlr. * ok yak n ve belirli bir yeri gsterir. * Bu yerde. buradan * Buradan.

burac kta burada

buraday m diye ba rmak * gze arpacak bir yerde bulunmak. bura an buralar * bu yerler. bural * Bu memleketli, bu yerin halk ndan. * Gl esen rzgr.

buram buram * (duman, koku gibi havada yay lan eyler iin) Pek ok. buras * Bu yer, bura.

burcu

* Gzel koku, t r.

burcu burcu * (koku iin) Gzel gzel, pek gzel. burcumak * Gzel koku yaymak. bur * Kale duvarlar ndan daha yksek, yuvarlak, drt k e veya ok k eli kale k nt s . * Zodyak zerinde yer alan on iki tak m y ld za verilen ortak ad. * kse otu. * Baklagillerden, taneleri hayvan yemi olarak kullan lan y ll k bir yem bitkisi (Vicia ervilia). * Bu bitkinin mercime e benzeyen tanesi.

bur burak

burlar ku a * Gk kresinde tutulma emberinin geti i ve zerinde on iki burun (Ko, Bo a, kizler, Yenge, Aslan, Ba ak, Terazi, Akrep, Yay, O lak, Kova, Bal k) e it aral klarla da t ld ku ak. \343 Zodyak. burdurma * Burdurmak i i. burdurmak * Burmak i ini yapt rmak. burgac k * Bkz. kargac k burgac k. burga burgata burgu * Anafor, girdap. * Tel ve bitkisel halatlar n pus (2.54 cm) olarak evresini belirten birim. * Tahtada belirli delik amaya yarayan delgiye tak l sarma, yivli, keskin, elik alet. * T pa ekmeye yarayan, ucu sivri ve helis biiminde demir alet, tirbu on. * Yerin orta ve derin katmanlar na inebilmeyi sa layan delici alet. * Telli sazlarda, telleri germeye yarayan mandal.

burgu makarna * Burgu biiminde dklm ve f r nlanm makarna. burgulama * Burgulamak i i. burgulamak * Burgu ile delmek, delik amak. burgulanma * Burgulanmak i i. burgulanmak * Burgulamak i ine konu olmak, burgu ile delinmek. burgulu * Burgusu olan.

* Burgulanm olan. burgusuz * Burgusu olmayan. * Burgulanmam olan. burhan * Kan t. * Belgit. burjuva * ehirlerde ya ayan, zel imtiyazlardan yararlanan ehirli. * Orta s n ftan olan kimse, kent soylu. burjuva edebiyat * Orta s n f halk kesimine hitap eden edebiyat. burjuvaca * Burjuva gibi, burjuvaya yak an biimde. burjuval k * Burjuva olma durumu. burjuvazi burkma * Burkmak i i. burkmak * Burarak evirmek. * Burkulmak. * Ac vermek, zmek. * Burkma i ini yapan. * zc. burkulma * Burkulmak i i. burkulmak * Burkmak i ine konu olmak. * Vcuttaki organlardan biri birdenbire kendi eklemi zerinde dnmek. * znt duymak. burlesk * Sanat alan nda ve zellikle edebiyatta rastlanan, komikli e dayanan bir tr. burma * Burmak i i. * Sar burma tatl s n n bir ad . * Burularak yap lm bilezik. * Burulmu , burularak yap lm , k vr lm . * Had m etme, i di etme. * Musluk. * E rilmek iin bklm yn. * Ya iken burularak kurutulan ot. * Kuru incir. * Bir eyi iki ucundan tutup ekseni evresinde evirerek bkmek. * Burjuva s n f , kent soyluluk.

burkucu

burmak

* Had m etmek, i di etmek. * A za kekre tat vermek. * (mide, ba rsak) Sanc mak. * zmek, s k nt vermek. burnaz * ri ve uzun burunlu.

burnu bile kanamamak * tehlikeli bir durumdan yara bere almadan kurtulmak. burnu byk * kibirli. burnu bymek * kibirlenmek, byklenmek. burnu havada * kendini ok be enmi (olmak). burnu havada (veya kaf da nda) (olmak) * ok kibirli (olmak). burnu k r lmak * byklenemez duruma gelmek. burnu srtlmek (veya burnu srtmek) * s k nt ektikten sonra daha nce be enmedi i bir durumu kabul etmek, gururundan vazgemek. burnu yere d se almaz * kendini be enmi , kibirli. burnuna girmek * birine ok sokulmak. burnunda (veya gznde) ttmek * ok zlemek. burnundan (fitil fitil) gelmek * elde etti i gzel ey, sonradan gelen zntler zerine kendisine zehir olmak. burnundan ayr lmamak * yan ndan gitmemek, uzakla mamak. burnundan d en bin para olmak * ok as k suratl olmak. burnundan k l ald rmamak * kendisine hi sz syletmemek, ok huysuz olmak. burnundan solumak * ok fkelenmi olmak. burnundan yakalamak * birini ynetimi alt na almak, kaamak bulamayaca duruma getirmek. burnunu ekmek * sm n ekmek. * umdu unu bulamamak, amac na ula amamak. burnunu k rmak * birini g durumda b rakarak byklenmesini veya direni ini yok etmek.

burnunu s ksan can kacak * ok zay f ve gsz kimseler iin kullan l r. burnunu sokmak * gerekmedi i hlde her i e kar mak. burnunun dibi * ok yak n . burnunun dibine sokulmak * ok yakla mak, iyice yakla mak. burnunun dikine (veya do rusuna) gitmek * t dinlemeyerek kendi bildi i gibi davranmak. burnunun dire i k r lmak * ok pis bir koku duyarak tedirgin olmak. burnunun dire i s zlamak * (madd veya manev) ok ac duymak, ok zlmek. burnunun ucundan tesini (veya ilerisini) grmemek * k t d nceli olmak. burnunun ucunu grmemek * ok sarho olmak. burnunun yeli harman savurmak * byklenmek, kibirlenmek. * ok fkelenmek. burs * Bir rencinin renimini yapmas veya bir kimsenin bilgi ve grgsn art rmas iin belli bir sre devlet veya zel kurulu larca, denen ayl k para. * Bu amala vakfedilmi paran n veya mal n geliri. burslu burssuz burtlak buru * Sanc , buruntu. buruk * Burulmu olan. * Tad kekre olan. * Al narak ksknlk gsteren, gcenmi (kimse). * Uygun olmayan artlar sonucu dnerek byyen a ac n kerestesi. * Burs alan, bursu olan. * Burs almayan, bursu olmayan. * Ta l k, al l k yer.

buruk buruk * Buruk bir biimde. buruka * Tad biraz buruk olan. burukla ma

* Burukla mak i i veya durumu. burukla mak * Buruk durum almak. burukluk * Buruk olma durumu, kekrelik. * Ksknlk, gcenmi lik. * Buru a benzer, buruk gibi. * Burulmak i i.

buruksu burulma

burulma dayan m * Elyaf n bkerek k rmaya al an kuvvete kar a ac n gsterdi i diren. burulmak * Ekseni evresinde dndrlmek. * Sanc mak, a r mak. * Al narak ksknlk gstermek, gcenmek. burum burum * Burulmak fiili ile birlikte "ok fazla burulmak" anlam nda kullan l r. burun * Al nla st dudak aras nda bulunan, k nt l , iki delikli koklama ve solunum organ . * Baz eylerin n ve sivri blm. * Karan n, zellikle yksek ve da l k k y larda, trl biimlerde denize uzanm blm. * Kibir, byklenme. burun bo luklar * Burun deliklerinden yukar do ru a lan, mukozayla kapl bo luklar. burun buruna * Birbirine ok yak n ve yz yze. burun buruna gelmek * beklenmedik bir anda kar la mak, birbirlerine ok yakla mak. * kar s nda hissetmek. burun bkmek * be enmemek, nem vermemek. burun deli i * Burnun iki bo lu undan her biri. burun kanad * Burun deli inin yan taraf ndaki kabar k blm. burun k v rmak * nem vermemek, kmsemek, be enmemek. burun otu * Burna ekilen ttn, enfiye. burun perdesi * Burun bo lu unu ikiye ay ran blme. burun i irmek * kibirlenmek.

burun yapmak * stnlk taslamak. Burundili * Burindi halk ndan olan (kimse). burunduruk * Hayvanlar nallarken s rmamas iin dudaklar n k st rmaya yarayan k ska, yava a. burunlamak * D lamak, a a lamak. burunlu * Herhangi bir biimde burnu olan. * k nt s olan. * Kendini be enmi , onurlu, kibirli. * Burunsak. burunsak * Hayvan yavrusunun anas ndan st emmesini nlemek iin burnuna geirilen ba l k. * Hayvanlar n burunlar na geirilen ip.

burunluk

burunsal k * Burunsak. buruntu * Buru, sanc , ba rsak bozuklu u.

buru buru * ok buru mu . buru ma * Buru mak i i. buru mak * Dzgnl bozulmak, zerinde k r k ve katlamalar olmak. * (a zda) Kekrelik duymak. * Tiksinmek, ho lanmamak. buru turma * Buru turmak i i. buru turmak * Buru uk duruma getirmek. buru uk * Gerginli i, dzgnl kalmam buru mu olan.

buru uka * Biraz buru uk olan, pek dzgn olmayan. buru ukluk * Buru uk olma durumu. * Ciltte olu mu k r k. buru uksuz * Buru u u olmayan. busbulan k

* ok bulan k. buse * pck, pme, p . buselik * Klsik Trk mzi inde on basit makamdan biri.

buselika iran * Klsik Trk mzi inde birle ik bir makam. busines klas * lik orun. but * Vcudun kala ile diz aras ndaki blm. * Hayvanlar n, bacaklar n n gvdeye biti ik olan dolgun, etli blm. butafor * Oyun iin gerekli sahne e yas . butaforcu * Oyun iin gerekli sahne e yas n yapan uzman. butik butiki butikilik * Butik i letme i i. butlan * Bat l olma durumu. * Geersizlik, hkmszlk. * Yanl l k, haks zl k. * al t rmaya yarayan d me. buut * Boyut. * Uzunluk. * Giyim ve ss e yas sat lan dkkn. * Butik i leten kimse.

buton

buydurmak * Dondurmak, ok tmek. buyma buymak * Buymak i i. * So uktan donarak lmek. * ok mek. * Yatakta s nmak iin kullan lan s cak su torbas .

buyot

buyru u alt na girmek * bir kimse ba ka bir kimsenin isteklerini ister istemez yerine getirmek zorunda olmak. buyruk

* Belirli bir davran ta bulunmaya zorlay c sz, emir, ferman. * Egemenlik. buyruk kulu * Emir kulu. buyruku * Buyuran, emreden (kimse). buyrulma * Buyrulmak i i. buyrulmak * Buyurmak i i yap lmak. buyrultu * Sadrazam, vezir, beylerbeyi gibi yksek devlet grevlilerince yaz lan buyruk. * rade. * Buyurun anlam nda bir hitap sz.

buyur

buyur etmek * "buyurun" diyerek konu u sayg ile ieri almak veya sofraya a rmak. buyur? * anlamad m, sznz tekrarlar m s n z?. * syleyiniz, emrediniz.

buyurgan * S k s k buyruk veren, buyruk verir gibi konu an. buyurganl k * Buyurgan olma durumu. buyurma * Buyurmak i i.

buyurmak * Bir eyin yap lmas n veya yap lmamas n kesin olarak sylemek, emretmek. * Sylemek, demek, d ncesini bildirmek. * Gelmek, gitmek, gemek, girmek. * Almak. * 'Etmek, eylemek' anlam nda yard mc fiil olarak kullan l r. buyuru * Buyruk, emir.

buyurucu * Buyruk, emir veren. buyurun cenaze namaz na! * hi beklenmedik kt bir durum kar s nda, aka yollu znt anlat r. buz * Donarak kat duruma gelmi su. * ok so uk bir etki uyand ran ey veya kimseleri anlatmak iin kullan l r. buz alan * Buzla. buz ba lamak

* (s v lar iin) yzeyi donmak. buz da * Kutup blgelerinde buzullardan koparak ak nt larla yer de i tiren byk buz paras , aysberg. buz duvar * Samim olmamaktan ortaya kan, arzu edilmeyen, arada so ukluk yaratan durum. buz gibi * ok so uk. * (kt nitelikler iin) kesin bir gere i belirtir. * (et iin) temiz ve ya l .

buz kal b * Suyun belli biimlerde donmas n sa layan zel kap. buz kesilmek * buz gibi so umak; buz durumuna gelmek. * ok mek, donmak. * a lacak, zlecek bir durum kar s nda donakalmak. buz kesmek * ok mek. buz torbas * Tedavi amac yla kullan lan ve iinde buz paralar bulunan plstik bir torba. buz tutmak * (s v iin) stnde buz olu mak, buzla kaplanmak. buz stne yaz yazmak * sresi, etkisi ok az olacak bir i yapmak. * bir kimseye etki yapmayan szler sylemek. buz yala * Yksek da larda kal c kar ve buzulun birlikte olu turdu u, arkas ve yanlar dik, n a k, ember biimli ukurluk. buza * Stten kesilmemi s r yavrusu. buza lama * Buza lamak i i. buza lamak * (s r iin) Yavrulamak. buza la ma * Buza la mak i i. buza la mak * Buza durumuna gelmek. buza l * Buza s olan. buza s z * Buza s olmayan. buzcu * Buz satan kimse.

buzculuk buzzer

* Buzcunun i i veya mesle i. * Buzu zen, donmay nleyen alet, defroster.

buzdolab * Yiyecek ve iecek gibi eyleri so uk olarak saklamaya yarayan, motorla al an dolap. buzhane * Buz yap lan yer. * So uk hava deposu.

buzk ran

* Donmu deniz, gl veya rmaklarda ula m teki gemilere kolayla t rmakta kullan lan, buzlar k rarak yol amak iin yap lm gemi. buzla * Deniz suyunun donmas yla kutup blgelerinde olu an buz alan , bankiz, aysfild.

buzlanma * Buzlanmak i i. buzlanmak * Buzla kaplanmak, buz tutmak. buzlar zlmek * buzlar erimeye ve k r lmaya ba lamak. * aradaki so ukluk, darg nl k, gerginlik ortadan kalkmak. buzla ma * Buzla mak i i. buzla mak * Buz durumuna gelmek. buzlu * Buz tutmu , buz ba lam olan. * Buz iinde tutularak, iine buz kat larak so utulmu . * Bu ulanm gibi olan, saydam olmayan.

buzlu cam * Saydaml giderilmi cam. * Televizyon ekran . buzlu an buzluk * zerinde buz eksik olmayan yksek da tepesi. * Yiyecek ve iecekleri so utarak saklamak iin kullan lan, buzla so utulan kap veya dolap. * Buzdolab n n iinde buz yapan blme. * Ba lamaya benzer, bozuk dzen al nan bir Yunan alg s .

buzuki buzul

* Kutup blgelerinde veya da ba lar nda a a ya do ru a r a r yer de i tiren byk kar ve buz ktlesi, cumudiye. buzul bilimci * Buzul bilimi uzman , glsyolojist.

buzul bilimi * Fizik co rafyan n buzullar ve yeryzndeki i levlerini konu alan blm, glsyoloji. buzul a * Drdnc zaman n, yeryznn bugnknden daha byk blgelerinin buzullarla rtl bulundu u dnemi, pleistosen. buzul dnemi * Buzullar n yay ld drdnc zaman. buzul kar * Bir buzulun olu mas nda temel olan kat la m kar kmesi. buzul kayna * Buzulun eriyerek topra n alt na inen suyunu d ar ya veren kaynak. buzul masas * evresindeki buzlar erirken, alt na rastlayan blm erimekten koruyan ve bylece buzdan bir ayak zerinde kalan ktle. buzul seli * Buzulun erimesiyle olu an sel. buzul ta * Buzullar n ta y p biriktirdikleri, zerleri ok kez par lt l veya izikli ta lar, moren. buzulla ma * Buzul durumuna gelme. * Gemi a larda ve imdi geni veya dar bir blgenin buzullarla rtlmesi olay . buzulla mak * Buzul durumuna gelmek. buzullu buzulsuz bcr * Buzulu olan. * Buzulu olmayan. * Ufak tefek ve k sa boylu, bodur (kimse).

bcrle me * Bcrle mek i i. bcrle mek * Bcr duruma gelmek. bcrlk Bd bfe * ine sofra tak mlar n n kondu u dolap. * Toplant larda yiyecek ve ieceklerin konuldu u masa. * ki, yiyecek tr eylerin sat l p tketildi i yer. bfeci * Bfe i leten kimse. * Bcr olma durumu. * Bkz. Edi ile Bd.

bfecilik Bgdz b e

* Bfe i letme i i. * O uz Trklerinin 24 boyundan biri. * Bve.

b elek b eme b emek b et

* Bve. * B emek i i. * Suyu nne bent yaparak toplamak. * Su birikintisi, glck.

b l

* Kk b l, soprano b l, alto b l, bariton b l olarak drt tr bulunan, bak rdan, perdeli veya pistonlu mzik aralar n n ad . b r bhtan * Bkz. e ri b r. * Kara alma, iftira.

bhtan etmek * kara almak, iftira etmek. bk * Ovada veya dere k y s nda al ve diken toplulu u. * B rtlen. * Akarsu k y lar ndaki verimli tarlalar. * Dneme. bken bklk bklm * Bklm , k vr lm eylerin olu turdu u kat. * Dneme, viraj. bklm bklm * ok bklml, k vr m k vr m. bkme * Bkmek i i. * Bklm kaytan veya iplik. * Vcudun bir blmn yan ndaki blm zerine k v rma. * Serte evirmek, k v rmak. * Birka tel ipli i burarak sarmak. * E mek. * Oynak kemikleri aras ndaki a lar daraltan kaslar n genel ad , aan kar t . * Akarsu k y lar ndaki verimli tarlalar, bk.

bkmek

* Katlamak. * Dndrmek. bktrme * Bktrmek i i. bktrmek * Bkmek i ini yapt rmak, k v rtmak. bkc * A a veya kontraplklar kal pla veya elle bkerek ekil veren kimse.

bkclk * Bkcnn i i veya mesle i. bkk bklgen * Kolay e ilip bklen. * Bknl. bklgenlik * Bklgen olma durumu. bklme * Bklmek i i. * Bklm , e ilmi olan.

bklmek * Bkmek i ine konu olmak, katlanmak. * (iplik iin) E rilmek. * E ilmek. * Ynelmek. bkl * Bklm olan. bkl * Bklmek i i veya biimi. bkm * Bkmek i i. * Bir eyin bklm yeri, kat, k vr m. * (iplik, yn vb. iin) Bir defada e rilmi ip miktar . * Bklm olan, bkm olan.

bkml

bkmsz * Bklmemi olan, bkm olmayan. bkn * Gramer grevleri ve yap bak m ndan, kelime kklerinin ba nda, iinde veya sonunda trl de i ikliklerin olmas , insiraf. bknl * Tretmede ve ekimde kelime kkleri de i ikli e u rayan (dil), insiraf.

bknl dil * Gramer grevleri ve yap bak m ndan kelime kklerini de i tiren dil: Arapa fail, fiil; air, iir gibi. bknme

* Bknmek i i. bknmek * K vr lmak, bklmek. * A r dan, sanc dan k vranmak. bknt * Bkme sonucu olu an biim veya iz. * Ba rsakta olan a r . * Dneme, viraj. bk blbl * Karatavukgillerden, sesinin gzelli i ile tan nm olan tc ku (Luscinia megarhynchos). * Sesi ok gzel olan kimse. blbl ana * ok ufak (kse). blbl gibi bilmek * ok iyi renmi olmak. blbl gibi konu mak (veya okumak) * kolayl kla konu mak, okumak. blbl gibi konu turmak (veya syletmek) * itiraf ettirmek. blbl gibi sylemek * hibir ey saklamadan bildiklerini sylemek, itiraf etmek. blbl gibi ak mak * gzel sesle, ne eyle konu mak. blbl kesilmek * bir etki veya bask alt nda oka konu mak. blblkona * Bir tr hamur tatl s . blblle me * Blblle mek i i. blblle mek * Blbl gibi tmek veya ak mak. blbl alt n kafese koymu lar, "ah vatan m" demi * ki i, yurdu d nda ne kadar zengin olursa olsun, yine de yurdunu zler. blbln ekti i dili bels * ilerisi d nlmeden sylenen sz insan n ba na dert aabilir. blblyuvas * Daire biiminde, ortas ukur ve bu ukur yere pi tikten sonra dvlm Antep f st konulan bir tr hamur tatl s . blten * zel veya resm kurum ve kurulu lar veya yetkili ki ilerce herhangi bir durumla ilgili olarak sreli veya sresiz yay mlanan duyuru. * Dergi. * Bkmek i i veya biimi.

bnye

* Vcut yap s . * Yap , kurulu . * Bnye olarak, bnye bak m ndan. * Ba rts. * ar af. * Atk . * nce perde. * Brgs olan.

bnyece brg

brgl bro

* al ma odas , yaz hane. * Dan ma ve yaz i lerinin yrtld i yeri. * Blm, ube. * Yaz masas .

brokrasi * K rtasiyecilik. * Kamu ynetimi. brokrat * Devlet dairesinde al an grevli. * K rtasiyeci.

brokratik * K rtasiyecilikle ilgili. * Kamu ynetimi ile ilgili. brudet brk * Duvak. brl brm * Brnm . * Brlm , drlm , katlanm olan ey. * So ukluk.

brmcek * Koza gibi yumaklanm ey. brmck * Ham ipekten dokunmu giysi kuma . * Ham ipekten dokunan bir tr i ama r kuma . brme * Brmek i i. brmek * Sarmak, kaplamak, rtmek, basmak, istil etmek. * ok, gl etkilemek.

brnme

* Brnmek i i. brnmek * Brmek i ine konu olmak. * Sar nmak, rtnmek. * Bir grn e girmek. bryan * Bkz. biryan.

bryan pilv * Kemiksiz koyun eti, pirin, so an, domates, baharat ve ya kar m yla f r nda pi irilen bir pilv tr. bryanc * Bkz. biryanc . bsbtn * yiden iyiye, iyice, tamamen, tamam yla, temelli. bst * Vcudun, omuzlarla birlikte g sten yukar blm. * Heykelt ra l kta ba , g s, bazen de omuzlar iine alan sanat rn.

btan

* Metal bidonlar iinde az bir bas n alt nda s v la an, yak t olarak yararlan lan HC formlndeki hidrokarbr gaz . bte * Devletin, bir kurulu un, bir aile veya bir kimsenin gelecekteki belirli bir sre iin tasarlad gelir ve giderlerini tr ve ayr nt lar yla gsteren izelge. * Devlet ve teki kurulu veya topluluklar n belirli bir dnem iindeki gelir ve giderlerinin oranlama niceliklerini nceden belirleyen, onaylayan ve bu i lemlerin yap lmas na izin veren kanun veya karar. bte a * Btede belirlenen giderlerin gelirlerden ok olmas durumu. bte y l * Bir btenin uygulanmaya ba lad gnden ertesi y l ayn gne kadar geen sre. bteleme * Btelemek i i. btelemek * Bte yapmak veya haz rlamak. bten btn * Olefin grubundan C4H8 formlnde iki hidrokarbonun ad . * Eksiksiz, tam. * Paralanmam . * ok say daki varl k ve nesnelerin hepsi, btn. * Ufakl k, bozukluk olmayan (para). * Birlik, taml k.

btn btn * Bsbtn. btn btne * Btn olarak, tamam yla. btnc ekonomi

* Ekonominin btn alanlar n kapsayan yap ve olu um, makro ekonomi. btncl * Totaliter. btncllk * Btncl olma durumu. btnleme * Btnlemek i i, btn, tek para durumuna getirme, tamamlama, ikmal. * Btnleme s nav . btnleme s nav * lk ve orta dereceli okullarla niversite ve yksek okullarda btnlemeye kalan renciler iin genellikle yaz tatili veya dnem sonunda a lan s nav, ikmal imtihan . btnlemek * Eksiksiz duruma getirmek, tamamlamak. * Ufak, bozuk paralar byk para durumuna getirmek. btnlemeli * Btnleme s nav na girmesi gereken ( renci). btnlemeye kalmak * bir renci yar y l veya retim y l sonunda bir veya birden ok dersten bir kez daha s nava girmek zere ba ar s zl a u ramak, ikmale kalmak. btnlenme * Btnlenmek i i veya durumu. btnlenmek * Btnlemek i ine konu olmak, ikmal edilmek, tamamlanmak. btnler * Btn durumuna getiren veya btn durumuna getirmek iin eklenen, mtemmim.

btnler a * llerinin toplam n 180 ye karan a lardan her biri. btnle me * Btnle mek i i. btnle mek * Btn duruma gelmek. btnletme * Btnletmek i i. btnletmek * Btn durumuna getirmek, tamamlatmak. btnleyen * Btn durumuna getiren, mtemmim. btnleyici * Btnleme i ini yapan. btnlk btnsel * Btn olma durumu. * Btn niteli inde olan, btnle ilgili, total.

btnsellik * Btn olma durumu. bve bovis). bvelek bvet bvet * (istasyon, tiyatro, sinema gibi yerlerde) Yiyecek ve iecek sat lan kk bfe. by * Tabiat kanunlar na ayk r sonular elde etmek iddias nda olanlar n ba vurduklar gizli i lem ve davran lara verilen genel ad, afsun, sihir, fsun, ba . * Kar durulmaz gl etki. by bozmak * yap lm bir byy etkisiz duruma getirmek. by bozulmak * yap lm bir by etkisiz duruma getirilmek. by yapmak * by yolu ile etki alt na almaya veya ald rmaya al mak. bycek byc * By yapan kimse, sihirbaz. * evresindekileri abuk ve gl olarak etkileyen kimse. byclk * Bycnn yapt i , sihirbazl k. by ms * By e yak r, byk gibi, byklere zg. byk * (somut nesneler iin) Boyutlar , benzerlerinden daha fazla olan, kk kar t . * (soyut kavramlar iin) ok, ortalamay a an. * Niceli i ok olan. * stn niteli i olan. * Yeti kin, belli bir ya a gelmi . * nemli. * Biraz byk, by e yak n. * Daha ok s rlara sald ran, onlar n kan n emen, v z lt lar yla tedirginlik yaratan sokucu sinek (Hypoderma

* Bve. * Bkz. B et.

byk (sz) sylemek * yapaca bir ey hakk nda kesin konu arak vnmek. byk abdest * D k , kaka. byk abdesti gelmek * gden ba rsa n bo altma gerekli ini duymak. byk aile

* Byk baba, byk anne ile bunlar n evli o ullar ndan, gelinlerinden ve ocuklar ndan olu an aile. byk amiral * Baz lkelerde kara ordusunda mare ale denk say lan donanma subaylar n n en yksek a amas ndaki amiral. byk ana * Byk anne. byk anne * Annenin veya baban n annesi, nine. byk atardamar * Kalbin kas lmas ile kar nc klardaki kan btn vcuda ta yan ana atardamar. byk baba * Annenin veya baban n babas , dede. byk bal k kk bal yutar * gller, gszleri ezer. byk ba n derdi byk olur * byk i lerin ba nda bulunanlar n kar la aca glkler de oktur. byk boy * Normal llerden daha byk. byk ember * Bir krenin merkezinden geen bir dzlemde ara kesiti olan ember. byk dalga * (radyo yay n iin) Uzun dalga. byk defter * Ticar bir kurulu un ayl k ve bilno hesaplar n gsteren defter. byk eli * stn a amal eli. byk elilik * Byk eli olma durumu. * Byk elinin makam . byk grmek (bilmek veya tutmak) * kendini veya ba kas n oldu undan stn saymak, yceltmek. byk han m * Ya l kad n. byk harf * zel adlarla cmle ba lar gibi yerlerde kullan lan ve byk yaz lan, zel biimli harf, majskl. byk kalori * 1 atmosfer bas n alt nda 1 kg suyun s cakl n 14.50 C den 15.50 C ye karmak iin gereken s miktar , kilokalori. byk kan dola m * Kalbin srekli kas l p gev emesiyle kan ve lenfin vcudun byk blmn dola mas . byk lf etmek * Bkz. byk sz sylemek.

byk lokma ye byk syleme * ba aramayaca n, sonuland ramayaca n bir konuda kesin szler syleme. byk ma aza * Her trl tketim maddesinin bol miktarda sat a sunuldu u yer. byk mevlit ay * Ay takviminin nc ay , rebiylevvel. byk oynamak * ok para koyarak kumar oynamak. * byk bir tehlikeyi gze alarak bir i e giri mek. byk nerme * Tas m n ncllerinden byk olan , majr. byk para * ok para. byk peder * Byk baba, dede. byk sesli uyumu * Kelimede kal n nllerden (a, , o, u) sonra kal n, ince nllerden (e, i, , ) sonra ince nllerin gelmesi kural , byk nl uyumu. byk szme tvbe! * bir konuda ok kesin konu uldu unda, tersi bir durumun ba a gelmemesi dile ini belirtir. byk ehir * Ana kent. byk tansiyon * Kan bas nc n n yksek olmas . byk terim * Kapsam daha geni olan son u nermesinin yklemi grevini ta yan terim. byk tvbe ay * Ay takvimin be inci ay , cemaziylevvel. byk nl uyumu * Trke bir kelimenin ilk hecesinde kal n bir nl varsa, ondan sonra gelen btn hecelerin kal n nllerle, ince bir nl varsa sonraki hecelerin de ince nllerle srp gitmesi kural : ocukla mak, denizcilik gibi. byk yemin etmek * bir eyi yapmamak konusunda en kutsal eyler zerine ant imek. Bykay * Kuzey yar m krede yedi y ld zdan olu mu tak m y ld z, Yedigir, Dbbekber. bykba * S r, manda gibi hayvanlar n niteli ini belirtmek iin kullan l r. byke * Biraz byk. * Olduka nemli. bykle byk, kkle kk olmak * her ya ve durumdaki ki ilere kar dosta, arkada a davranmak. byklenme

* Kendini byk gsterme, kibir. byklenmek * Kendini byk gstermek, byklk taslamak, kibirlenmek. byklerin ellerinden, kklerin gzlerinden pmek * sevgi ve sayg gstermek. bykl kkl * Byk kk hepsi bir arada. byklk * Byk olma durumu, ululuk. * Byklere yara r ba lay c davran .

byklk gstermek * gnl ululu u gstermek. byklk hastal * Kendini oldu undan daha byk ve nemli grme, gsterme hastal , megalomani. byklk satmak * gururlan p stnlk taslamak. byklk taslamak * kendini stn grmeye al mak, bbrlenmek. bykseme * Byksemek i i. byksemek * Byk oldu unu kabul etmek. byks * Byk gibi, bym e benzer.

bykten by e * miras n nce by e, o lnce kalanlar n en by ne gemesi kural , ekber evlt hakk . byleme * Bylemek i i. bylemek * By ile etki alt na almak. * Etkisi alt na almak, birini kendine ba lamak, teshir etmek. byleni * Bylenmek i i veya biimi. bylenme * Bylenmek i i. bylenmek * Bylemek i ine konu olmak. byleyici * Etkileyen, ekici niteli i olan. byleyici zellik * Srekli byleyici ve etkileyici olma. byleyi

* Bylemek i i veya biimi. bylte * Foto raf ve resim byltmeye, byltp basmaya yarayan ayg t, agrandisor. byltme * Byltmek i i. * Foto raf ve resimlere boyut kazand rma i lemi, agrandisman. byltmek * Bir eyi byk duruma getirmek, bytmek. * (resim, harita gibi eyler iin) Daha byk rne ini yapmak. * Abartmak. byl * Kendisine by yap lm (kimse). * By gc olan, sihirli. byme * Bymek i i. * Organizman n btnnde veya bu btnn bir blmnde boyutlar n artmas . bymek * Organizman n btnnde veya bu btnn bir blmnde, boyutlar artmak, irile mek, eskisinden byk duruma gelmek. * Yeti mek. * Ya artmak, ya lanmak. * Artmak, glenmek, iddeti artmak. * Say ca artmak. * Geni lemek. * nem ve de er kazanmak. bym de klm * (ocuk iin) konu mas ve davran lar ya na uymayan, byklerinki gibi olan. bysel byte * Odak boyutu birka santimetre olan yakla t r c mercek, pertavs z. bytken doku * Srgen doku. bytme * Bytmek i i. * Birisi taraf ndan yeti tirilmi kimse. * Uzakta duran cisimlere drbn veya benzeri bir arala bak ld nda cismi gren a n n plak gzle bak ld zamanki a ya oran . bytmek * Byk duruma getirmek, geni letmek. * Yeti tirmek, bakmak. * Abartmak, mbal a etmek. bytlme * Bytlmek i i. bytlmek * Bytmek i i yap lmak. bytrlk * By ile ilgili olan.

* A r la t rma. byt * Bytmek i i veya biimi. byye kap lmak (veya tutulmak) * yap lan bynn etkisinde kalmak, bir eyin o kimsenin ekicili inden kurtulamamak. byy * Bymek i i veya biimi. bz * Knk.

bzdrme * Bzdrmek i i. bzdrmek * Bzmek. * Bzmek i ini birine yapt rmak. bzgen bzg * Kas larak vcuttaki herhangi bir deli i aan veya kapayan ember biimindeki kaslar n genel ad .

* Diki te kuma n bir ucundan istenilen yere kadar geirilen bir ipli in ekilmesi ile olu an, kuma n bollu unu azaltan s k, kk k vr m. bzgleme * Bzglemek i ini yapmak. bzglemek * Bzg eklini vermek. bzgl * Bzgs olan, bzlerek dikilmi olan. bzgsz * Bzgs olmayan. bzme * Bzmek i i. * A z bzlerek kapat lan (kese, torba vb.). * Buru turarak, s k t rarak veya k vr m yaparak bir eyin alan n ve hacmini kltmek. * Kapatmak, dedikodu yap lmas na engel olmak. * Toplanarak bzlm . * Kal n ba rsa n sona erdi i yer, ans. * Yreklilik, cesaret.

bzmek

bzk

bzkta * Kafa dengi arkada , kafadar. bzlme * Bzlmek i i.

bzlmek * Bzmek i i yap lmak. * Korku, a k nl k, so uk gibi etkenlerle bir kenara sinmek, bir kenara ekilmek.

bzlp oturmak (kalmak) * bir kenarda ekingen bir tav rla oturmak. bzl * Bzlmek i i veya biimi. bz me * Bz mek i i.

bz mek * Bzlerek alan hacmini kltmek, k r mak. bz k by-pass C * Bzlerek yzey veya hacmi klm olan, bz m ; k r k. * Bkz. baypas. * Karbon'un k saltmas . * Elektrik kapasitesinin k salt lmas .

c, C

* Trk alfabesinin nc harfi. Ce ad verilen bu harf ses bilimi bak m ndan tml kat k di - di eti nszn gsterir. * Nota i aretlerini harflerle gsterme ynteminde do sesini gsterir. * Romen rakamlar nda 100 say s n gsterir. Ca * Kalsiyum'un k saltmas .

-ca / -ce, -a / -e * Vurgusuz zarf eki: K sa-ca, iyi-ce, a k-a, mert-e vb.; dil adlar tretir: Alman-ca, ngiliz-ce, Rus-a, Trke vb. "bak m ndan" anlam na zarf tretir: Para-ca, ya -ca vb. "-a gre" anlam na zarf tretir: Onlar-ca, biz-ce, ben-ce, sen-ce vb. "taraf ndan" anlam na zarf tretir: Bakanl k-a, hkmet-e vb. "kadar" anlam na zarf tretir: Bun-ca, onca vb. say ca e itlik bildiren zarflar tretir: Yzy llar-ca, aylar-ca, gnler-ce, binler-ce vb. topluluk beraberlik anlatan zarflar tretir: Aile-ce, ev-ce, ky-ce vb. -ca / -ce, -a / -e * S fatlardan kltme s fatlar treten ek: Sar n-ca, esmer-ce, soluk-a, sert-e vb. caba * Bir ey demeden, para vermeden al nan ey, bedava. * Fazla olarak, stelik. cabadan * Bedava olarak, kar l ks z, fazladan. cac k cac k * Yo urt, ayran iine h yar veya marul do ranarak yap lan, o u kez sar msakl , i tah a c yiyecek. * Bir tr ot.

-cac k / -cecik * Zarf treten ek (vurgusuz): hemen-cecik, yava -ac k, usul-cac k vb. cadaloz * ok konu an, huysuz ve irret (kad n, kocakar ). cadalozla ma

* Cadalozla mak i i. cadalozla mak * Cadaloz gibi davranmak. cadalozluk * Cadaloz olma durumu. cadde * ehir iinde ana yol.

caddeyi tutmak * herhangi bir sebeple bir yoldan gei i engellemek, kapamak. * (korkulu bir durumda) ba n al p gitmek, uzakla mak. cad * Geceleri dola arak insanlara ktlk etti ine inan lan hortlak. * Huysuz, irkin, ihtiyar kad n. * ok gzel gz. * sa ba da n k, t rnaklar uzun ve pis kad nlar iin kullan l r. * ok becerikli.

cad gibi

cad kazan * dedikodunun, fesad n ok oldu u yer. cad la ma * Cad la mak i i. cad la mak * (kad n) irkinle ip huysuzla mak. * Bitki bak ms zl ktan yabanle mek. cad l k * Cad ya yak r davran , huysuzluk. cad l k etmek * huysuzluk etmek, cad gibi davranmak. cad sprgesi * Emeleri zellikle dal ular ndaki kabuk alt nda s k bir a rerek ekirdekli yemi a alar n n ieklenmesine, dolay s yla meyve verimine engel olan askl mantar (Taphrina cerasi). * Bu mantar n yol at bitki hastal . cafcaf * Gsteri , atafat. * A z kalabal ile bir eyi elde eden, irret. * Gsteri li, fazla k, atafatl . * Kar k, grltl pat rt l , tehlikeli. * ili in bir kolu ve bu koldan olan kimse. * Parmakl k, korkuluk. * Byk bez veya deri torba, cav.

cafcafl

Cafer ca ca

ca

* Lavabo, banyo. * Hamam, du , banyo vb. yerlerde at k suyun akmas n sa layan zemindeki delik. * Dokumac l kta, zg makinesinde zg ipli i bobinlerinin desen ve renk s ras na gre yerle tirildi i

ca l k sehpa. cahil

* renim grmemi , okumam , bilgisiz. * Belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan. * Deneysiz, gen, toy (delikanl veya k z).

cahil kalmak * bilgi edinememek, bilgisi olmamak. cahilne cahilce cahiliye * Araplarda Mslmanl ktan nceki a . cahiliyet cahillik * Cahillik, bilgisizlik. * Cahil olma durumu, bilgisizlik. * Genlik, toyluk, deneysizlik ve bu yzden i lenen kusur. * Cahilce, cahile yak r (biimde). * Cahil gibi, cahile yak r (biimde).

cahillik etmek * bilgisizli ini gstermek. * genlik, toyluk, deneysizlik yznden kusur i leme. caiz * Din, yasa, tre veya ba ka bak mdan i lenmesinde, yap lmas nda sak nca olmayan, yap l p i lenmesine izin verilen, uygun, yerinde say lan, yak k olan. caize * airlerin kasidelerle vdkleri bykler taraf ndan kendilerine verilen bah i . * Yaz da bir szn oldu u gibi tekrarland n gstermek iin alt hizas na konulan t rnak biimindeki noktalama i areti. * Yol yiyece i, az k. -cak / -cek, -ak / -ek * Kltme isimleri treten ek: Yavru-cak, kuzu-cak vb. caka * Gsteri , al m, kabaday l k, fiyaka.

caka satmak * gsteri yapmak, al m satmak. caka yapmak * gsteri li davranmak, fiyakal durumda olmak. cakac * Caka yapmay seven. cakac l k

* Cakac olma durumu veya cakal davran . cakalanma * Caka satma. cakalanmak * Caka satmak. cakal cakas z cal * Yapmac kl , dzme, sahte. calip Calvinci * Celp eden, eken, ekici. * Bkz. Kalvenci. * Cakas olan, caka ile yap lan, gsteri li. * Cakas olmayan.

Calvincilik * Bkz. Kalvencilik. cam * Soda veya potas kat lm silisli kumun ate te eritilmesiyle yap lan sert, saydam ve abuk k r l r cisim. * Tm veya bir blm bu maddeden yap lm , s ra. * Pencere. * Kadeh, iki. cam ivisi * Yakla k aplar 1 mm, boylar 1,5-2,5 cm aras nda de i en ince ve ba s z tel ivi. cam evi * Cam takma i leri yap lan dkkn, camc . * erevelerde cam n yerle tirilmesi iin a lan yiv. * arkas grnen, saydam, effaf. * (gz iin) donuk, cans z. * Gz takma olan. * A gzl, tamahkr.

cam gibi

cam gz

cam kanatl lar * Kurtuklar , elma, kay n, kavak, me e ve grgen a alar na zarar veren, kanatlar cams , hortumlar krelmi kelebekler familyas . cam macunu * Cam yuvas na tutturmak ve yal tkanl k sa lamak amac ile kullan lan bezir ya ve stbe kar m . cam mozaik * Renkli ta paralar yerine cam paralar ndan yap lan mozaik. cam resim * Renkli camlar n kesilip birbirlerine kur un ubuklarla ba lanmas ile yap lan ss veya resim. cam suyu

s v .

* Potas veya sodan n kuvars ile eritilmesinden elde edilen, a ac n bceklere ve ate e direncini art ran renksiz

cam yuvas * Cam evi. cam yn * ok ince, bklebilir cam liflerinin olu turdu u s ve ses yal t m nda kullan lan madde. camadan * apraz d meli, ipek veya s rma i lemeli bir tr k sa yelek. * Drt k e yelkenleri bo arak yzeylerini kltme i i.

camadan vurmak * fazla rzgra kar yelkeni kasmak. camadan fora etmek * ba lar koyuverip k s lm yelkeni amak. camadanl * Camadan giymi olan. cambaz akrobat. * Yerde ve tel, at, bisiklet vb. zerinde dengeye dayanan, tehlikeli, heyecan verici gsterileri yapan kimse, * At al p satan veya yeti tiren kimse. * Usta, becerikli kimse. * Kurnaz, hileci. * Osmanl Devletinde atl olan ve sava larda padi ah n nnde d mana kar ilk sald r ya geen birlik.

cambazhane * Cambazlar n oyunlar n gsterdikleri yer. cambazl k * Cambaz n i i veya mesle i, akrobatl k, akrobasi. * At al p satma veya yeti tirme i i. * Kurnazl k, hilecilik. cambul cumbul * (yemek iin) ok sulu, suyu bol. camc * Cam ticaretini veya cam takmay meslek edinmi kimse. * Evin iini pencereden gzetleyen kimse.

camc elmas * Ucundaki kk, dnebilen elmas paras ile cam izerek kesmeye yarayan ara. camc macunu * Cam ile ereve aras ndaki aral klar kapatmakta kullan lan ve kaba stbele bezir ya ndan yap lan hamur. camc l k * Cam al p satma veya takma i i. * Evin iini pencereden gzetleme. * Gstermelik, sat l k eylerin sergilendi i caml blme veya yer, sergen, vitrin. * Bir yeri, bir veya daha ok blme ay ran cam blme, caml k. * Ser (II). * Hamamlarda soyunulan caml yer. * Gzlk.

camekn

cameknl * Camekan olan (yer). cameknl kutu * Televizyon. camekns z * Camekn olmayan. camgbe i * Ye ile alar mavi renk. * Bu renkte olan. camgz canis). * Deniz k y s na yak n ya ayan, boyu bir buuk metre kadar olan, eti lezzetli bir tr kpek bal (Galeius

camgzeli * Evlerde ss olarak yeti tirilen, pembe, k rm z iekler aan bir tr k na ie i (Impatiens sultan ). cam ereveyi indirmek * etraf k r p dkmek, her eyi paralay p da tmak. cam z cami cami * Toplayan, bir araya getiren. * ine alan, iinde bulunduran. cami y k lm , ama mihrab yerinde * ya land hlde gzelli i bozulmam (kad n). camia camit * Topluluk, zmre. * Cans z. * Donmu . * Camlamak i i. * Manda, su s r , km . * Mslmanlar n hep birlikte namaz k lmak iin topland klar yer.

camlama

camlamak * Cam geirmek, cam takmak. camlanma * Camlanmak i i. camlanmak * Cam tak lmak. camla ma * Camla mak i i. camla mak * Cama benzer duruma gelmek.

camlatma * Camlatmak i i. camlatmak * Cam takt rmak. caml * Cam tak lm , cam geirilmi , cam olan. caml k k * Saraylarda veya bahelerde so uktan korunmak iin camla rtlm oda, salon. caml k * Caml ereve ile blnm yer. * iek, sebze gibi bitkileri d etkenlerden korumak iin yap lm kk limonluk, camekn.

cams

* Cam gibi saydam, cama benzer. * Yerin iinden yze kan erimi s cak maddelerin, so uma s ras nda billrla may p biimsiz olarak kat la m durumu. cams z can * Cam olmayan. * nsan ve hayvanlarda ya amay sa lad na ve lmle vcuttan ayr ld na inan lan madde d varl k. * Ya ama, hayat. * G, dirlik. * Ki i, birey. * nsan n kendi varl , z. * Gnl. * Bekta lik ve Mevlevlikte tarikat karde i. * Yak nl k duygusu belirten bir seslenme sz. * ok iten, sevimli, sevilen, irin.

can ac s * Vcudun herhangi bir yerinde duyulan iddetli ac . can alacak nokta (veya yer) * bir eyin en nemli yeri. can al c * En nemli, en arp c . * Azrail. can al p can vermek * lm s k nt s ve ac s iinde bunalmak. can arkada * Bkz. can dostu. can atmak can ba stne * istenilen eyin byk bir memnunlukla yap laca n anlat r. can ba na s ramak * ok korkmak. can bay lmak * i gemek, takatsizlik gstermek.

can beraber * ok sevgili. can beslemek * kayg s zca yiyip iip rahat na bakmak. * ba kas n n yiyece ini, iece ini sa lamak. can bo azdan gelir (veya geer) * insan yiyece ine nem vererek glenebilir veya yemeden ya amak mmkn de ildir. can borcunu demek * lmek. can bunalt s * A r znt sebebiyle can n s k lma, bunalma hli. can cana, ba ba a * herkesin kendi can n n, kendi ba n n kayg s na d t bir tehlike an n anlat r. * birbirini seven iki ki i bir arada yaln z olarak. can ci er * ok yak n, s k f k , pek iten (arkada ).

can ci er kuzu sarmas * ili d l , candan, pek iten. can ci er olmak * birbiriyle ok yak n arkada olmak. can cmleden aziz * insan n kendisi herkesten nce gelir. can abas * varl n kan tlama amac yla a r gayret. can eki mek * lmek zere bulunmak. * sona ermek, tkenmek, bitmek. can eki mektense lmek ye dir * bir i te e itli s k nt ve zntlerle kar la p ola anst gayret harcamaktansa o i ten vazgemek daha iyidir. can kmay nca (veya kmadan) huy kmaz * insan al kanl klar ndan, huylar ndan vazgeirmek mmkn de ildir. can damar * En nemli veya hassas nokta, bir eyin ya amas iin en nemli ara. can damar na basmak * bir i in en nemli yn zerinde durmak. can dayanmamak * bir ey kar s nda insan n dayan kl l elden gitmek. can derdinde olmak * zor bir durumdan kurtulmaya al mak. can derdine d mek * lm korkusuna kap lmak. can dire i

* Keman n iinde, alt ve st kapaklar aras nda dikili duran ubuk. can dostu * Pek iten dost. can d man * A r d manl k gden kimse, ldrmeyi bile d nen d man. can eri i can evi * Genellikle ye ilken yenen sert, sulu bir tr erik. * Yre in alt ndaki blge. * En duyarl yer, yrek.

can evinden vurmak * en etkileyici ynnden sald rmak. can feda * ok imrenilen iyi veya gzel eyler, davran lar kar s nda sylenir, can kurban. can gelmek * canlanmak, glenmek. can gzdesi * Sevgili. can havli * lm korkusu.

can havli ile... * lm korkusundan do an gl bir tepki ile. can kalmamak * bitkin bir duruma gelmek, gc tkenmek. can kayg s na d mek * her eyden vazgeip sadece kendi hayat n koruma veya kurtarma abas nda olmak. can korkusu * Bkz. can havli. can korkusu * lm korkusu. can kula * ok yak n dost, s rda . can kula ile dinlemek * byk bir dikkatle dinlemek. can kurban * Can feda. can ku u * Ruh. can noktas * En nemli husus, vurgulanmas gereken yer. can olmak * sevimli, ho grnmek.

can pahas na * can n vererek veya tehlikeye koyarak. can pazar * Herkesin kendi can n n kayg s na d t ve kendini kurtarmaya al t bir durum. can sa l * nsan n sa ve sa l kl olmas . can sevecek bir ey * ho a gidecek bir ey. can s k c * znt yaratan, zc. can s k nt s * yap lacak bir i olmamaktan ve hibir eyle oyalanma imkn bulunamad iin duyulan tedirginlik, bunal m. can s kmak * b kk nl k vermek. can sohbeti * tenlikle konu an ok yak n dostlar bir arada syle ip dertle me. can tahtas * G s kemi i. can vermek * lmek. * ruha g vermek. * canlanmas na yol amak. * bir eyi ok istemek. can yakmak * zulmetmek, eziyet etmek. * bir kimseyi byk zarar ve ziyana sokmak. * zmek, ac vermek. can yele i * Bkz. cankurtaran yele i. can yolda * Yaln zl ktan kurtulmak iin birlikte ya an lan (kimse vb.). cana * Sevgiliye hitap sz. cana can katmak * ya ama gcn art rmak. cana k ymak * ldrmek. cana minnet saymak (veya bilmek) * bir ltuf olarak kabul etmek. cana yak n * Sevimli. cana yak nl k

* Cana yak n olma durumu. canan * Gnlden sevilen, gnl verilmi olan kad n, sevgili. * (tasavvufta) Tanr . canavar * Masallarda sz geen yaban, y rt c hayvan. * Kurt, domuz gibi cana k yan yaban hayvan . * Ha ar , yaramaz ocuk. * Ac mas z, kt ruhlu, zalim (kimse). * Kpek bal . canavar dd * Ta tlarda bulunan, tiz ses karan alet. * Ac ac ses karan ve uzaklara kadar tehlike i areti vermek iin kullan lan ddk. canavar gibi * iri yar , sald rgan. * ok fazla. canavar kesilmek * h r nla mak, canavar gibi olmak. canavar otu * Canavar otugiller familyas n n rnek trlerinden olan ve kenevirle ttn kklerinin asalaklar ndan biri say lan iekli bitki (Orobanche ramosa). canavar otugiller * Biti ik ta yaprakl iki eneklilerden, tar m bitkilerine zarar veren asalak bir bitki familyas . canavarca * Canavar gibi, canavara uygun d en biimde. canavarla ma * Canavarla mak i i. canavarla mak * Canavar gibi davranmak. * Korkun, rktc bir durum almak. canavarl k * Canavar gibi davranma. canca z candan * Canca z m sznde sevgi ve teklifsizlik; canca z isterse deyiminde ise nemsemezlik anlat r. * ten, yrekten, gnlden, samim. * tenlikle, istekle, ilgiyle.

candan candan * tenlikli bir biimde. candan gemek * lmek. candan yrekten * itenlikle. candanl k * Candan olma durumu.

candarma * Jandarma. canfes * zerinde desen bulunmayan, ince dokunmu , parlak, tok, ipekli kuma . * Bu kuma tan yap lm .

canfes gibi yaprak * (asma ve dut yapraklar iin) ince, taze ve sinirsiz yaprak. canfeza cang l * Bkz. cengel. * Kar kl k, karga a. cang l cungul * Hayvanlara tak lan anlar n veya ba ka maden e yan n kard kaba sesleri anlat r. * Bu biimdeki grlt. canh ra * Yrek paralayan, kulak t rmalayan, ac , tyler rpertici. can ac mak * arpma, vurma vb. sonucu ac duymak. * zlmek, rahats z olmak. can a z na (veya bo az na) gelmek * byk bir tehlike kar s nda lecekmi gibi bir korkuya kap lmak. * a r duygulanmak, ok heyecanlanmak. can burnuna (veya burnundan) gelmek * bir ey yaparken ok zorluk ekmek. can burnunda olmak * ok yorgun ve bezgin olmak. can cana lmek * ba kas na yap lacak eyi kendine yap lacak gibi d nmek. can can na (veya iine) s mamak * sab rs zl k gstermek, tahamml etmemek. can cebinde * zay f ahlkl kimse. can cehenneme * sevilmeyen bir kimse iin duyulan fke ve nefreti bildirir. can ekilmek * (vcudun herhangi bir organ iin) canl l azal r gibi olmak. * ii ezilmek. can ekmek * bir eyi istemek, istek duymak, arzulamak. can kas ca! * "byk zarara veya ktl e u ras n, peri an olsun, lsn" anlamlar nda kullan lan bir ilenme sz. can kmak * Trk mzi inde ok az kullan lm bir birle ik makam.

* ok yorulmak veya ok zorluk ekmek. * lmek. * ok y pranmak. can ks n! * "lsn, gebersin" anlam nda bir ilenme sz. can gelip gitmek * ay l p bay lmak. * mit ve mitsizlik aras nda kal p heyecanlanmak. can gelmek * yeniden canlanmak, can yerine gelmek. can gibi sevmek * ok gl bir sevgiyle ba lanmak. can gitmek * zen gsterilen, ok sevilen bir eye zarar gelecek diye kayg lanmak. can gnlden (veya can yrekten) * itenlikle, ok isteyerek. can ile oynamak * tehlikeli i lerle u ra mak. can ile u ra mak * a r hasta olmak, lm d e inde can eki mek. * byk s k nt ya d mek. can istemek * heves duymak. can isterse * (olumsuz bir cevap kar s nda) "kabul etmezse etmesin!" anlam nda kullan l r. can pek * Ac ya, s k nt ya kar dayan kl .

can sa olsun! * zlmeye gerek olmad n kar tarafa bildirmek iin kullan l r. can s k lmak * ii s k lmak, yapacak bir i i olmamaktan tedirginlik duymak. * keyfi kamak. * yar zlmek, yar fkelenmek. can s kk n * keyfi kam . can tatl * S k nt ya ve ac ya katlanmak istemeyen. can tez * Beklemeye dayanamayan, sab rs z.

can yanan e ek attan y rk olur * zarara veya ktl e u rayan kimse ac s n karmak iin a r aba harcar. can yanmak * ok ac duymak. * ac bir deneme geirmek; bir i te zarar grmek.

can yerine gelmek * yorgunlu u gemek; sa l n , gcn kazanmak. can yok mu? * birinin katland s k nt y ba kalar na rnek gstermek iin sylenir. can yrekten * Bkz. can gnlden. can m ci erim * iten bir sevgi sesleni i. can m dese, can m ks n diyor sanmak * birinin en gnl ok ay c szleri bile kendisine dokunmak, batmak. can m! * ho nutsuzluk anlat r. * sevgi sesleni i olarak kullan l r. * (ca:n m) ok gzel, ok de er verilen.

can m sokakta bulmad m * tehlikeye veya herhangi bir s k nt ya katlanmaya hi niyetim yok. can m n ii * efkat veya sevgi sesleni i. can n isterse! * "diledi in gibi olsun, sen bilirsin, bana gre hava ho " anlam nda kullan l r. can na ac mamak * kendini d nmeden, kendine bakmadan ya amak. can na de mek * ok ho lanmak. * ruhu ad olmak. can na d kn * kendine iyi bakan, kendini koruyan. can na ezan okumak * bir kimsenin hakk ndan gelmek, ldrmek. can na gemek, can na i lemek (veya can na kr etmek) * ok etkilemek. can na kasdetmek * intihara kalk mak. * birini ldrmeye haz rlanmak. can na k ymak * ac madan ldrmek. * kendini ldrmek. * gcnden fazla i grerek a r derecede kendini yormak. can na minnet * beklenilmeyen iyi bir durumla kar la nca duyulan memnunlu u anlatmak iin sylenir. can na okumak * berbat ve peri an etmek. can na rahmet

* "Alllah rahmetini esirgemesin" anlam nda kullan l r. can na susamak * lmek istemek. * birini ldrmeyi istemek. can na tak demek (veya etmek) * dayanamaz duruma gelmek, sabr kalmamak. can na tkrd mn (veya frd mn) * k zg nl k ve fke belirtir. can na yand m (veya yand m n) * sevgi, hayranl k veya fke gibi trl duygular anlat r. can na yetmek * katlanamayacak duruma gelmek, bezmek, b kmak. can ndan bezmek (veya b kmak, usanmak) * lm gze alacak kadar s k nt iinde olmak. can ndan gemek * lmek iin haz r olmak. can n (bir yere) dar atmak * bir tehlikeden glkle kurtularak bir yere s nmak. can n ac tmak * birine ac vermek. can n almak * (Tanr ) ldrmek. * can n verdirecek kadar memnun etmek. * s k nt ya sokmak. can n ba lamak * ldrlmesi gerekirken vazgemek. can n burnundan getirmek * ok yormak, fazla al t rmak. can n cehenneme gndermek (veya yollamak) * ldrmek. can n karmak * h rpalamak, ok yormak, y prand rmak. can n di ine almak (veya takmak) * her tehlikeyi gze alarak i e giri mek. can n s kmak * keyfini bozmak, ne esini ka rmak. can n sokakta bulmak * sa l korumak gerekti ini anlatan bir sz. can n vermek * kendini feda etmek. * hibir ey esirgememek. * bir eye ok d kn olmak, ok sevmek. can n yakmak

* ac verecek biimde cezaland rmak. * bir kimseyi, ok s k nt ve zarara sokmak. can n n derdine d mek * can ndan ba ka bir ey d nemeyecek kadar s k nt da olmak. can n n iine sokaca gelmek * ok ho lanmak, ok sevmek. cani canice canilik canip * Yan, taraf. caniyane * Cani gibi, canice. * Cinayet i lemi olan kimse, k yac . * Cani gibi, caniye yak r (biimde). * Cani olma durumu.

cankurtaran * Hastahane veya kliniklere hasta veya yaral ta maya zg ara, amblns. * Havuz veya pljda yzme bilmeyenleri uyaran, tehlikeden koruyan ve onlar kurtaran kimse. cankurtaran an * Tipili veya sisli havalarda s nacak veya ynelecek yeri yolculara, gemilere belli etmek iin kullan lan an (veya ddk). cankurtaran dd * Cankurtaran an . cankurtaran gemisi * Karaya oturan, yanan veya batma tehlikesi ile kar kar ya kalan gemileri kurtarmaya yarayan gemi. cankurtaran kulbesi * Da geitlerinde tipiden veya so uktan korunmak icin s nak olarak yap lm kulbe. cankurtaran sal * Deniz kazalar nda kullan lmak zere gemilerde bulundurulan sal. cankurtaran sandal * Deniz kazalar nda veya gemi batmak zere iken insanlar kurtarmaya yarayan motorlu, krekli sandal, filika. cankurtaran simidi * Suda bo ulma tehlikesine kar kullan lan ve sudan hafif maddelerden, byk simit veya yelek biiminde yap lm ara. cankurtaran amand ras * Denize d enlerin kolayca belirlenip kurtar lmalar iin denize b rak lan ve kazaya u rayanlar n bulup kendilerini gstermeleri iin kullan lan, parlak renkli, fosforlu amand ra. cankurtaran yele i * Yelek biiminde yap lm cankurtaran arac . cankurtaran yok mu! * lm tehlikesi kar s nda yard m isteme sz.

cankurtaranl k * Cankurtaran olma durumu. canla ba la * Seve seve her trl yorgunlu u gze alarak, var gcyle. canland r c * Canl l k veren, canl l k kazand ran. * Bir canl resim veya ema filmi iin hareketlili i sa layan tek tek resimleri yapan sanat . canland r c l k * Canland r c olma durumu. canland r lma * Canland r lmak i i. canland r lmak * Canland rmak i ine konu olmak. canland r m * Ortada kalan kal nt lar na gre bir eserin ana tasar s na uygun olarak yeniden izimi. canland rma * Canland rmak i i. * Tek tek resimleri veya hareketsiz cisimleri gsterim s ras nda hareket duygusu verebilecek biimde dzenleme ve filme aktarma i i. * Ki ile tirme. * Gemi bir olay n geli mesini ve sonucunu ayn biimde yans tarak sunma. canland rmak * Canlanmas n sa lamak, canlanmas na yol amak. * Ya atmak, (birinin) k l na girmek. * Yo unluk, etkinlik kazand rmak. * Canl l k, tazelik, dirilik getirmek. canlanma * Canlanmak i i. canlanmak * Gc artmak, diri duruma gelmek. * Etkinli i artmak, hareketlilik kazanmak. * Depre mek. * Gemi te ya anan bir olay veya durum yeniden hat rlanmak. canl * Can olan, diri, ya ayan. * Gl, etkili, hareketli, hayat dolu. * Ya ay p yer de i tirebilen yarat k, hayvan.

canl canl * Diri diri, henz lmemi . * Heyecanla. canl cenaze * ok zay f, bir deri bir kemik kalm kimse. canl model * Figrlerle ssl veya heykelt ra l kta yararlan lan kad n veya erkek. canl mzik * Gazino, lokal vb. yerlerde yemek s ras nda bir veya birka mzisyenin alg ve sesleri ile paralar seslendirmesi.

canl zdekilik * Evrenin temeli olarak d nlen maddenin canl oldu unu savunan doktrin, hilozoizm. canl resim * Bir hareketi paralar na ay r p bunlar n elle yap lan resimlerinin al c yla tek tek evrilmesine dayanan ve gsterimde srekli bir hareketi ortaya koyan film tekni i. canl yay n * (televizyon ve radyo iin) Daha nceden herhangi bir gere zerine tespit edilmemi , al c yla tespit edildi i anda yap lan yay n. canl c l k * Olup bitenin ruhlar alan n n gizli glerince ynetildi ine inanan ilkel anlay , animizm. * Ba ms z bir ruh varl n insanda ve do a nesnelerinde yerle ik oldu una inanan ilkel din gr . * Tek ve ayn ruhun fikr ve organik hayat n ilkesi oldu unu ileri sren reti. * ocukta bir d nce biimi olarak btn cisimlerin canl oldu una inanma. canl l k * Canl olma durumu. * Ne elilik, hareketlilik. cans z * Can n yitirmi , lm . * Gsz, mecalsiz. * lgi uyand rmayan, snk. * Durgun. * Canl olmayan (varl k), camit. cans z cans z * Cans z olarak, cans z gibi. cans z d mek * hastal k veya yorgunluk yznden bitkin bir duruma gelmek. cans z hedef * nsan ve hayvan d nda kalan hedef. cans zla ma * Cans zla mak i i. cans zla mak * Cans z duruma gelmek. cans zla t rma * Cans zla t rmak i i. cans zla t rmak * Cans z duruma getirmek. * Bir di in canl dokusunu yok etmek. cans zl k * Cans z olma durumu. * Hareketsizlik.

cansiparane * Can n verircesine, zveriyle. cantiyane * Kantiyane. capcanl

* ok canl (bir biimde). car * a r , telll ile duyurma; iln. * Tehlike durumu, imdat, yard m. car * Baz yerlerde kad nlar n kollar na rttkleri veya boydan boya rtndkleri ar af, zar. car car * ok ve yksek sesle, grltl bir biimde (konu ma).

car etmek * nara atmak, hayk rmak; iln etmek. carcar carcur * Bkz. arjr. carcur carcur cari * "Geli igzel konu mak" anlam na gelen carcur etmek deyiminde geer. * Fermuar. * Akan. * Olagelen, geen, yrrlkte olan. * Geveze, yaygarac .

cari hesap * ki taraf aras nda srp giden alacak verecek i lemlerinin tutulan hesab . cari masraf * Belirli bir dnemde yap lan harcamalar. cari para cari cret cariye * Geerli olan, yrrlkte bulunan para. * gc piyasas nda i gcnn, arz ve talebe gre belirlenen fiyat .

* Yabanc lkelerden ka r l p zgrlkten yoksun edilen, al n p sat labilen, her konuda efendisinin isteklerine ba l bulunan gen kad n, halay k. cariyelik * Cariye olma durumu.

cariyelik etmek * cariye gibi hizmet etmek. cariyeniz (veya cariyeleri) * eskiden, sz sylenen kimseye a r bir sayg gstermi olmak iin kad nlar taraf ndan "ben" zamiri yerine kullan l rd . * ayn maksatla gen kad nlardan sz edilirken onlar anlatan kelimelere bir unvan gibi getirilirdi. carlama * Carlamak i i. carlamak

* Ba rarak konu mak; ok sylemek. * ln etmek, duyurmak; nara atmak, hayk rmak. carl cars z * Car (II) olmayan. cart * Sert bir ey y rt l rken kan ses. * Car (II) olan.

cart cart tmek * kendini be enmi bir davran la ve buyururcas na sz sylemek. cart curt * Gerekli gereksiz yerde sylenen, abart l sz.

cart curt etmek * gz korkutmak veya vnmek amac yla abart l konu mak. cart kaba k t * yksekten atana veya al ml bir tav r tak nana kar sylenen hafifseme nlemi. carta cartadak cartadan * Cartadak. cartay ekmek * lmek. cascavlak * (ba iin) ok sas z, ok tysz, hi ty olmayan. * r l plak, rtsz. * Yellenme. * Birdenbire ve grlt ile.

cascavlak kalmak * btn imknlar elinden al nm olarak ortada kalmak. casus casusluk * Casus olma durumu, a tl k. casusluk etmek * casus olarak al mak. cav * Bkz. a (II). * Bir devletin veya bir kimsenin s rlar n ba kas n n hesab na renmeyi stne alan kimse, a t.

cavalacoz * De ersiz, nemsiz, derme atma. cavla ekmek * lmek. cavlak

* plak, tysz. cavlakl k * Cavlak olma durumu, plakl k. cavlama cavlamak cavlamak * Cavlamak i i. * Kavlamak, tyn dkmek, plak kalmak. * lmek.

cayd r c * Karar ndan, sznden dndrc. cayd r c l k * Cayd r c olma durumu. cayd r lmak * Caymas sa lanmak, karar ndan dndrlmek, vazgeirilmek. cayd r cayd rma * Cayd rmak i i. cayd rmak * Caymas n sa lamak, karar ndan dndrmek, vazgeirmek. cayg n * Vazgeip i in ard n b rakan, dnek. * Cayd rmak i i veya biimi.

cay r cay r * Bir cismin abuk ve iddetle yand n , y rt ld n anlatmak iin kullan l r. * iddetli, etkili olarak. cay rdama * Cay rdamak i i. cay rdamak * (nesneler iin) Ses kararak yanmak veya y rt lmak. cay rdatma * Cay rdatmak i i. cay rdatmak * (nesneler iin) Sert, uzun, grltl ses kartmak. cay rt * iddetli yanma, y rt lma sesi, grlt.

cay rt vermek * grlt ile gzda vermek. cay rt y basmak (veya cay rt koparmak) * birdenbire ba r p a rmaya ba lamak. cay * Caymak i i veya biimi.

cayma caymak caz

* Caymak i i. * Sznden, karar ndan dnmek, vazgemek. * Ba lang ta Kuzey Amerika zencilerinin mzi i iken sonralar btn dnyada benimsenen bir mzik tr. * Caz mzi i alan orkestra.

caz tak m * Caz mzi i alan orkestran n btn alg lar . cazbant * Caz mzi i alan orkestra. cazc cazc l k cazg r * Caz mzi i alan veya besteleyen kimse. * Cazc n n i i veya mesle i. * Gre ecek olan pehlivanlar yksek sesle izleyicilere tan tan ve dualar n okuyarak onlar alana sren kimse. * Fitneci. * Cazg r olma durumu.

cazg rl k

caz r caz r * (bir cismin kaynama ve yanmas n belirtirken) Gl ve sesli olarak. caz rdama * Caz rdamak i i. caz rdamak * Caz diye ses karmak. caz rdatma * Caz rdatmak i i. caz rdatmak * Caz rdamas na yol amak. caz rt cazibe * Caz rdama sesi. * Al m, al ml l k, ekicilik, albeni. * ekim.

cazibe kanunu * Yer ekimini belirten kurallar btn. cazibedar * ekicili i olma, al ml . cazibele me * Cazibele mek durumu. cazibele mek

* ekici, al ml duruma gelmek. cazibele tirmek * ekici, al ml duruma getirmek. cazibeli * ekici, al ml , albenili. * nemli, a rl olan. * ekici olmayan, al ms z. * lgi uyand ran, ekici, elveri li.

cazibesiz cazip

caziple me * Caziple mek durumu. caziple mek * Cazip duruma gelmek. caziple tirme * Caziple tirmek durumu. caziple tirmek * Cazip duruma getirmek. cazipli caziplik * Cazip olma durumu. cazl cazs z * Caz olan. * Caz olmayan. * ekici, al ml , albenili.

cazur cazur * Bkz. caz r caz r. Cb * Kolombiyum'un k saltmas . cc Cd CD Ce * Seryum'un k saltmas . ce ce * Trk alfabesinin nc harfinin ad . * Kucak ocuklar n , bebekleri e lendirmek iin kar lan ses. * Keman n s rt ve g s tahtas n iki yan ndan C harfi biiminde enten oyuklar. * Kadmiyum'un k saltmas . * Yabanc devlet eliliklerine ait arabalar n plkalar nda kullan lan k saltma.

-ce -ce

* Bkz. -ca / -ce (I). * Bkz. -ca / -ce (II).

ce demeye mi geldin? * "Bu kadar az oturmaya m geldin?" anlam nda kullan l r. cebbar * Zorlay c , zorba. * Kudret sahibi, Tanr . * Gkyznn gneyinde bulunan bir y ld z kmesi. * Becerikli, a k gz (kad n). cebe * Z rh. * Silh.

cebeci

* Yenieri ordusunda silh yapan, onaran ve bak m ile grevli bulunan; sava ta ordunun silh ve cephanesini ula t ran yaya kap kulu ocaklar ndan bir s n f asker. cebel * Da . * Sahipsiz, bo toprak. * Ekilmemi tarla, ekime elveri li olmayan yer.

cebeli

* Osmanl mparatorlu u dneminde, sava s ras nda t mar, zeamet sahiplerinin dirlikleri oran na gre yanlar nda gtrmekle ykml bulunduklar atl asker. * Ayn dnemde illerdeki atl inzibat kuvveti. cebelle me * Cebelle mek i i. cebelle mek * U ra mak, eki mek; tart mak, mnaka a etmek. cebellezi * Hakk olmayan bir eyi kendisine mal edip cebine koyma, cebine indirme.

cebellezi etmek * cebine indirmek. ceberut * Tanr 'n n her eyin stnde olan kudreti. * (tasavvufta) Allah'a varman n nc basama . * ("byk kudret" anlam ndan kayarak) Merhametsizlik, zorbal k. * Ac mas z, merhametsiz, zorba. cebi delik * Tutumlu olmayan (kimse), savurgan. cebi delik (kimse) * para tutmayan, z rt, paras z. cebi para grmek * paras yokken para kazanmaya ba lamak. cebin

* Korkak. * Al n, yz. cebinden karmak * ondan ok stn olmak. cebine indirmek (veya atmak) * (para iin) hakk olmad hlde kendine mal etmek. cebini doldurmak * kar la t elveri li durumlardan yararlanarak bol para kazanmak. cebir cebir * Zor, zorlay .

* Art ve eksi gerek say larla, bunlar n yerini tutan harfler yard m yla nicelikler aras nda genel ba lant lar kuran matematik kolu. cebir kullanmak * bir i i yapt rmak iin zora ba vurmak. cebire * K r k kemikleri yerinde tutmak iin kullan lan tahta, mukavva veya tenekeden yap lm , zeri bezle kaplanan levha, syek, koaptr. cebirsel * Cebirle ilgili. cebirsel deyim * Bilinen veya bilinmeyen byklk lleri zerinde, bunlara ba l bir byklk lsn karmak iin gerekli i lemleri gsteren ve birbirine cebirsel i aretlerle ba lanan harf ve say lar btn. cebirsel forml * Cebirsel deyim. cebirsel ifade * Cebirsel deyim. cebren cebretme * Cebretmek i i. cebretmek * Zorlamak. cebr * Zorla yap lan; zor kullan larak yapt r lan. * Zorla, zor kullanarak, zoraki.

cebr yry * Bir yere kuvvet yeti tirmek veya d mandan nce varmak iin yap lan s k yry . cebrinefs * Kendini zorlama, kendini tutma. cebriye * Yazg c l k, kadercilik, fatalizm.

ceddine lnet (veya yedi ceddine lnet!) * "soyun sopunla birlikte Tanr cezan z versin!" anlam nda ilenme bildiren sz.

ceddine rahmet! * "aferin, bravo" veya "Tanr senden raz olsun" anlam nda kullan l r. Ced cedit cedre * Guatr, gu a. cefa * Byk s k nt , zg, eziyet. * O lak burcu. * Yeni.

cefa ekmek (veya grmek) * znt, s k nt ekmek. cefa etmek * zmek, eziyet etmek. cefakr * Cefal . cefake cefal * Cefa eken, cefal , s k nt ya katlanan. * S k nt ya, eziyete katlanm veya katlanan.

cefaya katlanmak * s k nt veya znty sab rla kar lay p tahamml etmek. ceffelkalem * Hi d np ta nmadan, bir rp da. cehalet * Bilgisizlik, bilmezlik.

cehdetme * Cehdetmek i i. cehdetmek * al p abalamak. cehennem * Din inan lara gre, ktlk yapanlar n ldkten sonra ceza grecekleri yer, tamu. * ok s k nt l yer. cehennem azab * Cehennemde u ran laca na inan lan ceza. * ok byk s k nt , eziyet. cehennem gibi * ok s cak. cehennem hayat * Byk s k nt ve zntlerle dolu ya ay . cehennem kt * Cehennemde yanmaya yara r kimse.

cehennem ol * defol!. cehennem olmak * defolmak. cehennem ta * Gm n nitrik asitte ergitilmesiyle elde edilen, havaya dayan kl , kta bozulmayan beyaz kristal. cehennem zebanisi * Zalim, ac mas z kimse. cehenneme kadar yolu var * "defolsun, istedi i yere kadar gitsin, korkum yoktur" anlam nda svme. cehennem * Cehennemle ilgili. * zc, yak c , cehennem gibi. cehennemi boylamak * (sevilmeyen kimse iin) lmek. cehennemin buca (veya dibi) * ok uzak yer. cehennemin dibine gitmek * (k z lan kimse iin) defolup gitmek. cehennemle me * Cehennemle mek durumu. cehennemle mek * Cehenneme dnmek. * A r znt ve s k nt ekilen yer hlini almak. cehennemlik * ldkten sonra yerinin cehennem olaca san lan, cehenneme ly k (kimse). * Hamam n oca , klhan. * Modern ekmek f r nlar nda ate in bulundu u en s cak blm. cehil cehre cehri * Bilgisizlik, bilmezlik. * Pamuk, yn, ipek gibi eyleri e irip iplik durumuna getirmeye yarar ara, i .

* Kk boyas gillerden, meyve, kabuk veya odunundan gzel k rm z renk elde edilen bir kk (Rhamnus infectorius). ceht -cek * Bkz. -cak / -cek. ceket ceketatay * Erkeklerin ve kad nlar n giydi i, genellikle nden d meli, kalay rten, kollu giysi. * Bkz. Jaketatay. * aba, abalama.

celdet cell

* Yi itlik, kahramanl k. * Byklk, ululuk. * fke, k zg nl k.

Cell

* lk olarak Yavuz Sultan Selim dneminde ortaya k p devlete isyan eden Bozoklu Dervi Cell'in adamlar na ve ondan yana olanlara, sonralar da treyen btn e k yaya verilen ad. Celllik * Cell olma durumu.

celllenme * Celllenmek i i. celllenmek * fkelenmek, k zmak. cellli * Sert ve fkeli (kimse). * H r n, co kun. * Cellli gibi, cellliye benzer. * Avc antas .

celllice celbe celep

* Koyun, kei, s r gibi kesilecek hayvanlar n ticaretini yapan kimse. * Topkap , Galata, brahim Pa a ve Edirne saraylar na al n p trl devlet hizmetleri iin aday olarak yeti tirilen gen. celeplik cel * Koyun, kei, s r gibi kesilecek hayvanlar n ticaretini yapma i i. * A k, a ikr. * Parlak, cill .

cel yaz * (Arap harfleriyle) Uzaktan okunacak biimde istif edilmi iri sls levha yaz s . celil * ok byk, ulu. * Tanr 'n n s fatlar ndan biri. cellt * lm cezas na arpt r lanlar ldrmekle grevli olan kimse. * Ac mas z, kat yrekli, kolayl kla su i leyen, zalim. cellt gibi * ac mas z. celltl k * Celld n grevi. * Kat yreklilik, zalimlik.

celp

* Getirtme, kendi zerine ekme. * Mahkeme taraf ndan dava edene, edilene veya tan klara gnderilen a r belgesi. * Askerlik devini yapmaya a rma. celp etmek * kendine ekmek. * getirmek. celp k d * a r k d , a r belgesi, celpname. celpname * Celp k d , a r belgesi. celse * Oturum. celseyi amak * oturumu amak. celseyi tatil etmek * oturuma ara vermek. cemaat * Bir imama uyup namaz k lan ki iler. * nsan kalabal . * Bir dinden veya bir soydan olanlar n toplulu u.

cemaat ne kadar ok olsa (veya cami ne kadar byk olsa) imam gene bildi ini okur * bir yetkili kimse, evresindekilerin d ncesi ne olursa olsun kendi istedi ini yapmaya al r. cemaate uymak * iinde bulunulan bir toplulu a uyarak davranmak. cemaatimslimin * Mslman halk. cemaatle namaz k lmak * imama uyarak namaz k lmak. cemaatle me * Cemaatle mek i i veya durumu. cemaatle mek * Cemaat hline gelmek. cemaatli * Cemaati olan. cemaatsiz * Cemaati olmayan. cemaatsizlik * Cemaatsiz olma durumu. cemadat cemal * Yz gzelli i. cem'an * Cans zlar, cans z varl klar.

* Toplayarak, toplam olarak, hepsi. cem'an yekn * Toplam olarak, hepsinin tamam . cemaziylh r * Ay takviminin alt nc ay , kk tvbe ay . cemaziylevvel * Ay takviminin be inci ay , byk tvbe ay . cemaziylevvelini bilmek * bir kimsenin herkese bilinmeyen, gemi teki kt bir ynn veya kt durumunu bilmek. cembiye * Bir e it e ri kama, haner. cembiyeli * Cembiyesi olan. cembiyesiz * Cembiyesi olmayan. cemetme * Cemetmek i i.

cemetmek * Toplamak, bir araya getirmek. cemi * Btn, hep, (bir eyin) hepsi, (bir eyin) tm. * Toplama. * Toplama. * o ul, okluk. * (erkek iin) Gzel. * Tanr 'n n s fatlar ndan biri. * (kad n iin) Gzel. * Gnl al c davran .

cemil

cemile

cemilendirme * o ulland rma i i. cemilendirmek * o ulland rmak, okluk hline getirmek. cemilenme * o ullanma i i. cemilenmek * o ullanmak. cemiyet * Dernek. * Topluluk, toplum. * D n. * Birbirine uygun veya z t anlaml kelimeleri tenasp veya tezat sanatlar yoluyla bir araya getirme. * Bir olay veya ki iyi kutlama amac yla bir araya gelen topluluk.

cemiyetli cemre ykseli i.

* Cemiyet iinde geen, derli toplu, da n k olmayan. * ubat ay nda birer hafta aral klarla nce havada, sonra suda ve en sonra toprakta olu tu u san lan s cakl k

cemre d mek * s cakl k ykseli i o hafta iindeki gnde ba lamak. cenabet * Cnp. * Pis, kt, ho lan lmayan kimse veya ey. Cenab hak * Allah, Tanr . cenah * Ku kanad . * Kol, paz . * Yan, taraf. * Sava dzenindeki ordunun iki yan ndan her biri. * Sayg , onur ve byklk anlam yla kullan l r. * Kefenlenip tabuta konmu , gmlmeye haz rlanm insan ls. * Cenaze treni. cenaze alay * ly kald rma treni veya bu trende yer alan veya cenazeyi izleyen topluluk. cenaze duas * Cenaze defnedilirken okunan dua. cenaze gibi * benzi sararm . cenaze levaz mat * lnn kefenlenmesi s ras nda gerekli olan malzemeler. cenaze merasimi * Cenaze treni. cenaze namaz * Cenaze gmlmeden nce musalla ta n n stne konan tabutun nnde k l nan namaz. cenaze treni * Cenaze namaz ndan mezara kadar yap lan din tren. cenazeyi kald rmak * ly gmmek zere gtrmek; gmmek. cenbiye * A z e ri bir tr Arap b a . cendere * Bir eyi s kmak, ezmek gibi i lerde kullan lan mekanizma, pres. * Manev bask .

cenap cenaze

cenderele me

* Cenderele mek i i. cenderele mek * Manev bask alt nda mcadele etmek. cendereye sokmak * manev bask alt na almak. Cenevizli * Ceneviz (bugnk Cenova ehri) Cumhuriyeti halk ndan olan kimse. cengver * Sava . * yi dv en, dv , sava kan, vuru kan.

cengverce * Cengvere yak r biimde. cengverlik * Sava l k, sava kanl k, dv lk. cengel cenin * Otlarla ve s k a alarla rtl geni Hindistan ormanlar na verilen ad. * Ana rahminde do ma zaman n tamamlayamam veya vaktinden nce d m ocuk.

ceninisak t * D k. cenk * Sava , kavga. * Byk aba, u ra , kavga; eki me. cenk etmek * sava mak, mcadele etmek. cenki cenkilik * Sava , kavgac . * Cenki olma durumu.

cenkle me * Cenkle mek i i. cenkle mek * Sava mak. * At mak, eki mek, mnaka a etmek. cennet * Din inan lara gre, iyilik yapanlar n, gnahs zlar n, ldkten sonra sonsuz bir mutlulu a kavu acaklar yer; umak (II). * ok gzel, huzur veren yer. cennet bal * Cennet bal gillerden, mavi ye il zemin zerine bak r rengi izgili tropikal bal k (Macropodus viridiauratus). cennet bal giller * Kemikli bal kla r tak m n n kefallar alt tak m na giren bir familya.

cennet biberi * Zencefilgillerden karabiber tad nda bir bitki. cennet gibi * gzel, bak ml (yer). cennet ku u * Cennet ku ugillerden, tyleri gzel renkli bir ku (Paradisea apoda). * Gzel, al ml kad n. * Henz pek kkken len bebek. cennet ku ugiller * Omurgal hayvanlardan ku lar s n f n n bir familyas . cennet kz * Yre i temiz ama budala denecek kadar saf kimse. cennet taam * Tad ok gzel olan yemek veya yiyecek. cennete evirmek * temiz, bak ml , gzel bir yer durumuna getirmek. cennete dnmek * gzel, rahat ya an l r, bak ml bir yer durumuna gelmek. cennetle me * Cennetle mek durumu. cennetle mek * Cennet durumuna girmek. * Cennetin gzellikleriyle donanmak. cennetlik * ldkten sonra yerinin cennet olaca na inan lan (kimse). * (lm kimse iin) Yeri cennet olan, cennetmekn.

cennetmekn * Cennetlik. centilmen * yi arkada l k eden, sayg l , grgl, kibar (erkek). centilmence * Centilmene yak r (bir biimde). centilmenlik * Centilmen olma durumu. * Centilmene yak r davran . centilmenlik antla mas * Hukuk ve resm olmayan, ancak taraflar n kar l kl gvenlerine dayanan szl antla ma. cenub cenup cenuplu * Gneyle ilgili, gneye zg olan, gney. * Gney. * Gneyli.

cep

* Genellikle bir ey koymaya yarar, giysinin belli bir yeri a larak iine yerle tirilen astardan yap lm torba veya giysinin zerine konulan para ile yap lm yer. * Belirtisiz isim tamlamas yap s nda, tamlayan grevinde "cebe s abilecek boyda" anlam n verir. * Sava alan n n bir yerinde d man n geriletilmesiyle ortaya kan taktik durum, kertme. * Trafi i kolayla t rmak iin yaya kald r mlar nda veya yollarda yap lan cep biimindeki ta t yana ma yeri. * Kablosuz telefon. cep defteri * Cebe s abilecek byklkteki defter. cep feneri * Pille al an ve cepte ta nan kk fener. cep harl * Bir kimseye ufak tefek gndelik harcamalar kar lamas iin verilen para. cep harl n karmak * gnlk masraf n kar layacak kadar kazan sahibi olmak. cep kitab * Cepte ta nacak, cebe girecek biimde kk kitap. cep saati * Cepte ta nan saat.

cep szl * Cepte ta nabilecek ve gnlk ihtiyaca hemen cevap verebilecek kk szlk. cep takvimi * Cepte ta nabilecek kk boy takvim. cep telefonu * Cebe s abilecek kklkte olan, ta nabilir, kablosuz telefon. cep televizyonu * ok kk boyutlar olan veya cebe s abilecek kklkteki televizyon. cepi * Yankesici. cepilik cephane * Yankesicilik. * Ate li silhlarla at lmak iin haz rlanan her trl patlay c madde.

cephaneci * Kara, deniz ve hava birliklerinde cephanelik grevlisi veya sorumlusu olan kimse. cephanelik * Cephanenin saklanmas na yarar kapal ve korunmu yer. cephe * (yap larda) Yz, alna. * zerinde sava n srd blge. * Yan, yn, taraf. * Belli bir d nce, istek evresinde sa lanan beraberlik.

cephe amak * sava olmayan bir blgede, sava a haz rlanmak ve ba lamak.

cephe almak * has m durumu tak nmak, bir d nceye kar olmak, direnmek. cephe gerisi * Sava alan n n gerisinde kalan blge. cepheden cepheye ko mak * durmadan, de i ik cephelerde sava mak, y lmak bilmemek. cepheden hcuma gemek * dola k yollara sapmadan, do rudan do ruya konuyu ele alarak birine kar kmak veya mcadeleyi a ktan a a yapmak. cephelenme * Cephelenmek i i. cephelenmek * Cephe olu turmak. cephele me * Cephele mek i i. cephele mek * Bir d nce, bir istek evresinde birlik olu turmak. cepheli cepken cepleme * Ynl, tarafl . * Kollar y rtmal ve uzun, harla i lenmi bir tr k sa, yakas z st giysisi. * Ceplemek i i.

ceplemek * Kazanmak, cebine indirmek. cepten aramak * bir kimseyi cep telefonundan aramak. cepten vermek * kendi kesesinden, kendi mal ndan demek. cer * ekme, srkleyerek gtrme.

cer hocas * Ta rada imaml k yaparak para ve erzak toplayan gen medrese rencisi. cerahat * rin. * Yara.

cerahatlenme * Cerahatlenmek i i. cerahatlenmek * (yara) rin toplamak. cerahatli * rin toplam , irinli.

cerahatsiz * rin toplamam , irinsiz. cerbeze * Gzel konu ma. * Beceriklilik, girginlik. * Kurnazl k, hilekrl k. * Girgin, kolayl kla ve inand r c sz syleyen, dilli. * Ba kas taraf ndan yap lan veya kaza sonucu ortaya kan zarar deme.

cerbezeli cereme

ceremesini ekmek * ba kas n n yol at zarar demek. ceren cereyan * Ceylan. * Bir yne do ru akma, ak , ak nt . * Ak m. * Bir eyin geli me, olma durumu. * Ayn e ilimde olan, ayn gr payla an kimselerin olu turdu u hareket.

cereyan arpmak * elektrik ak m na tutulup etkisinde kalmak. cereyan etmek * gemek, olmak, yap lmak. cereyana kap lmak * elektrik ak m yla arp lmak. * suyun ak iinde kal p srklenmek. * bir e ilim, bir gr hareketi iinde yer almak. cereyanda kalmak * kapal bir yerde, kar l kl a k pencere veya kap aras nda meydana gelen hava ak nt s nda kal p tmek. cereyanl * Ak nt l . * Ak ml . cerh * Yaralama. * (bir d nce, inan, veya iddia iin) rtme.

cerh etmek * yaralamak. * rtmek. ceride * Gazete. * Tutanak, kay t defteri. * Svari kolu. * Yara. * Cereme.

ceriha cerime

Cermen

* Bugnk Almanya'y , Bohemya ve Polonya'n n bat blmn kapsayan Cermanya'da M.. 3. yzy ldan 9. yzy la kadar oturan halk veya bu halktan olan kimse. Cermen dilleri * Kuzey Avrupa'da konu ulan ve Hint-Avrupa dil ailesi iinde yer alan diller. cermen mente e * Bina kap lar ile pencerelere tak lan ve yapraklar mente e uzunlu unun yar s kadar olan, sactan k vr larak yap lm mente e. Cermence * Cermen dili. cerrah * Operatr. * nemsiz yaralar iyile tiren kimse. * Cerrahl kla ilgili. * Hekimli in, ameliyatla tedavi yapan dal .

cerrah

cerrah mdahale * Ameliyat. cerrahl k * Cerrah olma durumu veya cerrah n mesle i. cerrar * ekici, srkleyici. * Zorla para alan (kimse). * Sava aralar yla donat lm kalabal k ordu. * Dilenci.

cerre kmak * (medreselerde okuyan softalar) para ve erzak toplamak iin belli aylarda kylere da l p imaml k veya mezzinlik yapmak. cesamet cesametli * Kocaman, iri. cesaret pekli i. * G veya tehlikeli bir i e giri irken ki inin kendinde buldu u gven; yreklilik, yi itlik, yrek ve gz * ekinmezlik, at lganl k. * Byklk, irilik.

cesaret almak (veya bulmak) * herhangi bir durumdan, davran tan g almak. cesaret etmek * korkulmas gereken bir i e korkmadan giri mek, gze almak. cesaret gelmek * y lg nl gitmek, yreklenmek. cesaret gstermek * yrekli davranmak.

cesaret vermek * birinin y lg nl n gidermek, birini yreklendirmek. cesarete gelmek * y lg nl gitmek, yreklenmek. cesaretini k rmak * yreklili ini gidermek, korkutmak. cesaretini toplamak * kendine gven duygusunu, yreklili ini ve at lganl n bir araya getirmek. cesaretlendirilme * Cesaretlendirilmek i i, yreklendirilme. cesaretlendirilmek * Yreklendirilmek. cesaretlendirme * Cesaretlendirmek i i, yreklendirme, yi itlendirme. cesaretlendirmek * Yreklendirmek, yi itlendirmek, cesaret vermek. cesaretlenme * Cesaretlenmek i i, yreklenme, yi itlenme. cesaretlenmek * Y lg nl gitmek, yreklenmek, yi itlenmek. cesaretli * Hibir eyden korkusu olmayan, yrekli, yi it. cesaretlilik * Cesaretli olma durumu, yreklilik. cesaretsiz * Yreksiz. * ekingen. cesaretsizlik * Cesaretsiz olma durumu, yreksizlik. ceset cesim * Byk, iri, kocaman. ceste * "Azar azar", "k s m k s m" anlam ndaki ceste ceste ikilemesinde geer. * l vcut, naa .

ceste ceste * Azar azar. cesur cesurane * Cesaretle, yreklice, yi itesine. cesurca * Yrekli, cesaretli.

* Cesura yak an biimde, cesur gibi. cesurluk * Yreklilik, gz pek olma durumu. * At lganl k. cet * Dede, byk baba, ata. cetbecet cetvel izgilik. * Atalardan beri, soyca. * Do ru izgileri izmeye yarayan, dereceli veya derecesiz, tahtadan, plstikten veya madenden yap lm ara, * Liste, izelge. * Ark, su kanal . cevaben * Cevap olarak, kar l k olarak. cevab dikmek (veya dayamak, yap t rmak) * kesin, ters ve kar s ndakinin beklemedi i bir kar l k vermek. cevab cevahir * Cevap niteli inde olan. * Elmas, yakut gibi de erli ta lar, mcevher.

cevahir yumurtlamak * cevher yumurtlamak. cevahirci cevap * Mcevher al p satan kimse, mcevherci. * Bir soruya, bir iste e, bir sz veya yaz ya verilen kar l k, yan t.

cevap anahtar * S navlarda sorulan sorular n zlm biimi. cevap hakk * Bir kimsenin ahs yla ilgili bas n yay n organlar nda kan haberlere kar l k olarak ya dzeltme ya da cevap verme hakk . cevap k d * S navlarda sorulan sorular n cevaplar n n bulundu u k t. cevap vermek * kar l k olarak bildirmek veya sylemek. * ihtiyac kar lamak. * iyi sonu vermek, iyi sonu al nmak. cevaplama * Cevaplamak i i. cevaplamak * Bir soruya, bir iste e, bir sz veya yaz ya kar l k vermek, yan tlamak. cevapland r lma * Cevapland r lmak i i, yan tland r lma.

cevapland r lmak * Bir eyin cevab , kar l verilmek, yan tland r lmak. cevapland rma * Cevapland rmak i i, yan tland rma. cevapland rmak * Bir eyin cevab n , kar l n vermek, yan tland rmak. cevapl * inde cevap bulunan, yan tl . cevapl telgraf * Cevab n n creti bir ey sorup cevap almak iin telgraf gnderen kimse taraf ndan nceden denmi olan telgraf tr. cevaps z * Cevab verilmemi , kar l ks z, yan ts z.

cevaps z b rakmak * kar l nda herhangi bir cevap vermemek, bir tepki gstermemek. cevaz * zin, msaade.

cevaz vermek * ho grmek, uygun bulmak. ceveln cevher * Dola ma, dolanma, gezinme, gezinti. * Bir eyin z, maya, gevher. * De erli ss ta , mcevher. * yi yetenek. * Tz.

cevher yumurtlamak * de erli szler syledi ini sanarak samalayanlar iin alay yollu sylenir. cevherli cevhersiz cevir ceviz * Cevizgillerin rnek bitkisi olan, uzun mrl, gvdesi kal n, kerestesi de erli, yurdumuzda ok yeti en a a (Juglans regia). * Bu a ac n ya l , ni astal yemi i, koz. * Ceviz a ac n n kerestesinden yap lm . ceviz ii * Cevizin kabu u k r ld ktan sonra kalan i. * Cevheri olan. * Cevheri olmayan. * Eziyet, cefa, zg.

ceviz k rmak * yanl tutum veya davran ta bulunmak, hata yapmak.

cevizgiller * rne i ceviz olan, tas z iki eneklilerden bir bitki familyas . ceviz cevizli * Cevizi olan, ceviz kat lm . cevizlik cevretme * Ceviz a ac n n ok oldu u yer. * Cevretmek i i. * Cevizden yap lm veya cevizi and ran.

cevretmek * Eziyet etmek. cevval * Davran lar abuk ve kesin olan. cevvaliyet * abukluk, hareketlilik. cevv Cevza ceyln * ift parmakl lardan, boynuzlugiller familyas ndan, llerde ya ayan, ok h zl ko an, gzlerinin gzelli i ile tan nan, ince bacakl , zarif, memeli hayvan, gazal (Gazella dorcas). ceyln bak l * Szgn ve tatl bak l . ceyln gibi * yap s ince ve uyumlu. ceylnca ceza * Ceyln gibi, ceylna uygun biimde. * Uygun grlmeyen tepki ve davran lar nlemek iin znt, s k nt , ac veren uygulama. * Su i leyen bir kimsenin ya ant s na, zgrl ne, mallar na, onuruna kar devletin koydu u s n rlama. * Atmosfer ile ilgili, atmosferik. * kizler burcu.

ceza alan * (futbol, hentbol vb. de) Bir oyuncunun bilerek yapt kural d davran n penalt ile cezaland r ld veya kalecinin topu elle tutmas na izin verilen alan. ceza almak * renci cezaland r lmak. * (grevli, suluya) para cezas verdirmek. ceza at * Ceza vuru u. ceza ekmek * hapiste yatmak. * manev bak mdan i lenen suun a rl n ekip s k nt ve znt iinde kalmak.

ceza evi

* Hkmllerin iinde tutulduklar yap , hapishane, mahpushane.

ceza grmek * kendisine ceza verilmek, cezaland r lmak. ceza hukuku * Su kapsam iine giren eylemler ile bunlara uygulanacak cezalar inceleyen hukuk dal . ceza kesmek * (grevli) para cezas yazmak. ceza reisi * A r ceza mahkemesi ba kan .

ceza sahas * Bkz. ceza alan . ceza vermek * cezaland rmak. * para cezas demek. ceza vuru u * zellikle futbolda, bir oyuncunun oyun alan nda yanl davran n cezaland rmak iin, kar taraf n yapmaya hak kazand serbest vuru . ceza yazmak * Bkz. ceza kesmek. ceza yemek * cezaland r lmak. ceza * Ceza ile ilgili, cezaya ili kin, cezaya dayanan.

cezaland r lma * Cezaland r lmak i i. cezaland r lmak * Cezaya arpt r lmak, ceza verilmek, tecziye edilmek. cezaland rma * Cezaland rmak i i. cezaland rmak * Bir kimseye veya varl a ceza vermek. cezalanma * Cezalanmak i i. cezalanmak * Cezaya arp lmak. cezal * Cezaland r lm (kimse).

cezas n bulmak * hak etti i kt sona u ramak. cezas n ekmek * yapt bir kusur veya tedbirsizli in zarar na u ramak. * hkmedilen cezay bitirmek.

cezas z

* Cezaya arpt r lmam , cezaland r lmam .

cezaya arpt rmak * cezaland rmak. Cezayir menek esi * Zakkumgillerden, bahelerde ss bitkisi olarak yeti tirilen, kendine zg mavi, a k mor renkli iekleri ve ortas ukur ta yapraklar olan bir bitki (Vinca). Cezayirli cezbe * Bir duygu veya bir inan n etkisiyle a r lde co up kendinden geme durumu. cezbelenme * Cezbelenmek durumu. cezbelenmek * Cezbeye tutulmak, kendinden gemek, kendini kaybetmek. cezbeli cezbesiz * Cezbesi olmayan. cezbetme * Cezbetmek durumu. cezbetmek * Kendine ekmek, ba lamak. cezbeye tutulmak (veya kap lmak) * bir duygu veya bir inan n etkisiyle a r lde co up kendinden gemek. cezerye * Ezilmi havu iine f nd k, eker vb. eklenerek yap lan bir tatl tr. cezir * Kk. * Alalma. * (denizde) Ada. * Kendine ekme. * Etkileyerek kendine ba lama. * Kkl, kkten, temelden, radikal. * Kahve pi irmeye yarayan, sapl , silindire benzer kk kap. * Cezbesi olan. * Cezayir halk ndan olan (kimse).

cezire cezp

cezr cezve

cezve srmek * kahveyi pi irmek iin cezveyi ate e do ru itmek. Cf

* Kaliforniyum'un k saltmas . CGS * Santim, gram, saniye kelimelerinin k salt lmas ndan olu an uluslar aras fizik birimleri sistemi. charter check up * Bkz. art r. * Bkz. ekap.

-c / -ci, -cu / -c * simden isim ve s fat treten ek: kap -c , kfte-ci, su-cu, trk-c, bal k- , simit-i, yo urt-u, krk- vb. c b l * plak. * Yoksul, paras z, geim darl eken. c c kmak (veya c c n kartmak) * ok yorulmak, h rpalanmak. c c k * Gzel. * Ss. * Derisi soyulmu et. * organlar. * M zrak. * At n iki omzunun aras . * Derin, i leyen yara, byk ban. c dak * M zrak. c gara c k * Bkz. sigara. * "Yok olmaz" anlam nda kullan l r.

c da c da

-c k / -cik, -cuk / -ck * simden kltme ve ok ama isimleri treten ek: baba-c k, anne-cik, yavru-cuk, p-ck vb. * nne bir nl getirilerek s fat ve zarf tretir: az- c k, dara-c k, bir-i-cik vb. * -ca ekli zarflardan peki tirme zarflar tretir: Yava ca-c k,usulca-c k vb. -c l / -cil c l z * simden "seven" anlam na s fat tretir: adam-c l, insan-c l, bal k- l, ev-cil vb. * ok zay f ve gsz, eneze, nahif. * ( k iin) Gsz, snk.

c l zla ma * C l zla mak i i. c l zla mak * Zay f ve gsz d mek, zay flamak. * Gcn, de erini yitirmek.

c l zl k c lk

* C l z olma durumu. * Bozularak kokmu . * C v k. * rinlenmi . * Sznn eri olmayan.

c lk kmak * kusurlu, bo veya bozuk kmak. c lk etmek * bozmak, rtmek. c lkava * Kurdun veya tilkinin ense postundan yap lan krk.

c lk kmak * bozulmak, do ru ve uygun yolundan ayr lmak. c lkla ma * C lkla mak i i.

c lkla mak * C lk duruma gelmek. c lkl k c mbar * mbar. * Filiz, srgn. c mbarlama * C mbarlamak i i. c mbarlamak * Dokunmakta olan hal n n veya bezin kenar n c mbarla geriye almak. c mb z * K l gibi ince eyleri tutmak veya ekmek iin kullan lan kk ma a. * zellikle dokumac l kta kuma yzlerindeki d m, p gibi maddeleri temizlemekte kullan lan el arac . * C lk olma durumu.

c mb zc * Dokumac l kta c mb zlamak i ini yapan (kimse). c mb zlama * C mb zlamak i i. c mb zlamak * C mb zla yolmak. * Dokumac l kta kuma yzlerindeki d m, p gibi maddeleri c mb zla temizlemek. c nc k * Bardak, kadeh, tabak gibi s radan veya porselenden yap lan eyler, zccaciye. c nc k boncuk * Yalanc ta lardan yap lm kpe, kolye gibi eyler. c ng l * Kk zm salk m .

* Boncuk, gm veya alt n para ile yap lm , ba l a veya giysiye tak lan ss, cingil. c r c r * Durup dinlenmeden ince ve usand r c ses kararak. c r c r tmek * gereksiz, yerli yersiz konu mak. c rbo a * Bir tr l s an (Dipus Caegyptius). * C l z, zay f, elimsiz ocuk. * Kaynana z r lt s . * Geveze. * Pamuk kozalar n n pamu unu ve ekirde ini birbirinden ay ran kr k. * A ustos bce i.

c rc r

c rc r bce i * Dz kanatl lardan ocaklarda, f r nlarda, k rlarda ya ayan bcek, c rlak.(Grillus domesticus, G. campestris). c rc r delgi * Dnme hareketini yivli gvdesi zerindeki paran n ileri geri itilmesinden alan ve kk delikler amak iin kullan lan ara. c rc r kolu * Lokma vidalar skmeye yarayan alet. c rdaval c r ldama * Me e dal ndan yap lan ucu demirli, uzun cirit de ne i. * C r ldamak i i.

c r ldamak * C r c r diye ses karmak. c r lt c rlak * C r c r diye kan ses. * (ses iin) Ho a gitmeyen, keskin ve i , tiz. * C rc r bce i.

c rlak c rlak * ok tiz ve ince bir sesle. c rlama c rlamak * nce ve usand r c ses karmak. c rlatma * C rlatmak i i. * C rlamak i i.

c rlatmak * C rlamas na yol amak. c rlay k * rmcek ku ugillerden, ormanl k, al l k yerlerde ya ayan, gzel ten bir ku (Lanius). * A ustos bce i.

c rmalama * C rmalamak i i. c rmalamak * T rmalamak. c rm k c rnak * Y rt c hayvan t rna . c rnaklama * C rnaklamak i i. c rnaklamak * T rmalamak. c rn k c rt * K t, kuma gibi eyler y rt l rken kan ses. c rtlak * C rlak. * Olgunluktan ezilebilecek duruma gelmi (meyve, sebze). * C rtlamak i i. * Set duvarlar nda su akacak delik. * T rnak izi.

c rtlama

c rtlamak * C rt diye ses karmak. c s c va * Atom say s 80, atom a rl 200.5 olan, donma noktas -38, 80 C oldu undan, baya s cakl kta s v olarak bulunan, yo unlu u 13, 59 olan, gm renginde bir element. K saltmas Hg. c va gibi * yerinde durmaz, ele avuca s maz, ok hareketli. c vadra c val c vata * Geminin ba taraf ndan havaya do ru biraz kalk k olarak uzat lm bulunan direk. * C vas olan. * ocuklar ate e ve tehlikeli eylere kar uyar rken sylenir.

* Birbirine ba lanmak istenen a a veya demir paralar n haz rlanm olan deliklerden geirilerek, ucuna somun tak l p s k t r lan iri ba l vida. c vatalama * C vatalamak i i. c vatalamak * C vata ile tutturmak. c v k

* Fazla suyla kar t iin biimini koruyamayacak kadar sulanm . * So uk ve can s k c akalar yapan (kimse). c v k c v k * So uk ve can s k c olarak. c v k mantarlar * Bakterilerle ortak ya ayan, ilkel ve hayvan ms yap l , peltemsi mantarlar. c v klanma * C v klanmak durumu. c v klanmak * C v k duruma gelmek. c v kla ma * C v kla mak durumu. c v kla mak * C v k duruma gelmek. c v kla t rma * C v kla t rmak i i. c v kla t rmak * C v k duruma getirmek. c v kl k * C v k olma durumu.

c v l c v l * (ku lar) C v lt ile t erek. * Canl , hareketli olarak. * Canl , ne eli. * Hareketli, kalabal k. c v ldama * C v ldamak i i. c v ldamak * C v l c v l tmek. c v lda ma * C v lda mak i i. c v lda mak * Hep birden c v ldamak. c v lt * Ku lar n t rken kard klar ses. * (ses iin) Canl l k, ate lilik. * C v lt s olan. * C v lt s olmayan. * C v mak i i. c v mak

c v lt l c v lt s z c v ma

* C v k duruma gelmek. * (bir i ) r ndan kmak. * Sayg s zca davran ta bulunmak. c v t lma * C v t lmak i i.

c v t lmak * C v k duruma getirilmek. c v tma * C v tmak i i. c v tmak * C v k duruma getirmek. * Bir i i yak k almayacak bir duruma getirmek. * C vmak i i. * Sekmek, de ip gemek, vurup sapmak.

c vma c vmak

c yak c yak * Ba rmak fiili ile birlikte kullan larak ince, ac ve yksek sesle durmadan ba rmay anlat r. c yaklama * C yaklamak i i. c yaklamak * nce, ac ve yksek sesle ba rmak. c yaklatma * C yaklatmak i i. c yaklatmak * C yaklamas na sebep olmak. c y rdama * C y rdamak i i. c y rdamak * Y rt l rken c y rt karmak. c y rdatma * C y rdatmak i i. c y rdatmak * Cay rdamas na sebep olmak. c y rt * Bez veya k t gibi eylerin y rt l rken kard klar ses. c z * (ocuk dilinde) Ate . * K zg n ya n iine bir ey at l nca kan ses.

c z etmek * c z diye ses karmak. * ac duymak. c z sine i

* Bir tr bvelek. c zb z * Izgarada pi irilmi (et). c zgara c z k * Toplu hlde Trk mzi i icra edilirken kullan lan bir yayl alg tr. * izgi. * z.

c z kt rma * C z kt rmak i i. c z kt rmak * Yazmak, karalamak. c z ldama * C z ldamak i i. c z ldamak * C z rdamak. c z lt c z lt l * C z rt . * C z rt s olan.

c z r c z r * Pi mekte olan kebab n, ya da k zart lan yiyece in, kesilen cam n veya yaz yazarken kam kalemin kard sesi anlat r. c z rdama * C z rdamak i i. c z rdamak * C z r c z r ses karmak. * Bo az ndaki g c ktan dolay kesik ve ince ses karmak. c z rdatma * C z rdatmak i i. c z rdatmak * C z rdamas na yol amak. * K t zerinde ustaca kalem oynatmak veya beceriyle yaz yazmak. c z rt c z rt l c zlam * Kama, savu ma. c zlama c zlamak * C zlamak durumu. * C z diye ses karmak. * C z rdama sesi. * C z rdayan, c z rt s olan.

* C z etmek. c zlam ekmek (veya c zlam etmek) * kamak, savu up gitmek. -ci cibilliyet * Bkz. -c / - ci. * (huy ve ahlk bak m ndan) Yarad l , maya.

cibilliyetsiz * Soysuz, st bozuk. cibilliyetsizlik * Cibilliyetsiz olma durumu. cibinlik cibre cici cici anne * Baz ocuklar n, byk annelerine veya o ya taki kad n yak nlar na verdikleri ad. * vey ana, vey anne. cici bici * Ssl giysi veya ss e yas . cici mama * Kad nlarla d p kalkmaya ba layan toy bir erkekten sz edilirken onun bu ili kilerine verilen ad. cicik * nsan veya hayvan memesi. * Sivrisinekten ve ba ka bceklerden korunmak iin yata n stne ve yanlar na gerilen ad r biiminde tl. * S k l p suyu al nan zm ve ba ka meyvelerin posas . * Sevimli, cana yak n, ho , gzel, ho a giden.

cicili bicili * Gze arpan sslerle bezenmi . cicim * Ensiz olarak dokunmu paralar n yan yana eklenmesiyle olu an, perde veya rt olarak kullan lan nak l ince kilim. cicim ay * Balay , yeni evlilerin ilk haftalarda dillerinden d rmedikleri sevgi sz. cicim! * bir sevgi sz. * alay yollu seslenme sz. * Cam veya toprak bilyelerle oynanan bir ocuk oyunu. * Bu oyundaki bilyelerin her biri. * Hi yok.

cicoz

cicozlama * Cicozlamak durumu. cicozlamak

* Kamak, uzakla mak. cicozluk * Cicoz olma durumu. cidal * Sava ma, cenk. * A z kavgas , eki me. * Sava . * Duvar. * eper. * akas z olarak, gerekten. * aka olmayan, gerek. * A rba l . * Titizlik gsterilen, nem verilen. * Tehlikeli, endi e veren, a r, vahim. * E lendirme amac gtmeyen. * Glmeyen. * Gvenilir, sa lam. * nemli. * nem vererek, gerek olarak.

cidalci cidar

cidden cidd

cidd cidd * Cidd bir biimde, cidd olarak. ciddle me * Ciddle mek i i. ciddle mek * Cidd bir durum almak. ciddlik * Cidd davran . * Cidd durum.

ciddiye almak * inanmak, gerek sanmak, nem vermek. ciddiyet * Ciddlik, a rba l l k. ciddiyetsiz * Ciddiyeti olmayan, lubali. ciddiyetsizlik * Ciddiyetsiz olma durumu. cif * Bir mal n fiyat na sigorta ve navlun cretinin de kat lm oldu unu gsteren ngilizce bir terimin ba harflerinden olu turulmu bir k saltma. cife * Le . * ren ey.

cigara ci er

* Bkz. sigara. * Akci erlerle karaci erin ortak ad . * (kasapl kta) Akci er, yrek ve karaci erin olu turdu u tak m. * Yrek, i.

ci er ac s * Evlt ac s . ci er kebap s * Ci er kavurup satan kimse. ci er otlar * Yapraklar kara yosunlar ndan bir bitki s n f . ci er otu * D n ie igillerden, ok y ll k otsu bir bitki (Hepatica). ci er sarma * nce k y lm ak ve karaci er, pirin, ya , am f st , ku zm, ye il so an, yumurta ve baharat kar m yla f r nda pi irilen bir kebap tr. ci er sotesi * Sote. ci er yaras * Ci er ac s . ci er, kebap olmak * byk bir ac ya u ramak, yre i yanmak. ci erci * Kesilen hayvanlar n ci er, ba , ayak, i kembe gibi paralar n satan kimse, sakatat . * Ci er pi irip satan kimse. ci erdeldi * Kuma zerine kk delikler a larak yap lan i leme. * Bu delikleri amakta kullan lan ucu sivri kk ara. ci eri (veya yre i) s zlamak * ok ac mak, derin bir ac ma duygusuyla zlmek. ci eri be para etmez * de ersiz, a a l k (kimse). ci eri paralanmak * Bkz. yre i paralanmak. ci eri yanmak * ok ac ve s k nt ekmek, byk bir ac ya u ramak. ci erimin k esi * ok sevdi im. * ok sevgili evld m. ci erine i lemek * ok dokunmak, (sz, kt davran ) etkilemek. ci erini delmek

* ac kl bir durum, ki iye dayan lmaz bir znt vermek. ci erini okumak * onun akl ndan geenleri, gizli d ncelerini bilmek. ci erini skmek * bir kimseyi ok byk zararlara u ratmak. ci erini yakmak * bir kimseye byk bir ac ektirmek. ci erinin iini bilmek * ok yak ndan tan mak, her trl d ncesini bilmek. ci erleri bayram etmek * her zamankinden daha iyi cins sigara ien veya temiz havaya kan ki ilerin syledi i sz. ci erpare cihan * ok sevilen (kimse). * Evren, lem. * Dnya. * Dnyan n byk bir blmn eline geiren.

cihangir

cihangirane * lkeler fetheden cesur kahraman. cihangirlik * Cihangir olma durumu. cihan tutmak * dnyay tutmak. cihannma * Her yan grmeye elveri li,