BÖLÜM 1 1. MİTOLOJİ 1.1.

Tanımı Yunanca; mitologia (µυθολογία), mithos (µυθος) yani “söylenen ya da duyulan söz” ve logos (λογος) yani “konuşma” kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. Eski Yunan’da “geçmişte söylenenlerin tekrar edilmesi “ gibi bir anlam barındırmaktayken zamanla Batı dillerinde “efsane” anlamı kazanmıştır. Çağdaş kullanımda, mitoloji ya belirli bir din veya kültürdeki mitlerin bütününü tanımlar (örneğin: Yunan mitolojisi, Türk mitolojisi, Hint Mitolojisi) ya da mitlerin incelenmesi, yorumlanması, toplanması (belki yeniden oluşturulması) ve benzeri çalışmaları içeren bilgi, bilim dalını tanımlar. Mitoloji, Concise Oxford English Dictionary’de; a) Mitlerin, özellikle de belirli bir dinî veya kültürel geleneğe ait olanların, bir bütünü, b) Yaygın anlamda benimsenmiş fakat abartılmış veya kurgusal bir hikâyeler veya inançlar kümesi, c) Mitlerin incelenmesi (bilimi); Ana Britanica’da ise mitoloji, “belirli bir uygarlığa ya da dinsel geleneğe özgü inançları, uygulamaları, kurumları ya da doğa olaylarını açıklamak amacıyla görünüşte gerçekten yaşanmış olayları aktaran, çoğunlukla kökeni bilinmeyen ve en azından kısmen geleneğe dayanan söylenceler toplamı” şeklinde tanımlanmaktadır.

Terim, bünyesinde barındırdığı tanım özelliği ile mecâzî şekilde, belirli bir görüş, anlayış veya kavramı hayalî (veya efsanevî) olarak etiketlemek için de kullanılmıştır. Çok sık rastlanır olmasa da, ayrıca günlük kullanımda mit sözcüğü gerçekte doğru olmayan bir hikâye veya anlatı için tercih edilir ve çoğunlukla bir yanlışlık ve/veya doğru olmayan unsur vurgusu barındırır.

Mitoloji, zaman zaman Türkçe’de söylenbilim veya söylencebilim olarak da adlandırılmıştır. 1.2. Mitolojinin Özellikleri Efsaneler konu itibarıyla tanrıları, kahramanları ve doğaüstü varlıkları konu alan anlatılardır. Uyumlu bir sistem içerisinde düzenlenmiş olup, çoğunlukla geleneksel sözlü aktarımlar yoluyla (ozanlar, baksılar, manasçılar, rahipler) yayılarak canlı kalırlar. Sıklıkla ilgili oldukları topluluğun dinî veya ruhânî yaşantıları ile bağıntılı olan mitler, topluluktaki bu ruhânî mevkilerini kaybettikleri zaman, yani topluluğun ruhânî yapısıyla aralarındaki bağ koptuğu zaman, mitolojik niteliklerini yitirir ve folklora ait söylenceler veya peri masalları haline dönüşürler.
Sayfa 1 / 56

 

Folklorbilimcilere göre, -ki bu disiplin hem seküler(1) hem de kutsal söylencelerin incelenmesini içerir- bir mit, gücünün bir kısmını topluluğun (en azından belirli bir kısmının) ona olan inancından ve doğru olarak kabul edilmesinden alır. Folklor incelemelerinde, tüm kutsal geleneklerin birikimi vardır ve terimin kullanımında, günlük kullanımındakine benzer, herhangi bir kötüleme, aşağılama bulunmamaktadır. Örneğin bir dinin hem kendi mitolojisinden hem de tekil olarak içerdiği mitlerden ayrı ayrı söz edilebilir. Bu durum tamamen bilimsel ve tarafsız bir yaklaşım olup, mitler açısından herhangi bir kötüleme ve aşağılama amacı da barındırmaz.

Efsaneler sıklıkla gerek evrenin gerekse yerel bölgenin ortaya çıkışını açıklama amacı taşır. Örneğin sırasıyla yaratılış efsaneleri ve kuruluş efsaneleri gibi. Efsaneler ayrıca doğa olaylarının, başka şekilde açıklanamayan kültürel âdetlerin açıklanması amacını da taşır. Genel olarak efsanelerin doğal anlamda basit bir izah sunmayan herhangi bir şeyi açıklamak için kullanıldığı da söylenebilir.

Mitoloji terimi Yunan mitolojisi veya Roma mitolojisi formunda olduğu gibi sıklıkla eski kültürlerin antik hikâyelerine atfen kullanılmaktadır. Bazı efsaneler orijinal olarak sözel bir geleneğin ürünüyken zamanla yazılı hâle gelmişlerdir. Çoğu efsanenin başlangıç noktası aynı iken değişik coğrafya ve kültürlerden etkilenerek farklılaşmış, biririnden farklı anlatılar haline dönüşmüş, orijinal olanı ancak mitologların anlayabileceği kadar kompleks halde kalmışlardır.

1.3. Din ve mitoloji Çoğu dinde mitolojinin çok önemli ve öncelikli bir yeri bulunur. Mit, günlük kullanımdakinin tersine, aslında bir hikâyenin nesnel anlamda yanlış veya doğru olduğunu tanımlamaz, daha çok, nesnel veya materyalist nosyonlardan ilgisiz bir şekilde, doğru veya gerçek kavramının ruhsal, psikolojik ve/veya sembolik yönlerine gönderme yapar.

Her ne kadar bugünkü yaygın dinlere mensup çoğu kişi dinlerinin kökeni ve gelişiminde yer alan anlatıları tarihî olaylar olarak ele alsalar da, bunları inanç sistemlerinin figüratif temsilleri olarak gören kişiler de mevcuttur. Bir dinin veya inancın sahip olduğu kavramlar ve anlatılar, karakteristikleri sebebiyle bilimsel anlamda mitik olabilirler ve buradan hareketle birisi Hristiyan mitolojisi, Hindu mitolojisi veya İslam mitolojisinden bahsedebilir. Bu gibi terimlerden anlaşılması gereken bu dinlerin barındırdığı kavram veya anlatıların yanlış veya doğru olup olmadığı değil,                                                             
(1) Laikliğin daha gelişmiş modeli olarak açıklanabilir. Din, devlet içerisinde özerk bir yapıya sahiptir ve "dinden devlete gelen bir tehlike yoktur". Yani din ve devlet barışıktır. ABD'de uygulanan sistem örnek olarak verilebilir. Sayfa 2 / 56

 

o dindeki belirli kavramların, birer kültürel nesne olarak ruhâni, psikolojik ve/veya sembolik yönlerine yapılan atıflar olmalıdır. Tanımda da belirtildiği gibi, mit ve dolayısıyla mitoloji, materyalist veya objektif bir doğruluk nosyonu barındırmadığı gibi bu tip amacı da barındırmaz.

Din ve mitoloji ilişkisindeki yaygın bir hata da, eski toplulukların inandığı dinlerin mitolojileri ile karıştırılmasıdır. Din ile mitoloji arasındaki yakın ilişki sebebiyle belirli bir nesne her iki kavramın da elemanı olabilir. Bununla birlikte genel anlamda din ile mitoloji tamamen farklı terim ve kavramlardır. Mitoloji salt mitolojik nesnelerle ilgilenirken, dinin çevrelediği alan ve nesneler daha farklıdır; liturjiden(2) eskatolojiye(3) kadar. Dinî kavramların mitolojik bir yönünün olabilirliği, dinî kavramın dinî oluşunu arka plana itmez. Bu sebeple bazı aynı elemanları barındırsalar ve birçok ilişkileri olsa dahi Türk mitolojisi ve Türk dini ile kastedilen ayrı şeylerdir. 1.4. Mitlerin oluşumu Mitlerin geniş açıklayıcı özellikleri, oluşumlarını belirli bir oranda belirsizleştirmektedir. Mitlerin kültürel ihtiyaçları karşılamak amacıyla oluştuğuna (veya oluşturulduğuna) dair bir iddia da ortaya atılmıştır.

Tüm kültürler kendi dinleri, kahramanları, tarihleri ve benzeri unsurlarına ilişkin anlatıları barındıran mitlerini zamanla geliştirmişlerdir. Bu mitlerin barındırdıkları sembolik anlamların gücü uzun süreler boyunca canlı kalabilmelerinin (bazen binlerce yıl boyunca) ana sebeplerindendir. Mitlerin bütününe “mitos”, mitosların bütününe ise “mitoi” denir.

1.5. Türk Mitolojisi’nin Ortaya Çıkışında Etken Olan Kavramlara Genel Bakış: 1.5.1. Türklerin Yaşadığı Çevre: Genel olarak “Türkler’in yaşadığı anayurt Orta Asya”dır denilmekle beraber, Türkler’in bu geniş coğrafyanın tam olarak neresinde yerleşik oldukları tartışma konusudur. Bunun sebebi Türkler’in daha ilk zamanlarından itibaren geniş bir coğrafyaya yayılmış bulunmaları ve kültürlerini çok uzaklara kadar götürmeleri olsa gerektir. Son linguistik araştırmalar ise, bu sahanın Altay-Ural Dağları arasında alınması, hatta Hazar Denizi’nin kuzey doğu bozkırlarının aslî Türk yurdundan sayılması ihtimalini kuvvetlendirmiştir.

                                                            
(2) Litoloji: Taşların yapısını inceleyen bilim dalı. (3) Eskatoloji: İnsanın ve dünyanın sonunu ve ahiret hayatını açıklamaya çalışan ilâhiyat dalı.  Sayfa 3 / 56

 

Türkler, Orta Asya’nın kuzey doğu bölgesinde bulunan Baykal Gölü’ne dökülen Orhun ve Selenga Irmakları boylarında ortaya çıkmış, ancak atı bir ulaşım aracı olarak kullanmayı başardıklarından, bütün Orta Asya’ya yayılmışlar ve egemen olmuşlardır. Bu sebeple, yontma taş çağına kadar uzanan eski devirlere ait, Türk Kültürü izlerine Orta Asya’nın bir çok yerinde aynı anda rastlanmaktadır. Türkler coğrafî konumları itibariyle yüzyıllarca Çinlilerle komşu olarak yaşamak zorunda kalmışlardır. Bu nedenle Türk mitolojisinde Çinlilerle bağlantılı pek çok destan ve efsânelere rastlamak mümkündür. Türk Tarihi’nin birinci elden kaynaklarının da Çin Yıllıkları olması bu komşuluğun ortaya çıkardığı bir sonuçtur. 1.5.2. Türklerin Dini: Türkler tarihleri boyunca pek çok dinin mensubu olarak varlık göstermişlerdir. Maniheizm (Uygurlar), Budizm (Uygurlar), Gök Tanrı Dini (Gök-Türkler), Musevîlik (Hazarlar), Hristiyanlık (Volga Bulgarları, Uzlar, Peçenekler, Gagauzlar) ve İslâmiyet (Karahanlılar, Selçuklular, Osmalılar, v.s.) gibi. “Eski Türklerin dini nedir?” sorusunun cevabı ise bütün bu çeşitliliğe rağmen “Şamanizm” olarak verile gelmiştir. Türklerin dininin Şamanizm olduğunun ifade edilmesi, büyük ölçüde, şamanizmin tam olarak bilinmemesinden de kaynaklanmaktadır. Türklerin dini Gök Tanrı dini olup, tek tanrılı bir dindir. 1.5.3. Türk İnanç Dairesinde Ortaya Çıkan Kavramlar: 1.5.3.1. Şamanizm: Şamanizm, ““Şaman” ya da “kam” adı verilen din adamları aracılığıyla uygulanmaya çalışılan bir inanışlar bütünüdür(4). Bu kavramın kaynağı Tunguzca’daki “şaman” ifadesidir. Şamanizm, Orta Asya’da görülen en önemli din olaylarından biridir ancak hiçbir şekilde din değildir. İngiliz sosyolojisi şamanı tanımlamak için “hekim-insan” tabirini kullanmıştır(5). Şamanlık inancı üzerinde en fazla ve derinlemesine araştırmaları yapmış olan Mircae Eliade, bütün Orta ve Kuzey Asya topluluklarında, dinî-sihrî hayatın daha çok Şaman etrafında merkezîleştiğini belirtir. Fakat “Şaman”, dinî faaliyetlerin hepsinde icracı vaziyette değildir. Bir çok törenlere, meselâ tanrıya kurbanlar sunuluşuna şamanların katılmadığı belirtilir. Ayrıca, sihrî-dinî hayat şamanlıktan ibaret olmadığından her sihirbazın da şaman sayılamayacağını iddia eden Eliade, şamanlıkta hastalara şifa vericilik esas unsurlardan olmakla beraber, her şifa dağı                                                            
(4) Kavram olarak inanış- inanç farklılığı konusunda geniş bilgi için bkz. Ali Yayla, Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Notları, www2.itu.edu.tr/~yayla (5) Jean-Paul Roux, Altay Türklerinde Ölüm, İstanbul 1999, s. 28. Sayfa 4 / 56

 

tanın da şaman olamayacağını ortaya koyar ve şamanlığı kısaca “extase” (yüksek haz heyecanı ile insanın kendinden geçmesi) tekniği diye ifade eder. Ancak, çeşitli extase hallerin hepsi şamanik değildir. Şaman her şeyden önce bir “transe” ustasıdır. Bu transe ustasının ruhu güya bedeninden ayrılarak, hastalanan ruhlara şifa verir. Ölülerin ruhlarının verdikleri zararları önler, tanrılarla insanlar arasında aracılık yapar. Görülüyor ki, dinden çok bir sihir karakteri ortaya koyan ve bir Bozkır-Türk inanç sistemi olmayan şamanlığın, tarihi Türk topluluklarındaki inançlarla hiç bir ilgisi yoktur. Bu ilginin var olabileceği düşüncesini uyandıran, Türkçe din adamı anlamındaki “kam” ile “şaman” kelimesinin aynı olduğu yolundaki eski bir iddiadır. Fakat şaman kelimesinin Hint-İran dilinde de keşfedilmesi sonucunda geçerliliğini kaybetmiş bulunmaktadır(6). Türkler’in dini şamanlık değildir, Tek Tanrı dir(7). Ancak, Türk inancıyla şamanlık arasında hayret edilecek kadar benzerliklerin bulunması(8), Türk inancında “şamanik” vasıflar bulunduğunu düşündürmüştür. Din tarihçilerine göre; eksiksiz her dinde daima bu gibi tesirler, birleşmeler, yenilenmeler görülmektedir. 1.5.3.2. Gök-Tanrı: Göktürkler’e ait “Göktürk Kitâbeleri”nden de anladığımız gibi Türklerin tanrısı, Gök Tanrı’dır. Bu isim çeşitli eski Türk lehçelerinde tengri, tengere, tangara, tangrı, ture şeklinde de ifade edilmiştir. Altay kamları tengereye dua ederken “yüksekte bulunan büyük atamız han tengere...”, “yaratıkları yaradan tengere...”, “yıldızlarla dünyayı süsleyen tengere…” diye hitap ederlerdi. Yakutların eski masal ve destanlarında tangara kelimesi gök (sema) ve gök ruhu (tanrı) anlamını ifade etmekte olduğu anlaşılmakta ise de bugün bütün ruhlara, hatta ruhları ve ölüleri temsil eden putlara da “tangara” denmektedir. İslâm dinini kabul eden Türkler “gök” kelimesini “sema” tengri kelimesini de “allah” kavramına uyarlamışlardır. Tanrı kelimesi yerine Oğuz Türklerinin “çelep” yahut “çalap” kelimesinin de Nasturî hristiyanlardan etkilenme sonucu dile girdiği tahmin edilmektedir(9). Türklere göre “gök”, tengri gibi her insanın her baktığında görebildiğidir. O halde tengri “gök” gibi bir şey olmalıdır. Nitekim İbn Fadlan                                                             
(6) İbrahim Kafesoğlu, Türk Bozkır Kültürü, TKAE Yay., Ankara 1987, s. 88 v.d. (7) Hikmet Tanyu, İslâmlıktan Önce Türklerde Tek Tanrı İnancı, AÜ. İlâhiyat Fak.Yay., Ankara 1980, s. 6.; Şamanlık hakk. ayrıca bkz. Jean-Paul Roux, gös.yer. (8) Günümüz Anadolu’sunda Şamanizmle, halk inanışları arasındaki bağlantılar hakkında geniş bilgi için bakınız: Mehmet Eröz, Eski Türk Dini (Gök Tanrı İnancı) ve Alevîlik Bektaşilik, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay., İstanbul 1982, s. 12 v.d. (9) Abdülkadir İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm, TTK Yayınları, Ankara 1972, s. 33-34. Sayfa 5 / 56

 

Baskı. No. Hakanları tahta çıkaran. 8. (11) A. Bütün varlığı yaradan odur. TTK Yay.. Sayfa 6 / 56   . ayin yaptıkları zaman açıktır. Şamanizm. Kayrakan (büyük han) veya Tengere Kayra Han(12) olarak da anılmaktadır. Güney Altay şamanistleri Ülgen’e “kuday” derler. Talat Tekin. Ülgenin huzuruna giden bu yol ancak erkek şamanlara. s. Ankara 1972. Ülgenin sarayı ve altından tahtı vardır. Ankara 1972. TTK Yayınları. Gök-Tanrı da tanrıların en büyüğü sayılmış olsa gerektir.Seyâhatnâmesinde Türklerin zorda kaldıklarında başlarını göğe kaldırıp “bir tanrı dediklerini ifade etmektedir(10). Ülgen: Altay ve Yenisey çevrelerinde kullanılmaktadır. Türk milletine yaptıkları iyilik ve yardımları için. Kendisi insan şeklindedir.3.31. Bununla birlikte erkek şaman bile ancak beşinci engel olan demir kazık (altın kazık=kutup yıldızı) yıldızına kadar ulaşabilir ve oradan geri döner. tanrıya içten gelen minnet ve şükran duygularını ifade ediyorlar. “yaratıcı” (yayuçı) olarak da vasıflandırılır (14). “Kayrakan” en büyük tanrıdır ve ülgen. Onun huzuruna giden yolda yedi. “şimşekçi”. Ankara 1988. Orhon Yazıtları.. 1-2). İstanbul 1975.İnan.V. “Materialı po şamanastvu u altaytsev” (Sbornik MAE. “yıldırımcı”.32. yıldızların üstünde yaşar. Eski Türklerde bir ve büyük Tanrı hakkında açık bir inanç ve anlayışın var olup olmadığını bilmiyoruz. A. Herhalde büyük imparatorlukların kurulduğu devirlerde imparatorluğa dahil olmuş bütün uluslar için Gök-Tanrı kültü ortak ve genel bir kült olarak kabul edilmiş. Tarihte ve Bugün Şamanizm. zaferleri kazandıran. s. Ay ve güneşin ötesinde. A. s. Bazı kamlara göre ise.II. (14) A.                                                              (10) Ramazan Şeşen. kızagan ve mergen bu tanrının oğullarıdır(13). 26. “ayazkan”. Bu yazıtlarda hakan ve beyleri. Şaman dualarında “ ak ayaz”. Onuncu Asırda Türkistan’da Bir İslâm Seyyâhı İbn-i Fazlan Seyahatnâmesi Tercümesi.5. (12) Radloff’a göre “merhametli sema”. Anohin. Tarihte ve Bugün Şamanizm. yüzyıllarda büyük Gök-Türk İmparatorluğu’nun başında bulunan Türk sülâlesinin Gök-Tanrı hakkındaki inanç ve anlayışları bir hayli gelişmiş ve olgunlaşmış olduğu bıraktıkları yazıtlardan anlaşılmaktadır.31. Ülgen yaradıcı (halik)dır.3. ayrıca bakz. naklen. 1. s. Orta Asya’da devlet kurmuş sülâlelerin hepsinde Gök-Tanrı kültünün bulunduğunu Çin kaynakları de tespit etmiştir. bazı rivayetlere göre dokuz engel vardır. İnan. TDK Yay. felâketlerden koruyan Türk Tanrısı Gök-Tanrı’dır(11). (13) İnan.Anohin’e göre ülgen iyilik eden bir varlıktır.

Sayfa 7 / 56   . 9 ya da 16. Şaman’ın manyak adı verilen elbisesinin beline iliştirilmektedir. (bizim geldiğimizi ise) duymadılar. göğün 7. Ankara 1989. Umay ismini Tonyukuk yazıtında şu ifadelerle görüyoruz. 113-114. Ere (?) nefsini saklamak yektir dedi.5. Er Kanım. TDK Yayınları. bir bucak. Ak Kızlar ve Kıyanlar diye adlandırılan dokuz kızı vardır. Umay kutsal yer.Aylü kündü yaan yer (Aylı ve güneşli büyük makamı) Ay künüm yayagan (Ayımı ve güneşimi yaradan) Adam Ülgen bıçığan. Ülgen’in kızlarını temsilen yapılan tözler.. Ülgen’in kızları aynı zamanda esin perileridir. Üç otıngdı küydürüp bergen Üç ocagıngdı kadap bergeri Atam Ülgen. Tanrı.3.(Onlar) çok diye niye korkarız. Ben (ise) böyle derim! Ben Bilge Tonyukuk Altun ormanını aşarak geldik. Az[ız] diye niye basılalım. Ülgen’e ulaşmak için bazı engellerin eşılması gerekir.. (16) Hüseyin Namık Orkun. Burça Kan. insanlara ocaklarını tutuşturup veren. katında oturmaktadır. Umay: Altaylı kavimlere göre Umay çocukları ve hayvan yavrularını koruyan dişi tanrıdır (tanrıça). Verbitsky’nin derlediği Altay yartılış Destanı’nda da “Ülgen” tanrı olarak karşımıza çıkar: “Dünya bir deniz idi. Türk Mitolojisi. 1. “Geri dönelim. Baktı Kan” adında yedi oğlu. sacayaklarını ocaklara yerleştiren odur (ülgen). arıyordu.. geçerek geldik. Ankara 1987. 432 v. TTK Yayınları. Buura-Kan (Pura Kan). (buraya) gelenler (=düşmanlar) cesur dedi (=demişler). Bahaeddin Ögel. sular içreydi her yer. bucaksız. sonsuz. sular (bizim için onlara) gaflet verdi. Taarruz ettik. Ertesi günü çok geldiler…(16)                                                              (15) Daha fazla bilgi için bkz. s. katı bir yer. Uçsuz. [(onlara) şekil veren atam Ülgen] Ateşi yaradan. İrtiş Irmağı’nı. perişan ettik.4. Neye kaçarız. Uçuyor. yoktu bir yer konacak..d. Tanrı Ülgen uçuyor. Ülgen’e ulaşmayı engelleyen engellerden biri de demir kazık denilen kutup yıldızıdır.”(15) Ülgen. Bu engelleri ancak şaman aşabilir. Ülgen’in “Karakuş. Taarruz edelim dedim. ne gök vardı ne de bir yer. Eski Türk Yazıtları. Karşıt. s. Yaşıl Kan.

Sayfa 8 / 56   . Suyla: Suyla adı verilen ruh. 1. Şamanizm.”(19) 1. Divân-ı Lûgat-it Türk’te de “Umayka tabınsa oğul bolur” (Umay’a tapıldığında erkek çocuk olur) demektedir. On altı yaşında amcam hakanın ülkesini. (19) İnan. Kuzgun büyüklüğünde olup. Çocuk uykusunda gülüyorsa rüyasında Umay’ı gördüğüne. Âyin esnasında şaman göklere yahut yer altına giderken “suyla” şamanın yolunu kesen kötü ruhlara müdahale ederek onları kovar. Divanü Lûgat-it-Türk.5. Umay daha çok kadın ve çocukları koruyan tanrıça olarak bilinmektedir. at gözlerine benzer. (18) Kaşgarlı Mahmut.                                                              (17) Aynı eser. Hümay bazen yer yüzüne kırk arşın kadar yaklaşır ve geri döner. Türklerin Sosyal Hayatı: Türklerin soysal hayatını tam anlamıyla ve eksiksiz kavrayabilmek için Türklerin toprağa bağlı olarak yaşamayı alışkanlık haline getirmemiş bir topluluk olduklarını bilmek zorundayız. Ay ve güneşin kırıntılarından yaratılmış “suyla”nın görevi insanların hayatında ortaya çıkabilecek değişiklikleri haber vermek ve insanları göz altında bulundurmaktır. Karlık adı verilen ruh “suyla”nın en yakın arkadaşıdır. 44. insanları korur ve yerde bulunur. Âyin esnasında “suyla” şerefine saçı olarak “rakı” kullanırlar.5.3. kanat uçları kara. türesini böylece kazandı…”(17) Umay’ı tanrıça veya dişi ruh olarak da ifade edebiliriz. İşte o zaman bu kuşun gölgesi kimin üzerine cihanda padişah ya da çok zengin olur. s. Umay çocuğu uzun süreli yalnız bırakırsa çocuğun hasta olduğuna inanılır. Umay’a benzeyen annem hatunun taliine küçük kardeşim Kültigin er adını aldı.5. Bu durumla karşılaşıldığında kam/şaman çağrılır ve törenle Umay’ın çocuğu sahiplenmesi sağlanırdı. Yakut kadınları da bugün “son”a saygı gösterirler ve toplu halde giderek “son”u bir yere gömerler ve çevresini tütsülerler. “Yayık” ile birlikte kurbanın canını göklere götürür. Bu nedenle Türklerin. I. Umay. s. ağlıyorsa Umay’ın gittiğine yorulur. 37.Kültigin Yazıtı’nın doğu tarafının 30-31. Gözleri otuz günlük mesafeden görür. bazı efsanelerde “Humay Kuşu” olarak da tarif edilmiştir. Satırlarında ise “babam hakan öldüğü vakit küçük kardeşim Kültigin yedi yaşında kalmıştı. Besim Atalay tercümesi.4. “Humay kuşu maruf bir kuştur. Yumurtasını havda yumurtlar ve yavrusunu da havada çıkarır. Yaşadığı yer havadadır. ortaya koydukları kültür de “yerleşik kültür” özelliği göstermez. başı yeşil olur. s.123. Umay Kaşgarlı’ya göre aynı zamanda kadının doğumundan sonra çıkan “son”dur(18).

Çünkü yerleşik olmayan bir toplum olduklarından hapishanelere cezalarını çekmek üzere insanları yerleştirip. (21) Abdülkadir Donuk. 4) Bodun (boylar birliği). Türklerde “hapishane” gibi bir olgudan bahsedemeyiz. bağımsız topluluk. Yapılan tercümelerinde. Çünkü toplulukları aileler meydana getirmektedir. aile gibi. çeşitli araştırmalarda. çadır ise ailenin birer örtüsü idi. bu yasaların kurallarını da toplumun yaşadığı sosyal ve doğal çevre oluşturmuştur. topluluğun en üst kademesinde bulunan devletin küçük bir modelidir. Türklerde “töre” adı verilen sözlü yasaların yürürlükte kalmasını gerekli kılmış. Oguş (=Aile): Bir topluluğun hukukî. sayı: 33 (Mart 1980/81). Kabile. Buna bağlı olarak kesin ve değişmez hükümlerle hükmeden “hakan”lar tarafından yönetilmişlerdir. kabile). 3) Bod (boy. Dolayısıyla suç ve ceza bağlamında ortaya çıkan hükümler de “töre” kurallarından başka bir şey değildir(20). imparatorluk). 2) Urug (aileler birliği).6. boy. Hakanın sözleri kesin buyruklardır. Türk ailesinin temelinde görülen hukuki ve sosyal ortam. “Çeşitli Topluluklarda ve Eski Türklerde Aile” . çadır altında ise aile düzeni yer alıyordu. Türklere göre gök kubbesi devletin. 1. Nitekim Türk ailesinde koca-karı ilişkisi ile devlette kagan-hatun ilişkisi arasında pek fark yoktu. Gök altında devlet. akraba. Daha doğrusu aile. Aynı kelime “Divanü Lûgat-it-Türk”ün tercümesinde de oymak. s. devleti yöneten hükümdarın millet üzerindeki otoritesine benzemektedir. Bu nedenle cezaların hemen hemen tamamı fizikseldir. hiç şüphesiz en yüksek devlet düzeninde de kendini göstermektedir(21). soy.Bu anlayış ve düşünüş.                                                              (20) Örneğin. eski Türkler’de devlet düzeni ile aile düzeni arasındaki benzerlik çok canlı idi. 5) El (il. devlet. nesil. Ailede çocuklar üzerinde babanın otoritesi. 147. Uygurlar’da da kan bağı ile bağlı olan küçük birliklere “oguş” dendiği ileri sürülmüştür. onları beklemek Türkler için imkânsızdır. hısım. Bu sebeple.5. Türk Bozkır Cemiyeti’nin yapısını şu şekilde tespit etmek mümkündür: 1) Oguş (aile). Küçük bir aileyi incelemek aslında o topluluğu incelemek demektir. siyasî ve sosyal durumunu anlamak için önce o topluluğun küçük bir nüvesi durumunda olan aileye bakmak lâzımdır. bu kelimeye çeşitli anlamlar verilmiştir. Orhun Kitabeleri’ne göre. Sayfa 9 / 56   . akraba olarak gösterilir. İstanbul 1982. Ayrıca.3. İÜ Tarih Dergisi. “Oguş” kelimesi Orhun Kitabeleri’nde geçer.

pederî aile ile pederşahî birbirinden çok farklı idi. kız evinin oğlan evinden “kalın” istemesi geleneğidir. 10. velâyet (dost. geniş aile şeklinde değil. “kalın”ı veren ailenin “eşit üyesi”dir. evlenen erkek veya kızın baba ocağından ayrılarak ayrı bir ev (aile) meydana getirdiğini göstermektedir. Kalın verme. kan akrabalığı esasına dayanıyordu. İstanbul 1988.Türkler’de aile tipi. ateş prensi) denilirdi. aynı eser. Eski Türk topluluklarında aile tipinin küçük aile olduğu bazı tarihî kayıtlarla da belirlenmiştir. babasının evinde kalır ve baba ocağını devam ettirirdi. törenle yapılan evlenme sonucunda kurulurdu. baba ve çocuklardan kurulu bir sosyal topluluktan ibarettir. sayısı çok fertlerden oluşmakta idi (geniş aile). Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları. Pederî ailede babanın eşi ve çocukları üzerinde yalnız demokratik hakları vardı. Halbuki diğer topluluklarda aile. cebir)’ya dayanan “pederşahî” değil. “küçük aile” (dar aile) tipinde idi. Roma. s. “baba hukuku”nun hakim olduğu bir sistemde idi. bir ceza olarak olsa gerek. “pederî” tipte yani çeşitli topluluklarda görüldüğü gibi sulta (zor. Ona göre. 216. doğrudan doğruya babanın veya büyükbabanın tam otoritesi altında yaşayan ortak mülkiyete dayalı. Türklerde. Leviratüs. (Ziya Gökalp bu tipe “pederî aile” adını verir. Eski Türk ailesi. evlenenlerin servetlerine göre değişirdi(23). Türkçe’de bir erkek ile bir kadının aile kurma işlemine verilen isim. yani evlenme deyimi de. Bunun mazisi de. -çok ender de görülmüş olsa. Eski Yunan. 256. (Leviratüs). Türk Kültürünün Gelişme Çağları. Küçük aile veya dar aile ise. kadının da istemesi halinde gerçekleşebilecek bir evlenme şeklidir. Kadın istemezse bu evlilik kesinlikle olmaz. (23) Bahaeddin Ögel. Kalın. “Kalın”ı verilen gelin.                                                              (22) Kafesoğlu. s. Verilen kalının cins ve miktarı ise. Çin ve özellikle Slav aileleri bu tipte idi. yardımcı) esasında. Eski Türk toplumunda genellikle “monogamie” (tek eşlilik) görülür. “exogamie” esastı. Türkler’de aile. kalını peşin olarak ödeme zorunluluğu konmuştu. yüzyılda Oğuzlar’da da devam etmiştir. babanın evlâtları ve eşi üzerinde sultaya dayanan hakları vardı. Türkler’de dıştan evlenme. Evlenmede diğer bir özellik. evlenen aile üyelerinin aile birliğini terk etmediği. Aile. kadının doğrudan kendisine erkek tarafından verilen çeyizdir.ölen kardeşin dul kalan karısı ile evlenme şekli mevcuttu.)(22) Aile içerisinde evlenerek ayrı bir ev kuran oğullar arasında en küçük oğul. Fakat kız kaçıranlara. Sayfa 10 / 56   . Göktürkçe kitabelere kadar inmektedir. Türkler’de “kalın”. Pederşâhî ailede ise. yaygın olarak taksitle ödenirdi. anne. Bu yüzden hükümdar ailesinde en küçük erkek çocuğa “odtegin” (ocak prensi.

3.10. bodun’lar daha çok sıkı bir işbirliğinin meydana getirdiği siyasî topluluklardır. kültürel işlerini düzenleme yetkisi de hükümdar aracılığıyla meclise veriliyordu. şad. Seçici kurul. 1. Urug (=Aileler Birliği): Urug tabirinin sosyal yapıda neyi ifade ettiği. muntazam teşkilâtlı millet” demektir.5. boydaki iç dayanışmayı sağlayacak ve gerektiğinde silahla boyun menfaatlerini koruyacak bir “bey” bulunurdu. Eski Türk cemiyetinde siyasî teşkilâtlanmanın en üst kademesini teşkil eden “İl”. Bod (=Boy. boyu meydana getiren aile ve soyların temsilcilerinden kuruludur.8. Belirli bir arazisi ve savaş gücü vardı.9. Bu da eski Türk devletlerinde var olan meclislerin (toy). orduyu düzenleme. yabgu. kabile): Aileler veya urugların bir araya gelmesiyle oluşuyorlardı. tam olarak açıklık kazanmamakla birlikte. Bodunlar bağımsız veya bir “il”e bağlı olabilirlerdi. Willhelm Thomsen’e göre. 1. Sayfa 11 / 56   . doğruluk ve cesaret gibi özellikler ön plânda tutulurdu. malî. Boy beylerinin seçiminde. Boylarda soy ve dil birliği hâkim olduğu halde. kesin şeklini devlet bünyesinde kazanmaktadır.5. Boy ve bodunların başkanlarının yasama ve yürütme sorumlulukları bütün ülkeyi kapsamak üzere “Hakan”(Kagan)a intikal etmektedir. törede yenilikler yapma hakkı. il’in idarî. Bir siyasî birliğe dahil olmuş boya “ok” deniliyordu. 1. “aileler birliği” anlamına alınması mümkündür.5.3. Ülke çapında vergi ve asker toplama. küçük çapta benzerinden başka bir şey değildir. sevk ve idare etme yetki ve hakları hükümdara geçiyor ve gerekirse. Başında.7. “siyasî bakımdan bağımsız. İl): Eski Türk ilinde idare. Bodun (=Boylar Birliği): Başında genellikle arazinin büyüklüğüne ve halkının çokluğuna göre.5.3. ilteber gibi ünvanlar taşıyan idareciler bulunurdu. Devlet (=El. malî güç.1. Bu özelliklere sahip kimseler arasından seçimle işbaşına getirilen kişi “bey” olurdu.3.

) En sonunda onu bir taş evde yakaladı ve geyik-kızla evlendi. öbür dağa göz diken geyik ölür. Geyik: Geyik motifi Türk efsânelerinde değişik şekillerde karşımıza çıkar. Bundan sonra da geyik yiğide çeşitli iyilikler yapmaya başlıyor. “Yavrusu kötürüm olan bir geyik. bir çocukla birlikte mağaraya giriyor ve orada yaşıyor.BÖLÜM 2 TÜRK MİTOLOJİSİNDE YER ALAN BELLİ BAŞLI UNSURLAR (KAVRAMLAR) 2. (Burası yerin bittiği yer olabilir. ala geyik ise yerlerin sembolü ve ruhu gibidir. Göktürkler’in Türeyiş Destanı’nda bir dişi kurt. nişanlısı banı Çiçek’in otağının önüne gidiyor.” Anadolu’da görülen basma mevlüt kitaplarının içinde de nazım şeklinde yer alan “Hikâye-i Geyik” bölümleri vardır. Sayfa 12 / 56   . geyik-kızı bir gün yer yüzünde gördü. kimsesiz bir yiğide geliyor ve ondan kötürüm yavrusu için ilaç istiyor. Güney Sibirya’da yaşayan Baraba-Om Türkleri’nin Radlof tarafından derlenmiş “Yestey Möngkö” masalında geyik şöyle anlatılmaktadır: “Geyik-kız. Geyik-kız da kocası gibi silahlı imiş. yeraltının bittiği yerde oturuyordu. Yedi yıl yorulmadan ve yılmadan geyiğin peşine düştü ve kovaladı.” Konuşan geyikler de Türk mitlerinde görülmektedir. Geyik esaslı kayıtlara baktığımızda.) Yer Kara-Alp adlı bir yer ruhu ise. geyiklerle ilişkilendirilmiş atasözleri de görebiliyoruz: “Bu dağda durarak.1. Benzeri taş eve Oğuz Kagan Destanı’nda da rastlamaktayız. Orta Asya Türk Halk Edebiyatı’nda da bu geyiğin çok daha farklı mitolojik türlerine rastlayabiliyoruz. Bundan sonra savaş hazırlığı başlar. Geyik-kız. vadilerin ve sarp kayalıkların görünüp kaybolan sihirli ve en güzel hayvanlarındandır. Yestey Möngkö adlı bir yiğit.1. geyik kovalayarak. (Bu kovalama yer altına doğru bir kovalamaydı. Dede Korkut Kitabı’nda Bamsı Beyrek. onlara düşmen oluyor. Yiğit de gerekli ilacı veriyor ve yavru iyileşiyor.1. Geyik Türk Destanları’nda. Kurt göklerin. dağların. Yer Kara-Alp’in baldızı imiş. Hayvanlar 2.” “Ala-geyik” tüylerinin arasında beyaz benekler olan geyiktir ve Türk Halk Edebiyatı’nda da önemli yeri olan bir türdür.

” “Geyiği iyi sayarlar. beni kimseye söyleme. Sayfa 13 / 56   .3.” “Bir adam su içen geyiğe bir ok atmış. bir daha tövbe eder.1. (Don değiştirme ya da dona girme hakkında ileride daha geniş bilgi verilecektir. 398400. sürüyü talana başlamış. Tuğrul. Koca. çağrı. Yiğit de kaçıyor…” Bu hikâyeyi anlatan Nurhaklı geyik avcısı. Binboğa Türkmenlerinden derlediği geyik hikâyesi kısaca şöyledir: “ Nurhaklı bir yiğit ava gidiyor. geyik avına gitmiş. solucansılar için kullanılmıştır. onun piri varmış. Türkler her tür doğana ayrı ayrı adlar vermişlerdir.” Gene Nurhaklı geyik avcılarının anlattığı bir başka geyik efsânesi de şöyledir: “ Yusuf adlı bir avcı. Kurt: Tarihte büyük devletler kurmuş olan Türklerde “kurt”. laçın gibi doğan adları insanlara da öz ad olarak verilmiştir. sana bir çebiş vereyim demiş. Orta Asya Türk Halk Edebiyatı’nda kurt. Yusuf kayalardan düşerek ölüyor…”(24) Yukarıda anlatılan efsâneler ve dillendirilen öz deyişlerde “geyik donuna girme” motifine de rastlamaktayız. 2. Kutadgu Bilig’de de kurt. sungur. Cenupta Türkmen Türkmen Oymakları. Sürünün yanında da bir “Koca Adam” görüyor. İşte o zaman “koca” bir geyik tekesi oluyor ve Yusuf’a “yuf” diyor. Fakat Yusuf dinlemeyip. Bir geyik sürüsüne rastlıyor. Geyik sürüsünün yanında.2. şahin.                                                              (24) Ali Rıza Yalgın (Yalman). Koca.1. Yusuf’a. Oğuzlar’da “kurt”un solucan anlamına gelen kelimeyi karşıladığı. geyik hemen ak sakallı koca olmuş. Ankara 1977.Ali Rıza Yalgın (Yalman)’ın. ak sakallı bir koca görmüş.” “Davarın uğruna bir geyik çıkarsa. s. geyiklere saldırıyor. Yine Kutadgu Bilig’de hakan anlamına “Gök-börü” deyimini görürüz.) 2. şu atasözlerini de sıralamaktadır: “Geyiğin avına biyol (bir kez) giden. Türkler tarafından daha çok avcılıkta kullanılan bir hayvandır. II. vahşi hayvan anlamında kurt’u karşılayan kelimenin “böri” olduğunu da görüyoruz. o obaya zeval olmaz. Yiğit. bir geyik oluyor. tuğlar ve bayrakların tepesinde yer almak şekliyle bir devlet sembolü haline dönüşmüştür. Büyük devletler kurmuş olan Türkler’de ise –örneğin Göktürkler’de. çoğu zaman erkektir. Doğan ve Kartal: Doğan.kurt dişi ve büyük anne görünümündedir.

Ancak. Mitoloji. II. bir güvercin donuna girip.” şeklinde bir belge Çin yıllıklarında yer almıştır(25). güneş de bayrağımız. Deli Dumrul da. sonra da yer yaratılıyordu.” demektedir Oğuz Kağan.1. Altay destanlarında da “12.” 2. Hacı Bektaş silkinerek yeniden insan olup Doğrul Baba’nın boğazından tutuyor. Böylece kendisine biât ettiriyor…” “Ölen yiğitlerin ruhlarının. Batı Göktürk Kaganı İstemi.S. “Şato (Türklerinin başkanı) kartal yuvasında doğdu. 16 ve 17 katlı göklere” rastlarız. keskin ay baltam beni parçalasın. Gök: Orhun Kitabeleri. Doğu Türkleri’ne göre gök 9 kattır. ikisi arasında kişioğlu (insanoğlu) yaratılmış. Anadolu’ya (Rum’a) geliyor. Uygurca Oğuz Kagan Destanı’nda “Gök olsun çadırımız. s. Göktürk Devleti’nin idaresinde Bar-Köl bölgesinde yaşayan Şato Türkleri’nin başkanı için.2. Batı Türklerine göre 7. Doğu Türklerine göre ise 9 kat idi.“Hacı Bektaş Veli. Göğün (ve Yer’in) Katları: Eski Türklerde Gök. 131. dipsiz yüksek mavi gök. adıyla anılan destanda “Yücelerden yücesin.” Göktürk Kitâbeleri’nde de “Tengri teg Tengri” tabiri vardır.2. Thomsen bu deyimi “göğe benzer tanrı” şeklinde çevirmiştir. Sayfa 14 / 56   . Buna benzer ayrılık Doğu Sibirya Şamanizm’i ile Batı Sibirya Şamanizm’i arasında da görülür. Bizans İmparatoru’na yazdığı bir mektupta “yedi iklim hükümdarı” olduğunu söylüyordu. kimse bilmez nicesin. İnsanoğlunun üzerine de atalarım Bumin Kağan ve İstemi Kağan oturmuşlar” cümleleriyle başlar. Altay ve Kırgız destanlarında da “önce gök. “Yukarıda mavi gök. 552-744 yılları arasında. aşağıda yağız yer yaratıldığında. Batı Türkleri’nde ise gök 7 kat idi. 2.                                                              (25) Ögel. Göklü Tanrı” şeklinde yakarmaktadır. Dokuz sayısı Türklerin en eski ve en kutlu sayılarıdır. bir doğan olup göğe uçtuğu” ifadesi Türk efsânelerinde de yer almaktadır. Manas Destanı’nda Manas Han şöyle and içiyordu: “Göğsü tüylü yağız yer beni vursun. M. Bunu gören Anadolu’nun yerli dervişlerinden “Doğrul Baba” bir doğan donuna giriyor ve Hacı Bektaş’ı yakalamak istiyor.

“Yedi yer.2. secdemdir Ali!” deyişiyle âdeta bu eski Türk anlayışına gönderme yapmaktadır. yedi gök bünyâd olmadan Ay ile gün. 2. Nitekim Bosnavî. Kıbledir Muhammed. Göğe Dua: Türk Mitolojisi’nde yer alan pek çok Yaratılış Destanları ve efsanelere göre Tanrı önce yeri sonra da göğü yaratmıştı. abâd olmadan. Günümüze yakın zamanlara ait söyleyişlerde bile bu sayılar yer almaktadır. Manas Destanı’nda Manas and içerken “Göğsü tüylü yağız yer beni vursun.2.Eski Türk inancında yer de 7 kattır. dipsiz yüksek mavi gök.” Sayfa 15 / 56   . keskin ay baltam beni parçalasın. yıldız icâd olmadan Dünya dedikleri. Böylece gök ve yerin toplamı 14 kat yapmaktadır.

Bu bakımdan destan. Destanlar. insanın meydana getirdiği ilk sanat eserleri arasında yer alır. Finliler (Kalavela). bir ferdin. Ancak destanlar ferdî eserler değildir. sadece kişiler tarafından kaleme alınmıştır. Konusu millet hayatı olmalıdır. Nihayet bir şair çıkıp sözlü ve parça parça olan bu halk ürünlerini toplar. Böylece bir “millî destan” doğmuş olur. Destanlarda beyit sayısı eksilmez daima artar. Bu destanlar toplanıncaya ve yazıya geçirilinceye kadar uzun bir “oluş devresi” geçirirler. Bu sebeple 200 beyitlik bir destan. Hindliler (Ramayana. Cermenler (Niebelungen). Fransızlar (Chansons de Geste) gibi milletlerin tarihî kahramanlarından bahseden ve doğrudan doğruya o milletin sinesinden fışkırmış millî destanları vardır. kıtlık ve daha başka felâketleri ya da mutlulukları din. Destanlar hem tarihî. İlyada). özel üslûbuyla işler. fazilet ve millî kahramanlık maceraları şeklinde anlatan manzum hikâyelerdir. Destanlar. zafer ve mağlubiyetleri.1. millet tarafından oluşturulmuş. Ortaya koyucusu ortak deha olduğu gibi. bir araya getirir. Bu da destanların halk arasında gördüğü ilgiyle doğrudan orantılıdır. Destanlar. Sayfa 16 / 56   . destanlardaki ilâveleri gerçek olaylardan çok iyi bir şekilde ayırmalıyız. Bütün bu destanlar. efsanevî devirlerden sonraki zamanlarda doğarlar ve pek çok mitolojik unsurları ihtiva ederler. değerlendirilmesi de ortak zevkin süzgecinden geçmiştir. İranlılar (Şehnâme). yıllar sonra karşımıza 2000 beyitlik bir destan olarak çıkabilir. sözlü olarak dilden dile geçer. 3. hatta kahramanların maceralarını milletin ortak hayali yaratır. Tarihi vesika olarak destanları kullanmak istiyorsak. millî ve sosyal hayatın ayrıntılı bir tablosu demektir. bir sanatkârın değil milletin ortak dehâsının ürünüdür. Ruslar (İgor). tarihi açık-seçik bilinmeyen devrelerindeki hayatlarını yakından ilgilendiren ve daha sonraki yaşayışları üzerinde de izler bırakan savaşları. ona edebî kimliğini kazandırır. Millî Destan Eski Yunanlılar (Gılgameş. Konularını ve o konu etrafındaki kahramanlarını.BÖLÜM 3 DESTANLAR Milletlerin. Odessa. Destan. Çünkü halk sevdiği kahramana hayalinde yaşattığı pek çok özellikleri de yakıştırır. göçleri. hem de psikolojik özellikler taşırlar. Millî destanda başlıca şu özellikler bulunmalıdır: Ortaya koyanı millet yani toplum olmalıdır. Mahabarata). Zaman içinde değişikliklere de uğrarlar. millî kültür değerlerinin bir hazinesi.

Destan. gibi bütün üs- Sayfa 17 / 56   . Destanların en önemli tarafı. Tabiatın tamamlayıcısı olarak da hayvanlar büyük bir yer işgâl etmektedir. Öyle ki. merhamet. f. e. Artar. c. Bir kahraman etrafında olaylar gelişir. fakat erimeden. Bu tabiat durgun ve sakin değil. bağırması ve bir çok hareketleri hayvanlara benzetilerek bir meziyetmiş gibi aynı kelimelerde birleştirilir. Millî destanlar genellikle kahramanlık duygularının çok yüksek insanî özellikler olarak işlendikleri destanlardır. milletin ortak vicdanından doğmuş olmalarıdır. a. Tarihle ilgi vardır. Yüksek bir coşkunluk ifadesi taşımalıdır. İçinde hızlı bir hayat tarzı hüküm sürmektedir. destanı yaratan ırkın kahramanlık. ancak tarihe de tamamen kayıtsız değildir. Bu gibi destanlarda coşkun bir hava ve yüksek perdeden söyleyiş insanı sürükleyip götürür. h. kahramanların ağlaması. Destan tarihten doğar ve tarihî bir olaya dayanır. sonra bu çekirdek uzun zaman bir destan devri yaşayan o millet tarafından yeni olaylarla geliştirilir. hikâyeye adeta katılan bir tabiattır. Milletin ilk zamanlarında onu toptan sarsan bir tarihî olay üzerine destan çekirdeği oluşur. Destanlarda başlıca şu iki unsur yer alır: a. tarihî bir temel olaya dayanır. Destan tarih değildir. sadakat. Tarihe dayanma özelliğinin yanı sıra bir de tarihî coğrafya vardır. dili bakımından mukaddes kitapların dilini andırır. yüzyıllarca milletin ağzında süzüle süzüle adeta atasözleri ve vecizeler dizisi haline gelmiş bir dildir. büyük ve manzum eserlerdir. Bu kahraman konuşulduğu. Olay içinde genel ilgiyi üzerinde toplayan belli başlı bir tarihî şahıs vardır. d. sanat eseri haline gelmiş şeklidir de denilebilir. Bir bütün olarak değil. b. Destan. Bir coğrafya vardır. tarihî olayların millet hayatında bıraktığı şiirleşmiş. Zaman zaman bir tek cümle veya deyişle zamanların aşıldığını ve yılların üzerinden uçularak geçildiği görülür. tarihî olmalarından çok. canlı iken yazılı devreye geçilerek bir sanatkârın onu tespit etmesi gerekir. bir takım bölümler halinde anlatılır. gelişme ve tespit olmak üzere üç aşama vardır. Destanlar.Büyük bir kahramanlık menkıbesi olmalıdır. vb. Mükemmel denilebilecek bir dil özelliğine sahiptir. tanındığı çevrelerin şartlarını da şahsında barındırabilen bir kahramandır. son olarak da bu gelişme tamamlandıktan sonra. Fakat beyit sayısı sabit değildir. g. ilgi uyandırıcı kahramanlık göstermeye müsait ve olağanüstü özelliklere sahiptir. Bu şahıs. b. eksilmez. Destanların oluşmasında çekirdek. Uzun. Destan dili. bağlı olduğu dilin en güzel örneğini teşkil eder. hayata ve olaylara. tıpkı kahramanları gibi canlı ve aktif. Eserde tabiat unsuru da ön plândadır. Bu olay tek ve derli toplu. Bu dil.

bir şair tarafından tabiî destan kaidelerine uygun olarak kaleme alınması ile meydana gelen destanlardır. Etrafındaki her şeye ve herkese hakimdir. 1800 yıllarında yazıldığı tahmin edilen “Gılgameş Destanı”dır. Ayrıca milletin kendilerine güven duymalarını sağlar ve yeni nesillerde millî şuurun gelişmesinde yardımcı olurlar. Ruslar’ın da “İgor” adlı bir prensin “Kuçak” adlı bir Hunlu ile savaşını anlatan destanları vardır. kendine has orijinal destanları vardır. Hititler devrine ait Hititce yazılmış “Kumarbi Efsanesi”dir.) temsilcisidirler. M. millet hayatında önemli yer tutarlar. Sun’i Destan. kıskançlık.tün meziyetlerini şahsında toplar. 10-13. vs. yukarıdan beri özellikleri anlatılan destanlar bu türe girerler. alçaklık. Firdevsî de. b. Fransızlar’ın “Chansonse de Geste”leri. Türkler arasında pek meşhur olan “Şehnâme”sinde İranlılar’ın İslâmiyet öncesi kahramanlık ve mitolojilerini anlatmıştır. Eski Babilce yazılmış olan bu destan. Hintliler’in “Mahabarata” ve “Ramayana” destanlarının kahramanları da insan ve hayvan şekline girmiş tanrılardır. yeni ve yakınçağlarda cereyan etmiş herhangi bir önemli tarihi olayın. Uruk şehrinden çok uzaklardaki katran ağacını aramaya giden iki arkadaş. Tarihî veya sosyal bir sebeple uzaklaşılan millî benliğe yeniden dönüşü kolaylaştırırlar. yarı tanrılar gibi. Destanlarda ikinci derecedeki şahıslar da önemlidir. destanlar da ortaya koymuşlardır. Batılı milletler. Bunlardan en eskisi. Tabiî Destan. Almanlar’ın “Niebelungen” ve Finliler’in “Kalavela Destanları” 13. 11-12. Sayfa 18 / 56   . tanrıçalar.Ö. yüzyıllar arasında millî şahsiyet haline gelirlerken. Dünyada medeniyetler kurmuş pek çok milletin.Ö. yüzyıllar arasında ortaya çıkmıştır. ayrı bir davranış şeklinin (aşk. Eski Yunanlılar’ın sözlü geleneklere dayanan destanlarını. meydana geldikleri tarihte. Bunların her biri iyi veya kötü. Hint destanlarında din ağır basar. gayret. Bu özelliklerinden dolayı. O daima örnek insandır. gerçek kişilerin kaderlerini tayin eden mitolojik varlıklar da destanlarda yer alır. 850 yıllarında “İlyada” ve “Odessa” adı altında sanatkarâne bir şekilde “Homeros” kaleme almıştır. ihtiras. Tanrılar. 3000 mısradır ve Gılgameş ile arkadaşı “Engidu”nun ölmezliği arayışlarını dile getirir. merhamet. Anadolu’ya ait bir diğer destan. ait oldukları milletin ortak ülküsünü belirtirler. yüzyıla aittir. dağların ve ormanların bekçisi “Humumba” ile karşılaşır ve savaşarak onu öldürürler. Yaptığı büyük ve önemli işlerle milletin takdirini kazanır. Anadolu efsanelerinden bazılarını eski Yunanlılar’da da görürüz. İki türlü destan vardır: a. Destanlar. M.

“Daha yer ve gök yaratılmadan evvel. Prof. Türk milletinin tarihi sanılarak alınmıştır. eski Çin yıllıklarıdır. 3. halk dilinde asırlarca yaşadıktan sonra yazıya geçirilmişlerdir.Türk Destanları Eski Türk Destanları’nın bugün elimizde bulunan parçaları çeşitli kaynaklardan derlenmiştir. Türk destanları genellikle Türk tarihinin ilk devirlerini hikâye eden eserlerdir. Alp Er Tonga ve Şu devreleri hakkında bilgimiz yok denecek kadar az olmasına rağmen Hun. Tarihin ister istemez birbirine benzeyen nice kahramanları ve kahramanlık olayları. Bizans tarihleri gibi bazı kaynaklarda da Türk destan parçaları yer alır. Radloff tarafından tespit edilmiştir. Destanlarımızın diğer mühim bir kısmı da bizzat Türk aydın ve yazarları tarafından tarihin çeşitli devirlerinde türlü sebeplerle. Göktürk. hayâl ve hatıralarıyla zenginleşir. Türk Destanları iki bölümde incelenebilir: 3. Aradan geçen asırlar. ortaya çıktığı çağların şartlarında düşünmek zorundayız.2. W. her mevcudun başlangıcı ve âdem oğlunun ceddi “Tanrı Karahan” evvelâ kendisine benzer bir mahlûk yarattı ve Sayfa 19 / 56   . çeşitli dil ve yazılarla yazılı edebiyata geçirilmiştir. Ancak destanlar.3. Bu destanlardan bazıları Çin.2. Yani destanları kaleme alındığı veya dinlendiği çağlarda değil. Çünkü destanların temel olayları doğdukları devre aittir. yazılı edebiyata. düşünce. Yaratılış Destanı: Türklerin. Göktürk ve Uygur devirleri ile ilgili destanlardır. oluştukları tarihten çok sonra geçmiştir. ne de ay vardı. Şu. Bu zaman içinde destanlar Türklerin duygu. Saka. görgü. Bütün tanrıların en büyüğü. bir destanın doğduğu zamanla yazıya geçirildiği zaman arasındaki mesafe ne kadar olursa olsun. bu devrelerin destanlarını tarihî gerçekler ile karşılaştırma imkânına sahibiz. Hun. Bu kaynakların en önemlileri. İslâmiyetten Önceki Türk Destanları Bu destanlar.1. ne güneş. destan meydana geldiği çağın ürünüdür. En doğru ve eksiksiz metni. bu ana olayları ya halk dilinde yaşayan eski destan ve efsane miraslarıyla süsler veya az çok değiştirip zenginleştirir. Fakat destanlardaki ana olaylar daima korunur. İran tarihi ve edebiyatına ait el yazması eserlerde. Aslında.1. Ne toprak. hatta Türk yazmalarına. bu konudaki görüş ve inançlarını anlatan bir destandır. Arap. ne sema.2. Türk destanlarından çoğu. bu destanlarda birbiriyle kaynaşmış ve tarih içinde Türk fazilet ve kahramanlığını özetleyen birer örnek olmuştur. dünyanın yaratılışı hakkındaki duygu ve düşüncelerini. Uygur devreleri hakkında sağlam tarihî bilgilerimiz olduğundan.1. her şey sudan ibaretti. İran.

Kişi yükseldi. düşen yıkıntılar sebepiyle bozularak. kendi teb’asını -yani aldattığı fena ruhları. “Kişi” toprağı sudan çıkarınca onun bir kısmını kendisine gizli bir arz yapmak için ağzına sakladı. ne de yıldız ziyâsı vardı. “Karahan” “Arlık”ı arzın en derin tabakasına sürdü ki. “Arlık”ı yeniden lânetleyerek yeraltı karanlık âleminin üçüncü tabakasına kovdu. dünyadaki dokuz insan cinsinin cedleridir. Kişi artık uçmağa muvaffak olamadığından. O. artık nefes alamayarak boğulacaktı. büyük “May-tere”yi geri gönderdi. Fakat kişi bu mesud sükûnetten memnun değildi. balta girmez ormanlar vücûde geldi. derin ve sonsuz suya yuvarlandı. Karahan. yukarıdaki üstûrede “Mandişire” ve “May-tere” adlarında “Budizm” tesirleri açıktır. Tehlike içinde hemen boğulacak bir halde Tanrı Karahan’dan imdat diledi. “Karahan” “Arlık”ın bu aldatışlarına kolayca kapılan bu ahmaklara çok kızdığından bundan böyle insanoğlu’nu kendi haline terk etmeğe karar verdi.ismine “kişi” dedi. “Kişi”ye suyun dibine dalarak dipden toprak çıkarmasını emretti ve çıkan toprağı su yüzüne serpti. ne ay. İşte bu Sayfa 20 / 56   . “Karahan” razı olmadı. Fakat bu fena ruhlar. büyük dağlar. gerekse bu üstûrenin muhtelif şekillerinde ara sıra.orada iskân etti. “Arlık” arzın bu yeni sâkinlerinin o kadar güzel ve iyi olduklarını görünce. bu itaatsiz “Kişi”ye “Arluk” lâkabını verdi ve onu “Nur ve Ziyâ” dairesinden kovdu. “Karahan” ve “kişi” iki siyah kaz gibi rahatça su üzerinde uçuyorlardı. kendisi için de semânın onyedinci tabakasını bütün sâkinleriyle birlikte yarattı ve böylece semânın en yüksek tabakasını ikâmetgâh olarak seçti. “Karahan”dan daha yükseğe uçmak istiyordu. Dokuz dallı bir ağacı yerden bitirerek her bir dalın altında bir adam yarattı ki. Meselâ. bunlar. tepeciklerle örttü. lâkin “Arlık” onları fenalığa sevkederek zorla kendisine çekmeyi biliyordu. ondan sonra arzda yerleşebilecek başka adamlar yarattı. Bunun üzerine çok hiddetlenen “Karahan”. İslâmiyetin ve daha ziyâde “Budizm”in tesirlerine rastlanır. gök inlediği zaman.” Görüldüğü gibi gerek bu üstûrede. “Arlık”ın semâsını yıkmak için kahraman “Mandişire”yi gönderdi. eğer “Tanrı Karahan” tükürmesini emretmeseydi. O’nun kuvvetli mızrak darbeleri altında. Kişi’ye derinlikten yükselmesini emretti. Karahan’ın yarattığı arzdaki insanlardan çok iyi yaşıyorlardı. Bu hal “Karahan”ın canını sıktı. orada ne güneş. “Karahan” ona. lâkin “Kişi”nin ağzından çıkan toprak her tarafa fırlayarak bütün arzı bataklık. Bu küstahlığı sebebiyle uçmak için lâzım olan kuvveti kaybederek. “Arlık” güzel semâyı görünce o da kendisi için bir semâ yaratmağa karar verdi ve bu maksatla “Karahan”ın müsâdesini aldıktan sonra. Bunun üzerine kişi’nin üstüne oturarak batmaktan kurtulması için denizden bir yıldız yükseltti. dünyanın sonuna kadar orada oturmasını emretti. o zamana kadar düz olan arz. “Karahan” arzı yaratmak tasavvurunda bulundu. onları kendisine vermesini “Tanrı Karahan”dan istedi. Kendi başlarına kalan insanlara hâmî ve muallim olarak. derin boğazlar. Karahan’ın yarattığı dünya dümdüz bir sahadan ibâretti. “Arlık”ın semâsı parça parça yarılarak toprağa düştü. Fakat yukarı çıkınca ağzındaki toprak o kadar şişti ki.

Bu kahraman hakkında Türkler arasında söylenen destanlar. 7. Kahramanı Alp Er Tonga isimli büyük bir Türk ve Turan hükümdarıdır. M.üstûreye göre halen “Tanrı Karahan” on yedinci kat gökte yaşamakta ve oradan kâinatı idare etmektedir. Ondan sonra sırasıyla üç büyük ulûhiyet (Allahlık sıfatı. sonunda İran hükümdarı Keyhüsrev tarafından hile ile öldürülmüştür. Destanın. geniş bilgisinin yanında sayılamayacak kadar çok erdemi vardı: bilgiliySayfa 21 / 56   . zamanımıza kadar ulaşmamış olmakla birlikte. altıncı katta “Ay Ata” vardır. Tanrılık vasfı) daha vardır ki. zaman içinde tesirini kaybetmiş. Yedinci katta “Gün Ana” yâni “güneş”. daha sonra devlet kurmuş Türk ailelerinin Alp Er Tonga’yı en eski ataları diye tanıdıklarını gösteren tarih kayıtları vardır. Türk Beyleri içinde adı ve kutsallığı bilinen ve tanınan bir yiğit idi. Milâttan sonra on birinci yüzyılda Kâşgarlı Mahmut tarafından yazılan bu eserde. İran ordularını defalarca mağlup etmiş. büyük bir ihtimâlle son kısımlarına ait bir ağıt (sagu) yazılı olarak verilmektedir. Alp Er Tunga Destanı. Alp Er Tonga Destanı: Türk tarihinin ilk destanıdır. Türk boyları arasında söylenegelen bu destan. Yaradılış Destanı’ndan sonra bilinen ilk büyük ve millî Türk Destanı’dır.1.2. Onun ölümünden sonra da Saka Devleti eski büyüklüğünü kaybetmiştir. Bu Türk Beğlerinde atı belgülük Tunga Alp Er idi katı belgülük Bedük bilgi birle öküş erdemi Biliglig ukuşlug budun ködremi Tacikler ayur ânı Afrasyab Bu Afrasyap tutdı iller talab (Alp Er Tunga. Fakat bu destan kesin bilgilere sahip olduğumuz söylenemez. Alp Er Tonga. İşte daha birçok tafsilâtı olan bu kozmogoni “Geneolojik” yani “Sülâlenâme” şeklinde ve “Menkıbevî-Tarihî” bir mahiyette olan Türk Destanı’ nın bir nevi başlangıcıdır. 3. yüzyıldaki Türk-İran Savaşları’nda ün kazanmış. bunlardan “Bay Ülgûn” (Bay-Ülgen) on altıncı katta Altın Dağ’da altın bir taht üzerinde oturur.Ö. belki de özellikle Oğuz Kağan Destanı’nın etkisiyle unutulmağa bile başlanmıştır. Alp Er Tunga Destanı hakkındaki bilgilerin en önemli kaynağı Divan-ı Lugat-it Türk’tür.2.

ordusu dağıldı. kolları ve göğsü aslana eş güçte ve fil kadar güçlü bir yiğitti. İranlılar tarafından da çok iyi tanındığı anlaşılmaktadır. önce Turan ülkesinin şehzadesi sonra da hakanı olarak adı geçen Alp Er Tunga Îran-Turan savaşlarının çok ünlü Turan kahramanıdır. yedinci yüzyılda en güçlü ve en parlak devrini yaşamış olan bu Türk İmparatorluğunun Hakanı ise alp Er Tunga’dır. meziyetleri çoktu. askeri kalmadı. Alp Er Tunga suya atlayıp kurtulmak istediyse de daha önce davranan İran askerleri yetişip saldırdılar. O zamana kadar Zâl da yaşlanmıştı. Kendi yerine. Şehnâmesi’nde başka bir ırkın destan kahramanından bahsetmek zorunda kalmışsa.Ö. Sayfa 22 / 56   . Bir kısım tarihçiler Doğu Avrupa bölümündeki Sakalar’a İskit. Savaşların çoğunu Rüstem kazandı bir kısmını Alp Er Tunga kazandı. Selvi gibi uzun boylu. Zaman geçti. Gücenmenin sonucu olarak şehzade Siyavüş kaçıp Alp Er Tunga’ya sığındı. hükümdarı bulunan Keykâvus. İran hükümdarını esir aldı. Prof.Ö. Nitekim Firdevsî de Şehnâme’sinde Afrasyab’ın kahramanlıklarından söz etmektedir. Afrasyab adını vermişlerdi. Yine birçok savaşlar oldu. Kabil Padişahı Zâl. Orta Asya ve Azerbaycan çevresindekilere Saka adını vermektedir. Babasının öğüdünü tutmuş ve o zaman güçlü bir ülke olan İran’a savaş açmıştır. Zâloğlu Rüstem’i hoş tutup. gönlünü aldı ve Alp Er Tunga’nın üzerine gönderdi. Firdevsî. Keyhüsrev. yedinci yüzyılda Orta Tiyanşan çevresinin en güçlü devleti olarak gelişmiş bulunan. Orada uzun zaman kaldı. yorgundu ve tek başınaydı. Tek başına dağlara çekildi. İranlılar ona. birçok kavimler üzerinde egemenlik kurmuş olup Güney Rusya’yı da içine almak üzere Doğu Avrupa’ya kadar yayılmıştır. hattâ Türk yiğitlerinden birinin kızıyla evlendi. Alp Er Tunga’ya karşı oğlu Rüstem’i yolladı. Hunlar’dan önceki büyük Türk Devleti Şu veya Saka adını taşımaktadır. Alp Er Tunga’nın. Orada. Bu Türk Devleti. Yiğitçe vuruştu ama ihtiyardı. oğlu Siyavuş’u ve Zâloğlu Rüstem’i gücendirmişti. Bunu fırsat bilen Alp Er Tunga İran’a bir daha savaş açtı. İran ülkesinde birçok padişahlıklar bulunuyordu. Çoğunda Alp Er Tunga yenildi. M. Keyhüsrev adında da bir oğlu oldu. dördüncü yüzyıla kadar yaşamış olan ve M. anlayışlıydı. İran ülkesine hükümdar olan Zev de öldü. İranlıları yendi. Ve en sonunda Alp Er Tunga iyice yoruldu. İranlılar onu kaçırıp hükümdar yaptılar. Alp Er Tunga’yı yendi ama hükümdarını kurtaramadı. Fakat günün birinde izini keşfedip yerini buldular. Bu savaşlar sürüp giderken. Keyhüsrev büyüyünce. Bunlardan biri de Kabil Padişahlığı idi ve başında da Zâl adlı biri vardı. o kahraman çok büyük olmalıdır. Afrasyab dünyaya hükmetti) anlamına gelen bu ağıttan.di. İran’ın. Kahramanca can verdi. bir mağarada tek başına yaşadı. Zeki Velidî Togan’a göre M. Alp Er Tunga’nın elinde esir olan İran Hükümdarını kurtarmak için Turan ülkesine yürüdü.Ö. Şehnâme’ye göre.

Alp Er Tunga için söylenen ağıtlardan (Sagu) bazı parçalar kaydedilmiştir. (Yiğit Er Tonga öldümi Fena dünya kaldımı Zaman öcünü aldımı Şimdi yürek parçalanır.Divan-ı Lugat-it Türk’te. (Gözüm ışığı söndü Bununla birlikte ruhum da gitti Şimdi o nerelerdedir? Beni o uykudan uyandırıyor. Alp Er Tonga’nın öldürülmesi üzerine söylenen “Sagu” şöyledir: Alp Er Tonga öldimu Issız ajun kaldımu Ödlek öçin aldımu Emdi yürek yırtılur. (Adamlar tıpkı kurt gibi uluyorlar Seslerinin bütün kuvvetiyle haykırıp Yakalarını yırtarak bağrışıyorlar Gözleri kapanıncaya kadar ağlıyorlar.) Ulşıp eren börleyü Yırtın yaka ırlayu Sıkrıp üni yurlayu Sığtap közi örtilür.) Ödlek yarağ közetti Oğrı tuzak uzattı Begler begin azıttı Kaçsa kalı kurtulur. Sayfa 23 / 56   .) Bardı közim yarukı Aldı özüm konukı Kanda erinç kanıkı Emdi adın udgarur.

4. Şu Destanı: Menkıbelere göre “Şu”. Destana kahraman olarak adını veren Şu. M. 11. İskender ile Şu kuvvetleri arasında bir savaşın olup olmadığı konusu destanda kesinlik kazanmadığı halde. daha önceki yüzyıllardan bir Aryanı istilâ ile ilgilidir. destanda önemli bir yer tutan ve destanın geçiş dengesi olan İskender’in istilâsının aslında İskender’le ilgisi yoktur. yüzyılda yaşamış bir Türk hükümdarıdır. aynı zamanda milletini geçici bir işgalden mümkün olduğu kadar can ve mal kaybına uğratmadan kurtarmak için düşünen bir Hakanın kaygıları da anlatılan destanın en büyük özelliği. yüzyılda yaşamış ve bu asırda Kaşgarlı Mahmud tarafından yazıya geçirilmiştir.) 3. Zeki Velidî Togan’a göre. sanıldığına göre M. İskender ile Şu’nun daha sonra barıştıkları zikredilir. “Şu”. Türkler arasında M.) Konglüm için örtedi Yetmiş yaşığ kartadı Keçmiş ödük irtedi Tün kün keçüp irtelür. Türklerin şehir hayatı yaşamağa başlamaları.S.2.Ö dördüncü yüzyılda yaşamış bir Türk Hakanıdır. Destanda Makedonyalı İskender’in.(Zaman fırsat gözetti Gizli tuzağını kurdu Beyler beyini azıttı Kaçsa nasıl kurtulur. Sayfa 24 / 56   . Türk boylarının oluşumu. İskender’in orduları Semerkant’ı geçip de Türk yurduna doğru yöneldiğinde “Balasagun” yakınlarında “Şu Kalesi”nde oturmaktaydı. Araplar’ın “Zülkarneyn” olarak adlandırdıkları “İskender” ile Türklerin hükümdarı olan “Şu” arasındaki mücadele dile getirilir.Ö. İran üzerinden Asya’ya doğru yürürken yapılan savaşları ve bu savaşların Türklerle ilgili bölümü anlatılmaktadır. (Gönlüm için için yandı Olmuş yaranın başı açıldı Geçen zaman aradı Felek durmadan onu kovalıyor.3. daha sonraki Türk destanlarında gelişecek olan ana fiziği ve süslemeleri önceden işlemesidir. O’nun hayat ve hatırası etrafında söylenen bir menkıbe. Şu Destanı’nda.1.

Balasagun’a ve Şu Kalesi’ne doğru yaklaşmakta olduğunu. Önüne gelen ülkeleri dize getirmiş yerle bir etmiştir. gümüştendi. Destanın Özeti: “Şu Kalesi. dinlenir iken seferle. Öyle ki. Dediler ki: “İskender denilen. Her yere taşınabilecek şekildeydi. gizlice gidip Hucend Irmağının kıyılarına yerleştikleri için ordu habercileri durumu bilmiyorlardı. Bu işten çok iyi anlayan ustalara yaptırmıştı. Şu Hakanın sarayının önünde. kazlar ve ördekleri su dolu gümüş havuza salar. Kazların ve ördeklerin gümüş havuzda yüzüşlerini seyretmek Hâkan’ı dinlendirir.Destanın kısa da olsa bir özeti Divan-ı Lugat-it Türk’de yer almaktadır. Yiğitler kimseye görünmeden. Hakanın gönlü rahattı. Ön Asya’dan İran içlerine doğru önüne neresi gelmişse ordusunu yenmiş ülkesini ellerinden almıştı. en büyük ordusu bulunuyordu. sefere bile çıksa yanına alır. Hucend Irmağı kıyılarına gözcülük etsin diye göndermişti. ordu beğleri için 365 nevbet vurulurdu. Şehir zengindi. fakat Hâkan’ın sarayı Balasagun’da idi. Habercilerin: “ Nasıl buyurursunuz? İskenderle savaşalım mı?” diye sorup buyruk beklemeleri üzerine onlara havuzu. Bize ne buyurursun? Savaşalım mı?” Genç Hakan. Hakanlarının telâş edip yerinden kımıldamadığını gördükleri için de şaşmışlardı. her gün. milletinin geleceği ile ilgili taşanları hazırlardı. en güvendiği yiğitlerden kırk kişiyi seçmiş. eğlenirdi. ordu habercilerini dinlemez gibi göründü. Getirdikleri haberden. Haberciler geldikleri zaman yine gümüş havuzunda yüzen ördeklerle kazları seyredip dinleniyordu. Balasagun yakınlarında. Kalede ve Balasagun’da. o çağların en güçlü. İskender’in. genç Hakan Şu’nun gözcüleri gelip haber verdiler. havuzda yüzen kazlarla ördekleri gösterdi: Sayfa 25 / 56   . bir adına da Zülkârneyn denilen Makedonya Kralı İskender ünlü Doğu seferine çıkmış. Bu sıralarda. İskender Semerkand’a kadar gelmiş burayı da geçip Türklerin yaşadığı ülkelere doğru ilerlemişti. Hakan Şu’nun bir havuzu vardı. onlarla oyalanırdı. Çünkü çok daha önce. Bunun için Hakan da gümüş havuzunu. genç bir Hakan olan Şu tarafından yapılmış bir kaleydi. gün batısından kopup gelen bir kral ordusuyla bize yaklaşmaktadır. konakladıkları yerlerde içine su doldur-tur.

Önceki yirmi kişi. yiğitlerin sözü üzerine derhal ve gece yarısı göç davulunun çalınmasını emretti. Sabah olurken. Ayrıca: “İskender dedikleri her kim ise. Ellerine ne geçtiyse toplayıp. Giden iki kişi gittikleri için tamı tamına Türkmen sayılmadılar. Kazlarla ördekler suda ne güzel yüzüyor. Hakanlarının bu sözünü garip karşıladılar. Ama o sırada. kendileri gibi burada kalıp beklemelerini söylediler. Hucend Irmağı’nın kıyılarında gözcülük yapıp devriye gezen Genç Hakanın en güvendiği kırk yiğit yıldırım hızıyla atlanıp Şu kalesine geldiler ve gece vakti. Bu yirmi iki kişi. bu iki kişiden olan çocuklar ve torunları “Kalacı” adıyla anıldılar. kalan ikisi “Kalaç” diye bilindi. Fakat bu iki kişi. İskender gelip de. gece vakti binecek hiçbir şey bulamayan yirmi iki kişi. Bu durum halkı şaşırttı. nasıl dalıp dalıp çıkıyorlar?” dedi. Doğuya doğru hızla yola çıktı. Bu yüzden bu iki kişinin adı “Kalaç” oldu kaldı.” diye ısrar ettiler. Hucend Irmağı’nı geçmişti. Haberciler. Fakat pek duracağa benzemiyorlardı. Bütün milletin. Bu yüzden yirmi iki kişinin soylarının adı “Türkmen” olarak kaldı. İskender. “Herhalde Hakanımızın hiç bîr hazırlığı yok ne yapacağını bilemiyor. Vakit gece yansına geliyordu. Sayfa 26 / 56   . burada uzun müddet kalamaz: geldiği gibi geri dönüp gider. Daha önceki habercilerin haberlerini dinlerken kılı bile kıpırdamayan Hakan Şu. gündüzün hiç bir hazırlıkta bulunmadan böyle gece vakti göçü başlatması üzerine korktular. Hakan Şunun ardından gitmiş olmasına rağmen. Burası bizim yurdumuz. bırakıp gittikleri için İskender’in geldiğini görmediler. yine bize kalır. Yorgundular. bu yeni gelenlere bir yere gitmemelerini. öyle taşıyorlardı. Yirmi dört boydan yirmi ikisi “Türkmen”. Kap kaçakları toplamışlar sırtlarına yüklenmişler. buldukları ata atlayan millet Hakanla birlikte yola düştü. ne yapacağını bilemeden Şu Kalesinde kalmışlardı. O’na kuşku ile baktılar. öteki yirmi iki kişinin sözlerini dinlemedikleri. uzun saçlı yirmi iki kişiyi görünce: “Türk mânend” “(Bunlar Türk’e benziyorlar) demişti.” diye düşündüler. ne yapacaklarını düşünürken yanlarına iki kişi daha geldi. bomboş ve dümdüz bir ova görünüyordu. şehirde hemen hemen biç kimse kalmamıştı. Davulun çalınmasıyla birlikte.“Görüyor musunuz. İskender’in Hucend suyunu geçip Balasagun yolunda ilerlemekte olduğunu Şu’ya haber verdiler. Hakanın.

1. bir zaman sonra İskender’in gönderdiği öncü birliklerle karşılaştılar. Ertesi sabah güneş ışıklan bu kanlı altınları parıldattı. Bu aradaki zaman içinde destan. Çok kanlı bir baskındı bu. Birbiri ardınca şehirler yapılmaya başlandı. yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır. gidenlerin hepsinin genç olduğunu. Şu Hakan vezirine hak verdi ve yaşlı. Bunlar. İskender’in askerlerinden birini bir kılıçta ikiye bölmüş. bu baskının yapıldığı yere yakın bulunan bir dağın adı Altun Han Dağı oldu ve öyle söylenip geldi. Veziri. Bütün bunları yaptıktan sonra bir de tılsım koydu. Oğuz Han’ın bütün Türk kavimlerini bir araya toplayarak. 14. İskender’in öncü birliklerine bir gece baskını yaptı. Türk tarihinin en büyük devletlerinden birinin kuruluşunu. kendi ırkdaşları arasında bulunduğu için İskender’den daha güçlü bir duruma geldiğini düşündü. Bu tılsım öyle bir tılsımdı ki her yanda duyuldu. asırlarca Türk halkı arasında devam ede gelmiş ve muhakkak ki bir takım değişikliklere de uğramıştır. İskender’in öncü birlikleri bozguna uğradı. Türk erlerinden biri. Şu kalesini sağlamlaştırdı. Çin’e yakın Uygur iline vardıklarında Şu. Oğuz Kagan Destanı’nın M. Bugün elimizdeki parça. Uygurlar ile öteki Türk kavimleri şehirlere yerleşti. tecrübelerinin olmadığını ileri sürdü. şehri geliştirdi. yüzyılda olmuştur. Türkler’in hakimiyet ve saltanatını konu alır. ölüm kalım meselesiydi. 2. hiç şüphesiz çok daha geniş ve zengin bir destandan yapılmış özetten ibarettir.” 3. Türkler’in cihan hakimiyeti duygusunu ve başka milletleri idare etmek için yaratıldığı düşüncesini dile getirir. onu asıl merkezinden çok uzaklara çektiğini. içlerinden en gençlerini seçerek İskender’in üstüne yolladı. askerin kemerine bağladığı altın dolu bir kemer parçalanarak içindeki altınlar yere saçılmış ve İskender’in askerinin kanıyla bulanmıştı.Bu olaylar gelişe dursun. Baskından sonra Şu Hakan ile İskender bir daha savaşmadılar. öte yandan Şu Hakan ordusu ve yanında gidenlerle birlikte Çin sınırına kadar yürümüşlerdi. Yazıya geçirilişi ise ancak M. barış yaptılar. Leylekler bu şehre geldikleri zaman tılsım yüzünden daha öteye geçemediler. Barışın sonu her iki taraf için de iyi sonuçlar verdi. Türkler islâmiyeti kabul ettikten sonra bu destana bazı İslâmî özellikler de girmiştir. Başaramazlarsa sonucun kötüye varacağını söyledi. tecrübeli bir Subaşını askerleriyle birlikte gönderdi. İskender’i artık karşılayabilecek durumda olduğunu.4.Ö. Oğuz Kagan Destanı: Bu destanın esası. Şu Hakan da Balasagun’a döndü. O günden bu yana.2. Ve bir kısım askerini ayırarak. Bunu gören Türk erleri birbirlerine bakıp “Altın Kan! Altın kan!” diye bağırıştılar. şehri aşamadılar. Sayfa 27 / 56   .S. Türk erleri.

                                                             (26) Reşîd-üd Dîn Fazlullah. Câmî-üt Tevârih isimli üç ciltlik bir “Dünya Tarihi” kaleme almış. Farsça varyant. Bundan sonra bütün araştırmacılar son 35-40 yıla gelininceye kadar Reşîd-üd Dîn’in bu maledişi yüzünden Türk ve Moğol topluluklarını karıştırmış. sanki kendi yazdıkları gerçekmiş havası vermiştir. Destandaki tarihî çekirdek efsânede yoktur ya da net değildir. efsane farklı şeylerdir. 1930 yılında da P. Oğuz Kagan Destanı. yüzyılda kaleme alınmıştır. 14. Biliyoruz ki. Ne Moğollar. Radloff.Oğuz Kagan Destanı. Pelliot. 1890 yılında Oğuz Kagan Destanı’nı tıpkıbasım olarak basmış. Radloff gelir. Fakat değiştirdiği unsurları belirtmemiş. bazan Moğol’a Türk. Reşîd-üd Dîn’(26)in kitabındadır. Oğuz Kagan Destanı’nda dikkate değer en başlıca unsur. Bu olay Türkoloji âleminde büyük olay uyandırdı. Moğol Devleti’nde vezirlik yapmıştır. Rıza Nur’un kullandığı bazı kelimelerin yanlışlığını ortaya çıkardı. Sayfa 28 / 56   . asırda yaşamış. Oğuz Kagan Destanı 600 yıllık bir gecikmeyle yazıya geçirilmiştir. Biri Uygur Lehçesiyle. bildiğimiz Türk efsânelerinde görülen üç temel unsurun. Reşîd-üd Dîn bir Moğol devri aydını olduğundan Türkler’e ait olan son derecede renkli bu destanı Moğollar’a mal eder. destan farklı. Bunların başında W. Bu nüsha Paris Bibliyotheque National’de muhafaza edilmektedir. Rıza Nur konuyu ele aldı ve İskenderiye’de kurduğu bir Türkoloji Dergisi’nde destanı Fransızca olarak neşretti (1928). Türkler’in asıl büyük destanıdır. Reşîd-üd Dîn müslüman olduğu için. bütün bir destan hayatının ve efsane geleneğinin alt-üst olmasına sebep olmuştur. Uygurca Oğuz Kagan Destanı da 14. Rıza Nur’un yayınına 1930 yılında bir dergide cevap vererek. Oğuz Kagan Destanı’nın Uygur lehçesiyle yazılmış nüshası üzerinde geçen asırdan itibaren çalışanlar çıkmıştır. İşte bu sebeplerle Câmî-üt Tevârîh’de anlatılan Oğuz Kagan Destanı kesinlikle yeterli ve gerçek değildir. eşi olmayan)tir. Bu nüshanın baş ve son tarafı eksiktir. Dolayısıyla bizim elimizde 600 yıl evveline ait kayıtlar bulunmaktadır. Bu nüsha manzum ve ünik (=tek. 1864’den sonra Orta Asya’da Türkler arasında yaşamıştır. bozkurt. 1891 yılında bunun Almanca tercümesini yapmıştır. Bu aydın kişi kendisini çekemeyenlerin gayretleri sonucu 1318’de katledilmiştir. ne de eski Türk anlayışına dair herhangi bir karışıklık yoktur. diğeri de Farsça yazılmıştır. Türk’e de Moğol demek gafletine düşmüşlerdir. kaleme aldığı Oğuz Kagan Destanı’nda ne kadar müslümanlığa aykırı görüş ve anlayışlar varsa atmış ve kendisi bambaşka görüşler uydurmuştur. Oğuz Kagan Destanı’nın iki varyantı vardır. geyik ve ışık’ın bir arada olmasıdır.

Kırk günde büyüdü. Oğuz Kagan’ın doğumu ile ilgili kısımda. Bu ormanda “Kiyant” adında bir büyük canavar bulunuyordu. Oğuz Kagan’ın babası Moğol Hakanı olarak gösterilmekle birlikte.Aynı konuda Almanlar’ın çalışması Alman Türkolog Bang ile başlar. Günler. Lakırdı etmeye başladı. insanları yutardı. 3. ağzı ateş gibi kırmızı. O sırada bu memlekette büyük bir orman vardı. Bu ışığın ortasında tek başına bir kız oturuyordu. Yazıcızâde Mehmed Bey’in Selçuknâme’sinde de Oğuz Kagan Destanı geçer. Oğuz mızrağı ile canavarın kafasına vurarak öldürdü. Annesinin memesinden ilk sütü emdikten sonra bir daha emmedi. Gün doğarken oraya geldi. Lakin canavar onu yemişti. Bu ışık güneşten. Oğuz Kagan Destanı için. Beygirleri parçalayarak yer. Halbuki Moğol ve İslâm kavramlarının destanlarda bile olsa bir araya gelmesi mümkün değildir. Altın işlemeli kemeriyle bir ağaca bağlayarak gitti. Dolaşıp oynuyordu. Gitti. Atatürk’ün girişimleriyle aynı yıl Türkiye’ye getirilen Bang. Kılıçla da kafasını kesti. kılıç ve kalkan ile beygire atlayarak gitti. beygire binerek avlanırdı. Oğuz bunu öldürmeye karar verdi. Yiyecek istedi. At sürüsü güder. Tekrar geldiği zaman bir akbabanın. Burada da esas alınan Reşîd-üd Din’in eseridir. Canavar tekrar gelince başı ile Oğuz’un kalkanına çarptı.1. 33 yaşında iken İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne profesör olarak tayin edildi. kuşlar çoktu. Böğürleri kıllı idi. bu destanın İslâmî varyantı kullanılmaktadır. İçinden dereler. yay. Bundan bir sene sonra da Almanca yayının Türkçe çevirisi yapıldı. Gitti. göğsü ayıya benzerdi. ağlayınca Sayfa 29 / 56   . Bu eserler hazırlanırken Reşîd-üd Dîn’in eserinden de yararlanılmış.2. ancak halk arasında dolaşan rivâyetler de eserde aktarılmıştır. Basında kutup yıldızı gibi yanan parlak bir işaret vardı.5. Birden bire ortalık karardı: Gökten mavi bir ışık düştü. Bir gün Oğuz tanrıya ibadet ediyordu. ırmaklar akardı. gözü ve saçı. sabah oldu. Bir geyik yakaladı. Ebûl Gazî Bahadır Hân’ın Şecere-i Türk ve Şecere-i Terâkîme adlı eserleri de büyük ölçüde kaynak durumundadır. onun bağırsaklarını yemek için geldiğini gördü. Sabah oldu. geceler geçti. aydan daha parlaktı.2. Bu defa Oğuz ağacın arkasına saklandı. Oğuz’un ayakları öküze vücudu kurda. Bunun üzerine bir ayı yakaladı.5. Çok güzeldi. Bir gün mızrak.1. O kadar güzeldi ki gülünce mavi gök de gülüyor. Bu geyiği bir av kırbacı ile ağaca bağlayarak çekildi. kaşları siyahtı.1. Oğuz Kaan: Oğuz doğduğu zaman yüzü mavi. Delikanlı oldu. Onu da öldürdü. ok. Oğuz Kagan Destanının Muhteviyatı: 3. Hayvanlar. Gün doğarken oraya geldi. Bang tarafından “Oğuznâme” 1935’de Almanca olarak yayınlandı. Şecere-i Terâkîme incelendiğinde de görülebileceği gibi. Lakin canavar onu da almıştı.

Urum Kaan kaçtı. Oğuz o şehre doğru yürüdü. yurtlarını bırakıp doğuya. Bu arada boz tüylü boz yeleli kurt tekrar göründü: “Ordu ile yürüyerek Tekin’leri. Beni isteyenler bana. onlardan kesti. Yıldız adlarını verdiler. Dağ. görenler bayılırdı. Bundan üç çocuğu oldu. geçeler geçti. Oğuz yine bir gün ava gitmişti. aldı. ben sana basımı verir. Oğuz’a haber gönderdi: “Bizim saadetimiz senin saadetindir. boz yeleli erkek bir kurt göründü. Bir kısım halk Oğuz’un dinini kabul etmeyerek. Oğuz onun da ardına düştü. Urum Kaan Oğuz’un emirlerini dinlemedi. Oğuz’un askeri de durdu. Gök. aldı. Baba ile evlât askerleri savaşa tutuştu. altınlar. Kırk gün sonra “Buz Dağ” eteklerine geldi. O vakit Oğuz ordusunu hazırladı. Şölenden sonra tekinlere ve orada bulunanlara emretti. Oğuz bir gün avda iken babası Kara Han’a oğlunun başka bir din tuttuğunu haber verdiler. Tekrar yoluna devam etti. Urum Kaan’ın. Oğuz gülerek dedi ki: “Sen de benim gibi bir hakan ol. Kara Han’ın kardeşlerinin oğulları. Sevdi. mallarını aldı. Tatar’ları yendi. gümüşler. Solda “Urum Kaan” vardı. Sayfa 30 / 56   . Oğuz’a yol göstermek istediğini söyledi. Bu üstünlük üzerine Oğuz bütün Tekinleri. sana Kıpçak densin” dedi. Uruz Bey adlı bir kardeşi vardı. O vakitler sağ tarafta “Altın Kaan” vardı. Kurt “İdil Moran” kenarında durdu. Oğuz’un bu kadından da üç oğlu oldu. Sevdi. Ondan sonra kurdun arkası sıra gittiler. Oğuz onu görünce aklı başından gitti. Bir sabah Oğuz’un yurduna gün ışığına benzer bir ışık girdi: İçinden boz tüylü. Oğlunun halini anlattı. “İdil suyundan akacağım” dedi. akik ve zümrütler gönderdi.mavi gök de ağlıyordu. Nehrin suyu kan damarı gibi kıpkırmızı oldu. geceler geçti. Oğuz bunların arkasından giderek Tatar’ın yurduna girdi. Oğuz’a hediyeler. Kara Han beyleri toplandı. Ay. Günler. Deniz adını verdiler. Uruz Bey oğluna dağ tepesinde “Tarang Moran” arasında müstahkem bir şehir ısmarlamıştı. Gün. Ağaçların üzerine binerek nehri geçti. Bu kaanın çok orduları ve şehirleri vardı. Oğuz da etrafa boylara: “Babam asker toplayarak beni öldürmeye geliyormuş. Bunlara. Oğuz’u yola getirmek için etrafa haberler saldı. Burası çok ağaçlık bir memleket olduğundan. Tanrı bu toprağı sana bağışlamış. halkı buraya getir. Orada büyük bir hakan yaşıyordu. Uruz Bey oğlu. saadetimi feda ederim” dedi. Oğuz onu görünce aklı başında gitti. Sancağını çekip atına bindi. Orada savaşa giriştiler. Bundan sonra adı “Saklap” oldu. O kadar güzeldi ki. Günler. tatarların ülkesine gitti. hazinesi ve halkı Oğuz’a kaldı. Uzaktan bir gölün ortasında bir ağaç ve ağacın dibinde yalnız bir kız gördü. boyları davet ederek şölen yaptı. uymayanları düşman bileceğim” dedi. Orada “Ulu ordu Usyuteng” isminde bir tekinin yeri vardı. boyları ile beraber Oğuz tarafına geçtiler. dedi ki: “Bana uyanlara hediyeler verip dost bileceğim. Karısı gizlice Oğuz’a haber yollayarak babasının kararını bildirdi. Oğuz ordusu ile İdil’i geçti. Memleketi. babamı isteyenler de ona gitsin” yolunda haber gönderdi. Oğuz’un tarafı üstün geldi.

Bunların çok da atları. Hayvanları da buna koştu. inekleri. “İt Barak”ın ordusuyla karşılaştılar. Orduda “Parmaklı Çözüm Bilik” adında akıllı bir adam vardı. ihtiyar bir “İrkil Ata” vardı. bu üç gümüş ok da gece tarafına uçuyordu. Gün. av kuşları yaşardı. Malları ona doldurdu. Bu altın yay doğudan batıya uzanıyor. Yurdu. “İrkil Ata” bir gece rüyasında altın bir yay ve üç gümüş ok gördü. Tekrar yürüdüler. Ay. Bulundukları yer ekili bir ova idi. Oğuz atının kaçmasına çok kederlendi. pek akıllı. Herkes onun gibi arabalar yaparak eşyasını yüklemeye başladı. Oğuz onun nasihatini dinledi. sonra orduya gel” dedi ve “Kalaç” adını verdi. gümüşleri. Bu yüksek daha tırmandı. birçok tekinlerin üzerine han yaptı. Kapının anahtarı yoktu. “İt Barak” savaşta öldürüldü. Fakat Oğuz’un ordusunda yük hayvanları pek azdı. Oğuz Han bunu da görerek güldü. Orduda “Tümür Dokagal” adında akıllı bir adam vardı. Oğuz Han’ın yanında ak sakallı. Orduda kahraman bir Tekin vardı. kuşlar vurduktan sonra bir altın yay buldular.” Oğulları bu emri yaptılar. Burada bir çok vahşi hayvanlar. Uyanınca bunları Oğuz’a bildirdi ve bir nasihat etti. Damı altından. Burada da çok mallar ele geçti. Hakanı “Mazar” adlı biri idi. Sayfa 31 / 56   . Yıldız birçok hayvanlar. Oğuz üstün geldi. Buna “Uluğ Türk” de derlerdi. Dedi ki: “İhtiyarladım. Benim için artık Hakan’lık kalmadı. Yine bir gün boz tüylü. elmasları vardı. Deniz siz de gece tarafına gidiniz. Buraya “Çuçit” derlerdi. Oğuz Han bir aygıra bindi. Gün. Hemen bir kağnı yaptı. Dokuz gün sonra Oğuz’a atını getirip verdi. Ahalisinin yüzü siyahtı. kaçırdı. Ona “Kankli” adını verdi. Ay. aç. Burada yüksek bir dağ vardı. Gayet gizli bir köşede çok zengin ve çok sıcak bir memleket vardı. Tekrar yola dizildiler. Onu pek seviyordu. Oradan atına binerek yurduna döndü. babalarına getirdiler. Yürüdüler. Ok ve kılıçla şiddetli bir cenk oldu.En önde size yol göstereceğim” dedi. altınları. Tepesi karlı olduğundan “Buz Dağı” derlerdi. Ordu da ona uydu. boz yeleli kurt önde idi. Burada insan çoktu. Oğuz onu da yendi. Yolda bir büyük ev gördü. Ertesi sabah oğullarını çağırdı. Oğuz ona: “Burada kal. pencereleri halis gümüşten ve demirdendi. Ordusu bozuldu. Her tarafı karla bembeyaz olduğundan Oğuz ona birçok hediyelerle beraber “Karluk” adını verdi. Tekrar yola düzüldüler. Fakat at çölde gözden kayboldu. memleketini aldı. Curcit Han’ın başını kesti. Yıldız siz güneşin doğduğu tarafa. Adına “Baçak” derlerdi. Gök. Boz tüylü. malı ve halkı Oğuz’a geçti. Dağ. Bunlar Oğuz’a karşı çıktılar. boz yeleli kurt birden göründü. “Tangut” ve “Sakim” memleketine gittiler. Birçok cenklerden sonra Oğuz orayı da aldı.

Kendisi için direkleri altın kapli. araştırmacıları şüphelendirmiştir. çok cenk ettim. Çin kaynaklarındaki Türk kahramanlarını ele alırken. (bak. Yaşadığı zamana gelince. Fakat bu yönlerde fütûhat yapan bir çok Türk kumandanı vardır ve aşağı yukarı 130 seneden beri bu kumandanlardan hangisinin Oğuz Han olduğu tartışılmaktadır. Bundan sonra Oğuz yurdunu evlatlarına verdi. Bunun üzerine büyük kurultay toplandı. Reşid-üd Din.1. Küçük kardeşleri de bir çok hayvanlar. 900 at. çok aygırlara bindim. Onlara: “Evlatlarım! Çok yaşadım. tavuğun ayağına beyaz bir koyun bağlattı. yakut. içirdi. Otağın sağına kırk kulaç uzunluğunda bir sırık diktirdi. Böylece kırk gün kırk gece geçerek eğlendiler. kendi tarih malzemesini genişletmek için Çin kaynağından yararlanmış. Mo-tun da gerçekten çok büyük bir hükümdardır ama Oğuz Han mıdır? Burada kesinlik yoktur. Yine onlara vererek: “Ok sizin olsun. babalarına getirdiler. O zamanlar. Sağ tarafta “Bozok”lar.5. Adınız “Üçok” olsun” dedi. Bizans’a ve Mısır’a seferler yaptıkları bellidir. Biçurin buradan yola çıkarak. Tepesine bir altın tavuk. Oğuz Kagan Adında Bir Türk Hükümdarı Var Mıdır? Oğuz Han’ın etrafında böyle bir destanın oluşması. Herkesi çağırdı. fatih vardır. Motun’un babasıdır. Oğuz oku üçe böldü. firuze. Çin kaynaklarında avda öldüğü söylenen Tuman. Halkı yedirip. Şölen verdi. Düşmanları ağlattım. Parçalarını yine onlara vererek: “Yay sizin olsun. yani 1850 yıllarında Göktürk Kitabeleri henüz okunamamıştır. Türkler’in ne zaman Mezopotamya’ya. inci ile altın işlemeli otağını kurdurdu. Oğuz Han’ın.2. Çok ok attım. 9000 koyun kestirdi. olayın aynı olay olduğunu belirtir ve Oğuz Han=Mo-tun teorisini ortaya atar. 90 havuz kımız hazırlattı. üzerleri zümrüt. 1850 yılında Çin kaynaklarını Rusça’ya tercüme eden Biçurin adındaki ilim adamı. Size de yurdumu veriyorum. tavuğun ayağına bir siyah koyun bağlattı. Tablo 1. Adınız “Bozok” olsun” dedi. Câmiü’t-tevârih’teki Oğuz Han Destanı’nda Oğuz Han’ın babası Karahan’ın av esnasında öldüğü görülür. kuşlar vurduktan sonra.” dedi.Oğuz yayı üçe ayırdı. Yay gibi oku göğe fırlatınız. Oğuz Han gerçekten var mıdır? Yoksa sadece bir destan kahramanı mıdır? Bu sorular araştırmacılar tarafından sürekli sorula gelmiştir.2. Oysa Câmiü’t-tevârih’deki destan Türk unsurlarından uzaktır. çölde bir gümüş ok buldular. dostları güldürdüm. Gerçekte Oğuz adında bir hakan. Yay oku atar. Sol tarafına da kırk kulaç uzunluğunda bir sırık diktirdi. Bu yalnız Çin kaynaklarına dayanılarak verilen bir hükümdür. Büyük Hun Hükümdarı Mo-Tun olduğu kararına varır. Ve bu mantık yoluyla Oğuz Han’ın yaşadığı ortaya konmaya çalışılmaktadır. Mo-tun veya Sayfa 32 / 56   . Tanrıya her şeyi feda ettim.) 3. Tepesine bir gümüş tavuk. Ondan sonra gelenler bu tezin doğruluğunda birleşirler. sol tarafta “Üçok”lar oturuyordu. siz de ok gibisiniz.

Moğol Hakanı Cengiz Han olabileceğini söyler. İbrahim Kafesoğlu’na göre ise.Dr. Oğuz Han’ın. Oğuz Han’ın Mo-tun olduğu tezini kabul etmez ama o da daha çok kafaları karıştıran bir ismi ortaya atar: Oğuz Han. Türk Kültürü’nün bir doruğuna ışık tutan açıklamadır. ***Kaşgarlı’da “İva” şeklinde geçer. Bögü Han’dır. Rahmetli hocam. Destan.Mete isimleri islâmî olmadığı için almamış ve bunları kendi kültürü (islâm kültürü) içinde eritmeye çalışmıştır. Reşid-üd Din’in yaptığı bu iş de Oğuz Han ile Motun’un aynı kişi olduğu yanlışını ortaya çıkarmıştır. “Oğuz Han diye bir şahsiyet yoktur. Prof. bir kültür bütününün özetidir. Rus Türkologlar’dan ve büyük oriantalist Barthold ise.” OĞUZLAR BOZOKLAR KAYI BAYAT ALKA-EVLİ KARA-EVLİ YAZIR DÖGER DODURGA YAPARLU AVŞAR* KIZIK BEG-DİLİ KARGIN OĞUZ KAGAN’IN OĞULLARI GÜN HAN GÖK HAN ÜÇOKLAR BAYINDIR BEÇENE* ÇAVULDUR ÇEPNİ SALUR EYMÜR ALAYUNDLU YÜREGİR İĞDİR BÜĞDÜZ YIVA*** KINIK YILDIZ HAN AY HAN Tablo 1 REŞİD’ÜD-DİN’E GÖRE OĞUZ BOYLARI *Kaşgarlı’da “Afşar” şeklinde geçer. Sayfa 33 / 56   DENİZ HAN DAĞ HAN . Oğuz Han Destanı’nın her satırı. herhangi bir kahramanın hayatını özetleyen bir eser değil. Biçurin’den sonra konuya eğilenlerden bir olan Radloff da. **Kaşgarlı’da “Beçenek” şeklinde geçer.

Aynı kaynaklarda bu rivâyetleri destekler veya bütünler mahiyette başka bilgiler de vardır.2. Çocuğu öldürmek için gelen askerler. kaçarak bu mağaranın içine girdi ve orada on tane çocuk doğurdu. Fakat kurt onları görünce hemen kaçtı ve Kao-ch-’ang (Turfan) memleketinin kuzeyindeki dağa gitti. İşte Göktürk Devleti’nin kurucularının geldikleri A-şi-na ailesi de bu On-Boy’dan biridir.3. dişi kurtla karı-koca hayatı yaşamağa başladı. Kendileri ise. Birbirine konu itibariyle çok benzeyen üç destanın konusu kısaca şöyledir: “Göktürkler. yalnızca on yaşında bir çocuk kalmıştı. Destanın esası. Bir kaç nesil geçtikten sonra. Bu dağda derin bir mağara vardı. Askerler kurdu öldürmek istediler. ayrı oymaklar halinde yaşamağa başladılar.1. hep birlikte mağaradan çıktılar. Çocuk bu şekilde büyüdükten sonra da. Altay (Chin-shan) eteklerinde yerleştiler. Mağaranın içinde de büyük bir ova bulunuyordu. Kurt da çocuktan bu yolla gebe kaldı. onlarla evlendiler.” Sayfa 34 / 56   . Bundan sonra da Juan-juan devletinin demircileri oldular. Göktürkler’i mağlup eden ve hepsini kılıçtan geçiren Lin memleketinin kralı. Ova. Lin memleketinin askerleri. kurtla çocuğu yan yana gördüler. Zamanla bu on çocuk büyüdüler ve dışarıdan kızlar getirerek. bu memleket tarafından soyca öldürüldüler. Çevresi de bir kaç yüz milden fazla değildi. Juan-juan (Moğol kökenli bir topluluk) devletine tabi oldular. Yalnızca çocuğun ayaklarını kesmişler ve bir bataklık içindeki otlar arasında bırakarak gitmişlerdi. çocuğun çok küçük olduğunu görünce. A-şi-na adlı bir aileden türemişlerdir. Sonradan çoğalarak.4. Bu sırada çocuğun etrafında bir dişi kurt peyda oldu ve ona et vererek çocuğu besledi. Kurt. yok olmak felâketine uğrayan Göktürk soyunun yeniden toparlanıp çoğalmasında bir Bozkurt’un oynadığı roldür. Tamamen öldürülen Göktürkler içinde. baştan başa ot ve çayırlarla kaplı idi. Daha sonra Lin adını taşıyan bir memleket tarafından mağlup edildiler. Mağlubiyetten sonra Göktürkler. Bozkurt Destanı: Bu destan eski Çin kaynaklarında rivâyetler halinde yer alır. bu çocuğun halâ yaşadığını duydu ve onun da öldürülmesi için askerlerini gönderdi. Onların oğulları ve torunları çoğaldılar ve yavaş yavaş yüz aile haline geldiler. eski Hunlar’ın soylarından gelirler ve onların bir koludurlar. Bu suretle evlendikleri kızlar gebe kaldı ve bunların her birinden de bir soy türedi. Dört yanı çok dik dağlarla çevrili idi. ona acımışlar ve onu öldürmemişlerdi.

Bugün de demirci için örs kutsaldır. maden işleyerek yaşayıp çoğaldıkları. Kızlar böyle bekleşirken tepenin etrafında ihtiyar ve erkek bir kurt peyda olur. ne Tanrı gelir ne de kızlarla evlenir. destanı halk arasındaki rivâyetlerden topladığını söyler. Türkler de bu kızla evlenen kurttan türerler. Ergenekon. Ergenekon. daha önce anlattığımız efsanede kurt dişiydi. bu kurdun Tanrı olduğunu düşünür ve ablasının ısrarlarına rağmen gider ve kurtla evlenir. Diğer Göktürk efsanelerinde de kurt dişidir.5. örs üzerinde kızgın demir döğerek bu günü kutlamaktaydılar. Ergenekon’dan çıkış günü bir rivâyete göre. Burada ise erkektir. basılmaz. Bozkurt Destanı’na ilâve olarak. Küçük kız. koç burcuna geçtiği ve gündüz ile gecenin eşit olduğu gündür. aynı zamanda güneşin balık burcundan.Bir başka “kurttan türeme” efsanesi de şöyledir: Türk Kaganı’nın çok akıllı iki kızı vardır. yüzyılda Ebu’l-Gazi Bahadır Han’ın “Şecere-i Türk” eserinde Türkçe’ye çevirdiğini görüyoruz. kutsal bir toprağın adıdır. Bu düşüncedeki kagan. Çinliler’in dile getirdiği anlamdaki vahşi hayvan olan kurta “böri” derlerdi. (Bazı kaynaklara göre üç. Bu destanı ilk olarak 13. 17. Türkler. demirden bir dağı eriterek Ergenekon’dan çıkışlarının anısına. Ergenekon Destanı’nda. Öte yandan Türkler “kurt” tabirini. kızlarını götürmüş ve bir tepenin üzerine koyar. Ergenekon Destanı: Bozkurt Destanı’nın daha zengin bir şeklidir. yerleşilen yer” olarak da ifade edilmektedir. İşte bu gün “Nevrûz Bayramı” olarak kutlanan gündür.1. Destana göre Ergenekon. Türkler’in yüzyıllarca çift sürerek. nüfus artışı yüzünden Ergenekon adını verdikleri yurtlarına sığamayan ve buradan çıkış yolu arayan Türkler’in yakında bulunan bir demir dağı eriterek Ergenekon’dan çıkmaları ve Ergenekon’dan çıkışlarından sonra ne yana gideceğini bilemeyen Türkler’e bir Bozkurt’un yol göstermesi temaları yer alır. 21 Mart günüdür. elma kurdu gibi. 3. Sayfa 35 / 56   . Burada kızları evlenmek için Tanrıyı beklemeye başlarlar. Çinliler’in buna rağmen neden Türkler’i “kurt”tan türetmeye çalıştığı üzerinde düşünülmeye değer. Aradan epeyce zaman geçtiği halde. Bugün. “konulan. Yazar.) Türkler. etrafı aşılmaz dağlarla çevrili. Görüldüğü gibi.2. (Fındık kurdu. Kurt tepenin etrafında dolanıp durur ve bir yere de gitmez. avlanarak. yüzyıl Moğol tarihçisi Reşîd-üd Din “Câmiü’t-tevârih” adlı Farsça eserine almıştır.) Bu kızlar o kadar akıllı ve iyilermiş ki. Bu destanı. Moğolca’da “geçilmesi güç dağ” anlamına gelmektedir. kagan bu kızların bir insanla değil de ancak bir tanrıyla evlenebileceğini düşünmektedir. küçük kurtçuklar için kullanırlardı. Örsün üzerine oturulmaz.

Buradaki benzerlik de çok dikkat çekicidir. yuvarlanıp paramparça olurdu. Ergenekon da büyük bir mağaradan başka bir yer değildir.Türkler’de kutsal dağ ve kutsal mağara anlayışı hakimdi. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler.” Sürülerini alıp dağa doğru göç ettiler.” Tan ağaranda. atlar. Çadırlarını. Vuruşma başladı. Türk yurduna döndüler. Düşman gelince vuruşma da başladı. Çin kaynaklarından Hunlar’a ait bir kutsal mağara olduğunu. Oturup düşündüler: “Dörtbir yan düşman dolu. Bu tek yol da öylesine sarp bir yoldu ki deve olsun. sürülerini bir araya topladılar. On gün savaştılar. İl Kagan‘ın da birçok oğlu vardı. Yabancı kavimler birleştiler. at olsun güçlükle yürürdü. “Bunların gücü tükendi. On gün sonra ikisi de karılarını aldılar. Ancak. Türk Kaganı bu kutsal mağarayı ziyaret ediyor ve önünde yapılan dinî töreni bizzat idare ediyordu. oturalım. Sonuçta Türkler üstün geldi. mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. beğleri av yerinde toplanıp konuştular. dağın başında büyük bir ateş yakarak halkına duyurur. Dediler ki: “Türklere hile yapmazsak halimiz yaman olur. bu savaşta biri dışında tüm çocukları öldü. Türk halkının büyük düşmanı Tepegöz’ü bir dağın tepesinde yaşadığı mağarasında öldürür ve bu zaferini. Türk kolu yetmeyen. Türkler yenildi. Türkleri öldüre öldüre çadırlarına geldi. ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları. Bir başka destan kahramanı Basat. Düşman. Efsanenin Sadeleşmiş Özet Hali: “Türk illerinde Türk oku ötmeyen. Kürtlerin kahraman olarak kabul ettiği Demirci Kawa’nın da Kürt halkının büyük düşmanı Dohak (veya Dohuk)’ı bir dağın tepesinde ve Dohak’ın yaşadığı mağarada öldürdüğünü ve onun da bu haberi dağda ateş yakarak duyurduğunu biliyoruz. Bunun üzerine Türkler çadırlarını. baskına uğramış gibi. Türkler’in üzerine yürüdüler. Türkler. Bu durum yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Türk’e boyun eğmeyen bir yer yoktu. çevresine hendek kazıp beklediler. İl Kagan’ın bir de Tokuz Oguz (Dokuz Oğuz) adlı bir yeğeni vardı. o da sağ kalmıştı. Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. O çağda Türkler’in başında İl Kagan vardı. küçükleri tutsak ettiler. Dağların içinde kişi yolu düşmez bir yer izleyip yurt tutalım. kaçıyorlar” deyip artlarına düştüler. koyunlar buldular. Burada düşmandan kaçıp gelen develer. ayağını yanlış yere bassa. Düşman. Türkler’i görünce birden döndü. atlarına atlayarak kaçtılar. Kayı (Kayan) adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. öküzler. Kayı ile Tokuz Oguz tutsak olmuşlardı. Sayfa 36 / 56   .

çekiçle döver. Türk’ün önünde dikildi.Ö. Ergenekon’dan çıktıklarında Türklerin kağanı. ardından da Türk milleti. Börteçine bütün illere elçiler gönderdi. ulu Tanrı’ya şükrettiler. Yalın kat demire benzer. kutsal gününde Ergenekon’dan çıktılar. bir bölümüne de Türülken. nereden geldiği bilinmeyen. Türklerin bayramı oldu. Tokuz’dan olma çocukların bir bölümüne Tokuzlar dediler. O zaman bir demirci dedi ki: “Bu dağda bir demir madeni var.1. Tokuz Oguz’un daha az oldu. Aradan dört yüz yıl geçti. Sonra öteki Türk beğleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar. belki dağ bize geçit verir. 8. Bu ülkeye Ergenekon dediler. bir kat kömür dizdiler. Ta ki. Dağın geniş yerine bir kat odun. Dediler ki: “Atalarımızdan işittik. akıverdi. Bu kutsal gün.Türkler’in vardıkları ülkede akarsular. yüzyıla kadar Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın kuzeyinde yaşayan On Uygurlar. Çare bulmak için kurultay topladılar. bulamadılar.” Türkler. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. kutsal ayının. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Derisini giydiler. eskisi gibi. yemişler. o saati iyi bellediler. Dağın altını.” Gidip demir madenini gördüler. Ergenekon’dan çıkmak için yol aradılar. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu. yazın sütünü içtiler. Göçüp Ergenekon’dan çıkalım. kaynaklar. kurultayın bu kararı üzerine. durdu. Kayı’dan olma çocuklara Kayat dediler. Kışın hayvanlarının etini yediler. Böyle bir yeri görünce. çoğaldılar.6. 8. Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya.2. yönünü odun-kömürle doldurdular. Ve Türkler. bütün iller Türkler’in buyruğu altına girdi. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Zaman geçti. Demirini eritsek. Ergenekon dışında geniş ülkeler. Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon’a sığamaz oldular. Bu demiri önce Türk kaganı kıskaçla tutup örse koyar. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon’da kaldılar. Bozkurt geldi. Uygur Destanları: Türkler’in İslâmiyeti kabulünden önceki son Türk imparatorluğu Uygur Devleti’dir. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. üstünü. yanını. M. Türkler’in Ergenekon’dan çıktıklarını bildirdi. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp. çoğaldılar. eridi. Bir parça demir ateşte kızdırılır. yetmiş yere koydular. Bozkurt’un önderliğinde. kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım. o kutsal yılın. 3. Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi. Kayı’nın çok çocuğu oldu. çoğaldılar. çağlar aktı. güzel yurtlar varmış. Bozkurt yürüdü. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. türlü bitkiler. Tengri’nin yardımıyla demir dağ kızdı. asır ortalarında yine Dokuz Oğuzlar’la birlikte Göktürkler’in Türk illerindeki yaygın hakimiyetlerine Sayfa 37 / 56   . Kayı ile Tokuz Oguz’un birçok çocukları oldu. avlar vardı. Türkler o günü. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım.

Türeyiş Destanının tabii bir devamı intibaını vermektedir. Kızlarının ikisi de bir birinden güzeldi. Sayfa 38 / 56   . Bir kısmı Çin hakimiyetini kabul ederek Kansu çevresinde kaldılar. kendi türeyişlerine dair inançlarını da birlikte verirler. Hemen bütün Türk Destanlarının birinci derecedeki unsuru olan kurt motifi. hakimiyetlerini 940 yılllarında müslüman bir Türk devleti olan Karahanlı ailesine bıraktılar. 840 yılında Uygur ilinde büyük bir kıtlık oldu. Doğu Tiyanşan’da Beş-Balıg ve Koçu şehirlerine yerleştiler. Yeni devlet kısa zamanda geniş ülkelere yayıldı. aslında bir büyük destanın başlangıç kısmına benzemektedir. Türeyiş Destanı. güney-batıya doğru göçtüler. ikiye bölündüler. Nitekim bundan sonra göreceğimiz.1. Diğer ve daha büyük bir kısım Uygurlar. biri Türeyiş Efsanesi öteki de Göç Destanı denilen iki bölümde toplanır. yurtta millî birliği sağlayan tılsımlar bozulunca nasıl ızdırap çektiklerini. Göktürk-Bozkurt Destanı ile çok yakın benzerlikleri. Büyük bir ihtimalle. 3. gerek Türeyiş ve gerekse Bozkurt Destanları’nda bilhassa ilahileştirilmekte ve neslin başlangıcı ve devamı bu ilâhî motife bağlanmaktadır. Hunlar. ilk okuyuşta anlaşılacak kadar açıktır. Böylelikle Uygur Destanı. Büyük Hun Hakanlarından birinin iki kızı vardı. Burada yüz yıl kadar. Bu destanlar. Kültür. daha dar bir muhitin veya daha tecrid edilip kavimleşmiş bir soyun küçük çapta bir yaradılış destanıdır. yine bir Uygur Destanı olan Göç Destanı. Tanrı soyundan gelen Uygurlar’ın yurdu fena idare eden hakanlar yüzünden uğradıkları sarsıntıları nakleder. sanat ve medeniyet bakımından Orta Asya Tarihi en parlak devrini yaşadı. ilk büyük Türk Destanı olan Yaradılış Destanının etkisi altında gelişip meydana getirilmiş. Ahali isyan etti. Bugün elimizde bulunan Uygur Destanları tarihteki maceralarıyla birlikte. Uygur Devleti’ni kurdular.2. Öyle güzeldi ki.1. ancak ilahlarla evlenebileceğine inanıyor ve bu kızların insanlar için yaratılmadığını söylüyorlardı. bu iki kızın da. Göktürk-Bozkurt destanı gibi Uygur Türeyiş Destanı da.son vererek. medenî bir ömür sürdükten sonra. Esasen kendilerine bağlı bu ülkede yeni şehirler kurdular. Özellikle Kırgız isyanının sertliği yüzünden perişan olan Uygurlar. nihayet kendilerine yiyecek vermeyen bu yurdu bırakarak nasıl batıya doğru göç ettiklerini bize anlatır.6. Türeyiş Destanı: Uygur Türeyiş Destanı’nın.

Baskı. Bir gece. kayın ağacının üzerine gökyüzünden bir mavi ışık düştü. bu söyleyişe göre. Ondan sonra da aklınca inandığı tanrısına yalvarmağa başladı. Bu evlenmeden birçok çocuk doğdu. Orhun nehri kıyısında bir şehir kalıntısı ile bir saray yıkıntısı vardır ki çok eskiden bu şehre Ordu-Balıg(k) denildiği sanılmaktadır. Sayfa 39 / 56   . birbirine çok yakın iki ağaç büyümüştü. 3. Aşağıda özetlenmiş olan söyleyiş Cüveynî’nin Tarih-i Cihânguşâ(28) adlı eserinde yazılıdır. işte bu şehrin saray yıkıntısının önünde bugün görülebilecek şekilde duran yazıtlarda yazılı olduğunu Hüseyin Namık Orkun ileri sürmektedir. Milli Eğitim Basımevi. Bugün. yine bu çocuklar. Moğol Hânı Ögedey (Öğüdey) zamanında Çin’den getirilen uzmanlara okutturulup tercüme ettirilmiştir. Tuğla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Kumlançu denilen bir tepe vardır. Kutsal bir ışıktı.2. Yine Hüseyin Namık Orkun’un belirttiğine göre bu yazıtlar.6.On Uygur denildi ve bu çocukların hepsinin de sesi Bozkurt sesine benzedi. 1. destanda sözü geçen iki ağacın. Türkler’in maniheizm’i kabulünü anlatan bir menkıbe görünümündedir. Göç Destanı’nın Çin ve İran kaynaklarındaki kayıtlarına göre iki ayrı söyleyiş hâlinde olduğu bilinmekte ise de aslında birbirinin tamamlayıcısı gibidir. s.1.1. 125-126. İran kaynaklarındaki söyleyiş. birer Bozkurt ruhu taşıyarak çoğaldılar(27). Aynı zamanda İran söyleyişi. Biri kayın ağacıydı. çok yüksek bir kule yaptırdı. Necati Sepetçioğlu. Bu eser. Fuad Köprülü ileri sürmektedir. iki ırmak arasında yaşayan insanlar bu ışığı gördü ve ürpererek izledi. maniheizm’in kurucusu Mani’nin “İki Esas” adlı eserindeki iki ağacı temsil ve taklit ettiğini Prof.6. Göç Destanı: Bu destan da bir Uygur destanıdır ve daha önce belirtildiği üzere. 3. Çin Kaynaklarına Göre Göç Destanı: Uygur Ülkesinde. Ülkesinin en kuzey ucunda.1. Adına Hulin Dağı derlerdi.2. bunlara Dokuz Oğuz. İstanbul 1969. (28) Alâaddin Atâ Melik Cüveynî.2. 1912.Hakan da aynı şekilde düşündüğü için kızlarını insanlardan uzak tutmanın çarelerini aradı. Kızların ikisini de bu kaleye kapattı.                                                              (27) M. insan ayağı az basan veya insan ayağı hiç görmeyen bir yerinde. Büyük Uygur Destanı’nın son bölümü diye kabul edebileceğimiz Göç Destanı. Moğol tarihçi olup “Tarih-i Cihânguşâ” adlı eseri vardır. Yaradılış ve Türeyiş. Hakanın kendi aklınca inandığı tanrısı dayanamadı ve bir Bozkurt şekline girip geldi. 1915 ve 1937 yıllarında üç cilt olarak yayınlanmıştır. daha çok tarih bilgilerine yakındır. Türeyiş Destanının bir uzantısı gibidir. Hulin Dağlarında da.2. Öyle bir yalvarıyor ve öyle yakarışlarla tanrısını çağırıyordu ki nihayet bir gün. Hun Hakanının kızlarıyla evlendi.

Oradan çok güzel türküler gelmeğe başladı. Kendi aralarında konuşup dediler ki: “Hatun Dağının varı yoğu. falcılarıyla birlikte Kiu-Lien’in sarayına geldiler. s. Halbuki Kutlu Dağ bir kutsal kayaydı. üçüncüsünün ki Türek Tekin. Kui-Lien’e karşılık olarak o kayanın kendilerine verilmesini istediler. Tanrı Dağının güneyinde Kutlu Dağ derler bir başka dağ vardı. Evlendikten sonra Prenses Kiu-Lien. Türkleri yıkmak istiyorsak bu kayayı onların elinden almalıyız. bütün Uygur Ülkesinin mutluluğu bu kayaya bağlıydı. Böylece yıllar yılı kovalamış. kayın ağacının üstünde kaldığı süre içinde kayın ağacının gövdesi büyüdükçe büyüdü. daha zeki. ondan sonrakinin adı Kutur Tiğin. Kutsal ışık. isteğin nereye varacağını düşünmeden ve umursamadan Çinlilerin arzusunu kabul etti. bu dağlardan birinin adı Tanrı Dağıydı. Buğu Tekin’in hepsinden üstün olduğunu anlayan halk onu hakan olarak seçtiler. Gece oldu mu. 63-70. ağacın otuz adım ötesinden bütün çevre ışıklar içinde kalıyordu! Bir gün ağacın gövdesi ansızın yarıldı. onlar bu emziklerden süt emiyorlardı. sarayını Hatun Dağında kurdu. Bu tılsımlı taş Türk Yurdu                                                             (29) Çin tarafından Türkler’e gelin giden Çinli prensesler hakkında geniş bilgi için bkz: “Uygur Sarayına Gelin Giden Çinli Prensesler ve Bunun Arkasındaki Politik Gerçekler”. İÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi. Bu hakanın da Gah Tekin adında bir oğlu varmış. Yeni Hakan. Işıktan doğmuş olan bu kutsal çocuklara halk ve halkın ileri gelenleri çok büyük saygı gösterdiler. ötekilerden daha güzel.” Bu konuşmadan sonra varılan karar üzerine Çinliler. bir gün gelmiş Uygurlara bir başkası hakan olmuş. Beş çocuğun beşinin de Tanrı tarafından gönderildiğine inanan insanlar. Bir gün Çin Elçisi. beş küçük odacık görünümünde ortaya çıktı. Gah Tekin’e. dördüncüsünün Us Tekin. Buğu Han en büyükleri idi. Çocukların en küçüğünün adı Sungur Tekin’di.Kayın ağacının üzerinde aylar ayı kaldı. beşincisinin adı Buğu Tekin’di. bütün bahtiyarlığı Kutlu Dağ denilen bu kaya parçasına bağlıdır. Hakan oğlu. Kiu-Lien’i almağı uygun görmüş(29). yurdunun bir parçası olan bu kayayı onlara verdi. Her odacığın içinde bîr çocuk bulunmaktaydı. Büyük bir törenle Buğu Hanı tahta oturttular. Hatun Dağının çevre yanı dağlıktı. sayı: 28-29 (1975). içlerinden birini hakan yapmak istediler. Çin prenseslerinden birini. içinden beş küçük çadır. Sayfa 40 / 56   . daha yiğit görünüyordu. Çocukların ağızlarının üstünde asılı birer emzik vardı. kabardı. kocaman bir kaya parçası.

yurtlarını yuvalarını bırakıp bilinmedik ülkelere doğru göç etmeğe başladılar. beş mahalle kurup yerleştiler.nun bölünmez bütünlüğünü temsil ediyordu. Hakan kayayı vermesine verdi ama kaya öyle kolay kolay sökülüp götürülecek türden değildi. altı ay ve yirmi iki gün üst üste görür ve her gece Peri kızı. Türkeli’nin bütün kurdu kuşu. Buğu Han’ın düşünde onunla konuşur. Her bir parçayı aldılar. Burada yaşayıp çoğaldılar. kargalar dünyanın bütün dillerini bilmektedir. dünyanın efendisi olacağı haberini verir. Bu süre içinde kendisine üç karga yardım etmekte. son gece. İran Kaynaklarına Göre Göç Destanı: Destanın Buğu Tekin’in Uygurlara hakan oluncaya kadar geçen bölümü aynıdır. Buğu Tekin hakan olduktan sonra. yedi yıl. Ne var ki Onun ölümüyle ülke felâketten kurtulamadı. Toparlandılar.6. eli böğründe kalmış bir çığrışmaydı bu. Halk rahat huzur yüzü görmedi. kayanın çevresine odun kömür yığıp ateşlediler. düşmana verilirse bu bütünlük parçalanacak Türklerin bütün saadeti yok olacaktı. İran söyleyişine göre. Türkeli’nin felâketine sebep oldu. hüzün dolu. bunun için bu yerin adını da Beş-Balıg(k) koydular. 3. bütün hayvanları dile geldi. ülkeyi adalet üzere ve yıllarca yönetir. seslerin kesilip duyulmaz olduğu bu yerde kondular. çoluk çocuk bütün yurtta soluk alan almayan ne varsa hepsi birden: “Göç! Göç!” diye çığrışmağa başladı. orada sesler de kesildi. Göllerin suyu buhar olup uçtu. Topraklar yarıldı.2. Uygurlar bunu bir ilahî emir diye bildiler. O zaman canlı cansız. Bir Çin prensesi uğruna çekinmeden bağışlanmış olan yurdun bir kayası. iniltili. Bir gün Buğu Han bir düş görür. Günlerden sonra Türk tahtına Buğu Han’ın torunlarından biri hakan olarak oturdu.1. Derinden. danışır. Kaya iyice kızınca üzerine sirke döküp paramparça ettiler. ülkelerine taşıdılar.2. Irmaklar birbiri ardınca kurudu. ayrılacağı vakit Buğu Han’a. Bunu anlayan Çinliler. Bu düşü Buğu Han hemen her gece. Uygurlar. Düşünde kendisine bir peri kızı gözükmüştür. Olan o zaman oldu işte. Yürekler dayanmazdı. Sayfa 41 / 56   . kendi dillerince kayanın düşmana verilişine ağladılar. evcil yaban. Sonunda bir yere gelip durdular. ürün yeşermez oldu. Nerede bir olay olursa hemen Buğu Han’a haber vermektedirler. yollara düzüldüler.2. Yedi gün sonra günahı bağışlanmaz olan bu düşüncesiz hakan öldü.

Hastalarına bile kamlar bakardı. Rahipleri vardı ama “kam” deniliyordu. her ordunun başına bir kardeşini tayin eder. Düşünde.Han uyanınca ordusunu toplar. Çin’den “nom” yöntemlerini anlayan adamlar gelince Kamlarla oturup konuştular.2. ancak ele alınan konuları islâmîleştirmiştir. Moğollar’ın Kırgızlar’ın. elinde “Yada Taşı” olan bir erkek gözükmüş. bu defa batıya doğru sefere çıkmıştır. Onlara her istediklerini yaptırmağa güçlerinin yettiğini söylerlerdi. Buğu Han’a demiştir ki: “Eğer bu taşı saklarsan dünyanın dört bucağında milletleri buyruğunun altına alabilirsin. başında beyaz şerit. Ne zaman bir işe başlayacak olurlar ise bu kamlara sorarlardı ve ona göre davranırlardı. Fakat o zaman Uygurlar’ın dindar olmadıkları söylenirdi. Oğuz Destanı gibi en tanınmış eski destanları İslâmdan sonra. duygu. bütün milletleri buyruğu altına almıştır. (Bu din Maniheizm’dir. Moğollar bu kamlara çok Önem verirlerdi. Türkler. Buğu Han’ın orduları dört bir yana yayılmış. Bir müddet sonra Buğu Han bir düş daha görür. tartışmayı kamlar kaybetti.) 3. Buğu Han zamanında Çin hükümdârına elçiler gönderdi. İslâm kültürü ve islâm ideolojisiyle birleştirerek bu destana geniş ölçüde İslâmî bir rûh vermişlerdir. bu arada Ordu-Balıg şehri de kurulmuş olur.” O gece Buğu Han’ın baş veziri de tıpkı böyle bir düş görmüştür. Bunun üzerine Buğu Han ordusunu yeniden toplamış.2. Çinliler’in din kitapları “nom”dur. Dört kardeşin dördü de seferden zaferle döner ve Orhun vadisini zengin ganimetlerle doldurur. din kitaplarını gösterdiler. cinlere söz geçirdiklerini ileri sürerler. Bu kamlar. İslâmiyet’in kabulünden sonra Türk Destanları Millî-İslâmî destanlardır. Sayfa 42 / 56   . Tangutlar’ın ve Çinliler’in üzerine seferlere yollar. beyazlara bürünmüş. düşünce ve geleneklerde bir değişiklik meydana getirmemiş. Türkistan’a geldiği vakit geniş bozkırları. Bugün yaşayan bir adamın bin yıl önce de yaşadığına inanırlar. Uygurlar. tıpkı Moğollar’daki gibi. İslâmî Türk Destanları: İslâm medeniyetinin Türkler arasında benimsenerek yayılışı. kendilerine “Nom Kitapları”nı anlayan adamlar göndermesi için rica etti. Bu tartışmadan sonra Uygurlar Çin’den gelen yeni dini kabul ettiler. çayırları ve gürül gürül akan çayları görünce burada oturmağa karar vererek Balasagun şehrini kurmuştur.

Bu nedenle Manas Destanı halen içerik olarak genişlemeye devam eden yaşayan bir destandır. Dede Korkut Hikâyeleri ve Köroğlu Destanı olarak gösterilebilir. Ayrıca İslâmî devrede oluşmuş daha çok dinî kahramanlık hikâyeleri şeklinde uzun destanlara da rastlıyoruz. belki de bir Kırgız Beği’nin adı ve yiğitliği ile bu destana konu olduğunu düşünebiliriz. eski millî destanlarına İslâm ruhu katarken öte yandan. Kırgız-Kalmuk mücadelelerinde göz doldurmuş bir Kırgız yiğidinin. Battal Gazi Destanı. Kırgızların bir bakıma ansiklopedisi gibidir. bir taraftan.2. Manas Destanı’nın esasını Müslüman Türkler’le. eski Türk destanlarından izler de taşımaktadır. Manas Destanı: Kırgız Türkleri arasında büyük bir kahramanlık hikâyesi olarak zamanımıza kadar yaşayan Manas Destanı. Manas Destanının bütününü söyleyenlere “Manasçı”. Bu muhteşem Türk Destanının tamamı –şimdilik. 3. Divânü Lûgati’t-Türk’de Türk kavimleri arasındaki ilk din savaşlarının üzerine söylenmiş destanlardan parçalar vardır. masallarını ve ahlak anlayışlarını bulmak mümkündür. yayılması ve bu yayılma uğruna yapılan gazâlar etrafında söylenmekle beraber. yeni dinin kabulü ve yayılışı olaylarının doğurduğu savaşlar ve türlü karışıklıklar dolayısıyla da yeni ve İslâmî destanlar söylemişlerdir. Danişmendnâme. bu İslâmî destan yüzyıllar boyunca bütün Orta Asya Türkleri arasında ortak destan olarak yaşamış. törelerini. İslâmiyet’in kabulü. görüşlerini. bir kısmını söyleyenlere “Ircı” denilir. 11. Manas Destanı. destanı anlatırken yaşadıkları devirde ortaya çıkan ve kendilerini etkileyen olayları da ustaca destana katmışlardır. Manas Destanı. Manas’ın destandaki tarihî şahsiyeti. Karahanlılar ordusundaki bir kumandan gibi görünmektedir. Destan. Bu destan zaman içinde bazı değişikliklere uğramış. yüzyıllarda Türkistan’da Yedisu çevresinde doğmaya başlamış. Müslüman olmayan Türkler arasındaki savaşlar meydana getirir. tipik destan özellikleri nedeniyle bu destana halen ilâveler yapılmaya devam edilmektedir. tarihte gerçekten var olduğunu gösterir izler görülememiş ise de. Sayfa 43 / 56   .000 mısradır(30).2.                                                              (30) Yazıya geçirilmiş olmasına rağmen.1. işlenmiş ve gelişmiştir. başka milletlerle olan ilişkilerini. Manas Destanında Kırgızların bütün gelenek ve göreneklerini.Türkler. Manasçılar.400. Bunlardan en önemlileri. inanışlarını.-12. en yakın zamanlarda bile bünyesine yeni kısımlar ilâve edilmek suretiyle değişik destan metinleri ortaya çıkmıştır. Manas’ın.

“O’nun elbisesi ak zırhdır” ve destanda “ak zırha ok geçmiyor” mısraı sıkça tekrarlanmaktadır. yüzyıllarda Dânişmendliler Devleti bünyesinde nesir halinde yazıya geçen “Battalnâme” adındaki Türkçe destan bu şekilde meydana gelir. 12. Manas’ın evlenmesi. Colay ve Er Töştük hikâyeleri ile ilgili bölümlerin “Colay” adında bir Manaş’çıdan derlendiği sanılmaktadır. yüzyılda Dânişmendliler Devleti’nin gazi hükümdarları da Haçlılar ve Bizanslılar’a karşı çetin mücadeleler verdikleri için. destanı dinlemiş (1856).2. Bir destan kahramanı olması dolayısıyla. 12. Manas’ın Almambet’in eski arkadaşı Er Gökçe ile savaşması. İranlılar’ı yenmiştir. Manas’ın en sadık ve vefâlı olan arkadaşı Kanikey’in bir sözünü dinlemeyerek hata yapması ve ölmesi.Manas Destanına ilk defa. Yazıya ne zaman ve kimin tarafından geçirildiği bilinmeyen ve Türkçe’de çok çeşitli yazma ve basma nüshaları bulunan eser Türk halkı arasında büyük rağbet görmüş. Kazak-Kırgız yöneticisi olan Rus asıllı Franel tesadüf etmiştir. Türk Destanları’nın en uzunu olma özelliğini de taşıyan Manas Destanı şu bölümlerden meydana gelir: Manas’ın Doğuşu. Daha sonra Çokan Velihanof.2. Bu kişinin kahramanlıkları etrafında meydana gelen menkâbeler ilk defa Arapça “Zelhimme” adlı kitapta toplanır. O hemen hemen bütün milletlerle savaşmış. 3. Destanın en önemli bölümlerini “Manas”. yüzyılda Bizanslılar’la yaptığı savaşlar ve İstanbul’u kuşatan Emevî kumandanı Mesleme’nin silâh arkadaşı Sahsâh’ın başından geçen olaylar anlatılır. Manas ebediyete göçtükten sonra oğlu Semetey ile torunu Seytek’in maceraları. bazı hikâyeler saz şairleri tarafından çeşitli meclislerde şifâhen (ağızdan. Oğlu Semetey’in doğması. Kitabın ilk bölümünde Seyyid Battal Gazi’nin kahramanlıkları. Er Manas savaşta kimseye yenilmeyen bir dünya kahramanıdır. Görüldüğü gibi destanın kahramanı Arap cengâveri olmasına rağmen. Akın. Battalnâme: Halk arasında “Battal Gazi Destanı” diye de anılan hikâyenin kahramanı “Battal Gazi” dir. o devirde ve daha sonraki devirlerde cereyan eden bir çok olay da Battal Gazi’ye mâl edilir. Almambet’in müslüman olarak önce Gökçe’ye sonra Manas’a sığınması. ve 13. Böylece. kitabın ikinci bölümünde. Bahşı veya Baksı) göre. Türk halkı O’na Anadolu gazilerine uygun bir ünvan olmak üzere Battal Gazi adını verir. Manas’ın torunu “Seytek”. Ircı. 8. Sartlar’ı. Bu destanı söyleyen saz şairlerine (Manasçı. destanın en uzun parçası Radloff tarafından yazıya geçirilerek 1885’te yayınlamıştır. Çinliler’i. sözle) Sayfa 44 / 56   . “Colay” ve “Töştük”ün hikâyeleri teşkil etmektedir. Manas’ın oğlu “Semetey” (veya Semetay). yaptıkları bu gazâlar halk arasında Emevî-Bizans ve Abbasî-Bizans savaşlarının devamı gibi gösterilmiş ve bu devirde geçen olaylar da Battal Gazi Destanı’na ilâve edilmiştir. Ancak bir üstün insan oluşu dolayısıyla yeniden dirilmesi.2.

Destan son olarak İrene Melikof tarafından “La Geste Melik Dânişmend” adı ile 2 cilt halinde ve uzun bir inceleme ile yayınlandı. devler. Başta Battal Gazi soyundan olan Danişmend Ahmed Gazi olmak üzere Danişmendliler’in kahramanlıklarını. yüzyılda Dârendeli Bekaî adlı bir halk şairi tarafından manzum olarak ve 7000 beyit halinde yeniden kaleme alınmıştır. Hikâyenin aslî kahramanı ise. Tarih bakımından pek de değerli olmayan eser Cenabî. idealist bir İslâm cengâverinin olağanüstü olaylarla dolu macerasından ibarettir. Destanın esas kahramanı Battal Gazi tipi ayrıca bazı din kitaplarına. yazıcılarından İbni Alâ tarafından derlendi. uzun müddet bir tarih kitabı olarak benimsenmesine sebep olmuştur. yüzyılda I. Karamanî. gerçek olmasalar bile tarihî olaylara uygunluğu. İslâm dini uğrunda sadece Rumlar ve diğer kâfirlerle değil. 14. yüzyılda söylenmeye başlanan İslâmî-Türk Destanları’nın 13.2. Daha sonra “Gelibolulu Åli” eseri “Mirkadü’l-Cihâd” adı ile yeniden kaleme aldı. Müneccimbaşı ve Hezarfen Hüseyin Efendi gibi yazarlar tarafından kaynak eser olarak kullanıldı. bu defa İslâm uğrunda gazâ eden gazî ve velî tipi geçer. Aynı eser. Destanın esas hikâyesi. Hikâyede ayrıca Battal Gazi’nin atı “Aşkar Devzâde” de önemli bir yer tutar. Murad’ın emriyle Tokat dizdârı Arif Ali tarafından 1361 yılında sade bir Türkçe ile on yedi bölüm halinde. Danişmendnâme ilk olarak Sultan II. bunların Bizanslı. Âli. cadılar ve ifritlerle de çarpışmak zorunda kalır. 18.2. Türk edebiyatı tarihinde Türkler’in İslâmiyet’i kabul ettikleri ve yerleşik medeniyete geçtikleri dönemin yazılı ürünü olması bakımından ayrı bir önemi olan destanda.okunarak yayılması sağlanmıştır. Battal Gazi Destanı. Anadolu’da Türk büyükleri için 12. Ancak eserdeki tarih yanlışları kendilerine göre düzeltildi. Haçlı ve Ermeniler’le olan savaşlarını anlatır. cinler. Danişmendnâme: Türkler’in Anadolu’yu fethini anlatan destandır. eserde adı geçen kahramanların tarihî şahsiyetler oluşu ve yer adlarının Anadolu coğrafyasına ait bulunması eserin. önceki dönemin alp tipi yerine.3. Katip Çelebi. İzzeddin Keykâvus’un emriyle. Danişmendnâme’de anlatılan olayların. Bir bakıma Malatya’nın Arap emiri Ömer bin Übeydillahi’s-Sülemî’ye ait efsanenin Türk Destanı üslûbuyla söylenmiş bir devamı gibidir. Fuat Köprülü gibi âlimler çalışmalar yaptı. araya manzum parçalar da ilâve edilerek yeniden yazıldı. daha sonra. 3. Pek çok yazma nüshası olan eser üzerinde Mükrimin Halil Yinanç. yüzyılda yazıya geçirilmiş bir örneğidir. Yeniçeri Ocağı’nda okunan destanî hikâyelere ve bazı tasavvufî şiirlere kadar da girmiştir. Sayfa 45 / 56   .

12 bağımsız hikâyeden meydana gelen destan mahiyetindeki eserdir. yüzyıl başlarında bilinmeyen bir kişi tarafından yazıya geçirilmişlerdir. oraları yurt edinmeleri 12. Sayfa 46 / 56   . Rumlar ve Ermeniler’le yaptıkları savaşlar ile yeni edinilen vatan toprakları üzerindeki çatışmalar anlatılır. Çorum. Niksar ve Amasya’yı alır. 13. işlenmiş ve yayılmış. Dedesi Battal Gazi’nin bir benzeridir. yüzyıl sonu ile 16. 3. Battalnâme’nin devamı gibi görünen eser. En büyük gayesi Hristiyanlar’ı hak dinine çağırmak ve ülkelerinin İslâm nuruyla aydınlanmasına vesile olmaktır. Abazalar. Tuğrul Bey Anadolu’nun fethine Süleyman Şah’ı memur eder. Danişmend’in İstanbul ve Karaman üzerine giden arkadaşlarından pek çoğu da ölmüşlerdir. Önce Sivas’a gider. Niksar’a döner ve orada ölür. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’e haber gönderir. Çavuldur. Bütün gazâlarını İslâm uğruna yapar. Oysa hikâyelerin dili ve anlatılan tarihî olaylardan anlaşıldığına göre bu destanlar 15. Süleyman Şah. 14.-14. Ordusunu ikiye ayırır.” Anadolu’nun fethini anlatan bu destanda Danişmendliler’e büyük yer ayrılır. Hikâyelerin oluşumu ile yazıya geçirildiği tarih arasında uzun bir zaman varır. Kendisi de Sivas’dan Karadeniz’e kadar olan bölgeyi fethetmek üzere harekete geçer. diğeri ise Karaman üzerine yürür.. arkadaşlarıyla Malatya’dan hareket edip Rumlar üzerine yürür. O da Horasan’da. Oğuz Boyları’nın. Bağdat halifesinden izin alarak Tursun. Danişmend Gazi’nin oğlu Melik Gazi. Danişmend Gazi’nin ölümünden sonra Niksar. Gayesi Anadolu’yu fethetmektir. Canik’i fethetmek üzere sefere çıkar. Ancak. Ancak yolda kâfirler tarafından pusuya düşürülür. Dede Korkut Destanı: 12. Orayı tamir ettirir. Melik Gazi ile birlikte Anadolu’yu fetheder. mahallî özellikleri daha çoktur. Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenleri’nin Doğu Anadolu’ya gelip.2.. Selçuklular’ı gazâya davet eder. ondan daha küçük.Danişmendnâme’nin konusu kısaca şöyledir: “Hicret’ten 360 sene sonra Battal Gazi’nin torunlarından Melik Ahmed Danişmend.4.2. Bu hikâyelerde Oğuz Türkleri’nin Gürcüler. Kara Togan başta olmak üzere. Bir kısmı İstanbul. Çatışmada ağır yaralanır. Amasya. yüzyıllarda Oğuz Türkleri’nin Doğu Anadolu’ya gelip yerleştikleri zamanlardan kalma. Dünyanın ünlü destanları arasında kabul edilir. Destan kahramanı Danişmend Ahmet Gazi tam bir İslâm gazisidir. Bağdat halifesine başvurur. Türkler arasında sözlü olarak yaşamış. daha az olaylı ve daha basittir. yüzyıllar arasındadır. Tokat ve Sivas teker teker Hristiyanlar’ın eline geçer.

Derbend yakınlarında. Cebel-i Erbain’de ve Ahlat’ta Dede Korkut’a ait olduğu iddia edilen mezarlar vardır. Dede Korkut Kitabı’nın içinde yer alan hikâyeler şunlardır: 1. Kanglı koca oğlu Kan Turalı destanı. Hikâyelerin dışındaki Dede Korkut hakkında kesin bilgimiz yoktur. 12. Begil oğlu Emre’nin destanı. Fuad Köprülü ve Zeki Velidî Togan. Kör-oğlu Destanı daha 17. O derecede ki. Kam Püre’nin oğlu Bamsı Beyrek destanı. 4. Duha Koca oğlu Deli Dumrul destanı. Ancak Batı Göktürkler zamanında yaşamış. Kör-Oğlu Destanı: Geredeli Celâlî Kör-Oğlu Ali Ruşen’in şahsiyeti etrafında meydana gelen bu destan. 5. manevî nüfuzu yüksek bir şahsiyet olabileceği bir ihtimal olarak düşünülebilir. 8. Her iki kitapta da aynı olan giriş bölümünde Dede Korkut’un tanıtılması ve Oğuz Türkleri’nin töresini yansıtan atasözleri ve çeşitli bilgiler yer alır. yüzyılda İran Türkleri arasında yayıldı ve onlar tarafından da ilgi ile karşılandı. İç Oğuz’a Dış Oğuz’un âsi olup Beyreğin öldüğü destanı.2. Salur kazan esir olup oğlu Uruz’un çıkardığı destanı. 11. 7.2. Bütün bu destanların haricinde kitabın baş tarafında “Besmele” ile başlayan bir “Mukaddime” vardır. Ne derse olur idi. 9. Hazreti Muhammed’e elçi olarak gönderildiği. 2. 3. Bu kısımda Dede Korkut “Oğuz’un ol kişi tamam bilicisi idi. Giriş bölümünde ayrıca Allah’tan bahseden. Destanın ortaya çıkışı hakkında çeşitli araştırmacıların değişik görüşleri vardır. Ziya Gökalp ise Gazneli Mahmud ile onun nedimi Ayvaz’ın Sayfa 47 / 56   . Dede Korkut Destanları gibi. Oğuz Türkleri’nin. onların da millî destanları haline geldi.5. 6. Kazılık Koca oğlu Yigenek destanı. Basat’ın Tepegöz’ü öldürdüğü destanı. başka bir deyişle Batı Türkleri’nin üç ayrı ülkede yaşayan torunlarının müşterek millî destanları özelliğini kazanmıştır. Kazan Bey oğlu Uruz Bey’in esir olduğu destanı.Dede Korkut Hikâyeleri’nin elimizde Dresden ve Vatikan olmak üzere iki nüshası bulunmaktadır. 10. Dirse Han oğlu Boğaç Han destanı. Dresden yazmasında 12. Peygamber’i ve din ulularını yücelten bölümler yer alır. Vatikan nüshasında ise 6 hikâye vardır.” şeklinde kimliği ve kişiliği anlatılır. Oğuzlar arasında İslâmiyeti yaydığı da söylentiler arasındadır. Dede Korkut’un 295 yıl yaşadığı. Uşun Koca oğlu Segrek destanı. Salur kazan’ın evinin yağmalandığı destanı. 3. Göktürkler zamanında Oğuzlar’la Sasanîler arasındaki savaşların. Siriderya kıyısında.

“Kır At” diye andığı atı ve yiğitleriyle birlikte girdiği bütün mücadeleleri kazanır.” Kör-Oğlu Hikâyesi. Kör-Oğlu’nun adının Ruşen olduğundan. Türkmenistan. Prof. zenginden bileğinin hakkıyla aldığını fakirleşen halka dağıtan bir kahramandı. Reyhan Arap gibi ünlü yiğitleri kendine bağlar. devlet kudretini kaybetmiş ve Türk halkı zayıf ve yoksul düşmüştür. Dr. henüz gelişmemiş cılız bir kısrağı görünce öfkelenerek seyisin gözlerine mil çektirir. Kazakistan ve Balkanlar’da da bilinir. yüzyılda da tam bir destan olarak halk arasında dolaşmaya başladığı anlaşılmaktadır. halkın gözünde. Anadolu dışında Azerbaycan. Ama köpükleri kendisi içer. Böylece yiğitlik ve şairlik gücü kazanır. devletin görevini üstlenmiş bir güç timsaliydi. Yusuf’un oğlu Ruşen Ali bu olayın ardından yörede Kör-Oğlu namıyla anılmaya başlar. Ama onun cins at olarak getirdiği. Kör-Oğlu Destanı’ndaki bazı motifleri dikkate alırsak.başından geçen olayların Köroğlu rivâyetlerinin kaynağı olduğunu kabul ederler. daha sonra uğradığı değişiklik ve eklemelerle gelişerek. Celâlî Kör-Oğlu’nun şahsında halk Osmanlı’ya başkaldırışını dile getirmiştir. hikâyenin aslında çok eskilere dayandığı. Babasının gözlerinin açılmasını sağlayacağı ileri sürülen üç köpüğü almak için Aras Irmağı’na gider. İşte Kör-Oğlu bu muzdarip cemiyetin destanıdır. devletin sağlayamadığı sosyal adaleti sağlayan. yüzyılın sonlarında eski sosyal düzeninin yıkılmasına engel olamamış. Osmanlı Devleti. Koca Bey. İran. O’nun daha sonra Sivas-Tokat yolu üzerindeki Çamlıbel’e yerleşerek gelip geçen kervanlardan “bac” (haraç. Gerede ve çevresinde devlete karşı ayaklandığından söz edilmektedir. Bazı yerli belgelerde Kör-Oğlu’nun Celâlî Ayaklanmaları’na katılanlar arasında bulunduğu belirtilmiştir. seyisi Yusuf’u kendisine cins atlar bulup getirmekle görevlendirir. Babası gözleri açılmadan ölünce Kör-Oğlu O’nun öcünü almaya and içer. Sayfa 48 / 56   . kahramanın ölümünden sonraki 17. vergi) aldığı görüşündedir. Faruk Sümer’in Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde bulduğu 1580-85 arasında yazılmış belgelerde. Ezilen halkın gözünde bir kahraman durumuna yükselir. Köse Kenan. 16. O’nun İranlı ya da Ermeni olduğunu ileri süren yabancı araştırmacılar da olmuştur. cılız hayvanı bakıp besleyerek yağız bir at haline getirmiştir. Kahramandan da öte. Çamlıbel’e yerleşir ve Bolu Bey’ine karşı savaşa girişir. Kör-Oğlu. Deli Hoylu. Özbekistan. Demircioğlu. 16. Faruk Sümer. yüzyılda gerçekten yaşamış Ruşen adındaki Celâlî’nin şahsında bir kahraman durumuna geldiği. Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar yayılmış olan bu destanın konusu kısaca şöyledir: “Bolu Beyi. Kiziroğlu Mustafa. Bu arada babasının da yardımlarıyla.

Hazret-i Ali Gülistan Kalesi Cengi. vs. Ankara 2007. Hazret-i Ali Destanları: “Hazret-i Ali Destanı”. Cilt 1. halk arasında “Hazret-i Ali Cenkleri” olarak da bilinir.                                                              (31) Necati Demir. Sayfa 49 / 56   . Hazret-i Peygamber’in amcasının oğlu ve damadı olan Ali’yi de aynı sevgi ve muhabbetle bağrına basmıştır.3. 14. …) Türkler. İslâmiyeti kabul etmelerinden sonra peygamberleri Hazret-i Muhammed’e duydukları saygı ve sevginin yanında. Mehmet Dursun Erdem. Hazret-i Ali Destanı ya da Hazret-i Ali Cenkleri’nin kim tarafından kaleme alındığı kesin olarak bilinmemektedir(31). Hazret-i Berber Kalesi Cengi.6.2. Hazret-i Ali Hayber Kalesi Cengi. Müslüman Türkler Ali’yi “Allah’ın Arslanı” lâkabıyla ifade etmişlerdir. Destan Yayınları. Hazret-i Ali Destanı.2. (Hazret-i Ali Kan Kalesi Cengi. s.

Millîyet Duygusunun Sosyolojik Esasları.. Adnan. Amiran Kurtkan. BİLGİSEVEN. İstanbul 1930. No: 278. İstanbul 1972-1973. Sayfa 50 / 56   .V. BULUÇ. 4. ARSAL. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi BİLGİSEVEN. ASLANAPA. Sosyolojik Düşüncenin Evreleri. V. BARTHOLD. Türkiye’de Çağdaşlaşma. Ana Britannica AREL. Genel Sosyoloji. Tekin Yay. AVCIOĞLU. Filiz Kitabevi. Din Sosyolojisi. İstanbul 1993. “Şamanlık” mad. Filiz Kitabevi. Ahmet. Eski Uygur Sözlüğü. Baskı. Taner.. Tekin Yay.. Yay. Sadri Maksudi. Türk Ulusal Kimliği ve Ermeni Sorunu.. Türklerin Tarihi. Raymond. İstanbul 1968. BARTHOLD.BİBLİYOGRAFYA ADIVAR.V. İstanbul 1982. Moğol istilâsına Kadar Türkistan... Türk Sanatı I-II. Türkiye İş Bankası Kültür Yay. Osmanlı Türklerinde İlim ve Din. Ankara 1990. Baskı. Türk Musikîsi Kimindir?. Sadettin. TTK Yay. 2. AKÇAM. İstanbul 1955. CAFEROĞLU. Amiran Kurtkan. İslâm Ansiklopedisi. İletişim Yay. BERKES. Ankara 1990. Haz. Hakkı Dursun Yıldız. İstanbul 1943. Ankara 1986. İstanbul 1986. Kültür Bak. İstanbul 1985. ARON. İstanbul 1984.. Oktay. Doğan. V. Remzi Kitabevi. H. Niyazi.. Sadeddin. (5 cilt). Uluğ Bey ve Zamanı.

Edebiyat Fakültesi Yay. “Eski Çin Kültürü ve Türkler”. Yılına Armağan. ÇORUHLU. Belleten. Destan Yayınları. DTCF Dergisi. 1945. 147-168. Peygamberimizin Hadislerinde Medeniyet. Abdülkadir. “Türk Onomastiğinde At Kültü”. Muharrem. Türkiye’nin Bugünkü Meseleleri. Dede Korkut Kitabı I. TDK Yay. Türkiyat Mecmuası.. Cilt 1. II. Nejat. EBERHARD. CANAN. I. İstanbul 1953. Ahmet. EBERHARD. Hil Yayın. “Birkaç Eski Türk Ünvanı Hakkında”. Cem Yay. TKAE Yay. EBERHARD. Nejat. Ankara 1983. 4. CAFEROĞLU. Tarih Dergisi. İstanbul 1973. Cihan Yay.. 1958. Sayfa 51 / 56   . Hun Sanatı. DONUK. Anıl. Ankara 1947. ÇEÇEN. Çin Tarihi. sayı: 36. ERGİN. İstanbul 1972. Hazret-i Ali Destanı. İ. İstanbul 1998 CEM.. (1000 Temel Eser). Ahmet. İstanbul 1982.. W. 1943. İstanbul 1970. X..Ü. sayı: 33 (Mart 1980/81). Ankara 1942. 4. İstanbul 1984. EBERHARD. Kültür ve Politika. Yaşar. “Kazakistan’da Bulunan Esik Kurganı”. İstanbul 1982. Mehmet Dursun Erdem. Kültür ve Teknik. Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi. Çin’in Şimal Komşuları. Kabalcı Yayınları. ERGİN. İstanbul 1964. Orhun Abideleri. Türk Dili Tarihi I.. DİYARBEKİRLİ. W. DEMİR. “Çeşitli Topluluklarda ve Eski Türklerde Aile”. Baskı. s. Ankara 2007. İstanbul 1984. DİYARBEKİRLİ. Muharrem... İsmail. Necati. W. ERGİN. Türk Mitolojisinin ABC’si. Ankara 1989. W. Muharrem. Cumhuri yet’in 50.. İbrahim.CAFEROĞLU.

Japon Kültürü. İstanbul 1986.. İstanbul 1979. Sosyoloji (Toplumbilim).. Türkçülüğün Esasları. Güngör. 2. Bozkurt. İstanbul 1975. İbn Fazlan Seyahatnamesi. Erol. Ankara 1970. Ötüken Yay. GÖKALP.. Ötüken Yay. Erol. Sosyal Meselelerimiz ve Sosyal Çözülme. GRENARD. çev.. İş Bankası Kültür Yay. Türk Kimliği. FINDIKOĞLU. GÜVENÇ. Baskı. GÜVENÇ. GÜNGÖR. Orhan Yüksel. Kültür Değişmesi ve Millîyetçilik. Mehmet Kaplan). Kültür Bak.. Ziya. Baskı.. Erol. İstanbul 1991. İstanbul 1987.ERKAL. I-II. GÖKALP. Bozkurt. Türk Kültürü ve Millîyetçilik. İstanbul 1992. Mukaddime. Yay. Yay. İBN FADLAN. GÜNGÖR. Ramazan Şeşen.. Remzi Kitabevi. MEB Yay. İstanbul 1984. 3.. GÜNGÖR. Mayaş Yay. Ötüken Yay. Baskı. Türk Töresi. Ziyaeddin Fahri. İstanbul 1980. GÜVENÇ. Türk Kosmolojisi. Türk Aile Sosyolojisi. İnsan ve Kültür. İstanbul 1982. Kültür Bak.. 3. çev. TTK Yay. çev. Mustafa. (Haz. Bozkurt. ESİN. Mustafa. Tarihte Türkler. Fernand. Ankara 1976. Sayfa 52 / 56   . İstanbul 1942. GÜNGÖR. Süleyman Uludağ. İstanbul 1989. 4. Emel. Ötüken Yay. İBN HALDUN. Hukuk Fakültesi Dergisi. ERKAL. Ankara 1984. Dünden Bugünden. Asya’nın Yükselişi ve Düşüşü. Ziya. Filiz Kitabevi.. Ankara 1993. Ankara 1992. Basım.

KAFESOĞLU. Türk Bozkır Kültürü. Baskı. TTK. Baskı. İbrahim. Ankara 1972. I-IV. İstanbul 1971. Ankara 1987. Yay. KARAHAN. Yay. İbrahim. Tarihte ve Bugün Şamanizm. KAFESOĞLU. Sayfa 53 / 56   .İLHAN.. İstanbul 1976. KÖYMEN. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yay. Tuğrul Bey ve Zamanı. Özgür Yay. İstanbul 1981. KAPLAN. KAFESOĞLU.. İstanbul 1986. 2. Ankara 1987... “Eski Türk Dini”. Çağdaş Yay. “Türk Destanı’nda Alp Tipi”. Baskı. İbrahim. Abdülkadir. Türk Millî Kültürü. M. Edebiyat Fak. Makaleler ve İncelemeler. KONGAR. Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu. 3.. Yay. Baskı. Diyanet İşleri Başkanlığı Yay. Türk Kültürü ve Edebiyatı. İstanbul 1984. sayı: 3. Kültür Üzerine. M. Abdülkadir. Attila. Türk Edebiyatı Tarihi. Ankara 1981. Tarih Enstitüsü Dergisi. Abdülkadir. Besim Atalay.B. İNAN.Fuad. Fuad. Mehmet. TTK Yay..E. KAFESOĞLU. KAFESOĞLU. İÜ... 4. İNAN.. İstanbul 1985. Zeki Velidî Togan Armağanı. II. KÖPRÜLÜ. Yay. İstanbul 1983. Mehmet Altay. İbrahim. “Kutadgu Bilig ve Kültür Tarihimizdeki Yeri”. Emre. Tarih Enstitüsü Dergisi. Ötüken Yay. Divanü Lûgat-it-Türk. İstanbul 1972. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara 1939-1944. İbrahim. İstanbul 1955. KAŞGARLI MAHMUD. çev. KÖPRÜLÜ. M.. sayı: 2. İstanbul 1953. TDK. Ulusal Kültür Savaşı.

ÖGEL. 12. çev. Salih. L. Bahaeddin. İstanbul 1993. Cemil. Bahaeddin. Ankara 1971. Cem Yay. İstanbul 1983. Cemil. Kültürden İrfana. W. Yay.. Gy. ÖGEL. Işık Doğudan Gelir (Ex Oriente Lux). Ankara 1971.Rahmeti Arat. İstanbul 1988. ÖGEL..... MARDİN. Bahaeddin. Cemil. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay. Bahaeddin. İletişim Yay. Bahaeddin. sayı: 59.. Türk Mitolojisi I-II.. Tarih ve Tarih Öğretimi. İnsan Yay. Sayfa 54 / 56   . MERİÇ. TDK Yay.). VI. Ankara 1987.. Bang-R. Ankara 1986. ORKUN. MERİÇ. Türk Kültürünün Gelişme Çağları. Türk Mitolojisi. Şerif. ÖGEL. RASONYİ. Yay. Moğolların Gizli Tarihi (Türkçe terc. ÖGEL. ÖGEL.. ÖZBARAN. Ötüken Yay. Oğuz Kagan Destanı. İstanbul 1936.. MERİÇ. İstanbul 1986.LİGETİ. Kültür Bak. Ankara 1984. “Şine-Usu Yazıtının Tarihi Önemi”. 1951. ÖGEL.. 3. Bahaeddin. Ankara 1948. L. Din ve İdeoloji. Umrandan Uygarlığa. Pınar Yay. Ankara 1991. Türk Kültür Tarihi’ne Giriş. DTCF Dergisi. NEMETH. Hüseyin Namık. Baskı.. MEB. İslâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi. Eski Türk Yazıtları. “Türk Kılıcının Menşe ve Tekâmülü”. 1948. İstanbul 1984. TDK. Sadrettin Karatay. İstanbul 1992. Belleten. Tarihte Türklük. Bahaeddin. neşr.. İstanbul 1979.Yay. Bilinmeyen İç Asya.

TURHAN. çev. Faruk. Hikmet. Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu. Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi. TANYU.. Sinan. TURAN. Fetih Yay. Nu. Garplılaşmanın Neresindeyiz?. İstanbul 1941. Ankara 1965. Osman. İstanbul 1971. Ali. Ankara 1980. Divitçioğlu. Velidi. Belleten. Türk Devlet Geleneği. 35. Medeniyet ve Modernizm. Osman. İstanbul 1956. 148. Z. SİNANOĞLU. İstanbul 1987. İstanbul 1987. Ankara 1992. Ankara 1993.Fak. Vilhelm. TANERİ.. İstanbul 1970. Türk Kültür Tarihi. AÜ. Türk Hümanizmi.. 1945. Bir Yayıncılık. Ankara 1980.SENCER. İlâhiyat Fak.. Vedat Köken.. Hareket Yay. Ada Yay. Doğu Anadolu Türk Devletleri. “Eski Türkler’de Ok’un Hukukî Bir Sembol Olarak Kullanılması”. TURAN. Nurettin. Ana Yay. Töre-Devlet Yay. İÜ. Kültür ve Medeniyet. ŞERİATİ. Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti.Ahmet Yükseloğlu. Osman. Oğuzlar. İstanbul 1981. Mümtaz.. TOPÇU. İslamlıktan Önce Türklerde Tek Tanrı İnancı. Sayfa 55 / 56   . TURAN.. Ed. SÜMER. TURAN. TTK Yay. TURAN. TOGAN. Şerafettin. SENCER.. THOMSEN. İstanbul 1980. Kök Türkler. İstanbul 1985. Umumi Türk Tarihine Giriş. İstanbul 1946. Osman. çev. Bilgi Yay. Osman. İlk Bildiri Çözülmüş Orhon Yazıtları. Aydın. İstanbul 1978. Yay. 12 Hayvanlı Türk Takvimi. TURAN.. Divitçioğlu.

Ankara 1959. Az Gelişmişlik Sürecinde Türkiye. Selçuk Yay. İstanbul 1988. İstanbul 1959. YUSUF HAS HACİB. İstanbul 1986. III.R.). Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi. Kültür Üzerine. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay. TİMUR. (bugünün Türkçe’sine çeviri). (R. Taner.. Kutadgu Bilig. YAVUZ. Kültür ve Çözülme. Hilmi. İndeks. İstanbul 1979.TURHAN. 1947. Arat). Hilmi Ziya. Konya 1966. II. Baskı. YERASİMOS.. Gözlem Yay. Kültür Değişmeleri. TÜRKDOĞAN. İstanbul 1987. Mümtaz. ÜLKEN. Osmanlı Kimliği. I (neşr.. 2. Stefanos. Değişme.. Orhan. Sayfa 56 / 56   . İstanbul 1980.. Bağlam Yay. Hill Yay.