You are on page 1of 217

TARAYAN: YAAR MUTLU

TÜRK YAZARLARI
Bu kitap, stanbul'da Can Yay!nlan'nda dizildi, efik Bas!mevi'nde bas!ld!.
(1991)
Orhan Pamuk
KARA KTAP
ROMAN
CAN YAYINLARI LTD.T
Bab!âli Caddesi, No: 19, kat:2, Caalolu, stanbul
Tel. 5286113, 5135188
1. bas!m:
2. bas!m:
3. bas!m:
4. bas!m:
5. bas!m:
6. bas!m:
7. bas!m:

8. bas!m:
9. bas!m:
10. bas!m:
11. bas!m:
Mart 1990 Mart 1990 Nisan 1990 May!s 1990 Haziran 1990 Temmuz 1990 Ekim 1990
Ocak 1991 Ocak 1991 Mart 1991 May!s 1991
Ayl!n'a
© Orhan Pamuk / Can Yay!nlan Ltd.ti.(1990)
"bn Arabi'nin gerçek bir vak!a olarak anlatt!!na göre, abdaldan olup ruhlar
taraf!ndan göklere ç!kar!lan bir arkada!, bir defas!nda dunyay! çevreleyen
KafDa!'na varm!, da! da bir y!lan!n çevrelediini göm!u. Bugun dunyay!
çevreleyen böyle bir da ve onun da etraf!nda böyle bir y!lan olmad!!
malûmdur."
slam Ansiklopedisi
BRNC KISIM
BRNC BÖLÜM GALP RÜYA'YI LK GÖRDÜÜNDE
Epigraf kullanmay!n, çunku vaz!n!n içindeki esrar! öldurur!
Adli
Böyle ölecckse, öldur o zaman sen de esrar!, esrar satan
yalanc! peygamberi öldur!
Bahti
Yata!n ba!ndan ucuna kadar uzanan mavi damal! yorgan!n engebeleri, gölgeli
vadileri ve mavi yumuak tepeleriyle örtulu tatl! ve !l!k karanl!kta Ruya
yuzukoyun uzanm! uyuyordu. D!ar!dan k! sabah!n!n ilk sesleri geliyordu: Tek
tuk geçen arabalar ve eski otobusler, poaçac!yla ibirlii eden salepçinin
kald!r!ma konup kalkan guumleri ve dolmu dura!n!n denekçisinin duduu.
Odada, lacivert perdelerin soldurduu kuruni bir k! !!! vard!. Uyku
mahmurluuyla Galip, kar!s!n!n mavi yorgandan d!ar! uzanan ba!na bakt!:
Ruya'n!n çenesi yast!!n kutuyune gömulmutu. Aln!n!n eiminde, o s!rada
akl!n!n içinde olup biten harika eyleri insana korkuyla merak ettiren gerçek
d!! bir yan vard!. "Haf!za," diye yazm!t! bir köe yaz!s!nda Celâl, "bir
bahçedir." "Ruya'n!n bahçeleri, Ruya'n!n bahçeleri..." diye duunmutu o
zamanlar Galip, "duunme, duunme, k!skan!rs!n!" Ama Galip kar!s!n!n aln!na
bakarak duundu.
Uykunun huzuruna gömulmu Ruya'n!n kap!lar! kapal! bahçesinin söutleri,
akasyalar!, amal! gulleri ve gunei alt!nda gezinmek isterdi imdi. Orada
kar!laaca! suratlardan utançla korkarak: Sen de mi buradayd!n, merhaba! Bilip
bekledii tats!z an!lar kadar, beklemedii erkek gölgelerini de merak ve ac!yla
görerek: Afedersiniz kardeim, siz kar!mla nerede rastlam! ya da
tan!m!t!n!z? Üç y!l önce sizin evinizde, Alâaddhrin dukkân!ndan ald!! yabanc!
bir moda dergisinin içinde, birlikte gittiiniz ortaokul binas!nda, elele
tututuunuz sineman!n giriinde... Hay!r, belki de Ruya'n!n haf!zas! bu kadar
kalabal!k ve ac!mas!z deildi; belki de haf!zan!n karanl!k bahçesinin, gune
duen tek köesinde, im-
di Ruya'yla Galip bir sandal gezintisine ç!km!lard!. Ruya'lar stanbul'a
ta!nd!ktan alt! ay sonra, ikisi birlikte, Galip'le Ruya kabakulak olmulard!. O
zamanlar, bazan Galip'in annesi bazan Ruya'n!n guzel annesi Suzan yenge, bazan
ikisi birden Galiple Ru-ya'y! ellerinden tutup, parke yollarda titreyen
otobuslerle Bebek'e ya da Tarabya'ya sandal gezintisine ç!kar!rlard!. O y!llarda
mikroplar unluydu, ilaçlar deil: Boaz'in temiz havas!n!n çocuklar!n
kabakula!na iyi geleceine inan!l!rd!. Sabahlar! deniz durgun olurdu, sandal
beyaz, ayn! kay!kç! hep dostane. Anneler ve yengeler sandal!n k!ç!na
otururlard!, s!rt! inip kalkan sandalc!n!n arkas!na gizlenen Ruya'yla Galip
sandal!n burnuna, yanyana. Sandaldan denize uzanan ve birbirine benzeyen
ayaklar!n!n ve ince bileklerinin alt!ndan a!r a!r deniz akard!; yosunlar, yedi
renkli mazot lekeleri, kuçuk ve yar! saydam çak!ltalar! ve ustunde Celâl'in
yaz!s! var m! diye bakt!klar! okunakl! gazete parçalar!.
Galip, Ruya'yi ilk görduunde, kabakulak olmadan alt! ay önce, yemek masas!n!n
uzerine yerletirilen tabureye oturmu, berbere saçlar!n! kestiriyordu. O
zamanlar, uzun boylu Douglas b!y!kl! berber, haftan!n be gunu eve gelir, Dedeyi
t!ra ederdi. Bu, Arab!n ve Alâaddin'in dukkân!n!n önunde kahve kuyruklar!n!n
uzad!!, naylon çoraplar!n kaçakç!larca sat!ld!!, stanbul'daki 56 model
Chevrolet'lerin gittikçe çoald!!, Galip'in ilkokula balad!! ve Milliyet
gazetesinin ikinci sayfas!nda haftada be kere Selim Kaçmaz ad!yla yazan
Celâl'in yaz!lar!n! dikkatle okuduu zamand!, ama okuma yazmay! örendii zaman
deil; çunku okuma yazmay! iki y!l önce Babaanne öretmiti: Yemek masas!n!n
köesine otururlard!; Babaanne, en buyuk sihiri, harflerin birbirine nas!l
vurulaca!n! h!r!lt!l! sesiyle duyurduktan sonra, az!n!n kenar!ndan eksik
etmedii Bafra sigaras!n!n duman!n! ufler, dumandan torunun gözleri sulan!r,
alfabenin içindeki olaanustu buyuklukteki at da mavileip canlan!rd!. Alt!nda
at olduu yazan iri at, topal sucunun ve h!rs!z eskicinin arabalar!n!n kemikli
atlar!ndan buyuktu. Galip o zamanlar bu sal!kl! alfabe at!nm uzerine, resmin
uzerine dökulduu zaman onu canland!ran sihirli eczadan dökmeyi duunuyordu, ama
sonralar!, ilkokula ikinci s!n!ftan balamas!na izin vermedikleri için, bir de
okulda, ayn! atl! alfabeyle okuma yazma örenirken bu isteini saçma bulacakt!.
10
O zamanlar Dede, nar rengi ienin içindeki o sihirli söz verdii gibi sokaktan
getirebilseydi, Galip s!v!y! Birinci I Sava!'n!n zeplinleri, toplan ve çamurlu
öluleriyle dolu eski ve tozlu 'Illustration' mecmualar!n!n, Melih Amcan!n
Paris'ten ve Fas'tan yollad!! kartpostallar!n ve Vas!f in Dunya gazetesinden
resmini kestii yavrusunu emziren orangutan!n ve CelâFin gazetelerden kestii
tuhaf insan yuzlerinin uzerine dökmek isterdi. Ama art!k Dede sokaa da
ç!km!yordu, berbere gitmek için bile; butun gun evdeydi. Gene de, sokaa ç!k!p
dukkâna gittii gunlerdeki gibi giyinirdi: Pazarlar! uzayan sakal! gibi kuruni
renkli, geni yakal!, eski bir ngiliz ceketi, dökulen pantolon, kol dumeleri
ve Baban!n dedii gibi, kaytan bir memur gravat!. Anne "g!ravat" demez, "kravat"
derdi: Eskiden Annenin ailesi daha zengin olduu için. Sonra, Anneyle Baba,
Dededen her geçen gun bir tanesi daha y!k!lan boyas! dökulmu eski ahap
evlerden sözeder gibi sözederlerdi; biraz sonra dedeyi unutup sesleri
birbirlerine doru yukselmeye balarsa Galip'e dönerlerdi: "Ç!k yukar! git oyna
sen haydi." "Asansörle mi ç!kay!m?" "Tek ba!na asansöre binmesin!" "Tek ba!na
asansöre binme!" "Vas!fla oynayay!m m!?" "Hay!r, k!z!yor!"
Asl!nda k!zmazd!. Vas!f sa!r ve dilsizdi, ama benim yerlerde surunurken 'gizli
geçit' oynad!!m! ve yataklar!n alt!ndan geçerek, maaran!n ucuna, apartman
karanl!!n!n dibine ula!r gibi ve duman siperlerine kazd!! bir tunelde kedi
sessizliiyle ilerleyen bir asker gibi ulat!!m! ve kendisiyle alay etmediimi
anlard!, ama sonra gelen Ruya hariç, ötekiler bilmezdi bunu. Bazan Vas!fla
birlikte uzun uzun pencerelerden d!ar! tramvay yoluna bakard!k. Beton
apartman!n beton cumbas!n!n bir penceresi dunyan!n bir ucu olan Camiye, bir
penceresi de öteki ucu olan k!z lisesine bak!yordu; arada karakol, iri kestane
aac!, köe ve Alâaddin'in v!z!r v!z!r ileyen dukkân! vard!. Dukkâna girip
ç!kanlar! seyrederken, gelip geçen arabalar! birbirimize gösterirken Vas!f
birden heyecanlan!p ruyas!nda eytanla bouur gibi h!r!lt!l! korkunç bir ses
ç!kar!nca, ben bo bulunur korkard!m. O zaman, az arkam!zda, Babaanneyle
kar!l!kl! iki baca gibi sigara tutturup radyoyu dinleyerek tek baca! k!sa
koltuunda oturan Dede, "Vas!f gene Galip'i korkuttu," derdi, kendisini
dinlemeyen Babaanneye ve meraktan çok al!kanl!kla sorard!: "Kaç araba sayd!n!z
bakay!m?" Ama Dodge,
11

Packard, DeSoto ve yeni Chevrolet'lerin say!s!na ilikin verdiim bilgileri
dinlemezlerdi bile.
Babaanneyle Dede, sabahtan akama kadar aç!k duran ve Turk köpeklerine
benzemeyen bol tuylu ve huzurlu bir köpek biblosunun uzerinde uyuduu radyodaki
alaturka ve alafranga muzii, haberleri ve banka, kolonya ve milli piyango
reklamlar!n! dinlerlerken surekli konuurlard!. Çou zaman, hiç dinmedii için
al!t!klar! bir di ar!s!ndan söz eder gibi ellerindeki sigaralardan ikayet
ederlerdi, hâlâ b!rakamad!klar! için suçu birbirlerine atarak, biri boulur gibi
öksurmeye balarsa, öteki, önce zafer ve neeyle, sonra endie ve öfkeyle hakl!
olduunu ilân ederek! Ama birazdan, birinden biri iyice sinirlenirdi: "Bir
sigaram var zaten, ilime allahakma!" Sonra, gazeteden okuduu eyi eklerdi:
"Sinirlere iyi geliyormu!" Belki o zaman, biraz susarlard!, ama koridordaki
duvar saatinin tiktaklar!n!n duyulduu bu sessizlikler çok surmezdi. Ellerine
yeniden .ald!klar! gazeteleri h!!rdat!rlarken ve öleden sonra bezik
oynarlarken konuurlard! ve apartmandakiler akam yemeine ve birlikte radyo
dinlemeye geldikleri zamanlar da ve gazetede Celâl'in köe yaz!s!n! okuduktan
sonra da: "Yaz!s!n!n alt!na kendi imzas!n! atmas!na izin verselerdi," derdi
Dede, "belki akl!n! ba!na toplard!." "Koca adam," diye iç çekerdi Babaanne ve
her zaman sorduu u soruyu ilk defa soruyormu gibi yuzunde içlen bir merak
ifadesi, sorard!: "Yaz!s!n!n alt!na kendi ad!n! koymas!na izin vermedikleri için
mi öyle kötu yaz!yor, yoksa öyle kötu yazd!! için mi yaz!s!n!n alt!na kendi
ad!n! koymas!na izin vermiyorlar?" "Hiç olmazsa," derdi Dede, ikisinden birinin
zaman zaman sar!ld!! teselliye sar!larak, "alt!na imzas!n! atmas!na izin
vermedikleri için bizi rezil ettiini pek az kimse anl!yor." "Kimse anlam!yor,"
derdi o zaman Babaanne, Galip'in pek de içten olmad!!n! anlayabilecei bir
edayla. "O yaz!lar!nda bizden sözettiini kim söyluyor ki?" O zaman, sonralar!
Celâl'in her hafta okuyucular!ndan yuzlerce mektup ald!! gunlerde, baz!
iddialara göre ha-yâlgucu kuruduu için, baz! iddialara göre ise kad!nlardan ve
politika yapmaktan vakit bulamad!! için, baz! iddialara göreyse de, basit bir
tembellikten birazc!k deitirip bu sefer kendi tantanal! ad!yla yeniden
yay!mlayaca! o yaz!lardan birine, daha önceden yuzlerce kere tekrarlad!! bir
cumleyi b!kk!nl!k ve belli belirsiz bir
12
sahtelik duygusuyla tekrarlayan ikinci s!n!f tiyatro oyuncusu gibi deinerek,
"Apartman yaz!s!nda bizim apartmandan sözettiini kim bilmiyor ki allahakma!"
derdi Dede ve Babaanne de susard!.
O zamanlar Dede, sonralar! daha s!k görecei o ruyadan yeni yeni sözetmeye
balam!t!. Butun gun birbirlerine tekrarlad!klar! hikâyeler gibi, Dedenin zaman
zaman gözleri parlayarak anlatt!! ruyas! maviydi; lacivert bir yamur ruyada
hiç durmadan yad!! için Dedenin saçlar! ve sakallar! surekli uzuyordu.
Babaanne, ruyan!n hikâyesini sab!rla dinledikten sonra, "Berber birazdan gelir,"
derdi, ama Dede berberden sözedilirken sevinmezdi. "Çok konuuyor, çok soruyor!"
Mavi ruyan!n ve berberin sözunden sonra, Galip, Dedenin bir iki kere, zay!flayan
bir nefesle öyle dediini de iitmiti: "Baka bir yerde, baka bir tane
yapt!racakt!k. Uursuz* ç!kt! bu apartman."
Çok sonralar!, kat kat satt!klar! ehrikalp Apartman!ndan bir bakas!na
ta!nd!ktan ve binaya, çevredeki benzeri baka binalara olduu gibi, kuçuk
konfeksiyoncular, gizli gizli kurtaj yapan kad!n doktorlar! ve sigortac!
yaz!haneleri yerletikten sonra, Alâaddin'in dukkân!n!n önunden her geçiinde
Galip, apartman!n çirkin ve karanl!k yuzune bakarak Dede'nin bu sözu neden
söylemi olabileceini merak etmiti. Önce Avrupa ve Afrika'dan, sonra da
zmir'den stanbul'a ve apartmana dönmesi y!llar alan Melih Amcay! berberin her
t!rata, meraktan çok a!z al!kanl!!yla Dedeye sorduunu, (Efendim, buyuk
olan Afrika'dan ne zaman dönuyor?) ve Dedenin de, bu sorudan ve konudan
holanmad!!n! bildii için Galip, Dedenin akl!ndaki uursuzluun en buyuk ve en
tuhaf olunun eski kar!s! ve ilk olunu bir gun b!rakarak yurtd!!na gidii ve
yeni kar!s! ve yeni k!z!yla (Ruya) dönuu ile ilgili olduunu daha o zamanlardan
sezerdi.
Apartman! yapt!rmaya balad!klar!nda Melih Amca buraday-m! daha, Celâl'in
Galip'e y!llar sonra anlatt!! gibi, ekerci Hac! Bekir'in dukkân! ve
lokumlar!yla rekabet edemedii için ve Baba-anne'nin kaynatt!! ayva, incir ve
vine reçellerini raflar!na dizdikleri kavanozlarda satabileceklerini bildikleri
için, önce pastaneye, daha sonra lokantaya çevirdikleri Sirkeci'deki ekerci
dukkân!ndan ve Karaköy'deki 'Beyaz Eczane' den gelen babas! ve kardeleriyle
bulumak için, o zamanlar daha otuzuna basmam! olan Me-
13
lih Amca da, içinde avukatl!ktan çok kavga ettii ve eski dava dosyalar!n!n
sayfalar!na kurun kalemle gemi ve !ss!z ada resimleri çizdii yaz!hanesinden
akamustleri ç!k!p, Nianta!' ndaki inaat yerine gelir, ceket ve kravat!n!
ç!kar!p, kollar!n! s!vay!p paydos saatine doru geveyen inaat içilerini
k!z!t!rmak için ie giriir-mi. Avrupa usulu ekercilii örenmek, kestane
ekerini paketleyecek yald!zl! kâ!t sipari etmek, Frans!zlarla birlikte renkli
ve balonlu bir banyo sabunu imalâthanesi açmak ve Avrupa ve Amerika'da, o
s!ralarda bir salg!na yakalanm! gibi ardarda iflâs eden fabrikalar!n
makinelerini ve Hâle Hala için kuyruklu bir piyanoyu ucuza kapatmak ve sa!r
Vas!f ! iyi bir kulak ve beyin doktoruna göstermek için birisinin Fransa ve
Almanya'ya gitmesi gerektiini Melih Amca bu s!ralarda söylemeye balam!. ki
y!l sonra, Vas!f ile Melih Amca, daha sonralar! Galip'in, Babaannenin
kutular!n!n birinde gul suyu kokan fotoraf!n! görduu ve Celâl'in sekiz y!l
sonra Vas!f in gazete kesikleri içinde Karadeniz'de bir serseri may!na çarparak
batt!!n! okuduu bir Romen vapuruyla (Tristana) Marsilya'ya gittiklerinde,
apartman bitmi, ama içine girilmemi-mi daha. Bir y!l sonra, Vas!f tek ba!na
trenle Sirkeci'ye dönduunde hâlâ sa!r ve dilsizmi "tabii" (bu son kelimeyi,
bu konu aç!ld!!nda, Galip'in y!llarca s!rr!n! ve nedenini çözemedii bir
vurguyla Hâle Hala söylerdi,) ama kuca!nda elli y!l sonra buyuk buyuk buyuk
buyuk torunlar!yla hâlâ arkadal!k edecei ve ilk zamanlar ba!ndan hiç
ayr!lamad!!, kimi zamanlar heyecandan nefesi t!kan!r gibi, kimi zamanlar da
huzunle gözlerinden yalar akarak seyredecei Japon bal!klar!yla dolu s!k!
s!k!ya tuttuu bir akvaryum varm!. O s!ralarda, Celâl ile annesi, sonralar! bir
Ermeniye sat!lan uçuncu katta oturuyorlarm!, ama Paris sokaklar!ndaki ticari
arat!rma gezilerine devam edebilsin diye, Melih Amcaya para yollamak gerektii
için, bir ara sand!k odas! olarak kullan!lan ve daha sonralar! yar!m bir daireye
çevrilen o kuçuk ve içerlek çat! kat!na ç!k!p yerlemiler ki, kendi daireleri
kiraya verilsin. Melih Amcan!n Paris'ten yollad!! ekerleme ve pasta
tarifleriyle sabun ve kolonya formulleri ve bunlar! yiyen ve kullanan artist ve
balerinlerin resimleriyle dolu mektuplarla, içinden naneli di macunu, kestane
ekeri, likörlu çikolata örnekleri ve oyuncak itfaiye ve gemici apkas! ç!kan
paketler seyreklemeye balad!!nda annesi, Celâl'i
14

al!p baba evine dönmeyi tasarl!yormu. Bu karara var!p, Celâl'le birlikte
apartmandan ç!k!p, vak!flarda kuçuk bir memurluu olan babas!yla annesinin
Aksaray'daki ahap evine dönmeye karar verebilmesi için, dunya sava! ç!kmas! ve
arkas!ndan, Melih Amcan!n Bingazi'den onlara uzerinde tuhaf bir cami minaresiyle
uça!n görulduu bir kartpostal yollamas! gerekmi. Arkas!nda, memlekete dönu
yollar!n!n may!nland!!m yazan bu kahverengi beyaz kartpostaldan ve savatan çok
sonra gittii Fas'tan, baka siyah beyaz kartpostallar da yollam!. Böylece,
Babaanneyle Dede, Melih Amcan!n Marake'te tan!t!! bir Turk k!z!yla
evlendiini, gelinin Mu-hammed'in soyundan geldiini, yani bir seyyide olduunu,
kad!n!n çok guzel olduunu, sonralar! silah tuccarlar!n!n ve casuslar!n ayn! bar
kad!nlar!na vurulduu bir Amerikan filmine de mekân olan kolonyal otelin elle
renklendirilmi resmi uzerinde gözuken bir karpostaldan örenmiler. (Çok
sonralar!, otelin ikinci kat balkonlar!nda dalgalanan bayraklar!n ulkelerini
ç!kard!! y!llardan da çok sonralar!, bu kartpostala bir daha bakt!!nda, Galip,
bir an Celâl'in 'Beyolu Haydutlar!' hikâyelerinde kulland!! uslûpla duunerek,
Ruya'n!n 'ilk tohumunun at!ld!!' mekân!n, bu kremal! pasta renkli otelin
odalar!ndan biri olduuna karar vermiti.) Bu kartpostaldan alt! ay sonra,
zmir'den gelen kart! ise, Melih Amcan!n yollad!!na inanamam!lar bir turlu;
çunku Turkiye'ye dönmez art!k, diye duunuyorlarm!; yeni kar!s!yla birlikte
Hristiyan olduklar!, Kenya'ya giden birtak!m misyonere kat!l!p, orada,
aslanlar!n uç boynuzlu geyikleri avlad!! bir vadide Hilâl ve Haç! birletiren
bir mezhebin kilisesini kurduklar! yolunda dedikodular varm!. Gelinin
zmir'deki akrabalar!n! tan!yan bir merakl!n!n getirdii haber ise, Melih
Amcan!n sava s!ras!nda Kuzey Afrika'da çevirdii karanl!k iler (silah
ticareti, bir krala ruvet, vs) sonunda milyoner olduu yolundaym!, guzellii
dillere destan kar!s!n!n naz!na daya-namad!! için, onu mehur etmeye birlikte
Hollywood'a gidecek-lermi, gelinin resimleri imdiden Arap-Frans!z dergilerinde
ya-y!mlan!yormu vs. Oysa, Melih Amca, apartmanda haftalarca kat kat dolaan ve
gerçekliinden emin olmak için kalpl!!ndan uphelenilen paralar gibi, oras!
buras! t!rnak uçlar!yla kaz!narak h!rpalanan kartpostalda, vatan hasretine
dayanamay!p yataklara dutuunu, Turkiye'ye dönmeye böylece karar verdiklerini
yaz!yormu.
15
"imdi" iyilermi, zmir'de incir ve tutun tuccarl!! yapan kay!npederinin
ilerini yeni ve modern bir mâli anlay!la ele al!yormu. K!sa bir sure sonra,
Arap saç!ndan da kar!!k bir yaz!yla yollad!! kart ise, belki de ileride butun
aileyi sessiz bir savaa surukleyecek hisse sorunlar! yuzunden, her katta baka
turlu yorumlanm!, ama sonralar! Galip'in de okuduu gibi, çok da fazla
dolambaçl! olmayan bir dille, yak!nda stanbul'a dönmek istediini belirtiyor-
mu Melih Amca, bir de, bir k!z! olduunu, ama ad!na karar veremediini.
Ruya'n!n ad!n!, Galip, likör tak!mlar!n!n sakland!! bufenin aynas!n!n kenar!na,
Babaannenin ilitirdii bu kartpostallardan birinde okumutu ilk. ri aynay!
ikinci bir çerçeve gibi saran ve zaman zaman Dedeyi öfkelendiren bu kilise,
köpru, deniz, kule, gemi, cami, çöl, piramit, otel, park ve hayvan göruntuleri
aras!na Ruya'n!n zmir'de çekilmi bebeklik ve çocukluk resimleri de
ilitirilmiti. O zamanlar Galip, kendi ya!nda olduu söylenen amcas!n!n k!z!
(yeni kelime ile kuzin) Ruya'dan çok, Ruya'n!n içinde yatt!! cibinliin insan!
hayâle ça!ran korkutucu ve uykulu maaras! ve siyah beyaz maaray! eliyle
aralayarak içindeki k!z!n! gösterirken kameraya huzunle bakan Seyyide Suzan
yengesiyle ilgilenirdi. Ruya'n!n fotoraflar! elden ele dola!rken, apartmandaki
erkekler kadar kad!nlar! da, bir an dalg!n bir sessizlie gömen eyin bu
guzellik olduunu daha sonralar! anlam!t!. O zamanlar, daha çok, Melih
Amcalar!n stanbul'a ne zaman gelecekleri ve hangi katta kalacaklar!
konuulurdu. Çunku bir avukatla yeniden evlenen annesi, her doktorun baka bir
adla adland!rd!! bir hastal!ktan genç yata ölunce, Celâl, Aksaray'daki
örumcekli evde bar!namaz olmu, babaannesinin de !srar!yla, yeniden apartmana
dönmu, çat! katma yerlemiti. Daha sonralar! takma adla ilk köe yaz!lar!n!
yazaca! gazete için futbol maçlar!n! izleyerek ike kokusu almaya çal!!yor,
Beyolu'nun arka sokaklanndaki bar, pavyon ve kerhane kabaday!lar!n!n esrarengiz
ve sanatkârane cinayetlerini balland!rarak anlat!yor, kara karelerin say!s!n!n
ak kareleri her seferinde geçtii bulmacalar haz!rl!yor, gerektiinde, afyonlu
arab!n sarholuundan ay!lamad!! için tefrikas!n! aksatan ustad!n yerine
pehlivan tefrikas!n! surduruyor, zaman zaman da 'Elyaz!s!ndan Kiiliinizi
Okuyoruz', 'Ruyalar!n!z! Yorumluyoruz', 'Yuzunuz, Kii-
16

liginiz', 'Bugunku Burcunuz' (akraba ve tan!d!klar!na ve bir iddiaya göre de,
sevgililerine özel selâmlar yollamaya ilk bu burç köesinde balam!t!) ve
'ster nan, ster nanma' köelerine yaz!yor ve artan vakitlerde de bedava
girdii sinemalarda görduu en son Amerikan filmlerini eletiriyor ve çat!
kat!nda tek ba!na yaamaya devam ederse, bu çal!kanl!kla gazetecilikten
kazand!! parayla evlenebilecei bile söyleniyordu. Sonralar!, bir sabah,
tramvay yolunun y!llanm! parke talar!n!n anlams!z bir asfaltla örtuluverdii-
ni görduu zaman, Galip, Dedenin uursuzluk dedii eyin, belki de, apartmandaki
bu tuhaf s!k!!kl!kla, yersizlikle ya da buna yak!n belirsiz ve korkutucu bir
eyle ilgili olduunu da duunmutu. Melih Amca, sanki yollad!! kartlar!n
ciddiye al!nmamas!na öfkelendiini göstermek için, guzel kar!s!, guzel k!z! ve
bavul ve sand!klar!yla bir akam stanbul'a dönup apatmana geliverince, tabii
ki, Celâl'in yaad!! çat!kat!na yerlemiti.
Okula geç kald!! o bahar sabah!nda Galip, ruyas!nda okula geç kald!!n! gördu.
Kim olduunu ç!karamad!! mavi saçl! guzel bir k!zla, alfabenin son sayfalar!n!n
okunaca! okuldan uzaklaan bir belediye otobusundeydiler. Uyand!!nda, yaln!z
kendisinin okula deil, babas!n!n da ie geç kald!!n! anlad!. Üzerine gunun bir
saatlik gunei vuran ve örtusu mavi beyaz bir satranç tahtas!n! and!ran kahvalt!
masas!nda Anne ile Baba, apartman aral!!n! ele geçiren farelerden ya da
hizmetçi Esma Han!m!n hortlak ve cinlerinden sözeder gibi, dun akam çat! kat!na
yerleenlerden sözediyor-lard!. Galip, neden okula geç kald!!n!-ve geç kald!!
için gitmekten utand!!n! duunmek istemedii gibi, çat!dakilerin kim olduunu
da duunmek istemiyordu. Her eyin her zaman tekrarland!! Babaanneyle Dedenin
kat!na ç!kt!, ama berber, pek de mutlu gözukmeyen Dedeyi t!ra ederken
çat!dakileri soruyordu. Bufenin aynas!na ilitirilmi kartpostallar da!lm!t!,
orada burada, yabanc! ve tuhaf nesneler vard!; sonralar! tiryakisi olaca! yeni
bir koku da. Birden, içinde bir eziklik, korku ve özlem uyand!: Kartpostallar!n!
görduu yar! renkli ulkeler nas!ld! acaba? Fotoraflar!n! görduu guzel yenge
nas!ld!? Buyuyup erkek olmak isterdi! Saçlar!n! kestireceini söyleyince
babaannesi pek sevindi, ama berber, gevezelerin çou gibi anlay!s!zd!; Galip'i
Dedenin koltuuna deil, yemek masas!n!n ustune koyduu tabureye oturttu.
Üstelik, Dede-
17
den çözup balad!! beyaz örtu çok buyuktu, boynunu boacak gibi s!kt!!
yetmiyormu gibi, bir k!z etei gibi diz kapaklar!n!n alt!na kadar da
uzan!yordu.
Çok sonra, birbirlerini bu ilk görulerinden Galip'in hesab!yla 19 y!l, 19 ay,
19 gun sonra evlendikten de çok sonra, baz! sabahlar Galip yan!nda uyuyan
kar!s!n!n yast!a gömulmu ba!n! görduunde, Ruya'n!n uzerindeki yorgan!n
mavisiyle, berberin Dededen ç!kar!p kendisine takt!! örtunun mavisinin
kendisine ayn! huzursuzluu verdiini duunmu, ama bu konuda kar!s!na bir ey
söylememiti; belki de Ruya'n!n böyle belirsiz bir nedenle yorgan k!l!flar!m
deitirmeyeceini bildii için.
Galip, gazetenin kap!n!n alt!ndan at!lm! olaca!n! duunerek tuy gibi hafif
olmaya al!m! dikkatli hareketlerle yataktan kalkt!, ama ayaklar! onu kap!ya
deil helaya göturdu, sonra da mutfaa. Çaydanl!k mutfakta deildi, oturma
odas!ndaysa demlii bulabildi. Bak!r kulluk az!na kadar sigara iz.maritleriyle
dolu olduuna göre. Ruya yeni bir polisiye roman okuyarak ya da okumayarak
sabaha kadar oturmutu. Çaydanl!! helada buldu: Yeterli su bas!nc! olmad!!
için s!cak su, 'ofben' dedikleri o korkutucu araç yerine, bir ikincisini hâlâ
almad!klar! çaydanl!kla !s!t!l!yordu. Sevimeden önce, kimi zaman, Babaanneyle
Dede gibi, Babayla Anne gibi uslu uslu ve sab!rs!z, su !s!t!rlard!.
Ama, "B!rak u sigaray!"yla balayan kavgalar!n!n birinde nankörlukle suçlanan
Babaanne, Dedeye, bir sabah olsun yataktan ondan sonra ç!kmad!!n! söylemiti.
Vas!f seyrediyordu. Galip dinliyor, Babaannenin ne demek islediim duunuyordu.
Sonralar!, Celâl bu konuda da bireyler yazm!t!, ama Babaannenin demek istedii
anlamda deil: "Yaln!z gunei uzerine dourmamak," diye yazm!t! "ve yalaktan
kör karanl!kta kalkmak deil, kad!nlar!n erkeklerden önce yataktan ç!kmalar! da
bir köylu al!kanl!!d!r." Babaanneyle Dedenin sabah yataktan kalk!
al!kanl!klar!m da (yorgan!n uzerindeki sigara kulleri, di f!rças!yla ayn!
bardakla duran takma diler, ölum ilânlar!na acele acele göz gezdiren al!k!n
bak!lar) pek deitirmeden okuyucular!na duyurduu bu yaz!n!n sonuç bölumunu
okuduktan sonra, "Demek biz köyluymuuz!" demiti Babaanne. "Köylu olman!n ne
demek olduunu anlas!n diye sabahlar! ona mercimek çorbas! içirmeliymiiz!"
demiti Dede.

Galip fincanlar! çalkalarken, temiz çatal b!çak, tabak ararken ve past!rma kokan
buzdolab!ndan plastik yiyeceklere benzeyen beyaz peynir ve zeytini ç!kar!rken ve
çaydanl!kla !s!tt!! suyla t!ra olurken, Ruya'y! uyand!racak bir gurultu
yapmay! duunuyordu, ama ç!kmad! o gurultu. Demlenmemi çay!n! içip, bayat ekmek
di-limleriyle kekikli zeytinleri masada yerken kap!n!n alt!ndan al!p taba!n!n
yan!na uzatt!! murekkep kokulu gazetenin uykulu kelimelerini okuyup baka
eyler duundu: Akam Celâl'e ya da Konak Sinemas!na gidebilirlerdi. Celâl'in
köe yaz!s!na bir göz att!, akam sinemadan döndukten sonra okumaya karar verdi,
gözu okumakta !srar ettii için yaz!n!n bir cumlesini okuduktan sonra, gazeteyi
masan!n uzerinde aç!k b!rak!p kalkt!, paltosunu giydi, ç!kacakt!, içeri gitti.
Elleri paltosunun tutun, bozukluk ve kullan!lm! biletlerle dolu ceplerinde, bir
sure kar!s!n! dikkatle, sayg!yla, sessizce seyretti. Dönup, hafifçe kap!s!n!
çekerek evden ç!kt!.
Yeni paspaslanm! merdivenler !slak toz ve kir kokuyordu. D!ar!da
Niantarbacalar!n!n kömur ve mazot duman!yla karartt!! souk ve çamurlu bir
hava vard!. Az!ndan ç!kan buhar bulutlar!n! soua ufleye ufleye, yerlere
dökulmu çöp y!!nlar!n!n aras!ndan yuruyup dolmu dura!ndaki uzun kuyrua
girdi.
Kar! kald!r!mda ceketini, yakalar!m kald!rarak palto niyetine giyen bir
ihtiyar, peynirliyi k!ymal!dan ay!rarak sat!c!dan poaças!n! seçiyordu. Galip,
birden bir kou kuyruktan f!rlad!, köeyi dönup tezgâh!n! bir kap! içinde kuran
gazeteciye paras!n! verdi, ald!! Milliyet'i katlay!p koltuunun alt!na
s!k!t!rd!. Bir keresinde, Celâl'in alayc! bir sesle, geçkince bir kad!n
okuyucusunu taklit ettiini iitmiti: "Ah Celâl Bey, köe yaz!lar!n!z! o kadar
çok seviyoruz ki, bazan ben ve Muharrem sab!rs!zl!ktan gunde iki tane Milliyet
al!yoruz!" Taklitten sonra, hep birlikte Galip, Ruya ve Celâl gulerlerdi. Çok
sonra, t!p t!p balayan pis bir yamurla iyice !sland!ktan, bir iti kak!la
dolmua bindikten ve !slak kuma ve, sigara kokan dolmuta bir sohbetin
aç!lmayaca!n! anlad!ktan sonra, Galip, gazeteyi gerçek bir tiryaki gibi,
yaln!zca ikinci sayfadaki köe yaz!s!n!n okunaca! kuçuklue getirinceye kadar
özenle ve keyifle katlad!, bir an pencereden d!ar! dalg!nl!kla bak!p Celâl'in
bugunku köe yaz!s!n! okumaya balad!.
18
19
KNC BÖLÜM BOAZ'IN SULARI ÇEKLD ZAMAN
"Hiçbir ey hayat kadar a!rt!c! olamaz. Yaz! hariç."
bn Zerhani
Boaz'!n sular!n!n çekilmekte olduunu fark ettiniz mi? San' m!yorum. Bayram
enliine ç!km! çocuklar!n keyfi ve heyecan!yla birbirimizi öldurduumuz
bugunlerde hangimiz bir ey okuyup dunyadan haberdar oluyor ki? Köe
yazarlar!m!z! bile, dirsekleti-imiz vapur iskelelerinde, kucak kucaa
yuvarland!!m!z otobus sahanl!klar!nda, harflerin tir tir titredii dolmu
koltuklar!nda yar!m yamalak okuyoruz. Ben haberi bir Frans!z jeoloji dergisinde
okudum.
Karadeniz !s!n!yor, Akdeniz souyormu. Bu yuzden esneyerek yay!lan deniz
sahanl!klar!n!n dibindeki muazzam maaralara deniz sular! boalmaya, ayn!
tektonik k!p!rdanmalar sonucu da Cebelitar!k, Çanakkale ve stanbul boazlar!n!n
taban! yukar! ç!kmaya balam!. Boaz k!y!s!nda konutuumuz son bal!kç!lardan
biri, eskiden demirlemek için bir minare boyu zincir att!! sularda imdi
teknesinin karaya oturduunu söyleyerek sordu: Babakan!m!z bu konuyla
ilgilenmiyor mu hiç?
Bilmiyorum. Bildiim giderek artan bir h!zla ilerledii aç!klanan bu gelimenin
yak!n gelecekteki sonuçlar!d!r. Besbelli, k!sa bir zaman sonra, bir zamanlar
'Boaz' dediimiz o cennet yer, kara bir çamurla s!val! kalyon lelerinin,
parlak dilerini gösteren hayaletler gibi parlad!! bir zifiri batakl!a
dönuecek. S!cak bir yaz sonunda ise, bu batakl!!n, kuçuk bir kasabay! sulayan
alçakgönullu bir derenin tabam gibi yer yer kuruyup çamurlaaca!n!, hattâ
binlerce geni borudan elâleler gibi gurul gurul akan lâ!mlar!n sulad!!
yamaçlarda otlar!n ve papatyalar!n yeereceini tahmin etmek zor deil. K!z
Kulesi'nin bir tepenin ustunde korkutucu gerçek bir kule gibi yukselecei bu
derin ve vahi vadide yeni bir hayat balayacak.
Ellerinde ceza fileri oradan oraya koan belediye memurlar!-
20
nm bak!lar! aras!nda, eskiden 'Boaziçi' denen bu boluun çamurunda kurulmaya
balayacak yeni mahallelerden sözediyorum: Gecekondulardan, sala, bar, pavyon
ve elence yerlerinden, atl! : kar!ncal! lunaparklardan, kumarhanelerden,
camilerden, dervi , tekkeleri ve Marksist fraksiyon yuvalar!ndan ve kapkaçç!
plâstik atölyeleriyle naylon çorap imalâthanelerinden... Bu k!yametimsi ,
kargaan!n içinde irketi Hayriye'den kalma yan yatm! gemi lele-riyle gazoz
kapa! ve deniz anas! tarlalar! görulecek. Sular!n bir anda çekildii son gunde
karaya oturmu Amerikan transatlantik-leriyle yosunlu on sutunlar! aras!nda
aç!k a!zlar!yla tarih öncesinden kalma bilinmeyen tanr!lara yalvaran Kelt ve
Likyal! iskeletleri olacak. Midyeyle kapl! Bizans hazineleri, gumu ve teneke
çatal b!çaklar ve bin y!ll!k arap f!ç!lar! ve gazoz ieleri ve sivri burunlu
kad!rga leleri aras!nda yukselecek bu medeniyetin antik ocak ve lambalar!n!
yakacak enerjiyi uskuru bir batakl!a saplanm! köhne bir Romen petrol
tankerinden alaca!n! da hayâl edebiliyorum. Ama as!l haz!rl!kl! olmam!z gereken
ey, butun stanbul'un koyu yeil lâ!m elâleleriyle suluyaca! bu lanet
çukurda, tarih öncesinin yeralt!ndan fokurdayan zehirli gazlar, kuruyan
batakl!klar, yunus, kalkan ve k!l!ç leleri, ve yeni cennetlerini kefeden fare
ordular! içersinde ç!kacak yepyeni bir salg!n hastal!!d!r. Biliyorum ve
uyar!yorum: O gun, dikenlitellerle karantinaya al!nacak bu hastal!kl! bölgede
olup biten felâketler hepimizin içine ileyecek.
Bir zamanlar, Boaz'!n ipek sular!n! gumu gibi !!ldatan mehtab! seyrettiimiz
balkonlardan gömulemedikleri için alelacele yak!lan ölulerden ç!kan mavimsi
duman!n ayd!nl!!n! seyredeceiz art!k. Boaz k!y!lar!ndaki erguvan ve
han!mellerinin bay!lt!c! serinliini koklayarak rak! içtiimiz masalarda çuruyen
ölulerin genzimizi yakan o kufle kar!!k kekre kokusunun tad!n! alaca!z.
Bal!kç!lar!n s!ra s!ra dizildii o r!ht!mlarda Boaz ak!nt!lar!n!n ve bahar
kular!n!n huzur veren ark!lar!n! deil, bin y!l suren genel aramalar!n
korkusuyla denize dökulmu çeit çeit k!l!çlar!, hançerleri, paslanm! pala ve
tabanca ve tufekleri ele geçirip ölum korkusuyla birbirine girenlerin
hayk!r!lar! duyulacak. Bir zamanlar deniz k!y!s!ndaki köylerinde yaayan
stanbullular, akam evlerine yorgun arg!n dönerlerken yosun kokusunu duymak
için otobus pencerelerini fayrap açmayacaklar; tam tersi, çurumu ölu ve
21
çamur kokusu s!zmas!n diye alevlerle ayd!nlanan aa!daki o korkunç karanl!!
seyrettikleri belediye otobuslerinin pencere kenarlar!na gazete ve kuma
parçalar! s!k!t!racaklar. Baloncu ve kâ!t helvac!larla birlikte toplat!un!z
k!y! kahvelerinde, bundan sonra, donanma enliine deil, merakl! çocuklar!n
kurcalay!p kendileriyle birlikte havaya uçurduklar! may!nlar!n kan k!rm!z!s!
ayd!nl!!na bakaca!z. Ekmek paralar!n!, f!rt!nal! denizin kumsallara getirip
att!! Bizans mang!rlar! ve bo konserve kutular!n! toplamakla kazanan
lodosçular, bir zamanlar sel sular!n!n k!y! köylerindeki ahap evlerden kopart!p
Boaz'in derinliklerine y!d!! kahve deirmenlerinden, kular! yosun tutmu
guguklu saatlerden ve midyelerin z!rh!yla kaplanm! kara piyanolardan
ç!karacaklar art!k. te o gunlerin birinde ben, dikenli teller içinden, bu yeni
cehennemin içine kara bir Cadillac'! bulmak için bir geceyar!s! suzuleceim.
Kara Cadillac, bundan otuz y!l önce ben, bir acemi muhabirken seruvenlerini
izlediim ve patronu olduu bir batakhanenin giriindeki iki stanbul resmine
hayran olduum bir Beyolu haydu-tunun ("gangster" demeye dilim varm!yor) caka
arabas!yd!. Araban!n stanbul'da birer ei o zamanlar!n demiryolu zengini Dade-
len ile tutun kral! Marufta vard!. Son saatlerini bir hafta tefrika ederek
hikâye ettiimiz ve biz gazetecilerin efsaneletirdii haydu-tumuz bir
geceyar!s! polis taraf!ndan s!k!t!r!l!nca, sevgilisiyle, bir iddiaya göre esrar
sarholuundan, bir iddiaya göre de bilerek at!n! uçuruma suren ekiya gibi
Ak!nt! Burnu'ndan Cadillac'!yla birlikte Boaz'!n karanl!k sular!na uçmutu.
Dalg!çlar!n deniz dibi ak!nt!s!nda gunlerce aray!p bulamad!klar!, gazetelerin ve
okuyucular!n da k!sa bir sure sonra unuttuklar! Cadillac'! nerede bulaca!m! ben
imdiden kestirebiliyorum.
Orada, eskiden 'Boaz' demlen yeni vadinin derinliklerinde, içine yengeçlerin
yuva yapt!klar! yedi yuzy!ll!k ayakkab! ve çizme tekleri ve deve kemikleri ve
bilinmeyen sevgiliye yaz!lm! ak mektuplar!yla dolu ielerin iaret ettii
çamurlu bir uçurumun aa!lar!nda, elmaslar, kupeler, gazoz kapaklar! ve alt!n
bileziklerin par-lad!! sunger ve midye ormanlar!yla kapl! yamaçlar!n gerisinde
bir yerde, çurumu bir mavna leinin içine alelacele kurulmu eroin
laboratuar!n!n ve kaçak sucukçular!n kestikleri beygir ve eeklerin' kova kova
kan!yla sulad!klar! istiridye ve deniz minareli kumluun
22
1 az ötesinde olacak.
Eskiden 'Sahil Yolu' denilen, imdiyse daha çok bir da yoluna benzeyen
asfalttan geçen arabalar!n kornalar!n! dinleyerek indiim le kokulu bu
karanl!!n sessizliinde arabay! ararken, içlerin-* de boulduklar!
çuvallardaki iki buklum.durumlar!n! hâlâ koruyan saray kumpasç!lar!n!n ve
haçlar!na ve asalar!na sar!l! Ortodoks pa-: pazlann!n bileklerine gulle bal!
iskeletlerine rastlayaca!m. Tophane r!ht!m!ndan Çanakkale'ye asker gönderen
Gulcemal vapurunu torpillemek isterken, uskuru bal!kç! alar!na, burnu da
yosunlu kayalara çarpt!ktan sonra deniz dibine çöken ngiliz denizalt!sm!n soba
borusu gibi kullan!lan periskobundan ç!kan mavimsi dumanlar! görunce,
oksijensizlikten az! aç!k kalm! ngiliz iskeletlerinin temizlendii ve
kadifeyle kapl! albay koltuunda Çin porselenleriy-le akam çay!n! art!k
Liverpool tezgâhlar!nda imal edilmi yeni yu-' valar!na huzurla al!an
vatandalar!m!z!n içtiini anlayaca!m. Karanl!!n içinde, daha ötede Kayzer
Wilhelm'e bal! bir z!rhl!n!n pasl! çapas! olacak; sedeflemi bir televizyon
ekran! bana göz k!rpacak. Yamalanm! bir Ceneviz hazinesinin art!klar!n!, az!
çamurla t!kanm! k!sa namlulu bir topu, y!k!l!p kaybolmu baz! devlet ve
kavimlerin midyeyle kapl! tasvir ve putlar!yla burun ustu duran pirinç bir
avizenin patlak ampullerini göreceim. Gittikçe aa!lara inerek, çamur ve
kayalar içinde yururken, zincirli kureklerinin ba!nda sab!rla oturup y!ld!zlan
gözleyen köle iskeletlerini seyredeceim. Yosun aaçlar!ndan sarkan gerdanl!k.
Gözluk ve emsiyelere dikkat etmeyeceim belki, ama inatla hâlâ ayakta dikilen
muhteem at iskeletlerine butun silah, z!rh ve tak!m ve taklavatla-r!yla binen
Haçl! övalyelerine bir an dikkat ve korkuyla bakaca!m. Üzeri midyelerle kapl!
sembol ve silahlar!yla Haçl! iskeletlerinin hemen yan!balar!nda duran Kara
Cadillac'! beklediklerini o zaman korkuyla anlayaca!m.
Nereden geldii anla!lamayan fosforlu bir !!kla arada bir belli belirsiz
ayd!nlanan Kara Cadillac'a a!r a!r, korkuyla, yan!-ba!ndaki Haçl!
muhaf!zlar!ndan izin al!r gibi sayg!yla yaklaaca!m. Cadillac'm kap!s!n!n
kulplar!n! zorlayaca!m ama, batan aa! midye ve deniz kestaneleriyle kapl!
araç bana geçit vermeyecek, s!k!m! ve yeilimsi pencereleri yerlerinden hiç
oynamayacak. O zaman, cebimden tukenmez kalemimi ç!kar!p sap!yla camlardan
23
birini kaplayan f!st!ki yeil yosun tabakas!n! yava yava kaz!yaca!m.
Geceyar!s!, bu korkunç ve buyulu karanl!kta kibritimi yak!nca araban!n Haçl!
z!rhlar! gibi hâlâ parlayan guzelim direksiyonunun, nikelajl! sayaçlar!n!n, ibre
ve saatlerinin madeni !!!nda haydutla sevgilisinin bilezikli ince kollar!yla
ve yuzuklu parmaklar!yla birbirlerine sar!larak ön koltukta öpuen iskeletlerini
göreceim. Yaln!z iç içe geçen çene kemikleri deil, kafataslar! da ölumsuz bir
öpule birbirine kaynam! olacak.
O zaman, kibritimi bir daha yakmadan gerisin geriye ehrin !!klar!na dönerken,
felâket anlar!nda ölumu kar!laman!n en mutlu yolunun bu olduunu duunerek uzak
bir sevgiliye ac!yla sesleneceim: Can!m, guzelim, kederlim, felâketler zaman!
gelip çatt!, gel bana, nerede olursan ol, ister sigara duman!yla dolu bir
yaz!hanede, ister çama!r kokan bir evin soanl! mutfa!nda, ister da!n!k mavi
bir yatak odas!nda, nerede olursan ol, vakit tamam, gel bana; yaklaan korkunç
felâketi unutmak için perdeleri çekili yar! karanl!k bir odan!n sessizliinde
butun gucumuzle birbirimize sar!larak ölumu beklemenin zaman! geldi art!k.

24
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM RÜYA'YA SELÂM SÖYLE
"Dedem bu toplulua aile ad!m veriyordu."
Rilke
Kar!s!n!n kendisini terkedecei gunun sabah!nda, koltuunun y alt!nda az önce
okuduu gazete, Galip, Bab!âli yokuundaki yaz!hanesine ç!kan han merdivenlerini
t!rman!rken, y!llar önce, Ru-ya'yla kabakulak olduklar! zaman annelerinin onlar!
göturduu o sandal gezilerinin birinde, Boaz'm derinliklerine duurduu yeil
tukenmez kalemi duunuyordu. Ayn! gunun gecesinde ise, Ruya'-n!n kendisini
terkederken b!rakt!! mektubu incelerken, masan!n ustunde duran ve mektubun
yaz!ld!! yeil tukenmezin, suya duen tukenmezin bir ei olduunu
hat!rlayacakt!. Suya duen kalemi, Celâl, yirmi dört y!l önce Galip'e çok
sevdiini görunce kullans!n diye bir haftal!!na vermiti. Kaybolduunu
örenince de, sandaldan denize dutuu yeri sorup cevab!n! dinledikten sonra,
"Kay!p say!lmaz!" demiti Celâl. "Boaz'm neresine dutuunu biliyoruz çunku."
Galip, yaz!hanesine girerken ayr!nt!lar!n! yeni okuduu "o felâket gunu"nde,
Celâl'in Kara Cadillac'in cam!ndaki f!st!ki yosunlan kaz!yaca! tukenmezin
cebinden ç!karaca! bir baka tukenmez olmas!na at!. Çunku, y!llar!n,
yuzy!llar!n ötesinden gelen ayr!nt!lar!n bulumas! -t!pk! öngörduu o çamurlu
Boaziçi vadisinde Olempli Bizans paralar!yla, Olimpos Gazozunun kapaklar!n!n
bulumas! gibi- Celâl'in her f!rsatta yaz!lar!nda keyifle kulland!! bir
izlekti. Tabii, son görumelerinin birinde ileri surduu gibi, haf!zas! iyice
gerilememise, "Haf!zan!n bahçesi çoraklamaya balay!nca," demiti o son
akamlar!n birinde Celâl, "insan elde kalan son aaçlar!n ve gullerin uzerine
efkatle titrer. Kuruyup gitmesinler diye, sabahtan akama kadar onlar! sulay!p
okuyorum: Hat!rl!yorum, hat!rl!yorum ki unutmayay!m!"
Melih Amca Paris'e gittikten ve Vas!f kuca!nda akvaryumla geri döndukten bir
y!l sonra, Babayla Dedenin, Melih Amcan!n Bab!âli'deki avukatl!k yaz!hanesine
gidip bir at arabas!na yukledik-
25
leri eyalar! ve dosyalar! Nianta!'na ç!kar!p apartman!n çat!kat!-na
yerletirdiklerini Galip, Celâl'den dinlemiti. Daha sonralar!, Melih Amca yeni
ve guzel kar!s! ve Ruya'yla Magrip'ten döndukten, zmir'deki kay!npederiyle
giritii kuru incir iini bat!rd!ktan ve ailenin ilerini de bat!rmas!n diye
ekerci ve eczac! dukkânlar!na sokulmad!ktan sonra, yeniden avukatl!k yapmaya
karar verince, muterilerini etkiler diye bu eyalar! yeni yaz!hanesine
ta!tm!. Y!llar sonra, geçmii alayla ve öfkeyle and!! gecelerin birinde,
Celâl'in, Galip ile Ruya'ya anlatt!!na göre, bu i için gelen ve buzdolab! ve
piyano ta!mak gibi ince ilerde uzmanlaan hamallardan biri, eyalar! yirmi iki
y!l önce çat!katma yerletiren ayn! ha-malm!; y!llar onun yaln!zca kafas!n!
kabaklaurm!.
Vas!f!n bir bardak su verip dikkatle seyrettii bu hamaldan yirmi bir y!l sonra,
Melih Amca, Galip'in babas!na göre, muvekki-lerinin dumanlar!yla deil, dupeduz
muvekkilleriyle boutuu için;,Galip'in annesine göre elden ayaktan kesilip,
bunay!p kanunlar! ve dava tutanaklar!n! ve içtihat ciltlerini lokanta listeleri
ve vapur tarifeleriyle kar!t!rd!! için; Ruya'ya göreyse, k!z!yla yeeni
aras!nda olacaklar!, sevgili babas! daha o zamandan kestirdii için; avukatl!k
yaz!hanesini o gunlerde daha damad! deil de, yaln!zca yeeni olan Galip'e
b!rakmaya raz! olmu, yaz!haneyle birlikte eski eyalar da Galip'e böyle
geçmiti: Neden unlu olduklar! kadar, adlar! da unutulmu baz! Bat!l!
hukukçular!n ç!plak bal! portreleriyle, yar!m yuzy!l öncesinin hukuk mektebinin
hocalar!n!n fesli resimleri; daval!lar! ve davac!lar! ve hâkimleri çoktan ölmu
dava dosyalar!; bir zamanlar, akamlar!, uzerinde Celâl'in çal!t!! ve
sabahlar! annesinin elbise patronu kopye ettii yaz!hane ve bu yaz!hanenin
köesinde bir iletiim arac!ndan çok, a!r hantal ve uursuz bir sava arac!
gibi duran iri kara telefon.
Telefonun arada bir kendi kendine çalan zili, uyarmaktan çok korkuturdu; zift
rengindeki ahizesi kuçuk bir halter gibi a!rd!, numaras! çevrilince Karaköy-
Kad!köy vapur iskelesinin eski turnikeleri gibi melodiyle g!c!rdanarak söylenir,
kimi zaman çevirenin istedii deil, kendi istedii yeri balard!.
Evin numaras!n! çevirdikten hemen sonra, Ruya telefonu aç!nca Galip a!rd!:
"Uyand!n m!?" Ruya'n!n kendi haf!zas!n!n kap!lar! kapal! bahçesinde deil de,
herkesin bildik dunyas!nda gezin-
26

meinden memnundu. Telefonun durduu masay!, da!n!k oday!, Ruya'n!n duruunu
gözunun önune getiriyordu: "Masan!n uzerine b!rakt!!m gazeteyi okudun mu? Celâl
elenceli bir eyler yazm!." "Okumad!m," dedi Ruya. "Saat kaç?" "Geç yatt!n
deil mi?" dedi Galip. "Kahvalt!n! kendin yapm!s!n," dedi Ruya. "Seni
uyand!rmaya k!yamad!m," dedi Galip, "Ruyanda ne göruyordun?" "Ger ce geç saat
koridorda bir karafatma gördum," dedi Ruya. Karade-nizde görulen serseri bir
may!n!n yerini gemicilere duyuran radyodaki sesin al!kanl!!yla, ama telala da
ekledi: "Mutfak kap!s!yla koridordaki kalorifer aras!nda... Saat ikide... ri
birey..." Bir sessizlik oldu. "Bir taksiye atlay!p hemen geleyim mi?" dedi
Galip. "Perdeler çekiliyken ev korkunç oluyor," dedi Ruya. "Akam sinemaya
gidelim mi?" dedi Galip, "Konak'a. Dönute de Celâl'e urar!z." Ruya esnedi.
"Uykum var." "Uyu," dedi Galip. kisi de sustular. Galip, telefonu kapamadan
önce, Ruya'n!n belli belirsiz bir daha esnediini duydu.
Sonraki gunlerde, bu telefon konumas!n! defalarca yeniden, yeniden hat!rlamak
zorunda kald!!nda, Galip, yaln!z bu belirsiz esneyiin deil, konutuklar!
sözlerin de ne kadar!n! iittiine ka-- rar veremez olacakt!. Ruya'n!n
söylediklerini, hep deitirerek ve kukuyla hat!rlad!! için "Sanki konutuum
Ruya deil de bir ba-kas!yd!," diye duunuyor ve o bakas!n!n kendisini
aldatt!!m kuruyordu. Baka bir zaman da, Ruya'n!n söylediklerini iittii gibi
söylediini, ama o telefon konumas!ndan sonra, Ruya'n!n deil, yava yava
kendisinin bir bakas! olduunu duunecekti. Yanl! iittiini ya da
hat!rlad!!n! sand!! eyi yeni kiiliiyle yeniden kuruyordu. Kendi sesinin de,
bir bakas!n!n sesi olarak dinlendii o gunlerde Galip, bir telefon hatt!n!n iki
ucundaki iki kiinin birbirleriyle konutukça kendilerinden bambaka iki kiiye
dönuebileceklerini çok iyi anlayacakt! çunku. lk balarda ise, daha basit bir
ak!l yurutmeyle, her eyin eski telefon cihaz!ndan kaynakland!!n! duunmutu:
Hantal araç butun gun çalm!, butun gun kullan!lm!t! çunku.
Ruya ile konutuktan sonra, Galip'i ilk, ev sahibiyle.mahkemelik olan bir kirac!
arad!. Sonra, yanl! bir numara. skender telefon edene kadar iki kere daha
"yanl! bir numara" arad!. Bir kere de, "Celâl Bey'in akrabas! olduunuzu"
bilen, onun telefon nu-
27
marasm! soran biri. Siyasete bulam! olunu hapisten kurtarmak isteyen bir baba
ile hakime verilecek ruvetin neden karardan önce verilmesi gerektiini soran
bir demir tuccar!ndan sonra arayan skender de Celâl'e ulamak istiyordu.
skender, Galip'in lise arkada! olduu ve o y!llardan beri hiç görumedikleri
için, önce, geride kalm! on be y!ldan h!zla söz etti, Ruya'yla evlendii için
onu kutlad!, bir çoklar! gibi, "zaten sonunda böyle olaca!n! bildiini"
söyledi. imdi bir reklâm irketinde yap!mc!yd!. Celâl'i, Turkiye uzerine
program yapan BBC tele-vizyonculanyla göruturmek istiyordu: "Turkiye'nin durumu
uzerine, Celâl gibi her eye bulam! otuz y!ll!k bir köe yazar!yla kameran!n
kar!s!nda görumek istiyorlar!" skender televizyon tak!m!n!n politikac!lar, i
adamlar! ve sendikac!larla görutuklerini, ama en ilginç Celâl'i bulduklar!
için, mutlaka görmek istediklerini gereksiz ayr!nt!larla anlat!yordu: "Merak
etme!" dedi Galip, "ben onu sana hemen bulurum." Celâl'e telefon etmek için bir
bahane bulduu için sevinçliydi. "Gazetedekiler iki gundur beni ekiyorlar
galiba!" dedi skender. "Seni onun için arad!m. ki gundur Celâl bir turlu
gazetede olmuyor. Bireyler dönuyor galiba." Celâl ba-zan uç-be gunluk sureler
için adresini ve telefonunu herkesten saklad!!, stanbul'un bilinmeyen bir
yerindeki gizli evlerinden birine kendini kapat!rd!, ama Galip'in onu
bulaca!ndan kukusu yoktu hiç; "Merak etme," dedi bir daha. "Ben onu sana hemen
bulurum!"
Akama kadar bulamad!. Gun boyunca evine ve Milliyet gazetesine her telefon
ediinde Galip, telefonu Celâl aç!nca sesini deitirip onunla bir bakas!n!n
kimliiyle konuman!n hayâllerini kurdu. (Hep birlikte, -Ruya, Celâl, Galip-
oturup baz! okuyucular! ve hayranlar! radyo tiyatrosundan ç!kma seslerle taklit
ettikleri akamlarda ç!kard!! sesle Galip, "Bugunku yaz!n!z!n özel anlam!n!
tabii ki kavrad!m kardeim!" diyecekti.) Ama, gazeteye her telefon ediinde ayn!
sekreter ayn! cevab! verdi: "Celâl Bey daha gelmedi." Gun boyunca, telefonla
bouurken,.Galip yaln!zca bir kere sesiyle kar!s!ndakini a!rtabilmenin
tad!n! ç!kard!.
Akamustu geç saatlerdeydi, Celâl'in yerini bilir diye telefon ettii Hâle Hala
onu akam yemeine ça!rd!. " Galip'le Ruya da gelecek!" deyince Galip,
halas!n!n, seslerini gene kar!t!r!p, kendi-
28
sini Celâl sand!!n! anlad!. "Ne farkeder," dedi Hâle Hala, yanl!!n! anlad!ktan
sonra, "hepiniz benim vefas!z evlatlar!ms!n!z, hepiniz ayn!s!n!z! Sana da
telefon edecektim." Koltuklara sivri t!rnaklar!n! geçiriyor diye kara kedisi
Kömuru azarlad!! sesle Galip'i aray!p sormad!! için azarlad!ktan sonra akam
yemeine gelirken Alâaddin'in dukkân!na uray!p Vas!f in Japon bal!klan için yem
almas!n! söyledi: Bal!klar, Avrupa yemden bakas!n! yemiyorlar-m!, Alâaddin de,
tan!d!ktan bakas!na vermiyormu. "Bugunku yaz!s!n! okudunuz mu?" diye sordu
Galip. "Kimin?" dedi halas! al!kanl!k olmu bir inatla, "Alâaddin'in mi? Hay!r;
Milliyet'i, amcan bilmecelerini çözsun, Vas!f da maka-s!yla kesip oyalans!n diye
al!yoruz; Celâl'in yaz!s!n! okuyup da olumuzun ne hallere dutuunu görup
dertlenelim diye deil."
"Ruya'y!, o zaman, akam için siz aray!p ça!r!n!" dedi Galip. "Benim fazla
vaktim olmayacak."
"Unutma!'i dedi Hâle Hala, Galip'e verdii görevi ve yemek saatini hat!rlatarak.
Sonra, bu akraba toplant!lar!n!n deimeyen yemek listesi gibi deimeyen
kadrosunu da, gunlerdir beklenen bir futbol maç!n!n biJinen oyuncular!n!
dinleyicileri itahland!rmak için a!r a!r okuyan radyo spikeri gibi sayd!:
"Annen, Suzan Yen-.. ¦ - gen, Melih Amcan, gelirse Celâl ile tabii baban;
Kömurle Vas!f ve Hâle Halan." Tak!mlar! noktalamak için att!! öksuruklu
kahkahay! atmam!t! ama: "Senin için puf börei yapaca!m," dedikten sonra
telefonu kapatm!t!.
Kapan!r kapanmaz yeniden çalan telefona bo bo bakarken , Galip, Hâle
Halan!n son anda bozulan evlilik tasar!s!n! hat!rlad!, ama nedense, damat
aday!n!n az önce akl!na gelen tuhaf ad!n! ha-, t!rlayamad!. Akl!n!
tembellie al!t!rmamak için, "Dilimin ucundaki ad akl!ma gelene kadar telefonu
açmayaca!m!" diye duundu. Telefon yedi kere çald!ktan sonra sustu. Az sonra
yeniden çalma-1 ya balad!!nda Galip, Ruya'lar stanbul'a gelmeden bir y!l
önce, tuhaf adl! damat aday!n!n, amcas! ve abisiyle Hâle Halay! istemek için
yapt!! o ziyareti duunuyordu. Telefon bir daha sustu. Bir daha çald!!nda hava
iyice kararm!t!, yaz!hanedeki eyalar be-lirsizlemiti. Galip ad!
hat!rlayam!yordu, ama adam!n o gun giydii tuhaf ayakkab!lar! korkuyla
duunuyordu. Adam!n surat!nda bir Halep ç!ban! vard!. "Arap m! bunlar?" demiti
Dede. "Hâle, bu
29
Arapla sahiden evlenmek mi istiyorsun? Seni nereden tan!m!?" Rastlant!yla!
Akam yediye doru Galip, boalan handan ç!kmadan önce, ad!n! deitirmek
isteyen bir muvekkilinin dosyas!na sokak lambalar!n!n !!!nda bakarak tuhaf ad!
buldu. Nianta! dolmuuna yururken dunyan!n hiçbir bellee s!mayacak kadar
geni olduunu duundu, bir saat sonra Nianta!'nda apartmana doru yururken
de, insan!n anlam! rastlant!lardan ç!kard!!n!...
Bir dairesinde Hâle Halayla Vas!f in Esma Han!mla birlikte, bir dairesinde Melih
Amcan!n Suzan Yengeyle (daha önceleri de Ruya'yla) birlikte oturduklar!
apartman, Nianta!'nda bir arka sokaktayd!. Karakolun köesinden, Alâaddin'in
dukkân!ndan ve ana-caddeden uç sokak aa!da, be dakikal!k bir uzakl!kta olduu
için bakalar! buraya "arka sokak" demezlerdi belki, ama bu iki dairede ust uste
yaayanlar için, Nianta!'n!n merkezi, çamurlu tarladan ve kuyulu bostandan
Arnavut kald!r!ml! yola ve daha sonra parke tal! sokaa dönuunu uzaktan, fazla
ilgi duymadan izledikleri bu sokak, ya da bundan daha ilginç bulmad!klar! öteki
sokaklar olamazd! hiç. Yaln!zca corafi dunyalar!n!n deil, ruhsal dunyalar!n!n
da simetrisini duzenleyerek ak!llar!ndaki merkezi kuran anacaddedeki ehrikalp
Apartman!n!n dairelerini tek tek satmak zorunda kald!klar! ve Hâle Halan!n
deyiiyle "butun Nian-ta'a hakim" o binadan ç!k!p, dökuntu kira dairelerine
gireceklerini aç!kça sezdikleri o gunlerde de, ak!llar!ndaki corafi simetrinin
mutsuz ve ucra bir köesindeki bu y!k!nt! apartmana ilk yerletikleri gunlerde
de, belki de, biraz da balar!na gelen felâketi abartarak birbirlerini
suçlayabilmek gibi kaç!r!lmamas! gereken bir f!rsattan yararlanabilmek için,
dillerinden "arka sokak" sözunu eksik etmemilerdi hiç. Ölumunden uç y!l önce,
ehrikalp Apartman!ndan arka sokaktaki dairesine ta!nd!! gun, Mehmet Sabit Bey
(Dede) yeni dairesinde sokaa bakan pencereye göre yeni bir aç!, radyoyu ta!yan
a!r sehpaya göre ise eski (öbur evdeki gibi) aç!yla yerletirilmi tek baca!
k!sa koltuuna oturduktan sonra, biraz da, o gun eyalar!n! yukledikleri at
arabas!n!n bir deri bir kemik at!ndan ald!! ilhamla öyle demiti: "Haydi
bakal!m, attan inip eee biniyoruz, hay!rl! olsun!" Sonra, uzerine elii
örgusuyle uyuyan biblo köpein çoktan yerletirildii radyoyu açm!t!.
On sekiz y!l önceydi bu. Ama, çiçekçi, kuru yemiçi ve Alâad-
30
din'in dukkân! d!!ndaki butun dukkânlar!n kepenklerini indirdii akam!n saat
sekizinde, araba egzosu, kalorifer kurumu, kukurt ve linyit kokusu ve tozla
örulu pis bir havan!n içine belli belirsiz bir sulu kar yaarken, Galip
apartman!n eski !!klar!n! görduunde, her zamanki gibi bu binaya ve katlara
ilikin an!lar!n!n yaln!zca on sekiz y!ll!k olmad!! duygusuna kap!ld!. Soka!n
genilii, apartman!n ad! (içinde çok fazla o ve u harfleri bulunan bu ad!
telaffuz etmekten hiçbiri holanmazd!,) ya da yeri deildi önemli olan; sanki,
zaman d!! bir geçmiten beri apartman dairelerinde alt alta ust uste
oturuyorlard!. Apartman!n hep ayn! kokan, (Ce-lâl'in öfkeyle kar!lanan bir
yaz!s!ndaki çözumlemeye göre, kokunun formulu: Apartman aral!! kokusuyla !slak
ta, kuf, k!zarm! . ya ve soan kokusunun kar!!m!) merdivenlerini ç!karken
Galip, az sonra, içeride bir bir görecei kuçuk sahnelere ve göruntulere, birçok
kereler yeniden okuduu bir kitab!n sayfalar!n! al!kanl!k ve sab!rs!zl!kla
çeviren bir okuyucu gibi acele acele göz at!yordu.
Saat sekiz olduuna göre, Melih Amcay! ust kattan kendi eliyle indirdii
gazeteleri az önce ust katta okumam! gibi ya da belki, "alt katta ayn! haber
ust kattakinden baka bir anlama gelebilir," diye ya da "Vas!f unlar!
makaslay!p parçalamaya balamadan önce son bir göz atay!m," diye, Dedenin eski
koltuuna oturmu yeniden okurken göreceim. Amcam!n h!zla k!p!rdanan aya!n!n
ucunda butun gun titreyerek sallanan talihsiz terliin hiçbir zaman
durdurulamayacak bir sinir ve sab!rs!zl!kla bana çocukluumdaki gibi "can!m
s!k!l!yor, bir ey yapmal!, can!m s!k!l!yor, bir ey yap-/nah," diye ac!yla
seslendiini duuneceim. Hâle Halan!n, puf böreklerini kimse kar!madan gönul
rahatl!!yla k!zartabilmek için mutfaktan kovalad!! Esma Han!m!n, az!nda eski
Yeni Harman sigaras!n!n yerini tutamayan filtresiz Bafrayla, sofray! kurarken,
sanki sorusunun cevab!n! bilmiyormu gibi ve kendi bilmedii cevab! ötekiler
bilebilirlermi gibi, "Bu akam kaç kiiyiz?" diye ortaya sorduunu iiteceim.
Babaanneyle Dede gibi aralar!na radyoyu ve kar!lar!na annemle babam! alarak
oturan Suzan Yengeyle Melih Amcan!n, bu soru uzerine bir sure sustuklar!n!,
sonra, suzan Yengenin Esma Han!ma dönup bir umutla, "Celâl bu akam geliyor mu,
Esma Han!m?" diye sorduunu ve Melih Amcan!n al!kanl!kla, "Akl!n! ba!na
toplayamayacak, toplayamayacak," de-
31
diini ve yeenini Melih Amcaya savunabilmenin ve aabeyinden daha sorumlu ve
dengeli bir kuçuk karde olabilmenin zevki ve gururu için, Celâl'in gazetedeki
son yaz!lar!ndan birini okuduunu keyifle ilân ettiini iiteceim. Sonra,
yeenini aabeyine kar! koruman!n zevkine, bir de, benim önumde bilgiçlik
taslaman!n zevkini ekleyebilmek için, babam, CelâFin bu okuduu ve filanca yurt
sorunumuzu ya da hayat meselesini konu alan yaz!s! uzerine, iit-seydi herkesten
önce Celâl'in alay edecei birkaç övgu sözu ve yerinde bir de 'yap!c!' eletiri
sözu söylediini ve annemin de (Anne bari sen kar!ma!) ba!n! sallayarak,
(Çunku o da Melih Amcan!n öfkesine kar! Celâl'i "asl!nda iyidir ama..."
yakla!m!yla savunmay! kendine görev bilir,) babama kat!laca!n! görunce, ben de
kendimi tutamayacak ve Celâl'in yaz!lar!ndan benim ald!!m tatlan ve ç!kard!!m
anlamlar! hiçbir zaman ç!karmad!klar!n! ve ç!karamayacaklar!n! bilmeme ramen,
"Bugunku yaz!s!n! okudunuz mu?" diye bo yere soraca!m. O zaman, Melih Amca,
belki de o s!rada, gazetenin Celâl'in yaz!s! bas!l! sayfas!n! elinde aç!k
tutmas!na ramen, "Bugun gunlerden nedir?" ya da "Art!k ona hergun mu
yazd!r!yorlar? Okumad!m!" dediini, babam!n da "Babakana kar! o kaba dili
kullanmas!n! ama doru bulmuyorum!" ve annemin de, "Ama fikirlerine sayg!
duymasa da, bir yazar!n kiiliine sayg! duymal!yd!," diyerek Babakana m!,
babama m!, Celâl'e mi hak verdii belli olmayan mulak bir cumle söylediini ve
o s!rada, bu belirsizlikten cesaret alan Suzan Yengenin, belki de, "Ö-lumsuzluk
ve dinsizlik ve tutun konusunda duundukleri Frans!zla-r! hat!rlat!yor!" diyerek
gene sigara ve tutun konusunu açaca!n! iiteceim. Böylece, hâlâ sofray! kaç
kiilik kuraca!na karar verememi olmas!na ramen, sofra örtusunu, buyuk ve
temiz bir çaraf! yataa serer gibi, önce bir ucundan tutup, öteki ucunu havaya
at!p, sonra öteki ucun, ne guzel, yava yava dumesini az!nda sigara seyreden
Esma Han!mla Melih Amca aras!ndaki, "Sigaran, bak, ast!m!m! azd!r!yor Esma
Han!m!" "Azd!r!yorsa, Melih Bey, önce kendin sigaray! b!rak!" tart!mas!n!n
yeniden alevlendiini görunce odadan ç!kaca!m. Mutfakta, hamur, erimi beyaz
peynir ve k!zarm! ya kokan bir duman içinde, tek ba!na sihirli bir iksir
uretmek için kazan kaynatan buyucu gibi, (saçlar! yalanmas!n diye ba!
örtuludur) börek k!zartan Hâle Hala, kar!l!!nda benden
32
özel bir ilgi, sevgi ve belki bir öpucuk alabilmek için, ruvet verir gibi,
"Kimseye gösterme!" diyerek az!ma cay!r cay!r yanan böreklerden birini çabucak
s!k!t!racak ve "S!cak m!?" diye soracak, ama ben gözlerimden ac! yalan akarken
"S!cak!" bile diyemeyeceim. Oradan ç!k!p girdiim ve Dedeyle Babaannenin,
eteklerinde bizim Ruya ile Babaanneden resim, aritmetik ve okuma dersleri
ald!!m!z mavi yorgana sar!larak uykusuzluk gecelerini geçirdikleri ve onlar!n
ölumunden sonra Vas!f m sevgili Japon bal!klar!yla birlikte yerletii odada
Vas!fla Ruya'y! göreceim. Birlikte bal!klara bak!yor olacaklar ya da Vas!f in
gazete ve dergi kesikleri kol-leksiyonuna. O zaman, ben de onlara kat!laca!m ve
her zamanki gibi, sanki Vas!f in sa!r ve dilsiz olduu ortaya ç!kmas!n diye,
biz Ruya ile bir sure aram!zda hiçbir ey konumayaca!z ve daha sonra, t!pk!
çocukluumuzda yapt!!m!z gibi, aram!zda gelitirdiimiz - el kol
hareketlerinin diliyle, Vas!f a, televizyonda en son görduumuz eski filmlerden
birinin bir sahnesini canland!raca!z ve belki ikimiz de bu haftalarda böyle
canland!r!lacak bir sahne görmediimiz için Vas!f ! her seferinde
heyecanland!ran 'Operadaki Hayâ-let'ten bir sahneyi, sanki yeni görmuuz gibi
ayr!nt!lar!yla oynayaca!z. Biraz sonra, herkesten daha anlay!l! olan Vas!f
bize yan dönduu ya da sevgili bal!klar!na yaklat!! için Ruya'yla birbirimize
bakaca!z ve ite o zaman, ben, bu sabahtan beri görmediim ve dun geceden beri
yuzyuze konumad!!m sana, "Nas!ls!n?" diye soraca!m, ve sen de, her zamanki
gibi, "Hiç, iyiyim!" diyeceksin ve ben, bir an durup, bu sözun kasdediimi ve
kasdedilmemi çar!!mlar!n! dikkatle duuneceim ve duuncemin boluunu
gizlemek için, bu sefer, belki, sanki bir gun yapaca!n! söylediin polisiye
çevirisine hâlâ balayamad!!n! ve benim hiçbirini bir turlu okuyamad!!m eski
polisiye romanlar!n sayfalar!n! çevirerek pineklediini bilmiyormuum gibi,
"Bugun ne yapt!n?" diye soraca!m sana, "Ruya, bugun ne yapt!n?"
Bir baka yaz!s!nda ise Celâl, arka sokaklardaki apartmanlar!n merdivenlerinin
çounun uyku, sar!msak, kuf, kireç, kömur ve k!zarm! ya koktuunu yazarak bu
sefer baka bir formul ileri surmutu. Kap!n!n zilini çalmadan önce Galip, "Bu
akam uç kere telefon edenin o olup olmad!!n! Ruya'ya soraca!m!" diye duundu.
33
Kap!y! Hâle Hala açt! ve sordu. "A, Ruya nerede peki?"
"Gelmedi mi?" dedi Galip. "Siz ona telefon etmemi miydiniz?"
"Ettim, ama telefonu kimse açmad!," dedi Hâle Hala. "Ben de sen haber
vermisindir, dedim."
"Belki de yukar!da babas!ndad!r," dedi Galip.
"Amcanlar çoktan aa! indiler," dedi Hâle Hala.
Bir an sustuiar.
"Evdedir," dedi sonra Galip. "Ben bir kou eve gidip getireyim."
"Telefonunuz cevap vermiyordu," dedi Hâle Hala, ama Galip merdivenleri gerisin
geri iniyordu.
"Peki, ama çabuk ol!" dedi Hâle Hala. "Esma Han!m senin böreklerini k!zart!yor."
Sulu kar! savuran souk ruzgâr, dokuz y!ll!k paltosunun (Celâl için bir baka
yaz! konusu) eteklerini havaland!r!rken, Galip h!zl! h!zl! yurudu. Anacaddeye
ç!kmaz da, karanl!k arka sokak boyunca, kapal! bakkallar!n, hâlâ çal!an
gözluklu terzinin, kap!c! dairelerinin ve Coca-Cola ve naylon çorap ilânlar!n!n
soluk !!! alt!nda ilerlerse, amcalar!n!n ve halalar!n!n oturduu apartmandan
kendi apartmanlar!na on iki dakikada var!labileceini eskiden hesaplam!t!.
Hesab! pek de yanl! deilmi. Ayn! sokaklardan ve ayn! kald!r!mlardan (ayn!
dizinin uzerinde ayn! kuma beklerken terzi ineye yeni iplik geçiriyordu)
yuruyerek geri dönduunde, aradan yirmi alt! dakika geçmiti. Kap!y! açan Suzan
Yengeye ve sonra hep birlikte sofraya otururlarken, ötekilere de, Galip,
Ruya'n!n uutup hastaland!!n!, çok fazla antibiyotik ald!! için (çekmecelerde
ne bulduysa yutmu!) sersemleyerek uyuyakald!!n!, telefonlar!n baz!lar!n!
duymas!na ramen, yorgunluktan kalk!p açmad!!n!, uykulu ve itahs!z olduunu ve
hasta yata!ndan herkese selâmlar!n! yollad!!n! söyledi.
Sözlerinin sofradakilerin çounda bir hayâl (hasta yata!nda yatan zavall!
Ruya!) uyand!raca!n! bilmesine ramen, hemen u dilsel konunun aç!laca!n! da
tahmin etmiti: Eczanelerimizde sat!lan antibiyotiklerin, penisilinlerin,
öksuruk uruplar! ve pastillerin, damar açan ya da ar! kesen grip ilâçlar!n!n
ve kaday!f!n kayma! gibi, bunlarla birlikte yutulmas! gereken vitaminlerin
adlar!,
34
aralar!na bol bol sesli harf sokuturularak Turkçeletirilmi telâffuzlar! ve
kullan! usulleriyle birlikte say!l!p dökuldu. Baka bir zaman olsayd!, bu
yarat!c! telâffuz ve amatör t!p öleninden Galip, iyi J?ir iirin tad!n!
ç!kartabilirdi, ama akl!nda, hasta yata!nda ya-' tan Ruya'n!n göruntusu vard!;
ne kadar saf, ne kadar yapay olduuna sonralar! da karar veremedii bir göruntu.
Hasta Ruya'n!n aya!n!n yorgandan d!ar! ç!kmas! ya da firketelerinin çaraf!n
içine da!lmas! sanki gerçek göruntulerdi de, sözgelimi saçlar!n!n yast!a
yay!lmas! ya da baucundaki ilaç kutular!, bardak, surahi ve kitaplardan oluan
kar!!kl!k baka bir yerden, -Ruya'n!n taklit ettii bir filmden ya da
Alâaddin'den ald!! f!st!klar! yer gibi yutarak okuduu kötu çevrilmi bir
romandan- örenilerek taklit edilmi göruntulerdi. Galip, daha sonra sorulan
'efkat' sorular!na k!sa cevaplar verirken de, Ruya'n!n bu saf göruntuleriyle,
öre-- nilmi göruntuleri aras!nda bir ayr!m yapmaya en az!ndan, sonralar!
taklit etmeyi örenmek istedii dedektif romanlar!ndaki dedektifler gibi özen
gösterdi.
Evet, imdi, (onlar hep birlikte sofraya otururken) Ruya uyuyor olmal!yd!;
hay!r, aç deildi, Suzan Yengenin zahmet edip, gidip çorba yapmas!na gerek
yoktu; az! sar!msak, çantas! da tabakhane kokan o doktoru da istememiti; evet
diçiye bu ay da gitmemiti; doru Ruya son zamanlarda çok az sokaa ç!k!yor,
hep evde dört duvar aras!nda oturuyordu; hay!r, bugun hiç sokaa ç!kmam!t!; siz
onu sokakta m! gördunuz? Demek ki bir ara ç!km!t!, ama Galip'e söylememiti;
hay!r söylemiti; siz onu nerede gördunuz? Dumeciye gitmi, manifaturac!ya, mor
dume almaya, Caminin önunden geçerek, tabii söylemiti, bu soukta, böyle
uutmu olmal!; öksuruyordu da; sigara da içiyordu; bir paket; evet, surat!
bembeyazd!; a, hay!r, Galip kendi surat!n!n da ne kadar beyaz olduunu
bilmiyordu; Ruya ile bu sal!ks!z hayata ne zaman son vereceklerini de.
Palto. Dume. Çaydanl!k. Sonralar!, bu aile soruturmas!ndan sonra, akl!na niye
bu uç kelimenin geldiine Galip' fazla kafa yormayacakt!. Celâl barok bir
öfkeyle kaleme al!nm! bir yaz!s!nda, akl!n derinliklerindeki karanl!k
noktalar!n bizlerde deil, daha çok, taklit etmeyi bir turlu örenemediimiz,
anla!lmaz Bat! Dunyas!n!n tantanal! roman ve film kahramanlar!nda görulduunu
yaz-
35
m!t!. (O s!ralarda, Elizabeth Taylor'un Montgomery Clift'in karanl!k noktas!na
bir turlu ulaamad!! 'Geçen Yaz Birdenbire' filmini görmutu Celâl.) Daha
önceleriyse, k!salt!lm! çevirilerinden okuduu ve mustehcen ayr!nt!larla bezeli
baz! psikoloji kitaplar!n!n etkisiyle, sefil hayat!m!z dahil her eyi bu
anla!lmaz ve korkutucu karanl!k noktalarla aç!klayan yaz!lar yazd!!n!, Galip,
onun kendi hayat!n!n özel muze ve kutuphanesini kurduunu örendiinde
anlayacakt!.
Galip lâf! deitirmek için, "Celâl'in bugunku yaz!s!n!..." diye söze
balayacakt!; al!kanl!!ndan korkarak, birden akl!na gelen öteki eyi söyledi:
Hâle Hala, ben Alâaddin'in dukkân!na gitmeyi unuttum!". Esma Han!m!n beii
içinde turu'-cu bir bebek getirir gibi dikkatle getirdii kabak tatl!s!n!n
uzerine, ekerci dukkân!ndan yadigâr havanla dövulmu ceviz içi serpiyorlard!.
Çeyrek yuzy!l önce, ka!!n!n ince sap!yla, az!na vurulduunda, bu havan!n çan
gibi ç!nlad!!n! Galip'le Ruya kefetmilerdi: Çm-ç!n! "Zan-goç gibi d!n-d!n
kafa iirmeyin sununla!" Allah!m, yutkunmak zor geliyor! Ceviz içi, "herkese
yetecek kadar" deildi, Hâle Hala, mor kâse elden ele dola!rken s!ras!n!
ustal!kla sona b!rakm!t!, (Can!m çekmiyor), ama sonra, bo kâsenin dibine de
bir göz att!. Birden, yaln!z bu eksikliin deil, butun paras!zl!klar!n!n
sorumlusu olarak görduu eski bir ticari dumanlar!na verip veritirdi: Karakola
ikâyet edecekmi onu. Oysa karakoldan hepsi koyu lacivert bir hayaletten korkar
gibi korkarlard!. Celâl, bilinçalt!m!zdaki karanl!k noktan!n karakol olduunu
yazd!! yaz!dan sonra, karakoldan gelen bir polisin getirdii bir yaz!yla
savc!l!a ifade vermeye çar!lm!t!. Telefon çald!, Galip'in babas! en ciddi
tavr!yla açt!. Karakoldan telefon ediyorlar, diye duundu Galip. Babas!
telefonla konuurken eyalara da (bir teselli olarak duvar kâ!d! ehri-kalp
Apartman!ndakinin ayn!s!yd!: Sarma!klar aras!nda yere dökulen yeil dumeler)
sofrada oturanlara da, (Melih Amca bir öksuruk buhran!na yakalanm!t!, sa!r
Vas!f da, sanki telefon konumas!n! dinliyordu, Galip'in annesinin saçlar! en
sonunda boyana boyana guzel Suzan Yengenin saçlar!yla ayn! renk olmutu) ayn!
bo bak!larla bakt!! için, Galip de, herkes gibi telefon konumas!n!n duyulan
yar!s!n! dinleyerek, duyulmayan yar!s!nda kimin konutuunu ç!karmaya çal!t!.
36
"Burada yok efendim, gelmedi efendim, siz kimsiniz?" diyordu babas!. "Teekkur
ederim... Ben amcas!y!m ne yaz!k ki bu akam aram!zda deil..."
"Ruya'y! arayan biri," diye duunmutu Galip. "Celâl'i arayan biri," dedi babas!
telefonu kapad!ktan sonra. Memnundu: "Yal! bir kad!n, bir hayran!, bir
han!mefendi, gazetedeki yaz!s!n! çok sevmi, Celâl'le konumak istiyormu,
adresini, telefonunu sordu."
"Hangi yaz!s!n!?" diye sordu Galip.
"Biliyor musun.Hâle," dedi babas!, "çok tuhaf; kad!nca!z!n sesi senin sesine
benziyordu çok!"
"Sesimin yal! bir kad!n!n sesine benzemesinden tabii bir ey olamaz!" dedi Hâle
Hala. Akcier rengindeki boynu kaz boynu gibi uzad! birden: "Ama benim sesim
katiyyen öyle deildir!" "Nas!l deildir?"
"O han!mefendi dediin sabah da telefon etti," dedi Hâle Hala. "Bir
han!mefendiden çok, bir han!mefendi sesi ç!karmaya çal!an bir cadalozun sesiydi
onunikisi. Hatta kocam! bir kad!n!n sesini ç!karmaya çal!an bir erkein sesi
sanki."
Galip'in babas! sordu: Yal! han!mefendi bu telefonu nereden bulmutu? Hâle bunu
sormu muydu?..
"Hay!r," dedi Hâle Hala, "gerek duymad!m. Pehlivan tefrikas! yazar gibi kirli
çama!rlar!m!z! gazetesinde tefrika ettii gunden beri, art!k Celâl'in hiçbir
eyine amayaca!m için, belki de, diye duundum, belki de, bizimle alay ettii
yaz!lar!n!n birinin sonuna, merakl! okuyucular! daha da elenebilsinler diye
telefon numaram!z! da eklemitir. Zaten rahmetli annemle babam!n onun yuzunden
ne kadar uzulduklerini duundukçe art!k anl!yorum ki, Celâl'de beni a!rtacak
tek ey, telefon numaram!z! elensinler diye okuyucular!na vermesi deil, onca
y!ld!r bizden neden nefret ettiini örenmek olurdu."
"Komunist olduu için nefret ediyor," dedi Melih Amca, öksuruunu yendii için
zaferle sigaras!n! yakarak. "O zamanlar ne ameleleri, ne de bu milleti
kand!rabilecekleri ak!llar!na dank edince komunistler askerleri kand!rarak
Bolevik ihtilâlini Yeniçeri usulu bir isyanla sahnelemek istiyorlard!. O da,
kan ve kin kokan köe yaz!lar!yla bu hayâle alet oldu."
37
"Hay!r," dedi Hâle Hala. "Bu kadar da deil." "Bana Ruya söyledi, biliyorum,"
dedi Melih Amca. Bir kahkaha att!, ama öksurmedi. "Bu askeri darbeden sonra
kurulacak Alaturka Bolevik Yeniçeri nizam!nda hariciye vekili ya da Paris
sefiri olacaks!n diye verilen söze kand!! için, evde kendi kendine Frans!zca
çal!maya balam!. Bu hiç tutmayacak ihtilâl duas!, gençliinde it kopukla
duup kail t!! için bir yabanc! dil bile öre-nemeyen olumun hiç olmazsa
Frans!zcas!na yarayacak diye bata sevinmedim bile deil. Ama ii az!t!nca
Ruya'n!n onu görmesine izin vermedim."'
"Hiçbir zaman böyle bir ey olmad! ki, Melih!" dedi Suzan Yenge. "Ruya ile Celâl
hep birbirlerini görduler, arad!lar, deil uvey karde, öz karde gibi de
sevdiler."
"Oklu oldu, ama ben geç kalm!t!m," dedi Melih Amca. "Turk, milletini ve
ordusunu kand!ramay!nca k!zkardeini kand!rd!. Ruya böyle anarist oldu. Galip
olum onu o çetecilerin aras!ndan, o fare yuvas!ndan çekip ç!karmasayd! Ruya
imdi evinde yata- . !nda deil, kimbilir nerede olurdu?"
Bir an, hep birlikte yata!nda yatan zavall! hasta Ruya'yi hayâl ettiklerini
duunduunde Galip, t!rnaklar!na bak!yordu ve Melih Amca, her iki uç ayda bir
say!p döktuu listeye yeni bir ey ekleyecek mi acaba, diye duunuyordu.
"Belki de o zaman, Ruya hapiste olurdu, çunku Celâl kadar ihtiyatl! da
deildir," dedi Melih Amca ve listesinin heyecan!na kap!larak ve "Allah
korusun"lara ald!rmadan sayd!: "O zaman, Ruya belki Celâle birlikte o
haydutlar!n aras!na kar!!rd!. Beyolu gangsterlerinin, eroin imalatç!lar!n!n,
pavyon kabaday!lar!n!n, kokain dukunu Beyaz Ruslar!n, röportaj bahanesiyle
aralar!na girdii butun o sefih tak!m!n aras!na kar!!rd! zavall! Ruya. Çirkin
haz-lar!n!n peinden ta stanbul'a gelen ngilizlerin, gure tefrikalar!na ve
gureçilere merakl! homoseksuellerin, hamam âlemine kat!lan Amerikal! kar!lar!n,
doland!r!c!lar!n, bir Avrupa ulkesinde deil artistlik, orospuluk bile
yapamayacak film y!ld!zlar!m!z!n, itaatsizlik ve zimmetten ordudan kovulma
subaylar!n, frengiden sesleri çatlam! erkeksi ark!c!lar!n, kendini sosyete
kad!n! diye yutturan kenar mahalle dilberlerinin aras!nda aramak zorunda
kal!rd!k k!z!m!z!. Söyle ona steropiramisin als!n."
38
"Efendim?" dedi Galip.
"Gribe kar! en iyi antibiyotiktir. Bekozim Fort ile birlikte. Alt! saatte bir.
Saat kaç? Uyanm! m!d!r?"
Suzan Yenge, Ruya'n!n, herhalde, u anda uyuduunu söyledi. Galip, hepsinin ayn!
anda duunduu eyi, yata!nda uyuyan Ruya'y! duundu.
"Yok!" dedi Esma Han!m. Babaanneye ramen, Dededen kalma kötu bir al!kanl!kla,
yaln!z sofra örtusu deil, yemekten sonra kenarlar!na a!zlar!n! sildikleri
lekeli bir peçete olarak da kullan!lan talihsiz sofra örtusunu dikkatli
hareketlerle topluyordu. "Yok, ben CelâFime bu evde lâf ettirmem. Celâl'im buyuk
adam oldu."
Melih Amcaya göre, elli be ya!ndaki olu da, ite tam bu duuncede olduu için
yetmi be ya!ndaki babas!n! aram!yor, stanbul'da hangi apartman dairesinde
kald!!n! kimseye söylemiyor, yaln!z babas! deil, aileden kimse, -her zaman onu
ilk affeden Hâle Halas! bile- kendine ulaamas!n diye, numaras!n! herkesten
saklad!! telefonlar!n! bir de fiten çekiyordu. Galip, Melih Amcan!n gözlerinde
kederden deil, al!kanl!ktan da olsa, birkaç sahte gözya!n!n belireceini
duunerek korktu. Ama bu deil, korktuu baka bir ey geldi ba!na: Melih Amca,
gene eski bir al!kanl!kla, aralar!ndaki yirmi iki ya fark!n! görmezlikten
gelerek, Celâl gibi deil, as!l Galip gibi bir olu olmas!n! hep istediini bir
daha tekrarlad!; Galip gibi akl! ba!nda, olgun, sakin...
Yirmi iki y!l önce, (demek ki Celâl o zaman kendi ya!ndayken) boyunun utanç
verici bir h!zla att!! ve elinin kolunun daha utanç verici sakarl!klar yapt!!
y!llarda, bu sözu ilk iitip gerçekleebileceini hayâl ettiinde Galip ilk
anda, Anne ve Babayla yenen ve herkesin yemek masas!n! dik aç!larla çevreleyen
duvarlar!n d!!ndaki sonsuz bir noktaya bakt!! o renksiz ve yavan akam
yemeklerinden (Anne: Ölenki zeytinyal!dan kalm!, vereyim mi? Galip: Nnnnh,
istemem; Anne: Sen? Baba: Ben ne?") kurtulup Suzan Yenge, Melih Amca ve Ruya'yla
birlikte her akam yemek sofras!na oturabileceini kurmutu. Akl!na gelen ve
ba!n! dönduren baka eyler de vard! sonra: Pazar sabahlan Ruya'yla oynamak
(Gizli Geçit, Görmedim) için yukar! kata ç!kt!!nda, arada bir de olsa, mavi
geceliiyle görduu guzel Suzan Yenge, annesi
39
oluyordu (daha iyi); avukatl!k ve Afrika hikâyelerine bay!ld!! Melih Amca, baba
(daha iyi); ayn! yata olduklar!na göre Ruya da, ikiz karde; (burada, akl!
korkutucu sonuçlar! irdelerken karars!zl!kla dural!yordu).
Sofra topland!!nda, Galip, BBC den televizyoncular!n Ce-lâl'i arad!klar!n!, ama
bulamad!klar!n! söyledi; ama bu söz bekledii gibi Celâl'in adreslerini ve
telefon numaralar!n! herkesten saklad!! ve say!lar! hakk!nda çeitli
söylentilerin dolat!! stanbul'un dört bir köesindeki apartman dairelerinin
yerleri ve nas!l bulunabileceklerine ilikin dedikodular! yeniden
alevlendirmedi. Birisi söylemiti, kar ya!yordu: Böylece, sofradan kalk!p, her
zamanki koltuklar!na gömulmeden önce, ellerinin tersiyle aralad!klar! perdelerin
souk karanl!! aras!ndan, hafif kar tutmu arka sokaa bakt!lar. Sessiz, temiz
kar. (Celâl'in okuyucular!yla "eski Ramazan akamlan" özlemini paylamaktan çok,
alay etmek için kulland!! bir sahnenin tekrar!!) Galip kendi odas!na çekilen
Vas!f!h peinden gitti.
Vas!l buyuk yata!n kenar!na oturdu, Galip kar!s!na. Vas!f beyaz saçlar!nda
gezdirdii elini omuzlar!na sark!tt!: Ruya? Galip gösune bir yumruk att! ve
boulurcas!na öksurur gibi yapt!: Öksuruklu hasta! Sonra ellerini birletirerek
yapt!! yast!a ba!n! bukerek yaslad!: Yat!yor. Vas!l, yata!n!n alt!ndan,
buyuk bir karton kulu ç!kard!: Elli y!lda biriktirdii gazete ve dergi
kesiklerinden bir seçki, belki de en iyileri. Galip onun yan!na oturdu. Sanki
Vas!f in öbur yan!nda da Ruya oturuyormu gibi, sanki onun gösterdiklerine
birlikte guluyorlarm! gibi, kutudan geliiguzel çektikleri resimlere bakt!lar:
Yirmi y!l önce, tra kremi reklam! için yuzunu köpue bulam!, sonra da.,
kornerden gelen topa kafayla vurduktan sonra beyin kanamas!ndan ölmu unlu bir
futbolcunun sabunlu gulumseyii; askeri darbeden sonra Irak lideri Kas!m'in
kanl! uniformas! içinde dinlenen ölusu; unlu ili Meydan! Cinayeti'nin temsili
bir resmi (Aldat!ld!!n! yirmi y!l sonra, emekliliinde anlayan k!skanç albay,
gunlerdir izini surduu çapk!n gazeteciyi arabadaki genç kar!s!yla birlikte
kurunlayacakt!r, derdi Ruya, radyo tiyatrosu taklidi sesiyle); babakan
Menderes kurbanl!k deveyi ba!larken, arkada muhabir Celâl, deveyle birlikte
baka bir yere bak!yor. Galip eve dönmek için tam kalkacakt! ki, Vas!f in kutu-
40
dan el al!kanl!!yla çektii Celâl'in iki eski yaz!s! gözune çarpt!:
'Alâaddin'in Dukkân!' ve 'Cellat ve Alayan Yuz'. Uykusuz geçecek gece için
okuma haz!rl!!! Yaz!lar! Vas!ftan ödunç almak için çok fazla 'mim' yapmas!na
gerek kalmad!. Esma Han!m!n getirdii kahveyi de içmemesini anlay!la
kar!lad!lar: Demek ki, "kar!m evde hasta" ifadesi fazlas!yla yuzune sinmiti.
Aç!k kap!n!n eiin-deydi. Melih Amca bile, "Evet, gitsin, gitsin!" demiti;
Hâle Hala karl! sokaktan dönen kedisi Kömure eilmiti; içerden bir daha
seslendiler: "Geçmi olsun de, geçmi olsun de, Ruya'ya selam söyle, Ruya'ya
selam söyle!"
Galip dönu yolunda, dukkân!n!n kepengini indiren gözluklu terziyle kar!lat!.
Kenarlar!ndan kuçuk buz parçalan sarkan sokak lambas!n!n !!!nda selamlat!lar
ve birlikte yuruduler. "Geç kald!m," dedi terzi belki de a!r! kar sessizliini
bozmak için, "han!m evde bekliyor." "Souk," dedi Galip de ona. Ayaklar!n!n
alt!nda ezilen kar! dinleyerek, soka!n köesindeki apartmana ve apartman!n ust
köesindeki yatak odas!n!n soluk baucu lambas!n!n !!! gözukene kadar birlikte
yuruduler. Kâh kar ya!yordu, kâh karanl!k.
Salonun !!klar! da, Galip evden ç!karken b!rakt!! gibi kapal!yd!,
koridordakilerse aç!k. Galip eve girer girmez, çay için ocaa su koydu,
paltosunu, ceketini ç!kar!p ast!, yatak odas!na girip soluk lamban!n !!!nda
!slak çoraplar!n! deitirdi. Sonra, yemek masas!na oturup, Ruya'n!n kendisini
terkederken yaz!p b!rakt!! mektubu bir daha okudu. Masan!n uzerinde duran yeil
tukenmezle yaz!lm! mektup hat!rlad!!ndan da k!saym!: On dokuz kelime.
41
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM ALÂADDN'N DÜKKÂNI
"Bir kusurum varsa, o da konu haneme ç!kmakt!r."
Biron Paa
Ben 'pitoreks' bir yazar!m. Sözluklere bakt!m ama, pek de çözemedim bu kelimenin
anlam!n!; ben yaln!zca havas!n! seviyorum. Hep baka eyleri anlatmay! duledim:
Atl! silahörleri, puslu bir sabah karanl!k bir ovan!n iki ucunda birbirlerine
sald!rmak uzere haz!rlanan uç yuz y!l öncesinin ordular!n!, k! geceleri
meyhanelerde birbirlerine ak hikâyeleri anlatan mutsuzlar!, karanl!k ehirlerin
içinde bir esrar!n peinde kaybolan â!klar!n bitip tukenmeyen maceralar!n!
anlatmay! duledim hep, ama Allah bana baka turlu hikâyeler anlatmam gereken bu
köeyle siz okurlar!m! verdi yaln!zca. Kar!l!kl! idare ediyoruz.
Haf!zam!n bahçesi kurumaya balamasayd! belki hiç de ikâyetçi olmayacakt!m bu
durumdan, ama elime kalemi her al!!mda gözlerimin önunde gene benden bireyler
bekleyen siz okurlar!m!n yuzleri ve çorak bir bahçede hepsi bir bir benden
kaçanamla-r!mm izleri canlan!yor. Hat!ra yerine, onun yaln!zca bir iziyle
kar!lamak, sizi b!rak!p gitmi ve hiç dönmeyecek sevgilinin koltuun uzerinde
b!rakt!! izine gözyalar!yla bakmaya benziyor.
Alâaddine konumaya böyle karar verdim. Gazetede kendisinden sözedeceimi, ama
önce bir görume yapmak istediimi örenince kara gözlerini açarak dedi ki:
"Abi, imdi bu benim aleyhime mi olacak?"
Olmayaca!m anlatt!m. Nianta!'ndaki dukkân!n!n hayat!m!zda tuttuu yeri
anlatt!m. Kuçuk dukkân!nda satt!! binlerce, on binlerce çeit mal!n hepimizin
haf!zalar!nda nas!l renk renk, koku koku capcanl! kald!!n! anlatt!m. Evlerinde,
yataklar!nda hasta yatan çocuklar!n kendilerine Alâaddin'in dukkân!ndan hediye,
oyuncak (kurun asker) ya da kitap (K!rm!z! Saçl! Çocuk) ya da resimli roman
(Kinova'n!n dirildii on yedinci say!s!) almaya giden annelerinin dönuunu nas!l
sab!rs!zl!kla beklediklerini anlatt!m. Çevrede-
42
ki okullarda, son zilin çalmas!n! bekleyen binlerce örencinin, hayalilerinde
çoktan çald!rd!klar! o zilden sonra, o dukkâna hayâllerinde nas!l girip içinden
futbolcu (Galatasarayl! Metin), gureçi (Hamit Kaplan) ya da film artisti resmi
(Jerry Lewis) ç!kan gofretlerden ald!klar!n! anlatt!m. Akam Sanat Okulu'na
gitmeden önce, t!rnaklar!ndaki soluk ojeyi ç!karmak için kuçuk bir ie aseton
alan k!zlar!n, y!llar sonra, yavan bir evliliin yavan bir mutfa!nda çocuklar
ve torunlar aras!nda, mutsuzlukla ilk gençlik aklar!n! hat!rlad!klar!nda,
Alâaddin'in dukkâmn! nas!l uzak bir masal gibi hayâl ettiklerini anlatt!m.
Çoktan bizim eve gelmi kar!l!kl! oturmutuk. Alâaddin'e dukkân!ndan y!llar
önce ald!!m yeil bir tukenmez kalemle, kötu çevrilmi bir polisiye roman!n
hikâyesini anlatt!m: kinci hikâyenin sonunda, kitab! hediye ettiim ve çok
sevdiim kahraman, hayat!n!n sonuna kadar o polisiye romanlar! okumaktan baka
hiçbir ey yapmamaya mahkûm olmutu. Tarihimizi, butun Dou'nun tarihini
deitirecek bir kumpas!, bir hukumet darbesini planlayan yurtsever subaylarla
gazetecilerin ikisinin, ilk tarihi toplant!lar!ndan önce, Alâaddin'in dukkân!nda
nas!l bulutuklar!m anlatt!m. Bir akam vakti, bu tarihi buluma gerçekleirken,
tavana doru yukselen kitap ve kutu kuleleriyle kapl! tezgâh!n!n arkas!nda
Alâaddin'in hiçbir eyden habersiz, ertesi sabah iade edecei gazeteleri ve
dergileri, parmaklar!n! tukurukleyerek, sayd!!n! anlatt!m. Vitrinine ve
kap!s!n!n önundeki kestane aac!n!n iri gövdesine sararak sergiledii dergilerde
poz veren yerli ve yabanc! ç!plak kad!nlar!n, kald!r!mlardan dalg!n dalg!n geçen
yaln!z erkeklerin o gece görecekleri ruyalarda, t!pk! Binbir Gece Masallar!ndaki
o hiç doymayan esir k!zlar ve Padiah kar!lar! gibi fing att!klar!n! anlatt!m.
Konu Binbir Gece Masallar!ndan aç!ld!! için, ad!m ta!yan hikâyenin, asl!nda
binbir gecenin hiçbirinde anlat!lmad!!n! ama Antoine Galland taraf!ndan kitap
iki yuz elli y!l önce Bat!da ilk yay!mlan!rken, sayfalar!n aras!na el çabukluu
marifet s!k!t!r!l!verdi-ini anlatt!m. Asl!nda, hikâyeyi Galland'a ehrazat'!n
deil, ama onun Harina dedii bir Hristiyan!n anlatt!!n! anlatt!m. Ama asl!nda,
Hanna'n!n Yohanna Diyab adl! Halepli bir alim olduunu ve hikâyesinin bir Turk
hikâyesi olduunu, buyuk bir ihtimalle stanbul'da geçtiini ve bunun da
içindeki kahve ayr!nt!s!ndan anla!ld!-
43
!n! anlatt!m. Ama asl!nda, insan!n art!k hiçbir zaman hikâyenin asl!
hangisidir, hayatm asl! hangisidir anlayamayaca!n! anlatt!m. Çunku, asl!nda,
her eyi unuttuumu, her eyi unuttuumu, her eyi unuttuumu anlatt!m. Çunku
asl!nda yal!, mutsuz, huysuz ve yaln!z olduumu ve ölmek istediimi anlatt!m.
Çunku asl!nda, Nianta! Meydan!ndan akam trafiinin gurultusu ve radyodan
insan! kederle gözyalar!na boan bir muzik geliyordu. Çunku asl!nda, ben de
butun ömrum boyunca hikâye anlatt!ktan sonra, ölmeden önce Alâaddin'den
unuttuum her eyin, dukkan!ndaki kolonya ielerinin, damga pullar!n!n,
kibritlerin uzerlerindeki resimlerin, naylon çoraplar!n, kartpostallar!n, artist
resimlerinin, seksoloji y!ll!klar!n!n, firketelerin ve namaz kitaplar!n!n
hikâyelerini bir bir dinlemek istediimi anlatt!m.
Hayâli hikâyeler içine dumu butun gerçek kiiler gibi, Alâ-addin'de dunyan!n
s!n!rlar!n! zorlayan gerçek d!! bir yan ve kurallar!n! zorlayan yal!n bir
mant!k vard!. Bas!n!n dukkân!na gösterdii ilgiden memnun olduunu aç!klad!.
Otuz y!ld!r, gunde on dört saat v!z!r v!z!r ileyen köedeki dukkân!nda
çal!!yor, pazar öleden sonralar!, herkes radyodaki futbol maç!n! dinlerken,
saat iki buçuk ile dört buçuk aras!nda evinde uyuyordu. As!l ad!n!n baka bir
ey olduunu, ama bunu muterilerinin bilmediini anlatt!. Yaln!zca Hurriyet
Gazetesi okuduunu anlatt!. Dukkân!nda siyasi buluma olamayaca!n!, çunku tam
kar!smda Tevikiye Karakolunun bulunduunu ve siyasetle de ilgilenmediini
anlatt!. Dergileri tukurukleyerek sayd!! da doru deildi; dukkân!n!n bir
efsane ya da masal köesi olduu da. Bu tur yan!lg!lardan ikâyetçiydi: Baz!
yoksul ihtiyarlar vitrinindeki oyuncak plastik saatleri gerçek saat san!p
ucuzluuna aarak heyecanla içeri dal!yorlard!. Salonda at yar!! al!p oynayan
ya da kendi elleriyle seçtikleri Milli Piyangodan gene bir ey ç!kmay!nca öfkeye
kap!lan baz!lar!, bu oyunlar! Alâaddin imâl ediyor san!p gurultu ç!kar!yorlard!.
Naylon çorab! kaçan kad!n d?., yedii yerli çikolatadan butun derisi pul pul
dökulen çocuun anas! da, okuduu gazetenin siyasi görulerini beenmeyen okur
da, imalatç!y! deil yaln!zca bir arac! olan Alâaddin'i suçluyordu. çinden
kahve deil, kahverengi ayakkab! boyas! ç!kan paketten Alâaddin sorumlu deildi.
uh sesli Emel Say!n'm ilk ar-* k!!ndan sonra sars!la sars!la boal!p akarak
transistorlu radyoyu
44
kapkara bir s!v!yla berbat eden yerli pilden Alâaddin sorumlu deildi. Nereye
gidersen git hep kuzeyi göstereceine, hep Tevikiye Karakolunu gösteren
pusuladan Alâaddin sorumlu deildi. çinden hulyal! içi k!z!n ak ve evlilik
mektubu ç!kan Bafra paketinden de Alâaddin sorumlu deildi, ama paketi açan
badanac! ç!ra! mutlulukla etekleri zil çalarak koa koa gelmi, elini öperek
Alâaddin'den nikâh ahidi olmas!n! istemi ve k!z!n ad!n! ve adresini sormutu.
Dukkân! bir zamanlar stanbul'un "en iyi" denilen bir semtin-deydi, ama
muterileri her zaman, her zaman a!rt!rd! onu. S!ra diye bir ey olduunu hâlâ
örenememi kravatl! beylere a!yordu, örendii halde bekleyemeyenlere
dayanamay!p ba!r!yordu. Otobusun köeden her gözukuunde uç-be kii, yamac!
Mool askeri heyecan!yla, "bilet, bilet, aman çabuk bilet" diye ba!rarak
dukkâna dald!!, etraf! da!tt!! için otobus bileti satmaktan vazgeçmiti.
Milli Piyango seçerken kavgaya tutuan k!rk y!ll!k kar!-kocalar. bir paket sabun
almak için oluz çeidini koklayan boyal! kad!nlar, duduk almadan önce butun bir
kutuyu tek tek ötturen emekli subaylar görmutu, ama al!m!t! art!k,
ald!rm!yordu. En son say!s!, on bir y!l önce ç!km! bir fotoroman!n eski
say!lar!ndan biri yok diye söylenen ev kad!n!na, posta pulu almadan ence
arkas!n! yalayarak zamk!n!n tad!na bakan iman beyefendiye ve krepondan yapma
karanfili kokmuyor diye ertesi gun öfkeyle geri getiren kasap kar!s!na
ald!rm!yordu arl!k.
Dileriyle t!rnaklar!yla kurmutu bu dukkân!. Y!llarca eski Teksas ve
Tommiksleri kendi eliyle ciltlemi, sabahlar! butun ehir uyurken dukkân!n! aç!p
supurmu, gazete ve dergileri kap!ya ve kestane aac!na mandallam!, en son
yenilikleri vitrinine yerletirmi, istiyorlar diye, en tuhaf mallar!
(m!knat!sl! aynas! yaklat!r!l!nca dönen oyuncak balerinleri, uç renkli ayakkab!
balar!n!, gözlerinde mavi ampuller yanan alç!dan kuçuk Ataturk heykellerini,
Hollanda deirmeni eklinde kalemt!ralar!, Kiral!k Ev ve Bismil-
lahirrahmanirrahim levhalar!n!, içinden birden yuze numaral! ku resimleri ç!kan
çam aromal! çikletleri, yaln!zca Kapal!çar!'da sat!lan pembe tavla zarlar!n!,
Tarzan ve Barbaros ç!kartmalar!n!, futbol tak!mlar!n!n rengindeki kukuletalar! -
kendi de mavi renkte birini on y!l giymiti-, bir ucu ayakkab! çekecei öbur ucu
gazoz
45
açaca! olan demir aletleri) muterilerine sunabilmek için y!llarca butun
stanbul'u kar! kar!, dukkân dukkân gezmi, en akla hayâle s!maz isteklerde
bile, (Gulsuyu kokulu o mavi murekkeplerden var m! sizde? Acaba ark! söyleyen
yuzuklerden bulunur mu?) "yok" dememi; sorulduuna göre bir örnei vard!r diye
duunduu için, "Yar!n getiririz!" deyip, defterine not alm!, ertesi gun de,
ehrin içinde bir esrar! aramaya ç!kan yolcu gibi, dukkân dukkân sorup, aray!p
bulmutu. nan!lmayacak ölçulerde satan fotoromanlarla ya da resimli kovboy
hikayeleriyle ya da bo suratl! yerli artist resimleriyle yorulmadan para
kazand!! dönemler de olmutu; kahvenin, sigaran!n karaborsaya duup rahat!n!n
kaçt!! kuyruklu, souk, yavan gunleri de. Dukkân!ndan bakt!!nda, kald!r!mdan
akan insanlar!n hiç de "öyle, öyle..." olduunu anlayamazd!n, ama "bir...
bir...-ne bileyim-" idi insanlar.
Bir bak!yordun, hepsi ayr! bir havada gözuken o kalabal!k, hep birlikte bir
muzikli sigara kutusu merak!na kap!l!yor, derken Japonya'dan gelen kuçuk
parma!m buyukluundeki dolmakalemleri kap! kap! kap!!yorlar, ertesi ay ise
hepsini unutup tabanca biçimindeki çakmaklardan öyle bir almaya bal!yorlard!
ki, Alâad-din yetitiremiyordu. Sonra, bir plastik a!zl!k modas! bal!yor,
butun millet içtii sigaran!n irenç ziftini sap!k bir bilim adam! zev-kiyle
seyrederek alt! ay saydam a!zl!k kullan!yor, derken, onu b!rak!p sac!s!
solcusu, dinsizi dindar! Alâaddin'den boy boy, renk renk tebih al!p her yerde
çekmeye bal!yor, bu f!rt!na dinip Alâ-addin elinde kalan tebihleri iade
edemeden, bir ruya modas! ç!k!yor, herkes ruyalar! yorumlayan kuçuk kitapç!!
alabilmek için kap!da kuyruk oluyordu. Bir Amerikan filmi gelir, butun gençler
kara gözluk al!rd!, bir gazete haberi ç!kar butun kad!nlar dudak kremi, butun
erkekler imamlara yak!!r takkelerden isterdi, ama çou zaman, istekler hiç
anla!lmayan bir ekilde bir veba gibi yay!l!rd!. Niye binlerce, on binlerce
kii ayn! anda rodyolar!nm, kaloriferlerinin ustune, arabalar!n!n arka cam!n!n
önune, odalar!na, i masalar!na, tezgâhlar!na o tahta yelkenlileri yerletirmeye
balam!t!? Anne çocuk, kad!n erkek, ihtiyar genç herkesin hep ayn! resmi,
gözunden kocaman bir damla ya akan mahzun ve Avrupal! suratl! çocuk resmini
anla!lmaz bir istekle al!p duvarlara, kap!lara asmas!n! nas!l anlamak
gerekiyordu? Bu millet, bu insanlar
46

bir... bir... "tuhaf diye Alâaddin'in bulamad!! kelimeyi ben yetitirdim,
"anla!lmaz" diye, "hatta korkutucu" diye, çunku kelimeleri bulmak Alâaddin'in
deil benim isimdi. Bir sure kar!!l!kl! sustuk. Daha sonra, y!llard!r surekli
satt!! seluloidden yap!lm!, balar!n! sallayan kuçuk kazlar! anlat!rken,
içinden vine liköru ve bir vine ç!kan ie biçimindeki o eski çikolatalar!
anlat!rken ya da uçurtma için en iyi ve en ucuz ç!tay! stanbul'da nerede
bulabileceini anlat!rken, Alâaddin'in muterileriyle aras!nda kendisinin de
bulamayaca! kelimelerle anlat!labilecek bir ba olduunu anlad!m; Babaannesiyle
dukkâna gelip o zilli çemberlerden alan kuçuk k!z! da, Frans!z dergisini kap!p,
dukkân!n bir köesine çekilip sayfalar içindeki ç!plak kad!nla kala göz
aras!nda sevimeye teebbus eden sivilceli delikanl!y! da seviyordu. Hollywood
y!ld!zlar!n!n inan!lmaz hayatlar!n!n hikâye edildii roman! al!p, gece evde
okuyup, ertesi sabah "Bu bende varm!!" diye iade etmek isteyen gözluklu banka
memuresini de seviyordu, Kuran okuyan k!z posterinin resimsiz bir gazeteye
sar!lmas!n! özellikle rica eden ihtiyar! da. Ama gene de ihtiyatl! bir sevgiydi
bu: Moda dergilerinin içindeki patronlar! harita gibi aç!p dukkân!n ortas!nda
kuma kesmeye kalk!an ana k!z!, oyuncak tanklar!n! daha dukkândan ç!kmadan önce
savaa tututururken birbirleriyle döuerek k!ran çocuklar! belki biraz
anl!yordu da, kalem eklinde el feneri, ya da kuru-kafal! anahtarl!k soran
insanlar!n kendisine hiç bilmedii, hiç anlayamad!! bir alemden sanki iaretler
yollad!! duygusuna kap!l!yordu. Karl! bir k! gunu dukkân!na gelip örenci
ödevleri için kullan!lan "K! Manzaras!n! deil, !srarla "Yaz Manzaras!"n!
isteyen esrarengiz adam hangi esrar!n belirlisini ta!yordu? Bir gece, lam
dukkân! kapamak uzereyken içeri giren iki karanl!k kii, haz!r elbiseler giyen,
kollar!n! aa! yukar! kald!ran boy boy bebekleri, canl! bebekleri tutan
doktorlar gibi dikkat, efkat ve al!kanl!kla ellerine alm!lar, pembe
yarat!klar!n gözlerini aç!p kapay!lar!n! buyulenmi gibi seyretmiler, bir ie
rak!yla birlikte bir bebei paketlettirip Alâaddin'in tuylerini urperten
karanl!!n içinde kaybolmulard!. Buna benzer bir çok olaydan sonra, ba!na
geldii gibi, imdilerde de Alâaddin ruyalar!nda dukkân!nda kutular ve plastik
torbalar içinde satt!! bebekleri göruyor, geceleri dukkân!n! kapad!ktan sonra,
bebeklerin a!r a!r gözlerini aç!p kapad!klar!n!, saçlar!-
47
n!n uzad!!n! hayâl ediyordu. Acaba bu neyin iareti diye soracakt! belki de
bana, ama fazla konutuunu, kendi dertleriyle dunyay! fazla igal ettiini
birden hissediveren vatandalar!m!z!n kap!ld!! o çaresiz ve huzunlu sessizlie
kapt!rm!t! kendini. Bu sefer, sessizliin uzun bir sure bozulmayaca!n! bilerek
kar!l!kl! sustuk.
Çok sonra, evden özur diler gibi bir havayla ç!karken Alâad-din, art!k benim
daha iyi bileceimi, art!k benim istediim gibi yazaca!m! söyledi: Bir gun
belki o bebeklerden ve ruyalar!m!zdan söz açan iyi bir yaz! yazabilirim, sevgili
okurlar!m.
48
BENC BÖLÜM ÇOCUKLUK BU
"insan terkederken bir sebep gösterir. Bunu söyler. Kar!s!ndakine ce\-ap verme
hakk! tan!r. Öyle durup dururken gidilmez. Yok çocukluk bu."
Marcel Proust
On dokuz kelimelik terk mektubunu Ruya, Galip'in her zaman telefonun yan!ba!nda
durmas!n! istedii yeil tukenmez kalemle yazm!t!, kalemi ortal!kta göremedii,
sonraki arat!rmalar!nda evde de bulamad!! için Galip, Ruya'nm, mektubu kap!dan
ç!kmadan son anda yazd!!na karar verdi: Mektubu yazd!ktan sonra Ruya, kalemi
belki lâz!m olur diye son anda el çantas!na atm! olmal!yd!; çunku k!rk y!l!n
tekinde, birisine özene bezene mektup yazmaya kalkt!!nda (bu mektubu Ruya
hiçbir zaman bitirmez, bi-tirse zarfa koymaz, koysa postalamazd!) severek
kulland!! iman dolmakalemi her zamanki yerinde duruyordu: Yatak odas!ndaki
çekmecenin içinde. Mektubun uzerine yaz!ld!! defter kâ!d!n!n hangi defterden
kopar!ld!!n! anlamak için Galip, aral!klarla uzun vakitler harcad!. Gecenin
çeitli saatlerinde, Ruya'nm, Celâl'in öudu uzerine, kendi geçmiinin kuçuk bir
muzesini kurduu eski dolab!n çekmeceleri içinden ç!kard!! defterlerin
sayfalar!n! mektubun ka!d!yla kar!lat!rd!: Yumurtan!n duzinesinin alt!
kurutan hesapland!! ilkokul aritmetik defleri; din dersinde zorla tutulmu ve
arka sayfalar!na s!k!nt!yla gamal! haçlar, a! hocan!n karikaturu çizilmi dua
defteri; kenarlar!na etek modellerinin çizildii ve baz! uluslararas! film
y!ld!zlar!n!n, yak!!kl! yerli sporcular!n, pop ark!c!lar!n!n adlar!n!n
yaz!ld!! bir edebiyat defteri (Husn-u Ak imtihanda gelebilir). Çok sonra, her
seferinde ayn! kolayl!kla hayâl k!r!kl!! uyand!ran çekmece içlerinde, ayn!
çar!!mlara bombo el eden kutu diplerinde, yatak altlar!nda ve hiçbir eyin
deimediine Galip'i inand!rmak ister gibi ayn! kokuyla kokan Ruya'-n!n elbise
ceplerinde yapt!! son bir arat!rmadan ve sabah ezan!ndan az sonra, gözu
yeniden eski dolaba tak!l!nca Galip geliiguzel uzatt!! elinin alt!nda mektup
kâ!d!n!n kopart!ld!! defteri buldu.
49
Daha önceden kar!t!rd!! ve sayfalar!ndaki resimlere ve yaz!lara (27 May!s
askeri darbesini ordumuz, iktidar ormanlar!m!z! tahrip ettii için yapm!t!;
hidran!n kesiti Babaannenin bufesinde duran mavi vazoya benziyordu,) dikkat
etmedii defterin ortalar!nda bir sayfa, ac!mas!z bir telâla y!rt!lm!t!. Bu
ac!mas!z telâtan ve butun gece toplad!! öteki kuçuk ayr!nt!lar gibi,
birbirlerinin uzerine domino talar! gibi y!!lan çar!!mlardan ve kuçuk
bulgulardan baka hiçbir sonucu olmayan bir ayr!nt!...
Çar!!m: Y!llar önce, ortaokuldayken, Ruya'yla ayn! s!n!fta ayr! s!ralarda
oturduklar! zaman elence ve sab!rla katland!klar! gudubet Tarih hocas!, "Kâ!t
kalem ç!kar!n!" diyerek birdenbire haz!rl!ks!z yakalad!! s!n!f!n imtihan
korkusuyla burunduu sessizlikte, defterlerden telâla y!rt!lan sayfalar!n
h!!rt!s!n! iitmeye dayanamazd! hiç: "Defterlerinizi y!rtmay!n!" diye ba!r!rd!
c!rlak sesiyle, "dosya kâ!d! isterim! Bu milletin defterini y!rtan, mal!n!
tahrip eden Turk deildir, soysuzdur, s!f!r vereceim!" Verirdi de.
Kuçuk bir bulgu: Anla!lmaz aral!klarla çal!an buzdolab! motorunun ars!zca
bozduu geceyar!s! sessizliinde, kimbilir kaç!nc! kere kar!t!rd!! elbise
dolab!n!n dibinde, Ruya'n!n giderken yan!na almad!! nefti renkli topuklu
ayakkab!lar!n!n aras!nda, Galip, çeviri bir polisiye roman gördu. Evin içinde
yuzlercesi olduu için ilgilenmeyecekti, ama dolap diplerinde, çekmece
köelerinde bulup dokunduu her eyi kar!t!rmaya bir gecede al!an eli,
uzerinde iri gözlu, kuçuk hain bir baykuun görulduu bu kara kitab!n
sayfalar!n! kendiliinden çevirince, içinde iyi kâ!da bas!l! bir dergiden
kesilmi bir resim buldu: Ç!plak ve yak!!kl! bir erkek. Galip bir içguduyle
erkein buyukluunu kendisininkiyle kar!lat!rd!! sakin 'erkeklik organ!na'
bakarken, "Alâaddin'den ald!! bir yabanc! dergiden kesmitir!" diye duundu.
Çar!!m: Ruya, Galip'in polisiye romanlara katlanamad!! için elini surmediini
bilirdi. ngilizlerin en ngiliz, imanlar!n tam iman, suçlu ve kurbanlar da
dahil olmak uzere geri kalan butun özne ve nesnelerin de, ya birer ipucuna
benzedii ya da yazar onlara zorla ipucu taklidi yapt!rd!! için, kendilerine
benzeye-medikleri bu yapay dunyada Galip vakit geçiremezdi bir turlu. (Vakit
geçiriyorum ite! derdi Ruya, polisiye romanla birlikte, Alâaddin'in dukkân!ndan
ald!! f!nd!k f!st!! yutarken). Galip bir
50
keresinde, Ruya'ya, yazar!n da katilin kim olduunu bilmedii bir polisiye
roman!n yaz!l!rsa okunabileceini söylemiti. Böylece, nesneler ve kahramanlar
her eyin fark!nda olan yazar!n zoruyla ipuçlar! ve sahte ipuçlar! kisvesine
burunmeden, hiç olmazsa, polisiye yazar!n!n hayâllerini deil, hayatta olduklar!
eyleri taklit ederek kitapta durabilirlerdi. Galip'ten daha iyi bir roman
okuyucusu olan Ruya, böyle bir romanda ayr!nt! bolluuna nas!l bir s!n!r
getirileceini sormutu. Çunku ayr!nt!lar bu romanlarda hep bir amaca iaret
ederlermi.
Ayr!nt!lar: Ruya evden ç!kmadan önce, uzerinde iri bir karafatmayla uç kuçuk
hamamböcei resminin tuketicileri korkuttuu böcek ilac!n!, helaya, mutfaa ve
koridora bol bol s!km!t!. (Hâlâ kokuyordu). 'Elektrikli ofben' dedikleri eyi
su !s!tmak için çevirmiti, (belki dalg!nl!kla, çunku perembe apartmanda s!cak
su gunudur), Milliyet gazetesini biraz okumu, (buruturmu) bilmecesini de,
sonra yan!na ald!! kurun kalemle biraz çözmutu: Turbe, ara, kamer, zor;
taksim, ramiz, esrar, dinle. Kahvalt! etmiti (çay, beyaz peynir,
ekmek);'bula!klar! y!kamam!t!. Yatak odas!nda iki, salonda dört sigara
içmiti. Yan!na yaln!zca k!l!k elbiselerinin baz!lar!n!, cildini bozduunu
söyledii makyaj malzemesinin bir k!sm!n!, terliklerini, en son okuduu
romanlar!, uur getireceine inand!! ve çekmecesinin kulpuna takt!! bo
anahtarl!!, tek tak!s! inci gerdanl!!, arkas! aynal! saç f!rças!n! alm! ve
saçlar! rengindeki paltosunu giymiti. Butun bunlar!, hiçbir zaman ç!kmad!klar!
bir seyahatte lâz!m olur diye babas!ndan ald!! orta boy eski bavula (Melih
Amcan!n Magrib'ten getirdii) koymu olmal!yd!. Dolaplar!n çounu kapam!
(kapaklar!n! tekmeleyerek), çekmecelerini itmi, ortal!ktaki !v!r z!v!r eyas!n!
yerlerine koymu, terk mektubunu da, hiçbir karars!zl!k geçirmeden bir kerede
yazm!t!: Çöp tenekesi ve kulluklerde y!rt!p at!lm! bir musvette yoktu.
Belki terk mektubu da denemezdi buna. Ruya geri döneceini belirtmedii gibi,
dönmeyeceini de belirtmemiti. Galip'ten deil de evden ayr!l!yordu sanki.
Galip'c ise, okur okumaz kabul ettii uç kelimelik bir suç ortakl!! öneriyordu:
"Annemleri idare edersin!" Evden ayr!l! nedenini aç!kça Galip'in ustune
y!kmad!! için hem sevindiriciydi bu suç ortakl!!, hem de, ne olursa olsun,
Ruya ile bir ortakl!kt!. Bu ortakl!!n kar!l!!nda, Ruya'n!n Ga-
51
lip'e verdii söz de uç kelimelikti: "Sana haber veririm." Ama butun-gece
vermedi.
Butun gece, su ve kalorifer borular! çeitli inlemeler, gurlamalar ve iç
çekmelerle öttuler. Kar aral!klarla yad!. Bozac! geçti gitti, bir daha gelmedi.
Ruya'n!n yeil imzas!yla Galip saatlerce bak!t!lar. Evin içindeki nesneler ve
gölgeler yeni kiiliklere burundu-ler; ev baka bir ev oldu. "Demek ki, uç
y!ld!r tavandan sarkan lamba örumcee benziyormu!" demek geliyordu Galip'in
içinden. Uyumak istedi, belki de iyi bir ruya göreceine inand!! için, ama
uyuyamad!. Butun gece, duzenli aral!klarla, önceki butun arat!rmalar! silbatan
edip (Elbise dolab!n!n dibindeki kutuya bakm! m!yd!; bakm!t!; galiba bakm!t!;
galiba bakmam!t!; hay!r bakmam!t! ve imdi her eye yeniden bakmal!yd!,) yeni
arat!rmalara girdi. Bu umutsuz arat!rmalar!n ortas!nda bir yerde, elinde
Ruya'n!n eski bir kemerinin an!larla kaynaan tokas!n! ya da çoktan kaybolmu
bir kara gözluun bo k!l!f!n! tutarken birden yapt!! iin umutsuzca amaçs!z
olduunu anlad!!nda (ne kadar inan!lmazd! o kitaptan ç!kma dedektifler, ne
kadar iyimserdi o dedektifin kula!na ipuçlar!n! f!s!ldayan yazar!) elinde o an
her ne tutuyorsa onu, bir muzenin envanterini ç!karan dikkatli arat!rmac! gibi,
ilk ald!! yere, titizlikle b!rak!yor, bir uykudagezerin dusel ad!mlar!yla
bacaklar! onu kendiliinden mutfaa göturuyor, buzdolab!n! aç!p, içinden hiçbir
ey almadan bir kar!t!rd!ktan sonra, salondaki sevgili koltuuna gidip az sonra
gene ayn! arama törenine balamak uzere oturuyordu. .
Üç y!ll!k evlilikleri boyunca, kar!s!nda sab!rs!z ve sinirli oturan Ruya'n!n
bacaklar!n! sallayarak, saçlar!n! çekitirerek, arada bir derinden derine iç
çekerek ve h!rsla ve zevkle sayfalar!m çevirerek polisiye romanlar okuyuunu
seyrettii bu koltukta, terkedil-dii gece tek ba!na otururken, Galip'in
akl!nda hep ayn! göruntu vard!. Lise y!llar!nda, ust duda!n!n ustunde Galip'ten
önce tuyler ç!kan ve Galip'ten önce sigara içmeye balayan sivilceli olanlarla,
masalar!nda pervas!z hamamböceklerinin dalg!n dalg!n gezindii muhallebicilere
ve pastahanelere Ruya'n!n gidiine tan!k olduunda ya da bundan uç y!l sonra,
bir cumartesi öleden sonra, onlar!n kat!na ç!kt!! zaman (Sizde mavi etiket var
m! diye gelmitim!) annesinin dökuntu tuvalet masas!nda, aynan!n ba!nda
boyan!rken
52
Ruya'n!n sab!rs!zca bacaklar!n! sallad!!n! ve saatine bakt!!n! görduunde ya
da gene bundan uç y!l sonra, bu sefer hiç göremedii solgun ve yorgun Ruya'n!n,
çevresindekilerce çok mert ve fedakar bulunan ve daha o zamandan 'Emein afa!'
dergisinde kendi imzas!yla ilk siyasi 'tahlilleri' yay!mlanan genç bir
siyasiyle, yaln!zca siyasi olmayan bir evlilik yapt!!n! örendiinde içinde
yukselen deersizlik, yenilgi ve yaln!zl!k duygusunun göruntuleri (Yuzum
asimetrik, elim sakar, a!r! siliim, sesim guç ç!kar!) deildi, hay!r, Galip'in
akl!ndaki. Yaln!zca, hayat!n bir parças!n!, bir f!rsat! ya da bir elenceyi
kaç!rd!!n!n resmi vard! Galip'in butun gece gözlerinin önunde: Kar yaarken
Alâaddin'in dukkân!n!n beyaz kald!r!ma vuran !!!.
Ruya'lar en ust kata ta!nd!ktan bir buçuk y!l sonra, yani ilkokul uçuncu
s!n!ftayken, bir cuma akam!yd!; hava karar!rken Nianta! Meydan!ndan k!
akam!n!n araba ve tramvay gurultuleri gelirken, o gunlerde birlikte kefedip
kurallar!n! saptad!klar! 'Sessiz Geçit' ve 'Ben Görmedim' oyunlar!n!
kar!t!rarak kefettikleri yeni bir oyunu oynamaya balam!lard!: 'Yok Oldum!'
kisinden biri, apartmandaki amcalar!n, babaannelerin dairelerinden birine girip
bir köeye saklan!p 'yok oluyor', öteki de onu bulana kadar ar!yordu. Oldukça
basit oyun, karanl!k odalarda !!k yakmay! yasaklad!! ve hiçbir sureyle k!s!tl!
olmad!! için, taraflar!n sabr!na ve hayâl gucune sesleniyordu. Yok olma s!ras!
kendisine geldiinde, Galip, iki gun önce bir yarat!c!l!k an!nda, dikkatini
çeken Babaannenin yatak odas!ndaki dolab!n ustune (önce koltuun koluna, sonra
dikkatle arkal!!na basarak) ç!k!p gizlenmi, Ruya'n!n kendisini burada hiçbir
zaman bulamayaca!ndan emin, karanl!kta onun hayâlini kurmutu. Hayâlinde
kendisini arayan Ruya'n!n yerine kendini koymutu ki, yokluunun ac!lar!n! Ruya
nas!l hissediyor daha iyi bir anlayabilsin! Ruya alamakl! olmal!yd!; Ruya
yaln!zl!ktan s!k!lm! olmal!yd!; aa! katta, karanl!k bir arka odada gizlendii
yerden ç!kmas! için Galip'e gözyalar!yla Ruya yalvar!yor olmal!yd!! Çok sonra,
çocukluun sonsuzluu kadar uzun suren bir bekleyiten sonra, Galip,
sab!rs!zl!kla ve as!l kendisinin sab!rs!zl!a yenildiini duunmeden birden
dolab!n ustunden inip gözlerini soluk lambalar!n !!!na al!t!r!p, bu sefer
kendisi, apartmanda Ruya'y! aramaya balam!t!. Butun katlara inip ç!kt!ktan
53
sonra, tuhaf ve hayâletimsi bir duyguyla ve bir yenilgi havas!yla Babaanneye
sorduunda, "Aa ustun ba!n toz içinde senin!" demiti kar!s!nda oturan
Babaanne. "Neredeydin? Seni arad!lar!" Dede de: "Celâl geldi," diye eklemiti.
"Ruya ile Celâl Alâaddin'in dukkân!na gittiler!" Hemen pencereye komutu Galip,
souk, lacivert, karanl!k pencereye: Kar ya!yordu d!ar!da; insan! d!ar!
ça!ran a!r ve ac!kl! bir kar. Uzaktan gözuken Alâaddin'in dukkân!n!n içinden,
oyuncaklar, resimli dergiler, toplar, yo-yolar, renkli ieler ve tanklar
aras!ndan, d!ar!ya Ruya'n!n teni renginde bir !!k s!z!yor, kald!r!mlardaki
tutmu kar!n beyazl!!nda belli belirsiz yans!yordu.
Uzun suren gece boyunca, Galip, bu yirmi dört y!ll!k göruntuyu her
hat!rlay!!nda, yirmi dört y!l önce kap!ld!! sab!rs!zl!!, kay-nayarak
birdenbire taan bir tencere-sutun tats!zl!!yla içinde hissetti: Kaç!rd!!
hayat parçac!! neredeydi? Evliliklerinin ilk gunlerinde, y!llar önceki ortak
hayatlar!n!n efsanelerini ve çocukluklar!n!n an!lar!n! daha da canl! tutmak
heyecan!yla, Hâle Halan!n dairesinden al!p kendi yeni mutluluk yuvas!n!n
duvar!na heves ve gayretkelikle ast!! sarkaçl! duvar saatinin, y!llarca
Babaanneyle Dedenin koridorunda sonsuzluk vaktini bekleyen sonsuz ve alayc! tik-
laklar!n! içeriden iitiyordu imdi. Üç y!ll!k evlilik hayatlar! boyunca,
belirsiz bir yerdeki bilinmeyen bir hayat!n nee ve elencesini kaç!rmaktan
ikâyetçi gözuken hep Ruya olmutu, Galip deil.
Galip sabahlar! ie gider, akamlan dolmularda, otobuslerde karanl!k yuzlu,
kimliksiz dönu kalabal!! içersinde sahipsiz dirsekler ve bacaklarla bouarak
eve dönerdi. Gun boyunca, her seferinde Ruya'n!n dudak buktuu bahaneler bulup
yaz!haneden eve bir iki kere telefon eder, akam evin s!cakl!!na dönduunde
kulluklerdeki sigaralar!n say!s!ndan ve cinsinden, eyalar!n, nesnelerin
duruundan ve eve girmi bir yenisinden, yuzunun teninden Ruya'n!n o gun ne
yapt!!n! pek de fazla yan!lmadan, aa! yukar!, ç!kar!rd!. Ya a!n bir mutluluk
an!nda (bir istisna) ya da a!r! bir kuku an!nda, dun akam yapmay! kurduu
gibi, Bat!l! filmlerindeki kocalar! taklit ederek, kar!s!na o gun evde ne
yapt!!n!, ne yapt!!n!, aç!kça soracak olsa, Bat!l! ya da Doulu hiçbir filmde
aç!kça anlat!lmayan belirsiz ve kaygan bir bölgeye girmenin huzursuzluunu
duyarlard! ikisi de. statistiklerin ve burokratik s!mfla-
54
malar!n 'ev kad!n!' diye adland!rd!! o anonim kiinin, (Galip'in Ruya'ya hiçbir
zaman benzetemedii o deterjanl! ve çocuklu kad!n!n) hayat!nda böyle gizli,
esrarl! ve kaygan bir bölge olduunu Galip, evlendikten sonra kefetmiti.
T!pk! Ruya'n!n haf!zas!n!n derinliklerindeki anla!lmaz bölgeler gibi, bu gizli,
kaygan bölgenin esrarl! bitkiler ve korkutucu çiçeklerle kaynaan bahçesinin
kendisine butunuyle kapal! olduunu bilirdi Galip. Butun sabun ve deterjan
reklâmlar!n!n, fotoromanlar!n, yabanc! dergilerden çevrilmi en son haberlerin
ve çou radyo programlar!n!n ve gazetelerin renkli eklerinin ortak konusu ve
hedefiydi bu yasak bölge, ama onlardan çok daha ötede, onlardan çok daha
esrarengiz ve gizliydi de. Bazan, sözgelii, koridordaki kaloriferin uzerindeki
bak!r sahan!n yan!na kâ!t makas!n!n neden ve nas!l konmu olabileceini
belirsiz bir ilhamla duunduunde ya da Ruya'n!n hâlâ s!k s!k görutuunu
bildii, ama y!llard!r kendisinin görmedii bir kad!na bir pazar gezintisinde
birlikte rastgel-diklerinde, Galip, kendisine yasak olan o kaygan ve ipeksi
bölgeyle ilgili bir ipucuna, o yasak bölgeden ç!kma esrarl! bir belirtiye
rastlam! gibi bir an a!r!r ve yaralt!na itilmi yayg!n bir tarikat!n art!k
kendini gizleyemeyen esrar!yla yuzyuze gelmi gibi duraklard!. Korkutucu olan
ey, t!pk! yasaklanm! bir tarikat!n s!rlar! gibi, esrar!n 'ev kad!n!' denen o
kimliksiz kiilerin hepsine bulamas!, ama onlar!n böyle bir s!rlar!, gizli
törenleri, paylat!klar! bir suçlar!, sevinçleri ve tarihleri yokmu gibi
davranmalar!, ustelik de bunu, bir ey gizleme isteiyle deil, butun
içtenlikleriyle yapmalar!yd!. Had!m edilmi harem aalar!n!n kilit ustune kilit
vurarak saklad!klar! o s!r gibi, hem çekici hem de iticiydi bu bölge: Varl!!
herkes taraf!ndan bilindii için, bir kâbus gibi dehet verici deildi belki,
ama hiçbir zaman tarif edilip adland!r!lmad!! için esrarl! ve yuzy!llard!r
kuaktan kuaa geçmesine ramen, hiçbir zaman bir gurur, guven ve zafer kayna!
olamad!! için de bu esrar! ac!kl!yd!. Bir ailenin butun uyelerini yuzy!llarca
izleyen bir uursuzluk gibi bir tur lanet olduunu duunurdu bazan Galip bu
bölgenin, ama evlenerek, çocuk sahibi olarak ya da anla!lmaz nedenle birdenbire
çal!may! b!rakarak birçok kad!n!n kendi isteiyle bu esrarl! lanete dönduune
tan!k olduu için de, tarikat s!rr!n!n bir çekimi olduunu da anlard!; öyle ki,
bu lanetten kurtulmak, baka
- . ' 55
birisi olmak karar!yla, nice emeklerle bir i bulup çal!maya balayan
kad!nlar!n baz!lar!nda geride b!rakt!klar! o gizli törenlere, sihirli anlara
hiçbir zaman anlayamayaca! ipeksi ya da karanl!k bölgelere dönme isteinin
belirtilerini görduunu san!rd!. Bazan, yapt!! saçmasapan bir akaya ya da
kelime oyununa Ruya, kendisini a!rtacak kadar gulduunde ya da sincap
rengindeki saçlar!n!n karanl!k orman!nda beceriksiz ellerinin gezinmesini ayn!
neeyle kar!lad!!nda, yani, butun resimli dergilerle onlardan örenilmi
törenlerin, butun geçmile gelecein d!land!! kar! koca aras!ndaki ruyams!
yak!nl!k anlar!n!n birinde, birden Galip'in içinden kar!s!na o esrarl! bölgeye
ilikin bir soru sormak gelir, butun çama!rlar!n, bula!klar!n, polisiye
romanlar!n ve gezintilerin d!!nda, (çocuklar!n!n olmayaca!n! doktor söylemi,
bir ite çal!maya Ruya pek fazla istek göstermemiti) bugun evde, as!l "o"
saatte, ne yapt!!n! sormak isterdi; ama sorudan sonra, aralar!nda aç!lacak
uzakl!k o kadar korkutucu ve sorunun hedefledii bilgi aralar!ndaki ortak dilin
kelimelerine o kadar yabanc!yd! ki, hiçbir ey soramaz, yaln!zca kollar!nda
tuttuu Ruya'ya, bir an bo, bombo bakard!. "Gene bo bak!yorsun!" derdi Ruya.
"Yuzun kâ!t gibi beyaz!" derdi Ruya, annesinin daha ta çocukluunda Galip'e
söyledii cumleleri neeyle tekrarlayarak.
Sabah ezan!ndan sonra, salondaki koltuunda Galip k!sa bir sure uyuklad!.
Ruyas!nda bir akvaryumun tukenmez kalem yeili s!v!s!nda Japon bal!klar! a!r
a!r salm!rken Ruya, Galip ve Vas!f bir yanl!l!ktan söz ediyorlar, daha sonra,
sa!r ve dilsiz olan!n Vas!f deil, Galip olduu anla!l!yordu, ama çok da
kederlenmiyorlard!: Nas!l olsa. yak!nda her ey yoluna girecekti.
Uyand!ktan sonra Galip, masaya oturdu ve aa! yukar! on dokuz-yirmi saat önce,
Ruya'n!n yapt!!n! tahmin ettii gibi, masan!n uzerinde bo kâ!t arad!. Elinin
alt!nda -t!pk! Ruya gibi- kâ!t bulamay!nca, -Ruya'n!n terk mektubunun arkas!na
butun gece tek tek duunduu kiilerden ve mekânlardan oluan bir listeyi
yazmaya balad!. Yazd!kça uzayan ve uzad!kça yazd!ran ve Galip'te polisiye roman
kahramanlar!n! taklit ettii duygusu uyand!ran sinir bozucu bir listeydi bu.
Ruya'n!n eski sevgilileri, lisedeki 'matrak' k!z arkadalar!, arada bir ad!n!
and!! dostlar!, eski 'siyasi' yak!nlar! ve Galip'in Ruya'y! buluncaya kadar
hiçbir ey farkettirmemeye
56
karar verdii ortak arkadalar!n!n adlar! kendilerini oluturan sesli sessiz
harflerin yuvarlaklar!, inileri, ç!k!lar!, yuzleri ve gittikçe daha anlaml!,
çift anlaml! gözuken biçimleri içinden, acemi dedektif Galip'e neeyle el
sallay!p, haince göz k!rp!p, sahte ipuçlar! yol-luyorlard!. ri tenekeleri
kamyonun kenarlar!na vura vura boaltan çöpçuler geçtikten sonra, Galip listeyi
daha fazla uzatmamak için, yeil tukenmez kalemiyle birlikte bugun giyecei
ceketinin iç cebine s!k!t!rd!.
Ortal!k bir kar mavisiyle ayd!nlan!rken, evdeki butun lambalar! söndurdu.
Merakl! kap!c! pirenlenmesin diye, çöp tenekesini, içini son bir kere daha
gözden geçirdikten sonra, d!ar! ç!kard!. Çay demledi, makinesine yeni bir jilet
tak!p t!ra oldu, temiz, ama utulenmemi çama!r ve gömlek giydi, butun gece
kar!t!rd!! eve çekiduzen verdi. Giyinirken, kap!c!n!n kap!n!n alt!ndan att!!
ve çay!n! içerken okuduu Milliyet'teki yaz!s!nda Celâl, y!llar önce, karanl!k
kenar mahallelerde, bir geceyar!s! kar!lat!! bir 'göz'-den sözediyordu.
Galip, y!llar önce bir kere daha yay!mlanan yaz!y! okumutu, ama gene ayn!
'göz'un dehetini hissetti uzerinde. Telefon ayn! anda çalmaya balad!.
"Ruyad!r!" diye duundu Galip; ahizeye yetiene kadar akam Ruya'yla birlikte
gidecekleri sinemay! bile duunmutu: Konak. Ahizedeki umut k!r!c! sese, Suzan
Yengeye cevap verirken, hiç duraklamad!: Evet, Ruya'n!n atei dumutu, butun
gece de çok iyi uyumu, Galip'e sabah anlatt!! bir ruya bile görmutu. Tabii
annesiyle konumak isterdi; bir dakika! "Ruya!" diye seslendi Galip koridora
doru, "Ruya, annen telefonda!" Ruya'n!n esneyerek yataktan kalkt!!n!, tembel
tembel gerinerek terliklerini arand!!n! gözlerinin önune getirdi; sonra, hemen
akl!n!n sinemas!na baka bir bobin takt!: Merakl! koca Galip, kar!s!n! telefona
ça!rmak için koridordan içeri gidiyor ve onu yatakta tekrar m!!l m!!l uyurken
buluyor. Bu ikinci filmi daha iyi canland!rabilmek, Suzan Yengeye inand!r!c! bir
atmosfer sunabilmek için, koridorda aa! yukar! yuruyerek 'efekt' bile yapt!.
Telefona döndu. "Uyumu Suzan Yenge, gözleri ateten çapak içindeydi, surat!n!
y!kay!p yata!na girip gene uyumu!" "Bol bol portakal suyu içsin!" dedi Suzan
Yenge, en iyi ve en ucuz s!kmal!k kan portakal!n!n Nianta!'nda nerede
bulunabileceini dikkatle anlatarak. "Akam belki Konak
57
Sinemas!na gideceiz!" dedi Galip guven duygusuyla. "Üutmesin gene!" dedi Suzan
Yenge, sonra belki de her eye fazla kar!t!!n! duunerek, konuyu bir an
bambaka yere çevirdi: "Biliyor musun, sesin gerçekten telefonda Celâl'inkine
çok benziyor. Yoksa sen de mi uuttun? Dikkat et Ruya'dan mikrop kapma!"
Telefonlar! kar!l!kl! ayn! sayg!, sevgi ve sessizlikle, sanki Ruya'y!
uyand!rmak kadar, ahizeleri incitmekten çekinerek yavaça kapad!lar.
Telefonu kapad!ktan hemen sonra Celâl'in eski yaz!s!n! yeniden okumaya
balad!!nda, az önce burunduu kiilikle yaz!daki 'göz'un bak!lar! ve
duuncelerinin dumanlar! aras!nda, Galip, birden karar veriverdi: "Ruya, tabii
ki, eski kocas!na dönmutur!" Bu apaç!k gerçei, butun gece baka hayâllerle
buland!rarak görememesine at!. Ayn! kararl!l!kla telefona gidip Celâl'i arad!.
Butun bu ak!l kar!!kl!!n! ve sonucunu ona anlat!p öyle demek için: "imdi ben
onlar! aramaya ç!k!yorum. Eski kocas!yla birlikte Ruya'y! bulduumda -ki bu çok
vakit almaz- onu eve dönmeye ikna edemem diye korkuyorum. Ruya'y! en iyi sen
kand!rmay! bilirsin. Eve dönmesi, ("bana" diyecekti, ama kelime ç!kmam!t!
az!ndan,) eve dönmesi için ona ne diyeyim?" "Sakin ol önce!" diyecekti Celâl
içtenlikle. "Ruya ne zaman gitti? Sakin ol! Biraz birlikte duunelim. Bana,
gazeteye gel." Ama Celâl evinde de, gazetede de yoktu henuz.
Evden ç!karken Galip telefonu aç!k b!rakmay! duledi, ama b!rakmad!. "Çald!rd!m,
çald!rd!m megul ç!kt!!" derse Suzan Yenge, "Ruya telefonu iyi kapamam!,"
derim, "bilirsiniz, dalg!nd!r, her eyi unutur."
i
58
ALTINCI BÖLÜM BED USTA'NIN EVLÂTLARI
"...zaman d!! havay! titreten iç çekmeler."
Dante
Sutunlar!m!z! her kesimden, her s!n!ftan, her cinsten insan!m!z!n sorunlar!na
pervas!zca açt!!m!zdan beri okuyucular!m!zdan ilginç mektuplar al!yoruz. Kendi
gerçeklerinin en sonunda dile gelebildiini gören baz! okuyucular!m!z!, bazan
bunlar! yazacak sabr! bile gösteremiyorlar da, koarak matbaam!za gelip, bize
kana kana hikâyelerini anlat!yorlar. Baz!lar! da, anlatt!klar! inan!lmayacak
vakalardan, korkunç ayr!nt!lardan kukuya dutuumuzu görduklerinde,
hikâyelerini ve kendi hayatlar!n! kan!tlamak için bizi çal!ma masam!zdan al!p,
toplumumuzun imdiye kadar hiç yaz!lmam!, ilgilenilmemi çamurlu ve esrarl!
karanl!klar!na çekiyorlar. Turkiye'de mankenciliin yeralt!na itilmi korkunç
tarihinden ite böyle haberdar olduk.
Korkuluk gibi gubre ve köy kokan 'folklorik' bir ayr!nt! bir yana, 'mankencilik'
denen zenaatten toplumumuz yuzy!llard!r haberdar bile deildi. Bu ie ilk
girien usta, mankenciliimizin piri, Ab-dulhamit'in emri ve zaman!n ehzadesi
Osman Celâlettin Efendi'nin ilgisiyle aç!lan Bahriye Muzesine gereken mankenleri
haz!rlayan Bedii Usta olmutur. Mankenciliimizin gizli tarihini yapan da Bedii
Ustad!r. Üç yuz y!l önce Akdeniz'de talyan ve spanyol gemilerine kök sökturen
levendlerimizin ve civan yiitlerimizin palab!y!klar! ve butun hametleriyle, bu
ilk muzeye yerletirildiini ve saltanat kay!klar! ve kad!rgalar aras!nda
dikildiini gören muzenin ilk ziyaretçileri, tan!klar!n anlatt!!na göre,
hayretler içinde kalm!lar. Bedii Usta, bu ilk harikalar!nda malzeme olarak
aaç, alç!, balmumu, ceylan, deve ve koyun derisi ve insan saç ve sakal!
kullanm!. Buyuk bir sanatkârane baar!yla gerçekletirilen bu mucizevi
yarat!klarla kar!lat!!nda zaman!n dar görulu eyhulislam! öfkeye kap!lm!:
Allan!n yarat!klar!n! bu kadar mukemmel taklit etmek, Allahla bir çeit boy
ölçumek olarak görulduunden
59
mankenler muzeden kald!r!lm!, kad!rgalar arama korkuluklar yerletirilmi.
Bitmemi bat!l!lama tarihimizde örneklerini binlerce kere görduumuz bu
yasakç!l!k zihniyeti, Bedii Usta'n!n içinde bir anda alevlenen 'zenaat ateini'
söndurmemi. Bir yandan evinde yeni mankenler yaparken, bir yandan da
"evlâtlar!m" dedii eserlerini yeniden muzeye sokabilmek ya da ayr! yerde
sergileyebilmek için yetkililerle anlamaya çal!m!. Baar!s!zl!a uray!nca
yöneticilere ve devlete kusmu, ama yeni zenaat!na deil. Evinin kuçuk bir
atölye haline getirdii bodrum kat!nda manken uretimine devam etmi. Sonralar!,
hem mahalledeki komular!n "buyuculuk, sap!kl!k ve z!nd!kl!k" suçlamalar!ndan
sak!nmak, hem de gittikçe kalabal!klaan "evlâtlar!yla" alçakgönullu bir
Musluman evine s!a-mad!! için, eski stanbul'dan Galata'ya, Frenk yakas!nda
bir eve ta!nm!.
Ziyaretçimin beni de göturduu Kuledibi'ndeki bu tuhaf evde, titiz çal!malar!na
inanç ve tutkuyla devam ederken, oluna da kendi kendine örendii mesleini
öretmi. Yirmi y!l suren bir çal!madan sonra, Cumhuriyetimizin ilk
y!llar!ndaki o heyecanl! Bat!c!l!k dalgas! içinde, beyefendiler balar!ndaki
fesleri ç!kar!p Panama apkalar! giyerlerken ve han!mefendiler çaraflar!n! at!p
ayaklar!na topuklu iskarpinler geçirirlerken, Beyolu caddesindeki o unlu giyim
kuam dukkânlar! vitrinlerine manken yerletirmeye balam!lar. Yurt d!!ndan
getirtilen o ilk mankenleri görunce, Bedii Usta y!llard!r bekledii zafer
gununun geldiini duunerek yeralt!ndaki atölyesinden caddeye f!rlam!. Ama
'Beyolu' denen bu gösterili al!veri ve elence caddesinde ölumune kadar
kendisini yeniden yeralt!ndaki hayat!n karanl!!na ilecek yeni bir hayâl
k!r!kl!!yla kar!lam!.
Göturduu örnekleri gören, atölyesine, mahzenine gelen butun o 'bonmare'
sahipleri, lak!m elbise, etek, kostum, çorap, palto, apka satan butun o haz!r
giyimciler ve vitrinciler tek tek geri çevirmiler onu. Yapt!! mankenler ve
elbiselerin modellerinin öretildii Bat!l! ulkelerin insanlar!na deil, bizim
insanlar!m!za ben-ziyorlarm!. "Muteri," demi dukkânc!lardan biri, "sokakta
her gun onbinlercesini görduu o b!y!kl!, çarp!k bacakl!, kara kuru
vatandalardan birinin s!rt!ndaki paltoyu deil, uzak ve bilinmeyen
60
bir diyardan gelen yeni ve 'guzel' bir insan!n giydii ceketi s!rt!na geçirmek
ister ki, bu ceketle birlikte kendi de deitiine, baka biri olabildiine
inanabilsin." Bu ilerde pimi bir vitrinci, Bedii Usta'n!n eserlerini
hayranl!kla kar!lad!ktan sonra, ne yaz!k ki ekmek paras! için vitrinlerine bu
"gerçek Turkleri, bu gerçek vatandalar!" koyamayaca!n! aç!klam!: Turkler
art!k "Turk" deil, baka bir ey olmak istiyorlarm! çunku. Bu yuzden k!l!k
k!yafet devrimini icat etmiler, sakallar!n! t!ra etmiler, dillerini ve
harflerim deitirmiler. Daha veciz konumay! seven bir dukkân sahibi,
muterilerinin bir elbiseyi deil, asl!nda bir hayâli sat!n ald!klar!n!
aç!klam!. O elbiseyi giyen "ötekiler" gibi olabilme hayaliymi as!l sat!n almak
istedikleri.
Bedii Usta bu yeni hayâle uygun duecek mankenler yapmay! denememi bile.
Avrupa'dan ithal edilen ve tuhaf durular! ve di macunu gulumseyileri surekli
deien o mankenlerle rekabet edemeyeceinin fark!ndaym!. Böylece kendi
atölyesinin karanl!!nda b!rakt!! kendi gerçek hayâllerine dönmu. Ölumune
kadarki on be y!lda bu yerli ve korkunç hayâllerin ete kemie burunduu ve
hepsi birer sanat aheseri olan yuz elliden fazla yeni manken yapm!. Gazetemize
kadar gelip beni babas!n!n yeralt!ndaki atölyesine göturen olu, bana bu
mankenleri tek tek gösteriyor ve bizleri "bizler" yapan "özumuzun" bu tuhaf ve
tozlu eserlerin içine gömulduunu söyluyordu.
Kule dibindeki çamurlu bir yokutan, çarp!k merdivenli berbat bir kald!r!mdan
geçerek indiimiz souk ve karanl!k bir evin bodrumundayd!k. Dört bir yan!m!z
k!p!r k!p!r k!p!rdanmaya çal!an, sanki bireyler yaparak yaamak isteyen
mankenlerin o dondurulmu yaam!yla dopdoluydu. Yar! karanl!k mahzende, gölgeler
içinde birbirlerine ve bize bakan yuzlerce anlaml! göz ve yuz vard!. Baz!lar!
oturmutu, baz!lar! bireyler anlat!yor, bir k!sm! yiyor, bir k!sm! guluyor, bir
k!sm! dua ediyor, bir k!sm! ise bana o anda dayan!lmaz gelen bir 'varolula'
d!ar!daki hayata sanki meydan okuyordu. Her ey apaç!k ortadayd!: bu
mankenlerde, deil Beyolu ve Mahmutpaa'n!n vitrinlerinde, Galata köprusu'nun
kalabal!!nda bile hissedemeyeceimiz bir canl!l!k vard!. Bu k!p!r k!p!r, nefes
nefese manken kalabal!!n!n teninden !!k gibi hayat f!-k!r!yordu.
Buyulenmitim. Yan!ba!mdaki mankenlerden birine
61

korkuyla, tutkuyla yaklat!!m!, ondaki canl!l!ktan yararlanmak, bu gerçekliin,
bu dunyan!n s!rr!n! elde etmek için uzanarak, bu nesneye (yal! bir amca, kendi
vatanda dertlerine gömulmutu) ulamak istediimi, ona dokunduumu
hat!rl!yorum. Sert ten, oda gibi korkunç ve souktu.
"Her eyden önce, babam bizi biz yapan hareketlere dikkat etmemiz gerektiini
söylerdi!" diye gururla aç!klad! mankencinin olu. Babas!yla birlikte, uzun ve
yorucu çal!ma saatlerinden sonra Kuledibi'nin karanl!klar!ndan yeryuzune
ç!karlar, Taksim'deki pezevenkler kahvesinin manzara gören masalar!ndan birine
otu-. rup çaylar!n! !smarlarlar ve meydandaki kalabal!!n 'jestlerini'göz-
lemlerlermi. Babas! o y!llarda, bir milletin 'hayat tarz!n!,' tarihini,
teknolojisini, kulturunu, sanat ve edebiyat!n! deitirebileceini anlarm!, ama
jestlerini deitirebileceine asla ihtimal vermezmi. Bunlar! anlat!rken, olu,
bana sigaras!n! yakan bir oförun duruundaki ayr!nt!lar! aç!kl!yor, bir Beyolu
kabaday!s!n!n kollar!n!n nas!l ve neden yana aç!k durduunu ve yengeç gibi yan
yan yuruduunu belirtiyor, hepimiz gibi az!n! kocaman kocaman açarak gulen bir
leblebici ç!ra!n!n çenesine dikkatimi çekiyordu. Elinde file, caddede tek
ba!na yuruyen kad!n!n önune bak!!ndaki o dehetin anlam!n! da anlatt!,
vatandalar!m!z!n ehirlerimizde yururken neden hep yere ve k!rlarda yururken
neden hep göe bakt!klar!n! da... Kendilerini harekete geçirecek sonsuzluk
saatinin dolmas!n! bekleyen butun o mankenlerin jestlerine, durular!na,
durula-r!ndaki 'bizden'olan o eye kimbilir kaç kere dönup yeniden, yeniden
dikkatimi çekti. Üstelik, bu harika yarat!klar!n, pekâlâ guzel elbiseler giyip
sergileyebilecek yetenekte olduunu da kavr!yordunuz.
Ama gene de, bu mankenlerde, bu zavall! yarat!klarda, insan! d!ardaki ayd!nl!k
hayata iten bir ey vard!. Nas!l söylesem, sanki bir çeit dehet, korkunç, ac!,
karanl!k bir yan! "Sonralar!, babam art!k gunluk hareketleri de gözlemez oldu,"
deyince olu, bu korkunç eyi sezdiimi duunmutum. Benim "jest" diye anlatmaya
çal!t!!m o hareketlerin, burun silmekten kahkaha atmaya, yan bakmaktan
yurumeye, el s!kmaktan ie açmaya kadar uzanan butun o gunluk hareketlerin de
deitiini, safl!!n! kaybettiini baba oul yava yava fark etmeye
balam!lar. Pezevenkler kahve-
62
sinden kalabal!klar! seyrederken, önceleri, kendileri ve benzerlerinden baka
taklit edecek bir ey göremeyen sokaktaki insan!n kimi taklit ettiini, kimi
örnek alarak deitiini ç!karamam!lar bir turlu. "nsanlar!m!z!n en önemli
hazinesi" dedikleri jestleri, gunluk hayatta yapt!klar! kuçuk vucut hareketleri,
sanki gizli ve görulmez bir 'efin' komutuyla a!r a!r ve tutarl! olarak
deiiyor, yok oluyor, yerlerine nereden örnek al!nd!! bilinmeyen birtak!m yeni
hareketler geçiyormu. Sonralar!, baba bir dizi çocuk mankeni uzerinde
çal!!rken anlam!lar her eyi: "O lanet olas! filmler yuzunden!" diye ba!rd!
olu.
Bat!dan kutu kutu getirilen, sinemalarda saatlerce oynat!lan o lanet olas!
filmler yuzunden sokaktaki insan!m!z!n jestleri safl!!n! kaybetmeye balam!.
Aç!k seçik iarkedilemeyen bir h!zla, insanlar!m!z kendi hareketlerini bir yana
b!rak!p, baka insanlar!n hareketlerini benimsemeye, taklit etmeye balam!lar.
Babas!n!n, bu yeni, yapmac!kl! hareketlere, bu anla!lmaz jestlere duyduu
öfkenin hakl!l!!n! göstermek için oulun say!p döktuu ayr!nt!larla lâf!
uzatmak istemiyorum: Filmlerden örenilmi butun o kahkahalar!n, pencere
açmaktan kap! çarpmaya, çay fincan! tutmaktan, ceket giymeye kadar varan butun o
örenilmi ve yersiz jestlerin, ba sallay!lar!n, kibar öksuruklerin, öfke
anlar!n!n, göz k!rpmalar!n, yumruk atmalar!n, f!ld!r f!ld!r oynayan o kalar!n,
o gözlerin, bizim kaba çocuksuluumuzu ölduren o kibarl!klar!n ya da
sertliklerin hepsini bir bir anlatt!. Babas!, safl!!n! kaybetmi bu melez
hareketleri görmek bile istemiyormu art!k. Bu yeni ve duzmece hareketlerden
etkilenip kendi "evlâtlar!n!n" safl!!n! bozmaktan korktuu için atölyesinden
d!ar! ç!kmamaya karar vermi: Evinin mahzenine kapan!rken, "bilinmesi gereken
anlam!n ve esrar!n özunu" zaten çoktand!r tan!d!!n! ilân etmi.
Bedii Usta'n!n hayat!n!n son on be y!l!nda yapt!! eserlere bakarken bu
belirsiz özun ne demek olduunu kendi gerçek kimliini y!llar sonra örenen bir
'vahi çocuun' dehetiyle sezdim: Bana bakan, benim hayat!ma doru ilerleyen,
beni temsil eden bu amca, teyze, arkada, akraba, tamd!k, bakkal, içi
mankenleri aras!nda benim benzerlerim vard!, hatta kendim de vard!m o yenik
umuzsuz karanl!k içinde. Birçou kuruni bir tozla kapl! bu vatanda mankenleri
(aralar!nda Beyolu gangsterleri de vard!, diki di-
63
ken k!zlar da, unlu zengin Cevdet Bey de vard!, ansiklopedist Sela-hattin Bey
de, itfaiyeciler de vard!, benzersiz cuceler de, ihtiyar dilenciler de, gebe
kad!nlar da) soluk lambalar!n abartt!! korkunç gölgeleriyle birlikte bana
kaybettikleri safl!klar! yuzunden ac! çeken tanr!lar!, bir bakas!n!n yerinde
olamad!klar! için kendilerini yiyip bitiren çilekeleri, birbirleriyle sevierek
yatamad!klar! için birbirlerini ölduren mutsuzlar! hat!rlat!yordu. Onlar da,
benim gibi, bizler gibi, içlerine rastlant!yla dutukleri belirsiz bir varoluun
anlam!n! cennette kalm! kadar uzak bir geçmite bir gun sanki kefetmiler, ama
sonra unutmulard! bu sihirli anlam!. Unuttuumuz bu hat!ra için ac! çekiyorduk;
belimiz bukulmutu, ama gene de kendimiz olmakta direniyorduk. Jestlerimize,
bizi biz yapan eylere, burnumuzu siliimize, ba!m!z! ka!y!!m!za, aya!m!z!
at!!m!za ve bak!lar!m!za sinen mutsuzluk ve yenilgi duygusu, asl!nda, kendimiz
olmakta direnmenin bir cezas!yd! da. Bedii Usta'y! anlatan olu, "Babam
vitrinlere bir gun kendi mankenlerini koyacaklar!na her zaman inand!!" derken,
"Babam insan!m!z!n bir gun bakalar!n! taklit etmeyecek kadar mutlu
olabileceinden umudu kesmedi hiç!" derken, ben, bu manken kalabal!!n!n da
benimle birlikte, bir an önce bu kapal! ve kuflu mahzenden yeryuzune ç!k!p gune
alt!nda bakalar!na bakarak, bakalar!n! taklit ederek, bir bakas! olmaya
çal!arak bizim gibi mutlulukla yaamaya can att!klar!n! duunuyordum.
Bu istek, sonra örendim, hiç gerçeklememi de deil! Tuhafl!klarla ilgi
çekmeye merakl! bir dukkân sahibi, belki de ucuza duureceini bildiinden, bir
iki 'mal' alm! atölyeden. Ama durular! ve jestleriyle vitrinlerin öte
taraf!ndaki muterilere, kald!r!mdan ak!p geçen kalabal!a o kadar benziyormu
ki. al!p sergiledii mankenler, o kadar alelade ve p kadar sahici ve o kadar
"biz-den"miler ki, kimse ilgilenmemi onlarla. Bunun uzerine, pinti dukkânc!
testeresiyle parça parça etmi onlar!; jestleri anlamland!ran butunluk
kaybolunca, kollar, bacaklar, ayaklar kuçuk dukkân!n kuçuk vitrininde, Beyolu
kalabal!!na emsiye, eldiven, çizme, ayakkab! sergilemek için y!llarca
kullan!lm!.
64
YEDNC BÖLÜM
KAF DAININ HARFLER
"Bir ismin bir anlam! m! olmal!?" Lewis Carroll
Uykusuz geçen geceden sonra, sokaa ad!m!n! att!!nda Galip, kar!n sand!!ndan
da çok yad!!n!, Nianta!'n!n tekduze kuruni rengini örten beyaz!n
yad!rgat!c! ayd!nl!!ndan anlad!. Kald!-r!mlardaki kalabal!k, apartman
saçaklar!ndan sarkan yar! saydam sivri buzlardan haberli deil gibiydi. Galip,
Nianta! Meydan!ndaki Bankas!'na girip ("s Bankas!" derdi Ruya meydandaki
tozu, duman!, araba egzoslar!n! ve bacalardan f!k!ran kirli mavi sisi her
hat!rlay!!nda) Ruya'mn son on gunde ortak hesaplar!ndan önemli bir para
çekmediini, banka binas!nda kaloriferlerin yan-mad!!m ve yuzlerini korkutucu
bir ekilde boyam! memure k!zlardan birine, Milli Piyango çekiliinde kuçuk bir
ikramiye ç!kt!! için herkesin sevinçli olduunu örendi. Vitrinleri buulu
çiçekçi dukkânlar!n!n, çayc! ç!raklar!n!n girdii pasajlar!n, Ruya'yla birlikte
gittikleri ili Terakki Lisesinin önunden ve dallar!ndan buzlar sarkan
hayâletimsi kestane aaçlar!n!n alt!ndan yuruyerek Alâad-din'in dukkân!na girdi.
Ba!nda, dokuz y!l önce bir yaz!s!nda Ce-lâl'in sözunu ettii mavi kakuleta,
Alâaddin burnunu siliyordu.
"Alâaddin, geçmi olsun, hasta m!s!n?"
"Üuttum."
Galip, Ruyâ'nm eski kocas!n!n bir zamanlar yazd!!, taraftar! ya da duman!
olduu sol siyas! dergilerden, adlar!n! tek tek dikkatle telâffuz ederek, birer
tane istedi. Alâaddin yuzunde çocuksu, korkulu, kukulu, ama hiçbir zaman da
dumanca olamayacak bir ifade, bu dergileri yaln!zca universite örencilerinin
okuduunu söyledi. "Sen ne yapacaks!n?"
"Ben bilmecelerini çözeceim!" dedi Galip.
akadan anlad!!n! gösteren bir kahkaha att!ktan sonra: "Bunlarda da hiç bilmece
olmaz be abi!" dedi Alâaddin, bir bilmece tiryakisinin kederiyle. "u ikisi
yeni ç!kt!, ister misin?"
65
"Peki," dedi Galip. Ç!plak kad!n dergisi alan bir ihtiyar gibi f!s!ldad! sonra:
"Hepsini bir gazeteye sar!versene!"
Eminönu otobusundeyken kuca!ndaki paketin tuhaf bir ekilde a!rlat!!n!
hissetti, ayn! tuhafl!kla baka bir duyguya, bir gözun kendisini gözetledii
duygusuna da kap!ld!. Otobusun içindeki kalabal!ktan birinin gözu deildi ama
bu, çunku dalgal! bir denizde sallanan çatanada sallan!r gibi dalgalanan
yolcular karl! sokaklara ve kalabal!klara bak!yorlard!, dalg!nl!kla. Galip,
Alâaddin'in siyas! dergileri eski bir Milliyet gazetesine sard!!n!, katlanm!
gazetenin köesindeki fotoraf!ndan Celâl'in kendisine bakt!!n! o zaman
farketti. Yad!rgat!c! olan ey, y!llard!r her sabah görduu bu fotoraftan
Celâl'in kendisine bugun bambaka bir bak!la bak-mas!yd!. "Seni biliyorum ve
hep gözetliyorum!" diyen bir bak!la , bak!yordu Celâl. Galip, ruhunu okuyan bu
'göz'un uzerine parma!n! koydu, ama varl!!n!, uzun otobus yolculuu boyunca
sanki parma!n!n alt!nda da hep hissetti.
Yaz!haneye var!r varmaz Celâl'i arad!, ama yoktu. Paket kâ!d!n! dikkatle bir
köeye kald!rarak sol dergileri ç!kar!p dikkatle okumaya balad!. Dergiler,
Galip'e, uzun zamand!r unuttuu bir heyecan, gerilim ve beklenti duygusunu ve
umudunu kestii ve ne zaman kestiini de bilmedii bir kurtulu, zafer ve
k!yamet gununun an!lar!n! hat!rlatt! önce. Sonra, arada Ruya'n!n terk mektubunun
arkas!na adlar!n! yazd!! eski arkadalar!na telefonlar ettii uzunca bir
sureden sonra, kay!p an!lar! Galip'e, cami duvarlar! ve kahve bahçeleri
aras!ndaki yazl!k sinemalarda çocukluunda görduu filmler kadar çekici ve
inan!lmaz gözuktu. O siyah beyaz Ye-ilçam filmlerini seyrettii zaman,
hikâyelerin kuruluundaki isyan ettirici bir nedensellik eksiklii yuzunden
Galip, ya olaylar! busbutun anlayamad!!n! san!r ya da zengin ve ac!mas!z
babalar, iyiler iyisi yoksullar, ahç!lar, uaklar, dilenciler ve kuyruklu
arabalarla kurulmu ve öyle niyet edilmedii halde masala dönumu bir dunyaya
buyur edildiini upheyle duunur, (Ayn! plaka numaral! De Soto'yu önceki filmde
de görduunu söylerdi Ruya,) ve inan!lmaz dunyaya dudak bukerken ve gözya!
döken yan sandalyedeki seyirciye aarken, evet evet, ite tam bu s!rada -
dikkat - birdenbire, hiç anlayamad!! bir hokus pokus sonucu, kendisini de
perdedeki ac!kl! ve solgun iyilerin, ac!lar içindeki kararl! ve fedakâr kahra-
1
manlar!n kederlerini gözyalar!yla payla!rken bulurdu. Ruya'y! eski kocas!yla
birlikte bulduunda kuçuk sol fraksiyonlar!n bu masal!ms! siyah beyaz siyasi
dunyas!ndan biraz daha haberli olmak istedii için Galip, butun politik
dergileri biriktiren eski bir arkada!na telefon etti.
"Hâlâ dergi biriktiriyorsun, deil mi?" dedi Galip guvenle. "Ba! dertte bir
muvekkilimi savunabilmek için senin arivinde biraz çal!abilir miyim?"
"Tabii," dedi Saim her zamanki iyi niyetiyle ve 'arivi' için aranmaktan memnun.
Galip'i akam saat sek*iz buçukta bekliyordu.
Galip hava kararana kadar yaz!hanede çal!t!. Birkaç kere Celâl'i arad!,
bulamad!. Celâl Bey'in ya "henuz" gelmediini, ya da "imdi" ç!kt!!n! söyleyen
sekreterle her konumas!ndan sonra, Melih Amcadan kalma raflar!n uzerine koyduu
gazete parças!ndan Celâl'in 'göz'unun kendisini gözetledii duygusuna kap!ld!.
Kapal!çar!'daki kuçuk bir dukkân!n hissedarlar! aras!nda ç!kan kavgan!n
hikâyesini, birbirlerinin sözunu kesen a!r! iman bir ana ouldan dinlerken
(anan!n çantas! ilaç kutular!yla doluydu) ve emeklilik y!l! yanl! hesapland!!
için devleti dava elmek isteyen kara gözluklu bir trafik polisine, t!marhanede
geçirdii iki y!l!n yururlukteki yasalara göre hizmetten say!lamayaca!n!
anlatmaya ça^ h!rken de Celâl'in varl!!n! odan!n içinde hissetti.
Ruya'n!n arkadalar!n! tek tek arad!. Her telefonda yeni ve deiik bahaneler
buluyordu. Lise arkada! Macide'ye bir dava için arayaca! Gul'un telefonunu
sordu. Macide'nin sevmedii guzel isimli Gul'un ise, Gulbahçe Hastahanesinde
uçuncu ve dörduncu çocuklar!n! önceki gun dourduunu, Husun ve Ak ad! verilen
sevimli ikizleri hastahaneye koarsa saat uç ile be aras!nda bebek odas!n!n
penceresinden görebileceini zengin evin kibar hizmetçisinden örendi. Figen,
Ruya'dan ödunç ald!! 'Ne Yapmah'y! (Çernievski'ninki) ve Raymond Chandler'leri
geri getirecekti ve Ruya'ya geçmi olsun diyordu. Behiye'nin ise hay!r. Galip
yan!l!-yordu Emniyet Mudurluu Narkotik ube'de çal!an bir amcas! ve evet,
Galip yamlm!yordu, sesinde de, Ruya'dan haberli olduuna ilikin hiçbir belirti
yoktu. Semih'in a!rd!! ey ise, Galip'in yeralt!ndaki bu tekstil
imalâthanesinden nas!l haberli olduuydu:
66
67
Evet, orada birtak!m muhendis ve teknisyenle birlikte, ilk Turk fermuar!n!
gerçekletirmek için hummal! bir çal!maya girmilerdi, ama hay!r, gazetelere
geçen en son makara kaçakç!l!!ndan haberli olmad!! için Galip'e hukuki bilgi
veremiyor, yaln!zca Ru-ya'ya en içten (Galip'in inand!!) selâmlar!n!
yolluyordu.
Sesini deitirerek, baka kiiliklere burunerek arad!klar!nda da Galip,
Ruya'n!n izine rastlayamad!. ngiltere'den k!rk y!l-öncesinin T!p
Ansiklopedilerini getirerek kap! kap! pazarlayan Suleyman, kendisini acele
telefona ça!ran okul mudu/une, bir yanl!l!k olduunu, deil ortaokula giden
Ruya ad!nda bir k!z!, çocuu bile olmad!!n! söylerken butunuyle içtendi. Ayn!
ekilde, babas!n!n mavnas!yla Karadeniz'den kömur getiren lyas, Ruya
Sinemas!nda, içine ruyalar!n! yazd!! ruya defterini unutmu olamayaca!n!,
çunku aylard!r ne sinemaya gittiini, ne de böyle bir defteri olduunu söylerken
de ve asansör ithalâtç!s! As!m da, Ruya apartma-" n!ndaki aksakl!ktan sorumlu
olamayacaklar!n!, çunku ayn! adl! soka! ve apartman! ilk duyduunu anlat!rken
de, 'ruya' kelimesini hiçbir tela ve suçluluk duygusuna kap!lmadan, içtenliin
butun safl!!yla kullanm!lard!. Sabahlar! uvey babas!n!n Kimya laboratu-vannda
fare zehiri ureten ve geceleri ölumun simyas!ndan söze-den iirler yazan Tar!k
ise, Hukuk Fakultesi örencilerinin iirle-rindeki ruya ve ruyan!n esrar!
temalar! uzerine bir konuma yapmak istemelerini sevinçle kar!lad! ve onlar!,
bu akam Taksim'de-ki eski pezevenkler kahvesinin önunde bekleyeceini söyledi.
Kemal ve Bulent ise, Anadolu gezisindeydiler: Biri Singer Diki Makinelerinin
ç!karaca! bir y!ll!k için, elli y!l önce Ataturk'le gazeteciler ve alk!lar
aras!nda bir vals yapt!ktan sonra hemen pedall! makinesine oturup Bat! usulu bir
pantolonu t!k!r t!k!r diken zmirli bir terzi kad!n!n an!lar! peinden gitmiti.
Öteki, Avrupal!lar!n 'Noel Baba' dedikleri bin y!ll!k amcan!n uyluk kemiinden
yontulmu sihirli tavla zarlar!n! satabilmek için köy köy, kahve kahve butun
Dou Anadoluyu kaur!yla dola!yordu.
Listesinde öteki adlar!, telefonun karl! ve yamurlu gunlerde daha da younlaan
yanl!l!klar ve belirsizlikler duman!nda kaybettii gibi, Galip, siyasi
dergilerin akama kadar okuduu sayfalar! içinde, fraksiyon deitirenlerin,
itiraf edenlerin, ikence edilen ve öldurulenlerin, hapse mahkûm olanlar!n, kim
vurduya gidenlerin
68 ¦
1
ve cenazesi kalkanlar!n, yaz!s!na cevap verilenlerin, gönderme yap!lanlar!n ve
mektubu yay!nlananlar!n, karikatur çizen ve iir yazan ve yaz! ileri
kadrolar!nda çal!anlar!n adlar! ve takma adlar! aras!nda Ruya'n!n eski
kocas!n!n ad! ya da takma ad!na rastlayamad!.
Hava karar!rken oturduu koltuunda kederli, hareketsiz kalakald!. Pencerenin
önunde merakl! bir karga yan yan kendisine bak!yordu; caddeden cuma akam!
kalabal!!n!n gurultusu geliyordu. Galip a!r a!r mutlu ve çekici bir uykunun
içine gömuldu. Çok sonra uyand!!nda oda karanl!kt! ama, pencerenin önundeki
kargan!n gözunu Celâl'in gazeteden bakan 'göz'u gibi uzerinde hissetti.
Karanl!kta a!r a!r çekmeceleri kapad!, elyordam!yla bulduu paltosunu giydi,
yaz!haneden ç!kt!. Karanl!k han koridorlar!n!n butun lambalar! sönmutu. Çay
oca!n!n ç!ra! kenefleri y!k!yordu.
Karla kapl! Galata Köprusunden geçerken souu hissetti: Boaz yönunden sert bir
ruzgâr esiyordu. Karaköy'de, mermer masal! bir muhallebicide, birbirlerini
yans!tan aynalara yan dönerek ehriyeli tavuk çorbas! içti, sahanda yumurta
yedi. Muhallebicinin aynas!z tek duvar!nda Pan American takvimlerinden ve
kartpostallardan ilhamla yap!lm! dal!k bir manzara resmi vard!: Çam aaçlar!
aras!ndan, aynams! bir gölun arkas!nda gözuken ve doruklar! beyaza boyanm! da,
resmin ilham!n! veren Kartpostal Alpleri'nden çok, Galip'le Ruya'n!n
çocukluklar!nda s!k s!k gittikleri Kaf Da!'na benziyordu.
Tunelden Bcyolu'na ç!karken Galip, vagonda hiç tan!mad!! bir ihtiyarla yirmi
y!l önceki unlu Tunel kazas! uzerine tart!maya tututu: Vagonlar onlar! çeken
halat koptuu için mi raydan f!rlay!p duvarlar!, cam çerçeveyi k!r!p geçerek
gemi az!ya alm! mutlu ayg!rlar!n neesiyle Karaköy Meydan!na girmilerdi, yoksa
makinist sarho olduu için mi? Sarho makinist kimliksiz ihtiyar!n Trabzonlu
hemehrisiymi. Cihangir sokaklar!nda kimsecikler yoktu. Bodrum kat!nda bir
kahvehanede toplaan oförlerin ve kap!c!lar!n seyrettii televizyon program!n!
Galip'e kap!y! nee ve aceleyle açan Saim'le kar!s! da seyrediyorlarm!.
'Geride B!rakt!klar!m!z' adl! programda, Osmanl!lar!n "bir zamanlar Balkanlar'da
yapt!rd!klar! ve imdi Yugoslavlarm, Arnavut-
69
lar!n, Yunanl!lar!n ellerine duen eski camilerden çemelerden ve
kervansaraylardan alamakl! bir dille sözediliyordu. Galip, futbol maç!n! seyre
gelen komu çocuu gibi oturtulduu, yaylan çoktan a!rm! rokoko taklidi bir
koltuktan televizyondaki ac!kl! cami göruntulerine bakarken, Saim'le kar!s! onu
çoktan unutmu gibiydiler. Resimleri hâlâ manav dukkânlar!na as!lan rahmetli ve
Olimpiyat madalyal! bir gureçiye benziyordu Saim; kar!s! da, tombul ve sevimli
bir fareye. Odada toz rengi eski bir masa, toz rengi bir lamba vard!; duvarda
yald!zl! çerçeve içinde Saim'den çok kar!s!na (ad! Remziye miydi diye
duunuyordu Galip yorgunlukla,) benzeyen bir dedenin resmi as!l!yd!: Sigorta
takvimi, banka kulluu, likör tak!mlar!, vazolu, gumu ekerlik ve kahve
fincanl! bufe ve iki duvar! toz ve kâ!t ve dergi, dergi ve dergilerle kaplayan
ve Galip'in bu eve geli nedeni olan 'kutuphane-ariv'.
Alayc! universite arkadalar! aras!nda, on y!l önce bile "devrimimizin arivi"
diye bilinen bu kutuphaneyi Saim, kendisinden baklenmeyecek bir itiraf an!nda
dedii gibi, "karars!zl!k" yuzunden kurmutu. O zamanki deyile, "iki s!n!f
aras!nda" deil, ama siyasi fraksiyonlar aras!nda seçim yapmaktan korkan birinin
karars!zl!!yd! bu.
O y!llarda Saim, butun siyasi toplant!lara, 'forumlara' kat!l!r, universiteler
ve kantinler aras!nda koturur, herkesi dinler, 'her göruu, her siyaseti' takip
eder, çok fazla sormaktan çekindii için de, teksir edilmi bildiriler,
propaganda brourleri, el ilanlar! da dahil olmak uzere her çeit sol yay!n! bir
yolunu bulup (Afcder-sin, tasfiyecilerin Teknik Üniversitede dun da!tt!klar!
bildiri var m! sende?) edinir ve deli gibi okurdu. Vakti her eyi okumaya
yetmedii ve hâlâ bir 'siyasal çizgi' konusunda karar veremedii bir ara,
okuyamad!klar!n! biriktirmeye balam! olmal!yd!. Daha sonraki y!llarda, okumak
ve bir karara varmak önemini yitirmi, gittikçe dallan!p budaklanarak genileyen
bu 'belge' !rma!n! bo yere akmadan bir yerde toplayacak bir baraj kurmak (bu
benzetme inaat muhendisi olan Saim'in kendisinindi) tek amaç olmu, Saim de,
hayat!n!n geri kalan k!sm!n! bu amaca cömertçe vermiti.
Televizyon program! bittikten, alet kapat!ld!ktan, hâl hat!r sorulduktan sonraki
sessizlikte, kar! koca soran gözlerle bakt!klar! için Galip hemen hikâyesine
girdi: Savunmas!n! uzerine ald!! bir
70
universite örencisi, ilemedii bir siyasi cinayetten suçlan!yordu. Hay!r,
ortada bir ölu yok deildi; beceriksiz uç gencin beceriksizce duzenledii bir
banka soygununun sonunda, bankayla kendilerini bekleyen çal!nt! taksi aras!nda
koan telâl! gençlerden biri, yoldan geçen al!veri kalabal!! içindeki
kuçucuk bir nineye çarpm!. Çarp!man!n iddetiyle yere duen kad!nca!z ba!n!
kald!r!ma vurunca hemen olay yerinde oluvermi. ("Bak ite!" dedi Saim'in
kar!s!.) Olay s!ras!nda, yaln!zca, 'iyi aileden' gelen sessiz bir çocuk,
tabancas!yla yakalanm!. Fazlas!yla hayranl!k ve sayg! duyduu öteki
arkadalar!n!n adlar!n! polisten tabii ki saklamak istemi, daha a!rt!c!s!
ikenceye ramen bunu baarm! da; ama daha kötusu, Galip'in sonradan yapt!!
arat!rmalara göre, sorumlusu olmad!! ninenin ölumunu sessizliiyle de
ustlenmek durumunda kalm!. Nineye çarparak ölumune yol açan Mehmet Y!lmaz adl!
arkeoloji örencisi ise, olaydan uç hafta sonra, Ümraniye arkalar!ndaki yeni bir
gecekondu semtinde, bir fabrika duvar!na ifreli yaz!lar yazarken kimlii
belirsiz kiilerin yayl!m ateiyle öldurulmu. yi aileden gelen çocuun gerçek
suçluyu aç!klamas! beklenirmi bu du-'rumda; ama polis, ölen Mehmet Y!lmaz'in
gerçek Mehmet Y!lmaz olduuna inanmad!! gibi, soygunu duzenleyen örgutun ileri
gelenleri de, hiç beklenmedik bir ekilde, Mehmet Y!lmaz'm aralar!nda
yaad!!n!, hatta, yay!mlad!klar! dergide yaz!lar!na eski kararl!l!!yla devam
ettiini ileri surmuler. "imdi" içerdeki çocuktan çok, zengin ve iyi niyetli
babas!n!n isteiyle bu davaya bakan Galip, 1) Mehmet Y!lmaz'in eski Mehmet
Y!lmaz olmad!!n! kan!tlamak için makalelerine bakmak istiyordu. 2) Ölen Mehmet
Yumaz'!n yerine onun imzas!yla kimin yazd!!n! takma adlardan ç!karmak
istiyordu. 3) Saim'in ve kar!s!n!n anlad!klar! gibi, bu tuhaf durum Ruya'n!n
eski kocas!n!n da bir zamanlar yöneticisi olduu örgutçe duzenlendii için, bu
siyasi fraksiyonun son alt! ayl!k tarihine bir göz atmak istiyordu. 4) Ölulerin
yerine yaz! yazan hayalet yazarlar!n ve takma adlar!n ve kay!p kiilerin
esrar!na iyice girmek niyetindeydi.
Saim'i de heyecanland!ran arat-!rmaya hemen balad!lar. lk iki saatte,
Galip'in ad!n! ç!kard!! (Rukiye) kad!n!n getirdii çaylar! içer, kek
dilimlerini at!t!r!rken, yaln!zca makale yazarlar!n!n adlar!na ve takma
adlar!na bakt!lar. Daha sonra, bunu itirafç!lar!n,
71
ölulerin, dergi çal!anlar!n!n takma adlar!yla genilettiler: K!sa bir sure
içersinde ölum ilânlar!, tehditler, itiraflar, bombalar, dizgi yanl!lar!,
iirler ve sloganlarla kurulmu ve daha yaan!rken unutulmaya balanm! yar!
gizli bir dunyan!n sihiriyle balar! dönmutu.
Takma ad olduunu gizlemeyen takma adlar buldular, bu takma adlardan uretilmi
baka adlar, bu baka adlar!n bölunmesinden uremi baka adlar buldular.
Akrostileri, kusursuz olmayan harf oyunlar!n! ve ne kadar!na niyet edilmi, ne
kadar!n!n rastlant! olduunu ç!karamad!klar! yar! saydam ifreleri çözduler.
Saim'le Galip'in oturduu masan!n bir ucuna da Rukiye oturmutu. Haks!z yere
cinayetle suçlanan bir delikanl!y! kurtarmak için ya da kay!p bir kad!n!n izini
aramak için yap!lan bir arat!rmadan çok, odada, y!lba! akam! radyo dinlerken
tombala ya da 'Salonda At Yar!!' oynayanlar!n o biraz sab!rs!z ve biraz da
al!kanl!k olmu huznu vard!. Aç!k perdelerin aras!ndan d!ar!da at!t!rmaya
balayan kar gözukuyordu.
T!pk!, yeni ve parlak bir örenciyi kefettikten sonra, baar!larla
olgunlamas!na tan!k olau sab!rl! bir öretmenin heyecan!yla, takma adlar!n
seruvenlerini, dergiler aras!ndaki zigzaglar!n!, inilerini ve ç!k!lar!n!
gururla izledikten sonra, birinden birinin tutukland!!m, ikenceye
yat!r!ld!!n!, mahkûm olduunu, kaybolduunu ya da dergilerin birinde ilk
fotoraf!n! görduklerinde, kimlii belirsiz kiilerin kurunlar!yla öldurulmu
olduunu örendikleri zaman, arat!rmalar!n!n heyecan!ndan onlar! uzaklat!ran
bir huzunle bir sure susuyorlar, sonra, yeni bir kelime oyunu, yeni bir
rastlant! ya da tuhafl!kla kar!lat!klar!nda yeniden yaz!lar!n hayat!na
dönuyorlard!.
Saim'e göre, dergilerde okuduklar! adlar!n ve kahramanlar!n bir çou hayâli
olduu gibi, bu adlar!n duzenledikleri kimi gösteriler, toplant!lar, gizli genel
kurullar, yeralt! parti kongreleri, banka soygunlar! da hiç gerçeklememiti.
A!r! bir örnek olarak Dou Anadoluda, Erzincan ile Kemah aras!ndaki Kuçuk Çeruh
kasabas!ndaki yirmi y!l önceki bir halk isyan!n!n hikâyesini okudu: Dergilerin
birinin ayr!nt!l! bir ekilde tarihini verdii bu isyan s!ras!nda geçici bir
hukumet kurulmu, uzerinde guvercin resmi bulunan pembe bir pul bas!lm!, ba!na
bir vazo duen kaymakam ölmu,
72
batan aa! iir yay!mlayan bir gunluk gazete ç!km!, göz doktorlar! ve
eczaneler a!lara bedava gözluk da!tm!, ilkokulun sobas! için gerekli odun
bulunmu ve kasabay! uygarl!a balayacak bir köpru tam yap!l!rken, Ataturkçu
hukumet kuvvetleri yetimiler ve kasaba camiinin toprak zeminini örten ayak
kokulu kilimleri inekler yiyip bitirmeden önce, olaya el koyup, isyanc!lar!
meydandaki ç!nar aaçlar!nda salland!rm!lard!. Oysa Saim'in, harflerin ve
haritalar!n içindeki esrar! iaret ederek gösterdii gibi, Çeruh diye bir kasaba
hiç olmad!! gibi, bu kasaban!n tarihinde bir efsane kuu gibi yukselen isyan!n
mirasç!s! olduunu iddia eden adlar da takmayd!. Bu takma adlar!n redifli,
kafiyeli iirine gömuldukleri bir ara, Mehmet Y!lmaz'a ilikin bir ipucuna
rastlad!larsa da, (Galip'in anlatt!! tarihte Ümraniye'de ilenen bir siyasi
cinayetten sözediliyordu,) kopuk kopuk eski yerli filmleri seyreder gibi
okuduklar! birçok hikâye ve haberde olduu gibi, olaylar!n sonucunu derginin
ondan sonraki say!lar!nda hiç bulamad!lar.
Bu ara, Galip masadan kalkt!, eve, Ruya'ya telefon etti ve belki gece geç
saatlere kadar Saim'dc çal!aca!n!, beklememesini, uyumas!n! söyledi efkatli
bir sesle. Telefon odan!n öbur uçundayd!. Saim'le- kar!s! da Ruya'ya selâm
söylediler: Tabii ki, Ruya da onlara
Takma adlar! bulma, deifre etme ve harflerinden bir yenisini yaratma oyununa
iyice dald!klar! bir s!ra, Saim'in kar!s! örtule-bilecek butun alanlar! kâ!t,
gazete, dergi ve bildiri y!!nlar!yla kaplanm! odada iki erkei yaln!z b!rak!p
yatt!. Saat geceyar!s!n! çoktan geçmiti; stanbul'un uzerinde buyulu bir kar
sessizlii vard!. Sigara duman! kokan Üniversite kantinlerinde, yamurlu grev
çad!rlar!nda ve ucra tren istasyonlar!nda da!t!lm! ve hepsi ayn! soluk bask!l!
teksir makinesiyle çoalt!ld!! için yanyana getirilmi ilgi çekici bir
kolleksiyonun, ("Çok eksik, çok yetersiz!" demiti Sa-im her zamanki
alçakgönulluluuyle,) dizgi ve imlâ hatalar!ndan Galip tad al!rken, Saim bir
kolleksiyoncu gururuyla ona "çok nadir" dedii bir parçay! içerideki bir odadan
getirip gösterdi: "An-ti-bn-Zerhani ya da Tasavvuf Yolcusunun Yere Basan
Ayaklan."
Galip, ciltli kitab!n daktiloda çoalt!lm! sayfalar!n! dikkatle çeviriyordu.
"Orta boy bir Turkiye haritas!nda ad! gözukmeyen bir Kayseri kasabas!ndan bir
arkada!" dedi Saim. "Kuçuk bir tekke-
- 73
nin eyhi olan babas!ndan çocukluunda din ve tasavvuf eitimi alm!. Y!llar
sonra ise, Lenin'in Hegel okurken yapt!! eyi taklit ederek on uçuncu yuzy!l
Arap mutasavv!fu bn Zerhani'nin 'Kay!p Esrar!n Hikmetleri' adl! kitab!n!
okurken, sayfa kenarlar!na 'materyalist' notlar alm!. Bu notlar! gereksiz ve
uzun parantezlerle destekleyerek temize çekmi. Sonra, kendi notlar!na, sanki
bir bakas!n!n esrar! anla!lamayan, anlam! çözulemeyen duuncele-riymi gibi,
uzunca bir aç!klama, bir tur erh yazm!. Butun bunlar! da, gene baka
birilerinin yaz!lanym! gibi, kendi yazd!! bir 'yay!nlayan!n önsözu'yle bir
araya getirerek daktilo etmi. Basma da, otuz sayfada, kendi dini ve devrimci
hayat hikâyesinin efsanelerini eklemi. Bu efsanelerde ilginç olan ey ise,
Bat!l!lar!n 'pantheism' dedikleri tasavvuf felsefesi ile, yazar!n eyh babas!na
tepkiyle gelitirdii bir tur 'felsefi eyac!l!k' aras!ndaki kuvvetli ilikiyi,
yazar!n bir akamuzeri kasaba mezarl!!nda gezinirken nas!l kefettiini
anlatmas!. Y!llar önce, koyunlar!n otlad!! ve hayaletlerin uyukla-d!!
mezarl!kta görduu bir kargay!, yirmi y!l sonra -biliyorsun Turk kargalar! iki
yuz y!ldan fazla yaar- bu sefer biraz daha iri serviler aras!nda görunce
anlam! 'yuksek duunce' denen o uçucu, kanatl! ve ars!z hayvan!n ba! ya da
ayaklar! ne olursa olsun gövdesinin ve kanatlar!n!n hep, hep ayn! kald!!n!.
Ciltli kapakta görulen ayn! kargay! kendi resmetmi. Ölumsuzluk isteyen her
Turk'un, hem kendi kendisinin Johnson'u, hem BoswelPi, hem Goethe'si, hem de
Eckermann'! olmak zorunda kalaca!n! kan!tl!yor bu kitap. Alt! kopya daktilo
edilmi. Sanmam ki, Milli stihba- ¦ rat Tekilât!'n!n arivinde bundan bir tane
olsun."
Odada, iki erkei, kapa! kargal! kitab!n yazar!na, bir tara kasabas!nda evi
ile babadan kalma kuçuk bir nalbur dukkân! aras!nda geçen bir hayata, bu
kederli, silik, sessiz hayat!n hayâl gucune balayan bir uçuncu kiinin hayaleti
vard! sanki. "Butun harflerin, butun kelimelerin, butun o kurtulu hayâllerinin
ve ikence ve rezalet an!lar!n!n ve bu hayâllerin ve an!lar!n sevinci ve
kederiyle kaleme al!nm!, butun yaz!lar!n anlatt!! tek bir hikâye var!" demek
geliyordu Galip'in içinden. Sanki Saim, bu hikâyeyi y!llard!r denizden a çeken
bir bal!kç!n!n sabr!yla toplad!! kâ!t, gazete, dergi koleksiyonu içersinde bir
yerde yakalam!t!, yakalad!!n! da biliyordu, ama istifleyip duzenledii malzeme
içersinde onu butun
74
ç!plakl!!yla ele geçiremedii gibi hikâyeye anahtar olacak kelimeyi de
kaybetmiti.
Mehmet Y!lmaz'!n ad!na dört y!l öncesinin bir dergisinde rastgeldiklerinde,
Galip bunun bir rastlant! olduunu söyleyip, evine dönmeyi duunuyordu, ama
Saim, dergilerinde -dergilerim diyordu art!k- hiçbir eyin rastlant!
olamayaca!n! söyleyerek durdurdu onu. Ondan sonraki iki saat içinde, insanustu
bir çaba harcayarak, bir dergiden öburune s!çrayarak, gözlerini projektöngibi
açarak, Mehmet Y!lmaz'!n önce Ahmet Y!lmaz'a evrildiini kefetti; kapa!nda bir
kuyunun gözuktuu ve tavuklar ve köylulerle kaynaan bir dergide Ahmet Y!lmaz,
Mete Çakmaz olmutu. Metin Çakmaz ve Ferit Çakmaz'in da ayn! kii olduunu
kefetmekte zorlanmad! Saim; bu arada imza da kuramsal yaz!lardan vazgeçip duun
salonlar!ndaki anma törenlerinde saz ve sigara duman! eliinde söylenen
turkulerin guftekâr! olmutu. Ama burada da fazla durmam!t!: Bir dönem, kendi -
d!!ndaki herkesin polis olduunu kan!tlayan bir imzaya dönumu, daha sonra da,
ngiliz akademisyenlerinin sap!kl!klar!n! deifre eden h!rsl! ve asabi
matematiksel bir iktisatç!ya. Ama bu karanl!k ve mutsuz kal!plar da onun fazla
sabredebilecei yerler deildi. Saim, parmaklar!n!n ucuna basarak gittii yatak
odas!ndan getirdii bir baka dergi kollesiyonunun. uç y!l iki ay önceki
say!s!nda, eliyle koymu gibi buluverdi kahraman!n!: Ad!, Ali Harikaulke olmutu
bu sefer ve gelecek guzel gunlerde krallara ve kraliçelere hiç gerek kalmayaca!
için satranç kurallar!n!n da deieceini, Ali adl! çocuklar!n iyi beslendikleri
için boy pos atacaklar!n! ve mutluluun neesiyle duvarlara Turk usulu bada
kurup oturan ve yuzlerinde ad! yaz!lan yumurtalar!n bilmeceler çözeceini
anlat!yordu. Öbur say!da Ali Harikaulke'--nin bu yaz!n!n çevirmeni olduunu
anlad!lar. As!l yazar Arnavut bir matematik profesöruydu. Ama, Galip'i as!l
a!rtan ey, Arnavut profesörun hayat hikâyesinin yan!nda, Ruya'n!n eski
kocas!n!n hiçbir takma ad!n arkas!na gizlenmeyen p!r!l p!r!l imzas!na rastgel-
mek oldu.
"Hiçbir ey hayat kadar a!rt!c! olamaz!" dedi gururla Saim, bu ak!nl!k ve
sessizlik an!nda. "Yaz! hariç."
Yeniden parmaklar!n!n ucuna basarak içeri gitti ve tepeleme dergiyle dolu iki
buyuk Sana kutusu getirdi: "Arnavutlukla ilikisi
75
olan bir fraksiyonun dergileri bunlar. Y!llar!m! vererek çözduum tuhaf bir
esrar! arad!!n eyle ilgili görduum, için sana anlataca!m."
Yeniden çay demledi, hikâyesi için gerekli görduu baz! dergileri kutudan, baz!
kitaplar! raflardan indirip masan!n uzerine koydu.
"Alt! y!l önceydi," diye anlatmaya balad!, "bir cumartesi öleden sonra,
Arnavutluk Emek Partisi ve önderi Enver Hoca'n!n yolundan gidenlerin ç!kard!!
dergilerden (birbirlerine amans!zca duman olan bu dergiler uç taneydi o zaman)
birinin, Halk!n Eme-i'nin en son say!s!n! ilgimi çekecek bir ey var m! diye
kar!t!r!rken bir fotoraf ve yaz! çarpt! gözume: Örgute en son kat!lmalar
dolay!s!yla yap!lan bir törenden sözediliyordu. Hay!r, her turlu ko-' munist
faaliyetin yasak olduu ulkemizde Marksist bir örgute iirler okuyarak, sazlar
çalarak kat!lanlardan sözedilmesi deildi dikkatimi çeken; ayakta kalmak için
buyuduklerini duyurmak zorunda kalan butun kuçuk sol örgutlerin dergileri,
tehlikeyi göze alarak, her say!lar!nda buna benzer yaz!lar yay!ml!yorlard!.
Dikkatimi çeken ey, Enver Hoca ve Mao posterlerini, iir söyleyenleri ve kutsal
bir i yapar gibi tutkuyla sigara içen kalabal!! gösteren siyah beyaz
fotoraf!n alt!nda, salondaki 'on iki' sutuna dikkat çekilmesi oldu önce. Daha
da tuhaf!, röportajda yaz!ld!! gibi, örgute kat!lan takma adlar!n hep Hasan,
Huseyin, Ali gibi Alevi adlar!ndan ve daha sonra kefedeceim gibi, Bektai
Babalar!n!n adlar!ndan seçilmesiydi. Bektailiin Arnavutluk'ta bir zamanlar ne
kadar guçlu olduunu bilmeseydim, belki bu inan!lmaz esrar! ruhum bile duymazd!,
ama olaylar!n ve yaz!lar!n uzerine gittim; dört y!l hiç durmadan, Bektailik,
Yeniçeri Ordusu, Hurufilik ve Arnavutluk Komunizmi uzerine kitaplar okudum ve
yuz elli y!ll!k bir tarihi kumpas! çözdum."
"Sen de biliyorsun tabii!" diyerek yedi yuz y!ll!k Bektailik tarihini, ta Hac!
Bekta Veli'den balayarak anlatmaya koyuldu Sa-im. Tarikat!n alevi, tasavvufi
ve amanistik kayna': i armdan, Osmanl! Devletinin kurulu ve yukseliiyle olan
ilikisinden ve temelini tekil ettii merkezi Yeniçeri Ordusunun devrim ve
isyan geleneklerinden sözetti. Her Yeniçeri askerinin bir Bektai olduu
duunulurse, tarikat!n hep gizli tutulan esrar!n!n stanbul tarihine
76
damgas!n! nas!l vurduu anla!l!rd! hemen. Bektailerin stanbul'dan ilk
surulmeleri de Yeniçeriler yuzundendi: Bat!n!n yeni askeri yöntemlerini
benimseyemeyen isyanc! ordunun k!lalar!, Padiah II. Mahmut emriyle 1826'da
topa tutulurken Yeniçerilerin ruhsal birliini salayan tekkeler kapat!lm!,
Bektai Babalar! da stanbul'dan surulmutu.
Yeralt!na bu birinci initen yirmi y!l sonra, Bektailer tekrar stanbul'a
dönmutuler; ama bu sefer Nakibendi tarikat!n!n kisve-siyle. Ataturk'un,
Cumhuriyet'ten sonra butun tarikat faaliyetlerini yasaklayaca! zamana kadar,
seksen y!l boyunca, Bektailer d! dunyaya kendilerini Naki olarak
göstermiler, ama kendi aralar!nda s!rlar!n! daha derine gömerek, Bektai olarak
yaam!lard!.
Galip, masan!n uzerindeki bir ngiliz Seyahatnamesinin sayfalar!ndaki bir
Bektai ayininin gerçeklikten çok seyyah ressam!n hayâllerini yans!tan gravurune
bak!yor, on iki sutunu say!yordu tek tek.
"Bektailerin uçuncu gelileri," dedi Saim, "Cumhuriyetten elli y!l sonra oldu:
Bu sefer Nakibendilik tarikat!yla deil, Marksizm Leninizmin kisvesiyle..." Bir
sessizlikten sonra dergilerden, , brourlerden, kitaplardan, kesip saklad!!
yaz!lardan, fotoraf ve gravurlerden örnekler vererek heyecanla say!p döktu;
tarikatta da, siyasi örgutte de yap!lan, yaz!lan, yaanan her ey birbirinin
t!pat!p ayn!yd!: Kabul törenlerinin butun ayr!nt!lar!; kabulden önceki çile ve
nefse eziyet dönemleri; bu dönemde genç heveslinin çektii ac!lar; tarikat!n ya
da örgutun geçmite kalm! ehit, aziz ve ölulerine gösterilen sayg! ve bunun
ifade yollan; yol kelimesine verilen kutsal anlam; kelimeleri ve sözleri ne
olursa birlik ve beraberlik ruhu için tekrar; zikir; ayn! yolu paylaan
ariflerin birbirlerini b!y!klar!ndan, sakallar!ndan, hatta bak!lar!ndan
tan!malar!; ayinlerde çal!nan sazlar ve söylenen iirlerin vezin ve kafiyeleri
vs. vs. "Hepsinden önemlisi, eer butun bunlar birer rastlant!ysa," dedi Saim,
"butun bunlar Tanr!n!n bana yaz!yla yapt!! souk bir akay-sa eer, gene de
Bektailerin Hurufilerden devrald!klar! harf ve kelime oyunlar!n!n örgut
dergilerinde de hiçbir upheye yer b!rakmayacak ekilde tekrarland!!n! görmemek
için kör olmam gerekirdi." Uzak mahallelerden gelen bekçi duduklerinden baka
hiçbir eyin duyulmad!! bir sessizlikte, Saim, kefettii harf oyunlar!-
77
m, ikinci anlamlar! birbirleriyle kar!lat!rarak Galip'e dua okur gibi a!r
a!r okumaya balad!.
Çok sonra Galip'in, uykuyla uyan!kl!k aras!nda, Ruya'nm hayalleriyle, geçmi
mutlu gunlerin an!lar! aras!nda gidip geldii bir saatte Saim, "konunun özu ve
en çarp!c! yan!!" dedii eye girdi. Hay!r, bu siyasi örgute kat!lan gençler
Bektai olduklar!n! bilmiyorlard!; hay!r, butun bu iin orta kademe parti
yöneticileriyle Arnavutluk'taki baz! Bektai eyhleri aras!nda yap!lm! gizli
bir anlamayla duzenlendiinden buyuk bir çounluun, belki de uç-be kiiden
baka hiç kimsenin haberi yoktu; hay!r, örgute kat!larak gunluk
al!kanl!klar!n!, hayatlar!n! tepeden t!rnaa deitiren butun o iyi niyetli
fedakâr gençlerin, törenler, ayinler, birlikte yenen yemekler, yuruyuler
s!ras!nda çekilen fotoraflar!n!n Arnavutluk'taki baz! Bektai Babalar!
taraf!ndan tarikatlar!n!n bir uzant!s! olarak deerlendirildii ak!llar!n!n
köesinden bile geçmiyordu. "Önce bunun korkunç bir kumpas, inan!lmaz bir s!r
olduunu, bu gençlerin çirkin bir ekilde aldat!ld!klar!m duunmutum safl!kla,"
dedi Saim. "Öyle ki, s!rf bu heyecanla, on be y!ld!r ilk defa bir buluumu
butun ayr!nt!lar!yla kan!tlayan bir yaz!y! kaleme al!p yay!mlatmay! duundum,
ama hemen de karar!mdan cayd!m." Boaz'-dan geçen karanl!k bir tankerin yaan
kar!n içinden gelen iniltisini, ehrin butun pencerelerini hafif hafif
titreterek geçiini dinlerken ekledi: "Çunku, yaad!!m!z hayat!n bir bakas!n!n
duu olduunu kan!tlaman!n hiçbir eyi deitirmeyeceini biliyordum art!k."
Ku uçmaz kervan geçmez bir Dou Anadolu da!na yerleerek iki yuz y!l
kendilerini Kaf Da!'na göturecek yolculuun haz!rl!!n! yapan Zeriban
airetinin hikâyesini anlatt! sonra Saim. Hiçbir zaman ç!kmayacaklar! Kaf
Da!'na bu yolculuk duuncesinin, uç yuz yirmi y!l önceki bir ruya kitab!ndan
al!nm! olmas! ya da bu gerçei kuaktan kuaa s!r gibi ta!yan eyhlerinin
zaten Kaf Da!'na hiç gitmemek için Osmanl!yla anlam! olmas! neyi deitirirdi
ki? Kuçuk Anadolu kasabalar!ndaki sinemalar! pazar öleden sonralar! dolduran
erlere, seyrettikleri tarihi filmdeki yiit Turk savaç!s!na zehirli arab!
içirmeye çal!an perdedeki fitneci ve tarihi papaz!n, gerçek hayatta slama
bal! alçakgönullu bir oyuncu olduunu anlatmak, bu insanlar!n tek elenceleri
olan öf-
78
kelerinin tad!n! kaç!rmaktan baka bir sonuç verir miydi? Sabaha doru, Galip,
oturduu divan!n uzerinde uyuklarken, Saim, buyuk bir ihtimalle, Arnavutluk'ta,
yuzy!l ba!ndan kalma beyaz bir ko-lonyal otelin, ruyalar! hat!rlatan bo
salonunda, baz! parti ileri gelenleriyle buluan yal! Bektai eyhlerinin
kendilerine gösterilen Turk gençlerinin fotoraflar!na gözyalar!yla bakarken,
törenlerde tarikat s!rlar!ndan deil, cokulu Marksist Leninist çözumlemelerden
sözedildiini de bilmediklerini söyledi. Yuzy!llard!r arad!klar! alt!n!, hiçbir
zaman bulamayacaklar!n! bilememeleri de simyac!lar!n mutsuzluu deil, varl!k
nedeniydi çunku. Modern illuzyonist, istedii kadar seyircisine yapt!! iin bir
hilesi olduunu söylesin, onu heyecanla izleyen seyirci, bir an olsun, bir
hileyle deil, bir buyuyle kar!lat!!n! sanabildii için mutlu oluyordu. Bir
çok genç, hayatlar!n!n bir döneminde iittikleri bir sözun, bir hikâye--. nin,
birlikte okuduklar! bir kitab!n etkisiyle a!k oluyorlar, ayn! heyecanla
sevgilileriyle evleniyorlar ve hayatlar!n!n geri kalan!n! da aklar!n!n
arkas!nda yatan bu yan!lsamay! hiçbir zaman anlamadan, mutlulukla ya!yorlard!.
Kar!s! sabah kahvalt!s! için masan!n ¦ uzerindeki dergileri toplar, sofray!
kurarken, Saim, kap!n!n alt!ndan at!lm! gunun gazetelerini okurken, yaz!lar!n,
butun yaz!lar!n hayattan deil, s!rf yaz! olduklar! için, en sonunda, birer
duten söz açt!klar!n! bilmenin de, hiçbir eyi deitirmeyeceini söyledi. ¦
SEKIZINCT BOLUM
ÜÇ SLAHÖRLER
"Ona dumanlar!n! sordum. Savd!. Sayd!. Sayd!." Yal!ya Kemal'le Sohbetler
Cenazesi yirmi y!l önce korktuu ve olu/iki y!l önce yazd!! gibi oldu tam:
Üskudar'daki kuçuk ve özel bir dukunler evinden biri hademe öburu kou,
arkada! iki kii, köe yazarl!!n!n en parlak y!llar!nda elinden tuttuu imdi
emekli bir gazeteci, ölunun hayat! ve eserinden habersiz iki ak!n akraba,
ba!nda tullu ve padiah sorgucu benzeri bir ineli apkayla tuhaf bir kokona,
imam efendi, ben ve-tabutun içindeki ceset yazarla birlikle hepimiz dokuz
kiiydik. Tabutun mezara indirilii dunku kar f!rt!nas!n!n lam ortas!na
rastgeldii için.imam dua fasl!n! h!zl! h!zl! geçti; uzerine çabuk çabuk toprak
att!k. Sonra, nas!l oldu bilmem, bir anda hepimiz da!ld!k. K!s!kl! dura!nda
benden baka tramvay bekleyen yoktu. Bu yakaya geçince Beyolu'na ç!kt!m,
Elhamra'da Edward G. Robinson'un bir filmi, Tenceredeki Kad!n' oynuyordu,
girdim, bay!la bay!la seyrettim. Edward G. Robinson'u hep severim! Filmde
baar!s!z bir memur, baar!s!z bir amatör ressamd!, ama ak!n! etkileyebilmek
için k!l!k ve kiilik deitirerek bir milyarder susu veriyordu kendine. Meer
sevgilisi Joan Bennett de onu alda-t!yormu. Aldat!ld!, uzuldu, kahroldu; biz de
kederle seyrettik.
Rahmetliyle ilk tan!t!!mda (bu ikinci paragrafa da birincisi gibi onun
yaz!lar!nda s!k s!k tekrarlad!! bu kelimelerle balayay!m,) ilk tan!t!!mda o
yetmiinde bir köe yazar!yd!, ben ise otuzumda. Bir ahbab!m! görmeye Bak!rköy'e
gidecektim. Sirkeci'de banliyö trenine binmek uzereydim ki, bir de ne göreyim!
Peron kenar!ndaki lokantan!n masalar!n!n birinde, onunla birlikte çocukluk ve
ilk gençliimin öbur iki efsane köe yazar!, önlerinde rak! bardaklar!,
oturuyorlar. a!rt!c! olan edebi hayâllerimin Kal" Da-!'nda yaayan yetmi
kusur ya!ndaki bu uç ihtiyara, Sirkeci tren istasyonunun ölumlu kalabal!! ve
h!rguru içinde rastgelmek deil, butun yaz! hayatlar! boyunca birbirlerine
nefretle hakaret etmi
80 . " »
bu uç kalemoru, yirmi y!l sonra gene Baba Duma'n!n meyhanesinde toplan!p içen
uç silahörler gibi ayn! masada rak! içerken görmekti. Üç padiah, bir halife ve
uç cumhurbakan! eskittikleri yar!m yuzy!ll!k yaz! hayatlar! boyunca, uç kavgac!
kalemor, zaman zaman doru da olan baka birçok suçlamayla birlikte,
birbirlerini dinsizlik, jönturkluk, frenklik, milliyetçilik, masonluk, Kema-
listlik, cumhuriyetçilik, vatan hainlii, padiahç!l!k, bat!c!l!k, tarikatç!l!k,
edebi h!rs!zl!k yapmak, Nazilik, Yahudilik, Arapl!k, Ermenilik, homoseksuellik,
döneklik, eriatç!l!k, komunistlik, Amerikanc!l!k ve en son olarak da gunun moda
konusu egzistansiyalist-likle suçlam!lard!. (O ara biri 'en buyuk
egzistansiyalist'in bn Arabi olduunu, Bat!dakilerin yedi yuz y!l sonra,
yaln!zca ondan çal!p ç!rp!p taklit ettiklerini yazm!t!.) Bir sure dikkatle, uç
kalemoru seyrettikten sonra, içimden gelen durtuye uyarak masalar!na gidip
kendimi onlara tan!tt!m, uçune de eit oranda olmas!na dikkat ederek hayranl!k
sözleri söyledim.
Okuyucular!m anlas!nlar isterim: Heyecanl!yd!m, tutkuluydum, gençtim,
yarat!c!yd!m, parlakt!m, baar!l!yd!m ve kendimi beenmekle guvenmek, a!r! iyi
niyetle kurnazl!k aras!nda gidip gelen bir karars!zl!kla da bocal!yordum. Çiçei
burnunda bir köe yazar! heyecan!yla yaamama ramen, o gun onlardan daha çok
okunduumdan, daha çok okuyucu mektubu ald!!mdan, tabii ki, daha iyi
yazd!!mdan ve en az!ndan ilk ikisinin onlar taraf!ndan da ac!yla bilindiinden
içtenlikle emin olmasayd!m mesleimin bu uç buyuk ustas!na yaklamaya bile
cesaret edemezdim.
Bu yuzden bana burun k!v!rd!klar!nda bunu bir zafer iareti olarak gördum
sevinçle. Genç ve baar!l! bir köe yazar! deil de, hayranl!k sözleri söyleyen
s!radan bir okur olsayd!m, tabii ki, bana çok daha iyi davranacaklard!. Önce
masalar!na oturtmad!lar, bekledim; oturtunca garson gibi mutfaa yollad!lar,
gittim; haftal!k bir dergiyi görmek istediler, gazeteciye kotum getirdim;
birinin portakal!n! soydum, öburunun yere duurduu peçetesini ondan önce
davran!p ald!m ve sorular! uzerine tam istedikleri gibi, ezile buzule, efendim,
ne yaz!k ki Frans!zca bilmediimi, ama akamlar! elimde sözluk, 'Fleurs de Mal'i
sökmeye çal!t!!m! söyledim. Cehaletim zaferimi daha da çekilmez yapm!t!, ama
çok fazla ezilip buzulduum için suçlar!m hafifliyordu.
81
Y!llar sonra, genç gazetecilerin yan!nda kendim de ayn! eyi yapt!!mda, benimle
hiç ilgilenmez gözukup kendi aralar!nda söyleirlerken, uç ustad!n, asl!nda,
beni etkilemek istediklerini daha iyi anlayacakt!m.,Sessiz ve sayg!l! onlar!
dinliyordum: O gunlerde gazete manetlerinden inmeyen bir Alman atom bilimcisi
hangi gerekçelerle slam dinini kabul etmek zorunda kalm!t!? Turk köe
yazarl!!n!n piri Ahmet Mithat Elendi, kalem kavgas!nda kendisini yenen Lastik
Sait Beyi bir gece karanl!k bir sokakta s!k!t!r!p dövduunde ondan tututuklar!
polemii b!rakmas! için söz alm! m!yd!? Bergson bir mistik miydi, yoksa bir
materyalist mi? Dunyan!n içine esrarla gizlenmi bir 'ikinci âlem' olduunun
kan!l! neydi? Kuran!n yirmi alt!nc! suresinin son ayetlerinde inanmad!klar! ve
yapmad!klar! eyleri inan!p yaparm! gibi söyledikleri için azat": k!nan airler
kimlerdi? Ayn! balamda. Andre (îide gerçekten bir homoseksuel iniydi, yoksa bu
konunun ilgi çekeceini bildii için. t!pk! Arap airi Ebu Novvaz gibi kad!nlara
dukun olduu halde kendini öteki turlu mu gösteriyordu? Jules Verne. 'natç!
Kahraman' adl! roman!n!n aç!l! panmral!nda, Tophane Meydan! ve I.Mahmut
(Çemesini anlat!rken Melling'in bir gravurunden yararland!! için mi yanl!
yapm!t!, yoksa tasviri Lamartine'in 'Voyage en Orient'!ndan olduu gibi
yuruttuu için mi? Eekle seviirken ölen kad!n!n hikâyesini Mevlana
"Mesnevi'sinin beinci cildine k!ssas! için mi alm!t!, hissesi için mi?
Bu soruyu kibarca, dikkatlice tart!!rlarken gözlen bana da kayd!!, beyaz
kalar! bana soru iaretler yollad!! için. ben de duuncemi söyledim: Hikâye
oraya, butun hikâyeler gibi kendisi için konmu, ama hissenin tul perdesiyle
örtulmek istenmiti. Dun cenazesine gil!iûim sordu: "Olum siz yaz!lar!n!z!
ahlâk! için mi kaleme al!yorsunuz, elencesi için mi?" Her konuda kesin bir
duuncem olduunu kan!tlamak için, akl!ma gelen ilk cevaba sar!ld!m: "Elencesi
için-elendim." dedim. Holanmad!lar, "(iençsiniz. mesleinizin bas!ndas!n!z,"
dediler. "Size biraz nasihat edelim!" Hemen hevesle yelimden f!rlad!m. "Elendim,
öutlerinizi yazmak isterdim!" dedim ve heyecanla bir kou kasaya gidip lokanta
sahibinden bir deste kâ!t akl!m. Bu uzun pazar sohbetinde, bir yuzunde
lokantan!n ad! bas!l! bu kâ!tlar!n öteki yuzune onlardan ald!!m mineli bir
dolmakalemin yeil murekkebiylc yazd!!m köe yazarl!-
S2
! uzerine öutleri siz okurlar!mla paylamak istiyorum.
Biliyorum, bugun uçu de çoktan unutulmu usladlar!n adlar!n! sab!rs!zl!kla merak
eden birkaç okurum vard!r; yaz!n!n buras!na kadar adlar!n! gizlemeyi baard!!m
bu uç kalemorun adlar!n! -en az!ndan- kulaklar!na f!s!ldamam! bekliyorlard!r
onlar, ama bunu yapmayaca!m. Üçu de mezarlar!nda huzurla uyusunlar diye deil,
bu bilgiyi hak eden okurla, hak etmeyeni birbirinden ay!rmak için. Bu amaçla,
ölu köe yazarlar!n!n her birini bir Osmanl! padiah!n!n iirlerinde kulland!!
mahlasla anaca!m. Mahlaslar!n hangi padiahlar!n olduunu ç!karabilenler, bu
air padiahlar!n adlar!yla ustalar!m!n adlar! aras!nda bir koutluk olduunu
duunurlerse, bu hiç de önemli olmayan muammay! çözebilirler belki. Ama as!l
muamma, ustadlann oynad!! gurur satranc!n!n öut hamleleriyle kurulmu
esrar!nda gizlidir. Bu esrar!n guzelliini hâlâ anlayamad!!m için, t!pk!
satranç grand masterlerinin anlayamad!klar! hamlelerini dergilerin satranç
köelerinde yorumlayan talihsiz yeteneksizler gibi. ben de ustalar!m!n
öutlerinin aras!na naçizane yorumlar!m! ve acizane duuncelerimi parantezler
içinde yerletirdim.
A: Adli. O k! gunu uzerinde ngiliz kuma!ndan (bizde pahal! her kumaa ngiliz
dendii için böyle yaz!yorum.) krem renm bir kostum, koyu bir kravat vard!. Uzun
boylu, bak!ml! .ve taral! beyaz, b!y!kl!. Bastonu var. Paras! olmayan bir
ngiliz centilmeni görunumunde ama, para olmadan bir centilmen olmak mumkun
mudur bilmiyorum.
B: Baht!. Kravat! gevemi ve yuzu gibi çarp!lm!. Lekeli, ti 1 u-suz eski bir
ceket var uzerinde. çinde yelei ve yelein cebindeki saatinin köstei
gözukuyor. iman, pasakl!. Akla, "tek dostum!" dedii ve bu tek tarafl!
dostlua ihanet edip kalp sektesinden onu öldurecek sigaralardan biri var hep
elinde.
C: Cemali. K!sa boylu, asabi. Temiz ve intizaml! olma gayreti emekli öretmen
k!yafetini gizleyemiyor. Posta da!t!c!lar!n!n solmu ceketleri, pantolonlar! ve
alt! kal!n lastikli Siimerbank ayakkab!lar!. Kal!n gözluklu, ileri miyop,
'sald!rgan' denebilecek bir çirkinlii var.
te ustalar!m!n öutleri ve benim ac!kl! yorumlar!m: l.C: Yaln!zca okuma keyfi
için yazmak köe yazar!m aç!k denizde pusu-
83
las!/, b!rak!r. 2.B: Ama köe yazar! ne E/.erp'lur ne de Mevlâna. Hisse hep
k!ssadan ç!kar, k!ssa hisseden deil. 3.C: Okuyucunun zekâs!na göre deil, kendi
zekâna göre yaz. 4.A: Pusula hikâyedir. (l.C'ye aikâr gönderme) 5..C:
Tarihimi/in ve mezarl!klar!m!z!n esrar!na girmeden ne bi/den sö/etmek mumkundur
ne de Do-u'dan. 6.B: Dou-Bat! konusunda anahtar Sakall! Arifin u sözunde
gizlidir: "Dou'ya giden sessiz gemide Bat!ya bakan ah siz talihsizler!'
(Sakall! Arif, gerçek bir kiiyi taklitle B'nin yaratt!! bir köe
kahraman!yd!.) 7.A-B-C: Kendine atasözu, deyim, f!kra, latife, m!sra, özdeyi
guldesteleri edin. 8.C: Konunu seçtikten sonra yaz!n! taçland!racak uygun
özdeyii aramazs!n, özdeyii seçr tikten sonra bu tac!n alt!na gidecek uygun
konuyu arars!n. M.A: lk cumleni bulmadan yaz! masas!na oturma. 10.C: Samimi bir
inanc!n olsun. 1 l.A: Samimi bir inanc!n yoksa da. okuyucunun samimi bir inanc!n
olduuna inanc! olsun. 12.E: Okuyucu elediin panay!ra gitmek isleyen bir
çocuktur. 13.C: Okuyucu. M!!ham-med'e kufredeni affetmez, Allah da felç eder.
(11."in. kendisine bir satama olduunu sezdii için. A'n!n Muhammed'in evlilik
ve i hayat!na ilikin bir yaz!yla az!n!n kenar!ndaki belli belirsiz felce
telmih yap!yor.) 14.A: Cuceleri sev, okuyucu da sever. (13.C'yc C'nin k!sa
boyuna imayla cevap.) 1.5.B: Üskudar'daki esrarengiz cuceler evi, mesela, iyi
bir konudur. O.C: Gure de iyi bir konudur, ama sporu için yap!ld!!nda ve
yaz!ld!!nda. (15.'in kendisine satama olduunu san!p gure merak! ve
tefrikac!l!! yuzunden B'nin olanc!l!! söylentisine gönderme yap!yor.) 17.A:
Okuyucu geçim s!k!nt!s! içinde, zekâ ya! on iki olan. evli. dört çocuklu bir
aile babas!d!r. 18.C: Okuyucu kedi gibi nankördur. 19. B: Ak!ll! bir hayvan olan
kedi nankör deildir; yaln!zca köpekleri seven yazarlara guvenilmeyeceim bilir.
20.A: Kediyle köpekle deil, memleket meseleleriyle ilgilen. 21.B:
Konsolosluklar!n adreslerini ören. (kinci Dunya Sava! s!ras!nda C'nin Alman.
A'n!n da ngiliz konsolosluunca beslendiine ilikin söylentiye telmih.) 22.B:
Polemie gir. ama kar!ndakinin can!n! yakabilecek-sen. 23.A: Polemie gir. ama
patronu yan!na çekebileceksen. 24.C: Polemie gir, ama paltonu yan!na
alabileceksen (B'nin Kurtulu Sava!'na kat!lmay!p igal stanbul'unda kalmas!n!
aç!klayan unlu "Ankara'n!n k!!na dayanamam!" sözune telmih) 25.B: Oku-
84
yucu mektuplar!n! cevapland!r; mektup yazan yoksa kendi kendine yaz!p
cevapland!r. 26.C: Pirimiz ustad!m!z chrazatt!r; unutma, onun gibi sen de,
'hayat' denen olaylar!n aras!na be on sayfal!k hikâyeler s!k!t!r!yorsun
yaln!zca. 27.B: Az oku, ama severek oku, çok ama s!k!nt!yla okuyandan daha
okumu gözukursun. 28.B: Girgin ol, adam tan! ki, hat!ran olsun da, adam ölunce
arka-. s!ndan yaz! yazars!n.29.A: Ölum yaz!s!n! rahmetle balay!p, öluye
hakaretle bitirme. 30.A-B-C: !ju cumlelerden sak!nabildiince sak!n: a) Rahmetli
daha önceki gun sad!, b) Bizim meslek nankördur, yaz!lar!m!/ ertesi gun
unutulur, c) Dun akam radyoda li-lanca program! dinlediniz mi? d) Y!llar nas!l
da geçiyor! e) Rahmetli sa olayd! acaba bu rezalete ne derdi? f) Bunu Avrupa'da
böyle yapm!yorlar, g) Ekmek ulan sene önce u kadard!, h) Sonra bu olay bana
unu da hat!rlatt!. 31.C: 'Sonra' kelimesi zaten sanat! bilmeyen acemi yazarlar
içindir. 32.B: Bir köe yaz!s!nda sanat olan ne varsa köe yaz!s! deildir, köe
yaz!s! ne varsa sanal deildir. 33.C: Sanat hevesini iirin !rz!na geçmeyle
söndurenin akl!na iltifat etme. (B'nin airliine ine) 34.C: Kolay yaz. kolay
okunursun. 35.C: Zor yaz, kolay okunursun. 30.B: Zor yazarsan ulser olursun.
(Burada, birinin ötekine söyledii ilk tatl! sözden sonra hep birlikte gulduler,
gulutuler.) 38.B: Bir an önce ihtiyarla. 39.C: htiyarla ki, iyi bir
sonbahar yaz!s! ya/abilesin! (Gene birbirlerine sevgiyle gulumsediler) 4().A: Uç
buyuk lema, labii ki, ölum, ak ve muziktir. 4l.A: Ama ak nedir bu konuda karar
vermi olmak gerekir. 42.B: Ak! ara. (Okuyucular!ma butun bu öutler aras!na
uzun sessizlikler, durgunluklar, suskunluklar girdiini hat!rlatay!m.) 43.C:
Ak! sakla, çunku sen yazars!n! 44. B: Ak aramakt!r. 45.C: Saklan ki bir s!rr!n
olduuna hukmetsinler. 46.A: Bir s!rr!n olduunu sezdir ki. kad!nlar seni
sevsinler. 47.C: Her kad!n bir aynad!r. (Burada yeni ie aç!ld!! için bana da
rak! ikram elliler) 48.B: Bizleri iyi hat!rla. (Hat!rlayaca!n!, tabii, elendim,
dedim ve dikkatli okuyucular!m!n anlayaca! gibi birçok yaz!m! onlar! ve
hikâyelerini hat!rlayarak yazd!m) 49.A: Sokaa ç!k, yuzlere bak. ite sana bir
konu. 50.C: Tarihi s!rlar!n olduunu sezdir; ama ne yaz!k ki onlar!
yazam!yorsun. (Bu noktada C bir hikâye anlatt!; baka bir yaz!mda nakledeceim
sevgilisine "ben senim" diyen a!k!n hikâyesi ve ben ilk defa, yar!m as!rd!r
birbirlerine haka-
85
ret eden bu uç yazar! sevgiyle ayn! masaya oturtan s!rr!n varl!!n! hissettim.)
51.A: Butun dunyan!n bize duman olduunu da unutma. 52. B: Bu millet
paalar!n!, çocukluunu, annelerini çok sever, sen de sev. 53.A: Epigraf
kullanmay!n çunku yaz!n!n içindeki esrar! öldurur. 54.B: Böyle ölecekse, öldur o
zaman sen de esrar!, esrar satan yalanc! peygamberi öldur. 55.C: Epigraf
kullanacaksan ne yazarlar!, ne kahramanlar! bize benzeyen Bat!'n!n kitaplar!ndan
alma, okumad!!n kitaplardan hiç alma, çunku Deccal'in yapt!! ite tam budur.
56.A: Unutma, sen hem eytans!n hem melek, hem Deccal'sin hem de O. Çunku
okurlar butunuyle kötu ve butunuyle iyi birinden s!k!l!rlar hep. 57.B: Ama okur,
Deccal'in kendisine O gibi gözuktuunu anlad!!nda, kurtar!c! sand!!n!n Deccal
olduunu, kand!r!ld!!n! dehetle fart elliinde, seni bir karanl!k sokakta
vallahi vuruverir! 58.A: Evet, onun için esrar! sakla: sak!n salma meslek
s!rr!n!. 59.C: S!rr!n akt!r unutma. Akt!r anahtar kelime. 60. B: Hay!r,
anahtar kelime yuzumuzde yazar. Bak ve dinle. 61.A: Akt!r, akt!r, akt!r,
ak!.. 62.B: ntihalden de korkma; çunku bizim k!t kanaat okumam!z!n ve
yazmam!z!n butun s!rr!, butun s!rr!m!z lasavvufi aynam!zda gizlidir. Mcvlana'-
n!n Ressamlar Yar!mas! hikâyesini bilir misin? O da hikâyeyi bakalar!ndan
alm!t!r, ama kendisi... (Bilirim, efendim, demitim.) 63.C: Bir gun
yaland!!nda, insan kendisi olabilir mi diye sorduunda, bu esrar! anlay!p
anlamad!!n! da soracaks!n kendine, unutma! (Unutmad!m) 64.B: Eski otobusleri,
çalakalem yaz!lm! kitaplar!, sabredenleri ve anlayanlar kadar anlayamayanlar!
da unutma!
stasyonun bir yerinden, belki de lokantan!n içinden, aktan, ac!lardan, hayat!n
boluundan dem vuran bir ark! duyuluyordu; bu noktada beni unuttular ve
kendilerinin birer yal! ve b!y!kl! eh-razat olduunu hat!rlayarak birbirlerine
dostlukla, kardelikle, kederle hikâyeler anlatmaya balad!lar. te baz!lar!:
Hayat!n!n tek tutkusu Muhammed'in yedi kat gökte yapt!! gezintiyi yazmak olan,
ama y!llar sonra, Dantc'nin bunun benzerini yapt!!n! örenince kederlenen
balîls!z köe yazar!n!n gulunç ye ac!kl! hikâyesi; çocukluunda bostanlarda
k!zkardeiyle birlikte karga kovalayan ç!lg!n ve sap!k padiah!n hikâyesi;
kar!s! kaç!nca dulerini kaybeden yazar!n hikâyesi; kendini hem Albertine hem de
Proust sanmaya balayan okurun hikâyesi; k!yafet deitirerek Falih Sultan
Mehmet olan köe yazar!n!n hikâyesi, vs. vs.
S(!
DOKUZUNCU BÖLÜM BRS BEN TAKP EDYOR
"Gâh kar ya!yordu, gâh karanl!k." eyh Galip
Arivci arkada! Saim'in evinden ç!kt!ktan sonra, sabah, Cihangir'in eski
sokaklar!ndan, basamakl! dar kald!r!mlar!ndan Ka-raköy'e inerken görduu eski
bir koltuu, Galip, uursuz bir kâbustan geri kalan tek bir ayr!nt!y! hat!rlar
gibi, butun o gun boyunca yeniden yeniden hat!rlayacakt!. Bir zamanlar, CelâPin
stanbul'daki afyon ve esrar trafiinin izlerini surmek için gezindii Tophane
arkalar!ndaki dik yokular!n birinde, duvar kâ!tç!lar!n!n, muamba
kaplamac!lar!n!n, kartonpiyercilerin ve marangoz dukkânlar!n!n birinin kapal!
kepenglerinin önune b!rak!lm!t! koltuk. Kollar!n!n ve ayaklar!n!n cilâs!
dökulmu, oturulacak yerinin derisi yara gibi y!rt!lm! ve bu derinin içinden,
karn! yar!lm! bir suvari at!n!n dökulen barsaklar! gibi, pasl! yaylar!
umutsuzca d!ar! f!k!rm!t!.
Galip, Karaköy'e vard!!nda, koltuu görduu yokuun tenha-l!!yla, meydan!n
boluunun (saat sekizi geçmesine ramen) herkesin iaretlerini okuduu bir
felâketle ilikili olduunu duunmek uzereydi. Sanki yaklamakta olan bu felâket
yuzunden, sefere ç!kmas! gereken vapurlar birbirlerine balanm!, iskeleler
tenhala-m!, Galata köprusu uzerindeki seyyar sat!c!lar, ipak fotorafç!lar,
yan!k suratl! dilenciler de, son gunlerini dinlenerek geçirmeye karar
vermilerdi. Köprunun korkuluklar!na yaslanarak bulan!k suya bakarken, bir
zamanlar köprunun bu köesinde biriken çocuklar!n Hristiyan turistlerin Halic'e
att!! paralar! dal!p ç!kard!klar!n! hat!rlad! Galip önce, sonra, Boaz'!n
sular!n!n çekilecei gunu anlatt!! yaz!s!nda y!llar sonra, kendilerinden
bambaka eyleri iaret edecek bu paralardan CelâPin neden sözetmediini merak
etti.
Handaki yaz!hanesine ç!k!p, masas!nda Celâl'in yeni köe yaz!s!n! okumaya
balad!. Celâl'in yaz!s! yeni deildi asl!nda, y!llarca önce bir kere daha
yay!mlanm!t!. Bu, Celâl'in uzun zamand!r ga-
87
zeteye yeni yaz! göndermediinin aç!k bir iareti olduu gibi, baka bir eyin
gizli bir iareti de olabilirdi. Yaz!n!n ortas!ndaki, "kendiniz olmakta guçluk
çekiyor musunuz?" sorusu da, CelâPin yaz!s!n!n bu soruyu soran berber kahraman!
da, belki yaz!n!n içindeki niyet edilmi gibi gözuken anlamlara deil, yaz!
d!!ndaki dunyaya yerlemi baka gizli anlamlara iaret ediyorlard!.
Bir zamanlar, Celâl'in bu konuda kendisine bireyler anlatt!!n! hat!rl!yordu
Galip: "insanlar!n çou," demiti Celâl, "nesnelerin esas özelliklerini, s!rf bu
özellikler burunlar!n!n dibinde olduu için farketmiyorlar da, kenarda köede
kalan, böyle olduu için dikkatlerini çeken ikincil özellikleri görup
tan!yorlar. Bu yuzden yaz!lar!mda, onlara göstermek istediim eyleri apaç!k
göstermiyor, yaz!m!n bir köesine s!k!t!r!r gibi yap!yorum. Anlam! saklad!!m
bu köe çok gizli sakl! bir köe deil tabii, benimkisi çocuk kand!r!r gibi bir
saklarnaca, ama orada bulduklar! eye çocuk gibi hemen inan!verdikleri için
böyle yap!yorum. Ve en kötusu, yaz!n!n geri kalan buyuk k!sm!na yerleen,
burunlar!n!n dibindeki o apaç!k anlamla, birazc!k sab!r ve zeka isteyen gizli ve
rastlant!sal anlamlar da farkedilmeden gazete bir kenara at!l!veriyor"
Galip, gazeteyi bir kenara at!verip içinden gelen bir durtuye uyarak CelâPi
görmeye Milliyet Gazetesine gitti. Hafta sonlar!nda, tenhayken Celâl'in gazeteye
daha çok indiini bildii için onu odas!nda tek ba!na bulaca!n! kestiriyordu.
Yokuu ç!karken Ce-lâl'e yaln!zca Ruya'n!n hafif hasta olduunu söylemeyi
kuruyordu. Kar!s! kendisini terketttii için çaresiz kalan bir muterisinin
hikâyesini anlatacakt! sonra ona. Ne derdi acaba Celâl böyle bir hikâye için?
leri yolunda, durust, çal!kan, akl! ba!nda, ölçulu, iyi bir vatanda!m!z!n
çok sevdii kar!s! butun tarihimize ve geleneklerimize ayk!r! olarak birdenbire
kocas!n! terkediyordu. Neyin iareti olabilirdi böyle bir ey? Hangi gizli sakl!
anlam!n göstergesi? Hangi k!yametin alameti? Galip'in hikâye edecei ayr!nt!lar!
dikkatle dinledikten sonra Celâl anlat!rd!; Celâl anlatt!kça dunya anlamlan!r,
burnumuzun ta dibindeki 'gizli' gerçekler daha önce bildiimiz, ama bildiimizi
bilmediimiz zengin bir hikâyenin a!rt!c! parçalar! haline dönuur, böylece,
hayat da, daha bir katlan!labilir olurdu. ran Konsolosluunun bahçesindeki
!slak aaçlar!n parlayan dallar!na bakarken Galip, kendi dunyas!nda deil,
Celâl'in
1
anlatt!! dunyada yaamak istediini duundu.
Celâl'i odas!nda göremedi. Masas!n!n uzeri derli topluydu, kulluk botu, çay
fincan! yoktu. Galip bu odaya her giriinde oturduu mor koltua geçip bekledi.
Az sonra içeri odalar!n birinden Celâl'in kahkahas!n! duyacakm! gibi bir inanç
vard! içinde.
Bu inanc!n! kaybettiinde çok ey hat!rlam!t!. Sonralar!, Ru-ya'ya a!k olacak
bir s!n!f arkada!yla birlikte, radyodan naklen yay!nlanacak bir bilgi
yar!mas!n!n davetiyesini almak bahanesiyle, evden habersiz, gazeteye ilk
gidilerini. (Dönu yolunda, "Matbaay! da gezdirirdi, ama vakti yoktu," demiti
Galip utanarak. "Masan!n uzerindeki kad!n resimlerini gördun mu?" demiti okul
arkada!) Ruya'yla birlikte gazeteye ilk gelilerinde CelâPin onlara matbaay!
gezdirdiini, ("Siz de mi gazeteci olmak istiyorsunuz kuçuk han!m?" diye
sormutu yal! makinist Ruya'ya ve Ruya ayn! soruyu Galip'e sormutu dönu
yolunda) ve bu oday! kendisinin hayâl edemedii harika hikâyelerin ve hayatlar!n
kurguland!! kâ!tlar ve dulerle dolu bir Binbir Gece odas! olarak
dulediini...
Bu kâ!tlar!n ve hikâyelerin yenilerini bulmak, unutmak, unutmak için aceleyle
CelâPin masas!n! kar!t!rmaya balad!! zaman, Galip'in bulduklar!: Aç!lmam!
okuyucu mektuplar!, kalemler, gazete kesikleri (k!skanç bir kocan!n y!llar sonra
iledii cinayetin yeil bir tukenmezle iaretlenmi haberi), yabanc!
dergilerden kesilmi surat resimleri, portreler, CelâPin elyaz!s!yla kâ!t
parçalar!na yaz!lm! baz! notlar (Unutma: ehzadenin hikâyesi), bo murekkep
ieleri, kibritler, çirkin bir kravat, amanizm, Hurufilik ve haf!za
gelitirmek uzerine ilkel halk kitaplar!, bir ie uyku hap!, damar açan
ilaçlar, dumeler, durmu bir kol saati, makas, aç!lm! bir okuyucu mektubundan
ç!kan fotoraflar (Birinde CelâPle saçlar! dökulmu bir subay vard!; bir k!r
kahvesinde iki yal! gureçi ve sevimli bir kangal köpekle birlikte kameraya
bak!yorlard!), boyal! kalemler, taraklar, sigara a!zl!klar! ve renk renk
tukenmezler...
Üzerinde, 'Kullan!lanlar' ve 'Yedekler' yazan iki dosyay!, masan!n uzerindeki
sumenin içinde buldu. 'Kullan!lanlar' dosyas!nda CelâPin son alt! gunde gazetede
yay!mlanm! yaz!lar!n!n daktilola-r!yla, yay!mlanmam! bir pazar yaz!s! vard!.
Pazar yaz!s!, yar!nki gazetede yay!mlanaca! için imdiden dizilip, resimlenip
dosyaya
88
89
geri dönmu olmal!yd!.
'Yedekler' dosyas!nda yaln!zca uç yaz! bulabildi. Yaz!lar!n uçu de y!llarca önce
yay!mlanm!t!. Buyuk bir ihtimalle, pazartesi yay!mlanacak dörduncu bir yaz!, u
anda gazetenin alt katlar!nda dizgicinin masas!nda durduuna göre, dosyadaki
yedekler gazeteye perembeye kadar yetecekti. Celâl'in, hiç kimseye haber
vermeden bir yolculua ya da tatile ç!kt!! anlam!na gelebilir miydi bu? Ama
stanbul d!!na hiç ç!kmazd! Celâl.
Galip, Celâl'i sormak için yaz! ilerinin geni odas!na girdi, ayaklar! onu
geçkince iki kiinin sohbet ettii bir masaya göturdu. Biri, herkesin bildii
takma ad!yla 'Neati', y!llarca önce Celâl'le iddetli bir kalem kavgas!na giren
öfkeli bir ihtiyard!. imdi ayn! gazetede CelâPinkinden daha önemsiz ve daha az
okunan bir köede öfkeli bir ahlâkç!l!kla hat!ra yaz!lar! yaz!yordu.
"Celâl Bey gunlerdir yok!" dedi t!pk! yaz!s!n!n köesindeki fotoraf!nda görulen
buldog köpei gibi as!k bir suratla. "Siz onun nesi oluyorsunuz?"
kinci gazeteci, Celâl Beyi neden arad!!n! sorduu zaman, Galip, onun kim
olduunu belleinin kar!!k dosyalar! içinde bulmak uzereydi. Magazin sayfas!n!n
kara gözluklu, kul yutmaz Sherlock Holmes'iydi bu adam: Osmanl! han!mefendisi
edas!yla nazlanan nice film y!ld!z!m!z!n u kadar y!l önce Beyolu'nun hangi
arka soka!ndaki luks madam!n evinde çal!t!!m bilirdi; Fransa'n!n tara
kasabalar!nda cambazl!k yaparken stanbul'a Arjantinli aristokrat diye getirilen
'vedet antöz'un asl!nda Cezayir'li Musluman olduunu bilirdi.
"Demek arkabas!s!n!z," dedi magazin yazar!. "Ben, rahmetli annesinden baka
Celâl Bey'in hiçbir yak!n! yoktur diye bilirim."
"Oo," dedi polemikçi ihtiyar yazar. "O akrabalar! olmasa Celâl Efendi bugun
olduu yerde olur muydu hiç! Elinden tutan bir enitesi vard! meselâ. Ona yaz!
yazmay! öreten, sonra ihanet ettii bu dindar adamd!r. Kumkap!'daki bir eski
sabun fabrikas!nda gizli ayinlerini surduren bir Naki tekkesine mensuptu bu
enite. Birtak!m zincirlerin, zeytin preslerinin, mumlar!n, kal!plar!n da
kullan!ld!! ayinlerden sonra, bu tekkeciler hakk!nda Milli stihbarat
Tekilat!na her hafta oturup kendisi bir ihbar raporu yazard!. Askerlere ihbar
ettii tarikat muridlerinin, asl!nda devlete zararl!
90
eyler yapmad!!n! kan!tlamak isterdi bu adam. hbar raporlar!n!, yaz!ya merakl!
kay!nbirader okusun, örensin, edebiyat zevki als!n diye, Celâl'e gösterirdi.
Celâl'in sonralar! esen bir ruzgârla duuncelerini bu sefer de sola doru
deitirdii y!llarda ac!mas!zca kulland!! bu raporlar!n uslubu da Attar'dan,
Ebu Horasani'den, bn Arabi'den, Bottfolio çevirilerinden dorudan al!nm!
tebihler ve kinayelerle dokunmutu. Sonralar!, Celâl'in tebihlerinde -hep ayn!
beylik bululara dayan!r ya onlar- bizi geçmi kulturumuze balayan yenilik
köpruleri bulanlar, bu pastiche'lerin mucidinin bir bakas! olduunu nereden
bilecekler? Celâl'in varl!!n! unutturmak istedii on parma!nda on marifet
enite tam bir hezarfen-di de: Berberlere kolayl!k aynal! bir makas imâl
etmiti; nice çocuumuzun geleceini karartan o.vahim hatalara f!rsat
b!rakmayacak bir sunnet arac! gelitirmiti; yal! ip yerine zincir, sandalye
yerine de kaygan bir zemin kullan!ld!! için ac! çektirmeyen bir daraac! icat
etmiti. Sevgili ablas!yla enitesinin efkatine ihtiyaç duyduu y!llarda, Celâl
de bu bulular! 'ster nan ster nanma' köesinde cokuyla tan!t!rd!."
"Kusura bakma, ama tam tersi!" diye kar! ç!kt! ona magazin yazar!. 'ster nan
ster nanma' köesini haz!rlad!! y!llarda tamamen yaln!zd! Celâl Bey. Size bir
bakas!ndan iittiim deil, bizzat tan!k olduum bir sahneyi anlatay!m."
Sonralar! baar!ya ulaacak iyi huylu gençlerin yoksulluk ve yaln!zl!k
y!llar!n!n anlat!ld!! Yeilçam filmlerinden ç!kma bir sahneydi bu. Bir y!lba!
gecesine doru, yoksul mahallesindeki yoksul evlerinde, çiçei burnunda gazeteci
genç Celâl, annesine ailenin zengin kanad!n!n Nianta!' ndaki evine y!lba!
elencesi için çar!l! olduunu söyler. Orada, amcalar!n!n, halalar!n!n neeli
k!zlar! ve azg!n oullar!yla gurultulu ve elenceli bir gece geçirecek, sonra
kimbilir, ehrin içinde baka hangi elencelere koacakt!r. Olunun mutluluunu
hayâl etmekten mutlu terzi annenin ise, ona bir mujdesi vard!r: Rahmetli
babas!n!n eski ceketini bu gece için gizlice kuçultup onarm!t!r. Celâl, uzerine
tam oturan ceketi giyerken (annenin gözlerinden ya getiren sahne: "Tam babana
benze-din!") mutlu anne, olunun gazeteci arkada!n!n da bu etencele-re çar!l!
olduunu iiterek rahatlar. Hikâyemizin tan!! bu gazete1 ci, Celâl'le birlikte
akam ahap evin souk ve karanl!k merdiven-
91
lerinden çamurlu sokaa ç!kt!!nda, ne zengin akrabalar!n, ne baka kimsenin
yoksul CelâPi y!lba! elencesine ça!rd!!n! örenir. Üstelik, mum !!!nda
terzilik ede ede körleen annenin ameliyat masraflar!n! kar!lamak için Celâl'in
gazetede gece nöbetine kalmas! gerekmektedir.
Hikâyeyi izleyen sessizlikten sonra, Galip'in baz! ayr!nt!lar!n Celâl'in
hayat!na uymad!! yolundaki sözlerine ald!rmad!lar pek. Evet, tabii, baz!
akrabalar!n ya da baz! tarihlerin uzakl!! konusunda yan!lm! olabilirlerdi;
Celâl Bey'in babas! yaad!!na göre, (E-min misiniz efendim bundan?) babayla
dedeyi, ya da ablayla halay! birbirine kar!t!rm! olabilirlerdi, ama bu
yan!lg!lar! da öyle pek fazla buyutmeye niyetleri yoktu anla!lan. Galip'i
masalar!na oturttuktan, bir sigara ikram ettikten ve cevab!n! dinlemedikleri bir
soru sorduktan sonra (Siz onun tam neyi oluyorum demitiniz?) hayâli bir satranç
tahtas!na yerletirdikleri talar! an!lar!n!n torbas!ndan bir bir ç!karmaya
koyuldular.
Ailesinin bitip tukenmeyen sevgisinin içine o kadar gömulmutu ki Celâl,
belediye dertlerinden baka yazabilecek butun konular!n yasakland!! o
umutsuzluk gunlerinde, her penceresinden baka bir !hlamur aac!n!n görulduu o
buyuk konaktaki çocukluk gunlerini öyle bir hat!rlay!vermesi, ne okuyucular!n
ne sansurculerin anlayabildii bir yaz!y! hemen dökturmesine yeterdi.
Hay!r gazetecilik d!!nda insanlarla ilikisi o kadar s!n!rl!yd! ki Celâl'in,
kalabal!k bir toplant!ya gitmek zorunda kald!! zamanlarda yan!nda jestlerinden
sözlerine, k!yafetinden yediklerine kadar hep eyini taklit edebilecei
guvenilir bir arkada bulunsun isterdi hep.
Hiç de öyle deil; görevi, bulmacalarla kad!n köesinin 'Nasi-hatlar'!m
haz!rlamak olan genç bir gazetecilik heveslisinin, uç y!lda, yaln!z ulkesinin
deil, Balkanlar ve Orta Dou'nun en çok okunan köesine yerleip gönul
rahatl!!yla saa sola iftira etmeye balamas! onu hak etmedii bir sevgiyle
koruyan guçlu h!s!m ve akrabalar!n!n desteinden baka ne ile aç!klanabilirdi?
Bat! Uygarl!!n!n temel talar!ndan olan 'doum gunu' töreni, bu insanc!l adet
bizde de yerlesin diye, ileri görulu bir devlet buyuumuzun sekiz ya!ndaki
olunun doum gununde, uzerinde sekiz adet mum yanan kremal! ve çilekli bir
pasta yapt!r!p, çocu-
92
un arkadalar!n!, piyano t!ng!rdatan levanten bir kokonay! ve gazetecileri
ça!r!p duzenledii iyi niyetli 'doum gunu partisi'ni, Celâl'in köe yaz!s!nda,
ac!mas!z ve anlay!s!z bir alayc!l!kla yerin dibine bat!rmas!n!n nedeni,
san!ld!! gibi, ideolojik, politik ya da estetik deil, Celâl'in hayat!nda
hiçbir zaman böyle bir baba sevgisini, hatta herhangi bir sevgiyi görmediini
ac!yla farketmesiydi.
imdi, hiçbir köede bulunamamas!, b!rakt!! adreslerin ve telefon numaralar!n!n
yanl! ya da uydurma ç!kmas!, sevgilerine kar!l!k veremedii yak!n
akrabalar!na, uzak akrabalar!na -butun insanlara- duyduu tuhaf ve anla!lmaz
bir nefret yuzundendi. (Galip, Celâl'i nerede bulabileceini sormutu.)
Hay!r, ehrin ula!lmaz bir köesine saklan!p kendi kendisini butun insanl!ktan
surgun etmesinin nedeni, tabii ki, bambakayd!: Doduundan beri ba!n!n
çevresini bir uursuzluk hâlesi gibi saran o amans!z yaln!zl!k duygusundan,
insanlara sokulamama hastal!!ndan kurtulamayaca!n! anlam!t! art!k; hastal!a
kendini b!ra-k!veren çaresiz hasta gibi, kimbilir hangi ucra odada, kaçamayaca!
umutsuz bir yaln!zl!!n kollar!na kendini tevekkulle b!rakm!t!.
Galip, bu ucra odan!n semtinden, "Avrupal!" bir televizyon tak!m!n!n Celâl Bey'i
arad!!ndan sözediyordu...
"Zaten, Celâl Bey'in iine yak!nda son verilecek!" diye pole-mikçi köe yazar!
Neati sözunu kesti. "On gundur yeni yaz! yolla-m!yor. Yedek diye
b!rakt!klar!n!n daktiloda temize çekilmi yirmi y!ll!k yaz!lar olduunun herkes
fark!nda!"
Galip'in bekledii ve istedii gibi magazin yazan bu sözlere kar! ç!kt!:
Yaz!lar her zamakinden daha buyuk bir ilgiyle okunuyordu, telefonlar surekli
çal!yor, postadan Celâl Bey'e her gun en az!ndan yirmi mektup ç!k!yordu.
"Evet," dedi polemikçi yazar, "orospulardan, pezevenklerden, teröristlerden,
hedonistlerden, uyuturucu tuccarlar!yla övduu eski gangsterlerden ald!!
teklif mektuplar! onlar."
"Gizli gizli aç!p okuyor musun?" dedi magazin yazar!.
"Senin gibi!" dedi polemikçi yazar.
kisi de, aç!l! hamlelerinden memnun satrançç!lar gibi, sandalyelerinde öyle
bir doruldular. Polemikçi yazar ceketinin derin cebinden kuçuk bir kutu
ç!kard!. Az sonra yok edecei bir nesneyi seyircisine gösteren hokkabaz
titizliiyle, kutuyu Galip'e gös-
93
terdi. "Akrabam dediiniz Celâl Beyle art!k bizim tek ortak noktam!z bu
görduunuz mide ilac!d!r. Midedeki asit salg!lanmas!n! hemen keser. Bir tane
almaz m!s!n!z?"
Galip nereden balay!p nereye uzand!!n! kestiremedii, ama kat!lmak istedii bu
oyuna girmek için, beyaz haplardan bir tane al!p yuttu.
"Oyunumuzu sevdiniz mi?" dedi ihtiyar köe yazar!, gulumseyerek.
"Kurallar!n! ç!kartmaya çal!!yorum," dedi Galip kukuyla.
"Yaz!lar!m! okur musunuz benim?"
"Okurum."
"Gazeteyi elinize al!nca, önce beni mi, okursunuz Celâl'i mi?"
"Celâl bey akrabam olur."
"Yaln!zca bu yuzden mi onu ilk okuyorsunuz?" dedi ihtiyar yazar. "Akrabal!k
guzel bir yaz!dan daha kuvvetli bir ba m!d!r?"
"CelâPin yaz!lar! da guzeldir!" dedi Galip.
"Herkes yazabilir onlar!, anlam!yor musunuz?" dedi ihtiyar köe yazar!. "Üstelik
köe yaz!s! denemeyecek kadar da uzundur bir çou. Hikâye özentileri. Sanat
suslemeleri. Bo laflar. Birkaç beylik hilesi var, o kadar. Hat!ralardan, hep
baldan tatl! ho eyler gibi sözedilecek. kide bir paradoks yakalanacak. Divari
airlerinin 'tecahul-u ariP dedii bilmezlikten gelme oyununa bavurulacak.
Olmam! eyler olmu gibi, olmu eyler olmam! gibi anlat!lacak. Butun bunlar
sökmezse yaz!n!n boluu hayranlar!n!n guzellik sand!! o tumturakl! cumlelerle
gizlenecek. Onun kadar herkesin bir hayat!, an!lar!, geçmii var. Herkes onun
kadar oyun oynayabilir. Siz de. Bir hikâye anlat!n bana!"
"Nas!l bir hikâye?"
"Akl!n!za ne geliyorsa: Bir hikâye."'
"Çok sevdii guzel kar!s! kaçm! birgun bir adam!n," dedi Galip. "O da onu
aramaya balam!. ehrin neresine gitse kar!s!n!n izine rastl!yormu, ama
kendisine deil..."
"Evet?"
"Bu kadar."
"Hay!r, hay!r, daha devam! olmal!!" dedi ihtiyar köe yazar!. "ehirde bulduu
izlerde ne okuyor bu adam? Kar!s! gerçekten gu-
94
zel mi? Kime kaçm!?"
"ehirde bulduu izlerde kendi geçmiini okuyormu bu adam. Guzel kar!s!yla
kendi geçmiinin izlerini. Kime kaçt!!n! da bilmiyormu ya da bilmek
istemiyormu, çunku gittii her yerde kar!s!yla kendi geçmiinin izlerine
rastlad!kça, kar!s!n!n kaçt!! adam!n ya da yerin, kendi geçmiinde bir yerde
olmas! gerektiini duunuyormu."
"Konu guzel," dedi ihtiyar köe yazar!. "Poe'nun dedii gibi, ölen ya da
kaybolan guzel kad!n! Ama bir hikayeci daha kararl! olmal!. Karars!zl!klar!n!
gösteren yazara okuyucu guvenmez çunku. CelâPin hileleriyle biz bitirelim
hikâyeyi... Hat!ralar: ehir adam!n tatl! an!lar!yla kaynas!n. Üslûp: Suslu
sözlerin içine gömulen bu an!lardaki ipuçlar! bolua iaret etsin. Tecahul-u
arif: Adam kar!s!n!n kaçt!! kiiyi bilemiyormu gibi yaps!n. Paradoks: Böylece,
adam!n kar!s!n!n kaçt!! kii adam!n kendisiymi. Nas!l? Göruyorsunuz ya, siz de
yazabilirsiniz o yaz!lar!. Herkes yazabilir."
"Ama yaln!zca Celâl yaz!yor," dedi (Salip. . "Tamam! Bundan böyle siz de
yazars!n!z!" dedi ihtiyar yazar, konuyu kapatan bir havayla.
"Onu ar!yorsan!z yaz!lar!na bak!n," dedi magazin yazar!. "Yaz!lar!n!n içinde bir
yerdedir o. Yaz!lar! saa sola yollanm! haberlerle doludur, özel kuçuk
haberlerle. Anl!yor musunuz?"
Cevap olarak, Galip, çocukluklar!nda CelâPin, kendisine, yaz!lar!ndaki
paragraflar!n ilk ve son kelimeleriyle kurduu cumleleri gösterdiini söyledi.
Sansuru ve bas!n savc!s!n! atlatmak için duzenledii h^arf oyunlar!n!,
cumlelerin ilk ve son heceleriyle yapt!! zincirleri, butun buyuk harflerin
oluturduu cumleleri, "halam!z!" k!zd!racak kelime oyunlar!n! gösterdiini
söyledi.
Magazin yazar! sordu: "Halan!z evde kalm! bir kad!n m!yd!?"
"Hiç evlenmemitir," dedi Galip.
Celâl Bey'in bir kat meselesi yuzunden babas!yla kavgal! olduu doru muydu?
Galip, bunun', "çok eski" bir mesele olduunu söyledi.
Avukat olan bir amcas!n!n dava tutanaklar!n!, içtihatlar! ve kanunlar!, lokanta
listeleri ve vapur tarifeleriyle kar!t!rd!! doru muydu?
Galip'e göre, ötekiler gibi, her ey gibi, bu da bir hikâye ola-
95
bilirdi.
"Anl!yor musun, delikanl!," dedi yal! yazar ho olmayan bir sesle, "bunlar! ona
Celâl Bey anlatmam!t!r. Bu mânâlar!, hafiyelie ve Hurufilie merakl!
arkada!m!z, Celâl Bey'in yaz!lar! içinden, Celâl'in onlar! gizledii harflerin
içinden ineyle kuyu kazar gibi, her birini tek tek kendisi bulup ç!karm!t!r."
Magazin yazar! bu oyunlar!n belki bir anlam! olduunu, belki esrardan sesler
getirdiini, esrarla derin ilikisi yuzunden, Celâl Bey'i, belki öteki
yazarlardan daha yukar! yukselttiini söyledi; ama u gerçek de ona
hat!rlat!lmal!yd!: "Burnu buyuyen gazetecinin cenazesi ya ianeyle kald!r!l!r, ya
belediyeyle..."
"Belki de, Allah korusun, ölmutur," dedi ihtiyar gazeteci. "O-yunumuzu sevmiyor
musunuz?"
"Haf!zas!n! kaybettii de, hikâye mi, gerçek mi?" dedi magazin yazar!.
"Hem hikâye, hem gerçek!" dedi Galip.
"ehrin içindeki adreslerini gizli tuttuu o evler?"
"Onlar da öyle."
"Belki de o evlerin birinde tek ba!na bunalarak can çekiiyor-dur," dedi köe
yazar!. "Biliyor musunuz, kendisi bu tur tahmin oyunlar!na da bay!l!r."
"Öyle olsayd!, yanma kendine yak!n hissettii birini ça!r!rd!," dedi magazin
yazar!.
"Yoktur öyle biri," dedi ihtiyar köe yazar!. "Kimseye yak!nl!k hissetmemitir
o."
"Delikanl! bu görute deildir herhalde," dedi magazin yazar!. "Bize daha
ad!n!z! bile söylemediniz."
Galip söyledi.
"Söyleyin, o zaman, Galip Bey," dedi magazin ya'zar!, "Celâl Beyin, kimbilir
hangi buhranla kapand!! bir evde, en az!ndan, edebi s!rlar!n! ve vasiyetini
verecek kadar kendini yak!n hissettii birileri vard!r, deil mi? O kadar yaln!z
biri deildir çunku."
Galip duundu. "O kadar yaln!z biri deildir," dedi sonra endieyle.
"Kimi ça!r!rd! yan!na?" diye sordu magazin yazar!. "Sizi
Î9"
m!?
96
"K!zkardeini," dedi Galip, hiç duunmeden. "Kendisinden
yirmi ya kuçuk bir uvey k!zkardei vard!r, onu. ça!r!rd!." Sonra duundu.
Karn! y!rt!larak pasl! yaylar! d!ar! f!rlam! koltuu hat!rlad! sonra. Daha da
duunuyordu.
"Belki de art!k, oyunumuzun mant!!n! anlamaya balam!s!-n!zd!r," dedi ihtiyar
köe yazar!. "Sonuçlar ç!kar!p tad!na da var!-yorsunuzdur art!k. O yuzden
çekinmeden söyleyeceim: Butun Hurufilerin sonu kötudur zaten. Esterabadl!
Fazlallah, ki Hurufiliin kurucusudur, bir köpek gibi öldurulmu, ayaklar!na ip
balanarak cesedi çar! pazar surundurulmutiir. Alt! yuz y!l önce, onun da,
Celâl Bey gibi, ie ruya yorumuyla balad!!n! biliyor muydunuz? Mesleini bir
gazetede deil, ehir d!!ndaki maaras!nda icra ediyordu..."
"Bu tur benzetmelerle bir insan ne kadar anla!labilir, bir hayat!n s!rlar!na ne
kadar nufuz edilebilir ki?" dedi magazin yazar!. "Otuz y!l! geçiyor,
Amerikal!lardan taklit 'y!ld!z' dediimiz o zavall! artistlerimizin olmayan
s!rlar!na girmeye çal!!yorum. Örendim art!k: nsanlar!n çift yarat!ld!!n!
söyleyenler yan!l!yorlar. Kimse kimseye benzemez. Her f!kara k!z!m!z!n
f!karal!! kendine göredir. Bizim her y!ld!z!m!z, gökte bir tane, yapayaln!z,
benzersiz bir fakir y!ld!zc!kt!r." '
"Holywood'daki asl! hariç," dedi ihtiyar köe yazar!. "Celâl Bey'in taklidi
olduu as!llar!ndan sözetmi miydim size? Az önce sayd!klar!mdan baka,
Dante'den, Dostoyevski'den, Mevlâna'dan, eyh Galip'ten de hep bireyler
yurutmutur."
"Her hayat banzersizdir!" dedi magazin yazar!. "Her hikâye baka bir ei
olmad!! için hikâyedir. Her yazar, tek ba!na fakir bir yazard!r."
"Kat!lm!yorum!" dedi ihtiyar köe yazar!. "Pek sevildii söylenen o 'Boaz'in
Sular! Çekildii Zaman' yaz!s!n! ele alal!m. K!yamet alâmetlerinin, Mehdi'nin
zuhurundan önceki y!k!m gunlerinin anlat!ld!! binlerce y!ll!k kitaplardan,
Kuran'dan, k!yamet surelerinden, bni Haldun'dan, Ebu Horasani'den yurutme deil
mi o? Üstune bir de baya! bir gangster hikâyesi eklemi. Hiçbir sanat deeri
yok. Dar bir kesim taraf!ndan heyecanla kar!lanmas!n!n, isterik kad!nlar!n o
gun yuzlerce kere telefon etmesinin sebebi, yaz!da anlat!lan saçmal!klar deil
tabii. Harflerin içine sizin bizim deil, ellerinde formulleri olan muridlerin
anlayabildii gizli me-
97
sajlar var. Memleketin dört bir yan!na da!lm!, yar!s! orospu, yar!s! olanc!
olan bu muridler, bu mesajlar! emir telâkki ettikleri için, sabah akam gazeteye
telefon ediyorlar ki, bu saçmal!klar! yaz!yor diye eyhleri Celâl Efendiyi kap!
önune koyuvermeyelim. Zaten gazetenin önunde onu bekleyen bir iki kii vard!r
her zaman. Sizin de, Galip Bey, onlardan biri olmad!!n!z! nas!l anlayaca!z?"
"Galip Beyi sevdik!" dedi magazin yazar!. "Onda kendi gençliimizden bireyler
görduk. Ona bu kadar s!r verecek kadar kan!m!z kaynad!. te buradan
anlayaca!z. Bir zamanlar!n unlu y!ld!z! Samiye Samim han!mefendinin, huzur
evindeki son gunlerinde bana dedii gibi: K!skançl!k denen illet... Ne oldu
delikanl! kalk!yor
mu/
"Galip Bey olum, madem gidiyorsun, u soruma cevap ver:" dedi ihtiyar köe
yazar!. "ngiliz televizyoncular niye Celâl'le konumak istiyorlar da benimle
deil?"
"Sizden daha iyi yazd!! için," dedi Galip. Masadan kalkm! merdivenlerin
aç!ld!! sessiz koridora ç!k!yordu. htiyar yazar!n neesinden hiçbir ey
kaybetmeyen guçlu bir sesle arkas!ndan ba!rd!!n! duydu:
" Yutturduum hap!n mide ilac! olduuna sahiden inand!n m!?"
Galip sokaa inince çevreye dikkatle bakt!. Kar! kald!r!mda, bir zamanlar imam
hatip liseli gençleri, dine kufrediyor diye, Ce-lâl'in yaz!s!yla birlikte butun
sayfay! yakt!klar! köede, bir portakal-c!yla kabak kafal! bir adam bo bo
dikiliyorlard!. Celâl'i bekleyen kimse yoktu görunurde. Kar!ya geçip bir
portakal ald!. Portakal! soyup yerken birisi taraf!ndan takip edildii duygusuna
kap!ld!. Ca-alolu Meydan!ndan yaz!hanesine doru dönuyordu, bu duyguya niye o
anda kap!ld!!n! ç!kartamad!: Yokutan a!r a!r inerken, kitapç! dukkânlar!n!n
vitrinlerine bakarken, duygunun neden bu kadar gerçek olduunu da ç!kartamad!.
Ensesinin arkas!nda varl!!n! belli belirsiz sezdiren bir 'göz' vard! sanki, o
kadar.
Önunden her geçiinde yavalad!! kitapç! vitrinlerinin birinde bir baka çift
gözle kar!la!nca ne kadar sevdiini o an anlad!! bir yak!n!n! görmu gibi
heyecanland!. Ruya'n!n yutar gibi okuduu polisiye romanlar!n bir çounu basan
yay!neviydi buras!. Kitaplar!n ustunde s!k s!k görduu hain bayku, kuçuk
dukkân!n kuçuk vitrininden gelip geçen cumartesi kalabal!!na ve Galip'e sa-
98
b!rla bak!yordu. Galip dukkâna girip Ruya'n!n okumad!!n! sand!! eski
ciltlerden uç tane ve bu hafta ç!kt!! ilan edilen 'Kad!n Ak ve Viski'yi al!p
paketletti. Üst raflara as!lm! irice bir kartonun uzerinde öyle yaz!yordu:
"Turkiye'de Hiçbir Seri 126'ya Ulaamad!. Polisiyelerimizin Numaras!
Kalitelerinin Garantisidir." Dukkânda yay!nevinin 'Edebi Ak Romanlar!' ve
'Bayku Mizah Romanlar! Serisi'nden baka kitaplar da sat!ld!! için Hurufilik
uzerine bir kitap sordu. Kap!n!n önune yerletirdii koltuktan, hem soluk yuzlu
bir delikanl!n!n ba!nda durduu tezgâh!, hem de çamurlu kald!r!mdan geçen
kalabal!! seyredebilen irice bir ihtiyar bekledii cevab! verdi:
"Bizde yoktur. Hasis smail'in dukkân!na sor!" Sonra ekledi: "Kendisi de Hurufi
olan ehzade Osman Çelalettin Efendi'nin Frans!zcadan çevirdii polisiyelerin
musvetteleri geçmiti bir zamanlar elime. Nas!l öldurulduunu bilir misiniz?"
D!ar! ç!k!nca Galip her iki kald!r!ma da bakt!, ama dikkatini çekecek bir ey
göremedi: Paltosu bol kuçuk çocuuyla birlikte bir sandviççinin vitrinine bakan
baörtulu bir kad!n, ayn! yeil çoraplar! giyen iki örenci k!z ve kar!
kald!r!ma geçmek için bekle-- yen kahverengi paltolu bir ihtiyar. Ama
yaz!hanesine doru yurumeye balar balamaz, enseninde ayn! 'göz'un bak!!n!
hissetti.
Daha önce hiç takip edilmemi, daha önce takip edildii duygusuna da hiç
kap!lmam! olduu için, Galip'in bu konudaki bilgisi, görduu filmlerle ve
Ruya'n!n okuduu polisiye romanlar!n sahneleriyle s!n!rl!yd!. Çok az polisiye
roman okumas!na ramen Galip bu romanlar hakk!nda s!k s!k at!p tutard!: lk ve
son bölumun birbirinin t!pat!p ayn! olduu bir roman kurulabilmeliydi; gerçek
sonu hikâyenin içine gizlendii için görunen bir 'son'u olmayan bir hikâye
yaz!lmal!yd!; körler aras!nda geçen bir roman dulenme-liydi vs. Ruya'n!n dudak
buktuu bu tasar!lar! kurarken Galip bel-ki bir gun baka bir kii olabileceini
hayâl ederdi.
Han kap!s!na bitiik bir girintiye yerleen kesik bacakl! dilencinin iki gözunun
ikisinin de kör olduunu san!nca Galip, içine iyice girdii kâbusun Ruya'n!n
yokluu kadar, uykusuzlukla da ilgili olduuna karar verdi. Odas!na girince
masas!na oturaca!na pencereyi aç!p aa! bakt!: Kaldmmlardaki butun hareketi
k!sa bir sure gözetledi. Masas!na oturduunda, telefon yerine eli kendiliin-
99
den kâ!t dosyas!na uzand!. Temiz bir kâ!t ç!kard!. Çok fazla duunmeden
uzerine yazd!:
"Ruya'n!n bulunabilecei yerler. Eski kocas!n!n evi. Amcam-'"r!n evi. Banu'nun
evi. Politik bir ev. Yar! politik bir ev. çinde iirden sözedilen bir ev.
çinde her eyden sözedilen bir ev. Nianta!'nda baka bir ev. Herhangi bir ev.
Bir ev." Yazarak iyi duunemediine karar vererek kalemi b!rakt!. Kalemi yeniden
eline al!nca "Eski kocas!n!n evi" hariç her eyi karalad!, ve öyle yazd!: "Ruya
ile Celâl'in bulunabilecei yerler. Ruya ile Celâl, Celâl'in bir evinde. Ruya
ile Celâl bir otel odas!nda. Ruya ile Celâl sinemaya gidiyorlar. Ruya ile Celâl?
Ruya ile Celâl?"
Kâ!tlara yazd!kça kendini hayâlini kurduu polisiye romanlar!n kahramanlar!na
benzetiyor, böylece, Ruya'y!, olmak istedii yeni insan! ve yeni bir dunyay!
hat!rlatan bir kap!n!n eiine yaklat!!n! hissediyordu. Bu kap!dan görulen
dunya, takip edilme duygusunun huzurla kar!land!! bir dunyayd!. Takip
edildiine inan!yorsa insan, en az!ndan, masas!na oturup, kaybolan baka bir
kiiyi bulmas!na yarayacak ipuçlar!n! alt alta yazabilecek biri olabileceine de
inanabilmeliydi. Dedektif romanlar!n!n kahramanlar!na benzeyen o kii olmad!!n!
biliyordu Galip, ama o kiiye benzediine, 'onun gibi' olabildiine inanmak,
çevresindeki eyalar!n ve hikâyelerin bask!s!n! biraz olsun hafifletiyordu. Çok
sonra, saçlar! ' a!lacak bir simetriyle ortadan ikiye ayr!larak taranm!
garson çocuk lokantadan !smarlad!! yemei getirdiinde, Galip, bo kâ!tlar!
ipuçlanyla doldura doldura kendi dunyas!n!, polisiye romanlar!n dunyas!na o
kadar yaklat!rm!t! ki, kirli tepsinin uzerindeki dönerli pilavla havuç
salatas! ona her zaman yedii eyler gibi deil, önune ilk defa konan bambaka
yiyecekler olarak gözuktu-
Yemein ortas!nda çalan telefonu, bekledii bir telefonu cevapland!racak biri
gibi açm!t!: Yanl! numara. Yemeini bitirdikten, tepsiyi kald!rd!ktan sonra
ayn! rahatl!kla Nianta!'ndaki evi arad!. Telefonu uzun uzun çald!r!rken yorgun
dönduu evde yata!ndan kalkan Ruya'y! hayâl ediyordu ama telefonu kimse
açmay!nca a!rmad!. Hâle Halas!n!n numaras!n! çevirdi.
Ruya'mn hastal!!na, gunlerdir aç!lmayan telefonlar!na meraktan evlerine kadar
gelen teyzenin kap!dan dönuune ilikin sorular!na halas! daha da bakalar!n!
eklemesin diye Galip bir nefes-
100
te anlatt!: Telefonlar! bozulduu için haber verememilerdi; Ruya'n!n hastal!!
daha o geceden geçmiti, turp gibiydi imdi, hiçbir eyi yoktu, uzerinde mor
paltosu az ilerideki 56 Chevrolet taksinin içinde hayat!ndan memnun Galip'i
bekliyordu; birlikle zmir'e gidiyorlard!, a!r hasta olan eski bir
arkadalar!n! görmeye; vapur birazdan kalkacakt!, Galip yol uzerindeki bir
bakkaldan telefon ediyordu; bu kalabal!kta telefonunu kulland!ran bakkala
teekkur ediyordu; allah!smarlad!k Hala, âllah!smarlad!k! Hâle Hala gene de
sordu ama: Kap!y! iyi çekmiler miydi, Ruya yeil yun kaza!n! alm! m!yd!?
Saim telefon ettiinde Galip, insan!n ayak basmad!! bir kentin haritas!na baka
baka ne kadar deiebileceini merak ediyordu. Saim, sabah Galip gittikten sonra
arivinde arat!rmalar!na devam etmi, yararl! olabilecek baz! ipuçlar!
bulmutu: Ninenin ölumunden sorumlu Mehmet Y!lmaz, evet, hâlâ sa olabilirmi,
ama bir ara sand!klar! gibi Ahmet Kaçar ya da Haldun Kara adlar!yla deil, takma
ad kokmayan Muammer Ergener ad!yla ehirde bir hayalet gibi geziniyormu.
Butunuyle 'kar!t göru'u savunan bir dergide bu ada rastlay!nca a!rmam!
Saim; a!rd!! ey ayn! dergide Salih Gölba! imzas!yla Celâl'in iki köe
yaz!s!n! sert biçimde eletiren kiinin de ayn! uslubu kullanmas! ve ayn! imlâ
halalar!n! yapmas!ym!. Bu ad!n ve soyad!n, Ruya'n!n ilk kocas!n!n ad! ve
soyad!yla kafiyeli olduu ve ayn! sessiz harflerle kurulduunu duundukten sonra
'Emein Saati' adl! kuçuk bir eitim dergisinin eski say!lar!nda, bu defa onu
yaz! ileri muduru olarak görunce Saim derginin ehir d!!ndaki yönetim yerinin
adresini Galip için alm!: 'Guntepe Mahallesi, Refet Bey Sok., No 13. Sinanpaa
Bak!rköy.'
Telefonu kapad!ktan sonra Guntepe mahallesinin haritas!n! ehir Rehberinde
bulunca Galip hayrete dutu, ama kendisini tepeden t!rnaa deitirmesini
istedii ak!nl!k deildi bu. Mahalle on iki y!l önce ilk evlendiinde Ruya'n!n
içiler aras!nda 'çal!ma' yapmak için kocas!yla yerletii kuçuk gecekondunun
uzerinde kurulduu k!raç tepeyi butunuyle kapl!yordu. Haritadan anla!ld!!na
göre, imdi her biri bir Kurtulu Sava! kahraman!n!n ad!n! ta-iyan sokaklarla
bölunmutu tepe. Bir kenarda kuçuk bir park!n yeiliyle, bir caminin minaresi,
ortada Ataturk heykelinin kuçuk dörtgeniyle iaretlenmi bir alan vard!.
Galip'in hayâlini en son ku-
101
raca! ulkeydi buras!.
Yeniden gazeteye telefon edip Celâl Beyin "henuz" gelmediini örendikten sonra
Galip, skender'i arad!. Ona, CelâPi bulduunu, ngiliz televizyoncular!n
kendisiyle görume yapmak istediklerini söylediini, CelâFin de bu fikre pek
fazla kar! ç!kmad!!n!, ama u ara megul olduunu anlat!rken telefona çok da
uzakta olmayan bir k!z çocuunun alad!!n! iitiyordu. skender, ngilizlerin
stanbul'da en az!ndan alt! gun daha kalacaklar!n! söyledi. Celâl hakk!nda çok
övgu iitmilerdi, bekleyeceklerinden emindi; Galip isterse onlar! Pera
Palas'tan kendi arayabilirdi.
Yemek tepsisini kap!s! önune b!rak!p handan ç!kt!ktan sonra, Galip yokuu
inerken göun renginde imdiye kadar hiç hissetmedii bir solukluk sezdi. Sanki
kul rengi bir kar yaacak, bu da cumartesi kalabal!!nca olaan kar!lanacakt!.
Belki de buna al!mak için, herkes çamurlu kald!r!mlara, önune bakarak
yuruyordu. Kolunun alt!ndaki polisiye romanlar!n kendisine huzur verdiini
anlad!. Sanki, bu tur romanlar uzak ve sihirli ulkelerde yaz!ld!! ve yabanc!
dil öreten liselerde balad!klar! eitimlerine devam etmedikleri için piman
olan mutsuz ev kad!nlar! taraf!ndan 'dilimize' çevrildikleri için herkes her
zamanki hayat!na devam edebiliyor, Lan girilerinde çakmak dolduran soluk
giysili sat!c!lar, rengi atm! eski elbiseleri hat!rlatan kambur adamlar ve
dolmu dura!n!n sessiz yolcular! da her zamanki hayatlar!n!n içinde soluk al!p
Verebiliyorlard!.
Eminönu'nde bindii otobusten Harbiye'de indiinde Galip, Konak Sinemas!n!n
önundeki kalabal!! gördu. Cumartesi öleden sonra 2.45 matinesinin
kalabal!!yd!. Yirmi be y!l önce, Ruya ve baka baz! okul arkadalar!yla
birlikte Galip de bu 'matine' için ayn! pardesulu, sivilceli örenci kalabal!!
içinde, imdiki gibi talala kaplanm! merdivenleri iner, kuçuk lambalarla
ayd!nlat!lm! 'gelecek hafta'n!n resimlerine bakar, Ruya'n!n kimlerle
konutuunu sessiz bir sab!rla gözlerdi. Bir önceki 'seans' bir turlu bitmezdi o
zaman, kap!lar aç!lmaz, Ruya'yla yan yana oturacaklar! ve !!klar!n sönecei an
bir turlu gelmezdi. 2.45'e bilet olduunu örenince,, Galip bir özgurluk
duygusuna kap!ld!. Sinem un r,! içi, az önce boalan kalabal!!n nefesiyle s!cak
ve havas!zd!. !klar sönup reklâmlar balay!nca Galip uyuyakalaca!n! anlad!.
102
Uyan!r uyanmaz koltuunda doruldu. Guzel, çok guzel bir kad!n vard! perdede,
guzel olduu kadar dertliydi de. Sonra geni ve sakin bir !rmak gördu, sonra bir
çiftlik evi, yeillikler içinde bir Amerikan çiftlii. Sonra, dertli guzel k!z
Galip'in daha önce hiçbir filmde görmedii orta yal! bir adamla konumaya
balad!. Konutuklar! kadar a!r ve sakin hareketlerinden ve yuzlerinden
hayatlar!n!n dertlerle dolu olduunu anl!yordu Galip. Anlamaktan öte, biliyordu.
Hayat dertlerle doluydu, ac!larla, biri bitince öburu gelen, öburune al!!rken
bir yenisi bast!ran ve yuzlerimizi birbirine benzeten derin ac!larla. Birdenbire
de gelseler, bu ac!lar!n çoktan beri yolda olduunu biliyorduk biz, onlara
kendimizi haz!rlam!t!k, ama gene de dert, bir kâbus gibi uzerimize çökunce bir
tur yaln!zl!a kap!l!yorduk; baka insanlarla paylat!!m!z! sand!!m!z zaman
mutlu olaca!m!z umutsuz ve vazgeçilmez bir yaln!zl!k. Galip bir an kendi
derdiyle perdedeki kad!n!n derdinin bir olduunu hissetti; ya da dert yoktu da
ortak bir dunya vard!: Çok fazla bireyler beklenilmeyen, ama hiçbir zaman da
kusulmeyen, anlam! ve anlams!zl!! s!n!rl!, insan! alçakgönullulue ça!ran
yerli yerinde bir dunya. Olaylar ilerledikçe, kad!n bir kuyudan su çekerken,
eski bir Ford kamyonetle yolculuk ederken, kuca!na ald!! kuçuk bir çocuu
konua konua yata!na yat!r!rken Galip kendini seyreder gibi onu yak!n
hissediyordu kendine. çinde ona sar!lma istei uyand!ran ey, kad!n!n
guzellii, doall!! ya da o kendiliinden hali deil, kad!nla ayn! dunyada
yaad!!na duyduu derin inançt!: Ona sar!labilirse bu inanc! ince ve kumral
kad!n da paylaacakt!. Galip'e filmi tek ba!na seyrediyormu, görduklerini
kendinden baka kimse görmuyormu gibi geliyordu. Biraz sonra, ortas!ndan geni
bir asfalt yol geçen s!cak kentte bir kavga ç!k!nca ve hareketli h!zl!, kuvvetli
ve 'kiilikli' bir erkek olaylar! suruklemeye balay!nca, Galip, kad!nla
paylat!! ortakl!!n biteceini hissetti. Alt yaz!lar kelime kelime gözune
giriyordu, az!na kadar dolu sinemadaki insan k!p!rt!s!n! hissediyordu. Yerinden
kalkt!, erken çöken karanl!kta, a!r a!r yaan kar!n alt!nda eve döndu.
Çok sonra, damal! mavi yorgan!n uzerinde yatarken, uykuyla uyan!kl!k aras!nda
Ruya'ya ald!! polisiye romanlar! sinemada unuttuunu anlad!.
103
ONUNCU BÖLÜM - GÖZ
"Hayat!n!n o de\>ir faaliyetinde yazd!! yaz!lar!n!n
miktar! yevmiye be sahifeden aa! dumemitir."
Abdurrahman eref
Bu anlataca!m vaka bir k! gecesi ba!mdan geçti. Karamsar bir zamammd!:
Gazeteciliin ilk ve zor y!llar!n! atlatm!t!m, ama biraz olsun tutunabilmek
için yapt!klar!m meslee giriteki o heyecan!m! çoktan kurutmutu. Souk k!
gecelerinde, "Sonunda ayakta kalabildim!" derken kendime, içimin boalm!
olduunu da bilirdim. O k!, butun hayat!m boyunca beni takip edecek bir
uykusuzluk hastal!!na da yakaland!!m için, hafta içlerinde, baz! gunler gece
sekreteriyle birlikte geç saatlere kadar gazetede kal!r, sabahlar! gunluk
kargaa ve kalabal!k içinde yazamayaca!m baz! yaz!lar! haz!rlard!m. O zamanlar,
Avrupa gazete ve dergilerinde de pek moda olan 'ster nan ster nanma' köesi
bu gece çaljmala-r! için biçilmi kaftand!. Daha önceden oras!ndan buras!ndan
kesilerek delik deik edilmi Avrupa gazetelerinin birini açar, 'ster nanma'
köesindeki resimleri bir sure dikkatle inceler, (herhangi bir yabanc! dili
örenmeyi gereksiz, hatta hayâl gucum için zararl! bulmuumdur hep) ve resmin
ilham ettiklerini bir tur sanat cokusuyla hemen kaleme al!rd!m.
O k! gecesi, bir Frans!z Gazetesinde (Illustration) görduum tuhaf suratl! bir
ucubenin (gözunun biri aa!dayd!, biri yukar!da) resmine bir an bakt!ktan sonra
'tepegöz'ler uzerine bir ç!rp!da bir-eyler çiziktirmitim: Dede Korkut'ta genç
k!zlar! korkutan, Ho-meros'un destan!nda Siklop adl! hain yarat!klara dönuen,
Buha-ri'nin Peygamberler Tarihi' nde Deccal'in ta kendisi olan,- Binbir Gece
Masallar!'nda vezirlerin haremine giren, Dante'nin Cennet'inde bana pek tan!d!k
gelen sevgili Beatrice'i ile bulumadan önce, uzerinde mor bir elbiseyle öyle
bir gözukuveren, Mevlâna Celalettin'in Mesnevi'sinde kervanlar!n yolunu kesen ve
pek sevdiim Vathek'te de bir zenci kad!n k!l!!na burunen bu gözupek ya-
104
rat!!n geçmiini özetledikten sonra, aln!n tam ortas!nda karanl!k bir kuyu gibi
duran bu tuhaf ve tek gözun neye benzediini, neden bizleri irkilttiini, ondan
neden korkman!z ve sak!nman!z gerektiini yazm!, bir heyecan dalgas!yla
kalemimin ucuna geliveren iki hikâyecii de, k!sa 'monografime' ekleyivermitim:
Haliç k!y!s!ndaki yoksul mahallelerden birinde yaayan ve geceleri çamurlu,
mazotlu o bulan!k suya girerek kimbilir nereye gittii söylenen Tepegöz'le
onunla bulutuu, ya da onun kendisi olduu söylenen ve geceyar!lan ba!ndan
kalpa!n! ç!kar!nca Pera'n!n luks kerhanelerinde nice k!z! korkudan bay!ltan
kibar -'Lord' diyorlarm! ona-Tepegöz.
Bu tur konulara bay!lan ressama yaz!y! k!sa bir notla (B!y!k çizme lutfen!)
b!rakt!ktan sonra, geceyar!s!m biraz geçe gazeteden ç!km!, souk ve bo evime
hemen dönmek istemediim için, eski stanbul sokaklar!nda yurumeye karar
vermitim. Kendimden, her zamanki gibi memnun deildim, ama yaz!mdan ve
hikâyemden memnundum. Bu kuçuk yaz! zaferimi uzun bir yuruyule hayâl edersem,
belki hiç geçmeyen bir hastal!k gibi uzerime sinen mutsuzluk duygusundan biraz
olsun kurtulurum san!yordum.
Birbirlerini duzensiz erilerle kesen ve gittikçe darlaarak ka-ranl!klaan ara
sokaklarda yurudum. Cumbalar! eilerek birbirine yaklam! karanl!k evlerin kör
karanl!k pencereleri aras!nda kendi ayak seslerimi dinleyerek yurudum. Köpek
çetelerinin, uykulu bekçilerle esrarkelerin ve hayaletlerin bile art!k ad!m
atmaktan çekindii o butunuyle unutulmu sokaklarda yurudum.
Bir yerlerden bir gözun beni seyrettii duygusuna kap!ld!!mda önce pek
telalanmad!m. Az önce çizitirdiim yaz!yla ilgili bir yan!lsama duygusu olmal!
bu, diyordum, çunku sand!!m gibi ne dar sokaa sarkan çarp!k cumban!n yan
penceresinde, ne de bo arsadaki karanl!!n içinde beni gözetleyen bir göz
vard!. Beni gözetlediini sezdiim ey, belli belirsiz bir hayâldi, önem vermek
istemedim. Ama bekçi duduklerinden ve uzak mahallelerde uluyarak birbirlerine
sald!ran köpek surulerinden baka, hiçbir eyin ii-tilmedii uzun
sessizliklerde bu gözetlenme duygusu a!r a!r yukselerek öyle bir younlat!
ki, bir sure sonra, yokmu gibi davranarak bu boucu bask!dan kurtulamayaca!m!
anlad!m.
Her eyi gören ve her yerde beni bulan bir göz, art!k hiç sak-
105
lanmadan gözetliyordu beni! Hay!r, uydurduum hikâyelerin kahramanlar!yla hiçbir
ilgisi yoktu; onlar gibi korkutucu, çirkin ya da gulunç deildi; yabanc! ve
souk da deildi; hattâ, evet, tan!d!k bir eydi: Göz beni tan!yordu, ben de
onu. Uzun zamand!r birbirimizden haberliydik, ama birbirimizin bu kadar aç!kça
fark!na varmam!z için, o geceyar!s! hissettiim o özel duygu, yurumekte olduum
o özel sokak ve o sokaktaki göruntunun iddeti gerekmiti.
stanbul'u iyi tan!mayan okuyucular!ma bir ey ifade etmeyecei için, Haliç
s!rtlar!ndaki bu soka!n ad!n! vermeyeceim. Ba!mdan geçen bu metafizik
deneyden otuz y!l sonra, bir çounun hâlâ yerlerinde durduunu görduum karanl!k
ve ahap evlerden, . cumba gölgelerinden, !!!n çarp!k dallar!n kestii soluk
bir sokak lambas!ndan oluan parke kapl! bir sokak duunun, yeter! Kald!r!mlar
kirli ve dard!. Kuçuk bir mahalle camiinin duvar!, hiç sonu gelmeyecek bir
karanl!a doru uzan!yordu. Soka!n, duvar!n -perspektifin- uzand!! karanl!k
noktada, bu saçma (baka ne diyebilirdim ki?) göz de beni bekliyordu. Art!k
anla!lm!t!r san!yorum: Öyle kötu bir ey için, ne bileyim, beni korkutmak,
bomak, b!çaklamak, öldurmek için deil; sonralar! duunduum gibi, daha çok bir
ruyay! hat!rlatan bu 'metafizik deney'e bir an önce gireyim diye, bana yard!m
etmek için bekliyordu 'göz' beni.
Ç!t yoktu. lk anda, butun bu deneyin, gazetecilik mesleinin benden al!p
göturdukleriyle, içimin boluuyla ilgili bir ey olduunu hemen sezdim. nsan
en gerçek kâbuslar! yorgunken görur! Ama kâbus deildi, daha kesin, berrak ve
neredeyse matematiksel bir duyguydu. "çimin bombo olduunu biliyorum." Böyle
duunmutum. Durup cami duvar!na yaslan!nca da öyle: "çimin bombo olduunu
biliyor!" Ne duunduumu biliyordu, imdiye kadar neler yapt!!m! biliyordu, ama
bunlar bile önemli deildi, çunku baka bir eye, hem de çok aç!k olan baka bir
eye iaret ediyordu 'göz'. Ben onu yaratm!t!m, o da beni! Bu duunce, kimi
zaman insanm kaleminin ucuna geliveren saçma bir kelime gibi, akl!m!n ucundan
bir an geçip gidecek sand!m, ama kald! orada. Böylece ben de duuncenin açt!!
kap!dan, -tarladaki delikten bolua duen o ngiliz tavan! gibi- yeni bir
âleme girdim.
Balang!çta, bu 'göz'u ben yaratm!t!m. Tabii ki, beni görsun ye gözlesin diye.
Onun bak!! içinden ç!kmak istemiyordum. Ken-
106
dimi bu bak!!n alt!nda, bu bak!tan oluturmutum ve bu bak!tan honuttum. Her
an gözlendiimin bilincinde olduum için varoluyordum çunku. Sanki bu göz beni
görmese ben de varolmayacakt!m. Bu öyle aç!k bir gerçekti ki, onu kendimin
yaratt!!n! da unutup beni var eden bu göze ukran duyuyordum. Onun buyruklar!na
uymak istiyordum! Böylece daha ho bir 'varoluun' içine girecektim, ama zordu
bunu yapmak, öte yandan ac! veren bir ey deildi bu zorluk, hayat!n biçimiydi,
doal kar!lanmas! gereken rahat bir eydi. Bu yuzden cami duvar!na yaslan!rken
içine dutuum duunce alemi, bir kâbus gibi deil, 'ster nan ster nanma'
köesinde tuhafl!klar!m özetlediim o varolmayan ressamlar!n yapt!! resimler
gibi an!lar ve tan!d!k göruntulerle örulmu bir tur mutluluktu.
Bu mutluluk bahçesinin orta yerinde kendimi gördum, cami duvar!na geceyar!s!
yaslanm!, kendi duuncemi seyrediyordum.
Duuncemin ya da hayâlin, yan!lsama aleminin -ne derseniz deyin- ortas!nda
görduum eyin benim bir benzerim deil, kendim olduunu da hemen anlad!m. O
zaman bak!!m!n, az önce görduum o 'göz'un bak!! olduunu hissettim. Demek ki
imdi ben, az önceki 'göz' olmutum ve kendimi d!ar!dan seyrediyordum. Ama
tuhaf ve yabanc! bir duygu deildi bu, korkunç bir ey hiç deildi. Kendimi
d!ar!dan görur görmez hat!rlam! ve anlam!t!m zaten kendimi d!ar!dan görmeyi
al!kanl!k edindiimi. Y!llard!r, kendimi d!ar!dan görurken kendime çekiduzen
veriyordum. Kendimi d!ar!dan görurken, "Evet, her ey yerli yerinde," diyordum;
kendimi d!ar!dan görurken, "Yeterince benzemiyo-rum," diyordum, "benzemek
istediim eye yeterince benzemiyo-rum." Ya da "Benziyorum, ama daha gayret
etmeliyim," diyordum y!llard!r ve sonradan yeniden kendimi d!ar!dan görerek,
"Evet, benzemek istediim eye benzedim sonunda!" diyordum mutlulukla, "evet
benzedim ve ben O oldum!"
Kimdi bu 'O'? Harikalar alemindeki gezimin bu noktas!nda, benzemek istediim bu
'O'nun bana neden görunduunu anlad!m önce. Uzun gece yuruyuu s!ras!nda O'na
benzemek istemediim, o s!ra hiçbir eyi taklit etmediim için. Yanl!
anla!lmas!n, insan!n taklit etmeden, bir bakas! olmak istemeden
yaayabileceini sanm!yorum, ama o akam yorgunluktan içimin boluundan ben-
107
deki istek o kadar dumutu ki, y!llard!r buyruklar!na uyduum O'nunla ilk defa
'eit' olmutuk. O'ndan korkmad!!ma, O'nun beni ça!rd!! hayâl alemine
çekinmeden giriime bakarak da anlayabilirdiniz bu 'görece' eitlii. O'nun
bak!! alt!ndayd!m, ama o guzel k! akam!nda özgurdum de. Kendi iradem ve
zaferimle deil de, yorgunluk ve yenilgimle elde ettiim bir duygu da olsa, bu
özgurluk ve eitlik duygusu, O'nunla aramda senli benli bir yak!nl!!n kap!s!n!
açm!t!. (Bu samimiyet uslûbumdan da anla!l!yordur.) Böylece y!llard!r ilk
olarak, O bana s!rlar!n! aç!yor, ben de O'nu anl!yordum. Evet, kendi kendime
konuuyordum tabii, ama butun bu tur konumalar kendi içimize gömduumuz ikinci,
sonra uçuncu kiiyle f!s!ldaarak ahbapl!k etmekten baka nedir ki?
Dikkatli okurlar!m kelimeler aras!ndaki yer deitirmelerden çoktan
anlam!lard!r zaten, ama ben gene de yazay!m: 'O', tabii ki, 'göz'du. Olmak
istediim kiiydi göz. Ben önce 'göz'u deil, O'nu yaratm!t!m, olmak istediim
kiiyi. Olmak istediim 'O' da kendinden bana uzanan o korkunç, boucu bak!!
sal!vermiti uzerime. Özgurluumu k!s!tlayan 'göz', her eyimi görup yarg!layan
o insafs!z bak!, uzerimden hiç ayr!lmayan lanet olas! bir gune gibi tepemde
as!l!p kalm!t!. Sözlerime kan!p ikâyet ettiimi sanmay!n sak!n. 'Göz'un bana
sunduu p!r!l p!r!l manzaradan honuttum.
Bu geometrik ve tertemiz manzarada, (ho yan! da buydu ya zaten) kendimi
d!ar!dan seyrederken O'nu kendimin yaratt!!n! hemen anlam!t!m, ama nas!l
yaratt!!m! ancak belli belirsiz sezinleyebiliyordum. Baz! ipuçlar!, O'nu kendi
hayat malzemem ve an!lar!mdan ç!kard!!m! gösteriyordu. Taklit etmek istediim
O'nda çocukluumda okuduum baz! resimli roman kahramanlar!na, baz! yabanc!
dergilerde resimlerini görduum duunur 'yazar'larm, ve bu kas!nt!l! kiilerin
kutuphanelerinin, çal!ma masalar!n!n ya da 'derin ve anlaml!' duuncelerini
gelitirdikleri kutsal mekânlar!n önunde fotorafç!lara verdikleri pozlar!n
etkisi vard!. Tabii ki onlar gibi olmak istemitim, ama ne kadar? Bu metafizik
corafyada O'nu kendi geçmiimin hangi ayr!nt!lar!ndan yapt!!ma ilikin baka
baz! umut. k!r!c! ipuçlar! da gördum: Annemin hayranl!kla sözunu ettii çal!kan
ve zengin bir komu, Bat!l!laarak kendini memleketini kurtarmaya adam! bir
paan!n gölgesi, batan sona
108 ¦
.
be kere okunmu bir kitaptaki kahraman!n hayâli, bizleri sessizli-iyle
cezaland!ran bir öretmen, annesine babas!na "siz" diyen ve her gun baka bir
temiz çorap giyecek kadar zengin bir s!n!f arkada!, ehzadeba! ve Beyolu
sinemalar!nda gösterilmi yabanc! filmlerin ak!ll!, baar!l! ve haz!rcevap
kahramanlar!, onlar!n içki bardaklar!n! tutular!, kad!nlar!n, guzel kad!nlar!n
kar!s!nda öyle rahat, öyle akac!, gerektiinde kararl! olabilmeleri, unlu
yazarlar, filozoflar, alimler, kaifler ve mucitlerin ansiklopediler ve kitap
önsözlerinde okuduum hayat hikâyeleri, baz! askerler, gece uyu-yamad!! için
butun ehri sel felâketinden koruyan hikâye kahramanlar!... Butun bu kiiler
geceyar!s!n! çok geçe, cami duvar!na yaslan!rken içine girdiim harikalar
âleminde, bir haritan!n oras!ndan buras!ndan bana el eden tan!d!k mekânla* gibi
bana bir bir gözuktuler. Y!llard!r içinde yaad!! soka! mahalleyi ömrunde ilk
defa harita uzerinde gören birisi nas!l a!r!rsa, ayn! çocuksu heyecanla
a!rd!m önce. Sonra, haritaya ilk defa bakan ayn! kii, hat!rlanmas! butun bir
ömur alacak binalar!n, sokaklar!n, parklar!n, evlerin kendi an!lar!yla yuklu
butun o yerlerin nas!l birer kuçuk çizgiyle, noktayla iaretlenip
geçitirildiklerini, koca haritay! kaplayan öteki çizgi ve iaretlerin yan!nda
ne kadar kuçuk, önemsiz ve anlams!z olduunu görup nas!l hayal k!r!kl!!na
kap!l!rsa, öyle bir tats!zl!!n tad!n! ald!m.
Butun bu an!lar ve an!lam! kiilerle kurmutum ben O'nu. O'nun tepeme
sal!verdii ve imdi benim bak!!ma dönuen 'göz'un bak!!nda, tek tek görerek
hat!rlad!!m butun bu kalabal!ktan yap!lm! bir kolaj!n, bir ucubenin ruhu
vard!. Bu bak!!n içinden imdi, kendimi ve butun hayat!m! göruyordum. Bu
bak!la gözetlenmekten ve bu sayede kendime çekiduzen vermekten memnun, O'nu
taklit ederek, O'na taklitle ulamaya çal!arak, bir gun O olaca!ma, en az!ndan
O'nun gibi olabileceime inanarak yaay!p gidiyorum. Hay!r, bu umutla birlikte
deil, bu umut, bir bakas!, O olma umudu için ya!yordum. Okuyucular!m bu
'metafizik deney'in bir çeit uyan!, 'gerçeklere gözleri aç!' turunden
öretici bir vaka olduunu da duunmesinler. Cami duvar!na «yaslan!rken içine
girdiim harikalar âleminde her ey, suç ve gunahtan, haz ve cezadan ar!nm!
p!r!l p!r!l bir geometriyle parl!yordu. Bir keresinde, bir ruyamda ayn! soka!n
ve ayn! perspektifin uzand!!
109
ve ayn! gece laciverdiyle kapl! gökte as!l! parlak dolunay!n a!r a!r parlak
bir saat kadran!na dönutuunu görmutum. Görduum manzara, ite o ruyadaki gibi
aç!k, berrak ve simetrikti. nsan!n içinden doya doya seyretmek ve apaç!k
gözuken elenceli çeitlemeleri bir bir iaret edip saymak geliyordu.
Bunu yapmad!m da deil: Üzerinde uç ta oynayan laciver-dimsi bir mermerin
uzerindeki talar!n duruu hakk!nda yorum yapar gibi, "Cami duvar!na yaslanan
ben, O olmak istiyor," diyordum kendi kendime. K!skand!! 'O'na ulamak istiyor
bu adam. 'O' ise kendisini taklit eden 'ben'in uydurduu bir ey olduunu
bilmezlikten geliyor. Bunun için zaten 'göz'un bak!!nda o guven var. 'O'cami
duvar!na yaslanan adam kendine ulas!n diye 'göz'u yaratt!!n! da unutmu gibi,
ama bu belli belirsiz gerçein fark!nda duvara yaslanan adam. Bir hamle yap!p
eer, 'O'na ula!r da, 'O'olursa, o zaman, 'göz' hem açmazda ya da tam anlam!yla
bolukta kalacak, hem de ... vs. vs.
Kendimi d!ar!dan seyrederken duunuyordum bunlar!. Sonra, d!ar!dan seyrettiim
'ben', cami duvar! boyunca, duvar bitince birbirlerini tekrarlayan cumbal! ahap
evler, bo arsalar, çemeler, kepengleri indirilmi dukkânlar ve mezarl!k
boyunca kendi evine ve yata!na doru yurumeye balad!.
Kalabal!k bir caddede yuzlere ve insan lekelerine baka baka yururken bir dukkân
vitrininde ya da bir dizi mankenin arkas!ndaki geni aynada kendimizi görur de,
nas!l bir an a!r!rsak, kendimi d!ar!dan seyrederken de surekli ayn! hayrete
kap!l!yordum. Ama t!pk! bir ruyadaki gibi d!ar!dan seyrettiim bu kiinin 'ben,
kendim' olmas!nda pek a!lacak bir yan olmad!!n! da biliyordum. a!lacak ey,
o kiiye duyduum inan!lmayacak kadar yumuak, tatl!, sevgi dolu o yak!nl!kt!.
Ne kadar k!r!lgan, ne kadar ac!kl!, ne kadar zavall!, ne kadar çaresiz ve
kederli olduunu seziyordum: Bir tek o kiinin gözuktuu gibi olmad!!m biliyor,
bir baba, hatta bir tanr! gibi bu dokunakl! çocuu, bu kulu, bu zavall! ve iyi
yarat!! korumak, kanatlar!m!n alt!na almak istiyordum. O ise uzun uzun
yurudukten sonra (Ne duunuyordu, niye kederliydi, niye o kadar yorgun ve
y!lg!n?) anacaddeye ç!kt!. Arada bir lambas! yanmayan muhallebicilerin,
bakkallar!n vitrinlerine bak!yordu dalg!nl!kla. Ellerini ceplerine sokmutu.
Daha sonra ba! da önune
110
dutu. ehzadeba!'ndan Unkapam'na kadar yan!ndan tek tuk geçen araçlar!n, bo
taksilerin hiçbiriyle ilgilenmeyerek yurudu. Belki paras! da yoktu.
Unkapan! köprusunden geçerken bir an Halic'e bakt!, köprunun alt!ndan geçecek
bir römorkörun ince uzun bacas!, karanl!kta zor seçilen bir tayfan!n çektii
iple indiriliyordu. ihane yokuunu ç!karken yoldan inen bir sarhola bir iki
kelime konutu, stiklâl Caddesinin iyi ayd!nlat!lm! vitrinleriyle biri hariç
ilgilenmedi: Bir gumuçu dukkân!n!n vitrinini uzun uzun seyretti. Ne vard!
akl!nda? Endieyle titreyerek, sevgiyle seyrederek merak ediyordum.
Taksim'de bir bufeden sigara ve kibrit ald!, huzunlu vatandalar!m!zda s!k s!k
görduumuz o a!r hareketlerle paketi açt!, sigaras!n! yakt!: Ah, az!ndan ç!kan
o ince ve ac!kl! duman! Her eyi biliyordum, her eyi tan!yordum, her eyi
yaam! görup geçirmitim, ama ilk defa bir hayatla bir insanla kar!lam! gibi
korkuyla endieleniyordum. "Dikkat et, çocuk!" demek geliyordu içimden; her
soka! geçiinde, her ad!m!n! at!!nda izlediim bu kiinin ba!na bir kötuluk
gelmedi diye ukrediyor, olabilecek bir felâketin izlerini sokakta, karanl!k
apartman cephelerinde, lambalar! sönmu pencerelerde göruyordum.
ukur, ba!na bir ey gelmeden Nianta!'ndaki bir apartman!n (ehrikalp'ti ad!)
kap!s!ndan içeri girdi! Çat! kat!ndaki dairesine girdiinde anlamak ve çare
bulmak istediim dertleriyle birlikte uyur san!yordum. Hay!r, bir koltua oturup
sigara içerek gazete kar!t!rd! bir sure. Sonra eski eyalar!n!n, k!r!k dökuk
masas!n!n, soluk perdelerin, kâ!tlar!n!n, kitaplar!n!n aras!nda aa! yukar!
yurudu. Birden masas!na oturdu, g!c!rdayan sandalyesinin ustunde k!p!rdand! ve
kapt!! bir dolmakalemle bo bir kâ!d!n uzerine bireyler yazmak için eildi.
Hemen yan!ba!ndayd!m; karmakar!!k masas!n!n uzerindey-dim sanki. Çok yak!ndan
seyrediyordum onu: Çocuksu bir dikkatle, sevdii bir filmi seyreden birinin
huzurlu keyfiyle, ama içe dönmu bak!larla yaz!yordu. Sevgili olunun kendisi
için yazd!! ilk mektubun kaleme alm!!n! bir baba gururla nas!l seyrederse, onu
öyle seyrediyordum. Cumlelerin sonuna doru dudaklar!n!n kenarlar!n! hafifçe
buzuyor, kelimelerle birlikte gözu de kâ!d!n uzerin-
111
de titreyerek ilerliyordu. Bir sayfay! doldurmak uzere olduunu görunce
yazd!klar!n! okudum ve derin bir ac!yla irkildim.
Tan!mak için can att!!m kendi ruhunun sözlerini deil, benim u okuduunuz
cumlelerimi yazm!t! yaln!zca. Bu onun dunyas! deil, benim dunyam, onun
kelimeleri deil, imdi her birinin acele acele uzerinden geçtiiniz (biraz
yava lutfen) benim kelime-lerimdi. Kar! koymak, ona, kendi kelimelerini
yazmas!n! söylemek istedim, ama t!pk! bir ruyadaki gibi onu seyretmekten baka
bir ey gelmiyordu elimden: Cumleler, kelimeler herbiri bana biraz daha ac!
vererek birbirlerini izlediler.
Yeni bir paragraf!n ba!nda bir an durdu bir sure. Bana bakt!, sanki beni gördu,
sanki göz göze geldik. Hani eski kitaplarda, dergilerde ilham perisiyle yazar!n
tatl! tatl! sohbet ettikleri sahneler vard!r; akac! ressamlar yaz!n!n kenar!na
kalemi boyundaki sevimli kuçuk ilham pericii ile dalg!n yazar!n birbirlerine
gulumseyen resimlerini çizerler. te öyle gulumsedik birbirimize. Bu anlay!l!
bak!tan sonra her eyin ayd!nlanaca!n! tabii ki iyimserlikle bekledim. Gerçei
anlayacak ve o, çok merak ettiim kendi dunyas!n!n hikâyelerini yazacak, ben de
keyifle onun kendisi olabilmesinin kan!tlar!n! okuyacakt!m.
Hay!r, hiç de olmad! böyle bir ey. Bir an bana yeniden mutlulukla gulumsedikten
sonra, sanki ayd!nlanmas! gereken ey ayd!nlanm!, sanki bir dama problemini
çözmu gibi heyecanla duraklad! ve benim dunyamda her eyi anla!lmaz bir
karanl!kta b!rakan son kelimeleri de yazd!.
112
ON BRNC BÖLÜM HAFIZAMIZI SNEMADA KAYBETTK
"Sinema çocuun yaln!z gözunu deil, akl!n! da bozar."
Ulunay
Galip, uyan!r uyanmaz kar!n yeniden yad!!n! anlad!. Belki de bunu uykusunda
farketmiti; çunku ehrin gurultusunu örtuvc-ren kar sessizliini, uyan!r
uyanmaz hat!rlad!! ama pencereden d!ar! bakarken unuttuu ruyas!nda da
duymutu. Hava kararal! çok oluyordu. Galip ofbenin bir turlu !s!tamad!! suyla
y!kand!ktan sonra giyindi. Bir kâ!t kalem al!p masaya oturdu, ipuçlar! uzerinde
bir sure çal!t!. T!ra olduktan çok sonra, Ruya'n!n kendisine yak!t!rd!! ve
bir ei de Celâl'de olan bal!k s!rt! ceketiyle kal!n kaba paltosunu giyip sokaa
ç!kt!.
Kar dinmi, park edilmi arabalar!n uzerinde, kald!r!mlarda dört parmak
birikmiti. Cumartesi akam! ellerinde paketlerle al!veriten dönenler, yeni
yeni al!maya balad!klar! bir gezegenin yumuak yuzeyine basar gibi dikkatle
yuruyorlard!.
Nianta! Meydan!na geldiinde, anacaddenin aç!k olmas!na sevindi. Geceleri bir
bakkal!n giriine yerleen gazetecinin tezgâh!ndan, ç!plak kad!n ve rezalet
dergileri aras!ndan ertesi gunun Milliyet'ini ald!. Kar! kald!r!mdaki lokantaya
girip yoldan geçenlerin göremeyecei bir köeye yerleti, domates çorbas!yla
!zgara köfte !smarlad!. Yemeini beklerken, gazeteyi masan!n uzerine yerletirip
Celâl'in pazar yaz!s!n! dikkatle okudu.
Y!llarca önce yaz!lm! yaz!y!, bir de bu sabah gazetede okuduu için Celâl'in
haf!za uzerine kurduu baz! cumlelerini tek tek hat!rl!yordu. Kahvesini içerken,
yaz!ya baz! iaretler koydu. Lokantadan ç!kt!ktan sonra kendisini Bak!rköy'e,
Sinan Paa'ya göturecek bir taksi buldu. .
Uzun yolculuk s!ras!nda Galip, stanbul'u deil bambaka bir ehri görduu
duygusuna kap!ld!. Gumusuyu yokuunun Dolma-bahçe'ye ulat!! yerde, uç
belediye otobusu birbirine bindirmi, çevrelerini bir kalabal!k sarm!t!.
Dolmu ve otobus duraklar!
113
bombotu. ehrin uzerine kar, bir tur eziklik duygusu gibi inmi, lambalar daha
solmu, geceleri ehri ehir yapan hareket durmu, kap!lar! kapal!, kald!r!mlar!
bo bir ortaça gecesi geri gelmiti. Cami kubbelerinin, ardiyelerin,
gecekondular!n uzerinde kar, beyaz deil, maviydi. Aksaray civar!nda mor
dudakl!, mavi suratl! orospular!, surlar!n önunde tahta merdivenle kayan
gençleri, garajlar!n ç!k!!nda yolcular! korkulu gözlerle bakan otobusleri
denetleyen polis arabalar!n!n mavi lâmbalar!n! görduler. htiyar oför, Halic'in
donduu uzak ve inan!lmaz bir k!a ilikin uzak ve inan!lmaz bir hikâye anlatt!:
Galip 59 model Plymouth'un iç !!!nda Celâl'in pazar yaz!s!n! rakamlar,
iaretler, harflerle doldurdu, ama hiçbir sonuca ulaamad!. oför daha fazla
gidemeyeceini söyledii için Sinan Paa'da arabadan inip yurudu.
Guntepe Mahallesi anacaddeye hat!rlad!!ndan da yak!nm!. ki katl!,
gecekondudan bozma perdeleri çekili beton evler ve vitrin !!klar! söndurulmu
dukkânlar aras!ndaki yol, hafif bir yokuu ç!kt!ktan sonra, birdenbire kuçuk bir
alana ulat!. Sabah ehir Rehben'nde kuçuk dikdörtgenini görduu Ataturk bustu
(heykel deil) ortadayd!. Haritadan hat!rlad!klar!na guvenerek duvarlar!na
siyasal sloganlar yaz!lm! buyukçe caminin yan!ndaki sokaktan girdi.
Kimilerinin soba borular! pencerelerinin ortas!ndan ç!kan, kimilerinin
balkonlar! hafifçe öne eilmi bu evler içinde Ruya'y! duunmek bile
istemiyordu, ama on y!l önce buraya gene bir geceya-ns! geldiinde, duunmek
bile istemedii eyi, evin aç!k pencerelerine sessizce yakla!nca görmu, ve
hemen geri dönmutu: O s!cak Austos akam!nda, Ruya, uzerinde basmadan kolsuz
bir elbise, ustu kâ!t y!mlar!yla dolu bir masan!n ba!nda, arada bir saç!n!n
bir lulesiyle döndure döndure oynayarak çal!!yor, s!rt! Galip'e dönuk olan
kocas! çay!n! kar!t!r!yor, balar!n!n hemen ustundeki ç!plak ampulun
çevresinde, az sqnra ölecek bir pervane, gittikçe duzensizleen son dairelerini
çiziyordu. Kar!yla kocan!n aralar!nda bir tabak incir ve sivrisinekler için bir
spray vard!. Galip çay fincan!n!n içindeki ka!!n !ng!rt!s!n!, yak!nlardaki
çal!lar içindeki c!r-c!rböceklerinin ötuunu çok iyi hat!rl!yordu, ama yar!s!
karla kapl! bir elektrik direine as!lm! 'Refet Bey Soka!' levhas!n! görunce,
içinde evin yerletii köeye ilikin hiçbir ey uyanmad!.
114
Bir ucunda çocuklar!n kartopu oynad!!, öteki ucunda bir lamban!n irice bir
sinema af!indeki, gözleri karalanarak kör edilmi özelliksiz bir kad!n!
ayd!nlatt!! soka! boydan boya iki kere yurudu. Butun evler iki katl! olduu,
ve hiçbirinin kap! numaras! olmad!! için, ilk yuruyuunde gönul rahatl!!yla
tan!mazl!ktan geldii pencereyi, on y!l önce tutmaktan çekindii kap! kulpunu, o
s!-vas!z ve yavan duvarlar! ikinci sefer istemeye istemeye hat!rlad!. Yukar! bir
kat ç!k!lm!t!. Bahçeye bir duvar yap!lm!t!. Topra!n yerini beton alm!t!. Alt
kat kapkaranl!kt!. Ayr! bir girii olan ikinci kat!n çekili perdeleri aras!ndan
s!zan televizyonun mavimsi !!!yla, duvardan sokaa bir namlu gibi uzanan soba
borusunun ucundan tuten kukurt sar!s! linyit dumanlan, geceyar!s! kap!y! çalacak
tanr! misafirine burada s!cak bir a, s!cak bir ocak ve televizyona al!k al!k
bakan s!cak insanlar bulaca!n! mujdeliyordu.
Galip, karla kapl! merdivenleri ihtiyatla ç!karken, bitiik evin bahçesinden bir
köpek uursuz uursuz havlad!. "Ruya'yla çok fazla konumayaca!m!" diyordu
kendi kendine Galip, ama bunu kendi kendine mi, hayalindeki eski kocaya m!
dediinden emin deildi pek. Ondan, 'terk mektubu'nda aç!klamad!! sebepleri
aç!klamas!n! rica edecek, sonra, bir an önce eve gelip butun eyalar!n!
kitaplar!n!, sigaralar!n!, çorap teklerini, bo ilâç kutular!n!, firketelerini,
miyop gözluklerinin k!l!flar!n!, yar!s! !s!r!lm! çikolatalar!, -tokalar!n!,
çocukluktan kalma tahta vakvaklan al!p gitmesini isteyecekti. "Seni hat!rlatan
her ey beni dayanamayaca!m kadar uzuyor." Tabii bunu, o herifin önunde
söylemeyecei için. en iyisi, hemen Ruya'y! 'akl! ba!nda insanlar' gibi oturup
konuacaklar! bir yere gitmeye ikna etmekti. Bir kere o yere gidilince ve
bataki 'a-k!l' söz konusu olunca, Ruya'y! baka eylere de ikna etmek pekâla
mumkundu, ama erkek kahveleri d!!nda gidilecek o yeri bu mahallede nas!l
bulacakt!? Kap!n!n zilini çoktan çalm!t!.
Önce bir çocuun (Anne kap!!), sonra ayn! aikâr gerçee dikkati çeken ve
kar!s!, yirmi be y!ll!k sevgilisi, otuz y!ll!k arkada!yla uzaktan yak!ndan
hiçbir benzerlii olamayacak bir kad!n!n sesini duyunca Galip, Ruya'y! burada
bulaca!n! duunmekle ne kadar aptall!k ettiini anlad!. Bir an kaç!p s!v!may!
duundu, ama kap! aç!ld!. Galip görur görmez 'eski koca'y! tan!d!, ama o Galip'i
deil. Orta yalarda, orta boydayd!; hayâlini kurduu gibiydi ve
115
bir daha kurmayaca! biri gibiydi de.
Galip gözlerini d!ardaki tehlikeli dunyan!n karanl!!na al!t!rmaya çal!an
eski kocaya, kendisini hat!rlayabilmesi için yeterli zaman! tan!rken, önce yeni
kar!n!n, sonra bir çocuun, sonra ikinci çocuun merakl! balan içeriden teker
teker uzand!: 'Kim baba?" Baba, sorunun beklenmedik yan!t!n! bulmu, bir anl!k
ak!nl!k geçiriyordu; Galip bunun eve girmeden buradan kaçabilmek için tek
f!rsat olduuna karar vererek bir solukla anlatt!:
Geceyar!s! rahats!z ettii için çok özur diliyordu, çok s!k!!k bir durumdayd!;
baka bir zaman dostluk için (hatta Ruya'yla), gelecei bu eve, imdi çok acil
bir sorun için, bir kii, belki de bir ad hakk!nda bilgi almak için gelmiti.
Savunmas!n! ustune ald!! bir universite örencisi, ilemedii bir cinayetten
suçlan!yordu. Hay!r, ortada bir ölu yok deildi, ama takma adla bir hayalet gibi
ehirde gezdii söylenen as!l katil, bir zamanlar...
Hikâyesini bitirebildiinde Galip içeri al!nm!, ç!kard!! ayakkab!lar!n yerine
ayaklar!na kuçuk gelen birer terlik verilmi, çay!n demlendii söylenerek eline
bir fincan kahve tututurulmutu. Galip konuyu toparlamak için, söz konusu
kiinin ad!n!, (bir rastlant!ya yer vermemek için yepyeni bir ad icat etmiti)
bir kere daha tekrar ettikten sonra, Ruya'n!n eski kocas! anlatmaya balad!. O
anlatt!kça, Galip hikâyelerin uzerine uyku gibi çökeceini, evden ç!kmas!n!n
gittikçe zorlaaca!n! hissediyordu. Bir ara dinlemekle Ruya'ya ilikin
bireyler, hiç olmazsa baz! ipuçlar! örenebileceini duunerek kendisini
avutmaya çal!t!!n! hat!rlayacakt! daha sonra, ama bu, ölumcul bir ameliyat
öncesi bay!lmakta olan bir hastan!n kendini avutmas!na benziyordu daha çok. Üç
saat sonra, hiçbir zaman aç!lmayaca!n! sand!! sokak kap!s!na
yaklaabildiinde, eski kocan!n, hiçbir engel tan!madan akan sel sular! gibi
çalayan hikâyelerinden unlar! örenmiti:
Çok ey bildiimizi san!yor, ama hiçbir ey bilmiyorduk. Dou Avrupa ve
Amerika'daki Yahudilerin çounun Kafkaslar ve Volga aras!nda bin y!l önce hukum
suren Yahudi Hazar Devleti ahalisinden geldiini biliyorduk meselâ. Hazarlar!n
asl!nda Yahudilie geçen Turkler olduunu da biliyorduk. Ama bilmediimiz ey,
Yahudilerin Turk olmas! kadar, Turklerin de Yahudi olduuydu. Karde olan bu iki
kavmin, yirmi yuzy!l boyunca, göç-
116
lerle, birbirlerine kavuamadan, ama hep birbirlerine teet geçerek, gizli bir
muziin ritmiyle birbirleriyle dans eder gibi, birbirlerine mahkûm umutsuz
ikizler gibi dalgalanmalar!n! izlemek ne kadar, ne kadar ilginçti.
Harita içeriden gelince Galip bir tur masal gibi içine girdii o dalg!nl!ktan
birden uyan!p ayaa kalkm!, s!cakta geveyen gövdesini hareket ettirmi ve
masan!n uzerine yay!lan masal gezegeninde yeil renkli bir tukenmezle
iaretlenmi oklara hayretle bakm!t!. Tarihin simetrilerle konutuu
tart!mas!z bir gerçek olduuna göre, imdi biz mutluluumuz kadar uzun surecek
bir mutsuzlua haz!rlanmal!yd!k vs.
Önce Boazlarda bir devlet kurulacakt!. Bu sefer bin y!l önce yap!ld!! gibi,
yeni ulkeye yeni insanlar yerletirmeyeceklerdi ama; yaln!zca eski insanlar!,
kendilerine hizmet edebilecek 'yeni insan' yapacaklard!. Bu amaçla,
haf!zalar!m!z! çözeceklerini, bizi geçmisiz, tarihsiz, zaman d!! zavall!lara
çevireceklerini tahmin etmek için bni Haldun okumaya bile gerek yoktu.
Haf!zalar!m!z! tahrip etmek içiri, Beyolu'nun arka sokaklar!ndaki, Boaz
tepelerindeki karanl!k misyoner okullar!nda, Turk çocuklar!na eflatun renkli
baz! (rengin ad!na dikkat edin demiti kocas!n! dikkatle dinleyen anne) s!v!lar
içirildii biliniyordu. Sonralar!, bu pervas!z yöntem Bat!n!n 'insanc!l kanat'!
taraf!ndan kimyasal sak!ncalar!ndan dolay! fazla tehlikeli bulunmu, daha
!l!ml!, ama uzun vadeli çözum olan 'sinema-muzik' yöntemine bavurulmutu.
konlardan ç!km! o guzel kad!n yuzleriyle, kilise orglar!n!n guçlu simetrik
muziiyle, ilâhileri hat!rlatan o göruntu tekrarlar!y-la, göz al!c!, p!r!l p!r!l
içki, silah, uçak ve giyecek manzaralar!yla, sinema yönteminin misyonerlerin
Latin Amerika ve Afrika'da denedii yöntemlerden çok daha köktenci ve sonuç
al!c! olduundan kuku yoktu. (Galip daha Önceden de kurulduu anla!lan bu uzun
cumlelerin baka kimler taraf!ndan dinlenildiini merak etti: Mahalle komular!?
ortaklan? Kimliksiz dolmu yolcular!? Kay!nvalide?) stanbul'da ilk
sinemalar!n ehzadeba!'nda, Beyolu'nda faaliyete balad!! gunlerde yuzlerce
kii dupeduz kör olmutu. Sinema salonlar!nda kendilerine yap!lan korkunç eyi
sezerek isyan edenlerin umutsuz ç!l!klar! polisler ve deli doktorlar!
taraf!ndan susturulmutu. Ayn! içten tepkiyi bugun gösteren çocuk-
117
lan, yeni göruntulerle körlemi gözlerine yaln!zca birer sigorta gözluu
takmakla yat!t!rabiliyorlard! art!k. Ama bu kadar kolay avutulmayacak olanlar
ç!k!yordu her zaman. ki mahalle uzakta, on alt! ya!nda bir delikanl!y!, bir
geceyans! reklâm afilerine umutsuzca kurun s!karken görmu, hemen anlam!t!.
Bir bakas!, elinde benzin tenekeleri, sinema giriinde yakaland!!nda kendisini
tartaklayanlardan gözlerini geri istemiti; evet eski göruntuleri görebilen
gözlerini... Malatyal! bir çoban çocuunun, bir haftada sinemalara
aht!r!ld!!m, sonra evine dönu yolunu, butun bildiklerini ve butun haf!zas!n!
kaybettiini gazeteler yazm!t!, acaba Galip okumu muydu? Beyaz perdenin
ustunde gördukleri sokaklar!, giysileri, kad!nlar! istedikleri için art!k eski
hayatlar!na geri dönemeyip sersefil olanlar!n hikâyelerini anlatmaya gunler
yetmezdi. Kendilerini sinemada gördukleri o kiilerin yerine koyanlar ise
say!lamayacak kadar çok olduu için onlara 'hasta' ya da 'suçlu' denmiyordu,
hatta yeni efendilerimiz onlar! ilerine ortak ediyorlard!. Hepimiz kör
olmutuk, hepimiz, hepimiz...
Ruya'n!n eski kocas!, ev sahibi imdi soruyordu: stanbul'un çökuuyle
sinemalar!n yukselii aras!ndaki koutluu bu devletin hiçbir görevlisi
gerçekten görmemi miydi? Soruyordu: Ülkemizde sinemalarla kerhanelerin hep ayn!
sokaklarda aç!lmas! bir rastlant! m!yd!? Soruyordu: Sinemalar neden o kadar, o
kadar karanl!k, hep kapkaranl!kt!?
Burada, bu evde, on y!l önce Ruya Han!m ile butun içtenlik-leriyle inand!klar!
bir dava için takma adlarla, sahte kimliklerle yaamaya çal!m!lard!, (Galip
t!rnaklar!na bak!yordu arada bir). Hiç gitmedikleri bir ulkeden gelen ve hiç
gitmedikleri bir ulkenin diliyle yaz!lm! bildirileri, o uzak ulkelerin diline
benzetmeye çal!arak 'dilimize' çeviriyorlar, hiç görmedikleri insanlardan
örendikleri siyasi kehanetleri, bu yeni dille yaz!p hiç göremeyecekleri
insanlara duyurmak için daktilo ve teksir ediyorlard!. Asl!nda yaln!zca bir
bakas! olmak istiyorlard! tabii. Yeni tan!d!klar! birinin, takma adlar!n!
ciddiye ald!!n! örendiklerinde ne kadar da sevinirlerdi! Bazan ikisinden biri,
pil fabrikas!ndaki saatlerin yorgunluunu, yaz!lacak yaz!lar!, zarflanacak
bildirileri unutur, elindeki yeni kimlie dakikalarca bakar, bakard!. Gençlik
heyecan! ve iyim-serliiyle "Deitim!" demekten, "Art!k bambaka biriyim!" de-
118
mekten öyle holan!rlard! ki, birbirlerine bu sözu söyletecek f!rsatlar
yarat!rlard!. Yeni kimlikleri sayesinde dunyada imdiye kadar okuyamad!klar!
anlamlar okuyorlard!: Dunya batan sona okunabilecek yepyeni bir ansiklopediydi;
okudukça ansiklopedi de deiirdi, onlar da; öyle ki, batan sona okuyup
bitirdikten sonra, geri dönup ansiklopedi-dunyay! birinci ciltten yeniden
okumaya balar, sayfalar!n aras!nda, kaç!nc!s! olduunu unuttuklar! yeni
kimliklerinin sarholuuyla kendilerinden geçerlerdi. (Ev sahibi öteki sözleri
gibi ilk defa kullanmad!! bu ansiklopedi benzetmesinin sayfalar! aras!nda
kaybolmuken, Galip, bufenin bir gözunde saklanan ve bir gazetenin fasikul
fasikul da!tt!! Bilgi Hazinesi'nin ciltlerini gördu.) Oysa imdi, y!llar sonra
bu döngunun 'onlar' taraf!ndan duzenlenmi bir tur avuntu olduunu anlam!t!:
Bir bakas! olduktan sonra, bir daha bir bakas!, bir daha bir daha bakas! ola
ola, ilk kimliimizin mutluluuna geri dönebileceimizi sanmak bo bir
iyimserlikti. Yolun ortas!nda bir yerde, art!k anlamland!rama-d!klar! iaretler,
mektuplar, bildiriler, resimler, suratlar, tabancalar aras!nda kar!-koca
yollar!n! kaybettiklerini anlam!lard!. O zaman, bu ev k!raç bir tepenin
uzerinde, tek ba!nayd!. Bir akam, Ruya,.kuçuk çantas!na birkaç eya t!k!t!r!p
daha guvenli bulduu eski evine, ailesinin yan!na dönmutu.
Bak!lar!, Galip'e, bazan eski bir çocuk dergisindeki 'H!nz!r Tavan'!
hat!rlatan ve kelimelerinin iddetine kap!ld!kça oturduu koltuktan kalk!p aa!
yukar! yuruyen ve Galip"e uykulu bir ba-dönmesi veren ev sahibi, 'onlar!n'
oyunlar!n! boa ç!karmak için her eyin ba!na, ta balang!ca dönmemiz
gerektiine böyle karar vermiti ite. Galip Bey göruyordu: Evi tam bir 'kuçuk
burjuvan!n' ya da 'orta s!n!ftan birinin' ya da 'geleneksel vatanda!m!z!n'
eviydi. Üzerine çiçekli basmadan k!l!flar geçirilmi eski koltuklar!, sentetik
kumatan perdeleri, kenarlar! kelebekli emaye tabaklan, içinde bayram
misafirlerine ç!kar!lan ekerlikli, hiçbir zaman kullan!lmayan likör
tak!mlar!n!n sakland!! çirkin bir 'bufe'leri ve rengi solmu, pestil gibi bir
hal!lar! vard!. Kar!s!n!n Ruya gibi okumu, öyle aman aman bir kad!n olmad!!n!
da biliyordu: Annesi gibiydi, sadeydi, basitti, kendi halindeydi, (Kad!n,
Galip'in s!rr!n! çözemedii bir anlamla önce ona, sonra kocas!na gulumsedi)
amcas!n!n k!z!yd!. Çocuklar! da kendi gibiydiler. Sa olsayd!, hiç de-
119
imeseydi, kendi babas!n!n kuraca! hayatt! bu. Bu hayat! bilinçle seçip,
bilinçle yaayarak iki bin y!ll!k bir kumpas! boa ç!kar!yor, bir bakas! olmay!
reddediyor, kendi 'öz' kimliinde direniyordu.
Galip Beyin odada rastlant!sal olarak görduu her ey de bu amaca göre
duzenlenmiti. Duvar saati, bu tur bir eve böyle t!k!r-dayan bir duvar saati
gerektii için özellikle seçilmiti. Böyle evlerde, bu saatlerde hep aç!k
durduu için, televizyon bir sokak lambas! gibi surekli aç!k b!rak!lm!,
uzerindeki el ii örgu, bu tur ailelerin televizyonlar!n!n uzerinde bu tur
örtuler durduu için serilmiti. Masan!n uzerindeki da!n!kl!k, kuponlar!
kesildikten sonra at!l! at!hverilmi eski gazeteler, hediyelik çikolata
kutusundan bozma diki kutusunun kenar!ndaki reçel damlas!, hatta, dorudan
kendisinin yapmad!! eyler, kula! and!ran kulpunu çocuklar!n k!rd!! bir
fincan, korkutucu soban!n yan!nda kurutulan çama!rlar, her ey, inceden
duunulmu bir tasar!n!n sonucuydu. Bazan, kar!s!yla, çocuklar!yla konutuklar!
eyleri, masalarda sandalyelerde oturu ekillerini, bir an durup, film seyreder
gibi seyreder, sözlerinin, hareketlerinin, tam böyle ailelerdeki gibi olduunu
far-kederek keyiflenirdi. Mutluluk, insan!n bilinçle, istedii hayat! ya-
amas!ysa, mutluydu da. Üstelik, bu mutluluk arac!l!!yla, iki bin y!ll!k bir
tarihi kumpas! da boa ç!kard!! için daha da mutlu oluyordu.
Bu sözu bir kapan! cumlesi olarak görmek isteyen Galip, onca çay kahveye ramen
uzerinde bir bayg!nl!k hissi, kar!n yeniden balad!!n! söyleyerek, kalk!p
kap!ya doru sendeleyerek yurudu. Ev sahibi, Galip'le duvara as!l! paltosu
aras!na girerek devam etti: Butun bu çökuun balad!! stanbul'a geri dönuyor
diye Galip Bey için uzuluyordu. stanbul bir mihenk ta!yd!: Deil orada, i
yaamak, oraya ad!m atmak bile bir teslimiyet, bir yenilgiydi. Kor- i kunç
ehir, ilk balarda yaln!zca karanl!k sinemalarda görduumuz o çurumu
göruntulerle kayna!yordu imdi. Umutsuz kalabal!klar, eski arabalar, a!r a!r
suya gömulen köpruler, teneke y!!nlar!, delik deik asfalt, anla!lmaz iri iri
harfler, okunmayan afiler, anlams!z y!rt!k panolar, boyalar! akm! duvar
yaz!lar!, ie ve sigara resimleri, ezans!z minareler, ta y!!nlar!, toz, çamur
vs. vs. Bu çökuntuden beklenebilecek hiçbir ey yoktu. Yeni bir dirili
120
bir gun gerçekleecekse eer -ki ev sahibi kendisi gibi butun hayatlar!yla
direnen bakalar!n!n varl!!ndan da emindi- bunun buralarda, kendi öz
cevherimizi hâlâ koruduu için "beton gecekondu" diye kuçumsenen bu mahallelerde
balayaca!ndan emindi. Böyle bir mahallenin kurucusu, yol aç!c!s! olmakla
iftihar ediyor, Galip'i buraya, bu hayata davet ediyordu, hem de imdi. Bu gece
burada kalabilirdi, hiç olmazsa tart!!rlard!...
Galip paltosunu giymi, sessiz anne ve dalg!n çocuklarla veda-lam!, kap!y!
açm! ç!k!yordu. Ev sahibi, d!ardaki kara bir an dikkatle bakt!ktan sonra,
söyleyi ekli Galip'in de houna giden bir kelimeyi heceledi: "Be-yaz".
Yaln!zca beyazlar giyen bir eyh tan!m!t!, ama onu tan!d!ktan sonra bembeyaz
bir ruya görmutu. Bembeyaz ruyada, bembeyaz bir Cadillac'in arka koltuunda Mu-
hammed ile birlikteydiler. Önde surat! gözukmeyen oför ve beyaz elbiseler
içinde Muhammed'in iki torunu kuçuk Hasan ile Huseyin vard!. Beyaz Cadillac
afiler, reklâmlar, sinemalar, kerhanelerle dolu Beyolu'ndan geçerken torunlar
arkaya, dedelerine dönup, yuzlerini ekitiyorlard!.
Galip karla kapl! merdivenleri inecekti, ev sahibi devam etti: Hay!r ruyalara
da, yine de gereinden fazla önem vermiyordu. Yaln!zca baz! kutsal iaretleri
okumay! örenmiti o kadar. Örendiklerinden Galip Bey de, Ruya da yararlans!n
isterdi. Bakalar! yararlan!yordu çunku:
Üç y!l önce, politik hayat!n!n en hareretli gunlerinde, takma adla yay!mlad!!
baz! politik çözumlemelerini, "dunya tahlillerini" imdi kelimesi kelimesine
Babakan'!n az!ndan duymak zevk oluyordu. Tabii, "adamlar!n" ulkede ç!kan en
kuçuk dergiyi bile izleyen, gereinde yukar! ileten geni bir istihbarat
örgutleri vard!. Geçenlerde Celâl Salik'in bir yaz!s!na gözu ilimi, onun da
ayn! kanallardan ayn! yaz!lara ulat!!n! anlam!t!, ama umutsuz bir vakayd! o:
Bitmi bir davan!n, yanl! bir çözumunu sat!ld!! köede bo yere ar!yordu.
Bu iki vakada ise, ilginç olan baz!lar!n!n bitmi, tukenmi diye art!k kap!s!n!
bile çalmad!klar! bir inançl!n!n duuncelerinin, hangi yollardan geçerek,
babakanlarca ve unlu köe yazarlar!nca kullan!lmasryd!. Kimsenin okumad!! o
fraksiyon dergisindeki yaz!dan baz! ifadeleri, hatta baz! cumleleri bu iki
muhteremin olduu
121
gibi nas!l ald!klar!n! tek tek kelimeleriyle kan!tlamay!, bu pervas!z fikir
h!rs!zl!!n! bas!na aç!klamay! duunmutu bir ara, ama artlar henuz böyle bir
bask!n için elverili deildi. Daha sab!rla beklemek gerektiini, kap!s!n!n bir
gun bu insanlarca da çal!naca!n! da ad! gibi biliyordu. Galip Bey'in, hiç de
inand!r!c! olmayan bir takma ad bahanesiyle, karl! bir gece bu uzak semte kadar
gelmesi de bunun iaretiydi: Bu iaretleri iyi okuduunu Galip Bey'in bilmesini
istiyor ve Galip en sonunda karl! sokaa indiinde ona son sorular!n! sessizce
soruyordu:
Galip Bey, tarihimizi bu yeni görule okuyabilir miydi? Yollar! kar!t!rmadan
anacaddeye kadar tek ba!na yuruyemezse ev sahibi yan!nda gelebilir miydi? Ayn!
yoldan Galip yeniden ne zaman ziyarete gelebilirdi? Peki, Ruya'ya çok selâm
söyleyebilir miydi?
122
ON KNC BÖLÜM
ÖPÜ
"bnii Rud'un anti-mnemonicler va da haf!zay! zay!flatan eyler
s!n!fland!rmas!na gazete dergi okumak da uygun bir ekilde eklenebilirse..."
Coleridge
Tam bir hafta önce, birisi sana selâm söyledi. "Tabii ki söylerim selâm!n!,"
dedim, ama arabaya binene kadar da unutmuum. Selâm! deil, selâm söyleyen
adam!. Üzuluyor da deilim hani buna. Bana kal!rsa, ak!ll! bir koca, kar!s!na
selâm söyleyen butun erkeklerin selâm!n! unutmal!d!r. Çunku ne olur ne olmaz.
Hele kar!n!z ev kad!n!ysa: Çar! pazarda görduu bakkalla çakkal!n ve akraba
çevresinin d!!nda, ev kad!n! denen talihsiz kii zaten o b!kt!r!c! kocas!ndan
baka erkek de görmez hayat!nda. O zaman, biri ona selâm söylerse duunur o ince
kiiyi,, buna vakti de olur. Gerçekten de incedir ya bu kiiler. Eskiden böyle
bir gelenek mi vard! Al-lahak!na? nce kiiler olsa olsa kimliksiz, belirsiz
bir hareme sayg! yollard! o guzel eski zamanlarda. Eski tramvaylar daha iyiydi.
Evlenmediimi, hiç evlenmediimi, gazeteci olduum için hiç evlenemeyeceimi
bilen okurlar!m ilk cumleden balayarak bir a!rtmaca verdiimi anlam!lard!r.
Kimdi bu seslendiim "sen"? Ho-kus-pokus! Yal! köe yazar!n!z yava yava
kaybettii haf!zas!ndan sözedecek; benimle birlikte bahçemin solan gullerini
koklamaya buyurun siz de gelin, anlars!n!z. Ama fazla sokulmay!n, iki ad!m ötede
durun bakal!m, da çok da aman aman bir ey olmayan yaz! numaram!z!, hilelerimiz
anla!lmadan rahat rahat yapal!m.
öyle bir otuz y!l önce, gazeteciliimin ilk y!llar!nda Beyolu muhabiriyken
kap! kap! dola!r haber yakalamaya çal!!rd!m. Pavyonlarda, esrar tuccarlar!,
Beyolu gangsterleri aras!nda yeni bir cinayet, intiharla biten bir ak hikâyesi
var m! diye bakar, otel otel gezer, stanbul'a unlu bir yabanc! geldi mi, ya da
unlu bir yabanc! diye okurlar!na sunabileceim ilgi çekici bir Bat!l! ehrimize
urad! m! diye, ayda bir, bir iki buçukluk toka ettiim kâtiplerden
T2';
kay!t defterlerini al!r okurdum. O zamanlar dunya imdiki gibi unlulerle dolup
tam!yordu; hiçbiri gelmezdi stanbul'a. Kendi ulkelerinde hiç tan!nmad!klar!
halde, gazetemde unlu diye tan!tt!klar!m da, gazetedeki resimlerini
görduklerinde, sonucu hep vefas!zl!k olan bir ak!nl!a kap!lm!lard!r.
Aralar!nda biri, onun için gazetemde öngörduum an ve öhrete y!llar sonra
gerçekten ulkesinde ulat! da: Ünlu kad!n modac!s! filanca dun ehrimizdeydi,
diye ben haberi geçtikten yirmi y!l sonra, gerçekten unlu bir Frans!z -ve
egzistansiyalist- modac!s! oldu, ama bana bir teekkur yok; Bat!l! nankördu.
Vas!fs!z unluler ve yerli gangsterlerle (imdi bunlara Mafya deniyor) urat!!m
o gunlerin birinde, ilginç bir haber olabilecek ihtiyar bir eczac!yla tan!t!m.
Bu adam, benim imdi çektiim uykusuzluk ve haf!za kayb! hastal!klar!n!n ikisine
de yakalanm!t!. Bu iki hastal!!n yan yana gelmesindeki korkunç yan, biriyle
(uykusuzluk sonucu fazla zaman) ötekini (haf!za eksikleri) kapataca!n!z!
san!rken, tam tersi olmas!d!r bunun: Uykusuzluk gecelerinde, t!pk! benim gibi,
an!lar! ihtiyardan öyle bir kaç!yormu ki, bir turlu geçmeyen zaman!n ve gecenin
ortas!nda, kimliksiz, kiiliksiz, kokusuz, renksiz bir dunyada, o zamanlar
yabanc! dergilerden çeviri yaz!larda sözu çok edilen "Ay'!n öteki yuzunde"
yapayaln!z olduunu san!yormu adam.
htiyar, hastal!!n! benim gibi yaz! yazarak tedavi edeceine, eczanesinin
laboraluvar!nda bir ilaç icat etmiti. Benimle birlikte, bir de, bir akam
gazetesinden esrarke bir muhabirin kat!ld!! iki kiilik (eczac!yla birlikte uç
ediyorduk) bas!n toplant!s!nda, kamuoyuna tan!tt!! pembe renkli s!v!s!n!
iesinden bir bardaa gösterile doldurup doldurup içtikten sonra, gerçekten
y!llard!r arad!! uykusuna kavumutu da. Uykusu kadar haf!zas!n!n cennet
an!lar!na da kavutu mu, ihtiyar eczac! hiç uyanmad!! için, bir Turk, en
sonunda bir ey icat etti heyecan!na kap!lan kamuoyu bunu hiç örenemedi.
¦ Karanl!k bir gun, san!r!m iki gun sonra, gittiimiz cenazesinde, hat!rlamak
istedii eyin ne olduunu duunmutum hep. Hâlâ da duunurum: Haf!zam!z!n, biz
yaland!kça fazla yuk ta!mak istemeyen huysuz bir yuk hayvan! gibi att!!
a!rl!klar en sevmedii vukler midir, en a!rlan m!, yoksa en kolay duenler mi?
124
stanbul'un en guzel köelerindeki kuçuk odalarda tul perdeler aras!ndan suzulen
gune !!!n!n gövdelerimize nas!l vurduunu ben unuttum. Giedeki soluk Rum
k!z!na â!k olarak deliren bilet karaborsac!s!n!n, hangi sineman!n kap!s!nda
çal!t!!n! unuttum. Gazeteniz için ruyalar!n!z! yorumlarken, benimle ayn!
ruyalar! gören sevgili okuyucular!m!n adlar!n! ve onlara mektupla yollad!!m
esrar! çoktan unuttum.
Y!llar sonra, köe yazar!n!z, o kay!p zamana yeniden bakarken, geceyar!s!
uykusuzluk içinde tutunacak bir dal ararken, akl!na stanbul sokaklar!nda
geçirdii korkunç bir gun geliyor: Bir keresinde butun gövdemi, butun ruhumu
sonuna kadar kaplayan bir öpume isteine kap!lm!t!m.
Eski sinemalar!n birinde, bir cumartesi öleden sonra, belki sinemadan da eski
bir Amerikan dedektif filmini (K!z!l Fener) seyrederken pek de uzun olmayan bir
öpume sahnesi görmutum. Siyah beyaz filmlerdeki Öteki öpume sahnelerinden
fark! olmayan ve bizim sansurculer taraf!ndan dört saniyeden fazlas! kesilmi
s!radan bir öpume sahnesiydi, ama nas!l oldu bilmiyorum, bir kad!nla ayn!
ekilde, dudaklar!n! onun dudaklar!na bast!rarak, evet, butun gucumle bast!rarak
öpume istei öyle bir ekilde yukseldi ki içimde, mutsuzluktan t!kanacak gibi
oldum. Yirmi dört ya!ndayd!m, ama daha kimseyle dudaktan öpumemitim. Hay!r,
kerhanelerde kad!nlarla yatmam! deildim hiç, ama o kad!nlar hiç öpumedikleri
gibi, ben de istemezdim onlar!n dudaklar!n! öpmeyi-
Caddeye ç!kt!!mda film bitmemiti; ehrin bir yerinde bir yerde, benimle
öpumek isteyen bir kad!n beni bekliyormu gibi bir sab!rs!zl!k ve telâ vard!
uzerimde. Tunele kadar koturur gibi yuruduumu, sonra gerisin geri h!zla
Galatasaray'a dönduumu ve umutsuzca, karanl!kta bir ey aran!r gibi, bir yuzun
an!s!n!, bir gulumseyii, bir kad!n hayâlini ç!karmaya çal!t!!m! hat!rl!yorum.
Öpuebileceim hiçbir tan!d!k, hiçbir akraba yoktu; bir sevgili bulabilme umudu
hiç yoktu; sevgilim olabilecek bir kimseyi tan!m!yordum ki hiç! Sanki kalabal!k
ehir bombo gibiydi.
Ama, gene de, Taksim'e gelir gelmez, bir otobuse binmi buldum kendimi. Ana
taraf!mdan uzak bir akraba ailesi, babam bizi terkettii y!llarda bize ilgi
göstermiti; benden iki ya kuçuk ve o
125
zamanlar birkaç kere dokuz ta oynad!!m bir k!zlar! vard!. Bir saat sonra, ta
F!nd!kzade'deki evlerine var!p kap!lar!n! çald!!mda, öpmeyi hayâl ettiim k!z!n
çoktan evlendiini hat!rlad!m. Bugun ikisi de rahmetli olan anneyle baba beni
içeri buyur ettiler. Biraz a!rm!lar, y!llar sonra neden geldiimi
anlayamam!lard!. undan bundan konuarak (gazeteci olmam bile ilgilerini
çekmiyordu: Dedikoduculuk gibi aa!l!k bir meslekti bu onlar için), radyodaki
futbol maç!n! dinleyerek çay içtik, simit yedik. Akam yemeine de kalmam!
bekliyorlard! iyi niyetle, ama birden bireyler m!r!ldanarak kendimi d!ar!
att!m.
D!ar! ç!kt!!mda, souk havay! hissettiimde, öpume istei butun iddetiyle
içimde alev alev yan!yordu hâlâ: Sanki tenim buz gibi, ama etim ve kan!m alevler
içinde olduu için, derin, dayan!lmaz bir huzursuzluk duyuyordum. Eminönu'nden
vapura binip Kad!köy'e geçtim. Mahallesindeki öpuken bir k!z!n (yani evlenmeden
önce öpuen bir k!z!n) maceralar!n! anlatan bir lise arkada!m vard!.
Fenerbahçe'ye onun evine yururken, o k!z olmasa bile, arkada!m onun gibi
bakalar!n! bilir, diye duunuyordum. Arkada!m!n bir zamanlar oturduu yerde,
karanl!k ahap konaklar ve servi aaçlar!n!n çevresinde dört döndum, ama evini
bulamad!m. Bugun çoktan hepsi y!k!lm! o ahap yap!lar aras!nda yururken baz!
ayd!nl!k pencerelere bak!yor ve evlenmeden önce öpuen k!z!n orada oturduunu
hayâl ediyordum. "te, benimle öpuecek k!z orada!" diye duunuyordum bir
pencereye bakarak. Aram!zda çok bir uzakl!k yoktu, bir bahçe duvar!, kap!, ahap
merdivenler, ama ulaam!yordum ona; öpuemiyordum; herkesin bildii o esrarl!,
tuhaf, inan!lmaz ve ruya kadar yabanc! ve sihirli ey, o korkutucu ve çekici ey
o an ne kadar yak!n ve ne kadar da uzakt!!
Yeniden Avrupa yakas!na dönerken, vapurda görduum kad!nlardan birini zorla ya
da bir an bir yanl!l!k olmu gibi yaparak öpsem ne olur diye duunduumu
hat!rl!yorum, ama ince eleyip s!k dokuyacak gibi olmad!!m halde, çevremde öyle
bir yuz- göre-miyordum. Hayat!m!n baka dönemlerinde de stanbul kalabal!klar!
içersinde soluk al!p verirken umutsuzluk ve ac!yla ehrin bo, bombo olduu
duygusuna kap!ld!!m zamanlar olmutur, ama hiçbir zaman bu duyguyu o gunku gibi
iddetle hissetmemitim. Üzeri nemle kapl! kald!r!mlarda uzun uzun yurudum. Bu
bo, bombo ehire istediini elde etmek için, baka bir zaman, an ve öhretle
gelecektim elbette. O anda ise, köe yazar!n!z!n annesiyle oturduu evine gidip,
zavall! Rastignac'! Turkçe çevirisinden anlatan Balzac'tan baka hiçbir
tesellisi yoktu. Ama kitaplar!, o zamanlar, kendi keyfim için deil, tam bir
Turk gibi, ilerde bana yarar! olacak eyler diye görev duygusuyla okurdum.
lerde yarar! olacak ey ise imdiyi hiç mi hiç kurtarmaz! Böylece, odama
kapand!ktan az sonra, sab!rs!zl!k içinde d!ar! ç!kt!m. Banyonun aynas!na
bakt!!m!, insan!n hiç olmazsa kendisini öpebilecei-ni duunduumu, aynaya
bakarken filmdeki oyuncular! gözumun önune getirdiimi hat!rl!yorum.
Zaten o oyuncular!n dudaklar! hiç gitmiyorlard! gözumun önunden (Joan Bennett,
Dan Duryca). Ama kendimi bile deil, en fazla aynay! öpecektim; d!ar! ç!kt!m.
Annem, masaya oturmu, kimbilir hangi uzak akraban!n zengin akrabas!ndan ald!!
patronlar ve ifon kuma kesikleri aras!nda, bir duun için gece elbisesi
yetitiriyordu.
Ona bireyler anlatmaya balad!m. lerde yapaca!m eyleri, baar!lar!m!,
hayâllerimi çar!t!ran hikâyeler ve hayâller olmal!yd! bunlar, ama annem
kendini vererek beni dinlemiyordu. Anlad!m ki, ne anlat!rsam anlatay!m, önemli
deildi; önemli olan bir cumartesi akam! evde annemle oturup yârenlik etmemdi.
Bir öfke duymaya balad!m. Saçlar! o akam nedense bak!ml! ve taral!yd!,
dudaklar!na belli belirsiz bir boya surmutu; kiremit k!rm!z!s! rengini hâlâ
hat!rlad!!m bir dudak boyas!. Annemin dudaklar!na, s!k s!k benimkine benzetilen
az!na bakarken kalakalm!!m.
"Tuhaf tuhaf ne bak!yorsun öyle bana?" dedi korkuyla.
Uzun bir sessizlik oldu. Anneme doru yurudum, ama iki ad!m sonra da durdum;
bacaklar!m titriyordu. Daha fazla yaklamadan, butun gucumle ba!rmaya
balam!!m. Ne söylediimi aç!k seçik hat!rlayam!yorum imdi; ama hemen,
aram!zda s!k s!k ç!kan o korkunç kavgalardan biri balam!t!. Komular bizi
dinliyor korkusu bir anda ikimizin de yureinden ç!km!t!. nsan!n
kar!s!ndakine her eyi söyleyiverdii o öfke ve özgurluk anlar!ndan biriydi:
Böyle durumlarda bir fincan k!r!l!r ya da soba devrilivere-cekmi gibi olur.
Zorlukla kendimi evden d!ar! att!!mda, ifon kumalar!n,
126
127
makaralar!n ve ithal toplu inelerin (ilk Turk toplu inesi 1976'da Atl!
firmas!nca uretilmitir) aras!nda annem al!yordu. Geceyar!s!-na kadar ehrin
sokaklar!nda dolat!m durdum. Suleymaniye Ca-miinin avlusuna girdim, Ataturk
Köprusunden geçtim, Beyolu'na ç!kt!m. Sanki ben, ben deildim; sanki bir çeit
öfke ve intikam ruhu beni izliyordu; sanki olmam gereken kii peimdeydi.
Beyolu'nda bir muhallebiciye oturmutum; s!rf kalabal!k içersinde olmak için;
ama cumartesi akam!n!n o sonsuzluk saatini doldurmaya çal!an benim gibi
biriyle göz göze gelirim diye kimseye de bakm!yordum: Benim gibi olanlar,
birbirlerini hemen tan!r ve kuçumserler çunku. Az sonra, bir kar!-koca bana
yaklat!lar. Adam bireyler anlatmaya balad!. An!lar!m!n aras!ndaki bu beyaz
saçl! hayalet kimdi?
Fenerbahçe'deki evini bir turlu bulamad!!m eski arkadam!. Evlenmi, Devlet
Demir Yollar!'nda çal!!yormu, saçlar! imdiden beyazlam!, o y!llar! da çok
iyi hat!rl!yormu. Y!llar sonra rastlad!!n!z eski bir arkada!n!z, yan!ndaki
kar!s! ya da ahbab!na, kendi geçmiini ilginç gösterebilmek için, sizi çok
ilginç buluyormu, ortak ne an!lar!n!z, ne s!rlar!n!z varm! gibi yaparak sizi
a!rt!r ya, o da öyle yapt! bana, ama ben a!rmad!m. Yaln!zca hayâli an!lar!
daha da ilginç k!lan o role, benim onun geçmite b!rakt!! sefil ve ac!kl!
hayata hâlâ devam ettiim oyununa girmedim.
ekersiz, su muhallebimi ka!klarken, çoktan evlendiimi, çok iyi para
kazand!!m!, senin beni evde beklediini, Chevrolet arabam! Taksim'e b!rak!p,
senin naz!n uzerine buraya sana tavukgösu almaya geldiimi, Nianta!'nda
oturduumuzu, onlar! arabamla yolum uzerinde bir yere b!rakabileceimi itiraf
ettim: Teekkur etti, hâlâ Fenerbahçe'de oturuyormu çunku. Merakl! olduu için
önce çekine çekine, sonra, senin "iyi bir aileden" olduunu örenince de, iyi
ailelere olan yak!nl!!n! kar!s!na kan!tlamak için soruturdu: F!rsat!
kaç!rmad!m ve seni hat!rlamas! gerektiini söyledim. Memnuniyetle hat!rlad!.
Sana derin sayg!lar!n! yollad!. Elimde tavukgösu paketi muhallebiciden ç!karken
önce onu, sonra filmlerden örenilmi kibar Bat!l! havas!yla kar!s!n! da öptum.
Ne tuhaf okurlars!n!z siz, ne tuhaf ulke buras!.
128
ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM BAK, KM GELD
"Çok eskiden rast/aacakt!k." Turkân oray
Ruya'n!n eski kocas!n!n evinden ç!kt!ktan sonra indii anacad-' dede, Galip
kendini alacak hiçbir araç bulamad!. Arada bir durdurulmaz bir kararl!l!kla
geçen ehirler aras! otobusleri h!zlar!n! bile kesmiyorlard!. Bak!rköy tren
istasyonuna kadar yurumeye karar verdi. Bakkallar!n vitrin niyetine
kulland!klar! o dökuntu buzdolaplar!n! hat!rlatan tren istasyonuna varana kadar,
kara bata ç!ka yururken, say!s!z kereler hayâlinde Ruya ile bulumu, her
zamanki gunluk hayatlar!na dönmuler, Ruya'n!n çok basit ve anla!l!r olduu
anla!lan 'terk' nedeni neredeyse unutulmu, ama hayâllerinde yeniden balayan
gunluk hayatta, eski kocayla kar!lamas!n! Ruya'ya anlatamam!t! bir turlu.
Yar!m saat sonra kalkan trende bir ihtiyar, Galip'e, k!rk y!l önce gene ayn!
soukluktaki bir k! gecesi yaad!! bir hikâyeyi anlatt!. Sava!n bize de
bulamas!n! bekledikleri yokluk y!llar!nda, Trakya'da bir köyde böluuyle zor
bir k! geçirmiti ihtiyar. Bir sabah gizli bir emir al!nca, butun böluk
atlar!na binip köyden ayr!lm!lar, butun bir gun suren uzun bir yolculuktan
sonra stanbul'a yaklam!lar, ama ehre girmemilerdi: Haliç tepelerinde geceyi
beklemilerdi önce. ehirde hayat iyice durunca karanl!k sokaklara inmiler,
karart!lm! lambalar!n soluk !!! alt!nda, buzlu parke talar!n!n uzerinde
atlar!n! sessizce surup Sutluce'deki salhaneye hayvanlar! teslim etmilerdi.
htiyar!n anlatt!! kanl! kesim sahnelerini, atlar!n bir bir devriliini
yaylar!, d!ar! f!rlam! koltuk gibi, iç organlar! d!ar! sarkan, barsaklar!
kanl! talara yay!l!veren hayvanlar!n ak!nl!!n!, kasaplar!n öfkesini,
s!ras!n! bekleyen atlar!n yuzundeki huzunlu bak!la, adi ad!mla ehirden suçlu
gibi ç!kan askerlerin yuzlerindeki ifadenin nas!l birbirine benzediini
dinlerken Galip, trenin gurultusu içersinde kelimeleri, heceleri zorlukla
seçiyordu.
129
Sirkeci'de, istasyonun önunde hiçbir araç yoktu. Galip bir an, hana yuruyup
geceyi yaz!hanesinde geçirmeyi duundu, ama U dönuu yapan bir taksinin
kendisini almak için duraca!n! sezdi. Ama araba kald!r!ma çok daha önce
yana!nca, siyah beyaz filmlerden ç!kma, eli çantal!, siyah beyaz bir adam
kap!s!n! aç!p içeri girdi. Yolcusunu ald!ktan sonra, oför Galip'in önunde de
durdu, "beyefendiyle" birlikte onu Galatasaray'a b!rakabileceini söyledi. Galip
taksiye bindi.
Galatasaray'da taksiden indiinde siyah beyaz filmlerden ç!kma adamla hiçbir ey
konumad!! için pimand!. Karaköy Köprusune bal! ve lambalar! yanan bo Boaz
vapurlar!na bakarken Galip, adama öyle diyebileceini duunmutu: "Beyefendi,
bir keresinde y!llar önce, gene böyle karl! bir gecede..." Sanki anlatmaya
balasayd!, balad!! rahatl!kla hikâyesinin sonunu getirebilir, adam da onu
bekledii ilgiyle dinleyebilirdi.
Atlas Sinemas!n!n az ilerisindeki bir kad!n ayakkab!c!s!n!n vitrinine (Ruya'n!n
ayaklan otuz yedi numarad!r) bakarken, kuçuk ince bir adam Galip'e yaklat!.
Elinde kap! kap! dolaan havagaz! tahsildarlar!n!n ta!d!! deri taklidi plastik
çantalardan vard!. "Y!ld!zlar! sever misin?" diye sordu. Ceketini boynuna kadar
dumeleyerek palto niyetine giymiti. Galip, bulutsuz gecelerde, Taksim
Meydan!na teleskopunu kurup merakl!lara yuz liraya y!ld!zlar! seyrettiren adam!n
bir meslekta!na rastlad!!n! duunuyordu ki, adam çantas!ndan bir 'album'
ç!kard!. Galip adam!n kendi eliyle çevirdji sayfalarda baz! unlu film
y!ld!zlar!m!z!n iyi kâ!da bas!lm! inan!lmaz fotoraflar!n! gördu.
Hay!r tabii, fotoraflar unlu y!ld!zlar!n deil, onlar!n k!yafetlerini giyen,
tak!lar!n! takan ve en önemlisi, pozlar!n!, durular!n!, sigara içilerini,
dudaklar!n!n yuvarlakl!!n! ya da öpecek gibi ileri uzan!!n! taklit eden
benzerlerinin fotoraflar!yd!. Her y!ld!z!n sayfas!na, gazete manetlerinden
kesilmi çarp!c! ad!yla, magazin dergilerinden al!nm! renkli bir fotoraf!
yap!t!r!lm!, çevresine, y!ld!z!n benzerinin asl!na benzemeye çal!t!! çeitli
'çekici' pozlar! eklenmiti.
Fotoraflarla ilgilendiini görunce, çantal! ince adam, Galip'i Yeni Melek
Sinemas!na ç!kan dar ve bo sokaa çekip kendi eliyle kar!t!rs!n diye albumu
uzatt!. Tavan!ndan ince ipliklerle sark!-
130 ¦ . '
"
t!lm! kesik kollar, bacaklar, eldivenler, emsiyeler, çantalar, çoraplar
sergilenen tuhaf bir vitrinin !!!nda Galip, dans ederken çingene elbiseleri
sonsuza kadar aç!lan, yorgun yorgun bir sigara yakan Turkân oray'lan; muz
soyan, çapk!nca kameraya bakan, pervas!z bir kahkaha atan Mujde Ar'lar!; gözunde
gözluk, ç!kard!! sutyenini diken, bula!k y!karken öne eilen ve sonra dertli
mahzun alayan Hulya Koçyiit'leri dikkatle inceledi. Ayn! dikkatle, kendisini
inceleyen album sahibi, yasak kitap okuyan örencisini yakalayan öretmenin
kararl!l!!yla albumu birden Galip'in elinden bir hamlede çekip çantas!na
t!k!t!rd!. "Götureyim mi seni onlara?" "Neredeler?"
"Sen efendi adama benziyorsun, gel bakal!m." Ara sokaklardan geçerlerken, Galip
!srarl! sorular uzerine bir seçim yapmak için, Turkân oray'dan holand!!n!
söyledi.
"Kendisidir!" dedi çantal! adam, s!r verir gibi. "O da sevinecek, senden çok
holanacak."
Beyolu Karakolunun yan!nda, uzerinde 'Dostlar' yazan eski bir ta evin toz ve
kuma kokan ilk kat!na girdiler. Yar! karanl!k odada, diki makineleri ya da
kuma yoktu, ama- nedense Galip'in içinden "Dostlar Terzihanesi" demek geldi.
Yuksek ve beyaz bir kap!dan girdikleri !!l !!l ikinci oda, Galip'e pezevenge
para vermesi gerektiini hat!rlatt!.
"Turkân!" dedi adam, paray! cebine koyarken. "Turkân, bak zzet geldi seni
ar!yor."
Kâ!t oynayan iki kad!n guluerek dönup Galip'e bakt!lar. Eski ve dökuntu bir
tiyatro sahnesini hat!rlatan odada, borusu iyi çekmeyen sobal! mekânlara özgu o
uykulu havas!zl!k, uykulu bir parfum kokusu ve yorucu bir 'yerli-pop' muziinin
gurultusu vard!. Bir divanda ne bir y!ld!za, ne de Ruya'ya benzeyen bir kad!n,
Ruya'n!n polisiye roman okurken ald!! durula (bir baca! divan!n arkal!!n!n
ustunde) uzanm! bir mizah dergisini kar!t!r!yordu. Mujde Ar'!n Mujde Ar
olduu, gömleinin gösundeki Mujde Ar yaz!s!ndan anla!l!yordu. Garson
k!l!!nda yal! bir adam, televizyonda, stanbul'un fethinin dunya tarihi
içindeki önemini tart!-§an aç!k oturumcular kar!s!nda uyuyakalm!t!.
Galip, saçlar! permal! ye blucinli genç bir kad!n!, ad!n! unut-
131
tuu bir Amerikan y!ld!z!na benzetebildi, ama bu benzerlie niyet edildiinden
emin deil pek. Öteki kap!dan giren bir adam, Mujde Ar' a yakla!p, yaad!klar!
eylere gazete manetlerinde okuyunca inananlar gibi, gömleinin uzerindeki
yaz!l! ad!n! ilk hecesini yutarak sarho ciddiyetiyle uzun uzun okudu.
Leopar elbiseli kad!n!n Turkân oray olmas! gerektiini Galip, kendisine
yaklamas!ndan ve yuruyuundeki belli belirsiz bir ahenkten anlad!. Belki de en
çok o benziyordu asl!na: Upuzun sar! saçlar!n!n hepsini sa omuzunun ustunde
toplam!t!.
"Bir sigara içebilir miyim?" dedi hoça gulumseyerek. Dudaklar!na filtresiz bir
sigara yerletirdi. "Yakar m!s!n!z?"
Galip çakma!yla sigaray! yak!nca, kad!n!n ba!n!n çevresinde inan!lmaz
younlukta bir duman olutu. Muziin gurultusunun ii-tilmedii o tuhaf
sessizlikte, sisler içinden beliren bir azizenin ba! gibi, iri kirpikli gözleri
ve ba! duman!n içinden ç!k!nca, Galip hayat!nda ilk defa, Ruya'dan baka bir
kad!nla yatabileceim duundu. Kendisine "zzet Bey" diyen memur k!l!kl! bir
adama paray! verdi. Yukar! kata, dikkatlice döenmi bir odaya ç!kt!klar! zaman,
kad!n elindeki bitmemi sigaray! bir Akbank kulluune bast!r!p paketinden bir
yenisini ç!kard!.
"Bir sigara içebilir miyim?" dedi sonra ayn! ses ve edayla. Sigaray! ayn! pozla
dudaklar!n!n kenar!na yerletirmi ayn! marur bak!la hoça gulumsuyordu.
"Yakar m!s!n!z?"
Ba!n! gene ayn! ekilde, göuslerini gösterecek bir biçimde, ho bir hareketle
hayâli bir çakmaa doru ediini farkettiinde Galip, bu sigara yakma jestinin
ve kad!n!n sözlerinin, Turkân oray'!n bir filminden ç!kt!!n!, kendisinin de
ayn! filmdeki ba erkek oyuncu zzet Gunay olmas! gerektiini anlad!. Sigaray!
yak!nca, kad!n!n ba! çevresinde gene ayn! inan!lmaz younluktaki duman birikti
ve iri kirpikli iri kara gözler, bu sisin içinde a!r a!r belirdiler. Ancak
studyoda ç!kar!labilecek bu kadar duman! az!yla nas!l ç!karabiliyordu?
"Niye susuyorsun?" dedi kad!n gulumseyerek. "Susmuyorum," dedi Galip.
"Anas!n!n gözu gibi gözukuyorsun, ama saf m!s!n yoksa?" dedi kad!n yapmac!kl!
bir merak ve öfkeyle. Ayn! cumleyi ayn! jestlerle bir daha söyledi. Ç!plak
omuzlarma kadar sarkan iri kupeleri
132
vard!.
S!rt! kalçaya kadar aç!k leopar elbiseyi, pavyon kad!n!n! oynayan Turkân
oray'!n, yirmi y!l önce zzet Gunay'la barolu paylat!! 'Vesikal! Yarim'
filminde giydiini yuvarlak komodin aynas!n!n kenarlar!na ilitirilmi 'lobi'
fotoraflar!ndan anlad!!nda, Galip, kad!mn az!ndan Turkân oray'!n ayn! filmde
söyledii baka sözleri de iitmiti: (Mahzun ve !mar!k bir çocuk gibi boynunu
bukerek, çenesinin alt!nda birletirdii ellerini birden açarak): "Uyunmaz ki
imdi; içince de can!m elenmek ister." (Komu çocuu için meraklanan iyi teyze
havas!yla): "zzet, gel bende kal köpru kapan!ncaya kadar!" (Birdenbire
coarak): "K!smet senin-leymi, buguneymi!" (Han!mefendi gibi): "Tan!t!!m!za
memnun oldum, tan!t!!m!za memnun oldum, tan!t!!m!za memnun oldum..."
Galip kap!n!n yan!ndaki sandalyeye geçmi, kad!n da filmdeki aslma oldukça
benzeyen yuvarlak komodinin taburesine oturmu, boyal! uzun sar! saçlar!n!
tar!yordu. Aynan!n kenar!nda bu sahnenin de fotoraf! vard!. Kad!n!n s!rt!
asl!ndan guzeldi. Bir an aynada görduu Galip'e bakt!.
"Çok eskiden rastlaacakt!k..."
"Çok eskiden de rastlat!k," dedi Galip, kad!n!n aynadaki yuzune bakarak.
"Okuldayken ayn! s!ralarda oturmazd!k, ama s!cak bahar gunlerinde s!n!fta uzun
tart!malardan sonra pencere aç!ld!!nda, hemen arkas!ndaki kara tahtan!n
karas!ndan aynalaan cam!n içinde yans!yan yuzunu imdiki gibi seyrederdim."
"Hmm... Çok eskiden rastlaacakt!k."
"Çok eskiden rastlat!k," dedi Galip. "lk rastlat!!m!zda bacaklar!n o kadar
ince, o kadar narin gözukmutu ki bana, onlar!n k!r!l!vereceinden korkmutun.
Tenin sanki çocukken daha sertti de, buyudukçe, ortaokuldan sonra renklenerek
inan!lmaz bir incelikle yumuad!. Evin içinde oynamaktan kudurduumuz s!cak yaz
gunlerinde, bizi bir plaja göturmulerse eer, dönu yolunda, ellerimizde
Tarabya'dan ald!!m!z dondurmalarla yururken, sivri t!rnaklar!m!zla kollar!m!za,
uzerindeki tuzu kaz!yarak harfler yazard!k. nce kollar!n!n uzerindeki kuçuk
tuyleri severdim. Gune yan!-!yla pembeleen bacaklar!n! severdim. Ba!m!n
uzerindeki raftan bir ey almak için uzand!!nda yuzune dökuluveren saçlar!n!
sever-
133
dim.'.."
"Çok eskiden rastlaacakt!k."
"Annenden al!p giydiin ask!l! mayonun s!rt!nda b!rakt!! ask! izlerini,
sinirlendiin zaman saçlar!n! dalg!n dalg!n çekitirmeni, filtresiz sigara
içerken ortanca ve ba parmaklar!nla dilinin ucundaki tutun parças!n!
yakalay!!n!, film seyrederken az!n! aç!!n!, kitap okurken elinin alt!ndaki
bir tabakta bulduun leblebileri ve f!nd!klar! fark!nda olmadan yeyiini,
anahtarlar!n! kaybediini, miyopluunu kabul etmediin gözlerini k!s!!n!
severdim. Gözlerini k!s!p uzaktaki bir noktaya bakarken baka bir yere
gittiini, baka birey duunduunu anlay!nca seni endieyle severdim. Akl!n!n
içindekilerin bildiim kadar!n! ve daha çok da bilmediim kadar!n! korkuyla
korkuyla severdim, Allah!m!"
Galip, Turkân oray'm aynadaki yuzunde belli belirsiz bir endie görerek sustu.
Kad!n komodinin yan!ba!ndaki yataa uzand!.
"Hadi gel," dedi. "Hiçbir ey için demez, hiçbir ey için, anl!yor musun?" Ama
Galip karars!zl!kla oturuyordu. "Turkân oray'!-n! sevmiyor musun yoksa?" diye
ekledi kad!n, Galip'in gerçek mi, oyun mu olduunu tam ç!karamad!! bir
k!skançl!kla.
"Seviyorum."
"Gözlerimi k!rp!t!r!!m! da severdin deil mi?"
"Severdim."
"F!st!k gibi Maallah'da plaj merdivenlerinden iniimi, 'Vesikal! Yarim'de
sigara yak!!m!, 'Bomba Gibi K!z'da a!zl!kla sigara içiimi severdin deil mi?"
"Severdim."
"Hadi can!m, gel o zaman."
"Daha konual!m."
"Ne?"
Galip duunuyordu.
"Ad!n ne senin, ne i yapars!n?"
"Avukat!m."
"Bir avukat!m vard!," dedi kad!n. "Butun param! ald!, ama kocam!n elinden ustume
yapt!! arabay! alamad!. Araba benimdi, anlad!n m! benim, imdi bir orospunun
elinde: tfaiye k!rm!z!s! renginde 56 Chevrolet. Bana arabam! geri getiremiyorsa
ben avukattan ne anlad!m? Kocam!n elinden bana arabam! alabilir misin?"
134
"Al!r!m," dedi Galip.
"Al!r m!s!n?" dedi kad!n umutla. "Ahrs!n. Al!rs!n, ben de seninle evlenirim.
Beni bu hayattan kurtar!rs!n. Yani film hayat!ndan. Artistlikten b!kt!m. Bu geri
zekâl! millet artiste sanatç! deil, orospu diye bak!yor. Artist deilim ben,
sanatç!y!m, anl!yor musun?"
"Tabii..."
"Evlenir misin benimle?" dedi kad!n neeyle. "Evlenirsen arabamla gezeriz.
Evlenir misin? Ama beni sevmen gerek."
"Evlenirim." '
"Ha^!r hay!r sen sor bana... Evlenir misin diye sor."
"Turkân, benimle evlenir misin?"
"Öyle deil! çten, hissederek sor, filmlerdeki gibi! Önce ayaa kalk, bu soruyu
hiç kimse otururken sormaz."
Galip, stiklâl Mar!n! söyleyecekmi gibi ayaa kalkt!: "Turkân! Benimle,
benimle, evlenir misin?"
"Ama ben bakire deilim," dedi kad!n. "Ba!mdan bir kaza geçti benim."
"Ata binerken mi, t!rabzandan kayarken mi?" "Hay!r, utu yaparken. Guluyorsun,
ama ben daha dun duydum Padiah!m!z!n senin boynunun vurulmas!n! emrettiini.
Evli misin?"
"Evliyim."
"Evliler de hep beni bulur zaten!" dedi kad!n, 'Vesikal! Yarim' filminden ç!kma
bir havayla. "Ama önemli deil. Önemli olan Devlet Demir Yollar!. Sence bu y!l
hangi tak!m ampiyon olacak? Sence bu gidiat nereye? Sence askerler ne zaman bu
anariye dur diyecek? Biliyor musun, saçlar!n! kestirsen daha iyi olur."
"Kiiliimle ilgili eyler söyleme," dedi Galip. "Ay!pt!r." "Ama ne dedim imdi
ben?" dedi kad!n yapmac!k bir ak!nl!kla, gözlerini kocaman kocaman aç!p Turkân
oray gibi k!rp!t!rarak. "Benimle evlenirsen arabam! kurtar!r m!s!n, dedim.
Hay!r, arabam! kurtar!rsan benimle evlenir misin, dedim. Plakas!n! vereyim: 34
CG 19 May!s 1919. Samsun'dan yola ç!kt! butun Anadolu'yu kurtard!. 56
Chevrolet."
"Bana Chevrolet'yi anlat!" dedi Galip.
"yi ama, birazdan kap!ya vururlar. Vizita bitiyor."
135
"Turkçesi ziyaret." "Efendim?"
"Para önemli deil," dedi Galip.
"Bence de," dedi kad!n. "56 Chevrolet'im t!rnaklar!m!n k!rm!-z!s!yd!, aynen bu
renkte. Biri k!r!lm! deil mi? Belki Chevrolet'im de bir yere çarpm!t!r. Kocam
olacak o rezil, o orospuya hediye etmeden önce buraya hergun arabamla gelirdim.
Ama imdi yaln!zca yollarda göruyorum onu, yani arabay!. Bazan Taksim Meydan!n!
dönerken göruyorum, içinde baka bir oför oluyor, bazan Karaköy iskelesinde
yolcu beklerken, gene baka bir oför. Kan arabaya dukun, her gun boyat!yor.
Bir gun bak!yorum Chev- . rolet'im kestane rengi olmu, ertesi gun bu sefer
nikelajlar, lambalar tak!lm! ve sutlu kahve renginde. Ertesi gun çiçeklerle
bezenmi, önune bebek oturtulmu pembe bir gelin arabas!, derken, bir hafta
sonra bir bak!yorum, karalara boyanm!, içinde de alt! tane kara b!y!kl! polis,
olmu mu sana bir polis arabas!? Üzerinde 'polis' bile yaz!yor, yan!lmak mumkun
deil. Tabii, her seferinde plaka numaralar! da deitiriliyor ki, anlamayay!m."
"Tabii."
"Tabii," dedi kad!n. "Polisler de, oförler de kar!n!n k!r!klar!, ama benim
boynuzlu kocam dunyay! m! göruyor? Bir gun beni öyle terketti gitti. Seni hiç
öyle b!rak!p gittiler mi? Bugun ay!n kaç!?"
"On ikisi."
"Vakit nas!l geçiyor. Sen de beni bak hâlâ konuturuyorsun. Yoksa özel bir ey
mi istiyorsun. Söyle, seni sevdim, kibar adams!n, ne olacak. Çok paran var m!
imdi yan!nda, gerçekten zengin misin? Yoksa zzet gibi bir manav m!? Hay!r, bir
avukat. Bana bir bilmece sor bakal!m avukat bey... Peki, ben sana soray!m:
Padiahla Boaz Köprusu aras!nda ne fark vard!r?" "Bilmiyorum."
"Ataturkle, Muhammed aras!nda?"
"Bilmiyorum."
j
"Çok kolay teslim oluyorsun!" dedi kad!n. Kendini seyrettiL
komodin aynas!ndan kalk!p, Galip'in kula!na cevaplar! k!k!rdayaf
rak f!s!ldad!. Sonra kollar!n! Galip'in boynuna dolad!. "Evlenej
lim," diye m!r!ldand!. "Kaf Dâ!'na gidelim. Birbirimizin olal!m!
136
Baka birer insan olal!m. Al beni, al beni, al beni."
Ayn! oyun havas! içinde öputuler. Ruya'y! hat!rlatan bir ey var m!yd! bu
kad!nda? Yoktu, ama Galip hayat!ndan da memnundu. Yataa devrildiklerinde kad!n
Ruya'y! hat!rlatan bir ey yapt!, ama tam Ruya gibi de yapmam!t! bunu. Ruya
dilini az!n!n içine sokunca, her seferinde, kar!s!n!n bir anda, bambaka biri
olduunu duunerek kayg!lan!rd! Galip. Turkân oray'!n taklidi ise
Ruya'n!nkinden daha buyuk ve daha a!r dilini, Galip'in az!n!n içine bir çeit
zafer duygusuyla, ama tatl!l!kla ve aka yapar gibi sokunca, kollar!n!n
aras!ndaki kad!n!n deil, Galip, kendisinin bambaka biri olduunu hissetti ve
çok da heyecanland!. Kad!n!n bir oyun duygusuyla iteklemesiyle, yerli
filmlerdeki o hiç gerçekçi olmayan öpume sahnelerinde olduu gibi, alt alta ust
uste, önce biri alta, sonra öburu uste ç!karak, dönerek, buyuk yata!n bir
ucundan öbur ucuna yuvarland!lar. "Ba!m! dönduruyorsun!" dedi kad!n orada
olmayan bir hayâli taklit ederek ve ba! gerçekten dönmu gibi yaparak. Galip
yata!n bu ucundan aynada kendilerini görebildiklerini anlay!nca, bu tatl!
yuvarlanma sahnesine neden gerek duyulduunu anlad!. Kad!n kendini ve Galip'i
soyarken, aynadaki göruntuyu seyrediyordu zevkle. Daha sonra, ikisi birlikte,
sanki bir uçuncu kiiyi seyreder gibi ve jimnastik yar!mas!nda zorunlu
hareketleri yapan yar!mac!y! deerlendiren juri uyeleri gibi, belki onlardan
biraz daha neeyle, kad!n!n hunerlerini aynada gözlerini do-yura doyura tek tek
seyrettiler. Daha sonra, Galip'in aynaya baka-mad!! bir an, "kimiz bir baka
biri olduk," dedi kad!n, yata!n sessiz yaylar!yla yaylan!rken. "Kimim ben,
kimim ben, kimim ben?" diye sordu, ama Galip iitmek isteyecei cevab! vermedi
ona: Kendini koyuvermiti. Kad!n!n, "ki kere iki dört," dediini, "Dinle,
dinle, dinle!" diye m!r!ldand!!n!, ve belli belirsiz bir padiahtan, zavall!
ehzadesinden, bir masal söyler gibi, bir ruyay! anlat!r gibi misli geçmi
zaman! kullanarak sözettiini iitti.
"Ben sensem, sen de ben," dedi daha sonra giyinirlerken kad!n, "ne ç!kar bundan,
sen ben olmusun ben de sen!" Kurnaz bir bak!la gulumsuyordu. "Turkân oray'!n!
sevdin mi?"
"Sevdim."
"Kurtar o zaman beni bu hayattan, kurtar beni, ç!kar beni buradan, al beni,
baka bir yere gidelim, kaçal!m, evlenelim, yeni
137
bir hayata balayal!m."
Hangi oyunun, hangi filmin parças!yd! bu? Galip karars!z kald!. Belki de,
kad!n!n istedii de buydu. Galip'e evli olduuna inanmad!!n! söyledi; evli
erkekleri iyi tan!rm! çunku. Evlenirlerse, 56 Chevrolet'yi Galip kurtarmay!
baar!rsa, birlikte Boaz gezintisine ç!kacaklar, Emirgân'da kâ!t helvas!
alacaklar, Tarabya'da denize bakacaklar, Buyukdere'de yemek yiyeceklerdi.
"Buyukdere'yi sevmem," dedi Galip.
"O zaman bouna bekliyorsun O'nu." dedi kad!n. "Hiçbir zaman gelmeyecek O."
"Acelem yok!"
"Benim var," dedi kad!n inatç!l!kla. "Gelince O'nu tan!yamamaktan korkuyorum.
O'nu herkesten sonra görmekten korkuyorum. Sona kalmaktan korkuyorum."
"O kim?" diye sordu Galip.
Kad!n esrarl! bir ekilde gulumsedi. "Sen hiç film seyretmiyor musun, oyunun
kurallar!n! bilmiyor musun? Böyle eyleri az!ndan kaç!ranlar! bu memlekette sa
koyarlar m!? Ben yaamak istiyorum."
Esrarengiz bir ekilde yok olan, buyuk bir ihtimalle öldurulup cesedi Boaz'a
at!lan bir arkada!n!n hikâyesini anlat!rken, birisi kap!y! vurmaya balad!.
Kad!n sustu. Galip odadan ç!karken kad!n arkas!ndan f!s!ldad!:
"Hepimiz O'nu bekliyoruz, hepimiz, hepimiz O'nu bekliyoruz."
ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM HEPMZ ONU BEKLYORUZ
"Esrarl! eyleri dehetli smerim." Dostoyevski
Hepimiz O'nu bekliyoruz. Hepimiz yuzy!llard!r O'nu bekliyoruz. Baz!lar!m!z,
Galata köprusu uzerindeki kalabal!ktan bunal!p Halic'in kuruni mavi sular!na
kederle bakarken; baz!lar!m!z, Sur-dibi'ndeki iki göz oday! bir turlu !s!tmayan
sobaya odun atarken; baz!lar!m!z, Cihangir'in arka soka!ndaki Rum apartman!n!n
o hiç bitmeyen merdivenlerini ç!karken; baz!lar!m!z ucra bir Anadolu
kasabas!nda, meyhanede arkadalarla buluma saati gelsin diye, stanbul
gazetesindeki bulmacay! çözerken; baz!lar!m!z da, o gazetede sözu edilen ve
resmi bas!lan uçaklara binmeyi, ayd!nl!k salonlara girmeyi, guzel gövdelere
sar!labilmeyi hayâl ederken, O'nu bekliyoruz. Ellerimizde yuz kere okunmu
gazetelerden katlanm! kese kâ!tlar!, en ucuz plastikle yap!ld!! için,
içindeki elmalar! da sentetik bir kokuyla kokutan plastik torbalar, avuç
içlerimizde ve parmaklar!m!zda morumsu izler b!rakan pazar fileleri, çamurlu
kald!r!mlarda huzunle yururken de O'nu bekliyoruz. Cumartesi akamlar! ieleri
ve camlan k!ran erkeklerle, dunya guzeli kad!nlar!n doyum olmaz maceralar!n!
seyrettiimiz sinemalardan, yaln!zl!k duygusunu artt!ran orospularla yatt!!m!z
kerhanelerin soka!ndan, kuçuk saplant!lar!m!z var diye ac!mas!z
arkadalar!m!z!n bizimle alay ettii meyhanelerden ve gurultucu çocuklar! bir
turlu uyuyamad!! için radyolar!ndaki tiyatroyu bile tad!n! ç!kararak
dinleyemediimiz komu evinden dönerken, hepimiz O'nu bekliyoruz. Baz!lar!m!z
O'nun ars!z çocuklar!n sapanlar!yla sokak lambalar!n! k!rd!klar! arka
mahallelerin karanl!k köelerinde ilk göruneceini söyluyor, baz!lar! da Milli
Piyango, Spor Toto, ç!plak kad!nl! dergi, oyuncak, tutun, prezervatif ve her
turlu !v!r z!v!r satan gunahkârlar!n dukkânlar!n!n önunde. Nerede, ama nerede
ilk görunurse görunsun, ister kuçuk çocuklar!n gunde on iki saat k!yma yourduu
köfteci dukkânlar!nda, ister binlerce gözun tek
138
139
bir istein bak!!yla yanarak tek bir göze dönutuu sinemalarda, ister melek
kadar gunahs!z çobanlar!n mezarl!klardaki servilerin buyusune kap!ld!! yeil
tepelerde ilk ortaya ç!ks!n, O'nu ilk gören talihlinin hemen tan!yaca!n! ve
sonsuzluk kadar uzun ve bir göz k!rpma kadar k!sa suren bekleyiin sona erip,
kurtulu vaktinin geldiinin hemen anla!laca!n! söyluyor herkes.
Kuran bu konuda yaln!zca harfleri okumas!n! bilenler için aç!k ('El sra'
Suresinin 97. ayeti, 'Ez-Zumer' Suresinin Allah'!n Kuran'! "birbirine benzer ve
çift inzal" ettiini söyleyen 23. ayeti vs.) Kuran'!n misinden uç yuz elli y!l
sonra yazan Kuduslu Mutah-har bn Tahir'in 'Balang!ç ve Tarih' adl! kitab!na
göreyse, bu konudaki tek kan!t, Muhammed'in "ad!, görunuu ya da ii benimkini
tutan birinin yol gösterecei" yolundaki sözleri ya da bu ve benzeri hadislere
kaynakl!k eden öbur tan!klar!n ahitlikleri. Bundan gene uç yuz elli y!l sonra,
iilerin Samarra'daki Hakim-ul Vakt Turbesinin yer alt!ndaki mahzeninde, O'nun
zuhur etmesinin törenlerle beklendiini bn Batuta'n!n 'Seyahatname'sinde k!saca
deindiini biliyoruz. Otuz y!l sonra ise, Firuz ah'in kâtibine yazd!rd!!na
göre, Delhi'nin sar! ve tozlu sokaklar!nda, O'nu ifa edecei harflerin
esrar!yla birlikte bekleyen binlerce mutsuz varm!. Yine ayn! y!llarda, bni
Haldun'un O'nun ortaya ç!k!!yla ilgili hadisleri a!r! ii kaynaklar!ndan
ay!klayarak tek tek ele ald!! 'Mukaddime'sinde, bir baka noktan!n yeniden
uzerinde durulduunu biliyoruz: O'nunla birlikte Deccal'in, Seylan'!n ya da
frenklerin anlay! ve diliyle söylersek Anti-Christ'in görulecei ve o k!yamet
ve kurtulu gununde O'nun Deccal'i öldurecei.
a!rt!c! olan ey ise, ucra bir Anadolu kasabas!ndaki evinde kurduu bir hayâli
bana yazan deerli okurum Mehmet Y!lmaz'-dan, ondan yedi yuz y!l önce, bu hayâli
kurup 'Ankay! Mugrib'inde yazan îbn Arabi'ye, bizden bin yuz on bir y!l önce,
O'nun kurtard!klar!n! peine tak!p stanbul'u Hrist!yanlardan feth edeceini
ruyas!nda gören filozof El Kindi'den, çok sonralar! gerçekleen bu ruyan!n bir
arka soka!nda, Beyolu'ndaki bir manifaturac! dukkân!nda makaralar, dumeler ve
naylon çoraplar aras!nda, O'nun duunu kuran tezgâhtar k!za kadar, herkesin
buyuk kurtar!c!y! dulerken ve beklerken O'nun yuzunu bir turlu hayâl edeme-
mesi.
140
Oysa Deccal'i çok iyi hayâl edebiliyoruz: Buhari'nin 'Enbiya's!na göre, Deccal
tek gözlu ve k!z!l saçl!d!r, 'Hacc'ma göre, yuzunun uzerinde kim olduu
yaz!l!d!r; Tayalisi'ye göre kal!n boyunlu olan Deccal, ondan bin y!l sonra,
stanbul'da hayâl kuran Hoca Nizamettin Efendi'nin 'Tevhid'ine göre ise k!rm!z!
gözlu ve kemiklidir. Benim ilk gazetecilik y!llar!mda Anadolu'da çok okunan
Karagöz gazetesindeyse, bir Turk cengâverinin seruvenlerinin anlat!ld!! çizgi
romanda, Deccal, y!l!k ve çarp!k a!zl! çizilirdi. Henuz fethedilmemi
Konstantinopolis'in dilberleriyle sevien cengâveri-mizin, inan!lmaz hileleriyle
boutuu (baz!lar!n! ressama ben önerirdim) Deccal, geni al!nh, iri burunlu ve
b!y!ks!zd!. Deccal'in hayâl gucumuzu bu kadar hareketlendirmesine kar!l!k,
hfcpimizin bekledii kurtar!c!y!, O'nu butun renkleriyle canland!rabilen tek
yazar!m!z Doktor Ferit Kemal'in eseri 'Le Grand Pacha'y! Frans!zca yaz!p, ancak
187O'te Paris'te yay!mlayabilmesini baz!lar!m!z edebiyat!m!z için bir kay!p
olarak göruyorlar.
O'nu butun gerçekliiyle tasvir eden bu tek eseri, 'Le Grand Pacha'y! Frans!zca
yaz!ld!! için Turk edebiyat!n!n bir parças! olarak görmemek ne kadar yanl!sa,
'ad!rvan' ya da 'Buyuk Dou' gibi Doucu dergilerde, baz!lar!n!n bir eziklik
duygusuyla, Rus romanc!s! Dostoyevski'nin 'Karamazov Kardeler'indeki Buyuk En-
gizitör parçac!!n!n bu kuçuk risaleden yurutulduunu ileri surmeleri de o kadar
ac!kl!d!r. Dou'dan Bat!'ya, ya da Bat!'dan Do-u'ya yurutulmu eserler
efsanesi, bana hep u duuncemi hat!rlat!r: Dunya dediimiz ruyalar âlemi, bir
uykudagezerin ak!nl!! içinde kap!s!ndan girîverdiimiz bir evse eer,
edebiyatlar da, al!mak istediimiz bu evin odalar!na as!lm! duvar saatlerine
benzerler. imdi:
1. Bu duler evinin odalar!ndaki t!k!rt!h saatlerin birinin doru ya da yanl!
olduunu söylemek saçmad!r.
2. Odalardaki saatlerden birinin öburunden- be saat ileri olduunu söylemek de
saçmad!r, çunku ayn! saatin yedi saat geri olduu sonucu da ayn! mant!kla
ç!kar!labilir.
3. Saatlerden biri dokuzu otuz be geceyi gösterdikten her hangi bir sure
sonra, evdeki baka bir saatin dokuzu otuz be ge-çeyi göstermesinden, ikinci
saatin birincisini taklit ettiini sonucunu ç!karmak da saçmad!r.
141

Say!s! iki yuzu aan mutasavv!fane kitap yazan bn Arabi, bn Rud'un
Kurtuba'daki cenazesinde bulunmadan bir y!l önce Fas'tayd! ve Kuran'in yukar!da
sözunu ettiim (dizgici imdi sutunun ustundeysek "yukar!da" deil "aa!da"
yaz!) 'El sra Suresi'nde anlat!lan, Muhammed'in bir gece Kudus'e göturulup
oradan merdivenle (Arapças! Miraç) göe ç!kmas!, Cenneti, Cehennemi iyi bir
seyretmesi hikâyesinden (ruyas!ndan) ilhamla bir kitap yaz!yordu. imdi, bn
Arabi'nin rehberi eliinde göun yedi kat!n! nas!l dolat!!n!, oralarda
görduklerini, rastlad!! Peygamberlerle neler söyletiklerini anlat!!na ya da
bu kitab! tam 35 ya!nda (1198) yaz!!na bak!p, Nizam adl! bu ruyalardan ç!kma
k!z!n doru, Beatri-ce'in yanl!; ya da bn Arabi'ni doru, Dante'nin yanl!; ya
da 'Ki-tab al sra ile Makam al Asra'n!n doru, 'Divina Commedia'n!n yanl!
olduuna hukmetmek, demin sözunu ettiim birinci cins saçmal!a örnektir.
Enduluslu filozof bn Tufeyl'in !ss!z adaya duen bir çocuun doay!, nesneleri
kendisine emziren bir geyii, denizi, ölumu, gökleri ve 'ilahi gerçekleri'
tan!yarak, orada tek ba!na y!llarca yaay!!n! ta on birinci yuzy!lda kaleme
almas!na bak!p, Hayy bn Yak-zan'!n Robinson Cruzoe'dan alt! yuz y!l ileri
olduuna karar vermek; ya da ikincisinin eyalar! ve araçlar! daha ayr!nt!yla
anlatmas!na bak!p bn Tufeyl'in Daniel De Foe'dan alt! yuzy!l geri olduunu
söylemek de ikinci cins saçmal!a örnektir.
Üçuncu Mustafa devri eyhulislâmlar!ndan Hac! Veliyyudin Efendi, 1761 y!l! Mart
ay!nda, bir cuma akam! evine gelip yaz! odas!ndaki muhteem dolab! gören geveze
bir dostunun, "Hoca Efendi, dolab!n da akl!n kadar kar!!km!!" yolundaki
sayg!s!z ve munasebetsiz sözu uzerine, ani bir ilhama kap!l!p, hem akl!nda, hem
de ceviz dolab!nda her eyin yerli yerinde olduunu, ikisini birbirine
benzeterek kan!tlayan uzun bir mesnevi yazmaya balam!. Bu eserde, iki kapakl!,
dört gözlu ve on iki çekmeceli Ermeni ii o ahane dolapta olduu gibi,
akl!m!z!n içinde de, saatleri, mekân!, say!lar!, kâ!tlar! ve bugun
'nedensellik', 'varl!k', 'zorunluluk' dediimiz nice !v!r z!v!r! saklayan on iki
göz olduunu Alman Filozof Kant'in saf akl!n on iki kategorisini s!ralad!! o
unlu eserini yay!mlay!!ndan yirmi y!l önce göstermesine bak!p, Alman!n onu
taklit ettii sonucunu ç!karmak da uçuncu cins saçmal!a
142
örnektir.
Doktor Ferit Kemal, hepimizin bekledii buyuk kurtar!c!y!, O'nu butun
canl!l!!yla resmederken, yuz y!l sonra soydalar!n!n kendisine bu turden
saçmal!klarla yaklaaca!n! bilseydi amazd!; çunku butun hayat! kendisini bir
ruyan!n sessizliine b!rakan bir ilgisizlik ve unutulu halesiyle çevriliydi
zaten. Bugun, onun hiçbir fotorafta göremediimiz yuzunu, bir ruyadagezerin
hayâletimsi yuzu gibi duleyebiliyorum ancak: Bir esrarketi. Kendisi gibi,
Paris'teki birçok hastas!n! afyonke ettiini Abdurrahman erefin 'Yeni
Osmanl!'lar ve Hurriyet' adl! kuçultucu çal!mas!ndan ç!kart!yoruz. 1866'da, -
evet, Dostoyevski'nin ikinci Avrupa yolculuundan bir y!l önce- belli belirsiz
bir isyan ve hurriyet duygusu yuzunden Paris'e gitmi, Avrupa'da yay!mlanan
Hurriyet ve Muhbir gazetelerinde bir iki makalesi ç!km!, ama Jönturkler sarayla
uzla!p tek tek stanbul'a dönerlerken, o Paris'te kalm!. Baka bir iz yok.
Kitab!n!n önsözunde Baudelaire'in 'Paradis Artifici-els'inden sözettiine göre,
benim çok sevdiim De Quincey'den haberliydi belki; belki de, afyonla deneylere
de girmiti; ama O'nu anlatt!! sayfalarda bu deneylerin deil, tam tersi, bugun
bizim ihtiyac!m!z olan kuvvetli bir mant!!n izleri göruluyor. Bu yaz!y!, bu
mant!! tart!mak, silahl! kuvvetlerimizin yurtsever subaylar!na 'Le Grand
Pacha'daki kar! durulmaz duunceleri tan!tmak için yaz!yorum.
Ama bu mant!! anlamak için, önce kitab!n havas!na girmek gerekiyor. Mavi
ciltli, 1861'de Paris'de yay!mc! Poulet-Malassis taraf!ndan kal!nca bir saman
kâ!da bas!lm! bir kitap duunun. Yaln!zca doksan alt! sayfa. Bir Frans!z
ressama (De Tennielle) çizdirilmi, o zaman!n stanbul'undan çok, bugunun ta
binal!, kald!r!ml!, parke kapl! stanbul sokaklar!na benzeyen, o zamanki ta
hucrelerden ve ilkel ikence aletlerinden çok, bugunku beton fare deliklerini ve
ask!l!, manyetolu ikence aletlerini hat!rlatan çevrelerin, eyalar!n ve
gölgelerin resimlerini duunun.
Kitap, bir geceyar!s!, stanbul'un arka sokaklar!ndan birini tasvirle aç!l!yor.
Bekçilerin kald!r!mlar! döen bastonlar!ndan ve uzak mahallelerde birbirleriyle
bouan köpek çetelerinin ulumalar!ndan baka hiçbir ses yok. Ahap evlerin
kafeslerle kapl! pencerelerinden hiçbir !!k s!zm!yor. Bir soba borusundan ç!kan
belli
143
belirsiz bir duman, damlar!n, kubbelerin ustune inmi incecik sise kar!!yor. Bu
derin sessizlik içinde, bo kald!r!mlarda yuruyen ayak sesleri duyuluyor. Herkes
bir mujde gibi duyuyor bu tuhaf, yeni, beklenmedik ayak seslerini; h!rka uzerine
h!rka giyip souk yataklar!na girmeye haz!rlananlar da, kat kat yorganlar altmda
ruya görenler de.
Ertesi gun ise, gecenin kasvetinden uzak guneli bir enliktir. Herkes O'nu
tan!m!, herkes O'nun O olduunu anlam!, herkes karamsarl!k zamanlar!nda hiç
bitmeyeceini sand!! ac!larla yuklu sonsuzluk saatinin dolduunu kavram!t!r.
Bu bayram havas! içinde dönen atl!kar!ncalar, bar!an eski dumanlar, elma
ekeri ve macun yiyen çocuklar, birlikte akalaan kad!nlar ve erkekler, çal!p
oynayanlar aras!ndad!r O. Guzel gunlere göturecei, zaferden zafere koturaca!
mutsuzlar aras!nda yuruyen ustun bir Kurtar!c!'dan çok, kardeleri aras!nda
yuruyen bir aabeydir O. Ama, bir kukunun gölgesi de vard!r yuzunde; bir
duuncenin, bir sezginin. te o zaman, sokaklarda böyle duunceli yururken O,
Grand Pacha'mn adamlar! O'nu yakalay!p ehrin ta kemerli souk zindanlar!ndan
birine t!karlar. Geceyar!s!, elinde bir kandil Grand Pacha O'nu hucresinde
ziyarete gelir, butun gece konuur.
Kimdi Grand Pacha? Buna yazar gibi, ben de, okuyucunun kendi özgurluuyle karar
vermesini istediim için, bu çok kendine özgu kiinin ad!n! bile busbutun
Turkçeye çeviremiyorum. Paa olmas!na bak!p bir buyuk devlet adam!, bir buyuk
asker ya da buyuk rutbeli herhangi bir asker olduunu duunebiliriz.
Sözlerindeki mant!!n doruluuna bak!p, ayn! zamanda bir filozof ya da bizde
çok görulen ve kendinden çok devleti, milleti duunen kiilerde hissettiimiz
bir tur bilgelie erimi yuce bir kii olduunu da duunebiliriz. Butun gece o
zindan hucresinde Grand Pacha anlatacak, O dinleyecektir. te Grand Pacha'n!n
O'nu susturan ve ikna eden mant!! ve sözleri:
-1. Herkes gibi ben de hemen senin O olduunu anlad!m (diye sözlerine balar
Grand Pacha). Bunu anlamam için yuzlerce, binlerce y!ld!r yap!ld!! gibi,
harflerin, rakkamlar!n s!rlar!na, gökteki ya da Kuran' daki belirtilere, senin
hakk!nda yaz!lm! kehanetlere bavurmama gerek kalmad! hiç. Kalabal!!n
yuzundeki sevinci ve zafer heyecan!n! görunce anlad!m senin O olduunu. imdi,
144
ac!lar! ve kederi unutturman!, kaybettikleri umudu vermeni, onlar! zaferden
zafere koturman! bekliyorlar senden, ama sen bunlar! verebilecek misin onlara?
Yuzy!llarca önce Muhammed mutsuzlara umut verebilmiti, çunku k!l!c!yla zaferden
zafere koturmutu onlar!. Oysa, bugun iman!m!z ne olursa olsun, slâm!n
dumanlar!n!n silâhlar! bizimkilerden çok daha guçlu. Hiçbir askeri baar!
imkân! yok! Kendilerini 'O' diye tan!tan duzmece Mehdi'lerin Hindistan'da,
Afrika'da ngilizlere, Frans!zlara bir sure kök sökturmelerinden sonra, ezilip
yok olmalar!ndan, daha buyuk y!k!mlara yol açmalar!ndan da belli deil mi bu?
(Bu sayfalardan, yaln!zca slâm!n deil, Dou'nun Bat! önunde buyuk çapl! bir
zafer kazanmas!n!n da art!k bir hayâl olduunu gösteren askeri, iktisadi
kar!lat!rmalar var: Grand Pacha, Bat!'n!n zenginlik duzeyiyle Dou'nun
sefaletini gerçekçi bir siyasetçinin yapaca! gibi durustçe kar!lat!r!yor ve
O, bir arlatan deil, gerçekten O olduu için, çizilen bu iç karart!c! resmi
sessizce ve huzunle onayl!yor.)
2. Ama bu içler ac!s! sefalet, mutsuzlara bir zafer umudu verilemeyecei
anlam!na gelmez tabii (diye devam ediyor Grand Pacha sözlerine, vakit
geceyar!s!n! çok geçmiken). Yaln!zca 'd!' dumanlar!m!za kar! sava açamay!z.
Ama ya içerdekiler? Butun sefaletin, ac!lar!m!z!n kayna! içimizdeki
gunahkârlar, tefeciler, kan içiciler, zalimler ya da öyle olduklar! halde sureti
haktan gözukenler olmas!n sak!n? Mutsuz kardelerine bir zaferin ve mutluluun
umudunu yaln!zca içimizdeki dumana kar! açaca!n savala verebileceini sen de
göruyorsun deil mi? O zaman, bu sava!n kahraman askerlerle, gazilerle deil,
muhbirlerle, cellâtlarla, polisle, ikencecilerle birlikte verilecek bir sava
olduunu da göruyorsun demektir. Umutsuzlara sefaletin sorumlusu olan bir suçlu
göstermeli ki, onun ba!n!n ezilmesiyle cennetin yeryuzune ineceine
inanabilsinler. Bizim son uç yuz y!ld!r yapt!!m!z da yaln!zca budur.
Kardelerimize umut verebilmek için aralar!ndaki suçlular! gösteriyoruz onlara.
Onlar da, ekmek kadar umut da istedikleri için inan!yorlar. Suçlular!n
aralar!nda en zeki ve en durust olanlar!, her eyin bu mant!kla yap!ld!!n!
gördukleri için, cezalar! infaz edilmeden önce, varsa eer, kuçuk suçlar!n! bire
on kat!p anlat!yorlar ki, mutsuz kardeleri hiç olmazsa biraz daha
umutlanabilsinler. Baz!lar!n! af bile ediyoruz, aram!za kat!l!p suçlu av!na
ç!k!-
145
yorlar. Kuran gibi, umut da, yaln!z vicdani hayat!m!z! deil, bizim dunyevi
hayat!m!z! da ayakta tutuyor: Umudu ve özgurluu, ekmei beklediimiz yerden
bekleriz çunku.
3. Senden beklenilen butun bu guç ileri baarabilecek kadar kararl!,
kalabal!klar içinden suçlular! gözunu k!rpmadan çekip ç!karabilecek kadar adil
ve pek istemeden de olsa, onlar! ikenceden geçirebilecek kadar, butun bu
ilerin ustesinden gelebilecek kadar guçlu olduunu biliyorum: Çunku O'sun sen.
Ama bu umutla ne kadar oyalayabileceksin bu kalabal!klar!? Bir sure sonra,
ilerin duzelrhediini görecekler. Ellerindeki ekmek buyumedii için senden
ald!klar! umut da tukenmeye balayacak. O zaman, kitaba ve her iki dunyaya olan
inançlar!n! kaybetmeye balayacaklar gene; kendilerini, bir gun önce yaad!klar!
derin karamsarl!a, ahlâks!zl!a, ruhsal sefalete kapt!racaklar. En kötusu,
senden uphelenmeye, senden nefret etmeye balayacaklar. Muhbirler senin
cellâtlar!na ve çal!kan ikencecilerine seve seve teslim ettikleri suçlular
için vicdan azab! duymaya balayacaklar; polisler ve gardiyanlar yapt!klar!
ikencelerin anlams!zl!!ndan öyle bir yorulacaklar ki, ne en son yöntemler
oyalayacak onlar!, ne de senin onlara vermeye çal!t!!n umut; daraaaçlar!ndan
salk!m salk!m uzumler gibi salland!r!hveren talihsizlerin bou bouna kurban
edildiine karar verecekler. O k!yamet gununde, art!k ne sana, ne senin onlara
anlatt!!n hikâyelere inanacaklar!n! göruyorsundur. Ama daha kötusunu de
göruyorsundur: Hep birlikte inanacaklar! bir hikâye kalmay!nca, hepsi tek tek
kendi hikâyesine inanmaya balayacak, herkesin kendi hikâyesi olacak, herkes
kendi hikâyesini anlatmak isteyecek. Kalabal!k ehirlerin kirli sokaklar!nda,
bir turlu çekiduzen verilemeyen çamurlu meydanlar!nda, milyonlarca sefil,
balar!n!n çevresinde bir mutsuzluk halesi ta!r gibi ta!d!klar! kendi
hikayeleriyle uykudagezerler gibi huzunle gezinecekler. O zaman onlar!n gözunde
sen O deil, Deccal olacaks!n art!k, Deccal de sen! Bu sefer senin deil
Deccal'in. O'nun hikâyelerine inanmak isteyecekler. Zaferle geri dönen ben ya da
benim gibi biri olacak Deccal. O da bu mutsuzlara senin y!llardan beri onlar!
kand!rd!!n!, umut deil, onlara yalan a!lad!!n!, asl!nda O deil Deccal
olduunu söyleyecek. Belki buna da gerek kalmayacak, ya Deccal'in kendisi ya da
y!llard!r senin kendisini kand!rd!!na karar vermi
146
bir mutsuz, bir geceyar!s!, karanl!k bir sokakta tabancas!n!n kurunlar!n! senm
bir zamanlar kurun ilemez san!lan Ölumlu gövdene boalt!verecek. Böylece,
y!llarca onlara umut verdiin ve y!llarca onlar! kand.rd.,n için, art!k al!!p
sevmeye balad!!n çamurlu sokaklar!n, k!rl! kald!r!mlar!n birinde, bir gece
ölunu bulacaklar
147
ON BENC BÖLÜM KARLI GECENN AK HKÂYELER
"siz guçsuz adamlarla masal, hikâye arayanlar"
Mevlâna
Sirkeci'den Galatasaray'a gelirken takside yanma oturduu siyah beyaz filmlerden
ç!km! adam! yeniden görduunde, Galip, Turkân oray benzerinin odas!ndan yeni
ayr!lm!t!. Beyolu Karakolunun önundeydi, nereye gideceine karar veremiyordu,
mavi !!! yan!p sönen bir polis arabas! köeyi dönup kald!r!ma yana!nca bir an
duraklad!. Araban!n aceleyle aç!lan arka kap!s!ndan ite kaka ç!kar!lan adam!
hemen tan!d!: ki polisin aras!ndayd!, uzerindeki o siyah beyaz filmlere yak!!r
hava kaybolmu, gecenin lacivert ve suçlu renklerine uygun bir canl!l!k gelmiti
yuzune. Duda!n!n kenar!nda, karakolun cephesini her turlu bask!na kar! !!l
!!l ayd!nlatan lambalar!n parlak !!!n!n yans!d!! koyu k!rm!z! bir kan izi
vard!, ama silmiyordu. Takside s!k! s!k!ya sar!ld!! i adam! çantas! polislerin
birinin elindeydi, suçunu kabul etmilerin tevekkuluyle önune bakarak yuruyordu,
ama hayat!ndan da fazlas!yla memnun gibiydi. Karakolun d! merdivenlerinin
önunde Galip'i görunce, bir an, tuhaf ve korkutucu bir keyifle bakt!: "yi
akamlar beyefendi!" "yi akamlar!" dedi Galip karars!zl!kla. "Kim o?" diye
sordu polislerden biri Galip'i iaret ederek. Adam! iterek karakoldan içeri
soktuklar! için, Galip konuman!n devam!n! iitemedi.
Anacaddeye ç!kt!!nda, saat biri geçiyordu; karla kapl! kald!r!mlarda hâlâ gelip
geçenler vard!. "ngiliz Konsolosluu'nun bahçesine paralel sokaklardan
birinde," diye duunuyordu Galip, "yaln!z Anadolu'dan para yemeye gelen
hac!aalar!n deil, okumu yazm!lar!n da gittii sabaha kadar aç!k bir yer
varm!!" Bu bilgileri, böyle yerlerden alayc! bir dil kullan!yormu gibi yaparak
söz eden sanat dergilerinden Ruya edinirdi.
Tokatl!yan Oteli' nin eski binas!n!n önunde, Galip, sken-
148
der'le kar!lat!. Nefesinden bol bol rak! içtii anla!l!yordu: C'den gelen
televizyoncu tak!m!m Pera Palas'tan alm!, "bir bin bir gece stanbul'u
yapt!rmak" için onlar! gezdirmi, (çöp tenekelerini kar!t!ran köpekler, esrar
ve hal! tuccarlar!, göbekli göbek dansözleri, pavyon kabaday!lar! vs.), arka
sokaklar!n birinde de bir pavyona göturmu. Eli çantah tuhaf bir adam
anla!lmayan bir kelime yuzunden kavga ç!karm! orada, onlarla deil,
bakalar!yla, polisler gelip, adam! yaka paça göturmuler, bir bakas! da
pencereden t!rman!p kaçm!, bu kargaadan sonra da masalar!na çevreden gelen
bakalar! da oturmu ve böylece, isterse imdi Ga-lip'in de kat!labilecei
elenceli bir gece balam!. Galip filtresiz sigara arayan skenderle
Beyolu'nda aa! yukar! yurudukten sonra, kap!smda 'Gece Kulubu' yazan pavyona
gitti.
Galip'i nee, ilgisizlik ve gurultuyle kar!lad!lar. ngiliz gazete-. çiler
aras!ndaki guzel bir kad!n, hikâyesini anlat!yordu. Fas!l heyeti susmu,
numaras!na balayan hokkabaz, kutular!n içinden kutular, o kutular!n içinden
baka kutular ç!kar!yordu. Yard!mc!s! k!z!n bacaklar! çarp!kt!, göbeinin biraz
alt!nda 'sezaryen' ameliyat!n!n diki izleri vard!. Galip kad!n!n herhangi bir
çocuu deil, yaln!zca elindeki uykulu tavan! dourabileceini duundu. Zati
Sun-gur'dan yurutme 'kaybolan radyo' numaras!ndan sonra, kutulardan gene kutular
ç!kmaya balay!nca pavyonda ilgi da!ld!.
Masan!n öteki ucunda oturan ngiliz kad!n!n anlatt!klar!n! skender Turkçeye
çeviriyordu. Galip ba!m kaç!rd!! hikâyenin anlam!n! kad!n!n anlaml! yuzunden
okuyabileceine iyimserlikle inanarak dinledi. Hikâyenin geri kalan k!sm!ndan,
bir kad!n!n (hikâyeyi anlatan kad!n!n kendisi diye duundu Galip) kendisini
dokuz ya!ndan beri tan!yan ve seven bir erkei apaç!k bir gerçee, bir dalg!c!n
getirdii bir Bizans paras!n!n uzerindeki belirli bir anlama inand!rmak
istedii, ama kad!na duyduu sevgiden baka bir ey göremeyen erkein
gözlerinin, birlikte tan!k olduklar! bu sihi-re kapand!!, yaln!zca, ak!n!n
heyecan!yla iirler yazabildii anla!l!yordu. "Böylece dalg!c!n denizin dibinde
bulduu Bizans paras! yuzunden, amca çocuklar! en sonunda evlenebilmiler.Ama
paran!n uzerinde görduu yuzun buyusune inanan kad!n!n hayat! butunuyle
deiirken, erkek hiç bir ey anlayamam!," dedi kad!n!n dediklerini Turkçe
söyleyen skender. Bu yuzden, kad!n ömrunun so-
149
nuna kadar tek basma kulede yaam!. (Galip kad!n!n erkei ter-kettiini
duundu.) Hikâyenin sonunun geldii anla!l!nca uzun masada oturanlar!n
tak!nd!klar! d 'insani duygular'a sayg!l! 'insanc!l' sessizlik Galip'e saçma
gözuktu. Guzel bir kad!n, budala bir erkei terketti diye herkesin kendisi gibi
sevinmesini istemiyordu belki, ama 'guzel kad!n!n' guzellii yan!nda, yar!s!n!
dinledii hikâyenin trajik (böyle gösterili kelimeleri izleyen o yapmac!kl! ve
budalaca sessizlie burunmulerdi çunku) ve ac!kl! sonu gulunçtu. Hikâyesini
bitirdiinde Galip anlat!c! kad!n!n guzel deil yaln!zca canayakm olduuna karar
vermek istedi.
Bundan sonraki hikâyeye balayan uzun boylu adam!n, ad!n! urada burada daha
önceleri iittii bir yazar olduunu Galip, skender'in sözunden anlad!.
Gözluklu adam anlatacaklar!n!n gene bir yazara ilikin olduunu söyleyerek
dinleyicilerini bu yazar!n kimliini kendisininkiyle kar!t!rmamalar! için
uyard!. Yazar bunu, biraz utanan, biraz da sofradakilerle yak!nl!k kurmak ister
bir tav!rla söylerken, tuhaf bir ekilde gulumsedii için, Galip yazar!n niyeti
konusunda karars!z kalm!t!.
Yazar!n anlatt!!na göre, uzun y!llar, kendi evinde, kendi ba!na, hiç kimseye
göstermedii, gösterse de kimsenin yay!mlamayaca! romanlar, hikâyeler yazm! bu
adam. Saplant!yla bal! olduu iine (o zamanlar i de deilmi) kendini o kadar
vermi ki, yaln!zl!k yazar için bir tur al!kanhk olmu: nsanlar! sevmedii ya
da hayatlar!na itirazlar! olduu için deil, kapal! kap! ard!ndaki yaz!
masas!ndan bir turlu ayr!lamad!! için insan içine ç!kam!yormu. Masas!n!n
ba!nda yapayaln!z yasaya yasaya, yazar!n 'toplumsal hayat' al!kanl!klar! öyle
körelmi ki, k!rk y!l!n tekinde, insan aras!na ç!kt!!nda, kalabal!k içine
girdiinde a!r!p bir köeye çekilir, masas!n!n basma dönecei saatleri
beklermi. Masas!n!n ba!nda hergun on dört saatten fazla zaman geçirdikten
sonra, sabaha doru gunun ilk ezan sesleri ehrin minarelerinde ve tepelerinde
birbiri arkas!ndan duyulurken, yazar yata!na girer, onca y!lda bir kere, o da
rastlant!yla görebildii sevgilisini dulermi, ama bu kad!n!, herkesin sözunu
ettii cinsten bir 'ak'la ya da 'cinsellik' duygusuyla deil, yaln!zca
yaln!zl!!n tersi olabilecek dusel bir yoldal!k özlemiyle hayâl edermi.
'Ak'! yaln!zca kitaplardan anlayabildiini, cinsellik konusun-
15Ö
da ise fazla heyecanl! olmad!!n! söyleyen yazar, duledii bu olaanustu guzel
kad!nla, y!llar sonra evlenmi de. T!pk! o s!ralarda yay!mlanan kitaplar! gibi,
hayat!nda fazla bir deiiklik yapmam! bu evlilik. Gene gunde on dört saati
yaln!z ba!na masas!nda oturarak geçiriyormu yazar, gene hikâyelerindeki
cumleleri sab!rla, a!r a!r yeniden kuruyor, yeni hikâyeler için ayr!nt!lar
dulerken saatlerce masas!n!n uzerindeki bo kâ!tlara bak!yormu. Hayat!ndaki
tek deiiklik, sabaha doru girdii yata!nda, sessizce uyuyan guzel ve sessiz
kar!s!n!n görduu ruyalarla, kendisinin sabah ezan!n! dinlerken al!kanl!kla
kurduu duler aras!nda hissettii koutlukmu. Kar!s!n!n yan!nda uzan!p hayâl
kurarken art!k yazara kendi duleriyle kar!s!n!nkiler aras!nda bir iliki var
gibi geliyormu. T!pk! nefes al!p verilerinde fark!nda olmadan kurulan ve
alçakgönullu bir muziin ini ç!k!lar!n! hat!rlatan ahenk gibi. Yazar . yeni
hayat!ndan memnunmu, uzun yaln!zl!k y!llar!ndan sonra, baka birisinin yan!nda
uyumak ona zor gelmiyormu, guzel kad!n!n nefesini dinleyerek hayâl kurmaktan,
ruyalar!n!n birbirine kar!t!!na inanmaktan holan!yormu.
Bir k! gunu kar!s!, uzerinde fazla durulabilecek bir bahane göstermeden
kendisini terkedince, yazar için zor gunler balam!. Sabah ezan!n! dinleyerek
yatt!! yata!nda eskisi gibi du kuram!-yormu bir turlu. Evliliinden önce ve
evlilii s!ras!nda kolayl!kla kurup huzuruyla uyuduu hayâller, istedii
'inand!r!c!l!k' ya da 'parlakl!k' duzeyine bir turlu ç!kam!yormu. stedii gibi
yazamad!! bir romandaki gibi, sanki dulerinde s!rr! ortaya ç!kmayan, yazar!
korkulu ç!kmaz sokaklara surukleyen bir yetersizlik, bir karars!zl!k varm!.
Kar!s!n!n kendisini terk ettii ilk gunlerde yazar!n ru-yalar!ndaki bu duukluk
öyle bir hale gelmi ki, her zaman sabah ezanlar!yla uyuyabilen yazar, ilk
kular!n aaçlarda ötmesinden, mart!lar!n geceleri hep birlikte toplat!klar!
ehrin damlar!n! terk etmesinden, çöp kamyonuyla ilk belediye otobusunun
geçmesinden çok sonra bile, uyuyam!yormu. Daha da kötusu, dulerindeki ve
uykusundaki bu eksikliin yazar!n yazd!! sayfalarda da kendisini
göstermesiymi. Yirmi kere yeniden yazsa da, en basit cumleye bile istedii
canl!l!! veremediini göruyormu yazar.
Butun dunyas!n! saran bu buhrandan ç!kabilmek için yazar Çok emek vermi,
kendini yeni bir s!k! duzene sokmu, eski dule-
151
rinin ahengini bulabilmek için onlar! tek tek hat!rlamaya zorlam! kendini.
Haftalar sonra, gene sabah ezanlar!yla huzurla uyuduu bir uykunun hemen
arkas!ndan, uykuda yurur gibi kalk!p ba!na oturduu yaz! masas!nda istedii
canl!l!k ve guzellikte cumleler yazmaya balay!nca buhrandan ç!kt!!n! anlam!,
bunu baarabilmek için, fark!nda olmadan kefettii tuhaf bir hileye
bavurduunu da.
Kar!s!n!n terkettii kii, istedii duleri kuramad!! için yazar, önce kendi
eski halini duluyormu, yata!m kimseyle paylamayan, hayâlleri hiçbir guzel
kad!n!n ruyalar!yla kar!mayan kendi eski halini. Geçmite b!rakt!! o kiilii
kararl!l!kla ve o kadar younlukla duluyormu ki, sonunda hayâlini kurduu o
kiinin yerine geçiyor ve böylece onun hayâllerini kurmaya balayarak huzurla
uyuyabiliyormu. K!sa bir sure sonra .da bu ikili hayata aht!f için. hayâl
kurmak ya da yazabilmek amac!yla kendisirfi zorlamas!na bile gerek kalmam!.
Ayn! sigaralarla kulluu doldurarak, ayn! fincanla kahveler içerek bir bakas!
olup yaz!yor, ayn! yatakta, ayn! saatlerde, kendi geçmiinin hayaletine
burunerek huzurla uyuya- i
biliyormu.
Bir gun kar!s!, gene uzerinde fazla durulabilecek bir bahane göstermeden
kendisine (eve demimi kad!n) geri dönduunde yazar için gene al!amad!! zor
bir dönem balam!. lk terkedildii gunlerde dulerinde bagösteren belirsizlik
yeniden butun hayat!na sinmi çunku. Uraa uraa uyuduu uykular!ndan
kâbuslarla uyan!yor, eski kimliiyle de, yeni kimliiyle de bir huzur bulamadan,
ikisi aras!nda evinin yolunu a!rm! bir sarho gibi bou bouna dolan!yormu.
Bu uykusuzluk sabahlar!n!n birinde, yata!ndan kalk!p, elinde yast!k, yaz!
masas!yla kâ!tlar!n!n durduu kalorifer ve toz kokan odaya gitmi yazar,
oradaki kuçuk divana buzuerek uzan!nca, hemen derin bir uykuya dalm!. O
sabahtan sonra, sessiz ve esrarl! kar!s!n!n yan!nda, onun anla!lmaz ruyalar!yla
deil, hep orada, yaz! masas!yla kâ!tlar!n!n yan!ba!nda uyumu yazar. Uyan!r
uyanmaz, uykuyla uyan!kl!k aras!nda, yaz! masas!na oturup dulerinin devam! gibi
gözuken hikâyelerine huzurla devam edebiliyormu, ama imdi korktuu baka bir
derdi varm!.
Kar!s! kendisini terk etmeden önce, birbirlerinin yerine geçen, birbirlerinin
benzeri iki adam uzerine, sonralar! okuyucular!-
152
n!n 'tarihi' dedii bir kitap yazm!m!. Huzurla uyuyabilmek, yazabilmek için,
eski kiiliinin hayaletine burunduunde yazar, bu hikâyeyi yazan kii oluyor,
kendi geleceini de, bu hayaletin geleceini de yaayamad!! için ayn! heyecanla
eski 'benzerler hikâyesini' yeniden yazarken buluyormu kendini! Her eyin her
eyi taklit ettii, butun hikâyelerin ve insanlar!n kendilerinden baka eylerin
taklidi ve asl! olduu ve butun hikâyelerin baka hikâyelere aç!ld!! bu dunya,
yazara bir sure sonra, o kadar gerçek gözukmee balam! ki, bu kadar 'aikâr'
bir gerçekle yaz!lan hikâyelere kimsenin kanmayaca!m duunerek, kendisinin
yazmaktan, okuyucular!n!n inanmaktan holanaca! gerçekd!! bir dunyaya girmeye
karar vermi. Bu amaçla, guzel ve esrarl! kar!s! yata!nda sessizce uyurken,
yazar, geceyar!lar! ehrin karanl!k sokaklar!nda, lambalar! k!r!k arka
mahallelerinde, Bizans'tan kalma yeralt! dehlizlerinde, esrarke ve gariban
kahvelerinde, meyhane ve pavyonlar!nda geziniyormu. imdiye kadar gördukleri,
ona 'ehrimizdeki' hayat!n hayâl edilmi bir dunya kadar gerçek olduunu
öretmi: Bu, âlemin bir kitap olduunu, tabii ki, doruluyormu. Bu hayat!
okumaktan, ehrin ona her an sunduu yeni sayfalar içinde rastlad!! yuzlere,
iaretlere, hikâyelere baka baka her gun saatlerce yuruyup köe köe surtmekten
o kadar holamyormu ki, yata!nda uyuyan guzel kar!s!na ve yar!da b!rakt!!
hikâyesine hiç geri dönememekten korkuyormu imdi.
Aktan çok yaln!zl!!n, hikâyenin kendisinden çok, hikâye anlatman!n uzerinde
durduu için, yazar!n hikâyesi sessizlikle kar!land!. Galip, herkesin bir
'nedensiz terkedilme' hat!ras! olduu için, yazar!n kar!s!n!n onu neden
terkettiinin özellikle merak edildiini duundu.
Bundan sonraki hikâyeye balayan konsomatris kad!n, anlatacaklar!n!n gerçek
olduunu birkaç kere tekrarlay!p "turist arkadalar!m!z!n" da, bu önemli
noktadan haberli k!l!nd!klar!ndan özellikle emin olmak istedi: Çunku hikâyesinin
yaln!z Turkiye'ye deil, butun dunyaya ibret olmas!n! istiyordu. Yak!n tarihte,
gene bu pavyonda bal!yordu hikâye. ki amca çocuu, y!llar sonra, ayn! pavyonda
kar!la!p çocukluk aklar!n!n yeniden alevlendirmiler. Kad!n konsomatris,
erkek de kabaday! (yani pezevenk, dedi kad!n 'turistlere' dönerek,) olduu için
böyle durumlarda beklenilecei
153
gibi aralar!nda erkein k!z! vurmas!na yol açacak bir 'namus' durumu da yokmu.
O zamanlar pavyon da memleket gibi sut limanm!, gençler birbirlerini sokaklarda
kurunlamaz, öperler, bayramlarda birbirlerine bomba deil, ekerli paket
yollarlarm!. K!zla olan da mutluymular. K!z!n babas! aniden ölduu için, ayn!
evde yaar, ama ayr! yataklarda yatarlar, dört gözle evlenecekleri gunu
beklerlermi.
O gun geldiinde, kad!n yan!nda butun Beyolu'nun konsomatrisleri, boyan!p
suslenir, kokular surunurken, erkek duun t!ra! olduktan sonra ç!kt!!
anacaddede guzeller guzeli bir kad!n!n a!na yakalanm!. Bir anda akl!n!
ba!ndan alan kad!n, onu Pera Palas'daki odas!na göturdukten, doya doya da
sevitikten sonra s!rr!n! aç!klam!: ran ah'!yla ngiliz Kraliçesi'nin
piçiymi bu bahts!z kad!n. Kendisini bir zevk gecesinden sonra yuzustu b!rakan
annesiyle babas!ndan intikam alacak bir buyuk plan!n parças! olarak Turkiye'ye
gelmi. Kabaday!m!zdan bir yar!s! Milli Emni-yet'te bir yar!s! Gizli Polis
Tekilât!'nda olan bir haritay! elde etmesini istiyormu.
Tutkunun alevleriyle yanan delikanl! izin isteyip duunun yap!laca! pavyona
komu; davetliler da!lm!m!, ama k!z bir köede alarm!. Önce onu avutmu,
sonra bir "milli dava"mn peine dutuunu söylemi. Nikâhlar!n! ertelemiler,
butun pavyon kad!nlar!na, göbek dansözlerine, randevuculara, Sulukuleli
çingenelere haber sal!p stanbul batakhanelerine duen polisleri tek tek elden
geçirtmiler. Sonunda, iki parças!n! da elde edip haritay! birletirdiklerinde,
k!z, amcaolunun stanbul'un butun çal!kan kad!nlar! gibi, kendisine de oyun
oynad!!m, ran ah!yla ngiliz Kraliçesinin k!z!na a!k olduunu anlam!. Sol
gösune saklad!! haritayla birlikte, en duuk kad!nlarla, en ahlaks!z
erkeklerin gittii Kuledi-bindeki bir kerhanenin bir odas!na kendini kederle
surgun edip gizlenmi.
Amcaolu, cadaloz prensesin emriyle stanbul'u kar! kar! aramaa balam!.
Arad!kça ama, aratan! deil, arad!!n!, herhangi bir kad!n! deil, ak!,
prensesi deil, çocukluunun amca k!z!m sevdiini anlam!. En sonunda bulduu
Kuledibindeki kerhanede, bir dikiz aynas!ndan seyrettii çocukluk ak!n!n,
papyon kravat takan bir zengine kar! "safl!!n! korumak" için ne numaralar
yapt!-
154
!n! görunce, kap!y! k!r!p k!z! kurtarm!. Kabaday!n!n yurei yanarak (yan
ç!plak sevgilisinin kaval çal!!n!) seyrettii delie uydurduu gözunun ustunde
ac!dan koskoca bir et beni ç!km!, bir daha da kaybolmam!. Aklar!n!n ayn!
nian!ndan k!z!n da sol memesinin alt!nda varm!. Polisle birlikte Pera Palas'!
bas!p cadaloz kad!n! yakalad!klar!nda ise, erkek yutan prensesin çekmecelerinden
tek tek kand!r!p siyasi kolleksiyonuna katt!! onbinerce masum delikanl!n!n
çeitli pozlarda çekilmi ç!r!lç!plak resimleri ç!km!. Ayr!ca, bu geni politik
yelpazenin yan!nda, televizyonda anaristlerle birlikte sergilenen kitaplardan
yuzlercesi, orak çekiçli bildirilerle son ibne padiah!n vasiyeti ve uzerine
Bizans Haç! ilenmi Turkiye'yi bölme planlar! da varm!. Polis, memlekete
anariyi, t!pk! frengi belâs! gibi, bu kad!n!n soktuunu çok iyi biliyormu
bilmesine, ama kad!mn fotoraflar! aras!nda nice polisimizin de eli çoplu,
anadan doma resmi ç!kt!! için, olay gazetelere geçmeden örtbas edilmi.
Yaln!zca, amca çocuklar!n!n duun haberinin bir fotorafla birlikte
yay!mlanmas!na izin verilmi. Bir köesinden hikayecimizin bizzat kendisinin de,
uzerinde yakas! tilki kurkunden !k paltosu ve u anda da takt!! inci
kupeleriyle gözuktuu bu fotorafl! gazete kesiini konsomatris çantas!ndan
ç!kard! ve masada elden ele dolat!r!lmas!n! söyledi.
Daha sonra, hikâyesinin baz! upheler, hatta yer yer gulumsemelerle
kar!land!!n! gören kad!n, öfkelenerek, anlatt!klar!n!n gerçek olduunu
söyleyip içeri seslendi: Prensesin kurbanlar!yla birlikte nice edepsiz
fotoraf!n! çeken fotorafç! da buradayd!. Pavyon kad!m masaya yaklaan kuruni
saçl! fotorafç!ya, "misafirlerimizin" iyi bir ak hikâyesi kar!l!!nda hem
fotoraf çektireceklerini, hem de bolca bahi b!rakacaklar!n! söyleyince yal!
fotorafç! bir hikâyeye balad!:
Bundan en az!ndan otuz y!l önce, kuçuk studyosuna urayan bir uak, fotorafç!y!
ili'de tramvay yolu uzerindeki evlerden birine ça!rm!. Zengin elenceleri
için daha uygun onca meslekta! varken 'pavyon fotorafç!s!' diye bilinen
kendisinin neden arand!!n! merak ederek gittii bu evde, fotorafç!m!z!
kar!layan genç, guzel ve dul bir kad!n, ona bir 'i' teklifi yapm!: Yukluce
bir para kar!l!!nda, her gece Beyolu pavyonlar!nda çektii yuzlerce
fotoraf!n birer kopyas!n! sabah kendisine b!rakmas!n! öneriyormu
155
fotorafç!ya.
Fotorafç!, biraz da meraktan kabul ettii bu iin arkas!nda bir 'ak hikâyesi'
olduunu sezerek, kumral saçl!, ehla gözlu kad!n!n elinden geldiince yak!ndan
izlemeye karar vermi. lk iki y!l!n sonunda, kad!n!n daha önceden tan!d!! ya
da resmini görduu belirli bir erkei aramad!!n! anlam!, çunku kad!n!n her
sabah elden geçirdii yuzlerce fotoraf!n içinden arada bir seçip baka
pozlar!n!, buyutulmu fotoraflar!n! istedii erkeklerin yuzleri de, yalar! da
birbirini hiç tutmuyormu. Daha sonraki y!llarda, biraz ibirliinin verdii
yak!nl!k, biraz da s!rdal!!n verdii guvenle, kad!n, fotorafç!ya aç!lmaya
balam!:
"Bu bo suratl!lar!n, bu anlams!z bak!l!lar!n, bu ifadesiz yuzlerin
fotoraflar!m bou bouna bana getirme!" diyormu. "Hiçbir anlam, hiçbir harf
göremiyorum onlarda!" Belli belirsiz bir anlam! okuyabildii (bu kelimeyi
!srarla kullan!yormu kad!n,) bir surat!n öbur fotoraflar! ise, her seferinde
kad!n! hayâl k!r!kl!!na surukler, o zaman hep unu söylermi: "Huzunlulerin,
mahzunlar!n gittii pavyonlar ve meyhanelerde butun bulaca!m!z bu kadarsa, o i
yerlerinde, o dukkân tezgâhlar!nda, o memur masalar!nda ne kadar, ne kadar bo
bak!yorlard!r allah!m?"
kisini de umutland!racak bir-iki 'vaka'ya da hiç rastlamam! deillermi ama:
Bir keresinde, sonradan kuyumcu olduunu örendikleri ihtiyar bir adam!n k!r!
k!r! yuzunde, uzerinde uzun uzun durduu bir anlam okumu kad!n, ama çok eski
ve çok dur-gunmu bu anlam. Aln!n!n k!r!!klar! ve göz altlar!ndaki harf
zenginlii, hep kendini tekrar eden ve bugune hiç !!k tutmayan kapal! bir
anlam!n son nakaratlar!ym! yaln!zca. Yaad!klar! gune iaret eden, gerilimli
harflerle k!p!r k!p!r bir surata uç y!l sonra rastlad!klar! s!ra, muhasebeci
olduunu örendikleri bu adam!n fotoraflar!m buyutup f!rt!nal! surat!yla
heyecanland!klar! gunlerin birinde, karanl!k bir sabah, kad!n, fotorafç!ya bu
muhasebecinin gazetelerde ç!kan koskoca bir fotoraf!n! göstermi: "Zimmetine
Yirmi Milyon Geçirdi." Suçluluun, kural diiliin heyecan! bitince, geveyen
muhasebecinin, b!y!kl! polisler aras!ndan okuyuculara huzurla bakan yuzu,
k!nalar surulmu kurbanl!k bir koyununki kadar bomu art!k.
Tabii ki sofrada oturanlar, as!l ak!n fotorafç!yla kadm ara-
156
s!ndaki ak olduunu aralar!nda f!s!ldaarak, ka göz iaretleriyle anlaarak
çoktan karar vermilerdi, ama 'ak hikâyesi'nin sonunda, bambaka bir kahraman
vard!: Serin bir yaz sabah!, elindeki kalabal!k bir pavyon masas!n!n
fotoraf!nda, anlams!z suratlar aras!nda p!r!l p!r!l par!ldayan o inan!lmaz yuzu
görduu an, kad!n, on bir y!ld!r surdurduu arat!rmalar!n!n hiç de boa
gitmediine hemen karar vermi. Ayn! gece, gene pavyonda görulduu için bu
harika ve genç yuzun, rahatl!kla çekilip buyutulen fotoraflar!nda çok yal!n,
çok sade, çok aç!k bir anlam okunuyormu: Ak imi bu anlam. Sonralar!,
Karagumruk'te kuçuk bir dukkânda saat tamircilii yapt!!n! örendikleri otuz uç
ya!ndaki bu adam!n, temiz ve aç!k surat!nda kelimenin uç 'yeni' harfi o kadar
kolay okunuyormu ki, kad!n bu harflerin hiçbirini göremeyen fotorafç!ya kör
olduunu söylemi öfkeyle. Ondan sonraki gunleri de, görucuye ç!kacak bir gelin
gibi titreyerek, yenilgiye mahkûm olduunu daha batan bilen bir â!k gibi
peinen ac!lar çekerek ve kuçuk bir umut !!! görduu zamanlarda da,
gerçekleebilecek butun mutluluk ihtimâllerini k!l! k!rk yaran bir titizlikle
hayâl ederek geçirmi. Bir haftada, saatçinin çeitli bahane ve hilelerle
çekilmi yuzlerce fotoraf! kad!n!n salonunun her köesine as!lm!.
Fotorafç!n!n daha yak!ndan, daha ayr!nt!l! fotoraflar çektii bir akamdan
sonra, inan!lmaz yuzlu saat tamircisinin pavyondan aya! kesilince, kad!n
deliler gibi olmu. Fotorafç!y! saatçinin peinden Karagumruk'e yollam!, ama
dukkân!nda da, mahallelinin gösterdii evinde de yokmu adam. Bir hafta sonra,
yeniden gittiinde dukkân, 'devren sat!l!k'm!, ev de boalt!lm!. Bundan sonra,
fotorafç!n!n art!k yaln!zca 'ak! için' getirdii fotoraflarla kad!n
ilgilenmez olmu, saatçinin d!!nda en ilginç yuzlere bile gözunun ucuyla olsun
bakm!yormu. Erken gelen o ruzgârl! sonbahar sabahlar!n!n birinde, elinde kad!n!
ilgilendirebilecek ilginç bir 'parça', kap!s!n! çald!! zaman, apartman!n her
zaman merakl! kap!c!s!, han!mefendinin adresi belli olmayan bir baka yere
ta!nd!!n! zevkle söylediinde, fotorafç! kederle hikâyesinin bittiini
sanm!: Art!k geçmii duunerek kuraca! kendi hikâyesi bal!yormu belki de.
Ama hikâyenin as!l sonunu, y!llar sonra, dalg!n dalg!n okuduu bir gazetenin
manetinden ç!karm!: 'Surat!na Kezzap Att!!'
157
r
Kezzap atan k!skanç kar!n!n ne ad!, ne surat!, ne de ya! ili'deki
hammefendininkini tutuyormu; surat!na kezzap at!lan koca da saat tamircisi
deil, haberin ç!k! yeri olan bir Orta Anadolu kasabas!nda Cumhuriyet
Savc!s!ym!. Dahas!, gazetedeki ayr!nt!lar!n hiçbiri y!llard!r hayâlini kurduu
kad!nla, guzel saatçinin özelliklerini tutmuyormu, ama daha 'kezzap' kelimesini
görur görmez fotorafç!m!z bu çiftin 'onlar' olduunu sezmi; onlar!n y!llard!r
birlikte olduunu, kendisini kullanarak birlikte kaçt!klar!n!, kendisi gibi
kimbilir hangi mutsuz erkei aradan ç!karmak için bu oyuna bavurduklar!n!
anlam!. O gun ald!! baka bir rezalet gazetesinde saatçinin tamamen eriyerek
anlamdan ve harflerden butun butun kurtulan mutlu yuzunu görunce ne kadar hakl!
olduunu da anlam!.
Fotorafç! özellikle yabanc! gazetecilere bakarak anlatt!! hikâyesinin takdir
ve ilgiyle kar!land!!n! görunce zaferini taçland!racak son bir ayr!nt!y!
askeri bir s!r verir gibi aç!klad!: Ayn! rezalet gazetesi, surat! erimi ayn!
yuzu, Ortadou'da y!llard!r surup giden bir savam son kurban!n resmi olarak
(y!llar sonra bir kere daha) bast!ktan sonra, alt!na u anlaml! cumleyi yazm!:
"Ak için imi diyorlar öyleyse her ey"
Masadakiler neeyle, hep birlikte fotorafç!ya poz verdiler. Aralar!nda Galip'in
uzaktan tan!d!! bir iki gazeteci ve reklamc!, gözunun !s!rd!! kabak kafal! bir
adam, sofraya ucundan kat!lm! birkaç yabana da vard!. Sofrada, bir geceliine
bir han!, ya da fazla önemli olmayan bir kazay! paylaan insanlar aras!ndaki o
rastlant!sal dostluk ve merak duygusu olumutu. Pavyon iyice boal!p
sessizlemi, sahne !!klar! da çoktan sönmutu.
Galip pavyonu Turkân oray'!n pavyon kad!n!n! oynad!! 'Vesikal! Yarim'in
çekildii yere benzetince, bunu yan!na ça!rd!! yal! garsona sordu. Belki de,
o s!rada herkesin kendisine dönmesinden, belki de, kulak misafiri olduu öteki
hikâyelerin heyecan!yla yal! garson da, k!sa bir hikâye anlatt!:
Hay!r, o filme deil, ama burada bu pavyonda çekilen ve Ruya sinemas!nda
gösterildii hafta, kendisinin de on dört kere kendisini seyrettii eski bir
filme ilikindi hikâyesi. Produktörle birlikte, filmde oynayan guzel kad!n da
ondan bir iki sahnede gözukmesini isteyince garson memnuniyetle kabul etmi. ki
ay sonra sey-
158
rettii filmde gözuken surat! ve elleri garsonun kendi surat! ve el-leriymi,
ama baka bir sahnedeki s!rt!, omuzlar! ve ensesi kendisinin deilmi ve filmi
her seyrediinde bu garsonu hem korkutuyor, hem de tuhaf bir zevkle
urperuyormu. Dahas! az!ndan bir bakas!n!n, ustelik baka filmlerde de s!k s!k
iitecei bir bakas!n!n sesinin ç!kmas!na al!am!yormu bir turlu. Filmi
seyreden ya-k!nlar!ysa bu tuyler urpertici, ak!l kar!t!r!c! ruyams! yer
deitirmelerle onun kadar ilgilenmemiler, ne film hilesi denen eyi, ne de
as!l önemli gerçei, bir kuçuk hileyle insan!n bir bakas!n! kendisi, kendisini
de bir bakas! olarak gösterebileceini anlam!lar.
Garson, çift film gösterdikleri yaz haftalar!nda Beyolu sinemalar! kendisinin
bir an gözuktuu o filmi oynat!rlar diye y!llarca bou bouna beklemi. Filmi
bir daha görebilseymi, kendi gençli-iyle kar!lat!! için deil, yak!nlar!n!n
anlamad!!, ama bu seçkin sofradakilerin anlayaca! öteki 'malûm' nedenden
yepyeni bir hayata balayabileceine inamyormu.
Yal! garsonun arkas!ndan öteki 'malûm neden'in ne olduu konusunda sofrada uzun
uzun konuuldu. Çouna göre tabii ki, ak idi bu neden; garson kendine ya da
kendinde görduu dunyaya, ya da 'sinema sanat!'na â!kt!. Pavyon kad!n! ise,
garsonun, butun eski gureçiler gibi 'ibne' olduunu söyleyerek konuyu balad!:
Ç!r!lç!plak soyunup aynada kendine kötuluk yaparken, mutfakta genç komileri
s!k!t!r!rken yakalanm!t!.
Galip'in gözunun !s!rd!! kabak kafal! ihtiyar, pavyon kad!n!n ata sporumuzu
yapan gureçiler hakk!ndaki bu "temelsiz önyarg!s!na kar! ç!k!p bir zamanlar
özellikle Trakya'da çok yak!ndan takip ettii bu mustesna insanlar!n örnek aile
hayatlar!na ilikin gözlemlerini saymaya balad!. skender de ayn! s!rada
ihtiyar!n kim olduunu Galip'e anlatt!: ngiliz gazetecilerin gunluk
programlar!n! yap!p iki aya!n! bir pabuca sokmaya çal!t!! o telâl! gunlerde
skender, Celâl'i ararken -evci, belki de Galip'e telefon ettii o gunun
akam!nda- Pera Palas'in lobisinde kar!lam! bu kabak ihtiyarla. Adam ona
Celâl Beyle tan!t!!n!, kendisinin de kiisel bir için onu arad!!n!
söyleyerek arat!rmalar!na kat!lm!. Sonraki gunlerde urada burada kar!s!na
ç!karak, yaln!zca Celâl'i bulmak için deil, baka baz! ufak tefek ilerden de
geni çevresi sayesinde -emekli askerdi- ona ve ngiliz gazetecilere yard!m
etmi..
159
Çat pat ngiuzcesiyle bir iki kelime söylemekten pek holan!yor-mu. Besbelli,
bo vakitlerinde yararl! eyler yapmak isteyen, dostlua merakl! ve stanbul'u
da iyi tan!yan bir emekliymi. htiyar Trakyal! gureçilerden sonra, as!l
hikâyenin s!ras! geldiini söyleyerek kendi hikâyesini anlatt!:
Hikâyeden çok bir soruydu asl!nda bu: Gun ortas!nda gune tutulduu için
kendiliinden köye dönen koyun surusunu a!la kapat!p evine dönen ihtiyar bir
çoban, çok sevdii kar!s!n! yata!nda â!!yla yakal!yor, bir an karars!zl!k
geçirdikten sonra, eline geçirdii b!çakla ikisini de ölduruyordu. Teslim
olduktan sonra, kad! önunde kendisi savunurken kar!s!n! ve sevgilisini deil,
kendi yata!nda görduu, hiç tan!mad!! bir kad!nla â!!n! öldurduunu
söylerken, çoban!n ileri surduu mant!k çok yal!nd!: Y!llard!r akla birlikte
yaad!!, inand!!, tan!d!! 'kad!n!n', bunu 'kendisi'ne yapmas!na imkân
olmad!!na göre, 'kendisi'de, yataktaki "kad!n" da asl!nda baka biriydiler.
Çoban bu a!rt!c! deiime, gunein de verdii olaanustu iarete guvenerek
hemen inanm!t!. Bir anda burunduu ve hat!rlad!! o baka kiiliin suçunun
cezas!n! çekmeye elbette haz!rd! çoban, ama yata!nda öldurduu kad!nla erkein
de, evine girip kendi yata!n!n nimetlerinden hayas!zca istifade etmi iki
h!rs!z olarak görulmesini istiyordu. Cezas!n!, ne olursa olsun, çektikten sonra,
gunein tutulduu gunden beri göremedii kar!s!n! aramaya yollara duecek, onu
bulduktan sonra da, kaybettii kendi kiiliini, belki de kar!s!n!n yard!m!yla
aramaya balayacakt!. Kad!, çobana ne ceza vermiti acaba?
Emekli albay!n sorusuna masadakilerin verdii cevaplar! dinlerken Galip, bu
hikâyeyi ve soruyu bir baka yerde okuduunu, ya da dinlediini duunuyordu, ama
o yerin neresi olduunu hat!r-layam!yordu bir turlu. Fotorafç!n!n banyodan
getirip masadakilere da!tt!! fotoraflardan birine bak!nca, hikâyeyi ve kabak
kafal! adam! nereden hat!rlad!!n! ç!karaca!n! sand! bir an; o an sanki kendisi
de adama asl!nda kim olduunu söyleyeverecek ve bir anda t!pk! fotorafç!n!n
hikâyesindeki suratlar gibi, anlam! zor okunan yuzlerden birinin de esrar!
çözulecekti. Galip, s!ras! gelince, kad!n!n çoban! affetmesi gerektiini
söylerken, emekli askerin yuzundeki anlam!n s!rr!n! çözduunu hissetti: Sanki
hikâyesini anlatmaya balad!!nda bir kiiydi emekli asker, hikâyesini
bitirdiinde
160
bir baka kii. Hikâyeyi anlat!rken ona ne olmutu, hikâyesini anlat!rken onu
deitiren ey neydi?
Anlatma s!ras! kendisine gelince, Galip, y!llar önce, bir baka köe yazar!ndan
dinlediini söyleyerek yal! ve yaln!z bir gazetecinin ak hikâyesini anlatmaya
balad!. Butun hayat!n! Bab!âli gazetelerine, dergilere çeviriler yaparak, en
son filmler ve oyunlar uzerine yaz!lar yazarak geçirmimi bu adam. Kad!nlardan
çok, kad!nlar!n elbiselerine ve tak!lar!na ilgi duyduu için hiç evlenmemi*
Beyolu'nun bir arka soka!ndaki iki odal! kuçuk dairesinde, kendinden de yal!
ve yaln!z gözuken tekir kedisiyle birlikte yapayaln!z yaarm!. Olays!z geçen
hayat!nda tek sars!nt!, Marcel Pro-ust'un geçmi zaman!n peine dutuu o
okumakla bitmeyecek kitab!n! ömrunun sonuna doru okumaya balamas!ym!.
Yal! gazeteci, kitab! o kadar çok sevmi ki, bir sure önune gelen herkese ondan
sözetmi, ama deil kendisi gibi ne emekler vererek o ciltleri Frans!zca okuyup
sevecek birini bulmak, heyecan!n! bile paylaacak kimseye bile rastlayamam!.
Bunun uzerine içine kapanm! ve kimbilir kaç kere okuduu ciltlerdeki
hikâyeleri, sahneleri bir bir kendine anlatmaya balam!. Gun boyunca ne zaman
bir s!k!nt!yla kar!lasa, duygusuz, incelikten yoksun, h!rsl! ve böylelerinin
hep olduu gibi 'kultursuz' kiilerin kabal!klar!na ve ac!mas!zl!klar!na ne
zaman katlanmak zorunda kalsa, "Zaten, imdi burada deilim ben!" diye
duunuyormu. "imdi ben, evimde, yatak odamday!m ve içerdeki odada uyuyan ya da
uyanmakta olan Albertine'imin ne yapt!!n! duluyorum ya da uyand!ktan sonra
Albertine'in evin içinde gezinirken ç!kard!! o yumuak, o tatl! ayak seslerini
dinliyorum keyifle, sevinçle!" Sokaklarda, mutsuzlukla yururken, t!pk! Proust'un
roman!ndaki anlat!c!n!n yapt!! gibi, evinde kendisini bekleyen genç ve guzel
bir kad!n olduunu, bir zamanlar tan!may! bile mutluluk sayaca! Albertine adl!
bu kad!n!n kendisini beklediini ve beklerken de Albertine'in neler yapt!!n!
hayâl ediyormu. Sobas! bir turlu iyi yanmayan iki odal! kendi evine
dönduundeyse, ihtiyar gazeteci, Albertine'in Pro-ust'u terkettii öteki
ciltteki sayfalan kederle hat!rlar, bo evin huznunu içinde hisseder, bir
zamanlar burada Albertine ile guluerek konutuklar! eyleri, onun kendisini
ancak zili çald!ktan sonra z!yaret etmesini, sabah kahvalt!lar!n!, kendi bitip
tukenmeyen k!s-
161
kançl!k nöbetlerini, birlikte ç!kacaklar! Venedik yolculuunun hayâllerini tek
tek, sanki kendisi hem Proust hem de kapatmas! Albertine imi gibi, gözlerinden
huzun ve mutluluk yalar! akana kadar hat!rlarm!.
Tekir kedisiyle evinde geçirdii pazar sabahlar!, kaba saba hikâyeler yay!mlayan
gazeteye öfkelendiinde, merakl! komular!n, anlay!s!z uzak akrabalarm ve sivri
dilli terbiyesiz çocuklar!n söyledikleri o alayc! sözleri hat!rlad!!nda, kendi
eski çekmecesinin gözunde bir yuzuk bulmu gibi yapar, bunun hizmetçisi
Françoise'!n gul aac!ndan masan!n çekmecesinde bulduu ve Albertine'in unuttuu
yuzuk olduunu duunur, sonra hayâli hizmetçiye dönerek: "Hay!r, Françoise,"
dermi tekir kedinin iitebilecei kadar yuksek sesle konuarak, "Albertine bunu
unutmad!, yuzuu ona geri yollamam!z da bouna olur, çunku nas!l olsa pek yak!n
zamanda eve dönecek Albertine."
Kimse Albertine'i tan!mad!!, kimse Proust'u bilmedii için bu kadar sefil ve
ac!kl! bizim ulkemiz, diye duunurdu ihtiyar gazeteci. Bir gun Proust'u ve
Albertine'i anlayacak birileri bu ulkede ç!kt!!nda, evet belki o zaman
sokaklardaki b!y!kl! ve yoksul insanlar daha iyi bir hayat yaamaya
balayacaklar, belki o zaman, ilk k!skançl!k an!nda birbirlerini
b!çaklayacaklar!na, Proust gibi sevgililerinin hayâlini gözlerinin önunde nas!l
canland!rd!klar! uzerine hayâllere dalacaklard!. Okumu yazm! kabul edildikleri
için gazetelerde çal!t!r!lan butun o yazarlar, çevirmenler de Proust
okumad!klar!, Albertine'i tan!mad!klar! ihtiyar gazetecinin Proust'u okuduunu
bilmedikleri, onun Proust ve Albertine'nin bizzat kendisi olduunu anlamad!klar!
için bu kadar kötu ve anlay!s!zd!lar.
Ama hikâyede a!lacak yan, yal! ve yaln!z gazetecinin kendini bir roman
kahraman! ya da yazar! sanmas! deilmi; çunku kimsenin okumad!! bir Bat!
eserini akla seven her Turk, bir sure sonra, kitab! yaln!zca, çok severek
okuduuna deil, onu yazd!!na da içtenlikle inanmaya balarm!. Daha sonra bu
kii, çevresindeki insanlar!, yaln!z bu kitab! okumad!klar! için deil,
kendisinin yazd!! gibi bir kitap yazamad!klar! için de kuçumsermi. te bu
yuzden, a!rt!c! olan ey ihtiyar gazetecinin y!llarca kendini Pro-ust ya da
Albertine sanmas! deil, y!llarca herkesten saklad!! bu s!rr!m bir gun genç bir
köe yazar!na açmas!ym!.
162
Belki de ihtiyar gazeteci, bu genç köe yazar!na çok özel bir sevgi duyduu için
ona aç!labilmi, çunku Proust ve Albertine'i and!ran bir guzellik varm! bu
delikanl! köe yazar!nda: Badem b!y!kl!, salam ve klasik yap!l!, guzel kalçal!,
uzun kirpikli ve Proust ve Albertine gibi de esmer ve k!saca boyluymu; teninin
bir Pakistanl!y! hat!rlatan yumuac!k ipeksi derisi p!r!l p!r!l parlarm!. Ama
benzerlik de bu kadarm! ite: Avrupa edebiyat! zevki Paul de Kock ve
Pitigrilli'den öte geçmeyen genç ve guzel köe yazar!, ihtiyar gazetecinin
s!rlar!n!n ve ak!n!n hikâyesini dinleyince, önce kahkahalarla gulmu, sonra da
bu ilginç hikâyeyi bir köe yaz!s!nda yazaca!n! söylemi.
Yapt!! hatay! anlayan ihtiyar gazeteci, her eyi unutmas! için genç ve guzel
meslekta!na yalvarm!, ama hâlâ gulen öteki, oral! olmam! bile. htiyar
gazeteci evine dönduunde, bir anda, butun - dunyas!n!n y!k!ld!!n! anlam!:
Bo ^inde art!k ne Proust'un k!skançl!klar!m duunebiliyormu, ne de Albertine
ile geçirdikleri guzel zamanlan, ne de Albertine'nin nereye gittiini.
stanbul'da yaln!zca ve yaln!zca kendisinin bildii, yaad!! o olaanustu ve
buyulu ak, hayat!n!n tek gurur kayna! olan ve kimsenin kirletemedii o yuce
ak, pek yak!nda yuzbinlerce anlay!s!z okura kabaca anlat!lacak, y!llard!r
tap!nd!! Albertine'in sanki !rz!na geçilecekmi. htiyar gazeteci, en son
babakan!n h!rs!zl!klar!yla, en son radyo programlar!n!n kusurlar!ndan baka
hiçbir ey okuyamayan budala okurlar!n, daha sonra çöp tenekesinin alt!na
koyacaklar! ya da uzerinde bal!k ay!klayacaklar! kâ!t parçalar! uzerinde,
Albertine'in ad!n!n, o çok sevdii, ölurcesine k!skand!!, kendisini terke-dince
mutsuzluktan y!k!ld!! ve Balbec'te ilk görduu zaman bisiklete biniini hiç mi
hiç unutamad!! sevgili Albertine'in guzel ad!n! göreceini duundukçe yaln!zca
ölmek istiyormu.
Bu yuzden, son bir cesaret ve kararl!l!kla, badem b!y!kl! ipek •¦ tenli genç
köe yazar!na telefon etmi ve ona bu ifa bulmaz ve özel ak!, bu insanl!k
durumunu, çaresiz ve s!n!rs!z k!skançl!!n! "yaln!zca ve yaln!zca" kendisinin
anlayaca!n! söyleyerek, Proust'-tan ve Albertine'den hiçbir köe yaz!s!nda,
hiçbir zaman sözetme-sini yalvararak istemi. Bir cesaretle de eklemi: "Hem siz
zaten Marcel Proust'un o eserini okumad!n!z bile!" "Kimin, hangi eserini?" diye
sormu, "niye?" diye sormu konuyu ve ihtiyar gazeteci-
163
nin ak!n! çoktan unutmu olan genç köe yazar!. htiyar, her eyi gene anlatm!
ve genç ve ac!mas!z köe yazan gene ayn! kahkahayla gulup, evet, evet, ite bu
hikâyeyi yazmas! gerektiini söylemi sevinçle. Hatta belki de ihtiyar!n konunun
yaz!lmas!n! istediini duunduu için de.
Yazm! da. Bir hikâyeye benzeyen o köe yaz!s!nda ihtiyar köe yazar! u
dinlediiniz hikâyedeki gibi anlat!l!yormu: Tuhaf bir Bat! roman!n!n
kahraman!na â!k olan ve kendisini hem yazar! hem kahraman! sanan stanbullu,
yaln!z ve ac!kl! bir ihtiyar olarak. Hikâyedeki ihtiyar gazetecinin de, gerçek
ihtiyar gazeteci gibi bir tekir kedisi varm!. Köe yaz!s!ndaki ihtiyar gazeteci
de, bir köe yaz!s!nda anlat!lan hikâyede kendisiyle alay edildiini görunce
sars!hyormu. O anlat!lan hikâyenin içindeki hikâyede de ihtiyar gazeteci,
Proust'un ve Albertine'in adlar!m gazetede görunce ölmek istiyormu. Hikâyenin
içindeki hikâyenin içindeki, hikâyenin içindeki yaln!z gazeteciler, Proust'lar
ve Albertine'ler ihtiyar yazar!n hayat!n!n son mutsuz gecelerinin kâbuslarmda
dipsizlik ve sonsuzluk kuyular!ndan birer birer ortaya ç!km!lar. Geceyar!larmda
kâbuslarla uyand!!nda, ihtiyar gazetecinin, kimse bilmedii için hayalleriyle
mutlu olabilecei bir ak! da yokmu art!k. Ac!mas!z köe yaz!s!n!n
yay!mlanmas!ndan uç gun sonra, bir sabah kap!s! k!r!larak aç!ld!!nda, bir turlu
yanmayan soban!n borusundan s!zan dumanla ihtiyar gazetecinin uykusunda sessizce
ölduu anla!lm!. Tekir kedisi iki gundur açm!, ama gene de efendisini yemeye
cesaret edememi.
Butun ötek hikâyeler gibi, Galip'in anlatt!! hikâyede de onca huznune ramen
dinleyicileri birbirlerine balayarak neelen-dirmiti. Aralar!nda yabanc!
gazetecilerin de olduu birkaç kii masalardan kalk!p gözukmeyen bir radyonun
muziiyle konsomatrislerle birlikte pavyon boalana kadar oynad!lar, elendiler,
gulduler.
164
ON ALTINCI BÖLÜM
KENDM OLMALIYIM
"Neeli va da huzunlu ya da dalg!n ya da duunceli ya da kibar olmak istiyorsan,
bu durumlar! tek tek butun a'vrmt!-lanyla ovnaman gerekivordu valn!zca."
Patricia Highsrt!ith
Yirmi alt! y!l önce, bir k! gecesi ba!mdan geçen bir metafizik deneyi, y!llar
sonra hat!rlayarak bir köe yaz!mda, bu sutunlarda k!saca anlatm!t!m. Bundan on
bir ya da on iki y!l önce, iyi ç!kartam!yorum, (Ne yaz!k ki haf!zam!n iyice
zay!flad!! bugunlerde bu gibi durumlarda bavurduum 'gizli arivim' elimin
alt!nda deil!) yazd!!m bu uzunca yaz!dan sonra, okuyucular!mdan bir y!!n
mektup ald!m. Her zaman olduu gibi, bekledikleri, al!t!klar! turden bir yaz!
yazmad!!m için öfkelenen (Niye her zamanki gibi yurt sorunlar!ndan
sözetmiyordum, niye her zamanki gibi yamurlu stanbul sokaklar!n!n huznunu
anlatm!yordum?) okuyucular!m aras!nda, baka 'çok önemli bir konuda' benimle
ayn! görute olduunu 'sezen' bir okuyucumun mektubu da vard!. K!sa bir sure
sonra beni ziyaret edecek, ve ortak anlama noktalar!m!z olarak görduu baz!
'özel' ve 'derin' konularda bana sorular soracakt!.
Berber olduunu yazan (bu da tuhaft!) bu okuyucumun mektubunu unutmak uzereydim
ki, bir öleden sonra kendisi gerçekten ç!kageldi. Sayfalar!n balanma vaktiydi,
yar! kalm! yaz!lar! bitirip aa!ya yollamak uzereydik, hiç vaktim yoktu.
Üstelik, berberin, dertlerini uzun uzun anlataca!n!, bu biçip tukenmez dertlere
sutunlar!mda niye yeterince yer veremeyeceimi sorarak beni s!k!t!raca!n! da
duunuyordum. Ba!mdan savmak için baka bir zaman gelmesini söyledim.
Geleceini önceden yazd!!n! hat!rlatt! bana, zaten 'baka bir zamana' da vakti
olmad!!n! söyledi; hemen cevapland!rabileceim iki soru soracakm!, ayak ustu
bile cevap verebilirmiim. Berberin konuya dorudan doruya girmesinden
holand!!m için sorular! hemen sormas!n! söyledim. "Kendiniz olmakta guçluk
çekiyor musunuz?" Tuhaf bir eyin, bir elencenin, sonradan hep birlikte gulune-
165
cek bir akan!n yaklat!!n! sezdikleri için masan!n ba!na kuçuk bir kalabal!k
toplanm!t!: Aabeylik ettiim genç gazeteciler, akalar!yla herkesi gulduren
iman ve gurultucu bir futbol yazar!..: Böylece, soruya cevap olarak, böyle
durumlarda benden beklenilen o 'zeki' akalardan birini yapt!m. BerberJ)u akay!
istedii bir cevap gibi dikkatle dinledikten sonra ikinci sorusunu sordu.
"nsan!n yaln!zca kendisi olabilmesinin bir yolu var m!d!r acaba?"
Kendi merak!n! doyurmak için deil de, sözculuunu ettii bir bakas!n!n istei
uzerine arac!l!k eder gibi sormutu bu sefer. Besbelli, soruyu daha önceden
haz!rlay!p ezberlemiti. lk akam!n etkisi hâlâ havadayd!, gulumeleri iiten
bakalar! da gelmiti, böyle bir durumda 'insan!n kendisi olabilmesi' uzerine
ontolojik bir nutuk atmak yerine, heyecanla beklenen ve ta! gedie oturtacak
ikinci akay! patlatmaktan daha doal ne olabilir? Üstelik, bu ikinci akayla,
birinci akan!n etkisi de art!yor, her ey yokluumda da anlat!lacak !k bir
hikâye haline dönuuyordu. Bugun de hat!rlamad!!m bu ikinci akadan sonra,
berber:
"Zaten anlam!t!m!" deyip gitti.
Milletimiz çift anlaml! sözlere ancak ikinci anlamda bir tur hakaret ya da
aa!lama olduu surece ilgi gösterdii için berberin al!nganl!!yla
ilgilenmedim bile. Hatta diyebilirim ki, bir genel helada köe yazar!n!z!
tan!y!p, pantolonunu ilikleyen adama, hayat!n anlam!n! ya da Allaha inan!p
inanmad!!n! soran heyecanl! okuyucular! kuçumser gibi kuçumsedim de onu.
Fakat aradan zaman geçtikçe... Bu yar!m kalm! cumleden sonra, kustahl!!mdan
piman olduumu, berberin sorusunun ne kadar yerinde olduunu hep duunduumu,
hatta bir gece ruyamda onu görup suçluluk duygular! ve kâbuslarla uyand!!m!
yazaca1 !m! sanan okuyucular!m, anla!lan beni hâlâ tan!mam!lar. Berberi, bir
kere hariç,, hiç duunmedim bile, O duunduum "bir kerede" de, duuncem
berberin kendisinden yola ç!km!yordu. Onu tan!madan, y!llar önce duunduum bir
duuncenin devam!yd! akl!ma gelen. Hatta ilk bata buna duunce bile denemezdi;
çocukluumdan beri zaman zaman akl!ma tak!lan bir nakarat, birden kulaklar!m!n
dibinde, hay!r, akl!m!n, ruhumun derinliklerinde bir yerde yemden tekrara
balam!t!: "Kendim olmal!y!m, kendim ol-
166
mal!y!m, kendim olmal!y!m..."
Kalabal!k içinde, akrabalar ve i 'arkadalar!' aras!nda geçirdiim bir gunden1
sonra, geceyar!s! yata!ma girmeden önce evimin öbur odas!ndaki eski koltua
oturmu, ayaklar!m! sehpaya uzatm!, sigara içerek tavana bak!yordum. Butun gun
görduum insanlar!n bitip tukenmeyen sözleri, gurultuleri, istekleri sanki
birleip bir tek ses olmu da kula!m!n dibinde tats!z ve yorucu bir ba ar!s!
gibi, dahas! sinsi bir di ar!s! gibi ç!nl!yordu. 'Duunce' demekten çekindiim
bu eski 'nakarat' da bu ç!nlamaya kar!, -nas!l desem- sanki bir tur 'kar! ses'
olarak balad! önce. Kalabal!!n bitip tukenmeyen gurultusunden beni kurtarmak
için, kendi iç sesime, kendi mutluluk ve huzuruma, hatta kokuma gömuleyim diye
bana ç!k! yolunu hat!rlat!yordu. "Kendin olmal!s!n, kendin olmal!s!n, kendin
olmal!s!n!"
Geceyar!s! butun kalabal!ktan ve onlar!n, (cuma vaaz!n! veren imam!n,
öretmenlerin, halam!n, babam!n, amcam!n, politikac!lar!n, hepsinin) 'hayat'
diyerek içine iyice gömulmemi, gömulmemizi istedikleri o irenç kargaan!n
çamurundan uzakta oturmaktan ne kadar memnun olduumu o zaman sezdim! Onlar!n
tats!z ve yavan masallar!n!n deil de, kendi hayâllerimin bahçesinde gezinmekten
öyle memnundum ki, koltuktan sehpaya doru uzanan ince bacaklar!ma, zavall!
ayaklar!ma bile' sevgiyle bak!yor, duman!n! tavana uflediim sigaray! az!ma
göturup getiren beceriksiz ve çirkin elimi bile hogöruyle suzuyordum. K!rk
y!l!n tekinde kendim olabilmitim! K!rk y!l!n tekinde kendim olabildiim için,
sonunda kendimi sevebilmitim! te, bu mutluluk an!nda 'nakarat' da renk
deitirdi. Cami duvar! boyunca yururken her tata ayn! kelimeyi tekrarlayan
mahallenin budalas! gibi ya da trenin penceresinden bir bir bir telgraf
direklerini sayan ihtiyar yolcu gibi, nakarat ayn! kelimeleri tekrarlayaca!na,
yaln!z beni deil, hiddeti ve sab!rs!zl!!yla içinde oturduum o benim eski ve
zavall! oday! da kaplayarak butun 'gerçeklii' saran bir tur iddet haline
dönutu. çine dutuum bu iddetle art!k bu sefer 'nakarat' deil, mutlu bir
öfkeyle ben kendim tekrarl!yordum:
Kendim olmal!y!m, diye tekrarl!yordum, onlara hiç ald!rmadan onlar!n seslerine,
kokular!na, isteklerine, sevgilerine ve nefretlerine ald!rmadan kendim olmal!y!m
ben, kendim olmal!y!m, diye
167
tekrarl!yordum, sehpan!n uzerinde memnun duran ayaklanma ve tavana doru
uflediim sigara duman!na bakarak; çunku kendim olamazsam onlar!n olmam!
istedikleri biri oluyorum ve onlar!n olmam! istedikleri o insana hiç
katlanam!yorum ve onlar!n olmam! istedikleri o dayan!lmaz kii olaca!ma hiçbir
ey olmayay!m ya da hiç olmayay!m daha iyi, diye duunuyordum, çunku gençliimde
amcamlar!n ve halamlar!n evine gidince "Ne yaz!k ki gazetecilik yap!yor, ama çok
çal!!yor ve böyle çal!!rsa inallah bir gun baar!l! olacak," diye bakt!klar!
kii oluyordum ve o kii olmaktan kurtulmak için y!llarca çal!t!ktan sonra bu
sefer, bir kat!nda yeni kar!s!yla babam!n da oturduu o apartmana ben, koca
adam, gidince, "Çok çal!t! ve y!llar sonra biraz olsun baar!l! oldu," diye
gördukleri kii oluyordum ve daha kötusu, ben de kendimi baka turlu göremediim
için, bu hiç sevemediim kiilik etimin uzerine çirkin bir deri gibi yap!!yor
ve biraz sonra, onlarla birlikteyken ben kendimin deil bu kiinin sözlerini
söylerken yakal!yordum kendimi ve akam eve dönduumde olmak istemediim bu
kiinin sözlerini nas!l söylediimi kendime ikence etmek için bir bir
hat!rl!yor ve "bu haftaki uzun yaz!mda bu konuya deindim", "en son Pazar
yaz!mda bu meseleyi ele ald!m", "yar!nki yaz!mda unu da söyluyorum", "Bu Sal!,
uzun yaz!da unu da deiyorum" gibi baya! sözleri, mutsuzluktan boulacak gibi
oluncaya kadar tekrarl!yordum ki, en sonunda biraz kendim olabileyim.
Butun hayat!m bu tur kötu hat!ralarla doluydu. Ayaklar!m! uzatarak oturduum
koltukta kendim olabilmenin tad!n! daha da ç!karabilmek için kendim olamad!!m
zamanlar! bir bir hat!rlad!m.
Askerliimin ilk gununde silâh 'arkadalar!m' benim öyle biri olduuma karar
verdiler diye, butun askerliimi 'en zor durumda aka yapmaktan vazgeçmeyen
biri' olarak geçirdiimi hat!rlad!m. Vakit geçirmekten çok serin bir karanl!kta
yaln!z ba!ma oturmak için gittiim kötu filmlerin 'be dakika aralar!nda sigara
içen isiz guçsuz kalabal!!n bak!lar!ndan beni 'çok anlaml! iler yapmaya aday
deerli bir genç' olarak görduklerine karar verdiim için 'çok anlaml!, hatta
ulvi duuncelere boulmu bir dalg!n' gibi davrand!!m! hat!rlad!m. Bir askeri
darbenin haz!rl!k planlar!na ve iktidar! ele geçireceimiz gunlerin hayâllerine
gömulduumuz s!ra-
168
larda, askeri darbe bir gecikir de, milletimin çektii s!k!nt!lar daha da uzar
korkusuyla, geceleri uyuyamayacak kadar milletini seven biriymiim gibi
davrand!!m! hat!rlad!m. Kimselere gözukmeden gizlice gittiim randevuevlerinde,
orospular öylelerine daha iyi davran!yorlar diye, yak!n geçmite ba!mdan
korkunç ve umutsuz bir ak maceras! geçmi bir umutsuz gibi yapt!!m!
hat!rlad!m. Kald!r!m deitirecek vaktim yoksa, polis karakollar!n!n önunden iyi
uslu bir vatanda gibi gözukmeye çal!arak geçtiimi hat!rlad!m. S!rf, y!lba!
gecesi denilen o korkunç geceyi tek ba!ma geçirecek cesaretim olmad!! için
gittiim babaannelerimin evinde, herkese kat!lmak için tombala oynarken çok
eleniyormu gibi yapt!!m! hat!rlad!m. Houma giden kad!nlar!n yan!nda kendim
gibi olmay!p da onlar!n houna böylesi gider diye, kimine evlilikten, hayat
mucadelesinden baka bir ey duunmeyen biri gibi, kimine memleketin
kurtuluundan baka hiçbir eye vakit ay!rmamaya kararl! biri gibi, kimine de
ulkemizdeki yayg!n duyars!zl!ktan ve anlay!s!zl!ktan b!km! duygulu biri gibi
hatta baya! bir deyile 'gizli air' gibi gözukmeye çal!t!!m! hat!rlad!m.
Sonra, (evet, en sonunda) iki ayda bir gittiim berberimde as!l kendim
olamad!!m!, taklit ettiim butun bu kiilerin toplam! olan kendimi taklit
ettiimi hat!rlad!m.
Oysa kendimi koyvermeye giderdim ben bu berbere. (Yaz!m!n ba!ndakinden baka
bir berber tabii!) Ama berberle birlikte kesilecek saçlara, bu saçlar! ta!yan
kafaya, omuzlara, gövdeye, ay-'nan!n içine, bakmaya balad!!m!z zaman, hemen
anlard!m bu kol-. tukta oturan ve aynan!n içinde seyrettiimiz kiinin 'ben'
deil de, bir bakas! olduunu. Berberin "Önden ne kadar alaca!z?" derken
elinde tuttuu bu kafa, bu kafay! ta!yan boyun, omuzlar ve gövde benim deil
de, köe yazar! Celâl Beyindi. Benimse hiç ilgim bile yoktu bu adamla. O kadar
aç!k seçik bir gerçekti ki bu, berber de farkedecek san!rd!m, ama o hiç oral!
olmazd!. Üstelik, ben deil de, 'köe yazar!' olduumu daha fazla hissettirmek
ister gibi, bir köe yazar!na sorulacak sorulan sorard! bana: "Harp ç!ksa imdi
biz Yunanl!lar! yener miyiz?", "Babakan!n kar!s!n!n orospu olduu doru mu?",
"Pahal!l!! manavlar m! ç!kar!yor?" gibi. Nereden geldiini bir turlu
ç!karamad!!m anla!lmaz bir guç, bu sorulara benim kendimin cevap vermeme izin
vermez, benim yeri-
169
me, aynada benim de tuhaf bir ak!nl!kla seyrettiim köe yazar!, her zamanki
ukalâ havas!yla bireyler m!r!ldan!rd!: "Bar! iyi eydir!", "Adam asmakla
fiyatlar!n dumeyeceini bilmek laz!m!" gibi.
Her eyi bildiini sanan, bilmedii zaman da bilmediini bilen, kendi eksiklik
ve fazlal!klar!na hogöruyle bakmay! da ukalâca örenmi bu köe yazar!ndan
nefret ediyordum! Her sorusuyla beni daha çok "köe yazar! Celâl Bey" yapan
berberden de nefret ederdim! Bana tuhaf sorular sormaya gazeteye gelen berberi
de ite kötu an!lar!m!n bu noktas!nda hat!rlad!m.
O noktada, gecenin geç saatlerinde, beni ben yapan kendi koltuumda, ayaklar!m!
sehpaya uzatarak oturmu, kulaklar!m!n dibinde bana kötu an!lar!m! hat!rlatan o
eski nakarat!n yeni öfkesini dinlerken, "Evet, berber efendi!" diyordum kendi
kendime, "insan!n kendisi olmas!na bir turlu izin vermezler, insan! b!rakmazlar
kendisi olsun diye, hiçbir zaman b!rakmazlar." Ama nakarat!n vezni ve öfkesiyle
söylediim bu sözler, beni yaln!zca içine girmek istediim huzura daha da fazla
gömuyordu. O zaman butun bu hikâyede, berberin ziyaretinde ve baka bir berber
arac!l!!yla tazelenen an!s!nda, baka yaz!lar!mda da anlatt!!m ve ancak pek
sad!k okurlar!m!n farkedecei bir duzen, bir anjam, hatta nas!l desem 'esrarl!
bir simetri' olduuna hukmettim. Geleceime dönuk bir iaretti bu: Uzun bir
gunun, hatta akam!n ard!ndan insan!n yaln!z ba!na kal!p, kendi koltuuna
oturup kendisi olabilmesi, y!llar suren uzun ve maceral! bir yolculuktan sonra
yolcunun kendi evine dönmesine benziyor.
170
ON YEDNC BÖLÜM BEN TANIDINIZ MI?
'Yine imdi o zamanlara don! irca-i nazar ettikçe karanl!kta yuruyen bir
izdiham sezinler gibi oluyorum." .. € ¦
Hikâye anlatanlar pavyondan ç!k!nca hemen da!lmam!, hafif hafif at!t!ran
kar!n alt!nda ne olduunu kestiremedikleri yeni bir elenceyi bekliyor, bir
yang!na ya da bir cinayete tan!k olduktan sonra, bir ikincisi de patlak verir
diye olay yerinde çak!lanlar gibi, birbirlerinin yuzune bak!yorlard!. Kafas!na
kocaman bir fötr apkay! çoktan geçirmi kabak adam, "Öyle herkese aç!k bir yer
deil, skender Bey," dedi. "Bu kalabal!! kald!ramazlar. Yaln!zca ngilizleri
göturmek istiyorum. Memleketimizin bu yan!ndan da ibret als!nlar." Galip'e
döndu. "Siz de gelebilirsiniz tabii..." Ötekiler gibi atlatamad!klar! için, son
anda onlara kat!lan iki kiiyi, antikac!l!k yapan bir kad!nla, f!rça b!y!kl!
orta yal! bir mimar! da aralar!na alarak Tepebama doru yuruduler.
Amerikan Konsolosluunun önunden geçerlerken, "Celâl Beyin Nianta! ve
ili'deki evlerine gittiniz mi?" diye sordu fötr apkal! adam. "Ne için?" dedi
Galip, adam!n pek de anlaml! bulmad!! yuzune yak!ndan bakarak. "skender Bey,
sizin Celâl Salik'in yeeni olduunuzu söyledi. Onu aram!yor musunuz?
ngilizlere memleketimizin meselelerini anlatmas! iyi olmaz m!yd!? Bak!n, dunya
da art!k bize ilgi gösteriyor," "Tabii," dedi Galip. "Sizde adresleri var
m!yd!?" diye sordu fötr apkal! adam. "Yok," dedi Galip, "kimseye vermez." "O
evlere kad!nlarla kapand!! doru mu?" "Hay!r," dedi Galip. "Kusura bakmay!n,"
dedi adam. "Dedikodu ite. Neler söylemiyorlar ki! nsanlar!n az! torba deil
ki buzesi-niz. Hele Celâl Bey gibi gerçekten bir efsaneyseniz! Kendisini
tan!r!m." "Öyle mi?" "Öyle. Bir keresinde beni Nianta!'ndaki evlerinden birine
ça!rm!t!." "Neredeydi?" diye sordu Galip. "Çoktan y!k!ld! imdi oras!. O iki
katl!, ta evde bana, bir akamustu yaln!zl!ktan ikâyet ettiydi. stediim
zaman kendisini aramam! söylemiti." "Ama kendisi istiyor yaln!z olmay!," dedi
Galip. "Onu iyi tan!m!yorsunuz belki," dedi adam. "çimden gelen bir ses benden
yar-
171
dim beklediini söyluyor bana. Adresini hiç mi bilmiyorsunuz?" "Hiç," dedi
Galip. "Ama herkesin onda kendinden bir parça bulmas! bouna deildir."
"Mustesna bir kiilik!" dedi fötr apkal! adam durumu özetleyerek. Böylece
Celâl'in son yaz!lar!ndan söz etmeye balad!lar.
Tunel'e ç!kan sokaklar!n birinde, kenar mahallerde iitilecek cinsten bir bekçi
duduu duyulunca hepsi dönup dar soka!n mor bir neon lamban!n ayd!nlatt!!
karl! kald!r!mlar!na bakt!lar: Galata Kulesine aç!lan sokaklardan birine
girdiklerinde, Galip'e, yolun iki taraf!ndaki yap!lar!n ust katlar!, a!r a!r
kapanan bir sinema perdesi gibi, birbirlerine yakla!yorlarm! gibi geldi.
Kule'nin tepesinde, ertesi gun yaacak kar! iaret eden k!rm!z! lambalar
yan!yordu. Saat gecenin ikisiydi, yak!nlarda bir yerde bir dukkân!n ke-pengi
gurultuyle indirildi.
Kulenin çevresinde doland!ktan sonra, Galip'in daha önce hiç görmedii ara
sokaklardan birine girip, buz tutmu karanl!k kald!r!mlarda yuruduler. Fötr
apkal! adam, iki katl! kuçuk bir evin eski kap!s!n! vurdu. Çok sonra, ikinci
katta bir lamba yand!, aç!lan bir pencereden mavimsi bir ba uzand!. "Kap!y! aç,
benim," dedi fötr apkal! adam. "ngiliz misafirlerimiz var." Dönup mahcup,
utangaç, ngilizlere gulumsedi sonra.
Üzerinde, 'Merih Manken Atölyesi' yazan kap!y!, soluk yuzlu, otuz yalar!nda,
t!ras!z biri açt!. Yuzu uykuluydu. Bacaklar!nda kara bir pantolon, uzerinde
mavi çubuklu bir pijama gömlei vard!. Misafirlerinin her birinin elini gizli
bir davan!n kardeleriy-mi gibi esrarengiz bir bak!la tek tek s!kt!ktan sonra,
kutular, kal!plar, tenekeler ve çeitli vucut parçalar!yla dolu ve boya kokan
!!l !!l bir odaya ald! onlar!. Bir köeden ç!kard!! brourleri da!t!rken,
tekduze bir sesle anlatmaya balad!.
"Muessesemiz, Balkanlar ve Orta Dou'nun en eski manken-cilik kuruluudur. Yuz
y!ll!k tarihimizden soma, bugun vard!!m!z aama, ayn! zamanda, sanayileme ve
modernleme konusunda Turkiye'nin de nerelere ulat!!n!n bir göstergesidir.
Bugun art!k, yaln!z kollar!n, bacaklar!n, kalçalar!n, yuzde yuz kendi ulkemizde
yap!lmas! deil..."
"Cebbar Bey," dedi kabak kafal! adam s!k!nt!yla, "arkadalar!m!z buray! deil,
sizin rehberliinizde aa! katlar!, yer alt!n!, mut-
172
suzlar!, tarihimizi, bizi biz yapan eyi görmeye geldiler."
Rehber, öfkeli bir hareketle dumeyi çevirince geni odadaki yuzlerce kol,
bacak, kafa, gövde, bir anda sessiz bir karanl!!n içinde kal!rken, bir
merdivene aç!lan kuçuk bir sahanl!! ayd!nlatan ç!plak bir ampul yand!. Hep
birlikte demir merdivenleri iniyorlard!, aa!dan bir nem kokusu gelince, Galip
bir an duraklad!. Cebbar Bey, a!rt!c! bir rahatl!kla Galip'e yaklat!.
"Arad!!n! burada bulacaks!n, korkma!" dedi çok bilmi bir havayla. "Beni O
yollad!, yanl! yollarda dolanman!, kaybolman! hiç istemiyor."
Bakalar!na da söyluyor muydu bu anlam! belirsiz sözleri? Merdivenlerden ilk
odaya indiklerinde gördukleri mankenleri, "Babam!n ilk eserleri," diye tan!tt!
rehber. Ondan sonraki odada baz! osmanl! denizcilerinin, korsanlar!n,
kâtiplerin, bir yer sofras!n!n çevresinde bada kurarak oturan köylulerin
ç!plak bir ampulun !!!nda gördukleri mankenlerine bakarken, rehber gene
belirsiz bireyler m!r!ldand!. Bir baka odadaki çama!rc! bir kad!n!n, kafas!
kopar!lm! z!nd!!n, elinde i aletleriyle bir cellad!n mankenlerini
görduklerinde, Galip ilk defa rehberin sözlerini anlayabildi. "Yuz y!l önce, bu
ilk odalarda görduunuz ilk eserlerini yaratt!!nda, dedemin akl!nda herkesin
akl!nda olmas! gereken u basit duunceden fazlas! yoktu: Dukkân vitrinlerinde
sergilenen mankenler bizim insanlar!m!z örnek al!narak yap!lmal!, diye
duunmutu dedem. Ama iki yuz y!ld!r tezgâhlanan uluslararas! ve tarihi bir
kumpas!n mutsuz kurbanlar! onu engellediler."
Merdivenlerden indikçe, birbirlerine basamaklarla aç!lan kap!lardan geçtikçe,
tavan!ndan sular damlayan ve içinde bir elektrik kordonuyla ona bal! ç!plak
ampullerin bir çama!r ipi gibi doland!! odalarda yuzlerce manken görduler.
Otuz y!ll!k genel kurmay bakanl!! s!ras!nda milletinin hep dumanlarla
ibirlii etmesinden korktuu için, ulkenin butun köprulerini havaya uçurmay!,
Ruslara iaret olmas!n diye minarelerini y!kmay! ve duman!n eline geçerse
yolunu kaybedecei bir labirente dönusun diye stanbul'u boalt!p bir hayalet
ehir ilan etmeyi duunen Mareal Fevzi Çakmak'in, birbirleriyle evlene evlene,
ana, baba, k!z, dede, amca hepsi birbirlerinin t!pat!p ayn!s! olan Konyal!
köylulerin, kap! kap! dolaarak, fark!nda olmadan, bizi
173
biz yapan butun o eski eyalar! toplayan eskicilerin mankenlerini görduler. Ne
kendileri, ne baka biri olabildikleri için oynad!klar! filmlerde kendileri
olamayan film kahramanlar!n! ya da dupeduz kendilerini en iyi canland!rabilen
unlu Turk artistlerinin ve oyuncular!n!n ve Bat!'nm bilim ve sanat!n! Dou'ya
ta!mak için butun ömurlerini çeviri ve 'adaptasyona' veren ac!kl! ak!nlar!n
ve stanbul'un kargac!k burgac!k sokaklar!ndan, Berlin'deki !hlamurlu,
Paris'deki gibi y!ld!z biçiminde ve köprulu bulvarlar açabilmek için, butun
ömrunce haritalar uzerinde elde buyuteç çal!an ve butun ömrunce akamlar!
emekli Paalar!m!z!n Bat!l!lar gibi tasmalarla gezdirecei köpeklerini
s!çt!rabilecekleri modern kald!r!mlar duledikten sonra, hayâllerinin hiçbirini
gerçekletiremeden ölup mezar! kaybolan hayalperestlerin ve ikencede yeni
uluslararas! deerlere deil, milli ve geleneksel yöntemlere bal! kalmak
istedikleri için erken emekli edilen istihbarat görevlilerinin ve omuzlar!nda
s!r!k, mahalle aralar!nda boza, palamut bal!!, ve yourt satan seyyar
sat!c!lar!n mankenlerini görduler. Rehberin, "Dedemin balad!!, babam!n
gelitirdii ve benim de devrald!!m bir dizi," diyerek tan!tt!! "Kahve
Manzaralar!" aras!nda, balar! omuzlar!n!n aras!nda kaybolan isizleri, dama ya
da tavla oynarken yaad!klar! yuzy!l! ve kendi kimliklerini mutlulukla
unutabilen talihlileri, ellerinde çay bardaklar!n! tutarken ve ucuz sigaralar!
içerken kaybettikleri varolu nedenini hat!rlamaya çal!!r gibi sonsuzdaki bir
noktaya bakan, kendi iç duuncelerine çekilen ya da oraya da çekile-medikleri
için oyun kâ!tlar!n!, zarlar! ya da birbirlerini h!rpalayan vatandalar!
görduler.
"Dedem ölum döeindeyken kar!smdaki uluslararas! guçlerin ne kadar buyuk
olduunu sezmiti art!k," diye anlat!yordu rehber. "Milletimizin kendisi
olabilmesini istemeyen tarihi guçler, bizi en k!ymetli hazinemiz olan gunluk
hayat!m!z!n hareketlerinden, jestlerimizden mahrum b!rakmak istedikleri için,
dedemi Beyolu'ndan, dukkânlardan, stiklâl Caddesinden, vitrinlerden kovdular.
Babam, ölum döeindeki dedemle birlikte gelecek olarak bir tek yeralt!n!n evet
yeralt!nm, kendisine b!rak!ld!!n! anlad!!nda, stanbul'un butun tarihi
boyunca, her zaman bir yeralt! ehri olduunu daha bilmiyordu. Bunu önce
hayattan, sonra da mankenlerini yerletirecek yeni odalar açt!kça çamurun
içinde, kar!lat!!
174
dehlizlerden örendi."
Yeralt!ndaki bu dehlizlere ulaan merdivenleri inerlerken, art!k oda bile
denemeyecek çamurlu maaralardan, sahanl!klardan geçerlerken, yuzlerce umutsuzun
mankenini görduler. Ç!plak ampullerin !!! alt!ndaki mankenler, kimi zaman
Galip'e, unutulmu bir otobus dura!nda hiçbir zaman gelmeyecek bir otobusu
beklerken uzerleri yuzy!llar!n toz ve çamuruyla kaplanan sab!rl! vatan-' dalan,
kimi zaman, stanbul sokaklar!nda yururken duyduu bir yan!lsamay!, butun
mutsuzlar!n birbirleriyle karde olduu duygusunu hat!rlat!yordu. Ellerinde
torbalar!, tombalac!lar! gördu. Alayc! ve asabi universite örencilerini gördu.
F!st!kç! dukkânlar!n!n ç!raklar!n!, ku severleri ve define arayanlar! gördu.
Bat! bilim ve sanat!n!n Dou'dan yurutulduunu kan!tlamak için Dante okuyanlar!
ve minare denen eylerin bir baka dunyaya verilmi iaret olduunu kan!tlamak
için harita çizenlerin ve yuksek gerilim hatt!na çarparak, hep birlikte mavi
elektrikli bir ak!nl!a kap!l!p, iki yuzy!l öncesinin gunluk olaylar!n!
hat!rlamaya balayan imam hatip liseli örencilerin mankenlerini gördu. Çamurla
kapl! odalarda s!ralanan mankenlerin sahtekârlar, kendileri olamayanlar,
gunahkârlar, bakalar!n!n yerine geçenler gibi tak!mlara ayr!ld!!n! gördu.
Mutsuz evlileri, huzursuz öluleri, mezar!ndan ç!kan ehitleri gördu. Yuzlerine,
al!nlar!na harfler yaz!lm! esrarengiz kiileri, bu harflerin s!rlar!n! ortaya
atm! bilgeleri ve bu bilgelerin halifeliini yapan gunumuz unlulerini bile
gördu.
Bir köede, ça!m!z!n unlu Turk yazar-çizer, sanatç!lar! aras!nda, Celâl'i
uzerinde yirmi y!l önce giydii yamurlukla gösteren bir manken de vard!.
Rehber, bir zamanlar babas!n!n çok umutlar-besledii bu yazar!n ondan ald!!
harflerin esrar!n! kötu amaçlarla kulland!!n!, kendini ucuz zaferler için
satt!!n! söyledi geçerken. Yirmi y!l önce, Celâl'in rehberin babas! ve dedesi
uzerine yazd!! bir yaz! çerçevelettirilmi ve idam hukmu gibi mankeninin
boynuna as!lm!t!. Bir çok dukkânc!n!n yapt!! gibi, belediyeden izin al!nmad!!
için kaçak kaz!lan çamurlu odalar!n duvarlar!ndan s!zan nemi ve geniz yakan kuf
kokusunu cierlerinde hissederken Galip, rehberin babas!n!n kar!lat!! say!s!z
ihanetlerden sonra, nas!l butun umutlar!n! Anadolu yolculuklar!nda toplad!!
harflerin esrar!na verdiini ve nas!l bu esrar! mankenlerinin, mutsuzlar!n!n
175
L
yuzlerine kaz!rken, ayn! gunlerde, stanbul'u stanbul yapan yeralt!
dehlizlerinin bir bir kendisine aç!ld!!n! anlat!yordu. Galip, Celâl'in iman,
kocaman gövdeli, yumuak bak!l!, kuçuk elli mankeninin kar!s!nda uzunca bir
sure hiç k!p!rdamadan kald!. "Senin yuzunden kendim olamad!m hiç!" demek geldi
içinden, "senin yuzunden beni sen yapan butun o hikâyelere inand!m." Celâl'in
mankenini, babas!n!n iyi çekilmi bir fotoraf!n! y!llar sonra ilgiyle inceleyen
oul gibi, dikkâtle uzun uzun seyretti. Üzerindeki pantolon kuma!n!n uzak bir
akraban!n Sirkeci'deki dukkân!ndan indirimle al!nd!!n!, yamurluu kendisini
ngiliz polisiye romanlar!n!n kahramanlar!na benzettii için Celâl'in çok
sevdiini, ceket ceplerinin kenarlar!ndaki sökuklerin ellerini bast!rarak s!k
s!k ceplerin içine soktuu için aç!ld!!n!, alt duda!n ve adem elmas!n!n
uzerindeki jilet kesiklerini son y!llarda göremediini, ceketinin cebindeki
dolma kalemi Celâl'in bugun hâlâ kulland!!m hat!rlad!. Onu seviyordu ve ondan
korkuyordu: Celâl'in yerinde olmak istiyordu ve Celâl'den kaç!yordu: Onu
ar!yordu ve unutmak istiyordu. Sanki hayat!n!n deifre edemedii anlam!n!,
Celâl'in bildii, ama kendisinde gizledii bir s!rr!, dunyan!n içindeki ikinci
âlemin esrar!n!, akayla balayarak bir kâbusa dönumu bir oyunun ç!k!
kap!s!n! ondan örenebilmek için, Celâl'in ceketini, yakas!na yap!!r gibi
tuttu. Uzaktan, rehberin art!k al!kanl!k kadar heyecan da ta!yan sesi
duyuluyordu.
"Babam, harfler arac!l!!yla yuzlerine, art!k sokaklar!m!zda, evlerimizde,
toplumumuzun hiçbir yerinde görulemeyecek anlamlar yerletirdii mankenlerini
öyle bir h!zla yarat!yordu ki, onlar için yeralt!nda açt!!m!z odalarda
yeterince yer bulam!yorduk. Bu yuzden, bizi tarihin yeralt!na balayan
dehlizleri tam ayn! s!ralarda bulmam!z bir rastlant!yla aç!klanamaz. Art!k
tarihimizin yeralt!nda hukum sureceini, yeralt!ndaki hayat!n yer ustundeki
çökuntunun sonuna bir iaret olduunu, uçlar! birer birer evimize aç!lan
dehlizlerin, iskeletlerle kaynaan yeralt! yollar!n!n, ancak bizim yaratt!!m!z
gerçek vatanda yuzleriyle hayat ve anlam bulacak tarihi f!rsatlar olduunu
babam çok iyi göruyordu."
Galip yakas!n! b!rak!nca, Celâl'in mankeni, kurun bir asker gibi ayaklar!n!n
ustunde saa sola a!r a!r salland!. Galip bu tuhaf, dehet verici ve gulunç
göruntuyu bir daha hiç unutmayaca!-
176 '
n! duunerek bir iki ad!m geriledi, bir sigara yakt!. Öteki ziyaretçilerle
birlikte "birgun iskeletler kadar mankenlerle de k!p!r k!p!r kaynaacak" yeralt!
ehrinin az!na inmek gelmiyordu hiç içinden. Böylece, rehber, 'misafirlerine',
Halic'in öte yakas!nda, bundan bin uç yuz alt! y!l önce, Attilâ'n!n
sald!r!s!ndan korkan Bizans-l!larca aç!l!p, bir ucu ta bu yakaya ulam!
dehlizin az!n! gösterirken ve bu a!zdan elde bir lamba içeri girerseniz,
göreceiniz iskeletlerin ve bu iskeletlerin bekçilik ettii ve bundan alt! yuz
yetmi be y!l önce, Latin istilac!lar!ndan saklanm! hazinelerin ve örumcek
alar!ndan gözukmeyen masalarla sandalyelerin hikâyesini öfkeyle anlat!rken
rehber, Galip bu göruntulerin ve hikâyelerin iaret ettii bir bilmeceyi çok
eskiden Celâl'in yaz!lar!n!n birinde okuduunu duunuyordu. Rehber, babas!n!n,
yeralt! dunyas!na inii, mutlak bir çökuun zorunlu bir alameti olarak görduunu
anlat!rken, Bizantion da, Buzos da, Nova Roma da, Romani de, Tsarg-rad da,
Miklagard da, Kostantinopolis de, Cospoli de, stin-Polin de yeralt!na doru
kaç!n!lmaz bir zorunluluk sonucu kaz!lan her dehlizden, her derin tunelden sonra
yer ustunde inan!lmaz alt ust olular!n gerçekletiini, yeralt! uygarl!!n!n
kendisini oraya iten yeryuzunden intikam!n! her seferinde ald!!n! öfkeyle
anlat!rken rehber, Galip, bir yaz!s!nda Celâl'in, apartman katlar!ndan yeralt!
uygarl!klar!n!n bir uzant!s! gibi sözettiini hat!rl!yordu. Rehber, hikâyesinin
öfkesiyle, yeralt!nm alameti olduu o muazzam y!k!ma, kar! konulamayacak o
k!yamete kat!lmak için, babas!n!n butun dehlizleri, s!çanlar, iskeletler ve
örumceklerle kapl! hazinelerle kaynaan butun yeralt! yollar!n! mankenleriyle
doldurmak istediini anlat!rken, bu muazzam y!k!m öleninin hayalleriyle
babas!n!n hayat!na yeni bir anlam verdiini anlat!rken ve kendisinin de,
yuzlerini harflerin esrar!yla doldurduu eserleriyle bu yolda ilerlediini
heyecanla anlat!rken rehber, Galip rehberin her sabah herkesten önce bir
Milliyet al!p, Celâl'in yaz!s!n! h!rsla, k!skançl!kla, nefretle ve ayn! öfkeyle
okuduuna inanmak uzereydi. Rehber, Abbasi kuatmas!ndan korkuya kap!l!p
yeralt!na inen Bizansl!larla, Haçl! istilas!ndan kaçan Yahudilerin birbirlerine
sar!larak ölumsuzle-en iskeletlerini seyretmeye tahammulu olanlar!n,
tavanlar!ndan alt!n gerdanl!klarla bileziklerin sarkt!! bu inanan!lmaz dehlize
girebileceklerini söylerken, Galip, rehberin Celâl'in en son yaz!lar!-
177
L
n! dikkâtle okuduunu anlam!t!. Rehber, Bizansl!lar, bundan yedi yuz y!l önce
ehirdeki alt! bini ak!n talyan! katlederken kaçan Cenevizlilerin,
Amalfililerin, Pisal!lar!n iskeletleriyle, bir Azak gemisiyle ehre giren
vebadan kurtulanlar!n alt! yuz y!ll!k iskeletlerinin, ta Avarlar!n muhasaras!
s!ras!nda yeralt!na indirilmi masalarda, birbirlerine yaslanarak, oturup
k!yamet saatini sab!rla beklediklerini anlat!rken, Galip, Celâl'deki sabr!n
kendisinde de olduunu duunuyordu. Rehber, Bizans'! yamalayan Osmanl!lardan
kaçmak için, Ayasofya'dan Aya rini'ye uzanan, oradan Pantokra-tor'a aç!lan ve
daha sonra içine s!!!lamad!! için, bir ucu ta bu yakaya varan dehlizlere, iki
yuz y!l sonra IV. Murat'!n kahve ve tutun ve afyon yasa!ndan kaçmak için
kendilerini atanlar!n, uzerlerine kar gibi inmi ipeksi bir toz tabakas! içinde,
ellerinde kahve deirmenleri, cezveleri, nargileleri, çubuklar!, tutun ve afyon
keseleri ve fincanlar!yla, bir gun kendilerine kurtulu yolunu gösterecek
mankenleri beklediklerini anlat!rken, Galip, ayn! ipeksi toz tabakas!n!n bir gun
Celâl'in iskeletini de örteceini duunuyordu. Rehber, Bizans'dan kovulan
Yahudilerin s!!nd!! dehlizlere, yedi yuz y!l sonra, saray kumpas!nda
baar!s!zl!a urad!ktan sonra, yeralt!na inmek zorunda kalan III. Ahmet'in
ehzadesinin ve ondan yuz y!l sonra, sevgilisiyle haremden kaçan Gurcu k!z!n!n
iskeletlerinden baka, bugun sahte para basan matbaac!lar! ellerinde !slak
banknotlar, renk kontrolu yaparken ya da bodrum kat!ndaki kuçuk tiyatroda
soyunma odas! olmad!! için, bir kat aa! inen Musluman Lady Macbeth'i aynal!
masas!nda, kaçak kasaplardan ald!! bir f!ç! dolusu manda kan!yla ellerini,
dunyada hiçbir sahnede görulmemi özgun bir k!rm!z!ya boyarken ya da ihracat
heyecan!na kap!lm! genç kimyagerlerimizi pasl! Bulgar gemileriyle Amerika'ya
sevk edecekleri nefis eroini dam!tt!klar! camdan fanuslar!n ba!nda
görebileceimizi söylerken rehber, Galip butun bunlar! Celâl'in yaz!lar! kadar
yuzunden de okuyabileceini duunuyordu. Çok sonra, rehber 'misafirlerine' butun
dehlizleri ve butun mankenleri gösterdikten ve babas!n!n ve kendisinin en buyuk
duu olduunu söyledii eyi, s!cak bir yaz gunu, yukar!da butun stanbul a!r
bir öle s!ca!n!n içinde sinekler, çöpler ve toz bulutlar! içersinde
uyuklarken, aa!da, yeralt!nm souk, nemli ve karanl!k dehlizlerinde sab!rl!
iskeletlerle, bizim insanlar!m!z!n hayatiye-
178
tiyle k!p!r k!p!r yaayan mankenlerin, hepbirlikte bir ölen, buyuk bir elence,
yaam! ve ölumu kutsayan ve zaman!n ve tarihin ve yasalar!n ve yasaklar!n
ötesine geçen bir enlik duzenleyeceklerini anlatt!ktan ve bu enlikte
mutlulukla dans eden iskeletlerle mankenlerin k!r!lan arap kaseleriyle
fincanlar!n, muziin ve sessizliin ve çiftleme tak!rt!lar!n!n dehetini ve
cokusunu, misafirler korkuyla duledikten ve rehberin hikâyelerini bile anlatma
gereini duymad!! yuzlerce 'vatanda' mankeninin yuzundeki ac!y! gördukten
sonra, dönu yolunda, Galip dinledii butun hikâyelerin, görduu butun yuzlerin
a!rl!!n! uzerinde hissediyordu. Bacakla-r!ndaki halsizlik, ne ç!kt!klar!
yokuun dikliindendi, ne de uzun gunun yorgunluundan. Önunden hiç durmadan
geçtikleri nemli odalarda ç!plak ampullerin ayd!nlatt!! kaygan basamaklarda
kar!s!na ç!kan kardelerinin yuzlerindeki yorgunluu kendi gövdesinde
hissediyordu. Bukuk boyunlar, erilmi beller, kamburlam! s!rtlar, çarp!lm!
bacaklar butun o vatanda dertleri ve hikâyeleri kendi gövdesinin uzant!lar!yd!.
Butun yuzlerin kendi yuzu, butun umutsuzluklar!n kendi umutsuzluu olduunu
hissettii için, kendisine k!p!r k!p!r yaklaan o mankenlere hiç bakmamak,
onlarla göz göze gelmemek istiyordu, ama kendi ikizinden uzaklaamayan biri
gibi, gözlerini alam!yordu da onlardan. Bir ara Galip, t!pk! ilk gençliinde
Celâl'in yaz!lar!n! okurken yapt!! gibi, görduu dunyan!n arkas!nda, çözerse
etkisinden s!yr!labilecei basit bir s!r olduuna kendini inand!rmak istedi;
reçetesi bulunursa inam özgur-letirecek bir esrar; ama t!pk! Celâl'in
yaz!lar!n! okurken hissettii gibi, bu dunyan!n içine o kadar fazla gömulmu
buldu ki kendini, esrar! çözmek için kendini her zorlay!!nda, haf!zas!n!
kaybetmi biri gibi, çaresizleip çocuklat!!n! hissetti: Mankenlerin iaret
ettii dunyan!n ne anlama geldiini bilmiyordu, burada bu yabanc! insanlarla ne
ii olduunu bilmiyordu, harflerin ve suratlar!n anlam!n! ve kendi varoluunun
s!rr!n! da bilmiyordu. Üstelik, yeryuzune yaklat!kça, yukar!lara ç!kt!kça,
derindeki s!rlardan daha da uzaklat!! için, burada görup örendiklerini de
unutmaya balad!!n! seziyordu. Yukar! odalarm birinde, rehberin uzerinde
durmad!! bir dizi 's!radan vatanda' mankeni görunce, onlarla ayn! yazg!y!
paylat!!m, ayn! eyleri duunduunu hissetti: Bir zamanlar, hepbirlikte,
anlaml! bir hayat yaam!lard!, ama bilinmeyen bir ne-
179
denden, bu anlam!, tipti haf!zalar! gibi kaybetmilerdi imdi. Bu anlam! yeniden
bulmaya her kalk!lar!nda, haf!zalar!n örumcekli dehlizlerine her girilerinde
kaybolduklar! için, ak!llar!n!n kör karanl!k sokaklar!nda dönu yolunu
bulamad!klar! için, haf!zalar!n!n dipsiz kuyusuna dumu yeni hayat!n anahtar!n!
hiçbir zaman bulamad!klar! için evlerini, yurtlar!n!, geçmilerini, tarihlerini
kaybedenlerin o çaresiz ac!lar!na kap!l!yorlard!. Bu evden uzakta kalma, yolunu
kaybetme ac!s! öyle iddetli, öyle dayan!lmazd! ki, art!k kay!p anlam!, ya da
esrar!, hat!rlamaya bile kalkmadan yaln!zca sabretmek, sessizce, sonsuzluk
zaman!n!n dolmas!n! tevekkulle beklemek en iyisiydi. Ama Galip, yeryuzune
yaklat!kça, bu boucu bekleyie katlanamayaca!n!, arad!!n! bulamadan huzur
bulamayaca!n! da seziyordu. Geçmiini, belleini hayâllerini kaybetmi biri
olmaktansa, bir bakas!n!n kötu bir taklidi olmak daha iyi deil miydi? Demir
merdivenlerin eiine geldiinde, kendini Celâl'in yerine koyarak butun
mankenleri, onlar! yaratan duunceyi kuçumsemek istedi: Saçma bir duuncenin
saplant!yla tekrar!ndan ibaretti her ey; kötu bir karikaturdu; souk bir
akayd!; hiçbir butunluu olmayan sefil bir budalal!kt!! te, kendi kendisinin
karikaturu olan rehber sanki bu duunceyi kan!tlamak için, babas!n!n 's-lâmda
resim yasa!' denen eye inanmad!!n!, 'duunce' denen eyin kendisinin zaten
suretten baka bir ey olmad!!n!, burada da bir suretler dizisi görduklerini
anlat!yordu. te, ilk girdikleri odaya vard!klar!nda, rehber bu 'muazzam
tasavvurun'ayakta kalabilmesi için manken piyasas!na da i yapmalar! gerektiini
aç!kl!yor, misafirlerinden yeil yard!m sand!!na gönullerinden kopan bir eyi
atmalar!n! rica ediyordu.
Galip, yeil sand!a bin lira att!ktan sonra, antikac! kad!nla göz göze geldi.
"Beni tan!d!n!z m!?" dedi kad!n. Yuzunde ruyalardan ç!kma bak! ve çocuksu ve
oyuncu bir ifade vard!. "Anneannemin hikâyelerinin hepsi doruymu." Gözleri
yar! karanl!kta kedi gözu gibi parl!yordu.
"Efendim?" dedi Galip utançla.
"Hat!rlayamad!n," dedi kad!n. "Orta okuldayken ayn! s!n!ftayd!k. Belk!s."
"Belk!s," dedi Galip, bir an butun s!n!fta Ruya'dan baka hiç-
180
bir k!z! gözunun önune getiremediini farkederek.
"Arabam var," dedi kad!n. "Ben de Nianta!'nda oturuyorum. Seni b!rakabilirim."
Temiz havaya ç!kan kalabal!k a!r a!r da!ld!. ngiliz gazeteciler Pera Palas'a
gittiler, fötr apkal! adam kartvizitini Galip'e verdi, CelâPe selam söyledi ve
Cihangir'in arka sokaklar!na dald!. skender bir taksiye bindi, f!rça b!y!kl!
mimar da Belk!s ve Ga-lip'le yuruyordu. Atlas Sinemas!n! geçtiklerinde, bir ara,
soka!n giriindeki sat!c!dan tabakta pilav al!p yediler. Taksim'e doru bir
saatçinin buz tutmu vitrininde gözuken saatlere, sihirli oyuncaklara bakar gibi
bakt!lar. Galip gecenin bulan!k laciverdiyle ayn! renkteki y!rt!k bir film
afiine ve çoktan öldurulmu eski bir babakan!n bir fotorafç! dukkân!n!n
vitrinindeki resmine bakarken, mimar onlar! Suleymaniye Camiine göturmeyi
önerdi: "Manken Cehennemi" dedii yerdekinden daha da ilginç bir ey
gösterecekti onlara; dört yuz y!ll!k cami a!r a!r yerinden oynuyormu!
Belk!s'in, Talimhane'de bir arka sokakta b!rakt!! arabas!na binip, sessizce
yola koyuldular. ki katl!, karanl!k korkunç evlerin aras!ndan geçerlerken
"korkunç, korkunç!" demek geldi Galip'in içinden. Hafif hafif kar ya!yor, butun
ehir uyuyordu.
Uzun bir yolculuktan sonra, camiye geldiklerinde mimar hikâyesini anlatm!t!:
Restorasyon ve tamirat!nda çal!t!! için caminin yeralt! dehlizlerini biliyor,
birkaç kuru kar!l!!nda butun kap!lar! açmaya haz!r imam! tan!yordu. Araban!n
motoru susunca Galip d!ar! ç!kmayaca!n!, onlar! bekleyeceini söyledi.
"Arabada donars!n!" dedi Belk!s.
Galip, kad!n!n kendisiyle sizli bizli konumad!!na dikkât etti önce, sonra
guzelliine ramen uzerindeki a!r paltosu ve o anda ba!na sard!!
baörtusuyle, uzak bir teyzeye benzediine. Bayram ziyaretlerine gittikleri o
uzak teyzenin ç!kard!! badem ezmeleri o kadar ekerli olurdu ki, !srarla
tutulan bir ikincisini yemeden önce su içmesi gerekirdi Galip'in. Ruya niye
gelmezdi bu bayram ziyaretlerine?
"Gelmek istemiyorum!" dedi Galip kararl! bir sesle.
"Niye ama?" dedi kad!n. "Sonra minareye de ç!kar!z." Mimara döndu. "Minareye
ç!kabilir miyiz?"
Bir an bir sessizlik oldu. Çok da uzak olmayan bir yerde bir
181
köpek havlad!, Galip kar alt!ndaki ehrin uultusunu duydu. "Benim kalbim
merdivenlere dayanmaz," dedi mimar, "Siz ç!kars!n!z"
Minareye ç!kma duuncesi houna gittii için Galip arabadan indi. Ç!plak
ampullerin karla kapl! aaçlan ayd!nlatt!! birinci avluyu geçip caminin iç
avlusuna girdiler. Ta kutlesi burada birden, olduundan kuçuk gözukunce, cami,
s!rlar!n! gizleyemeyen tan!d!k bir yap!ya dönutu. Mermeri kaplayan buzlam!
kar tabakas!, yabanc! saat reklâmlanndaki ay yuzeyi gibi karanl!k ve çukur
çukurdu.
Revak!n bir köe yapt!! yerde mimar, madeni bir kap!ya tak!l! asma kilidi
iguzarl!kla kurcalamaya balad!. Bir yandan da, uzerinde kurulduu tepe ve
kendi a!rl!!yla birlikte caminin yuzy!llard!r, her y!l be on santim Halic'e
kayd!!n!, asl!nda, imdiye kadar çok daha h!zla su k!y!s!na inmesi gerektiini,
ama temeller aras!nda dolaan ve s!rr! hâlâ anla!lamayan "bu ta duvarlar!n",
bugun hâlâ tekniini aamad!!m!z "bu la!m tertibat!n!n", bu kadar ince
duunulup dengelenmi "su terazisinin" bundan dört yuz y!l önce hesaplanm!
"dehlizler manzumesinin" caminin hareketini yavalatt!!n! anlat!yordu. Kilitle
birlikte kap! karanl!k bir dehlize aç!ld!!nda Galip kad!n!n parlayan gözlerinde
hayata bal! bir merak gördu. Öyle olaanustu bir guzellii yoktu belki
Belk!s'm, ama insan onun ne yapaca!n! merak ediyordu. "Bat!l!lar bu s!rr!
çözemediler!" dedi mimar bir sarho gibi ve bir sarho gibi dehlize girdi. Galip
d!ar!da kald!.
Kenarlar! buz tutmu sutunlar!n gölgeleri içinden imam ç!ka-geldiinde Qalip
dehlizden gelen sesleri dinliyordu. mam sabah!n bu saatinde uyand!r!lmaktan
ikâyetçi görunmuyordu hiç. Dehlizden gelen seslere o da kulak verdikten sonra,
sordu: "Kad!n turist midir?" "Hay!r," dedi Galip, sakal!n imam! olduundan yal!
gös-¦ terdiini farkederek. "Sen de hoca m!s!n?" dedi imam. "Hocay!m." "Fikret
Bey gibi profesörsun!" "Evet." "Caminin yerinden oynad!! doru mu?" "Doru,
Onun için geldik." "Allah sizden raz! olsun!" dedi imam. Kukulu bir hali vard!.
"Kad!n!n yan!nda çocuu var m!yd!?" "Yok," dedi Galip. "çerde, derinde saklanan
bir çocuk var." "Yuzy!llard!r kay!yormu cami," dedi Galip guvensizlikle. "Onu
biliyorum," dedi imam, "oraya girmek de yasakt!r, ama bir turist kar! çocuuyla
girdi içeri, gördum. Sonra tek ba!na
182
ç!kt!. Çocuk içeride kald!." "Polise söyleseydin," dedi Galip. "Gerek yok," dedi
imam, "çunku sonra çocuun da, kar!n!n da resmi gazetelerde ç!kt!: Habe
kral!n!n torunuymu çocuk. Onu oradan ç!kars!nlar art!k." "Çocuun surat!nda ne
vard!?" dedi Galip. "Bak, göruyor musun," dedi imam kukuyla, "sen de
biliyorsun.« Çocuun gözunun içine bakam!yordun." "Ne yaz!yordu surat!nda?" diye
sordu Galip !srarla. "Surat!nda çok ey yaz!yordu," dedi imam kendine olan
guvenini yitirerek. "Sen surat okumay! bilir misin?" dedi Galip. mam sustu.
"Kaybettii bir yuzu yeniden bulabilmek için insan!n yuzun anlam! peinden
komas! yeterli midir?" dedi Galip. "Art!k oras!n! sen daha iyi bilirsin," dedi
imam kayg!yla. "Cami aç!k m!?" dedi Galip. "Kap!s!n! yeni açt!m," dedi imam.
"Birazdan sabah namaz! için gelirler. Git."
Caminin içi botu. Neon lambalar!, bir denizin yuzeyi gibi uzanan mor hal!lardan
çok, ç!plak duvarlar! ayd!nlat!yordu. Ga-lip'in çorapl! ayaklan buz kesti.
Kubbeye, sutunlara, ba!n!n ustundeki muazzam ta kutlesine etkilenmek isteyerek
bakt!; ama içinde kendi etkilenme isteinden baka bir ey uyanmad!: Bir
bekleyi duygusu, belli belirsiz bir ne olacak merak!... T!pk! örulduu talar
gibi, caminin kendi varl!! kendine yeten, kapal!, koskocaman bir nesne olduunu
hissetti. Mekân ne bir yere ça!r!yordu insan!, ne de baka bir yere
gönderiyordu. Hiçbir ey, hiçbir eyin iareti olmad!! gibi, her ey her eyin
iareti de olabilirdi. Bir an mavi bir !!k görur gibi oldu, sonra guvercin
kanad!na benzeyen bir eyin acele vurular!n! duydu, ama hemen sonra her ey
yeni bir anlam bekleyen o eski sessiz durgunluuna döndu. O zaman eyan!n,
talar!n olmas! gerekenden 'ç!plak' olduunu duundu: Eyalar kendisini "bize
bir anlam ver!" diyerek ça!r!yorlard! sanki. Az sonra, f!s!ldaarak yuruyen iki
ihtiyar a!r a!r yakla!p mihrab!n hemen önune çökunce Galip nesnelerin
çar!s!n! da duymaz oldu.
Belki de bu yuzden, minareye ç!karken Galip'in içinde, ba!na yeni bir ey
geleceine ilikin bir beklenti yoktu hiç. Mimar, Belk!s Han!m'!n beklemeden
yukar! ç!kt!!n! söyleyince, Galip h!zla merdivenleri ç!kmaya balam!t!, ama
çok geçmeden, yureinin vurular!n! akaklar!nda hissedince duraklad!. Bacaklar!
ve kalçalar!nda bir ar! balay!nca oturdu. Basamaklar! ayd!nlatan ç!plak
183
ampullerden her birini geçince oturuyor, sonra gene ç!k!yordu. Yukarlarda bir
yerde, kad!n!n ayak seslerini duyunca h!zland!, ama çok sonra, ancak erefeye
ç!kt!! vakit yetiebildi ona. Kad!nla birlikte, sessizce, hiçbir ey konumadan
uzun uzun karanl!k içindeki stanbul'u, ehrin belli belirsiz !!klar!n!,
at!t!ran kar! seyrettiler.
Galip karanl!!n yava yava araland!!n! farkettiinde, ehrin kendisi, uzak
bir y!ld!z!n !!k almayan yuzu gibi daha uzun bir sure gecenin içinde kalacakm!
gibi görunuyordu. Daha sonra, souktan titrerken, baca dumanlar!na, cami
duvarlar!na, beton y!!nlar!na vuran !!!n ehrin d!!ndan deil, içinden
s!zd!!n! duundu. T!pk!, daha oluumunu tamamlamakta olan bir gezegenin yu-.
zeyi gibi, uzeri beton, ta, kiremit, ahap ve pleksiglas ve kubbeyle kapl!
inili ç!k!l! ehir parçac!klar!, sanki a!r a!r aralanacaklar ve karanl!!n
içinden esrarl! yeralt!n!n alev rengi ayd!nl!! s!za-cakt!, ama bu belirsizlik
saati de çok surmedi. Tek tek duvarlar, bacalar, damlar aras!ndan sigara ve
banka reklâmlar!n!n iri harfleri gözukmeye balay!nca hemen yan! balar!ndaki
hoparlörden sabah ezan!n! okuyan imam!n madeni sesini duydular.
Merdivenleri inerken Belk!s, Ruya'y! sordu. Galip kar!s!n!n evde kendisini
beklediini söyledi; ona bugun uç tane polisiye roman alm!t!; Ruya geceleri
polisiye roman okumay! severdi.
Belk!s yeniden Ruya'y! sorduunda kad!n!n kiiliksiz Murat'!-, na binmiler,
f!rça b!y!kl! mimar! her zaman geni, her zaman tenha Cihangir Caddesine
b!rakm!lar, Taksim'e ç!k!yorlard!. Galip Ruya'mn bir ite çal!mad!!n!,
polisiye romanlar okuduunu, arada bir okuduu romanlardan birini de a!r a!r
çevirdiini söyledi. Taksim Meydan!nda dönerken kad!n, Galip'e Ruya'mn bu
çevirileri nas!l yapt!!n! sordu. Galip "yava yava" yapt!!n! söyledi: Galip
sabahlan yaz!hanesine gidiyor, Ruya da kahvalt! ettikleri masay! toplay!p oraya
yerleiyordu, ama Ruya'y! o masada çal!!rken bir kere görmedii gibi hayâl de
edemiyordu. Baka bir soru uzerine Galip, bir uykudagezerin dalg!nl!!yla, baz!
sabahlar, Ruya yata!ndan kalkmadan önce evden ç!kt!!n! söyledi. Haftada bir
kere ortak teyzelerine, halalar!na akam yemeine gittiklerini söyledi, bazan,
akamlar! Konak Sinemas!na gittiklerini söyledi.
"Biliyorum," dedi Belk!s. "Sizi sinemada görurdum. Sen haya-
184
t!ndan memnun, lobideki resimlere bakarken, kolundan efkatle tuttuun kar!n!
balkona ç!kan kap!ya kalabal!kla birlikte götururken o, duvarlardaki afilerde
ve kalabal!!n içinde kendisine baka bir dunyan!n kap!lar!n! açacak bir yuzu
arard!. Senden çok uzakta bir yerde, yuzlerin gizli anlam!n! okuduunu
anlard!m."
Galip sustu.
"Be dakikal!k arada, sen hayat!ndan memnun iyi uslu bir koca gibi kar!n!
sevindirecek hindistan cevizli çikolatay! ya da buzlu pengueni almak için tahta
kutusunun alt!na parayla vuran sat!c!ya el ederken ve ceplerinde bozuk para
ararken, ben, sineman!n soluk !!klar! alt!nda perdedeki hal! supurgesi ya da
portakal s!kaca! reklâm!na mutsuzlukla bakan kar!n!n o reklâmlarda bile
kendisini baka bir ulkeye göturecek sihirli bir bildirinin izlerini arad!!n!
sezerdim."
Galip susuyordu.
"Geceyar!s!na doru insanlar, birbirlerinden çok, birbirlerinin pardesu ve
paltolar!na yaslanarak Konak Sinemas!ndan ç!karlarken, ben, sizin de kolkola
girip önunuze baka baka evinize yuruduunuzu görurdum."
"En sonunda," dedi Galip, belli belirsiz bir öfkeyle, "bir kere sinemada
görmusun bizi."
"Bir deil, on iki kere sinemada, altm! kereden fazla sokakta, uç kere
lokantada, alt! kere dukkânlarda gördum sizi. Eve dönduumde, t!pk! çocukluumda
yapt!!m gibi, yan!ndaki k!z!n Ruya deil, ben olduumu duunurdum."
Bir sessizlik oldu.
"Ortaokuldayken," diye devam etti kad!n, az önce sözunu ettii Konak Sinemas!n!n
önunden arabas!n! surerken, "teneffuslerde, saçlar!n! !slatarak arka ceplerinden
ç!kard!klar! tarakla tarayan ve anahtarl!klar!n! pantolonlarmdaki kemer
halkalar!na asan olanlar!n hikâyelerine o gulerken, ben, senin s!ran!n
uzerindeki kitaptan ba!n! kald!rmadan, gözucuyla seyrettiinin Ruya deil ben
olduumu duunurdum. K! sabahlar!, yan!nda sen olduun için yolun aç!k olup
olmad!!na bakmadan kar!dan kar!ya geçerken görduum o neeli k!z!n Ruya
deil, kendim olduunu duunurdum. Baz! Cumartesi öleden sonralar!, yan!n!zda
sizleri gulumseten bir amca, Taksim dolmular!na doru yuruduunuzu
185
görduumde, seninle birlikte Beyolu'na benim de göturulduumu hayal ederdim
ben."
"Ne kadar surdu bu oyun?" dedi Galip, araban!n radyosunu açarken.
"Oyun deildi," dedi kad!n, soka!n önunden hiç yavalamadan geçerken ekledi.
"Sizin sokaa sapm!yorum."
"Muzii hat!rlad!m," dedi Galip, kendi evinin soka!na uzak bir kentin
kartpostal!na bakar gibi bakarken. "Bunu Trini Lopez söylerdi."
Sokakta ve apartmanda Ruya'n!n eve dönduune ilikin hiçbir belirti yoktu. Galip
elleriyle bir ey yapmak isteyince radyonun istasyon dumesini çevirdi.
Terbiyeli ve efkatli bir erkek sesi ah!r-lar!m!zdaki tarla farelerinden
korunmak için al!nacak önlemlerden sözediyordu. "Hiç evlenmedin mi?" diye sordu
Galip, araba Nianta!'n!n arka sokaklar!na girerken.
"Dulum," dedi Belk!s. "Kocam öldu."
"Seni okuldan hiç hat!rlam!yorum," dedi Galip, nedensiz bir ac!mas!zl!kla. "Sana
benzeyen baka bir yuz geliyor akl!ma. Çok sevimli, utangaç bir Yahudi k!z!yd!,
Meri Tavai; babas! Vog çoraplar!n!n sahibiydi, y!lbalar!nda baz! olanlar
hattâ hocalar, ondan, uzerinde çorap giyen k!zlar!n görunduu Vog takvimlerinden
isterler, o da utana s!k!la getirirdi."
"Nihat'la evliliimizin ilk y!llar!nda mutluyduk," diye anlatt! kad!n bir
sessizlikten sonra. "nceydi, sessizdi, çok da sigara içerdi. Pazarlar!
gazeteleri kar!t!r!r, radyodan futbol maç!n! dinler, o s!ralarda eline
geçirdii bir flutu çalmaya çal!!rd!. Çok az içerdi, ama çou zaman en ac!kl!
sarholardan huzunluydu yuzu. Bir ara utana s!k!la ba!ndaki ar!lar!ndan
sözetti. Meer y!llard!r beyninin bir köesinde kocaman bir uru sab!rla
buyutuyormu. natç! ve sessiz çocuklar vard!r hani, avuçlar!n! s!k!p içine bir
ey saklarlar da, ne kadar urasan aç!p vermezler: Onlar gibi beynindeki uru
inatla korudu, en sonunda avucunu aç!p içindeki boncuu size verirken nas!l bir
an gulumser o veletler, beyin ameliyat!na girerken öyle memnun gulumsedi bana,
orada sessizce öldu."
Hâle Halalar!n evinden pek de uzak olmayan bir yerde, Ga-lip'in çok fazla
geçmedii, ama varl!!n! kendi soka! gibi bildii bir köede, d! görunuu ve
kap!s! ehrikalp Apartman!na a!rt!c!
derecede benzeyen bir apartmana girdiler.
"Ölumuyle benden bir tur intikam ald!!n! biliyordum," diye devam etti kad!n
eski asansördeyken. "Benim Ruya'n!n bir taklidi olduum kadar, kendisinin de,
senin bir taklidin olmas! gerektiini anlam!t!. Çunku konya! fazla kaç!rd!!m
baz! akamlar, kendimi tutamay!p ona, Ruya'dan ve senden uzun uzun söz de
ederdim."
Bir sessizlikten sonra eve girip, kendi evindekine benzer eyalar aras!na
oturunca Galip, özur diler gibi, "Nihat'! bizim s!n!ftan hat!rl!yorum," dedi
kayg!yla.
"Sana benzer miydi sence?"
Galip haf!zas!n!n derinliklerinden bir-iki sahneyi zorlanarak bulup ç!kard!:
Galip'le Nihat derse kat!lamayacaklar!n! bildiren veli imzal! 'mazeret
kâ!tlar!n!' ellerinde tutarken jimnastik hocas! taraf!ndan lapac!l!kla
suçlan!yorlar; Galip'le Nihat, s!cak bir bahar gunu le kokulu örenci kenefinin
musluklar!na a!zlar!n! dayayarak su içiyorlar: imand!, beceriksizdi, a!rd!,
yavat!, pek parlak da deildi. Galip butun iyiniyetine ramen iyi
hat!rlayamad!! benzerine yak!nl!k duyamad!.
"Evet," dedi Galip. "Nihat bana benzerdi biraz."
"Hiç benzemezdi," dedi Belk!s. Gözleri, Galip'in ona ilk dikkât ettii zamandaki
gibi tehlikeli bir !!kla parlad! bir an. "Hiç benzemediini biliyorum. Ama ayn!
s!n!ftayd!k. Bana senin Ru-ya'ya bakt!!n gibi bakt!rabilmitim onu. Öle
teneffuslerinde, ben Ruya ve öteki olanlarla birlikte Suti Muhallebicisi'nde
sigara içerken, onun kald!r!mdan, aralar!nda benim de olduumu bildii içerdeki
neeli kalabal!a kayg!yla bir gözatt!!n! görurdum. Akam!n erken bast!rd!!
ac!kl! sonbahar akamlar!nda, uzerine apartmanlar!n soluk !!klar! vuran ç!plak
aaçlara bakt!!mda, onun da bu aaçlara bakarak senin Ruya'y! duunduun gibi,
beni duuneceini bilirdim."
Kahvalt! sofras!na oturduklar!nda aç!k perdeler aras!ndan odaya parlak bir gune
!!! vuruyordu.
"nsan!n kendisi olmas!n!n ne kadar zor olduunu bilirim," dedi Belk!s, uzun
zamand!r hep ayn! hikâyeyi duunenler gibi birdenbire konuya girerek. "Ama, bunu
otuz ya!mdan sonra anlad!m. Ondan önce, sorun bana yaln!zca bir bakas! gibi
olabilme
186
187
ya da basit bir k!skançl!k gibi gözukuyordu. Geceyanlan s!rtustu uzand!!m
yata!mda uyuyamadan tavandaki gölgeleri seyrederken o bakas!n!n yerinde o
kadar çok olmak isterdim ki, derimin içinden, eldiveninden ç!kan bir el gibi
s!yr!l!p ç!kabileceime, sonra s!rf bu isteimin iddetiyle o bakas!n!n
derisine burunerek yeni bir hayata bal!yabileceime inan!rd!m. Bazan, bu öteki
insan! duunmekten, kendi hayat!m! onun hayat! gibi yaayamam aktan o kadar ac!
çekerdim ki, bir sinema koltuunda otururken ya da kalabal!k bir pazar yerinde
kendi dunyalar!na gömulmu insanlar! seyrederken gözlerimden yalar f!k!r!rd!."
Kad!n, k!zarmaktan sertlemi ince ekmek diliminin uzerinde yas!z b!ça!n! ya
surermi gibi dalg!n dalg!n gezdiriyordu.
"nsan!n niye kendi hayat!n! deil de, baka birinin hayat!n! yaamak istediini
onca y!ldan sonra da ç!karam!yorum," diye devam etti. "Hatta, niye u ya da bu
insan!n deil de, Ruya'n!n yerinde olmak istediimi de çok aç!kça söyleyemem.
Söyleyebileceim ey, uzun y!llar boyunca bunun gizli tutulmas! gereken bir
hastal!k olduuna inand!!md!r. Hastal!!mdan, bu hastal!a yakalanan ruhumdan,
bu hastal!! ta!maya mahkûm gövdemden utan!yordum. Hayat!m!n olmas! gereken
'as!l hayat'm bir taklidi olduunu, butun taklitler gibi utan!lmas! gereken,
ac!kl!, zavall! bir ey olduunu duunuyordum. O zamanlar, bu mutsuzluktan
kurtulabilmek için elimden yaln!zca 'asl!m!' daha çok taklit etmekten baka bir
ey gelmezdi. Bir ara, okul, mahalle ya da çevre deitirmeyi kurdum, ama
sizlerden uzaklaman!n, yaln!zca sizleri daha çok duunmekten baka sonuç
vermeyeceini de biliyordum. Yamurlu bir sonbahar gunu, öleden sonra, hiçbir
ey yapmak gelmeyince içimden, camlara vuran damlac!klara bakarak saatlerce bir
koltukta otururdum. Sizleri duunurdum; Ruya ile Galip'i. Elimdeki ipuçlar!na
bakarak Ruya ile Galip'in o anda ne yapt!!n! duunurdum, öyle ki, bir-iki saat
sonra karanl!k odadaki koltukta oturan kiinin ben deil Ruya olduuna inanas!m
gelir, bu korkunç duunceden muthi zevk de al!rd!m.
Kad!n arada bir mutfaktan çay ya da k!zarm! ekmek getirirken uzak bir tan!d!k
hakk!nda ho bir hikâye anlat!r gibi rahatça gulumseyebildii için, Galip
anlat!lanlar! huzursuzluk duymadan dinliyordu. «
188
1
"Kocam ölunceye kadar surdu bu hastal!k. Hâlâ da suruyor belki, ama art!k bir
hastal!k gibi yaam!yorum onu. nsan!n kendisi olabilmesinin bir yolu olmad!!na
kocam!n ölumunden sonraki yaln!zl!k ve pimanl!k gunlerinden sonra karar verdim.
O gunlerde ayn! hastal!!n bir baka çeidi olan youn bir pimanl!k duygusuyla,
y!llard!r Nihat'la yaad!!m eyleri, gene ayn! ekilde, ama bu sefer yaln!zca
kendim olarak yaayabilmek isteiyle yan!p tutuuyordum. Pimanl!!n da,
hayat!m!n geri kalan!n! berbat edeceini fark ettiim bir geceyar!s!, u garip
duunce geçti akl!mdan: Böylece hayat!m!n ilk yar!s!n! bir bakas! olmak
istediim için kendim olamadan, ikinci yar!s!n! da kendim olamad!!m y!llar için
piman olduum için bir bakas! olarak geçirecektim. O kadar gulunç geldi ki bu
duunce bana, geçmiim ve geleceim olarak görduum dehet ve mutsuzluk bir anda
herkesle paylat!!m ve uzerinde pek fazla durmak istemediim bir yazg!ya
dönuuverdi. Hiç kimsenin kendisi olamayaca!n! bir daha hiç unutulmayacak kesin
bir bilgi gibi örenmitim art!k. Bir otobus dura!nda kuyruk olmu kalabal!k
içinde kendi dertlerine gömulmu olarak görduum ihtiyar!n, hâlâ y!llar önce
yerinde olmak istedii baz! 'gerçek' kiilerin hayaletlerini içinde canl!
tuttuunu bilirdim. Bir k! sabah! parka çocuunu gunelendirmeye ç!karm! o
guçlu sal!kl! anan!n, çocuunu parka ç!karan bir baka anan!n suretinin kurban!
olduunu bilirdim. Sinemalardan dalg!n dalg!n ç!kan kederlilerin, kalabal!k
caddelerde, gurultulu kahvehanelerde k!p!r k!p!r k!p!rdanan mutsuzlar!n, yerine
geçmek istedikleri as!llar!n!n hayâletleriyle sabah akam huzursuz edildiklerini
bilirdim."
Kahvalt! sofras!nda sigaralar!n! içiyorlard!. Kad!n anlatt!kça, Galip odan!n
gittikçe artan s!cakl!!yla birlikte, kar! konulmaz bir uykunun, insan!n ancak
bir ruyada fark!na varabilecei bir suçsuzluk duygusu gibi a!r a!r butun
gövdesini sard!!n! hissetti. Kaloriferin yan!ba!ndaki bir divanda "biraz
kestirmek" için izin istediinde Belk!s ona "butun bunlarla ilikili" görduu
ehzadenin Hikâyesini anlatmaya balad!.
Evet, bir zamanlar, hayat!n en önemli sorununun insan!n kendisi olabilmesi ya da
olamamas! olduunu kefetmi bir ehzade yaam!t!, ama Galip hikâyenin
renklerini gözunun önune canland!rmaya balay!nca önce bir baka kiiye, sonra
uyuyakalan bir kiiye dönutuunu hissederek uyudu.
189
ON SEKZNC BÖLÜM APARTMAN KARANLII
"... bu eski kona!n manzaras!, bende, bir insan yuzu etkisi b!rak!rd!."
Nathaniel Hawthorne
Y!llar sonra, bir akamustu o binay! görmeye gittim. Öle saatlerinde ellerinde
çantalar!, pasakl! ve kravatl! lise örencilerinin ititii ve akamlan
ilerinden dönen kocalar!n ve bir elenceden ç!kan ev kad!nlar!n!n yuruduu
kald!r!mlardan, o her zaman kalabal!k sokaktan daha önceleri s!k, pek s!k
geçmitim, ama hiçbir zaman o binay!, bir zamanlar benim için çok ey ifade
etmi o apartman! y!llar sonra yeniden görmek için deil.
Bir k! akam!yd!. Hava erkenden kararm!, bacalardan ç!kan duman dar caddeye
sisli bir gece gibi inmiti. Binan!n yaln!zca iki kat!nda !!k yan!yordu: Geç
saatlere kadar çal!an iki i yerinde yanan soluk, ruhsuz lambalar. Apartman
cephesinin geri kalan! kapkaranl!kt!. Karanl!k dairelerin karanl!k perdeleri
çekilmiti; pencereler bir körun gözleri gibi bo ve korkutucuydu. Geçmile
k!yasland!!nda gördupm souk, tats!z ve sevimsiz bir göruntuydu. Bir zamanlar
burada kalabal!k bir ailenin, iç içe, kucak kucaa, gurultu pat!rt! içinde
yaad!!n! bile duunemiyordu insan.
Binaya gençlik gunahlar!n!n bir cezas! gibi sinen bu y!k!m ve çökuntuden zevk
ald!m. Bu gunahlardan hiçbir zaman pay!ma duen mutluluu alamad!!m için bu
duyguya kap!ld!!m!, y!k!mdan bir intikam tad! ald!!m! biliyordum, ama akl!mda
baka bir ey vard! o s!rada: "Sonralar! apartman aral!!na dönuen o kuyunun
saklad!! esrar ne oldu acaba, içindekilerle birlikte kuyu ne oldu?"
Apartman!n hemen yan!ba!ndaki kuyuyu duundum, bir zamanlar yaln!zca bende
deil, apartman katlar!n! dolduran guzel çocuklarda, k!zlarda, yetikinlerde
geceleri korkulu bir urperti uyand!ran o dipsiz kuyuyu. Bir masal kuyusu gibi
içinde yarasalar, zehirli y!lanlar, akrepler, fareler kayna!rd!. eyh Galip'in
Husn-u Ak'!nda anlatt!! ve Mevlâna'n!n Mesnevi'sinde hikâye ettii kuyunun
oras! olduunu bilirdim. Bazan içine sark!t!lan kovalar!n ipi kesilirdi, bazan
dipsizliin dibinde bir zebellâ olduunu söylerler-
190
di, apartman iriliinde bir zenci! Çocuklar siz yaklamay!n, derlerdi. Bir
keresinde kemerinden balanarak kuyudan içeri sark!t!lan kap!c!, karanl!k bir
zaman!n sonsuzluunda yapt!! yerçekimsiz yolculuktan cierlerini sonsuza kadar
karartan bir sigara ziftiyle ve gözlerinde yalarla geri dönmutu. Kuyu ba!nda
bekçilik eden zehirli çöl cad!s!n!n, kap!c!n!n ay yuzlu kar!s! k!l!!na
girdiini de bilirdim; kuyunun apartmanda yaayanlar!n haf!zalar!n!n
derinliklerinde yatan bir s!rla yak!ndan ilgili olduunu da. çlerindeki s!rdan,
sonsuza kadar geçmite kalamayacak bir gunahtan korkar gibi korkarlard!.
Sonunda* utançlar!n!n ustunu toprakla örten çaresiz hayvanlar gibi, içindeki
yarat!klar, an!lar ve esrarla birlikte kuyuyu unuttular. Bir sabah, anlams!z
insan yuzleriyle kaynaan gece rengi bir kâbustan uyand!!mda, kuyunun ustunun
örtulduunu gördum. O zaman, ayn! kâbusumsu duyguyla, kuyu denen yerde, imdi
tersine çevrilmi bir kuyunun yukseldiini korkuyla anlad!m. . Esrar! ve ölumu
pencerelerimize getiren bu yeni yerden yeni kelimelerle söz ediyorlard! art!k:
Apartman aral!!, apartman karanl!!...
Asl!nda, apartmanda yaayanlar!n tiksinti ve mutsuzlukla 'aral!k' ya da
'karanl!k' (dier stanbullular!n dedii gibi ayd!nl!k deil) demeye
balad!klar! yeni yer, kuyudan önce apartman aral!! da deildi, karanl!k da,
çunku apartman ilk yap!ld!!nda iki yan!nda bo arsalar vard!, sonralar! butun
soka! kirli bir duvar gibi kaplayan çirkin apartmanlardan biri deil. Yandaki
bo arsa, bir gun bir inaatç!ya sat!l!nca, apartman!n camiye ve tramvay yoluna,
k!z lisesine, Alâaddin'in dukkân!na ve bitiikteki kuyuya bakan mutfak
pencereleri, ince uzun ve içerlek koridorun pencereleri ve her katta baka
amaçlarla kullan!lan kuçuk odan!n (sand!k odas!, hizmetçi odas!, çocuun odas!,
fakir misafirin odas!, utu odas!, uzak akraba teyzenin odas!) pencereleri yanda
bitiik nizam yap!lan yuksek apartman!n uç metre uzaktaki yeni pencerelerine
bakmaya balad!. Böylece, pislikten renksizlemi beton duvarlar ve birbirlerine
kendilerini ve alt katlar! yans!tan pencereler aras!nda kuyu içinin sonsuzluunu
hat!rlatan !!ks!z, k!p!rt!s!z a!r bir hava olutu.
Kendi neesiz, a!r eski kokusunu k!sa zamanda oluturan bu boluu guvercinler
hemen kefettiler. nsan elinin erimedii ve
191
zamanla erimekten çekindii pencere önlerine, kendiliinden k!nlan
denizliklere, beton ç!k!nt!lar!na, yamur oluklar!n!n dirseklerine bitip
tukenmeyen pisliklerini y!arak kokular!na, huzurlar!na ve surekli artan
nufuslar!na uygun köeler yapt!lar. Yaln!zca meteorolojik felaketlerin deil,
baka baz! belirsiz kötuluklerin de habercisi say!lan kustah mart!lar da ara
s!ra kat!l!rd! onlara, geceya-r!larmda yolunu a!rarak dipsiz karanl!k kuyunun
kör pencerelerine çarpan kara kargalar da... Bas!k tavanl! ve havas!z kap!c!
dairesinin dar bir hucre giriini and!ran kuçuk demir kap!s!ndan (bir zindan
kap!s! gibi de g!c!rdard!) eilerek geçilen karanl!!n zemininde, bazan bu
kanatl! yarat!klar!n fareler taraf!ndan didik didik edilmi leleri bulunurdu.
Gubre bile demlemeyecek bir pislikle kapl! bu irenç zeminde baka eyler de
bulunurdu: Yamur oluklar!ndan ust katlara ç!kaîi farelerin çal!p aa!
att!klar! guvercin yumurtalar!n!n kabuklan, çiçekli masa örtulerinin ve uykulu
yatak çaraflar!n!n içinden nefti bolua dumu talihsiz çatallar ve b!çaklar,
çorap tekleri, toz bezleri, sigara izmaritleri, cam, ampul ve ayna k!r!klar!,
pasl! somya yaylar!, plastik kirpikli gözlerini umutsuzluk ve inatla hâlâ aç!p
kapayan kolsuz pembe bebekler, kuçuk parçalara ayr!larak dikkatle y!rt!lm! baz!
upheli dergi ve gazete sayfalan, patlak toplar, kirli çocuk donlar!,
parçalanm! korkutucu fotoraflar...
Arada bir, kap!c!, bir ucundan tiksintiyle tuttuu bu nesnelerden birini kimlii
tehis edilecek bir suçlu gibi kat kat dolat!r!rd!, ama apartmanda yaayanlar
öteki dunyan!n çamurundan beklenmedik bir gunde kap!lar!na geri dönen bu upheli
nesneleri sahip-lenmezlerdi: "Bizim deil," derlerdi. "Oraya m! dumu?"
Oras!, kaçmak isteyip de kaçamad!klar!, unutmak isteyip de unutamad!klar! bir
korku gibiydi; bula!c! ve çirkin bir hastal!ktan sözeder gibi sözederlerdi
oradan: Apartman aral!! dikkât edilmezse boluun yuttuu bu zavall! eyalar!n
talihsizliiyle kazayla içine kendilerinin de duebilecei bir çirkefti;
içlerine sinsice sokulmu bir kötuluk yuvas!yd!. Besbelli, durup durup
hastalanan çocuklar gazetelerde hakk!nda çok yaz!lan o mikroplar! buradan
al!yorlard!; erken yata sözunu ettikleri hortlak ve ölum korkusunu da. Evi kimi
zaman bu korkular gibi saran tuhaf kokular da pencere aral!klar!ndan içeri
buradan giriyordu; talihsizlik ve uursuzlu-
192
un da buradan s!zd!! hayâl edilebilirdi. Üstlerine boluun lacivert ve a!r
duman! gibi çöken felâket bulutlar! da (iflâslar, borçlanmalar, evden kaçan
babalar, aile içi aklar, boanmalar, ihanetler, k!skançl!klar, ölumler)
apartmandakilerin akl!nda karanl!!n tarihiyle yak!ndan ilikiliydi: Unutmak
istedikleri için haf!zalar!nda sayfalar! birbirine kar!an kitaplar gibi.
Ama ukur ki, böyle kitaplar!n yasak sayfalar!n! kar!t!r!p hazineler bulan
birileri ç!kan her zaman: Elektrik masraf! olmas!n diye lambas! yak!lmayan
koridorun karanl!!nda urperen çocuklar (Ah çocuklar!) s!k! s!k!ya çekilmi
perdelerin aras!na girip al!nlar!n! apartman aral!!n!n karanl!k pencerelerine
merakla dayarlard!; Dedenin kat!nda herkes için yemek piirdii zamanlar,
hizmetçi k!z, yemei sofraya koyduunu .flit kattakilere (yan apartmandaki-lere
de) ba!ra ba!ra duyurmak için aral!! kullan!r, en ust kata surgun edilmi
anayla oul bu yemeklere çar!lmad!klar! zamanlar, alt katlarda dönen dolaplar!,
pien yemekleri izlemek için aç!k tuttuklar! mutfak pencerelerinden arada bir
gözatarlard!; bir sa!r ve dilsiz, kimi geceler yal! annesine yakalanana kadar
karanl!!n pencerelerinden bakard!; yamurlu gunlerde kuçuk odas!nda su
oluklar!yla birlikte dertlenen hizmetçi k!z da oraya bakarak hayâl kurard!, daha
sonraki y!llarda çöken bir ailenin tutunamayaca-! katlara zaferle geri dönecek
olan bir delikanl! da.
Gördukleri hazinelere biz de geliiguzel bir gözatal!m: Sesleri iitilmeyen
k!zlar!n ve kad!nlar!n buulanm! mutfak camlar!nda soluklaan göruntuleri; lo
bir odada namaz k!lan hayâletimsi bir gölgenin a!r a!r dorulup kalkan s!rt!;
yorgan! aç!lmam! bir yata!n uzerinde, resimli bir derginin yan!nda dinlenen
yal! bir kad!n baca! (çok beklerseniz, bir elin derginin sayfalar!n!
çevireceini, baca! tembel tembel ka!yaca!n! da görursunuz); bir gun
apartmandakilerin ustunu örttukleri o esrar! kefetmek için dipsiz kuyunun
yan!ba!na zaferle geri dönmeye karar vermi bir delikanl!n!n souk pencere
camlar!na dayanm! aln!. (Ayn! delikanl! kar! camda yans!yan kendi göruntusunu
seyrederken bazan alt kar! kat!n penceresinde kendi gibi hayâle dalan sihirli
guzellikteki uvey annesini görurdu.) Bu göruntulerin karanl!kta sinmi guvercin
balar! ve gövdeleriyle çerçevelendiini, çevrenin koyu lacivert olduunu,
k!p!rdanan perdelerin, bir an yan!p sönen lambalar!n ve ayd!n-
193
hk odalar!n daha sonra ayn! göruntulere ve pencerelere dönecek mutsuz ve suçlu
haf!zalarda parlak turuncu bir iz b!rakt!!n! ekleyelim: Az ya!yoruz, az
göruyoruz, az biliyoruz; bari hayâl edelim. yi pazarlar, sevgili okuyucular.
194
ON DOKUZUNCU BOLUM
EHR ARETLER
"Bu saba/! uyand!!mda ayn! kii mivdim ben? Ayn! kii deilsem soray!m o zaman:
Kimim Attahak!na ben?"
Lewis Carroll
- Galip uyand!!nda kar!s!nda bambaka bir kad!n buldu. Bel-k!s elbisesini
deitirmi, uzerine Galip'e yabanc! bir yerde yabanc! bir kad!nla olduunu
hat!rlatan nefti bir etek giymiti. Yuzu ve saçlar! da bambakayd!. Saçlar!n!,
'Pekin'de 55 Gun' filminde Ava Gardner'in yapt!! gibi arkada toplam!,
dudaklar!n! da filmin Supertechnirama k!rm!z!s!yla boyam!t!. Galip kad!n!n bu
yeni yuzune bakarken, birden, insanlar!n uzun zamand!r kendisini aldatt!klar!n!
duundu.
Az sonra, Galip kad!n!n titizlikle bir ask!ya as!p dolaba kald!rd!! paltosunun
cebinden gazeteyi ç!karm!, ayn! titizlikle toplanm! kahvalt! masas!na
yaym!t!. Celâl'in köe yaz!s!n! yeniden okurken, yaz!n!n kenar!na daha önceden
ald!! notlar, alt!n! çizdii kelime ve heceler Galip'e saçma gözuktu. Yaz!n!n
içindeki s!rr! çözecek harflerin, iaretledikleri olmad!! o kadar aç!k bir
gerçekti ki, bir an Galip'e bu s!r yokmu gibi geldi: Sanki okuduu cumleler,
ayn! anda, hem kendilerini hem de baka eyleri gösteriyordu. Öyle ki, belleini
kaybettii için inan!lmaz kefini insanl!a du-yuramayan kahramana ilikin
Celâl'in Pazar yaz!s!ndaki her cumle, Galip'e herkesin anlad!! ve bildii baka
bir insanl!k durumuna ilikin baka bir hikâyenin cumleleri gibi gözuktu. Bu o
kadar aç!k, gerçekti ki, baz! harfleri, heceleri, kelimeleri seçip yaz!p yeniden
duzenlemeye gerek bile yoktu hiç. Yaz!n!n içindeki o 'gözukmeyen', 'gizli'
anlam! ç!karmak için yap!lmas! gereken ey, yaz!y! yaln!zca bu inançla okumakt!.
Gözu bir kelimeden ötekine s!çrarken, Ruya'yla Celâl'in gizlendii köenin yeri
ve anlam! kadar, Galip, hayat!n ve ehrin butun s!rlar!n! okuyaca!na
inan!yordu, ama ba!m yaz!dan her kald!r!!nda, kar!s!nda Belk!s'!n yeni yuzunu
her göruunde bu iyimserliini kaybediyordu. yimserliini kaybetmemek için bir
sure yaln!zca yaz!y! yeniden yeniden okumay! de-
195
nedi, ama kolayl!kla okuyup bulaca!na inand!! o gizli anlam! aç!k seçik
ç!karamad!. Hayat!n ve dunyan!n esrar!na ilikin bir bilgiye yaklat!!n!
mutlulukla hissediyor, ama bu s!rr!, arad!! eyi aç!k seçik duunup hecelemek
istedii zaman, gözunun önunde odan!n bir köesinden kendisini seyreden kad!n!n
yuzu beliriyor-du. Bir sure sonra, s!rra sezgi ve inançla deil, ak!lla
yaklaabileceine karar vererek, kalemle yaz!n!n kenar!na yeni notlar almaya,
bambaka hece ve kelimeleri iaretlemeye balad!. Kendini iine vermiti ki
Belk!s masaya yaklat!.
"Celâl Salik'in yaz!s!," dedi. "Amcan olduunu biliyordum. Yer alt!ndaki
mankeni, biliyor musun dun akam bana neden o kadar korkunç gözuktu?"
"Biliyorum," dedi Galip. "Ama amcam deil, amcam!n olu"
"Manken ona o kadar benzedii için," dedi Belk!s. "Size rastlar!m diye
Nianta!'na ç!kt!!m zamanlarda size deil, ayn! k!yafetle ona rastlard!m."
"Y!llar önceki yamurluu o onun," dedi Galip. "Eskiden çok giyerdi"
"Hâlâ giyip Nianta!'nda hayalet gibi geziniyor" dedi Belk!s. "Kenar!na ald!!n
notlar nedir öyle?"
"Yaz!yla ilgili deil," dedi Galip gazeteyi katlarken. "Kaybolan bir kutup
kâifine ilikin. Kaybolduu için onun yerine bir bakas! daha kayboluyor.
kinci kaybolan kiinin esrar!m derinletirdi-i birinci kaybolan ise, baka bir
adla, unutulmu bir ehirde yaamaya devam ediyormu, ama öldurulmu bir gun.
Öldurulen takma adl! bu kiinin..."
Galip hikâyesini bitirdiinde yeniden anlatmak zorunda kalaca!n! anlad!.
Yeniden anlat!rken, kendisini bu hikâyeyi yeniden yeniden anlatmak zorunda
b!rakan butun insanlara derin bir öfke duyuyordu. "Herkes art!k kendisi gibi
olsun ve kimsenin de hikâye anlatmasma gerek kalmas!n!" demek geliyordu içinden.
Hikâyeyi ikinci defa anlat!rken masadan kalkm!, katlad!! gazeteyi tekrar eski
paltosunun cebine koyuyordu.
"Gidiyor musun?" dedi Belk!s çekine çekine.
"Hikâyemi bitirmedim," dedi Galip öfkeyle.
Hikâyesini bitirirken Galip'e kad!n!n suratmda bir maske varm! gibi geliyordu.
Supertechnirama k!rm!z!s!yla az! boyanm! o
maskeyi kad!mn surat!ndan çekerse alt!ndan ç!kacak yuzun ustunde butun anlam
aç!k seçik okunacakt!, ama bu anlam!n ne olmas! gerektiini kestiremiyordu.
Sanki çocukluunda cans!k!nt!s!na g!rtla!na kadar gömulduu zamanlarda yapt!!
gibi, kendi kendine "Ne çin Var!z?" oyunu oynuyordu. Oyunu oynarken de,
çocukluunda yapt!! gibi baka bir eyle megul olup hikâyesini
anlatabiliyordu. Bir ara, CelâFin de hem hikâye anlatt!!, hem de ayn! anda
baka eyler duunebildii için kad!nlar!n ilgisini o kadar çok çektiini
duundu, ama Belk!s kendisine Celâl'den bir hikâye dinleyen bir kad!n gibi
deil, yuzundeki anlam! saklayamayan biri gibi bak!yordu imdi.
"Ruya hiç merak etmez mi seni?" dedi Belk!s. "Etmez," dedi Galip. "Kaç gece
geceyar!lar! eve döndum. Kay!p siyasiler, takma adla borç senedi duzenleyen
sahtekârlar yuzunden; kiray! ödemeden yok olan esrarengiz kirac!lar, sahte
kimlikle ikinci evliliini yapan mutsuzlar yuzunden kaç kere sabahlara kadar ben
de kayboldum."
"Ama vakit öleyi geçti," dedi Belk!s. "Seni evde bekleyen Ruya ben olsam, bir
an önce telefon etmeni isterdim." "Telefon etmek istemiyorum."
"Seni bekleyen ben olsayd!m meraktan yataa duerdim," diye devam ediyordu
Belk!s. "Gözum pencerede, kula!m telefonda olurdu. Benim mutsuzluumu ve
merak!m! bile bile aramad!!n! duunerek daha da mutsuz olurdum. Hadi, telefon
et ona. Burada olduunu söyle, benim yan!mda olduunu söyle."
Kad!n ahizeyi bir oyuncak gibi yan!na getirince, Galip eve telefon etti. Kimse
cevap vermedi. "Kimse yok."
"Nerededir?" dedi kad!n meraktan çok bir oyun duygusuyla. "Bilmiyorum," dedi
Galip.
Paltosunun cebinden gazeteyi ç!kard!, yeniden masaya dönup Celâl'in yaz!s!n!
okumaya balad!. Yaz!y! yeniden yeniden o kadar uzun bir sure okudu ki,
kelimeler anlamlar!n! kaybedip yaln!zca harflerden yap!lm! baz! ekillere
dönutuler. Daha sonra, Galip, bu yaz!y! kendisinin de yazabileceini, Celâl
gibi yaz! yazabileceini duundu. Çok geçmeden, dolaptan paltosunu ç!kar!p
giydi, gazeteyi dikkâtle katlay!p, köe yaz!s!n! y!rt!p cebine koydu.
196
197
"Gidiyor musun?" dedi Belk!s. "Gitme."
Çok sonra bulabildii bir taksinin pencerelerinden bu tamd!k arka sokaa son
defa bakarken Galip, gitmemesi için !srar eden Belk!s'!n surat!n! unutamamaktan
korkuyordu; kad!n akl!nda baka bir yuzle, baka bir hikâyeyle yer etsin
istiyordu. Ruya'nm okuduu polisiye romanlardaki gibi oföre, "Filanca caddeye
çek!" demek gelmiti içinden, ama yaln!zca Galata köprusune gideceini söyledi.
Yuruyerek köpruyu geçerken pazar kalabal!!n!n içinde y!llard!r arad!! ve
arad!!n!n imdi fark!na vard!! bir s!rr! hemen çözu-verecekmi duygusuna
kap!ld!. Bir ruyada olduu gibi derinden derine bu beklentinin bir yan!lsama
olduunu seziyor, ama gene de birbirleriyle çelien bu iki gerçek Galip'i hiç de
rahats!z etmeden kafas!n!n içinde k!p!rdan!yordu. Çar! iznine ç!km! erler,
bal!k avlayanlar, vapura yetimek için acele acele yuruyen çocuklu aileler
göruyordu. Hepsi Galip'in çözmekte olduu bu s!rr!n içinde ya!yorlard!, ama
farkmda deillerdi. Az sonra, Galip bu s!rr! çözunce kuca!nda çocuuyla bir
pazar ziyaretine giden u babayla lastik ayakkab!l! olu, otobusun içindeki
baörtulu ana k!z, hayatlar!n! y!llard!r derinden derine belirleyen bu gerçein
fark!na varacaklard!.
Köprunun uzerinde, Marmara taraf!ndaki kald!r!mdayd!, insanlar!n uzerine uzerine
yurumeye balad!: Suratlar!ndaki o kaybolup gitmi, y!llanm!, tukenmi ifade,
sanki böylece, bir an ayd!nlan!yordu. Üzerlerine uzerlerine gelen kiinin kim
olduuna öyle bir bakarlarken, Galip de onlar!n gözlerinin, yuzlerinin içine
bak!yor ve s!rr! orada okuyordu sanki.
Çounun paltolar! ceketleri eskiydi, eski ve soluk. Yururlerken bast!klar!
kald!r!m kadar butun dunyay! da olaan kar!l!yorlard!, ama iyice yerlemi
deildiler bu dunyaya. Dalg!nd!lar, ama biraz k!k!rt!l!nca belleklerinin
derinliklerinden kendilerini geçmite kalm! derin bir anlama balayan bir
merak, bir an suratlar!n!n maskelemi ifadesi içinde beliriyordu. "Onlar!
huzursuz etmek isterdim!" diye duumlu Galip. "Onlara ehzadenin hikâyesini
anlatabilmek isterdim!" Akl!na gelen bu hikâye yepyeniydi imdi, hikâyeyi
yaad!!n!, hat!rlad!!n! hissediyordu.
Köpruden geçenlerin çounun ellerinde plastik torbalar var-
198
di. çlerinden keseka!tlar!, maden ya da plastik parçac!klar!, gazeteler,
paketler f!k!ran torbalara ilk defa göruyormu gibi bakarken uzerlerindeki
yaz!lar! dikkâtle okudu: Bir anda torbalar!n uzerindeki kelimelerin, harflerin
'öteki gerçei', 'as!l gerçei' gösterecek iaretler olduunu hissettii için
umutland!. Ama yan!ndan geçen her yuzun anlam!n!n da bir anl!k bir parlakl!ktan
sonra sönu-vermesi gibi, plastik torbalar!n uzerindeki kelimeler ve heceler de
bir an yeni bir anlamla !!d!ktan sonra teker teker kayboluyorlar-d!. Galip gene
de uzun bir sure onlar! okudu: "Muhallebicisi... Ataköy... Turksan...
Yemileri... saatidir... Saraylar!..."
Bal!k tutan bir ihtiyar!n torbas!nda harf deil, yaln!zca bir leylek resmi
görunce kelimeler kadar torbalar!n uzerindeki resimlerin de okunabileceini
duundu. Bir torbada dunyaya umutla bakan neeli bir anne babayla biri k!z biri
erkek iki çocuun yuzlerini gördu, bir baka torbada iki bal!k vard!, ayakkab!
resimleri, Turkiye haritalar!, bina siluetleri, sigara paketleri, kara kediler,
horozlar, at nallar!, minareler, baklavalar, aaçlar gördu torbalar!n uzerinde.
Besbelli, hepsi bir esrar!n iaretleriydiler, ama hangi esrar!n? Yeni Caminin
önunde guvercinler için ku yemi satan yal! kad!n!n yan!ndaki torbada bir
bayku resmi gördu. Bu baykuun Ruya'n!n okuduu polisiye romanlar!n uzerindeki
baykuun kendisi ya da kurnazca gizlenen bir kardei olduunu anlad!!nda, Ga-
Kp, her eyi gizli gizli duzenleyen bir 'el'in varl!!n! aç!k seçik hissetti.
te, ortaya ç!kar!lmas!, deifre edilmesi gereken bu 'el'in oyunlar!yd!, o
gizli anlamd!, ama kendisi hariç kimse metelik vermiyordu bu anlama. Üstelik
g!rtlaklar!na kadar bu anlama, kaybettikleri bir s!rra gömulmu olmalar!na
ramen!
Galip, baykuu yak!ndan inceleyebilmek için cad!ya benzeyen kad!ndan bir tabak
dolusu dar! al!p guvercinlere att!. Bir anda yemin çevresinde gurleyerek kapanan
bir emsiye gibi kara ve çirkin guvercin y!!n! toplat!. Plastik torban!n
uzerindeki bayku, Ruya'n!n okuduu polisiye kitaplardaki baykuun ta
kendisiydi! Galip kuçuk k!zlar!n!n kulara yem atmas!n! gurur ve mutlulukla
seyreden bir anneyle babaya, bu baykuun, bu aç!k gerçein, öbur iaretlerin,
herhangi bir iaretin, hiçbir eyin fark!na varmad!klar! için öfke duydu.
çlerinde bir kuku k!r!nt!s!, belli belirsiz bir sezgi bile yoktu.
Unutmulard!. Kendisini evde beklerken Ruya'n!n
199
okuduunu kurduu polisiye roman!n kahraman!n!n kendisi olduunu duledi.
Çözulmesi gereken duum, kendisiyle, her eyi o çok gizli anlama iaret edecek
bir ekilde ustal!kla duzenleyip gene de kendisi sakl! kalmay! baaran o gizli
el aras!ndayd!.
Plastik torbalar!n uzerlerindeki kelimeler, harfler, resimler kadar, onlar!n
anlatt!klar!, resmettikleri eylerin de birer iaret olduuna karar vermesi için
Suleymaniye Camiinin yak!n!ndayken, bu caminin kuçuk boncuklarla yap!lm!
çerçeveli bir resmini ta!yan bir ç!rak görmesi yetti. Resmin c!rtlak renkleri
camiden daha gerçekti. Yaln!z yaz!lar, suratlar, resimler deil butun nesneler
gizli 'el'in oynad!! oyunun talar!yd!lar. Bunu anlar anlamaz, karmakar!!k
sokaklar!nda yuruduu Zindan Kap! mahallesinin ad!n!n da kimsenin farkedemedii
özel bir anlam! olduuna karar verdi: Bir bulmacan!n sonuna varan sab!rl! oyuncu
gibi her eyin art!k kolayca yerli yerine yerlemek uzere olduunu hissediyordu.
Mahallenin derme çatma dukkânlar!nda, eri buru kald!r!mlar!nda görduu bahçe
makaslar!n!n, y!ld!zl! tornavidalar!n, park edilmez iaretlerinin, salça
tenekelerinin, ucuz lokanta duvar!ndaki takvimlerin, uzerine pleksigias harfler
as!lm! bir Bizans kemerinin, kapal! kepenglere tak!l! a!r kilitlerin de bu
gizli anlam!n iaretleri olduunu seziyordu. sterse, t!pk! insan yuzlerini okur
gibi bu nesneleri, iaretleri okuyabileceini hissediyordu. Böylece kerpetenin
'dikkâtin', bir kavanozdaki zeytinlerin 'sabr!n', bir araba lastii ilan!ndaki
mutlu oförun de 'hedefe yaklaman!n' iaretleri olduunu anlayarak sab!r ve
dikkatle hedefine yaklat!!na karar verdi. Ama çevresi, sökulmesi çok daha
çetin iaretlerle doluydu: Telefon kablolar!, bir sunnetçi ilan!, trafik
iaretleri, çama!r sabunu paketleri, kulpsuz kurekler, okunamayan siyasal
sloganlar, buz parçalan, elektrik numaralar!, iaret oklar!, yaz!s!z kâ!t
parçalar!... Belki az sonra anla!lacak gibiydi, ama karmakar!!kt!, yorucuydu,
gurultuluydu her ey. Oysa Ruya'n!n okuduu polisiye romanlar!n kahramanlar!,
yazarlar!n!n onlara sunduu s!n!rl! say!daki ipucuyla çevrilmi rahat ve huzurlu
bir dunyada ya!yorlard!.
Gene de ama Ahi Çelebi Camii anla!labilir bir hikâyenin iareti, bir teselli
oldu: Y!llar önce Celâl, bir ruyada kendisini bu kuçuk camide Muhammet ve baz!
evliyalarla birlikte görduunu yazm!t!. Ruyas!n! yordurmak için gittii
Kas!mpaa'daki bir yorum-
200
cu, ona, hayat!n!n sonuna kadar yaz! yazaca!n! söylemiti. O kadar çok yaz!p
hayâl kuracakt! ki, hiç evinden ç!kmasa bile ömrunun sonunda butun hayat!n! uzun
bir yolculuk olarak hat!rlayacakt!. Galip, bu yaz!n!n unlu bir Evliya Çelebi
parças!n!n uyarlamas! olduunu çok sonra anlam!t!.
Halin önunden geçerken, "Böylece," diye duundu Galip, "birinci okuyuumda bir
anlama, ikinci okuyuumda bambaka bir anlama geliyordu hikâye". Üçuncu dörduncu
okuyularda da Ce-lâl'in köe yaz!s!n!n daha baka anlamlar! olaca!ndan kukusu
yoktu hiç: Celâl'in bu hikâyeleri her seferinde baka bir eye iaret de etseler
t!pk! çocuk dergilerindeki bulmacalar gibi, Galip'e birbirine aç!lan kap!lardan
geçe geçe bir hedefe yaklat!! duygusunu veriyorlard!. Galip, meyve sebze
halinin karmakar!!k sokaklar!nda dalg!n dalg!n yururken bir an önce Celâl'in
butun yaz!lar!n! yeniden okuyabilecei bir yerde olmak istedi.
Halden ç!kt!!nda bir eskici gördu: Bo bir kald!r!ma geni. bir çaraf sermi,
uzerine sebze halinin inan!lmaz uultusu ve kokusundan hiçbir sonuca ulaamadan
ak!nl!kla ç!kan Galip'i buyuleyen bir dizi nesne sermiti: iki tane boru
dirsei, eski plâklar, bir çift kara ayakkab!, bir lamba altl!!, k!r!k bir
kerpeten, kara bir telefon, iki tane somya yay!, sedef bir sigara a!zl!!,
durmu bir duvar saati, beyaz Rus banknotlar!, pirinç bir musluk, s!rt! oklu bir
Yunan tanr!ças!n! -Diana?- canland!ran bir biblo, bo bir çerçeve, eski bir
radyo, iki kap! tokma!, bir ekerlik.
Hepsini tek tek kelimeleri telâffuz ederek adland!rd!, hepsini dikkâtle seyretti
Galip. Nesneleri buyuleyici k!lan eyin asl!nda kendileri deil sergileni
ekilleri olduunu hissetti. Her sokak eskicisinin sergisinde görulebilecek bu
eyalar! ihtiyar eskici, çaraf!n uzerine buyuk bir dama tahtas!na yerletirir
gibi dörderden dört s!raya dizmiti. S!n!rl! say!daki kareli dama tahtas!ndaki
talar gibi, eyalar!n aralar!nda ölçulu bir uzakl!k vard!, birbirlerine
deiniyorlard!, ama durular!ndaki bu kesinlik ve basitlik, rastlant!sal deil
sanki niyet edilmi bir eydi. Öyle ki, Galip'in akl!na hemen yabanc! dil
öreten kitaplar!n kelime testi sayfas! geldi: O sayfalarda da böyle yan yana
dizilmi on alt! eyan!n resmini görur sonra örendii yeni dilin kelimeleriyle
bu eyalar! adland!r!rd!. Ayn! heyecanla: "Boru, plak, telefon, ayakkab!,
kerpeten..." de-
201
mek geliyordu Galip'in içinden.
Ama korkutucu olan ey, nesnelerin bir de baka bir anlama iaret ettiklerini
Galip'in aç!k seçik hissetmesiydi. Pirinç muslua bakarken, bunun 'sözluk
egzersizi'nde olduu gibi, bir pirinç musluu gösterdiini san!yor, ama sonra,
musluun baka bir eye daha da iaret ettiini heyecanla seziyordu. Çaraf!n
uzerindeki kara telefon, yabanc! dil kitab!n!n sayfas!ndaki telefon resmi gibi
telefon kavram!na, fie tak!l!p kadran! çevrilirse bizi baka kiilerin sesine
ulat!racak o bilinen araca iaret ettii kadar, Galip'in heyecanla tuylerini
urperten bir baka anlam! da gösteriyordu.
kinci anlamlar!n esrarl! dunyas!na nas!l girebilir, esrar! nas!l
kefedebilirdi? Bu âlemin eiinde olduunu mutlulukla hissediyor, ama içeri
giren ad!m! atam!yordu bir turlu. Ruya'nm okuduu polisiye romanlar!n sonunda
duum çözulduu zaman, örtulerin alt!ndaki ikinci âlem ayd!nlan!r, ama ayn! anda
bu sefer birinci dunya ilgisizliin karanl!!na burunurdu. Geceyar!s! az!
Alâad-din'in dukkân!ndan ald!! leblebilerle doluyken Ruya, "Katil hakarete
urad!! için intikam alan emekli albaym!!" dediinde, Galip, ngiliz uaklar,
çakmaklar, yemek masalar!, porselen fincanlar ve tabancalarla kaynaan kitab!n
butun ayr!nt!lar!n! kar!s!n!n unuttuunu, yaln!zca bu eyalar!n ve kiilerin
iaret ettii yeni ve gizli bir anlam!n dunyas!n! akl!nda tutaca!n! anlard!.
Ama, kötu çevrilmi o kitaplar!n sonunda, dedektifle birlikte Ruya'y! da yeni
bir dunyaya sokan eyalar, imdi Galip'e yaln!zca bu yeni dunyan!n umudunu
vermekle yetiniyorlard!. Galip bu s!rra ulaabilmek için esrarl! nesneleri
çaraf!n uzerine dizen eskicinin surat!na dikkâtle bakt!, sanki anlam! ihtiyar!n
yuzunde okuyacakt!.
"Telefon kaç para?"
"Al!c! m!s!n?" dedi eskici, bir pazarl!!n kap!s!n! açmak için dikkâtle.
Bu beklenmedik kimlik sorusu Galip'e a!rt!c! geldi. "te onlar da beni baka
eylerin iareti olarak göruyorlar!" diye duundu bir an. Ama içine girmek
istediini dunya bu dunya deil, Celâl'in y!llar!n! vererek kurduu baka bir
dunyayd!. Y!llarca köe yaz!lar!nda nesneleri bir bir adland!rarak, hikâyeler
anlatarak Celâl'in, içine gizlendii bu dunyan!n duvarlar!n! örduunu ve
anahtar!n! gizlediini hissetti. Eskicinin pazarl!k heyecan!yla bir an parlayan
202
yuzu gene eski durgunluuna dönmutu.
"Bu neye yarar?" dedi Galip, kuçuk ve basit lamba altl!!n! göstererek.
"Masa aya!," dedi eskici, "ama perde kornilerinin ucuna da tak!yorlar. Kap!
kulpu da olur."
Ataturk köprusune ç!kt!!nda, "Art!k yaln!zca yuzlere bakaca!m," diye duundu
Galip. Köpruden gelip geçen her yuzun bir an parlayan ifadesi çeviri resimli
romanlar!n buyuyen soru iaretleri gibi, bir an akl!n!n içinde geniliyor,
sonra, kaybolan yuzle birlikte, soru da, arkas!nda kuçuk bir iz b!rakarak
yokoluyordu. Bir ara köpruden gözuken ehir manzaras!yla yuzlerin akl!nda
biriktirdii anlam aras!nda bir iliki kurar gibi olduysa da, yan!lt!c!yd! bu.
ehrin eskiliini, talihsizliini, yitip gitmi ihtiam!n!, huznunu ve ac!k-
l!l!!n! vatandalar!n!n yuzunde de görmek mumkundu belki, ama bu özel olarak
duzenlenmi bir s!rr!n deil, payla!lan bir yenilginin, bir tarihin ve suç
ortakl!!n!n belirtisiydi. Römorkörlerin arkalar!nda b!rakt!klar! köpuklu suda
Halic'in souk ve kuruni mavisi korkutucu bir kahverengiye dönuuyordu.
Tunel arkalar!nda bir ara sokaktaki bir kahveye girdiinde Galip yetmi uç yeni
surat görmutu. Bir masaya oturdu, görduklerinden memnundu. Ç!raktan çay!n!
istedikten sonra al!kanl!kla paltosunun cebinden gazeteyi ç!kar!p Celâl'in
yaz!s!n! yeniden yeniden okumaya balad!. Kelimeler, cumleler ve harfler hiç de
yeni deillerdi art!k, ama Galip onlar! okurken daha önce akl!na hiç gelmemi
baz! duuncelerinin doruland!!n! hissediyordu: Bu duunceler Celâl'in
yaz!s!ndan ç!km!yordu, kendi duunceleriydiler, ama Celâl'in yaz!s! tuhaf bir
ekilde onlar! içeriyordu. Kendi duunceleriyle Celâl'in duunceleri aras!ndaki
bu koutluu hissettii zaman, Galip, çocukluunda yerinde olmak istedii bir
kiiyi iyice taklit edebildiine karar verdii zamanlardaki gibi, bir iç huzuru
duydu.
Masan!n uzerinde, koni eklinde k!vr!lm! bir kâ!t parças! vard!. Yan!ndaki ay
çekirdei kabuklar!ndan, bir seyyar sat!c!n!n Galip'ten önce masada oturanlara
bu koninin içinde ayçekirdei satt!! anla!l!yordu. Galip kâ!d!n bir okul
defterinden kopart!lm! olduunu kenarlar!ndan anlad!. Öteki taraf!ndaki özenli
bir çocuk yaz!s!n! okudu: "6 Kas!m 1972. Ünite 12. Ödev: Evimiz,
203
bahçemiz. Evimizin bahçesinde dört tane aaç var. Bunlar 2 tane kavak aac!, bir
tane buyuk söut bir tane kuçuk söut aac!. Bahçemizin duvarlar!n! babam
talardan ve telle ördu. Ev insanlar! k!!n souktan, yaz!n s!caktan koruyan
bar!nakt!r. Ev bizi kötuluklerden korur. Evimizin 1 kap!s!, 6 penceresi, 2
bacas! var." Yaz!n!n alt!nda kurukalemle boyal! resimde Galip bahçe içindeki
evi, aaçlar! gördu. Kiremitler önce tek tek çizilmi, sonra sab!rs!zl!kla
k!rm!z!ya karalanm!t!. Galip resimdeki kap!, pencere, aaç ve baca say!s!n!n
yaz!dakileri dorulad!!n! görunce içindeki huzurun buyuduunu hissetti.
Bu huzurla, kâ!d!n bo yuzunu çevirip h!zl! h!zl! yazmaya balad!. Çizgiler
aras!na yazd!! kelimelerin, t!pk! çocuun yazd!! kelimeler gibi gerçekten
varolan baz! olgulara iaret ettiinden bir kukusu yoktu hiç. Sanki, uzun
y!llard!r dilini ve kelimelerini kaybetmiti de, bu,ödev sayfas! yuzunden onlar!
yeniden buluyordu. Kuçuk harflerle yazd!! ipuçlar!n! alt alta dizerek sayfan!n
dibine geldiinde, "Her ey bu kadar basitmi!" diye duundu Galip. "Celâl'in
benim gibi duunduunden emin olmam için, daha çok yuz görmem gerek!" diye
duundu.
Kahvedekilerin yuzlerini seyrederek çay!n! içtikten sonra souk sokaa yeniden
ç!kt!. Galatasaray Lisesinin arkas!ndaki sokaklar!n birinde, kendi kendine
konuarak yuruyen baörtulu yal! bir kad!n gördu. Bir bakkal!n yar! aç!k
kepenginin alt!ndan eilerek ç!kan k!z çocuunun yuzunden, butun hayatlar!n
birbirine benzediini okudu. Buzda kayan lastik ayakkab!lar!na baka baka yuruyen
soluk elbiseli genç k!z!n yuzunde telâ!n ne olduunu bildii yaz!l!yd!.
Galip yeniden bir kahveye girip oturduktan sonra, cebinden ev ödevini ç!kar!p.
Celâl'in köe yaz!s!n! okur gibi h!zl! h!zl! okumaya balad!. Yaz!lar!n! okuya
okuya Celâl'in haf!zas!n! edinirse Celâl'in nerede olduunu bulabileceini çok
iyi biliyordu art!k. Demek ki, bu haf!zay! edinmek için önce Celâl'in butun
yaz!lar!n!n sakland!! yeri bulmas! gerekiyordu. Yeniden yeniden okuduu ev
ödevinden Galip bu muzenin bir 'ev' olmas! gerektiini çoktan anlam!t!: "Bizi
kötuluklerden koruyacak bir yer." Ev ödevini okudukça nesneleri pervas!zca
adland!rabilen bir çocuun safl!!n! öyle duydu ki içinde, Ruya ile Celâl'in
kendisini bekledikleri bu
204
yerin neresi olduunu hemen söyleyivereceini sand!. Kahve masas!nda otururken
bu heyecana her kap!l!!nda, ev ödevinin arkas!na yeni ipuçlar! yazmaktan
fazlas! da elinden gelmiyordu.
Yeniden sokaa ç!kt!!nda Galip bu ipuçlar!n!n baz!lar!n! elemi, baz!lar!n! öne
ç!karm!t!: ehir d!!nda olamazlard!, çunku Celâl stanbul'dan baka bir yerde
yaayamazd!. Anadolu yakas!nda olamazd!, çunku oras!n!n yeterince 'tarihi'
olmad!!n! söylerdi. Ruya ile Celâl birlikte bir arkadalar!n!n evine de
s!!namazlard!, çunku yoktu böyle arkadalar!. Ruya da bir arkada!n!n evinde
olamazd!, çunku öyle bir yere Celâl' le gidemezdi. Otel odalar!nda, an!lardan
yoksun olduklar! ve karde de olsalar biri kad!n biri erkek iki kii uphe
çekecei için kalamazlard!.
Bundan sonraki kahveye oturduunda, en az!ndan yönunun doru olduundan emindi.
Beyolu'nun arkalar!ndan Taksim'e doru yuruyordu. Nianta!'na, ili'ye, kendi
geçmiinin ta kalbine doru. Celâl'in, bir yaz!s!nda stanbul sokaklar!ndaki
atlardan uzun uzun sözettiini hat!rlad!. Duvara as!lm! bir resimde Celâl'in
hakk!nda uzun uzun konutuu rahmetli bir gureçiyi gördu. Resim siyah beyazd!,
eski Hayat dergilerinin bir çok manav!n, berberin ve terzinin duvarlar!n!
renklendiren orta sayfas!ndan ç!kart!l!p çerçevelenmiti. Ellerini beline
koyarak alçakgönullulukle gulumseyen Olimpiyat madalyal! gureçinin fotoraftaki
ifadesine bakarken, Galip, adam!n bir trafik kazas!nda ölduunu hat!rlad!.
Böylece, on yedi y!l önceki bu trafik kazas!yla gureçinin yuzundeki
alçakgönullu anlat!m, daha önceleri s!k s!k olduu gibi akl!nda ust uste oturup
birleti ve Galip ister istemez bu trafik kazas!n!n bir iaret olduunu duundu.
Olgular! ve hayalleri birbirleriyle birletirip bambaka hikâyelerin iaretleri
yapacak bu turden rastlant! anlar!na gerek vard! demek ki. Kahveden ç!k!p arka
sokaklar!n birinden Taksim'e doru yururken "sözgelimi," diye duundu Galip,
"Hasm!n Galip Soka!n!n dar kald!r!m!na yanam! u araban!n ihtiyar ve yorgun
at!na bakarken, babaannemin bana okuma yazma örettii gunlerde Alfabe'de
görduum o iri at!n an!s!na bavurmak gereini duyuyorum. Alt!nda 'At' olduu
yaz!l! o iri alfabe at! ise, bana o y!llarda Tevikiye Caddesindeki apartman!n
en ust kat!nda tek ba!na oturan Celâl ve Celâl'in kendine an!lar!na uygun
olarak döedii o
205
apartman kat!n! hat!rlat!yor. Daha sonra ise, bu katm Celâl'in benim hayat!mda
tuttuu yerin bir iareti olabileceini de duunuyorum."
Ama Celâl o kat! boaltal! y!llar olmutu. Galip iaretleri yanl! da
yorumlayabileceini duunerek duraklad!. Sezgilerinin kendisini
yan!ltabileceine inanmaya balarsa ehirde kaybolaca!ndan kukusu yoktu hiç:
Hikâyelerdi kendisini ayakta tutan, bir körun elyordam!yla bulup tan!d!!
nesneler gibi sezgileriyle bulup ç!kad!-! hikâyeler. Üç gundur ehirde
yuzeylere burnunu surte surte dola!rken iaretlerden bir hikâye kurabildii
için ayakta kalabilmiti. Çevresindeki dunyan!n ve insanlar!n da hikâyeler
yuzunden ayakta durabildiinden hiç kukusu yoktu.
Yeni bir kahveye girip oturduunda Galip ayn! iyimserlikle 'kendi durumunu'
gözden geçirebildi. puçlar!n! s!ralayan kelimeler, kâ!d!n arkas!ndaki ev
ödevinin kelimeleri gibi basit ve anla!l!r gözuktu. Kahvenin uzak bir
köesindeki siyah beyaz televizyon, karl! bir sahada futbol oynayanlar!
gösteriyordu. Oyun sahas!n!n kömurle çizilmi çizgileriyle, çamura bulanm!
futbol topu siyaht!. Ç!plak masalar!n uzerinde kâ!t oynayanlar d!!nda herkes
bu kara futbol topuna bak!yordu.
Galip kahveden ç!kt!!nda arad!! s!rr!n bu siyah beyaz futbol maç! gibi yal!n
olduunu duundu. Yap!lmas! gereken ey göruntulere ve yuzlere baka baka
ad!mlar!n!n kendisini göturecei yere yurumekti. stanbul kahveyle doluydu; her
iki yuz metrede bir kahveye girerek insan butun ehri batan aa!
yuruyebilirdi.
Taksim yak!nlar!nda birdenbire kendini boalan bir sineman!n kalabal!! içinde
buldu. Dalg!n dalg!n önlerine bakarak, elleri ceplerinde ya da kolkola yuruyerek
merdivenlerden sokaa ç!kan insanlar!n yuzleri öyle bir anlamla yukluydu ki,
Galip içinde yaad!! kendi kâbusumsu hikâyesinin bile önemli olmad!!n!
duundu. Sinemadan ç!kan^ kalabal!!n yuzunde bir hikâyeye g!rtlaklar!na kadar
gömulebildikleri için kendi mutsuzluklar!n! unutan insanlar!n huzuru vard!. Hem
burada, bu sefil sokaktayd!lar, hem de orada, içinde olmay! hemen
isteyiverdikleri o hikâyenin içinde. Çok daha önceden yenilgi ve ac!larla
boalt!lm! bellekleri, imdi, butun huznu ve hat!ray! yat!t!ran derin bir
hikâyeyle doldurulmutu: "Baka biri olduklar!na inanabiliyorlar!" diye duundu
Galip
206
özlemle. Kalabal!!n az önce seyrettii o filmi görup, o hikâyenin içinde
kaybolup bir bakas! olabilmek istedi bir an. Sokaklara da!lan insanlar!n
s!radan dukkân vitrinlerine baka baka bildik tamd!k eyalar!n o bezdirici
dunyas!na geri dönduklerini göruyordu. "Kendilerini koyuveriyorlar!" diye
duundu Galip.
Oysa, bir bakas! olabilmek için, insan butun gucunu kullanmal!yd!. Taksim
Meydan!na ç!kt!!nda Galip, içinde bu amaçla butun iradesini harekete
geçirebilecek bir kararl!l!k hissetti. "Ben bir bakas!y!m!" dedi kendi kendine.
Ho bir duyguydu bu, yaln!z ayaklar!n!n alt!ndaki buzlu kald!r!mlar!n, Coca-Cola
ve konserve ilanlar!yla çevrili butun meydan!n deil, kendi kiiliinin de
tepeden t!rnaa deitiini hissettiriyordu. Kararl!l!kla bu cumleyi tek-rarlaya
tekrarlaya butun dunyan!n deitiine de inanabilirdi insan, ama o kadar ileri
gitmeye gerek de yoktu: "Ben bir bakas!y!m," dedi Galip kendi kendine.
Adland!rmak istemedii bu baka kiinin an!lar! ve kederiyle yuklu bir muziin,
içinde yeni bir hayat gibi yukseldiini keyifle hissetti. Butun hayat!n!n
corafyas!n! belirleyen temel merkezlerden biri, Taksim Meydan!, iri hindiler
gibi dolanan otobusleri ve dalg!n !stakozlar gibi a!r a!r hareket eden
troleybusleri ve her zaman karanl!kta kalmaya kararl! belirsiz kö-eleriyle bu
muziin içinde a!r a!r deiti ve Galip'in ilk defa ad!m att!! fakir dumu
umutsuz bir ulkenin allan!p pullanm! 'modern' bir meydan!na dönutu. Karlarla
kapl! Cumhuriyet Heykeli de, hiçbir yere ç!kmayan o geni Yunan merdivenleri ve
Galip'in on y!l önce cay!r cay!r yan!!n! zevkle seyrettii 'Opera' binas! da,
böylece, iareti olmak istedikleri hayâli ulkenin gerçek parçalar! haline
dönutuler. Galip, otobus duraklar!n!n önundeki telal! kalabal!!n içinde,
itierek ta!tlara binen insanlar!n aras!nda ne esrarl! bir yuz görebildi, ne de
örtuler arkas!ndaki ikinci dunyan!n iareti olabilecek plastik bir torba.
Böylece, insanlar!n yuzlerini okumak için kahvelere girme gerei de duymadan,
dorudan Harbiye uzerinden Nianta!'na yurudu. Çok sonra, arad!! yeri
bulduuna inand!!nda, o yol boyunca burunduu kiilii hat!rlamaya çal!t!!nda
karars!z kalacakt!. "Daha o s!rada kendimi Celâl olduuma butunuyle
inand!ramam!t!m!" diye duunecekti o zaman, Celâl'in butun geçmiini ayd!nlatan
eski yaz!lar, defterler ve gazete kesikleri aras!ndayken. "Daha
207
o s!rada, kendimi busbutun arkada b!rakamam!t!m." Uça! geciktii için, görmeyi
hayâlinden bile geçirmedii bir ehirde yar!m bir gun geçiren bir yolcu gibi
bakm!t! görduklerine: Ataturk heykeli ulkenin geçmiinde önemli bir asker
olduuna, çamurlu ve !!lt!l! sinema önlerindeki kalabal!klar pazar öleden
sonralar! can! s!k!lan insanlar!n baka ulkelerin duleriyle oyaland!!na,
ellerinde b!çaklar dukkân vitrinlerinden kald!r!mlara bakan sandviççi ve börekçi
tezgâhtarlar! ac!kl! hayal ve hat!ralar!n kullenmekte olduuna, bulvar!n
ortas!ndaki ç!plak ve karanl!k aaçlar da akamustu daha da koyulaarak çöken
milli bir huzne iaret ediyordu. "Ne yap!l!r bu ehirde, bu caddede, bu saatte
Allah!m?" diye m!r!ldan-m!t! Galip, ama bu seslenii, Celâl'in kesip saklad!!
eski bir yaz!s!ndan ald!!m da biliyordu.
Nianta!'na geldiinde hava kararm!t!. K! akamlan trafik t!kand!!nda
araçlar!n egzoslar!yla, apartman bacalar!ndan ç!kan dumanlar!n biriktirdii koku
dar kald!r!mlara sinmiti. Galip tuhaf bir ekilde bu mahalleye özgu bulduu bu
geniz yakan kokuyu huzurla içine çekti. Nianta!'n!n köesindeyken, bir baka
kii olma istei öyle bir kuvvetle içinde yukseldi ki, on binlerce defa görduu
apartman cephelerini, dukkân vitrinlerini, banka panolar!n! ve neondan harfleri
bambaka ve yepyeni eyler olarak görebildiini sand!. Y!llard!r yaad!!
mahalleyi bambaka bir yer yapan hafiflik ve seruven duygusu, sanki bir daha hiç
terketmeyecekmi gibi Galip'in içine iledi.
Kar!ya geçip evine doru yuruyeceine, saa Tevikiye Caddesine sapt!. Butun
gövdesini kaplayan bu duygudan o kadar honuttu ve burunduu kiiliin kendine
sunduu imkânlar o kadar çekiciydi ki, Galip uzun y!llar ayn! dört duvar
aras!nda yaad!ktan sonra hastaneden taburcu edilen bir hasta gibi gözlerini
yeni göruntulerle doyuruyordu. "Y!llarca önunden geçtiim muhallebicinin vitrini
iyi ayd!nlat!lm! bir kuyumcu vitrinine benziyormu meer!" demek geliyordu
içinden. "Cadde darac!k, kald!r!mlar da eri buruymu meer!"
Çocukluunda kendi gövdesini ve ruhunu arkada b!rakarak yepyeni birisi olan bu
ikinci kiiyi d!ar!dan gözlerdi de, "imdi Osmanl! Bankas!n!n önunden geçiyor,"
diye duundu Galip çocukluunda burunduu yeni bir kiilii izler gibi, "imdi
y!llarca annesi,
208
babas!, dedesiyle oturduu, ehrikalp apartman!n!n önunden ba!n! bile
çevirmeden geçiyor. imdi ineci kad!n!n olunun kasada oturduu eczanenin
önunde duraklay!p vitrinine bak!yor. imdi, Karakol'un önunden hiç korkmadan
geçiyor, imdi Singer diki makinelerinin aras!ndaki mankenlere eski dostlara
bakar gibi sevgiyle bak!yor. imdi, kesin amaçl!, kararl! kiiler gibi bir
esrar!n, y!llarca inceden inceye ura!larak haz!rlanm! bir kumpas!n kalbine
doru yuruyor..."
Kar! kald!r!ma geçip ayn! yolu bir kere daha gerisin geri yurudukten sonra,
gene kar!ya geçip tek tuk !hlamur aaçlar!n!n ve reklâm panolar!yla balkonlar!n
alt!ndan camiye kadar yurudu. Sonra, ayn! kald!r!mlarda bir de öteki yöne doru
yurudu. Her seferinde caddenin biraz daha aa!s!ndan ve yukar!s!ndan dönerek,
'arat!rma alan!n!' geniletiyor, her seferinde, eski mutsuz kiilii yuzunden
farkedemedii baz! ayr!nt!lar! dikkatle gözleyip belleinin bir köesine
yaz!yordu: Alâaddin'in dukkân!n!n vitrinine y!!l-, m! eski gazeteler, oyuncak
tabancalar, ve naylon çorap paketleri aras!nda sustal! bir çak! vard!, Tevikiye
Caddesini göstermesi gereken 'mecburi istikamet!' iareti ehrikalp Apartman!n!
gösteriyordu, alçak cami duvar!n!n ustune b!rak!lm! kuru ekmekler soua ramen
kuflenmiti, k!z lisesinin kap!s!n!n kenar!na yaz!lm! siyasal sloganlar!n baz!
kelimeleri çift anlaml!yd!, !!! aç!k kalm! bir dersanesinin duvar!ndaki
fotoraftan Ataturk, tozlu pencere camlar!n!n aras!ndan gene ayn! yere,
ehrikalp Apartman!na bak!yordu, tuhaf bir el çiçekçinin vitrinindeki gullerin
goncalar!na çengelli ineler geçirmiti. Yeni aç!lm! bir deri elbisecisinin
vitrinindeki gösterili mankenler de ehrikalp Apartman!na, bir zamanlar
Celâl'in, daha sonraki zamanlar annesi ve babas!yla Ruya'n!n yaad!! o en ust
kata doru bak!yorlard!.
Galip de mankenlerle birlikte apartman!n en ust kat!na uzun uzun bakt!. Kendini,
t!pk! o mankenler gibi, baka ulkelerde du-lenmi hayâllerin ve hiç okumad!!
ama Ruya'dan dinledii çeviri polisiye romanlar!n kulyutmaz kahramanlar!n!n bir
taklidi gibi hissettii zaman Celâl ile Ruya'n!n orada, mankenlerin bak!lar!yla
iaret ettikleri en ust katta olabilecekleri duuncesi Galip'e mant!kl! gözuktu.
Apartman!n önunden kaçar gibi çekilip Camiye doru yurudu.
209
Ama bunu yapmak için butun gucunu kullanmas! gerekmiti. Bacaklar! sanki
ehrikalp Apartman!ndan uzaklamak istemiyor, bir an önce binadan içeri-girip,
bildik tan!d!k merdivenlerden koa koa en ust kata ç!k!p içerideki o yere, o
karanl!k ve korkulu noktaya yetitirip ona bir ey göstermek istiyorlard!. Bu
göruntuyu duunmek istemedi Galip. Butun gucunu kullanarak evden uzaklat!kça
kald!r!mlar!n, dukkânlar!n, reklâm panolar!ndaki harflerin, trafik levhalar!n!n
y!llard!r iaret ettikleri o eski anlamlar!na geri dönduklerini hissetti. Orada
olduklar!n! anlar anlamaz felâket duygusuna ve korkuya sonuna kadar gömulmutu.
Alâad-din'in dukkân!n!n köesine geldiinde karakola yaklat!! için mi, yoksa
köedeki 'mecburi istikamet' iaretinin art!k ehrikalp Apartman!n!
göstermediini farkettii için mi içindeki korkunun daha da yukseldiini
ç!kartamad!. Öyle bir yorgunluk ve ak!l kar!!kl!! hissediyordu ki, birazc!k
olsun duunebilmek için bir yere oturmas! gerekiyordu.
Tevikiye-Eminönu dolmu dura!n!n köesindeki eski bufeye oturdu, börek ve çay
istedi. Kendi geçmiine, kaybetmekte olduu haf!zas!na bu kadar ba'! olan
Celâl'in çocukluk ve gençlik y!llar!nda oturduu apartman dairesini yeniden
kiralamas!ndan ya da sat!n almas!ndan doal ne olabilirdi? Böylece bir zamanlar
kendisini oradan uzaklat!ranlar, imdi paras!zl!k yuzunden arka sokaklar!n
birindeki tozlu bir apartmanda çururken, kendisi kovulduu yere zaferle geri
dönmu oluyordu. Bu zaferi, Ruya d!!nda butun aileden saklamas!n! ve anacaddede
yaamas!na ramen izini kimseye belli etmemesini de Galip tam CelâPe göre buldu.
Ondan sonraki dakikalarda Galip, dikkatini bufeye yeni giren bir aileye verdi:
Pazar akamustu sinemadan ç!kt!ktan sonra akam yemeini bir bufede geçitiren
anne, baba, k!z ve erkek çocuk. Anneyle baba Galip'in ya!ndayd!lar. Baba
paltosunun cebinden ç!kard!! gazetesine dal!yordu arada bir; anne çocuklar!n
alevlenen kavgalar!n! kagöz iaretleriyle denetliyor, sonra kuçuk çantas!yla
masa aras!nda surekli gidip gelen eli, apkas!ndan tuhaf nesneler ç!karan bir
sihirbaz!n h!z! ve becerikliliiyle öbur uçune çeitli eyalar yetitiriyordu:
Olan!n akan burnuna bir mendil, baban!n aç!k avucuna k!rm!z! bir hap, k!z!n
saçlar!na toka, Celâl'in yaz!s!n! okuyan baban!n sigaras!na çakmak, olan!n
burnuna gene
210
ayn! mendil vs.
Galip böreini yiyip çay!n! bitirdiinde baban!n da ortaokul ve liseden s!n!f
arkada! olduunu hat!rlam!t!. Kap!dan ç!karken içinden gelen bir durtuye
uyarak bunu babaya söylerken adam!n boynunda ve sa yana!nda korkutucu bir
yan!k izi gördu ve annenin de Ruya'yla hep birlikte gittikleri ili Terakki
Lisesinin ayn! s!n!f!n!n çaçaron ve becerikli örencisi olduunu hat!rlad!.
Buyukler konuurken çocuklar!n f!rsat bilip kozlar!n! paylat!klar! hat!rlama ve
hat!r sorma sureci boyunca tabii ki, benzer öteki evliliin simetrisini
tamamlayan Ruya da sevgiyle an!ld!. Galip çocuklar! olmad!!n!, Ruya'n!n imdi
evde polisiye roman okuyarak kendisini beklediini, akam birlikte Konak
Sinemas!na gideceklerini, kendisinin bilet almaktan dönduunu ve bugun yolda bir
baka s!n!f ar-' kada!yla, Belk!s'la da kar!lat!!n! söyledi: Belk!s, hani u
kumral, orta boylu Belk!s.
Yavan kar! koca, hiç kukuya yer b!rakmayan yavan bir kesinlikle belirttiler:
"Bizim s!n!fta Belk!s diye biri yoktu!" Arada bir eski okul y!ll!klar!n!n ciltli
kapaklar!n! aç!yorlar, özel hat!ra ve hikayeleriyle birlikte herkesi tek tek
an!yorlarm!; bu yuzden çok emin-lermi.
Galip bufeden soua ç!kar ç!kmaz h!zl! h!zl! Nianta! Meydan!na doru yurudu.
Ruya ile CelâPin pazar akam! 7.15'te Konak Sinemas!na gideceklerine karar
verdii için koa koa sinemaya gitti; ama kald!r!mlarda da sineman!n giriinde
de yoktular. Onlar! beklerken dun öleden sonra sinemada seyrettii kad!n!n
fotoraf!n! gördu ve içinde yeniden o kad!n!n yerinde olma istei yukseldi.
Dukkânlara baka baka, kald!r!mlardan geçen insanlar!n yuzlerini okuya okuya
dönup dola!p tekrar ehrikalp Apartman!n!n kar!s!na geldiinde çok vakit
geçmiti. Her akam saat sekizde, butun pencerelere vuran o mavimsi televizyon
!!! ehrikalp Apartman! d!!nda caddenin butun yap!lar!nda p!r!ld!yordu,
tîalip apartman!n karanl!k dairelerine dikkâtle bakarken, en ust kat!n balkon
demirlerine balanm! koyu lacivert bir bez parças!n! gördu. Otuz y!l önce,
burada butun aile hep birlikte otururlarken, ayn! balkona as!lan ayn! renkteki
lacivert bir bez, sakaya verilmi bir iaret anlam!na gelirdi. At arabas!na
yukledii çinko tenekelerde
211
su da!tan adam, bu mavi bezden hangi katlarda içme suyunun bittiini anlar, ona
göre yukar! su ç!kar!rd!.
Galip de bezin bir iaret olduuna karar verdi, nas!l okunaca! konusunda
akl!nda deiik duunceler belirdi: Kendisine Celâl ile Ruya'n!n burada olduunu
gösteren bir iaret olabilirdi. Ce-lâl'in kendi geçmiinin baz! ayr!nt!lar!na
özlemle geri dönduunun bir baka belirtisi de. Sekiz buçua doru kald!r!mda
dikildii yerden kendi evine döndu.
Bir zamanlar, hem de çok eski zamanlarda da deildi o zamanlar, Ruya ile
birlikte ellerinde gazete ve kitaplarla oturup sigara içtikleri o eski salonun
lambalar! ve !!klar!, kaybolmu bir cennetin gazetelere dumu fotoraflar!
gibi dayan!lmayacak kadar an!larla dolu ve dayan!lmayacak kadar ac!kl!yd!.
Ruya'n!n eve dönduune ya da urad!!na ilikin hiçbir iz ve belirti yoktu
ortal!kta: Yuvaya dönen yorgun kocay! huzunle selâmlayan ayn! kokular ve
gölgeler. Galip, sessiz eyalar! lambalar!n huzunlu !!klar! alt!nda b!rak!p
karanl!k koridordan karanl!k yatak odas!na gitti. Paltosunu ç!kar!p elyordam!yla
bulduu yata!na kendini s!rtustu att!. Salon lambalar!n!n, koridordan suzulen
sokak lambalar!n!n !!klar! odan!n tavan!nda ince yuzlu eytani gölgelere
dönumutu.
Galip yataktan kalkt!ktan çok sonra ne yapaca!n! kesinlikle biliyordu.
Gazeteden televizyon program!n! okudu, çevredeki sinemalar!n hiç deimeyen
saatlerini ve filmlerin adlar!n! örendi; Celâl'in yaz!s!na son bir kere daha
göz att!; buzdolab!n! aç!p çurumenin ilk belirtileri aras!ndan birkaç zeytinle
beyaz peynir ç!kar!p kuru ekmekle karn!n! doyurdu. Ruya'n!n dolab!ndan bulduu
irice bir zarfa geliiguzel gazete parçalan s!k!t!rd!, uzerine CelâPin ad!n!
yaz!p yan!na ald!. On'u çeyrek geçe evden ç!km!, ehrikalp Apartman!n!n
kar!s!nda, bu sefer biraz daha ötede, beklemeye balam!t!.
Çok geçmeden apartman!n merdiven !!klar! yand! ve binan!n k!rk y!ll!k kap!c!s!
smail, az!n!n kenar!nda sigara, içerden ç!kard!! çöp tenekelerini iri kestane
aac!n!n yan!ndaki buyuk bidona boaltmaya balad!. Galip kar!ya geçti.
"smail efendi, merhaba. Bu zarf! Celâl'e b!rakmaya geldim."
"Aa, Galip!" dedi adam eski örencisini y!llar sonra tan!yan lise muduru gibi,
sevinçle ve kukuyla. "Ama Celâl burada yok."
212
"Biliyorum, biliyorum burada ama, ben de kimseye söylemiyorum," dedi Galip
kararl! ad!mlarla apartmandan içeri girerken. "Sak!n baka kimseye de söyleme.
Bu zarf!, aa!ya smail Efendiye b!rak, dedi bana!"
Galip, k!rk y!ld!r aym havagaz! ve k!zarm! ya kokusuyla kokan merdivenlerden
inip kap!c! dairesine girdi. smail'in kar!s! Kamer, gene ayn! koltukta oturmu,
uzerinde bir zamanlar radyo duran sehpan!n uzerindeki televizyona bak!yordu.
"Kamer, bak kim geldi," dedi Galip.
"Aa," dedi kad!n. Ayaa kalkt!, öputuler. "Bizi unuttunuz."
"Unutur muyuz?"
"Hepiniz kap!n!n önunden geçiyorsunuz, ama bir uram!yor-sunuz!"
"Bunu Celâl'e getirdim!" dedi Galip zarf! gösterek.
"smail mi söyledi?"
"Hay!r, Celâl kendi söyledi," dedi Galip. "Ben biliyorum burada olduunu, ama
sak!n kimseye söylemeyin."
"Biz ne yapal!m, söylemiyoruz." dedi kad!n. "Bizi öyle bir ten-bihledi ki."
"Biliyorum," dedi Galip. "Yukardalar m! imdi?"
"Hiç bilmiyoruz. Geceyar!lan biz uyurken giriyor, uyurken ç!k!yor. Kendini deil
sesini duyuyoruz. Çöpunu al!yoruz, gazetesini b!rak!yoruz. Bazan o gazeteler
orada, kap!n!n alt!nda gunlerce birikiyor."
"Ben yukar! ç!kmayaca!m," dedi Galip. Zarf! b!rakacak bir yer arar gibi kap!c!
dairesini inceledi: Üzeri ayn! damal! mavi muamba kapl! yemek masas!,
kald!r!mdan geçenlerin bacaklar!n! ve çamurlu araba tekerleklerini örten ayn!
soluk perdeler; diki kutusu, utu, ekerlik, havagaz! oca!, isli kalorifer...
Kaloriferin uzerindeki raf!n kenar!na çak!l! çivide, her zamanki yerinde, Galip
anahtar! gördu. Kad!n, kolluuna oturmutu.
"Sana çay yapay!m," dedi. "Otur u yata!n kenar!na." Bir gözu televizyondayd!.
"Ruya han!m ne yap!yor? Çocuunuz niye yok hâlâ?"
Kad!n!n art!k busbutun bakt!!-televizyon ekran!nda, uzaktan da olsa Ruya'y!
and!ran genç bir k!z beliriverdi: Rengi anla!lamayan saçlar! da!n!kt!, teni
beyaz; bak!lar! tak!n!lm! bir çocuksu-
213
h!kla durgunlam!t!. Dudaklar!m mutlulukla boyuyordu.
"Guzel kad!n," dedi Galip, sessizce.
"Ruya han!m daha guzeldir," dedi Kamer han!m, ayn! sessizlikle.
Sayg!yla, bir çeit korkulu hayranl!kla birlikte bakt!lar. Galip anahtar!
çividen becerikli bir hareketli ç!kard!, cebine, ipuçlarryla dolu ev ödevinin
yan!na b!rakt!. Kad!n görmemiti.
"Zarf! nereye koyay!m?"
"Ver bana!" dedi kad!n.
Galip, smail Efendinin bo çöp tenekelerini b!rakmak için apartmana girdiini,
sokak kap!s!na bakan kuçuk pencereden gördu. Asansör lambalar! soluklat!rarak,
televizyondaki göruntuyu bir an bozarak çal!!nca kad!nla vedalat!.
Merdivenleri ç!k!p sokak kap!s!na sesli sesli yurudu. Kap!y! açt! ve içerde
kal!p gurultuyle kapad!. Sessizce, geriye merdivene doru yuruyup, denetleme-
yedii bir heyecanla parmaklar!n!n ucuna basa basa iki kat! ç!kt!. kinci kat
ile uçuncu kat!n aras!nda basamaklara oturup, bo tenekeleri ust katlara b!rakan
smail Efendinin aa! inmesini bekledi. Merdivenleri ayd!nlatan lambalar bir
anda söndu. "Otomatik!" diye m!r!ldand! Galip çocukluunun bu sihirli ve uzak
ulkeleri çar!t!ran kelimesini duunerek. Lambalar yeniden yand!. Kap!c!n!n
bindii asansör aa!ya inerken Galip merdivenleri a!r a!r ç!kmaya balad!.
Bir zamanlar babas! ve annesiyle oturduu kat!n kap!s!nda bir avukat!n pirinç
levhas! vard!. Babaanneyle Dedenin kat!n!n kap!s!nda bir jinekologun levhas!yla
bo bir çöp tenekesi gördu.
Celâl'in kap!s!n!n uzerinde ne bir iaret, ne de ad vard!. Galip havagaz!
makbuzunu getiren çal!kan bir tahsildar!n el al!kanl!!yla kap!n!n zilini
çald!. Zili ikinci kere çalarken merdivenlerin !!! söndu. Kap!n!n alt!ndan
!!k s!zm!yordu hiç. Zili uçuncu ve dörduncu kere çalarken eli cebinin dipsiz
kuyusunda anahtar! ar!yor, anahtar! bulduu zaman da eli zili surekli çal!yordu:
"çeride bir odaya gizleniyorlar!" diye duundu, "Salonda kar!l!kl! iki koltua
oturmu sessizce bekliyorlar!" Anahtar! önce kilidin deliine uyduramad!, yanl!
anahtar, diyecekti, ama t!pk! her eyi birbirine kar!t!ran bir bellein, bir
parlakl!k anmda, kendi budalal!!n! ve dunyan!n karmakar!!k duzenini
kefedivermesi gibi, anahtar kili-
214
din içine insan! a!rtan tuhaf bir simetri ve mutluluk duygusuyla oturdu. Önce,
kap!n!n karanhk bir daireye aç!ld!!n! farketti Galip, hemen sonra da, karanl!k
dairenin içinde bir telefonun çalmaya balad!!n!.
215
KNC KISIM
217
BRNC BÖLÜM HAYALET EV
"Bo bir e\> kadar huzunlu hissetti kendini."
Flaubert
Telefon kap! aç!ld!ktan uç dört saniye sonra çalmaya balam!t!, ama Galip t!pk!
gangster filmlerindeki o ac!mas!z alarm zilleri gibi, zille kap! aras!nda
mekanik bir iliki olduunu duunerek telâland!. Zil uçuncu kere çalarken,
telefona yetimeye çal!an telâl! Celâl'in evin karanl!! içinde kendisine
çarpaca!n! hayâl ediyordu; dörduncu kere çalarken evde kimse olmad!!na karar
verdi, beinci çal!ta da olduuna; çunku telefonu ancak evin bo olmad!!na
inanan biri bu kadar uzun çald!r!r diye duunmutu. Alt!nc! çal!ta, Galip, en
son onbe y!l önce girdii hayâletimsi dairenin topografyas!n! hayâl ederek, el
yordam!yla elektrik dumelerini ar!yordu, bir eyaya çarp!nca a!rd!: Kör
karanl!kta baka eyalara da çarpa devire telefona doru kotu. Bir turlu eline
geçmeyen ahizeyi en sonunda bulduunda, gövdesi de kendiliinden bir koltuk
bulmu, oturmutu.
"Alo?"-
"Demek sonunda geldiniz!" dedi hiç tan!mad!! bir ses.
"Evet."
"Celâl Bey, kaç gundur sizi ar!yorum. Gecenin bu saatinde rahats!z ettiim için
özur dilerim. Sizi bir an önce görmem gerek."
"Sesinizi ç!karamad!m."
"Y!llar önce, bir kere bir Cumhuriyet Bayram! balosunda kar!lam!t!k. Ben size
kendimi tan!tm!t!m Celâl Bey, ama buyuk bir ihtimalle bunu
hat!rlayamayacaks!n!z imdi. Daha sonraki y!llarda, imdi unuttuum takma
adlarla size iki mektup yazm!t!m: Biri Sultan Abdulhamit'in ölumu arkas!ndaki
s!rr! ayd!nlatabilecek bir iddiayd!. Öburuyse universite örencilerinin sand!k
cinayeti diye bilinen bir kumpas!yla ilgiliydi. in içinde, sonradan yoklara
kar!an bir ajan olduunu ben size sezdirmi, siz de derin zekân!zla meseleyi
arat!r!p anlam!, köe yaz!lar!n!zla ustune gitmiti-
niz.
219
"Evet."
"imdi önumde bir baka dosya var."
"Gazeteye b!rak!n."
"Uzun zamand!r gazeteye gitmediinizi biliyorum. Üstelik bu âcil konuda
gazetedekilere de ne kadar guvenebilirim bilmiyorum."
"yi o zaman, kap!c!ya b!rak!n."
"Adresinizi bilmiyorum. PTT'nin istihbarat servisi numaray! verince adresi
vermiyor. Bu tdlcfonu baka bir adla kaydettirmi olmal!s!n!z. Rehberde Celâl
Salik ad!na hiçbir numara yok. Celâ-lettin Rumi var, takma ad olmal!."
"Telefonumu veren adresimi vermedi mi size?"
"Vermedi."
"Kimden ald!n!z telefonumu?"
"Ortak bir dostumuzdan. Bunu da sizi görunce anlatmak isterim. Gunlerdir sizi
ar!yorum. Akla gelebilecek butun yollar! denedim. Ailenizi arad!m. Sizi çok
seven halan!zla görutum. Eski yaz!lar!n!zdan sevdiinizi bildiim stanbul'un
baz! köelerine, Kurtulu sokaklar!na, Cihangir'e, Konak Sinemas!na, size
rastlar!m diye gittim. Bu arada Pera Palas'taki bir ngiliz televizyon tak!m!n!n
sizinle görumek istediini, onlar!n da benim gibi sizi arad!klar!n! örendim.
Biliyor muydunuz?"
"Dosyan!n konusu nedir?"
"Telefonda aç!klamak istemiyorum. Adresinizi verin, saat geç deil, hemen
gelirim. Nianta!'nda deil mi?"
"Evet", dedi Galip soukkanl!l!kla, "Ama bu konular beni ilgilendirmiyor art!k."
"Nas!l?"
"Yaz!lar!m! dikkatle okusaydm bu çeit konularla art!k ilgilenmediimi
anlard!n."
"Hay!r hay!r, tam sizin ilgilenip yazaca!n!z bir konu bu. ngiliz
televizyonculara da aç!klars!n!z. Adresini söyle."
"Kusura bakma," dedi Galip kendisini de a!rtan bir neeyle. "Edebiyat
heveslileriyle görumuyorum art!k."
Telefonu huzurla kapad!. Karanl!!n içinde kendiliinden uza-n!verince eli
yan!ba!ndaki masa lambas!n!n anahtar!n! bulup çevirdi. Turuncumsu soluk bir
!!kla oda ayd!nlan!nca kap!ld!! a-
220
k!nl!k ve korkuyu Galip daha sonralar! "serap" diye anacakt!.
Oda, t!pat!p, yirmi be y!l önce Celâl bekâr bir gazeteciyken burada oturduu
zamanki gibiydi. Butun eyalar!n, perdelerin, lambalar!n yeri, renkleri,
gölgeleri ve kokular! yirmi be y!l önce olduunun t!pk!s!yd!. Sanki baz! yeni
eyalar, Galip'e oyun etmek, yaad!! çeyrek yuzy!l! yaamad!!na onu inand!rmak
için baz! eski eyalar!n taklidini yap!yorlard!. Ama Galip biraz daha dikkatle
bak!nca eyan!n bir oyun oynamad!!n!, çocukluundan bu gune yaad!! zaman!n
bir anda bir sihirle eriyip yokolduuna karar verecek gibi hissediyordu kendini.
Tehlikeli karanl!!n içinden birdenbire ç!k!veren eyalar yeni deildi. Onlara
yenilik duygusunu veren buyu, Galip'in kendi an!lar!yla birlikte eskidiklerini,
parçaland!klar!n!, belki de yok olduklar!n! sand!! bu nesnelerin, en son
görduu ve unuttuu halleriyle y!llar sonra yeniden kar!s!na ç!k!-vermeleriydi.
Sanki eski masalar, soluk perdeler, kirli kullukler, yorgun koltuklar Galip'in
hayat ve an!lar!n!n onlara buyurduu hikâyelere ve talihe boyun ememiler, bir
gunden sonra (Melih Amcalar!n zmir'den gelip apartmana yerletikleri gun)
kendileri için dulenmi kadere bakald!r!p, kendi özel dunyalar!n!
gerçekletirmenin yolunu aram!lard!. Galip, her eyin k!rk y!l önce Celâl
burada annesiyle otururken, yirmi be y!l önce yeni bir gazeteci olarak bu evde
yaarken duzenlendii gibi duzenlendiini bir kere daha korkuyla anlad!.
Ayaklar! aslan aya!na benzeyen ayn! ceviz masan!n, ayn! f!st!ki perdeyle kapl!
pencereden uzakl!!, ayn! Sumerbank kuma!ndan örtuyle kapl! (ayn! azg!n
taz!lar, mor bir yaprak orman!nda, zavall! ceylanlar! yirmi be y!l sonra, hâlâ
ayn! heyecanla koval!yorlard!), koltuun arkal!!ndaki ayn! yâ-biryantin-saç
lekesinin insan gölgesine benzeyen biçimi, tozlu vitrindeki bak!r taba!n
içinden hep ayn! dunyay! seyreden, ngiliz filmlerinden ç!kma seter köpein
sabr!, kalorifer uzerindeki bozuk saatlerin, fincanlar!n ve t!rnak makas!n!n
duruu, Galip'in onlar! bu turuncu !!k içinde bir daha hat!rlamamak uzere
b!rakt!! gibiydi. "Baz! eyleri yaln!zca hat!rlamay!z, baz! eyleri ise
hat!rlamad!!m!z! bile hat!rlamay!z, "Onlar! yeniden bulmal!!" diye yazm!t!
Celâl son yaz!lar!n!n birinde. Galip, Ruya'lar buraya ta!nd!ktan ve Celâl bu
apartman dairesinden uzaklat!r!ld!ktan sonra, bu eyalar!n yava yava yer de-
221
I
I
itirdiini, eskidiini, yenilendiini ve sonra haf!zalarda hiçbir iz
b!rakmayacak bir bilinmezlie doru çekip gittiklerini de hat!rl!yordu. Telefon
yeniden çal!nca, ustunde hâlâ paltoyla oturduu 'eski' koltuktan uzan!p hiç de
yabanc! olmayan ahizeyi açarken, bunu yapt!!n! bile hiç duunmeden Celâl'in
sesini taklit edebileceinden emindi.
Telefondaki gene ayn! sesti. Galip'in ricas! uzerine, kendini Celâl Beye bu
sefer an!lar!yla deil ad!yla tan!tt!: Mahir kinci. Kelimeler Galip'te hiçbir
kiiliin ve yuzun çar!!m!n! yapmad!.
"Askeri darbe yapacaklar. Ordu içinde kuçuk bir örgut. Dinci bir örgut, bir yeni
tarikat. Mehdiye inan!yorlar. Vaktin geldiine inan!yorlar. Hem de senin
yaz!lar!ndan yola ç!karak."
"Benim böyle saçmal!klarla hiç al!veriim olmad!."
"Oldu Celâl Bey, oldu. imdi yazd!!n gibi, haf!zan! kaybettiin ya da
reddettiin için hat!rlam!yor, hat!rlamak da istemiyorsun. Eski yaz!lar!na göz
at, bir oku onlar!, hat!rlayacaks!n."
"Hat!rlamayaca!m."
"Hat!rlayacaks!n. Çunku tan!d!!m kadar!yla sen böyle bir askeri darbenin
haberini al!nca koltuunda rahat oturabilecek biri de deilsin."
"Evet deilim. Hatta, ben bende deilim art!k."
"Hemen yan!na geleceim. Sana geçmiini, kaybettiin an!lar!n! hat!rlataca!m.
Sonunda sen de bana hak verip meseleye dört elle sar!lacaks!n."
"Sar!lmak da isterdim, ama göremeyeceim seni."
"Ben göreceim:"
"Adresimi bulabilirsen. Hiç ç!km!yorum sokaa."
"Bak: stanbul telefon rehberinde uç yuz onbin abonenin numaras! var. lk
rakkam! tahmin ettiim için, h!zla, saatte be bin numaray! gözden
geçirebileceimi biliyorum. En geç be gunde adresini ve pek merak ettiim takma
ad!n! bulaca!m demektir bu."
"Bouna zahmet!" dedi Galip kendinden emin gözukmeye çal!arak. "Bu numara
rehberde yoktur:"
"Takma adlara bay!l!rs!n. Y!llard!r seni okuyorum, takma adlara, kuçuk
sahtekârl!klara, bir bakas!n!n yerine geçme numaralar!na bay!l!rs!n. Numaran!
rehberden ç!karmak için dilekçe verece-
222
ine bir takma ad! keyifle uydurmusundur sen. Sevdiin baz! takma adlar!, baz!
tahminlerimi imdiden yoklad!m bile."
"Nedir onlar?"
Adam say!p döktu. Galip telefonu kapay!p fiten çektikten sonra, bir bir
tekrarlad!! bu adlar!n belleinde hiçbir iz ve çar!!m b!rakmadan silineceini
anlad!. Paltosunun cebinden ç!kard!! kâ!da adlar! alt alta yazd!. Celâl'in
yaz!lar!n! kendisinden daha yak!ndan izleyip, daha iyi hat!rlayan bir baka
okuyucunun varl!! Galip'e bir an o kadar tuhaf ve a!rt!c! geldi ki, gövdesi
sanki gerçekliini yitirdi. Bu dikkatli okuyucuya, itici de olsa, bir kardelik
duygusuyla balanabileceini de sezdi. Onunla kar!l!kl! oturup Celâl'in eski
yaz!lar!ndan sözedebilseydi, imdi oturduu koltuk ve gerçek d!! oda daha derin
bir anlam kazanacakt!.
Daha Ruya'lar buraya gelmeden önce, alt! ya!ndayken, Babaannenin kat!ndan bir
kaçamak -Anneyle Baba pek istemezlerdi- bekâr Celâl'in kat!na ç!kt!! zamanlar,
pazar öleden sonralar! radyodaki maç! hep birlikte dinlerlerken, (Vas!f da
iitir gibi ba!n! sallard!), nazl! ustad!n yar!da b!rakt!! pehlivan
tefrikas!n!n devam!n! yazan Celâl'in, az!nda sigara, daktiloyu h!zla nas!l
kulland!!n! hayranl!kla seyrederken, Galip bu koltukta otururdu. Daha Celâl bu
daireden uzaklat!r!lmadan önce, Melih Amcalarla birlikte hep birlikte ayn!
katta otururlarken, souk k! akamlar!, Melih Amcan!n Afrika hikâyelerini
dinlemekten çok, Suzan Yengeyi ve onun kadar inan!lmaz olduunu yeni yeni
kefettii guzel Ruya'y! seyretmek için anne ve baban!n izniyle yukar! kata
ç!kt!!nda, Melih Amcan!n hikayeleriyle ka göz iaretleriyle dalga geçen
Celâl'in kar!s!nda, Galip, bu koltukta otururdu. Daha sonraki aylarda, Celâl
birdenbire ortal!ktan yok olduu ve Melih Amcayla Baban!n a!z kavgalar!
Babaanneyi hep alatt!! gunlerde, onlar Babaannenin kat!nda mal, mulk, hisse ve
kat kavgalar! yaparlarken, birisi, "Çocuklar! yukar! yollay!n," dedii için
burada, bu sessiz eyalar aras!nda yaln!z kald!klar!nda, Ruya bacaklar!n! bu
koltuun kenar!ndan aa! sark!tarak oturur, Galip onu sayg!yla seyrederdi.
Yirmi be y!l önceydi.
Galip uzun bir sure koltukta sessizce otururdu. Celâl'in kendi çocukluk ve
gençliinin an!lar! için yeniden yaratt!! bu hayalet dairenin öteki odalar!nda,
Ruya ile Celâl'in imdi nerede gizlendi-
223
ine ilikin bilgi edinmek için dikkatli bir arat!rmaya giriti. ki saat sonra
kay!p kar!s!n!n izini arayan zoraki dedektiften çok, tiryakisi olduu bir konuda
aç!lan ilk muzeyi heyecan, sevgi, hayranl!k ve sayg!yla gezen bir merakl! gibi
hayalet evin oda ve koridorlar!nda gezindikten, merakla dolaplar!n!
kar!t!rd!ktan sonra ilk arat!rmalar!ndan ç!kard!! sonuçlar:
Karanl!kta telefona koarken devirdii sehpan!n uzerinde duran iki fincana
bak!l!rsa, Celâl eve bakalar!n! da getiriyordu. Ama narin fincanlar
k!r!ld!klar! için diplerindeki incecik telve tabakas!n! tadarak (Ruya kahvesini
her zaman çok ekerli içerdi), bir sonuç ç!karmak mumkun olmam!t!. Kap!n!n
alt!ndan at!la at!la biriken Milliyet gazetelerinin en eskisinin tarihine göre,
Celâl, Ru-ya'n!n kaybolduu gun bu daireye gelmiti. Ayn! gunku gazetenin
'Boaz'in Sular! Çekildii Zaman' bal!kl! yaz!s!ndaki dizgi yanl!lar! yeil
bir tukenmez kalemle ve CelâFin her zamanki öfkeli yaz!s!yla duzeltilmi olarak
eski Remington daktilonun yan!na konmutu. Yatak odas!ndaki, sokak kap!s!n!n
yan!ba!ndaki dolaplar!n içinde Celâl'in bir yolculua ç!kt!!n!, evden uzun bir
sure için ayr!ld!!n! ya da ayr!lmad!!n! gösteren bir iz yoktu hiç. Mavi
çubuklu asker pijamas!ndan çamuru taze ayakkab!s!na, bu mevsim s!k s!k giydii
koyu lâcivert paltosundan k!l!k yelek ve say!s!z iç çama!r!na (eski
yaz!lar!n!n birinde Celâl, çocukluk ve gençliini s!k!nt!yla geçirdikten sonra,
orta yata zengin olan erkeklerin bir çounun kullanamayacaklar! kadar don ve
atlet sat!n alma hastal!!na yakaland!klar!n! yazm!t!), ve çama!r torbas!ndaki
kirli çoraplara kadar, ev, iten her an dönup her zamanki gunluk hayat!na hemen
balayabilecek birinin evi gibiydi.
Eski evin dekorunun ne ölçude taklit edildiini, yatak çaraf! ya da havlu gibi
ayr!nt!lardan ç!karmak guçtu belki, ama içeri odalar!n duzeninde de, besbelli,
oturma odas!nda uygulanan 'hayalet ev' ilkesine bal! kal!nm!t!. Böylece,
Ruya'n!n çocukluunun odas!ndan geriye ayn! çocuksu mavi duvarlarla, bir
zamanlar Celâl'in annesinin uzerini diki malzemeleriyle, Nianta! ve ilili
han!mefendilerin bir model ya da fotorafla birlikte b!rakt!klar! Avrupa
kumalarla ve elbise patronlar!yla doldurduu yata!n taklidinin iskeleti
kalm!t!. Kokular, bu kolayca anla!l!yordu, geçmii tekrar etmek için baz!
köelerde eski çar!!m yukleriyle birlikte birikmi-
224 ' '
lerse eer, çevrede her seferinde onlar! tamamlayan görsel bir malzeme olduu
için böyleydi. Galip, kokular!n ancak onlar! çevreleyen nesnelerle
varolabildiim, bir zamanlar Ruya'n!n yata! olan o guzelim divana yaklat!!
zaman koklad!! eski Puro sabunlar!n!n kokusuyla, Melih Amcan!n kulland!!,
art!k hiç sat!lmayan Yorgi Tomatis marka kolonya kokusunun kar!!m!ndan
anlam!t!. Asl!nda odada, ne bir zamanlar Ruya'ya zmir'den yollanan ye
Beyolu'ndan ve Alaaddin'in dukkân!ndan alman renkli kitaplar!n, bebeklerin,
firketelerin, ekerlerin, kalemlerin ve boyama kitaplar!n!n yerletirildii
çekmece, ne de Ruya'n!n yata!n!n çevresinde ayn! kokular! ç!kartacak sabunlar,
Pe-Re-Ja markas!n!n taklidi kolonya ieleri ve naneli çikletler vard!.
Celâl'in bu eve ne kadar girip ç!kt!!n! ya da burada ne kadar yaad!!n! da
hayalet dekordan ç!karmak guçtu. Oraya buraya geli-
- iguzel konmu gibi gözuken eski kulluklerdeki Yeni Harman ve Gelincik
izmaritlerinin say!s!n!n, mutfak dolaplarmdaki tabaklar!n temizliinin ya da
y!llar önce bu markan!n aleyhine yazd!! bir yaz!daki öfkeyle boynundan
insafs!zca s!k!l!p kapa! aç!k b!rak!lm! pana tupunun az!ndaki di macununun
tazeliinin de. hastal!kl! bir titizlikle duzenlenmi bu muzenin surekli
denetlenen demirba bir parças! olduunu insan duunebilirdi. nsan, daha da
ileri gide-
" rek, lamba karpuzlar!n!n diplerindeki tozlar!n, bu tozlardan suzulerek soluk
duvarlara vuran gölgelerin ve bu gölgelerin yirmi be
. y!l önce iki stanbullu çocuun hayâllerinde Afrika ormanlar!n!, Orta Asya
çöllerini ve halalar!ndan ve babaannelerinden dinleyecekleri cad! ve eytan
hikâyelerindeki sansarlarla kurtlar!n hayaletlerini ve soluk lekelerini
hat!rlatacak biçimlerinin bile bu muzedeki esiz yeniden yarat!mlar!n bir
parças! olduunu da duunebilirdi. (Galip yutkunmakta zorluk çekerken
duunmutu.) Bu yuzden, iyice kapanmam! balkon kap!lar!n!n kenar!nda kuruyan su
birikintilerinden, duvar kenarlar!nda ipek gibi k!vr!lan kuruni toz
topaklar!ndan, eski kaloriferin s!ca!ndan iyice gevemi parke parçalar!n!n
uzerlerine basan ilk aya!n a!rl!!yla ç!kard!klar! gevrek g!c!rt!dan bu evde
ne kadar yaan!ld!!m ç!karmak da mumkun deildi. Mutfak kap!s!n!n kar!s!nda
as!l! duran ve bir einin eski zenginlerden Cevdet Beyin evinde t!k!rday!p saat
balar!n! ayn! neeli gonguyla duyurduunu Hale Halan!n s!k s!k gururla
tekrarlad!!
225
gösterili duvar saati de, t!pk! ulkenin çeitli yerlerindeki ayn! hastal!kl!
bal!l!kla duzenlenmi Ataturk muzelerinde olduu gibi ölum saatini göstersin
diye durdurulmutu sanki, ama gösterdii dokuz buçuu be geçe'nin hangi dokuz
oluzbe'in ve ölumun iareti ve saati olabilecei Galip'in akl!na gelmedi.
Geçmiin hortlaks! yuku, evde yer kalmad!! için bir eskiciye sat!lan ve adam!n
at arabas!yla birlikte sallana sallana kimbilir hangi uzak diyarlara unutulmaya
giden zavall! eyalar!n huznu ve intikam duygusuyla uzerine binip, onu iyice
sersemlettikten çok sonra, Galip evde 'yeni' olarak görduu tek eyay!, helayla
mutfak aras!ndaki uzun duvar! boydan boya kaplayan karaaaçtan yap!lma o caml!
dolab! ve içindeki kâ!tlar! kar!t!rmak için koridora döndu. Çok da uzun
surmeyen bir arat!rmadan sonra, gene ayn! hastal!kl! titizlikle duzenlenmi
raflarda unlar! buldu:
Genç muhabir Celâl zaman!ndan kalma gazete haberlerinin ve röportajlar!n!n
kesikleri; Celâl aleyhine ve lehine yaz!lm! butun yaz!lar!n kesikleri, Celâl'in
takma adlarla yay!mlad!! butun köe yaz!lar! ve f!kralar; Celâl'in kendi ad!yla
yay!mlad!! butun köe yaz!lar!; Celâl'in kaleme al!p haz!rlad!! butun 'ster
nan ster nanma', 'Ruyalar!n!z! Yorumluyoruz', 'Tarihte Bugun', 'nan!lmaz
Vakalar', 'mzan!z! Okuyoruz', 'Yuzunuz, Kiiliiniz', 'Bilmece Bulmaca' ve
benzeri köelerin kesikleri; Celâl'le yap!lm! butun röportajlar!n kesikleri;
çeitli nedenlerle yay!mlanmam! köe yaz!lar!n!n musvetteleri; özel notlan;
y!llar boyunca gazetelerden ay!r!p saklad!! onbinlerce gazete kesii ve
fotoraf; ruyalar!n!, hayâllerini, unutulmamas! gereken ayr!nt!lar! not ettii
defterler; kuru yemi, kestane ekeri ve ayakkab! kutular! içinde saklanm!
binlerce okuyucu mektubu; Celâl'in takma adla tamam!n! ya da yar!s!n! yazd!!
tefrika romanlar!n kesikleri; Celâl'in yazd!! yuzlerce mektubun kopyalar!;
yuzlerce tuhaf dergi, risale, kitap, brour ve okul ve askerlik y!ll!!; gazete
ve dergilerden kesilmi kutular dolusu insan resmi; pornografik resimler; tuhaf
hayvan ve böcek resimleri; Hurufilik ve harf ilimi uzerine iki buyuk kutu dolusu
yaz! ve yay!n; uzerlerine iaretler, harfler, simgeler çizilmi eski otobus,
futbol maç!, sinema bileti koçanlar!; albume yap!t!r!lm! ve yap!t!r!lmam!
fotoraflar; gazetecilik derneklerinden al!nm! baar! ödulleri; dola!mdan
kalkm! Turk ve Çarl!k Rusyas!
226 .
paralar!; telefon ve adres defterleri.
Üç adres defterini bulur bulmaz Galip oturma odas!ndaki koltua dönup
sayfalar!n! tek tek okudu. K!rk dakika suren bir arat!rmadan sonra defterdeki
kiilerin Celâl'in hayat!nda bin dokuz yuz elliler ile altm!lar!n sonunda yer
ald!klar!na, çou buyuk bir ihtimalle y!k!lm! evlerinin adresleriyle
deitirilmi telefon numaralar!nda Ruya ile CelâPi bulamayaca!na karar verdi.
Caml! dolab!n raflar!ndaki !v!r z!v!r!n içinde yapt!! k!sa bir incelemeden
sonra Mahir kinci'nin yollad!!n! söyledii sand!k cinayetine ilikin mektubu
ve bu konudaki köe yaz!lar!n! bulmak için yetmili y!llar!n ba!nda Celâl'in
ald!! mektuplar! ve yazd!! köe yaz!lar!n! okumaya balad!.
Gazetelere 'sand!k cinayeti' diye geçen politik cinayetle , Galip, olaylara
kar!anlar!n baz!lar!n! lise y!llar!ndan tan!d!! için ilgilenmiti. Celâl ise,
her eyin bir baka eyin taklidi olduunu söyledii ulkemizde, ayn! fraksiyon
çevresinde toplanm! yarat!c! gençlerin fark!na varmadan bir Dostoyevski
roman!na (Ecinniler) butun ayr!nt!lar!na titizlikle bal! kalarak taklit
ettikleri için. Galip o dönemde yaz!lm! okuyucu mektuplar!n! kar!t!r!rken
Celâl'in bu konudan sözettii bir-iki akam! hat!rl!yordu. Unutulmas! gereken ve
unutulan gunesiz, souk, tats!z gunlerdi onlar: Ruya, Galip'in sayg! duymakla
kuçumsemek aras!nda bocalad!kça ad!n! unuttuu o 'iyi çocuk'la evliydi; Galip
sonralar! her seferinde kendisini piman ettiren merak!na yenilip dedikodulara
kulak kabartt!!, arat!rmalar yapt!! zamanlarda, genç evlilerin aile mutluluu
ya da mutsuzluuna ilikin ayr!nt!lardan çok, son siyasi haberleri
örenebiliyordu... Bir k! gecesi Vas!f huzurla Japon bal!klar!n! (k!rm!z!
wakinler, aile içi evliliklerle saçak kuyruklar! bozulmu watonailer) yemlerken
ve Hale Hala arada bir televizyona bir bak! atarak Milliyet'teki bulmacay!
çözerken, Babaanne içerdeki souk odas!n!n souk tavan!na bakarak oluvermiti.
Cenazeye soluk bir palto ve daha soluk bir baörtusuyle tek ba!na gelen Ruya
(böylesi daha iyi demiti kasaba kökenli damad!ndan aç!kça nefret eden Melih
Amca, böylece, Galip'in gizli duuncelerini de seslendirerek) hemen ortadan
kaybolmutu. Cenazeden sonra, apartman katlar!nda bulutuklar! gecelerin birinde
Celâl, bu sand!k cinayeti konusunda bir bilgisi olup olmad!!n! Galip'e sormu,
as!l
227
merak ettii eyi örenememiti: Galip'in tan!d!!m söyledii bu siyasi
gençlerden herhangi biri Rus yazar!n!n o kitab!n! okumu muydu acaba?"
"Çunku butun cinayetler", demiti ayn! gece Celâl, "butun kitaplar gibi birer
taklittir. Bu yuzden kendi ad!mla kitap yay!mlamam." Ertesi gece, gene ölu
evinde topland!klar!nda, geç bir saatte, ikisi babaayken, "Ama gene de en kötu
cinayetlerde bile, en kötu kitaplarda bulunmayan özgun bir yan vard!r!" diye
devam etmiti Celâl. Galip'in daha sonraki y!llarda tan!k oldukça bir yolculuk
tad! alaca! bir ak!l yurutmeyle Celâl duuncelerini derinletiren basamaklar!
tek tek iniyordu. "Butunuyle taklit olan, demek ki, cinayetler deil
kitaplard!r. En bay!ld!!m!z ey olan taklidin taklidiyle ilgili olduklar! için
kitaplar! anlatan cinayetlerle, cinayetleri anlatan kitaplar hepimizdeki ortak
bir noktaya seslenir; çunku insan, lobutu, kurban!n!n kafas!na ancak kendisini
bir bakas!n!n yerine koyabilirse indirebilir. (Kimse kendini katil olarak
görmeye dayanamaz çunku.) Yarat!c!l!k, çounlukla öfkenin, her eyi unutturan o
öfkenin içindedir, ama öfke bizi ancak daha önce bakalar!ndan örendiimiz
yöntemler arac!l!!yla harekete geçirebilir: B!çaklar, tabancalar, zehirler,
edebiyat teknikleri, roman biçimleri, iir vezinleri vs. 'Kendimde deildim
hakim bey!' diyen 'Halk katili', bilinen u gerçei ifade eder: Cinayet butun
ayr!nt!lar! ve törenleriyle, bakalar!ndan, yani efsanelerden, hikâyelerden,
an!lardan, gazetelerden, k!saca, edebiyattan örenilen bir itir. En saf cinayet
bile, meselâ k!skançl!k yuzunden yanl!l!kla ilenmi bir cinayet bile, fark!na
var!lmadan yap!lm! bir taklittir, edebiyat! taklit. Bu konuda bir yaz! yazay!m
m!, ne dersin?" Yazmam!t!.
Geceyar!s!ndan çok sonra, Galip dolaptan ç!kard!! eski köe yaz!lar!n! okurken
salon lambalar! bir tiyatro perdesini ayd!nlatan lambalar gibi a!r a!r
soldular önce, sonra buzdolab!n!n motoru dik ve çamurlu bir yokuta vites
deitiren eski ve yuklu bir kamyonun huzunlu yorgunluuyla inledi ve her yer
kapkaranl!k oldu. Elektrik kesilmelerine al!!k butun stanbullular gibi Galip
"imdi gelir" umuduyla kuca!nda gazete kesikleriyle dolu dosyalar, koltukta
uzun bir sure k!p!rdamadan oturdu. Apartman!n y!llard!r unuttuu kendi iç
seslerini, kaloriferlerdeki t!k!rt!y!, duvarlar!n sessizliini, parkelerin
geriniini, musluklardaki ve su borular!nda-
228
ki iniltiyi, yerini unuttuu bir saatin bouk tiktaklar!n!, apartman aral!!ndan
gelen urpertici uultuyu dinledi. Karanl!kta elyorda-m!yla'Celâl'in odas!na
girdiinde çok vakit geçmiti. Elbiselerini ç!kar!rken, CelâPin pijamalar!n!
giyerken dun gece pavyonda rastlad!! ac!kl! yazar!n tarihi hikâyesinde bir
kahraman!n ötekinin karanl!k sessiz ve bo yata!na uzan!verdii geldi akl!na.
Yataa girdi, ama hemen uyuyamad!.
229
KNC BÖLÜM UYUYAMIYOR MUSUNUZ?
"Rinalar!m!z bir ikinci havam!:" Gerard de Nerval
Yata!n!za girdiniz. Tan!d!!n!z eyalar aras!nda kendi kokunuz ve an!lar!n!zla
dolu çaraflar, battaniyeler aras!na yerletiniz, ba!n!z yast!!n!z!n tan!d!k
yumuakl!!n! buldu, yania döndunuz, bacaklar!n!z! karn!n!za çekerken boynunuzu
one ediniz, yast!!n serin yuzu yana!n!z! serinletti: Birazdan, birazdan
uyuyacak, karanl!!n içinde hepsini, hepsini unutacaks!n!z.
Hepsini unutacaks!n!z: Sizden ustun olanlar!n ac!mas!z gucunu, söylenmi o
duuncesizce sözleri, budalal!klar!, yetitiremedii-niz ileri, anlay!s!zl!!,
ihaneti, haks!zl!!, ald!r!s!zl!!. sizi suçlayanlar! ve suçlayacak olanlar!,
paras!zl!!n!z!, h!zla geçen zaman!, hiç geçmeyen zaman!, kavuamad!klar!n!z!,
yaln!zl!!n!z!, utanc!n!z!, yenilgilerinizi, zavall!l!!n!z!, ac!kl! halinizi,
felâketleri, felâketlerin hepsini, hepsini birazdan unutacaks!n!z. Unutaca!n!z
için memnunsunuz. Bekliyorsunuz.
Sizinle birlikte çevrenizdeki eyalar karanl!!n ya da yar! karanl!!n içindeki
o alelade ve tamd!k dolaplar, çekmeceler, kaloriferler, masalar, sehpalar,
sandalyeler, kapal! perdeler, ç!kar!p att!!n!z elbiseler, sigara paketiniz,
ceketinizin cebindeki kibritle el çantan!z, saatiniz; onlar da bekliyorlar.
Bekerken tan!d!k sesler duyuyorsunuz; mahalleden geçen bir otomobilin bildik
parke talar!n!n ve yol kenar!ndaki su birikintilerinin uzerinden geçiini,
yak!nlarda bir yerde kapanan bir sokak kap!s!n!, eski buzdolab!n!n motorunu, çok
uzakta havlayan köpekleri, taa deniz k!y!s!ndan gelen sis duduunu,
muhallebicinin ans!z!n kapanan kepengini. Uyku ve ruya çar!!mlar!yla, mutlu
unutu-un yeni dunyas!na aç!lan an!larla dolu bu sesler, her eyin yolunda
gittiine, birazdan onlar! da çevrenizdeki eyalar ve sevgili yata!n!zla
birlikte unutup baka bir âleme gideceinizi size hat!rlat!yor. Haz!rs!n!z.
230
.
\
Haz!rs!n!z; sanki vucudunuzdan, sevgili bacaklar!n!z ve kalçalar!n!zdan, hatta
daha yak!ndaki kollar!n!z ve ellerinizden de uzaklat!n!z. Haz!rs!n!z ve haz!r
olduunuz için o kadar memnunsunuz ki, gövdenizin bu yak!n uzant!lar!n!n bile
art!k yard!m!na gerek duymuyor, gözleriniz kapan!rken yak!nda onlar! da
unutaca!n!z! biliyorsunuz.
- Kapanm! gözlerinizin alt!nda, yumuac!k bir kas hareketiyle gözbebeklerinizin
!!ktan iyice uzaklat!!n! biliyorsunuz. Sanki tan!d!k kokular ve seslerin
çar!!mlar!yla her eyin yolunda gittiini bilen gözbebekleriniz, imdi odadaki
belli belirsiz !!! deil, gittikçe geveyerek huzura giren akl!n!z!n içindeki
bir !!!n havai fiekler gibi açan renklerini gösteriyor size: Mavi lekeler,
mavi y!ld!r!mlar, mor dumanlar, mor kubbeler göruyorsunuz; titreyen lacivert
renk dalgalar!n!, eflatun renkli çalayanlar!n gölgelerini, yanarda az!ndan
akan erguvani lavlar!n salm!!n!, sessizce parlayan y!ld!zlar!n Prusya mavisini
göruyorsunuz. Renkler ve biçimler birbirlerini sessizce tekrarlayarak, bir
kaybolup yine ortaya ç!karak, yava yava deierek, unutulmu ve hiç olmam!
baz! sahneleri, baz! an!lar! gösteriyorlar size, akl!n!z!n içindeki renkleri
seyrediyorsunuz.
Ama uyuyam!yorsunuz da.
Bu gerçei itiraf etmek için çok erken deil mi daha? Huzurla uyuduunuz
zamanlarda duunduunuz eyleri akl!n!za getirin: Hay!r, bugun ne yapt!!n!z! ve
yar!n ne yapaca!n!z! deil, içinden geçerek sizi uykunun unutuuna kavuturan o
tatl! anlar! duunun: te herkes sizin dönuunuzu beklerken en sonunda geri
geliyorsunuz ve çok seviniyorlar; hay!r hiç gelmiyorsunuz geri, çantan!zda en
sevdiiniz eyler, karl! telgraf direkleri aras!ndan giden bir trendesiniz;
akl!n!za gelen o guzel sözleri, zekice cevaplar! verince hepsi hatalar!n!
anl!yor, susuyor ve size gizli de olsa bir hayranl!k duyuyorlar; sevdiiniz
guzel gövdeye sar!l!yorsunuz, o gövde de size; unutamad!!n!z bahçeye dönup
dallardan olgun kirazlar toplu-yorsunuz; yaz geliyor, k! geliyor, bahar
geliyor; sabah geliyor, mavi bir sabah, guzel bir sabah, guneli bir sabah,
yolunda, mutlu bir sabah... Ama hay!r, uyuyam!yorsunuz.
O zaman benim gibi yap!n: Kolunuzu baca!n!z! onlar! hiç huzursuz etmeden usulca
k!p!rdatarak yata!n!zda hafifçe dönun, ba-
231 A
!n!z yast!!n öteki ucunu bulsun, yana!n!z yast!!n serin bir köesini. Sonra,
yedi yuz y!l önce Bizans'tan Mool Hakan! Hulâgu'ye gelin olarak yollanan
Prenses Mariya Palaeologina'y! duunun. Sizin yaad!!n!z bu ehirden,
Konstantinopolis'ten ta ran'a Hulâ-gu'yle evlenmeye yollanm!, daha oraya
varmadan Hulâgu ölunce, yerine tahta geçen olu Abaka ile evlenmi, ran'daki
Mool saray!nda on be y!l yaam!, kocas! öldurulunce sizin de ustunde huzurla
uyumak istediiniz bu tepelere geri dönmutu. Prenses Mariya'yi içinizde iyice
hissedene kadar onun yola ç!k!!ndaki huznu duunun, geri dönuundeki, dönute
yapt!r!p içine kapand!! Haliç k!y!s!ndaki kilisede geçen gunlerini duunun.
Handan Sultan'in cucelerim duunun. I. Sultan Ahmet'in annesi çok sevdii bu
dostlar!n! mutlu edebilmek için onlara Üskudar'da bir cuceler evi yapt!rm!,
y!llarca burada yaayan bu dostlar! daha sonra gene Sultandan ald!klar! bir
destekle kendilerini bilinmeyen bir ulkeye, haritada bile yerini bulamad!klar!
bir cennete göturecek bir kalyon yap!p, suya indirip stanbul'dan
uzaklam!lard!. Yolculuk sabah! dostlar!ndan ayr!lan Handan Sultan'm kederiyle,
ona kalyondan mendil sallayan cucelerin huznunu, sanki siz de birazdan
stanbul'dan, çok sevdiklerinizden ayr!l!yormusunuz gibi duunun.
Bunlar da uyutmazsa beni, sevgili okurlar!m, ben !ss!z bir ge-ceyar!s!, !ss!z
bir istasyonun peronunda aa! yukar! yuruyerek bir turlu gelmeyen bir treni
bekleyen tedirgin adam! duunurum; adam!n nereye gideceine karar verdiimde ben
o adam olmuumdur. Yedi yuzy!l önce, stanbul'u igal eden Greklerin ehre
girmelerini salayacak Silivrikap!'daki geçitte yeralt!nda çal!anlar!
duunurum. Nesnelerin ikinci anlamlar!n! kefeden adam!n ak!n-- l!!n! hayâl
ederim. Dunyan!n içinde aç!lan ikinci dunyay! duler, her eyin ikinci anlam!
bana a!r a!r aç!l!rken bu yeni dunyada yeni anlamlar aras!nda nas!l sarho
olaca!m! kurar!m. Haf!zas!n! kaybeden adam!n mutlu ak!nl!!n! duunurum. Hiç
tan!mad!!m bir hayalet ehire b!rak!ld!!m! duunurum; bir zamanlar milyonlarca
insan!n yaad!! mahalleler, caddeler, camiler, köpruler, gemiler her ey, her
ey bombotur ve ben o hayâletimsi bo alanlarda yurudukçe gözyalar!yla kendi
geçmiimi ve kendi ehrimi hat!rl!yor, a!r a!r kendi mahalleme, kendi evime,
içinde uyumaya çal!t!!m yata!ma doru yuruyorumdur. Rosette ta! uzerindeki
hi-
232
yeroglif! çözmek için gece yata!ndan kalk!p, uykudagezenlerin dalg!nl!!yla
kendi belleimin karanl!k dehlizlerinde dolaan, ç!kmaz sokaklara girip tukenmi
an!larla kar!laan Francois Cham-pollion olduumu duunurum. çki yasa!m
denetlemek için bir gece saray!nda k!yafet deitiren IV. Murat olduumu
duunur, k!l!k deitirmi muhaf!zlar!mla birlikteyken kimsenin bana zarar
veremeyeceinin gizli guveniyle camilerde, hâlâ aç!k tek tuk dukkânlarda, gizli
geçitlerdeki miskinhanelerde pinekleyen kullar!m!n hayat!n! sevgiyle seyretmeye
koyulurum.
Sonra, geceyans!, kap! kap! dolaarak on dokuzuncu yuzy!lda en son Yeniçeri
isyanlar!ndan birine haz!rl!k olsun diye, esnafa gizli bir ifrenin ilk ve son
hecelerini f!s!ldayan bir yorganc! ç!ra! olmuumdur. Ya da yasaklanm! bir
tarikat!n uykuya dalm! meczuplar!n! y!llar suren suskunluk ve uykudan uyand!ran
medreseli bir haberciyimdir. -
Hâlâ uyuyamam!sam sevgili okurlar!m, an!lar!n!n izini surerek kaybettii
sevgilisinin suretini arayan mutsuz â!k olur, ehrin her kap!s!n! açar, afyon
içilen her odada, hikâye anlat!lan her mecliste, ark! söylenen her evde kendi
geçmiimin ve sevgilimin izlerini arar!m. Bu uzun yolculuklar!m s!ras!nda
haf!zam ve hayâl gucum ve oradan oraya suruklenen benim hayâllerim yorgun duup
pes etmemise hâlâ, en sonunda, uykuyla uyan!kl!k aras!ndaki o mutlu belirsizlik
anlar!n!n birinde önume ç!kan ilk tan!d!k mekâna, uzak bir dostun evine ya da
yak!n bir akraban!n bo kalm! kona!na girer, belleimin unutulmu köelerini
yoklar gibi kap!lar! aça aça bulduum odalar!n sonuncusuna girer, mumu söndurur
yataa yat!p, uzak, yabanc! ve tuhaf nesneler aras!nda uyurum.
233
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM EMS TEBRZ'Y KM ÖLDÜRDÜ?
"Ne kadar saman arayaca!m seni ev ev, kap! kap!? Ne kadar zaman köeden köeye,
sokak sokak?"
Mevlâna
Galip uzun suren derin bir uykudan sabah huzurla uyand!!nda, tavandan sarkan
altm! y!ll!k lamba, sararm! bir kâ!t rengiyle yan!yordu. Üzerinde Celâl'in
pijamas!, Galip evdeki aç!k lambalar! söndurdu, kap!n!n alt!ndan at!lm!
Milliyet'i al!p Celâl'in çal!ma masas!na oturup okudu: Bugunku köe yaz!s!nda
cumartesi öleden sonra gazeteye gittiinde okuduu yanl!! görunce ('kendiniz
olmakta'y!, 'kendimiz olmakta' olarak yazm!lard!), eli kendiliinden çekmeceye
uzan!p yeil bir tukenmez kalem buldu ve yaz!y! duzeltmeye balad!. Yaz!y!
bitirdiinde Celâl'in de her sabah uzerinde bu mavi çubuklu pijamayla bu masaya
oturup ayn! kalemle duzeltmeler yaparken sigara içtii akl!na geldi.
çinde her eyin yolunda gittiine ilikin bir inanç vard!. Uykusunu ald!ktan
sonra zorlu bir gune guvenle balayacak biri gibi iyimserlikle kahvalt!s!n!
yaparken kendisiyle dopdoluydu ve sanki baka biri olmas!na gerek de yoktu.
Kahvesini haz!rlad!ktan sonra, koridordaki dolaptan ç!kard!! köe yaz!lar!,
mektuplar ve gazete kesikleriyle dolu baz! kutular! çal!ma masas!n!n uzerine
yerletirdi. Butun dikkatini vererek inançla önundeki kâ!tlar! okursa arad!!
eyi en sonunda bulaca!ndan kukusu yoktu hiç.
Celâl'in Galata Köprusunun dubalar! içinde yaayan kimsesiz çocuklar!n vahi
hayat!na, yetimhanelerdeki kekeme ve canavar mudurlere, Galata Kulesinden suya
atlar gibi göe atlayan kanatl! hezarfenlerin uçu yar!mas!na, olanc!l!!n
tarihine ve gunumuzde bu iin ticaretini yapanlara ilikin köe yaz!lar!n!
okurkerr Galip, yaz!lara gösterilmesi gereken sab!r ve dikkati kendinde buldu.
stanbul'a ilk gelen T modeli Ford'un oförluunu yapan Beiktal! makineci
ç!ra!n!n an!lar!n!, stanbul'da neden her mahallede
234
muzikli saat kuleleri dikilmesi gerektiini, Binbir Gece Masalla-r!'ndaki harem
kad!nlar!yla köle zencilerin bulutuu sahnelerin M!s!r'da yasaklanmas!n!n
tarihi anlam!n!, eski atl! tramvaylara hareket halinde binebilmenin yararlar!n!
ve papaanlar!n neden stanbul'dan kaç!p kargalar!n geldiini ve bu yuzden kar
ya!lar!n!n balad!!n! aç!klayan hikâyeyi de Galip ayn! iyi niyet ve guvenle
okudu.
Okudukça, bu yaz!lar! ilk okuduu gunleri hat!rl!yor, arada bir kâ!t parças!na
notlar al!yor, bazan bir cumleyi, bir paragraf! ya da baz! kelimeleri yeniden
okuyor, bitirdii köe yaz!s!n! kutuya geri koyarken sevgiyle bir yenisini çekip
ç!kart!yordu.
. Gune odan!n içine deil yaln!z pencerelerin kenarlar!na vuruyordu. Perdeler
aç!lm!t!. Kar! apartman!n çat!s!ndan sarkan buzlar!n ucundan, pislik ve karla
dolmu oluklar!n kenar!ndan sular daml!yordu. Kiremit k!rm!z!s! ve kirli kar
rengi bir dam!n uçgeniyle, karanl!k dileri aras!ndan linyit dumanlar! ç!kan
uzun bir bacan!n dikdörtgeni aras!ndan mavi ve parlak bir gök gözukuyordu. Galip
okumaktan yorulan gözlerini bu uçgenle dörtgen aras!na diktiinde, mavilii
h!zl! uçular!yla kesen kargalar! göruyor, ba!n! önundeki kâ!da çevirdiinde
Celâl'in de yaz!lar!n! kaleme al!rken yorulduunda ayn! yere bak!p ayn!
kargalar!n uçuunu seyrettiini anl!yordu.
Çok sonra, gune art!k kar! apartman!n perdeleri çekili karanl!k pencerelerine
vururken Galip'in iyimserlii da!lmaya balad!. Eyalar, kelimeler, anlam, her
ey hâlâ yerli yerindeydi belki, ama onlar! birlikte tutan daha derin bir
gerçekliin çekip gittiini Galip okudukça ac!yla hissediyordu. Celâl'in
Mehdiler, sahte peygamberler, duzmece padiahlar uzerine yazd!klar!n! okuyordu,
Mevlâna ve emsi Tebrizi ilikisi uzerine, emsi Tebrizi'den sonra 'bu buyuk
airin' yak!nlat!! kuyumcu Selâhaddin ve onun ölumunden sonra da yerini tutan
Çelebi Husamettin uzerine Celâl'in yazd!klar!n! okuyordu. çinde biriken
tats!zl!k duygusundan ç!kmak için 'ster nan ster nanma' köesine
yazd!klar!n! okuyor, Sultan brahim'in bavezirine bir beyit yazarak hakaret
ettii için bir eee balanarak butun stanbul'da dolat!r!lan air Figani'nin
ve k!zkardelerinin her biriyle evlenerek istemeden her birinin ölumunu
haz!rlayan eyh Eflâki'nin hikayesiyle oyalanamiyordu. Öte-
235
ki kutudan ç!kard!! mektuplar! okurken, Celâl'le ne kadar çok ve ne kadar
deiik insanlar!n ilgilendiini, t!pk! çocukluundaki gibi hayretle göruyor,
ama para isteyenlerin, birbirlerini suçlayanlar!n, polemie girdii öteki köe
yazarlar!n!n kar!lar!n!n orospu olduunu aç!klayanlar!n, gizli tarikatlar!n
kumpaslar!yla, bölge tekel al!m mudurlerinin yedii ruvetleri ihbar edenlerin,
aklar!n! ve nefretlerini ilân edenlerin mektuplar! Galip'in içinde biriken
guvensizlik duygusunu beslemekten baka bir ie yaram!yordu.
Her eyin, masaya otururken akl!ndaki Celâl imgesinin yava yava deimesiyle
ilgili olduunu biliyordu. Sabah eyalar ve nesneler anla!l!r bir dunyan!n
uzant!lar!yken, Celâl de, y!llard!r yaz!lar!n! okuduu, bilinmeyen yanlar!n!
'bilinmeyen yan' olarak uzaktan anlay!p benimsedii biriydi. Öleden sonra, alt
kattaki jinekologun muayenehanesine asansörun durmadan hasta ve gebe kad!n
ta!maya balad!! saatlerde Galip akl!ndaki bu Celâl imgesinin tuhaf bir
ekilde daha 'eksik' bir imgeye dönutuunu anlad!!nda, oturduu masan!n,
çevresindekLeyalar!n ve odan!n butunuyle deitiini hissetti., Eyalar art!k
s!rlar! kolay kolay çözulemeyecek bir dunyan!n hiç de dost gözukmeyen tehlikeli
iaretleriydiler.
Bu deiimin Celâl'in Mevlâna uzerine yazd!klar!yla yak!ndan balant!l! olduunu
anlad!! için, Galip konunun uzerine gitmeye karar verdi. K!sa surede CelâPin
Mevlâna uzerine yazd!! köe yaz!lar!n!n hepsini ortaya ç!kard! ve h!zla okumaya
balad!.
Celâl'i gelmi geçmi en etkili mutasavv!f aire balayan ey, ne on uçuncu
yuzy!lda Konya'da Farsça yaz!lm! iirlerdi, ne de ortaokul ahlâk derslerinde
öretilen erdemlere örnek olsun diye bu iirlerden seçilen beylik m!sralar. Bir
y!!n s!radan yazar!n kitab!n!n ilk sayfas!n! susleyen 'seçme' inciler kadar,
turistlerin ve kartpostal irketlerinin vazgeçemedikleri ç!plak ayakl! ve
eteklikli Mevlevi ayinleri de Celâl'in ilgisini çekmemiti hiç. Yedi yuzy!l
boyunca, hakk!nda on binlerce cilt erh yaz!lan Mevlâna ve ölumunden sonra
yay!lan tarikat!, Celâl'i, bir köe yazar!n!n kullan!p yararlanmas! gereken bir
ilgi oda! olarak heyecanland!rm!t! yaln!zca. Mevlâna'da Celâl'i en çok
ilgilendiren ey, hayat!n!n baz! dönemlerinde baz! erkeklerle kurduu 'cinsel ve
mistik' yak!nl!klarla bunlar!n hikâyelerine de yans!yan esrar! ve sonuçlar!yd!.
Konya'da babas!ndan devrald!! eyhlik makam!nda oturur-
236
ken yaln!z muridlerinin deil, butun ehrin hayranl!kla sevdii Mevlâna, k!rk
be yalar!ndayken ne bilgisi, ne deerleri, ne de hayata bak!! kendisininkine
benzeyen, emsi Tebrizi adl! ehir ehir gezen bir derviin etkisi alt!na
girmiti. Celâl'e göre hiç de an-la!lamayacak bir davran!t! bu. Yedi yuzy!l
boyunca yorumcular!n bu ilikiyi 'anla!l!r' hale sokmak için yazd!klar!
'aç!klamalar' da bunun bir kan!t!yd!. ems'in kaybolmas!ndan ya da
öldurulmesinden sonra Mevlâna öbur muridlerinin isyan!na ramen, bu sefer iyice
bilgisiz, özelliksiz bir kuyumcuyu kendine halife tayin etmiti. CelâPe göre,
herkesin kan!tlamaya çal!t!! gibi Tebrizli ems'in 'çok kuvvetli bir sufiyane
cezbeye' sahip olmas!n!n deil, Mevlâna'n!n kendi ruhsal ve cinsel durumunun
belirtilerini gösteren bir baka iaretti bu seçim. Nitekim, bu ikinci halifenin
ölumunden sonra Mevlâna'n!n, kendine 'hemdem' olarak seçtii uçuncu halife,
ikincisini aratmayacak kadar özelliksiz ve parlakl!ktan yoksundu.
Celâl'e göre, yuzy!llard!r yap!ld!! gibi, 'anla!lmaz' gözuken bu uç ilikiyi
'anla!l!r' k!lmak için çeitli kulplar takmak, 'halifelerin' her birine
ta!yamayacaklar! gerçekd!! erdemler yak!t!rmak, hele baz!lar!n!n yapt!klar!
gibi, onlar!n Muhammed'in, Ali'nin soyundan geldiklerini kan!tlayacak sahte
ecereler duzmek, Mevlâna ile ilgili çok önemli bir özellii gözden kaç!rmakt!.
Celâl, Mevlâna'n!n eserine de yans!d!!n! söyledii bu özellii Konya'da her y!l
duzenlenen anma gunune rastlayan bir pazar yaz!s!nda anlatm!t!. Çocukluunda,
dinle ilgili butun yaz!lar gibi s!k!c! bulduu ve ya-y!mlan!!n! yaln!zca o y!l
ç!kar!lan Mevlâna pullar! dizisi (on be kuruluklar! pembeydi, otuzluklar mavi
ve az bulunan altm! kuruluklar yeil) yuzunden hat!rlad!! bu yaz!y! yirmi iki
y!l sonra yeniden okurken Galip çevresindeki eyalar!n deitiini bir daha
hissetti.
Celâl'e göre, yorumcular!n kitaplar!n!n ba köelerine oturttuklar! ve binlerce
kere anlatt!klar! gibi Mevlâna'n!n gezgin dervi emsi Tebrizi'yi Konya'da görur
görmez onu etkiledii ve ondan etkilendii bir gerçekti. Ama, san!ld!! gibi,
emsi Tebrizi'nin ortaya bir soru atmas!yla balayan o unlu 'diyalog'dan sonra
Mevlâna bu adam!n bir bilge olduunu hemen anlad!! için deildi bu. Aralar!nda
geçen konuma, en yavan tasavvuf kitaplar!nda bile
237
binlerce örnei görulen s!radan bir 'alçakgönulluluk meseli'ne dayan!yordu.
Denildii kadar bir bilge kiiyse eer Mevlâna, bu kadar s!radan bir 'mesel'den
etkilenmez, olsa olsa etkilenmi gibi yapard!.
O da öyle yapm!, ems'de derin bir kiilikle, etkileyici bir ruhla kar!lam!
gibi davranm!t!. Celâl'e göre k!rk be yalar!ndaki Mevlâna'n!n o yamurlu gun
gerçekten böyle bir 'ruh' ile kar!lamaya, kendi suretini yuzunde görecei
birisine ihtiyac! vard! çunku. Böylece, ems'le kar!la!r kar!lamaz kendisini
arad!! kiinin bu olduuna inand!rm!, ems'i de gerçek yuce kiiliin kendisi
olduuna inand!rmas! da tabii, hiç de zor olmam!t!. 23 Ekim 1244'teki bu
kar!lamadan hemen sonra, bir medrese hucresine kapanm!lar, alt! ay oradan hiç
ç!kmam!lard!. Bir medrese hucresinde alt! ay ne yapt!klar!, ne konutuklar!
sorusunu, Mevlevilerin çok az deindikleri bu âik' soruyu, Celâl dindar
okurlar!n! daha fazla öfkelendirmemek için yaz!s!nda dikkatle bir kurcalad!ktan
sonra, as!l konusuna geçiyordu.
Mevlâna butun hayat! boyunca kendisini harekete geçirecek, kendisini
alevlendirecek bir ' öteki'ni, kendi yuzunu ve ruhunu yans!tacak bir aynay!
aram!t!. Hucrede yapt!klar! ve konutuklar! eyler, bu yuzden, t!pk!
Mevlâna'n!n eserleri gibi, birden fazla kiinin k!l!!na burunmu tek bir
kiinin ya da tek kii k!l!!na girmi birden fazla kiinin ileri, sözleri ve
sesleriydi. Çevresindeki budala (ve vazgeçemedii) muridlerinin hayranl!!na ve
on uçuncu yuzy!lda bir Anadolu kentindeki boucu havaya dayanabilmesi için
çunku, airin her zaman dolab!nda saklad!! tebdil-i k!yafet araçlar! gibi,
yan!nda tuttuu, s!ras!nda kiiliine burunerek ferahlayabilecei baka
kimliklere ihtiyac! vard!. Celâl, bu derin istei kendi baka yaz!lar!ndan ödunç
ald!! bir imgeyle pekitirmiti: "T!pk!, budala bir ulkede, dalkavuklar,
zalimler ve fakirler aras!nda hukum surmeye dayanamayan bir padiah!n geceleri
giyip sokaklarda gezerek rahatlayabilmek için dolab!nda saklad!! köylu
elbiseleri gibi."
Galip'in bekledii gibi, dinine bal! okurlar!n ölum tehditleriyle ve
Cumhuriyetçi lâik okurlar!n da tebrik mektuplar!yla kar!lanan bu köe
yaz!s!ndan bir ay sonra, Celâl, gazete patronunun bir daha dönmemesini rica
ettii bu konuyu bir daha açm!t!.
'238
Yeni yaz!da Celâl butun Mevlevilerin bildii baz! temel olgular!n uzerinden
geçiyordu önce: Mevlâna'n!n ne iduu belirsiz bir dervie bu kadar yak!nl!k
göstermesini k!skanan öbur muridler, ems'i s!k!t!r!p ölumle tehdit etmiler.
Bunun uzerine karl! bir k! gunu 15 ubat 1246'da (Dizgi hatalar!yla dolu lise
kitaplar!n! hat!rlatan Celâl'in bu kesin tarih tutkusunu Galip çok seviyordu)
ems Konya'da kaybolmutu. Sevgilisinin ve burunebilecei ikinci kiiliin yok
olmas!na dayanamayan Mevlâna, bir mektuptan ems'in am'da olduunu anlay!nca
"ak!n!" (Celâl bu kelimeyi okuyucular!n! daha da uphelendirmek için, t!rnak
içinde kullan!yordu hep.) geri getirtmi, onu evlatl!k k!zlar!ndan biriyle de
hemen evlendirtmiti. Ancak, bundan sonra ems'in çevresindeki k!skançl!k
çemberi yeniden daralmaya balayacak, çok geçmeden 1247 y!l! aral!k ay!n!n
beinci perembe gunu, aralar!nda Mevlâna'n!n olu Alaaddin de olan bir
kalabal!k taraf!ndan ems pusuya duurulup b!çaklanarak öldurulecek, ayn! gece
pis ve souk bir yamur yaarken cesedi Mevlâna'n!n evinin bitiiindeki bir
kuyuya at!lacakt!.
Yaz!n!n ems'in cesedinin at!ld!! bu kuyuyu anlatan bundan sonraki sat!rlar!nda
Galip kendisine hiç de yabanc! gelmeyen bir eyler buldu. Celâl'in kuyu, kuyuya
at!lan ceset, cesetin yaln!zl!! ve huznu uzerine yazd!klar! Galip'e yaln!zca
korkutucu ve tuhaf gelmekle kalmad!, cesedin at!ld!! yedi yuzy!ll!k kuyuyu
bizzat kendi gözuyle görduu, talar!, Horasan! s!vay! seçtii duygusuna
kap!ld!. Yaz!y! birkaç kere okuduktan sonra, bir içguduyle seçtii baka
yaz!lara göz gezdirirken, ayn! tarihlerde Celâl'in bir apartman aral!!n!
anlat!! köe yaz!s!nda kuyuyu tasvir ederken kulland!! baz! cumleleri olduu
gibi kulland!!n! ve iki yaz!da da ayn! uslubu baar!yla koruduunu kefetti.
Daha sonra, Celâl'in Hurufilik uzerine yazd!klar!n!n içine girdikten sonra
okusayd! hiç ald!rmayaca! bu kuçuk oyuna önem vererek Galip masas!n!n uzerine
y!d!! yaz!lar! bir de bu gözle okumaya balad!. te o zaman Galip, Celâl'in
yaz!lar!n! okudukça çevresindeki eyalar!n neden deitiini, neden butun
masalar!, perdeleri, lambalar!, kullukleri, sandalyeleri, kaloriferin uzerindeki
makas!, !v!r z!v!r! birbirine balayan o derin anlam!n ve iyimserliin çekip
gittiini anlad!.
239
Celâl, Mevlâna'dan kendinden sözeder gibi sözediyor, kelimeler, cumleler
aras!nda ilk bak!ta göze çarpmayan sihirli bir yer deitirmeden yararlanarak,
kendini Meviâna'n!n yerine koyuyordu. Galip, Celâl'in kendinden sözettii baz!
yaz!larda ve Mevlâna'dan sözcttii 'tarihi' yaz!lar!nda ayn! cumleleri,
paragraflar!, bunlardan öte, kederle örduu ayn! uslubu kulland!!n! bir kere
daha görunce, bu yer deitirmeden emin oldu. Bu tuhaf oyunu korkutucu yapan
ey, Celâl'in özel defterlerinde, yay!mlanmam! yaz! musvettelerinde, tarih
sohbetlerinde, eyh Galip uzerine yazd!! denemelerinde, ruya yorumlar!nda,
stanbul hat!ralar!nda ve birçok köe yaz!s!nda kaleme ald!klar!yla
desteklenmesiydi.
Kendisini hep bir baka kii olarak gören k!rallar!n, bir baka birisi olabilmek
için saraylar!n! yakan Çin mparatorlar!n!n, geceleri k!yafet deitirip halk
aras!na kar!may! art!k bir hastal!k haline getirip, gunlerce saraydan ve devlet
ilerinden uzak kalan padiahlar!n hikâyelerini 'ster nan ster nanma'
köesinde Celâl yuzlerce kere anlatm!t!. Yar! kalm! an! benzeri hikâyecikleri
yazd!! bir defterde Celâl'in kendini s!radan ve sade bir yaz gunu içinde
s!ras!yla Leibniz, unlu zengin Cevdet Bey, Muhammed, gazete patronu, Anatole
France, baar!l! bir ahç!, vaaz veren unlu bir imam, Robinson Crusoe, Balzac ve
uzerleri utançla çizilmi alt! kii daha olarak görduunu okudu Galip.
Meviâna'n!n pullar ve afilerde görulen resimlerinin karikaturlerine bakt!;
uzerinde Mevlâna Celâl yazan bir sandukan!n beceriksizce çizilmi resmine
rastlad!. Yay!mlanmam! bir köe yaz!s! ise u cumleyle bal!yordu: "Meviâna'n!n
en buyuk eseri denen Mesnevi batan sona bir çal!nt!d!r!"
Bu cumlenin arkas!ndan akademik yorumcular!n sayg!s!zl!k korkusu ve gerçek
kayg!s! aras!nda gidip gelen bir uslupla gösterdikleri benzerliklere abart!larak
iaret edilmiti. Mesnevi'deki falanca hikâye 'Kelile ve Dimne'den al!nm!,
filanca hikâye Attar'm 'Mant!k-ut Tayr'!ndan yurutulmu, beriki anekdot olduu
gibi 'Leyla ve Mecnun'dan kald!r!lm!, ötekisi 'Menâk!b-! Evliya'dan
a!r!lm!t!. Galip hikâyeleri yurutulen bu kaynaklar!n uzayan listesi içinde
'K!ssas-! Enbiya'y!, 'Binbir Gece Masallar!'m ve bn Zer-hani'yi de gördu. Bu
listenin sonuna Celâl bakalar!ndan hikâye yurutmek uzerine Meviâna'n!n
duuncelerini eklemiti. Galip hava karar!rken içinde daha da koyulaan
karamsarl!kla birlikte bu
240
duunceleri yaln!zca Meviâna'n!n duunceleri gibi deil, ayn! zamanda kendisini
Meviâna'n!n yerine koyan Celâl'in duunceleri gibi okudu.
Celâl'e göre kendileri olmaya uzun sure katlanamayan, ancak bir bakas!n!n
kiiliine burundukleri zaman huzur bulan butun insanlar gibi Mevlâna da, bir
hikâyeye balad!!nda ancak bir bakas!n!n anlatt!klar!m söyleyebiliyordu. Zaten
bir bakas! olmak için yan!p tutuan butun mutsuzlar için hikâye anlatmak, kendi
s!k!c! gövdeleri ve ruhlar!ndan kurtulabilmeleri için kefedilen bir hileydi.
Bir hikâye anlatabilmek için bir hikâye anlatmak istiyordu. T!pk! Binbir Gece
Masallar! gibi, bir hikâye bitmeden bir ikincisi balayan, o ikincisi bitmeden
uçuncusune geçilen, bitmeyen hikâyelerin, t!pk! tuketilemeyen, ama k!sa bir
surede b!k!lan insan kiilikleri gibi hep arkada b!rak!ld!!, tuhaf ve duzensiz
bir 'kom-pozisyon'du Mesnevi. Galip, Mesnevi ciltlerini kar!t!r!rken mustehcen
hikâyelerin yanlar!n!n çizildiini, baz! sayfalar!n öfkeli bir yeil kalemle
soru iaretlerine, unlemlere, karalamaya varan duzeltmelere boulduunu gördu.
Murekkep ve pislik içindeki bu sayfalarda anlat!lan hikâyeleri aceleyle
okuduktan sonra, çocukluunda, gençliinde özgun köe yaz!s! diye okuduu birçok
hikâyeyi Celâl'in 'Mesnevi'den alarak ça!m!z stanbul'una uyarlad!!n! anlad!.
Galip, Celâl'in nazire sanat! uzerine, tek gerçek hunerin bu olduunu söyleyerek
saatlerce konutuu geceleri hat!rlad!: Ruya, yolda ald!klar! pastalar!
at!t!r!rken, Celâl birçok köe yaz!s!n!, belki de hepsini bakalar!n!n
yard!m!yla yazd!!n! söyler, önemli olan!n yeni bir ey 'yaratmak' deil, daha
önceden, binlerce zekâ taraf!ndan binlerce y!lda yarat!lm! olan harikalar! bir
köesinden, bir ucundan deitirerek yepyeni bir ey söyleyebilmek olduunu
ekler, butun köe yaz!lar!n! bakalar!ndan ald!!n! ileri surerdi. Galip'in
sinirlerini bozarak odadaki eyalar!n, masan!n uzerindeki kâ!tlar!n
gerçekliine olan iyimser inanc!n! iyice kaybettiren ey, y!llarca Celâl'indir
diye belledii baz! hikâyelerin bir bakas!n!n olduunu örenmesi deil, ama bu
gerçein iaret ettii baka baz! ihtimaller oldu.
T!pk! yirmi be y!l önceki halini taklit eden bu ev ve bu oda gibi, stanbul'un
bir baka yerinde, gene ayn! ekilde döenmi
241
baka bir ev ve oda olabilecei geldi akl!na. O odada, ayn! masada oturup hikâye
anlatan Celâl'le onu neeyle dinleyen Ruya yoksa eer, ayn! masada oturan ve
eski köe yaz!lar! koleksiyonunu okuya okuya kaybettii kar!s!n!n izini
bulabileceini sanan Galip benzeri bir bahts!z vard!. T!pk! nesnelerin,
resimlerin, plastik torbalar!n uzerlerindeki simgelerin kendilerinden baka
eylerin iaretleri olmas! ve t!pk! Celâl'in her yaz!s!n!n her okunuta baka
anlama iaret etmesi gibi, kendi hayat!n!n da her duunduunde baka bir anlam!
olduu ve birbirini tren vagonlar! gibi amans!zca izleyen bu anlamlar aras!nda
kaybolabilccci de geldi akl!na. D!ar!da hava kararm!, odan!n içinde
örumceklerle kapl!, !!ks!z mah-zenlerdeki kuf ve ölum kokusunu hat!rlatan o
elle dokunulabilir lo !!k birikmiti. Galip, istemeden içine duurulduu bu
öteki dunya kâbusundan, bu hayâletimsi âlemden d!ar! ç!kabilmek için yorgun
gözlerle okumaya devam etmekten baka yolu olmad!!n! anlay!p masan!n uzerindeki
lambay! yakt!.
Yar!da b!rakt!! yerden, ems'in cesedinin içine at!ld!! örum-cekli kuyuya
döndu böylece. Hikâyenin devam!nda air, 'dostunun, sevgilisinin' kayb!ndan
kendinden geçmi bir haldeydi. ems'in öldurulduune, cesedinin kuyuya
at!ld!!na bir turlu inanm!yor, dahas!, kendisine burnu dibindeki kuyuyu
göstermek isteyenlere öfkeleniyor, 'sevgilisini' baka yerlerde aramak için
bahaneler uyduruyordu: Bundan önceki kayboluunda yapt!! gibi ems, am'a
gitmi olamaz m!yd!?
Mevlâna ite böyle am'a gitmi, ehrin sokaklar!nda sevgilisini böyle aramaya
balam!t!. ehirdeki her sokaa, her odaya girmi, her meyhaneye, her köeye,
her ta!n alt!na bakm!, sevgilisinin eski dostlar!n!, ortak tan!d!klar!n!,
sevdii mekânlar!, camileri, tekkeleri, her yeri bir bir yoklam!, öyle ki, bir
sure sonra aramak bulmaktan daha önemli bir i olup ç!km!t!. Köe yaz!s!n!n bu
noktas!nda, okuyucu, arananla arayan!n birbirleriyle yer deitirdii, bulman!n
deil hedefe doru yurumenin, kay!p sevgilinin deil bahanesi olduu ak!n öne
ç!kt!! mistik ve panteist bir âlemin afyon dumanlar!, gul sular! ve yarasalar
aras!nda buluyordu kendini. airin buyuk ehrin sokaklar!nda ba!ndan geçen
çeitli maceralar!n, tarikat yolcusunun gerçeklie kavumak, kemâle ermek için
amas! gereken mertebelere denk dutuu k!saca gösteriliyordu: Sevgili-
242
nin kaçt!!n!n anla!ld!! ak!nl!k sahnesiyle onun peine dume, 'nef-i isbat'
aamas!na uygun duuyorsa, sevgilinin eski dostlar!n!n ve dumanlar!n!n
görulduu ve ayak bast!! köelerin ve can yakan an!larla kaynaan eski
eyalar!n!n incelendii sahneler 'çile'-nin çeitli aamalar!na denk duuyordu.
Kerhane sahnesi, sevgi içinde erimekse Hallac-! Mansur'un ölumunden sonra evinde
bulunan ifreli mektuplar misali takma adlar, edebi tuzaklar ve kelime
oyunlar!yla bezeli yaz!lar!n cennet ve cehneminde kaybolmak Attar'!n da iaret
ettii esrar vadisinde kaybolmak demek oluyordu. Geceyar!s! meyhanede her biri
bir baka 'ak hikâyesi' anlatan hikayeciler, Attar'!n Mant!k-ul Tayr'mdan
ç!kmaysa, ehrin esrarla kaynaan sokaklar!, dukkânlar!, pencereleri aras!nda
yuruye yuruye sarho olan airin Kaf Da!'nda arad!! eyin kendisi olduunu
anlamas! da gene ayn! kitaptan al!nm! bir fena-i mutlak (mutlak içinde erime)
örnei oluyordu vs.
Celâl'in uzun köe yaz!s! öbur mutasav!flar!n arayanla aranan!n birlii uzerine
gösterili ve aruzlu m!sralar!yla suslenmi, am'da aylar suren
arat!rmalar!ndan yorgun duen Mevlâna'n!n u unlu m!sra! da iir çevirisinden
nefret eden Celâl'in duzyaz!s!y-la eklenmiti: "Madem ki ben o'yum!" demi
ehrin esrar!nda kaybolduu gunlerin birinde air, "Niye art!k ar!yorum ki
öyleyse?" Köe yaz!s!n!n bu doruk noktas!n! Celâl butun Mevlevilerin gururla
tekrarlad!! u edebi gerçekle bitiriyordu: Bu aamadan sonra, Mevlâna, o ara
dökturduu iirlerini, kendi ad!n! deil, 'Divan-! emsi Tebrizi' ad!n! vererek
toplam!t!.
T!pk! çocukluundaki gibi, bu köe yaz!s!n!n Galip'i daha çok ilgilendiren yan!
arama ve arat!rmalar!n polisiye kurgu k!sm! oldu. Celâl burada, tasavvuf
hikayeleriyle gönlunu ald!! dindar okuyucular!n! yeniden öfkelendiren, lâik ve
cumhuriyetçi okuyucular!n! ise keyiflendiren u sonuca ula!yordu: "ems'i
öldurten ve kuyuya at!lmas!n! isteyen tabii ki Mevlâna'n!n kendisidir!" Celâl
sav!n! Beyolu ve adliye muhabirlii yapt!! bin dokuz yuz ellilerde yak!ndan
tan!d!! Turk polis ve savc!s!n!n s!k s!k kulland!! bir yöntemle kan!tlam!t!.
Sevgilinin öldurulmesiyle bundan en çok yarar salayan kimsenin Mevlâna
olduunu, bu sayede s!radan bir hoca olmaktan en buyuk tasavvuf airi
mertebesine ç!kt!!n!, suçlamaya al!m! bir kasaba savc!s!n!n uslubuyla
hat!rlatt!ktan sonra, o za-
243
man bu cinayeti herkesten çok onun istemi olaca!n! belirtiyordu. stemekle
yapt!rtmak aras!ndaki h!ristiyan romanlar!na özgu ince hukuki köpruyu de,
suçluluk duygusunun belirtileri ve acemi katillerin bilinen numaralar! olan
ölume inanmamak, deli divane olmak, gidip de kuyudaki cesede bakamamak gibi
tuhafl!klarla geçiyor, hemen sonra Galip'i derin umutsuzluun içine iyice gömen
öteki konuyu aç!yordu: Cinayetten sonra suçlunun am sokaklar!nda aylar suren
arat!rmalar!, butun ehri batan aa! defalarca taramas!, o zaman, neyin
iareti olabilirdi acaba?
Galip, Celâl'in bu konuya köe yaz!s!nda gözuktuunden çok daha fazla bir zaman
verdiini defterlerin içindeki baz! notlardan ve eski futbol maç! (Turkiye:3-
Macaristan:l) ve sinema biletlerini (Tenceredeki Kad!n', 'Eve Dönu') saklad!!
bir kutuda bulduu am haritas!ndan -anlad!. Haritada Mevlâna'n!n am'da yapt!!
arat!rmalar yeil bir tukenmez kalemle iaretlenmiti. Öldurulduunu çok iyi
bildii ems'i aramad!!na göre, Mevlâna ehirde baka bir ey yap!yor
olmal!yd!, ama neydi o ey? airin ehirde urad!! her "köe iaretlenmi, ayak
bast!! mahallelerin, hanlar!n, kervansaraylar!n, meyhanelerin adlar! haritan!n
arka taraf!na yaz!lm!t!. Alt alta s!ralanan bu adlar!n uzay!p giden listedeki
harflerinden, hecelerinden Celâl bir anlam ç!karmaya çal!m!, gizli bir
simetriyi aram!t!.
Hava karard!ktan çok sonra Galip, Binbir Gece Masallar!'n-daki polisiye
hikâyelere ('Civa Ali', 'Ak!ll! H!rs!z' vs.) ilikin bir köe yaz!s!n!
yay!mlad!! tarihlerde, Celâl'in eline geçen !v!r z!v!r! saklad!! bir kutuda
bir Kahire haritas!yla, stanbul Belediyesinin 1934 tarihli ehir Rehberi'ni de
buldu. Bekledii gibi Binbir Gece Masallar!'ndaki hikâyeler Kahire haritas!na
yeil bir tukenmez kalemin çizdii oklarla iaretlenmiti. ehir Rehberi'nin
baz! sayfalar!ndaki haritalarda ise ayn! kalemle olmasa bile, ayn! yeille
çizil-mibaz! oklar gördu. Karmakar!!k haritalar içerisinde, yeil oklar!n
seruvenlerini izlerken stanbul'da bir hafta suren kendi gezintilerinin
haritas!n! da görur gibi oldu. Bunun bir yan!lsama olduuna kendini inand!rmak
için, yeil okun kendisinin ayak basmad!! hanlara, girmedii camilere,
ç!kmad!! yokulara urad!!n! hat!rlatt! kendine, ama kendisi de bitiikteki
hanlara uram!, yak!ndaki camilere girmi, ayn! tepelere ç!kan yokular!
t!rmanm!t!: Bu-
244
tun stanbul, haritadan nas!l gösterilirse gösterilsin, ayn! yolculua ç!km!
insanlarla kayna!yordu demek ki!
Böylece am, Kahire ve stanbul haritalar!n! y!llar önce Celâl'in Edgar Allen
Poe'dan esinlenerek yazd!! bir köe yaz!s!nda öngörduu gibi yan yana getirdi.
Bunu yapabilmek için Belediye ehir Rehberi'nin ciltli sayfalar!n!, banyodan
ald!! ve Celâl'in sakallar! uzerinde gezindii tel tel kan!tlar!yla belli olan
bir jiletle y!rtmas! gerekmiti. Üç haritay! yan yana getirince buyuklukleri de
birbirini tutmayan bu çizgi ve iaret parçac!klar!yla ne yapaca!n! kestiremedi
önce. Sonra, t!pk! çocukluklar!nda Ruya ile bir dergiden bir resim kopye ederken
yapt!klar! gibi, onlar! oturma odas!n!n caml! kap!s!na ust uste bast!r!p
arkalar!ndan vuran lamban!n !!!nda seyretti. Daha sonra Celâl'in annesinin,
bir zamanlar ayn! masan!n uzerine yayd!! elbise patronlar!na bakar gibi,
haritalar! masaya yay!p bir bilmeceyi tamamlayacak parçalar olarak görmeye
çal!t!: Üst uste oturan haritalar içinde belli belirsiz seçebildii tek ey
iyice yalanm! bir ihtiyar!n k!r! k!r! ve rastlant!sal yuzu oldu.
Bu yuze o kadar uzun bir sure bakt! ki, onu uzun bir zamand!r tan!d!! duygusuna
kap!ld!. Tan!!kl!k duygusu ve gecenin sessizlii Galip'e huzur verdi. Bu huzur
sanki daha önceden yaanm!, tasarlanm!, bir bakas! için de öngörulmu guven
verici bir duyguydu. Galip içtenlikle Celâl'in kendisini yönlendirdiini
duundu. Yuzlerin anlam!ndan sözettii bir y!!n yaz!s! vard! Celâl'in, ama
Galip'in akl!na, Celâl'in yabanc! kad!n artistlerin yuzlerine bakarken duyduu
bir 'iç huzuruna' ilikin baz! cumleleri geliyordu. Celâl'in gençliinde kaleme
ald!! sinema yaz!lar!n! kutu-* dan ç!karmaya böyle karar verdi.
Eski sinema yaz!lar!nda Celâl, baz! Amerikan y!ld!zlar!n!n yuzlerinden, mermer
ve saydam heykellerden, bir gezegenin görunmeyen ipeksi taraf!n!n yuzeyinden,
uzak ulkelerin ruyalar! hat!rlatan hafif masallar!ndan sözeder gibi ac! ve
özlemle sözediyor-du. Galip bu sat!rlar! okurken, Celâl'le aralar!ndaki ortak
sevgi noktas!n!n Ruya'dan ve hikâyelerden çok, belli belirsiz duyulan ho bir
muzii hat!rlatan bu özlemin ahengi olduunu hissetti: Haritada, yuzlerde,
kelimelerde Celâl'le birlikte bulduu eyi seviyor ve ondan korkuyordu da.
Sinema yaz!lar!n!n içine bu muzii bul-
245
mak için daha fazla girmek isterdi, a'ma çekindi, duraklad!: Celâl unlu Turk
oyuncular!n!n yuzlerinden hiç de ayn! uslupla sözetmi-yordu: Turk oyuncular!n!n
yuzleri CelâPe ifresiyle birlikte anlamlar! da unutulup kaybolmu yar!m as!rl!k
sava telgraflar!n! hat!rlat!yordu.
Sabah kahvalt!s!n! ederken, yaz! masas!na yerleirken butun gövdesini saran
iyimserliin imdi neden çekip gittiini de art!k çok iyi biliyordu: Sekiz
saatlik bir okuma sonunda kafas!ndaki Celâl imgesi butunuyle deimi, böylece
sanki kendisi de baka birisi olmutu. Sabah iyimserlikle dunyaya inan!rken,
sab!rla çal!arak bu dunyan!n kendisinden saklad!! temel bir s!rr!
çözuvereceini safl!kla duunurken, içinde baka biri olma özlemi yoktu hiç. Ama
imdi, dunyan!n s!rlar! kendinden uzaklat!kça ve tan!d!!n! sand!! bu odadaki
eyalarla yaz!lar bilinmedik bir dunyan!n anla!lmaz nesnelerine ve kimliini
ç!karamad!! yuzlerin haritalar!na dönutukçe Galip butun dunyay! bu umutsuz ve
s!k!c! bak!la gören kiiden kurtulmak, bir bakas! olmak istiyordu. Celâl'in
Mev-lâna ve Mevlevilikle ilikisini aç!klayabilecek son ipucunun peinden gitmek
için baz! an!lar!ndan sözettii köe yaz!lar!n! okumaya balad!!nda, ehirde
akam yemei vakti gelmi, pencerelerden Tevikiye Caddesine televizyonlar!n
mavi !!klar! vurmaya balam!t!.
Celâl Mevlevilie, yaln!zca okuyucular!n!n anla!lmaz bir bal!l!k duygusuyla bu
konuya dalacaklar!n! bildii için deil, uvey babas! bir Mevlevi olduu için de
ilgi duymutu. Annesinin Avrupa'dan ve Kuzey Afrika'dan bir turlu geri dönmeyen
Melih-Amcadan ayr!lmak zorunda kald!ktan sonra, diki dikerek olunu ve
kendisini geçindiremedii için evlendii bu adam!n Yavuz Sultan'in arka
sokaklar!nda, Bizans'dan kalma bir sarn!c!n yan!ba!n-daki bir Mevlevihaneye
devam ettiini Galip, Celâl'in laik bir öfke ve Voltaire'ce bir mizahla tasvir
ettii gizli bir ayine giden "h!m h!m kambur bir avukat"in varl!!ndan anlad!.
Bu uvey babayla ayn! çat! alt!nda yaad!! gunlerde para kazanmak için Celâl'in
sinemalarda yer göstericilii yapt!!n!, karanl!k ve kalabal!k salonlarda ç!kan
kavgalarda s!k s!k dayak at!p dayak yediini, film aralar!nda gazoz satt!!n!,
gazoz sat!!n! artt!rmak için çörekçiyle anla!p çöreklere tuz ve biber
koydurttuunu okurken Galip, kendini
246
1
yer göstericinin, kavgac! seyircilerin, çörekçinin ve en sonunda, iyi bir okur
gibi Celâl'in de yerine koydu.
Böylece Celâl'in ehzadeba!'ndaki sinemadaki iinden ayr!ld!ktan sonra yan!na
girdii ciltçinin tutkal ve kâ!t kokan dukkân!nda geçen gunlerini anlatan an!
yaz!s!n! okurken gözune çarpan bir cumle, Galip'e bir an kendi durumuna ilikin
çok önceden duunulmu bir öngöru olarak gözuktu. An!lar!nda kendilerine ac!kl!
ve övunulecek bir geçmi icat eden butun yazarlar!n kulland!! s!radan
cumlelerden biriydi bu: "Elime ne geçerse okurdum," diye yazm!t! Celâl ve Celâl
hakk!nda eline ne geçerse okuyan Galip, Celâl'in ciltçi dukkan!ndaki gunlerinden
deil, kendisinden sözetti-, ini anlam!t!.
Geceyar!s! sokaa ç!kana kadar Galip bu cumleyi her akl!na getiriinde onu
Celâl'in o anda kendisinin ne yapt!!n! bildiinin bir kan!t! olarak gördu.
Böylece bir haftal!k çabas!n! kendisinin Celâl ve Ruya'n!n izleri peinden
gittii bir arat!rma olarak deil, Celâl'in (ve belki de Ruya'n!n) kendisi için
kurduklar! bir oyunun parças! olarak gördu. Bu duunce Celâl'in insanlar! kuçuk
tuzaklar, belirsizlikler ve yaz!larla, uzaktan usulca yönetme isteine de denk
dutuu için, Galip, bu yaayan muzedeki arat!rmalar!n!n art!k kendisinin
deil, Celâl'in özgurluunun belirtileri olduunu duunuyordu.
Yaln!zca bu boucu duyguya ve okumaktan ar!yan gözlerinin ac!s!na dayanamad!!
için deil, mutfakta yiyecek bir ey bulamad!! için de bir an önce evden ç!kmak
istiyordu. Kap!n!n yan!ndaki dolaptan Celâl'in koyu lacivert paltosunu ç!kar!p
giydi ki, kap!c! smail ile kar!s! Kamer hâlâ uyumam!larsa uykulu gözlerle
kap!dan ç!k!!n! görecekleri bacaklar! ve paltoyu Celâl'in sans!nlar.
Lambalar!,yakmadan merdivenleri indi, kap!c! dairesinin sokak kap!s!na bakan
alçak penceresinden hiçbir !!k s!zmad!!n! gördu. Anahtar! olmad!! için sokak
kap!s!n! butunuyle çekmedi. Kald!r!ma ad!m!n! atarken urperdi bir an: Uzun
zamand!r duun-memeye çal!t!! telefondaki kiinin karanl!!n bir köesinden
ç!k!p geleceini duledi. Hiç de yabanc! olmayaca!n! sezdii bu adam!n elinde
yeni bir askeri darbenin haz!rl!klar!n! kan!tlayacak dosyan!n deil, daha
korkunç ve daha ölumcul bir eyin olabileceini de hayâl etti, ama sokakta
kimsecikler yoktu. Sokaklarda yu-
247
rurken telefondaki bu sesin kendisini izlediini kurdu. Hay!r, kendisini
kendinden baka kimsenin yerine koymuyordu. "Her eyi olduu gibi göruyorum,"
diye duundu karakolun önunden geçerken. Ellerinde makineli tufekler, karakolun
önunde nöbet tutan polisler ona uykulu ve upheli bakt!lar. Galip duvarlarda
görduu afilerin, neon lambalar! c!z!rdayan reklâm panolar!n!n ve siyasal
sloganlar!n uzerlerindeki harfleri okumamak için önune baka baka yurudu.
Nianta!'ndaki butun lokantalar ve bufeler kapal!yd!.
Çok sonra, hâlâ eriyen kar sular!n!n yamur oluklar!nda kederli sesler ç!kararak
akt!! kald!r!mlardan, at kestanesi, servi ve ç!nar aaçlar!n!n alt!ndan kendi
ayak seslerini ve mahalle kahvelerinden gelen gurultuyu dinleyerek uzun uzun
yurudukten ve Kara-köy'deki bir muhallebicide de karn!n! t!ka basa tavuk, çorba
ve ekmek kaday!f!yla doldurduktan sonra, bir manavdan meyve, bir bufeden ekmek
peynir al!p ehrikalp Apartman!na döndu.
248
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
HKÂYE ANLATAMAYANLARIN HKÂYES
'"Evet! (dedi keyiflenen okuyucu) ite bu zekice, ite bu deha; ite bunu
anl!yor re hayran oluyorum buna. Tan! ay!n eyi ben de yuzlerce kere
duunmutum.'' Baka deyile, bu adan! bana kendi zekâm! hat!rlatt! ve bu yuzden
ona hayranl!k duyuyorum."
Coleridge
Hay!r, biz fark!na bile varmadan butun hayat!m!z!n içine gömulduu esrar!
deifre eden en önemli yaz!m am, Kahire ve stanbul haritalar! aras!ndaki
inan!lmaz benzerlikleri ortaya koyduum on alt! y!l dört ay önceki incelemem
deildir. (steyenler Darb-el Mustakim, bizim Kapal!çar! ve Halili Han!n!n
ehrin içinde birer mim gibi duruu ve bu mimlerin hangi yuzu hat!rlatt!!n! o
yaz!mdan örenebilirler.)
Hay!r, bir zamanlar gene ayn! cinsten bir heyecanla kaleme sar!larak anlatt!!m,
zavall! eyh Mahmut'un, tarikat!n!n s!rlar!n! bir Frenk casusuna ölumsuzluk
kar!l!!nda sat!p, sonra piman olmas!n!n iki yuz yirmi y!ll!k hikâyesi de
deildir en 'en anlaml!' hikâyem. (eyhin, kendi yerine geçerek, kendi
ölumsuzluunu yuklenecek bir fedai bulabilmek için, sava meydanlar!nda kanlar
içinde can çekien cengâverleri nas!l kand!rmaya çal!t!!n! örenmek
isteyenler, o yaz!mdan okuyabilirler.)
Bir zamanlar sözunu ettiim Beyolu haydutlar!n!n, haf!zas!n! kaybeden
airlerin, sihirbazlar!n, çift kimlikli ark!c! kad!nlar!n, iflah olmaz
â!klar!n hikâyelerini hat!rlad!kça, bugun en önemli görduum konuyu hep
atlad!!m!, !ska geçtiimi ya da tuhaf bir tutuklukla konunun çevresinde
dolat!!m! anl!yorum. Ama yaln!z ben deilim ki bunu yapan! Otuz y!ld!r
yaz!yorum, yazd!!m kadar olmasa bile, ona yak!n zaman! okumaya verdim; ne
Dou'dan ne Bat!'dan bir yazar!n imdi anlataca!m gerçee dikkat çektiini
gördum hiç.
imdi, u yazacaklar!m! okudukça, anlatt!!m yuzleri bir bir
249
gözunuzun önune getirin lutfen. (Zaten okumak yazar!n harflerle anlatt!!
eyleri akl!n sessiz sinemas!nda bir bir resimlendirmekten baka nedir ki?)
Akl!n!z!n beyaz perdesinde Dou Anadolu ehirlerinin birinde bir attar dukkân!
canland!r!n. Havan!n erkenden karard!! souk k! öleden sonras!nda, çar!da
pek bir hareket olmad!! için, dukkân!n! ç!raa b!rakan kar! berber, emekli bir
ihtiyar, berberin kuçuk kardei ve oraya al!veriten çok, ahbapl!k için gelen
mahalleden bir muteri, attar!n dukkân!nda soban!n çevresinde toplanm!lar,
gevezelik ediyorlar. Askerlik an!lar!n! anlat!yorlar, gazeteler kar!t!r!l!yor,
dedikodu ediliyor, arada bir guluuluyor da; ama en az anlatt!!, kendini en az
dinletebildii için, huzursuz olan biri var aralar!nda: Berberin kardei. Onun
da ötekiler gibi anlatacak hikâyeleri, akalar! var akl!nda; ama o kadar
istemesine ramen, anlatmay!, hikâye etmeyi, parlak olabilmeyi bilmiyor. Butun
öleden sonra, bir kere olsun bir hikâye anlatmaya kalkt!!nda öburleri, fark!na
bile varmadan, onun sözunu kesiyorlar. imdi, sözu kesildii, hikâyesi yar!da
kald!! zaman berberin kardeinin yuzunun ald!! ifadeyi gözunuzun önune getirin
lutfen.
Bat!l!lam!, ama pek de öyle zenginleememi stanbullu bir doktor ailesinin
evinde yap!lan bir nian törenini duunun lutfen: Evi butunuyle igal eden
konuklardan bir k!sm!, nianlanan k!z!n odas!nda, uzerine paltolar y!!lm!
yata!n çevresinde bir ara, geliiguzel toplan!yorlar. Guzel ve sevimli bir genç
k!zla ona ilgi duyan iki erkek de var aralar!nda: Biri öyle pek yak!!kl! ya da
fazla ak!ll! da deil, ama girgin ve geveze. Bu yuzden, odadaki amcalarla
birlikte guzel k!z da onun hikâyelerini dinliyor, ona dikkat ediyor. Geveze
delikanl!dan daha ak!ll! ve duyarl!, ama kendisini din-letebilmeyi bilmeyen
öteki delikanl!n!n yuzunu duunun imdi lutfen.
imdi de, ikier y!l arayla, uçu de evlenmi ve en kuçuklerinin evliliinden iki
ay sonra, annelerinin evinde toplanm! uç k!z-karde duunun lutfen. çinde
kocaman bir duvar saatinin tiktakla-nn!n iitildii ve kafesinde sab!rs!z bir
kanaryan!n t!k!rdad!! orta halli bir tuccar ailesinin evinde, k! öleden
sonras!n!n kuruni !!!nda çay içerlerken, her zaman neeli her zaman konukan
en kuçuk k!zkarde, iki ayl!k evlilik deneyimini öyle bir anlat!yor, kimi
durumlar!, gulunç olaylar! öyle bir hikâye ediyor ki, bu durumlar!
250
y!llard!r yaamas!na ramen, en buyuk ve en guzel abla, belki kendi hayat!nda,
belki kendi kocas!nda bir eksiklik olduunu duunuyor huzunle. imdi de, bu
huzunlu yuzu gözlerinizin önune getirin lutfen!
Duundunuz mu? Hepsi tuhaf bir ekilde birbirlerine benzemiyor mu bu yuzlerin?
Bu kiileri t!pk! derinden derine birbirlerine balayan o görunmez ba gibi,
yuzlerini de birbirine benzeten bir ey yok mu sizce? Sessizlerin, anlatmay!
bilmeyenlerin, kendini dinletemeyenlerin, önemli gözukmeyenlerin, dilsizlerin, o
iyi cevab! hep olaydan sonra evde duunenlerin, insanlar!n hikâyelerini merak
etmedii o kiilerin yuzleri dierlerinden daha anlaml!, daha dolu deil mi?
Sanki anlatamad!klar! hikâyelerin harfleriyle kayna!yor bu yuzler, sanki
sessizliin, ezikliin, hatta yenilginin iaretleri var onlarda. Kendi yuzunuzu
de duunmutunuz deil mi bu yuzlerin içinde? Ne kadar kalabal!!z hepimiz, ne
kadar ac!kl!y!z hepimiz; ne kadar çaresisiz çoumuz!
Ama sizleri gene kand!rmak istemem: Ben sizlerden biri deilim. Eline kâ!t
kalem al!p bir eyler dökturebilen, bu dökturduklerini de bakalar!na iyi kötu
okutabilen kii, biraz olsun kurtulmu say!l!r bu hastal!ktan. te bunun için,
belki de bu en önemli insanl!k durumundan hakk!yla söz edebilen bir yazara
rastgelme-" dim hiç. Art!k elime kalemi her al!!mda yaln!zca bir tek konu
olduunu anl!yorum: Yuzlerimizin gizli iirine, bak!lar!m!z!n korkunç esrar!na
girmeye çal!aca!m art!k, haz!rlan!n.
251
BENC BÖLÜM YÜZLERDEK BLMECELER
"Genellikle yuzlerdir farkettneden geçti•mtiz." Lewis Carroll
Sal! sabah! Galip uzeri köe yaz!lar!yla kapl! masaya oturduunda bir önceki
sabahki kadar iyimser deildi. Bir gunluk çal!madan sonra akl!ndaki Celâl
imgesi hiç istemedii bir ekilde deimi, sanki bu yuzden de arat!rmalar!n!n
hedefi belirsizlemi-ti. Köe yaz!lar!n!, koridordaki dolaptan ç!kard!!
notlar!n! okuyarak Celâl ile Ruya'n!n gizlendii yere ilikin baz! varsay!mlar
kurmaktan baka bir çaresi olmad!! için masada oturup okurken, bir felaket
kar!s!nda yap!labilecek tek eyi yapabilmenin gönul rahatl!!n! hissediyordu.
Üstelik, çocukluundan beri an!lar!yla mutlu olduu bu odada oturup Celâl'in
yaz!lar!n! okumak, Sirkeci'deki tozlu yaz!hanede ev sahibinin sald!r!lar!ndan
korunmak isteyen kirac!lar!n sözlemeleriyle, birbirlerini kaz!klayan demir ve
hal! tuccarlar!n!n dosyalar!n! okumaktan iyiydi. Bir felaket sonucu da olsa,
daha ilgi çekici bir görevle daha iyi bir çal!ma masas!na verilmi bir memurun
heyecan! vard! içinde.
Sabah!n ikinci kahvesini içerken bu heyecanla elindeki butun ipuçlar!n! yemden
gözden geçirdi. Kap!n!n alt!ndan at!lan Milliyet gazetesindeki 'Özurler ve
Alaylar' bal!kl! köe yaz!s!n!n y!llarca önce bir kere daha yay!mland!!n!
hat!rlad!!na göre, Celâl pazar gunu gazeteye yeni yaz! vermemiti. Bu, gazetede
yay!mlanan eski yaz!lar!n altmc!s!yd!. Yedekler dosyas!nda da yaln!zca bir
gunluk yaz! kalm!t!. Otuz alt! saat içinde Celâl gazeteye yeni yaz! yetitir-
mezse perembeden balayarak köesi bo kalacak anlam!na geliyordu bu. Otuz be
y!ld!r her sabah gune Celâl'in yaz!s!yla balad!!, Celâl öbur köe yazarlar!
gibi hastal!k ya da izin bahanesiyle köesini bir kere olsun terketmedii için
Galip gazetenin ikinci sayfas!nda aç!labilecek bu boluu her duunuunde
yaklamakta olan bir felâketin dehetini hissediyordu. Boaz'in sular!n!n
çekilecei gunu hat!rlat!yordu bu felâket.
252
Ulaabilecei butun ipuçlar!na aç!k olmak için apartman dairesine girdii akam
fiten çektii telefonu gene fiine takt!. Telefonda kendini Mahir kinci olarak
tan!tan o sesle konutuklar!n! gözden geçirdi. Adam!n 'sand!k cinayeti' ve
askeri darbe uzerine söyledikleri Galip'e, Celâl'in baz! eski köe yaz!lar!n!
hat!rlatt!. Onlar! kutulardan ç!kard!, dikkatle okudu ve Celâl'in Mehdiler
uzerine baz! yaz! ve paragraflar!n! hat!rlad!. Çeitli yaz!lar!n!n içine
serpitirilen bu parçac!klar!n tarihlerini ve izlerini bulmak o kadar çok
vaktini ald! ki, masaya oturduunda butun bir gun çal!m! kadar yorgundu.
Altm!l! y!llar!n ba!nda Celâl köe yaz!lar!nda bir askeri darbenin
k!k!rt!c!l!!n! yaparken, Mevlâna yaz!lar!n!n gerekçelerinden birini hat!rlam!
olmal!yd!: Bir duunceyi geni bir okur y!!n!na kabul ettirmek isteyen bir köe
yazar!, okuyucular!n!n belleklerinde, her biri Karadeniz'in dibinde yuzy!llard!r
yatan kay!p kalyon leleri gibi uyuyan o çuruk duunce ve an! tortular!n!
canland!r!p yuzdurmeyi bilmelidir! Bu amaçla Celâl'in tarihi kaynaklardan
derledii hikâyeleri okurken, Galip kendi belleinin tortular!n!n da harekete
geçmesini iyi bir okur gibi bekledi, ama yaln!zca hayâl gucu canland!.
On ikinci imam!n bir gun Kapahçar! sokaklar!nda hileli terazi kullanan
kuyumculara dehet saçaca!n! okurken, Silâhtar Tari-hi'nde hikâye edilen ve
babas! taraf!ndan Mehdi ilân edilen eyh olunun nas!l Kurt çobanlar!yla,
demirci ustalar!n! peinden surukleyip kalelere sald!rd!!n! okurken ve
ruyas!nda Muhammed'i Beyolu'nun çirkefle kapl! parke talar!n!n uzerinden geçen
ustu aç!k beyaz bir Cadillac'!n arka koltuunda gördukten sonra, orospular!,
çingeneleri, yankesicileri, garibanlar!, yurtsuzlar!, sigarac! çocuklar!,
ayakkab! boyac!lar!n! buyuk gangsterlerle pezevenklere kar! ayakland!rmak uzere
kendini Mehdi ilân eden bula!kç! ç!ra!n!n hikâyesini okurken Galip
okuduklar!n!n renklerini kendi hayat!n!n ve hayâllerinin kiremit k!rm!z!s! ve
afak turuncusu renkleri olarak gözunun önunde gördu. Hayâl gucu kadar belleini
harekete geçiren hikâyelere de rastlad!: ehzadeliinden ve padiahl!!ndan
sonra kendini peygamber de ilân eden duzmece Avc! Mehmet'in hikâyesini okurken
Celâl'in kendi yerine köe yaz!lar!n! yazabilecek bir 'Sahte Celâl'
yetitirebilmek için yap!lmas! gereken-
253
leri tart!t!! (Benim haf!zam! edinebilecek biri demiti merakla), bir akam
Ruya'n!n her zamanki uykulu ve iyimser bak!!yla gu-lumsediini hat!rlad!. Ayn!
anda Galip ölumcul bir tuzaa aç!lan tehlikeli bir oyuna suruklendiini
hissederek korkmutu.
Telefon defterinin içindeki ad ve adresleri tek tek telefon reh-berindeki ad ve
adreslerle kar!lat!rarak yeniden okudu. uphesini çeken birkaç numaray! arad!:
Biri Lâleli'deki bir plastik atölye-siydi; bula!k leenleri, kovalar, çama!r
sepetleri yap!yorlard!; kal!p örnei verilirse her renkte, her nesneden
yuzlercesini bir hafta içinde teslim edebilirlerdi. kinci telefonu bir çocuk
açt!, evde babas!, annesi ve ninesiyle oturduklar!n! söyledi, baba evde yoktu,
anne telefonu kukuyla eline almadan önce ad! an!lmayan buyuk aabey söze
kar!!p tan!mad!klar! kimselere adlar!n! vermediklerini söyledi. "Kimsiniz,
kimsiniz?" dedi dikkatli ve korkulu anne, "Yanl! numara."
Galip, Celâl'in otobus ve sinema biletlerinin uzerine yazd!klar!n! okumaya
balad!!nda vakit öleyi bulmutu. Dikkatli bir elya-z!s!yla Celâl, baz!
filmler hakk!nda duuncelerini, baz!lar!n!n da oyuncular!n!n adlar!n! yazm!t!.
Galip bu oyuncu adlar!n!n altlan çizili olanlar!ndan bir anlam ç!karmaya
çal!t!. Otobus biletlerinin uzerinde de baz! adlar ve kelimeler vard!: Bir
biletin uzerine Lâtin harflerinden oluan bir yuz resmi çizilmiti. (On be
kuruluk bir bilet olduuna göre altm!l! y!llar!n ba!nda kesilmi olmal!yd!)
Biletin uzerindeki harfleri, baz! eski sinema eletirilerini, ilk röportajlardan
baz!lar!n!, (Ünlu Amerikan artisti Mary Marlove dun ehrimizdeydi!) bitirilmemi
bulmaca taslaklar!n!, geliiguzel seçtii baz! okuyucu mektuplar!n! ve Celâl'in
uzerine yaz! yazmay! planlad!! baz! Beyolu cinayetlerine ilikin gazete
kesiklerini okudu. Yaln!zca kesici mutfak âletlerinin kullan!lmas!, ilenme
saatlerinin geceyar!s! olmas! ve katilin, maktulun ya da ikisinin de a!r!
sarho olmas! bak!m!ndan deil, sert erkek duyarl!l!!na ve "karanl!k ilere
girenlerin sonu budur!" ahlakç!l!!na yaslanan bir uslupla anlat!ld!klar! için
de cinayetlerin çou birbirlerini taklit eder gibiydiler. 'stanbul'un Mustesna
Köeleri'ni (Cihangir, Taksim, Lâleli, Kurtulu) anlatan baz! gazete
kesiklerinden Celâl, bu cinayetleri yeniden anlatt!! baz! köe yaz!lar!nda
yararlanm!t!. Ayn! kutudan ç!kan 'Tarihimizde lkler' diye balayan bir dizi
yaz!dan Ga-
254
lip, Lâtin harfleriyle Turkiye'de ilk kitab! Maarif Kutuphanesi sahibi Kas!m
Bey'in 1928 y!l!nda yay!mlad!!n! hat!rlad!. Ayn! adam!n ç!kard!! Saatli Maarif
Takvimlerinin her gun kopart!lan yapraklar!n!n uzerinde, Ruya'n!n sevdii yemek
listelerinden, Ataturk'un, slâm buyuklerinin ve Benjamin Franklin ve Bottfolio
gibi yabanc! unlulerin özdeyilerinden ve ho akalardan baka namaz saatlerini
gösteren kadran resimleri olurdu. Galip saklanm! baz! takvim yapraklar!n!n
uzerinde bu akrepli yelkovanl! kadranlar! uzun b!y!kl! ya da uzun burunlu
yuvarlak insan yuzlerine çeviren Celâl'in kalem rötular!n! görunce yeni bir
ipucu bulduuna kendini inand!rarak temiz bir kâ!da not ald!. Öle yemei
olarak ekmek, beyaz peynir ve elma yerken ald!! notun kâ!d!n uzerinde duruuna
tuhaf bir ilgiyle bakt!.
'Alt!n Böcek,' 'Yedinci Harf adl! çeviri polisiye romanlar!n özetlerinin
yaz!ld!! ve Majino Hatt! ve Alman casuslar!na ilikin kitaplardan derlenmi
ifrelerin ve anahtarlar!n kaydedildii bir defterin son sayfalar! uzerinde
titreye titreyc ilerleyen bir tukenmez kalemin yeil izini gördu. Kahire, am ve
stanbul haritalar!n!n uzerinde ilerleyen yeil kalemlerin izine benziyordu
belki bu izler, belki bir yuze, bazan da çiçeklere, bazan ovada k!vr!lan incecik
bir nehrin k!vr!mlar!na. lk dört sayfan!n asimetrik ve anlams!z erilerinden
sonra, Galip çizgilerin s!rr!n! beinci sayfada çözdu. Bo sayfan!n orta yerine
bir kar!nca b!rak!lm!, telâl! hayvan!n beyaz sayfada izledii karars!z yol
hemen arkas!ndan gelen tukenmez kalemle iaretlenmiti. Beinci sayfan!n orta
yerinde, yorgun kar!ncan!n karars!z daireler çizdii noktada defterin uzerine
kapanmas!yla sabitleen kurumu ölusu vard!. Galip, hiçbir sonuca ulaamad!!
için cezaland!r!lan mutsuz kar!ncan!n ölusunun kaç y!ll!k olduunu, bu tuhaf
deneyin Celâl'in Mevlâna yaz!lar!yla bir ilikisi olup olmad!!n! anlamak için
arat!rd!. Mesnevi'nin dörduncu cildinde Mevlâna, musveddelerin uzerinde yuruyen
kar!ncan!n hikâyesini anlatm!t!: Hayvan önce Arap harflerinde nergisler ve
zambaklar göruyor, sonra kelime bahçesini kalemin yaratt!!n!, sonra kalemi elin
hareket ettirdiini, sonra eli akl!n hareket ettirdiini "Ve sonra", diye de
eklemiti bir yaz!s!nda Celâl, "o akl! da baka bir akl!n hareket ettirdiini,"
farkediyordu. Mutasavv!f airin hayalleriyle Celâl'in ruyalar! böylece bir kere
daha birbirine
255
kar!m!t!. Galip, defterin tutulduu tarihle yaz!lar aras!nda anlaml! bir
iliki kuracakt! belki, ama defterin son sayfalar!nda yal-n!?‚a baz! eski
stanbul yang!nlar!n!n yerleri, tarihleri ve yakt!klar! ahap konak say!s!
yaz!lm!t!.
Celâl'in yuzy!l ba!nda kap! kap! dola!p kitap satan bir sahaf ç!ra!n!n
çevirdii dolaplara ilikin bir yaz!s!n! okudu: Her gun vapurla stanbul'un bir
baka semtindeki zengin konaklar!na giden sahaf ç!ra!, bohças!ndaki kitaplar!
harem kad!nlar!na, evden ç!kamayan ihtiyarlara, ii ba!ndan ak!n memurlara,
hulyal! çocuklara pazarl!kla sal!yordu. As!l muterileri ise, Abdulhamit'in
hafiyeleri arac!l!!yla denetledii yasa! yuzunden, bakanl!k binas!ndan ve
konaklar!ndan baka hiçbir yere ç!kamayan naz!r paalard!. Sahaf ç!ra!n!n,
naz!r paalara satt!! kitaplar!n kelimeleri içine s!k!t!rd!! mesajlar!, bu
mesajlar! çözmek için gerekli Hurufi s!rlar!n! paalara ("okuyucular!na" diye
yazm!t! Celâl) sezdire sezdire nas!l örettiini okurken Galip, yava yava ve
istedii gibi bir baka birisi olduunu duundu. Bu Hurufi s!rlar!n!n çocukken
Celâl'in bir cumartesi öleyin Ruya'ya hediye getirdii ve uzak denizlerde geçen
basitletirilmi bir Amerikan roman!n!n sonundaki iaretler ve harflerin s!rr!
gibi çocuksu bir s!r olduunu anlad!!nda insan!n okuya okuya baka biri
olabileceini iyice biliyordu. Telefon bu s!rada çald!, çald!ran tabii ki gene
ayn! kiiydi.
"Telefonunu fie takmana sevindim Celâl Bey!" diye balad! Galip'e orta ya!n
uzerinde birini hat!rlatan sesiyle. "Her an en korkunç gelimelerin beklendii
bugunlerde senin gibi birinin butun ehirden, butun ulkeden kopabileceini
duunmek bile istemiyordum."
"Rehberin kaç!nc! sayfas!na geldin?"
"Çok çal!!yorum ama sand!!mdan yava gidiyor. Saatlerce rakam okuyunca insan
hiç duunmedii eyleri duunuyor. Rakamlar!n içinde sihirli formuller, simetrik
duzenler, tekrarlar, kal!plar, ekiller görmeye balad!m. H!z!m! duuruyor
bunlar."
"Yuzler de mi?"
"Evet, ama senin o yuzlerin baz! rakam duzenlemelerinden sonra ç!k!yor. Her
zaman da konumuyor rakamlar, bazan susuyorlar. Bazan dörtlerin bana bir peyler
f!s!ldad!!n! hissediyorum, ardarda gelmeye bal!yorlar. kier ikier derken,
simetrik bir e-
256
kilde hane deitiriyorlar; bir bak!yorsun on alt! olmular. Derken ƒ onlar!n
boaltt!klar! yere yediler giriyor, onlar da ayn! duzenin melodilerini
f!s!ld!yorlar. Butun bunlar!n saçma rastlant!lar olduunu duunmek istiyorum,
ama 140 22 40'ta oturan Timur Y!ld!r!mo-lu sana da 1402'deki Ankara sava!n!,
barbar Timur'un, zaferden sonra Y!ld!r!m'!n kar!s!n! kendi haremine katt!!n!
hat!rlatmaz m!yd!? Bizim butun tarihimizle, butun stanbul'la k!p!r k!p!r
kayna!yor rehber! Bunlar! göreceim diye rehberin sayfalar!n! çeviremiyor, sana
yetiemiyorum, oysa en buyuk kumpas! ancak senin durdurabileceini de biliyorum.
Onu harekete geçiren oku senin yay!n gerdii için bu askeri darbeyi ancak sen
durdurabilirsin Celâl Bey!"
"Neden?"
"Geçen konumam!zda bo yere Mehdiye inand!klar!n!, O'nu beklediklerini
söylemedim. Bir avuç askerler, ama y!llar önceki baz! yaz!lar!n! okumular.
nanarak okumular hem de, benim gibi. 1961'in ilk aylar!nda yazd!!n baz!
yaz!lar! hat!rla, 'Buyuk Engizi-tör'e yazd!!n nazireye, Milli Piyango
biletlerinin uzerinde görduun aile resimlerindeki mutlulua (Anne örgu öruyor,
baba gazete okuyor -belki de senin yaz!n!- oul yerde ders çal!!yor, kediyle
nine soban!n ba!nda uyukluyor. Herkes bu kadar mutluysa, benim ailem gibiyse
butun aileler, neden piyango biletleri o kadar sat!l!yor?) bu mutlulua neden
inanamadr!n! anlatt!!n o ukalâ yaz!n!n sonuç bölumune ve baz! sinema
yaz!lar!na yeniden bak! Yerli filmlerle o s!ralarda neden o kadar alay ettin? O
kadar insan!n iyi kötu zevkle seyrettii ve bizim 'duygular!m!z!' dile getiren o
filmleri seyrederken sen neden yaln!zca çevre duzenlemesini, yatak balar!ndaki
komodinlerin uzerinde duran kolonya ielerini, çal!nmayan örumcekli piyanolar!n
uzerine dizilmi fotoraflar!, aynalar!n kenar!na ilitirilmi kartpostallar!,
aile radyolar!n!n uzerinde uyuyan köpek biblolar!n! gördun?" "Bilmiyorum."
"Ah, biliyorsun! Bunlar! sefaletimizin ve y!k!l!!m!z!n iaretleri olarak
göstermek için. Apartman aral!klar!na at!lan sefil nesnelerden, hep birlikte
ayn! apartman!n ayr! dairelerinde oturan ailelerden ve böyle yapt!klar! için
evlenen amca çocuklar!ndan, y!pranmas!n diye kaplanan koltuklar!n k!l!flar!ndan
da ayn! ekilde sözet-
257
tin: durdurulmaz bir y!k!m!n, içine gömulduumuz s!radanl!!n ac!kl! iaretleri
olarak gösterdin bunlar!. Sonra ama, sözum ona tarihi yaz!larda, kurtuluun her
zaman mumkun olabileceini sezdiriyordun; en kötu gunde bile, sefaletin içinden
bizi ç!kartacak birisi belirebilirdi. Daha önce, belki de yuzy!llarca önce
yaam! olan bir kurtar!c!n!n yeniden dönuu, bir baka biri olarak dirilii
olacakt! o kii, Mevlâna Celâleddin ya da eyh Galip ya da bir köe yazan olarak
be yuzy!l sonra bu sefer stanbul'a geri geliyor! Sen bunlardan sözederken,
kenar mahallelerde çeme balar!nda su bekleyen kad!nlar!n huznunden ve eski
tramvaylar!n koltuk arkalar!ndaki ahaba kaz!nm! ac!kl! ak ç!l!klar!ndan
sözederken sen, yazd!klar!na inanan genç subaylar vard!. nand!klar! bir
Mehdi'nin yeniden geliiyle butun bu huznun ve sefaletin biteceini ve bir anda
her eyin duzene konaca!n! duunuyorlard!. Onlar! inand!rd!n! Onlar! tan!d!n!
Onlar için yazd!n!"
"Ne istiyorsun peki imdi sen?"
"Seni bir göreyim, yeter."
"Sebebi ne? Dosya mosya yok asl!nda, deil mi?"
"Seni bir göreyim, hepsini anlataca!m:"
"Ad!n da takma!" dedi Galip.
"Seni görmek istiyorum!" dedi ses, "Seni seviyorum!" diyen bir seslendirme
sanatç!s!n!n hem yapmac!kl!, hem de tuhaf bir ekilde ac!kl! ve inand!r!c! olan
sesiyle. "Seni görmek istiyorum. Görunce anlayacaks!n neden görmek istediimi.
Kimse benim kadar tan!yamaz seni, kimse. Geceleri kendi elinle piirdiin
çaylar!, kahveleri, kaloriferin uzerinde kuruttuun Maltepe sigaralar!n! içerek
sabahlara kadar hayâl kurduunu biliyorum. Yaz!lar!n! daktiloyla yaz!p yeil
tukenmez kalemle duzelttiini ve kendinden ve hayat!ndan memnun olmad!!n!
biliyorum. Sabahlara kadar odalarda aa! yukar! yuruduun gecelerde hep bir
bakas!n!n yerinde olmak istediini, ama yerinde olmak istediin bu bakas!n!n
kimlii konusunda bir turlu karar veremediini de biliyorum."
"Çok yazd!m bunlar!" dedi Galip.
"Baban! sevmediini ve yeni kar!s!yla Afrika'dan döndukten sonra s!!t!!n çat!
kat!ndan seni att!!n! da biliyorum. Annenin yan!na dönduun y!llarda çektiin
s!k!nt!lar! da biliyorum, ah kardeim benim! Yoksul bir Beyolu muhabiriyken
ilgi çekmek için
258
olmam! cinayetler icat ettin! Hiç çekilmemi Amerikan filmlerinin varolmayan
y!ld!zlar!yla Pera Palas'ta görumeler yapt!n! Bir Turk afyonkeinin
itiraflar!n! yazabilmek için afyon çektin! Takma adla yay!mlad!!n bir gure
tefrikas!n! bitirebilmek için ç!kt!!n Anadolu yolculuunda dayak yedin! Kendi
hayat!n! 'ster nan, ster nanma' köesinde gözyalar!yla anlatt!n, kimse
anlamad! bile! Ellerinin terlediini, iki kere trafik kazas! geçirdiini,
hayat!nda daha su geçirmeyen ayakkab! bulup giyemediini, yaln!zl!ktan korktuun
halde hep yaln!z kald!!n! da biliyorum. Minarelere ç!kmaktan, pornografik
yay!nlardan, Alaaddin'in dukkân!nda eelenmekten, uvey k!zkardeinle ahbapl!k
etmekten holan!rs!n. Benden baka kim bilebilir bunlar!?"
"Pek çok kii," dedi Galip. "Hepsi yaz!lar!mdan örenilebilir çunku. Beni
gerçekten neden görmek istediini söyleyecek misin?"
"Askeri darbe!" "Telefonu kap!yorum..."
"Yemin ediyorum!" dedi ses telâ ve umutsuzlukla. "Bir görsem seni her eyi
anlataca!m."
Galip telefonu fiten çekti. Dun ilk görduunde akl!na tak!lan bir y!ll!!
koridordaki dolaptan al!p, akamlan yorgun arg!n buraya dönduu zaman CelâPin
oturduu koltua oturdu. 1947 y!l!n!n iyi ciltlenmi Harb Okulu Y!ll!!'yd! bu:
Ataturk'un, Cumhurbakan!n!n, Genelkurmay Bakan!n!n, butun ordu
kumandanlar!n!n, Harbiye kumandan! ve hocalar!n!n resimleri ve vecizeleri
d!!nda cildin geri kalan butunu örencilerin özenle çekilmi fotoraflar!yla
doluydu. Aralar!na pelur kâ!d! konmu safyalar! çevirirken Galip telefon
konumas!ndan sonra neden bu y!ll!a bakmak istediini tam bilmiyor, butun
yuzlerin, butun bak!lar!n, t!pk! kafalar!ndaki apkalar ve yakalar!ndaki
demirler gibi birbirine a!lacak kadar benzediini duunuyordu. Bir an,
sahaflar!n, dukkân önlerinde dökuntu ve ucuz kitaplar! sergiledikleri tozlu
kutulardan bulduu ve sayfalar!ndaki gumu mang!r örneklerini ve uzerlerindeki
figurleri ancak uzmanlar!n birbirinden ay!rabilecei eski bir numismatik
dergisini kar!t!nyormu gibi hissetti kendini. Sokaklarda yururken, vapur
salonlar!nda otururken duyduu bir muziin içinde yukseldiini farketti: Yuzlere
bakmaktan holan!yordu.
259
Sayfalan çevirirken ç!kmas!n! haftalarca bekledii bir resimli çocuk dergisinin
matbaa murekkebi ve kâ!t kokai! yeni say!s!n! kar!t!r!rken duyduu eyi
hat!rl!yordu. Tabii, her ey kitaplarda yazd!! gibi birbiriyle ilgiliydi.
Fotoraflarda sokaklarda yururken görduu yuzlerin o bir an parlayan ifadelerini
görmeye balad!: Gözlerini yuzler kadar anlamla da doyuruyordu sanki.
Altm!l! y!llar!n ba!nda tezgâhlanan ve baar!s!zl!kla sonuçlanan askeri
darbeleri tasarlayanlar!n çou - kendilerini tehlikeye at-may!p genç darbecilere
uzaktan göz k!rpan paalar!n d!!nda- bu y!ll!kta resimleri yay!mlanan genç
subaylar aras!ndan ç!km! olmal!yd!. Y!ll!!n sayfalar!na, bazan da bu
sayfalar!n uzerine kapanan pelur kâ!tlar!n uzerine CelâPin yaz!p
çizitirdiklerinde askeri darbelerle ilgili bir ey yoktu ama. Baz! yuzlerin
uzerine t!pk! bir çocuun yapaca! gibi b!y!klar ve sakallar çizilmiti, baz!
yuzlerin elmac!k kemikleri ya da b!y!klar! hafifçe karalanarak gölgelendiril-
miti. Baz!lar!n!n al!n çizgileri, uzerinde anlams!z Lâtin harflerin okunduu
al!nyaz!lar!na dönuturulmu, baz!lar!n!n gözalt! torbalar! O ve C harflerini
tamamlayan duzgun yuvarlaklara çevrilmi, baz!lar!na y!ld!zlar, boynuzlar,
gözlukler tak!lm!t!. Genç subaylar!n çene kemikleri, al!n kemikleri, burun
kemikleri iaretlenmi, kimi yuzlerin uzerine genilik ve uzunluk, burun ve
dudak, al!n ve çene oranlar!n! arat!ran çizgiler çizilmiti. Baz! fotoraflar!n
alt!nda ise, baka sayfalardaki fotoraflara göndermeler vard!. Birçok subay
aday!n!n yuzune sivilceler, et benleri, lekeler, Halep ç!banlar!, morluklar ve
yan!k izleri eklenmiti. Üzerine hiçbir çizgi ve harf ilitirilemeyecek kadar
parlak ve temiz olan bir yuzun yan!na u cumle yaz!lm!t!: "Rötulanm!
fotoraflar ruhlar! ölduruyor!"
Galip dolab!n ayn! köesinden ç!kard!! baka baz! y!ll!klar! da kar!t!r!rken
ayn! cumleyle kar!lat!: Muhendislik Mektebi örencilerinin, T!p Fakultesi
profesörlerinin, elli y!l!nda meclise giren milletvekillerinin, Sivas-Kayseri
tren hatt!nda görev alan muhendis ve yöneticilerin, Bursa'y! Guzelletirme
Derneinin ve Kore Sava!na zmir Alsancak'tan gönullu yaz!lanlar!n
fotoraflar!nda da Celâl'in ayn! çizgilerini ve karalamalar!n! gördu. Yuzlerin
çou ortadan çizilen dik bir çizgiyle ikiye bölunmu, böylece iki yar!m yuzdeki
harfler daha belirgin k!l!nmak istenmiti. Galip bazan sayfalar! h!zl! h!zl!
çeviriyor, bazan bir fotorafa uzun uzun bak!-
260
yordu: Sanki guçlukle hat!rlad!! bir an!y! unutuun sonsuz uçurumuna dumeden
önce son anda kurtar!r gibi, sanki karanl!kta göturulduu karanl!k bir evin
adresini sonradan ç!karmaya çal!!r gibi. Baz! suratlar ilk anda gösterdikleri
eylerden fazlas!n! daha sonra vermiyorlard!; baz!lar!ysa durgun ve sakin
yuzeyleri içinden hiç beklenmedik bir anda bir hikâyeye bal!yorlard!. Baz!
renkleri hat!rl!yordu Galip o zaman, y!llar önce seyrettii bir yabanc! filmde
öyle bir gözuken garson k!z!n huzunlu bak!!n!; dinlemek istedii, ama her
seferinde kaç!rd!! bir muziin radyodan son kere çalm!!n! hat!rl!yordu.
Hava karar!rken Galip koridordaki dolaptan bulabildii butun y!ll!klar!, butun
albumleri, gazete ve dergilerden kesilmi resimleri, uradan buradan toplanm!
fotoraflarla dolu butun kutular! çal!ma odas!na getirmi sarho gibi
kar!t!r!yordu. Fotoraflar!n!n nerede, nas!l, ne zaman çekildii hiç belli
olmayan yuzler göruyordu; genç k!zlar, fötr apkal! beyefendiler, baörtulu
kad!nlar, temiz suratl! delikanl!lar, yitip gitmi umutsuzlar. Fotoraflar!
nerede, nas!l çekildii anla!lan mutsuz suratlar göruyordu: Bakanlar!n ve
koruma polislerinin hogörulu bak!lar! aras!nda Babakana dilekçe veren
muhtarlar!n! endieyle seyreden iki vatanda!m!z; Beikta'ta Dereboyu'nda ç!kan
yang!ndan dengini ve çocuunu kurtarabilen anne; M!s!rl! Abdulvahap'!n
Elhamra'da oynayan filmine bilet almak için kuyrukta bekleyen kad!nlar; uzerinde
esrarla yakalanan unlu göbek dansözu ve film y!ld!z! Beyolu Karakolunda
polisler aras!nda; zimmetine para geçirdii anla!ld!ktan sonra yuzundeki ifade
birdenbire boalan muhasebeci. Kutulardan geliiguzel çektii bu resimler kendi
varolu ve saklan! nedenlerini kendileri aç!kl!yordular sanki: "Bir
fotoraftan, bir insan!n yuz ifadesinin sakland!! bir belgeden daha anlaml!,
daha doyurucu, daha merakl! ne olabilir ki?" diye duundu Galip.
Rötularla, beylik fotoraf hileleriyle anlam! ve ifadesinin derinlii
sakatlanm! en 'bo' yuzlerin bile arkas!nda an!lar ve korkularla yuklu bir
hikâye, gizlenmi bir s!r, kelimelerle anlat!lamayaca! için gözlere, kalara,
bak!lara vurmu bir keder olduunu tuhaf bir huzunle hissediyordu. Milli
Piyangodan en buyuk ikramiyeyi kazanan bir yorganc! ç!ra!n!n mutlu ve ak!n
yuzune bakarken, kar!s!n! b!çaklayan sigorta memurunun ve uçuncu seçilerek
261
bizi Avrupa'da 'en iyi ekilde temsil eden' guzellik kraliçemizin fotoraflar!na
bakarken Galip'in gözlerinden yalar akacakt!.
Baz! yuzlerde Celâl'in yaz!lar!nda okuduu bir kederin izlerini görerek o
yaz!lar!n bu fotoraflara bak!larak yaz!ld!!na karar verdi: Fabrika
ardiyelerine bakan yoksul evlerinin bahçelerine as!l! çama!rlar!n anlat!ld!!
bir yaz! 57 kg. amatör boks ampiyonumuzun yuzune bakarak yaz!lm! olmal!yd!;
eri buru Galata sokaklar!n!n asl!nda yaln!z yabanc!lar için eri buru
olduunu anlatan yaz!, Ataturk'le yatt!!n! gururla ima eden yuz on bir
ya!ndaki ses sanatç!m!z!n mor beyaz yuzunden yola ç!k!larak kaleme al!nm!t!;
Mekke'den dönerken trafik kazas!na urayan hac! otobusun-deki takkeli ve ölu
hac! yuzleri, Galip'e eski stanbul harita ve gravurleri uzerine bir yaz!y!
hat!rlatt!. Bu yaz!da Celâl baz! haritalar!n uzerinde hazinelerin, baz! Frenk
gravurlerinde ise padiah!m!za suikast yapmak uzere stanbul'a gelmi baz!
ç!lg!n dumanlar!m!z!n iaretlendiini yazm!t!. Galip, CelâPin stanbul'un bir
köesindeki gizli apartman kat!nda haftalarca kimseyi görmeden oturduu gunlerin
birinde kaleme ald!! bu yaz!yla, uzerleri yeil kalemin çizgileriyle
iaretlenmi haritalar aras!nda bir iliki olduunu duundu.
stanbul haritas! uzerindeki semtleri hecelemeye balad!. Her kelime gunluk
hayat içinde y!llar boyunca binlerce defa kullan!ld!! için o kadar an!yla
yukluydu ki t!pk! 'su' ya da 'ey'kelimeleri gibi Galip'e art!k hiçbir ey
hat!rlatm!yordu. Hayat!nda daha az yer tutan semt adlan ise, yuksek sesle
tekrarland!klar!nda hemen bir ey çar!t!r!yordu. Galip, Celâl'in stanbul'un
baz! semtlerini anlatt!! bir dizi yaz!s!n! hat!rlad!. Dolaptan ç!kard!! bu
yaz!lar 'stanbul'un Gizli Kalm! Köeleri' ortak bal!!n! ta!yordu, ama Galip
onlar! okudukça stanbul'un gizli köelerinden çok Celâl'in kuçuk
hikâyecilikleriyle dolu olduunu gördu. Baka zaman gulumseyerek kar!laaca!
bu hayâl k!r!kl!! birden o kadar can!n! s!kt! ki, öfkeyle Celâl'in butun yaz!
hayat! boyunca yaln!z okuyucular!n! deil bilinçle kendisini de aldatt!!n!
duundu. Fatih-Harbi-ye tramvay!ndaki kuçuk kavgan!n, Feriköy'deki evinden
bakkala yollan!p bir daha hiç geri dönmeyen bir çocuun ve Tophane'deki bir
saatçi dukkan!ndaki t!k!rt!l! muziin anlat!ld!! bu yaz!lar! okurken Galip
kendi kendine, "Art!k aldanmayaca!m," diye m!r!ldan-
262
di. Az sonra Celâl'in, Harbiye'de, Feriköy'de ya da Tophane'deki bir evde
saklanabilecei akl!na ister istemez gelince, bir anda öfkesini, kendisini bir
tuzaa çeken CelâPe deil, Celâl'in yaz!lar!nda ipuçlar! gören akl!na yöneltti.
Böylece surekli elence arayan bir çocuktan nefret eder gibi hikâyesiz
yaayamayan akl!ndan nefret etti. Bir anda, dunyada iaretlerin, ipuçlar!n!n,
ikinci ve uçuncu anlamlar!n, gizlerin, s!rlar!n yeri olmad!!na karar verdi:
Butun iaretler anlamak ve bulmak isteyen kendi akl!n!n ve hayâllerinin
kuruntular!yd!. Her eyan!n yaln!zca o eya olarak varolduu bir dunyada huzurla
yaayabilme istei yukseldi içinde; o zaman ne yaz!lar, ne harfler, ne yuzler,
ne sokak lambalar!, ne Celâl'in masas!, ne Melih Amcadan kalma u dolap, ne de
Ruya'n!n parmak izlerini, ta!yan bu makasla tukenmez kalem kendi d!!ndaki bir
s!rr!n upheli bir iareti olacakt!. Yeil tukenmez kalemin yaln!zca bir yeil
tukenmez kalem olaca! ve kendisinin de baka birisi olmak istemeyecei bu âleme
nas!l girebilirdi acaba? Seyrettii filmdeki uzak ve yabanc! ulkede yaad!!n!
hayâl eden çocuk gibi Galip, bu âlemde yaad!!na kendini inand!rmak isteyerek
masan!n uzerindeki haritalara bakt!: Bir an bir ihtiyar adam!n aln!
k!r!!kl!klarla dolu yuzunu görur gibi oldu, sonra hepsi birbirine kar!an
padiah yuzleri gözunun önunde belirdi, bu göruntuyu tan!d!k birinin yuzu, belki
de bir ehzadenin yuzu izledi, ama seçene kadar o da kayboldu.
Daha sonra Celâl'in otuz y!lda biriktirdii yuz fotoraflar!na, içinde yaamak
istedii o yeni âlemin göruntuleriymi gibi bakabileceini duunerek koltua
oturdu. Kutulardan geliiguzel çektii fotoraflardaki yuzlere uzerlerinde bir
s!r ya da iaret görmemeye çal!arak bakmaya çal!t!. Böylece her surat t!pk!
nufus ya da ikametgâh ka!tlar!ndaki fotoraflar gibi, yaln!zca burun, gözler,
a!z ile kapl! fiziksel bir nesnenin tarifi olarak gözukmeye balad!. Arada bir,
elindeki sigorta karnesinde görduu derin anlaml! ve guzel bir kad!n yuzundeki
ac!ya dalan biri gibi, bir an kederlendiinde kendini toplayarak hemen baka bir
resme, kendinden baka hiçbir ac!y! ve hikâyeyi göstermeyen baka bir yuze
bak!yordu. Yuzlerin hikâyelerine de kendini kapt!rmamak için fotoraflar!n
alt!ndaki yaz!lar! ve Celâl'in resimlerin kenarlar!na ve uzerlerine yazd!!
harfleri okumuyordu hiç. Uzun bir sure, fotoraflara bakt!ktan,
263
onlar! yaln!zca insan yuzlerinin haritalar! olarak görebilmek için kendini
zorlad!ktan sonra, Nianta! Meydan!nda akam trafii birikirken gözlerinden
yeniden, yeniden yalar akmaya balad!!nda Celâl'in otuz y!lda biriktirdii
fotoraflar!n yaln!zca kuçuk bir k!sm!n! elden geçirebilmiti.
264
ALTINCI BÖLÜM CELLÂT VE ALAYAN YÜZ
"Alama, alama, ah lutfen a/ama." Halit Ziya
Gözyalar! içindeki bir erkek niye telâland!r!r bizi? Alayan, bir kad!n!,
gunluk hayat!m!z!n s!ra d!!, ama duygulu ve ac!kl! bir parças! olarak
görebilir, içtenlik ve sevgiyle benimseriz onu. Alayan bir erkek ise bir
çaresizlik duygusuyla doldurur içimizi. T!pk! dunyan!n sonuna gelir gibi ya
yap!labilecek eylerin sonuna gelmitir bu adam -bir sevdiinin ölumunde olduu
gibi- ya da dunyas!nda bizimkiyle uyumayan bir yan vard!r; huzursuz edici,
hatta dehet verici bir yan. Yuz dediimiz ve tan!d!!m!z! sand!!m!z haritada
hiç tan!mad!!m!z bir ulkeye rastgelmenin ak!nl!!n! ve dehetini hepimiz
biliriz. Bu konuda, Naima'n!n 'Tarih'inin VI. cildinde ve Mehmet Halife'nin
'Tarihi G!lmani'sinde anlat!lan bir hikâyeye, Edirneli Kadri'nin 'Cellâtlar
Tarihi'nde de rastgeldim.
Çok deil, uç yuzy!l önce bir bahar gecesi, dönemin en naml! cellât! Kara Ömer,
at!yla Erzurum Kalesine yakla!yordu. On iki gun önce padiah karar! ve
Bostanc!ba!'n!n görevlendirilmesiyle eline tututurulan bir fermanla Erzurum
Kalesine hukmeden Abdi Paa'y! idam etmeye yollanm!t!. O mevsimde s!radan bir
yolcunun bir ayda alaca! stanbul-Erzurum yolunu on iki gunde ald!! için
memnundu; bahar gecesinin serinlii içinde yorgunluunu unutmutu, ama gene de
görev öncesi hissetmedii bir durgunluk vard! uzerinde: Sanki iini hakk!yla ve
yuzak!yla yapmas!n! engelleyecek bir lanetin gölgesini ya da bir karars!zl!!n
kukusunu hissediyordu.
i zordu zor olmas!na: Hiç tan!mad!! ve görmedii bir Pa-a'n!n adamlar!yla
dolu kona!na tek ba!na girecek, ferman! verecek, kendi sars!lmaz varl!! ve
guveniyle Paa'ya ve çevresine padiah!n karar!na kar! ç!kman!n boluunu
hissettirecek, kuçuk bir ihtimal ama, Paa bu boluu hissetmekte gecikirse, hiç
vakit geçirmeden ve çevresindekiler suça niyet etmeden onu hemen öldu-
265
recekti. Bu ite öylesine deneyimliydi ki, hissettii karars!zl!k bu yuzden
olamazd! hiç: Otuz y!ll!k meslek hayat!nda yirmiye yak!n ehzade, iki sadrazam,
alt! vezir, yirmi uç paa, h!rl! h!rs!z, suçlu suçsuz, kad!n, erkek, çocuk,
ihtiyar, h!ristiyan, musluman alt! yuzun uzerinde kiiyi idam etmi,
ç!rakl!!ndan balayarak bugune kadar binlerce kiiyi ikenceden geçirmiti.
Bahar sabah!, cellât ehre girmeden önce bir su k!y!s!nda at!ndan indi ve
kular!n neeli c!v!lt!lar! aras!nda abdest ald!, namaz k!ld!. lerinin yolunda
gitmesini Allahtan dilemek, dua etmek pek seyrek yapt!! bir iti. Ama her
seferinde olduu gibi Tanr! bu çal!kan kulunun duas!n! kabul etti.
Böylece her ey yolunda gitti. Kua!nda yal! kemendiyle ve usturayla kaz!l!
kafas!nda k!z!l keçeden kulah!yla cellât! görur görmez tan!yan Paa, ba!na
gelecekleri hemen anlad!, ama kurald!! denebilecek hiçbir zorluk ç!karmad!.
Belki de suçunu bildii için kaderine kendini çoktan haz!rlam!t!.
Önce, ferman!, en az!ndan on kere ve her seferinde ayn! dikkatle okudu.
(Kurallara bal! olanlarda görulen bir özellik.) Okuduu ferman! gösterili bir
edayla öpup ba!na koydu. (Hâlâ çevresinde etki b!rakmay! duunebilenlerde
görulen ve Kara Ömer'in budalaca bulduu bir tepki.) Kuran okumak, namaz k!lmak
istediini söyledi. (Vakit kazanmak isteyenlerde ve gerçekten inananlarda
görulen bir istek.) Namaz!n! k!ld!ktan sonra, uzerindeki k!ymetli talan,
tak!lar!, yuzukleri cellât!na kalmas!n diye, "Beni hat!rlars!n!z," diyerek
çevresindeki adamlar!na da!tt!. (Dunyaya s!k! s!k! bal! olanlar ve cellât!na
kin duyabilecek kadar yuzeysel olanlarda görulen bir tepki.) Ve bu tepkilerin
bir ya da birkaç!n! deil, ama hepsini gösterenlerin çou gibi, boynuna kement
geçirilmeden önce, kufurler ederek boumaya da kalkt!. Ama çenesinin kenar!na
s!k! bir yumruk yedikten sonra çöktu ve ölumu beklemeye balad!. Al!yordu.
Alamak da böyle durumlarda kurbanlar!n gösterdii s!radan tepkilerden biriydi,
ama Paa'n!n alayan yuzunde öyle bir ey gördu ki cellât, otuz y!ll!k meslek
hayat!nda ilk defa bir karars!zl!k geçirdi. Böylece, hiç yapmad!! bir eyi
yapt!: Bomadan önce kurban!n!n yuzune bir kuma örttu. Baka meslekdalarmda
görduu zaman eletirdii bir davran!t! bu; çunku iini duraksamadan ve
266
kusursuz yapabilmek için bir cellât!n kurban!n!n gözlerine sonuna kadar
bakabilmesi gerektiine inan!rd!.
Ölduune emin olduktan sonra, hiç vakit kaybetmeden ölunun ba!n! gövdesinden
'ifre' denilen özel usturayla ay!rd! ve yan!nda getirdii içi balla dolu k!ldan
bir torban!n içine s!ca! s!ca!na dald!rd!. Görevini baar!yla yapt!!n!
kan!tlayabilmesi için, stanbul'da onu tehis edeceklere kurban!n!n kellesini
hiç bozulmadan göturmeliydi çunku. çi balla dolu k!ldan torbaya dikkatlice
yerletirirken, Paa'n!n yuzundeki o alayan bak!!, o anla!lmaz ve dehet
verici ifadeyi bir daha, hayretle gördu ve ömrunun pek de uzak olmayan sonuna
kadar hiç unutamad!.
Hemen at!na binip ehirden ç!kt!. Kurban!n!n gövdesi gözyalar!yla ve iç
bay!ltacak kadar ac!kl! bir cenaze töreniyle gömulurken, cellât at!n!n
terkisindeki kelleyle, olay yerinden en az!ndan iki gunluk uzakl!kta olmay!
isterdi hep. Böylece, birbuçuk gun suren surekli bir yolculuktan sonra, Kemah
kalesine vard!. Kervansarayda karn!n! doyurdu, torbas!yla hucresine çekildi ve
uzun bir uykuya yatt!.
Yar!m gun suren deliksiz bir uykudan uyan!rken, ruyas!nda çocukluunun
Edirne'sinde göruyordu kendini: Annesinin, kaynata kaynata yaln!z butun evi ve
bahçeyi deil, butun mahalleyi mayho bir incir kokusuyla kokutarak yapt!!
incir reçeliyle dolu, koskoca bir kavanoza yaklat!! zaman, incir diye görduu
o kuçuk yeil yuvarlaklar!n alayan bir kellenin gözleri olduunu anl!yordu
önce; sonra yasak bir ey yapmaktan çok alayan yuzdeki o anla!lmaz dehete
tan!k olman!n suçluluk duygusuyla kavanozun kapa!n! aç!yor ve içinden alayan
yetikin bir erkein h!çk!r!klar! gelmeye balay!nca, elini kolunu balayan bir
çaresizlikle donuyordu.
Ertesi gece, bir baka kervansarayda bir baka yataktaki uykusunun orta yerinde
kendini ilk gençliinin akamustlerinden birinde buldu: Hava kararmadan az önce,
Edirne'nin içinde, ara sokaklar!n birindeydi. Kim olduunu ç!karamad!! için bir
arkada!n!n uyar!s! uzerine, göun bir ucunda batan gunei, öbur ucunda yukselen
soluk dolunay!n beyaz yuzunu göruyordu. Daha sonra, gune batt!kça ve hava
karard!kça ay!n yusyuvarlak yuzu ayd!nlanarak belirginleiyor ve çok da geçmeden
!!l !!l parlayan bu yuzun bir insan yuzu, alayan bir yuz olduu anh!l!yordu.
Hay!r, Edirne
267
sokaklar!n! baka bir kentin, huzursuzluk verici, anla!lmaz sokaklar!na
dönuturen ey, ay!n yuzunun alayan bir yuze dönumesin-deki ac!kl! yan deil,
anla!lmaz yand!.
Ertesi sabah, cellât uykusunun orta yerinde kefettii bu gerçein kendi
an!lar!yla uyutuunu duundu. Meslek hayat! boyunca, binlerce erkein alayan
yuzunu görmutu, ama o yuzlerin hiçbiri bir ac!mas!zl!k, korku ya da suçluluk
duygusuna surukleme-miti onu. San!lan!n tersine, kurbanlar! için uzulur
kederlenirdi, ama bu duygu bir adalet, bir zorunluluk, bir geri dönulmezlik
mant!!yla dengelenirdi hemen. Kafalar!n! kestii, boduu, boyunlar!n! k!rd!!
kurbanlar!n!n kendilerini ölume göturen nedenler zinciri konusunda
cellâtlar!ndan her zaman daha bilgili olduklar!n! bilirdi çunku. Gözyalar!yla
ç!rp!narak, sumukler içinde yalvara-rak, h!çk!rarak, kat!larak ölume giden bir
erkein göruntusunde dayan!lmayacak, katlan!lamayacak h,içbir ey
yoktu..daml!klardan tarihe, efsanelere geçecek gösterili tav!rlar, cesur
sözler bekleyen baz! budalalar gibi, cellât ne kuçumserdi alayan erkekleri, ne
de hayat!n rastlant!sal ve geri dönulmez ac!mas!zl!!n! hiç mi hiç anlayamam!
baka çeit budalalar!n yapt!klar! gibi, elini kolunu balayan bir ac!ma
duygusuna kap!l!rd! onlar kar!s!nda.
Ruyalar!nda elini kolunu balayan ey neydi peki? Guneli ve p!r!l p!r!l bir
sabah, at!n!n terkisinde k!ldan torba, kayalarla kapl! derin uçurumlar aras!ndan
geçerken, cellât, elini kolunu balayan tutukluun Erzurum'a girmeden önce
duyduu karars!zl!kla, ruhunda gölgesini hissettii belli belirsiz o lanet
duygusuyla ilgili olduunu duundu: Bomadan önce bir aba parças!n! kurban!n!n
yuzune örtmeye kendini zorlayan bir esrar! görmutu kurban!n!n unutulmas!
gereken yuzunde. Uzun gun boyunca cellât, a!rt!c! biçimleri olan sarp
kayal!klar (tencere gövdeli bir yelkenli, ba! yerine bir incir yerlemi bir
aslan) her zamankinden daha yabanc! ve daha a!rt!c! çam ve kay!n aaçlan ve
buz gibi derelerin k!y!lar!ndaki tuhaf, ne tuhaf, çak!ltalan aras!ndan at!n!
surerken, terkisinde ta!d!! yuzun ifadesini bir daha hiç duunmedi. Daha
a!rt!c! olan dunyayd! art!k; yeniden kefettii, ilk defa farkettii yeni bir
dunya.
Butun aaçlar!n uykusuz gecelerde hat!ralar!n!n aras!nda k!p!rdanan karanl!k
gölgelere benzediini yeni farkediyordu. Yee-
268
ren yamaçlarda koyun surulerini otlatan gunahs!z çobanlar!n omuzlar!n!n ustunde
balar!n!, bir bakas!n!n eyas!n! ta!r gibi ta!d!klar!n! ilk defa seziyordu.
Da eteklerinde kurulmu on evlik kuçuk köylerin, cami kap!lar!nda s!ra s!ra
dizilen bo ayakkab!lar! hat!rlatt!!n! ilk defa anl!yordu. Yar!m gun sonra
aralar!ndan geçecei Bat!daki mor dalar!n ve onlar!n tam ustundeki,
minyaturlerden ç!kma bulutlar!n, dunyamn ç!plak, ç!r!lç!plak bir yer olduuna
iaret ettiini yeni göruyordu. Butun bitkilerin, nesnelerin, urkek hayvanlar!n
hat!ralar kadar eski, çaresizlik kadar yal!n ve kâbuslar kadar korkutucu bir
âlemin iaretleri olduunu imdi kavr!yordu. Bat!ya doru ilerledikçe ve uzayan
gölgeler anlam deitirdikçe, cellât, çatlayan bir çömlekten s!zan kan gibi,
çevresine esrar!n! çözemedii iaretlerin, belirtilerin s!zd!!n! hissetti.
Karard!k çökerken girdii kervansarayda, karn!n! doyurdu, ama torbayla bir
hucreye kapan!p uyuyamayaca!n! anlad!. Uykusunun orta yerinde, patlayan bir
yaradan akacak irin gibi, a!r a!r yay!lacak korkulu ruyaya; bu ruyada her
gece, bir baka an!n!n k!yafetlerine burunerek alayacak o çaresiz yuze
katlanamayaca!n! biliyordu. Kervansaray kalabal!! içindeki insan yuzlerine
hayretle bakarak bir sure dinlendi ve yoluna devam etti.
Gece souk ve sessizdi; ruzgar yoktu, tek dal k!p!rdam!yordu ve yorgun at! da
kendi yolunu kendi buluyordu. Uzun bir sure hiçbir ey görmeden ve eski mutlu
gunlerinde olduu gibi, kafasm! tedirgin edici hiçbir soruyla kurcalamadan
yoluna devam etti: Daha sonralar!, karanl!k yuzunden diye duunecekti. Çunku
bulutlar aras!ndan ay belirince aaçlar, gölgeler, kayalar a!r a!r çözulmez
bir esrar!n iaretlerine dönutuler. Korkutucu olan ne mezarl!klar-daki ac!kl!
talard!, ne yapayaln!z serviler, ne de !ss!z gecedeki kurt ulumalar!. Dunyay!
korkulacak kadar a!rt!c! yapan ey, sanki bir hikâye anlatmaya kalkmas!yd!
onun. Dunya, cellâta sanki bir ey söylemek istiyor, bir anlam! iaret ediyor,
ama bir ruyadaki gibi bu söz dumanl! bir belirsizlik içinde kayboluyordu. Sabaha
doru cellât kulaklar!n!n dibinde h!çk!r!k seslerini iitmeye balad!.
Gun aar!rken, h!çk!r!k seslerinin, yeni ç!kan ruzgâr!n dallarda oynad!! bir
oyun olduunu duundu, daha sonra, yorgunluk ve uykusuzluun sonucu olduuna
hukmetti. Öleye doru terkisinde-
269
ki torbadan gelen h!çk!r!k sesleri öyle belirginleti ki, t!pk!, bir ge-ceyar!s!
iyi kapanmam! bir pencerenin sinir bozucu g!c!rt!s!n! kesmek için s!cak
yata!ndan ç!kan biri gibi, at!ndan indi, torbay! terkiye balayan ipleri gere
gere iyice s!k!t!rd!. Ama daha sonra, ac!mas!zca yaan yamurun alt!nda
yaln!zca h!çk!r!klar! duymak deil, alayan yuzun gözyalar!n! da hissedecekti
teninin uzerinde.
Gune yeniden açt!!nda dunyan!n esrar!n!n alayan yuzun ifadesindeki bir s!rla
ilikili olduunu anlad!. Sanki eskiden, o pek bildik ve tan!d!k gelen
anla!labilir dunyay!, yuzlerin uzerindeki s!radan bir anlam, s!radan bir ifade
ayakta tutuyordu da, t!pk! t!ls!ml! bir kasenin, ang!rdayarak k!r!lmas!ndan,
sihirli ve billur bir surahinin çatlamas!ndan sonra, her eyin altust olmas!
gibi, alayan yuzun uzerinde o tuhaf ifadenin belirmesinden sonra, âlemin anlam!
da, cellât! korkulu bir yaln!zl!a b!rakarak kaybolmutu. Üzerindeki !slak
elbiseleri gunete kururken, her eyin eski duzenine dönebilmesi için, torbadaki
ba!n yuzunde bir maske gibi ta!d!! ifadeyi deitirmesi gerektiini anlad!.
Öte yandan, meslek ahlâk!, kestikten sonra s!ca! s!ca!na bal dolu torbaya
bast!rd!! ba! stanbul'a hiç bozmadan, olduu gibi getirmesini de ona buyuru-
yordu.
At ustunde uykusuz geçen ve torbadan gelen bitip tukenmeyen h!çk!r!klar!n sinir
bozucu bir muzie dönutuu ç!ld!rt!c! bir gecenin sabah!nda, cellât dunyay! o
kadar deimi buldu ki, kendisinin kendisi olduuna inanmakta zorluk çekti.
Ç!nar ve çam aaçlar!, çamurlu yollar, kendisini görenlerin dehetle
kaç!t!klar! köy çemeleri, hiç tan!mad!!, bilmedii bir dunyadan ç!kmayd!lar.
Öle vakti varl!!n! daha önce bilmedii bir kasabada hayvani bir içguduyle
at!t!rd!! yiyecekleri de tan!makta guçluk çekti. Kasaba d!!nda, at!n!
dinlendirmek için bir aac!n alt!na uzand!!nda, bir zamanlar gökyuzu sand!!
eyin hiç bilmedii, hiç görmedii tuhaf ve mavi bir kubbe olduunu anlad!.
Gune batarken at!na binip yoluna devam etti, ama daha alt! gunluk yol vard!
önunde. Torbadaki h!çk!r!klar! dindirmezse, alayan yuzun ifadesini
deitirmezse, dunyas!n! o eski bildik dunyaya dönuturecek o sihirli ilemi
yapmazsa stanbul'a hiç varamayaca!n! anlam!t! art!k.
Hava karard!ktan sonra, havlayan köpeklerini iittii bir köyun k!y!s!nda bir
kuyuya rastlay!nca, at!ndan indi. At!n!n terkisin-
270
den k!l torbay! indirdi, az!n! çözdu ve saçlar!ndan dikkatle tuttuu kelleyi
bal!n içinden ç!kard!. Kuyudan çektii kova kova sularla, yeni domu bir bebei
y!kar gibi, kafay! özenle y!kad!. Bir kuma parças!yla saçlar!n!n içinden
kulaklar!n!n deliklerine var!ncaya kadar kurulad!ktan sonra, dolunay!n !!!nda
yuzune bakt!: Al!yordu; hiç bozulmam!t!, ayn! dayan!lmaz, unutulmaz,
çaresizlik ifadesi vard! uzerinde.
Kafay! kuyunun kenar!na b!rakt!, at!n!n terkisinden meslek aletlerini, iki özel
b!ça!, kenarlar! kut demir ikence çubuklar!n! al!p döndu. Önce, b!çaklarla
az!n!n kenarlar!n!, deriyi ve kemii kan!rtarak a!r a!r duzeltmeye giriti.
Uzun bir çabadan sonra dudaklar! iyice parçalam!, ama az! belli belirsiz ve
y!l!k da olsa gulumsetmeyi baarm!t!. Sonra, daha ince bir ie giriip ac!yla
kas!lm! gözleri açmaya balad!. Çok uzun ve yorucu bir çabadan sonra
gulumseyii butun yuze yayabildiinde, yorulmu gevemiti art!k. Gene de,
bomadan önce Abdi Paa'n!n çenesinin kenar!na indirdii yumruun mor izini
derinin ustunde görunce sevindi. Her eyi yoluna koyabilmenin çocuksu sevinciyle
koarak aletlerini at!n!n terkisine yerletirdi.
Geri dönduunde b!rakt!! yerde ba yoktu. lk anda, gulumseyen ba!n bir oyunu
olarak gördu bunu. Kafan!n kuyuya dutuunu anlay!nca, hiç karars!zl!k
geçirmeden, en yak!n eve kotu, kap!y! vurarak içerdekileri uyand!rd!. htiyar
bir babayla, genç bir oulun emirlerine korkuyla uymalar! için, kar!lar!nda
cellât! görmeleri yetti. Sabaha kadar, uçu birlikte, pek de derin olmayan
kuyunun dibinden kelleyi ç!karmaya çal!t!lar. Gun !!rken, boma ipiyle
belinden kuyuya sark!tt!klar! oul, saçlar!ndan tuttuu kelleyle ve dehetle
ba!ra ba!ra yeryuzune döndu. Kafa parça parça olmutu, ama alam!yordu art!k.
Cellât huzurla kafay! kurulad!, bal dolu torbaya bast!rd! ve ellerine birkaç
kuru tututurduu babayla olunun köyunden mutlulukla Bat!ya uzaklat!.
Gune doarken, kular açan bahar aaçlan aras!nda c!v!lda!rken, cellât
dunyan!n yeniden o eski ve bildik dunya olduunu, gökyuzu kadar geni bir sevinç
ve yaama heyecan!yla anlad!. Torban!n içinden h!çk!r!k sesleri duyulmuyordu
art!k. Öle olmadan, çamla kapl! tepelerin aras!ndaki bir gölun k!y!s!nda
at!ndan indi ve gunlerdir bekledii derin ve deliksiz uykuya mutlulukla yatt!.
271
Uyumadan önce, uzand!! yerden sevinçle kalkm!, göl k!y!s!na yurumu ve suyun
aynas!nda kendi yuzunu seyredip dunyan!n yerli yerinde olduunu bir kere daha
anlam!t!.
Be gun sonra, stanbul'da, Abdi Paa'y! iyi tan!yan tan!klar, k!l torbadan
ç!kar!lan kellenin onun kellesi olmad!!n! söylerlerken ve yuzun gulumseyen
ifadesinin hiç de Paa'y! hat!rlatmad!!n! anlat!rlarken, cellât gölun aynas!nda
huzurla seyrettii kendi mutlu yuzunu hat!rlayacakt!. Abdi Paa'dan ald!! bir
ruvet kar!l!!nda bir baka birinin, sözgelimi, katlettii gunahs!z bir
çoban!n kellesini torbaya koyup getirdii, sahtekârl!! anla!lmas!n diye de,
yuzu h!rpalayarak bozduu yolundaki suçlamalar! da hiçbir ie yaramayaca!n!
bildii için cevaplamad!. Çunku kendi kellesini gövdesinden ay!racak cellât!n
kap!dan girdiini görmutu bile.
Abdi Paa yerine gunahs!z bir çoban!n kafas!n!n kesildii söylentisi ise çok
çabuk yay!ld!; öyle çabuk ki, Erzurum'a yollanan ikinci cellât!, kona!na
kurulan Abdi Paa kar!lad! ve hemen idam ettirdi onu. Böylece, baz!lar!n!n
yuzundeki harflere bakarak duzmece olduunu söyledii Abdi Paa'n!n yirmi y!l
suren ve alt!-bin beyuz kelleye mal olan isyan hareketi balam! oldu.
272
YEDNC BÖLÜM HARFLERN ESRARI VE ESRARIN KAYBI
"Binlerce, bin/erce s!r bilinecek
O gizli viiz gösterince kendini."
Attar
ehirde akam yemei vakti geldiinde, Nianta! Meydan!nda trafik aç!l!p
köedeki polisin öfkeli duduu dindiinde, Galip o kadar uzun bir suredir
fotoraflara bak!yordu ki, vatanda yuzlerinin içinde uyand!rabilecei butun
huzun, keder ve ac! tukenmiti art!k; gözlerinden ya akm!yordu. Yuzlerin içinde
uyand!rabilecei nee, sevinç ve heyecan da tukenmiti; sanki hayattan bir ey
de beklemiyordu. Fotoraflara bakarken butun belleini, umutlar!n! ve geleceini
yitirmi birinin kay!ts!zl!!n! duyuyordu: Akl!n!n bir köesinde k!p!rdanarak,
yava yava buyuyerek butun gövdesini saracaa benzeyen bir sessizlik vard!.
Mutfaktan getirdii peynirle, ekmei yerken, bayat çay!n! içerken bile, uzerleri
ekmek k!r!nt!lar!yla kaplanan resimlere bakt!. ehirdeki kararl! ve inan!lmaz
hareket dinmi, gecenin sesleri balam!t!. Buzdolab!n!n motorunu, soka!n ta
öbur ucunda indirilen bir dukkân kepengini, Alaad-n'in oradan gelen bir
kahkahay! duyabiliyordu art!k. Bazan, kald!r!mlarda h!zl! h!zl! ilerleyen bir
topuklu ayakkab!n!n sesine dikkat ediyor, bazan bir fotoraftaki surata bir
dehet ve korku ifadesiyle, kendisini de yoran bir hayretle bakarken sessizlii
de unutuyordu.
Harflerin s!rlar! ile yuzlerin anlam! aras!ndaki ilikiyi ite bu s!rada
duunmeye balad!: Celâl'in yuz fotoraflar! uzerine çizitir-diklerinin
anlam!n! çözmekten çok, Ruya'n!n okuduu polisiye romanlar!n kahramanlar!n!
taklit etme isteiyle. "Polis romanlar!n!n, eyalar içinde surekli ipuçlar!
görebilen kahramanlar! gibi olabilmek için," diye duunuyordu Galip yorgunlukla,
"nsan!n çevresindeki nesnelerin kendisinden bir s!r saklad!klar!na inan!vermesi
yeter." Celâl'in Hurufilikle ilgili kitaplar!, risaleleri, gazete ve dergi
kesiklerini ve binlerce resimle fotoraf! saklad!! kutuyu kori-
273
dordaki dolaptan ç!kar!p çal!maya balad!.
Arap harflerinden yap!lm! yuzler gördu, gözler vav'lar ve ay!n'lardan, kalar
zcierden ve r!iardan, burunlar eliflerden yap!lm!, Celâl de eski alfabeyi
örenen iyi niyetli bir örencinin titizliiyle harfleri teker teker
iaretlemiti. Ta bask!s! bir kitab!n sayfalar!nda vav'lardan ve cim'lerden
yap!lm! alayan gözler gördu, cim'in noktas! sayfan!n dibine damlayan
gözya!yd!. Eski ve rö-tusuz bir siyah beyaz fotorafta kalardan, gözlerden,
burun ve dudaklardan ayn! harflerin kolayl!kla okunabildiini gördu; fotoraf!n
alt!na bir Bektai eyhinin ad!n! Celâl okunakl! harflerle yazm!t!. Harflerden
yap!lm! 'Ah miner ak!' levhalar! gördu, f!rt!nalarda çalkalanan kad!rgalar,
gökten göz, bak! ve dehet olarak inen y!ld!r!mlar, aaçlar!n dallar!na
kar!m! çehreler, her biri ayr! bir harf olan sakallar gördu. Gözleri oyularak
fotoraftan ç!kar!lm! soluk yuzler gördu, dudaklar!n!n kenar!na bulam! gunah
izleri harflerle iaretlenmi masumlar gördu, korkunç geleceklerinin hikâyesi
al!nlar!ndaki k!r!!klar aras!na s!k!t!r!lm! gunahkârlar gördu. Beyaz idam
gömleklerinin ve boyunlar!na as!l! hukum zab!tlar!n!n uzerinden ayaklar!n!n
ulaamad!! topraa bakan as!lm! haydutlar!n ve babakanlar!n dalg!n ifadesini
gördu; unlu bir sinema artistinin boyal! gözlerinden orospuluunu okuyanlar!n
yollad!! soluk renkli resimleri ve kendilerini padiahlara, paalara, Rudolph
Valentino ile Mussolini'ye benzetenlerin benzerlerinin ve kendi fotoraflar!n!n
uzerine iaretledikleri harfleri gördu. Ce-lâl'in yazd!! bir yaz!da, Allah'!n
son iareti olan 'h' harfinin özel yer ve anlamlar!n! göstererek okuyucular!na
yollad!! teblii deifre edenlerin, 'sabah', 'yuz', 'gune' kelimeleriyle bir
ay, bir hafta, bir y!l boyunca çizdii simetrileri aç!klayanlar!n, harflerle
uraman!n puta tapmaktan fark! olmad!!n! kan!tlamak için yaz!lm! uzun okuyucu
mektuplar!nda, Celâl'in kefettii gizli harf oyunlar!n!n iaretlerini gördu.
Hurufiliin kurucusu Esterabadl! Fazlallah'!n minyaturlerden kopya edilerek
uzerine Arap ve Latin harfleri eklenmi resimlerini, Alaaddin'in dukkân!nda
sat!lan gofretlerden ve ayakkab! lastii sertliindeki boyal! çiklet
paketlerinden ç!kan futbolcular!n ve sinema oyuncular!n!n resimlerinin uzerine
yaz!lm! kelimeleri ve harfleri, okuyucular!n!n Celâl'e yollad!klar! katil,
gunahkâr ve eyh fotoraflar!n! gördu. Üzerleri harflerle kay-
274
naan yuzlerce, binlerce, onbinlerce 'vatanda' resmi gördu: Son altm! y!lda
Anadolu'nun her yerinden, tozla kapl! kuçuk kentlerden, yazlan guneten topra!n
çatlad!!, k!lar! kar yuzunden dört ay boyunca aç kurtlardan baka kimsenin
urayamad!! ucra kasabalardan, may!na basan erkeklerin yar!s!n!n topal gezdii
Suriye s!n!r!ndaki kaçakç! köylerinden ve k!rk y!ld!r yollar!n!n yap!lmas!n!
bekleyen da köylerinden, buyuk ehirlerdeki bar ve pavyonlardan, maaralara
yerlemi salhanelerden, sigara ve esrar kaçakç!lar!n!n kahveleriyle, !ss!z
demiryolu istasyonlar!n!n 'muduriyet' odalar!ndan, s!!r celeplerinin
geceledikleri otel salonlar!yla, Sou-koluk'daki kerhanelerden, Celâl'e
yollanm! binlerce vatanda resmi gördu. Devlet dairelerinin, vilayet
binalar!n!n, arzuhalci masalar!n!n yan!ba!na kurulmu uç ayakl! ve nazar
boncuklu ipakç! makineleriyle kara bir çaraf!n alt!na giren fotorafç!n!n bir
simyac! ya da falc! gibi eczal! camlar, kara kapaklar, pompalar ve köruklerle
uraarak çal!t!rd!! eski Leicaiarla çekilmi binlerce fotoraf gördu.
Objektife bakarken vatandalar!n belli belirsiz bir ölum korkusu ve ölumsuzluk
isteiyle urpertici bir zaman duygusuna kap!ld!!n! hissetmek guç deildi.
Galip, bu derin istein yuzlerde ve haritalarda iaretlerini tan!d!! y!k!m ve
ölum ve yenilgi ve muls!!z-lukla ilgili olduunu hemen göruyordu. Sanki mutluluk
y!llar!n! izleyen buyuk yenilgiden sonra, patlayan bir yanarda!n saçt!! kuller
ve toz, geçmiin uzerini olanca kal!nl!!yla örtmutu de, an!lar!n bu gizli ve
kaybolmu esrarl! anlam!n! ortaya ç!karabilmek için onlar!n yuzlere bulam!
iaretlerini Galip'in okuyup çözmesi gerekiyordu.
Baz! fotoraflar!n Celâl'in ellili y!llar!n ba!nda bilmeceler, film
eletirileri ve 'ster nan ster nanma' köesiyle birlikte sorumluluunu
uzerine ald!! 'Yuzunuz Kiiliiniz' köesine yolland!!, arkalar!na yaz!lm!
bilgilerden anla!l!yordu; baz!lar!n!n daha sonraki y!llarda Celâl'in köe
yaz!lar!nda yapt!! bir çar!ya uymak için (Okurlar!m!z!n fotoraflar!n! görmek
ve baz!lar!n! da bu köede yay!mlamak istiyoruz!) ve baz!lar!n!n da, kutulardan
ç!kard!! kâ!tlar, mektuplar ve fotoraf arkalar!ndaki yaz!lardan, Galip'in
okudukça içeriini tam olarak sökemedii baz! mektuplara cevap olarak yolland!!
anla!l!yordu. Uzak bir geçmiteki bir an!y! hat!rlar ya da ufukta belli
belirsiz gözuken uzak bir kara parças!
275 '
uzerinde bir an çak!p parlayan bir y!ld!r!m!n yeilimsi !!!na bakar gibi,
kameraya bakm!lard!; karanl!k bir batakl!kta a!r a!r batmakta olan kendi
geleceklerini al!k!n gözlerle seyreder gibi, kaybettikleri belleklerinin bir
daha hiç geri gelmeyeceinden kukusu olmayan unutkanlar gibi: Galip, bu yuz
ifadelerindeki sessizliin akl!n!n bir köesinde buyuduunu hissederken,
Celâl'in y!llard!r butun bu resimleri, kesikleri, yuzleri, bak!lar! neden
harflerle doldurmu olabileceini apaç!k seziyor, ama bu nedeni kendi hayat!n!
Celâl'in ve Ruya'n!n hayat!na balayan baa, bu hayalet evden ç!k!!n ve kendi
geleceinin hikâyesinin bir anahtar! olarak kullanmak istedii zaman, t!pk!
fotoraflarda görduu suratlar gibi, bir an durgunla!yor, olaylar! birbirine
balamas! gereken akl!, yaln!zca harflerle yuzler aras!na s!k!m! bir anlam!n
sisleri içinde kayboluyordu. Yuzlerce okuyaca! ve yava yava içine girecei
dehete ite böyle böyle yaklamaya balad!.
Tabask!s! kitaplardan, imlâ hatalar!yla dolu risalelerden Hurufiliin kurucusu
ve peygamberi Fazlallah'!n hayat!n! okudu. Horasan'da, Hazer Denizi
yak!nlar!ndaki Esterabad'da 1339'da domutu. On sekiz ya!ndayken kendini
tasavvufa vermi, hacca gitmi, eyh Hasan adl! birinin muridi olmutu.
Azerbaycan'da, ran'da ehir ehir gezerek görgusunu nas!l art!rd!!n!,
Tebriz'deki, irvan'daki, Baku'deki eyhlerle neler konutuklar!n! okurken
Galip, kendi hayat!na da, bu tur tabask!s! kitaplar!n dedii gibi 'yeniden
balamak' için içinde kar! konulmaz bir istek duydu. Fazlallah'!n kendi
geleceine ve ölumune ilikin sonradan gerçekleen öngöruleri, Galip'e balamak
istedii yeni hayat! yaayacak herhangi birinin ba!ndan geçecek s!radan olaylar
gibi gözuktu. Fazlallah ilk ruya yorumlar!yla unlenmiti. Bir keresinde,
ruyas!nda iki hudhud kuunu, kendisini ve Suleyman Peygamberi görmu, kular
aaçtan bakarken aac!n alt!nda uyuyan Fazlallah ile Suleyman Peygamber'in
ruyalar! birbirine kar!m!, böylece, aaçtaki iki ku da tek bir hudhud kuu
olmutu. Bir baka seferinde, ruyas!nda çekildii maarada kendisini ziyarete
gelecek bir dervii göruyor, sonradan, gerçekten kendisini ziyaret eden o dervi
de. Fazlallah'a ruyas!nda onu görduunu söyluyordu: Maarada bir kitab!n
sayfalar!n! birlikte çevirdiklerinde harflerin içinde kendi yuzlerini,
birbirlerine dönup bakt!klar!nda ise yuzlerinin içinde kitap-
276
taki harfleri göruyorlard!.
Fazlallah'a göre ses, varl!k ile yokluk aras!ndaki ayr!m çizgi-siydi. Gayb
âleminden maddi âleme geçip, elle dokunulabilir olan her eyin ç!kartaca! bir
ses vard! çunku: 'En sessiz' nesneleri bile birbirine çarpmak bunu anlamaya
yeterdi. Sesin en gelimi ekli ise tabii ki 'söz'du, 'kelâm' denen yuce eydi,
'kelime' denen sihirdi ve o da harflerden oluuyordu. Varl!!n özu, anlam! ve
Allah!n yeryuzunde görunuu demek olan harfleri ise insan yuzunde apaç!k seçmek
mumkundu. Yuzlerimizde doutan gelen iki ka, dört kirpik ve bir de saç
çizgisinden oluan yedi hat vard!. Bu iaretlere, sonradan, ergenlikle birlikte,
'geç açan' burun çizgisi de eklendiinde, harfler on dört ediyor, bu hatlar!n
hayâli varl!! ile ondan daha iirsel olan gerçek göruntusu de iki olarak hesaba
kat!l!nca, Muhammed'in konutuu, Kuran'!n dile geldii yirmi sekiz harfin hiç
de rastlant! olmad!! anla!l!yordu. Fazlallah'!n konutuu ve unlu kitab!
'Cavidanname'yi yazd!! Farsça'daki otuz iki harfe varmak için saçlar! ve çene
alt!ndaki hatt! daha bir dikkatle inceleyip, ikiye ay!r!p, iki ayr! harf olarak
görmek gerektiini okuduunda Galip kutulardan bulup ç!kard!! baz!
fotoraflardaki yuzlerin ve saçlar!n niye bin dokuzyuz otuzlar!n Amerikan
filmlerinde briyantinli oyuncular!n yapt!! gibi ortadan ikiye ayr!ld!!n!
anlad!. Her ey çok basit gözukuyordu ve Galip bir anda bu çocuksu yal!nl!ktan
holanarak bir kere daha Celâl'i harf oyunlar!na çeken eyin ne olduunu
anlad!!n! hissetti.
T!pk! CelâPin hikâyesini yazd!! 'O' gibi, Fazlallah kendini bir kurtar!c!, bir
peygamber, museviler'in bekledii Mesih, h!risti-yanlar'!n gökten iniine
haz!rland!klar! ve Muhammed'in mujdeledii Mehdi olarak ilan etmi, sfahan'da
kendisine inanan yedi kiiyi çevresine toplad!ktan sonra, dinini yaymaya
balam!t!. Galip, Fazlallah'!n ehir ehir gezerek dunyan!n anlam!n! ilk
bak!ta teslim eden bir yer olmad!!n!, s!rlarla kaynat!!n!, bu s!rlara
ulaabilmek için harflerin esrar!n! bilmek gerektiini vaaz ettiini okurken bir
iç huzuru duydu: Bekledii ve hep istedii gibi, kendi dunyas!n!n da s!rlarla
kaynat!! kolayl!kla kan!tlanm!t! sanki. Galip duyduu iç huzurunun, bu
kan!t!n basitliiyle ilgili olduunu da seziyordu: Dunyan!n s!rlarla kaynaan
bir yer olduu doruysa, masan!n uzerinde görduu kahve fincan!n!n, kulluun,
kitap açaca!-
277
n!n ve*hatta açaca!n yan!nda dalg!n bir yengeç gibi dinlenen kendi elinin de
iaret ettii ve bir parças! olduu gizli dunyan!n varl!! gerçekti. Ruya bu
dunyadayd!. Galip bu dunyan!n eiindeydi. Az sonra, harflerin s!rr!yla içeri
girecekti.
Bunun için dikkatle biraz daha okumas! gerekiyordu. Fazlal-lah'm hayat!n! ve
ölumunu, yeniden okudu. Kendi ölumunu ruyas!nda görduunu ve ölumune bir ruya
görur gibi gittiini anlad!. Allaha deil, harflere, insanlara ve putlara
tap!yor, kendini Mehdi ilan ediyor ve Kuran'!n gerçek ve görunen anlam!na deil
gizli ve görunmez anlam! dedii kendi hayâllerine iman ediyor diye z!nd!kl!kla
suçlanm!, yakalanm!, yarg!lanm! ve as!lm!t!.
Fazlallah'!n ve yak!nlar!n!n öldurulmesinden sonra ran'da tutunmakta zorlanan
Huruf!lerin Anadolu'ya geçii, Fazlallah'!n halifelerinden air Ncsimî sayesinde
olmutu. Fazlallah'!n kitaplar!yla Hurufilie ilikin elyazmalar!n! sonralar!
Huruf!ler aras!nda efsanevi bir nitelik kazanacak yeil bir sand!a yukleyen
air, Anadolu'yu ehir ehir gezerek, örumceklerin uyuklad!! ucra medreselerde,
kertenkelelerin kaynat!! miskin tekkelerinde yeni yandalar bulmu,
yetitirdii halifelerine yaln!z Kuran'!n deil, dunyan!n da s!rlarla
kaynat!!n! göstermek için, çok sevdii satranç oyunundan ç!kar!lm! kelime ve
harf oyunlar!na bavurmutu. ki m!s-rada, sevgilisinin yuzundeki hatt! ve beni
harfle noktaya, bu harfle noktas!n! deniz dibindeki sungerle inciye, kendisini
bu inci peinde ölen dalg!ca, ölume istekle dalan bu dalg!c! Tanr!ya koan â!a
ve böylece, daireyi tamamlayarak, Tanr!y! da sevgilisine benzeten air Nesimi,
Halep'te tutuklanm!, uzun uzun yarg!lanm!, derisi yuzulerek öldurulmu, ölusu
as!larak ehirde tehir edildikten sonra, yedi parçaya ayr!lan cesedi ibret
olsun diye kendine taraftar bulduu ve iirlerinin ezberlendii yedi ayr! ehire
gömulmutu.
Nesimi'nin etkisiyle Bektailer aras!nda Osmanolu ulkesinde h!zla yay!lan
Hurufilik, stanbul'un fethinden on be y!l sonra, Fatih Sultan Mehmet'i de
heyecanland!rm!t!. Padiah!n elinde Fazlallah'!n risaleleri, dunyan!n
esrar!ndan, harflerin sorduu sorulardan ve yeni yerletii saray!ndan
seyrettii Bizans'!n s!rlar!ndan sözettiini, elleriyle bir bir iaret ettii
her bacan!n, her kubbenin, her aac!n yer alt!ndaki baka bir âlemin esrar!na
nas!l
278 '
anahtar olabileceini arat!rd!!n! çevresindeki ulema örenince, bir kumpas
duzenleyip Sultana yak!nlaabilen Hurufileri diri diri yakt!rm!lard!.
II. Dunya Sava!n!n ba!nda, Erzurum yak!nlar!nda, Horasan'daki bir matbaada
gizlice bas!ld!! elyaz!s!yla son sayfas!na eklenmi bir nottan anla!lan (ya da
öyle anla!ls!n istenen) bir kuçuk kitapta, Galip, Fatih'in olu II. Beyaz!t'a
yap!lan baar!s!z suikasttan sonra, boynu vurulan ve yak!lan Hurufileri yanarken
gösteren bir resim gördu. Baka bir sayfada, Kanuni Suleyman'!n surgun enirine
boyun emedii için yak!lan Hurufiler de ayn! çocuksu çizgilerle ve ayn! dehet
ifadesiyle resmedilmilerdi. Dalgalanarak gövdeleri saran alevlerin içinde ayn!
'Allah' kelimesinin ayn! elifleri ve lam'lar! gözukuyor, daha da tuhaf!, Arap
harfleriyle cay!r cay!r yanan gövdelerin gözlerinden Latin alfabesinin O'lar U-
lar ve C'lerle bezenmi gözyalar! f!k!r!yordu. Galip, 1928'deki 'Alfabe
Devrimi', Arap harflerinden Latin harflerine geçi uzerine ilk Hurufi yorumuna
bu resimde rastlad!, ama akl! daha o s!ralarda çözulmesi gereken s!rr!n
formulunde olduu için görduunu anlamland!ramadan kutudan bulduklar!n! okumaya
devam etti.
Allah'!n as!l niteliinin bir 'gizli ha/ine', bir 'kanz-i mahfi', bir esrar
olduuna ilikin sayfalarca yaz! okudu. Butun sorun bu esrara ulaabilmenin
yolunu bulmakt!. Butun sorun bu esrar!n dunyada yans!d!!n! anlamakt!. Butun
sorun esrar!n,her yerde, her eyde, her nesnede, her insanda görulduunu
kavramakt!. Dunya bir ipuçlar! deniziydi; her damlas!nda arkas!ndaki esrara
varacak bir tuz tad! vard!. Galip yorgun ve k!zarm! gözlerle okudukça bu
denizin s!rlar!na gireceini biliyordu.
Belirtileri her yerde ve her eyde olduu için, esrar da her yerde ve her
eydeydi. T!pk! iirlerdeki sevgilinin yuzu, inciler, guller, arap kadehleri,
bulbuller, s!rma saçlar, geceler ve alevler gibi, Galip okudukça, çevresindeki
nesnelerin de hem kendilerinin, hem de yava yava yaklat!! bu esrar!n birer
iareti olduklar!n! çok iyi göruyordu. Üzerine lamban!n soluk !!! vuran
perdenin, Ruya'n!n an!lar!yla kaynaan eski koltuklar!n, duvarlardaki
gölgelerin, korkutucu telefon ahizesinin bu kadar anlam ve hikâyeyle yuklu
olmas! Galip'e çocukluunda bazan hissettii gibi, fark!na varmadan bir oyuna
girdii duygusunu verdi: Herkesin bir baka
279
kiiyi, her eyin bir baka eyi taklit ettii bu korkutucu oyundan,, t!pk!
çocukluundaki gibi bir bakas! olabilirse ç!kabileceine inand!! için belli
belirsiz bir guvensizlik duyarak ilerlemeye devam etti. "Korkuyorsan, lambay!
yakay!m," derdi Galip birlikte karanl!kta oynad!klar! zamanlar Ruya'n!n da ayn!
korkuya kap!ld!!n! anlad!!nda. "Yakma," derdi oyunu ve korkuyu seven cesur
Ruya. Galip okudu.
17. yuzy!l!n ba!nda baz! Hurufiler, Anadolu'yu allak bullak eden Celâli
isyanlar! s!ras!nda paalardan, kad!lardan, haydutlardan, imamlardan kaçan
köylulerin boaltt!klar! ucra köylere yerlemilerdi. Galip bu Hurufi
köylerindeki mutlu ve anlaml! hayat! anlatan uzunca bir iirin dizelerini
sökmeye çal!!rken, Ruya'yla geçirdii kendi çocukluk gunlerinin mutluluk
an!lar!n! yeniden hat!rlad!.
O eski ve uzak ve mutlu zamanlarda anlamla hareket birdi. O cennet çalarda
evlerimize doldurduumuz eyalarla o eyalara ilikin hayâllerimiz hep birdi. O
mutluluk y!llar!nda elimize ald!!m!z aletlerin ve eyalar!n, hançerlerin ve
kalemlerin yaln!zca gövdelerimizin deil, ruhlar!m!z!n da bir uzant!s! olduunu
herkes bilirdi. O zamanlar airler aaç deyince herkes tastamam bir aac!
hayâlinde canland!rabilir, iirin içindeki kelimenin ve aac!n, hayat!n ve
bahçenin içindeki eyi ve aac! iaret edebilmesi için uzun uzun huner gösterip
yapraklar! ve dallar! saymaya gerek olmad!!n! herkes bilirdi. Kelimelerle
anlatt!klar! eylerin birbirine çok yak!n olduunu o zamanlar herkes o kadar
bilirdi ki, dalar aras!ndaki o hayalet köye sis indii sabahlarda, kelimelerle
aplatt!klar! eyler birbirine kar!!rd!. O sisli sabahlarda uykular!ndan
uyananlar ruyalarla gerçeklii, iirlerle hayat! ve adlarla insanlar! da
birbirlerinden ay!ramazlard!. O zamanlar hikâyelerle hayatlar O kadar gerçekti
ki, kimsenin akl!na, hangisi hayat!n asl!, hangisi hikâyenin asl! diye sormak
gelmezdi. Ruyalar yaan!r, hayatlar yorumlan!rd!. O zamanlar, her ey gibi
insanlar!n yuzleri de o kadar anlaml!yd! ki, okuma yazma bilmeyenler ve alfay!
meyve, a'y! apka ve elifi mertek sananlar bile, yuzlerimizin uzerlerindeki
apaç!k anlam!n harflerini kendiliinden okumaya balarlard!.
Galip, o uzak ve mutlu zamanlardaki insanlar!n daha zaman! bile tan!mad!klar!
gunleri anlatmak için, airin tasvir ettii aka-
280
mustlerinde ufuktaki portakal renkli gunein nas!l hiç k!p!rdamad!!n! ve cam ve
kul rengindeki hareketsiz denizin uzerinde esmeyen bir ruzgarla yelkenlerini
iiren kalyonlar!n, yol almalar!na ramen, nas!l hiç yer deitirmediklerini
okurken, bu denizin k!y!s!nda hiçbir zaman kaybolmayacak birer serap gibi
yukselen bembeyaz camilerle onlardan da beyaz minarelerle kar!lat!!nda, 17.
yuzy!ldan da gunumuze kadar gizli kalm! Hurufi hayâl ve hayat!n!n stanbul'u da
kucaklad!!n! anlad!. Üç erefeli beyaz minare-. ler aras!nda ufka doru kanat
ç!rpan leyleklerin, ankalann, albatroslar!n ve simurglar!n gökte as!l! kalm!
gibi yuzy!llarca stanbul'un kubbeleri ustunde nas!l sal!nd!klar!n! ve hiçbiri
birbirini dik kesmeyen ve nas!l kesecei de hiç belli olmayan stanbul so-
kaklar!ndaki her gezintinin sonsuzlua yap!lm! bir bayram yolculuu gibi
elenceli ve badöndurucu olduunu ve bu gezintilerden sonra, yolcunun
sokaklarda çizdii erileri haritan!n uzerinde parma! ile izlediinde görduu
resimlerden kendi yuzunun uzerindeki harflerin ve hayat!n!n esrar!n! nas!l hemen
kavray!verdiini ve s!cak ve mehtapl! yaz gecelerinde kuyulara sark!t!lan
kovalar, buz gibi su kadar esrar!n ve y!ld!zlar!n iaretleriyle de geri
dönduunde, herkesin nas!l sabahlara kadar iaretlerin anlam!ndan ve anlam!n
iaretlerinden dem vuran iirler söylediini Galip okurken, hem su kat!lmam!
Hurufiliin alt!n ça!n!n bir zamanlar stanbul'da da yaand!!n!, hem de
Ruya'yla kendi mutluluk y!llar!n!n çoktan geride kald!!n! anlam!t!. Ama k!sa
surmu olmal!yd! bu mutlu ve alt!n ça. Çunku esrar!n apaç!k olduu alt!n çadan
hemen sonra, s!rlar!n daha da kar!t!!n!, t!pk! hayalet köylerdeki Hurufiler
gibi, baz!lar!n!n anlam! iyice gizlemek için kandan, yumurtadan, boktan ve
k!ldan yapt!klar! iksirlerden medet umduklar!n!, baz!lar!n!n ise stanbul'un
gizli köelerindeki evlerinden gizlerini gömmek için dehlizler kazd!!n! okudu
Galip. Dehlizcilcr kadar talihli olamayan baz!lar!n!n, Yeniçeri isyan!na
kat!ld!klar! için yakalan!p as!ld!klar! aaçlarda, boyunlar!ndaki yal! ilmiin
kravat gibi s!k!t!rmas!yla buzulen yuzlerinde harflerin biçimsizletiini ve
geceyar!lar! kenar mahallelcrdeki tekkelere ellerinde sazlar! Hurufi s!rlar!n!
f!s!ldamaya giden â!klar!n tam bir anlay!s!zl!k duvar! ile kar!lat!klar!n!
da okudu. Butun bu belirtiler ucra ve hayalet köyler kadar, stanbul'un da gizli
köelerinde, esrarl! sokakla-
281
nnda yaanan o alt!n ça!n buyuk bir mutsuzlukla kesintiye urad!- -!n!
doruluyordu.
Kenarlar!n! farelerin kemirdii ve baz! köelerinde camgöbei ve gözta!
rengindeki kufçiçeklerinin ho bir kâ!t ve nem kokusuyla açt!! eski iir
kitab!n!n son sayfas!na gelince, Galip, bu konudaki daha geni bilginin baka
bir risalede ele al!nd!!n! belirten bir nota rastlad!. Risalenin son
sayfalar!na eklenmi yay!mevi ve bas!mevi adresleri ve dizgi ve bask! tarihleri
ile yekahenk iirin son m!sralar! aras!na Horasanl! dizgicinin kuçuk puntolarla
s!!t!rd!! uzunca ve duuk bir cumleye göre, gene Erzurum yak!nlar!ndaki
Horasan'da ayn! dizinin yedinci kitab! olarak yay!mlanan 'Esrar-! Huruf ve
Esrar!n Kayb!' adl! bu eser, F.M.Üçuncu taraf!ndan kaleme al!nm! ve stanbullu
gazeteci Selim Kaçmaz; in övgulerine de mazhar olmutu.
Galip, kelime ve harf hayâlleri ve Ruya'n!n duleriyle dumanlanan bir uykusuzluk
ve yorgunlukla Celâl'in gazetecilie ilk balad!! y!llar! hat!rlad!. O
gunlerde, CelâPin harf ve kelime oyunlar!y-. la ilikisi 'Bugunku Fal!n!z: ve
'ster nan, ster nanma' köelerinde e-dost-akrabaya ve sevgililerine özel
selâmlar yollamaktan ileri gitmiyordu. Kâ!t, dergi ve gazete tomarlar!
içerisinde risaleyi h!rsla arad!. Ortal!! iyice altust ettikten sonra, biraz da
umutsuzlukla bakt!! kutulardan birinde, altm!l! y!llar!n ba!nda Celâl'in
kesip saklad!! çeitli gazete kesikleri, yay!mlanmam! polemik yaz!lar! ve baz!
tuhaf fotoraflar aras!nda kitab! bulduunda, saat ge-ceyar!s!n! çoktan geçmi,
ehrin sokaklar!nda, s!k!yönetim dönemlerinde gece sokaa ç!kma yasa! ilan
edildii zaman duyulan o umut k!r!c! ve urpertici sessizlik balam!t!.
'Esrar-! Huruf ve Esrar!n Kayb!', yay!mland!! ya da yay!mlanmak uzere olduu
ilan edilen bu çeit birçok 'eser' gibi, y!llar sonra ve baka bir ehirde
yay!mlanabilmiti ancak: 1962'de, Ga-lip'in o zamanlar bir matbaas! olduuna
at!! Gördes'de, iki yuz yirmi sayfal!k bir kitap olarak. Sararm! kapakta
kötu klie ve murekkeple bas!lm! karanl!k bir resim vard!: ki yan!na kestane
aaçlar! dizili bir yol, sonsuzluun kaybolan perspektifine gidiyordu. Kestane
aaçlar!n!n her birinin arkas!nda ise harfler vard!, tuyler urpertici korkunç
harfler.
lk bak!ta kitap, o y!llarda 'idealist' subaylarca s!k s!k yaz!-
282
lan "ki Yuz Y!ld!r Bat!ya Neden Yetiemiyoruz?", "Acaba Nas!l Kalk!n!r!z"
turunden kitaplardan birine benziyordu. Yazar!n kendi paras!yla ucra bir Anadolu
kasabas!nda bast!r!lan o kitaplardaki ithaflardan biri de vard! ba!nda: "Harb
Okulu örencisi! Bu ulkeyi kurtaracak olan sensin!" Ama, sayfalan çevirmeye
balay!nca Galip, bambaka bir 'eser' kar!s!nda olduunu anlad!. Koltuktan
kalkt!, CelâTin masas!na geçti ve dirseklerini kitab!n iki yan!na koyup dikkatle
okumaya balad!.
'Esrar-! Huruf ve Esrar!n Kayb!' ilk ikisinin bal!! kitab!n ad!nda buluan uç
ana k!s!mdan oluuyordu. Birinci bölum, 'Esrar-! Huruf, Hurufiliin kurucusu
Fazlallah'!n hayat hikayesiyle aç!l!yordu. Hikâyeye F.M.Üçuncu laik bir boyut
eklemi, Fazlal-lah'!n mutasavv!f ya da mistik yönunden çok, ak!lc!, felsefeci,
matematikçi ve dilbilimci kiiliini öne ç!karm!t!. Fazlallah bir peygamber,
bir mehdi, bir ehit, bir aziz, bir evliya olduu kadar ve belki de bunlardan
daha çok, ince duunen bir filozof, bir dehayd!; ama 'bize özgu' bir kiiydi. Bu
yuzden Bat!l! Oryantalistlerin yapt!! gibi, Fazlallah'!n duuncelerini
Pantheism, Plotinusculuk, Pitagoras ya da Kabala etkisiyle aç!klamaya kalkmak,
butun ömru boyunca kar! olduu Bat! duuncesiyle Fazlallah'! vurmaktan baka
bir ey deildi. Fazlallah su kat!lmam! bir Douluydu.
F.M.Üçuncu'ye göre, Dou ve Bat!, dunyan!n iki yar!s!n! payla!yorlard!: yi ile
kötu, ak ile kara, eytan ile melek gibi butunuyle birbirinin tersi, reddi,
kar!t!yd!lar. Bu iki âlemin, hayalperestlerin sand!! gibi, birbirleriyle
uzla!p bar! içinde yaamalar!na imkan yoktu hiç. ki âlemden biri, her zaman
ustun gelmi, her zaman iki dunyadan biri efendi, öteki köle olmak zorunda
kalm!t!. Bu bitip tukenmeyen ikizler sava!na örnek olsun diye, skender'in bir
k!l!ç darbesiyle duumu ("yani ifreyi" diyordu yazar) çözduu Gordium'dan
(Körduum'den) Haçl! Seferlerine, Harun Reit'in Charlmagne'a yollad!! sihirli
saatin uzerindeki çift anlaml! harf ve rakamlardan AnnibaPin Alpleri geçiine,
Endulus'teki islâm zaferinden, (Kurtuba Camiinin sutun say!s! uzerine butun bir
sayfa ayr!lm!t!), kendisi de bir Hurufi olan Fatih Mehmet'in Bizans'! ve
stanbul'u ele geçiriine, Hazer Devleti'nin çökuunden Osmanl!lar'm önce Doppio
(Beyaz Kale), sonra Venedik önunde yenilgiye uramas!na' kadar özel bir anlamla
yuklu bir dizi tarihsel
283
olay gözden geçirilmiti.
F.M.Üçuncu'ye göre butun bu tarihsel gerçekler, daha önceden Fazlallah'!n
eserlerinde ustu örtulu olarak ifade ettii önemli bir noktaya iaret ediyordu.
Dou'nun ve Bat!'n!n birbirlerine ustun geldikleri dönemler rastlant!sal deil,
mant!ksald!. Bu âlemlerden hangisi "o tarihsel dönemde" dunyay! içinde s!rlar
kaynaan, çift anlaml!, esrarl! bir yer olarak görmeyi baar!rsa o âlem ötekini
yenip eziyordu. Dunyay!, basit, tek anlaml!, esrar! olmayan bir yer olarak
görenler ise yenilgiye, bunun kaç!n!lmaz sonucu olan kölelie mahkûmdular.
kinci bölumu, F.M.Üçuncu, esrar!n kayb!n!n ayr!nt!l! bir tart!mas!na
ay!rm!t!. ster antik Yunan felsefesindeki 'idea'y!, ister Neo Platoncu
h!ristiyanl!!n Tanr!s!n!, ister Hint Nirvanas!n!, ister Attar'!n Simurg kuunu,
ister Mevlâna'n!n 'sevgilisi'sini, ister Hu-rufilerin 'Gizli Hazine'sini, ister
Kant'in 'noumena'sm!, ister bir dedektif roman!ndaki suçlu kiiyi anlats!n,
esrar her seferinde dunyan!n içine gizlenmi bir 'merkez' anlam!na geliyordu.
Demek ki, diyordu F.M.Üçuncu, bir uygarl!!n 'esrar' duuncesini kaybetmesinden,
duuncesinin 'merkez'den yoksunlaarak duzenini kaybetmesini anlamak gerekiyor.
Galip, sonraki sayfalarda Mevlâna'n!n, 'sevgilisi' emsi Tebri-zi'yi neden
öldurmek zorunda kald!!na, bu ölumle 'tesis ettii' esrar! korumak için neden
am'a gittiine, bu ehirdeki gezintilerinin ve arat!rmalar!n!n 'esrar'
duuncesini ayakta tutmaya neden yetmediine ve Mevlâna'n!n am'daki yuruyuleri
s!ras!nda duuncesinin kaybolmakta olan 'merkezini' bulmak için urad!!
köelere ilikin anlam!n! çözemedii sat!rlar okudu. Suçlusu bulunama-yarak bir
cinayet ilemenin ya da ortal!ktan s!rra kadem basar gibi kaybolman!n kay!p
esrar! yeniden kurmak için iyi bir yöntem olduunu söyluyordu yazar.
Daha sonra F.M.Üçuncu, Hurufilerin en önemli konusu olan 'harflerle yuzler'
ilikisine girmiti. Fazlallah'!n 'Cavidanname'sin-de yapt!! gibi, gizlenen
Tanr!n!n insan surat!nda görulduunu belirtmi, uzun uzun insan yuzundeki
hatlar! incelemi, bu hatlar!n Arap harfleriyle ilikisini kurmutu. Nesimi,
Rafii, Misali, Badatl! Ruhi ve Gul Baba gibi Huruf! airlerinin dizelerinin
uzun uzun tart!!ld!! çocuksu sayfalardan sonra, bir mant!k kuruluyordu:
284
Mutluluk ve zafer çalar!nda, t!pk! içinde yaan!lan dunya gibi, hepimizin yuzu
de anlaml!yd!. Bu anlam! dunyan!n içinde esrar ve yuzlerimizde harfler gören
Hurufilere borçluyduk. Hurufiliin kay-boluuyla, demek ki, dunyam!zdaki esrar
kadar, yuzlerimizdeki harfler de kaybolmutu. Botu art!k yuzlerimiz,
uzerlerinden eskisi gibi bir ey okumaya olanak yoktu onlar!n; kalar!m!z,
gözlerimiz, burunlar!m!z, bak!lar!m!z ifadelerimiz, bo yuzlerimiz anlams!zd!.
Masadan kalk!p aynada kendi yuzune bakmak geliyordu Galip'in içinden, ama
dikkatle okudu.
Turk, Arap ve Hint film y!ld!zlar!n!n yuzlerinde görulen ve Ay'!n görunmeyen
yuzunu duundurten tuhaf topografya kadar, fotoraf sanat!n!n insanlara
yöneldikçe korkutucu ve karanl!k sonuçlar vermesi de yuzlerimizdeki bu bolukla
ilgiliydi. stanbul'un, am'!n ya da Kahire'nin sokaklar!n! dolduran insanlar!n,
geceyar!lar! mutsuzluktan inleyen hayaletler gibi birbirlerine benzemesi ve
çat!k kal! erkeklerin hep ayn! b!y!klar! b!rakmas! ve hep ayn! baörtusunu
takan kad!nlar!n çamurlu kald!r!mlarda yururlerken hep ayn! ekilde önlerine
bakmalar! bu boluk yuzundendi. Demek ki, yap!lmas! gereken ey yuzlerimizin
uzerindeki bu boluu yeniden anlamland!racak, yuzlerimizin uzerinde Latin
harflerini görecek yeni bir dizge kurmakt!. Kitab!n ikinci bölumu, bu iin
'Kef-u Esrar' adl! uçuncu bölumde yap!laca!n! mujdeleyerek bitiyordu.
Galip kelimeleri iki anlamda kullanan ve onlarla çocuksu bir safl!kla oynayan
F.M.Üçuncu'yu sevmiti. Celâl'i hat!rlatan bir yan vard! onda.
285
SEKZNC BÖLÜM
UZUN SÜREN BR SATRANÇ OYUNU
"Han!n Reit, zaman zaman tebdil ederek Badat'! gezer ve halk!n!n kendisi ve
idaresi hakk!nda ne duunduunu örenmek istermi. te bu akam da yine..."
Binbir Gece Masallar!
Yak!n tarihimizde, 'Demokrasiye Geçi' diye bilinen dönemlerden birinin
karanl!k' noktalar!na !!k tutan bir mektup, ad!n!n aç!klanmas!n! istemeyen bir
okurumun, hakl! olarak aç!klanmas!n! istemedii rastlant!lar, zorunluluklar ve
ihanetlerle döeli bir yoldan eline geçmi. O zamanki diktatörumuzun yurt
d!!ndaki oullar!ndan ya da k!zlar!ndan birine yazd!! anla!lan mektubu,
uslubuna -Paa uslubuna- hiç dokunmadan köemde yay!ml!yorum:
Cumhuriyetimizin kurucusunun ölduu oda bile o kadar s!cak ve boucuydu ki, alt!
hafta önce o austos gecesinde, yaln!z Ataturk'un ölduu dokuzu be geceyi
gösteren ve rahmetli annemi a!rtt!! için sizleri hep gulduren ayakl! alt!n
saatin deil, Dol-mabahçe Saray!ndaki butun saatlerin, stanbul'daki butun
saatlerin durduunu, korkunç s!caktan hareketin, duuncenin, zaman!n kaskat!
kesildiini san!yordu insan. Boaz'a bakan ve her zaman perdeleri dalgalanan
pencerelerde tek bir k!p!rt! yoktu; yar! karanl!kta r!ht!m boyunca dizilen
nöbetçiler, sanki benim emrim yuzunden deil, zaman durduu için mankenler gibi
hareketsiz kesilmilerdi. Y!llard!r yapmak isteyip de karar!n! veremediim eye
girimenin zaman! olduunu hissederek dolab!mdaki köylu elbiselerini giydim.
Saray!n art!k hiç kullan!lmayan Harem Kap!s!ndan d!ar! suzulurken kendimi
cesaretlendirmek için, benden önce, son be-yuz y!lda, bu yan kap!dan,
stanbul'un öteki saraylar!n!n Topka-p!'n!n, Beylerbeyi'nin, Y!ld!z'in arka
kap!lar!ndan ç!karak özledikleri ehir hayat!n!n karanl!klar! içinde kaybolan
nice padiah!n sa-salim geri dönduklerini hat!rlatt!m kendime.
stanbul ne kadar deimi! Z!rhl! Chevrolet'in pencereleri yaln!z kurun deil,
ehrimin, sevgili ehrimin gerçek hayat!n! da
286
geçirmezlermi meer. Saray duvar!ndan ayr!ld!ktan sonra, Kara-köy'e doru
yururken bir sat!c!dan helva ald!m kendime, ekeri fazlaca yak!lm!t!. Aç!k
kahvelerde tavla, kâ!t oynayan, radyo dinleyen erkeklerle konutum. Muhallebici
dukkânlar!nda muteri bekleyen orospular!, lokanta vitrinlerindeki kebaplar!
iaret ederek dilenen çocuklar! gördum. Yats! namaz!ndan ç!kan kalabal!klara
kar!mak için cami avlular!na girdim, arka mahallelerdeki bahçeli aile
çayhanelerinde oturup herkesle birlikle çay içtim, çekirdek yedim. ri parke
talar!yla kapl! ara sokaklar!n birinde, komu misafirliinden dönen bir genç
anayla baba gördum: Baörtulu kad!n, uyuklayan olunu omuzunda ta!yan kocas!n!n
koluna - nas!l bir bal!l!kla yaslanm!t! bir bilsen. Gözlerim yaland!.
Hay!r, vatandalar!m!n mutluluu ya da mutsuzluu için kederlenmiyordum: Bu
özgurluk ve hayâl gecemde bile, vatandalar!m!n k!r!k dökuk, ama gerçek
hayatlar!na tan!k olmak, bende gerçein d!!na dutuum duygusunu, ruyalardan
ç!kma kederi ve korkuyu yeniden alevlendirmiti. stanbul'a bakarak bu hayâl ve
korkudan kurtuln!aya çal!t!m. Pastahane vitrinlerine bakarken, gece-son
seferlerinden dönen guzel bacal! ehir Hatlar! vapurlar!ndan inen kalabal!klar!
seyrederken gözlerim gene, gene sulan!yordu.
Sokaa ç!kma yasa!m!n balayaca! saat yakla!yordu. Dönu yolumda suyun
serinliini hissederim diyeT Eminönu'nde bir kay!kç!ya yanat!m, elli kuru
verip beni gezdire gezdire, kar! k!y!ya bir yere, Karaköy'e ya da Kabata'a
b!rakmas!n! söyledim. "Sen akl!n! ekmek peynirle mi yedin be adam!" dedi bana.
"Bakan Paam!z!n her gece bu saatlerde motoruyla gezdiini, denizde kimi
görurse yakalay!p zindana att!rd!!n! bilmiyor musun?" Üzerine benim resimlerimi
bast!klar! için dumanlar!m!n ne dedikodular ç!kard!klar!n! çok iyi bildiim o
pembe banknotlardan bir deste ç!kar!p karanl!kta uzatt!m. "Sandal!nla aç!l!rsak
bana bu Bakan Paa'n!n motorunu gösterir misin?". "u çaputun alt!na gir ve
sak!n k!p!rdama!" dedi paray! kapt!! eliyle sandal!n!n baalt!nda-ki bir köeyi
iaret ederken. "Allah bizi korusun!" Kureklerini çekti.
Ne yöne gittik karanl!k denizde, Boaz'a m!, Halic'e mi; yoksa Marmara'ya m!,
bilemiyordum. Durgun deniz, karanl!k ehir kadar sessizdi. Yatt!!m yerden suyun
uzerindeki belli belirsiz,
287
ipince bir sisin kokusunu duyuyordum. Uzaktan yaklaan Vnoto-run gurultusunu
iitince, "Geliyor ite!" diye f!s!ldad! kay!kç!. "Her gece gelir!" Sandal!m!z
midyeyle kapl! liman dubalar!n!n arkas!na sakland!!nda, bir projektörun
çevresini sorgular gibi, saa sola dönen, ehrin, sahilin, denizin, camilerin
uzerinde ac!mas!zca gezinen !!k huzmesinden gözlerimi alamad!m. A!r a!r
yaklaan iri beyaz teknenin kendisini gördum sonra; kupetesinde, s!rtlar!nda
cankurtaran yelekleri ve silâhlar! bir dizi nöbetçi vard!; daha yukarda kaptan
köku ve bir kalabal!k ve onlar!n uzerindeki bir yukseltide sahte Bakan Paa
tek ba!na! Yar! karanl!kta, gölgenin içinde olduu için ilerleyen teknede onu
zar zor seçiyordum, ama karanl!!n ve incecik sisin içinden, benim gibi
giyindiini görebilmitim. Sandalc!dan onu takip etmesini istedim, ama bouna:
Sokaa ç!kma yasa!n!n balamak uzere olduunu, can!n! sokakta bulmad!!n!
söyleyip beni Kabata'a b!rakt!. Tenha sokaklardan sessizce saray!m!za döndum.
Gece onu duundum, benzerimi, sahte paay!, ama kim olduunu ya da denizin
ortas!nda ne yapt!!n! deil; onun arac!l!!yla kendimi duunebildiim için onu
duundum. Onu daha iyi izleyebilmek için, sabah, s!k!yönetim komutanlar!ndan,
gece sokaa ç!kma yasa!n!n bir saat ileriye at!lmas!n! istedim: Radyolardan
benim bir konumamla birlikte hemen duyurdular. e bir yumuama havas! vermek
»için tutuklular!n bir k!sm!n!n sal!verilmesini de emrettim, b!rakt!lar.
stanbul ertesi gece daha neeli miydi? Hay!r! Bu, halk!m!n bitip tukenmez
huznunun yuzeysel muhaliflerimin iddia ettikleri gibi, siyasi bask!dan deil,
daha derin, daha vazgeçilmez kaynaktan beslendiini kan!tlar. Ertesi gece,
sigara içiyorlar, çekirdek ve dondurma yiyorlar ve kahve gene ayn! dalg!nl!k ve
huzunle kahve radyolar!ndan benim yasak saatlerini azaltan konumam!
dinliyorlard!; ama ne kadar da gerçektiler! Onlar aras!ndayken bir turlu
uyanamad!! için gerçek insanlar arama dönemeyen bir uykuda-gezerin ac!lar!n!
hissediyordum. Eminönu'nde kay!kç!y!, nedense, beni bekler buldum. Hemen denize
aç!ld!k.
Ruzgarl! dalgal! bir geceydi bu sefer: Sanki Bakan Paa, bir iaretten tedirgin
olmu gibi gecikerek bizi bekletti. Kabata aç!klar!nda, bu sefer baka bir
duban!n ard!ndan önce gemisini ve son-
288
ra Bakan Paa'n!n kendisini seyrederken, onun guzel olduunu duundum; -eer bu
iki kelime yan yana gelirse- guzel ve gerçek: Mumkun mudur bu? Kaptan kulesinde
toplanm! kalabal!!n uzerinden stanbul'a, insanlara ve sanki tarihe çevirmiti
gözlerinin projektörlerini. Ne göruyordu?
Sandalc!n!n cebine bir deste pembe banknot s!k!t!rd!m, kureklere as!ld!.
Dalgalarla çalkalana, sallana Kas!mpaa'da, tersane yak!nlar!nda onlara yetitik
ve ancak uzaktan seyredebildik: Aralar!nda benim Chevrolet'in de olduu siyah ve
lacivert arabalara binip bir anda Galata'n!n karanl!klar!na doru kayboldular.
Kay!kç! geç kald!!m!zdan, yaklaan yasak saatinden sözediyordu.
Dalgal! denizde uzun uzun salland!ktan sonra, karaya ayak bast!!mda hissettiim
'gerçekd!!l!k' duygusunun bir denge sorunu olduunu sand!m önce; ama deildi.
Çunku iyice geç kald!!m!z için boalan sokaklarda, kendi yasa!mla tenhalaan
caddelerde yururken ayn! gerçekd!!na dume duygusuna öyle bir kap!ld!m ki,
gözlerimin önunde ancak ruyalar!mda görebileceimi sand!!m bir göruntu belirdi.
F!nd!kl!'dan Dolmabahçe'ye doru uzanan yolda, köpek surulerinden baka
kimsecikler yoktu: Yirmi ad!m ötemde, arabas!n! acele acele iterken dönup
dönup bana bakan bir m!s!rc! hariç. Bak!lar!ndan benden korktuunu, benden
kaçt!!n! anl!yordum ve hemen korkmas! gereken eyin yol boyunca s!ra s!ra
dizili iri kestane aaçlar!n!n arkas!nda gizli olduunu söylemek istiyordum ona;
ama bir ruyadaki gibi söyleyemiyordum bunu; ve bir ruyadaki gibi, söylemek
istediim eyi söyleyemediim için, korkuyor ya da korktuum için
söyleyemiyordum. Korktuum ey de, ben h!zland!kça ve ben h!zland!m diye m!s!rc!
h!zland!kça, yan!m!zdan a!r a!r akan aaçlar!n arkas!ndayd!; ama bunun ne
olduunu bilmiyordum ve daha kötusu bu korkunç göruntunun bir ruya olmad!!n! da
biliyordum.
.Ertesi sabah, ayn! korkular!n bir daha tekrarlanmas!n! istemediim için, gece
sokaa ç!kma saatinin iyice ileriye al!nmas!n! ve tutuklular!n bir k!sm!n!n daha
sal!verilmesini istedim. Bu konuda bir aç!klama bile yapmad!m; radyodan eski
konumalar!m!n birini yay!mlad!lar.
Bu sefer de ehrin sokaklar!nda ayn! göruntuleri göreceimi, hiçbir eyin hiçbir
zaman deimeyeceini hayattan örenmi ihti-
289
yarlar!n deneyimiyle biliyordum ve yan!lmad!m: Baz! bahçeli yaz sinemalar!
gösteri saatlerini ileriye alm!lard!; o kadar. Pamuk helva yapan sat!c!lar!n
boyadan pembelemi elleri de ayn! renkti, rehberleriyle de olsa, gece sokaa
ç!kmaya cesaret edebilen Bat!l! turistlerin beyaz yuzleri de.
Eski yerinde kay!kç!m! beni bekler buldum. Hatta ayn! eyi sahte Paa için de
söyleyebilirim. Suya aç!ld!ktan az sonra onunla kar!lat!k. Hava ilk geceki
gibi durgundu, ama o belli belirsiz sis yoktu. Denizin karanl!k aynas!nda
minareleri, ehrin !!klar!n! görebildiim kadar, gene ayn! yerde, kaptan
kökunun ustundeki yukseltide, Paa'y! da görebiliyordum; Gerçekti. Üstelik o
ayd!nl!k gecede her gerçek kiinin yapaca! gibi o da bizi görmutu.
Kay!!m!z, onun peinden Kas!mpaa iskelesine sokuldu. Usulca karaya atlam!t!m
ki, askerden çok pavyon kabaday!s!na benzeyen adamlar! uzerime at!l!p
kollar!mdan yakalad!lar: Ne iim vard! burada, bu saatte? Sokaa ç!kma yasa!n!n
balamas!na daha vakit olduunu söyluyordum telala; Sirkeci'de otelde kalan
zavall! bir köyluydum ben, köyume dönmeden önce son gece bir sandal gezintisine
ç!km!t!m. Paa'n!n yasa!ndan haberim yoktu... Ama korkak sandalc! her eyi
anlatt!, adamlar! da bize yaklaan Bakan Paalar!na. 'Sivil' k!yafetler içinde
de olsa, Paa daha çok bana benziyordu, ben de, daha çok bir köyluye. Bizleri
bir daha dinledikten sonra emretti: Sandalc! gidebilirdi, ben onunla gelecektim.
Limandan ç!karken z!rhl! Chevrolet'nin arka koltuunda ben ve Bakan Paa
yaln!zd!k. Ses geçirmez bir camla -benim Chevrolet'mde olmayan bir ayr!nt!-
ayr!lm! ön koltukta oturan ve araba kadar sessiz ve farkedilmez oförun varl!!
yaln!zl!!m!z! azaltm!yor, art!r!yordu.
"kimiz de y!llard!r bugunu bekliyorduk!" dedi Paa benimkine hiç benzemediini
sand!!m bir sesle. "Ben, beklediimi bilerek, sen beklediini bilmeden
bekliyorduk. Ama ikimiz de bilmiyorduk böyle kar!laaca!m!z!."
Yar! tutkulu, yar! yorgun bir sesle, en sonunda hikâyesini anlatabilmenin
heyecan!ndan çok, onu en sonunda bitirebilmenin huzuruyla anlat!yordu.
Harbiye'de ayn! s!n!ftaym!!z. Ayn! hocalardan birlikte ayn! dersleri alm!!z.
Ayn! souk k! gecelerinde birlik-
290
te gece eitimine ç!kar, ayn! s!cak yaz gunlerinde ta k!lam!z!n musluklar!na
suyun gelmesini birlikte bekler, izin gunlerinde, çok sevdiimiz stanbul'a
birlikte gezmeye ç!karm!!z. O zaman anlam! her eyin imdi olduu gibi
gelieceini; tam imdi olduu gibi olmasa da.
O zaman, matematik dersinden en iyi notu almak, at! taliminde hedefi on ikiden
vurmak, arkadalar!m!za kendimizi daha çok sevdirmek ve en iyi sicille s!n!f
birincisi olmak için biz ikimiz gizu bir mucadele verirken anlam! benim ondan
daha baar!l! olaca!m! ve rahmetli annenin durmu saatlerine bakarken
a!raca! sarayda benim oturaca!m!. Bunun gerçekten bir 'gizli' mucadele
olmas! gerektiini hat!rlatt!m ona; çunku Harbiye y!llar!nda ne herhangi bir
s!n!f arkada!mla bir yar!ma içinde olduumu -sizlere de s!k s!k öutlediim
gibi- ne de kendisini bir arkada olarak hat!rlayabildiimi söyledim. Hiç
a!rmad!. 'Gizli' mucadelemizi ' de farketmeyecek kadar benim kendime
guvendiimi, kendi s!n!-f!mdaki ya da öteki s!n!flardaki örencilerden,
temenlerden, hatta yuzba!lardan daha o zamandan, çok çok ileride olduumu
bildii için, o bu mucadeleden çekilmi zaten; benim arkamda silik bir taklit,
baar!n!n ikinci s!n!f bir gölgesi olmak istemiyormu çunku: 'Gerçek' olmak
istiyormu; bir gölge deil. O bunlar! anlat!rken, ben benimkine pek de
benzemediini yava yava anlad!!m Chevrolet'nin pencerelerinden stanbul'un
tenhalaan sokaklar!n! seyrediyor ve arada bir gözlerimi iki koltuk aras!nda
ayn! durumda k!p!rdamadan duran bacaklar!m!za ve dizlerimize çeviriyordum.
Rastlant!n!n hesaplar!nda hiçbir yeri olmad!!n! söyledi, daha sonra. Yoksul
milletimizin, k!rk y!l sonra bir diktatöre daha boyun eeceini ve stanbul'u
ona teslim edeceini ve bu diktatörun bizim yalar!m!zda bir asker olaca!n! o
zaman tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yokmu: Bu askerin "ben" olaca!m
sonucunu ç!karmak için de. Böylece, daha Harbiye'deyken, basit bir ak!l
yurutmeyle butun gelecei gözlerinin önunde belirmi: Ya benim Bakan Paa
olaca!m, gelecein hayâletimsi stanbul'unda herkes gibi gerçeklikle siliklik
aras!nda, imdiki zaman!n kahredicili-iyle geçmi ve gelecein hayâlleri
aras!nda gidip gelen yar! hayâletimsi bir gölge olacakm! ya da hiç olmazsa,
gerçek olabilmenin
291
I
yeni bir yolunu aramaya verecekmi butun hayatm!. Bu yolu bulmak için, ordudan
at!lacak kadar buyuk, ama hapse dumeyecek kadar kuçuk bir suç ilediini,
Harbiye komutan!n!n k!yafetine girerek gece nöbetçileri tefti ederken
yakalanmay! baard!!n! anlatt!!nda, bu silik örenciyi ilk defa hat!rlad!m.
Okuldan at!ld!ktan sonra, hemen ticarete girmi. "Bizim ulkede zengin olman!n en
kolay ey olduunu herkes bilir!" dedi gururla. Buna kar!n bu kadar çok
yoksulumuzun olmas!n!n nedeni ise, insanlar!m!za butun hayatlar! boyunca zengin
olman!n deil, yoksul olmanm öre-tilmesiymi. Bir sessizlikten sonra ekledi:
Gerçek olmay!, ona böylece, ben öretmiim! "Sen!" dedi kelimenin uzerinde
durarak, "Y!llarca bekledikten sonra, benden daha da az gerçek olduunu bu'akam
ak!nl!kla görduum sen! Zavall! köylu!"
Uzun, çok uzun bir sessizlik oldu. Yaverimin gerçek bir Kayseri köylusu k!yafeti
diye övunerek duzduu elbiseler içinde, gulunç olmaktan çok, gerçek d!!
olduumu, hiç de istemediim bir biçimde, bir ruyan!n parças! haline
getirildiimi hissediyordum. Ayn! sessizlikte, bu ruyan!n araban!n
pencerelerinden a!r çekilmi bir film gibi akan karanl!k stanbul
göruntuleriyle kurulduunu da anlad!m: Bo sokaklar, kald!r!mlar, kimsesiz
alanlar: Yasak saatim gene gelmi, ehir sanki boalm!t!.
Marur s!n!f arkada!m!n bana gösterdii eyin, benim yaratt!!m bu ruya
ehirden baka bir ey olmad!!m da biliyordum art!k: ri servi aaçlar!n!n
alt!nda kuçulerek busbutun kaybolmu ahap evlerin aras!ndan, mezarl!klarla
içice geçerek ruyalar ulkesinin eiine gelmi kenar mahallelerden geçtik.
Birbirleriyle bouan köpek surulerine terkedilmi parke kaph yokulardan indik,
sokak lambalar!n!n ayd!nlatmaktan çok, karatt!! sert yokulardan ç!kt!k.
Ruyalardan baka bir yerde göremeyeceimi sand!!m kör çemeli, y!k!k duvarl!,
k!r!k bacal! hayalet sokaklardan geçerken, karanl!!n içinde masal devleri gibi
uyuklayan camileri tuhaf bir korkuyla seyrederken, yaln!z saray!mda deil, butun
stanbul'da zaman!n durduuna beni inand!ran, havuzlar! kurumu, heykelleri
unutulmu ve saatleri durmu meydanlardan geçerken, taklidimin öunerek
anlatt!! ticari baar!lar!n! da, içinde bulunduumuz duruma uygun diye
anlatt!! hikâyeleri de (Kar!s!n! â!!yla yakalayan ihtiyar çoban!n hikayesiyle
Harun Resifin Binbir Gece'nin bi-
292
rinde kaybolduu hikaye) dinlemiyordum. Benim ve senin soyad!n! ta!yan cadde,
sabaha doru, öbur butun caddeler, sokaklar ve alanlar gibi, gerçeklikten çok
bir ruyan!n uzant!s!yd!.
Mevlâna'n!n "resim yar!mas! hikâyesi" dedii bir ruyay! anlat!yordu ki, sabaha
doru bu kendini beenmi adam!n b!rak!ld!!n! aç!klayan bildiriyi, sana orada,
Bat!l! dostlar!m!z!n perde arkas!n! sorduklar! o bildiriyi kaleme al!p
radyolardan yay!nlatt!m. Uykusuz geceden sonra, yata!mda uyumaya çal!!rken
gece bo alanlar!n dolaca!n!, durmu saatlerin k!p!rdayaca!n!, çekirdek yenen
kahvelerde, köprulerde, sinema kap!lar!nda hayaletlerden ve ruyalardan daha
gerçek bir hayat balayaca!n! hayâl ettim. Hayâllerim ne kadar gerçekleti de
stanbul benim gerçek olabileceim bir haritaya dönutu, bilemem, ama
özgurluun, her zamanki gibi, ruyalardan çok, dumanlar!ma ilham verdiini
yaverlerimden anl!yorum. Gene çayhanelerde, otel odalar!nda, köpru altlar!nda
toplamp aleyhimize dumenler çevirmeye balam!lar; imdiden f!rsatç!lar
geceyar!lar! saray duvarlar!n! anlam! çözulemeyen ifreli yaz!larla
dolduruyorlarm!; ama önemli deil bunlar: Art!k padiahlar!n k!yafet deitirip
halk aras!na kar!t!! dönemler çok geride, yaln!zca kitaplarda kald!.
Geçenlerde bu kitaplar!n birinde, Hammer'in 'Osmanl! Tari-hi'nde, Yavuz Sultan
Selim'in ehzadeliinde Tebriz'e gidip k!yafet deitirdiini okudum. Gayet
guzel satranç oynad!! için öhreti yay!lm!, satranç merakl!s! ah smail
taraf!ndan dervi k!yafe-tindeki bu genç saraya oyuna çar!lm!. Uzun suren bir
oyundan sonra Yavuz onu yenmi. Kendisini yenen adam!n bir dervi deil,
Çald!ran seferinde Tebriz'i elinden alacak Osmanl! mparatoru Yavuz Sultan Selim
olduunu ah smail y!llar sonra anlad!!nda, oynad!klar! oyunun hamlelerini
hat!rlam! m!d!r, diye duundum. Marur taklidim, oyunumuzun butun hamlelerini
hat!rl!yordur. Ayr!ca, 'King and Pawn' adl! satranç dergisinin abonesi bitmi
olmal!, yollam!yorlar art!k; sefarete senin hesab!na para yolluyorum ki yenile.
293
DOKUZUNCU BÖLÜM
KEF-ÜL ESRAR
"Yuzunun metnini erhider okunan fasi-u bûb" Niyazi-i M!sri
'Esrar-! Huruf ve Esrar!n Kayb!'nm uçuncu bölumunu okumaya balamadan önce Galip
kendine koyu bir kahve haz!rlad!. Uykusunu açar diye helaya gidip souk suyla
yuzunu y!kad!, ama kendini tuttu ve aynada yuzune bakmad! hiç. Kahve fincamyla
Celâl'in çal!ma masas!na otururken, uzun zamand!r çözum bekleyen bir matematik
problemim çözmeye haz!rlanan bir lise örencisi gibi hevesliydi.
F.M.Üçuncu'ye göre, butun Dou'yu kurtaracak bir Mehdi'-nin zuhurunun
Anadolu'dan, Turk topra!ndan beklendii gunlerde, Turkçe'nin 1928'den sonra
dile geldii yirmi dokuz Latin harfinin insan yuzundeki hatlarla
temellendirilmesi, kaybolan esrar!n yeniden kefi için at!lacak ilk ad!md!.
Böylece, unutulmu Huruf! risalelerinden, Bektai nefeslerinden, Anadolu halk
resimlerinden, su kat!lmam! Huruf! köylerindeki hayâletimsi kal!nt!lardan,
tekke duvarlar!na, paa konaklar!na çizilmi figurlerden, binlerce hat
levhas!ndan yola ç!karak Arapça ve Farsça'dan Turkçe'ye geçileri s!ras!nda baz!
seslerin hangi 'deerlere' urad!!n! örnekleriyle göstermi, sonra bu harfleri
tek tek baz! kiilerin fotoraflar!nda insan! korkutan bir kesinlikle bulup
iaretlemiti. Yazar!n yuzlerindeki kesin ve apaç!k anlam! okuyabilmek için
uzerlerinde Latin harflerini görmeye bile gerek olmad!!n! belirttii bu
kiilerin resimlerine bakarken Galip, Celâl'in dolab!ndan ç!kard!! fotoraflara
bakarken hissettii urpertiyi duydu. Altlar!nda Fazlal-lah, iki halifesi,
'minyaturden kopye edilmi Mevlâna portresi', 'O-limpiyat madalyal! gureçimiz
Hamit Kaplan' olduu yaz!l! kötu klieli fotoraflarla kapl! sayfalan
çevirdikten sonra Celâl'in 1950'lerin sonunda çekilmi bir fotoraf!yla yuz yuze
gelince korktu. Öburlerine yap!ld!! gibi, bu fotoraf!n uzerine de, nas!l
yerle-
294
tirilip çizildikleri oklarla gösterilen baz! harfler iaretlenmiti. Ce-lâl'in
otuzbe yalar!nda çekilmi bu fotoraf!nda, F.M.Üçuncu, burunda U harfini,
gözlerin kenar!nda Z harflerini ve yuzun butununde yan yatm! bir H harfini
görmutu. Galip h!zla çevirdii birkaç sayfadan sonra bu diziye Huruf!
eyhlerinin, unlu imamlar!n ölup öteki dunyada bir gezindikten sonra geri
dönenlerin, Greta Garbo, Humphrey Bogart, Edward G.Robinson ve Bette Davis gibi
'yuzleri derin anlaml!' Amerikan y!ld!zlar!n!n, unlu cellâtlar!n ve Celâl'in
gençliinde maceralar!n! anlatt!! baz! Beyolu haydutlar!n!n resim ve
fotoraflar!n!n eklendiini gördu. Yuzlerin uzerinde iaretleyerek
temellendirdii her harfin iki anlam! olduunu söyluyordu yazar daha sonra:
Yaz!daki duz anlamla, yuzden öretilen gizli anlam.
Her harfin bir kavrama iaret eden gizli bir anlam! olduunu kabul ettiimize
göre, diye ak!l yurutuyordu daha sonra F.M.Üçuncu, bu harflerden yap!lm! her
kelimenin bir ikinci ve gizli anlam! olmas! da artt!r. Ayn! ekilde cumlelerin,
paragraflar!n, k!saca butun yaz!lar!n ikinci ve gizli anlamlan vard!. Ama bu
anlamlar!n da en sonunda gene baka cumlelerle, kelimelerle, yani harflerle
yaz!ld!! duunulurse, ikinci anlamdan uçuncunun, bir sonrakinden daha
sonrakinin 'yorumla' kefedilecei s!n!rs!z bir gizli anlamlar dizisi ortaya
ç!k!yordu. Biri ötekine, öteki öburune aç!larak bir ehri saran say!s!z
sokaklar!n a!na benzetilebilirdi bu: Her biri baka bir yuze benzeyen
haritalara. Demek ki esrar! kendi bildi-ince ve elindeki cetvelle çözmeye
girien okurun, haritan!n sokaklar!nda yurudukçe esrar! kefeden, ama esrar!
kefettikçe daha da yay!lan ve yay!ld!kça da esrar!n kendi yuruduu sokaklarda,
seçtii yollarda, ç!kt!! yokularda, kendi yolculuk ve hayat!nda bulan yolcudan
hiçbir fark! yoktu. te, beklenilen Kurtar!c!, 'O' ya da Mehdi, okuyucular!n,
mutsuzlar!n, hikâye merakl!lar!n!n esrar!n derinliklerine gömuldukçe
kaybolduklar! bu noktada 'zuhur' edecekti. Hayat!n ve yaz!n!n ortas!nda,
haritalarla yuzlerin kesitii noktada, ehrin ve iaretlerin içinde Mehdi'den
gereken iareti alan yolcu (t!pk! tasavvuf yolcusu gibi) elindeki harf
anahtarlar! ve ifrelerle yolunu bulmaya balayacakt!. T!pk! sokaklardaki,
caddelerdeki iaret levhalar!yla yolunu bulan yolcu gibi, diyordu F.M.Üçuncu,
çocuksu bir sevinçle. Demek ki, sorun Mehdi'nin koyaca! isaret-
295
leri hayat!n ve yaz!n!n içinde görebilme sorunuydu.
F.M.Üçuncu'ye göre bu sorunu çözmek için bizim bugunden kendimizi onun yerine
koymam!z, onun nas!l hareket edeceini öngörmemiz gerekiyordu: Yani, bir satranç
oyuncusu gibi gelecek hamleleri tahmin etmeliydik. Bu tahmini birlikte yapmak
istediini söyledii okuyucusundan, her zaman her durumda geni bir okuyucu
kitlesine seslenebilecek bir kiiyi gözlerinin önunde canland!rmalar!n! rica
ediyordu. "Sözgelimi," diyordu hemen arkas!ndan, "bir köe yazar!n! duunelim."
Her gun vapurlarda, otobuslerde, dolmularda, kahve köelerinde ve berber
dukkânlar!nda, yurdun dört bir yan!nda yuzbinlerce kii taraf!ndan okunan bir
köe yazar!, Mchdi'nin yol gösterici gizli iaretlerini yayabilecek kiiye iyi
bir örnekti. Esrar! bilmeyenler için bu köe yazar!n!n yaz!lar!n!n yaln!zca tek
bir anlam! olacakt!. Görunen duz anlam!. Meh-di'yi bekleyenler, ifrelerden,
formullerden haberli olanlar ise, harflerin ikinci anlamlar!ndan yola ç!karak
gizli anlam! da okuyabileceklerdi. Sözgelimi, Mehdi, "Kendimi d!ar!dan
seyrederken duunuyordum bunlar!..." diye bir cumle koyarsa yaz!s!n!n içine,
s!radan okurlar bunun görunen anlam!n!n tuhafl!!m duunurken, harflerin
esrar!ndan haberli olanlar, bu cumlenin bekledikleri özel tebli olduunu hemen
anlayacaklar ve ellerindeki ifrelerle kendilerini yeni, yepyeni bir hayata ve
yolculua ç!karacak seruvene at!lacaklard!.
Üçuncu bölum bal!!, 'Kef-ul Esrarla, demek ki, yaln!zca, kaybolarak Dou'yu
Bat! önunde kölelie iten esrar duuncesinin yeniden kefedilmesi deil,
Mehdi'nin yaz!lar! içine gizledii bu cumlelerin bulunmas! da anlat!l!yordu.
F.M.Üçuncu, daha sonra Edgar Allen Poe'nun 'Gizli Yaz!lar Üzerine Bir ki Söz'
adl! makalesinde önerilen ifre formullerini tart!arak gözden geçirmi,
bunlardan s!ras! deitirilmi alfabe yönteminin, Hallac-! Mansur'un ifreli
mektuplar!nda kulland!! ve Mehdi'nin yaz!lar!nda kullanaca! yönteme en yak!n
dutuunu belirtmi ve birdenbire kitab!n son sat!rlar!nda u önemli sonucu ilan
etmiti: Butun ifrelerin, butun formullerin balang!ç noktas!, her yolcunun
kendi yuzunde okuyaca! harflerdi. Yola ç!kmak isteyen, yeni âlemi kurmak
isteyen herkes, yuzundeki harfleri görmeliydi önce. Okuyucunun elinde tuttuu bu
alçakgönullu kitap, harf-
296
lerin her kiinin yuzunde nas!l bulunaca!na bir rehberdi. Esrara ulaacak
ifrelere ve formullere ise yaln!zca bir giri yap!lm!t!. Bunlar! yaz!lar!n
içine yerletirmek, tabii ki yak!nda bir gune gibi yukselecek Mehdi'nin ii
olacakt!.
Galip, 'gune' kelimesiyle Mevlâna'n!n öldurulen sevgilisi ems'in ad!n!n da
iaret edildiini anlad!! zaman, bitirdii kitab! elinden atm!, aynaya bakmak
için helaya yuruyordu. Belli belirsiz akl!nda !!ldayan duunce, imdi aç!k
seçik bir korkuya dönumutu: "Yuzumdeki anlam! Celâl çoktan okumutur!"
Çocukluunda, ilk gençliinde bir suç iledii, bir baka birisi olduu, bir
esrara bulat!!na inand!! zaman hissettii ve her eyin olup bittiine ve olup
bitenlerin art!k duzeltilemeyeceine ilikin bir felâket duygusu vard! içinde.
"Art!k baka birisi oldum ben!" diye duundu Galip, hem oyun oynayan bir çocuk
gibi, hem de geri dönuu olmayan bir yola ç!km! biri gibi duunmutu bunu.
Saat uçu oniki geçiyordu; apartmanda, ehirde ancak bu saatlerde duyulabilen o
buyuleyici sessizlik vard!; sessizlikten çok bir sessizlik duygusu, çunku belki
yak!nlardaki bir kazan dairesinden, belki de ta uzaktaki buyuk bir geminin
jeneratörunden gelen belli belirsiz bir v!nlamay! kulaklar!n!n içinde bir s!z!
gibi iitebiliyordu. Vaktin çoktan geldiine karar vermiti, ama gene de
harekete geçmeden önce kendini biraz daha tuttu.
Üç gundur unutmaya çal!t!! duunce geldi akl!na: Yeni bir yaz!s!n!
yollamam!sa eer, yar!ndan balayarak CelâPin gazetedeki köesi bo kalacakt!.
Y!llard!r bir kere olsun yaz!s!z kalmam! o köeyi bo olarak duunmek istemedi:
Sanki yeni bir yaz! ç!kmazsa, Ruya ile Celâl, ehrin içinde gizli bir yerde
aralar!nda guluup konuarak Galip'i art!k beklemeyeccklerdi. Dolab!n içinden
geliiguzel çektii eski köe yaz!lar!ndan birini okurken "Ben de yazabilirim
bunu!" diye duundu. Elinde bir reçete varl! art!k: Hay!r, uç gun önce,
gazetede, yal! köe yazar!n!n verdii reçete deildi bu, baka bir eydi:
"Butun yaz!lar!n!, her eyini biliyorum, okudum, okudum." Son kelimeyi neredeyse
yuksek sesle m!nldanm!t!. Dolaptan geliiguzel çektii baka bir köe yaz!s!n!
okuyordu. Ama okumak da denemezdi buna; kelimeleri içinden seslendirerek yaz!n!n
uzerinden geçiyordu, ama akl! bazan kelimelerin, harflerin ç!karmaya çal!t!!
ikinci anlamlar!na tak!l!yor, çounlukla da oku-
297
dukça CelâPe daha çok yaklat!!n! hissediyordu. Çunku bir bakas!n!n belleini
a!r a!r edinmekten baka neydi ki okumak?
Aynan!n kar!s!na geçip yuzunun uzerindeki harfleri okumak için haz!rd! art!k.
Helaya girip aynada yuzune bakt!. Ondan sonra her ey çok çabuk oldu.
Çok sonra, aylar sonra gene bu evde, otuz y!l öncesini kar! koyulmaz bir
tutarl!l!k ve sessizlikle taklit eden eyalar aras!nda masaya yaz! yazmak için
her oturuunda Galip, aynaya bakt!! o ân! s!k s!k hat!rlayacak ve akl!na hep
ayn! kelime gelecekti: Dehet. Oysa bir oyun heyecan!yla aynaya bakt!! ilk anda
bu kelimenin çar!t!rabilecei korkuyu hissetmemiti. Bir boluk duygusu vard!
içinde ilk anda, bir unutkanl!k, bir tepkisizlik. Çunku, ilk anda, ç!plak
ampulun !!!nda aynada görduu yuzune gazetelerde göre göre al!t!!
babakanlar!n ve sinema oyuncular!n!n yuzlerine bakar gibi bakm!t!. Bir s!rr!,
gunlerdir peinden kotuu gizli bir oyunu çözer gibi deil, giye giye al!t!!
eski bir paltoyu ya da s!radan bir k! sabah!n! benimser gibi bakm!t! kendi
yuzune; bir kader duygusuyla sahiplendii eski bir emsiyeye görmeden bakar
gibi. "O zamanlar kendimle birlikte yaamaya o kadar al!!kt!m ki yuzumu
farketmiyordum," diye duunecekti çok daha sonra. Ama çok surmemiti bu
kay!ts!zl!k. Aynada görduu yuzune gunlerdir bakt!! fotoraf ve resimlerdeki
yuzlere bakar gibi bakabildii zaman, hemen harflerin gölgelerini seçmeye
balam!t! çunku.
Tuhafl!!n! hissettii ilk ey, kendi yuzune ustu yaz!l! bir kâ!t parças!na
bakar gibi bakabilmesiydi, yuzunu baka yuzlere ve gözlere iaretler sunan bir
levha gibi görebilmesiydi, ama ilk anda bunun uzerinde de fazla durmam!t!,
çunku gözlerinin kalar!n!n aras!nda bir kesinlikle beliren harfleri iyice
seçebiliyordu art!k. Çok geçmeden harfler, Galip'e onlar! daha önceden neden
farkedeme-diini duundurtecek kadar belirginlemitiler. Görduunun,
fotoraflardaki yuzlere iaretlenmi harflere fazlaca bakmaktan kaynaklanan bir
yan!lsama, bir göz al!kanl!!, inançla oynanan yan!lsama oyununun bir parças!
olduunu da duunmemi deildi, ama gözunu aynadan kaç!rd!ktan sonra, aynaya
yeniden her bak!!nda, b!rakt!! yerde harfleri göruyordu: Çocuk dergilerindeki
bir bak!ta aac!n dallar!, bir bak!ta dallar!n aras!na gizlenmi h!rs!z olan o
bilmece figurleri gibi bir gözukup bir kaybolmuyordu harfler;
298
1
orada Galip'in her sabah dalg!n dalg!n t!ra ettii yuzun topografyas! içinde,
gözlerin, kalar!n, butun Hurufilerin uzerine !srarla 'e-lif i yerletirdikleri
burnun ve 'yuz çemberi' denilen yuvarlak yuzeyin içindeydiler. Sanki art!k zor
olan, harfleri okuyabilmek deil de okuyamamakt!. Bunu yapmaya da çal!m!t!
Galip, yuzunun uzerindeki bu sinir bozucu maskeden kurtulabilmek için, Hurufi
resim ve edebiyat!n! gunlerdir elden geçirirken ve dikkatle okurken, akl!n!n bir
köesinde her zaman ihtiyatla haz!r ettii o kuçumseyici duunceyi yard!ma
ça!rm!, harfler ve yuzlerle ilgili her eyi gulunç, zorlama ve çocuksu bulan
upheciliini harekete geçirmek istemiti, ama yuzunun hatlar! ve k!vr!mlar!
art!k o kadar aç!k seçik bir ekilde baz! harflere iaret ediyordu ki, aynan!n
kar!s!ndan çekilememiti.
Sonralar! 'dehet' diyecei duyguya bu s!rada kap!ld!. Ama her ey o kadar çabuk
olmu, yuzunun uzerindeki harfleri ve harflerin iaret ettii kelimeyi o kadar
çabuk görmutu ki, sonralar! yuzu, uzerinde iaretler duran bir maskeye
dönutuu için mi, yoksa bu harflerin iaret ettii anlam!n korkunçluundan m!,
dehete kap!ld!!n! aç!k seçik ç!karamayacakt!. Harfler Galip'in y!llard!r bilip
de unutmak istedii, hat!rlay!p da hat!rlamad!!n! sand!!, örenip de bilmedii
bir gerçei, sonralar! kaleme almak istedii zaman, bambaka kelimelerle
hat!rlayabilecei bir esrar! gösteriyordu. Ama onlar! hiçbir upheye yer
b!rakmayacak bir kesinlikte yuzunde okur okumaz, her eyin basit ve anla!l!r
olduunu da duunmutu; görduu eyi bildiini, a!rmamas! gerektiini
duunduu gibi. Belki de, sonralar! 'dehet' diyecei ey bu basit ve aç!k
gerçein a!rt!c!l!!yd!; akl!n olaanustu bir !!ldamayla masan!n uzerindeki
ince belli bir çay fincan!n! inan!lmayacak bir nesne gibi alg!layabildii
zamanlarda gözun ayn! fincan! eskiden olduu gibi görebilmesindeki urkutucu yan
gibi.
Yuzunun uzerindeki harflerin iaret ettii eyin bir yan!lsama deil, gerçek
olduuna karar verince Galip, aynan!n kar!s!ndan çekilip koridora ç!kt!.
Sonralar! 'dehet' diyecei eyin surat!n!n bir maskeye, bir bakas!n!n yuzune,
bir iaret levhas!na dönumesinden çok, bu levhan!n gösterdii eyle ilgili
olduunu sezmiti art!k. Çunku en sonunda guzel oyunun kurallar!na göre herkesin
yuzunde vard! bu harfler. O kadar emindi ki bundan, bir avuntu ola-
299
rak bile görebilirdi bunu, ama koridordaki dolab!n raflar!na bakarken, içinde
öyle derin bir ac! yukseldi, Ruya'y! ve Celâl'i öyle bir özledi ki, ayakta
durmakta guçluk çekti. Sanki gövdesi ve ruhu kendisini ilemedii gunah lar!yla
b!rak!p gidiyordu; sanki butun belleinde yaln!zca yenilgi ve y!k!m!n s!rr!
vard!, sanki herkesin unutmak isteyip mutlulukla unuttuu bir tarihin ve esrar!n
butun keder ve an!s! kendi belleine ve omuzlar!na kalm!t!.
Daha sonralar!, aynaya bakt!ktan sonra uç be dakika içinde -çunku çok çabuk
olmutu her ey- neler yapt!!n! her hat!rlamak isteyiinde, koridordaki dolapla
apartman aral!!na bakan pencereler aras!nda geçirdii o dakikay!
hat!rlayacakt!: 'Dehet'in içine girdikten sonra, nefes almakta guçluk çekerken,
karanl!kta b!rakt!! aynadan uzaklamak isterken, aln!ndan souk ter
damlac!klar! birikirken. Bir an yeniden aynan!n kar!s!na geçip bir yaran!n
uzerini kaplayan kabuu kaz!r gibi yuzunun uzerindeki o ince maskeyi çekip
ç!karabileceini hayâl etti, alt!ndan ç!kacak yuzun uzerindeki harfleri, t!pk! o
alelade sokaklarda, s!radan duvar ilanlar!nda, plastik torbalarda görup de
okumad!! harfler ve iaretler gibi okumayaca!n! san!yordu. Ac!y! unutmak için,
dolaptan çekip ç!kard!! bir yaz!y! okumay! denedi, ama art!k biliyordu her
eyi, Celâl'in yazd!! her eyi kendi yazm! gibi biliyordu. Sonralar! s!k s!k
yapaca! gibi, kör olduunu ya da gözbebeklerinin yerini mermerden deliklerin,
az!n!n yerini bir f!r!n az!n!n, burnunun yerini paslanm! c!vata deliklerinin
ald!!n! hayâl etti. Yuzunu her duunuunde gözlerinin önunde beliren harfleri
Celâl'in görduunu, bir gun kendisinin de göreceini bildiini butun bu oyuna
birlikte girdiklerini anl!yordu, ama bunlar! o ilk dakikada aç!k seçik duunup
duunmediinden sonralar! o kadar emin de olamayacakt!. Alamak isteyip
alayam!yormu, nefes almakta guçluk çekiyormu gibiydi; boaz!ndan
denetleyemedii bir ac! inleyii ç!kt!; eli kendiliinden pencerenin kulpuna
uzand!; oraya bakmak istiyordu, apartman aral!!na, 'karanl!k' denen o yere, bir
zamanlar kuyunun olduu yere. Kim olduunu bilemedii birisini taklit ettiini
hissetti, bir çocuk gibi.
Pencereyi açm!, gövdesini karanl!a uzatm!, dirsckleriyle pervaza yaslan!rken
yuzunu apartman aral!!n!n o dipsiz kuyusuna uzatm!t!: Pis bir koku geliyordu
oradan, yar!m yuzy!l! geçkin bir
300
zamandan beri biriken guvercin pisliklerinin, at!lm! öteberinin, apartman
kirinin, ehir dumanlar!n!n, çamurun, ziftin, umutsuzluun kokusu. Unutmak
istedikleri eyleri buraya atarlard!. Boluun geri dönulmez karanl!!na,
apartmanda bir zamanlar yaayanlar!n haf!zalar!nda art!k tortusu bile kalmam! o
an!lar!n içine, Celâl'in y!llarca sab!rla örduu ve eski iirin kuyu ve esrar ve
korku motifleriyle bezedii bu karanl!!n içine atlamak geliyordu içinden, ama
bir sarho gibi hat!rlamaya çal!arak yaln!zca karanl!a bakt!. Ruya'yla bu
apartmanda geçirdikleri çocukluk y!llar!n!n an!lar! bu kokuyla yak!ndan
ilgiliydi, bir zamanlar kendisi olan o saf çocuk da, iyi niyetli delikanl!,
kar!s!yla mutlu olan koca, esrar!n kenar!nda yaayan sade vatanda da bu kokudan
yap!lm!t!. Celâl ve Ruya ile birlikte olma istei, içinde öyle bir yukseldi ki,
ba!rmak geçti içinden; sanki gövdesinin yar!s! bir ruyada olaca! gibi
gösterile gösterile kendisinden kopar!l!p uzak ve karanl!k bir yere
göturuluyordu da, ancak sesini soluunu yukseltip ba!r!rsa bu tuzaktan
ç!kabilirdi. Ama yaln!zca souk k! gecesinin ve kar!n nemli souunu yuzunde
hissederek dipsiz karanl!a bakt!. Yuzunu karanl!!n kör kuyusuna doru tuttukça
içinde gunlerdir tek ba!na gezdirdii ac!n!n payla!ld!!n!, korkutucu olan!n
anla!ld!!n!, daha sonralar! yenilginin, sefaletin ve y!k!m!n s!rr! diyecei
eyin çok önceden, t!pk! Celâl'in butun ayr!nt!lar!yla haz!rlay!p bu tuzaa
çektii kendi hayat! gibi aç!a ç!kt!!n! hissediyordu. Orada, karanl!a bakan
pencereden yar! beline kadar sark!p, aa!ya bir zamanlar dipsiz kuyunun olduu
yere uzun uzun bakt!. Yuzunde, boynunda, aln!nda sert souu iyice hissettikten
çok sonra içeri çekildi, pencereyi kapatt!.
Ondan sonras! aç!k, anla!l!r ve ayd!nl!kt!. Ondan sonra, gun !!yana kadar
yapt!klar!n! çok daha sonra hat!rlad!!nda, yapt!! her eyi mant!kl!, gerekli
ve yerinde bulacak ve onlar! yaparken duyduu aç!kl!k ve kesinlikle de
hat!rlayacakt!. Oturma odas!na geçip koltuklardan birine kendini b!rak!p
dinlendi. Celâl'in masas!n!n uzerine çekiduzen verdi, kâ!tlar!, gazete
kesiklerini, fotoraflar! bir bir kutular!na, kutular! da dolaptaki yerlerine
geri koydu. Yaln!z iki gundur bu evde kendi da!tt!klar!n! deil, daha önceden
Celâl'in de pasakl!l!kla oraya buraya att!! öteberiyi toplad!, dolu kullukleri
boaltt!, bardaklar! fincanlar! y!kad!, pencereleri hafifçe
301
aç!p evi havaland!rd!. Yuzunu y!kad!, kendine bir koyu kahve daha haz!rlad! ve
boalt!p temizledii çal!ma masas!n!n uzerine Ce-lâl'in eski ve a!r Remington
daktilosunu yerletirip oturdu. Celâl'in y!llard!r kulland!! dosya kâ!tlar!
çekmecedeydi, ç!kar!p makineye bir tane takt! ve hemen yazmaya balad!.
ki saate yak!n bir sure masadan hiç kalkmadan yazd!. Her eyin yerli yerine
oturduunu hissederek, temiz ve bo kâ!d!n verdii bir heyecanla yaz!yordu.
Daktilonun eski ve tan!d!k bir muzii hat!rlatarak hareket eden tular!n!
vurdukça, yazd!klar!n! çok daha önceden bildiini ve duunduunu anl!yordu.
Arada bir yavalamas!, gerekli bir kelimeyi yerletirebilmek için bir an
duunmesi gerekiyordu belki, ama Celâl'in dedii gibi, "zorlanmadan" ve
cumlelerin ve duuncelerin ak!!na kendini b!rakarak yaz!yordu.
lk yaz!ya, "Aynaya bakt!m ve yuzumu okudum," sözleriyle balad!. kinciye
"Ruyamda en sonunda y!llard!r olmak istediim kii olduumu gördum," diyerek
uçuncuye eski Beyolu hikâyelerinden söz açarak. Bu yaz!lar! ilkinden de kolayca
ve daha da derin bir ac! ve umutla yazd!. Yaz!lar!n Celâl'in köesine tam
istedii ve bekledii gibi yerleeceinden emindi. Ortaokul ve lise y!llar!nda
okul defterlerinin son sayfalar!nda binlerce kere taklit ettii Celâl'in
imzas!yla uç yaz!y! imzalad!.
Gun !!d!ktan sonra, kenarlar!na vurulan tenekelerin gurultu-suyle çöp kamyonu
geçerken Galip F.M.Üçuncu'nun kitab!ndaki Celâl'in resmini inceledi. Öteki
sayfalardaki silik ve soluk fotoraflardan birinin alt!nda kim olduu
yaz!lmam!t!, kitab!n yazar!n!n o olduunu duundu. F.M.Üçuncu'nun, eserinin
basma koyduu hayat hikâyesini dikkatle okudu; 1962'deki baar!s!z askeri darbe
giriimine bulat!!nda kaç ya!nda olabileceini hesaplad!. Görevle Anadolu'ya
ilk gittii zaman, demek ki temen rutbesindeyken, Hamit Kaplan'!n gençlik
gurelerini izleyebildiine göre, Celâl'in yalarmda olmal!yd!. Galip, Harb
Okulu y!ll!klar!ndan 1944, 45 ve 46 y!llar! mezunlar!n! tekrar tarad!. 'Kef-ul
Esrar'daki kimlii belirsiz yuzun gençlii olabilecek birkaç yuzle kar!lat!,
ama kitaptaki fotorafta en belirgin özellik, kabak kafa, gençlerin
fotoraflar!nda subay kasketiyle örtulmutu.
Saat sekiz buçukta Galip, uzerinde paltosu, ceketinin iç cebinde katlanm! uç
yaz!, ie giden aceleci bir aile babas! gibi h!zla
302
ehrikalp Apartman!n!n kap!s!ndan ç!k!p kar! kald!r!ma geçti. Kimse görmemiti
ya da gören arkas!ndan seslenmemiti. Hava aç!k, gök k! maviiydi; kald!r!mlar
kar, buz ve çamurla kapl!yd!. Çocukluunda her sabah dedeyi t!ra etmeye gelen
ve daha sonraki y!llarda da Celâl'le birlikte gittikleri Venus berberinin
pasaj!na girip en uçtaki dukkâna, anahtarc!ya, Celâl'in dairesinin anahtar!n!
b!rakt!. Köedeki gazeteciden Milliyet ald!. Baz! sabahlar Celâl'in kahvalt!
ettii Suti Muhallebicisine girip kendine sahanda yumurta, kaymak, bal ve çay
!smarlad!. Kahvalt!s!n! ederken, Celâl'in köe yaz!s!n! okurken, Ruya'n!n
okuduu dedektif romanlar!n!n kahramanlar!n!n da, birçok ipucu içine anlaml! bir
hikâye yer-letirebildikleri zaman, kendilerini imdi kendisinin hissettii gibi
hissetmeleri gerektiini duundu. imdi esrar! çözecek anlaml! bir anahtar
bulduktan sonra, bu anahtarla yeni kap!lar açacak dedektif gibi hissediyordu
kendini.
Celâl'in gazetedeki yaz!s! cumartesi gunu Galip'in yedekler dosyas!nda görduu
son yaz!yd! ve butun o yaz!lar gibi eskiden de yay!mlanm!t!, ama Galip
harflerin ikinci anlam!n! çözmeye girimedi bile. Kahvalt!s!n! ettikten sonra,
dolmu kuyruunda beklerken bir zamanlar olduu kii ve o kiinin yak!n zamana
kadar yaad!! hayat geldi akl!na: Sabahlar! dolmuta gazete okurdu, akam eve
dönecei saati duunurdu, evde, yatakta uyuyan kar!s!n! hayal ederdi. Gözlerinin
kenarlar!nda yalar birikti.
Dolmu Dolmabahçe Saray!n!n önunden geçerken, "Dunyan!n tepeden t!rnaa
deitiine inan!vermesi için insan!n," diye duundu Galip, "kendisinin bir
baka biri olduunu anlay!vermesi demek ki, yetiyormu." Dolmuun
pencerelerinden seyrettii eskiden bildii stanbul deil, esrar!n! yeni
anlad!! ve sonralar! uzerine yazaca! baka bir stanbul'du.
Gazetede, yaz! ileri muduru, 'servis efleri' ile toplant!dayd!. Galip,
kap!s!n! t!klat!p biraz bekledikten sonra Celâl'in odas!na girdi. çeride,
masan!n uzerinde, eyalarla Galip'in son geliinden beri hiçbir deiiklik
olmam!t!. Celâl'in masas!na oturup acele acele çekmecelerini kar!t!rd!. Eski
aç!l! kokteyli davetiyeleri, sol ve sa çeitli siyasal fraksiyonlardan
yollanm! bildiriler, geçen geliinde görduu gazete kesikleri, dumeler,
kravat, kol saati, bo murekkep ieleri, ilâçlar ve geçen geliinde dikkat
etmedii kara
303
gözlukler... Kara gözlukleri gözune tak!p Celâl'in odas!ndan ç!kt!. Yaz!
ilerinin geni odas!na girdiinde polemikçi ihtiyar yazar Necati'yi masas!nda
çal!!rken gördu. Hemen yan!ba!nda, geçen geliinde magazin yazar!n!n oturduu
sandalye botu. Galip oraya geçip oturdu. Bir sure sonra, "Hat!rlad!n!z m!
beni?" diye sordu ihtiyar adama.
"Hat!rlad!m! Siz de benim haf!za bahçemde bir çiçeksiniz," dedi Neati ba!n!
okuduundan kald!rmadan. "Haf!za bir bahçedir, kimin sözudur bu?"
"Celâl Salik'in."
"Hay!r Bottfolio'nun," dedi ihtiyar köe yazar! ba!n! kald!r!rken, "bn
Zerhani'nin o klasik çevirisinden. Celâl Salik ondan her zamanki gibi
yurutmutur. Sizin onun kara gözluklerini yuruttuunuz gibi."
"Gözlukler benim," dedi Galip.
"Demek ki insanlar gibi gözlukler de çift yarat!l!yor. Verin bakay!m unu bana."
Galip gözlukleri ç!kar!p verdi. htiyar bir an inceledikten sonra kara
gözlukleri dikkatle gözune tak!nca Celâl'in yaz!lar!nda sözunu ettii 1950'lerin
efsane haydutlar!ndan birine, Cadillac'! ile kaybolan gazino, kerhane ve pavyon
patronuna benzedi. Esrarengiz bir gulule Galip'e döndu.
"Tevekkeli, arada bir dunyaya bir bakas!n!n gözlerinden bakabilmeyi bilmek
gerek, demiler. As!l o zaman dunyan!n ve insanlar!n esrar!n! kavramaya
balarm! insan. Anlad!n!z m!, kimin sözu bu?"
"F.M.Üçuncu'nun," dedi Galip.
"Hiç ilgisi yok. O yaln!zca budalan!n tekidir," dedi ihtiyar. "Bir zavall!,
gariban tak!m!ndan... Kimden iittin sen onun ad!n!?"
"Celâl bana bu ad!n uzun y!llar kulland!! takma adlardan biri olduunu
söylemiti."
"Demek insan iyice bunay!nca, yaln!zca kendi geçmiini ve yaz!lar!n! inkâr
etmekle kalm!yor, bakalar!n! da kendisiymi gibi hat!rl!yor. Ama sanmam ki
bizim aç!kgöz Celâl Efendimiz bu kadar bunas!n. Bir hesab! vard!r, bile bile
yalan söylemitir. F.M.Üçuncu, kan!yla can!yla gerçekten yaam! biridir. Yirmi
be y!l önce gazetemize bir sanak halinde okuyucu mektubu yollayan bir su-
304
bayd!. Mektuplar!n bir-ikisi ay!p olmas!n diye okuyucu sutununda yay!mlan!nca,
sanki kadrolu yazar gibi her gun fiyakayla gazeteye gelip gitmeye balad!.
Derken, aya! birden kesildi, yirmi y!l ortal!kta gözukmedi. Bir hafta önce gene
p!r!l p!r!l kabak kafas!yla sö-¦ kun etti, gazeteye kadar beni görmeye gelmi,
yaz!lar!ma hayran-m!. Ac!kl!yd!, alâmetlerin belirdiini anlat!yordu." "Hangi
alâmetler?"
"Haydi, bilirsin bilirsin. Celâl yoksa anlatm!yor mu hiç? Hani vakit tamam,
alâmetler belirdi, haydi sokaa numaralar!: K!yamet, ihtilâl, Dou'nun kurtuluu
filan?"
"Önceki gun Celâl'le bu konuda sizin kula!n!z! ç!nlatt!k." "Gizlendii yer
neresiymi?" "Unuttum."
"çerde yaz! ilerinde topland!lar," dedi ihtiyar köe yazar!. "Yeni yaz!
vermiyor diye art!k kap! önune koyacaklar senin Celâl amcan!. Söyle ona, onun
köesinde, ikinci sayfada yazmay! bana önerecekler, ama reddedeceim."
"Önceki gun, 196O'l! y!llar!n ba!nda birlikte bulat!!n!z o askeri darbeyi
anlat!rken, Celâl de sizden hep sevgiyle sözetti."
"Yalan. Darbeye ihanet ettii için benden de, hepimizden de nefret eder o," dedi
ihtiyar köe yazar!. Hiç yad!rgamad!! kara gözlukleriyle art!k eski Beyolu
gangsterlerinden çok bir 'ustad'a benzemiti. "Darbeyi satt!. Tabii sana bunlar!
böyle anlatmam!, her eyi kendisinin duzenlediini söylemitir, ama her zamanki
gibi senin Celâl amcan, olaylara yaln!zca baar!ya herkes inanmaya balay!nca
kat!ld!. Ondan önce, Anadolunun dört bir yan!na da!lan o okuyucu alar!
kurulurken, piramitler, minareler, mason sembolleri, tepegözler, esrarengiz
pergeller, kertenkele resimleri, Selçuklu kubbeleri, iaretli Beyaz Rus
banknotlar!, kurt kafalar! elden ele dola!rken, Celâl yaln!zca artist resmi
biriktiren çocuklar gibi okuyucular!n!n resimlerini biriktiriyordu. Bir gun
mankenler evi hikâyesini icat etti, baka bir gun karanl!k gecelerde kendisini
dar sokaklarda izleyen bir 'göz'den sözetmeye balad!. Anlad!k ki o da aram!za
kat!lmak istiyor, raz! olduk. Sutunlar!n! davaya açar diyorduk, askerlerin
baz!lar!n! da belki o surukler diyorduk. Ama ne suruklemek! O s!ralarda etrafta
bir suru meczup, anaforcu, senin F.M.Üçuncu cinsinden adam vard!; ilk i, hemen
305
onlar! kafakola ald!. Sonra ifrelerinden, formullerinden, harf oyunlar!ndan
yararland!! karanl!k bir baka tak!mla iliki kurdu. Her birini yeni bir zafer
olarak görduu bu ilikilerinden sonra, bizlere gelir, ihtilâl gununden sonra
oturaca! koltuk konusunda pazarl!k ederdi. Pazarl!k gucunu art!rmak için, o
s!ralar baz! tarikat kal!nt!lar!yla, Mehdi'yi bekleyenlerle ya da Fransa'da,
Portekiz'de pinekleyen Osmanl! ehzadelerinden haber ald!klar!n! söyleyenlerle
görutuunu ileri surdu; hayâli kiilerden sonralar! bize gösterecei mektuplar
ald!!n!, evinde kendisini ziyarete gelen paa ya da eyh torunlar!n!n kendisine
s!rlarla dolu elyazmalar! ve vasiyetler b!rakt!klar!n!, geceyar!lar! tuhaf
kiilerin gazeteye kendisini görmeye geldiklerini iddia etti. Hepsini kendi
uydurmutu bu kiilerin. Ayn! gunlerde, daha doru durust bir Frans!zcas!
olmayan bu adam, ihtilâlden sonra d!ileri bakan! olaca! söylentisini de
yayd!! için, bu balonlardan birini söndureyim dedim. O s!ralarda yaz!lar!nda
efsanevi bir karanl!k adam!n vasiyeti dedii birtak!m hikâyelerden sözediyor,
tarihimizle ilgili bilinmeyen bir gerçei aç!a vuracak bir kumpas!n
peygamberler, Mehdiler ve k!yamet lak!rd!lar!yla dolu z!rvalar!n! kaleme
al!yordu. Oturdum bn Zer-hani'yi ve Bottfolio'yu da iin içine katarak köemde
gerçekleri gösteren bir yaz! yazd!m. Korkakm!! Hemen bizden koptu ve öteki
gruplara kat!ld!. Genç subaylarla daha s!k! ilikisi olan yeni dostlar!na, benim
hayâli dediim kiilerin yaad!klar!n! kan!tlamak için, geceleri k!yafet
deitirip, kahramanlar!n!n k!l!!na girdiini anlat!rlar. Beyolu'nda bir gece
bir sineman!n kap!s!nda Mehdi ya da Fatih Sultan Mehmet olarak gözukmu, filmin
balamas!n! bekleyen ak!n kalabal!a, butun milletin k!l!k deitirerek baka
hayatlar!n içine girmesi gerektiini vaaz ediyormu: Amerikan filmleri de yerli
filmler kadar umutsuzmu; onlar! art!k taklit etme ans!m!z bile yokmu.
Sinemadaki kalabal!! Yeilçam Soka!ndaki yap!mc!lar aleyhine k!k!rtmak,
peinden suruklemek istemi. Y.!lm/ yaz!lar!nda s!k s!k sözunu ettii kenar
mahallelerdeki dökumu .!hap evlerde, stanbul'un çamurlu sokaklar!nda oturan
'sefil kuvt!k burjuvalar' deil, butun Turk milleti, imdi olduu gibi o
s!ral.tKa da bir 'Kurtar!c!' bekliyordu. Askeri darbe olursa ekmein !k
u/layaca!na, gunahkarlar ikenceden geçirilirse cennetin kap!lar!n!n
aç!laca!na her zamanki içtenlik ve umutla inan!yor-
306
I
lard!. Ama onun herkesi kendine balama merak! yuzunden, açgözluluunden,
darbeci tak!mlar birbirine dutu, askeri darbe yatt!, yola ç!kan tanklar gece
radyoevine deil, gerisin geri k!lalar!na gittiler. Sonuç: Görduun gibi hâlâ
surunuyoruz, Avrupal!lardan utand!!m!z için de, arada bir oy veriyoruz ki,
yabanc! gazeteciler gelince art!k onlara benzediimizi gönul rahatl!!yla
söyleyebile-lim. Bu demek deildir ki umutsuzuz ve hiçbir kurtulu yolu yok. Var
bir kurtulu yolu. ngiliz televizyoncular Celâl Efendiyle, deil benimle
konumak isteselerdi, onlara Dou'nun, daha onbin-lerce y!l mutlulukla nas!l
Dou kalabileceinin s!rr!n! anlat!rd!m. Galip Bey olum, amcan!n olu Celâl Bey
sakat ve ac!kl! bir insand!r: Bizim kendimiz olabilmemiz için onun yapt!! gibi
gardroplar!-m!zda peruklar, takma sakallar ve tarihi giysiler, tuhaf k!yafetler
saklamam!za gerek yoktur hiç. I. Mahmut her akam tebdil-i k!yafet ederdi, ama
ne giyerdi bilir misin? Padiah sar!!n!n yerine bir fes, bir de baston; o
kadar! Öyle Celâl gibi her gece saatlerce makyaj yapmaya, farfaral! tuhaf
elbiseler ya da y!rt!k p!rt!k dilenci esvaplar! edinmeye gerek yok hiç. Bizim
dunyam!z bir butun dunyad!r, parçalanm! bir dunya deil. Bu âlemin içinde baka
bir âlem daha vard!r, ama Bat!l!lar!n dunyas!nda olduu gibi göruntulerin,
dekorlar!n arkas!ndaki gizli sakl! bir dunya deildir ki bu, örtuleri kald!r!nca
arkas!ndaki gerçei zaferle görelim. Bizim alçakgönullu âlemimiz her yerdedir,,
bir merkezi yoktur, haritalarda bulunmaz. Ama esrar!m!z da budur ite bizim;
çunku bunu kavramak çok, ama çok zordur. Çile gerektirir. Kendisinin esrar!n!
arad!! butun âlem ve butun âlemin de esrar! arayan kendisi olduunu bilen kaç
babayiidimiz var ki, soruyorum? Bu kemâle erdii zaman ancak insan bir
bakas!n!n yerine geçmeyi, tebdil-i k!yafeti hakeder. Celâl amcanla paylat!!m
tek bir duygu vard!r: Ben de onun gibi, ne kendileri ne bir baka biri olabilen
bizim o zavall! film y!ld!zlar!m!za ac!r!m. Üstelik bu y!ld!zlarda kendilerini
gören milletimize daha da çok ac!r!m. Kurtulabilirdi bu millet, hatta butun
Dou, ama senin Celâl amcan, amcan!n olu, onu kendi h!rslar! için satt!. imdi
kendi eserinden korkarak, dolaplarda gizledii tuhaf k!yafetleriyle birlikte
butun bir milletten kaç!yor. Niye sak-lan!yormu?.."
"Biliyorsunuz," dedi Galip, "her gun sokaklarda on onbe
307
siyasi cinayet ileniyor."
"Siyasi deil, ruhani cinayet onlar. Üstelik sahte tarikatç!lar, sahte
marksistler ve sahte faistler birbirine girdiyse Celâl'e ne bunlardan. Kimse
ilgilenmiyor bile art!k onunla. Saklanarak ölumu kendi ça!r!yor ki, biz de onun
vurulacak kadar önemli biri olduuna inanal!m. Demokrat Parti döneminde imdi
rahmetli olan iyi, uslu ve korkak bir yazar!m!z vard!; ilgi çekebilmek için
takma adla her gun bas!n savc!s!na kendini ihbar eden mektup yazard! ki hakk!nda
bir dava aç!ls!n da dikkatleri çeksin. Bu yetmiyormu gibi ihbar mektuplar!n! da
bizlerin yazd!!n! iddia ederdi. Anl!yor musun? Celâl Efendi de ulkesiyle tek
ba! olan geçmiini de haf!-zas!yla birlikte kaybetti art!k. Yeni yaz!
yazamamas! bir rastlant! deildir."
"Beni buraya o yollad!," dedi Galip. Ceketinin cebinden yaz!lar! ç!kard!. "Yeni
köe yaz!lar!n! gazeteye b!rakmam! istedi benden."
"Ver bakay!m."
htiyar köe yazar! gözunden kara gözluklerini ç!karmadan uç yaz!y! okurken
Galip masan!n uzerinde aç!k duran cildin Cha-teaubriant'm 'Mezar Ötesinden
An!lar'!nm eski yaz! bir çevirisi olduunu gördu. Yaz! ilerinin aç!lan
kap!s!ndan ç!kan uzun boylu birini, ihtiyar yazar iaret edip ça!rd!.
"Celâl Efendinin yeni yaz!lar!," dedi ona. "Gene ayn! huner merak!, gene
ayn!..."
"Aa!ya yollayal!m, hemen dizdirsinler," dedi uzun boylu adam. "Biz de eski
yaz!lar!ndan birini koyal!m diyorduk."
"Yeni yaz!lar!n! bir sure ben getireceim," dedi Galip.
"Niye ortal!kta yok?" dedi uzun boylu adam. "Bugunlerde arayan! çok çunku."
"Geceleri ikisi birlikte tebdil-i k!yafet ediyormu," dedi ihtiyar yazar,
Galip'i burnuyla göstererek. Uzun boylu adam gulumseyerek uzakla!nca Galip'e
döndu. "Hayâletli arka sokaklara gidiyorsunuz deil mi, kirli ilere, tuhaf
gizlerin, hortlaklar!n, yuz yirmi y!ll!k ölulerin peinden y!k!k minareli
camilere, viranelere, bo evlere, terkedilmi tekkelere, kalpazanlarla
eroincilerin aras!na, tuhaf k!yafetlerle, maskelerle, bu gözluklerle? Görmeyeli
sen de çok deimisin çunku Galip Bey olum. Yuzun solmu, gözlerin
308
çukura kaçm!, baka biri olmusun. stanbul geceleri bitmez... Gunahlar!n!n
vicdan azab!ndan uyku uyuyamayan bir hayalet... Efendim?"
"Gözluu alay!m, gideyim efendim ben."
309
ONUNCU BÖLÜM KAHRAMANI BENMM
"Üslûpda ahsiyyet: Yaz! yazmak, mutlaka yaz!lm! yaz!lan taklîd etmekle balar.
Bu tabii bir hâldir. Çocuklar da bakalar!m taklîd ile söze balamazlar m!?"
Tahir-ul Mevlevi
Aynaya bakt!m ve yuzumu okudum. Ayna sessiz bir denizdi, yuzum de denizin yeil
murekkebiyle yaz!l! soluk bir kâ!t. "Can!m, yuzun kâ!t gibi beyaz!" derdi
annen, senin guzel annen, yani benim yengem, ben eskiden o kadar bo bakt!!mda.
Bo bakard!m, çunku yuzumde yaz!l! olandan bilmeden korkard!m; bo bakard!m,
çunku seni b!rakt!!m yerde bulamamaktan korkard!m. Seni b!rakt!!m yerde, eski
masalar, yorgun sandalyeler, soluk lambalar, gazeteler, perdeler, sigaralar
aras!nda. K!lar! akam karanl!k gibi erken gelirdi. Hava karard! m!, kap!lar
kapand! m!, lambalar yand! m! ben senin bizim kap!n!n arkas!nda oturduun köeyi
duunurdum: Kuçukken ayr! katlarda, buyukken ayn! kap!n!n arkas!nda.
Okuyucu, ey okuyucu, ayn! dam!n ve bacamn alt!ndaki akraba k!zdan bahsettiimi
anlayan okuyucu: Bunu okurken kendini benim yerime koy da iaretlerime dikkat
et; çunku kendimden bahsettiimde biliyorum senden sözettiimi ve senin hikâyeni
anlatt!!mda sen de biliyorsun kendi an!lar!m! dile getirdiimi.
Aynaya bakt!m ve yuzumu okudum. Yuzum ruyamda ifrelerini çözduum Rosetta
ta!yd!. Yuzum kavuu dumu bir mezar ta!yd!. Yuzum okuyucunun kendine bakt!!
deriden bir aynayd!; gözeneklerinden birlikte nefes al!rd!k: kimiz, sen ve ben;
sigaralar!m!z!n duman!, senin yutar gibi okuduun romanlarla dolu oturma odas!n!
doldururken; !!! söndurulmu mutfakta buzdolab!n!n motoru huzunle çal!!rken;
masan!n uzerindeki lambamn bir kitap kapa! rengindeki kartonundan tenin
renginde bir !!k benim suçlu parmaklanma ve senin Uzun bacaklar!na duerken.
Okuduun kitaptaki becerikli ve kederli kahraman bendim; mermer talar, iri
sutunlar ve karanl!k kayalar aras!ndan rehbe-
310
rimle birlikte yeralt!ndaki k!p!r k!p!r hayat!n mahkumlar!na koan ve
y!ld!zlarla kapl! yedi kat göun merdivenlerinden ç!kan yolcu bendim; uçurumu
aan köprunun öteki ucundaki sevgilisine, "Ben senim!" diye seslenen ve yazar!
onu kay!rd!! için sigara kulluun-deki zehir izlerini çözen kul yutmaz dedektif
bendim... Sen sab!rs!z, sessizce sayfay! çevirirdin. Ak için cinayetler
iledim, at!mla F!rat Nehrini geçtim, piramitlere gömuldum, kardinalleri
öldurdum: "Can!m, ne anlat!yor o kitap öyle?" Sen evli barkl! ev kad!n!, ben
akam o eve dönmu kocayd!m: "Hiç." En son otobus, en bo otobus butun
boluuyla evin önunden geçerken koltuklar!m!z kar!l!kl! titrerdi. Sen elinde
kapa! kartondan kitap, ben elimde okuyamad!!m gazete, sorard!m: "Kahraman! ben
olsam beni sever miydin?" "Saçmalama!" Gecenin ac!mas!z sessizlii diye yazard!
okuduun kitaplar, sessizliin ac!mas!zl!! nedir bilirdim.
Annesi hakl!ym! diye duundum; çunku yuzum hep beyaz kald!: Üzerinde be harf.
ri alfabe at!n!n uzerinde at yazard!, daim uzerinde De. ki D bir dede. ki B
bir baba. Frans!zca papa. Anne, amca, yenge akraba. Ne çevresinde bir y!lan
varm!, ne de Kaf ad!nda bir da. Virgullerle koard!m, noktalarla duraklar,
unlemlerde aard!m! Ne kadar a!rt!c!yd! kitaplarda, haritalarda dunya!
Tommiks adl! ranger Nevada'da yaard!. 'Teksas'!n kahraman! Çelik Bilek ite
burada, Boston'da, Karaolan k!l!c!yla Orta Asya'da. Binbir surat, Konyakç!,
Rodi, Yarasa. Alaaddin, ah Ala-addin, Teksas'!n yuz yirmi beincisi ç!kt! m!?
Durun, derdi elimizden dergileri kap!p okuyan Babaanne, durun! O pis derginin
say!s! ç!kmam!sa, ben size bir hikâye anlatay!m. Az!nda sigara anlat!rd!. Biz
ikimiz, senle ben, Kaf Da!'na ç!kar, aaçtan elmay! kopar!r, fasulye s!r!!ndan
aa!ya iner, bacalardan girer, iz surerdik. Bizden sonra en iyi izi Sherlock
Holmes surerdi, sonra Pekos BilFin arkada! Beyaz Tuy, sonra da nce Memet'in
duman! Topal Ali. Okuyucu, ey okuyucu, sen de izliyor musun harflerimi? Çunku
bilmiyormuum, hiç haberim yokmu, ama yuzum bir hari-taym!. Sonra, diye
sorard!n sen, Babaannenin kar!s!ndaki sandalyeden, sonra Babaanne, yere
demeyen bacaklar!n! sallarken, sonra?
Sonra, çok sonra, y!llar sonra, ben senin akam iten dönen yorgun kocan
olduumda, çantamdan Alaaddin'den yeni ald!!m
311
dergiyi ç!kard!!mda, •ucn o dergiyi kap!p ayn! sandalyeye oturduunda,
bacaklar!n! -Allah!m!- gene ayn! kararl!l!kla sallard!n: Ben ayn! bo bak!la
bakar, kendi kendime korkuyla sorard!m: Ne var akl!nda? Akl!n bana yasak o gizli
bahçesindeki gizli esrar ne? Senin omuzunun uzerinden, uzun saçlar!n!n dökulduu
yerden, renkli resimli dergiden, bacaklar!n! sallatan s!rr!, akl!n!n
bahçesindeki o esrar! çözmeye çal!!rd!m: New York'ta gökdelenler, Paris'te
at!lan fiekler, yak!!kl! devrimciler, kararl! milyonerler. (Sayfay! çevir.)
Yuzme havuzlu uçaklar, pembe kravatl! super-star-lar, evrensel dehalar ve en
yeni bildiriler. (Sayfay! çevir.) Hollywood'da genç y!ld!zlar, bakald!ran
ark!c!lar, uluslararas! prensler ve prensesler. (Sayfay! çevir.) Yerli bir
haber: ki airle uç eletirmen, okuman!n faydalar! uzerine söyletiler.
Ben esrar! hâlâ çözememi olurdum, ama sen, daha bir çok sayfadan ve saatten ve
gece geç vakit aç köpek suruleri kap!n!n önunden geçtikten sonra, bilmeceyi
bitirmi olurdun. Sumerlerde sal!k tanr!ças!: Bo; talya'da bir ova: Po; bir
cetvel turu: Te; bir nota: Re; aa!dan yukar!ya akan !rmak: Alfabe; harflerin
ovas!nda olmayan da: Kaf; sihirli kelime: Dinle; akl!n tiyatrosu: Ruya; yanda
resmi görulen yak!!kl! kahraman: Sen hep bilirsin, ben hiç ç!karamam. Gecenin
sessizliinde, ba!n! dergiden kald!rd!!nda, yuzunun yar!s! ayd!nl!kta, yans!
karanl!k ayna, sorard!n, ama anlayamazd!m, bana m!, bilmecenin ortas!ndaki
yak!!kl! ve unlu kahramana m!: "Acaba saçlar!m! m! kessem?" Bir an, ben, .gene
bo, bombo bakard!m ey okuyucu!
Hiçbir zaman inandiramadim seni kahramans!z bir dunyaya neden inand!!ma. Hiçbir
zaman inandiramadim seni o kahramanlar! uyduran zavall! yazarlar!n neden
kahraman olmad!klar!na. Hiçbir zaman inandiramadim seni o dergilerde resimleri
ç!kanlar!n bizden baka bir soydan olduuna. Hiçbir zaman inandiramadim seni
s!radan bir hayata raz! olman gerektiine. Hiçbir zaman inandiramadim seni, o
s!radan havatta benim de bir yerim olmas! gerektiine.
312
ON BRNC BÖLÜM
KARDEM BENM
Isak Dinesen
Gözunde kara gözluklerle Milliyet binas!ndan ç!kt!ktan sonra Galip yaz!hanesine
doru deil, Kapahçar!'ya doru yurudu. Turistik eya satan dukkânlar aras!ndan
ilerlerken, Nuruosmaniye Camii'nin avlusundan geçerken uykusuzluunu birdenbire
öyle hissetti ki, butun stanbul ona bambaka bir ehir olarak gözuktu.
Kapal!çar!'da yururken görduu deri çantalar, luleta!ndan pipolar ve kahve
deirmenleri, insanlar!n içinde binlerce y!ld!r yasaya yasaya kendilerine
benzettikleri bir ehrin nesnelerini deil, milyonlarca kiinin geçici olarak
surgun edildii anla!lmaz bir ulkenin korkutucu iaretlerini çar!t!r!yordu.
"Tuhaf olan ey," diye duundu Galip, Kapal!çar!'n!n darmada!n!k sokaklar!nda
kaybolurken, "yuzumdeki harfleri okuduktan sonra art!k busbutun kendim olaca!ma
iyimserlikle inanabilmem."
Terlikçiler Soka!na girdiinde deien eyin ehir deil, kendisi olduuna
inanmak uzereydi, ama yuzundeki harfleri okuduktan sonra ehrin esrar!n!
anlad!!na öyle karar vermiti ki, bu doru olamazd!. Bir hal!c! dukkân!n!n
vitrinine bakarken, içinden gelen bir durtuyle, sergilenen hal!lar! daha önceden
görduunu, kendi çamurlu ayakkab!lar! ve eski terlikleriyle y!llarca onlara
bast!!n!, kap! önunde kahvesini içerek upheyle kendisine bakan dikkatli
dukkânc!y! iyi tan!d!!n!, dukkân!n kuçuk uçkâ!tç!l!klar ve kuçuk
kaz!klanmalarla dolu tarihini ve toz kokan hikâyesini, kendi hayat! gibi
bildiini duundu. Ayn! eyi, kuyumcu, antikac! ve ayakkab!c! vitrinlerine
bakarken de duundu. Aceleyle iki sokak daha deitirdikten sonra, bak!r
ibriklerden kefeli terazilere kadar Kapal!çar!'da sat!lan butun eyay!
bildiini, muteri bekleyen butun tezgâhtarlar!, sokaklarda yuruyen butun
insanlar! tan!d!!n! da
313
duundu. Butun stanbul tan!d!kt!; ehrin Galip'ten gizli hiçbir esrar! yoktu.
Bu duygunun verdii huzurla sokaklarda ruyada gezinir gibi yurudu. Vitrinlerde
görduu !v!rz!v!r, sokaklarda kar!lat!! yuzler ömrunde ilk defa Galip'e hem
ruyalar!ndaki gibi a!rt!c!, hem de hep birlikte gurultuyle yenen bir aile
yemeindeki gibi tan!d!k ve huzur verici geldi. I!l !!l kuyumcu vitrinlerinin
önunden geçerken, bu huzurun, yuzunun uzerinde dehetle okuduu harflerin iaret
ettii s!rla ilgili olduu akl!na geliyordu, ama harfleri okuduktan sonra,
geçmiinde b!rakt!! o ac!kl! ve talihsiz kiiyi duunmek istemiyordu hiç.
Dunyay! esrarl! yapan bir ey varsa, o da, insan!n kendi içinde bar!nd!rd!!,
ikiz kardei gibi birlikte yaad!! bir ikinci kiinin varl!!yd!. siz
tezgâhtarlar!n kap! önunde pinekledii Kavaflar Soka!n! geçtikten sonra kuçuk
bir dukkân!n giriinde sergilenen parlak renkli stanbul kartpostallar!nda Galip
ehir manzaralar!n! görunce içindeki o kiiyi çoktan arkada b!rakt!!na karar
verdi: Kartpostallar o kadar tan!d!k, o kadar bayat ve basmakal!p stanbul
göruntuleriyle doluydu ki, Galata Köprusune yanaan ehir Hatlar! vapurlar!n!n,
Topkap! Saray!n!n bacalar!n!n, K!z Kulesinin, Boaz Köprusunun tan!d!k ve baya!
göruntulerine bakarken ehrin kendinden gizli hiçbir esrar! olamazm! gibi geldi
Galip'e. Ama, cam yeili vitrinleri birbirini yans!tan Be-desten'in dar
sokaklar!na girer girmez bu duygu kayboldu. "Birisi beni takip ediyor," diye
duundu korkuyla.
Çevrede dikkatini çekebilecek upheli birisi yoktu, ama a!r a!r yaklaan
durdurulmaz bir felâket gibi duygu Galip'i hemen sard!. H!zla yurudu.
Kalpakç!lar Caddesine var!nca saa sapt!, cadde boyunca yuruyup çar!dan ç!kt!.
Sahaflar Çar!s!ndan hizan! hiç kesmeden geçecekti, ama Elif Kitabevinin
önundeyken dukkân!n y!llard!r olaan kar!lad!! ad! Galip'e, birden bir iaret
olarak gözuktu. a!rt!c! olan ey, Hurufilere göre butun harflerin ve böylece
butun âlemin içinden ç!kt!! Arap alfabesinin ve Allah'!n ad!n!n ilk harfi
'elifin dukkân!n ad! olmas! deil, kitapç! dukkân!n!n ustune elifin, t!pk! F. M.
Üçuncu'nun öngörduu gibi, Latin harfleriyle yaz!lmas!yd!. Bunu bir iaret
deil, s!radan bir olgu gibi görmek isterken, Galip'in gözu eyh Muammer
Efendi'nin dukkân!na tak!ld!. Bir zamanlar kenar mahallelerdeki ac!kl! ve yoksul
dul-
314
larla ac!kl! ve milyarder Amerikal!lar!n dadand!! Zamani eyhinin kitapç!
dukkân!n!n kapal! olmas!, eyh efendinin soukta evden ç!kmak istemedii ya da
ölduu gibi s!radan bir gerçein deil, Galip'e ehrin içinde hâlâ gizlenen bir
esrar!n iareti olarak gözuktu. "Hâlâ göruyorsam ehrin içinde bu iaretleri,"
diye duundu, eski kitapç!lar!n kap! önlerine b!rakt!klar! y!!n y!!n çeviri
polisiye romanlar ve Kuran erhleri aras!ndan yururken, "yuzumdeki harflerin
bana örettii eyi örenememiim demektir." Ama bu deildi neden: zlendiini
akl!na her getiriinde, ad!mlar! kendiliinden h!zlan!yor, ehir de bildik
tan!d!k iaretler ve nesnelerle kaynaan huzurlu bir köeden, bilinmeyen
tehlikeler ve gizlerle kaynaan korkulu bir âleme dönuuyordu. Galip, h!zl!,
daha h!zl! yururse ancak peindeki gölgeyi arkada b!rakabileceini, huzursuzluk
veren esrar duygusunu unutabileceini anlad!.
Beyaz!t Meydan!ndan h!zla Çad!rc!lar Caddesine girdi, oradan, ad!n! sevdii için
Semaver Sokaa sapt!, ona paralel Nargile-ci Sokaktan aa! Halic'e doru indi
ve Havanc! Sokaktan dönup yeniden yoku yukar! ç!kt!. Plastik atölyeleri,
aevleri, bak!rc! dukkânlar!, anahtarc!lar gördu. "Demek ki yeni hayat!ma
balarken ilk önce bu dukkânlarla kar!laacakm!!m," diye duundu bir çocuk
safl!!yla. Kovalar, leenler, boncuklar, parlak elbise pullan, polis ve asker
k!yafetleri satan dukkânlar gördu. Bir hedef olarak ald!! Beyaz!t Kulesine
doru yurudu bir ara, gerisin geri döndu, kamyonlar, portakal sat!c!lar!, at
arabalar!, eski buzdolaplar!, hamal arabalar!, çöp y!!nlar! ve universitenin
duvarlar!na yaz!lm! siyasal sloganlar aras!ndan Suleymaniye Camiine kadar
ç!kt!. Caminin avlusuna girdi, servi aaçlar!n!n alt!ndan yuruyup ayakkab!lar!
çamur içinde kal!nca medrese taraf!ndan sokaa ç!kt!, birbirlerine yaslanan
boyas!z ahap evler aras!ndan yurudu. Y!k!nt! halindeki evlerin birinci kat
pencerelerinden d!ar! ç!kan soba borular!n!n kör namlular gibi ya da paslanm!
periskoplar gibi ya da korkunç top a!zlan gibi sokaa uzand!! geliyordu
akl!na, ama hiçbir eyi baka bir ey ile ilikilendirmemek için 'gibi'
kelimesini akl!na bile getirmek istemiyordu.
Delikanl! Sokaktan ç!kmak için sapt!! Cuce Çemesi Soka!n!n da ad!n!n akl!na
tak!ld!!n!, bir iaret olabileceini duunmeye balay!nca, parke kapl!
sokaklar!n, iaretlerin tuzaklar!yla kaynat!-
315
g!na karar vererek asfalta, ehzadeba! Caddesine ç!kt!. Simitçiler, çay içen
minibus oförleri ve ellerinde lahmacunlar, sinema kap!s!nda afilere bakan
universite örencileri gördu: Üç film birden. Filmlerin ikisi Bruce Lee'nin
oynad!! karate filmiydi, uçuncusunun y!rt!k afilerinde ve soluk resimlerinde
Selçuklu uçbeyi Cuneyt Ark!n, Bizansl! erkekleri dövuyor, kad!nlarla yat!yordu.
Film oyuncular!n!n lobi fotoraflar!ndaki turuncu yuzlerine daha fazla bakarsa
sanki kör olacakm! gibi korkup uzaklat!. ehzade Camiinin yan!ndan geçerken
akl!na tak!lan ehzadenin hikâyesini duunmemeye çal!t!. Ama hâlâ esrarl!
iaretlerle kayna!yordu çevresi: Kenarlar! paslanm! trafik iaretleriyle,
çarp!k çurpuk duvar yaz!lar!yla, kirli lokantalar!n ve otellerin pleksiglas
panolar!yla, 'Arabesk' denen ark!c!lar!n ve deterjan irketlerinin afileriy-
le. Buyuk bir guç harcay!p iaretlere akl!n! takmamay! basarsa bile, Bozdoan
Kemeri boyunca yururken, kuçukluunde görduu tarihi filmlerden ç!kma k!z!l
sakall! Bizans papazlar!n! hayâl ediyor ya da Vefa Bozac!s!n!n yan!ndan
geçerken, y!llar önce bir bayram akam!, içtii likörlerle sarho olan Melih
Amcan!n tuttuu taksilerle butun aileyi buraya boza içmeye getirdiini
hat!rl!yor ve bu hayâller de hemen geçmiinde kalm! bir esrar!n iaretlen
oluyordu.
Ataturk Bulvar!n! koarak geçerken, h!zl!, daha da h!zl! yururse ehrin
kendisine sunduu iaretleri, resimleri ve harfleri görmek istedii gibi, bir
esrar!n parças! olarak deil, olduklar! gibi göreceine bir kere daha karar
verdi. H!zla Tezgâhç!lar Soka!na girdi, Keserciler Soka!na geçti ve uzun bir
sure sokak adlar!na bakmadan yurudu. Ahap evler aras!na bitiik nizam yap!lm!,
balkon demirleri paslanm! dökuntu apartmanlar, uzun burunlu 1950 model
kamyonlar, çocuklar!n oynad!! araba tekerlekleri, erilmi elektrik direkleri,
kaz!l!p b!rak!lm! kald!r!mlar, çöp tenekelerini kar!t!ran kediler,
pencerelerde sigara içen baörtulu ihtiyar kad!nlar, seyyar yourtçular^
lâ!mc!lar, yorganc!lar gördu.
Hal!c!lar Caddesinden Vatan Caddesine doru inerken birden sola döndu, iki kere
kald!r!m deitirdi ve bir bakkalda ayran içerken 'takip edilme' duuncesini
Ruya'n!n okuduu polisiye romanlardan örendiini duundu, ama akl!ndan ehrin
içindeki anla!lmaz esrar! ç!karamad!! gibi bu duunceyi de kolayca ç!kara-
316
T
mayaca!n! biliyordu. Çifte Kumrular Soka!na sapt!, ilk sapakta yeniden sola
döndu, Okumu Adam Soka!ndayken koar ad!m yurumeye balad!. K!rm!z! trafik
!!klar! yanarken, minibusler aras!ndan koar ad!m Fevzi Paa caddesini geçti.
Sonra girdii soka!n Aslanhane Soka! olduunu levhadan anlay!nca, bir an
dehete kap!ld!: Dört gun önce Galata Köprusu çevresinde yururken varl!!n!
hissettii o gizli el, kendisi için stanbul'un içine iaretler yerletiriyorsa
hâlâ, varl!!n! bildii esrar daha çok uzakta olmal!y-". di.
Kalabal!k çar!dan, istavritler, vanoslar, kalkanlar satan bal!kç! dukkânlar!n!n
önunden geçerek butun sokaklar!n aç!ld!! Fatih Camii avlusuna girdi. Geni
avluda kimsecikler yoktu: Tek ba!na karda bir karga gibi yuruyen kara sakall!,
kara paltolu bir adamdan baka. Kuçuk mezarl!k da botu. Fatih Turbesinin kap!s!
kilitliydi; pencerelerden içeriye bakarken Galip, ehrin uultusunu dinledi.
Çar!dan gelen sat!c!lar!n gurultusu, araba kornalar!, uzak bir ilkokulun
bahçesinden gelen çocuk sesleri, çekiç sesleri, motor sesleri, avludaki aaçlara
dolumu serçelerin, kargalar!n ba!r!lar!, geçen minibuslerin, motosikletlerin
gurultusu, yak!nlarda aç!lan ve kapanan pencerelerin, kap!lar!n, inaatlar!n,
evlerin, sokaklar!n, aaçlar!n, parklar!n, denizin, vapurlar!n, mahallelerin,
butun ehrin uultusu. Galip'in tozlu camlar aras!ndan sandukas!n! seyrederken
yerinde olmak istedii adam, Fatih Mehmet, Galip'in doumundan be yuz y!l önce
fethettii bu ehrin esrar!n!, eline geçen Hurufi risalelerinin yard!m!yla
sezmi, her kap!n!n, her bacan!n, her soka!n, her köprunun, her kemerin, her
ç!nar aac!n!n kendisinden baka bir eyin iareti olduu bir âlemi a!r a!r
çözmeye girimiti.
"Hurufi risaleleri ve Hurufiler bir kumpas sonucu yak!lmasa-lard! eer," diye
duundu Galip, Hattat zzet Soka!ndan Zeyrek'e doru yururken, "ve ehrin
esrar!na eriebilseydi padiah, fethettii Bizans sokaklar!nda yururken, y!k!k
duvarlara, yuzy!ll!k ç!nar aaçlar!na, tozlu sokaklara, bo arsalara benim gibi
bakarken acaba neyi anlard!?" Cibali tutun depolar!n!n eski ve korkutucu
binalar!na vard!!nda Galip, yuzundeki harfleri okuduundan beri bildii cevab!
kendi kendine verdi: "lk defa görduu ehri daha önceden binlerce kere gezmi
gibi bilip tan!d!!n!." Ama a!rt!-
317
c! olan ey de buydu ite: Hâlâ yeni fethedilmi bir ehir gibiydi stanbul.
Çamurlu sokaklar!n, k!r!k dökuk kald!r!mlar!n, y!k!k duvarlar!n, kuruni ve
ac!kl! aaçlar!n, köhne arabalar!n, onlardan daha köhne otobuslerin,
birbirlerine benzeyen butun o huzunlu yuzlerin, bir deri bir kemik köpeklerin
hiçbirini daha önceden görduu, bildii duygusuna kap!lam!yordu Galip.
Varl!!ndan emin olamad!! peindeki o kiiden kurtulamayaca!n! anlad!ktan
sonra, Haliç k!y!s!nda imalâthaneler, bo sanayi tenekeleri, öle tatilinde
köfte ekmek yiyen, çamurda futbol oynayan tulumlu içiler ve harap Bizans
kemerleri aras!ndan yururken, ehri bildik tan!d!k göruntulerle kaynaan huzurlu
bir yer olarak görme istei o kadar içinde yukseldi ki, t!pk! çocukluunda
yapt!! gibi, kendini bir bakas! olarak, Fatih Sultan Mehmet olarak görmeye
çal!t!. Uzun bir sure, kendisine ne ç!lg!nca, ne de gulunç gelen bu çocuksu
hayâlle yurudukten sonra, Celâl'in y!llarca önce fethin y!ldönumu yuzunden
kaleme ald!! köe yaz!s!nda Konstan-tin'den gunumuze bin alt! yuz elli y!lda
stanbul'da hukum suren yuz yirmi dört hukumdar içinde, Fatih'in geceyar!lar!
tebdil-i k!yafet etme gerei duymayan tek padiah olduunu yazd!!n! hat!rlad!.
"Okuyucular!m!z!n baz!lar!n!n çok iyi bildii nedenlerden," diye yazm!t! Celâl,
Galip'in parke yollarda titreyen Sirkeci-Eyup otobusunde kalabal!kla birlikte
sallan!rken hat!rlad!! makalede. Unkapam'nda bindii Taksim otobusunde ise
Galip peindeki kiinin kendisiyle birlikte, bu kadar k!sa bir surede otobus
deitirebilmesine at!: Bak!! daha da yak!n!nda, ensesinde hissediyordu.
Taksim'de bir kere daha otobus deitirdikten sonra yan!nda oturan ihtiyar ile
konuursa, bir baka kiiye dönuebilecei, belki de böylece peindeki gölgeden
kurtulabilecei akl!na geldi.
"Bu kar daha yaacak m! acaba?" dedi Galip pencereden d!ar! bakarak.
"Kimbilir?" dedi ihtiyar, belki daha da diyecekti, ama Galip onun sözunu kesti.
"Bu kar neyin iareti?" dedi Galip. "Bu kar neyin habercisi? Ulu Mevlâna'n!n
anahtar hikâyesini bilir misiniz? Dun gece ruyamda ayn!s!n! görmek nasiboldu.
Her yer bembeyazd!, kar beyaz!, bu kar!n beyaz!. Birden gösumun uzerinde souk,
buz gibi souk, keskin bir ar!yla uyand!m. Kalbimin uzerinde bir kar topu
318
var sand!m, buz topu sand!m, billur bir top sand!m, deilmi: Kalbimin uzerinde
air Mevlâna'n!n elmas anahtar! varm!. Elime ald!m, yata!mdan kalkt!m, odam!n
kap!s!n! onunla açay!m dedim, açt!; ama baka bir odadayd!m ve içerde yata!nda
uyuyan, bana benzeyen, ama ben olmayan biri vard!. O odan!n kap!s!n! uyuyan
adam!n kalbinin uzerindeki anahtarla aç!p, yerine elimdekini b!rak!p baka bir
odaya girdim: O oda da öyle; bana benzeyen, ama benden guzel suretler, yurekleri
yerinde anahtarlar... Öteki oda da, öteki odaya aç!lan beriki oda da öyle.
Üstelik bakt!m, odalarda benden bakalar! da var; benim gibi gölgeler, benim
gibi uyku-dagezer hayaletler, ellerinde anahtarlar. Her odada bir yatak, her
yatakta benim gibi ruya gören bir adam! Anlad!m ki cennetteki çar!day!m. Burada
ne al! var ne de sat!, ne para var ne de pul; yaln!zca suretler ve suratlar
var. Hangisini beenirsen o surete giriyor, o surat! yuzune maske gibi geçiriyor
yeni hayat!na bal!yorsun, ama benim arad!!m suret, biliyorum, binbir odan!n en
sonuncusunda, ki elime geçirdiim en son anahtar kap!s!n! açm!yor. O zaman
anl!yorum ki gösumun uzerinde kar soukluuyla görduum o ilk anahtarla
açabilirmiim o kap!y!, ama o anahtar art!k nerededir, kimin elindedir,
terkettiim yatak ve oda binbir odadan hangisidir bilemiyorum ve böylece
kahredici bir pimanl!kla, gözyalar!yla, öteki umutsuzlarla birlikte kap!dan
kap!ya, odadan odaya anahtar!n birini b!rak!p birini alarak, uyuyan suretlerin
her birine aarak anl!yorum ki ben, sonsuza kadar..." "Bak," dedi ihtiyar,
"bak!"
Galip, kara gözluklerinin arkas!ndan ihtiyar!n parma!n!n iaret ettii yere
bakarak sustu. Radyoevinin hemen önunde bjr ölu vard! kald!r!mda, çevresinde
ba!r!p ça!ran bir iki kii ve aceleyle toplanan merakl!lar. Trafik s!k!!nca
kalabal!k otobusun koltuklar!nda oturanlar ve tutunma demirlerine as!lanlar
pencerelere doru uzanarak kanlar içindeki öluyu korkuyla, dehetle, sbssizce
seyrettiler.
Trafik aç!l!nca sessizlik uzun sure bozulmad!. Galip, Konak Sinemas!n!n
kar!s!nda otobusten indi, Nianta!'n!n köesindeki Ankara Pazar!ndan lakerda,
tarama, dil, muz ve elma ald! ve h!zla ehrikalp Apartman!na doru yurudu. Bir
bakas! olmak istemeyecek kadar bir bakas! gibi hissediyordu kendini. Önce
kap!c!
319
dairesine indi: Kamer Han!mla kap!c! smail kuçuk torunlar!yla birlikte mavi
muambayla örtulu yemek masas!nda Galip'e yuzy!llar öncesi gibi gelecek kadar
uzak bir aile mutluluu havas! içinde, k!ymal! patates yiyorlard!.
"Afiyet olsun," dedi Galip. Bir sessizlikten sonra ekledi: "Ce-lâl'e zarf!
b!rakmam!s!n!z."
"Kap!s!n! çald!k çald!k, evde yoktu," dedi kap!c!n!n kar!s!.
"Yukar!da imdi," dedi Galip. "Nerede zarf?"
"Celâl yukar!da m!?" dedi smail Efendi. "Ç!k!yorsan u elektrik faturas!n! da
b!rak!ver."
Sofradan kalkm!, televizyonun uzerindeki faturalar! miyop gözlerine bir bir
yaklat!r!yordu. Galip, cebinden ç!kard!! anahtar! bir anda kaloriferin
uzerindeki raf!n kenar!na çak!l! bo çiviye ast!. Görmemilerdi. Zarfla faturay!
ald!ktan sonra ç!kt!.
"Celâl merak etmesin, kimseye söylemiyorum!" diye seslendi Kamer Han!m, upheli
bir neeyle.
Galip, y!llard!r ilk defa ehrikalp Apartman!n!n eski asansörune binmenin tad!n!
ç!kard!, makine ya! ve ahap cilâs! kokuyordu hâlâ ve hâlâ harekete geçerken
lumbagolu bir ihtiyar gibi inliyordu. Ruya ile bak!p boy ölçutukleri ayna yerli
yerindeydi, ama Galip harflerin dehetine yeniden kap!lmaktan korktuu için
kendi yuzune bakmad!.
Apartman dairesine girdikten sonra paltosunu ve ceketini ç!kar!p aabilmiti ki,
telefon çald!. Telefonu açmadan önce, her eye haz!r olmak için koa koa helaya
gitti ve aynaya uç be saniye istekle, cesaretle, kararl!l!kla bakt!: Hay!r,
rastlant! deildi, harfler yerli yerindeydi, her ey, butun âlem ve esrar!.
"Biliyorum," diye duundu Galip telefonu açarken, "biliyorum." Telefon edenin
askeri darbenin mujdesini yeren o ses olduunu da telefonu açmadan biliyordu.
"Alo."
"Bu sefer ad!n ne olsun?" dedi Galip. "Takma adlar o kadar çoald! ki,
kar!t!r!yorum art!k."
"Ak!ll!ca bir balang!ç," dedi ses. Galip'in ondan beklemedii bir guven vard!
uzerinde. "Sen koy Celâl Bey ad!m!."
"Mehmet."
"Fatih Mehmet gibi mi?"
320
"Evet."
"yi. Ben Mehmet. Telefon defterinde ad!n! bulamad!m. Adresini ver de geleyim."
"Niye vereyim sana herkesten gizli tuttuum adresimi?"
"Yaklaan kanl! bir askeri darbenin kan!tlar!n! unlu gazeteciye yetitirmek
isteyen iyi niyetli ve s!radan bir vatanda!m ben de ondan."
"S!radan vatanda olamayacak kadar çok ey biliyorsun hak-. k!fnda," dedi Galip.
"Alt! y!l önce Kars tren istasyonunda bir vatandaa rastlad!m," dedi Mehmet adl!
ses, "s!radan bir vatandaa. Al!veri için - Erzurum'a giden bir attard!.
Yolculuk boyunca hep senden sözet-tik. Kendi ad!nla yay!mlad!!n ilk yaz!na
Mevlâna'nm Mesnevi'si-/¦¦ ne balad!! Farsça kelimenin 'birev'in Turkçesiyle
'dinle' kelime-¦¦';; siyle balamandaki anlam! biliyordu. Bin dokuz yuz elli
alt! temmuzunda yazd!!n bir yaz!da, hayat! tefrika romanlara, tam bir y!l sonra
ise bu sefer tefrika romanlar! hayata benzetmendeki gizli simetriyi ve
yararc!l!! da biliyordu, çunku o bir y!lda, ustad bir ya-. zar!n patrona k!z!p
yar!da b!rakt!! gure tefrikas!n! takma adla bitirdiini de uslubundan
anlam!t!. Ayn! y!llarda, sokakta görduunuz guzel kad!nlara Avrupal!lar gibi
sevgiyle, gulumseyerek bak!n, nefretle, kalar!n!z! çatarak deil, diye
balad!!n bir yaz!da, bu erkek bak!lar!ndan mutsuz olan kad!na örnek diye,
sevgi, hayranl!k ve efkatle anlatt!!n o guzel han!m!n uvey annen olduunu da
biliyordu, bundan alt! y!l sonra, tozlu stanbul'da bir apartmanda yaayan buyuk
ailelerle bir akvaryumda yaayan talihsiz Japon bal!klar!n! alayla
kar!lat!rd!!n yaz!da sözkonusu bal!klar!n sa!r ve dilsiz amcan!n bal!klar!,
ailenin de kendi ailen olduunu da. Hayat!nda deil stanbul'a gitmek,
Erzurum'un bat!s!na ayak basmam! bu adam, senin ad!n! vermediin butun
akrabalar!n!, Nianta!'ndaki oturduun evleri, sokaklar!, köedeki karakolu,
kar!s!ndaki Alaaddin'in dukkân!n!, Tevikiye Camiinin havuzlu avlusunu, son
bahçeleri, Suti Muhallebicisini, kald!r!mlardaki kestane ve !hlamur aaçlar!n!,
Kars Kalesi eteklerindeki, içinde t!pk! Alaaddin'in dukkân! gibi kokudan,
ayakkab! ba!na, tutunden ine iplie her turlu !v!rz!v!r! satt!! kendi kuçuk
dukkân!n!n içini bilir gibi biliyordu. Bir milli radyo a!m!z!n bile daha
kurulamad!! y!llar-
321
da, Istanbul Radyosundaki pana Dimacunu Onbir Soru Bilgi Ya-r!mas!'yla alay
ettiin bir yaz!dan yaln!zca uç hafta sonra, seni susturmak için, yar!mada bin
iki yuz liral!k soruda seni sorduklar!n! da biliyordu, senden bekledii gibi bu
kuçuk ruveti kabul etmeyip, ilk yaz!nda okuyucular!na Amerikan dimacunlar!n!
kullanmamalar!n!, evde kendi temiz elleriyle yapacaklar! naneli sabunla
dilerini ovmalar!n! öutlediini de. O yaz!da verdiin uydurma formulle, iyi
niyetli attar!m!z!n, sonralar! bir bir dökulecek dilerini y!llarca
parmaklar!yla ovduunu tabii sen bilmezsin. Biz ise tren yolculuumuzun geri
kalan k!sm!nda atlar ile, 'Konu: Köe Yazar!m!z Celâl Salik!' bal!kl! bir bilgi
yar!mas! bile duzenledik. En buyuk korkusu Erzurum istasyonunu kaç!rmak olan bu
adam! yenerken zorland!m. Az!ndaki eksik dileri yapt!racak paras! olmayan,
senin yaz!lar!ndan baka hayatta tek elencesi bahçesindeki kafeslerde besledii
çeit çeit kular! sevmek ve ku hikâyeleri anlatmak olan, erkenden çökmu,
evet s!radan bir vatandad!. Anlad!n m! Celâl Bey, s!radan vatanda da -sak!n
gene kuçumsemeye kalkma onlar! - s!radan vatanda da biliyor seni. Ama ben
s!radan vatandatan da daha iyi biliyorum. Bu yuzden akama kadar konuaca!z!"
"kinci dimacunu yaz!mdan dört ay sonra, bir yaz!mda," diye balad! Galip,
"konuya bir kere daha deindim. Nas!l?"
"Akam uykudan önce, guzel kuçuk k!zlar!n ve olanlar!n evdeki babalara,
day!lara, halalara, teyzelere, amcalara, uvey aabeylere bir bir 'Allah rahatl!k
versin öpucuu' verirken, guzel a!zlar!ndan ç!kan naneli dimacunu kokusundan
sözetmitin. En hafif deyile guzel bir yaz! deildi."
"Japon bal!klar!ndan sözettiim baka örnekler?"
"Alt! y!l önce ölumu ve sessizlii istediin bir yaz!nda, ondan bir ay sonra bu
sefer duzeni ve uyumu arad!!n! söylediin bir yaz!nda bal!klar! hat!rlad!n.
Akvaryumla evlerimizdeki televizyonlar! s!k s!k kar!lat!rd!n. Aile içinde
evlene evlene Wakinlerin ba!na gelen felâketler hakk!nda Ansiklopedi
Britannica'dan yurutulmu bilgiler verdin. Kim çevirdi senin için, k!zkardein
mi, yeenin mi?"
"Karakol?"
"Laciverti, daya!, karanl!!, nufus kâ!d!n!, vatanda olma
322
ak!nl!!n!, pasl! su borular!n!, kara ayakkab!lar!, y!ld!zs!z geceleri, as!k
suratlar!, metafizik bir hareketsizlik duygusunu, talihsizlii, Turk olduunu,
damlar!n akt!!n! ve tabii ölumu hat!rlat!yordu sana."
"Butun bunlar! attar da biliyor muydu?" "Fazlas!n!."
"Attar!n sana sorduklar!?"
"Hayat!nda hiç tramvay görmemi ve buyuk bir ihtimalle görmeyecek olan bu adam,
bana ilk olarak, stanbul'daki atl! tramvaylarla ats!zlar aras!ndaki koku
fark!n! sordu. Ona at ve ter kokusu d!!nda as!l deiikliin baka yerde
bulunduunu söyledim: Motor, ya ve elektrik kokusu. Bana elektriin stanbul'da
kokup kokmad!!n! sordu. Bunu yazmam!t!n, ama o yaz!ndan bu sonucu ç!karm!t!.
Bana matbaadan ç!km! gazete kokusunun tarifini sordu. Bin dokuz yuz elli sekiz
ki!ndaki yaz!na göre cevap: Kinin, mahzen, kukurt ve arap kokusunun kar!!m!:
Yani badöndurucu bir ey. Kars'a uç gunde gelen gazete yolda bu kokuyu
kaybediyor-mu. Attar!n en zor sorusu ise leylâk kokuuydu. Bu çiçee herhangi
bir dikkat gösterdiini hat!rlayam!yordum. Ballanm! an!lar! hat!rlayan bir
ihtiyar gibi gözleri gulumseyerek anlatan attara göre, yirmi be y!lda uç kere
gözetmisin bu çiçein kokusundan: Bir kere, tek ba!na yaayan ve tahta ç!kmay!
beklerken çevresini dehete boan tuhaf ehzadenin hikâyesini anlat!rken
sevgilisinin leylâk koktuunu yazm!s!n. ki kere de, bunda bir tekrar var,
buyuk bir ihtimalle yak!n akrabalar!n!n birinin k!z çocuundan ilhamla,
sonbahar!n o guneli ve huzunlu ilk gunlerinden birinde, yaz tatilinden sonra
utulu temiz bir önlukle ve saçlar!nda p!r!l p!r!l bir kurdelayla ilkokuluna
yeniden balayan kuçuk bir k!z!n, bir y!l saçlar!n!n, öteki y!l ise ba!n!n
leylâk koktuunu yazm!s!n. Bu gerçek hayat!n tekrar! m!yd!, yoksa kendi
kendinden çalan bir yazar!n tekrar! m!?"
Galip bir sure sessiz kald!. "Hat!rlam!yorum,", dedi, sonra bir ruyadan uyan!r
gibi, "ehzade yaz!s!n! da duunduumu biliyorum, ama yazd!!m! hat!rlam!yorum."
"Attar hat!rl!yordu. Koku duygusundan baka mekân duygusu da iyiydi. Senin
yaz!lar!ndan yola ç!karak stanbul'u bir kokular maheri olarak hayâl etmekten
baka, ehrin, gezindiin, sevdi-
323
misinden ve tepegözlerden ilhamla kaleme ald!!n bir makalede suçluluk
duygusunun seni y!llard!r ac!mas!zca izleyen 'göz'unu anlat!rken bu görme
organ!n!n 'aln!n tam ortas!nda karanl!k bir kuyu gibi' durduunu yazman bir
rastlant! deil, bir zorunluluktu."
Galip'in beyaz bir yakayla, y!pranm! bir ceketle ve hayâletim-si bir yuzle
hayâl ettii bu ses, butun bu cumleleri bir bellek cokusuyla ak!ldan m!
kuruyordu, yoksa bir yerden mi okuyordu? Galip duundu. Ses de, Galip'in
sessizliini bir iaret gibi görup bir zafer kahkahas! att!. Sonra ehrin
kimbilir hangi tepelerinin alt!ndan ve Bizans paralar! ve Osmanl! kafataslar!yla
kaynaan hangi yeralt! yollar!ndan geçen ve pasl! direkler ve ç!nar ve kestane
aaçlan aras!na çama!r ipleri gibi gerilmi ve s!vas! dökulmu eski
apartmanlar!n yan duvarlar!na kara sarma!klar gibi sar!lm! bir telefon telinin
iki ucunu, t!pk! ayn! annenin göbek ba!n! payla!r gibi, paylaman!n verdii
kardelik duygusuyla s!r verir gibi f!s!ldad!: Celâl'i çok seviyordu, Celâl'i
çok say!yordu, Celâl'i çok tan!yordu; CelâPin de kukusu yoktu art!k deil mi
bunlardan?"
"Bilmem," dedi Galip.
"O zaman, bu kara telefonlar! ç!karal!m aradan," dedi ses. Çunku bu telefonlar!n
arada bir kendi kendine çalan zili, uyarmaktan çok korkuturdu; çunku zift
rengindeki ahizeleri kuçuk bir halter gibi a!rd!, çunku numaralan çevrilince
Karaköy-Kad!köy vapur iskelesinin eski turnikeleri gibi melodiyle g!c!rdanarak
söylenirdi, çunku kimi zaman çevirenin istedii deil, kendi istedii yeri
balard!v "Anlad!n m! Celâl Bey? Ver adresini hemen geleyim."
Galip harika örencisinin harikalar!ndan karars!z kalan öretmen gibi, önce
duraklad!, sonra, her cevapta kendi belleinin bahçesinde açan çiçeklere, her
soruda bellek bahçesinin s!n!rs!zl!!na ve yava yava içine girdii tuzaa
aarak sordu:
"Naylon çoraplar?"
""1958'de yazd!!n bir yaz!da, iki y!l önce, yani köe yaz!lar!n! kendi ad!nla
deil, uydurduun baz! talihsiz adlarla yay!mlamak zorunda olduun gunlerde,
çal!maktan ve yaln!zl!ktan bunald!!n s!cak bir yaz gununde, mutsuzluunu
unutmak ve öle guneinden kaçmak için girdiin bir Beyolu sinemas!ndaki (Ruya)
iki filmden birincisinin ortas!ndan balayarak seyrederken, Chicago
gangsterlerinin ac!kl! Beyolu dublaj alarmca Turkçeletirilmi
326
kahkahalar! ve makineli tufek tak!rt!lar! ve ie ve cam ang!rt!lar! aras!nda,
yak!ndan gelen bir sesin seni irkilttiini yazm!t!n: Az ötende bir kad!n uzun
t!rnaklar!yla naylon çorab!n!n ustunden bacaklar!n! ka!yordu. Birinci film
bitip !!klar yan!nca, iki s!ra önunde birbirleriyle arkadaça konuan guzel ve
!k bir anneyle, onbir ya!ndaki ak!ll! uslu olunu gördun. Uzun uzun onlar!n
dostluklar!n!, birbirlerini nas!l dikkatle dinleyip konutuklar!n! seyrettin.
ki y!l sonra, yazaca!n köe yaz!s!nda, ikinci filmi seyrederken kula!n!n
hoparlörden f!k!ran k!l!ç ak!rt!lar! ve deniz f!rt!nalar!nda deil, yaz
geceleri stanbul'un sivrisineklerine yem olan bacaklar!n uzerinde gezinen uzun
t!rnakl! ve huzursuz elin ç!kard!! v!z!lt!da, akl!n!n da perdedeki korsanlar!n
kumpaslar!nda deil, anne oul aras!ndaki dostlukta olduunu anlatacakt!n. Bu
yaz!dan oniki y!l sonra yazd!!n bir yaz!da anlatt!!n gibi, naylon çarapl!
yaz!n!n ya-y!mlani!ndan hemen sonra, gazetenin patronu seni azarlam!t!: Evli
ve çocuklu kad!nlarda cinsellik bulman!n tehlikeli, çok tehlikeli bir davran!
olduunu, Turk okurunun bunu kald!ramayaca!n!, yaayan bir köe yazar! olmak
istiyorsan evli kad!nlara ve uslubuna dikkat etmen gerektiini bilmiyor muydun?"
"Üslûp? K!sa cevap lutfen."
"Üslûp senin için hayatt!. Üslûp senin için sesti. Üslûp senin duuncelerindi.
Üslûp içinde yaatt!!n as!l kiiliindi, ama bir deil, iki deil, uçtu bu
kiilikler..." "Bunlar?"
"Benim basit kiiliim dediin birinci sesin: Herkese gösterdiin, herkesle
birlikte aile yemeklerinde sofraya oturttuun ve herkesle birlikte yemekten
sonra sigara dumanlar! aras!nda dedikodu yapt!rtt!!n ses. Gunluk hayata ilikin
ayr!nt!lar! bu kiiye borçlusun. kincisi, olmak istediin kiiydi: Bu dunyada
huzur bulamayan, bir baka dunyada yaayan ve bir baka dunyan!n sihirine
bulanm! hayranl!k verici kiilerden yuruttuun bir maske. Önce bir taklidi,
sonra kendisi olmak istediin bu 'kahraman'la f!s!ldayarak söyleme al!kanl!!n
olmasayd!, bu kahraman!n, kula!na f!s!ldad!! kelime oyunlar!n!, bilmeceleri,
alaylar!, inelemeleri kendi akl!na tak!lan nakaratlar! söyleyen bunaklar gibi
tekrarlama al!kanl!!n olmasayd!, gunluk hayata dayanamay!p birçok mutsuz gibi
bir köeye çekilerek ölumu bekleyeceini yazm!t!n bir kere ve gözya-
.. . 327
lar!yla okumutum. Üçuncusu ise 'objektif uslûp, subjektif uslûp' dediin bu iki
kiiliin ulaamayaca! âlemlere götururdu seni ve tabii ki beni: Karanl!k
kiilik; kara uslup! Taklitle, maskeyle yetinemeyecek kadar mutsuz olduun
gecelerde yazd!klar!m ben daha iyi bilirim, ama yapt!klar!n! sen daha iyi
bilirsin, kardeim benim. Birbirimizi anlayaca!z, birbirimizi bulaca!z,
birlikte tebdil-i k!yafet edeceiz, bana adresini ver."
"Adres?"
"ehirler adreslerden, adresler harflerden, harfler yuzlerden oluur. 12 Ekim
1963 pazartesi, stanbul'un eh sevdiim köelerinden biri diye Kurtulu'u
anlat!yordun; eski ad!yla Tatavla; Ermeni mahallesi. Severek okumutum."
"Okumak?"
"Bir keresinde, tarih vermek gerekirse ubat 1962'de memleketi sefaletten
kurtaracak bir askeri darbe için haz!rl!k yapt!!n o asabi gunlerinin birinde,
bir k! akam!, Beyolu'nun karanl!k sokaklar!n!n birinde, göbek dansözleriyle
hokkabazlar!n i tuttuu bir pavyondan bir bakas!na kimbilir hangi tuhaf amaç
için ta!nan yald!zl! çerçeveli buyuk bir aynan!n souktan ya da baka bir
nedenden önce çatlay!p, sonra gözlerinin önunde tuzla buz olduunu görmu ve
cam! aynaya çeviren eczaya Turkçede 's!r'denmesinin bir rastlant! olamayaca!n!
o an anlam!t!n. Bu ilham an!n! bir köe yaz!s!nda anlatt!ktan sonra demitin
ki: Okumak aynan!n içine bakmakt!r; aynan!n arkas!ndaki 's!rr!' bilenler öteki
tarafa geçerler, harflerin s!rr!ndan haberdar olmayanlar ise bu dunya içinde
kendi yuzlerinin yavanl!!ndan baka bir ey bulamazlar."
"Neydi bu s!r?"
"Bu s!rr!n ne olduunu senden baka bir tek ben biliyorum. Telefonda
anlat!lamayacak bir ey olduunu sen de biliyorsun. Adresini ver."
"Neydi bu s!r?"
"Bu s!rr! elde etmek için bir okurun sana butun ömrunu vermesini gerektiini
duunuyor musun? Ben bunu sana verdim. Bu s!rr! sezinleyebilmek için kendi
ad!nla yazmad!!n y!llarda dökturduklerini, bakalar!n!n yerine kaleme ald!!n
tefrikalar!, bilmeceleri, portreleri, politik ve duygusal röportajlar!n!,
sobalar! yanmayan devlet kutuphanelerinde uzerimde palto, kafamda apka ve
328
t!
i
elimde yun eldivenlerle titreyerek otururken senin yazd!!ndan uphelendiim her
eyi okudum. Otuz kusur y!l boyunca, hiç sektirmeden gunde ortalama sekiz kusur
sayfa ç!kard!!na göre, yuz-bin sayfa ya da uç yuz otuz uç sayfal!k uç yuz cilt
kitap eder. Yaln!z bunun için bu millet senin heykelini dikmelidir." "Senin de;
okuduun için," dedi Galip. "Heykel?" "Anadolu yolculuklar!m!n birinde, ad!n!
unuttuum kuçuk bir kasabada, ehir meydan!ndaki parkta otobusumun kalk!
saatini beklerken yan!ma gençten biri oturdu, konumaya balad!k. Önce
Ataturk'un bu ac!kl! kasabada yap!lacak tek eyin oray! terketmek olduunu
iaret eder gibi parma!yla otobus garaj!n! gösteren heykelinden sözettik.
Sonra, benim sözu oraya getirmemle, senin ulkemizdeki say!lar! onbini aan
Ataturk heykeli uzerine yazd!!n bir yaz!dan sözettik. Bir maher gecesinde,
gökyuzunun karanl!! imekler ve y!ld!r!mlarla y!rt!l!rken ve yer yerinden
oynarken butun, o korkunç Ataturk heykellerinin canlanacaklar!m yazm!t!n.
Yazd!!na göre, heykellerin kimileri guvercin pislikleriyle kapl! Bat!l!
k!yafetleriyle, kimileri mareal uniformalar! ve madalyonlany-la, kimileri aha
kalkm! iri organl! korkunç ayg!rlar!yla, kimileri de silindir apkalar! ve
hayâletimsi pelerinleriyle a!r a!r yerlerinden k!p!rdanacaklar, y!llard!r
çevrelerinde tozlu eski otobuslerin, at arabalar!n!n ve sineklerin dört dönduu
ve elbiseleri ter kokan askerlerle naftalin kokan k!z lisesi örencilerinin
toplan!p stiklâl Mar! okuduu kurumu çiçekler ve çelenklerle kapl!
kaidelerinden inip karanl!a kar!acaklard!. Maher gecesinde, yer sars!l!r, gök
yar!l!rken, evlerinin kapal! pencereleri arkas!ndan d!ardaki uultuyu
dinleyecek zavall! vatandalar!m!z!n, kenar mahallelerin kald!r!mlar!ndakî bu
tunçtan, bronzdan ve mermerden çizme ve nal seslerine nas!l bir korkuyla kulak
kesileceklerini anlatt!!n yaz!y!, yan!mda oturan bu tutkulu delikanl! da
zaman!nda okumu ve o kadar comutu ki, hemen sana sab!rs!zl!kla o maher
gununun ne zaman geleceini soran bir mektup yazm!t!. Böylece söyledii
doruysa, ona k!sa bir cevap yollay!p vesikal!k bir fotoraf!n! istemi,
fotoraf! ald!ktan sonra da ona 'o gunun geldiinin alâmeti olacak' bir s!rr!
vermitin. Hay!r, delikanl!ya verdiin s!r, 'o s!r'de-ildi; çunku havuzu
kurumu, çimleri yolunmu parkta y!llar suren bir bekleyiten sonra hayâl
k!r!kl!!na urayan delikanl!, kii-
329
sel olmas! gereken senin s!rr!n! bana aç!klam!t!. Ona baz! harflerin ikinci
anlamlar!n! yazm! ve yaz!lar!n!n birinde, bir gun kar!laaca! bir cumleyi de
iaret olarak görmesini istemisin. O cumleyi okuyunca ifreli köe yaz!s!n!
çözecek ve delikanl!m!z harekete geçecekti."
"Cumle neydi?"
"'Butun hayat!m bu tur kötu hat!ralarla doluydu.' Cumle buydu ite. Bunu o mu
icat etmiti, sen mi ona yazm!t!n ç!karam!yorum, ama rastlant! u ki, haf!zan!n
gerilediinden hatta tamamen silindiinden sözettiin u gunlerde o cumleyi,
t!pk! baka cumleler gibi bugunlerde yeniden yay!mlanan eski bir yaz!nda okudum.
Adresini ver, bunun ne anlama geldiini sana hemen anlatay!m."
"Baka cumleler?"
"Adresini ver! Adresini ver, çunku baka cumleleri de, baka hikâyeleri de merak
etmediini biliyorum art!k. Hiçbir eyi merak etmeyecek kadar bu ulkeden umudu
kestin. Nefretle sakland!!n o fare yuvas!nda arkadas!zl!ktan, yoldas!zl!ktan,
yaln!zl!ktan vidalar!n gevemek uzere. Adresini ver, sana senden ald!klar!
imzal! fotoraflar! deitoku eden mam Hatip Lisesi örencileriyle, genç
olanlara merakl! gure hakemlerini sahaflar!n hangi köesinde bulabileceini
söyleyeyim. Adresini ver, sana haremindeki kar!lan Bat!l! orospu k!l!!na
sokturup stanbul'un gizli bir köesinde onlarla buluan on sekiz Osmanl!
padiah!n!n bu iin uzerindeyken yap!lm! gsavurlerini göstereyim. Bolca elbise
ve tak! gerektiren bu hastal!a Paris'in luks terzihanelerinde ve kerhanelerinde
'Turk illeti' dendiini biliyor muydun? Tebdil-i k!yafet ederek stanbul'un
karanl!k bir soka!nda çiftleen II. Mahmut'u gösteren bir gravurde
padiah!m!z!n ç!plak bacaklar! uzerinde Napoleon'un M!s!r Seferinde giydii
çizmelerle ve en sevdii kar!s! Bezmiâlem Valide Sultan'in -ki hikâyesini çok
sevdiin ehzademizin babaannesi ve bir Osmanl! gemisinin isim anas! olur-
pervas!zca takt!! yakut ve elmasdan bir haçla resmedildiini biliyor muydun?"
"Haç?" dedi Galip bir çeit neeyle ve kar!s!n! kendisini terk edeli beri, alt!
gun dört saattir ilk defa hayattan tat ald!!n! hissederek.
"Haç!n bir biçim olarak hilâl'in tersi, reddi ve 'negatifi'olduunu kan!tlamak
için erken M!s!r geometrisinden, Arap cebirin-
330
den ve Suryani Neo Platonculuundan dem vurduun sat!rlar!n!n yer ald!! 18 Ocak
1958 tarihli yaz!n!n hemen alt!nda, 'sinema ve sahnenin puro çineyen sert
adam!' olarak çok sevdiim Edward G. Robinson'un New Yorku elbise
desinatörlerinden Jane Adler ile evlendii haberi ve yeni evlileri bir haç!n
gölgesinde gösteren bir fotoraf!n yay!mlanmas!, biliyorum, bir rastlant!
deildi. Adresini ver. Bu yaz!dan hemen bir hafta sonra ise, çocuklar!m!z!n haç
korkusu ve hilâl heyecan!yla eitilmelerinin yetikinlik y!llar!nda onlar!
Hollywood'un buyulu yuzlerini deifre edememek gibi bir tutuklua ve ay yuzlu
butun kad!nlar! da anne ya da teyze sanmak gibi bir cinsel karars!zl!a
suruklediini ileri surmu ve duuncem kan!tlamak için paras!z yat!l! devlet
okullar!nda tarih derslerinde, Haçl! Seferlerinin okutulduu gunlerin
gecelerinde yatakhanelere yap!lacak bask!nlarda yataklar!n! !slatan yuzlerce
örenci bulunaca!n! yazm!t!n. Bunlar bir ey deil, adresini ver, sana
kutuphanelerde yaz!lar!n! okumak için eelenirken kar!lat!!m tara
gazetelerinde görduum haç hikâyelerinin hepsini getireyim. Boynundaki yal! ip
kopunca ölum ulkesinden geri dönen idaml!k mahkûm Cehennem'e yapt!! k!sa
yolculuk s!ras!nda kar!lat!! haçlar! anlat!yor, Erciyes Postas!, Kayseri
1962; haç biçimindeki o malûm harf yerine (.) yi kullanmam!z!n milli .urk
.erbiyesine daha uygun olaca!n! bayazar!m!z Cumhurbakan!m!za bugun, .elgrafla
bildirmitir. Yeil Konya, Konya 1951 ve adresini verirsen sana hemen
yetitireceim daha niceleri... Yaz!lar!nda malzeme olarak kullan!rs!n
demiyorum, çunku hayata malzeme olarak bakan köe yazarlar!ndan nefret ettiini
biliyorum. imdi kutular içinde önumde duran malzemeyi hemen getiririm; birlikte
okur, birlikte guler, birlikte alar!z. Hadi adresini ver bana, sana
babalar!ndan ne kadar nefret ettiklerini konsomatrislerden baka kimseye
anlatamad!klar! için kekemelikleri bir tek pavyonlarda aç!lan skenderunlu
erkeklerin ehir gazetelerinde tefrika edilen hikâyelerini getireyim; adresini
ver, okumas! yazmas! olmad!! ve deil Farsça, doru durust Turkçe konuamad!!
halde ruhlar! ikiz karde olduu için Ömer Hayyam'!n bilinmeyen iirlerini
okuyan garsonun ak ve ölum kehânetlerini getireyim sana, adresini ver;
belleini kaybedeceini anlay!nca butun bildiklerini butun hayat ve hat!rat!n!
sahibi olduu gazetenin son sayfas!nda ölum gecesine kadaf tefri-
331
ka eden Bayburtlu gazeteci ve murettibin ruyalar!n! getireyim: Son ruyada
anlat!lan geni bahçenin solan gulleri, dökulen yapraklar! ve kuruyan kuyusu
aras!nda kendi hikâyeni bulaca!n! da biliyorum, kardeim benim. Haf!zan!
kurumaktan kurtarmak için kan! suland!ran ilâçlar ald!!n!, beynine kan gitsin
diye her gun saatlerce yat!p ayaklar!m duvara dayayarak o kör ve nankör kuyudan
an!lar!n! bir bir nas!l çektiini de biliyorum. Divan!n!n veya yata!n!n
kenar!ndan sarkan kafan k!pk!rm!z! kesilmiken, '16 Mart 1957'de' diye kendini
zorlayarak hat!rl!yorsun, '16 Mart 1957'de gazetedeki arkadalarla hep birlikte
Vilâyet köftecisinde karn!m!z! doyururken onlara k!skançl!!n insana
takt!rabilecei maskelerden söz etmitim!'Ve sonra biliyorum yeniden zorlanarak
'Evet, evet' diyorsun '1962 y!l!n!n may!s!nda Kurtulu'un arka sokaklarmdaki bir
evde inan!lmaz bir öle sevimesinin ard!ndan uyand!!mda, yan!mda ç!plak yatan
kad!na derisinin uzerindeki iri benlerin uvey annemin benlerine benzediini
söylemitim,' diyorsun, ama hemen sonra da 'insafs!z' diye yazaca!n o upheye
kap!l!yorsun, bunu ona m! söylemitin, yoksa bir turlu tam kapanmayan
pencerelerinin aras!ndan Beikta Çar!s!n!n o bitip tukenmeyen uultusu duyulan
o ta evdeki beyaz tenli kad!na m!, yoksa s!rf seni o kadar çok sevdii için
kocas!n!n ve çocuklar!n!n yan!na geç dönmeyi göze alarak Cihangir Park!n!n
ç!plak aaçlar!na bakan tek odal! evden ç!k!p taa Beyolu'ndan, daha sonralar!
bir yaz!nda yazaca!n gibi, o s!rada neden !mar!kça bir !sraria tutturduunu
bile hat!rlayamad!!n bir çakma! sana almaya giden buulu gözlu kad!na m!?
Adresini ver, sana nikotin ve kötu an!larla t!kanm! beyin damarlar!n! !p!n ii
açarak bizi kaybettiimiz cennetin gunluk hayat!na bir anda geri göturen en son
Avrupa ilâc! Mnemonics'i getireyim. Eflatun renkli s!v!dan her sabah çay!na
tarifesinde yazd!! gibi iki deil, yirmi damla damlatmaya balad!ktan sonra,
sonsuzlua kadar unuttuun ve unuttuunu da unuttuun birçok an!n! t!pk! eski
dolaplar!n-ard!ndan birdenbire ç!k!veren çocukluunun boyal! kalemlerini,
taraklar!n! ve eflatun renkli bilyalar!n! bulur gibi hat!rlayacaks!n. Adresini
verirsen, hepimizin yuzunde bir harita gözuktuunu ve bu haritalar!n içinde
yaad!!m!z ehrin vazgeçemediimiz köelerinin iaretleriyle kaynat!!n!
anlatan yaz!m ve bu yaz!y! neden yazd!!n! hat!rlayacaks!n. Adresini verirsen,
Mevlâ-
332
na'n!n unlu ressamlar yar!mas! hikâyesini neden köende anlatmak zorunda
kald!!n! hat!rlayacaks!n. Adresini verirsen, hiçbir zaman umutsuz bir yaln!zl!k
olamayaca!n!, çunku en yaln!z zamanlar!m!zda bile bizlere hayâllerimizdeki
kad!nlar!n elik ettiini, ustelik bu hayâlleri kurduumuzu her zaman içguduyle
sezen o kad!nlar!n da bizi bekleyeceklerini, arayacaklar!n! ve hatta kimilerinin
bulacaklar!n! yazd!!n o anla!lmaz köe yaz!s!n! da neden yazd!!n!
hat!rlayacaks!n. Adresini ver, sana hat!rlayamayacaklan-n! da hat!rlatay!m;
kardeim benim; yaad!!n ve dulediin butun Cennet ve Cehennemi imdi a!r
a!r kaybediyorsun. Adresini ver, hemen yetiip haf!zan unutuun dipsiz kuyusuna
busbutun gömulmeden seni kurtaray!m. Her eyini biliyorum, butun yaz!lar!n!
okudum: O âlem yeniden kurmak ve butun ulkenin uzerinde gunduzleri y!rt!c!
kartallar gibi, geceleri kurnaz hayaletler gibi gezinen o sihirli yaz!lar!n!
yeniden yazabilmen için benden baka kimseyi bulamazs!n. Yan!na gelince
Anadolu'nun en ucra köylerinin kahvehanelerinde genç çocuklar!n yureklerine
ateler duuren, dabalar!ndaki ilkokul öretmenleriyle örencilerinin
gözlerinden sicim sicim yalar ak!tan, kuçuk kasabalar!n arka sokaklarmdaki
evlerinde fotoroman okuyarak ölumu bekleyen genç annelerde yaama heyecan!
uyand!ran o buyulu yaz!lar!na yemden balayacaks!n. Adresini ver: Birlikte
sabahlara kadar konuaca!z ve kaybettiin geçmiin gibi, bu ulkeye, bu
insanlara sevgini de yeniden bulacaks!n. Posta arabas!n!n ancak on be gunde bir
urad!! karl! da kasabalar!ndan sana mektuplar yazan umutsuzlar! duun,
nianl!s!ndan ayr!lmadan, hacca gitmeden, seçimlerde oyunu kullanmadan önce sana
mektup yaz!p ak!l soran ak!nlar! duun, corafya dersinde s!n!f!n en
arkas!ndaki s!rada seni okuyan mutsuz örencileri, bir köeye at!lm!
masalar!nda emeklilik gununu beklerken yaz!na göz atan ac!kl! tahrirat
memurlar!n!, senin yaz!lar!n da olmasa akamlar! kahvede radyo programlar!ndan
baka konuacak hiçbir hiçbir konu bulamayacak talihsizleri duun. Gölge-liksiz
otobus duraklar!nda, kirli ve huzunlu sinemalar!n bekleme salonlar!nda, ucra
tren istasyonlar!nda seni okuyanlar! duun. Hepsi bir mucize bekliyorlar senden,
hepsi! Onlara istedikleri mu-cizeleri vermek zorundas!n. Adresini ver, iki kii
daha iyi yapar!z bunu. Onlara kurtulu gununun yaklat!!n! yaz, onlara
ellerinde
333
plastik bidonlar mahalle çemelerinin önunde kuyruk olup suyun akmas!n!
bekledikleri gunlerin yak!nda sona ereceini yaz; evlerinden kaçan liseli
k!zlar!n Galata kerhanelerine dumeyip film y!ld!z! olabileceklerini yaz, pek
yak!nda gerçekleecek bir mucizeden sonra Milli Piyango biletlerinde bo
olmayaca!n! yaz, sarho kocalar!n akam eve dönduklerinde kar!lar!n!
dövmeyeceklerini, o mucize gununden sonra banliyö trenlerine bo vagonlar
ekleneceini, bir gun butun ehir meydanlar!nda Avrupa'dakiler gibi bandolar!n
çalaca!n! yaz; bir gun herkesin mehur ve kahraman olaca!n! ve bir gun,
yak!nlarda bir gun, herkesin anas! dahil istedii her kad!nla yatmaktan baka,
yatt!! kad!n! -sihirli bir ekilde-meleksi bir bakire ve k!zkarde olarak
görmeye devam edebileceini yaz. Onlara yuzy!llard!r bizi sefalete surukleyen
tarihi bir esrar! çözen gizli belgelerin en sonunda ele geçirildiini yaz; butun
Anadolu'yu a gibi saran bir inananlar örgutunun harekete geçmek uzere olduunu,
bizi bu sefil hayata mahkûm eden uluslararas! bir kumpas! duzenleyen ibnelerin,
papazlar!n, bankac!lar!n ve orospular!n ve onlar!n yerli ibirlikçilerinin
kimler olduunun anla!ld!!n! yaz. Onlara dumanlar!n! göster ki, mutsuzluk ve
sefalet^ leri için suçlayabilecek birilerini bulman!n rahatl!!n!
hissedebilsinler; onlara bu dumanlardan kurtulmak için neler yapabileceklerini
sezdir ki, mutsuzluk ve öfkeden tirtir titredikleri saatlerde, bir gun, buyuk
bir i, bir buyuk i yapabileceklerini duleyebilsinler; onlara hayatlarmdaki
butun sefaletin sorumlusunun bu irenç dumanlar olduunu iyice anlat ki, kendi
gunahlar!m bakalar!na yuk-leyebilmenin iç huzurunu duyabilsinler. Kardeim
benim, butun hayâlleri, çok daha zor hikâyeleri, en inan!lmaz mucizeleri
gerçekletirebilecek bir kalemin olduunu biliyorum. Butun bu ruyalar!
belleinin o dipsiz kuyusundan çekip ç!karaca!n harika kelimelerle ve inan!lmaz
an!lar!nla kuracaks!n. Karsl! attar!m!z y!llarca inançla senin çocukluunun
geçtii sokaklar!n hikâyelerini okuya-bilmise eer, sat!r aralar!ndaki bu
ruyalar! sezebildii içindir bu; ona ruyalar!n! geri ver. Bir zamanlar bu
ulkedeki talihsiz insanlar!n s!rtlar!nda urpermeler uyand!ran, tuylerini diken
diken eden, haf!zalar!n! allak bullak kar!t!ran ve onlara atl!kar!ncah,
sal!ncakl! eski bayram gunlerini hat!rlat!r gibi gelecek guzel gunleri sezdiren
yaz!lar yazm!t!n. Bana adresini ver, yeniden yazacaks!n onla-
334
r!. Bu lanet ulkede senin gibilerinin elinden yazmaktan baka ne gelir ki?
Yapabilecein baka bir ey olmad!! için, yaln!zca çaresizlikten yazd!!n!
biliyorum. Ah, y!llard!r senin o çaresizlik anlar!n! az m! duundum: Manav
dukkânlar!na as!lan Paa ve meyve resimlerine bakar içlenirdin; arka
mahallelerdeki kirli kahvelerde nemden hamurlam! iskambillerle altm!alt!
oynayan sert bak!l! ve ac!kl! erkek kardelerini görur dertlenirdin. Sabah!n
kör karanl!!nda ucuz al!veri etmek için Et ve Bal!k Kurumunun önundeki
kuyrua yuruyen anayla oulu görduumde, Anadolu yolculuklar!mda trenim
sabahlar! amele pazarlar!n!n kurulduu kuçuk alanlar!n yan!ndan geçtiinde,
pazar öleden sonralar!, aaçs!z ve yeilliksiz çamurlu parklarda kar!lar! ve
çocuklar!yla oturup sigara içerek sonsuz s!k!nt! vaktinin dolmas!n! bekleyen
babalara gözum tak!ld!!nda, onlar hakk!nda senin ne duuneceini duunurdum. Bu
görduum manzaralar! sen görseydin, akam kuçuk odana dönduunde, bu ac!kl! ve
unutulmu ulkeye tam denk duen eski çal!ma masana oturduunda, murekkebi
da!tan beyaz kâ!tlar!na onlar!n masallar!n! yazaca!n! bilirdim. Ba!n!n
kâ!tlar!n uzerine eildiini duunurdum, geceyar!s! umutsuzluk ve kederle yaz!
masas!ndan kalk!p buzdolab!n! açt!!n! ve bir kere yazd!!n gibi, aç!k
buzdolab!n!n içine doru hiçbir ey seçmeden, hiçbir ey görmeden, hiçbir ey
almadan yaln!zca dalg!nl!kla bakt!!n!, sonra bir uy-kudagezer gibi evinin
odalar!nda, masan!n çevresinde dalg!n dalg!n gezindiini duunurdum. Ah
kardeim, yaln!zd!n, ac!kl!yd!n, huzunluydun. Seni ne çok severdim! Yaz!lar!n!
okurken y!llarca seni, hep seni duundum. Ne olur, adresini ver bana, hiç
olmazsa bir cevap ver. Sana Yalova vapurunda kar!lat!!m Harbiye
örencilerinin yuzlerine yap!m! iri ve ölu örumceklere benzeyen harfleri nas!l
görduumu ve vapurun kirli helas!nda salam yap!l! örencilerle yaln!z kal!nca
onlar!n nas!l da guzel ve çocuksu bir telâa kap!ld!!n! anlat!r!m. Ceplerinde
senden ald!! cevap mektuplar!n! ta!yan kör piyangocunun, bir kadeh rak!dan
sonra onlar! meyhane masalar!nda bakalar!na nas!l okuttuunu ve kelimeler
aras!ndan senin ona örettiin esrar! her seferinde sofradakilere nas!l bir
gururla iaret ettiini ve her sabah Milliyet Gazetesini bu esrar! tamamlayacak
cumleyi bulmak için oluna nas!l okuttuunu anlat!r!m sana. Mektuplar!n uzerinde
Tevikiye Postahanesinin
335
damgas! vard!. Alo, dinliyor musun? Hiç olmazsa bir cevap ver, orada olduunu
söyle. Allah'!m! Nefes al!!n! duyuyorum, senin nefes al!!n!. Dinle: Daha
önceden özene bezene haz!rlad!!m cumlelerdir, bunlar! dikkatle dinle: Eski
Boaz vapurlar!n!n huzunlu dumanlar sal!veren ince bacalar!n!n sana neden o
kadar narin ve k!r!lgan gözuktuunu anlat!rken sen, beni seni anlad!m.
Kad!nlar!n kad!nlarla, erkeklerin erkeklerle dans ettii tara duunlerinde
birdenbire neden nefes alamaz olduunu yazd!!nda, seni anlad!m. Kenar
mahallelerde, mezarl!klarla içice geçmi dökuntu ahap evlerin aras!ndan
yururken içini saran s!k!nt!n!n, geceyar!s! odana dönduunde neden gözyalar!na
dönutuunu yazarken seni anlad!m. Kuçuk çocuklar!n, kap!lar!nda okunmu Teksas-
Tom-miks satt!! eski sinemalarda oynayan Herkullu, Samsonlu, Roma Tarihli
filmlerin bir yerinde, köle guzeli rolundeki uçuncu s!n!f bir Amerikan
artistinin ince ve uzun bacaklar!yla kederli yuzu perdede belirince, bizim
erkeklerimizle k!p!r k!p!r kaynaan salondaki sessizliin seni kahrettiini,
ölmek istediini yazd!!nda da seni anlad!m. Nas!l? Sen beni anl!yor musun?
Cevap ver namussuz! Her yazar!n butun ömru boyunca bir kere olsun kar!la!rsa
kendisini mutlu hissedecei o inan!lmaz okuyucuyum ben! Adresini ver, sana
hayran!n olan k!z lisesi örencilerinin fotoraflar!n! getireyim. Yuz yirmi yedi
tane: Baz!lar!n!n adresleri var, baz!lar!n!n ise anket defterlerine yaz!lm!
hayranl!k sözleri. Otuz uç tanesi gözluklu, on biri di teli tak!yor, alt!s!n!n
boynu kuu gibi uzun, yirmi dört tanesi de sevdiin gibi at kuyruu saçl!. Hepsi
seni seviyorlar, bay!l!yorlar sana. Yemin ediyorum. Adresini ver, altm!l!
y!llar!n ba!nda bir köe yaz!nda konuur gibi yazarken "Dun akam radyoyu
dinlediniz mi? Ben 'Sevenler ve Sevilenler' saatini dinlerken hep bir ey
duundum," dediinde duunulen o eyin kendilerini olduuna butun kalpleriyle
inanan kad!nlar!n listesini getireyim sana. Tara ehirleri, memur evleri, subay
kar!lar! ve tutkulu ve asabi örenciler kadar, sosyete çevrelerinde de
hayranlar!n!n olduunu biliyor muydun? Adresini verirsen yaln!z o ac!kl! sosyete
balolar!nda deil, kendi gerçek özel hayatlar!nda tebdil-i k!yafet eden
kad!nlar!m!z!n o k!yafetlerle fotoraflar!n! da getirebilirim. Bizde özel hayat
olmad!!n!, hatta çeviri romanlarda ve yabanc! dergilerden yurutulmu magazin
haberlerinde rastlad!!m!z 'özel hayat'
336
sözunun anlam!n! bile kavrayamad!!m!z! yazm!t!n bir kere hakl! olarak, ama
yuksek topuklu çizmelerle ve eytan maskeleriyle çekilmi bu fotoraflar!
görunce... Ah haydi, adresini ver bana, yalvar!yorum: Sana yirmi y!l boyunca
biriktirdiim o inan!lmaz vatanda yuzleri koleksiyonumu da getiririm hemen:
Birbirlerinin yuzlerine kezzap atan k!skanç sevgililerin olaydan hemen sonra
çekilmi fotoraflar! var, suratlar!nda Arap harflerini boyayarak gizli ayin
yaparken yakalanan ak!n murtecilerin sakall! ve sakals!z fotoraflar!, yuzleri
napalmle yan!nca harflerden boalan Kurt isyanc!lar!n!n ve tara kasabalar!nda
sessizce as!lan !rz dumanlar!n!n infaz dosyalar!ndan ne ruvetler vererek
ç!kartabildiim idam fotoraflar! var. Yal! ip boynu k!rarken
karikaturlerindekinin tersine, dil d!ar! ç!km!yor hiç. Yaln!zca yuzde harfler
daha aç!k seçik okunuyor. Eski yaz!lar!n!n birinde eski infazlar! ve cellâtlar!
neden tercih ettiini yazarken hangi gizli isteini dile getirdiini de
biliyorum imdi. ifrelere, kelime oyunlar!na, gizli yaz!lara ne kadar merakl!
olduunu bildiim kadar, kay!p esrar! yeniden kurmak için geceyar!lar! hangi
k!yafetlere burunerek aram!za kar!t!!n! da biliyorum. Üvey k!z kardeinle
buluup onunla sabahlara kadar her eyle alay edebilmek için, en saf, bizi biz
yapacak en kat!ks!z hikâyeyi, söyleyivermek için, avukat kocas!na ne oyunlar
ettiinizi de biliyorum. Avukatlarla alay eden yaz!lar!na cevap veren öfkeli
kad!n okurlar!na asl!nda onlardan sözetmediini söylerken ne kadar hakl!
olduunu da. Adresini ver art!k. Ruyalar!nda fing atan köpeklerin,
kafataslar!n!n, atlar!n ve cad!lar!n neleri iaret ettiklerini de bir bir
biliyorum; taksi oförlerinin dikiz aynalar!n!n köesine yap!t!rd!klar! kuçuk
kad!n, tabanca, kurukafa, futbolcu, bayrak, çiçek resimlerinin sana hangi ak
yaz!lar!n! yazd!rd!!n! da. Onlar! ba!ndan savmak için ac!kl! hayranlar!n!n
ellerine tututurduun anahtar cumlelerin bir k!sm!n! da biliyorum, bu
cumlelerin yaz!ld!! defterlerle, tarihi k!yafetlerini neden hiç yan!ndan
ay!rmad!!n! da..."
Çok sonra, telefonu sessizce kapay!p fiten çektikten sonra Celâl'in defterleri,
eski k!yafetleri, dolaplar! ve yaz!lar! aras!nda kendi an!lar!n! arayan bir
uykudagazer gibi bir arat!rma yapt!ktan sonra, pijamalar!n! giyip yatt!!
Celâl'in yata!nda, Nianta! Meydan!ndan gelen akam gurultulerini dinleyerek
uzun ve derin
337
bir uykuya dalarken Galip, uykunun en guzel yan!n!n insan!n olduu kiiyle bir
gun yerine geçeceine inanmak istedii kii aras!ndaki gözyaart!c! uzakl!!n
unutulmas! kadar, duyduklar!yla hiç duymad!klar!n!, gördukleriyle hiç
görmediklerini ve bildikleriyle hiç bilmediklerini huzurla birbirine
kar!t!rabilmesi olduunu bir kere daha anlad!.
338
ON KNC BÖLÜM
AYNAYA GRD HKÂYE
"ir yerde olup ikisi câlis
Ayi!ieye girdi aks-ii akis"
eyh Galip
Ruyamda, en sonunda y!llard!r olmak istediim kii olduumu gördum. 'Ruya' denen
hayat!n tam orta yerinde, çamurlu ehrin apartman orman! içinde, karanl!k
sokaklarla daha karanl!k suratlar aras!nda bir yerde. Mutsuzluun yorgunluuyla
uyurken seninle kar!lat!m. Bir baka kiinin yerine geçemesem bile, senin beni
sevebileceini anl!yormuum; kendi vesikal!k fotoraf!ma bakarken duyduum
tevekkulle kendimi olduum gibi kabullenmem gerektiini anl!yormuum; bir baka
kiinin yerinde olmak için ç!rp!nman!n boluunu anl!yormuum: Belki bir ruyada,
belki bir hikâyede. Biz yurudukçe karanl!k sokaklar ve uzerimize uzerimize
sarkan korkunç evler aç!l!yor; biz yurudukçe kald!r!mlar ve dukkânlar
anlamlan!yormu.
Kaç y!l önceydi, seninle ben, hayatta s!k s!k kar!laaca!m!z u sihirli oyunu
ak!nl!kla ilk kefettiimizde? Bir bayram arifesinde, annelerimiz bizi bir
elbisecinin çocuk bölumune göturduunde (o mutlu, guzel zamanlarda
'reyon'lar!m!z kad!n ve erkek diye birbirlerinden ayr!lmam!t! daha), en s!k!c!
din dersinden de daha s!k!c! dukkân!n yar! karanl!k bir köesinde kar! kar!ya
duran iki boy aynas!n!n aras!na rastlant!yla girdiimizde, göruntulerimizin
kuçulerek, kuçulerek bi! nirlerinin içine girerek nas!l çoald!klar!n!
görmutuk.
Bundan iki y!l sonra, Hayvan Dostlar! Kulubune resimlerini yollayan tan!d!klarla
alay ederek ve 'Buyuk Mucitler' köesini de sessizlikle okuduumuz Çocuk
Haftas!'n!n son say!s!n!n kapa!nda, elimizde tuttuumuz dergiyi okuyan bir
k!z!n resmedildiini farkedince, o k!z!n elinde lulluu dergiye dikkatle bakm!
ve resimlerin içice geçerek çoald!!n! anlam!t!k: Bizim tuttuumuz derginin
kapa!ndaki k!z!n tuttuu derginin kapa!ndaki k!z!n tut-
339
tuu derginin kapa!ndaki k!z!n tuttuu derginin kapa!ndaki k!z da giderek
kuçulen ayn! k!rm!z! saçl! k!zla ayn! Çocuk Haftas!'y-m!.
T!pk!, daha da boy att!!m!z ve birbirimizden uzaklat!!m!z y!llarda, piyasaya
ç!kan ve bizim katta yenmedii için yaln!zca pazar sabahlan sizin kahvalt!
masan!zda görduum zeytin ezmesi kavanozunda olduu gibi. Radyoda: "Oo,
bak!yorum havyar yiyorsun!" "Hay!r, Ender Zeytin Ezmesi." diye reklam! yap!lan
kavanozun uzerindeki kâ!tta, anneli babal!, erkek ve k!z çocuklu kusursuz ve
mutlu bir ailenin kahvalt! sofras! resmedilmiti. Benim sana göstermemle,
resmedilen o kahvalt! masas!n!n uzerinde de ayn! kavanozun durduunu ve ikinci
bir kavanoz olduunu ve zeytin ezmesi kavanozlar!n!n ve mutlu ailelerin göz
onlar! farkedemeye-ne kadar kuçulduklerini görduunde, u anlataca!m masal!n
ba!n! biliyorduk ikimiz, ama sonunu deil.
K!zla olan akrabaym!lar. Ayn! apartmanda buyumuler, ayn! merdivenleri
ç!karlar, ayn! aslan ekerleriyle lokumlar! at!t!r!r-larm!. Derslerini
birlikte çal!!r, ayn! hastal!klara birlikte yakalan!r, birbirlerini korkutmak
için birlikte saklamrlarm!. Ayn! yatay-m!lar. Birlikte gittikleri okul da
ayn!ym!, sinemalar da, dinledikleri radyo programlar! da birmi, plâklar da,
okuduklar! 'Çocuk Haftas!' dergileri de, kitaplar da, kar!t!rd!klar! dolaplarla
içinden fesler, ipek örtuleri ve çizmeler ç!kan sand!klar da. Bir gun,
hikâyelerine bay!ld!klar! yetikin amca olunun apartmana yapt!! ziyaretlerin
birinde, elinde gördukleri bir kitab! kap!p okumaya balam!lar.
K!zla olan!n eski kelimelerine, tumturakl! deyilerine, Farsça deyilerine önce
alayla guldukleri, s!k!l!p kenara at!p sonra belki içinde bir ikence sahnesi,
ç!plak bir vucut ya da bir denizalt! resmi vard!r diye merakla sayfalar!n!
çevirip en sonunda okumaya balad!klar! kitap pek de uzunmu. Ama balar!nda bir
yerde, kitab!n kahramanlar! aras!nda geçen öyle bir ak sahnesi varm! ki olan,
kahraman!n yerinde olmak istemi. Ak o kadar guzel anlat!lm! ki, olan
kitaptaki gibi â!k olabilmek istemi. Böylece, daha sonra kitapta
anlat!laca!n! hayâl edecei ak belirtilerini (yemek yerken sab!rs!zl!k, k!z!n
yan!na gitmek için bahaneler icat etmek, susam! olmaya ramen bir bardak suyu
içememek) kendisinin de
340
göstermeye balad!!n! farkettiinde, olan birer ucundan tutarak kitab!n
sayfalar!na birlikte bakt!klar! o sihirli anda k!za â!k olduunu anlam!.
Birer ucundan tutarak okuduklar! kitapta anlat!lan hikâye neymi peki? Çok eski
zamanlarda geçen hikâyede ayn! airette domu bir k!zla olan!n hikâyesi
anlat!l!yormu. Bir çöl k!y!s!nda yaayan k!zla olan, Husn ile Ak, ayn! gece
domular, ayn! hocadan ders alm!lar, ayn! havuzun kenar!nda gezinmiler ve
birbirlerine â!k olmular. Y!llar sonra, olan k!z! istettiinde kabile
buyukleri olandan Kalpler Ülkesi'ne gidip oradaki kimya'y! getirmesini art
komular. Yola ç!kan olan, ne dertlerle kar!lam!: Bir kuyuya duup boyal!
cad!n!n esiri olmu, bir baka kuyuda görduu binlerce suretten ve surattan
sarho olmu, sevgilisine benziyor diye Çin padiah!n!n k!z!na kap!lm!,
kuyulardan ç!km!, kalelere hapsolmu, takip edilmi, takip etmi, k!la
boumu, yollar alm!, izler, iaretler peinden gitmi, harflerin s!rr!na
gömulmu ve hikâyeler anlatm!, hikâyeler dinlemi. Sonunda, k!l!k deitirip
hep onun peinden gelen ve dertlerden kurtaran Suhan ona demi ki: "Sen
sevgilinsin, sevgilin de sen; hâlâ anlamad!n m!?" O zaman hat!rlam! olan ayn!
hocadan ders ald!klar! gunlerde birlikte bir kitab! okurlarken k!za nas!l â!k
olduunu.
Birlikte okuduklar! o kitapta ise Hurrem ah adl! bir padiah ile â!k olduu
Cavid adl! guzel bir delikanl!n!n hikâyesi anlat!l!yormu, ama zavall! ak!n
padiahtan önce tabii ki, sen anlad!n o hikâyede de â!klar!n birbirlerine baka
bir ak hikâyesini, uçuncu ak hikâyesini okurlarken â!k olaca!m. O ak
hikâyesindeki â!klar da bir kitab!n içinde bir ak hikâyesini okuduklar!nda
birbirlerine â!k oluyorlar, o kitaptaki â!klar da baka bir ak hikâyesi
okurlarken birbirlerine vuruluyorlarm!.
Belleklerimizin bahçeleri gibi bu ak hikâyelerinin birbirlerine nas!l
aç!ld!!n! ve butun kap!lar! birbirine aç!larak balanan sonsuz bir hikâyeler
dizisi oluturduunu, ben elbiseci dukkân!na gitmemizden, Çocuk Haftas!
okumam!zdan ve zeytin ezmesi kavanozuna bakmam!zdan y!llar sonra kefettiimde,
sen evimizden kaçm!, ben de kendimi hikâyelere ve kendi hikâyeme vermitim.
Kimi Arabistan çöllerinde am'da, kimi Asya steplerinde Horasan'da, kimi
Alpler'in eteklerinde Verona'da, kimi de Dicle k!y!-
341
smda Badat'ta geçen bu ak hikâyelerinin hepsi ac!kl!yd!, hepsi huzunluydu,
hepsi dokunakl!yd!. Daha da dokunakl!s!, butun hikâyelerin kolayca ak!lda
kalmas! ve insan!n kendisini en saf, en çileke, en mutsuz kahraman yerine ayn!
kolayl!kla koyabilmesiydi.
Nas!l sonuçlanaca!n! hâlâ ç!karamad!!m bizim hikâyemizi de bir gun birisi,
belki de ben, kaleme al!rsam, benim o ak hikâyelerini okurken yapt!!m gibi,
okuyucu kendini hemen kahramanlardan birinin yerine koyabilir mi, ya da
hikâyemiz ak!llarda kalabilir mi, bilmiyorum, ama böyle kitaplarda kahramanlar!
ve hikâyeleri birbirinden ay!ran ve benzersiz k!lan u turden parçalar hep
olduu için ben de bir haz!rl!k yapm! olay!m dedim:
Birlikte gittiimiz bir misafirlikte, a!r hayas! sigara dumanla-r!yla
mavilemi bir odada, senden uç ad!m ötede oturan bir anlat!c!n!n hikâyesini
dikkatle dinlerken, geceyar!s! o 'ben burada deilim' ifadesi a!r a!r yuzunde
belirdiinde seni severdim; tembellikle geçen bir haftadan sonra, gömleklerinin,
yeil kazaklar!n!n ve bir turlu atmaya k!yamad!!n eski geceliklerinin aras!nda
bir kemeri istemeye istemeye ararken, aç!k kap!s!ndan içerisi gözuken dolaptaki
inan!lmaz kar!!kl!! farkettiinde yuzunde beliren y!lg!nl!k ifadesini
severdim; bir heves ressam olmaya karar verdiin çocukluk gunlerinde, Dedeyle
birlikte masaya oturup aaç çizmeyi örenmeye koyulduunda, Dedenin konu d!!na
ç!kan tak!lmalar!na öfkelenmeden gulduunde seni severdim; dolmuun kap!s!n! ucu
d!ar!da kalan mor paltonun uzerine kapad!!nda ve imdi elinde tuttuun be
liran!n, imdi yere duup kald!r!m kenar!ndaki !zgaraya doru kusursuz bir yay
çizerek ne guzel yuvarland!!n! görduunde yuzunde beliren oyuncu ak!nl!!
severdim; severdim seni, p!r!l p!r!l bir nisan gunu kuçuk balkonumuza ç!k!p
sabah ast!!n mendilin hâlâ kurumad!!n!, demek ki gunein seni aldatt!!n!
anlad!!nda ve hemen sonra, arka arsadan gelen çocuk c!v!lt!lar!na huzunle kulak
kabartt!!nda seni severdim; birlikte gittiimiz bir filmi bir uçuncu kiiye
hikâye ederken belleinin ve hat!rlad!klar!n!n benimkinden ne kadar farkl!
olduunu korkuyla anlad!!mda seni severdim; severdim seni; aile içi izdivaçlar
ve akrabalar aras!ndaki evlilikler uzerine bol resimli bir gazetede makale
dökturen profesörun incilerini bir köeye çekilip bana sezdirmeden okuduunu
görduumde ve ne okuduunu deil, ama okurken yaln!z-
342
ca ust duda!n!n Tolstoy kahramanlar! gibi hafifçe öne ç!kt!!n! görduumde seni
severdim; asansör aynas!nda kendine bir bakas!na bakar gibi bak!!n! ve nedense
bu bak!tan sonra hat!rlad!!n eyi telâla çantan!n içinde aray!!n! severdim;
biri yan yatm! ince bir yelkenli, öteki kambur bir kedi gibi yanyana durarak
saatlerce seni bekleyen topuklu ayakkab!lar!n!n içine aceleyle giriini ve
saatler sonra, eve dönduunde ayakkab!lar! gene ayn! çamurlu ve asimetrik
yaln!zl!a terketmeden önce kalçalar!n!n, bacaklar!n!n ve ayaklar!n!n kendi
kendilerine yapt!klar! hunerli hareketleri sey-retrneyi severdim; sigara
kulluunu tepeleme dolduran izmaritlere ve kara balar!n! umutsuzca bukmu yan!k
kibritlere bakarken kederli duuncelerin kimbilir nereye gittiinde seni
severdim; severdim seni her zaman yuruduumuz sokaklarda, bir an, sanki gune o
sabah bat!dan domu gibi yepyeni bir !!k ve yepyeni bir köeyle
kar!lat!!m!zda, sokaklar! deil, seni severdim; birden ç!kan lodosla karlar!n
eridii ve stanbul'un uzerindeki kir bulutlar!n!n temizlendii k! gununde,
antenlerin, minarelerin ve adalar!n arkas!ndan bana gösterdiin Uluda'! deil,
ba!n! omuzlar!n!n içine çekerek urperen seni severdim; çinko tenekelerle yuklu
a!r arabay! çeken sucunun yorgun ve yal! at!na kederle bakt!!nda severdim
seni; dilencilere para vermeyin, onlar asl!nda çok zengin diyenlerle alay
ettiinde ve herkes labirentimsi merdivenlerden k!vr!larak sinemadan yeryuzune
a!r a!r ç!karken, bir kestirme bulup bizi butun kalabal!ktan önce kald!r!ma
ç!kard!!n zamandaki mutlu guluunu görduumde seni severdim; Saatli Maarif
Takviminden bizi birlikte ölume yaklat!ran bir yapra! daha kopard!ktan sonra,
en altta gunun yemei olarak önerilen etli nohut, pilav, turu ve kar!!k
kompostoyu, yaklat!!m!z ölumun bir iaretini okur gibi a!rbal! ve huzunlu
bir sesle okuman! ve Kartal marka ançu-vez tupunun önce rondelay! ç!kart!p,
sonra kapa! sonuna kadar çeyirip aç!laca!n! bana sab!rla örettikten sonra,
uretici Mösyö Trellidis'in sayg!lar!yla, demeni severdim; k! sabahlar! yuzunun
renginin ehrin uzerindeki soluk beyaz göun renginde olduunu görduumde,
çocukluumuzda, caddenin !rma!ndan akan arabalar aras!ndan, bir kald!r!mdan
öteki kald!r!ma bir kou ç!lg!n ve neeli geçiini seyrettiim zamanki gibi,
seni endieyle severdim; severdim seni, cami avlusunda, musalla ta!nda yatan
tabuta ko-
343
nan kargaya dikkatle ve gulumseyerek bakt!!nda, radyo tiyatrosu taklidi sesinle
annenle baban!n kavgalar!n! oynad!!nda seni severdim; ellerimin aras!na
dikkatle ba!n! al!p gözlerinde hayat!m!z!n gittii yeri korkuyla görduumde
seni severdim; vazonun yan!nda, neden orada b!rakt!!n! anlayamad!!m yuzuunu
gunler sonra gene orada görduumde seni severdim; efsane kular!n!n a!r a!r
uçup havalan!!n! and!ran uzun bir sevimenin sonunda, a!rbal! enlie kendi
akalar!n ve yarat!c!l!!nla en sonunda senin de kat!ld!!n! anlad!!mda seni
severdim; dikine deil yanlamas!na kestiin elman!n içindeki kusursuz y!ld!z!
bana gösterdiinde seni severdim; öle vakti, yaz! masam!n uzerinde oraya kadar
nas!l geldiini anlayamad!!m bir tel saç!m görduumde ve birlikte ç!kt!!m!z
bir yolculukta, t!k! t!k! belediye otobusunun tutunma demirlerine sar!lan öbur
eller aras!nda yan yana duran ellerimizin birbirine ne kadar az benzediini
kederle görduumde, seni kendi gövdemi tan!r gibi, beni terkeden ruhumu arar
gibi, bir baka kii olduumu ac! ve sevinçle anlar gibi severdim, severdim
seni; nereye gittiini bilmediimiz bir trene bakarken yuzunde beliren esrarl!
ifadeyi ve bu kederli bak!!n!n t!pat!p ayn!s!n!, bir akamustu surulerle
kargalar!n ç!l!klar atarak ç!lg!n gibi uçutuu bir saatte, elektrikler birden
kesildiinde evimizin karanl!! ile d!ar!s!n!n ayd!nl!! yava yava yer
deitirirken gene esrarl! ve huzunlu yuzunde ben görduumde kap!ld!!m o
çaresizlik ac! ve k!skançl!kla severdim seni.
i
344
ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
BR AKIL HASTASI DEL, YALNIZCA SADIK BR OKURUNUM
"Zar!ma mira! edindim zat!m" Suleyman Çelebi
Çaramba akam! iki gunluk bir uykusuzluktan sonra yatt!! uykudan Galip
perembe sabah!na doru uyand!, ama tam uyanmak da denemezdi buna. Olup
bitenleri ve akl!ndan geçenleri, çok sonralar!, yeniden bir bir anlamaya
çal!t!! gunlerde hat!rlayaca! gibi, yataktan kalkt!! sabah!n dördu ile sabah
ezan!n! dinleyip yeniden uykuya yatt!! yedisi aras!ndaki surede, Celâl'in
yaz!lar!nda s!k s!k sözunu ettii "uykuyla uyan!kl!k aras!ndaki efsane ulkenin
harikalar!" aras!ndayd!.
Uzun bir uykusuzluk ve bitkinlikten sonra, yatt!klar! derin uykunun orta yerinde
uyananlar!n, kendi yataklar!ndan baka yataklarda kalkan talihsiz ve yorgunlar!n
çou gibi, içinde uyand!! yata!n, odan!n, evin nerede olduunu, buraya nas!l
geldiini hat!rlamakta guçluk çekmi ama haf!zas!n!n bu buyuleyici
ak!nl!!ndan d!ar! ç!kmak için de kendini çok da fazla zorlamam!t!.
Böylece Galip, uykuya yatmadan önce onu b!rakt!! yerde, çal!ma masas!n!n hemen
yan!nda, Celâl'in tebdil-i k!yafet araçlar!n! koyduu kutuyu görunce hiçbir
ak!nl!k geçirmeden içindeki tan!d!k nesneleri bir bir d!ar! ç!kard!: Melon
bir apka, padiah kavuklar!, kaftanlar, bastonlar, çizmeler, lekeli ipek
gömlekler, boy boy, renk renk takma sakallar, peruklar, cep saatleri, bo gözluk
çerçeveleri, serpular, fesler, ipek kuaklar, kamalar, Yeniçeri tak!lar!,
bileklikler ve tarihi film çeken Turk sinemac!lar!na k!yafet ve teçhizat
salayan Beyolu'ndaki unlu Erol Beyin dukkân!ndan al!nabilecek baka bir y!!n
!v!r z!v!r. Haf!zas!n!n kuytu bir köesine itilmi uzak bir an!y! hat!rlar gibi
Celâl'in bu k!yafetleri giyerek geceleri Beyolu'nda geziini gözlerinin önunde
canland!rmaya çal!t! sonra. Ama t!pk!, az önce görduu ruyan!n hâlâ akl!n!n
içinde k!p!rdanan mavimsi damlar!, alçakgönullu sokaklar! ve hayâletim-
345
si kiileri gibi, tebdil sahneleri de, Galip'e "uykuyla uyan!kl!k aras!ndaki
ulkenin" efsanelerinden biri olarak gözuktu; ne esrarl!, ne gerçek, ne
anla!labilir, ne de busbutun anla!lmaz harikalar olarak. Ruyas!nda, hem am,
hem stanbul, hem de Kars Kalesinin eteklerinde yer alan bir mahallede bir adres
ar!yor, arad!!n! da, magazin gazetelerinin bilmecelerindeki kolay kelimeler
gibi hiç zorlanmadan buluveriyordu.
Akl!nda hâlâ bu ruya olduu için Galip çal!ma masas!n!n uzerinde içi adreslerle
dolu defteri görunce bir rastlant! duygusuna kap!larak, becerikli ve gizli bir
elin iaretleriyle ya da kendini çocuk gibi gizleyen oyuncu bir Tanr!'n!n
izleriyle kar!lam! gibi sevindi. Bu dunyada yaamaktan memnun, gulumseyerek
defterdeki adresleri ve kar!lar!ndaki cumleleri okudu. Kimbilir kaç tane
hevesli ve hayran, Anadolunun ve stanbul'un dört bir yan!nda Celâl'in
yaz!lar!nda bu cumlelerle kar!laacaklar! gunu bekliyorlard!; belki de baz!lar!
kar!lam!lard! bile. Uykunun ve ruyalar!n dumanlar! aras!ndan Galip
hat!rlamaya çal!t!: Daha önce, Celâl'in yaz!lar!nda rastgelmi miydi bu
cumlelere, onlar! y!llarca önce okumu muydu? Baz! cumleleri okuduunu
hat!rlamasa bile, Ce-lâl'in az!ndan defalarca iittiini biliyordu: "Harika
olan! harika yapan ey, onun s!radanl!! ve s!radan olan! s!radan yapan ey,
onun harikal!!d!r" gibi.
Baz! cumleleri Celâl'den okuduunu ve iittiini ç!karamasa bile, baka bir
yerde dikkat ettiini hat!rl!yordu: ki çocuun, Husun ile Ak'm okul y!llar!n!
anlatan eyh Galip'in iki yuzy!l önce yaz!lm! u dizesi gibi:
"S!r ahd!r, ona ihtimam et."
Baz!lar!n! ise, ne Celâl'den, ne de baka bir yerden iitip okuduunu
hat!rl!yordu, ama hem Celâl'in yaz!lar!nda, hem de baka bir yerde okumu gibi
de bir yak!nl!k hissediyordu onlara. Beikta Serencebey'de oturan Fahrettin
Dalk!ran'a bir gun iaret olacak u cumle gibi: "Birçoklar!n!n öretmenlerini
kan içinde kal!ncaya kadar dövmeyi ya da daha basiti, babalar!n! keyifle
öldurmeyi duledikleri o özgurluk ve k!yamet gununde, y!llarca merakla bulumay!
bekledii kay!p ikiz kardeinin kendisine yaln!zca ölum olarak gözukeceini
hayâl edebilecek kadar saduyu sahibi biri olduu için, beyefendi, uzun zamand!r
ortal!ktan çekilmi, yerini
346
kimselerin bilmedii evinden ba!n! d!ar! ç!karmaz olmutu hiç." Beyefendi
kimdi?
Gun !!mak uzereyken Galip, bir içguduyle telefonu yeniden fie takt!, y!kand!,
buzdolab!nda bulabildikleriyle karn!n! doyurdu ve sabah ezan!ndan az sonra
Celâl'in yata!na girip yatt!. Uyumadan az önce, uykuyla uyan!kl!k aras!ndaki
ulkede, hayâllerden çok dulere daha yak!n bir bölgede Ruya ile birlikte
çocukluklar!nda Boaz'da bir sandal gezintisine ç!km!lard!. Sandalda ne
teyzeler vard!, ne anneler, ne de kay!kç!: Ruya'yla yapayaln!z olmak Galip'e bir
guvensizlik veriyordu.
Uyand!!nda telefon çal!yordu. Galip telefona yetiene kadar arayan!n Ruya
deil, her zaman arayan ses olaca!na karar vermiti. Bir kad!n sesi duyunca
duraklad!. "Celâl? Celâl sen misin?"
Pek de genç olmayan, tan!d!k hiç olmayan bir kad!n sesiydi. "Evet."
"Can!m, can!m, neredesin, nerelerdesin, gunlerdir seni, seni ar!yorum, ar!yorum,
ah."
Son hece uzayarak h!çk!r!a, h!çk!r!klara ve bir alamaya dönutu.
"Sesinizi ç!karamad!m," dedi Galip.
"Sesinizi," dedi kad!n, Galip'in sesini taklit ederek. "Sesinizi. Bana,
sesinizi, diyor. Ben sesiniz olmuum." Bir sessizlikten sonra, kartlar!na
guvenen bir oyuncunun guveniyle ve yar! s!rda, yar! marur bir havayla
aç!klad!: "Ben Emine'yim." Kelime Galip'te hiçbir çar!!m yapmad!. "Evet."
"Evet? Baka bir diyecein yok mu?" "Y!llar sonra..." diye m!r!ldand! Galip.
"Can!m, y!llar sonra, y!llar sonra nihayet. Gazetede yaz!n! okurken bana
seslendiini görunce nas!l oldum biliyor musun? Yirmi y!ld!r bugunu bekliyordum.
Yirmi y!ld!r beklediim o cumleyi okuyunca ne oldum biliyor musun? Butun dunyaya
ba!rmak, seslenmek istedim butun dunyaya. Ç!lg!n gibi oldum, kendimi zor
tuttum, alad!m. Biliyorsun, ihtilâl iine kar!t! diye Mehmet'i emekli ettiler.
Ama her sabah sokaa ç!k!yor, bir ileri vard!r hep. Hemen arkas!ndan sokaa
f!rlad!m. Koarak Kurtulu'a gittim, bi-
347
zim ara soka!m!za, ama hiçbir ey yoktu, hiçbir ey yoktu. Her ey deimi,
her ey y!k!lm!, hiçbir ey yerinde kalmam!. Evimiz yerinde yoktu. Soka!n
ortas!nda alamaya balad!m. Ac!y!p bir bardak su verdiler. Hemen eve döndum,
bavulumu yapt!m, Mehmet eve dönmeden kaçt!m. Can!m, Celâlciim, söyle imdi seni
nas!l bulaca!m!. Yedi gundur yollarda, otel odalar!nda, utanc!m! gizleyemediim
uzak akrabalar!n evlerinde s!!nt! gibi kal!yorum. Kaç kere gazeteye telefon
ettim, "Bilmiyoruz," dediler. Akrabalar!n! arad!m, onlar da öyle. Bu telefona
ettim, cevap veren yok. Birkaç kuçuk eyadan baka hiçbir ey almad!m yan!ma,
almak da istemiyorum. Mehmet deli gibi beni ar!yormu. Ona hiçbir eyi
aç!klamad!!m k!sa bir mektup b!rakt!m. Evi neden terket-tiimi bilmiyor. Kimse
bilmiyor, kimseye söylemedim; hayat!m!n tek gururu olan sirrrm!, ak!m!,
ak!m!z! kimseye açmad!m can!m benim. imdi ne olacak? Korkuyorum. Art!k
yaln!z!m! Sorumluluklar!m kalmad! art!k. Tombul tavan!n akam yemeine gitmek
için, evine kocas!na yetimek için dönuyor diye uzulmeyeceksin art!k. Çocuklar!m
buyuduler, biri Almanya'da, öburu asker.'Butun hayat!m!, butun vaktimi, her
eyimi sana vereceim. Ütulerini yapaca!m, yaz! masam, ah o yaz!lar!n!
toplayaca!m; yast!k k!l!flar!n! deitireceim; o eyas!z, dolaps!z buluma
yerinden baka hiçbir yerde göremedim seni; as!l evini, eyalar!m, kitaplar!n! o
kadar merak ediyorum ki. Neredesin can!m? Nas!l bulaca!m seni? Yaz!nda adresini
neden ifrelemedin? Adresini ver. Sen de duundun, y!llarca hep sen de duundun
deil mi? Yeniden, o tek odal! ta evimizde, öleden sonra, gune !hlamur
yapraklar!n!n aras!ndan yuzlerimize, çay bardaklar!m!za, birbirlerini tan!yan
ellerimize vururken biz yapayaln!z olaca!z. Ama Celâl, o ev yok art!k;
y!k!lm!, yok olmu, ne o Ermeniler, ne o eski dukkânlar... Bunu bilmiyor
muydun? Oraya gidip alamam!, alamam! m! istedin? Niye yaz!na bunu koymad!n?
Her eyi yazabilen sen, bunu da yazabilirdin. Konu art!k benimle, yirmi y!l
sonra, konu! Utand!!n zaman gene ellerin terliyor mu, uyurken yuzunde o
çocuksu bak! beliriyor mu gene? Söyle... 'Can!m' de bana... Nas!l göreceim
seni?"
"Han!mefendi," dedi Galip dikkatle, "han!mefendi, her eyi unuttum. Bir
yanl!l!k olmu, gunlerdir gazeteye yaz! vermiyorum.
348
Onlar da otuz y!l önceki yaz!lar!m! yeniden bas!yorlar. Anlad!n!z m!?"
"Hay!r."
"Yaz!lar!mda size, kimseye bir iaret ya da cumle filan yollamak istemedim ben.
Yaz! yazm!yorum art!k. Gazetedekiler de es-*ki yaz!lar!m! yeniden yay!ml!yorlar.
Otuz y!l önceki bir yaz!mda varm! demek ki o cumle."
"Yalan!" diye ba!rd! kad!n. "Yalan! Beni seviyorsun. Beni çok sevdin.
Yaz!lar!nda hep beni anlatt!n. stanbul'un en guzel köelerini anlat!rken
benimle sevitiin evin soka!n! anlatt!n, bizim Kurtulu'umuzu, bizim kuçuk
köemizi anlatt!n, s!radan bir garsoniyeri deil. Bahçeden görduklerin bizim
!hlamur aaçlar!m!zd!. Mevlâna'n!n ay yuzlu guzeli derken, edebiyat yapm!yor,
senin ay yuzlunu anlat!yordun, beni... Kiraz dudaklar!mdan da sözettin, hilâl
kalar!mdan da, bunlar! sana ben ilham ettim. Amerikal!lar Ay'a gittiklerinde Ay
yuzeyindeki karalt!lar diye yazd!!n eyin benim yana!mdaki benler olduunu
biliyordum. Can!m, bir daha sak!n inkâr etii!e. 'Karanl!k kuyular!n korkutucu
dipsizlii' de benim kara gözlerimdi, teekkur ederim, alam!t!m. 'O apartmana
geri döndum!' dediin yer de tabii ki Bizim iki katl! evimizdi, ama yasak ve
gizli ak!m!z! kimse anlamas!n diye, oray! Nianta!'nda alt! katl!, asansörlu
bir apartman gibi anlatmak zorunda kald!n; biliyorum. Çunku biz, orada,
Kurtulu'ta, o evde seninle on sekiz y!l önce bulutuk. Tam be kere. Ne olur
inkâr etme, beni sevdiini biliyorum."
"Han!mefendi, sizin de dediiniz gibi, her ey çok eskidendi..." dedi Galip.
"Art!k hiçbir ey hat!rlam!yorum, her eyi bir bir unutuyorum."
"Can!m, Celâl, Celâlciim, bu sen olamazs!n. nanam!yorum. Seni orada zorla
tutanlar, zorla konuturanlar ni! var? Yaln!z m!s!n? Bir tek doruyu söyle, beni
y!llard!r sevdiini söyle, yeter. On sekiz y!l bekledim, bir o kadar daha
beklerim. Bana bir kerecik, bir kerecik beni sevdiini söyle. Peki, hiç olmazsa
beni o zaman sevdiini söyle, o zaman sevmitim de, telefonu sonsuza kadar
kapayaca!m."
"Sevmitim."
"Can!m de bana..."
349
"Can!m..."
"Ah hay!r, öyle deil, içten söyle!"
"Han!mefendi, lutfen! Geçmi geçmite kals!n. Ben de yaland!m, belki siz de
genç deilsiniz art!k. Ben hayâllerinizdeki insan hiç deilim. Rica ediyorum, bu
yay!mc!l!k hatas!n!, dikkatsizliin bize yapt!! bu souk akay! bir an önce
unutal!m." "Allah!m? Ben ne olaca!m peki?"
"Evinize, kocan!za dönersiniz. Sizi seviyorsa affeder. Bir hikâye uydurursunuz,
sizi seviyorsa hemen inan!r. Kocan!z!, sizi seven sad!k kocan!z! k!rmadan bir an
önce evinize dönun."
"On sekiz y!l sonra seni bir kere daha göreyim."
"Ben on sekiz y!l önceki o adam deilim han!mefendi."
"Hay!r, o adams!n. Yaz!lar!n! okuyorum. Her eyini biliyorum. Seni ne çok, ne
çok duundum. Söyle bana: O kurtulu gunu uzak deil, deil mi? O kurtar!c! kim?
Ben de onu bekliyorum. 'O' sensin. Biliyorum. Daha pek çok kii biliyor. Butun
esrar sende. Beyaz at!n uzerinde deil, beyaz Cadillac'la geleceksin. Herkes bu
ruyay! göruyor. Celâl'çiim, seni ne çok sevdim. Bir kere olsun, hiç olmazsa,
uzaktan göreyim: Bir parkta, Maçka Park!nda sana uzaktan bir kere olsun
bakabileyim. Saat bete Maçka Park!na gel."
. ¦ .
"Han!mefendi, telefonu özur dileyerek kapataca!m. Ondan önce, dunyadan elini
eteini çekmi yal! bir adam olarak ve hiçbir zaman lây!k olmad!!m sevginize
s!!narak sizden bir ey rica edeceim. Lutfen bana söyleyin, telefonumu nereden
buldunuz? Benim adreslerimden hiçbiri var m! sizde? Benim için çok önemli
bunlar."
"Söylersem seni bir kere olsun görmeme izin verecek misin?"
Bir sessizlik oldu.
"Vereceim", dedi Galip.
Bir sessizlik daha oldu.
"Once adresini sen ver ama," dedi kad!n kurnazca. "Bunca y!ldan sonra
guvenmiyorum sana aç!kças!."
Galip duundu. Telefonun öbur ucundan bir kad!n!n -hatta iki kad!n!n diye
duunmutu- yorgun bir buharl! lokomotif gibi sinirli sinirli nefes al!!
duyuluyor, daha arkadaki bir radyodan belli belirsiz bir muzik geliyordu; radyo
programlar!nda 'Turk halk mu-
350
zii' diye ilan edilen ve Galip'e aktan, terkediliten ve ac!dan çok,
Babaanneyle Dedenin son y!llar!n! ve son sigaralar!n! hat!rlatan bir muzik.
Galip, uzak bir köesinde iri ve eski bir radyo duran oday!, o odan!n öteki
ucunda elinde telefon, y!pranm! bir koltukta oturan gözu yal! t!knefes bir
kad!n! hayâl etmeye çal!t!, ama gözlerinin önunde Babaanneyle Dedenin bir
zamanlar oturup sigara içtikleri iki kat aa!daki o oda canland!: Ruya ile
orada 'ben görmedim'oynarlardi. Bir sessizlikten sonra,
"Adreslerin..." diye söze balam!t! ki Galip, kad!n butun gucuyle ba!rd!:
"Hay!r, hay!r söyleme! O da dinliyor. O da burada. Zorla konuturuyor beni.
Celâl, can!m söyleme adresini, seni bulup öldurecek. Ah, oh, ah!"
Son inlemelerle birlikte kula!na iyice bast!rd!! ahizeden Galip, tuhaf,
'korkunç, madeni gurultuler iitti, anla!lmaz t!k!rt!lar; bir iti kak! hayâl
etti. Derken, buyuk bir pat!rt! duyuldu: Ya bir tabanca patlam! ya da
çekitirilen ahize yere dumutu. Hemen sonra bir sessizlik balad!, ama tam bir
sessizlik de deildi; Galip uzakta hâlâ çalan radyoda Behiye Aksoy'un 'çapk!n,
çapk!n, seni çapk!n'lar!n! ve radyo kadar uzak bir köede alayan kad!n!n
h!çk!r!klar!n! iitti. imdi kimin eline geçmise ahize, yak!ndan onun soluk
al!verileri duyuluyordu, ama bir ey söylemiyordu o kii. Bu ses duzeni çok
uzun surdu. Radyoda yeni bir ark! balad!, nefes al! veriler, kad!n!n
tekduzeleen h!çk!r!lar! hiç deimiyordu.
"Alo!" dedi Galip sinirleri iyice bozulunca. "Alo! alo?"
"Benim, ben," dedi en sonunda bir erkek sesi; gunlerdir dinledii sesti, her
zamanki ses. Olgunlukla, soukkanl!l!kla, neredeyse Galip'i yat!t!r!r, tats!z
bir konuyu kapat!r gibi konumutu. "Emine dun bana her eyi itiraf etli. Onu
bulup eve getirdim. Celâl Efendi, ireniyorum senden, senin can!na okuyaca!m!"
Uzun çok uzun zamand!r, suren bir oyunun hiç kimseyi honut etmeyen tats!z
sonucunu aç!klayan bir hakem gibi, tarafs!z bir sesle ekledi: "Seni
öldureceim!"
Bir sessizlik oldu.
"Bir de beni dinlesen," dedi Galip meslek al!kanl!!yla. "Yaz! yanl!l!kla
yay!mland!. Eski bir yaz!md!."
"B!rak bunlar!, b!rak," dedi Mehmet. Soyad! neydi? "Demin
351
de dinledim, çok da dinledim bu hikâyeleri. Bunun için öldurmeyeceim seni;
bunun için ayr!ca ölumu hak etsen de. Seni ne için öldureceim biliyor musun?"
Ama Celâl'den -ya da Galip'ten -bir cevap almak için sormuyordu, cevab!
çoktan'haz!rlam! olmal!yd!. Galip al!kanl!kla dinledi: "Bu miskin ulkeyi adam
edecek askeri harekâta ihanet ettiin için deil, senin yuzunden rezil olan o
yurtseverlik iine girien o gözupek subaylarla, surum surum surundurulen o mert
insanlarla sonralar! alay ettiin, ustelik yaz!lar!nla k!k!rtt!!n bu maceraya,
onlar kelle koltukta girerken ve sayg! ve hayranl!kla sana kap!lar!n! ve darbe
plânlar!n! açarlarken sen oturduun koltukta rezil ve sinsi hayâllere dald!!n
için, hatta guvenlerini kazanarak evlerine girdiin bu alçakgönullu yurtsever
insanlar!n aras!nda hayâllerini sinsice uygulayabildiin için de deil, - k!sa
keseceim - hepimizin bir ihtilâl -heyecan!na kap!ld!! o gunlerde bir bunal!m
geçiren zavall! kar!m! kand!rd!!n için de deil, hay!r; hepimizi, butun bir
ulkeyi kand!rd!!n için, rezil hayâllerini, saçmasapan kuruntular!n!, pervas!z
yalanlar!n! sevimli aklabanl!klar, dokunakl! incelikler ve oturakl! sözler
k!l!!na sokup he-. pimize, butun bir millete ve en bata da y!llarca ve
y!llarca bana yutturabildiin için öldureceim seni. Benim gözlerim aç!ld!
art!k. Bakalar!n!n da gözleri aç!ls!n art!k. Hikâyesini alayla dinlediin o
attar var ya, senin bir gulule unutaca!n bu adam!n-da intikam!m alaca!m.
Senin izine rastlamak için butun ehri kar! kar! gezdiim bu bir haftada
yap!lmas! gereken tek eyin bu olduunu anlad!m. Bu milletin de, benim de butun
örendiklerimizi unutmam!z gerekiyor çunku. Butun yazarlar!m!z! cenazelerini
izleyen ilk sonbahardan sonra unutuun dipsiz kuyusundaki sonsuz uykular!na
terkettiimiz de sen yazm!t!n."
"Hepsine butun kalbimle kat!l!yorum," dedi Galip. "yice boalan haf!zamda
kalm! son k!r!nt!lardan da kurtulmak için yazd!!m u son birkaç yaz!dan sonra
bu yaz! iinden elimi eteimi butun butun çekeceimi de sana söylemi miydim? Bu
vesileyle, bugunku yaz!m! nas!l bulduunu sorsam?"
"Namussuz herif, sorumluluk nedir bilir misin sen, bal!l!k nedir, durustluk
nedir, fedakârl!k nedir bilir misin? Okuyucular!nla alay etmek ya da kand!r!lm!
bir zavall!ya elenceli bir iaret vermekten baka bir ey hat!rlat!yor mu bu
kelimeler sana? Kar-
352
delik nedir bilir misin sen?"
CelâPi savunmaktan çok, bu son soruyu sevdii için "bilirim!" diyecekti Galip,
ama telefonun ucundaki Mehmet -hangi Mehmet'ti bu Muhammed- kendini
gayretkelikle youn ve içler ac!s! bir sövgu saana!na vermiti imdi.
"Sus, yeter art!k!" dedi, daha sonra, kufurleri tukendiinde. Bunu, odan!n bir
köesinde hâlâ alayan kar!s!na söylediini Galip sonraki sessizlikte anlad!.
Kad!n!n bir ey aç!klayan sesini ve radyonun kapat!ld!!n! iitti.
"Onun amcam!n k!z! olduunu bildiin için aile içi aklar! kuçumseyen ukala
yaz!lar yazd!n," diye devam etti Mehmet olduunu söyleyen ses. "Bu ulkenin
evlatlar!n!n yar!s!n!n teyzelerinin oullar!yla, öbur yar!s!n!n da amcalar!n!n
k!zlar!yla evlendiklerini bildiin halde, akraba evlilikleriyle pervas!zca alay
eden rezil yaz!lar kaleme ald!n. Hay!r, Celâl Efendi, ben hayatta baka bir k!z
tan!ma f!rsat! bulamad!!m için deil, akrabalar!m d!!nda butun kad!nlardan
korktuum için deil, annemin, teyzelerim ve halalar!m!n ve onlar!n k!zlar!
d!!nda baka herhangi bir kad!n!n beni içtenlikle sevebileceine, hatta bana
sab!rla tahammul edebileceine inanamad!!m için deil, onu sevdiim için
evlendim bu kad!nla. Sen çocukluundan beri birlikte oynad!!n bir k!z! sevmek
nedir, hiç duunebilir misin? Sen, yaln!zca bir kad!n!, hayat!n boyunca tek bir
kad!n! sevmek nedir, duunebilir misin? imdi senin için alayan bu kad!n! ben
elli y!l sevdim. Onu çocukluumdan beri seviyorum, anl!yor musun, hâlâ
seviyorum. Sen hiç sevmek nedir bilir misin? Kendi gövdeni ruyanda görur gibi,
seni tamamlayan birine özlemle bakmak nedir, bilir misin? Ak nedir, bilir misin
sen? Bu kelimeler, masallar!na kanmaya çoktan haz!r o geri zekâl! okuyucular!n
için yap!lacak el çabukluu marifet rezil bir yaz! numaras! için malzeme
olmaktan baka bir ey olabildi mi senin için hiç? Sana ac!yorum, seni
kuçumsuyorum, senin için uzuluyorum. Butun hayat!n boyunca lâflarla oynamaktan,
kelimeleri evirip çevirmekten baka bir ey yapabildin mi? Cevap ver!" "Sevgili
dostum," dedi Galip, "bu benim mesleimdi." "Mesleiymi!" diye ba!rd!
telefonun öbur ucundaki ses. "Aldatt!n, kand!rd!n, alçakt!n hepimizi! O kadar
inan!rd!m ki sana, butun hayat!m!n bir sefaletler resmi geçidi, bir budalal!klar
ve al-
353
dan!lar dizisi, bir kâbuslar cehennemi ve zavall!l!klar^ kuçuklukler ve
baya!l!klarla kurulmu bir s!radanl!klar aheseri olduunu bana ac!mas!zca
kan!tlayan tantanal! bir yaz!n! okuduktan sonra da hak verirdim sana. Üstelik
alçald!!m!, kuçumsendiimi duuneceime, böyle yuce duuncelere ve keskin
kaleme sahip birisiyle tan!m!, görumu, hatta bir zamanlar ayn! askeri
darbenin deni-. ze indirildii anda batan gemisinde birlikte bulunmu olmaktan
gurur da duyard!m. Namussuz herif, o kadar hayrand!m ki sana, hayat!mdaki butun
sefaletin sorurrilusu olarak korkakl!!m!, yaln!z benim deil, butun milletin
korkakl!!n! gösterdiinde, neden korkak olduumu ne için, hangi yanl!!mdan
dolay! korkakl!a al!t!!m! ac!yla duunur, bugun benden çok daha korkak
olduunu bildiim seni ise, bir cesaret an!t! olarak görurdum. Öyle tapard!m ki
sana, art!k bizlerle hiç mi hiç ilgilenmediin için herkesinkinden hiçbir fark!
olmayan s!radan gençlik an!lar!n!, ya da çocukluunun bir k!sm!n! geçirdiin
eski bir apartman!n kavrulmu soan kokan karanl!k merdivenlerini, hatta
hayâletli ve cad!l! ruyalar!m ve saç-masapan metafizik tecrubelerini anlatt!!n
yaz!lar!n!, içindeki gizli sakl! kerametleri kefetmek için yuzlerce kere okur,
kar!ma okutur, akam onunla bu yaz! uzerinde saatlerce konutuktan ^sonra,
inan!lacak tek eyin, orada iaret edilen gizli anlam olduunu duunur ve hiçbir
anlam! olmayan o gizli anlam! da anlad!!ma inand!r!rd!m kendimi."
"Hiçbir zaman bu tur hayranl!klara f!rsat vermek istemedim," diye söze girmiti
Galip.
"Yalan! Butun yaz! hayal!n boyunca benim gibilerini avlamaya çal!t!n. Onlara
cevaplar yazd!n, fotoraflar!n! istedin, el yaz!lar!m inceledin, s!rlar,
cumleler, sihirli kelimeler verir gibi yapt!n..."
"Hepsi ihtilâl ii içindi. K!yamet gunu için, Mehdi'nin gelii, kurtulu saati
için hepsi..."
"Ya sonra? Ya bu iten vazgeçtikten sonra?"
"Eh bu sayede o okurlar da bir eye inanabiliyorlard! en sonunda."
"Sana inan!yorlard! ve sen de buna pek bay!l!yordun... Dinle, o kadar hayrand!m
ki ben de sana, parlak bir yaz!n! okuduumda oturduum koltukta tepinirdim,
gözlerimden yalar f!k!r!rd!, yerimde duramaz, odada, sokaklarda aa! yukar!
yurur, seni duler-
dim. Bu da bir ey deil, o kadar çok hayâlini kurar, o kadar çok duunurdum ki
seni, bir noktadan sonra, sanki ikimiz aras!ndaki kiilik çizgisi hayâllerimin
sisleri ye dumanlar! aras!nda kaybolurdu. Hay!r, hiçbir zaman o yaz!lar!
kendimin yazd!!n! sanacak kadar kendimden geçmezdim. Unutma ki bir ak!l hastas!
deil, yaln!zca sad!k bir okurunum ben. Ama, senin yazd!!n o parlak cumlelerin,
o ince bulular!n ve duuncelerin yarat!lmas!nda, tuhaf bir ekilde, ilk anda
kanitlanamayacak kadar karma!k bir yolla, sanki benim de bir pay!m varm! gibi
gelirdi bana. Sanki ben olmasayd!m, sen o harikalar! yumurtlayamavacakt!n.
Hay!r, yanl! anlama; y!llarca benden yuruttuun, bir kere olsun iznimi alma
gereini bile duymadan a!rd!!n o duuncelerimden sözetmiyorum. Hurufiliin
bana ilham ettiklerinden de, yay!mlayabilmek için ne s!k!nt!lar çektiim
kitab!m!n son k!sm!ndaki keiflerimden de sözetmiyorum hiç. Onlar zaten senindi.
Anlatmak istediim, yaln!zca ayn! eyi birlikte duunmu olmak duygusudur; senin
baar!nda sanki benim bir pay!m olduu duygusu. Anl!yor musun?"
"Anl!yorum," dedi Galip, "buna benzer bir ey yazm!t!m da.."
"Evet, hem de aksi bir rastlant!yla yeniden yay!mlanan o malûm yaz!nda, ama
anlam!yorsun; anlasayd!n çunku hemen bana kat!l!rd!n. Bunun için öldureceim
seni, ite bunun için! Hiçbir zaman anlamad!!n halde, anlam! gibi gözuktuun
için, hiçbir zaman hiçbirimizin yan!nda olmad!!n halde, gece ruyalar!m!za
girecek kadar ruhlar!m!za kustahça sokulmay! baard!!n için. O parlak yaz!larda
bir pay!m olduunu kendime inand!rabilmek için, y!llar boyunca her yaz!n! yutar
gibi okuduktan sonra, anlatt!!na benzer bir duunceyi seninle dostluk ettiimiz
o mutlu y!llarda birlikte duunmu ya da konumu olduumuzu, olabileceimizi
hat!rlamaya çal!!rd!m. O kadar çok duunurdum ki bunu, o kadar çok hayâl
ederdim ki seni, bir hayran!nla tan!t!!mda senin hakk!nda söylenen inan!lmaz
övguler sanki benim için söyleniyormu gibi gelirdi bana; sanki ben de senin
kadar unluydum. Senin esrarengiz ve gizli hayat!n hakk!nda ç!kar!lan
dedikodular, sanki benim de s!radan biri olmad!!m!, en az!ndan sendeki o
tanr!sal sihrin bir k!sm!n!n bana da bulat!!n! kan!tlard!; sanki ben de senin
kadar bir efsane idim. Heyecana kap!l!rd!m; baka biri olurdum se-
355
!
nin yuzunden. lk y!llarda, ehir Hatlar! vapurunda, ellerinde gazete iki
vatanda!n senden söz ettiklerini iittiimde, "Ben Celâl Salik'i tan!yorum,
hatta çok yak!ndan!" diye butun gucumle ba!rmak, onlar!n ak!nl!k ve
hayranl!klar!ndan zevk almak, seninle ortak s!rlar!m!zdan sözetmek gelirdi
içimden. Daha sonraki y!llarda, bu istek daha da iddetlendi, iki kiinin bir
yerde senden sözettik-lerini, seni okuduklar!n! görmeyeyim, hemen, "Beyler,
Celâl Sa-lik'e çok yak!ns!n!z, hatta hatta ben Celâl Salik'im!" demek isterdim.
Bu duunce bana o kadar badöndurucu, o kadar sars!c! gelirdi ki, söyleyeceimi
her duunuumde kalbim kut kut atmaya balar, aln!mda ter damlac!klar! birikir,
o ak!nlar!n yuzunde göreceim hayranl!! duundukçe zevkten bay!l!r gibi
olurdum. Bu cumleyi ba!ra ba!ra, zafer ve mutlulukla hiçbir zaman söylemememin
nedeni, onu saçma ya da abart!l! bulmam deil, akl!mdan geçirmemin bana
yetmesiydi. Anl!yor musun?" -
"Anl!yorum."
"Yaz!lar!n!, kendimi senin gibi zeki hissederek zaferle okurdum. Yaln!zca seni
deil, beni de alk!l!yorlard!, emindim bundan. Biz ikimiz birlikteydik çunku,
biz, o kalabal!klardan çok daha baka bir yerdeydik. Seni çok iyi anl!yordum.
Ben de senin gibi sinemalara, futbol maçlar!na, fuarlara, panay!rlara giden o
kalabal!klardan art!k nefret ediyordum. Hiçbir zaman adam olmayacaklar!n!, her
zaman ayn! budalal!klar! edeceklerini, ayn! masallara kanacaklar!n!,, en masum
gözuktukleri o içler ac!s!, göz yaart!c! fukaral!k ve zavall!l!k anlar!nda bile
yaln!zca kurban deil, ayn! zamanda suçlu ya da en az!ndan suç orta!
olduklar!n! duunuyordun/Kurtar!c! diye bekledikleri sahtekârlar!ndan da, en son
babakanlar!n!n en son budalal!klar!ndan da, askeri darbelerinden de,
demokrasilerinden de, ikencelerinden de, sinemalar!ndan da b!km!t!n art!k.
Bunun için' seviyordum seni. Y!llarca, her yaz!ndan sonra heyecanla duunduum
gibi, "te bunun için Celâl Salik'i seviyorum," diyordum ve her seferinde
yepyeni bir heyecana kap!larak, gözlerimden yalar akarak seviyordum. Dun bulbul
gibi a-k!yarak eski yaz!lar!n! nas!l bir bir hat!rlad!!m! sana kan!tlad!!mda,
böyle bir okurun olabileceini tahmin edebiliyor muydun?"
"Belki, biraz..."
"Dinle o zaman... Kendi ac!kl! hayat!m!n ucra bir noktas!nda,
356

bu rezil dunyam!z!n yavan ve s!radan anlar!n!n birinde, parma!m yontulmam! bir
hayvan!n kapad!! dolmu kap!s!na s!k!t!! zaman, emekli maa!ma kuçuk bir ek
salamak için gerekli kâ!tlar! haz!rlarken be para etmez bir herifin
ukalâl!klar!na sabretmek zorunda kald!!mda, yani sefaletimin tam orta yerinde,
birden, bir cankurtaran simitine sar!l!r gibi u duunceye sar!l!rd!m hemen:
"Celâl Salik ne yapard! bu durumda? O ne derdi? Onun gibi davran!yor muyum
acaba?" Son yirmi y!lda bu son soru bende bir hastal!k oldu. Bir akraba
duununde, havay! bozmamak için herkesle birlikte halay çekerken ya da vakit
öldurmek için gittiim mahalle kahvesinde kâ!t oyununda altm!alt!da kazan!p
neeli kahkahalar atarken, birden gene duunurdum: "Hiç Celâl Salik böyle yapar
m!yd!?" Butun akam!m! rezil etmeye yeterdi bu, butun hayat!m!. Butun hayat!m!,
Celâl Salik imdi ne yapard!, Celâl Salik imdi ne yap!yordur, Celâl Salik imdi
ne duunuyordur, diye sormakla geçirdim. Ama yaln!zca böyle olmakla kalsayd!
gene iyiydi. Fazladan, kafama bir de u soru tak!l!rd!: "Celâl Salik benim
hakk!mda ne duunuyordur acaba?" Y!llar y!l!, senin bir kere olsun beni
hat!rlamayaca!na, duunmeyeceine, akl!ndan bile geçirmeyeceine karar verecek
kadar mant!!m! ilettiimde soru u ekle dönerdi: "Celâl Salik beni bu halimde
görse benim hakk!mda ne duunurdu acaba?" Sabah kahvalt!s!ndan sonra, uzerimde
hâlâ pijamalar, sigara içiime tan!k olsayd! Celâl Salik ne derdi? Vapurda
yan!ndaki k!sa etekli ve evli bayan! rahats!z eden serseriye nas!l ç!k!t!!m!
iitseydi Celâl Salik ne duunurdu? Butun yaz!lar!n! kesip ONKA marka
klasörlerde saklad!!m! bilseydi acaba Celâl Salik ne hissederdi? Onun
hakk!ndaki duuncelerimi, hayat hakk!ndaki butun duuncelerimi örenseydi acaba
Celâl Salik ne derdi?"
"Aziz okuyucum ve dostum," dedi Galip, "söyle bana, niye y!llar y!l! bir kere
olsun beni aramad!n?"
"Hiç duunmedim mi san!yorsun? Korkuyordum. Yanl! anlama, yan!nda kuçulmekten,
böyle durumlarda olaca! gibi kendimi tutamay!p dalkavukluk etmekten, en s!radan
sözlerini bile buyuk kerametler gibi hayranl!kla kar!lamaktan ya da öyle
yapmam! isteyeceini sanarak, senin hiç de istemediin yanl! bir yerde
kahkahalar atmaktan korkmuyorum. Tek tek binlerce defa hayâl ettiim bu
sahnelerin ötesindeydim ben."
357
"O sahnelerin akla getireceinden de zekisin," dedi Galip, efkatle.
"Seninle kar!lat!ktan, imdi söylediim cinsten hayranl!k ve dalkavukluk
sözlerini butun içtenliimle söyledikten sonra, senin de benim de baka
söyleyecek, anlatacak hiçbir ey bulamayaca!m!zdan korkuyordum."
"Ama görduun gibi, hiç de öyle olmad!," dedi Galip. "Tatl! tatl! ne guzel
kaynat!yoruz, bak."
Bir sessizlik oldu.
"Seni öldureceim," dedi ses. "Seni öldureceim! Senin yuzunden hiçbir zaman
kendim olamad!m."
"Hiçbir zaman kendisi olamaz insan."
"Çok yazm!t!n bunu, ama benim gibi hissedemezsin sen bunu, bu gerçei benim
kadar anlam! olamazs!n... 'Esrar' dediin ey, bunu anlamadan anlamand!,
anlamadan bu gerçei yazman. Çunku insan bu gerçei kendi olamadan kefedemez.
Kefederse de kendisi olamam! demektir. kisi ayn! anda doru olamaz. Paradoksu
anl!yor musun?"
"Ben hem kendimim, hem de bir bakas!," dedi Galip.
"Hay!r, butun yureinle inanarak söylemiyorsun," dedi telefonun öbur ucundaki
adam. "Bu yuzden öleceksin ite. Yaz!lar!nda yapt!!n gibi, inand!r!yorsun, ama
kendin inanm!yorsun ve kendin inanmad!!n için inand!rmay! baar!yorsun. Ama
inand!rabildikle-rin, senin inanmadan inand!rabildiini anlay!nca korkuya
kap!hyor-lar."
"Korku?"
"Esrar dediin o eyden, anlam!yor musun, o belirsizlikten, yaz! denen
sahtekarl!!n oyunundan, harflerin karanl!k yuzlerinden korkuyorum. Y!llarca,
yaz!lar!n! okurken, hem orada, okuduum yerde, koltuumda ya da masam!n ba!nda,
hem de bambaka bir yerde, hikâyeleri anlatan yazar!n yan!nda bir yerde olduumu
duyard!m. nanmayanlarca inand!r!ld!!n! sezmek nedir biliyor musun sen? Seni
inand!ranlar!n asl!nda inanamad!klar!m bilmek? Senin yuzunden kendim olamad!!m
için ikâyet etmiyorum. Fakir ve ac!kl! hayat!m zenginleti, kendi b!kt!r!c!
yavanl!!m!n karanl!!ndan ç!k!p sen oldum böylece, ama 'sen' dediim sihirli
eyden de emin deildim hiç. Bilmiyorum, ama bilmeden biliyordum. Bil-
358
mek denebilir mi buna? Otuz y!ll!k kar!m yemek masas!na k!sac!k bir mektup
b!rak!p hiçbir ey aç!klamadan kay!plara kar!t!!nda nereye gittiini
biliyormuum; ama bunu bildiimi bilmiyormu-um. Bilmediim için, ehir kazan
ben kepçe gezerken, seni deil onu ar!yordum. Ama onu ararken, gene fark!nda
olmadan seni de ar!yordum, çunku sokak sokak stanbul'un esrar!n! çözmeye
çal!!rken, daha ilk gunden akl!mda u korkunç duunce de vard!: "A-caba durup
dururken kar!m!n beni terk ettiini örenseydi Celâl Salik ne derdi bu ie?" Bu
durumun 'tam Celâl Salik'lik bir durum' olduuna karar vermitim. Her eyi sana
anlatmak istiyor-, dum. Bu konunun y!llard!r aray!p da bulamad!!m, tam seninle
konuulacak konu olduunu duunuyordum. Bu heyecana o kadar kap!ld!m ki,
y!llard!r ilk defa seni aramaya cesaret ettim, ama bulam!yordum, yoktun, hiçbir
yerde yoktun. Biliyordum, ama bilmiyordum. Y!llar boyunca, belki bir gun arar!m
diye edindiim telefon numaralar!n vard!. Onlar! arad!m, yoktun. Akrabalar!n!
arad!m, seni pek seven halan!, sana tutkuyla bal! uvey anneni, -sana olan
ilgisini emleyemeyen baban!, amcan!, hepsi pek ilgililer seninle, ama sen
yoktun. Milliyet Gazetesine gittim, orada da yoktun. Gazetede seni arayan
bakalar! da vard!, seni ngiliz televizyoncularla göruturmek isteyen amcan!n
olu, k!zkardeinin kocas! Cîalip. Bir içguduyle onun peine tak!ld!m. Bu
hulyal! çocuk, bu uykudagezer Celâl'in yerini bilir diye duunuyordum. O
biliyordur, ustelik bildiini de biliyordur diyordum kendime. stanbul'un içinde
bir gölge gibi onu takip ettim. O önde, ben biraz uzakta, arkas!nda, sokaklardan
geçtik, ta hanlara, eski dukkânlara, camdan pasajlara, kirli sinemalara girdik,
Kapal!çar!'y! kar! kar! gezdik, kald!r!ms!z kenar mahallelere gittik,
köprulerden geçtik, karanl!k köelere, stanbul'un bilinmeyen mahallelerine
dald!k, tozun, çamurun, pisliin içine girdik. Hiçbir yere varm!yorduk>e gene
gidiyorduk. Butun stanbul'u tan!yormu gibi yuruyorduk ve hiçbir yeri
tan!m!yorduk. Onu kaybettim, yeniden buldum, gene kaybettim; gene buldum, sonra
gene kaybettim, sonunda o beni sala bir pavyonda buldu. Orada, bir masan!n
çevresinde oturan kalabal!k, hepimiz bir hikâye anlatt!k. Hikâye anlatmay!
severim ben, ama dinleyici bulamam. Bu sefer dinliyorlard!. Anlatt!!m hikâyenin
ortas!nda, dinleyicilerimin merakl!, sab!rs!z bak!lar!, yuzumden hi-
359
kâyenin sonunu okumaya çal!!rken, böyle durumlarda hep olduu gibi, hikâyemin
sonunun yuzumden anla!lmas!ndan ben korkarken ve hikâye ile bu duuncelerin
aras!nda gidip gelirken kar!m!n sana kaçt!!n! anlad!m. "Celâl'e kaçt!!n!
biliyormuum," diye duundum. Biliyormuum, ama bildiimi bilmiyormuum.
Arad!!m ey bu ruh durumu olmal!yd!. Kendi ruhuma aç!lan bir kap!dan içeri,
yeni bir âleme en sonunda girmeyi baarm!t!m. Y!llar sonra, ilk defa istediim
gibi hem bir bakas! hem de kendim olmay! baarabilmitim. Bir yandan, "Bu
hikâyeyi bir köe yazar!nda okumutum," diye bir yalan atmak geliyordu içimden,
bir yandan da, y!llard!r peinden kotuum bir huzura en sonunda gömu-
lebildiimi hissediyordum. stanbul'u sokak sokak gezerken, karmakar!!k
kald!r!mlarda, çamurlu dukkân önlerinde yururken, vatanda yuzlerindeki kederi
seyrederken, seni nerede bulabilirim diye eski yaz!lar!n! okurken, dehetle
sezdiin bir duyguya benziyordu bu lanet olas! huzur. Ama hikâyemi bitirmi ve
kar!m!n nereye gittiini anlam!t!m art!k. Daha önce,.hikâye anlatan garsonun,
fotorafç!n!n, uzun boylu yazar!n hikâyesini dinlerken de az önce anlad!!m
eyin korkunç sonucunu görmutum. Butun hayat!m boyunca aldat!lm!t!m, butun
hayat!m boyunca kand!r!lm!t!m! Alla-h!m, Allah!m! Bu kelimeler sana bir ey
ifade ediyor mu?" "Ediyor."
, "Dinle o zaman. Y!llard!r 'esrar' diye bizleri peinden koturduun gerçein
u olduuna karar vardim; senin de bilmeden bil- J diin, anlamadan yazd!!n
gibi: Kimse kendisi olamaz bu ulkede! Yenikler ve ezikler ulkesinde varolmak bir
bakas! olmakt!r. Bir bakas!y!m, o halde var!m! Peki, yerinde olmak için can
att!!m o bir bakas! da sak!n bir bakas! olmas!n? Aldat!ld!m, kand!r!ld!m
dediim ey budur. Çunku kendisine köru körune tapan birinin kar!s!n! elinden
almazd! benim inand!!m ve okuduum kii. O gece-yar!s!, o pavyonda, masan!n
çevresinde oturup hikâye anlatan '; orospulara, garsonlara, fotorafç!lara,
aldat!lm! kocalara ba!rarak demek isterdim ki: "Ey yenikler! Ey ezikler! Ey
lanetliler! Ey unutulmular! Ey önemsizler! Korkmay!n, kimse kendisi deildir,
kimse! Yerinde olmak istediiniz krallar, mutlular, padiahlar, unluler,
y!ld!zlar, zenginler de öyle. Onlardan kurtulun! O zaman size s!r diye
verdikleri hikâyeyi onlar!n yokluuyla siz bulmu ola-
360
caks!n!z. Öldurun onlar!! Kendi s!rr!n!z! kendiniz kurun, kendi esrar!n!z!
kendiniz bulun! Anl!yor musun? Hayvani bir öfke ve intikam duygusuyla deil,
aldat!lan kocalar!n çou gibi, beni içine çektiin yeni dunyaya girmek
istemediim için öldureceim seni ben. Butun stanbul, butun harfler, yaz!lar!na
yerletirdiin o iaretler ve yuzler de gerçek esrar!na kavuacak o zaman.
'Celâl Salik Vuruldu!' diye yazacak gazeteler: 'Esrarengiz Cinayet'. Hiçbir
zaman çözulemeyecek 'Anla!lmaz Cinayet.' Belki dunyam!z!n hiç olmayan anlam!
iyice kaybolacak, sözunu ettiin k!yamet gunune, Mehdi'nin geliine yakm bir
kargaa olacak stanbul'da, ama benim için, birçoklar! için kaybolan esrar!n
kefi de bu olacak. Çunku bu iin arkas!ndaki s!rr! kimse çözemeyecek. Senin
yard!m!nla bast!rabildiim alçakgönullu kitab!mda sözunu ettiim ve senin de pek
iyi anlad!!n esrar!n kefinden, yeniden kefinden baka ne olabilirdi ki bu?"
"Hiç de öyle olmaz," dedi Galip. "Sen istediin kadar esrarl! bir cinayet ile,
onlar, o mutlular ve ezikler, budalalar ve unutulmular hemen elele verip bu
ite bir esrar olmad!!n! kan!tlayan bir hikâye uydururlar. Uydurduklar! h!zla
inanacaklar! bu hikâye benim ölumumu s!radan bir kumpas!n renksiz bir parças!
ekline sokar hemen. Daha cenazem kald!r!lmadan, herkes bunun milli
butunluumuzu tehlikeye sokan bir kumpas!n ya da y!llard!r suren bir ak ve
k!skançl!k maceras!n!n sonucu olduuna karar verir hemen. Meer katil esrar
kaçakç!lar!yla askeri darbecilerin bir aletiymi der herkes; meer cinayet
Nakibendi tarikat!yla, örgutlenmi ak lellallar!nca ilettirilmi, meer son
padiah!n torunlar!yla bayra!m!z! yakanlar duzenlemi bu kirli ii, meer
demokrasimize ve Cumhuriyetimize kastedenlerle en son Haçl! seferini
haz!rlayanlar da bu numaran!n içindeymiler!"
"stanbul'un ortas!nda, çöp y!!nlar!n!n zerzavat art!klar!n!n, köpek leleriyle
Milli Piyango biletleri aras!nda, çamurlu bir kald!r!mda, esrarengiz bir ekilde
bulunan unlu bir köe yazar!n!n cesedi... Derinlerde bir yerde, geçmiimizde,
hat!ralar!m!z!n tortusu içinde, kelimelerin ve cumlelerin aras!nda, unutuluun
k!y!s!ndaki bir esrar!n hâlâ aram!zda tebdil gezdii bu esrar! bulmam!z
gerektii, bu miskinlere bundan baka nas!l anlat!labilir?"
"Otuz y!ll!k yaz! deneyimimle söyluyorum," dedi Galip, "hiç-
361
bir ey hat!rlamazlar, hiçbir ey. Üstelik beni bulup bu ii yadan k!l çeker
gibi becerebilecein de kesin deil pek. Olsa olsa, pisi pisine yanl! bir
yerimden yaralars!n beni. Sonra, sen karakolda s!k! bir dayak yerken -ikenceden
hiç sözetmeyeyim- ben, senin hiç de istemediin bir biçimde, bir kahraman olur,
geçmi olsun ziyaretine gelen Babakan'm budalal!klar!na sabretmek zorunda
kal!r!m. Emin ol, hiç demez! Dunyan!n arkas!nda eriemeyecekleri bir s!r
olduuna inanmak istemiyorlar art!k."
"Butun hayal!m!n bir aldan!, souk bir aka olmad!!n! kim kan!tlayacak bana?"
"Ben!" dedi Galip. "Dinle..."
"Birev? Hay!r, istemiyorum..."
"nan bana, ben de senin kadar inanm!t!m."
"nanay!m!" diye istekle ba!rd! Mehmet. "Kendi hayat!m!n anlam!n! kurtarmak
için inanay!m, ama hayatlar!n!n kay!p anlam!n! ellerine tututurduun ifrelerle
hecelemeye çal!an yorganc! ç!raklar! ne olacak? Almanya'dan hiç dönmeyecek ve
onlar! da hiçbir zaman oraya ça!rmayacak nianl!lar!n! beklerken, senin onlara
vaad ettiin cennet gunlerinde kullanacaklar! mobilyalar!, portakal s!kma
makinelerini, bal!k bal! lambalar! ve dantelli çaraflan ancak yaz!lar!n
sayesinde hayâl edebilen hulyal! bakireler ne olacak? Cennette yerleecekleri
tapulu apartman dairelerinin planlar!n! senin yaz!lar!nda örendikleri bir
yöntemle kendi yuzlerinde görmeyi baaran emekli otobus biletçileri ve bu sefil
ulkeyi, hepimizi kurtaracak Mehdi'nin Arnavut kald!r!ml! sokaklarda görunecei
gunun ebced yöntemiyle hesab!n! senin yaz!lar!ndan ald!klar! ilhamla yapabilen
kadastro memurlar!yla havagaz! tahsildarlar! ve simitçilerle eskiciler ve
dilenciler -göruyorsun senin kelimelerinden kurtulam!yorum hiç- ve bizim Karsl!
anar!m!zla, arad!klar! efsanevi kuun kendileri olduunu senin sayende anlayacak
okurlar!n, ac!kl! okurlar!n ne olacak?"
"Unut" dedi Galip, telefondaki sesin al!kanl!kla listeyi uzatmas!ndan korkarak.
"Unut onlar!, unut hepsini, duunme onlar!. Tebdil gezen son Osmanl!
padiahlar!n! duun. Törelerine bal! olduklar! için belki hâlâ saklad!! bir
paras!, alt!n! ya da bir s!rr! vard!r diye öldurmeden önce kurbanlar!na ikence
eden Beyolu haydutlar!n!n geleneksel yöntemlerini duun, iki bin beyuz ber- -
362
ber dukkân!n!n duvarlar!na 'Hayat', 'Ses', 'Pazar', 'Posta', '7 Gun',
'Yelpaze', 'Peri', 'Revu', 'Hafta' gibi dergilerden kesilerek as!lm! cami,
dansöz, köpru, Turkiye guzeli ve futbolcu resimlerinin siyah beyaz
orijinallerinin uzerine f!rçayla renk suren gazetedeki rötuçular!n göu neden
hep Prusya mavisine ve çamurlu topraklar!m!z! niye hep ngiliz çimeni yeiline
boyad!klar!n! duun. Dar. karanl!k ve korkutucu apartman merdivenlerimizdeki
binbir çeit koku kayna!n! ve kokulardan oluan onbinlerce çeit kar!!m!
tasvir edebilecek yuzbinlerce kelimeyi bulabilmek için kar!t!r!lmas! gerekecek
Turkçe sözlukleri duun." "Ah, namussuz yazar seni!"
"ngiltere'den Turkler'in ilk sat!nald!! buharl! geminin ad!n!n Swift
olmas!ndaki esrar! duun. Kahve fal!na merakl! olduu için ömru boyunca içtii
binlerce fincan kahvenin telvesini ve telvenin uzerine aç!ld!! fincanlar!n
resimlerini yapan ve fal!n söylediklerini de resimlerin kenarlar!na guzel
yaz!s!yla yazarak uç yuz sayfal!k elyazmas! bir eser b!rakan solak hattat!n
simetri ve duzen tutkusunu duun."
"Ama bu sefer kand!ramayacaks!n beni." "ki bin be yuz y!lda ehrimizin
bahçelerine kaz!lm! yuz binlerce kuyu, apartman temeli yap!lmak uzere ta ve
betonla doldu-rulunca, içlerindeki akreplerin, kurbaalar!n, çekirgelerin boy
boy, çil çil Likya, Frigya, Roma, Bizans, Osmanl! alt!nlar!n!n, yakutlar!n,
elmaslar!n, haçlar!n, tasvirlerin, yasak ikonlar!n ve kitap ve risalelerin,
define planlar!n!n ve faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin talihsiz
kafataslar!n!n..."
. "Gene emsi Tebrizi'nin kuyuya at!lan cesedi ha?"
"...uzerlerinde ta!yacaklar! betonu, demirleri, apartman dairelerini, kap!lar!,
yal! kap!c!lar!, aralan kirli t!rnak gibi kararm! parkeleri, dertli analar!,
öfkeli babalan, kap!s! kapanmaz dolaplar!, k!zkardeleri, uvey k!zkardeleri..."
"emsi Tebrizi sen mi oluyorsun? Deccal sen misin? Mehdi?"
"...uvey k!zkardele evli amcaolunu, hidrolik asansöru, asansördeki aynay!..."
"Evet, evet yazm!t!n butun bunlar!."
"...çocuklar!n kefedip oynad!! gizli köeleri, çeyizlik yatak
363
örtulerini, dedenin dedesinin am valisiyken Çinli bir tacirden ald!! ve hâlâ
kimsenin k!yamad!! ipek kuma!..:"
"Bana olta at!yorsun deil mi?"
"...hayat!m!z!n butun esrar!n! duun. Eski cellâtlar!n idamdan sonra,
kurbanlar!n!n ibret ta!nda sergilenecek kellelerini gövdeden ay!rd!klar! keskin
usturaya 'ifre' demelerinin s!rr!n! duun. Satranç talar!n! bir buyuk Turk
ailesine göre yeniden adland!ran emekli albay!n ah! 'ana', veziri 'baba', fili
'amca', at! 'teyze' ve piyonlar! 'çocuklar' diye deil, 'çakallar' diye
adland!rmas!ndaki bilgelii duun."
"Biliyor musun, bizlere ihanet ettikten sonra, onca y!lda bir kere gördum seni,
galiba, tuhaf bir Hurufi Fatih Sultan Mehmet k!yafeti içinde..."
"Alelade bir akam, evinde masaya oturup saatlerce Divan iirinden muammalar,
gazeteden bilmeceler çözen adam!n sonsuz huzurunu duun. Masan!n uzerindeki
lamban!n ayd!nlatt!! kâ!tlar!n ve harflerin d!!nda odadaki her eyin,
kulluklerin, perdelerin, saatlerin, zaman!n, hat!ralar!n, ac!lar!n, kederin,
aldat!lman!n, öfkenin, yenilginin, ah yenilgilerimizin karanl!kta kalaca!m
duun. Harflerin soldan saa ve yukar!dan aa!ya iaret ettikleri esrarl!
bolukta duyaca!n yerçekimsizlik tad!n!n ancak k!yafet deitirmenin o doyum
olmaz tuzaklar!yla kar!lat!r!labileceini duun."
"Bak dostum," dedi telefonun öbur ucundaki ses, Galip'i a!rtan ibilir bir
havayla, "butun tuzaklar!, butun oyunlar!, butun harfleri ve ikizlerini unutal!m
imdi; hepsini geçtik, hepsini at!k. Evet, sana tuzak kurmutum, ama sökmedi.
Biliyorsun ya, aç!kça gene söyleyeyim. Telefon defterinde ad!n olmad!! gibi, ne
bir askeri darbe vard!, ne de bir dosya! Seni seviyoruz, hep seni duunuyoruz,
ikimiz de hayran!z, sahiden hayran!z sana. Butun hayat!m!z seninle geçti, daha
da geçecek. imdi, unutulmas! gereken her eyi unutal!m. Akam Emine'yle sana
gelelim. Hiçbir ey olmam! gibi yapar!z, hiçbir ey olmam! gibi konuuruz.
imdi anlatt!!n gibi, gene saatlerce anlat!rs!n. Ne olur, evet de! nan bize,
ne istersen yapar!m, ne istersen getiririm!"
Galip, uzun bir sure duundu.
"Benim sendeki telefonlar!m!, adreslerimi ver!" dedi sonra.
"Vereyim hemen, ama unutamam onlar!."
364
"Ver sen."
Adam defteri getirmeye gittiinde telefonu kar!s! ald!. "nan ona," dedi
f!s!ldayan bir sesle. "Bu sefer gerçekten piman, samimi. Seni çok seviyor. Bir
delilik yapacakt!, çoktan cayd!. Ne yaparsa bana yapar art!k; sana bir ey
yapmaz, korkakt!r, ben kefilim. Her eyi yoluna koyduu için Allah!ma
ukrediyorum. Akam senin o çok sevdiin mavi damal! etekliimi giyeceim. Can!m
sen ne istiyorsan, o da, ben de, ikimiz de, yapaca!z; ne isti-¦'¦: yorsan! Sana
unu da söyleyeyim: Senin gibi olabilmek için o, : hem senin gibi Hurufi Fatih
Sultan Mehmet k!yafetlerini, hem de sizin butun ailenizin yuzunde görduu
harflerden..." Kocas!n!n ayak sesleri yakla!nca sustu.
Telefonu koca al!nca, Galip, Celâl'in öbur telefonlar!n! ve adreslerini, her
birini defalarca tekrar ettirerek yan!bamdaki raftan ç!kard!! bir kitab!n
('Kiilikler' La Bruyere) en son sayfas!na dikkatle yazd!. Daha önce tasarlad!!
gibi, fikrini deitirdiini, onlarla görumek istemediini, !srarc!
hayranlar!n!n hiçbiri ile kaybedecek daha fazla vakti olmad!!n! söyleyecekti
sonra onlara. Ama son anda cayd!. Akl!nda baka bir duunce vard!. Çok
sonralar!, o gece olup bitenleri doru-yanl! yeniden hat!rlad!!nda, "Galiba
bir meraka kap!lm!t!m," diye duunecekti. "Kar! kocay! uzaktan da olsa bir kere
olsun görmek merak!na. CelâFle Ruya'y! bu telefon numaralan ve adreslerle
bulduumda, onlara yaln!zca bu inan!lmaz hikâyeyi, telefon konumalar!n! deil,
kar! kocan!n nas!l gözuktuklerini, nas!l yuruduklerini, ne giydiklerini de
anlatabilmek istiyordum belki de."
"Evimin adresini vermeyeceim," dedi. "Ama baka bir yerde buluabiliriz. Akam
saat dokuzda, Nianta!'nda, Alaaddin'in dukkân!n!n önunde meselâ."
Bu kadar! bile kar! kocay! o kadar mutlu etti ki, Galip telefonun öbur ucundaki
teekkur havas!ndan huzursuz oldu. Akam gelirlerken yanlar!nda bademli bir kek
mi getirsinler isterdi Celâl Bey, yoksa Ömur Pastanesinden petit fourlar m!,
yoksa uzun uzun oturup konuacaklar!na göre, f!nd!k, f!st!k ve buyuk bir ie
konyak m!? Yorgun koca:
- "Fotoraf koleksiyonumu da getireceim, yuz resimlerimi de, liseli k!zlar!n
fotoraflar!n! da!" diye ba!r!p tuhaf ve korkutucu
365
bir kahkaha at!nca, Galip, aç!k bir konyak iesinin kar! koca aras!nda uzun bir
suredir durduunu anlad!. Buluma yer ve saatini istekle tekrarlayarak
telefonlar! kapad!lar.
366
ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
ESRARLI RESMLER
"Esrar!m Mesne\'i'clen ald!m" eyh Galip
1952 yaz!nm ba!nda, tam bir tarih vermek gerekirse, haziran!n ilk
cumartesisinde, yaln!z stanbul'un ya da Turkiye'nin deil, Balkanlar ve Orta
Dou'nun en buyuk batakhanesi, Beyolu'ndâ kerhaneler soka!ndan, ngiliz
Konsolosluu'na ç!kan dar sokaklar!n birinde aç!ld!. Bu mutlu tarih, ayn!
zamanda alt! ayd!r suren iddial! bir resim yar!mas!n!n da sonuçlanmas!na denk
duuyordu. Daha sonraki y!llarda, Cadillac'! ile Boaz'!n sular!nda kaybolarak
iyice efsaneleecek olan zaman!n en unlu Beyolu haydutu, iletmesinin
giriindeki geni hole stanbul resimleri yapt!rmak istemiti çunku.
Hay!r, unlu haydut bu resimleri slâm'!n yasaklamalar! yuzunden pek geri
kald!!m!z bu sanat! (resmi diyorum, orospuluu deil) desteklemek için deil,
zevk saray!na stanbul'un ve Anadolu'nun dört bir yan!ndan gelecek seçkin
muterilerine muzik, esrar, içki ve k!zlar kadar stanbul'un guzelliklerini
sunabilmek için yapt!rm!t!. Ellerinde aç!ölçer ve gönyeler, Bat!l! kubik
ressamlar! taklit edip köylu k!zlar!m!z! baklava ekline sokan akademili
ressamlar, yaln!zca bankalardan sipari kabul ettikleri için haydutu-muzu geri
çevirince, o da tara konaklar!n!n tavanlar!n!, yazl!k sinemalar!n duvarlar!n!,
panay!rlarda y!lan yutanlar!n çad!rlar!n! ve at arabalar!yla kamyonlar!
enlendiren ressamlara, tabelac!lara, boyac!lara haber salm!t!. Aylar sonra
ortaya ç!kan iki zenaatkâr!n ikisi de, gerçek sanatç!lar gibi, birbirlerinden
daha iyi olduklar!n! iddia edince, haydutumuz bankalardan ald!! bir ilhamla
ortaya yukluce bir para koyarak iki iddiac! ressam aras!nda 'En Guzel stanbul
Resim Yar!mas!'m açm!, saray!n!n giriindeki kar!l!kl! iki duvar! h!rsl!
zenaatkâlara vermiti.
Birbirlerini kukuyla kar!layan ressamlar, daha ilk gunden duvarlar!n!n aras!na
kal!n bir perde gerdirmilerdi. Yuz seksen
367
gun sonra, zevk saray!n!n aç!l! gecesinde fitilli k!z!l kadifeyle kapl!
yald!zl! koltuklar, Gördes hal!lar!, gumu amdanlar, kristal vazolar, Ataturk
fotoraflar!, porselen tak!mlar!, sedef kakmal! sehpalarla dolu giri holunde
ayn! yamal! perde hâlâ duruyordu. Batakhanenin ad!, resmi kay!tlarda Klasik Turk
Sanatlar!n! Yaatma Kulubu olarak geçtii için, aralar!nda valinin de resmen
bulunduu seçkin kalabal!!n içindeki patron, çuval bezinden perdeyi çekince,
konuklar bir duvarda 'ahane' bir stanbul resmi, öteki duvarda, o resmi, gumu
amdanlar!n !!!nda, olduundan daha da parlak, daha da guzel, daha da çekici
gösteren bir ayna görduler.
Tabii ki ödul aynay! koyan ressama gitti. Ama y!llar boyunca batakhaneye duen
muterilerin çou duvarlardaki inan!lmaz göruntulerle öyle bir buyuleniyorlard!
ki, her iki eserden de ayr! ayr! tatlar alarak, bu ald!klar! tatlar!n esrar!n!
anlamak için duvarlar aras!nda aa! yukar! gidip gelerek eserleri saatlerce
seyrediyorlard! da.
Birinci duvardaki sefil ve huzunlu sokak köpei, kar!s!ndaki aynada, hem
huzunlu hem kurnaz bir köpee dönuuyor, tekrar birinci duvardaki resme
dönuldukte, bu sefer, asl!nda, orada da kurnazl!!n resmedildii, ustelik
köpekte insan! kukuland!ran bir hareket de olduu seziliyor, derken aynaya
dönup yeniden bak!ld!!nda, hareketin anlam!n! sezdirecek baka baz! tuhaf
k!p!rt!lar ve belirtiler göruluyor, ama bu sefer de iyice akl! kar!an seyirci,
bir kou yeniden birinci duvara dönup as!l resme bakmamak için kendini guç
tutuyordu.
Bir seferinde, huzunlu köpein gezindii soka!n aç!ld!! meydandaki kör
çemenin, aynada ak!r ak!r akt!!n! görmutu yal! ve evhaml! bir muteri.
Evde musluklar! aç!k b!rakt!!n! hat!rlayan unutkan bir ihtiyar!n tela!yla
tekrar resme dönduunde, çemenin kuru olduunu anlam!, yeniden aynaya dönup
sular!n daha da gur akt!!na tan!k olduktan sonra, buluunu 'zevk kad!nlar!yla'
paylamak istemi, ama resmin ve aynan!n bitip tukenmeyen oyunlar!n! çoktan
kan!ksam! konsomatrislerin ilgisizliiyle kar!la!nca, kendi kapal! hayat!na,
anla!lamamakla geçmi ömrunun yaln!zl!!na çekilmiti çaresizlikle.
Oysa sarayda çal!an kad!nlar, konuya busbutun ilgisiz olma d!klar! gibi, iç
s!k!nt!s!yla birbirlerine ayn! masallar! anlatarak pi-
368
. nekledikleri karl! k! gecelerinde, resmin ve kar!s!ndaki aynan!n ;
sihirli oyunlar!n! misafirlerinin kiilii konusunda elenceli bir mi-' henk
ta! olarak kullan!rlard!: Resimle aynadaki göruntu aras!ndaki esrarl!
uyumazl!klar! hiç farkedemeyen aceleci, duyars!z, telal! muterileri vard!:
Bunlar ya surekli kendi dertlerini anlat!rlar ya ->¦¦¦ da birini dierinden
ay!ramad!klar! konsomatrislerden tek bir eyi, butun erkeklerin istedii o eyi
bir an önce elde etmeyi beklerlerdi yaln!zca. Aynayla resmin oynamas!n! iyice
farkedip, bunu ¦'..; önemsemeyenler vard!; felein çemberinden geçmi, hiçbir
eyi umursamayan ve korkulmas! gereken pervas!zlard! bunlar. Ya da çaresiz bir
simetri hastal!!na yakalanm! gibi, aynayla resim ara-- s!ndaki tutars!zl!!n
bir an önce duzeltilmesini çocuk gibi tutturarak, huzursuzluklar!yla
konsomatrislerin, garsonlar!n, kabaday!lar!n ensesinde boza piirenler vard!.
Bunlar, eli s!k!, hesapl! kiilerdi; ne içerken dunyay! unutabilirlerdi, ne de
seviirken; her eyi bir duzene sokma saplant!lar! onlar! baar!s!z bir dost ve
baar!s!z bir â!k yapard! yaln!zca.
Saray sakinlerinin aynan!n ve resimlerin cilvelerine al!t!klar! bir zamanda,
paras!n!n gucunden çok koruyucu kanatlar!n!n efkatiyle pavyonu s!k s!k
ereflendiren Beyolu komiseri, birinci duvarda karanl!k bir sokakta eli
tabancayla resmedilmi kabak kafal! karanl!k kiiyle, aynada göz göze geldiinde
onun y!llard!r çözumle-nememi unlu 'ili Meydan! Cinayeti'nin katilinin ta
kendisi olduunu anlam!, duvara aynay! yerletiren sanatç!n!n esrar! bildiini
ileri surup, kimlii konusunda soruturmaya girimiti.
Kald!r!mlardan akan kirli sular!n köebalar!ndaki !zgaralara bile ulaamadan
buharlat!! s!cak bir yaz gununun yap! yap! gecesinde, babas!n!n Mercedes'ini
parkedilmez levhas!n!n önune b!rakan bir aaolu, aynada görduu stanbul'un bir
kenar mahallesindeki hal! dokuyan iyi ev k!z!n!n, y!llard!r aray!p da bulamad!!
gizli sevgilisi olduuna hukmetmi, ama resmin kendisine dönduunde, orada
babas!n!n köylerinin birinde yaayan mutsuz ve renksiz k!zlardan biriyle
kar!lam!t! yaln!zca.
Daha sonraki y!llarda, Cadillac'!n! at!n! surer gibi Boaz!n ak!nt!s!na surerek
dunyan!n içindeki dier dunyay! kefedecek patron için ise, butun bu tatl!
akalar, ho rastlant!lar ve dunyan!n içindeki esrar, ne resmin, ne de aynan!n
birer oyunuydu; esrardan
369
ve rak!dan kafalar! bulan muteriler mutsuzluun ve huznun bulutlar!na
ç!kt!klar! bir ara, kafalar!n!n içindeki eski ve mutlu bir dunyay!
kefediyorlar, bu kay!p cennetin esrar!n! bulman!n çocuksu sevinci içinde,
hayallerindeki muammalar! gözlerinin önundeki suretlerle kar!t!r!yorlard!. Bu
salam gerçekçiliine ramen, unlu hay-dutun, pazar sabahlan, yorgun anneleri
kendilerini sinemaya götursun diye bekleyen pavyon kad!nlar!n!n çocuklar!yla
birlikte, t!pk! gazetelerin pazar ekindeki bilmeceyi çözer gibi, 'ki Resim
Aras!ndaki Yedi Fark! Bulal!m' oyununa neeyle kat!ld!! da görulmutu.
Ama farklar, anlamlar, a!rt!c! deiiklikler yedi deil, sonsuzdu. Çunku
birinci duvardaki stanbul resmi, her ne kadar teknik aç!dan at arabas! ya da
panay!r resimlerini hat!rlat!yorsa da, ruh aç!s!ndan gölgeli karanl!k ve
urpertici gravurleri, konunun ele al!n!! bak!m!ndan da zengin bir freski
çar!t!r!yordu. Bu freskin uzerindeki iri bir ku, aynada efsanevi bir ku gibi
a!r a!r kanat ç!rp!yor, eski ahap konaklar!n boyas!z cepheleri, aynada
korkunç yuzlere dönuuyor, bayram yerleri, atl!kar!ncalar aynada k!p!rdan!p
renkleniyor, butun o eski tramvaylar, at arabalar!, minareler, köpruler,
katiller, muhallebiciler, parklar, k!y! kahveleri, ehir hatlar! vapurlar!,
yaz!lar, sand!klar bambaka bir âlemin iaretleri olup ç!k!yorlard!. Ressam!n
tatl! bir akayla, kör bir dilencinin eline tututurduu bir kara kitap, aynada
ikiye ayr!lm!, iki anlaml!, iki hikâyeli bir kitaba dönuuyor, birinci duvara
dönulduunde kitab!n batan sona tek bir kitap olduu, esrar!n!n da içinde
kaybolduu anla!l!yordu. Panay!rlardaki eski eserlerinin an!lar!yla ressam!n,
birinci duvara k!rm!z! dudakl!, bayg!n bak!l!, iri kirpikli resmini çizdii
sinema y!ld!z!m!z, aynada butun bir milletin yoksul dumu iri göuslu anas!na
dönuuyor, ilk duvara dönen bulutlu bak!lar, anan!n ana deil, y!llard!r
yat!lan evli kar! olduunu dehet ve zevkle farkediyordu.
Ama saray!n ziyaretçilerini as!l dehete duuren ey, ressam!n eserinin her
yerine k!p!r k!p!r yerletirdii o bitip tukenmeyecek gibi çoalan insanlar!n,
köpruleri dolduran korkunç kalabal!klar!n aynadaki yuzlerinde beliren yeni
anlamlar, tuhaf iaretler, bilinmeyen dunyalard!. Resme bak!ld!!nda, dertli,
kederli, sade bir vatanda olarak ya da hayat!ndan memnun çal!kan ve fötr
apkal!
370
bir kii olarak görulen birinin yuzunun, asl!nda aynada gözuktuu gibi bir
haritan!n, bir esrar!n ya da kaybolmu bir hikâyenin izleriyle kaynat!!n!
sezmek, kadife koltuklar aras!nda gidip gelen ve bir ileri bir geri yururken
kendi göruntusunun de aynan!n içine yerletiini anlayan kafas! bulutlu saray
ziyaretçisinde, kendisinin de pek az seçkin kiinin bildii bir s!rr!n fark!na
varm! biri olduu hayâlini uyand!r!rd!. Konsomatrislerin paa gibi
davrand!klar! bu kiilerin, resmin ve aynan!n arkas!ndaki s!rr! çözene kadar
rahat durmad!klar!, esrara, muammaya bir çözum yak!t!rana kadar nice
yolculuklar!, seruvenleri, kavgalar! göze ald!klar! herkesçe bilinirdi.
Y!llar sonra, pavyon patronunun Boaz sular!n!n bilinmezlii içinde
kaybolmas!ndan da y!llar sonra, gözden duen pavyona gelen Beyolu komiserinin
de, bu huzursuz kiilerden biri olduunu, yal! konsomatrisler kederli yuzunden
hemen anlad!lar.
Eski ve unlu 'ili Meydan! Cinayeti'nin s!rr!n! çözmek için yeniden aynaya
bakmak istiyormu bu adam. Ama bir hafta önce, kad!n ya da para meselesinden
çok, isizlik ve iç s!k!nt!s!ndan ç!kan bir kabaday! kavgas!nda iri aynan!n
kavgac!lar!n uzerine an-g!rdayarak, parça parça inip k!r!ld!!n! söylemiler
ona. Böylece, emekliliin eiindeki komiser, cam k!r!klar! aras!nda, ne faili
bilinmeyen cinayeti, ne de aynan!n arkas!ndaki s!rr! anlayabilmi.
371
ON BENC BÖLÜM
hikAyecî deil, hikâye
"Benim yaz! yöntemim, beni kim dinliyor diye meraklanmaktan' çok,' yuksek sesle
duunmeye ve kendi keyiflerimi
izleme\c davan!r.
De Quineey
Telefondaki ses Alâaddin'in dukkân!n!n önundeki buluman!n kararlat!r!lmas!ndan
az önce Galip'e Celâl'in yedi telefon numaras!n! yazd!rm!t!. Galip, Celâl ile
Ruya'y! bu telefonlardan birinde bulaca!ndan o kadar emindi ki, gözlerinin
önunde, Ruya ve Celâl'i yeniden görebilecei sokaklar, apartman daireleri ve
kap! eikleri canlan!yordu. Onlar! görur görmez, Celâl ile Ruya'n!n
anlatacaklar! gizlenme nedenlerini ilk cumlesinden balayarak butunuyle mant!kl!
ve hakl! bulaca!n! biliyordu. Celâl ve Ruya'n!n öyle diyeceklerinden de
emindi: "Galip, biz de seni çok arad!k, ama evde de, yaz!hanede de yoktun.
Nerelerdeydin?"
Galip saatlerdir oturduu koltuktan kalkt!, Celâl'in pijamalar!n! ç!kard!,
y!kand!, t!ra oldu, giyindi. Aynada yuzune bakarken uzerinde aç!kça seçebildii
harfler ne esrarengiz bir kumpas!n ya da delice bir oyunun uzant!s!, ne de
kendi, kimlii konusunda kukular uyand!rabilecek bir görsel yan!lsama olarak
gözuktu. Bir eini Silvana Mangano'nun kulland!! pembe Lu‚ sabunu ya da aynan!n
önundeki eski t!ra b!ça! gibi, harfler de gerçek bir dunyan!n parças!yd!lar.
Kap!n!n alt!ndan at!lm! Milliyet gazetesinde, Celâl'in köesinde yay!mlanan
kendi cumlelerini, bir bakas!n!n cumleleriymi gibi okudu. Celâl'in resminin
alt!nda yay!mland!!na göre Celâl'in cumleleri olmal!yd! bunlar. Öte yandan,
Galip bu kelimeleri kendisinin yazd!!n! da biliyordu. Bu durum ona çelikili
deil, tam tersine, anla!labilir dunyan!n bir uzant!s! olarak gözuktu. Elindeki
adreslerin birindeki bir evde Celâl'in kendi köesinde yay!mlanan bir bakas!n!n
yaz!s!n! okuyuunu hayâl etti, ama Celâl'in bu durumu bir sald!r! ya da
sahtekârl!k olarak görmeyeceini tahmin edebiliyordu. Buyuk bir ihtimalle,
yaz!n!n kendi eski bir yaz!s! ol-
372
madiini bile ç!karamayacakt!.
Ekmek, tarama, dil ve muzla karn!n! doyurduktan sonra, gerçek dunya ile olan
balar!n! daha da salamlat!rmak için yar!da b!rakt!! ilerini yoluna koymak
istedi. Birlikte baz! siyasi davalara bakt!klar! bir avukat arkada!n! arad!,
âcil bir yolculuk yuzunden gunlerdir stanbul d!!nda olduunu söyledikten
sonra, bir davada ilerin her zamanki gibi a!r gittiini, bir baka siyasi
davada ise karar!n aç!kland!!n! ve muvekkillerinin gizli komunist örgut
kuranlara yatakl!k etmekten alt!ar y!la mahkûm olduklar!n! örendi. Az önce
okuduu gazetede, bu habere, kej!disiyle hiçbir ilikisini kuramadan bir göz
att!!n! hat!rlay!nca öfkelendi. Kime, hangi gerekçeyle duyduunu aç!k seçik
ç!karamad!! bir öfkeydi bu. Yap!lacak en doal ey buymu gibi kendi evine
telefon etti. "Ruya ç!karsa," diye duundu, "ona da ben bir oyun oynayay!m."
Sesini deitirip Galip'i arayan biri olduunu söyleyecekti, ama telefon
aç!lmad!.
skender'i arad!. Ona Celâl'i bulmak uzere olduunu anlatacak, ngiliz
televizyoncular!n!n daha ne kadar stanbul'da olacaklar!n! soracakt!. "Bu son
geceleri," dedi skender. "Yar!n sabah erkenden Londra'ya gidiyorlar." Galip,
Celâl'i bulmak uzere olduunu anlatt!. Celâl de, önemli baz! konularda aç!klama
yapmak için ngiliz televizyoncularla görumek istediini söylemiti; bu
görumeye o da çok önem veriyordu. "O zaman, ben' bu akam için onlar! kesin
ayarlayay!m," dedi skender. "Onlar da çok istiyorlar çunku." Galip, "imdilik
burada," olduunu söyleyerek ahizenin uzerinden okuduu telefon numaras!n!
skender'e verdi.
Hâle Halan!n numaras!n! çevirdi, sesini deitirip kal!nlat!ra-rak, Celâl Beyi
bugunku yaz!s!ndan dolay! kutlamak isteyen sad!k bir okuru ve hayran! olduunu
aç!klad!. Duunuyordu: Ruya'dan ve kendisinden haber alamad!klar! için karakola
gitmiler miydi? Yoksa hâlâ zmir'den dönmelerini mi bekliyorlard!? Ya da Ruya
onlara uray!p her eyi anlatm! m!yd!? Butun bu arada, Celâl'-den hiç ses
ç!km! m!yd!? Hâle Halan!n, Celâl Beyin burada olmad!!n!, gazeteden aranmas!n!
söyleyen a!rbal! sözleri, bu sorulara bir aç!kl!k getirecek gibi deildi hiç.
Saat ikiyi yirmi geçe, Galip, 'Kiilikler'in son sayfas!ndaki yedi telefon
numaras!n! bir bir aramaya balad!.
373
Bu yedi numarada hiç tan!mad!! ailelerin ve herkesin tan!d!! geveze
çocuklar!n, kaba ve c!rlak sesli amcalar!n, kebapç! dukkânlar!n!n,
telefonlar!n!n eski sahiplerini hiç mi hiç merak etmemi ukalâ emlâkçilerin,
k!rk y!ld!r ayn! telefonun sahibi olduunu söyleyen han!mefendi bir terzinin ve
akam eve geç dönen yeni evlilerin oturduunu anlad!!nda saat sekiz olmutu.
Telefonlarla bouurken bir ara karaaaçtan dolab!n alt raflar!nda, daha önceden
kar!t!r!p ilgilenmedii eski kartpostallarla dolu bir kutunun dibinde on tane
fotoraf bulmutu.
Bir Boaz gezintisinde, Emirgân'daki unlu ç!nar aac!n!n alt!ndaki kahvede,
kravatl! ceketli Melih Amca, gençliinde Ruya'ya benzeyen guzel Suzan Yenge ve
Celâl'in peine takt!! tuhaf bir arkada! deilse, Emirgân Camiinin imam!
olabilecek biriyle birlikte, on bir ya!ndaki Ruya, Celâl'in elinde olduu
anla!lan fotoraf makinesine merakla bak!yor... Üzerinde ilkokul ikiden uçe
geçtii yaz giydii ask!l! elbise, Ruya, Vas!f ile birlikte, Hâle Halan!n iki
ayl!k kedisi Kömur'e akvaryumdaki bal!klar! gösterirken, Esma Han!m, bir yandan
az!nda sigara olduu için gözlerini k!sarak onlara guluyor, öte yandan da,
göru aç!s!na girip girmediinden emin olamad!! fotoraf makinesinden korunmak
için eliyle baörtusunu duzeltiyor... lk evliliin birinci y!l!nda, annesini,
amcalar!n!, halalar!n! pek aray!p sormayan devrimci ve bak!ms!z Ruya, bfr k!
gunu, eker Bayram!nda hep birlikte yenen öle yemeine tek ba!na da olsa
ans!z!n yetiip karn!n! iyice doyurduktan sonra, uzerine çöken yorgunlukla
uzand!! Babaannenin yata!nda, t!pk! yedi gun on bir saat önce Galip'in onu en
son görduu durumda, bacaklar!n! karn!na çekmi ve ba!n! diklemesine yast!a
gömmu olarak m!!l m!!l uyuyor... ehrikalp Apartman!n!n kap!s!n!n önunde poz
vermek için dizilmi butun aile ve kap!c! smail'le Kamer Han!m, fotoraf
makinesine bakarlarken, saçlar! ,, kurdelal! Ruya, Celâl'in kuca!ndan, bugun
çoktan ölmu olmas! ,„ gereken kald!r!mdaki bir sokak köpeini seyrediyor...
Suzan Yen- . ge, Esma Han!m ve Ruya, k!z lisesinden ta Alâaddin'in dukkân!na
kadar Tevikiye Caddesinin iki kald!r!m! boyunca dizilmi kalabal!kla birlikte,
fotorafta arabas!n!n burnu kadar, kendisi de gözukmeyen De Gaulle'un geçiini
seyrediyorlar... Annesinin uzeri pudral!klar, Krem Pertev tupleri, gul suyu ve
kolonya ieleri,
374
pompal! parfumler, törpuler ve saç tokalar!yla kapl! tuvalet masas!na oturan
Ruya, aynan!n kanatlar!n! aç!p k!sa saçl! ba!n! aras!na sokunca uç, be, dokuz,
on yedi ve otuz uç tane Ruya oluyor... Fotoraf!n!n çekildiini bilmeyen on be
ya!ndaki Ruya, yan!nda bir kâse leblebi, uzerinde basmadan kolsuz bir elbise,
aç!k pencereden uzerine gune vuran bir gazeteye eilmi, yuzunde Galip'e her
zaman d!ar!da b!rak!ld!!n! korkuyla sezdiren bir ifadeyle, bir yandan
saçlar!n! çekitiriyor, bir yandan da silgisini !s!rd!! kalemle bilmece
çözuyor... Galip'in ona son doum gununde ald!! Hitit Guneini boynuna
takt!!na göre, en çok be ay önce, Galip'in saatlerdir içinde gezindii odada,
Galip'in az önce konutuu telefonun yan!ba!nda, Galip'in imdi oturduu
koltukta oturan Ruya, mutlu bir kahkaha at!yor... Yolculuklarda iyice alevlenen
anne-ba-ba kavgalar! yuzunden kederlenen Ruya, Galip'in nerede olduunu
ç!karamad!! bir k!r lokantas!nda, surat as!yor... Liseyi bitirdii y!l gittii
Kilyos Plaj!nda, arkas!nda köpuklu deniz, yan!nda, kendisinin olmayan, ama
kendisininmi gibi guzel kolunu selesine dayad!! bir bisiklet, uzerinde
apandist ameliyat!n!n diki izlerini, bu izlerle göbek çukuru aras!ndaki
mercimek buyukluundeki iki ikiz beni ve ipek teni uzerinde kaburgalar!n!n belli
belirsiz gölgesini aç!kta b!rakan bir bikini, elinde fotoraf bulan!k ç!kt!!
için deil, Galip 'in gözyalar!ndan bal!!n! okuyamad!! bir dergi, Ruya,
neeli olmak istiyor, ama esrar!n! fotoraflara bakan kocas!n!n hiçbir zaman
anlayamad!! bir keder ve huzunle gulumsuyor.
Galip, gözyalar!yla esrar!n içindeydi imdi. Sanki bildii, ama bildiini
bilmedii bir yerdeydi; daha önceden okuduu, ama okuduunu unuttuu için
heyecan!n! hissettii bir kitab!n sayfalar! aras!nda gibi. Hem duyduu felâket
ve yokluk duygusunu daha önceden hissetmi olduunu, hem de bu ac!n!n insan!n
hayatta bir kere hissedebilecei kadar guçlu olduunu biliyordu. Hem içinde
hissettii aldat!l!m, yan!lsaman!n ve kayb!n ac!s!n! baka kimsenin ba!na
gelmeyecek kadar kendine özgu buluyor, hem de bunun bir bakas!n!n bir satranç
oyununu tasarlar gibi önceden haz!rlad!! bir tuza!n sonucu olduunu seziyordu.
Ruya'n!n fotoraflar!na damlayan gözyalar!n! silmiyor, burnundan nefes almakta
zorlan!yor, yerinden hiç k!p!rdamadan- koltukta oturuyordu. D!ar!dan Nianta!
Meydan!ndan cuma akam!-
375
nm sesleri geliyordu: Dolu otobuslerin yorgun motorlar!ndan, trafik s!k!t!!nda
kornalar! körlemesine çal!nan arabalardan, köedeki sinirli polisin duduunden,
pasaj girilerinde plak ve kaset satan dukkânlar!n hoparlörlerinden ve
kald!r!mlar! dolduran kalabal!ktan gelen sesler, yaln!z pencereleri deil,
odadaki eyalar! da arada bir belli belirsiz ç!t!rdat!yordu. Odan!n içindeki bu
ç!t!rt!lara dikkat kesildiinde Galip, mobilyalar!n ve eyalar!n herkesin
paylat!! gunun ve çevrenin d!!nda kendi özel bir dunyalar! ve zamanlar!
olduunu hat!rlad!. "Aldat!lmak aldat!lmakt!r," dedi kendi kendine. Bu sözu o
kadar çok tekrarlad! ki, kelimeler anlamdan ve ac!dan ar!nd!lar da hiçbir eyi
iaret etmeyen seslere ve harflere dönutuler.
Hayâl kurdu: Burada, bu odada deil de, cuma akam! kendi evlerinde Ruya ile
birlikteymiler, bir yerde kar!n doyurduktan sonra Konak Sinemas!na
gideceklermi. Dönute gazetelerin meyhane bask!lar!n! al!rlar, evde gazetelere
ve ellerindeki kitaplara gömulurlerdi. Duledii baka bir hikâyede ise birisi,
hayalet yuzlu birisi, öyle diyordu: "Ben y!llard!r senin kim olduunu
biliyorum, ama sen beni tan!m!yorsun bile." Bunu söyleyen hayâletimsi adam!n kim
olduunu hat!rlad!!nda,, onun y!llarca kendisini gözetlediini anl!yordu. Sonra
adam!n Galip'i deil, Ruya'y! gözetledii anla!l!yordu. Bir zamanlar bir iki
kere Ruya ile Celâl'i gizlice gözetlemi ve hiç beklemedii bir ekilde
korkmutu. "Sanki ölmuum de, benden sonra hayat!n nas!l surduunu uzaktan
ac!yla gö-zetliyormuum. CelâPin masas!na oturup bu cumleyle balayan bir köe
yaz!s!n! hemen yazd! ve Celâl'in imzas!yla imzalad!. Birisinin kendisini
gözetlediinden emindi; birisi deilse bile, en az!ndan bir gözun.
Nianta! Meydan!nda duyulan gurultunun yerini yava yava bitiikteki
yap!lardan gelen bir televizyon uultusu al!yordu. ki yan!ndaki duvarlar
aras!ndan sekiz haberlerinin sinyal muziini iitince Galip butun stanbul'un
yemek masalar! çevresinde topland!!n! ve alt! milyon kiinin televizyona
bakmakta olduunu anlad!. çinden otuzbir çekmek geldi. Daha sonra, hayâl ettii
o gözun surekli varl!!ndan huzursuzluk duydu. Kendisi, yaln!zca kendisi
olabilmek için öyle iddetli bir istek duydu ki, odadaki eyay! k!r!p dökmek,
kendini bu duruma duurenleri öldurmek geldi içinden.
376
Telefonu fiinden çekip pencereden atmay! duluyordu ki, araç çald!.
skender'di, ngiliz televizyoncularla görumutu, çok heyecanlanm!lard!, bu
akam Pera Palas'ta, otel odas!nda çekim yapmak için Celâl'i bekliyorlard!.
Galip, Celâl'i bulmu muydu?
"Evet, evet, evet!" dedi Galip, kendi öfkesine kendi de aarak. "Celâl haz!r.
Çok önemli baz! aç!klamalar yapacak. Saat onda Pera Palas'ta olaca!z."
Telefonu kapad!ktan sonra, korkuyla mutluluk, huzurla telâ, intikam duygusuyla
kardelik sevinci aras!nda gidip gelen bir heyecana kapt!rd! kendini. Defterler,
kâ!tlar,,eski yaz!lar,,gazete kesikleri aras!nda acele acele bireyler arad!,
ama ne arad!!n! kendi de bilmiyordu. Yuzundeki harflerin varl!!n! kan!tlayacak
bir belirti? Ama harfler de, anlamlan da baka bir kan!t gerektirmeyecek kadar
aç!kt!lar. Anlataca! hikâyeleri seçmesine yarayacak bir mant!k? Ama kendi
öfkesinden ve heyecan!ndan baka hiçbir eye inanacak gibi deildi. Esrar!n
guzelliini gösterecek bir örnek? Bunun için anlatmas!, yaln!zca hikâyelerine
inanarak anlatmas! gerektiini biliyordu. Dolaplar! kar!t!rd!, adres
defterlerini h!zla okudu, 'anahtar cumleler'i heceledi, haritalara bakt!,
aceleyle birini b!rak!p öburunu alarak yuz fotoraflar!n! seyretti. K!yafet
deitirme kutusunu kar!t!r!yordu ki, dokuza uç kala, bile bile geç kalman!n
kahredici pimanl!k duygusuyla koarak evden ç!kt!.
Saat dokuzu iki geçe, Alâaddin'in dukkân!n!n kar!s!nda, öteki kald!r!mda, bir
apartman!n giri kap!s!n!n karanl!!na girmiti, ama kar! kald!r!mda kabak
kafal! hikayeci ya da onun kar!s! olabilecek kimse yoktu. Verdikleri telefon
numaralar! yanl! ç!kt!! için bir öfke duyuyordu onlara: Kim kimi aldat!yordu,
kim kime oyun ediyordu?
T!k! t!k! dolu vitrinden Alâaddin'in iyi ayd!nlat!lm! dukkân!n!n ancak bir
k!sm! görulebiliyordu. Tavandan iplerle sarkan oyuncak tufekler, file içinde
lastik toplar, orangutan ve Franke-tayn maskeleri, salon oyunu kutular!, rak!
ve likör ieleri, vitrine mandallanm! renkli magazin ve spor dergileri,
kutular içindeki bebekler aras!ndan Galip, arada bir Alâaddin'in eilip kalkan
gövdesini ve ba!n! farkediyordu: ade için sard!! gazeteleri say!yordu.
Dukkânda baka kimse yoktu. Gun boyu tezgâhta çal!an Alâ-
377
addin'in kar!s!, evde, mutfakta kocas!n!n dönuunu bekliyor olmal!yd! imdi.
Dukkâna biri girdi, Alâaddin de tezgâh!n arkas!na geçti, hemen arkas!ndan
Galip'in yureini oynatan yal! bir kar! koca girdi içeri. lk giren tuhaf
k!yafetli adam!n ard!ndan yal! kar! koca, ellerinde iri bir ie, d!ar! ç!k!p
kolkola girdiler, ama Galip hemen anlad! onlar olamayaca!n!; kendi dunyalar!na
fazlas!yla gömulmulerdi çunku. Daha sonra içeri giren yakas! kurklu paltolu
beyefendi ile Alâaddin konumaya balad!lar. Galip elinde olmadan ne
konutuklar!n! hayâl etti.
Kald!r!m!n ne Nianta! Meydan! taraf!nda, ne cami yönunde, ne de Ihlamur'dan
gelen sokakta dikkati çeken biri vard! imdi: Dalg!n insanlar, h!zl! h!zl!
yuruyen paltosuz tezgâhtarlar, gecenin kuruni lâciverdinde fazlas!yla kaybolmu
yaln!zlar. Bir an butun sokak ve kald!r!mlar tenhalat!, kar! kald!r!mda,
vitrininde di: ki makinesi sergilenen dukkân!n reklâm panosunun c!z!rdayan neon
lambas!n! iittiini sand! Galip. Karakolun önunde elinde makineli tufekle nöbet
tutan polisten baka kimsecikler yoktu. Alâad-din'in, gövdesine don lastikleri
ve mandallarla renkli dergiler ast!! kestane aac!n!n karanl!k ve ç!plak
dallar!na bakarken bir .korku duydu. Gözetlendii, orada olduunun bilindii,
tehlikede olduu duygusu. Bir gurultu oldu; Ihlamur yönunden gelen 54 model bir
Dodge araba ile Nianta!'na doru ç!kan Skoda marka eski bir belediye otobusu
köede az daha çarp!acaklard!. Galip s!k! bir fren yap!p duran otobusun
içindeki yolcular!n toparland!klar!n!, dorulup yolun öte taraf!na bakt!klar!n!
gördu. Arac!n soluk iç !!klar! alt!nda, kendinden en fazla bir metre ötede,
olayla ilgilenmeyen yorgun bir yuzle göz göze geldi: Altm! yalar!nda, bitkin
bir adam; gözleri bir tuhaft!, ac!yla, kederle yuklu. Daha önce bir yerde
rastlam! m!yd! ona? Emekli bir avukat ya da ölumu bekleyen bir öretmen? kisi
de belki benzeri eyler duunerek, ehir hayat!n!n kendilerine tan!d!! bu
rastlant! an!ndan yararlanarak pervas!zca birbirlerini seyrettiler. Otobus
birden gazlay!nca, belki de birbirlerini bir daha hiç görmemek uzere
kaybettiler. Mor eg-zos duman!n!n içinde Galip, bu arada kar! kald!r!mda bir
hareket balam! olduunu farketti: Alâaddin'in dukkân!n!n önunde birbirlerinin
sigaralar!n! yakarak dikilen iki genç gördu; cuma akam! sinemaya gitmeden önce,
uçuncu arkadalar!n! bekleyen iki
378
universite örencisi. Alâaddin'in dukkân!nda bir kalabal!k vard!, dergilere
bakan uç kiiyle bir bekçi. Köeye kala göz aras!nda itekledii arabas!yla
koskoca b!y!kl! bir portakala gelmiti, ama uzun bir suredir oradayd! da Galip
mi farketmemiti? Aa! kald!r!mdan, cami taraf!ndan elinde paketleriyle bir
çift yakla!yordu, ama genç baban!n kuca!nda bir de çocuk gördu Galip. Ayn!
anda, hemen bitiiindeki kuçuk pastahanenin yal! sahibesi Rum madam, dukkân!n
iç !!klar!n! söndurdu, eski paltosuna sar!narak sokaa ç!kt!. Galip'e kibarca
gulumseyip ke-pengi bir kancayla tutup gurultuyle indirdi. Bir anda; kald!r!mlar
da, Alâaddin'in dukkân! da boalm!t!. K!z lisesi yönunden, yukar! mahallenin
kendini unlu bir futbolcu sanan delisi, uzerinde sar! lâcivert uniformas!, bir
bebek arabas!n! a!r a!r iterek geldi geçti; Pangalt!'daki nci Sinemas!n!n
giriinde, tekerlekleri Galip'in houna giden bir muzikle dönen bu bebek
arabas!n!n içinde gazete satard!. Çok da kuvvetli olmayan bir ruzgar esti. Galip
uudu. Saat dokuzu yirmi geçiyordu. "Üç kiinin daha geçmesini
bekleyeceim,"'diye duundu. Dukkân!n!n içindeki Alâaddin'i de, karakolun önunde
olmas! gereken polisi de göremiyordu imdi. Kar! apartmanlar!n birinin darac!k
balkonunun kap!s! aç!ld!, Galip yanan bir sigaran!n k!z!l !!!n! gördu, sonra
adam sigaray! at!p içeri girdi. Kald!r!mlarda, reklam panolar!n!n, neon
lambalar!n!n madenimsi !!!n! yans!tan belli belirsiz bir !slakl!k vard!; kâ!t
parçalan, çöpler, sigara izmaritleri, plastik torbalar... Galip bir an butun
çocukluundan beri yaad!! ve deiimini butun ayr!nt!lar!yla gözledii soka!,
mahalleyi, tats!z gecenin karanl!k lâciverdi içinde bacalar! gözuken uzaktaki
apartmanlar! bir çocuk kitab!nda resimleri yay!mlanan dinozorlar kadar kendine
yabanc! ve uzak buldu. Daha sonra, çocukluunda olmak istedii, gözunden '‚'
!!nlar! f!k!ran adam gibi hissetti kendini: Dunyan!n içindeki gizli anlam!
göruyordu. Hal!c!n!n, lokantan!n, pastahanenin reklam panolar!ndaki harfler,
vitrinler-deki pastalar, ayçörekleri, diki makineleri ve gazeteler, asl!nda hep
bu ikinci anlama iaret ediyorlard! da, uykudagezerler gibi kald!r!mlarda
gezinen talihsizler bir zamanlar esrar!n! bildikleri bu âlemin an!lar!n!
unuttuklar! için ellerinde kalan birinci anlamla k!t kanaat ya!yorlard!; ak!,
kardelii, kahramanl!! unutup filmlerde bu konulara ilikin gördukleriyle
idare edenler gibi. Teviki-
379
ye Meydan!na yuruyup taksiye bindi.
Taksi, Alâaddin'in dukkân!n!n önunden geçerken Galip, kabak kafal! adam!n da,
t!pk! kendisinin yapt!! gibi, bir köede gizlendiini, Celâl'i beklediini
hayâl etti. Bunu hayâl mi ediyordu, yoksa diki makinelerinin sergilendii
vitrinin yan!nda, makinelerle diki diken donuk mankenlerin, neon lambalar!yla
ayd!nlanan buyulu ve korkutucu gövdelerin aras!nda tuhaf k!yafetli, korkutucu
bir gölge mi görmutu; sanki bir an ç!karamad!. Nianta! Meydan!na geldiinde
taksiyi durdurup Milliyet gazetesinin akam ç!kan meyhane bask!s!n! ald!. Kendi
yaz!s!n!, CelâPin yaz!s!n! okur gibi, bir ak!nl!k, oyun ve merak duygusuyla
okurken, bir yandan da kendi köesinde kendi resminin ve ad!n!n alt!nda bir
bakas!n!n yaz!s!n! okuyan CelâPi hayâl ediyordu, ama onun tepkisinin ne
olaca!n! tam kestiremiyordu bir turlu. çinde, ona da, Ru-ya'ya da bir öfke
yukseldi; "Daha da göreceksiniz!" demek istedi, ama akl!ndaki ey tam bir
intikam m!yd!, ödul muydu, ç!karam!-yordu. Üstelik, akl!n!n bir köesinde
onlarla Pera Palas'ta kar!lamak gibi bir hayâl de vard!. Taksi, Tarlaba!'n!n
çarp!k çurpuk sokaklar!ndan, karanl!k otellerin ve az!na kadar erkeklerle dolu
ç!plak duvarl! sefil kahvelerin önunden geçerken butun stanbul'un bir ey
beklediini hissetti Galip. Daha sonra, yolda görduu arabalar!n, otobuslerin,
kamyonlar!n eskiliine, bunu ilk defa fark ediyormu gibi at!.
Pera Palas'!n girii s!cak ve ayd!nl!kt!. Sadaki geni salonda skender, eski
divanlar!n birine oturmu, baz! turistlerle birlikte bir kalabal!!
seyrediyordu: Otelin 19. yuzy!l sonu atmosferinden yararlanarak tarihi bir film
çeken yerli filmcileri. yi ayd!nlat!lm! salonda bir elence, dostluk ve nee
duygusu vard!.
"Celâl yok, gelemedi," diye anlatmaya balad! Galip, skender'e. "Çok önemli bir
ii ç!kt!. Bu esrarl! i yuzunden de gizleniyor. Gene ayn! esrar yuzunden, kendi
yerine benim konumam! istedi. Anlatmam gereken hikâyeyi butun ayr!nt!lar!yla
biliyorum. Onun yerine ben konuaca!m."
"Adamlar raz! olur mu buna, bilmem!"
"Onlara benim Celâl Salik olduumu söylersin," dedi Galip, kendisini de a!rtan
bir öfkeyle.
"Neden?"
380
"Çunku önemli olan hikâyedir, hikayeci deil. Anlatacak bir hikâyemiz var
imdi."
"Seni tan!yor onlar," dedi skender. "O gece o pavyonda sen bir hikâye bile
anlatt!n."
"Tan!yorlar?" dedi Galip, otururken. "Kelimeyi yanl! kullan!yorsun. Beni
görduler, o kadar. Üstelik, bugun bir baka biriyim. O gun gördukleri o kiiyi
de tan!m!yorlar, bugun görecekleri beni de. Butun Turklerin birbirlerine
benzediklerini de mutlaka duunuyorlard!r."
"O gun gördukleri adam!n sen deil, baka biri olduunu söylesek de," dedi
skender, "hiç olmazsa, Celâl Salik diye daha yal! birini bekledikleri
kesindir."
"Ne biliyorlar Celâl hakk!nda?" dedi Galip. "Biri onlara, u unlu köe yazar!yla
da konuun, Turkiye program!n!z için iyi olur, demitir. Onlar da ad!n! bir
kâ!da yazm!lard!r. Ama ya!n! ya da surat!n!n nas!l olduunu sormam!lard!r
herhalde."
Ayn! anda, tarihi film çevrilen köeden bir kahkaha geldi Oturduklar! divandan
dönup bakt!lar.
"Neye guluyorlar?" dedi Galip.
"Anlamad!m," dedi skender, ama anlam! gibi gulumsuyor--du.
"Hiçbirimiz kendimiz deiliz," dedi Galip, bir s!r verir gibi f!s!ldayarak.
"Hiçbirimiz kendimiz olamay!z. Herkesin seni bir bakas! olarak görebileceinden
hiç kukun yok mu senin? Kendin olduundan o kadar emin misin sen? Eminsen,
kendin olduuna emin olduun o kiinin kim olduundan emin misin? Ne istiyor bu
adamlar? Arad!klar! kii, akam yemeinden sonra televizyona bakan ngiliz
seyircilerin, dertleriyle dertlenecekleri, huznuyle hu-zunlenecekleri ve
hikâyelerinden etkilenecekleri bir yabanc! deil mi? Tam bu duruma uygun bir
hikâyem var benim! Kimsenin yuzumu görmesine de gerek yok. Çekimi, yuzumu
karanl!kta b!rakarak yaps!nlar. Bask!c! hukumetten, siyasal cinayetlerden ve
askeri darbecilerden korkan esrarengiz ve unlu Turk gazeteci - en ilginç konu,
musluman olduumu da unutma- kimliinin saklanmas!n! isteyerek BBC'nin
sorular!n! cevaplad!. Bu daha da iyi deil mi?"
"yi," dedi skender. "Ben yukar! telefon edeyim, bekliyorlar-d!r."
381
Galip, geni salonun öbur ucundaki film çal!mas!n! izledi. Üzerinde
madalyalar!, kuaklar! ve nianlar!yla p!r!l p!r!l yeni bir uniforma, fesli ve
sakall! bir Osmanl! Paas!, sevgili babas!n! dinleyen itaatkâr k!z!yla
konuuyordu, ama yuzu ona deil, garsonlar!n ve bellboylar!n sayg!l! bir
sessizlikle izledikleri çal!an kameraya dönuktu.
"Hiçbir yard!m yok, hiçbir gucumuz yok, hiçbir umut yok, hiçbir ey yok ve
herkes, herkes, butun dunya Turke duman!" diyordu Paa. "Allah bilir devlet bu
kaleyi de gözden ç!karmak zorunda kald!..."
"Ama babac!!m, bak!n, bizim daha hâlâ..." diye k!z! söze balayarak elindeki
bir kitab! babas!ndan çok seyirciye gösteriyordu, ama bunun ne olduunu Galip
sözlerden ç!karamad!. Kuran olmad!!n! anlad!! için daha da merak ettii
kitab!n ad!n! ayn! sahnenin yeni bir tekrar!nda da anlayamad!.
Daha sonra, eski asansörle yukar! ç!k!p skender'in kendisini göturduu 212
numaral! odaya girdiinde, çok iyi bildii bir ad! unuttuu zaman hissettii bir
eksiklik duygusu vard! içinde.
Beyolu'ndaki pavyonda görduu uç ngiliz gazeteci de odadayd!lar. Erkekler,
ellerinde rak! bardaklar!, kameray! ve !!kland!rma araçlar!n! haz!rl!yorlard!.
Kad!n, okuduu bir dergiden ba!n! kald!rd!.
"Ünlu gazetecimiz, köe yazar!m!z Celâl Salik, bizzat kar!n!zda!" dedi
skender, Galip'in iyi bir örenci gibi an!nda Turkçesini duunduu ve
yad!rgad!! bir ngilizceyle.
"Çok memnun oldum!" dedi kad!nla öteki iki erkek, bir resimli roman!n ikizleri
gibi ayn! anda. "Fakat biz daha önce kar!lamam! m!yd!k?" dedi kad!n sonra.
"Fakat biz daha önce kar!lamam! m!yd!k, diyor," dedi skender, Galip'e.
"Nerede?" dedi Galip, skender'e.
skender de kad!na, Galip'in "Nerede?" diye sorduunu söyledi. .
-
"O kulupte," dedi kad!n.
"Y!llard!r hiç kuluplere gitmedim, gitmem de," dedi Galip inançla. "Hatta
hayat!mda hiç kulube gittiimi de sanm!yorum. Bu tur sosyal faaliyetleri, o
çeitten kalabal!k yerleri, eserlerimi
382
kaleme almam için gereken yaln!zl!!ma ve ruh sal!!ma ayk!r! bulurum. Yaz!
hayat!m!n korkunç boyutlara varan iddeti, duunsel hayat!m!n inan!lmaz
younluu ve daha da inan!lmaz boyutlara varan siyasi cinayetler ve bask!lar,
beni zaten bu tur hayattan al!kor her zaman. Öte yandan, yaln!z stanbul'un dört
bir yan!nda deil, butun ulkemde kendilerini Celâl Salik olarak gören,
kendilerini Celâl Salik olarak tan!tan ve bunu çok hakl! ve yerinde bir istekle
yapan vatandalar!m olduunu da bilmiyor deilim. Hatta, k!yafet deitirerek
ehirde gezindiim geceler, kenar mahalleler-deki sefalet yuvalar!nda, karanl!k,
anla!lmaz hayat!m!z!n içinde, esrar!n merkezinde bunlar!n baz!lar!yla ben de
korkuyla kar!lam!, bana dehet verecek kadar 'ben' olabilen bu mutsuzlarla
dostluk bile kurmuumdur. Çok buyuk ulkedir stanbul, anla!lmaz bir ulke."
skender çevirmeye balay!nca Galip, aç!k pencereden Halic'i ve eski stanbul'un
soluk !!klar!m seyretti: Yavuz Sultan Selim Camiini de turistik bir ekilde
ayd!nlatmak istemilerdi galiba, ama böyle durumlarda olduu gibi, lambalar!n
bir k!sm! çal!nd!! için, cami korku verici ve tuhaf bir ta kutlesine, tek
dili bir ihtiyar!n karanl!k az!na dönumutu. skender'in çevirisi bitince,
ka-d!n, mizah ve oyun duygusu eksik olmayan bir kibarl!kla yan!ld!! için özur
diledi, Bay Salik'i o gece orada bir hikâye anlatan uzun boylu, gözluklu
romanc!yla kar!t!rd!!n! söyledi, ama ne ikna olmua benziyordu, ne de
söylediine inand!!na. Bu tuhaf durumu ve Galip'i, ilginç bir Turk özellii
gibi benimsemeye karar vermiti galiba; baka kulturle kar!laan hogörulu
okumular!n tak!nd!! o "anlam!yorum, ama sayg! duyuyorum," havas!na burunmutu.
Kâ!tlar!n hileli olduunu görmesine ramen, oyunu bozmayan bu anlay!l! ve
oyuncu kad!na sevgi duygu Galip. Ruya'ya benzemiyor muydu biraz?
Arkas!na konan lambalar, hemen yan!na yerletirilen kamera ve mikrofon ve kara
elektrik kordonlar! ile modern bir infaz sandalyesine benzeyen koltua
oturduunda Galip'in huzursuz olduunu görduler. Adamlardan biri, Galip'in eline
bir bardak tututurup rak!y! ve suyu isteine göre kibarca ve gulumseyerek
doldurdu. Kad!n, ayn! oyun duygusuyla -hep gulumsuyorlard! zaten-kay!t âletine
aceleyle bir kaset takt! ve göstericiye kala göz aras!n-
383
da pornografik bir kaset takan biri gibi çapk!nca dumeye bas!nca, kuçuk ve
ta!nabilir bir ekranda bu sekiz gun içinde kaydettikleri Turkiye göruntuleri
belirdi. Pornografik bir film seyreder gibi, belli belirsiz bir mizah
duygusuyla," ama busbutun de ilgisiz ka-lamadan, sessizce seyrediyorlard!: K!r!k
kollar!m ve ters dönmu bacaklar!n! sergileyen neeli ve akrobatik bir dilenci;
ateli bir siyasal miting ve mitingten sonra demeç veren ateli bir önder; tavla
oynayan iki yal! vatanda; meyhane ve pavyon göruntuleri; vitri-niyle
gururlanan bir hal!c!; develeriyle yoku ç!kan bir airet; puf puf duman salarak
ilerleyen buharl! tren; gecekondu mahallelerinde kameraya el sallayan çocuklar,
manav!n portakallar!na bakan çarafl! kad!nlar; siyasal bir cinayetin gazete
kâ!tlar!yla örtulmu kurban! ve art!klar!; at arabas!yla kuyruklu bir piyano
ta!yan ihtiyar bir hamal.
"Tan!yorum ben bu hamal!," dedi Galip birden. "Bizi, yirmi uç y!l önce ehrikalp
Apartman!ndan arka sokaa ta!yan hamal bu!"
Hepsi, bir oyun ve elence duygusuyla ve bir ciddiyetle, piyanoyla yuklu
arabas!n! eski bir apartman!n ön bahçesine sokarken kameraya ayn! oyun ve
elence duygusuyla ve ciddiyetle gulumseyen ihtiyar hamala bak!yordu.
"ehzadenin piyanosu geri geldi," dedi Galip. Bunu söylerken, kimin sesini
yakalad!!m, kim olduunu ç!karam!yordu sanki, ama her eyin yolunda gittiinden
emindi. "Bir zamanlar o apartman!n olduu yerdeki av kasr!nda bir ehzade
yaard!. O ehzadenin hikâyesini anlataca!m!"
Çok k!sa bir zaman içinde her eyi haz!rlad!lar. skender, unlu köe yazar!n!n
önemli, çok önemli tarihi bir demeç vermek uzere burada bulunduunu tekrarlad!.
Kad!n bunu, son Osmanl! padiahlar!n!, gizli Turkiye Komunist Partisini,
Ataturk'un bilinmeyen ve esrarengiz miras!n!, Turkiye'deki slamc! hareketi ve
siyasal cinayetlerle bir askeri darbe ihtimalini kapsayan geni bir çerçeve
içine ibilirlikle yerletirip dinleyicilerine heyecanla sundu.
"Bir zamanlar, içinde bulunduumuz ehirde, hayat!n en önemli sorununun insan!n
kendisi olabilmesi ya da olamamas! olduunu kefetmi bir ehzade yaam!t!,"
diye balad! Galip, hikâyesine. Hikâyeyi anlat!rken ehzadenin öfkesini öyle
bir1 hissediyor -
384 . .
du ki içinde, kendisini baka biri gibi göruyordu. Kimdi bu kii? ehzadenin
çocukluunu anlat!rken, burunduu bu yeni kiiliin, bir zamanlar olduu Galip
adl! çocuk olduunu hissetti. ehzade-' nin kitaplarla nas!l boutuunu
anlat!rken, kendini ehzadenin boutuu bu kitaplar!n yazarlar! gibi gördu.
ehzadenin, kasr!nda geçirdii yaln!zl!k gunlerini anlat!rken, kendini
ehzadenin hikâyelerinin kahramanlar! gibi gördu. ehzadenin kâtibine
duuncelerini nas!l yazd!rd!!n! anlat!rken, bu duuncelerin içindeki kiiydi
sanki. ehzadenin hikâyelerini Celâl'in hikâyelerini anlat!r gibi anlat!rken,
kendini Celâl'in anlatt!! bir hikâyenin kahraman! gibi hissetti. ehzadenin son
aylar!n! anlat!rken, "Celâl de bunu böyle anlat!rd!," diye duunuyor, bunu
anlayamad!klar! için otel odas!n-dakilere öfke duyuyordu. Öyle bir öfkeyle
anlat!yordu ki, ngilizler Turkçe anlar gibi dinliyorlard! onu. ehzadenin son
gunlerini anlat!p bitirdiinde hiç duraklamadan ayn! hikâyeye yeniden balad!:
"Bir zamanlar içinde bulunduumuz ehirde, hayat!n en önemli sorununun insan!n
kendisi olabilmesi ya da olamamas! olduunu kefetmi bir ehzade yaam!t!,"
dedi gene ayn! inançla. Dört saat sonra, ehrikalp Apartman!na dönduunde, bu
cumleyi ilk söyleyiiyle ikinci söyleyii aras!ndaki fark! duunduunde,
Celâl'in ilk söyleyite sa olduunu, ikinci söyleyite ise Tevikiye
Karakolunun hemen kar!s!nda Alâaddin'in dukkân!n!n az ötesinde ölu olarak
yatt!!n! ve cesedinin uzerine gazetelerin örtulmekte olduunu duunecekti.
Hikâyeyi ikinci kere anlat!rken, birincisinde dikkat etmedii yerleri
vurgulam!, uçuncu kere anlat!rken ise, hikâyeyi her yeni anlat!!nda yeni bir
insan olabileceini aç!kça anlam!t!. "ehzade gibi, ben de kendim olabilmek
için anlat!yorum," demek gelmiti içinden. Kendisini, kendisi olarak
hissetmesine izin vermeyenlere öfke duyarak, ehrin ve hayat!n içine girdii
esrar!n ancak böyle, hikâye anlatarak çözuleceine inanarak, hikâyenin sonundaki
ölum ve beyazl!k duygusunu içinde hissederek uçuncu anlat!!n! bitirdiinde bir
sessizlik oldu. ngiliz gazeteciler ve skender, s!k! bir gösteriden sonra usta
bir oyuncuyu alk!layan seyircilerin içtenliiyle çabuk çabuk Galip'i
alk!lad!lar.
385
ON ALTINCI BÖLÜM EHZADENN HKÂYES
"Bundan evvelki tramvaylar ne kadar iyiydi!" Ahmet Rasim
Bir zamanlar, içinde bulunduumuz ehirde, hayat!n en önemli sorununun insan!n!n
kendisi olabilmesi ya da olamamas! olduunu kefetmi bir ehzade yaam!t!.
Kendi kefi butun hayat!yd!, butun hayat! da kendi kefi. K!sa hayat!n!n bu k!sa
ifadesini ehzadenin kendisi yazd!rm!t!; hayat!n!n sonuna doru, kefinin
hikâyesini kaleme ald!rmak için bir kâtip tuttuu zaman. ehzade söyluyor, Kâtip
yaz!yordu.
O zamanlar, -yuz y!l önce- ehrimiz, sokaklar!nda milyonlarca isizin ak!n
tavuklar gibi gezindii, yokular!ndan çöplerin, köpru altlar!ndan lâ!mlar!n
akt!!, bacalar!ndan zift renginde kara dumanlar!n f!k!rd!! ve otobus
duraklar!nda bekleyenlerin ac!mas!zca dirsekletii bir yer deildi daha. O
zamanlar, atl! tramvaylar o kadar yava giderdi ki, hareket ederken inip
binebilirdiniz, Boaz vapurlar! o kadar a!r yol al!rd! ki, baz! yolcular bir
iskelede iner, !hlamur, kestane ve ç!nar aaçlar!n!n alt!ndan gule konua öteki
iskeleye kadar yurur, iskele kahvesinde bir çay içtikten sonra, ancak yetien
ayn! vapura binip yollar!na devam ederlerdi. O zamanlar, ceviz ve kestane
aaçlar! kesilip uzerlerine sunnetçilerin ve terzilerin el ilanlar!
yap!t!raca! elektrik direklerine dönuturulmemiti daha. ehrin bittii yerde,
çöplukler ve uzerleri elektrik ve telgraf direkleriyle kapl! kel tepeler deil,
kederli ve ac!mas!z padiahlar!n avland!! aaçl!klar, yeillikler ve korular
balard!. Daha sonra ehri saran lâ!m borular!n!n, parke tal! yollar!n ve
apartman binalar!n!n yok edecei bu yeil tepelerin birindeki av kasr!nda,
ehzade, yirmi iki y!l uç ay yaam!t!.
Yazd!rmak, ehzade için, kendisi olabilmenin bir yoluydu. Maun bir masada oturan
Kâtibine yazd!r!rken ancak kendisi olabildiine inan!rd! ehzade. Gun boyunca
kulaklar!n!n içinde iittii bakalar!n!n seslerinin, kasr!n!n odalar!nda aa!
yukar! yururken akl!na tak!lan bakalar!n!n hikâyelerinin yuksek duvarlarla çev-
386
rili bahçesinde gezinirken bir turlu etkisinden kurtulamad!! bakalar!n!n
duuncelerinin hakk!ndan ancak Kâtibine yazd!r!rken gelebilirdi. "nsan!n
kendisi olabilmesi için, içinde yaln!zca kendi sesini, kendi hikâyelerini, kendi
duuncesini bulabilmesi gerekir!" derdi ehzade ve Kâtip yazard!.
Ama, yazd!r!rken ehzadenin içinde yaln!zca kendi sesini duyduu anlam!na da
gelmezdi bu. Tam tersi, bir hikâye anlatmaya ' balad!! zaman, bir bakas!n!n
hikâyesini duunduunu; tam kendi duuncesini gelitirecei s!rada, bir
bakas!n!n söyledii baka bir duunceye tak!ld!!n!; tam kendi öfkesine
kap!lm!ken, bir bakas!n!n öfkesini de içinde duyduunu bilirdi ehzade. Ama
insan!n, içinde duyduu bu seslere kar! sesler ç!karak, hikâyelere kar! baka
hikâyeler uydurarak, ehzadenin deyiiyle, "bakalar!n!n h!r!lt!lanyla boua
boua," ancak kendi sesini yakalayabileceini de bilirdi. Yazd!rman!n, bu
kavgan!n kendi lehine sonuçlanaca! bir sava alan! olduunu duunurdu.
ehzade, bu sava alan!nda, duuncelerle, hikâyelerle, kelimelerle bouurken,
kasr!n!n odalar!nda aa! yukar! dola!r, bir merdivenden yukar! ç!karken
söyledii cumleyi, ç!kan merdivenin !;.¦ balad!! yere inen öteki merdivenden
inerken deitirir, sonra ye-; niden, ilk merdivenden yukar! ç!karken ya da
Kâtibin masas!n!n tam kar!s!ndaki divan!na oturmuken ya da uzanm!ken
yazd!rd!! cumleyi Kâtibine tekrarlatt!r!rd!. "Oku bakal!m," derdi ehzade ve
Kâtip, efendisinin yazd!rd!! son cumleleri tekduze bir sesle okurdu:
"ehzade Osman Celâlettin Efendi, bu topraklarda, bu lanetlenmi topraklarda,
insan!n kendisinin olabilmesinin en önemli sorun olduunu, bu sorun gereince
çözulmedikçe, hepimizin y!k!nt!ya, yenilgiye, kölelie mahkûm olduumuzu
bilirdi. Kendisi olabilmenin bir yolunu bulamam! butun kavimler kölelie, butun
soylar soysuzlua, butun milletler yoklua, hiçlie, hiçlie mahkûmdur derdi,
Osman Celâlettin Efendi."
"Hiçlie, iki deil uç kere yaz!lacak!" derdi ehzade, merdivenlerden aa!
inerken ya da yukar! ç!karken ya da kâtibin masas!n!n çevresinde dönerken. Bunu
öyle bir sesle ve tav!rla söylerdi ki, daha söyler söylemez çocukluunda, ilk
gençliinde kendisine Frans!zca öreten Frans!z Fransuva Efendinin 'dikte'
dersinde ta-
387
1
k!nd!! tav!rlar!, att!! öfkeli ad!mlan, hatta ç!kard!! öretici sesi taklit
ettiine inan!r ve bir anda butun 'zihinsel faaliyetini durduran', 'hayâl
gucunun butun renklerini solduran' bir buhrana kap!l!rd!. Bu buhranlara al!!k
olan Kâtip, y!llar!n verdii deneyle kalemini elinden b!rak!r, yuzune bir maske
takar gibi geçirdii donuk, anlams!z ve bo bir ifadeyle 'kendim olam!yorum'
nöbetinin ve öfkesinin bitmesini beklerdi.
ehzade Osman Celâlettin Efendinin çocukluk ve gençlik y!llar!n!n an!lar!
çelikiliydi. Kâtip, Osmanl! Hanedan!n!n stanbul'daki saraylar!nda,
kas!rlar!nda ve konaklar!nda geçen elenceli, neeli ve hareketli bir çocukluun
ve gençliin mutluluk sahnelerini bir zamanlar çok s!k yazd!!n! hat!rl!yordu,
ama onlar eski defterlerde kalm!t! art!k. "Annem Nurucihan Kad!n Efendi, en
sevdii kar!s! ve gözdesi olduu için, babam Sultan Abdulmecit Han, otuz çocuu
içinde en çok beni severdi," diye aç!klam!t! y!llar önce bir seferinde ehzade
ve: "Otuz çocuu içinde babam Sultan Abdulmecit Han en çok beni sevdii için,
ikinci kar!s! annem Nurucihan Kad!n Efendi, hareminin gözdesiydi," demiti bir
baka seferinde gene y!llar önce bu mutluluk sahnelerini yazd!r!rken.
Dolmabahçe Saray!n!n harem dairesinin kap!lar!n! aça kapa-ya, merdivenlerinden
ikier ikier atlaya atlaya kendisini kovalayan aabeyi Reat'tan kaçarken kuçuk
ehzadenin kap!y! surat!na kapad!! zenci harem aas!n!n bay!ld!!n! yazm!t!
Kâtip. On dört ya!ndaki ablas! Munire Sultan!n, k!rk be ya!ndaki dangalak bir
paaya verildii gunun gecesinde, sevimli kuçuk kardeini kuca!na al!p
alayarak, yaln!zca ondan, ondan uzak duecei için uzulduunu söylediini ve
ehzadenin beyaz yakas!n!n ablan!n gözyalar!yla s!r!ls!klam olduunu yazm!t!
Kâtip. K!r!m Harbi yuzunden stanbul'a gelen ngiliz ve Frans!zlar erefine
verilen bir elencede annesinin izniyle on bir ya!ndaki bir ngiliz k!z!yla
dansetmek-ten baka içinde imendiferlerin, penguenlerin ve korsanlar!n
resmedildii bir kitab!n sayfalar!na ehzadenin gene ayn! k!zla birlikte uzun
uzun bakt!!n! yazm!t! Kâtip. Babaannesi Bezmiâlen! Sultan!n ad!n!n bir gemiye
verilmesi yuzunden yap!lan törende, ehzadenin tam iki okka gullu ve f!st!kl!
lokumu yiyerek kazand!! iddiadan sonra, aptal aabeyinin ensesine aplak
vurduunu yazm!t! Kâtip. Aabeyleri ve ablalar!yla hep birlikte saray
arabas!yla git-
388
tikleri bir Beyolu maazas!nda onca mendil, kolonya iesi, yelpaze, eldiven,
emsiye ve apka dururken, tiyatro oyunlar!nda kullan!r!z, diye ala ala,
tezgâhtar çocuun uzerindeki önluu ç!kart!p sat!n ald!klar! sarayda iitilince
cezaland!r!ld!klar!n! yazm!t! Kâtip. ehzadenin çocukluk ve ilk gençliinde,
her eyi, doktorlar!, ngiliz Sefirini, pencerenin önunden geçen gemileri,
sadrazamlar!, g!c!rdayan kap!lar!n ve harem aalar!n!n c!rlak seslerini,
babas!n!, at arabalar!n!, yamurun pencerelere vuruunu, kitaplarda
okuduklar!n!, babas!n!n cenazesi arkas!ndan alayanlar!, dalgalar! ve piyano
hocas! talyan Guateli Paay! taklit ettiini yazm!t! Kâtip ve ehzade daha
sonraki y!llarda her anlat!!nda ayn! ayr!nt!larla, ama öfke ve nefret
sözleriyle hat!rlayaca! bu an!lar!n hep, pastalar, ekerler, aynalar, muzik
kutular! ve bol bol oyuncak ve bol bol kitap ve yediden yetmie duzinelerle
kad!n ve k!z taraf!ndan kendisine verilen öpucuklerle, öpucuklerle birlikte
duunulmesi gerektiini söylemiti.
Daha sonra, bir kâtip tutup kendi geçmii ve duuncelerini yazd!rd!!
zamanlarda, bu mutluluk y!llar! için, "Çocukluumun mutluluk y!llar! çok uzun
surdu," diyecekti ehzade. "Çocukluumun budala mutluluu o kadar uzun surdu ki,
tam yirmi dokuz ya!na kadar budala ve mutlu bir çocuk olarak yaad!m. Tahta
oturtaca! bir ehzadeye yirmi dokuz ya!na kadar budala ve mutlu bir çocuk
hayat! surdurtebilen bir imparatorluk, tabii ki y!k!lmaya da!lmaya, yok olmaya
mahkûmdur." Yirmi dokuz ya!na kadar ehzade taht nöbetinde beinci olan her
ehzadenin yapaca! kadar elenmi, kad!nlarla sevimi, kitaplar okumu, mulk
ve eya edinmi, muzik ve resimle yuzeysel olarak ilgilenip daha da yuzeysel
olarak askerlie merak sarm!, evlenmi, ikisi erkek uç çocuk sahibi olmu ve
herkes gibi dostlar ve dumanlar edinmiti. Daha sonra, "Butun bu yukten, bu
eyalardan ve kad!nlardan, dostlardan ve budala duuncelerimden kurtulmak için
yirmi dokuz ya!ma gelmem gerekiyormu demek," diye yazd!racakt! ehzade. Yirmi
dokuz ya!ndayken hiç beklenmedik baz! tarihi gelimeler sonucu bir anda taht
nöbetinde s!ras! beincilikten, uçunculue ç!k!vermiti. Ama, ehzadeye göre,
olaylar!n "hiç beklenmedik," olduunu budalalar söylerdi hep; çunku duunceleri
ve iradesi kadar ruhu da çurumu olan amcas! Sultan Abdulaziz'in hasta olup
ölmesinden
389
ve onun yerine geçen buyuk aabeyinin de k!sa bir sure sonra delirmesi uzerine
tahttan indirilmesinden doal bir gelime duunulemezdi. Bunu yazd!rd!ktan
sonra, kasr!n!n merdivenlerini ç!karken, tahta oturan aabeyi Abdulhamit'in de,
en buyuk aabeyi kadar deli olduunu söylerdi ehzade ve öteki kanattan
merdivenleri inerken de taht s!ras! kendisinden önce olan ve bir baka konakta
kendisi gibi tahta oturmay! bekleyen öteki ehzadenin de, öbur aabeylerinden
daha da deli olduunu, belki de bininci kere yazd!r!r ve Kâtip bu tehlikeli
sözleri, bininci kere yazd!ktan sonra, ehzadenin aabeylerinin neden
delirdiklerine, neden delirmek zorunda olduklar!na, Osmanl! ehzadelerinin neden
delirmekten baka bir ey yapamayacaklar!na ilikin aç!klamalar! yazard!
sab!rla.
Çunku butun hayat! boyunca bir imparatorluun taht!na oturmay! bekleyerek
yaayan herhangi biri delirmeye mahkûmdu zaten; çunku ayn! dulerle bekleyen
aabeylerinin delirdiini gören herhangi biri, zaten delirmek-delirmemek
açmaz!na s!k!aca! için delirmek zorundayd! ; çunku insan delirmek istedii
için deil, delirmek istemedii ve bunu sorun ettii için delirirdi; çunku
atalar!n!n, buyuk buyukbabalar!n!n tahta oturur oturmaz öbur kardelerini nas!l
bodurarak öldurduunu, butun o bekleyi y!llar!nda bir kerecik olsun duunen
her ehzade, delirmeden yaayamazd! art!k; çunku dedelerinden Üçuncu Mehmet'in,
Padiah olur olmaz, aralar!nda meme çocuklar! da olan on dokuz kardeini tek tek
nas!l idam ettirdiini herhangi bir tarih kitab!ndan okuyan ve taht!na oturaca!
devletin tarihini bilmek zorunda olduu için, kardelerini bir bir ölduren
padiahlar!n hikâyelerini okumak zorunda olan her ehzade delirmeye mahkûmdu;
çunku sonu zehirlenmek, boulmak, intihar kisvesi verilerek öldurulmek olan
dayan!lmaz bekleyiin bir yerinde, delirmek "ben yar!tan çekiliyorum," anlam!na
gelecei için, ölumu bekler gibi taht! bekleyen butun ehzadelerin en kolay
kaç! yolu ve en derin ve en gizli istekleriydi de; çunku kendisini denetleyen
Padiah!n muhbirlerinden ve bu muhbir a!n! delerek ehzadeye ulaan aa!l!k
politikac!lar!n kumpaslar!ndan ve tuzaklar!ndan ve butun o dayan!lmaz taht
hayâllerinden kurtulabilmek için iyi bir f!rsatt! delirmek; çunku taht!na
oturmay! duledii imparatorluun haritas!na bir göz atan her ehzade, yak!n bir
zamanda sorumluluunu uzerine alaca! ve ken-
390
di, evet, yaln!zca kendi buyruklar!yla yönetecei memleketlerin ne kadar geni,
ne kadar s!n!rs!z, ne kadar uçsuz bucaks!z olduunu her kavray!!nda deliliin
eiine gelmek zorundayd! ve bu s!n!rs!zl!k duygusunu hissetmeyen her ehzade de
bir gun butun sorumluluunu yuklenecei imparatorluun buyukluunu kavrayamad!!
için zaten deli say!lmal!yd!. Say!p döktuu bu delirme nedenlerinin tam bu
noktas!nda "Ben," derdi ehzade Osman Celâlettin Efendi, "Osmanl!
mparatorluu"nu yöneten butun o budalalardan, ç!lg!nlardan, ahmaklardan daha
akl! ba!nda biriysem bugun, bunun nedeni de ite bu ç!lg!nca s!n!rs!zl!k
duygusudur! Bir gun omuzlar!ma alaca!m sorumluluun s!n!rs!zl!!n! duunmek,
öteki iradesizler, guçsuzler, zavall!lar gibi beni delirtmedi, hay!r; tam
tersine, bu duyguyu dikkatle duunmek beni kendime getirdi; bu duyguyu dikkatle,
butun iradem ve kararl!l!!mla denetimim alt!na ald!!m için ben hayat!n en
önemli sorununun insan!n kendisi olabilmesi ya da olamamas! olduunu kefettim."
Taht nöbetinde beincilikten uçunculue ç!kar ç!kmaz kendini okumaya vermiti.
Bir gun tahta geçmeyi bir mucize olarak görmeyen her ehzadenin kendisini
yetitirmesi gerektiini duunuyor, bunun da okumakla baar!laca!na
iyimserlikle inan!yordu. H!rsla okuduu, sayfalar!n! yutar gibi çevirdii her
kitaptan ileriye dönuk 'yararl! duunceler' ç!kard!!, bu duunceleri k!sa bir
zaman içinde gelecein mutlu Osmanl! Devletinde gerçekletirmenin hayâllerini
tutkuyla kurduu ve delirmemek için sar!ld!! bu hayâllere inanabilmek, eski
budala ve çocuksu hayat!n! hat!rlatan her eyden bir an önce kurtulmak istedii
için, kar!s!n!, çocuklar!n!, eski eyalar!n! ve al!kanl!klar!m Boaz
k!y!s!ndaki yal!s!nda b!rakarak, içinde yirmi iki y!l uç ay yaayaca! kuçuk bir
av kasr!na ta!nm!t!. Yuz y!l sonra, parkeyle kapl! tramvay yollar!yla, çeitli
Bat! usluplar!n!n taklidiyle yap!lm! korkutucu ve karanl!k apartmanlarla, k!z
ve erkek liseleri, bir karakol ve bir cami ve elbiseci, çiçekçi, hal!c! ve kuru
temizlemeci dukkânlar!yla dolacak bir tepedeydi av kasr!. ehzadenin kendini
d!ardaki hayat!n budalal!klar!ndan korumak için ve Padiah!n da bu tehlikeli
kardei daha s!k! gözalt!nda tutabilmek için ördurduu duvarlar!n arkas!ndan bir
yuzy!l sonra, dallar!na kara telefon kablolar! sar!lacak ve gövdesine ç!plak
kad!n resimli dergiler mandallanacak iri kestane ve ç!-
391
nar aaçlan gözukurdu. Yuzy!l sonra bile, tepeyi terketmeyecek ç!lg!n karga
surulerinin ç!l!klar!ndan baka kas!rda duyulan tek ses, ruzgar!n denize doru
estii gunlerde, kar! tepelerdeki k!lalardan gelen talim ve muzik
gurultusuydu. ehzade, kas!rda geçirdii ilk alt! y!l!n, hayat!n!n en mutlu
dönemi olduunu defalarca yazd!rm!t!.
"Çunku o dönem yaln!zca okumutum," derdi ehzade. "Çunku yaln!zca okuduklar!m!n
hayâlini kurmutum. Çunku o alt! y!lda yaln!zca okuduum yazarlar!n duunceleri
ve sesleriyle yaam!t!m." Ve eklerdi: "Ama kendim de hiç olamam!t!m, o alt!
y!l boyunca." ehzade, bu alt! mutlu y!l! ac! ve özlemle her hat!rlay!!nda,
"Ben, ben deildim ve belki bu yuzden de mutluydum, ama bir Padiah!n görevi
mutlu olmak deil kendisi olabilmektir!" diye yazd!r!r, sonra kâtibinin
defterlere belki binlerce kere yazd!! öteki cumleyi de söylerdi. "Yaln!zca
Padiahlar!n deil, herkesin görevidir kendisi olmak, herkesin."
"Hayat!m!n en buyuk kefi ve amac!," dedii bu gerçei, ehzade, o alt! y!l!n
sonuna doru bir gece aç!k seçik hissettiini yazd!rm!t!: "O mutlu gecelerimde
s!k s!k yapt!!m gibi, gene hayâlimde Osmanl! taht!na oturmu, bir devlet
sorununu çözmek için hayalimdeki bir budalay! öfkeyle azarl!yordum. Voltaire'in
de dedii gibi, diye azarlam!um ki, hayalimdeki bu budalay!, birden içine
dutuum durumu hissederek dondum. Hayâlimde otuz beinci padiah olarak Osmanl!
taht!na oturur olarak görduum kii, ben deildim de, sanki Voltaire idi, ben
deildim de, sanki Voltaire'i taklit eden biriydi bu kii. Milyonlarca ve
milyonlarca kulun hayat!na hukmedecek, haritada uçsuz bucaks!z ve s!n!rs!z
gözuken memleketleri yönetecek padiah!n kendisi deil de bir bakas! olmas!n!n
dehetini ilk o anda farkettim."
Daha sonraki öfke buhranlar!nda, ehzade, bu gerçei ilk far-kettii an'a
ilikin baka baz! hikâyeler de anlatm!t!, ama kâtip, keif an!n!n hep ayn!
sezgi çevresinde topland!!n! biliyordu. Milyonlarca kiinin hayat!na hukmedecek
bir padiah!n akl!nda bakalar!n!n cumlelerinin gezinmesi doru muydu? Bir gun
dunyan!n en buyuk imparatorluklar!ndan birini yönetecek bir ehzadenin yaln!zca,
yaln!zca kendi iradesiyle hareket etmesi gerekmez miydi? Kafas!nda bakalar!n!n
duuncelirini hiç bitmeyen karabasan-
392
lar gibi gezdiren kii bir padiah m! say!lmal!yd! yoksa bir gölge mi?
"Bir gölge deil, gerçek bir padiah bir bakas! deil, kendim olmam gerektiini
anlad!ktan sonra; yaln!z o alt! y!l boyunca deil, butun hayat!m boyunca
okuduum kitaplardan kurtulmam gerektiine karar verdim," derdi ehzade,
hayat!n!n bundan sonraki on y!l!n! hikâye etmeye balad!!nda. "Bir bakas!
deil, yaln!zca kendim olabilmek için, butun o kitaplardan, butun o yazarlardan,
butun o hikâyelerden, butun o seslerden kurtulmak zorundayd!m. Bu on y!l!m!
ald!."
Böylece, ehzade, kâtibine, kendisini etkileyen kitaplardan nas!l kurtulduunu
tek tek yazd!rmaya balard!. ehzadenin, kas-r!ndaki butun Voltaire ciltlerini
yakt!!n!, çunku bu yazar! okudukça, bu yazar! hat!rlad!kça kendisinden daha
zeki, haz!rcevap, dinsiz ve akac! bir Frans!z olduunu, ama kendisi olamad!!n!
yazard! Kâtip. Schopenhauer ciltlerinin kas!rdan uzaklat!r!ld!klar!n!, çunku bu
ciltler yuzunden ehzadenin kendini iradesi uzerine saatlerce, gunlerce duunen
biriyle özdeletirdiini ve en sonunda özdeletii bu kötumser kiinin bir gun
Osmanl! taht!na oturacak ehzade deil, Alman filozofun ta kendisi olduunu
yazard! Kâtip. Her biri ne masraflar edilerek getirtilen Rousseau ciltleri de,
ehzadeyi, kendini suçustu yakalamaya çal!an bir vahi kiiye dönuturduu
için parçalanarak kas!rdan uzaklat!r!lm!t!. "Butun o Frans!z
duunurlerini, Deltour'u, De Passet'yi, dunyan!n ak!lla anla!labilir bir yer
olduunu hikâye eden Morelli'yi ve bunun tam tersini yazan Brichot'yu da
yakt!rd!m, çunku onlar! okudukça kendimi olmam gerektii gibi, gelecein bir
padiah! olarak deil, kendinden önceki duunurlerin saçma gözlemlerini
çurutmeye çal!an alayc!, polemikçi bir profesör olarak göruyordum," derdi
ehzade. Binbir Gece Masallar!n! yakt!rm!t!, çunku bu kitap yuzunden kendini
özdeletirdii tebdil gezen padiahlar, ehzadenin olmas! gereken padiahlar
deildi art!k. 'Macbeth'i yakt!rm!t!, çunku onu her okuyuunda taht için elini
kana bulamaya haz!r bir korkak ve iradesiz olarak göruyordu kendini ve daha
kötusu o kii olmaktan utanaca!na, iirsel bir gurur da duyuyordu bundan. Mev-
lâna'nm 'Mesnevi'sini kas!rdan uzaklat!rm!t!, çunku bu darmad!-m!k kitab!n
hikâyeleri aras!nda her da!l!!nda, da!n!k hikâyele-
393
rin hayat!n özu olduuna iyimserlikle inanan bir abdalla özdeletiriyordu
kendini. "eyh Galip'i, onu okudukça kendimi huzunlu bir â!k olarak görduum
için yakt!m," diye aç!klard! ehzade. "Bott-folio'yu ise onu okudukça kendimi
Doulu olmak isteyen bir Bat!l! olarak görduum için ve bn Zerhani'yi ise, onu
okudukça kendimi Bat!l! olmak isteyen bir Doulu olarak görduum için yakt!rd!m,
çunku ne Doulu, ne Bat!l!, ne tutkulu, ne deli, ne macerac!, ne de kitaplardan
ç!km! herhangi biri olarak görmek istiyordum kendimi." Bu sözlerden sonra,
Kâtibin alt! y!l boyunca, nice deftere say!s!z kereler tekrarlaya tekrarlaya
yazd!! o nakarat! tutkuyla tekrarlard! ehzade: "Yaln!zca kendim olmak
istiyordum, yaln!zca kendim olmak istiyordum, kendim olmak istiyordum yaln!zca."
Ama kolay bir i olmad!!n! biliyordu bunun. Bir dizi kitaptan kurtulduktan ve
bu kitaplar!n y!llarca anlatmaya devam ettii hikâyelerin sesini en sonunda
iitmez olduktan sonra, akl!n!n içindeki sessizlik o kadar dayan!lmaz gelirdi ki
ehzadeye, istemeye istemeye adamlar!ndan birini yeni kitaplar almaya ehire
yollard!. Paketlerinden ç!kar!r ç!karmaz yutar gibi okuduu bu kitaplar!n
yazarlar!yla alay ederdi önce; sonra kitaplar! öfkeyle ve törenle yakar, ama
seslerini içinde hâlâ duymaya devam ettii ve yazarlar!n! ister istemez taklit
ettii için, onlardan ancak baka kitaplar okursa kurtulaca!na karar vererek,
çiviyi ancak çivinin sökeceini ac!yla hissederek, adam!n! gene onu dört gözle
bekleyen Beyolu'nda-ki yabanc! kitapç!lara, Bab!âli'ye yollard!. "ehzade Osman
Celâ-lettin Efendi, kendisi olabilmeye karar verdikten sonra, kitaplarla tam ön
y!l savam!t!r," diye yazm!t! bir gun Kâtip ve ehzade, "'savam!t!r' deil,
'boumutur' yaz!" diye duzeltmiti. ehzade Osman Celâlettin Efendi, on y!l
kitaplarla, kitaplar!n içinde duyurduu seslerle boutuktan sonra, ancak kendi
hikâyelerini, kendi sesini o kitaplar!n sesine kar! yukselterek kendisi
olabileceini anlam! ve kendine bir kâtip tutmutu.
"Bu on y!l içinde, yaln!z kitaplarla, hikâyelerle deil, kendisini kendisi
olmaktan al!koyduunu anlad!! her eyle boumutur ehzade Osman Celâlettin
Efendi," diye merdivenlerin tepesinden ba!rarak eklerdi ehzade ve Kâtip
binlerce kere tekrarlanmas!na ramen, binbirinci kere de, t!pk! birinci kere
söylendii inanç ve heyecanla dile getirilen bu cumleyi ve ayn! kararl!l!kla onu
izleyen
394
öteki cumleleri dikkatle yazard!. ehzadenin bu on y!l boyunca yaln!z kitaplarla
deil, kitaplar kadar kendisini etkileyen çevresindeki eyalarla da boutuunu
yazm!t! Kâtip. Çunku butun o mobilyalar, masalar, koltuklar, sehpalar, insana
gerekli gereksiz huzursuzluk ya da huzur vererek onu konu d!!na ç!kar!yordu;
çunku butun o kullukler ve amdanlara bak!lar! tak!ld!! için kendisini kendisi
yapacak duunceyi younlat!ram!yordu ehzade; çunku duvarlardaki yal!boyalar,
sehpalardaki vazolar ve divanlar!n uzerindeki* pufpuf yast!klar ehzadeyi hiç
istemedii ruh hallerine çekiyordu; çunku butun o saatler, kâseler, kalemler ve
eski sandalyeler ehzadeyi kendisi olmaktan al!koyan çar!!mlar ve an!larla
yukluydu.
Kâtip, ehzadenin kimini k!rarak, kimini yakarak, kimini de atarak gözunun
önunden uzaklat!rd!! eyalardan baka, bu on y!l boyunca, kendisini hep bir
baka biri yapan an!larla da boutuunu yazm!t!. "Geçmiimde kalm!, kuçuk,
önemsiz basit bir ayr!nt!y!, y!llar sonra, beni öldurmek isteyen ac!mas!z bir
katil gibi, anla!lmaz bir intikam! y!llarca kovalam! bir ç!lg!n gibi, birden
duuncelerimin ve hayâllerimin orta yerinde bulmak akl!m! ba!mdan al!yor,1.'
derdi ehzade. Çunku Osmanl! taht!na oturduktan sonra milyonlarca, milyonlarca
zavall!n!n hayat!m duunmesi gereken bir kiinin, duuncesinin orta yerinde
birdenbire çocukluunda yedii bir kâse çilei ya da be para etmez bir harem
aas!n!n saçmasapan bir sözunu bulmas! dehet verici bir eydi. Kendisi olmas!,
yaln!zca kendi duunceleriyle, kendi iradesi ve kararl!l!!n!n sonuçlar!yla
dopdolu olmas! gereken bir padiah, hay!r, yaln!zca padiah deil, herkes,
kendisini kendisi olmaktan al!koyan an!lar!n geliiguzel ve keyfi muziine kar!
koymal!yd!. "ehzade Osman Celâlettin Efendi, duuncelerinin ve kendi iradesinin
safl!!n! bozan an!lar!yla boumak için kasr!ndaki butun koku kaynaklar!n!
kurutmu, tan!d!! butun eyalar! ve elbiseleri yok etmi, muzik denen
uyuturucu sanatla ve hiç çalmad!! beyaz piyanosuyla iliki-'sini kesmi ve
kasr!n!n butun odalar!n! beyaza boyatm!t!," diye yazm!t! bir keresinde Kâtip.
"Ama hepsinden beteri, butun an!lardan, eyalardan ve kitaplardan daha çekilmez
olan! insanlard!r," diye eklerdi ehzade, hâlâ atmad!! bir divan!n uzerine
uzan!p Kâtibine yazd!rd!klar!n! okuttuktan sonra. Çeit çeittiler: Olmad!k
vakitlerde, en istenme-
395
dik zamanlarda kap!lardan bacalardan girerler, irenç dedikodular, be para
etmez söylentiler ta!rlard!. yilik etmek isterlerken yaln!zca insan!n huzurunu
kaç!r!rlard!. Sevgileri, rahatlat!c! olmaktan çok boucuydu. Bir duunceleri
olduunu kan!tlamak için konuurlard!. lginç bir kii olduklar!na sizi
inand!rabilmek için hikâyeler anlat!rlard!. Sizi sevdiklerini göstermek için
huzurunuzu kaç!r!rlard!. Bunlar da önemli deildi belki, ama kendisi olmak için
can atan, yaln!zca kendi duunceleriyle babaa kalmak isteyen ehzade, bu
budalalar!n, bu gereksiz, tutkusuz, s!radan dedikoducular!n her ziyaretinden
sonra, uzun bir sure kendisi olamad!!n! hissederdi. "ehzade Osman Celâlettin
Efendi, bir insan!n kendisi olmas!na en buyuk engelin çevresindeki öteki
insanlar olduunu duunurdu," diye yazm!t! bir seferinde Kâtip. "nsanlar!n en
buyuk zevkinin, öteki insanlar! kendilerine benzetmek," olduunu yazm!t! bir
baka seferinde Kâtip. ehzadenin en buyuk korkusunun, ileride, tahta'oturduu
gun, bu insanlarla iliki kurma zorunluluu olduunu da yazm!t!. "Ac!kl! ve
sefil ve zavall! olanlara ac!d!! için etkilenir insan," derdi ehzade. "S!radan
ve özelliksiz olanlardan, biz de sonunda onlarla birlikte s!radan ve özelliksiz
olmaya balad!!m!z için etkileniriz," derdi ehzade. Bir kiilikleri
olanlardan, sayg!y! hak edenlerden de, fark!nda olmadan onlar! taklit etmeye
balad!!m!z için etkileniriz ve en tehlikelileri de asl!nda bu sonunculard!r,"
derdi ehzade. "Ama hepsini, hepsini çevremden uzaklat!rd!!m! yaz! Butun bu
mucadeleyi, yaln!z kendim için deil, yaln!z kendim olabilmek için deil,
milyonlarca insan!n kurtuluu için verdiimi de yaz!"
Çunku, hiç kimseden etkilenmemek için verdii o 'inan!lmaz varl!k yokluk
sava!'n!n on alt!nc! y!l!nda, al!t!! eyalarla, sevdii kokularla,
etkilendii kitaplarla boutuu gecelerin birinde, pencerelerinin
'Bat!l!lam!' pancurlar! aras!ndan geni bahçeyi kaplayan kar! ve ay!!!n!
seyrettii bir akam, ehzade, vermekte olduu sava!n asl!nda kendi sava!
deil, y!k!lmakta olan Osmanl! Devletine kaderleri balanm! milyonlarca
talihsizin sava! olduunu anlam!t!. Kâtibinin, ehzadenin hayat!n!n son alt!
y!l!nda, belki de onbinlerce defa defterlere yazd!! gibi, "kendileri olamayan
butun kavimler, bir ötekini taklit eden butun uygarl!klar, bakalar!n!n
hikayeleriyle mutlu olabilen butun milletler" y!k!lmaya, yok
396
olmaya, unutulmaya mahkûmdular çunku. Böylece, kasr!na çekilip tahta oturmay!
bekledii y!llar!n on alt!nc!s!nda, içinde duyduu hikâyelere kar! ancak ve
ancak kendi hikâyelerinin sesini yukselterek savaaca!n! anlad!! gunlerde,
kendine bir kâtip tutmak uzere olduu s!ralarda ehzade, on alt! y!ld!r kiisel
ve ruhsal bir deney olarak yaad!! mucadelenin, asl!nda "tarihsel bir ölum
kal!m mucadelesi", "ancak binlerce y!lda bir görulen bir kabuk dei-tirme-
deitirmeme kavgas!n!n son aamas!", "yuzy!llar sonra, tarihçilerin hakl!
olarak bir dönum noktas! olarak deerlendirecekleri bir geliimin en önemli
tarihsel dura!" olduunu anlad!.
Karla kapl! bahçenin uzerinde, sonsuzluk zaman!n!n geniliini ve
korkutuculuunu hat!rlatarak ay!n parlad!! geceden bir sure sonra, kendine
tuttuu yal!, sad!k ve sab!rl! bir kâtibi her sabah divan!n!n kar!s!nda maun
bir masaya oturtup ona kendi hikâyesini, kendi kefini anlatmaya balad!!
gunlerde ehzade, hikâyesin-deki bu "son derece önemli tarihsel boyutu" asl!nda
y!llar y!llar önce de kefetmi olduunu da hat!rlayacakt!: stanbul
sokaklar!n!n, her geçen gun, varolmayan bir yabanc! ulkenin hayâli ehrini
taklit ederek deitiini, kasr!na kapanmadan önce kendi gözleriyle görmemi
miydi? Bu sokaklar! dolduran talihsizlerin ve mutsuzlar!n kendi k!l!k ve
k!yafetlerini Bat!l! gezginlerden görduklerine bakarak, ellerine geçirdikleri
yabanc! fotoraflar! inceleyerek deitirdiklerini bilmiyor muydu? Geceleri,
kenar mahallelerdeki kahvelerinde soban!n çevresinde toplanan huzunlulerin,
birbirlerine babadan kalma kendi masallar!n! anlatacaklar!na, ikinci s!n!f köe
yazarlar!n!n kahramanlar!n!n adlar!n! muslumanlat!rarak Üç'Si-lâhörler'den ve
Monte Kristo'dan apart!p yazd!klar! supruntuleri gazetelerden birbirlerine
okuduklar!n! kendisi de iitmemi miydi? Dahas!, kendisi de, bir zamanlar, vakti
daha kolay geçiriyor diye, bu rezillikleri kitap halinde yay!mlayan Ermeni
kitapç!lara aya!n! al!t!rmam! m!yd!? Kasr!na kapanacak kararl!l!k ve iradeyi
göstermeden önce, butun bu mutsuzlar, ac!kl!lar ve talihsizlerle birlikte
suruklendii s!radanl!m içinde, ehzade de, kendi yuzunun eski esrarl!
anlam!n!n, t!pk! bu mutsuzlar!n ba!na geldii gibi, yava yava kaybolduunu
aynaya her bak!!nda hissetmez miydi? "Evet, hissederdi," diye yazard! Kâtip, bu
sorular!n her birinden sonra, ehzadenin böyle yaz!lmas!n! istediini bildii
için. "E-
397

vet, ehzade yuzunun de deitiini hissederdi."
Kâtiple çal!maya balad!klar!n!n -yapt!klar! ie 'çal!mak'-derdi ehzade -
ikinci y!l! dolmadan, ehzade, çocukluunda taklit ettii cins cins vapurlar!n
ç!kard!! seslerden, yedii lokumlara, k!rk yedi y!ll!k hayat!nda görduu butun
kâbuslardan okuduu butun kitaplara, en sevdii elbiselerinden en
sevmediklerine, geçirdii hastal!klardan bildii hayvan turlerine ilikin her
eyi kâtibine yazd!rm! ve s!k s!k tekrarlad!! deyile: "Her cumlesini, Ker
kelimesini kefettii buyuk gerçein !!!nda deerlendirerek," yapm!t! bunu.
Her sabah Kâtip maun masas!nda, ehzade de bu masan!n kar!s!ndaki divanda ya da
çevresindeki yuruyu alan!nda ya da bu yuruyu alan!ndan yukar! kata yukselen ya
da yukar! kattan aa!ya inen merdivenlerde yerini ald!!nda, ikisi de
ehzade'nin yazd!racak yeni bir hikâyesi olmad!!n! bilirlerdi belki. Ama
ikisinin de arad!klar! bu sessizlikti. Çunku, "Ancak, anlatacak hiçbir eyi
kalmad!!nda insan kendisi olmaya iyice yaklam! demektir," derdi ehzade.
"Ancak, insan anlatt!! eylerin tukendiine, butun hat!ralar!n, kitaplar!n,
hikâyelerin ve haf!zan!n sustuuna ilikin o derin sessizlii içinde duyduktan
sonrad!r ki, kendi ruhunun derinliklerinden, kendi benliinin sonsuz ve karanl!k
lâbirentlerinden kendisini kendisi yapacak kendi gerçek sesinin yukseliine
tan!k olabilir."
Dipsiz bir masal kuyusunun içinden, derinden bir yerden bu sesin a!r a!r
yukseliini bekledikleri gunlerin birinde, ehzade o zamana kadar "en tehlikeli
konu" diyerek pek az deindii kad!nlar ve ak konusuna girdi. Alt! aya yak!n
bir sure eski aklar!n!, ak say!lamayacak ilikilerini, bir ikisi hariç hepsini
ac!yarak ve huzunle hat!rlad!! harem kad!nlar!yla olan "yak!nlamalar!n!," ve
kar!s!n! anlatt!.
Bu tur yak!nlamalarda korkunç olan yan, ehzadeye göre, siz fark!na bile
varmadan, pek de fazla özellii olmayan s!radan bir kad!n!n bile, insan!n
duuncelerinin buyuk bir k!sm!n! igal edebilmesiydi. lk gençlik y!llar!nda,
evlilii s!ras!nda, kar!s!n! ve çocuklar!n! Boaz k!y!s!ndaki yal!da b!rak!p
kasr!na yerletii ilk zamanlarda, yani ta otuz be yama kadar, "yaln!z kendisi
olmak", "hiçbir eyden etkilenmemek" gibi bir kefi ve amac! olmad!! için,
ehzade bu duruma pek de ald!rmazd!. Hatta, "bu taklitçi ve
398
sefil toplum", bir kad!n!n, bir olan!n ya da bir Tanr!n!n ak!yla her eyi
unutabilmenin, "ak!n içinde yok olup gitmenin" övunulecek, gurur duyulacak bir
ey olduunu herkes gibi kendisine de örettii için, o zamanlar sokaklardaki
kalabal!klar!n yapt!! gibi, "â-!k olmak"tan gurur da duyard! ehzade.
Kasra kapand!ktan ve alt! y!l hiç durmadan okuduktan sonra, hayat!n en önemli
sorununun insan!n kendisi olmas! ya da olmamas! olduunu kefedince, ehzade
kad!nlar kar!s!nda ihtiyatl! olmas! gerektiine karar vermiti hemen. Kad!nlar
olmadan kendirf-de bir eksiklik duyduu doruydu. Ama yaklaaca! her kad!n!n,
duuncelerinin safl!!n! bozaca!, kayna!n! yaln!zca kendisinden almak istedii
hayâllerinin orta yerine a!r a!r yerleecei de doruydu. Bir ara, mumkun
olduu kadar çok kad!nla yak!nlaarak, ak denen zehirin panzehirini kan!na
yerletirebileceini duunmu, ama s!rf aka al!mak, ak!n sarholuunu
kan!ksamak gibi faydac! bir anlay!la yaklat!! için, bu kad!nlara pek ilgi
duyamam!t!. Daha sonra, tan!d!! kad!nlar içinde "en özelliksiz, en renksiz, en
suçsuz ve en zarars!z" olduunu yazd!rd!! Leyla Han!m!, bu özellikleri yuzunden
ona â!k olamayaca!na inand!! için, görmeye balam!t! en çok. "ehzade Osman
Celâlettin Efendi, ona â!k olamayaca!na inand!! için korkusuzca Leyla Han!ma
yureini açabilmiti," diye yazm!t! Kâtip bir gece; çunku geceleri de
çal!!yorlard! art!k. "Ama korkusuzca yureimi açabildiim tek kad!n olduu için
de hemen ona â!k oldum," diye eklemiti ehzade. "Hayat!m!n en korkunç
dönemlerinden biriydi."
ehzade ile Leyla Han!m!n kas!rda buluup kavga ettikleri gunleri yazm!t!
Kâtip: Paa babas!n!n kona!ndan at arabas! ve adamlar!yla, yar!m gunluk bir
yolculuktan sonra Leyla Han!m kasra gelir, kendileri için kurulmu ve
benzerlerini Frans!z romanlar!nda okuduklar! bir sofrada, romanlardaki ince
roman kahramanlar! gibi iirden ve muzikten sözederek yemek yerler ve yemekten
hemen sonra, dönu vakti geldii için, yar! aç!k kap!lar!n arkas!ndan
kendilerini dinleyen ahç!lar!, uaklar!, arabac!lar! kayg!land!ran bir kavgaya
tutuurlard!. "Kavgalar!m!z!n belirli bir nedeni yoktu," diye bir keresinde
aç!klam!t! ehzade. "Yaln!zca, onun yuzunden kendim olamad!!m için, onun
yuzunden duuncelerim safl!!n! kaybettii için, onun yuzunden benliimin
derinliklerinden
399
gelen o sesi art!k iitemez olduum için ona öfke duyuyordum. Benim suçum olup
olmad!!n! hiçbir zaman anlayamad!!m ve anlayamayaca!m bir yanl!l!k sonucu
ölmesine kadar bu böyle surup
gitti."
Leyla Han!m!n ölumunden sonra, uzulduunu ve özgurletii-ni yazd!rm!t!
ehzade. Her zaman sessiz, her zaman sayg!l!, her zaman söz dinler Kâtip, alt!
y!ll!k yaz! hayat! boyunca hiç yapmad!! bir eyi yaparak bu ölumu ve ak
konusunu birkaç kere daha aç!p kurcalamay! denemise de, ehzade konuya yaln!z
kendi istedii biçimde, kendi istedii zamanlarda geri dönmutu.
Sözgelimi, ölumunden on alt! ay önce bir gece, ehzade eer kendisi olmay!
baaramazsa, kas!rda on be y!ld!r verdii mucadelenin sonunda baar!s!zl!a
urarsa eer, stanbul'un sokaklar!n!n da art!k "kendisi olamayan" talihsiz bir
ehrin sokaklar!na dönueceini anlat!rken ve baka ehirlerin alanlar!n!,
parklar!n!, kald!r!mlar!n! taklit eden bu alanlarda, parklarda, sokaklarda
yuruyen talihsizlerin de, hiçbir zaman kendileri olamayacaklar!n! anlat!rken ve
y!llarca ve y!llarca, kasr!n!n bahçesinden d!ar! bir kere olsun ad!m atmamas!na
ramen, sevgili stanbul'unun sokaklar!n! nas!l bir bir tan!d!!n!, her
kald!r!m!, her sokak lambas!n!, her dukkân! sanki her gun onlar!n önunden
geçiyormu gibi nas!l hayâllerinde capcanl! yaatt!!n! anlat!rken, bir
geceyar!s!, her zamanki öfkeli sesini b!rak!p k!s!k ve huzunlu bir havayla,
Leyla Han!m!n her gun arabas!yla kasra geldii gunlerde, vaktinin çounu at
arabas!n!n ehrin sokaklar!nda ilerleyiini hayâl ederek geçirdiini
yazd!rm!t!. "ehzade Osman Celâlettin Efendi, kendisi olmak için savat!! bu
gunlerde gunun yar!s!n! biri al, öburu kara, iki atl! araban!n Kuruçeme'den
kasr!m!za gelirken hangi sokaklardan geçtiini, hangi yokulardan ç!kt!!n!
hayâl ederek geçirir, her zamanki yemeklerinden ve kavgalar!ndan sonra da, gözu
yal! Leyla Han!m! paa babas!n!n kona!na geri göturen araban!n, çou zaman
ayn! yollardan ve yokulardan geçerek yapt!! dönu yolculuunu da gunun öbur
yar!s!nda hayâl ederdi," diye yazm!t! Kâtip, her zamanki dikkatli ve titiz
elyaz!s!yla.
Bir baka seferinde, ölumunden yaln!zca yuz gun önce, içinde o gunlerde yeniden
duymaya balad!! bakalar!n!n seslerini, bakalar!n!n hikâyelerini
bast!rabilmek için, butun hayat! boyunca
400
fark!nda olarak ya da olmadan içinde ikinci bir ruhu ta!r gibi ta!d!!
kiilikleri tek tek öfkeyle sayarken, ehzade, her akam baka bir k!yafete
burunmek zorunda kalan mutsuz bir padiah!n, elbise giyer gibi burunduu bu
kiiliklerden en çok, saçlar! leylak kokan kad!na â!k olan kiilii sevdiini
yazd!rm!t! sessizce. ehzadenin kendisine yazd!rd!! her sat!r!, her cumleyi
sonradan yeniden ve yeniden titizlikle okuduu için ve alt! y!l boyunca yava
yava ehzadenin butun haf!zas!n! ve butun geçmiini butun ayr!nt!lar!yla
bildii, sahiplendii ve edindii için, Kâtip, ba! leylak kokan kad!n!n Leyla
Han!m olduunu, çunku ehzadenin bir baka seferinde, ba! leylak kokulu bir
kad!n yuzunden kendisi olamayan ve hiçbir zaman kendi suçluluunu anlayamayaca!
bir kazadan y^ da yanl!l!ktan sonra kad!n ölunce de bu sefer leylak kokusunu
hiç unutamad!! için> kendisi olamayan bir â!!n hikâyesini yazd!rd!!n!
hat!rlam!t!.
Kâtiple ehzadenin birlikte son aylar!, ehzadenin hastal!k öncesi bir cokuyla
dedii gibi, "youn bir çal!ma, youn bir umut ve youn bir inançla" geçmiti.
ehzadenin butun gun yazd!rd!!, yazd!rd!kça ve kendi hikâyelerini anlatt!kça
kendisini kendisi yapan o sesi içinde daha da guçle duyduu gunlerdi bunlar.
Gece geç saatlere kadar çal!!rlar, ne kadar geç olursa olsun Kâtip bahçede
bal! duran arabas!na binerek evine döner, sabah erkenden geri gelip maun
masas!nda yerini al!rd!.
Kendileri olamad!klar! için y!k!l!p giden krall!klar!n, baka kavimleri taklit
ettikleri için yok olan kavimlerin, kendi hayatlar!n! yaayamad!klar! için uzak
ve bilinmeyen diyarlarda unutulan halklar!n hikâyelerini anlat!rd! ehzade.
lliryal!lar, guçlu kiiliiyle yaln!zca kendileri olmay! kendilerine öretecek
bir kral! iki yuzy!l bulamad!klar! için tarih sahnesinden çekilmilerdi.
Babil'in çökuu, san!ld!! gibi Kral Nemrut'un Tanr!ya meydan okumas! yuzunden
deil, kule yapt!rmaya butun gucunu verirken, kendisini kendisi yapacak
kaynaklar! kurutmasmdand!. Göçebe Lapitya kavmi, yerleik bir duzene geçip tam
bir devlet kurmak uzereyken, ticaret yapt!! Aytipalilerin buyusune kap!larak
kendini butunuyle taklide vermi ve yok olmutu. Sasanilerin y!k!l!!
Bizansl!lar!n, Araplar!n ve Yahudilerin buyusune kap!lan son uç hukumdar Kavaz,
Arda-ir ve Yazdigird'in, Tebari'nin de 'Tarih'inde yazd!! gibi, butun
401
ömurleri boyunca tek bir gun kendileri olamamalar! yuzundendi. Bakenti
Sardes'te, Susa etkisiyle yap!lan ilk tap!naktan yaln!zca elli y!l sonra, koca
Lidya y!k!lm! ve tarihin tiyatrosundan çekilip gitmiti. Buyuk bir Asya
mparatorluu kurmak uzereyken, butun halk! salg!n bir hastal!a yakalanm!
gibi, Sarmatyal!lar!n k!yafetlerini giymeye, tak!lar!n! takmaya, iirlerini
söylemeye balay!nca, yaln!z hat!ralar!n! kaybettikleri için deil, kendilerini
kendileri yapan esrar! da unuttuklar! için, Seherler bugun tarihçilerin bile
hat!rlayamad!! bir soydu. "Medesliler, Pafkiyonyal!lar, Keltler," diye
yazd!r!rd! ehzade, ve Kâtip, "kendileri olamad!klar! için y!k!l!p gittiler,"
diye eklerdi efendisinden önce. "Skintiyal!lar, Kalmuklar, Misyahlar," derdi
ehzade ve, "kendileri olamad!klar! için y!k!l!p gittiler," diye eklerdi Kâtip.
Gece geç vakit, kan ter içinde, çal!malar!n! ve ölum ve y!k!l! hikâyelerini
bitirdiklerinde, d!ar!da, yaz gecesinin sessizlii içinde bir c!rc!rböceinin
kararl! sesini du-yarlad!.
ehzade, bahçedeki niluferli ve kurbaal! havuza k!z!l kestane yapraklar!n!n
dökulduu ruzgarl! bir sonbahar gunu uutup yataa dutuunde, bunu ikisi de
fazla önemsememiti. O s!ralarda ehzade, eer bir gun kendisi olamazsa, eer
bir gun kendisi olabilmenin gucuyle Osmanl! taht!na oturamazsa, stanbul'un
soysuz-laacak sokaklar!nda yaayacak ak!nlar!n ba!ndan geçecekleri hikâye
ediyor, "kendi hayatlar!na bakalar!n!n gözleriyle bakacaklar!n!, kendi
hikâyeleri yerine bakalar!n!n masallar!n! dinleyeceklerini, kendi yuzleri
yerine bakalar!n!n yuzleriyle buyuleneceklerini," anlat!yordu. Bahçedeki
aaçlardan toplanm! !hlamurlar! kaynatarak içtiler ve gece geç saate kadar
çal!t!lar.
Ertesi gun Kâtip divanda ateler içinde uzanan efendisinin uzerine örtmek için
yukar! kata bir yorgan daha almaya ç!kt!!nda, y!llar boyunca butun masalar!,
sandalyeleri parçalanm!, butun kap!lar! sökulmu, butun eyalar! yok edilmi
kasr!n bo, bombo olduunu tuhaf bir buyulenmeyle farketti. Kasr!n bo
odalar!nda, duvarlar!nda, merdivenlerde ruyalardan ç!kma bir beyazl!k vard!. Bo
bir odada, ehzadenin çocukluundan kalma, y!llard!r hiç çal!nmam!, butunuyle
unutulduu için at!lmam! ve stanbul'da baka bir ei bulunmayan Steinway beyaz
bir piyano vard!. Butun an!lar!n solduunu, bellein donduunu ve butun
seslerin, kokula-
402
r!n, eyalarrn, çekilerek zaman!n durduunu insana hissettiren beyazl!!, kasr!n
pencerelerinden içeri, baka bir gezegene dökulur gibi dökulen bembeyaz !!kta
da gördu Kâtip. Kuca!nda beyaz ve kokusuz bir yorgan, merdivenlerden inerken
ehzadenin uzerinde uzand!! divan!n, y!llard!r uzerinde çal!t!! kendi maun
masas!n!n, beyaz kâ!tlar!n!n, pencerelerin, kuçuk çocuklar!n oynad!! oyuncak
evlerdeki gibi k!r!lgan, narin ve gerçekd!! olduunu hissetti. Yorgan! uzerine
örterken iki gundur t!ra olmayan efendisinin sakallar!n!n beyazlad!!n! gördu.
Baucunda yar!m bardak suyla, beyaz haplar vard!.
"Dun gece ruyamda, uzak bir ulkedeki gur ve karanl!k orman!n içinde beni
bekleyen annemi gördum," diye yazd!rd! ehzade, uzand!! divandan. "ri ve k!z!l
bir surahiden su dökuluyordu, ama boza gibi a!r a!r," diye yazd!rd! ehzade.
"O zaman butun hayat!m boyunca kendim olmakta !srar ettiim için, dayand!!m!
anl!yordum," diye yazd!rd! ehzade. "ehzade Osman Celâlettin Efendi butun
hayat!n!, kendi sesini ve hikâyelerini duyabilmek için içindeki sessizlii
beklemekle geçirmitir," diye yazd! Kâtip. "Sessizlii beklemek için," diye
tekrarlad! ehzade. "stanbul'da saatler durmas!n," diye yazd!rd! ehzade.
"Ruyamda görduum saatlere bakt!!mda," dedi ehzade, "hep bakalar!n!n
hikâyelerini anlatt!!n! san!yordu," diye devam etti Kâtip. Bir sessizlik oldu.
"Yaln!zca kendileri olabildikleri için !ss!z çöllerdeki talar!, insan aya!
dememi dalar!n aras!ndaki kayal!klar!, hiç kimsenin görmedii vadilerdeki
aaçlan k!skan!yorum," diye guç ve istekle yazd!rd! ehzade. "Ruyamda,
hat!ralar!m!n bahçesinde gezinirken," diye balad! bir an. "Hiçbir ey," diye
ekledi sonra. "Hiçbir ey," diye dikkatle yazd! Kâtip. Uzun, çok uzun bir
sessizlik oldu. Daha sonra, Kâtip masas!ndan kalkt!, ehzadenin uzand!! divana
yaklat!, dikkatle efendisine bak!p masas!na sessizce geri döndu. "ehzade Osman
Celâlettin Efendi, bu cumlesini yazd!rd!ktan sonra 7 aban 1321 perembe gunu,
saat sabah uçu çeyrek geçe, Tevikiye s!rtlar!ndaki av kasr!nda vefat etmitir,"
diye yazd! sonra. Ayn! el-yaz!s!yla Kâtip, yirmi y!l sonra ise öyle yazd!:
"ehzade Osman Celâlettin Efendinin ömrunun yetmedii tahta, yedi y!l sonra,
kuçukluunde ensesine aplak vurduu aabeyi Mehmet Reat Efen-
403
di geçmi ve onun zamamnda Buyuk Harbe giren Osmanl! Devleti y!k!lm!t!r."
Defteri, Celâl Salik'e, Kâtibin bir akrabas! getirmi, bu yaz!, köe yazar!m!z!n
ölumunden sonra kâ!tlar! arasmda bulunmutur.
404
ON YEDNC BÖLÜM AMA, BUNLARI YAZAN BEN
"Siz okuyanlar, hâlâ yaayanlar aras!ndas!mz Ama bunlar! yazan ben Çoktan yolumu
alm! olaca!m Gölgeler ulkesinin içlerinde." E.A. Poe
"Evet, evet, ben benim!" diye duundu Galip, ehzadenin hikâyesini bitirdiinde.
"Evet, benim ben!" Hikâyeyi anlatt!! için kendisi olabildiinden o kadar emindi
ve en sonunda kendi olabilmekten de o kadar honuttu ki, bir an önce ehrikalp
Apartman!na gidip CelâPin masasma oturup yeni köe yaz!lar!n! yazmak istiyordu.
Otelden ç!k!p bindii takside oför bir hikâye anlatmaya balad!. nsan!n ancak
hikâye anlatarak kendisi olabileceini anlad!! için Galip oförun
anlatt!klar!n! hogöruyle dinliyordu.
Yuz y!l önce, s!cak bir yaz gunu, Haydarpaa stasyonunu yapan Alman ve Turk
muhendisler hesaplar!n! serdikleri masalar!n!n ba!nda çal!!rlarken, az ötede
avlanan bir dalg!ç, denizin dibinde bir para bulmu. Paran!n uzerine bir kad!n
yuzu nakedil-mimi. Tuhaf bir yuzmu bu, buyuleyici bir yuz. Dalg!ç, yuzun
çözemedii esrar!m, belki harflerden ç!kar!rlar diye, bulduu eyi kara
emsiyeler alt!nda çal!an Turk muhendislerden birine göstermi, Genç muhendis,
Bizans paras!n!n uzerindeki yaz!dan deil, ama Bizans imparatoriçesinin
yuzundeki buyuleyici anlatmadan öyle bir etkilenmi ki, dalg!c! da a!rtan bir
hayrete, hatta bir korkuya kap!lm!. mparatoriçenin yuzunde, yaln!zca,
muhendisin kâ!tlar!na yazd!! Arap ve Latin harfleriyle ilikili bir ey deil,
ayn! zamanda, y!llard!r evlenmeyi kurduu kendi amca k!z!n!n sevgili yuzunu
hat!rlatan bir yan da varm! çunku. Bu k!z, tam bu ara bir bakas!yla da
evlendirilmek uzereymi.
"Evet, Tevikiye Karakolu taraf!nda yol kapal!," dedi oför, Galip'in sorusu
uzerine. "Gene birisini vurmular."
Galip taksiden inip Emlak Caddesini Tevikiye Caddesine balayan dar ve k!sa
sokaa girdi. Soka!n caddeyle birletii yer-
405
de parketmi polis araçlar!n!n yan!p sönen mavi !!klar! soluk ve ac!kl! bir
neon rengiyle !slak asfaltta yans!yordu. Alâaddin'in !!klar! hâlâ yanan
dukkân!n!n önundeki kuçuk meydanda, Galip'in ömru boyunca hiç tan!k olmad!! ve
ancak ruyalarmda yad!rgamayaca! sihirli bir sessizlik vard!.
Trafik kesilmiti. Aaçlar k!p!rdam!yordu. Hiç ruzgâr yoktu. Kuçuk alanda yapay
renkler ve seslerle kurulu bir tiyatro sahnesinin havas! vard!. Vitrindeki
Singer diki makineleri aras!ndaki mankenler, polislerin ve görevlilerin aras!na
girecek gibiydiler. "Evet, ben de benim!" demek geldi Galip'in içinden.
Merakl!lar ve polisler aras!nda bir fotorafç!n!n fla! gumu mavisiyle parla-
y!nca, ruyalardan ç!kma bir an!y! hat!rlar gibi, kaybettii yirmi y!ll!k bir
anahtar! bulur gibi, görmek istemedii bir yuzu tan!r gibi Galip farketti:
Singer makineleri sergilenen vitrininin iki ad!m ötesinde, kald!r!mda, beyaz bir
leke yat!yordu. Tek bir kii: Celâl. Üzeri gazetelerle örtulmutu. Ruya nerede?
Galip yaklat!.
Butun gövdeyi bas!l! kâ!ttan bir yorgan gibi saran gazetelerin aç!kta b!rakt!!
ba, çamurlu kirli kald!r!ma bir yast!a yaslan!r gibi yaslanm!t!. Gözleri
aç!kt!, ama bir du göruyormu gibi dalg!n, kendi duuncelerinde kaybolmu gibi
yorgun bir ifade vard! yuzde; y!ld!zlan seyrediyormu gibi huzurlu da; hem
dinleniyorum, hem hat!rl!yorum der gibi. Ruya neredeydi? Bir oyun duygusuna
kap!ld! Galip, bir aka duygusuna, bir pimanl!k duygusuna. Kan izi yok. Cesedin
Celâl'in cesedi olduunu daha görmeden nas!l anlam!t!? Biliyor musunuz, demek
istedi, ben her eyi bildiimi bilmiyormuum. Bir kuyu vard! akl!nda, akl!mda,
akl!m!zda; bir dume, mor bir dume: Dolab!n arkasmdan ç!kan paralar, gazoz
kapaklan, dumeler. Y!ld!zlar! seyrediyoruz, dallar!n aras!ndaki y!ld!zlan.
Yorgan!m! iyi örtun de uumeyeyim, havas!ndayd! ceset. Yorgan!n! iyi örtun de
uumesin. Galip uudu. "Ben, benim!" Ortalar!ndan ikiye aç!larak serilmi gazete
sayfalar!n!n 'Milliyet' ve 'Tercuman'dan olduunu anlad!. Yedi renkli mazot
lekeleri. CelâPin yaz!s! var m! diye bakt!klar! gazete parçalar!: Üume.
Souktur.
Kap!s! aç!k bir polis minibusundeki bir telsizden madeni bir sesin, bakomiseri
arad!!n! iitti. Efendim, Ruya nerede, nerede, nerede? Köedeki trafik
lambalar!n!n bou bouna yan!p sönen
406
!!klar!: Yeil. K!rm!z!. Daha sonra, bir daha: Yeil. K!rm!z!. Pas-tahaneci
madam!n vitrininde de. Yeil, k!rm!z!. Hat!rl!yorum, hat!rl!yorum, hat!rl!yorum,
diyordu Celâl. Alâaddin'in dukkân!n!n kepenkleri inmiti, ama iç !!klar!
aç!kt!. Bu bir upucu olabilir mi? Komiser bey, demek istedi Galip, ilk Turk
polisiye roman!n! yaz!yorum, bak!n!z bu da ilk ipucu: I!klar aç!k kalm!. Yerde
sigara izmaritleri, kâ!t parçalan, çöpler. Galip genç bir polisi gözune
kestirdi, yakla!p sormaya balad!.
Olay dokuz buçukla on aras!nda olmutu. Katilin kim olduu bilinmiyordu.
Adamca!z hemen vurulup dumutu. Evet, unlu bir gazeteciydi. Hay!r, yan!nda
kimse yoktu. Ölunun neden burada tutulduunu bu polis de bilmiyordu. Hay!r,
sigara içmiyordu. Evet, polislik zor meslekti. Hay!r, vurulan adam!n yanmda
baka kimse yoktu, memur emindi bundan; beyefendi bunu niye soruyordu? Beyefendi
ne i yap!yordu? Beyefendi gece bu saatte burada ne ar!yordu? Beyefendi
kimliini gösterebilir miydi?
Kimlii incelenirken Galip, alt!nda Celâl'in cesedi yatan gazeteden yorgana
bakt!. Mankenli vitrinin neon lambalar!n!n gazetelerin uzerine hafif pembe bir
!!kla vurduu uzaktan daha iyi farke-diliyordu. Duundu: Memur bey, rahmetli bu
tur kuçuk ayr!nt!lara dikkat ederdi. Fotoraftaki de ben'im, benim yuzumdeki yuz
de. Al bakal!m. Rica ederim. Ben gideyim. Kar!m evde beni bekliyor da. Her eyi
tereyadan k!l çeker gibi hallettim galiba.
ehrikalp Apartman!n!n önunden hiç durmadan ve Nianta! Meydan!ndan da koar
ad!m geçtikten sonra, evinin soka!na girmiti ki, y!llard!r ilk defa, bir sokak
köpei, çamur renkli soysuz bir hayvan, sald!racakm! gibi havlayarak Galip'e
h!rlad!. Neyin iareti? Kald!r!m deitirdi. Salonun !!klar! yan!yor muydu?
Nas!l dikkat etmemiti buna? Asansörde duunuyordu.
Evde kimse yoktu. Ruya'n!n eve bir an gelip gittiine ilikin bir iz de yoktu
hiçbir yerde. Dokunduu eyalar, kap! kulplar!, uraya buraya at!l!vermi
makaslar, ka!klar, bir zamanlar Ruya'n!n sigaras!n! bast!rd!! kullukler, bir
zamanlar birlikte oturup yemek yedikleri yemek masas!, bir zamanlar kar!l!kl!
oturduklar! bo ve ac!kl! koltuklar, evdeki her ey dayan!lmayacak kadar uzucu,
dayan!lmayacak kadar huzunluydu. Koar ad!m kendini d!ar! att!.
Sokaklarda uzun uzun yurudu. Nianta!'n! ili'ye balayan
407
ve çocukluklar!n Site Sinemas!na giderken Ruya ile birlikte h!zl! h!zl!
heyecanla yurudukleri kald!r!mlarda çöp tenekelerini kar!t!ran köpeklerden
baka hiçbir hareket yoktu. Bu köpekler uzerine kaç yaz! yazm!t!n? Ben kaç yaz!
yazaca!m? Uzun bir yuruyuten sonra caminin arka soka!ndan dolanarak Tevikiye
Meydan!ndan döndu ve bekledii gibi ad!mlar! kendisini k!rk be dakika önce
CelâPin cesedinin yatt!! köeye doru göturdu. Ama köede kimsecikler yoktu.
Cesetle birlikte polis arabalar!, gazeteciler, kalabal!k, hepsi çekip
gitmilerdi. Galip, diki makineleri sergilenen vitrinin önunde mankenlerin
aras!ndan d!ar! vuran neon lambas!n!n !!!nda, Celâl'in cesedinin uzand!!
kald!r!mda da hiçbir iz görmedi. Öluyu örten gazeteler titizlikle toplanm!
olmal!yd!. Karakolun önunde bir polis, her zamanki gece nöbetini tutuyordu.
ehrikalp Apartman!na girdiinde, hiç al!!k olmad!! bir yorgunluk hissetti.
Geçmii kararl!l!kla taklit eden Celâl'in dairesi, Galip'e, y!llar suren
seruvenlerden ve savalardan sonra bir askerin dönduu evi kadar göz yaart!c!,
a!rt!c! ve tan!d!k gözuktu. Ne kadar da uzak kalm!t! bu geçmiten! Oysa
buradan ç!kal! alt! saat bile olmam!t!. Geçmi zaman uyku kadar çekiciydi.
Suçsuz bir çocuk gibi, suçlu bir çocuk gibi lambalar!n ayd!nlatt!! köe
yaz!lar!n!, fotoraflar!, esrar!, Ruya'y!, arad!! eyleri ruyalar!nda
göreceini duunerek, ruyalar!nda suç ilemeyeceini, suç ileyeceini duunerek
CelâPin yata!na yat!p uyudu.
Uyand!!nda öyle duundu: "Cumartesi sabah!." Oysa cumartesi ölesiydi.
Yaz!haneye, mahkemeye gidilmeyecek bir gun. Ayaklar!na terliklerini geçirmeden
yuruyup kap!n!n alt!ndan at!lan Milliyet'i ald!: 'Celâl Salik Ölduruldu.' Haberi
manet ustunden vermilerdi. Cesedin, uzerine gazeteler, örtulmeden önce
çekilmi bir fotoraf!n! yay!mlam!lard!. Butun sayfay! olaya ay!rm!lard!.
Babakandan ve öteki ilgililer ve unlulerden hemen demeçler alm!lard!. Galip'in
'Eve Dön' ifreli yaz!s!n! 'son yaz!s!' diyerek bir çerçeve içine koymulard!.
Celâl'in, son zamanlarda çekilmi ho bir fotoraf!n! basm!lard!. Ünlulere göre
kurunlar demokrasiye, duunce özgurluune, bar!a ve bunun gibi her f!rsatta
hat!rlanan ' birçok iyi eye s!k!lm!t!. Katili yakalamak için önlemler
al!nm!t!.
Kâ!t ve gazete kesikleriyle kaynaan masaya oturmu sigara içiyordu. Uzun sure
pijamalarla masada oturup sigara içti. Kap!-
n!n zili çald!!nda bir saattir hep ayn! sigaray! içtii duygusuna kap!ld!.
Kamer Han!mm!. Elinde anahtar, ans!z!n aç!lan kap!da görduu Galip'e bir
hortlaa bakar gibi bakt! önce, sonra içeri girip telefonun yan!ndaki koltua
kendini zorlukla at!p alamaya balad!. Herkes, Galip de öldu sanm!. Herkes
onlar! gunlerdir merak ediyormu. Sabah gazetelerde haberi okur okumaz Hâle
Halalara gitmek için koa koa evden ç!km!. Alâaddin'in dukkân!n!n önunden
geçerken içerde bir kalabal!k görmu. O zaman anlam! sabah dukkânda Ruya
Han!m!n ölusunun bulunduunu. Alâaddin sabah dukkân!n! aç!nca Ruya'n!n bebekler
aras!nda uyuyan cesediyle kar!lam!m!.
Okuyucu, ey okuyucu, batan beri anlat!c!yla kahramanlar!, köe yaz!lar!yla,
olaylar!n anlat!ld!! sayfalar! pek de baar!l! ola-madan da olsa, titizlikle
birbirinden ay!rmaya çal!t!!m kitab!m!n bu noktas!nda, yani senin de belki
farkettiin onca iyi niyetli çabadan sonra, izin ver de u sat!rlar! dizgiciye
yollamadan önce bir kere olsun araya gireyim. Hani kimi kitaplarda sayfalar
vard!r, yazar!n huneri yuzunden deil de, 'sanki kendiliinden' kurulmu
hikâyenin 'sanki kendiliinden' ak!! yuzunden içimize öyle bir ilerler ki, bir
turlu unutamay!z onlar!. O sayfalar, akl!m!zda, kalbimizde -ne derseniz deyin
ite- meslek erbab! yazar!n kalemiyle harikalar yaratt!! sayfalar olarak deil,
kendi hayat!m!zdaki kimi cennet saatleri gibi, kimi cehennem saatleri gibi, her
ikisi gibi ve daha çok her ikisi d!!nda, y!llarca hat!rlayaca!m!z dokunakl!,
içler ac!s! ve göz yaart!c! bir an! gibi içimizde kal!r. te, sonradan görme
bir köe yazar! deil de, meslek erbab!, huner sahibi bir yazar olsayd!m, imdi
'Ruya ile Galip' adl! eserimin ak!ll! ve duyarl! okuyucular!ma y!llarca elik
edecek o sayfalar!ndan birinde olduumuzu guvenle duunurdum. Ama yeteneklerim
ve yazd!klar!m konusunda gerçekçi olduum için, bu guven yok bende. Bu yuzden,
hikâyemin bu sayfalar!nda okuyucuyu kendi an!lar!yla babaa b!rakabilmek
isterdim. Bunun için de yap!lacak en iyi ey, dizgiciye bu sayfalar! kara bir
murekkeple boyamas!n! önermek olacakt!r. Hakk!yla yazamayaca!m eyleri siz
hayâl gucunuzle kurun diye. Hikâyemin kald!!m yerinde içine girdiim kara duun
rengini vermek, ondan sonraki gunlerde bir uykudagezer gibi olaylar!n içinde
gezinirken akl!m!n içindeki sessizlii size hep hat!rlatmak için. Bun-
408
409
dan sonraki sayfalar!, kara sayfalar!, bir uykudagezerin hat!rlad!klar! olarak
görun art!k.
Kamer Han!m, Alâaddin'in dukkân!ndan, koa koa Hâle Halalara gitmi. Orada
herkes al!yor, Galip'i de öldu san!yorlar-m!. Kamer Han!m, onlara en sonunda
CelâPin s!rr!n! vermi: Ce-lâl'in y!llard!r, Galip'le Ruya'n!n ise bir haftad!r
burada, ehrikalp Apartman!n!n en ust kat!ndaki dairede sakland!klar!n!
söylemi.. Herkes Ruya ile birlikte Galip'i de öldu sanm! gene. Daha sonra,
Kamer Han!m buraya, ehrikalp Apartman!na dönduunde, smail Efendi, ona, "Ç!k
git, yukar! bir bak!" demi. Anahtar! al!p yukar! ç!kt!! zaman, kap!y! açmadan
hemen önce tuhaf bir korkuya kap!lm! Kamer Han!m, sonra bir inanca, Galip'in
yaad!! inanc!na. Galip'in s!k s!k görduu f!st!ki yeilden bir etek ve kirli
bir önluk vard! uzerinde.
Daha sonra, uzerinde mor çiçeklerin açt!! ayn! f!st!ki yeil kumatan bir
elbiseyi Hâle Halan!n da giydiini, evine gittiinde Galip gördu. Bu bir
rastlant! m!yd!, yoksa dunyan!n da haf!za bahçeleri gibi sihirli olduunu
hat!rlatan otuz be y!l önceden kalma bir zorunluluk mu? Annesine, babas!na,
Melih Amcaya, Suzan Yengeye, kendisini gözyalar!yla dinleyen herkese, be gun
önce Ruya ile zmir'den dönduklerini, bu be gun boyunca kimi zaman geceleri de
olmak uzere, vakitlerinin buyuk bir çounluunu Ce-lâl'le birlikte ehrikalp
Apartman!nda geçirdiklerini anlatt! Galip: Celâl en ust kat! y!llar önce sat!n
alm!, bunu herkesten saklam!t!. Kendisini,tehdit eden birilerinden
saklan!yordu.
Öleden sonra, geç saatlerde Galip, ayn! aç!klamay!, ifadesini almak isteyen MT
görevlilerine ve savc!ya da verirken, telefondaki sesten de uzun uzun sözetti.
Ama, 'her eyi biliriz biz' havas!yla kendisini dinleyen bu iki kiiyi kendi
hikâyesine çekemedi. Ruyalar!ndan ç!kamayan ve o ruyalara kimseyi çekemeyen
birinin çaresizliini hissetti. Akl!nda uzun, derin bir sessizlik vard!.
Akama doru bir ara kendini Vas!f in odas!nda buldu. Belki de, evin, içinde
alan!lmayan tek odas! olduu için orada geçmi zamanda kalm! mutlu bir aile
hayat!n!n bozulmam! izlerini gördu: Aile içinde 'evlene evlene' soysuzlam!
Japon bal!klan, akvaryum içinde huzurla salm!yorlard!. Hâle Halan!n kedisi
Kömur, hal!n!n kenar!na uzanm!, dalg!n dalg!n Vas!f ! suzuyordu. Vas!f ya-
410
ta!nm kenar!na oturmu elindeki koca bir kâ!t y!!n!n! inceliyordu. Kâ!tlar,
babakandan sade okuyucuya, yuzlerce kiinin gönderdii basal!!
telgraflar!yd!. Vas!f in yuzunde, yata!n gene ayn! köesine Ruya ile Galip'in
aras!na oturup, birlikte eski gazete kesiklerine bakt!klar! zaman beliren o
hayret ve oyun ifadesini gördu Galip. Hâle Halan!n ve daha eskiden Babaannenin
onlar için haz!rlad!! akam yemeinden önce, burada bulutuklar! zamanlarda
görduu o soluk, guçsuz !!k vard! odada: Duuk voltajl! elektrikle ç!plak
ampulun, soluk ve eski eyalarla duvar kâ!tlar!n!n amaz ve kesin bir
bileimle oluturduklar! bu uykulu !!k Ga-lip'e, Ruya ile birlikte olduklar!
zamanlara ilikin o huznu, hiç geçmeyecek bir hastal!k gibi uzerine sinenkederi
hat!rlatt!. Bu huzun ve keder iyi bir hat!rayd! imdi. Galip, Vas!f ! oturduu
yerden kald!rd!. Elektrikleri söndurdu. Uyumadan önce alamak isteyen bir çocuk
gibi boalan yataa elbiseleriyle uzand! ve on iki saat uyudu.
Ertesi gun Tevikiye Camiinden kald!r!lan cenazede, yaz! ileri muduruyle
babaa kald!!nda Galip, Celâl'in daha yay!mlanmam! kutular dolusu yaz!s!
olduunu, son haftalarda gazeteye pek az yeni yaz! yollamas!na ramen durmadan
çal!t!!n!, eski tasar!lar!m gerçekletirdiini, yar!m kalm! baz! yaz!lar!n!
tamamlad!!n!, daha önceden hiç ele almad!! konularda bir oyun havas!yla çok
yeni eyler kaleme ald!!n! anlatt!. Yaz! ileri muduru, tabii ki bu yaz!lar!
Celâl'in köesinde yay!mlamak istediini söyledi. Galip'in, Celâl'in köesinde
y!llarca surecek yazarl!k hayat! için yol böylece aç!lm! oldu. Kalabal!k,
Tevikiye Camiinden ç!k!p cenaze arabas!n!n bekledii Nianta! Meydan!na doru
ilerlerken, Galip, dukkân!n!n kap!s!ndan dalg!n dalg!n bakan Alâaddin'i gördu.
Elinde bir gazete parças!na sarmak uzere olduu kuçuk bir bebek vard!.
Galip, Milliyet Gazetesine CelâFin yeni yaz!lar!n! göturduu gunun gecesinde,
Ruya'y! ilk kez dulerinde bu bebekle birlikte görmeye balad!: Celâl'in
yaz!lar!n! b!rakt!ktan, aralar!nda yal! köe yazar! Neati de olmak uzere,
dostlar!n!n ve dumanlar!n!n uzuntu sözlerini ve cinayet uzerine duuncelerini
dinledikten sonra Celâl'in odas!na çekilmi, masan!n uzerinde duran son be
gunun gazetelerini okumaya balam!t!. Eilimlerine göre, köe ya-
411
zarlar!n!n, cinayetin sorumluluunu Ermenilerin, Turk mafyas!n!n (Beyolu
haydutlar! diye duzeltmek isterdi Galip, yeil bir tukenmezle), komunistlerin,
sigara kaçakç!lar!n!n, Rumlar!n, slamc!lar!n, Ülkuculerin, Ruslar!n,
Nakibendilerin uzerine att!! yaz!lar!n ve gözu yal!, a!r! övgulu am
parçac!klar!n!n ve tarihimizdeki benzeri cinayetlerin anlat!ld!! sutunlar!n
aras!nda genç bir gazetecinin, cinayetin nas!l ilendiine ilikin arat!rma
yaz!s! dikkatini çekti. Cenazeyle ayn! gunde Cumhuriyet gazetesinde yay!mlanm!
yaz!, k!sayd!, aç!kt!, ama belagattan çok da uzak bir uslupla yaz!lmam! olduu
için, kahramanlar! adlar!yla deil, buyuk harfle balayan s!fatlar!yla
an!lm!t!:
Ünlu Köe Yazar!yla k!zkardei, cuma akam! saat yedide, köe yazar!n!n
Nianta!'ndaki evinden ç!km!lar, Konak Sinemas!na gitmilerdi. 'Eve Dönu'
adl! film saat dokuzu yirmi be gecece bitmi, Köe Yazar!yla, genç bir avukatla
evli k!zkardei (burada Galip, hayat!nda ilk defa, bir parantezin içinde de
olsa, bir gazetede kendi ad!na rastgeldi), sinemadan kalabal!kla birlikte
ç!km!lard!. On gundur stanbul'u etkisi alt!na alan kar dinmiti, ama hava
souktu. Valikona! Caddesini geçtikten sonra, Emlak Caddesine girmiler, oradan
Tevikiye Caddesine ç!km!lard!. Tam karakolun önundelerken, saat dokuz otuz
bete, ölum onlar! bulmutu. Emekli ordu mensuplar!nda bulunan eski bir
K!r!kkale tabancas! kullanan katil, kurunlar! buyuk bir ihtimalle Köe Yazar!na
nianlam!, ama iki kardein uzerine s!km!t!. Belki silâh tutukluk yapt!!
için, s!k!lan yaln!zca be kurundan uçu Köe Yazar!na, biri k!zkardeine biri
de Tevikiye Camii duvar!na isabet etmiti. Kurunlardan biri kalbine girdii
için, Köe Yazar! hemen olay yerinde duup ölmutu. Bir baka kurun, ceketinin
sol cebindeki murekkepli kalemi parçalam! (bu rastlant!sal simgeye butun
gazeteler heyecanla sar!lm!lard!) böylece Köe Yazar!n!n beyaz gömlei kandan
çok yeil murekkebe bulanm!t!. K!zkardei ise sol cierinden a!r yaral! olarak
yurumu ve olay yerine kar! karakol kadar yak!n olan bir tutuncu-gazeteci
dukkân!na girmiti. Çevrede 'Alâaddin'in dukkân!' olarak bilmen bu dukkâna
k!zkardein a!r a!r yuruyerek yakla!p nas!l girdiini, aacm kökunu kendini
siper eden Alâaddin'in onu nas!l göremediini, gazeteci, önemli bir sahnenin
filmini geri sard!r!p yeniden yeniden seyreden bir de-
412
dektif gibi yeniden yeniden yazm!t!. Bu a!r gösterimde lacivert !!klar
alt!nda oynanan bir bale sahnesinin havas! vard!. K!zkar-de, dukkâna a!r a!r
giriyor, köeye oyuncak bebekler aras!na devrilip duuyordu. Sonra, birden film
h!zlan!yor, saçmala!yordu: Kapamakta olduu dukkân!n!n önundeki kestane aac!na
ast!! gazeteleri indiren dukkânc!, silâh seslerinden telâa kap!lm!, dukkân!na
giren k!zkardei farketmedii için de, kepengi hemen indirerek olay yerinden
apar topar kaçarak evine komutu.
Çevrede 'Alâaddin'in dukkân!' diye bilinen tutuncunun lambalar!n!n sabaha kadar
yanmas!na ramen, içerde cançekien genç k!z!, çevrede incelemeler yapan polis
de, baka herhangi bir kimse de farketmemiti. Ayn! ekilde, kar! kald!r!mdaki
nöbetçi polisin deil mudahale etmek, vurulan bir ikinci kii olduunu fark bile
edememesi ilgililerce tuhaf kar!lanm!t!.
Katil bilinmeyen bir yöne kaçm!t!. Sabah ilgililere bavuran bir vatanda,
gece, olaydan az önce, Alâaddin'in dukkân!ndan bir Milli Piyango bileti ald!ktan
sonra, olay yerine yak!n bir yerde uzerinde tuhaf bir pelerin ve tarihi filmlere
yak!!r tuhaf bir k!yafetle ("Sanki Fatih Sultan Mehmet," demiti), korkunç
görunulu karanl!k bir gölgeyi görduunu, hatta gazetelerden olay! örenmeden
önce, bunu kar!s!na ve kar!s!n!n k!zkardeine heyecanla anlatt!!n! bildirmiti.
Genç gazeteci, sabah, ölusu bebekler aras!nda bulunan genç k!z gibi bu ipucunun
da ilgisizliin ya da beceriksizliin kurban! olmamas!n! dileyerek yaz!s!n!
bitirmiti.
O gece, Galip, ruyas!nda Ruya'y!, Alâaddin'in dukkân!nda sat!lan bebekler
aras!nda gördu. Ölmemiti. Karanl!!n içinde öbur bebeklerle birlikte hafif
hafif nefes al!p vererek Galip'i bekliyor, ona göz k!rp!yordu, ama Galip dukkâna
geç kalm!t!, gidemiyordu bir turlu oraya; yaln!zca, uzaktan, ehrikalp
Apartman!n!n penceresinden, Alâaddin'in dukkân!ndan karl! kald!r!ma vuran vitrin
!!klar!n! gözyalar!yla seyredebiliyordu.
ubat ba!nda guneli bir sabah, babas! Galip'e ili tapu dairesine miras
ileri yuzunden Melih Amcan!n yapt!! bavuruya cevap geldiini, Celâl'in
Nianta!'n!n arka sokaklar!nda bir yerde, bir baka dairesi olduunun
anla!ld!!n! söyledi.
Melih Amcayla Galip'in yanlar!na kambur bir çilingiri alarak gittikleri apartman
dairesi, Nianta!'n!n arkalar!nda, Galip'in her
413
giriinde bir zamanlar zenginlerin niye bu kadar sefil yerlerde oturduunu ya da
bu kadar sefil yerlerde oturan kiilere o zamanlar neden zengin dendiini
duunduu parketa! kapl!, çukur çukur kald!r!ml! dar sokaklar!n birinde, isten
ve dumandan cepheleri kararm!, boyalar! onulmaz bir hastan!n derisi gibi yer
yer dökulmu o uç dört katl! binalar!n birinde, en ust kattayd!. Üzerinde hiçbir
ey yazmayan kap!n!n yorgun kilidini çilingir hiç zorlanmadan aç!p gitti.
Arkada, içinde birer yatak olan darac!k iki yatak odas! vard!. Önde, sokaa
bakan pencereden gune alan ve ortas!nda kocaman bir yemek masas! olan kuçuk bir
salon görduler; iki yan!nda birer koltuk duran masan!n uzerinde en son
cinayetleri anlatan gazete kesikleri, fotoraflar, sinema ve spor dergileri,
Galip'in çocukluundan kalma 'Teksas', 'Tommiks' gibi resimli romanlar!n yeni
bas!mlar!, polisiye romanlar, kâ!t ve gazete y!!nlar! duruyordu. Geni bir
bak!r kulluu tepeleme dolduran f!st!k kabuklan Ru-.ya'nm bu masada oturduunu
hiç kukuya yer b!rakmayacak ekilde Galip'e kan!tl!yordu.
Celâl'in odas! olmas! gereken yerde haf!za ilâc! Mnemonics paketleri, damar açan
ilâçlar ve aspirin ve kibrit kutular! gördu Galip. Ruya' n!n odas!nda, bir
sandalyenin uzerinde gördukleriyse kar!s!n!n evden giderken yan!na pek de fazla
bir ey almad!!n! hat!rlatt!: Makyaj malzemesinin bir k!sm!, terlikleri, uur
getireceine inand!! bo anahtarl!! ve arkas! aynal! saç f!rças!. Bo ve
duvarlar! ç!plak odadaki Thonet sandalyenin uzerinde duran bu nesnelere öyle bir
bakt! ki Galip, bir anda bir yan!lsaman!n buyusunden s!yr!l!p eyalar!n
kendisine iaret ettii öbur anlam!, dunyan!n içine gizlendii o unutulmu
esrar! kavray!verdiini hissetti. "Buraya birbirlerine hikâye anlatmaya
gelmilerdi," diye duundu, merdivenleri ç!kt!! için hâlâ nefes nefese olan
Melih Amcan!n yan!na dönduunde. Masan!n ucundaki dosya kâ!tlar!n!n duru
ekli, Ce-lâl'in anlatt!! hikâyeleri Ruya'n!n yazmaya balad!!n! ve bu bir
hafta boyunca, CelâFin hep, imdi Melih Amcan!n oturduu soldaki koltukta, onu
dinleyen Ruya'n!n da bo olan!nda oturduunu gösteriyordu. Daha sonra
Milliyet'teki yaz!lar!nda yararlanaca! CelâFin hikâyelerini Galip ceketinin
cebine sokup, Melih Amcan!n pek de !srar etmeden bekledii aç!klamay! yapt!.
414
Celâl, uzun bir zaman önce unlu ngiliz hekim Dr. Cole Rid-ge'in varl!!n!
kefettii, ama ilâc!n! bulamad!! korkunç bir haf!za hastal!!na yakalanm!t!.
Hastal!!n! herkesten gizlemek için bu dairelere saklan!yor, Ruya ile Galip'ten
surekli yard!m istiyordu. Bu yuzden, baz! geceler Galip, baz! geceler Ruya
burada kal!r, geçmiini bulsun ve yeniden kursun diye Celâl'in hikâyelerini
dinler, hatta yazarlard! da. D!arda kar yaarken Celâl onlara saatlerce bitip
tukenmeyen hikâyelerini anlat!rd!.
Melih Amca her eyi çok iyi anlam! gibi, uzun bir sure sustu. Sonra alad!. Bir
sigara yakt!. Hafif bir nefes darl!! s!k!nt!s! çekti. Celâl'in hep yanl!
fikirlere kap!ld!!n! söyledi. ehrikalp Apartman!ndan at!ld!, babas! yeniden
evlenince annesiyle kendisine kötu davran!ld! diye butun aileden intikam almak
gibi tuhaf bir tutkuya kapt!rm!t! kendini. Oysa babas!, onu da en az!ndan Ruya
kadar sevmiti. imdi hiçbir evlad! yoktu art!k.-Hay!r; tek evlad! Galip'ti
imdi.
Gözyalar!. Sessizlik. Yabanc! bir evin iç sesleri. Galip, Melih Amcaya, bir an
önce köedeki bakkaldan rak!s!n! al!p eve dönmesini söylemek istedi. Onun
yerine, bir daha duunmeyecei ve sorular! kendileri sormak isteyen okurlar!n
atlarlarsa (bir paragraf) iyi edecekleri u soruyu sordu kendine:
Hangi hikâyeler, hangi an!lar, hangi masallar haf!za bahçesinde açan hangi
çiçeklerdi ki onlar, tad!na, kokusuna, keyfine iyice varabilmek için Celâl'le
Ruya, Galip'i d!arda b!rakma zorunluluunu duymulard!? Galip, hikâye anlatmay!
bilmedii için mj? Onlar kadar renkli ve neeli olmad!! için mi? Baz!
hikâyeleri hiç anlayamad!! için mi? A!r! hayranl!!yla neelerini kaç!rd!!
için mi? Bula!c! bir hastal!k gibi çevresine yayd!! iflah olmaz huzunden
kaçt!klar! için mi?
Ruya'n!n eski ve tozlu kaloriferin damlayan musluu alt!na, evde yapt!! gibi
plastik bir yourt kâsesi koyduunu gördu Galip.
Ruya'n!n dayan!lmaz an!lar!na katlanamad!!, butun eyalar korkunç bir huznun
aç!lar!yla neredeyse yerlerinde k!p!rdad!! için, Galip, yaz sonuna doru bir
zamanlar Ruya'yla oturduklar! kira dairesini boalt!p ehrikalp Apartman!ndaki
Celâl'in dairesine yerleti. T!pk!, Ruya'n!n cesedine hiç bakamad!! gibi,
babas!n!n tek tek saa sola da!tt!!, kimilerini satt!! eyalar! da gör-
415
mek istememiti hiç. Ruyalar!nda iyimserlikle inand!! gibi, Ru-ya'n!n ilk
evliliinden ç!k!p geldii gibi bir gun bir yerlerden gene ç!k!p geleceine ve
birlikte okurlarken yar!da kalm! bir kitaba devam eder gibi hayatlar!na devam
edebileceklerine ilikin hiçbir hayâl de göremiyordu art!k. S!cak yaz gunleri
hiç bitmeyecekmi gibi uzam!t!.
Yaz sonunda bir askeri darbe oldu. Politika denen çirkefin çamuruna batmam!
ihtiyatl! yurtseverlerden kurulu yeni hukumet geçmite kalm! siyasal
cinayetlerin suçlular!n! tek tek bulaca!n! aç!klad!. Bunun uzerine, sansur
yuzunden yazacak siyasi haber bulamayan gazeteler, ölumunun birinci
y!ldönumunde, daha 'Celâl Salik Cinayeti'riin bile çözulemediini kibar ve uslu
bir dilde hat!rlatt!lar. Bir gazete, nedense Celâl'in yazd!i Milliyet deil de
bir bakas!, katilin bulunmas!na yard!mc! olacak ihbarc!ya yukluce bir para
ödulu vereceini aç!klad!. Bu parayla bir kamyon, kuçuk bir un deirmeni ya da
ömur boyu salam bir ayl!k gelir getirecek bir bakkal dukkân! sat!n
al!nabilirdi. 'Celâl Salik Cinayeti'nin arkas!ndaki esrar! ayd!nlatacak hareket
ve heyecan ite böyle balad!. Tara ehirlerindeki s!k!yönetim komutanlar! da
ölumsuzluk konusunda ellerine geçen bu son f!rsat! kaç!rmamak için kollar!n!
s!vay!p ie dört elle sar!lm!lard!.
Üslubumdan olup bitenleri gene benim anlatmaya balad!!m! anlam!s!n!zd!r. O
gunlerde yeniden yapraklanan kestane aaçlar!yla birlikte ben de kederli bir
kiiden yava yava öfkeli bir kiiye doru evriliyordum. Dönumekte olduum o
öfkeli kiinin ise, tara muhabirlerinin 'soruturma gizli tutuluyor' kayd!yla
stanbul'a geçtikleri haberlere fazla kulak ast!! yoktu. Bir hafta, daha
önceden, butun bir otobus dolusu futbolcu ve taraftar, giriindeki uçurumun
diplerinde ezilip ölduu için ad!n! iittii dal!k bir kasabada katilin
yakaland!!n! okuyor, öbur hafta ise suçlu, kendisine bu ii yapmas! için çuval
dolusu para veren komu bir memleketin ufuklar!na bir k!y! kasabas!ndan özlem ve
görev duygusuyla bakarken yakalan!yordu. Bu ilk haberler, ihbarc!l!a bile
cesaret edemeyen vatandalar! yureklendirdii, öbur meslektalar!n!n
baar!lar!na imrenen s!k!yönetim komutanlar!n! da çal!kanl!a tevik ettii
için yaz balar!nda bir 'katil yakaland!' furyas!d!r balad!. Emniyet
görevlileri, 'bilgime bavurmak', 'suçluyu tehis ettir-
416
mek' için beni, ite o s!ralarda, geceyar!lar! al!p ehrin içindeki merkeze
göturmeye balad!lar.
Gece sokaa ç!kma yasa!yla birlikte, saat on ikiden sabaha kadar elektrik
jeneratöru belediyenin paras! yetmedii için durdurulan ve böylece kaçak
kasaplar!n ihtiyar atlar! h!!mla katlettii bir infaz havas! ve sessiz ve
korkutucu bir karanl!!n hukum surduu, dinine ve mezarl!klar!na bal! o kuçuk
ve ucra kasabalarda olduu gibi, butun ulkenin hayat! da b!çakla ortadan
kesilivermi gibi ak ve kara olarak ikiye bölunmutu. Geceyar!s!ndan biraz
sonra, en son köe yaz!s!n! Celâl'e yara!r bir ilham ve yarat!c!l!kla kaleme
ald!!m çal!ma masas!n!n dumanlan içinden a!r a!r kalk!p ehrikalp
Apartman!n!n kap!s!na, bombo kald!r!ma iner, beni al!p yuksek duvarlarla
çevrili bir atoya benzeyen, Beikta s!rtla-r!ndaki MT binas!na göturecek
polis arabas!n! beklerdim. ehir ne kadar bo, hareketsiz ve karanl!ksa, ato da
o kadar civcivli, hareketli ve !k!r !k!r ayd!nl!k olurdu.
Bak!lar! hulyal!, gözlerinin alt! mosmor, saç ba darmada!n!k, uykusuz kalm!
delikanl!lar!n fotoraflar!n! gösterirlerdi. Kiminin gözleri, y!llarca önce
babas!yla birlikte eve gelip kupe su doldururken içerdeki eyalar! bak!lar!n!n
projektörleriyle haf!zas!na hemen kaydeden sakan!n kara gözlu olunu
hat!rlat!rd!, kimi birlikte gittiimiz sinemalardan birinin 'be dakika
ara's!nda, Ruya buzlu penguenini tad!n! ç!kara ç!kara yerken, yan!ndaki
amcas!n!n oluna hiç mi hiç ald!r! etmeden, ona yaklaan,sivilceli, pervas!z
'bir arkada!n aabeysinin arkada!'n!; kimi evle okul aras!ndaki çok iyi
bilinen corafyan!n tarihinde kalm! eski bir manifaturac! dukkân!n!n yar! aç!k
kap!s!ndan da!lan okul kalabal!!na uykulu gözlerle bakan ya!t!m!z bir
tezgâhtan hat!rlat!rd!; kimi de - en korkunçlar! da bunlard! ite- hiç kimseyi
hat!rlatmaz, hiçbir eyi çar!t!rmazd!. Emniyet mudurluklerinin boyas!z, kirli
ve kimbilir nelerle lekelenmi duvarlar! önunde fotorafç!ya poz vermek zorunda
b!rak!lan bu bo ve bo olduu kadar korkutucu yuzlere bakarken an!lar!m!n
sisleri içinde, belli belirsiz bir gölgeyi, kendini ne butunuyle ele veren, ne
de busbutun belirsiz kalan bir ifadeyi tam seçer ya da tam seçemez gibi
olduumda, yani duraklad!!mda, ba!mda dikilen kulyutmaz hafiyeler beni
cesaretlendirir, fotoraftaki hayaletimsi ifadenin kiilii konusunda k!k!rt!c!
bilgiler
417
verirlerdi: Sivas'ta, bir Ülkucu kahvesinde ihbar uzerine yakalanm!t! bu
delikanl!, daha önceden dört cinayeti vard!, b!y!klar! daha tam kararmam!
ötekisinin Enver Hocac! bir dergide Celâl'i boy hedefi gösteren uzun bir yaz!s!
tefrika edilmiti; ceketinin dumeleri kopuk olan Malatya'dan stanbul'a
yollan!yordu, bir öretmendi, ama on be y!l önce CelâPin Mevlâna uzerine
yazd!! bir yaz!s! uzerine, bu ulu din buyuune kufur etti diye, Celâl'in
katledilmesi gerektiini dokuz ya!ndaki örencilerine !srarla anlatm!t!; orta
yal!, aile babas! görunumlu urkek kii bir sarhotu, Beyolu meyhanelerinin
birinde ulkemizdeki butun mikroplar!n temizlenmesi gerektii uzerine uzun bir
nutuk atm!, yan masada oturan ve gazetenin verecei ödule akl! tak!lm! bir
baka vatanda da bu mikroplar aras!nda Celâl'in ad!n!n da an!ld!!n! söyleyerek
Beyolu Komiserliine ihbar etmiti onu. Galip Bey tan!yor muydu bu mahmur
suratl! sarhou, ruyalarda kaybolup gitmi bu bezginleri, öfkelileri, mutsuzlar!
tan!yor muydu; resimleri bir bir önune konan u hulyal! ve suçlu yuzlerden
herhangi birini son zamanlarda ya da son y!llarda Celâl'in yan!nda görmu muydu
Galip Bey?
Yaz ortalar!nda, yeni ç!kan be bin liral!klar!n uzerinde Mevlâna'n!n
resmedildiini görduum gunlerde gazetelerde 'Fatih Mehmet Üçuncu' adl! emekli
bir albay!n ölum ilan!n! da okudum. Ayn! s!cak temmuz gunlerinde zorunlu gece
ziyaretleri daha s!klamaya, önume konan fotoraflar daha çoalmaya balad!.
Bana gösterilen fotoraflarda, Celâl'in alçakgönullu koleksiyonunda
görduklerimden daha huzunlu, daha kederli, daha korkunç ve daha inan!lmaz yuzler
gördum: Bisiklet tamircileri, arkeoloji örencileri, overlokçular, benzinci
pompac!lar!, bakkal ç!raklar!, Yeil-çam figuranlar!, kahvehane sahipleri, dini
risale yazarlar!, otobus biletçileri, park bekçileri, pavyon kabaday!lar!, genç
muhasebeciler, ansiklopedi sat!c!lar!... Hepsi ikenceden geçirilmi, az ya da
çok dövulup h!rpalanm!t!, hepsi belleklerinin derinliklerinde yatan ama
yatt!!n! unuttuklar!, unuttuklar! için de hiç aramad!klar! o kaybolmu esrar!,
o gizli bilgiyi unutmak, dipsiz bir kuyudan bir daha hiç geri dönmeyecek ekilde
unutarak kaybetmek ister gibi, yuzlerindeki kederi ve korkuyu örten bir 'ben
burada deilim' ifadesiyle, bir 'zaten ben bir baka kiiyim' ifadesiyle
fotoraf maki-
418
nesine bakm!lard!.
Art!k bana (ve okuyucular!ma) çoktan sonuçlanm! gözuken eski bir oyunda hangi
ta!n yerine konmu olduuna, hiç de fark!na varmadan, çok önceden öngörulmu
hangi hamleleri yapt!!ma yeniden dönmek istemediim için, fotoraflardaki
yuzlerde görduum harflerden sözetmeyecektim hiç. Ama atodaki ('kale'demem daha
m! yerinde olurdu acaba?) bitip tukenmeyen gecelerin birinde, bana gösterilen
butun yuzleri ayn! kararl!l!kla geri çevirdiimde, sonralar! kurmay albay
olduunu öreneceim bir MT görevlisi, "Harfleri," diye sordu bana, "harfleri
de göremiyor musunuz hiç?" Profesyonel bir olgunlukla ekledi: "nsan!n bu ulkede
kendisi olmas!n!n ne kadar zor olduunu biz de biliyoruz. Ama siz de bize biraz
yard!m etseniz."
Bir gece, Anadoludaki tarikat kal!nt!lar!nda, Mehdi inanc!n!n nas!l hâlâ
surduunu, istihbarat çal!malar!n!n sonuçlar!n! deil de, kendi karanl!k ve
tats!z çocukluk an!lar!m anlat!r gibi dillendiren tombul bir yarbay!n
ç!karsamalar!m dinlemitim: Gizli Anadolu yolculuklar!nda Celâl, bu 'irticai
kal!nt!lar'la iliki kurmaya çal!m!, Konya'n!n kenar mahallelerindeki bir
araba tamircisinde ya da Sivas'ta bir yorganc!n!n evinde birtak!m
uykudagezerlerle bulumay! baarm!, k!yamet gununun iaretlerini yaz!lar!na
koyaca!n!, ama beklemeleri gerektiini söylemiti onlara. Tepegözlerden, sular!
çekilmi Boaz'dan, k!l!k deitiren paalardan, padiahlardan sözettii yaz!lar
ite bu iaretlerle kayna!yordu.
> Bu iaretleri en sonunda çözebildiim aç!klayan çal!kan memurlardan biri,
Celâl'in 'Öpu' bal!kl! yaz!s!n!n paragraf balar!ndaki harflerle kurulacak
akrostilerin muammay! çözeceini butun ciddiyetiyle söylediinde, "biliyordum,"
demek gelirdi içimden. Humeyni'nin kendi mucadele ve hayat!n! anlatt!!
kitab!n!n ad!n!n 'Kef ul Esrar' olmas!ndaki anlam! ve adam!n Bursa' da surgun
y!llar!nda ehrin karanl!k sokaklar!nda çekilmi fotoraflar!n! bana
gösterdiklerinde de neyi iaret etmek istediklerini gayet iyi anlayarak,
"biliyorum," demek isterdim. Ben de, onlar gibi, Celâl'in Mevlâna yaz!lar!n!n
arkas!ndaki kay!p kiiyi ve kay!p esrar! biliyordum. Celâl'in kay!p bir esrar!
'tesis etmek' için, onlar!n deyiiyle 'vidalar! gevedii' ya da haf!zas!n!
kaybettii için kendini öldurte-cek birini arad!!n! gule elene söylediklerinde
ya da Celâl'in kara-
419
aaçtan dolab!n!n derinliklerinde bulduum fotoraflardaki t> kay!p ifadeli,
huzunlu, kederli kiilerden birine çok benzeyen bir yuzle önume konmu
fotoraflardan birinde kar!lat!!mda da gene, "biliyordum," demek gelirdi
içimden. Boaz sular!n!n çekilmesi uzerine yazd!! yaz!da ça!rd!!
sevgililerinin, bir öpume hayaliyle yazd!! yaz!da seslendii hayâli kar!s!n!n,
uyku öncesi duleri içersinde kar!lat!! kahramanlar!n da kim olduklar!n!
bildiimi söylemek isterdim. Celâl'inv yaz!lar!n!n birinde sözunu ettii, sinema
giesindeki soluk yuzlu Rum k!zma vurularak deliren bilet karaborsac!s!n!n,
asl!nda kendilerine bal! bir sivil polis olduunu alayla hat!rlatt!klar!nda ve
gecenin geç saatlerinde, aram!zdaki sihirli ayna yuzunden, biz onu
görebildiimiz, ama o bizi göremedii için daha da huzursuzlaan san!!n
dayaktan, ikenceden ve uykusuzluktan butunluunu, s!rlar!n! ve anlam!n!
kaybetmi yuzune uzun uzun bakt!ktan sonra, onu da tan!yamad!!m! söyleyince
ben, asl!nda, Celâl'in yuzler ve haritalar uzerine yazd!klar!n!n 's!radan bir
numara' olduunu, bu ucuz yöntemle kendisinden bir s!r, bir emanet, bir ortakl!k
iareti bekleyen okurlar!n! aldat!p mutlu ettiini bana aç!klad!klar!nda,
söylediklerine inanmamama ramen gene "biliyordum," demek gelirdi içimden.
Belki de, bildiimi ya da bilmediimi onlar da biliyorlard! da, bir an önce
ilerini bitirmek istedikleri, yaln!z benim deil, butun gazete okurlar!n!n,
butun vatandalar!n, ak!llar!n!n bir k