You are on page 1of 2

Kaybettiğimiz Değerler

:

Y. M'mar ALİ SAİM ÜLGEN

1914 — 1963

D ö r t yaşında bir çocuk, ısrarla ağlıyor, evlerine yakın A y a s o f y a Camiinin kubbesinde dolaşmak için yalvarıyordu. D e v a m l ı ısrarı sonunda m ü s a a d e alıp askerlerin refakatinde k o r k m a d a n ve y o r u l m a d a n o haşmetli kubbeyi tırmanıp, tecessüsle saçaklard a dolaştırıldı. 9 - 1 0 yaşları arasında, Edirne'de bulunduğu sıralarda sık sık o r t a d a n kaybolur, eski eser harabelerinde dolaşırdı. O yaşlarda hiçbir çocuğun ilgilenemiyeceği bir oyun idi bu. Bir his ve sevgi seli onu daima eski mimarînin ölmez yapılarına sürüklüyordu. D a h a lise sıralarında ilk eserini yaratıyor. Bir lise talebesi mimarlık ve tarih anlayışı ile dolu bir kitap yazıyor: «istanbul ve Eski Eserleri». Bu kitap Büyük Atatürk t a r a f ı n d a n görülmüş, takdir edilmiş, O ' n u n iltifatına m a z h a r olmuştur. D a h a dört yaşında hayat yolunu içgüdüsü ile tayin eden bu genç, liseyi bitirdikten sonra, Güzel Sanatlar Akademisi Y ü k sek M i m a r î Şubesine girerek, mahrekini buluyor, m i m a r oluyor. Artık ağaç köklenmiş, sıra dalların inkişafına gelmiştir. İnandığı ve taptığı yolda onu d u r d u r a c a k bir kuvvet yoktur. H e r anı, her hareketi b ü t ü n hayatı yalnız bir mevzu ile doludur. T ü r k âbidelerinin ilmî, m i m a r î sırları, onların bekası. R u h u b u n u n l a dolu, kalbi o n u n kuvvetiyle çarpıyor. Bir m ü d d e t sonra Büyük Atatürk'ten ikinci bir mazhariyete nail oluyor. Artık

önünde tükenmez bir u m m a n açılmıştır. Dâhî M i m a r Sinan'ın eserlerini t e k e r teker ilim ve sanat dünyasına maletmek, onu cihanın gözleri ö n ü n e sermek, bu yolda yüzlerce rölöve hazırlıyaçak, her biri m i m a r î bir kıymet olan bu yapıları teknik bir çerçeve içine alarak tescil edecek ve neticede dünya çapında m i m a r î ve ilmî bir eser olan «Mimar Sinan» kitabı doğacaktır. Fakat böyle muhteşem bir eser, görüş ve tecrübeler kıvamını b u l m a d a n kâğıda dökülemiyor, uzun seneler T ü r k eserleriyle yoğrulan bu insan, her geçen gün bir gün evvelki düşünce ve görüşlerinin daha olgunlaştığını, daha vuzuh kesbettiğini hissediyor. D a h a uzun seneler sonra onların sırrına ulaşacağına inanıyor ve ilâhî sırra ermeden bu eseri bitirmeye gönlü razı o l m u y o r . İşte Ali Saim Ülgen'in meslek aşkıyle dolu çocukluk, gençlik ve olgunluk çağının hayat hikâyesi bu. 8 Şubat 1963 günü aramızdan ebediyyen ayrılan yüksek m i m a r Ali Saim, ölümü ile, T ü r k âbideleri ve sanat d ü n y a m ı z çok şeyler kaybetti. O n u n bıraktığı boşluk hiçbir z a m a n dolmıyacaktır. Ç ü n k ü o, bu işin âşığı idi. Hayatını, varlığını bu işe seve seve feda etmişti. Y o r u l m a k bilmez bir çalışma ile T ü r k âbidelerinin etüd ve ihyası yolunda m e m l e kette ilk ciddî ve prensipli çalışma çığrını açmıştır. İnandığı dâvaya her rastladığı insanı i n a n d ı r m a y a çalışmış ve bunda büyük

m u v a f f a k i y e t kazanmıştır. Verimli çalışmaları ile imkânsızlıklar içinde, yüzlerce âbidemizin yüzünü güldürmüştür. Bütün memleket içinde küllenmiş bu eserleri temizleyip m e y d a n a ç ı k a r m a k yegâne emeli idi. Bu yolda d u r m a d a n çalışır, plânlar ve p r o g r a m l a r hazırlardı. Yemeyi, içmeyi ve ailesini unuttuğu günler olurdu. A n a d o l u n u n bir ucundan bir ucuna bu işin aşkıyle bir kuş hafifliğiyle ve zevkle seyirtirdi. Bazı seneler memleket köşelerinde geçirdiği günler rahat aile ocağında geçirdiği günlerin dört beş misli olurdu. Bu yolda memleket hudutlarını aştı, eski eser sevgi ve bilgisi onu, diğer İslâm ülkelerine de sürükledi. Irak, Ü r d ü n , Libyadaki İslâm ve T ü r k eserlerinin ihyasında da emeği geçti. M e r h u m , Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık b ö l ü m ü n ü ikmal ettikten sonra, aynı Müessesede Mimarlık Tarihi ve Şehircilik Asistanı oldu. Bilâhare âbideler ve şehircilik üzerine açılan A v r u p a imtihanını kazanarak Millî Eğitim Bakanlığı taraf ı n d a n Almanya'ya gönderildi. 1939 yılında İkinci Cihan H a r b i başladığı z a m a n A l m a n ya'dan F r a n s a ' y a geçti, orada N ö t r e D a m e Kilisesinin restorasyonunda çalıştı. H a r b Fransa'ya intikal ettiğinden, y u r d a d ö n d ü . 1940 yılında Yedek Subay oldu. Askerliğini yaptığı Maraş'da dahi b o ş d u r m ı y a r a k oranın kendine has sivil mimarîsi üzerinde etüdler yaptı.

Kibarlığı.Askerliği müteakip 1943 de yine Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık Şubesinde Sanat tarihi hocalığı yaptı. Abidelerimizin ilmî bir heyet murakabesi ile ihyasını temin eden Gayri-Menkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunda. Mimar Sinan. İstanbul. En büyükten en küçük şahsa kadar hürmet ve sevgisini esirgemezdi. İznik'de Türk Eserleri. N e yazık ki. Bu kalender ve çelebi insan herkesin dert ve bilgi ortağı ve herkesin. Mimar Hasan Rıza Erğezen İNAN İZİN HERYERINDE . Türk Mimarisi. üçüncü ve dördüncü ciltleridir. Birçok cepheli bu çalışmalar sırasında. tevazuu ve çelebiliğiyle. Kırşehir'de Türk Eserleri. yabancıların sonradan yaptıkları ilâvelerinin ayıklanıp atılmasını temin etmiştir. tam bir İstanbul efendisi idi. Anıtların Korunması ve Onarılması. Yeni Cami. Bu mevkie geldikten sonra. 1944 de Maarif Vekâletinin isteği üzerine Ankara'da Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğünde Anıtlar Şubesi Müdürü oldu. Müzeler Genel Müdürlüğünde çalışırken daha geniş imkânlara sahİD olan Vakıflar Genel Müdürlüğünün restorasyon işlerine de fahriyen bakmış ve neticede bu müesseseye geçerek kendisini tamamen Vakıflara hasretmiştir. Fatih Devrinde İstanbul. meçhul kalmış bir çok hakikatleri titiz araştırmalar. Bir sohbet esnasında bu kitabı en iyi şekilde altmış yaşlarında tamamlıyabileceğini hissettiğini ima etmişti. Bilhassa Süleymaniye Camii onarımı ile çek yakından alâkadar olmuş. kendisine hazırlamasını emrettiği «Mimar Sinan» kitabını dikkat ve ihtim a m ile hazırlamaya ve olgunlaştırmaya çalışıyordu. Bunlar müsvedde halinde kalmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğünde muhtelif mimarlık görevlerinde bulunduktan sonra Abide ve Yapı İşleri Dairesinin Mütehassıs Müşaviri olmuştur. Arkeolojik ve Turistik İstanbul Haritası. Allah rahmet eylesin. Bilgi ve gayretlerinden hiç gururlanmaz. Eski eserlerin ihyası uğrunda herkese yardım eder. Y. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde Sanat Tarihi öğretim üyesi olarak aynı konuda irfan ocağına hizmette bulunmuştur. Bu topluluk her türlü fedakârlığı göze alarak bu konuda ondan aldığı • şevk ile gittikçe artan bir heves ve tecrübe ile sen günlerine kadar kendisine yardımcı olmuştur. henüz neşredilmemiş hazırlık halindeki eserleri. «Saim Ağabeyi» idi. Merhumun meslekî kıymeti yanında insanlık cephesi de çok üstündü. Trakya ve Anadolu'da bilfiil 150 ye yakın eseri onarmış. Anıtların Korunması ve Onarılması'nın ikinci. onları kimseden esirgemezdi. nezaketi. herkesin işine seve seve koşardı. terbiyesi. bilgili ve faal bir üye olarak büyük bir rol oynamıştır. Bu yolda büyük mücadele ve güçlüklere maruz kalmış ve bunların hepsine yılmadan karşı koyarak mukavemet etmiştir. Bu görevine muvazi olarak. Elli yaşında vefat ettiğine göre daha on sene hazırlık ve çalışmalarını en mükemmel bir bilgi ve tecrübe süzgecinden geçirmek istiyordu. Türk Evi. İstanbul'un Eski Eserlerinden Fatih Camii ve Bizans Sarnıcı. Mimarlık Tarihi Mimarlık Felsefesi. ilmî görüşleri ve tecrübeleriyle aydınlığa çıkararak eserin orijinalliğe kavuşmasını. her problemi çözmeye çalışır. Bugüne kadar neşredilmiş eserleri İstanbul ve Eski Eserleri. bu mesut netice elde edileme- den ecel onu aramızdan aldı. âbideler üzerinde ilk tatbikî ve rasyonel çalışma adımını atmış ve bu yolda çalışma metodunu kendi etrafına topladığı meslektaş topluluğuna da aşılamaya başlamıştır. 300 den fazla eserin onarımında da büyük yardımları olmuştur. Atatürk'ün.