You are on page 1of 2

Derin krizde taraflar ne diyor?

24/03/07

İsmail Küçükkaya

Kim ne kadar hissediyor bilemiyorum ama Ankara’da çok derin bir kriz yaşanıyor. Devlet
içinde yaşanan ve benzerlerinden çok farklı olan bu çatlamanın etkilerinin daha uzun süre
devam edeceğini düşünüyorum.

Adalet Bakanlığı ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) arasındaki krizden
bahsediyorum.

Malum, sorun Yargıtay’a 23, Danıştay’a 6 yeni üye seçiminde yaşanan anlaşmazlık
ekseninde dönüyor.

Adalet Bakanı ve Müsteşarı toplantılara katılmadığı için HSYK, seçimleri yapamıyor.


Hükümet tarafı olarak Adalet Bakanlığı bazı atamalarla ilgili taleplerde bulunuyor, daha
önceki dönemlerde olduğu gibi zımni bir anlaşma içinde kendisi için kontenjan istiyor.
Yargı tarafı bunları kabul etmiyor. Uzlaşma sağlanamadığı için tıkanma yaşanıyor.

Dün, Başbakanlık, Adalet Bakanlığı ve yüksek yargı organlarında “devletin zirvesindeki


kavganın” izini sürmeye çalıştım, bütün taraflarla konuştum. Başbakan Erdoğan konuyu
yakından izliyor. Çiçek’ten sürekli bilgi alıyor. Başbakan’a çok ilginç istihbaratlar verilmiş
durumda.

Yargı mensupları, Bakan Cemil Çiçek’i ve Hükümet’i suçlayarak, “yargıyı siyasallaştırmaya


çalışıyorlar” görüşünde.

Bakanlık ise “tam tersine siyasallaşma peşinde olanlar diğer üyeler” diyor.

Peki biraz daha yakından irdelemeye çalışırsak nasıl bir manzarayla karşı karşıyayız?

Dün Adalet Bakanı Cemil Çiçek çok yoğun bir dizi görüşmenin içindeydi.

Başbakanlık’ta toplantı üstüne toplantı düzenlendi. Dikkatinizi çekmiştir, Çiçek şu ana


kadar sessizliğini korudu. İlginçtir, bütün baskılara rağmen Anayasa Mahkemesi, Danıştay
ve Yargıtay Başkanları da henüz görüş açıklamadılar. Özel sohbetlerde tepkilerini dile
getiriyorlar ama “en azından şu aşamada” düşüncelerini kamuoyu ile paylaşmıyorlar.
“Çözüm bulunacak umuduyla” salı gününü bekliyorlar.

Bakanlık: “Neden 2006’da seçim yapılmadı?”

Bakanlık, “Biz 2006 yılında Yargıtay üyelikleri için seçim yapılsın önerisinde bulunmuştuk,
Kurul o zaman bunu kabul etmemişti. Şimdi bastırıyorlar. Oysa yakında Yargıtay Kanunu
değişecek ve üye sayısı azalacak. Bu acelenin anlamı ne?” diye soruyor.

Bakanlığa göre son bir yıl içinde HSYK’nın başkanı ve Kurul içindeki dengeler değişti.
Kurul “o günkü dengelere göre seçim yapmak istemedi, şimdi yeni şartlara göre
Yargıtay’a üye atamanın hesabındalar. Burada siyasi bir bakış açısı var” deniliyor.

Kurul üyeleri ise bakanlığı, “seçimi engelleyerek yargının siyasallaşmasına neden


oluyorlar” diye suçluyor.

Kurul, ayrıca “bu işin arkasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı seçimi yatıyor. Başsavcı
Nuri Ok’un görev süresi Mayıs’ta dolacak. Hükümet, yeni atanacak 23 üye atamasına bir
şekilde müdahale ederek aslında Nuri Ok’un yerine yapılacak seçim için Yargıtay
dengelerini değiştirmenin hesabını yapıyor” iddiasını dillendiriyor.

Bakan Çiçek’in hesabı...

Şimdi herkes “Cumhurbaşkanlığı seçimine bu kadar az bir zaman kala hükümet neden bu
krizi göze alıyor?” diye soruyor. Bu sorunun yanıtı önemli...

Önce şunu söyleyelim: Bakan Çiçek, salı günü yapılacak HSYK toplantısında Danıştay’a
yapılacak üye seçimlerine destek verip, Yargıtay’ın seçimlerini yeni kanun çıkacağı
gerekçesiyle ertelemek istiyor. Krizi böyle aşmayı planlıyor. Ancak Kurul üyeleri Yargıtay’a
üye atamasında ısrar edecekler. O zaman sorun çözümsüzlüğe saplanır.

Başbakanlık çevreleri ise Adalet Bakanlığı’nın kendilerine verdiği bilgiler ışığında Yargıtay’a
yapılacak atamalarla ilgili çarpıcı iddiaları gündeme getiriyorlar. Yargıtay’a üye yapılmak
istendiği söylenen listeler içinde belli grupların (spekülasyondan kaçınmak için
isimlendirmiyoruz-İ.K) çok dikkat çekici yoğunluğa sahip olduğunu iddia eden başbakanlık
çevreleri, “susuyorsak, yargıya zarar vermemek içindir” diyorlar.

Anlaşılan bu kriz birkaç gün içinde derinleşme eğilimi taşıyacak. Maalesef olan yargıya
oluyor. Gözümüz gibi korumamız gereken yargı bağımsızlığı ve yargı güvenilirliği
zedeleniyor.

Bu kriz, önümüzdeki dönemin siyasi gelişmelerine, özellikle cumhurbaşkanlığı seçimine


ilişkin işaretler taşıyor. Yargıdaki kavgayı siyasi bakış açısıyla yorumlayabiliriz. Bu
konunun böylesine çetrefil hale gelmesi -getirilmesi- kimin cumhurbaşkanı adayı olup
olmayacağını da, sistemin adaylık sürecinde ve sonrasında nasıl tepki vereceğini de
“işaret fişeği gibi” gösteriyor.

Onu da bir başka yazıda işleyelim...