You are on page 1of 24
www.kurtulushareketi.org SAYI 9 15 OCAK 15 ÞUBAT FÝYATI 1,5 TL 2009
www.kurtulushareketi.org
SAYI
9
15 OCAK
15 ÞUBAT
FÝYATI
1,5 TL
2009
FÝLÝSTÝNLÝ FÝLÝSTÝNLÝ ÇOCUKLAR ÇOCUKLAR ELBET ELBET KAZANACAKLAR KAZANACAKLAR Sayfa 10 Yerel Seçimler ve
FÝLÝSTÝNLÝ FÝLÝSTÝNLÝ
ÇOCUKLAR ÇOCUKLAR
ELBET ELBET
KAZANACAKLAR KAZANACAKLAR
Sayfa 10
Yerel Seçimler ve
Sayfa 8
Sayfa 15
Tarihsel Utanca
Sosyalistler
Bir Çýðlýk
“Size Çocuklarýnýz
Konuþmakta”
3 sf.
Hiç Bir Þey Gerçek
Kadar Ýnanýlmaz
Deðildir
Mustafa KAHYA
Gökhan TAÞYAKAN
Mahir SAYIN

Kurtuluþ

Kurtuluþ SOL’DA ÝÞ ve GÜÇ BÝRLÝÐÝ Emperyalizme, kapitalizme karþý çýkan, askeri vesayeti,
Kurtuluþ SOL’DA ÝÞ ve GÜÇ BÝRLÝÐÝ Emperyalizme, kapitalizme karþý çýkan, askeri vesayeti,

SOL’DA ÝÞ ve GÜÇ BÝRLÝÐÝ

Emperyalizme, kapitalizme karþý çýkan, askeri vesayeti, milliyetçi-ýrkçý, ayrýmcý ve cinsiyetçi poli- tikalarý reddeden, Kürt sorununun demokratik çözümünü isteyen, Alevi yurttaþlarýn inanç özgür- lüðü ve eþitlik taleplerine sahip çýkan 24 siyasi parti, platform ve kitle örgütü 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde "Biz de varýz" dedi.

T aksim Square Otel'de düzenlenen basýn toplantýsýnda, seçim deklaras-

yonunu kurumlar adýna Sosyalist Parti Genel Baþkaný Sevim Belli okudu. 29 Mart 2009 yerel seçimlerine Türkiye'nin kriz ortamýnda

girdiðini vurgulayan Belli, ABD'de baþlayan krizin dünya çapýna yayýldýðýný belirtti. Belli sözlerine "Egemen güçler, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde bugüne kadar uyguladýklarý krizi yaratan sömürü politikalarýna, piyasacý politikalarý- na bir kez daha oy istiyor. Yine egemen güçler, devlet olanaklarýný da harekete geçirerek AKP eli ile DTP'ye yönelik saldýrý politikalarýný arttýrarak DTP'nin yönettiði yerel yönetimleri ele geçirmeyi hedefliyor. Egemen güçlerin, AKP, CHP ve diðer düzen partilerinin karþýsýnda eþitlikçi- özgürlükçü, halktan yana bir seçeneði ortaya çýkarmak bu yerel seçimlerin temel bir görevi olarak önümüzde duruyor" di- yerek devam etti. Deklarasyonda, mümkün olan her il, ilçe,

KURTULUÞ AYLIK SÝYASÝ GAZETE (Yerel Süreli Yayýn) Fiyat: 1,5 YTL Yurtdýþý: 3 Euro - 3 Dolar ERGÝNBAY YAYINCILIK Adýna Sahibi ve Yazý Ýþleri Müdürü:

Hüseyin BEKTAÞ Ýrtibat Adresi: Þehit Muhtar Mah. Yoðurtçu Sok. No:14/12 Beyoðlu-ÝSTANBUL Basýldýðý Yer: Mattek Matbaacýlýk Bas. Yay. Tan. Tic. San Ltd. Þti. GMK Bulvarý No:83/32 Maltepe Ankara

Havaleleri Halil Cengiz Gültekin adýna PTT 5155325 numaralý posta çeki hesabýna yapabilirsiniz.

PTT 5155325 numaralý posta çeki hesabýna yapabilirsiniz. belde ve mahallede oluþturulacak yerel platformlarda,

belde ve mahallede oluþturulacak yerel platformlarda, halkýn çýkarlarýný temel alan programlar çerçevesinde, ortak adaylarý, halkýn katýlýmýný içeren demokratik yön- temlerle belirleyerek alternatif yaratýlmaya çalýþýlacaðý bildirildi. Basýn açýklamasýna, ortak deklarasyona imza atan ÖDP Genel Baþkaný ve Ýstanbul

Milletvekili Ufuk Uras, Emek Partisi Genel Baþkaný Levent Tüzel, Türkiye Komünist Partisi Genel Baþkaný Aydemir Güler, DTP Genel Baþkan Yardýmcýsý ve Mardin Milletvekili Emine Ayna ile çeþitli sivil toplum kuruluþlarýnýn temsilcileri de

katýldý. Açýklamayý Sosyalist Parti, DTP, ÖDP, EMEP, TKP, SDP, EHP, DSÝP, Yeþiller Partisi, DÝP Giriþimi, Halkevleri, ESP, DHP, SODAP, SEH, TÖP, Anti-Kapitalist, Teori ve Politika, Kaldýraç, HKM, Türkiye Gerçeði, Köz, Proletaryanýn Kurtuluþu, 78'liler Giriþimi hazýrladý.

içindekiler

-Haberler

6

-Tarihsel Utanca Bir Çýðlýk

8

-Hiçbir Þey Gerçek Kadar Ýnanýlmaz Deðildir

10

-Röportaj: Sevim BELLÝ

12

-Yeni Dönem Baþlarken

14

-”Size Çocuklarýnýz Konuþmakta”

15

-TKP Ne Diyor?

16

-Bir Yaratýlýþçýnýn Yaratma Yeteneði

17

-Bahoz

19

-Geride Kalan

20

-Kadýn Emeði: Görünmezlik ve Kriz

22

-Ýsrail Neden Saldýrýyor

Arka Sayfa

Kurtuluþ

Kurtuluþ PANORAMA Göz Bozuksa Düz Çizgi Kýrýk Görünür Kapitalizmin krizleri, sürekli olarak nesnel koþullarý
Kurtuluþ PANORAMA Göz Bozuksa Düz Çizgi Kýrýk Görünür Kapitalizmin krizleri, sürekli olarak nesnel koþullarý

PANORAMA

Göz Bozuksa Düz Çizgi Kýrýk Görünür

Kapitalizmin krizleri, sürekli olarak nesnel koþullarý oluþturup, yaygýnlaþtýrýrken, bu nesnel koþullarý karþýlayacak, yönetecek bir öznel yapýnýn yokluðu devrimci olanaklarýn da heba olmasýna neden olmaktadýr. O nedenle, ÝÞÇÝ SINIFININ SÝYASET SAHNESÝNDEKÝ YERÝNÝ ALMASI görevi, sosyalistlerin bu günkü en temel görevlerinden birisini oluþturmaktadýr.

karþýlýðýný sopa, taþ ve molotof kokteyli olarak aldý. Tarihi Akropolis tapýnaðýna çýkan bir grup gösterici, güvenlik güçlerini aþarak, ellerindeki, dört dilde "direniþ" yazan pankartý astý. Geniþ çaplý protesto gösterileri düzenleyen gençlerin tümünün anarþist olarak adlandýrýlamayacaðýný, kalabalýklarýn çoðunun orta sýnýftan gelen gençler tarafýn- dan oluþtuðunu belirtmek gerekiyor. Bu gençler, her fýrsatta tüm dünyada kendile- rine destek gösterisi yapýlmasý çaðrýsýnda bulundular. Hükümetlerin yüzlerce milyar dolarlýk kurtarma planlarý ile þirketlere önce- lik vermesine karþýn, iþten çýkarmalara karþý etkili bir önlem alýnmamasý ile büyüyen iþ- sizler ordusu, henüz bu çaðrýya güçlü bir yanýt vermese de gelecekte kendi isyanýný baþlatabilir. Yunanistan'daki olaylar, "baldýrý çýplaklarýn" öfkesinin anlýk olmayýp bir mekânla sýnýrlý

öfkesinin anlýk olmayýp bir mekânla sýnýrlý Ý nsanlýðýn tarih öncesin- den insanlýk tarihine

Ý nsanlýðýn tarih öncesin- den insanlýk tarihine geçiþin yakýnlaþacaðý umuduyla yeni bir yýla girdik. Yeni yýla girerken kapitalizmin dünya çapýn- daki krizinin faturasý o- muzlarýna yýkýlmak istenenler, bu faturayý ödemek istemedik- lerinin iþaretlerini de vermeye baþladýlar. Yunanistan'da geliþen olaylar bu yönde bir umut kývýlcýmý oldu. Türkiye'de sistem karþýtý güçlerin daðýnýk- lýðýný giderme ve demokrasi talepleri üzerinden bir mücadele cephesini oluþturma amaçlý Çatý Partisi Giriþimi, nihayet Ýstanbul'da gerçek- leþtirilen bir toplantýyla

düþünüleni fiiliyata dönüþtürmek için start verdi. Ancak Siyonist Ýsrail'in Filistin halkýnýn üzerine yaðdýrdýðý bombalar, yeni yýla dair umutlarý daha en baþýndan yerle bir etmiþ bulunuyor.

kalmadýðýný da bize bir kez daha gösterdi. Ancak bu olaylar, "objektif koþullarýn" her an ve her yerde uygun

olduðunu ve "sübjektif koþullara" dair önemli uyarýlarý içeriyor. Ýþçi sýnýfý bozu- lan/bozdurulan yapýsýný, yaþanan yaygýn kriz dönemler- ine raðmen düzeltebilmiþ, ken- disi için sýnýf olma durumuna geçebilmiþ deðil. Bu durum, devrim gücünü sýnýrlamakta, öfkeyi, bir baþkaldýrý, bir isyan durumundan ileriye taþýma- maktadýr. Öyle olduðu içindir ki "küçük" bir olay ile baþlayan ve hýzla yaygýnlaþan sistem karþýtý öfke, ne yazýk ki bir

devrimci çýkýþa dönüþtürüle- memekte, genellikle daðýnýk eylemler olarak kalmakta, bir süre sonra da "yorularak" geri çekilmektedir. Kapitalizmin krizleri, sürekli olarak nesnel koþullarý oluþtu- rup, yaygýnlaþtýrýrken, bu nesnel koþullarý karþýlayacak, yönetecek bir öznel yapýnýn yokluðu devrimci olanaklarýn da heba olmasýna neden olmaktadýr. O nedenle, ÝÞÇÝ SINIFININ SÝYASET SAHNESÝNDEKÝ YERÝNÝ ALMASI görevi, sosyalistlerin bugünkü en temel görevlerinden birisini oluþturmaktadýr. Kapitalizmin krizinin sistemin aþýlmasý yönünde yarattýðý olanaklarýn devrimci bir tarzda deðerlendirilmesi için gerekli olan öznel yapý, ancak bu görevin üstesinden gelinmesiyle oluþturulabilir. Bütün bu olaylar akla þu soruyu da getiriyor:

Hangisi daha þaþýrtýcý; Yunanistan'da bir gencin hayatýna mal olan polis kurþunun yýkýcý bir toplumsal öfkeye dönüþmesi mi, yoksa Türkiye'de polis ve asker tarafýndan

Ýsyan kývýlcýmý Yunanistan'da çaktý 16 yaþýnda bir gencin 6 Aralýk'ta polisin açtýðý ateþle ölmesi sonrasýnda Yunanistan adeta bir isyana sahne oldu. Baþbakan Kostas Karamanlis'in 5 Aralýk'ta, "iþsizlere ve düþük maaþ alan emeklilere yardým yapýla- caðýný, bu konuda kapsamlý önlemler paketi üzerinde çalýþýldýðýný" açýklamasý, iþsizlik oranýnýn yüzde 7,2 olduðu ve her beþ kiþi- den 1'inin yoksulluk sýnýrý altýnda yaþadýðý Yunanistan'daki gerilimi azaltmaya yetme- di. 6 Aralýk gecesinde devriye gezen bir polis arabasýna arkadaþlarýyla birlikte taþ ve sopa atan 16 yaþýndaki Aleksis Grigoropulos'un polisin açtýðý ateþ sonucu hayatýný kaybetmesi, yaþanan geri-limi dina-

mit gibi patlattý. Yunanistan savaþ meydanýna döndü. Kendilerini anarþist ve iktidar karþýtý olarak niteleyen gruplar, Atina, Selanik, Yanya, Petras, Girit gibi birçok yerde çok sayýda banka þubesini, iþyerini, polis karakolunu, kamu binasýný, otobüs duraðýný, metro inþaat alanýný, çöp konteynerini ve aracý ateþe verdi. Televizyonlar iþgal edilip programlar deðiþtirildi. Güvenlik önlemleri almaya çalýþan polis ekipleri ve devriye gezen polis araçlarýna molotof kokteylleri atýldý. Polis, çatýþ- malarda göstericilere karþý göz yaþartýcý gaz kullanýrken, bunun

öldürülen yüzlerce gencin ölümler- ine tepkisiz kalýnmasý mý? Türkiye ile Yunanistan karþýlaþtýrýldýðýnda koþullar ayný olmakla birlikte karþýlaþýlan öldürme olaylarýnda sonuçlarýn ayrý olmasý, bu ülkenin devrimcileri ve sosyalistleri için düþündürücü olmalýdýr.

Çatý partisi devrimci amaçlara yöneliktir Çatý Partisi kavramý neredeyse yedi yýldýr siyasi literatürümüze dahil olmasýna karþýn, ancak birkaç hafta önce muhtelif siyasal görüþlerden 195 kiþinin fiili katýlýmý ile ilk adýmýný attý ve faaliyetlerini bun-

Kurtuluþ

Kurtuluþ dan sonra daha düzenli bir çerçevede yürütmek üzere de 42 kiþilik bir koordinasyon seçti. Koordinasyonun

dan sonra daha düzenli bir çerçevede yürütmek üzere de 42 kiþilik bir koordinasyon seçti. Koordinasyonun öncelikli amacý, hem kendisini hem de tasarlanan bu partinin dayandýðý tabanýn geniþletilmesi çabasýný tüm Türkiye sathýnda sürdürmek ve yaymak. Söz konusu partinin, demokrasi mücadelesi vermesi ortak anlayýþýnýn dýþýnda pek fazla bir ortaklýk yok. Örneðin partinin adýnýn bile "Çatý Partisi" olacaðýný sanarak, böyle tuhaf bir isim benimsenmesin- den endiþe duyanlar bile var. Çeliþkinin hepsi buna benzeseydi elbette ki iþimiz son derece kolay ola- cak ve bir çýrpýda hepsini anlaþmaya vararak çözmemiz olanaklý olacaktý. Ancak partinin programýnýn ne ola- caðýndan nasýl þekilleneceðine kadar hemen hemen her konu birbirine zýt ön kabullerle tartýþma zeminine gelmiþ durumda. En zýt uçlarla yelpazeyi ifade etmek ister isek, bir uçta bu platforma katýla- cak olanlar önceden tespit edilerek, programýn onlarýn isteklerine uyar bir biçimde belirlenmesini savunanlar, diðer tarafta Türkiye demokrasisinin sorunlarýnýn neler olduðunu tespit ederek bu temelde bir program üretilmesi ve bu platforma katýlacak olanlarýn da bu programa göre belir- lenmesini savunanlar var. Bizim dahil olduðumuz ikinci eðilimi birinci eðili- min sýk sýk "sekter ve dogmatik" bul- masý, "Müslüman demokratlarýn" ya da "demokrat Müslümanlarýn", liberal- lerin, sosyal demokratlarýn bu zeminde yer almalarýný imkânsýzlaþtýrýcý "antikapitalist bir platform önerdiðimiz" iddialarýný öne sürmesi, tersinden, bu zeminde sosyalistleri tat- min edebilecek bir asgari çerçevenin olmasýna karþý olunduðu düþüncesini uyandýrmaktadýr. Antikapitalist bir platformdan söz eden hiç kimsenin olma- masýna karþýn, iþçilerin taleplerinin bu zeminde yer almasýnýn vurgulanmasýnýn bu düþünceyi üretiyor olmasý, esasýnda sadece adý demokrat olan bir platformun hesap- landýðýný düþündürtmektedir. Esasýnda meselenin çözümü hiç zor deðildir:

Eðer demokrasi platformunu zemin alacak- sak demokrasiden ne anladýðýmýzý ifade ettik mi, platformumuzu da tanýmlamýþ olu- ruz. Bunun için de birbirinin niyetlerini gerek- siz gerginliklere neden olacak bir biçimde okuyup, olmayan niyetlere karþý mücadele etmek yerine, demokrasi çerçevesinde yer aldýðýný düþündüðümüz taleplerimizi net çizgilerle kâðýt üzerine döküp bunlardan hangisine taraftar, hangisine karþý olduðu- muzu sýralamak hiçbir spekülasyona yer ver- meden meselemizin çözülmesine olanak saðlar. Böylece kendisi bütün bir 20. yüzyýl boyunca sekterizmin ve dogmatizmin

bütün bir 20. yüzyýl boyunca sekterizmin ve dogmatizmin teorisini yapmýþken, hiçbir özeleþtiriye gerek

teorisini yapmýþken, hiçbir özeleþtiriye gerek duymadan, bu sekterizme ve dogmatizme karþý mücadele vermiþ olanlarý kendi kaba- hati ile suçlamaya kalkýþmak gibi tuhaf gerginliklerden ve adaletsizliklerden kurtul- muþ oluruz. Bizim için demokrasinin kriterleri on yýllardýr tekrarlana gelmektedir. Türkiye'de demokrat olabilmek, antiemperyalist, antifaþist, antiþovenist ve cins ayýrýmcýlýðýna karþý olmakla baþlar; ama burada da bit- mez elbette. Bunun ötesinde demokrasinin bir yaþam biçimi olarak hayat bulmasýna izin verecek çaðdaþ insan haklarý deðerlerini de içselleþtirmiþ olmak gerekir. Burada yelpazenin öbür ucunda duranlarýn canýný sýkan mesele antiemperyalizmde ortaya çýkmaktadýr ama bunu açýktan söyleyememektedirler. Bunun için de "askeri vesayet rejimine karþý olmak ve Kürt soru- nunda çözümsüzlüðe karþý olmak" gibi tuhaf

demokratlýk kriterleri üretmektedirler. Bunlarda demokratlýða deðgin þeyler vardýr, ama asla demokratlýk için asgari þartlarý oluþturmazlar. Ama bizim tanýmladýðýmýz çerçevede demokratlýðý benimseyenler bunlarla kastedilenlere bunlarýn içerebile- ceði en geniþ çerçevede yanýt verir. Bizi sekterizm ve dogmatizm içinde görenler elbette þunda haklýdýrlar: Bizim ortaya koyduðumuz kriterlerle Türkiye halk- larýnýn %90'ý bir araya gelmez. Onlar bu %90'ý bir araya getirecek bir proje kurduklarýný iddia etmekte- dirler. Böylesine büyük bir ittifaký gerçekleþtirebilmek elbette ki sevin- dirici olurdu ama bu kadar oy ancak diktatörlerin zoruyla bir araya gelebilmiþtir. Hayat kendiliðinden o kadar çeþitlilik kazanmýþtýr ki, insan- larý zora koþmadan böylesine büyük talep birliðini oluþturabilmek olanaklý olamamaktadýr. Bu kadar geniþ hayatý tarif edeceðim deyince de hiçbir þeyi tarif edemez hale gelir ve tam anlamýyla ne camilik ne de kiliselik oluruz. %90 hesabý yaparken varolaný da daðýtýr gideriz. Çatý Partisinin ikinci temel sorununu nasýl þekilleneceði oluþturmaktadýr. Þimdiden organik bir partinin oluþtu- rulmasýndan federatif bir partiye uzanan bir örgütlenme yelpazesi ortaya çýkmýþ bulunmaktadýr. Bir araya geliþte benimsenen temel, esasýnda organik parti görüþünü dýþlamaktadýr. Zira baþtan, varolan yapýlarýn korunacaðý ve bir cephe iliþkisinin oluþturulacaðý kabulle- nilmiþtir. Bu durumda oluþturulabile- cek biricik iliþki federatif iliþkidir. Ýnsanlar iki iradeye ayný anda eþit derecede tabi olamazlar. Ancak bu iradeler arasýnda bir baðlantý kurulur ise iki ayrý irade merkezine tabi olan- lar bunun uyumlu iliþkisini yaratabilirler. Yani Çatý Partisi bünyesinde yer alan bir kiþi men- sup olduðu örgütün iradesini mi dinlesin yoksa Çatý Partisinin iradesini mi ikilemiyle yüz yüze gelmemelidir. Bunu aþmanýn yolu iki iradenin bir biçimde ortaklaþtýrýlmasýdýr. Bunu ortaklaþtýrabilecek yöntem de fede- ratif bir iliþkidir. Tüm dünyada cepheler böyle oluþturulmuþtur. Bir cephe türü de sosyalist ülkelerde ortaya çýkan ve cephe ortaklarýna zorla dayatýlmýþ olan Komünist Partisinin öncülüðünü benimseyerek ortak bir yapý içerisine girmek olmuþtur. Bunun demokratik bir iliþki olduðunu kimse iddia edemez. Dolayýsýyla Çatý Partisi form olarak da demokratik olacak ise, herhangi bir örgüte mensup olmadan katýlacak olan insanlarýn varoluþlarýnýn da güvenceye alý- nabildiði federatiflik prensibinin belli bir uygulanma biçimini benimsemek durumun- da olmalýdýr.

güvenceye alý- nabildiði federatiflik prensibinin belli bir uygulanma biçimini benimsemek durumun- da olmalýdýr. 4

Kurtuluþ

Kurtuluþ Ýsrail Filistin'de katliam yapýyor Dünya kamuoyunun duyarsýzlýðýný fýrsat bilen Ýsrail, seneler

Ýsrail Filistin'de katliam yapýyor Dünya kamuoyunun duyarsýzlýðýný fýrsat bilen Ýsrail, seneler boyu Filistin halkýna yönelik sürdürdüðü zulme bir yenisini daha ekledi. Saldýrý, Hamas "terörü" bahanesiyle gerçek- leþtiriliyor. Oysa katliamýn Filistin halkýnýn direniþ kararlýlýðýný yok etmeyi, iradesini kýr- mayý ve kendi iradesine tabi kýlmayý he- defleyen sistematik bir saldýrýnýn devamý olduðu açýk. Saldýrýnýn 20. gününde binden fazla Filistinlinin yaþamýný yitirdiði, insani yardýmýn bile engellendiði yerde, Ýsrailli yet- kililer, "bir insanlýk felaketine izin vermeye- ceklerini" söylüyorlar. Filistin halkýný katleden ve bu katliama seyirci kalanlar adeta insani deðerlerle alay ediyorlar. Ýsrail'in katliamlarý karþýsýnda Ýsrail'in stratejik ortaklarý tam bir iki yüzlülükle timsah gözyaþlarý döküyorlar. Ölen siviller için üzgün olduðunu söyleyen ABD, BM temsilcisi, diðer taraftan Ýsrail'in kendini savunma hakký olduðunu bildirerek katliamlarý meþrulaþtýrý- yor. Öte yandan ABD, BM'nin Ýsrail'e yap- týrým uygulamasýný veto ederek, Tel Aviv yönetimine uygulanmasý önerilen yaptýrým- lara 40. defa engel oluyor. Kendi halkýna Siyonist Ýsrail devletiyle stratejik ortak olduðunu açýklayamayan AKP hükümeti ise, suçluluk telaþýyla Ortadoðu ülkeleri nezdinde sözde barýþ giriþimi için turlar atýyor. Dýþiþleri Bakaný, "Türkiye'nin, Gazze'ye yapýlan saldýrýya karþý en açýk tutu- mu alan ülkelerden biri olduðu"nun propa- gandasýný yapýyor. Ama Chavez'in devlet baþkaný olduðu Venezüella, Ýsrail Büyükelçisini sýnýr dýþý ederken, bu yöndeki talepler karþýsýnda baþbakan, "bakkal dükkâný deðil devlet yönettiklerini" söylüyor! Hâlbuki Ýsrail'in en önemli müttefiklerinden biri Türkiye'dir. Ýsrail'le askeri, ekonomik, poli- tik iþbirliði anlaþmalarý yürürlüktedir. Ýsrail'le yapýlan onlarca gizli anlaþma yürürlüktedir. Filistin halkýnýn tepesine bomba yaðdýran Ýsrailli pilotlar eðitimlerini, Türkiye'nin hava sahasýný kullandýklarý ortak tatbikatlarda aldýlar. Ýsrail menþeli insansýz hava araçlarý bir baþka halka, Kürt halkýna gözdaðý ver- mek için basýnda tanýtýlýrken, Türkiye halk- larýndan toplanan vergiler, Ýsrail'in askeri þir- ketlerini zengin etmek için kullanýlýyor. Milyon dolarlýk silah alýmý ihaleleri, askeri teçhizat modernizasyon ihaleleri Ýsrailli þirketlere veril- di. Þimdi ödediðimiz vergiler Filistin halkýna bomba ve kurþun olarak geri dönüyor. Türkiye'nin Ýsrail'e karþý en ufak bir yaptýrýmý bile söz konu deðilken, Ýsrail'e verilmiþ tek bir nota yok iken, Tayyip Erdoðan'ýn göstermiþ olduðu tepki ve sözde barýþ giriþimleri neyi ifade etmektedir? AKP hükümeti iddialarýn- da samimi ise, Ýsrail'le imzalanan tüm açýk ve gizli anlaþmalarý feshetmeli, Ýsrail'le olan askeri, ekonomik ve siyasi iþbirliðine son ver- melidir. Bilinmelidir ki, Siyonist devlet ve onun ardýndaki emperyalist dünyayla suç ortak- lýðýna son verilmesini açýktan savunmayan

herkes, gördüðümüz ve görecek olduðumuz insanlýk suçlarýnýn da birinci dereceden ortaðýdýr.

Göz bozuksa düz çizgi kýrýk görünür

10. dalga Ergenekon tutuklamalarýyla birlik-

te Yalçýn Küçük'ün de tutuklanmýþ olmasý,

kimilerimizin kafasýný karýþtýrmýþ görünüyor. Esasýnda, Ergenekon davasý saðda ve solda birçok kiþinin kafasýný karýþtýrmýþ durumda. Hâlbuki kafalarý bulandýran bir þey yok esasýnda. Kafalarýn kendi yapýlarý muhteme- len bulanýk ve onun için de astigmatlý göz gibi düz çizgi kýrýk görünüyor! Meselenin esasýnýn kimin neyi sað ya da sol olarak benimsediðinde yatýyor. Hâlbuki soruna sahici bir hukukçu gibi suç noktai nazarýndan bakýlsa, kimin kiminle hangi suçlar dolayýsýyla iliþkili olduðu tespit edilebilir. Bunlara, ama o solcu, saðcýyla bir- likte olamaz ya da tersinden bir yanýt ver- meye kalkýþmak, resmin kýrýlmasýna neden olmaktadýr. Mesela, Mussolini'nin faþist olduðunu ve dönmüþ olduðunu kabul ediyoruz. Sahiden acaba mesele dönmüþ denilip geçilecek kadar basit midir? Acaba o Mussolini'nin

sosyalist olduðunu sandýðý ve öyle sanýldýðý zamanda sonradan benimseyeceði kimliðe uygun karakter özellikleri yok mudur? Bunu þimdi test edemeyiz ama etrafýnýza bakýnýnýz. Birçoklarýnýn neden kendisine sosyalist dediðini siz de þaþkýnlýkla karþýlayacaksýnýz. Böyle birisinin gelecek yýl Perinçek'in yanýna gitmesine o zaman þaþýracak mýsýnýz?

Perinçek'in halleri size sahiden sosyalist gibi

mi geliyor? O zaman sizin sosyalizm diye

neye inandýðýnýz da mutlaka sorgulanmak

durumundadýr. Ýlhan Selçuk'un neresi sosya-

list acaba? Süleyman Demirel'in örtülü

ödeneðinden para alan bir adam nasýl sosyalist olabiliyor? Süleyman Demirel'in örtülü ödeneðinden para alan bu adamýn

Veli Küçük gibi bir katilin yanýndan çýkýver- mesine ne diye þaþýrýyoruz ki? Peki, bu Yalçýn Küçük'ün nerede durduðunu kestirebilen var mý? Türkiye Ýþçi Partilidir. Derken evine ihtilalcileri alýr saklar. Birden Apo'nun kardeþidir. Sonra aklýna eser 29 Ekim cumhuriyet bayramýna denk getirip gelir Cumhuriyet devletine teslim olur. Mahpus damlarýna düþer ama çýkar çýkmaz da Gazi Üniversitesinde profesör oluverir. Ve birden ortalýðý bilimsel araþtýrma adý altýnda

bir sabetaycýlýk muammasý sarar! Bunun

sipariþ olarak verilmiþ bir proje olduðundan kuþku duyan, Türk milliyetçiliðinin bu mem- leketin baþýna sardýðý dertlerden haberdar olmayandýr. E, peki devletin böylesine karanlýk labirentlerinde dolanýp duran bu adamýn þimdi de Veli Küçük katilinin yanýn- dan çýkmýþ olmasýnýn þaþýlacak yaný nedir? Tabi Veli Küçük deþifre bir katil olduðu için onun yanýna yakýþtýrýlamamaktadýr. Ne iþi var bunlarýn katilin yanýnda denmektedir.

Peki ya bu katil daha geniþ çerçeveli bir örgütün elemaný ise ve bu örgüt söylendiði gibi bir darbe yapmak peþinde ise ve ken- disini de milliyetçilikle donatmýþ ve bu arada Kürt meselesindeki nefretini bugün için ABD karþýtlýðý olarak gösteriyor ise, bu örgütün paþalarýndan birileri ABD ile iliþkilerimizi kese- lim ve yönümüzü doðuya dönelim diyerek yeni bir elitin yaratýlmasý peþinde görünüyor ise ve bu elitin içerisinde kendisine yüksek ikbal kapýlarý olabileceðini düþünecek bir Yalçýn Küçük neden bu yeni maceranýn peþine takýlmasýn? Devri zamanýnda 9 Martçýlarýn peþine takýlan az mý "solcu" ve "sosyalist" vardý? Naiflikten bile olsa, böyle akýmlarýn peþinden gitmeye kalkýþanlarýn kolayca masum görülmesi doðru deðildir. Onlarýn ne türden bir sosyalizm anlayýþý savunduklarýný sorgula- madan geçemeyiz. Bu tür sosyalizmlerin sosyalizmle alakasý olmadýðý, faþizme eðilimli akýmlar olduðu gerçeði görülmediði müd- detçe, 20 yüzyýlda iktidara yükselip sosyal- izm düþüncesiyle birlikte kendisini de batýran bürokratik "sosyalizmden" kendimizi kurtar- mamýz mümkün olmayacaktýr. Ergenekon Operasyonunu pratikçe AKP de kullanmaktadýr, bugün Genelkurmaya ege- men olan cunta da. Ama asýl iþi tezgâh- layan ABD emperyalizmidir. ABD, kullanan- larýn kendi iktidarlarýný korumalarýna yardým- cý olurken onlarý ayný zamanda bu dava aracýlýðýyla da denetimi altýna almaktadýr. Tabi buna Anayasa Mahkemesinin vermiþ olduðu kararý da eklemek gerekir. Bu iki dava hem AKP'yi hem de mevcut cuntayý sýkýþtýrýr ve iþi bitmiþ olanlarý bir kenara atarken, ABD emperyalizminin çýkarlarýna ters davranmaya kalkýþacak olanlarý da nasýl dert içine sokacaðýný onlara gösterir. Anayasa Mahkemesi kararý her an AKP'yi yeniden kapanmayla yüz yüze getirebilir. Ergenekon davasý da her an geniþleyerek yeni emekli olacak olanlarý da içerisine ala- bilir. Her iki dava da gelip AKP ve Genel Kurmayýn kapýlarýnýn önünde durmuþtur. Mesele böyle görüldüðünde kafalarý karýþtýracak pek bir çeliþki kalmaz geride. Burada elbette sosyalistlerin gözden kaybet- memeleri gereken nokta, Ergenekon gibi bir kirliliðin "solcularýn" üstüne yýkýlarak kapatýl- masýna izin vermemektir. Ola ki, oligarþi bu davayý da susurluk gibi bir noktada durdur- mak istediðinde iþi, Doðu Perinçek, Yalçýn Küçük gibi "solcularýn" üstüne yýkýverir ve esas elemanlarýný iþin dýþýna çýkarýr. Buna izin vermemek gerekir. Elbette Perinçek ve Küçük'ü kurtarmak için deðil, onlarýn üzerinden pisliðin sola mal edilmesinin önüne geçmek için. Tabi bu pislikten uzak kalabilmenin bir yolu da bu kiþilerin ve komplonun solla iliþkisinin olmayacaðýna iliþkin açýk tutum içerisinde olmak, bu davanýn da Susurluk gibi kapatýlmasýna karþý mücadele yürütmektir.

iliþkin açýk tutum içerisinde olmak, bu davanýn da Susurluk gibi kapatýlmasýna karþý mücadele yürütmektir. 5

Kurtuluþ

Kurtuluþ Sosyalist Parti, Direniþteki haber Sinter Ýþçilerini Ziyaret E t t i S osylist Parti, 19
Kurtuluþ Sosyalist Parti, Direniþteki haber Sinter Ýþçilerini Ziyaret E t t i S osylist Parti, 19

Sosyalist Parti, Direniþteki

haber

Sinter Ýþçilerini Ziyaret

Etti

S osylist Parti, 19 gün önce sendikal

mücadelelerinden dolayý, kriz bahane

edilerek topluca iþten çýkartýlan ve fab-

Direniþ ziyaretinde iþçilere seslenen Sosyalist Parti Ýstanbul Ýl Baþkaný Kadir Akýn, "Sosyalist Parti, sýnýf dayanýþmasýnýn bir gereði olarak sonuna kadar direniþteki Sinter iþçilerinin yanýnda olacaktýr. Sosyalist Parti'nin direniþteki iþçiler- le dayanýþmasý sürecektir. Direniþteki Sinter iþçileri, iþten atýl- ma tehdidiyle yüzyüze olan ya da atýlmýþ binlerce iþçiye yol göster- mektedir" diye konuþtu.

atýl- ma tehdidiyle yüzyüze olan ya da atýlmýþ binlerce iþçiye yol göster- mektedir" diye konuþtu.  
 

rika önünde direniþi sürdüren iþçileri ziyaret

etti. MYK üyeleri Gülseren Pusatlýoðlu, Mahir Sayýn, Ýstanbul Ýl Baþkaný Kadir Akýn ile PM ve Ýstanbul Ýl Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Korkmaz'dan oluþan Sosyalist Parti heyeti, direniþteki iþçileri selamlayarak çay, þeker gibi gýda maddelerini direniþ çadýrýna býrak- týlar.

Sinter iþçilerinin Direniþi 19. Günün'de

Sinter iþçilerinin Direniþi 19. Günün'de

Ümraniye Dudullu'da bulunan Sinter Makina iþçileri, 19 gün önce Birleþik Metal Ýþ'te örgütlendikleri için iþveren tarafýndan topluca iþten çýkartýldý. En demokratik haklarý olan sendikal örgütlen- me haklarý ellerinden alýnarak ve kriz bahane edilerek iþten atýlan 438 iþçi, önce tezgahlarýn bulunduðu bölümü iþgal ederek direniþe geçti. Ýþgal, fabrika binasýnýn üst katýnda bulunan yemekhanede devam etti. Ýþgal sýrasýnda Sosyalist Parti il Baskaný Kadir Akýn da iþçilerle birlikte fabrikada

bulunarak iþgale destek verdi. Ýþgalin 2. Gününde polisin müdahaleye hazýrlandýðý aþamada, iþçiler direniþi fabrika önünde sürdürme kararý aldý. Yürüyüþ kolu oluþturan iþçiler sloganlarla yürüyerek fabri- ka önüne çýktýlar. Birleþik Metal Ýþ'in öncülüðünde yaðmur, kar demeden mücadelelerini sürdüren iþçilerin direniþi 19. gününü doldurdu. Ýþverenin direniþi kýrmak için teker teker teklif götürmesine raðmen fabrikada üretime baþlayamadýðý da biliniyor.

haber

haber A ltý aylýk ateþkesin sona ermesinden sonra Ýsrail, Gazze Þeridini aðýr hava bombardýmanýna tuttu ve

A ltý aylýk ateþkesin sona ermesinden sonra Ýsrail, Gazze Þeridini aðýr hava bombardýmanýna tuttu ve Filistinli

hastane kaynaklarýna göre 20 gündeölü sayýsý 1.200’e yaklaþýrken binlerce kiþi de yaralandý. Bir hafta süren hava saldýrýlarýnýn

ardýndan 4 Ocak günü Ýsrail, Gazze'ye kara harekâtý baþlattý. Yedek subaylarýný da seferberliðe çaðýran Ýsrail ordusunun saldýrýlarý halen devam etmekte, Türkiye’de ve dünyada Siyonist Ýsrail'e karþý kýnama

Filistin Yeni Yýla Kan ve Gözyaþý ile Girdi

emperyalist, kapitalist devletlerin olduðunu vurguladý. Küresel mali krizi kapitalizmin devrevi krizlerinden biri olarak deðer- lendiren Sosyalist Partililer, bu dönemin yeni savaþlara gebe olduðunu ve fitili de Ýsrail'in ateþlediðini belirttiler. Açýklamada ekonomik, politik ve özellikle askeri alanda imzalanan gizli anlaþmalarla ve bölge üzerindeki genel politik stratejisiyle TC devletinin de bu katliamýn ortaklarýndan biri olduðunun, saldýrýlarýn yalnýzca Hamas'a yönelik olmadýðýnýn, bütün Filistin halkýna, onlarýn direniþ iradesine karþý olduðunun altý çizildi. Siyonist Ýsrail'den kanlý ellerini Filistin halkýnýn üzerinden çekmesini isteyen Sosyalist Partililer ve Devrimci Liseliler AKP hükümetinden de Ýsrail'le imzalanan gizli anlaþmalarý feshetmesini istediler. Filistin bayraðýna sarýlý temsili çocuk tabutunun önünde yaktýklarý Ýsrail bayraðýyla ve attýk- larý anlamlý sloganlarla Filistin halkýnýn yanýn- da olduklarýný bir kez daha haykýrdýlar:

protestolarý düzenlenmekte. Ancak, Gazze halkýnýn içecek suyu, yiyecek ekmeði, yakacak odunu, kullanacak elektriði dahi kalmamasýna raðmen þu ana kadar Venezüella, Bolivya ve Moritanya dýþýnda, diðer devletlerden Ýsrail'e karþý somut yap- týrýmlar olmadý. Bir iþgal devleti olan Ýsrail, kurulduðu gün- den bu yana baþta ABD olmak üzere emperyalist devletlerin Ortadoðudaki sopasý ola geldi ve bölge halklarý için sürekli bir tehdit unsuru oldu. Filistin topraklarýnda gerçekleþtirdiði sayýsýz katliamla, sanki bu dünyadan deðilmiþçesine ve hiçbir ahlaki kaygý gütmeden, tüm dünyanýn gözleri önünde insanlýðýný bu sefer de adýna "Dökme Kurþun" dedikleri katliama sattý. Saldýrýlara sessiz kalmayan Sosyalist Parti Ankara Ýl Örgütü, Dev-Lis ile birlikte, 28 Aralýk'ta Yüksel Caddesinde yaptýðý basýn açýklamasýnda Filistinlilerin yine savaþa, yýký- ma, açlýða ve felakete terk edildiðini, savaþýn gerçek sorumlularýnýn Filistinli çocuk- lar deðil, sömürge ve savaþ anlayýþýyla dünya ezilen halklarýna kan kusturan

Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði, Kahrolsun Siyonist Ýsrail Devleti!

Kurtuluþ

Kurtuluþ TRT 6 Yayýna Baþladý Kürtçe Konuþulacaksa Onu Da Biz Konuþuruz! haber T RT 6 yayýna
Kurtuluþ TRT 6 Yayýna Baþladý Kürtçe Konuþulacaksa Onu Da Biz Konuþuruz! haber T RT 6 yayýna

TRT 6 Yayýna Baþladý Kürtçe Konuþulacaksa Onu Da Biz Konuþuruz!

haber

Kürtçe Konuþulacaksa Onu Da Biz Konuþuruz! haber T RT 6 yayýna baþladý. Bu son geliþme ile

T RT 6 yayýna baþladý. Bu son geliþme ile yýllardýr Kürt halkýný inkâr eden, asimi- lasyon ve imha politikasý izleyen devlet

geleneðinin, Kürt halkýnýn uyanýþý ve kurtuluþ mücadelesi sonucu geri adým atmak ve Kürt varlýðýný tanýmak zorunda kaldýðýný söylemek mümkün. Kürt sorununun yeni bir dönemece gireceði, son dönemde zaten gözlenen bir durumdu. Ancak iktidar güç- lerinin özgürlük ve eþitlik temelinde bir çözüm çabasýnda olduðunu sanmak hayal görmek olacaktýr. Neden mi? Nedeni basit. Devlet siyasi ve kültürel þekilleniþi ile kendi 'Kürd'ünü yaratmak istiyor.

Bu yüzden, TRT 6'da Tayyip Erdoðan konuþurken, Emine Ayna konuþamayacak. Kürtçe devlet kanalý yayýn yapabilirken, özel kanal açýlamayacak, Roj TV'nin izlen- mesinin engellenmesi için frekans bozucu teknikler kullanýlmaya devam edilecek. Devletin kanalýnda Kürtçe konuþulup iktidar partisinin propagandasý yapýlabilecek, ama Kürtler Kürtçe konuþup kendi partilerinin propagandasýný yapamayacak. TRT 6'da, X, Q, W harfleri kullanýlarak program yapýla- bilecek ama X, Q, W harfleri kullanýlarak afiþ yapýlamayacak, yapýlýrsa soruþturma konusu olacak. Devlet, Kürt halkýna Kürtçe yayýn yapacak, ama anayasada herkes Türk olacak. Resmi kanal Kürtçe yayýn yaparken, resmi kurumlar Kürtçe hizmet veremeyecek. Aslýnda amaç oldukça açýk. Egemen güçler Kürt sorununun geldiði noktada týkanmýþ durumdalar ve Kürt halkýnýn siyasi öznesini dýþarýda tutarak, bireysel haklar temelinde çözüm arayýþlarý için çýrpýnýp duruyorlar. Bu adýmýn yerel seçimlerden hemen önceye denk getirilmesi ise, yaþanan telaþýn bir göstergesi. Devlet geleneðinin kýrmýzý çizgilerinde kimi kýrýl-

malar olsa da temel mantýk hiç deðiþmedi:

Yýllar önce "komünizm gelecekse onu da biz getiririz" deniyordu, þimdi de "Kürtçe konuþulacaksa onu da biz konuþuruz."

gelecekse onu da biz getiririz" deniyordu, þimdi de "Kürtçe konuþulacaksa onu da biz konuþuruz."

haber

Sosyalist Parti Ankara Ýl Örgütü’nden Haberler

 
  Konuþmalarýn ardýndan DTP milletvekilleri ve Haluk Gerger'in göndermiþ olduðu mesajlar okundu, dia

Konuþmalarýn ardýndan DTP milletvekilleri ve Haluk Gerger'in göndermiþ olduðu mesajlar okundu, dia gösterimi gerçek- leþtirildi. Açýlýþa, DTP Genel Merkezi, BES Genel Merkezi, Eðitim-Sen Ankara 2 no'lu þubesi çelenk göndererek destek verdiler. 11 Ocak'ta ise Sosyalist Parti Ankara Ýl

konuþmacý olarak, Doç. Dr. Mustafa Durmuþ, Öðretim Görevlisi Hakký Taþdemir ve Mahir Sayýn katýldý. Konuþmalarda krizin nedenleri ve ortaya çýkýþý, Türkiye'de sektörler bazýnda tezahürü ile krizin muhtemel politik sonuçlarý ve sosyalistlere düþen görevler tartýþýldý.

Örgütü, merkezi olarak yürütülen ekonomik krize iliþkin kampanya çerçevesinde "Krizden Demokratik Halk Ýktidarýna" baþlýklý bir panel düzenledi. ÝMO Güney Özcebe salo- nunda düzenlenen panele yaklaþýk 90 kiþi katýldý. Prof Dr. Necla Kurul'un mode- ratörlüðünü yaptýðý panele

düzenlenen panele yaklaþýk 90 kiþi katýldý. Prof Dr. Necla Kurul'un mode- ratörlüðünü yaptýðý panele

S osyalist Parti Ankara Ýl Örgütü ve

Genel Merkez binasýnýn açýlýþ etkin-

liði 10 Ocak 2009 tarihinde gerçek-

leþti. Genel Baþkan Sevim Belli ve MYK fahri danýþmaný Mahir Sayýn'ýn birer konuþma yaptýðý etkinliðe parti dostlarý, aydýn ve sanatçýlar, demokratik kitle örgütü, sosyalist örgüt ve parti temsilci- lerinden oluþan 150'yi aþkýn kiþi katýldý.

Kurtuluþ

Kurtuluþ BÝR VÝCDAN HESAPLAÞMASI, TARÝHSEL UTANCA BÝR ÇIÐLIK Mustafa KAHYA Soykýrým inkar- cýlarýnýn tehcirin
Kurtuluþ BÝR VÝCDAN HESAPLAÞMASI, TARÝHSEL UTANCA BÝR ÇIÐLIK Mustafa KAHYA Soykýrým inkar- cýlarýnýn tehcirin

BÝR VÝCDAN

HESAPLAÞMASI,

TARÝHSEL UTANCA BÝR ÇIÐLIK

Mustafa KAHYA

Soykýrým inkar- cýlarýnýn tehcirin askeri nedenlerle yapýldýðý iddiasý, gerçeði örtbas etmek için ileri sürülen bir yalandýr. Ermeni tehcirinin askeri nedenlerle yapýl- madýðý çok açýktýr.

askeri nedenlerle yapýl- madýðý çok açýktýr. ve gelenekten kopmadýkça atalarýnýn eylemler- ine dil

ve gelenekten kopmadýkça atalarýnýn eylemler- ine dil uzatmakta güçlük çektikleri yeterince biliniyor. Bu konuda resmi geleneðin sürdürücüsü olan siyasal partiler ve kimi kurum- lar: "Ermeniler saldýrdý, devlet kendini savundu" anlayýþýyla hareket ederek, tarihsel ayýplarla yüzleþme, kendi geçmiþiyle barýþýk yaþama ve haklarýn eþit olarak kullanýldýðý bir zeminde kendi yurttaþlarýyla barýþý tesis etme yerine, ýrkçý bir yaklaþýmla, "1915'te yaþanan Osmanlý Ermenilerinin maruz kaldýðý büyük felakete duyarsýz kalýnmasý" nedeniyle özür dileyenleri "Vatan haini" ilan ederek, karþý saldýrýya geçmiþlerdir. Ama biz, Ermeni Halkýna yönelik olarak, 1915 öncesi ve sonrasýnda devlet tarafýndan gerçek-

"Arkadaþýmýz beyanatýnda demiþler ki,

Adana'mýz müstevli olan anasýrý saire, þunlar,

bunlar, Ermeniler sanat ocaklarýmýzý iþgal

etmiþler ve bu memleketin sahibi gibi bir vaziyet

almýþlardýr. Þüphesiz haksýzlýk ve küstahlýðýn bun-

dan fazlasý olamaz. Ermenilerin bu feyizli ülkede

hiçbir haklarý yoktur. Memleketiniz sizindir,

Türklerindir. Bu memleket tarihte Türk'tü, o halde

Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaþayacaktýr."

M. K. Atatürk (1923 yýlýnda Adana esnafýna

hitaben yaptýðý konuþmadan Atatürk'ün Söylev

ve Demeçleri, cilt II, TÝTE Y. 1981 s 126, aktaran

Sait Çetinoðlu)

Ý ttihat ve Terakki hükümetinin 1. Paylaþým savaþýnda emperyalist Almanya'nýn yanýnda yer almasýyla, Osmanlý Ýmparatorluðu'nun yýkýma götürüldüðü bir dönemde, Ermeni

kökenli kendi yurttaþlarýna yönelik 1915 yýlýnda uygulamaya koyduðu tehcir politikasý, soykýrýmla sonuçlanan büyük bir felakete neden olmuþtur. Tarihe kazýnmýþ bu insanlýk ayýbý, Cumhuriyet kurulduktan sonra da inkar edilmeye devam edilerek, aðýr bir yük olarak bugünkü nesillerin omuzlarýna yýkýlmýþtýr. M. K. Atatürk'ün yukarýdaki sözleri, Cumhuriyetin kurucu önderinin Ýttihat ve Terakki anlayýþýnýn sürdürücüsü olduðunun açýk kanýtýdýr. Bu tarihsel ayýbýn yükünü artýk taþýmak istemeyen yurttaþlarýmýz: "1915'te Osmanlý Ermenileri'nin maruz kaldýðý Büyük Felâket'e duyarsýz kalýnmasýný, bunun inkâr edilmesini vic- daným kabul etmiyor. Bu adaletsizliði reddedi- yor, kendi payýma Ermeni kardeþlerimin duygu ve acýlarýný paylaþýyor, onlardan özür diliyo-

rum…" ibarelerinin yer aldýðý bir çaðrý metniyle, imza kampa- nyasý baþlatmýþlardýr. Siyasal yapýlanma anlayýþýnýn sadece devlet yapýlanmasý ile sýnýrlý olduðunu düþünen; en "ilerici" siyasal yapýlarýn hatta sosyalist olduðunu iddia eden

birçok sol örgütlenmenin bile, otoriter-millici bir anlayýþla bu

tarihsel

gösteren bir kültürle biçim- lendiði, dolayýsýyla bu kültürden

ayýplarý mazur

bir anlayýþla bu tarihsel gösteren bir kültürle biçim- lendiði, dolayýsýyla bu kültürden ayýplarý mazur 8

Kurtuluþ

Kurtuluþ leþtirilen soykýrým eyleminden dolayý, bugün utanç duyuyoruz. Ýnkârcýlar arasýnda aklýmýzý,
Kurtuluþ leþtirilen soykýrým eyleminden dolayý, bugün utanç duyuyoruz. Ýnkârcýlar arasýnda aklýmýzý,

leþtirilen soykýrým eyleminden dolayý, bugün utanç duyuyoruz. Ýnkârcýlar arasýnda aklýmýzý, ruhumuzu kaybetmemek için özür diliyoruz. Bilimum ýrkçý zevatýn her seferinde piþkinlikle "ama bir de bunun evveliyatýna bakmak gerekir" diyerek tarihin yüzkarasý olan bir insanlýk dramýný örtbas etmeye çalýþmasý karþýsýnda ruhlarýmýz üþüyor! Çünkü biz bu iþin evveliyatýný biliyoruz. Hrant'ýn altý delik pabuçlarýyla boylu boyunca yerde yatan cesedini gördüðümüzde, kendimizi, tarihsel utancýmýza bir çýðlýk olarak, ötekileþtirilen ve bu toplumda aþaðýlayýcý bir sýfat haline getirilen Ermeni kardeþlerimizin yerine koyarak "hepimiz Ermeniyiz" diye baðýr- mamýz ondandýr. Niçin mi? Ermeni kardeþ- lerimizin acýlarýný bize okul sýralarýnda okut- madýklarý için! Bunun yerine "varlýðým Türk varlýðýna armaðan olsun" türünden saç- malýklarla beynimizi yýkadýklarý için! Hatayý kabullenmek yerine hemen ev sahibini bastýran yavuz hýrsýzlardan yaka silktiðimiz için! Devletin varlýðý için ciddi bir tehdit olarak telakki edilen ve "vücuttaki tümörler" olarak tanýmlanan gayrimüslimlerin (esas olarak Hýristiyanlarýn) Anadolu'dan tasfiye edilmesi politikasý, Balkan savaþýndan sonra Ýttihat ve Terakki kongresinde kararlaþtýrýlan bir

politikadýr. Daha önce, sorunla karþýlaþýldýkça tepki verilerek çözülmeye çalýþýlan göç ve iskan meselesi, 1915 yýlýnda uygulamaya konulan tehcir politikasýyla bir- likte belli bir sistematiðe sokularak, Anadolu'nun Türkleþtirilmesi planýnýn önemli bir parçasý oldu ve bu amaca hizmet ede- cek tarzda hayata geçirildi. Bu politika, Anadolu coðrafyasýndan Gayrimüslimlerin kazýnmasýný hedeflemekteydi. Soykýrým inkarcýlarýnýn tehcirin askeri neden- lerle yapýldýðý iddiasý, gerçeði örtbas etmek için ileri sürülen bir yalandýr. Ermeni tehcirinin askeri nedenlerle yapýlmadýðý çok açýktýr. "Almanya Büyükelçisi Wangenheim da 17 Haziran 1915 tarihli raporunda, 'Ermeni tehcirinin sadece askeri nedenlerle yapýlmadýðý çok açýk', diyerek Talat Paþa'nýn, Büyükelçilik görevlisi Dr. Mordtmann'la yaptýðý bir görüþmeyi aktar- maktadýr. Talat, 'Dünya Savaþý'ný bahane ederek, dýþ ülkelerin diplomatik müda- halelerine aldýrmaksýzýn, ülkeyi iç düþman- lardan -Hýristiyanlardan- tamamen temizle- mek' istediðini ve bunun 'Türkiye'nin mütte- fiki olan Almanya'nýn da çýkarlarýna' olduðunu söylemektedir. Çünkü 'Türkiye böylece güçlenecek[tir]'." (Taner Akçam, "Ermeni Meselesi Hallolunmuþtur" Osmanlý Belgelerine Göre Savaþ Yýllarýnda Ermenilere Yönelik Politikalar. Ýletiþim Yay.

2008, s 167) Ýmhanýn baþka müttefik tanýk- larý da vardýr. "Tehcirin imha olarak plan- landýðý konusunda, Talat Paþa'ya ait en açýk ifadeyi Ýstanbul Alman Baþkonsolosu Mortmann aktarýr. Mortmann [30 Haziran 1915] telgrafýnda, Talat'ýn kendisine, tehcire iliþkin 'Söz konusu olan… Ermenilerin imha edilmesidir dediðini aktarýr." (age. s 167) Baþbakan Tayyip Erdoðan, Özür Kampanyasý üzerine, "Bunlar yanlýþ giriþim- ler, ortalýðý karýþtýrmak, huzurumuzu kaçýr- maktan baþka bir iþe yaramaz. Herhalde onlar böyle bir soykýrýmý iþlemiþ olacaklar ki özür diliyorlar…" diyerek inkarcý geleneði sürdürmektedir. Tarihiyle yüzleþmeyenin huzuru yoktur. Baský ve zorbalýkla saðlanan huzur, küçük bir fiskeyle tuzla buz olur.Baþta CHP içindeki ýrkçý emekli büyükelçiler ve milletvekilleri olmak üzere, bu kampanya nedeniyle hezeyana kapýlan ýrkçý zevatýn korkusu bundandýr. Bugünkü nesillerin bu büyük felaketin ve insanlýk dramýnýn doðru- dan müsebbibi olmamasý, bu tarihsel ayýp- tan vareste tutulmalarý için bir gerekçe ola- maz. Artýk bu ayýpla birlikte yaþamayý kabullen- memek; empati kurarak bir halkýn acýlarýyla bütünleþmek isteyen yurttaþlar, bu kampa- nya ile olayýn ahlaki, vicdani, tarihsel sorumluluðunu paylaþarak, kimliklerini lekeleyen bu ayýptan kurtulmak istiyorlar. Bir vicdan hesaplaþmasýyla tarihsel bir ayýba karþý çýðlýk atýyorlar. Özür dileme metninin belirsizlik ve hedefsizlikle malul olmasý, Cumhuriyet dönemiyle alaka kopukluðu, 1915’te olanýn soykýrým olduðu gerçeðinin açýktan ifade edilmemiþ oluþu, baþlatýlan bu kampanyanýn utançlarla dolu bir tarihle yüzleþme yönündeki kýymetini ortadan kaldýrmaz. "Devlet yaptý, devlet özür dilesin" diyerek, ya da, devleti ayýplarýyla yüzleþ- meye zorlayan bu giriþimi "devletin yerine özür dilemek" olarak niteleyerek küçümse- mek, olsa olsa bir politik þaþýlýk durumudur. Devletin yapmadýðýný yapan ve "1915'te Osmanlý Ermenileri'nin maruz kaldýðý büyük felaket" nedeniyle Ermeni kardeþlerimizin acýlarýný paylaþarak, onlardan özür dileyen yurttaþlara karþý gösterilen tahammül- süzlüðü ve ýrkçý yaklaþýmlarý püskürtmek, ancak bu çýðlýðý büyütmekle mümkündür.

tahammül- süzlüðü ve ýrkçý yaklaþýmlarý püskürtmek, ancak bu çýðlýðý büyütmekle mümkündür. 9

Kurtuluþ

Kurtuluþ HÝÇ BÝR ÞEY GERÇEK KADAR ÝNANILMAZ DEÐÝLDÝR Mahir SAYIN A BD'nin, TC ile Ortadoðudaki geliþmeler

HÝÇ BÝR ÞEY GERÇEK KADAR ÝNANILMAZ DEÐÝLDÝR

Mahir SAYIN

A BD'nin, TC ile Ortadoðudaki geliþmeler ve Kürt meselesi üzerinden içine sürüklendiði çeliþki- ler dolayýsýyla denetimi elden

kaçýrmamak ve TC devletini istediði doðrul- tuya sürükleyebilmek amacýyla geliþtirdiði operasyonlar, olduðundan çok farklý yorum- lara uðramakta ve Türkiye toplumunu böldüðü gibi onun en uyanýk kesimini oluþtur- masý gereken "sosyalistleri" de bölmüþ durumdadýr. Bir kesim için mesele egemen sýnýflar içi bir çatýþmadýr ve askeriye-AKP eksenlidir. Kemalist militaristlerin AKP'ye Anayasa Mahkemesinde kapatma davasý açarken, AKP'nin de Kemalist militaristleri (tabi bu, cepheyi geniþ tutmak amacýyla muhaliflerini þeklini almaktadýr) mahkum etmek üzere Ergenekon davasý diye bir iþ uydur- duðunu iddia etmekte- dirler. Bu çerçevede, bir yan- dan kanlý katil olduðuna kamuoyunun pek bir þüphesi kalmamýþ olan Veli Küçük ve Ýbrahim Þahin tutuklanýrken, diðer uçta da solcu , sosyalist bilinen Ýlhan Selçuk gözaltýna alýn- makta, Doðu Perinçek ve Yalçýn Küçük tutuk- lanmaktadýr. Yelpazenin içine, profesörler, rektör- ler, kimi subaylar, DHKP, PKK gibi benzeþik olmayan yapý ve kiþiler de eklenince istenildiði kadar spekülasyon kapýsý açýlmýþ olmaktadýr. 12 Eylül’ün acýlarýný yaþamýþ olanlarýn bir kýsmý, Veli Küçük, Susurluk, Ýbrahim Þahin gibi isimleri duyunca gerçeði bu çýplaklýðý içinde kabullenip, gerisi bize lazým deðil, katiller yargýlansýn, daha fazlasý da mahkeme önüne getirilsin derken, çoðunlukla da, TC devletinin kendisine zarar verebilecek olan böyle bir davanýn Susurluk davasý gibi birkaç kiþinin göstermelik olarak mahkum edilmesinin ardýndan örtbas edileceðini haklý olarak söylemektedirler. Ancak sahip olduklarý bakýþ açýsýnýn da et- kisiyle Yalçýn Küçük, Doðu Perinçek, Ýlhan Selçuk gibi isimlerin gözaltýna alýnýp tutuk- landýðýný görenler de, Ergenekoncu taifenin bilinçli propagandalarýndan etkilenmekten kendilerini alamamaktadýrlar. Hele þimdilerde bir baþka teori de "anti emperyalizmi" kullanmak gibi bir uyanýklýk içerisine girmiþ bulunmaktadýr. Tutuklanan kimi paþalarýn anti Amerikan olduðunu ve ABD'nin onun için bunlarý tasfiye ettiðini anlatmak yüzsüzlüðünü de göstermekte-

ettiðini anlatmak yüzsüzlüðünü de göstermekte- Görmek isteyenler için senaryo apaçýk ortadadýr: Eski

Görmek isteyenler için senaryo apaçýk ortadadýr:

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanýnýn günlükleri meseleyi yeterince açýk- lýkla ortaya koymaktadýr:

TSK'nýn en üst kademe- sine gelmiþ generaller, AKP iktidarýna karþý 2004'te iki darbe giriþimi tasarlarlar, ama efendi- leri ABD'nin onayýný ala- madýklarýndan tasarladýk- larý bu darbeleri hayata geçirememiþlerdir.

dirler. Gerçekten de MGK genel sekreterliði yapmýþ paþanýn birisinin bir zamanlar Harp Akademilerindeki konuþmasýnda, TC'nin çýkarlarýnýn ABD ile çeliþtiðini, yüzümüzü Rusya ve Çin’e (esasýnda Shangai Ekonomik Ýþbirliði anlaþmasýna) dönmemiz gerektiði doðrultusundaki beyanatlarýný da kendilerine dayanak yaparak, paþalarýn TC'ye yeni bir "baðýmsýzlýk" oryantasyonu kazandýrmak iste- diðine dair iddialar öne sürmektedirler. Baðýmsýzlýktan bahsedenlerin yine yüzlerini büyük devletlere dönmeyi önerdiklerini de bu arada gözden kaçýrmamak gerekir. Aslýnda bu Abdülhamit zamanýndan beri süregelen, Mustafa Kemal ve Ý. Ýnönü tarafýndan sürekli uygulanmýþ daha sonra da TC devlet politikasýnýn temel taþlarýndan birini oluþturan bir anlayýþýn dillendirilmesinden baþka bir þey deðildir. Kendisi tez ürete- meyen bir ülke olarak hem Osmanlý hem de TC egemen sýnýflarý, tez üreten büyük devletler arasýndaki dengeden yararlanarak kendisine bir varlýk alaný açabileceðini hesaplamaktadýrlar. Bu politikanýn kýsa vadeli olarak iþlediði dönemler elbette vardýr. Örneðin 1877-78 Osmanlý-Rus harbinin sonucu olarak Osmanlýnýn haritadan silin- mesini engelleyen Ayastafanos Anlaþmasý ve onun düzeltilmesi olan Berlin Anlaþmalarý, Ýngiltere, Fransa ve Avusturya'nýn müda- haleleriyle imzalandý. Ha keza Kurtuluþ Savaþý da yine, Rusya, Ýtalya, Fransa ve Ýngiltere arasýnda oynanan bir bir tarafa, bir diðer tarafa yaslanarak kendisine bir hayat alaný yaratma mücadelesinin iyi örneðini oluþturur. Ancak bütün bunlarýn sonucunda da yaslanýlmaya kalkýþýlan güçlerden birinin elinde oyuncak olmaktan kurtulunamaz. Ýþte bu politika kimi uyanýk generaller tarafýn- dan yine kimi uyanýk "sosyalistlerin" önüne atýlmýþ ve onlar da "anti emperyalizm" san- caðýnýn yükseliþine hayranlýk içinde dalýp Ergenekon davasýna kadar ilerlemiþlerdir. Esasýnda sahnelenen oyunun bütün ipleri ABD'nin elindedir. ABD, bilinen Kemalistler þeriatçýlar çeliþkisini her iki tarafa karþý da kul- lanarak, onlarý birbirlerine karþý güçlerini tükettikleri noktada yakalamýþ ve kendi poli- tikalarýna mecbur kýlmanýn bir senaryosunu oluþturmuþtur. Görmek isteyenler için senaryo apaçýk ortadadýr: Eski Deniz Kuvvetleri Komutanýnýn günlükleri meseleyi yeterince açýklýkla ortaya koymaktadýr: TSK'nýn en üst kademesine gelmiþ generaller, AKP iktidarýna karþý 2004'de iki darbe giriþimi tasarlarlar, ama efendileri ABD'nin onayýný alamadýklarýndan tasarladýklarý bu darbeleri hayata geçire- memiþlerdir. Bu baþarýsýzlýktan sonra emekli olmalarýna karþýn amaçlarýndan vazgeçmemiþler ve bu kez de darbenin ABD tarafýndan kabul edilebilirliðini saðlaya- bilmek için gerekli ortamýn yaratýlmasý

ve bu kez de darbenin ABD tarafýndan kabul edilebilirliðini saðlaya- bilmek için gerekli ortamýn yaratýlmasý 10

Kurtuluþ

Kurtuluþ faaliyetlerine giriþmiþlerdir. Faaliyet iki kanaldan yürüyecektir. Biri terör olaylarýnýn artmasý,

faaliyetlerine giriþmiþlerdir. Faaliyet iki kanaldan yürüyecektir. Biri terör olaylarýnýn artmasý, diðeri de alternatif bir siyasal hat- týn oluþturulmasý. Terör için gerekli eleman- lar zaten elde vardý. Alternatif için de ADD ve yeni bir parti kuruluþu hayata geçirilme- sine giriþildi. Siyasal çizgi antiemperyalizm üzerine kurulmakta idi. Sosyalizm konusun- da saðlam bir bakýþa sahip olmayanlarýn, iþçi sýnýfýnýn egemen sýnýf olarak örgütlen- mesinin dýþýnda bir baþka tür sosyalizm ola- bileceðini düþünenlerin, totaliter ya da faþizm eðilimli rejimleri sol sanmalarýnda þaþýlacak bir þey yoktur. Saddam'ý, Esat'ý, Atatürk'ü uzun yýllar sol diye benimseyen bürokratik sosyalizm anlayýþýnýn sahiplerinin, iki anti amerikan laf edilmesine tav olmalarýný tuhaf karþýlamamak gerekir. Ýlhan Selçuk'un baðlantýsýný doðrudan Veli Küçük ile kurmak yerine, Þener Eruygur, Tuncer Kýlýç gibi generaller ile kurduðumuz- da, Veli Küçük'ün iliþkisini de bu generaller- le kurmak hiç zor olmaz. O zaman ortada bize iþkence eden katillerle nasýl olur da Selçuk ya da Perinçek bir araya getirilebilir diye sormaya hiç ihtiyaç kalmaz. Dahasý Perinçek ve Selçuk'un zaten neredeyse bir ömür boyu generallere yaðcýlýk yaptýklarý, onlar aracýlýðýyla bir iktidar üretme peþinde olduklarýný bilmeyen mi var ki, þimdi masum masum sorular sormaktadýrlar? Ýlhan Selçuk'un Süleyman Demirel’in örtülü ödeneðinden para aldýðý, solu birleþtirmek

üzere Demirel'i göreve çaðýrdýðý ne çabuk unutuldu. Bu cenaha en uzak görünen Yalçýn Küçük, gerçekten uzun yýllar Kürt hareketine yakýn durdu, onun teorisyeni, ajitatörü olmaya çalýþtý. Ama ayný Y. Küçük 29 Ekimi vesile edip aranmakta olduðu TC'ye gelip teslim oldu ve kýsa bir hapislik süresinin ardýndan Gazi Üniversitesinde Profesör oldu. Eskiden kendisinden bu profesörlüðün esirgenmesi- ni devrimcilik alameti olarak ortaya getirir- di; þimdi de tersini düþünürsek yanlýþ mý olur? Onun da "antiemperyalist" general- lerimizin yaratmakta olduklarý "yeni Türkiye"nin ikbal avcýlarýndan olduðunu düþünmemek için hangi nedenimiz vardýr? Bu saydýðýmýz tipler gibi demokrasiye en ufak deðer tanýmayan, sosyalizmi çoðun- luðu oluþturan proletaryanýn egemen sýnýf olarak örgütlenmesi deðil de, küçük bir azýnlýðýn emekçi halkýn yerine iktidarý ele geçirip, açýk bir diktatörlük kurmasý olarak gören ve kendisini de bu yeni dünyanýn eliti içerisinde görenlerin, Kürt mücade- lesinin tasfiye edilmesine dayanan, esas temeli yabancý düþmanlýðý olan anti ABD görünen tutuma yandaþ olmalarýnda

þaþýlacak bir yan yoktur. Ve bu mantýk içerisinden bakarak soru soranlarýn soru- larýnýn sosyalistler için hiçbir anlamý olma- malýdýr. Bu sorular masumca meselenin aydýnlýða kavuþmasý için sorulmuþ sorular deðildir ve kimi yakýnlýklardan yararlanarak zihin karýþtýrýp, diktatörlük heves-

lerine yandaþ toplamayý amaçlamaktadýr. Bunlarýn kullandýklarý temel argümaný, bu iþten AKP ve li- berallerin yararlanacaðý tezi oluþturmaktadýr. Diktatörlük heveslilerine karþý çýkýþtan AKP ve liberaller elbette yararla- nabilirler. Eðer baþka kuvvetli ve temelli bir karþý çýkýþ yok ise bun- dan sadece ve sadece onlar yararlanýrlar. Esasýnda, bu karþý çýkýþtan yararlananlar sadece onlar deðildir. Tasfiye edilen emperyalist uþaklarýnýn yerini almýþ olanlar da bundan yarar- lanýrlar. Bu iþlemin bir tür baðýr- sak temizleme eylemi olduðu da düþünülüre, bunlarýn tas- fiyesinden onlarýn yerini almýþ olan yeni "Ergenekonlar" da elbette yararlanmaktadýrlar. Pekala, durum böyledir diye biz tasfiye edilenlerden yana mý olacaðýz? Ya da tasfiye edilen- lerin tasfiye edilmesinden rahat- sýz mý olacaðýz? Gerçek esasýnda basittir. Ama bazen o kadar basittir ki,

Gerçek esasýnda basittir. Ama bazen o kadar basittir ki, Dostoyevskinin dediði gibi " hiçbir þey de

Dostoyevskinin dediði gibi " hiçbir þey de onun kadar inanýlmaz deðildir." Örneðin, dünyanýn güneþin etrafýnda döndüðü basit bir gerçektir ama hala insanlar bu basit gerçeðe akýl erdiremezler. Elbette gerçeðin böylesine inanýlmaz hale sokul- masý da, bütün tarihlerde, halký koyun gibi güdebilmek için egemen sýnýflarýn iþi olmuþtur. Þimdi olan da farklý deðildir. Her þeyden önce Türkiye halklarýna zulüm etmiþ olanlarýn küçük bir kýsmýnýn ortaya çýkarýlmasý bile halkýn lehinedir. Elbette meselenin Susurluk olayý gibi iki üç kiþinin üzerine yýkýlarak kapatýlmasýnýn önüne geçmeye çalýþmak gerekir. Ama bu durumda bile halklarýmýzýn lehine olan bir þeyler vardýr. Susurluk'un ucunun görünme- sine karþýn kapatýlmýþ olmasý da bu ülkede bir bilinç geliþmesine olanak saðlamýþtýr. Artýk rahatça diyebilmekteyiz ki, egemen sýnýfýn her kesimi birbirini korur, halka karþý tedbirlerde ortaklýk sürdürür. Bu bilincin geliþmesi, egemen sýnýf hegemonyasýnýn yýkýlmasýnda bize yardýmcý olur. Eðer biz bu karþý çýkýþlardan sadece halk yararlansýn istiyor isek, bu durumda gerçek demokratik taleplerle ortaya atýlmalý ve demokrasiyle alakasý olmayan bu diktatör- lük heveslilerinin tümünü birden mahkum etmeliyiz. Eðer biz demokrasi konusunda liberallerin ve AKP'nin gerisinde kalýyor ve "bu durumdan AKP yararlanmak istiyor; onun için bu meselede AKP’ye saldýralým!" diye baðýrýyor isek, bu bizim kendimizin, býrakalým "sosyalizm günahýmýz" olmasýný , "demokrasi günahýmýz" olarak kalýr. Eðer biz gerçekten sosyalist demokrasiye kadar uzanabilecek bir demokrasi anlayýþý ile davranýyor isek kimin neyden yararlandýðý konusunda herhangi bir endiþeye sahip olmayýz. Tersine bizim demokrasi anlayýþýmýz, diktatörlük heveslilerini mahkum ettiði gibi, liberallerden, her türlü muhafazakar ve militariste kadar da bir mahkumiyet yaratýr. Esasýnda, kararlý bir demokrasi mücadelesi için öne atýlmak yerine "aman AKP yararlanýr; aman libe- raller yararlanýr" teranelerini tekrarlayan- larýn mantýðýnýn arkasýnda, demokrasi anlayýþýnýn onlarýnkinden geri olmasý ve onlara karþý bir bariyer oluþturamayacak olduklarýnýn bilincinde olmalarý yatar. Yükselen bu teraneleri demokrasi bilincin- den yoksunluk, batan sosyalizm anlayýþýn- dan hala en ufak bir biçimde kurtula- mayýþýn ifadesi olarak görerek, 21. yüzyýlda batmayacak olan bir sosyalizmin ne olduðunu þekillendirirken, en geniþ demokrasi cephesinde, emperyalizme, þovenizme, faþizme ve cins ayýrýmcýlýðýna karþý, çaðdaþ insan haklarýnýn bir hayal olmaktan çýkarýlýp gerçeðe dönüþtürülmesi mücadelesi için ileriye atýlmak gerekir.

haklarýnýn bir hayal olmaktan çýkarýlýp gerçeðe dönüþtürülmesi mücadelesi için ileriye atýlmak gerekir. 11

Kurtuluþ

Kurtuluþ Röportaj Sevim BELLÝ Hazýrlayan: Gülseren PUSATLIOÐLU “Toplumsal mücadele benim için bir tutku
Röportaj Sevim BELLÝ Hazýrlayan: Gülseren PUSATLIOÐLU
Röportaj
Sevim BELLÝ
Hazýrlayan: Gülseren PUSATLIOÐLU
Röportaj Sevim BELLÝ Hazýrlayan: Gülseren PUSATLIOÐLU “Toplumsal mücadele benim için bir tutku deðildir. Bir

“Toplumsal mücadele benim için bir tutku deðildir. Bir görevdir.”

1) Sosyalist Parti Genel Baþkanlýðýný hangi gerekçeyle kabul ettiniz?

Çatý Partisi hakkýndaki düþüncelerinizi kýsaca öðrenebilir miyiz?

Çatý Partisi söylemine varan ortak çalýþ- malar, hatta seçim kampanyalarý 1994’lü yýllarýn sonlarýna kadar uzanýr. Murat Bozlak ile birlikte birçok çevreyi dolaþarak yürüt- tüðümüz -sanýyorum 1994-, - o zaman Çatý Partisi söz konusu olmasa da - ortak seçim kampanyasýný hep anýmsarým. Çatý Partisi projesi daha sonra geliþti. Birçok çevreyi kapsayacak, kapsamasý da anlam taþýya- cak böyle bir projeyi herkesi hoþnut edecek biçimde formüle etmek elbette ki zor bir iþ. Bu konuda görevlendirilen komisyonlarýn, çalýþmalarý daha derli toplu ve semere vere- cek biçimde düzene koyabileceklerini ve taraflarý aydýnlatabileceklerini ummak ve beklemek hakkýmýz. Ortak bir demokrasi cephesine hep olumlu baktým ben. Paylaþtýðýmýz topraklarda, Barýþ ve Demokrasi ve topluluklarýn ve emeðin özgürleþmesi bazýnda ortak bir siyaset yürütememek bizim ayýbýmýz olur.

4) 68'lerde Amerikan bahriyelerini denize döken, 6. filoyu limanlara dar eden Dev-Genç militanlarýnýn

özelliklerini dikkate aldýðýnýzda bugün sosyalist parti kadrolarýnýn mücadele anlayýþýnýn nasýl olmasý gerektiði konusunda neler tavsiye edersiniz?

"Tam Baðýmsýz ve Gerçekten Demokratik Türkiye" idi o zaman slogan. Ve bu beþ sözcük tüm ülke gençliðini coþkuyla ayaða kaldýrmýþtý o yýllarda. Savaþ sonrasýnýn "Demokrasi Havarisi" ABD emperyalizminin içyüzü ülkemizde de deþifre ediliyordu. Gençler okuyor, öðreniyor ve ileriye yönelik bir mücadeleye yürek koyuyorlardý. O yýllar- da Marksist klasiklerin Türkiye okuruna, özel- likle de gençliðe sunulmuþ olmasý bence büyük bir pozitif olgudur. Gençlik hazýr reçeteleri býrakýp ülkeyi kendi gözleriyle gördü. Gençler, 'Eþitlikçi bir barýþ ve demokrasi' toplumu yaratmaya katký sunma bilinciyle dürüst, özverili ve atýlgandýlar. Ama hiçbir mücadelede mücahitlerin yüreði ve bilinci tek baþýna tek belirleyici deðildir ne yazýk ki! Ülke ve dünya konjonktürleri de belirleyi- cidir. Ne yazýk ki, yýldýzýn parýldadýðý aný yakalayamadýk henüz. Yürünecek yollar, kat edilecek mesafeler hala uzun ve belki o zamankinden daha çetin engebelerle ve de tuzaklarla dolu. Bununla birlikte gele- ceðe ve ortak mücadeleye güvenmek þart. Ýnsaný, insanlýðý, dolayýsýyla yaþadýðýn toprak- larýn insanlarýný, halkýný sevmek þart. Emeðe

bilinçli bir saygý duymak, hiçbir yerde tek baþý-

na bireysel kur- tuluþ olamayacaðýna içtenlikle, yürekten inanmak, bireysellikten ve benmerkezcilik- ten, gerçek bilgiye ve çabaya dayan- mayan böbürlenmelerden uzak durmak, kendi kendinle barýþýk olmak, dolayýsýyla dürüst olmak, ortak mücadeleye ve katký sunmanýn erdemine içtenlikle inanmak. Onlar, 68’liler, birçoðu, gelecek kuþaklar uðruna, genç yaþamlarýný, sevecen yürek-

lerini içtenlikle ortaya koydular… Saygýmýz,

sevgimiz büyük

gereken bir baþka husus siyasette kopyacýlýk olmadýðýdýr. Her dönem, her kuþak ve de her devrim kendi yolunu izler. Örneklerin yürekleri, fedakârlýklarý ve yýl-mazlýklarýdýr örnek. Ama zaman geçer, toplumlar ve de mücadele yöntemleri baþkalaþýr. Kopyacýlýk semere vermez. Neyin örnek alýnacaðýný bulmak baþarýnýn sýrrýdýr elbette. Ýþin zor yaný da budur belki. Gözlemek, halkýný sevmek, özveri, inanmak ve de bilimsel olarak yaratýcý olmak. (Baþkalarýnýn özverilerinden (maalesef) politik rant saðlamaya çalýþan- lara karþý uyanýk olmak.)

Israrlý öneriler karþýsýnda, her zaman davranýþlarýmý belirleyen adeta içgüdüsel bir yönelim halini almýþ bulunan bir endiþeyle:

Yapabileceðim bir katký varsa ve ben bunu esirgiyorsam, yani gayretten geri duruyor- sam endiþesiyle; toparlayýcý bir emek hareketine ve emek hareketinin kitle- selleþmesine katký sunma sorumluluðu, frak- siyonculuðun aþýlmasýna, kardeþleþmeye, kitleselleþmeye çok önem vermem dolayýsýyla. Bu hedefe yürüyüþte Sosyalist Parti'nin etkili bir araç olma vaadini dene- mek istedim. Dilerim mahcup olmayacaðýz.

Bu arada unutulmamasý

2)

Kapitalizmin krizinin dünya ve Türkiye üzerinde ne tür etkileri ola- cak?

Akademik ve zor bir soru. Marksizme biraz bulaþmýþ olanlar, kapitalist ekonominin açmazlarýný, kapitalizmin çeþitli krizlerini en azýndan teorik olarak bilirler. Zaten her kuþak bu çeþitten aðýr ya da görece daha hafif kriz dönemlerinden geçmiþ olmalýdýr þimdiye kadar. Sadece kriz emareleri ve kriz söylentileri bile kapital kesiminin krize karþý önlemleri ile emekçi kitlelerini kýrýp geçirme- sine yetiyor. Sadece Türkiye'de iþten çýkarýlan iþçi ve emekçilerin daha þimdiden on binlerle dile getirildiði görülüyor. Tek ülkedeki krizden dolayý tüketilemeyen üre- tim fazlalýðý bile tüm dünya pazarlarýný etki- ler. Kapitalist pazara baðýmlý olan Türkiye pazarý da bundan payýný alacaktýr. Ve bu açmaz her yerde ve hemen her zaman emekçilerin sýrtýndan giderilmeye çalýþýla- caktýr. Köy ekonomisinin hala geniþ yer tut- tuðu ülkemizde kriz maðdurlarý ile belli bir ölçüde dayanýþmanýn geliþmesi beklenebilir. Emperyalizm de krizin faturasýný elbette ki zayýf ve baðýmlý ekonomilere devretmeye bakacaktýr. Her þeye karþýn, kanýmca, en önemli yaný belli bir ölçüdeki krizin bahane edilerek emekçilerin kazanýmlarýnýn tüme yakýn bir kýsmýnýn ellerinden alýnmaya çalýþýlacaðýdýr. Sosyalizm yolunda mücadele eden emek partilerinin en uyanýk olmak zorunda bulunduklarý husus budur:

Emekçilerin kazanýmlarýnýn çar-çur edilme- sine, emeðin zarar görmesine engel olmak, bunun yollarýný bulmak ve aydýnlatmak, bunu herkese göstermek!

5) Aðustos 1945'te ABD'nin Nagazaki ve Hiroþima'ya atom bombasý attýðýnda, Nazým Hikmet'in "bir avuç

kül oluveren" küçük kýzýn þiirini yazdýðý o korkunç günlerin tanýðýsýnýz. O zaman neler

hissetmiþtiniz?

Hissetmek biraz eksik kalýyor. Hiroþima gün- lerine gelinceye kadar, yani, 1939'dan itibaren dünya çapýnda kanlý bir savaþ sürmekte, tüm insanlýðý etkilemekteydi. Faþizmin toplama kamplarý, gaz odalarý, diri diri yakýlan insanlarýn hikayeleriyle dop dolu idi tüm "insanlýk". Kýzýl ordunun faþist ordularý Moskava'dan Berlin'e kadar kovalamasýný, en yakýn günlere kadar sallanýp duran müt- tefik ordularýnýn, Normandi Çýkartmasý, son kez Ýtalya'da konuþlanmýþ ABD Generalinin Sovyet kuvvetlerinden önce Berlin'e varma telaþýný neredeyse saati saatine izlemiþti dünya. Atom bombasýnýn daha imalatýn- dan önce, þöhretiyle kavruldu tüm yürekler. Yürekler "Hayýr bunu yapamazlar!" diyordu. Ama yaptýlar. O zamana kadar bilinmeyen bir þeydi 'Atom'. En çok da yakýn çevremde Atom'un ve de tabii atom bombasýnýn ne menem bir þey olduðunu pek akýl erdire- meyenlere açýklamaya çalýþtýðýmý aným- sarým. Atom bombasýnýn þöhreti de kendisi

3)

Kürt Özgürlük hareketi ile sosyalist- lerin öznesi olduðu demokrasi cephesi giriþimi olarak baþlatýlan

3) Kürt Özgürlük hareketi ile sosyalist- lerin öznesi olduðu demokrasi cephesi giriþimi olarak baþlatýlan 12

Kurtuluþ

Kurtuluþ kadar korkunçtu. Ve nihayet "kor oluveren" insan bedenleri! Hiroþima'ya böyle etkili bir bomba

kadar korkunçtu. Ve nihayet "kor oluveren" insan bedenleri! Hiroþima'ya böyle etkili bir bomba atmanýn, savaþýn sonucu bakýmýn- dan hiç de askeri ve stratejik bir gerekçesi olmadýðý üzerine yazýlýp çizilenler de cabasý! ABD dünya egemenliðini tesçil ediyordu… Kül oluveren o küçücük beden tek örnek deðil elbette. Her yeni gün yeni bir kor düþmekteydi yüreklere. "Kapýlarý çalan o küçük kýzý" bizim için, Türk dili için özelleþtiren, ebedileþtiren ve de hala o canlý, yürek yakýcý anýyla bilinçlerimize yer- leþtiren Nazým'ýn þiiri ile otantik bestesidir. O yýllarda demokrasi havariliðine yatýrým yapan ABD'ninki en baþta olmak üzere, sinema sanayii de bir yandan atom bom- basýnýn dehþetini ebedileþtirirken bir yan- dan da bu büyük felâketten aþk hikayeleri çýkartarak Amerikan insanýný baðýþlatmaya çalýþýyordu.

6) Sosyalist mücadeleye 60 yýlýný veren biri olarak Sabahattin Ali, Nazým Hikmet, Vedat Türkali gibi

pek çok sosyalist þair ve yazarla yoldaþlýðýnýz oldu. Aklýnýza gelen ilginç anýlarýnýz var mý?

Sabahattin Ali'yi çok genç yaþýmdan beri hikâye ve romanlarýndan tanýrdým. En sevilen yazarlardandý bizim gençliðimizde. 1946 yýlý Aralýk ayý baþýnda büyük bir tutuk- lamalar dalgasýndan ben de payýma düþeni almýþtým. Týp öðrencisi idim. O zaman Sansaryan Handa yerleþik bulunan Ýstanbul Emniyet müdürlüðünde, en ünlü Emniyet Müdürlerinden Ahmet Demir'in makam odasýnda gece yarýsý ifadeye alýn- mýþtým. Sabahattin Ali'yi soruyorlardý. Koca bir yazardý O. Ortak dostlarýmýz vardý ama hiç karþýlaþmamýþtýk. Yüzleþtirmek üzere Sabahattin Ali'yi getirttiler. Saat gece üç falandý herhalde. Sabahattin Ali'ye sordu- lar "bu hanýmý" tanýyýp tanýmadýðýný. Hiç bekletmeden, þaþýrmadan, öyle bir "Maalesef!" deyiþi vardý ki hayatýmýn en büyük iltifatý gibi algýlarým hâlâ! Nazým Hikmet 1951 yýlýnda Doðu Berlin'de gerçekleþen Üçüncü Dünya Gençlik Festivalinin davetlisi idi. "Çocuklar gibi þendi!" Pablo Neruda ile birlikte gençlerle buluþup görüþüyorlardý. Omuzlar üzerinde taþýnýyorlardý demek abartý olmaz. Bu arada bizim delegasyonumuzla da Festival boyunca benim Nazým ile özel poli- tik görüþmelerimiz oldu. Koca Nazým ile doðrudan yoldaþlaþmak! Ben, Nazým'ýn isteði ile bir iki hafta sonra yurda döndüm ve tutuklandým. Yazýk ki Nazým'ý bir daha görmedim. Vedat Türkali, benim ilk parti arkadaþým, diyelim ki, hücre sekreterim, aðabeyim idi. Ayný davada yargýlandýk, mahkum olduk. Keza Mihri Belli ile de. Arkadaþlýðýmýz, dostluðumuz hep devam etmiþtir. Son aylarda saðlýk nedenleriyle ve baþka uðraþlar yüzünden bir araya gelemedik. Ancak telefonlaþýyoruz su sýralar.

7) Deniz Gezmiþ ve Mahir Çayan'la "çayhane" olarak kullandýðýnýz evinizde sabahlara kadar süren

sohbetlerinizden bir anýnýzý aktarýr mýsýnýz?

Deniz kadar, toplumun her kesimince ve bu kadar içtenlikle sevilen biri olmamýþtýr herhalde Türkiye'de. Herkesin "Deniz" de- yiþinde bir "Bizim Deniz!" týnýsý vardýr her zaman. Türkiye'nin gençliði -haydi solcu gençliði diyelim- ona bir temsilcilik payesi vermiþti sanki. Herkesin gözdesiydi. O kadar açýk yürekli ve de sevimliydi ki, kalabalýklarý zorlanmadan, sürükleyebiliyordu. Denizli yýl- larda biz Ankara'da idik. "Çayhane" dediðimiz eve ancak bir iki kez gelmiþtir O. Daha çok Türk Solu ve Baðýmsýz Türkiye dergilerinin bürolarýna uðrarlardý Caðaloðlu'nda. Dergiyi orada okurlardý sanýyorum. Ankara'daki evimize bir geliþinde kapýdan çýkmamasýný gerektiren bir kuþku doðdu. Olayý yazýya vurmak zor þimdi. Uzun bacaklarýyla demir parmaklýk- lardan atlayarak aniden ortadan kay- boluþunu hep anýmsarým. Bir de "ohooo daha ne kadar bekleyeceðiz!" deyiþini. Kendisini bir daha görmedim. Gemerek'te çevirdiler Deniz Gezmiþ'in yolunu! Mahir daha aðýr baþlý bir delikanlýydý. Bir yýl kadar inzivaya çekilmiþ ve hep okuyarak kendini yetiþtirmiþ söylentileriyle lejand yap- týðý günlerdeydi evimizdeki ilk görüþmemiz. Bir de sanýyorum Ankara Hukuk Fakültesi’nin koca amfisindeydi. Mahir konuþuyordu. Bir ara boþ bulunup katýl- madýðým bir þeye "cýýk!" gibi bir ses çýkardým ta oturduðum yerden. Aradaki mesafeye, kalabalýða raðmen bu tepkiyi algýlamasý- na, benden geldiðini anlamasýna ve önemsemesine hala þaþarým; neredeyse kýrk yýl!

8) "Boþuna mý Çiðnedik" kitabýnýzýn giriþinde 'arka planda kalmaya ve gölgede yaþamaya özen göster-

diðinizden' bahsediyorsunuz. Bu durumun

kadýn olmanýzla ilgili bir yaný var mý?

Hayýr kesinlikle deðil. Ben, okul müdürüne baþvurarak, bir 23 Nisan bayramý günü kendi isteðimle ilk kez kürsüye çýktýðýmda 12 yaþýmda idim. Ama öne geçmekten hep beri durdum. Her zaman baþkalarýnýn hakkýný yemek, baþkasýnýn sýrasýný kapmak gibi yorumlanabilecek davranýþlardan büyük bir hassasiyetle beri durdum. Zaman zaman bu kendini fazla beðenmiþlik midir diye sorarým kendime, kim bilir! Erkeklerle yarýþmaya ya da yarýþmadan kaçýnmaya hiç gerek görmedim. Belki ters gelecek ama, kadýnlarý hep üstün tutarým. Erkekleri - artýk sönmekte olan genel kanýya göre- kadýnlardan daha uyanýk, toplumsal olarak daha etkili yapan, toplumsal yaþama daha kolaylýkla, daha kýsýtlamasýz dala- bilmeleridir. Sorunuza neden olan davranýþým, toplumsaldýr. Belki toplumun ayrýcalýklýlarý safýnda olmamdan, her zaman baþkalarýna öncelik vererek bunu geri ödemek istememdendir. Yoksa kadýn- larda pek de hoþ görülmeyen tavýrlarý hiç kimsenin yadýrgamasýna meydan verme- den uygulamakta hiç de çekingen davranmamýþýmdýr. Erkeklerden daha özgür, istediðim saatte girmiþ çýkmýþ, iste- diðim ya da daha doðrusu gerekli gördüðüm yere gitmiþimdir. Beri yandan

kadýnlýðýný ya da erkekliðini vurgulayarak kendini ön plana sürenleri hiç tasvip etmem. Kadýn ya da erkek olmaktan daha önce Ýnsan olmalýdýr insan. Ýnsan olmak geneldir. Kadýn ya da erkek olmak özeldir.

9) Kadýnlarýn siyasete katýlmasýnýn önündeki engeller ve bunlarý ortadan kaldýrmanýn çözüm yollarý

nelerdir?

Engeller pek çok. Toplumsal geliþme ve demokrasi, bizim anladýðýmýz anlamda,

emek bazlý Gerçek Demokrasi þart. Özgür

ve eþitlikçi vatandaþlýk kültürü

cinsiyetçilik konusunda yanlýþ toplumsal kültürü red, davranýþýnla, seçimlerinle red. Kendine güven. Çalýþkanlýk. Kadýnla erkek arasýndaki biyolojik-fizyolojik farklara kesin-

likle toplumsal önem atfetmemek. Ve bunda içtenlikle dürüst olmak. Hak aramak için kendin de kesinlikle ve son derecede hakkaniyet sahibi olmalýsýn. Ve de kadýn- erkek, çocuk, ordan-burdan herkesi -insan- lýðýn ve emeðin düþmanlarý dýþýnda- her

kesimi sevmeli kimseyi hor görmemelisin. Ve

de

için kesinlikle kadýnlýðýný vurgulamamalýsýn, yani baþa baþ olmalýsýn.

Cinsiyet ve

kaytarmak için, ayrýcalýk saðlamak

10) 1946 yýlýnda ilk gözaltýnýz, ardýndan 1951 komünist tevki- fatý ile 5 sene ve 12 Mart

1971'de 3 sene cezaevinde yattýnýz. Ünlü Sansaryan Han'da uzun süre sorguda kaldýnýz. 12 eylül sonrasýný sürgünde geçir-

diniz. Geriye dönüp ödediðiniz bedellere baktýðýnýzda "boþuna mý çiðnedik?" diyor musunuz?

Ömrüm boyunca kendimi hep þanslý bir insan saydým. Neden baþkalarý benim kadar þanslý deðil diye üzüldüðüm de olur. Herkesin yaþamýnda "Þunu þöyle yapaydým, bunu böyle yapaydým" dediði durumlar ve dönemler vardýr. Yaþamýmý daha akýllýca kullanabilir miydim bilmiyorum. Ama geriye dönüp baktýðýmda, yaþamýmýn, o, sizin de sýraladýðýnýz her döneminde iftihar ettiðim, bugün hala gurur ve de zevk duyarak andýðým unsurlar hiç de az deðildir. Elbette ki, özellikle yirmi yýl sürgünde yaþamak ve en sevdiðim insanlarla yaþamý paylaþama- mak çok acý veren bir þey. Ama bunun suçu benim deðil. Bu ülkemizin bir gerçeði. Ve ben bu suçu gidermek, ülkemin ve tüm insanlýðýn koþullarýný iyileþtirmek için yola çýk- tým. Aldýrmazlýk etmedim. Elimden bir þey gelmez demedim. Mücadele ettim. Önemli olan susmamaktýr. Bugün bulunduðum yer- den þikâyetçi deðilim. Anýlarýmý severim. Hepsini yeniden yaþayabilirim. Halkýma bor- cumu ödemek için en uygun yolu seçtiðime içtenlikle inanýrým. Yoksa toplum- sal mücadele benim için bir tutku deðildir. Bir görevdir. Örneðin, keþke geliþmiþ ve gerçekten eþitlikçi ve demokrat bir dünya- da doðsaydým da bilimle uðraþabilseydim derim, ama bunun koþullarý yoksa… Zaten doðru dürüst, merkezinde ve hedefinde - doðrudan ya da dolaylý- insan olmayan bir toplumda bilim yapamazsýnýz.

doðru dürüst, merkezinde ve hedefinde - doðrudan ya da dolaylý- insan olmayan bir toplumda bilim yapamazsýnýz.

Kurtuluþ

Kurtuluþ YENÝ DÖNEM BAÞLARKEN Erdal KARA Çifte yenilgi, Türkiye sosyalist hareketinin 1980-2000 yýllarý arasý- na

YENÝ

DÖNEM

BAÞLARKEN

Erdal KARA

Çifte yenilgi, Türkiye sosyalist hareketinin 1980-2000 yýllarý arasý- na damgasýný vurmuþ- tur. Sosyalizm davasýna baðlýlýðýn azalmasý, ihti- lalci geleneðin eroz- yona uðramasý, kitle baðlarýnýn yitimi sonu- cu içe kapanarak sek- terleþme, iþçi sýnýfý ile iliþkinin bütünüyle kop- masý, makro politika üretme yeteneðini kay- betme gibi özelliklerle kendisini gösteren yirmi yýllýk bu yenilgi döne- mi, ayný zamanda yeniden yapýlanma gi- riþimlerinin de baþarý- sýzlýðýnýn temel nedeni- ni oluþturur.

K ürt hareketini dýþarýda tutarak söylersek, 12 Eylül Askeri Diktatörlüðü sosyalist hareketimizin bütün sektör- lerini kesin bir yenilgiye uðratmýþtýr.

Bu yenilginin izleri sürerken, 89'la birlikte reel sosyalist ülkelerin birbiri ardýna çözülüþünün gündeme gelmesi sosyalist düþüncenin ide- olojik yenilgisiyle sonuçlanmýþtýr. Çifte yenilgi, Türkiye sosyalist hareketinin 1980-2000 yýllarý arasýna damgasýný vurmuþ- tur. Sosyalizm davasýna baðlýlýðýn azalmasý, ihtilalci geleneðin erozyona uðramasý, kitle baðlarýnýn yitimi sonucu içe kapanarak sek- terleþme, iþçi sýnýfý ile iliþkinin bütünüyle kop- masý, makro politika üretme yeteneðini kay- betme gibi özelliklerle kendisini gösteren yirmi yýllýk bu yenilgi dönemi, ayný zamanda yeniden yapýlanma giriþimlerinin de baþarý- sýzlýðýnýn temel nedenini oluþturur. 1980'li yýl- larýn ortasýndan baþlayarak 1990'larýn sonuna kadar devam eden yeniden yapýlanma hamlelerinin bütünü yenilgi döneminin karakteristik özelliklerinin etkisi altýnda þekillenmiþtir. 2000'li yýllar, neo-liberalizme karþý mücade- lenin dünya çapýnda yaygýnlaþmasý, Latin Amerika'da ardý ardýna sol partilerin ikti- dara gelmesi ve Irak direniþ hareketinin baþarýsý ile kristalize olmuþ, bu geliþmeler sosyalist düþüncenin yükseliþe geçmesini mümkün kýlmýþtýr. 2008 yýlýnýn ortalarýnda ABD'de baþlayan ve çok kýsa bir zaman zarfýnda bütün dünyaya yayýlan emperya- list kapitalist sistemin krizi ile birlikte sosyalist düþüncenin ideolojik yenilgisi de kesin olarak son bulmuþtur. Bu gerçekler, 2000'li yýllarýn gerek dünya çapýnda, gerekse ülke ölçeðinde sosyalist hareketin yeniden yapýlanma hamlelerinin bambaþka bir atmosfer altýnda geliþtirilebilmesine imkan vereceðini göstermektedir. Yapmýþ olduðumuz bu genel deðer- lendirme, sosyalist hareketin yeniden yapýlanmasý açýsýndan bir dönemin kapanýp yeni bir dönemin açýldýðýný ortaya koymaktadýr. Önümüzdeki yýllar sosyalist hareketin yeniden yapýlanma giriþimlerine tanýk olacaðýmýz yýllar olacaktýr. Sosyalist hareketimizin yeniden yapýlanma amacýna yönelik olarak gündeme getirilen "sosyalist koordinasyon" önerisi, sosyalist hareketin son yirmi yýllýk birlik deneyimlerinin dersleri ýþýðýnda formüle edilmiþtir. BSP, ÖDP ve SDP deneyimlerinden çýkarýlan dersler, Türkiye sosyalist hareketinin yeniden yapýlanma çabalarýnýn sosyalizm anlayýþý tartýþmasýnýn yol göstericiliðinde ve devrimci bir program temelinde gerçekleþtirildiði tak- tirde kalýcý kazanýmlara yol açabileceðini göstermektedir. Bu saptama, "sosyalist koor- dinasyon" önerisinin temel doðrultusunu oluþturmaktadýr. BSP, ÖDP ve SDP deneyimlerinden çýkarýlan dersler, farklý sosyalist çevrelerin önerileri ve sosyalist hareketin içinde bulunduðu olum- suz þartlar nedeniyle, "sosyalizm anlayýþýnýn yol göstericiliðinde ve devrimci program temelinde" yürütülmesi gereken yeniden

yapýlanma çabalarýnýn revize edilmemesi gerektiðini, 21. yüzyýl sosyalizminin temel esaslarýnda ve devrimci bir program temelinde görüþ birliðine ulaþýlamadýðý tak- tirde, "sosyalist koordinasyon"un daha ileri bir örgütsel forma kavuþturulmamasý gerek- tiðini ortaya koymaktadýr. Yirmi yýllýk tarihsel süreç, birlik arzularýnýn kýþkýrtýcý etkileri altýnda gerçekleþtirilen yeniden yapýlanma hamleleri, kalýcý kazanýmlara yol açmadýðý gibi, giriþimlerin baþarýsýzlýðýndan ötürü "yeniden yapýlanma" düþüncesinin zarar görmesine neden olmuþ, böylelikle sosyalist hareketin "monolitik" yapýlarýnýn birlik ve yeniden yapýlanma karþýtý düþüncelerinin yaygýnlaþmasý sonu- cunu doðurmuþtur. Kuþkusuz birlik "arzusu" olmadan yeniden yapýlanma çabalarýný ilerletebilmek mümkün deðildir. Lakin birlik arzusu sosyalist hareketimizin nesnel gerçek- liðinin, sosyalist demokrasi düþüncesinin kýsýr- lýðýnýn, ihtilalci perspektifin örselenmiþliðinin, iþçi sýnýfýndan kopuk siyasal faaliyet yürütme gerçekliðinin hareketimiz üzerindeki derin izlerini göz ardý etme sonucunu doðurma- malýdýr. Son yirmi yýllýk süreç, yeniden yapýlanma çabalarýnýn tabanda siyasal faaliyet ortak- lýðý yaratýlmadýðý taktirde baþarýlý olamaya- caðýný, masa baþýnda yapýlmýþ olan programlarýn farklý siyasal geleneklerden gelen kadrolarý birleþtirmeye yeterli olmadýðýný, programatik tartýþmalarýn siyasal faaliyet ortaklýðý temelinde yapýlmasýnýn elzem olduðunu ortaya koymaktadýr. Sosyalist Koordinasyon önerisinin bir diðer temel dayanaðýný da bu husus oluþturur. Kuþkusuz siyasal faaliyet ortaklýðýndan söz edildiðinde, siyasal faaliyetin esas olarak hangi alanda yürütülmesi gerektiðine de açýklýk kazandýrmak gerekmektedir. Birleþik parti deneyimleri, iþçi sýnýfý siyaset sahnesinin uzaðýnda kaldýðý müddetçe, programatik anlaþmalarýn yeterli olmadýðýný, bütün kritik dönemeçlerde birleþik parti deneyimlerinin derin bir krize sürüklendiðini ortaya koymak- tadýr. Bu gerçek, iþçi sýnýfýný siyaset sah- nesinin önüne getirme görevini temel siyasal görev olarak belirlemeksizin ve bu doðrultuda sistematik çabalar içine girerek kalýcý baþarýlar elde edilmeksizin "sosyalist koordinasyon"un geleceðine güvenle bakýlamayacaðýný kabul etmemizi zorunlu kýlmaktadýr. Sonuç olarak, "sosyalist koordinasyon" öne- risi, 21. yüzyýl sosyalizminin temel esaslarýnda anlaþan ve iþçi sýnýfýný siyaset sahnesine getirme görevini en temelli görev olarak gören siyasal çevreler ve bireylerin zaman geçirmeksizin oluþturmaya baþlamalarý gereken, iþçi sýnýfýna yönelik çalýþma temelinde siyasal faaliyet ortaklýðý geliþtiði ve kazanýmlar elde edildiði, programatik tartýþmalar derinleþtiði ve ilerleme sað- landýðý taktirde daha ileri örgütsel formlara kavuþturulmasý gereken bir proje olarak önümüzde durmaktadýr.

landýðý taktirde daha ileri örgütsel formlara kavuþturulmasý gereken bir proje olarak önümüzde durmaktadýr. 14

Kurtuluþ

Kurtuluþ “SÝZE ÇOCUKLARINIZ KONUÞMAKTA” Gökhan TAÞYAKAN Edo polytexneio… (Burasý politeknik…) Edo

“SÝZE

ÇOCUKLARINIZ

KONUÞMAKTA”

Gökhan TAÞYAKAN

Edo polytexneio… (Burasý politeknik…) Edo polytexneio… (Burasý politeknik…) Sas miloun oi eleutheroi agonizomenoi… (Size özgür savaþçýlar konuþmakta…) Edo polytexneio… (Burasý politeknik…) Sas miloun ta pedia sas… (Size çocuklarýnýz konuþmakta…) 14 Kasým 1973

"Albaylar Cuntasýna" karþý iþte böyle seslenecekti Politeknik'in çocuklarý… Yunanistan Üniversiteli Öðrenciler Birliði (EEFE) tarafýndan kurulan "özgür savaþçý" isimli radyo, Politeknik Üniversitesinin iþgal

edildiðini duyuruyordu. Burasý Politeknik, size çocuklarýnýz konuþmakta… Yunanistan'da 1967-74 yýllarý arasýnda yaþanan "Albaylar Cuntasý"na karþý açýk bir ayaklanma çaðrýsýydý bu. Öðrencilerin sesine kulak verenler ise 16 Kasým tarihinde

40 bin kiþiyle cuntanýn kalbi

olan Genelkurmay'ý kuþa-

tacak ve onlarca iþçi ve emekçi katledilecekti.

Saat gece yarýsýný geçip

17 Kasým'a gelindiðinde

ise bu kez göstericilerin sayýsý 100 bini bulacak ve öðrencileri sahiplenmek için Politeknik Üniversitesine bir yürüyüþ baþlatýlacaktý. Ancak ayný saatlerde cun- tanýn tanklarý üniversite duvarlarýný yýkarak tam 36 üniversite öðrencisini katletti… Yaþanan olay- larýn sonunda 75 kiþi katledildi ve binlerce kiþi tutuklandý. Konuþma yapan gençler tek tek vurulurken her düþenin elinden bir diðeri alacaktý sözü! "Özgür Savaþçý" bu sayede son ana kadar yayýna devam etti. Ýþte 17 Kasým'ýn anlamý budur Yunan halkýnýn kalbinde. "Özgür Savaþçý"nýn, özgür sesi… Bu direniþten yalnýzca bir yýl sonra "Albaylar Cuntasý" yýkýlacak ve cuntanýn baþýndakiler önce idam cezasýna çarptýrýlacak sonrasýn- da ise cezalarý ömür boyu hapse çevrilecek- ti. "Albaylar Cuntasý"ndan ceza alan ve bugün halen hayatta olanlar cezalarýný ses- siz bir biçimde çekmeye devam ediyorlar. Þimdi yine Politeknik'in çocuklarý bizlere sesleniyor! Alexis kardeþlerinin katledilmesine karþý sokaklarý dolduran binlerce genç yeniden iþgal ettiler Politeknik'i. Tarihe sahip çýktýlar ve yeniden sarstýlar bütün dünyayý… 6 Aralýk gecesi Aleksis Grigoropulos'un katledilmesi karþýsýnda ayaklanan binlerce gencin talebi basitti. Adalet istiyoruz! Çünkü adil bir dünya deðildi yaþadýklarý. Dünyanýn birçok yerinde olduðu gibi Yunanistan'da da cebinde yasal mermisi bulunanlar yön veriyordu nizama! Ve onlar sokak ortasýnda bir genci vurmaktan beis

nizama! Ve onlar sokak ortasýnda bir genci vurmaktan beis Bu direniþten yalnýzca bir yýl sonra "Albaylar

Bu direniþten yalnýzca bir yýl sonra "Albaylar Cuntasý" yýkýlacak ve cuntanýn baþýndakiler önce idam cezasýna çarptýrýlacak sonrasýnda ise cezalarý ömür boyu hapse çevrilecekti.

duymuyorlardý. Týpký burada olduðu gibi… Esasen bayrak oldu Alexis, Yunanistan gençliðine. Çünkü aslýnda týpký Alexis gibi hepsinin gelecek umutlarý karartýlmýþtý. Ve genç eylemcilerin kardeþlerine sahip çýkarken tetikledikleri þey isyandý. Politik bir cinayete karþý topyekun cevap verildi. Anarþist bir gençti katledilen. Ancak toplumun önemli bir kesiminin desteði vardý baþlayan eylemlere. Ve herkes þu soruyu sor- maya baþladý: Yunanistan'da neler oluyor? Aslýnda dünyada ne oluyorsa, Yunanistan'da da aynýsý oluyordu. Karamanlis hükümetinin iktidara gelmesiyle hýzlanan -çünkü PASOK döneminde baþlamýþtý zaten- neo-liberal politikalarla bir- likte özelleþtirme furyasý, sosyal güvenlikteki neo-liberal düzenlemeler, iþsizlik ve yoksulluk- taki gözle görülür artýþ, ekonomideki ge- rileme, eðitim ve saðlýða ayrýlan düþük bütçe ve yüksek askeri harcamalar ciddi bir tepkinin oluþmasýný saðlamýþtý zaten. Hatýrlanacaðý üzere Yunanistan'da sosyal güvenlik reformu adý altýnda gerçekleþtirilen neo-liberal saldýrýlara karþý da ciddi bir direniþ örgütlenmiþti. Son seçimlerde iktidardaki Yeni Demokrasi ve ana muhalefetteki PASOK'un oylarýnda düþme yaþanýrken Yunanistan Komünist Partisi'nin (KKE) ve Sinaspismos'un (Solun, Toplumsal Hareketlerin ve Ekolojinin Ýttifaký) da içerisinde yer aldýðý Syriza (Radikal Sol Koalisyon) oylarýný arttýrdý. Sola olan bu ilginin en temel nedeni gele- cek kaygýsýnýn iyiden iyiye artmýþ olmasý. Karamanlis hükümeti döneminde gençlik içerisindeki iþsizlik oraný %28’e çýkmýþ durum- da. Ancak hükümet istihdamý arttýrmak için gençliðin sosyal güvenceden yoksun olarak çalýþmasýný savunuyor. Zaten son yasa da Türkiye'deki Genel Saðlýk Sigortasý'nda bulu- nan düzenlemelerle karþýlaþtýrýldýðýnda epeyce benzeþiyor. Gençlik eylemlerine karakterini veren þey mi? Açýk bir biçimde isyan! Çünkü zenginliði temsil eden ne varsa her þey gençlerin hedefiydi. Gösteriler sýrasýnda bütün dünya düþünmeye baþladý; yeni bir 68 mi geliyor? Belki henüz deðil ama gençlik dalgasýnýn bu kez daha þiddetli geldiði muhakkak. Yunanistan'daki isyanýn anarþist bir karakteri olduðu tam olarak söylenemez. Ancak eylemlerin baþlangýcý ve öncülüðü konusun- da Anarþistlerin ciddi bir inisiyatif aldýðý görülüyor. Fakat eylemlere Yunanistan solu da kitlesel bir biçimde destek verdi. Tabi Yunanistan Komünist Partisi'nin (KKE) dýþýn- da… Çünkü KKE, eylemcileri CIA ajaný ve komplocu çatapatçýlar olarak niteledi. Bu açýdan Komünist Parti dýþýndaki sol, yükselen dalgaya karþý daha makul bir yerde duru- yor. Yaþanan geliþmeler düþünüldüðünde Alexis'in katledilmesiyle baþlayan eylemler yalnýzca bir tepki eylemi olarak nitelendirile- mez. Neo-liberal dalga karþýsýnda varolan karþý duruþun tetiklenmesidir karþý karþýya olduðumuz. Ve görünüþe bakýlýrsa Yunanistan'da hiçbir þey artýk eskisi gibi olmayacak.

karþý karþýya olduðumuz. Ve görünüþe bakýlýrsa Yunanistan'da hiçbir þey artýk eskisi gibi olmayacak. 15

Kurtuluþ

Kurtuluþ TKP NE DÝYOR? Zeki DENÝZ Gerçekleþtirilen operasyonlarda tutuklanan ya da soruþturmaya tabi tutulan emekli

TKP

NE

DÝYOR?

Zeki DENÝZ

Gerçekleþtirilen operasyonlarda tutuklanan ya da soruþturmaya tabi tutulan emekli paþalarýn durumu nedir TKP'ye göre? Açýklamadan anlaþýlan bu paþalarýn ABD pro- jeleri konusunda iti- raz ya da çekinceleri olduðudur. Bizim yorumumuza göre TKP'nin bu deðer- lendirmesi gayet isa- betlidir.

E rgenekon operasyonlarý baþladýðýn- dan beri, sosyalist hareketimizde belir- gin üç eðilimin olduðu göze çarpýyor. Bunlardan ilki, Ergenekon

Operasyonunu demokrasi açýsýndan ilerleme olarak görmekle kalmýyor, operasyonun "derin devlet"in tasfiyesine yönelik bir iþlev gördüðünü de iddia ediyor. Diðer uçtaki eðilim ise, operasyonun AKP eliyle yürütüldüðünden o kadar emin ki, operasyonun arkasýnda "þeriatçý odaklarýn" olduðundan kuþku duymu-yor. Bu eðilimlerden ilkini küreselleþmeci reformistler oluþturuyor. Bunlarýn akýl hocalarý liberal ve sol liberaller. Ýdeolojik gýdalarýný onlardan alýyorlar. Ýkinci eðilimi ise bütün renkleriyle "ulusalcý sol" oluþturuyor. Bunlarýn akýl hocalarýnýn da bir kýsmý ya Ergenekon operasyonundan dolayý içerde, ya da bu operasyon vasýtasýyla soruþturmaya tabi tutulan unsurlardan oluþuyor. Ýlhan Selçuk ve Yalçýn Küçük "ulusalcý sol"un en esaslý akýl hocalarý olarak öne çýkýyor. Son Ergenekon operasyonunun ardýndan TKP'nin yapmýþ olduðu açýklama bunu açýkça ortaya koyuyor. TKP'ye göre Ergenekon soruþ- turmasý "iþleyen yargý süreci deðil, AKP'nin gücünü emperyalist merkezlerden alan operasyonu". Bu tespite katýlmamak elde deðil kuþkusuz. Ergenekon soruþturmasý gücünü emperyalist merkezlerden alýyor. Emperyalizmin iç olgu olduðu Türkiye gibi bir ülkede, emperyalist merkezlerin icazeti olmaksýzýn bu kapsamda bir operasyon yapmak gerçekten de mümkün deðil. TKP'nin açýklamasý þöyle devam ediyor:

"Gözaltýna alýnanlar da iþledikleri suçlardan deðil, AKP'ye muhalefet ettiklerinden, ABD pro- jeleri konusunda itiraz ya da çekincelerini dile getirdiklerinden Ergenekoncu olarak nitelen- mektedir."

TKP buna kanýt olarak da Yalçýn Küçük'ün gözaltýna alýnmasýný göstermektedir. Peki ya diðerleri? Gerçekleþtirilen operasyonlarda tutuk- lanan ya da soruþturmaya tabi tutulan emekli

paþalarýn durumu nedir TKP'ye göre? Açýklamadan anlaþýlan bu paþalarýn ABD pro- jeleri konusunda itiraz ya da çekinceleri olduðudur. Bizim yorumumuza göre TKP'nin bu deðerlendirmesi gayet isabetlidir. Soruþturulan ya da tutuklanan eski paþalar gerçekten de ABD projeleri konusunda itiraz ya da çekinceleri olan paþalardýr. Peki bu paþalarýn ABD ile fikir birliðine varamadýklarý mesele nedir? Irak'ýn iþgalinin öncesinde ABD ile Genelkurmay arasýndaki görüþ farklýlýðý hangi konuda ise dün- den bugüne de bu paþalarla ABD arasýndaki görüþ farklýlýðýný ayný sorun oluþturmaktadýr. Bu Kürt meselesine yaklaþýmdýr. Irak savaþý öncesinde ABD ile PKK'nin tasfiyesi konusunda fikir birliðine varýlamamýþ, bu da tezkerenin meclisten geçmesinin önündeki temel engeli oluþturmuþtur. Eðer bu konuda bir görüþ ayrýlýðý olmasa idi, bu paþalarýn Irak savaþýna bodosla- ma dalmaktan bir an bile imtina edecekleri düþünülemez. Yani bu paþalar yeminli Amerikan uþaðýdýrlar. Nerede ise tümü ABD'de eðitim gör- müþ, ABD eliyle eðitilmiþlerdir. Onlarýn ABD pro- jeleri konusunda itiraz ve çekinceleri olduðun- dan söz eden bunun hangi ABD projesi olduðunu da anlatmak zorundadýr. Tersi, bir iç olgu olan emperyalizmin orduya bulaþmadýðýný varsaymak gibi bir saçmalýða tekabül eder. Eðer saçmalýk lafý aðýr kaçýyorsa, daha beteri kapýda beklemektedir: Orduyu "yurdun bekçisi" sanma þaþkýnlýðý. Yurtseverlik böyle bir garabet galiba… TKP'nin utangaç bir biçimde 28 Þubat paþalarýný savunmasýnýn altýnda sadece tek bir neden yat- maktadýr: Sosyal þovenizm… TKP'nin açýkla- masýnda yer alan "Kürtlere karþý iþlenen suçlar" ibaresi ne yazýk ki zevahiri kurtarmaya yet- memektedir. TKP sosyal þovendir. Hem de en kara cinsinden… Sosyal þovenizm insaný ABD uþaðý generalleri utangaç biçimde savunma pozisyonuna sürükler. Þaþýracak bir durum yok elbette… Öncülleri kendi hükümetlerinin savaþ ödeneklerini onaylamýþlardý.

Þaþýracak bir durum yok elbette… Öncülleri kendi hükümetlerinin savaþ ödeneklerini onaylamýþlardý. 16

Kurtuluþ

Kurtuluþ BÝR YARATILIÞÇININ YARATMA YETENEÐÝ Metin KIYAN Öncelikle, Adnan Oktar'ýn konu ile ilgili akademik

BÝR

YARATILIÞÇININ

YARATMA

YETENEÐÝ

Metin KIYAN

Öncelikle, Adnan Oktar'ýn konu ile ilgili akademik bir formasyonu olmadýðýný anýmsatmak gerekir. Kuþkusuz, bir konu hakkýnda uzmanlaþ- mak için illa akademik bir eðitim alýnmýþ olun- masý gerektiðini savunan- lardan deðiliz. Ancak Oktar'ýn iddialarýný kanýt- lamak için seçtiði yön- temin paleontoloji, zooloji vb. dallarda oldukça ciddi bir birikim gerektirdiði de açýk.

G eçtiðimiz sene büyük boy kuþe kaðýda basýlý, renkli, oldukça gös- teriþli üç ciltlik bir ansiklopedi dolaþýma girdi: 'Yaratýlýþ Atlasý'.

Ýnsanlarýn inançlarý gereði kulaklarýna hoþ gelecek þeyler söyleyen bu kitap evrim teorisinin çöktüðü iddiasý ile ve nasýl finanse edildiði tam olarak bilemediðimiz bir þekilde 11 dile çevrilmiþ dünya çapýnda ücretsiz daðýtýlýyor. Kitabýn yazarý tanýdýk: Harun Yahya, müstear isimli Adnan Oktar. 'Yaratýlýþ Atlasý' seneler önce 'Evrim Aldatmacasý' ismi ile kamyonlarla sokakta ücretsiz daðýtýlan kitabýn bir devamý niteliðinde. Ýçerisindeki temel iddialar ayný kalmakla birlikte, evrim teorisine karþý sunulan ana 'kanýt'ý, her biri günümüzdeki karþýlýðý eþliðinde sayfa sayfa sunulmuþ, milyonlarca yýl hiç deðiþmediði iddia edilen canlý fosillerinin güzel fotoðraflarý oluþturuyor. Sözü edilen kitap bilimsel olarak dikkate alý- nabilecek hiçbir iddia taþýmamakta, akademik çevrelerce de bilimsel niteliði cid- diye alýnmamaktadýr. Zaten yapýtlarýnda Kur'an'ý referans aldýðýný söyleyen ve gerçek- lerle 'Kutsal Kitap'ýn çeliþtiði yerde 'Kutsal Kitap'ta yazaný doðru kabul eden mantýk yapýsý ile hareket eden bir yazarýn eserinin bi- limselliðini tartýþmak anlamsýzdýr. Ancak kitabýn arkasýnda oldukça önemli siyasi ve finansal bir gücün olduðu, dünya çapýnda daðýtýldýðý ve oldukça yaygýn bir okuyucu kitlesine sahip olduðu unutulmamalýdýr. Dolayýsý ile bu kitaptaki yalanlarýn bir bir ortaya çýkarýlmasý önemlidir. 'Yaratýlýþ Atlasý'nýn detaylý bir þekilde ele alýnýp, tutar- sýzlýklarýnýn ortaya konulmasý bir dergi sayfasýný oldukça aþacaðý gibi, bu konu bizlerin de uzmanlýk alanýnýn dýþýndadýr. Bu yazýnýn böyle bir iddiasý olmamakla birlikte temel hatlarý ile bazý tutarsýzlýklara deðinmenin faydalý ola- caðý kanýsýndayýz. Öncelikle, Adnan Oktar'ýn konu ile ilgili akademik bir formasyonu olmadýðýný aným- satmak gerekir. Kuþkusuz, bir konu hakkýnda uzmanlaþmak için illa akademik bir eðitim alýnmýþ olunmasý gerektiðini savunanlardan deðiliz. Ancak Oktar'ýn iddialarýný kanýt- lamak için seçtiði yöntemin paleon- toloji, zooloji vb. dallarda oldukça ciddi bir birikim gerektirdiði de açýk. Oysaki, Oktar'ýn biyolojinin en temel sis- tematiðini bile kavramamýþ olduðunu söylemek mümkün. Günümüzden yak- laþýk 2300 yýl önce Aristoteles, canlýlarý, havada, karada ve suda yaþayanlar olarak sýnýflandýrmýþtý. O günün bilgi birikimine uygun olan bu sýnýflandýrma bugün yerini "görünen" özelliklerden, gen dizilimi gibi "görünmeyen" nitelik- lerin kullanýldýðý modern sýnýflandýrma yöntemlerine býrakmýþtýr. Oktar ise bu

durumdan habersiz gözükmekle birlikte, Oktar'ýn Aristoteles'i bir miktar aþtýðýný da görmek gerekir: 'Yaratýlýþ Atlasý'nýn ikinci cildinde fosiller, "kara hayvanlarý", "deniz can- lýlarý", "kuþlar", "bitkiler" ve "böcekler" olarak beþ grupta toplanmýþ. Ancak Oktar'ýn cahilliði sadece modern sis- tematikten bihaber oluþu ile sýnýrlý deðil. Kitabýn tamamý yanlýþlarla dolu. Konunun uzmaný bilim insanlarýnýn aktarýmlarýndan yola çýkarsak, örneðin; "böcekler grubunda yer alan ilk örnek çýyan, bir böcek deðil. Dahasý bu baþlýkta yer alan ve böcek olmayan tek örnek çýyan deðil. Yedi tane çýyan fosilinin yaný sýra, yine böcek olmayan beþ kýrkayak, bir sahte akrep, yedi tane örümcek fosili de "böcekler" baþlýðý altýn- da yer alýyor." 1 Atlasta yanlýþlar bunlarla sýnýrlý kalmamakta. Birçok türe ait olduðu iddia edilen fosillerde ve günümüze ait resimlerde ciddi bilgi hata- larý mevcut. Yine biyolog Mehmet Özer'in verdiði bir örneðe göz atalým:

"Atlasýn birinci cildinin 252. sayfasýnda kanat- sýz böceklerin Collembola takýmýna ait bir fo- sile ve bugün yaþayan örneðine ait olduðu iddia edilen fotoðraflara yer veriliyor. Fakat Collembolanýn bugün yaþayan örneði olduðu iddia edilen fotoðraf kýrýkkanatlý bir böceðe ait. Yani fosil ilkel, kanatsýz bir böcek grubuna aitken, bugün yaþayan örnek, böceklerin en geliþmiþ takýmlarýndan ve iki çift kanada sahip olan Coleoptera grubuna ait" 2 Benzeri örnekler uzayýp gidiyor. Kitabýn say- falarýný karýþtýrýrken eðlendiðini belirten Richard Dawkins'ten de bir aktarým yapalým:

"Bu saçma kitabýn bazý diðer sayfalarýna daha baktým. 54-55, 368-369 ve 414-415. say- falarda ikiþer sayfa kaplayacak halde yazýlanlarýn "Crinoid" olduðu belirtilmiþ ve hepsi eski Crinoid fosillerinin günümüzdekilere ne kadar benzer olduðunu göstermeye çalýþýyor. Crinoidler, derisidikenliler þubesinden denizyýldýzlarýnýn bitkiye benzeyen akra- balarýdýr. Bu üç çift sayfada da neredeyse

þubesinden denizyýldýzlarýnýn bitkiye benzeyen akra- balarýdýr. Bu üç çift sayfada da neredeyse 17
þubesinden denizyýldýzlarýnýn bitkiye benzeyen akra- balarýdýr. Bu üç çift sayfada da neredeyse 17

Kurtuluþ

Kurtuluþ ayný resim açýklamasý yer alýyor. Ýþte 54. sayfa'daki açýklama: 'Hayattaki haliyle birebir
Kurtuluþ ayný resim açýklamasý yer alýyor. Ýþte 54. sayfa'daki açýklama: 'Hayattaki haliyle birebir

ayný resim açýklamasý yer alýyor. Ýþte 54. sayfa'daki açýklama:

'Hayattaki haliyle birebir ayný olan, 345 milyon yýl yaþýndaki crinoid fosili evrim teorisini çürütüyor. 345 milyon yýldýr deðiþmemiþ olan crinoidler evrim teorisini çürütüyor ve Tanrý'nýn yaratýþýný bir hakikat olarak ortaya koyuyor.' Her üç çift sayfada da savý izah etmek için günümüz crinoidlerinin güzel bir renkli fotoðrafý bulunuyor. Tek mesele þu: hiçbir sayfada, günümüz örneði gösterilen hay- van, bir crinoid deðil. Bir derisidikenli bile degil. Bir ikincil aðýzlý (derisidikenliler ve bizim de ait olduðumuz alt alem) bile deðil. Zoolog okurlar, bunun bir sabellid, bir halkalý solucan olduðunu fark edecek- lerdir." 3 Kitabýn neresine el atarsanýz yanlýþ çýkýyor ve uzayýp giden bu örnekler Oktar'ýn bilim- sel bilgiyi ele alýþýndaki ciddiyet(sizlið)i ortaya koyuyor. Ýþin ilginç yaný, canlý tür- lerinin bilgisinden yoksun olan bir kimsenin 700 sayfa boyunca fosillerle birlikte günümüz örnekleri ile karþýlaþtýrma yapacak özgüveni kendinde bulmasý. Literatürde ne deniyor bilmiyoruz ama halk dilinde sanýrýz buna þarlatanlýk deniyor. Atlas mantýk hatalarý ile dolu. Diðer tüm yaratýlýþçýlar gibi Oktar da evrim teorisinin yanlýþlýðý üzerine argümanlar üreterek, 'yaratýlýþ kuramý'nýn doðruluðunu kanýtla- maya çalýþýyor. Oysa, "bir kuramýn kanýtlanmamýþ olmasý, ona seçenek kuramýn doðruluðunun kanýtlan- masý anlamýna gelmez. Doðada nedensel rastlantýnýn deðil, erekli düzenin bulunduðu saptanmýþ olsa bile, bu zorunlu olarak o düzeni belli (tek) bir Tanrýnýn yarattýðý (tek) sonucuna götürmez. Söz konusu düzen saptamasýna ek olarak a) tanrýnýn varlýðýnýn da kanýtlanmasý + b) o düzeni yaratanýn o

(tek) Tanrý olduðunun kanýtlanmasý + c) ereklediði gibi iþlediðinin de gösterilmesi gerekir." 4 "Evrim yoktur, o halde evreni tanrý yarat- mýþtýr" demenin ve Kur'andan alýntý yap- manýn bilimsel açýdan bir karþýlýðý olamaz. Atlastaki bir baþka mantýk hatasý ise, her canlý türünün tek tek ele alýnýp okurun o türün evrim geçirmeyip yetkin olduðu sonucuna zorlanmasýdýr:

"Evrim türler, hatta tüm canlýlar çapýnda bir sorundur. Bir tür ötekilerle karþýlaþtýrýl- madýkça elbette birinin daha evrimleþmiþ olup olmadýðý söylenemez. Ama tek tek ele alýnýnca türlerin yetkin olup olmadýðý da söylenemez." 5 Oktar'a göre türler arasýnda geçiþ formlarý- na hiç rastlanmamýþtýr:

"Evrim kuramýna göre, yüzlerce ara geçiþ formu fosilinin olmasý gerekir. Eksiksiz ve kompleks özellikleriyle 250 bin tür mükem- mel þekilde korunmuþ; ara geçiþ formuna asla rastlanmamýþtýr. (…) Bu nedenle evrim geçersizdir; evrim kendi kendine olmaz; balýklar, sürüngenler, memeliler, kuþlar bir anda Tanrý tarafýndan belli bir tasarýmla yaratýlmýþlardýr" Yaratýlýþçýlar bu konuda tam boy bir cahillik daha doðrusu kurnazlýk göstermektedirler. Ýþlerine gelmeyen bilgileri çarpýtmaktadýr- lar. Bir çok evrimsel geçiþ, kademeli olarak deðiþim geçiren ara fosillerin daha kýsa ya da uzun süreli serileri sayesinde açýkça bel- gelenmiþtir. Coelacanth, Archaeopteryx, Icthyostega, Symouria gibi geçiþ fosilleri bunlardan bazýlarýdýr. Ancak yaratýlýþçýlar hiçbir zaman tatmin olmayacaklardýr. Çünkü eðer iki tür arasýndaki boþluðu dolduran bir geçiþ fosili bulunursa, yaratýlýþçý bu geçiþ fosilinin yepyeni bir tür olduðunu iddia edecek ve evrim kuramýnýn desteklenmesi için bu üç "yeni"

6

tür arasýnda ara formlarýn bulunmasý gerektiðini savu- nacaktýr. Böylece yaratýlýþçý için yeni geçiþ türünün bulunmasý evrimi kanýtlamaya asla yeterli olmayacak- týr. Yaratýlýþçýlarýn safsa- ta yaratma kabiliyetleri olaðanüstüdür. ABD kökenli yaratýlýþ tez- lerine Türkiye'de kendine özgü bir biçim veren Oktar'ýn da bu konuda aþaðý kalýr yaný yoktur. Kuþkusuz tonlarca yalan ve çarpýtmanýn düzeltilmesi gereklidir. Ancak baþta bah- settiðimiz gibi bir dergi yazýsýnýn bunu yap- masý olanaklý deðildir. Bitirmeden bir noktaya daha deðinmek gerekir. Oktar, özellikle AKP iktidarý döne- minde etki alanýný arttýrmýþtýr. Oktar'ýn, son derece pahalý ansiklopedisini okullara, öðretmenlere, yurtdýþýna ücretsiz daðýta- bilmesi, kendi iddialarýna karþý yayýn yapan web sitelerini engelletebilmesi, milli eðitim bakanlýðýnýn daðýttýðý kitaplarda yaratýlýþ safsatasýnýn evrim teorisine alternatif bir teoriymiþ gibi gösterilerek zaten bilimsel temellerden yoksun öðretim içeriðinin daha da bilim dýþýna çýkarýlmasý ve sayýla- bilecek daha onlarca þey, hükümet düzeyinde desteklenen bir politikaya iþaret etmektedir. AKP hükümeti sadece iþçi ve emekçi yýðýnlarýnýn deðil bilimin de düþ- manýdýr.

1-Özer, B. Mehmet. (2008). "Harun Yahya'nýn Böcekler Konusundaki Kimi Cahillikleri", s. 140-143,

içinde: Harun Yahya Safsatasý ve Evrim Gerçeði:

Bilim Ýnsanlarý, Fosil ve Yaratýlýþ Atlasýndaki Ýddialarý Yanýtlýyor, Bilim ve Gelecek Kitaplýðý, Ýstanbul.

2-a.g.e.

3-Dawkins, Richard. (2008). "Zehirli Yilanlar, Kaygan Yilanbaliklari ve Harun Yahya", [Ýnternet] Mevcut Olduðu Adres: http://www.richard-

dawkins.net/article,3151,Zehirli-Yilanlar-Kaygan-

Yilanbaliklari-ve-Harun-Yahya,Richard-Dawkins, [Veri Tabanýna Danýþýlan Tarih: 11.01.2009]. 4-Þenel, Alaaddin. (2008). "Evrim Aldatmacasýndan Yaratýlýþ Atlasýna Mantýksýzlýklar Silsilesi", s. 29-45, içinde: Harun Yahya Safsatasý ve Evrim Gerçeði: Bilim Ýnsanlarý, Fosil ve Yaratýlýþ Atlasýndaki Ýddialarý Yanýtlýyor, Bilim ve Gelecek Kitaplýðý, Ýstanbul.

5-a.g.e.

6-Yahya, Harun. Yaratýlýþ Atlasý, Cilt 1. [Ýnternet] Mevcut Olduðu Adres: www.harunyahya.net, [Veri Tabanýna Danýþýlan Tarih: 11.01.2009].

Atlasý, Cilt 1. [Ýnternet] Mevcut Olduðu Adres: www.harunyahya.net, [Veri Tabanýna Danýþýlan Tarih: 11.01.2009]. 18

Kurtuluþ

Kurtuluþ BAHOZ BÝR MODERNLEÞME HÝKAYESÝ Ýbrahim KARADENÝZ Bundan sonra Cemal hýzla "Yurtsever Gençlik"

BAHOZ

BÝR MODERNLEÞME HÝKAYESÝ

Ýbrahim KARADENÝZ

Bundan sonra Cemal hýzla "Yurtsever Gençlik" mücadelesine katýlýr ve artýk öðrenme süreci eylemliliðe dönüþmeye baþlamýþtýr. Musa Anter'in öldürülmesi Cemal'in kafasýndaki düþüncelerin netleþmesinde ayrý bir öneme sahiptir. Cemal'in öfkesi artýk düzenin sýnýr- larý içerisine sýðmamaya baþlamýþtýr.

B ahoz filmi, Kürt sorununu konu alarak

çekilmiþ en radikal filmlerin baþýnda

gelmektedir. Film baþýndan itibaren,

"Kürt sorunu" konulu olarak çekilen

diðer filmlerden farklý olarak konunun etrafýn- dan dolanmak yerine tam merkezine alan bir kurguda devam etmektedir. Dersimli Kürt-Alevisi bir ailenin çocuðu olan Cemal, Ýstanbul Üniversitesi Ýktisat Bölümünü kazanýr. Cemal'e babasýnýn öðüdü "Oðlum devlet sana elini uzattý, bu fýrsatý deðerlendir." þeklindedir. Film bu þekilde baþlarken duvar- da bulunan Hz. Ali ve Mustafa Kemal resmi Cemal'in ailesinin dünyaya bakýþ açýsýný göstermektedir. Cemal'in Ýstanbul'a geliþiyle birlikte olaylar birbirinin ardýna yaþanmaya baþlar. Cemal birden bire kendini üniversite kampusü içerisindeki sol gruplarla iliþkili bulur. Ancak baþlangýçta onlara karþý mesafelidir. Ýstan- bul'un büyüklüðü onu hýzla monotonluðu içerisinde boðmaktadýr. Bu monoton tablo, Cemal'in tahtaya adýnýn yazýldýðýný görme- siyle deðiþir, sonunda tahtaya ismini yazan öðrencilerle Cemal tanýþýr. Kendisiyle birlikte tahtaya isimleri yazýlan Orhan ve Rojda ile de tanýþan Cemal kendini yeni bir çevrede bulur. Bu tanýþmayla birlikte geliþen süreç aslýnda Cemal þahsýnda Kürt halkýnýn mo- dernleþme ve özgürleþmesinin hikâyesidir. Cemal yeni tanýþtýðý Yurtsever çevre ile daha önce ailesinden aldýðý kültür arasýndaki çatýþ- mayý en yoðun þekilde yaþar. Cemal baþlangýçta kendisinin Kürt olduðunu kabul etmez ve kendisini Alevi olarak tanýmlar. Ancak "Yurtsever" öðrenci kitlesiyle Kürtçe konuþmaktadýr. Bu durum grubun sorumlu- larýndan olan Helin ile Cemal arasýnda yaþanan kavga ile en üst noktaya çýkar. Sonuçta Helin'in, bir anlýk sinirle kýzýp Cemal'e attýðý tokat Cemal'in deðiþimini ateþleyen kývýlcým olur. Baþlangýçta kýzan Cemal, "Sosyalist Gerçekçiliði" çaðrýþtýran olaylarýn sonucunda, etrafýný daha dikkatli inceleyip daha fazla okuyup Kürt kimliðinin farkýna varýr. Bundan sonra Cemal hýzla "Yurtsever Gençlik" mücadelesine katýlýr ve artýk öðrenme süreci eylemliliðe dönüþmeye baþlamýþtýr. Musa Anter'in öldürülmesi Cemal'in kafasýndaki düþüncelerin netleþmesinde ayrý bir öneme sahiptir. Cemal'in öfkesi artýk düzenin sýnýrlarý içerisine sýðmamaya baþlamýþtýr. 90’lý yýllarýn çatýþmalý atmosferi içerisinde ilk eyleminde Cemal bir bankayý molotof kokteyli ile yakma eyleminin en önünde yer alýr. Artýk Kürt halkýnýn özgürlüðü için ölümü göze almaktan korkmayacak bir militana dönüþen Cemal'in kalbinde bir aþk filizlenir. Bu ayný sýnýfta olduk- larý milletvekili kýzý Rojda'dan baþkasý deðildir. Ancak en yakýn arkadaþý Orhan da ayný kadýndan hoþlanmaktadýr. Filmin en ilginç karelerinden biri de kendisi bir "Oblomov"

karakteri olan ve 24 saatin önemlice bir zamanýný uyuyarak geçiren Özcan'ýn yaþadýðý deðiþimdir. Korsan eylemler baþta olmak üzere her türlü faaliyete geç kalan "Oblomov" karakteri hayatýna dönük radikal bir karar alýr ve illegal mücadeleye katýlýr. Filmin sonuna doðru geri dönen "Oblomov" karakteri yok olmuþ, yerine kendi devrimini gerçekleþtirmiþ bir örgüt kadrosu gelmiþtir. O artýk mücadelenin her aþamasýnda halkýna adanmýþ bir kadrodur. Mücadelenin yoðun- luðu ve örgütün kadro eðitimi Oblomovculuðu yenmiþtir. Cemal bir süre sonra Kürtçe konuþtuðu için öðrenci yurdunda faþistlerle kavga eder ve yurttan atýlýr. O akþam Helin'in öðrenci evine gider ancak ev terörle mücadele polislerince basýlýr. Evde bulunanlardan bir kýsmý kaçar, Cemal gözaltýna alýnýr. Ýlk gözaltý kýsa sürer ama onun için okul hayatýna dönük olarak kararýný vermesini saðlar. Artýk okul onun için sadece mücadeleye yeni insanlar kazanýla- cak ve rahatça politik faaliyet yürütülecek bir alandýr. Cemal ayný zamanda örgüt içerisinde yeni isimlerle tanýþýr. Özellikle "karizmatik" bir kiþilik olan örgüt sorumlusu Halil onunla yakýn iliþki kurmaya baþlar. Filmde deðerlendirilmesi gereken önemli bir olay, Ali ile Helin arasýnda yaþanan aþk iliþki- sidir. Helin ile Ali örgütteki yoldaþlardan gizli bir þekilde aþk yaþamaktadýrlar. Bu durum örgüt içerisinde anlaþýlýr ve iki sevgili bir tercih yapma noktasýna gelir. Ya mücadele, ya aþk tercihinde Ali de Helin de üzerine çokça düþündükten sonra örgütlü mücadeleyi ter- cih ederler ve aþklarýný bitirirler. Ýnsana yabancý olarak görülebilecek bir "yasak", Ali ve Helin tarafýndan hiçbir direniþle karþýlaþ- madan kabul edilir. Onlar için Kürt halkýnýn özgürlük mücadelesi daha önemlidir. Bu açý- dan aþk da bu mücadelenin uðruna vazgeçilebilecek bir þeydir. Cemal ve arkadaþlarý yaklaþan Newroz için hazýrlýklar yaparlar, ancak eylem günü polis önlem almýþtýr. Cemal ve arkadaþlarý yakalanýr, Orhan polisin açtýðý ateþ sonucu öldürülür. Gözaltýna alýnanlar arasýnda bir kiþi itirafçý olur ve Cemal'in karþýsýna getirilir. Bu durum ayný zamanda Kürt özgürlük mücade- lesinde sýkça yaþanan ihanetlerin boyutunu ortaya koymaktadýr. Suçlamalarý kabul etmeyen Cemal dýþarý çýkar. Bu arada filmin final sahnesinde Cemal ile babasý karþýlaþýr ve babasý Cemal'den devlete teslim olmasýný ister. Cemal, babasýný okulun anfisine kapatýp kaçar. Bu Cemal için Helin'in attýðý tokattan sonra baþlayan sürecin tamamlanmasýdýr. Cemal düzenle bütün baðlarýný koparmýþtýr ve okula gitmek için yola çýktýðýnda bindiði Pertek feribotuna tekrar biner. Ama bu kez ülkesine geri döner ve ülkesinin özgürlüðü için yüzünü daðlara çevirir.

tekrar biner. Ama bu kez ülkesine geri döner ve ülkesinin özgürlüðü için yüzünü daðlara çevirir. 19

Kurtuluþ

Kurtuluþ GERÝDE KALAN Ýlkay KARA Evet, dünya kadýnlar için hiç de güvenli deðil. Ve dünyanýn güvenli
Kurtuluþ GERÝDE KALAN Ýlkay KARA Evet, dünya kadýnlar için hiç de güvenli deðil. Ve dünyanýn güvenli

GERÝDE

KALAN

Ýlkay KARA

Evet, dünya kadýnlar için hiç de güvenli deðil. Ve dünyanýn güvenli olduðunu, olmasý gerek- tiðini tüm dünyaya duyur- mak için yola çýkan Pippa Bacca'ya tecavüz edilerek öldürülmesi geride býrak- týðýmýz yýlýn en sarsýcý olaylarýndan biri oldu. Pippa Bacca dünya barýþý- na katkýda bulunmak için bir yolculuða çýkmýþtý ve bu yolculuk Gebze'de son- landýrýldý.

ve bu yolculuk Gebze'de son- landýrýldý. karar verdi. Her ne kadar karar verme süreci sancýlý

karar verdi. Her ne kadar karar verme süreci sancýlý geçse de "kamusal alan"da olabilmek için kadýnlarýn baþý açýk olmalýydý. Peki bu açýklýðýn sýnýrý nereye kadar? Galata köprüsü üzerinde balýk tutarken giysilerinin uygunsuzluðu nedeniyle hakkýnda iþlem yapýlan kadýný hatýrlýyoruz hepimiz. Köprü üzerinde balýk tutarken etraftaki erkeklerin tacizi karþýsýnda, güvenlik görevlileri ve ardýndan polislerin kararý kadýnýn teþhirci olduðuydu, kadýn gözaltýna alýndý. Ve kadýnlar köprü üstünde eylem yaparak bir kez daha bizlere ne giyeceðimizin söylenmesine iti- razýmýzýn olduðunu dile getirdiler. Görüldüðü gibi 2008 yýlý kadýnlarýn bedenleri üzerindeki iktidarýn çeþitli sonuçlarýný ve sonuç olarak kalmayan yeniden üretip sabitleyen görüntülerinin gündeme taþýndýðý bir yýl oldu. Taciz, kadýnlarýn her alanda yaþadýðý ve erkekegemenliðinin en gözle görülür

H er yýlsonunda, ya da yýlbaþýn- da diyelim, geriye dönüp bakmak ve arkada kalan 365 güne neler sýðdýðýnýn

dökümünü yapmak adettendir. Biz de kendi tarafýmýzdan geriye bakýp kadýn hareketinin gündemleri ve kadýnlarýn yaþadýklarýna iliþkin bir döküm çýkarýp eski

yýlý gözden geçirelim. Göreceðiz ki, kadýnlarýn gündeminde deðiþen çok az þey var ve buradan hareketle önümüzdeki yýl boyunca da söyleye- ceðimiz çok þey olacak. Bu çýkarýmý haklýlaþtýran ilk þey elbette yýl- baþýndaki sokak tacizleriydi. 2007'yi geride býrakýrken sokak partilerine/kutla- malarýna damgasýný vuran þey sokakta tacize uðrayan kadýnlarýn aðýrlýkla da tur- ist/yabancý kadýnlarýn görüntüleri ve tacizcilerin kabahatler kanunu kap- samýnda ödedikleri küçük para cezasýyla salýve-rilmeleriydi. Ve yine 2008'in geride kaldýðý günlerde de benzer tablolar karþýmýza çýktý. Bu kez daha temkinliydi kadýnlar ve yýlbaþý yaklaþýrken hatta 31 Aralýk günü Ýstanbul'da tacize karþý mor iðneler daðýttýlar ve tacize karþý seslerini yükselttiler. Kýsacasý kadýnlar 2008'i taciz gündemiyle karþýlamýþlardý ve yine ayný gündemle kapattýlar. Þubat ayýnda ise bambaþka bir baðlam- da ancak yine kadýnlarýn bedenleri üzerindeki ataerkil iktidarýný açýk eden ve ötesinde onaylayan geliþmelere tanýk olduk. Türban dolayýmýyla yürüyen tartýþ- madan söz edi-yoruz

elbette. Kadýnlarýn baþörtüsü ile "kamusal alana" girebilmeleri için yapýlan yasa deðiþikliðinin anayasa mahkemesi tarafýndan iptal edilmesi süreci epey gürültülü geçti. Bir yandan çene altý for- mülasyonu ile akla zarar öneriler tartýþýlýrken yine kadýnlarýn nerede nasýl giyineceklerini, hangi durumlarda görünür olabile- ceklerini erkekler tartýþtý ve

yine kadýnlarýn nerede nasýl giyineceklerini, hangi durumlarda görünür olabile- ceklerini erkekler tartýþtý ve 20

Kurtuluþ

Kurtuluþ sonuçlarýndan biri kuþkusuz. Ama ayný zamanda gece sokaða çýkarsan baþýna neler gelebileceðini de

sonuçlarýndan biri kuþkusuz. Ama ayný zamanda gece sokaða çýkarsan baþýna neler gelebileceðini de tekrar tekrar zihin- lere kazýyarak kadýnlarý sokaklardan uzak- laþtýrýyor ve evlerde tutmanýn mekanizmasý olarak devreye giriyor. Hüseyin Üzmez'in bir kýz çocuðunu taciz etmesi ve sonrasýnda geliþen olaylar, kadýnlarýn yakýnýndakiler, tanýdýklarý tarafýndan üstelik de her yaþta taciz edildiðini bir kez daha gözler önüne serdi. Üzmez'in adli týp raporu sayesinde tahliyesine karþý epey protesto sesi yük- selirken bir kez daha yakýnlarýmýzdan gelen taciz ve saldýrýlarý gündeme taþýdýk ve evlerin bizler için hiç de güvenli yerler olmadýðýný gösterdik. Evet, dünya kadýnlar için hiç de güvenli deðil. Ve dünyanýn güvenli olduðunu, olmasý gerektiðini tüm dünyaya duyurmak için yola çýkan Pippa Bacca'ya tecavüz edilerek öldürülmesi, geride býraktýðýmýz yýlýn en sarsýcý olaylarýndan biri oldu. Pippa Bacca dünya barýþýna katkýda bulunmak için bir yolculuða çýkmýþtý ve bu yolculuk Gebze'de sonlandýrýldý. Pippa'nýn yaþadýðý- na duyduðumuz öfkeyi sokaklara taþýdýk, tecavüzün her yerde olduðunu haykýrdýk. Ama bu kez sokaða öfkesini taþýyan baþka bir grup daha vardý. Ellerinde "tecavüz erkeklikse biz erkek deðiliz" yazan döviz- leriyle bir grup erkek sokaða çýkýp "erk"ekliklerini sorguluyordu. Biz Erkek Deðiliz (BEDÝ) adýyla bir araya gelen Ýnisiyatif, Pippa'ya tecavüz edilmesiyle baþlattýklarý eylemlerini sürdürüyorlar. Erkek iktidarýnýn erkekler tarafýndan sorgulanmasý süreci henüz çok yeni. Ancak önemli, çünkü biliy- oruz ki sýnýfsýz ve sömürüsüz bir dünya kurma hedefiyle yola çýkan pek çok hareket sýra erkek egemenliðine geldiðinde öteliyor ya da iddialarý karþýsýn- da yenik düþüyor. Pozitif ayrýmcýlýðý ilke olarak kabul etseler de pozitif ayrýmcýlýðýn erkeklerin iktidarlarýndan vazgeçmek için bir somut adým olduðu fikri unutularak biçimselliðe hapsediliyor. Bu nedenle erkeklerin kendi iktidarlarýný sorgulamalarý önemli ve gerekli. Elbette buradan kadýn- larla erkeklerin, erkekegemenliðine karþý birlikte mücadele etmeleri gerektiði sonu- cunu çýkarmak doðru olmaz. Bugün ve

hatta gelecek toplumda güçlü bir kadýn hareketi, kadýnlarýn kadýn olmaktan kay- naklanan sorunlarýna karþý mücadele temelinde yan yana gelmiþ ancak per- spektif olarak sistem içi kazanýmlarla yetin- meyecek bir hareket yaratmadan ve bu mücadelenin süreðenliðini saðlamadan kadýnlarýn kurtuluþunun mümkün olamaya- caðýnýn altýný tekrar çizmek gerekir. Ancak erkeklerin iktidarlarýný sorgulamalarý ve bunun politik lisanýný yaratmalarý mevcut toplumsal yapýya karþý çýkarken erkekege- menliðini de kapsayan bir itirazý dil- lendirdiklerinin ifadesi olabilir. Burada bir kez daha muhalif unsurlarýn ve çevrelerin bu iktidarý yeniden üreten, derinleþtiren pratikleri konusunda olumsuzlar hanesinin hayli kabarýk olduðunu söylemek gerekir. Bunun en göze çarpan örneklerinden birisi de toplumsal hareketin geri kalan kýsmýnýn LGBTT hareketle kurduðu iliþki. Tekrar 2008'e dönüp Lambda'nýn kapatýlma davasýný hatýrlatmak gerekecek. Bugün hem yasal düzeyden hem de toplumsal yapýnýn kendisinde LGBTT bireylere dönük ayrýmcýlýklarý sýralamak için ayrýca bir yazý yazmak gerekir. Ancak Lambda'nýn kap- atýlma davasýnýn bu ayrýmcýlýðýn özeti olduðu söylenebilir. Genel ahlak kurallarýna aykýrýlýk gerekçesiyle açýlan dava, yargý organlarý nezdinde bütün yasal mekaniz- manýn bakýþ açýsýný yansýtýyor. Bir anomali olarak LGBTT bireyler ahlaksýzlar kate- gorisinin deðiþmez elemanlarý olurken, en demokratik haklarý olan örgütlenme özgür- lükleri ellerinden alýnarak dernekleri kap- atýlýyor. Kapatma davasý sonrasýnda yapýlan protesto eylemlerine katýlým ise toplumsal muhaleferin bu meseleye bakýþýný görünür kýlýyor. Feminist aktivistler ve kadýn örgütleri dýþýnda çok az kesim bu davayý dert ediyor. Týpký, Ankara'da Dilek Ýnce'nin öldürülmesine gösterilen tepkil- erde olduðu gibi. Dilek'in öldürülmesi 2008'in tek nefret cinayeti deðildi. LGBTT bireylere dönük hak ihlalleri ve nefret cinayetleri açýsýndan da 2008 kirli bir yýl oldu. Koca bir yýlýn dökümünü yapmak elbette bu yazýnýn sýnýrlarýný çok aþýyor. Ancak son olarak kazandýklarýmýz da var demek istiyo-

Ancak son olarak kazandýklarýmýz da var demek istiyo- rum. DESA iþçisi Emine Aslan, eylemini sürdürürken

rum. DESA iþçisi Emine Aslan, eylemini sürdürürken kadýn hareketinden önemli bir destek gördü ve geride býraktýðýmýz gün- lerde açtýðý davayý kazanarak iþine geri döndü. SSGSS yasa tasarýsý tartýþýlýrken kadýnlarýn geliþtirdikleri büyük itiraz bu yasanýn meclisten geçmesine yetmese de kadýn emeðinin sömürülmesine iliþkin mücadele daha çok gündeme oturdu. Dünya çapýnda yaþanan ekonomik kriz kadýnlarýn emeði için mücadelelerinin daha yükseleceðini/yükselmesi gerektiðini açýkça gösteriyor. Önümüzdeki yýl da yukarýda öne çýkan baþlýklarla özetlemeye çalýþtýðýmýz, beden-emek-kimlik mücade- lesini yükseltmek için ne kadar çok nedeni- miz olduðunu gösteriyor. Takvimler iler- lerken bizlerin mücadele nedenleri de artý- yor. Yeni yýla girerken geride býrakýlan yýlýn hesabýný yapmak adettir demiþtik, her yýl- baþýnda geleceðe iliþkin beklentileri yaz- mak da adettir. Önümüzdeki yýl sokaklarýn mora boyandýðý bir yýl olsun. Kurtuluþumuz için mücadeleyi büyüttüðümüz ve bunu sokaða taþýmanýn araçlarýný yarattýðýmýz bir yýl olsun… Kendimizden baþlayarak en yakýnýmýzdaki ve en uzaðýmýzdaki kadýnlarý dönüþtürme gücünü, kadýn dayanýþmasýný gerçek kýldýðýmýz, kurtuluþumuz elleri-mizde diyerek baþkalarýndan hediye bek- lemediðimiz bir yýl… Yolumuz açýk olsun…

kurtuluþumuz elleri-mizde diyerek baþkalarýndan hediye bek- lemediðimiz bir yýl… Yolumuz açýk olsun… 21

Kurtuluþ

Kurtuluþ KADIN EMEÐÝ: GÖRÜNMEZLÝK ve KRÝZ Ebru YILDIRIM Bir meta olarak emek- gücünün deðeri, diðer metalarýn

KADIN

EMEÐÝ:

GÖRÜNMEZLÝK

ve

KRÝZ

Ebru YILDIRIM

Bir meta olarak emek- gücünün deðeri, diðer metalarýn deðeri gibi belir- lenir: Ýþçinin ve ailesinin kendini yeniden üretmesi için gerekli olan mal ve hizmetlerin deðeriyle. Ancak emek-gücü kapita- list üretim koþullarýnda doðrudan üretilemeyen tek metadýr. Diðer bir deyiþle emek-gücü bütünüyle meta iliþkileri ile yeniden üretilmez.

'E v kadýnlýðý', her ne

kadar kadýnlarýn

'doðal' eðilimleri ve

özelliklerine baðlansa

da, tarihsel bir konumdur, diyor Aksu Bora 'Kadýnlarýn Sýnýfý' isimli kitabýnda.

Bu durumun tarihsel bir konum olduðu önkabulünden yola çýkarak, kadýnlarýn ev içi ücretsiz harcadýklarý emeði ve bu emeðin kapitalist üretim iliþkileri içerisinde yer alan ücretli kadýn emeðini kavramada ne denli önem taþýdýðýný vurgulamak gerekir. Ücretsiz ev emeði tartýþmasýnda iki noktayý birbirinin önüne geçirmeksizin ele almalýyýz: Kadýnlarýn erkeklere baðýmlýlýðýný ne ile açýklayacaðýz? Ve ev emeði sermaye açýsýndan nasýl bir iþlev taþýmaktadýr? Birinci soruya benim vereceðim yanýt; patriarka, yani erkek egemenliðidir. Patriarka çaðdaþ sanayi toplumlarýnda kadýn- larýn erkeklere baðýmlýlýðý sistemidir. Bu sistemin ekonomik temeli vardýr. Bu temel de ev içi üretim tarzýdýr. Ev içi ücretsiz kadýn emeðinin kapitalizm açýsýndan deðerli noktasý ise; kadýn- larýn erkeklere baðýmlýlýðýný, kadýnlar- la-sermaye arasýndaki iliþkiye doðru geniþletmesidir. Bunu emek-meta iliþk- isi çerçevesinde þöyle açýklamak mümkün:

Bir meta olarak emek-gücünün deðeri, diðer metalarýn deðeri gibi belirlenir: Ýþçinin ve ailesinin kendini yeniden üretmesi için gerekli olan mal ve hizmetlerin deðeriyle. Ancak emek-gücü kapitalist üretim koþullarýnda doðrudan üretilemeyen tek metadýr. Diðer bir de-yiþle emek- gücü bütünüyle meta iliþkileri ile yeniden üretilmez. Ýþçi sýnýfý aileleri tarafýndan, toplumsal ve kültürel kurumlarla birlikte oluþturulur. Dolayýsýyla kadýnlarýn ev içinde har- cadýðý emeðin, emek-gücünün yeniden üretiminin önemli bir bölümünü üstlendiði açýktýr. Bu baðlamda kadýnlar bir deðer olarak emek-gücünü üretir. Ancak kadýnlarýn ev içinde karþýlýksýz olarak ürettiði mal

ve hizmetler kullaným deðerleridir ve

meta iliþkisine girmediði için, deðiþim

deðeri niteliði kazanmazlar. Kadýnlarla erkekler arasýndaki iliþki ser- maye iliþkisi olmadýðý için de, kadýn- larýn artýk deðer ürettiði; ya da artýk- deðerin üretiminde yer aldýðý tezi ise tartýþmalýdýr. Christina Delphy, ev iþini 'kapitalist olmayan' diye nitelendirir. Bunun doðru bir yaný vardýr. Ev iþi meta üreti-

mi alanýnýn dýþýndadýr ve deðer

yasasýna doðrudan tabi deðildir. Sömürü iliþkisi; artýðý üreten ve buna el koyan arasýndaki iliþkiyi iþaret eder. Belirli bir üretim tarzý, bir sýnýfýn, bir baþka sýnýfýn ürettiði artýða el koy- masýnýn özgül bir biçimini ifade eder. Sýnýflarýn oluþumu da ancak bu iliþkinin taraflarýna gönderme yapýldýðýnda söz konusudur. Patriarka, kapitalist üretim tarzýný öncelemekle birlikte, kapitalist iliþkilere eklemlenmiþtir ve

kapitalizmden baðýmsýz, özerk bir yapý olarak ele alýnmasý olanaksýzdýr. "Roza Luxemburg, 'Sermaye Birikimi' isimli kitabýnda, 'kadýn sorunu' üzerine

de yazmýþtý. Birinci ve Üçüncü

Dünya'daki 'kapitalist' ve 'kapitalist

olmayan' alanlara iliþkin bir mantýðý da bizlere iþaret ederek: 'Kesin olan

gerçek þudur ki; artý deðer iþçilere ya da kapitalistlere satýþ yaparak deðil, ancak böylesi sosyal yapýlanmalara

ve kendi üretimi kapitalist-olmayan

toplumsal tabakalara satýlýrsa gerçek- leþebilir.' Peki kapitalist-olmayan üreti-

ciler, bir ücret karþýlýðý meta üret- meyen bu insanlar kimler? Geçimlik üretim yapan herkes. Örneðin; hay- van besleme ya da tarla ekip biçme, kullanýlmýþ ürünleri yeniden iþleyerek onlardan yararlanma, genellikle

tarýmsal ürünlerin ya da el sanatlarýnýn

bir kýsmýný satma, evlerini kendi

baþlarýna yapýp bakma ve kýyafetleri-

ni dikme, çocuk bakýmý da dahil

bütün ev iþlerini yapma

için yaþamlarýný sürdürebilme amaçlý olan bütün bu üretim biçimleri, ser- mayenin bakýþ açýsýndan iþgücünün

vs.

Kendileri

amaçlý olan bütün bu üretim biçimleri, ser- mayenin bakýþ açýsýndan iþgücünün vs. Kendileri 22

Kurtuluþ

Kurtuluþ yeniden üretimidir." (Son Sömürge: Kadýnlar) Kapitalist-olmayan, yani ücretli emeðin dýþýndaki bu

yeniden üretimidir." (Son Sömürge:

Kadýnlar) Kapitalist-olmayan, yani ücretli emeðin dýþýndaki bu iliþki, yani yaþamlarýn ücretsiz, kullaným deðerine yönelik geçimlik çalýþ- mayla üretilmesi, tam da ücretli emek iliþk- isinden farklý olmasý nedeniyle sermaye için çok elveriþlidir. Sermaye, herhangi bir bedel ödemeden ya da riske girmeden, geçimlik üreticilerin her gün ürettiði artý emeðe el koyar, yani çalar. Bu geçimlik üreticilerin emeði, sermayenin ücretli emek

ya da baþka biçimlerde kullanabileceði

iþgücüne dönüþmektedir. Sermayenin

gerçek deðer kazanmasý ya da birikim sürecinin baþlamasý tam da bu temel üzerinde gerçekleþir. 'Ekonomi dýþý' veya 'doðal' olarak adlandýrýlan ev içi ücretsiz kadýn emeði de iþ gücünün yeniden üreti-

mi açýsýndan sermayeyi; ücretli iþçilerin

yaþamlarýný yeniden üretiyor olmasý bakýmýndan erkekleri dönüþtürür. Yani böylelikle kadýnlar sermayeye, kocasýnýn

iþgücünü yeniden üretmesi için gerekli araçlarý saðlar. Evdeki emeðine herhangi bir ücret ödenmeksizin kolayca el koyulabilen kadýnlar piyasa koþullarýnda çalýþmaya baþladýklarýnda da bu önemsi- zleþtirilen konumlarý doðrul- tusunda daha az ücretle ve daha kötü koþullarda çalýþ- maya mahkum edilmek isten- mekteler. Bir de buna ekonomik kriz eklenince Krizin Faturasý Sosyal güvenlik sistemlerinin zayýfladýðý, kamu yatýrýmlarýnýn azaltýldýðý, özelleþtirmelerin hýz- landýðý, sermayenin karlý alan- lara yöneldiði, dünya ölçeðinde iþ-sizliðin ve yoksul- luðun arttýðý neoliberal süreç krizle nihayetlenirken, zaten toplumsal cinsiyet iliþkileri ile örülü olan iþgücü piyasalarýn- da kadýnlarýn konumu da aleyhte deðiþimlere sahne oldu. Ýþ piyasasýnda kadýnlarýn cinsiyetçi iþ bölümü sonuçlu

istihdam alanlarýna baktýðýmýzda; bu iþ alanlarýnýn esnek, sendikasýz ve sigortasýz, kayýt dýþý çalýþmanýn en yoðun olduðu sek- törler olduðunu kolayca görebiliriz. Örneðin tekstilde çalýþan iþçilerin %70'i kadýn iken; bu sayý kayýtlý iþçilere baktýðýmýzda %44'e düþüyor. Kadýn istihdamýnýn büyük bölümünü oluþturan küçük ve orta ölçekli iþletmelerdeki iflas ya da büyük iþletmel- erdeki daralmalarda da iþ piyasalarýnýn cinsiyetçi yapýsý nedeniyle kadýnlarýn ilk vazgeçilenler olacaðý tahmin edilebilir. Evine dönmesi gereken, aslen evde ücret- siz emek sarfetmek üzere yetiþtirildiði varsayýlan ve ücretli erkek iþçinin yeniden üretim ihtiyacýný karþýlama göreviyle donatýlan kadýnlar; asgari ücret ve sigortalý iþleri de yoðun iþsizlik nedeniyle erkekler aldýðýnda krizde ilk gözden çýkarýlacaklar olacaktýr. Ülkemizde kadýnlarýn önemli bir kýsmýnýn, zaten geçici taþeron firmalarda çaðrýya baðlý günlük veya mevsimlik iþçi olarak çalýþtýðýný da gözardý etmez isek, ne demek istendiði anlaþýlacaktýr. Bununla birlikte küçülmüþ, deðiþime

uðramýþ tarýmsal üretimden kopup þehre göç edenlerin sayýsýndaki artýþ beraberinde iþsizlik ve kentlerde yoðun yoksulluk olarak karþýmýza çýkarken; krizi fýrsat bilen kapita- listler, çalýþma saatlerinin artýþýný talep edip ancak kýdem tazminatý, ikramiye, mesai ödemeleri, süt izni, kreþ yardýmý gibi yasal haklarý elbette kýrpacaklardýr. Bu ve ben- zeri durumlarda ister ev kadýný, isterse ücretli çalýþan kadýnlarýn ev içi üretim sorumluluklarýnýn artacaðý, evin idaresi, yiyecek, yakacak temini, varsa çocuklarýn eðitimi gibi açýlardan hayat standardýnýn nasýl sürdürülebileceði sorunlarýnýn kadýn- larýn omuzuna kalacaðý açýktýr. Bunun yanýsýra kent yoksullarý açýsýndan en önce kýz çocuklarýnýn eðitiminden vazgeçileceði, bu çocuklarýn ufak tefek iþlere yöneltile- ceði de öngörülebilir. Ev eksenli çalýþma muhtemelen artacak, çok düþük gelir saðlasa da, ev eksenli çalýþma hayatta kalmak için önemli bir üretim biçimi olarak yaygýnlaþacaktýr. Veee, elbette kadýna yönelik þiddetin de artacaðýný tahmin etmek zor deðil.

biçimi olarak yaygýnlaþacaktýr. Veee, elbette kadýna yönelik þiddetin de artacaðýný tahmin etmek zor deðil. 23
biçimi olarak yaygýnlaþacaktýr. Veee, elbette kadýna yönelik þiddetin de artacaðýný tahmin etmek zor deðil. 23

ÝSRAÝL NEDEN SALDIRIYOR?

Haluk GERGER

ÝSRAÝL NEDEN SALDIRIYOR? Haluk GERGER Ý srail'in Gazze'ye son saldýrýsýnýn nedenleri bugünlerde en çok

Ý srail'in Gazze'ye son saldýrýsýnýn nedenleri bugünlerde en çok tartýþýlan gündem mad- delerinden biri. Öyle ya, Ýsrail iþgal güçleri, hem de "Ortadoðu kasabý Sharon"un baþbakanlýðý döneminde, 2005 yýlýnda, Gazze'yi terketmiþlerdi. Bu, Siyonist Devlet'in Gazze üzerinde- ki yýkýcý denetiminin bütünüyle ortadan kalktýðý anlamýna gelmemekteydi elbette ama, kimi yerleþim merkezlerinin de boþaltýlmasýyla birlikte ele alýndýðýnda, yine de önemli bir adýmdý. "Oslo süreci"nin bir sonu- cu olan bu çekilme, ayný zaman- da, bir Filistin Devleti'nin kurul- masýnýn da kabulüydü. Daha sonra da, geçtiðimiz Haziran ayýnda, Hamas ile Ýsrail arasýnda bir ateþkes imzalandý. Böylece, Ýsrail, görüþmeyi reddettiði Hamas'ý fiilen tanýmýþ oldu. Bu durumda, Ýsrail neden saldýrdý? Buna kolaycý ve Ýsrail vahþetini sin- sice kollayan yanýt belli: Ýsrail, roket atýþlarýyla ateþkesi bozan Hamas'ýn provokasyonlarý karþýsýn- da müdahale zorunda kaldý ve terör eylemlerinden dolayý Hamas'ý cezalandýrýyor. Oysa, gerçegin bu yanýtla ilgisi yok. Ýdeolojik saldýrý þu iki argümanla gerçekleþtiriliyor: Birincisi, "Ýsrail, Filisitin Devleti'nin kurulmasýný kabul etti ve Gazze'den de çekil- di, Hamas savaþý sürdürmeseydi, þimdi durup dururken neden saldýrsýn ki?" Ýkincisiyse, "Ýsrail

neden saldýrsýn ki?" Ýkincisiyse, "Ýsrail Hamas'la savaþýyor, ama her savaþta olduðu gibi,

Hamas'la savaþýyor, ama her savaþta olduðu gibi, siviller de zarar görüyor ve Hamas da buna çanak tutuyor, çünkü sivil halký kalkan olarak kullanýp onlarý ken- disi hedef haline getiriyor." Bu durumda, Ýsrail, olsa olsa, "oran- týsýz güç" kullanmakla suçlanabilir. Peki, gerçek nerede? Yanýtý aramaya, Ýsrail'in Gazze (ve Batý Þeria'da kimi yerleþim merkezlerinden) çekilmesi ve bir Filistin Devleti'nin kurulmasýný kabul etmesiyle baþlamak gerek. Ýsrail'in 2005 yýlýndaki askeri ve politik geri adýmlarý atmasý, özünde, geleneksel Siyonist stratejinin iflasý, Ýsrail Devleti'nin yenligiyi kabullenmek zorunda kalmasýnýn sonucuydu. Siyonistler bakýmýndan, Filistin, "topraksýz Yahudi halkýn insansýz kadim topraklarýna geri dönüþü"nün adresiydi. Kurulan Siyonist Devlet bakýmýndansa, sadece, Yahudilerden oluþan saf bir yapý deðil, ayný zamanda, Büyük Ýsrail'e yürüyüþün "sýçrama tahtasý"ydý. Varlýðý dahi kabul edilmeyen "Filistinliler"in, üstelik Büyük Ýsrail'in öncü güçleri olan yerleþim merkezlerinin boþaltýl- masýyla beraber, Gazze ve Batý Þeria'nýn bir bölümünde "kendi devletlerini kurma hakký"na sahip olduklarýnýn kabulü, muazzam bir geri adýmdý elbette. Bunun, ker- hen atýlmýþ zorunlu bir geri adým, bir stratejik (askeri-politik) yenil- ginin sonucu olduðu açýktý. Filistin Direniþi, sonunda, Siyonist ideloji ve Devlete tarihi bir geri adýmý dayatmýþtý. Ama, Ýsrail de henüz bütün kozlarýný oyna- mamýþtý. O dönemde, Le Monde Gazetesi'nde Ýsrail Cumhurbaþkaný Þimon Perez, "Neden Ýsrail'in bir Filistin Devleti'ne Ihtiyacý Var?" baþlýklý bir yazý yazdý. Bu yazýda, Perez, "gerçek o ki, moral ve demografik açýlardan, bir Yahudi Devleti olarak kalabilmek için Ýsrail'in bir Filistin devletine ihtiyacý var" demekteydi. Perez'e göre, 4.7 milyon Yahudi ile 4 milyon Filistinlinin içine sýkýþtýðý, Akdeniz'den Ürdün'e uzanan, alanda bir Yahudi Devleti'nin tek baþýna egemen olmasý olanaksýzdý. O'nun "terörizm" diye adlandýrdýðý Filistin Direniþi, bunu olanaksýz kýlmaktaydý. Filistin Ummaný’nda, Siyonist Devlet'in boðulmamasý, ancak, Filistin halký

için de bir "yurt" oluþturulmasýna baðlýydý. Perez, ayrýca, iki halký barýndýran 24,000 kilometre kare- lik bu toprak parçasýnýn, özellikle zýrai yeterlilik bakýmýndan sorunlu olduðunu, bunun için de, birbir- leriyle iþbirliði yapacak ikili bir yapýnýn oluþturulmasý gerektiðini, aksi halde, Ýsrail'in de kendine yeterliliði saðlayamayacaðýný ve çatýþmalarýn yýkýcý biçimler ala- bileceðini belirtmekteydi. Perez, sýnýrlarla ve sýnýr boylarýndaki mayýnlarla da kendimizi koruya- mayýz ve üstelik ekonomik bakým- dan sýnýrlar bizim geliþmemize de engeldir diye yazmaktaydý. Aslýnda, Siyonist Devlet'in yeni stratejisi, Filistin Direniþi'ni bir baþka biçimde tasfiye etmek ve Büyük Ýsrail projesini bu yeni yolla gerçekleþtirmekti. Bu yeni yönelime göre, "baðýmsýz Filistin Devleti", aslýnda, Siyonizme ve emperyalizme boyun eðmiþ, bu arada kendine de bir çýkar alaný oluþturmayý düþleyen Filistinli iþbirlikçiler aracýlýðýyla, Ýsrail'in bir uydusu, onun, fiziki-politik-iktisadi coðrafyasýnýn bir uzantýsý, Siyonist merkeze eklemlenmiþ bir sömür- gesi olarak kurgulanmýþtý. Ne var ki, Filistin halkýnýn direniþ iradesi, bu oyunu bozdu. Direniþ ruhu, bu sefer Hamas'la örgütsel ve ideolojik kanalýný buldu, mücadele maddi bir güç olarak bu kanaldan akmaya baþladý. Siyonist oyun da bozulmuþ oldu. Bunun üzerine, Ýsrail bütün hýþmýy- la Gazze'ye saldýrmaya baþladý. Abluka ve bombardýmanlarýn þid- deti altýnda, Filisitn Direniþ Ýradesi açlýkla, þiddetle, iç çatýþmalar, hastalýk, yoksunluk, yolsuzluk ve her türden baskýyla kýrýlmaya çalýþýldý. Ne var ki, bu korkunç ve çok boyutlu saldýrýlar da tutmadý, halkýn mücadele kararlýlýðý tüketilemedi, buna baðlý olarak da, Hamas yenilgiye uðratýla- madý. Israil bakýmýndan yenilgi o boyuttaydý ki, sonunda, Hamas'ý fiilen tanýmak ve 19 Haziran 2008'de onunla bir ateþkes imza- lamak zorunda kaldý Olmert Hükümeti. Ýþte þimdi, kan ve güç toplayan Ýsrail yeniden saldýrýyor; müthiþ yenilgilerinin intikamýný almak, içine düþtüðü kýsýr döngüyü parçalamak, geriye gidiþini dur- durmak ve tersine çevirmek, en çok da, Filistin Direniþ Ýradesini kýr-

çevirmek, en çok da, Filistin Direniþ Ýradesini kýr- mak için savaþýyor. Bu savaþ, bir tarafýn

mak için savaþýyor. Bu savaþ, bir tarafýn (Ýsrail'in) kendi iradesini hasmý (Filistin halký)'nýn iradesine üstün kýlmak, giderek, tam anlamýyla dayatmak için yapýlý- yor. Ýlk bakýþta, bu saldýrý savaþýnýn "politik öz"ü burada yatýyor gibi görünüyor. Hedef, bir zorunluluk olarak kendini dayatmýþ "baðýmsýz Filisitn Devleti"nin özünü boþal- tarak onu uydulaþtýrmak, Filistini, "devlet" yanýlsamasýyla "iþgal altýn- da toprak" olmaktan doðal sömürgeye dönüþtürmek, zaman- la, Filistin halkýný köleleþtirmek. Bunun için de iradesinin kýrýlmasý gerek. Savaþýn nedeni bu. Hamas, Filistin Iradesi'nin, Direniþ'in örgütsel ete-kemiðe bürünmüþ hali olduðundan, ilk bakýþta, hedef konumunda görülüyor. Oysa, hedef, doðru- dan halkýn kendisi. Hedef, halkýn iradesi olduðu için de, doðrudan, çoluk-çocuk, kadýn, hasta, yaþlý halk hedef alýnýyor. Bu, rastlantý ya da savaþýn istenmeyen ama kaçýnýl- maz yanlýþlýklarý deðil. Tam aksine, savaþýn kendisi, çýkýþ nedeni, stratejik hedefi, varlýk nedeni. Böyle olunca da, görüntünün aksine, doðasý gereði, "sosyal ve politik özü"nden kopuyor bu savaþ. Politik ve sosyal özünü kay- betmiþ her savaþ gibi de, kaçýnýl- maz olarak, bir toplu cinayete, moral iflasa, insanlýk krizine, giderek, insanlýk suçuna dönüþü- yor

kaçýnýl- maz olarak, bir toplu cinayete, moral iflasa, insanlýk krizine, giderek, insanlýk suçuna dönüþü- yor