Merhaba ........................................ 1 İzeyenleri Şok Eden Video!!! ........ 2-3 Kıpkırmızı Kiraz, Yeşil Üzüm... ....... 4-5 1-2-3...Deneme ........................... 6-7 Bakkal Dükkânı .......................... 8-9 Konuşan Günlük ..........

.............10-11 Uykum Nereye Kaçtı?.................... 12 Karne .......................................... 13 Gül ve Goncaları .....................14-15 Işıldak .....................................16-17 Küçük Astronom ........................... 18 Canlılar Dünyası ........................... 19 Gezgin Kaplumbağa ..................20-21 Keloğlan’ın Kaleminden .............22-23 Posta Kutusu ............................24-27 Melek Hikâyeleri .......................28-29 Dilli Düdük ...............................30-31 Edebiyat Sokağı ......................32-33 Nasreddin Hoca ile Keloğlan ......34-35 Masal Sayfası ...........................36-37 Bilim Sayfası ............................38-39 Mizah Sayfası ...........................40-41 Zaman Makinesi .......................42-43 Bil-Bul .....................................44-45 Bulmaca ..................................46-47 Mektubu Gelenler ......................... 48

Diyanet İşleri Başkanlığı Adına Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Dr. Yüksel Salman Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Abdulbaki İşcan Mali İşler ve Dağıtım Sorumlusu Mustafa Bayraktar (Döner Sermaye İşletme Müdürü) Yayın Koordinatörleri Hayati Otyakmaz-Elif Arslan Serap Çakmak Dizgi: Bayram Uçakoğlu İdare Yeri: Diyanet İşleri Başkanlığı Eskişehir Yolu 9. km Çankaya-ANKARA Tel: (0.312) 295 72 70-73 / 284 76 72 Faks: (0.312) 284 72 88 e-posta: cocukdergisi@diyanet.gov.tr Milli Eğitim Temel Kanunu (16.6.1983 gün ve 28442 sayılı Kanunu’nun 15’inci Madde ile Değişik 55’inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince) Başkanlığımız yayınlarının öğrencilere tavsiyesinde bir sakınca yoktur. Abone İşleri Tel: (0.312) 295 71 96-97 Faks: (0.312) 285 18 54 e-posta: dosim@diyanet.gov.tr Abone Şartları Yurt içi yıllık: 19.20 TL Yurt dışı yıllık: ABD için 25 ABD Doları, Avrupa Birliği ülkeleri için 24 Euro, Avustralya için 40 Avustralya Doları, İsveç ve Danimarka için 200 Kron, İsviçre için 40 İsviçre Frangı. Abone kaydı için, ücretin Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünün T.C. Ziraat Bankası Akay Şubesindeki 5994308-5001 No’lu hesabına yatırılması ve makbuzun fotokopisi ile aboneliğin hangi sayıdan başlayacağını bildirir bir mektubun, “Diyanet İşleri Başkanlığı - Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü Eskişehir Yolu 9. km Çankaya/ANKARA” adresine gönderilmesi gerekir. Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Diyanet Çocuk Dergisi (Türkçe) Basım Tarihi: 24.06.2009 Basım Yeri: Ankara ISBN: 1300-8463

eminim cak olsalar, iniz diye sora ters en çok neyi is iz. Size, hayatta dünya derdin im olduğu bir kalbinde sevginin hak iye sorsalar, orkarsınız d iniz. çok neden k cevap verird Dünyada en sandan diye ış in k olsalar, n eser kalmam merhamette iz diye soraca rmek istersin n çok neyi gö İnsanlarda e irbirimize iniz. sevgiyi derd akta tutan, b midir bizi ay ğil et gösterki: ‘Sevgi de lara merham Ve derdiniz ün yaratılmış iği.’ lı cansız büt bizden isted bağlayan. Can aratıcımızın ir Yüce Y olduğu mek değil mid rdır, sevginin e mutluluk va in olduğu yerd Çünkü sevgin millet vardır. ediyorsa, bir yerde huzur i neyi ifade vg bir aile için se r. Bir kişi için, yi ifade ede nı şe lum için de ay için, top idir. kaynağı sevg kü mutluluğun Çün en geçer. ın yolu sevgid verdiği huzurlu olman dolayı, bize Çünkü uz sevgiden um z. Yeriz, ımıza duyduğ gayret ederi Yüce Yaratıc i kullanmaya ib un istediği g nimetleri O’n . lışırız, raf etmeyiz gı duyarız, ça içeriz ama is yı emeğe say dola vdiğimizden iriz. İnsanları se kıymetini bil ın ve sağlığın an mayız. çabalarız; zam tehlikeye at iz, sağlımızı eni eçirmey er, her gün y Boşa vakit g unu kabul ed a olduğ olanın zarard ririz. İki günü eşit gayret göste renmek için yaşarız. bir şeyler öğ biz o şekilde emrediyorsa eyi, neyi lerle geçirm Dinimiz bize üzü hayırlı iş mrüm Senin Rabbimiz! Ö uz nimetleri Ve deriz ki: sahip olduğum yi, le amel etme ip eyle. bildiklerimiz ı bizlere nas rak kullanmay ola şcan Abdulbaki İ rızana uygun

Yapım

Baskı-Cilt

1

AYIN KONUSU
Pınar Başar

‹ZLEYENLER‹ OK EDEN V‹DEO!!!
Dolabımı açtım. Acelem var, arkadaşım çağırdı, onlara gideceğim. Ama giyecek bir şey bulamıyorum yine. “Ya anne giyecek hiçbir şeyim kalmamış.” diye sesleniyorum, annem kızıyor bana. Haksız mıyım, yok işte, yok! Ne giyeyim? Bu kot eteğimi daha geçen gün Mervelere giderken giydim. Şu gömlekle sinemaya gitmiştik. “Kızım bak, kahverengi eteğinle kırmızı bulüzün var.” diyor annem. Ama onlar çok uyumsuz. Hem o kahverengi eteği artık sevmiyorum. Aslında geçen gün bizim okulun karşısında yeni açılan mağazada son moda bir takım gördüm. Ay bir görseniz, nasıl güzel. Çok pahalı olduğu belli oluyor hemen. Onu alsaydım ne güzel olurdu. Herkes de çok beğenirdi. Neyse bir şeyler giyip gittim Çiğdemlere. (İçime hiç sinmedi ya!!!) Çok acıkmıştım. Annesi patates kızartıyordu ben gittiğimde. Merve de gelmişti. Mutfağa girdik, masada kek vardı. Hem de ıslak kek, kakaolu. “Sizin için yaptım kızlar. Ama şimdi yiyip iştahınızı kaçırmayın. Patatesler olmak üzere, biraz bekleyin.” dedi teyze. Biz dayanamadık. Kaçmaz bizim iştahımız! Birer büyük dilim yedik. Daha bitirmemiştik bile, teyze, arası patates, sosis, ketçap , mayonezle dolu kocaman sandviçlerimizi getirdi. Hızla yemeye başladık. Ama ben henüz yarısını yememiştim ki tıkandım. Daha yiyemiyorum. Uff canım ne olacak! Bir küçük ekmeği atarsam dünya mı batacak! Ne yapayım, yiyemiyorum işte! Ama teyze görürse ayıp olur. En iyisi çantama koyayım. Yolda giderken atarım çöpe. Zaman hemen geçiverdi. Neredeyse akşam olacak. Eve gidelim dedik. Çantamı açtım. Iğğ!! Çantamın içini de kötü kokutmuş bu şey! Bir an önce atmalıyım. Sokağın sonuna doğru bir çöp kutusu vardı. İşte şurada. Hooop! Tam basket. Eve gittim. İnternette geziniyordum. “İzleyenleri şok eden video!” diye bir şey vardı. Merak ettim, tıkladım. Gayet eğlenceli bir video. Sanırım Amerika’da yaşanıyor, her yer olabilir ama. İki genç kız yemeğe gittiler. Siparişlerini verdiler. Sonra o yemeğin nasıl hazırlandığını göstermeye başladı. Bir yemeğin lokantada hazırlanış aşamalarını hiç izlememiştim.

2
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Sipariş fişini mutfak katına asansörle gönderdiler. Yemek aşağıya asansörle indi. Çok ilginç, çok güzel! Nasıl süslendiğini de gösteriyordu. Hep merak etmişimdir doğrusu. Ama ardından daha önce hiç merak etmediğim sonraki aşama geldi. Yani toplanan tabaklar! Tabaklarda yenmeden bırakılmış yemekler. Herkesin “Ay çok doydum, daha yiyemem!” dediği yemekler, kocaman bir çöp kutusunda.

Bisikletli bir adam geldi. Ayıkladı, kendi kovasına ve poşetine doldurdu o “artık yemek”leri. Önce bir sürü çocuğun olduğu tarla gibi bir yere gitti. Yarısını onlara verdi. Hepsi koşuştular. Sevinçle hem kendileri yiyor, hem birbirine veriyorlardı. Adam sonra evine gitti. Evinde de üç çocuk vardı. Çocukların kıyafetleri yırtıktı. Masada mum yanıyordu. Anne sofrayı hazırladı. Poşetten yemekleri çıkarıp tabaklara koyuyor, o koydukça çocukların gözleri ışıldıyordu. Küçük kız iştahla tam yemeye başlayacaktı ki babası onu eliyle durdurdu. “Önce dua...” dedi. Ellerini açtılar ve Allah’a, bu nimetleri verdiği için şükrettiler. Sonra bugünkü yemeklerini afiyetle yediler… Ekran karardı; bir yazı belirdi: Dünyada her gün açlıktan 25.000 kişi ölüyor!... Ve bitti. Ben kalakaldım öylece! Ne desem, ne yapsam ki? Gözlerimden yaş geldi.

3
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

AYIN KONUSU

Fatma Bayraktar Karahan

Kıpkırmızı kiraz, yeşil üzüm...
Nur, sabah erken kalkmış, kahvaltısını yapmıştı. Tatil günlerini çok seviyordu Nur, çünkü sevdiği pek çok şeyi yapabiliyordu. Bazen kahvaltı hazırlıyor, bazen annesine yemek yapmada yardım ediyordu. Ama en çok da yeni kitaplar almak için annesiyle kitapçıları dolaşmayı seviyordu. Nur, öğlene kadar annesine yardım etti, kardeşiyle oynadı. Sonra da tatilde aldığı güzel kitaplarından birini okumaya başladı. Saatin ilerlediğini görünce, annesi ona seslendi: “Nur haydi kızım hazırlan, bu hafta pazara beraber gidelim. Öğlen sıcağı geçti, serin serin gidelim.” Nur, hızlıca hazırlandı. Haftalardır bunu beklemişti. Annesi ona anlatmıştı: “Pazar yeri çok renklidir, çeşit çeşit sebze ve meyveleri görünce insan çok mutlu oluyor.” demişti. Annesiyle Nur pazar yerine geldiklerinde tezgâhlardaki rengârenk görüntü çok güzel görünüyordu. Kırmızı, sarı, yeşil elmalar, açık, koyu yeşil erikler, üzümler, kıpkırmızı kirazlar, turuncu şeftaliler, kocaman karpuzlar, tatlı tatlı kavunlar... Nur renkleri fark ettikçe daha da hoşlandı bu pazar yerinden. Bu arada annesiyle sohbet ediyor, bir yandan da gözlerini tezgâhlardan alamıyordu.

4
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Alışverişlerini bitirmişlerdi. Pazar yerinden ayrılmaya hazırlanırken Nur, pazar yerinin çıkışında bir kadın ve yanındaki küçük kızı fark etti. Ellerinde hiç poşet yoktu. Alışveriş de yapmıyorlar, öyle bekliyorlardı. Nur merakla annesine döndü: “Anneciğim, acaba niçin bekliyorlar? Baksana pazarcı amcalar toplanmaya başladılar bile.” dedi. Annesi de Nur’un sözünü ettiği yere doğru baktı ve çok geçmeden durumu anladı. Pazarcılar, çürük, ezik diye satamadıkları sebze ve meyveleri, tezgâhlarda bırakıyorlardı. Kadın ve kızı da ellerindeki bir torbaya, buldukları bu ezik, çürük meyve ve sebzeleri koyuyorlardı. Nur, nedenini anlayamamıştı. Annesi anlatmaya başladı: "Kızım, bu kadın belli ki ihtiyaç sahibi, fakat dilenmek doğru olmadığı için pazarcıların bıraktığı bu meyve ve sebzeleri topluyor ve kullanıyor." dedi. Nur, sabırsızca atıldı: "İyi de anne bunlar yenmez ki yani bak ezilmiş, çürümüş öyle değil mi?" Annesi gülümsedi: "Nur, sen çok daha iyilerini yediğin için bunların yenmeyeceğini düşünüyorsun belki de, ne dersin?" Nur, anlamıştı, beğenmeyip yemediği yiyecekler, başka insanlar için temel ihtiyaçlardı. Pazar yerinden ayrılırlarken Nur’un aklına annesinin ona her akşam yatmadan önce okuduğu Kur'an ayetlerinden biri geldi: “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Allah, israf edenleri sevmez. ”

5
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Rabia Gülcan

Tık tık tık tak! Kim o? Ben bozuk para, bozdur bozdur harca! Sadece o kadar mı? Başka ne olsun ki? Bir kumbara, içi dolu para.
Her çocuk ve çocukluk en az bir kumbara hak eder. Rengârenk ve boy boy. Mavi, yeşil, mor… Kumbaralar karnının tokluğuna en sevindiğimiz oyuncağımızdır. Öyle bakmayın yüzüme; en iyi kumbaralar, hem para biriktirir hem oyun arkadaşı olurlar. Yoksa insan bu kadar doymaz bir arkadaşa nasıl tahammül edebilir? Neyse ki gözü harçlığımızın bir kısmındadır. Yoksa reçelli ekmeğimizden istese, sanki paylaşması daha zor gelir. Tıkırt, tıkırt, tıkırt. Her harçlıktan bir kısmı kumbaraya. Önce kuvvetli bir sesle düşer bozuk para. Kumbara doldukça ses toklaşır. İnsanın kulağına gelişi hoşlaşır. Kâğıt paralar sessizdir bu konuda. Kâğıt para dolu bir kumbara daha çok işe yarar elbet. Fakat açıkçası pek de eğlenceli değildir. Halbuki bozuk para kumbaralarını sallaya sallaya ritim tutmak, bilir misiniz çok keyiflidir. Eğlence demişken, oyuncak kumbaraların da kapısını çalalım mı?

Sen Beni Doyur, Ben Seni!..

6
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

İşte bir hatıra dükkânı. Bakalım kumbara rafında neler var? Öncelikle araba kumbaralar karşılıyor bizi. Gıcır gıcır mavi renkleri ile nasıl da göz alıcılar. Bunlar belki en fazla 40 km hız yapar. Fakat tepesinden koyulan paralarla, sanki hızı artar. Bir de ağaçkakan var ki, herhalde kumbaralar arasında en sevimlisidir. Turuncu saçları hiçbir zaman taranmamış gibi dağınık duruyor. Gagası tabi ki sivri ve kuvvetli. Üstelik en güzel yanı da önlük giymesi. Paranı eline al, ciddiyetle içine at. Çünkü kumbara demek tasarruf demektir. Damlaya damlaya göl olur atasözüne verilecek en güzel örnektir. Kumbara zor bir işi devam ettirebilmenin ispat edilmiş halidir. Bir de robot kumbara var tam şuracıkta. Kendi kendine hareket edemiyor, yanıp sönen ışıkları da yok. Olsun, o köşeli sarı-beyaz gövdesi, açılıp kapanabilen elleri yeterli onu sevmemiz için. Ama kocaman bir robotun içini doldurmak, tahmin edersiniz ki zordur. Sizin kumbaralarınız ne renk? Neye benziyor? Şimdi hepsini görmek, şıngır şıngır sallamak ne keyifli olurdu. En iyisi ulusal kumbara açma günleri düzenlemek. O günlerde herkes kumbarasını alır eline ve aynı anda açar. Bir güzel fikrim daha var. Herkes kumbarasındaki kırk paradan birini, bir sevdiği için, bir ihtiyacı olan için, bir karnı aç, susuz için ayırmak istemez mi? Ne güzel olurdu. Böylece en büyük kumbara oluşur ve herkes onun karnını doyururdu.

7
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

BAKKAL DÜKKÂNI
Serap Çakmak

Bu ay üç ayrı bölgeden mektubumuz var
“Ben Ayşenur Esra Diler. 12 yaşındayım, 6. sınıfa gidiyorum. Lütfen bana bir mektup arkadaşı bulun.” Adresim: 7 Eylül Mah. 51. sk. No:4 Saruhanlı/MANİSA “Merhaba arkadaşlar, ben Neyran Kurnaz. Lise 1’e gidiyorum. Daha önce hiç mektup arkadaşım olmadı. Ben matematik ve biyoloji derslerini seviyorum. Doğayla iç içe olmayı seviyorum. Hedefim laboratuar teknisyenliği. Üniversiteyle beraber konservatuar sınavlarına gireceğim.” Adresim: Etili köyü 17400 Çan/ÇANAKKALE

Merhaba Arkadaşlar,

!

“Merhaba, ben Umut Veysel Balun. 11 yaşındayım, 4. sınıfa gidiyorum. Okumayı öğrendiğimden beri derginizi okuyorum. Bunun için mektup kardeşliğine katıldım. Eğlenceli biriyimdir. Herkese selamlar...” Adresim: Yeni Mah. Yavuz Selim Cad. No:11 BİNGÖL

NOT:Daha önce mektup göndermiş olan kardeşimiz Şüheda Ataç’ın adresi değişmiş, yeni adresini göndermiş bize. Yeni adresi: İstiklal Mah. Turan Güneş Sok. No:12 17400 Çan / ÇANAKKALE

SÖZÜ TAMAMLAMACA ATA
1. Düğüne gider, ……………… beğenmez; Hamama gider, ……………… beğenmez. 2. Hastaya ............. sorulmaz. 3. .............ı olmayan koyunu ............ kapar. 4. Hesapsız kasap, ya ............. kırar ya masat. 5. Mayasız ............... tutmaz.

8
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

HARF

PEYGAMBER MUSA (a.s.)

SURE MÜLK SURESİ

KİTAP DERGİ MESNEVİ

ÜLKE MEKSİKA

BAŞKENT MADRİD

DENİZ IRMAK MERİÇ NEHRİ

DAĞ MELEN DAĞI

MEYVE SEBZE MUZ

M K N S Z T D

C ULMA B

A

1. Bir eserdeki anafikir 2. Kirli, lekeli olmayan 3. Uyarma, hatırlatma

4. Kolun vücuda bağlandığı kısım 5. Sembol, takma ad 6. “Hükümdar soyundan” anlamına gelen bir isim.

S H K Z A U E M S H Z V R A L A V A T

İ E E E

Y H D B

E E A Ü

R B

ATASÖZÜ TAMAMLAMACA
1. Hatır için çiğ tavuk yenir. 2. Malın bekçisi zekâttır. 3. Soğanın acısını, yiyen değil doğrayan bilir. 4. Söz büyüğün, su küçüğündür.

K

9
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Esra Serdaroğlu

KİMİN SAÇLARI DAHA KOMİK? AYNAYA BAK ! Sevgili Günlük,
Tam iki saattir aynanın karşısındayım. Saçlarımı hiçbir şekle sokamadım. Yarın okula nasıl gideceğim ben? Şebnem’e çok kızgınım. Tabi sen şimdi saçımla Şebnem’in ne alakası olduğunu da merak edersin: Bugün teneffüste Yasemin’le birlikte bahçeye çıkmıştık. Şebnem de tam önümüzden yürüyordu. Saçları arkadan öyle şekilsiz kesilmişti ki... Güldüm ve Yasemin’in kulağına eğilip Şebnem’in saçlarına bakmasını söyledim. Sonra kahkahalarla gülmeye başladık. Şebnem dönüp bize baktı. Sanırım ona güldüğümüzü anladı. Eve gelince elimi yüzümü yıkadıktan sonra aynaya bir baktım, o da ne! Biri arkadan saçlarımı kesmiş olmalı. Kesin Şebnem kesmiştir. Nasıl farketmedim. Ben şimdi ne yapacağım?

10
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Canım Arkadaşım, m, mı söylemeliyim. Biraz da güldü Bu anlattıklarına çok şaşırdığı insansen de Şebnem’e gülmüştün. Biz itiraf ediyorum. Lütfen kızma, alay bir kusurunu gördük mü hemen lar maalesef böyleyiz. Birinin bizim başımıza da gelebilir. Ya . Oysa alay ettiğimiz durumlar ederiz ıklarını sen de yaşayacaksın. okula gidince Şebnem’in yaşad rın aya… Şimdi olsa güler miydin? elim Yasemin’le attığınız kahkah Gel yapıp ense birbirleri hakkında yorum Düşünüyorum da insanlar ned . Elbile yoldan geçenleri seyrediyoruz duruyorlar. Parkta otururken hakkında yorum yapıyoruz. taları, yürüyüşleri, her şeyleri biseleri, çan yecek şekildeyse buna dedikodu konuştuklarımız hoşlarına gitme Eğer günaha da gıybet… Gıybet edersek hem deniyor. Dedikodunun bir adı ek anl hakkı; başkasının hakkını yem gireriz hem de kul hakkına… Ku ezse bunun cezasını mutlaiyor. O kişi bize hakkını helal etm lamına gel en sonraki hayatımızda mutla eceğiz. Bu dünyada ya da öldükt ka çek kişilerız. En iyisi bu dünyadayken o ka kul hakkını ödemek zorunday dedikoduistemek nedir peki: “Ben senin den helallik istemek… Helallik erek o na hakkını helal eder misin?” diy nu yaptım ama pişmanım. Ba ettim.” derse seni affetmiş demekn özür dilemektir. Eğer “Helal kişide du etemek gerekir. Bir daha da dediko tir. Tabi ki Allah’tan da af dil memeye çalışmak en güzelidir. Şebnem sayesinde saatlerce aynaya baktın. Saçların için baktın ama bunu biraz da şöyle düşünsek: Herkes en çok başkalarına bakıp yorumlar yapmak yerine kendine baksa… Yani başkalarını inceleyip durmak yerine herkes aynaya baksa… Kendini incelese… Aynada keşke herkes kendi içini görse… Yanlışlarını düzeltse… Ne dersin? Sen artık en çok kendinle ilgilen… Kendini düzelt! Ve vicdanını sevgiyle büyüt… Arkadaşın Günlük

11
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

12
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

13
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Nurdan Damla

ARNAVUT CUKLARIN ÇO SELAMI
Merhaba gül kokulu kardeşler! Dünyayı bir baştan diğerine dolaşmaya devam ediyorum. Her an Güneş’le olmak harika bir duygu. Çünkü görevim bu benim. Güneş’in doğduğu her ülkeye Peygamberimi anlatmak istiyorum. O ülkenin çocuklarıyla kaynaşmak, tanışmak ve konuşmak çok güzel oluyor. Aklım, fikrim, hayalim farklı ülkeler, farklı çocuklar peşinde. Dünyanın en ücra yerlerine ulaşmak, orada yaşayan o masum, o tatlı, o tertemiz çocuklarla güzellikleri paylaşmak istiyorum. Tabi ki en büyük güzellik olan Peygamberimizin güzelliklerini… İşte o niyetle bu gün de Güneş’in ardına düştüm. Bize katılmak istiyorsanız gelin isterseniz, bakalım bu gün hangi ülkede, neler yaşayacağız. Bakın sizler için bir şiir yazdım: Yıldızlardan hamağım Kadifeden tülüm var Ay’da uyurum her gece Her bir renkten gülüm var Sizler için oradan Ne şekerler toplarım Uzayın derinliklerinden Şekerler dağıtırım

14
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Bu gün Arnavutluk'tayız. Arnavut çocuklar, peygamber şekerini sabırsızlıkla bekliyorlar. Bunun için Güneş’e kollarını açmışlar. Yeni bir öykü bekliyorlar. Her birinin gözündeki mavi, yeşil, boncuklar ışıl ışıl parlıyor: Güneş onların saçına altın simler takıyor. Ve anlatmaya başlıyor: - Peygamberin yanında kalan bir çocuk vardı. Adı Enes’ti, diyor. Enes, Peygamberi çok severdi. Peygamber de onu tabii. Ona sık sık: - Enes’ciğim birisi sana sır verirse o sırrı sakın kimseye söyleme. Sır tutanlardan ol emi, derdi.

R PEYGAMBE Z: ŞEKERİMİ SIR K SAKLAMA

Enes Peygamberi dinler, kendisine verilen sırları kimseye söylemezdi. Peygamberin sözünden ölene dek çıkmamıştı. Çünkü sır tutmak insanın gerçek değerini artırır. Güneş Arnavutluk üzerinden başka ülkelere doğru gidiyordu: - Dünyalı çocuklara söyle. Bu anlattıklarımı mutlaka uygulasınlar. Sır saklamayan, güvensiz insanlardan olmasınlar. Çünkü Sevgili Peygamber son derece güvenilir bir insandı. Müşrikler bile ona Muhammed-ül Emin yani güvenilir Muhammed derlerdi. Hatta hicretten önce müşrikler, emanetlerini saklaması için Peygamberimize verirlerdi.

15
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Feyza Güner

İsraf tüketmek demek " Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Bilinçsizce, gereksiz yere Harcama yapmak demek Allah israf edenleri sevmez." Ellerimizi yıkarken Dişlerimizi fırçalarken Banyo yaparken Abdest alırken Suyu gereğinden fazla akıtmak Evde, okulda elektrikleri açık bırakmak Eşyalarımızı hor kullanmak, kötü kullanmak Ya da saçıp savurmak Yiyecek-içecekleri dökmek, çürütmek Aşırı tüketmek İsraf etmek Kendimize zarar vermek… Dünyamızın açlık ve susuzlukla karşı karşıya olduğunu Bir lokma ekmeğe muhtaç insanlar olduğunu Yerken içerken savurgan olmamamız gerektiğini Tabağımıza yiyeceğimiz kadar yemek almamız gerektiğini Yiyecek ve içecekleri artık bırakmamamız gerektiğini Artanları çöpe atmamamız gerektiğini Unutmayalım… Su kaynaklarımızın azaldığını Eğer dikkatli kullanmazsak Susuz kalacağımızı Suyun hayat olduğunu Unutmayalım...

A'raf Suresi 31. Ayet:

Diyor ki

16
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Zamanımızı israf etmemeyi Geçen zamanı geri getiremeyeceğimizi Her şeyin bir zamanı olduğunu Sonradan üzülmemek için Her işimizi Zamanında yapmamız gerektiğini Unutmayalım... Her gördüğümüz ayakkabıyı, kıyafeti Almamamız gerektiğini Gösterişten uzak durmamız gerektiğini Her istediğimizi değil İhtiyacımız olanı almamız gerektiğini Her şeyi ölçülü kullanmamız İsraf etmememiz gerektiğini Unutmayalım...

17
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Hümeyra Nur İşlek

KARADEL‹KLER

Yıldızlar, içlerinde hidrojen bombaları patlatarak yaşar. Bu patlamalarda bazı maddeler enerjiye dönüşür ve çok büyük bir sıcaklık açığa çıkar. Örneğin orta boy bir yıldız olan Güneşimizde her saniye 4 milyon ton madde enerjiye dönüşür. Yani bir saniye gibi küçük bir zaman diliminde 8 milyon kere trilyon ton kömüre eşdeğer sıcaklık ortaya çıkar. Bir yıldız, maddesinin bir kısmını yakıt olarak kullanır ve bu yakıt bitincede ölür. Bütün canlılar için geçerli olan ölüm, yıldızlar için de geçerlidir. Her yıldızın mutlaka bir sonu vardır. Evrenin bir yanında yıldızlar doğarken başka taraflarında da ölmektedir. Evrendeki en ilginç olaylardan biri de karadeliklerdir. Güneşimizin 3 katından daha büyük yıldızlar, ömürlerini bir karadelik (black holes) olarak tamamlar. Enerjilerini tükettiklerinde şiddetli bir şekilde büzüşür. İyice küçülen dev yıldız, müthiş bir yoğunluk ve çekim gücüne ulaşır. Bu çekim gücü şiddetlidir. Saniyede 300 bin km. hızla hareket eden ışık bile bu çekim gücünden kurtulamaz. Karadelikler yakınlarından geçen ışığı bile yutarlar. Birçok yıldız ve gezegen de bu şiddetli çekim alanına düşer. Yani karadelikler kendi dışındaki yıldızların da “Düşme Yeri” yani sonu olmaktadır. 18
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

DENİZLERİ AYDINLATAN BALIKLAR
Bedriye Erdal
Denizlerin derinliklerinde yaşayan mürekkep balıkları, mavi-beyaz ışık üretir. Mürekkep balıkları kendilerini koruyabilmek için ışığın rengini, yoğunluğunu ayarlayarak savunma yapar. Düşmanını şaşırtmak için parlak renkli bir salgı çıkararak düşmanından uzaklaşır. Derisi dikenle kaplı olan denizyıldızı, denizkestanesi gibi canlılar da kendilerini savunmak için ışık saçarlar. Saldırıya uğrayan denizyıldızı, kollarından birini düşmanına fırlatarak ondan uzaklaşır. Ayrılan kolundan beyaz ışık çıkar. Bu ışık dikkatleri toplayarak denizyıldızına zaman kazandırır. Denizin derinliklerinde el fenerine benzeyen balıkları görürseniz de şaşırmayın. El feneri balıkları, gözlerinin altındaki büyük organlarında ışık üretir. Göz kapaklarıyla ışığı açıp kapatabilir. Yiyecek ararken ışığı istediği yöne çevirebilir. Bu balıklar ışık üretirler ama bu sırada oluşan ısı onları etkilemez. Bu özellikleriyle de farklılık göstermektedirler.

SUYU SEVMEYEN BİTKİLER
Suyu çok sevmeyen bitkilerin kaktüsler olduğunu biliyor muydunuz? Kaktüsler genellikle çöllerde ve sıcak iklimlerde yaşar. Yaprakları diken şeklinde uzundur. Dikenleri zehirli olan kaktüsler de vardır. Aynı zamanda çiçek açan ve meyvesi olan kaktüsler de vardır. Kaktüslerden olan kaynanadili, bahar ve yaz başında çiçek açar. Olgunlaşan meyvesi yenilebilir. Bazı hastalıklara karşı bu meyveden yararlanılır.
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

19

Sevgili annem, size Çankırı’dan Merhaba diyorum. Buraya nasıl geldiğimi değil burada neler gördüğümü yazmak istiyorum.

Zekiye Demir

GEZGİN KAPLUMBAĞA ÇANKIRI’DA

Çankırı’ya geldiğim gün bir bahçede uyuyordum. Rüyamda uçuyorum sandım. Yüzen kaplumbağa olur da uçan kaplumbağa olmaz mı diyordum ki uyandım. Meğer bir amca beni elleri arasına alıp kaldırmış. Bundan sonra ne yazacaksam her şeyi onun sayesinde öğrendim. Geçmişi Hititlere kadar uzanan Çankırı’da anlatılacak çok şey var. Başta çocuklara ilkokulda öğretilen “Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın” diye başlayan şarkıdaki Ilgaz Dağı var. Bu dağda birkaç tane kayak merkezi varmış. Ben Yıldız Tepe’ye gittim. Ayrıca Büyük (Sultan Süleyman) Cami, Taş Mektep; Taş Mescit, Çankırı Kalesi, Çivitçioğlu Medresesi gibi tarihî yerleri ve tarihî Çankırı evleri var. Çankırı’nın kaya tuzu ve mağarası, pirinci ve kirazı da meşhur. Ben bunların hepsini bir kenara bırakıp size burada ilk kez karşılaştığım bir şeyden söz etmek istiyorum: “Yâren geceleri”, başka bir adla “sohbet geceleri”... Yârenlik Selçuklu ve Osmanlı Türklerinde bulunan ahilik geleneğinin devamıdır. Yârenler esnaf ve sanatkârlardan oluşan bir topluluk. Yâren geceleri kış mevsiminde yapılır. Bu sohbet topluluğu başağa, çavuş ve yarenlerden oluşur. Sohbeti izlemeye misafirler de katılabilir.

20
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Sohbet toplantısının odaya giriş-çıkıştan oturma düzenine kadar bazı kuralları var. Bir yarenl odaya girerken herkes onu ayakla karşılar ve selamlar. Odadan çıkmak istersen arkanı odadakilere dönerek çıkamazsın. Sırtın kapıya gelecek şekilde arka arka yürümelisin. Oturma düzeninde yaş önemlidir. Oturma yeri yer minderleridir. Yaşlılar başağanın etrafında otururlar. Otururken de öyle rastgele oturamazsın; dizinin üzerine oturmalısın ve başağanın izni olmadan oturduğun dizini değiştiremezsin. Değiştirirsen “yolsuz” yani uygunsuz davranmış olursun ve cezaya çarptırılırsın. Yaren gecesinde neler yapılıyor neler! Tiyatro oynanıyor, şarkı-türkü söyleniyor, yemek yeniyor, sohbetler ediliyor vs… Öyle güzel bir topluluk ki disiplini, saygıyı, sevmeyi, doğruluğu öğretiyor. Yaren gecelerini anlatmak için mektup yetmez, kitap yazmak gerekir. Dilime yaren gecelerinde söylenen neşeli Çankırı türkülerinden biri takıldı “Oğlanın adı Ömer, belimi sıktı kemer…” Daha sonraki mektubumda görüşmek üzere Hoşça kalın. Meraklı

21
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Ayşe Taylan

İlk Kanser Ameliyatı
Hocanın asıl adı, Ali bin Abbas el-Ehvezi’dir. Batı´da Haly Abbas adıyla tanınmaktadır. Tıp alanında yazdığı eseri ders kitabı olarak Avrupa Tıp Fakültelerinde okutulmuştur. Ali bin Abbas´in adı, Ibni Sîna gibi Müslüman doktorların adıyla birlikte anılır. O her şeyden önce iyi bir cerrahtı. Onun 1000 sene önce alt karın kanserleri hakkında yazılar kaleme aldığını, hatta kanser ameliyatları yaptığını biliyor muydunuz? Yazık ki asırlar önce böylesine ameliyatları gerçekleştiren ünlü İslam bilginini, bizden çok Avrupa tanıyor. Bu meşhur İslâm cerrahı, tıbbi araştırmalar yaparken ilk kez kılcal damarlardaki kan dolaşımını da keşfetmiştir. Bu konuda zamanına göre en zor ameliyatları başarıyla gerçekleştirmiştir. Bilhassa kırık-çıkık tedavisi, bademcik ve katarakt ameliyatı, çıbanların yarılması, bir uzvun kesilerek ameliyat edilmesi, onun uzmanlık alanlarıydı.

22
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Eserlerinde; sıhhatin korunması konusunda en etkili metodun, ölçülü ve gerekli kadar gıda almak ve beden hareketleri yapmak olduğunu belirtmiştir. Ayrıca epilepsi denilen sara hastalığını incelemiş ve en ince ayrıntılarına varıncaya kadar incelemiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) "İlim müminin kaybolmuş malıdır. Onu nerede bulursa alır." buyurur. İslâm âlimlerine bu hadîsi şerif büyük bir ilham kaynağı olmuştur. İste Ali bin Abbas da Yunan tıbbını inceleyerek İslâm tıbbıyla birleştiren İslâm bilginlerinden biridir. O, Yunanlıların hiç bilmediği sahalarda önemli keşifler yapmıştır. Tıbbın yükselmesine büyük katkıda bulunmuştur. Hoca ayrıca teneffüslerde bize doktor olacak kişilerin, her şeyden önce kalp ve beden temizliğine çok dikkat etmesi gerektiğini söylerdi. Ayrıca her zaman Allah’ın rızasını gözeten, tatlı dilli, nazik kişiler olması gerektiğini de vurgulardı. Bu sözlerden sonra doktor olmak istemeyen var mı? Parmak kaldırsın arkadaşlar. Ben ne mi olacağım? Tabi ki Keloğlan. Heh heh he…

Bu ayın hadisi yazımızda gizlenmiştir. Onu bulup ezberlemek bu ayki ödeviniz olsun tamam mı arkadaşlar!

23
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Aleyna Şendoğan / Almanya
Çağan Bera Adanır / Bol u

Fatih Demir

cioğlu / Z

onguldak

Mehmet Kar

akoç / Afyon

karahisar

Yunus Özgelen / Ankar

a

Merve Abdurrahman / Hollanda

ÖĞRETMENİM Bize doğruyu öğrettin Bize iyiliği öğrettin Bize şefkati öğrettin Öğretmenim. Dünyayı aydınlatan, Sevgiyi saçan, Gecesini gündüzüne katan Sensin öğretmenim. Beyza Bayram ZONGULDAK

Affan Buğra

Özaytaş / Küt

ahya

24
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Özkan Çakır

/ Muğla

İbrahim Aslan /

Aydın

Kaan Görcü - Ahmet Üt

ü - Alper Ütü / Holland

a

Rumeysa Kıyak / Samsun

Merve Efe / Nevşeh

ir
Merziye Şeyma Soyhan / Adana

lecek zamanı Çalmak fiilinin ge ek) nedir? (hapse girm zı yazılmaz? Hangi kalem ile ya (kontrol kalemi) aba ne olur? Duvara çarpan ar (durur) lmeyen zenciOkuma-yazma bi acahil) ye ne denir? (kar

Melike İlkay

Sayın / Alm

anya

Ahmet Taylan/

ÇANKIRI

Ferhat Okan / Fran

sa

Semih Soyhan / Adan

a
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

25

Havva Arslan / Fransa
oğan / İzm it

Meryem Yılmaz
Ayşenur Sare Kahyaoğlu / Ankara

/ Fransa

Emir Han D

Rumeysa Kaya / An

kara

ılm Muhammed Y

az (14 Yaş)

/ Fransa

Azra Nur Tırpan

/ Adıyaman

26

Beyza Bayram

/ Zonguldak

Fatma Betül Bektaş

/ Düzce

Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Gülsüm Gülben Güven / Muğla

Şeym

(10 Yaş) a Begüm Demirtaş

Kübra Yılmaz / Fran

sa

Betül Aydın (7 Yaş) / Samsun

Saliha Aydın (8 Yaş)

/ Almanya

Zeynep Beyaztaş / Bolu

Edanur Harputoğ

lu (10 Yaş) / İsta

nbul

Deniz Coşkun /

Samsun

Gözde Çak

ır / Muğla

27

Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Hatice Demirbağ

sessiz engiz c
28
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Gizli melekler bu hafta da iş başında... Her hafta kim olduğunu bilmediğimiz bir arkadaşımız, bizi mutlu etmek için çabalıyor. Bu kimin hoşuna gitmez ki!.. Bu hafta bana sınıfta kimsenin sevmediği, herkes tarafından dışlanan bir arkadaşım çıktı. Kimseyle konuşmayıp sessizce bir köşede oturduğu için mi bilmiyorum, sınıfta hiç kimse onunla arkadaş olmak istemiyordu. Bu hafta ben onun, yani sessiz Cengiz’in meleği olmuştum. O halde bu durumu düzeltmek için bir şeyler yapmalıydım. Kimse onun yanına gitmiyorsa ben gitmeliydim. Hemen işe koyuldum. Teneffüste sınıfta yalnız başına oturuyordu. "Gel beraber dışarı çıkalım." dedim. Şaşırdı. Yüzünde tatlı bir gülümsemeyle tamam, dedi.

Beraber dışarı çıktık. “Voleybol oynamaya ne dersin?” dedim. “Çok severim voleybol oynamayı.” dedi. Ve oynamaya başladık. Gerçekten çok güzel oynuyordu. Bizi gören diğer arkadaşlarımız da oyuna katıldı. Herkes Cengiz’in ne kadar güzel top oynadığını fark etmişti. Sonraki teneffüslerde de Cengiz, oyunlarımızda aranan isim olmaya başladı. Köşede sessiz sakin oturan Cengiz gitmiş; yerine neşeli, cıvıl cıvıl bir çocuk gelmişti. Bunun olmasını sağladığım için kendimi çok mutlu hissediyordum.

Aradan birkaç gün geçtikten sonra Cengiz yanıma geldi. “Sana çok teşekkür ederim. Öğretmenimize söyleyeceğim, bana yaptığın iyilikten dolayı haftanın meleği sen seçilmelisin.” dedi. Bu cümle bile beni mutlu etmeye yetmişti. Artık haftanın meleği seçilsem de seçilmesem de benim için çok fark etmeyecekti. Çünkü ben yeni bir dost kazanarak ve onu başkalarına da kazandırarak ödülümü almıştım.

29
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Bu atasözümüzün anlamı şöyledir: “Bilmediği şeyi bilene soran en zor işlerin bile üstesinden gelir. Başkalarının fikirlerinden faydalanmak istemeyen ise sürekli sorunlarla karşılaşır.” Danışmak (istişare etmek), başkalarının fikirlerine de değer vermek, müminlerin güzelliklerindendir. “Onlar (müminler) Rablerinin davetine koşarlar; namazı, hakkını vererek kılarlar; işlerini aralarında danışma ile görürler.” (Şûra Suresi, 38. ayet) Hayatın her alanında bize örnek olan Peygamberimizden bir de danışma, istişare etme örneği görelim:

DİLLİ DÜDÜK
Rukiye Oklan

BiR ATASÖZÜ

Danışan Dağ Aşmış, Danışmayan Düz Yolda Şaşmış.

Uhud Savaşı’ndan sonra müşrikler, çok büyük bir orduyla yeni bir savaşa hazırlanıyorlardı. Bunu haber alan Peygamberimiz hemen bir savaş meclisi topladı. Düşmana karşı ne gibi önlemler alınacağı, Medine’nin nasıl savunulacağı görüşüldü. Sahabenin çoğunluk görüşüne göre şehrin içeriden savunulmasına karar verildi. Bu arada Selman-ı Farisi: “Benim ülkemde, bir şehir üstün kuvvetler tarafından kuşatılınca şehrin etrafına geniş hendekler kazılır ve şehir böyle savunulur.” dedi. Bu fikir Peygamberimizin ve ashabın çok hoşuna gitti. Düşmanın saldıracağı yöne geniş hendekler kazıldı. Hendek Savaşı diye bildiğimiz bu savaş, Müslümanların büyük zaferiyle sonuçlandı. Gördüğünüz gibi bir peygamber bile gerektiğinde danışmış, istişare etmiş. Öyleyse biz de gerektiğinde soralım, danışalım ki en doğruyu bulabilelim. Ne demiş atalarımız; akıl akıldan üstündür.

30
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

BiR deyim

Sözünün Eri Olmak

Verdiği sözü ne pahasına olursa olsun yerine getiren bir kişi olmak
İstiklâl Marşı şairimiz Mehmed Âkif Ersoy’un İstanbul Vaniköy’de oturan bir arkadaşı vardır. Bir gün bu arkadaşıyla öğleden sonra buluşmak üzere sözleşirler. O gün o kadar çok yağmur yağar ki her tarafı sel basar. Âkif şiddetli yağmura rağmen binbir zorlukla buluşacakları yere tam vaktinde gelir. Yağmurdan sırılsıklam olmuştur. Uzun bir süre bekler fakat arkadaşı gelmez. Âkif, ertesi gün özür dilemek için gelen arkadaşına çok kırgındır ve şöyle der: “Bir söz ancak ölüm ya da ona yakın bir felaketle yerine getirilmezse affedilebilir.” Sevgili çocuklar, tutamayacağınız sözler vermeyin. Verdiğiniz sözü de mutlaka yerine getirin. Kurtuluşa erenlerden olmak için bunu yapmak zorundayız, unutmayın! “Müminler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. .....onlar ki emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.” (Müminun Suresi, 1 ve
8. ayetler)

31
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Hayati Otyakmaz

Orhan Seyfi Orhon
(1890 -1970)
Orhan Seyfi Orhon, “Beş Hececiler” diye bilinen beş şairden biridir. Bunlar şiirlerini hece vezniyle yazmıştır. Orhan Seyfi, sade bir Türkçe ile yazılmış dizeleriyle çocuksu bir şiir dünyası kurdu. Şiirlerinden bir bölümü çocuk edebiyatı açısından değerli bulundu ve antolojilere alındı. Bütün şiirleri, bir romanı, mizah hikâyeleri, fıkraları ve makaleleri kitap halinde yayımlandı. BAZI ESERLERİ: Çocuk Adam, Düğün Gecesi, Dün Bugün Yarın, Kulaktan Kulağa, Fırtına ve Kar, Gönülden Sesler, Kervan...

ŞİİRLERİNDEN

ÖRNEKLER:

SANCAĞIM (...) o ay-yıldızın Ey güzel sancağım kaldı hediye! Sana tarihinden e vatanımızın; Üstünden eksilm benimdir!” diye. Dalgalan “Bu iller

UFUK HASRETİ indeyim müş dört duvar iç rp dağlardan örül Sa ar? er, nerdesiniz oval Nerdesiniz güneşl yim h bulutlar içinde Dağılmaz simsiya ar! er, nerdesiniz oval Nerdesiniz güneşl (...)

32
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

BİRLİK lik var; İkilik yok, bir dirlik var; Yalnız bunda dır felah, Yalnız bunda Lâilâheillallah önüller; Bir aşk için g eraber, Çırpınırken b günah! İkiye tapmak Lâilâheillallah aranlık, Şu münafık k artık, Sona erecek , sabah! Sabah olacak Lâilâheillallah et bunda, Her türlü nim net bunda: Beklenen cen , bir ilah! Yalnız bir din . Lâilâheillallah DUA rı, karanlık yolla Ulu Tanrım, şu t! ştıran yollar e Bizi sana ula lları, enmiş ko İhtirasla kilitl et! klayan kollar Birbirini kuca olsun; nlümüzde hız uhabbetin gö lsun, M k’a varan iz o üğümüz Hak Gütt olsun, çurumlar düz Önümüzde u et! enleri güller olumuzda dik Y (...)

YAYLA DUMAN I Gümüş bir duman la kapandı her ye r; Yer ve gök bu ak şam yayla duman ı; Sürüler, çimenler, sarıçiçekler, Beyaz kar, yeşil ça m yayla dumanı! (...) KİM BİLİR? Güneşle beraber söndüğüm akşam , Ağlayacak hangi rüzgâr, kim bilir? Mermer bir heyk ele döndüğüm ak şam, Başucumda kimle r yanar, kim bilir? (...) ANADOLU TOP RAĞI Senelerce sana ha sret taşıyan Bir gönülle kolların a atılsam. Ben de bir gün, ku cağında yaşayan Bahtiyarlar arasın a katılsam. Bu bakımsız, en kuytu bir bucağın Bence İrem Bağı gibi güzeldir. Bir yıkılmış evin, harap ocağın, Şu heybetli sarayl ara bedeldir. (...) Bir gün olup kuca ğına ulaşsam, Gözlerimden döks em sevinç yaşını . Sancağının gölges inde dolaşsam, Öpsem, öpsem to prağını taşını!

33
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

34
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Yazan: Ayla Abak Çizen: Volkan Akmeşe

35
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Suzan Çataloluk

Masalın devamını merak ettiniz değil mi? Öyleyse bal katalım söze, oturup dizdize, devam edelim öksüz kıza, kızın sırmalı pabuçlarına: Hain kız eve dönünce annesi ah vah edip saçını yolmuş, çünkü kızı iyice çirkinleşip morarmış meğerse… Derken, günlerden bir gün bey konağında düğüne gitmiş üvey ana, o hain kızıyla. Öksüz kıza da bir sürü iş vermiş. Kız sarı inekle dertleşirken inek ona alnından bir kıl çekip yakmasını söylemiş.

Öksüz kız bu kılı yakınca birden kapının önünde çok güzel bir araba ile atları belirivermiş! Arabada altın süslü bir bohça, içinde de ipekli kaftan, sırmalı pabuçlar varmış. Öksüz kız kıyafetleri giymiş, at arabasına binmiş, düğüne gitmiş. Ama eve dönerken acele ile sırmalı pabucun tekini konağın havuzuna düşürmüş. Havuzdaki sırmalı pabucu gören Şehzade, bu güzel pabucun sahibini merak etmiş. Hemen adamlarına görev vermiş. Bu görevliler her eve girip sırmalı pabucu bütün hanımlara giydirmişler.

36
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Öksüz kızın evine geldiklerinde üvey ana, onu göstermek istememiş.. Ama babası kızından söz edince adamlar öksüz kıza da sırmalı pabucu giydirmişler. Pabuç kızın ayağına tıpa tıp olmuş! Böylece öksüz kızı gören şehzade, onu çok beğenmiş. Dünür göndermiş. Düğün günü kararlaştırılmış. Kötü kalpli üvey ana boş durur mu hiç! Öksüz kızı tandıra saklamış. Kendi kızına gelinlik giydirip süslemiş, yüzünü de örtmüş. Ama gelinciler kızın yüzünü açınca donup kalmışlar. Karşılarında mor, pullu yüzlü, kazma dişli, çalı saçlı biri varmış! Bunun üzerine adamlar kötü kalpli üvey anneyi sorguya çekmişler: -Sırmalı pabucun teki nerede? -Dereye attım. -Dere nerede? -İnek içti! -İnek nerede? -Dağa kaçtı! -Dağ nerede? -Yandı bitti, kül oldu! Ama Küpeli Horoz “Tandırdaaa!.. Öksüz kız Tandırdaaa!” diye ötmeye başlamış. Gelin alayı tandıra bakınca öksüz kızı buluvermişler. Öksüz kız o kadar iyi kalpli imiş ki üvey annesini ve hain kız kardeşini affetmiş. Şehzade ile kırk gün kırk gece süren, dillere destan bir düğünle evlenmiş. Sonra da fakirleri, kimsesizleri doyurmuş, onlara sahip çıkmış. Hep iyilik ederek mutlu olmuş…

37
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

BİLİM SAYFASI

Esra Gani

Kameranın aslı olan CAM İngilizce bir terimdir. (‘kem’ diye okunur.) Açılımı ‘Conditional Access Module’ yani ‘Koşullu Erişim Modülü’ demektir. Bu CAM adı verilen cihazın kablosu aynı kablolu farede anlattığım gibi bilgisayarın kasasına takılır. Gerekli bir takım yüklemeleri yapıldıktan sonra işlev görmeye başlar. Böylelikle internet üzerinde yüz yüze sohbet edebilirsiniz. Yani aradaki görüntü bağını sağlayan alet budur.

KAMERA VE MİKROFON

Monitörlere sabit, masaüstünde yer kaplamayan kamera da geliştirilmiştir. Şekilde görüldüğü gibi:

Eğer klavye kullanmaksızın sohbet etmek isterseniz mikrofon kullanabilirsiniz. Mikrofon ses sinyallerini elektrik sinyallerine çevirir. Mikrofonun içinde diyafram adı verilen esnek bir zar bulunur. Sesler bu zara çarpıp titreştikten sonra karşı tarafa iletilmiş olur. Ses çok hızlı olduğundan bu işlemler anlık bir zaman diliminde gerçekleşir. Bilgisayarda kullanılan mikrofon iki türlüdür: Masaüstünde olabilir, yani CAM gibi portatiftir. Bazıları kulaklıkla beraberdir. Televizyonlarda gördüğünüz gibi elden ele taşınan türleri de vardır. Bunlara dinamik mikrofon denir.

38
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

PİL ÇÖPE ATILIR MI Kİ?..
Küçüklükten beri söylerler; aman pilleri çöpe atmayın, sokağa atmayın!.. “İyi ama bitmiş pili atmayıp da ne yapayım ki? Hadi buzdolabına koyayım biraz daha dolsun ama sonra işi bitince atarım.” DEMEMEK LAZIIIM!!! Çöpe attığınız her pil size hastalık olarak geri dönebilir! Bunu da nereden çıkardın, demeyin! Hemen sebebini açıklayalım: Çeşitli kimyasal maddelerden yapılan pil, toprağa atıldığında içindeki maddeler toprağa ve yeraltı sularına karışır, toprağın yapısını bozar. Bu maddeler, topraktan beslenen hayvanlardan ya da direkt olarak sudan insanlara geçer. Bunun sonucunda da böbrek, karaciğer hastalıkları, sinir sistemi bozuklukları gibi çeşitli hastalıklar meydana gelebilir. KORKUNÇ BİR GERÇEK: Bir kalem pil, 4 metreküp toprağı kirletir ve bu toprağı verimsiz hale getirir. Yani ne yapıyormuşuz; biten pillerimizi bir torbada biriktirerek atık pil kutularına atıyormuşuz. Haa, bu arada... Buzdolabına koyulan pilin tekrar dolduğu falan yok, kendinizi kandırmayın boşuna!

39
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Zeynep Sarıtaş

KİMİN İÇİ YANIYOR?
Nasreddin Hoca, bir bayram günü komşusunu ziyarete gider. Her misafire olduğu gibi Hoca’ya da bal ikram edilir. Bir tepsi içinde gelen baldan her misafir bir iki kaşık alırmış. Hoca ise kaşığı daldırdıkça daldırıyor, duracağa da benzemiyormuş. Adam: - Aman Hoca, fazla yeme, için yanar deyince Hoca cevabı yapıştırır: - Kimin içinin yandığını Allah bilir!

BİR BİLMECE
Bir gemim var; On iki adası Dört güvertesi Elli iki penceresi var.

BİR TEKERLEME

Şu çocuğu gıdıklasak da mı güldürsek Yoksa gıdıklamasak da mı güldürsek

MİNARE

Nasreddin Hoca pazarda dolaşırken yanına bir adam yaklaşır. Minareyi işaret ederek Hoca'ya sorar: -Bunları nasıl yapıyorlar? Hoca ciddiyeti bozmadan; -Bunda anlamayacak ne var, der. Kuyuların içini dışına çeviriyorlar, oldu sana bir minare!

40
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

(1 yıl, 12 ay, 4 mevsim, 52 hafta)

BİR MANİ

Gel bakma kimseye hor Halkı yorma kendin yor Yıkmak için çok düşün Yıkmak kolay, yapmak zor.

Temel bir gün asansöre girip beklemeye başlamış. Sonra biri daha gelmiş, binmiş asansöre. Adam gideceği katın düğmesine basacakken Temel adamı dürtüp yazıyı göstermiş: "Asansör 4 kişiliktir."

ASANSÖR

DUVAR YAZILARI
CD kasetten iyidir. İki yüzlü değil en azından!..

Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüde rekor kırar. O kadar şanssızdı ki sırtüstü düşünce bile burnunu kırardı.

Herkes kahve içince uyuyamaz. Bense uyuduğum zaman kahve içemiyorum!

41
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Merhaba Arkadaşlar! Temmuz ayında nereye gitsek diye düşünürken bir anda aklıma Miraç Kandili’nin yaklaştığı geldi. Temmuzun on dokuzu, Sevgili Peygamberimizin Mekke’den Kudüs’e, oradan da gökyüzüne yaptığı Miraç yolculuğuna denk geliyordu. Bu çok önemli olayın meydana geldiği tarihe gitsek ve o gün Mekke’de yaşananları görsek ne iyi olur diye düşündüm. Peygamber Efendimizin hayatından hatırladığım kadarıyla o gün çok heyecanlı geçmiş. Şimdi şehirlerin anası olan Mekke’ye gidiyoruz!

Lamia Levent

İN ŞEHİRLER ANASI KE’DEYİZ! MEK

Kutlu Peygamberin Kutlu Yolculuğu Mekke sokaklarında heyecanla konuşan insanların arasında buldum kendimi. Her köşe başında toplanmış insanlar bir şeyler tartışıyorlar. Biri heyecanla bir şeyler anlatıyor, diğeri itiraz ediyordu. Neler konuştuklarını merak edip yanlarına yaklaştım. Uzun boylu ve biraz da iri yapılı olanı şöyle diyordu: - Duydunuz mu, Muhammed bu gece Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya gittiğini ve oradan da göklere çıktığını söylüyor! Yanındaki kısa olanı hemen atıldı: - Olur mu böyle şey? Bir insan bir gecede oraya kadar gidebilir mi? Zayıf olan kahkahayla gülerek: - Şimdi ben Kudüs’e gitmek için yola çıksam bir aydan önce oraya varmam imkânsız. Müslüman olduğunu tahmin ettiğim dördüncü kişi onlara şöyle itiraz etti: - Muhammed Allah’ın peygamberidir. Allah peygamberlerini mucizelerle destekler. Musa’yı Kızıl Deniz’de nasıl yürüttüyse, İsa’ya hastaları iyileştirme mucizesini nasıl verdiyse Muhammed’i de Miraç’a çıkardı. Bunda şaşılacak bir şey yok. Üstelik Peygamberimizin yolda gördüğü kafileler de geldi. Onun Kudüs’te gördüğü ve anlattığı her şeyi de onayladılar. Hâlâ inanmıyor musunuz?

42
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

İri yapılı olanı: -Evet, Mescid-i Aksâ’yı tüm ayrıntılarıyla anlattı. Kapılarının sayısına kadar bildi her şeyi. Bu sırada Peygamberimizin en yakın arkadaşı Ebu Bekir, sokağın başında göründü. Biraz önce kahkahayla gülen sıska adam hemen karşısına çıktı: - Dostun Muhammed’in son söylediklerini duydun mu, diyerek olanları Ebu Bekir’e anlattı. Ebu Bekir hiçbir şey sormadan ve tereddüt etmeden şöyle cevap verdi: - Eğer bu sözleri ondan duyduysanız şüphesiz hepsi doğrudur. Bu cevap karşısında hiç kimse söyleyecek söz bulamadı. Çünkü onlar Ebu Bekir’in şaşırıp kalacağını sanıyorlardı. Ama asıl şaşıran kendileri oldu. Bu olay üzerine Ebu Bekir’e, tereddütsüz inanan anlamında “Sıddık” unvanı verildi.

43
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

puzzle
A B C D

Eksik parçayı resimlerden biriyle tamamlayalım.

BULMA OYUNU YOL
Sedat başkentimiz Ankara'dan yola çıkıp 4 ülkenin başkentine ulaşmayı planlıyor ama yollar biraz karışmış. Hadi yardımcı olalım ona!

Mekke

Kuala Lumpur

Amsterdam

Roma

44

HOLLANDA
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

MALEZYA

İTALYA

S. ARABİSTAN

Geçen ay 44. sayfada yayımlanan "Eğlenceli Matematik" bulmacasının son karesindeki işlem aşağıdaki gibi olacaktır.

B

EKSİK PARÇA

756 - 250 = 506 buldum 6. ayın 5. günü

45
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Arkadaşlar, bulmacayı çözebilmek için dergimizi dikkatlice okumanız gerekiyor. Soruların cevaplarının çoğu dergide. Kolay gelsin.

Serap Çakmak

46
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

1. İki takımın araya gerilmiş ağın iki tarafına geçerek elle oynadıkları bir top oyunu. 2. Peygamberimizin göğe yükselmesi olayı. 3. Gerçek olması mümkün olayların anlatıldığı edebî tür, öykü. 4. Kur’an’ın 95. suresi. (İncir anlamına gelir.) 5. “Allah …….. edenleri sevmez.” Araf Suresi 31. ayet

11. Annesiz kalmış çocuk. 12. Asma ağacının salkım şeklindeki meyvesi. 13. Peygamberimizin kendinden iki yaş büyük amcası. Onun soyundan gelenler sonradan Abbasî Devleti’ni kurdular. 14. Bir şeye veya bir kişiye karşı duyulan itimat. 15. “Beş Hececiler” diye bilinen şairlerimizden biri. “Yayla Dumanı” adlı şiiri meşhurdur. 16. Yazın temiz hava almak ve hayvan otlatmak için çıkılan yüksek düzlük yer. 17. Peygamberimizin bir kızı. (Lakabı Betül’dür, Hz. Ali ile evlenmiştir.) 18. Füze atan alet, füzeatar. 19. Karşılıklı bilgi ve haber alışverişinde bulunma, komünikasyon. 20. Kimyasal bir tepkime sonucu meydana gelen gücü elektrik akımına çeviren madde.

6. Üç din için de kutsal olan şehir. Şu İsrail devletinin başkentidir. Mescid-i Aksa bu şehirdedir. 7. Bir işi üstlenip söz verme, sözleşme, mîsak. 8. Birisini arkasından kötüleme, dedikodu yapma. 9. Peygamberimizin doğumunu kutladığımız kandil. (Rebiyülevvel ayının 12. gecesidir.) 10. “Çarşıdan aldım bir tane Eve geldim bin tane.”

GEÇEN SAYININ ÇÖZÜMÜ

47
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

Enes - M. Said ar M. Tut

- KAYSERİ Yakup Yüksel ri – MUĞLA ve öğrencile ünay Özcan G r – ISPARTA Furkan Şene – ALMANYA Bahar Yazar z – ISPARTA Zeynep Topu E ü – PÖTÜRG Esra Deregöz – MARDİN Ferhat Oral FRANSA İsa Kesim – ç – TOKAT Beyzanur Kılı r – ADANA Kerem Söke – BOLU Büşra Baltacı TANBUL hraman – İS A. Hicret Ka NU KASTAMO Esra Demir – – MARDİN Esra Gümüş in – AFYON Kübra Aytek NBUL zyurt – İSTA M. Furkan Ö UL urt – İSTANB M. Faruk Özy BALIKESİR urtekin – Zeynep Ham TANBUL Elif Uyar – İS I an – ÇANKIR Abdullah Tayl – ŞIRNAK Yıldız Sulhan ŞIRNAK hra Sulhan – Mazlum ve Ze

ŞIRNAK’tan kardeşimiz Yıldız Sulh an şöyle yazmış: “sizlere mektubumu Silopi’nin Çardaklı köyü nün Yamaç mezrasından yazıyorum, Cudi Dağı’nın eteğ inden. Babam sayesinde bize gelen derginiz okulumuzda kapışılıyor, çok seviliyor. Sizden ricamız dini hikâyeler, ahla k ve siyer konularında yazılar. Bizler Kuzey ırak’a en yakın çocuklarız, artık savaş ve şiddet görmek istemiyoruz. Barış ve huzur dolu bir dünya dileğiyle hoşçakalın.”

Ayşenur - Muhamm ed Özen

Betül, Esma, Ali İhsan Koçyiğit

deren kardeşiADANA – Seyhan’dan mektup gön “Ben 2. sınıfa gidimiz Kerem Söker şöyle yazmış: hayalim astroyorum, sınıf birincisiyim. En büyük aşkanı olmak not olmak. Onu olamazsam cumhurb Dergisini çok seistiyorum inşallah. Diyanet Çocuk

48

viyorum.”
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı : 348 Temmuz 2009

ALBÜMÜMÜZ

M. Enes Çelik

Recep Tayyip Gökçe

Hüseyin Cengizli

Zeynep Şahin

Mücahit Fatih Kiremitçi

Berin Belen

Berkay Urgun

Rıdvan Belen

Meryem Ceren Bıyıklı

Oğuzhan Ece

Sıla Bilge Belen

Kübra Özdağ

Ömer Kırmızı

Yusuf Tekin Bilbay

Tuba Alyu

Abdullah Ziya Oruç

Yasin Remzi Köylü

Büşra Alyu

Eylül Yaren Yelekin

Sevgi Öztürk

Ezgi Mert

H. İbrahim Mert

Elif Mert

Mehmet Can Çalışkan

Erva Çalışkan

Esma Nur Peker

Mustafa Genç

Nurhayat Karakaya

Bengisu Belen

Emre Karaahmet

Melisa Gavazova

Merve Yakışan

Muhammed Ali Eren

Muhammet Emin Ardoğan

Recep Kaan Aksu

RESSAM OLMUŞTUM RÜYAMDA Ressam olmuştum rüyamda Kar tanesi kadar temiz Güzel, hoş kokulu bir gül kadar Mutluluk verici resimler çiziyordum. Kötülüklerden uzak Pembe bir dünyanın içinde Minik minik pamuk elli Bebeklerin resmini çiziyordum. Masum bakışlı çocuklarla Oyunlar oynuyorduk elele Yıldızların üstünde. Dünyanın en güzel yerinin En güzel resmini ben çiziyordum. Pembe dünyamda Mavi bulutlar üstünde Mutluluk şarkılarını ben söylüyordum, Çünkü rüyamda ben Ressam olmuştum. Mümine İlaiz Aşkale/Erzurum