ÇAĞDAŞ DİYALEKTİĞİN KAYNAĞI HEGEL incelem e C 2. basım)

YAZKO Türkocağı Cad. 17-19 Cağaloğlu - İsta nbul 22 78 45

Y azarın öteki k ita p la rı:

SOSYALİST KÜLTÜR A N SİKLO PED İSİ (5 c ilt) GİZLİ ÖRGÜTLER, 2. baskı FELSEFE SÖZLÜĞÜ DENİZE İNEN SOKAK, senaryo GEL BARIŞALIM, senaryo SİHİRLİ SUYUN ŞARKISI, senaryo SINANIN TÜRKÜSÜ, senaryo
Yazarın öteki çeviri k ita p la r ı:

PARİS DÜŞERKEN (E hrenburg), 3. basım VE ÇELİĞE SU VERİLDİ (O s tro v s k i) 17. basım SOVYET FELSEFE TÜRKİYE BENDEN ŞAİRLERİ A N TO LO JİS İ, 2. basım DEFTERLERİ (Lenin) MESELESİ (M a rx ) (S. H ilâ v 'la ) SELAM SÖYLE A N AD O LUYA, 3. b a skı, D ldo S o tiriy u

FABRİKA, G ladkov, 7. baskı BEYAZ AT, E. T riolet, TDK 1971 Ç e v iri Ö dülü KANUN, R. V ailland YALNIZ ADAM , R. V a illand ÇİNGENEM. Z. S tancu BİR YOLDUR UZAR GİDER, B ene rci ULUSLARARASI İLİŞKİLER FOMA, Gorky TARİHİ (K om isyon)

PANORAMA, A ragon H7 MUHAMMED (M . R odinson) 2. baskı TARİH BOYUNCA POLİTİKA PARİS KOMÜNÜ, C O qu ili HAPİSANE M EKTUPLARI, G ram sci ASYA TİPİ ÜRETİM TARZI. G odelier

Bu k ita p A ğ ao ğlu Y ayınevi T e sisie ri'ndg diz ild i, ba sıld ı, c iltle n d i 27 73 37 K apak: B ü le n t E rkm en İs ta n b u l 1983

ÇAĞDAŞ DİYALEKTİĞİN KAYNAĞI HEGEL ATTİLA TOKATLI E S " Y a z a r la r ve Ç e v irm e n le r Y a y ın Koop eratifi Ü retim .

.

söz konusu yargının. devi tanıtm ak. yapıt­ larını çağının siyasal sansüründen kurtulabilm ek için «alabildiğine teknik bir felsefe diliyle kaleme alm ışlığından doğan aşılm az zorluğundan söz edilegelm iştir hep. okuru büyük düşünüre ısındırabilm ek umuduyla.A ÇIKLAM A Hegel çapında bir düşünürü. Hegel hak­ kında ileri sürülmüş bellibaşlı değer yargılarını ak­ 5 . daha çok. Bu yargıda bir gerçek payı. sadece budur. çağ­ daş düşüncenin ana kaynaklarından birini ve belki de birincisini oluşturan Hegel'i hem tanıtm ak. ça­ dıra sığmaz. düşüncesinin çeşitli açılım larını belirleyip daha geniş araştırm ala­ ra yarayacak bir genel görünümünü verm ek olanakdışıdır anlam ına da gelmez. felsefesi. Ama hiç şüphesiz olan bir başka husus da. bir elkitabınm çer­ çevesi içinde tüm boyutlarıyla ayrıntılı bir şekilde okura aktarm ak elbette mümkün değildir: Dev. Öteden beri Hegel'in « a n la ş ılm a zlığ ın d a n . ve yapıtın hem bir başvuru kaynağı hem de bir antoloji niteliği ka­ zanm asına çauştık. Uzun söze gerek yok: Biz bu kitabı. H egel’i şu yada bu nedenle anlam ak istem eyenlerce benimsendiği­ dir. A ncak bu. Şöyle ki: H egel ve düşüncesi başlıklı bir birinci bölümde filozofun düşünce serü­ venini ana çizgileriyle aktarm aya giriştik: H egel üze­ rine başlığını taşıyan bir ikinci bölümde ise. hiç şüp­ hesiz vardır. Bizim burada denem ek cesaretini bulabildiğimiz. Am acım ıza ulaşa­ bilmek için de bir «hile-i şer’iyye»ye başvurduk: Üç bölüm halinde düzenledik kitabımızı. nitekim. hem de sevdirm ek am acıvle hazırladık.

büyük düşünürün belibaşlı yapıtlarına bir gezi düzenledik. Fransızcada «sevgi» anlam ına ge­ len «amour»dan türemedir. H egel’derı seçmeler başlığı altında. 6 . Konuya âşinâ olan­ lar. ve nihayet. kendi açılarından haklı da olacaklardır: Hegel’e bir tek açıdan yaklaşm ak söz konusu değil­ dir.tardık. sa­ dece bize ait olan çevirileri im zasız bıraktık. ikinci ve üçün­ cü bölümleri doyurucu olm aktan uzak bulabilirler. Herhalde. bir üçüncü bölümde. Unutulmasın ki elinizdeki kitap bir uzm andan çok bir amatörün yapıtıdır. Attila Tokatlı / Not: İkinci ve üçüncü bölümlerdeki alıntılarda. birinci bölümü tartışm a götürür. Ve gene unutulmasın ki am atör sözcüğü.

HEGEL VE DÜŞÜNCESİ Büyük Almaıı düşünürü Georg W ilhelm Friedrich HEGEL. Nitekim 1807 yılında yayınlanan «Dos Phaenom enologie des G eistes » (Zihnin Fenomenolojisi) adlı ilk büyük yapıtında. İkinci büyük yapıtı olan *W issenschaft d er Logik » (Mantık Bilimi. 1812)’i bu ara­ 7 .zmağa koyuldu. 1793 yılında teoloji diplom asını alan ve eğit­ menlik yapm ağa koyulan Hegel. Küçük bir memurun oğluydu. bu arada Kant’ı okudVı ve felsefesinin temel karakterini m eydana getiren akılcılık anlayışına bağlandı. Çok geçmeden aralarına katılan Schelling’le kurulan üçlü dostluk. Okulla ev arasında renksiz bir çocukluk hayatı yaşadı. 1770’de Stuttgart’da doğdu. Hegel için daha da verimli olacaktı. Ama bir yandan da kendi sistemini oluşturmaktaydı. 1831’de Berlin’de öldü. geleceğin büyük şairi H ölderlin’den etkilendi ve ilk in­ celem elerini ya. Jena’m n N apolyon orduları tarafından işgali üzerine b ir taşra gazetesini yöneten Hegel. Schelling’den ve rom antiklerden kesinlikle ayrıldığı görülür. an­ cak 1808 yılında yeniden öğretim hayatına ka­ vuşabildi. Orada tanıştığı. Fiche’ye karşı Schelling’in felsefesini savu­ nan ünlü yazılarını yazm ağa başladı. 1796) adlı araştırmasını akılcı bir açıdan kaleme aldı. 1801 yılında Jena Üniversitesi’ne atanan He­ gel. 1788 yılında Tübingen Protestan Üni­ versitesine yazıldı. Nitekim ilk önem li yapıtı olarak kabul edilen «Dos Leben Jesw> (İsa’nın Hayatı.

Düşünülsün ki daha sağlığında Halle Ü ni­ versitesi. Bunu. düşüncenin diyalektiğin ile varlığın diyalektiği arasında kökensel bir ayrılık yok­ tur. Hegel’i daha sağlığında m utlak­ 8 . Sadece A l­ manya'nın değil. diyalek­ tik metodu kusursuz bir biçim de kullanarak. bi­ çimlenmesinden doğar. A m a Hegel’in asıl önemi. ancak ölüm ünden sonra « Tarih Felsefesi Üzerine Dersler» (1837) başlığı altında yayın ­ lanacak olan bir başka önemli yapıtın ilk ta­ sarısı izledi.da yazdı. 1816 yılında Heidelberg Ü niversitesi­ ne atandı ve kendisini birdenbire büyük üne kavuşturan «F elsefe Bilimleri Ansiklopedisi» (1817)’ni yayınladı. onun derslerini dinlem ek için Ber­ lin’e akın etmekteydi. Filo­ zofa göre. Bir yıl sonra Berlin Üniversitesi’ne atandı ve bir başka önemli yapıtı olan «ffufeıtfe Felsefesinin İ lk e le r in i yayınladı. tarih planında Devlet olarak gerçekleşm ek­ tedir. bir gelişme. insan ile evreni bir tüm halinde ve tarihsel bir açıdan değerlendirmesinden ileri gelir. Am a İde. Ev­ rensel varlık. A vrupa’nın dört bir yanından öğrenciler. Hegel’in sistemini bütünüyle benim ­ seyerek tüm öğretim alanlarına uygulayıp ö ğ ­ retmeğe ve yaym ağa koy'ulacaktı. Bu son tez. «düşünen zihin» de yeniden kendisini bullır. aynı gerçeğin iki ayrı yüzüdür bunlar. Bütünsel var­ lık. bir oluştur. tek tek var­ lıkların çeşitliliği içinde kaybolmaz. Hegel’in felsefesi. Evrenin gerçekliği. Herşeyin temelinde H egel’in İde olarak nitelediği bu mutlak varlık bulunur. İde’_ nin tek tek varlıklar halinde belirmesinden. Yapıtlarının adlarından da anlaşılacağı gibi. bütün bilgi alanlarını kap­ sayan geniş ve derin bir sentez halinde ortaya çıkmaktadır. Artık Hegel için. Batı’da hiçbir filozofa nasip olmayan bir şöhret ve prestij dönemi başlam ış­ tı.

bu açıdan bakınca. daha üniversite yıllarında geleceğin ünlü düşünürü Schelling ve ünlü şairi Hölderlin’le yakın dostluk kurmuştu. Daha sonra Hegel. Kant’m öznelciliği ve biçim ci ahlâkı ile Fichte ve Schelling tarafından kurulan idealist sistemleri eleştirmeğe girişti. «bilincin yazgısı» yada «bir düşma­ nın bilinci halinde kendi bilinci» haline geldiği «yırtılış anı» olarak görüyordu (İsa’nın H aya­ tı ve Hristiyanlığın ruhu ve yazgısı).1 çı Prusya m onarşisinin b ir temsilcisi. ça­ ğın siyasal çalkantı ve dönüşüm leri ile halkla­ rın dinsel ve zihinsel gelişiminin incelenmesini en başta saymak gerekir. mutlu ve özgür bir bütünsellikli vardı: Öznel irade ile genel nesnel iradenin dolaym ı­ şız birliği diye tanım lıyordu düşünürümüz bu bütünselliği. ger­ 8 . Bundan böyle. hattâ bir resmî sözcüsü durum una «düşürmüş»tü. V e söz konus’u bütünselliği izle­ yen Hristiyanlığı. Bu dostluğun iki be­ lirgin sonucu oldu: Eski Yunan uygarlığına ve Fransız D evrim i’ne duyulan derin hayranlık ve bağlılık. Nitekim düşünürümüzün fikirsel oluşum unu temellendiren öğeler arasında. Deneylere-dayalı-olumluluğ*uve-çelişkileri-içm de-tarih ile birlik-ve-evrensellik-gerektirirliği-içinde-aklı uzlaştırmak. Bu­ günse H egel’in aslında alabildiğine devrimci bir düşünür olduğu kesinlikle ortaya çıkmış bulunmaktadır. Y ukarıda da belirtmiş olduğum uz gibi He­ gel. bütünsel insanın gerçek özgürlüğünde ve m utluluğunda bulan Hegel felsefesinin ere­ ği şu olacaktır. temel tasarısını bütünsel in­ sanda. Gerçekten de H egel’e göre Antik Site’nin «güzel. nesnel dünyanın. Kendi diyalektik anlayışı da böylece belire­ cekti.

kültürünün evrensel (nesnel) oluşu içinde zih­ nin de evreleridir. özne ile nesne ve bilinç ile dünya arasındaki bütün bağlantı ve karşıtlık biçim lerinden geçer: Zihin tarafından yaratılm ış ve aşılmış olan yabancı­ laşmaların ve çelişkilerin tarihidir. Diyalektik olarak şöyle gelişir düşünce: 10 . Büyük Mantık diye de anılan bu kitabında Hegel. V e bu evreler.çek ile düşünce arasındaki karşıtlığı çözmek. Hegel’in 1817 yılında yayınladığı Felsefe Bilimleri Ansiklopedisi' nin ilk bölüm ü­ nü oluşturmaktaydı. aynı zamanda. Nitekim 1807 yılında yayınladığı Zihnin Fenomenolojisi adlı ilk büyük yapıtında. A y­ nı zamanda bir ontoloji (varlıkbilim ) ve bir gnozeoloji (bilgi kuramı) idi bu yeni mantık: Saf düşünce (İd e)’nin ve onun belirlenim leri­ nin diyalektik gelişiminin incelenmesiydi. böylece. eski m etafi­ ziğin yerine kendi mantığını getirmektedir. Mutlak bilgi de. Gene bu yeni mantık. Bu üzün gelişim yolu. Hegel sisteminin hemen hemen kusursuz bir açıklamasını getirmekte­ dir. özne ile nesne. V ar. Zihin ile Töz’ün özdeşliğidir. Söz konusu yapıt. kavramın «kavram la nesnelliğin mutlak birliği» halinde İde’nin teorisiyle bü­ tünlenen teorisi olarak öznel mantık olm ak üzere ikiye ayrılıyordu. lık’ın teorisi ve Ö z’ün teorisi olarak nesnel mantık. bireysel bilincin oluşum evrelerini betim ler Hegel: D olayımsız duyusal kesinlikten ‘kendi bilinci’ne ve ‘kendi bilinçleri’nin karşıtlığından A k ıl’da uzlaşımına doğru ilerleyen bir evrelenm edir söz konusu olan. fenomensel bilgiden mutlak bilgiye doğru iler­ ler. ve. Zihnin Fenom enolojisi. düşünürün 1812-1816 yıllan arasında kaleme almış olduğu M antık Bilimi başlıklı bir başka büyük yapıtına bir antropolojik giriş niteliğindeydi. ve. saf (kendinde ve kendi-için) İde’nin incelen­ mesi olarak.

Eski Yunan idealini uzlaş­ tırmak istemektedir. «felsefe alanında. D evleti y*Urttaş için son ve kesin erek olarak gören. desi mülkiyette gerçekleşen özel kişinin huku­ ku) . «zihnin kendinden hareketle ikin­ ci doğa olarak ürettiği dünya» demek olan hu­ kuk sistemi. öznel ahlâklılık (öznelliğin sons’uz gerek­ tirimlerinin olum lanışı). bir halkın hayatının akla uygun örgütlenişinde) bir gerçek dünya (so­ mut evrensel. Jean Hyppolite’in deyişiyle. ve. dinde ve felsefede kendi’nin saf gerçekleşimi. fenomenolojinin ve psikolojinin konusu olan öznel zi­ hinle nesnel yada pratik zihnin bilimi olarak zihnin. yada. kendinde ve kendi-için birliği için­ de m utlak zihnin felsefesi.» H egel’in sistemi. doğrudan doğru ya şey’le. yani hakika­ 11 . kav­ ram ın zorunlu kesinliğini ve akılsallığını kar­ şıt tutan düşünür.Mantık. Söz konusu du­ rakları şöyle sıralıyor Hegel: Soyut hukuk (İra. aşağıdaki şekilde yo­ ğunlaştırılabilir: Kantçı soyut entellektüelizme ve (Schelling’in «sezgi» dediği) rom antik akıldışıcılığa. antropolojinin. sanatta. nesnel yada pratik zihnin bilimine 1820-1821 yılları arasında kaleme aldığı Hukuk Felsefesinin İlkeleri adlı yapıtını ayırmıştı: Dü­ şünüre göre. belki. «sonsuz Hristiyan öznelliği ile. ve. özgürlüğün (hürriyetin) çeşit-duraklarındaki edimselleşimidir. şey’in kendisiyle. ve. nesnel ahlâklılık. ve. başkalaşm ışlığı içinde İde’nin bilimi olan doğa felsefesi. evrensel somut) haline ge­ lir. Hegel. sivil toplum da (burju­ va liberalizm inin dünyasında) ve özellikle de Devlet’te (ahlâk İdesinin edim halindeki ger­ çekliği dem ek olan. Kant’m biçim ciliğine olduğu kadar Jean-Jacq*ues Rousseau’nun sözleşmeye dayalı Devlet görüşüne de karşı çıkmakta ve. Burada Hegel. Özgürlük ancak ailede.

her tikel gerçekliği geleceği ve bitim liliği içinde an­ lamak. onu. 12 . kendi’nin. yada. «bu yabancılaşm a­ nın üstesinden gelişini de içeren» ilerlek ve dramatik gerçekleşimiydi. Düşünceye saydam gerçekli­ ği geri vermeğe yönelik olan bu girişim. ayrıca. Dolayısıyle de diyalektik. tez-antitez-sentea şemasına indirgemek olanakdışıdır. Bu başkalaşmayı. mut­ lak düşünceyi gerçekleştirmek üzere «tutkula­ rın tikel çe k iciliğ in d e n yararlanarak («akim kurnazlığı») tarihi akim yapıtı haline getirme çabası olmaktadır. Hegel’in mutlak düşünce (İde) olarak nitelediği de. mutlak’m bir fcelirimi olarak kavramaktı: M ut­ lak. artık aynı zam anda hem kendinde ve hem de kendi-için olan kendine dönm ektedir (zihnin felsefesi). evrensel somut) yanından yakalamak. ayrım ) ’ya bağımlılaşını» ve.. Şöyle diyebiliriz: Hegel’in sistemi. bütünlük (somut evrensel. sonlu ile sonsuzun uzlaşımı ve özgürlüğün (hürriyetin) tam ve yetkin biçimde gerçekleşişidir.ten-var-olan'ın etkin biçim de gerçek bilgisiyle hesaplaşmayı» istemekteydi... kendi-dışm da ve kendi-için nesnelleşmekte (doğa felsefesi) ve gene kendi­ ne. bozulup-değişerek-başkalaşma’nın bir mantığı oluyordu diyalektik. «tüm bilim ler alanı»nı ku­ caklar ve üçsül bir ri+ me göre gelişen m utlak’ı dile getirir: Kendinde konulan ve düşünülen mutlak (m antık). çoğu zaman ve biraz da gelişigü­ zel bir şekilde yapıldığı gibi. özne ile nesnenin. yani. tikel ile evrenselin. Hegel’e göre. düşüncenin ve ger­ çekliğin gelişim yasalarının tümü demek olu­ yordu: Hareketin. gene bu kendi’nin «öteki-varlık’a ve yabancılaşm a (olumsuzlama. Hangi başkalaşmanın? «Niteliksel sıçram alar»ın nice­ liksel ilerleyişin sürekliliğini kırıp parçaladığı ve çelişkilerin üstesinden gelinip aşıldığı hare­ ketin ve bozulup-değişerek-başkalaşm a’nın.

çünkü ben maddeciyim . ama o mistik halinden sıyrılıp kurtarılmak ko­ şuluyla. benim anladığım şekliyle. H egel’de diyalektik. onu tfutup ayakları üzerine oturtm ak yeterlidir. onun m etodunun tam karşıtıdır. Hegel’in diyalek­ tiği.HEGEL ÜZERİNE Bir eleştiri zekâsı olarak Hegel. ve Dünya’yı yaratan T an n değildir. PROUDHON Benim diyalektik metodum. daim a ku­ sursuz değerlendirm elerde bulundu. Hegel’in metoa*undan sadece temeli bakımından ayrılmaz. HEİNE Hegel’in mantığı. İşte benim m etodum u onunkinden ayırt eden de budur. taa çocukluğum uzdan bu yana kafalarımıza doldurulan bütün o eski safsatalardan çok da­ ha fazla akla uygun ve doyurucu. baş aşağı yürür. GOETHE Aristoteles’in yerini tutamaz Hegel. ALAİN Hegel felsefesinin ulaştığı en son son'uç şu­ dur ki. H egel’se idealist. tam tersine T a n n ’yı hayal edip yaratan insandır. her türlü diyalektiğin temel formudur. çünkü m odern çağın Aristoteles’i odur: Gerçekten de Avrupalı düşünürler içinde en derini ve bütün hepim izin kaderi üzerinde en belirleyici etkiyi yapmış olanıdır. bir Tanrı’nın yönetimi ve koru­ ması olm aksızın tarihi yapm ak zorundadır. bu diyalektiğe akla uygun görü­ nüşünü kazandırm ak için.. MARX 13 . insan.

kavram lar’m (yargılar. evrenin nesnel bağlantı yasalarının tasarımını. yada daha doğrusu. tıpkı bunVm gibi. Kant’çıların pek sevdiği bu tema üzerinde bu kadar az duruşu ilk bakışta tuhaf geliyor insana. Neden mi bu kadar az duruyor Hegel? Çünkü onun için nedensellik. vs.. nasıl. bütün açıklaması boyunca ve daha baştan itibaren daima belirtmiş bulun­ maktaydı. kapitalizmin bütün ana çeliş­ kilerini kapalı olarak içermekteyse. Görülüyor ki. kanısını. bir malın bir başka mal kar­ şılığında mübadelesi biçim ine bürünen bir tek edim bile. H egel’in M antik’mm 14 . Hegel. evrensel bağıntılılığın belirlenim lerinden sadece bir’ idir.Tarihi tamamıyla nedenselliğe indirgiyor He­ gel. ve çünkü Hegel bu evrensel bağıntılılığı çok daha derinden ve evrenselliği içinde kav­ ramış ve bu evrensel bağm tılık içindeki karşı­ lıklı geçişleri. Nedenselliği bu bağlantı­ dan k opanp ayırmak saçmadır. bilincini zaten çoktan içermektedir. Evrensel’in te­ kil ve tikeldeki nesnelliğini inkâr etmek ola­ naksızdır. Kant ve öteki­ lere oranla kat kat daha derine iniyor. son derece öğretici bir iş olurdu. evrenin nesnel bağlantısının bilgisine eri­ şini dile getirmektedir.. en basit genellem e de. nesnel dünya­ nın hareketinin kavram ların hareketindeki yansısını izlemeğe giriştiğinde. ve bir yığın çağdaş «bilgince oranla bin kat daha derin ve zengin bir şekilde anlatıyor nedenselliği..) en ilk ve en basit olu­ şumu da. tasımlar. Hegel’in diyalektik metodunu yanyana getirip koymak. N eo-am pirizm ’in (yada «fizik idea­ lizmsem) «doğum sancıları» ile Hegel’in çözü m ­ lerini. vs. Değe­ rin basit şekli... Hegel’in nedensellik konusunda söyledikleri­ ni okuyunca. insanın. gittikçe daha derin bir şe­ kilde. Soyut kavram ların oluşumu ve bu kavram ­ larla yapılan işlemler.

söyleyerek. özne­ nin (insanın) «. Alm an burjuvasizinin karar­ sızlığını. de bir «terim» rolü oynadığını.tasımsın mantıksal «şekil»i için. TERSİNE ÇEVİRMEK GEREKİYOR: MANTIK ŞEKİLLERİNİN BİRER BELİT DEĞE­ RİNİ ALABİLMESİ İÇİN. ALABİLDİĞİNE DERİN VE T A ­ MAM IYLA MADDECİ BİR MUHTEVA VAR BURADA. imlemini ve rolünü asıl bura­ da aram ak gerekiyor işte. KATİYEN BİR OYUN OLSUN DİYE YAPMI­ YOR BUNU. Hegel felsefesinde. insan düşüncesinin.. Buna dikkat. tarihinin. LENİN Burjuva ihtilâli arifesinde A lm anya’nın çe­ lişmeli gelişmesini yansıtan Hegel felsefesi. bilim in ve tekniklerin diyalektik açıdan işlenmesi olmalıdır. öte yandan da. korkaklığını ve Eski Dünya karşısın­ daki tavizkârlığını yansıtan m uhafazakâr ve reaksiyoner fikirlerin m evcut bulunması işte 15 . * Hegel ve M arx’m yapıtını sürdürmek. İNSAN BİLİNCİNE MİLYARLARCA KERE TEKRARLATMIŞ OLMASI GEREKİYOR­ DU ŞÜPHESİZ. Hegel’in ideologluğunu yaptığı yükseliş halindeki Alm an burjuvazisinin düalizminin etkisinde kalmıştır. mantığın kategorileri içine sokabilmek için —bazan çırpm ırcasına— bir çaba gösteriyorsa Hegel. * Kendi kendine bir erek veren insan etkinli­ ğini. bir yandan o ça­ ğın A vrupası’nın ihtilâlci atmosferini yansıtan ilerici ve ihtilâlci eğilim lerin mevc'Ut bulunm a­ sı. bu etkinliğin bir «tasım» olduğunu. BU ÇEŞİTLİ MANTIK ŞEKİL­ LERİNİ. vs. İNSANIN PRATİK ETKİNLİĞİNİN.gerçek anlamını.

insanı ve insan tarihini «insanın kendi emeğinin bir sonucu» (Marx) olarak tasarlar. Sözü geçen bu yapıt. bu evrimde görülen ilk belirtilerden. Enzyklopadie der philosophischen W issenschaften im Grundisse’de (Felsefe Bilimleri Ansiklopedisi’n d e ) (1817) özetlenmiş olan mutlak (objektif) idealizm ’i. düşünce’den. «dünya akılı»na ya da «dünya zihni»ne dayandığı anlamını taşır. doğa’nm ve sosyal hayatın bütün fen o­ menlerinin m utlak’a: zihin ve akıl’a. kendini-bilm e’den ileri gelir. idealist bir tarzda da olsa. Hegel’in. bu safhalar şunlardır: 1) bizzat ide’nin bağrında. «salt düşünme unsuru» için­ de. bi­ limin ve bilimsel m etodoloji’nin bilinçli bir şe­ kilde gelişmesine kadar inceler (fenom enoloji. Bu yapıt. ide’nin içeriğinin. Marx tarafından «Hegel’ci fel­ sefenin asıl kaynağı ve s im » diye nitelendiri­ len «Dıe Phaenom enologie des G eistes » (Zihnin fenom enolojisi) (1807) adlı yapıtı dahil. birlik ve bütünlük halinde bir mantıki kategoriler sistemi’nde 16 . faliyeti. sözü geçen bu yapıtta. Die Phaeno­ m enologie des Geistes’ı. gelişmesi açısından bilinç fenomenlerinin doktrinidir). insan zihninin em briyolojisi ve paleontolojisi olarak. «mutlak ide»ye. Hegel’in anladığı tarzda. H e­ gel. Hegel diyalektiği’nin temel ilkelerini: Hegel sistemi’nde hareket n ok­ tasını teşkil eden. daha doğrusu. Mutlak ide. H egel’in düşüncesinin temelini teşkil eden tarihilik kav­ ramının kökeni olarak nitelendirir. üç saf­ hada gelişir. yani. insan bilincinin ev­ rimini. bütün dünyanın temeli ve özü olarak kendinden-gelişen Mutlak İde’nin dahiyane bir açıklamasını da içerir. Mutlak olan bu şey faaldir. varlık ile düşünce’nin özdeş­ liği. H egel’in «emeğin özüm ü yabancılaşma kategorisi için ­ de «kavram asının çözümlemesini içerdikten başka. Engels.buradan gelir. aynı zamanda. yani. Hegel’in bütün yapıtlarında bu ikicilik görülür.

kendi diyalektik fi­ kirlerine ihanete götürür. Sözü geçen bu ya­ pıtında Hegel. Gerçekten de Hegel. «inkârın inkârı» kanunu’nu. içeriğini değişik akıl yü­ rütme ve etkinlik form la n içinde kavrar. Ne var ki. sadece ide alanına dahil fenom enlere uygulu­ yordu. «öteki-varlık» form ları içinde. form ve içerik diyalektiği’ni. Felsefesinin idealist karakteri ve burju­ vaca sınırlılıkları. vs. 2) Ide’nin. diyalektık’e mistisizm ’i aşılıyordu. doğa. W issenschaft d er Logik’te (1812 16) yoğun bir şekilde ortaya konan Hegel diyalektiği. He­ gel kendi sistem inin. yani. bü­ tün gelişm enin harekete getirici ilkesi olarak gelişme hakkında derin bir incelem eyi ortaya koyrr. parça (cüz) ve bütün (kül) diyalektiği’ni tanımlar. felsefe’ye son derece değer­ li katkılarda bulunmuştur. aynı zam anda da kendini-bil_ m eşin i tamama erdirdiği. m antık kategorilerini kalıplaştırıp su­ nileştiriyordu. H egel’in diya­ lektiği. 3 ) İd en in düşünce ve tarihte («zihin»de) gelişme­ si. gelişme ilkesini. onun kendi idealist felsefesine aykırı düşer. yani son noktasına eriştirdiği fikrindeydi. doğa for­ mu içinde gelişmesi. yani D oğa Felsefesi. ken­ disinin m anevi özü ’nü oluşturan mantık kategorileri’nin dış belirim lerinden ibarettir. Zihnin Felsefesi. dünyanın ve b ilgi’nin gelişmesinin artık ta­ mamlanmış öldüğünü iddia ediyordu. zorunluk ve hürriyet kategorilerine ve daha birçok kategoriye açık­ lık kazandırır. H egel’i. diyalektikten tutarlı bir şekilde sosyal sonuçlar çıkarmamış. daha d oğ ­ rusu böyle bir arzu göstermemiştir. Bu evrede. milliyetçi­ 17 . Hegel. He­ gel in görüşüne göre doğa gelişmez. m utlak ide’nin keridinden-gelişm esi’m. Kant’çı «kendinde-şeyler» düalizm i’ni eleştirir.kendini açığa vurduğu M antık’ta gelişmesi. kantitatif değişm elerin kalitatif değişm eler haline gelmesini form üle eder. m’utlak ide kendi içine kapanıp.

ROSENTHAL «Beni bilen. alaycı bakışlı portresinin altına yazmıştı. diyalektik’i. bundan tanır. geleneksel yorum ları çeşitlendirm em i­ ze yol açabilir. bu yapıtlar aracılığıyla çok geniş. söyledi­ ğini daha iyi anlamamıza yarar kuşkus*uz. Ayrıca. çe­ şitli ve kesin bir etki yapmıştır. Am a filozofun gerçek kişiliğini ortaya çıkar­ mada da yarar vardır. M arksizm in gelişmesi üzerinde izler bırakmıştır: bu felse­ fenin en değerli unsurunu. doğa. daha sonraki kuşaklar üzerinde. bazı sözlerine daha fazla önem ver­ memize. statüko (kurulu düzen) ile uzlaş­ maya girmiştir. bu sözle­ ri. Hegel’i tanımak ne demektir? Kuşkusuz. Hegel felsefesi. M. onun sı­ nırsız doğurganlık taşıyan düşüncesinin özünü kavrayabiliriz. ağır basan eğilimlerini belirlem eyi başardık m ı? 18 . yankılarını artırmamıza ya da azalt­ mamıza. böylesine zengin bir düşünceyi içinden türediği somut koşullara bağlayan ilintileri de incelem eden geçemeyiz. Marksizm. W ilhelm Hensel’in yaptığı sert görünüm lü. Hegel’ciliğin çok önemli bir *uğrağını oluş­ turduğu fikir tarihini kavram am ız bakım ından da önem taşır bu. yaşamı konusunda hiçbir şey bil­ mesek de. Hegel’i bilmek. Hegel.» Hegel. gerçek dünyaya ve bilm e ye hükm eden en önemli genel kanunlar arasındaki bağlantıları ortaya koyan mantık bilim i ni takdirle karşılar.lik tutkularına göz yum up Prtısya M onarşisi’ni sosyal gelişmenin zirvesi ilân edecek derecede ileri gitmiş. toplum ve düşünce nin gelişmesini bilimsel tarzda akılyürütme öğretisi olarak yoğurmuştur. A y ­ nı bilgi. tarihi­ lik kavramını. Hegel’in politik ve toplumsal tutumunu. Hegel’in agnostisizm’e karşı koy’uşunu. yani diyalektik ! alan Marksizm. insan aklının gücüne inanışını. yayınlanmış yapıtlarında.

Toplumsal ve siyasal durum. Hegel. h içbir şeyi. köklü d ö ­ nüşümlere. 1820 yılında Berlin’de devrim ci olm anın çok güç bir iş old*uğunu da kabul etmemiz gerekir. verilmiş biçim i içinde sap­ tayıp dondurm ayı istemiyordu. Hegel’i küçüm seyen­ lerin kaba suçlam alarını ortadan kaldırm aya yeter. Bu koşullarda. Ama bu kimseler. genel kuralları hiçe saymış ve ön­ yargılarla savaşmıştı. bi­ raz sonra gerçekleşecek bir siyasal altüst olm a­ ya inanlar. Belki de düşüncelerinin mantıksal sonuçlarına kadar gitmek istem iyor­ du. şim diye kadar bilinmeyen ya da yanlış bilinen eylemleri. ilişkileri (ki bunlar çok büyük önem taşı­ m aktadırlar). durum un devrim sel olm am asından ileri geli­ yordu. farklı ve kimi zam an karşıt eğilim ler onun yüreğinde yer etmişti. Bu güçlük sadece tehlikeli olm asm dan değil. Düşünce bakım ından kimi zam an dev­ rim ci olduğu halele. Ve Hegel «tek parçadan yapılmış» bir kimse de­ ğildi. yaşam tarzı bakım m dan devrim ci değildi Hegel. A m a yine de onu. İşte b*u karm aşıklıktır ki bizim karşım ıza an­ 19 . Hegel ne Ortaçağa öz­ lem duym uş ne de Y eniçağlardan korkmuştu. H egel’in kendi yaşadığı yıllarda bir tutucü ya da toplum sal kurallara baş eğen bir kimse olduğunu söylem ek olanaksızdır bugün. Tam tersine Hegel. söz­ leri. gün ışığına çıkardık. alışılagelmiş düşünceleri bir yana atmış. devrim ciler araşm a soka­ mayız. devrim ci adını taşımayı hak edi­ yorlar m ıydı? 1820 ile 1830 arasında Prusya’da «yekpare» diyebileceğim iz kim seler sadece gericilerdi. kesin ve geri dönülm ez kararlara olanak tanımıyordu. bu yiğitçe benim sedikleri seçene­ ği birtakım tutarsızlıklarla ödüyorlardı.Bilmiyoruz! A m a en azından. Bunlardan söz etmemiz. uzlaşm aya yanaşmayanlar.

Bundan ötürü. tutumunun. alınyazısı da büyük zenginliklerle d o ­ luydu. toplumsal koşullar açısından 20 . geçici de olsa gerçekleşmelerini sağlamak için 1848 Devrimınin ortaya çıkması zorunlu olmuştu. Eğer reform ist sö­ zü bugün aşağılatıcı bir anlam kazanmamış olsaydı Hegel’e bir reform isttir derdik. Am a Hegel’in yapıtını. reform ların gerekli olarak ve çatışmasız değil ama zorlam alar da olm adan g er­ çekleşeceğine inanıyordu. O zaman bizim karşımıza ne gibi bir doğrul­ tu çıkıyor? Sakınganlıklarına. yaptığımız inceleme son'ucunda. Onun su­ suşlarını iskandillemeliyiz. Özlediği reform lar yine de Fransız Devriminden esinleniyordu ve bunlar önemsiz şeyler değildi. çağırıyor ve gerçek­ leşmeleri için çalışıyord*u. Hegel. vaz geçtiği dönüşlerine rağm en H e­ gel nerelere kadar ilerliyor? Biz. doğmuş olduğu ve g e­ liştiği tarihsel dönem içine. Bu yapıtın günümüzdeki red edilişinin ya da pekiştirilmesinin taşıdığı anlam dan te­ dirginlik duyularak genellikle kendi içinde ele alınmaya çalışılmasının nedeni de budur. ölçüp biçm ek ve oran­ larını saptamak gerekiyor. yapıtlarının çözüm lem eden geçirilerek ortaya konan ve birbiriyle bağdaşm ayan kurucu öğ e­ lerini değerlendirmek. yerleştirmek ve m e­ kansal. Bun­ dan ötürü. genel olarak Hegel’in somut siyasal ve toplumsal et­ kinliğinin ilerici bir insanın etkinliği olduğu­ nu gösterdiğimizi sanıyoruz. Hegel’in yapıtı derinlemesine ve sürekli bir yapıttı. Hegel’in karakterinin. Hegel siyasal ve düşünsel ilerlemeyle yetin­ miyordu. Hegel bir ilerici reform isttir diyeceğiz. geçici pişm an­ lıklarına. zamansal. Yazdıklarını ve bunun yanı sıra bize aktarı­ lan sözlerini göz önünde tutmalıyız.laşılması gü ç bir gerçek olarak çıkıyor. bunları özlüyor.

Gerçek yüzünü ortaya çıkardığım ız için ta­ 21 . Altenstein’a gelince. H egel’in yüceliğine de böyle olmuştur. Buna karşılık. Bu Prusyalı şansölye. Carove ve Cousin için övgüler dü­ züldü. H egel’den daha «ilerici» görüşleri h içbir zaman ileri sürmemiş ve ger­ çekleştirmemiştir. genellikle H egel’in anısına büyük bir haksızlık edildiği anlaşılır. Bütün bunlar karşısında Hegel’i nasıl kaba­ hatli bulabiliriz. Bu çaba yerine getirilirse. kendisini koruyan­ lardan daha az yenilikçi olduğ'u nasıl söylene­ bilir? Hege] i dostlarıyla da karşılaştırabiliriz. Buna bir diyeceğim iz yok. Gerçekten de H egel’in anısı. onun bir «li­ beral» olduğunda birleşirler ve ayrıntılara gir­ mezler. Prusya devleti polisinin zindanlarında çürü­ yen Förster. tarihçiler. Biz Hegel dosyasm ı şöyle bir karıştırdık. çok sevdikleri. onları savunduğu. Am a büyüklük ve yücelik her zam an haksız eleştirilere uğrar. çağdaşlarından birçoğunun yararlandığı iyilik sever bir görüş­ le ve hakça anlayışla ele alınmamıştır. A m a buna rağm en herkes onun bir «reform ist» ya da «yarı-reformist» ol­ duğunu söyler ve takdir eder. V arnhagen ve Gans haklı olarak «halkın dost­ ları» sıfatını kazanmışlardı. H egel’in. H ardenberg’in yaşam ında ve yapıtında hoşa gitmeyen birçok özellik bulm ak çok kolaydır. hayranlık duydukları v e esin aldık­ ları Hegel bir bakım a «halk düşmanı» olarak tanınıyordu.ele almak daha doğru olur. onların yardım ına koştfuğu ve on­ ları yüreklendirdiği halde Hegel’e yüklememek gerekir. Am a onların koğuşturm aya uğram alarının suçunu.

Oysa Kant pek yerinde olarak göstermiştir ki. dairenin çapı da. gerek ke­ sin bilim ler ve gerekse doğrudan doğruya «sağ­ duyu» tarafm dan önüne çıkarılan çelişm eleri aşma gücüne sahip olduğunu kabul etmek ge­ reklidir. «kendinde şey» i bilem e­ yeceği sonucuna varm aktaydı Kant. «Feno­ m en lerd ir kesin bilim lerin alanı. Fichte g i­ bi Hegel de reddediyor bunu. İnsan düşüncesinin. çünkü söz konusu bağıntıyı dile geti­ ren ünlü t i Cpi) sayısı. evren. belirli bir nite­ liğe sahipse. belirlenimsiz kalmaktadır. kar­ şıtlar arasında kurulu bir birliktir. çelişm eyi red ­ dettiğini ileri süren o geleneksel mantığı kul­ lanmalarına rağmen. sonsuza uzanan rakam lar konm asını g e­ rektirdiği için. D ’HONDT Şimdiye değin. doğrudan doğruya gerçekliğin kendisi­ ne. diyordu Hegel. Funun için de. Nitekim geom etri­ de. karşıt niteliğe sahip olamaz: Bir kavanoz boşsa örneğin. Ama b’u iki büyüklük arasındaki bağıntı. bu kesin bilimler. Tüm «kesin» bilim ler hep bu geleneksel «mantıksın temeli üzerinde yükselmektedir. bu bilimler. insan düşüncesinin. 2 rakam ı ile virgülden sonra. Tam tersine kabul etmeliyiz ki. bir başka belirlenmiş büyüklüktür nitekim.rih ona hakkını vermemizi sağladı ve onu na­ sılsa öyle tanımamız olanağını sundu. yani eşyanın özüne inememektedir. özü bakımından. daire. Bu ilkeye göre b ir şey. düşüncenin «çelişme ilk e sin e boyun eğmesi gerektiği ileri sürüldü. tıpkı daire gibi. şeylerin ancak yüzeyinde kal­ makta. belirlenemez. Ve Hegel belirtmekte ki. «çelişme i lk e s i ­ ni. mantığın en son ve temel ilkesi olarak göz önüne almaktan vaz geçm eliyiz. 22 . diyor. tanımlanmış ve belirlenm iş bir bü­ yüklüktür. A m a bu tavrı aşabilmek için. daim a ve daim a çelişkili sonuçlara varmaktadırlar. dolu değildir.

İnsan için ilk gerçeklik. Bunların en sonuncu­ su. sınırlı gerçekliklerden ku­ rulu olduğu ve bunun yanı sıra da üstün bir gerçekliğin.Dünyanın sonlu. m*Utlak. İşte bunun içindir ki Fichte’nin idealizmi kabul edilemez. İnsan varlığının bu ikiliğini uyg\ılamak üze­ re filozoflar. bir sonsuzun. bir çelişme ile karşı karşıya kalmaktadır: Çünkü kendi kendisi dediği şey. Oy­ sa kendi kendisini anlam ağa çalışan insan. dolayısıyla da. diyor He­ gel. düşünce olarak. tıpkı idealizm gibi ken­ di kendini inkâra yönelmektedir. çünkü T a n n ’nın yanı sıra sonlu ve sınırlı gerçeklikler var ise. mutlak olarak kabul eder bu sistem. aynı zam anda hem doğaüstü bir düşünce ve hem de doğal bir be­ dendir. Ama. Bu durum da dünyanın. Fichte ninkidir: «Ben»i. Ama. İnsan bilir ki. diyor Hegel. m utlak’tan «tü­ resin» yada türem esin). A m a insan. kendi kendisidir. sınırlı demek­ tir. ta Eski Ç ağ’dan bu yana bir dizi sistem kuragelmişlerdir. mutlağın dışında herhan­ gi bir şey varsa eğer (bu şey. bu «ben»in bir yaratımı yapar. Tanrı’m n varolduğu söylenegelm işti bugüne değin. Demek ki bir tek tavır. artık mutlak. mutlak değil­ dir. aynı zamanda. H egel’in yazm ağa başladığı dönem de orta­ d a bulunanı. b\ınu söylem ek bile çelişmenin ta kendisi­ dir. sonlu ile sonsuzun birliği olduğunu kabul etmek gerekir. m ekândaki d o. ve doğayı. A m a öte yandan. doğal bir nesnenin tüm karakterlerine sahip olan bir vü­ cuttur. ğal varlıklarla hiçbir yakınlığı. olanak kazanıyor: 23 . T ann sonsuz değildir. ilişkisi yoktur: M ekânda varolan bir şey değildir insanın dü­ şüncesi. m addecilik de kabul edile­ mez: Çünkü bu görüş de bilinci m addenin bir ürünü haline getirerek.

Bu anlayışa göre. doğanın. ilk olum suzlam ayı ortadan kaldırmakta ve böylece dünyayı. tin’in) doğa ta­ rafından. Bir yandan. bu gerçeklikte bulunan çelişkileri ortadan kaldırmak değil. Bu yeni dünya görüşünün sonuçlan. bilinç için (yada düşünce için) bir m adde (yada bir doğa) var­ dır. bi­ lincin doğaya karşı (yada doğanın bilince k ar­ şı) üstün olduğumu (öncelikli olduğunu) orta­ ya koymak değil. duyulur dünya tarafından olum suzlanmasına dayanmaktadır. Bir başka deyişle. ama insan bilinci de doğayı olumsuzlayarak. doğa ile varolduğu­ nu (doğanın da ancak kendi karşıtı olan bilinç­ le varolduğunu) koymaktır. reduran.. saf bilinç yada saf düşünce yoktur. dünyayı zihinsel bir süreç olarak göz önüne almak. zihin olarak yeniden kurmaktadır. hiç şüp­ he yok ki. B *u süreç. siyasal ve ekonomik düşüncenin evrim i bakım ından büyük bir önem taşımaktadır. saf madde de yoktur. hareketsiz bir şey olmayıp. tam tersine. bilincin ancak kendi karşıtı olan bedenle. . dünyanın sü. hür­ riyet sorununü böylece çözebildiğim sanıyor Hegel.«Diyalektik» düşünce anlayışını sağlayan ta­ vırdır bu. önce zihnin (yada. Tıpkı bunun gibi. karşıtla­ rın bir ayrılma ve yeniden birleşme süreci ol­ duğunu kabul etmekle anlaşılabilir ancak. Bu durum da insanı anlamak. sadece. tam tersine. doğanın önem ini küçüm semek anlam ı­ na gelmemektedir. gerçekliği kavraya­ bilmek için. «G erçekçi » (Rea­ list) diye niteleyebileceğim iz bu dünya görüşü. cisim leşmiş bir bilinç vardır sadece. tam tersine. o güne değin bütün toplumsal re­ 24 . zihin­ sel süreç çerçevesi içindeki yerini ve önem ini eksiksiz bir biçim de tanımak olur bu. Dünyadaki bu karşıtlar birliği. bu çeliş­ kileri temel ve sürekli şeyler olarak ortaya koy­ mak gerekir. Öte yandan da H egelci felsefe.

şVı yada bu içtepiye kendini kaptırm adan önce düşünebilmesi ve seçebilmesiyle hayvandan ayrıldığı doğrudur. insanda doğa ile irade arasında bir çelişmenin varolduğunu gösterir. Doğa ile hürriyet arasında kurdukları mut­ lak karşıtlığın bir sonucu olarak. «Fichte ile Schelling'in felsefe sistemleri arasındaki fark » ’ta Hegel. bi­ reysel insan varlığının seçme yapabilm e güca 25 . bu etkinliğin içinde elindelik bir rol oy­ nuyor diye. evet. «elindelik» e. biçimsel (form el) bir farktır sadece. doğal bir etkinlik olmaktan çık­ maz.form cuların karşısına dikilen engelin. HÜRRİYET SORUNU: Yayınlanan ilk yapı­ tında. çünkü birey. şu yada bu do­ yum yolunu seçerken. bana kesin bir üstünlük verm ez ve sırf bundan ötürü d o ­ ğanın üstüne çıkarm az beni. ama işin ucunda tıpkı bir hayvan gibi beslenmem gereklidir. toplum ­ sal adaleti gerçekleştirm ek için kullanılması gerekli araçların «adaletsiz»liği sorununun ya­ rattığı engelin aşılmasını sağlamaktadır. A m a bireyin bir etkin­ liği. «irade-i cüziye»ye) sahip olduğundan dolayı doğaya ait olmaktan çıkıp hem en bir başka plana.. A m a bu fark. hürce seçme yetisine (yada.Düşünürü­ müze göre bu anlayış. seçmeden önce düşünme olanağı. diyor Hegel. hürriyeti. Dolayısıyla da elindelik. Bireysel insan varlığının. hürriyeti olanaklı kıl­ mak bahanesiyle tümden yok etmektedir. H eg ele göre Fichte’nin yanılgısı. Elindelik sadece. 1. Rousseau’nun ve Kant’m yanılgılarından farklı değildir. Bireysel insan varlığının. doğa planında yerleşik kalmaktadır: Sofraya oturduğum vakit şu ya­ da bu yem ek arasında bir seçim yapabilirim. Fichte’nin Devletçi sosyalizmine şiddetle karşı çıkıyor. zihin planına yerleşti­ ğini kabul etmekten ileri geliyor bu yanılgı Heg el’e göre.

Rousseau’n\m «yurttaşlık hürriyeti» diye adlandırdığı bir başka hürriyet anlayışına geçmektedirler. Roussea'u’20 . Hegel’e göre insan hürriyeti. söz konusu özerkliğin. soldan araba süremezsiniz. çünkü böyle bir toplum da Devlet. top­ lumsal hayatı bütünüyle düzenleyen buyruk­ larına kayıtsız şartsız uym ak zorundadır birey­ ler. Bu durumda Rousseau ve Fichte. o ortak yapıtın gerçekleşme koşullarından birini meydana getirmesidir. ekonomik yasalar sa­ yesinde otoritesiz işleyen bir toplum'un u ygu ­ lanma olanağı bulunmadığını çok iyi görüyor­ lar. Bu çıkmazdan kurtulmak için. A k­ la uygun toplum içinde insan. ba­ sit bir nesne olarak düşünülmektedir. yapmak durum unda olam ayacaklarını kabul etmek gerekir. Yasanın. İlk hürriyet. toplum halinde y a ­ şayan insanların ortak bir yapıtı olarak koy­ mak ■ gerekir. Gerçekten de bir iktidarın varlığı bir zorunluk olarak ortaya konur konmaz. Liberallerin ideali olan. bireyle­ rin her istediklerini her zaman yapam ayacak­ larını. Y olda arabayı sağdan sürmemizi yükümleyen bir yönetm elik varsa. il­ kin ve temel bakımından. aynı birey şimdi. hürriyeti. Birey saf bir zihin olarak göz önüne alın­ mak istendiği içindir ki. «nesnel» hale gelen ve insan öznesi tarafından da öyle kabul edilen insan zihnidir. toplum sorununu dü ­ şünmeğe koyuldukları andan itibaren kendi kendileriyle çelişkiye girmektedirler. hür bir siyasal hayat sürer. akla uygun topl\ımsal kuram ların yaratım ına (yada toplum­ sal kuram ların akla uygun olarak yaratımına) ve bu kuram ların insanın öz yaratımı oldu ğu ­ nun bilincine varılm asına dayanmaktadır. Direyin özerkliğine saygı duym ak gereğinin nedeni de. toplum da yoktur artık.olarak yanlış bir şekilde tanımladıkları içindir ki Rousseau ile Fichte.

bir makina demektir. Am a bu ­ na karşılık Roussea*u ile Fichte de. Bu özerkliğe. büyük sayıda tikel yarlıklar­ dan. atomsal ve cansız bir çoğulluktur. V e tikel çıkarların işleyişi. ve insanı gelişigüzel bir doğal varlık olarak göz önüne almaktadır. eylemleri tikel çıkar­ lar tarafından yönetilen. ekonom i bilginlerinin liberaliz­ mi. Bununla birlikte.» H egel’e göre.. Birey. lu olduğu göz önüne alınarak ve o ölçüde say­ gı duyulm alıdır. Devlet «bir örgüt değil. doğal zorunluğun baskısı altm da olduğu için. karşıt yanılgıya düşmektedirler. ihtiyaç­ 27 . bireyin özerkliğinin orta­ dan kalkması söz konusu olamaz. doğa ile iradenin insandaki diyalektik birliği (karşıtların birliği) görüşü üzerine kurulu bulunmaktadır. gerçek hürriyeti ortadan kaldırmakta. hakiki insan hür­ riyetinden başka bir şey değildir aslında. H egel’in. Devlet’i inkâr ederek. kesin bir yanılgıdır. bireylerden kurulu olan bir insanlığın işi­ dir. hür irade­ nin insanın doğal yanını tamamıyla inkâr et­ mesi gerektiğini varsayarak. Zengin ve ortaklaşa bir ha­ yatın organik bedeni değildir halk bu durum ­ da. Bu saygı duyulm adığı takdir­ de. D oğaya aittir insan. H iç­ bir şekilde ortadan kaldırılamaz bu doğal te­ mel. baştanbaşa bu görüş üzerine. akla uygun Devit t’in yavaş yavaş yaratılışı. çünkü bu yanılgı..nun «yurttaşlık hürriyeti» diye adlandırdığı ve «suni» olarak gördüğü şey. diye açıklıyor düşünürümüz. hürriyetin yavaş yavaş üzerine kuruld'uğu doğal temeli m eydana getirmektedir. dolayısıyla da. doğrudan doğruya toplumun hayatı için zorun. bellibaşlı olarak 1821 yılında yayın­ ladığı H ukuk felsefesinin ilkeleri başlıklı yapı­ tında dile gelen siyasal felsefesi. diyor Fichte tarafından betimlenen toplum konusunda Hegel. tek tek bireylerden oluşmuş bir doğal türdür.

eşyanın doğası dolayısıyla varolan ve etkiyen yan sıması»nı bulmaktadır. kesin bilimlere özgü m etodları kullanarak. sözünü ettiğimiz «akla uygunluk yansıması»nı veren pazar ya­ salarının varlığını ileri sürmektedir ekonom i politik. Ne var ki insan­ oğlu. «m odem zamanların doğur­ duğu bilimlerden biri olan» ekonomi politiğin konusunu meydana getirmektedir. öbür insanlardan ayrılmış bir varlık olarak göz önüne alınamaz: Sadece bir homo oeconom icus değildir insanoğlu.larını doyurm a yolun*u arar. diyor. Am a bu bilim. Am a ihtiyaç ve tekniklerin ilerlemesinin. Demek ki. Bu bilim. bireylerin girişimleri sayesinde ulusların nasıl zenginleştiğini ortaya koyar. «akla uygunluğun. «tikel emeğin par­ çalanmasını ve sınırlanmasını. Devlet’in çerçevesi için­ de tüm yurttaşların kendi iradeleri olarak ka­ 28 . diye ekliyor.. Düşünürümüz. içinde bir iradenin belirdiği zihinsel bir topluluğun üyesidir. dolayısıyla da bu emeğe bağlı sınıfın bağım lılığını ve yoksul­ luğunu» arttırdığını da ortaya koymaktadr. insanlar arasındaki kendiliğinden ekonomik ilişkiler. ihtiyaçlar alanındaki. Ve insanın asıl hürriyeti. yani. ekonom ik ilişkiler alanında değil. bu da. Mübadele bağıntılarına. karşıt sonuçlara götürür bizi. gerçekliğin o kendine özgü çelişik karakterini yansı tmaktadır. Ama tıpkı öteki kesin bilim ler gibi ekonomi politik de. doğal ihtiyaçlarının doyum u ar­ dında koşan. tamamıyla uyuml*u so­ nuçlar doğurmakta değildir. aynı zamanda. liberal ekonomi bilginleri­ nin ileri sürdüğü gibi. sadece. Gene bu b i­ lim. «üretici­ lerle tüketicilerin çıkarlarının çatışma haline girebileceğini» de göstermektedir. bireyler arasındaki bu karşı­ lıklı bağlantılar. Ö bür bireylerle bağlantı haline girer bu amaçla. bir Devlet’in yurttaşıdır aynı zamanda.

İşte bu girişim. «sivil toplum»un bağrın­ da zorunlu olarak doğan çelişkilerin aşılması­ nı sağlayacak kurum lan yaratm akla görevli­ dir. H egel’e göre Devlet. böyle bir düzenleme daha da zorunluk kazanmaktadır. insan hayatının doğal ya­ nını inkâr etmek. Düşünürü­ müzün gözünde bu. A m a bütün bu n lan söyleyen Hegel. çünkü iktidan ellerinde tutanlar. Özel çıkarın sınırsız egem enliğini kabul edile­ bilir görm üyor Hegel. «Terör»e. Fransız devrim inin yapıtı karşısında duydu­ ğu hayranlığa rağm en Hegel. «her iki tarafın da üstünde ve bu am aca dönük bir düzenleme» gereklidir. Böylece de olması gerekir­ di. içinde artık kişisel çıkarın h içbir rol oynam ayacağı bir tophım kurm ak gibi olanakdışı bir çabaya yönelmişlerdir. mak için. belirtmekten g e­ ri kalm ıyor ki. tüm yurt­ taşlardan yalnız Devlet için tam ve kesin feda­ kârlık istedikleri andan itibaren. Fichte’nin önerdiği gibi. diyor düşünü­ rümüz. Üreticilerle tüketicilerin çıkarlarını uzlaştır. saf ahlâka uygunluğun (saf ahlâkîliğin) egem enliğini yaratm ak amacıyla. ekono­ mik bağlantıların kendiliğinden işleyişini orta­ dan kaldırm ak ve. her insiyatif sahibinden kuşkulanm ağa ve onun ortadan kaldırılm asını gerekli görm eğe koyulacaklar29 . dolayısıyla da. dolayısıyla da başansızlığa götürmüştür onları. ve bu alanda. çıkışı olm a­ yan bir yola saplanmaktır. Öte yandan D evletin bir görevi de. söz konusu devrim i yürüten adamlar. p a­ zar yasalarının yerine Devlet’in iradesini koy­ mak gerektiği düşüncesinde değil.bul ettikleri bir iradenin oluşum’Uyla gerçekle­ şecektir. kişisel iyilikseverlik duygularına bel bağlam akla yetınilemez. ve bü­ yük sanayi ile dış ticaret geliştikçe. yoksulluğün çaresini bulmaktır.

hayatının bu son döneminde. A vrupa daki eski krallık rejimlerinin sağlamlaşmasına yolaçm ıştır. SİYASAL EYLEM SORUNU: Fichte’nin sos­ yalizmine ve Rousseau’nun dem okrasi konu­ sundaki tezlerine karşı çıkışı göz önüne alına­ rak. Ölümünden sonra yayınlanan Tarih felsefe­ si üzerine dersler başlıklı yapıtında ' örneğin. 1789 Devrimi konu­ sundaki gençlik değerlendirm elerini inkâr et­ 30 . Hegel’e göre. Hegel’in tutucu bir düşünür olduğu ileri sürülebilirdi. karmaşık ve bazan da tanımlanması güç bir tavırdır. Demek ki düşünürümüz. Am a N apolyon’un düşüşü. Prus­ ya Devleti’nin bir çeşit resmi filozofu olarak geçirecektir Hegel. yeni bir toplumsal dün­ yanın gelişini törensel sözlerle haber veriyor. sız Devrimi’ni. insanın elinde değildir. çünkü doğanm üstünde dalgalanan bir saf zihin (tin] haline gelmek.dır. pek de güç olm adı­ ğını belirtiyor. üstün irade olarak D evletin. Gerçekte ise düşünürün tavrı. Gençliğinde Hegel. ilk defa olarak hürriyet fikri üzerine bîr top­ lum düzeni kurm ağa giriştiği için övü yor Fran. Düşüncesi temelli bir deği­ şikliğe uğramam ış olm akla birlikte. 2. çağınm yeni bir dönem e bir gebelik ve geçiş çağı olduğunu görmenin. Saf ahlâka uygunluğun egemenliği. 1807 yılında yayınladığı Zihnin fenom enolojisi başlıklı yapıtında. Ve ömrünün son dönem ini Berlin de. b öy le­ ce en kanlı diktatoryayı doğurmaktadır. siyasal etkinlikten uzak kalma arzusunu çok açık bir biçim de dile g e­ tirmektedir. Terör olayını kınadığı halde gene de ateşli bir Fransız Devrimi taraf­ tarıdır. özel çıkarlar tarafından sınıflandırılm ayı kabul etmesi gerekmektedir.

Fenom enoloji 'de Tas­ ladığım ız o yeni çalkantıları haber veren çığ­ lığı bulam ıyoruz artık Hegel’de. Bunun yanı sıra. A m a H egel’in.. kendine özgü bir değerlendirm eden yola çı­ karak yapar seçimini. felsefenin dünya­ ya ders verm eğe kalkışmaması gerektiğini be­ lirtmiş bulun’uyordu. davranışı evrensel bir ku­ ral değeri taşıyabilecek biçim de davranmasını buyuran bir «kesin buyruk» haline getirmekle. bu durum da. Am a bireye gerçekten kılavuzluk edemez bu ilke. Bu olguy*u açıklayabilm ek için. 31 . Demek ki. bu dü­ şünürün devrim ci bir ideali benimsemesine yolaçan ve de araçlar ve erek ikilemini kırmasını sağlayan entellektüel aletleri veren filozof olu­ şudur. Dolayısıyla da filozofun pratik tavrının. Öte yandan Hegel. Burada d a Kant tan yola çıkıyor düşünürü­ müz. yaşı ilerledikçe gerçekten dönüşüme uğrayıp uğram adığını kestirmek güçleşmekte­ dir. bir bu kadar kesin olan bir başka nokta da. bir toplum sal devrim e çağrıda bulunm adı­ ğı kesindir. H egel’in ah­ lâk ve tarih konusundaki büyük tezlerini ha­ tırlamak gerekiyor. aynı Hegel’in. araların­ da seçme yapm ası gerekli bir çok «iyi» yada bir çok «ödev» bulunmaktadır. bireyi kurtardığını sanıyordu . Ve birey daima. daha önceki dönemlerine oranla çok daha sıkı bir denetimden ve sansürden geçmekteydi. ahlâk yasasını sadece bir iç yasa. H ukuk felsefesinin ilke­ leri nde açık seçik bir dille. diyor. yani herkese. Kant.miyor. iyinin evren­ sel bir değer taşıdığını kabul edecek olursak. Hayatının son dönem inde H egel’in dersleri ve yazıları. çünkü bireyin karşısında daima. hayatının hiçbir dönem in­ de. M arx’a. A m a buna karşılık. bireysel kararın. özel olduğu için.

Oysa yanlış olacaktır bu izle­ nim: Çünkü toplum ca benimsenmiş davranış ilkelerinin bireysel ahlâk yargılarından üstün olduğunu ileri süren Hegel. toplumsal yada nesnel ah­ lâktır. doğaya egemen olm ak ve hür­ riyeti gerçekleştirmek anıklığını taşıyan bir düşüncedir. biribirinin tümleyicisi olan iyi ile kötü arasında içinden çıkılm az bir şe­ kilde debelenmekledir. XVIII. kötü de iyi­ nin yerini alacak şekilde tam tersi bir seçme yapabilir pekâlâ. İnsanın tarihsel karakte­ rinin olumlanışı. iyi kötünün. değişmez ola­ rak kabul edilen «insan doğasıs-nı değil de in ­ sanın baştanbaşa bir dönüşümünü içeren tari­ hi ön plana alışıdır. Gene bu nedenledir ki. Özel bir ereği iyi ola­ rak ortaya koyduğu her seferinde. sıkı sıkıya tutucu bir filozofun karşısında bulunduğum uz izlenimi uyansa gerektir. yüzyıl sonlarında A lm anya’da dünyaya gelen evrim 32 . Bu satırlar okununca. gene aynı insanın zihinsel özünün olumlanışıyla özdeşleşiyor. De­ ğişmez bir «insan doğası» yoktur. Hegel. Hegel’de. çünkü bedeniyle doğaya ait olan insan. yani belirli b ir toplum da benimsenmiş bulunan davranış ve gidiş ilkelerinin tümüdür. Hegel’in düşüncesinin bütün eski felsefe sis­ temlerine oranla büyük yeniliği. top­ lumsal örgütü özü tarihsel bir gerçeklik ola ­ rak göz önüne alan ilk filozoftur. A m a aynı koşullar içine kona­ cak bir başka birey.iyiye hiçbir zaman gerçekten uygun düşm edi­ ğini söylememiz gerekir. Çünkü asıl ahlâk. aynı zamanda. öznel açıdan bakıldığı takdirde ahlâklılık sorununun çözümsüz kalacağıdır. kötü ola­ rak görünen bir başka ereği kurban etmek zo­ rundadır birey. Kendi kendine bıra­ kıldığında birey. Hegel’in bu konuda vardığı sonuç. aynı zamanda. işe bire­ yin açısından. diyor filozo­ fumuz.

Eski Ç ağ’da ayaklanan kölelerin önderlerinden B abeııf’e kadar. baskı ve şid­ det kullanımını şart koşuyor. E'undan böyle ise devrim ci düşünürler. bir toplumun ahlâkını. sadece be­ lirli bir zaman ve belirli bir yer için geçerli sayıyor çünkü Hegel. H egel’in tüm tarih felsefesi: İlk kez olarak bu tez. ilkin Platon tarafından dile getirilmiş olan temel karşıtlığı. ve tarihsel zorunhığun. gerçekleşmesi için gerekli koşullan. ahlâktan üstün olduğunu en açık biçim de dile getiriyor. Kari M arx’ın düşüncesinin merkezinde yer alacak olan. Çün­ kü Hegel'in felsefesi. İnsan tarihi. aynı zamanda birer devrim ci önder de olabileceklerdir. diyordu Platon. yavaş yavaş ve farkına varılm aksızm gerçekleşen bir sürece dayanmaz. bir toplumsal reform zorunluğu teori­ siyle bu reform u gerçekleştirm eğe yönelen bir eylem in içiçe geçiştirilmesini olanaklı kılıyor.ci tarih görüşlerini reddetmekte. bir yanda. örneğin doğal bir filizlenm e sürecinde olduğu gibi. Rousseau ve Fichte ile bir­ 33 . belirli anlarda. «diyalektik» tarih görüşüyle kar­ şı karşıyayız burada. Bu kesinlikle devrim ci anlayış. karşıtlık ve m ücadelede bu­ lan bir dönüşüm dür insan tarihi. Platon’dan Fourier yada O w en’e uzanan devrim teorisyenleri vardı. Demek ki. öte yanda da. la n kullanması ya da kullanılmasını önermesi söz konusu olamaz. bu türden araç. diyor. yukarıda sözünü ettiğimiz ilk bakışta tutucu gözüken ahlâk anlayışına karşıt düş­ memektedir. Siyasal eylem. Oysa barış ve adalet ardında koşan filozofun. m evcut toplumsal gerçekliği parçala­ yan insan iradelerinin etkisiyle m eydana gelen bir dönüşümdür. Hegel’e gelinceye değin. aşmamızı sağlamak­ tadır. siyasal ey­ lem içinde ereklerin niteliği ile araçların nite­ liği arasındaki karşıtlığı. devri­ min uygulayıcıları yer almaktaydı.

Bu sonuç. bu felsefede tarih. politika konusunda hiçbir şekilde aşı­ rılığı ve sinizmi savunmamış olduğunu da be­ lirtmek gerekiyor. bazan. Hegel ise. şiddet kullanımını gerektirebi­ lir ve dolayısıyla da bu kullanımı meşru kıla­ bilir. d i­ yor.likte. Demek ki. diyor. insanların eylemlerine egem en olan şey. akıl tarafından yönetilen bir ilerlemedir. Bununla birlikte Hegel’in. Hürriyete doğrudur bu yürüyüş. Sadece şiddete inananlar. tarihsel zorunluktur yada ta­ rihsel akla uygunluktur (aklîliktir). Kuvvete dayanan. Henri DENİŞ 34 . sosyalizmin bütün ön-M arksçı teorisyen­ lerinin inançları da budur. yalnız kuvvet üzerine kurulu siyasal girişimlerin ge­ çerli olduğunu söylem iyor düşünürümüz. zorunlu ve akla uygun top. Am a bu böyleyse. İnsanların eylem ini yönlendiren açı. bu ikile­ min yanlış oldüğu düşüncesindedir. bireyin ahlâk açısından saf kal­ ması tasası olmamıştır. çünkü. bu felsefede ken­ dilerine bir kanıt aram a olanağını daima bu ­ labilirler hiç şüphe yok ki. çünkü insan­ oğlu saf bir zihin (tin) değildir. düşüncenin yada ak­ im çabasının temel bakım ından çelişkin öğeler arasında bir bileşimin (sentezin) gerçekleştiril­ mesi olduğunu söyleyen en köklü tezinden çı­ kan sonUçtur. Böyle bir m üca­ dele ise. özel kişiler olarak bireylerin ahlâka uygunlu­ ğunu yargılayan ölçülere göre değerlendirile­ mezler. lumsal dönüşümleri gerçekleştiren insanlar. Am a diyalektik bir ilerlemedir bu. filozofun. dün­ yanın zorunlu ve akla uygun bir yürüyüşü ol­ duğunu söylüyor sadece. hiçbir zaman. yani karşıt güçlerin m ücadele­ siyle gerçekleşen bir ilerleme. bu arada şiddet tutkusu da rol oynayacaktır ister istemez. Ve hürriyete doğru bu iler­ leme içinde tutkular.

«doğ­ ru» ve «yanlış» bilm e arasm da kesin sınırlar çizm eğe çalışmıştı. karşıtlan uzlaştırmak denemesi H egel’de. Schelling ayrılıkla­ rı. sistem e varmaktır. Sistem’de bütün düşünceler tek bir ana-önerm eye sıkı sıkıya bağlanır. karşıtlan uzlaştırmak ister. «Sistem» düşüncesi ise. daim a ayrılıkları bir­ leştirm ek. «doğru». Fichte öğretisine «ben»i çıkış-noktası olarak almış. doğayı «mekanist» olarak açıklam a ile «teleolojik» olarak açıklam a arasında. «kritik» deyimi. bütün karşıtlan bu temel üzerinde orta­ dan kaldırm ağı denemişti. Onun her alanın sınırlarını belirtm ek isteyişi. dinamik bir sa­ natçı karakterini bulmuştuk. Alm an İdealizminin bu üçüncü ve Kjn düşü­ nüründe en yüksek olgunluğuna erişecektir. «iyi» ve «güzel» değerleri arasında. Hegel’in felsefe­ si. çok erkenden olgunlaşmış. hepsinin içinde erimiş olduklan bir kökte —başlangıçtaki «ayrım laşm am ış»ta (Indiffenenz) birleştirmek istemişti. Y aşça daha bü­ yük olm asına rağmen Schelling karşısında uzun zam an bir mürit olarak kalan Hegel’in ise. güçlüklerden yılm ayıp düşüncenin en derinliklerine kadar in­ m ede sabır ve direnm e gösteren bir zekâsı var. olgunluk ve büyüklüğü yönünden Spinoza’nın sistemi yanm da— bütün 35 . bir anlamıyla ayır­ ma demektir. bu sistem düşünce­ si. «teorik akıl» ile «pratik akıl» arasında.Kant. felsefesinin kritik karakteri ile ilgilidir. bundan tutarlı olarak türetilir. Alm an İdealizminin bu son büyük düşünürü. metod bakım ın­ dan tam birliği olan. S chelling’te. ağır am a sağlam işleyen. içeriği bakımından çok zengin bir sistem yaratmıştır.' «fay­ dalı». Oysa Kant’tan sonraki Alman idealistlerinin ana-tutumu. yeni konulara coşu ile atılan canlı. tamam iyle kendi içine kapalı. bir sistem olarak. onun için öğre­ tisine «özdeşlik felsefesi» (Identitaets-philosophie) demişti. Bu durumda.

Hegel ise. zorunlu ve akla uygun top­ lumsal dönüşümleri gerçekleştiren insanlar. Sadece şiddete inananlar. diyor. dün­ yanın zorunlu ve akla uygun bir yürüyüşü ol­ duğunu söylüyor sadece. Hürriyete doğrudur bu yürüyüş. filozofun. Bununla birlikte Hegel’in. şiddet kullanım ını gerektirebi­ lir ve dolayısıyla da bu kullanımı meşru kıla­ bilir. bireyin ahlâk açısından saf kal­ ması tasası olmamıştır. çünkü. bu arada şiddet tutkusu da rol oynayacaktır ister istemez. bu felsefede tarih. Am a diyalektik bir ilerlemedir bu. bazan. Böyle bir m ü ca­ dele ise. İnsanların eylem ini yönlendiren açı. Kuvvete dayanan. Bu sonuç. Am a bu böyleyse. yalnız kuvvet üzerine kurulu siyasal girişimlerin ge­ çerli olduğunu söylem iyor düşünürümüz. yani karşıt güçlerin m ücadele­ siyle gerçekleşen bir ilerleme. Henri DENİŞ . tarihsel zorunluktur yada ta­ rihsel akla uygunluktur (akliliktir). bu felsefede ken­ dilerine bir kanıt aram a olanağını daima b u ­ labilirler hiç şüphe yok ki. düşüncenin yada ak­ im çabasının temel bakım ından çelişkin öğeler arasında bir bileşim in (sentezin) gerçekleştiril­ mesi olduğunu söyleyen en köklü tezinden çı­ kan sonüçtur. hiçbir zaman. bu ikile­ min yanlış old\ığu düşüncesindedir. özel kişiler olarak bireylerin ahlâka uygunlu­ ğunu yargılayan ölçülere göre değerlendirile­ mezler. politika konusunda hiçbir şekilde aşı­ rılığı ve sinizmi savunmamış olduğunu da be­ lirtmek gerekiyor.likte. Demek ki. Ve hürriyete doğru bu iler­ leme içinde tutkular. akıl tarafından yönetilen bir ilerlemedir. d i­ yor. sosyalizmin bütün ön-M arksçı teorisyen­ lerinin inançları da budur. çünkü insan­ oğlu saf bir zihin (tin) değildir. insanların eylemlerine egem en olan şey.

«doğ­ ru» ve «yanlış» bilm e arasm da kesin sınırlar çizm eğe çalışmıştı. karşıtları uzlaştırmak ister. karşıtlan uzlaştırmak denemesi H egel’de. «teorik akıl» ile «pratik akıl» arasında. çok erkenden olgunlaşmış. doğayı «mekanist» olarak açıklam a ile «teleolojik» olarak açıklam a arasmda. Oysa Kant’tan sonraki Alman İdealistlerinin ana-tutumu. Schelling ayrılıklan . Fichte öğretisine «ben»i çıkış-noktası olarak almış. dinamik bir sa­ natçı karakterini bulmuştuk. Hegel’in felsefe­ si. Yaşça daha bü ­ yük olm asına rağmen Schelling karşısında uzun zam an bir mürit olarak kalan Hegel’in ise. tamamiyle kendi içine kapalı. «iyi» ve «güzel» değerleri arasında. felsefesinin kritik karakteri ile ilgilidir. «kritik» deyimi. olgunluk ve büyüklüğü yönünden Spinoza’n m sistemi yanm da— bütün 35 . «Sistem» düşüncesi ise. bir anlamıyla ayır­ ma demektir. Bu durumda. «doğru». ağır am a sağlam işleyen. içeriği bakımından çok zengin bir sistem yaratmıştır. daima ayrılıkları bir­ leştirm ek. Schelling’te. Alm an İdealizminin bu üçüncü ve son düşü­ nüründe en yüksek olgunluğuna erişecektir. hepsinin içinde erimiş olduklan bir kökte —başlangıçtaki «ayrım laşm am ış»ta (Indiffenenz) birleştirmek istemişti. bu sistem düşünce­ si. onun için öğre­ tisine «özdeşlik felsefesi» (Identitaets-philosophie) demişti. Sistem’de bütün düşünceler tek bir ana-önerm eye sıkı sıkıya bağlanır. metod bakım ın­ dan tam birliği olan. yeni konulara coşu ile atılan canlı. Alm an İdealizm inin bu son büyük düşünürü. bundan tutarlı olarak türetilir. güçlüklerden yılm ayıp düşüncenin en derinliklerine kadar in­ m ede sabır ve direnm e gösteren bir zekâsı var. bir sistem olarak. Onun her alanın sınırlarını belirtmek isteyişi.' «fay­ dalı».Kant. sistem e varmaktır. bütün karşıtlan bu temel üzerinde orta­ dan kaldırm ağı denemişti.

onunki gibi büyük bir sistem kurm a dene­ mesine artık girişilmemiştir. maddeyi de. Ancak. varlığın kendi kendini düşün­ mesidir. yani deneye hiç baş vurmadan. Bu zin­ cirin son halkası «evren kavramındır. Bu felse­ fe şimdiye kadarki felsefe tarihinin en son bü­ yük sistemidir de. sırf düşünm enin sınırları içinde kalınarak varılm ağa çalışılır. Hegel «düşünme» derken. Oysa «fel­ sefi düşünme» herhangi bir şey üzerine durup düşünme olm ayıp «kavram lar sistemini» yapı­ cı ve yaratıcı olarak geliştirmedir. Onun içindir ki. felsefi dü­ şünm eyi gözönünde bulundurmaktadır. kendi kendini işler. aynı aklın başka başka olan şekillenmeleridir. Hegel’e göre felsefe objelerin düşünce ile görül­ mesidir. bu «herhan­ gi bir şey» üzerine bir düşünmedir. çünkü realist-positivist bir akım karşısında Hegel felsefesi yıkıldıktan son­ ra. dola­ yısıyla felsefe. varlığın özünü kav­ 36 .felsefe tarihinde biriciktir denilebilir. bu düşünme kendi kendisinden beslenir. Düşünme bunu başarabilir. Burada dü ­ şünme metodlu olarak ilerleyerek objelerin kavramlarını birbirinden türete tü rete sonun­ da «kavramlar zincirini» ortaya koyar. buna bağlıdırlar. Bundan başka olan basbayağı düşünm ede (Reflexion) duyularla edinilmiş malzeme üzerinde düşünü­ lür. H egel’de de «asıl gerçeğe» spekülatif olarak. bütün öteki kavramlar bunun altında toplan ırla !. Yalnız bü malzeme kavranılır. Çünkü objenin kendisi de süje gibi rationeldir. süje ve obje aynı ilkenin. felsefi düşünm ede dı­ şarıdan gelecek m alzemeye ihtiyaç yoktur. Felsefenin ödevi. Kant'tan sonraki Rationalismin de en yüksek doruğudur. H egel’in felsefesi. Nasıl Fichte’de «ben» sırf kendisi­ ne bakm akla hem kendisini hem de «ben-olmayanı» (objeyi) kavrıyorduysa. form u da kendisin­ de bulur. b u ­ nun içinde yer alırlar. Çünkü.

Fichte ile Schelling’in de kullan­ dıkları dialektik metodtur. kendi başına işlemesidir. düşünmenin gelişmesinin form u idi. tesadüfi olan bölün­ müşlüğünü ve çokluğunu gösterir. varlık da hep karşıtların için­ den geçerek. K avram da rationel bir unsur olduğundan. Schelling onu dışarıya aktarmış. Felsefede «kavramak». ona göre dialektik. dialektik hareket. Fichte’de dialektik. kavram ın kendi içindeki faaliyetidir. Hegel ise dialektik’i üniversel bir m etod yapar. Düşünme de. Hegel. bilgim iz ancak kav­ ram da objeye en uygun olan bu duruma ula­ şır. kaplamı en geniş olan kavram dan kalka­ rak bütün düşünülebilenleri aynı metodla bir­ birinin ardından geliştirecektir.ramaktır. tabiat süreci­ nin gelişm esinin form u yapmıştı. düşüncenin varlığı bir bütün olarak kavram asına. hem düşünmenin. H egel’e göre. varılan h er uzlaşmada yeniden çözül­ mesi gereken yeni bir karşıtlık gizli olduğ'tından. yani bilginin m etodu ne olm alıdır?» sorusu üze­ 37 . Yalnız. Burada sözü geçen metod. Ouygu» ya da «Duyum» bizi «öz»e götüremez. akıl dışındaki herhangi bir yeti ile bilgi edinm eği reddeder. Salt düşünmenin içinde kalarak. dışarıdan ge­ len bir şeyi. sadece «kav­ ramdın kendi kendine işlemesiyle bilgi siste­ mimizin nasıl oluştuğunu Hegel şöyle anlatır. H egel’e göre önce «bilginin yürüyeceği yol. Felsefe olacaksa. doyum ların getirdiğini kavramak değildir. karşıtları uzlaştırarak gelişirler.* «. «kavram ak». Bundan dolayı. bilgim izin bir sisteminin de olması gerektir. Ancak. Tutarlı bir bağlam olan sis­ tem. bize ancak «öz»ün tesa­ düfi olan görünüşlerini. varlığında bilincine erişip özgürlüğünü elde etmesine kadar sürüp gider. . hem de —yalnız tabiatın değil— bütün varlığın gelişme biçim i­ dir. «kavram» bilginin upuy­ gun (adaeguat) form udur.

sadece «varolanı» düşündüğüm de. her kavram içinde bir başka k av­ ramı keşfederiz. Bu yolda bütün kav­ ramlarımız dialektik bir hareket ile birbirin ­ den türerler. Bütün varolanların. «En tümel olanı» elden geldiğince düşünmeğe çalışalım. Dem ek ki. İmdi bu çelişm eyi çöz­ mek. Bu. mantıki bakım dandır. belli bir e r e ­ ğe doğru gelişmesidir. «varlık» kavram ında «yokluk» kavramını keşfettiğimiz gibi.kadar yürü­ yeceğimiz yol d ialektiktir. Kant’m istediği gibi. düşünmede başından sonuna . bomboştur. böylece ta bütün varlığı bir kavram lar sistem i içinde d er­ leyip toplaym caya kadar sürüp gider. Düşünce gibi varlık d a dialektik olarak ge­ lişen bir süreçtir. hem en başlangıç­ ta dialektik ile karşılaşmaktayız. A dla38 . kavramların birbirinden türemeleri zam an b a ­ kımından değil. bu yol da. bilm ede yü ­ rüyeceğim iz yolun hangisi olacağı kendiliğin­ den belli olur. ancak. En tümel olan kavram. «afeıi». b ü ­ tün varlık çeşitlerinin arkasında ve temelinde bulunan bu ilkeye Hegel. «cevher» ya da «tin» (G eist) der. «varlık» kavram ı­ dır. daha düşünmeye başlar başlamaz. yerine göre. Onu bündan böyle de. bir ilkenin. «Varlığı» «yokluk» olmaktan kurtarmak için ona bir içerik kazandırmalıdır. ama hiçbir içeriği kalm ayınca da «varlık» «yokluk» olmuş olur. Varlık (evren).rine durup kalm amalıdır. «ide». bu içeriği ona kazandırınca da «oluş» kavram ı kendiliğinden ortaya çıkar. ilkin «bilginin yolunu» bulup sonra varlığı ta­ nıyacak değilizdir. bu kavramı her türlü niteliğinden soym uş olu ­ rum. bir ilk-tem elin kendisini açması. ta sona kadar hep karşım ızda bu lu ­ ruz. Çünkü felsefenin konusu olan varlığın bütününe yönelince. düşünmenin karşısına kendiliğinden ç ı­ kan bir ödevdir. Yalnız. dialektiğin yoludur. bu kavram ın hiçbir içeriği yoktur. dialektiği hem en karşım ızda bulu­ ruz.

n n d a n da anlaşılacağı gibi bu ilke manevi ni­ teliktedir. Evren içinde. Bu çelişme. ama bu sefer bilincine. ama kendisini bilmesi. ob jek tif olan. kendisinin bilinç ve özgürlüğü­ ne erişmesidir. daha doğrusu evren ola­ rak gelişen «ide»nin ereği. Bunlardan ilki matematik ile m antığın ideal objelerinin dün­ yasıdır. bu sübjektif değil. yani m antık ile mate­ matiğin objelerini insan düşüncesinden bağım ­ sız olan b ir m antık alanına yerleştirir. «genel»e. B\ı am aca doğru gelişmesinde «ide». Bununla da «ide» ye­ niden kendini bulur. Ancak. tanıması için kendisine bir «gerçeklik» kazandırması gerek­ tir. kendisinden başka bir şey olmuştur. Ama. kendi özü ile çe ­ lişik olan b ir durum a girmiştir. gizli olan gücünü henüz gerçekleştir­ memiştir. Hegel burada Platon gibi düşünüp kavram lar ile sayılan. sonunda kendi ken­ disini bulması. Bu maksatla «ide» (tin) kendini ilk ola­ rak tabiatta gerçekleştirir. kendisine yabancılaşm ıştır. «kanun»a bağlanm a ile olabilen bir öz­ gürlüktür. Çünkü tabiatta «ide»nin kanunu zorunluluk ii. «İde» ya da «tin» ilkin «kendi içinde»dir. Bu evresinde «ide» henüz bir olanaklar ül­ kesidir. «ide»nin gelişmesindeki üçüncü basamak olan dar anlam ıyla «tim in dünyasında (kültür dün­ yasında) ortadan kalkar. Bunlar 39 . her basama­ ğın içinde birçok üçüzlü hareketler de vardır. özüne aykın düşmüş. A ncak tabiatta «ide» artık kendi kendisinde değildir. bunlar bir basam ağı boydan boya geçip onu bir yukarı basam ağa yükseltirler. dolayısiyle de özgürlüğüne kavuşmuş olarak. kültür dünyasının kanunu ise özgürlüktür. «Tim in (Geist) gelişmesindeki üç evrede ya ­ pı ve kanunca birbirinden başka olan üç v a r­ lık alanı m eydana gelmiştir. «kendi kendine » dir. —dialektiğin üçlü adım ına uygun olara k— ■ ııç basamaktan geçer.

mantıkçının düşünmesinde kendiliğinden geli­ şir.ne maddi şeylerdir. İdeal objeler arasındaki ilgi b ir m antık ilgisi­ dir. «sayı» «sayı» dır. düşünme ve araştırm alarında onu kendi­ lerine açarlar. ne meydana gelmişlerdir. tıpkı bir coğrafyacının bilinm e­ yen bir yeryüzü parçasını keşfetmesi gibi. 8 sayısı hiçbir zaman 9 olamaz. « İde»nin ikinci basam ağı olan tabiata geçin­ ce. Tabiat alanında ise bir şeyin varlığı başka bir şey yüzündendir. ne de yok olurlar. Kav­ ramları bir sistem haline getiren. Kav­ ramlar ile sayıların hep kendi kendileriyle ay­ nı kalmalarına karşılık. sadece k e ş fe ­ derler. bunların var­ oluşu kendileri yüzündendir. bu hareketi m an­ tıkçı düşünmesinde yalnız seyredip izler. başka bir şey y ü ­ zünden değildir. onun için ta­ biat. hep kendi kendileriyle özdeş (identik) kalırlar. Bu sistem. nesnelerin çokluğu içinde bölündüğü. Kendisiyle özdeştir: «varlık» «varlık»tır. bir kavram olarak. bu iki sayı ara­ smda hiç değişm eyen aynı bir oran vardır. başka b ir şey değildir. dolayısıyla m antıkçı ile m atem a­ tikçi bu ideal alanı yaratam azlar. yani bir sebep ve sonuç ilgisidir. «ide»nin özdeşliğini yitirdiği. Sayı­ lar ile kavram lar m ekân ve zam anda değildir­ ler. dolayısıyla da baş­ kalaşıp kendisine yabancılaştığı alandır. bunlar da onu dünkü vücudum olmaktan çıkarmışlardır. Tabiat ala40 . bü yüzden de öneesiz-sonrasızdırlar. dünden bugüne vücudum da birçok değişiklikler olmuş. tabiat «oluş»un dün­ yasıdır. kavram lar mantıkçının gözü önünde ken­ diliklerinden zincirlenirler. ne de insan bilincinin ya­ ratılarıdır. burada büsbütün başka olan bir varlık ya­ pısını karşımızda buluruz. kavram ların ağını ören de mantıkçı değildir. kendi kendindedir. Her k av­ ram. Şimdi benim vücudum artık dünkü vü cAıdum değildir. İdeal objelerin dün­ yası «kendinde» ve «kendisi-için» idi.

«Kendinden» değil de. tabia­ tın en ilkel basam aklarında bile «akıl» saklı­ dır. bununla da kendi özüne uzak düşmüş.nm da bulduğum uz süreklilik. burada «ide» bilinçsizdir. Mıknatısın kuzey kutbu güney kutbu olm adan düşünülemez. «İde»nin («tin»in). varlığın her yanında olduğu gibi tabiat­ ta da «ide» («akıl») vardır. nesnelerin çokluğu içinde dağılıp bağlanmıştır. bir mantık b a ­ ğı ile bağlı idiler. Ancak. Ta­ biat çerçevesindeki objelerin kavram lar ve sa­ yılar gibi başlıbaşm a bir varlıkları yoktur. İşte bu mekân noktası ancak başka m e­ kân noktalarına olan ilişkisi yüzünden bir var­ lık. Tabiatın objeleri hep m ekân ve zaman içindedirler. «bir başkası» yüzünden v a r olmak. kendisine yaban­ cı olan dış bir varlık olmuştur. özü ile çelişik olan tabiat durum un­ dan kurtulması da. onu öteki mekân noktala­ rından ayıran. sadece bir dıştan görünüştür. objektif bir belirlenim kazanır. dış­ tan olan bir Dağ ile. İdeal ob­ jeler birbirlerine içten bir bağ. m ekânda bir yer kaplamaları ve zamanın bir anında bulunm aları demektir. özgürlükten yoksundur. onun için. Yalnız. zaten bu objelerin «var ol­ ması» demek. Tabiattaki nesneler ise. b u n ­ lar ancak bir başka şey dolayısıyla bir varlık kazanırlar: Bir mekân noktası öteki mekân noktalarına eşittir. «dişliği*. bütün taoiat objelerinin özelliğidir. gelişmesinin üçüncü ev re­ Hegel 41 . «tin»in) bir gerçekleşm esidir. Am a «ide»nin gelişmesinin biricik amacı. Tabiat da «akıl»m («İde»nin. tabiat dünyası ideal objelerin dünyasından yapıca büsbütün a y n d ır diye onu «akıl»dan yoksun saymamalıdır. b ir zam an bakımından «önce» ve «sonra» oluş ile. belli bir mekân noktası olur. sadece mekân içinde bulund’uğu yerdir. «içliğe» çevirmektir. yani bir «neden-etki» bağı ile birbirine bağlıdırlar. kendi özüne ay­ kırı durum lardan kurtarmaktır.

tabiatmkinden başka türlüdür. on’ıın bu kişiliği. bilim. kültürün dünyasına ulaşmıştır. İnsanın bilinci. ama son­ ra tabiat alanında yitirilen bir şey. bir bilinç taşır. tinsel dünya. yaşan­ tıları boyuna değişen bir çokluk gösterirler. din ve felsefede) asıl kendini bulur. asıl burada bilinç ve özgürlüğü­ ne erişir. bedeni gibi. Burada. tek in­ san pek çok da öteki insanlara olan bağıntısı yüzünden ne ise odur. İnsan hatır­ lama ve beklem e ile belli bir zam an anm a b ağ­ lı olmaktan kurtularak geriye ve ileriye doğru uzanabilir. Demek ki. Onun için. din ve felsefenin tarihinde) gelişip ilerleyen «tin»e (Geist) yükseldiğinde tam anlamıyla «kendisi içim «kendinde» olan bir dünya olur. ama bütün bu değişme ve çokluk içinde insan kendini hep «ayni ben» olarak bilir.sinde olur. her «ben» b ir kişidir. A ncak o zaman tam anlam ıyla «ken­ dinde ve kendisi için» olur. «ben» öteki «ben»ler yüzünden varlığını kazan. Tinsel dünya da artık « kendinden ve kendisi için olan » bir dünyadır. birey-üstü olu­ şumlarda (devlet. maz. mekân ve zaman insanın bilincindedirler. Ö nce tek in­ sanda uyanan «tin» (G eist). Tinsel dünyanın gelişmesinde ilk basamak olan « sübjektif tin»42 . Başka bir deyişle: «İde» tinsel alandaki geliş­ mesinde tek insanda değil de. bu özelliği başka «ben»lerden ba ­ ğımsız olarak vardır. ancak kültür tarihinde (devlette. ancak. İnsan bir çok şeyler yaşar. insan toplulukla­ rında bilincini derinleştirerek kendini bulur. Tabiat basamağındaki çelişmeyi gideren bir synthesis olarak tabiatın üstünde yükselen tin­ sel varlık da mekân ve zaman içindedir. Bununla birlikte. özdeşlik (Identitaet) «tinsel dünya»da yeniden ortaya çıkmaktadır. sanat. bu varlık alanının mekân ve zamana bağlılığı. sanat. BUrada «tin» insanın dünyasına. mekân ve zam anda değil. ideal objelerin dünyasına özgü olan.

bunlara bağlanırsa bir anlam kazanır. bireyin iradesi ile gen el irade arasındaki ilgidir. dialektik olarak gerçekle­ şir: l.> de (su bjektiver G eist). H egel’in devlet görüşünü «objektif tin» (objektiver Geist) öğretisi çerçevesinde bulu­ ruz. «Objektif tin» ileriye doğru geliştikçe bireyin iradesi genel irade ile uzlaşır. ancak objektif. Çün. «İde» tinsel alanda (kültür dünyasında) ikinci ola­ rak «objektif tin » (ob jek tiver Geist) şeklinde görünür. Tek kişinin hayatı. kü bu son basam ağın unsurları olan sanat. tek kişi kendini kendi üstün­ deki bir kanuna bağlar. bireyüstü (überindividuell) düzenler içine yerleşti­ rilir. kültür dünvasındaki gelişmesinin üçüncü ve son basam ağı olan « mutlak tim d e (absoluter G eist) tam birliğine ve tam bilincine ulaşır. yani tek insanın haya­ tında «ide» henüz eksik bir kavramdır. din ve felsefe sonsuz bir gelişme gösterirler. ahlâklılığın» ölçüsü de. ölümlü değildirler. kendini ne kadar kendi üstündeki objektif bir düzene bağlarsa. bu kanunu kendi ka ­ nunu olarak duyar. sadece devlet öğretisi örneğinde göstermekle yetinece­ ğiz. B\ı öğretinin çıkış-noktası. Burada H egel’in kültür anlayışını. tek iradenin genel irade ile \ızlaşıp kaynaşması olan « ibjektif a h lâ k la (objektive Sittlich keit) varılır. Bununla birlikte ai43 . H egel’e göre. Burada «ide» artık özüne uygun bir dünyayı gerçekleştirmiştir. Böyle bir tutuma da. o kadar ahlâklı olur. « O bjektif ah­ lâk» da üç adımda. Ailede tek irade ile genel iradenin bir­ leşmesi olan objektif ahlâk henüz tam değil­ dir. top­ lum lar ve devletler gibi gelip geçici. bu dünyada özgürlük artık bir gerçek olmuştur. devlet ve tarih «objektif tin»in unsurlarıdır. burada birey henüz «tâbi» ve «doğrudan doğruya» bir durumdadır. A m a «ide». ereği de budun Tek kişi ne kadar kendini aşar. Toplum.

gelişmesinin bu son ve en yüksek durağında. ikinci basam ağı olan «medeni toplum>d& (bürgerliche Gesellschaft) ileriye doğru bir adım atar. «genel olarak toplum »u değil de. ne en uygun. Objektif ahlâk ancak devlette. burada da özel irade genel iradeye bağlanm ayı öğrenir — hem de ailedekınden daha ileri. 3. ne de ol­ sa. O bjektif ahlâk. en yakın olarak kendini gerçek­ leştirdiği bir form dur. G erçi toplum b i­ reylerin bir m enfaat beraberliğidir. «O bjek­ tif tin» basam ağında devlet. bir kalıptır. «akıl»m kendi özü. Bundan d o ­ 44 . akıllı canlı bir «tüm »dür (Totalitaet). 2. Burada da objektif ahlâk kendini gösterir. daha derin olarak. devlet. objektif ahlâkın toplum çerçevesinde ger­ çekleşmesi (bireyin bütün davranışlarına «ge­ nel» i temel yapması) tam değildir. Birey «genel» i ilk olarak aile içinde yaşar. «medeni toplum »da «özel» in «genel» i büsbütün gölgede bıraktığı sanılmamalıdır. İşte toplum da birey bu yolla «ge­ nelce bağlanır. eksiktir. Bu yüzden toplum da ideel bir m otif yoktur. bu çerçe­ vede tek kişi sadece kendi ihtiyaç ve çıkarlarını gözönünde bulundurur. Devlet doğrudan doğruya genel iradenin gerçekliği­ dir. bu iradenin som ut bir varlık kazanm ası­ dır. tek tek iradelerin bir toplam ı değil. belli bir toplumu. onlarla dayanışarak sağlayabilece­ ğini öğrenir. bunları ancak öteki bireylerin yardımıyla. Devlette artık bireyin iradesi ile g e­ nel irade tam bir uyum halindedirler.le bir sevgi bağlılığından çok ahlâkî bir ku­ rumdur. (Hegel burada «m edeni toplum» derken. Çünkü birey kendi ihtiyaç ve çıkarları ardın­ dan koşarken. bu yolla objektif ahlâk kendini toplumda gerçekleştirmiş ol\ır. Bununla birlikte. ekonom ik ilgiler üzerine kurul­ muş olan çağdaş bourgeois toplumun’u göz­ önünde bulundurm aktadır). Ama. burası bir atom laşm a sistemidir. tam bir gerçek­ liğe varır.

let memuru. Tarih. «genel» in işlerini g ör­ meğe kendilerini vermiş olan devlet görevlile­ rinde en yüksek derecesine erişir. yerini «ide»nin bundan sonraki bir maksadmı gerçekleştirecek olan başka bir tarihî ulusa b ı­ rakır. Ödevini yerine getiren ulus tarih sahnesinden çekilir. Hegel devlet m em urluğunu hep yüksek bir ha­ yat form u diye anlamıştır. Ancak. Tek tek devletler biribirlerinin karşısma ege­ men varlıklar olarak çıkarlar. Dialektik bir karakteri olan ve birtakım uğraklardan geçen bu gelişm ede her dönem in temsilcisi bir «ta­ rihi ulus»tur.Cermen İmparatorluğu bir­ birinin ardından tarih sahnesinden çekilmiş­ ler. devlet içinde bulunulan yere göre genel iradeyi duym ak bilinci ve temsil etmek dere­ cesi değişir.layı devlet. letlerin. Onun için. tarih. Hıristiyan . Her tarihî ulusa «ide»nin planın­ da bir mission. kendiliğinden akla uygun olan bir varlıktır. ulusların hak ve alınyazılarm ı belir­ leyen dünya tarihidir. bir ödev ayrılmıştır. onun gözünde dev. bundan dolayı. tanrısal cevhere en yakın olan­ lar arasm da yer alır. tek ki­ 45 . arala­ rındaki anlaşmazlıkları devletler harp ile yolu­ na koyarlar. tarihin meşalesini hep birbirine aktarmış­ lardır. Bu bilinç. Dev. Yunan. Nasıl uluslar ile devletler anlam larını tarih denilen bağlam içinde kazanıyorlarsa. Karşılıklı h aklannı garanti altına alan kendi üstlerinde bir güç olm adığından. her biri kendi özel menfaatine göre davranan devletler için son hükmü tarih ve­ rir. Roma. Her biri b ir bireylik (Individualitaet) olan. D oğu'nun eski ulusları. bir yü ksek dünya mahkem esidir. H egel’e göre özel ve genel iradelerin kaynatm ası herkeste aynı derecede olmaz. Böylece. özgürlük bilinci­ ne doğrtı sürekli bir ilerlemedir. aralarındaki ilgiler ancak gerekliliğe dayana­ bilir.

mission’larmı yeri­ ne getirdikten sonra göçüp gitmişlerdir. din ve felsefede «ide»nin bütün insanlık tarihi boyunca uzanan sürekli bir gelişmesini bulmaktayız. bir Homeros’un ya­ ratmış olduğu aynı güzellikten tad alıyoruz. Bu da. Tek kişi devletin kendisine vermiş olduğu ödevi yerine getirdi mi. Çünkü bugün biz. Schelling ise. en yetkin olarak ancak «mutlak timde bunun da en son basamağı olan felsefede. B‘u «ölümsüzlük» «ıde»nin özüne en uygun olan bir formdur. din ve felsefe ölümsüzdürler. kendini sırasıyla sanat. Bundan dolayı «ide».şiler de anlam ve belirlenemlerini d evlet için de kazanırlar. Devlet teK kişinin aracılığıyla konuşup iş görür. Tarih boyunca bir sürü devletler birbi­ ri ardından ortaya çıkmış. Dev­ letlerin ölümlü oluşuna karşılık sanat. bir Aristoteles’in düşünmüş olduğu ay­ ni problemleri düşünüyor. bir Caesar ya da Napoleon olsun. tarihin istediğini kavramış olan kimselerdir. Ama tarih onları kendi maksatları emrinde bir araç olarak kullanır. her şeyin temelinde sadece 43 . «a kılın hiylesi» dir (List der Vern’unft). en yü k sek b a ­ samak. Macit GÖKBERK Fichte. bütün varlığı bundan türetmeye çalış­ mıştı. Ger­ çi büyü k kişiler tarihin gidişini sezmiş olan. din ve felsefe­ de gerçekleştiren «mutlak timdir (absoluter Geist). ereği oıan kendi bilinç ve özgürlüğüne en tam. özneyi ve Ben’i temel olarak kabul etmiş. ölümü artık bir kayıp sayılmaz: bu kişi isterse bir İs­ kender. Sanat. «İde»nin gelişmesinde en son. ara­ dan 2000 şu kadar yıl geçtiği halde bir Platon’un. onları kendi tutkuları ar­ dından koştururken bu arada kendi istediğini gerçekleştirir. ev­ ren yapısının bu tacında erişir. buna erişince de onları birer boş kabuk gibi bir kenara atar.

değişme ve gelişmeye uğrar. Evrenin gerçekli­ ği. Bundan ötürü ev­ rensel varlık. tabiatı yöneten özgür güç olduğunun bilincine 47 . Hegel. Her şeyin te­ melinde bu evrensel varlık. kendi hakikatini kavramış ve tabiatın hakikati yani özü olduğunu farketmiş. Hegel’in. farklılaşmamış mut­ lak varlığın bulunduğunu söylüyordu. bir gelişme olarak kabul eder. çeşitlilik ve tek-teklik içinde kaybolmaz. mutlak varlığın kendisi olarak. Ruh’u (zih­ ni). Bu her şeyi kapsayan varlığın içinde fark­ lılaşma ilkesi de bulun\ır. İde’den daha yüksek bir ilke yoktur. bu İde vardır. şu ya da bu şekle girmemiş. farklılaşmaya uğramayan bir şey olarak kabul etmez. Ama İde. ve bu varlıkların çeşitliliği haline girmesinden ortaya çıkmıştır. ken­ disine dönmüş. onun ortaya çıkışı. belirmesi. tek tek varlıklar. bu çokluk. yeniden ken­ disini bulur. Çünkü varoluşmuş olan her şey. Bu bakımdan. tenleşmesidir. İde’nin.kendi kendisiyle özdeş olan. kendisi olur. Schelling’in hem Ben’i hem dışdünyayı kavrayan mutlak varlık kavramını benim­ ser. ta­ biatı ve insan dünyasını ortaya koyacak şe. kilde çeşitli biçimlere bürünür. Fichte’nin. Ruh. Düşünen ve kendisinin _ bilinci­ ne ermiş İde olarak. bütün varlığı fertten yani Ben’den çıkarmaya kalkışmasını doğru bulmaz. temel varlığın yani mutlak varlığın bir formu olarak değil. yine kendi özüne uyg\ın hale gelir. Bütün varlığın kendisinden çıktığı şeyin tümel (ev­ rensel) bir gerçek olduğunu ve bütün tek tek varlıkları (fertleri) kapsadığını ileri sürer. belli bir bi­ çim almasıdır. düşünen ruhta (düşünen zi­ hinde) yeniden kendisine döner. belirlenmemiş. Ama bu evrensel varlığı kendi kendisiyle özdeş kılan. ondan ayrı bir şey de yoktur. kendisinin bilincine varmış mutlak var­ lık olarak yani kendisini bilip tanıyan mutlak varlık olarak ele aldığını görüyoruz.

En bü­ yük üçleme İde Cmutlak varlık) _ Tabiat . Mutlak varlık en sonunda insanın bilincinde kendisine dönerek kendi bütünlüğünü kavrı­ yor. farklılaş­ ma ve çelişme (olumsuzlama) ile tek tek var­ lıklar haline geliyor. Zihin. tez . varlığın sürekli bir değiş­ me ve diyalektik bir ilerleme olduğunu kabul ettiği halde.. . Bu mutlak varlık. bütün varlığın temelinde maddi olmayan ve İde. tarihi. özgürlüğe ulaşıyor ve Mutlak Ruh haline geliyordu. Hegel’e göre.Hegel’in. öznellikten kurtul­ muş ve kendisini ortaya koymuş olan zihnin son ve en kusursuz şeklini Prusya devletinde gördüğü gibi Mutlak Ruh un en kusursuz ger­ çekleşmesi olan felsefeyi de kendi felsefesinde görüyordu. Ruh diye adlan­ dırdığı mutlak bir gerçeğin bulunduğunu ileri sürdüğünü gördük. Sonunda. çeşitli görünüşlere bürünerek ortaya çıkı­ yordu. Bütün gerçek. insanoğlunun düşüncesinde kendi kendisini tanıyor. İde. Bu özellik. devlet gibi ger­ çekler içinde genelleşmiş. Hegel’in hayranlık uyandı­ rıcı derin ve kapsayıcı felsefesinin en büyük 48 . yabancılaşmadan kurtulVıyor. evreni..İn­ san bilinci şeklinde düşünülmüştü..sentez üçlemesinden geçerek gerçekleşiyordu. insanoğlunun bilin­ cinde kendini bilip tanıyarak bu aşamaya ula­ şır. Nes­ nel zihnin yani hukuk. Akıl. toplumu ve insanoğlunun bütün ürünlerini ortaya koy*uyor. Hegel burada felse­ fe derken kendi felsefesini kastetmektedir. kendisinin bilincine ulaşıyordu. Mutlak Ruh en kusursuz şekliyle felsefede ortaya çıkıyordu. ahlâk. Bu aşama­ ların her biri içinde de birçok gelişme aşaması vardır ve bunlar da sayısız üçlemeden yani diyalektik gelişmeden geçerek gerçekleşiyordu.varmış olan İde’dir.antitez . Filozof. bu gelişmeyi bir yerde (Prusya devletinde ve kendi felsefesinde) sona erdiri­ yordu..

Selâhattin HİLAV 49 . Hegel’in var­ lık hakkında ileri sürdüğü idealist görüş ile diyalektik metodu arasındaki çelişmeydi ve varlığın gelişimini bir yerde durdurmak. onun için her şeyin sonuydu. Bu da onun felsefesinin bir kusuruydu.kusurudur. Böylece felsefe tarihinde gördüğümüz en son ve belki de en büyük sistem yıkılıp dağıldı. varlığın gelişimini. sona erdirmek istemesi. Engels. Ama için­ de yaşadığı Prusya devleti ve ileri sürdüğü kendi dahiyane felsefesi. Gerçekler. dinî ve bir bakıma mistik sayılabilecek düşüncelerden kurtulamamıştı. bütün çabasına rağ­ men felsefeyi yeryüzüne indirememişti. Gerçekten de. Hegel. Önemli olan nokta. Hegel ’in (idealist de olsa). Hegel’i eleştirirken. düşüncesinin ölümsüz ve değerli yanını gösteriyordu. bu gelişimini bir yerde yani Prusya devletinde ve kendi felsefesinde kapan­ mış olduğunu söylemesiydi. diyalek­ tik metoduna üygun olarak sonsuz bir değişme ve süreç olarak düşünmesi gerekirdi. ve insanlık tarihinin kapanışıydı. bu noktayı bütün açıklığı ile göz­ ler önüne sermiştir. Ama diyalektik metodu bütün ge­ nişliği ve ayrımları ile ilk defa ortaya koymuş olması. bunun böyle olmadığını göstererek Hegel felsefesine en büyük darbeyi indirdi. varlığın temelinde ide dedi­ ği ve Tanrı ile bir tuttuğu temel bir ilkenin bu­ lunduğunu söylemekle maddî—olanın manevîolandan ve varlığın düşünceden türemiş oldu­ ğunu söylüyordu ve böylece idealist bir felse­ fe ileri sürüyordu. Hegel.

Daha tutarlı bir biçimde savunulan deneyüs. bağımsız kuvvet ve kudretler olarak vardırlar. tü idealizm. itkilerimiz. ispatlı bir bilim haline ge­ lebilir. Ancak. Duyumlarımız. öyle ki biz doğrudan doğruya buyuzdur.HEGEL’DEN SEÇMELER MANTIK BİLİMİ’nden Genellikle Felsefe Ü zerine İşin aslında metafizik yada saf felsefe demek olan mantık bilimi-• • spekülatif Bilimsel bilgi içinde hareket halinde olan içeriğin doğasından başka bir şey olamaz bu metod. kendi kendini kuran bu yolu tutarak­ tır ki felsefe nesnel. içeriğin bu türlü dü­ şünülmesi kendi belirlenimini önceden varsa­ yar ve ortaya koyar. zihin­ de yaşayan ve edim halinde olan bu mantıksal doğayı. bunların hizmetimizde bul'unduklannı seve seve söyleyemeyiz. zihni canlandıran. aynı zamanda da. ama bunlar. Yapılması gereken. bilince yükseltmektir. eleştirici felsefenin ortadan kaldı­ 50 . çıkarlarımıza ge­ lince.

her türlü içerikten yoksun olan o soyut gölgenin boşlu­ ğunu kabul etmiş ve onun yıkılmasını tamam­ lamayı amaçlamıştır. kendi kendini tamamlamasına el vermedi. mantıksal olan da. içeriğinin bütün gücünü anlayan tecrübeli bir adamın zihninde kazandığı anlamı ve kapsamı taşımaz. Bu felsefe akıla. İşte o vakit düşünceye evrensel hakikat olarak su51 . ancak bilimlerin deneyinin sonucu haline geldiği va­ kit gerçek değeriyle değerlendirilmektedir. sağlam ve doğru olan sırf iş olsun diye sarsma ve çözme öznel tutkusu­ nun boşluğunda yatan yada en azından di­ yalektik olarak işlenen nesnenin boşluğundan başka yere götürmeyen bir edim olarak göz önüne alınır. Nitekim. şeyin kendine ait olmayan. Sadece soyut olarak bir evrensel değil. belirle­ nimlerini kendinden başlayarak üretmeyi sağ­ lama girişiminin başlangıcını da simgeliyordu. Ama bu girişimin öznel konumu. — temeli. Olumsuz olan. tike­ lin zenginliğini de kendi içinde taşıyan evren­ sel. • Diyalektik.ramadığı kendinde ş e y hayaletinin. aynı zamanda da olumludur. Bilim olarak hakikat öz gelişimi içinde saf kendi bilinci’dır. dış ve olumsuz ve bir edim olarak göz önüne alınır genellikle. bir delikanlı tarafından gayet iyi anlaşılarak söylenen aynı özdeyiş. Tıpkı bunun gibi.

Geçiş.. Bütünün karşılıklı belirlenme bağıntısı konusunda metafizik.nar kendini. Bilimde ilk olan. tamamlanmış bir varlık. başka bir içerik ile. Belirlenmişlik (Nitelik): Varlık ile hiçliğin bu birliğini. N e gökyüzünde. bütün dünya ile zorunluk bağıntısı içinde olan bir içeriktir bu. başka birtakım madde ve gerçek­ liklerin yanı sıra tikel bir bilgi olarak değil. varlıkolmayan’m olduğu kadar varlık m da varolmasının kaynağıdır. bir baş­ ka varlığa ilişkili olan bir varlıktır. her türlü gerçeklikte yada düşüncede göstermek guç ol­ masa gerek. Hiçbir şey yoktur ki varlıkla hiçlik arasında bir geçiş hali olmasm. varoluş deyimini kullanacağız. tarihsel bakımdan da ilk olarak ortaya çıkmış olmak zorundadır. 52 . A — VARLIK TEORİSİ 1. bütün evren yıkılır. Mantığın sistemi gölgelerin cennetidir. ne de yeryü zü n d e hiçbir şey yoktur ki hem varlığı kendinde barındırmasın. oluş’la aynı şeydir. Başlangıç anlaşümaz bir şeydir. h em hiçliği Belirlenmiş. bütün bu içeriğin özü olarak sunar. as­ lında bir tekrardan başka bir şey olmayan şa olumlamada bulunabilmişti: bir tek toz tanesi yok olduğu an. Oluş. Dolayımlanmış varlık için..

Belirlenmişlik olumsüzlamadır. akim en üstün hareketidir ki bu hareket içinde. Varlık olma gereğinde sonluluğun aşılması. kendi kendini aşar. Şeyler vardır.Eleştirisiz ve düşünmeden kabul edilmiş. hakikatten yoksun boş bir so­ yutlamadan başka bir şey değildir. Oysa herhangi bir şeyi sınır taşı olarak belirlemekle zaten bu sı­ nır taşının aşılmağa başlandığı olgusunun bi­ linçsizliğini içermektedir bu olumlama. o şeylerin sonu’dur. sonsuzluk başlamaktadır. te­ melsiz bir ön varsayımdan yola çıkan bir akılyurütmedir çünkü safsata. birbirlerinden ayrı gözüken te­ rimler salt kendi özellikleri dolayısıyla birbir­ lerine geçer. Herhangi bir şey olumsuzlamanın ilk olumsuzlamasıdır. Olmakta olan olarak kavranmak üzere se­ çilen nitelik. • Böylece kendi için yalıtılmış belirlenmişlik. ve gene bu hareket içinde öncül. niteliktir. ama bu varlığın hakikati. olmakta olan belirlenmişlik olarak. 53 . Kendinde şey. Ama bizim diyalek­ tik dşdığımiz. gerçekliktir.

Yukarda gösterdiğimiz gibi. sorulan sorunun hiçbir anlamı olma­ dığı cevabını almaK tehlikesi vardır. biribirlerinden ayrılmış ve biribirlerine karşıt. • 54 . ve hiç bi­ rinin öbürüne karşı. bir kurtuluş değildir. ve sadece. kendisi ola­ rak bu birliktir.Sınırlann her aşılması. bütünsellik olarak ilkin gerçekliğe dönüşür. • Sonlu ile sonsuz*un birliği. ve işte bu­ nun içindir ki sonluluk. aykırı ve tanımlarıyla bağdaşmayan. belirli bir eğitim şarttır. dışsal bir yanyana geliş. sonluluk ancak kendini aşma olarak vardır. doğ­ rudan doğruya. ama bu fel­ sefe alanında gereklidir daha çok. ve özellikle de bir olarak. sorulan doğru k oyabil­ mek için. kendi kendini y ü ­ rürlükten kaldırma olarak birliktir. Çünkü öte­ ki türlü. sonlu’nun doğasıdır. (sonlu ile sonsuzun basitçe karşılaştmlmasından) daha çok şey dile getiriyor. kendi olumsuzlamasını olumsuzlamak ve sonsuz hale gelmek. kendi kendine sonsuz oluş’ü. Tam tersine bunlann her biri. aynı za­ manda ayn ve seçik terimlerin ba ğ ’ı onda da var. en sağlam ve en soyut gerçekliğe. kendinde varlık olma ve olumlu ‘orada varlık’ olma gibi bir ayncalığı yoktur. sınırlardan gerçek Kendi kendini aşmak. biri öbüründen bağımsız ve dolayısıyla da uz­ laşmaz kendilik’leri birleştiren bir bağ değil­ dir. Ama belirsiz ilerle­ me. Kendi için varlığın düşüncelliği. Başka alanlarda da. başka’yı da içerir.

bu yolda bil­ gi. neden ve sonuç. kendi kendisiyle yalın eşitlik­ tir. belirlenimlerle ve dolayısıyla da bağıntılarla zenginleştikçe. Nicelik. bilimlerde rastladığı bütün kavramlarda çelişkiyi yada antinomiyi göster­ mek için elinden gelen çabayı ardına koyma­ mıştır. Öbür kategorilere özgü nesnellik. 2. 2. kiplik kategorilerinde yoktur. Belirle­ nimin bu dolayımsızlığı kendini yürürlükten kaldırmıştır. — sonra da bu belirlenimleri temel olarak alır ve bu aynı belirlenimlerin sözümona bir açık­ laması için..Deneye yansıyan bilginin yolu. genellikle özü bakımından kendinde şeye dış­ tadır. kendine geri dönmüş olan varlıktır. Kuvvet yada tözellik. vs. Bu kategorinin anlamı. belirlenmişlik karşısında ay­ rımsızlık olarak. Miktar (Nicelik): Eski şüphecilik. yani bu sonuncular için geçersiz belirlenimlerdir. aynı şekilde canlı yada tinsel bağıntıları dile getirmeğe yarayan birer simgedirler yalnızca. Düşünceler. fenomendeki belirlenimleri algılar ilkin. Bu haliyle varlık. 55 . düşüncelerin sayı­ lar gibi formlarda tasarımı da bir o kadar kar.. Bu idealizm için düşünce. nesnenin düşünceye bağıntısı olmaktır. maşıklaşmakta ve keyfileşmekte ve anlamdan boşalmaktadır.’nin yürürlükteki belirlenimleri. Ölçü: Ölçünün içinde —soyut olarak formülleştirildiği zaman-— nitelik ve nicelik birleşmiş du­ rumdadır. fenomenin bu belirlenimlerini üret­ mekle yükümlü tem el m addeler yada bu işe denk düşen k u vvetler bulunduğunu varsayar. belirlenmişliğin kendi kendisiyle dolayımsız eşitliğidir. öyle ki.

Doğanın ampirik sayılarıyla. Bul­ muş olduklan yaasları. büyük ve onurlu bir başarıdır.Bir niteliğin yada bir şeyin yitişini tasarım­ lamak yada açıklamak için kolaylıkla bu kate­ goriye başvurulur. Kavramın tu­ zağı. ama ampirik kuantalan niceliksel belirlenimlerin evren sel form u ’na yükselterek bunlarm bir yasanın yada bir öl­ çünün durakları haline getirmek ve böylece bu ampirik kuantalan ortadan kaldırmak. bir orada varlık’ın anî bir saldırıya uğrayan ve yok edilen yanıdır. Ama gerçek­ te hiçbir şeyi açıklamaz bu. bir varlığın bir varlık-olmayan’a geçişidir. bir orada varlık’ı. kat kat daha büyük ve onurlu bir başarıdır. vs. 56 . anlayışgücü için kendiliğinden anlaşılır olduğundan. Ayrımsız sınır olarak alman hali içinde kuantom. yalnızca kuantom un değişikliği olarak ele alman değişm e de sonuç olarak akıl için kendiliğinden anlaşılır olur. derecelilikten daha başka bir belirlenim vardır bu süreçte. aslında o Devletin yada o servet sahibinin felâketi olan büyümesi. derecelilik. ve öylesine böyledir ki bu. algının tüm tikelliklerinin bu yasalara denk düştüğünü göstererek ispatlamıştır onlar.. niteliğinin rol oynamaz gibi gözüktüğü yanından yakalamaya dayanır. çünkü doğası icabı de­ ğişken bir dış sınır olarak kabul edilen kuantom. il­ kin onların mutluluğu gibi gözükür. özü bakımından değişme bir niteliğin başka bir niteliğe geçişi­ dir. böylelikle yitmeye tanık ol'unuyormuş gibi gelir. yada daha soyut bir söyleyişle. örneğin bir Devle­ tin bir servetin. bir eksilmeden yada artmadan ve büyüklüğe tek yanlı saplanımdan başka bir şey değildir. örneğin geze­ genler arası uzaklıklarla tanışmak.

Doğada sıçrama yoktfur deniyor. Ama görüldü ki. Bir doğuşu yada bir yitişi. dış oradavarhk m küçük bir var olması haline dönüştü­ rülüyor. bir totoloji. yani kavramın aynmı da. ve genellik­ le halk. bunları derece­ li ortaya çıkış yada yitiş şeklinde tasarımlaya­ rak anladığı kanısındadır. ama küçüklüğü nedeniyle algılanamamaktadır. püre haline gelip sonra dereceli olarak buz kıvamına kadar sertleşmez. t>u varoluş. doğanı yada öleni önceden tamamlanmış olarak ve değişmeyi de bir dış ayrımın dönüşümü olarak 57 . özsel ayrım da. nitelik­ ten niceliğe ve nicelikten niteliğe geçiştir. Su soğurken ya­ vaş yavaş katılaşmaz. donma ısı­ sına tamamen vardığında bile hareketsizce sı­ vı halini sürdürebilir ve en küçük bir sarsıntı suyu katı hale geçirir. herhangi bir şeyin kendi oradavarlığı’ndan önce onda olduğu dış. tersine birdenbire katı haline girer. ge­ nel olarak varlığın dönüşümleri. doğumu yada ölümü anlamak istediği vakit. duyulur yada gerçek biçim­ de vardır zaten. dereceli olan’ın kopması ve önceki orada varlık’a oranla bir niteliksel başka nın ortaya çıkmasıdır. doğuş ve yitiş. başka’nm varolan başka’da içerilmiş bulunduğu anlammda değil. değişmenin dereceliliğiyle anlatmağa kalkmak. dayanmak­ tadır: doğan şey. şu tasarıma. ilke bakımından ortadan kaldırılmış olmuyor. bir başkaya ulaşmadır. yani kendinde-olan. Doğuşun dereceliliği.«Böylece. bir büyüklük­ ten bir başka büyüklüğe geçiş değildir. Tıpkı bunun gibi yitişin dereceliliği konusunda da. varlık-olmayan’m yada onun yerine geçen başka’nm da gene var olduğu ama henüz farkedilmediği tasanmı var­ dır. görmüş olduğumuz gibi. yalnızca niceliksel bir dış ayrıma dönüştü­ rülüyor. de olduğu gibi sıkıcılığa düşmektedir. orada ama algılanamayan varlık halinde bulund'uğu anlamındadır.

Hakikatin. farklı bir niteliksel karakter kazanmaktadır. tüm öteki et­ kenler eşit kaldığı halde. büyüklüklerinin farklı olması nedeniyle. doğrudan doğ­ ruya varlığın hareketidir. varlıkla başlar ve hazırla­ yıcı bir yolu. bundan kurtul­ mak için anlayışgücü. herhangi bir şeyin genel olarak kendi başka’sma ve karşı­ tına niteliksel geçişinde yatar. bir başka ile. Devletler de. Anlamak isteyen böyle bir anlayışgücü için zorluk. Gene aynı şekilde. ve tamamıyla farklı bir şey çı­ kar ortaya. Varlık dolayımsız olan’dır. Varlığın alanı içinde göz önüne almdığı ha­ liyle tinsel hayatta da. ve değişik nitelikler nicelik farklarıyla temellenmiş gözükür. nicelikselin ayrımsız ve dış özdeşliği ve değiş­ mesi olarak tasarımlamaktadır. özdeşliği ve değişmeyi. varlığın ötesine yada. bu varlığın ardında varlığın kendisinden daha başka bir şey bu­ lunduğu ve bu arkadaki zeminin de varlığın hakikati olduğu ön varsayımıyla nüfuz eder. özdür. Fazlaya ya­ da eksiğe doğru küçücük bir kerteyle aşılır ha­ fifliğin ölçüsü. nicelikten niteliğe aynı geçişi bul'uyoruz. Dolayımlanmış bir bilgidir bü. dolayımsız’da ve dolayımsız’ın belirlenimlerinde bu hakikatin içine nüfuz eder. varlığın kendine dönüş yolunu kat et­ mek zorundadır. Ama bu süreç. B — ÖZ TEORİSİ 1. yani adaleti adaletsizlik ve eraemi erdemsizlik haline getiren suç ortaya çıkar. daha doğ­ rusu.kabul etmektir ki. çünkü öz’ün ya­ nında ve öz’ün içinde dolayımsız olarak bulun­ maz. varlığın kendinde ve ken­ di için ne olduğunu bilmek isteyen bilgi. 58 . bu da gerçekte bir totolojiden başka bir şey değildir. Kendinde Yansıma Olarak Öz: Varlığın hakikati.

böylece çeşitli şe­ kilde dolayımsız olarak belirlenirler. genel olarak belirlenimliliğin ve özneye bağıntısının dışında ayrımsız bir varlık olmayan bir dolayımsızlıktır.. yada. Tıpkı şüphecilik gibi idealizm de. orada varlık’ı yoktur. ve biri öbürüne karşı başka olan bütün bu çeşitli belirlenimle­ ri kendinde barındırır görüntü. O görüntü ve bu fenomen. ne ise o kalır.Öz. hareketi ile. bu içeriğe dolayımsız ola­ rak sahiptir. varlığın Mutlak özün.. öyle ki dolayımsız olan. hiçbir şey yada kendinde şey olmayabilir.. ama her hal ve durumda kendisi ortaya koymaz bu içeriği. varlıktan. leibnizci. kendi için.. «Bu vardır» diyemezdi şüphecilik. Ama mutlak öz. kantçı. Şu yada bu içeriğe sahip olabilir gö­ rüntü. Aynı şekilde idealizm fenomeni bu çeşit­ li belirlenimliliklerin bütün enginliğini kendin­ de içerir. Demek ki gö­ rüntünün kendisi de. görüntüye çevrilmiştir sa­ dece. Onlarca bu gö­ rüntüde bir varlığın temeli olmamalıydı ve kendinde şey bu bilgilerin alanına girmemeliy­ di. fichteci yada öbür şekilleri 59 . çağdaş idealizm. görüntülerinin sayısız belirlenimlerini kabul ediyor. Demek ki bu içeriğin temelinde hiçbir varlık. orada varlık’a geçmek zor*undadır. kendi öz sonsuz hareketi ile ne ise odur. da­ ha doğrusu şüpheciliğin gözünde bu görüntü­ sünün içeriği bütün dünyanın çeşitli zenginli­ ğiydi. Aynı zamanda şüphecilik. bir ‘dolayımsız belirlenmiş’tir. bir ‘herhangi bir şey’ yada bir şey olmayan bir dolayımsızlık. şüphecilerin yada idealizmin feno­ menidir. bilgilere kendinde şeyin bilgisi ola­ rak bakmakta sakınca görürdü. Görüntü.

nm dolayımsızlığıdır. öznenin. kendi tasarımla­ rını üretici ve birleştirici güç değildir. su kabarcıkları gibi belirir onda. Tıpkı bunun gibi Kant’m fenomeni de algının verili bir içeriği­ dir. içtepi)’nin temel olarak bir kendinde şey’i almadığı doğrudur: öyle ki bu sonslız itim. ben ta­ rafından aşılabilir bu smır taşı.içindeki idealizmde belirlenimlilik olarak var­ lığı ve dolayımsızlığı aşmamıştır. Onun kendinde hiçliği. doğ­ rudan doğruya özün belirlenimleridir. Dola­ yısıyla da. ve varlık.. bu yanın so­ nucu olarak bu smır taşı. bu içerik ne olursa olsun şüphecilik için dolayımsız’dır. varlık-olmayandır özün içinde. Şüphecilik. ben’in içinde oldu­ ğu halde. Görüntüyü meydana getiren. liktir. Varlık.. kendi dolayımsız varlık-olmayanmı içermektedir.. söz ko­ nusu tasarımlar. Görüntüyü özden ayıran belirlenimler. Leibniz’in monad’ı.. bu iki durak: hiçlik. Görüntü. biribirleri için ve bu özne için do­ laymışız olan duygulanımlarını ve belirlenim­ lerini önceden varsayar bu fenomen. lık. ama sürüp git­ me olarak hiçlik. kendisini benimseyen ve dıştalığım or­ tadan kaldıran ben’in bir sınır taşıdır. ama durak olarak varlık. doğrudan doğruya öz’ün duraklarıdır. Fichte’nin idealizmindeki sonsuz iteleme (yada. varlık-olmaya. yani kendinde olmakta olan olumsuz­ luk ile yansıyan (yada. Ben’in bir saf belirlenimi haline gelir. doğru­ dan doğruya özün olums*uz doğası’dır. görüntüsünün içeriğinin verilmesine izin verir. düşünülen) dolayımsız. ama kendin­ de ayrımsızlığın bir yanını taşır. Ama aynı zaman­ da bu belirlenmişlik dolayımsız bir belirlenmiş. varlığın belirlenmişliği içindeki 60 . birbirileri ve dolayısıyla da monad için ayrımsız dolayımsızdırlar.

belirlenimleri ‘tikel olan’ ve ‘ev­ rensel olan' olan anlayışgücünün yansıması. ne bilincin yansıması’dır. Aynm a karşı çıkan hareketsiz özdeşliğe sım­ sıkı sarılmakla..). 61 . verili bir dolaymı­ şız tasarımın ötesine yükselen ve kendisi için evrensel belirlenimler arayan (yada genel be­ lirlenimlerle kendisini karşılaştıran) yargılama yetisinin hareketi olarak anlaşılmaktadır. bunun yansıyan hareke­ ti.. Görüntü. Herşey kendi kendisi ile özdeş olunca fa rklı değildir. rudan doğruya özdür. ne de.doğrudan doğruya özdür. karşıt değildir ve temelsizdir. ama bir belirlenmişlik içinde özdür ve gene de öyle bir haldedir ki sadece kendi durağıdır ve özde ‘kendi kendi’­ nin görüntüsüdür. yansımadır (yada dü­ şünmedir. Özün içindeki oluş. kendi ile özdeşliktir sadece. Kendisine ait olan b\ı özdevinim içinde öz. özdeşliği kendi hali içinde ha­ kikatten yoksun kalan tekyanlı bir belirlenime dönüştürdüklerini görmüyorlar. çoğunlukla öznel anlamında anlaşılmaktadır. Ama burada söz konusu olan. yansıma ile aynı şeydir. Öz. kendinde sonsuz hareket olarak kendi kendinde görüntüyü içerir. demek ki hiçlikten hiçliğe olan harekettir ve dolayısıyla da kendi üzerine geri dönen bir ha­ rekettir. Burada söz konusu olan sadece yansımadır. Öz. • Yansıma (yada düşünme). Böylece görüntü doğ.

eksik hakikatten başka hiçbiı şeyi içermez. aşıl­ mış ve kendi birlikleri içinde biribirlerine geri getirilmiş olarak içermektedir. olumlu ile olumsuzun birliği olarak özdür. Biribirleriyle katiyen çelişmemesi istenen şeyler için beslenen o hep bildiğimiz sevgi. yansıyan (yada. varlık nedenidir. genellikle dış yansıma’nın içi­ ne kaydırılmış olur. Bütün şeyler biribirinden ayrıdır. A. çe­ lişki böylece çözülmüş olmaz. salt karışıklık olarak kalır. öznel yani.Formel. ve yansıyan düşünce. bu değişme’nin zorunlu oluşunun bilinci orada yoksa. Biribirine benzer iki şey yoktur. ve aslında bu öznel yada dış yansıma dft. bu belirlenimler içinde karışır ve kendi kendisiyle çelişir. ve bunun tam tersi olarak da. düşünen) dü­ şünceden bir parçacık nasibi olmak yeterlıdır. sadece başka bir yere. heı zaman olduğu gibi burada da unutuyor kı. Çözülmüş çelişki. bu karı­ şıklığın. A-olmayan dır. hiç olmaması gereken yanlış bir şey olduğu sanılır ve öznel bir yanlışlığa yüklenir bu karışıklık. olumsuz diye belirlenmiş ola­ nın olumluya dönüştüğünü kesinlikle gorup kavramak için. Söz konusu belirlenimlerin doğası bilinmeyince. • Herhangi bir şeyi oluml*u diye belirleyip bu temelden yola çıkıldığı vakit bu herhangi bıı şeyin olumsuza dönüştüğünü. soyut. Ve aslında bu geçiş. 62 . aynı za­ manda. bu uzaklaştırma yada kaydır­ ma sonucunda valnızca konumlu olarak dile ge­ tirilen iki durağın ikisini de içermektedir.

tasarım 63 . itkinin. yada.. felsefe alanında bir tek adım bile atılamaz. özellikle şu anlamda göz önüne alınmaktadır: sanki olumlu (konumlu. olumlu ola­ rak. Yanılgı. ve san­ ki olumsuz. düşünme’ye) aittir. ya hakikat ve yanıl­ gı karşısında tyrımsızdır ve dolayısıyla da ne olumlu ne de olumsuz olarak belirlenmemiş­ tir ve eksiklik olarak belirlenimi dış yansıma (yada. özneldir. bu belirlenimlerin basitliği tarafmdan. ama hakikat. nesnenin içine girmiş ve olumsuzluğunu aşmış olması bakımından. kendi kendine karşı yöneltilmiş olan itkidir. verili varlığı dile geti­ ren adından davranarak). olumlu olan’dır. bir doğanın öze belirlenimi olarak. kendi ken­ disi ile eşitlik’tir. bu bilgi olmaksızın. nesneldir. bir ‘olum­ lu’d’ur. içinde çelişki. gözönüne alman yansımasal belirlenimlerin bu doğasını.Olumlu ile olumsuz arasındaki karşıtlık. yani hakikatm ancak bu tür belirlenimlerin karşılıklı bağıntıları içinde bulunduğunu ve bundan ötürü de her birinin kendi kavramı içinde öbürünü de içerilmiş olarak bulundur­ duğunu keşfedip hiçbir zaman unutmamaya dayanan bilgidir. yalnızca bu bakımdan. Çelişki. kendin­ de olumlu bir yönelmeyi barındıran bir olum­ suzdur. düşünme) ile ilgilidir. hareketin. vs. • Nesne’ye uygun düşen bilme olarak hakikat da. bilme’nin olumsuzca başka’ya uygun düşmesi. En önemli bilgilerden biri. kendinde ve kendi için varolan nesnel’i ilgilendirmez sanki ve on\m için hiçbir şekilde varolmakta değildir. kendini bilen ve ‘ken­ dinde ve kendi için olmakta olan’ olmayanla kendini olumlayan bir kanı olarak. Bilisizliğe gelince. yalnızca dış yansımaya (yada.

karşıtlığa getirene dek keskinleşti­ ren. 64 . yüksek olmak özellikle sadece budur = al­ çak olmamak. eşitlikten eşitsizli­ ğe geçen. düşünen akıl’dır. Ve aynı zamanda bu belir­ lenimlerin her biri başka ile bağıntı içinde var­ dır ancak. her be­ lirlenimin içinde karşıtı da bulunmaktadır. Ve çok’lar ancak çelişki­ nin ucuna itildiklerinde biribirlerine oranla. ve her biri de yalnızca başka’mn başka’sı olarak vardır. bu belirlenimlerden birinin öte­ kine geçişini.— Şeylerin ve bağıntılarının kavramını dile getirmemesine ve. olumsuz bağıntıdan ‘kendinde farklıların yansımış varlığı’na geçen dış yansı­ ma olarak kalıyor.. bağlantıların belirlenimi içinde dolayımsız olarak ortaya çıkar. bunların bir’de sürüp gidişi­ dir. dolayısıyla çelişkiyi her yerde içe­ rik olarak kendinde bulundurmuyor. ve bir alçak olduğu sürece var­ dır yüksek. bir’deki kar­ şıtı içermektedir. Bu iki belirlenimi dışsal bir şekilde karşıt tutuyor ve sadece bu iki belirle­ nimi görüyor. Yüksek olan. baba ve oğul. sonsuza de­ ğin en sıradan örneklerin hepsi. alçak için de aynıdır bu. böylece bunların içinden doğru kavramın belirginleşmesini sağ­ layan bir bağıntı kurar. vs. Ama çeşitli’nin kör­ lenmiş farkını. çelişkinin kavranmasına ve dile getiril­ mesine dayanır. tasarımın basit çeşitliliğini özsel bir farka. —Oysa burada hemen belirtelim ki zihin. Yüksek ve al­ çak. ama bu çe­ lişkinin bilincine eremiyor. ba. yani.için maskelenmiş durumda ise buna karşılık b*u aynı çelişki. alçak olmayan­ dır. yani özsel olanı ve çelişkiyi içe­ reni değil. sağ ve sol. oğulun başka’sıdır ve oğul da bacanın başka’si. bunlar arasmda bunların çelişkisini de içeren. varlığı. malzeme ve muhteva olarak sadece tasarımsal belirlenim­ leri içermesine rağmen zihin. Ba. Tasarım.

görmek. duymak. —Maddeyi. aynı şeydirler. Form’un nasıl öze geldiğini sormak yersizdir. özün kendi kendisindeki görüntü­ sünden. ve bunla­ rın sebebine dönmek gerekiyor.canlı ve hareketli hale girer. form’­ un ise maddeleşmesi zorunludur. yani madde ile form ’un birliğidir.. kendi kendine özgü olan içkin yansı­ masından başka bir şey değildir. Sadece soyut bir şeydir madde. ve. kendiliğinden özdevinimin. Maddenin form ’lanması (şekillenmesi). form ’un yapkısı ile maddenin hareketi. bir ‘olmakta olan dolayımsız’ olarak değil. Form’un etkinliği olarak gözüken.. ayrıca bir o kadar maddenin de öz hareketidir. Bu. bir konumlu olarak düşünülmelidir. belirlenmemiş madde kalır geriye. • 65 . Kendi kendisi olarak belirlen­ miştir madde. olanaksızdır— görülen yada doyulan. ve form. İkisi. sürüpgiden form ’dur. evrensel olarak şu anlama gelir sadece: olan şey. hayatın içkin itkisi olan o olum­ suzluğu ancak çelişki içinde kazanırlar. Herhangi bir şeyin bütün belirlenimleri. vs.. form ’un temeli yada dayanağıdır. sadece ve sırf maddesel. yani zorunlu olarak bir form ’u vardır. tam deyimiyle. bü­ tün form ’u soyutlanırsa. Madde. çünkü form. bir belirlenmiş madde’dir. do­ laymışız orada-olan (varlık)’da yada genellik­ le belirlenmişlikte durup kalmamak.

her türlü belirlenmişliğin boş soyutlamasmdan başka bir şey değildir. şey’in özsel var­ oluşudur. kendinde şey ne ise od*ur. varoluşa girer. Şey’in bütün koşullan tamam olduğu zaman. Varlığın farklı türleri. varoluşta içerilmiş halde­ dirler ve her ikisi de varoluşlardır. bir çok belirlenim ekleniyor. ve kendinde şey. Kendinde şey ile gene bu kendinde şeyin dolayımlanmış varlığı. özsel olarak varolmak­ tadır. kendinde şey vardır. doğa diye adlandırılan şey dünya­ dan başka bir şey olmuyor.Doğa için. kendi kendinde yansıyan dünyaya. ‘kendinde dünya’ya karşıdır. işte bu­ nun içindir ki varlık türlerinin her biri için ta­ nıtın doğası da farklıdır. Böylece kendinde şey. Bir şeyin. Doğanm dünya ola­ bilmesi için. ve onun hakkında hiçbir şey bili­ 60 . kendi özel dolayım türlerini gerekli kılar yada içerirler. oysa dolayımlanmış varlık özsel-olmayan varoluşudur şey’in. Kendi kendisi olarak kendinde şey. dünyanın temelidir dendiği vakit. Fenomen: Fenomen. bir yanda. Feno­ menlerin dünyası. 2. şu yada bu etkiyi bir başka’nın içinde üretme ve kendi bağıntısında kendine özgü biçimde dışlaşma özelliği vardır. ve dünya da doğa­ dan başka bir şey olmuyor.

nemez pek doğal olarak. vs.. ağacın yapraklarını siyah renkli değil de yeşil. şeylerin her türlü belirlenmişliğini. çünkü her türlü be­ lirlenimin bos soyutlaması olduğ'u varsayıl­ maktadır. «formlarına göre olduğu kadar. Fenomenin yasasıdır bu birlik.. şey’in bir soyut­ laması olarak. 67 . Fenomen.. zaman içinde aralıksız bir sıra ile gelen) ola­ rak belirliyorum. Deneyüstü idealizm. öznedeki bu bakış açısın­ dan. görünüş ve varoluşun birliğidir. kendi belirlenim ve özelliklerine ‘sahip olan’ olarak belirlemekte­ dir ki bu da.' Demek ki ya­ sa. kendinde şey’i. oysa aslında kendin­ de şey.. ilkin. bir duvar saatinin birinci ve ikinci çınlaması­ nı eşzamanlı değil de ardışımlı (yada ardışık. ‘görüntüleşen’in dolayımlanmasında ‘ölüm­ lü olan’dır. kendinde şey’in soyutlamasını son belirlenim olarak korumakta inat etmesin­ den. ve niteliklerin yansımasını yada belirlenmişliğini ve çokluğunu kendinde şey’e karşıt tutmasından ileri gelir. Bu felsefenin durduğu görüş açısının yeter­ sizliğinin esası.. saf bir kendinde şey olarak be­ lirlemenin yanlışlığını ortaya koyar.. ve güneşi dörtköşe değil de yuvarlak gö­ rüyorum ve şekeri acı değil de tatlı buluyorum. bu dış yansımayı özsel olarak kendin­ de bulundurmakta ve kendini. Fe­ nomen. Demek ki bendeki.. muhtevalarına göre de bilimin içine» aktarır. varoluşu içinde özdür.

Yasaların dünyası. varoluşun özerk bütünüdür.Fenomenin ‘kendi ile özdeşlik’te yansımasıdır yasa. ama. —hem basit varlık nedenini ve hem de özselliği olduğu görüntüleşen evrenin çözülme­ sinin hareketini—... öbürünün de do­ laymışız varoluş olması gerekirdi. ve gene ancak her biri. başka’nm içinde yansı olarak gösterir kendini. varolan dünyanın yada görüntüleşen dünyanın sâkin imgesidir. bu ne­ denle fenomen yasaya göre bütünlük tür. yasaların dünyası. Öyleyse ya­ sa. fenomen de aynı muhtevadır gene.. kendiliğin­ den hareket eden form ’un durağını (moment’ini) içerir. kendi temeline döndüğü gibi yasa­ ya döner. fenomenin sâkin muhte­ vasıdır. ve dahası. kendi durağıdır. tedirgin değişikliğin içinde. özsel ba­ kımdan öbürünün durağını (moment) kendin­ de bulundurduğu için bağımsızdır. bun­ ların her biri. kendi başka’smda sürmektedir ve bunun için de bu iki durağın özdeşliğidir... Demek ki yasa. fenomen bu iki durağı da içermek­ tedir. Görüntüleşen dünya ve özsel dünya. ama her bi­ ri. çün­ kü yasayı içerir fenomen. Her biri bağımsızdır.. fenomenin ötesinde değildir. özsel bağıntı'dır.. 68 . biri­ nin sadece yansımış varoluş. aksine dola­ ymışız olarak vardır fenomende. Dem ek ki yasa. asıl (özsel) fenomendir. Varoluş. fenomenin yasayı meydana getiren temeli. Bu özdeşlik.

Her türden doğal. bilimsel ve tinsel gelişme­ nin içinde kendini gösteren ve kabul edilmesi esas olan şöyle bir durum vardır: bir şey henüz ancak iç bakımdan yada henüz ancak kendi kavram’mm içinde var olduğu sürece. öz ile varoluşun birliğidir. Kuvvet. kuvvet şey’e dıştan bağlı ve yabancı bir şiddet tarafından damgalanmış olarak gözüküyor. öz­ sel bağıntıdır. 69 . Şey’in yada maddenin nasıl olup da bir kuv­ vete sahip old'uklan sorulursa. bütün ile parçalar arasındaki çeliş­ kinin içinde çözüldüğü olumsuz birliktir. en azmdan dağınık bir bütünlük halinde mevcuttur. başlan­ gıçtır. varoluştan daha yüksek bir yerdedir. 3. Felsefi bir ilkenin tekyanlılığma antagonist tekyanlılık karşıdır kural olarak. Henüz gerçek değildir varlık. işte sırf bundan dolayı. bu ilk bağıntının hakikatidir. ve bütünlük her yerde olduğu gibi. Fenomenin hakikati (hakikiliğini yapan). Gerçeklik: Gerçeklik.Dünya. Gerçeklik de. dolayımsız varoluşudur sadece. Gerçek zortınluk. Bununla birlikte bu zorunluk. muhtevanın doldurduğu bir bağıntıdır. çokluğun form ’suz bütünlüğünü dile getirir genellikle. o şeyin edilgin.

. Olayların iç ruhu (esprisi. Cılız bir kökten büyük bir figür çıkartan bu tarihsel arabeskler. neden’den daha büyük olamaz. 70 . formel ve gerçek zorunluğun içine döndüğü ve bunun yam sıra gerçekliğin ve olabilirliğin de içine döndükleri hakikattir. şurada ise konumlu varlık yani bir başka’da belirlenim olarak or­ taya çıkar. denk düşmeyen bir anlamda kullanılmış olmakla birlikte. ne­ den ve sonuç bağıntısı kabul edildiğine göre.göreceldir de aynı zamanda. süreci içinde özsel Nedensellik olarak da gerçekliktir töz. Herhangi bir şey’in olabilir yada olamaz ol­ ması.. muhtevaya bağlıdır: yani gerçekliğin du­ raklarının (moment’lerinin) bütünlüğüne bağ­ lıdır. İlke olarak. ide’nin gelişiminin bir derece’dir. b*lı. çünkü sonuç. sebebin içermediği hiç­ bir şeyi içermez. Şu da not edilebilir burada. Töz. zekice ama alabildiğine yü­ zeysel bir 'Usuldür yine de. Bir tek aynı şeydir. neden’in beliriminden başka bir şey de­ ğildir. içsel doğası) bun­ lara ihtiyaç duymayabilirdi de hiç. sonuç. gelişmesi sırasında kendini zorunluk olarak ortaya koyar. Demek ki mutlak zorunluk. ve gerçeklik. bazen sonuç olarak. ki bazen neden ola­ rak. netice. burada özgül kalım­ lılık (dengelilik) olarak.

ve sonuç da. Kökendeki nedensellik. keti dolayısıyla sonucun içinde sönmekle kalmayabiilr neden yine bundan dolayı —formel nedensellikte olduğu gibi— sonuç da söner ter­ sine. vs. ilkin. kendi konumlarının edimi içinde yürürlükten kaldırır kendi kendi­ ni. formu. neden­ selliğin bir dayanaktan bir başka dayanağa bir dış geçişi değildir bu. • Karşılıklı etki. nedenin içinde sönüp yok olurken. zorunlVık ve nedensellik yok ol­ maktadır buradr. kendini önceden varsaymakta ve koşullamaktadır. bu başka oluş.Böylece hareket eden bir taş. ta­ şın sahip olduğu bir belirlenimdir hareketi. için hem etkin tözdür hem de aynı za­ manda edilgin töz. karşılıklı etki içinde kendi olumsuzlaması’ ve ‘edilgenlikten doğuş’ olarak ve. aynı za­ manda. yine nedenin içinde yeniden oluş’a geçebilir. bir ‘oluş’ gibi. sonucun içinde yeniden oluş’a geçebilir neden. biribirini karşılıklı ola­ rak koşullayan konumlu tözlerin karşılıklı ne­ denselliği olarak çıkar meydana.. neden’dir. rengi. bunların her ikisi de. Böylece nedensellik. içlerinde barındırırlar. gene ‘kendi olumsuzlamasında yok oluş’ olarak belirir.. Demek ki.. sönüp yiterken. gibi. nedenselliğine girmeyen daha bir çok be­ lirlenimi içerir taş. kendi kendini konumlayıştır.. ve aşması içinde kendini konumlar. ama bu belirlenimin dışında. Bu be­ lirlenimlerin her biri. her biri bir öteki. dolayısıyla 71 . tözel farkların kökensel birliğini. Nedensellik’in belirlenmiş bağmtısı’nm hare. bağ ve bağlantı olarak dolayımsız özdeşliği ve farklar’ın mutlak tözelliği’ni. tıpkı böy­ lece.

kavramın eşiğinde duriır. kavrama eşdeğer olmak­ tan uzaktır. özellikle söz konusu olan dolayım gerekliği yerine geti­ rilmemiş. Ve işte bu da. iç zorunluktur hâ­ lâ. karşılanmamış olarak kalır gene. neden­ selliğin hareketini aşar. dolayımsız veri halinde bırakma­ 72 . bundan dolayı da. ama varlık ile görüntünün bu özdeşliği de. ‘çünkü var diye varlık’tır. Nedensellik. bir temele sahip ol­ duğu için. nedenin kö­ kendeki varlıktan yansıyan yada kısaca ko­ numlu varlığa. neden-sonuç bağıntısının en yakın hakikatidir. karşılıklı etki bağı­ nın uygulanmasındaki bu yetersizlik. görüntü. Ama aynı zamanda bu varlık. masıyla niçin yetinilemeyeceğinin nedenidir. Verilmiş bir muhtevayı sadece karşılıklı etki açısından göz önüne almak tamamıyla düşün­ cesiz bir tavırdır. Zorunluk. karşımızda kupkuru bir ol­ gu vardır bu durumda sadece. kendi öz temel’idir.da mutlak çelişkiyi de içlerinde barındırırlar. dolayısıyla. şurdan ielri gelir: Bu bağıntı. kavramsal bilgi söz konusu olduğunda. ba­ ğıntı halindeki yanların tözelliği yitecek ve zo­ runluk kendini açığa vuracaktır. bağlantı ya­ da dolayım’dır ancak. ve nedensellik bağıntısını uygulamadan söz konusu. varlığın kendi kendisi ile birliğidir. ve bu amaçla da. ve varlığın bu ken­ di kendisi ile birliği. bu bağıntının da kav­ ranması gerekir. Bu içsellik yada bu ‘kendinde varlık’. Daha yakından bakılınca. Hiç şüphe yok ki. şöyle söylemek gerekirse. bu bağıntının uygulan. hürriyet haline gelir. konumlu varlıktan kökendeki varlığa bu konumlu geçişidir. ve aynı zamanda bunun tam tersine olarak. henüz içsel haldeki özdeşliği ortaya çıktığı için. varlık değildir. Zorunluk. yok olduğu için değil. ve bundan dolayı da. karşılıklı etki. bağıntının iki terimini.

. varlık’ı ve öz’ü ele alıp işleyen nesnel mantık. örneğin. kavram’dır işte. Sparta halkının tö­ relerini bu halkın kuruluş yasasının bir sonu­ cu olarak göz önüne aldığımız ve.yıp. yani bu halkın kuruluş yasasını tö­ relerinin bir sonucu olarak göz önüne aldığı­ mızı da varsayalım bir an için: bu tarz bir an­ layış. ama gene doyurmazdı bizi. Nitekim. çünkü böyle bir anlayış­ la. bağıntının her iki terimini birden ve bu iki terimin yanı sıra Sparta halkının ha­ yatının ve tarihinin bütün öbür yanlarını da kendilerine temel olmuş olan kavramdan çık­ mış olarak anladığımız takdirde olanak kaza­ nabilirdi ancak. bunun tam tersini de. kendinin bilincinde olan anlayışgücünün. sözcüğün tam an­ lamıyla. Bunu kavrayabilmemiz. C — ÖZNEL MANTIK YADA KAVRAM TEORİSİ Genellikle Kavram Üzerine: Varlık ve öz. öznel anlayışgücünün edimi olarak değil doğanın olduğu kadar zihnin de bir derecesi’ni meydana getiren kendinde ve ke."'1 i için kavram olarak göz önüne almmalıdıı Ha­ 73 . Demek ki. doğru olmasına olabilirdi pekâlâ. daha önceki paragraflarda göstermiş ol­ duğumuz gibi. söz konusu halkın ne kurultış yasasını ve ne de törelerini kavrayamazdık. özelliğin yada hürriyetin ülkesi. Kavram.. kavram’m genetik açıklaması’m mey­ dana getirmektedir. o üçüncü terim de. iki terimden de üstün bir üçün­ cü terimin duraklan (moment’leri) olarak ka­ bul etmek gerekir. Kavram. oluş’un duraklarıdır (moment’leridir).

«Hayat yada organik doğa. gerçeklikleri içinde. som'ut’tan daha az ağırlıklı olarak kabul edilmektedir bu durum­ da. kavramın ken­ dini apaçık ortaya koyuş derecesidir doğanın. çünkü onda bu madde. soyutlama şu an­ lama geliyor: daha nice nitelik ve özelliklerini koparıp alarak nesnenin değerini küçültmeye. Soyut. Bu düşünce çerçevesi içinde. kavramın kendini apa­ çık ortaya koyuş derecesidir doğanın. kendinin bilincinde olan anlayışgücünün. el­ le dokunulabilir somut ‘orada varlık olan’ da karşıt tutulmaktadır.. Bilincin bilimi olarak zihnin fenomenolojisinde ise. sırf kendi güçsüzlüğü’nden ötürü bütün bu zenginliği kucaklamayıp yok­ sul soyutlama ile yetiniyor. Soytıtlama işleminin bü­ tün bu nitelik yada özellikleri. kavrama. Psikolojide. Ama. İde’­ nin yanı sıra duyulur. anlayışgücüne. cek bir şekilde ve sadece öznel kullanımımız için. mekânsal. dışarda bırakılmıştır. «doğanın olduğu kadar zihnin de bir derecesi»ni meydana getiren kendinde ve kendi için kavram olarak göz önüne alınmalı­ dır. Burada kavram. öznel anlayışgücünün edimi olarak değil. kavramdan da­ ha yetkin bir şey olarak sdece İde değil. anlayışgücü. tüm değerleri için­ de koruyup sürdürdüğü sanılıyor böylece. zamansal. öyleki. sezginin ve­ rili maddesini ve tasarımın çeşitliliğini kav­ 74 .yat yada organik doğa. kavramdan başka bir şey değil bu» dendiği zaman. şu yada bu karakteristik yanını çekip çı­ karıyoruz somut’tan.. ama ötede bir yerde. duyulur bilinç ve sonra da algı derecelerinden geçerek yükselinir.» «Genellikle. duygu ve sezgi ve sonra da ge­ nel olarak tasarım konulur anlayış gücünün ön­ cesine.

aynı zamanda dinin de temel koşuludur. ama her türlü hakikat’m içlerinde sonuçlanması gereken bu ‘anlaşılır öz’lerle. mantığın kötü kullanılması olarak yo­ rumlamakta Kant.ram’a ve düşünce’ye karşıt gerçek olarak alan bu düşünce çerçevesinin terki. duyulur maddenin kaldırılıp ayrı bir ye­ re konması işlemi (ve gerçekliğinden hiçbir şey yitirmemektedir zaten bu işlem sırasında bu duyulur madde) diye bakmak gerekiyor. bunlara. so­ yutlama. olan bi­ tenin içinde hakiki olan’ın bilgisi olmakla yü­ kümlüdür. kavramda hakiki olan ve ilk olan olarak kabul edilmesinden ileri geliyor. nes­ nel görüşler üreten bir organon diye kabul edi­ lişini. ancak kavram olarak ortaya çıkan özsel’e indirgenmesidir.. İçlerinde daha yüksek bir kuvvetin ve daha derin bir muhtevanın varlı­ ğını rahatça umabileceğimiz akim kavramla­ rında. d uyulur’un ve tikel’in üçucu ve yüzeysel fenomeni hakikatin kendisi olarak kabul ediliyorsa. doyulur maddenin aşılma­ sı ve. kategorilere özgü olan şeyden gayrı hiç­ bir kurucu yan yoktur. çünkü. soyutlamaya nasıl ihti­ yaç duyulabilir ve nedir soyutlamanın anla­ mı?. varsayımlar’dan gayrı hiçbir şey düşünülmemektedir. ‘kendinde ve 75 . ide’lerden başka bir şey değildir akim kavramları. do­ ğal gelişmede yani oluşan bireyin tarihinde hareket noktası olarak seçilen doğal ilke’nin.. Burda hüküm süren belli başlı yanlışlık. Ama felsefe. olan bitenin hikâyesi değil. lanabileceğimiz söylenir gerçi.. . basit fenomen hali içinde. yani başlangıç’m. yalnız her tür­ den felsefenin değil. Kendisince yalnız yargıgücünün bir kanon’undan ibaret kalması gereken mantığm. bunları rahatça kul. İşte bunun içindir ki soyutlayıcı düşün­ ce’ye. daha çok.

ve. Felsefenin. olumsal olmayan özelliğine. deme­ ğe getiriyor. tamamlanmış bilgi olarak ilân ettiği şeyi şimdi hakikat ola­ rak kabul etmiş oluyor. du­ yarlığın mekânsal ve zamansal maddesinden yoksundurlar gerekçesiyle. tamamıyla keyfî ve çılgınca bir iş olur. ve hakikat olarak ka­ bul edip belirlenmiş kavramını ortaya koydu­ ğu şeyi de aşkın. ‘kavrama karşıt olan sezgiye aitliği içinde çokluk’u aş­ maktadır. 76 . çünkü bunlar. nesne ile öznenin birliğine dayanan bu hakikat. ve. an­ cak kavramdan geçirilerek döndürülebilir nes­ ne. b*unu yapmakla. bir deneyin içinde bulunamazlar. buna gerekçe olarak da. takı­ lıp kalmış olduğu. ve ide’de. duyulur varoıuş arasındaki bu bağıntıyı sadece fenomenin görecel bir ba­ ğıntısı olarak kabul ediyor kantçı felsefe. muhteva­ nın.. Daima çok şaşırtıcı bir şey olarak görülecek bir olgu ile karşı karşıyayız. yasak ve bir düşünce varlığı olarak yorumluyor. bu görecel bağıntıda takılıp kalıyor. olsa olsa fenomen olabilir. özsüz bir şey değil özün bîr beliriınidir.. örneğin sezgisel anlayışgücü ide’sinde bu ikisinden daha üstün bir birliği kabul etmiş ve dile getirmiş oluşuna rağmen. Bu konuda daha önce de belirttik ki. sezginin çeşitliliğinden başka bir şey ol­ madığını ileri sürüyor. tam tersine kavram. kavramın gerçek­ likten tamamıyla ayrı olduğunu ve ayrı kaldığı­ nı ileri sürüyor. bilen akıl için ulaşılmaz kaldığını ileri sürüyor. fenomende belirmekte­ dir. Nesnenin özselliği. Düşünce ile.kendi için’ bir hakikat yüklemek. ve işte bunun içindir ki fenomen. ‘kendinde ve kendi için’ şeyler olarak şeyleri bilemeyeceğimizi ve haki­ katin. ‘anlaşılır öz’lerin hakikiliğini inkâra kalkışacağı kimin akima gelirdi ki? Ama öte yandan da.

bununla kalmayıp daha ileri. sına uygun biçimde. bir başka belirlenim kavramın temeline konulVır. de­ ney ‘kendinde ve kendi için’ hakiki olduğu öl­ çüde. Kant’ta aklın antinomileri. 1. ye gitmek zorunluğ\ı vardır. hiçbir kanıt gösterilemeyeceğidir. kendi hakiki doğa.. üç önerme’den oluşan birer bütün değillerdir. anlayışgücünün bir kavramı olarak hürriyet kav­ 77 . geçerli olarak kabul edilmektedir. aynı zamanda olumlu ve somut olarak anlamak tamamıyla bize bağlı bir iştir.Mantık formlarında düşüncenin formel iş­ levlerinden başka bir şey bulunmadığı ileri sü­ rülse bile hangi ölçüde hakikata denk düştük­ lerini görmek için gene de incelenmeleri gere­ kirdi bu formların. algının tamamlanmamış olduğu teslim edildiği halde. şuna indirgenir­ ler: Temel olarak kavramın belirlenimlerinden biri konulur ilkin. Buna bir örnek vermek gerekirse. Kavramın sadece olumsuz ve soyut form ’uyla yetinmek. sonra da. yada kavramı. oysa kabul edilebilecek olan tek şey. Nesnelliği içinde kavram. düşünce fenomenlerinin doğal bilimle­ ri düzeyinde bir betimlemesi olarak değer ta­ şıyabilir ancak. Öznellik: ‘Her şey bir tasarım’dır.. bu deneye karşı. gene aynı zorunlukl-a. ‘kendinde ve ken­ disi için şey’in ta kendisidir. bütün şeyler. yani tikellik yoluyle tekillikle birleşmiş bir evrensel. Bu sorunla uğraşmayan bir mantık. ama hiç şüp­ he yok ki. Bir tümevarıma dayanan bir deney.

ramı. uçlardan biri­ nin yerini alabildiği gibi. bu dola­ ymışız (yada. doğa ve zihin’in durumu budur. Ama bu ikicilik (yada. herşeyin içine süzülen’dir. nesnel de. yalnızca oldukları kadarıyla ve kökenlerini soruşturmaksızm kabul edip almak. oysa mantıksal ola­ rak hürriyet kavramı. tanıyabilen. immediat) bütünlük.. Düşünce. Doğada mantıksal İde’yi bilen (ya­ da.. mantıksal İde’nin ve zihnin meydana getirdik­ leri iki *uç terimde gelişmektedir. tanıyıp bilen) ve. doğa tarafından dolayımlanmış (yada araç kılınmış. zorunluğun soyut karşıtı diye de göz önüne alınabilir nitekim. ve. Tasımın şekillerinin nesnel anlamı. evrensel olan. dolayımlayan orta terimin yerini de alabilmektedir. zihindir. Doğa. zihnin olduğu kadar doğanın da «mutlak tözü»dür. Felsefe bilimi. Zihin.. kalımlı ve ‘kendi için varolan’ bir şey olarak değer taşır. zorunluğ*u ilga edilmiş olarak kendinde barındırmaktadır zaten. doğa’dır iklin.. mediatise) olduğu zaman zihin­ dir ancak. düşüncenin karşısında. mantıksal İde. düalizm). ' araçsız. bu üç­ lü tasımın öğelerinden her biri. nin üç öğesinin. hakikî ikicilik değil­ dir. rasyonel olan’m) üçlü bir tasım olduğu meydana çıkar. öznellik ile nesnelliğin belirlenimlerini. düşünce­ sizce bir davranıştır. Burada orta terim yeniden birleştiren öğe. genellik­ le şuna dayanmaktadır: Her akla uygun’un (rasyonel’in. doğayı böy­ lece özüne yükselten. hem de öyle ki. 78 . sadece öznel ve formel bir etkinlik olarak değer taşır burada ancak. Mantıksal ide.

öznel yansımanın her türlü eklentisinden bağımsız nesne olarak tanımak. Erekbilim ile mekanikçilik arasındaki karşıt­ lığın. ama bu. zorunlu bir şekilde.Öznellik ile nesnelliğe kalımlı ve soyut bir karşıtlık olarak bakmak. hürriyet ile zorunluk arasındaki daha genel karşıtlık demek olduğun\ı daha önce belirtmiştik. Her ikisi de. tam tersine çevirmek­ tir işleri. herşeyden önce. nesnel öner­ meler olarak değil. Bir yandan. ampirik. Akim bu önermelerden ne birini ve ne de ötekini ispatlayamayacağmi. üstelik. öznel hikmetler olarak dü­ şünülmesi gerekmektedir. antinomi’leri) ile ve deneyüstü İde’lerin üçüncü çatışması olarak ortaya koymuştu Kant. Bu form içinde kar­ şıtlığı. doğanm salt görgül (yada. aklın çatışkıları (yada. çünkü bizim. kesinlikle diyalektiktir. Hakikatin bilgisi. Bu antinominin Kantçı çözümü. 2. her iki önermenin de. Nesnellik: Nesnellik için bir çift anlam vardır: özerk kavramın karşısında kalmak ve aynı zamanda da ‘kendinde ve kendi için olmakta olan’ ol­ mak. öbür antinomilerin genel çözümüyle aynıdır. şöyle konumlanmıştır: ken­ di kendisi olarak nesneyi. bir deneyi fırsat bilip gerekçe olarak gös­ 79 . Sonra da. deneye dayanan) yasa­ larına göre şeylerin olabilirliğini belirleyen hiç­ bir ilkeye sahip olamayacağımızı söylemeğe dayanır bu çözüm de. basit do­ ğa mekanizmasının ilkesine göre doğa olayları üzerinde düşünmek zorundayım daima.

şu yada bu hikmeti uygula­ yan. o önermelerin içinde bulundukla­ rı karşıtlığın aynı olan bir karşıtlık içinde de­ ğillermişçesine. bu belirlenimlerin. zaten sadece insan aklı için zorunlu sayılan bu iki hikmet (yada. yani iki ilkeden hangisinin ‘kendinde ve Kendi için’ bir hakikat olduğu. maxime). yani olumsal bilgi’dir. böyle bir görüş açısından araştırılamaz. Erek. henüz kendisi de nesnelliğin alanı içinde. ‘kendinde ve kendi için yürürlükten 80 . söz konusu ilkelerin nes­ nel olarak mı. salt felsefeye duyulan ilginin ge­ rekli kıldığı şey. B'unlann hakikatidir erek. sanki. yani son erekler ilkesine göre. yani bütün­ sel kavramın dolayımsızlığı içinde bulundu­ ğundan dolayı. hattâ daha çok.terebildiğim her seferinde. dış ereklik bağıntısı olan bu ereklik bağıntısı için­ de görünmektedir daha. özel. uygular­ ken de. yani burada doğanın dışsal bi­ çimde varolan belirlenimleri olarak mı. bu haliyle. dışsallığm etkisindedir daha henüz. contingent) bilgi. bunlar ister nesne­ lerin yada isterse bilginin iki belirlenimi olsun­ lar. çünkü bu görüş açısından. hakikiliği sorusunu koymaz. böylece. doğanın belirli form’larını araştırmağa girişmeme en­ gel olmuyor. zorunsuz. Daha önce de belirtmiş olduğ'umuz gibi. ve karşısında da bağlı bulun­ duğu nesnel bir dünya vardır. yoksa öznel bir bilginin basit hikmetleri olarak mı düşünülmeleri gerektiği arasında fark yoktur. Bu bakış açısın­ dan. bilge sö­ zü. deney so­ nucunda elde ettiği gerekçeye göre “ uygular bu hikmetleri ve gene bunlan verili nesnelere uy­ gun olarak ele alışına göre uygular. üçüncü terim olarak meydana gelmiş bulun­ maktadır. kimyasalcılığı da genel bir tarzda içine almamız gereken mekanik nedensellik. ama ona bağımlı olan olarak. ve olumsal (yada. bir başka hikmete göre. mekanikçilik ve kimyacılıkla.

herşeyden önce bunların dışında olarak ko­ numlanmış olan kavramdır. ‘erek olan’ kavram­ dır. nesnel­ likte de. ereğin bütünlenişidir. sonradan. dıştalıkda bunların. Nesnel sürecin önceki iki form ’unun bağım­ lılık doğası. nesnellikle birleşir erek. dünyanın dışında gerçek anlamında bir varoluşa sahiptir daha o. ve ‘akla uygVın olan’. Ama orta terim. orta terimde erek için belirir. etkinliğinin varolan bir dün­ yaya bağlanır gibi yönelip bağlandığı nesnel —mekanik ve kimyasal— bir dünya bulunmak­ tadır. kendi hali içinde ‘akla uygun olan’. tasımın d’ş orta­ sıdır ve bu dış orta da. aynca. bunlar için özsel olan belirlenimlilik (determinite)’lerinin oluş­ turucu durağıdır. lağvedilmiş) olan’ olarak gö­ rünmektedir. yani yalnızca ve basitçe bir ‘kendinde ve kendi için akla uygun olan’ de­ ğildir erek. ama bunlarda ‘sonsuza dek ilerleme halinde buftman başka’.kalkmış (yada. gerçekten ontın karşısında bu­ lunsun. yeter ki bu nesnellik. Mekanik yada kimyasal tek­ nik. Bu ölçü içinde. kendi kendisiyle birleşir. kendiliğinden gelir girer ereklik ba­ ğıntısına. Erek’in önünde. bu durumunda bir mutlak değildir. bitimli) olan erek. Sonlu (yada. dıştan belirlenimlenmiş olma karakteri do­ layısıyla. buradan ileri gelir. tam tersine. Bir araçla. bu dıştaki başka’da ve doğrudan doğru­ ya da bu dışta oluş dolayısıyla kendini koruyup Hegel 81 . sadece kavram değildir bunların tözü. son­ lu bir muhtevaya sahiptir.

kavramda konumlu olmakla kalmamaktadır sadece. tam tersine. Alet koruyup sür. Ereksel süreç. ayrı bir bi­ çimde varolan kavramın nesnelliğe çevirisidir. ve kavram sadece bir gereklik . anlayışgücünün kavramları ise. aletleriyle dış doğa üzerinde egemen duruma geçer.sürdürüyor. dürür kendini. Bu bakımdan araç. 82 . koşullanmamış olan’ın) kavramı olması gerekirdi.varlık ve bir özlem değil­ dir artık. Akim kavramı için İde deyimini istemişti Kant yeniden. ama bu kavram fenomenlere oranla aşkın olmalıydı. upuygun bir ampirik kullanıma varılamayacağı anlamına gelir b\ı. Gerçekten de Kant’a göre aklın kavramının. koşulsuz’un (yada. dolayımsız nesnelliğe özdeştir şimdi kavram. öyle kavramlardır ki onlarla anlaşılır. kavram haliyle. oysa dolayımsız haz ve yarar­ lar geçer ve unutulur. dış erekliğin bitimli ereklerinden daha yüksek bir şeydir. algıların kavranmasına. sa­ ban. bu sonuncular gerçekten kavram iseler. 3. Ama aslında. somut bütünlük olarak. söz konusu kavramdan. Ereğin hareketi şimdi şu sonuca ulaşmış bu­ lunuyor: dıştalık durağı. kendisi tarafından sağlanan ve birer erek olan yararların dolayımsız biçimde olamaya­ cakları kadar saygıdeğerdir. algıların anlaşıl­ masına yararlar. İde: Upuygun kavramdır İde. Erekleriyle dış doğanın kölesi durumunda kalan insan. Aklın kavramları. nesnel d oğru ’d\ır (hakiki’dir) yada öyle kabul edilen doğru’dur.

olumsal’dır. temel bakımından. ayrılışı yürürlükten kaldır­ ma özZem’idir (bu öznellik). Sonuç olarak İde’nin kavramla nesnelliğin birliği olduğu. ona duyulur dünyada Upuy­ gun hiçbir nesne verilemeyeceği için hakikat değeri olamayacağı kabul ediliyorsa. İde’nin. geçici ve olumsal gerçekliklerden daha faz­ la değerleri yok demektir. nesnel dünyanın hakiki olm ayan varlığı onda eksik diye İde’ye nesnel bir geçer­ lik tanımamak acaip bir yanılma olur. Nesne. öznel’dir. Kavrama denk düş­ meyen gerçeklik. ‘hakikî olan’ olduğu ortaya çık­ tığına göre. yalnızca fen om en ’ dir. bunlar kendileri doğrudan doğruya kavramla gerçek­ liğin upuygunluğudurlar. Buna karşılık. fenomeni oluşturan şey. yalın. yalın kavramın kendi için ol­ makta olan öznelliğinin. bu kavramın kendi­ sinden ayrılmış nesnelliğine olan bağıntı’sidir. nesnel dünya ve öznel dünya İde’ye genellikle upuygun olmak zorunda olmakla kalmazlar sadece. Bu bağmtı olarak İde.Düşünceler sadece öznel ve olumsal şeyler­ se. İde’yi artık sadece yaklaşılması ge­ rekli ama kendisi daima bir çeşit öte olarak kalan bir erek olarak değil de öyle bir tarzda göz önüne almak gerekir ki her gerçek ancak İde’yi kendinde bulundurduğu ve dile getirdiği kadar var olabilsin. hakikat olmayan indiliktir. evrensel hali içinde kavram ile nesnelliğin özdeşliğidir. ama bu gerçeklikler karşısında da altta kalmazlar bundan ötürü. H erşeyd en önce. fenomenler karşısında aşkın olduğu için. inorganik doğasını yeniden öznenin egemenliği altına getirmek ve ilk yalın evrenselliğe dönmek üzere. İkinci olarak. hakikattir. bireyselli­ 83 . çünkü söz konusu gerçeklikler de olumsal şey­ ler ve fenomenler kadar değer taşırlar ancak.

b’a karşıtlığı ebedî olarak yaratmasındaki ve ebe­ dî oıarak aşmasındaki ve kendi kendisi ile düşümdeşmek için bu karşıtlığa geçmesindeki gü­ ven ve kesinlikledir. nesnelliğin kavrama uygunluğunda yatar. hakiki'nin) ve İyi’nin İde’sidir. evrensellik böylece tam am lanm ış nesnellik olur. aynı zamanda hakiki bir şey olarak tüm gerçek İde’_ dir. orada varlığının sınırlı karakteri. ler birlikte alındığında ve bağıntıları içinde gerçekleşmiş olur. gerçekliği ereksiz değişmenin görün­ tüsünden kurtaran ve böylece İde olarak biçim değişikliğine uğratan düşüncenin. gerçekliğin bu hakikiliğini ölü bir durgunluk. Tekil varlık İde’nin bir yanıdır.. hakikat'tır. sonluluğunu ve kaybını oluşturur. süreci. İde. Doğru’nun (ya­ da. çünkü hakikat..ğine ve inorganik doğasına kendi kendinde bö­ lünüş süreci' dir. 84 . en belirgin karşıthk’ı da kendinde barındırır. İde’nin kendi kendisi ile özdeşliğiyle bir’dir bu süreç. kavramın onda ulaştığı hürriyet nedeniyle. hiçbir yönsemeyi ve hiçbir hareketi içinde barındırma­ yan yalın bir sönük imge.. Fakat. varlığını kendi için sürdüren olarak da gösteren başka gerçekler gereklidir.... Kendi için tekil kendi kav­ ramına tekabül etmez. İde. bilgi ve isteme olarak... Bu sonlu bilginin ve bu sonlu e y le m e ’nin . İde’nin durgunluğu. önce soyut olan evrenselliğini bütünlük haline geti­ rir. bir yetenek yada bir sayı yada bir soyut düşünce olarak tasarlama­ ması zorunludur: İde.. bandan ötürü İde için. ancak bu gerçeK.. kendini tikel içinde. kavram.

sonlu ile sonsuzun... iyice oturm uş ve kendi kendilerine da­ yanan bir şe y değildirler. ancak gerçeklikleri belli bir şekilde kavrama uygun davrandığı için vardırlar.. aslında. sonra özne-nesne ola­ rak. • Felsefe adını hak eden herşey. Varlık’m ve özün ve gene aynı şekilde kav­ ramın ve nesnelliğin şu ana kadar göz önüne alman dereceleri. hakikî olmayan bir insandır. kavramla gerçeğin özdeşliği olmaksızın.. kendi edimsel gerçekliğini kendinde barındıran olanak ola­ rak. Akıl olarak anlaşılabilir İde (aklın felsefî an­ lamı da. yada formel hakikattir. vs. Ni_ tekim. diyalektik olarak ortaya çıkmışlardır ve bunların hakikiliği de.. İde’nin durakları olm a’nm hakikatidir sadece. kötü olan ve hakiki olmayan da. ama bu aynı dere­ celer. Kötü bir insan. kendi teme­ line.. idesel ile gerçeğin. Buna karşı­ lık daha derin bir anlamda hakikat. kendilerine ait olan farklılık içinde. anlayışgücü için ancak ayrılığı içinde g e ­ çerli olan şeyin bir mutlak birliğinin bilincini koymuştur daima. bilinçle ilişkisi için­ de hakikattir henüz. tamamıyla varolamaz. ruh ile vücudun birliği olarak. budur). yani. Ama bu. kendi kavramına yada belirlenimine uygrn bir şekilde davranmayan bir adamdır. nesnelli­ ğin kavramla özdeş oluşuna dayanır. de anlaşılabilir. doğanın ancak onunla varolur olarak kav­ ranabileceği şey olarak.Hakikattan ilkin: bir şeyin nasıl olduğunu bildiğim anlaşılır. Bu­ nunla birlikte hiçbir şey. sağduyuya uygunluktur sadece. 85 .

varlık kavramdan başka şeydir ve dolayısıyla da kavramdan çıkarılamaz diye. yada. aslı aranırsa. İde hakkında söylenmiş olan herşeyin kendi kendinde çelişkin olduğ\mu apaçık ortaya koy­ mak.—çünkü anlayışgücünün tüm bağıntıları onda.) hakikati olarak belirim kazandığını göstermektedir mantık. ve tüm belirle­ nimlerle birlikte bu hep böyledir diye. vs. Eğer anlayışgücü. İde’de — aklın işidir bu da. bütün bun­ ların kendi kendileriyle çeliştiklerini ve kendi karşıtlarına geçtiklerini. bunların (öznel’in. anlayışgücününkü kadar kolay bir iş değildir. çift yanılmadır: ilkin. özne 86 . ve tıpkı bunun gibi sonlu sadece sonludur ve tastamma sonsuzun karşıtıdır ve dolayısıyla da sonsuza özdeş olamaz diye. daha doğrusu. ör­ neğin öznel yalnız özneldir ve nesnel de onun karşıtıdır diye. ve.. nitekim ör­ neğin böylecedir ki b ireysel hakkmdaki. ama özdeşlikleri ve kendi’ye dönüşleri içinde onda içerilmiş bulunmaktadır. — mantık bunun tam karşıtını göstermektedir: yalnız öznel diye alman sonsuz’un. İde’nin kendi kendisi ile. İde’nin kendi kendisi ile çelişki halinde old’uğunu gösteriyorsa.. İde’nin aşın uçlarını —nasıl dile getirilmiş olurlarsa ols*unlar— bu uçların kendi birlikleri içinde olarak almadığı gibi onun (yani İde’nin) kendi somut birliği içinde olmadıklarının anlamı ve belirlenimi olarak da almayıp İde’nin dışında soyutlamalar olarak aldığı için. İde’yi hedef alıp saldıran anlayışgücü. anlayışgücü için kolay bir iştir. vs. hakiki’liği olmadığını. Belirtik şekilde konmuş olduğu za­ man bile bağlantı’yı bilmeyecektir. sonlu’nun. bir görüntü gibi yada birer durak gi­ bi oldukları birliğin. sonsuz’un. Ne var ki bu ona aynı kolaylıkla geri çevrilebilir. sonuç olarak da bu geçişin ve içinde uçların yürürlükten kaldırıl­ mış gibi. geri çevrilmiş bulunmaktadır.

sonlu’yu sonsuz’dan. birliğin. Her bilimin mantığın içine sokulması gere­ kir.. evet. Öz bakımından İde. öznel’i nesnel’den. ebedi yaratıştır. Uzanış olarak gözönüne alman İde. kendine özdeş olan İde’nin kendi kendi­ nin olumsuz’unu. çünkü her bilim. doğrudan d oğruya İde’nin kendi diyalektiktir. ‘ken­ dine özdeş ola/ı’ı ‘farklı olan’dan..hakkındaki ve b ir e y se lin bir o kadar da b irey­ sel olm ayan olduğunu. teorik İde ile pratik İde’­ nin meydana getirdiği ikili şekil içinde beliren ‘bilgi olarak İde’dir.. ve bu da. çelişkisini de içerdiğini belir­ ten kendi düşüncesini. kendi konus\ınu düşün­ cenin ve kavramın form ’lan içinde kapıp kav­ 87 . uzanış’tır-. çünkü İde’nin özdeşliği ancak mutlak ve kavramdan bağım­ sız özdeşlik olarak var old\ıkça... ebedi hayattır. İde’nin ilk form’u haya t’tır. ve ancak bu ölçüdedir ki bu diyalektik.. İkinci bir bakımdan da. tam tersine. gelişimi boyunca üç dereceden geçer. doğr*udan doğruya İde’­ nin içine girmeyen bir dış düşünce olarak ka­ bul eder. Oysa bu aslında anlayışgücüne özgü bir bilgelik değildir kesin olarak. fark ile zenginleşerek yeni baştan ku­ ruluşunu getirir. ruh’u bedenden ebed boyunca ayıran ve seçen bu diyalektik ancak bu örçüdedir ki. anlayışgücü. İde’nin üçüncü form ’u olan mutlak İde’yi verir. Bilginin uzanışı (süreci). mutlak ve do­ layısıyla da diyalektik olumsuzluk olarak var oldukça vard? r. ebedi zihindir. İkincisi. tam tersine evrensel olan olduğunu sö yley e n yargıda koşacın doğası’m görmez.

.radığı için ve ancak o ölçüde mantıktır. Hakikatin idesi. sabit tasarım ’da ve isim’de kaldıkça ne Ben’in kavramını edinebiliriz. Öznel ide. . kendinde. kendi soyut haldeki ger. 88 . fontıu’dvss söz konusu olan.. bu form ’un belirlenimidir. orada-olan (varlık)’. mm .. kavramın kendinde olduğu şey ile..Demek ki hayatın ilk hükm ü.Ölçüye sığmayacak derecede doğadan da­ ha zengin olmakla kalmaz zihin sadece. genellikle. yani öznel olarak olduğu şey ile nesnelliğe gömülmüşlüğü ve sonra da hayatm idesine gömülmüşlüğü içinde o!d\:ğu şey arasmdaki fark. ayrı­ ca zihnin özünü.. boyun eğer buna.Şunu apaçık bir biçimde kabul etmek ge­ rekir ki.Gerçekliği. bu ıorm ’a dayanmaktadır.... ne de herhangi bir şeyin ve ne de hattâ kavramın kendisinin. .. İtkinin daha sonra kendi öznelliğini yürürlükten kaldırma. bir uygulamalı . herşeyden önce itki'dir.Canlı’nm kendi egemenliği altına aldığı inorganik doğa. karşıtların kavramdaki mut­ lak birliği meydana getirmektedir.. çekliğini somut kılma ve bu gerçekliğini gene kendi öznelliği tarafından önceden varsayılan dünyanın m uhtevası ile doldurma beiirlenmiş. anlamadıkça ve basit. hayat kendi için ne ise o olduğu için. —bireysel öz­ ne olarak— nesnel’den ayrılması oluyor... .

bilgi için mutlak bir öte olarak ka­ bul ediliyor. zamanı­ mızın genel kanısı haline gelmiş bulunan ya­ nılgıdır. Genellikle düşüncenin belirlenim­ leri. Bu görüş açısından... nesnede ne varsa ona dışar­ dan konm uş olarak tasarımlamak ne denli tekyanlı bir tavırsa.liğir vardır. ‘kendinde olmakta olan’) olarak önceden varsayılan dünyanın’ olumsuzlanması ilk’ tir (ilk olumsüzlamadır). kategoriler.Ama bilgi. kendinde ve kendi için sonlu belirlenimler değil de bu boş kendinde şeylik ' in karşısında bir öznel olduklarından dolayı sonlu belirlenimler olmak konumuna geliyor. onunla birlikte hakikat da.. Garip bir şekilde... Bilgi. sonsuzluk’un bu yanı (bes­ belli Kant tarafından) m odem çağda da koru­ nup sürdürülmüş ve —‘kendi hali içinde sonlu’nun mutlak olması gerekirmiş gibi!— bilgi­ nin m utlak bağıntısı olarak kabul edilmişti.. bu durumları da.Çözümlemeyi.. ‘kendinde var olan’ (ya­ da. yani öznel ola­ rak İde olduğuna göre. iç düşünmenin belirlenimleri ve bunların yanı sıra formel kavramla durak­ ları. meydana gelen belirlenimle­ rin nesneden sadece önceden ayrılıp alınmış olduklarını ileri sürmek de bir o kadar tekyan89 . erek olarak. Bilginin bu hakikat olmayış bağıntısı­ nı hakikî bağıntı olarak kabul etmek. . kendi öz akışıyla kendi sonlu­ luğunu ve dolayısıyla da kendi çelişkisini çöz­ mekle yükümlüdür. .. bilginin gerisinde bilinme­ yen bir kendinde şeylik ’ eklenmiş oluyor nes­ nelere ve bu kendinde şeylik.

kendi kendini üreten kavram ’m bu ger­ çekten sentetik dizi’sini bize göstermeyi gerek. düşüncenin belirlenimlerini kendine dışardan alan bir öz­ deşlik olarak kavramaktadır. 90 . ve var olan’m kavranılmağa çalışılma­ sından başka bir şey değildir. çözümle­ mede bilginin etkinliğini. bu anlayışsa. . veriler olarak. sadece bir konum lu değil. alıyor gene.. ‘mantıksal olan’. çözümlemenin onu belirgin kıldığı soyut form ’u içinde. bilindiği gibi.. ‘kendin­ de olmakta olan’) olduğ'u gibi.Ama bu iki durağı biribirinden ayırmağa gelmez. onun (analitik bilginin) ken­ dine ait olarak bilip tanıdığı belirlenimdir öz­ deşlik. nesnel kavramı boş bir özdeşlik olarak. gerçekçi­ lik diye adlandırılması kabul edilmiş olan gö­ rüşe denk düşmektedir..lı bir davranıştır. bunların tümdengelimle çıkarılması.. Kant. ama Kant. ın —dolayımsız bağlantının— ilk öncülüdür: bundan ötürü de. İlk tasarım. sadece. İkinci tasarım. kavramdan bilgiye her tasım’. Sentetik bilgi. kendi bilinci’nın bu yalın birliğinin kendine ait olan bu belirlenimlere ve bu farklılıklara geçişinin açıklaması olmak gerekirdi. öznel idealizme denk düşmektedir... li bulmamış. tıpkı bunun tam tersine.. bağ­ lantı kavramlarını ve doğrudan doğruya sen­ tetik ilkelerini. hiç şüphe yok ki sadece bilgide vardır.Form el m antık’m belirlenimli bağını.. Analitik bilgi. ötesinde k en ­ dinde fey’in saklı kaldığı tekyanlı bir konum olarak alır bu görüş. ama aynı za­ manda bir ‘kendinde var olan’ (yada. .

‘kendinde var olan’) bir başka-varlık’m ön varsayımına sahip olur ye­ niden. varsayımlar ve teoreırîlere elverişli. Teoremlere aktarılmış olan somut’un açıkla­ ması ve tanıtı diye adlandırılmasında uzlaşma.var olan’ın aalaşılması’m yani belirlenimlerin çokluğunu birlikleri içinde kapıp kavramağa yürür. öte yandan da bu bulanıklaş­ ma. rilmiş olmaktadır. kendi ken­ dindeki hali içinde bu ikinci öncüle aktarılıp geri çevrilendir. ve ‘farklı olan’da. kısmen de ha­ kiki bağıntının bulanıklaşması olarak göster­ mekte kendini. Ama pratik İde’de. Ereği. ya varılan şey. ‘edimsel gerçek’ olarak bu kavram ‘edimsel gerçek’le karşı karşıyadır. Somut deneyin önceden varsayılan belirlenimlere bu bağımlı­ lığında. Dolayısıyle de sentetik bilgi. kendinde ve kendi içinde belirlenimsiz hali ile. kendine kendi tarafından bir nesnellik ver­ mek ve nesnel dünyada gerçekleşmek isteyen erektir. ge­ nellikle zorunruktur. (ama) deneyi somut bütünlüğü içinde değil de bir örnek ola­ rak. ‘kendinde ol­ makta olan’ (yada. teorinin temeli karanlıklaşmakta ve bu temel sader<j teoriye uyg*Un yanından göste. deneyden davranarak. kendi kendini gerçekleştirmenin itki'si­ dir. Teorik İde’de ‘evrensel olan olarak öz­ nel kavram. yanıyla alıp ona değer verme­ siyle uzaklaştırıyor itirazları. bu nedenden ötürü. tasımın ikinci öncülüdür. kısmen totoloji. • Öznel hali içinde (kavram). nesnel dünya ile karşı karşıya­ dır. sayesinde tanımlarına ve basit ilkelerine rahat ulaşabileceği deneyleri tekyanlı olarak kabul eden bilginin aldatmacasını gizlemeğe yarıyor. 91 . ve işin daha doğrusu.

. çünkü ‘kendinde kavram’m bü_ tünlüğüdür. kendi edimsel gerçekliğinin ve dünyanın edimsel gerçeklik-olrnayan ’mın bir kesinliği­ dir. Demin göz önüne alınmış olan bilgi İde’sinden daha yüksektir bu İde. Mutlak olmanın üstün değeri içinde orta­ ya çıkar bu iyi. aynı zamanda hür birliğin ve öz­ nelliğin hedefidir..Kavramda içerilmiş olan. 92 .. iyi'dir. onun yanı sıra saf ve yalın biçimde edimsel gerçek’in de üstün değerine sahiptir. çünkü sadece evrensel’in üstün değerine değil.oysa öznenin ‘kendinde ve kendi için belirlenimli varlığı’nda sahip olduğu ‘kendi kesinli­ ği’. kavrama eşit olan ve bireysel dış gerçekliğin şart koştuğu is­ teği kendi içinde taşıyan bu belirlenmişlik.

N. bu hakikatin bilimsel sis­ temi olabilir ancak. Hakikatin. dopdolu yaşayımın cid­ diyetine. yarak. taşıdığı bilgi sevSisi adını bir yana bı­ rakarak som ut olarak gerçek bilgi haline ge­ lebilir). ona ilişkin sağlam bir değerlendirme yaparak.N. konuş­ malarda hak ettiği yerle sınırlı kalacaktır. Bilgi­ nin bilim olmasını öngören iç zorunluk.ZİHNİN FENOMENOLOJİSİ’nden Kültürün başlangıcı. Ama kültürün bu başlangıcı. bu başlangıç. ilkin yal­ nızca kendi öz çabaları sayesinde. doğa­ sından ileri gelir ve bu hususim doyurucu bir 93 .). zengin belirlenebilirliklerini göz önünde tutup somut tükenmez doluluğu kavra. genellikle şeyin (nesnenin) düşününe ulaşmasıyla (yük­ selmesiyle) gerçekleşmek zoriındadır ve baş­ langıcın. Bunun gerçekleştirilmesi­ ne katkıda bulunmak. ciddi bir yargı vererek bu düşünü savunmaya ya da yadsımaya yarayacak temel­ leri ileri sürmeyi de unutmaması garekir. içinde varoluştuğVı gerçek görü­ nüm (biçim — Ç. tözsel yaşayımın (içdüşünmeden önceki ilkel birliğin — Ç. felsefeyi bilimin biçimi­ ne yaklaştırmak (bu hedefe varıldığı zaman felsefe. temel ilkelerin ve tüm el bakış noktalarının edinilmesiyle ger­ çekleşmek zorundadır. şeyin deneyine götüren ciddiyete yeri­ ni bırakacaktır çok geçmeden ve üstelik kav­ ramın tutarlılığı şeyin derinlerine inecek ve o zaman bu tür bilgi ve değerlendirme.) dolayımsızuğmdan sıyrılma süreci. göz önünde tuttuğum amaçtır.

sö­ zü geçen amaca yönelen girişimlerin. bu durum. ilerlemekte olan bir başka şeyin ha­ bercileridir. hem bu amacın zorunluğunun apaçıklığını ortaya ko­ yarak hem de onu tam anlamıyla gerçekleşti­ rerek. yeni bir döneme yö­ nelen bir oluşma ve geçiş çağı olduğunu gör­ mek pek zor değildir. hâlâ varlığını sürdüren gerçekleri kapsayan ciddiyetsizlik ve sıkıntı. Bu dünyanın sarsıntısı. biricik gerçek haklı çıkarılışı olacaktır. Bütünün görünümünü bozmayan bu ufalanma.açıklanması. kendi başkalaşımını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Aslında zihin. bir bilinmeyenin yarım yamalak du­ yulması. Tıpkı bunun gibi. bugüne kadar süregelen somut varlık ve tasarım dünyasından kop'up ayrılmıştır. sürekli bir iler­ leyiş içindedir her zaman. Çağı­ mızın. birönceki dünyasının yapısını parçalaya­ rak yıkar. yeni dünyanın biçimini apansız 94 . geç­ miş içindeki bu dünyadan kaçmakta. edineceği yeni görünüme (biçime) kadar ağır ağır ve sessizce olgunlaşan oluşma halindeki zihin. * * * Öte yandan. nitel bir sıçramayla büyümenin sadece nicel olan sürekliliğini bozar ve çocuk işte o zaman doğmuş olur. ilk soluk alış. Kişiye ve bireysel ko­ şullara ilişkin olumsallık soyutlanarak tümel bir biçimde kavrandığında. Felsefenin bilim katma yükseltilmesine elverişli olduğa gösterilebilirse. felsefenin kendisinin oraya konu­ şuyla bir ve aynı şeydir. yer yer or­ taya çıkan belirtilerde dile gelir. Zihin. dur durak bilmez.).N. çağımızın. (Gerçekten de — Ç. Ama burada çocuğunkine benzer bir durum söz konusudur: Ni­ tekim uzun ve sessiz bir beslenmeden sonra. uğrakları­ nın varoluşunu zamanın ortaya koyduğu görü­ nümden (biçimden) başka şey değildir. dış zorunluk da iç zorunluğun aynıdır ve bu zorunluk.

ula­ şılmış olan bu bütün kavramı da. Ama bu yeni dünya da. artık birer uğrak haline gelmiş olan daha ön­ ceki oluşumların (yapıların) yeniden gelişme­ sine ve yeni bir yapılanışa girmelerine yol açan süreçten başka şey değildir. başlangıçta eksiklik içindedir. Yeni zihnin (ruhun) başlangıcı da. ne ölçüde yapılmış sayılırsa.çiziveren gün doğumuyla birden kesintiye uğ­ rar. geniş dalla­ rıyla ve yığın yığın yapraklarıyla bir meşeyi görmek istediğimiz zaman onun yerine bize bir kozalak gösterilirse memnun olmayız. 95 . bir zihin dünyasının tacı olan bilim de. her şey şu temel hususa. Ama bu yalın bütünolanm somut gerçekliği. Bu başlangıç bütünolandır ve bu bütünolan. İri gövdesiyle. çetin ve zah­ metli bir çabanın ödülüdür. Temelleri atıl­ mış bir yapı. Bu dünyanın ilk ortaya çıkışı ilkin dolaymı­ şız durumu ya da kavramıdır. yani Hakikati töz ola­ rak değil ama aynı zamanda özellikle özne olarak kavramaya ve açıklamaya dayanır. bütünün o kadar kendisidir. doğan çocuk kadar az yetkin bir somut gerçekliğe sahiptir ve bu­ nu akıldan çıkarmamak gerekir. do­ lambaçlı ve karmaşık bir yolun. * * * Ancak sistemin ortaya konulmasıyla haklı çı­ karılabilecek olan benim görüş tarzıma göre. çok sayıda ve çeşitli kültür biçimlerinin geniş bir altüst oluşu. kendisine dönmüştür ve bu bütünolanm yalın kavram ı haline gelmiştir. art arda gelişin ve kapsamının dışında. Tıpkı bu­ nun gibi.

Sağlıklı insan aklı.FELSEFE TARİHİ DERSLERİ’nden Felsefe tarihine giriş . vs. bir sayıdan başka bir şey­ 90 . biçimde.. İde’nin kavramsal belirlenimlerinin mantıksal tümdengelim içindeki art ar^a sıra­ lanışının aynıdır.. çün­ kü bir şey. tikel’e uygulanmaları­ na. bir töz.. derim. kendinde mantıksal ilerlemeyi aldığımız takdirde. . somut’u arar... ama bu saf kavramları. bunların dış formlarına. ilişkin olan şeyden tam am ıyla soyu p alacak olursak.. idelerin göğünde kendi ad­ larına mı oturmaktalar? Dolayımsız. Soyut’un en büyük ve köklü düşmanıdır felsefe.Tarihe felsefe sistemlerinin art arda sıra­ lanışı.. tarih­ sel formun içerdiği şeyin içinde tanıyıp bilmek gerektiği de doğrudur.. Puthagoras’ın sayılar teorisi üzerine Nerededir sayılar peki? Mekânda biribirlerinden ayrı olarak. doğrudan doğruya İde’nin be­ lirleniminin mantıksal kavramı içindeki çeşitli derecelerini elde ederiz. Derim ki. Bunun tersine olarak. somut’a götürül'. felsefe tari­ hinde görülen sistemlerin temel kavramlarına. doğrudan doğruya şeyler değildir sayılar. temel durakları içinde tarihsel olayların ilerlemesini buluruz bu ilerlemede.

dir. yani doğanın özünü süreç olarak gören ilk düşünür de.. Elealilar v e Zenon üzerine . . zeşme yoktur. odur. düşünce olarak var oldukları süre ve öl­ çüde kendi hakikatlan içindedirler. H erakleitos üzerine Herakleitos. ‘kendinde olan’la.. Eski Çağ felsefesinde en ilginç sımadır. sonsuzun doğasını ilk dile getir­ miş olandır.Burada diyalektiğin başlangıcını. A ristoteles üzerine Nesneleri düşünür Aristoteles. bu sayede de.Hakikî anlamda nesnel diyalektiği de gene Zenon’da bulmaktayız. ve nesnelerin özünde de. düşünce ile fenomen yada duyulur varlık ara­ sındaki.. 97 ..saf hareketini buluyoruz. ki bu hakikatları da onların tözüdür. diyalektiktir.. ı’udan doğruya düşüncenin kavramların için­ deki . ve bu nesne­ ler. gene odur.. bu ‘kendinde’nin ‘bir ba$ka varlığı’ arasındaki karşıtlığı buluyoruz. Yalnız ve doğrudan doğr'aya Zenon’a ait olan.. Diyalektiği başlatmış olan.. ve doğa’yı ‘kendinde sonsuz’ ola­ cak anlayan. yani doğ. — bir cisimle bir sayı arasında hiçbir ben. diyalektiğin ta ken­ disini buluyoruz. doğrudan doğruya özün kendisindeki çelişkiyi. Sokrates üzerine Dünya tarihi„in boyutları çapında bir kişi­ dir Sokrates...

ama bu varoluşun bir ruhu vardır ve işte bu ruh da kavramıdır onun.Bundan dolayı doğrudan doğruya doğanın nesneleri de birer ‘düşünen’ olur anlamına gel­ mez bu. işin bir yanıdır. et ve kandır. sonra da düşüncem. Görüldüğü gibi Aristoteles. Nesneler ben tarafından öznel olarak düşünülmüştür. Bu.» Ama tasarım da sadece bir tasarımdan başka bir şey değildir. Şey­ lerin kendinde ve kendi için ne olduklarını bi­ liyor Aristoteles. Hakikatin alışılagelmiş tanımı şudur: «Hakikat. Nesnel ile öznelin hakikî upuygunluğu düşüncede vardır ancak: ben buyumdur. töz’üdür onların. evrensel düşünceden hareket ederek apriori 'Usuller uygulamışlar ve kavramı bu­ radan başlayarak geliştirmişlerdir. kalaslar tasarımların örneğin. Kav­ ram. ‘kendi için’ değildir. ve bir kavram da şey’in tözüdür. ama dıştalık tarafın­ dan gögelendirilmektedir kavram. tasanmın nesneye uygun düşmesidir. doğada kav­ ram. Öbür yanı ise deneyi evrenselliğe yük­ seltme. Doğada kavram. doğa felse­ fesinde. şey’in kavramıdır aynı zamanda. Aris­ toteles ve onu öncelemiş olanlar. düşünce sıfatıyle bu hürriyet içinde varolmaz. Epikuros üzerine Bu tarz hakkında genel olarak şunu da söy­ lemek gerekiyor: Kendisine bir değer yükleye­ bileceğimiz bir yanı da vardır bu tarzın. soyut idenin sonucu olan şeyin ev­ 98 . yasalar bulma zorunluğudur: Bir baş­ ka deyişle. ben tasarımımla (tasarımımın muhtevasıyla) düşümdeşlik halinde değilimdir henüz katiyen: Bir ev tasarımlarım ben. ama b’unlan tasarımladım diye bu ev bu kalaslar değilimdir! evin tasarımından baş­ ka bir şeyimdir ben. ve bu. en yüksek görüş açısmdadır. bundan daha derin bir şeyi bilmek istemek olanakdışıdır.

yasalar-doğal güçlerin keşfedil­ mesidir. süreduran’dır. Soyut İde olarak İde. Şüphecilik üzerine . yani bu durgunlu­ ğu.. Dolayısıyla da denilebilir ki Epikuros.. öbür yanda ise do­ ğanın. da değildir. gözlem. ‘ol­ makta olan’dır.. bütün bu varsayımlardan daha hakiki olan anlamı ve o edimsel gerçekliği. bu olumsuz ona karşıt değildir.. bunun ha­ zırlığıdır— buluşması gerekir.Felsefe diyalektiktir.Şüpheci olmağa karar vermiş bir insanın iradesi aşılamaz.. ampirik psikolojinin buluc’usudur.Olumlu felsefe ş\ı bilince sahip olabilir dü­ şünen şüphecilik konusunda: Şüpheciliğin olumsuz’unu barındırmaktadır o kendi kendin­ de. ama hakikati içinde olumsuzdur. Stoacıların erklerine. bu­ na karşılık şüphecilik. Demek ki felsefi ide. öyle ki şüp­ hecilik sahip olamaz ona. tamamıyla yetkindir ama ye­ tersizdir. onun dışın. Tikelden evrensele bu ye­ niden dönüş. Bir yanda soyut. yani olumlu felsefeye getirile­ mez artık o insan. dönüşümdür b\ı diya­ lektik. ama aslmda bu İde ancak ken­ di kendini canlı olarak kavrayıp tasarladığı öl­ çüde hakiki olarak vardır. olumsallığa göre yürü­ 99 .. duyulur var oluş var. . deneyle ve gözlemle bağ. tam tersine önün bir durağıdır. ampirik doğa biliminin. bu süredurumu yürürlükten kaldırmak için diyalektiktir bu İde.rensel tasarımla —ki deney... olum­ sallığa göre değil. ‘kendinde diyalektik’tir. bağlantı yanı eksiktir çünkü.. sınırlı. anlayışgücü kavramlarına karşılık deney var burada. Örneğin Aristo­ teles’te apriori. . tıpkı bütün organlarına in­ me inmiş bir insanın ayakta tutulamayacağı gibi. kendinde hakikattan yoksun.. dolayısıyla da do­ ğanın varlığından ve edimsel gerçekliğinden yoksun olan anlayışgücü.

madde ve muhteva önüne düştükleri vakit bunların ‘kendi kendin­ de olumsuz olan’ olduklarını açıklığa çıkarır durmaksızın.... . 100 .tür kendi diyalektiğini. Şüpheciliğin sonucu olan kayıtsızlığın tam karşıtıdır şüphe. hem birine ve hem de öbürüne karşı ilgisizdir.Buna karşılık şüphecilik.. Bir şüphe değildir şüphecilik.

tarihî apriori olarak kurar. bu çe­ lişme. Yalnızca verilene bağlı kaldığı —kuşkusVız bu. Oysa felsefede spekülasyonun.TARİH FELSEFESİ’nden Tarihte akıl üzerine Tarih felsefesi. işte bu erekle çelişme halinde gözüküyor. düşünme vardır. olaylan ve eylemleri kavratmak zorundadır. düşünmeyi burada asla bir yana atamayız. tarih. diği ölçüde. girişte aydınlatmak istediğim noktada. varolanı gözetmeksi­ zin kendisinden meydana getirdiği birtakım so­ nuçlar yer alır. Tarihte olduğu kadar insanla ilgili her şeyde de bu genel düşünme payının kabul edil­ mesi. hayvandan bu nokta­ da ayrılır. tarihin düşünen bakış tara­ fından ele alınmasından başka bir şey değil­ dir. Felsefenin çaba­ sı. tarih olmaktadır. düşünmeyi Varolan’a Verilen’e bağımlı kılma ve onu bu temelden türetmek t'utümü­ müz yüzünden bize yetersiz gözükebilir. Çünkü insn düşünendir. düşünmeyle birlikte giden çeşitli araştırmala­ rı gerektiren ve hemen gerçekleşmeyecek bir şeydir— ve yalnızca olanları kendine erek edin. ol­ duğu gibi bırakmaz. yalnızca. insanca ol­ duğu ve hayvanca olmadığı sürece. tam tersine sonuçlara gö­ re düzenler. olını olmuş olanı. Buna karşılık. insanca olan her şeyde. bu sonuçlarla ta­ rihe gider ve onu malzeme olarak ele alır. bunun tarih bilimine getirdiği veriler ve tarihi bu verilere uygun olarak işlemesi yü­ 101 . spekülasyon.

kimbilir belki de bazı insanlarm zihinlerinde Özel Birşey gibi var­ olacak derecede güçsüz olmaması demektir. kendilerinden besle­ neceği ve etkinliği için nesneler alacağı.zünden felsefeye karşı yapılan eleştirilerdir. Akıl’m. Hem kendisi kendisinin ön ko­ şulu ve varmak istediği erek mutlak Son Erek­ tir. yukardaki biçimde kendisini ortaya koyan tarih açısından bir varsayım değildir. sa­ dece Akıl kavramıdır. sonsuz olmayan eylem gibi. hazır araçlara gereksemesi yoktur. o kendisinden beslenir. bütün doğal ve tinsel yaşamın Sonsuz Maddesidir. Sonsuz İçerik deyince de. tüm ger­ çekliğin kendisiyle ve kendisinde varlığını ve kalıcılığını kazandığı şey anlaşılır. tüm Öz ve Doğru anlaşılır. dış malzemenin koş\ıllanna. kendi kendisi için malzemedir ve bu malzemeyi işler. felsefede spe­ külatif bilgi yoluyla şu nokta kanıtlanır: Akıl —Tann’yla olan bağıntı ve ilgisini daha yakın­ dan tartışmaksızm burada bu anlatımla yeti­ nebiliriz— yani Töz. Blı kanı ve bilgi. Akıl’ın son­ suz güç olması demek kendi içeriğini yalnız­ ca İdeal ve Gerekirlik alanına getirilebilecek ve gerçekliğin dışında. Bu aydınlatma için. Sonsuz Güç olrak. A Tarih Felsefesi G en el Kavram ı Felsefenin tarihe getirdiği biricik kavram. kendinde taşıdığı içe­ riğin gerçekleşmesidir: Töz deyince. İçerik kendi kendisinin maddesi olup bu maddeyi işlenmek üzere kendi etkinliğince verir. buna göre Akıl dünya­ ya egemendir ve Dünya Tarihinde her şey Akıl’a uygun olmuştur. ilkin Dünya Tarihi Felse­ fesinin Genel Belirlenimini vermek ve buna bağlanan en yakın sonuçlan belirgin kılmak gerekiyor. hem de yalnız doğal Evren’in değil aynı za­ 102 . Sonsuz form olarak da.

Tarih’in bir ürünüdür. Dünya Tarihi üzerine olan bu derslere. hem de bü­ yük bir yetkiye sahip olup kaynak incelemesi denilen şeye kendilerini adamış olanlardan öy_ 103 . Bu durum. Dünya Tini. Dünya Tini’nin Akıl’a uygun. Gerçekte ise böyle bir inancı önceden önerip istemek zorun­ da değilim. bilgiye karşı duyulan istektir. sürdürdüğümüz Düşünüşün Sonucu olarak alınmak gerekir. zaten bilimlerin öğreniminde öz­ nel bir gerekseme olarak öngörülen de. bu sonuç benim için bilinen bir şeydir. Sonsuz ve kesin­ likle Güçlü İdea olduğu. bu. Daha önce söylemiş olduğum ve yi­ ne de üzerinde duracağım nokta —bizim bi­ limimiz. zo­ runlu Gidişi olmuştur. söylendiği gibi. am­ pirik davranmak gerekir. kanıt­ landığı biçimde de burada varsayılmaktadır.manda tinsel Evren’in içten çıkıp Görünüş ala­ nında dışlaşmasıdır: bu da Dünya Tarihi’nde olur. Doğru. İşte bu İde’nin. Bütün bu şeyler ara­ sında. dünyaya kendisini aç­ tığı ve bu açtığı şeyin kendi ululuğundan baş­ ka bir şey olmadığı felsefede kanıtlanır. yoksa bilinenlerin şöyle kabaca derlenmesine karşı değil. çünkü Tüm’ü zaten bilmekteyim. Tarihin Tö­ züdür. ilkin anlaşılmıştır ve Dünya Tarihi’nin incelenmesinden de anlaşılacaktır: Dün­ ya Tarihi’nde her şey Akıl’a *uygun olmaktadır. hiç şüphesiz. çünkü hiç de­ ğilse Alman tarihçileri arasında. meslekten tarihçilerin bizi yoldan çıkar­ malarına da izin vermemeliyiz. Dolası hep bir ve aynı olan Tin’dir ve Dünya varlığından bu Doğayı açıklar. Şu noktalar. Dünya tarihi. historik. İçinizde felsefe ile henüz tanışmamış olan­ lardan. bakımından da— kabaca bir varsayım olarak değil ama tüme Toptan Bakış olarak. Tarih’i ise olduğu gibi ele almak. akıla dayanan araştırmaya. Akıl’m gücüne inanarak ve akıl yoluyla kaza­ nılacak bilgiye susuzluk duyarak katılmalarını dileyebilirdim.

leleri vardır ki, tam kınadıkları filozoflar gibi, tarih için apriori şiirler yazmaktadırlar. Bir örnek verelim: Doğrudan doğruya Tanrı taran­ tından eğitilmiş, yetkin bir görüş ve bilgelik içinde yaşayan, bütün doğa yasalarının ve tin­ sel Doğr'u’nun kavrayıcı bilgisine sahip ilk ve çok eski bir halkın varolmuş olduğu böyle yay­ gın bir şiirdir: şu ya da bu ruhaniler zümre­ sinin, —daha özel bir konuya geçecek olursak— Romalı tarih yazarlarının kendisinden daha eski tarihi çıkardıkları bir Roma Epos’unun varolmuş olduğu da öyle. Yabancısı olmadığı­ mız bu çeşit apriori konuları, hevesli meslek­ ten tarihilere bırakıyoruz. İlk koşul olarak, Tarihsel Olan’ı doğrtı kav­ radığımızı ileri sürebilirdik; ancak böyle genel anlatımlarda, ne kadar doğru ve kavranılmış da olsa, iki anlamlılık vardır. Az çok bir şey­ ler söyleyip iddialarda bulunan, alışılmış ve sıradan tarihçi de yalnızca belgeler koysa, yal­ nızca verilmiş olanla yetinse bile, düşüncesi bakımından, edilgin değildir; kendi kategori­ lerini birlikte getirir ve varlıklara bu katego­ rilerin içinden bakar. Doğru, duyulardan mey­ dana gelen yüzeyde bulunmaz; özellikle bilim­ sel olması gereken hiçbir şeyde Akıl gaflet uy­ kusuna dalmamalı, derinliğine düşünüp incele, me yapılmalıdır. Dünyaya akıl gözüyle bakana, dünya da akıl gözüyle bakar; bunlar karşılık­ lıdır. Öte yandan ayrı inceleme, bakış açısı ve yar­ gılama tarzları, bizi hemen salt önem, önem­ sizlik konusuna vardırır; bunlar önümüzde ya­ tan sons'uz malzeme arasında üzerine ağırlık verdiğimiz, ilk akla gelen kategorilerdir; ancak bu konunun yeri, burası değildir. Yalnızca, Akıl’ın dünyada ve bunun sonucu olarak Dünya Tarihinde geçmişteki ve şimdiki egemenliği konusunda genel kam ile ilgili ola­
104

rak iki düşünme biçimine dikkati çekmek isti­ yorum, çünkü bunlar, güçlük çıkaran temel noktaya daha yakından değinmemize ve daha sonra belirtmek zorunda olduğumuz noktaya işaret etmemize fırsat verecektir. Biri, ilkin Yunanlı Anaksagoras’m ileri sür­ müş old’üğu tarihsel savdır: buna göre, Nous genel anlamıyla Anök ya da Akıl, dünyayı yö­ netmektedir — kendisinin bilincinde olan Akıl anlamında bir Zekâ, bu türlü tanımlanan bir tin değil; bu son söylediğimiz ile ilkini birbi­ rinden iyice ayıretmek gerekir. Güneş sistem­ lerinin devinimi, değişmez yasalara uygun olur, bu yasalar Akıl’m ta kendisidir. Ancak ne güneş ne de bu yasalara göre onun çevre­ sinde dönen gezegenler, eylemlerinin bilincin­ dedir. İnsan, bu yasaları varlıktan çekip çıkarır ve bilir. Akıl’ın Doğada bulunduğu ve genel ya­ salarca değişmeksizin yöneltildiği düşüncesi, bu düşüncenin ilkin Anaksagoras’ta kendisine Doğa ile bir smır koi'muş olması noktası dışın­ da bizi azıcık olsun şaşırtmaktadır. Bu düşün­ celere alışkınız ve bunlarla bir şey çlmuyor. Bu tarihsel durumu söz konusu edişim, şu nok­ tayı belertmek amacıyladır: tarih, bize alışılmış gözükebilen ba türlü bir şeyin dünyada her zaman bulunmamış olduğunu ve bu düşünce­ nin insana Tin’in tarihinde pek çok çığırlar aç­ tığını öğretir. Aristoteles, Anaksagoras’tan bu düşüncenin kurucusu olarak söz etmekte, onun sarhoşlar arasında bir ay:k gibi gözüktüğünü söylemektedir. Bu düşünce, Anaksagoras’tan Sokrates’e geçt' ve bütün olayların nedenini Raslantıda bu­ lan Epikuros’u ı öğretisini saymazsak, felsefe tarihinde ilk kez yaygın ve baskın bir görüş haline geldi: hangi diller ve uluslar üzerinde etkili olduğunu yeri gelince göreceğiz. Platon,
105

Sokrates’i (Pha’ don, Steph. 97, 98) düşüncenin —Yani bilinçli mi bilinçsiz mi olduğu belirsiz Akıl’ın— dünyayı yönettiği bulgusu üzerine şöyle konuşturur: «Doğayı akla uygun olarak bana açıklayacak, tikel alanda kendi tikel ere­ ğini, tümde genel ereği, son ereği, İyi’yi gös­ terecek bir öğretmen bulmuş olduğuma güve­ nip sevinmiştim. Bu güvencemi yine de yitir­ mezdim.» Sokrates, «Ama tam da Anaksagoras’m Yazılarına gayretle sarıldığını zaman» diye devam eder «ne çok aldanmışım. Anaksagoras’ın Akıl yerine yalnızca hava, esir, su ve benzerleri gibi dışsal nedenler gösterdiğini anladım.» Görülüyor ki, Sokrates’in Anaksagoras’m ilkesinde bulduğu yetersizlik, ilkenin kendisiyle değil, bu ilkenin somut Doğa’ya uy­ gulanışındaki eksiklerle ilgilidir; doğa bu ilke­ den kalkılarak anlaşılıp kavranmamıştır, bu ilke genellikle soyut kalmıştır; daha kesin söy­ lersek, Doğa, ayni ilkenin bir gelişimi olarak, Akıl’m etkileyici gücüyle meydana getirdiği bir örgüt olarak kavranmamıştır. B'urada da­ ha başlangıçta, bir belirlenimin, bir ilkenin, bir doğrunun yalnızca soyut olarak kalmış ol­ masıyla, tam tersine daha yakından belirlen, meye, somu i Gelişim’e doğru yolun devam et­ mesi arasındaki ayırımı belirgin kılmak istiyo­ rum. Bu ayırım, temel bir ayrımdır; bu arada, Dünya Tarihi’mizin sonunda, en son siyasal du­ rumun kavranması konusunda bu nokta özel­ likle karşımıza çıkacaktır. Düşüncenin bu ilk görünümünü, yani Akıl’m dünyayı yönettiği ilkesini ve b\ı ilkedeki ek­ sikliği; bu ilke, bizim için çok tanıdık olan ve bizi yukarıdaki görünüme inandıran başka bir varlık biçiminde tam uygulanmasını bulduğu için ileri sürdüm; dünyanın, raslantmm, dış, raslantısal nedenlerin keyfine bağlı olmadığı, ama bir Öngörünün d ün ya yı yön ettiği yolun­
106

İşte Gugörü'deki bu belirli­ liğe. tari­ hin doğal açıklamasıyla yetinilmektedir. Akıl’dır. üze­ rinde konuşmak istediğimiz bilimin. Daha önce. Öngörü düşüncesinin. raslantısal denilen nedenlerdir. belirlenmeksizin öyle kabaca genellenmesiyle yetinil­ mek istenmektedir. alabildiğine akıp gidişine uy­ gulanamamaktadır. Ama daha ileride. Anaksagoras’ta kınadığı. varsayımların geçerli olmasına asla izin verme­ mektedir. yine de. Ancak bu 107 . İnsan tutkularına. bu dinsel inançlar üzerinde durabilirim. Bunlar. somut olanı ilkin göstermesi gerekir. Yani bu inanç da be­ lirsizdir. kendi ereğini gerçekleştiren sonsuz Güç’ün bil­ geliğidir. şu ya da bu bireyin yeteneğine. tıpkı Anaksagoras’m ilkesiyle. Soyutla­ mada kalınmakta. verilen ilkeye karşılık olmaktadır. çünkü felsefe biliminin özelliği. Ancak belli ve tanrısal bir öngörünün yeryüzündeki olaylardan kesinlikle önce geldiği biçimindeki Doğru. Çünkü tanrısal öngörü. Sokrates’in bu ilke üzerindeki savının karşıtlığı gibi aynı yol­ dan ortaya çıkmaktadır. kendi kendisini tüm bağım­ sız olarak belirleyen Düşüncedir. Sokrates’in. hatta karşıtlığı da. (genellikle Öngörüye İnancı kastedi­ yorum) belirli olan erişememekte. dehasına ya da bir devlet­ te bunların bulunmamasına bağlanılmaktadır. dünya olay­ larının tümüne. başka bir yandan alınınca da. bu inançla bizim ileri sür­ düğümüz ilkenin ayrılığı. yani Öngörünün şu ya da bu biçimde dav­ ranmasına Öngörü’nün planı (bu yazgının. bu planların erek ve araçları) denir. daha güçlü orduya. istemediğimi açıkla­ mıştım. her şey­ den önce. yukardaki ilkenin Doğr’uluğu (W a b r b eit) için olmasa bile kurala uygunluğu (R icbtigkeit) için kanıt vermesi. adı geçen ilkeye olan inançlarımız üzerinde hiçbir iddiada bulunmak. B*u uygulama yerine. Nous’tur.daki dinsel doğruyu kastediyorum. doğal.

Somut’un Genel’le bir birleşimini. içeriği de. dünyayı yöneten bir Öngörü’nün var­ olduğa tarzındaki genellemeyi aşıp da belirli­ liğe varmak istemeyen soyut. belirsiz inanç­ larla da kalamayız.gözlerimizden saklı olan bir şeydir. ama aynı zamanda Tanrı öngörüsünün yazgısını. yalnızca genel olarak Tanrı’nm takdirlerini değil. Öngörü planı üzerinde bilinen­ leri yadsımaktadır. bu öngörünün yazgıyı kendilerine uygun olarak biçimlendirdiği erekleri görmek­ tedirler. tümüyle halklar ve devletler­ dir. şükranını anlatmak için hemen Tanrı’ya ellerini açtığı için haksızlık etmememiz gerekir. Ancak bu inanç en azından büyük çaptaki uyg’alamaya karşı düşmekle. düşünme. öyleyse Öngörü inancının. tam tersine bu konuda çok 108 . yani dü­ şüncenin bilinci onda ve genellikle Yunan’da daha ileriye gitmemişti. Akıl’m kendisini gerçeklikte nasıl açtığı konusunda. yalnızca bu bireyin özel ereğidir. Ancak burada varılmak istenen erek sınırlıdır. somutu genel ilkenin ışığında kavramak için genel il­ keyi somuta uygulayamazdı. başkalarının yalnızca raslantılar. b\ı planı bilmeyi istemek. Oysa Dünya Tarihinde bizim ele al­ dığımız bireyler. mezatçılığını yapan bu dükkânda oyalanamayız. deyim yerindey­ se. Yine de bu kabul ve görmeler tek tek olayların dışına çıkmama eğilimindedir. yeterli temelden yoksun bir kanıya dayanmak demektir. besbelli ki ancak öznel bir tekyanlılık içinde kavrama yolunda ileriye doeru bir adımı Sokrates attı: Anaksagoras böyle bir uygulamaya karşı değildi. Anaksagoras.olarak gördükleri birçok tek tek olay­ da. örne­ ğin büyük bir bocalayış ve güçlük içinde olan bir kimseye hiç beklemediği anda bir yardım gelmişse. Çünkü şu ya da bu durum­ da bu planın geçerliği özellikle kabul edilmek­ te ve dindar ruhlar. Anaksagoras’m bilgisizliği doğaldı.

109 . bunun da nedeni. Buna karşılık günümüzde işler o denli ilerlemiştir ki. Genel anlamında Tanrısal öngörü planının bilgisinden söz ederken günümüzde önem ba­ kımından birinci sırayı alan bir soruna.daha ciddi davranmak zorundayız. kısmen kendi önerme­ mizde adı geçen dinsel bilginin nasıl ileri bir bağıntı içinde olduğunu göstermek. demek ki. bizden istenen ise. Yine de bu konuyu bir yana bırakmak isteme­ dim. ne olduğunu insanlara bildirmiştir. bir sorun olmaktan çıktığına göre. kastettiğim da­ ha çok. ama kıs­ men de. kapalı. Öngörünün izlediği yollar. tarihteki araç­ lar ve görünümlerdir. Somut Var­ lık. Akıl’m dünyayı yönetmiş ve yönetmekte olduğu yolundaki önermemizin. Tanrı üzerindeki bilgimizin olanağı tartışma­ sına girmemek için. yalnızca banları adı geçen genel ilkeye bağ’ amamızdır. tüm nesneleri bildiği. Kutsal Kitap’taki Tanrı’yı yalnızca sev­ mek değil. b\ı yüzden de bu konularda hiç de iyi niyetli olmadığı tarzındaki kuşku ve sa­ nıdan kurtulmaktı. Tanrı kendini dün­ yaya açmıştır. gizli kalma­ mak için. Öngörü’nün dünyayı yönettiği biçiminde din­ sel bir kılık almasından söz etmeyebilirdim. felsefe bazı teo­ lojilere karşı dinsel konuları kendi üzerine al­ mak zorunda kalmıştır. ama aynı zamanda bilmenin en yü­ ce bir ödev olarak önerilmesine karşı olarak Tann’yı bilmenin olanaksız olduğunu ileri sü­ ren şeyin ta kendisi. Burada şu genel nokua Çizerinde durmak is­ tiyorum: Hıristiyan dininde. felsefenin dinsel doğrulan anmaktan utandığı ya da utanması gerektiği ve bunlar­ dan kaçındığı. Tin’in Doğr'unun özünü kavratan şey olduğu. bunlar açık olarak önü­ müzdedir. ba­ kışın Tanrısallığın Derinliklerine kadar işlediği yadsınmaktadır. Tann’yı bilme olanağı sorununa işaret ettim: bu.

Bilgimiz. Dünya Tarihi’dir. yaratıcı Akıl’m bu zengin ürünlerini de kavra­ manın vakti gelecektir. Tanrı’nm yollarını bir haklı çıkar­ ma denemesidir: buna göre. genel olarak dün­ yadaki kötülüğün. Tanrı’yı tanımanın zama­ nının gelip gelmediği. Buna yöneldiği ölçüde de. sonsuz bilge­ liğin kendisine erek olarak koyduğu şeyin. ama kö­ 110 .) Bu uzlaştırmaya. düşünen Tin’in de varlığın negatif yanıyla bağdaşması gerekmektedir. Do­ ğa alanında olduğu gibi. incelememiz bir Teodice’dir. (gerçekten de. ahlâksızlığın kavranması. olumlu olanın bilgisiyle vanlabilir. Tin­ sel gelişimin ilkin duytılmuş olan şeyi de so­ nunda düşünce ile kavrayacak derecede ilerle­ miş olması gerekir. bu temelden. bunun için de bir yandan dünyanın son ereğinin doğru ola­ rak saptaması. dünyanın son ereğini oluşturan şeyin son olarak her yerde geçerli ve bilinçli bir tarzda geçerlik alanına girip gir­ mediğine. öbür yandan da bu son ereğin dünyada gerçekleşmemiş olduğunun. bizim de bir süre üzerinde durmak istedi­ ğimiz nokta budur. somut kötülüğün tüm yığınının gözlerimizin önünde yattığı alan­ da. ancak bu bilginin ortaya çıkmasıyla birlikte negatif yan önemini yitirip yenilmiş olarak gözden \ızaklaşacaktır. gerçekliğini ve etkin­ liğini dünyada kazanan Tin’in alanında orta­ ya çıkmış olduğu konusunda bir görüş kazan­ maya yönelmiştir. uzlaştırmacı bilgi için hiçbir yerde Dünya Tarihi’nde olduğundan daha fazla bir uyan ve çağn yok­ tur. metafizik açısın­ dan yine de soyut. Dünya Tarihi’nin ta kendisi olan. tanrısal varlığın kendini açması temelinden kaynak alan.Bu olanakla birlikte bize Tann’yı tanımak öde­ vi düşmektedir. Sonunda. belirsiz kategorilerle yaptı­ ğı biçimde. yani Leibniz’in kendi tarzına uyg\m olarak. bağlı olmalıdır.

bu­ rada söz kon\ısu olan. son erek olarak belirlenimi ve bir de gerçekleşmesi. Tözsel’dir. daha yakından bir bakışla. Kendimize buyurduğumuz b\ı ödevle birlikte. kendi belirlenimine uygun olarak kavramak. Bu­ rada iki türlü inceleme gerekir: bu son ereğin içeriği. bir şeyin akla daaynıp dayanmadığını yargılıyabilmek için ölçütün ne olduğu bildirilmeden sez edi­ lir. Akıl’ı. B'urada doğanın nasıl kendinde ele alının­ ca aynı zamanda Akıl’m bir sistemini oluştur­ duğunu. özel. İlkin. tıpkı Öngörü gibi. Dünya. ruhsal ve fiziksel doğayı ken­ disinde biraya getirmektedir. gerçekleşmesindeki zorunluluktur. yapılacak ilk şeydir. doğanın belirlenmesiyle ilgi­ li bu temel koşullara dikkati çekiyoruz. dünyanın son ereğinin ne olduğu som ­ uyla özdeştir. bundan sonra­ sı. İşte daha başlangıçta. içeriğinin. son ereğin gerçeklik ka­ zanması. Sözünü etiğimiz Akıl. Akıl’dan hep belirleniminin. inceleme konumuz Dünya Tarihi’nin tinsel zemin üzerinde geçtiğine dikkat etmemiz gerekir. doğa­ llı . Beri yandan. kendine özgü bir öğe olarak or­ taya çıktığını incelememiz gerekmiyor.tülüğün onun yanmda aynı ölçüde gerçeklik kazanmadığının ve kendisini birlikte geçerli kılmadığının bilinmesi gereklidir. Akıl’m dünyayı yönet­ mesi. söylediğimiz bu girişte üzerinde durmak istediğimiz ikinci noktaya geliyoruz. belirsiz sözlerdir. Fiziksel aoğa ay­ ni zamanda Dünya Tarihi’ni de içine alır. Tin ve onun Gelişim süreci. akim yolundan ayrılmadığımız sürece ken­ diliğinden gelir. B Tin’in Tarihte Gerçekleşmesi Dünya ile bağıntısı içinde ele alındığı süre­ ce. Akıl’ın ekndinde belirleniminin ne olduğu sorunu.

İlkin Yunan’da özgürlüğün bilinci doğmuştur ve bu yüzden de Yunanlılar özgür olmuşlardır. üzerinde duracağımız ilk konu. dinleyicilerin zihinlerinde daha önce bulu­ nan alışılagelmiş tasarıma \iygun bir biçimde vermek üzere burada bu konuda yalnızca doğ­ ruyu işaret ederek konuşulabiUr. dir. kendisinin en somut gerçekliğinde. Dünya Tarihi’dir. a. kendisini seyrettiğimiz ti­ yatro sahnesinin üzerindedir. Beri yandan Tin. Yani Dünya Tarihi’ndedir. Bu soyut belirlenime göre Dünya Tarihi için şu söylenebilir: Tin’in kendini gösterip açtığı yer. genel olarak tarihsel anlamında. Tin’­ in soyut belirlenimidir. söylediklerimi­ zi. bu noktayı gözönünde bulundurmaksızm ya da daha çok. yabansı­ lık. Tin idesini spekülatif olarak derinleştirmenin yeri ve vakti gelmiş olduğuna göre.yı yalnızca Tin’le olan bağıntısı içinde göreli olarak düşünmeliyiz. Doğul'ular. özgür bir adam. başına buyrukluk. ama onlar da 112 . genel’i kavramak için somut gerçekliğin bu tarzından kalkarak. Aynı zamanda. ama bu türlü özgürlük. Ancak ilkin. ya başka bir yerde tamamlanıp kanıtlanmış olan ya da tarih bilimindeki çalışmaların sonu­ cunda hiç değilse onanması gereken bir varsa­ yım olarak kabul edilmelidir. Bu tek kişi yalnızca bir despottur. Bir girişte söylenebilecek olan şey. Tin’in ya da Tin olaıak belirlenen insanın kendinde özgür olduğunu bilmezler. yani daha önce belirtildiği üzere. Yalnızca tek kişinin özgür olduğunu kabul ederler. bir insan değildir. Tin’in doğasına değgin bazı soyut belirlenimler önermemiz gerekmektedir. Tin’in Belirlenimi O halde. Bilmedikleri için de özgür değildirler. doğal bir raslantı ya da başına buyrukluktan başka birşey olmayan bir tutku uyuşuk­ luğu yahut tutk'unun dizginlenip yumuşatılma­ sıdır.

İnsanın insan olarak özgür olduğunu Platon da Aristoteles de bilmediler. ilkin dinde. Bu ayrım Hıristiyanlık ilkesi. ne hükümetler ve anayasalar akla uy­ gun bir şekilde örgütleniyor ne de özgürlük il­ kesi üzerine temellendiriliyorlardı. ama aynı zamanda özgürlükleri. devletlerde de özgürlük hüküm sür­ müyor. Dünya Tarihi. Örneğin. özgürlük bilincinde ilerlemedir. özgürlük bilinci bakımından olduğu kadar genellikle özgürlük ilkesi bakımından da önemlidir. kölelik Hıristiyan­ lık dininin kabulüyle hemen ortadan kalkma­ dığı gibi. Özgürlüğü bilmedeki dereceler hakkınU3 .Romalılar gibi. solmayan mahkûm. yalnızca bazı kişilerin özgür olduğunu kabul ediyorlardı. yaşamaları ve güzelim özgür­ lükleri de bu noktada sınırlanmış olmakla kal­ madı. çözümlenmesi ve uygulanması güç ve uzun bir kültür çabası isteyen daha geniş çapta bir sorundu. dünyaya nüfuz et­ mesi ve biçim vermesi. zorunluluğunu tanımak mecburiyetinde olduğumuz bir ilerle­ medir. Bu türlü bilinç. bakımsız. Tin’in bu en derin bölgesinde doğmuştur. bu yüzden de Yunanlılar salt kölelere sahip olma yüzünden. Şimdi tekrar bu noktaya dönü­ yoruz. Bu ilkenin dünya işlerine uygulanması. Bu ayrım bizim bilimimizde temel bir belirlenimdir ve akılda tutulması önemlidir. İlkenin soyut ilke olarak kalmasıyla uygulanması. kendisiyle tanımlanan insanın değil. tarihi meydana getiren uzun olaylar zincirinin ta kendisidir. yeter­ siz bir çiçek. kısmen raslantısal. Hıristiyan dünyasın­ da ilkin Germen ulusları. ya­ ni Tin’in ve yaşamın gerçekliğine sokulması ve yürütülmesi abasındaki ayrıma daha önce dik­ kati çekmiştim. ama bu ilkeyi dünyalık öze sokmak. insanın insan olarak özgür olduğunun Tin özgürlüğünün insanın do­ ğasını meydana getirdiğinin bilincine vardılar. kısmen de bakımsız insanın insa­ na zorlu bir köleliği oldu.

Bundan başka. kendisinin ereğidir. karışıklıklar. kendisini dünyaya getirmede kullandığı araçlar sorusu. 114 . özgürlük kendini bilmedir— ve böyleca kendi gerçekliğine erişmenin sonsuz zorunluluğunu kendi içinde taşıyan. O. bizim ise bütün insanların insan olarak özgür olduğunu bildiğimize dair sözlerimle — Dünya Tarihi’nde yaptığımız bölümleme orta­ ya çıkmaktadır. b. Ama şimdilik genel belirlemeyle yetinece­ ğiz. soyut ilke ile gerçek olanın arasındaki sonsuz ayrımın önemine dikkat çe­ kilmişti. Gerçekleşme Araçları Özgürlüğün. tinsel dünyanın yargısının ve dünyanın genel son ereğinin Tin’in kedi özgürlüğünün bilinci ve ancak bununla mümkün olan genel anlam­ da özgülüğün belirsiz ya da çok anlamlı bir sözcük olduğu. Kendi bilincine varma —çünkü kav­ ramı gereği. Tin’in biricik ereğidir. yanılmalar getirdiği ve mümkün her türlü aşı­ rılıkları içine aldığı da hiçbir çağda. bizi tarih görünümü. yine özgür­ lüğün kendisidir. Şimdilik buna şöylece de­ ğinip geçiyoruz. tinsel dünyaya bağlı olduğundan ya da spekülasyon terimlerini kul­ lanacak olursak.da genel olarak söylediklerimle —yani Doğulu­ ların sadece bir kimsenin. yaşanmamış­ tır. Daha önce bazı kavramları açıklamamız gerekmektedir. en yüksek İyi olarak kendisiy­ le birlikte sonsuz anlaşmazlıklar. günümüz­ de olduğu kadar iyi bilinmemiş. Akla ilk gelen sorti şu olabilir: Özgürlük. ken­ dini gerçekleştirmek için hangi araçları kulla­ nır? Burada incelenecek olan ikinci nokta budur. fizik dünyanın tinsel dünya­ ya karşı çıkacak hiçbir doğrus\ı olmadığından. Tarihi bu bölümlemeye uygun olarak ele alacağız. Tözsel ve fizik dünya. Yunan ve Roma dün­ yasının ise bazı kimselerin özgür olduğunu bil­ diğine.

Oyle ki bu etkinlik oyununda. arta kalan bireylerle karşılaştırmamız gerekir. o za­ man da şu anlaşılır. letin ve ahlâkın koymak istediği sınırların hiç birine aldırmamalarında ve tutkularındaki do. bencilliğin tatmi­ ni de en güçlü etmenlerdir. Tutkuların bu oyununu seyrettiğimizde. dışsal ve görünümsel olarak ortaya çıkarlar. daha içsel bir kavram olmasına karşılık. ada. vb. tarih içinde gözönünde bulundurduğumuzda. ölçü. soylu va­ tan —ama dünya ve dünyanın genel ereğiyle az bir ilişkisi olan belli bir vatan sevgisi ya da aile sevgisi. Bireyler. arkadaş sevgisi— genellikle doğrtıluk. Bu öznelerin ve etki çevrelerinin yazgısı olan Akıl’m ancak bu erdemlerde ger­ çekleştiğini görebiliriz! Ama bu özneleri. kötülüğe. şid­ detlerinin ve yalnızca tutkuların değil. kısacası. tutkulann. ama bu İyi’nin sınır­ lanmış olmasını da isterler. belli bir ilginin erekleri. Bunların gücü. tutkularından. elindedir. 115 . kötü­ ye insan zekâsının kurmuş olduğu en ileri kral. Bu yüzden de etkilerin alanı göreli olarak küçüktür. A ynca burada tutku­ lar. araçları tarihte de göze çarptığı gibi. ğal şiddetin düzen. kısmen daha genel olan ereklere. insanların gerekseme­ lerinden. adalet ve ahlâkı gü­ den yapma ve sıkıcı disiplinden insana çok da­ ha yakın olmalarındadır. karakter­ leri ile yeteneklerinden doğan davranışları gös­ terir. Örneğin. İyi’ye yönelir. ama ay­ nı zamanda ve hatta özellikle iyi niyetlerin. Daha ilk bakışta tarih. Özgürlüğün. ilgi ve çıkarlarından.nün ta kendisine götürür. doğru ereklerin çevresinde toplanan Mantık­ sızlığın doğurduğu sonuçları. özgür­ lük olarak. bütün Erdemler bu­ raya girer. erişmek istedikleri ideal ve erklerden. bunlar insan soyunun to­ puna göre küçük bir oran meydana getiren tek tek bireylerdir. ipler yalnız­ ca bu gereksemelerin. ilgilerin. dürüstlük.

üzüntülerin en büyüğünü. bireysel erdemler ya da suçsuzlukla oldu­ ğu gibi halk ve devlet hizmetleriyle de ilgili olarak ululuğun. Burada incelememizin genel baş­ langıcını oluşturan soruna geçmiş oluyoruz Yine buradan kalkarak bizde melankolik duy­ gular *uyandıran o tüyler ürpertici olaylar tab­ losunu. Dünya Tarihi’nin tözsel yargısını mut­ lak son ereğini ya da bununla özdeş olan so­ nucunu gerçekleştiren araçların alanı olarak belirlemiştik. devlet­ lerin bilgeliği ve bireylerin erdemliği kurban edilen bir mezbaha gözüyle baktığımızda bile. Baştanberi tikel olandan genele çıkmak için düşünce yöntemini ileri sürmek110 . bu tutku oyunun seyri daha çok ah­ lâkî üzüntü verir ve eğer varsa. Fakat tarihe. alın yazısı böyleymiş değiştirilebi­ lecek hiçbir şey yok. soyluluğun uğramış olduğu yıkımları doğru bağıntısı içinde görerek. en h*üzur bozucusu­ nu duyabiliriz. bu dev gibi kurbanların kime ya da neye. bu yıkılış yalnızca doğanın yapıtı ol­ mayıp. bireylerin anlatılmaz peri­ şanlık ve acılarına en derin acımayla baktığı­ mızda. içimiz bu geçicilik karşısında üzüntüy­ le dolar. halkların m’utluluğu. ondan çıkıp sıyrılmak için de şöyle düşünürüz: olan olmuş. içimizdeki iyi Tin başkaldırın Rhetorik abartmaya kaçma­ dan. Sonra da bu üzücü Düşünce’nin yaratabileceği sıkıntıdan tekrar ya­ şam duygusuna (L ebensgefü bl) ve geçmiş için üzülmeyi değil. güven içinde. hatta sakin kıyıda durup. Bu üzüntüye karşı cephe almak. yatıştırıcı sonucu olmayan. ama etkinliğimizi buyuran erek ve ilgilerimizin huzuruna. han­ gi son ereğe kurban edildikleri sorusu zihnimi­ zi kurcalar. uzaktaki karmakarışık yı­ kıntı yığınını hazla seyreden bencilliğe döne­ riz.lıkların yıkılışına. tersine insan sisteminin ürünü oldu­ ğundan. en tüyler ürpertici tabloya varabilir ve böylece hiçbir avutucu.

her şeyden önce niyetlerimizde yada kitaplardadır. yasa. düşüncelerimizde. gerçeklik kazanır. ilkesi de istemdir. Ancak bu etkinlik sayesin­ de. Gerçeklik kazanabilmesi için ikinci bir öğe ek­ lenmelidir: blı da etkinliktir. A ynca o düşünceleri ve bunların yarattığı duyglıları aşıp. ona varlık kazandırmam beni ilgilendirmelidir. bununla ilgili olarak ileri süreceğimiz öğeler. gerçekleşmedir. doğası. tarihin gözönüne serdiği o korkunç tablonun akla getirebile­ ceği soruların cevaplandırılmasında önemli olan belirlenimleri de taşıyacaktır. ilkelerin kendiliklerinden yaşama ve geçerli olma güçleri yoktur. vb. diye adlandırdığımızın sadece genel soyut bir şey olduğudur. son erek. o tersine bu olumsuz sonucun boş ve verimsiz yüceliklerinde melankolik bir haz duymakla yetinir. güdüsü. Be­ nim bir devindirmem. tikel olandan genele çıkmak için düşünce yöntemini ileri sürmekten kaçındık. genel olarak insanların dün­ yadaki etkinliğidir. ama henüz gerçeklikte değildir. temel ilke. Ayrıca o düşünceleri ve bununla özdeş olan sonucunu gerçekleştiren araçların alanı olarak belirlemiştik. eğilimi ve tutkusudur. Bu konuda ilk söylenecek şey. Erekler. bu duygulu düşünce­ nin işi değildir. yazgı ya da Tin’in Tin olarak aslı. ilke. kendi içinden çıkıp varlığa geçmemiştir. orada. o incele­ melerde . Onun aslı bir olanak bir gizil güçtür ( Potentialitaet). o kavramlar soyut belirlenimler. 117 . Baştanberi. İlke. temel ilkeler. Onları devini­ me geçiren. tamamen gerçek değildir. verilen Öngörü bulmacalarını gerçek­ lik alanında çözümlemek. Yasaların. Böylece takınmış oldu­ ğumuz tuttıma geri dönüyoruz. onlara varlık veren insanoğlunun gereksemesi. genel içsel bir şeydir ve böyle olarak da ne kadar kendinde doğru olursa olsun. ama bu.ten kaçındık. Onun için de.

Birinin bir nesneyle ilgilendiğini söylerken onu suçlar ve ona haklı olarak kızarız. kendi işini düşünü­ yor. O. benim ilgim olmalıdır. o ilgiye kendilerini katmak ve işte ken­ dilerine güvenlerini kazanmak isterler. bireyler tikeldir. Etkin olan bireylerin tatmini olmaksızın hiçbir şey meydana getirilmez. onu köstekleyerek. «İlgi». bir şeyle ilgilenmeleri gerektiğinde. doğru ya da ya­ 118 . akim gereksemeleri uyan­ mışlarsa—. içinde. anlığın. içerik bakımından değilse bile özdeş olan gereksemeleri güdü ve ilgileri varsa da. Alman dili bu ayırımı çok iyi belirtmek­ tedir. yalnız kendi çıkarını. ona zarar vererek ve onu feda ederek.onunla olmalıyım. Benim kendisi için etkin olmam gereken bir erek. Burada anlamaktan kaçınmalıdır. çalış­ mada tatmin olmuş duyması. herhangi bir biçim de benim de ereğim olmalıdır. Bu de­ mektir ki. onun sonsuz hak­ kıdır ve özgürlüğün ikinci öğesidir. kendisine bu fırsatı veren genel ereğe aldırmaksızm hatta kısmen de onun aleyhine. ama bir şey için etkin olan biri onunla yalnızca genel anlamda ilgili değildir. Yapılmasıyla tatmin olma­ lıyım. onunla olmak demektir. Her ne kadar başkalarıyla ortak. Öznenin kendisini etkinlikte. orada. Ama orada. Bu demektir ki. İnsanlar. onun yanında ilgilidir (interessiert dabei). o kişi her şey bir ya­ na. ken­ dilerine özgü belirli gereksemelerin ve istemle­ rinin doğurduğu ilgiler de vardır —tabiî. sağ­ duyunun. ama burada ‘ilgilenmek’ sözü kendi çıkarını gözetmek anlamında söylenmek­ tedir — bu demektir ki. bir ilgide kendilerine ait olanı elde etmek. o nesnenin iyi. Bu arada ereğin beni ilgilendirmeyen bir sürü baş­ ka yanları olsa bile ben kendi ereğimi tatmin etmeliyim. o şey üze­ rinde bir etkinlik gösterebilmelidirler. bu durumda bir nesne için etkin ol­ maları gerektiğinde o nesnenin kendilerine uy­ gun olmasını.

çıkarlı olduğuna inanıp böylece onun ya­ nında yer almayı. Bu durum. tutku. içeriğin ya da ereğin henüz be­ lirlenmemiş olduğu isteme enerjisinin ve etkin. Ama bir devlette neyin 119 . genel anlamda bir ereğin tarihsel ger­ çekliğinin öznel öğesi üzerine olan bu açıkla­ madan şu sonuç çıkar: kendi genel erekleriyle vatandaşlarının kişisel ilgilerinin birleşmiş old\ığu. bir nesneye anlıkları. güdü. kişisel görüş. varlık alanına girmesi ve bütün bu gerekseme. birinin tatmin ve gerçekleşmesini öte­ kinde bulduğu devlet. sahip ol­ duğu ve olabileceği bütün başka ilgiler ve erek­ leri bir yana atarak damarlarındaki bütün is­ tekle kendini bir nesneye kattığı. insanların başkalarına güvenmeleri ve otorite yüzünden bir şeye yaklaşmak yerine. Bu. bu içeriklerden birinin mi yoksa ötekinin mi doğaca daha doğru olduğu da önemlidir. bağımsız inanç ve kanı­ larıyla etkinliklerini adamak istedikleri bizim zamanımızın önemli bir öğesidir. liğin öznel. Öy­ leyse. Ama tersine. iyi dü­ zenlenmiş ve içten güçlü bir devlettir. Tutku. o zaman bu ereğin. inan­ cımın içeriği. ona katılmayı isterler.rarlı. bu böyleyse. Böylece etkinlik gösteren kişilerin ilgisi ol­ madan hiçbir şeyin ortaya çıkmadığını söyle­ miş oluyoruz. çok önemli bir noktadır. Bu arada devlet kurumuna şöyle bir bakacak olursak. o zaman dünyada hiçbir şeyin tutku olmaksızın meydana getirilmemiş olduğunu söylememiz gerekir. gö­ rüş ve vicdan konusunda da bu böyledir. formel yönüdür. bu bakımından. Kişisel inanç. bıı erekte bü­ tün gerekseme ve güçlerini yoğunlaştırdığı za­ man bu ilgiye «tutku» adını verecek olursak. tfutkunun neyi erek edindiği kadar. İnsandaki tüm bireylik. düşünce inanç kavramlarını kendinde toplayan öznel istem öğesi olarak gerçeklik kazanması gere­ kir.

çalış­ mada tatmin olmuş duyması. Bu demektir ki. orada. Yapılmasıyla tatmin olma­ lıyım. onu köstekleyerek. içinde. O. ama burada ‘ilgilenmek’ sözü kendi çıkarını gözetmek anlamında söylenmek­ tedir — bu demektir ki. bir ilgide kendilerine ait olanı elde etmek. ama bir şey için etkin olan biri onunla yalnızca genel anlamda ilgili değildir. Her ne kadar başkalarıyla ortak. ona zarar vererek ve onu feda ederek. o kişi her şey bir ya­ na. onun yanında ilgilidir (interessiert dabei). Ama orada. İnsanlar. Burada anlamaktan kaçınmalıdır. içerik bakımından değilse bile özdeş olan gereksemeleri güdü ve ilgileri varsa da. kendi işini düşünü­ yor. Etkin olan bireylerin tatmini olmaksızın hiçbir şey meydana getirilmez. akim gereksemeleri uyan­ mışlarsa—. anlığın. sağduylmun. bu durumda bir nesne için etkin ol­ maları gerektiğinde o nesnenin kendilerine uy­ gun olmasını. Bu arada ereğin beni ilgilendirmeyen bir sürü baş­ ka yanları olsa bile ben kendi ereğimi tatmin etmeliyim. kendisine bu fırsatı veren genel ereğe aldırmaksızın hatta kısmen de onun aleyhine. ken­ dilerine özgü belirli gereksemelerin ve istemle­ rinin doğurduğu ilgiler de vardır —tabiî. bireyler tikeldir. Birinin bir nesneyle ilgilendiğini söylerken onu suçlar ve ona haklı olarak kızarız. onun sonsuz hak­ kıdır ve özgürlüğün ikinci öğesidir. benim ilgim olmalıdır. bir şeyle ilgilenmeleri gerektiğinde. herhangi bir biçim de benim de ereğim olmalıdır.onunla olmalıyım. doğru ya da ya­ 118 . yalnız kendi çıkarını. onunla olmak demektir. o nesnenin iyi. B\ı de­ mektir ki. «İlgi». o şey üze­ rinde bir etkinlik gösterebilmelidirler. o ilgiye kendilerini katmak ve işte ken­ dilerine güvenlerini kazanmak isterler. Benim kendisi için etkin olmam gereken bir erek. Alman dili bu ayırımı çok iyi belirtmek­ tedir. Öznenin kendisini etkinlikte.

Ama bir devlette neyin 119 . tutku. İnsandaki tüm bireylik. içeriğin ya da ereğin henüz be­ lirlenmemiş olduğu isteme enerjisinin ve etkin. Öy­ leyse. Bu arada devlet kurumuna şöyle bir bakacak olursak. Böylece etkinlik gösteren kişilerin ilgisi ol­ madan hiçbir şeyin ortaya çıkmadığını söyle­ miş oluyoruz. bağımsız inanç ve kanı­ larıyla etkinliklerini adamak istedikleri bizim zamanımızın önemli bir öğesidir. bu içeriklerden birinin mi yoksa ötekinin mi doğaca daha doğru olduğu da önemlidir. insanların başkalarına güvenmeleri ve otorite yüzünden bir şeye yaklaşmak yerine. b*u erekte bü­ tün gerekseme ve güçlerini yoğunlaştırdığı za­ man bu ilgiye «tutku» adını verecek olursak. gö­ rüş ve vicdan konusunda da bu böyledir. o zaman dünyada hiçbir şeyin tutku olmaksızın meydana getirilmemiş olduğunu söylememiz gerekir. sahip ol­ duğu ve olabileceği bütün başka ilgiler ve erek­ leri bir yana atarak damarlarındaki bütün is­ tekle kendini bir nesneye kattığı. kişisel görüş. Ama tersine. Bu. t\ıtkunun neyi erek edindiği kadar. formel yönüdür. Kişisel inanç. çıkarlı olduğuna inanıp böylece onun ya­ nında yer almayı. Tutku. düşünce inanç kavramlarını kendinde toplayan öznel istem öğesi olarak gerçeklik kazanması gere­ kir. ona katılmayı isterler.rarlı. birinin tatmin ve gerçekleşmesini öte­ kinde bulduğu devlet. Bu durum. liğin öznel. genel anlamda bir ereğin tarihsel ger­ çekliğinin öznel öğesi üzerine olan bu açıkla­ madan şu sonuç çıkar: kendi genel erekleriyle vatandaşlarının kişisel ilgilerinin birleşmiş old\ığu. bir nesneye anlıkları. o zaman bu ereğin. inan­ cımın içeriği. bu bakımından. bu böyleyse. iyi dü­ zenlenmiş ve içten güçlü bir devlettir. çok önemli bir noktadır. varlık alanına girmesi ve bütün bu gerekseme. güdü.

farkında olmadan gerçekleş­ 120 . Aynca. dünya Tin’inin ereği ise kendini bulmak. Doğa istemi biçiminde ortaya çı­ kan. insanların yaşam ve mülklerini gü­ venlik altına almak gibi bilinçli bir ereğe yöne­ len birarada yaşama güdüsünün görüldüğü topluluklarda olduğu gibi herhangi bilinçli erekle başlamaz. Dünya Tarihi’nin bütün işi gücü onu bilince çıkarmaktır. Böylece bir birleşmenin sağlandığı an. kendi ere­ ğine erişmek. güdü. İnsan topluluklarında böyle bir birarada yaşama gerçekleşince. ödev daha da yakından belirlenir. bunları güç ve sıkıcı bir disipli­ ne sokmak gerekir. Böyle­ ce Doğa özü. dünya Tin’inin. ve öznel tasarım gibi kendileri için varoluveren gerekseme. bu genel erekle başlar. yani doğa olarak gerçekleşmesiyle. aynı zamanda. onu bilincine çıkarmak ve gerçek­ leştirmek için kullandığı aletler ve araçlardır. birleş­ meyi sağlayabilmek için tikel ilgiler ve tutku­ larla çarpışıp.ereğe uygun olduğunun bilincine varılana ka­ dar. Roma vb. Ancak bireylerin ve halkların kendi ereklerini arar ve gerçekleştirirken göze çar­ pan canlılıklarının. ilkelerden ve etkinliklerden oluşan bu muazzam kütle. kişisel düşün­ ce. güçlü ve mutlu dönemi yaşar. kişisel ilgi. oysa dün­ ya tarihi. ereğe uygun olarak düzenlenmiş bu­ luşlara gerekseme vardır. Aynı şekilde. devlet. tutk’u. öznel yön dediğimiz şeydir. şehirlerini ele geçirmek gibi. üzerine bir şey bilmedikleri. Tin kavramının kendinde (an sich) olarak. en içte olan bilinçsiz güdüdür ve daha önce genel çiz­ gileriyle belirtildiği üzere. anlığın uzun çabalarını gerektiren birçok öğütlere. er_ demli. bundan doğan her kötü durum ya da gerekse­ meyle. tarihindeki en parlak. Örneğin Atina. böyle bir erek daha fazlasına yönelir. ken­ dine gelmek ve kendini bir gerçek olarak sey­ retmektir. Tin kavramı içten. Dün­ ya Tarihi. İs­ temlerden.

tirdikleri daha yüksek, daha kapsayıcı bir ere­ ğin araç ve aletleri olduğu savı — işte bu tar­ tışılabilirdi, nitekim tartışıldı da. Ama hemen çeşitli biçimlerde yadsınıp «düş ürünü, felse­ fe!» haykırışlarıyla geri çevrildi, küçümsendi. Oysa ben baştanberi Akıl’ın dünyayı yönetti­ ğini ve bununla kalmayıp Dünya Tarihi'ni de yönetmiş olduğunu ve yönettiğini açıkladım, bu varsayımımızı ya da inancımızı dile getir­ dim: bun*un da yalnızca bir sonuç olması ge­ rektiği söylenmiştir, burada daha fazla bir id­ dia da yoktur. Kendinde ve kendisi için olan genel ve tözsel öze bütün öbür varlıklar bağlı­ dırlar, ona hizmet ederler, onun araçlarıdırlar. Akıl, tarihsel varlığa (Dasein) içkindir, ken­ disini bunun içinde ve bunun aracılığıyla ger­ çekleştirir. Genel olan, kendinde ve kendisi için olan ile tikelin, öznel olan’ın birleşmesinin ken­ di başına bir doğru olduğu spekülatif bir dü­ şüncedir ve bu genel formuyla M antık bölü­ münde ele alınacaktır. Ama Dünya Tarihi’nin henüz ilerleme durumunda olduğu düşünülen Gidişinde öznal yön olan bilinç, tarihin salt son ereğinin, Tin kavramının ne olduğunu he­ nüz bilecek durumda değildir. Ayrıca, bu nok­ ta gerekseme ve ilgisinin konusu değildir, bi­ lince konu olmadan da genel olan, tek tek ereklerdedir, bunların aracılığıyla gerçekleş­ mektedir. Bu bağlantının spekülatif yönü Mantık’a girdiğinden burada bu yönün kavramını verip geliştiremeyeceğim, ancak örneklerle da­ ha iyi açıklamayı deneyebilirim. Dünya Tarihi’nde insanların kendilerine erek edindikleri ve eriştikleri, dolaysız bir şekilde bilip, istedikleri şeylerin yanıbaşında, davra­ nışlarının ürünü olarak, başka bir şeyin daha ortaya çıkması da bü bağlantıya girer. İlgile­ rini gerçekleştirirler, bununla da içlerinde olan, ama bilinçli olmadıkları, amaçladıkları başka
Hegel

121

bir şey daha getirilmiş olur. Örnekseme yoluy­ la, belki de haklı bir öç alma duygusuyla —ya­ ni uğradığı haksız bir zarardan dolayı—■ baş­ kasının evini ateşe veren bir adamın davranı­ şını ele alalım. Kendiliğinden, dolaysız olarak kendisi için alınan bu eylemle bu eylemin kap­ samadığı daha geniş dış koşullar arasmda he­ men bir bağlantı kurulur. Örneğin küçük bir alevi bir kirişin küçük bir yerine tutmak böy­ le bir eylemdir. O zamana kadar yapılmamış olan şey, bu eylemle kendiliğinden olur. Kirişin ateşe verilmiş parçası öbür parçalarına, kiri­ şin kendisi evin çatısına, b\ı da öbür evlere b i­ tişiktir. Böylece öç alınacak kimseden başka birçok kişilerin de mülkünü yok eden, hatta canlarına malolan büyük bir yangın çıkar. Bu ise yangını başlatanın, ne dolaysız eyleminde, ne de amacında vardı. Ayrıca eylemin bundan da daha geniş Dir anlamı vardır. Eyleyene gö­ re eylemin ereği, mülkünün yok edilmesiyle o kimseden intikam almaktı. Ama bu bir suçtur, suç da cezasını içine alır. Eylemin bir suç ola­ rak ceza görmesi, belki de eyleyenin ne bilinç­ li olarak bildiği, ne de istediği bir şeydi. Yine de eylem, eyleyenin kendinde eylemdir, yani eylemin aracılığıyla gerçekleşen eylemdeki ge­ nel tözsel olan şeydir. Bu örnek bir eylemde, o eylemi yapanın istem ve bilinci ile ilgisi ol­ mayan başka bir şeyin daha bulunabileceği saptanmış oluyor. Bu örnek, aynca, eylem tö­ zünün, bununla da genel anlamıyla eylemin, kendisini gerçekleştirmiş olana karşı çıktığını da gösterir. Eylem eyleyeni yıkan bir karşı vu­ ruş olur, bir s\ıç olduğu için de kendisini tüke­ tip yasanın geçerliğini yeniden sağlar. Örneğin bu yönü üzerinde durmamız gerekmez. Bu yö­ nü özel duruma aittir. Ayrıca, yalnızca bir ör­ nek vermek istediğimi de söylemiştim. Yine de, sonra yeri gelecek olan genel ile ti122

kel olanın kendi için zorunlu bir yazgı ile raslantısal görünen bir ereğin birleşmesini, tarih­ sel olarak, bizi ilgilendiren özel şekliyle göste­ ren bir örnek daha vermek istiyorum. Caesar, üstün mevkiini değilse bile devletin başmda bulunanlarla olan eşitliğini yitirmek ve kendi­ sine düşman olmak üzere, olan, devletin resmi anayasası ve yasaların gücünü kişisel erekle­ rinden yana çeviren kişilere boyun eğmek tehlikesindeyken kendisini, mevkiini, onur ve gü­ venliğini korumak için onlarla savaştı; Roma eyaletlerinin yönetimi bu kimselerin elinde ol­ duğa için de, Caesar’ın zaferi aynı zamanda bütün Roma Imparatorluğu’nun fethi ile so­ nuçlandı. Böylece, devlet anayasasını olduğu gibi bıraktı ama devletin tek egemeni oldu. Roma’nın tek hükümdarı olmasını, ilkin olumsuz olan bu ereğin gerçekleşmesini sağlayan şey, aynı zamanda Roma ve Dünya Tarihi nin ken­ diliğinden zorunlu yazgısıydı. Öyle ki, Caesar’ın çabası, yalnızca kişisel kazançla sonuçlan­ madı, tersine bu çaba, kendinde ve kendi için zamanı gelmiş olanı gerçekleştiren bir güdüy­ dü. Tarihteki büyük insanlar böyledir; dünya Tin’inin istemini oluşturan töz, onların kişisel ereklerindedir. Onların gerçeği olan b\ı içerik, insanların genel ve bilinçsiz güdüsünde yaşa­ nır. İnsanlar böyle bir ereği gerçekleştirmeyi kendi ilgisi bakımından üzerine almış olana, içten gelen bir güdüyle itilirler, karşı koy­ mak ellerinden gelmez. Halklar daha çok o ki­ şinin bayrağı çevresinde toplanırlar. Büyük in­ san, onlara içlerindeki güdüyü gösterir ve onu gerçekleştirir. Türkçesi: Önay SÖZER

123

İçeriğini soyutlasak bile ak­ lımızdan geçen bir saçma düşünce. böyle bir düşüncede her zaman ruh (tin) ve özgürlük vardır. keyfi bir tanım olarak görülebilir.. Ama daha şimdiden sanatsal güzelin. güzel hayvanlardan. Her bilimin. kendisine. ve bu bilime en uygun düşen deyimi kullan­ mamız gerekirse. sanat felsefesi ya da daha kesin olarak güzel-sanatlar felsefesi ol­ duğunu söylememiz gerekir. güzel renklerden. doğadan yüksek oldukları­ na göre. istediği kap­ samı belirleme hakkı vardır. Çünkü sanatsal güzellik doğurulmuş bir güzelliktir ve ruhtan (tin’den) kat­ merli olarak doğm’uş bir güzelliktir. doğal güzelden daha yü ksek olduğunu ileri sürebilirim.. güzel çiçeklerden ve hat­ ta güzel erkeklerden söz edilmesinin bir alış­ kanlık olduğunu biliyoruz. Ama sadece sanattaki güzeli göz önünde tu­ tarak güzelin biliminden doğadaki güzeli dış­ ta bırakan bu tanım. estetiğin. sanatsal güzellik de doğadan aynı öl­ çüde yüksektirler.ESTETİK’ten Estetik’in Tanımı Estetiğin konusu güzelin sınırsız alanıdır. 124 . Biz bk urada sözünü ettiğimiz nesnelere güzellik niteliğinin yaraştırılmasmın ne ölçüde haklı olduğunu ve doğal güzelliğin sanatsal güzellikle paralellik duru­ muna getirilip getirilemeyeceğini tartışmak ni­ yetinde değiliz. İmdi. Günlük yaşamda. doğanın herhangi bir ürününden yine de daha yüksek­ tir. Ama estetiğin bu biçimde sınırlandırılması başka bir anlam ta­ şıyabilir. ruh (tin) ve yaratıları. Çünkü.

İşte sanatın dile getirdiği de. genellikle ruh için olmadığı gibi kendisi-için de olmasaydı. rastlantılara. Ama dışgörünüş öz için temel (özsel) bir şeydir. dışgörünüşün varolmaması gere­ ken bir şey olarak görülmesi üzerinde temellendirilebilir ancak. sa­ natın dile getirişleri. Aslında. Ama sanat bu yetkin ve sağlam olmayan dünyanın yalancı ve yanıltıcı biçimlerinin arasından. ka­ rakterlere bağlı olarak ortaya çıkar. yapılan eleştirinin dışgörüşe değil. dış görünüş­ lerde bulunan doğruy'u. ancak kendinde ve kendi için olan.. doğru (hakikat) diye de bir şey olmayacaktı. Bundan ötürü. doğanın ve ruhun (tinin) tözü halis olarak gerçektir. Kuş­ kusuz bu temel gerçeklik iç ve dış günlük dün­ yada da kendini gösterir ve geçici koşullara. ruh hallerinin kaypaklığına. günlük varoluş­ tan yüksek bir gerçeklik ve çok halis bir var­ oluş taşırlar. Eğer ortaya çıkmasay­ dı ve daha doğrusu yeniden görünmeseydi. Çünkü.Sanat dışgörünüş v e kuruntu m udur? Sanatın ancak bir dışgörünüş ve kuruntu olarak etki yaptığını ileri süren ve onu aşağı­ latan eleştiri. bu evrensel gücün etkileyişinden başka şey değildir. kendinde doğru olana bir gerçeklik ka­ zandırmak için sanatın kullandığı özel dışavu­ rum tarzına yönelmesi gerekir. her­ hangi bir kimse-için olmasaydı. sadece aldatıcı dışgörünüşler olmanın çok uzağında. halis gerçekliği dolaysız izlenimlerin ve dolaysız olarak algılanan nesnelerin ötesin­ de aramak gerekir. Bundan ötürü. bu doğruya ruhun (ti­ nin) yarattığı çok daha yüksek bir gerçeklik vermek üzere çekip sıyınr.. Zaman ve uzayda ken­ dini gösterse bile hem kendinde hem de kendi için var olmaya devam eden halis gerçek olan­ dır. 125 .

Çoğu zaman bir sanat olarak düşünüldü diyalektik. şu yerde olmamak. yani mekânsallık gibi bir belirlenim de düştü­ ğünü göstermeğe dayanır. bu arada özel olarak sofistlerin tasarım ve kavramlarına ama aynı zamanda saf kategorilere ve düşünmenin belirlenimlerine karşı uyguladı. mekâna bağıntılılık. tüm bilimsel kavramlara da “ uygulamağa ko. daha yakm bir formu da vardır diyalektiğin.. lanması gibi bir belirlenim düştüğünü. Oysa böyle bir diyalektikten çıkarılan vargı. adlandı­ rılan nesnelerin sırasını izleyerek söyleyecek olursak: mekânda yada zamanda sonl*uluk. Eski Elea okulu özellikle harekete karşı uyguladığı kendi diya­ lektiğini..Genellikle olumsal bir şey gibi gözükmesi­ nin yanı sıra. ve bu söz konusu form.’ye herhan­ gi bir belirlenim düştüğünü. nokta. vs. örneğin: mekânda ve zamanda sonsuz­ luk. yuldu.. örneğin dünya. elde edilen bütün olumlamaların çeliş­ 126 . mekânın mutlak şekilde olumsuz. şu yerde olmak. sanki öznel bir yeteneğe dayanırmış ve sanki kavramın nesnelliğine ait değilmişçe­ sine. şuna da­ yanır: Ne olursa olsun herhangi bir nesneye.ÖBÜR YAPITLARDAN Diyalektik üzerine . örneğin. daha sonra da şüphecilik bu diyalektiği bilincin dolayımsız verileri ve günlük hayatın özdeyişleri diye ad­ landırılan şeye uygulamakla kalmadı sadece. Platon ise kendininkini çağın tasa­ rımlarına ve kavramlarına karşı. hareket.. ama aynı zamanda o nesneye tam karşıt belirleni­ min de... .

Felsefi m etod üzerine Felsefî metod analitik olduğu kadar sentetik­ tir de. dai­ ma gün ışığına çıkmak isteyen kişisel buluş­ ları ve özel kanıları kendinden uzak Ilıtmak için çaba göstermeyi şart koşar. dünyanın. duyulur apaçıklıkla ve sıradan tasarımlar ve anlatım­ larla yetinmektedir. İster: öznel anlamda: bilginin yetersiz kaldığı kabul edilecektir. ve doğrudan doğruya kavramın etkinliği olarak belirir. nesnesi olan İde’yi almaktan başka bir şey yapmadığı.. Felsefi düşünce. Yada bu sonuncu var­ gı. yürürlükten kalkmış halleri için­ de kendinde barındırır felsefî metod. Bu bakımdan felsefe. 127 . ne var ki. Ama bu. İnsanm sağduy*usu denilen şeyin alışılmış görüşü budur. daha çok şu anlamda: Bun­ ların ikisini de.. yanlış bir görüntünün hileli düzeni bu diyelektikle kurulmaktadır. hakiki ol­ dukları. tamamıyla edilgindir. örneğin Elealıların vargısı buydu ve örneğin hareketin. bu vargıya dayanılarak reddedilmek­ teydi. onun hareketine ve gelişmesine bir çeşit tanık­ lık etmekle yetindiği anlamında analitik dav­ ranmaktadır. ve dolayısıyle de. şeklinde anlaşılmak­ ta. Ama felsefî düşünce bir o kadar da sentetiktir bu durumda.kisi ve ortadan kalkışı’dır. onu engellemediği. sonlu bilginin bu iki metodu­ nun basit bir anlaşması yada bir arada oluş’a anlamında değil bu. hareketlerinin her birinde aynı za­ manda analitik ve sentetik olarak davranır. vs. ve söz konusu sağduyu. yürürlükten kaldıra­ cak) ve hiçliğin darbesini yemiş bulunacaktır. Ne var ki ancak çift anlamda gerçeklenebilir böyle bir şey: İster: nesnel anlamda kendisiyle böylece kendi ken­ dinde çelişkiye düşen nesne. noktanın. kendi kendini hü­ kümsüz kılacak (yada.

bir örgüt değil. muhteva­ nın ruhu ve kavramıdır. bir makina demektir: Zengin ve ortaklaşa bir hayatın organik bedeni değildir halk bu dVırumda. bir yabancının ancak güvenilir bir görevli tarafından gözetlendiği Prusya ordu­ sunda olduğu gibi bir tek memur tarafından bile de değil. her türlü sınırlamayı yok eden şeydir.Böylece metod. hürriyetin bir koşulu haline geliyor böylece.. bu hür­ riyetin terkedilmesi gerekiyor.. mantığa aykırıdır gerçi. luktur.. Fichte’nin betimlediği toplumda Devlet. • Yüce ve sınırsız yönetim haklarını. bir arada yaşayan tüm akıl sahibi varlık­ ların hürriyetini olanaklı kılmak üzere. topluluk hayatı. Ayrıca bu görevlilerin de gözetleyicileri olacak ve böylece en basit bir iş dahi sayısı sonsuza kadar uzayan bir görvliler ordusu gerektirecektir. yarım düzine kadar adam tara­ fından gözetlenecektir.. dış form değildir. hürriyet olabilmek için kendi kendi­ ni yok etmek zorunda kalıyor. atomsal ve cansız bir çoğul. Ama başkalarıyla ortaklaşa hayat içinde. 128 . Ve Fichte’ci sistemin yücelim noktasıdır. sadece bir kaç yasayı çıkarmak ve bu yasalara uyul­ masını sağlamakla yetinen «sıradan Devlet»ler. ama bu tutarsızlık ku­ surlu Devletlerde en kusursuz olan yandır. hürriyet.. Hürriyet sorunu üzerine Akla uygunluğa karakterini veren şeydir hürriyet kendi kendinde. Düşünülsün ki Fichte’nin sisteminde her yurttaş.

bir sosyal dayanışma bilinci­ ne sahip olduklarını ileri süremeyiz. «bencin bu ken­ dini beğenmişlik sayıklaması. dehşet duymağa kadar işi ile­ ri götüren bu korkunç kibir. başka hiç­ bir düşünceye kapılmaksızm. bu birlik­ te yaşama tarzı. canlı bir y\ırttu tüm erekleri. bi­ reyin geçiminin. doğa hakkında ve tikel varlığın doğa ile olan bağıntısı hak­ kında özellikle kaba saba ve akla aykırı bir dünya görüşüne dayanmaktadır. yurt içinde ya­ şama alışkanlığı hüküm sürüyordu onlarda. Öbür bireylerle bağlantı haline girer bu amaç­ la. dışında yaşayamayacağı bir zoruniuktu. bu göre­ nekler ve bu alışkanlıklar diye kavradıkları so­ mut.Toplum ve birey üzerine Evrenle bir olmak. an­ cak böyle bir ilişki içinde gerçeklik ve güven­ lik kazandığı bir karşılıklı bağımlılık sistemi­ dir. onlarla temellendiği. bu sunaklar. bu yurttaşlar ortamı. ölümsüz doğanın etkisine kendini açık tutmak düşüncesi karşısında ke­ dere boğulmağa. 129 . Eski Yunanlıların yu rt anlayışı üzerine Eski Yunanlıların. refahına ve hukuk­ sal varlığına karıştığı. refahının ve hukuksal varlı­ ğının kamunun geçimine. doğal zor*unluğun baskısı altında ol­ duğu için. Eski Yunan­ lı için yurt. ihtiyaçlarını doyurma yolunu arar. bunun sonucu olarak ortaya çıkan da. Bu Atina. hürriyetlerinin ilk ve ha­ kikî şekli içinde. bu tapınaklar. Birey. Bizim anlayışgücümüz için başta gelen Dev­ let soyutlamasını tanımıyorlardı. bu Sparta.

Ekonomi bilim i üzerine Bu bilim, aynı zamanda, üreticilerle tüketici­ lerin çıkarlarının çatışma haline girebileceğini de göstermektedir. Gene bu bilim bireylerin girişimleri sayesinde ulusların nasıl zenginleş­ tiğini ortaya koyar. Ama ihtiyaç ve tekniklerin ilerlemesinin, tikel emeğin parçalanmasını ve sınırlanmasını, dolayısıyle de bu emeğe bağlı sınıfın bağımlılığını ve yoksulluğunu artırdığı­ nı da meydana çıkarmaktadır.

Ekonomi bilimi gene göstermektedir ki ser­ vet fazlalığına rağmen sivil toplum, yeterince zengin değildir; yani bu toplum, bütün zengin­ liği içinde, kendi doğurduğu aşırı yoksulluğa ve halk tabakasına haraç verecek kadar mala sahip değildir.

Bu kendine özgü diylaektiğin etkisiyle sivil toplum, kendi kendinin ötesine itilmektedir; ilk olarak, kendi dışında tüketiciler aramağa sürüklenmektedir bu toplum; sonra da gene bu toplum, kendinde fazlasıyla var olan kaynak­ lar bakımından yada genellikle sanayi bakı­ mından kendinden aşağı durumda olan halk­ larda, kendi geçim gereçlerini aramağa sürük­ lenmektedir.
Genel v e özel çıkar üzerine

Üreticilerle tüketicilerin çıkarlarını uzlaştır­ mak için, her iki tarafın da üstünde ve bu amaca dönük bir düzenleme gereklidir. Büyük sanayi ile dış ticaret geliştikçe, böyle bir dü­ zenleme daha da zorunluk kazanmaktadır: Büyük sanayi dallarının dış koşullara ve uzak ülkelerle girişilecek anlaşmalara olan ba130

ğımlılıklarıdır ki —ve bu koşullara bağımlı ve bağlı bullınan insanlar bunlar hakkında bü­ tünsel bir görüşe ulaşamayacakları için— ev­ rensel bir öngörüyü ve evrensel bir yönetimi zorunlu kılmaktadır.

Söz konusu bu çıkar (özel çıkar), üstün bir düzenlemeye karşı hürriyeti yardıma çağır­ maktadır. Ama kişisel ereğin doğrultusunda körce ilerleyip battıkça, ‘evrensel oıan’a, dön­ mek ve tehlikeli sürtüşmeleri yumuşatmak için, bilinçsiz zorunluğun bu sürtüşmeleri ha­ fifletmesi gereken süreyi kısaltmak için, böyle bir düzenlemeye daha çok ihtiyaç duyacaktır.
D evlet v e yoksulluk

...Öte yandan Devletin bir görevi de, yoksul­ luğun çaresini bulmaktır; ve bu alanda, kişisel iyilikseverlik duygularına bel bağlamakla yetinilemez. Yardımseverlik anlayışının yapması gereken daha bir dizi iş vardır; ve bu anlayış; yoksul­ luğa çare bulmanın tikel duygulara ve bu duy­ guların eğilim ve ilgilenme zoruns'uzluğuna bı­ rakılmasını istiyorsa, yükümleyici kollektif dü­ zenleme ve yönetmeliklerden yüksünüyorsa bu anlayış, aldanmaktadır. Bir toplumun genel durumu, tam tersine, özel kanıları uyarınca bireyin insiyativine bırakılan pay, evrensel bir tarzda sağlanan paya oranla önemsiz kaldığı orantıda biraz daha yetkin olarak kabul edilme­ lidir.

Zihin ancak kendi kendinde bölündüğü tak­ dirde, doğal ihtiyaçları ve dış zorunlulukla bağlantıları kendi kendisi için sanır ve son
131

olarak tanıdığı ve böylece bu dış zorunluğun içine girip ohışarak onu aştığı ve kendi nesnel varoluşunu elde ettiği takdirde gerçekliğine kavuşur.
Şüphe ve suç üzerine

Yönetimin, belirlenimsiz ya da kendi dışın da kalmış hiçbir yanı yoktur ki, ona karşıt ira­ denin kusuru bu boşluk sayesinde belirip orta­ ya çıksın. Çünkü evrensel etker irade demek olan yönetimin (hükümetin) karşısında, sade­ ce niyet (yani etki altında olmayan saf irade) vardır. Şüpheli olmak, suçlu olmağa bırakır yerini bu durumda, yada sVıçlu olmanın anlam ve etkisini kazanır; ve bu etkerliğe karşı niye­ tin hemen dışında bulunan dışsal tepki, bu «kendi»nin, varlığın kendi varlığından gayrı hiçbir şeyi alınamayacak olan öğesinde, şiddet yoluyla ortadan kaldırılmasına dayanmaktadır.
Y eni bir dünya

Kaldı ki bizim çağımızın, yeni bir döneme bir gebelik ve geçiş çağı olduğunu görmek de güç değildir... Yer yer görülen serpme belirti­ lerden, bu dünyanın sarsılmakta olduğu çıkı­ yor ortaya. Bu eski dünyadan süreduran şey­ lerin üzerine çöken havailik ve sıkıntı ve bir bilinmeyen’in bulanık sezgisi, başka bir şeyin yürümekte old'üğunu haber veren işaretlerdir. Bütünün fizyonomisinde hiçbir değişiklik ya­ ratmayan o sürekli ufalanma, birdenbire doğan ve yeni dünyanın biçimini bir anda çiziveren güneş tarafından kesikliğe uğratılmış bulun­ maktadır.
Büyük Fransız D evrim i üzerine

Güneş gökyüzünde durduğundan ve geze­ genler de onun çevresinden döndüğünden bu
13a

özel hayatın günlük durumları bakımından bir Devletin yasalarında ve töre­ lerinde gösterilmiştir. alaca karanlık basarken havalanmaktadır. hemen belirtelim ki.yana insanoğlunun başı aşağıda ayakları hava­ da yürüdüğü. yüce bir heyecan kaplamıştı o çağı. De­ mek ki bu. Felsefe ve eylem ilişkisi üzerine Dünyanın nasıl olması gerektiği konusunda ders vermek şeklinde beliren kendini beğen­ mişlik gösterisine gelince.. yani ide’yi temel alarak gerçekliği bu ide’ye göre kurduğu görülmemişti daha.. adaletli yada ada­ letsiz olan şey.. iyi’nin ne öldüğünü bilmesi gerekir. İnsanın eylemek için. gerçeklik kendi oluşum sürecini tamamlayıp sona erdirdikten sonra ç’ kar ancak ortaya. Bir toplumda yeri olan her birey. tin’in coşkusuyla ürpermekteydi. yasal ve dürüst bir davranışın neye da­ yandığını genel olarak bilir. sadece iyi’yi isteme­ si yeterli değildir. Dün­ yanın düşüncesi olarak felsefe. Bü­ tün düşünen varlıklar kutladı bu dönemi.Çünkü «iyilik aşkına iyilik» kadar boş bir şeyin. ve yeryüzü. felsefe bu konuda daima geç kalmaktadır. Büyük bir güçlüğü yok­ tur bunu bilmenin. canlı gerçeklikte genel olarak yeri yok­ tur. Dönüşüm üzerine Bir an için var olup sonra ortadan yok olan bireylerin ve halkların bu ardı arkası gelme­ yen değişmesinde göze ilk görünen kategori.. Tan­ rısal olan’la dünyanın gerçek anlamda barış­ masına işte o anda ulaşılmışçasma. Minerva’nın gece ku­ şu. Oysa iyi yada kötü. görkemli bir güneş doğuş'uydu. «Asıl ahlâk toplumsal ahlâktır » . 133 .

. aynı zamanda daha üstün. Zihinde ise. gençleşmiş olarak dirilmekle kalmaz sadece.. Oysa dönüşüme bağlı olarak varılabilen en yakın sonuç. şu şimdi yıkıntı olan şeyin aynı zamanda yeni bir hayatın doğuş’a olduğu ve ölümün hayattan çıkmasına karşılık hayatın da ölümden çıkıp serpildiğidir. ken­ di kendisi için. olumsuz ya­ nıyla kavrarız bu dönüşümü: Kartaca.. bilinç ve irade sayesinde olur.ilk kendini duyuran genel ide. daha arılaşmış olarak çıkar. kendi kendinde belirlenmiş to­ humun doğası ile bu tohumun varoluşu arası­ na giremez hiçbir şey. ‘genellikle dönüşüm’dür. Roma yıkıntıları arasında dola­ şıp da insanların ve imparatorlukların daya­ nıksızlığı üzerinde düşünceye dalmamış kimse var mıdır?. durlım baş­ kadır. kendi kendinde kendi kendine karşı çıkar. biçiminin külle­ rinden. Dolayısıyle de. Evrimin diyaletiği üzerine Organik doğal nesnelere de uygun düşer ev­ rim. Persepolis. Zihin yada tin’in belirlenmesinden ger­ çekleşmesine geçiş.. Böylece zihin. Organik birey. zihin harekete geçirmektedir. yenmesi gereken en hakiki en­ geldir zihin. istek­ leri. Palmira.. kendi kendinde olduğu şey haline getirmek­ tedir kendini . zihin canlandırmak­ ta. kendi kendini üretmek­ te. Eski bir görkemin izlerini taşıyan yı­ kıntıların manzarası karşısında.Kavramla bu kavramın gerçek­ leşmesi arasına. dola­ ymışız doğal hayata dalmış haldedirler: Konu­ ları ve erekleri. daha yüce. aslında doğanın uysal ürünü olan evrim. herşeyden önce. gücü ve zenginliği bakımından sonsuz olan bu doğal belirlenimi. kendi ken134 . işte bundan dolayı da. bilinç ve irade ise.. herşeyden önce. V ar­ oluş zarfını parçalayan zihin. o halleriyle do­ ğal belirlenimdir. zihin için...

. zorunlu bir yürüyüşü olduğu sonucu­ dur. Tarihsel kişiler ve ahlâk Evrensel tarih.dişine karşı giriştiği amansız ve sonsuz bir mü­ cadeledir. Zihin İde’sinin ilerlememesinin zo­ runlu kıldığı şeye karşı. zihnin kendi kendisi üzerindeki sıkı ve zorlu çalışmasıdır. ahlâksal belirlenim ve fikir asaleti dolayısıyle direnmiş olan kimse­ ler. tarih boyunca herşeyin akla uygun olarak olup bittiği. irade. açılım ve yükümleme gücünün çok daha ötesinde. dünyayı aklın yönettiği ve bundan ötürü de evrensel tarihin akla uygun olduğu düşüncesidir. sonradan. kendilerine yabancı kalan birtakım ahlâk gereklerine uymalannı beklemek boşu­ nadır. yüklem ve açılımları. Oysa zihir. duygu. üstün bir düzende işlemiş olduk­ ları suçlar o düzeni yürürlüğe koyma araçları haline gelmiş kimselerden daha yüksek bir ah­ lâk değerine sahip olmuşlardır. gibi etkenlerin. ödülleri ve cezalan vardır. ahlâka uygunluğu açısından birey­ selliğe düşen ödevlerin.. organik hayatta gördüğümüz gibisinden zahmetsiz ve mücadelesiz basit bir ortaya çıkış değil. Kendilerine özgü değerleri. kendi kendinde ereğin şart koşt\ığu ve tamam­ ladığı şey. dışında yer al­ maktadır.. D ü n ya'yı akıl yön etm ektedir Felsefenin getirdiği biricik düşünce. bireylerin bi­ lincinin. ve evren­ sel tarihin. vs. iradesinin ve davranış tarzlarının meydana getirdiği ve ahlâkın gerçek yerini bulduğu alandan daha üstün bir alanda oluş­ maktadır.. Demek ki evrim. Evrensel çap­ ta tarihsel olaylardan ve bunların yaratıcıla­ rından. bilinç. 135 . tikel duyguların. Demek ki evrensel tarihin incelenmesinden çıkması gereken ilk sonüç.

kendi kendisi üzerinden değil. biribirlerine hiç benzemeyen olay ve yazgılarla dolu bir hayat ve insani et­ 136 . Ve bun­ dan da. Bütün bunları ispatlamak için de o öğretmen.. göz önü­ ne alınması gereken bu kategori açısından göz önüne alacak olursak. Akıl.. pek ufak kalmıştır genelin karşısında: Bi­ reyler kurban edilmiş ve ortada bırakılmıştır hep. tutkulara bırakırsa yerini. sayesinde varoluşa kavuştuğu şeyden yitirir ve aldatma­ caya düşer. Asya’yı fethetmediğini. Darius’u yenmediğini ama işte bakın gene de yaşadığını ve de herkesi kendi hayatını yaşamakta özgür bıraktığını ileri sürecektir.. bireylerin tut­ kuları aracılığıyle ödemektedir. böyle tutkular taşımadığından ötürü söz konusu kişi­ lerden daha ahlâklı bir kimse olduğu sonucu­ na varmasın?. Büyük İskender’­ in yada Jül Sezar’m aslında bimlem hangi tut­ kularla davrandığını. Sadece kendi ereğine uygun davranmak zorundadır o kişi.. dolayısıyle de ahlâksız kişiler olduğunu ispatlamış olmasın?. bu ahlâk açısın­ dan. varoluşun ve yıpranmışlıgın vergisini. İde. görürüz ki. Hemen her vakit ve her yerde ti­ kel. önümüzde alabildiğine değişken koşul ve durumlar ve her türden ereklerle.Akıl tutkulara bırakırsa yerini Hangi öğretmen vardır ki. Evrensel tarih üzerine Son olarak da şimdi evrensel tarihi. kendisinin bir öğretmen olarak. Tarihsel bir kişi.. Dolayısıyle de. hiç şüphe yok ki yergiye değer bir tutum olacaktır. şunu yada bun'u istemek konusunda ince eleyip sık dokuyacak kadar vakte ve huzura sahip değildir. yolunun üzerine düşen nice çiçeği ezip geçecektir elbette. büyük. O çapta bir insan. hattâ kutsal birtakım çı­ karları rahatça çiğneyebilir...

alabildiğine değişik bir sihirbaz feneri temaşasının bitimin­ de gelip yerleşir bu usanç bize. kendi önemini kabul ettir­ meyi başarmaktadır. aklın onda olduğu sarsılmaz ve ke­ sin inancıyla yada hiç değilse zekânın ve ‘ken­ di kendinin bilincindeki irade’nin dünyasının tesadüfe terkedilmemiş olduğu ve kendi kendi­ ni bile İde’nin ışığında kendini göstermesi ge­ rektiği kesin inancıyla ele alınmalıdır.kinlik tablosu serilidir. sessiz. gene de bir sor*u uyanır içimizde: Nedir peki bütün bu garip olayların en son amacı. ne denli çekici olursa olsun. ve burada herhangi bir şey ortadan kalkmaya görsün. ve tek tek her temsilin değerini tamsak bile. daha başlangıç­ tan itibaren evrensel tarihe İde. bütün bu yüzeyin ça­ tırtılı gürültüsünün altında bütün bu geçici fe­ nomenlerin temel gücünü kendinde barındıran bir içsel. 137 . hiç de­ ğilse tarih. Çoğu zaman evrensel bir ilginin daha geniş kitlesi daha ağır olarak. gizli yapıtın işleyişi ve ilerle­ yişi yok mu yani? Ne var ki. Bazan güzellik. ve dolayısıyle de. her yerde ilgimiz bir şeylere ya yönelmekte yada karşı çıkmaktadır. he­ men bir başkası yetişip alacaktır onun yerini. akla uygun bilgi getirilip yerleştirilmiyorsa eğer. bizden olan bir şey vardır her yerde. hürri­ yet. zenginlik kazanmakta. Bütün b*u olay ve olum­ sallıklarda daima insanın etkinliğini ve edilginliğini görmekteyizdir en ön planda. bu incelemenin ilk sonucu usanç’tır. dur­ maksızın biraraya gelip kaynaşar ve önemsiz gözüken şeylerden büyük şeyler doğurtan ufak güçlerin harekete geçişini görmekteyizdir. Gelgelelim. Baş­ tanbaşa renkli bir temaşadır bu. bazan da adıyla ve sanıyla erdemsizlik.

İÇ İN D E K İLE R Açıklama / 5 Hegel ve Düşüncesi / 7 Hegel Üzerine /1 3 Hegel’den Seçmeler / 50 Öbür Yapıtlardan / 1 2 6 .

F ilo z o fa g ö re . ♦ ♦ .W 7 r k „ ÂTJİLA TOKA! Lİ A V* ^ 4 ^ . > - J f 'T .Vâ* I # # i1 ?» . H e g e l'in fe ls e fe s i. * v * M i * * İ.*' *L # ?. in s a n ile e v re n i b ir tü m h a lin d e ve ta rih s e l b ir a ç ıd a n d e ğ e r le n d ir m e s in d e n ileri ge lir. d iy a le k tik m e to d u k u s u r s u z b ir b iç im d e k u lla n a r a k . b ü tü n b ilg i a la n la r ın ı o r ta y a kapsayan g e n iş ve de rin b ir s e n t e z h a lin d e ç ık m a k ta d ır . .’ f r - P il > /* m Y a p ıtla rın ın a d la r ın d a n d a a n la ş ıla c a ğ ı yiiji. d ü ş ü n c e n in d iy a le k t iğ i ile v a rlığ ın d iy a le k tiğ i a r a s ın d a k ö k e n s e l b ir a y rılık yo ktu r. A m a H e g e l’in a s ıl ö n e m i. ÖNEMLİ NOT : 3u kitap basılı fiya tın ın üzerinde satılam az 160 Lira .